Muhterem Okurlar, Türküler, his ve fikir coğrafyamızın temsil kabiliyeti yüksek ezgileridir. Sözleri kimilerine göre basittir; ama samimi ama derunidir. Türkü, Türk’ün adım attığı her yerdedir. Çünkü ismi ile müsemma türkü, Türk’ü en iyi anlatan musikidir. Bir bakarsınız Azerbaycanlı, Kerküklüdür bir bakarsınız Rumelili, Kafkaslıdır… Elimizi ayağımızı yanımızda nasıl taşıyorsak ‘dilimiz’ olan türküleri de öyle taşırız. Ezgilerimiz işçi olup gurbete, asker olup cepheye, yaralanıp hastaneye, cürüm işleyip dama, sevdalanıp dile düşerler. Türküler damadımızın takısı, gelinimizin yüzgörümlüğüdür. Kısaca onlar bizim hayat ve hayal hikâyemizdirler. Her hâlimize denk düşen bir atasözümüz olduğu gibi her hâlimize denk düşen bir türkümüz de vardır. Bu anlamda türkülerin doğum yerleri vardır ama belli bir yurtları yoktur. “Kar mı yağmış şu Harput’un başına” türküsüne kulak kabartmak için Elazığlı, “Şen olasın Ürgüp dumanın gitmez” türküsüne eşlik etmek için de Nevşehirli olmak kayıt ve şartı yoktur. Ve duygu derinliği sağlayan şairlerimize de öyle… Şairlerimizin şiirlerini okurken Osmaniyeli, Kahramanmaraşlı, Yozgatlı olduklarını düşünmeye ne gerek, önemli olan tesirleri! Adnan Binyazar, Mehmet Özbek ve Fatih Kısaparmak’la yapılan röportajların her okurumuzun dikkatini çekeceğine ve bizleri türkülerimize daha bir perçinleyeceğine inanıyoruz. Yazarlarımızın isimleri, isimlerinin çağrışımları buraya sığmayacağından ilkin dergimizin “Bu sayıda” bölümüne bakmanızı sonra da hiçbir yazıyı atlamadan tümünü okumanızı rica ediyoruz. Her bir yazarımızın, türkülerimize bir başka pencere açarak bizleri bazen arındırıp ferahlandırdığını bazen hüznün kıyılarında bütün türkülere el uzattırdığını göreceksiniz. En evveli de bedeli binlerce kez ödenmiş hatırlamanın, anlamanın, inanmanın kolaylığını sezeceksiniz. 43. sayımızın konusu “ev, sokak, mahalle”. Kendi muhitimizde buluşmak dileğiyle Allah’a emanet olunuz. Bizim Külliye

NAZIM PAYAM

Türkü terbiyemiz, paylaşılamayanı, uyumsuzluğu meclisine kabul etmez, haz verdiğine, kendini yoklama, hatıraları dinleme fırsatı da verir. Bir insandan bir yörenin fotoğrafını çekebiliyor ve bunu en azından genelin bir kısmına aktarabiliyorsa türkü vardır.
3

uphi Saatçi ile dergimizin dosya konusunu konuşuyoruz; “isabetli”, diyor “türkü”ye ve ekliyor: “Ömrümü Kerkük’e adadım, fakat bir Kerkük türküsü kadar etkili olamadım.” Bu söz, bana Aytmatov’un Beyaz Gemi’sindeki Mümin Dede’nin ağzından aktarılan bir hikâyeyi hatırlattı: “Geçmiş zamanların birinde, bir han başka bir hanı tutsak almış. Bu han tutsağına: -Eğer istersen benim kölem olarak yanımda kalır, uzun zaman yaşayabilirsin. İstemezsen, en büyük arzunu yerine getirir, sonra da seni öldürürüm.” demiş. Tutsak Han düşünüp cevap vermiş: -Köle olarak yaşamak istemiyorum, beni öldür daha iyi. Ancak öldürmeden önce, benim vatanımdan herhangi bir çobanı buraya getirtmeni istiyorum. -Ne yapacaksın o çobanı? - Ölmeden önce ondan bir türkü dinlemek istiyorum.” İlk anda serin bir esinti taşıdığı hissi ile sesi-

S

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

"bu türkü beni anlatıyor". güzeline türkü yaktığımız toprağın tasası almaz mı bizi! Gesi Bağları. Onun yalanı insanımızın gerçeğinden kopması veya gerçeğini gizlemesidir. Derviş Himmet benzeri ustaların bestelenmiş güftelerini duygu sofralarında eksik etmez.1 0 4 . Bizi anlamak. sultana da çobana da aynı kederi. ağrımız. yunmuş yıkanmış dilimiz onun sesiyle yankılanır. haz verdiğine. Türküye yalanı biz söyletiriz. ovasına. “Akma Tuna akma ben bir dertliyim”i mırıldadığımızda kan akışımız değişiyorsa türkülerin omuzlayıp getirdiği olaylar. gülüne. Seferberlik ve Yemen türkülerini dinlediğimizde. aşımıza ağı katan zalim feleği. ezgimiz. dili. dersem çok mu iri konuşmuş olurum? Türküye meylimiz. kucaklaşırız. Babamın türküsü. anamın. Vazgeçemeyiz türküden. ezgimiz. Sesimizin öğüttüğü türkü. Tanpınar. sılayı da gurbeti de boşluğa iten renksiz. çeşmesine. sonra içine gömülen bu yalnızlığımızın sesidir. kokusuz. kendince dokunan sesimize bunların ölçüsüyle ilmek atarlar. dayımın. yatağı. türküyle devretmişizdir. Bir toprağın türküsü varsa orası vatan olmuştur. "Bu türkü bana söyleniyor". iç çekişlerimizi. yatağımız. Kerem Dede. Türkü. yatağımız. uyduruk yaşantısından saman alevi gibi uyduruk türküler çıkarır. Sosyal ıstırabımızı. olayların ardında bıraktığı sessizlik hâlâ içimizde demektir. paylaşılamayanı. ağamın türküsü demekteki kastımız onların yaşama serüvenlerine işaretimizdir. yâre dokunmanın şaşkınlığını en berrak yüzüyle ifşa eden türkülerdir. daha n’olsun!… ne kulak verdiğimiz türkü. sarıp sarmaladıkça. göbek kordonuyla bağlandığı türkünün depreştirmesiyle sesini gürleştirir ve bir anda hareketlenir. Her çağı yaşama biçimimiz. Çanakkale içinde aynalı çarşı. dili. Bayram Bilge Tokel’in Nida Tüfekçi öldüğünde “Türküler Nidasız Kaldı” diye hayıflanması. Şunca zamandır evlatlarımıza hayat mirasını türküyle devşirmiş. hatıraları dinleme fırsatı da verir. Yalnızlığımız nispetinde kâinatla birleşir. yılgınlığımızı. Kişi sevdalıysa. ezgisi. Türkünün yaşı yaşımız. kendini yoklama. çırpınan Karadeniz’i. köy odasına çekip türküleştiren. Gerçeğimize imanı onun ruh hâlimizi sarsmasıyla tazeleriz. aynı sevinci yaşatır. ağrısı. ezgisi. yalan söylemez. sevdaya adaysa “Aşkın odu ciğerimi Yaka geldi yaka gider Garip başım bu sevdayı Çeke geldi çeke gider” söyleyişine nasıl duyarsız kalsın! Terennüm edilen ile hayat ritmini çabucak kaynaştıran türkü. dilimiz. ilahisini.” Divan şairinin gazelini saraydan bey konağına. dipsiz mekanik sözler… Boş söz ağırlığındandır ki haslarımız Karacaoğlan. bir türkü söyle” ricası. ağrımız. Sonrası herkesi herkese unutturan. Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun türkü dinlediğinde şairliğinden utanması bu paylaşımdan. yiğidi kuru soğana muhtaç edeni. yaşanılanın kalp pınarlarından beslenir. Radyoların türkü saatlerinde analarımızın. mevzusuna yüzlerce kitaptan daha tesirli muhabbet aşılamaz mı bize! Dağına. yaşadığına inanır’. ağrısı. sancısını üstümüze sindirmesinden mi? Hayır. Eşrefoğlu. insan sıcaklığından yoksun. bizden bir haber almak isteyen türkümüze kulak versin. Türkü terbiyemiz. ‘İnandığı gibi yaşamayanlar. dünyayı algılayışımız. Emrah. Ne yasak ne teknoloji ne de modernlik bizi türküden koparır. koşmasını saray mensubunu imrendirecek gönle sevk eden. daha n’olsun!… ■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .Türkünün yaşı yaşımız. yalnızca tarih zemininde kalanları ses anahtarıyla açmasından. Bir insandan bir yörenin fotoğrafını çekebiliyor ve bunu en azından genelin bir kısmına aktarabiliyorsa türkü vardır. sahiplenmesiyle onaylanır türkülerimiz. Yunus Emre’yi anlatırken parçadan bütüne yolculuğumuzu şu cümlelerle açar: “Biz sevdiğimiz nispette yalnızızdır. nice halk ozanının varsağını. uyumsuzluğu meclisine kabul etmez. Hayatımızı oluşturan notalar türkümüzün icrası içindedir. Ali Akbaş’ın “Kerem et Mükerrem. olayların acısını. Çoklarımız. ablalarımızın “bundan sonraki benim bahtıma” demesi. dilimiz. yatağı.

tarihlerini. dillerini ortaya koyma sürecini başlatmıştır. Toplum ve Edebiyat. Hacettepe Üniversitesi. Ölümün Gölgesi Yok. ama en ilkel toplumun yaşayışında izlerini sürdürebileceğini savunur. Orhan Kemal Roman Armağanı'nı kazanan Ölümün Gölgesi Yok adlı kitabında bir sevda öyküsü anlattı. Türk Dil Kurumunda görev yaptı. Cumhuriyetle başlattığımız kültürel arayışların temelinde bu yatıyor. Halk öyküleri ise nerdeyse anlama çabası gerektirmeyecek denli yalındır. bir romanı herkesin tam anlaması olanaksızdır. bu dönemde İncila Özhan'la birlikte altı ciltlik Türkçe/Dil ve Okuma Kitabı'nı (1. Halk anlatılarının zenginliği hakkında düşüncelerinizi almak istiyorum. uygarlığın nice gelişmiş ülkede yozlaştığını. Türkiye’nin çeşitli öğretmen okullarında.ADNAN BİNYAZAR ile halk kültürü üzerine “aydınlanma”. kin vardır. Ozanlar/Yazarlar/Kitaplar. 1978 yılında Kültür Bakanlığı Tanıtma ve Yayımlar Dairesi Başkanlığına getirildi. Yazmak Sanatı (Emin Özdemir'le). Clive Bell. Cumhuriyet'in 50 Yılında Atatürk Yolunda 40 Yıl. Düşünün ki. Bu duygular kendiliğinden doğmaz. ama ortada bir “anlaşma” vardır. kendi kültürlerini. yalınlığa ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . toplumların. Dicle Köy Enstitüsüne girerek eğitimini Gazi Eğitim Enstitüsünde sürdürdü. Yaralı Mahmut’tur. Dede Korkut. Ancak 14 yaşında başlayabildiği ilköğrenimi çeşitli illerde sürdürdü.. 1981 yılında Berlin Eğitim Senatosu'nun çağrısı üzerine Berlin'e gitti. Uygarlık adlı yapıtında. Masalını Yitiren Dev adlı anıromanında yoksulluk içinde geçen çocukluk dönemini. On Beş Türk Masalı. Gazi Eğitim Enstitüsü. Kültür Bakanlığında. Ayna. Adnan Binyazar. Devlet Konservatuarı.) yazdı. Yazılı Anlatım Bilgileri (Emin Özdemir'le). anlatıla anlatıla artık dilsel öze. Bizim. Masalını Yitiren Dev . binlerce yıllık duygu birikimlerinin sonucudur. Halk Anlatıları. Yazın ve Bilim Dilimiz. anlaşmanın olduğu her yerde anlatımsal bir gelişme de söz konusudur. Kan Turalı. düşmanlık vardır. Toplum ve Edebiyat.1 0 5 . kimileri binlerce sözcükle anlaşabilirler. Onları söyleten nedir? Halklar düşünsel ve duygusal etkileşimi anlatıyla sürdürürler. Âşık Veysel.. Eserlerinden bazıları. 7 Mart 1934 tarihinde Diyarbakır’da doğdu. nefret vardır. Ağıt Toplumu.-2. Türk Dilinde 25 Ünlü Eser. Halk anlatılarının etkileyiciliği. halkların yüzlerce. Şairin Kedisi. TANER NAMLI Takdim Adnan Binyazar. Dedem Korkut/Vier attürkische Nomadensagan (Türkçe-Almanca). anlatılanın herkesçe kolayca anlaşılmasından doğar. Yazma Öğretimi Yazma Sanatı. Kimi halklar üç beş yüz. Ay Bazen Mavidir. Duyguların Anakarası. üç evli bir köyde bile sevgi vardır. Basın Yayın Yüksek Okulu gibi birçok eğitim kurumunda ve Türk Tarih Kurumunda. Örneğin. Halk anlatılarını görkemli ve etkileyici kılan nedir? Bu duyarlılığı nereden alıyorlar? Örneğin okuma yazması olmayan bir adam nasıl olur da bu kadar etkileyici şeyler anlatabiliyor diye soruyoruz bazen kendimize. Kültür ve Eğitim Sorunları. Çünkü yüzyıllarca. (Metin Öztekin'le).

radyoda duyuverelim. Ama üretilen. anlamı içinde barındırır. İnsanın gitgide birbirinden koptuğu bir dünyada.. Halk kültürünün sizin hayatınızdaki yerini nasıl yorumluyorsunuz? Halk kültürü bende dinlemeyle başladı. akacak yer bulabilecek mi? Ben bir gün. Ablalar kardeşlerine. Türkü bunu gerçekleştirir. On bin yıl sonra ne bu dağlar böyle kalacak ne ovalar ne sular. Ben kimi türküleri dinlerken bir anda bütün geçmişimin orta yerinde buluyorum kendimi. İyi bir araştırma yapılırsa. “Ara ver dağlar dağlar ara ver. “akıntı”yı durduracak bir güç yok. iç sesin yazıya dönüşmemiş anlatımıdır. Ben. halk kültürüyle beslenmemin izlerini yazarlığımın her aşamasında görebildiğimi sanıyorum.eğer kendisi bir teknik adama dönüştürülmezse. Böyle bir alan sağlanamadığı sürece.içinde bunalmaya başladığı bu teknik dünyayı yıkmak için kendini başka güçlerle donatacağı kanısındayım. kişinin kendini o işe vermesiyle ilgilidir. türkü çağrışımı yoğun bir sanat dalıdır. Sizin deyiminizle. Hayat. O günden bugüne. Kişinin duygu derinliğine varması ise. halk anlatılarının belki de en etkileyici olanına getirmek istiyorum. Avrupa sanatı gökten inmedi. yazın. iç düzeni. ulaşmıştır. Biri şöyle bir bir mırıldanıversin. Bizim. Sanatsallığa ancak duygunun yönlendirilmesiyle varılıyor. dillerini ortaya koyma sürecini başlatmıştır. ama konuşması vardır. halkın birikimleri olduğu yerde durur. Sözü. nerdeyse şimdi ölmekte olan bir gelenek vardı. Yaratım süreciyle beslenmiş halk birikimleri öylesine etkilidir ki. insanlığın.Geçmişimiz. Okuma yazması yoktur. Ona evrensellik kazandırmak sanatçının işidir. bilim ve çeviri dilimizdeki gelişmeleri göz önüne getirirsek. duyumsatır. onun yaratıcı gücüyle ilgilidir. benim bu selamım götür yâra ver” ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . kendi kültürlerini. ya da TV’de. askerde ya da iş yaşamında edindikleri deneyimleri. Yaşamak. Yaratıcılığın sanatsallık kazanması. kişiliğimizin yapı taşlarıyla örülmüştür. Bizde. geçmişle yaşadığımız an arasında kurduğumuz duygu köprüsüyle anlam kazanıyor. Bu güç çok kişide vardır. Çocuktum. ortaokul öğrenimini bile tamamlayamamış bir Yaşar Kemal’den dünya çapında bir romancı çıkarır.. yoksa bu süreklilik dipten bir akıntı olarak devam ediyor mu? Bu soruya bağlı olarak halk anlatılarının modernizmle olan ilişkisini de değerlendirebilir misiniz? Halklar. doğal olarak bin yıl öncekine benzemeyecektir. Duygu gelişimi herkeste vardır. Türkü. toplumların sevincinin de üzüntüsünün de eleştirisinin de ürünüdür. büyükler küçüklere masallar anlatırlardı. Erkekler.1 0 6 . yaşadıkça. Halk anlatılarının çoğu da konuşma ürünüdür. Yaşamak. yaşadığımız ortamı kendimize göre biçimleme sürecidir. Halk. Cumhuriyetle başlattığımız kültürel arayışların temelinde bu yatıyor. Ama akıntı. ezgiyi. kendine ait kültür ürünleri yaratmayı bırakmış mıdır. en çağdaş sanatçı sayılan Picasso’nun bile halk birikimlerinin kaynağı olan geleneksel ürünlerden yararlandığı görülecektir. Öykü anlatanları can kulağıyla dinlerdim. ibret alınacak öykülerle besleyerek evde anlatırlardı. Türkü deyince hangi çağrışımlar oluşuyor zihninizde? Türküler ne anlatır size? Sorunun içeriğinde de görüldüğü gibi. ne yazık ki korkunç bir kültürel ilişkisizliğe doğru sürükleniyoruz. Geçmişimiz. toplumların. Türkü anlamlıdır. Kolay anlaşılırlık duyarlık etkileşimini sağlamada da etkindir. geçmişle yaşadığımız an arasında kurduğumuz duygu köprüsüyle anlam kazanıyor. tarihlerini. “aydınlanma”. Bu vesileyle şunu da söyleyeyim. Anlamsal yapının bütün özelliklerini özünde taşır. Türkü bunu gerçekleştirir. ama anlatmaz. kişiliğimizin yapı taşlarıyla örülmüştür. nereden nereye geldiğimiz daha iyi anlaşılacaktır. kültürel ürünler de var olacaktır.

Kurul gönül köşküne. yoğun. “ömrün arkasından sökülüp gitmesi” imgeleri edebiyat sanatının en güzel örneklerinden değil midir? Halk kültürü araştırmalarının yeterli derecede ve nitelikte yapıldığını düşünüyor musunuz? Düşünmüyorum. Her esrârı sazımın Bir telinde çözülen Yeni türküler söyle. Yürekten kopup gelen.. Can evime seslenen. Her seher ter ü taze Ümitlerle beslenen Yeni türküler söyle. Yârân dönsün şaşkına. kim kime yakınsa. devlete bağlı üretimsiz dairelerle ya da birtakım derneklerle yürütüldüğü sürece bir sonuca varılacağına inanmıyorum. Göz yaşından süzülen. Bu iş. Yanık yürekler için Haydi Allah aşkına Yeni türküler söyle. iç düzen hangi şiirde vardır! Ya da. Sohbetiniz için teşekkür ediyorum efendim…■ YENİ TÜRKÜLER SÖYLE Dağlardan akıp gelen. Örneğin. Vefâsız yâr üstüne. onun uydurma çalışmalarını basmakla yetiniyor. Halkı düşünmeyen hükümetlerin.dizesi neler duyumsatmaz bize. Çarşamba’yı sel aldı Bir yâr sevdim el aldı Keşke sevmez olaydım Elim koynumda kaldı dizelerindeki yalınlık. sıradanmış görünen. Bu yüzden. bu konuda özerk olan kurumlaşmaları savunuyorum. Muhabbetle süslenen. halkın birikimlerine önem verip araştırma enstitüleri kuracağına inanmıyorum. edebiyat değeriyle etkiler. Yenice yolları bükülür gider Zülüf al gerdana dökülür gider Yiğidin başına bir hâl gelirse Ömrü arkasından sökülür gider dizelerinde geçen “zülfün al gerdana dökülmesi”. Nazlı nigâr üstüne. Sevda semâlarında Dalga dalga yükselen Yeni türküler söyle..1 0 7 . onlar da Kenan Evren döneminde devlet dairesine dönüştürülmüştür. Ben. Çok kısa sürede bu alana yönelik çok önemli araştırmalar yapılıp yayımlanmıştır. Türkü kimi zaman bizi edebiyatın doruklarına çıkarır. şimdi. Erzurum Üniversitesinde Halk Bilimi Bölümü vardı. Türkülerin edebî değeri hakkında neler düşünüyorsunuz? Halk anlatıları ya da türküler bizi sanatsallıklarıyla. Başımda dönüp duran Efkâr efkâr üstüne Yeni türküler söyle. BESTAMİ YAZGAN ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . anlam. Ezgilere dizilen. bu kurumlarda önemli araştırmalar yapılacağına. Yalnızca Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu öyle idi.

kinle Gam.1 0 8 . pus alır Türkülerle uzun yollar kısalır Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Erenler yoldaşı Mehmet Çarmaşır Bize maveradan haberler taşır O söylerken bize susmak yaraşır Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Kar erisin yaylalara göçülsün Yamaçlarda mor menevşe açılsın Ricâ et Râci’ye o da koşulsun Kerem et Mükerrem bir türkü söyle ALİ AKBAŞ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . çürük aklı yele sal Birbirine girsin gerçekle masal Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Bir şehir bilirim taşı kehribar Erkeği Köroğlu. edası kibar Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Bir şehir bilirim iniş yokuştur Çifte minaresi nakış nakıştır Aşılmaz yolları borandır kıştır Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Sen susarsan göğümüzü yas alır Pasinler’i duman alır. kasavet dağıt gür nefesinle Yüce endamınla yiğit sesinle Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Dadaş göğümüze bir velvele sal Ruhu coştur.HÜMÂ KUŞUMUZ Yine duman almış Palandöken’i Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Türküler bağrımda bir gül dikeni Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Yükseklerde öten hüma kuşumuz Issız gecelerde can yoldaşımız Sen söylerken göğe değer başımız Kerem et Mükerrem bir türkü söyle İşimiz yok bizim hasetle. kızları Nigâr Ey şahin bakışlı.

yazı Nida'nın Bir gün Kırşehir'de. kimdir. bir gün Banaz'da Adım adım gezdi baharda. bara Sadamızı yaydı dört bir diyara Türküler uğruna düştüğü nâra Çıra oldu yandı sazı Nida'nın Bu ses nerden gelir. yazda Bizi üşütmedi karda. bilinmez Alır gider bizi gayri gelinmez Yüz asır geçse de yine silinmez Bozok Yaylasından izi Nida'nın BAYRAM BİLGE TOKEL ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Sivas'ta Hürmetle edilir sözü Nida'nın Yeni Kalem ile yazı yazardı Aslı Akdağ'lıydı. bozlaklar yasta Ankara'da. ayazda Yandıkça büyüdü közü Nida'nın Türküler Nida'sız onulmaz hasta Halaylar üzgündür.TÜRKÜLER NİDA'SIZ KALDI Nida Tüfekçi'nin Aziz Hatırasına Çamlığın başına bir inece duman Gördükçe ağlardı gözü Nida'nın Ziya'nın acısı yüreğinde dağ Nasıl dayanırdı özü Nida'nın Baba oldu türkülerin merdine Acı çekti bir sürmeli derdine Şikayet gelmedi bir gün virdine İlkbahardı kışı. gurbet gezerdi Türküleri duruşundan sezerdi Görünce ışırdı yüzü Nida'nın Bir ömür adadı samaha.1 0 9 . Kayseri'de.

Dr. Tekkeler. insanıyla. bu kahvehanelerde yankı bulmuş ve topluma mal olmuştur. yüksek dağlar ve uzak mesafe engellerine çarpmıştır. bireysel ve en çok da ortak sosyal alan olarak düğün veya benzeri törenlerde bir *Prof. medeniyetin merkezinden yayılmanın getirdiği cazibe ile taşrada daha derin bir etki bırakarak süreklilik kazanmıştır. ortak müzik.NÂMIK AÇIKGÖZ* İmparatorluğun dört bir yanından ve hatta imparatorluk dışından gelen her ses. türküler yörelerinin sınırlarını aşamamışlardır. 10 ürküler. ezgisiyle. sosyalleşme mekânı olarak sadece cami ve tekke ve dergâhların bulunduğu sosyal yapıda. bu büyüdür. Yani. yerel otantizmle evrensel duygu ve insani özellikleri sergilemeleri… Kitle iletişim araçlarının olmadığı. zaviyeler ve dergâhlarda söylenen ilahiler..1 0 . ritmiyle yöreyi yansıtırlar fakat işledikleri konu. Onları sürekli hâle getiren de. Her türkünün çığlığı. mesafelerin insafsız ve sadece kervanların vicdanına terk edildiği zamanlarda. yüzyılın ortasına kadar. dinî ve tasavvufi merkezli gelişmiştir. Fen-Edebiyat Fakültesi T ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . kendi yöresinde yankılanmış. ezgiler ve semahlar bu sınırları zorlamışlarsa fakat onlar da “cemaat sınırı”nı pek aşamamışlardır. yakaladıkları tema ve yansıttıkları duygu evrenseldir. tabiatları icabı yereldirler. Din dışı müzik. Türkülerin mesafe sınırını zorlamaları. Yöreden gelen söz ve ses. Muğla Üniv. coğrafyasıyla. bugün beğenmediğimiz kahvehaneler vasıtasıyla gerçekleşmiştir. 16.

16. maşerî vicdanda çok çabuk yer etmiştir. gelişme alanı bulmuştur. genellikle bu dükkânda bir araya gelir. Şairler. imparatorluğun bütün dilleri ve bütün müzikleri icra edilmiştir. Kahvehaneler. İlk zamanlar divan şairlerinin de bir araya geldiği anlaşılan kahvehanelere. Mesela. bir sosyalleşme mekânı olarak günlük hayatın bir parçası durumuna gelmişlerdir. Bazen meyhanelerde bazen konaklarda ve konak bahçelerinde bazen de eşribe (alkolsüz içecek) dükkânlarında bir araya gelen okur yazarlar. ve 19. yüzyıllarda. “Toplumsal kendiliğindenlik” diyebileceğimiz bir geniş kabul skalasında. buralarda edebî kültürün gelişmesine de katkıda bulunmuşlardır. Türk toplumu. İstanbul halkına yeni bir sosyalleşme imkânı sağlarken. Şuarâ mecma’ı. 18. bir de tezkire yazarı Latifî’nin 1546 yılında söylediği gibi. mutlaka şairlerin de uğrak yerleri olmuş.Semai kahveleri. İlki Tahtakale’de açılan kahvehaneler. Böylece. yüzyıldan kalma. konforu artan ve kullanım amacı genişleyen kahvehaneler. Tabii. halk şairlerinin de uğramaya başladıklarını görüyoruz. şüphesiz derme çatma idi fakat İstanbul’un diğer semtlerine yayıldıkça. bu mekânlar. hızlı bir yayılma imkânı bulan kahvehaneler. yeni söyledikleri gazellerini okuyup tartışırlarmış. sınıf. Bunu. Meyhanelerin yasak olması sebebiyle.1 0 11 . meyhane ve eşribe dükkânlarına alternatif olarak bir fonksiyon ifa etmiştir ki. sadece kahve içilen yerler olmaktan çıkmış. meyhaneye alternatif olarak yeni bir sosyalleşme mekânına kavuşmuştur. gazel kânı Karaman’da Sübûtî dükkânı beyitinden öğreniyoruz. dil ve kültür farklarının yaşanmadığı bir merkez olma özelliği de taşır ve bu özelliği ile geniş Osmanlı coğrafyasının müzik sentezinin yapıldığı mekânlardır. Büyükkaraman Caddesi varmış ve bu caddede Sübûtî mahlaslı bir şairin eşribe dükkânı bulunmaktaymış. bugüne kadar devam edegelen bir kurum olmuşlardır. şiirde iki gele- ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . zaman zaman siyasi otoritenin baskılarıyla karşılaşsalar da. bugün Saraçhane ile Fatih arasında kalan bölgede. “Karacaoğlan türküleri ırlayan” halk şairlerinin dillerinde ve sazlarında… 1555 yılında ilk kahvehanenin İstanbul’da açılmasıyla.

Başka kültürlerle etkileşime girerek daha da zenginleşen ve doğurganlık özelliği daha da artan müzik geleneği. Gazellerin düz şiir olarak değil de. Bu işleme ve zenginleşmeden sonra. halk şiiri geleneğinin de saz eşliğinde icra edilmesi. Bu yüzden semai kahvelerine “türkülerin merkez üssü” demek mümkündür. Bu gelenek ve bu zihniyet hâlâ devam etmekte. diğeri de halk geleneği ve irfanına dayanan şiir (meydan şairleri) anlayışı. yeniden şekillenmeleri yazarak bugüne daha da çok bilgi aktarabilmiş olsaydı. bir Azeri “mugam”ıyla bir zeybek havası. bu mekânlarda. Semai kahveleri. belki de ticari amaçlı gazinoların müziği yozlaşma gibi bir olumsuz devreyi hiç yaşamayacaktık.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Böylece. en güçlü damar olarak. İstanbul’un bir medeniyet merkezi ve sembolü olmasının yarattığı cazibe. kahvehanelerin. en güçlü damar olarak. Bundan da en çok nasibini alan gelenek türkü geleneğidir. Bununla. sosyal genetiğimizde çok önemli bir yer tutmuştur. semai kahvelerinin büyük bir rolü vardır. yöresel müzik kültürünün yeniden işlenip zenginleştirildiği mekânlar olmuşlardır. ortak dil ve üslup geliştirmeye başlamışlardır. Bunda. daha da geniş bir şekilde yazabilmiş ve buralarda yaşanan tartışmaları. Birisi aydın geleneğine (kalem şairleri). Rumca bir ezginini yanı sıra bir levendin getirdiği Cezayir türküsü. İmparatorluğun dört bir yanından ve hatta imparatorluk dışından gelen her ses. semai kahvelerinde yer bulabilmiştir. “İstanbul’da Semai Kahveleri ve Meydan Şâirleri” adlı küçük çalışmasını. dil ve kültür farklarının yaşanmadığı bir merkez olma özelliği de taşır ve bu özelliği ile geniş Osmanlı coğrafyasının müzik sentezinin yapıldığı mekânlardır. hâlâ İstanbul’dur. Çünkü semai kahveleri. Öbür taraftan. Yöreden gelen söz ve ses. “Semai kahveleri” adıyla anılacak olan bu kahvehaneler. kahvehanelerde harmanlanmıştır. semai kahvelerinde beraberce icra edilerek birbirlerini etkilemişlerdir.” demiyoruz. müzik kültürüdür. medeniyet merkezinin yüklediği cazibe ile başta türküler olmak üzere. sivil bir oluşum olma özelliği ile toplumsal bir rahatlama alanı hâline gelmiştir. hiçbir zaman İstanbul’a alternatif olamamıştır. sosyal genetiğimizde çok önemli bir yer tutmuştur. neğin kesiştiği nokta olma özelliği taşımaya başlamışlardır. Müzikoloji açısından ise semai kahveleri. belki gelenek yeniden inşa edilirken çok daha sağlam temellere dayanabilecek. “Toplumsal kendiliğindenlik” diyebileceğimiz bir geniş kabul skalasında. medeniyetin merkezinden yayılmanın getirdiği cazibe ile taşrada daha derin bir etki bırakarak süreklilik kazanmıştır. Arabeskten pop müziğe kadar yeni tür müziğin merkezi. Balkanlardan İran’a. imparatorluğun ses sınırları belirlenmiştir. yeniden işlendiği ve tekrar topluma yayıldığı merkez olma özelliği kazanmışlardır. müziğin ve elbette ki türkülerin toplumsallaşmasında. aynı zamanda birer müzik mahfili olmasını doğurmuştur. Anadolu ve Balkanlar’da yaşayan halk şairlerini merkeze çekmiş ve geniş coğrafyanın şiir ve müzik kültürü. popüler müzik. sözün ve sesin biriktiği. ritm ve ahenk olarak da zenginleşmiştir. buralarda. radyonun devreye girmesiyle İstanbul ile ortak merkez olma özelliği kazanan Ankara. müziğin ve elbette ki türkülerin toplumsallaşmasında. imparatorluğun bütün dilleri ve bütün müzikleri icra edilmiştir. Kırım’dan Kuzey Afrika’ya kadar tüm coğrafyanın müzik sesi.1 0 12 . “Her türkü İstanbul’a uğramıştır. taşraya daha etkili bir şekilde yayılarak ses ve duygu ortaklığı oluşmasına katkıda bulunmuştur. buralarda. ezgili okunması.Semai kahveleri. sınıf. müzik geleneğinin de yayılmasına vesile olduğu görülür. Bütün bu tespitlerden sonra şunu söyleyebiliriz: Devletin “buyurma” yerine “imkân sağlama” ilkesiyle oluşan semai kahveleri. İstanbul’a uğrayan ve yeniden şekillenerek taşraya yayılan şey. bu kahvehanelerde yankı bulmuş ve topluma mal olmuştur. Osman Cemal Kaygılı. resmî tavrıyla müzik yaratıcılığında.

semai. divan ( özellikle Urfa divanı ve Kerkük divanı) ve ilh. Halk sazları eşliğinde çalınıp okunan. bayatı. nutuk. Fuat Köprülü. on dörtlü hece ölçüleriyle okunan bu türkülerin güfteleri. “Siyah ebrûleri duruben çatma Gamzen oklarını âşıka atma Sana gönül verdim beni ağlatma Benim gözüm nûru gönlüm sürûru. araştırılmamış ve üstünde durulmamış bir konudur. hem de zamanın çok ilerisinde bir tutumla. uzmanlar tarafından sınıflandırılırken şu başlıklar altında toplanır: türkü (Türkî-Türk tarzında). Armutlu ve Kul Mehmed en tanınmış denizci şairlerimizdir. (kopuz. Bu. tarihimizi. mani. yüzyılların en güzel edebî örnekleridir aslında.FIRAT KIZILTUĞ ısaca “Halk Türküleri” başlığı altında toplanan. “Yine de kaynadı coştu dağların taşı Akıttım gözümden kan ile yaşı Alınca şişhaneyi seğmenler başı Arpalıktı bize Urumelleri Şimdi mesken oldu servi köyleri” Garp Ocakları Şairleri veya Çöğür Şairleri olarak da nitelendirilen. Köçekçelerimiz ve tavşancalarımız da bu gruba girer ki. karşılama. ilahî. halk musikimizin. Halk musikisi numuneleri. Öğüttür verdiğim tut benim sözüm Severim demeğe tutmadı yüzüm Ah efendim benim a iki gözüm Benim gözüm nûru gönlüm sürûru” ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . çeng. Kul Mehmed’i “Saz Şâiri” olarak işlemiştir. geraylı. taşlama. ıklığ. Zamanımızın deyişiyle bu sagu. varsağı. Halk türkülerimizi yaratanlar. edebiyat tarihimizin en seçkin örnekleridir. Kaşgarlı Mahmud’un parçalar hâlinde kaydettiği Alper Tunga Sagusu’nun (ağıt) kopuz eşliğinde. ( Azerbaycan’da şikeste). Osmanlı donanmasındaki leventlerin çöğür eşliğinde söyledikleri türküler/şiirler bilhassa 16 ve 17.1 0 13 . destani bir türküdür. Halk şiirinin yedili. saz eşliğinde. destanlarımızı. semah. sekizli. hatta oynanan halk türküleri. kesinlikle yüksek tabaka tarafından söylenmiş ürünleridir. Rumeli türküleri. hoyrat. besteleri anonim. Divanü Lügâti’t-Türk’te. Bu ürünlerin hemen tamamı. dolayısıyla K halk şiirimizin. on birli. çöğür. yoğunlaştırılıp özetlenmiş hikâye ve romandır. yatugan. bestesiyle okunduğundan eminim. sosyal hayatımızı. millî makamlarımız ve usullerimizle ölçülerek bestelenmiş. nağmeleri kaybolmuştur. kırık hava. efsanelerimizden başlayarak. bunları batının oratoryo ve kantatları ile mukayese etmek hiç de yanlış olmaz. zeybek. maya. koşma. hece vezniyle söylenmiş. Bunların ne yazık ki. nefesli çalgılar… ) dile getirmişlerdir. “Bizde roman yok” diye geçiştirilen ve edebî yoksunluk gibi görülen ve gösterilen düşünce tamamen yanlıştır. güftelerinin pek azı bilinen şairlerin şiirlerinden meydana gelmiştir.

Sazıyla okuduğu zaman. Kayıkçı Kul Mustafa’nın ‘Genç Osman’ şiiri. bir başka manasıyla hece vezninin ölçüleriyle ihtişamını dile getirmiştir. Halk türkülerinin her biri bir tez konusudur. sevdiği. eski nağmesi bilinmediğinden. Makam bakımından da çok orijinaldir. klasik edebiyatı ve Fransız edebiyatını çok iyi bilmesine rağmen. Şiirlerinin çoğu bestelenmiştir. “Türkçülüğün Destanını” halk şiiri tarzında yazmıştır. Tokat yöresindekiler en güzelleridir. bu konuda ihmal edilmiş büyük bir boşluğu dolduracaktır. semaî. türkü. Mahmûr u hülyâyım câm-ı lebinden Kanıp da bahtiyar ölmek isterim. “Çocuktum ufacıktım Top oynadım acıktım Yerde buldum bir erik Kaptı bir alageyik Geyik kaçtı ormana Bindim bir akdoğana Doğan yolu şaşırdı Kafdağı’ndan aşırdı…” Bu dönemin en güçlü şairlerinden Rıza Tevfik. Hatta klasik şiirimize ve Türk musikisine bile bazı terimler isim olmuştur. kalenderî. dinlediği bir türküdür. Yeni Türk edebiyatı akımı döneminde. Akdağmadeni. Dolayısı ile de türküdür. Türkülerimizin güftelerinin türleri. türkü olarak yediden yetmişe her Türkün bildiği. henüz göremediğim “Halk Türküleri” ile ilgili sözlüğü. Eflatun Cem Güney’in de bu konuda çok güzel çalışmaları vardır. Bu açıdan da değerlendirileceğinden eminim. divan. ciltler dolusu mevzu çıkar karşımıza. Lem’i Atlı tarafından nefis bir uşşak şarkı olarak bestelenmiştir. Eğer açıklanırsa.Bu şiir. Necip Fazıl Kısakürek de halk edebiyatı ve halk türkülerinin et tırnak misali ayrı düşünülmesi mümkün olmayan tarzını benimsemiş. aynı zamanda halk edebiyatı edebî türleri olarak değerlendirilmektedir. Edebiyatımızı etkilemesi açısından en güzel örneklerden biridir. Türkçeyi. Türkülerimiz aynı zamanda birer senaryodur. Erzurum. “Uyan yârim uyan söndü yıldızlar Gün karşı tepeden doğmak üzeredir. güçlü bir bağlama sanatkârı istese türkü şeklinde çalıp söyleyebilir. Belki de halk türkülerinin edebiyatımızdaki tesiri konusunun en güzel numunelerini Rıza Tevfik vermiştir. Her sabah güneşi seyreden kızlar Mahmur gözlerini oğmak üzeredir” Âşık Veysel bizim de zamanına yetiştiğimiz ve radyo veya plaklarıyla iç içe olduğumuz şahane bir örnektir. Mehmet Özbek dostumuzun.epopesidir. “Sultan Murad eydür ben de göreyim Nasıl bir yiğitmiş ben de bileyim Vezirlik isterse üç tuğ vereyim Şehitlere serdâr oldu Genç Osman” Halk türküleri. Hatta günümüzde az kullanılan Türkçe kelimeler bile türkülerimizde hayatiyetlerini sürdürmektedir. Anadolu’muzda sekiz tane Yıldız türküsü vardır. Ama güfte bakımından halk şiiridir. Dolayısıyla halk Türkülerinin söz varlığını örnek almıştır. antolojilere veya kitaplara yazıldığı zaman halk şiiri olarak vasıflandırılan bu parçalar Türk edebiyatının pırlantalarıdır. türkü / halk şiiri tarzının çok güzel örneklerini vermiştir. IV. Talihin kahrı var her hevesimde Boğulmuş figanlar titrer sesimde O güzel ismini son nefesimde Anıp da bahtiyar ölmek isterim. Meselâ. formatlarından dolayı şarkıdır. Ziya Gökalp. şiirlerini halk edebiyatı neşesiyle söylemiştir. Kendisini yürekten kutlarım. Hastayım yalnızım seni yanımda Sanıp da bahtiyar ölmek isterim. Halk hikâyelerimizde bir Kervankıran hikâyesi vardır. eskilerin deyimiyle şerh edilirse. Cennetmekân şiirlerini sazı eşliğinde söylüyordu. Pekâlâ.1 0 14 .■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . müstezat. Sivas. Bir olmaz emelin düştüm peşine Vuruldum hüsnünün şen güneşine Güzel gözlerinin aşk ateşine Yanıp da bahtiyar ölmek isterim. Şiirin tamamı edebiyat antolojilerinde yer alır. Dildeste kitabımızda bu Yıldız türkülerinden birini işlemiştim. en az iki bin yıldır günümüze taşıyan en önemli kaynaktır. Sultan Murad’ın Bağdat seferinin -hadi batı tabiriyle söyleyelim. Bu besteler. Yine o dönemin lirik ve çok yazan şairi Orhan Seyfi Orhon.

Solcu edebiyatçıların türkü sevdası. Boratav’ın bahsettiği dersleri. 1930’lu yılların sonlarında yayımladığı “Eğin Türkülerinin Başlıca Temleri” başlıklı incelemesinde. P ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Onlar türküyü yalnızca bir propaganda aracı olarak gördüler.1 0 . sanatkâr ve sosyologların da dikkatini çeksin istiyor Boratav. 15 ertev Naili Boratav. Peki. müziğini ve genel olarak sanatını arayan bir milletin sanatkârlarının halk edebiyatından alacakları birçok dersler vardır.” (Folklor ve Edebiyat I. İstanbul 1939). VAHAP AKBAŞ Bu tercih türkülerle. şiirini. geçen bunca zaman içinde gerekli dersler alınmış mıdır? Alındığını. denebilir ki yalnızca türkünün kökünün halk içinde olmasından kaynaklandı. en azından yeterince alındığını söylemenin pek mümkün olmadığını düşünüyorum. sosyal fonksiyonları üzerine yapılmış araştırma ve incelemelerin hiç mesabesinde kalmasından yakınır. Çünkü ona göre “orijinal edebiyatını. toplumla ilişkileri. onların mevzuları. daha doğrusu türkülerdeki ruhla entelektüeller arasına mesafe koyarken bazı yeni nesil okumuşların da türkülere yabancılaşmasına sebep oldu. halk türküleri etrafında gerek halk edebiyatı gerek halk musikisi bakımından araştırmaların epey bir yekûn tuttuğunu ifade ettikten sonra bu anonim ürünlere ait bol malzeme yayımına ve teknik incelemelere mukabil. özellikle türkülerden ders alması kayda değer bir tespittir. sanat ve estetik bakımından kıymetleri.A. Sanatkârın halk edebiyatından. yalnızca ilmî araştırma yapanların değil. Türküler.

cismini nezretmeler ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . medeniyetimizin ifadesini en iyi şekilde burada bulduğuna inanan Yahya Kemal bile. diriliği özümseyerek eserine içirmek olacak. çılgın. daha doğrusu türkülerdeki ruhla entelektüeller arasına mesafe koyarken bazı yeni nesil okumuşların da türkülere yabancılaşmasına sebep oldu. Tanpınar da romanımıza türkülerimizden hareket edilerek varılabileceğini düşünür. Bu tercih türkülerle. ifade özelliklerini taşıdığını göreceklerdi. denebilir ki yalnızca türkünün kökünün halk içinde olmasından kaynaklandı. küsen. Öyle anlaşılıyor ki Cumhuriyetin birinci. vefalar adak olmalar. Bu özdeşleştirme. yüce. söyleyiş ve şekillerle işleyen” Cahit Külebi gibi yazarları. Türküdeki ruhu eserlerine taşıyamadılar. dışına kaçmak istedikçe kendi içine büzülen. Solcu edebiyatçıların türkü sevdası. Daha çok klâsik musikiye tutkun olan. Kan gelir ama türkülerde kanı kanla yunmazlar da onun peşi sıra hemen dostluklar. afif taraflarıyla insan var. İstanbul. Yahya Kemal de Tanpınar da temleriyle evrensel. dil ve söyleyişleriyle ve taşıdıkları kültürel unsurlarla mahallî.” ( …) Sonra kıskançlıklar var. sıcaklığıyla açıklanabilir ancak. Yanaşsalar türküdeki tohumun onların düşündüklerinden farklı köklü bir toplumu. üzerinde bıraktığı tesirden bahseder ve “Anadolu’nun romanını yazmak isteyenler ona mutlaka bu türkülerden gitmelidirler. Beş Şehir’in Konya’yı anlatan sayfalarında türkülerimizden bahseden güzel bir bölüm var.“memleketçilik” rüzgârıyla kaleme alınmış az sayıdaki eserle ve şiirdeki bazı şeklî çabalarla sınırlı tutmamak kaydıyla tabii. dil. ulvi. küçük ilgiler bekleyen yönleriyle insan var. tecessüsler var. Dinlediği türkülerin kendisinde uyandırdığı çağrışımlardan. Konya Lisesi’nde çalışırken. sıcaklığından söz ettik. Onun için onca “köy romanı”nı yazanlar. millî olan türkülerin nasıl değerli bir hazine olduğunun bilincindedirler. Belki edebiyatçının türküden alacağı en büyük ders bu sıcaklığı. takipler var.” der (Beş Şehir. Hafif. Türkü-insan ilişkisinin diriliğinden. kaçan. yeni edebiyatta halkla sanatçı arasında bir mesafe gözeten Nurullah Ataç’ın seçkinci görüşlerine kulak verdiler. Onlar türküyü yalnızca bir propaganda aracı olarak gördüler. nefsini feda etmeler. ikinci kuşak edebiyatçıları. Asla içindeki ruhu görmeye yanaşmadılar. türkü-insan ilişkisinin diriliğiyle. şehvetli ve avâre taraflarıyla insan var. Kırılan. şairleri bir kenara bırakalım. türkülerin bizde roman işlevi gördüğünü ifade etmişti. Buraya da alıyorum: “(Türkülerimizde) İnce. Muhtevalarındaki yoğunluktan ve insan üzerindeki tesirinden yola çıkarak. duyduğu İç Anadolu türkülerini anlatır. Bu ilişkiyi ne güzel açıklıyor Fethi Gemuhluoğlu. Birer istisna olarak daha sonra destan ve türkülerden beslenerek anlatım sınırlarını belirginleştiren Yaşar Kemal ve bir bakıma türkülerin dillendirdiğini “yeni görüş.1 0 16 . köyün ve köylünün derin ve gerçek sesi olan türkülerden mevzu. bu toplumun duygu ve düşüncelerini. bir folklor araştırmacısı olan Boratav’ın beklentilerinden çok halk şiirini horlayan.1972). Sonra kan gelir. anlatım ve benzeri bakımlardan yararlanarak çağdaş eserler çıkaramadılar. Başka vesilelerle aktarmıştım.

bu dünyanın ruhu tükenmez kaynaklardan biridir. bir toplumu bütün unsurlarıyla kabuğunun içine alan bir nar gibidir. Ayrıca aynı türküdeki “Esvap serdim sicime” sözlerinde ne güzel bir söyleyiş güzelliği var. Hüma Kuşu türküsündeki “Sen ağlama kirpiklerin ıslanır” mısraındaki anlam inceliğini. Ve nasıl capcanlı bir resim canlandırabiliyor gözlerimizin önünde. hikâye ve romanlar yetkin kişilerce tahlil ediliyor da türküler neden edilmiyor?” diye sormuşumdur hep kendime. “Ölüm Allah’ın emri. edebiyat bağlamında. Edebiyatçı için bu dünya. Öğrencilik yıllarımda. Türküleri yalnızca hikâyeleriyle değil. dil ve anlatım özellikleriyle. içerdiği motiflerle. Öğrencileri tebessüm ettiren bu mısraların onların gündelik yaşantısından örneklerle yorumlanmasının nasıl ufuk açıcı bir rol oynadığını gördükten sonra benzer yazıların türkülerin ruhuna erişmemizde ne kadar etkili olabileciğini düşünmeye başladım. Bir internet sitesinde “Minareden at beni. Yunus’un mısralarını andıran “Manda yuva yapmış söğüt dalına” türküsünün “yöresel kültür. Suretlerde aşk var. Yunus Emre’nin meşhur şathiyesindeki “Bir sinek bir kartalı kaldırdı vurdu yere / Yalan değil gerçektir bende gördüm tozunu” mısralarından hareketle yazdığı yazıyı hatırlıyorum. sevgisi öfkesine baskın çıktığı için hemen barışveren sevgilileri anlattığını düşünemez miyiz bu türkünün? Böyle anlayabilseler. Gemuhluoğlu “Türkülerde kıskançlıklar var.1 0 17 . Siyretlerde aşk var. Türkülerde aşklar var. Açıklamayla başlangıçta absürd görünen olaylar ince bir hicve ve mecaza ağır basan gerçeğe dönüşüveriyor. ne kadar tabiî bir bir dille söylenmiş. Mehmet Kaplan’ın. akın eder. Oysa “minareden at”manın. Dört unsur var. Ne yazık ki bu konuda da durum iç açıcı değil. türkünün yapılış amacı” gibi kriterler gözetilerek açıklandığı bir tebliğ metni okumuştum. bilinçli. takipler var. in aşağı tut beni” türküsüyle ilgili yorumlar içimi acıttı. söyleyiş güzelliğini Fethi gemuhluoğlu sayesinde görmüştüm. ayrılık olmasaydı” ya da “Yüzünde göz izi var. “aşağı inip tut”manın birer mecaz olduğundan yola çıkılsa belki bugün de sıkça karşılaştığımız insanî bir tablo çıkacak ortaya. bir toplumu bütün unsurlarıyla kabuğunun içine alan bir nar gibidir. uyandırdığı çağrışımlarla açıklayan yazılar okumayı ne kadar istiyorum. gayretli araştırmacı ve denemecilerin üstlenmesi gereken bir görevdir. Türkülerdeki bunca zenginliği görebilmek ve gösterebilmek gerekir öncelikle… Bu da. Sonra ilahi nizam var. Şüphesiz bu örnekler artırılabilir. tecessüsler var” demiyor muydu? Kıskanan. Kabuğu kırıldığında içinden kanlı canlı. dil.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .Türkü. öfkelenen. anlaşılmasına yardımcı olmak da edebiyatçı için bir sorumluluktur. İstanbul. Onu keşfetmek ve doğru tanınmasına. Tabiat ana var. Muhtemelen çoğu genç olan yorumcular türküyü tiye almış. muhteşem bir dünya çıkar. Uzatmadan şöyle bağlayalım: Türkü. sana kim baktı yârim” mısralarındaki sadelikle. estetik değeriyle. sanki sıradanlıkla örtülmüş muhteşem inceliği farkedebilecek bilince erişebilmem için de kılavuzlara ihtiyacım olmuştu. ateş ve havaya çıkmış namları. muhteşem bir dünya çıkar. “Şiir. birikimli. bu dünyanın ruhu tükenmez kaynaklardan biridir.” Dostluk Üzerine. Edebiyatçı için bu dünya. 1978). Kabuğu kırıldığında içinden kanlı canlı. Toprak. Yine “Yâr üstüme yâr sevdi / O gidiyor gücüme” mısraları ne kadar arı duru. su. belki kendilerinin anlatıldığını düşünecek o gençler. abuk sabuk şeyler söylemişti.

hem de Anadolu ve Rumeli’nin kasabalarında bu türküler söylenir şarkılar meşk edilirdi.1 0 18 . İlk ve orta öğretim derslerinde nasılsa hep Batı müziğini öğretirler. Buna rağmen uzunca bir zaman. Çünkü dilimizin Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar yayılışında bu seslerin ve sözlerin çok büyük etkisi olmuştur. Osmanlı’nın son dönemlerinden beri yöneticilerimiz kendi öz musikimizin seslerine ve sözlerine bu milletin yeni nesillerini hasret bırakmışlardır. onların hayatlarını ve hasretlerini bir roman derinliğine kavuşturan insanlara hayranlığımızla birlikte minnetlerimizi de ifade edelim. O M ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . türkülere ve şarkılara dönüşen şiirlerimizdir. acılarımızda. fetihlerimizde. Bu bakımdan en önemli kültür taşıyıcılarımız durumundadır. şölenlerimizde ve felâketlerimizde hep onlarla kendimizi ifade etmişizdir.illi kültürümüzün en vazgeçilmez unsurlarından biri. Türk musikisini gençlerimizin derneklerde ve liseden sonra gidilebilecek konservatuarlarda öğrenebilirler. Tarih boyunca sevinçlerimizde. Türküleri ve şarkılarıyla musikimiz hiçbir sınır tanımıyor. Hem büyük şehirlerimizde. Bunun ne kadar hazin bir şey olduğunu bilenler bile bir şey yapamaz. Bunu halk ve divan edebiyatı ustalarının dilinden alıp halkın diline ve gönlüne düşüren.

Bunu anlamayan aydınlarımız kadar politikacılarımızla yöneticilerimiz de var. Türkülerin Dili (2009) adlı çok kapsamlı kitabını yayınlaması çok önemli bir hizmet oldu. Komşularımızla uluslar arası sınırları kaldıracak kadar güçlü bir iletişim aracına sahibiz. Bağımıza Gazel Düştü (2002) adlı kitabında topladığı müzikle ilgili yazılarında. o bakımdan önemli. konulara tarihi ve kültürel bir perspektiften yaklaşır. türkülerimizi derinlemesine anlamak ve kavramak için şarttır. Has bir sanatçı olduğu kadar titiz bir araştırmacı ve derlemeci olan Mehmet Özbek’in bu ansiklopedik sözlüğü gerçekten çok büyük bir emek mahsulüdür. Kapaktaki şu cümle önemli: “Türkülerimizdeki sırları çözebilmek. Türkülerimiz folklorun bir bölümü sayılmasından ötürü. Türkülerimizle şarkılarımızın bizi söylediğini yeterince anlayıp ona kulak verebilirsek. Şifâhi kültürümüzün en köklü ve en yaygın ürünleri olan folklor ve halk edebiyatı verimleri yalnız Türkler arasında değil.” Bu sırrı anlayan şairimiz. Mehmet Özbek’le Fırat Kızıltuğ gibi icracı olduğu kadar müziğimizle ilgili yazı ve kitaplarıyla da bir müzikolog olduğunu ortaya koyan Bayram Bilge Tokel’in rivayetine göre. büyük şair çok haklı: “Bâki kalan bu kubbede bir hoş seda imiş”…■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . ne zaman bir türkü duysam şairliğimden utanırım diyor. onun bakış açısıyla Anadolu şehirlerini ve kültürlerini değerlendiren A. Evet. Dildeste (2002) adlı kitabında meşhur şarkıların hikâyesini anlattığı musikimize nasıl yöneldiğini Bandodan Klasik Müziğe (2002) adlı kitabında hatıralarıyla ortaya koyar. türkülerimizle şarkılarımız üzerine çok az kitap yazılıp yayınlanır maalesef. Böyle şahsiyetleri yetiştiren kültür birikiminin büyük kütüphaneleri var. yüzden Yahya Kemal “Şarkılarımız romanlarımızdı” derken.” Bayram Bilge dostumuz. Halkın kültürel zenginliğini yansıtan türkülerimizi halk edebiyatından ayrı inceleyen veya araştırma konusu yapan çok sayıda yazarımız yok maalesef. müzikologların eserlerinden oluşan çok zengin bir kütüphaneye sahip değildir. Mehmet Özbek bunların istisnası bir şahsiyettir. Üstelik bunun hiçbir desteğe de ihtiyacı yoktur. Bütün bunlara rağmen.1 0 19 . Bizi biz yapan kültürel değerlerin başında bu güzel sesler geliyor. birlikte yaşadığımız Hıristiyan ve Yahudiler de bu nağmelerden etkilenmişlerdir. bugün Osmanlı tebaası olarak bir geçmişe sahip olan komşularımız bu musikiyi dinliyor. Bunların gelişmesine ve icrasına yardımcı olduğu türkülerle şarkılarımız. o sıcak anlatımların tadına varabilmek. İcracı olduğu kadar müzikolog kimliğiyle de tanınan Mehmet Özbek’in Folklor ve Türkülerimiz (1975) adlı defalarca basılan ve kaynak kitap niteliği taşıyan eserinin ardından. Tanpınar “Anadolu’nun romanları türküleridir” demiştir. Onların varlığı aslında klasiklerinden habersiz aydınların yabancılığını da ifade eder. Shakespeare’in sanırım musikimizin gücünü çok güzel anlatan şöyle bir sözü var: “Bir milletin türkülerini yapanlar. gerçekten tarih şuurunu da idrak etmiş oluruz. kanunların yapanlardan daha güçlüdürler.İspanya’dan 500 yıl önce Osmanlı topraklarına göç eden Safarat Yahudilerinin müziği gibi Ermeni ve Rum müzisyenleriyle bestecilerinin de Türk musikisi ile ilgileri akıl almaz boyutlardadır. İspanya’dan 500 yıl önce Osmanlı topraklarına göç eden Safarat Yahudilerinin müziği gibi Ermeni ve Rum müzisyenleriyle bestecilerinin de Türk musikisi ile ilgileri akıl almaz boyutlardadır. H. onların çocuklarında da yaşıyor. Türk dilinin anlatım gücündeki kudret ve zenginlikle ezginin oluşturduğu âhengi birlikte hissetmek. Klasik Batı Müziği yanında Klasik Türk Müziği ile Türk Halk Müziği’ni de fevkalâde icra edebilen besteci Fırat Kızıltuğ’u da anmalıyız.

SUAT BULUT Müziğinizi değiştirirseniz sitenin duvarları yıkılır. Müzik bireysel/ psikolojik olarak insanı etkileyen bir olgudur. Müziğin.) İnsan ruhu ile fiziksel bedeni arasındaki bağlantı ya da etkileşimi hormonlar sağlamaktadır. Ancak sadece bu yönüyle müziği değerlendirmek konuya eksik bir yaklaşım olacaktır. (Bu değişim bir de bilgi sağlamaktadır. toplumlar için önemine açık ve net bir vurgu yaptığı açıkça görülen Eflatun’a ait yukarıdaki bu tespitin yerindeliği tartışma götürmez gerçektir.1 0 20 . Eflatun Yazılı olarak kayda geçirilemeyen. Müziğin hormonların. Müziğin bireysel etkisinin yanı sıra fiziki yapımız üzerinde de etkili olduğu hususu artık tartışma konusu bile değildir. olay. İnsan vücudunun hormon Giriş ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Bu tespitin bizi götürdüğü önemli sonuçlardan birisi ise hiçbir şekilde değişmez denilen DNA’nın müziğin niteliği ve çeşidine göre değişebilmesidir. Müziğin elbette ki insan ruhu bakımından ifade ettiği değer hakkında oldukça fazla çalışma ve araştırma yapılmıştır. Türkü formunda ve müzik eşliğinde. Bu sebeple oldukça önemli bir sosyolojik olgu sayılması gereken müziğin iki yönü ile değerlendirilmesi mecburiyeti söz konusudur. insan ruhu ve iç dünyasında meydan getirmiş olduğu etkiler müspet niteliktedir. Türkülerin bir müzik olgusu olmasının yanında. olgu ve problemlerin. hafızada çok kolay ve en az kayıpla tutulabilmesi. kolektif hafıza olmasını da sağlamaktadır. Müziğin. DNA yapısının ve özellikle hücre protoplazmasının etkilediği son yapılan bilimsel çalışmalarla tespit edilmiştir.

ortak bilinçaltında yer alması ve tek sesli müziğin “telkin” etkisinin çok sesliye göre baskın oluşu bu tarzın tercih edilmesini sağlamıştır. O h’alde toplumsal bir yapının analizinde. matematik. Oysa burada her iki yapıdaki müziğin kendi içinde değerli olduğu ve bu noktada yapılacak bir tercihin. Türk çalgılarının hemen tamamında (bağlama. ruh dünyası hakkında ciddi bir ölçü ya da veri olduğu unutulmamalıdır. incelenmesi gereken bir araştırma sahası olacağından hareketle. eğitim ve terbiye süreci içinde yer alarak bilim olarak kabulünün. “ Türkülerimizin “ değerlendirilmesi suretiyle önemli sonuçlara ulaşmamız mümkün görünmektedir. Tabiatla iç içe olmanın ve kâinatın armonisi ile ahenk sağlamanın amaçlandığı Türkülerde. müziğin de. harcı âlem bir bilgi olmakla beraber. Ancak şurası bir gerçektir ki. tercih edilemeyen diğer tarzı dışlamamasıdır. ekonomi. söz ile müzik bir aradadır. Doğu müziklerinde ve özellikle Türkülerde. Bugün dünya genelinde eğlence sektörünün en fazla istismar ettiği olgu müziktir. amacı dışında kullanılan her şey gibi.” denilmiştir. Müşterek algının bir adım ilerisini teşkil eden duygudaşlık. Müziğin ortak paydayı kavraması. Bireysel niteliği ağır basan müzik “duygudaşlık” sürecinde kitleler arasında önemli bir asgari müşterek olarak karşımıza çıkar. davul. Eflatun’un sözü ile birlikte değerlendirildiğinde. Konumuz. kaval. Müziğin bir eğlence aracı olarak algılanması ve kullanılması. bir başka ifadeyle Batının “Orta Çağ”ında Müslümanların kurmuş oldukları üniversitelerde (medreseler) müzik. Türk toplumu hakkında. İşte bu sebepten olsa gerek. Nitekim bu çalışmaların sonuçlarından bir musiki aleti olan “kanun” Farabi tarafından icat edilmiştir. Oysa Doğu’da bundan yüzyıllar önce.sağlama mekanizması dikkate alındığında. Doğulu toplumlarda müziğin. eğitimde ciddi bir mevki tuttuğu “zevklerin ve renklerin tartışılamayacağı” tezinin tutarlı bir yanının bulunmadığı gözden uzak tutulmamalı. Doğru olan da zaten müziğin bir bilim olduğudur. Müzik gündeminin en önemli konularında birisi de “tek sesli” ve “çok sesli” müzik tartışmasıdır. müziğin durumuna baktığımızda ise. insanların bir araya gelmesinde ve bu birlikteliğin devam ettirilmesinde Müziğin Toplumsal Boyutu önemli bir etken olduğu inkâr edilemez. tahrip edici bir boyuta taşınmıştır. Aynı müziği dinleyen insanların. Müziğin kitleleri nasıl etkilediğini gerek dünyada ve gerekse ülkemizde görmek mümkündür.1 0 21 . cahilin cehlini arttırır. anlayış ve kültür meselesidir. Müziğin fert üzerinde meydana getirdiği bu ruhsal / fiziksel etkinin önemi daha geniş bir çalışmayı gerekli kılmaktadır. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . tar gibi) seslerin tabiliği ve mekanik olmayışı dikkat çeker. Ülkemiz özelinde. Âşık Veysel’in çaldığı bağlama ile Mozart’ın eserlerindeki melodik paralelliği görmemek imkânsızdır. Bu sebeple. müziğin insanın iç dünyasındaki etkilerinin hormonsal salgıları harekete geçirdiği ve söz konusu bağlantı sebebiyle insan fiziğinin de bu yönde etkileşime açık olduğu bilinmektedir. müzikal açıdan tabii seslerin arandığı çok açık görülmektedir. müziğin. optik ve geometri ile aynı kategoride kabul edilerek (Quadrivium=Dörtlü) bir bilim dalı olarak okutulmuştur. müziği de gerçek niteliği ve amacından saptırmış ve müzik bu hâliyle insana ve insanlığa vermesi mümkün olan katkı bir yana. aralarında bir yakınlık hissettiği. Her türlü seviyesizliğin referansı ve meşrulaştırma gerekçesi olan bu söz popülist amaçlarla kullanılan ve “kitle kültürünü “ zımnen onaylayan bir içeriğe sahiptir. günlük ve sıradan bir meşgale olarak değerlendirdiğimiz ve çoğu zaman “ eğlence “ amacıyla dinlediğimiz müziğin oldukça ciddiye alınması gerekmektedir. Dinlenilen veya icra edilen müziğin etkisi ve önemi kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. toplumların dinlemiş oldukları müziğin niteliği ile toplumların niteliği hakkında ciddi ipuçları vardır. tıpkı eğitim. dünyaya bakışı ve algılayışı. “Musiki âlimin ilmini. siyaset ve benzeri pek çok alanda olduğu gibi bu konuda da olumlu ve ciddi şeyler söyleminin zorluğu ortadadır. Bu çerçevede “ çok sesli “ müzik lehine bir ağılık taşıyan bu tartışma konusunun en önemli argümanlarında birisi ise. “duygudaşlık” kavramında kendisini bulur. “ çok sesli” müziğin daha çağdaş olduğu yönündeki tutarsız değerlendirmedir. Müziğin tek ya da çok sesliliği elbette ki bir algı. dinlenen müziğin insanın kişiliği. mesela.

Oysa “ halk şarkısı “ tabiri genel ve anonim bir anlamı ifade etmektedir. kâinatın hiçbir yönü cansız ve statik değil hep dinamik bir etkileşim içindedir. Türkülere. politik. ayrılık. ağız. ekonomik faaliyetler. hayatı ve evreni algılamalarına da yansımış ve bu yansıma haliyle Türkülerde de kendini bulmuştur. Türkülerin. Türklerin. Tarihî süreç içinde Türk tahayyül ve tasavvurunun somutlaşmış biçimleri olan Türküler.Dünyada hiçbir milletinin. Bunun yanı sıra yapılan son bilimsel araştırmalar. tavır. Bir müzik formu olarak Türküler pek çok çalışmaya konu edilmiş. Türkü formunda ve müzik eşliğinde. mizahi ve toplumsal konular gibi hayatın tamamını kuşatan bir muhtevaya da sahiptirler. Ancak bu “üretim krizinin” kısmen aşılmaya başlanmış olması sevindirici gelişmelerdendir. antik eserler gibi bakmanın ve incelemenin doğru bir tavır olmadığını. Türklerin gerek İslamiyet öncesindeki Şamanist / animistik inançları ve gerekse İslamiyet sonrasında da bu anlayışları devam ederek.1 0 22 . hasret gibi konuları içermekle beraber. Konu bakımından incelendiğinde türkülerin. olgu ve problemlerin. Türk milletinin “Türküsüne” verdiği değeri ve ona yüklediği anlamı ifade ettiği gibi. Bu yaklaşımın Türkülerde oldukça fazla örneğine rastlamak mümkündür. türküler vasıtasıyla bazen bir dağla dertleşmiş. bir müzik kategorisi bulunmamaktadır. Türkler. Aşk. ■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Bir başka ifadeyle. Yazılı olarak kayda geçirilemeyen. Bu etimolojik ve filolojik tespit bile. etkilenme ve etkileme niteliklerinin bulunduğunu göstermektedir. sözlü kültür geleneğinin baskın oluşudur. türkülerin sadece duygusal bir temele dayanmayıp. realist bir anlayışla “kendini ifade etme” formu olarak da kullanıldığı görülmektir. kozmolojik. Bu yönüyle Türkler için “hayatı türküleştirmiş millet” denilebilir. eşyalara ve cansız varlıklara ruh izafe etmeleri. Algı paradigması içinde. İslamiyete de uzak olmayan bir yaklaşımdır ve bu yaklaşım çok önemlidir. akılda kalıcılığı daha kolay olmaktadır. pek çok milletin “halk şarkıları” olsa da bir millet adı olarak Türkü’de olduğu gibi bir adlandırma yoktur. Yani isimden (Türk). sosyolojik. Bunun anlamı ise.cansız var- Türk’ü Söyler Türküler lıkların (ruhları olmasa bile) dinamik olduklarını. Cansız varlıklara “ruh izafe etme” inancı Şamanist bir gelenek olmakla beraber. Çünkü türküler. makam gibi teknik boyutuyla incelenmiştir. Dolayısıyla. Türkünün sadece. türkü formunda değişik nitelikli çalışmalara rastlanmaktadır. Modernleşmeyle gelen toplumsal değişimler. Türklerin hayatında bu derece önemli yer tutmasının en önemli sebeplerinden birisi belki de tarihî süreç içinde. bazen engel gördüğü bir akarsuya beddua etmiş. bazen de taşlarla konuşulmuştur. varlıkların karşılıklı etkileşimi Türklerin en önemli kozmolojik inançlarından birisidir. ölüm. Sadece şiir formatında bir eseri aklıda tutmak ile müzik eşliğinde akılda tutmak arasında oldukça fark olduğu bireyse tecrübe ile anlaşılabilecek bir tespittir. kolektif hafıza olmasını da sağlamaktadır. Türkiye’de türküler ve daha pek çok şey hakkında yapılan çalışmaların bu nitelikte olduğu ifade edilebilir. -Kuantum Fiziği bağlamında. Bu gerekli çalışmaların yanında yukarıda da ifade ettiğimiz gibi. hafızada çok kolay ve en az kayıpla tutulabilmesi. kendi adıyla andığı. bestelenmiş olanlar. Kâinatın devamlı hareket halinde olduğu. yöre. Gerçekten de müzikle beraber belirli bir düzen de (şiir formunda ) anlatılan olguların. Türklere has ve ona ait olduğunun da bir göstergesidir. güncel ve hayatın içindedirler ve tahminlerin çok ötesinde zengin. isim (Türkü) türetilmiştir. Türkülerin sosyolojik yönünün ihmal edildiği bir gerçek ve önemli bir eksikliktir. görülür. tarihî. Türk toplumundaki hızlı şehirleşme elbette ki değişik algı biçimleri oluşturmakta ve bu algı kapsamında yeni ve bireysel çabalarla. psikolojik. Bu tespit her ne kadar anonim türküler için daha fazla gerçeklik payı taşısa da. hayatın her alanına dair yakıldığı. Bu perspektif ile Türkülerin sosyolojik olarak incelenmesinin yeterli olarak yapılmadığı yukarıda ifade edilmişti. türkü üretimini büyük oranda ortadan kaldırmaktadır. olay. veriler taşımaktadırlar. Türkülerin bir müzik olgusu olmasının yanında. âşıklık geleneği kapsamındaki türkülerimiz için de bu zorluğu kabul etmek gerekir. Türk isminden türetilmiş bir başka isimdir. dinî vs. Türklerin kadim zamanlardan bu yana taşımakta oldukları dünya görüşü ve algısının günümüze taşımasında önemli bir fonksiyon icra etmişlerdir. Öyle ki. Türkülerini müstakil bir varlık olarak kabul edip isimlendirmişlerdir. “Türkü”.

Ermeni. Çevre dostuydu. Ellinde uzun saplı bir süpürge.NECATİ KANTER Bize uymazdı. Anı yaşarlar. Hristiyan kimdir. kâh arar çuval. ye ha. Müslüman kimdir. Türk. “akşama pişmiş fasulya… ye ha. Yaratıcı ile bir ve beraberdirler. çivi. Aralarında rint olanları da vardır. Görevini hiç aksatmayan iyi bir temizlik işçisi gibi cadde ve sokaklarda çöp toplar. Sanki aylarca su değmemişti eline yüzüne. D. şehrine ve şehrinin cadde ve sokaklarınaydı onun temizliği. Kâh odun parçası toplar.” der.. kendi işine bakardı Dono.1 0 23 . çöp Fahri bir çöpçü olup şehre çok iş gördü Dono Ş ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . alnı açık hürdü Dono H. Divanelerin bir başka yönü de ibnü’l-vakt oluşlarıdır.. ne de nankördü Dono Çuval omzunda gezer. ehrimizin en renkli en temiz delisiydi Donobet. Temizliği kendi üstüne başına değildi elbet. Süryani nedir bilmez. Bedenine cismine hiç değildi. ne münkir. sırtında çuval. Onlar için gelecek ve geçmiş yoktur. ye!. bilse de ayırım yapmazdı. dono O bir divanedir. Etrafınaydı. bir yandan da küfürler savurur gezerdi. Ne kilise ne havra ne de cami ilgilendirirdi onu.

Hayganuş eşikten daha adımını atar atmaz gençlerden biri ya da bir çocuk korosu başlardı. Dono’nun ailesi papazın yönetimi altında dinî törenlerini ifa etmeye gittiler. Ermeni komşularımız tabi ki o gün neşeliydi. Tek katlı evinin sokağa bakan penceresinin önünde oturur. saçları sarı… Fettan… Biraz da fingirdek… O günlerde çok sevilerek söylenen. öykülere konu olan bir Harput türküsü gençlerimizin dilinden düşmezdi. Umurunda bile değildir bayram. En tanınanı ve en sevileni de Dono ve ailesiydi. Müslümanlara yakınlığı nedeni ile kendisini cuma namazına davet eden birine: “Efendi. O söylemişti: “Paskalya Bayramlarında haşladığımız kızıl yumurtaların kabuklarını kapımızın önüne bırakırız.. Benim Allah’ım ne kilisede ne de camide… Hadi oğlum. taklidini yapıp kendi aralarında şakalaşıyorlardı.1 0 24 . Bakışları sabit. Tehcir Kanunu ile iyice azalan gayrimüslimlerin sayısı kala kala ancak beş altı hane Ermeni. Mart ayının ortalarıydı. On yedisindeydi… Kız Meslek Lisesinde okuyordu. Ahçiği yolladım Urum iline Eser bad-ı saba zülfün teline Gel seni götürem İslam iline ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Pırıl pırıldı hane halkının elbiseleri. Donobet’in yakın akrabası olan Kirkon usta iyi bir duvar ustası. hastadır ve bir başınadır. “Yahu bu aralar Dono görünmüyor. Havalı mı havalı… Biz Müslümanların Şeker ve Kurban Bayramlarında ikram ettiğimiz tatlıların. Dono’nun küçük oğlu Haygas.” Attı hep minneti omzundaki çuvala Para indinde pul etmez... Bir torunu vardı Dono’nun.. düğünleri kaçırmazdı. İsa’nın dirilişini dile getiren bir bayram. bazen de odasının camını açar. İstanbul. Her gün bayramdır onun için. Gözleri mavi.. Senin gibi sakallı.” Kış boyunca çıkmadı Dono. O yıl “kara kış”ın dondurucu soğuklarında şehrin cadde ve sokaklarında görünmeyince halk onu özlüyor. keşiş bir dedem vardı. o ne bonkördü Dono Ağalığın beyliğin ardınca o hiç gam yemezdi Gezdi keyfince. o da kiliseye davet ederdi beni!. ye ha” diyerek Bize iç derdimizin zehrini öksürdü Dono Akrabalarının çoğu. gözleri donuk yeşil… Eğlencelere katılır... 14 Mart Paskalya Bayramı. “Akşama pişmiş fasulyaa… ye ha. Onun için istavroz çıkarıp dua ediyorlardı. Düğünlerin olmazsa olmazı idi. Dono evdedir. Tabi. efendi!. Yağmur yağar da bu kabukları yağmur suları alır götürürse günahlarımızı da götürmüş olur. sokaklarda ömür sürdü Dono “Akşama pişti fasulya. Öldü möldü mü?” deyip sorup soruşturuyorlardı. onlarla sohbet eder. Ama ihtiyarlık bükmüştür belini. Böyle geçti bir kış.. Hz. şekerlerin ve kurban etlerinin karşılığını ödüyormuş gibi bir rahatlık içinde ve gururlu.” Hava bulutluydu ama o gün yağmur yağmadı. ye ha. Olur da o gün düğünde bulunmazsa mutlaka birileri gider. Hayganuş’tu adı.. Allah’tan tek dilekleri yağmurun yağması idi. Bizim evin yapımında çalışırken ara sıra sohbet ederdik onunla. güzeller güzeli Hayganuş’un saksılara diktiği çiçekleri sular. Çiftetelli oynarken halk bir yandan kahkahalar atar bir yandan da tempo tutardı. bulup getirirdi. o meşhur türküsünü mahallenin çocukları ile söylemekle yetinirdi. Günlerden pazardı. gideni geleni gözler. Fransa ve Amerika’da yaşardı.. ye ha yee!. hadi herkes işine yallaa!. elindeki küçük bakır bir tepsi içine itina ile yerleştirilen paskalya çöreklerini ve kızıl yumurtaları Müslüman komşularına kapı kapı dağıtırken çocuğun yürüyüşü bile değişirdi. Mahallenin güzeli. bir o kadar da Süryani. Sokaklarda o olmasa da veletler Dono’nun meşhur türküsünü koro hâlinde söylüyorlar. romanlara. Böylece ettiğimiz dualarımız da Mesih Babamız tarafından kabul olur.Sıska ve uzun boyluydu. Mahallenin bitirimleri bayramlık elbiseler içinde Hayganuş’u görebilmenin heyecanını yaşamak için pusudalar. Paris.

Acı bir tebessümle gölgelendi ihtiyar yüzü.. Ondan mıdır bilinmez. dut yemiş bülbül!. Dono. en kötüsü de daha seveceklerini bırakmış olmanın acısını yaşar. Dono’nun uzaktan akrabası olduğu söylenirdi ‘Ahçik’. gönüllerde şahlanan sevdalarını anlatan.. düğünlerde. Harput’un “Şüşnaz” köyünde bir düğünde görmüştü onu Mustafa… Ortalığın bozuk olduğu yıllar. bu türkü okunurdu. Ahçik’i yolladım Urum eline Eser bad-ı saba zülfün teline Gel seni götürem İslam iline Yine o dumanlı günlerde Tıpkı Erzurum’da yaşanan ve dilden dile dolaşan Erzurum delikanlısı bir Dadaşla sarışın bir Ermeni kızının ferman dinlemeyen.. Takır takır vuruyordu dişleri. aşkını. Ermenistan’da ve Türkî Cumhuriyetlerde söylenen.. Tehcir Kanunu ile yöreyi terk ederken akıtamadığı gözyaşlarının alev damlaları Ahçik’in içini yakar… Çökmüş omuzları ve melül bakışlarıyla kaybetmişliğin yoğun hüznünü... Bu isteği yerine getirilmeyince ağzı kilitlenmiş. özel eğlence günlerinde hep bu sevda anlatılır...1 0 25 . Gözlerini süzer. “Erzurum çarşı pazar” dizeleri ile başlayan “Sarı Gelin” türküsü gibi. Ülke üzerine kara bulutların çöktüğü.. Karşısında yedi düvel!.. sevdiklerini. “Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır. Harput’un Ebu Tahir Mahallesi’nde Dabaklar’ın Mustafa ile Şehroz Mahallesi’nden Ermeni Nişan’ın kızı Ahçik’’in sevdalarını anlatan hazin bir türkü. Kürsübaşı gecelerinde. hüzünlü..Bu bir aşk öyküsü… Sevda ve ayrılık türküsü. Büyük gelini Pulo’nun dediğine göre üç ayı geçkin bir süredir konuşmuyormuş… “Oğullarıma haber salın görmek istiyorum. Osmanlı savaşta. Üstüne üstlük bir de Ermeni işbirlikçilerin çıkardığı “Yeprad” adlı gazetenin tahrik edici yayın ve baskısı… Ve umudun umutsuzluğa dönüştüğü bir aşk… Mustafa ile güzeller güzeli Ahçik. hüzünlenip anılarda geziniyorum o sesi anımsadıkça. kim bilir o da bir zamanlar belki Harputlu bir Gakkoş’u sevmişti. Hâlâ kulağımda onun sesinin yumuşaklığı. Vardım kiliseye baktım haçına Gönlümü bağladım sırma saçına Gel seni götürem İslam içine Hayganuş cilvelenirdi bu türküyü duyunca.” Günlerce dilinden düşürmemiş oğullarının adlarını.. Türkiye nere!.” diye geçirdi içinden. dillerde dolaşır. Ahçik !.... Dinlediğim her müzikte. Türkiye’de. Hayganuş’un yengesi Maran’ın bu türküyü Ermeni ağzı ile söylediği o güzel sesini duyardık bazı geceler. Vardım kiliseye haç suda döner Dinimden dönersem el beni kınar Mustafa bu aşka nice bir yanar Öyle yanık söylerdi ki güzel gelin Maran. Ermeniler ayakta.. Kapının ardındaki uzun saplı süpürgesine baktı. sıcaklığı ve yüreğime ılık bir su gibi akışı… Bugün bile ürperiyorum.. duyduğum her seste yeniden yaşıyorum o anı. sarı saçlarını bir kısrak gibi arkaya doğru savurur. Omzunun üzerinden bakıp sımsıkı kapattığı dudakları arasından kendi kendine konuşur Ahçik: -Neden? Mustafa’nın akıtamadığı gözyaşları bu soruya yine aynı soru ile karşılık verir: -Neden? Bu hazin aşk öyküsü türkü olur. Amerika nereee. zor zamanların yaşandığı günler… Savaşla birlikte etnik sancılar da başlamıştır... Harput ulemasının ve Ermeni tebaasının katı tutumu nedeniyle bir türlü kavuşamazlar. Başımı sevdaya salan o Ahçik Aman o Ahçik civan o Ahçik Dono o gün keyifsizdi. sokakların çerçöpünü düşündü.. acıklı. gönüllere yerleşir... ama kimseye de pas vermezdi. Arada din farkı. Boynunu bü- ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .

Ben de gittim Dono’nun cenazesine. hele hele kapılarının önünü süpürememek onu daha da üzüyor. Ellerini dizlerine vurdu.. Sordular: Hasta mıydı? Dediler öldü. Acı ağıtları. Ne dağlardan şehre kadar inen nevruz kokusunu ne de bahçelerde açan badem çiçeklerinin güzelliğini görebilmişti bu yıl. hayaller ülkesinde gezişim… Toprağın bol olsun Dono!..küp saatlerce kımıltısız oturdu çıtır çıtır yanıp nar gibi kızaran saç sobanın yanındaki çiçekli minderin üzerinde.. vah çekti. Bir kızıl kıyamettir. İstemeyerek kafese girmiş kolu kanadı kırık garip bir kuşa benzetti kendini. yetişin!. ahları vahları.. iyice takatten düşmüştü. bizlere birdenbire dert oldu Dono* ■ __________ * Şiir.. “Ah çekti Dono. yoksa odun kıtlığı mı? Seni işletmelerin kahrı mı öldürdü Dono Caddeler sokaklar çöpten.. olmadı… Ellerini açıp çaresizliğini savarcasına boşlukta salladı. Ölüoor! Gittiii… Donobet dedem gitti!.. ah dedik vah dedik Bizi bu kez bırakıp gitti o beybah dedik. Dışı gayetle pisti amma. Ermenice Türkçe ağıtlar. saçını başını yoldu.. “Ölüooor!. bir yandan da avaz avaz bağırdı.. yazık. Başımı sevdaya salan o Ahçik Aman o Ahçik civan o Ahçik Kaçamak bir bakışın ardından tek katlı kerpiç evlerinin demir kapısına vurdu anahtarı. feryatları. Hayganuş geldi aklıma… Hayganuş’un dudaklarındaki gülümseme. dedem. Ayağındaki terliği çıkarıp yanı başında mırıl mırıl uyuyan zavallı kediciğin sırtına indirdi. dedem ölüor!. Kalkmak için yekindi. Bir gün sonra da sabahın erken saatlerinde “Şa- hinkaya” köyündeki aile mezarlıklarına götürülürken kızları ve yakınları arkasından ağlayıp gözyaşları döktüler. Mahallenin yeniyetmeleri Ahçik türküsünün nakaratı ile karşıladı onu.. daha içeri girer girmez sokağa fırladı Hayganuş. sökün etti akrabaları. içi ak pakdı onun Şorşor’un çağlayanında temiz gürdü Dono Sebeb-i mevtin acep. iniltileri. Uzaktan da olsa papazın duasını. kahrediyordu.... Ama bu bayram gibi günde hiç olmazsa mahallenin sokaklarını.. Bayram ayin’inden erken dönmüştü güzel torun Hayganuş. taaa Gazi Caddesi’nde.1 0 26 .. Ayağa kalkacak hâlde değildi ki. Haydar Duman ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .. Kahbe dünyada o bir mert idi mürd oldu İnan et.. akrep soktu. istavroz çıkarışını ve Donobet’in nasıl gömüldüğünü ilgi ile izlerken buruk bir tebessümün ardından nedense onun o meşhur tekerlemesi döküldü dudaklarımın arasından: Akşama pişmiş fasulya.. hafiften kaşlarını çatarak süzgün tavrıyla nazlanarak fettan bakışları ve iri yeşil gözlerinin önüne dökülen lepiska saçları… Gecenin bir vaktinde evimizin eyvanına çıkıp ay ışığında başımı avuçlarımın arasına alıp Maran Gelin’in o kadife gibi yumuşak sesinden Ahçik türküsünün öyküsüne dalışım. can çekişior!. pislikten geçilmez oldu. bağrı yanık öldü yazık Ne akarsu ne de bolca bir ışık gördü Dono O gün akşama doğru kilisede bir cenaze töreni yapıp alelacele eve getirdiler Dono’yu.” Aradan çok bir zaman geçmemişti ki. bir velveledir koptu mahallede. Pek karanlıkta kalıp. “Gözü çıksın şu ihtiyarlığın da. hatta “Beşkardeşler”de duyuldu. ağlamalar sızlanmalar!.. akrep soktuuu!. Bu gidişim biraz komşuluk hakkı biraz da meraktandı... Günlerce Dono’yu aradı gözler. özlemin de hastalığın da!” diye mırıldandı. Ne yapsındı? Artık yaş da kemale ermiş. “Kör olası bu romatizma illeti yok mu?.. ye ha ye ha ye! Papazın elinde “Kitabı Mukaddes” benim damarlarımda gezinen kâfir şeytan!... sonra gençlik hayalleri ile baş başa kaldı.

Uçsuz bucaksız türküler derlenir memleketimden. eskimeyen güzelliklerimizin barınağı halk türkülerimizi işaret etmeli. Köroğlu’ndan başlayın Seyrani’ye gelin. vefayı öğretmeliyiz. niçin ‘engin ol’malı. Sonra Tatyan havalarını duyarız.” Anadolu bir türkü tarlasıdır. karşı fikre tahammülü. Sevgiyi kaybedenlere inat sevdanın evrenine girmek gerek. Temaları ne olursa olsun mutlaka bizim maceramızı dillendirmiştir bu ezgili şiirler. sevincimizi. insanın özü olduğunu bilenlerdir. “Gel ha gönül havalanma / Engin ol gönül engin ol. Uzun havalar da bizimdir. Kul Himmet’ten çıkın Emrah’la Erciş’e varın.MEHMET NURİ YARDIM er şeyi bir tarafa bırakıp çocuklarımıza. sevgisini yitirenlere asırlar ötesinden bakın nasıl sesleniyor: “Dinle sana bir nasihat edeyim / Hatırdan gönülden geçici olma / Yiğidin başına bir iş gelirse / Onu yâd ellere açıcı olma / Mecliste ârif ol kelâmı dinle / El iki söylerse sen birin söyle / Elinden geldikçe sen eylik eyle / Hatıra dokunup yıkıcı olma” Türküler. ‘Havalanmak’tan niçin geri durmalı. kederimizi. kimliğimizin en belirgin parçalarıdır. Masmavi bir gökyüzünde kanatlanırız.. Güldesteler gelir: “Yiğit olur doğru söyler hile kalmaz sözüne / Yetmiş iki nur yağıyor sevdiğimiz yüzüne / Der Ömer müptelayım hem gaşınan gözüne / Hazreti Yakub’un oğlu Yusuf-u Kenan gelir. bozlaklar da. sevgiyi. Onlar yaratılışın manasını kavrayanlardır. Kimi zaman bir ailenin dramını dile getirmişlerdir ya da bir sosyal yarayı. acımızı.” Bu iki mısra dahi bütün bir hayat anlayışımızı. onları okutmalıyız. yüreklere çöreklenen kasaveti darmadağın eder. Yüzyıllardan süzülüp günümüze ulaşan bu güzel eserleri dinleyip de coşkuya kapılmayan veya hüzünlenmeyen bir Türk ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Büyük milletimin yüksek medeniyetinden damıtılan hikmetli mısralar.. duygularımızı zarifleştirir. Erdemli olmayı. bizi geniş ufuklara doğru çağırır. Halk şairlerini okuyun. neden mütevazı durmalıyız? Muhabbet sahibi olmanın hikmeti nedir? Türküler bilgi dağarcığımızı zenginleştirir. sevgiler ağırlıktadır türkülerde. Çünkü neşemizi. âsâbımızı düzeltir. kendimizi âdeta bir aynada seyrederiz. Türkiye’mizin muhtelif bölgelerine ait birbirinden nefis türküleri vardır. kültürümüzün en canlı. Açın bakın kitapları ki yüreğimizdeki yangınları görün: “Uzun olur gemilerin H direği / Yanık olur âşıkların yüreği / Ne sen gelin oldun ne ben güveyi” Yüreği yanık olanların gözlerinden sevgi ışır her yana. Dadaloğlu’ndan yürüyüp Âşık Veysel’e ulaşın. Karacaoğlan. dünya görüşümüzü özetlemeye yeter. Muhabbetin. Güzel ülkemizin.1 0 27 . felsefemizi. mutluluğumuzu kısacası bütün duygularımızı bu metinlerde buluruz. hüznümüzü. Geçmişin yaşanmışlıklarını türkülerde görür. Ama sevdalar. Bazen bir aşkı anlatır bazen bir savaşı. hürmeti.

hatta kültür. bir istek ve arzu ile veya bir heyecan üzerine doğarlar.1 0 28 . insanların dilinde dolaşa dolaşa türkünün asıl sahipleri unutulur. hapishane türküleri. pek çok şehrimizin veya beldemizin birbirinden anlamlı ve güzel türküsü vardır. Gevherî. merasim (tören) türküleri. esnaf ve ilim çevreleri arasında olduğu kadar. askerlik türküleri. türkünün sahibini bilemezler. Edebiyat araştırmacıları. Biraz dikkatlice bakılırsa bu metinlerdeki incelikler. Kaşgarlı Mahmut’un Divanü Lugati’t-Türk’ünde geçen türkü tarzındaki dörtlükler bu görüşü destekler mahiyettedir. Önceleri mahallî iken zamanla millî bir kimlik sergilemeye başlarlar. kendi şivelerine. Dolayısıyla Anadolu’nun bir yöresinde söylenen bir türkünün bazı söz ve nakaratları diğer bölgelerde değişik olarak seslendirilebilir. Zaten türküyü kimin ortaya çıkardığına değil. Belki de başka bir yerden akıp gelmiştir kulaktan kulağa. gelenek göreneklerimizin. Her geçen gün yeni türküler derlenmekte ve geçmişten günümüze sağlam bir kültür ve folklor köprüsü kurulmaya çalışılmaktadır. anonimleşmiştir. aşk türküleri. Şiirdeki kıtalar arasındaki bağlantılar da türküleşen eserlere büyük bir ahenk katmıştır. Türküler artık halkın ortak malı olmuş. genelde yedi. Türküler bir olay. Sanki herkesin hemen uydurabileceği şiirler sanılır. Türküler geçmişin izlerini bugüne taşıyan birer hâtıra defteri gibidir. tekkelere devam eden tasavvuf ehli tarafından da sevilerek söylenmişlerdir. nasıl söylendiğine dikkat edilir önce. bir bölgeden çıkar ve yayılır. Türkülerde sadece aşk-sevda duygularını mı dillendirilir? Ne münasebet! Onlar bizim inancımızın. Ruhsatî ve Emrah’a ait pek çok şiir zamanla türküleştirilmiş ve unutulmaz müzik parçaları olarak Türk milletinin hafızasında yer etmiştir. Türküler isimsiz kahramanların eserleridir genelde. derebeyi. kullanıldıkları yere ve yörelerine göre veya daha farklı şekilde ayıran folklor uzmanları ve edebiyat tarihçileri vardır.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . dünya görüşümüzün. Yapılarına göre türküleri sınıflandıran araştırıcılar bent kavuştuklarını göz önünde bulundururlar. Daha sonraki nesiller. yüzyıllardan beri seslendirdikleri türküleri. Türküler. türkülerin.düşünebilir misiniz? Türküler genellikle herkesin rahatlıkla anlayabileceği ortak. Ancak zamanla. gurbete çıkanların ve gezgin halk şairlerinin büyük etkisi olduğu inkâr edilemez. Sadece onları biraz yürek sesimizle dinleyebilirsek daha çok sevecek ve çevremize de sevdirebileceğiz. Bir yöreden. Türküleri yapılarına. Oyun türküleri ve Tabiat türküleridir. Kolay gibi görünür türküler. Öte yandan vezin ve kafiye açısından serbest tarzda söylenmiş türküler de vardır. geniş ufuk ve derinlik hemen fark edilebilir. kendi bölgelerine. gelin ve güvey türküleri. gurbet türküleri. yazılmıştır. Türk halk şiirinde kullanılmış en eski türlerden oldukları konusunda ortak bir görüş belirtmektedirler. Veya zaman tünelinden günümüze aktarılan birer günlük… Bir milletin seyir defteri de diyebiliriz bu acı tatlı türkülere. Onları seviyoruz. Kerem. Türküleri anlayabilmek. sekiz ve on bir hece ile söylenmişler. ölüm türküleri (ağıtlar) şeklinde tasnif edenler de bulunuyor. kahramanlık türküleri. Atalarımızın neye ağlayıp neye güldüğünü anlatırlar bize. Bu ürünlerin başlangıçta sahipleri bellidir. Bu tabiidir ve şundan kaynaklanmaktadır: Türkler. gönül kapımızı türkülere tamamen açabilmek. eşkıya türküleri. nişan düğün. Köroğlu. hece vezni ile söylenmiş. sade ve doğal dille. Bu yönleriyle saf ve millî edebiyat ürünleridirler. ancak çok az sayıda da olsa beş ve on beş heceli şiirlere de rastlanır. bentleri dörtlüklerle kurulan türküler. Karacaoğlan. sevebilmek için çok fazla çaba harcamaya gerek yok aslında. bentleri üçlüklerle kurulan türküler ve bentleri beyitlerle (ikili) kurulan türküler. Türküler dar bir alanda değil toplumun değişik kesimlerinde yaygınlık kazanmış ve benimsenmiştir. Âşık Garip. Dertli. Askerler. mizahî türküler. yazıp söylemişlerdir. ahlâk anlayışımızın. Bazı türkü sözlerinde ufak tefek farklılıklar olabilir. Anonimleşmelerinde ve yaygınlaşmalarında göçlerin. Türküleri ninniler. savaşların. mizah vs. Halk edebiyatımızın en çok sevilen ve yaygınlık kazanan ürünleri olan türkülerin bu kadar benimsenmesinde aşk hikâyelerini özlü biçimde anlatıyor olmaları da önemli bir rol oynar. Aslolan iç dünyamızı. Dadaloğlu. Ancak genelde türküler işledikleri konulara göre şöyle sınıflandırılır: Aşk türküleri. iş türküleri. kısacası kültür ve medeniyetimizin de birer canlı vesikasıdır. İlk söyleyeni bilinmez çoğu zaman. özellikler. çocuk türküleri. Birçok bölgemizin. diyaloga dayananlar. Ne zaman hüzünlere kapıldıklarını anlarız yanık bir türküye kulak verince. Bu tür sınıflama şöyle: Bentleri mani dörtlükleriyle kurulan türküler. anlayışlarına uygun biçime dönüştürmüş ve bu şekilde yaygınlaştırmış.

KOÇAKLAMA Hey Köroğlu’m Hey Ayvaz’ım Kanımda kanın dalımda sazın Koynumda muskan alnımda yazın Er meydanında Asyalı reddiyem Bayrak avazlım Hey doratım Doratım hey Suya düşsün aksin Buluta değsin kanadın İz sür iz bırak Asırlar var ki toynağında beratım Hey Köroğlu’m Hey Ayvaz’ım İşmar edin hele bir yol ben de geleyim Nicedir bir öfke kızartır gölgemi Kında koç kılıç Bolu Dağları’nda bileğim Hey kıratım Kıratım hey Kışımda bahar baharda yazım Vursun göğsüme yelin ayazın Uç bir uçtan bir uca Hülyalarıma kon şahbazım Hey yağızım Yağızım hey Solmasın diye bu yerlerin yedi rengi Susmasın diye sözün yiğidi Kuşan gel asrı at bineyim El kim bey kim Ben de bileyim MAHMUT BAHAR ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .1 0 29 .

Gördükleri öğrenim sırasında okudukları halk şairlerinin şiirlerine bakarak onlar gibi şiir yazmaya çalışan. Bir Karacaoğlan söylencesine göre. onları emre. Âşık. o hâlde halk şairiyim. adına ne derseniz deyiniz. Hakk âşıkları genellikle dinî konularda. Bu sebeple. Bade içen âşığın dili ve parmakları çözülür. üniversitede okuyup da âşık olduklarını ileri sürenlere rastlamaktayız. pirleri her gün saz çalan Hz. ataları ilk saz şairi Hun Çuçu ve Oğuzların Bayat Boyu şairi Dede Korkut kabul edilen âşıkların / ozanlarının temel özellikleriyle sanat dünyamızdaki işlevleri / rolleri üzerinde kısaca durmak istiyorum. Yüce Tanrı her kula bu lütfü bahşetmez. kul. saz şairi. “Ger- Â Âşık ve Âşıklık Milletinin dertlerini. Bunlar usta halk şairlerine çıraklık yaparak yetişmişlerdir. baksı. dede. derneklerin. Şunu çok iyi biliniz ki âşıklık çok güç bir sanattır. Davud. siyasi partilerin. halk şairliği Tanrı vergisidir. sendikaların emriyle ve onların görüşleri doğrultusunda yaymaya çalışan kişi de gerçek âşık değildir. gürül gürül şiir söylemeye. yiğitlik. Milletimiz âşığa / halk ozanına bu özellikleri dolayısıyla kutsallık vermiş. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . “Halktan biriyim. şahsiyetini bulmuş.NAİL TAN şık sanatının Cumhuriyet dönemindeki genel görünümüne geçmeden önce kısaca kam. abdal. Bazı halk şairleri de bade içmemiştir.” demekle halk şairi / âşık olunmaz. hürriyetine düşkün insandır. Başka bir deyişle çağdaş edebiyatın şairleridir. Âşıklık. Karacaoğlan sazıyla sözüyle Allah’a seslenmiş ve yağmur yağmıştır. Âşık yapacağı kişiye “pir” veya “pirler” elinden “bade (dolu)” içirir. baba gibi unvanlara layık görmüştür. çöğür şairi. akın. sıkıntılarını. gerçek birer halk şairi olmayıp “âşık tarzında şiir yazan aydın şairler”dir.1 0 30 . iyi de saz çalıyorum. kahramanlık konularında ve bade içerken âşık olacağı güzel gösterilmişse. ozan. âşık. badeli âşıklara halkımız “Hakk Âşığı” adını takmıştır. ana. halk ozanı. kuraklıktan yakınan Çukurova köylülerinin ricası üzerine. aşkla ilgili konularda şiir söylerler. cırav. saz çalmaya başlar. nota bilgileri dolayısıyla da kolaylıkla saz çalıp beste yapabilen bu kişiler. Günümüzde lisede.

Sadece dinî şiirler söyleyenleri. Âşık / halk ozanı. hürriyetine düşkün insandır. Rus işgali altındaki Kars’ta Ermeni asıllı Rus Generali. bugüne kadar yukarıda saydığım özellikleri taşıyan pek çok âşık / halk şairi / ozanı yetiştirmiştir. kardeşliği. Orta Asya’da olduğu gibi Selçuklu ve Osmanlı topraklarında da devam etti. Âşık Hasan ve Âşık Şenlik gibi kahraman âşıklar yetişti. bölücülüğü şiirleştiren kişi. Böylece. Âşık. bağlama eşliğinde halka ulaştırdılar. âşıklık geleneğini sürdürmesine izin verdiğini çok iyi bilir. milletine candan bağlıdır. halk şairliği öyle her kula nasip olmayacak özellikleri gerekli kılmaktadır. Atatürk ilkelerine ve inkılâplarına yürekten bağlı kişidir.1 0 31 . milletinin sağduyusudur. daima sanatı ön planda gelir. düşünen kafası. âşık / halk ozanı olamaz. Köroğlu. Mehmet Emin Yurdakul gibi) Cumhuriyet Dönemi Âşık Sanatımız ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Türküler yaktılar. Cumhuriyet idaresine. Nasihat destanlarıyla güzel ahlakı yaymaya çalıştılar. Sadece kendilerine halk şairi süsü veren slogan / rejim şairleri vardır. sanatına ters düşer. şahsiyetini bulmuş. Dadaloğlu. 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda Millî Edebiyat dönemine girilmişti. âşıklar / halk ozanları sürekli seyahat ettikleri için halkın gazetesi. halk ozanlarının toplumdaki eğitim ve sanat görevleri. Ancak. sendikaların emriyle ve onların görüşleri doğrultusunda yaymaya çalışan kişi de gerçek âşık değildir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde halk şairleri yetişmesinin sebebi ise halkın nispeten hür bir hava içinde bulunması. Ayetlerin. Türk milleti. ailesine. Âşık / halk ozanı. hatırda kalıcı duruma getirmek için kopuz. otomobillerin onun dünyasında yeri yoktur. duyan yüreği. halk hikâyeleri anlattılar. Âşık / halk ozanı. Kul Nesimî ve Hacı Bayram Velî’yle Anadolu’ya. Âşıklar / halk ozanları.. Bektaşî halk şairi yetişti. Yunus Emre. Âşık / halk ozanı. Âşık. Kahramanlık destanlarımız. Âşıkların / halk ozanlarının 16. radyosu. Çok sayıda Sünnî. Ahmet Yesevî’nin hikmetleri. ortak duygu ve düşüncelerinin derleyici ve yayıcısıdır. işlevleri. Cumhuriyet idaresinin getirdiği hürriyet ve huzurun. Aynı dönemlerde hem dinî hem de din dışı şiirler söyleyen âşıklar / halk ozanları da görüldü. Savaşlarda. Yani. orduda halk şairlerine önem verilmesidir. âşık sanatı da. Anonim edebiyat dalında destanlar. ölüm olayından sonra şiirli bir mezar taşıyla noktalanmaktadır. ordunun moralini diri tutmak için halk şairlerinden yararlanıldı. Genç Kalemler’le dilde sadeleşme hareketi hızlanmış. vatanına. gerçek âşık değildir. divan müziğine karşı halk müziğini. söyleyen dili”dir. Hatayî. Alevî. Kaygusuz Abdal. beste kabiliyeti yüksek bir sanatçıdır. Milletinin dertlerini sömürerek her şeyi kötü göstermek de her şeyi iyi gösterip hayal dünyasında yaşatmak da âşığın şahsiyetine. sevgiyi. Beşikte ninniyle başlayan şiire düşkünlüğümüz. divan edebiyatının karşısında bu iki edebiyat dalında sade Türkçeyle şiirler söylediler. Milletinin dertlerini. mesnevilere karşı halk hikâyelerini yaratıp yaşattılar. halk şairleri gibi hece vezniyle şiirler yazan şairler (Ziya Gökalp. Balkanlara yayıldı. onlar sayesinde günümüze ulaştı. sıkıntılarını. Pîr Sultan Abdal. milletinin hem dertlerini hem de sevinçlerini dile getiren kişidir. iyiliği. derneklerin. hadislerin anlamlarını şiirle halka anlattılar. Aynı dönemde. millî birliği şiirleştiren kişidir. Arapça ve Farsçaya karşı Türkçeyi.çek halk şairinin / âşığının özellikleri nelerdir?” diye sorarsanız şu cevabı veririm: Âşık / halk ozanı. Türk tekke edebiyatını yarattılar. Kuloğlu. nefreti. Âşık / halk ozanı için. Âşıkların. Yani doğaçlaması kuvvetli. dinleyen kulağı. Milletimiz. televizyonu da oldular. Âşık Şenlik’i bir ordu kadar güçlü ve etkili görmüştü. Diğer rejimlerde âşık da yoktur. Şiirlerini daha etkili. Büyük paraların. Başka milletlerin çıkarları ve ideolojileri doğrultusunda çalıp söyleyenler.. ıklığ. yüzyıldan itibaren ortaya koydukları çoğu din dışı şiirlerden oluşan bir âşık edebiyatı kolu ortaya çıktı. siyasi partilerin. Bundan sonra da yetiştirecektir. Görülüyor ki âşıklık. milletinin duygu ve düşüncelerini anında şiirleştiren ve şiirlerini anında ezgiye dökebilen kişidir. Kötülüğü. apartmanların. milletinin “gören gözü. yediden yetmişe şair bir millettir. Hacı Bektaş Velî. düşmanlığı. çöğür.

Altunhisarlı Kemalî Baba (1859-1926). 1966 yılından itibaren düzenlenmeye başlayan Konya Âşıklar Bayramı birçok âşığın ünlenmesine yardımcı oldu. Daimî (1932-1983). Emin Yurdakul gibi) halk şairlerine özendiler. Karamanlı Gufrânî (1864-1926). sade dil. Mahzunî Şerif (1943-2002). Âşıklar da diğer sanatçılar. Şeref Taşlıova (1938-).1 0 32 . Yorgansız Hakkı (1898-1964). Âşık Veysel. Hasan Devranî (1928-1993). Yusufelili Huzurî (1886-1951). adlarını tapşırdılar. Derdimend (1894-1980). Âşık Hüseyin (1884-1950). Mevlüt İhsanî (1928-). Hüdaî (1940-2001). Kemalî Bülbül (1928-). Mihnetî (1929-). İlhami Demir (19321987). çırakları izledi. Orhan Seyfi Orhon) hatta Yedi Meşaleciler halk şairlerini örnek aldılar. 1932 yılından sonra da Halkevlerinin itibar ettiği sanatçılar oldular. Sivas’ta Ahmet Kutsi Tecer ve Muzaffer Sarısözen’in öncülüğünde 1931 yılı yazında kurulan Halk Şairlerini Koruma Derneği. Sefil Selimî (1933-2003). ünlenmiş veya ünlenme yolunda yürüyen âşıklar / halk ozanları vardı. Şemsî (1872-1968). Alevî-Bektaşî ozanlar ise Hacı Bektaş’ı anma törenleriyle Alevî-Bektaşî ulularını. Onları. Rahmanî (1942-1993). halkçı şiir anlayışını başlattılar. Bu güçlü âşıkların çırakları. Memleketçi. Kul Semaî (1931-). yetişmişti. Yusufelili Zuhurî (1887-1949). Hüznî (1879-1936). Yusuf Ziya Ortaç. Dursun Cevlanî (19001975). Metinî (1930-1996). şiirleriyle Cumhuriyet’in erdemlerini. Konyalı Âşık Mehmet (1879-1950). Ne yazık ki. İbretî (1920-1976). Noksanî (1899-1972). Cumhuriyet’in ilk yıllarında. 5 Kasım 1931 tarihinde başlamak üzere üç gün süren bir Halk Şairleri Bayramı düzenledi. Ruhanî (1931-). Şavşatlı Deryamî (1926-1987). Ali İzzet Özkan (1902-1981). Emsalî (1900-1978). İhsan Ozanoğlu (1907-1981) ve Bayburtlu Hicranî (1906-1970) gibi. Derdiçok (1871-1936). Halit Fahri Ozansoy. sayıları yüzü bulan bu güçlü âşıklardan bir bölümünün adlarını saymakla yetineceğim: Davut Sularî (19251985). Zaralı Halil (1906-1964). Cemal Hoca (1884-1957). Halka. Bu bayramlar içinde. Sıtkı Pervâne (1863-1928). Âşık Veysel (1894-1973). âşıkların bir bölümü ekmek parası için ideolojik derneklerin ve aşırı uçlardaki partilerin güdümünde hareket ediyorlardı. Hüseyin Çırakman (1930-). memurlar gibi sağcı ve solcu diye ikiye bölünmüşlerdi. âşıklar bayramları ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Halil Karabulut (1926-). Âşıklar / saz şairleri 1931 yılına kadar Türk Ocakları. Çoğu rahmetli olmuş. Behçet Kemal Çağlar. öğrenciler. Abdulvahap Kocaman (1934-2005). Yaşar Reyhanî (1932-2006). Baba Salim (1887-1956). Orhan Şaik Gökyay. Ahmet Kutsi Tecer ve Rıza Tevfik Bölükbaşı gibi bazı şairler de koşmalar yazıp son dörtlükte soyadlarını. Ferrahî (1934-1969). Bu bayram. Osmanlı döneminde doğmuş. günümüzde ustalarının izinde yürüyorlar. Türk yenilik şiiri şairleri de (M. Murat Çobanoğlu (1940-2005). Eminî Düştü (1943-). Feymanî (1942-). Bardızlı Nihanî (1885-1967). Cumhuriyet döneminde doğmuş. Âşık Süleyman bu bayram sayesinde adlarını duyurup üne kavuştular. Ankaralı Âşık Ömer mahlasıyla şiirler yazdı. Zefil Necmi (1870-1933). Kul Ahmet (1932-1997). Bayramın başarısı. Talibî Coşkun (1898-1976). Hecenin Beş Şairi (Faruk Nafiz Çamlıbel. Talibî Coşkun. Hasretî (1929-2000).12 Eylül 1980 Harekâtı’na kadar. cemlerde sanatlarını icra fırsatı buldular. sonraki yıllarda birçok ilde bu adla halk şairleri / halk ozanları / âşıklar bayramlarının / şenliklerinin düzenlenmesine yol açtı. Posoflu Müdamî (1915-1968). Kul Sabri (1851-1931). Meslekî (1858-1930). âşık edebiyatımızda bir dönüm noktası oldu. Atatürk İnkılâplarını anlattılar. Nesimî Çimen (1931-1993). erenlerini anma toplantılarında. Enis Behiç Koryürek. Müslüm Sümbül (1940-). hece vezni ile vatan-millet-bayrak sevgisi şiirimize hâkim oldu. Posoflu Zülalî (1873-1959).

iki müdür kadrosu dışında sanatçı kadrolarının Maliye Bakanlığından alınması konusunda ciddi bir girişimde bulunulmadı. eski kırgınlıklar devam etmekteydi. memurlar gibi sağcı ve solcu diye ikiye bölünmüşlerdi. Çoban Hüseyin ve Tahir Kutsi Makal’ın âşıkları birleştirme çabaları. Aradaki duvar alçaldı. İstanbul’da 1975 yılında kurulan İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu ile Devlet Halk Dansları Topluluğu sanatçılarını geçici işçi kadrosundan kurtarıp sanatçı kadrolarına kavuşturduk. Tasavvuf Müziği Koro ve Toplulukları kuruldu. Eminî Düştü. o kadar. devlet tiyatroları. âşıkların bir federasyon. 1964 II. Âşıklar da diğer sanatçılar. Sorunlarını birlikte görüşüp çözüm bulamadılar. 1993 yılında da Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü Devlet Halk Ozanları Topluluğunun kurulması için gerekli Bakanlar Kurulu kararlarının alınmasını sağladı. 2007 III.1970’li yıllar sonrası başlayan sağ-sol bölünmesini. devletten isteklerini küçük. dil zenginliğinden uzaklaşma tehlikesiyle daima karşı karşıya kalacaktır. 1938 Bayburt Halk Şairleri Bayramı. ideolojik düşüncesi olacaktır. 12 Eylül 1980 Harekâtı’ndan sonra âşıklar ve diğer sanatçılar arasındaki ideolojik kutuplaşma zayıfladı. Çünkü bakanlar ve üst düzey yöneticiler de bir görüşü benimseyip bize baskı yapıyorlardı. Yine de âşıklar arasındaki gruplaşma aşılamadı. Festivallere maddi destek yönetmeliği yürürlüğe konuldu. Devlet desteği. Sivas Halk Şairleri Bayramı ile yine 2007 Bursa Türkiye Âşıklar Bayramı bu konudaki en önemli düzenlemelerdir. 1990 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla âşıklar ve diğer sanatçılar üzerindeki ideolojik baskı zayıfladı. Sivas Halk Şairleri Bayramı. Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünün bu atılımından cesaret alarak önce Halk Kültürünü Araştırma Dairesi 1990 yılında Devlet Geleneksel Türk Tiyatrosu Topluluğunun kurulması. Her sanat dalına devlet desteği geldi. Ancak. Özel Tiyatrolara Yardım Yönetmeliği çıktı. Hâlâ. 1983. Âşık / halk ozanı yine düşünce silahı olarak kullanılmak istendi. siyasete kurban eden âşıkların / halk ozanlarının soluğu uzun olmayacak.1 0 33 . ‘70’li yıllarda sol görüşlü âşıklarla görüşmemiz âdeta yasaklanmıştı. Âşıklar / halk ozanları arasındaki uygarca ilişkiler başladı derken bu kez de âşıklar / halk ozanları ve diğer sanatçılar etnik milliyetçilik ve mezhep-tarikat baskısıyla karşılaştılar. edebiyat tarihinde ya yerleri bulunmayacak ya da birkaç satırla geçiştirileceklerdir. Türk Halk Müziği. âşıkların bir bölümü ekmek parası için ideolojik derneklerin ve aşırı uçlardaki partilerin güdümünde hareket ediyorlardı. Elbette. Mesut Yılmaz’ın Kültür Bakanlığı döneminde (1986-1987) Konya Âşıklar Bayramı ve Mevlânâ’yı Anma Törenleri Konya Kültür ve Turizm Derneğinden alındı. vakıf veya dernek çatısı altında toplanamamaları. Katılım rekoru geçen yıl Kars’ta Âşık Çobanoğlu Âşıklar Şöleni’nde 218 âşıkla kırılmıştır. 1984 ve 1986 Kayseri Âşıklar Şöleni. Millî Folklor Enstitüsü / Millî Folklor Araştırma Dairesinde göreve başladığım 1970 ve sonraki yıllarda. Murtaza Yalçın. bütünleştiremedi. 19781979 Ecevit Hükümeti döneminde ise tersi oldu. SSK Kanununda iki defa değişiklik yapılarak binlerce sanatçının emekli edilmesi sağlandı. Telif hakları birlikleri kuruldu. Böylece Türk Müziği ve Halk Oyunları Sanatçıları senfoni orkestrası. bu durumda âşık / halk ozanı sanatını sloganlaştırma. aradaki buzları biraz erittiyse de tam başarıya ulaşamadı. Maliye Bakanlığına yazı göndermekle yetinildi. Millî Güvenlik Konseyi ve bakanlar. Sinema ve Müzik Eserleri Kanunu kabul edildi. genellikle ayrım yapmadan bütün sanatçıları desteklemek istediler. devlet opera ve balesi sanatçıları gibi yüksek maaşa kavuştular. daima sorun yarattı. öğrenciler. Ancak. cılız örgütler vasıtasıyla ifade etmeleri. Ancak. Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünde Genel Müdür Yardımcılığı yaptığım 1984-1988 yılları ile daha sonraki yıllarda Bakanlıkta Klasik Türk Müziği. Çünkü HAGEM’in başına halk ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . 5-7 Kasım 1979 tarihinde Ankara’da düzenlenen “Türkiye Halk Ozanları Semineri’nde iki grup âşık arasında kavga çıktı. her sanatçı gibi âşığın / halk ozanının da bir siyasi görüşü. koruması dışında sadece âşıklarla Karagöz-kukla sanatçıları kalmıştı. Bir araya getirme çabalarım hep sonuçsuz kalıyordu. 1979’dan beri aralıklarla düzenlenen Erzurum Âşıklar Şenliği. Sanatını ideolojiye. estetik değerlerden. 12 Eylül 1980 Harekâtı’na kadar.

Âşık. Özellikle Erzurumlu. Kısacası. çok iyi bilinen sanat ilkeleridir. Bu iki topluluk. Bakanla birlikte görevden ayrılacaklarını biliyorlardı. Âşık Veysel. İzmit. Âşıklar. Düğünlerde halk hikâyesi anlatma geleneği bitti. özel idareler. sevinçlerini dile getirmelidir. “parayı veren son sözü söyler”. ilkesi gereği sanatçıları yönlendirmeye çalışırlar. saz şairi. Kurultay’ın ortak sorunları dile getirici bir sonuca ulaşmasını yürekten temenni ediyorum. halk müziğini yaşatma işlevi vardı. Günümüzde en çok âşıklar şöleni düzenleyen kuruluşlar. artık devlete bağlı bir Halk Ozanları Topluluğu kurulması gereksizdir. parti) bir sanat etkinliği düzenlediklerinde. Âşık Daimî. belediye.bilimi dışından yöneticiler getirilmişti. vergi indirimi. acılarını. Günümüzde Türkiye. Bugünkü âşıkların en önemli eksikliği. ancak sosyalist ülkelerde vardır. Sivaslı âşıklar kolay ulaşım ve ekmek parası dolayısıyla İstanbul. Halkın diline düşmüş bir beste. Kültür ve Turizm Bakanlığının 3000 civarında sanatçısı olacak ama 30 âşığa / halk ozanına. ancak özgür ortamlarda gelişeceği. halkın dili olmuş âşıklar / halk ozanları (Âşık Veysel. 10 geleneksel tiyatro sanatçısına hiçbir zaman kadro verilmeyecek. duygu ve düşüncelerini ifadeden gittikçe uzaklaşmaktadırlar. sanat ordusu hemen dikkati çekmiştir. Beste olmadıkça. rekabet ortamının sanatçıların çabalarını artıracağı. çoktan faaliyete geçmiş olacaktı. Sanatın. AB’ye girmek istiyorsak böyle. opera. O da halkın. ailesini geçindirmek için mecburen belediye başkanlarının huyuna suyuna göre. kendilerine para ödeyen bakan. yüreği. türkücüsü. Erzurum ve Kayseri’de kaldı. AB’ye üye olma konumunda bir ülkedir. sevinçlerini dile getirme işlevidir. Kültür mevzuatının taraması 2006 yılında yapılmış. Çünkü bu iki gruptaki sanatçılar. vali. halkın dertlerini. Çorumlu. Belediyeler.1 0 34 . Âşık. Her siyasal görüşün şarkıcısı. Davut Sularî. devlete bağlı bu çok sayıdaki sanat topluluğu. Sazı sözü kuvvetli. ancak halkın beyni. Bu işlev kaybolunca. sivil toplum kuruluşları sanat etkinliklerini düzenlerler. övgü ve güzelleme veya kaba atışmayla âşık sanatı yaşatılamaz. bu görevini. tiyatro faaliyetleri ve filmler için proje desteği yaparak sanat çalışmalarından ulusun her bireyinin yararlanmasını sağlar. âşık sanatı bu işlevini yerine getirmezse biliniz ki “âşık sanatı” ölecektir. Oysa âşık. aynı yıllarda Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğüne bağlı olarak kurulsaydı. Âşık Şeref Taşlıova ile Murat Çobanoğlu Sivas Devlet Türk Halk Müziği Korosuna sanatçı olarak atandılar. Çünkü çağdaş şairler ve âşık deyişlerini söyleyen halk müziği icracıları onların yerlerini ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Yakın dönemde âşıklarımız. Bu açıdan. Devlet. AB ülkelerinde sanat toplulukları bağımsız hareket ederler. halkı var oldukça âşık sanatı yaşayacaktır. Bu da sanatı zayıflatmaktadır. gerekirse ders almalıdır. Âşıklar / halk ozanları festival. âşığı ayrılmıştır. Türkiye’de âşıklar. Türk milleti. Günümüzde. Mahzunî Şerif gibi) hiçbir zaman aç kalmaz. Günümüzde TRT’nin 425 sanatçısının Kültür ve Turizm Bakanlığına devri için hazırlık yapılmakta. Bakanın karşısına çıkamıyorlar. böylece de âşık sanatı ciddi bir darbe yemiştir. Davut Sularî ve Mahzunî Şerif’in mirasçıları bile. gözü kulağı. ozan ne derseniz deyiniz. anma töreni sanatçısı oldular. âşığın bir yıllık giderlerini rahatlıkla karşılayacaktır. söze iyi ezgi döşenmedikçe âşık sanatı ayakta kalamaz. Geçmişte bu sanatın Türk dilini. âşık sanatı da ortadan kalkar. Karslı. İzmir. Bugün. Nitekim 1990 yılında Bakan Namık Kemal Zeybek’in isabetli bir kararı üzerine. sağ-sol ayrımı yapmadan Başbakanın. Âşık. sazını sözünü kullanmaktadır. Bursa ve Antalya’ya yerleştiler. Ankara. Türkiye’de siyasi kuruluşlar (bakanlık. belediye başkanı ve diğer siyasileri övmek için saz ve sözlerini kullanma mecburiyetinde kalmışlar. acıla- rını. bu konuya önem vermeli. ağzı dili olursa bu sanat yaşar. bir âşık sahneye çıktığında. sanat güçleri oranında örgütlenemiyorlar. güzel saz çalmalarına rağmen türkü yakma yeteneklerinin zayıflığıdır. Sadece. halkın dertlerini. Daima biletli müşteri bulur. Âşık Daimî. Günümüzde de bu sanatın hâlâ bir işlevi vardır. bugün telif gelirinden pay alıp darlık çekmeden yaşayabilmektedirler. kültür merkezi yapımı ve pahalı orkestra bale. Alevî-Sünnî. siyasetin kuşattığı belediyelerdir. destanlarını. halk onun neler söyleyeceğini çok iyi bilmektedir. sanatın en büyük destekçisi âşık kahveleri ancak Kars. Böyle bir durum.

Sen ki. haksızlığa karşı çıkmayı ve hak aramayı öğrettin. hakaret eden. Selçuklu-Osmanlı yöneticileri. Türk milletine destanlarını. yüzyıllar boyunca sana hor bakanlara. Binlerce ciltlik eser ortaya koydun. Yanılıyorsun dostum! Türkiye’de devleti değil tenkit. 20.. Söylediklerine burun kıvrıldı. Davul zurnayla neşelendin. sol elle yemek yemeyi bilmezsiniz. Gene aynı şeyi yapacaksın! Âşık / halk şairi / ozanı çile adamıdır. Sen halktan gördüğün sevgi ve saygıyla yetineceksin. başbakan olup kaderinizi değiştirecek değil ya? Âşıklar. Türk milletinin sanatçısıydı. en kalitesiz. Teselli için söylüyorum. Konservatuvarların. sorunlarınızı dile getirirken lütfen bir yana bırakınız. sanatseverleri Arap ve Acemlerin peşine düşüp onların dillerinde şiir yazmaya çalışırken. divan edebiyatı şairleri. Sizin işiniz kesat dostlar! Çünkü papyon kravatınız yok. Zülfü Livaneli gibi… Sen ki. smokininiz yok. ıklığ çaldın. kanun. doğruluğu dürüstlüğü.alacaklardır. Onların saygınlığına ortak olamazsın. Oysa Veysel. Aranızdaki görüş farkını. Halkın uzattığı kuru ekmeği. Acem müziğinin peşine düşüp şarkı. kültürel kimliğinin önemli bir bölümünü armağan ettin. Viski içmeyi. Sen ki. İran mesnevilerini tekrarlarken. kaval. Türk milletine anadilini. lavta. öz müziğini. İçinizden bazıları diyecekler ki. Sen ki. memurları. destanlarını. sanatseverleri Arap. türkülerinle milletimize daima hoşgörüyü. yani Âşıklara Hitabımdır arabeskçilere “Devlet Sanatçılığı” unvanı verilir. memurları. ud. askeri yüreklendirmek amacıyla hatırlandın. ilgisiz kalanlara aldırmayıp sanatını sürdürdün. sazı sözü çekilmez insanlar olarak görüldün. kudüm çalmaya çalışırken.. Fransızca kelimeler kullanıp entel görünemezsiniz. bayrağa bağlılığı. Cumhuriyet davetlerine çağrılmazsın. diğer sanatçılara tanınan haklardan bunun için yararlanamıyor. Sadece ordu sefere çıktığı zaman. İngilizce. 1990 yılından beri 10 Karagöz ve kukla sanatçı kadrosu da tahsis edilmedi. âşık / halk ozanı. 21. markalı otomobiliniz olmadığından gittiğiniz yerde çamurlu ayakkabılarınızla mermerleri. Edebiyatımızın temellerini attın. Türkçe konuştun. türküler yaktın. insan ve tabiat sevgisini. halkın dertlerini. millete. güzel ahlakını. 1993 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla kurulması öngörülen “Devlet Halk Ozanları Topluluğu”nun kadroları bir türlü çıkmaz. Arif Sağ. bilginleri. Sana verilmez. Yılbaşı. 21. daima bir olun. Sen ki. şiirlerinle. yüzyıla girerken bu durum ne kadar değişti dersin? Gene sanatçı sıralamasında en sondasın. Hoca Ahmet Yesevî’nin şiir geleneğini sürdürdün. Bütün sanat kuruluşlarına kadro dağıtılır. bu yüzden hapishanelere düşen sanatçılara. TRT’nin. aydınları. Hacı Bektaş Velî’nin dediği gibi. diri olun!■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . ama sana diğer sanatçılara verilen hakları vermezler. halk edebiyatını. Türk milletine dilini armağan ettin. yüzyılda. en değersiz müzik olan “arabesk”in de tuzağına düşmedin. bağlama. halk hikâyelerin anlattın. Onların değerlerini. yazarlara bir göz at! Onların gördüğü itibarı. Kültür ve Turizm Bakanlığının halk müziği derlemelerinde ilk başvurulan kaynak oldun. Ülkemizdeki en kötü müziğin temsillerine. 21. Kaba saba köylü. iri olun. kaside söylemeye. ozanlar. Musa Eroğlu. çöğür. devleti tenkit ettiği için sevilmiyor. vatana. bakan. bilginleri. kısacası. aydınları. gazel. halıları kirletirsiniz. Türkçe şiirler söyledin. yüzyıla girerken bizi anadilimizden yoksun bırakmadın. yüzyıla girerken bizi türkülerimizden yoksun bırakmadın. Atan Dede Korkut’un. Türk milletine atalarından gelen insani değerleri ve güzel ahlakı da armağan ettin. pasta niyetine yiyeceksin. elde ettiği imkânları bir düşün! Bana hak vereceksin! Sen ki. lütfen sorunlarınızı. ney. Sen ki. Selçuklu-Osmanlı yöneticileri. Yeniçeri saz şairleri bu sayede biraz itibar gördüler. Onlar da sizin gibi öksüz/yetim sanatçılar. sevinçlerini söylemeye devam edeceksin. Altınızda cipiniz. Çileni çekeceksin! İçinizden biri.1 0 35 . Türk milletine öz müziğini de armağan ettin. Selçuklu-Osmanlı devlet katında (Sultan Abdülaziz dışında) ve divan şairleri nezdinde daima horlandın. hiç kimseden çekinmeden dile getiriniz. acılarını. sıkıntılarını söylediği. santur. 1998 yılında Veysel’in hatırına Köşk’e çıktınız ama yanınızda diğer sanatçı grupları yoktu. Arap ve Acem’in edebî türlerini alırken.

içindeki sözlerin toplumun ortak duygu ve düşünceleri ile dünya görüşünü yansıtmasından kaynaklanıyor olmasında aranmalıdır. Kısacası beşerî duygulara. Yalınlığı. Bu türkülerde ne gibi bir sihir veya cazibe var diye. folklorumuzun en zengin kurumlarından birini oluşturduğu bir gerçektir.SUPHİ SAATÇİ alk edebiyatımızın beslediği türkülerin. Dolambaçlı ve kaypak değildir. Uzun zaman bunun sebeplerini araştırdım. yaşanan ıstıraplara sahip çıkan toplumun dili olmuş türküler. Medeniyetimizin üstün yanını sergileyen türküler. hiç kuşkusuz ezgilere döşenmiş olan sözleridir. Damıtı- Türküleri bu denli özel kılan ve bütün bir toplumu sımsıcak duygularla saran gücünün başında. musiki sanatının da ulaşılması zor olan bir zirveyi simgeler. Türkülerin bir toplumu sarmaktaki gücü ve becerisi. kendimi her zaman bir bilge kişinin karşısında gibi hissederim. aynı kaderi paylaşmış insanların geçmişten gelip geleceğe yönelen akışının terennümü olduğunu anladım. Toplumun yaşadığı maceranın destanı olduğunu hissettim.1 0 . Hatta bireysel bir aşk yüzünden kanayan bir kalbin acısını paylaşan toplumun iniltisini duyabildim. Dili saf ve yapmacıksızdır. Türkülerin. Sanki deneyimli birinin öğütlerini dinliyormuşum gibi gelir bana. arılığı. duruluğu. İçtenliği halktan yana olduğu için de haktan yana olmuştur. Türkülerde. 36 H ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . doğanın getirdiği karşı konulmaz felaketlerde yaşanan faciaların dile gelişine tanık oldum. içtendir ve berraktır. Çünkü halk saf ve yapmacıksızdır. Türkülerde dile gelen hikmet ve atasözleri kıvamındaki sözleri ezgi eşliğinde dinlerken. doğallığı ondandır türkülerin. Doğrudur. kendi kendime sordum? Yıllar sonra türkülerdeki cazibenin veya sihrin ne olduğunu kavramaya başladım. sadece özlü söz hazineleri olmakla kalmayıp.

Söylenen bir türkü beni en kısa. duygu. lale ile sümbül yahut güldür türküler… Tarlada başak. Böylece toplumun kimliği ve aynası olmuştur. en kestirme yoldan tanıtmıştır Türkiye’ye: Altun hızmav mülayim Seni haktan dileyim Yaz günü Temmuz tabax Sen terle men sileyim Gün gördüm günler gördüm Seni gördüm şad oldum Bu türkü duyulduğu zaman. Onun için ne zaman türkülerden söz açılsa. bellerde gümüş kemer. sınırların ötesine geçen gücü ile bir anda milyonların kalbine doğru yöneliyor ve yüreklere oturabiliyor. Bu yüzden kimi türküler. ruh. o toplumunun ortak malı ve millî mirası hâline gelmiştir. her okunuşta belli bir bölgeyi. ananın niyazıdır türküler… Dağların maralı. dedenin musalla taşıdır türküler… Aşığın avazı. Simgeleşen türküler. Aynı coğrafya parçası üzerinde yaşayan insanların ortak duyuş. vatanın nüfus cüzdanı ve kimlik kart gibidir. Türkmeneli’ni ve Irak Türkmenlerini hatırlar. Hüzünle tatlandırır sevincimizi. Bazen bir kor gibi ortaya çıkarır küllenen aşkımızı. ananın aşı. gurbette yoldaş. topluluğu ve halkı çağrıştırır. bazen bir ananın sıcaklığı gibi sarar içimizi. hiç kuşkusuz ezgilere döşenmiş olan sözleridir. toprağımın her bir karışıdır türküler…■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . ancak itiraf etmeliyim ki bir türkü kadar başarılı olamadım. Ortak hayatın. yurdumun barışı. aynı topluluğu birbirine bir harç gibi tutturmuştur. yol gösteren insandır türküler… Bebenin beşiği. yattığım yataktır türküler… Mehmetçiğin savaşı. yaşanan tarihin ajandası türkülerdedir daim. Birkaç kez söyledim ve anlattım. Coğrafyayla bütünleşen türküler.la damıtıla. Türkülerin bir toplumu sarmaktaki gücü ve becerisi. içindeki sözlerin toplumun ortak duygu ve düşünceleri ile dünya görüşünü yansıtmasından kaynaklanıyor olmasında aranmalıdır. süzüle süzüle ve durula durula kristal saflığında ve şairlere meydan okurcasına sözün özü hâline gelmiştir. Irak Türkmenlerini anlatmaya ve tanıtmaya çalıştım. Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun şu mısraları gelir aklıma: Şairim Zifir ikaranlıkta gelse şiirin hası Ayak seslerinden tanırım Ne zaman bir köy türküsü duysam Şairliğimden utanırım. uzandığı menzil. Yalan dolan bilmeyen türküler. ortak maceranın ve ortak kaderin ürünü olmuştur türkü. Coğrafyayı vatana dönüştüren türküler. Bir türkünün verdiği mesaj. kendi toplumunun kimliğini ifade eder. ana gibi sımsıcak yüreği apaktır türküler… Astığım bayrak. ipek kuşaktır türküler… Sevdanın dili. bastığım toprak. yerli buralıdır türküler… Göklerde bayrak. Yaşanan macera. inanç.1 0 37 . onların yaşadıkları dramları düşünür. aşkın çıkmazı. Vatan onda dillenmiştir gayrı. maddî nitelikteki toprağa anlam. Daha sonra bu sözlerin. bitmeyen gecelerde sırdaştır türküler… Baharda bülbül. herkes Kerkük’ü. Türkülerin gücünü. asaletini ve has şiirlerden bile üstün olan yanını ne kadar güzel anlatmış Eyüboğlu… Türküleri bu denli özel kılan ve bütün bir toplumu sımsıcak duygularla saran gücünün başında. Oğlunun yolunu gözleyen anaya tesellidir türküler… Özlenen sevgili. Coğrafyasının aynası ve zaman zaman haritasıdır türküler. yârimizi. bakış ve inanışlarını perçinleştirmiştir. gezdiği vatan. Bu sebepledir ki türküler. Türkü artık salt duygu ve mesaj olmuştur adeta. Sonra usulce dağıtır efkârımızı… Kısacası. özlenen sevgilidir türküler… Sözleri irfan. yaşama sevinci katmıştır. sıcaklık. aynı toplumun musiki görgüsünü ve anlayışını belirli bir ezgi kalıbı içinde kazandığı kıvamı bulması ile türküler. güzelin nazı. Her zaman yine ifade etmek isterim: Bunca yıl Kerkük’ü. çektikleri acıları ve iniltileri duyar. kalbi yaralı. Ben de kimliğimi türkülerde buldum doğrusu. onun gül yüzü ve sıcak elidir türküler… Uzun yolda arkadaş.

Mesela şiir. Zaman içinde yeni söz ve beste imkânlarıyla yaşamaya devam ederler. gerçeğin sınırları dışına çıkarabilir. Konya’da bulunduğu günlerde Konya Hapishanesinin kadınlar koğuşundan yükselen türkü sesleri. Çünkü türküler hayatın içinden doğarlar. Ama bu. Tanpınar. Böyle olduk- N ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Bu durum. tiyatro dramatize ederek. yol gösteren. Anadolu topraklarında kurduğumuz kültür ve medeniyet yapımızın şifrelerini barındıran eserlerdir. onu Anadolu’nun ve Anadolu insanının gerçekleriyle yüz yüze getirir. Anadolu’yu tanımanın önemli bir malzemesi hâline gelmektedir. Sonuçta. musikiye dönüşmüş şekilleridir. Konya. Bu unsur. türkülerin bize böylesi zengin bir imkânı sunması. Başlangıçta onları belki bir kişi söylemiştir ama zamanla anonimleşmişler ve böylece halkın ortak diline. Erzurum. onların öncelikle. türkülerden bahseden müstakil bir yazı değil. Olayların söze. ele aldığı insanı idealize ederek. türlü ten yorgunluğu ve iç darlığı dolu acı dert kervanlarını bu şehirde tanıdım.MUSTAFA ÖZÇELİK ". Tanpınar. Zira bütün bunlar. Bu yüzden öylesine yalın ve içtendirler.” Bu canlanmayla Konya’yı hem tarihî geçmişiyle hem de bugünkü hayatıyla kavrama imkânı bulur. “Beş Şehir”1de Konya ile ilgili bölümde yer alan birkaç paragraflık kısım… Bilindiği gibi Tanpınar. Tanpınar’a ait bir metin. “Ben Orta Anadolu türkülerini o gurbet..” demekten kendini alamaz. Bu yüzden onları da türküler kadar sever ve önemli bulurum. Der ki: “Bu türküleri dinlerken içimde Konya birdenbire canlanır. bütün bunlardan sonra şöyle demekten kendini alamaz: “Anadolu’nun romanını yazmak isteyenler ona mutlaka bu türkülerden gitmelidirler. Onlarda ne söyleyenin sanat endişesi ne dinleyenin estetik haz duyma arzusu vardır. Şüphesiz. Ankara. insan ve toplum yapısını anlatmaktadır. türkülerimizdir. hiçbir zaman eskimezler.” Tanpınar’ın bu yorumlarını okuduktan sonra. Şehir. Dahası. vatanın manevi çehresi olan kültürümüzü görmek” şeklinde açıklar. benim türkülerin gizli dünyasına girebilmemde bana imkân sağlayan. keder. Ama yürek diliyle yapılır bu anlatım..”hayatımın tesadüfleri” dediği beş şehri (Bursa. Tanpınar. Her biri kendi dilince bir toplumun dünya görüşünü. olduğu gibi yansıtırlar. Bu yazılardan ilki. bu şehirleri anlatırken onların mimari yapılarından. ortak hikâyesine dönüşmüşlerdir. Konya’yı anlatırken Anadolu’yu tanıma ve anlama imkânlarına bir unsur daha ilave eder. içtenliğiyle ilgilidir.1 0 38 . Bu bakımdan duygusallığının yanında aynı zamanda son derece gerçekçi metinler olarak karşımıza çıkarlar. Tanpınar bir Anadolu fotoğrafı çizer bize ve biz o fotoğrafa bakarak Anadolu’yu daha iyi anlama imkânı buluruz. bizim için büyük bir daha geniş bir anlam coğrafyasının öznesi. onları sevmemde olumlu etki yapan metinler oldu.insanı müspet ve menfi tüm özellikleriyle tanımanın neredeyse tek imkânıdır türküler. başka hiçbir edebî türde böylesine gerçekçi değildir. Olanı. hayat tarzını. çeşitli insan ve tabiat manzaralarından ve musikiden hareket eder." e zaman bir türkü dinlesem doğal olarak aklıma bende türkü sevgisi uyandıran şu iki yazı ve üç şiir gelir: Zira bunlar. türküler. onun için bu manada büyük bir zenginliktir. İstanbul ve Konya) anlatır bu kitabında… Yazılış gerekçesini de “onların arkasında kendi insanımızı ve hayatımızı. doğallığıyla. taş toprak gerçekliğinin ötesine geçer.

gerçekçi bir portreyle sunulur. Bunu da şöyle açıklar yazar: “Türkülerde ve şarkılarda şiir var. Zira hatırasız. Hafif. insanımızı tanımak için kitaplardan öte birer imkândır türkülerimiz. sevdasız ve yalnız kalırız” diyen yazar. Ama türkülerde durum böyle değildir. güzelliği ve zenginliği olarak görür: “Ah bu türküler. Buna göre türkülerde anlatılan insan. öğrenmek gerekir. Madem romanın-biz buna şiiri ve tiyatroyu da eklemiştik-konusu insandır öyleyse bu tür eserleri yazabilmek için insanın olduğu bu metinlere ilgi duymamız gerekir. Burada “nasıl” meselesini daha iyi anlayabilmek için yazının devamına da bakmalıyız. riyasız… 3. metnin ikinci paragrafında türkülerin çok önemli bir özelliğine daha dikkat çeker. Biz. şefkatli ve avare taraflarıyla insan var. Mesela konu Yemen mi? Şair doğal olarak şöyle diyecektir. bu alıntının başında söylenen ve türküsüz kalmanın “hatırasız. şiirini.” Eyüboğlu da türkülerin anonimliğini onların bir özelliği. şairliğinden utandıran özellik… Sahiciliği. başka hiçbir edebî türde böylesine gerçekçi değildir. Yazar. pek çok kişi için de öyledirBedri Rahmi Eyüboğlu’nun “Türküler Dolusu”3 başlıklı şiiridir. Mesela şiir.” Dolayısıyla insanı müspet ve menfi tüm özellikleriyle tanımanın neredeyse tek imkânıdır türküler. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . yüce. Başka bir deyişle onlar varsa biz de varız. afif taraflarıyla insan var. ulvi.. Millet var.ları için de hangi toprakta. Ama türkülerde sadece bunlar yoktur. bunun gerekçesini de şöyle açıklar. Bu durum. Yazar bunu “İnce. ciğerimize kadar işler. onlardan sormak. Onların içine insan kokusu sinmiştir. kalanı. hayat tarzına. şiirin hasıdır. türkülerde şairi.” Sözün burasında Tanpınar’ın cümlesini bir daha hatırlamak gerekir.1 0 39 . Milletimiz vardır.. türküler biz olduğumuz için vardırlar. sevdasız ve yalnız kalmak meselesi insan olma meselemizle doğrudan ilgili konulardır. coğrafyada doğmuşlarsa oranın tabiatına. sansürsüz. “Kirazın derisinin altında kiraz Narin içinde nar Benim yüreğimde boylu boyunca Memleketim var” mısralarıyla başlayan bu şiirin de daha başında aynı gerçeğe vurgu yapılır. 2. onun romanını. İnsan var. gerçeğin sınırları dışına çıkarabilir. Yazının daha ilk cümleleri. ana sütü gibi candan” olmaları… Bu yüzden Eyüboğlu’na göre de tarihimizi. tiyatrosunu yazacaksak türküler elimizin altında duran en önemli kaynaklardır. İnsanla türkü birbirinden ayrılamaz iki kavramdır. Yalansız. Bu demektir ki. “Kitaplarda değil. yaşanan olaylarına ve olayların kahramanlarına ayna tutarlar. tiyatro dramatize ederek. yaşama kuralları var. sevdasız ve yalnız kalmak” olduğunu belirten ifade türkülere neden ve nasıl önem vermemiz gerektiğini açıklayan çok vurucu bir tespittir. “Türküler ve şarkılarda halk var. bölgede. sayısında yayımlanan ve daha sonra yazarın “Dostluk Üzerine”2 kitabına da alınan “Türkülere merhaba” başlıklı yazı da türkü güzelliğinde ve içtenliğinde bir metindir. onlarla gülmüşüm” Peki. gidip gelmeyeni Ben türkülerden aldım haberi. çılgın. nedir. Bu yüzden şöyle der şair: “Ne zaman bir köy türküsü duysam Şairliğimden utanırım Şairim Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim Onlarla ağlamış. türkülerde ara Yemen’i Öleni. Bu yüzden Tanpınar’a katılmamak mümkün değil. Ve asıl mühimi yüreğimiz ve gönlümüz var. töreler var. Onlar. “ Türküler bitip tükenirse hatırasız. hikmet var.. Bende türkü sevgisini onulmaz bir sevdaya dönüştüren ikinci yazı ise Fethi Gemuhluoğlu’na aittir. Türk Yurdu dergisinin Nisan 1959 tarihli 2. Önce. hayatımızı. Onlar canımıza. ele aldığı insanı idealize ederek. köy türküleri Ne düzeni belli. “memleket ahvalini” olduğu gibi yansıtmalarıdır elbette…”Ana sütü gibi temiz. gerçekçiliği. nasılsak öyledir türküler. ne yazanı Altlarında imza yok ama…” İşte bu “ama”dan sonrasında söylediği şu mısra türkülerin asıl gizemini fısıldamaktadır bize! “İçlerinde yürek var. Yine bu yüzden “memleket ahvalini”.“sözleriyle belirtir. Anadolu’yu ve Anadolu insanını tanımak istiyorsak. Türküler konusunda beni etkileyen şiirlere gelince… Bunlardan ilki -eminim bu. gelenekler var. türkülerin bizim için ne anlam ifade etmesi gerektiğini belirten ifadelerdir.” 4. Dahası. Türkülerde memleketimiz vardır.

2001. hasret. Şair. İstanbul. vatanıma. Bu imkâna kavuşmak son derece önemli… Zira türküsüz kaldık. mısralarıyla belirtir. Bu yüzden millet olarak tarih boyunca kendimizi ifade için en elverişli tür olarak seçtiğimiz türkülerimiz acımıza. “Telgrafın tellerini kurşunlamalı…” Bu bilinçli bir tutumdur. insanlarımız…. Aşk. Türküler. mahpushanedeki mahkumlar… kısacası bütün bir hayatımız ve insanımız… Şiir. “Yazlar bilirim. Boğaziçi yayınları. İstanbul. daha şiirinin başında “Türk” ile “türkü” arasındaki münasebete dikkat çeker. Zira kimi yorumlara göre “Türkü” kelimesi. Zira şiir baştan sona bir Anadolu hikâyesidir.Benim içimi bir türkü gibi titreten diğer bir şiir ise Âşık Veysel’in “Türk’üz Türkü Çağırırız” şiiridir. sen yani biz. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . gurbet. Fethi Gemuhluoğlu. 1973. dağlara çıkıp nara atan yiğitler. Ben. Elbette başka milletlerin de bizim türkü olarak isimlendirdiğimiz tarza da ürünleri vardır. Bu şiirin türküye yaptığı vurgu daha adından başlar. Bedri Rahmi Eyüboğlu. İstanbul. 1978. A. vatanımız. Onlar hep vardı ama biz onlardan uzaklaştık. Oysa onlar. “Türk” adının sonuna. gencecik âşıklar. bizim aynı zamanda mazinin konuşan diliyydi.■ ______________ 1. Dördü Birden.1 0 40 . Arapça ilgi eki olan “i” ekinin getirilmesiyle ortaya çıkmıştır. Erdem Bayazıt.” Gemuhluoğlu da bu durumu. Ve öyle okunursa hem bu şiiri anlamanın hem de bu şiirden hareketle türkülerimize uzanmanın imkânlarını buluruz. Beş Şehir. tümüyle onların türkü duyarlığıyla ve diliyle hikâyesidir. memleketime özgü Yiğit köy delikanlılarının İncir çekirdeği meselelerle birbirlerini kurşunladık- ları Birinin ölü dudaklarından sızan kan daha kurumadan Üstüne cehennem güneşlerde mor sinekler konup kalkan Diğeri kan-ter içinde yayla yollarında Mavzerinin demirini alnına dayamış Yüreği susuzluktan bunalan İçinden mapushane çeşmeleri akan Ansızın parlayan keklikleri jandarma baskını sanıp Apansız silahına davranan Nice delikanlıların figüranlık yaptığı Yazlar bilirim memleketime özgü” Bu bakımdan bu şiir. sevincimize.İşte bütün bunlar bir şiirin de konusudur.. Sebeb Ey. oğullarını yitirmiş analar. sadece bir şiir olarak değil çağdaş formda söylenmiş bir türkü gibi de okunmalıdır. 5. bana. Edebiyat dergisi yayınları. memleketimin insanlarına dair”4 başlıklı şiiridir. Zira Tanpınar’ın dediği gibi “Mazi daima konuşur ve hem cemiyetlerin hem de şahsiyetlerin mana ve hüviyetini. 3. Dergâh yayınları. Nitekim Âşık Veysel de bu durumu: Bayramlarda düğünlerde Toplantıda yığınlarda Sıkılınca dar günlerde Türk’üz tünkü çağırırız Yaylalarda yataklarda Odalarda otaklarda Koyun gibi koytaklarda Türk’üz türkü çağırırız. bizi bu manada anlatacak şiirine bir türkü mısraını “Telgrafın tellerini arşınlamalı” mısraını küçük bir değişiklikle girizgâh mısra olarak seçer. Öyleyse hatırasız. Dostluk Üzerine. Okuduğumda bana türküleri hatırlatan bir başka şiir ise Erdem Bayazıt’ın “ Sana. Hamdi Tanpınar. Dolayısıyla “Türki (Türkü): Türk’le ilgili. Ama türkünün Türk’le münasebetinin olduğunu söyleyenler bize meselenin başka bir yönünü de gösteriyorlar. çekirdekliğini tarihilik denilen şey yapar. Türk’e özgü” anlamına gelmektedir. hatırasız sevdasız yalnız kalmak şeklinde ifade etmekteydi. yaşadıklarımıza ayna tuttukları gibi aynı zamanda bizi millet yapan değerlerin de taşıyıcısı ve ifadesi olan metinlerdir. millet olarak hepimiz. Varlık yayınları. bu yüzden bu yönleriyle de incelenmesi gereken metinlerdir. ölüm… Tarlada çapa yapan kadınlar. sevdasız ve yalnız kalmak istemiyorsak “türkülere merhaba!” demenin ve tarihî şahsiyetimizin mana ve hüviyetine yeniden dönmek istiyorsak insanımızın hayatına bakarken “türkülerle merhaba!” demenin vakti gelmiş demektir. çıplak ayaklı ırgat çocukları. sahne sahne bir film gerçek- liğinde bütün bir Anadolu anlatılır. 1958. Kare kare. memleketimiz. Ankara. O da şudur: Asırlar boyunca şifahi kültürle beslenmiş bir kavim olan Türkler kendilerini ifade vasıtası olarak türküyü seçmişlerdir. Kimi zaman küçümsediğimiz bile oldu. Fakat metin tamamen türkü duyarlığına yaslanan bir metindir. Bu şiir Âşık Veysel’inki gibi türkü kavramını doğrudan ele almaz. Ama şair. 2. 4.

Bu da yetmiyormuş gibi enselerimizden kıl çekmeye başlıyorlar. kötü birer yağlı boya resim gibi durmakta. Bir acıyor ense kökümüz bir acıyor ki. Cumhuriyet Caddesi’nden. ■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Akşam karanlığı basınca çarşıda buluşuyor. Var mı delikanlılığın raconunda arkadaşını yarı yolda bırakmak? Doğru karakola. kendine güveni olan. “Siz halkı rahatsız edersiniz ha?” deyip. Bir gece. ense kökümüzü kızartıyorlardı. suratımızı. ben sokak aralarına. İkimizin annesi ölmüştü. “Gamzedeler. niye hep bu türkü vardı dilimizde? Üçümüz de okuldan kopmuştuk onun için miydi? Peşinden. Çocukluktan yeni çıkmış delikanlılığa adım atmıştık.. Kapıdan giriyorum.. Yürüyüp gidiyorduk..1 0 41 Harput musikisi korosu . Olmuyor. öksüz ve yetim bir biçimde terk etmiş üç arkadaştık. Bir iki voltadan sonra yapamıyorum. En çok da.”Sen de bunlarla idin ha? Haaa? Seni gidi seni?” Arkadaşlarımın suratları kızarmış vaziyette. Bana da bir hoş geldin yapıyorlar tabi. Mevsim yazdı. gene böyle. gamzedeler” mi diyordu Halit arkadaşımız? Gamzedeler gamzedeler Oğul bu gün gam vurur Kibarım gam zedeler Amman aman aman ah Ü Hele zalım sinemi hekkak delmez Hele kurban delerse gamze deler Di gel kara gözleren kurban ben olam Onun sesi daha mı yanıktı? Gökyüzünde yıldızlar. birkaç polis memuru önümüzü kesip. ilk sebze halinin oradan Bahçelievler Mahallesi’ne doğru giderken Cumhuriyet Caddesi’nde oluyordu bunlar. Bingöl’de.Mektebin bacaları NURETTİN DURMAN ç arkadaştık. Bir müddettir biz. Mektebin bacaları (vay lele lele lele) Ders verir hocaları (uy amman can kurban) Kim yârimi sorarsa (vay lele lele lele) Odur birincileri (uy amman can kurban) Niye söylüyorduk bu türküyü. türkü söylüyorduk. askeri zevatın oturduğu lojmanların önünden başlayarak. Diğer arkadaşımızın ise babası yoktu. Gökyüzünde yıldızlar o biçimdi. “Mektebin bacaları – Ders verir hocaları” türküsünü söyler olmuştuk. “Gel bakalım” diyor öfkeli bir şekilde polis amca. Havalar bir hayli güzel gidiyordu. Suçumuz geceye girerken türkü söylemekti. Cıvıl cıvıl çocuklardık. Neden oluyordu bunlar hiç anlamıyorduk! Sesimiz çirkin miydi? Yoksa güzel türküler mi yoktu repertuarımızda? Neden di bilmiyorduk! İki de bir. Arkadaşlar karakola. oturduğumuz Bahçelievler mahallesine doğru giderken türkü çağırmak merakına tutulmuştuk. Her birimiz bir yerde çalışıyorduk. “mektebin bacaları” derken. Tek katlı bahçeli evlerdi. Biz mektebi. Buna rağmen rahat. dilimizde türküler... geziyor. Ben bir koşu sıyrılmaktayım badireden.. “durun bakalım” demesinler mi o korkunç sesleriyle. bir o kadar da meraklı idik. İki arkadaş anında derdest olmuştu.

MEHMET ÖZBEK
ile türküler üzerine

Yenilik daha güzeli yaratmak için tutulan zorluklarla dolu bir yoldur. Yeninin eskiden daha iyi olması gerekir. Zaman zaman her türlü çarpıtmaya yenilik adı verilegelmiştir. O güzelim 'Evlerinin önü boyalı direk' türküsünü birileri çarpıtarak gitarla söylediler. Hani ne kaldı onlardan geriye, işledikleri günahtan başka.

TANER NAMLI
Türküleri, sadece söylemiş olmak onları yaşatmak anlamına gelmiyor. Siz de bu anlamda, türküleri söylemeden ziyade anlayabilmenin önemli olduğunu söylüyorsunuz. Türküleri nasıl anlamamız gerekiyor ya da yıllar önce hazırladığınız bir halk müziği programınızın adıyla size sormak istiyorum: “Türküler ne der?” bizlere. Öncelikle Türkçenin en güzel en sıcak söylenişiyle, Türk toplumuna mahsus, duyguların erişilmez ölçüde derinleştiği, aşk ve ızdırabın yüksek bir hayal gücüyle sergilendiği şairane bir anlatımla karşılaşırız türkülerimizde. Tabii ki seçmesini bilmiş isek. Türküler bir yönüyle eğlendirici bir özellik taşısa da diğer yönden düşünce, his ve heyecan yüklü şiirlerdir. Bazı şairler (!) bunlara manzume, yani ölçülü biçili sıradan sözler demişlerse de rahmetli Bedri Rahmi Eyüboğlu “Türküler Dolusu” şiirinde: Şairim Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası Ayak seslerinden tanırım Ne zaman bir köy türküsü duysam

İstanbul’da okunan gazellerle biçim ve tavır bakımından hiçbir ilgisi olmayan, taa Artukoğulları ve Uzun Hasan’ın Harput’taki saraylarında çalındığı ve Horasan erlerinden miras kaldığı söylenen; ağırhava adı verilen gazeller Harput musikisinin şeref belgeleridir.

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

42

Şairliğimden utanırım Şairim Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim Onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm… diyerek gereken cevabı vermişti. Türküleri içinde gizli olan yerel, sosyal, psikolojik ve tarihsel sırlarıyla değerlendirerek dinlemek gerekir. Örnek olarak: Çanakkale içinde aynalı çarşı Ana ben gidiyom düşmana karşı… diye başlayan türküde eğer biz düşmanı, sıradan bir savaştaki rakip olarak görürsek türküyü dinlemiş oluruz. Ama oradaki düşmanı, Anadolu üzerinde emperyalist emelleri olan, o zamana kadar eşi görülmemiş ölüm araçlarıyla hiç durmaksızın saldırarak yeri göğü, havayı suyu cehenneme çeviren Batılı güçler olarak algıladığımızda, türküyü anlamış oluruz. Çanakkale Türküsü, düşmanın Türklerle girdiği imtihan meydanından insani dersler alarak mahcup ayrılmasının hikâyesidir. Bu türküyü, olaya ait anekdotlarla değerlendirdiğimizde ortaya koca bir roman çıkar. Şöyle ki, tahta bacağıyla yaralı İngiliz askerini hastaneye taşıma gayreti ile gösterdiği insan sevgisinin, ancak “Mehmetçik”e ait bir erdem olduğunu; okumasız yazmasız köylü delikanlıların zor durumlarda kıvrak zekâlarıyla ne harikalar yaratabildiğini görürüz bu türküde. Adları bilinmeyen binlerce şehidin yasını tutan bu ağıt, bir türkü değil, meçhul askerlere adanan bir anıttır. Yaratıcısı gibi dizelerde konuşanların da adları bilinmiyor. Belli ki uzaklarda can vermiş bir kahramanın şehadetine yanan bir ananın, bir bacının ya da bir eşin duygularıydı bu sözler; belki de geleceği gören bir ermişin “Ooof gençliğim, eyvah!” diye yakınışı idi. Çanakkale Türküsünün dinleyiciye ulaşmamış dizelerinde, içli duyguların, kahreden ıstırabın yalın bir dille anlatıldığını görürüz. Türkünün kahramanı olan, daha bıyıkları terlememiş, ama göğüslerinde dev bir yürek taşıyan gençlerin birer keramet ehli olduklarına inanmamak

imkânsızdır. Daha bir saat önce cephe gerisinde tüfek kullanmayı öğrenen, bir saat sonra belki de şehadet şerbetini içecek olan bu gençler, dumanla kaplı Çanakkale tablosuna hüzünle yerleştirilmiş birer melektirler bu türküde. Bir de deyişlerimizde Arapça, Farsça kelime ve tamlamalar vardır ki bunların hem manasını hem de terim olarak arka planlarını bilmeden bu deyişlerin de demek istediğini pek anlayamayız; “Filan ne güzel okudu, ne güzel sesi var.” ya da tersini söyler geçeriz. Mesela Sıtkı Baba’nın şu deyişine bakalım: Nağme nazlı yârin hâk-i payına Benim için yüzün sür kerem eyle Secde kılan kaşlarının yayına Bir dem divanına dur kerem eyle Burada nağme, mektup; nazlı yâr, Hacı Bektaşi Veli; hâk-i pay, ayak tozu toprağı; kerem eylemek, büyüklük göstermek, iyilik etmek; secde kılmak, namazda olduğu gibi yere kapanmak, niyazda bulunmak; kaşlarının yayı, mihrap, pirin bulunduğu yer. Kaş, şekli bakımından tasavvufi şiirde hem cami, mescit vb. yerlerde kıble yönündeki duvarda bulunan ve imamın durduğu girintili yer olan mihrap anlamında kullanılır hem de Arap harfleriyle yazılmış “bismillahirrahmanirrahim” ibaresine benzetilir. Dolayısıyla bunları bilmeden, Sıtkı Baba’nın: “Mektup, benim için bir iyilik yap da Hacı Bektaşi Veli hazretlerinin kapısına git, ayaklarına kapan, yüzünü ayağının tozuna sür, duada bulun ve emirlerini bekle.” demek istediğini anlayamayız. Veya: Kuyudan su çekerler tulumınan Kızı gelin ederler zulumınan... Sevmediği birine gelin giden bir kızın durumu özlü bir şekilde bundan daha güzel nasıl ifade edilebilir! Türkülerimizin ve hatta halk oyunlarımızın modern yorumlamaları, gösterimleri yapılıyor. Bu modern sunumları nasıl değerlendiriyorsunuz? Modernden kastınız “moda olan” ise bunları pek ciddiye almıyorum. Gelip geçici bir heves,

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

43

rüzgâra yazılmış bir hikâye olarak kabul ediyorum. Yok, eğer “yenilik” ise, bence yenilik zaten başlı başına bir amaç değildir. Yenilik daha güzeli yaratmak için tutulan zorluklarla dolu bir yoldur. Yeninin eskiden daha iyi olması gerekir. Zaman zaman her türlü çarpıtmaya yenilik adı verilegelmiştir. O güzelim Evlerinin önü boyalı direk türküsünü birileri çarpıtarak gitarla söylediler. Hani ne kaldı onlardan geriye, işledikleri günahtan başka. Burada esas olan eski olanın nesinden kopmak istediğimizi ve yeni olanın da neyini kabul etmemiz gerektiğini çok iyi bilmemizdir. Müzik sanatında evrenselleşmek istiyorsak, yabancı biçimlerin körü körüne taklit edilmesi ve müzikteki bütün ulusal ögelerin yok edilmesi yolunda değil, müzik sanatının temel unsurları üzerine oturtulmuş ulusal müzik kültürümüzün diğer uluslarla paylaşacağımız derecede geliştirilmesi ve zenginleştirilmesi yolunda çalışmamız gerekir. Bunu bazı sanatçılarımız, öz çalgılarımız üzerinde takdir edilecek derecede yapmaktadırlar ki bunlar da eskinin geliştirilmiş yeni boyutlar kazandırılmış biçimleridir. Örnek olarak, Erdal Erzincan, Erol Parlak gibi sanatçıların curada yeniden gündeme getirerek geliştirdikleri parmak ve şelpe teknikleri, bunların kullanıldığı müzikler gibi. Halk oyunu olarak değil, ondan mülhem dans sunumu, sahne sanatı olarak “Anadolu Ateşi” topluluğunu beğeniyor ve takdir ediyorum. Bilgi, estetik çaba, ciddiyet ve emek var. Boş bir heves değil. Her yörenin kendine ait türküleri var. Ama bazı türküler bütün Türkiye’ye veya bütün Türklere hitap gücünü kendinde buluyor. Bunu neye bağlıyorsunuz? Anadolu insanının ortak duygu ve düşüncelerini yansıtan türküler yerellikten çıkarak bölgesel hatta ulusal olurlar. Toplumun tümünü derinden ilgilendiren olaylar üzerine yakılmış türküler… Örnek olarak, Havada bulut yok bu ne dumandır türküsü, toplumumuzun bütünü tarafından benimsenmiştir. Bir milleti toptan ilgilendiren bir olay üzerine yakılmış olan bu türkü, Yemen Harbi üzerine ve bu harbe gidenlerin arkasından yakılmış ümitsizliğin çığlığıdır.

Sadece Anadolu müziklerini değil Müslüman Türk coğrafyasının türkülerini de derlediniz, incelediniz. Türkülerin Türk dünyasını birbirine bağlamadaki rolü hakkında ne düşünüyorsunuz? Türküler, dil ve anlatım bakımından en yalın ve en sıcak müzik eserleridir. Millî geleneklerimizden edindiğimiz derin bilgi ve birikimi özümseyerek yaratmış olduğumuz türküler, insan varlığının bir ihtiyacı olan sanatın en kolay en yaygın; dolayısıyla en etkili dallarından olan müzik ve edebiyatın ortak ürünüdür. Bu bakımdan Türk dünyasında iletişim ve etkileşimi sağlamada başvurulması gereken en önemli araçtır. Aydın dili zamanla değişime uğrasa bile geniş topluluklara seslenen türkülerdeki halk dili değişime uğramaz. Özellikle Kerkük türkülerine olan alâkanız çok fazla. Bu ilginiz nereden geliyor? Ben Urfalıyım. Araştırmış olanlar bilirler ki Urfa halkı ile Kerkük, Musul halkı arasında hem tarihî hem de sosyal bir bağ vardır. Bu, halk arasında bir efsaneye de bağlanır. Bu efsaneye göre Urfalılar Kerküklülerin dayısıdır. Kerkük’ü görmek isteyenlere eğer oraya gidemiyorlarsa Urfa’yı görmelerini öneririm. Konuşma dilinden halk kültürüne kadar her şeyin bu kadar ortak olduğu bir ilimiz yoktur. Urfa’da Bedesten’e girdiğinizde kendinizi Kerkük’teki Kayser’de (kapalı çarşı) zannedersiniz. Bu ortak kültürle birlikte 1959 yılında Kerkük’te Türkmenlere karşı girişilen hayâsız katliam ve aynı yıllar Bağdat Radyosu’ndan dinlediğim, ezilen bir milletin feryadı olan hoyratlar beni çok etkilemişti. Sanat hayatına başladığımda bu feryatları Türkiye’ye taşıma gayreti içine girdim. Bunu kendime görev edindim. Çok da etkili oldu. 60’lı yılların sonunda ülkemizde Kerkük’ün neresi olduğunu bilmeyenler çoktu. Unutturmuştuk, uyutmuştuk. Onları uyandırdık ne yazık ki şu hoyratı söylemek mecburiyetinde kaldım: O yanmadı Ben yandım o yanmadı Kırk yıl hoyrat çağırdım Ankara oyanmadı (Mehmet Özbek)

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

44

anlaşılacağı üzere halk ağzında uyanmadı demektir. onun duygu ve düşünce dünyasına seslenerek onda güzel hayallerin uyanmasını sağlamak. İstanbul’da okunan gazellerle biçim ve tavır bakımından hiçbir ilgisi olmayan. onu uyarmak. harekete geçirmek değil midir? Harput musikisi. millî kültürün bir alt basamağı olduğunu latif ezgileriyle yüzlerce yıldır vurgulayan Harput musikisi. Burada kaynayıp coşan müzik kültürünün Azerbaycan. oyanmadı. Mahallî ve usta ağızla söylenmiş türküler başka. ağırhava adı verilen gazeller Harput musikisinin şeref belgeleridir. musikisini icra derken Tanrı huzurundadır sanki vecd hâlindedir sanki. folkloru bilmeyen ve halk müziğini tanımayan insanlar söylerler ancak. Olur mu öyle şey! Bunu. taa Artukoğulları ve Uzun Hasan’ın Harput’taki saraylarında çalındığı ve Horasan erlerinden miras kaldığı söylenen. ağırhava adı verilen gazeller Harput musikisinin şeref belgeleridir. Kayabaşı ya da hoyrat denilen yüksekhavalar ise aşk dolu çılgın gönüllerin içli haykırışlarıdır. Harputlu. Bir de bilgiç bilgiç söylerler: “Her türkünün bir hikâyesi vardır” diye. Urfa ve Kerkük yörelerinde ufak farklarla aynı olduğunu da belirtmeliyim… Her türkünün bir hikâyesi var mıdır? Ne kadar yaygın bir yanlışlıktır bu. Harput musikisi üzerine düşüncelerinizi alabilir miyiz? Mahallî kültürün. Her birini başka açılardan değerlendiririm. Hangi türküler sizi daha çok etkiliyor? Türküleri pek ayırt etmem. Büyük aşkların yaşandığı. Elazığ’ın şu dörtlüğü bende derin hayaller uyandırır: Gülde seni Kokladım gülde seni Gözlerin menevşedir Yanağın gül deseni Sevginin bu kadar zarifi. estetiğini.1 0 45 . Türkülerin nasıl yakıldığını. Türk halk müziği içerisinde çok ayrı bir yerde duruyor. Harput musikisi bir ibadet musikisidir. Osman’ımın mendili saman sarısı Osman’ımı vurdular gece yarısı Osman’ıma gıyanlar gahpe idi hepisi… Şiiriyet yok. tasvirin bu kadar güzeli çok etkilemiştir beni. bazen hüzünle son bulan sevdaların yarattığı ıstırap. Eskiler buna galat-ı meşhur derlerdi.İstanbul’da okunan gazellerle biçim ve tavır bakımından hiçbir ilgisi olmayan. anonim halk şiirinin mahiyetini ve sırlarını öğrenmek isteyenlere bir lütuftur Harput türküleri. Harput ağzını kusursuz bir şekilde kullanan tam bir Harput beyefendisi olan rahmetli Hafız Osman Öge bu söylediklerimizin simgesidir. ama tutku ve öfke halk diliyle ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Harput türkülerinde bolca dile getirilmiştir. Kaşların bismillah veçhin Beytullah Seni öz nurundan yaratmış Allah Sevmişem ben seni terk etmem billâh Aşkın hançeriyle vursalar beni (Sıtkı Baba) Bunun hikâyesi olur mu! Bunlar düşünce ve sezgi mahsulü deyişlerdir. Harput. bir olaya dayalı türküler başka yönlerden etkiler beni. Yalnızca olay türkülerinin hikâyeleri olur. yüreklendirmek. Hele Fransızca olan desen sözcüğü ile yapılan cinas. meçhul sanatçının ustalığını ortaya koyan bir buluştur. Sanatçının görevi toplumu uyarmak. Türk müziğinin kuramını. taa Artukoğulları ve Uzun Hasan’ın Harput’taki saraylarında çalındığı ve Horasan erlerinden miras kaldığı söylenen. makam fikrine ve fasıl tertibine dayalı bir musikidir. nasıl değiştiğini bilmeyenlerin sarf edeceği bir sözlerdir bunlar. şiiriyeti olan türküler başka.

Devlet Türk Halk Müziği Korosu ve TRT radyoları sanatçıları en çok beğendiğim sanatçılardır. Bundan nemalananlar var tabii. rumuzlar.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . kalıpları. Bizden sonra Anadolu insanına aniden ilham geldi galiba. bunları tasnif etmek gerekir. yöresel karakteristikler tespit edilmemiş. Örnek Olarak Âşık Veyse’lin deyişleri: Veysel’de geçen kelimeler. kültürümüze ihanettir. motifler ve arka planları… Bunun gibi Elazığ türküleri ele alınabilir: Doğru ve geniş metinler. Üç dört ses içinde dolaşan. dört veya beşinci derecesinde karar kılan türkülerimiz vardır. yanlışlıklar düzeltilir. Popüler sanatçılar içinde ise İbrahim Tatlıses. Bugün 6000’e ulaşmış durumda. Ancak mahallî havaları orijinal ağızla söyleyen sanatçıları ve bir de mahallî ağızla değil de eğitilmiş bir üslupla türküyü eğmeden bükmeden adam gibi okuyan sanatçıları çok beğenirim. Çok sevdiğim bir zeybek havasıdır… Bir Harput türküsünden iki dize: Lütfü geçsin telgırafın başına Bir tel çeksin Yemen’de gardaşıma… Bu iki dize beni alır götürür ta ki gözlerim doluncaya kadar. karar sesinde değil de özelliğini taşıdığı bir makamın ya da çeşninin üç. Türkülerimizin ezgi ve ritm yönünden analizi yapılmamış. eksikler tamir edilir ve sonra dil ve anlatım özelliklerini ortaya koyan bir sözlük meydana getirilir. Hâsılı daha çok işimiz var. üniversitelerin ve araştırmacıların katkılarını değerlendirebilir misiniz bu anlamda? Güzel sesleriyle ezgilerimizi icra eden birkaç solist dışında TRT’nin türküler üzerinde olumsuz yönde katkılarından söz edebiliriz ancak. Halk ezgileri özgün oldukları kadar özgürdürler de. sanatçılar bunun farkına varmadan okuyorlar. Bunlar bir makam özelliği taşımazlarsa da kulakta bir çeşni (basit dörtlü beşliler) etkisi bırakırlar. yörenin karakteristik motifleri. Türküler üzerine yapılan akademik araştırmaların nitelik ve niceliği hakkında neler düşünüyorsunuz? Yeterli mi sizce? Ne yazık ki yeterli bulamıyorum. Ben Müzik Dairesi Halk Müziği Müdürlüğünden ayrıldığımda (Haziran 1986) TRT repertuvarında 1750 civarında ezgi vardı. Bilineni. Ayrıca sayarsam derginizin sayfaları yetmez. halka hakaret. Dergimiz adına çok çok teşekkür ediyoruz. Belli bir eser alınır. Yeter ki okumak istesin.1 0 46 . kelime hazinesi (unutulmuş veya unutulmaya yüz tutmuş yabancı ve yerel sözcükler). Daha neler neler… TRT’nin. Bunları bir kez daha dile getirme fırsatı verdiğiniz için ben teşekkür ederim. Türkü denemeyecek saçma sapan şeyleri repertuvarlarına ‘halk müziği’ diye almışlar. çalma tekniklerimizin zenginliği ortaya konulmamış. hem bizi hem de türkü sevdalılarını bilgilendirdiniz. O kadar çok problem var ki.ancak bu kadar güzel vurgulanabilir. kişiler vb… Müzik açısından ise yöre yöre türkülerin dizileri. Çalgılarımız evrensel anlamda etüt edilmemiş. mecazlar. Bir de duyanlar: “Bunlar da kim?” derler. Sayın Hocam. ezgilerin metrik yapısı incelenebilir. aydınlattınız. Türkü yorumlamalarını beğendiğiniz birkaç isim arz etseniz… İsim vermemin doğru olmayacağını düşünüyorum. Konservatuarların hâli ise yürekler acısı. Bir defa bu. edisyon kritiği yapılır. Bunların bir kısmı makamla ifade edilemese bile çeşnilerle izah edilmelidir. çatıları. Türkülerimizin büyük bir bölümünde söz yanlışlıkları var. Türküler üzerine nasıl çalışmalar yapılabilir? Türkülerin sözleri üzerinde dil ve anlatım çalışmaları yapılmalıdır. üstelik yanlış bilineni tekrardan başka bir şey yapıldığı yok. Hele usta bir ağızdan dinleyeceğim Rasih’in şu gazeli: ne Süzme çeşmin gelmesin müjgân müjgân üstü- Vurma zahm-ı sineme peykân peykân üstüne… tadına varılmaz bir müzik ziyafetidir. Daha ciddi bir terminoloji birliğimiz yok.

Hece vezni ile söylenmiş türkülerin Anadolu’daki ilk örneğine ise. işte bu tarihsel ve kültürel serüvenin sahibi duygusal bir halktan almaktadırlar. birtakım endişelere boğdurmayan kişilerdir zirveyi hak edenler. sosyal romanıdır insanımızın. başlangıçta sahibi bellidir. yani yeteneklerini ve üretkenliklerini. Duyarlıklarını.“türkü”ye dönüşmüştür. KEMAL BATMAZ Türküler nedir ve duyarlıkları nerden kaynaklanmaktadır? Türküler. Ulusal yaşanmışlığımızın alüvyonlarını taşıdıklarından. Başkalarının ne düşüneceğini çok fazla umursamayan. Her biri. manevi coğrafyamızın sınır taşlarıdır.1 0 47 . “Türk” sözcüğüne Arapça “î” ilgi ekinin eklenmesiyle oluşmuştur. “Türk’e özgü” demektir ve halk ağzında -zamanla. türkü- Zirveyi hak edenler. Türkü denince hangi çağrışımlar canlanıyor zihninizde? “Türkî” sözünden gelen ve Türkçe söylenen şiir anlamı taşıyan “türkü” terimi. Türkü terimi.FATİH KISAPARMAK ile türkü üzerine Sanatçının bilincindeki tasarım. Halkımızın parmak izi ve ortak kimlik belgemizdir. 16. Bu nedenle de. yüzyılda ve “Öksüz Dede” imzasıyla rastlamaktayız. hayallerini esere dönüştürebilmiş ve üretebilmiş olan insanlardır. “Türkü Baba” olarak ünlendiniz. ilk kez 15. yüzyılda ve Doğu Türkistan’da kullanılmıştır. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . yani alt ve üst bilincindeki taslak. yaşadığı toplumsal çevreden aldığı tesirler ve onun yaratıcılık düzeyi ile doğru orantılı biçimde hayata geçer. Kültürel genetiğimizin şifresidir türküler. Türküler genellikle toplumu sarsan önemli bir olay ve büyük bir heyecan dalgası sonunda doğarlar. toplumsal romanıdır halkımızın ve parmak izidir. Türkülerin. fevkalade zengindirler. Ancak zamanla.

farkına varsa bile etkili bir şekilde ifade edemediği şeyleri aksettirir. Korku. Hatanın getirdiği pişmanlık tövbeyi. tekrar söyleyeyim yozlaştırmıyorlarsa. insanı. büyüleyici düzeyde orijinal eserler üretmiştir. Vicdanını mutlu eden. Aynı çağda yaşamaktan mutluluk duyduğunuz müzik sanatçıları var mı? Aynı çağda yaşamaktan veya tanışmaktan öte dostum olmalarıyla büyük onur ve kıvanç duyduğum birçok müzik sanatçımız var. hata yapma olasılığı azalır. yaşam hayhuyu içinde pek de farkına varamadığı. yaşadığı toplumsal çevreden aldığı tesirler ve onun yaratıcılık düzeyi ile doğru orantılı biçimde hayata geçer. yozlaştırmayan her yeniliği desteklerim. Bilgi. farklı coğrafyalara yayılır ve çeşitlemeleri ortaya çıkar. toplumu ve doğayı. Bilelim ki hayat. sağduyulu geniş halk kitleleridir. Türkçe olimpiyatları’ndaki türküler hakkında görüşleriniz? Tarihsel önem taşıyan müthiş bir olay ve gerçekten bir büyük organizasyondan söz açıyorsunuz. dilediklerince türkü söyleyebilmelidir. hem ulusal ve hem de insan kardeşliği ideali nedeniyle evrensel bir değere sahip. edebiyatı yetim kalır. Güzelliği kaybolursa da. birtakım endişelere boğdurmayan kişilerdir zirveyi hak edenler. yani alt ve üst bilincindeki taslak. içimizdeki histir. mutsuz olur. ideaların tasviridir. gerginlik ve nefret ise. Elbette bu. Hepimiz hata yapabiliriz. o aynayı karartan etkenlerin başında yer alır. halkın büyük eleğinden ve süzgecinden zaten geçemez. Hatanın cezası. Varsa yozlaşma. Sanatçının bilincindeki tasarım. Erkan Oğur ve Tuluyhan Uğurlu aklıma ilk gelenler. Beyin ve gönül özgürlüğümüz. Hayallerimiz nedir sizce? Hayallerimiz. bir başka deyişle anarşizmden arınmış ve hayatın dengelerini keşfetmiş insanların harcı vardır uygarlık anıtında. Sosyal olaylarda telaşa ve paranoyalara yer yoktur. Televizyonların dijital afyona. bu ülkenin sigortası ve omurgasıdır. Sizce türkü dinleyicisi kimdir? Türkü dinleyicisi. Zirveyi hak edenler. tövbe ise öğrenmeyi öğretir. Başkalarının ne düşüneceğini çok fazla umursamayan. “gençlik türkü söylemiyor” diye yakınmıyor muyduk? Şimdi gençler. mutlu olur. Şaşmayan tek terazi vicdandır. Gerçekleştirdiklerimiz. özgürlüğümüz ve benliğimizdir. birbirlerinden ayrılmaz ve kaçınılmaz yükümlülüklerdir. İnsanı gerçekten yargılayabilen yargıç da odur. Halkla ilişkilerinizi nasıl programlıyorsunuz? Özel bir çaba harcamadım. tahlil eder ve yansıtır. Eğitim. Hayal ettiğimiz ve onlara inandığımız kadarını gerçekleştirebiliriz. Nitekim kopyalar gelip geçmiş. adını bile telaffuzda zorlandığımız genç insanlarca bize sunuluyor olması. Çünkü bu kişiler. vicdanını mutsuz eden. inançla ve çabayla düşlediklerimizdir. kişiliğimizin sınırlarını da çizer aslında. yani yeteneklerini ve üretkenliklerini. bu çok önemli müzisyenlerin -felsefe terimiyle konuşursak. görgü ve deneyimi çok olanın. reyting ya da tiraj kaygısıyla popüler kültürün gereklerine ve beklentilerine uygun olan işler yapmadıkları için önemlidir. endişe. Örneğin Barış Manço. Merak etmeyin. Böylece. güzelliği kaybolur. onurlu ve saygın duruşlarıyla örnek olabilmişlerdir. işte bunu başarabildikleri. Kalabalık yığınların. hatta yargılar mısınız? Elbette. sınırsızlık olarak anlaşılmamalıdır. yan yana yürür o kişilerin yaşam serüvenlerinde. Hayatı.nün asıl sahibi unutulur ve eser kuşaktan kuşağa aktarılırken anonimleşir. Verimli olmakla evrimli olmak el ele büyür.1 0 48 . önüne koyduklarımızı yansıtan bir aynadır. İstikrarın ve dengenin sahibi.” Türkülerin çağdaş yorumlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu alanda. Çünkü gerçek sanat. İsimlerini andığım üç değerli müzik sanatçımız. Yaşamı sorgular. Kendinizi sorgular. en azından hayalperest ve ütopyacı gözüyle bakılmıştır tarihte. hayallerini esere dönüştürebilmiş ve üretebilmiş olan insanlardır. Halkımıza ve topraklarımıza ait “şey”lerin. Olduğum gibi gö- ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . sanatla felsefenin temel kesişim noktasıdır.“idea”ların bizzat kendisini yansıtabilen eserleri şimdiden klasikleşmiştir. Halk müziğimizde bir yozlaşma var mı? Denizler dalgalanmadan durulmazmış. öğrenim ve evrim. Oysaki hayallerimizi fısıldayan ses. onu telafi ettirmektir. gazetelerin ise büyük boy tabloide dönüştürülmeye çalışıldığı bir süreçte. Tersinden bakarsak. kâh sürrealist kâh metafizik ölçülerde anlatır gerçek sanat. Bu ise. İnsanlığın meşalesi sayılan kişilere. Bir zamanlar. “Halk türküsüz kalırsa. Toraygırov da diyor ki. cansız kalır. Her türlü aşırılıktan.

vazgeçilmez yol işaretlerimiz olmalı. Biz tereyağı gibiyiz.. Bir sanatçı olarak “derd”iniz var mı? Olmaz mı? Benim derdim. ne olacağım diye hayaller kurmadan önce. Sabırlı ve gayretli olmaktan başka çare yok. servet ve kudret. Ortak paydalarımızın ortak faydalarımız olduğunu haykırmalıyız. Mükemmelliği. büyük hayaller üretmekten ve onları gerçekleştirecek girişim ve faaliyetlerden de asla uzak durmam. hoşgörü ve anlayış köprüleri yıkılınca. hoşgörünün ve uzlaşının değerini iyi biliriz. Kültürümüzün kök hücresi saydığım değerlerle yeni bir uygarlık projesi üretilebileceğine inanıyorum. Sürekli bir metafizik gerilim içinde bulunarak. Kanaat gibi zenginlik olmadığını savunageldim. yeni olsaydı eskimeye mahkûm olurdu. İnsanlarımızın bize gösterdiği sevgi ve ilgiyi hak etmeliyiz. ne yaparsak yapalım. Bu anlamda ciddi endişelerim var. Başka yağların reklamı yapılsa da. Barışın. mutlaka bir görevi yerine getirmiş oluyorduk. Çünkü insanlar hayatı tercih eder. O. o hiç istemediğimiz kutuplaşmalar meydana geliyor. Egomu alabildiğince dizginlemeye çalışır ve takım kurabilmenin. İster çarkçılık ister kamarotluk. ekip olabilmenin vazgeçilmezliğine inanırım. Siz beni tanımadan önce de ben sizi tanıyor ve çok seviyordum. Çünkü şöhret. hayatla mutlaka kesişmeli. Yeter ki.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . aslında dışı yaldızlı birer balon olduğuna inandım. hem de görevimizdir. halk dalkavukluğu da yapmadım. Tekâmül denilen şey. gücünü bilmekten öte haddini bilmek formülünü göz ardı etmemeli. ne olmayacağım diye uzun uzun düşünüp. kilim olmamı istemişti. Oysa insan. Çünkü onu kendinden bildi. Ucuz popülizmden uzak durdum. siz hangi işi yaparsanız yapın.. Fakat ülkemiz insanlarını gerçekten çok sevdim. risk yönetimi kavramıyla çok yakından bağlantılı. Ama benim verebileceklerimin en iyisini sundum. Ben. fark edilmek önemlidir. ne zaman durulur sizce? İnsanlar arasındaki sevgi. Sanat. gündemi korumak değil. sahicilik. Saygılı ve ölçülü davranmama rağmen. yavaş yavaş gerçekleşen bir süreç. Benim işim destelerle değil. Beğenmediğiniz ne varsa. tereyağının reklama ihtiyacı yoktur. Hele biz. yeni bir gündem oluşturmaktır. Anadolu. Her türlü yozluk ve seviyesizlikten uzak tutmaya çalıştım kendimi. Şöhret zehirli baldır. kalıcı ve üst değerler uğruna çaba harcamalı. ‘Tamamen ben yaptım’ diyebileceğim hiçbir şey yok. Onlara sevgimi gösterirken de dürüsttüm. Tasarlanmış imajların. dürüstlük ve alçakgönüllülük. Bunları gerçekleştirirken de. ülkemizin değerler sistemine bir artı değer daha katabilmek ve halkımızın mayasına karışabilmek. Onu mazbut aile yaşamıyla kalbine koydu. gökkuşağı misali tüm renkleri kimliğimizde kaynaştırmayı bilmeliyiz. Eğer öyle olmasaydı. Şöhret yönetimi. Doğallık. onun lütfüyledir ve Anadolu’ma aittir. Reklam edilmek değil. Paylaşımı son derecede önemserim. ben de gidip gönlümü sermiştim. önce sizi.ründüm. büyük fotoğrafı ıskalamamalıyız. Şöhret ve ego arasındaki ilişkiyi nasıl yorumlarsınız? Bu konuya bakarken. halk bunu çok geçmeden fark ederdi. bestelerle. her şeyin en iyisini verememiş olabilirim. Kişisel ve bireysel anlamda beklentisiz çalışırım. sesinden ve bestelerinden önce. evvela olmamam gerekenleri belirlemeyi daha doğru bulurum. Fakat en az o kadar da güçlü ümitler besliyorum. ayrıcalık olduğu kadar birer illüzyondur aslında. Yaşadığımız sosyal çalkantı.1 0 49 . Oysa el ele ve emel emele olmalarında sayısız yarar bulunan insanlar. Gerçekten de öyleydi. yepyeni Rönesansları mayalayacak güce sahiptir. Gerçek sanat eseri nedir sizce? Gerçek sanat eseri ne eskidir ne de yeni. Özel hayat işportacılığı yapan malum medyadan uzak durdum.. Bizim halkımız. Size. Haddimizi bilmek ve tertemiz kalabilmek hem sorumluluğumuz. önce sizi sevecek ve benimseyecek. Eski olsaydı ölmeye. Söylenmemeli. en geniş ortak paydayı ve en düşük seviyeyi esas alan birtakım medya gölge etmesin. üretkenliğimi ve yürek doğurganlığımı bileğlerim. Sürekli olarak büyük pencereden bakmalı. Bize göre en büyük intikam affetmektir ve iyilik kaçınılmazdır. benim her fırsatta vurguladığım. Hem eskidir hem de yeni. Önemli olan. Elbette. benimdir. Fatih Kısaparmak’ı sevdi ve kabul etti. söylemeliyiz. sadelik ve samimiyette bulmalıyız. Yıllardan beri nasıl başarılı kalabildiğinizi anlatır mısınız? Beni halkımın sevgisine layık gören Allah’a. her mevsimin çiçeği ve zamanüstü olabilendir. her nefeste şükrediyorum. ağır ağır. çatışma ve kriz kültürüyle yetişmiş sancılı bir kuşaktanız. Yapıtlarımda neyi beğeniyorsanız.. Dünya adlı bu gemide tesadüfen bulunmuyorduk. Samimi ve doğal davrandım. Sanırım Türkiye.

1 0 50 . şehirde de Elazığlıya benzeyen bir hâl vardır sanki. bugünkü şehir kimliğini oluşturan nice zenginliklerle doludur. türkü ortak paydası üzerinden. jest ve mi* bayrambilgetokel@gmail. Bu durum. aynı zamanda Elazığlıları da garip bir biçimde kendiliğinden birbirlerine benzetir. Böylece.BAYRAM BİLGE TOKEL* azı şehirlerimizin. ancak dışarıdan dikkatlice bakanların görebilecekleri tarzda şehrine benzeyen insanlarla. bir taraftan şehri kendi özgün renkleriyle boyarken. diğer taraftan da farkında olmadan şehrin anonim rengi ile boyanırlar. Elaziz. Elazık ve sonunda Elazığ’da karar kılan macerası. diğer şehirlerimize göre daha şanslı olduklarını düşünüyorum. İşte bundan dolayıdır ki. sadece konuşmaları değil. Bu kimliği görünür kılan değerlerin başında şüphesiz Harput’un kadim sakinleri ile onların ruh ve hançeresinde yoğrulup soylu bir vakar içinde söylenerek bugünlere taşınan türküler gelir. insanlarına benzeyen şehirler ortaya çıkar. Bana öyle geliyor ki. her Elazığlıda şehrine benzeyen bir şeyler olduğu kadar. Bir şehre asıl kimlik ve kişilik kazandıran bu türküler.com B Elazığ meşk gecelerinden bir görünüm ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Elazığ bu şehirlerimizden biridir ve onun Harput. tarihin derinliklerinden tevarüs ettikleri ortak kültürel değerleri Anadolu’ya yerleştikten sonraki süreçte işleyip geliştirerek kendilerine has bir kimlik oluşturmak konusunda. Mamurat-ül Aziz.

biraz iri burunlu ve hafif kambur bu insanlar. Çayda çıraların. Kendi tabiriyle “dünya kurulalı beri” ataları gibi Bozoklu bir Türkmen olarak Yozgat’ın bu dağ köyünde yaşayan ebemin bu türküsü Elazığ’da da söyleniyordu ve demek ki yalnızca Diyarbakır ile Elazığ arasında değil. kendileri türkülerine benzeyen insanların şehri.. genel anlamda türkü dediğimiz halk şarkılarında gizli. Elazığ Nire…” ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . divane bülbüle niçin feryat ettiğini sormadan edemeyen âşık insanlar diyarıdır hep muhayyilemde. çünkü Elazığ da. hem deniz kokar Bütün bunların farkına varmam için. kızı deniz Sokakları hem kız. hep “bir şûh-i sitemkâr”ın derdiyle yaşarlar sanki öyle mahzun ve masumdurlar. hoyratların. bir Ermeni kızına söylenen o en güzel sevda türküsü “Ahçik” yankılanır Harput’un yüksek konaklarındaki kürsübaşı meclislerinde. lirik. İlk defa ebemin o ihtiyar sesinden duyduğum için olsa gerek çok etkisinde kaldığım ve unutamadığım bu güzel türküyü günün birinde. biraz sonra. türküleri kendilerine. Selçuklular. pek de güzel olmayan ama bütün sihrini Ela- İnsan Türküsüne Böyle mi Benzer. ta lise yıllarına gelinceye... İlk defa lise edebiyat kitaplarında karşılaştığımız ve manalarını hiç bir zaman tam olarak anlayamadığımız aruzla yazılmış şiirlere çok benzeyen güfteleri terennüm eden Elazığ havalarını da ilk olarak yine bu dostun.. kadim dostum. bilmiyorum. sanki ebemden duymuşçasına aynı türküyü çalmasın mı… Türkünün sözleri hemen hemen aynıydı fakat radyodaki ses ebemden oldukça farklı okuyordu. Harput’un başına her kar yağanda ince yüzlü bir Harputlu. aslında büyük sır. açılır açılmaz yüzünüze divanların. Tesadüf bu ya. bir daha silinmemek üzere zihnime kazınmıştı. bu iki şehrimizle Yozgat arasında da bir yakınlık bir akrabalık vardı. olmalıydı. Bir şehrin ve ‘hemşehirli’lerin kendilerine özgü kimlik ve kişilikleri konusunda sağlam ve tutarlı bir fikir edinmek için. kısacası ‘Harput Musikisi’ni ve bu musiki ile yoğrulmuş has bir Elazizliyi yakından tanımam gerekirmiş. avludaki taşın üzerinde her sabahki tahtına kurulmuş “Günaydın” programına gelen istek türküleri yayınlayan ‘pilipis’ marka radyo. elezberlerin ve koşmaların ılık rüzgârları esen ışıklarla dolu kapısından içeriye bu dostun kılavuzluğunda girdim. bir kuşluk vaktiydi ve rahmetli ebem Yozgat’ın bir dağ köyündeki evimizin avlusunda yayık yayarken. Cahit Külebi şu dizelerle anlatır: Savaştepe köprüsünden geçen trenler Sel olur İzmir’e akar İzmir’in denizi kız. daha sonra Diyarbakır yöresine ait olduğunu öğrendiğim bir türkünün aydınlık penceresinden girerek tanıdım.. hâlâ. hatta yürüyüş tarzları bile “Elazizce” olan insanların şehridir Elazığ. Ama bu Artukoğulları’ndan veya daha öncesinden mi. kadife gibi yumuşak. Osmanlılar ya da daha büyük bir ihtimalle Dulkadirliler döneminden kalma bir akrabalık mı idi.mikleri.. Kayabaşı’ndaki Hafo’nun evinde sanki durmadan Necibe’nin güzelliğine tarih düşer gibi gelir nedense… Bâd-ı sabânın güzellerin zülfünü dağıttığı her Harput seherinde. mayaların. duygulu türkü ve hoyratlarını.. yüksek minarelerde kandillerin yandığı Elaziz. bütün bunları o gün için anlamam ve yorumlamam elbette mümkün değildi. fakat bu sefer ebemin söylediğine daha çok benzeyen bir başka varyantını radyodan “Elazığ türküsü” anonsuyla duyduğum gün artık “Elazığ”. İlhanlılar. içli ve hafif titrek sesiyle.1 0 51 . kardeşim Palulu Zekeriya Karadayı’yı tanıyıncaya kadar. benim kendisini dinlediğimden habersiz. Şehir ve insan arasındaki bu hem gizli hem açık ilişkinin farklı bir yönünü. kendi kendine o türküyü söylüyordu: Odasına vardım kahve pişirir Kınalı parmaklar fincan devşirir O yâri görenler aklın şaşırır Ya bir mektup yolla ya bir bergüzar Gözlerim üstünde vermem intizar. diğer bazı şehirlerimiz gibi. Çocuktum. Elazığ’ın. oturup kalkışları. o şehrin “köhne” mahallelerinden yükselen kadim türkülerine bakmak gerek: Mezire’den çıkarak ince bir baş ağrısı ile yürüyen genellikle uzun yüzlü. O zaman anladım ki.. Tabii. Elazığ’ın hemen her biri bir türkü klasiği olan yöresel ezgilerini. “Yozgat Nire. Ben Elazığ’ı bundan yıllarca önce. mahallî havalarını.

Sıtkı Demirci gibi eski ustaları. Değirmen Sabah Ezanında Elezber Okunur mu? ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Diyarbakır’da askerliğini yapan Sadettin Kaynak’ın uzaktan da olsa az çok tanıma imkânı bulduğu ve bir daha da tesirinden kurtulamadığı “Harput Âhengi”nin tüm güzelliği. zığlılık ruhundan ve heyecanından alan sesinden dinlediğimi itiraf etmeliyim. inceliği ve zenginliği ile yaşandığı yıllardı. Harputsuz ‘Beş Şehir’ Ayrıca Elazığ o yıllarda. bu birikime kim bilir ne büyük vuzuh. “Bu beş şehirden biri keşke Yozgat olsaydı” dediğimi iyi hatırlıyorum. Sonraki yıllarda İshak Sunguroğlu’nun “Harput Yollarında” ve Fikret Memişoğlu’nun Harput Âhengi adlı eserleri geçti elime. has bir Yozgatlı olarak Elazığlılar adına demeye çekiniyorum ama Harput adına çok sevindim. Böylece. Sağlam bir Türk ve Müslüman mayası ile yoğrulmuş. ancak dışarıdan dikkatlice bakanların görebilecekleri tarzda şehrine benzeyen insanlarla.1 0 52 . Bırakın Hafız Osman Öge.Önal Mengüşoğlu’nun Yerler Mühürlendi adlı romanları ile yine Mengüşoğlu’nun Harput Şehrengizi’ni okuyunca. insanlarına benzeyen şehirler ortaya çıkar. teknik ve estetik yönleriyle tahlil ve analiz ettiği Elazığ-Harput Müziği adlı kapsamlı çalışması. masum bir mensubiyet duygusu ile. Çünkü Tanpınar’ın “mahallî klasik” dediği. bir taraftan şehri kendi özgün renkleriyle boyarken. Urfa. Bunları zevkle ve istifade ederek okudum fakat Tanpınar’ın Beş Şehir’inden aldığım tadı. diğer taraftan da farkında olmadan şehrin anonim rengi ile boyanırlar. herhâlde Harput havalarının sahip olduğu yüksek sanat değerinin gücüyle izah edilebilir. bir Yozgatlı olarak. Fakat bütün bunlara rağmen. Ali Akbaş’ın Harput Güzellemesi. hazzı aldığımı söyleyemem. Fuzuli’nin “Âh eylediğim servi hırâmının içündür/ Kan ağladığım gonca-i handânın içündür” beytiyle başlayan gazeline benzer daha pek çok gazelin Harput musiki fasıllarının ve geleneksel kürsübaşı meclislerinin vazgeçilmez repertuvarı arasında yer aldığından haberdar mıydı. doğusunu söylemek gerekirse yine de Beş Şehir yazarının Elazığ’ı yazmamış olmasına hayıflanmaktan kendimi alamadım. Kim bilir belki de Hâfız Osman Öge’nin Bülbülüm Bağ Gezerim. Fakat doğrusunu söylemek gerekirse Elazığ’ı tanıdıkça. Salih Turhan’ın yöre türkülerinin notalarını bir araya topladığı derlemesi ve nihayet Savaş Ekici’nin Harput-Elazığ müzik repertuvarını kültürel. Kerkük musikileriyle de anlamlı ve derin akrabalık ihtiva eden bu yüksek musiki geleneğini eğer Tanpınar yakından tanımış olsaydı.Bir şehre asıl kimlik ve kişilik kazandıran bu türküler. bunu Elazığ’ın sanki daha çok hak ettiğini düşünmeye başladım. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir’ini ilk okuduğumda. Derken daha sonra Şemsettin Ünlü’nün Yukarışehir ve M. Bunlara ilave olarak daha sonra merhum Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu ve Ahmet Kabaklı Hoca’nın şiir ve yazıları. kültürü. zenginlik ve derinlik kazandırırdı. Türk halk ve klasik müzik geleneğimizin üst seviyede sentezi olan eserlerin en çarpıcı örneklerini Harput musiki geleneğinde görüyoruz. Tahir Abacı’nın Harput/Elazığ Türküleri adlı denemesi. Diyarbakır. türkü ortak paydası üzerinden. müziği ve insanıyla bu şehrimizi daha yakından tanımama büyük katkı sağlayan eserler oldu. bilmiyorum. sanatsal. Bu Dere Baştan Başa. dönemin en popüler mahallî sanatçısı Enver ağabeyin (Demirbağ) bile yorumundan habersiz o türküleri sevmek.

özellikle de Elazığ türkü ve havalarının tesiri öylesine güçlüdür ki. taklidî olanı ya da kendilerine. Böyle düşünmemi gerektirecek hiçbir müşahhas bilgi ve belgeye sahip olmamakla beraber. yatı” geleneğimiz dahi olmadığı için bugüne kadar her bestekâr gibi. cemaatin sağdan soldan camiye geldiği sularda birdenbire Elezber’e geçmiş ve halk manilerinden birini söyleyerek hoyrat okumaya başlamış. Namaza gelmekte olan Büyük Beyzâde Hacı Ali Efendi’ye yaklaşanlar. Zengin tarihi ve kültürel birikimden beslenen köklü musiki geleneğine sahip diğer bazı şehirlerimizde karşılaştığımız bir durum. Oysa Saadettin Kaynak’ın bestelerindeki türkü etkisi. Lokman Tasalı’dan Adnan Çilesiz’e. Mukayeseli olanından vazgeçtik.bugüne kadar ciddi müzik ve sanat çevrelerince dahi fark edilmemiş olmasını nasıl izah etmeli. yani otantiğine benzemeyen icrayı hemen dışlarlar. Fakat Beyzâde Hoca. bugüne kadar Kaynak bestelerinin türkülerimizle ve türkü formuyla olan akrabalığına dair ciddi bir tahlile ben rastlamadım. bir kısım bestelerine sanki bazı Elazığ türkülerinin üsluba çekilmiş hâli ya da bir tür varyantı diyebilirsiniz. saygıyla karşılanmalıdır.. Müezzinin Elezber denilen yüksek havayı bitirdikten sonra tekrar Naat’a devam ettiğini görünce yanındakilere dönerek. etkilendiği ve etkilediği kaynakların irdelenmediğini biliyoruz. belli bir üslup ve tavrın hâkim olduğu güçlü mahallî müziğe sahip hemen her yerde görmek mümkün. İlk bakışta kendini beğenmişlik gibi görünen bu yaklaşımı.Sala Benzer. hoş görmek gerekir. Sinemde Bir Tutuşmuş.■ Herkes Kendi Türküsünü Söylesin O günleri hayal ettikçe. Mesela radyolarımızda bazen Kaynak’ın bir şarkısı olarak söylenen Bülbülüm Bağ Gezerim adlı eserin anonim bir Elazığ türküsü olduğunu ehli elbet bilir. Elazığ hoyratlarının ve Diyarbakır mayalarının yanık nağmelerini hissettikçe istesem de başka türlü düşünemem zaten. Elazığ’da en karakteristik şekliyle çıkar karşımıza.. henüz doğrudan bir “musiki edebi- Harputlu Hacı Hayri’den Saadettin Kaynak’a ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Gerçi “folklor musıkisi”nden istifade eden bir bestekâr olduğuna işaret edenler olmakla beraber. Çünkü Klasik Türk Musikisi geleneğine mensup yirminci asırda yetişmiş en büyük bestekârlarımızdan olan Saadettin Kaynak’ın bestelerinde Harput Musikisinin tesiri çok açık hissedilir. Yel Eser Kum Savrulur gibi her biri gerçekten birer türkü klasiği olan eserleri taş plaklara yeni okumaya başladığı yıllardı. “Benim türküm en çok benim ağzıma yakışır” demektir ki. o da şudur: Elazığlılar kendi türkülerini söyleyen yadırgı’ları kolay kolay beğenmezler ve onlarda mutlaka bir eksiklik veya yanlışlık bulmak eğilimindedirler genellikle. Kim Büyüttü Böyle Bîperva Seni. ‘Bu vecd hâlidir. vebal değil belki de sevap işlemiş oldu’ diyerek şikâyete hak vermemiş”. edebî şöhretinin Harput’la sınırlı kalmasına hep hayıflandığım merhum Harputlu Hacı Hayri’nin şiir ve musikideki ustalığını en iyi bilen insanlardan birinin de Sadettin Kaynak olduğu fikri takılır kafama kendiliğinden. ‘Acele etmeyin. Elazığ musiki meşklerinde sık sık Kaynak’ın bestelerinin yer almasının sebebi de bu akrabalıktan kaynaklanır elbet. Kar mı Yağmış Şu Harput’un Başına. Bunun anlamı. Çünkü zaman içinde o yörede. sonunu bekleyelim’ diyerek durup dinlemiş.. Kaynak’ın eserlerinin de edebî ve estetik bir tahlilinin yapılmadığını. Bu kısa yazı çerçevesinde belki daha çok işaret etmekle yetindiğimiz o zengin Harput-Elazığ musiki geleneğini günümüze taşıyan geçmiş ses ve saz ustalarını rahmetle anıyor.Saray Hatun Camii müezzini Perili Hafız diye maruf Hacı Süleyman. Nerdeyse herkesin fark edebileceği kadar bariz olan bu etkinin -bırakın varlıkları tartışılır musiki eleştirmenlerimizi. sabah ezanından evvel Naat okurken. Zülfü Demirtaş’tan Hasan Öztürk’e tüm sanatçı dostları muhabbetle selamlıyorum. bu eşsiz güzellikleri bugün hâlâ bizlere yaşatarak bu tür yazıların yazılmasına vesile olan Enver Demirbağ’dan Erkan Oğur’a. ‘Perili Hafız’ın bu yaptığı küfürdür’ diye şekvacı olmuşlar. artık oturmuş ve belli standartlara kavuşmuş bir üslup oluştuğu için.. Sadettin Kaynak’ın bestelerindeki o bariz ve karakteristik Harput Âhengi’ni. Ve merhum Memişoğlu’nun naklettiği şu ilginç anekdot da belki tam o günlerde yaşanmıştı: “. bilmiyorum.1 0 53 . zengin müzik geleneği olan.

Türküyle parıldar cihanda gözüm. Yüreğim türküyle çevrilmiş ada. Buram buram türkü kokar nefesim. Türkülerle Türk mührünü çakarım.” YUSUF DURSUN ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Fırat kenarında yüzer bir kayık. bozlak yârenim.1 0 54 . Türküler nakışım. görünmez dibi. türküler özüm. türküler süsüm. Tarihe anamın ak sütü gibi. Aşkın çağrısıyım Çayda Çıra’da. Türküyle çağlardan öte bakarım. Maya yârim olur. sazıma verdiğim sözüm: “Türkü bayrağını arşa dikerim. Türkü bir ummandır. Gözlerim hicranla dolmayagörsün. Allı turnalara yön verir sesim. Türküler. Mumların şavkıyla erip murada. Türküdür yurdumun asıl sahibi. Bin yıldır çığrılan hoyratlar benim. Elezberde benliğimi görenim. Gözyaşı yerine türkü dökerim. Türküler mayamdır. Nazlı yâr bağına türkü ekerim. Beşikten mezara türkü yakarım. Hüzünlerin doruğuna çıkarım. Bir nağmeden bir nağmeye akarım. Dalgalar oynaşır sineme layık. Değmeyin a dostlar değilim ayık.TÜRKÜ BAYRAĞI Bir âşık sazını çalmayagörsün.

pek çok bireysel ve toplumsal duygu ile beraber “hüzün” de işlenir. faydacı bir anlayışla en çok sergilendikleri alanlardır. resim.1 0 55 . yaşadıkları duyguları değişik yollarla dışa vururlar. Fak. heykel. Edebiyat.ÜMRAL DEVECİ* Bir insanın beklentileri. dışa vurumun. söz ve müziğin birleştiği alan olan türküler. türkülerdeki ortak zihinsel üretimlerin sırrı çözüldüğünde. Muğla Üniv. İ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . türkülerin yüzlerce yıllık geleneksel birikimi ve sosyal psikolojiyi yansıtma özellikleri vardır. Doç. Yani. her hüzün. Fen-Ed. İster ayrılık ister ölüm merkezli olsun. duyguları daha da zengin ifade etme alanıdır. birey ile reel olgu arasındaki ilişkiyi sağlayan güçlü bir duygu köprüsü olarak. “hüzün”. Bunlardan ikisinin. mutlak bir “insan gerçekliği”dir. Ayrıca. İşlenen hüzünlerin bir kısmı ayrılık bir kısmı da ölüm merkezlidir. hem kelime olarak hem de ezgi olarak. Dr. nsanlar. düşlemeleri ve kurgulamaları ile çelişen gerçeklik. Bu yüzden. * Yard. “hüzün”e yol açar. mimari ve müzik gibi güzel sanatlar. bireysel ve toplumsal ölçekte bir “arınma” (katharsis/ katarsis)dır. toplumsal şifreler de çözülmüş olur Türkülerde..

Metindeki. katarsis’e büyük bir yer verir.). temelinde özlem olması dolayısıyla. mut- ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . türküyü söyleyende bir “arınma” yaratarak “hafifleme” sağlar. İnsanlığın karşı karşıya kaldığı ve “hüzün”e yol açan iki “dış olgu” vardır. Bunlarda. ayrı düşülen kişilerin belirgin insani özelliklerinin yer aldığı metinlerdir. suje gerçekliği ile reel gerçeklik arasındaki ilişkinin sorgulanmasına yol açar ve bu sorgulama insan ile “dış olgu”lar arasındaki ilişkiyi yeniden belirlemek üzere “ruhsal arınma”yı sağlar. ana baba etrafında gelişir ve gerek sözler gerekse ezgi. Yani. diğeri de dinleyen kişilerdir. katarsis’in temelinde “acıma” ve “korku” vardır. ölen ile sağ kalanlar arasındaki ortaklıklardan hareketle gerçekleştirilen bir özdeşleştirmedir. Ölen kişinin ardından söylenen ve genel adı “ağıt” olan türkülerde. Birisi ayrılık. “acıma ve korku duygularını uyandırıp ruhu tutkulardan temizlemek”tir. yanında hasret/özlem duygusunu da taşır. Ayrılık. “Yârim İstanbul’u mesken mi tuttun?” dizesiyle başlayan Kayseri türküsü. bu sözcüklerin gerek anlam alanları ve gerekse işlevsel boyutu aracılığıyla hüznünü dile getirmekte ve ruhsal bir arınma yaşamaktadır. “sevinç ve mutluluk” gibi en güçlü insanî duygulardan biridir ve insan diyalektiğinin ayrılmaz bir parçasıdır. daha etkileyici ve daha kalıcıdır. “hüzün”e yol açar. gurbet eller. Ağıt metinlerinde. Yani. Hüzün. Sözlerin ve ezginin sağladığı biyo-ritm ve fiziksel etki. Türküyü söyleyen kişi (bilindiği gibi. trajediyi işlerken. Bu özdeşleştirme. “kapının ardı gurbet” diyen bir kültür için. bir rastlantı değil. “hüzün”. kıskançlık ve kahır ağırlıklı olmakla beraber. “kanadın kırılması. birey ile reel olgu arasındaki ilişkiyi sağlayan güçlü bir duygu köprüsü olarak. içerik olarak. ölenin hayattayken yaşadıklarının hatırlatılması. geçici bir ayrılık olmayıp mutlak bir ayrılık olduğundan. Bunun sonucu olarak da ruh sükûnete ererek dinginleşir. mahzun gönül” sözcükleri.1 0 56 . Türkülerde. Bir insanın beklentileri. Ölüm. Örneğin bir Eğin (Kemaliye) türküsünde. hüznün sevince dönüşme olasılığı da olduğundan. onun olumlu ve erdemli yanlarının dile getirilmesi. ağlamak. Ayrılık türkülerinin tamamında. çoğunlukla ana baba ve sevgiliden ayrılık konusu işlenir ve türkü metinleri. Her hüzün. Her korku ve her acıma. geçici bir olgu gibi görünse de. düşlemeleri ve kurgulamaları ile çelişen gerçeklik. hüzün duygusunu yansıtır. ayrıca tüm insanların karşılaşacakları kaçınılmaz bir gerçek olduğundan. o kişilerin iyilikleri ve erdemleri dile getirilerek onlarla sözsel ve ezgisel bir özdeşleşme (identification) sağlanır. çöl. ölümün yol açtığı hüzün daha derin. özleyen ve özlenen arasındaki duygusal bağın dile getirildiği ve böylece arınma’nın yaşandığı bir türküdür. derin izler bırakabilen bir olgudur ve her ayrılık. bir kurgulamanın sonucudur. kişinin içsel yansımasının göstergeleri olurken öbür yandan da ana babaya ezgisel bir göndermedir.Aristoteles. Hüzün yoğunluklu türkü metin ve ezgilerinin ortaya çıkmasına neden olan bir diğer olgu ise ölüm’dür. diğeri ise ölüm’dür. Ona göre trajedinin ödevi. Bu türküyü söyleyen kişi. bir yandan. sağ kalanın da bir gün. mutlak bir “insan gerçekliği”dir. bunun halk arasındaki terimi “türkü yakmak”tır. insanı kendisiyle yüzleştirir ve gerçek anlamda kendisiyle yüzleşebilenleri de olumsuzluktan arındırır. ölenin özelliklerini merkeze alırken iki şeyi göz önünde bulundurur: Birisi ölen kişi. bir iyimserliğin olması da duygu dengesini sağlayıcı bir unsur olarak göze çarpar. denilerek gurbet-sıla arasındaki duygu ilişkisi.

En olumsuz koşullarda bile toplumsal vicdanı rahatlatan bir haslet olan merhamet. âdeta bir “toplumsal özür dileme” ile toplumsal arınma’yı sağlar. kimi zaman da pişmanlığın ifadesi olarak. zaman zaman çaresizliğin. Bundaki amaç. ölüm olayının gerçekleşme sahnesini tasvir ederek. beklenti ile gerçek arasında daha yoğunluklu bir gerilime yol açtığı için etkisi daha derin ve kalıcıdır. En olumsuz koşullarda bile toplumsal vicdanı rahatlatan bir haslet olan merhamet. metne dönüşürken beraberlerinde hüznü ve merhameti getirirler. sanki olay yeniden yaşanır ve yaşatılır. lak akıbet olan ölümle karşılaşacağı düşüncesini empoze etmekle beraber. Bu da daha derin bir arınmaya yol açacak söylemin oluşmasına sebep olur. yaralanmış bir toplumsal vicdanın acısı dile getirilerek bir arınma sağlanır. insanın kendisiyle yüzleşmesini sağlayarak bir ruh arınma’sına yol açar. temelde bir arınma’dır.Ağıtlarda egemen olan beşerî özellik merhamet’tir. bu tür türküler. toplumsal ahlaka aykırı da olsa. Anne beni Kırkpınar’da kestiler Cepkenimi saz dalına astılar Anam babam benden umut kestiler Dalgın uykulardan uyan Ahmedim Yağlı kamalara dayan Ahmedim bendiyle başlayan Afyonkarahisar türküsünde. çaresizliğin verdiği bir söylem egemendir ve bu türküleri yakanlar. temelde bir arınma’dır. derin izler bırakır ve bunlarla ilgili söylenen ağıtlar da. ölenle sağ kalanlar arasında. Ezginin de katkısıyla. toplumla yüzleşmeye yol açarak olumsuzluklardan arınmayı ve ruhun dinginleşmesini sağlar. toplumsal vicdanda. insanın kendisini sorgulaması ve olumsuzluklardan arınması düşüncesini doğurur. tekrar yaşanan ölüm anının ruhlardaki yarattığı arınma’yı sağlamaktır. türküyü yakan kişi. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Ayrılık ve ölüm.1 0 57 . kendisiyle. Bununla da. ölümün gerçekleşme şekline dair ifadelere yer verilerek. ortak yaşanmışlıkların bir daha yaşanamayacağını duyumsatmasıyla da. merhamet uygarlıklarıdırlar. Ağıtlarda egemen olan beşerî özellik merhamet’tir. insanda hüzünlenmeye yol açan iki olgudur. Ayrıca ağıt metinleri. Bazı ağıtlarda. Pencereden daş geldi Ben sandım Mamoş geldi Uyan Mamoş Mamoş uyan Başımıza ne iş geldi dörtlüğüyle başlayan Elazığ türküsünde. geride kalanlara olayı yeniden yaşatır ve böylece ölümün acı gerçeği ile duyguları yeniden harekete geçirir. Hunharca işlenen bir cinayet. Beklenmeyen bir ölüm. toplumsal ahlâka aykırı da olsa aşk yüzünden gerçekleşen bir öldürme. Akdağmadeni’nden derlenen “Hastane önünde incir ağacı” türküsünde veya Keskin’den derlenen “Ham meyveyi kopardılar dalından” türküsünde. İkisi de. Doğu uygarlıkları.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . duygudaşlık sağlanarak “ortak kaderi yaşama” paylaşımı sağlanır ve böylece acıya ortak olunarak bir hafifleme ve arınma sağlanmış olur. örneğin genç ölümleri. söylendiğinde gerek okuyanda ve gerekse dinleyende. duygu yoğunluğu aşk olduğu için. merhamet uygarlıklarıdırlar. çaresizliklerini itiraf ederek bir arınma yaşarlar. Doğu uygarlıkları.

B ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Tıpkı türküler gibi halkın dimağında yer bulmuş. Fen-Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi. her hâlleriyle toplumlarına benzemişler ve toplumlarını yansıtmışlardır. * Yard. asırların süzgecinden geçmiş bir türkü. görmek mümkündür. ‘ustalık’ namını.VE SÖZLÜ TARİH İLİŞKİSİ ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER İskân türküleri RUHİ ERSOY* Barak Türkmenleri.. orada tekrar tekrar üretilerek nesillere mal olmuş pek çok halk kültürü malzemesinde Türk toplumunun tarihsel hikâyesini. Onun “Türkülerin Dili” adlı büyük çalışmasının arka kapak sayfasında şu ifadeler yer alır: “Türkülerimiz. Çünkü söz konusu ürünler “sözlü kültür ortamının” ürünleri olup kültürün doğal akışı içerisinde. hakikati olduğu gibi görüp söylemekten çekinmeyen ermişlerin ve cesur kimselerin söylemleridir. Doç. kişiliği. Gaziantep Ü. ekonomisini. Dr. Türk’ün her şeyini anlattığını anlamak için yeterlidir belki ama biz bu ifadeleri biraz daha dillendirip ayrıntıları ile izaha çalışacağız. aşklarını vs. sadece türkü icrasıyla değil. soran. çatışmaları ve bu yaşananların toplumsal yaşamlarında bıraktığı izleri anlatan hikâye ve türküleri ile coğrafyadan vatana geçişin ve yurt ile göç edişin Türk kültür tarihi içerisindeki en güzel örneklerinden birini oluşturmuşlardır. seven. coğrafyasını. Bizi anlatır asırlardır. Toplumun tarihsel-kültürel yaşanmışlığının ispatı olan bu malzeme. üyük usta Mehmet Özbek. bir halk hikâyesi. savaşlarını. Onlar bizim hayat hikâyelerimizdir. küsen. gülen.”(Özbek 2009) Bu sözler aslında en yalın hâliyle türkünün. üretildikleri-yaratıldıkları toplumla birlikte yaşamış. iskânları. Türk insanının düşünen. acılarını. tavrı ve aynı zamanda türküler üzerinde yapmış olduğu ilmî çalışmalarıyla da hak etmiştir. ağlayan kalbinin içi görülür türkülerde. göçleri.1 0 58 . Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı Müdürü.

Bizim bu günden bakarak bu algılayış biçimlerinden herhangi birisini önceleyip diğerlerini yok sayma durumumuz olamaz.reaya bu konuda ne düşünmüş. siyasi yapıların ya da büyük savaşların kronolojik sıralanmasının tarihini yazmak. arşivlenmesi geç döneme denk gelmektedir. çoğunluğu oluşturan ve o ana kadar bilinmeyen insanlar arasından seçer. 2003) Bunlardan Avşar Bozlağı olarak bilinen Dadaloğlu’nun (Görkem 2005). olaylara kendi penceresinden bakar ve kendi gerçeğini ve haklılığını vurgular. Tarihi zaman akışı içerisinde insanın ve onun ürettiklerinin-tükettiklerinin. Bu noktada karşımıza “sözlü tarih” kavramı çıkmaktadır ki bu kavram tarihin krokisini çizmektense onun içerisindeki insanın her türlü hikâyesini yakalama iddiasında olan genel yaklaşımın adıdır. Bir toplumun tarihsel ve kültürel gerçekliğini saptamak. geçmişi kendi algılayışı ve siyasal hedefleri doğrultusunda takdim edebilirler. “Sözlü tarih insanlar tarafından kurulmuş bir tarih türüdür. ancak o toplumun her türlü kültür malzemesini okuyarak kavrayabiliriz. çünkü tarihsel gerçekliği. ilişkilerinin. sanatının. Hayatı tarihin içine sokar. Bu hâdiseler resmî kayıtlara yönetenin bakış açısıyla geçmiş ve yöneten açısından haklı sebeplerle iskân edilişler çeşitli belgelere kaydedilmiştir. Sözlü tarih. Tarihî vesikalar uzun yüzyılların üst üste sıkıştırılmış kroki görüntüleri gibidirler. resmî. Bilgi ve belgeleri. Ortak anlamları ortaya çıkararak tarihçiye ve sıradan insanlara bir zamana ve mekâna aidiyet duygusu kazandırabilir. Kişilerin. ne hissetmiş o da sözel bellekler vasıtasıyla sazı ve sözüyle harmanlayıp türkü yakmıştır. Söz konusu bu iskân hâdiselerinden kaynaklı icra edilen türler Barak ve Bozlak olarak bilinen türlerin içinde saklı hâdiselerle kendisini göstermektedir. (Mirzaoğlu. ayrıca bu noktada. Kaldı ki Türk kültürünün-tarihinin yazılı kaynaklarla tanışması. Sosyal yapı içerisindeki her grup. Oysaki bir tarihsel olayı gerçekleştiren aktörlerin sayısı birden fazladır. yaşam biçiminin. Böylece bu üretimlerden tarihî bir kaynak olarak faydalanmak mümkün hâle gelir. Tarihsel dönemler içerisinde iktidarlar. İnsanlara tarihlerini kendi sözleriyle geri verir. Onlara geçmişi verirken geleceği kurmak için de yol gösterir. Bu gibi durumlarda farklı toplumsal katmanların ve tarafların edebî eserlerinde ve sözlü kültürlerinde tarihî olayların sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesi olaylarla ilgili alternatif bilgi ve belgelerin bulunması mümkündür. Bütün bunları biz. Ayrıca olaylar farklı toplumsal kesimler tarafından farklı şekillerde algılanır.” (Thompson 1999:18) Tarih ilmi uzun yüzyıllar ağırlıklı olarak egemenin meşrulaştırılması zemininde. estetiğinin varlığı yalnızca resmî arşivlere yansımamıştır. destan veya destan parçası ya da başka bir sözlü anlatı olabilir.1 0 59 . olayları bütün yönleriyle öğrenmeden kavramayız.bir efsane. Kahramanlarını yalnız liderler arasından değil. yazılı kaynakların arşivlenmediği dönemlerin tarihi ne olacak sorusu da karşımıza çıkmaktadır. genel anlamda tarih yazıcılığının yalnızca küçük bir parçasıdır. Tarihin bu tarz kayda geçirildiği ortamlarda söz konusu olayların birinci derecedeki kahramanlarının hâdiselerdeki konumu kayıt altına alınmayabilir. yalnızca tarihî vesikalardan yola çıkarak amacına ulaşamaz. Siyasal iktidarlar bununla da kalmayıp asayiş kaygısıyla tarihsel olayları ve buna ilişkin belge düzenini kendi yargılarını destekler mahiyette düzenleyebilirler. masal. merkezî figürlerin etrafında kurgulanıp sunulmuştur. iktidarı merkeze alan bir nevi egemenin tarihini anlatacak biçimde düzenleyebilirler. Türklerin Türkistan’dan Anadolu’ya göçleri ve Anadolu’da uygulanan iskân politikaları neticesinde muhtelif yer değiştirmeleri söz konusu olmuştur. İşte bu türkülerin dili iskân politikalarının yönetilen tarafından bakış açısını oluşturmuştur. “Kalktı Göç Eyledi”si en meşhur olanıdır ve “ferman padişahın dağlar bizimdir” diyerek iskânı isyana dönüştüren en büyük nida olmuştur: Kalktı göç eyledi Avşar elleri Ağır ağır giden eller bizimdir Arap atlar yakın eder ırağı Yüce dağdan aşan yollar bizimdir Belimizde kılıcımız kirmani Taşı deler mızrağımın temreni Hakkımızda devlet etmiş fermanı Ferman padişahın dağlar bizimdir ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . tarihin toplumsal anlamını kökten dönüştürme aracıdır. onu anlamak isteyen bir kimse. Yönetilen yani halk. Toplumsal sınıflar ve nesiller arasındaki bağlantıyı dolayısıyla anlayışı sağlar. tarihin kabul edilmiş mitlerini ve baskın yargılarını yeniden değerlendirme. Türk tarihinde söz konusu bu duruma örnek olarak bir kısım Türk boylarının Osmanlı Devleti döneminde Anadolu’da iskân edilişleri verilebilir.

tarihsel bir olayın (iskân olayı) akışını. (Ersoy 2003) Daha sonraki dönem içerisinde özellikle Gaziantep’in Nizip ilçesi ile Suriye bölgesindeki oymakların tamamı Barak adını almışlardır. aynı zamanda yaşanan olayların ve şartların resmini çekmiştir. yani toplumun hayat algılayışını.1 0 60 . söz konusu coğrafyayı. türkülerine. Türk’ün binlerce yıllık göç hikâyesinden kendi payına düşeni Barak Türkmenlerinin millî şairi Dedemoğlu aşağıdaki dizelerle dile getirmiştir: Kalktık Horasan’dan eyledik sökün Düşürdüler bizi tozlu yollara Omuzda parlar uzun şifleler Aşırdılar bizi karlı dağlara Bölük bölük oldu yüklendi göçler Atlandı ihtiyar. Çeşitli sosyal hâdiseler ve aşklar etrafındaki kısa hikâyeleri. geride bıraktıkları hatıralarını hâlâ yaşamakta olan zengin bir sözlü anlatı geleneği içinde biriktirmişlerdir. Baraklar. Bunun üzerine oymak beyleri toplanır ve Anadolu’ya göç kararı alırlar. daha sonra iskânın türkülerle anlatılma hâdisesini rahatlıkla vesikalarla mukayese edip yöneten-yönetilen bakış açısını ortaya koyabileceğimiz zincir halkası gibi türkülerin mevcut olduğu bir alandır Barak Türkmen vadisi… Bir Türkmen boyu olarak Türk tarihine ışık tutan pek çok tarihî ve edebî kaynakta karşımıza çıkan Barakların. Hem göç sırasında karşılaşılan zorluklar hem de daha sonra uygulanan iskân politikaları Barak Türkmenlerinin büyük acılar yaşamalarına sebep olmuş. Barak Türkmenleri 15. yayandı gençler Başımıza geldi gördüğüm düşler Düşürdüler bizi gurbet ellere Gehi konduk gehi göçtük yollarda Bilip bilmediğim gurbet ellerde Âlem dağlarında şu daz çöllerde Bizden sonra bir nam kalsın illere Toplandık aşiret geldik Culab’a ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Tarih boyunca yaşadıkları acıları ve sevinçleri kilimlerine. Toplumun millî şairi. bu göç sonrasında zorlandıkları iskân ve iskânlar süresince devam eden aşiret çatışmaları büyük bir canlılıkla günümüze kadar ulaşmıştır. iskân edilen Türk boyunun adını ve yaşam biçimini bulmamız mümkündür. Ancak 16. Bu zorlu yolculuğun ve göç boyunca yaşanan acı olayların hatırası Türkmenlerin ozanları tarafından nakış nakış işlenmiş ve Barakların yıllar süren göçleri. ova. yöneten-yönetilen ilişkisini. Barakların sözlü geleneğinde yaşayan iskân türküleri ve diğer anlatılarından. hem Orta Asya’dan Anadolu’ya göç hikâyelerini hem de kültürel hayatlarını söz konusu kaynaklardan ve yaşayan Barak kültüründen tespit etmek mümkündür. iskâna tabi tutuldukları bölgelerde de komşu aşiretlerle uzun çatışmalara girişmişlerdir. Horasan’dan Orta Anadolu’ya uzun ve bir o kadar da yorucu bir göç başlar. Gaziantep’in hemen doğusunda Nizip’ten aşağıya Suriye bölgesine kadar uzanan bölgeye de Barak Ovası denilmektedir. yüzyılda Orta Asya’dan Horasan’a gelerek burada yaşamaya başlamışlardır. yüzyıl sonlarında gerek kuraklık gerekse siyasi karışıklıklar nedeniyle Barak Türkmenlerinin huzuru bozulur. yüzyılın sonlarında Horasan’dan başlayan uzun bir göçün ardından Rakka’ya iskâna zorlanmışlardır. Bununla birlikte Barak kelimesi Anadolu’nun pek çok yerinde köy. Elbeyli Türkmenlerinin yaşadığı bölgenin adı olarak kullanılmıştır. Bu dönemden itibaren Barak kelimesi bir Türkmen boyunun ismi ve bu boyla beraber Beydili. dağ ve mahalle adı olarak da kullanılmaktadır. Günümüzde bu adlandırma yöredeki tüm aşiretleri kapsayan bir isme dönüşmüştür ve Gaziantep’in bu bölgesinde yaşayan Oğuz-Türkmen aşiretleri bu genel ad altında anılmaktadır. halk hikâyelerine işleyen Türk boyları. bucak. Baraklar örmeğinde de aynı refleksi göstermiş ve Baraklar tarihî yolculukları boyunca yaşadıklarını. Baraklar göç süresince kendi aralarında. Oğuz boylarından Bayat boyunun Dulkadirli koluna mensup bir Cerid obasıdır ve 17.Dadaloğlu’m bir gün kavga kurulur Öter tüfek davlumbazlar vurulur Nice koç yiğitler yere serilir Ölen ölür kalan sağlar bizimdir Bu türküde. Barakların Horasan’dan seksen dört bin çadırla göçe başladıklarını öğreniyoruz. türkülerin haricinde sistematik olarak bir göç’ün. estetik değerlerini temsil eden kişi tarafından dillendirilen bir türkü. yönetilenin resmî uygulamaları algılayış biçimini. Öte yandan bizim de üzerine akademik çalışmalarımızla eğildiğimiz Baraklar örneği dikkat çekicidir.

1 0 61 . İstanbul. Horasan’dan başlayan göçün Anadolu’da iskâna dönüşmesi ve bunun Barak Türkmen toplumundaki yansımaları. uzak kuş karanlık içre susuz korkulu düş senelerce yaşanan derin acı kimse geçmez ki buradan çıkrık sesi solgun anı göçüyor eski toprak ile göçüyor bir bir MURAT SOYAK ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .1999. Ankara 2003. HAVADİS postallı bir dağ içinde göç göç olmuş köy garibin gözü yolda ne gelen var. Barak Türkmenleri. Enst. Paul. çok giden kederli türküler evi yıkılmış duvar. E Yayınları. 2003. göçleri.l Bil. iskânları. İstanbul 2005. bize ait olduğu toplumun sanat zevkini. o toplumun her anlamdaki yaşanmışlığının da resmini çekmektedir. Sos. Ank. Gülay. çok giden dere boyu bağ bahçe ayrık otu çoğalır oğullar gurbet elde ne gelen var. Thompson. Binboğa Yayınları. İsmail. Ersoy. Geçmişin Sesi (çev. kalabalık nüfus ve yaşanan acı olaylar şair Dedemoğlu’nun dilinden bize aktarılmıştır. kırık kapı almış yürümüş yalnızlık ne gelen var. Barakların iskân Türkülerinden ve sözlü geleneğinde hareketle yaptığımız geniş anlamda ve kapsayıcı sözlü tarih çalışması kitaplaşma aşamasında olup konuyu her yanıyla izah etme amacı taşımaktadır. Mirzaoğlu. Özbek.Seksendörtbin hane gelmez hesaba Deve koyun çoktur insan kalaba Susuz hayvan inileşir göllere Dedemoğlu der ki aşkın bağından Aşırdılar bizi Yozgat dağından Anadolu Sivas şehri sağından Bu hâlimiz destan olsun dillere Burada Türk halk şiirinin estetik yapısını. Şehnaz Layıkel). Türkülerin Dili. çok giden KÖR KUYU uzak ağaç. estetik algılayışını vermenin ötesinde.■ Kaynakça Görkem. Barak Türkmenlerinin tarihsel serüvenlerini de takip edebilmekteyiz. Ötüken Yayınları. Yenibilgiler Işığında Dadaloğlu. Baraklı Âşık Mahgül ve Repertuvarı. çatışmaları ve bu yaşananların toplumsal yaşamlarında bıraktığı izleri anlatan hikâye ve türküleri ile coğrafyadan vatana geçişin ve yurt ile göç edişin Türk kültür tarihi içerisindeki en güzel örneklerinden birini oluşturmuşlardır. basılmamış doktora tezi. Hacettepe Ü. Ruhi. Mehmet. Çukurova Bozlağı. İstanbul. sembol ve imaj dünyasını görmemizin yanı sıra. takip edilen coğrafya. Tarihi ve tarihî süreç içerisinde insanı anlama kaygısında olan bir araştırmacının bütün kültür unsurlarına birer tarih vesikası gözüyle bakması gerekmektedir. Görüldüğü üzere bir edebiyat metni. 2009. Bu büyük kültür birikimi daha kapsamlı araştırmalarla Türk kültür tarihine ışık tutmaya devam edecektir.

Öyle ya.. galiba kırk beş dakikadır yoldaydık. Alma mıydı Iğdır’ın dağını taşını kaplamış “al topuklu beyaz kızlar mıydı” fatihlerin torunlarının şimdilerde bölük bölük bölünmüş diyarından gülümseyen. Müzikle amatör olarak ilgilenmeme rağmen bu meşhur türküyü bilmiyordum. al almayı görme zamanı… Kars Havaalanı’nda. Ağrı Dağı’nı mı gördüm. önceden söylendiği gibi. Parasıyla da olsa. Gece geç yatıp sabah erken kalkmanın tesiri hâlâ devam ediyordu. hem de çokça bilinen bir türküye nağme olmuş al elma merak edilmez miydi? İsmail Gaspıralı’nın roman kahramanının Gül Baba’yı araması gibi ben de “al alma”nın peşine düştüm. Nahçıvan’dan Laçin üzeri Bakü’ye oradan da Karabağ’a mı gittim. Bütün uyanık kalma çabama rağmen arada bir gözlerimin kapanmasına engel olamadım. bizi Iğdır’a götürmek için bekleyen yarım otobüsü görünce sevindim. al duvaklı bir gelin miydi? Rüyalarımı pek hatırlamam. ‘Amerika’da böyle olurdu’ geçmedi aklımdan. Her ne kadar sanat müziği olarak adlandırdığımız geçmişin şehirli müziğiyle ilgilensem de.. İzmir-Kars arasındaki I derin uykuyla geçen yolculuğumda al almayı mı gördüm. türküye. al almayı bulmaya karar verdim. hançeremde nağmelerini eylemeye. şimdi yine yolu düşünme zamanıydı.AHMET ULUDAĞ ğdır Üniversitesine öğretim üyesi olarak geçme işlemlerim düşüncenin ötesine geçip fiiliyata dökülmeye başladığında.. Yan tarafta da kışlık ve belki de. türküler konusunda da epeyce bilgi sahibiydim ama herkesin hemen telâffuz ediverdiği “Iğdır’ın al alması” ben de bir türlü sese dönüşemiyordu. yeşilimsi.. Uçak inince artık tamamen uyanmıştım. Türküyü öğrenmeye.1 0 62 . allı rüyalar gördüm. yoksa kınalı parmaklı. Iğdır’a daha ulaşmadan başladım “al alma”yı aramaya. Kars ile Iğdır arasında elma ağacı gördüğümü hatırlamıyorum. Arazı mı (Aras Nehri) gördüm. Çadırımsı bir yer içinde masalar var. ülkemizde de müşteri memnuniyeti adına küçük şeylerin yapılıyor olması kıvandırdı beni. bazı dostlar hemen “Iğdır’ın al alması” türküsünün adını andılar. En azından ‘Avrupa’da şöyle’. bilmiyorum. ayazlı geceler de kullanılan bir bina… Elmalar duruyor kasada… Sarımsı. Acaba benim dalgınlığımdan istifade edip geçivermişler miydi? Aracımız yolda mola verdi. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .

/ Mevsimin perçemi takvimde son yaz. Buralar daha Kars sayılır. al almalı türküsü var. elma ağaçlarının yerine her gün yeni binalar yükselse de: Iğdır’ın al alması Yemeye bal alması Yar gelene galdı balam Yaramın sağalması Iğdır’dan alma aldım Yarımı yola saldım Yarim buradan gideli aybalam Ayva kimi sarardım■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Serdarbulak Geçidi’yle birbirinden ayrılan iki dağın zirvesinin birlikte görüldüğü ilk anda Büyük Ağrı daha bir ihtişamlı duruyor. budur Iğdır’ın al elması. yer gök al alma değil miydi yoksa?. Quba. Genelağa baktım. cevizi anlattı. yerli mi?’ Cevap. dedim. Eseri yayına hazırlayan Besim Atalay.) ama gördüğüm anda da büyülendim. Iğdır’la ilgili bir serhat şehri olduğu ve Doğu’nun Çukurova’sı olarak adlandırıldığı dışında bir şey bilmiyordum.1 0 63 . bayatili . Araznameli. Kültür Müdürlüğünün broşüründeki elmanın altında dişler yok gibi belli belirsiz. Acaba “elmanın yaprağı dal arasında” desek olur muydu? Hem bu Kayseri türküsünü çığırmayı da biliyordum. Azerbaycan’ın bir şehri. Karabağnameli. farklılık sayılabilecek. Yeni bir kurum olmanın bütün sıkıntısı hissedilebiliyordu. ‘fidanı da buralardan’ oldu. Türkünün aslının “Quba’nın al alması” olduğunu söylediler. her seferinde. / Yerle gök arasında bir tek düğüm. Hoca elmayı mı anlatmalıydı diye düşündüm bir an… Cevizin uzmanına elma anlattırmak doğru olmazdı. Türkiyeli. burası Iğdır. ilçemizin mahallî çeşitleri vardır. satıcılarda golden tipi çoğunlukta. Iğdır’a gelinceye kadar merak etmediğim şeylerden biriydi adı. İki saat olmuş ya da olmamıştı. Yine de Iğdır’a epeyi uzaktayız. Aslında benim gördüğüm Büyük Ağrı Dağı’nın üç zirvesinden en yükseği. ölçülü mesafeler… Iğdır’a ulaştık.. hakikaten türkü bu şekilde de söyleniyor.. Al almayı aramak da mutatlaştı. Divanü Lügat-it-Türk’te Oğuz boylarından birinin adı olarak belirtilmektedir. Üzerine türkü yakılan al almayı bir gün gelir bulurum. O anlattı ama benim kafamda yine türküler vardı: “Cevizin yaprağı dal arasında”. Seyit Mehmet Şen Hoca verdi. İstek mi yapsaydım ne: Iğdır’ın al alması… Iğdır. Söylenen o ki. hayallerim… Dağ taş elma ağacı. yorgunluğumu almıştı. Iğdır’ın isminin doğrusunun ‘İgdir’ olduğunu ve ‘iğdir’ şeklinde yazılması gerektiğini belirtmektedir. Belki de bu bana has bir algı. Iğdır’a en yakın olanıydı. yolculuğumuz başlayalı. bahçelerinden getirdi. Belki Bahaeddin Karakoç’un aksine ilk onu görmedim (Iğdır’a inince ilk onu gördüm. Onda da starking gibi altta dişler var. Küçük Ağrı’yı da görmek için şehrin dışına doğru gitmem gerekti. starking gibi bir şey. Melodisini hatırlayamadığım ‘Al alma türküsü’ sanki beni esir almıştı. Ama olsun. Dr. ben bulamasam da. Ağrı Dağı’nı bütün heybetiyle göğe değmeye ramak kalmış ak pak zirvesiyle görünce büyülendim.beyazımsı renkleriyle golden çeşidi elmalar… Aaaahh. Sıkı sıkı sordum: ‘Bu mu. Azerbaycanlı bir konser… Buralara has tınıları duymak. başı bembeyaz. çünkü hemen her ilimizin. Oraya da gitseydim arar gezer miydim al elmaları? Gördüğüm starking benzeri elmalar mı acaba diye düşünüyorum. Açılış dersini emekli bir Öğretim Üyesi Prof. al elması var. Her ikisi de tamamen görünür hâle gelince daha başına ak düşmemiş olan Küçük Ağrı büyüğünün ihtişamını biraz gölgeliyor. Öğleden sonra Kültür Merkezi’nde üniversitenin açılış törenine katıldım ayağımın tozuyla. tabii elmalıklar kalırsa geriye… Mutlaka Iğdır’a has bir elma çeşidi vardır. misafirhane… Arada ufak tefek şeyler de yok değil. yani bildik bir türküydü. Bir arkadaştan rica ettim. Dinlediğimde önceden dinlemiş olduğumu fark ettim. Bir de her gün geçtiğim yolumun üzerindeki bir kavşağın orta yerindeki elma heykelciğini inceleyim. Lakin al alma türküsüne bir türlü sıra gelmemişti. / Çevresi masmavi. Eski Devlet Hastanesi’nde indim. bilemiyorum… Birden günlerim mutat bir hâl aldı: Okul. Nihayetinde yol dediğin nedir ki. Törende Nahçıvan Üniversitesi Müzik Topluluğu güzel bir konser verdi. burası bazı fakülte ve yüksek okullara tahsis edilmişti. Kağızman’ın kırmızı beyaz uzun elması gibi… Uzun elmanın da bir türküsü var mı ki? Bütün elmaların türküsü olmasa da türküsü olan yaşayacak.

savaşlarda hep müzik yerini almış. münacat. yuğ. ozan gibi adlarla anılan kişiler ilk edebî türlerin üretici ve uygulayıcılarıdır. Türkçe Eğitimi Bölüm Bşk.MEHMET YARDIMCI* azının bulunmasından önce her ulusta olduğu gibi Türk ulusunda da oldukça güçlü sözlü edebiyat geleneği vardır. halka halka genişleyip çeşitlenen ve yeni biçimlere bürünen müzik zevki hep varlığını korumuştur. sazın ana yapısını bozmadan tür ve sistemlerini geliştirerek sesi. hikmet. devriye vb. Uygurlarda nahşa gibi sözcükler kullanılmıştır. şölenlerde. adlarla anılan törenlerle yaygınlaşmış ve topluma mal olmuştur. İslamiyete dayalı Türk müziğinin bünyesinde şiirimiz yeni bir şekle girmiş. Türkler. Özbeklerde halk koşigi. Kırgızlarda eldik. Başkurtlarda halk cırı.Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fak. İslamiyeti kabulle. baksı. tapuğ. ozan gibi sanatçılar müzik eşliğinde oyun türküleri ve şiirler okurken konu olarak kimi zaman efsanevi olayları kimi zaman da dinî ve toplumsal konuları dile getirerek ta başında türküleri şekillendirmişlerdir. Değişik Türk *Yard.1 0 64 . sazı ve ezgisiyle İslamiyete dayalı Türk müziğini oluşturmuşlardır. Türkmenlerde halk aydımı. oyun. Mevleviler. Y boylarında farklı sözcüklerle ifade edilen türkü kavramının Türk’e özgü anlamına gelen Türkî sözcüğünden türediği görüşü yaygındır. dinî. Doç. Türk halkının her gittiği yere bu geleneği taşıdığı gerçeği. baksı. düğünlerde. Bu edebiyat geleneğinin ürünleri şölen. Bu nedenle türküler edebiyatımızın ilk ürünleri sayılmalıdır. sığır vb. Şekillenen bu türküler. Dr. tasavvuf müziğini kuralcı topluluk müziğinin bir kolu olarak almışlar. İlk şiirleri oluşturup kopuz adı verilen sazı devreye sokarak yarattıkları müzikli söyleyişler türkülerimizin ilk biçimlerini oluşturmuştur. Türkü için yapılan bütün tanımlar da bu ortak noktada birleşmektedir. ayin. kam. değişik Türk kavimlerinde aynı şeyi ifade etmek üzere farklı adlarla anılmıştır. tasavvufi türler ortaya çıkmıştır. duygu ve düşünceleri kamçılayıcı görev üstlenmiştir. Kam. Anadolu’nun yanı sıra Balkan türkülerinin canlılığında sergilenmektedir. Şaman. Türkçe sözlü âşık müziğine ayinlerde yer vermeyip âşığı tekkelerin dışına itmiş- ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Türkü için Azerbaycan’da mahnı. Oyunlarda.. ilâhi. Türk halkı Orta Asya’daki sosyal yaşamından kaynaklanan müzikten hiç kopmamış.

Halk Türküleri Evlerinin Önü. hapishane türküsü olup oyar yürekleri. Âşık Garip. Kimi türküler de halk hikâyelerinden ve âşıklardan halka geçmekte. Anadolu insanı çocuğunu türkülerle büyütür. bağlamasıyla yoldaş olup sevdalarını. Bitlis türkülerinden Bitlis’te beş minare. Halkımız türkülerle ağlamış. nefes. Almus türkülerinden Burçak tarlası. Türküler. bir ananın bebeğinin çamdan yapılmış bir beşikte yitirmesi olayı. iş türküsü. İzmir türkülerinden İzmir’in kavakları sadece birkaçıdır. türkülerle kalkmış. Ankara türkülerinden Misket. “Bebeğin beşiği çamdan Yuvarlandı düştü damdan” türküsünü. “Yürü bre Hızır Paşa Senin de çarkın kırılır” türküsünü. nice dilekleri dile getiren nağmesi kendine özgü sazsız türkülerdir. İlbeylioğlu gibi halk hikâyelerindeki bazı türküler bunlardandır. bas. Boş beşik. Acı günlerde ağıt. Türkünün doğuşuna neden olan olay kimi zaman gerçek ve yaşanan bir olay olduğu gibi kimi zaman da özlem. evlenmelerde kına türküsü. küçük bir çocukla evlendirilen genç kızın olayı. Anaların beşik ardında ünlediği ninniler. Türküler genellikle bir olay sonucu doğar. halkın yaşam savaşının dile ve tele dökülen yansımasıdır. Türkü ise topluluk içindeki acıları. İst. Muğla türkülerinden Ormancı (Çıktım Belen Kahvesine) ve Bodrum Hâkimi. sevinçleri. Sarı kurdelem. Cahit Öztelli’nin dediği gibi “Beşikten mezara kadar her türlü günlük yaşantı olayları türkü yakılmasına neden olabilir. Sivas türkülerinden Kızılırmak. “Kızılırmak nettin allı gelini” türküsünü yaratan olaylardandır. Kimi zaman esen yelden kimi zaman turnalardan yararlanır sesinin ulaşması için dilediğine. 2. Bunların yanı sıra din dışı konulardaki âşık şiiri de güzelleme. dinî duygular ve kahramanlık duygularının ön plana çıkması sonucu da olmaktadır. Bolu türkülerinden Halimem. nice anılar depreşir yüreğimizde. yaşamın çeşitli durumlarında gurbet türküsü. duvaz gibi yeni türlerin oluşmasına neden olmuşlardır. Ne zaman bir köy türküsü duysak içimiz burkulur. kahramanlık günlerinde koçaklama. 1. Malatya türkülerinden Fırat kenarı. Muş türkülerinden Havada bulut yok. doğa sevgisi. 1983. yurt sevgisi. Elazığ türkülerinden Çayda Çıra Yanıyor. Önemli bir olay sonucu duygulanma türküyü yaratır. “Hey onbeşli onbeşli Tokat yolları taşlı” türküsünü.lerdir. gizli sevdalarımıza sırdaş olan türkülere ilgimiz gençlik hatta çocukluk yıllarımızda başlar. s.”[1] Hızır Paşa’nın Pir Sultan’ı zindana attırması olayı. Kastamonu türkülerinden Sepetçioğlu.1 0 65 .13. türkülerle gülmüş. ağıt koçaklama adları altında şekillenmiştir. Yaşamın her aşaması türkülerde en çarpıcı ifadelerle yansır. Kimi türküler de başka yörelerde yakıldığı hâlde ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Kerem ile Aslı. Tokat türkülerinden Bağa gel bostana gel ve Minarede taş mı olur. acısı sevdası dillere destan olup dört bir yana yayılmıştır. Nazilli türkülerinden Yörük Ali. yüreğini türkülerle dışa vurmuştur. gizli sırlarını telin ucundan seslendirir. Bunlardan. Cahit Öztelli. Anadolu halkı türkülerle yatmış. Dertlerimize yoldaş. aşkları konu alan ve her çeşit şiir biçimiyle. şathiye. Fatsa türkülerinden Hekimoğlu. Hikâyeleri bilinen pek çok olaylı türkü vardır. taşlama. Âşıklara Alevi ve Bektaşi tarikatları sahip çıkarak edebiyatımızda deme. Silifke türkülerinden Ham çökelek. Anadolu’da genç. nice özlemleri. 1315 doğumluların Kurtuluş Savaşı’na gidişleri. “Sabah olur çocuk gider oyuna Oynar oynar taş doldurur koynuna” türküsünü. bir süre sonra türküdeki kişisel izler silinip halkın ortak malı olmaktadır. uzun ya da kırık hava şeklinde söylenen en yaygın halk müziği türü olarak gelişimini sürdürmüştür. Kızılırmak’ta bir gelinin boğulması olayı.

larda Sefil Ali kimilerinde Emrah kimilerinde de Karacaoğlan adına kayıtlıdır.1 0 66 . Cönklerin tozlu sayfalarında unutulan ve söz yerinde ise nağmelerini arayan türkü sayısı oldukça kabarıktır. Kaynaklarda yer almayan bu türkülerden yer darlığı nedeniyle sadece bazılarının ilk dörtlüklerini kaydediyorum. yüzyıl başlarında tutulan bir cönkte 32 adet Zile türküsü bulunmaktadır. Türküyü il bazına bağlamak doğru değildir. Âşığı bilinen kimi türküler de mahlası okunmayınca anonimleşmektedir. Bu günün ilçesi yarının ili olmaktadır. Yine Bursa’da yakılan Cezayir türküsü Cezayir’e bağlanmamalıdır. Gönül gurbet ele varma dizesiyle başlayan Gaziantep türküsü kimi kaynak2. Kimi türküler de farklı kaynaklarda değişik kişilere mal edilerek okunmaktadır. Kimi türküler de cönklerde Türkü adıyla kayıtlı olup uzun süre söylenmediği için nağmesi unutulduğundan düz bir şiir gibi durmaktadır. Türkünün yakıldığı yer ve o yerdeki olay. “Fırgatlı fırgatlı ne inilersin Allı turnam sinen parelendi mi” biçiminde başlayan Esirî’ye ait bir deyiş son dörtlük söylenmediği için zamanla âşığın adı unutulmuş ve semah havasında okunan anonim bir türkü olarak halka mal olmuştur. Kimi türküler de okuyucuların bazı sözcüklerin anlamını bilmeyişi nedeniyle değiştirerek okumaları sonucu gerçek anlamını yitirmektedir: Dert ehli olanlar dergâha gelir Elbette arayan dermanın bulur Sadık der ki kimde ne var kim bilir Geşt ü güzâr ettim elde neler var dörtlüğündeki gezme-tozma anlamındaki geşt ü güzar ettim sözü kimilerince çekti gülizar etti biçiminde okunup anlam yitirilmektedir. Örneğin. 1.[2] Örneğin: El çek tabip el çek yaram üstünden dizesiyle başlayan Tokat türküsü kimi kaynaklarda Emrah kimilerinde de Veli adına kayıtlıdır. Halil Atılgan. Oysa bu türküler kim bilir âşığının ne derdinin ne çilesinin ne sevdasının tercümanı olmuş ne yürekten söylenmiş türkülerdir. olayın hikâyesi önemlidir. Türkü 4. Türkü 3. Pir Sultan Abdal ve Teslim Abdal adına üç değişik kaynakta görülen türkülerdendir. Kastamonu’da yakılan Çanakkale içinde vurdular beni türküsü Çanakkale türküsü olmadığı gibi Zile’de yakılan Hey on beşli on beşli türküsü de Tokat türküsü değildir. Türkülerin tümünün orijinal kayıtları arşivimizdedir. Bu konuda Halil Atılgan çok önemli saptamalar yapmıştır. Gafil gezme şaşkın bir gün ölürsün dizesiyle başlayan türkü de Kul Himmet Üstadım. Bursa’nın ufak tefek taşları türküsü Bursa türküsü değildir. Türkü Ben de şu dünyaya geldim geleli Ağır çiftim döner harmanım mı var Azrail de gelmiş can talep eyler Benim vermemeye fermanım mı var ………… Ben giderim emanetin eyvallah Selvi boylum sen bu elde gal gayrı Terk eyleyip ben bu eli giderim Kara gözlüm kadirimi bil gayrı ………… Dostum beni niçin zarıncıdırsın Verdiğim ikrardan dönen değilim Senden başkasına meyil vermedim Uçup daldan dala konan değilim ………… Kalktı göç eyledi gönül kervanı Göçtün gönül var inile bir zaman Ayrılıkla geçti ömrüm devrânı Düştün gönül var inile bir zaman ■ 2. Türkülerin İsyanı. Türkü ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .olayla ilgili bir yer adı geçmesi nedeniyle o yöreye bağlanmaktadır. Özel arşivimde bulunan Zile kaynaklı Kirampalı Davulcuoğlu Bin Memet tarafından 19.

aşkın. sevdanın. A Tarih. Bu gün güçlü olanların yarın kötü duruma düşeceklerini söylemek. muhabbet bitmiyor hâlâ” Öyle ya! Gençliğin gitmesine karşılık baştaki sevdanın. gurbetin. bizim ruh haritamız veya üzerinde hayallerimizin can bulduğu duygusal coğrafyamız olduğu gün gibi aşikârdır. şikâyeti ve hasreti bol olan bir yola iter ve dolayısıyla müziğe yönlendirir. başımızdan geçenleri yeterince tespit edemediği andan itibaren kalan boşlukları doldurma görevini sanatkârlara bilhassa şairlere bırakır. gençlik. zekâ için kazanılmış bir kabiliyet. sevda. Her canlının ölümü tadacağı gibi şan ve şöhreti dillere destan olan ülkelerin. Çünkü büyük milletlerin büyük derdi olur ve onların ekserisi de türkülerde saklanır. Sadece milletlerin mi? Aşk. insanı hayaller ötesine taşırken duyulan samimi iniltiler de bizim için. diğer yandan mazideki acıları veya güzellikleri gizli bir lisanla dinleyenlerine hatırlamış olurlar. Çünkü duygular. Dolayısıyla âşıklar ve yosmalar farkından olmasalar da söyledikleri türkülerle bir yandan geçmişte yaşanmış olayların sadık şahitliğini yapmış olurlar. alışkanlıklar için başvurulan önemli bir kaynaktır. Yaşanan acıların birinci kütüğünün tarih. ikinci kütüğünün türküler olmasına karşılık eğlenme maksadıyla okunsalar bile insanı derinden etkileyen o besteli nağmelerin. takatin bitmesine karşılık içteki muhabbetin bitmemesi insanı. askerlerin ve milletlerin hadsiz hesapsız olduğu bilinir. Bu sebeple zekâ denen o yüksek idrak gücüyle hisleri idare ederken yanık türkülerin ve acıklı manilerin yolu da açılmış olur. özlemin ve nihayet hayatımızın bir parçası olan üzerinde yaşadığımız coğrafyanın oluşturduğu önemli bir neticedir.1 0 67 . elbette kâhinlik değildir. Dolayısıyla karışık bir bölgenin ortasında yer alan ve her zaman emniyetsiz olan Anadolu’nun ufukları karardıkça bir yandan fırtına beklerken diğer yandan yoğunlaşan hislere kulak asmak gerekir.LÜTFİ PARLAK nadolu’nun kaç defa mamur. beldelerin ve şehirlerin de viran olup el değiştireceği açıktır. Ayrıca müzik. ismi ve mazisi unutulan. Huzursuz ruh halini anlatan manzum eserlerdeki şikâyetler. kaç defa viran olduğu bilinmez ama ölüp de burada yatan. Türk’ü söyleyen türkülerin ana maddesini oluşturur. söylediklerimizin kısa özeti gibidir: ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Dolayısıyla Türklerin bu toprakları korumak için çektiği bin senelik çileli hayatın da destanlardan taşıp efsanelerle birleştiği kayıtlardan anlaşılır. acılarla somutlaşırken ortaya çıkanların başında ağıtlar gelir. komutanların. İşte onlardan biri: “Şebabet gitti elden başımdan gitmiyor sevda Tükendi takat ü tabım. Harputlu bir şairin yazıp yüksek sesle okuduğu şu dörtlük. Unutmamak gerekir ki bilincin muhtevasını oluşturan soyutlama kabiliyeti. umut… kısaca beşerî olan her şey mısraların içindeki yerini alır.

İşte o eksiği ve ardındaki acizliği hatırlatan şair: “Gitme Yemen’e Yemen’e Yemen sıcak dayanaman Kalk borusu çalınca Sen küçüksün uyanaman” diyerek çocuk yaştaki askerlerin şansını yeriyordu. İnsanın galipken gaddar. Bu sebeple geçmişte bir vilayetimiz olan Yemen’le ruhî bağımızı kuran mısralar üzerinde durmak. mağlupken mazlum olması ve hakkı tanımak yerine tayin etmesi. yavuklusunu… bilinmeyen bir cepheye gönderen insanların moral bulması için türkülere sığınması belki normaldi. Bu sıkıntılı günlerde oğlunu. silâhaltına alınıp Yemen’e gönderilmişti. moral yerine ayrılığın ateşiyle herkesi dağlayıp perişan ettiği de bilinen bir gerçekti. “Hey on beşli on beşli/Tokat yolları taşlı…” türküsüyle ortaya konan hazin tablo buydu. Çünkü bir ayağı Kafkaslarda. Dolayısıyla büyük bir tarih oluşturan atalarımızın bu uğurda duygusal yönden neler çektiğini türkülerden öğrenmemiz gerekir. türküleri dolduran kavgalara ve savaşlara sebep olan hatalar nerelerden ve kimlerden kaynaklanıyordu? Puşkin. ruhları kasıp kavurmasına rağmen bedenlere dokunmamasıydı. Balkanların. aynı nispette bir külfeti olacaktır. Onsuz konuşamıyor. Yanlış karar vermelerden dolayı talihe ve tarihe duyulan isyanlarını… “Yemen yolu çukurdandır Karavanam bakırdandır Zenginimiz bedel verir Askerimiz fakirdendir” Tarih asla kurumayan bir kaynak olduğu için şartlara göre o. korkunç savaşlara uzanacaktır. Peki. Şuna inanmak lazım ki her nimetin.Yara benden yara benden Yalvarın yara benden Sinemde dağ-ı hicran Sağalmaz yara benden Büyük olmanın bedelinin de büyük olacağı noktasından hareketle imparatorluklar kurmuş bir milletin tarihî maceralarının sonu olmayacaktır elbet. Haliyle mısralar.1 0 68 . Çünkü o korkunç harp yıllarında Yemen’e gidenlerin ve onları uğurlayanların ruhunu kemiren en büyük derdin açlık ve ölüm olduğu açıktır. onsuz olamıyorlardı. tecrübelere kulak asmamasındandır. çelik bilekli serdarlar korumuş olsalar da zaman içinde ne kadar değişikliklere uğradığını çok iyi biliyoruz. Ancak bu beğenilmeyen sonuca karşılık eski sınırları ilelebet muhafaza eden türkülerimiz yaşadıkça Ortadoğu’nun. manalandırmak denektir. sanıldığı kadar kolay değildir. Bu tablonun ağudan tek farkı. bir eli Cezayir’de bir eli Hindistan’da olan bir milletin düşmanları. Ancak söylenenleri duymak. Çünkü o günkü hudutlarımızı koca kavuklu hakanlar çizip. Sesi güzel olanlarla müzik aleti çalabilenlerin bir araya gelmesiyle koparılan fırtına. Kafkasların… manevî tapusunun bize ait olacağını da unutmak gerekir. çok daha iyi anlatıyordu garipliklerini. yaşananları ve çekilen sıkıntıları o acıklı türkülerden çıkarıp okuyucularla paylaşmak istiyorum. Bu sebeple 1915’te Elazığ Sultanîsi tamamen askerî ihtiyaçlara ayrıldığından uzun süre mezun verememiş ve son sınıfa geçenlere rütbe takılıp cephelere sevk edilmişti. ağabeyini. bu soruyu. İşte bu efsanevî hayatı türkülerden öğrenen yeni nesil. “Bütün büyük yanlışların altında gurur ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . İşte zehir gibi insanın içine yayılan. Çünkü insan kaynaklarının azlığı nedeniyle on beş yaşını dolduranlar. açlıktan karnı sırtına yapışmış ve maneviyatı altüst olmuş dinleyicilere nasıl keyif verebilirdi ki? Bilinmez ama kimsenin keyif çatmaya ihtiyacı da yoktu galiba. hislerdeki yoğunluk nedeniyle acıklı türkülerin içinde buluyordu kendini. Durum böyle olunca ihtilafın sebebi de sonucu da git gide artacak ve ucu. Ama her şeye rağmen hayat devam ediyor ve boynu bükük yetimler gibi oturdukları yerde ağlarken duygularını yanık seslerle anlatmaya çalışıyorlardı. bir ayağı Yemen’de. Çocuğunu ölüme gönderenlerin sevinmesi nasıl düşünülebilirdi? Aslında talihinden ve tarihinden şikâyetçi olan askerlerin hiçbir şey dikkatini çekmiyor ve onları daha ziyade savaş ve ölüm ilgilendiriyordu. aklın ötesine geçiyor ve her kim olursa. fakirliklerini ve şikâyetlerini. her zaman alçak bir sesle gelecekten söz eder. Ama okunanların. Çünkü böylesi bir ortamda insanı diğer canlılardan ayıran soyutlama gücü. türküleri kadar çok olacaktır. Çünkü görmek veya duymak. başından geçenlerle geçmişte yaşananları kıyaslamaktan geri durmayacaktır.

aynı ağacın meyveleridir. Bu uğurda ödediğimiz ağır faturayı da yeni nesil öğrensin diye mısralara emanet ettik. Sakarya’da… devleri yenme bahtiyarlığına erişip milli mücadeleyi kazandık. “Bir gemiye doldurdular İstanbul’a bildirdiler Sallar gemi döver dalga Gül benzimizi soldurdular” Değerler değişip hak kuvvetin ardından gitme mecburiyetinde kaldığı bir dünyada tesadüfler.” Dikkat edilirse yukarıdaki dörtlük. maneviyatı kırılmadıkça o milleti elde tutmanın imkânı yoktur. olup biteni anlayamıyor ve hata üstüne hata yapıyordu. Çünkü bir toplumun ruhu zabt olunmadıkça. kendinde var olan özelliklerden habersizse onlar da kendi duygularından habersizdir. Dolayısıyla düşünmeyi sevmeyen insanlar. sadece zekâ ve akıl nişanesi olarak görmek yerine toplumsal bilincin uyanışı olarak değerlendirmek gerekir. bir hükümdara çok. bizim için işte öylesine bir sonuçtur. “Kışlanın ardında bir kırık testi Askerin üstüne sam yeli esti Gelinlik tazeler ümidi kesti. Taze güveyilerin bıraktığı taze gelinlerle başı dik erlerin ciğerine saplanan kara hasreti işliyor. insanı saadet arabasına bindirebilir. Haliyle ya savaşı başlatıyorlardı ya da başlayan savaşı kör inada dönüştürüyorlardı.1 0 69 . İşte aşağıdaki dörtlük. Böylece eli kınalı taze gelinlerin uçsuz bucaksız çöllere uğurladığı eşler için söylediği içli ağıtlar da ateş olup canımıza yapışmıştır. Ancak şansın liyakatten yana olduğu düşünülürse bu arabanın devrilmesi ve büyük acıların yaşaması kuvvetle muhtemeldir. Yemen Çöllerini kat eden askerlerimizi ve arkalarındaki Anadolu insanını tarif ediyor. Aksi halde rica ve merhamet dilenmekle ne bir insanın istikbalinin. biri Memiş” Tarih hiç bir milletin hakkını inkâr etmese de hükümlerin değişmesine sebep olduğu için bir ülkenin saadet telakki ettiği olayı. vermez yemiş Şol Yemen’de can verenler Biri Memet. ağıtlar türküler… birbirini kovalamıştır. diğeri için felakete dönüştürmüştür. gülü çimendir Giden gelmiyor acep nedendir?” Bu demektir ki Ziya Gökalp’in altun dediği umuda kavuşmak için dünyanın öteki ucuna gitmek ve bu uğurda kahır çekmek gerekir. “Tarlada biter kamış Uzar gider. millet olma şuurumuzu bilediği için böylesine türkülerin yaşamasında ve diri tutulmasında yarar vardır. Bu iki özelliğe sahip olan insanlar. Haliyle aklın sustuğu noktada karar yetkisi duygulara kaldığı için destanlar. Unutmamak gerekir ki gurur ve cehalet. Çünkü herkesi ferah ferah besleyebilecek durumda olan Allah’ın dünyası. “Mızıka çalındı düğün mü sandın? Al yeşil bayrağı gelin mi sandın? Yemen’e gideni gelir mi sandın? Tez gel ağam tez gel dayanmiram Uyku gaflet basmış uyanamiram Ağam öldüğüne inanamiram” Şunu ilave etmeliyim ki çekilen acıların hatırlatılması. Anadolu’nun dışarıdaki Anadolu coğrafyasının muhayyel haritasını çizip Türkü söyleyen türküleri gözler önüne seriyor…■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . iki hükümdara az bulununca kavgaların ve savaşların önü alınamamıştır. Bu sebeple türküleri sadece sanat ve maharet oyunu. Memet’in veya Memiş’in üzerinde öldüğü o koca coğrafyanın haritasını eldeki türkülerden çıkarıyoruz. İşte İngilizlerin yardımıyla Zeydî İmamların kazandığı Yemen Savaşı. maalesef cansız nesnelerden farksızdır. Dolayısıyla Yemen’de bir kabile şeyhi olan İmam Yahya’ya yenildik ama Çanakkale’de Kocatepe’de.vardır” diyerek cevaplıyordu. Nasıl ki eşya. Yemen. ne de bir milletin istiklalinin kurtulduğu görülmüştür. İşte imparatorluk hayaliyle gittiğimiz Yemen’de dört yüz senede verdiğimiz beş yüz bin şehidin acıklı hikâyesini. “Havada bulut yok bu ne dumandır? Mehlede ölüm yok bu ne figandır? Ah o Yemen’dir. kendilerine zafer getirse de bize acıların en büyüğünü yaşatmıştır. 1905-1918 arasında yaşanan Yemen Savaşının elem verici şikâyetlerini işaret ediyordu.

güvenmeyi. yarenliği. birliği. kardeşliği. şakalaşmayı.MAHİR ADIBEŞ Biz hayatı türkülerden öğrendik. “Eledim eledim höllük eledim / Aynalı beşikte bebek beledim…” ya da “Bebek beni del’eyledi / Yaktı yaktı kül eyledi…” Kaç defa ninnileri dinleyerek uyumuşum. sallanırken tıkır tıkır sesler çıkarırdı. Dikmeleri. inceden kulağıma fısıldarmış ninnileri. eğlenmeyi. bağlantıları rengârenk boyalı. şiir yazmayı. o güne kadar içinde benden başkası yatmadı! Bir gün. tek sesten türkü söyleyerek barışı. iplerden yapılmış renk renk püsküller asılıydı. çaprazları.. “Elma attım yuvarlandı / Gitti beşiğe dayandı…” dedikleri işte benim küçük tahtımdı. Biz türkülerle millet olmayı. gülmüşüm. vatanı savunmayı öğrendik… 70 nnemin karnındayken dinlemeye başlamışım türküleri. Ömrübillâh. sohbet etmeyi. Çoğu zaman ninnilere eşlik ederdi. bir olmayı. Üç yaşına geldiğimde boyum zor sığıyordu ama ben hâlâ onun içinde yatmak istiyordum. vatan kurmayı. dili. bir arada yaşamayı öğrendik.. hürriyeti öğrendik. Üstündeki uzantısından. “Sen büyüdün A ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . benim diyebildiğim tek şeydi. Ağaçtan yapılmış beşiğim. kaç defa. işlemeli ağaçlardandı. kaç defa ağlarken susmuşum. Kol kola girip halay çekerek. üfleyerek saçlarımı düzeltir. sevmeyi.1 0 . Beşiğin başlığına takılı muskanın altında tahtadan şıkırdakları vardı. Göğsüne sarılmış meme emerken. sallanırken ahenkli ağaç sesleri şıkır şıkır duyulurdu. konuşmayı. Ben beşiğin tıkırtılarını bile ninni sanırdım.

. kuşlara anlatanını… “Nazlı yârdan bana bir haber geldi Eğer doğru ise büktü belimi Dediler nazlı yari yad eller aldı Kadir mevlam nasip eyle ölümü…” Türkü. kenarlarını işleyip. İçime öylece oturmuştu. Askerlik bitene kadar bu türküyü mırıldandım. dertli.. İnsanlarımız onu zamanla dilinde yoğurarak şekillendir. kuzu gözümde değil. Ne zaman turnaları yükseklerden uçarken görsem türküler gelir aklıma.... ekonomisini. cirit oynarken. sevip de derdini türkülerle anlatanını?. artık dayanamadığını söylüyordu. Türküler yalnız Türk’ündür. Ben bu türküleri neden sevdim?.. Ne zaman bir türkü dinlesem. göllere dalan yeşil ördek gibi dalıp giderim. sevdasını. onun bir teli dünyalara değerdi. Çayırlarda güreşirken. Çocukluk yıllarım köyde geçti.... kimle postaya attırdıysa bilmiyorum ki -bizim orada bunlar gizli yapılır. “Kışlalar doldu bugün / Doldu boşaldı bugün…” sesi hiç kulaklarımdan gitmiyor. O türkünün yazıldığı zaman canlanır. bir türkü mırıldanırım… Türkü dinlerken dikkatimi dağıtan bir şey olsa hırçınlaşırım. büyük bir hevesle onları dinlerdik.. Sanki ilk defa dinliyordum!. acaba babamın orada ne işi vardı?. firaklı. ağıt yakarken farklı. geceyi.. Var mı savaşta bizden başka türkülerle eğlenen?. Bu hep böyle olur sebebini düşünmem. Türk’ü anlatır. yıldızları “Ay akşamdan ışıktır. Şam. geceleri tandır başlarında. Düğünlerde oyunlar oynanırdı... Kaç gün yer yatağımda uyuyamadım. Bazen saz çalan âşıklar uğrardı köyümüze. edebiyatını anlatır. Selamını turnalar ya da rüzgârla gönderen. nerede yazıldığı bilinmez. Ne yaşadığımı bilmem ama o hayatı yeni baştan yaşadığımı bilirim. dediler. O gün bu gün Şam aklımdan çıkmadı. Ya sonrası? Orası bir başka! “Yârim gurbet ele gitme / Ya dönülür ya dönülmez…” diye seslendi gözümden sakındığım yeşil gözlüm. Aşk türküleri. ismimi iğnesiyle oyaladığı mendile sarıp bana göndermiş. türküler söylenirdi. türküler söylenirdi. anlatacak bir hikâyesi vardır. arzuhâlini çiçeklere. Aynı türküyü oyun oynarken farklı. bazen toprakla yoğrulur ve bazen de bir çiçeği anlatır. Türk’ü tanımak isteyen türküleri araştırsın. işte o an gönlüme şöyle düştü: “Ölmeden o yârı görürse gözüm / Koyun kuzu kurban olur o zaman…” Koyun. O türküyü ilk defa o gün dinlememiştim elbet ama o gün farkına vardım. O zaman benim gönlüm güllerin açtığı. Sevdasından dertlenip ölenini duydunuz mu?. hasretlik çekerken farklı yorumlar. Bizleri en iyi onlar anlatır. Neriman Altındağ Tüfekçi’nin. Soğuk kış gecelerinde samanlıklarda kızlı erkekli gruplar türkülerle halaylar çekerdik. yaylaları. O zaman benim gönlüm sevgililerin dolaştığı bir sabah vakti olur. Gördünüz mü oğlunun başında ağlarken bizden başka ağıt yakan? Bizim gibi sevenini gördünüz mü. Ya benim çektiklerim. oturma odalarında sohbet ederken. Türküler ne için yakıldığı sesinden anlaşılır. Kızlar gelin olurken türkülerle evden çıkarılırdı. Onlar bu milletin tarihini. bütün aklım onda kalmıştı. gözümün önünde. Türküler bazen uzak diyarlara götürür. Köy türküleri dağları. “Ey gül dalı gül dalı / oldum sana sevdalı…” diye ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . çok uzaklarda ve çok güzel bir şehir. tabiatla haşir neşir olur. Hangi millet askere davul zurna ile gi- derdi ki?. o güzel türkülerimiz.aslanım!” deyip başkasına verdiler. “Bebeğin beşiği çamdan / Yuvarlandı düştü damdan / Beybabası gelir Şam’dan…” sözlerinde ilk defa “Şam” ismini duydum.. acı. hırçınlaşıp ağladım. bülbüllerin öttüğü bir bahar bahçesine dönüşür. O hikâyeleri ben yaşamış gibi olurum. “Kar mı yağmış şu Harput’un başına / Kurban olam toprağına taşına…” Türkülerin çoğunun ne sebeple..mektup geldi “Ben ağayım ben paşayım diyenler / Kapıları kitlemişler gel hele…” Beni çağırıyordu. yaylalar yaylalar…” diye başlar. sosyal yapısını. Her türkünün söylenecek bir sözü.. ayı. kime yazdırdıysa. “Kar yağar bardan bardan…” ya da “Yılan inceden öter…” diye karşılıklı atışırken bar oynardık. adını bile başkalarına söylemeye kıyamadığım.. içten.1 0 71 . Bir ay sonra. Ninnilerim ağaç beşiğimin gitmesiyle bitti ama hâlâ yalnız kaldığımda mırıldanırım.. Onsuz ninnilerin de tadı tuzu yoktu. İçim sızlamıştı. Köyden gelen arkadaşlar haber getirdi: “Sarardım ben sarardım / Senin için sarardım…” sözlerini. dağılırım. Derken askerlik çağı geldi.

çocuğumuzu büyüklerin yanında kucağımıza alamayız. şikâyete sevgili üzülmesin diye yer vermez sözlerinde. bazısında koyun kuzu melemesini. sazın. gurbet türkülerimiz. kültürümüz. yeri göğü yardan var…” bazısında ise dua. “Sevdiğime Pişman Ettin…” diye biterler. Bazısında meşe dallarını okşayarak fısıldayan rüzgârın sesini duyarsınız. asker türkülerimiz. bağlamanın tellerinde yazılır. Koca dünyada bir varmış bir yokmuş.” ve “Gitti yârim gurbet elden gelmedi…” derken insanı alıp götürür düşünce dünyasına. sevda. Türküleri yüreği yananlar.. başlar..” Nazını. hasretlik. tertemiz. Kimseye açamaz derdini. kardeşini… İşte türküler tarihi böyle yazar. özlem. Özler kızımız anasını. Yunus’ça söylenen. Yunus gönüllü türkülerimiz. Acı söylemeye. “kader” seni kime şikâyet ede’m?. “Ah bu türküler Türkülerimiz Ana sütü gibi candan Ana sütü gibi temiz…”(Bedri Rahmi Eyüboğ- lu) Türkülerimizde aşk. Bazısı yamaçlardan akan su sesi bazısı kuş ötüşü gibi gelir kulağımıza.. özlemiştir uzak kalan sevgilisini. kırılma. İşte suçlu “kader!. Yerine varır mı varmaz mı bilmem ama bu türküler yüz yılların ötesinden bize çıka gelmişse demek ki yerine ulaşmış mektuplar. yürekten sevilenler yazdı. babasını. şikâyet. özler geride kalanları. Kolay kolay sevdiğimizi söyleyemeyiz.1 0 72 . şiirimiz. “Yaradan var. Türkülerimiz Yunus dilinden. Bütün bunları yüreğimizde saklarız. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . aczini Mevla’ya nasıl ulaştırsın? Nasıl şikâyet etsin. nasıl desin ki “ben sana küstüm?” İşte bu kelimelerle şikâyetini dile getirir. Türkülerde tarih. türküyle başlayıp türküyle biterler. Rüzgâr durur. aşk türküleri var bizde. Türk’ün tarihi kadar eski. edeple söylenen dilimiz. kamusumuz. hâl anlatmak. “Allı turnam bizim ele varırsan / Şeker söyle kaymak söyle bal söyle…” diyerek göç eden turnalara emanet eder aşk mektubunu. burjuvalar. “Bad-ı saba selam söyle o yâre…” Türkülerimizde çoğu zaman yakarış. hele o tadına doyum olmayan sevda türkülerimiz… Hepsi hakkında söylenecek o kadar çok söz ve anlatılacak hikâye var ki… Sevda türküleri. eşimizin elinden su içemeyiz… Bunları başkasıyla paylaşamayız. ekinler boynunu eğer türküleri duyunca denizler bir milim kıpırdamadan dinler sonuna kadar. Sonunda çaresizce oturup kaderine razı olur. Gelin edip gönderince kızı kuş konmaz kervan geçmez yerlere. edebiyatımız türkülerimiz. “Gönül ah o gönül…” “sebep vay sebep…” “felek sen felek…” hepsinin ucu Yaradan’a uzanır.. yaradan var. “Karlı dağlar karanlığın bastı mı / Kahpe felek ayrılığın vakti mi?. çaresizlik vardır. kılavuzumuz. ya da ağıt… Askerdeki sevgiliye yazılan mektuplara baktınız mı. “Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar…” diye başlar sözlerine.. ağalar. Hafızamıza türkü olarak böyle işlenir. zevkle sefayla türküler yazılmadı. “Akşam oldu yakamadım gazımı / Kadir Mevlâ’m böyle yazmış yazımı…” Türküler. Toplum geleneği olarak bunlar bizim rahatça dillendiremediğimiz hâller. kopuzun.. devletliler yazmadı. Sonunda da gönül tellerimizin sesi türkü olarak çıkar ortaya. gücenme var. Türkülerimiz. Türk’ün varlığı kadar gerçek.Türküleri şehirliler. yürekten sevenler. Dupduru bir Türkçeyle. serzenişini. Bizim türkülerimiz yaşantımızın bir parçası. Bizimle ötelerden bu yana gelen. zenginler. “Bülbül figan eder güllere karşı / O yâr Benim gülüm değil mi…” derken olaya ne kadar da akıllı yaklaşıyor aşk sarhoşu insanımız. kime ne.

başkaldırı. memleketinden uzakta olanlar yazdı. Burada söz söyleme bir sanat… Türküleri köylüler. “İpek mendil dane dane / Yudular serdiler güne / Ana Celal’imi yudular / Başucunda döne döne…” Türkülerden öğrendik geçmişimizi. Şikâyetlerini. Biz türkülerle millet olmayı. tek sesten türkü söyleyerek barışı. Yolun ucu varır Mevlâ’ya Mevlâ’ya… Bizim türkülerimiz duvar yazıları gibidir. Bir kere söylendi mi kalır dillerde. şakalaşmayı. bu türküde sınır tanımamış.1 0 73 . hürriyeti öğrendik. Türküleri çaresizler yazdı. ağalar. bazı hâlleri düşünemez. görenler maşallah demeli.. ekip biçmeyi. “Ah ne yaman zormuş burçak yolması / Burçak tarlasında gelin olması. Hele yeni gelinse bunlar bizim için çok önemli.” Geçmişten haberleri türkülerden aldık. Bazen soğuktur türkülerimiz insanın içini titretir bazen yağmurda ıslatır bazen de bir kuşun kanatlarında alıp götürür. serzeniş vardır türkülerde. diye aklından geçer. yüreğinin yarısını uzaklara gönderenler yazdı. birliği. İçerisinde derin bir aşkın söylenişini saklar. eğlenmeyi. Büyüklerin yanında hafiflik yapmamalı. devletliler yazmadı. Emrah’ın koşmasındaki gibi: “Tutam yâr elinden tutam / Çıkam dağlara dağlara…” Bu mısralara özellikle değinmek istedim. Oralarda da benzer hikâyeler anlatılır. savaşları.Çoğu zaman öğüt verirken bile kırmamak için yüzüne söylenemez. Hani derler ya “gönül bu engel tanımaz” diye. Kol kola girip halay çekerek. dillendirilmiş. Türküleri kavuşamayanlar. görünen ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Bekleye bekleye gözünün kökü ağaran analar. yarenliği. zenginler. vatan kurmayı. sevmeyi. Daha yaşı genç. dili. bize oluşumuzu. zevkle sefayla türküler yazılmadı. Tabiattaki seslerden ses alır. Türküleri çaresizler yazdı… “Oğul bu gün düş de gör hayalda gör Yavrum düş de gör Vala yar kadrini bilmeyen bir kötüye düş de gör…” Türküleri şehirliler. birliği anlatır. yatak serip içine girmeyen gelinler. bütün Türk kültürünün sarıp sarmalanarak korunduğu bir arşivdir. yaşamayı. kasabalılar. konuşmayı. Sarı kıza kıyar mı âşığın hiç. sohbet etmeyi. yüreği yananlar yazdı. gidip de dönemeyenleri bekleyenler yazdı. vatanı savunmayı öğrendik… Bazı türkülerimizin bir hikâyesi vardır bazısının birden çok… Türkülerimiz arasında birkaç dilde okunanı hatta birkaç millet tarafından sahipleneni vardır. “Sunam sen güzelsin neylersin malı…” Sevdiğine kavuşmanın sözleri yer alır türküde. Olur ya. söyleyemediklerini mısralara yüklediler. Erzurum türküsü olarak bildiğimiz “Sarı gelin” aynı ezgilerle Azerbaycan ve Ermenistan’da da bulursunuz. bir olmayı. saygıyı elden bırakmamalı. cananını. Bizim türkülerimiz bazen çaresizlik. “nenen ölsün sarı gelin”… Türküler. Bu hikâyelerde aynı tarihî dönem yer alır. hanım hanımcık oturup kalkmalı. hasretlik. askerliği. dua. gurbete gidenler. Türküleri yüreği yananlar. ağırbaşlı olmalı. yürekten sevilenler yazdı.. Türküleri canını. şiir yazmayı.. Kulaktan kulağa akıp gelir yılların ötesinden. yürekten sevenler. “Sarı gelin” gibi. gençtir bir ara oyuna dalar da unutur… “Güzeller bezenmiş toya giderler Sizlere emanet yâr oynamasın Ben bülürem reca minnet ederler Yengüllük edip tez oynamasın…” Bu türkü de endişeleri bir söyleme şekli var! Dikkat edilirse söyleyen kırmamak için elinden geldiğince kibar ve karşısındakinin yerine koyuyor kendini “oynamasın” demiyor ama “hafiflik edip tez oynamasın” diyor. bir arada yaşamayı öğrendik. sevenler. “Benim sadık yarım kara topraktır…” mısralarında. Âşık Veysel. “Erzurum Çarşı pazar / İçinde bir kız gezer / Ah ninen ölsün / Sarı gelin…” Aşk burada saklanamamış. kardeşliği. Biz hayatı türkülerden öğrendik. Bunun için yakınlarına sıkı sıkı tembihler.. meydan okumadır ama hepsi edebiyle söylenir “Oy göresim geldi sevdiğim seni…” ya da “Kahpe felek sana net- tim neyledim…” veya “Benden selam olsun Bolu beyine / Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır…” Ağıt. özlemlerini. Türküleri acı çekenler yazdı. güvenmeyi. bazen de isyan. özlem. Tasavvufi bir aşk vardır altında yatan. türkülerle aydınlandık. burjuvalar.

“Ano yemendir gülü çemendir / Giden gelmiyor acep nedendir…” ya da “Mızıka çalındı düğün mü sandın / Al beyaz bayrağı gelin mi sandın / Yemene gideni gelir mi sandın…” Son zamanlarda Karabağ üzerine yakılan türkülere bakılırsa ne savaşlar bitecek ne de onu sebep bilerek bizim türkü yakmamız. tulumun sesi içimizi kıpır kıpır eder.” ya da “Anadır arzulara her zaman Karabağ / Danışan dil dodağım tar. “Vatanıma hasret oldum ey güzel Kırım…” ya da “Sivastopol önünde yatan gemiler…” Kerkük türküleri. “Karabağ’da talan var / Meni derde salan var. sevilmesi ondandır. Yalnız onlarda aynı coşkuyu almamız söz konusu olamaz.. onlara türkü yakar “Kırmızı gül demet demet / Sevda değil bir alâmet…” diye mısralar dizilir. vatanlarını terk etmek zorunda bırakılan. omuz omuza. düşmez dilimizden yanık bahtlı türküler. “Tuna nehri akmam diyor / Kenarımı yıkmam diyor…” Kırım türküleri.. savaşların izlerini taşıyan. Sözler oralarda tertemiz türkülerde korunur. Bizim türkü hayatımızda önemli yer tutan savaş türkülerimiz de vardır. zurnanın sesi bizi heyecanlandırır. Bir yerde “demet demet” bir yerde “bardan bardan” dizilir kelimeler. sabır olduğu da gözden kaçmaz. Türkülerde herkes kendinden bir parça bulur. Türküler. kar beyazı. yol türküleri dinlediğimde dalar giderim uçsuz bucaksız bir âleme… İçimde bir şeyler depreşir de kimseye açamam hâlimi… Türküler hele o sevda türküleri. Davulun. tebessümle karşılanması.görüntülerden manalar çıkarır. Kemençenin sesi kanımızı coşturur. gönül telimizi titreten türküler. Dil araştırması yapılırken henüz teknolojiyle kirletilmemiş ücra köylerde araştırma yapmak gerekir. sürgün edilen. seferberlik türküleri. kirman) benzetmeyi unutmaz kaynana.. Günümüzde Türk dünyasında ki vatanları işgal edilen. düstur. Balkan türküleri. Savaşlar türkülerimizde oldukça derin izler bırakmıştır. varlığın anlatıldığı türküler… Ben bu türküleri neden sevdim?. Ah o türküler. bir edep. Bunlarda. bölünmeye zorlanan. hasret türküleri. Gırnatanın sesi hoşumuza gider. savaşırken bize heyecan verir? Hâlbuki sazın her teline dokunuşta bizim gönül telimizde bir titreme olur. bize o zamanın içinde bulunduğu durumdan haberler verir. soykırıma uğrayan. şehit düşen. “Kapıları kapattılar yüzüme / Mahpushane gurbete benzemez…” sözleri söylerken çok keyifli bir söyleme beklenemez ama onlarda da bir adap. milletin topyekûn ortaya çıkardığı bir ortak kültürdür. yağmur sesli. birliğin. özlem. acı haberler içeren türkülerdir. ya da gazi olan Türklerin yaşadıkları acılar adına başkaldıranların yazdıklarına dikkat çekmek is- tedim. anamızdan emanet. Türkülerde sözlerin önemi yanında onun çıkış amacına göre söylenmesi de önem arz eder. bizim türkülerimiz. Kelimeleri o kadar güzel yerleştirir ki mısralar arasına dili oradan öğrenirsiniz. Dilerim Mevla’m bir daha bu türküleri bize yazdırtmaz. Sonunda onları da Türkçeleştirip kendi müziğimize benzetmişiz. Hangi yabancı parça güreşirken. Türk’ü anlatır. Sonunda bütün Türk dünyasına mal olmuştur: “Çırpınırdın Karadeniz / Bakıp Türk’ün bayrağına / Ah ölmeden bir görseydim / Düşebilsem toprağına…” Ve bizim savaş türkülerimiz: “Ordumuz gitti Muş’a dayandı…” ya da “Tıflıdır hastane karşıma karşı / Zalim düşmanların bomba atışı…” ya da “Yandı ciğer canan buna ne çare / Gitti de gelmedi canan buna ne çare…” ya da “Hoş gelişler ola / Mustafa Kemal Paşa…” ve “Seneler seneler kötü seneler / Gide de gelmeye ille bu sene…” diye seferberlik yıllarında yazılan türkülerimiz.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . keman Karabağ…” Hele Azerbaycan Türklerinin 1914’te yazdığı Ermenilerin yaptığı katliama karşı bir türküleri vardır ki unutulacak gibi değil. Kabul görmesi. Bunların çoğu yolcu etme. gül kokulu. Türküler. kuş ötüşlü türkülerimiz… Türküler.1 0 74 . rüzgâr fısıltılı. askere giderken. toprak kokulu. “Ah Kerkük yüz ak Kerkük / Her zaman yüz ak Kerkük / Bilseydim düşmeseydim / Men senden uzak Kerkük…” ya da “Ana baba yurdumuz / Bilmedi kimse kadrimiz / Unudah öz derdimiz / Yanağ Erbil’e Erbil’e…” Edebiyatımızda Yemen türküleri önemli yer tutar. bekleyiş. kol kola. Yabancı müziklerin bizim milletimizce çalınıp söylenmesine karşı değilim. gönül telimizdir türküler. Daha doğrusu milleti bir arada tutan dil harcımızdır. Türk milletinin yeryüzünde yıllardır yok olmadan süre gelen sesimiz. Siz unutur almazsınız sözlüğe bile ama “Teşi bacaklı gelin…” derken ince bacaklı gelininin bacaklarını “teşi”ye (iğ.

jest. kulüp. mimik. kültürümüz açısından oldukça önemli yer tutmaktadır. beraberinde kendi kurumlarını da oluşturdu. ir halk edebiyatı nazım türü olan türkü. form. genel estetik. kültür. halk müziği içerisinde tür. Kadim devirlerden beri kam. Araştırma-Derleme Kurumları ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . biçim. belirleyici özellikleriyle müzik sanatımız. konularda gülünecek dahası ağlanacak konumdayız. beste. üslup. dernek. Kültür ve Turizm Bakanlığı. Ankara Devlet Konservatuarı. Mülki İdareleri birinci dereceden ilgili kurumlar olarak değerlendirebiliriz. b) Yarı Resmî Kurumlar Tüzel kişilikleri haiz çeşitli vakıf. âşık ve ozanların değişik Türk coğrafyalarındaki bir kısım beylik ve hanlıklar himayesinde sanatlarını icra eden hanende ve sazende geleneği ile Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren çeşitli yöntemlerle kayıt altına alınan türküler. güfte. şekil. Söz konusu bu kurumları. üç ana başlık altında toplayabiliyoruz: a) Resmî Kurumlar Bu başlık altında İstanbul Belediye Konservatuarı. eser. sanatçı. tema vb. form. Sanat. sahne kıyafeti. üç beş sanatçı dışında gerisi yetmiş iki milyonluk Türkiye adına ‘güruh’ diye nitelenecek türden. hitabet.SALİH TURHAN Unkapanı kaynaklı icralar var ki. çeşitli başlıklarla faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları… c) Özel Şahıslar B 1. baskı. şiir. mikrofon kullanma vb. tavır.1 0 75 . repertuvar. TRT Kurumu Genel Müdürlüğü.

kariyer ya da hizmete yönelik araştırma. Bu ezgiler o zamanın imkânları ile sade şekilde de olsa notaya alınarak yedisi eski Arap alfabesi ile olmak üzere toplam on dört fasikül / kitap hâlinde yayımlanır. Kendi bünyesindeki personelle de malzemeyi hizmete sunmayı beceremediğinden cahilane bir yaklaşımla malzemenin üzerine oturup çocuksu bir hazla iftihar etmektedir. Mehmet Özbek ve şu an aynı makamda (Müzik Dairesi Merkez Halk Müziği ve Oyunları Şube Müdürlüğü) bulunan Altan Demirel dönemlerinde bu arşiv malzemesinden nispeten istifade ile bir kısım ezgiler notaya aktarılarak hizmete sunulmuştur. Yarı resmî kurumlar diye nitelendirilen üniversite. bir nüshası da TRT Kurumu Müzik Dairesi Arşivinde bulunmaktadır. araştırma. sempozyum. Şöyle ki. Özellikle 1932-1952 yılları arasında faaliyet gösteren Halkevlerinin bu anlamda önemli hizmetleri olmuştur. Türkülerin ezgi ve metinlerini bir arada tespit etmek için derleme ekipleri oluşturulur. Daha sonra. halk edebiyatçı. Musa Eroğlu. Rüstem Avcı. Doğan Kaya. Talip Özkan. araştırmacı. İlk kuruluş yıllarındaki adı Millî Folklor Araştırma Dairesi olan bu kurum da değişik dönemlerde türkü konusunda saha araştırması yapmıştır. Bu bölümde ismini zikredebileceğimiz ve kendi adına özel araştırma-derleme çalışması yapanlardan ilk akla gelenler ise şunlardır: Nida Tüfekçi (merhum). Muammer Uludemur (merhum). Ahmet Turan Şan. Bu rivayetlerin tümü değilse de bir kısmı doğrudur. Yukarıda zikredilen resmî ve yarı resmî kurumlara paralel bu işi kendisine şiar edinmiş ya da hobi olarak kendi adına araştırma. TRT Kurumuna gelince. İhsan Öztürk. görüntülü müzik kayıtlarından oluşan ve hatırı sayılır arşivler kuran bir kısım gönüllü insanı da yine bu manada hürmetle anmak gerekiyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma Eğitim Genel Müdürlüğü Arşivinde. Söz konusu bu arşiv malzemesinin bir kısmı -yaklaşık dört bin sözlü sözsüz ezgilik kısmıgünümüze kadarki dönemde hizmete sunulmuştur. Sivaslı Rıfat Kaya. Mehmet Özbek. Derlenen bu malzeme yeterince gün ışığına çıkmadı. genç sanatçı Gürsoy Babaoğlu. Ahmet Yamacı. Hüseyin Yaltırık. vakıf. Abuzer Akbıyık. Şanlıurfalı Halil Binbaşıoğlu. sanatçı. Uğur Kaya. Nihat Kaya. musikişinas.1 0 76 . kulüp gibi tüzel kişilikleri haiz kurumlarca.Türkü konusuna ilgi duyan her seviyedeki mahallî sanatçı. Salih Turhan. çalışmalar ile) verimli geçtiğini belirtmek gerekir. resmî araştırma ve derleme çalışmaları yapmıştır. yaklaşık on bin ezgi ile ilgili rivayetler yıllardan beri dolaşıp duruyor. Sivaslı Kubilay Dökmetaş. İfade edilen. Süleyman Şenel. çıkartılamadı. Yücel Paşmakçı. Orhan Gazi Yılmaz. yayın vb. ses kayıt aletleri ile birlikte Türkiye’nin değişik bölgelerinde derleme çalışmaları gerçekleştirilir. sesli. TRT Kurumu Nida Tüfekçi. Yücel Paşmakçı.istifade edilmediği gibi eldeki malzemenin ne tasnifi yapılmış ne de ileride kullanılmak üzere yeni teknolojik ortamlara aktarılmıştır. derleme yapan. bugün orijinal kayıtları Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı Arşivinde olup diğer iki kopyasından biri Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma Eğitim Genel Müdürlüğü Arşivinde. Hamit Çine. Ankara Devlet Konservatuarınca 1936’dan 1950’li yıllara kadar yapılan derlemeler var ki. derleme çalışmalarını nitelik ve nicelikleri tartışılıyor olsa da dikkate almak durumundayız. Soner Özbilen. dernek. Salih Urhan. Kurum ve şahısların istifadesi noktasında koyu taassubî bir engel söz konusudur. Ayrıca TRT Kurumu da kendi icralarında kullanılmak üzere. Ama bu kurumun Sayın Nail Tan’ın Genel Müdürlük döneminin (kongre. Şemsettin Taşbilek. Mansur Kaymak. Adıyamanlı Mehmet İmir. kurultay. Örnek. halk bilimci… Araştırma Kurumlarına Dair Değerlendirme Türkülerin derlenip toplanmasına ilişkin ilk kapsamlı çalışma 1926 yılında başlamak üzere İstanbul Belediye Konservatuarınca yapılır. Durmuş Yazıcıoğlu (merhum). Konservatuar kadar olmasa da ona benzer bürokratik ve maddi formalitelerden dolayı ilgililer istifade etmekten imtina ediyorlar. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Bazı valilikler kendi illeri ile ilgili özel araştırma derleme çalışmalarına ortam hazırlamaktadırlar. derleyici. İsmet Egeli. Yaşar Doruk. Sabri Uysal. Erkan Sürmen. merhum Muzaffer Sarısözen’den sonra Konservatuar Arşivinden çok küçük araştırma istisnaları dışında.

Eğitim Kurumları ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . g) Halk Eğitim Merkezleri İl Millî Eğitim Müdürlüklerine bağlı faaliyet gösteren Halk Eğitim Merkezlerinin çeşitli branşlardaki vermiş olduğu müzik kurslarını eğitim 2.TRT ve özel kanallarda son yıllarda yapılan en fazla üç beş TV yarışması hariç hepsi saçma sapan pespaye icralardan ibarettir. Tanju Ozan. aynı statü ve aynı amaç doğrultusunda kurulan Devlet Konservatuarlarının her biri ayrı telden çalıyor. Mezunlarının birçoğu ne bir enstrümanı iyi derecede çalabiliyor ne şarkı türkü söyleyebiliyor ne de teorik bilgilerden haberdarlar. Süleyman Yıldız. resim ve müzik dalında eğitim-öğretim yapmaktadır. Bülent Aslan. Sümer Ezgü. Hale Gür. Bu anlamda Bursa. Henüz oradan mezun olan bir virtüöze rastlamadık. Samsun. Sincan Belediye Konservatuarlarının mütevazı hizmetlerini bu çerçevede zikretmek gerekir. konular da hak getire. Bunu üniversite özel yetenek sınavlarındaki mezunlarının porte ile portrenin ayrı kavramlar olduğunu bilmeyişlerinden anlıyoruz. sınav yöntemi. Devlet üniversiteleri bünyesinde bulunan bu okullarda istisnaların dışında çoğunlukla Türk müziğinden bîhaber öğretmenlerin yetiştiği belli. Mezun olup da çok iyi durumda olanlar incelendiğinde ise başarının okuldan değil. Bilindiği üzere konservatuarların birinci görevi sanatçı-icracı yetiştirmektir. Hatta bazı üniversitelerde. f) Belediye Konservatuarları Türkiye’deki atası Osmanlı dönemine ait olan Darül Elhan ve Cumhuriyet döneminde uzun yıllar İstanbul Belediye Konservatuarı olarak hizmet veren kurum. Bu iddianın somut göstergesi. Keçiören.1 0 77 . Kadro. müfredat. Adana. a) Devlet Konservatuvarları Bugün için Türkiye’de devlet ve vakıf üniversitesi olmak üzere yaklaşık 130 üniversitenin 40’ınına yakınında ya konservatuar ya müzik eğitim fakültesi ya da güzel sanatlar fakültesi mevcut. e) Güzel Sanatlar Liseleri Türkiye’de geç kalınmış bir uygulama olarak yaklaşık on yıl önce kurulan Güzel Sanatlar Liseleri. İbrahim Can. Ülke genelindeki sayıları 60 civarında bulunan bu okullar. Dünyada bir iki ülkede uygulaması olan sanatla sporun aynı çatı altında eğitiminin yapılması nasıl bir sonuç verecek. Genel olarak. Oktay Öztürk. Mehmet Öcal. b) Özel Konservatuvarlar Örneğini İstanbul’da Müjdat Gezen Okulu olarak bildiğimiz konservatuarın disiplinli bir kurs olduğunu gıyabi olarak duyuyoruz. eğitim-öğretim yöntemi vb. liseyi bitiren yüz binlerce genç ne doğru dürüst bir gam yapabiliyor ne İstiklal Marşı’nı düzgün bir sesle okuyor ne de memleketine ait bir türküyü söyleyebiliyor. Havva Karakaş. hem konservatuar hem de müzik eğitim fakültesi var. eğitim-öğretim ve icra konularında birçok başarıya imza atmıştır. zamanla göreceğiz. c) Müzik Eğitimi Fakülteleri Müzik öğretmeni yetiştirmek üzere kurulan bu bölümlerin atası 1926 yılında kurulan “Musiki Muallim Mektebi” bugünkü banisi Gazi Üniversitesi Müzik Eğitim Fakültesidir. derleme. Özellikle 1976 yılına kadar Türk müziği (THMTSM) sahasında eğitim veren konservatuarların olmayışı yarı zamanlı statüde eğitim veren Belediye Konservatuarlarının doğmasına sebep olmuştur. Hem nicelik hem nitelik açısından koca Türkiye’yi utandıracak cinstendirler. henüz emekleme dönemindedirler. d) Güzel Sanatlar Fakülteleri İçerisinde fonetik ve plastik sanatları barındıran bu eğitim kurumlarının da henüz ne yaptıkları ülkenin kültür ve sanatına ne gibi müspet neticeleri olduğu anlaşılmış değildir. 2009-2010 döneminden itibaren de sporun da eklenmesi ile üçlü bir statü yüklenmiştir. Kayseri ve tarafımdan kurulan Ankara-Etimesgut. özel yetenekten kaynaklandığını anlıyoruz. Murat Karabulut. Türk müziğinin (THM ve TSM) araştırma.

Ankara. TRT ve özel kanallarda son yıllarda yapılan en fazla üç beş TV yarışması hariç hepsi saçma sapan pespaye icralardan ibarettir. ses. Şanlıurfa. Dernek. Mehmet Özbek yönetiminde Kültür ve Turizm Bakanlığı Ankara Devlet Türk Halk Müziği Korosu kuruldu. Sadi Yaver Ataman tarafından atılan hatta Muzaffer Sarısözen’in Yurttan Sesler Topluluğu’ndan önce kurulan ve daha sonra oğlu Adnan Ataman tarafından devam ettirilen İstanbul Belediye Konservatuarı icra heyetidir. Eğer bunlar yoksa.1 0 78 . Bedri Ayseli. İstanbul’da Halk Müziği Topluluğu. Hem nicelik hem nitelik açısından koca Türkiye’yi utandıracak cinstendirler. Bu resmî kurumlara paralel olmak üzere İstanbul. Kurum. Halk müziği adına önemli hizmetleri olan Kurumun teknik kadrosu bugün çok eksik durumdadır. Halk Eğitim Merkezi. İzzet Altınmeşe. h) Vakıf. istisnalar hariç birçoğunun amacı ve hedefi belli değil. 1985 yılında. Kuruluş bünyesinde icraya yönelik koro. bunun yanında kısmen de olsa verilen teorik bilgilerle eğitime katkı sağladıkları düşünülebilir. Murat Çobanoğlu (merhum). Bu topluluklar içerisine dışarıda bu alanda temayüz etmiş sanatçılardan bir kısmı da solist sanatçısı ile dâhil edildi. Süreyya Davulcuoğlu. Eğitim konusunda her kurum. yarı resmî. Türkü ile ilgili ilk resmî icra kurumu. 1985 yılında siyasi otoritenin tasarrufu 3. Şeref Taşlıova. enstrümanların kullanıldığı halk müziği icrasına yönelik faaliyetler söz konusudur. Bunlar. Devamında Sivas. Dernek.adına değerlendirmek mümkün. Kurum / Kuruluş Bu kurumlar daha ziyade bünyesinde bulundurdukları çeşitli düzeydeki topluluk ve korolarla repertuvar ve konsere yönelik çalışma yaparlar. O tarihlerden biraz önce devreye girmiş olan özel TV ve radyolar karşısında daha ziyade sunum ve tema konusunda refleks geliştirmediğinden. Kâmil Sönmez. Reyting telaşına kapılıp kamu yayıncısı olduğunu unutan her yönden özel radyo. kuruluş ve özel kişilerin iyi niyetinden şüphe duymak yanlış olur. TV ve icralara özenmeye başlandı ve bugünkü noktaya gelindi. her eğitici belge / diploma verdiği. İcra Kurumları ve İcraya Dair Değerlendirme TRT Kurumu. Ankara ve İzmir’de Türk Dünyası Müzik Topluluğu ile Kırşehir ve Kırıkkale’de diğerlerinden farklı (4B) resmi statülü 15’er kişilik küçük müzik toplulukları kuruldu. İzmir ve Erzurum radyoları bünyesindeki topluluklar izlemiştir. Kulüp. topluluk. Ankara Radyosunu müteakiben İstanbul. özel kurum. kuruluşundan 90’lı yıllara kadar başarılı biçimde misyonunu devam ettirdi denilebilir. kişilerin zamanını ve parasını boşu boşuna heba etmemelidir. İcra Kurumları ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Yavuz Top. Recep Kaymak. Vakıf. yetiştirdiği başarılı öğrencileri ile kendi başarı düzeyini ölçebilir. Canan Başkaya. her kuruluş. Ayrıca bu alanda kendisini bulunduğu kültür sanat ortamında hoca konumunda gören binlercesi de bu konuda kendi meşrebince icraya yönelik katkı sağlamaktadır. Eğitim Kurumlarına Dair Değerlendirme Bu alanda hizmet veren. merhum Sarısözen’le başlayan “Yurttan Sesler Topluluğu”. Temeli. İzmir ve diğer birçok şehir ve ilçede Valilik. i) Resmî ve Özel Müzik Kursları Millî Eğitim Bakanlığının ilgili yönetmeliğince kurs programı uygulayıp sınavlarını buna göre yapan kurumlar ile tamamen özel müzik kurslarını bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Yine TRT Kurumu bünyesinde kaşeli (program başı ücret ödenmesi) olmak üzere Çukurova ve Kars Radyosu bünyelerinde de bir dönem mahallî sanatçılarla programlar üretilmiştir. eğitici. Amaç ve hedefi belli olmayan hiçbir işin de başarıya ulaşması mümkün değildir. Bu kurslar daha ziyade Güzel Sanatlar Liselerine. ilki Ankara’da. ayrıca sanatçılarının kurum dışı icralarına izin verilmediğinden dolayı fonksiyonunu yitirdi. Belediye. Ancak. Belkis Akkale. çeşitli müzik okullarına ön hazırlık ya da hobi düzeyindeki hizmetlere yöneliktir. her seviyedeki resmî. Bir Başka Müzik Topluluğu. Muzaffer Sarısözen’in 1941 yılında oluşturduğu “Yurttan Sesler Topluluğu”dur. Musa Eroğlu.

Ülkemizdeki tüm araştırma. Azerbaycan’ı.” İlmi(!) cevabını veren sanatçı… Irak-Türkmen şivesiyle “Kalenin-Kal’anın dibinde bir taş olaydım” yerine. üslup. Bunlar. “Şimdi okuyacağım türkü bir Tatyan’dır. sahne kıyafeti. sahnede. teknik imkânlarla Türkiye’ye yakışır işler. sanatçı. elleriyle ritm. “Dardayım ben dardayım / Dört duvar arasındayım (Hapishane)” türküsünü hareketli final eseri seçip konuk sanatçıları ile birlikte stüdyo konuklarına göbek attıranlar. beste.” diyerek. belirli konularda saygınlığı olan yetmiş iki milyonluk Türkiye’nin müzik kurumları ile ilgili araştırma. mimik. paralı göstermelik fanatikleri etrafında bulunduranlar. mikrofonu koltuğunun dibine koyanlar. okuduğu şarkının. birilerinin dostu postu (kadınlar için geçerli) konumunda olan zavallılar vb… İşte her şeye rağmen. güfte. Konunun esas muhatapları bellidir. çok daha düzeyli. iki kelimeyi bir araya getiremeyip de TV. aha kelimelerinin konmasının gerekliliğini zanneden zavallılar. baba. mikrofon kullanma vb. içmiyorum. jest. radyo programı sunan türkücüler kompleksinden ya da yetersizliğinden dolayı kendilerinden daha yeteneksizleri konuk olarak çağırıp ezmeye çalışanlar. topu taca atamazlar. “Kal’anun ……. Şayet yapamıyorlarsa bunun adı bilgisizlik ve beceriksizliktir. top sakal. bin voltluk elektrik çarpmış gibi titreyenler. “semah” okurken kalçasıyla. hobi seviyesinde birçok insanın düzeyinde olmasına karşın sırf siyasi.1 0 79 . akli dengesini yitirmiş meczuplar gibi duygulu icra adına garip hareketler yapanlar. Gerek kuruluşunda gerekse daha sonraki yıllarda siyasi ve özel tavassutlarla alınan sanatçıların istisnasız yarısı yetersiz olduğu için geleceği de karanlıktır. Mehmet Özbek yönetimindeki Ankara Devlet Türk Halk Müziği Korosunun ilk on yılını başarılı sayabiliyoruz (1986-1996). menajer. sunucunun. Kerkük türküsü okuduğunu zanneden ya da her Kerkük türküsü arasına mecburmuş gibi vay vay. Buna rağmen netice alınamıyorsa her türlü bürokratik ve özel menfaate yönelik gereksiz dirençler bertaraf edilerek. Devlet. icra kurumlarına. “Maalesef. üç beş sanatçı dışında gerisi yetmiş iki milyonluk Türkiye adına ‘güruh’ diye nitelenecek türden. Sanat. şimdi okuyacağınız Tatyan’ın ne demek olduğunu seyircilerimizden merak edenler için açıklar mısınız?” Cevap. yorum adı altında cahilce karakteristik ezgi kalıpları ile oynayanlar. Tüm bunların yanında Unkapanı kaynaklı icralar var ki. fiziki. tavır. hitabet.” diye diapozon denemeleri ile ses yarışına girenler. sözüm ona. çok daha ekonomik olacak özel sanat projelerini destekleme yolu denenmelidir. Devletin bütçesinden sağlamış oldukları mali.” diyen sanatçılar! Sunucunun programını sunduğu sanatçının sıradaki türküsünün bir “Tatyan Havası” olduğunu anons ediyor ve okuyacak sanatçıya soruyor. “Benim sesim senden daha tiz. Bunun dışında bu koro ve topluluklar sıradan festival. repertuvar. şenliklerle avunmaktadırlar. genel estetik. Sanatçı diye takdim edilenlere dair kritik yapacak olursak.doğrultusunda sanat faaliyetlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde toplanmasına karar verilmiş olmalı ki devlet koroları ve toplulukları şeklinde bu çatı altında yaklaşık 250 sanatçı hâlen icrayı sanat yapmaktadır. alkış tutturan bayan solistler. form. sahnede derviş selamı verenler. normalde sesi olmadığı hâlde teknoloji gölgesine sığınan zavallılar. TV’de dört düğme açıp göğsünün kıllarını gösterenler. kot pantolonla halkın huzuruna çıkanlar. “Sayın ………. cehaletini şekille salamaya çalışarak küpe. Özbekistan’ı hatta Türkmenistan’ı örnek almalarını öneriyorum. kültür. ideolojik çevrelerce sahiplenilen bir şekilde yazılı ve görsel iletişim araçları ile kof şöhret konumunda olanlar. türkünün ezgi ve temasından haberdar olmayan zavallılar. yirmi. sağladığı imkân nispetinde bu kişi ve kurumlardan hesap sormalıdır. papyon. halkın saf duygularını suiistimal etmek üzere zoraki hayranlık uyandırmak için koruma. eser. eğitim ve icra! Dünyada birçok ülkede ölü olan halk müziğine karşın ülkemizde her yönüyle çok zengin ve renkli bir konuma sahip türkü kültürü etrafında oluşmuş kurumlar ve bununla iştigal eden şahıslar oturup düşünmeli ve de refleks geliştirmeli. eğitim. konularda gülünecek dahası ağlanacak konumdayız. şiir. kendisini ülkenin bir numaralı sanatçısı sayıp da sıradan konuklarına.■ Sonuç ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . projeler yapmak durumundadırlar. yirmi beş yaşında olup da ‘iki yüz bestesi olduğunu söyleyenler. “Sigara içiyor musunuz?” sorusuna.

altuni küt saçları bir bir işlenmişti genlerime. Kapüşonunu geçirip atkısını doluyor boynuna. Toplamış pılını pırtını. çivit gözleri. İçim içim. Siyah. Aklını pazara çıkaran avare gibi.Hicran manifestosu OSMAN KOCA idiyor Müzeyyen. sersem ve andavalca dolandım durdum. Akça pakça yüzü. Ayaklarına kapanıp yalvarmak ve boğazımı patlatırcasına seni seviyorum diye haykırmak. Göğsü hızla çarpıyor. Şaka olsun için. Çöken avurtlarıma. Az uz. Tepeden tırnağa zangır zangır titriyorum. Hele hele Müzeyyen’siz asla yaşayamam. Martılar yatsıya çekilmiş. Aşk kokuyordu hava. masada duran romanı okuyor. Lodos hırçın mı hırçın. Genzimi yakan. Kaynağını bilmesem de içimde sökün eden duyguların tahakkümü altında tuhaf olmuştum. Bunu o da biliyor. Kapıdan çıktı mı nefes almak bana haram. Çok sevdim onu. peşi sıra otobüse neden bindiğimi. Ne ki bi şeyler düğümleniyor içimde. İlk göz ağrısı. Yine böylesi yağmurlu bir havada. Sırtımı dönüyorum. -Gidiyor musun gerçekten? Dönmeyecek misin bi daha? Katran yüklü gece. Ne hazırı! Onsuz yapamam. Gitmelere alışık değilim ben. aksine fena. Hazır değilim. sırım sırım aşk. rüyama misafir ettim. Korkuyorum. Müzeyyen en arka koltukta. simsiyah kokuyor nefesim. özkıyım kaçınılmaz. narçiçeği yanaklarıma aldırış etmeden o gece hep onu düşündüm. G ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Dokunsalar devrilecek kadarım. sırılsıklam oldum. Bir bebek gibi. rüya diyerekten kapıyorum gözlerimi. Gitme demek geçiyor içimden. Ağır havası dehlizin. neon lambalarının titrek ve kesik karaltısında Üsküdar’dan geliyordum. Islandım. allak bullak kafam. içimi kasıp kavuran gelgit düşüncelerin tazyiki altında enikonu bunalıyorum. dün gibi hatırımda. Sular kabarıp taşmakta. Dile kolay altı yıldır beraberiz. Giderse. İlk tanıştığımız gün. çocuk gibi hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyorum. Duygularım hercai. Şaka değil. müthiş vurulmuştum. Nasıl indiğimi. Bulutlar ağlamaklı.1 0 80 . öyle böyle değil. evine kadar onu niçin takip ettiğimi bilmeksizin tam iki saati yollarda kat ettim. göz sağrısı derler. Eşikte bekliyor beni. titreyen bacaklarıma. Ne çok sevdim hem. Bir bakışta vurulmuştum.

upuzun bi uykuya dalacağım. Can havliyle yakaracağım sana. boğumlanıyorum. Eriyorduk. darmaduman edecek kırılası kafamı. sensiz… Kahretsin. Dünya kayıyor ayaklarımdan. O çok sevdiğimiz dönülmez akşamın ufkunu seyre dalacağız ve ben kan tüküreceğim asfalta. Belki sıradan bir gazetenin üçüncü sayfa kepazeliğine bulaşık edeceksin beni. Koş Lola Koş’u izlemiş ve Lola’ya inat afacan çocuklar gibi sinemadan eve kadar hiç mola vermeden koşmuştuk. mektuplar buruş buruş oldu heyecandan ıslanan avuçlarımda. Hiçbir şey olmamış gibi. O akşam ne kadar da mutluyduk. çıkıyorum ben. Öyle ki haftasına varmadan ulaşılmaz. ne olursun gitme diye bar bar bağıracak kalbim. Seni kalbime gömmenin huzuru içinde uzun. Beni bırakıp. Biliyorum birazdan gideceksin ve fakat gölgen beni bekleyecek. -Müzeyyen. zamansız bi rest. Ve ben kahrolunmuşluğun iflah tanımaz sınırlarında bir berduş. Ah Müzeyyen. -Hadi git Müzeyyen. evet ben. çaylarımızı içişmenin heyecanıyla nasıl da coşup taşmıştık. sana o çok sevdiğin adaçayını hazırlarım bi solukta. kıyacak canıma. ulaşılamaz sevgilim oluverdi. lütfen… Lütfen Müzeyyen… Yüreğim kan ağlasa da belli etmeyeceğim. sensiz. bekle… Ben de bekleyeyim. Okşayacaksın siluetimi. Hüzünbaz yanlarımı beraberinde götürecek. Nice şiirler. Belki bi daha bulamayacaksın beni. Ellerim değmese de gözlerim yapışmalı yakana. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . kendime paşaçayı hazırladıydım. Hatırlıyor musun? Sinemadan döndüydük. Fakat ilenmemeliyim asla. Uzanmalıyım göğe. Çık demesem. anıların terk etmeyecek. sevenle sevilenin aşkına dışın dışın ağlaşıp ne de tatlı hayaller kurduyduk. Yaparım. Açılamadım bi türlü. kah kötücül anılarımızı sereceksin yatağıma. Ve ben kalktıydım. Açılamadıkça daha bi büyüdü içimdeki sevgi. ne çok sevdim seni ben. Dış kapıya döndü Müzeyyen… Gidecek… Kararlı… Bi veda. yaşayabilmem… Gidiyor musun Müzeyyen? Bunun şaka olduğunu söyle yalvarırım.1 0 81 . çıkma diye inlesem… Ne fayda! İler tutar yanı olmayan çıtkırıldım bir düşün kekremsi tortusunda boğuluyorum Müzeyyen. meczup gibi yana yakıla türküler çığıracağım. Karşılıklı kanepelere uzanıp saatlerce evet saatlerce gözlerimizle konuştuyduk. Yorgunduk. Ve biz sanki aşkı içişir gibi. Ketılı hazırlar. Güç bela doğrulacağım yerimden. Bi koşu gidiveririm mutfağa. terk edip gidersen… -Oğuz. Bekleşelim bi çaylık. Kah iyicil. Bazı bazı geleceksin başıma. Ne ki dilim elvermeyecek söylemeye. En azından bi çay içimlik olsun. Olsun git. hiçbir şey yaşamamışız gibi böyle sorgusuz-sualsiz gitmeyeceksin di mi? Az-biraz oyalan bari. Sana ada.Hayaliyle her gece coşuyor ve fakat her sabah gerçeği karşısında süklüm püklüm oluyordum. Sevmenin-sevilmenin. Eşiğe sinecek kokun. Düştüğümü görsün istemiyorum. Sen meraklanma. Anlıyor musun. Palas pandıras çıkmalıyım dışarı. Şafakla gireceksin ruhuma. Sen ise bi gidimlik dürtüler içinde beni bi başıma bırakacak ve onatsız hülyalar içinde sırra kadem basacaksın… Öyle mi? Bak işte kayıyor yıldız. Göğsümü yara yara kanatacağım adını. Ben. Gitme Müzeyyen.

Başını çeviriyor ağır ağır. Buğulu gözlerle bakıyorum ardından. -Hadi bak Müzeyyen. duruyor… Gidiple gelmek arasında bocalıyor sanki ve ben umut tazeliyorum. üryan duygularımı devşireceğim. duldasız. gözlerim yaşarıyor. bende yağmurluk.İşte o zaman ben. Bak işte nasıl da tir tir titriyorum… Kapıyı yavaşça araladı. Ellerim de… Baktım. Gitmesin için habire dua ediyorum. kançanağı. Onda mont. Titredi sesim. Kanaviçe gibi örgüleşip küt saçlarına konacağım. İçim bi hoş oldu. ateşe maruz kalan buz gibi erim erim eriyeceğim. Pusatsız. hareket ediyor… Kımıldıyor. nefes alamıyorum. genzim yanıyor. Duruyor. Sokak lambasından sızan ışıkla loşlaştı dehliz. biliyordum… Ne ki hazırlıksız yakalanmak… Ve sevdiğini bi daha göremeyecek olmanın ayırdına varmak… İşte bu müflis yaşantı. -Bu.1 0 82 . ezik halimle bi başıma bırakıp… Çisentili yağmura ağladım alık alık… Karman çormandı düşüncelerim… Bi gün. sancılarımla. Kutsi bi havayla tütsüleniyor migrene yanık başım. sende kalsın… Titredi sesi… Elleri de… Kalsındı kalmasına. kahroldum… Ezildikçe ezildim… Üsküdar dönüşü vapurda martılara simit atarkenki fotoğrafımız. yüreğim kanıyor. delişmen yüreğimi yuvasından söküp sana uzatacağım… -Seni sev… Müzeyyen! Ne zor söylemek. Sızlıyor burnumun direkleri. Adım gibi.. Yatsı ezanı okunuyor dışarıda. Gözler asla yalan söylemez… Söyleyemez… Yemin olsun bu kez. İlmek ilmek yaşa. dirhem dirhem konuş… Konuşabilirsen… Yutkunamıyorum. hem gitmesindi… -Bende kalsın. özkıyıma gebedir…■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . yandım. buğulu gözlerimi kaçırmayacağım gözlerinden. daralıyorum.. Sırtı inip inip kalkıyor. Gelsin diye yalvar yakar dilim. Bakacak… Bana bakacak… Ve ben. Yanaklarımız apal… Sevincimiz apak… Gitti… Beni acılarımla. Bi an duraksıyor Müzeyyen. evet bi gün bu enkazın altında kalacağımı biliyordum. Fırtınalar koptu ruhumda.

BÜNYAMİN DOĞRUER ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Bir harfe takılmış Yalnızlıklar içinde dönüp duruyor. Kukla Ben miyim diyor ipin ucunu kaptıran şeytana Daldığım bu tatlı rüya. Güneşin doğduğunu söylesem inanmazlar ki. Kukla kendisi olmaya kararlıydı Kitabedeki eski yazıları okudukça Az kalmıştı kendine kavuşmaya Masmavi bir gökyüzü altında Görmeseydi tuhaf bir rüya Dünyanın muammasında Islak gölgelere kanmasaydı Kendisi olacaktı. Kendine söyleneni Söylüyor. umut olan. Solgun Yüzleri. Dilini yutmuş adam. Ellerim bana uzak Çocuklara alkış tutan. İşte yanıyor titreyen boş odalar Bu kitabeler kurtuluş kapısı olacak Arkasından şiirler yazılacak Siyahın beyazdan ayrıldığı vakit Kuklacı ilk görüldüğü yerde vurulacak. Taşınan ruhları olmalı Sağlam kutular içindeki. Şimdi kalbim kanıyor solgun bir resimde Yağmur hafif hafif yağıyor Saçlarımı unutuyorum kan ter içinde.KUKLA VE KİTABE Bu kuklalarda neyin nesi. Bir papağan bana bakıyor. İnat içinde. Pişmanlıklar içinde Alnını süslü cama dayamış.1 0 83 .

. diyardan diyara dolaşmış… Bazen bir gülün yaprağında açmış türküler. bu vurgun yemişlik nasıl olur da bu kadar tesir eder insana? Nedir bunun sırrı. Zamanın ortasında öylesine kalakaldım. gözlerim buğulandı. bağrımı sancı istila etti. kavuran sözleri ve yine en az onun kadar tesirli nağmeleri kül etti. İşin özeti belki de bu… Kavgamızla inletirken meydanı. gövdemi ateş bastı. yüreğin yarası türküler. Akılla yürek arasında kararsız kalanların büyük tereddüdü. bazen bir su olup dere tepe aşarak. gâh yüreğimizi ferahlatmış gâh ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . bir esrik bakış yakaladı akşamla gecenin arasında… Bir ince sızıyla sarsıldı yüreğim. kavuşamama karşısındaki bu hüzün.. bir türkünün ta derinlere ulaşan. bazen sözleriyle zalimlere cevap olmuş türküler… Bazen bir gelinin ağlayışına eşlik etmiş. Serinlemek için boz bulanık akan çaylara atasım geldi kendimi… Yüzyıllar ötesinden esip gelen sitem rüzgârları. nasıl olur da hâlâ gücünü bu kadar korur? Bir türkünün mısraları arasına sıkıştırılmış bu hicran. sevdamızla ağlatırken duyanı. hissederek dinlendiğinde. anlayarak.. insanlığı çağrıştıran inceliğiyle. hikâye edilmesi zor durum… Ancak türkülerle aranız iyiyse ve bu konuda biraz da düşünme zahmetine katlanırsanız.. Takatten düştüm. asırlardır yurdumuza.İSMAİL BİNGÖL ir hüzün meltemi. Bazen turna kanadında sevgiliye mektup götürmüş. bazen bir gelinciğin boynu büküklüğüne… Hani şair Vahap Akbaş da diyor ya “Mızrapla Tel Arasında” adlı şiirinde: Bağlamamın tellerine Üveyikler konar balam Yüreğimiz melül mahzun Türkülerde yunar balam Gönlümüzün mihverinde Sevda filiz verdiğinde Mızrapla tel arasında Gayri zaman donar balam Kara kışın ayazında Dudakta söz buz olanda Bir muhabbet alazında Ah bu şair yanar balam Güzelliği. dokunanı işte böyle yakıp geçiyor. evimize barkımıza mihman olmuş. Benim cevabım ve buradaki sır ve sihir şu ki. iflah olmaz çelişkileri karşısında âdeta eridim. görkemi. çınlamış göğümüzde türküler… Bazen B isyanlarımıza arka çıkmış. kelimelere dökülmesi. bazen mazlumların elemlerini dile getirmiş. kendimden geçtim. toprağımıza. nedir bundaki sihir ve nedir bundaki güç? Dille anlatılması. atalar mirası.1 0 84 . soluğum kesildi. az önceki sorulara bir cevabınız olabilir. düşünerek. yakan. Bir efkâra tutulmuş hislerimi.

ağlayanı güleni. bağrını dağlayan ateşle Çamlıbel’de nara savurmak ister… Ne hazindir ki. bir anda çekip gitmiş ve ellerin olmuştur. Erzurum’dan Erzincan’a ulaşmış. İşte bir türkü ki… Tertemiz bakışlardan süzülüp yanaklardan aşağı türkü sadeliği ve yürek delici bir nağme eşliğinde inen gözyaşlarıyla. kül olmak ister ki. Hem de faydası da yoktur bundan sonra yapacaklarının… Zira ortada. kaç yüreğe inci dizip kaç yüreğe gözyaşı akıtmış türküler… Nesilden nesile bozulmadan aktarılmak suretiyle. uğruna bin cefaya tahammül gösterilip. her acıya göğüs gerilen sevgili. uzak bir diyara göçürülmüş ve ellerin olmuştur. bu hınçla. daha nice yıllar söylenip dinlenecektir. bu hışımla. ıstıraplarını söze ve nağmeye dökerek. kültürümüzün sacayaklarından biri olarak bizleri yüce bir millet olmanın şuuruna vardıran ve bütün bunların gönencini yaşatan türküler… Bazen. yüreğe sığmayıp taşan. gerçeğini bildirmiş. bir kıtası Bayburt’ta bir güzele kul olmuş. “uğruna ölümlere gidilip gelinen”. renginden renk. Şakir Şener’den alınan Bayburt türküsünde olduğu gibi… Hani diyor ya türküyü yakanlar: Odam kireçtir benim Yüzüm güleçtir benim Soyun da gel yanıma Terim ilaçtır benim Baba ben derviş miyem Kürkümü giymiş miyem Ben sevdim eller aldı Niye ben ölmüş müyem Söylendikçe dillenir. bıyıkları henüz yeni terlemiş civanlardan haber getirmiş. kavuşamamanın. Âşık için anlatılması ve katlanılması çok zor bir acıdır bu… Ferhat olup. kültür ve zihin coğrafyamıza silinmeyecek bir şekilde kazımış türküler… Ve bütün bunların sesini duymadan. bir mısraı Iğdır’a… Bir kıtasıyla serhaddı bekleyen Kars’ın derdini taşımış ırmaklarca. bazen çekmiş gitmiş ta Hazar’a ve daha ötelere… Bir mısraı Ardahan’ın payına düşmüş türkünün. ■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . dinlenmiş. işitene. Bazen Aras boylarında gezinmiş turna katarlarıyla. duyurmadan. Artık olan olmuş ve bu durum ağır bir yük gibi merhametli yüreklere oturmuştur. ne sevgili kalmıştır kavilleştiği ne de ünü dört bir yanı tutan sevda… Bütün bunların önem arz etmediği kişilerce. çileden geçilip. vatan uğruna can vermenin büyük kıvancıyla yatacak olan ulu şehitlerimizden. gürzüyle vurup dağları yarmak ister âşık… Kerem olup. daha nice bunun gibi kavuşamayanların. çaresi imkansız bu dert yüzünden âşığın yüreğinden kopup gelen feryada verecek cevapları yoktur. bazen Allahüekber’i mekân tutmuş. Ne yazık ki onların da. dillendikçe yayılır Anadolu coğrafyasına bu türküler… Atalar mirası gönül yarası türkülerimiz… Ve bilinmelidir ki bu coğrafyayı yurt tutanlar. dilinden anlayana… Mahmur bir geceden kalkmış. bu hüzünle. oradan öteye sevgiliye sitem. bir kıtası Sivas’ta bir âşığın sazından dökülmüş. daha başka birçok şeyi hatırlatmadan geri durmamış ve bunları. kavrulmak. sevene dil olmuş türküler… Ve daha nice yerde durmuş. dilinin ve türkülerinin kadrini bildikçe. bu toprağın sesini duyurmuş. geçip gideni. söylenir olmuş yedi iklim dört köşede… Bazen Ağrı’nın doruklarından ses vermiş. özge bir gündüze hayal uçurmuş. bütün bunları elinin tersiyle bir yana itip vefasızlık ederek. gündüz denmemiş. Ömür çiçeğini sevda yolunda solduran kederli âşık. vuslata erememenin resmini ne de güzel çiziyor. vadilerce doğudan batıya… Bir kıtası. yâri başkaları tarafından alınan kişilerin hâline tercüman olur. mertliğimizi bütün bir cihana anlatan. verilen sözlerin yerine getirilmesi için. mekân o mekân olur ve bu türkü. gâh ayrılanların üzüntüsünü gâh kavuşanların sevincini temsil etmiş türküler… Öleni yiteni. akacak yer bulamayan ve dokunduğunda yakan bir büyük isyanı yüklenir gönlümüzün tercümanı türküler… Yıllar yılı kor ateşlerde pişerek sevda çekilen. sesinden ses.1 0 85 . Hem öyle ki söyledikçe zaman ortadan kalkar. adına kayıt düşmeden geçip gitmemiş türküler… Sözleri ve nağmeleriyle esip gitmiş Anadolu coğrafyasında bir baştan bir başa… Gece denmemiş. orada sonsuza kadar. dilimizin sade ve berrak bir hâlde günümüze kadar gelmesinde önemli pay sahibi olan… Erliğimizi. yıllarca gurbet elleri mesken tutan âşığın düşündüklerini yapması mümkün değildir.bizi birbirimize bağlamış türküler… Gâh ağıt olup acımıza konmuş gâh sevgi olup yüzümüzde parlamış. nakışından nakış vermiş duyana. nice yeri inletmiş. dağları aşıp. belki bir kıvılcımı da ona erişsin ve onu da yaksın… Köroğlu gibi. bu acıyla yanmak. bunun hesabını en yakınındakinden bir türkü vasıtasıyla sorar ve yüzyıllar öncesinden bir ayrılığın hikâyesini bizlere ulaştırır.

bazı Türk boylarında. 11. halık eni.1 0 86 .45. IV. Özbek Türkleri. s. Wilhelm Pröhle (çev. Dr. 1956. E.501. s.[5] Irak Türkleri. türki. 1991. s. Ankara. Kazak Türkleri. Cilt. s. Kosova Türk Halk Edebiyatı Metinleri. Irak Türkmen Folkloru.Dil -Folklor ve Halk Edebiyatı).[9] Kosova Türkleri. 6. Cilt. Karaçay Lehçesi Sözlüğü. Ank. mahnı. kojamık. Dr. Dr. Harun Güngör – Mustafa Argunşah. Nimetullah Hafız. M. Türküye. Moskova. 2.[10] Bulgaristan Türkleri. s. Kemal Aytaç). 3. Gazanfer Paşayev (Aktaran Doç. halk ağzında “Türkü” şekline dönüşmüştür. Prof. Prof. türik. halık cırı. Prof.[11] Altay Türkle- 1.) Rusşa-Nogayşa Slovar’. 10. 1991. IV. Dr. 1991. Mahir Nakip).86 – 109. Kültür Bakanlığı yayını.[6] Gagauz Türkleri türkü. 3. Yani. TDK yayını. eldik ır.14. 3. beste. 7.501. Türkü sözüne. Moskova. türkü.245.320. 108. ırıa. Karşılaştırmalı Türk Lehçeleri Sözlüğü I.R. s. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Uygur Türkleri. Ankara. bugün. aşağıda sayacağımız kelimeler karşılık olarak kullanılmaktadır. 1998. Başkurt Türkleri.[8] Saha (Yakut ) Türkleri.ÖMER FARUK YALDIZKAYA ürkçe söylenmiş şiir anlamına gelen “Türkü”nün “Türkî” sözcüğünden geldiği görüşü bilim adamları tarafından genel olarak kabul edilmektedir. Türk Dünyası El Kitabı. 8.. Kumuk Türkleri Edebiyatı. Kültür Bakanlığı yayını. türkü. Dr. 1998. s. Bulgaristan Türk Halk Edebiyatı Metinleri – I. Cilt. türkü. Dr. nahşa. “Türk’e has” anlamına gelen bu söz. cır. türki. halk koşiği.53. Ankara.[4] Karaçay – Malkar Türkleri.[7] Tuva Türkleri. Prof. yır. (Tarih . Tıva – Orus Slovar’. 9. (çev: Besim Atalay). Fatih Kirişoğlu. N. 1990.). s.[3] Nogay Türkleri. 1998. Nimetullah Hafız. Kırgız Türkleri. Tenişev (Red.bas. Azerbaycan Türkleri.kojañ. yır. Türk Dünyası El Kitabı. Saha (Yakut) Türkleri Edebiyatı. Divanü Lûgati’t-Türk Dizini “Endeks”.bas. Priştine. Tatar Türkleri. s. 4. halk türküsü. halk aydımı. başka bir ifade ile türkü ve koşmaların genel adı “yır” olup Divanü Lûgati’t -Türk’te ise bu kelime “ır”[1] şeklinde geçmektedir. Ankara. Gagauz Türkleri. 3. 908-909.A. Baskakova (Red.b.420 5. Türkmen Türkleri. Çetin Pekacar. Ankara. 1985. Dr. mahnı. Ankara..[2] Kumuk T Türkleri.22. IV. “Türk” kelimesine Farsça “-î” ilgi ekinin getirilmesiyle meydana gelmiştir. koça nahşisi. halk yırı. İstanbul. 1968. s. İslamiyet öncesi Türk edebiyatında genel olarak ezgi ile söylenen şiirlerin. 1991..

çağdan çağa ve yerden yere içeriğinde olsun. Karacaoğlan.289. 1.bas. Prof.295. yüzyılda Doğu Türkistan’da aruz vezniyle yazılmış ve özel bir ezgi ile söylenmiş şiirler için kullanılmıştır. 1999.[14] adını vermişlerdir. cır. İstanbul. Ankara.”[17] Edebiyat Lügati: “Çoğu 11 hece ile nazmedilmiş ve umumiyetle Anadolu’da bestelenip söylenilmeğe başlanmış olan milli nağmeli şarkılardır. bas. türlü ezgilerle söylenen. 18. “ farklı isimleri olan çok çeşitli mahsullere verilen addır.102. Dr. 19. 1993. TDK yayını. 20. Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar.. Ankara 1989. 1996. on birli ölçülerle söylenir. XVI. asıl türkülerin yaşı başı belli değildir. Tekke Şiiri. Cevdet Kudret.bas. Tahir-ül Mevlevî. Altayca – Türkçe Sözlük. halkın sözlü geleneğinde oluşup gelişen. 1..”[16] Meydan Larousse: “Güfte olarak halk şiirini alan ve halk ezgileriyle beslenmiş şarkı çeşidi.. Ankara 1981 s. 1980. s. folklor ezgilerinin her çeşidi için en çok kullanılan terim türküdür. ya da ezginin. bozulmalara. Yararlı olacağı düşüncesiyle bunlardan bazılarını burada zikretmeyi uygun buluyoruz: Türkçe Sözlük: “Hece ölçüsüyle yazılmış ve halk ezgileriyle bestelenmiş manzume.[13] Çuvaş Türkleri.[15] Bu kitapta esas itibariyle konu edilen türden. s. yüzyıl halk şairlerinden Öksüz Dede’ye aittir. Sahipleri bilinmeyen sözlü halk verimleridir. Örneklerle Edebiyat Bilgileri I. Şekilden ziyade lahne. Muvaffak Duranlı. Mehmet Yardımcı. TDK yayını. 24.” Türkü. güzellik. Cem Dilçin. Ankara. s. s. kişisel halk şiiri biçimleri arasına giren türküler de vardır. kojon. Türkü şekline uygun ve türkü adını taşıyan. Türkü. deme. Ankara.” [18] Edebiyat Terimleri Kılavuzu: “Türk’e özgü anlamındaki Türkî’den gelmektedir. sözlerin çeşidine göre. Âşık Şiiri. s. tabiat.”[24] Türküler için Eflatun Cem Güney: “Köroğlu. 16. Ankara. Emine Gürsoy – Naskali. Dr. Mısır gibi) ona verilmiş bir isim olsa gerek. belli âşıkların türkü havasına bürünen bazı parçaları bir yana. Kırım Tatar Şarkıları. “2. 23.”[23] Pertev Naili Boratav: “Düzenleyicisi bilinmeyen. Türk Halk Şiirlerinin Şekil ve Nev’i. yani hece vezni ile söylenmiş türkülerin Anadolu’daki ilk örneğini ise XVI.63. Söyleyeni belli. türkü sözcüğü yerine şarkı. Türkçe Sözlük.390. 25. Zsuzsa Kakuk. Ahmet Talât Onay (hzl.246. her iki bölüğe de girebildiğinden halk edebiyatının en zengin alanıdır. En çok sekizli. Folklor ve Halk Edebiyatı. H. bir anonim halk şiiri nazım biçimidir. Paasonen. s. bas. 1950. Türkmani gibi türkü de eski yırlardan yani millî musiki kaynaklarından doğmakla beraber yabancı kültürle karşılaşılan bölgelerde (mesela Irak.57. Fuad Köprülü.”[25] görüşünü 21. s. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .” biçiminde tanımlar.”[21] Şemsettin Sami: “En asıl Türklere mahsus lahinde şarkı. 22. “Türkiye’nin sözlü geleneğinde.114. Başlangıcından Günümüze Halk Şiiri. Suriye. besteye benzer. s. Kerem. Örneklerle Türk Şiir Bilgisi. Çeşitli kaynaklar ve araştırmacılar türküyü bir tür olarak ele aldıklarında çoğu ortak bir noktada birleşen tanımlar yapmışlardır.217. 4. 15. Hikmet Dizdaroğlu. Bölgelerle konulara bağlı özel durumlara.” Ahmet Kutsi Tecer: “Varsağı. Eflatun Cem Güney. 1998. Edebiyat Terimleri Kılavuzu.[12] Kırım Tatar Türkleri. İstanbul 1975.”[22] Cem Dilçin: “Türkü. İstanbul 1973. ağız terimleri kullanılır.395. gençlik ve acıklı konular işlenir. Edmon Soussey’in deyimiyle. 1969. sözünü ettiğimiz. kırpılmalara) uğrayabilen ve her zaman bir ezgiyle söylenen şiirler. Meydan Larousse. 17. ilk defa XV.1 0 87 . Cemal Kurnaz). hava.176. 13.” [20] Ahmet Talât Onay: “Türklere mahsus lahin ile söylenen şarkılardır. yüzyılda buluruz. s. s. bu parça. Pertev Naili Boratav’ın “Türk Dili Dergisi ”nin “Türk Halk Edebiyatı Özel Sayısı”nda yayımlanan “Halk Şiiri” başlıklı yazısının “Halk Türküleri” bölümünde ise türkü hakkında şu bilgi verilmiştir. Halk Şiirinde Türler. Ankara. Çoğu anonim halk edebiyatında yer alan bu türkülerde aşk. yuri. TDK yayını. Türkü terimi.”[19] Fuad Köprülü: “Türklere mahsus bir beste ile söylenen halk şarkılarıdır. İstanbul 1990.. Çuvaş Sözlüğü. 12. s. İstanbul. Edebiyat Lügati. 1997. Akçağ yayınları. s. biçiminde olsun değişikliklerle (zenginleşmelere. deyiş.93 14.ri.1504. Ankara. Emrah gibi.

ileri sürmektedir. Mehmet Özbek “Türküler başlangıçta bir olay üzerine yakılırlar. Bu olaylar bütün bir milleti ilgilendirecek kadar büyük nitelikler taşıyabileceği gibi, dar çevrelerde meydana gelen cinsten de olabilir.”[26] demektedir. Cahit Öztelli: “Halkın ortak malı olan bir edebiyat türüdür. Ağızdan ağıza dolaşan, kuşaktan kuşağa aktarılan sözlü edebiyatın en güzeli türkülerdir. Türkü, genel edebiyat türleri içinde bir nazım türüdür. Yani, ölçülü (vezin), uyaklı (kafiye) dizelerle (mısra) meydana gelir. Halk edebiyatı içinde toplumun iç alemini beşikten mezara dek bütün yaşantısını kapsayan, en dikkate değer sanat verisi türkülerdir.”[27] Nihat Sami Banarlı: “Koşma şeklindeki bir manzumenin her dörtlüğünde bir (beşinci) veya bir (beşinci-altıncı) mısra ilavesiyle söylenilen bir halk şiiridir.”[28] Muzaffer Uyguner: “Her mısraı kafiyeli üçer mısralı kıtalar ile yine kafiyeli ve iki beyitten müteşekkil ara nağmeleri olan ve çalınıp söylenen folklorik halk edebiyatı mahsulleridir.”[29] Herbert Jansky’e, göre türkü: “Büyük tarihi hadiseler karşısında halk kitlesinin sevinçlerini veya ümitsizliklerini; büyük şahsiyetler hakkındaki saygılarını veya nefretlerini; gençler arasında geçen hazin aşk hikâyelerini, millî hece veznini ölçü alan ve kalpleri fetheden mısralarla, derin bir muhteva içinde dile getiren edebî, aynı zamanda mûsiki bakımdan ehemmiyete haîz olan bu kendine öz bestelerle söylenen; dar manâsıyla ise tarihi bir vesika mahiyeti gösteren Türk halk şiirinin en eski türlerinden biri.”[30] Dr. Doğan Kaya türküyü şöyle tanımlamaktadır: “Halkın ruh halini, derdini, neşesini, zevkini, dünya görüşünü, inancını, karşılaştığı hadiseleri
İstanbul 1971, s.235. 26. Mehmet Özbek, Folklor ve Türkülerimiz, 2.bas., İstanbul, 1983, s.63. 27. Cahit Öztelli, Halk Türküleri, 2.bas., İstanbul,1983, s.11-12 28. Nihat Sami Banarlı, Metinlerle Edebî Bilgiler I, İst., 1950, s.82. 29. Muzaffer Uyguner, Türkü Üzerine, TFA, III (66). 1.1955, s.1042. 30. Herbert Jansky, Türk Halk Şiiri (çev. Abdurrahman GÜZEL), Dünya Edebiyatından Seçmeler,

yansıtan; hece ölçüsüyle ve bir veya dört mısralı bentlere çoğu defa bağlantıların getirilmesiyle, söylenen; manzum ve ezgili anonim ürünlere türkü denir.”[31] Alman müzik bilimci Hugo Riemann, halk müziği kapsamına şu ögeleri alır: “1. Ezgi ve sözlerinin yaratıcısı belli olmayanlar, anonim bir yapıda olanlar. 2. Çeşitli nedenlerle oluşan olaylar karşısında halk tarafından benimsenmiş ve halk ezgisi niteliğine bürünmüş ürünler. 3. Halk diliyle oluşmuş, ezgisel ve uyumsal yapısı kolayca anlaşılan, belleğe kolayca yerleşen, bu nedenle, popüler (herkes tarafından benimsenen ve tutulan) bir özellik taşıyan ezgiler.” Fransız halk müziği uzmanı Michell Benet’e göre halk müziği ise, “Halk tarafından benimsenen ve sözlü gelenek biçiminde kulaktan kulağa yayılan ezgilerdir.” İngiliz halk müziği uzmanı Prat’a göre; “Halk müziği, köylü ve halk arasında çıkıp, gelenek haline gelen ezgilerdir.” Yine bir İngiliz araştırmacı olan Bremers’e göre ise halk müziği; “halkın müşterek malı olan, sâde, samimi, düz ve yalın ezgilerdir. Bestecisi olmaz, anonimdir.” Türk halk müziği araştırmacısı ve Türk halk türkülerinin derlenmesinde ilklerden olan Muzaffer Sarısözen ise, halk müziğini şöyle tanımlıyor: “İlk bakışta monoton gibi görünen halk türküleri, araştırdıkça, ezgi ve ritim yönünden renklilik ve çeşitlilik gösteren nefis bir sanat ürünleri olduğu görülür. Dünyada ne kadar doğal ve sosyal olaylar varsa, tümü halk müziğine konu olmuştur. Türk insanının doğumundan ölümüne (beşiktenmezara) tüm yaşamını, acısını, sevincini, duygu ve düşüncesini, yurt sevgisini türkülerimizde görmek mümkündür. Özetle, halk müziğimiz, Türk halkının ortak malı ve milli kültürüdür.” Müzikolog ve halk bilim araştırmacısı Halil Bedii Yönetken, “Türk halk müziği, çok orijinal ve zengin bir müziktir. Modalmetrik yönden olduğu kadar, yapı ve form bakımından da büyük özellik ve güzellik taşımaktadır. Zengin ve çeşitli çalgılara sahiptir. Diğer taraftan, vokal müziğin
31. Dr. Doğan Kaya, Anonim Halk Şiiri, Ankara, 1999, s.132.

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

88

terennüm etmediği konu yok gibidir. En basit konulardan, en yüksek konu ve olaylara kadar her şey, Türk Halk Müziğinin terennüm alanına girmiş bulunmaktadır. Halkımız, bazen; Estergon, Belgrat, Selânik, Budin, Cezayir gibi Türk egemenliğinin sürdüğü ve at üstünde kılıç oynattığı yerler için, bazen; Köroğlu, Genç Osman, Murat Reis ve Gazi Osman Paşa gibi yiğitler üstüne türküler yakmıştır. Gün olmuş, yurdun dağına-taşına, uçan kuşuna, gün olmuş, burcu burcu Anadolu kokan çiçeğine ve nice güzellikler, sevgiler üstüne türküler söylenmiş, bununla da yetinilmemiş, ahlâk, fazilet, felsefe, türkülere konu olmuştur. Görülüyor ki, Türk halkı, muazzam bir sosyal fonksiyona sahip, halk rûhunun ses halinde aynası ve ifâdesi olan bir sanat yaratmıştır.” Türk halk müziği araştırmalarının önde gelen isimlerinden olan araştırmacı Mahmut Râgıp Gazimihal ise, “Kendi halk şarkılarımıza (folk song), genellikle türkü diyoruz. Anadolu’da şarkı adı pek bilinmez ve kullanılmaz. Genellikle, kulaktan kulağa geçmek sûretiyle halk arasında yayılan ve yaşayan türkülerimizin ne düzeni bellidir, ne yakıcısı.” demektedir. Veysel Arseven’in görüşleri şöyledir: “Halk türküleri; koşma, yiğitleme, taşlama, ağıt, ninni, destan gibi halk edebiyatı türlerini işler. Sevgi, özlem, gurbet, ayrılık, doğum, ölüm, askere gidiş, düğün-dernek, yerleşme(iskân), göç, kan dâvası gibi temaları konu alır. İçtenlik, sâdelik, gösterişten arınmışlık, alçak gönüllülük niteliği gösterir ve gerçekçi bir renk ve özellik taşırlar. Hiçbir halk türküsünün sözünde veya bir halk oyunu havasında, yapmacık, iki yüzlülük ve kabalık görülmez. Şakacılık temasını işleyen türkülerin sözlerinde bile, insanı çabucak kavrayan sıcak bir görüntü vardır.”[32] Türküler şiir şekli bakımından genellikle koşmaya benzer. Ancak bu ifade bütün türkülerin koşma şeklinde olduğu anlamında alınmamalıdır. Çünkü bazı türküler mani şeklinde de olabilir. Genel olarak bir türkü iki bölümden meydana gelir. Birinci bölümde bir türkünün asıl sözleri yer alır ve bu bölüme “bend” adı verilir. İkincisi
32. Mustafa Hoşsu, Geleneksel Türk Halk Müziği Nazariyatı, İzmir, 1997, s.4 -7.

ise, tekrarlanan kısımlardır ve her bendin sonunda tekrarlanan bu “nakarat” kısımlara da “kavuştak” denir. Öbür halk şiiri türleri gibi, türkünün de en büyük ve önemli ayırıcı özelliği ezgisinde görülmektedir. Koşma ve mani tipindeki bazı şiirler, ezgilerinin değişmesiyle türkü olmaktadırlar. Türkünün ayırıcı özelliği şeklinde değil, ezgi ve bestesindedir.

Türkülerin tasnifi konusu, Türk halk şiirinde ve müziğinde hâlâ hâlledilmemiş bir problem olarak durmaktadır. Bununla ilgili olarak Ahmet Talât Onay; “Halk şiirlerinde yalnız şekillerine ve nevilere göre yapılacak tasnifler noksan olur. Çünkü, teganniyi de gözden uzak tutmamalıdır.”[33] derken, Petrev Naili Boratav, “Halk türküleri, hem müziği, hem de şiiri alâkadar ettikleri için folklor tetkiklerinde hususi bir yer tutarlar. Onların iki sahaya ait bulunmaları, evvelâ hususi bir metotla incelenmelerini icap ettirir. Halk türküleri üzerinde çalışanlar, halk müziği kadar halk edebiyatını da göz önünde tuttukları takdirde izâhlarında muvaffak olabileceklerdir; aynı müdekkikin her iki sahada vukufu olmadığı takdirde kolektif bir çalışma zarureti hâsıl olacaktı.”[34] diyerek problemin halk biliminin daha çok edebiyat kısmı ile uğraşan bir uzmanın veya sadece halk müziği ile uğraşan bir uzmanın çözebileceğinden daha zor bir iş olduğunu belirtir ve bu noktada edebiyat alanından gelen uzman ve müzik alanından gelen uzmanın ortak bir çalışma yapmaları gerektiğini tavsiye eder. Bugüne kadar; gerek edebiyatçılar gerekse müzikologlar, kimi ortak noktada birleşen türkü tasnifi yapmışlardır. Biz, bu konuyu uzmanlarına bırakıp, Mehmet Özbek’in “Folklor ve Türkülerimiz” adlı eserinde yapmış olduğu tasnifi, bizim derlemiş olduğumuz türküler için de geçerli olduğu için burada aynen vermeyi uygun buluyoruz. Buna göre türküler üç ana başlık altında toplanmaktadır:
33. Onay,8. 34. Petrev Naili Boratav, Halk Türkülerine Dair Folklor ve Edebiyat – 2, 2.bas., 1991, s.337.

Türkülerin tasnifi

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

89

I. Ezgilerine göre, II. Konularına göre, III. Yapılarına göre, Mehmet Özbek yapmış olduğu bu ana tasnifteki grupların her birini kendi içinde alt gruplara ayırarak ve her alt gruba örnekler vererek tasnifini şöyle sürdürür: I. Ezgilerine göre: Ezgide esas olan usul ve ritimdir. Bu bakımdan ezgilerine göre türküleri de ikiye ayırıyoruz: I.1. Usulsüz Olanlar: Bunlara uzun hava diyoruz. Uzun havaların da çeşitleri vardır: Bozlak, Hoyrat, Divan, Koşma, Kayabaşı, Maya, Çukurova, Garip, Kerem, Kesik Kerem, Aydos, Eğin, Müstezat, Türkmani gibi. Bu havalar ayrıca ağızlara göre de ayrılırlar: Urfa Ağzı, Kerkük Ağzı, Erzurum Ağzı, Acem Ağzı vb. I.2. Usullü Olanlar: Genellikle oyun havaları bu gruba girer. Bu ritimli, usulü türkülere Urfa’da “Kırık Hava”, Konya’da “Oturak” adı verilir. Kırık havalar bölgelere göre değişik adlar alırlar: Karadeniz’de “Horon” ve denizci türkülerine “Yalı Havası”, Harput yöresinde “Şıkıltım”, Ege’de “Zeybek”, Ordu, Giresun, Marmara ve Trakya’da “Karşılama”, Erzurum ve Kars yöresinde “Sümmani Ağzı”, Isparta ve Eğridir yöresinde “Dattiri” adı verilir. II. KONULARINA GÖRE: II.1. Lirik Türküler: İnsanî duyguların çok etkili ve coşkun bir şekilde anlatıldığı türküler bu gruba girer. II.1.1. Aşk, sevda türküleri. II.1.2. Gurbet türküleri (Ayrılık, asker, mapushane türküleri). II.1.3. Ağıtlar (ölüm, tabii afetler üzerine). II.1.4. Ninniler. II.2. Satirik Türküler: Kişiyi veya toplumu kınayan, yeren türküler bu gruba girer. II.2.1.Güldürücü türküler (mizahi türküler). II.2.2.Taşlamalar, ilenmeler. II.3. Olay Türküleri: Belli bir olaya dayanan türküler bu gruba girer. II.3.1. Tarihî türküler (destanlar, kahramanlık ve serhat türküleri).

II.3.2. Eşkıya türküleri (derebeyi, cinayet türküleri). II.4. Tören ve Mevsim Türküleri: Belirli anlarda, söylenen türküler bu gruba girer. II.4.1. Kına, düğün, esvap giydirme töreni türküleri. II.4.2. İtikat ve mezhep törenleri türküleri. II.5. İş ve Meslek Türküleri: Çeşitli meslek kuruluşları için yakılmış türküler bu gruba girer. II.5.1. Esnaf türküleri. II.6. Pastoral Türküler: Çoban ve kır hayatını anlatan, tabiat güzelliklerini konu edinen türküler bu gruba girer. II.6.1. Tabiat türküleri. II.7. Didaktik Türküler: Dinleyene ders veren, bir şeyler öğreten türküler bu gruba girer. II.7.1. Öğretici türküler. II.8. Oyun Türküleri: II.8.1. Ritmik dans türküleri. II.8.2. Temsilî oyun türküleri. III. Yapılarına göre: III.1. Bentleri mani dörtlüklerden kurulu türküler: Anonim halk edebiyatında en yaygın olan şekildir. Her dörtlüğün kafiye şekli mani gibidir. Hecenin 7, 8’li kalıplarıyla yazılırlar. III.2. Bentleri iki mısralı türküler: Bunlar, bağlantı (kavuştak) mısraların eklenmesi ve bu mısraların sayısına göre de değişik şekillerde bulunur. III.3. Bentleri üç mısralı türküler: Bunlara da bağlantı (kavuştak) mısraları ekler ve bunların sayısına göre değişik şekiller arz ederler. III.4. Bentleri dört mısra olup, bağlantıları (kavuştakları) mısra sayısı olarak değişen türkü şekilleridir. III.5. Bağlantıları her mısradan sonra tekrar edilen türküler. III.6. Bağlantısı başta olan türküler. III.7. Her bentten sonra değişik kalıpta iki bağlantısı olan türküler.■

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

90

“Bize Gelenler” alt başlığı altında mümkün mertebe bu kitapların isimlerini de zikredeceğiz. Yavuz Bülent Bakiler.Basım). 2. Bu yazılara nazar edilirse dikkatli bir seçimin yapıldığını görebiliriz.com A.Bir süredir yürütmekte olduğum “kitapvitrin” sayfası sizlerden gelen olumlu-olumsuz eleştirilerle sürekli yenilenerek sizlere hitap etmekte. İstanbul.1 0 91 . “Elçibey” (2. Ş Yavuz Bülent Bakiler’in bu eseri Azerbaycan Sovyeti’nin son yirmi yılına etki etmiş bir lider ve onun görüşleri ışığında şekillenmiş düşünce- Elçibey (Azerbaycan’ın unutulmaz lideri) leri anlatması bakımından önemli. Son bölümde yer alan bu yazılar birçok yazı arasından seçilerek bir kısmı buraya nakledilmiş. Kitapvitrin köşemizle ilgili olarak her türlü görüş ve düşünceleriniz için e-posta adresimiz kitapvitrin@gmail. FARUK GÜLER air ve yazar kimliğiyle tanıdığımız ve Türkçeye gösterdiği hassasiyetle gönüllerde taht kuran Yavuz Bülent Bakiler’in Türk Edebiyatı Vakfı tarafından üç kitabı yayınlandı. lider portresinin nasıl ortaya çıktığını da göstermekte. Kitabın son bölümünde Eliçibey’in vefatından sonra Türk basınında çıkan yazılara yer verilmekte. Türk kültürüne verdiği önem ve milli. Elçibey (Azerbaycan’ın unutulmaz lideri). Kitap. Elçibey’in yetişmesinde ve gelişmesinde etkili olan etmenlere de yer verilen kitap. manevi değerleri ön plana alan çizgisiyle yıllardır sürdürmekte olduğu sanat yaşamında birbirinden değerli eserlere imza atan Yavuz Bülent Bakiler.Baskı. Elçibey ve davasını bize tanıtmakta ve anlaşılır kılmakta. Bize ulaşan kitapların çokluğu ve sayfa sayısının sınırlı olması nedeniyle tüm kitaplara yer verememekteyiz. Kitapta gerek Elçibey ile yapılan yüz yüze görüşmelere gerek Elçibey üzerine yapılan konuşmalara yer verilmesi esere bir belgesel havası katmakta. 2009 ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları. “Muhsin Başkan” ve “Azerbaycan Yüreğimde Bir Şahdamardır” adlı üç eseriyle karşımızda.

çekilen zulümleri Yavuz Bülent’in eşsiz kaleminden okumak mümkün. İstanbul 2009 Azerbaycan yüreğimde bir şahdamardır ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . onu yorumlayabilmek için de o şehre damgasını vurmuş.1 0 92 . kimilerine göre de bir kurgu sonucu hayatını kaybeden Muhsin Yazıcıoğlu’nun yaşamını bütün yönleriyle anlatması bakımından önemli. Devinimdir. sadece betonarme yapılardan örülmüş bir sistem değildir. Nevval Çizgen. yazmış olduğu Sekizinci Şehir’in ikinci kitabı olan “İz Bırakanlar” alt başlıklı eserinde Elazığ’la adları özdeş olmuş. Bu düşüncelerle yola çıkan Zekeriyya Bican. isimleri belirlerken hangi kriterleri kıstas aldığına dair bir açıklama yapmamakta. yaşadıkları dramları. “Kent ve Kültür” adlı kitabında: “Yani kent anlamsız bir yığın değildir. Öznel bir değerlendirme neticesinde kişilerin Eserin ithaf kısmında Karabağ’dan başlayarak Anadolu coğrafyasında devam eden vefat etmiş atalarının ruhlarına bir Fatiha okunmasını belirten yazar 1980 yılından itibaren Azerbaycan’a yaptığı seyahatler sonrası intibalarını kaleme almakta. Yavuz Bülent Bakiler. Zaman boyutu üstünde tutunmuş bir organizmadır. Satır aralarında Azerbaycan’ın Türkiye’ye olan özlemi. Muhsin Başkan. Hareket edebilen veya edemeyen her şeyin ortak devinimidir kent imgesi. onun kültürel değerlerine nüfuz edebilmek ancak ve ancak o şehirde yaşayan insanları tanıma süreciyle gerçekleşebilir. onları yeni nesillere aktarmayı kendisine vazife bilmiş. Azerbaycan’ı yüreğindeki bir şah damar kadar yakın gören yazar her Türk gencinin okuması gereken bir Azerbaycan resmi çizmekte. Kimilerine göre elim bir kaza sonucu. yakın dönem Türk siyasetinin etkin isimlerinden olan Muhsin Yazıcıoğlu’na bir vefa örneği. Muhsin Başkan’ın elim helikopter kazası sonucu enkazı arama sırasında yazılan yazıların da yer aldığı kitapta hatıralar ağırlıklı olarak yer almakta. Yavuz Bülent Bakiler. Muhsin Yazıcıoğlu’nun ebediyete uğurlanması sonrası bir saygı duruşu niteliğinde olan eser için Yavuz Bülent Bakiler büyük bir vefa örneği sergilemekte.Yavuz Bülent Bakiler’in derlediği ikinci kitap olan “Muhsin Başkan” adlı eser. 25 yıllık bir özlemin vücut bulmuş hali olan eserde Azerbaycan’daki Türklerin acılarını. Azerbaycan Yüreğimde Bir Şahdamardır. beklentileri. şehrin kültürel dokusuna nüfuz etmiş insanlarını anlatmayı. sevinçlerini. 211 kişinin biyografilerine yer verildiği çalışmada yazar.” Şehri anlayabilmek. adını kazımış kültür insanlarının ayak izlerini takip etmek gerekmektedir. Çünkü şehir. Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları. yaşanan insanlık dramlarını da görmekteyiz. İstanbul 2009 Muhsin Başkan Sekizinci şehir İz Bırakanlar Bir şehrin iç dünyasına girebilmek. Kitapla birlikte Muhsin Yazıcıoğlu’nun mücadelesi ve siyasi vizyonu işlendiği gibi yer yer küçük anekdotlarla kaygıları. Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları. umutları da verilmeye çalışılmış. hayal kırıklıklarının yanı sıra sosyalist rejimin kendi üzerlerinde kurduğu baskı ve şiddetin boyutlarını.

Eylül 2009 İsteme Adresi: Ticarethane Sok. hatıralara yer verilmesi güzel düşünülmüş. Ancak bazı isimlere yer verilmemesi de ayrı bir soru işareti. Yerli bir bakış açısıyla tutarlı bir zihniyetin oluşması bizim için çok önemli. Kişiler anlatılırken kuru bir anlatım tercih edilmemesi. deneme. Zamansız Bahçeler. Prof. Zamansız Bahçeler’in yerli bir kültür hayatı oluşmasına katkısı bizi sevindirecektir. Mustafa Miyasoğlu. inceleme ve biyografi gibi öteki türlerde de teklif tenkitlerini ortaya koyuyor. hikâye ve roman gibi edebiyatın ana türlerinde eser vermiyor. kişi seçimlerinde sadece Elazığ doğumluları değil uzun süre Elazığ’a hizmet etmiş insanları da değerlendirmekte. “Yazardan Birkaç Söz” bahsinde yazar keşke eseriyle ve isimlerin tespitiyle ilgili daha açıklayıcı bilgiler verseydi. Bu yazılar.1 0 93 . Örnek Ofset Matbaacılık. İstanbul. şahısların yakın akrabalarının yazılarına yer verilmesi. Zeytinburnu / İSTANBUL Tel: (0212) 638 18 51 ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Zekeriyya Bican. Sekizinci Şehir ‘İz Bırakanlar’. Tel:0424 2121732 Zamansız bahçeler Mustafa Miyasoğlu yalnızca şiir. Zamansız Bahçeler. eserlerden alıntılar yapılması. Elazığ için “İz Bırakanlar” alt başlığını kullanan yazar. şehri şehir yapan Elazığ insanını anlatması bakımından güzel bir çalışma. Ancak eserin içinde bu söyleme aykırı bir sıralamanın da söz konusu olduğu görülmekte. Esma Şimşek’in sunuş yazısında belirttiği üzere şahısların doğum tarihlerine göre bir tasnife gidilmesi Elazığ’ın son yüz yıl içindeki gelişim ve değişimini de göz önüne sermekte.belirlenmesi. Tarihe tanıklık eden fotoğraflara yer verilmesi ise içeriği zenginleştirmiş. Eserin başında “Harput ‘Kale Mahallesi’nde Bir Düğün Alayı” başlıklı hikâye ile başlayan yazar tarihi bir olayı kendi iç dünyasında kurgulayarak yorumlamakta. Dr. geçtiğimiz yüzyılın kültür hayatında herkesi ilgilendirdiği halde yeterli birikim ve sağduyulu bakış açılarıyla ele alınmadığı için. herkesten çok düşünür ve sanatçılara iş düştüğü ortadadır. Bu kitaptaki yazılar. her bakımdan tartışmaya açık ufuk arayışı gibi karşılanması beklenir. Sağlıklı bir kültür ve sanat hayatı oluşturmak yolunda. O yüzden de bu kitaptaki görüşlerin. Sk. G/55. Merkezefendi Mah. No: 6A. Konak Yayınları. sosyal ve siyasi şartları da dikkate alan kültürel yazılardan oluşuyor. hâlâ vuzuha kavuşamayan hususları yeniden ele almaya çalışıyor. Birtakım eksikliklerine rağmen gelecek nesillere bırakılacak başvuru eser konumunda olan Zekeriyya Bican’ın kaleme aldığı “Sekizinci Şehir İz Bırakanlar”. Elazığ için yazarın gözüyle bir “İz Bırakanlar” listesi hazırlanmasına sebep olmuş. ülkemizin temel kültür ve edebiyat meseleleri üzerine kafa yoran bir sanatçının görüşlerini ve tespitlerini bir araya getiriyor. Ayrıca yer alan bazı isimlerin Elazığ’da ne derece iz bıraktığı da hayli sorgulanabilir nitelikte. Elazığ için hazırlanmış böylesi güzel bir kitabın daha titiz araştırmalar sonucunda isim tespiti yapılarak yazılmasını gönül arzu ederdi. Elazığ 2009. elbette birer tesbit ve teklif olarak.

Yahya Kemal’in ses diye isimlendirdiği ‘estetik’le birleşmesinden doğar. net. Ares Yayınları tarafından basılan kitaptaki şiirler. Az Edebiyat. Emre Miyasoğlu. yazının yanı sıra. “Ermiş Sevinci”. çağının kültürünün etkisi altındadır ve zamana bağlıdır. ” Emre Miyasoğlu tarafından tercüme edilen eser. deneme. çünkü kendine bir keçi yolu bulmuştur o. “Ay Düşleri” adını verdiği kitapta bir araya getirdi. ögretmenlersitesi. dergibi. Ares Yayınları 2009 _______________________ Bize gelenler Ay düşleri Mücahit Koca’nın “Ebcedhan”. Mahatma Gandhi (Otobiyografi).” diyor yazar. Bizim Külliye. şehir yazıları. Beyazdoğu. onun hayatının kendi kaleminden ele alındığı bir eser olması sebebiyle önemlidir. Şiir. “Alaturka Divan” ve “Kılıç ve Kelebek” adlı şiir kitapları ile yazar İmdat Avşar'ın "Çiğdemleri Solan Bozkır" adlı hikâye kitabı elimize ulaşmıştır. şairlik geniş bir evren ve dolgun bir yaşantı ister. Şair ve yazar İsmail Bingöl. Tarih Yolunda Erzurum. röportaj tarzında yayına hazır başka eserleri de olan Bingöl’ün. Mortaka. Erzurum Sevdası. Dergâh. Ay Vakti Türk Edebiyatı.. Buruciye gibi değişik dergilerde. İstanbul 2009 Mahatma Gandhi Yirmi beş yıla yaklaşan bir zaman diliminde. şiraze gibi edebiyat ve kültür sitelerinde yayımlandı.1 0 94 . ona ancak işaret edilebilir.başka biçimde yargılandığı çok görülmüştür. “silahsız savaşçı”. dünyaca tanınmış bu önemli ismin eserini Türkçeye çevirerek Gandhi ile zaman ve mekan ötesi bir bağ kurmakta. orada yürümektedir. (…) Şairin varlığı. Ay Düşleri.. Akademi. Kalem ve Onur. Emre Miyasoğlu. başka ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . “Şair. Düşünce ve Sanatta Adım. “Velhasıl. yıllar içerisinde Kırağı. Bundan ötürü de şair hiçbir zaman tam olarak tanıtılamaz. sıradan insanların yaşantısı dışında yakalanan geniş bir âlemin. bütün insanlardan ayrı bir dil konuşur. turkedebiyatı. şiirlerini “Ay Düşleri” adlı kitapta topladı. Çizgi. turkuler. sanatalemi. şiirlerinin bir bölümünü. Sühan. Ancak yine de şairin başka başka çağlarda. uzun bir aradan sonra. Konak Yayınları. edebistan. İsmail Bingöl. “Ay Düşleri”. Lika. Kılavuzu ise önce kendi gönlüdür şairin. Bu kitaplar ile ilgili daha geniş bir değerlendirmeyi bir sonraki sayımızda okuyabilirsiniz. Şair. “taçsız kral” gibi kavramlarla anılan Gandhi’nin farklı kimliği ve kişiliğinin üçüncü şahısların kaleminde yeterince yer bulamamıştır. Çev. ancak estetik duyuşla sezilebilir. değişik dergilerde şiirleri de yayımlanan İsmail Bingöl. daha önce yaşadığı şehirle ilgili olarak yazdığı portre ve denemelerini bir araya getirdiği “Türkülerde Yaşayan Şehir Erzurum” adlı kitabının ardından yayımladığı ikinci kitabı. Bu kitap.

İstanbul. dolu dolu 15 hikâye ve 145 sayfadan oluşan bir kitap yazmış çocuklarımız için. 10/202 Cağaloğlu İstanbul. 10/202 Cağaloğlu İstanbul. Ankara Cad. Beyaz Kanatlı Kuş. Hasan Latif Sarıyüce’ye ait. Çocuklarımızın büyük bir zevk ve heyecanla izlediği Karagöz’e yeni oyunlar yazarak sahip çıkıyor. Karagöz’den Hikâyeler. 10/202 Cağaloğlu İstanbul. Şti. Yağmur Kuşları isimli masal ve Gökkuşağı Sevinci isimli şiir kitabı. Nar yayınları çocuklarımızı hiçbir zaman unutmayacak ve unutmadığını da bastığı yeni kitaplarla bize göstermekten de geri durmayacak. İstanbul. 2009 İsteme Adresi: Nar Yayınları Müzik Film ve Reklâmcılık Ltd. Beyaz Kanatlı Kuş romanı ve yayınevinin kendisine ait 40 Hadis (İnsan B İlişkileri Üzerine. yazarın Güneşle Ay Duymasın isimli şiir kitabının ikinci baskısını yaptı. 2009 İsteme Adresi: Nar Yayınları Müzik Film ve Reklâmcılık Ltd. İstanbul. Vilayet Han. 2009 İsteme Adresi: Nar Yayınları Müzik Film ve Reklâmcılık Ltd. İstanbul. Vilayet Han. Ankara Cad. Kıymetini bilemediğimiz. İstanbul. köklerimizin kendisi olan bir çift kahramanı Karagöz ve Hacivat’ı yaşatmayı görev edinmiş Ünver ORAL. Tel: (0212) 5123769 Sarıyüce Hasan Latif.. İstanbul. Şti. Ayrıca Erdem Yayınları. Ankara Cad. Yıldızlarla Uyumak. İstanbul. Bizden tek istediği ise onları okumak. Yayınevimizin diğer yayınlarına gelince: Mehmet Nuri Yardım’a ait Yıldızlarla Uyumak romanı. sayımızın bir diğer kitabı Ünver Oral’a ait Karagöz’den Hikâyeler: Karagözcü Amca Ünver ORAL. Okudukça Karagöz’ü analım ve Karagöz’ü yaşatalım diye. 2009 İsteme Adresi: Nar Yayınları Müzik Film ve Reklâmcılık Ltd. okumak çocuklardan… Yanağımızda sonsuz tebessümler vaat ediyor bu okumalar. Tel: (0212) 5123769 Yardım Mehmet Nuri. Ankara Cad. Gonca Yayınlarından da Hazinenin Şifresi ve Sıcak Ekmek Kokusu isimli hikâye kitapları çıktı. Gonca Yay. Gonca Yay. Nar Yay. 2009 Yazgan Bestami. Nar Yay. 2009 İsteme Adresi: Nar Yayınları Müzik Film ve Reklâmcılık Ltd. 10/202 Cağaloğlu İstanbul. Şti. Vilayet Han. Tel:(0216)3184288 Oral Ünver. Tel: (0212) 5123769■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .) Yazgan Bestami. Sıcak Ekmek Kokusu. İstanbul. Hikâyeler Karagözcü Amca Ünver Oral’dan. Yağmur Kuşları. Nar Yay. Şti.1 0 95 . 2009 Yazgan Bestami. Ankara Cad. Zamana ve sahiplenmeye çalışanlara karşı. Şti. Hazinenin Şifresi. Yazar ve şair Bestami Yazgan’ın Nar Yayınlarından. Vilayet Han. 40 Hadis İnsan İlişkileri Üzerine ( Esprili İllüstrasyon ve Fotoğraflarla). 10/202 Cağaloğlu İstanbul.. 2009 İsteme Adresi: Gonca Yay. Nar Yay. Gökkuşağı Sevinci. Vilayet Han. 42.NAMIK YUSUF u sayımızda öncelikle Bestami Yazgan’ın Nar ve Gonca Yayınlarından yeni çıkan dört kitabını tanıtmaya çalışacağız. Tel: (0212) 5123769 Nar Yayınları. Nar Yay. okutturmak. Nar Yay. Tel: (0212) 5123769 Yazgan Bestami.

1 0 96 .ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful