Muhterem Okurlar, Türküler, his ve fikir coğrafyamızın temsil kabiliyeti yüksek ezgileridir. Sözleri kimilerine göre basittir; ama samimi ama derunidir. Türkü, Türk’ün adım attığı her yerdedir. Çünkü ismi ile müsemma türkü, Türk’ü en iyi anlatan musikidir. Bir bakarsınız Azerbaycanlı, Kerküklüdür bir bakarsınız Rumelili, Kafkaslıdır… Elimizi ayağımızı yanımızda nasıl taşıyorsak ‘dilimiz’ olan türküleri de öyle taşırız. Ezgilerimiz işçi olup gurbete, asker olup cepheye, yaralanıp hastaneye, cürüm işleyip dama, sevdalanıp dile düşerler. Türküler damadımızın takısı, gelinimizin yüzgörümlüğüdür. Kısaca onlar bizim hayat ve hayal hikâyemizdirler. Her hâlimize denk düşen bir atasözümüz olduğu gibi her hâlimize denk düşen bir türkümüz de vardır. Bu anlamda türkülerin doğum yerleri vardır ama belli bir yurtları yoktur. “Kar mı yağmış şu Harput’un başına” türküsüne kulak kabartmak için Elazığlı, “Şen olasın Ürgüp dumanın gitmez” türküsüne eşlik etmek için de Nevşehirli olmak kayıt ve şartı yoktur. Ve duygu derinliği sağlayan şairlerimize de öyle… Şairlerimizin şiirlerini okurken Osmaniyeli, Kahramanmaraşlı, Yozgatlı olduklarını düşünmeye ne gerek, önemli olan tesirleri! Adnan Binyazar, Mehmet Özbek ve Fatih Kısaparmak’la yapılan röportajların her okurumuzun dikkatini çekeceğine ve bizleri türkülerimize daha bir perçinleyeceğine inanıyoruz. Yazarlarımızın isimleri, isimlerinin çağrışımları buraya sığmayacağından ilkin dergimizin “Bu sayıda” bölümüne bakmanızı sonra da hiçbir yazıyı atlamadan tümünü okumanızı rica ediyoruz. Her bir yazarımızın, türkülerimize bir başka pencere açarak bizleri bazen arındırıp ferahlandırdığını bazen hüznün kıyılarında bütün türkülere el uzattırdığını göreceksiniz. En evveli de bedeli binlerce kez ödenmiş hatırlamanın, anlamanın, inanmanın kolaylığını sezeceksiniz. 43. sayımızın konusu “ev, sokak, mahalle”. Kendi muhitimizde buluşmak dileğiyle Allah’a emanet olunuz. Bizim Külliye

NAZIM PAYAM

Türkü terbiyemiz, paylaşılamayanı, uyumsuzluğu meclisine kabul etmez, haz verdiğine, kendini yoklama, hatıraları dinleme fırsatı da verir. Bir insandan bir yörenin fotoğrafını çekebiliyor ve bunu en azından genelin bir kısmına aktarabiliyorsa türkü vardır.
3

uphi Saatçi ile dergimizin dosya konusunu konuşuyoruz; “isabetli”, diyor “türkü”ye ve ekliyor: “Ömrümü Kerkük’e adadım, fakat bir Kerkük türküsü kadar etkili olamadım.” Bu söz, bana Aytmatov’un Beyaz Gemi’sindeki Mümin Dede’nin ağzından aktarılan bir hikâyeyi hatırlattı: “Geçmiş zamanların birinde, bir han başka bir hanı tutsak almış. Bu han tutsağına: -Eğer istersen benim kölem olarak yanımda kalır, uzun zaman yaşayabilirsin. İstemezsen, en büyük arzunu yerine getirir, sonra da seni öldürürüm.” demiş. Tutsak Han düşünüp cevap vermiş: -Köle olarak yaşamak istemiyorum, beni öldür daha iyi. Ancak öldürmeden önce, benim vatanımdan herhangi bir çobanı buraya getirtmeni istiyorum. -Ne yapacaksın o çobanı? - Ölmeden önce ondan bir türkü dinlemek istiyorum.” İlk anda serin bir esinti taşıdığı hissi ile sesi-

S

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

ezgimiz. Babamın türküsü. sahiplenmesiyle onaylanır türkülerimiz. sancısını üstümüze sindirmesinden mi? Hayır. "bu türkü beni anlatıyor". köy odasına çekip türküleştiren. Türkü. Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun türkü dinlediğinde şairliğinden utanması bu paylaşımdan. olayların ardında bıraktığı sessizlik hâlâ içimizde demektir. Şunca zamandır evlatlarımıza hayat mirasını türküyle devşirmiş. dili. yaşadığına inanır’. hatıraları dinleme fırsatı da verir. ağrısı. Onun yalanı insanımızın gerçeğinden kopması veya gerçeğini gizlemesidir. Bir toprağın türküsü varsa orası vatan olmuştur. kokusuz. Bir insandan bir yörenin fotoğrafını çekebiliyor ve bunu en azından genelin bir kısmına aktarabiliyorsa türkü vardır. anamın. ağrımız. ablalarımızın “bundan sonraki benim bahtıma” demesi. dilimiz. Radyoların türkü saatlerinde analarımızın. Emrah. Derviş Himmet benzeri ustaların bestelenmiş güftelerini duygu sofralarında eksik etmez. bir türkü söyle” ricası. kucaklaşırız. çırpınan Karadeniz’i. Bayram Bilge Tokel’in Nida Tüfekçi öldüğünde “Türküler Nidasız Kaldı” diye hayıflanması. ilahisini. paylaşılamayanı. Eşrefoğlu. Tanpınar. ağamın türküsü demekteki kastımız onların yaşama serüvenlerine işaretimizdir. yatağımız. yatağımız. Gerçeğimize imanı onun ruh hâlimizi sarsmasıyla tazeleriz. Türküye yalanı biz söyletiriz. Seferberlik ve Yemen türkülerini dinlediğimizde. gülüne. Kerem Dede. Türkünün yaşı yaşımız. çeşmesine. ağrımız. haz verdiğine. uyduruk yaşantısından saman alevi gibi uyduruk türküler çıkarır. Kişi sevdalıysa. yatağı. yunmuş yıkanmış dilimiz onun sesiyle yankılanır. Türkü terbiyemiz. “Akma Tuna akma ben bir dertliyim”i mırıldadığımızda kan akışımız değişiyorsa türkülerin omuzlayıp getirdiği olaylar. kendini yoklama.” Divan şairinin gazelini saraydan bey konağına. ‘İnandığı gibi yaşamayanlar. sılayı da gurbeti de boşluğa iten renksiz.Türkünün yaşı yaşımız. insan sıcaklığından yoksun. Çoklarımız. daha n’olsun!… ■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Yunus Emre’yi anlatırken parçadan bütüne yolculuğumuzu şu cümlelerle açar: “Biz sevdiğimiz nispette yalnızızdır. Hayatımızı oluşturan notalar türkümüzün icrası içindedir. nice halk ozanının varsağını. Çanakkale içinde aynalı çarşı. dipsiz mekanik sözler… Boş söz ağırlığındandır ki haslarımız Karacaoğlan. "Bu türkü bana söyleniyor". dili. dilimiz. dersem çok mu iri konuşmuş olurum? Türküye meylimiz. yatağı. sultana da çobana da aynı kederi. bizden bir haber almak isteyen türkümüze kulak versin. aşımıza ağı katan zalim feleği. Sosyal ıstırabımızı. sarıp sarmaladıkça. yiğidi kuru soğana muhtaç edeni. sevdaya adaysa “Aşkın odu ciğerimi Yaka geldi yaka gider Garip başım bu sevdayı Çeke geldi çeke gider” söyleyişine nasıl duyarsız kalsın! Terennüm edilen ile hayat ritmini çabucak kaynaştıran türkü. ağrısı. Sonrası herkesi herkese unutturan. ezgimiz.1 0 4 . yalnızca tarih zemininde kalanları ses anahtarıyla açmasından. Sesimizin öğüttüğü türkü. göbek kordonuyla bağlandığı türkünün depreştirmesiyle sesini gürleştirir ve bir anda hareketlenir. türküyle devretmişizdir. Yalnızlığımız nispetinde kâinatla birleşir. dünyayı algılayışımız. Vazgeçemeyiz türküden. dayımın. güzeline türkü yaktığımız toprağın tasası almaz mı bizi! Gesi Bağları. daha n’olsun!… ne kulak verdiğimiz türkü. ezgisi. uyumsuzluğu meclisine kabul etmez. Bizi anlamak. koşmasını saray mensubunu imrendirecek gönle sevk eden. Ne yasak ne teknoloji ne de modernlik bizi türküden koparır. kendince dokunan sesimize bunların ölçüsüyle ilmek atarlar. olayların acısını. Her çağı yaşama biçimimiz. yılgınlığımızı. yâre dokunmanın şaşkınlığını en berrak yüzüyle ifşa eden türkülerdir. yaşanılanın kalp pınarlarından beslenir. yalan söylemez. Ali Akbaş’ın “Kerem et Mükerrem. aynı sevinci yaşatır. ovasına. iç çekişlerimizi. ezgisi. mevzusuna yüzlerce kitaptan daha tesirli muhabbet aşılamaz mı bize! Dağına. sonra içine gömülen bu yalnızlığımızın sesidir.

üç evli bir köyde bile sevgi vardır. 7 Mart 1934 tarihinde Diyarbakır’da doğdu.. Ancak 14 yaşında başlayabildiği ilköğrenimi çeşitli illerde sürdürdü. kin vardır. Bu duygular kendiliğinden doğmaz. Kültür ve Eğitim Sorunları. anlaşmanın olduğu her yerde anlatımsal bir gelişme de söz konusudur. Halk anlatılarının zenginliği hakkında düşüncelerinizi almak istiyorum. Duyguların Anakarası. nefret vardır. kendi kültürlerini. Yazmak Sanatı (Emin Özdemir'le). Kültür Bakanlığında. Halk anlatılarını görkemli ve etkileyici kılan nedir? Bu duyarlılığı nereden alıyorlar? Örneğin okuma yazması olmayan bir adam nasıl olur da bu kadar etkileyici şeyler anlatabiliyor diye soruyoruz bazen kendimize. Türkiye’nin çeşitli öğretmen okullarında. Dedem Korkut/Vier attürkische Nomadensagan (Türkçe-Almanca). Eserlerinden bazıları. (Metin Öztekin'le). Yazma Öğretimi Yazma Sanatı. Yaralı Mahmut’tur. Ağıt Toplumu. Dede Korkut. binlerce yıllık duygu birikimlerinin sonucudur. 1978 yılında Kültür Bakanlığı Tanıtma ve Yayımlar Dairesi Başkanlığına getirildi. Toplum ve Edebiyat. Çünkü yüzyıllarca. Basın Yayın Yüksek Okulu gibi birçok eğitim kurumunda ve Türk Tarih Kurumunda. Kan Turalı. uygarlığın nice gelişmiş ülkede yozlaştığını. On Beş Türk Masalı. Halk öyküleri ise nerdeyse anlama çabası gerektirmeyecek denli yalındır. anlatıla anlatıla artık dilsel öze. 1981 yılında Berlin Eğitim Senatosu'nun çağrısı üzerine Berlin'e gitti. Düşünün ki.ADNAN BİNYAZAR ile halk kültürü üzerine “aydınlanma”. Yazın ve Bilim Dilimiz. Ay Bazen Mavidir. Onları söyleten nedir? Halklar düşünsel ve duygusal etkileşimi anlatıyla sürdürürler. düşmanlık vardır. Bizim. Devlet Konservatuarı. yalınlığa ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Ayna. Halk anlatılarının etkileyiciliği. Ozanlar/Yazarlar/Kitaplar. anlatılanın herkesçe kolayca anlaşılmasından doğar. TANER NAMLI Takdim Adnan Binyazar. ama en ilkel toplumun yaşayışında izlerini sürdürebileceğini savunur. Âşık Veysel. Adnan Binyazar. Cumhuriyet'in 50 Yılında Atatürk Yolunda 40 Yıl.) yazdı. Türk Dilinde 25 Ünlü Eser. tarihlerini. Yazılı Anlatım Bilgileri (Emin Özdemir'le). Masalını Yitiren Dev adlı anıromanında yoksulluk içinde geçen çocukluk dönemini. Türk Dil Kurumunda görev yaptı. Halk Anlatıları. Toplum ve Edebiyat. bir romanı herkesin tam anlaması olanaksızdır. Cumhuriyetle başlattığımız kültürel arayışların temelinde bu yatıyor. toplumların. Örneğin. Clive Bell. Ölümün Gölgesi Yok. Şairin Kedisi. halkların yüzlerce. bu dönemde İncila Özhan'la birlikte altı ciltlik Türkçe/Dil ve Okuma Kitabı'nı (1. Masalını Yitiren Dev . Gazi Eğitim Enstitüsü. Hacettepe Üniversitesi. Kimi halklar üç beş yüz. dillerini ortaya koyma sürecini başlatmıştır..1 0 5 .-2. ama ortada bir “anlaşma” vardır. Uygarlık adlı yapıtında. Orhan Kemal Roman Armağanı'nı kazanan Ölümün Gölgesi Yok adlı kitabında bir sevda öyküsü anlattı. Dicle Köy Enstitüsüne girerek eğitimini Gazi Eğitim Enstitüsünde sürdürdü. kimileri binlerce sözcükle anlaşabilirler.

nereden nereye geldiğimiz daha iyi anlaşılacaktır. doğal olarak bin yıl öncekine benzemeyecektir. geçmişle yaşadığımız an arasında kurduğumuz duygu köprüsüyle anlam kazanıyor. Halk. toplumların sevincinin de üzüntüsünün de eleştirisinin de ürünüdür.. nerdeyse şimdi ölmekte olan bir gelenek vardı. İyi bir araştırma yapılırsa. ya da TV’de. yaşadıkça. bilim ve çeviri dilimizdeki gelişmeleri göz önüne getirirsek. Yaratım süreciyle beslenmiş halk birikimleri öylesine etkilidir ki. Ben kimi türküleri dinlerken bir anda bütün geçmişimin orta yerinde buluyorum kendimi. “akıntı”yı durduracak bir güç yok. Türkü deyince hangi çağrışımlar oluşuyor zihninizde? Türküler ne anlatır size? Sorunun içeriğinde de görüldüğü gibi. Avrupa sanatı gökten inmedi. ortaokul öğrenimini bile tamamlayamamış bir Yaşar Kemal’den dünya çapında bir romancı çıkarır. Türkü bunu gerçekleştirir. kişiliğimizin yapı taşlarıyla örülmüştür. askerde ya da iş yaşamında edindikleri deneyimleri. Ablalar kardeşlerine. radyoda duyuverelim. kültürel ürünler de var olacaktır. toplumların. Yaratıcılığın sanatsallık kazanması. Yaşamak. duyumsatır. kişinin kendini o işe vermesiyle ilgilidir. kendi kültürlerini. Halk kültürünün sizin hayatınızdaki yerini nasıl yorumluyorsunuz? Halk kültürü bende dinlemeyle başladı. halk kültürüyle beslenmemin izlerini yazarlığımın her aşamasında görebildiğimi sanıyorum. Ama üretilen. Erkekler. ne yazık ki korkunç bir kültürel ilişkisizliğe doğru sürükleniyoruz. On bin yıl sonra ne bu dağlar böyle kalacak ne ovalar ne sular. Bu güç çok kişide vardır. ulaşmıştır. O günden bugüne. Hayat.eğer kendisi bir teknik adama dönüştürülmezse. Duygu gelişimi herkeste vardır. Sizin deyiminizle. ibret alınacak öykülerle besleyerek evde anlatırlardı. yoksa bu süreklilik dipten bir akıntı olarak devam ediyor mu? Bu soruya bağlı olarak halk anlatılarının modernizmle olan ilişkisini de değerlendirebilir misiniz? Halklar. ezgiyi. ama konuşması vardır. türkü çağrışımı yoğun bir sanat dalıdır. kendine ait kültür ürünleri yaratmayı bırakmış mıdır. Kişinin duygu derinliğine varması ise. en çağdaş sanatçı sayılan Picasso’nun bile halk birikimlerinin kaynağı olan geleneksel ürünlerden yararlandığı görülecektir. Ama akıntı. Anlamsal yapının bütün özelliklerini özünde taşır. insanlığın. büyükler küçüklere masallar anlatırlardı. Sözü. Öykü anlatanları can kulağıyla dinlerdim.. yazın. Kolay anlaşılırlık duyarlık etkileşimini sağlamada da etkindir. dillerini ortaya koyma sürecini başlatmıştır. onun yaratıcı gücüyle ilgilidir. Cumhuriyetle başlattığımız kültürel arayışların temelinde bu yatıyor. halkın birikimleri olduğu yerde durur. Okuma yazması yoktur.1 0 6 .Geçmişimiz. Bizim. kişiliğimizin yapı taşlarıyla örülmüştür. “aydınlanma”. Bizde. ama anlatmaz. akacak yer bulabilecek mi? Ben bir gün. İnsanın gitgide birbirinden koptuğu bir dünyada. Çocuktum. Türkü bunu gerçekleştirir. iç düzeni. Böyle bir alan sağlanamadığı sürece. benim bu selamım götür yâra ver” ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . geçmişle yaşadığımız an arasında kurduğumuz duygu köprüsüyle anlam kazanıyor. Bu vesileyle şunu da söyleyeyim. Sanatsallığa ancak duygunun yönlendirilmesiyle varılıyor. halk anlatılarının belki de en etkileyici olanına getirmek istiyorum. Ben. anlamı içinde barındırır. Halk anlatılarının çoğu da konuşma ürünüdür.içinde bunalmaya başladığı bu teknik dünyayı yıkmak için kendini başka güçlerle donatacağı kanısındayım. Türkü. Yaşamak. tarihlerini. Türkü anlamlıdır. Geçmişimiz. Biri şöyle bir bir mırıldanıversin. yaşadığımız ortamı kendimize göre biçimleme sürecidir. iç sesin yazıya dönüşmemiş anlatımıdır. “Ara ver dağlar dağlar ara ver. Ona evrensellik kazandırmak sanatçının işidir.

Göz yaşından süzülen. halkın birikimlerine önem verip araştırma enstitüleri kuracağına inanmıyorum.1 0 7 . Ezgilere dizilen. kim kime yakınsa. Sohbetiniz için teşekkür ediyorum efendim…■ YENİ TÜRKÜLER SÖYLE Dağlardan akıp gelen. Muhabbetle süslenen. Yârân dönsün şaşkına. Çarşamba’yı sel aldı Bir yâr sevdim el aldı Keşke sevmez olaydım Elim koynumda kaldı dizelerindeki yalınlık. Halkı düşünmeyen hükümetlerin. Bu yüzden. Başımda dönüp duran Efkâr efkâr üstüne Yeni türküler söyle. onlar da Kenan Evren döneminde devlet dairesine dönüştürülmüştür. Türkü kimi zaman bizi edebiyatın doruklarına çıkarır. Yalnızca Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu öyle idi. iç düzen hangi şiirde vardır! Ya da. Nazlı nigâr üstüne. onun uydurma çalışmalarını basmakla yetiniyor. yoğun. edebiyat değeriyle etkiler. Çok kısa sürede bu alana yönelik çok önemli araştırmalar yapılıp yayımlanmıştır.dizesi neler duyumsatmaz bize. Bu iş. şimdi. Her esrârı sazımın Bir telinde çözülen Yeni türküler söyle. Sevda semâlarında Dalga dalga yükselen Yeni türküler söyle. Yenice yolları bükülür gider Zülüf al gerdana dökülür gider Yiğidin başına bir hâl gelirse Ömrü arkasından sökülür gider dizelerinde geçen “zülfün al gerdana dökülmesi”. bu kurumlarda önemli araştırmalar yapılacağına. Erzurum Üniversitesinde Halk Bilimi Bölümü vardı. devlete bağlı üretimsiz dairelerle ya da birtakım derneklerle yürütüldüğü sürece bir sonuca varılacağına inanmıyorum. Can evime seslenen. anlam. Kurul gönül köşküne.. sıradanmış görünen. Türkülerin edebî değeri hakkında neler düşünüyorsunuz? Halk anlatıları ya da türküler bizi sanatsallıklarıyla. BESTAMİ YAZGAN ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Örneğin. bu konuda özerk olan kurumlaşmaları savunuyorum. Ben. Yanık yürekler için Haydi Allah aşkına Yeni türküler söyle. Her seher ter ü taze Ümitlerle beslenen Yeni türküler söyle.. Vefâsız yâr üstüne. “ömrün arkasından sökülüp gitmesi” imgeleri edebiyat sanatının en güzel örneklerinden değil midir? Halk kültürü araştırmalarının yeterli derecede ve nitelikte yapıldığını düşünüyor musunuz? Düşünmüyorum. Yürekten kopup gelen.

edası kibar Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Bir şehir bilirim iniş yokuştur Çifte minaresi nakış nakıştır Aşılmaz yolları borandır kıştır Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Sen susarsan göğümüzü yas alır Pasinler’i duman alır.HÜMÂ KUŞUMUZ Yine duman almış Palandöken’i Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Türküler bağrımda bir gül dikeni Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Yükseklerde öten hüma kuşumuz Issız gecelerde can yoldaşımız Sen söylerken göğe değer başımız Kerem et Mükerrem bir türkü söyle İşimiz yok bizim hasetle. kızları Nigâr Ey şahin bakışlı. kasavet dağıt gür nefesinle Yüce endamınla yiğit sesinle Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Dadaş göğümüze bir velvele sal Ruhu coştur.1 0 8 . çürük aklı yele sal Birbirine girsin gerçekle masal Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Bir şehir bilirim taşı kehribar Erkeği Köroğlu. kinle Gam. pus alır Türkülerle uzun yollar kısalır Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Erenler yoldaşı Mehmet Çarmaşır Bize maveradan haberler taşır O söylerken bize susmak yaraşır Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Kar erisin yaylalara göçülsün Yamaçlarda mor menevşe açılsın Ricâ et Râci’ye o da koşulsun Kerem et Mükerrem bir türkü söyle ALİ AKBAŞ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .

TÜRKÜLER NİDA'SIZ KALDI Nida Tüfekçi'nin Aziz Hatırasına Çamlığın başına bir inece duman Gördükçe ağlardı gözü Nida'nın Ziya'nın acısı yüreğinde dağ Nasıl dayanırdı özü Nida'nın Baba oldu türkülerin merdine Acı çekti bir sürmeli derdine Şikayet gelmedi bir gün virdine İlkbahardı kışı. ayazda Yandıkça büyüdü közü Nida'nın Türküler Nida'sız onulmaz hasta Halaylar üzgündür. yazda Bizi üşütmedi karda. gurbet gezerdi Türküleri duruşundan sezerdi Görünce ışırdı yüzü Nida'nın Bir ömür adadı samaha. Sivas'ta Hürmetle edilir sözü Nida'nın Yeni Kalem ile yazı yazardı Aslı Akdağ'lıydı. bir gün Banaz'da Adım adım gezdi baharda. Kayseri'de. bara Sadamızı yaydı dört bir diyara Türküler uğruna düştüğü nâra Çıra oldu yandı sazı Nida'nın Bu ses nerden gelir. yazı Nida'nın Bir gün Kırşehir'de. bozlaklar yasta Ankara'da. bilinmez Alır gider bizi gayri gelinmez Yüz asır geçse de yine silinmez Bozok Yaylasından izi Nida'nın BAYRAM BİLGE TOKEL ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .1 0 9 . kimdir.

Dr. bugün beğenmediğimiz kahvehaneler vasıtasıyla gerçekleşmiştir.. Muğla Üniv. zaviyeler ve dergâhlarda söylenen ilahiler. insanıyla. coğrafyasıyla. dinî ve tasavvufi merkezli gelişmiştir. sosyalleşme mekânı olarak sadece cami ve tekke ve dergâhların bulunduğu sosyal yapıda. bireysel ve en çok da ortak sosyal alan olarak düğün veya benzeri törenlerde bir *Prof. 10 ürküler. ezgiler ve semahlar bu sınırları zorlamışlarsa fakat onlar da “cemaat sınırı”nı pek aşamamışlardır. bu kahvehanelerde yankı bulmuş ve topluma mal olmuştur. mesafelerin insafsız ve sadece kervanların vicdanına terk edildiği zamanlarda. ortak müzik.1 0 . ritmiyle yöreyi yansıtırlar fakat işledikleri konu. ezgisiyle. bu büyüdür. tabiatları icabı yereldirler.NÂMIK AÇIKGÖZ* İmparatorluğun dört bir yanından ve hatta imparatorluk dışından gelen her ses. medeniyetin merkezinden yayılmanın getirdiği cazibe ile taşrada daha derin bir etki bırakarak süreklilik kazanmıştır. kendi yöresinde yankılanmış. Türkülerin mesafe sınırını zorlamaları. yüksek dağlar ve uzak mesafe engellerine çarpmıştır. Yani. Her türkünün çığlığı. Yöreden gelen söz ve ses. Onları sürekli hâle getiren de. yüzyılın ortasına kadar. yerel otantizmle evrensel duygu ve insani özellikleri sergilemeleri… Kitle iletişim araçlarının olmadığı. 16. yakaladıkları tema ve yansıttıkları duygu evrenseldir. türküler yörelerinin sınırlarını aşamamışlardır. Tekkeler. Fen-Edebiyat Fakültesi T ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Din dışı müzik.

meyhaneye alternatif olarak yeni bir sosyalleşme mekânına kavuşmuştur. imparatorluğun bütün dilleri ve bütün müzikleri icra edilmiştir. sadece kahve içilen yerler olmaktan çıkmış. 16. 18. şiirde iki gele- ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . meyhane ve eşribe dükkânlarına alternatif olarak bir fonksiyon ifa etmiştir ki. zaman zaman siyasi otoritenin baskılarıyla karşılaşsalar da. Kahvehaneler. Türk toplumu. halk şairlerinin de uğramaya başladıklarını görüyoruz. İlk zamanlar divan şairlerinin de bir araya geldiği anlaşılan kahvehanelere. bir de tezkire yazarı Latifî’nin 1546 yılında söylediği gibi. bugüne kadar devam edegelen bir kurum olmuşlardır. hızlı bir yayılma imkânı bulan kahvehaneler.1 0 11 . genellikle bu dükkânda bir araya gelir. konforu artan ve kullanım amacı genişleyen kahvehaneler. Böylece. Büyükkaraman Caddesi varmış ve bu caddede Sübûtî mahlaslı bir şairin eşribe dükkânı bulunmaktaymış. mutlaka şairlerin de uğrak yerleri olmuş. bugün Saraçhane ile Fatih arasında kalan bölgede. Meyhanelerin yasak olması sebebiyle. Şuarâ mecma’ı. “Toplumsal kendiliğindenlik” diyebileceğimiz bir geniş kabul skalasında. bu mekânlar. Bunu. Şairler. İstanbul halkına yeni bir sosyalleşme imkânı sağlarken. Mesela. “Karacaoğlan türküleri ırlayan” halk şairlerinin dillerinde ve sazlarında… 1555 yılında ilk kahvehanenin İstanbul’da açılmasıyla. şüphesiz derme çatma idi fakat İstanbul’un diğer semtlerine yayıldıkça. buralarda edebî kültürün gelişmesine de katkıda bulunmuşlardır. İlki Tahtakale’de açılan kahvehaneler. gazel kânı Karaman’da Sübûtî dükkânı beyitinden öğreniyoruz. Tabii. bir sosyalleşme mekânı olarak günlük hayatın bir parçası durumuna gelmişlerdir. yüzyıllarda. Bazen meyhanelerde bazen konaklarda ve konak bahçelerinde bazen de eşribe (alkolsüz içecek) dükkânlarında bir araya gelen okur yazarlar.Semai kahveleri. yeni söyledikleri gazellerini okuyup tartışırlarmış. dil ve kültür farklarının yaşanmadığı bir merkez olma özelliği de taşır ve bu özelliği ile geniş Osmanlı coğrafyasının müzik sentezinin yapıldığı mekânlardır. gelişme alanı bulmuştur. ve 19. maşerî vicdanda çok çabuk yer etmiştir. sınıf. yüzyıldan kalma.

İstanbul’a uğrayan ve yeniden şekillenerek taşraya yayılan şey. Bunda. popüler müzik. bir Azeri “mugam”ıyla bir zeybek havası. müziğin ve elbette ki türkülerin toplumsallaşmasında. belki gelenek yeniden inşa edilirken çok daha sağlam temellere dayanabilecek.” demiyoruz. dil ve kültür farklarının yaşanmadığı bir merkez olma özelliği de taşır ve bu özelliği ile geniş Osmanlı coğrafyasının müzik sentezinin yapıldığı mekânlardır. kahvehanelerin. medeniyetin merkezinden yayılmanın getirdiği cazibe ile taşrada daha derin bir etki bırakarak süreklilik kazanmıştır. ritm ve ahenk olarak da zenginleşmiştir. kahvehanelerde harmanlanmıştır. müziğin ve elbette ki türkülerin toplumsallaşmasında. İstanbul’un bir medeniyet merkezi ve sembolü olmasının yarattığı cazibe. Başka kültürlerle etkileşime girerek daha da zenginleşen ve doğurganlık özelliği daha da artan müzik geleneği. Balkanlardan İran’a. taşraya daha etkili bir şekilde yayılarak ses ve duygu ortaklığı oluşmasına katkıda bulunmuştur. aynı zamanda birer müzik mahfili olmasını doğurmuştur. Müzikoloji açısından ise semai kahveleri. yeniden şekillenmeleri yazarak bugüne daha da çok bilgi aktarabilmiş olsaydı. resmî tavrıyla müzik yaratıcılığında. daha da geniş bir şekilde yazabilmiş ve buralarda yaşanan tartışmaları. Çünkü semai kahveleri. “Semai kahveleri” adıyla anılacak olan bu kahvehaneler. imparatorluğun bütün dilleri ve bütün müzikleri icra edilmiştir. buralarda. Anadolu ve Balkanlar’da yaşayan halk şairlerini merkeze çekmiş ve geniş coğrafyanın şiir ve müzik kültürü. Yöreden gelen söz ve ses. Gazellerin düz şiir olarak değil de. Semai kahveleri. Bu yüzden semai kahvelerine “türkülerin merkez üssü” demek mümkündür.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . yeniden işlendiği ve tekrar topluma yayıldığı merkez olma özelliği kazanmışlardır. Böylece. diğeri de halk geleneği ve irfanına dayanan şiir (meydan şairleri) anlayışı. en güçlü damar olarak. belki de ticari amaçlı gazinoların müziği yozlaşma gibi bir olumsuz devreyi hiç yaşamayacaktık. yöresel müzik kültürünün yeniden işlenip zenginleştirildiği mekânlar olmuşlardır. “İstanbul’da Semai Kahveleri ve Meydan Şâirleri” adlı küçük çalışmasını. müzik geleneğinin de yayılmasına vesile olduğu görülür. buralarda. “Her türkü İstanbul’a uğramıştır. Rumca bir ezginini yanı sıra bir levendin getirdiği Cezayir türküsü. hiçbir zaman İstanbul’a alternatif olamamıştır. Öbür taraftan. halk şiiri geleneğinin de saz eşliğinde icra edilmesi. İmparatorluğun dört bir yanından ve hatta imparatorluk dışından gelen her ses. sosyal genetiğimizde çok önemli bir yer tutmuştur. medeniyet merkezinin yüklediği cazibe ile başta türküler olmak üzere. sınıf. en güçlü damar olarak. Osman Cemal Kaygılı. bu kahvehanelerde yankı bulmuş ve topluma mal olmuştur. ortak dil ve üslup geliştirmeye başlamışlardır. semai kahvelerinin büyük bir rolü vardır. Kırım’dan Kuzey Afrika’ya kadar tüm coğrafyanın müzik sesi. Arabeskten pop müziğe kadar yeni tür müziğin merkezi. müzik kültürüdür. Birisi aydın geleneğine (kalem şairleri). sözün ve sesin biriktiği. bu mekânlarda. ezgili okunması. Bundan da en çok nasibini alan gelenek türkü geleneğidir. semai kahvelerinde beraberce icra edilerek birbirlerini etkilemişlerdir. Bu işleme ve zenginleşmeden sonra. sivil bir oluşum olma özelliği ile toplumsal bir rahatlama alanı hâline gelmiştir. hâlâ İstanbul’dur. “Toplumsal kendiliğindenlik” diyebileceğimiz bir geniş kabul skalasında. Bütün bu tespitlerden sonra şunu söyleyebiliriz: Devletin “buyurma” yerine “imkân sağlama” ilkesiyle oluşan semai kahveleri. neğin kesiştiği nokta olma özelliği taşımaya başlamışlardır. imparatorluğun ses sınırları belirlenmiştir. semai kahvelerinde yer bulabilmiştir. radyonun devreye girmesiyle İstanbul ile ortak merkez olma özelliği kazanan Ankara. sosyal genetiğimizde çok önemli bir yer tutmuştur. Bu gelenek ve bu zihniyet hâlâ devam etmekte.1 0 12 . Bununla.Semai kahveleri.

dolayısıyla K halk şiirimizin. sosyal hayatımızı. taşlama. koşma. çöğür. uzmanlar tarafından sınıflandırılırken şu başlıklar altında toplanır: türkü (Türkî-Türk tarzında). Bu ürünlerin hemen tamamı. destani bir türküdür. ıklığ. hece vezniyle söylenmiş. saz eşliğinde. Köçekçelerimiz ve tavşancalarımız da bu gruba girer ki. bayatı. bestesiyle okunduğundan eminim. tarihimizi. on dörtlü hece ölçüleriyle okunan bu türkülerin güfteleri. Fuat Köprülü. karşılama. edebiyat tarihimizin en seçkin örnekleridir. Kaşgarlı Mahmud’un parçalar hâlinde kaydettiği Alper Tunga Sagusu’nun (ağıt) kopuz eşliğinde. sekizli. araştırılmamış ve üstünde durulmamış bir konudur. ( Azerbaycan’da şikeste). Divanü Lügâti’t-Türk’te. geraylı. yoğunlaştırılıp özetlenmiş hikâye ve romandır. Halk musikisi numuneleri. Halk türkülerimizi yaratanlar. (kopuz. divan ( özellikle Urfa divanı ve Kerkük divanı) ve ilh. hatta oynanan halk türküleri. Halk şiirinin yedili. millî makamlarımız ve usullerimizle ölçülerek bestelenmiş. nutuk. halk musikimizin. Rumeli türküleri. semai. güftelerinin pek azı bilinen şairlerin şiirlerinden meydana gelmiştir. yüzyılların en güzel edebî örnekleridir aslında. Bunların ne yazık ki.1 0 13 . Zamanımızın deyişiyle bu sagu. Halk sazları eşliğinde çalınıp okunan. Armutlu ve Kul Mehmed en tanınmış denizci şairlerimizdir. varsağı. “Yine de kaynadı coştu dağların taşı Akıttım gözümden kan ile yaşı Alınca şişhaneyi seğmenler başı Arpalıktı bize Urumelleri Şimdi mesken oldu servi köyleri” Garp Ocakları Şairleri veya Çöğür Şairleri olarak da nitelendirilen. zeybek. Öğüttür verdiğim tut benim sözüm Severim demeğe tutmadı yüzüm Ah efendim benim a iki gözüm Benim gözüm nûru gönlüm sürûru” ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . destanlarımızı.FIRAT KIZILTUĞ ısaca “Halk Türküleri” başlığı altında toplanan. Bu. efsanelerimizden başlayarak. mani. hem de zamanın çok ilerisinde bir tutumla. Osmanlı donanmasındaki leventlerin çöğür eşliğinde söyledikleri türküler/şiirler bilhassa 16 ve 17. yatugan. semah. çeng. besteleri anonim. on birli. kırık hava. hoyrat. bunları batının oratoryo ve kantatları ile mukayese etmek hiç de yanlış olmaz. kesinlikle yüksek tabaka tarafından söylenmiş ürünleridir. “Siyah ebrûleri duruben çatma Gamzen oklarını âşıka atma Sana gönül verdim beni ağlatma Benim gözüm nûru gönlüm sürûru. nağmeleri kaybolmuştur. ilahî. Kul Mehmed’i “Saz Şâiri” olarak işlemiştir. maya. nefesli çalgılar… ) dile getirmişlerdir. “Bizde roman yok” diye geçiştirilen ve edebî yoksunluk gibi görülen ve gösterilen düşünce tamamen yanlıştır.

Hatta klasik şiirimize ve Türk musikisine bile bazı terimler isim olmuştur. Hastayım yalnızım seni yanımda Sanıp da bahtiyar ölmek isterim. Ziya Gökalp. ciltler dolusu mevzu çıkar karşımıza. semaî. “Çocuktum ufacıktım Top oynadım acıktım Yerde buldum bir erik Kaptı bir alageyik Geyik kaçtı ormana Bindim bir akdoğana Doğan yolu şaşırdı Kafdağı’ndan aşırdı…” Bu dönemin en güçlü şairlerinden Rıza Tevfik. Şiirlerinin çoğu bestelenmiştir. Kendisini yürekten kutlarım. Kayıkçı Kul Mustafa’nın ‘Genç Osman’ şiiri. Dolayısıyla halk Türkülerinin söz varlığını örnek almıştır. Anadolu’muzda sekiz tane Yıldız türküsü vardır. Bu açıdan da değerlendirileceğinden eminim. henüz göremediğim “Halk Türküleri” ile ilgili sözlüğü. Sazıyla okuduğu zaman.Bu şiir. Makam bakımından da çok orijinaldir. Sivas. “Uyan yârim uyan söndü yıldızlar Gün karşı tepeden doğmak üzeredir. Necip Fazıl Kısakürek de halk edebiyatı ve halk türkülerinin et tırnak misali ayrı düşünülmesi mümkün olmayan tarzını benimsemiş. Her sabah güneşi seyreden kızlar Mahmur gözlerini oğmak üzeredir” Âşık Veysel bizim de zamanına yetiştiğimiz ve radyo veya plaklarıyla iç içe olduğumuz şahane bir örnektir. Meselâ. eski nağmesi bilinmediğinden. Türkçeyi. Akdağmadeni. Mehmet Özbek dostumuzun. Tokat yöresindekiler en güzelleridir. Şiirin tamamı edebiyat antolojilerinde yer alır. Türkülerimiz aynı zamanda birer senaryodur. Pekâlâ. sevdiği. eskilerin deyimiyle şerh edilirse. türkü. müstezat. Dolayısı ile de türküdür. Talihin kahrı var her hevesimde Boğulmuş figanlar titrer sesimde O güzel ismini son nefesimde Anıp da bahtiyar ölmek isterim. Sultan Murad’ın Bağdat seferinin -hadi batı tabiriyle söyleyelim. Türkülerimizin güftelerinin türleri. antolojilere veya kitaplara yazıldığı zaman halk şiiri olarak vasıflandırılan bu parçalar Türk edebiyatının pırlantalarıdır. aynı zamanda halk edebiyatı edebî türleri olarak değerlendirilmektedir. en az iki bin yıldır günümüze taşıyan en önemli kaynaktır. Bu besteler. dinlediği bir türküdür. IV.epopesidir. Eğer açıklanırsa. Hatta günümüzde az kullanılan Türkçe kelimeler bile türkülerimizde hayatiyetlerini sürdürmektedir. “Türkçülüğün Destanını” halk şiiri tarzında yazmıştır. Cennetmekân şiirlerini sazı eşliğinde söylüyordu.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Dildeste kitabımızda bu Yıldız türkülerinden birini işlemiştim. formatlarından dolayı şarkıdır. Mahmûr u hülyâyım câm-ı lebinden Kanıp da bahtiyar ölmek isterim. şiirlerini halk edebiyatı neşesiyle söylemiştir. Halk türkülerinin her biri bir tez konusudur. türkü / halk şiiri tarzının çok güzel örneklerini vermiştir. güçlü bir bağlama sanatkârı istese türkü şeklinde çalıp söyleyebilir. bir başka manasıyla hece vezninin ölçüleriyle ihtişamını dile getirmiştir. Erzurum. türkü olarak yediden yetmişe her Türkün bildiği. Lem’i Atlı tarafından nefis bir uşşak şarkı olarak bestelenmiştir. divan. klasik edebiyatı ve Fransız edebiyatını çok iyi bilmesine rağmen. bu konuda ihmal edilmiş büyük bir boşluğu dolduracaktır. Halk hikâyelerimizde bir Kervankıran hikâyesi vardır. Bir olmaz emelin düştüm peşine Vuruldum hüsnünün şen güneşine Güzel gözlerinin aşk ateşine Yanıp da bahtiyar ölmek isterim. Eflatun Cem Güney’in de bu konuda çok güzel çalışmaları vardır. kalenderî. Ama güfte bakımından halk şiiridir.1 0 14 . Belki de halk türkülerinin edebiyatımızdaki tesiri konusunun en güzel numunelerini Rıza Tevfik vermiştir. Yeni Türk edebiyatı akımı döneminde. Edebiyatımızı etkilemesi açısından en güzel örneklerden biridir. Yine o dönemin lirik ve çok yazan şairi Orhan Seyfi Orhon. “Sultan Murad eydür ben de göreyim Nasıl bir yiğitmiş ben de bileyim Vezirlik isterse üç tuğ vereyim Şehitlere serdâr oldu Genç Osman” Halk türküleri.

onların mevzuları. sanatkâr ve sosyologların da dikkatini çeksin istiyor Boratav. halk türküleri etrafında gerek halk edebiyatı gerek halk musikisi bakımından araştırmaların epey bir yekûn tuttuğunu ifade ettikten sonra bu anonim ürünlere ait bol malzeme yayımına ve teknik incelemelere mukabil. VAHAP AKBAŞ Bu tercih türkülerle. 1930’lu yılların sonlarında yayımladığı “Eğin Türkülerinin Başlıca Temleri” başlıklı incelemesinde. Onlar türküyü yalnızca bir propaganda aracı olarak gördüler. Sanatkârın halk edebiyatından. 15 ertev Naili Boratav. Türküler. Çünkü ona göre “orijinal edebiyatını. İstanbul 1939). Solcu edebiyatçıların türkü sevdası.” (Folklor ve Edebiyat I. sanat ve estetik bakımından kıymetleri. denebilir ki yalnızca türkünün kökünün halk içinde olmasından kaynaklandı. müziğini ve genel olarak sanatını arayan bir milletin sanatkârlarının halk edebiyatından alacakları birçok dersler vardır. toplumla ilişkileri.A. P ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Boratav’ın bahsettiği dersleri. en azından yeterince alındığını söylemenin pek mümkün olmadığını düşünüyorum. özellikle türkülerden ders alması kayda değer bir tespittir. geçen bunca zaman içinde gerekli dersler alınmış mıdır? Alındığını. şiirini. Peki. sosyal fonksiyonları üzerine yapılmış araştırma ve incelemelerin hiç mesabesinde kalmasından yakınır. daha doğrusu türkülerdeki ruhla entelektüeller arasına mesafe koyarken bazı yeni nesil okumuşların da türkülere yabancılaşmasına sebep oldu. yalnızca ilmî araştırma yapanların değil.1 0 .

1972). Belki edebiyatçının türküden alacağı en büyük ders bu sıcaklığı. Öyle anlaşılıyor ki Cumhuriyetin birinci. Konya Lisesi’nde çalışırken. cismini nezretmeler ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . çılgın.” ( …) Sonra kıskançlıklar var. sıcaklığıyla açıklanabilir ancak. Buraya da alıyorum: “(Türkülerimizde) İnce. Yanaşsalar türküdeki tohumun onların düşündüklerinden farklı köklü bir toplumu. Onlar türküyü yalnızca bir propaganda aracı olarak gördüler. küsen. bu toplumun duygu ve düşüncelerini. küçük ilgiler bekleyen yönleriyle insan var. Muhtevalarındaki yoğunluktan ve insan üzerindeki tesirinden yola çıkarak. Kan gelir ama türkülerde kanı kanla yunmazlar da onun peşi sıra hemen dostluklar. bir folklor araştırmacısı olan Boratav’ın beklentilerinden çok halk şiirini horlayan. İstanbul. Hafif. söyleyiş ve şekillerle işleyen” Cahit Külebi gibi yazarları. köyün ve köylünün derin ve gerçek sesi olan türkülerden mevzu. tecessüsler var. ulvi. Türküdeki ruhu eserlerine taşıyamadılar. şairleri bir kenara bırakalım.“memleketçilik” rüzgârıyla kaleme alınmış az sayıdaki eserle ve şiirdeki bazı şeklî çabalarla sınırlı tutmamak kaydıyla tabii. şehvetli ve avâre taraflarıyla insan var. yeni edebiyatta halkla sanatçı arasında bir mesafe gözeten Nurullah Ataç’ın seçkinci görüşlerine kulak verdiler. Onun için onca “köy romanı”nı yazanlar. Bu ilişkiyi ne güzel açıklıyor Fethi Gemuhluoğlu. medeniyetimizin ifadesini en iyi şekilde burada bulduğuna inanan Yahya Kemal bile. türkülerin bizde roman işlevi gördüğünü ifade etmişti. Dinlediği türkülerin kendisinde uyandırdığı çağrışımlardan. ifade özelliklerini taşıdığını göreceklerdi. daha doğrusu türkülerdeki ruhla entelektüeller arasına mesafe koyarken bazı yeni nesil okumuşların da türkülere yabancılaşmasına sebep oldu. kaçan. takipler var. nefsini feda etmeler. türkü-insan ilişkisinin diriliğiyle. Bu tercih türkülerle. sıcaklığından söz ettik. üzerinde bıraktığı tesirden bahseder ve “Anadolu’nun romanını yazmak isteyenler ona mutlaka bu türkülerden gitmelidirler. Sonra kan gelir. duyduğu İç Anadolu türkülerini anlatır. anlatım ve benzeri bakımlardan yararlanarak çağdaş eserler çıkaramadılar. diriliği özümseyerek eserine içirmek olacak. Başka vesilelerle aktarmıştım. dil. Birer istisna olarak daha sonra destan ve türkülerden beslenerek anlatım sınırlarını belirginleştiren Yaşar Kemal ve bir bakıma türkülerin dillendirdiğini “yeni görüş. afif taraflarıyla insan var. dil ve söyleyişleriyle ve taşıdıkları kültürel unsurlarla mahallî. denebilir ki yalnızca türkünün kökünün halk içinde olmasından kaynaklandı. Solcu edebiyatçıların türkü sevdası. Asla içindeki ruhu görmeye yanaşmadılar. ikinci kuşak edebiyatçıları.” der (Beş Şehir. Bu özdeşleştirme. Beş Şehir’in Konya’yı anlatan sayfalarında türkülerimizden bahseden güzel bir bölüm var. dışına kaçmak istedikçe kendi içine büzülen. Kırılan.1 0 16 . vefalar adak olmalar. Türkü-insan ilişkisinin diriliğinden. Yahya Kemal de Tanpınar da temleriyle evrensel. millî olan türkülerin nasıl değerli bir hazine olduğunun bilincindedirler. Tanpınar da romanımıza türkülerimizden hareket edilerek varılabileceğini düşünür. Daha çok klâsik musikiye tutkun olan. yüce.

öfkelenen. Tabiat ana var. ayrılık olmasaydı” ya da “Yüzünde göz izi var. su. Hüma Kuşu türküsündeki “Sen ağlama kirpiklerin ıslanır” mısraındaki anlam inceliğini. dil ve anlatım özellikleriyle.1 0 17 . “Şiir. Sonra ilahi nizam var. dil. sevgisi öfkesine baskın çıktığı için hemen barışveren sevgilileri anlattığını düşünemez miyiz bu türkünün? Böyle anlayabilseler. “aşağı inip tut”manın birer mecaz olduğundan yola çıkılsa belki bugün de sıkça karşılaştığımız insanî bir tablo çıkacak ortaya. in aşağı tut beni” türküsüyle ilgili yorumlar içimi acıttı. Edebiyatçı için bu dünya. belki kendilerinin anlatıldığını düşünecek o gençler. bu dünyanın ruhu tükenmez kaynaklardan biridir. gayretli araştırmacı ve denemecilerin üstlenmesi gereken bir görevdir. Kabuğu kırıldığında içinden kanlı canlı. uyandırdığı çağrışımlarla açıklayan yazılar okumayı ne kadar istiyorum. Onu keşfetmek ve doğru tanınmasına. bir toplumu bütün unsurlarıyla kabuğunun içine alan bir nar gibidir.” Dostluk Üzerine. sana kim baktı yârim” mısralarındaki sadelikle. Yunus’un mısralarını andıran “Manda yuva yapmış söğüt dalına” türküsünün “yöresel kültür. sanki sıradanlıkla örtülmüş muhteşem inceliği farkedebilecek bilince erişebilmem için de kılavuzlara ihtiyacım olmuştu.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . tecessüsler var” demiyor muydu? Kıskanan. İstanbul. ateş ve havaya çıkmış namları. Suretlerde aşk var. bir toplumu bütün unsurlarıyla kabuğunun içine alan bir nar gibidir. muhteşem bir dünya çıkar. edebiyat bağlamında. Dört unsur var. içerdiği motiflerle. Edebiyatçı için bu dünya. türkünün yapılış amacı” gibi kriterler gözetilerek açıklandığı bir tebliğ metni okumuştum. Ne yazık ki bu konuda da durum iç açıcı değil. Yine “Yâr üstüme yâr sevdi / O gidiyor gücüme” mısraları ne kadar arı duru. Öğrencileri tebessüm ettiren bu mısraların onların gündelik yaşantısından örneklerle yorumlanmasının nasıl ufuk açıcı bir rol oynadığını gördükten sonra benzer yazıların türkülerin ruhuna erişmemizde ne kadar etkili olabileciğini düşünmeye başladım. Açıklamayla başlangıçta absürd görünen olaylar ince bir hicve ve mecaza ağır basan gerçeğe dönüşüveriyor. Ve nasıl capcanlı bir resim canlandırabiliyor gözlerimizin önünde. takipler var. Siyretlerde aşk var. Öğrencilik yıllarımda. hikâye ve romanlar yetkin kişilerce tahlil ediliyor da türküler neden edilmiyor?” diye sormuşumdur hep kendime. Türkülerde aşklar var. Kabuğu kırıldığında içinden kanlı canlı. söyleyiş güzelliğini Fethi gemuhluoğlu sayesinde görmüştüm. akın eder. 1978). ne kadar tabiî bir bir dille söylenmiş. birikimli. bilinçli. Gemuhluoğlu “Türkülerde kıskançlıklar var. Ayrıca aynı türküdeki “Esvap serdim sicime” sözlerinde ne güzel bir söyleyiş güzelliği var. Bir internet sitesinde “Minareden at beni. “Ölüm Allah’ın emri.Türkü. Uzatmadan şöyle bağlayalım: Türkü. abuk sabuk şeyler söylemişti. Mehmet Kaplan’ın. anlaşılmasına yardımcı olmak da edebiyatçı için bir sorumluluktur. Yunus Emre’nin meşhur şathiyesindeki “Bir sinek bir kartalı kaldırdı vurdu yere / Yalan değil gerçektir bende gördüm tozunu” mısralarından hareketle yazdığı yazıyı hatırlıyorum. bu dünyanın ruhu tükenmez kaynaklardan biridir. Türküleri yalnızca hikâyeleriyle değil. muhteşem bir dünya çıkar. Türkülerdeki bunca zenginliği görebilmek ve gösterebilmek gerekir öncelikle… Bu da. Toprak. estetik değeriyle. Oysa “minareden at”manın. Muhtemelen çoğu genç olan yorumcular türküyü tiye almış. Şüphesiz bu örnekler artırılabilir.

türkülere ve şarkılara dönüşen şiirlerimizdir. şölenlerimizde ve felâketlerimizde hep onlarla kendimizi ifade etmişizdir. fetihlerimizde. İlk ve orta öğretim derslerinde nasılsa hep Batı müziğini öğretirler.1 0 18 . Tarih boyunca sevinçlerimizde. Türk musikisini gençlerimizin derneklerde ve liseden sonra gidilebilecek konservatuarlarda öğrenebilirler. Bu bakımdan en önemli kültür taşıyıcılarımız durumundadır.illi kültürümüzün en vazgeçilmez unsurlarından biri. Çünkü dilimizin Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar yayılışında bu seslerin ve sözlerin çok büyük etkisi olmuştur. hem de Anadolu ve Rumeli’nin kasabalarında bu türküler söylenir şarkılar meşk edilirdi. Türküleri ve şarkılarıyla musikimiz hiçbir sınır tanımıyor. acılarımızda. O M ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . onların hayatlarını ve hasretlerini bir roman derinliğine kavuşturan insanlara hayranlığımızla birlikte minnetlerimizi de ifade edelim. Osmanlı’nın son dönemlerinden beri yöneticilerimiz kendi öz musikimizin seslerine ve sözlerine bu milletin yeni nesillerini hasret bırakmışlardır. Hem büyük şehirlerimizde. Buna rağmen uzunca bir zaman. Bunun ne kadar hazin bir şey olduğunu bilenler bile bir şey yapamaz. Bunu halk ve divan edebiyatı ustalarının dilinden alıp halkın diline ve gönlüne düşüren.

İcracı olduğu kadar müzikolog kimliğiyle de tanınan Mehmet Özbek’in Folklor ve Türkülerimiz (1975) adlı defalarca basılan ve kaynak kitap niteliği taşıyan eserinin ardından. yüzden Yahya Kemal “Şarkılarımız romanlarımızdı” derken. Mehmet Özbek bunların istisnası bir şahsiyettir. onun bakış açısıyla Anadolu şehirlerini ve kültürlerini değerlendiren A. türkülerimizle şarkılarımız üzerine çok az kitap yazılıp yayınlanır maalesef. H. Şifâhi kültürümüzün en köklü ve en yaygın ürünleri olan folklor ve halk edebiyatı verimleri yalnız Türkler arasında değil. bugün Osmanlı tebaası olarak bir geçmişe sahip olan komşularımız bu musikiyi dinliyor. Bütün bunlara rağmen. Türkülerimizle şarkılarımızın bizi söylediğini yeterince anlayıp ona kulak verebilirsek. o bakımdan önemli. konulara tarihi ve kültürel bir perspektiften yaklaşır. Klasik Batı Müziği yanında Klasik Türk Müziği ile Türk Halk Müziği’ni de fevkalâde icra edebilen besteci Fırat Kızıltuğ’u da anmalıyız. o sıcak anlatımların tadına varabilmek. Onların varlığı aslında klasiklerinden habersiz aydınların yabancılığını da ifade eder. Bizi biz yapan kültürel değerlerin başında bu güzel sesler geliyor. Bağımıza Gazel Düştü (2002) adlı kitabında topladığı müzikle ilgili yazılarında. türkülerimizi derinlemesine anlamak ve kavramak için şarttır. Türkülerin Dili (2009) adlı çok kapsamlı kitabını yayınlaması çok önemli bir hizmet oldu. Mehmet Özbek’le Fırat Kızıltuğ gibi icracı olduğu kadar müziğimizle ilgili yazı ve kitaplarıyla da bir müzikolog olduğunu ortaya koyan Bayram Bilge Tokel’in rivayetine göre.” Bu sırrı anlayan şairimiz. birlikte yaşadığımız Hıristiyan ve Yahudiler de bu nağmelerden etkilenmişlerdir. Komşularımızla uluslar arası sınırları kaldıracak kadar güçlü bir iletişim aracına sahibiz. Türk dilinin anlatım gücündeki kudret ve zenginlikle ezginin oluşturduğu âhengi birlikte hissetmek. Türkülerimiz folklorun bir bölümü sayılmasından ötürü. gerçekten tarih şuurunu da idrak etmiş oluruz. Kapaktaki şu cümle önemli: “Türkülerimizdeki sırları çözebilmek. Has bir sanatçı olduğu kadar titiz bir araştırmacı ve derlemeci olan Mehmet Özbek’in bu ansiklopedik sözlüğü gerçekten çok büyük bir emek mahsulüdür. Evet. müzikologların eserlerinden oluşan çok zengin bir kütüphaneye sahip değildir. Tanpınar “Anadolu’nun romanları türküleridir” demiştir. Bunu anlamayan aydınlarımız kadar politikacılarımızla yöneticilerimiz de var. onların çocuklarında da yaşıyor. kanunların yapanlardan daha güçlüdürler. Dildeste (2002) adlı kitabında meşhur şarkıların hikâyesini anlattığı musikimize nasıl yöneldiğini Bandodan Klasik Müziğe (2002) adlı kitabında hatıralarıyla ortaya koyar. İspanya’dan 500 yıl önce Osmanlı topraklarına göç eden Safarat Yahudilerinin müziği gibi Ermeni ve Rum müzisyenleriyle bestecilerinin de Türk musikisi ile ilgileri akıl almaz boyutlardadır. Halkın kültürel zenginliğini yansıtan türkülerimizi halk edebiyatından ayrı inceleyen veya araştırma konusu yapan çok sayıda yazarımız yok maalesef. büyük şair çok haklı: “Bâki kalan bu kubbede bir hoş seda imiş”…■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . ne zaman bir türkü duysam şairliğimden utanırım diyor.İspanya’dan 500 yıl önce Osmanlı topraklarına göç eden Safarat Yahudilerinin müziği gibi Ermeni ve Rum müzisyenleriyle bestecilerinin de Türk musikisi ile ilgileri akıl almaz boyutlardadır. Böyle şahsiyetleri yetiştiren kültür birikiminin büyük kütüphaneleri var.1 0 19 .” Bayram Bilge dostumuz. Shakespeare’in sanırım musikimizin gücünü çok güzel anlatan şöyle bir sözü var: “Bir milletin türkülerini yapanlar. Üstelik bunun hiçbir desteğe de ihtiyacı yoktur. Bunların gelişmesine ve icrasına yardımcı olduğu türkülerle şarkılarımız.

Müziğin hormonların. Müziğin bireysel etkisinin yanı sıra fiziki yapımız üzerinde de etkili olduğu hususu artık tartışma konusu bile değildir. Eflatun Yazılı olarak kayda geçirilemeyen. hafızada çok kolay ve en az kayıpla tutulabilmesi. İnsan vücudunun hormon Giriş ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Müziğin. Müziğin. toplumlar için önemine açık ve net bir vurgu yaptığı açıkça görülen Eflatun’a ait yukarıdaki bu tespitin yerindeliği tartışma götürmez gerçektir. Müzik bireysel/ psikolojik olarak insanı etkileyen bir olgudur. DNA yapısının ve özellikle hücre protoplazmasının etkilediği son yapılan bilimsel çalışmalarla tespit edilmiştir. olay. kolektif hafıza olmasını da sağlamaktadır.) İnsan ruhu ile fiziksel bedeni arasındaki bağlantı ya da etkileşimi hormonlar sağlamaktadır. Ancak sadece bu yönüyle müziği değerlendirmek konuya eksik bir yaklaşım olacaktır.1 0 20 . Müziğin elbette ki insan ruhu bakımından ifade ettiği değer hakkında oldukça fazla çalışma ve araştırma yapılmıştır. Bu sebeple oldukça önemli bir sosyolojik olgu sayılması gereken müziğin iki yönü ile değerlendirilmesi mecburiyeti söz konusudur. (Bu değişim bir de bilgi sağlamaktadır. insan ruhu ve iç dünyasında meydan getirmiş olduğu etkiler müspet niteliktedir. Türkü formunda ve müzik eşliğinde. Türkülerin bir müzik olgusu olmasının yanında.SUAT BULUT Müziğinizi değiştirirseniz sitenin duvarları yıkılır. Bu tespitin bizi götürdüğü önemli sonuçlardan birisi ise hiçbir şekilde değişmez denilen DNA’nın müziğin niteliği ve çeşidine göre değişebilmesidir. olgu ve problemlerin.

tahrip edici bir boyuta taşınmıştır.1 0 21 . Müzik gündeminin en önemli konularında birisi de “tek sesli” ve “çok sesli” müzik tartışmasıdır. günlük ve sıradan bir meşgale olarak değerlendirdiğimiz ve çoğu zaman “ eğlence “ amacıyla dinlediğimiz müziğin oldukça ciddiye alınması gerekmektedir. Bu çerçevede “ çok sesli “ müzik lehine bir ağılık taşıyan bu tartışma konusunun en önemli argümanlarında birisi ise. Bu sebeple. Müziğin kitleleri nasıl etkilediğini gerek dünyada ve gerekse ülkemizde görmek mümkündür. amacı dışında kullanılan her şey gibi. mesela. Oysa Doğu’da bundan yüzyıllar önce. toplumların dinlemiş oldukları müziğin niteliği ile toplumların niteliği hakkında ciddi ipuçları vardır. incelenmesi gereken bir araştırma sahası olacağından hareketle. müziğin de. Tabiatla iç içe olmanın ve kâinatın armonisi ile ahenk sağlamanın amaçlandığı Türkülerde. eğitimde ciddi bir mevki tuttuğu “zevklerin ve renklerin tartışılamayacağı” tezinin tutarlı bir yanının bulunmadığı gözden uzak tutulmamalı. aralarında bir yakınlık hissettiği. Ülkemiz özelinde. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Dinlenilen veya icra edilen müziğin etkisi ve önemi kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Her türlü seviyesizliğin referansı ve meşrulaştırma gerekçesi olan bu söz popülist amaçlarla kullanılan ve “kitle kültürünü “ zımnen onaylayan bir içeriğe sahiptir. dünyaya bakışı ve algılayışı. Eflatun’un sözü ile birlikte değerlendirildiğinde. cahilin cehlini arttırır. “duygudaşlık” kavramında kendisini bulur. eğitim ve terbiye süreci içinde yer alarak bilim olarak kabulünün. matematik. Âşık Veysel’in çaldığı bağlama ile Mozart’ın eserlerindeki melodik paralelliği görmemek imkânsızdır. Müşterek algının bir adım ilerisini teşkil eden duygudaşlık. davul. Aynı müziği dinleyen insanların. Konumuz. “ Türkülerimizin “ değerlendirilmesi suretiyle önemli sonuçlara ulaşmamız mümkün görünmektedir. O h’alde toplumsal bir yapının analizinde. Oysa burada her iki yapıdaki müziğin kendi içinde değerli olduğu ve bu noktada yapılacak bir tercihin. ruh dünyası hakkında ciddi bir ölçü ya da veri olduğu unutulmamalıdır. Ancak şurası bir gerçektir ki. Nitekim bu çalışmaların sonuçlarından bir musiki aleti olan “kanun” Farabi tarafından icat edilmiştir. kaval. tercih edilemeyen diğer tarzı dışlamamasıdır. söz ile müzik bir aradadır. insanların bir araya gelmesinde ve bu birlikteliğin devam ettirilmesinde Müziğin Toplumsal Boyutu önemli bir etken olduğu inkâr edilemez. dinlenen müziğin insanın kişiliği. müziği de gerçek niteliği ve amacından saptırmış ve müzik bu hâliyle insana ve insanlığa vermesi mümkün olan katkı bir yana. “Musiki âlimin ilmini. Müziğin ortak paydayı kavraması. ortak bilinçaltında yer alması ve tek sesli müziğin “telkin” etkisinin çok sesliye göre baskın oluşu bu tarzın tercih edilmesini sağlamıştır. Müziğin bir eğlence aracı olarak algılanması ve kullanılması.sağlama mekanizması dikkate alındığında. müziğin insanın iç dünyasındaki etkilerinin hormonsal salgıları harekete geçirdiği ve söz konusu bağlantı sebebiyle insan fiziğinin de bu yönde etkileşime açık olduğu bilinmektedir. Müziğin tek ya da çok sesliliği elbette ki bir algı. optik ve geometri ile aynı kategoride kabul edilerek (Quadrivium=Dörtlü) bir bilim dalı olarak okutulmuştur. ekonomi. Türk çalgılarının hemen tamamında (bağlama. Doğru olan da zaten müziğin bir bilim olduğudur. Bugün dünya genelinde eğlence sektörünün en fazla istismar ettiği olgu müziktir. siyaset ve benzeri pek çok alanda olduğu gibi bu konuda da olumlu ve ciddi şeyler söyleminin zorluğu ortadadır. İşte bu sebepten olsa gerek. Doğu müziklerinde ve özellikle Türkülerde. tar gibi) seslerin tabiliği ve mekanik olmayışı dikkat çeker. anlayış ve kültür meselesidir. Doğulu toplumlarda müziğin. bir başka ifadeyle Batının “Orta Çağ”ında Müslümanların kurmuş oldukları üniversitelerde (medreseler) müzik. “ çok sesli” müziğin daha çağdaş olduğu yönündeki tutarsız değerlendirmedir.” denilmiştir. tıpkı eğitim. müziğin durumuna baktığımızda ise. müziğin. Müziğin fert üzerinde meydana getirdiği bu ruhsal / fiziksel etkinin önemi daha geniş bir çalışmayı gerekli kılmaktadır. Türk toplumu hakkında. müzikal açıdan tabii seslerin arandığı çok açık görülmektedir. harcı âlem bir bilgi olmakla beraber. Bireysel niteliği ağır basan müzik “duygudaşlık” sürecinde kitleler arasında önemli bir asgari müşterek olarak karşımıza çıkar.

Bu yaklaşımın Türkülerde oldukça fazla örneğine rastlamak mümkündür. Türklerin kadim zamanlardan bu yana taşımakta oldukları dünya görüşü ve algısının günümüze taşımasında önemli bir fonksiyon icra etmişlerdir. Sadece şiir formatında bir eseri aklıda tutmak ile müzik eşliğinde akılda tutmak arasında oldukça fark olduğu bireyse tecrübe ile anlaşılabilecek bir tespittir. psikolojik. Bunun anlamı ise. görülür. Konu bakımından incelendiğinde türkülerin. antik eserler gibi bakmanın ve incelemenin doğru bir tavır olmadığını. türkü üretimini büyük oranda ortadan kaldırmaktadır. türkü formunda değişik nitelikli çalışmalara rastlanmaktadır. Türk isminden türetilmiş bir başka isimdir. Türkiye’de türküler ve daha pek çok şey hakkında yapılan çalışmaların bu nitelikte olduğu ifade edilebilir. Türkünün sadece. varlıkların karşılıklı etkileşimi Türklerin en önemli kozmolojik inançlarından birisidir. olgu ve problemlerin. Türkülerin bir müzik olgusu olmasının yanında. Türk milletinin “Türküsüne” verdiği değeri ve ona yüklediği anlamı ifade ettiği gibi. türküler vasıtasıyla bazen bir dağla dertleşmiş. Bir başka ifadeyle. eşyalara ve cansız varlıklara ruh izafe etmeleri. isim (Türkü) türetilmiştir. Öyle ki. Türkler. yöre. Modernleşmeyle gelen toplumsal değişimler. Oysa “ halk şarkısı “ tabiri genel ve anonim bir anlamı ifade etmektedir. Tarihî süreç içinde Türk tahayyül ve tasavvurunun somutlaşmış biçimleri olan Türküler. tavır. Bunun yanı sıra yapılan son bilimsel araştırmalar. “Türkü”. türkülerin sadece duygusal bir temele dayanmayıp. realist bir anlayışla “kendini ifade etme” formu olarak da kullanıldığı görülmektir. Türkülerin. hayatı ve evreni algılamalarına da yansımış ve bu yansıma haliyle Türkülerde de kendini bulmuştur. etkilenme ve etkileme niteliklerinin bulunduğunu göstermektedir. Bu perspektif ile Türkülerin sosyolojik olarak incelenmesinin yeterli olarak yapılmadığı yukarıda ifade edilmişti. Türklere has ve ona ait olduğunun da bir göstergesidir. bir müzik kategorisi bulunmamaktadır. Türklerin. mizahi ve toplumsal konular gibi hayatın tamamını kuşatan bir muhtevaya da sahiptirler.1 0 22 .Dünyada hiçbir milletinin. hafızada çok kolay ve en az kayıpla tutulabilmesi. hayatın her alanına dair yakıldığı. Algı paradigması içinde. Türklerin hayatında bu derece önemli yer tutmasının en önemli sebeplerinden birisi belki de tarihî süreç içinde. bazen engel gördüğü bir akarsuya beddua etmiş. Gerçekten de müzikle beraber belirli bir düzen de (şiir formunda ) anlatılan olguların. âşıklık geleneği kapsamındaki türkülerimiz için de bu zorluğu kabul etmek gerekir. ■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Bu tespit her ne kadar anonim türküler için daha fazla gerçeklik payı taşısa da. bestelenmiş olanlar. Türkülerini müstakil bir varlık olarak kabul edip isimlendirmişlerdir. kolektif hafıza olmasını da sağlamaktadır. İslamiyete de uzak olmayan bir yaklaşımdır ve bu yaklaşım çok önemlidir. sözlü kültür geleneğinin baskın oluşudur. ekonomik faaliyetler. Cansız varlıklara “ruh izafe etme” inancı Şamanist bir gelenek olmakla beraber. ağız. Türkülerin sosyolojik yönünün ihmal edildiği bir gerçek ve önemli bir eksikliktir. akılda kalıcılığı daha kolay olmaktadır. Türkülere. tarihî. makam gibi teknik boyutuyla incelenmiştir. Türkü formunda ve müzik eşliğinde. olay. Bu etimolojik ve filolojik tespit bile. -Kuantum Fiziği bağlamında. bazen de taşlarla konuşulmuştur. ölüm. hasret gibi konuları içermekle beraber. kozmolojik. Kâinatın devamlı hareket halinde olduğu. Ancak bu “üretim krizinin” kısmen aşılmaya başlanmış olması sevindirici gelişmelerdendir. kendi adıyla andığı. Çünkü türküler. pek çok milletin “halk şarkıları” olsa da bir millet adı olarak Türkü’de olduğu gibi bir adlandırma yoktur. politik. veriler taşımaktadırlar. Bu gerekli çalışmaların yanında yukarıda da ifade ettiğimiz gibi. Türklerin gerek İslamiyet öncesindeki Şamanist / animistik inançları ve gerekse İslamiyet sonrasında da bu anlayışları devam ederek. sosyolojik. Aşk.cansız var- Türk’ü Söyler Türküler lıkların (ruhları olmasa bile) dinamik olduklarını. ayrılık. Dolayısıyla. Yazılı olarak kayda geçirilemeyen. Bir müzik formu olarak Türküler pek çok çalışmaya konu edilmiş. Türk toplumundaki hızlı şehirleşme elbette ki değişik algı biçimleri oluşturmakta ve bu algı kapsamında yeni ve bireysel çabalarla. Yani isimden (Türk). kâinatın hiçbir yönü cansız ve statik değil hep dinamik bir etkileşim içindedir. Bu yönüyle Türkler için “hayatı türküleştirmiş millet” denilebilir. dinî vs. güncel ve hayatın içindedirler ve tahminlerin çok ötesinde zengin.

“akşama pişmiş fasulya… ye ha. Aralarında rint olanları da vardır. Çevre dostuydu. çöp Fahri bir çöpçü olup şehre çok iş gördü Dono Ş ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . ne münkir. bir yandan da küfürler savurur gezerdi. Hristiyan kimdir.. ye!. bilse de ayırım yapmazdı. Ellinde uzun saplı bir süpürge. D. Kâh odun parçası toplar.. Etrafınaydı. çivi. dono O bir divanedir. Ermeni. Görevini hiç aksatmayan iyi bir temizlik işçisi gibi cadde ve sokaklarda çöp toplar. alnı açık hürdü Dono H. Temizliği kendi üstüne başına değildi elbet. Türk. ne de nankördü Dono Çuval omzunda gezer. Onlar için gelecek ve geçmiş yoktur. kâh arar çuval. Divanelerin bir başka yönü de ibnü’l-vakt oluşlarıdır. ehrimizin en renkli en temiz delisiydi Donobet. Bedenine cismine hiç değildi. Müslüman kimdir.” der. ye ha.NECATİ KANTER Bize uymazdı. Ne kilise ne havra ne de cami ilgilendirirdi onu. Yaratıcı ile bir ve beraberdirler.1 0 23 . Sanki aylarca su değmemişti eline yüzüne. Süryani nedir bilmez. kendi işine bakardı Dono. şehrine ve şehrinin cadde ve sokaklarınaydı onun temizliği. Anı yaşarlar. sırtında çuval.

Mahallenin bitirimleri bayramlık elbiseler içinde Hayganuş’u görebilmenin heyecanını yaşamak için pusudalar. ye ha yee!. Dono evdedir.. O yıl “kara kış”ın dondurucu soğuklarında şehrin cadde ve sokaklarında görünmeyince halk onu özlüyor.. İstanbul. Bakışları sabit. Tehcir Kanunu ile iyice azalan gayrimüslimlerin sayısı kala kala ancak beş altı hane Ermeni. On yedisindeydi… Kız Meslek Lisesinde okuyordu. Bizim evin yapımında çalışırken ara sıra sohbet ederdik onunla.... Mahallenin güzeli. sokaklarda ömür sürdü Dono “Akşama pişti fasulya. bulup getirirdi. güzeller güzeli Hayganuş’un saksılara diktiği çiçekleri sular. Hayganuş’tu adı. öykülere konu olan bir Harput türküsü gençlerimizin dilinden düşmezdi. gözleri donuk yeşil… Eğlencelere katılır. Donobet’in yakın akrabası olan Kirkon usta iyi bir duvar ustası. bazen de odasının camını açar.. Onun için istavroz çıkarıp dua ediyorlardı. Ahçiği yolladım Urum iline Eser bad-ı saba zülfün teline Gel seni götürem İslam iline ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .” Hava bulutluydu ama o gün yağmur yağmadı. Yağmur yağar da bu kabukları yağmur suları alır götürürse günahlarımızı da götürmüş olur. Dono’nun küçük oğlu Haygas. keşiş bir dedem vardı. Hz. gideni geleni gözler. düğünleri kaçırmazdı.. Mart ayının ortalarıydı. ye ha. Böylece ettiğimiz dualarımız da Mesih Babamız tarafından kabul olur. Pırıl pırıldı hane halkının elbiseleri. Fransa ve Amerika’da yaşardı. Tabi. romanlara. Öldü möldü mü?” deyip sorup soruşturuyorlardı. Çiftetelli oynarken halk bir yandan kahkahalar atar bir yandan da tempo tutardı.” Attı hep minneti omzundaki çuvala Para indinde pul etmez. “Yahu bu aralar Dono görünmüyor. onlarla sohbet eder. ye ha” diyerek Bize iç derdimizin zehrini öksürdü Dono Akrabalarının çoğu. Benim Allah’ım ne kilisede ne de camide… Hadi oğlum. Olur da o gün düğünde bulunmazsa mutlaka birileri gider.. Müslümanlara yakınlığı nedeni ile kendisini cuma namazına davet eden birine: “Efendi. Allah’tan tek dilekleri yağmurun yağması idi. hadi herkes işine yallaa!. o ne bonkördü Dono Ağalığın beyliğin ardınca o hiç gam yemezdi Gezdi keyfince. Umurunda bile değildir bayram.” Kış boyunca çıkmadı Dono. 14 Mart Paskalya Bayramı. saçları sarı… Fettan… Biraz da fingirdek… O günlerde çok sevilerek söylenen. Ermeni komşularımız tabi ki o gün neşeliydi. o meşhur türküsünü mahallenin çocukları ile söylemekle yetinirdi.. Düğünlerin olmazsa olmazı idi. Gözleri mavi. bir o kadar da Süryani.Sıska ve uzun boyluydu. Senin gibi sakallı. efendi!. Sokaklarda o olmasa da veletler Dono’nun meşhur türküsünü koro hâlinde söylüyorlar. En tanınanı ve en sevileni de Dono ve ailesiydi. Günlerden pazardı. şekerlerin ve kurban etlerinin karşılığını ödüyormuş gibi bir rahatlık içinde ve gururlu. Her gün bayramdır onun için. Bir torunu vardı Dono’nun. hastadır ve bir başınadır. Dono’nun ailesi papazın yönetimi altında dinî törenlerini ifa etmeye gittiler. Paris. Böyle geçti bir kış. Tek katlı evinin sokağa bakan penceresinin önünde oturur. taklidini yapıp kendi aralarında şakalaşıyorlardı.. O söylemişti: “Paskalya Bayramlarında haşladığımız kızıl yumurtaların kabuklarını kapımızın önüne bırakırız. elindeki küçük bakır bir tepsi içine itina ile yerleştirilen paskalya çöreklerini ve kızıl yumurtaları Müslüman komşularına kapı kapı dağıtırken çocuğun yürüyüşü bile değişirdi. “Akşama pişmiş fasulyaa… ye ha. İsa’nın dirilişini dile getiren bir bayram.1 0 24 . Ama ihtiyarlık bükmüştür belini. o da kiliseye davet ederdi beni!. Havalı mı havalı… Biz Müslümanların Şeker ve Kurban Bayramlarında ikram ettiğimiz tatlıların. Hayganuş eşikten daha adımını atar atmaz gençlerden biri ya da bir çocuk korosu başlardı.

Osmanlı savaşta. Ülke üzerine kara bulutların çöktüğü. Ermenistan’da ve Türkî Cumhuriyetlerde söylenen. Amerika nereee.. zor zamanların yaşandığı günler… Savaşla birlikte etnik sancılar da başlamıştır. sarı saçlarını bir kısrak gibi arkaya doğru savurur. Takır takır vuruyordu dişleri. dillerde dolaşır. Acı bir tebessümle gölgelendi ihtiyar yüzü.. Karşısında yedi düvel!. Kapının ardındaki uzun saplı süpürgesine baktı. Harput’un Ebu Tahir Mahallesi’nde Dabaklar’ın Mustafa ile Şehroz Mahallesi’nden Ermeni Nişan’ın kızı Ahçik’’in sevdalarını anlatan hazin bir türkü.. hüzünlenip anılarda geziniyorum o sesi anımsadıkça.. ama kimseye de pas vermezdi.. Ahçik’i yolladım Urum eline Eser bad-ı saba zülfün teline Gel seni götürem İslam iline Yine o dumanlı günlerde Tıpkı Erzurum’da yaşanan ve dilden dile dolaşan Erzurum delikanlısı bir Dadaşla sarışın bir Ermeni kızının ferman dinlemeyen. Tehcir Kanunu ile yöreyi terk ederken akıtamadığı gözyaşlarının alev damlaları Ahçik’in içini yakar… Çökmüş omuzları ve melül bakışlarıyla kaybetmişliğin yoğun hüznünü. Arada din farkı. Boynunu bü- ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 ... en kötüsü de daha seveceklerini bırakmış olmanın acısını yaşar... bu türkü okunurdu. duyduğum her seste yeniden yaşıyorum o anı.. sıcaklığı ve yüreğime ılık bir su gibi akışı… Bugün bile ürperiyorum. dut yemiş bülbül!. Türkiye nere!. Başımı sevdaya salan o Ahçik Aman o Ahçik civan o Ahçik Dono o gün keyifsizdi. sevdiklerini.. Üstüne üstlük bir de Ermeni işbirlikçilerin çıkardığı “Yeprad” adlı gazetenin tahrik edici yayın ve baskısı… Ve umudun umutsuzluğa dönüştüğü bir aşk… Mustafa ile güzeller güzeli Ahçik. Harput’un “Şüşnaz” köyünde bir düğünde görmüştü onu Mustafa… Ortalığın bozuk olduğu yıllar. Gözlerini süzer. Dono’nun uzaktan akrabası olduğu söylenirdi ‘Ahçik’.. hüzünlü. Hayganuş’un yengesi Maran’ın bu türküyü Ermeni ağzı ile söylediği o güzel sesini duyardık bazı geceler. Harput ulemasının ve Ermeni tebaasının katı tutumu nedeniyle bir türlü kavuşamazlar. gönüllerde şahlanan sevdalarını anlatan.... özel eğlence günlerinde hep bu sevda anlatılır. gönüllere yerleşir.” diye geçirdi içinden.” Günlerce dilinden düşürmemiş oğullarının adlarını.. Dono. Vardım kiliseye haç suda döner Dinimden dönersem el beni kınar Mustafa bu aşka nice bir yanar Öyle yanık söylerdi ki güzel gelin Maran. Ermeniler ayakta.. aşkını. Bu isteği yerine getirilmeyince ağzı kilitlenmiş.. Kürsübaşı gecelerinde. sokakların çerçöpünü düşündü. düğünlerde... kim bilir o da bir zamanlar belki Harputlu bir Gakkoş’u sevmişti. acıklı.1 0 25 . Büyük gelini Pulo’nun dediğine göre üç ayı geçkin bir süredir konuşmuyormuş… “Oğullarıma haber salın görmek istiyorum. Dinlediğim her müzikte. Ondan mıdır bilinmez. “Erzurum çarşı pazar” dizeleri ile başlayan “Sarı Gelin” türküsü gibi.Bu bir aşk öyküsü… Sevda ve ayrılık türküsü. Hâlâ kulağımda onun sesinin yumuşaklığı.. Omzunun üzerinden bakıp sımsıkı kapattığı dudakları arasından kendi kendine konuşur Ahçik: -Neden? Mustafa’nın akıtamadığı gözyaşları bu soruya yine aynı soru ile karşılık verir: -Neden? Bu hazin aşk öyküsü türkü olur. Türkiye’de. “Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır.. Ahçik !. Vardım kiliseye baktım haçına Gönlümü bağladım sırma saçına Gel seni götürem İslam içine Hayganuş cilvelenirdi bu türküyü duyunca.

. akrep soktuuu!. Ermenice Türkçe ağıtlar. ahları vahları. Kalkmak için yekindi. Bir kızıl kıyamettir. Ellerini dizlerine vurdu. sonra gençlik hayalleri ile baş başa kaldı. “Gözü çıksın şu ihtiyarlığın da. Acı ağıtları. bir yandan da avaz avaz bağırdı.. dedem ölüor!. Günlerce Dono’yu aradı gözler. sökün etti akrabaları. Ama bu bayram gibi günde hiç olmazsa mahallenin sokaklarını.. içi ak pakdı onun Şorşor’un çağlayanında temiz gürdü Dono Sebeb-i mevtin acep.1 0 26 . dedem. hatta “Beşkardeşler”de duyuldu. “Ah çekti Dono. yetişin!.. yazık. Hayganuş geldi aklıma… Hayganuş’un dudaklarındaki gülümseme.” Aradan çok bir zaman geçmemişti ki.küp saatlerce kımıltısız oturdu çıtır çıtır yanıp nar gibi kızaran saç sobanın yanındaki çiçekli minderin üzerinde... yoksa odun kıtlığı mı? Seni işletmelerin kahrı mı öldürdü Dono Caddeler sokaklar çöpten.. Bayram ayin’inden erken dönmüştü güzel torun Hayganuş.. can çekişior!. hafiften kaşlarını çatarak süzgün tavrıyla nazlanarak fettan bakışları ve iri yeşil gözlerinin önüne dökülen lepiska saçları… Gecenin bir vaktinde evimizin eyvanına çıkıp ay ışığında başımı avuçlarımın arasına alıp Maran Gelin’in o kadife gibi yumuşak sesinden Ahçik türküsünün öyküsüne dalışım... İstemeyerek kafese girmiş kolu kanadı kırık garip bir kuşa benzetti kendini.. iyice takatten düşmüştü. Başımı sevdaya salan o Ahçik Aman o Ahçik civan o Ahçik Kaçamak bir bakışın ardından tek katlı kerpiç evlerinin demir kapısına vurdu anahtarı. Ölüoor! Gittiii… Donobet dedem gitti!.. Kahbe dünyada o bir mert idi mürd oldu İnan et. bizlere birdenbire dert oldu Dono* ■ __________ * Şiir... hayaller ülkesinde gezişim… Toprağın bol olsun Dono!. Dışı gayetle pisti amma. kahrediyordu. Haydar Duman ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . iniltileri. ağlamalar sızlanmalar!. ye ha ye ha ye! Papazın elinde “Kitabı Mukaddes” benim damarlarımda gezinen kâfir şeytan!. bağrı yanık öldü yazık Ne akarsu ne de bolca bir ışık gördü Dono O gün akşama doğru kilisede bir cenaze töreni yapıp alelacele eve getirdiler Dono’yu. Bir gün sonra da sabahın erken saatlerinde “Şa- hinkaya” köyündeki aile mezarlıklarına götürülürken kızları ve yakınları arkasından ağlayıp gözyaşları döktüler... Ayağındaki terliği çıkarıp yanı başında mırıl mırıl uyuyan zavallı kediciğin sırtına indirdi. taaa Gazi Caddesi’nde. saçını başını yoldu.. Ayağa kalkacak hâlde değildi ki.. Ne yapsındı? Artık yaş da kemale ermiş. bir velveledir koptu mahallede.... özlemin de hastalığın da!” diye mırıldandı. hele hele kapılarının önünü süpürememek onu daha da üzüyor. Bu gidişim biraz komşuluk hakkı biraz da meraktandı. Ne dağlardan şehre kadar inen nevruz kokusunu ne de bahçelerde açan badem çiçeklerinin güzelliğini görebilmişti bu yıl. istavroz çıkarışını ve Donobet’in nasıl gömüldüğünü ilgi ile izlerken buruk bir tebessümün ardından nedense onun o meşhur tekerlemesi döküldü dudaklarımın arasından: Akşama pişmiş fasulya. Uzaktan da olsa papazın duasını. “Ölüooor!. akrep soktu. vah çekti.. olmadı… Ellerini açıp çaresizliğini savarcasına boşlukta salladı. Mahallenin yeniyetmeleri Ahçik türküsünün nakaratı ile karşıladı onu. pislikten geçilmez oldu. Sordular: Hasta mıydı? Dediler öldü. ah dedik vah dedik Bizi bu kez bırakıp gitti o beybah dedik. daha içeri girer girmez sokağa fırladı Hayganuş.. feryatları. Ben de gittim Dono’nun cenazesine.. “Kör olası bu romatizma illeti yok mu?. Pek karanlıkta kalıp.

Uçsuz bucaksız türküler derlenir memleketimden. Sevgiyi kaybedenlere inat sevdanın evrenine girmek gerek. insanın özü olduğunu bilenlerdir. acımızı. ‘Havalanmak’tan niçin geri durmalı. yüreklere çöreklenen kasaveti darmadağın eder. Köroğlu’ndan başlayın Seyrani’ye gelin. kimliğimizin en belirgin parçalarıdır. Karacaoğlan. kültürümüzün en canlı. Kimi zaman bir ailenin dramını dile getirmişlerdir ya da bir sosyal yarayı.” Bu iki mısra dahi bütün bir hayat anlayışımızı.. vefayı öğretmeliyiz. kederimizi. kendimizi âdeta bir aynada seyrederiz. Halk şairlerini okuyun. sevincimizi. Kul Himmet’ten çıkın Emrah’la Erciş’e varın. neden mütevazı durmalıyız? Muhabbet sahibi olmanın hikmeti nedir? Türküler bilgi dağarcığımızı zenginleştirir. onları okutmalıyız.MEHMET NURİ YARDIM er şeyi bir tarafa bırakıp çocuklarımıza. Bazen bir aşkı anlatır bazen bir savaşı. sevgisini yitirenlere asırlar ötesinden bakın nasıl sesleniyor: “Dinle sana bir nasihat edeyim / Hatırdan gönülden geçici olma / Yiğidin başına bir iş gelirse / Onu yâd ellere açıcı olma / Mecliste ârif ol kelâmı dinle / El iki söylerse sen birin söyle / Elinden geldikçe sen eylik eyle / Hatıra dokunup yıkıcı olma” Türküler. dünya görüşümüzü özetlemeye yeter. Sonra Tatyan havalarını duyarız. felsefemizi. Güldesteler gelir: “Yiğit olur doğru söyler hile kalmaz sözüne / Yetmiş iki nur yağıyor sevdiğimiz yüzüne / Der Ömer müptelayım hem gaşınan gözüne / Hazreti Yakub’un oğlu Yusuf-u Kenan gelir. sevgiyi. sevgiler ağırlıktadır türkülerde. niçin ‘engin ol’malı. Masmavi bir gökyüzünde kanatlanırız. mutluluğumuzu kısacası bütün duygularımızı bu metinlerde buluruz. Ama sevdalar. “Gel ha gönül havalanma / Engin ol gönül engin ol.. Erdemli olmayı. Muhabbetin. âsâbımızı düzeltir. eskimeyen güzelliklerimizin barınağı halk türkülerimizi işaret etmeli. bizi geniş ufuklara doğru çağırır. Güzel ülkemizin. hürmeti. bozlaklar da. Büyük milletimin yüksek medeniyetinden damıtılan hikmetli mısralar. Onlar yaratılışın manasını kavrayanlardır. Açın bakın kitapları ki yüreğimizdeki yangınları görün: “Uzun olur gemilerin H direği / Yanık olur âşıkların yüreği / Ne sen gelin oldun ne ben güveyi” Yüreği yanık olanların gözlerinden sevgi ışır her yana. Çünkü neşemizi. duygularımızı zarifleştirir. Yüzyıllardan süzülüp günümüze ulaşan bu güzel eserleri dinleyip de coşkuya kapılmayan veya hüzünlenmeyen bir Türk ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .1 0 27 . Temaları ne olursa olsun mutlaka bizim maceramızı dillendirmiştir bu ezgili şiirler. Dadaloğlu’ndan yürüyüp Âşık Veysel’e ulaşın. Geçmişin yaşanmışlıklarını türkülerde görür. Uzun havalar da bizimdir. Türkiye’mizin muhtelif bölgelerine ait birbirinden nefis türküleri vardır.” Anadolu bir türkü tarlasıdır. hüznümüzü. karşı fikre tahammülü.

bentleri dörtlüklerle kurulan türküler. Şiirdeki kıtalar arasındaki bağlantılar da türküleşen eserlere büyük bir ahenk katmıştır. Türküler isimsiz kahramanların eserleridir genelde. Atalarımızın neye ağlayıp neye güldüğünü anlatırlar bize. nasıl söylendiğine dikkat edilir önce. genelde yedi. Ancak genelde türküler işledikleri konulara göre şöyle sınıflandırılır: Aşk türküleri. Her geçen gün yeni türküler derlenmekte ve geçmişten günümüze sağlam bir kültür ve folklor köprüsü kurulmaya çalışılmaktadır. Belki de başka bir yerden akıp gelmiştir kulaktan kulağa. Yapılarına göre türküleri sınıflandıran araştırıcılar bent kavuştuklarını göz önünde bulundururlar. kendi şivelerine. eşkıya türküleri. Ne zaman hüzünlere kapıldıklarını anlarız yanık bir türküye kulak verince. sekiz ve on bir hece ile söylenmişler. aşk türküleri. Öte yandan vezin ve kafiye açısından serbest tarzda söylenmiş türküler de vardır. geniş ufuk ve derinlik hemen fark edilebilir. mizahî türküler.1 0 28 . gurbet türküleri. ahlâk anlayışımızın. Biraz dikkatlice bakılırsa bu metinlerdeki incelikler. Ancak zamanla. Türkülerde sadece aşk-sevda duygularını mı dillendirilir? Ne münasebet! Onlar bizim inancımızın. çocuk türküleri. ancak çok az sayıda da olsa beş ve on beş heceli şiirlere de rastlanır. Dertli. diyaloga dayananlar. ölüm türküleri (ağıtlar) şeklinde tasnif edenler de bulunuyor. pek çok şehrimizin veya beldemizin birbirinden anlamlı ve güzel türküsü vardır. yazıp söylemişlerdir. Zaten türküyü kimin ortaya çıkardığına değil. Dadaloğlu. iş türküleri. Türküler. Kaşgarlı Mahmut’un Divanü Lugati’t-Türk’ünde geçen türkü tarzındaki dörtlükler bu görüşü destekler mahiyettedir. dünya görüşümüzün. Bu tür sınıflama şöyle: Bentleri mani dörtlükleriyle kurulan türküler. türkünün sahibini bilemezler. hatta kültür. Âşık Garip. Türk halk şiirinde kullanılmış en eski türlerden oldukları konusunda ortak bir görüş belirtmektedirler. Daha sonraki nesiller. kullanıldıkları yere ve yörelerine göre veya daha farklı şekilde ayıran folklor uzmanları ve edebiyat tarihçileri vardır. Kolay gibi görünür türküler. Bu tabiidir ve şundan kaynaklanmaktadır: Türkler. insanların dilinde dolaşa dolaşa türkünün asıl sahipleri unutulur. merasim (tören) türküleri. İlk söyleyeni bilinmez çoğu zaman. kısacası kültür ve medeniyetimizin de birer canlı vesikasıdır. türkülerin. anlayışlarına uygun biçime dönüştürmüş ve bu şekilde yaygınlaştırmış. kahramanlık türküleri. bir istek ve arzu ile veya bir heyecan üzerine doğarlar. anonimleşmiştir. bir bölgeden çıkar ve yayılır. Aslolan iç dünyamızı. Onları seviyoruz. Askerler. Ruhsatî ve Emrah’a ait pek çok şiir zamanla türküleştirilmiş ve unutulmaz müzik parçaları olarak Türk milletinin hafızasında yer etmiştir. Türküleri anlayabilmek. sevebilmek için çok fazla çaba harcamaya gerek yok aslında. sade ve doğal dille. yüzyıllardan beri seslendirdikleri türküleri. kendi bölgelerine. Türküleri yapılarına. Türküler dar bir alanda değil toplumun değişik kesimlerinde yaygınlık kazanmış ve benimsenmiştir. askerlik türküleri. gönül kapımızı türkülere tamamen açabilmek. gelin ve güvey türküleri. Türküler artık halkın ortak malı olmuş. özellikler.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .düşünebilir misiniz? Türküler genellikle herkesin rahatlıkla anlayabileceği ortak. Önceleri mahallî iken zamanla millî bir kimlik sergilemeye başlarlar. Sadece onları biraz yürek sesimizle dinleyebilirsek daha çok sevecek ve çevremize de sevdirebileceğiz. hapishane türküleri. savaşların. Veya zaman tünelinden günümüze aktarılan birer günlük… Bir milletin seyir defteri de diyebiliriz bu acı tatlı türkülere. Kerem. gelenek göreneklerimizin. Edebiyat araştırmacıları. bentleri üçlüklerle kurulan türküler ve bentleri beyitlerle (ikili) kurulan türküler. Karacaoğlan. Anonimleşmelerinde ve yaygınlaşmalarında göçlerin. Sanki herkesin hemen uydurabileceği şiirler sanılır. nişan düğün. Oyun türküleri ve Tabiat türküleridir. Dolayısıyla Anadolu’nun bir yöresinde söylenen bir türkünün bazı söz ve nakaratları diğer bölgelerde değişik olarak seslendirilebilir. hece vezni ile söylenmiş. derebeyi. Türküler bir olay. esnaf ve ilim çevreleri arasında olduğu kadar. Bazı türkü sözlerinde ufak tefek farklılıklar olabilir. Bir yöreden. Birçok bölgemizin. mizah vs. tekkelere devam eden tasavvuf ehli tarafından da sevilerek söylenmişlerdir. Türküler geçmişin izlerini bugüne taşıyan birer hâtıra defteri gibidir. yazılmıştır. gurbete çıkanların ve gezgin halk şairlerinin büyük etkisi olduğu inkâr edilemez. Türküleri ninniler. Gevherî. Halk edebiyatımızın en çok sevilen ve yaygınlık kazanan ürünleri olan türkülerin bu kadar benimsenmesinde aşk hikâyelerini özlü biçimde anlatıyor olmaları da önemli bir rol oynar. Köroğlu. Bu yönleriyle saf ve millî edebiyat ürünleridirler. Bu ürünlerin başlangıçta sahipleri bellidir.

1 0 29 .KOÇAKLAMA Hey Köroğlu’m Hey Ayvaz’ım Kanımda kanın dalımda sazın Koynumda muskan alnımda yazın Er meydanında Asyalı reddiyem Bayrak avazlım Hey doratım Doratım hey Suya düşsün aksin Buluta değsin kanadın İz sür iz bırak Asırlar var ki toynağında beratım Hey Köroğlu’m Hey Ayvaz’ım İşmar edin hele bir yol ben de geleyim Nicedir bir öfke kızartır gölgemi Kında koç kılıç Bolu Dağları’nda bileğim Hey kıratım Kıratım hey Kışımda bahar baharda yazım Vursun göğsüme yelin ayazın Uç bir uçtan bir uca Hülyalarıma kon şahbazım Hey yağızım Yağızım hey Solmasın diye bu yerlerin yedi rengi Susmasın diye sözün yiğidi Kuşan gel asrı at bineyim El kim bey kim Ben de bileyim MAHMUT BAHAR ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .

çöğür şairi. âşık. aşkla ilgili konularda şiir söylerler. hürriyetine düşkün insandır. baba gibi unvanlara layık görmüştür. saz çalmaya başlar. Davud. akın. Bade içen âşığın dili ve parmakları çözülür. sıkıntılarını. nota bilgileri dolayısıyla da kolaylıkla saz çalıp beste yapabilen bu kişiler. şahsiyetini bulmuş. halk ozanı. adına ne derseniz deyiniz. ana. kahramanlık konularında ve bade içerken âşık olacağı güzel gösterilmişse. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . badeli âşıklara halkımız “Hakk Âşığı” adını takmıştır. “Halktan biriyim. yiğitlik. Şunu çok iyi biliniz ki âşıklık çok güç bir sanattır. iyi de saz çalıyorum. gürül gürül şiir söylemeye. ozan. o hâlde halk şairiyim. Âşıklık. halk şairliği Tanrı vergisidir. üniversitede okuyup da âşık olduklarını ileri sürenlere rastlamaktayız. Karacaoğlan sazıyla sözüyle Allah’a seslenmiş ve yağmur yağmıştır. siyasi partilerin. onları emre. Bunlar usta halk şairlerine çıraklık yaparak yetişmişlerdir. Gördükleri öğrenim sırasında okudukları halk şairlerinin şiirlerine bakarak onlar gibi şiir yazmaya çalışan. ataları ilk saz şairi Hun Çuçu ve Oğuzların Bayat Boyu şairi Dede Korkut kabul edilen âşıkların / ozanlarının temel özellikleriyle sanat dünyamızdaki işlevleri / rolleri üzerinde kısaca durmak istiyorum. Milletimiz âşığa / halk ozanına bu özellikleri dolayısıyla kutsallık vermiş. Başka bir deyişle çağdaş edebiyatın şairleridir. sendikaların emriyle ve onların görüşleri doğrultusunda yaymaya çalışan kişi de gerçek âşık değildir. gerçek birer halk şairi olmayıp “âşık tarzında şiir yazan aydın şairler”dir. Bu sebeple. derneklerin. Yüce Tanrı her kula bu lütfü bahşetmez. Âşık yapacağı kişiye “pir” veya “pirler” elinden “bade (dolu)” içirir. Bazı halk şairleri de bade içmemiştir.NAİL TAN şık sanatının Cumhuriyet dönemindeki genel görünümüne geçmeden önce kısaca kam. baksı. dede. cırav. abdal.1 0 30 . saz şairi. Günümüzde lisede. Bir Karacaoğlan söylencesine göre. pirleri her gün saz çalan Hz.” demekle halk şairi / âşık olunmaz. Hakk âşıkları genellikle dinî konularda. kuraklıktan yakınan Çukurova köylülerinin ricası üzerine. kul. “Ger- Â Âşık ve Âşıklık Milletinin dertlerini. Âşık.

yüzyıldan itibaren ortaya koydukları çoğu din dışı şiirlerden oluşan bir âşık edebiyatı kolu ortaya çıktı. Rus işgali altındaki Kars’ta Ermeni asıllı Rus Generali. ailesine. Âşık / halk ozanı için. bugüne kadar yukarıda saydığım özellikleri taşıyan pek çok âşık / halk şairi / ozanı yetiştirmiştir. otomobillerin onun dünyasında yeri yoktur. Nasihat destanlarıyla güzel ahlakı yaymaya çalıştılar. Milletinin dertlerini. sıkıntılarını. Kötülüğü. bağlama eşliğinde halka ulaştırdılar. Milletimiz. Arapça ve Farsçaya karşı Türkçeyi. ıklığ. mesnevilere karşı halk hikâyelerini yaratıp yaşattılar. Yunus Emre. Âşık Şenlik’i bir ordu kadar güçlü ve etkili görmüştü. Mehmet Emin Yurdakul gibi) Cumhuriyet Dönemi Âşık Sanatımız ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Milletinin dertlerini sömürerek her şeyi kötü göstermek de her şeyi iyi gösterip hayal dünyasında yaşatmak da âşığın şahsiyetine. halk hikâyeleri anlattılar. radyosu. Türk tekke edebiyatını yarattılar. nefreti. söyleyen dili”dir. beste kabiliyeti yüksek bir sanatçıdır. Cumhuriyet idaresine. Pîr Sultan Abdal. âşık / halk ozanı olamaz. apartmanların. Ahmet Yesevî’nin hikmetleri. hatırda kalıcı duruma getirmek için kopuz. Böylece. milletine candan bağlıdır. Sadece kendilerine halk şairi süsü veren slogan / rejim şairleri vardır. divan müziğine karşı halk müziğini. Şiirlerini daha etkili. Âşık / halk ozanı. âşıklık geleneğini sürdürmesine izin verdiğini çok iyi bilir.. Kul Nesimî ve Hacı Bayram Velî’yle Anadolu’ya. Çok sayıda Sünnî. yediden yetmişe şair bir millettir. Bundan sonra da yetiştirecektir. Köroğlu. derneklerin. Dadaloğlu. Ayetlerin. Âşık Hasan ve Âşık Şenlik gibi kahraman âşıklar yetişti. halk şairliği öyle her kula nasip olmayacak özellikleri gerekli kılmaktadır. iyiliği. Âşık / halk ozanı. Sadece dinî şiirler söyleyenleri. kardeşliği. Alevî. Ancak. ölüm olayından sonra şiirli bir mezar taşıyla noktalanmaktadır. Âşık / halk ozanı. ortak duygu ve düşüncelerinin derleyici ve yayıcısıdır. Türk milleti. hadislerin anlamlarını şiirle halka anlattılar. Balkanlara yayıldı. Aynı dönemde. Görülüyor ki âşıklık. âşık sanatı da. daima sanatı ön planda gelir.çek halk şairinin / âşığının özellikleri nelerdir?” diye sorarsanız şu cevabı veririm: Âşık / halk ozanı. Âşıkların / halk ozanlarının 16. Âşık. düşünen kafası. duyan yüreği. Diğer rejimlerde âşık da yoktur. millî birliği şiirleştiren kişidir. sendikaların emriyle ve onların görüşleri doğrultusunda yaymaya çalışan kişi de gerçek âşık değildir. Kaygusuz Abdal. orduda halk şairlerine önem verilmesidir. Kuloğlu. bölücülüğü şiirleştiren kişi. Âşık. ordunun moralini diri tutmak için halk şairlerinden yararlanıldı. işlevleri. milletinin duygu ve düşüncelerini anında şiirleştiren ve şiirlerini anında ezgiye dökebilen kişidir. gerçek âşık değildir. Türküler yaktılar. milletinin sağduyusudur. milletinin “gören gözü. milletinin hem dertlerini hem de sevinçlerini dile getiren kişidir. Hatayî. âşıklar / halk ozanları sürekli seyahat ettikleri için halkın gazetesi. Bektaşî halk şairi yetişti. Beşikte ninniyle başlayan şiire düşkünlüğümüz. Yani doğaçlaması kuvvetli. sevgiyi. Anonim edebiyat dalında destanlar. Âşıklar / halk ozanları. Savaşlarda. Cumhuriyet idaresinin getirdiği hürriyet ve huzurun. şahsiyetini bulmuş. vatanına. Genç Kalemler’le dilde sadeleşme hareketi hızlanmış. dinleyen kulağı. televizyonu da oldular. 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda Millî Edebiyat dönemine girilmişti. Atatürk ilkelerine ve inkılâplarına yürekten bağlı kişidir. halk ozanlarının toplumdaki eğitim ve sanat görevleri. onlar sayesinde günümüze ulaştı. Kahramanlık destanlarımız. hürriyetine düşkün insandır. Orta Asya’da olduğu gibi Selçuklu ve Osmanlı topraklarında da devam etti. Hacı Bektaş Velî. sanatına ters düşer. Osmanlı İmparatorluğu döneminde halk şairleri yetişmesinin sebebi ise halkın nispeten hür bir hava içinde bulunması. Yani. Âşıkların. Başka milletlerin çıkarları ve ideolojileri doğrultusunda çalıp söyleyenler. Aynı dönemlerde hem dinî hem de din dışı şiirler söyleyen âşıklar / halk ozanları da görüldü. Âşık / halk ozanı. siyasi partilerin. düşmanlığı.1 0 31 .. çöğür. halk şairleri gibi hece vezniyle şiirler yazan şairler (Ziya Gökalp. Büyük paraların. divan edebiyatının karşısında bu iki edebiyat dalında sade Türkçeyle şiirler söylediler.

Onları. 1966 yılından itibaren düzenlenmeye başlayan Konya Âşıklar Bayramı birçok âşığın ünlenmesine yardımcı oldu. İhsan Ozanoğlu (1907-1981) ve Bayburtlu Hicranî (1906-1970) gibi. Derdimend (1894-1980). Kul Ahmet (1932-1997). Hasretî (1929-2000). Memleketçi. Posoflu Zülalî (1873-1959). Halka. 5 Kasım 1931 tarihinde başlamak üzere üç gün süren bir Halk Şairleri Bayramı düzenledi. yetişmişti. Noksanî (1899-1972). Müslüm Sümbül (1940-). Şavşatlı Deryamî (1926-1987). cemlerde sanatlarını icra fırsatı buldular. Mahzunî Şerif (1943-2002). hece vezni ile vatan-millet-bayrak sevgisi şiirimize hâkim oldu. Eminî Düştü (1943-). Mevlüt İhsanî (1928-). Behçet Kemal Çağlar. Âşık Hüseyin (1884-1950). Mihnetî (1929-). ünlenmiş veya ünlenme yolunda yürüyen âşıklar / halk ozanları vardı. Zefil Necmi (1870-1933). Dursun Cevlanî (19001975). Ne yazık ki.1 0 32 . Halit Fahri Ozansoy. Âşık Süleyman bu bayram sayesinde adlarını duyurup üne kavuştular. Altunhisarlı Kemalî Baba (1859-1926). İlhami Demir (19321987). Âşıklar / saz şairleri 1931 yılına kadar Türk Ocakları. sonraki yıllarda birçok ilde bu adla halk şairleri / halk ozanları / âşıklar bayramlarının / şenliklerinin düzenlenmesine yol açtı. Ankaralı Âşık Ömer mahlasıyla şiirler yazdı. Hüdaî (1940-2001). Şemsî (1872-1968). çırakları izledi. Abdulvahap Kocaman (1934-2005). Bu bayram. Karamanlı Gufrânî (1864-1926). Nesimî Çimen (1931-1993). Yusuf Ziya Ortaç. erenlerini anma toplantılarında. Ali İzzet Özkan (1902-1981). Zaralı Halil (1906-1964). şiirleriyle Cumhuriyet’in erdemlerini. Çoğu rahmetli olmuş. Şeref Taşlıova (1938-). Emsalî (1900-1978). Orhan Seyfi Orhon) hatta Yedi Meşaleciler halk şairlerini örnek aldılar. sade dil. Kemalî Bülbül (1928-). memurlar gibi sağcı ve solcu diye ikiye bölünmüşlerdi. Sefil Selimî (1933-2003). Feymanî (1942-). Enis Behiç Koryürek. Bu güçlü âşıkların çırakları. Hasan Devranî (1928-1993). Halil Karabulut (1926-). âşık edebiyatımızda bir dönüm noktası oldu. Kul Sabri (1851-1931). Ahmet Kutsi Tecer ve Rıza Tevfik Bölükbaşı gibi bazı şairler de koşmalar yazıp son dörtlükte soyadlarını. 1932 yılından sonra da Halkevlerinin itibar ettiği sanatçılar oldular. Emin Yurdakul gibi) halk şairlerine özendiler. Orhan Şaik Gökyay. öğrenciler. Âşık Veysel (1894-1973). Yaşar Reyhanî (1932-2006). Baba Salim (1887-1956). Hüseyin Çırakman (1930-). Âşıklar da diğer sanatçılar. Sivas’ta Ahmet Kutsi Tecer ve Muzaffer Sarısözen’in öncülüğünde 1931 yılı yazında kurulan Halk Şairlerini Koruma Derneği. Hecenin Beş Şairi (Faruk Nafiz Çamlıbel. Talibî Coşkun (1898-1976). Metinî (1930-1996). Derdiçok (1871-1936). Ferrahî (1934-1969). Cemal Hoca (1884-1957). âşıklar bayramları ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . günümüzde ustalarının izinde yürüyorlar. Posoflu Müdamî (1915-1968). Türk yenilik şiiri şairleri de (M. Meslekî (1858-1930). âşıkların bir bölümü ekmek parası için ideolojik derneklerin ve aşırı uçlardaki partilerin güdümünde hareket ediyorlardı. Yusufelili Zuhurî (1887-1949). Hüznî (1879-1936). Konyalı Âşık Mehmet (1879-1950). Rahmanî (1942-1993). Bardızlı Nihanî (1885-1967). İbretî (1920-1976). Kul Semaî (1931-). Ruhanî (1931-). halkçı şiir anlayışını başlattılar. Cumhuriyet döneminde doğmuş. Yusufelili Huzurî (1886-1951). Sıtkı Pervâne (1863-1928). Alevî-Bektaşî ozanlar ise Hacı Bektaş’ı anma törenleriyle Alevî-Bektaşî ulularını. Murat Çobanoğlu (1940-2005). Daimî (1932-1983). Bayramın başarısı. Yorgansız Hakkı (1898-1964). Âşık Veysel. Talibî Coşkun. sayıları yüzü bulan bu güçlü âşıklardan bir bölümünün adlarını saymakla yetineceğim: Davut Sularî (19251985).12 Eylül 1980 Harekâtı’na kadar. Atatürk İnkılâplarını anlattılar. Bu bayramlar içinde. Osmanlı döneminde doğmuş. adlarını tapşırdılar. Cumhuriyet’in ilk yıllarında.

5-7 Kasım 1979 tarihinde Ankara’da düzenlenen “Türkiye Halk Ozanları Semineri’nde iki grup âşık arasında kavga çıktı. siyasete kurban eden âşıkların / halk ozanlarının soluğu uzun olmayacak. Millî Folklor Enstitüsü / Millî Folklor Araştırma Dairesinde göreve başladığım 1970 ve sonraki yıllarda. Millî Güvenlik Konseyi ve bakanlar. vakıf veya dernek çatısı altında toplanamamaları. dil zenginliğinden uzaklaşma tehlikesiyle daima karşı karşıya kalacaktır. edebiyat tarihinde ya yerleri bulunmayacak ya da birkaç satırla geçiştirileceklerdir. bu durumda âşık / halk ozanı sanatını sloganlaştırma. koruması dışında sadece âşıklarla Karagöz-kukla sanatçıları kalmıştı. 12 Eylül 1980 Harekâtı’na kadar. Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünde Genel Müdür Yardımcılığı yaptığım 1984-1988 yılları ile daha sonraki yıllarda Bakanlıkta Klasik Türk Müziği. Murtaza Yalçın. Eminî Düştü. devlet opera ve balesi sanatçıları gibi yüksek maaşa kavuştular. 19781979 Ecevit Hükümeti döneminde ise tersi oldu. Çünkü HAGEM’in başına halk ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Ancak. Festivallere maddi destek yönetmeliği yürürlüğe konuldu. o kadar. 1990 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla âşıklar ve diğer sanatçılar üzerindeki ideolojik baskı zayıfladı. 1938 Bayburt Halk Şairleri Bayramı. Bir araya getirme çabalarım hep sonuçsuz kalıyordu. devletten isteklerini küçük. Sivas Halk Şairleri Bayramı ile yine 2007 Bursa Türkiye Âşıklar Bayramı bu konudaki en önemli düzenlemelerdir. Sinema ve Müzik Eserleri Kanunu kabul edildi. 12 Eylül 1980 Harekâtı’ndan sonra âşıklar ve diğer sanatçılar arasındaki ideolojik kutuplaşma zayıfladı. her sanatçı gibi âşığın / halk ozanının da bir siyasi görüşü. 1979’dan beri aralıklarla düzenlenen Erzurum Âşıklar Şenliği. Sivas Halk Şairleri Bayramı. Mesut Yılmaz’ın Kültür Bakanlığı döneminde (1986-1987) Konya Âşıklar Bayramı ve Mevlânâ’yı Anma Törenleri Konya Kültür ve Turizm Derneğinden alındı. Elbette. 1983. Katılım rekoru geçen yıl Kars’ta Âşık Çobanoğlu Âşıklar Şöleni’nde 218 âşıkla kırılmıştır. Ancak. İstanbul’da 1975 yılında kurulan İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu ile Devlet Halk Dansları Topluluğu sanatçılarını geçici işçi kadrosundan kurtarıp sanatçı kadrolarına kavuşturduk. 1984 ve 1986 Kayseri Âşıklar Şöleni. Devlet desteği. ideolojik düşüncesi olacaktır. 2007 III. 1964 II.1 0 33 . Çünkü bakanlar ve üst düzey yöneticiler de bir görüşü benimseyip bize baskı yapıyorlardı. memurlar gibi sağcı ve solcu diye ikiye bölünmüşlerdi. eski kırgınlıklar devam etmekteydi. Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünün bu atılımından cesaret alarak önce Halk Kültürünü Araştırma Dairesi 1990 yılında Devlet Geleneksel Türk Tiyatrosu Topluluğunun kurulması. devlet tiyatroları. âşıkların bir bölümü ekmek parası için ideolojik derneklerin ve aşırı uçlardaki partilerin güdümünde hareket ediyorlardı. cılız örgütler vasıtasıyla ifade etmeleri. Sorunlarını birlikte görüşüp çözüm bulamadılar. Maliye Bakanlığına yazı göndermekle yetinildi. Yine de âşıklar arasındaki gruplaşma aşılamadı. daima sorun yarattı. öğrenciler. Aradaki duvar alçaldı. ‘70’li yıllarda sol görüşlü âşıklarla görüşmemiz âdeta yasaklanmıştı. Âşıklar / halk ozanları arasındaki uygarca ilişkiler başladı derken bu kez de âşıklar / halk ozanları ve diğer sanatçılar etnik milliyetçilik ve mezhep-tarikat baskısıyla karşılaştılar. Türk Halk Müziği. aradaki buzları biraz erittiyse de tam başarıya ulaşamadı. Özel Tiyatrolara Yardım Yönetmeliği çıktı. Ancak. estetik değerlerden. Sanatını ideolojiye. Her sanat dalına devlet desteği geldi. SSK Kanununda iki defa değişiklik yapılarak binlerce sanatçının emekli edilmesi sağlandı. bütünleştiremedi. Telif hakları birlikleri kuruldu. Çoban Hüseyin ve Tahir Kutsi Makal’ın âşıkları birleştirme çabaları. Âşık / halk ozanı yine düşünce silahı olarak kullanılmak istendi.1970’li yıllar sonrası başlayan sağ-sol bölünmesini. âşıkların bir federasyon. 1993 yılında da Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü Devlet Halk Ozanları Topluluğunun kurulması için gerekli Bakanlar Kurulu kararlarının alınmasını sağladı. Tasavvuf Müziği Koro ve Toplulukları kuruldu. Hâlâ. iki müdür kadrosu dışında sanatçı kadrolarının Maliye Bakanlığından alınması konusunda ciddi bir girişimde bulunulmadı. Böylece Türk Müziği ve Halk Oyunları Sanatçıları senfoni orkestrası. Âşıklar da diğer sanatçılar. genellikle ayrım yapmadan bütün sanatçıları desteklemek istediler.

Belediyeler. Sivaslı âşıklar kolay ulaşım ve ekmek parası dolayısıyla İstanbul. ağzı dili olursa bu sanat yaşar. Çünkü bu iki gruptaki sanatçılar. Her siyasal görüşün şarkıcısı. acılarını. özel idareler. ilkesi gereği sanatçıları yönlendirmeye çalışırlar. Davut Sularî. kültür merkezi yapımı ve pahalı orkestra bale. Ankara. Bu işlev kaybolunca. belediye. Bu da sanatı zayıflatmaktadır. ancak özgür ortamlarda gelişeceği. Âşık Şeref Taşlıova ile Murat Çobanoğlu Sivas Devlet Türk Halk Müziği Korosuna sanatçı olarak atandılar. Karslı. ancak sosyalist ülkelerde vardır. Günümüzde de bu sanatın hâlâ bir işlevi vardır. Erzurum ve Kayseri’de kaldı. Günümüzde Türkiye. devlete bağlı bu çok sayıdaki sanat topluluğu. sanatın en büyük destekçisi âşık kahveleri ancak Kars. Âşık Daimî. destanlarını. tiyatro faaliyetleri ve filmler için proje desteği yaparak sanat çalışmalarından ulusun her bireyinin yararlanmasını sağlar. böylece de âşık sanatı ciddi bir darbe yemiştir. Bugünkü âşıkların en önemli eksikliği. Bu iki topluluk. âşık sanatı da ortadan kalkar. rekabet ortamının sanatçıların çabalarını artıracağı. O da halkın. Âşık. Âşıklar / halk ozanları festival. anma töreni sanatçısı oldular. âşığın bir yıllık giderlerini rahatlıkla karşılayacaktır.1 0 34 . AB ülkelerinde sanat toplulukları bağımsız hareket ederler. âşık sanatı bu işlevini yerine getirmezse biliniz ki “âşık sanatı” ölecektir. çoktan faaliyete geçmiş olacaktı. Kültür ve Turizm Bakanlığının 3000 civarında sanatçısı olacak ama 30 âşığa / halk ozanına. sanat ordusu hemen dikkati çekmiştir. Günümüzde TRT’nin 425 sanatçısının Kültür ve Turizm Bakanlığına devri için hazırlık yapılmakta. bugün telif gelirinden pay alıp darlık çekmeden yaşayabilmektedirler. ancak halkın beyni. 10 geleneksel tiyatro sanatçısına hiçbir zaman kadro verilmeyecek. halkın dili olmuş âşıklar / halk ozanları (Âşık Veysel. bir âşık sahneye çıktığında. vergi indirimi. Âşıklar. siyasetin kuşattığı belediyelerdir. Âşık Daimî. Sadece. Bursa ve Antalya’ya yerleştiler. Çorumlu. Âşık. İzmir. Türk milleti. halk onun neler söyleyeceğini çok iyi bilmektedir. Bu açıdan. vali. sevinçlerini dile getirme işlevidir. Nitekim 1990 yılında Bakan Namık Kemal Zeybek’in isabetli bir kararı üzerine. Sazı sözü kuvvetli. artık devlete bağlı bir Halk Ozanları Topluluğu kurulması gereksizdir. halkın dertlerini. Davut Sularî ve Mahzunî Şerif’in mirasçıları bile. Kısacası. ozan ne derseniz deyiniz. sazını sözünü kullanmaktadır. ailesini geçindirmek için mecburen belediye başkanlarının huyuna suyuna göre. çok iyi bilinen sanat ilkeleridir. Bugün. halkı var oldukça âşık sanatı yaşayacaktır. Alevî-Sünnî. gerekirse ders almalıdır. parti) bir sanat etkinliği düzenlediklerinde. Beste olmadıkça. saz şairi. söze iyi ezgi döşenmedikçe âşık sanatı ayakta kalamaz. opera. Düğünlerde halk hikâyesi anlatma geleneği bitti. gözü kulağı. Böyle bir durum. Mahzunî Şerif gibi) hiçbir zaman aç kalmaz. Çünkü çağdaş şairler ve âşık deyişlerini söyleyen halk müziği icracıları onların yerlerini ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . bu görevini. övgü ve güzelleme veya kaba atışmayla âşık sanatı yaşatılamaz.bilimi dışından yöneticiler getirilmişti. Türkiye’de siyasi kuruluşlar (bakanlık. “parayı veren son sözü söyler”. bu konuya önem vermeli. Kültür mevzuatının taraması 2006 yılında yapılmış. yüreği. Kurultay’ın ortak sorunları dile getirici bir sonuca ulaşmasını yürekten temenni ediyorum. Devlet. Âşık Veysel. AB’ye üye olma konumunda bir ülkedir. Özellikle Erzurumlu. İzmit. Halkın diline düşmüş bir beste. duygu ve düşüncelerini ifadeden gittikçe uzaklaşmaktadırlar. sanat güçleri oranında örgütlenemiyorlar. Geçmişte bu sanatın Türk dilini. kendilerine para ödeyen bakan. Türkiye’de âşıklar. Bakanın karşısına çıkamıyorlar. Günümüzde. Günümüzde en çok âşıklar şöleni düzenleyen kuruluşlar. sağ-sol ayrımı yapmadan Başbakanın. âşığı ayrılmıştır. güzel saz çalmalarına rağmen türkü yakma yeteneklerinin zayıflığıdır. halkın dertlerini. aynı yıllarda Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğüne bağlı olarak kurulsaydı. Yakın dönemde âşıklarımız. Daima biletli müşteri bulur. halk müziğini yaşatma işlevi vardı. belediye başkanı ve diğer siyasileri övmek için saz ve sözlerini kullanma mecburiyetinde kalmışlar. türkücüsü. Âşık. Sanatın. sivil toplum kuruluşları sanat etkinliklerini düzenlerler. AB’ye girmek istiyorsak böyle. Oysa âşık. Bakanla birlikte görevden ayrılacaklarını biliyorlardı. sevinçlerini dile getirmelidir. acıla- rını.

yüzyıla girerken bizi türkülerimizden yoksun bırakmadın. Arap ve Acem’in edebî türlerini alırken. diğer sanatçılara tanınan haklardan bunun için yararlanamıyor. Ülkemizdeki en kötü müziğin temsillerine. 1990 yılından beri 10 Karagöz ve kukla sanatçı kadrosu da tahsis edilmedi. 21. Cumhuriyet davetlerine çağrılmazsın. sevinçlerini söylemeye devam edeceksin. sazı sözü çekilmez insanlar olarak görüldün. Aranızdaki görüş farkını. Selçuklu-Osmanlı devlet katında (Sultan Abdülaziz dışında) ve divan şairleri nezdinde daima horlandın. Sadece ordu sefere çıktığı zaman. smokininiz yok. İngilizce. yazarlara bir göz at! Onların gördüğü itibarı. Bütün sanat kuruluşlarına kadro dağıtılır. 20. Sen ki. divan edebiyatı şairleri. insan ve tabiat sevgisini. 21. lavta. en değersiz müzik olan “arabesk”in de tuzağına düşmedin. ıklığ çaldın. Oysa Veysel. Kaba saba köylü. Yılbaşı. kültürel kimliğinin önemli bir bölümünü armağan ettin. ama sana diğer sanatçılara verilen hakları vermezler. Sen ki.alacaklardır. güzel ahlakını. memurları. çöğür. 21. Kültür ve Turizm Bakanlığının halk müziği derlemelerinde ilk başvurulan kaynak oldun. Fransızca kelimeler kullanıp entel görünemezsiniz. millete. acılarını. Teselli için söylüyorum. bu yüzden hapishanelere düşen sanatçılara. Halkın uzattığı kuru ekmeği. yüzyıllar boyunca sana hor bakanlara. elde ettiği imkânları bir düşün! Bana hak vereceksin! Sen ki. halk edebiyatını. Binlerce ciltlik eser ortaya koydun. bayrağa bağlılığı. Arif Sağ. Yeniçeri saz şairleri bu sayede biraz itibar gördüler. sorunlarınızı dile getirirken lütfen bir yana bırakınız. ud. Sana verilmez. diri olun!■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Sen ki. halkın dertlerini. kanun. türküler yaktın. yüzyıla girerken bizi anadilimizden yoksun bırakmadın. santur. Atan Dede Korkut’un. Türk milletine destanlarını. türkülerinle milletimize daima hoşgörüyü. memurları.. Türkçe şiirler söyledin. iri olun. lütfen sorunlarınızı. doğruluğu dürüstlüğü. bilginleri. Selçuklu-Osmanlı yöneticileri. Söylediklerine burun kıvrıldı. Sen ki. Türk milletine anadilini. pasta niyetine yiyeceksin. âşık / halk ozanı. başbakan olup kaderinizi değiştirecek değil ya? Âşıklar.1 0 35 . yüzyılda.. Hacı Bektaş Velî’nin dediği gibi. halıları kirletirsiniz. İran mesnevilerini tekrarlarken. TRT’nin. Edebiyatımızın temellerini attın. devleti tenkit ettiği için sevilmiyor. Konservatuvarların. ney. kudüm çalmaya çalışırken. Zülfü Livaneli gibi… Sen ki. yüzyıla girerken bu durum ne kadar değişti dersin? Gene sanatçı sıralamasında en sondasın. sol elle yemek yemeyi bilmezsiniz. hakaret eden. kaval. Çileni çekeceksin! İçinizden biri. şiirlerinle. ilgisiz kalanlara aldırmayıp sanatını sürdürdün. öz müziğini. haksızlığa karşı çıkmayı ve hak aramayı öğrettin. 1993 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla kurulması öngörülen “Devlet Halk Ozanları Topluluğu”nun kadroları bir türlü çıkmaz. Onların değerlerini. Türk milletinin sanatçısıydı. Yanılıyorsun dostum! Türkiye’de devleti değil tenkit. Türkçe konuştun. Selçuklu-Osmanlı yöneticileri. destanlarını. Altınızda cipiniz. Sizin işiniz kesat dostlar! Çünkü papyon kravatınız yok. bakan. Türk milletine atalarından gelen insani değerleri ve güzel ahlakı da armağan ettin. Gene aynı şeyi yapacaksın! Âşık / halk şairi / ozanı çile adamıdır. aydınları. Onlar da sizin gibi öksüz/yetim sanatçılar. Onların saygınlığına ortak olamazsın. Türk milletine dilini armağan ettin. askeri yüreklendirmek amacıyla hatırlandın. Hoca Ahmet Yesevî’nin şiir geleneğini sürdürdün. yani Âşıklara Hitabımdır arabeskçilere “Devlet Sanatçılığı” unvanı verilir. Acem müziğinin peşine düşüp şarkı. Musa Eroğlu. vatana. Sen halktan gördüğün sevgi ve saygıyla yetineceksin. Viski içmeyi. 1998 yılında Veysel’in hatırına Köşk’e çıktınız ama yanınızda diğer sanatçı grupları yoktu. halk hikâyelerin anlattın. sıkıntılarını söylediği. gazel. kısacası. en kalitesiz. sanatseverleri Arap ve Acemlerin peşine düşüp onların dillerinde şiir yazmaya çalışırken. bilginleri. aydınları. Sen ki. markalı otomobiliniz olmadığından gittiğiniz yerde çamurlu ayakkabılarınızla mermerleri. sanatseverleri Arap. ozanlar. hiç kimseden çekinmeden dile getiriniz. Türk milletine öz müziğini de armağan ettin. bağlama. Davul zurnayla neşelendin. kaside söylemeye. İçinizden bazıları diyecekler ki. daima bir olun.

Türkülerde. Türkülerde dile gelen hikmet ve atasözleri kıvamındaki sözleri ezgi eşliğinde dinlerken. Yalınlığı. Hatta bireysel bir aşk yüzünden kanayan bir kalbin acısını paylaşan toplumun iniltisini duyabildim. Türkülerin bir toplumu sarmaktaki gücü ve becerisi. doğallığı ondandır türkülerin. arılığı. Doğrudur. Kısacası beşerî duygulara. İçtenliği halktan yana olduğu için de haktan yana olmuştur. kendimi her zaman bir bilge kişinin karşısında gibi hissederim. Bu türkülerde ne gibi bir sihir veya cazibe var diye. içtendir ve berraktır. kendi kendime sordum? Yıllar sonra türkülerdeki cazibenin veya sihrin ne olduğunu kavramaya başladım. 36 H ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . folklorumuzun en zengin kurumlarından birini oluşturduğu bir gerçektir. hiç kuşkusuz ezgilere döşenmiş olan sözleridir. Dolambaçlı ve kaypak değildir. Çünkü halk saf ve yapmacıksızdır. içindeki sözlerin toplumun ortak duygu ve düşünceleri ile dünya görüşünü yansıtmasından kaynaklanıyor olmasında aranmalıdır. yaşanan ıstıraplara sahip çıkan toplumun dili olmuş türküler. musiki sanatının da ulaşılması zor olan bir zirveyi simgeler. Sanki deneyimli birinin öğütlerini dinliyormuşum gibi gelir bana. Uzun zaman bunun sebeplerini araştırdım.SUPHİ SAATÇİ alk edebiyatımızın beslediği türkülerin.1 0 . doğanın getirdiği karşı konulmaz felaketlerde yaşanan faciaların dile gelişine tanık oldum. duruluğu. sadece özlü söz hazineleri olmakla kalmayıp. Türkülerin. Toplumun yaşadığı maceranın destanı olduğunu hissettim. aynı kaderi paylaşmış insanların geçmişten gelip geleceğe yönelen akışının terennümü olduğunu anladım. Medeniyetimizin üstün yanını sergileyen türküler. Damıtı- Türküleri bu denli özel kılan ve bütün bir toplumu sımsıcak duygularla saran gücünün başında. Dili saf ve yapmacıksızdır.

aynı topluluğu birbirine bir harç gibi tutturmuştur. ancak itiraf etmeliyim ki bir türkü kadar başarılı olamadım. herkes Kerkük’ü. Coğrafyasının aynası ve zaman zaman haritasıdır türküler. Böylece toplumun kimliği ve aynası olmuştur.la damıtıla. sınırların ötesine geçen gücü ile bir anda milyonların kalbine doğru yöneliyor ve yüreklere oturabiliyor. gurbette yoldaş. Bir türkünün verdiği mesaj. Vatan onda dillenmiştir gayrı. ruh. lale ile sümbül yahut güldür türküler… Tarlada başak. özlenen sevgilidir türküler… Sözleri irfan. topluluğu ve halkı çağrıştırır. aşkın çıkmazı. çektikleri acıları ve iniltileri duyar. yerli buralıdır türküler… Göklerde bayrak. ipek kuşaktır türküler… Sevdanın dili. Birkaç kez söyledim ve anlattım. Sonra usulce dağıtır efkârımızı… Kısacası. o toplumunun ortak malı ve millî mirası hâline gelmiştir. bakış ve inanışlarını perçinleştirmiştir. kendi toplumunun kimliğini ifade eder. Ben de kimliğimi türkülerde buldum doğrusu. Onun için ne zaman türkülerden söz açılsa. yaşama sevinci katmıştır. yurdumun barışı. onun gül yüzü ve sıcak elidir türküler… Uzun yolda arkadaş.1 0 37 . inanç. Daha sonra bu sözlerin. aynı toplumun musiki görgüsünü ve anlayışını belirli bir ezgi kalıbı içinde kazandığı kıvamı bulması ile türküler. Türkülerin bir toplumu sarmaktaki gücü ve becerisi. bellerde gümüş kemer. yârimizi. maddî nitelikteki toprağa anlam. toprağımın her bir karışıdır türküler…■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . yaşanan tarihin ajandası türkülerdedir daim. Simgeleşen türküler. sıcaklık. Coğrafyayla bütünleşen türküler. bitmeyen gecelerde sırdaştır türküler… Baharda bülbül. Yalan dolan bilmeyen türküler. onların yaşadıkları dramları düşünür. Bu sebepledir ki türküler. her okunuşta belli bir bölgeyi. Her zaman yine ifade etmek isterim: Bunca yıl Kerkük’ü. asaletini ve has şiirlerden bile üstün olan yanını ne kadar güzel anlatmış Eyüboğlu… Türküleri bu denli özel kılan ve bütün bir toplumu sımsıcak duygularla saran gücünün başında. Türkü artık salt duygu ve mesaj olmuştur adeta. hiç kuşkusuz ezgilere döşenmiş olan sözleridir. ana gibi sımsıcak yüreği apaktır türküler… Astığım bayrak. ananın aşı. Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun şu mısraları gelir aklıma: Şairim Zifir ikaranlıkta gelse şiirin hası Ayak seslerinden tanırım Ne zaman bir köy türküsü duysam Şairliğimden utanırım. Türkmeneli’ni ve Irak Türkmenlerini hatırlar. Türkülerin gücünü. vatanın nüfus cüzdanı ve kimlik kart gibidir. duygu. Söylenen bir türkü beni en kısa. yattığım yataktır türküler… Mehmetçiğin savaşı. gezdiği vatan. güzelin nazı. Bazen bir kor gibi ortaya çıkarır küllenen aşkımızı. Yaşanan macera. Irak Türkmenlerini anlatmaya ve tanıtmaya çalıştım. Coğrafyayı vatana dönüştüren türküler. bazen bir ananın sıcaklığı gibi sarar içimizi. Bu yüzden kimi türküler. ananın niyazıdır türküler… Dağların maralı. Oğlunun yolunu gözleyen anaya tesellidir türküler… Özlenen sevgili. uzandığı menzil. Hüzünle tatlandırır sevincimizi. Aynı coğrafya parçası üzerinde yaşayan insanların ortak duyuş. süzüle süzüle ve durula durula kristal saflığında ve şairlere meydan okurcasına sözün özü hâline gelmiştir. bastığım toprak. ortak maceranın ve ortak kaderin ürünü olmuştur türkü. yol gösteren insandır türküler… Bebenin beşiği. Ortak hayatın. dedenin musalla taşıdır türküler… Aşığın avazı. en kestirme yoldan tanıtmıştır Türkiye’ye: Altun hızmav mülayim Seni haktan dileyim Yaz günü Temmuz tabax Sen terle men sileyim Gün gördüm günler gördüm Seni gördüm şad oldum Bu türkü duyulduğu zaman. içindeki sözlerin toplumun ortak duygu ve düşünceleri ile dünya görüşünü yansıtmasından kaynaklanıyor olmasında aranmalıdır. kalbi yaralı.

Şüphesiz. Konya’da bulunduğu günlerde Konya Hapishanesinin kadınlar koğuşundan yükselen türkü sesleri. türkülerin bize böylesi zengin bir imkânı sunması. Onlarda ne söyleyenin sanat endişesi ne dinleyenin estetik haz duyma arzusu vardır. musikiye dönüşmüş şekilleridir. Der ki: “Bu türküleri dinlerken içimde Konya birdenbire canlanır. yol gösteren. taş toprak gerçekliğinin ötesine geçer. bu şehirleri anlatırken onların mimari yapılarından. Anadolu topraklarında kurduğumuz kültür ve medeniyet yapımızın şifrelerini barındıran eserlerdir. İstanbul ve Konya) anlatır bu kitabında… Yazılış gerekçesini de “onların arkasında kendi insanımızı ve hayatımızı. Bu yüzden onları da türküler kadar sever ve önemli bulurum. insan ve toplum yapısını anlatmaktadır. vatanın manevi çehresi olan kültürümüzü görmek” şeklinde açıklar. Tanpınar bir Anadolu fotoğrafı çizer bize ve biz o fotoğrafa bakarak Anadolu’yu daha iyi anlama imkânı buluruz. Olanı. Bu bakımdan duygusallığının yanında aynı zamanda son derece gerçekçi metinler olarak karşımıza çıkarlar. türlü ten yorgunluğu ve iç darlığı dolu acı dert kervanlarını bu şehirde tanıdım. Şehir.” Tanpınar’ın bu yorumlarını okuduktan sonra. Anadolu’yu tanımanın önemli bir malzemesi hâline gelmektedir. “Beş Şehir”1de Konya ile ilgili bölümde yer alan birkaç paragraflık kısım… Bilindiği gibi Tanpınar. türkülerden bahseden müstakil bir yazı değil. Zaman içinde yeni söz ve beste imkânlarıyla yaşamaya devam ederler." e zaman bir türkü dinlesem doğal olarak aklıma bende türkü sevgisi uyandıran şu iki yazı ve üç şiir gelir: Zira bunlar. Zira bütün bunlar.” Bu canlanmayla Konya’yı hem tarihî geçmişiyle hem de bugünkü hayatıyla kavrama imkânı bulur. Erzurum. doğallığıyla. onu Anadolu’nun ve Anadolu insanının gerçekleriyle yüz yüze getirir. hiçbir zaman eskimezler. Mesela şiir. Çünkü türküler hayatın içinden doğarlar. Tanpınar. Böyle olduk- N ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . içtenliğiyle ilgilidir. ortak hikâyesine dönüşmüşlerdir. çeşitli insan ve tabiat manzaralarından ve musikiden hareket eder. Dahası. keder. Ankara.. Olayların söze. Her biri kendi dilince bir toplumun dünya görüşünü. Sonuçta. bütün bunlardan sonra şöyle demekten kendini alamaz: “Anadolu’nun romanını yazmak isteyenler ona mutlaka bu türkülerden gitmelidirler. Tanpınar. Bu yüzden öylesine yalın ve içtendirler. Tanpınar’a ait bir metin. Tanpınar. onları sevmemde olumlu etki yapan metinler oldu.insanı müspet ve menfi tüm özellikleriyle tanımanın neredeyse tek imkânıdır türküler. türkülerimizdir. Ama yürek diliyle yapılır bu anlatım. başka hiçbir edebî türde böylesine gerçekçi değildir. türküler. Bu yazılardan ilki. ele aldığı insanı idealize ederek. Ama bu. Bu durum. bizim için büyük bir daha geniş bir anlam coğrafyasının öznesi. olduğu gibi yansıtırlar.MUSTAFA ÖZÇELİK ". tiyatro dramatize ederek. gerçeğin sınırları dışına çıkarabilir. hayat tarzını. Başlangıçta onları belki bir kişi söylemiştir ama zamanla anonimleşmişler ve böylece halkın ortak diline.1 0 38 .. “Ben Orta Anadolu türkülerini o gurbet. Konya’yı anlatırken Anadolu’yu tanıma ve anlama imkânlarına bir unsur daha ilave eder.” demekten kendini alamaz. benim türkülerin gizli dünyasına girebilmemde bana imkân sağlayan. Bu unsur. onun için bu manada büyük bir zenginliktir. onların öncelikle.”hayatımın tesadüfleri” dediği beş şehri (Bursa. Konya.

Yalansız.. onun romanını. ele aldığı insanı idealize ederek. Madem romanın-biz buna şiiri ve tiyatroyu da eklemiştik-konusu insandır öyleyse bu tür eserleri yazabilmek için insanın olduğu bu metinlere ilgi duymamız gerekir. pek çok kişi için de öyledirBedri Rahmi Eyüboğlu’nun “Türküler Dolusu”3 başlıklı şiiridir. Biz. onlarla gülmüşüm” Peki. bölgede. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Burada “nasıl” meselesini daha iyi anlayabilmek için yazının devamına da bakmalıyız. sevdasız ve yalnız kalmak” olduğunu belirten ifade türkülere neden ve nasıl önem vermemiz gerektiğini açıklayan çok vurucu bir tespittir. yüce. Bunu da şöyle açıklar yazar: “Türkülerde ve şarkılarda şiir var. riyasız… 3. şefkatli ve avare taraflarıyla insan var. töreler var. Bu yüzden Tanpınar’a katılmamak mümkün değil. Ama türkülerde durum böyle değildir. Türkülerde memleketimiz vardır. Bu demektir ki. türkülerin bizim için ne anlam ifade etmesi gerektiğini belirten ifadelerdir. tiyatrosunu yazacaksak türküler elimizin altında duran en önemli kaynaklardır.” Sözün burasında Tanpınar’ın cümlesini bir daha hatırlamak gerekir. coğrafyada doğmuşlarsa oranın tabiatına. Bende türkü sevgisini onulmaz bir sevdaya dönüştüren ikinci yazı ise Fethi Gemuhluoğlu’na aittir. 2. türkülerde şairi. Bu yüzden şöyle der şair: “Ne zaman bir köy türküsü duysam Şairliğimden utanırım Şairim Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim Onlarla ağlamış. kalanı. ne yazanı Altlarında imza yok ama…” İşte bu “ama”dan sonrasında söylediği şu mısra türkülerin asıl gizemini fısıldamaktadır bize! “İçlerinde yürek var. hayatımızı.“sözleriyle belirtir. İnsanla türkü birbirinden ayrılamaz iki kavramdır. Bu durum. tiyatro dramatize ederek. Hafif. türkülerde ara Yemen’i Öleni. Ve asıl mühimi yüreğimiz ve gönlümüz var. nedir. Türküler konusunda beni etkileyen şiirlere gelince… Bunlardan ilki -eminim bu. öğrenmek gerekir. şiirini. Önce. yaşama kuralları var. güzelliği ve zenginliği olarak görür: “Ah bu türküler. Dahası. metnin ikinci paragrafında türkülerin çok önemli bir özelliğine daha dikkat çeker.. gerçeğin sınırları dışına çıkarabilir. insanımızı tanımak için kitaplardan öte birer imkândır türkülerimiz. gerçekçiliği. Zira hatırasız. hikmet var.ları için de hangi toprakta. sevdasız ve yalnız kalmak meselesi insan olma meselemizle doğrudan ilgili konulardır. Türk Yurdu dergisinin Nisan 1959 tarihli 2. ciğerimize kadar işler. ana sütü gibi candan” olmaları… Bu yüzden Eyüboğlu’na göre de tarihimizi. “Kitaplarda değil. nasılsak öyledir türküler. Yazının daha ilk cümleleri. çılgın. gidip gelmeyeni Ben türkülerden aldım haberi. Onlar canımıza. şiirin hasıdır. Yazar. Yazar bunu “İnce. Onların içine insan kokusu sinmiştir. sayısında yayımlanan ve daha sonra yazarın “Dostluk Üzerine”2 kitabına da alınan “Türkülere merhaba” başlıklı yazı da türkü güzelliğinde ve içtenliğinde bir metindir.” Eyüboğlu da türkülerin anonimliğini onların bir özelliği. hayat tarzına.” Dolayısıyla insanı müspet ve menfi tüm özellikleriyle tanımanın neredeyse tek imkânıdır türküler. sansürsüz. “ Türküler bitip tükenirse hatırasız. Mesela konu Yemen mi? Şair doğal olarak şöyle diyecektir. türküler biz olduğumuz için vardırlar.1 0 39 . Yine bu yüzden “memleket ahvalini”. gelenekler var. gerçekçi bir portreyle sunulur. bu alıntının başında söylenen ve türküsüz kalmanın “hatırasız. şairliğinden utandıran özellik… Sahiciliği. köy türküleri Ne düzeni belli. ulvi. Buna göre türkülerde anlatılan insan. bunun gerekçesini de şöyle açıklar.” 4. Başka bir deyişle onlar varsa biz de varız. afif taraflarıyla insan var. Mesela şiir. başka hiçbir edebî türde böylesine gerçekçi değildir. “Türküler ve şarkılarda halk var. “memleket ahvalini” olduğu gibi yansıtmalarıdır elbette…”Ana sütü gibi temiz. Anadolu’yu ve Anadolu insanını tanımak istiyorsak. İnsan var. Milletimiz vardır. Millet var.. Ama türkülerde sadece bunlar yoktur. onlardan sormak. Onlar. sevdasız ve yalnız kalırız” diyen yazar. yaşanan olaylarına ve olayların kahramanlarına ayna tutarlar. “Kirazın derisinin altında kiraz Narin içinde nar Benim yüreğimde boylu boyunca Memleketim var” mısralarıyla başlayan bu şiirin de daha başında aynı gerçeğe vurgu yapılır.

Öyleyse hatırasız. A. dağlara çıkıp nara atan yiğitler. Kimi zaman küçümsediğimiz bile oldu. memleketime özgü Yiğit köy delikanlılarının İncir çekirdeği meselelerle birbirlerini kurşunladık- ları Birinin ölü dudaklarından sızan kan daha kurumadan Üstüne cehennem güneşlerde mor sinekler konup kalkan Diğeri kan-ter içinde yayla yollarında Mavzerinin demirini alnına dayamış Yüreği susuzluktan bunalan İçinden mapushane çeşmeleri akan Ansızın parlayan keklikleri jandarma baskını sanıp Apansız silahına davranan Nice delikanlıların figüranlık yaptığı Yazlar bilirim memleketime özgü” Bu bakımdan bu şiir. memleketimin insanlarına dair”4 başlıklı şiiridir. Erdem Bayazıt. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . sen yani biz. Ben. hasret. Sebeb Ey.” Gemuhluoğlu da bu durumu. 1958. Bedri Rahmi Eyüboğlu. Zira şiir baştan sona bir Anadolu hikâyesidir. hatırasız sevdasız yalnız kalmak şeklinde ifade etmekteydi. 2. Türk’e özgü” anlamına gelmektedir. “Türk” adının sonuna. bana. vatanımız. Okuduğumda bana türküleri hatırlatan bir başka şiir ise Erdem Bayazıt’ın “ Sana. Oysa onlar. daha şiirinin başında “Türk” ile “türkü” arasındaki münasebete dikkat çeker. Varlık yayınları. insanlarımız…. O da şudur: Asırlar boyunca şifahi kültürle beslenmiş bir kavim olan Türkler kendilerini ifade vasıtası olarak türküyü seçmişlerdir. Fakat metin tamamen türkü duyarlığına yaslanan bir metindir. Zira Tanpınar’ın dediği gibi “Mazi daima konuşur ve hem cemiyetlerin hem de şahsiyetlerin mana ve hüviyetini. sevincimize. tümüyle onların türkü duyarlığıyla ve diliyle hikâyesidir. 4. İstanbul. memleketimiz. Dostluk Üzerine. Elbette başka milletlerin de bizim türkü olarak isimlendirdiğimiz tarza da ürünleri vardır. İstanbul. vatanıma. 1978. Boğaziçi yayınları.1 0 40 . Edebiyat dergisi yayınları. “Telgrafın tellerini kurşunlamalı…” Bu bilinçli bir tutumdur. mahpushanedeki mahkumlar… kısacası bütün bir hayatımız ve insanımız… Şiir. Bu yüzden millet olarak tarih boyunca kendimizi ifade için en elverişli tür olarak seçtiğimiz türkülerimiz acımıza. bizi bu manada anlatacak şiirine bir türkü mısraını “Telgrafın tellerini arşınlamalı” mısraını küçük bir değişiklikle girizgâh mısra olarak seçer.■ ______________ 1. gencecik âşıklar. Ankara. “Yazlar bilirim. bizim aynı zamanda mazinin konuşan diliyydi. sadece bir şiir olarak değil çağdaş formda söylenmiş bir türkü gibi de okunmalıdır.Benim içimi bir türkü gibi titreten diğer bir şiir ise Âşık Veysel’in “Türk’üz Türkü Çağırırız” şiiridir. sahne sahne bir film gerçek- liğinde bütün bir Anadolu anlatılır. 2001.. Ve öyle okunursa hem bu şiiri anlamanın hem de bu şiirden hareketle türkülerimize uzanmanın imkânlarını buluruz. Türküler.İşte bütün bunlar bir şiirin de konusudur. bu yüzden bu yönleriyle de incelenmesi gereken metinlerdir. Onlar hep vardı ama biz onlardan uzaklaştık. Nitekim Âşık Veysel de bu durumu: Bayramlarda düğünlerde Toplantıda yığınlarda Sıkılınca dar günlerde Türk’üz tünkü çağırırız Yaylalarda yataklarda Odalarda otaklarda Koyun gibi koytaklarda Türk’üz türkü çağırırız. Fethi Gemuhluoğlu. Hamdi Tanpınar. Beş Şehir. Ama türkünün Türk’le münasebetinin olduğunu söyleyenler bize meselenin başka bir yönünü de gösteriyorlar. 5. mısralarıyla belirtir. gurbet. yaşadıklarımıza ayna tuttukları gibi aynı zamanda bizi millet yapan değerlerin de taşıyıcısı ve ifadesi olan metinlerdir. Dergâh yayınları. Bu şiir Âşık Veysel’inki gibi türkü kavramını doğrudan ele almaz. sevdasız ve yalnız kalmak istemiyorsak “türkülere merhaba!” demenin ve tarihî şahsiyetimizin mana ve hüviyetine yeniden dönmek istiyorsak insanımızın hayatına bakarken “türkülerle merhaba!” demenin vakti gelmiş demektir. Ama şair. Zira kimi yorumlara göre “Türkü” kelimesi. Dördü Birden. Bu şiirin türküye yaptığı vurgu daha adından başlar. çıplak ayaklı ırgat çocukları. Dolayısıyla “Türki (Türkü): Türk’le ilgili. millet olarak hepimiz. çekirdekliğini tarihilik denilen şey yapar. İstanbul. oğullarını yitirmiş analar. 3. Şair. Aşk. Arapça ilgi eki olan “i” ekinin getirilmesiyle ortaya çıkmıştır. Kare kare. Bu imkâna kavuşmak son derece önemli… Zira türküsüz kaldık. 1973. ölüm… Tarlada çapa yapan kadınlar.

Bir müddettir biz. “Gel bakalım” diyor öfkeli bir şekilde polis amca.. Bir gece. ilk sebze halinin oradan Bahçelievler Mahallesi’ne doğru giderken Cumhuriyet Caddesi’nde oluyordu bunlar. gamzedeler” mi diyordu Halit arkadaşımız? Gamzedeler gamzedeler Oğul bu gün gam vurur Kibarım gam zedeler Amman aman aman ah Ü Hele zalım sinemi hekkak delmez Hele kurban delerse gamze deler Di gel kara gözleren kurban ben olam Onun sesi daha mı yanıktı? Gökyüzünde yıldızlar. bir o kadar da meraklı idik. Var mı delikanlılığın raconunda arkadaşını yarı yolda bırakmak? Doğru karakola. “mektebin bacaları” derken.. Mevsim yazdı. Cumhuriyet Caddesi’nden. kendine güveni olan. Buna rağmen rahat. İki arkadaş anında derdest olmuştu. öksüz ve yetim bir biçimde terk etmiş üç arkadaştık. Olmuyor. kötü birer yağlı boya resim gibi durmakta. Biz mektebi. Akşam karanlığı basınca çarşıda buluşuyor. “Gamzedeler. Diğer arkadaşımızın ise babası yoktu. birkaç polis memuru önümüzü kesip. Bana da bir hoş geldin yapıyorlar tabi. Gökyüzünde yıldızlar o biçimdi. Havalar bir hayli güzel gidiyordu.. Kapıdan giriyorum. türkü söylüyorduk. Ben bir koşu sıyrılmaktayım badireden. ense kökümüzü kızartıyorlardı. askeri zevatın oturduğu lojmanların önünden başlayarak.. “Mektebin bacaları – Ders verir hocaları” türküsünü söyler olmuştuk. Cıvıl cıvıl çocuklardık.. Tek katlı bahçeli evlerdi.Mektebin bacaları NURETTİN DURMAN ç arkadaştık. Bu da yetmiyormuş gibi enselerimizden kıl çekmeye başlıyorlar. ben sokak aralarına. ■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Bingöl’de. Bir iki voltadan sonra yapamıyorum. gene böyle. Çocukluktan yeni çıkmış delikanlılığa adım atmıştık.1 0 41 Harput musikisi korosu .. niye hep bu türkü vardı dilimizde? Üçümüz de okuldan kopmuştuk onun için miydi? Peşinden. Neden oluyordu bunlar hiç anlamıyorduk! Sesimiz çirkin miydi? Yoksa güzel türküler mi yoktu repertuarımızda? Neden di bilmiyorduk! İki de bir. Her birimiz bir yerde çalışıyorduk. suratımızı. İkimizin annesi ölmüştü. Mektebin bacaları (vay lele lele lele) Ders verir hocaları (uy amman can kurban) Kim yârimi sorarsa (vay lele lele lele) Odur birincileri (uy amman can kurban) Niye söylüyorduk bu türküyü. “Siz halkı rahatsız edersiniz ha?” deyip. Arkadaşlar karakola. oturduğumuz Bahçelievler mahallesine doğru giderken türkü çağırmak merakına tutulmuştuk. Bir acıyor ense kökümüz bir acıyor ki.”Sen de bunlarla idin ha? Haaa? Seni gidi seni?” Arkadaşlarımın suratları kızarmış vaziyette. “durun bakalım” demesinler mi o korkunç sesleriyle. Suçumuz geceye girerken türkü söylemekti. Yürüyüp gidiyorduk. dilimizde türküler. geziyor. En çok da.

MEHMET ÖZBEK
ile türküler üzerine

Yenilik daha güzeli yaratmak için tutulan zorluklarla dolu bir yoldur. Yeninin eskiden daha iyi olması gerekir. Zaman zaman her türlü çarpıtmaya yenilik adı verilegelmiştir. O güzelim 'Evlerinin önü boyalı direk' türküsünü birileri çarpıtarak gitarla söylediler. Hani ne kaldı onlardan geriye, işledikleri günahtan başka.

TANER NAMLI
Türküleri, sadece söylemiş olmak onları yaşatmak anlamına gelmiyor. Siz de bu anlamda, türküleri söylemeden ziyade anlayabilmenin önemli olduğunu söylüyorsunuz. Türküleri nasıl anlamamız gerekiyor ya da yıllar önce hazırladığınız bir halk müziği programınızın adıyla size sormak istiyorum: “Türküler ne der?” bizlere. Öncelikle Türkçenin en güzel en sıcak söylenişiyle, Türk toplumuna mahsus, duyguların erişilmez ölçüde derinleştiği, aşk ve ızdırabın yüksek bir hayal gücüyle sergilendiği şairane bir anlatımla karşılaşırız türkülerimizde. Tabii ki seçmesini bilmiş isek. Türküler bir yönüyle eğlendirici bir özellik taşısa da diğer yönden düşünce, his ve heyecan yüklü şiirlerdir. Bazı şairler (!) bunlara manzume, yani ölçülü biçili sıradan sözler demişlerse de rahmetli Bedri Rahmi Eyüboğlu “Türküler Dolusu” şiirinde: Şairim Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası Ayak seslerinden tanırım Ne zaman bir köy türküsü duysam

İstanbul’da okunan gazellerle biçim ve tavır bakımından hiçbir ilgisi olmayan, taa Artukoğulları ve Uzun Hasan’ın Harput’taki saraylarında çalındığı ve Horasan erlerinden miras kaldığı söylenen; ağırhava adı verilen gazeller Harput musikisinin şeref belgeleridir.

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

42

Şairliğimden utanırım Şairim Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim Onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm… diyerek gereken cevabı vermişti. Türküleri içinde gizli olan yerel, sosyal, psikolojik ve tarihsel sırlarıyla değerlendirerek dinlemek gerekir. Örnek olarak: Çanakkale içinde aynalı çarşı Ana ben gidiyom düşmana karşı… diye başlayan türküde eğer biz düşmanı, sıradan bir savaştaki rakip olarak görürsek türküyü dinlemiş oluruz. Ama oradaki düşmanı, Anadolu üzerinde emperyalist emelleri olan, o zamana kadar eşi görülmemiş ölüm araçlarıyla hiç durmaksızın saldırarak yeri göğü, havayı suyu cehenneme çeviren Batılı güçler olarak algıladığımızda, türküyü anlamış oluruz. Çanakkale Türküsü, düşmanın Türklerle girdiği imtihan meydanından insani dersler alarak mahcup ayrılmasının hikâyesidir. Bu türküyü, olaya ait anekdotlarla değerlendirdiğimizde ortaya koca bir roman çıkar. Şöyle ki, tahta bacağıyla yaralı İngiliz askerini hastaneye taşıma gayreti ile gösterdiği insan sevgisinin, ancak “Mehmetçik”e ait bir erdem olduğunu; okumasız yazmasız köylü delikanlıların zor durumlarda kıvrak zekâlarıyla ne harikalar yaratabildiğini görürüz bu türküde. Adları bilinmeyen binlerce şehidin yasını tutan bu ağıt, bir türkü değil, meçhul askerlere adanan bir anıttır. Yaratıcısı gibi dizelerde konuşanların da adları bilinmiyor. Belli ki uzaklarda can vermiş bir kahramanın şehadetine yanan bir ananın, bir bacının ya da bir eşin duygularıydı bu sözler; belki de geleceği gören bir ermişin “Ooof gençliğim, eyvah!” diye yakınışı idi. Çanakkale Türküsünün dinleyiciye ulaşmamış dizelerinde, içli duyguların, kahreden ıstırabın yalın bir dille anlatıldığını görürüz. Türkünün kahramanı olan, daha bıyıkları terlememiş, ama göğüslerinde dev bir yürek taşıyan gençlerin birer keramet ehli olduklarına inanmamak

imkânsızdır. Daha bir saat önce cephe gerisinde tüfek kullanmayı öğrenen, bir saat sonra belki de şehadet şerbetini içecek olan bu gençler, dumanla kaplı Çanakkale tablosuna hüzünle yerleştirilmiş birer melektirler bu türküde. Bir de deyişlerimizde Arapça, Farsça kelime ve tamlamalar vardır ki bunların hem manasını hem de terim olarak arka planlarını bilmeden bu deyişlerin de demek istediğini pek anlayamayız; “Filan ne güzel okudu, ne güzel sesi var.” ya da tersini söyler geçeriz. Mesela Sıtkı Baba’nın şu deyişine bakalım: Nağme nazlı yârin hâk-i payına Benim için yüzün sür kerem eyle Secde kılan kaşlarının yayına Bir dem divanına dur kerem eyle Burada nağme, mektup; nazlı yâr, Hacı Bektaşi Veli; hâk-i pay, ayak tozu toprağı; kerem eylemek, büyüklük göstermek, iyilik etmek; secde kılmak, namazda olduğu gibi yere kapanmak, niyazda bulunmak; kaşlarının yayı, mihrap, pirin bulunduğu yer. Kaş, şekli bakımından tasavvufi şiirde hem cami, mescit vb. yerlerde kıble yönündeki duvarda bulunan ve imamın durduğu girintili yer olan mihrap anlamında kullanılır hem de Arap harfleriyle yazılmış “bismillahirrahmanirrahim” ibaresine benzetilir. Dolayısıyla bunları bilmeden, Sıtkı Baba’nın: “Mektup, benim için bir iyilik yap da Hacı Bektaşi Veli hazretlerinin kapısına git, ayaklarına kapan, yüzünü ayağının tozuna sür, duada bulun ve emirlerini bekle.” demek istediğini anlayamayız. Veya: Kuyudan su çekerler tulumınan Kızı gelin ederler zulumınan... Sevmediği birine gelin giden bir kızın durumu özlü bir şekilde bundan daha güzel nasıl ifade edilebilir! Türkülerimizin ve hatta halk oyunlarımızın modern yorumlamaları, gösterimleri yapılıyor. Bu modern sunumları nasıl değerlendiriyorsunuz? Modernden kastınız “moda olan” ise bunları pek ciddiye almıyorum. Gelip geçici bir heves,

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

43

rüzgâra yazılmış bir hikâye olarak kabul ediyorum. Yok, eğer “yenilik” ise, bence yenilik zaten başlı başına bir amaç değildir. Yenilik daha güzeli yaratmak için tutulan zorluklarla dolu bir yoldur. Yeninin eskiden daha iyi olması gerekir. Zaman zaman her türlü çarpıtmaya yenilik adı verilegelmiştir. O güzelim Evlerinin önü boyalı direk türküsünü birileri çarpıtarak gitarla söylediler. Hani ne kaldı onlardan geriye, işledikleri günahtan başka. Burada esas olan eski olanın nesinden kopmak istediğimizi ve yeni olanın da neyini kabul etmemiz gerektiğini çok iyi bilmemizdir. Müzik sanatında evrenselleşmek istiyorsak, yabancı biçimlerin körü körüne taklit edilmesi ve müzikteki bütün ulusal ögelerin yok edilmesi yolunda değil, müzik sanatının temel unsurları üzerine oturtulmuş ulusal müzik kültürümüzün diğer uluslarla paylaşacağımız derecede geliştirilmesi ve zenginleştirilmesi yolunda çalışmamız gerekir. Bunu bazı sanatçılarımız, öz çalgılarımız üzerinde takdir edilecek derecede yapmaktadırlar ki bunlar da eskinin geliştirilmiş yeni boyutlar kazandırılmış biçimleridir. Örnek olarak, Erdal Erzincan, Erol Parlak gibi sanatçıların curada yeniden gündeme getirerek geliştirdikleri parmak ve şelpe teknikleri, bunların kullanıldığı müzikler gibi. Halk oyunu olarak değil, ondan mülhem dans sunumu, sahne sanatı olarak “Anadolu Ateşi” topluluğunu beğeniyor ve takdir ediyorum. Bilgi, estetik çaba, ciddiyet ve emek var. Boş bir heves değil. Her yörenin kendine ait türküleri var. Ama bazı türküler bütün Türkiye’ye veya bütün Türklere hitap gücünü kendinde buluyor. Bunu neye bağlıyorsunuz? Anadolu insanının ortak duygu ve düşüncelerini yansıtan türküler yerellikten çıkarak bölgesel hatta ulusal olurlar. Toplumun tümünü derinden ilgilendiren olaylar üzerine yakılmış türküler… Örnek olarak, Havada bulut yok bu ne dumandır türküsü, toplumumuzun bütünü tarafından benimsenmiştir. Bir milleti toptan ilgilendiren bir olay üzerine yakılmış olan bu türkü, Yemen Harbi üzerine ve bu harbe gidenlerin arkasından yakılmış ümitsizliğin çığlığıdır.

Sadece Anadolu müziklerini değil Müslüman Türk coğrafyasının türkülerini de derlediniz, incelediniz. Türkülerin Türk dünyasını birbirine bağlamadaki rolü hakkında ne düşünüyorsunuz? Türküler, dil ve anlatım bakımından en yalın ve en sıcak müzik eserleridir. Millî geleneklerimizden edindiğimiz derin bilgi ve birikimi özümseyerek yaratmış olduğumuz türküler, insan varlığının bir ihtiyacı olan sanatın en kolay en yaygın; dolayısıyla en etkili dallarından olan müzik ve edebiyatın ortak ürünüdür. Bu bakımdan Türk dünyasında iletişim ve etkileşimi sağlamada başvurulması gereken en önemli araçtır. Aydın dili zamanla değişime uğrasa bile geniş topluluklara seslenen türkülerdeki halk dili değişime uğramaz. Özellikle Kerkük türkülerine olan alâkanız çok fazla. Bu ilginiz nereden geliyor? Ben Urfalıyım. Araştırmış olanlar bilirler ki Urfa halkı ile Kerkük, Musul halkı arasında hem tarihî hem de sosyal bir bağ vardır. Bu, halk arasında bir efsaneye de bağlanır. Bu efsaneye göre Urfalılar Kerküklülerin dayısıdır. Kerkük’ü görmek isteyenlere eğer oraya gidemiyorlarsa Urfa’yı görmelerini öneririm. Konuşma dilinden halk kültürüne kadar her şeyin bu kadar ortak olduğu bir ilimiz yoktur. Urfa’da Bedesten’e girdiğinizde kendinizi Kerkük’teki Kayser’de (kapalı çarşı) zannedersiniz. Bu ortak kültürle birlikte 1959 yılında Kerkük’te Türkmenlere karşı girişilen hayâsız katliam ve aynı yıllar Bağdat Radyosu’ndan dinlediğim, ezilen bir milletin feryadı olan hoyratlar beni çok etkilemişti. Sanat hayatına başladığımda bu feryatları Türkiye’ye taşıma gayreti içine girdim. Bunu kendime görev edindim. Çok da etkili oldu. 60’lı yılların sonunda ülkemizde Kerkük’ün neresi olduğunu bilmeyenler çoktu. Unutturmuştuk, uyutmuştuk. Onları uyandırdık ne yazık ki şu hoyratı söylemek mecburiyetinde kaldım: O yanmadı Ben yandım o yanmadı Kırk yıl hoyrat çağırdım Ankara oyanmadı (Mehmet Özbek)

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

44

oyanmadı. ama tutku ve öfke halk diliyle ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Türk halk müziği içerisinde çok ayrı bir yerde duruyor. Harput musikisi üzerine düşüncelerinizi alabilir miyiz? Mahallî kültürün. onu uyarmak. onun duygu ve düşünce dünyasına seslenerek onda güzel hayallerin uyanmasını sağlamak. taa Artukoğulları ve Uzun Hasan’ın Harput’taki saraylarında çalındığı ve Horasan erlerinden miras kaldığı söylenen. bir olaya dayalı türküler başka yönlerden etkiler beni. Kayabaşı ya da hoyrat denilen yüksekhavalar ise aşk dolu çılgın gönüllerin içli haykırışlarıdır.1 0 45 . Her birini başka açılardan değerlendiririm. Bir de bilgiç bilgiç söylerler: “Her türkünün bir hikâyesi vardır” diye. Kaşların bismillah veçhin Beytullah Seni öz nurundan yaratmış Allah Sevmişem ben seni terk etmem billâh Aşkın hançeriyle vursalar beni (Sıtkı Baba) Bunun hikâyesi olur mu! Bunlar düşünce ve sezgi mahsulü deyişlerdir. ağırhava adı verilen gazeller Harput musikisinin şeref belgeleridir. Harput ağzını kusursuz bir şekilde kullanan tam bir Harput beyefendisi olan rahmetli Hafız Osman Öge bu söylediklerimizin simgesidir. meçhul sanatçının ustalığını ortaya koyan bir buluştur. Osman’ımın mendili saman sarısı Osman’ımı vurdular gece yarısı Osman’ıma gıyanlar gahpe idi hepisi… Şiiriyet yok. anonim halk şiirinin mahiyetini ve sırlarını öğrenmek isteyenlere bir lütuftur Harput türküleri. Eskiler buna galat-ı meşhur derlerdi. Büyük aşkların yaşandığı. bazen hüzünle son bulan sevdaların yarattığı ıstırap. taa Artukoğulları ve Uzun Hasan’ın Harput’taki saraylarında çalındığı ve Horasan erlerinden miras kaldığı söylenen. Hele Fransızca olan desen sözcüğü ile yapılan cinas. Türk müziğinin kuramını. Elazığ’ın şu dörtlüğü bende derin hayaller uyandırır: Gülde seni Kokladım gülde seni Gözlerin menevşedir Yanağın gül deseni Sevginin bu kadar zarifi. Urfa ve Kerkük yörelerinde ufak farklarla aynı olduğunu da belirtmeliyim… Her türkünün bir hikâyesi var mıdır? Ne kadar yaygın bir yanlışlıktır bu. Mahallî ve usta ağızla söylenmiş türküler başka. Sanatçının görevi toplumu uyarmak. makam fikrine ve fasıl tertibine dayalı bir musikidir. harekete geçirmek değil midir? Harput musikisi. Yalnızca olay türkülerinin hikâyeleri olur. nasıl değiştiğini bilmeyenlerin sarf edeceği bir sözlerdir bunlar. ağırhava adı verilen gazeller Harput musikisinin şeref belgeleridir. Burada kaynayıp coşan müzik kültürünün Azerbaycan. Hangi türküler sizi daha çok etkiliyor? Türküleri pek ayırt etmem. anlaşılacağı üzere halk ağzında uyanmadı demektir. millî kültürün bir alt basamağı olduğunu latif ezgileriyle yüzlerce yıldır vurgulayan Harput musikisi. Olur mu öyle şey! Bunu.İstanbul’da okunan gazellerle biçim ve tavır bakımından hiçbir ilgisi olmayan. estetiğini. folkloru bilmeyen ve halk müziğini tanımayan insanlar söylerler ancak. yüreklendirmek. Harput. Harput musikisi bir ibadet musikisidir. İstanbul’da okunan gazellerle biçim ve tavır bakımından hiçbir ilgisi olmayan. Harput türkülerinde bolca dile getirilmiştir. Harputlu. Türkülerin nasıl yakıldığını. musikisini icra derken Tanrı huzurundadır sanki vecd hâlindedir sanki. tasvirin bu kadar güzeli çok etkilemiştir beni. şiiriyeti olan türküler başka.

Daha ciddi bir terminoloji birliğimiz yok. Sayın Hocam. sanatçılar bunun farkına varmadan okuyorlar. Çok sevdiğim bir zeybek havasıdır… Bir Harput türküsünden iki dize: Lütfü geçsin telgırafın başına Bir tel çeksin Yemen’de gardaşıma… Bu iki dize beni alır götürür ta ki gözlerim doluncaya kadar. Dergimiz adına çok çok teşekkür ediyoruz. kalıpları. Ancak mahallî havaları orijinal ağızla söyleyen sanatçıları ve bir de mahallî ağızla değil de eğitilmiş bir üslupla türküyü eğmeden bükmeden adam gibi okuyan sanatçıları çok beğenirim. motifler ve arka planları… Bunun gibi Elazığ türküleri ele alınabilir: Doğru ve geniş metinler. Türkü yorumlamalarını beğendiğiniz birkaç isim arz etseniz… İsim vermemin doğru olmayacağını düşünüyorum.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . kültürümüze ihanettir. karar sesinde değil de özelliğini taşıdığı bir makamın ya da çeşninin üç. Ben Müzik Dairesi Halk Müziği Müdürlüğünden ayrıldığımda (Haziran 1986) TRT repertuvarında 1750 civarında ezgi vardı. Devlet Türk Halk Müziği Korosu ve TRT radyoları sanatçıları en çok beğendiğim sanatçılardır. Yeter ki okumak istesin. yanlışlıklar düzeltilir. Türkülerimizin ezgi ve ritm yönünden analizi yapılmamış. Konservatuarların hâli ise yürekler acısı. O kadar çok problem var ki. halka hakaret. yörenin karakteristik motifleri. Bizden sonra Anadolu insanına aniden ilham geldi galiba. Hâsılı daha çok işimiz var. Çalgılarımız evrensel anlamda etüt edilmemiş. üniversitelerin ve araştırmacıların katkılarını değerlendirebilir misiniz bu anlamda? Güzel sesleriyle ezgilerimizi icra eden birkaç solist dışında TRT’nin türküler üzerinde olumsuz yönde katkılarından söz edebiliriz ancak. Bunları bir kez daha dile getirme fırsatı verdiğiniz için ben teşekkür ederim. Bundan nemalananlar var tabii. Halk ezgileri özgün oldukları kadar özgürdürler de.1 0 46 . eksikler tamir edilir ve sonra dil ve anlatım özelliklerini ortaya koyan bir sözlük meydana getirilir. Daha neler neler… TRT’nin. Popüler sanatçılar içinde ise İbrahim Tatlıses. edisyon kritiği yapılır. Bunların bir kısmı makamla ifade edilemese bile çeşnilerle izah edilmelidir. çalma tekniklerimizin zenginliği ortaya konulmamış. Hele usta bir ağızdan dinleyeceğim Rasih’in şu gazeli: ne Süzme çeşmin gelmesin müjgân müjgân üstü- Vurma zahm-ı sineme peykân peykân üstüne… tadına varılmaz bir müzik ziyafetidir. Örnek Olarak Âşık Veyse’lin deyişleri: Veysel’de geçen kelimeler. Bir de duyanlar: “Bunlar da kim?” derler. mecazlar. Türküler üzerine nasıl çalışmalar yapılabilir? Türkülerin sözleri üzerinde dil ve anlatım çalışmaları yapılmalıdır. Belli bir eser alınır. hem bizi hem de türkü sevdalılarını bilgilendirdiniz. Ayrıca sayarsam derginizin sayfaları yetmez. Bir defa bu. yöresel karakteristikler tespit edilmemiş. kişiler vb… Müzik açısından ise yöre yöre türkülerin dizileri. bunları tasnif etmek gerekir. Türküler üzerine yapılan akademik araştırmaların nitelik ve niceliği hakkında neler düşünüyorsunuz? Yeterli mi sizce? Ne yazık ki yeterli bulamıyorum. Bunlar bir makam özelliği taşımazlarsa da kulakta bir çeşni (basit dörtlü beşliler) etkisi bırakırlar. kelime hazinesi (unutulmuş veya unutulmaya yüz tutmuş yabancı ve yerel sözcükler). dört veya beşinci derecesinde karar kılan türkülerimiz vardır. Bilineni. Bugün 6000’e ulaşmış durumda. ezgilerin metrik yapısı incelenebilir.ancak bu kadar güzel vurgulanabilir. aydınlattınız. çatıları. rumuzlar. üstelik yanlış bilineni tekrardan başka bir şey yapıldığı yok. Türkü denemeyecek saçma sapan şeyleri repertuvarlarına ‘halk müziği’ diye almışlar. Üç dört ses içinde dolaşan. Türkülerimizin büyük bir bölümünde söz yanlışlıkları var.

Ancak zamanla.1 0 47 . birtakım endişelere boğdurmayan kişilerdir zirveyi hak edenler. hayallerini esere dönüştürebilmiş ve üretebilmiş olan insanlardır. ilk kez 15. Ulusal yaşanmışlığımızın alüvyonlarını taşıdıklarından. Türkülerin. “Türk” sözcüğüne Arapça “î” ilgi ekinin eklenmesiyle oluşmuştur. yani alt ve üst bilincindeki taslak. Türkü terimi. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Halkımızın parmak izi ve ortak kimlik belgemizdir. türkü- Zirveyi hak edenler. Duyarlıklarını. 16. sosyal romanıdır insanımızın. işte bu tarihsel ve kültürel serüvenin sahibi duygusal bir halktan almaktadırlar.FATİH KISAPARMAK ile türkü üzerine Sanatçının bilincindeki tasarım. “Türkü Baba” olarak ünlendiniz. fevkalade zengindirler. yaşadığı toplumsal çevreden aldığı tesirler ve onun yaratıcılık düzeyi ile doğru orantılı biçimde hayata geçer. yüzyılda ve “Öksüz Dede” imzasıyla rastlamaktayız. manevi coğrafyamızın sınır taşlarıdır. Türküler genellikle toplumu sarsan önemli bir olay ve büyük bir heyecan dalgası sonunda doğarlar. “Türk’e özgü” demektir ve halk ağzında -zamanla. yüzyılda ve Doğu Türkistan’da kullanılmıştır. Kültürel genetiğimizin şifresidir türküler.“türkü”ye dönüşmüştür. KEMAL BATMAZ Türküler nedir ve duyarlıkları nerden kaynaklanmaktadır? Türküler. Bu nedenle de. yani yeteneklerini ve üretkenliklerini. başlangıçta sahibi bellidir. Hece vezni ile söylenmiş türkülerin Anadolu’daki ilk örneğine ise. Türkü denince hangi çağrışımlar canlanıyor zihninizde? “Türkî” sözünden gelen ve Türkçe söylenen şiir anlamı taşıyan “türkü” terimi. Başkalarının ne düşüneceğini çok fazla umursamayan. toplumsal romanıdır halkımızın ve parmak izidir. Her biri.

cansız kalır. reyting ya da tiraj kaygısıyla popüler kültürün gereklerine ve beklentilerine uygun olan işler yapmadıkları için önemlidir. İsimlerini andığım üç değerli müzik sanatçımız. vicdanını mutsuz eden. Örneğin Barış Manço. Şaşmayan tek terazi vicdandır. Korku. yani yeteneklerini ve üretkenliklerini. Olduğum gibi gö- ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Güzelliği kaybolursa da. sanatla felsefenin temel kesişim noktasıdır. ideaların tasviridir. Hayal ettiğimiz ve onlara inandığımız kadarını gerçekleştirebiliriz. Oysaki hayallerimizi fısıldayan ses. mutsuz olur. gazetelerin ise büyük boy tabloide dönüştürülmeye çalışıldığı bir süreçte. Aynı çağda yaşamaktan mutluluk duyduğunuz müzik sanatçıları var mı? Aynı çağda yaşamaktan veya tanışmaktan öte dostum olmalarıyla büyük onur ve kıvanç duyduğum birçok müzik sanatçımız var. Türkçe olimpiyatları’ndaki türküler hakkında görüşleriniz? Tarihsel önem taşıyan müthiş bir olay ve gerçekten bir büyük organizasyondan söz açıyorsunuz. hata yapma olasılığı azalır. Bilelim ki hayat. kâh sürrealist kâh metafizik ölçülerde anlatır gerçek sanat. hatta yargılar mısınız? Elbette. işte bunu başarabildikleri. Hayallerimiz nedir sizce? Hayallerimiz. “Halk türküsüz kalırsa. Zirveyi hak edenler.” Türkülerin çağdaş yorumlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu alanda. özgürlüğümüz ve benliğimizdir. yan yana yürür o kişilerin yaşam serüvenlerinde. toplumu ve doğayı. “gençlik türkü söylemiyor” diye yakınmıyor muyduk? Şimdi gençler. Kalabalık yığınların. o aynayı karartan etkenlerin başında yer alır. dilediklerince türkü söyleyebilmelidir. halkın büyük eleğinden ve süzgecinden zaten geçemez. yaşam hayhuyu içinde pek de farkına varamadığı. öğrenim ve evrim. bu ülkenin sigortası ve omurgasıdır. farklı coğrafyalara yayılır ve çeşitlemeleri ortaya çıkar. onurlu ve saygın duruşlarıyla örnek olabilmişlerdir. Hayatı. görgü ve deneyimi çok olanın. sağduyulu geniş halk kitleleridir. Halkımıza ve topraklarımıza ait “şey”lerin. Bilgi. Eğitim. Çünkü gerçek sanat. bu çok önemli müzisyenlerin -felsefe terimiyle konuşursak. en azından hayalperest ve ütopyacı gözüyle bakılmıştır tarihte. Elbette bu. içimizdeki histir. yozlaştırmayan her yeniliği desteklerim. Hatanın getirdiği pişmanlık tövbeyi. Merak etmeyin. Sanatçının bilincindeki tasarım. onu telafi ettirmektir.“idea”ların bizzat kendisini yansıtabilen eserleri şimdiden klasikleşmiştir. farkına varsa bile etkili bir şekilde ifade edemediği şeyleri aksettirir. Erkan Oğur ve Tuluyhan Uğurlu aklıma ilk gelenler. Bu ise. inançla ve çabayla düşlediklerimizdir. Her türlü aşırılıktan. Televizyonların dijital afyona. Halk müziğimizde bir yozlaşma var mı? Denizler dalgalanmadan durulmazmış. İstikrarın ve dengenin sahibi. önüne koyduklarımızı yansıtan bir aynadır. Nitekim kopyalar gelip geçmiş. yani alt ve üst bilincindeki taslak. bir başka deyişle anarşizmden arınmış ve hayatın dengelerini keşfetmiş insanların harcı vardır uygarlık anıtında. adını bile telaffuzda zorlandığımız genç insanlarca bize sunuluyor olması. Başkalarının ne düşüneceğini çok fazla umursamayan. insanı. gerginlik ve nefret ise. Kendinizi sorgular. birtakım endişelere boğdurmayan kişilerdir zirveyi hak edenler. İnsanı gerçekten yargılayabilen yargıç da odur. Varsa yozlaşma. yaşadığı toplumsal çevreden aldığı tesirler ve onun yaratıcılık düzeyi ile doğru orantılı biçimde hayata geçer. hayallerini esere dönüştürebilmiş ve üretebilmiş olan insanlardır. Vicdanını mutlu eden. Toraygırov da diyor ki. Tersinden bakarsak. İnsanlığın meşalesi sayılan kişilere. sınırsızlık olarak anlaşılmamalıdır. endişe. mutlu olur. Halkla ilişkilerinizi nasıl programlıyorsunuz? Özel bir çaba harcamadım. edebiyatı yetim kalır. Hepimiz hata yapabiliriz. Sizce türkü dinleyicisi kimdir? Türkü dinleyicisi. Böylece. büyüleyici düzeyde orijinal eserler üretmiştir. Çünkü bu kişiler. Bir zamanlar. Yaşamı sorgular. güzelliği kaybolur.nün asıl sahibi unutulur ve eser kuşaktan kuşağa aktarılırken anonimleşir. Gerçekleştirdiklerimiz. tövbe ise öğrenmeyi öğretir. kişiliğimizin sınırlarını da çizer aslında. Beyin ve gönül özgürlüğümüz. hem ulusal ve hem de insan kardeşliği ideali nedeniyle evrensel bir değere sahip. Verimli olmakla evrimli olmak el ele büyür. Sosyal olaylarda telaşa ve paranoyalara yer yoktur. tahlil eder ve yansıtır.1 0 48 . Hatanın cezası. birbirlerinden ayrılmaz ve kaçınılmaz yükümlülüklerdir. tekrar söyleyeyim yozlaştırmıyorlarsa.

Tasarlanmış imajların. hoşgörü ve anlayış köprüleri yıkılınca. sesinden ve bestelerinden önce. ne olmayacağım diye uzun uzun düşünüp. Paylaşımı son derecede önemserim. ekip olabilmenin vazgeçilmezliğine inanırım. yeni bir gündem oluşturmaktır. Şöhret ve ego arasındaki ilişkiyi nasıl yorumlarsınız? Bu konuya bakarken. Gerçek sanat eseri nedir sizce? Gerçek sanat eseri ne eskidir ne de yeni. gücünü bilmekten öte haddini bilmek formülünü göz ardı etmemeli. siz hangi işi yaparsanız yapın. en geniş ortak paydayı ve en düşük seviyeyi esas alan birtakım medya gölge etmesin. risk yönetimi kavramıyla çok yakından bağlantılı. Size. her nefeste şükrediyorum.. önce sizi sevecek ve benimseyecek. Siz beni tanımadan önce de ben sizi tanıyor ve çok seviyordum. ben de gidip gönlümü sermiştim. Benim işim destelerle değil. hoşgörünün ve uzlaşının değerini iyi biliriz. Onlara sevgimi gösterirken de dürüsttüm. Şöhret yönetimi. evvela olmamam gerekenleri belirlemeyi daha doğru bulurum. Sürekli olarak büyük pencereden bakmalı. Her türlü yozluk ve seviyesizlikten uzak tutmaya çalıştım kendimi. Saygılı ve ölçülü davranmama rağmen. Biz tereyağı gibiyiz. her şeyin en iyisini verememiş olabilirim. Sürekli bir metafizik gerilim içinde bulunarak. servet ve kudret. ‘Tamamen ben yaptım’ diyebileceğim hiçbir şey yok. söylemeliyiz. o hiç istemediğimiz kutuplaşmalar meydana geliyor. Hele biz. Onu mazbut aile yaşamıyla kalbine koydu.. Bunları gerçekleştirirken de. O. ne olacağım diye hayaller kurmadan önce. Çünkü şöhret. Fakat ülkemiz insanlarını gerçekten çok sevdim. Eğer öyle olmasaydı. sadelik ve samimiyette bulmalıyız. ne zaman durulur sizce? İnsanlar arasındaki sevgi. Haddimizi bilmek ve tertemiz kalabilmek hem sorumluluğumuz. Doğallık. Fakat en az o kadar da güçlü ümitler besliyorum. Şöhret zehirli baldır. üretkenliğimi ve yürek doğurganlığımı bileğlerim. Ben. çatışma ve kriz kültürüyle yetişmiş sancılı bir kuşaktanız. hem de görevimizdir. Söylenmemeli. yeni olsaydı eskimeye mahkûm olurdu. önce sizi. Önemli olan. Mükemmelliği. sahicilik. yepyeni Rönesansları mayalayacak güce sahiptir. büyük fotoğrafı ıskalamamalıyız. benimdir. Dünya adlı bu gemide tesadüfen bulunmuyorduk. Yapıtlarımda neyi beğeniyorsanız. Kültürümüzün kök hücresi saydığım değerlerle yeni bir uygarlık projesi üretilebileceğine inanıyorum. Ama benim verebileceklerimin en iyisini sundum. onun lütfüyledir ve Anadolu’ma aittir. Tekâmül denilen şey. Reklam edilmek değil. Beğenmediğiniz ne varsa. Bizim halkımız.. Yıllardan beri nasıl başarılı kalabildiğinizi anlatır mısınız? Beni halkımın sevgisine layık gören Allah’a. hayatla mutlaka kesişmeli. Bu anlamda ciddi endişelerim var.ründüm. Oysa el ele ve emel emele olmalarında sayısız yarar bulunan insanlar. Hem eskidir hem de yeni. Sanat. Fatih Kısaparmak’ı sevdi ve kabul etti. Yeter ki. Egomu alabildiğince dizginlemeye çalışır ve takım kurabilmenin. yavaş yavaş gerçekleşen bir süreç. vazgeçilmez yol işaretlerimiz olmalı. Özel hayat işportacılığı yapan malum medyadan uzak durdum. her mevsimin çiçeği ve zamanüstü olabilendir. Çünkü onu kendinden bildi. ayrıcalık olduğu kadar birer illüzyondur aslında. dürüstlük ve alçakgönüllülük. büyük hayaller üretmekten ve onları gerçekleştirecek girişim ve faaliyetlerden de asla uzak durmam.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . İster çarkçılık ister kamarotluk. Bir sanatçı olarak “derd”iniz var mı? Olmaz mı? Benim derdim. Ucuz popülizmden uzak durdum. Samimi ve doğal davrandım. Bize göre en büyük intikam affetmektir ve iyilik kaçınılmazdır. gündemi korumak değil. bestelerle. ne yaparsak yapalım. Gerçekten de öyleydi. Kanaat gibi zenginlik olmadığını savunageldim.1 0 49 . Yaşadığımız sosyal çalkantı. Başka yağların reklamı yapılsa da. gökkuşağı misali tüm renkleri kimliğimizde kaynaştırmayı bilmeliyiz.. Çünkü insanlar hayatı tercih eder. Ortak paydalarımızın ortak faydalarımız olduğunu haykırmalıyız. Sanırım Türkiye. Kişisel ve bireysel anlamda beklentisiz çalışırım. ağır ağır. halk bunu çok geçmeden fark ederdi. Anadolu. halk dalkavukluğu da yapmadım. Oysa insan. kalıcı ve üst değerler uğruna çaba harcamalı. fark edilmek önemlidir. Barışın. mutlaka bir görevi yerine getirmiş oluyorduk. İnsanlarımızın bize gösterdiği sevgi ve ilgiyi hak etmeliyiz. Elbette. kilim olmamı istemişti. aslında dışı yaldızlı birer balon olduğuna inandım. tereyağının reklama ihtiyacı yoktur. benim her fırsatta vurguladığım. ülkemizin değerler sistemine bir artı değer daha katabilmek ve halkımızın mayasına karışabilmek. Eski olsaydı ölmeye. Sabırlı ve gayretli olmaktan başka çare yok.

Bana öyle geliyor ki. Mamurat-ül Aziz. her Elazığlıda şehrine benzeyen bir şeyler olduğu kadar. Elaziz. diğer taraftan da farkında olmadan şehrin anonim rengi ile boyanırlar. sadece konuşmaları değil. Elazık ve sonunda Elazığ’da karar kılan macerası. Bu kimliği görünür kılan değerlerin başında şüphesiz Harput’un kadim sakinleri ile onların ruh ve hançeresinde yoğrulup soylu bir vakar içinde söylenerek bugünlere taşınan türküler gelir. bugünkü şehir kimliğini oluşturan nice zenginliklerle doludur. Bir şehre asıl kimlik ve kişilik kazandıran bu türküler.com B Elazığ meşk gecelerinden bir görünüm ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . bir taraftan şehri kendi özgün renkleriyle boyarken.1 0 50 . İşte bundan dolayıdır ki. Böylece. şehirde de Elazığlıya benzeyen bir hâl vardır sanki. Elazığ bu şehirlerimizden biridir ve onun Harput. tarihin derinliklerinden tevarüs ettikleri ortak kültürel değerleri Anadolu’ya yerleştikten sonraki süreçte işleyip geliştirerek kendilerine has bir kimlik oluşturmak konusunda. ancak dışarıdan dikkatlice bakanların görebilecekleri tarzda şehrine benzeyen insanlarla. insanlarına benzeyen şehirler ortaya çıkar.BAYRAM BİLGE TOKEL* azı şehirlerimizin. aynı zamanda Elazığlıları da garip bir biçimde kendiliğinden birbirlerine benzetir. jest ve mi* bayrambilgetokel@gmail. Bu durum. diğer şehirlerimize göre daha şanslı olduklarını düşünüyorum. türkü ortak paydası üzerinden.

aslında büyük sır. biraz sonra. mahallî havalarını. duygulu türkü ve hoyratlarını. Kendi tabiriyle “dünya kurulalı beri” ataları gibi Bozoklu bir Türkmen olarak Yozgat’ın bu dağ köyünde yaşayan ebemin bu türküsü Elazığ’da da söyleniyordu ve demek ki yalnızca Diyarbakır ile Elazığ arasında değil. pek de güzel olmayan ama bütün sihrini Ela- İnsan Türküsüne Böyle mi Benzer. bilmiyorum. içli ve hafif titrek sesiyle. benim kendisini dinlediğimden habersiz. Cahit Külebi şu dizelerle anlatır: Savaştepe köprüsünden geçen trenler Sel olur İzmir’e akar İzmir’in denizi kız. genel anlamda türkü dediğimiz halk şarkılarında gizli. İlhanlılar. Tabii. o şehrin “köhne” mahallelerinden yükselen kadim türkülerine bakmak gerek: Mezire’den çıkarak ince bir baş ağrısı ile yürüyen genellikle uzun yüzlü. kısacası ‘Harput Musikisi’ni ve bu musiki ile yoğrulmuş has bir Elazizliyi yakından tanımam gerekirmiş. Elazığ’ın. daha sonra Diyarbakır yöresine ait olduğunu öğrendiğim bir türkünün aydınlık penceresinden girerek tanıdım. oturup kalkışları. İlk defa lise edebiyat kitaplarında karşılaştığımız ve manalarını hiç bir zaman tam olarak anlayamadığımız aruzla yazılmış şiirlere çok benzeyen güfteleri terennüm eden Elazığ havalarını da ilk olarak yine bu dostun.1 0 51 . lirik. Elazığ’ın hemen her biri bir türkü klasiği olan yöresel ezgilerini. mayaların.. hep “bir şûh-i sitemkâr”ın derdiyle yaşarlar sanki öyle mahzun ve masumdurlar. avludaki taşın üzerinde her sabahki tahtına kurulmuş “Günaydın” programına gelen istek türküleri yayınlayan ‘pilipis’ marka radyo. bir Ermeni kızına söylenen o en güzel sevda türküsü “Ahçik” yankılanır Harput’un yüksek konaklarındaki kürsübaşı meclislerinde. çünkü Elazığ da. kardeşim Palulu Zekeriya Karadayı’yı tanıyıncaya kadar. açılır açılmaz yüzünüze divanların. Osmanlılar ya da daha büyük bir ihtimalle Dulkadirliler döneminden kalma bir akrabalık mı idi. Ben Elazığ’ı bundan yıllarca önce. Elazığ Nire…” ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Çayda çıraların.. kızı deniz Sokakları hem kız. hatta yürüyüş tarzları bile “Elazizce” olan insanların şehridir Elazığ.. Bir şehrin ve ‘hemşehirli’lerin kendilerine özgü kimlik ve kişilikleri konusunda sağlam ve tutarlı bir fikir edinmek için. Selçuklular. türküleri kendilerine. elezberlerin ve koşmaların ılık rüzgârları esen ışıklarla dolu kapısından içeriye bu dostun kılavuzluğunda girdim. hâlâ. divane bülbüle niçin feryat ettiğini sormadan edemeyen âşık insanlar diyarıdır hep muhayyilemde. bir daha silinmemek üzere zihnime kazınmıştı.. ta lise yıllarına gelinceye.. Tesadüf bu ya. bir kuşluk vaktiydi ve rahmetli ebem Yozgat’ın bir dağ köyündeki evimizin avlusunda yayık yayarken. bu iki şehrimizle Yozgat arasında da bir yakınlık bir akrabalık vardı.. kendi kendine o türküyü söylüyordu: Odasına vardım kahve pişirir Kınalı parmaklar fincan devşirir O yâri görenler aklın şaşırır Ya bir mektup yolla ya bir bergüzar Gözlerim üstünde vermem intizar. kendileri türkülerine benzeyen insanların şehri. kadim dostum. İlk defa ebemin o ihtiyar sesinden duyduğum için olsa gerek çok etkisinde kaldığım ve unutamadığım bu güzel türküyü günün birinde. kadife gibi yumuşak. diğer bazı şehirlerimiz gibi.. Ama bu Artukoğulları’ndan veya daha öncesinden mi.. bütün bunları o gün için anlamam ve yorumlamam elbette mümkün değildi. O zaman anladım ki. hoyratların. Harput’un başına her kar yağanda ince yüzlü bir Harputlu. Çocuktum. “Yozgat Nire. biraz iri burunlu ve hafif kambur bu insanlar.mikleri. sanki ebemden duymuşçasına aynı türküyü çalmasın mı… Türkünün sözleri hemen hemen aynıydı fakat radyodaki ses ebemden oldukça farklı okuyordu. Şehir ve insan arasındaki bu hem gizli hem açık ilişkinin farklı bir yönünü. olmalıydı. fakat bu sefer ebemin söylediğine daha çok benzeyen bir başka varyantını radyodan “Elazığ türküsü” anonsuyla duyduğum gün artık “Elazığ”. yüksek minarelerde kandillerin yandığı Elaziz. Kayabaşı’ndaki Hafo’nun evinde sanki durmadan Necibe’nin güzelliğine tarih düşer gibi gelir nedense… Bâd-ı sabânın güzellerin zülfünü dağıttığı her Harput seherinde. hem deniz kokar Bütün bunların farkına varmam için.

Urfa. Kerkük musikileriyle de anlamlı ve derin akrabalık ihtiva eden bu yüksek musiki geleneğini eğer Tanpınar yakından tanımış olsaydı. Türk halk ve klasik müzik geleneğimizin üst seviyede sentezi olan eserlerin en çarpıcı örneklerini Harput musiki geleneğinde görüyoruz. Ali Akbaş’ın Harput Güzellemesi. Diyarbakır’da askerliğini yapan Sadettin Kaynak’ın uzaktan da olsa az çok tanıma imkânı bulduğu ve bir daha da tesirinden kurtulamadığı “Harput Âhengi”nin tüm güzelliği.Bir şehre asıl kimlik ve kişilik kazandıran bu türküler. dönemin en popüler mahallî sanatçısı Enver ağabeyin (Demirbağ) bile yorumundan habersiz o türküleri sevmek. Tahir Abacı’nın Harput/Elazığ Türküleri adlı denemesi. Bunlara ilave olarak daha sonra merhum Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu ve Ahmet Kabaklı Hoca’nın şiir ve yazıları. herhâlde Harput havalarının sahip olduğu yüksek sanat değerinin gücüyle izah edilebilir. Değirmen Sabah Ezanında Elezber Okunur mu? ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Kim bilir belki de Hâfız Osman Öge’nin Bülbülüm Bağ Gezerim. bir Yozgatlı olarak. Çünkü Tanpınar’ın “mahallî klasik” dediği. Böylece. Harputsuz ‘Beş Şehir’ Ayrıca Elazığ o yıllarda. bu birikime kim bilir ne büyük vuzuh. bir taraftan şehri kendi özgün renkleriyle boyarken. Sağlam bir Türk ve Müslüman mayası ile yoğrulmuş. bunu Elazığ’ın sanki daha çok hak ettiğini düşünmeye başladım. Sonraki yıllarda İshak Sunguroğlu’nun “Harput Yollarında” ve Fikret Memişoğlu’nun Harput Âhengi adlı eserleri geçti elime. kültürü. Sıtkı Demirci gibi eski ustaları. Fakat doğrusunu söylemek gerekirse Elazığ’ı tanıdıkça. masum bir mensubiyet duygusu ile.1 0 52 . diğer taraftan da farkında olmadan şehrin anonim rengi ile boyanırlar. Bırakın Hafız Osman Öge. Derken daha sonra Şemsettin Ünlü’nün Yukarışehir ve M. türkü ortak paydası üzerinden. “Bu beş şehirden biri keşke Yozgat olsaydı” dediğimi iyi hatırlıyorum. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir’ini ilk okuduğumda. Bunları zevkle ve istifade ederek okudum fakat Tanpınar’ın Beş Şehir’inden aldığım tadı. Diyarbakır. sanatsal. Salih Turhan’ın yöre türkülerinin notalarını bir araya topladığı derlemesi ve nihayet Savaş Ekici’nin Harput-Elazığ müzik repertuvarını kültürel. bilmiyorum.Önal Mengüşoğlu’nun Yerler Mühürlendi adlı romanları ile yine Mengüşoğlu’nun Harput Şehrengizi’ni okuyunca. zenginlik ve derinlik kazandırırdı. hazzı aldığımı söyleyemem. zığlılık ruhundan ve heyecanından alan sesinden dinlediğimi itiraf etmeliyim. Fakat bütün bunlara rağmen. müziği ve insanıyla bu şehrimizi daha yakından tanımama büyük katkı sağlayan eserler oldu. doğusunu söylemek gerekirse yine de Beş Şehir yazarının Elazığ’ı yazmamış olmasına hayıflanmaktan kendimi alamadım. Fuzuli’nin “Âh eylediğim servi hırâmının içündür/ Kan ağladığım gonca-i handânın içündür” beytiyle başlayan gazeline benzer daha pek çok gazelin Harput musiki fasıllarının ve geleneksel kürsübaşı meclislerinin vazgeçilmez repertuvarı arasında yer aldığından haberdar mıydı. insanlarına benzeyen şehirler ortaya çıkar. teknik ve estetik yönleriyle tahlil ve analiz ettiği Elazığ-Harput Müziği adlı kapsamlı çalışması. has bir Yozgatlı olarak Elazığlılar adına demeye çekiniyorum ama Harput adına çok sevindim. inceliği ve zenginliği ile yaşandığı yıllardı. Bu Dere Baştan Başa. ancak dışarıdan dikkatlice bakanların görebilecekleri tarzda şehrine benzeyen insanlarla.

. Böyle düşünmemi gerektirecek hiçbir müşahhas bilgi ve belgeye sahip olmamakla beraber. bugüne kadar Kaynak bestelerinin türkülerimizle ve türkü formuyla olan akrabalığına dair ciddi bir tahlile ben rastlamadım. “Benim türküm en çok benim ağzıma yakışır” demektir ki. Mukayeseli olanından vazgeçtik. Bu kısa yazı çerçevesinde belki daha çok işaret etmekle yetindiğimiz o zengin Harput-Elazığ musiki geleneğini günümüze taşıyan geçmiş ses ve saz ustalarını rahmetle anıyor. Çünkü zaman içinde o yörede. taklidî olanı ya da kendilerine. etkilendiği ve etkilediği kaynakların irdelenmediğini biliyoruz. yani otantiğine benzemeyen icrayı hemen dışlarlar.Saray Hatun Camii müezzini Perili Hafız diye maruf Hacı Süleyman.. hoş görmek gerekir. artık oturmuş ve belli standartlara kavuşmuş bir üslup oluştuğu için. ‘Acele etmeyin. özellikle de Elazığ türkü ve havalarının tesiri öylesine güçlüdür ki. Nerdeyse herkesin fark edebileceği kadar bariz olan bu etkinin -bırakın varlıkları tartışılır musiki eleştirmenlerimizi. Mesela radyolarımızda bazen Kaynak’ın bir şarkısı olarak söylenen Bülbülüm Bağ Gezerim adlı eserin anonim bir Elazığ türküsü olduğunu ehli elbet bilir.Sala Benzer. sonunu bekleyelim’ diyerek durup dinlemiş. cemaatin sağdan soldan camiye geldiği sularda birdenbire Elezber’e geçmiş ve halk manilerinden birini söyleyerek hoyrat okumaya başlamış. Oysa Saadettin Kaynak’ın bestelerindeki türkü etkisi. saygıyla karşılanmalıdır. Elazığ hoyratlarının ve Diyarbakır mayalarının yanık nağmelerini hissettikçe istesem de başka türlü düşünemem zaten. İlk bakışta kendini beğenmişlik gibi görünen bu yaklaşımı.bugüne kadar ciddi müzik ve sanat çevrelerince dahi fark edilmemiş olmasını nasıl izah etmeli. Namaza gelmekte olan Büyük Beyzâde Hacı Ali Efendi’ye yaklaşanlar. Lokman Tasalı’dan Adnan Çilesiz’e. Zülfü Demirtaş’tan Hasan Öztürk’e tüm sanatçı dostları muhabbetle selamlıyorum. Ve merhum Memişoğlu’nun naklettiği şu ilginç anekdot da belki tam o günlerde yaşanmıştı: “. o da şudur: Elazığlılar kendi türkülerini söyleyen yadırgı’ları kolay kolay beğenmezler ve onlarda mutlaka bir eksiklik veya yanlışlık bulmak eğilimindedirler genellikle. Sadettin Kaynak’ın bestelerindeki o bariz ve karakteristik Harput Âhengi’ni. Müezzinin Elezber denilen yüksek havayı bitirdikten sonra tekrar Naat’a devam ettiğini görünce yanındakilere dönerek. bir kısım bestelerine sanki bazı Elazığ türkülerinin üsluba çekilmiş hâli ya da bir tür varyantı diyebilirsiniz. Kaynak’ın eserlerinin de edebî ve estetik bir tahlilinin yapılmadığını. edebî şöhretinin Harput’la sınırlı kalmasına hep hayıflandığım merhum Harputlu Hacı Hayri’nin şiir ve musikideki ustalığını en iyi bilen insanlardan birinin de Sadettin Kaynak olduğu fikri takılır kafama kendiliğinden. henüz doğrudan bir “musiki edebi- Harputlu Hacı Hayri’den Saadettin Kaynak’a ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . bilmiyorum. belli bir üslup ve tavrın hâkim olduğu güçlü mahallî müziğe sahip hemen her yerde görmek mümkün. Çünkü Klasik Türk Musikisi geleneğine mensup yirminci asırda yetişmiş en büyük bestekârlarımızdan olan Saadettin Kaynak’ın bestelerinde Harput Musikisinin tesiri çok açık hissedilir. ‘Bu vecd hâlidir.■ Herkes Kendi Türküsünü Söylesin O günleri hayal ettikçe. Sinemde Bir Tutuşmuş. zengin müzik geleneği olan. vebal değil belki de sevap işlemiş oldu’ diyerek şikâyete hak vermemiş”. Kim Büyüttü Böyle Bîperva Seni. Kar mı Yağmış Şu Harput’un Başına. Yel Eser Kum Savrulur gibi her biri gerçekten birer türkü klasiği olan eserleri taş plaklara yeni okumaya başladığı yıllardı. Gerçi “folklor musıkisi”nden istifade eden bir bestekâr olduğuna işaret edenler olmakla beraber. bu eşsiz güzellikleri bugün hâlâ bizlere yaşatarak bu tür yazıların yazılmasına vesile olan Enver Demirbağ’dan Erkan Oğur’a. ‘Perili Hafız’ın bu yaptığı küfürdür’ diye şekvacı olmuşlar. Zengin tarihi ve kültürel birikimden beslenen köklü musiki geleneğine sahip diğer bazı şehirlerimizde karşılaştığımız bir durum. Elazığ’da en karakteristik şekliyle çıkar karşımıza. Bunun anlamı. Elazığ musiki meşklerinde sık sık Kaynak’ın bestelerinin yer almasının sebebi de bu akrabalıktan kaynaklanır elbet.. yatı” geleneğimiz dahi olmadığı için bugüne kadar her bestekâr gibi. Fakat Beyzâde Hoca.. sabah ezanından evvel Naat okurken.1 0 53 .

sazıma verdiğim sözüm: “Türkü bayrağını arşa dikerim. Türküyle parıldar cihanda gözüm. Elezberde benliğimi görenim. Nazlı yâr bağına türkü ekerim.” YUSUF DURSUN ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Türkülerle Türk mührünü çakarım. Mumların şavkıyla erip murada. türküler süsüm. Türkü bir ummandır. Türküler mayamdır. Buram buram türkü kokar nefesim. görünmez dibi. Fırat kenarında yüzer bir kayık. Hüzünlerin doruğuna çıkarım. Bir nağmeden bir nağmeye akarım. Allı turnalara yön verir sesim. türküler özüm. Değmeyin a dostlar değilim ayık. Türküdür yurdumun asıl sahibi. Dalgalar oynaşır sineme layık. Maya yârim olur. Gözyaşı yerine türkü dökerim. Gözlerim hicranla dolmayagörsün. Aşkın çağrısıyım Çayda Çıra’da. Yüreğim türküyle çevrilmiş ada. Beşikten mezara türkü yakarım. Tarihe anamın ak sütü gibi. Türküler nakışım.TÜRKÜ BAYRAĞI Bir âşık sazını çalmayagörsün. Türküyle çağlardan öte bakarım. Bin yıldır çığrılan hoyratlar benim. bozlak yârenim. Türküler.1 0 54 .

Fak. İster ayrılık ister ölüm merkezli olsun. Muğla Üniv. hem kelime olarak hem de ezgi olarak. Fen-Ed. pek çok bireysel ve toplumsal duygu ile beraber “hüzün” de işlenir. “hüzün”. duyguları daha da zengin ifade etme alanıdır. Ayrıca. dışa vurumun. * Yard. türkülerdeki ortak zihinsel üretimlerin sırrı çözüldüğünde. söz ve müziğin birleştiği alan olan türküler.ÜMRAL DEVECİ* Bir insanın beklentileri. bireysel ve toplumsal ölçekte bir “arınma” (katharsis/ katarsis)dır.. İşlenen hüzünlerin bir kısmı ayrılık bir kısmı da ölüm merkezlidir. toplumsal şifreler de çözülmüş olur Türkülerde.1 0 55 . mutlak bir “insan gerçekliği”dir. Bunlardan ikisinin. birey ile reel olgu arasındaki ilişkiyi sağlayan güçlü bir duygu köprüsü olarak. resim. İ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . her hüzün. mimari ve müzik gibi güzel sanatlar. Yani. türkülerin yüzlerce yıllık geleneksel birikimi ve sosyal psikolojiyi yansıtma özellikleri vardır. Dr. Bu yüzden. faydacı bir anlayışla en çok sergilendikleri alanlardır. yaşadıkları duyguları değişik yollarla dışa vururlar. Edebiyat. heykel. Doç. nsanlar. düşlemeleri ve kurgulamaları ile çelişen gerçeklik. “hüzün”e yol açar.

ayrıca tüm insanların karşılaşacakları kaçınılmaz bir gerçek olduğundan. yanında hasret/özlem duygusunu da taşır. Metindeki. “kanadın kırılması. içerik olarak. “hüzün”. Her hüzün. türküyü söyleyende bir “arınma” yaratarak “hafifleme” sağlar. Ayrılık türkülerinin tamamında. trajediyi işlerken. Ona göre trajedinin ödevi. Ayrılık. insanı kendisiyle yüzleştirir ve gerçek anlamda kendisiyle yüzleşebilenleri de olumsuzluktan arındırır. Yani. bir iyimserliğin olması da duygu dengesini sağlayıcı bir unsur olarak göze çarpar. suje gerçekliği ile reel gerçeklik arasındaki ilişkinin sorgulanmasına yol açar ve bu sorgulama insan ile “dış olgu”lar arasındaki ilişkiyi yeniden belirlemek üzere “ruhsal arınma”yı sağlar. özleyen ve özlenen arasındaki duygusal bağın dile getirildiği ve böylece arınma’nın yaşandığı bir türküdür. bir rastlantı değil. çoğunlukla ana baba ve sevgiliden ayrılık konusu işlenir ve türkü metinleri. Ölen kişinin ardından söylenen ve genel adı “ağıt” olan türkülerde. o kişilerin iyilikleri ve erdemleri dile getirilerek onlarla sözsel ve ezgisel bir özdeşleşme (identification) sağlanır. onun olumlu ve erdemli yanlarının dile getirilmesi. Birisi ayrılık. kıskançlık ve kahır ağırlıklı olmakla beraber. Bu özdeşleştirme. Örneğin bir Eğin (Kemaliye) türküsünde. çöl. Yani. diğeri de dinleyen kişilerdir. Bunlarda. mahzun gönül” sözcükleri. mutlak bir “insan gerçekliği”dir. Türküyü söyleyen kişi (bilindiği gibi. “Yârim İstanbul’u mesken mi tuttun?” dizesiyle başlayan Kayseri türküsü. bir yandan. “sevinç ve mutluluk” gibi en güçlü insanî duygulardan biridir ve insan diyalektiğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Sözlerin ve ezginin sağladığı biyo-ritm ve fiziksel etki. ölenin özelliklerini merkeze alırken iki şeyi göz önünde bulundurur: Birisi ölen kişi. gurbet eller. denilerek gurbet-sıla arasındaki duygu ilişkisi. ayrı düşülen kişilerin belirgin insani özelliklerinin yer aldığı metinlerdir.1 0 56 . Bir insanın beklentileri. diğeri ise ölüm’dür. “kapının ardı gurbet” diyen bir kültür için. Her korku ve her acıma. Hüzün yoğunluklu türkü metin ve ezgilerinin ortaya çıkmasına neden olan bir diğer olgu ise ölüm’dür.Aristoteles. Ağıt metinlerinde. birey ile reel olgu arasındaki ilişkiyi sağlayan güçlü bir duygu köprüsü olarak. Bunun sonucu olarak da ruh sükûnete ererek dinginleşir. mut- ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . katarsis’e büyük bir yer verir. düşlemeleri ve kurgulamaları ile çelişen gerçeklik. ölümün yol açtığı hüzün daha derin. hüzün duygusunu yansıtır. kişinin içsel yansımasının göstergeleri olurken öbür yandan da ana babaya ezgisel bir göndermedir. ağlamak. ana baba etrafında gelişir ve gerek sözler gerekse ezgi. bunun halk arasındaki terimi “türkü yakmak”tır. bir kurgulamanın sonucudur.). Türkülerde. “acıma ve korku duygularını uyandırıp ruhu tutkulardan temizlemek”tir. İnsanlığın karşı karşıya kaldığı ve “hüzün”e yol açan iki “dış olgu” vardır. derin izler bırakabilen bir olgudur ve her ayrılık. temelinde özlem olması dolayısıyla. bu sözcüklerin gerek anlam alanları ve gerekse işlevsel boyutu aracılığıyla hüznünü dile getirmekte ve ruhsal bir arınma yaşamaktadır. daha etkileyici ve daha kalıcıdır. geçici bir ayrılık olmayıp mutlak bir ayrılık olduğundan. Ölüm. Bu türküyü söyleyen kişi. “hüzün”e yol açar. hüznün sevince dönüşme olasılığı da olduğundan. katarsis’in temelinde “acıma” ve “korku” vardır. Hüzün. geçici bir olgu gibi görünse de. ölen ile sağ kalanlar arasındaki ortaklıklardan hareketle gerçekleştirilen bir özdeşleştirmedir. ölenin hayattayken yaşadıklarının hatırlatılması. sağ kalanın da bir gün.

Anne beni Kırkpınar’da kestiler Cepkenimi saz dalına astılar Anam babam benden umut kestiler Dalgın uykulardan uyan Ahmedim Yağlı kamalara dayan Ahmedim bendiyle başlayan Afyonkarahisar türküsünde. beklenti ile gerçek arasında daha yoğunluklu bir gerilime yol açtığı için etkisi daha derin ve kalıcıdır. En olumsuz koşullarda bile toplumsal vicdanı rahatlatan bir haslet olan merhamet. merhamet uygarlıklarıdırlar. âdeta bir “toplumsal özür dileme” ile toplumsal arınma’yı sağlar. söylendiğinde gerek okuyanda ve gerekse dinleyende. duygu yoğunluğu aşk olduğu için. yaralanmış bir toplumsal vicdanın acısı dile getirilerek bir arınma sağlanır. toplumsal ahlaka aykırı da olsa. örneğin genç ölümleri. ortak yaşanmışlıkların bir daha yaşanamayacağını duyumsatmasıyla da. kimi zaman da pişmanlığın ifadesi olarak. duygudaşlık sağlanarak “ortak kaderi yaşama” paylaşımı sağlanır ve böylece acıya ortak olunarak bir hafifleme ve arınma sağlanmış olur. insanın kendisiyle yüzleşmesini sağlayarak bir ruh arınma’sına yol açar. Beklenmeyen bir ölüm. türküyü yakan kişi. metne dönüşürken beraberlerinde hüznü ve merhameti getirirler. toplumla yüzleşmeye yol açarak olumsuzluklardan arınmayı ve ruhun dinginleşmesini sağlar. zaman zaman çaresizliğin. ölümün gerçekleşme şekline dair ifadelere yer verilerek. ölüm olayının gerçekleşme sahnesini tasvir ederek. Doğu uygarlıkları.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Bundaki amaç. Hunharca işlenen bir cinayet. çaresizliğin verdiği bir söylem egemendir ve bu türküleri yakanlar.1 0 57 . kendisiyle. Akdağmadeni’nden derlenen “Hastane önünde incir ağacı” türküsünde veya Keskin’den derlenen “Ham meyveyi kopardılar dalından” türküsünde. Ağıtlarda egemen olan beşerî özellik merhamet’tir.Ağıtlarda egemen olan beşerî özellik merhamet’tir. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Ayrılık ve ölüm. Bununla da. Bazı ağıtlarda. derin izler bırakır ve bunlarla ilgili söylenen ağıtlar da. temelde bir arınma’dır. Ezginin de katkısıyla. insanın kendisini sorgulaması ve olumsuzluklardan arınması düşüncesini doğurur. sanki olay yeniden yaşanır ve yaşatılır. ölenle sağ kalanlar arasında. Doğu uygarlıkları. lak akıbet olan ölümle karşılaşacağı düşüncesini empoze etmekle beraber. geride kalanlara olayı yeniden yaşatır ve böylece ölümün acı gerçeği ile duyguları yeniden harekete geçirir. Ayrıca ağıt metinleri. tekrar yaşanan ölüm anının ruhlardaki yarattığı arınma’yı sağlamaktır. insanda hüzünlenmeye yol açan iki olgudur. toplumsal ahlâka aykırı da olsa aşk yüzünden gerçekleşen bir öldürme. Bu da daha derin bir arınmaya yol açacak söylemin oluşmasına sebep olur. temelde bir arınma’dır. Pencereden daş geldi Ben sandım Mamoş geldi Uyan Mamoş Mamoş uyan Başımıza ne iş geldi dörtlüğüyle başlayan Elazığ türküsünde. İkisi de. çaresizliklerini itiraf ederek bir arınma yaşarlar. En olumsuz koşullarda bile toplumsal vicdanı rahatlatan bir haslet olan merhamet. bu tür türküler. toplumsal vicdanda. merhamet uygarlıklarıdırlar.

Toplumun tarihsel-kültürel yaşanmışlığının ispatı olan bu malzeme. acılarını. üretildikleri-yaratıldıkları toplumla birlikte yaşamış. kişiliği. göçleri. asırların süzgecinden geçmiş bir türkü. Çünkü söz konusu ürünler “sözlü kültür ortamının” ürünleri olup kültürün doğal akışı içerisinde.”(Özbek 2009) Bu sözler aslında en yalın hâliyle türkünün. hakikati olduğu gibi görüp söylemekten çekinmeyen ermişlerin ve cesur kimselerin söylemleridir.VE SÖZLÜ TARİH İLİŞKİSİ ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER İskân türküleri RUHİ ERSOY* Barak Türkmenleri. sadece türkü icrasıyla değil.. her hâlleriyle toplumlarına benzemişler ve toplumlarını yansıtmışlardır. üyük usta Mehmet Özbek. görmek mümkündür. Fen-Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi. B ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . çatışmaları ve bu yaşananların toplumsal yaşamlarında bıraktığı izleri anlatan hikâye ve türküleri ile coğrafyadan vatana geçişin ve yurt ile göç edişin Türk kültür tarihi içerisindeki en güzel örneklerinden birini oluşturmuşlardır. savaşlarını. Tıpkı türküler gibi halkın dimağında yer bulmuş. seven. orada tekrar tekrar üretilerek nesillere mal olmuş pek çok halk kültürü malzemesinde Türk toplumunun tarihsel hikâyesini. Türk insanının düşünen. soran. Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı Müdürü. ‘ustalık’ namını. bir halk hikâyesi. gülen. coğrafyasını. ağlayan kalbinin içi görülür türkülerde. iskânları. aşklarını vs. Gaziantep Ü. küsen. Dr. * Yard. ekonomisini. tavrı ve aynı zamanda türküler üzerinde yapmış olduğu ilmî çalışmalarıyla da hak etmiştir.1 0 58 . Onlar bizim hayat hikâyelerimizdir. Türk’ün her şeyini anlattığını anlamak için yeterlidir belki ama biz bu ifadeleri biraz daha dillendirip ayrıntıları ile izaha çalışacağız. Onun “Türkülerin Dili” adlı büyük çalışmasının arka kapak sayfasında şu ifadeler yer alır: “Türkülerimiz. Bizi anlatır asırlardır. Doç.

çünkü tarihsel gerçekliği. yaşam biçiminin. İnsanlara tarihlerini kendi sözleriyle geri verir. iktidarı merkeze alan bir nevi egemenin tarihini anlatacak biçimde düzenleyebilirler. Ortak anlamları ortaya çıkararak tarihçiye ve sıradan insanlara bir zamana ve mekâna aidiyet duygusu kazandırabilir. Bütün bunları biz. Tarihsel dönemler içerisinde iktidarlar. arşivlenmesi geç döneme denk gelmektedir. Tarihî vesikalar uzun yüzyılların üst üste sıkıştırılmış kroki görüntüleri gibidirler. sanatının. resmî.” (Thompson 1999:18) Tarih ilmi uzun yüzyıllar ağırlıklı olarak egemenin meşrulaştırılması zemininde. Tarihin bu tarz kayda geçirildiği ortamlarda söz konusu olayların birinci derecedeki kahramanlarının hâdiselerdeki konumu kayıt altına alınmayabilir. Hayatı tarihin içine sokar. Onlara geçmişi verirken geleceği kurmak için de yol gösterir. Oysaki bir tarihsel olayı gerçekleştiren aktörlerin sayısı birden fazladır. Bu hâdiseler resmî kayıtlara yönetenin bakış açısıyla geçmiş ve yöneten açısından haklı sebeplerle iskân edilişler çeşitli belgelere kaydedilmiştir. “Sözlü tarih insanlar tarafından kurulmuş bir tarih türüdür. Türklerin Türkistan’dan Anadolu’ya göçleri ve Anadolu’da uygulanan iskân politikaları neticesinde muhtelif yer değiştirmeleri söz konusu olmuştur. estetiğinin varlığı yalnızca resmî arşivlere yansımamıştır. merkezî figürlerin etrafında kurgulanıp sunulmuştur. İşte bu türkülerin dili iskân politikalarının yönetilen tarafından bakış açısını oluşturmuştur. Kaldı ki Türk kültürünün-tarihinin yazılı kaynaklarla tanışması. Toplumsal sınıflar ve nesiller arasındaki bağlantıyı dolayısıyla anlayışı sağlar. tarihin toplumsal anlamını kökten dönüştürme aracıdır. ayrıca bu noktada. ancak o toplumun her türlü kültür malzemesini okuyarak kavrayabiliriz. Bu gibi durumlarda farklı toplumsal katmanların ve tarafların edebî eserlerinde ve sözlü kültürlerinde tarihî olayların sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesi olaylarla ilgili alternatif bilgi ve belgelerin bulunması mümkündür. genel anlamda tarih yazıcılığının yalnızca küçük bir parçasıdır. Bizim bu günden bakarak bu algılayış biçimlerinden herhangi birisini önceleyip diğerlerini yok sayma durumumuz olamaz. Siyasal iktidarlar bununla da kalmayıp asayiş kaygısıyla tarihsel olayları ve buna ilişkin belge düzenini kendi yargılarını destekler mahiyette düzenleyebilirler. Bu noktada karşımıza “sözlü tarih” kavramı çıkmaktadır ki bu kavram tarihin krokisini çizmektense onun içerisindeki insanın her türlü hikâyesini yakalama iddiasında olan genel yaklaşımın adıdır.reaya bu konuda ne düşünmüş. masal. “Kalktı Göç Eyledi”si en meşhur olanıdır ve “ferman padişahın dağlar bizimdir” diyerek iskânı isyana dönüştüren en büyük nida olmuştur: Kalktı göç eyledi Avşar elleri Ağır ağır giden eller bizimdir Arap atlar yakın eder ırağı Yüce dağdan aşan yollar bizimdir Belimizde kılıcımız kirmani Taşı deler mızrağımın temreni Hakkımızda devlet etmiş fermanı Ferman padişahın dağlar bizimdir ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Yönetilen yani halk. onu anlamak isteyen bir kimse. ilişkilerinin. Ayrıca olaylar farklı toplumsal kesimler tarafından farklı şekillerde algılanır. Tarihi zaman akışı içerisinde insanın ve onun ürettiklerinin-tükettiklerinin. Türk tarihinde söz konusu bu duruma örnek olarak bir kısım Türk boylarının Osmanlı Devleti döneminde Anadolu’da iskân edilişleri verilebilir. Sözlü tarih.bir efsane. (Mirzaoğlu. yalnızca tarihî vesikalardan yola çıkarak amacına ulaşamaz. Sosyal yapı içerisindeki her grup. tarihin kabul edilmiş mitlerini ve baskın yargılarını yeniden değerlendirme. çoğunluğu oluşturan ve o ana kadar bilinmeyen insanlar arasından seçer. yazılı kaynakların arşivlenmediği dönemlerin tarihi ne olacak sorusu da karşımıza çıkmaktadır. Bilgi ve belgeleri. Bir toplumun tarihsel ve kültürel gerçekliğini saptamak. olaylara kendi penceresinden bakar ve kendi gerçeğini ve haklılığını vurgular. Böylece bu üretimlerden tarihî bir kaynak olarak faydalanmak mümkün hâle gelir.1 0 59 . Söz konusu bu iskân hâdiselerinden kaynaklı icra edilen türler Barak ve Bozlak olarak bilinen türlerin içinde saklı hâdiselerle kendisini göstermektedir. destan veya destan parçası ya da başka bir sözlü anlatı olabilir. Kahramanlarını yalnız liderler arasından değil. geçmişi kendi algılayışı ve siyasal hedefleri doğrultusunda takdim edebilirler. ne hissetmiş o da sözel bellekler vasıtasıyla sazı ve sözüyle harmanlayıp türkü yakmıştır. Kişilerin. siyasi yapıların ya da büyük savaşların kronolojik sıralanmasının tarihini yazmak. 2003) Bunlardan Avşar Bozlağı olarak bilinen Dadaloğlu’nun (Görkem 2005). olayları bütün yönleriyle öğrenmeden kavramayız.

Gaziantep’in hemen doğusunda Nizip’ten aşağıya Suriye bölgesine kadar uzanan bölgeye de Barak Ovası denilmektedir. söz konusu coğrafyayı. Barakların Horasan’dan seksen dört bin çadırla göçe başladıklarını öğreniyoruz. bu göç sonrasında zorlandıkları iskân ve iskânlar süresince devam eden aşiret çatışmaları büyük bir canlılıkla günümüze kadar ulaşmıştır. Ancak 16. geride bıraktıkları hatıralarını hâlâ yaşamakta olan zengin bir sözlü anlatı geleneği içinde biriktirmişlerdir. Günümüzde bu adlandırma yöredeki tüm aşiretleri kapsayan bir isme dönüşmüştür ve Gaziantep’in bu bölgesinde yaşayan Oğuz-Türkmen aşiretleri bu genel ad altında anılmaktadır. türkülerin haricinde sistematik olarak bir göç’ün. yayandı gençler Başımıza geldi gördüğüm düşler Düşürdüler bizi gurbet ellere Gehi konduk gehi göçtük yollarda Bilip bilmediğim gurbet ellerde Âlem dağlarında şu daz çöllerde Bizden sonra bir nam kalsın illere Toplandık aşiret geldik Culab’a ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . türkülerine. Barakların sözlü geleneğinde yaşayan iskân türküleri ve diğer anlatılarından. yüzyılda Orta Asya’dan Horasan’a gelerek burada yaşamaya başlamışlardır. yüzyıl sonlarında gerek kuraklık gerekse siyasi karışıklıklar nedeniyle Barak Türkmenlerinin huzuru bozulur. iskân edilen Türk boyunun adını ve yaşam biçimini bulmamız mümkündür. Oğuz boylarından Bayat boyunun Dulkadirli koluna mensup bir Cerid obasıdır ve 17. Bunun üzerine oymak beyleri toplanır ve Anadolu’ya göç kararı alırlar. Türk’ün binlerce yıllık göç hikâyesinden kendi payına düşeni Barak Türkmenlerinin millî şairi Dedemoğlu aşağıdaki dizelerle dile getirmiştir: Kalktık Horasan’dan eyledik sökün Düşürdüler bizi tozlu yollara Omuzda parlar uzun şifleler Aşırdılar bizi karlı dağlara Bölük bölük oldu yüklendi göçler Atlandı ihtiyar. Bununla birlikte Barak kelimesi Anadolu’nun pek çok yerinde köy. Bu zorlu yolculuğun ve göç boyunca yaşanan acı olayların hatırası Türkmenlerin ozanları tarafından nakış nakış işlenmiş ve Barakların yıllar süren göçleri. Baraklar. ova. Bu dönemden itibaren Barak kelimesi bir Türkmen boyunun ismi ve bu boyla beraber Beydili.Dadaloğlu’m bir gün kavga kurulur Öter tüfek davlumbazlar vurulur Nice koç yiğitler yere serilir Ölen ölür kalan sağlar bizimdir Bu türküde. iskâna tabi tutuldukları bölgelerde de komşu aşiretlerle uzun çatışmalara girişmişlerdir. yöneten-yönetilen ilişkisini. bucak. Baraklar örmeğinde de aynı refleksi göstermiş ve Baraklar tarihî yolculukları boyunca yaşadıklarını. Çeşitli sosyal hâdiseler ve aşklar etrafındaki kısa hikâyeleri. Horasan’dan Orta Anadolu’ya uzun ve bir o kadar da yorucu bir göç başlar. hem Orta Asya’dan Anadolu’ya göç hikâyelerini hem de kültürel hayatlarını söz konusu kaynaklardan ve yaşayan Barak kültüründen tespit etmek mümkündür. dağ ve mahalle adı olarak da kullanılmaktadır. estetik değerlerini temsil eden kişi tarafından dillendirilen bir türkü. tarihsel bir olayın (iskân olayı) akışını. daha sonra iskânın türkülerle anlatılma hâdisesini rahatlıkla vesikalarla mukayese edip yöneten-yönetilen bakış açısını ortaya koyabileceğimiz zincir halkası gibi türkülerin mevcut olduğu bir alandır Barak Türkmen vadisi… Bir Türkmen boyu olarak Türk tarihine ışık tutan pek çok tarihî ve edebî kaynakta karşımıza çıkan Barakların. Tarih boyunca yaşadıkları acıları ve sevinçleri kilimlerine. yani toplumun hayat algılayışını. (Ersoy 2003) Daha sonraki dönem içerisinde özellikle Gaziantep’in Nizip ilçesi ile Suriye bölgesindeki oymakların tamamı Barak adını almışlardır. yüzyılın sonlarında Horasan’dan başlayan uzun bir göçün ardından Rakka’ya iskâna zorlanmışlardır. Barak Türkmenleri 15. Öte yandan bizim de üzerine akademik çalışmalarımızla eğildiğimiz Baraklar örneği dikkat çekicidir. Toplumun millî şairi. yönetilenin resmî uygulamaları algılayış biçimini. Hem göç sırasında karşılaşılan zorluklar hem de daha sonra uygulanan iskân politikaları Barak Türkmenlerinin büyük acılar yaşamalarına sebep olmuş. Elbeyli Türkmenlerinin yaşadığı bölgenin adı olarak kullanılmıştır. aynı zamanda yaşanan olayların ve şartların resmini çekmiştir.1 0 60 . halk hikâyelerine işleyen Türk boyları. Baraklar göç süresince kendi aralarında.

Çukurova Bozlağı. Şehnaz Layıkel). uzak kuş karanlık içre susuz korkulu düş senelerce yaşanan derin acı kimse geçmez ki buradan çıkrık sesi solgun anı göçüyor eski toprak ile göçüyor bir bir MURAT SOYAK ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Horasan’dan başlayan göçün Anadolu’da iskâna dönüşmesi ve bunun Barak Türkmen toplumundaki yansımaları. Hacettepe Ü. Türkülerin Dili. çok giden kederli türküler evi yıkılmış duvar. Yenibilgiler Işığında Dadaloğlu. Ruhi. basılmamış doktora tezi. İstanbul. Özbek. estetik algılayışını vermenin ötesinde. Ankara 2003. Ank. Gülay. çok giden dere boyu bağ bahçe ayrık otu çoğalır oğullar gurbet elde ne gelen var. Paul. Ötüken Yayınları. Mirzaoğlu.1 0 61 . E Yayınları. Sos. sembol ve imaj dünyasını görmemizin yanı sıra. Enst. Görüldüğü üzere bir edebiyat metni. takip edilen coğrafya. Mehmet. bize ait olduğu toplumun sanat zevkini. Bu büyük kültür birikimi daha kapsamlı araştırmalarla Türk kültür tarihine ışık tutmaya devam edecektir. HAVADİS postallı bir dağ içinde göç göç olmuş köy garibin gözü yolda ne gelen var. Barak Türkmenleri.Seksendörtbin hane gelmez hesaba Deve koyun çoktur insan kalaba Susuz hayvan inileşir göllere Dedemoğlu der ki aşkın bağından Aşırdılar bizi Yozgat dağından Anadolu Sivas şehri sağından Bu hâlimiz destan olsun dillere Burada Türk halk şiirinin estetik yapısını. İsmail.l Bil. İstanbul 2005. Geçmişin Sesi (çev. o toplumun her anlamdaki yaşanmışlığının da resmini çekmektedir.■ Kaynakça Görkem. çatışmaları ve bu yaşananların toplumsal yaşamlarında bıraktığı izleri anlatan hikâye ve türküleri ile coğrafyadan vatana geçişin ve yurt ile göç edişin Türk kültür tarihi içerisindeki en güzel örneklerinden birini oluşturmuşlardır. Ersoy. İstanbul. 2009. Binboğa Yayınları. çok giden KÖR KUYU uzak ağaç. göçleri. kalabalık nüfus ve yaşanan acı olaylar şair Dedemoğlu’nun dilinden bize aktarılmıştır. Thompson. iskânları. kırık kapı almış yürümüş yalnızlık ne gelen var. Barak Türkmenlerinin tarihsel serüvenlerini de takip edebilmekteyiz. 2003. Baraklı Âşık Mahgül ve Repertuvarı.1999. Barakların iskân Türkülerinden ve sözlü geleneğinde hareketle yaptığımız geniş anlamda ve kapsayıcı sözlü tarih çalışması kitaplaşma aşamasında olup konuyu her yanıyla izah etme amacı taşımaktadır. Tarihi ve tarihî süreç içerisinde insanı anlama kaygısında olan bir araştırmacının bütün kültür unsurlarına birer tarih vesikası gözüyle bakması gerekmektedir.

yoksa kınalı parmaklı. Bütün uyanık kalma çabama rağmen arada bir gözlerimin kapanmasına engel olamadım. Iğdır’a daha ulaşmadan başladım “al alma”yı aramaya. Her ne kadar sanat müziği olarak adlandırdığımız geçmişin şehirli müziğiyle ilgilensem de. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .. Alma mıydı Iğdır’ın dağını taşını kaplamış “al topuklu beyaz kızlar mıydı” fatihlerin torunlarının şimdilerde bölük bölük bölünmüş diyarından gülümseyen. al almayı görme zamanı… Kars Havaalanı’nda. Türküyü öğrenmeye. al duvaklı bir gelin miydi? Rüyalarımı pek hatırlamam. galiba kırk beş dakikadır yoldaydık. En azından ‘Avrupa’da şöyle’. şimdi yine yolu düşünme zamanıydı. Nahçıvan’dan Laçin üzeri Bakü’ye oradan da Karabağ’a mı gittim. allı rüyalar gördüm. ülkemizde de müşteri memnuniyeti adına küçük şeylerin yapılıyor olması kıvandırdı beni.. yeşilimsi. Arazı mı (Aras Nehri) gördüm. Çadırımsı bir yer içinde masalar var... Müzikle amatör olarak ilgilenmeme rağmen bu meşhur türküyü bilmiyordum. Ağrı Dağı’nı mı gördüm. bilmiyorum. hançeremde nağmelerini eylemeye. önceden söylendiği gibi. Acaba benim dalgınlığımdan istifade edip geçivermişler miydi? Aracımız yolda mola verdi. Yan tarafta da kışlık ve belki de. Parasıyla da olsa. Gece geç yatıp sabah erken kalkmanın tesiri hâlâ devam ediyordu. türküler konusunda da epeyce bilgi sahibiydim ama herkesin hemen telâffuz ediverdiği “Iğdır’ın al alması” ben de bir türlü sese dönüşemiyordu. bizi Iğdır’a götürmek için bekleyen yarım otobüsü görünce sevindim. türküye. Uçak inince artık tamamen uyanmıştım. Öyle ya. ayazlı geceler de kullanılan bir bina… Elmalar duruyor kasada… Sarımsı.1 0 62 . İzmir-Kars arasındaki I derin uykuyla geçen yolculuğumda al almayı mı gördüm. hem de çokça bilinen bir türküye nağme olmuş al elma merak edilmez miydi? İsmail Gaspıralı’nın roman kahramanının Gül Baba’yı araması gibi ben de “al alma”nın peşine düştüm. ‘Amerika’da böyle olurdu’ geçmedi aklımdan. al almayı bulmaya karar verdim. bazı dostlar hemen “Iğdır’ın al alması” türküsünün adını andılar. Kars ile Iğdır arasında elma ağacı gördüğümü hatırlamıyorum.AHMET ULUDAĞ ğdır Üniversitesine öğretim üyesi olarak geçme işlemlerim düşüncenin ötesine geçip fiiliyata dökülmeye başladığında.

ben bulamasam da. / Çevresi masmavi.. Bir de her gün geçtiğim yolumun üzerindeki bir kavşağın orta yerindeki elma heykelciğini inceleyim. elma ağaçlarının yerine her gün yeni binalar yükselse de: Iğdır’ın al alması Yemeye bal alması Yar gelene galdı balam Yaramın sağalması Iğdır’dan alma aldım Yarımı yola saldım Yarim buradan gideli aybalam Ayva kimi sarardım■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .. İki saat olmuş ya da olmamıştı. Melodisini hatırlayamadığım ‘Al alma türküsü’ sanki beni esir almıştı. Türkiyeli. farklılık sayılabilecek. Eseri yayına hazırlayan Besim Atalay. Oraya da gitseydim arar gezer miydim al elmaları? Gördüğüm starking benzeri elmalar mı acaba diye düşünüyorum. Buralar daha Kars sayılır. her seferinde. yolculuğumuz başlayalı. Öğleden sonra Kültür Merkezi’nde üniversitenin açılış törenine katıldım ayağımın tozuyla. Aslında benim gördüğüm Büyük Ağrı Dağı’nın üç zirvesinden en yükseği. al elması var. İstek mi yapsaydım ne: Iğdır’ın al alması… Iğdır. Araznameli. Belki Bahaeddin Karakoç’un aksine ilk onu görmedim (Iğdır’a inince ilk onu gördüm. başı bembeyaz. Azerbaycan’ın bir şehri. Hoca elmayı mı anlatmalıydı diye düşündüm bir an… Cevizin uzmanına elma anlattırmak doğru olmazdı. Karabağnameli.) ama gördüğüm anda da büyülendim. O anlattı ama benim kafamda yine türküler vardı: “Cevizin yaprağı dal arasında”. Quba. yerli mi?’ Cevap. Küçük Ağrı’yı da görmek için şehrin dışına doğru gitmem gerekti. Seyit Mehmet Şen Hoca verdi. Serdarbulak Geçidi’yle birbirinden ayrılan iki dağın zirvesinin birlikte görüldüğü ilk anda Büyük Ağrı daha bir ihtişamlı duruyor. yorgunluğumu almıştı. cevizi anlattı. yani bildik bir türküydü. Lakin al alma türküsüne bir türlü sıra gelmemişti. ‘fidanı da buralardan’ oldu. burası Iğdır. Azerbaycanlı bir konser… Buralara has tınıları duymak. Sıkı sıkı sordum: ‘Bu mu. Acaba “elmanın yaprağı dal arasında” desek olur muydu? Hem bu Kayseri türküsünü çığırmayı da biliyordum. Iğdır’la ilgili bir serhat şehri olduğu ve Doğu’nun Çukurova’sı olarak adlandırıldığı dışında bir şey bilmiyordum. Kültür Müdürlüğünün broşüründeki elmanın altında dişler yok gibi belli belirsiz. Kağızman’ın kırmızı beyaz uzun elması gibi… Uzun elmanın da bir türküsü var mı ki? Bütün elmaların türküsü olmasa da türküsü olan yaşayacak. ölçülü mesafeler… Iğdır’a ulaştık. Açılış dersini emekli bir Öğretim Üyesi Prof. burası bazı fakülte ve yüksek okullara tahsis edilmişti. tabii elmalıklar kalırsa geriye… Mutlaka Iğdır’a has bir elma çeşidi vardır. dedim. Türkünün aslının “Quba’nın al alması” olduğunu söylediler. / Mevsimin perçemi takvimde son yaz. Onda da starking gibi altta dişler var. Söylenen o ki. Üzerine türkü yakılan al almayı bir gün gelir bulurum. satıcılarda golden tipi çoğunlukta. Törende Nahçıvan Üniversitesi Müzik Topluluğu güzel bir konser verdi. misafirhane… Arada ufak tefek şeyler de yok değil. Dinlediğimde önceden dinlemiş olduğumu fark ettim.beyazımsı renkleriyle golden çeşidi elmalar… Aaaahh. starking gibi bir şey. çünkü hemen her ilimizin. budur Iğdır’ın al elması. al almalı türküsü var. Her ikisi de tamamen görünür hâle gelince daha başına ak düşmemiş olan Küçük Ağrı büyüğünün ihtişamını biraz gölgeliyor. Nihayetinde yol dediğin nedir ki. Bir arkadaştan rica ettim. bayatili . Dr. Iğdır’ın isminin doğrusunun ‘İgdir’ olduğunu ve ‘iğdir’ şeklinde yazılması gerektiğini belirtmektedir. yer gök al alma değil miydi yoksa?. Eski Devlet Hastanesi’nde indim. / Yerle gök arasında bir tek düğüm. ilçemizin mahallî çeşitleri vardır. Ağrı Dağı’nı bütün heybetiyle göğe değmeye ramak kalmış ak pak zirvesiyle görünce büyülendim. Belki de bu bana has bir algı. Iğdır’a en yakın olanıydı. Yine de Iğdır’a epeyi uzaktayız. Iğdır’a gelinceye kadar merak etmediğim şeylerden biriydi adı. bilemiyorum… Birden günlerim mutat bir hâl aldı: Okul. Divanü Lügat-it-Türk’te Oğuz boylarından birinin adı olarak belirtilmektedir. Al almayı aramak da mutatlaştı. Genelağa baktım.1 0 63 . hayallerim… Dağ taş elma ağacı. hakikaten türkü bu şekilde de söyleniyor. bahçelerinden getirdi. Ama olsun. Yeni bir kurum olmanın bütün sıkıntısı hissedilebiliyordu.

tapuğ.Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fak. Türk halkı Orta Asya’daki sosyal yaşamından kaynaklanan müzikten hiç kopmamış.1 0 64 . kam. Kam.. Uygurlarda nahşa gibi sözcükler kullanılmıştır. yuğ. baksı. Anadolu’nun yanı sıra Balkan türkülerinin canlılığında sergilenmektedir. Türkçe Eğitimi Bölüm Bşk. Dr. Özbeklerde halk koşigi. Türk halkının her gittiği yere bu geleneği taşıdığı gerçeği. münacat. halka halka genişleyip çeşitlenen ve yeni biçimlere bürünen müzik zevki hep varlığını korumuştur. Şaman. Değişik Türk *Yard. tasavvuf müziğini kuralcı topluluk müziğinin bir kolu olarak almışlar. sazı ve ezgisiyle İslamiyete dayalı Türk müziğini oluşturmuşlardır. savaşlarda hep müzik yerini almış. baksı. Türkü için yapılan bütün tanımlar da bu ortak noktada birleşmektedir. Bu edebiyat geleneğinin ürünleri şölen. Doç. Bu nedenle türküler edebiyatımızın ilk ürünleri sayılmalıdır. Kırgızlarda eldik. dinî.MEHMET YARDIMCI* azının bulunmasından önce her ulusta olduğu gibi Türk ulusunda da oldukça güçlü sözlü edebiyat geleneği vardır. Türkü için Azerbaycan’da mahnı. düğünlerde. Mevleviler. adlarla anılan törenlerle yaygınlaşmış ve topluma mal olmuştur. Oyunlarda. değişik Türk kavimlerinde aynı şeyi ifade etmek üzere farklı adlarla anılmıştır. ayin. Başkurtlarda halk cırı. ozan gibi sanatçılar müzik eşliğinde oyun türküleri ve şiirler okurken konu olarak kimi zaman efsanevi olayları kimi zaman da dinî ve toplumsal konuları dile getirerek ta başında türküleri şekillendirmişlerdir. Şekillenen bu türküler. duygu ve düşünceleri kamçılayıcı görev üstlenmiştir. Y boylarında farklı sözcüklerle ifade edilen türkü kavramının Türk’e özgü anlamına gelen Türkî sözcüğünden türediği görüşü yaygındır. devriye vb. İlk şiirleri oluşturup kopuz adı verilen sazı devreye sokarak yarattıkları müzikli söyleyişler türkülerimizin ilk biçimlerini oluşturmuştur. ozan gibi adlarla anılan kişiler ilk edebî türlerin üretici ve uygulayıcılarıdır. Türkmenlerde halk aydımı. oyun. sazın ana yapısını bozmadan tür ve sistemlerini geliştirerek sesi. şölenlerde. sığır vb. hikmet. Türkçe sözlü âşık müziğine ayinlerde yer vermeyip âşığı tekkelerin dışına itmiş- ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Türkler. ilâhi. İslamiyeti kabulle. İslamiyete dayalı Türk müziğinin bünyesinde şiirimiz yeni bir şekle girmiş. tasavvufi türler ortaya çıkmıştır.

kahramanlık günlerinde koçaklama. ağıt koçaklama adları altında şekillenmiştir. Kastamonu türkülerinden Sepetçioğlu. hapishane türküsü olup oyar yürekleri. Âşık Garip. doğa sevgisi. Sarı kurdelem. Türküler. Kerem ile Aslı. İzmir türkülerinden İzmir’in kavakları sadece birkaçıdır. bir ananın bebeğinin çamdan yapılmış bir beşikte yitirmesi olayı. nice özlemleri. İlbeylioğlu gibi halk hikâyelerindeki bazı türküler bunlardandır. bas. sevinçleri. “Sabah olur çocuk gider oyuna Oynar oynar taş doldurur koynuna” türküsünü.”[1] Hızır Paşa’nın Pir Sultan’ı zindana attırması olayı. duvaz gibi yeni türlerin oluşmasına neden olmuşlardır. Fatsa türkülerinden Hekimoğlu. Silifke türkülerinden Ham çökelek. Almus türkülerinden Burçak tarlası. Kızılırmak’ta bir gelinin boğulması olayı. “Yürü bre Hızır Paşa Senin de çarkın kırılır” türküsünü. Nazilli türkülerinden Yörük Ali. Ne zaman bir köy türküsü duysak içimiz burkulur. halkın yaşam savaşının dile ve tele dökülen yansımasıdır. bağlamasıyla yoldaş olup sevdalarını. aşkları konu alan ve her çeşit şiir biçimiyle. Bitlis türkülerinden Bitlis’te beş minare. Bolu türkülerinden Halimem.13. nice anılar depreşir yüreğimizde. nefes. Sivas türkülerinden Kızılırmak. Yaşamın her aşaması türkülerde en çarpıcı ifadelerle yansır.1 0 65 . Boş beşik. yurt sevgisi. 2. Ankara türkülerinden Misket. Bunların yanı sıra din dışı konulardaki âşık şiiri de güzelleme. Anadolu insanı çocuğunu türkülerle büyütür. 1. Âşıklara Alevi ve Bektaşi tarikatları sahip çıkarak edebiyatımızda deme. Türküler genellikle bir olay sonucu doğar. Acı günlerde ağıt. Önemli bir olay sonucu duygulanma türküyü yaratır. uzun ya da kırık hava şeklinde söylenen en yaygın halk müziği türü olarak gelişimini sürdürmüştür. Kimi türküler de başka yörelerde yakıldığı hâlde ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . acısı sevdası dillere destan olup dört bir yana yayılmıştır. Türkünün doğuşuna neden olan olay kimi zaman gerçek ve yaşanan bir olay olduğu gibi kimi zaman da özlem.lerdir. bir süre sonra türküdeki kişisel izler silinip halkın ortak malı olmaktadır. Türkü ise topluluk içindeki acıları. türkülerle kalkmış. küçük bir çocukla evlendirilen genç kızın olayı. s. nice dilekleri dile getiren nağmesi kendine özgü sazsız türkülerdir. taşlama. Kimi zaman esen yelden kimi zaman turnalardan yararlanır sesinin ulaşması için dilediğine. 1315 doğumluların Kurtuluş Savaşı’na gidişleri. Anadolu’da genç. yüreğini türkülerle dışa vurmuştur. Cahit Öztelli. Muğla türkülerinden Ormancı (Çıktım Belen Kahvesine) ve Bodrum Hâkimi. Anadolu halkı türkülerle yatmış. Tokat türkülerinden Bağa gel bostana gel ve Minarede taş mı olur. Kimi türküler de halk hikâyelerinden ve âşıklardan halka geçmekte. Dertlerimize yoldaş. Malatya türkülerinden Fırat kenarı. Hikâyeleri bilinen pek çok olaylı türkü vardır. dinî duygular ve kahramanlık duygularının ön plana çıkması sonucu da olmaktadır. Halk Türküleri Evlerinin Önü. Muş türkülerinden Havada bulut yok. türkülerle gülmüş. Bunlardan. yaşamın çeşitli durumlarında gurbet türküsü. “Bebeğin beşiği çamdan Yuvarlandı düştü damdan” türküsünü. iş türküsü. gizli sevdalarımıza sırdaş olan türkülere ilgimiz gençlik hatta çocukluk yıllarımızda başlar. Cahit Öztelli’nin dediği gibi “Beşikten mezara kadar her türlü günlük yaşantı olayları türkü yakılmasına neden olabilir. 1983. gizli sırlarını telin ucundan seslendirir. İst. Halkımız türkülerle ağlamış. şathiye. “Kızılırmak nettin allı gelini” türküsünü yaratan olaylardandır. evlenmelerde kına türküsü. Elazığ türkülerinden Çayda Çıra Yanıyor. Anaların beşik ardında ünlediği ninniler. “Hey onbeşli onbeşli Tokat yolları taşlı” türküsünü.

Türkülerin İsyanı. “Fırgatlı fırgatlı ne inilersin Allı turnam sinen parelendi mi” biçiminde başlayan Esirî’ye ait bir deyiş son dörtlük söylenmediği için zamanla âşığın adı unutulmuş ve semah havasında okunan anonim bir türkü olarak halka mal olmuştur.[2] Örneğin: El çek tabip el çek yaram üstünden dizesiyle başlayan Tokat türküsü kimi kaynaklarda Emrah kimilerinde de Veli adına kayıtlıdır. Pir Sultan Abdal ve Teslim Abdal adına üç değişik kaynakta görülen türkülerdendir.1 0 66 . Türkülerin tümünün orijinal kayıtları arşivimizdedir. olayın hikâyesi önemlidir. Kimi türküler de cönklerde Türkü adıyla kayıtlı olup uzun süre söylenmediği için nağmesi unutulduğundan düz bir şiir gibi durmaktadır. 1. Kaynaklarda yer almayan bu türkülerden yer darlığı nedeniyle sadece bazılarının ilk dörtlüklerini kaydediyorum. Oysa bu türküler kim bilir âşığının ne derdinin ne çilesinin ne sevdasının tercümanı olmuş ne yürekten söylenmiş türkülerdir. Kimi türküler de farklı kaynaklarda değişik kişilere mal edilerek okunmaktadır. Türkü 4. Âşığı bilinen kimi türküler de mahlası okunmayınca anonimleşmektedir. Kastamonu’da yakılan Çanakkale içinde vurdular beni türküsü Çanakkale türküsü olmadığı gibi Zile’de yakılan Hey on beşli on beşli türküsü de Tokat türküsü değildir. Bursa’nın ufak tefek taşları türküsü Bursa türküsü değildir. Gafil gezme şaşkın bir gün ölürsün dizesiyle başlayan türkü de Kul Himmet Üstadım. larda Sefil Ali kimilerinde Emrah kimilerinde de Karacaoğlan adına kayıtlıdır. Örneğin. Yine Bursa’da yakılan Cezayir türküsü Cezayir’e bağlanmamalıdır. Türkünün yakıldığı yer ve o yerdeki olay. Bu konuda Halil Atılgan çok önemli saptamalar yapmıştır. Gönül gurbet ele varma dizesiyle başlayan Gaziantep türküsü kimi kaynak2. Türkü ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Türkü 3. yüzyıl başlarında tutulan bir cönkte 32 adet Zile türküsü bulunmaktadır.olayla ilgili bir yer adı geçmesi nedeniyle o yöreye bağlanmaktadır. Türküyü il bazına bağlamak doğru değildir. Kimi türküler de okuyucuların bazı sözcüklerin anlamını bilmeyişi nedeniyle değiştirerek okumaları sonucu gerçek anlamını yitirmektedir: Dert ehli olanlar dergâha gelir Elbette arayan dermanın bulur Sadık der ki kimde ne var kim bilir Geşt ü güzâr ettim elde neler var dörtlüğündeki gezme-tozma anlamındaki geşt ü güzar ettim sözü kimilerince çekti gülizar etti biçiminde okunup anlam yitirilmektedir. Bu günün ilçesi yarının ili olmaktadır. Özel arşivimde bulunan Zile kaynaklı Kirampalı Davulcuoğlu Bin Memet tarafından 19. Halil Atılgan. Cönklerin tozlu sayfalarında unutulan ve söz yerinde ise nağmelerini arayan türkü sayısı oldukça kabarıktır. Türkü Ben de şu dünyaya geldim geleli Ağır çiftim döner harmanım mı var Azrail de gelmiş can talep eyler Benim vermemeye fermanım mı var ………… Ben giderim emanetin eyvallah Selvi boylum sen bu elde gal gayrı Terk eyleyip ben bu eli giderim Kara gözlüm kadirimi bil gayrı ………… Dostum beni niçin zarıncıdırsın Verdiğim ikrardan dönen değilim Senden başkasına meyil vermedim Uçup daldan dala konan değilim ………… Kalktı göç eyledi gönül kervanı Göçtün gönül var inile bir zaman Ayrılıkla geçti ömrüm devrânı Düştün gönül var inile bir zaman ■ 2.

Unutmamak gerekir ki bilincin muhtevasını oluşturan soyutlama kabiliyeti. Bu sebeple zekâ denen o yüksek idrak gücüyle hisleri idare ederken yanık türkülerin ve acıklı manilerin yolu da açılmış olur. başımızdan geçenleri yeterince tespit edemediği andan itibaren kalan boşlukları doldurma görevini sanatkârlara bilhassa şairlere bırakır. bizim ruh haritamız veya üzerinde hayallerimizin can bulduğu duygusal coğrafyamız olduğu gün gibi aşikârdır. Türk’ü söyleyen türkülerin ana maddesini oluşturur. Dolayısıyla âşıklar ve yosmalar farkından olmasalar da söyledikleri türkülerle bir yandan geçmişte yaşanmış olayların sadık şahitliğini yapmış olurlar. Bu gün güçlü olanların yarın kötü duruma düşeceklerini söylemek. zekâ için kazanılmış bir kabiliyet. aşkın. Sadece milletlerin mi? Aşk. Huzursuz ruh halini anlatan manzum eserlerdeki şikâyetler. sevda. A Tarih. Yaşanan acıların birinci kütüğünün tarih. insanı hayaller ötesine taşırken duyulan samimi iniltiler de bizim için. söylediklerimizin kısa özeti gibidir: ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . ikinci kütüğünün türküler olmasına karşılık eğlenme maksadıyla okunsalar bile insanı derinden etkileyen o besteli nağmelerin. beldelerin ve şehirlerin de viran olup el değiştireceği açıktır. Dolayısıyla Türklerin bu toprakları korumak için çektiği bin senelik çileli hayatın da destanlardan taşıp efsanelerle birleştiği kayıtlardan anlaşılır. Ayrıca müzik. gençlik. özlemin ve nihayet hayatımızın bir parçası olan üzerinde yaşadığımız coğrafyanın oluşturduğu önemli bir neticedir. Çünkü duygular.LÜTFİ PARLAK nadolu’nun kaç defa mamur. muhabbet bitmiyor hâlâ” Öyle ya! Gençliğin gitmesine karşılık baştaki sevdanın. askerlerin ve milletlerin hadsiz hesapsız olduğu bilinir. gurbetin. acılarla somutlaşırken ortaya çıkanların başında ağıtlar gelir. Harputlu bir şairin yazıp yüksek sesle okuduğu şu dörtlük. alışkanlıklar için başvurulan önemli bir kaynaktır. kaç defa viran olduğu bilinmez ama ölüp de burada yatan. İşte onlardan biri: “Şebabet gitti elden başımdan gitmiyor sevda Tükendi takat ü tabım. komutanların. elbette kâhinlik değildir. takatin bitmesine karşılık içteki muhabbetin bitmemesi insanı. ismi ve mazisi unutulan.1 0 67 . Her canlının ölümü tadacağı gibi şan ve şöhreti dillere destan olan ülkelerin. Çünkü büyük milletlerin büyük derdi olur ve onların ekserisi de türkülerde saklanır. umut… kısaca beşerî olan her şey mısraların içindeki yerini alır. şikâyeti ve hasreti bol olan bir yola iter ve dolayısıyla müziğe yönlendirir. Dolayısıyla karışık bir bölgenin ortasında yer alan ve her zaman emniyetsiz olan Anadolu’nun ufukları karardıkça bir yandan fırtına beklerken diğer yandan yoğunlaşan hislere kulak asmak gerekir. sevdanın. diğer yandan mazideki acıları veya güzellikleri gizli bir lisanla dinleyenlerine hatırlamış olurlar.

ruhları kasıp kavurmasına rağmen bedenlere dokunmamasıydı. başından geçenlerle geçmişte yaşananları kıyaslamaktan geri durmayacaktır. bir eli Cezayir’de bir eli Hindistan’da olan bir milletin düşmanları. Çünkü böylesi bir ortamda insanı diğer canlılardan ayıran soyutlama gücü. aklın ötesine geçiyor ve her kim olursa. türküleri kadar çok olacaktır. bir ayağı Yemen’de. silâhaltına alınıp Yemen’e gönderilmişti. Şuna inanmak lazım ki her nimetin. açlıktan karnı sırtına yapışmış ve maneviyatı altüst olmuş dinleyicilere nasıl keyif verebilirdi ki? Bilinmez ama kimsenin keyif çatmaya ihtiyacı da yoktu galiba. Ancak söylenenleri duymak. “Bütün büyük yanlışların altında gurur ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . yaşananları ve çekilen sıkıntıları o acıklı türkülerden çıkarıp okuyucularla paylaşmak istiyorum. bu soruyu. Çünkü bir ayağı Kafkaslarda. ağabeyini. Çünkü insan kaynaklarının azlığı nedeniyle on beş yaşını dolduranlar. çok daha iyi anlatıyordu garipliklerini.1 0 68 . İşte bu efsanevî hayatı türkülerden öğrenen yeni nesil. manalandırmak denektir. “Hey on beşli on beşli/Tokat yolları taşlı…” türküsüyle ortaya konan hazin tablo buydu. Ancak bu beğenilmeyen sonuca karşılık eski sınırları ilelebet muhafaza eden türkülerimiz yaşadıkça Ortadoğu’nun. moral yerine ayrılığın ateşiyle herkesi dağlayıp perişan ettiği de bilinen bir gerçekti. korkunç savaşlara uzanacaktır. Durum böyle olunca ihtilafın sebebi de sonucu da git gide artacak ve ucu. her zaman alçak bir sesle gelecekten söz eder. Çünkü o günkü hudutlarımızı koca kavuklu hakanlar çizip. Onsuz konuşamıyor. fakirliklerini ve şikâyetlerini. türküleri dolduran kavgalara ve savaşlara sebep olan hatalar nerelerden ve kimlerden kaynaklanıyordu? Puşkin. İnsanın galipken gaddar. İşte zehir gibi insanın içine yayılan. yavuklusunu… bilinmeyen bir cepheye gönderen insanların moral bulması için türkülere sığınması belki normaldi. sanıldığı kadar kolay değildir. İşte o eksiği ve ardındaki acizliği hatırlatan şair: “Gitme Yemen’e Yemen’e Yemen sıcak dayanaman Kalk borusu çalınca Sen küçüksün uyanaman” diyerek çocuk yaştaki askerlerin şansını yeriyordu. Ama okunanların. hislerdeki yoğunluk nedeniyle acıklı türkülerin içinde buluyordu kendini. çelik bilekli serdarlar korumuş olsalar da zaman içinde ne kadar değişikliklere uğradığını çok iyi biliyoruz. Çünkü o korkunç harp yıllarında Yemen’e gidenlerin ve onları uğurlayanların ruhunu kemiren en büyük derdin açlık ve ölüm olduğu açıktır. aynı nispette bir külfeti olacaktır.Yara benden yara benden Yalvarın yara benden Sinemde dağ-ı hicran Sağalmaz yara benden Büyük olmanın bedelinin de büyük olacağı noktasından hareketle imparatorluklar kurmuş bir milletin tarihî maceralarının sonu olmayacaktır elbet. Sesi güzel olanlarla müzik aleti çalabilenlerin bir araya gelmesiyle koparılan fırtına. Kafkasların… manevî tapusunun bize ait olacağını da unutmak gerekir. Ama her şeye rağmen hayat devam ediyor ve boynu bükük yetimler gibi oturdukları yerde ağlarken duygularını yanık seslerle anlatmaya çalışıyorlardı. Yanlış karar vermelerden dolayı talihe ve tarihe duyulan isyanlarını… “Yemen yolu çukurdandır Karavanam bakırdandır Zenginimiz bedel verir Askerimiz fakirdendir” Tarih asla kurumayan bir kaynak olduğu için şartlara göre o. tecrübelere kulak asmamasındandır. mağlupken mazlum olması ve hakkı tanımak yerine tayin etmesi. Balkanların. Bu tablonun ağudan tek farkı. Haliyle mısralar. Dolayısıyla büyük bir tarih oluşturan atalarımızın bu uğurda duygusal yönden neler çektiğini türkülerden öğrenmemiz gerekir. onsuz olamıyorlardı. Bu sebeple 1915’te Elazığ Sultanîsi tamamen askerî ihtiyaçlara ayrıldığından uzun süre mezun verememiş ve son sınıfa geçenlere rütbe takılıp cephelere sevk edilmişti. Bu sıkıntılı günlerde oğlunu. Bu sebeple geçmişte bir vilayetimiz olan Yemen’le ruhî bağımızı kuran mısralar üzerinde durmak. Çünkü görmek veya duymak. Peki. Çocuğunu ölüme gönderenlerin sevinmesi nasıl düşünülebilirdi? Aslında talihinden ve tarihinden şikâyetçi olan askerlerin hiçbir şey dikkatini çekmiyor ve onları daha ziyade savaş ve ölüm ilgilendiriyordu.

1905-1918 arasında yaşanan Yemen Savaşının elem verici şikâyetlerini işaret ediyordu. Bu uğurda ödediğimiz ağır faturayı da yeni nesil öğrensin diye mısralara emanet ettik. sadece zekâ ve akıl nişanesi olarak görmek yerine toplumsal bilincin uyanışı olarak değerlendirmek gerekir. Dolayısıyla düşünmeyi sevmeyen insanlar.” Dikkat edilirse yukarıdaki dörtlük. Memet’in veya Memiş’in üzerinde öldüğü o koca coğrafyanın haritasını eldeki türkülerden çıkarıyoruz. Bu sebeple türküleri sadece sanat ve maharet oyunu.1 0 69 . “Mızıka çalındı düğün mü sandın? Al yeşil bayrağı gelin mi sandın? Yemen’e gideni gelir mi sandın? Tez gel ağam tez gel dayanmiram Uyku gaflet basmış uyanamiram Ağam öldüğüne inanamiram” Şunu ilave etmeliyim ki çekilen acıların hatırlatılması. Nasıl ki eşya. aynı ağacın meyveleridir. iki hükümdara az bulununca kavgaların ve savaşların önü alınamamıştır. Yemen. Unutmamak gerekir ki gurur ve cehalet. Dolayısıyla Yemen’de bir kabile şeyhi olan İmam Yahya’ya yenildik ama Çanakkale’de Kocatepe’de. insanı saadet arabasına bindirebilir. İşte imparatorluk hayaliyle gittiğimiz Yemen’de dört yüz senede verdiğimiz beş yüz bin şehidin acıklı hikâyesini. Haliyle ya savaşı başlatıyorlardı ya da başlayan savaşı kör inada dönüştürüyorlardı. “Bir gemiye doldurdular İstanbul’a bildirdiler Sallar gemi döver dalga Gül benzimizi soldurdular” Değerler değişip hak kuvvetin ardından gitme mecburiyetinde kaldığı bir dünyada tesadüfler. Bu iki özelliğe sahip olan insanlar. bir hükümdara çok. ağıtlar türküler… birbirini kovalamıştır. diğeri için felakete dönüştürmüştür. Sakarya’da… devleri yenme bahtiyarlığına erişip milli mücadeleyi kazandık. “Havada bulut yok bu ne dumandır? Mehlede ölüm yok bu ne figandır? Ah o Yemen’dir. biri Memiş” Tarih hiç bir milletin hakkını inkâr etmese de hükümlerin değişmesine sebep olduğu için bir ülkenin saadet telakki ettiği olayı. “Tarlada biter kamış Uzar gider. olup biteni anlayamıyor ve hata üstüne hata yapıyordu. kendinde var olan özelliklerden habersizse onlar da kendi duygularından habersizdir. Ancak şansın liyakatten yana olduğu düşünülürse bu arabanın devrilmesi ve büyük acıların yaşaması kuvvetle muhtemeldir. maneviyatı kırılmadıkça o milleti elde tutmanın imkânı yoktur. İşte aşağıdaki dörtlük. vermez yemiş Şol Yemen’de can verenler Biri Memet. Anadolu’nun dışarıdaki Anadolu coğrafyasının muhayyel haritasını çizip Türkü söyleyen türküleri gözler önüne seriyor…■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Haliyle aklın sustuğu noktada karar yetkisi duygulara kaldığı için destanlar. Çünkü bir toplumun ruhu zabt olunmadıkça. İşte İngilizlerin yardımıyla Zeydî İmamların kazandığı Yemen Savaşı. bizim için işte öylesine bir sonuçtur.vardır” diyerek cevaplıyordu. Yemen Çöllerini kat eden askerlerimizi ve arkalarındaki Anadolu insanını tarif ediyor. gülü çimendir Giden gelmiyor acep nedendir?” Bu demektir ki Ziya Gökalp’in altun dediği umuda kavuşmak için dünyanın öteki ucuna gitmek ve bu uğurda kahır çekmek gerekir. millet olma şuurumuzu bilediği için böylesine türkülerin yaşamasında ve diri tutulmasında yarar vardır. kendilerine zafer getirse de bize acıların en büyüğünü yaşatmıştır. Çünkü herkesi ferah ferah besleyebilecek durumda olan Allah’ın dünyası. “Kışlanın ardında bir kırık testi Askerin üstüne sam yeli esti Gelinlik tazeler ümidi kesti. Böylece eli kınalı taze gelinlerin uçsuz bucaksız çöllere uğurladığı eşler için söylediği içli ağıtlar da ateş olup canımıza yapışmıştır. maalesef cansız nesnelerden farksızdır. Aksi halde rica ve merhamet dilenmekle ne bir insanın istikbalinin. ne de bir milletin istiklalinin kurtulduğu görülmüştür. Taze güveyilerin bıraktığı taze gelinlerle başı dik erlerin ciğerine saplanan kara hasreti işliyor.

kaç defa ağlarken susmuşum. “Sen büyüdün A ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Dikmeleri. sohbet etmeyi. bir olmayı. iplerden yapılmış renk renk püsküller asılıydı. tek sesten türkü söyleyerek barışı. kaç defa.. Üç yaşına geldiğimde boyum zor sığıyordu ama ben hâlâ onun içinde yatmak istiyordum. Biz türkülerle millet olmayı. şakalaşmayı. kardeşliği. Göğsüne sarılmış meme emerken. benim diyebildiğim tek şeydi. Üstündeki uzantısından. konuşmayı. sallanırken tıkır tıkır sesler çıkarırdı. bir arada yaşamayı öğrendik. Ömrübillâh. gülmüşüm. çaprazları. “Eledim eledim höllük eledim / Aynalı beşikte bebek beledim…” ya da “Bebek beni del’eyledi / Yaktı yaktı kül eyledi…” Kaç defa ninnileri dinleyerek uyumuşum. hürriyeti öğrendik. Ağaçtan yapılmış beşiğim. vatan kurmayı. o güne kadar içinde benden başkası yatmadı! Bir gün.1 0 . sevmeyi. inceden kulağıma fısıldarmış ninnileri. vatanı savunmayı öğrendik… 70 nnemin karnındayken dinlemeye başlamışım türküleri. şiir yazmayı. güvenmeyi. dili. Ben beşiğin tıkırtılarını bile ninni sanırdım. birliği. Beşiğin başlığına takılı muskanın altında tahtadan şıkırdakları vardı. Çoğu zaman ninnilere eşlik ederdi. Kol kola girip halay çekerek. yarenliği. sallanırken ahenkli ağaç sesleri şıkır şıkır duyulurdu.. bağlantıları rengârenk boyalı. işlemeli ağaçlardandı. üfleyerek saçlarımı düzeltir.MAHİR ADIBEŞ Biz hayatı türkülerden öğrendik. “Elma attım yuvarlandı / Gitti beşiğe dayandı…” dedikleri işte benim küçük tahtımdı. eğlenmeyi.

Köyden gelen arkadaşlar haber getirdi: “Sarardım ben sarardım / Senin için sarardım…” sözlerini... dertli. tabiatla haşir neşir olur. Neriman Altındağ Tüfekçi’nin. Ne zaman turnaları yükseklerden uçarken görsem türküler gelir aklıma. kime yazdırdıysa. o güzel türkülerimiz. bütün aklım onda kalmıştı.. içten. göllere dalan yeşil ördek gibi dalıp giderim. Bizleri en iyi onlar anlatır. anlatacak bir hikâyesi vardır. artık dayanamadığını söylüyordu. ayı. ismimi iğnesiyle oyaladığı mendile sarıp bana göndermiş. türküler söylenirdi. Ninnilerim ağaç beşiğimin gitmesiyle bitti ama hâlâ yalnız kaldığımda mırıldanırım. O hikâyeleri ben yaşamış gibi olurum. Onlar bu milletin tarihini. Bir ay sonra. kenarlarını işleyip.. O türküyü ilk defa o gün dinlememiştim elbet ama o gün farkına vardım.. Hangi millet askere davul zurna ile gi- derdi ki?. O türkünün yazıldığı zaman canlanır.. “Kışlalar doldu bugün / Doldu boşaldı bugün…” sesi hiç kulaklarımdan gitmiyor. ağıt yakarken farklı. büyük bir hevesle onları dinlerdik. Sanki ilk defa dinliyordum!. acaba babamın orada ne işi vardı?. Her türkünün söylenecek bir sözü. hasretlik çekerken farklı yorumlar. Gördünüz mü oğlunun başında ağlarken bizden başka ağıt yakan? Bizim gibi sevenini gördünüz mü. Ne yaşadığımı bilmem ama o hayatı yeni baştan yaşadığımı bilirim. “Kar mı yağmış şu Harput’un başına / Kurban olam toprağına taşına…” Türkülerin çoğunun ne sebeple. O gün bu gün Şam aklımdan çıkmadı. Soğuk kış gecelerinde samanlıklarda kızlı erkekli gruplar türkülerle halaylar çekerdik. Var mı savaşta bizden başka türkülerle eğlenen?. “Bebeğin beşiği çamdan / Yuvarlandı düştü damdan / Beybabası gelir Şam’dan…” sözlerinde ilk defa “Şam” ismini duydum. yaylaları. yıldızları “Ay akşamdan ışıktır. “Kar yağar bardan bardan…” ya da “Yılan inceden öter…” diye karşılıklı atışırken bar oynardık. Sevdasından dertlenip ölenini duydunuz mu?. Türküler ne için yakıldığı sesinden anlaşılır. geceleri tandır başlarında. ekonomisini. Selamını turnalar ya da rüzgârla gönderen. Askerlik bitene kadar bu türküyü mırıldandım. firaklı.. onun bir teli dünyalara değerdi.1 0 71 . O zaman benim gönlüm güllerin açtığı. Ne zaman bir türkü dinlesem.. Çocukluk yıllarım köyde geçti. kuzu gözümde değil. İnsanlarımız onu zamanla dilinde yoğurarak şekillendir. kimle postaya attırdıysa bilmiyorum ki -bizim orada bunlar gizli yapılır. adını bile başkalarına söylemeye kıyamadığım.. Düğünlerde oyunlar oynanırdı. hırçınlaşıp ağladım.. Derken askerlik çağı geldi. Aşk türküleri. Türküler yalnız Türk’ündür. Ya benim çektiklerim. sevdasını.aslanım!” deyip başkasına verdiler. Onsuz ninnilerin de tadı tuzu yoktu. sevip de derdini türkülerle anlatanını?.... Bu hep böyle olur sebebini düşünmem. edebiyatını anlatır. Köy türküleri dağları.. “Ey gül dalı gül dalı / oldum sana sevdalı…” diye ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . dediler. arzuhâlini çiçeklere. Kaç gün yer yatağımda uyuyamadım. çok uzaklarda ve çok güzel bir şehir. Türk’ü tanımak isteyen türküleri araştırsın. Aynı türküyü oyun oynarken farklı. bazen toprakla yoğrulur ve bazen de bir çiçeği anlatır. nerede yazıldığı bilinmez. türküler söylenirdi.. Kızlar gelin olurken türkülerle evden çıkarılırdı.mektup geldi “Ben ağayım ben paşayım diyenler / Kapıları kitlemişler gel hele…” Beni çağırıyordu. acı. Türküler bazen uzak diyarlara götürür.. geceyi. kuşlara anlatanını… “Nazlı yârdan bana bir haber geldi Eğer doğru ise büktü belimi Dediler nazlı yari yad eller aldı Kadir mevlam nasip eyle ölümü…” Türkü. yaylalar yaylalar…” diye başlar. cirit oynarken. bir türkü mırıldanırım… Türkü dinlerken dikkatimi dağıtan bir şey olsa hırçınlaşırım. Ya sonrası? Orası bir başka! “Yârim gurbet ele gitme / Ya dönülür ya dönülmez…” diye seslendi gözümden sakındığım yeşil gözlüm. Türk’ü anlatır. işte o an gönlüme şöyle düştü: “Ölmeden o yârı görürse gözüm / Koyun kuzu kurban olur o zaman…” Koyun. O zaman benim gönlüm sevgililerin dolaştığı bir sabah vakti olur. Çayırlarda güreşirken. gözümün önünde. bülbüllerin öttüğü bir bahar bahçesine dönüşür.. Ben bu türküleri neden sevdim?. İçim sızlamıştı. Şam. Bazen saz çalan âşıklar uğrardı köyümüze. oturma odalarında sohbet ederken.. sosyal yapısını. İçime öylece oturmuştu. dağılırım.

Türk’ün tarihi kadar eski. türküyle başlayıp türküyle biterler. aşk türküleri var bizde. yürekten sevilenler yazdı. çaresizlik vardır. “Bad-ı saba selam söyle o yâre…” Türkülerimizde çoğu zaman yakarış. “Bülbül figan eder güllere karşı / O yâr Benim gülüm değil mi…” derken olaya ne kadar da akıllı yaklaşıyor aşk sarhoşu insanımız. edebiyatımız türkülerimiz. serzenişini. sevda.1 0 72 . kırılma. “Yaradan var. aczini Mevla’ya nasıl ulaştırsın? Nasıl şikâyet etsin. kopuzun. zevkle sefayla türküler yazılmadı. Özler kızımız anasını. bazısında koyun kuzu melemesini. kardeşini… İşte türküler tarihi böyle yazar. “Karlı dağlar karanlığın bastı mı / Kahpe felek ayrılığın vakti mi?. burjuvalar. “kader” seni kime şikâyet ede’m?.. yeri göğü yardan var…” bazısında ise dua. devletliler yazmadı. babasını. ekinler boynunu eğer türküleri duyunca denizler bir milim kıpırdamadan dinler sonuna kadar. “Allı turnam bizim ele varırsan / Şeker söyle kaymak söyle bal söyle…” diyerek göç eden turnalara emanet eder aşk mektubunu. “Sevdiğime Pişman Ettin…” diye biterler. hâl anlatmak. hele o tadına doyum olmayan sevda türkülerimiz… Hepsi hakkında söylenecek o kadar çok söz ve anlatılacak hikâye var ki… Sevda türküleri. Gelin edip gönderince kızı kuş konmaz kervan geçmez yerlere. Hafızamıza türkü olarak böyle işlenir. ya da ağıt… Askerdeki sevgiliye yazılan mektuplara baktınız mı. kamusumuz. Yunus gönüllü türkülerimiz. gücenme var. edeple söylenen dilimiz. İşte suçlu “kader!. çocuğumuzu büyüklerin yanında kucağımıza alamayız. Türkülerimiz. “Ah bu türküler Türkülerimiz Ana sütü gibi candan Ana sütü gibi temiz…”(Bedri Rahmi Eyüboğ- lu) Türkülerimizde aşk. şiirimiz. kime ne. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . gurbet türkülerimiz. Dupduru bir Türkçeyle.. “Gönül ah o gönül…” “sebep vay sebep…” “felek sen felek…” hepsinin ucu Yaradan’a uzanır. özler geride kalanları. eşimizin elinden su içemeyiz… Bunları başkasıyla paylaşamayız. asker türkülerimiz. Türküleri yüreği yananlar. Yunus’ça söylenen. başlar. zenginler. Sonunda da gönül tellerimizin sesi türkü olarak çıkar ortaya.. özlem.. Bazısı yamaçlardan akan su sesi bazısı kuş ötüşü gibi gelir kulağımıza. bağlamanın tellerinde yazılır. özlemiştir uzak kalan sevgilisini. kılavuzumuz. Bizimle ötelerden bu yana gelen. hasretlik. ağalar. Kimseye açamaz derdini.” ve “Gitti yârim gurbet elden gelmedi…” derken insanı alıp götürür düşünce dünyasına. Rüzgâr durur. “Akşam oldu yakamadım gazımı / Kadir Mevlâ’m böyle yazmış yazımı…” Türküler. Bütün bunları yüreğimizde saklarız. “Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar…” diye başlar sözlerine. sazın. Türkülerde tarih. yürekten sevenler. Koca dünyada bir varmış bir yokmuş. Acı söylemeye. şikâyete sevgili üzülmesin diye yer vermez sözlerinde. Yerine varır mı varmaz mı bilmem ama bu türküler yüz yılların ötesinden bize çıka gelmişse demek ki yerine ulaşmış mektuplar. kültürümüz. Türkülerimiz Yunus dilinden. Bizim türkülerimiz yaşantımızın bir parçası. Kolay kolay sevdiğimizi söyleyemeyiz. şikâyet. Toplum geleneği olarak bunlar bizim rahatça dillendiremediğimiz hâller.. tertemiz.. nasıl desin ki “ben sana küstüm?” İşte bu kelimelerle şikâyetini dile getirir.” Nazını. Sonunda çaresizce oturup kaderine razı olur. Bazısında meşe dallarını okşayarak fısıldayan rüzgârın sesini duyarsınız. yaradan var. Türk’ün varlığı kadar gerçek.Türküleri şehirliler.

Türküleri acı çekenler yazdı. dili. dillendirilmiş. vatanı savunmayı öğrendik… Bazı türkülerimizin bir hikâyesi vardır bazısının birden çok… Türkülerimiz arasında birkaç dilde okunanı hatta birkaç millet tarafından sahipleneni vardır.. güvenmeyi. birliği. hasretlik. İçerisinde derin bir aşkın söylenişini saklar. kasabalılar. bazen de isyan. yatak serip içine girmeyen gelinler. sevenler. konuşmayı. bazı hâlleri düşünemez. Kol kola girip halay çekerek. Âşık Veysel. saygıyı elden bırakmamalı. Tabiattaki seslerden ses alır. tek sesten türkü söyleyerek barışı. Türküleri canını. Şikâyetlerini. yüreği yananlar yazdı. görenler maşallah demeli. özlemlerini. gurbete gidenler.. yüreğinin yarısını uzaklara gönderenler yazdı. sevmeyi. zevkle sefayla türküler yazılmadı. Bekleye bekleye gözünün kökü ağaran analar. Kulaktan kulağa akıp gelir yılların ötesinden. Hani derler ya “gönül bu engel tanımaz” diye. yaşamayı. zenginler. kardeşliği. başkaldırı. yürekten sevenler.Çoğu zaman öğüt verirken bile kırmamak için yüzüne söylenemez. Bizim türkülerimiz bazen çaresizlik. şiir yazmayı. “Sunam sen güzelsin neylersin malı…” Sevdiğine kavuşmanın sözleri yer alır türküde. meydan okumadır ama hepsi edebiyle söylenir “Oy göresim geldi sevdiğim seni…” ya da “Kahpe felek sana net- tim neyledim…” veya “Benden selam olsun Bolu beyine / Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır…” Ağıt. gençtir bir ara oyuna dalar da unutur… “Güzeller bezenmiş toya giderler Sizlere emanet yâr oynamasın Ben bülürem reca minnet ederler Yengüllük edip tez oynamasın…” Bu türkü de endişeleri bir söyleme şekli var! Dikkat edilirse söyleyen kırmamak için elinden geldiğince kibar ve karşısındakinin yerine koyuyor kendini “oynamasın” demiyor ama “hafiflik edip tez oynamasın” diyor.” Geçmişten haberleri türkülerden aldık. türkülerle aydınlandık. Bunun için yakınlarına sıkı sıkı tembihler. Hele yeni gelinse bunlar bizim için çok önemli. Oralarda da benzer hikâyeler anlatılır. hürriyeti öğrendik. Büyüklerin yanında hafiflik yapmamalı. Türküleri çaresizler yazdı… “Oğul bu gün düş de gör hayalda gör Yavrum düş de gör Vala yar kadrini bilmeyen bir kötüye düş de gör…” Türküleri şehirliler. Emrah’ın koşmasındaki gibi: “Tutam yâr elinden tutam / Çıkam dağlara dağlara…” Bu mısralara özellikle değinmek istedim. Bir kere söylendi mi kalır dillerde. özlem. yarenliği. hanım hanımcık oturup kalkmalı. Yolun ucu varır Mevlâ’ya Mevlâ’ya… Bizim türkülerimiz duvar yazıları gibidir.1 0 73 . yürekten sevilenler yazdı. bize oluşumuzu. Erzurum türküsü olarak bildiğimiz “Sarı gelin” aynı ezgilerle Azerbaycan ve Ermenistan’da da bulursunuz. vatan kurmayı. “İpek mendil dane dane / Yudular serdiler güne / Ana Celal’imi yudular / Başucunda döne döne…” Türkülerden öğrendik geçmişimizi. serzeniş vardır türkülerde. söyleyemediklerini mısralara yüklediler. “Benim sadık yarım kara topraktır…” mısralarında. sohbet etmeyi. burjuvalar. Bazen soğuktur türkülerimiz insanın içini titretir bazen yağmurda ıslatır bazen de bir kuşun kanatlarında alıp götürür. birliği anlatır. diye aklından geçer. Biz türkülerle millet olmayı. görünen ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . devletliler yazmadı. ağırbaşlı olmalı. bütün Türk kültürünün sarıp sarmalanarak korunduğu bir arşivdir. Sarı kıza kıyar mı âşığın hiç. “Erzurum Çarşı pazar / İçinde bir kız gezer / Ah ninen ölsün / Sarı gelin…” Aşk burada saklanamamış. Biz hayatı türkülerden öğrendik. Türküleri yüreği yananlar. bir olmayı.. Olur ya. ağalar. ekip biçmeyi. Türküleri kavuşamayanlar. Daha yaşı genç. Türküleri çaresizler yazdı. Burada söz söyleme bir sanat… Türküleri köylüler. bu türküde sınır tanımamış. bir arada yaşamayı öğrendik. şakalaşmayı. askerliği. “Ah ne yaman zormuş burçak yolması / Burçak tarlasında gelin olması. Tasavvufi bir aşk vardır altında yatan. gidip de dönemeyenleri bekleyenler yazdı. dua. “Sarı gelin” gibi. Bu hikâyelerde aynı tarihî dönem yer alır. eğlenmeyi.. cananını. memleketinden uzakta olanlar yazdı. “nenen ölsün sarı gelin”… Türküler. savaşları.

varlığın anlatıldığı türküler… Ben bu türküleri neden sevdim?. tebessümle karşılanması.. “Karabağ’da talan var / Meni derde salan var.. şehit düşen. kol kola. Türkülerde herkes kendinden bir parça bulur. Savaşlar türkülerimizde oldukça derin izler bırakmıştır. düşmez dilimizden yanık bahtlı türküler.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Yalnız onlarda aynı coşkuyu almamız söz konusu olamaz. Sonunda bütün Türk dünyasına mal olmuştur: “Çırpınırdın Karadeniz / Bakıp Türk’ün bayrağına / Ah ölmeden bir görseydim / Düşebilsem toprağına…” Ve bizim savaş türkülerimiz: “Ordumuz gitti Muş’a dayandı…” ya da “Tıflıdır hastane karşıma karşı / Zalim düşmanların bomba atışı…” ya da “Yandı ciğer canan buna ne çare / Gitti de gelmedi canan buna ne çare…” ya da “Hoş gelişler ola / Mustafa Kemal Paşa…” ve “Seneler seneler kötü seneler / Gide de gelmeye ille bu sene…” diye seferberlik yıllarında yazılan türkülerimiz. bir edep. Dil araştırması yapılırken henüz teknolojiyle kirletilmemiş ücra köylerde araştırma yapmak gerekir. “Ah Kerkük yüz ak Kerkük / Her zaman yüz ak Kerkük / Bilseydim düşmeseydim / Men senden uzak Kerkük…” ya da “Ana baba yurdumuz / Bilmedi kimse kadrimiz / Unudah öz derdimiz / Yanağ Erbil’e Erbil’e…” Edebiyatımızda Yemen türküleri önemli yer tutar. Türküler. anamızdan emanet. kuş ötüşlü türkülerimiz… Türküler. Bizim türkü hayatımızda önemli yer tutan savaş türkülerimiz de vardır. rüzgâr fısıltılı. “Kapıları kapattılar yüzüme / Mahpushane gurbete benzemez…” sözleri söylerken çok keyifli bir söyleme beklenemez ama onlarda da bir adap.görüntülerden manalar çıkarır. sürgün edilen. Daha doğrusu milleti bir arada tutan dil harcımızdır.1 0 74 . özlem. soykırıma uğrayan. sabır olduğu da gözden kaçmaz. Kemençenin sesi kanımızı coşturur. Gırnatanın sesi hoşumuza gider. Bir yerde “demet demet” bir yerde “bardan bardan” dizilir kelimeler. Kabul görmesi. bizim türkülerimiz. bölünmeye zorlanan. Bunlarda. birliğin.. onlara türkü yakar “Kırmızı gül demet demet / Sevda değil bir alâmet…” diye mısralar dizilir. kirman) benzetmeyi unutmaz kaynana. toprak kokulu. milletin topyekûn ortaya çıkardığı bir ortak kültürdür. Davulun. Türküler. Türk’ü anlatır. zurnanın sesi bizi heyecanlandırır. keman Karabağ…” Hele Azerbaycan Türklerinin 1914’te yazdığı Ermenilerin yaptığı katliama karşı bir türküleri vardır ki unutulacak gibi değil. Kelimeleri o kadar güzel yerleştirir ki mısralar arasına dili oradan öğrenirsiniz. vatanlarını terk etmek zorunda bırakılan. bekleyiş. bize o zamanın içinde bulunduğu durumdan haberler verir. Sonunda onları da Türkçeleştirip kendi müziğimize benzetmişiz. yağmur sesli. Türk milletinin yeryüzünde yıllardır yok olmadan süre gelen sesimiz. hasret türküleri. sevilmesi ondandır. yol türküleri dinlediğimde dalar giderim uçsuz bucaksız bir âleme… İçimde bir şeyler depreşir de kimseye açamam hâlimi… Türküler hele o sevda türküleri. gönül telimizdir türküler. savaşırken bize heyecan verir? Hâlbuki sazın her teline dokunuşta bizim gönül telimizde bir titreme olur. kar beyazı. Bunların çoğu yolcu etme. “Vatanıma hasret oldum ey güzel Kırım…” ya da “Sivastopol önünde yatan gemiler…” Kerkük türküleri.” ya da “Anadır arzulara her zaman Karabağ / Danışan dil dodağım tar. Türkülerde sözlerin önemi yanında onun çıkış amacına göre söylenmesi de önem arz eder. Günümüzde Türk dünyasında ki vatanları işgal edilen. “Tuna nehri akmam diyor / Kenarımı yıkmam diyor…” Kırım türküleri. düstur. seferberlik türküleri. Yabancı müziklerin bizim milletimizce çalınıp söylenmesine karşı değilim. Ah o türküler. tulumun sesi içimizi kıpır kıpır eder. Dilerim Mevla’m bir daha bu türküleri bize yazdırtmaz. askere giderken. “Ano yemendir gülü çemendir / Giden gelmiyor acep nedendir…” ya da “Mızıka çalındı düğün mü sandın / Al beyaz bayrağı gelin mi sandın / Yemene gideni gelir mi sandın…” Son zamanlarda Karabağ üzerine yakılan türkülere bakılırsa ne savaşlar bitecek ne de onu sebep bilerek bizim türkü yakmamız. savaşların izlerini taşıyan. gül kokulu. Balkan türküleri. Hangi yabancı parça güreşirken. ya da gazi olan Türklerin yaşadıkları acılar adına başkaldıranların yazdıklarına dikkat çekmek is- tedim. gönül telimizi titreten türküler. acı haberler içeren türkülerdir. Sözler oralarda tertemiz türkülerde korunur. omuz omuza. Siz unutur almazsınız sözlüğe bile ama “Teşi bacaklı gelin…” derken ince bacaklı gelininin bacaklarını “teşi”ye (iğ.

beraberinde kendi kurumlarını da oluşturdu. çeşitli başlıklarla faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları… c) Özel Şahıslar B 1. halk müziği içerisinde tür. mimik. TRT Kurumu Genel Müdürlüğü. beste. Araştırma-Derleme Kurumları ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Söz konusu bu kurumları. Sanat. eser. genel estetik.1 0 75 . ir halk edebiyatı nazım türü olan türkü. Ankara Devlet Konservatuarı. kültürümüz açısından oldukça önemli yer tutmaktadır. şekil. sanatçı. güfte. üç ana başlık altında toplayabiliyoruz: a) Resmî Kurumlar Bu başlık altında İstanbul Belediye Konservatuarı. repertuvar. jest. kulüp. âşık ve ozanların değişik Türk coğrafyalarındaki bir kısım beylik ve hanlıklar himayesinde sanatlarını icra eden hanende ve sazende geleneği ile Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren çeşitli yöntemlerle kayıt altına alınan türküler. Kadim devirlerden beri kam. form. hitabet. üslup. mikrofon kullanma vb. biçim. Kültür ve Turizm Bakanlığı. konularda gülünecek dahası ağlanacak konumdayız. tavır. b) Yarı Resmî Kurumlar Tüzel kişilikleri haiz çeşitli vakıf. şiir. dernek.SALİH TURHAN Unkapanı kaynaklı icralar var ki. form. Mülki İdareleri birinci dereceden ilgili kurumlar olarak değerlendirebiliriz. sahne kıyafeti. baskı. üç beş sanatçı dışında gerisi yetmiş iki milyonluk Türkiye adına ‘güruh’ diye nitelenecek türden. kültür. belirleyici özellikleriyle müzik sanatımız. tema vb.

musikişinas. Durmuş Yazıcıoğlu (merhum). Hüseyin Yaltırık. Daha sonra. Orhan Gazi Yılmaz. bugün orijinal kayıtları Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı Arşivinde olup diğer iki kopyasından biri Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma Eğitim Genel Müdürlüğü Arşivinde. Bu ezgiler o zamanın imkânları ile sade şekilde de olsa notaya alınarak yedisi eski Arap alfabesi ile olmak üzere toplam on dört fasikül / kitap hâlinde yayımlanır. kurultay. halk bilimci… Araştırma Kurumlarına Dair Değerlendirme Türkülerin derlenip toplanmasına ilişkin ilk kapsamlı çalışma 1926 yılında başlamak üzere İstanbul Belediye Konservatuarınca yapılır. Yücel Paşmakçı. Uğur Kaya. vakıf. Mansur Kaymak. Sivaslı Rıfat Kaya. Doğan Kaya. merhum Muzaffer Sarısözen’den sonra Konservatuar Arşivinden çok küçük araştırma istisnaları dışında. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Şemsettin Taşbilek. Bu bölümde ismini zikredebileceğimiz ve kendi adına özel araştırma-derleme çalışması yapanlardan ilk akla gelenler ise şunlardır: Nida Tüfekçi (merhum). Yücel Paşmakçı. TRT Kurumuna gelince. Süleyman Şenel. Sivaslı Kubilay Dökmetaş. Mehmet Özbek ve şu an aynı makamda (Müzik Dairesi Merkez Halk Müziği ve Oyunları Şube Müdürlüğü) bulunan Altan Demirel dönemlerinde bu arşiv malzemesinden nispeten istifade ile bir kısım ezgiler notaya aktarılarak hizmete sunulmuştur. resmî araştırma ve derleme çalışmaları yapmıştır. Muammer Uludemur (merhum). Erkan Sürmen. Ahmet Yamacı. ses kayıt aletleri ile birlikte Türkiye’nin değişik bölgelerinde derleme çalışmaları gerçekleştirilir. araştırma. Mehmet Özbek. Söz konusu bu arşiv malzemesinin bir kısmı -yaklaşık dört bin sözlü sözsüz ezgilik kısmıgünümüze kadarki dönemde hizmete sunulmuştur. Bu rivayetlerin tümü değilse de bir kısmı doğrudur. Soner Özbilen. kariyer ya da hizmete yönelik araştırma. İfade edilen. İhsan Öztürk. Özellikle 1932-1952 yılları arasında faaliyet gösteren Halkevlerinin bu anlamda önemli hizmetleri olmuştur. Şanlıurfalı Halil Binbaşıoğlu. çalışmalar ile) verimli geçtiğini belirtmek gerekir. Örnek. Ama bu kurumun Sayın Nail Tan’ın Genel Müdürlük döneminin (kongre.1 0 76 . dernek. yaklaşık on bin ezgi ile ilgili rivayetler yıllardan beri dolaşıp duruyor. genç sanatçı Gürsoy Babaoğlu. kulüp gibi tüzel kişilikleri haiz kurumlarca. yayın vb. Kendi bünyesindeki personelle de malzemeyi hizmete sunmayı beceremediğinden cahilane bir yaklaşımla malzemenin üzerine oturup çocuksu bir hazla iftihar etmektedir. İlk kuruluş yıllarındaki adı Millî Folklor Araştırma Dairesi olan bu kurum da değişik dönemlerde türkü konusunda saha araştırması yapmıştır. Bazı valilikler kendi illeri ile ilgili özel araştırma derleme çalışmalarına ortam hazırlamaktadırlar. sesli. Yukarıda zikredilen resmî ve yarı resmî kurumlara paralel bu işi kendisine şiar edinmiş ya da hobi olarak kendi adına araştırma. Ahmet Turan Şan. Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma Eğitim Genel Müdürlüğü Arşivinde. görüntülü müzik kayıtlarından oluşan ve hatırı sayılır arşivler kuran bir kısım gönüllü insanı da yine bu manada hürmetle anmak gerekiyor. derleme yapan. Türkülerin ezgi ve metinlerini bir arada tespit etmek için derleme ekipleri oluşturulur. Ayrıca TRT Kurumu da kendi icralarında kullanılmak üzere. Sabri Uysal. İsmet Egeli. sempozyum. Salih Urhan. Şöyle ki. sanatçı. bir nüshası da TRT Kurumu Müzik Dairesi Arşivinde bulunmaktadır. araştırmacı. Adıyamanlı Mehmet İmir. Salih Turhan. Yaşar Doruk. TRT Kurumu Nida Tüfekçi. Hamit Çine. derleyici.Türkü konusuna ilgi duyan her seviyedeki mahallî sanatçı. Rüstem Avcı. çıkartılamadı. Kurum ve şahısların istifadesi noktasında koyu taassubî bir engel söz konusudur. Derlenen bu malzeme yeterince gün ışığına çıkmadı. Ankara Devlet Konservatuarınca 1936’dan 1950’li yıllara kadar yapılan derlemeler var ki. Yarı resmî kurumlar diye nitelendirilen üniversite. Talip Özkan. Abuzer Akbıyık. halk edebiyatçı. Nihat Kaya.istifade edilmediği gibi eldeki malzemenin ne tasnifi yapılmış ne de ileride kullanılmak üzere yeni teknolojik ortamlara aktarılmıştır. Konservatuar kadar olmasa da ona benzer bürokratik ve maddi formalitelerden dolayı ilgililer istifade etmekten imtina ediyorlar. derleme çalışmalarını nitelik ve nicelikleri tartışılıyor olsa da dikkate almak durumundayız. Musa Eroğlu.

Mezun olup da çok iyi durumda olanlar incelendiğinde ise başarının okuldan değil. Henüz oradan mezun olan bir virtüöze rastlamadık. Oktay Öztürk. Hale Gür. Bu anlamda Bursa. Murat Karabulut. g) Halk Eğitim Merkezleri İl Millî Eğitim Müdürlüklerine bağlı faaliyet gösteren Halk Eğitim Merkezlerinin çeşitli branşlardaki vermiş olduğu müzik kurslarını eğitim 2. Havva Karakaş. eğitim-öğretim yöntemi vb. sınav yöntemi. liseyi bitiren yüz binlerce genç ne doğru dürüst bir gam yapabiliyor ne İstiklal Marşı’nı düzgün bir sesle okuyor ne de memleketine ait bir türküyü söyleyebiliyor. Özellikle 1976 yılına kadar Türk müziği (THMTSM) sahasında eğitim veren konservatuarların olmayışı yarı zamanlı statüde eğitim veren Belediye Konservatuarlarının doğmasına sebep olmuştur. Kayseri ve tarafımdan kurulan Ankara-Etimesgut. Devlet üniversiteleri bünyesinde bulunan bu okullarda istisnaların dışında çoğunlukla Türk müziğinden bîhaber öğretmenlerin yetiştiği belli. Ülke genelindeki sayıları 60 civarında bulunan bu okullar. Hatta bazı üniversitelerde. eğitim-öğretim ve icra konularında birçok başarıya imza atmıştır. Bülent Aslan. Kadro. Mezunlarının birçoğu ne bir enstrümanı iyi derecede çalabiliyor ne şarkı türkü söyleyebiliyor ne de teorik bilgilerden haberdarlar.TRT ve özel kanallarda son yıllarda yapılan en fazla üç beş TV yarışması hariç hepsi saçma sapan pespaye icralardan ibarettir. derleme. Tanju Ozan. b) Özel Konservatuvarlar Örneğini İstanbul’da Müjdat Gezen Okulu olarak bildiğimiz konservatuarın disiplinli bir kurs olduğunu gıyabi olarak duyuyoruz. özel yetenekten kaynaklandığını anlıyoruz. Sincan Belediye Konservatuarlarının mütevazı hizmetlerini bu çerçevede zikretmek gerekir. zamanla göreceğiz. müfredat. f) Belediye Konservatuarları Türkiye’deki atası Osmanlı dönemine ait olan Darül Elhan ve Cumhuriyet döneminde uzun yıllar İstanbul Belediye Konservatuarı olarak hizmet veren kurum. Adana. İbrahim Can. Süleyman Yıldız. Türk müziğinin (THM ve TSM) araştırma. d) Güzel Sanatlar Fakülteleri İçerisinde fonetik ve plastik sanatları barındıran bu eğitim kurumlarının da henüz ne yaptıkları ülkenin kültür ve sanatına ne gibi müspet neticeleri olduğu anlaşılmış değildir. Eğitim Kurumları ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . hem konservatuar hem de müzik eğitim fakültesi var. Keçiören. c) Müzik Eğitimi Fakülteleri Müzik öğretmeni yetiştirmek üzere kurulan bu bölümlerin atası 1926 yılında kurulan “Musiki Muallim Mektebi” bugünkü banisi Gazi Üniversitesi Müzik Eğitim Fakültesidir. aynı statü ve aynı amaç doğrultusunda kurulan Devlet Konservatuarlarının her biri ayrı telden çalıyor. Mehmet Öcal. 2009-2010 döneminden itibaren de sporun da eklenmesi ile üçlü bir statü yüklenmiştir. Hem nicelik hem nitelik açısından koca Türkiye’yi utandıracak cinstendirler. e) Güzel Sanatlar Liseleri Türkiye’de geç kalınmış bir uygulama olarak yaklaşık on yıl önce kurulan Güzel Sanatlar Liseleri. Sümer Ezgü. Dünyada bir iki ülkede uygulaması olan sanatla sporun aynı çatı altında eğitiminin yapılması nasıl bir sonuç verecek. Bu iddianın somut göstergesi. Samsun. Bilindiği üzere konservatuarların birinci görevi sanatçı-icracı yetiştirmektir. konular da hak getire.1 0 77 . henüz emekleme dönemindedirler. resim ve müzik dalında eğitim-öğretim yapmaktadır. a) Devlet Konservatuvarları Bugün için Türkiye’de devlet ve vakıf üniversitesi olmak üzere yaklaşık 130 üniversitenin 40’ınına yakınında ya konservatuar ya müzik eğitim fakültesi ya da güzel sanatlar fakültesi mevcut. Genel olarak. Bunu üniversite özel yetenek sınavlarındaki mezunlarının porte ile portrenin ayrı kavramlar olduğunu bilmeyişlerinden anlıyoruz.

İcra Kurumları ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . enstrümanların kullanıldığı halk müziği icrasına yönelik faaliyetler söz konusudur. Şeref Taşlıova. Murat Çobanoğlu (merhum). ilki Ankara’da. Belediye. İcra Kurumları ve İcraya Dair Değerlendirme TRT Kurumu. TRT ve özel kanallarda son yıllarda yapılan en fazla üç beş TV yarışması hariç hepsi saçma sapan pespaye icralardan ibarettir. Yine TRT Kurumu bünyesinde kaşeli (program başı ücret ödenmesi) olmak üzere Çukurova ve Kars Radyosu bünyelerinde de bir dönem mahallî sanatçılarla programlar üretilmiştir. Şanlıurfa. 1985 yılında siyasi otoritenin tasarrufu 3. Mehmet Özbek yönetiminde Kültür ve Turizm Bakanlığı Ankara Devlet Türk Halk Müziği Korosu kuruldu. O tarihlerden biraz önce devreye girmiş olan özel TV ve radyolar karşısında daha ziyade sunum ve tema konusunda refleks geliştirmediğinden. Muzaffer Sarısözen’in 1941 yılında oluşturduğu “Yurttan Sesler Topluluğu”dur. Recep Kaymak. Dernek. ses. Bir Başka Müzik Topluluğu. İzzet Altınmeşe. Hem nicelik hem nitelik açısından koca Türkiye’yi utandıracak cinstendirler. ayrıca sanatçılarının kurum dışı icralarına izin verilmediğinden dolayı fonksiyonunu yitirdi. Temeli. eğitici. 1985 yılında. Bu resmî kurumlara paralel olmak üzere İstanbul. Sadi Yaver Ataman tarafından atılan hatta Muzaffer Sarısözen’in Yurttan Sesler Topluluğu’ndan önce kurulan ve daha sonra oğlu Adnan Ataman tarafından devam ettirilen İstanbul Belediye Konservatuarı icra heyetidir. Kulüp. Ankara Radyosunu müteakiben İstanbul. her kuruluş. İzmir ve diğer birçok şehir ve ilçede Valilik. yetiştirdiği başarılı öğrencileri ile kendi başarı düzeyini ölçebilir. her seviyedeki resmî.adına değerlendirmek mümkün. Ankara. çeşitli müzik okullarına ön hazırlık ya da hobi düzeyindeki hizmetlere yöneliktir.1 0 78 . i) Resmî ve Özel Müzik Kursları Millî Eğitim Bakanlığının ilgili yönetmeliğince kurs programı uygulayıp sınavlarını buna göre yapan kurumlar ile tamamen özel müzik kurslarını bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Eğer bunlar yoksa. Canan Başkaya. Kurum. İzmir ve Erzurum radyoları bünyesindeki topluluklar izlemiştir. Süreyya Davulcuoğlu. kişilerin zamanını ve parasını boşu boşuna heba etmemelidir. kuruluş ve özel kişilerin iyi niyetinden şüphe duymak yanlış olur. Vakıf. her eğitici belge / diploma verdiği. Reyting telaşına kapılıp kamu yayıncısı olduğunu unutan her yönden özel radyo. Bu topluluklar içerisine dışarıda bu alanda temayüz etmiş sanatçılardan bir kısmı da solist sanatçısı ile dâhil edildi. Amaç ve hedefi belli olmayan hiçbir işin de başarıya ulaşması mümkün değildir. merhum Sarısözen’le başlayan “Yurttan Sesler Topluluğu”. Devamında Sivas. Halk Eğitim Merkezi. Eğitim konusunda her kurum. Musa Eroğlu. bunun yanında kısmen de olsa verilen teorik bilgilerle eğitime katkı sağladıkları düşünülebilir. topluluk. Kuruluş bünyesinde icraya yönelik koro. Halk müziği adına önemli hizmetleri olan Kurumun teknik kadrosu bugün çok eksik durumdadır. Dernek. yarı resmî. Belkis Akkale. Bedri Ayseli. Kurum / Kuruluş Bu kurumlar daha ziyade bünyesinde bulundurdukları çeşitli düzeydeki topluluk ve korolarla repertuvar ve konsere yönelik çalışma yaparlar. özel kurum. Kâmil Sönmez. İstanbul’da Halk Müziği Topluluğu. Ancak. kuruluşundan 90’lı yıllara kadar başarılı biçimde misyonunu devam ettirdi denilebilir. istisnalar hariç birçoğunun amacı ve hedefi belli değil. TV ve icralara özenmeye başlandı ve bugünkü noktaya gelindi. h) Vakıf. Ayrıca bu alanda kendisini bulunduğu kültür sanat ortamında hoca konumunda gören binlercesi de bu konuda kendi meşrebince icraya yönelik katkı sağlamaktadır. Ankara ve İzmir’de Türk Dünyası Müzik Topluluğu ile Kırşehir ve Kırıkkale’de diğerlerinden farklı (4B) resmi statülü 15’er kişilik küçük müzik toplulukları kuruldu. Eğitim Kurumlarına Dair Değerlendirme Bu alanda hizmet veren. Türkü ile ilgili ilk resmî icra kurumu. Bu kurslar daha ziyade Güzel Sanatlar Liselerine. Bunlar. Yavuz Top.

topu taca atamazlar. “Kal’anun ……. mikrofonu koltuğunun dibine koyanlar. halkın saf duygularını suiistimal etmek üzere zoraki hayranlık uyandırmak için koruma. sahne kıyafeti. Azerbaycan’ı. “semah” okurken kalçasıyla. Gerek kuruluşunda gerekse daha sonraki yıllarda siyasi ve özel tavassutlarla alınan sanatçıların istisnasız yarısı yetersiz olduğu için geleceği de karanlıktır. Tüm bunların yanında Unkapanı kaynaklı icralar var ki. Sanat. Ülkemizdeki tüm araştırma.doğrultusunda sanat faaliyetlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde toplanmasına karar verilmiş olmalı ki devlet koroları ve toplulukları şeklinde bu çatı altında yaklaşık 250 sanatçı hâlen icrayı sanat yapmaktadır. fiziki. üslup. belirli konularda saygınlığı olan yetmiş iki milyonluk Türkiye’nin müzik kurumları ile ilgili araştırma. güfte. birilerinin dostu postu (kadınlar için geçerli) konumunda olan zavallılar vb… İşte her şeye rağmen. genel estetik. paralı göstermelik fanatikleri etrafında bulunduranlar. sahnede. elleriyle ritm. yorum adı altında cahilce karakteristik ezgi kalıpları ile oynayanlar. menajer. kültür. içmiyorum. Devletin bütçesinden sağlamış oldukları mali. TV’de dört düğme açıp göğsünün kıllarını gösterenler. kendisini ülkenin bir numaralı sanatçısı sayıp da sıradan konuklarına. çok daha ekonomik olacak özel sanat projelerini destekleme yolu denenmelidir. form.” İlmi(!) cevabını veren sanatçı… Irak-Türkmen şivesiyle “Kalenin-Kal’anın dibinde bir taş olaydım” yerine. normalde sesi olmadığı hâlde teknoloji gölgesine sığınan zavallılar. sunucunun. baba. beste.” diye diapozon denemeleri ile ses yarışına girenler. hobi seviyesinde birçok insanın düzeyinde olmasına karşın sırf siyasi. eser. repertuvar. ideolojik çevrelerce sahiplenilen bir şekilde yazılı ve görsel iletişim araçları ile kof şöhret konumunda olanlar. sanatçı. yirmi. Sanatçı diye takdim edilenlere dair kritik yapacak olursak. kot pantolonla halkın huzuruna çıkanlar. “Maalesef. top sakal. mimik. Bunlar. teknik imkânlarla Türkiye’ye yakışır işler.1 0 79 . alkış tutturan bayan solistler. yirmi beş yaşında olup da ‘iki yüz bestesi olduğunu söyleyenler.■ Sonuç ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . üç beş sanatçı dışında gerisi yetmiş iki milyonluk Türkiye adına ‘güruh’ diye nitelenecek türden. Devlet. Özbekistan’ı hatta Türkmenistan’ı örnek almalarını öneriyorum. Mehmet Özbek yönetimindeki Ankara Devlet Türk Halk Müziği Korosunun ilk on yılını başarılı sayabiliyoruz (1986-1996). Kerkük türküsü okuduğunu zanneden ya da her Kerkük türküsü arasına mecburmuş gibi vay vay. aha kelimelerinin konmasının gerekliliğini zanneden zavallılar. hitabet. icra kurumlarına. sağladığı imkân nispetinde bu kişi ve kurumlardan hesap sormalıdır. konularda gülünecek dahası ağlanacak konumdayız. papyon. “Sayın ……….” diyerek. Bunun dışında bu koro ve topluluklar sıradan festival. “Sigara içiyor musunuz?” sorusuna. “Dardayım ben dardayım / Dört duvar arasındayım (Hapishane)” türküsünü hareketli final eseri seçip konuk sanatçıları ile birlikte stüdyo konuklarına göbek attıranlar. çok daha düzeyli. radyo programı sunan türkücüler kompleksinden ya da yetersizliğinden dolayı kendilerinden daha yeteneksizleri konuk olarak çağırıp ezmeye çalışanlar. Buna rağmen netice alınamıyorsa her türlü bürokratik ve özel menfaate yönelik gereksiz dirençler bertaraf edilerek. mikrofon kullanma vb. “Benim sesim senden daha tiz. şenliklerle avunmaktadırlar. bin voltluk elektrik çarpmış gibi titreyenler. jest. eğitim ve icra! Dünyada birçok ülkede ölü olan halk müziğine karşın ülkemizde her yönüyle çok zengin ve renkli bir konuma sahip türkü kültürü etrafında oluşmuş kurumlar ve bununla iştigal eden şahıslar oturup düşünmeli ve de refleks geliştirmeli. tavır.” diyen sanatçılar! Sunucunun programını sunduğu sanatçının sıradaki türküsünün bir “Tatyan Havası” olduğunu anons ediyor ve okuyacak sanatçıya soruyor. projeler yapmak durumundadırlar. cehaletini şekille salamaya çalışarak küpe. sözüm ona. Şayet yapamıyorlarsa bunun adı bilgisizlik ve beceriksizliktir. şiir. sahnede derviş selamı verenler. “Şimdi okuyacağım türkü bir Tatyan’dır. eğitim. okuduğu şarkının. iki kelimeyi bir araya getiremeyip de TV. akli dengesini yitirmiş meczuplar gibi duygulu icra adına garip hareketler yapanlar. şimdi okuyacağınız Tatyan’ın ne demek olduğunu seyircilerimizden merak edenler için açıklar mısınız?” Cevap. türkünün ezgi ve temasından haberdar olmayan zavallılar. Konunun esas muhatapları bellidir.

Bulutlar ağlamaklı. Sular kabarıp taşmakta. Kapüşonunu geçirip atkısını doluyor boynuna. rüya diyerekten kapıyorum gözlerimi. Lodos hırçın mı hırçın. Genzimi yakan. İçim içim. Siyah. Ne ki bi şeyler düğümleniyor içimde. çocuk gibi hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyorum. Bunu o da biliyor. Yine böylesi yağmurlu bir havada. Ne hazırı! Onsuz yapamam. peşi sıra otobüse neden bindiğimi. Duygularım hercai. Tepeden tırnağa zangır zangır titriyorum. G ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Gitmelere alışık değilim ben. Şaka olsun için. sırım sırım aşk. Az uz. Nasıl indiğimi. İlk tanıştığımız gün. çivit gözleri. Kapıdan çıktı mı nefes almak bana haram. Bir bakışta vurulmuştum. Hele hele Müzeyyen’siz asla yaşayamam. rüyama misafir ettim. Martılar yatsıya çekilmiş. -Gidiyor musun gerçekten? Dönmeyecek misin bi daha? Katran yüklü gece. Ayaklarına kapanıp yalvarmak ve boğazımı patlatırcasına seni seviyorum diye haykırmak. göz sağrısı derler. Bir bebek gibi. neon lambalarının titrek ve kesik karaltısında Üsküdar’dan geliyordum. İlk göz ağrısı. dün gibi hatırımda. müthiş vurulmuştum. Hazır değilim. Ağır havası dehlizin. Aşk kokuyordu hava. Aklını pazara çıkaran avare gibi. aksine fena. sırılsıklam oldum. sersem ve andavalca dolandım durdum.Hicran manifestosu OSMAN KOCA idiyor Müzeyyen. Dokunsalar devrilecek kadarım. Dile kolay altı yıldır beraberiz. özkıyım kaçınılmaz. allak bullak kafam. titreyen bacaklarıma. Akça pakça yüzü. altuni küt saçları bir bir işlenmişti genlerime. içimi kasıp kavuran gelgit düşüncelerin tazyiki altında enikonu bunalıyorum. Çöken avurtlarıma. Göğsü hızla çarpıyor. Çok sevdim onu. Müzeyyen en arka koltukta. evine kadar onu niçin takip ettiğimi bilmeksizin tam iki saati yollarda kat ettim.1 0 80 . Korkuyorum. narçiçeği yanaklarıma aldırış etmeden o gece hep onu düşündüm. Şaka değil. Gitme demek geçiyor içimden. Toplamış pılını pırtını. Sırtımı dönüyorum. masada duran romanı okuyor. Eşikte bekliyor beni. Islandım. simsiyah kokuyor nefesim. Kaynağını bilmesem de içimde sökün eden duyguların tahakkümü altında tuhaf olmuştum. Giderse. Ne çok sevdim hem. öyle böyle değil.

Çık demesem. Eriyorduk. Seni kalbime gömmenin huzuru içinde uzun. Yaparım. Karşılıklı kanepelere uzanıp saatlerce evet saatlerce gözlerimizle konuştuyduk. sana o çok sevdiğin adaçayını hazırlarım bi solukta. En azından bi çay içimlik olsun. çaylarımızı içişmenin heyecanıyla nasıl da coşup taşmıştık. Uzanmalıyım göğe. sensiz… Kahretsin. Can havliyle yakaracağım sana. Hüzünbaz yanlarımı beraberinde götürecek. Ellerim değmese de gözlerim yapışmalı yakana. Hiçbir şey olmamış gibi. Dünya kayıyor ayaklarımdan. Ve biz sanki aşkı içişir gibi. ulaşılamaz sevgilim oluverdi.1 0 81 . Sen meraklanma. boğumlanıyorum. kıyacak canıma. Kah iyicil. Açılamadım bi türlü. Sen ise bi gidimlik dürtüler içinde beni bi başıma bırakacak ve onatsız hülyalar içinde sırra kadem basacaksın… Öyle mi? Bak işte kayıyor yıldız. Ketılı hazırlar. Palas pandıras çıkmalıyım dışarı. Ben. Gitme Müzeyyen. Hatırlıyor musun? Sinemadan döndüydük. Ah Müzeyyen. Şafakla gireceksin ruhuma. Sevmenin-sevilmenin. hiçbir şey yaşamamışız gibi böyle sorgusuz-sualsiz gitmeyeceksin di mi? Az-biraz oyalan bari. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . anıların terk etmeyecek. Dış kapıya döndü Müzeyyen… Gidecek… Kararlı… Bi veda. lütfen… Lütfen Müzeyyen… Yüreğim kan ağlasa da belli etmeyeceğim. upuzun bi uykuya dalacağım. yaşayabilmem… Gidiyor musun Müzeyyen? Bunun şaka olduğunu söyle yalvarırım. Yorgunduk. -Hadi git Müzeyyen. Beni bırakıp. Okşayacaksın siluetimi. ne çok sevdim seni ben. Göğsümü yara yara kanatacağım adını. Bazı bazı geleceksin başıma. Sana ada. meczup gibi yana yakıla türküler çığıracağım. Öyle ki haftasına varmadan ulaşılmaz. Açılamadıkça daha bi büyüdü içimdeki sevgi. zamansız bi rest. Güç bela doğrulacağım yerimden. kah kötücül anılarımızı sereceksin yatağıma. Eşiğe sinecek kokun. Nice şiirler. Bekleşelim bi çaylık. Belki bi daha bulamayacaksın beni. Anlıyor musun. kendime paşaçayı hazırladıydım. Belki sıradan bir gazetenin üçüncü sayfa kepazeliğine bulaşık edeceksin beni. sensiz. çıkıyorum ben. Olsun git. evet ben. Biliyorum birazdan gideceksin ve fakat gölgen beni bekleyecek. O çok sevdiğimiz dönülmez akşamın ufkunu seyre dalacağız ve ben kan tüküreceğim asfalta.Hayaliyle her gece coşuyor ve fakat her sabah gerçeği karşısında süklüm püklüm oluyordum. çıkma diye inlesem… Ne fayda! İler tutar yanı olmayan çıtkırıldım bir düşün kekremsi tortusunda boğuluyorum Müzeyyen. Fakat ilenmemeliyim asla. sevenle sevilenin aşkına dışın dışın ağlaşıp ne de tatlı hayaller kurduyduk. Ne ki dilim elvermeyecek söylemeye. darmaduman edecek kırılası kafamı. bekle… Ben de bekleyeyim. terk edip gidersen… -Oğuz. Koş Lola Koş’u izlemiş ve Lola’ya inat afacan çocuklar gibi sinemadan eve kadar hiç mola vermeden koşmuştuk. O akşam ne kadar da mutluyduk. Ve ben kalktıydım. Düştüğümü görsün istemiyorum. Ve ben kahrolunmuşluğun iflah tanımaz sınırlarında bir berduş. ne olursun gitme diye bar bar bağıracak kalbim. mektuplar buruş buruş oldu heyecandan ıslanan avuçlarımda. -Müzeyyen. Bi koşu gidiveririm mutfağa.

biliyordum… Ne ki hazırlıksız yakalanmak… Ve sevdiğini bi daha göremeyecek olmanın ayırdına varmak… İşte bu müflis yaşantı. Pusatsız. Gözler asla yalan söylemez… Söyleyemez… Yemin olsun bu kez. -Bu. Sokak lambasından sızan ışıkla loşlaştı dehliz. Bakacak… Bana bakacak… Ve ben.. Gelsin diye yalvar yakar dilim. evet bi gün bu enkazın altında kalacağımı biliyordum. İçim bi hoş oldu. buğulu gözlerimi kaçırmayacağım gözlerinden.. -Hadi bak Müzeyyen.İşte o zaman ben. sende kalsın… Titredi sesi… Elleri de… Kalsındı kalmasına. Yatsı ezanı okunuyor dışarıda. Kutsi bi havayla tütsüleniyor migrene yanık başım. hareket ediyor… Kımıldıyor. üryan duygularımı devşireceğim. duldasız. Yanaklarımız apal… Sevincimiz apak… Gitti… Beni acılarımla. Titredi sesim. Başını çeviriyor ağır ağır. özkıyıma gebedir…■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . gözlerim yaşarıyor. Sırtı inip inip kalkıyor. İlmek ilmek yaşa. Bak işte nasıl da tir tir titriyorum… Kapıyı yavaşça araladı. Ellerim de… Baktım. genzim yanıyor. Gitmesin için habire dua ediyorum. yüreğim kanıyor. ateşe maruz kalan buz gibi erim erim eriyeceğim. Bi an duraksıyor Müzeyyen. kahroldum… Ezildikçe ezildim… Üsküdar dönüşü vapurda martılara simit atarkenki fotoğrafımız. Onda mont. nefes alamıyorum. yandım. Fırtınalar koptu ruhumda. duruyor… Gidiple gelmek arasında bocalıyor sanki ve ben umut tazeliyorum. kançanağı. daralıyorum.1 0 82 . delişmen yüreğimi yuvasından söküp sana uzatacağım… -Seni sev… Müzeyyen! Ne zor söylemek. Duruyor. sancılarımla. Buğulu gözlerle bakıyorum ardından. hem gitmesindi… -Bende kalsın. Adım gibi. ezik halimle bi başıma bırakıp… Çisentili yağmura ağladım alık alık… Karman çormandı düşüncelerim… Bi gün. Kanaviçe gibi örgüleşip küt saçlarına konacağım. bende yağmurluk. dirhem dirhem konuş… Konuşabilirsen… Yutkunamıyorum. Sızlıyor burnumun direkleri.

Dilini yutmuş adam. İşte yanıyor titreyen boş odalar Bu kitabeler kurtuluş kapısı olacak Arkasından şiirler yazılacak Siyahın beyazdan ayrıldığı vakit Kuklacı ilk görüldüğü yerde vurulacak. BÜNYAMİN DOĞRUER ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .KUKLA VE KİTABE Bu kuklalarda neyin nesi. Pişmanlıklar içinde Alnını süslü cama dayamış. Şimdi kalbim kanıyor solgun bir resimde Yağmur hafif hafif yağıyor Saçlarımı unutuyorum kan ter içinde. Kukla kendisi olmaya kararlıydı Kitabedeki eski yazıları okudukça Az kalmıştı kendine kavuşmaya Masmavi bir gökyüzü altında Görmeseydi tuhaf bir rüya Dünyanın muammasında Islak gölgelere kanmasaydı Kendisi olacaktı. Kukla Ben miyim diyor ipin ucunu kaptıran şeytana Daldığım bu tatlı rüya. Taşınan ruhları olmalı Sağlam kutular içindeki. Güneşin doğduğunu söylesem inanmazlar ki. Bir harfe takılmış Yalnızlıklar içinde dönüp duruyor.1 0 83 . umut olan. Kendine söyleneni Söylüyor. Ellerim bana uzak Çocuklara alkış tutan. Solgun Yüzleri. Bir papağan bana bakıyor. İnat içinde.

kavuşamama karşısındaki bu hüzün. diyardan diyara dolaşmış… Bazen bir gülün yaprağında açmış türküler.İSMAİL BİNGÖL ir hüzün meltemi. çınlamış göğümüzde türküler… Bazen B isyanlarımıza arka çıkmış. bu vurgun yemişlik nasıl olur da bu kadar tesir eder insana? Nedir bunun sırrı. asırlardır yurdumuza. bazen bir su olup dere tepe aşarak. Bazen turna kanadında sevgiliye mektup götürmüş. nasıl olur da hâlâ gücünü bu kadar korur? Bir türkünün mısraları arasına sıkıştırılmış bu hicran. bir türkünün ta derinlere ulaşan. İşin özeti belki de bu… Kavgamızla inletirken meydanı. hikâye edilmesi zor durum… Ancak türkülerle aranız iyiyse ve bu konuda biraz da düşünme zahmetine katlanırsanız. anlayarak.. soluğum kesildi. bazen mazlumların elemlerini dile getirmiş. bağrımı sancı istila etti.. yakan. kendimden geçtim.1 0 84 . Serinlemek için boz bulanık akan çaylara atasım geldi kendimi… Yüzyıllar ötesinden esip gelen sitem rüzgârları.. gözlerim buğulandı. nedir bundaki sihir ve nedir bundaki güç? Dille anlatılması. evimize barkımıza mihman olmuş. iflah olmaz çelişkileri karşısında âdeta eridim. yüreğin yarası türküler. görkemi. bazen bir gelinciğin boynu büküklüğüne… Hani şair Vahap Akbaş da diyor ya “Mızrapla Tel Arasında” adlı şiirinde: Bağlamamın tellerine Üveyikler konar balam Yüreğimiz melül mahzun Türkülerde yunar balam Gönlümüzün mihverinde Sevda filiz verdiğinde Mızrapla tel arasında Gayri zaman donar balam Kara kışın ayazında Dudakta söz buz olanda Bir muhabbet alazında Ah bu şair yanar balam Güzelliği. Akılla yürek arasında kararsız kalanların büyük tereddüdü. bir esrik bakış yakaladı akşamla gecenin arasında… Bir ince sızıyla sarsıldı yüreğim. Benim cevabım ve buradaki sır ve sihir şu ki. Bir efkâra tutulmuş hislerimi. toprağımıza. gövdemi ateş bastı. atalar mirası. kavuran sözleri ve yine en az onun kadar tesirli nağmeleri kül etti. bazen sözleriyle zalimlere cevap olmuş türküler… Bazen bir gelinin ağlayışına eşlik etmiş. sevdamızla ağlatırken duyanı. Zamanın ortasında öylesine kalakaldım. kelimelere dökülmesi. gâh yüreğimizi ferahlatmış gâh ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . dokunanı işte böyle yakıp geçiyor.. insanlığı çağrıştıran inceliğiyle. Takatten düştüm. hissederek dinlendiğinde. az önceki sorulara bir cevabınız olabilir. düşünerek.

verilen sözlerin yerine getirilmesi için. yıllarca gurbet elleri mesken tutan âşığın düşündüklerini yapması mümkün değildir. ıstıraplarını söze ve nağmeye dökerek. Ne yazık ki onların da. Şakir Şener’den alınan Bayburt türküsünde olduğu gibi… Hani diyor ya türküyü yakanlar: Odam kireçtir benim Yüzüm güleçtir benim Soyun da gel yanıma Terim ilaçtır benim Baba ben derviş miyem Kürkümü giymiş miyem Ben sevdim eller aldı Niye ben ölmüş müyem Söylendikçe dillenir. Erzurum’dan Erzincan’a ulaşmış. Ömür çiçeğini sevda yolunda solduran kederli âşık. geçip gideni. gerçeğini bildirmiş. sevene dil olmuş türküler… Ve daha nice yerde durmuş. kül olmak ister ki. Artık olan olmuş ve bu durum ağır bir yük gibi merhametli yüreklere oturmuştur. bu hüzünle. her acıya göğüs gerilen sevgili. İşte bir türkü ki… Tertemiz bakışlardan süzülüp yanaklardan aşağı türkü sadeliği ve yürek delici bir nağme eşliğinde inen gözyaşlarıyla. bütün bunları elinin tersiyle bir yana itip vefasızlık ederek. nakışından nakış vermiş duyana. kültürümüzün sacayaklarından biri olarak bizleri yüce bir millet olmanın şuuruna vardıran ve bütün bunların gönencini yaşatan türküler… Bazen. Âşık için anlatılması ve katlanılması çok zor bir acıdır bu… Ferhat olup. kültür ve zihin coğrafyamıza silinmeyecek bir şekilde kazımış türküler… Ve bütün bunların sesini duymadan. adına kayıt düşmeden geçip gitmemiş türküler… Sözleri ve nağmeleriyle esip gitmiş Anadolu coğrafyasında bir baştan bir başa… Gece denmemiş. “uğruna ölümlere gidilip gelinen”. sesinden ses. gürzüyle vurup dağları yarmak ister âşık… Kerem olup. bazen çekmiş gitmiş ta Hazar’a ve daha ötelere… Bir mısraı Ardahan’ın payına düşmüş türkünün. Hem öyle ki söyledikçe zaman ortadan kalkar. bu toprağın sesini duyurmuş. kaç yüreğe inci dizip kaç yüreğe gözyaşı akıtmış türküler… Nesilden nesile bozulmadan aktarılmak suretiyle. dinlenmiş. renginden renk. vuslata erememenin resmini ne de güzel çiziyor. özge bir gündüze hayal uçurmuş. daha nice yıllar söylenip dinlenecektir. daha başka birçok şeyi hatırlatmadan geri durmamış ve bunları. çaresi imkansız bu dert yüzünden âşığın yüreğinden kopup gelen feryada verecek cevapları yoktur.bizi birbirimize bağlamış türküler… Gâh ağıt olup acımıza konmuş gâh sevgi olup yüzümüzde parlamış. gâh ayrılanların üzüntüsünü gâh kavuşanların sevincini temsil etmiş türküler… Öleni yiteni.1 0 85 . oradan öteye sevgiliye sitem. duyurmadan. bu hışımla. bir kıtası Sivas’ta bir âşığın sazından dökülmüş. ■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . yâri başkaları tarafından alınan kişilerin hâline tercüman olur. dilimizin sade ve berrak bir hâlde günümüze kadar gelmesinde önemli pay sahibi olan… Erliğimizi. bıyıkları henüz yeni terlemiş civanlardan haber getirmiş. kavrulmak. yüreğe sığmayıp taşan. ne sevgili kalmıştır kavilleştiği ne de ünü dört bir yanı tutan sevda… Bütün bunların önem arz etmediği kişilerce. kavuşamamanın. Bazen Aras boylarında gezinmiş turna katarlarıyla. işitene. bu hınçla. akacak yer bulamayan ve dokunduğunda yakan bir büyük isyanı yüklenir gönlümüzün tercümanı türküler… Yıllar yılı kor ateşlerde pişerek sevda çekilen. bir anda çekip gitmiş ve ellerin olmuştur. belki bir kıvılcımı da ona erişsin ve onu da yaksın… Köroğlu gibi. dağları aşıp. bağrını dağlayan ateşle Çamlıbel’de nara savurmak ister… Ne hazindir ki. çileden geçilip. söylenir olmuş yedi iklim dört köşede… Bazen Ağrı’nın doruklarından ses vermiş. bunun hesabını en yakınındakinden bir türkü vasıtasıyla sorar ve yüzyıllar öncesinden bir ayrılığın hikâyesini bizlere ulaştırır. nice yeri inletmiş. bazen Allahüekber’i mekân tutmuş. uzak bir diyara göçürülmüş ve ellerin olmuştur. vadilerce doğudan batıya… Bir kıtası. mekân o mekân olur ve bu türkü. daha nice bunun gibi kavuşamayanların. uğruna bin cefaya tahammül gösterilip. Hem de faydası da yoktur bundan sonra yapacaklarının… Zira ortada. bir mısraı Iğdır’a… Bir kıtasıyla serhaddı bekleyen Kars’ın derdini taşımış ırmaklarca. bu acıyla yanmak. dillendikçe yayılır Anadolu coğrafyasına bu türküler… Atalar mirası gönül yarası türkülerimiz… Ve bilinmelidir ki bu coğrafyayı yurt tutanlar. vatan uğruna can vermenin büyük kıvancıyla yatacak olan ulu şehitlerimizden. dilinin ve türkülerinin kadrini bildikçe. bir kıtası Bayburt’ta bir güzele kul olmuş. orada sonsuza kadar. gündüz denmemiş. mertliğimizi bütün bir cihana anlatan. dilinden anlayana… Mahmur bir geceden kalkmış. ağlayanı güleni.

1991. Baskakova (Red. s.).. İslamiyet öncesi Türk edebiyatında genel olarak ezgi ile söylenen şiirlerin. Özbek Türkleri. IV.bas. Dr. türki.320.1 0 86 . (çev: Besim Atalay). Prof.501.[10] Bulgaristan Türkleri. Kültür Bakanlığı yayını. Moskova. IV. 1985.86 – 109. Dr. Ank. mahnı. 10. Gazanfer Paşayev (Aktaran Doç. Fatih Kirişoğlu. koça nahşisi. 3. Cilt. Karşılaştırmalı Türk Lehçeleri Sözlüğü I. 7. Başkurt Türkleri.b. yır. bugün. 2.R. Kazak Türkleri. s. Azerbaycan Türkleri. N.bas.[2] Kumuk T Türkleri. bazı Türk boylarında. s. s. Saha (Yakut) Türkleri Edebiyatı. Türküye.53.[3] Nogay Türkleri. Mahir Nakip). 1990. halk aydımı. Dr. E. kojamık. s. 1991. Türk Dünyası El Kitabı. Ankara. Bulgaristan Türk Halk Edebiyatı Metinleri – I. 6. yır. 1998. 9.[8] Saha (Yakut ) Türkleri. 1956.501. Irak Türkmen Folkloru. 4. Wilhelm Pröhle (çev. mahnı.420 5. ırıa.22. Kültür Bakanlığı yayını. “Türk” kelimesine Farsça “-î” ilgi ekinin getirilmesiyle meydana gelmiştir. Prof. 3. Tatar Türkleri. Dr. eldik ır. Nimetullah Hafız. İstanbul.[6] Gagauz Türkleri türkü. Ankara. TDK yayını. 1998. Divanü Lûgati’t-Türk Dizini “Endeks”.[4] Karaçay – Malkar Türkleri. başka bir ifade ile türkü ve koşmaların genel adı “yır” olup Divanü Lûgati’t -Türk’te ise bu kelime “ır”[1] şeklinde geçmektedir.45. 3. Karaçay Lehçesi Sözlüğü.14. Cilt.A. türik. türkü. Dr. Uygur Türkleri. Çetin Pekacar. halık cırı. s.kojañ. beste. 908-909. halk yırı. IV. s. Cilt. halık eni. 1998. Ankara. 108. Ankara.. (Tarih . Türk Dünyası El Kitabı. türkü. türkü.[5] Irak Türkleri. nahşa. Yani. türki. Prof. halk koşiği. 8. s.[9] Kosova Türkleri. 3. Harun Güngör – Mustafa Argunşah.ÖMER FARUK YALDIZKAYA ürkçe söylenmiş şiir anlamına gelen “Türkü”nün “Türkî” sözcüğünden geldiği görüşü bilim adamları tarafından genel olarak kabul edilmektedir. Nimetullah Hafız. Türkü sözüne. s.. Kırgız Türkleri. halk ağzında “Türkü” şekline dönüşmüştür. Priştine. Kosova Türk Halk Edebiyatı Metinleri.Dil -Folklor ve Halk Edebiyatı). Türkmen Türkleri. Tıva – Orus Slovar’. Moskova. Kumuk Türkleri Edebiyatı. cır. Tenişev (Red.[11] Altay Türkle- 1. 1991. “Türk’e has” anlamına gelen bu söz. Gagauz Türkleri. Dr. aşağıda sayacağımız kelimeler karşılık olarak kullanılmaktadır. halk türküsü.245. Dr. Ankara. s.) Rusşa-Nogayşa Slovar’. Kemal Aytaç). 1991. Ankara. M. Prof.[7] Tuva Türkleri. 11. 1968. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .

ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Türkmani gibi türkü de eski yırlardan yani millî musiki kaynaklarından doğmakla beraber yabancı kültürle karşılaşılan bölgelerde (mesela Irak. Âşık Şiiri. Ankara. s. yüzyılda Doğu Türkistan’da aruz vezniyle yazılmış ve özel bir ezgi ile söylenmiş şiirler için kullanılmıştır. Tahir-ül Mevlevî. Çoğu anonim halk edebiyatında yer alan bu türkülerde aşk. Muvaffak Duranlı. Şekilden ziyade lahne. Suriye.1504.bas. İstanbul. Çuvaş Sözlüğü. folklor ezgilerinin her çeşidi için en çok kullanılan terim türküdür. Meydan Larousse.. Ahmet Talât Onay (hzl. ağız terimleri kullanılır. kişisel halk şiiri biçimleri arasına giren türküler de vardır. yüzyıl halk şairlerinden Öksüz Dede’ye aittir. bir anonim halk şiiri nazım biçimidir. 1999. Ankara. Ankara.217. s. Emine Gürsoy – Naskali. Edebiyat Lügati. 1980. Ankara 1981 s. halkın sözlü geleneğinde oluşup gelişen. 1997. yani hece vezni ile söylenmiş türkülerin Anadolu’daki ilk örneğini ise XVI.”[19] Fuad Köprülü: “Türklere mahsus bir beste ile söylenen halk şarkılarıdır.” biçiminde tanımlar. Eflatun Cem Güney. Türkçe Sözlük. Türk Halk Şiirlerinin Şekil ve Nev’i. 24. çağdan çağa ve yerden yere içeriğinde olsun.63.”[25] görüşünü 21. kojon. deme. En çok sekizli.. tabiat. türlü ezgilerle söylenen.93 14.114. Karacaoğlan. Çeşitli kaynaklar ve araştırmacılar türküyü bir tür olarak ele aldıklarında çoğu ortak bir noktada birleşen tanımlar yapmışlardır. Zsuzsa Kakuk. Türkü terimi.1 0 87 .176. s. 20.” Türkü. Yararlı olacağı düşüncesiyle bunlardan bazılarını burada zikretmeyi uygun buluyoruz: Türkçe Sözlük: “Hece ölçüsüyle yazılmış ve halk ezgileriyle bestelenmiş manzume.”[16] Meydan Larousse: “Güfte olarak halk şiirini alan ve halk ezgileriyle beslenmiş şarkı çeşidi. 15. 18. Örneklerle Türk Şiir Bilgisi. Kırım Tatar Şarkıları. s. s. Halk Şiirinde Türler. belli âşıkların türkü havasına bürünen bazı parçaları bir yana.” Ahmet Kutsi Tecer: “Varsağı. Söyleyeni belli. 1993. ya da ezginin. Mısır gibi) ona verilmiş bir isim olsa gerek. s. TDK yayını. her iki bölüğe de girebildiğinden halk edebiyatının en zengin alanıdır. 25. Emrah gibi. Örneklerle Edebiyat Bilgileri I. asıl türkülerin yaşı başı belli değildir.” [20] Ahmet Talât Onay: “Türklere mahsus lahin ile söylenen şarkılardır. güzellik. Altayca – Türkçe Sözlük.”[24] Türküler için Eflatun Cem Güney: “Köroğlu. TDK yayını. 1998. Edmon Soussey’in deyimiyle. s. 13..[12] Kırım Tatar Türkleri. Paasonen. 23. Edebiyat Terimleri Kılavuzu. 4. Ankara. 19. Fuad Köprülü. Bölgelerle konulara bağlı özel durumlara. XVI. 1. Başlangıcından Günümüze Halk Şiiri. biçiminde olsun değişikliklerle (zenginleşmelere. İstanbul 1990. Ankara.”[23] Pertev Naili Boratav: “Düzenleyicisi bilinmeyen. türkü sözcüğü yerine şarkı. on birli ölçülerle söylenir. 1996. ilk defa XV. sözlerin çeşidine göre.[15] Bu kitapta esas itibariyle konu edilen türden.102. Kerem.295. Mehmet Yardımcı.bas. 17.” [18] Edebiyat Terimleri Kılavuzu: “Türk’e özgü anlamındaki Türkî’den gelmektedir. İstanbul.”[17] Edebiyat Lügati: “Çoğu 11 hece ile nazmedilmiş ve umumiyetle Anadolu’da bestelenip söylenilmeğe başlanmış olan milli nağmeli şarkılardır.”[21] Şemsettin Sami: “En asıl Türklere mahsus lahinde şarkı. bozulmalara. kırpılmalara) uğrayabilen ve her zaman bir ezgiyle söylenen şiirler. H. yuri. gençlik ve acıklı konular işlenir. Ankara. Akçağ yayınları.[14] adını vermişlerdir.390. 16. s. “ farklı isimleri olan çok çeşitli mahsullere verilen addır. cır. bas.289. 22. Dr. Tekke Şiiri. bas. hava. TDK yayını. “2. Ankara 1989. 1950. Dr. sözünü ettiğimiz. İstanbul 1973. Hikmet Dizdaroğlu.[13] Çuvaş Türkleri. İstanbul 1975. Türkü. “Türkiye’nin sözlü geleneğinde. Cem Dilçin. besteye benzer. s. Sahipleri bilinmeyen sözlü halk verimleridir.ri. 1969. s..395. Cevdet Kudret. Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar. Prof. Pertev Naili Boratav’ın “Türk Dili Dergisi ”nin “Türk Halk Edebiyatı Özel Sayısı”nda yayımlanan “Halk Şiiri” başlıklı yazısının “Halk Türküleri” bölümünde ise türkü hakkında şu bilgi verilmiştir.246. 12. s.”[22] Cem Dilçin: “Türkü. Türkü şekline uygun ve türkü adını taşıyan. Cemal Kurnaz).57. yüzyılda buluruz. s. deyiş. 1. bu parça. Folklor ve Halk Edebiyatı.

ileri sürmektedir. Mehmet Özbek “Türküler başlangıçta bir olay üzerine yakılırlar. Bu olaylar bütün bir milleti ilgilendirecek kadar büyük nitelikler taşıyabileceği gibi, dar çevrelerde meydana gelen cinsten de olabilir.”[26] demektedir. Cahit Öztelli: “Halkın ortak malı olan bir edebiyat türüdür. Ağızdan ağıza dolaşan, kuşaktan kuşağa aktarılan sözlü edebiyatın en güzeli türkülerdir. Türkü, genel edebiyat türleri içinde bir nazım türüdür. Yani, ölçülü (vezin), uyaklı (kafiye) dizelerle (mısra) meydana gelir. Halk edebiyatı içinde toplumun iç alemini beşikten mezara dek bütün yaşantısını kapsayan, en dikkate değer sanat verisi türkülerdir.”[27] Nihat Sami Banarlı: “Koşma şeklindeki bir manzumenin her dörtlüğünde bir (beşinci) veya bir (beşinci-altıncı) mısra ilavesiyle söylenilen bir halk şiiridir.”[28] Muzaffer Uyguner: “Her mısraı kafiyeli üçer mısralı kıtalar ile yine kafiyeli ve iki beyitten müteşekkil ara nağmeleri olan ve çalınıp söylenen folklorik halk edebiyatı mahsulleridir.”[29] Herbert Jansky’e, göre türkü: “Büyük tarihi hadiseler karşısında halk kitlesinin sevinçlerini veya ümitsizliklerini; büyük şahsiyetler hakkındaki saygılarını veya nefretlerini; gençler arasında geçen hazin aşk hikâyelerini, millî hece veznini ölçü alan ve kalpleri fetheden mısralarla, derin bir muhteva içinde dile getiren edebî, aynı zamanda mûsiki bakımdan ehemmiyete haîz olan bu kendine öz bestelerle söylenen; dar manâsıyla ise tarihi bir vesika mahiyeti gösteren Türk halk şiirinin en eski türlerinden biri.”[30] Dr. Doğan Kaya türküyü şöyle tanımlamaktadır: “Halkın ruh halini, derdini, neşesini, zevkini, dünya görüşünü, inancını, karşılaştığı hadiseleri
İstanbul 1971, s.235. 26. Mehmet Özbek, Folklor ve Türkülerimiz, 2.bas., İstanbul, 1983, s.63. 27. Cahit Öztelli, Halk Türküleri, 2.bas., İstanbul,1983, s.11-12 28. Nihat Sami Banarlı, Metinlerle Edebî Bilgiler I, İst., 1950, s.82. 29. Muzaffer Uyguner, Türkü Üzerine, TFA, III (66). 1.1955, s.1042. 30. Herbert Jansky, Türk Halk Şiiri (çev. Abdurrahman GÜZEL), Dünya Edebiyatından Seçmeler,

yansıtan; hece ölçüsüyle ve bir veya dört mısralı bentlere çoğu defa bağlantıların getirilmesiyle, söylenen; manzum ve ezgili anonim ürünlere türkü denir.”[31] Alman müzik bilimci Hugo Riemann, halk müziği kapsamına şu ögeleri alır: “1. Ezgi ve sözlerinin yaratıcısı belli olmayanlar, anonim bir yapıda olanlar. 2. Çeşitli nedenlerle oluşan olaylar karşısında halk tarafından benimsenmiş ve halk ezgisi niteliğine bürünmüş ürünler. 3. Halk diliyle oluşmuş, ezgisel ve uyumsal yapısı kolayca anlaşılan, belleğe kolayca yerleşen, bu nedenle, popüler (herkes tarafından benimsenen ve tutulan) bir özellik taşıyan ezgiler.” Fransız halk müziği uzmanı Michell Benet’e göre halk müziği ise, “Halk tarafından benimsenen ve sözlü gelenek biçiminde kulaktan kulağa yayılan ezgilerdir.” İngiliz halk müziği uzmanı Prat’a göre; “Halk müziği, köylü ve halk arasında çıkıp, gelenek haline gelen ezgilerdir.” Yine bir İngiliz araştırmacı olan Bremers’e göre ise halk müziği; “halkın müşterek malı olan, sâde, samimi, düz ve yalın ezgilerdir. Bestecisi olmaz, anonimdir.” Türk halk müziği araştırmacısı ve Türk halk türkülerinin derlenmesinde ilklerden olan Muzaffer Sarısözen ise, halk müziğini şöyle tanımlıyor: “İlk bakışta monoton gibi görünen halk türküleri, araştırdıkça, ezgi ve ritim yönünden renklilik ve çeşitlilik gösteren nefis bir sanat ürünleri olduğu görülür. Dünyada ne kadar doğal ve sosyal olaylar varsa, tümü halk müziğine konu olmuştur. Türk insanının doğumundan ölümüne (beşiktenmezara) tüm yaşamını, acısını, sevincini, duygu ve düşüncesini, yurt sevgisini türkülerimizde görmek mümkündür. Özetle, halk müziğimiz, Türk halkının ortak malı ve milli kültürüdür.” Müzikolog ve halk bilim araştırmacısı Halil Bedii Yönetken, “Türk halk müziği, çok orijinal ve zengin bir müziktir. Modalmetrik yönden olduğu kadar, yapı ve form bakımından da büyük özellik ve güzellik taşımaktadır. Zengin ve çeşitli çalgılara sahiptir. Diğer taraftan, vokal müziğin
31. Dr. Doğan Kaya, Anonim Halk Şiiri, Ankara, 1999, s.132.

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

88

terennüm etmediği konu yok gibidir. En basit konulardan, en yüksek konu ve olaylara kadar her şey, Türk Halk Müziğinin terennüm alanına girmiş bulunmaktadır. Halkımız, bazen; Estergon, Belgrat, Selânik, Budin, Cezayir gibi Türk egemenliğinin sürdüğü ve at üstünde kılıç oynattığı yerler için, bazen; Köroğlu, Genç Osman, Murat Reis ve Gazi Osman Paşa gibi yiğitler üstüne türküler yakmıştır. Gün olmuş, yurdun dağına-taşına, uçan kuşuna, gün olmuş, burcu burcu Anadolu kokan çiçeğine ve nice güzellikler, sevgiler üstüne türküler söylenmiş, bununla da yetinilmemiş, ahlâk, fazilet, felsefe, türkülere konu olmuştur. Görülüyor ki, Türk halkı, muazzam bir sosyal fonksiyona sahip, halk rûhunun ses halinde aynası ve ifâdesi olan bir sanat yaratmıştır.” Türk halk müziği araştırmalarının önde gelen isimlerinden olan araştırmacı Mahmut Râgıp Gazimihal ise, “Kendi halk şarkılarımıza (folk song), genellikle türkü diyoruz. Anadolu’da şarkı adı pek bilinmez ve kullanılmaz. Genellikle, kulaktan kulağa geçmek sûretiyle halk arasında yayılan ve yaşayan türkülerimizin ne düzeni bellidir, ne yakıcısı.” demektedir. Veysel Arseven’in görüşleri şöyledir: “Halk türküleri; koşma, yiğitleme, taşlama, ağıt, ninni, destan gibi halk edebiyatı türlerini işler. Sevgi, özlem, gurbet, ayrılık, doğum, ölüm, askere gidiş, düğün-dernek, yerleşme(iskân), göç, kan dâvası gibi temaları konu alır. İçtenlik, sâdelik, gösterişten arınmışlık, alçak gönüllülük niteliği gösterir ve gerçekçi bir renk ve özellik taşırlar. Hiçbir halk türküsünün sözünde veya bir halk oyunu havasında, yapmacık, iki yüzlülük ve kabalık görülmez. Şakacılık temasını işleyen türkülerin sözlerinde bile, insanı çabucak kavrayan sıcak bir görüntü vardır.”[32] Türküler şiir şekli bakımından genellikle koşmaya benzer. Ancak bu ifade bütün türkülerin koşma şeklinde olduğu anlamında alınmamalıdır. Çünkü bazı türküler mani şeklinde de olabilir. Genel olarak bir türkü iki bölümden meydana gelir. Birinci bölümde bir türkünün asıl sözleri yer alır ve bu bölüme “bend” adı verilir. İkincisi
32. Mustafa Hoşsu, Geleneksel Türk Halk Müziği Nazariyatı, İzmir, 1997, s.4 -7.

ise, tekrarlanan kısımlardır ve her bendin sonunda tekrarlanan bu “nakarat” kısımlara da “kavuştak” denir. Öbür halk şiiri türleri gibi, türkünün de en büyük ve önemli ayırıcı özelliği ezgisinde görülmektedir. Koşma ve mani tipindeki bazı şiirler, ezgilerinin değişmesiyle türkü olmaktadırlar. Türkünün ayırıcı özelliği şeklinde değil, ezgi ve bestesindedir.

Türkülerin tasnifi konusu, Türk halk şiirinde ve müziğinde hâlâ hâlledilmemiş bir problem olarak durmaktadır. Bununla ilgili olarak Ahmet Talât Onay; “Halk şiirlerinde yalnız şekillerine ve nevilere göre yapılacak tasnifler noksan olur. Çünkü, teganniyi de gözden uzak tutmamalıdır.”[33] derken, Petrev Naili Boratav, “Halk türküleri, hem müziği, hem de şiiri alâkadar ettikleri için folklor tetkiklerinde hususi bir yer tutarlar. Onların iki sahaya ait bulunmaları, evvelâ hususi bir metotla incelenmelerini icap ettirir. Halk türküleri üzerinde çalışanlar, halk müziği kadar halk edebiyatını da göz önünde tuttukları takdirde izâhlarında muvaffak olabileceklerdir; aynı müdekkikin her iki sahada vukufu olmadığı takdirde kolektif bir çalışma zarureti hâsıl olacaktı.”[34] diyerek problemin halk biliminin daha çok edebiyat kısmı ile uğraşan bir uzmanın veya sadece halk müziği ile uğraşan bir uzmanın çözebileceğinden daha zor bir iş olduğunu belirtir ve bu noktada edebiyat alanından gelen uzman ve müzik alanından gelen uzmanın ortak bir çalışma yapmaları gerektiğini tavsiye eder. Bugüne kadar; gerek edebiyatçılar gerekse müzikologlar, kimi ortak noktada birleşen türkü tasnifi yapmışlardır. Biz, bu konuyu uzmanlarına bırakıp, Mehmet Özbek’in “Folklor ve Türkülerimiz” adlı eserinde yapmış olduğu tasnifi, bizim derlemiş olduğumuz türküler için de geçerli olduğu için burada aynen vermeyi uygun buluyoruz. Buna göre türküler üç ana başlık altında toplanmaktadır:
33. Onay,8. 34. Petrev Naili Boratav, Halk Türkülerine Dair Folklor ve Edebiyat – 2, 2.bas., 1991, s.337.

Türkülerin tasnifi

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

89

I. Ezgilerine göre, II. Konularına göre, III. Yapılarına göre, Mehmet Özbek yapmış olduğu bu ana tasnifteki grupların her birini kendi içinde alt gruplara ayırarak ve her alt gruba örnekler vererek tasnifini şöyle sürdürür: I. Ezgilerine göre: Ezgide esas olan usul ve ritimdir. Bu bakımdan ezgilerine göre türküleri de ikiye ayırıyoruz: I.1. Usulsüz Olanlar: Bunlara uzun hava diyoruz. Uzun havaların da çeşitleri vardır: Bozlak, Hoyrat, Divan, Koşma, Kayabaşı, Maya, Çukurova, Garip, Kerem, Kesik Kerem, Aydos, Eğin, Müstezat, Türkmani gibi. Bu havalar ayrıca ağızlara göre de ayrılırlar: Urfa Ağzı, Kerkük Ağzı, Erzurum Ağzı, Acem Ağzı vb. I.2. Usullü Olanlar: Genellikle oyun havaları bu gruba girer. Bu ritimli, usulü türkülere Urfa’da “Kırık Hava”, Konya’da “Oturak” adı verilir. Kırık havalar bölgelere göre değişik adlar alırlar: Karadeniz’de “Horon” ve denizci türkülerine “Yalı Havası”, Harput yöresinde “Şıkıltım”, Ege’de “Zeybek”, Ordu, Giresun, Marmara ve Trakya’da “Karşılama”, Erzurum ve Kars yöresinde “Sümmani Ağzı”, Isparta ve Eğridir yöresinde “Dattiri” adı verilir. II. KONULARINA GÖRE: II.1. Lirik Türküler: İnsanî duyguların çok etkili ve coşkun bir şekilde anlatıldığı türküler bu gruba girer. II.1.1. Aşk, sevda türküleri. II.1.2. Gurbet türküleri (Ayrılık, asker, mapushane türküleri). II.1.3. Ağıtlar (ölüm, tabii afetler üzerine). II.1.4. Ninniler. II.2. Satirik Türküler: Kişiyi veya toplumu kınayan, yeren türküler bu gruba girer. II.2.1.Güldürücü türküler (mizahi türküler). II.2.2.Taşlamalar, ilenmeler. II.3. Olay Türküleri: Belli bir olaya dayanan türküler bu gruba girer. II.3.1. Tarihî türküler (destanlar, kahramanlık ve serhat türküleri).

II.3.2. Eşkıya türküleri (derebeyi, cinayet türküleri). II.4. Tören ve Mevsim Türküleri: Belirli anlarda, söylenen türküler bu gruba girer. II.4.1. Kına, düğün, esvap giydirme töreni türküleri. II.4.2. İtikat ve mezhep törenleri türküleri. II.5. İş ve Meslek Türküleri: Çeşitli meslek kuruluşları için yakılmış türküler bu gruba girer. II.5.1. Esnaf türküleri. II.6. Pastoral Türküler: Çoban ve kır hayatını anlatan, tabiat güzelliklerini konu edinen türküler bu gruba girer. II.6.1. Tabiat türküleri. II.7. Didaktik Türküler: Dinleyene ders veren, bir şeyler öğreten türküler bu gruba girer. II.7.1. Öğretici türküler. II.8. Oyun Türküleri: II.8.1. Ritmik dans türküleri. II.8.2. Temsilî oyun türküleri. III. Yapılarına göre: III.1. Bentleri mani dörtlüklerden kurulu türküler: Anonim halk edebiyatında en yaygın olan şekildir. Her dörtlüğün kafiye şekli mani gibidir. Hecenin 7, 8’li kalıplarıyla yazılırlar. III.2. Bentleri iki mısralı türküler: Bunlar, bağlantı (kavuştak) mısraların eklenmesi ve bu mısraların sayısına göre de değişik şekillerde bulunur. III.3. Bentleri üç mısralı türküler: Bunlara da bağlantı (kavuştak) mısraları ekler ve bunların sayısına göre değişik şekiller arz ederler. III.4. Bentleri dört mısra olup, bağlantıları (kavuştakları) mısra sayısı olarak değişen türkü şekilleridir. III.5. Bağlantıları her mısradan sonra tekrar edilen türküler. III.6. Bağlantısı başta olan türküler. III.7. Her bentten sonra değişik kalıpta iki bağlantısı olan türküler.■

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

90

Elçibey ve davasını bize tanıtmakta ve anlaşılır kılmakta. Türk kültürüne verdiği önem ve milli. Elçibey’in yetişmesinde ve gelişmesinde etkili olan etmenlere de yer verilen kitap. 2009 ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Kitap. “Muhsin Başkan” ve “Azerbaycan Yüreğimde Bir Şahdamardır” adlı üç eseriyle karşımızda. 2. lider portresinin nasıl ortaya çıktığını da göstermekte. manevi değerleri ön plana alan çizgisiyle yıllardır sürdürmekte olduğu sanat yaşamında birbirinden değerli eserlere imza atan Yavuz Bülent Bakiler.com A. FARUK GÜLER air ve yazar kimliğiyle tanıdığımız ve Türkçeye gösterdiği hassasiyetle gönüllerde taht kuran Yavuz Bülent Bakiler’in Türk Edebiyatı Vakfı tarafından üç kitabı yayınlandı.Basım). Yavuz Bülent Bakiler.Bir süredir yürütmekte olduğum “kitapvitrin” sayfası sizlerden gelen olumlu-olumsuz eleştirilerle sürekli yenilenerek sizlere hitap etmekte. “Elçibey” (2. Son bölümde yer alan bu yazılar birçok yazı arasından seçilerek bir kısmı buraya nakledilmiş. Bu yazılara nazar edilirse dikkatli bir seçimin yapıldığını görebiliriz. Kitapvitrin köşemizle ilgili olarak her türlü görüş ve düşünceleriniz için e-posta adresimiz kitapvitrin@gmail. Bize ulaşan kitapların çokluğu ve sayfa sayısının sınırlı olması nedeniyle tüm kitaplara yer verememekteyiz. “Bize Gelenler” alt başlığı altında mümkün mertebe bu kitapların isimlerini de zikredeceğiz. Kitapta gerek Elçibey ile yapılan yüz yüze görüşmelere gerek Elçibey üzerine yapılan konuşmalara yer verilmesi esere bir belgesel havası katmakta. İstanbul.1 0 91 .Baskı. Elçibey (Azerbaycan’ın unutulmaz lideri). Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları. Ş Yavuz Bülent Bakiler’in bu eseri Azerbaycan Sovyeti’nin son yirmi yılına etki etmiş bir lider ve onun görüşleri ışığında şekillenmiş düşünce- Elçibey (Azerbaycan’ın unutulmaz lideri) leri anlatması bakımından önemli. Kitabın son bölümünde Eliçibey’in vefatından sonra Türk basınında çıkan yazılara yer verilmekte.

İstanbul 2009 Muhsin Başkan Sekizinci şehir İz Bırakanlar Bir şehrin iç dünyasına girebilmek. Azerbaycan’ı yüreğindeki bir şah damar kadar yakın gören yazar her Türk gencinin okuması gereken bir Azerbaycan resmi çizmekte. Zaman boyutu üstünde tutunmuş bir organizmadır.1 0 92 . Bu düşüncelerle yola çıkan Zekeriyya Bican. Yavuz Bülent Bakiler. yakın dönem Türk siyasetinin etkin isimlerinden olan Muhsin Yazıcıoğlu’na bir vefa örneği. onun kültürel değerlerine nüfuz edebilmek ancak ve ancak o şehirde yaşayan insanları tanıma süreciyle gerçekleşebilir. hayal kırıklıklarının yanı sıra sosyalist rejimin kendi üzerlerinde kurduğu baskı ve şiddetin boyutlarını. çekilen zulümleri Yavuz Bülent’in eşsiz kaleminden okumak mümkün. Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları. şehrin kültürel dokusuna nüfuz etmiş insanlarını anlatmayı. adını kazımış kültür insanlarının ayak izlerini takip etmek gerekmektedir. Azerbaycan Yüreğimde Bir Şahdamardır. Öznel bir değerlendirme neticesinde kişilerin Eserin ithaf kısmında Karabağ’dan başlayarak Anadolu coğrafyasında devam eden vefat etmiş atalarının ruhlarına bir Fatiha okunmasını belirten yazar 1980 yılından itibaren Azerbaycan’a yaptığı seyahatler sonrası intibalarını kaleme almakta. yazmış olduğu Sekizinci Şehir’in ikinci kitabı olan “İz Bırakanlar” alt başlıklı eserinde Elazığ’la adları özdeş olmuş. Devinimdir. kimilerine göre de bir kurgu sonucu hayatını kaybeden Muhsin Yazıcıoğlu’nun yaşamını bütün yönleriyle anlatması bakımından önemli. 211 kişinin biyografilerine yer verildiği çalışmada yazar. Çünkü şehir.” Şehri anlayabilmek. Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları. yaşadıkları dramları. beklentileri. Nevval Çizgen. Muhsin Yazıcıoğlu’nun ebediyete uğurlanması sonrası bir saygı duruşu niteliğinde olan eser için Yavuz Bülent Bakiler büyük bir vefa örneği sergilemekte. sevinçlerini. “Kent ve Kültür” adlı kitabında: “Yani kent anlamsız bir yığın değildir. 25 yıllık bir özlemin vücut bulmuş hali olan eserde Azerbaycan’daki Türklerin acılarını. umutları da verilmeye çalışılmış. Satır aralarında Azerbaycan’ın Türkiye’ye olan özlemi. Kitapla birlikte Muhsin Yazıcıoğlu’nun mücadelesi ve siyasi vizyonu işlendiği gibi yer yer küçük anekdotlarla kaygıları. onu yorumlayabilmek için de o şehre damgasını vurmuş.Yavuz Bülent Bakiler’in derlediği ikinci kitap olan “Muhsin Başkan” adlı eser. yaşanan insanlık dramlarını da görmekteyiz. İstanbul 2009 Azerbaycan yüreğimde bir şahdamardır ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . sadece betonarme yapılardan örülmüş bir sistem değildir. Hareket edebilen veya edemeyen her şeyin ortak devinimidir kent imgesi. Muhsin Başkan’ın elim helikopter kazası sonucu enkazı arama sırasında yazılan yazıların da yer aldığı kitapta hatıralar ağırlıklı olarak yer almakta. Yavuz Bülent Bakiler. isimleri belirlerken hangi kriterleri kıstas aldığına dair bir açıklama yapmamakta. Kimilerine göre elim bir kaza sonucu. Muhsin Başkan. onları yeni nesillere aktarmayı kendisine vazife bilmiş.

Dr. Kişiler anlatılırken kuru bir anlatım tercih edilmemesi. No: 6A. Örnek Ofset Matbaacılık. Sağlıklı bir kültür ve sanat hayatı oluşturmak yolunda. Sk. Ancak eserin içinde bu söyleme aykırı bir sıralamanın da söz konusu olduğu görülmekte. Mustafa Miyasoğlu. G/55. Ancak bazı isimlere yer verilmemesi de ayrı bir soru işareti. Eserin başında “Harput ‘Kale Mahallesi’nde Bir Düğün Alayı” başlıklı hikâye ile başlayan yazar tarihi bir olayı kendi iç dünyasında kurgulayarak yorumlamakta. Zamansız Bahçeler. Yerli bir bakış açısıyla tutarlı bir zihniyetin oluşması bizim için çok önemli. geçtiğimiz yüzyılın kültür hayatında herkesi ilgilendirdiği halde yeterli birikim ve sağduyulu bakış açılarıyla ele alınmadığı için. Esma Şimşek’in sunuş yazısında belirttiği üzere şahısların doğum tarihlerine göre bir tasnife gidilmesi Elazığ’ın son yüz yıl içindeki gelişim ve değişimini de göz önüne sermekte. Bu yazılar. Tarihe tanıklık eden fotoğraflara yer verilmesi ise içeriği zenginleştirmiş. şehri şehir yapan Elazığ insanını anlatması bakımından güzel bir çalışma. Elazığ 2009. “Yazardan Birkaç Söz” bahsinde yazar keşke eseriyle ve isimlerin tespitiyle ilgili daha açıklayıcı bilgiler verseydi. deneme. Elazığ için “İz Bırakanlar” alt başlığını kullanan yazar. hatıralara yer verilmesi güzel düşünülmüş. elbette birer tesbit ve teklif olarak. eserlerden alıntılar yapılması. inceleme ve biyografi gibi öteki türlerde de teklif tenkitlerini ortaya koyuyor. ülkemizin temel kültür ve edebiyat meseleleri üzerine kafa yoran bir sanatçının görüşlerini ve tespitlerini bir araya getiriyor. hikâye ve roman gibi edebiyatın ana türlerinde eser vermiyor. Zeytinburnu / İSTANBUL Tel: (0212) 638 18 51 ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . her bakımdan tartışmaya açık ufuk arayışı gibi karşılanması beklenir. O yüzden de bu kitaptaki görüşlerin. Eylül 2009 İsteme Adresi: Ticarethane Sok. herkesten çok düşünür ve sanatçılara iş düştüğü ortadadır.1 0 93 . Elazığ için yazarın gözüyle bir “İz Bırakanlar” listesi hazırlanmasına sebep olmuş. sosyal ve siyasi şartları da dikkate alan kültürel yazılardan oluşuyor. Zamansız Bahçeler’in yerli bir kültür hayatı oluşmasına katkısı bizi sevindirecektir. Merkezefendi Mah. Birtakım eksikliklerine rağmen gelecek nesillere bırakılacak başvuru eser konumunda olan Zekeriyya Bican’ın kaleme aldığı “Sekizinci Şehir İz Bırakanlar”.belirlenmesi. Zamansız Bahçeler. Zekeriyya Bican. kişi seçimlerinde sadece Elazığ doğumluları değil uzun süre Elazığ’a hizmet etmiş insanları da değerlendirmekte. Prof. şahısların yakın akrabalarının yazılarına yer verilmesi. İstanbul. Konak Yayınları. Ayrıca yer alan bazı isimlerin Elazığ’da ne derece iz bıraktığı da hayli sorgulanabilir nitelikte. hâlâ vuzuha kavuşamayan hususları yeniden ele almaya çalışıyor. Sekizinci Şehir ‘İz Bırakanlar’. Elazığ için hazırlanmış böylesi güzel bir kitabın daha titiz araştırmalar sonucunda isim tespiti yapılarak yazılmasını gönül arzu ederdi. Bu kitaptaki yazılar. Tel:0424 2121732 Zamansız bahçeler Mustafa Miyasoğlu yalnızca şiir.

Şair. “Velhasıl. yıllar içerisinde Kırağı. “Ermiş Sevinci”. uzun bir aradan sonra. ona ancak işaret edilebilir. Bizim Külliye. Mahatma Gandhi (Otobiyografi). ögretmenlersitesi. şiirlerini “Ay Düşleri” adlı kitapta topladı. Tarih Yolunda Erzurum. dünyaca tanınmış bu önemli ismin eserini Türkçeye çevirerek Gandhi ile zaman ve mekan ötesi bir bağ kurmakta. Erzurum Sevdası. “Alaturka Divan” ve “Kılıç ve Kelebek” adlı şiir kitapları ile yazar İmdat Avşar'ın "Çiğdemleri Solan Bozkır" adlı hikâye kitabı elimize ulaşmıştır. “Ay Düşleri” adını verdiği kitapta bir araya getirdi. Bu kitaplar ile ilgili daha geniş bir değerlendirmeyi bir sonraki sayımızda okuyabilirsiniz. ancak estetik duyuşla sezilebilir. onun hayatının kendi kaleminden ele alındığı bir eser olması sebebiyle önemlidir. röportaj tarzında yayına hazır başka eserleri de olan Bingöl’ün. edebistan. deneme. daha önce yaşadığı şehirle ilgili olarak yazdığı portre ve denemelerini bir araya getirdiği “Türkülerde Yaşayan Şehir Erzurum” adlı kitabının ardından yayımladığı ikinci kitabı. Şair ve yazar İsmail Bingöl. Bundan ötürü de şair hiçbir zaman tam olarak tanıtılamaz. Kılavuzu ise önce kendi gönlüdür şairin. orada yürümektedir. “silahsız savaşçı”. Mortaka. başka ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .başka biçimde yargılandığı çok görülmüştür. Ares Yayınları tarafından basılan kitaptaki şiirler. Beyazdoğu. “Ay Düşleri”. Emre Miyasoğlu. turkedebiyatı.” diyor yazar. sanatalemi. şehir yazıları. Emre Miyasoğlu. “Şair. sıradan insanların yaşantısı dışında yakalanan geniş bir âlemin. Az Edebiyat. şiirlerinin bir bölümünü. “taçsız kral” gibi kavramlarla anılan Gandhi’nin farklı kimliği ve kişiliğinin üçüncü şahısların kaleminde yeterince yer bulamamıştır. Çizgi. Dergâh. şairlik geniş bir evren ve dolgun bir yaşantı ister. Sühan.. Konak Yayınları. dergibi. Buruciye gibi değişik dergilerde. Ares Yayınları 2009 _______________________ Bize gelenler Ay düşleri Mücahit Koca’nın “Ebcedhan”. şiraze gibi edebiyat ve kültür sitelerinde yayımlandı. Yahya Kemal’in ses diye isimlendirdiği ‘estetik’le birleşmesinden doğar. bütün insanlardan ayrı bir dil konuşur. çağının kültürünün etkisi altındadır ve zamana bağlıdır. Ay Düşleri. yazının yanı sıra. (…) Şairin varlığı. ” Emre Miyasoğlu tarafından tercüme edilen eser. Bu kitap. Akademi.1 0 94 . Çev. Düşünce ve Sanatta Adım. Şiir. değişik dergilerde şiirleri de yayımlanan İsmail Bingöl. İsmail Bingöl. Ay Vakti Türk Edebiyatı.. net. Ancak yine de şairin başka başka çağlarda. Kalem ve Onur. Lika. çünkü kendine bir keçi yolu bulmuştur o. turkuler. İstanbul 2009 Mahatma Gandhi Yirmi beş yıla yaklaşan bir zaman diliminde.

Tel: (0212) 5123769 Nar Yayınları.NAMIK YUSUF u sayımızda öncelikle Bestami Yazgan’ın Nar ve Gonca Yayınlarından yeni çıkan dört kitabını tanıtmaya çalışacağız. Yıldızlarla Uyumak. 2009 İsteme Adresi: Nar Yayınları Müzik Film ve Reklâmcılık Ltd. okumak çocuklardan… Yanağımızda sonsuz tebessümler vaat ediyor bu okumalar. Yağmur Kuşları. 2009 Yazgan Bestami. Sıcak Ekmek Kokusu. 10/202 Cağaloğlu İstanbul. 10/202 Cağaloğlu İstanbul. Şti.. Nar Yay. Nar Yay. İstanbul. Gonca Yayınlarından da Hazinenin Şifresi ve Sıcak Ekmek Kokusu isimli hikâye kitapları çıktı. İstanbul. Ankara Cad. İstanbul. Yayınevimizin diğer yayınlarına gelince: Mehmet Nuri Yardım’a ait Yıldızlarla Uyumak romanı. Vilayet Han. Hasan Latif Sarıyüce’ye ait. Beyaz Kanatlı Kuş. yazarın Güneşle Ay Duymasın isimli şiir kitabının ikinci baskısını yaptı. 10/202 Cağaloğlu İstanbul. Hazinenin Şifresi. 2009 İsteme Adresi: Nar Yayınları Müzik Film ve Reklâmcılık Ltd. 40 Hadis İnsan İlişkileri Üzerine ( Esprili İllüstrasyon ve Fotoğraflarla). İstanbul. Ankara Cad. Tel: (0212) 5123769 Sarıyüce Hasan Latif. 2009 İsteme Adresi: Nar Yayınları Müzik Film ve Reklâmcılık Ltd. köklerimizin kendisi olan bir çift kahramanı Karagöz ve Hacivat’ı yaşatmayı görev edinmiş Ünver ORAL. Vilayet Han. 10/202 Cağaloğlu İstanbul. Gökkuşağı Sevinci. Ankara Cad. Tel: (0212) 5123769■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Yazar ve şair Bestami Yazgan’ın Nar Yayınlarından. Çocuklarımızın büyük bir zevk ve heyecanla izlediği Karagöz’e yeni oyunlar yazarak sahip çıkıyor. Gonca Yay. İstanbul. Şti. Gonca Yay. dolu dolu 15 hikâye ve 145 sayfadan oluşan bir kitap yazmış çocuklarımız için. Nar Yay. Vilayet Han. Okudukça Karagöz’ü analım ve Karagöz’ü yaşatalım diye. Yağmur Kuşları isimli masal ve Gökkuşağı Sevinci isimli şiir kitabı. İstanbul. Şti. sayımızın bir diğer kitabı Ünver Oral’a ait Karagöz’den Hikâyeler: Karagözcü Amca Ünver ORAL. Şti. okutturmak.) Yazgan Bestami. İstanbul. Nar Yay. Şti. Tel:(0216)3184288 Oral Ünver.1 0 95 . Nar Yay. Bizden tek istediği ise onları okumak. 2009 İsteme Adresi: Nar Yayınları Müzik Film ve Reklâmcılık Ltd.. Tel: (0212) 5123769 Yazgan Bestami. Ayrıca Erdem Yayınları. Vilayet Han. Kıymetini bilemediğimiz. Karagöz’den Hikâyeler. Zamana ve sahiplenmeye çalışanlara karşı. 10/202 Cağaloğlu İstanbul. 2009 İsteme Adresi: Nar Yayınları Müzik Film ve Reklâmcılık Ltd. 2009 İsteme Adresi: Gonca Yay. Ankara Cad. Nar Yay. 2009 Yazgan Bestami. İstanbul. Beyaz Kanatlı Kuş romanı ve yayınevinin kendisine ait 40 Hadis (İnsan B İlişkileri Üzerine. Ankara Cad. Hikâyeler Karagözcü Amca Ünver Oral’dan. Vilayet Han. Tel: (0212) 5123769 Yardım Mehmet Nuri. 42. Nar yayınları çocuklarımızı hiçbir zaman unutmayacak ve unutmadığını da bastığı yeni kitaplarla bize göstermekten de geri durmayacak.

ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .1 0 96 .