Muhterem Okurlar, Türküler, his ve fikir coğrafyamızın temsil kabiliyeti yüksek ezgileridir. Sözleri kimilerine göre basittir; ama samimi ama derunidir. Türkü, Türk’ün adım attığı her yerdedir. Çünkü ismi ile müsemma türkü, Türk’ü en iyi anlatan musikidir. Bir bakarsınız Azerbaycanlı, Kerküklüdür bir bakarsınız Rumelili, Kafkaslıdır… Elimizi ayağımızı yanımızda nasıl taşıyorsak ‘dilimiz’ olan türküleri de öyle taşırız. Ezgilerimiz işçi olup gurbete, asker olup cepheye, yaralanıp hastaneye, cürüm işleyip dama, sevdalanıp dile düşerler. Türküler damadımızın takısı, gelinimizin yüzgörümlüğüdür. Kısaca onlar bizim hayat ve hayal hikâyemizdirler. Her hâlimize denk düşen bir atasözümüz olduğu gibi her hâlimize denk düşen bir türkümüz de vardır. Bu anlamda türkülerin doğum yerleri vardır ama belli bir yurtları yoktur. “Kar mı yağmış şu Harput’un başına” türküsüne kulak kabartmak için Elazığlı, “Şen olasın Ürgüp dumanın gitmez” türküsüne eşlik etmek için de Nevşehirli olmak kayıt ve şartı yoktur. Ve duygu derinliği sağlayan şairlerimize de öyle… Şairlerimizin şiirlerini okurken Osmaniyeli, Kahramanmaraşlı, Yozgatlı olduklarını düşünmeye ne gerek, önemli olan tesirleri! Adnan Binyazar, Mehmet Özbek ve Fatih Kısaparmak’la yapılan röportajların her okurumuzun dikkatini çekeceğine ve bizleri türkülerimize daha bir perçinleyeceğine inanıyoruz. Yazarlarımızın isimleri, isimlerinin çağrışımları buraya sığmayacağından ilkin dergimizin “Bu sayıda” bölümüne bakmanızı sonra da hiçbir yazıyı atlamadan tümünü okumanızı rica ediyoruz. Her bir yazarımızın, türkülerimize bir başka pencere açarak bizleri bazen arındırıp ferahlandırdığını bazen hüznün kıyılarında bütün türkülere el uzattırdığını göreceksiniz. En evveli de bedeli binlerce kez ödenmiş hatırlamanın, anlamanın, inanmanın kolaylığını sezeceksiniz. 43. sayımızın konusu “ev, sokak, mahalle”. Kendi muhitimizde buluşmak dileğiyle Allah’a emanet olunuz. Bizim Külliye

NAZIM PAYAM

Türkü terbiyemiz, paylaşılamayanı, uyumsuzluğu meclisine kabul etmez, haz verdiğine, kendini yoklama, hatıraları dinleme fırsatı da verir. Bir insandan bir yörenin fotoğrafını çekebiliyor ve bunu en azından genelin bir kısmına aktarabiliyorsa türkü vardır.
3

uphi Saatçi ile dergimizin dosya konusunu konuşuyoruz; “isabetli”, diyor “türkü”ye ve ekliyor: “Ömrümü Kerkük’e adadım, fakat bir Kerkük türküsü kadar etkili olamadım.” Bu söz, bana Aytmatov’un Beyaz Gemi’sindeki Mümin Dede’nin ağzından aktarılan bir hikâyeyi hatırlattı: “Geçmiş zamanların birinde, bir han başka bir hanı tutsak almış. Bu han tutsağına: -Eğer istersen benim kölem olarak yanımda kalır, uzun zaman yaşayabilirsin. İstemezsen, en büyük arzunu yerine getirir, sonra da seni öldürürüm.” demiş. Tutsak Han düşünüp cevap vermiş: -Köle olarak yaşamak istemiyorum, beni öldür daha iyi. Ancak öldürmeden önce, benim vatanımdan herhangi bir çobanı buraya getirtmeni istiyorum. -Ne yapacaksın o çobanı? - Ölmeden önce ondan bir türkü dinlemek istiyorum.” İlk anda serin bir esinti taşıdığı hissi ile sesi-

S

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

ağrımız. Sosyal ıstırabımızı. Şunca zamandır evlatlarımıza hayat mirasını türküyle devşirmiş. ‘İnandığı gibi yaşamayanlar. kucaklaşırız. hatıraları dinleme fırsatı da verir. anamın. yılgınlığımızı. insan sıcaklığından yoksun. ezgisi. ilahisini. Hayatımızı oluşturan notalar türkümüzün icrası içindedir. dilimiz. ablalarımızın “bundan sonraki benim bahtıma” demesi. dayımın. Gerçeğimize imanı onun ruh hâlimizi sarsmasıyla tazeleriz. Sesimizin öğüttüğü türkü. Bir insandan bir yörenin fotoğrafını çekebiliyor ve bunu en azından genelin bir kısmına aktarabiliyorsa türkü vardır. köy odasına çekip türküleştiren. Seferberlik ve Yemen türkülerini dinlediğimizde. ağamın türküsü demekteki kastımız onların yaşama serüvenlerine işaretimizdir. yatağımız. Yunus Emre’yi anlatırken parçadan bütüne yolculuğumuzu şu cümlelerle açar: “Biz sevdiğimiz nispette yalnızızdır. paylaşılamayanı. "Bu türkü bana söyleniyor".1 0 4 . gülüne. aşımıza ağı katan zalim feleği. Bir toprağın türküsü varsa orası vatan olmuştur.Türkünün yaşı yaşımız. sancısını üstümüze sindirmesinden mi? Hayır. olayların ardında bıraktığı sessizlik hâlâ içimizde demektir. Bizi anlamak. çırpınan Karadeniz’i. daha n’olsun!… ■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . dersem çok mu iri konuşmuş olurum? Türküye meylimiz. haz verdiğine. Ne yasak ne teknoloji ne de modernlik bizi türküden koparır. güzeline türkü yaktığımız toprağın tasası almaz mı bizi! Gesi Bağları. dili. yunmuş yıkanmış dilimiz onun sesiyle yankılanır. göbek kordonuyla bağlandığı türkünün depreştirmesiyle sesini gürleştirir ve bir anda hareketlenir. sevdaya adaysa “Aşkın odu ciğerimi Yaka geldi yaka gider Garip başım bu sevdayı Çeke geldi çeke gider” söyleyişine nasıl duyarsız kalsın! Terennüm edilen ile hayat ritmini çabucak kaynaştıran türkü. Türkü. Her çağı yaşama biçimimiz. Yalnızlığımız nispetinde kâinatla birleşir. sılayı da gurbeti de boşluğa iten renksiz. uyduruk yaşantısından saman alevi gibi uyduruk türküler çıkarır. Ali Akbaş’ın “Kerem et Mükerrem. iç çekişlerimizi. koşmasını saray mensubunu imrendirecek gönle sevk eden. yatağı.” Divan şairinin gazelini saraydan bey konağına. dünyayı algılayışımız. sarıp sarmaladıkça. Türkünün yaşı yaşımız. bir türkü söyle” ricası. dilimiz. nice halk ozanının varsağını. Radyoların türkü saatlerinde analarımızın. ezgisi. Tanpınar. yaşanılanın kalp pınarlarından beslenir. çeşmesine. ezgimiz. kendince dokunan sesimize bunların ölçüsüyle ilmek atarlar. sultana da çobana da aynı kederi. Sonrası herkesi herkese unutturan. “Akma Tuna akma ben bir dertliyim”i mırıldadığımızda kan akışımız değişiyorsa türkülerin omuzlayıp getirdiği olaylar. Vazgeçemeyiz türküden. Türküye yalanı biz söyletiriz. ezgimiz. yiğidi kuru soğana muhtaç edeni. yatağımız. yalan söylemez. Bayram Bilge Tokel’in Nida Tüfekçi öldüğünde “Türküler Nidasız Kaldı” diye hayıflanması. ağrısı. Onun yalanı insanımızın gerçeğinden kopması veya gerçeğini gizlemesidir. Emrah. kokusuz. "bu türkü beni anlatıyor". Çoklarımız. dipsiz mekanik sözler… Boş söz ağırlığındandır ki haslarımız Karacaoğlan. sonra içine gömülen bu yalnızlığımızın sesidir. daha n’olsun!… ne kulak verdiğimiz türkü. yaşadığına inanır’. kendini yoklama. uyumsuzluğu meclisine kabul etmez. ovasına. ağrısı. yatağı. aynı sevinci yaşatır. yalnızca tarih zemininde kalanları ses anahtarıyla açmasından. Kerem Dede. sahiplenmesiyle onaylanır türkülerimiz. yâre dokunmanın şaşkınlığını en berrak yüzüyle ifşa eden türkülerdir. Derviş Himmet benzeri ustaların bestelenmiş güftelerini duygu sofralarında eksik etmez. olayların acısını. Eşrefoğlu. mevzusuna yüzlerce kitaptan daha tesirli muhabbet aşılamaz mı bize! Dağına. türküyle devretmişizdir. Türkü terbiyemiz. Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun türkü dinlediğinde şairliğinden utanması bu paylaşımdan. dili. ağrımız. Kişi sevdalıysa. bizden bir haber almak isteyen türkümüze kulak versin. Çanakkale içinde aynalı çarşı. Babamın türküsü.

yalınlığa ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Düşünün ki. Dedem Korkut/Vier attürkische Nomadensagan (Türkçe-Almanca).1 0 5 . Çünkü yüzyıllarca. Gazi Eğitim Enstitüsü. Ancak 14 yaşında başlayabildiği ilköğrenimi çeşitli illerde sürdürdü. Türk Dilinde 25 Ünlü Eser. Örneğin. Yazın ve Bilim Dilimiz. Hacettepe Üniversitesi. kin vardır. anlatıla anlatıla artık dilsel öze. 1981 yılında Berlin Eğitim Senatosu'nun çağrısı üzerine Berlin'e gitti.-2. bir romanı herkesin tam anlaması olanaksızdır. TANER NAMLI Takdim Adnan Binyazar. Kültür Bakanlığında. Halk Anlatıları. düşmanlık vardır. Adnan Binyazar. Ayna.ADNAN BİNYAZAR ile halk kültürü üzerine “aydınlanma”. uygarlığın nice gelişmiş ülkede yozlaştığını. kimileri binlerce sözcükle anlaşabilirler. Kan Turalı. ama ortada bir “anlaşma” vardır. Uygarlık adlı yapıtında. Masalını Yitiren Dev . Âşık Veysel. tarihlerini. Halk anlatılarını görkemli ve etkileyici kılan nedir? Bu duyarlılığı nereden alıyorlar? Örneğin okuma yazması olmayan bir adam nasıl olur da bu kadar etkileyici şeyler anlatabiliyor diye soruyoruz bazen kendimize. Dicle Köy Enstitüsüne girerek eğitimini Gazi Eğitim Enstitüsünde sürdürdü. ama en ilkel toplumun yaşayışında izlerini sürdürebileceğini savunur. Yazmak Sanatı (Emin Özdemir'le). dillerini ortaya koyma sürecini başlatmıştır. Ölümün Gölgesi Yok. Bu duygular kendiliğinden doğmaz. üç evli bir köyde bile sevgi vardır. Ay Bazen Mavidir. Orhan Kemal Roman Armağanı'nı kazanan Ölümün Gölgesi Yok adlı kitabında bir sevda öyküsü anlattı. (Metin Öztekin'le). Cumhuriyetle başlattığımız kültürel arayışların temelinde bu yatıyor. Toplum ve Edebiyat. Türkiye’nin çeşitli öğretmen okullarında. Şairin Kedisi. kendi kültürlerini. Dede Korkut. Halk öyküleri ise nerdeyse anlama çabası gerektirmeyecek denli yalındır. Eserlerinden bazıları. Ozanlar/Yazarlar/Kitaplar. Clive Bell..) yazdı. binlerce yıllık duygu birikimlerinin sonucudur. Toplum ve Edebiyat. 1978 yılında Kültür Bakanlığı Tanıtma ve Yayımlar Dairesi Başkanlığına getirildi. Yazılı Anlatım Bilgileri (Emin Özdemir'le). anlaşmanın olduğu her yerde anlatımsal bir gelişme de söz konusudur.. toplumların. 7 Mart 1934 tarihinde Diyarbakır’da doğdu. Masalını Yitiren Dev adlı anıromanında yoksulluk içinde geçen çocukluk dönemini. Kimi halklar üç beş yüz. On Beş Türk Masalı. Halk anlatılarının etkileyiciliği. Bizim. Yaralı Mahmut’tur. Cumhuriyet'in 50 Yılında Atatürk Yolunda 40 Yıl. Ağıt Toplumu. Türk Dil Kurumunda görev yaptı. Basın Yayın Yüksek Okulu gibi birçok eğitim kurumunda ve Türk Tarih Kurumunda. halkların yüzlerce. bu dönemde İncila Özhan'la birlikte altı ciltlik Türkçe/Dil ve Okuma Kitabı'nı (1. Kültür ve Eğitim Sorunları. Devlet Konservatuarı. Yazma Öğretimi Yazma Sanatı. nefret vardır. Onları söyleten nedir? Halklar düşünsel ve duygusal etkileşimi anlatıyla sürdürürler. Duyguların Anakarası. Halk anlatılarının zenginliği hakkında düşüncelerinizi almak istiyorum. anlatılanın herkesçe kolayca anlaşılmasından doğar.

Sizin deyiminizle. Ama üretilen. Yaşamak. nereden nereye geldiğimiz daha iyi anlaşılacaktır. Yaratım süreciyle beslenmiş halk birikimleri öylesine etkilidir ki. Türkü deyince hangi çağrışımlar oluşuyor zihninizde? Türküler ne anlatır size? Sorunun içeriğinde de görüldüğü gibi. anlamı içinde barındırır. halk anlatılarının belki de en etkileyici olanına getirmek istiyorum. ortaokul öğrenimini bile tamamlayamamış bir Yaşar Kemal’den dünya çapında bir romancı çıkarır. halkın birikimleri olduğu yerde durur. Ablalar kardeşlerine. On bin yıl sonra ne bu dağlar böyle kalacak ne ovalar ne sular. yazın. ya da TV’de. ezgiyi. Türkü anlamlıdır. Öykü anlatanları can kulağıyla dinlerdim. İyi bir araştırma yapılırsa. “akıntı”yı durduracak bir güç yok.. benim bu selamım götür yâra ver” ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . ulaşmıştır. toplumların. Cumhuriyetle başlattığımız kültürel arayışların temelinde bu yatıyor.1 0 6 . ne yazık ki korkunç bir kültürel ilişkisizliğe doğru sürükleniyoruz. Türkü bunu gerçekleştirir. Ama akıntı. iç sesin yazıya dönüşmemiş anlatımıdır. Türkü. insanlığın. akacak yer bulabilecek mi? Ben bir gün. duyumsatır. Halk. İnsanın gitgide birbirinden koptuğu bir dünyada. halk kültürüyle beslenmemin izlerini yazarlığımın her aşamasında görebildiğimi sanıyorum. toplumların sevincinin de üzüntüsünün de eleştirisinin de ürünüdür.. Bu güç çok kişide vardır. kişinin kendini o işe vermesiyle ilgilidir. Ben. yaşadığımız ortamı kendimize göre biçimleme sürecidir. kişiliğimizin yapı taşlarıyla örülmüştür. Biri şöyle bir bir mırıldanıversin. Çocuktum. nerdeyse şimdi ölmekte olan bir gelenek vardı.içinde bunalmaya başladığı bu teknik dünyayı yıkmak için kendini başka güçlerle donatacağı kanısındayım. doğal olarak bin yıl öncekine benzemeyecektir. Okuma yazması yoktur. kişiliğimizin yapı taşlarıyla örülmüştür. Hayat. dillerini ortaya koyma sürecini başlatmıştır. askerde ya da iş yaşamında edindikleri deneyimleri. Yaşamak. yaşadıkça. kültürel ürünler de var olacaktır. Halk kültürünün sizin hayatınızdaki yerini nasıl yorumluyorsunuz? Halk kültürü bende dinlemeyle başladı. Böyle bir alan sağlanamadığı sürece. Türkü bunu gerçekleştirir. türkü çağrışımı yoğun bir sanat dalıdır. Sözü. Sanatsallığa ancak duygunun yönlendirilmesiyle varılıyor. kendine ait kültür ürünleri yaratmayı bırakmış mıdır. tarihlerini. Anlamsal yapının bütün özelliklerini özünde taşır. en çağdaş sanatçı sayılan Picasso’nun bile halk birikimlerinin kaynağı olan geleneksel ürünlerden yararlandığı görülecektir. Duygu gelişimi herkeste vardır. geçmişle yaşadığımız an arasında kurduğumuz duygu köprüsüyle anlam kazanıyor. bilim ve çeviri dilimizdeki gelişmeleri göz önüne getirirsek. Ona evrensellik kazandırmak sanatçının işidir. ama anlatmaz. Kişinin duygu derinliğine varması ise. Bizde. Kolay anlaşılırlık duyarlık etkileşimini sağlamada da etkindir. O günden bugüne. “aydınlanma”. büyükler küçüklere masallar anlatırlardı. Halk anlatılarının çoğu da konuşma ürünüdür. “Ara ver dağlar dağlar ara ver. Bu vesileyle şunu da söyleyeyim. Bizim.Geçmişimiz. Avrupa sanatı gökten inmedi. yoksa bu süreklilik dipten bir akıntı olarak devam ediyor mu? Bu soruya bağlı olarak halk anlatılarının modernizmle olan ilişkisini de değerlendirebilir misiniz? Halklar. radyoda duyuverelim. iç düzeni. kendi kültürlerini. ibret alınacak öykülerle besleyerek evde anlatırlardı. ama konuşması vardır. Geçmişimiz. Erkekler.eğer kendisi bir teknik adama dönüştürülmezse. Yaratıcılığın sanatsallık kazanması. Ben kimi türküleri dinlerken bir anda bütün geçmişimin orta yerinde buluyorum kendimi. geçmişle yaşadığımız an arasında kurduğumuz duygu köprüsüyle anlam kazanıyor. onun yaratıcı gücüyle ilgilidir.

Kurul gönül köşküne. Bu iş. yoğun. Can evime seslenen. Göz yaşından süzülen. onun uydurma çalışmalarını basmakla yetiniyor. Çok kısa sürede bu alana yönelik çok önemli araştırmalar yapılıp yayımlanmıştır. Türkülerin edebî değeri hakkında neler düşünüyorsunuz? Halk anlatıları ya da türküler bizi sanatsallıklarıyla. Yenice yolları bükülür gider Zülüf al gerdana dökülür gider Yiğidin başına bir hâl gelirse Ömrü arkasından sökülür gider dizelerinde geçen “zülfün al gerdana dökülmesi”. Muhabbetle süslenen. şimdi. BESTAMİ YAZGAN ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .dizesi neler duyumsatmaz bize. Vefâsız yâr üstüne. Örneğin. edebiyat değeriyle etkiler. onlar da Kenan Evren döneminde devlet dairesine dönüştürülmüştür.. anlam. Sohbetiniz için teşekkür ediyorum efendim…■ YENİ TÜRKÜLER SÖYLE Dağlardan akıp gelen. kim kime yakınsa. Halkı düşünmeyen hükümetlerin. Türkü kimi zaman bizi edebiyatın doruklarına çıkarır. sıradanmış görünen. halkın birikimlerine önem verip araştırma enstitüleri kuracağına inanmıyorum. Yürekten kopup gelen. Yalnızca Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu öyle idi.1 0 7 . Çarşamba’yı sel aldı Bir yâr sevdim el aldı Keşke sevmez olaydım Elim koynumda kaldı dizelerindeki yalınlık. Ezgilere dizilen. Nazlı nigâr üstüne. iç düzen hangi şiirde vardır! Ya da. Sevda semâlarında Dalga dalga yükselen Yeni türküler söyle. bu kurumlarda önemli araştırmalar yapılacağına. Yârân dönsün şaşkına.. Her esrârı sazımın Bir telinde çözülen Yeni türküler söyle. Başımda dönüp duran Efkâr efkâr üstüne Yeni türküler söyle. Ben. Yanık yürekler için Haydi Allah aşkına Yeni türküler söyle. “ömrün arkasından sökülüp gitmesi” imgeleri edebiyat sanatının en güzel örneklerinden değil midir? Halk kültürü araştırmalarının yeterli derecede ve nitelikte yapıldığını düşünüyor musunuz? Düşünmüyorum. devlete bağlı üretimsiz dairelerle ya da birtakım derneklerle yürütüldüğü sürece bir sonuca varılacağına inanmıyorum. Bu yüzden. Her seher ter ü taze Ümitlerle beslenen Yeni türküler söyle. bu konuda özerk olan kurumlaşmaları savunuyorum. Erzurum Üniversitesinde Halk Bilimi Bölümü vardı.

kızları Nigâr Ey şahin bakışlı.HÜMÂ KUŞUMUZ Yine duman almış Palandöken’i Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Türküler bağrımda bir gül dikeni Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Yükseklerde öten hüma kuşumuz Issız gecelerde can yoldaşımız Sen söylerken göğe değer başımız Kerem et Mükerrem bir türkü söyle İşimiz yok bizim hasetle. pus alır Türkülerle uzun yollar kısalır Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Erenler yoldaşı Mehmet Çarmaşır Bize maveradan haberler taşır O söylerken bize susmak yaraşır Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Kar erisin yaylalara göçülsün Yamaçlarda mor menevşe açılsın Ricâ et Râci’ye o da koşulsun Kerem et Mükerrem bir türkü söyle ALİ AKBAŞ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . edası kibar Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Bir şehir bilirim iniş yokuştur Çifte minaresi nakış nakıştır Aşılmaz yolları borandır kıştır Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Sen susarsan göğümüzü yas alır Pasinler’i duman alır. kinle Gam. kasavet dağıt gür nefesinle Yüce endamınla yiğit sesinle Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Dadaş göğümüze bir velvele sal Ruhu coştur. çürük aklı yele sal Birbirine girsin gerçekle masal Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Bir şehir bilirim taşı kehribar Erkeği Köroğlu.1 0 8 .

bir gün Banaz'da Adım adım gezdi baharda. kimdir. Sivas'ta Hürmetle edilir sözü Nida'nın Yeni Kalem ile yazı yazardı Aslı Akdağ'lıydı. bozlaklar yasta Ankara'da. yazı Nida'nın Bir gün Kırşehir'de. Kayseri'de. bara Sadamızı yaydı dört bir diyara Türküler uğruna düştüğü nâra Çıra oldu yandı sazı Nida'nın Bu ses nerden gelir. yazda Bizi üşütmedi karda.1 0 9 . ayazda Yandıkça büyüdü közü Nida'nın Türküler Nida'sız onulmaz hasta Halaylar üzgündür.TÜRKÜLER NİDA'SIZ KALDI Nida Tüfekçi'nin Aziz Hatırasına Çamlığın başına bir inece duman Gördükçe ağlardı gözü Nida'nın Ziya'nın acısı yüreğinde dağ Nasıl dayanırdı özü Nida'nın Baba oldu türkülerin merdine Acı çekti bir sürmeli derdine Şikayet gelmedi bir gün virdine İlkbahardı kışı. gurbet gezerdi Türküleri duruşundan sezerdi Görünce ışırdı yüzü Nida'nın Bir ömür adadı samaha. bilinmez Alır gider bizi gayri gelinmez Yüz asır geçse de yine silinmez Bozok Yaylasından izi Nida'nın BAYRAM BİLGE TOKEL ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .

mesafelerin insafsız ve sadece kervanların vicdanına terk edildiği zamanlarda. Fen-Edebiyat Fakültesi T ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Her türkünün çığlığı. Dr. ortak müzik. dinî ve tasavvufi merkezli gelişmiştir. kendi yöresinde yankılanmış. yüksek dağlar ve uzak mesafe engellerine çarpmıştır. Tekkeler. Yöreden gelen söz ve ses. ezgiler ve semahlar bu sınırları zorlamışlarsa fakat onlar da “cemaat sınırı”nı pek aşamamışlardır. ezgisiyle. 10 ürküler. medeniyetin merkezinden yayılmanın getirdiği cazibe ile taşrada daha derin bir etki bırakarak süreklilik kazanmıştır..1 0 . Yani. türküler yörelerinin sınırlarını aşamamışlardır. tabiatları icabı yereldirler. coğrafyasıyla. Muğla Üniv. bireysel ve en çok da ortak sosyal alan olarak düğün veya benzeri törenlerde bir *Prof. Türkülerin mesafe sınırını zorlamaları. insanıyla. bugün beğenmediğimiz kahvehaneler vasıtasıyla gerçekleşmiştir. bu büyüdür. Onları sürekli hâle getiren de. yakaladıkları tema ve yansıttıkları duygu evrenseldir. 16. sosyalleşme mekânı olarak sadece cami ve tekke ve dergâhların bulunduğu sosyal yapıda. zaviyeler ve dergâhlarda söylenen ilahiler. Din dışı müzik. bu kahvehanelerde yankı bulmuş ve topluma mal olmuştur. ritmiyle yöreyi yansıtırlar fakat işledikleri konu. yerel otantizmle evrensel duygu ve insani özellikleri sergilemeleri… Kitle iletişim araçlarının olmadığı.NÂMIK AÇIKGÖZ* İmparatorluğun dört bir yanından ve hatta imparatorluk dışından gelen her ses. yüzyılın ortasına kadar.

Meyhanelerin yasak olması sebebiyle.Semai kahveleri. Şairler. hızlı bir yayılma imkânı bulan kahvehaneler. genellikle bu dükkânda bir araya gelir. buralarda edebî kültürün gelişmesine de katkıda bulunmuşlardır. “Toplumsal kendiliğindenlik” diyebileceğimiz bir geniş kabul skalasında. ve 19. Kahvehaneler. sadece kahve içilen yerler olmaktan çıkmış. bugün Saraçhane ile Fatih arasında kalan bölgede. dil ve kültür farklarının yaşanmadığı bir merkez olma özelliği de taşır ve bu özelliği ile geniş Osmanlı coğrafyasının müzik sentezinin yapıldığı mekânlardır. sınıf. bir sosyalleşme mekânı olarak günlük hayatın bir parçası durumuna gelmişlerdir. Böylece. yüzyıllarda.1 0 11 . konforu artan ve kullanım amacı genişleyen kahvehaneler. bir de tezkire yazarı Latifî’nin 1546 yılında söylediği gibi. mutlaka şairlerin de uğrak yerleri olmuş. meyhaneye alternatif olarak yeni bir sosyalleşme mekânına kavuşmuştur. 18. halk şairlerinin de uğramaya başladıklarını görüyoruz. Tabii. maşerî vicdanda çok çabuk yer etmiştir. zaman zaman siyasi otoritenin baskılarıyla karşılaşsalar da. yeni söyledikleri gazellerini okuyup tartışırlarmış. “Karacaoğlan türküleri ırlayan” halk şairlerinin dillerinde ve sazlarında… 1555 yılında ilk kahvehanenin İstanbul’da açılmasıyla. Bazen meyhanelerde bazen konaklarda ve konak bahçelerinde bazen de eşribe (alkolsüz içecek) dükkânlarında bir araya gelen okur yazarlar. İlk zamanlar divan şairlerinin de bir araya geldiği anlaşılan kahvehanelere. Şuarâ mecma’ı. imparatorluğun bütün dilleri ve bütün müzikleri icra edilmiştir. Büyükkaraman Caddesi varmış ve bu caddede Sübûtî mahlaslı bir şairin eşribe dükkânı bulunmaktaymış. gelişme alanı bulmuştur. İstanbul halkına yeni bir sosyalleşme imkânı sağlarken. şüphesiz derme çatma idi fakat İstanbul’un diğer semtlerine yayıldıkça. bugüne kadar devam edegelen bir kurum olmuşlardır. yüzyıldan kalma. bu mekânlar. Mesela. İlki Tahtakale’de açılan kahvehaneler. 16. meyhane ve eşribe dükkânlarına alternatif olarak bir fonksiyon ifa etmiştir ki. Türk toplumu. gazel kânı Karaman’da Sübûtî dükkânı beyitinden öğreniyoruz. Bunu. şiirde iki gele- ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .

müziğin ve elbette ki türkülerin toplumsallaşmasında. “Semai kahveleri” adıyla anılacak olan bu kahvehaneler. Osman Cemal Kaygılı. sosyal genetiğimizde çok önemli bir yer tutmuştur. semai kahvelerinde yer bulabilmiştir. Başka kültürlerle etkileşime girerek daha da zenginleşen ve doğurganlık özelliği daha da artan müzik geleneği. bu mekânlarda. belki gelenek yeniden inşa edilirken çok daha sağlam temellere dayanabilecek. müzik geleneğinin de yayılmasına vesile olduğu görülür. “Her türkü İstanbul’a uğramıştır. popüler müzik. Rumca bir ezginini yanı sıra bir levendin getirdiği Cezayir türküsü. Bunda. medeniyet merkezinin yüklediği cazibe ile başta türküler olmak üzere. yeniden şekillenmeleri yazarak bugüne daha da çok bilgi aktarabilmiş olsaydı. hiçbir zaman İstanbul’a alternatif olamamıştır. ezgili okunması.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . en güçlü damar olarak. Balkanlardan İran’a. Kırım’dan Kuzey Afrika’ya kadar tüm coğrafyanın müzik sesi. Müzikoloji açısından ise semai kahveleri. İmparatorluğun dört bir yanından ve hatta imparatorluk dışından gelen her ses. ritm ve ahenk olarak da zenginleşmiştir. taşraya daha etkili bir şekilde yayılarak ses ve duygu ortaklığı oluşmasına katkıda bulunmuştur. İstanbul’un bir medeniyet merkezi ve sembolü olmasının yarattığı cazibe. medeniyetin merkezinden yayılmanın getirdiği cazibe ile taşrada daha derin bir etki bırakarak süreklilik kazanmıştır. bu kahvehanelerde yankı bulmuş ve topluma mal olmuştur. Çünkü semai kahveleri. Bu işleme ve zenginleşmeden sonra. halk şiiri geleneğinin de saz eşliğinde icra edilmesi. Bununla. sözün ve sesin biriktiği. buralarda. “İstanbul’da Semai Kahveleri ve Meydan Şâirleri” adlı küçük çalışmasını. müzik kültürüdür. Birisi aydın geleneğine (kalem şairleri). “Toplumsal kendiliğindenlik” diyebileceğimiz bir geniş kabul skalasında. Bundan da en çok nasibini alan gelenek türkü geleneğidir. ortak dil ve üslup geliştirmeye başlamışlardır. sosyal genetiğimizde çok önemli bir yer tutmuştur. radyonun devreye girmesiyle İstanbul ile ortak merkez olma özelliği kazanan Ankara. sivil bir oluşum olma özelliği ile toplumsal bir rahatlama alanı hâline gelmiştir. aynı zamanda birer müzik mahfili olmasını doğurmuştur. bir Azeri “mugam”ıyla bir zeybek havası. Böylece. müziğin ve elbette ki türkülerin toplumsallaşmasında. semai kahvelerinde beraberce icra edilerek birbirlerini etkilemişlerdir. Bu gelenek ve bu zihniyet hâlâ devam etmekte. daha da geniş bir şekilde yazabilmiş ve buralarda yaşanan tartışmaları. yeniden işlendiği ve tekrar topluma yayıldığı merkez olma özelliği kazanmışlardır.Semai kahveleri. imparatorluğun bütün dilleri ve bütün müzikleri icra edilmiştir. İstanbul’a uğrayan ve yeniden şekillenerek taşraya yayılan şey. belki de ticari amaçlı gazinoların müziği yozlaşma gibi bir olumsuz devreyi hiç yaşamayacaktık.1 0 12 . neğin kesiştiği nokta olma özelliği taşımaya başlamışlardır. resmî tavrıyla müzik yaratıcılığında. Gazellerin düz şiir olarak değil de. dil ve kültür farklarının yaşanmadığı bir merkez olma özelliği de taşır ve bu özelliği ile geniş Osmanlı coğrafyasının müzik sentezinin yapıldığı mekânlardır. Arabeskten pop müziğe kadar yeni tür müziğin merkezi. imparatorluğun ses sınırları belirlenmiştir. Bütün bu tespitlerden sonra şunu söyleyebiliriz: Devletin “buyurma” yerine “imkân sağlama” ilkesiyle oluşan semai kahveleri. sınıf. yöresel müzik kültürünün yeniden işlenip zenginleştirildiği mekânlar olmuşlardır. hâlâ İstanbul’dur. semai kahvelerinin büyük bir rolü vardır. Bu yüzden semai kahvelerine “türkülerin merkez üssü” demek mümkündür. en güçlü damar olarak.” demiyoruz. buralarda. kahvehanelerde harmanlanmıştır. diğeri de halk geleneği ve irfanına dayanan şiir (meydan şairleri) anlayışı. Yöreden gelen söz ve ses. Anadolu ve Balkanlar’da yaşayan halk şairlerini merkeze çekmiş ve geniş coğrafyanın şiir ve müzik kültürü. kahvehanelerin. Semai kahveleri. Öbür taraftan.

Divanü Lügâti’t-Türk’te. Köçekçelerimiz ve tavşancalarımız da bu gruba girer ki. (kopuz. divan ( özellikle Urfa divanı ve Kerkük divanı) ve ilh. hatta oynanan halk türküleri. taşlama. “Yine de kaynadı coştu dağların taşı Akıttım gözümden kan ile yaşı Alınca şişhaneyi seğmenler başı Arpalıktı bize Urumelleri Şimdi mesken oldu servi köyleri” Garp Ocakları Şairleri veya Çöğür Şairleri olarak da nitelendirilen. koşma. varsağı. Bunların ne yazık ki. ıklığ. kesinlikle yüksek tabaka tarafından söylenmiş ürünleridir. destanlarımızı. Kul Mehmed’i “Saz Şâiri” olarak işlemiştir. Armutlu ve Kul Mehmed en tanınmış denizci şairlerimizdir. “Bizde roman yok” diye geçiştirilen ve edebî yoksunluk gibi görülen ve gösterilen düşünce tamamen yanlıştır. araştırılmamış ve üstünde durulmamış bir konudur. sosyal hayatımızı. çeng. karşılama. Kaşgarlı Mahmud’un parçalar hâlinde kaydettiği Alper Tunga Sagusu’nun (ağıt) kopuz eşliğinde. hem de zamanın çok ilerisinde bir tutumla. ilahî. hoyrat. zeybek. halk musikimizin. Halk sazları eşliğinde çalınıp okunan. Zamanımızın deyişiyle bu sagu. on dörtlü hece ölçüleriyle okunan bu türkülerin güfteleri. “Siyah ebrûleri duruben çatma Gamzen oklarını âşıka atma Sana gönül verdim beni ağlatma Benim gözüm nûru gönlüm sürûru. mani. Bu. Halk türkülerimizi yaratanlar. bunları batının oratoryo ve kantatları ile mukayese etmek hiç de yanlış olmaz. efsanelerimizden başlayarak. on birli. bestesiyle okunduğundan eminim.1 0 13 . maya. güftelerinin pek azı bilinen şairlerin şiirlerinden meydana gelmiştir. yüzyılların en güzel edebî örnekleridir aslında. kırık hava. millî makamlarımız ve usullerimizle ölçülerek bestelenmiş. besteleri anonim. Osmanlı donanmasındaki leventlerin çöğür eşliğinde söyledikleri türküler/şiirler bilhassa 16 ve 17. yatugan. nefesli çalgılar… ) dile getirmişlerdir. edebiyat tarihimizin en seçkin örnekleridir. yoğunlaştırılıp özetlenmiş hikâye ve romandır. tarihimizi. saz eşliğinde. uzmanlar tarafından sınıflandırılırken şu başlıklar altında toplanır: türkü (Türkî-Türk tarzında). semai. çöğür. hece vezniyle söylenmiş. Öğüttür verdiğim tut benim sözüm Severim demeğe tutmadı yüzüm Ah efendim benim a iki gözüm Benim gözüm nûru gönlüm sürûru” ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Bu ürünlerin hemen tamamı. sekizli. destani bir türküdür. nağmeleri kaybolmuştur. dolayısıyla K halk şiirimizin. nutuk. Halk şiirinin yedili. bayatı. geraylı.FIRAT KIZILTUĞ ısaca “Halk Türküleri” başlığı altında toplanan. Fuat Köprülü. semah. Rumeli türküleri. Halk musikisi numuneleri. ( Azerbaycan’da şikeste).

henüz göremediğim “Halk Türküleri” ile ilgili sözlüğü. müstezat. Yeni Türk edebiyatı akımı döneminde. Makam bakımından da çok orijinaldir. bir başka manasıyla hece vezninin ölçüleriyle ihtişamını dile getirmiştir.1 0 14 .Bu şiir. “Sultan Murad eydür ben de göreyim Nasıl bir yiğitmiş ben de bileyim Vezirlik isterse üç tuğ vereyim Şehitlere serdâr oldu Genç Osman” Halk türküleri. Sivas. ciltler dolusu mevzu çıkar karşımıza. formatlarından dolayı şarkıdır. Dildeste kitabımızda bu Yıldız türkülerinden birini işlemiştim. Belki de halk türkülerinin edebiyatımızdaki tesiri konusunun en güzel numunelerini Rıza Tevfik vermiştir. Bu açıdan da değerlendirileceğinden eminim. Bu besteler. Yine o dönemin lirik ve çok yazan şairi Orhan Seyfi Orhon. Hastayım yalnızım seni yanımda Sanıp da bahtiyar ölmek isterim. kalenderî.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Eflatun Cem Güney’in de bu konuda çok güzel çalışmaları vardır. IV. “Çocuktum ufacıktım Top oynadım acıktım Yerde buldum bir erik Kaptı bir alageyik Geyik kaçtı ormana Bindim bir akdoğana Doğan yolu şaşırdı Kafdağı’ndan aşırdı…” Bu dönemin en güçlü şairlerinden Rıza Tevfik. Şiirin tamamı edebiyat antolojilerinde yer alır. Meselâ. Dolayısıyla halk Türkülerinin söz varlığını örnek almıştır. türkü / halk şiiri tarzının çok güzel örneklerini vermiştir. türkü olarak yediden yetmişe her Türkün bildiği. sevdiği. Sultan Murad’ın Bağdat seferinin -hadi batı tabiriyle söyleyelim. şiirlerini halk edebiyatı neşesiyle söylemiştir. Anadolu’muzda sekiz tane Yıldız türküsü vardır. divan. Sazıyla okuduğu zaman. Tokat yöresindekiler en güzelleridir. Cennetmekân şiirlerini sazı eşliğinde söylüyordu. eski nağmesi bilinmediğinden. Mehmet Özbek dostumuzun. Erzurum. eskilerin deyimiyle şerh edilirse. Türkülerimiz aynı zamanda birer senaryodur. güçlü bir bağlama sanatkârı istese türkü şeklinde çalıp söyleyebilir. Kendisini yürekten kutlarım. Pekâlâ. Ziya Gökalp. Eğer açıklanırsa. Dolayısı ile de türküdür. Hatta günümüzde az kullanılan Türkçe kelimeler bile türkülerimizde hayatiyetlerini sürdürmektedir. Talihin kahrı var her hevesimde Boğulmuş figanlar titrer sesimde O güzel ismini son nefesimde Anıp da bahtiyar ölmek isterim. Her sabah güneşi seyreden kızlar Mahmur gözlerini oğmak üzeredir” Âşık Veysel bizim de zamanına yetiştiğimiz ve radyo veya plaklarıyla iç içe olduğumuz şahane bir örnektir.epopesidir. Edebiyatımızı etkilemesi açısından en güzel örneklerden biridir. Türkülerimizin güftelerinin türleri. Bir olmaz emelin düştüm peşine Vuruldum hüsnünün şen güneşine Güzel gözlerinin aşk ateşine Yanıp da bahtiyar ölmek isterim. “Uyan yârim uyan söndü yıldızlar Gün karşı tepeden doğmak üzeredir. türkü. klasik edebiyatı ve Fransız edebiyatını çok iyi bilmesine rağmen. Kayıkçı Kul Mustafa’nın ‘Genç Osman’ şiiri. semaî. aynı zamanda halk edebiyatı edebî türleri olarak değerlendirilmektedir. Hatta klasik şiirimize ve Türk musikisine bile bazı terimler isim olmuştur. Türkçeyi. “Türkçülüğün Destanını” halk şiiri tarzında yazmıştır. Necip Fazıl Kısakürek de halk edebiyatı ve halk türkülerinin et tırnak misali ayrı düşünülmesi mümkün olmayan tarzını benimsemiş. Halk hikâyelerimizde bir Kervankıran hikâyesi vardır. Halk türkülerinin her biri bir tez konusudur. Mahmûr u hülyâyım câm-ı lebinden Kanıp da bahtiyar ölmek isterim. Akdağmadeni. dinlediği bir türküdür. en az iki bin yıldır günümüze taşıyan en önemli kaynaktır. Lem’i Atlı tarafından nefis bir uşşak şarkı olarak bestelenmiştir. Ama güfte bakımından halk şiiridir. antolojilere veya kitaplara yazıldığı zaman halk şiiri olarak vasıflandırılan bu parçalar Türk edebiyatının pırlantalarıdır. bu konuda ihmal edilmiş büyük bir boşluğu dolduracaktır. Şiirlerinin çoğu bestelenmiştir.

en azından yeterince alındığını söylemenin pek mümkün olmadığını düşünüyorum. geçen bunca zaman içinde gerekli dersler alınmış mıdır? Alındığını. sosyal fonksiyonları üzerine yapılmış araştırma ve incelemelerin hiç mesabesinde kalmasından yakınır. özellikle türkülerden ders alması kayda değer bir tespittir. daha doğrusu türkülerdeki ruhla entelektüeller arasına mesafe koyarken bazı yeni nesil okumuşların da türkülere yabancılaşmasına sebep oldu. Solcu edebiyatçıların türkü sevdası. yalnızca ilmî araştırma yapanların değil. Peki. Türküler. toplumla ilişkileri.1 0 . Boratav’ın bahsettiği dersleri. şiirini. sanat ve estetik bakımından kıymetleri. VAHAP AKBAŞ Bu tercih türkülerle. müziğini ve genel olarak sanatını arayan bir milletin sanatkârlarının halk edebiyatından alacakları birçok dersler vardır. İstanbul 1939). sanatkâr ve sosyologların da dikkatini çeksin istiyor Boratav. 1930’lu yılların sonlarında yayımladığı “Eğin Türkülerinin Başlıca Temleri” başlıklı incelemesinde.” (Folklor ve Edebiyat I. Sanatkârın halk edebiyatından. 15 ertev Naili Boratav. Çünkü ona göre “orijinal edebiyatını. denebilir ki yalnızca türkünün kökünün halk içinde olmasından kaynaklandı. Onlar türküyü yalnızca bir propaganda aracı olarak gördüler.A. P ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . halk türküleri etrafında gerek halk edebiyatı gerek halk musikisi bakımından araştırmaların epey bir yekûn tuttuğunu ifade ettikten sonra bu anonim ürünlere ait bol malzeme yayımına ve teknik incelemelere mukabil. onların mevzuları.

tecessüsler var. Türkü-insan ilişkisinin diriliğinden. türkü-insan ilişkisinin diriliğiyle. bir folklor araştırmacısı olan Boratav’ın beklentilerinden çok halk şiirini horlayan. Kırılan. Sonra kan gelir. Daha çok klâsik musikiye tutkun olan. denebilir ki yalnızca türkünün kökünün halk içinde olmasından kaynaklandı. Buraya da alıyorum: “(Türkülerimizde) İnce. ifade özelliklerini taşıdığını göreceklerdi. Muhtevalarındaki yoğunluktan ve insan üzerindeki tesirinden yola çıkarak. ulvi. dışına kaçmak istedikçe kendi içine büzülen.1 0 16 . Kan gelir ama türkülerde kanı kanla yunmazlar da onun peşi sıra hemen dostluklar. yeni edebiyatta halkla sanatçı arasında bir mesafe gözeten Nurullah Ataç’ın seçkinci görüşlerine kulak verdiler. çılgın. Dinlediği türkülerin kendisinde uyandırdığı çağrışımlardan. şairleri bir kenara bırakalım. Solcu edebiyatçıların türkü sevdası. şehvetli ve avâre taraflarıyla insan var.” der (Beş Şehir. Onlar türküyü yalnızca bir propaganda aracı olarak gördüler. cismini nezretmeler ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Belki edebiyatçının türküden alacağı en büyük ders bu sıcaklığı. ikinci kuşak edebiyatçıları. Hafif. Yahya Kemal de Tanpınar da temleriyle evrensel. sıcaklığından söz ettik. afif taraflarıyla insan var. Beş Şehir’in Konya’yı anlatan sayfalarında türkülerimizden bahseden güzel bir bölüm var. Türküdeki ruhu eserlerine taşıyamadılar. Onun için onca “köy romanı”nı yazanlar. vefalar adak olmalar. köyün ve köylünün derin ve gerçek sesi olan türkülerden mevzu. Birer istisna olarak daha sonra destan ve türkülerden beslenerek anlatım sınırlarını belirginleştiren Yaşar Kemal ve bir bakıma türkülerin dillendirdiğini “yeni görüş. üzerinde bıraktığı tesirden bahseder ve “Anadolu’nun romanını yazmak isteyenler ona mutlaka bu türkülerden gitmelidirler. Bu ilişkiyi ne güzel açıklıyor Fethi Gemuhluoğlu. İstanbul.” ( …) Sonra kıskançlıklar var. dil. Öyle anlaşılıyor ki Cumhuriyetin birinci. türkülerin bizde roman işlevi gördüğünü ifade etmişti. sıcaklığıyla açıklanabilir ancak. daha doğrusu türkülerdeki ruhla entelektüeller arasına mesafe koyarken bazı yeni nesil okumuşların da türkülere yabancılaşmasına sebep oldu. millî olan türkülerin nasıl değerli bir hazine olduğunun bilincindedirler. yüce. dil ve söyleyişleriyle ve taşıdıkları kültürel unsurlarla mahallî. Bu tercih türkülerle. kaçan. Başka vesilelerle aktarmıştım. Bu özdeşleştirme. nefsini feda etmeler. takipler var.1972). diriliği özümseyerek eserine içirmek olacak. Tanpınar da romanımıza türkülerimizden hareket edilerek varılabileceğini düşünür. Asla içindeki ruhu görmeye yanaşmadılar. küsen.“memleketçilik” rüzgârıyla kaleme alınmış az sayıdaki eserle ve şiirdeki bazı şeklî çabalarla sınırlı tutmamak kaydıyla tabii. duyduğu İç Anadolu türkülerini anlatır. söyleyiş ve şekillerle işleyen” Cahit Külebi gibi yazarları. Konya Lisesi’nde çalışırken. medeniyetimizin ifadesini en iyi şekilde burada bulduğuna inanan Yahya Kemal bile. küçük ilgiler bekleyen yönleriyle insan var. Yanaşsalar türküdeki tohumun onların düşündüklerinden farklı köklü bir toplumu. bu toplumun duygu ve düşüncelerini. anlatım ve benzeri bakımlardan yararlanarak çağdaş eserler çıkaramadılar.

bu dünyanın ruhu tükenmez kaynaklardan biridir. Gemuhluoğlu “Türkülerde kıskançlıklar var. sanki sıradanlıkla örtülmüş muhteşem inceliği farkedebilecek bilince erişebilmem için de kılavuzlara ihtiyacım olmuştu. anlaşılmasına yardımcı olmak da edebiyatçı için bir sorumluluktur. Mehmet Kaplan’ın. Ve nasıl capcanlı bir resim canlandırabiliyor gözlerimizin önünde. Türküleri yalnızca hikâyeleriyle değil. “aşağı inip tut”manın birer mecaz olduğundan yola çıkılsa belki bugün de sıkça karşılaştığımız insanî bir tablo çıkacak ortaya. Suretlerde aşk var. muhteşem bir dünya çıkar. muhteşem bir dünya çıkar. Uzatmadan şöyle bağlayalım: Türkü. su. bu dünyanın ruhu tükenmez kaynaklardan biridir. “Şiir. Ne yazık ki bu konuda da durum iç açıcı değil. içerdiği motiflerle. takipler var. ayrılık olmasaydı” ya da “Yüzünde göz izi var. İstanbul. uyandırdığı çağrışımlarla açıklayan yazılar okumayı ne kadar istiyorum.Türkü. dil. Kabuğu kırıldığında içinden kanlı canlı. Yunus’un mısralarını andıran “Manda yuva yapmış söğüt dalına” türküsünün “yöresel kültür. Ayrıca aynı türküdeki “Esvap serdim sicime” sözlerinde ne güzel bir söyleyiş güzelliği var. abuk sabuk şeyler söylemişti. bir toplumu bütün unsurlarıyla kabuğunun içine alan bir nar gibidir. Toprak. hikâye ve romanlar yetkin kişilerce tahlil ediliyor da türküler neden edilmiyor?” diye sormuşumdur hep kendime.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Yine “Yâr üstüme yâr sevdi / O gidiyor gücüme” mısraları ne kadar arı duru. bir toplumu bütün unsurlarıyla kabuğunun içine alan bir nar gibidir. sana kim baktı yârim” mısralarındaki sadelikle. 1978). sevgisi öfkesine baskın çıktığı için hemen barışveren sevgilileri anlattığını düşünemez miyiz bu türkünün? Böyle anlayabilseler. Oysa “minareden at”manın. Türkülerde aşklar var. tecessüsler var” demiyor muydu? Kıskanan. edebiyat bağlamında. birikimli.” Dostluk Üzerine. belki kendilerinin anlatıldığını düşünecek o gençler. Sonra ilahi nizam var. Dört unsur var. akın eder. Muhtemelen çoğu genç olan yorumcular türküyü tiye almış. gayretli araştırmacı ve denemecilerin üstlenmesi gereken bir görevdir. dil ve anlatım özellikleriyle. Tabiat ana var. söyleyiş güzelliğini Fethi gemuhluoğlu sayesinde görmüştüm. Bir internet sitesinde “Minareden at beni. Kabuğu kırıldığında içinden kanlı canlı. estetik değeriyle. Siyretlerde aşk var. Açıklamayla başlangıçta absürd görünen olaylar ince bir hicve ve mecaza ağır basan gerçeğe dönüşüveriyor.1 0 17 . öfkelenen. Şüphesiz bu örnekler artırılabilir. bilinçli. Edebiyatçı için bu dünya. ateş ve havaya çıkmış namları. Öğrencileri tebessüm ettiren bu mısraların onların gündelik yaşantısından örneklerle yorumlanmasının nasıl ufuk açıcı bir rol oynadığını gördükten sonra benzer yazıların türkülerin ruhuna erişmemizde ne kadar etkili olabileciğini düşünmeye başladım. in aşağı tut beni” türküsüyle ilgili yorumlar içimi acıttı. “Ölüm Allah’ın emri. Hüma Kuşu türküsündeki “Sen ağlama kirpiklerin ıslanır” mısraındaki anlam inceliğini. ne kadar tabiî bir bir dille söylenmiş. Edebiyatçı için bu dünya. Öğrencilik yıllarımda. türkünün yapılış amacı” gibi kriterler gözetilerek açıklandığı bir tebliğ metni okumuştum. Onu keşfetmek ve doğru tanınmasına. Yunus Emre’nin meşhur şathiyesindeki “Bir sinek bir kartalı kaldırdı vurdu yere / Yalan değil gerçektir bende gördüm tozunu” mısralarından hareketle yazdığı yazıyı hatırlıyorum. Türkülerdeki bunca zenginliği görebilmek ve gösterebilmek gerekir öncelikle… Bu da.

Tarih boyunca sevinçlerimizde. Hem büyük şehirlerimizde. türkülere ve şarkılara dönüşen şiirlerimizdir. hem de Anadolu ve Rumeli’nin kasabalarında bu türküler söylenir şarkılar meşk edilirdi. Bu bakımdan en önemli kültür taşıyıcılarımız durumundadır. fetihlerimizde. Türküleri ve şarkılarıyla musikimiz hiçbir sınır tanımıyor. Buna rağmen uzunca bir zaman. İlk ve orta öğretim derslerinde nasılsa hep Batı müziğini öğretirler. Osmanlı’nın son dönemlerinden beri yöneticilerimiz kendi öz musikimizin seslerine ve sözlerine bu milletin yeni nesillerini hasret bırakmışlardır. acılarımızda. Çünkü dilimizin Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar yayılışında bu seslerin ve sözlerin çok büyük etkisi olmuştur.illi kültürümüzün en vazgeçilmez unsurlarından biri. Türk musikisini gençlerimizin derneklerde ve liseden sonra gidilebilecek konservatuarlarda öğrenebilirler. Bunu halk ve divan edebiyatı ustalarının dilinden alıp halkın diline ve gönlüne düşüren. şölenlerimizde ve felâketlerimizde hep onlarla kendimizi ifade etmişizdir. O M ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Bunun ne kadar hazin bir şey olduğunu bilenler bile bir şey yapamaz. onların hayatlarını ve hasretlerini bir roman derinliğine kavuşturan insanlara hayranlığımızla birlikte minnetlerimizi de ifade edelim.1 0 18 .

kanunların yapanlardan daha güçlüdürler. Halkın kültürel zenginliğini yansıtan türkülerimizi halk edebiyatından ayrı inceleyen veya araştırma konusu yapan çok sayıda yazarımız yok maalesef. müzikologların eserlerinden oluşan çok zengin bir kütüphaneye sahip değildir. Shakespeare’in sanırım musikimizin gücünü çok güzel anlatan şöyle bir sözü var: “Bir milletin türkülerini yapanlar. Kapaktaki şu cümle önemli: “Türkülerimizdeki sırları çözebilmek. bugün Osmanlı tebaası olarak bir geçmişe sahip olan komşularımız bu musikiyi dinliyor. ne zaman bir türkü duysam şairliğimden utanırım diyor. o bakımdan önemli. Türkülerimiz folklorun bir bölümü sayılmasından ötürü. Türkülerin Dili (2009) adlı çok kapsamlı kitabını yayınlaması çok önemli bir hizmet oldu. birlikte yaşadığımız Hıristiyan ve Yahudiler de bu nağmelerden etkilenmişlerdir. Bizi biz yapan kültürel değerlerin başında bu güzel sesler geliyor. Türkülerimizle şarkılarımızın bizi söylediğini yeterince anlayıp ona kulak verebilirsek. yüzden Yahya Kemal “Şarkılarımız romanlarımızdı” derken. gerçekten tarih şuurunu da idrak etmiş oluruz. Türk dilinin anlatım gücündeki kudret ve zenginlikle ezginin oluşturduğu âhengi birlikte hissetmek. İspanya’dan 500 yıl önce Osmanlı topraklarına göç eden Safarat Yahudilerinin müziği gibi Ermeni ve Rum müzisyenleriyle bestecilerinin de Türk musikisi ile ilgileri akıl almaz boyutlardadır.1 0 19 . Mehmet Özbek bunların istisnası bir şahsiyettir. Bağımıza Gazel Düştü (2002) adlı kitabında topladığı müzikle ilgili yazılarında. Mehmet Özbek’le Fırat Kızıltuğ gibi icracı olduğu kadar müziğimizle ilgili yazı ve kitaplarıyla da bir müzikolog olduğunu ortaya koyan Bayram Bilge Tokel’in rivayetine göre. H. büyük şair çok haklı: “Bâki kalan bu kubbede bir hoş seda imiş”…■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .İspanya’dan 500 yıl önce Osmanlı topraklarına göç eden Safarat Yahudilerinin müziği gibi Ermeni ve Rum müzisyenleriyle bestecilerinin de Türk musikisi ile ilgileri akıl almaz boyutlardadır. o sıcak anlatımların tadına varabilmek. Üstelik bunun hiçbir desteğe de ihtiyacı yoktur. onun bakış açısıyla Anadolu şehirlerini ve kültürlerini değerlendiren A.” Bayram Bilge dostumuz. İcracı olduğu kadar müzikolog kimliğiyle de tanınan Mehmet Özbek’in Folklor ve Türkülerimiz (1975) adlı defalarca basılan ve kaynak kitap niteliği taşıyan eserinin ardından. Bütün bunlara rağmen. Dildeste (2002) adlı kitabında meşhur şarkıların hikâyesini anlattığı musikimize nasıl yöneldiğini Bandodan Klasik Müziğe (2002) adlı kitabında hatıralarıyla ortaya koyar. Bunu anlamayan aydınlarımız kadar politikacılarımızla yöneticilerimiz de var. Has bir sanatçı olduğu kadar titiz bir araştırmacı ve derlemeci olan Mehmet Özbek’in bu ansiklopedik sözlüğü gerçekten çok büyük bir emek mahsulüdür. konulara tarihi ve kültürel bir perspektiften yaklaşır. Bunların gelişmesine ve icrasına yardımcı olduğu türkülerle şarkılarımız. türkülerimizi derinlemesine anlamak ve kavramak için şarttır. Klasik Batı Müziği yanında Klasik Türk Müziği ile Türk Halk Müziği’ni de fevkalâde icra edebilen besteci Fırat Kızıltuğ’u da anmalıyız. türkülerimizle şarkılarımız üzerine çok az kitap yazılıp yayınlanır maalesef. Tanpınar “Anadolu’nun romanları türküleridir” demiştir. Şifâhi kültürümüzün en köklü ve en yaygın ürünleri olan folklor ve halk edebiyatı verimleri yalnız Türkler arasında değil. onların çocuklarında da yaşıyor. Komşularımızla uluslar arası sınırları kaldıracak kadar güçlü bir iletişim aracına sahibiz. Evet. Onların varlığı aslında klasiklerinden habersiz aydınların yabancılığını da ifade eder. Böyle şahsiyetleri yetiştiren kültür birikiminin büyük kütüphaneleri var.” Bu sırrı anlayan şairimiz.

olay. hafızada çok kolay ve en az kayıpla tutulabilmesi. Ancak sadece bu yönüyle müziği değerlendirmek konuya eksik bir yaklaşım olacaktır. Müziğin.1 0 20 . olgu ve problemlerin. Müziğin elbette ki insan ruhu bakımından ifade ettiği değer hakkında oldukça fazla çalışma ve araştırma yapılmıştır. Eflatun Yazılı olarak kayda geçirilemeyen. Bu sebeple oldukça önemli bir sosyolojik olgu sayılması gereken müziğin iki yönü ile değerlendirilmesi mecburiyeti söz konusudur. DNA yapısının ve özellikle hücre protoplazmasının etkilediği son yapılan bilimsel çalışmalarla tespit edilmiştir. Türkü formunda ve müzik eşliğinde. insan ruhu ve iç dünyasında meydan getirmiş olduğu etkiler müspet niteliktedir. Bu tespitin bizi götürdüğü önemli sonuçlardan birisi ise hiçbir şekilde değişmez denilen DNA’nın müziğin niteliği ve çeşidine göre değişebilmesidir. Türkülerin bir müzik olgusu olmasının yanında. toplumlar için önemine açık ve net bir vurgu yaptığı açıkça görülen Eflatun’a ait yukarıdaki bu tespitin yerindeliği tartışma götürmez gerçektir. Müziğin hormonların.) İnsan ruhu ile fiziksel bedeni arasındaki bağlantı ya da etkileşimi hormonlar sağlamaktadır. (Bu değişim bir de bilgi sağlamaktadır. İnsan vücudunun hormon Giriş ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .SUAT BULUT Müziğinizi değiştirirseniz sitenin duvarları yıkılır. Müziğin. kolektif hafıza olmasını da sağlamaktadır. Müzik bireysel/ psikolojik olarak insanı etkileyen bir olgudur. Müziğin bireysel etkisinin yanı sıra fiziki yapımız üzerinde de etkili olduğu hususu artık tartışma konusu bile değildir.

müziğin durumuna baktığımızda ise. Müzik gündeminin en önemli konularında birisi de “tek sesli” ve “çok sesli” müzik tartışmasıdır. eğitimde ciddi bir mevki tuttuğu “zevklerin ve renklerin tartışılamayacağı” tezinin tutarlı bir yanının bulunmadığı gözden uzak tutulmamalı. Oysa burada her iki yapıdaki müziğin kendi içinde değerli olduğu ve bu noktada yapılacak bir tercihin. Eflatun’un sözü ile birlikte değerlendirildiğinde. müziği de gerçek niteliği ve amacından saptırmış ve müzik bu hâliyle insana ve insanlığa vermesi mümkün olan katkı bir yana. Türk toplumu hakkında. Doğru olan da zaten müziğin bir bilim olduğudur. Bireysel niteliği ağır basan müzik “duygudaşlık” sürecinde kitleler arasında önemli bir asgari müşterek olarak karşımıza çıkar. günlük ve sıradan bir meşgale olarak değerlendirdiğimiz ve çoğu zaman “ eğlence “ amacıyla dinlediğimiz müziğin oldukça ciddiye alınması gerekmektedir. tahrip edici bir boyuta taşınmıştır. toplumların dinlemiş oldukları müziğin niteliği ile toplumların niteliği hakkında ciddi ipuçları vardır. matematik. Müşterek algının bir adım ilerisini teşkil eden duygudaşlık. Müziğin tek ya da çok sesliliği elbette ki bir algı. Müziğin bir eğlence aracı olarak algılanması ve kullanılması. Tabiatla iç içe olmanın ve kâinatın armonisi ile ahenk sağlamanın amaçlandığı Türkülerde. Her türlü seviyesizliğin referansı ve meşrulaştırma gerekçesi olan bu söz popülist amaçlarla kullanılan ve “kitle kültürünü “ zımnen onaylayan bir içeriğe sahiptir. müziğin de. optik ve geometri ile aynı kategoride kabul edilerek (Quadrivium=Dörtlü) bir bilim dalı olarak okutulmuştur. tercih edilemeyen diğer tarzı dışlamamasıdır. müzikal açıdan tabii seslerin arandığı çok açık görülmektedir. Oysa Doğu’da bundan yüzyıllar önce. “duygudaşlık” kavramında kendisini bulur. cahilin cehlini arttırır. Türk çalgılarının hemen tamamında (bağlama. harcı âlem bir bilgi olmakla beraber. kaval. O h’alde toplumsal bir yapının analizinde. Müziğin fert üzerinde meydana getirdiği bu ruhsal / fiziksel etkinin önemi daha geniş bir çalışmayı gerekli kılmaktadır. Müziğin kitleleri nasıl etkilediğini gerek dünyada ve gerekse ülkemizde görmek mümkündür. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Bu sebeple. Âşık Veysel’in çaldığı bağlama ile Mozart’ın eserlerindeki melodik paralelliği görmemek imkânsızdır.sağlama mekanizması dikkate alındığında. Nitekim bu çalışmaların sonuçlarından bir musiki aleti olan “kanun” Farabi tarafından icat edilmiştir. tar gibi) seslerin tabiliği ve mekanik olmayışı dikkat çeker. “ çok sesli” müziğin daha çağdaş olduğu yönündeki tutarsız değerlendirmedir. Ülkemiz özelinde. ekonomi. bir başka ifadeyle Batının “Orta Çağ”ında Müslümanların kurmuş oldukları üniversitelerde (medreseler) müzik. aralarında bir yakınlık hissettiği. Dinlenilen veya icra edilen müziğin etkisi ve önemi kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Bugün dünya genelinde eğlence sektörünün en fazla istismar ettiği olgu müziktir. Ancak şurası bir gerçektir ki. amacı dışında kullanılan her şey gibi. “Musiki âlimin ilmini. tıpkı eğitim. incelenmesi gereken bir araştırma sahası olacağından hareketle. Bu çerçevede “ çok sesli “ müzik lehine bir ağılık taşıyan bu tartışma konusunun en önemli argümanlarında birisi ise. mesela. eğitim ve terbiye süreci içinde yer alarak bilim olarak kabulünün. dünyaya bakışı ve algılayışı. Doğu müziklerinde ve özellikle Türkülerde. ortak bilinçaltında yer alması ve tek sesli müziğin “telkin” etkisinin çok sesliye göre baskın oluşu bu tarzın tercih edilmesini sağlamıştır. müziğin. ruh dünyası hakkında ciddi bir ölçü ya da veri olduğu unutulmamalıdır. anlayış ve kültür meselesidir. siyaset ve benzeri pek çok alanda olduğu gibi bu konuda da olumlu ve ciddi şeyler söyleminin zorluğu ortadadır. Doğulu toplumlarda müziğin. Konumuz. davul. müziğin insanın iç dünyasındaki etkilerinin hormonsal salgıları harekete geçirdiği ve söz konusu bağlantı sebebiyle insan fiziğinin de bu yönde etkileşime açık olduğu bilinmektedir. İşte bu sebepten olsa gerek. Aynı müziği dinleyen insanların.” denilmiştir. söz ile müzik bir aradadır. Müziğin ortak paydayı kavraması. “ Türkülerimizin “ değerlendirilmesi suretiyle önemli sonuçlara ulaşmamız mümkün görünmektedir.1 0 21 . insanların bir araya gelmesinde ve bu birlikteliğin devam ettirilmesinde Müziğin Toplumsal Boyutu önemli bir etken olduğu inkâr edilemez. dinlenen müziğin insanın kişiliği.

Dolayısıyla. türküler vasıtasıyla bazen bir dağla dertleşmiş. isim (Türkü) türetilmiştir. hayatı ve evreni algılamalarına da yansımış ve bu yansıma haliyle Türkülerde de kendini bulmuştur. Türkülerin sosyolojik yönünün ihmal edildiği bir gerçek ve önemli bir eksikliktir. mizahi ve toplumsal konular gibi hayatın tamamını kuşatan bir muhtevaya da sahiptirler.Dünyada hiçbir milletinin. Türk milletinin “Türküsüne” verdiği değeri ve ona yüklediği anlamı ifade ettiği gibi. Türklerin. Türkülerini müstakil bir varlık olarak kabul edip isimlendirmişlerdir. realist bir anlayışla “kendini ifade etme” formu olarak da kullanıldığı görülmektir. Bu yaklaşımın Türkülerde oldukça fazla örneğine rastlamak mümkündür. sözlü kültür geleneğinin baskın oluşudur. etkilenme ve etkileme niteliklerinin bulunduğunu göstermektedir. Algı paradigması içinde. bazen engel gördüğü bir akarsuya beddua etmiş.cansız var- Türk’ü Söyler Türküler lıkların (ruhları olmasa bile) dinamik olduklarını. varlıkların karşılıklı etkileşimi Türklerin en önemli kozmolojik inançlarından birisidir. Gerçekten de müzikle beraber belirli bir düzen de (şiir formunda ) anlatılan olguların. Türkünün sadece. türkü formunda değişik nitelikli çalışmalara rastlanmaktadır. türkü üretimini büyük oranda ortadan kaldırmaktadır. Ancak bu “üretim krizinin” kısmen aşılmaya başlanmış olması sevindirici gelişmelerdendir. ölüm. ■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . politik. bir müzik kategorisi bulunmamaktadır. makam gibi teknik boyutuyla incelenmiştir. Türklerin kadim zamanlardan bu yana taşımakta oldukları dünya görüşü ve algısının günümüze taşımasında önemli bir fonksiyon icra etmişlerdir. pek çok milletin “halk şarkıları” olsa da bir millet adı olarak Türkü’de olduğu gibi bir adlandırma yoktur. Türklere has ve ona ait olduğunun da bir göstergesidir. Yazılı olarak kayda geçirilemeyen. İslamiyete de uzak olmayan bir yaklaşımdır ve bu yaklaşım çok önemlidir. türkülerin sadece duygusal bir temele dayanmayıp. Türkülerin. Bu tespit her ne kadar anonim türküler için daha fazla gerçeklik payı taşısa da. ağız. hayatın her alanına dair yakıldığı. Tarihî süreç içinde Türk tahayyül ve tasavvurunun somutlaşmış biçimleri olan Türküler. Türklerin hayatında bu derece önemli yer tutmasının en önemli sebeplerinden birisi belki de tarihî süreç içinde. olgu ve problemlerin. yöre. veriler taşımaktadırlar. Çünkü türküler.1 0 22 . hafızada çok kolay ve en az kayıpla tutulabilmesi. tarihî. Yani isimden (Türk). Aşk. “Türkü”. Türkülere. Bunun anlamı ise. Türkülerin bir müzik olgusu olmasının yanında. Türkü formunda ve müzik eşliğinde. kendi adıyla andığı. Bu etimolojik ve filolojik tespit bile. Kâinatın devamlı hareket halinde olduğu. görülür. dinî vs. tavır. güncel ve hayatın içindedirler ve tahminlerin çok ötesinde zengin. Bir başka ifadeyle. bestelenmiş olanlar. Öyle ki. Bir müzik formu olarak Türküler pek çok çalışmaya konu edilmiş. Bu perspektif ile Türkülerin sosyolojik olarak incelenmesinin yeterli olarak yapılmadığı yukarıda ifade edilmişti. Bunun yanı sıra yapılan son bilimsel araştırmalar. ayrılık. Türk isminden türetilmiş bir başka isimdir. eşyalara ve cansız varlıklara ruh izafe etmeleri. olay. Konu bakımından incelendiğinde türkülerin. Türk toplumundaki hızlı şehirleşme elbette ki değişik algı biçimleri oluşturmakta ve bu algı kapsamında yeni ve bireysel çabalarla. Sadece şiir formatında bir eseri aklıda tutmak ile müzik eşliğinde akılda tutmak arasında oldukça fark olduğu bireyse tecrübe ile anlaşılabilecek bir tespittir. Bu gerekli çalışmaların yanında yukarıda da ifade ettiğimiz gibi. kolektif hafıza olmasını da sağlamaktadır. Türkler. Modernleşmeyle gelen toplumsal değişimler. bazen de taşlarla konuşulmuştur. -Kuantum Fiziği bağlamında. Oysa “ halk şarkısı “ tabiri genel ve anonim bir anlamı ifade etmektedir. akılda kalıcılığı daha kolay olmaktadır. kozmolojik. ekonomik faaliyetler. psikolojik. antik eserler gibi bakmanın ve incelemenin doğru bir tavır olmadığını. Türklerin gerek İslamiyet öncesindeki Şamanist / animistik inançları ve gerekse İslamiyet sonrasında da bu anlayışları devam ederek. Bu yönüyle Türkler için “hayatı türküleştirmiş millet” denilebilir. âşıklık geleneği kapsamındaki türkülerimiz için de bu zorluğu kabul etmek gerekir. hasret gibi konuları içermekle beraber. Cansız varlıklara “ruh izafe etme” inancı Şamanist bir gelenek olmakla beraber. kâinatın hiçbir yönü cansız ve statik değil hep dinamik bir etkileşim içindedir. Türkiye’de türküler ve daha pek çok şey hakkında yapılan çalışmaların bu nitelikte olduğu ifade edilebilir. sosyolojik.

kâh arar çuval. şehrine ve şehrinin cadde ve sokaklarınaydı onun temizliği. Müslüman kimdir. Çevre dostuydu. Sanki aylarca su değmemişti eline yüzüne. Ermeni. Aralarında rint olanları da vardır. Ellinde uzun saplı bir süpürge. ye!. Divanelerin bir başka yönü de ibnü’l-vakt oluşlarıdır. ehrimizin en renkli en temiz delisiydi Donobet. bir yandan da küfürler savurur gezerdi. ne de nankördü Dono Çuval omzunda gezer. Süryani nedir bilmez. kendi işine bakardı Dono.. Kâh odun parçası toplar. dono O bir divanedir. Görevini hiç aksatmayan iyi bir temizlik işçisi gibi cadde ve sokaklarda çöp toplar. Anı yaşarlar. çivi. Türk. Onlar için gelecek ve geçmiş yoktur. sırtında çuval. ye ha.” der. “akşama pişmiş fasulya… ye ha.1 0 23 . Hristiyan kimdir. ne münkir. Temizliği kendi üstüne başına değildi elbet. Ne kilise ne havra ne de cami ilgilendirirdi onu. bilse de ayırım yapmazdı.NECATİ KANTER Bize uymazdı. D.. alnı açık hürdü Dono H. Bedenine cismine hiç değildi. çöp Fahri bir çöpçü olup şehre çok iş gördü Dono Ş ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Etrafınaydı. Yaratıcı ile bir ve beraberdirler.

O söylemişti: “Paskalya Bayramlarında haşladığımız kızıl yumurtaların kabuklarını kapımızın önüne bırakırız.” Kış boyunca çıkmadı Dono. Allah’tan tek dilekleri yağmurun yağması idi. Paris. Tabi. Günlerden pazardı. Böylece ettiğimiz dualarımız da Mesih Babamız tarafından kabul olur. Hz. onlarla sohbet eder. Müslümanlara yakınlığı nedeni ile kendisini cuma namazına davet eden birine: “Efendi. Pırıl pırıldı hane halkının elbiseleri. “Akşama pişmiş fasulyaa… ye ha. Dono’nun ailesi papazın yönetimi altında dinî törenlerini ifa etmeye gittiler. Gözleri mavi. Bizim evin yapımında çalışırken ara sıra sohbet ederdik onunla. Benim Allah’ım ne kilisede ne de camide… Hadi oğlum.1 0 24 . Öldü möldü mü?” deyip sorup soruşturuyorlardı. Çiftetelli oynarken halk bir yandan kahkahalar atar bir yandan da tempo tutardı. Bir torunu vardı Dono’nun. “Yahu bu aralar Dono görünmüyor... 14 Mart Paskalya Bayramı. Hayganuş eşikten daha adımını atar atmaz gençlerden biri ya da bir çocuk korosu başlardı.” Hava bulutluydu ama o gün yağmur yağmadı. Ahçiği yolladım Urum iline Eser bad-ı saba zülfün teline Gel seni götürem İslam iline ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .. Olur da o gün düğünde bulunmazsa mutlaka birileri gider. Ermeni komşularımız tabi ki o gün neşeliydi. bir o kadar da Süryani. ye ha yee!. Fransa ve Amerika’da yaşardı.. Sokaklarda o olmasa da veletler Dono’nun meşhur türküsünü koro hâlinde söylüyorlar. taklidini yapıp kendi aralarında şakalaşıyorlardı.. keşiş bir dedem vardı. Hayganuş’tu adı. Düğünlerin olmazsa olmazı idi. İsa’nın dirilişini dile getiren bir bayram. düğünleri kaçırmazdı. Tek katlı evinin sokağa bakan penceresinin önünde oturur. efendi!. Umurunda bile değildir bayram. Mahallenin bitirimleri bayramlık elbiseler içinde Hayganuş’u görebilmenin heyecanını yaşamak için pusudalar. öykülere konu olan bir Harput türküsü gençlerimizin dilinden düşmezdi.. Dono’nun küçük oğlu Haygas. Her gün bayramdır onun için.. ye ha” diyerek Bize iç derdimizin zehrini öksürdü Dono Akrabalarının çoğu. İstanbul. Tehcir Kanunu ile iyice azalan gayrimüslimlerin sayısı kala kala ancak beş altı hane Ermeni. Yağmur yağar da bu kabukları yağmur suları alır götürürse günahlarımızı da götürmüş olur. o ne bonkördü Dono Ağalığın beyliğin ardınca o hiç gam yemezdi Gezdi keyfince. En tanınanı ve en sevileni de Dono ve ailesiydi.Sıska ve uzun boyluydu. O yıl “kara kış”ın dondurucu soğuklarında şehrin cadde ve sokaklarında görünmeyince halk onu özlüyor. hadi herkes işine yallaa!. Mahallenin güzeli..” Attı hep minneti omzundaki çuvala Para indinde pul etmez. Onun için istavroz çıkarıp dua ediyorlardı. Ama ihtiyarlık bükmüştür belini. Havalı mı havalı… Biz Müslümanların Şeker ve Kurban Bayramlarında ikram ettiğimiz tatlıların. o da kiliseye davet ederdi beni!. hastadır ve bir başınadır. bulup getirirdi. sokaklarda ömür sürdü Dono “Akşama pişti fasulya. Dono evdedir. Mart ayının ortalarıydı. güzeller güzeli Hayganuş’un saksılara diktiği çiçekleri sular. ye ha. saçları sarı… Fettan… Biraz da fingirdek… O günlerde çok sevilerek söylenen. o meşhur türküsünü mahallenin çocukları ile söylemekle yetinirdi. şekerlerin ve kurban etlerinin karşılığını ödüyormuş gibi bir rahatlık içinde ve gururlu. gideni geleni gözler. romanlara. Donobet’in yakın akrabası olan Kirkon usta iyi bir duvar ustası.. elindeki küçük bakır bir tepsi içine itina ile yerleştirilen paskalya çöreklerini ve kızıl yumurtaları Müslüman komşularına kapı kapı dağıtırken çocuğun yürüyüşü bile değişirdi. gözleri donuk yeşil… Eğlencelere katılır. Böyle geçti bir kış. Senin gibi sakallı. Bakışları sabit. On yedisindeydi… Kız Meslek Lisesinde okuyordu.. bazen de odasının camını açar.

” Günlerce dilinden düşürmemiş oğullarının adlarını.. dut yemiş bülbül!. sıcaklığı ve yüreğime ılık bir su gibi akışı… Bugün bile ürperiyorum. Harput’un “Şüşnaz” köyünde bir düğünde görmüştü onu Mustafa… Ortalığın bozuk olduğu yıllar. gönüllerde şahlanan sevdalarını anlatan. Ondan mıdır bilinmez. Hâlâ kulağımda onun sesinin yumuşaklığı. Ülke üzerine kara bulutların çöktüğü. bu türkü okunurdu. Ermeniler ayakta.. Bu isteği yerine getirilmeyince ağzı kilitlenmiş. Harput’un Ebu Tahir Mahallesi’nde Dabaklar’ın Mustafa ile Şehroz Mahallesi’nden Ermeni Nişan’ın kızı Ahçik’’in sevdalarını anlatan hazin bir türkü. hüzünlenip anılarda geziniyorum o sesi anımsadıkça. Hayganuş’un yengesi Maran’ın bu türküyü Ermeni ağzı ile söylediği o güzel sesini duyardık bazı geceler.1 0 25 . en kötüsü de daha seveceklerini bırakmış olmanın acısını yaşar.. Kapının ardındaki uzun saplı süpürgesine baktı. Dono. Ermenistan’da ve Türkî Cumhuriyetlerde söylenen.” diye geçirdi içinden. sokakların çerçöpünü düşündü.... Ahçik !... Üstüne üstlük bir de Ermeni işbirlikçilerin çıkardığı “Yeprad” adlı gazetenin tahrik edici yayın ve baskısı… Ve umudun umutsuzluğa dönüştüğü bir aşk… Mustafa ile güzeller güzeli Ahçik. sarı saçlarını bir kısrak gibi arkaya doğru savurur.. sevdiklerini. ama kimseye de pas vermezdi. Türkiye nere!. duyduğum her seste yeniden yaşıyorum o anı. Vardım kiliseye haç suda döner Dinimden dönersem el beni kınar Mustafa bu aşka nice bir yanar Öyle yanık söylerdi ki güzel gelin Maran. acıklı. Karşısında yedi düvel!... Omzunun üzerinden bakıp sımsıkı kapattığı dudakları arasından kendi kendine konuşur Ahçik: -Neden? Mustafa’nın akıtamadığı gözyaşları bu soruya yine aynı soru ile karşılık verir: -Neden? Bu hazin aşk öyküsü türkü olur.. Kürsübaşı gecelerinde. zor zamanların yaşandığı günler… Savaşla birlikte etnik sancılar da başlamıştır. özel eğlence günlerinde hep bu sevda anlatılır. aşkını. kim bilir o da bir zamanlar belki Harputlu bir Gakkoş’u sevmişti. Acı bir tebessümle gölgelendi ihtiyar yüzü. Ahçik’i yolladım Urum eline Eser bad-ı saba zülfün teline Gel seni götürem İslam iline Yine o dumanlı günlerde Tıpkı Erzurum’da yaşanan ve dilden dile dolaşan Erzurum delikanlısı bir Dadaşla sarışın bir Ermeni kızının ferman dinlemeyen.. dillerde dolaşır. Osmanlı savaşta.. Takır takır vuruyordu dişleri.. Vardım kiliseye baktım haçına Gönlümü bağladım sırma saçına Gel seni götürem İslam içine Hayganuş cilvelenirdi bu türküyü duyunca. düğünlerde. Dinlediğim her müzikte.Bu bir aşk öyküsü… Sevda ve ayrılık türküsü. Harput ulemasının ve Ermeni tebaasının katı tutumu nedeniyle bir türlü kavuşamazlar. Büyük gelini Pulo’nun dediğine göre üç ayı geçkin bir süredir konuşmuyormuş… “Oğullarıma haber salın görmek istiyorum.. Başımı sevdaya salan o Ahçik Aman o Ahçik civan o Ahçik Dono o gün keyifsizdi. Amerika nereee.. hüzünlü. Boynunu bü- ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . gönüllere yerleşir.. Arada din farkı.. “Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır. Tehcir Kanunu ile yöreyi terk ederken akıtamadığı gözyaşlarının alev damlaları Ahçik’in içini yakar… Çökmüş omuzları ve melül bakışlarıyla kaybetmişliğin yoğun hüznünü. “Erzurum çarşı pazar” dizeleri ile başlayan “Sarı Gelin” türküsü gibi.. Gözlerini süzer. Türkiye’de.. Dono’nun uzaktan akrabası olduğu söylenirdi ‘Ahçik’..

... Ben de gittim Dono’nun cenazesine. içi ak pakdı onun Şorşor’un çağlayanında temiz gürdü Dono Sebeb-i mevtin acep. Haydar Duman ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . dedem ölüor!. Bir gün sonra da sabahın erken saatlerinde “Şa- hinkaya” köyündeki aile mezarlıklarına götürülürken kızları ve yakınları arkasından ağlayıp gözyaşları döktüler.. dedem. akrep soktuuu!. iniltileri. ahları vahları. sonra gençlik hayalleri ile baş başa kaldı. feryatları.. Kahbe dünyada o bir mert idi mürd oldu İnan et. olmadı… Ellerini açıp çaresizliğini savarcasına boşlukta salladı. can çekişior!. Ermenice Türkçe ağıtlar. daha içeri girer girmez sokağa fırladı Hayganuş.. Kalkmak için yekindi. Ama bu bayram gibi günde hiç olmazsa mahallenin sokaklarını. hafiften kaşlarını çatarak süzgün tavrıyla nazlanarak fettan bakışları ve iri yeşil gözlerinin önüne dökülen lepiska saçları… Gecenin bir vaktinde evimizin eyvanına çıkıp ay ışığında başımı avuçlarımın arasına alıp Maran Gelin’in o kadife gibi yumuşak sesinden Ahçik türküsünün öyküsüne dalışım. kahrediyordu.. Başımı sevdaya salan o Ahçik Aman o Ahçik civan o Ahçik Kaçamak bir bakışın ardından tek katlı kerpiç evlerinin demir kapısına vurdu anahtarı. yetişin!.. “Gözü çıksın şu ihtiyarlığın da.. hatta “Beşkardeşler”de duyuldu. ah dedik vah dedik Bizi bu kez bırakıp gitti o beybah dedik. hayaller ülkesinde gezişim… Toprağın bol olsun Dono!.. iyice takatten düşmüştü.1 0 26 . taaa Gazi Caddesi’nde.küp saatlerce kımıltısız oturdu çıtır çıtır yanıp nar gibi kızaran saç sobanın yanındaki çiçekli minderin üzerinde. Ellerini dizlerine vurdu. “Ölüooor!... Sordular: Hasta mıydı? Dediler öldü. istavroz çıkarışını ve Donobet’in nasıl gömüldüğünü ilgi ile izlerken buruk bir tebessümün ardından nedense onun o meşhur tekerlemesi döküldü dudaklarımın arasından: Akşama pişmiş fasulya. vah çekti. Pek karanlıkta kalıp.” Aradan çok bir zaman geçmemişti ki. Bu gidişim biraz komşuluk hakkı biraz da meraktandı. özlemin de hastalığın da!” diye mırıldandı. “Kör olası bu romatizma illeti yok mu?. bir yandan da avaz avaz bağırdı. Ayağındaki terliği çıkarıp yanı başında mırıl mırıl uyuyan zavallı kediciğin sırtına indirdi... ağlamalar sızlanmalar!.. bir velveledir koptu mahallede. pislikten geçilmez oldu... ye ha ye ha ye! Papazın elinde “Kitabı Mukaddes” benim damarlarımda gezinen kâfir şeytan!. Acı ağıtları. Uzaktan da olsa papazın duasını. Ayağa kalkacak hâlde değildi ki. akrep soktu. İstemeyerek kafese girmiş kolu kanadı kırık garip bir kuşa benzetti kendini. bizlere birdenbire dert oldu Dono* ■ __________ * Şiir.. Hayganuş geldi aklıma… Hayganuş’un dudaklarındaki gülümseme. Günlerce Dono’yu aradı gözler. Dışı gayetle pisti amma.. sökün etti akrabaları. yoksa odun kıtlığı mı? Seni işletmelerin kahrı mı öldürdü Dono Caddeler sokaklar çöpten. Ne yapsındı? Artık yaş da kemale ermiş. “Ah çekti Dono... Ne dağlardan şehre kadar inen nevruz kokusunu ne de bahçelerde açan badem çiçeklerinin güzelliğini görebilmişti bu yıl.. Mahallenin yeniyetmeleri Ahçik türküsünün nakaratı ile karşıladı onu. Bayram ayin’inden erken dönmüştü güzel torun Hayganuş. saçını başını yoldu. Ölüoor! Gittiii… Donobet dedem gitti!.. yazık. hele hele kapılarının önünü süpürememek onu daha da üzüyor. Bir kızıl kıyamettir.. bağrı yanık öldü yazık Ne akarsu ne de bolca bir ışık gördü Dono O gün akşama doğru kilisede bir cenaze töreni yapıp alelacele eve getirdiler Dono’yu.

sevgisini yitirenlere asırlar ötesinden bakın nasıl sesleniyor: “Dinle sana bir nasihat edeyim / Hatırdan gönülden geçici olma / Yiğidin başına bir iş gelirse / Onu yâd ellere açıcı olma / Mecliste ârif ol kelâmı dinle / El iki söylerse sen birin söyle / Elinden geldikçe sen eylik eyle / Hatıra dokunup yıkıcı olma” Türküler. bozlaklar da. âsâbımızı düzeltir. eskimeyen güzelliklerimizin barınağı halk türkülerimizi işaret etmeli. hüznümüzü. Büyük milletimin yüksek medeniyetinden damıtılan hikmetli mısralar. Bazen bir aşkı anlatır bazen bir savaşı. sevgiler ağırlıktadır türkülerde. bizi geniş ufuklara doğru çağırır. Sonra Tatyan havalarını duyarız. duygularımızı zarifleştirir. “Gel ha gönül havalanma / Engin ol gönül engin ol. Güzel ülkemizin. dünya görüşümüzü özetlemeye yeter. insanın özü olduğunu bilenlerdir. Uçsuz bucaksız türküler derlenir memleketimden. niçin ‘engin ol’malı. Muhabbetin. felsefemizi. Köroğlu’ndan başlayın Seyrani’ye gelin. sevgiyi. Yüzyıllardan süzülüp günümüze ulaşan bu güzel eserleri dinleyip de coşkuya kapılmayan veya hüzünlenmeyen bir Türk ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Geçmişin yaşanmışlıklarını türkülerde görür. Erdemli olmayı. Masmavi bir gökyüzünde kanatlanırız. kültürümüzün en canlı. Temaları ne olursa olsun mutlaka bizim maceramızı dillendirmiştir bu ezgili şiirler. Uzun havalar da bizimdir. Dadaloğlu’ndan yürüyüp Âşık Veysel’e ulaşın. Güldesteler gelir: “Yiğit olur doğru söyler hile kalmaz sözüne / Yetmiş iki nur yağıyor sevdiğimiz yüzüne / Der Ömer müptelayım hem gaşınan gözüne / Hazreti Yakub’un oğlu Yusuf-u Kenan gelir. karşı fikre tahammülü.” Anadolu bir türkü tarlasıdır. kederimizi. neden mütevazı durmalıyız? Muhabbet sahibi olmanın hikmeti nedir? Türküler bilgi dağarcığımızı zenginleştirir. sevincimizi. Çünkü neşemizi. hürmeti. acımızı. Açın bakın kitapları ki yüreğimizdeki yangınları görün: “Uzun olur gemilerin H direği / Yanık olur âşıkların yüreği / Ne sen gelin oldun ne ben güveyi” Yüreği yanık olanların gözlerinden sevgi ışır her yana. Kul Himmet’ten çıkın Emrah’la Erciş’e varın. Sevgiyi kaybedenlere inat sevdanın evrenine girmek gerek. Onlar yaratılışın manasını kavrayanlardır.MEHMET NURİ YARDIM er şeyi bir tarafa bırakıp çocuklarımıza. ‘Havalanmak’tan niçin geri durmalı.. yüreklere çöreklenen kasaveti darmadağın eder. onları okutmalıyız.1 0 27 . mutluluğumuzu kısacası bütün duygularımızı bu metinlerde buluruz.. kendimizi âdeta bir aynada seyrederiz. kimliğimizin en belirgin parçalarıdır.” Bu iki mısra dahi bütün bir hayat anlayışımızı. Kimi zaman bir ailenin dramını dile getirmişlerdir ya da bir sosyal yarayı. Karacaoğlan. Türkiye’mizin muhtelif bölgelerine ait birbirinden nefis türküleri vardır. vefayı öğretmeliyiz. Ama sevdalar. Halk şairlerini okuyun.

mizah vs. derebeyi.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . türkülerin. Belki de başka bir yerden akıp gelmiştir kulaktan kulağa. hatta kültür. hapishane türküleri. Şiirdeki kıtalar arasındaki bağlantılar da türküleşen eserlere büyük bir ahenk katmıştır. yazıp söylemişlerdir. sade ve doğal dille. Bu tabiidir ve şundan kaynaklanmaktadır: Türkler. nasıl söylendiğine dikkat edilir önce. aşk türküleri.düşünebilir misiniz? Türküler genellikle herkesin rahatlıkla anlayabileceği ortak. Anonimleşmelerinde ve yaygınlaşmalarında göçlerin. Biraz dikkatlice bakılırsa bu metinlerdeki incelikler. Türküleri anlayabilmek. kullanıldıkları yere ve yörelerine göre veya daha farklı şekilde ayıran folklor uzmanları ve edebiyat tarihçileri vardır. Âşık Garip. Ne zaman hüzünlere kapıldıklarını anlarız yanık bir türküye kulak verince. Türkülerde sadece aşk-sevda duygularını mı dillendirilir? Ne münasebet! Onlar bizim inancımızın. Türküler artık halkın ortak malı olmuş. Halk edebiyatımızın en çok sevilen ve yaygınlık kazanan ürünleri olan türkülerin bu kadar benimsenmesinde aşk hikâyelerini özlü biçimde anlatıyor olmaları da önemli bir rol oynar. sekiz ve on bir hece ile söylenmişler. insanların dilinde dolaşa dolaşa türkünün asıl sahipleri unutulur. Ancak genelde türküler işledikleri konulara göre şöyle sınıflandırılır: Aşk türküleri. Türküler bir olay. Bu yönleriyle saf ve millî edebiyat ürünleridirler. Ruhsatî ve Emrah’a ait pek çok şiir zamanla türküleştirilmiş ve unutulmaz müzik parçaları olarak Türk milletinin hafızasında yer etmiştir. kısacası kültür ve medeniyetimizin de birer canlı vesikasıdır. nişan düğün. tekkelere devam eden tasavvuf ehli tarafından da sevilerek söylenmişlerdir. Türküler geçmişin izlerini bugüne taşıyan birer hâtıra defteri gibidir. savaşların. bir istek ve arzu ile veya bir heyecan üzerine doğarlar. gönül kapımızı türkülere tamamen açabilmek. mizahî türküler. Onları seviyoruz. Köroğlu. Ancak zamanla. ancak çok az sayıda da olsa beş ve on beş heceli şiirlere de rastlanır. Bir yöreden. anlayışlarına uygun biçime dönüştürmüş ve bu şekilde yaygınlaştırmış. genelde yedi. Atalarımızın neye ağlayıp neye güldüğünü anlatırlar bize. Zaten türküyü kimin ortaya çıkardığına değil. Sadece onları biraz yürek sesimizle dinleyebilirsek daha çok sevecek ve çevremize de sevdirebileceğiz. Dadaloğlu. geniş ufuk ve derinlik hemen fark edilebilir. Bu tür sınıflama şöyle: Bentleri mani dörtlükleriyle kurulan türküler. Öte yandan vezin ve kafiye açısından serbest tarzda söylenmiş türküler de vardır. Dertli. Karacaoğlan. gurbet türküleri. Birçok bölgemizin. Bu ürünlerin başlangıçta sahipleri bellidir. gelenek göreneklerimizin. Kerem. diyaloga dayananlar. iş türküleri. yazılmıştır. yüzyıllardan beri seslendirdikleri türküleri. Türküler dar bir alanda değil toplumun değişik kesimlerinde yaygınlık kazanmış ve benimsenmiştir. eşkıya türküleri. Türküler isimsiz kahramanların eserleridir genelde. esnaf ve ilim çevreleri arasında olduğu kadar. çocuk türküleri. Yapılarına göre türküleri sınıflandıran araştırıcılar bent kavuştuklarını göz önünde bulundururlar. Türküleri yapılarına. Türküleri ninniler. bir bölgeden çıkar ve yayılır. askerlik türküleri. kendi bölgelerine. Gevherî. Kaşgarlı Mahmut’un Divanü Lugati’t-Türk’ünde geçen türkü tarzındaki dörtlükler bu görüşü destekler mahiyettedir. anonimleşmiştir. pek çok şehrimizin veya beldemizin birbirinden anlamlı ve güzel türküsü vardır. Sanki herkesin hemen uydurabileceği şiirler sanılır.1 0 28 . Veya zaman tünelinden günümüze aktarılan birer günlük… Bir milletin seyir defteri de diyebiliriz bu acı tatlı türkülere. Edebiyat araştırmacıları. Oyun türküleri ve Tabiat türküleridir. Aslolan iç dünyamızı. Her geçen gün yeni türküler derlenmekte ve geçmişten günümüze sağlam bir kültür ve folklor köprüsü kurulmaya çalışılmaktadır. Önceleri mahallî iken zamanla millî bir kimlik sergilemeye başlarlar. ölüm türküleri (ağıtlar) şeklinde tasnif edenler de bulunuyor. Kolay gibi görünür türküler. hece vezni ile söylenmiş. gurbete çıkanların ve gezgin halk şairlerinin büyük etkisi olduğu inkâr edilemez. kahramanlık türküleri. Türküler. bentleri dörtlüklerle kurulan türküler. özellikler. kendi şivelerine. İlk söyleyeni bilinmez çoğu zaman. Dolayısıyla Anadolu’nun bir yöresinde söylenen bir türkünün bazı söz ve nakaratları diğer bölgelerde değişik olarak seslendirilebilir. Türk halk şiirinde kullanılmış en eski türlerden oldukları konusunda ortak bir görüş belirtmektedirler. Askerler. dünya görüşümüzün. Daha sonraki nesiller. Bazı türkü sözlerinde ufak tefek farklılıklar olabilir. bentleri üçlüklerle kurulan türküler ve bentleri beyitlerle (ikili) kurulan türküler. merasim (tören) türküleri. sevebilmek için çok fazla çaba harcamaya gerek yok aslında. gelin ve güvey türküleri. ahlâk anlayışımızın. türkünün sahibini bilemezler.

KOÇAKLAMA Hey Köroğlu’m Hey Ayvaz’ım Kanımda kanın dalımda sazın Koynumda muskan alnımda yazın Er meydanında Asyalı reddiyem Bayrak avazlım Hey doratım Doratım hey Suya düşsün aksin Buluta değsin kanadın İz sür iz bırak Asırlar var ki toynağında beratım Hey Köroğlu’m Hey Ayvaz’ım İşmar edin hele bir yol ben de geleyim Nicedir bir öfke kızartır gölgemi Kında koç kılıç Bolu Dağları’nda bileğim Hey kıratım Kıratım hey Kışımda bahar baharda yazım Vursun göğsüme yelin ayazın Uç bir uçtan bir uca Hülyalarıma kon şahbazım Hey yağızım Yağızım hey Solmasın diye bu yerlerin yedi rengi Susmasın diye sözün yiğidi Kuşan gel asrı at bineyim El kim bey kim Ben de bileyim MAHMUT BAHAR ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .1 0 29 .

ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Âşık yapacağı kişiye “pir” veya “pirler” elinden “bade (dolu)” içirir. Davud. Âşıklık. siyasi partilerin. Milletimiz âşığa / halk ozanına bu özellikleri dolayısıyla kutsallık vermiş. cırav. “Halktan biriyim. Karacaoğlan sazıyla sözüyle Allah’a seslenmiş ve yağmur yağmıştır. derneklerin. saz şairi. gerçek birer halk şairi olmayıp “âşık tarzında şiir yazan aydın şairler”dir. kuraklıktan yakınan Çukurova köylülerinin ricası üzerine. saz çalmaya başlar. badeli âşıklara halkımız “Hakk Âşığı” adını takmıştır.” demekle halk şairi / âşık olunmaz. Başka bir deyişle çağdaş edebiyatın şairleridir. âşık. akın. o hâlde halk şairiyim. kul. onları emre. abdal. Hakk âşıkları genellikle dinî konularda. Bunlar usta halk şairlerine çıraklık yaparak yetişmişlerdir. Bade içen âşığın dili ve parmakları çözülür. halk ozanı. hürriyetine düşkün insandır. sıkıntılarını. kahramanlık konularında ve bade içerken âşık olacağı güzel gösterilmişse. pirleri her gün saz çalan Hz. adına ne derseniz deyiniz. gürül gürül şiir söylemeye. “Ger- Â Âşık ve Âşıklık Milletinin dertlerini.1 0 30 . şahsiyetini bulmuş. nota bilgileri dolayısıyla da kolaylıkla saz çalıp beste yapabilen bu kişiler. ataları ilk saz şairi Hun Çuçu ve Oğuzların Bayat Boyu şairi Dede Korkut kabul edilen âşıkların / ozanlarının temel özellikleriyle sanat dünyamızdaki işlevleri / rolleri üzerinde kısaca durmak istiyorum. Günümüzde lisede. Gördükleri öğrenim sırasında okudukları halk şairlerinin şiirlerine bakarak onlar gibi şiir yazmaya çalışan. halk şairliği Tanrı vergisidir. baksı. Yüce Tanrı her kula bu lütfü bahşetmez. Âşık. Bir Karacaoğlan söylencesine göre. ana. sendikaların emriyle ve onların görüşleri doğrultusunda yaymaya çalışan kişi de gerçek âşık değildir. baba gibi unvanlara layık görmüştür. iyi de saz çalıyorum. Bu sebeple.NAİL TAN şık sanatının Cumhuriyet dönemindeki genel görünümüne geçmeden önce kısaca kam. çöğür şairi. Bazı halk şairleri de bade içmemiştir. Şunu çok iyi biliniz ki âşıklık çok güç bir sanattır. dede. yiğitlik. aşkla ilgili konularda şiir söylerler. ozan. üniversitede okuyup da âşık olduklarını ileri sürenlere rastlamaktayız.

nefreti. Atatürk ilkelerine ve inkılâplarına yürekten bağlı kişidir. otomobillerin onun dünyasında yeri yoktur. daima sanatı ön planda gelir. Milletimiz. Kötülüğü. Orta Asya’da olduğu gibi Selçuklu ve Osmanlı topraklarında da devam etti. siyasi partilerin. halk şairleri gibi hece vezniyle şiirler yazan şairler (Ziya Gökalp. yediden yetmişe şair bir millettir. bölücülüğü şiirleştiren kişi. milletinin sağduyusudur. âşıklık geleneğini sürdürmesine izin verdiğini çok iyi bilir. Âşık. Kaygusuz Abdal. Anonim edebiyat dalında destanlar. Âşıkların. Şiirlerini daha etkili. Büyük paraların. Hacı Bektaş Velî. Âşık / halk ozanı. kardeşliği. Sadece dinî şiirler söyleyenleri. sendikaların emriyle ve onların görüşleri doğrultusunda yaymaya çalışan kişi de gerçek âşık değildir. Ahmet Yesevî’nin hikmetleri. apartmanların. Yani. milletinin hem dertlerini hem de sevinçlerini dile getiren kişidir. Böylece. yüzyıldan itibaren ortaya koydukları çoğu din dışı şiirlerden oluşan bir âşık edebiyatı kolu ortaya çıktı. düşünen kafası. hatırda kalıcı duruma getirmek için kopuz. Türk milleti. duyan yüreği. dinleyen kulağı. ortak duygu ve düşüncelerinin derleyici ve yayıcısıdır. iyiliği.1 0 31 . düşmanlığı. Başka milletlerin çıkarları ve ideolojileri doğrultusunda çalıp söyleyenler. radyosu. âşıklar / halk ozanları sürekli seyahat ettikleri için halkın gazetesi. çöğür. Alevî.. Âşıklar / halk ozanları. Genç Kalemler’le dilde sadeleşme hareketi hızlanmış. halk ozanlarının toplumdaki eğitim ve sanat görevleri. Savaşlarda. milletinin duygu ve düşüncelerini anında şiirleştiren ve şiirlerini anında ezgiye dökebilen kişidir. hürriyetine düşkün insandır. Mehmet Emin Yurdakul gibi) Cumhuriyet Dönemi Âşık Sanatımız ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Âşıkların / halk ozanlarının 16. Kahramanlık destanlarımız. Pîr Sultan Abdal. şahsiyetini bulmuş. Bundan sonra da yetiştirecektir. Âşık / halk ozanı. bağlama eşliğinde halka ulaştırdılar. Nasihat destanlarıyla güzel ahlakı yaymaya çalıştılar. Beşikte ninniyle başlayan şiire düşkünlüğümüz. Âşık Hasan ve Âşık Şenlik gibi kahraman âşıklar yetişti. Âşık / halk ozanı. vatanına. Ancak. Kuloğlu. Çok sayıda Sünnî. Yunus Emre. gerçek âşık değildir. Milletinin dertlerini sömürerek her şeyi kötü göstermek de her şeyi iyi gösterip hayal dünyasında yaşatmak da âşığın şahsiyetine. halk şairliği öyle her kula nasip olmayacak özellikleri gerekli kılmaktadır. Bektaşî halk şairi yetişti.. Köroğlu. divan müziğine karşı halk müziğini. Âşık / halk ozanı için. bugüne kadar yukarıda saydığım özellikleri taşıyan pek çok âşık / halk şairi / ozanı yetiştirmiştir. milletine candan bağlıdır. âşık sanatı da. hadislerin anlamlarını şiirle halka anlattılar. Türküler yaktılar. televizyonu da oldular. ailesine. sevgiyi. Âşık. Âşık / halk ozanı. Aynı dönemlerde hem dinî hem de din dışı şiirler söyleyen âşıklar / halk ozanları da görüldü. Ayetlerin. Dadaloğlu. Âşık Şenlik’i bir ordu kadar güçlü ve etkili görmüştü. âşık / halk ozanı olamaz. beste kabiliyeti yüksek bir sanatçıdır. sanatına ters düşer. söyleyen dili”dir. Cumhuriyet idaresine. Hatayî. 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda Millî Edebiyat dönemine girilmişti. Kul Nesimî ve Hacı Bayram Velî’yle Anadolu’ya. Balkanlara yayıldı. ordunun moralini diri tutmak için halk şairlerinden yararlanıldı. Arapça ve Farsçaya karşı Türkçeyi. derneklerin. Cumhuriyet idaresinin getirdiği hürriyet ve huzurun. milletinin “gören gözü. ıklığ. mesnevilere karşı halk hikâyelerini yaratıp yaşattılar. halk hikâyeleri anlattılar. işlevleri. sıkıntılarını. Görülüyor ki âşıklık. Milletinin dertlerini. Aynı dönemde. Türk tekke edebiyatını yarattılar. Sadece kendilerine halk şairi süsü veren slogan / rejim şairleri vardır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde halk şairleri yetişmesinin sebebi ise halkın nispeten hür bir hava içinde bulunması. millî birliği şiirleştiren kişidir. ölüm olayından sonra şiirli bir mezar taşıyla noktalanmaktadır. Diğer rejimlerde âşık da yoktur. onlar sayesinde günümüze ulaştı. Yani doğaçlaması kuvvetli. Rus işgali altındaki Kars’ta Ermeni asıllı Rus Generali. divan edebiyatının karşısında bu iki edebiyat dalında sade Türkçeyle şiirler söylediler. orduda halk şairlerine önem verilmesidir.çek halk şairinin / âşığının özellikleri nelerdir?” diye sorarsanız şu cevabı veririm: Âşık / halk ozanı.

Bu bayramlar içinde. Müslüm Sümbül (1940-). İhsan Ozanoğlu (1907-1981) ve Bayburtlu Hicranî (1906-1970) gibi. 1932 yılından sonra da Halkevlerinin itibar ettiği sanatçılar oldular. Emin Yurdakul gibi) halk şairlerine özendiler. Murat Çobanoğlu (1940-2005). Orhan Seyfi Orhon) hatta Yedi Meşaleciler halk şairlerini örnek aldılar. Hüseyin Çırakman (1930-). Yaşar Reyhanî (1932-2006). Talibî Coşkun (1898-1976). Âşık Veysel. Şemsî (1872-1968). Bayramın başarısı. Eminî Düştü (1943-). Zaralı Halil (1906-1964). Kul Sabri (1851-1931). Hüznî (1879-1936). Bu bayram. Hecenin Beş Şairi (Faruk Nafiz Çamlıbel. Alevî-Bektaşî ozanlar ise Hacı Bektaş’ı anma törenleriyle Alevî-Bektaşî ulularını. adlarını tapşırdılar. Zefil Necmi (1870-1933). çırakları izledi.12 Eylül 1980 Harekâtı’na kadar. Mihnetî (1929-). halkçı şiir anlayışını başlattılar. Çoğu rahmetli olmuş. âşıklar bayramları ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . 5 Kasım 1931 tarihinde başlamak üzere üç gün süren bir Halk Şairleri Bayramı düzenledi. Onları. Ahmet Kutsi Tecer ve Rıza Tevfik Bölükbaşı gibi bazı şairler de koşmalar yazıp son dörtlükte soyadlarını. Kemalî Bülbül (1928-). Hüdaî (1940-2001). sade dil. öğrenciler. Cemal Hoca (1884-1957). Derdiçok (1871-1936). Cumhuriyet’in ilk yıllarında. Nesimî Çimen (1931-1993). Türk yenilik şiiri şairleri de (M. Yusuf Ziya Ortaç. ünlenmiş veya ünlenme yolunda yürüyen âşıklar / halk ozanları vardı. Şeref Taşlıova (1938-). Rahmanî (1942-1993). Ankaralı Âşık Ömer mahlasıyla şiirler yazdı. Kul Semaî (1931-). Sıtkı Pervâne (1863-1928). Mevlüt İhsanî (1928-). Cumhuriyet döneminde doğmuş. âşıkların bir bölümü ekmek parası için ideolojik derneklerin ve aşırı uçlardaki partilerin güdümünde hareket ediyorlardı. Bu güçlü âşıkların çırakları. Atatürk İnkılâplarını anlattılar. Âşıklar da diğer sanatçılar. Kul Ahmet (1932-1997). yetişmişti. Mahzunî Şerif (1943-2002). Behçet Kemal Çağlar. Yorgansız Hakkı (1898-1964). Halil Karabulut (1926-). Abdulvahap Kocaman (1934-2005). Dursun Cevlanî (19001975). Hasan Devranî (1928-1993). günümüzde ustalarının izinde yürüyorlar. Metinî (1930-1996). Bardızlı Nihanî (1885-1967). âşık edebiyatımızda bir dönüm noktası oldu. İbretî (1920-1976). Âşık Veysel (1894-1973). sayıları yüzü bulan bu güçlü âşıklardan bir bölümünün adlarını saymakla yetineceğim: Davut Sularî (19251985). Şavşatlı Deryamî (1926-1987). 1966 yılından itibaren düzenlenmeye başlayan Konya Âşıklar Bayramı birçok âşığın ünlenmesine yardımcı oldu. erenlerini anma toplantılarında. Konyalı Âşık Mehmet (1879-1950). Derdimend (1894-1980). Ali İzzet Özkan (1902-1981). Feymanî (1942-). Enis Behiç Koryürek.1 0 32 . Baba Salim (1887-1956). sonraki yıllarda birçok ilde bu adla halk şairleri / halk ozanları / âşıklar bayramlarının / şenliklerinin düzenlenmesine yol açtı. cemlerde sanatlarını icra fırsatı buldular. Daimî (1932-1983). Sefil Selimî (1933-2003). Emsalî (1900-1978). Altunhisarlı Kemalî Baba (1859-1926). Posoflu Müdamî (1915-1968). Memleketçi. Âşık Süleyman bu bayram sayesinde adlarını duyurup üne kavuştular. Halit Fahri Ozansoy. Yusufelili Huzurî (1886-1951). Karamanlı Gufrânî (1864-1926). Âşıklar / saz şairleri 1931 yılına kadar Türk Ocakları. şiirleriyle Cumhuriyet’in erdemlerini. Hasretî (1929-2000). Sivas’ta Ahmet Kutsi Tecer ve Muzaffer Sarısözen’in öncülüğünde 1931 yılı yazında kurulan Halk Şairlerini Koruma Derneği. Talibî Coşkun. Ne yazık ki. Posoflu Zülalî (1873-1959). Ferrahî (1934-1969). Osmanlı döneminde doğmuş. Ruhanî (1931-). İlhami Demir (19321987). Orhan Şaik Gökyay. Yusufelili Zuhurî (1887-1949). Noksanî (1899-1972). Halka. Âşık Hüseyin (1884-1950). hece vezni ile vatan-millet-bayrak sevgisi şiirimize hâkim oldu. Meslekî (1858-1930). memurlar gibi sağcı ve solcu diye ikiye bölünmüşlerdi.

Elbette. ‘70’li yıllarda sol görüşlü âşıklarla görüşmemiz âdeta yasaklanmıştı. Hâlâ. Ancak. 5-7 Kasım 1979 tarihinde Ankara’da düzenlenen “Türkiye Halk Ozanları Semineri’nde iki grup âşık arasında kavga çıktı. Festivallere maddi destek yönetmeliği yürürlüğe konuldu. devlet opera ve balesi sanatçıları gibi yüksek maaşa kavuştular. iki müdür kadrosu dışında sanatçı kadrolarının Maliye Bakanlığından alınması konusunda ciddi bir girişimde bulunulmadı. vakıf veya dernek çatısı altında toplanamamaları. Sanatını ideolojiye. Tasavvuf Müziği Koro ve Toplulukları kuruldu. öğrenciler. her sanatçı gibi âşığın / halk ozanının da bir siyasi görüşü. Aradaki duvar alçaldı. koruması dışında sadece âşıklarla Karagöz-kukla sanatçıları kalmıştı. Katılım rekoru geçen yıl Kars’ta Âşık Çobanoğlu Âşıklar Şöleni’nde 218 âşıkla kırılmıştır. âşıkların bir federasyon. siyasete kurban eden âşıkların / halk ozanlarının soluğu uzun olmayacak. ideolojik düşüncesi olacaktır. 1993 yılında da Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü Devlet Halk Ozanları Topluluğunun kurulması için gerekli Bakanlar Kurulu kararlarının alınmasını sağladı. devletten isteklerini küçük. Sorunlarını birlikte görüşüp çözüm bulamadılar. 1983. Yine de âşıklar arasındaki gruplaşma aşılamadı. daima sorun yarattı. 1990 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla âşıklar ve diğer sanatçılar üzerindeki ideolojik baskı zayıfladı. bütünleştiremedi. Millî Folklor Enstitüsü / Millî Folklor Araştırma Dairesinde göreve başladığım 1970 ve sonraki yıllarda. Türk Halk Müziği. Çünkü HAGEM’in başına halk ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . dil zenginliğinden uzaklaşma tehlikesiyle daima karşı karşıya kalacaktır. edebiyat tarihinde ya yerleri bulunmayacak ya da birkaç satırla geçiştirileceklerdir. Ancak. 1938 Bayburt Halk Şairleri Bayramı. Ancak. Sivas Halk Şairleri Bayramı. 1979’dan beri aralıklarla düzenlenen Erzurum Âşıklar Şenliği. memurlar gibi sağcı ve solcu diye ikiye bölünmüşlerdi. Telif hakları birlikleri kuruldu. Âşık / halk ozanı yine düşünce silahı olarak kullanılmak istendi. SSK Kanununda iki defa değişiklik yapılarak binlerce sanatçının emekli edilmesi sağlandı. İstanbul’da 1975 yılında kurulan İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu ile Devlet Halk Dansları Topluluğu sanatçılarını geçici işçi kadrosundan kurtarıp sanatçı kadrolarına kavuşturduk. devlet tiyatroları. Mesut Yılmaz’ın Kültür Bakanlığı döneminde (1986-1987) Konya Âşıklar Bayramı ve Mevlânâ’yı Anma Törenleri Konya Kültür ve Turizm Derneğinden alındı. bu durumda âşık / halk ozanı sanatını sloganlaştırma. Böylece Türk Müziği ve Halk Oyunları Sanatçıları senfoni orkestrası. 12 Eylül 1980 Harekâtı’na kadar. Bir araya getirme çabalarım hep sonuçsuz kalıyordu. Çünkü bakanlar ve üst düzey yöneticiler de bir görüşü benimseyip bize baskı yapıyorlardı. estetik değerlerden. 12 Eylül 1980 Harekâtı’ndan sonra âşıklar ve diğer sanatçılar arasındaki ideolojik kutuplaşma zayıfladı. 19781979 Ecevit Hükümeti döneminde ise tersi oldu. o kadar. Sinema ve Müzik Eserleri Kanunu kabul edildi.1 0 33 . cılız örgütler vasıtasıyla ifade etmeleri. Devlet desteği. Sivas Halk Şairleri Bayramı ile yine 2007 Bursa Türkiye Âşıklar Bayramı bu konudaki en önemli düzenlemelerdir. 1964 II. Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünün bu atılımından cesaret alarak önce Halk Kültürünü Araştırma Dairesi 1990 yılında Devlet Geleneksel Türk Tiyatrosu Topluluğunun kurulması.1970’li yıllar sonrası başlayan sağ-sol bölünmesini. 1984 ve 1986 Kayseri Âşıklar Şöleni. Her sanat dalına devlet desteği geldi. Millî Güvenlik Konseyi ve bakanlar. Murtaza Yalçın. eski kırgınlıklar devam etmekteydi. Eminî Düştü. 2007 III. aradaki buzları biraz erittiyse de tam başarıya ulaşamadı. Özel Tiyatrolara Yardım Yönetmeliği çıktı. âşıkların bir bölümü ekmek parası için ideolojik derneklerin ve aşırı uçlardaki partilerin güdümünde hareket ediyorlardı. Âşıklar / halk ozanları arasındaki uygarca ilişkiler başladı derken bu kez de âşıklar / halk ozanları ve diğer sanatçılar etnik milliyetçilik ve mezhep-tarikat baskısıyla karşılaştılar. Âşıklar da diğer sanatçılar. Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünde Genel Müdür Yardımcılığı yaptığım 1984-1988 yılları ile daha sonraki yıllarda Bakanlıkta Klasik Türk Müziği. Çoban Hüseyin ve Tahir Kutsi Makal’ın âşıkları birleştirme çabaları. genellikle ayrım yapmadan bütün sanatçıları desteklemek istediler. Maliye Bakanlığına yazı göndermekle yetinildi.

sağ-sol ayrımı yapmadan Başbakanın. ilkesi gereği sanatçıları yönlendirmeye çalışırlar. ağzı dili olursa bu sanat yaşar. âşık sanatı da ortadan kalkar. söze iyi ezgi döşenmedikçe âşık sanatı ayakta kalamaz. Alevî-Sünnî. Âşıklar / halk ozanları festival. acılarını. Halkın diline düşmüş bir beste. ancak sosyalist ülkelerde vardır. halkın dertlerini. Ankara. yüreği. Belediyeler. tiyatro faaliyetleri ve filmler için proje desteği yaparak sanat çalışmalarından ulusun her bireyinin yararlanmasını sağlar. İzmit. sanat güçleri oranında örgütlenemiyorlar. destanlarını. bir âşık sahneye çıktığında. Bakanın karşısına çıkamıyorlar. Bursa ve Antalya’ya yerleştiler. kültür merkezi yapımı ve pahalı orkestra bale. övgü ve güzelleme veya kaba atışmayla âşık sanatı yaşatılamaz. Âşık. Böyle bir durum. Günümüzde Türkiye. Sivaslı âşıklar kolay ulaşım ve ekmek parası dolayısıyla İstanbul. anma töreni sanatçısı oldular. parti) bir sanat etkinliği düzenlediklerinde. ancak halkın beyni. sevinçlerini dile getirme işlevidir. Kültür ve Turizm Bakanlığının 3000 civarında sanatçısı olacak ama 30 âşığa / halk ozanına. opera. çok iyi bilinen sanat ilkeleridir. Çünkü çağdaş şairler ve âşık deyişlerini söyleyen halk müziği icracıları onların yerlerini ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . âşığın bir yıllık giderlerini rahatlıkla karşılayacaktır. sevinçlerini dile getirmelidir. Mahzunî Şerif gibi) hiçbir zaman aç kalmaz. ancak özgür ortamlarda gelişeceği. aynı yıllarda Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğüne bağlı olarak kurulsaydı. Erzurum ve Kayseri’de kaldı. Sazı sözü kuvvetli. âşığı ayrılmıştır. Kültür mevzuatının taraması 2006 yılında yapılmış. vergi indirimi. halk onun neler söyleyeceğini çok iyi bilmektedir. duygu ve düşüncelerini ifadeden gittikçe uzaklaşmaktadırlar. sazını sözünü kullanmaktadır. bu konuya önem vermeli. Âşık. Sadece. Çünkü bu iki gruptaki sanatçılar. sanatın en büyük destekçisi âşık kahveleri ancak Kars.bilimi dışından yöneticiler getirilmişti. Türk milleti. Bugünkü âşıkların en önemli eksikliği. Günümüzde TRT’nin 425 sanatçısının Kültür ve Turizm Bakanlığına devri için hazırlık yapılmakta. ozan ne derseniz deyiniz. 10 geleneksel tiyatro sanatçısına hiçbir zaman kadro verilmeyecek. AB’ye üye olma konumunda bir ülkedir. saz şairi. Daima biletli müşteri bulur. halkın dili olmuş âşıklar / halk ozanları (Âşık Veysel. bu görevini. sivil toplum kuruluşları sanat etkinliklerini düzenlerler. Davut Sularî. Bu açıdan. belediye. Âşık Daimî. Bu iki topluluk. AB ülkelerinde sanat toplulukları bağımsız hareket ederler. güzel saz çalmalarına rağmen türkü yakma yeteneklerinin zayıflığıdır. özel idareler. Kısacası. böylece de âşık sanatı ciddi bir darbe yemiştir. Bu işlev kaybolunca. Yakın dönemde âşıklarımız. O da halkın. Âşık Şeref Taşlıova ile Murat Çobanoğlu Sivas Devlet Türk Halk Müziği Korosuna sanatçı olarak atandılar. Bakanla birlikte görevden ayrılacaklarını biliyorlardı. Türkiye’de âşıklar. çoktan faaliyete geçmiş olacaktı. vali. sanat ordusu hemen dikkati çekmiştir. halkı var oldukça âşık sanatı yaşayacaktır. âşık sanatı bu işlevini yerine getirmezse biliniz ki “âşık sanatı” ölecektir. halk müziğini yaşatma işlevi vardı. Nitekim 1990 yılında Bakan Namık Kemal Zeybek’in isabetli bir kararı üzerine. Âşık. Türkiye’de siyasi kuruluşlar (bakanlık. Günümüzde de bu sanatın hâlâ bir işlevi vardır. Her siyasal görüşün şarkıcısı. Düğünlerde halk hikâyesi anlatma geleneği bitti. rekabet ortamının sanatçıların çabalarını artıracağı. Geçmişte bu sanatın Türk dilini. İzmir.1 0 34 . kendilerine para ödeyen bakan. AB’ye girmek istiyorsak böyle. ailesini geçindirmek için mecburen belediye başkanlarının huyuna suyuna göre. Devlet. Beste olmadıkça. Sanatın. gözü kulağı. Kurultay’ın ortak sorunları dile getirici bir sonuca ulaşmasını yürekten temenni ediyorum. türkücüsü. Âşık Veysel. Davut Sularî ve Mahzunî Şerif’in mirasçıları bile. belediye başkanı ve diğer siyasileri övmek için saz ve sözlerini kullanma mecburiyetinde kalmışlar. Âşık Daimî. Günümüzde en çok âşıklar şöleni düzenleyen kuruluşlar. Çorumlu. “parayı veren son sözü söyler”. Bugün. Âşıklar. artık devlete bağlı bir Halk Ozanları Topluluğu kurulması gereksizdir. Günümüzde. halkın dertlerini. gerekirse ders almalıdır. bugün telif gelirinden pay alıp darlık çekmeden yaşayabilmektedirler. devlete bağlı bu çok sayıdaki sanat topluluğu. Bu da sanatı zayıflatmaktadır. Karslı. Oysa âşık. siyasetin kuşattığı belediyelerdir. acıla- rını. Özellikle Erzurumlu.

halkın dertlerini. çöğür. kudüm çalmaya çalışırken. Altınızda cipiniz. yüzyıla girerken bizi anadilimizden yoksun bırakmadın. memurları. Acem müziğinin peşine düşüp şarkı. Oysa Veysel. iri olun. markalı otomobiliniz olmadığından gittiğiniz yerde çamurlu ayakkabılarınızla mermerleri. memurları. Kültür ve Turizm Bakanlığının halk müziği derlemelerinde ilk başvurulan kaynak oldun. Arap ve Acem’in edebî türlerini alırken. Yılbaşı. Türkçe konuştun. yüzyılda. Selçuklu-Osmanlı devlet katında (Sultan Abdülaziz dışında) ve divan şairleri nezdinde daima horlandın. Zülfü Livaneli gibi… Sen ki. ilgisiz kalanlara aldırmayıp sanatını sürdürdün. Türk milletine dilini armağan ettin. Selçuklu-Osmanlı yöneticileri. yani Âşıklara Hitabımdır arabeskçilere “Devlet Sanatçılığı” unvanı verilir. öz müziğini. türkülerinle milletimize daima hoşgörüyü. Sen ki. Sen ki. sorunlarınızı dile getirirken lütfen bir yana bırakınız. Halkın uzattığı kuru ekmeği. halk hikâyelerin anlattın. ud. kaval. gazel. ney. Türk milletine öz müziğini de armağan ettin. smokininiz yok. sıkıntılarını söylediği. kısacası. ozanlar. sazı sözü çekilmez insanlar olarak görüldün. kaside söylemeye. Davul zurnayla neşelendin. türküler yaktın. devleti tenkit ettiği için sevilmiyor. sol elle yemek yemeyi bilmezsiniz. yüzyıllar boyunca sana hor bakanlara. askeri yüreklendirmek amacıyla hatırlandın. doğruluğu dürüstlüğü. Viski içmeyi. Sen ki. Konservatuvarların. ama sana diğer sanatçılara verilen hakları vermezler. Yeniçeri saz şairleri bu sayede biraz itibar gördüler. Çileni çekeceksin! İçinizden biri. pasta niyetine yiyeceksin. divan edebiyatı şairleri. başbakan olup kaderinizi değiştirecek değil ya? Âşıklar. 21. Atan Dede Korkut’un. Onların değerlerini.. bayrağa bağlılığı. Sana verilmez. diğer sanatçılara tanınan haklardan bunun için yararlanamıyor. yüzyıla girerken bizi türkülerimizden yoksun bırakmadın. aydınları. Binlerce ciltlik eser ortaya koydun. İran mesnevilerini tekrarlarken. bilginleri. elde ettiği imkânları bir düşün! Bana hak vereceksin! Sen ki. Sadece ordu sefere çıktığı zaman. hiç kimseden çekinmeden dile getiriniz. 20. kanun. daima bir olun. Türkçe şiirler söyledin. Edebiyatımızın temellerini attın. millete. en değersiz müzik olan “arabesk”in de tuzağına düşmedin. 1998 yılında Veysel’in hatırına Köşk’e çıktınız ama yanınızda diğer sanatçı grupları yoktu. insan ve tabiat sevgisini.. yüzyıla girerken bu durum ne kadar değişti dersin? Gene sanatçı sıralamasında en sondasın.alacaklardır. Hoca Ahmet Yesevî’nin şiir geleneğini sürdürdün. Sizin işiniz kesat dostlar! Çünkü papyon kravatınız yok. Söylediklerine burun kıvrıldı. bilginleri. Hacı Bektaş Velî’nin dediği gibi. Kaba saba köylü. Aranızdaki görüş farkını. lütfen sorunlarınızı. halk edebiyatını.1 0 35 . Onlar da sizin gibi öksüz/yetim sanatçılar. santur. Gene aynı şeyi yapacaksın! Âşık / halk şairi / ozanı çile adamıdır. diri olun!■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . vatana. âşık / halk ozanı. şiirlerinle. en kalitesiz. Ülkemizdeki en kötü müziğin temsillerine. Türk milletine anadilini. ıklığ çaldın. 1993 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla kurulması öngörülen “Devlet Halk Ozanları Topluluğu”nun kadroları bir türlü çıkmaz. hakaret eden. Arif Sağ. Sen halktan gördüğün sevgi ve saygıyla yetineceksin. bakan. Türk milletine atalarından gelen insani değerleri ve güzel ahlakı da armağan ettin. sanatseverleri Arap ve Acemlerin peşine düşüp onların dillerinde şiir yazmaya çalışırken. kültürel kimliğinin önemli bir bölümünü armağan ettin. Fransızca kelimeler kullanıp entel görünemezsiniz. sanatseverleri Arap. bağlama. Onların saygınlığına ortak olamazsın. Yanılıyorsun dostum! Türkiye’de devleti değil tenkit. güzel ahlakını. Türk milletinin sanatçısıydı. Cumhuriyet davetlerine çağrılmazsın. Teselli için söylüyorum. lavta. sevinçlerini söylemeye devam edeceksin. haksızlığa karşı çıkmayı ve hak aramayı öğrettin. 1990 yılından beri 10 Karagöz ve kukla sanatçı kadrosu da tahsis edilmedi. Bütün sanat kuruluşlarına kadro dağıtılır. Musa Eroğlu. İçinizden bazıları diyecekler ki. İngilizce. aydınları. Türk milletine destanlarını. Sen ki. halıları kirletirsiniz. 21. TRT’nin. Sen ki. Selçuklu-Osmanlı yöneticileri. acılarını. yazarlara bir göz at! Onların gördüğü itibarı. 21. bu yüzden hapishanelere düşen sanatçılara. destanlarını.

musiki sanatının da ulaşılması zor olan bir zirveyi simgeler. Türkülerde dile gelen hikmet ve atasözleri kıvamındaki sözleri ezgi eşliğinde dinlerken. doğanın getirdiği karşı konulmaz felaketlerde yaşanan faciaların dile gelişine tanık oldum. arılığı. Uzun zaman bunun sebeplerini araştırdım. Türkülerin bir toplumu sarmaktaki gücü ve becerisi. Medeniyetimizin üstün yanını sergileyen türküler. İçtenliği halktan yana olduğu için de haktan yana olmuştur. kendi kendime sordum? Yıllar sonra türkülerdeki cazibenin veya sihrin ne olduğunu kavramaya başladım. Dili saf ve yapmacıksızdır. doğallığı ondandır türkülerin.1 0 . içtendir ve berraktır. Hatta bireysel bir aşk yüzünden kanayan bir kalbin acısını paylaşan toplumun iniltisini duyabildim. Dolambaçlı ve kaypak değildir. aynı kaderi paylaşmış insanların geçmişten gelip geleceğe yönelen akışının terennümü olduğunu anladım. Çünkü halk saf ve yapmacıksızdır. Damıtı- Türküleri bu denli özel kılan ve bütün bir toplumu sımsıcak duygularla saran gücünün başında. Bu türkülerde ne gibi bir sihir veya cazibe var diye. kendimi her zaman bir bilge kişinin karşısında gibi hissederim. Doğrudur. içindeki sözlerin toplumun ortak duygu ve düşünceleri ile dünya görüşünü yansıtmasından kaynaklanıyor olmasında aranmalıdır. hiç kuşkusuz ezgilere döşenmiş olan sözleridir. yaşanan ıstıraplara sahip çıkan toplumun dili olmuş türküler. sadece özlü söz hazineleri olmakla kalmayıp. Türkülerde. Kısacası beşerî duygulara. Toplumun yaşadığı maceranın destanı olduğunu hissettim. folklorumuzun en zengin kurumlarından birini oluşturduğu bir gerçektir. Türkülerin. Yalınlığı.SUPHİ SAATÇİ alk edebiyatımızın beslediği türkülerin. duruluğu. 36 H ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Sanki deneyimli birinin öğütlerini dinliyormuşum gibi gelir bana.

bitmeyen gecelerde sırdaştır türküler… Baharda bülbül. ana gibi sımsıcak yüreği apaktır türküler… Astığım bayrak. ruh. Bu sebepledir ki türküler. yerli buralıdır türküler… Göklerde bayrak. maddî nitelikteki toprağa anlam. yaşama sevinci katmıştır. ipek kuşaktır türküler… Sevdanın dili. toprağımın her bir karışıdır türküler…■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . bastığım toprak. Oğlunun yolunu gözleyen anaya tesellidir türküler… Özlenen sevgili. bakış ve inanışlarını perçinleştirmiştir. Onun için ne zaman türkülerden söz açılsa. Türkülerin gücünü. ananın aşı. lale ile sümbül yahut güldür türküler… Tarlada başak. Sonra usulce dağıtır efkârımızı… Kısacası. Yalan dolan bilmeyen türküler. Her zaman yine ifade etmek isterim: Bunca yıl Kerkük’ü. asaletini ve has şiirlerden bile üstün olan yanını ne kadar güzel anlatmış Eyüboğlu… Türküleri bu denli özel kılan ve bütün bir toplumu sımsıcak duygularla saran gücünün başında. onların yaşadıkları dramları düşünür. süzüle süzüle ve durula durula kristal saflığında ve şairlere meydan okurcasına sözün özü hâline gelmiştir. Simgeleşen türküler.la damıtıla. vatanın nüfus cüzdanı ve kimlik kart gibidir. Hüzünle tatlandırır sevincimizi. yaşanan tarihin ajandası türkülerdedir daim. sıcaklık. Türkülerin bir toplumu sarmaktaki gücü ve becerisi. çektikleri acıları ve iniltileri duyar. bellerde gümüş kemer. yârimizi. Bazen bir kor gibi ortaya çıkarır küllenen aşkımızı. aynı topluluğu birbirine bir harç gibi tutturmuştur. ananın niyazıdır türküler… Dağların maralı. Türkü artık salt duygu ve mesaj olmuştur adeta. özlenen sevgilidir türküler… Sözleri irfan. en kestirme yoldan tanıtmıştır Türkiye’ye: Altun hızmav mülayim Seni haktan dileyim Yaz günü Temmuz tabax Sen terle men sileyim Gün gördüm günler gördüm Seni gördüm şad oldum Bu türkü duyulduğu zaman. Irak Türkmenlerini anlatmaya ve tanıtmaya çalıştım. Ortak hayatın. hiç kuşkusuz ezgilere döşenmiş olan sözleridir. aynı toplumun musiki görgüsünü ve anlayışını belirli bir ezgi kalıbı içinde kazandığı kıvamı bulması ile türküler. Coğrafyasının aynası ve zaman zaman haritasıdır türküler. onun gül yüzü ve sıcak elidir türküler… Uzun yolda arkadaş. o toplumunun ortak malı ve millî mirası hâline gelmiştir. Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun şu mısraları gelir aklıma: Şairim Zifir ikaranlıkta gelse şiirin hası Ayak seslerinden tanırım Ne zaman bir köy türküsü duysam Şairliğimden utanırım. yattığım yataktır türküler… Mehmetçiğin savaşı. Bir türkünün verdiği mesaj. Yaşanan macera. Coğrafyayı vatana dönüştüren türküler. dedenin musalla taşıdır türküler… Aşığın avazı.1 0 37 . Coğrafyayla bütünleşen türküler. yurdumun barışı. gezdiği vatan. aşkın çıkmazı. kendi toplumunun kimliğini ifade eder. ortak maceranın ve ortak kaderin ürünü olmuştur türkü. bazen bir ananın sıcaklığı gibi sarar içimizi. Söylenen bir türkü beni en kısa. gurbette yoldaş. içindeki sözlerin toplumun ortak duygu ve düşünceleri ile dünya görüşünü yansıtmasından kaynaklanıyor olmasında aranmalıdır. uzandığı menzil. Vatan onda dillenmiştir gayrı. inanç. Birkaç kez söyledim ve anlattım. Böylece toplumun kimliği ve aynası olmuştur. her okunuşta belli bir bölgeyi. sınırların ötesine geçen gücü ile bir anda milyonların kalbine doğru yöneliyor ve yüreklere oturabiliyor. Bu yüzden kimi türküler. Ben de kimliğimi türkülerde buldum doğrusu. herkes Kerkük’ü. Türkmeneli’ni ve Irak Türkmenlerini hatırlar. kalbi yaralı. Daha sonra bu sözlerin. topluluğu ve halkı çağrıştırır. Aynı coğrafya parçası üzerinde yaşayan insanların ortak duyuş. yol gösteren insandır türküler… Bebenin beşiği. güzelin nazı. duygu. ancak itiraf etmeliyim ki bir türkü kadar başarılı olamadım.

Tanpınar bir Anadolu fotoğrafı çizer bize ve biz o fotoğrafa bakarak Anadolu’yu daha iyi anlama imkânı buluruz. Bu bakımdan duygusallığının yanında aynı zamanda son derece gerçekçi metinler olarak karşımıza çıkarlar. benim türkülerin gizli dünyasına girebilmemde bana imkân sağlayan. Böyle olduk- N ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Şehir.1 0 38 . Bu yazılardan ilki. ortak hikâyesine dönüşmüşlerdir. doğallığıyla. Şüphesiz. Konya’yı anlatırken Anadolu’yu tanıma ve anlama imkânlarına bir unsur daha ilave eder. içtenliğiyle ilgilidir. İstanbul ve Konya) anlatır bu kitabında… Yazılış gerekçesini de “onların arkasında kendi insanımızı ve hayatımızı. Sonuçta. çeşitli insan ve tabiat manzaralarından ve musikiden hareket eder. Tanpınar. Başlangıçta onları belki bir kişi söylemiştir ama zamanla anonimleşmişler ve böylece halkın ortak diline. Mesela şiir. türkülerin bize böylesi zengin bir imkânı sunması. musikiye dönüşmüş şekilleridir. Bu yüzden öylesine yalın ve içtendirler. Bu yüzden onları da türküler kadar sever ve önemli bulurum. tiyatro dramatize ederek. Ama yürek diliyle yapılır bu anlatım. bu şehirleri anlatırken onların mimari yapılarından. Zaman içinde yeni söz ve beste imkânlarıyla yaşamaya devam ederler. Çünkü türküler hayatın içinden doğarlar. Erzurum. taş toprak gerçekliğinin ötesine geçer. başka hiçbir edebî türde böylesine gerçekçi değildir. türkülerden bahseden müstakil bir yazı değil. onun için bu manada büyük bir zenginliktir. türkülerimizdir. Tanpınar. Anadolu’yu tanımanın önemli bir malzemesi hâline gelmektedir. hayat tarzını. vatanın manevi çehresi olan kültürümüzü görmek” şeklinde açıklar. gerçeğin sınırları dışına çıkarabilir. Olanı. Anadolu topraklarında kurduğumuz kültür ve medeniyet yapımızın şifrelerini barındıran eserlerdir. keder. hiçbir zaman eskimezler.insanı müspet ve menfi tüm özellikleriyle tanımanın neredeyse tek imkânıdır türküler. Dahası. Ankara. Der ki: “Bu türküleri dinlerken içimde Konya birdenbire canlanır. yol gösteren. “Ben Orta Anadolu türkülerini o gurbet. Her biri kendi dilince bir toplumun dünya görüşünü. Bu unsur. Onlarda ne söyleyenin sanat endişesi ne dinleyenin estetik haz duyma arzusu vardır. Olayların söze. onu Anadolu’nun ve Anadolu insanının gerçekleriyle yüz yüze getirir. bizim için büyük bir daha geniş bir anlam coğrafyasının öznesi. Konya. “Beş Şehir”1de Konya ile ilgili bölümde yer alan birkaç paragraflık kısım… Bilindiği gibi Tanpınar. bütün bunlardan sonra şöyle demekten kendini alamaz: “Anadolu’nun romanını yazmak isteyenler ona mutlaka bu türkülerden gitmelidirler.” Bu canlanmayla Konya’yı hem tarihî geçmişiyle hem de bugünkü hayatıyla kavrama imkânı bulur.” demekten kendini alamaz." e zaman bir türkü dinlesem doğal olarak aklıma bende türkü sevgisi uyandıran şu iki yazı ve üç şiir gelir: Zira bunlar. türküler. Tanpınar. Bu durum. Tanpınar’a ait bir metin. onları sevmemde olumlu etki yapan metinler oldu. türlü ten yorgunluğu ve iç darlığı dolu acı dert kervanlarını bu şehirde tanıdım. Ama bu.”hayatımın tesadüfleri” dediği beş şehri (Bursa. insan ve toplum yapısını anlatmaktadır..MUSTAFA ÖZÇELİK ". Zira bütün bunlar. onların öncelikle.. olduğu gibi yansıtırlar. Konya’da bulunduğu günlerde Konya Hapishanesinin kadınlar koğuşundan yükselen türkü sesleri.” Tanpınar’ın bu yorumlarını okuduktan sonra. ele aldığı insanı idealize ederek.

tiyatrosunu yazacaksak türküler elimizin altında duran en önemli kaynaklardır. Ama türkülerde sadece bunlar yoktur.“sözleriyle belirtir. nedir.” Dolayısıyla insanı müspet ve menfi tüm özellikleriyle tanımanın neredeyse tek imkânıdır türküler. Türk Yurdu dergisinin Nisan 1959 tarihli 2. Mesela konu Yemen mi? Şair doğal olarak şöyle diyecektir. ulvi. Yazar bunu “İnce. Ama türkülerde durum böyle değildir. Önce. coğrafyada doğmuşlarsa oranın tabiatına. Zira hatırasız.. 2.” Eyüboğlu da türkülerin anonimliğini onların bir özelliği. ne yazanı Altlarında imza yok ama…” İşte bu “ama”dan sonrasında söylediği şu mısra türkülerin asıl gizemini fısıldamaktadır bize! “İçlerinde yürek var. sansürsüz. Yazının daha ilk cümleleri. pek çok kişi için de öyledirBedri Rahmi Eyüboğlu’nun “Türküler Dolusu”3 başlıklı şiiridir. sevdasız ve yalnız kalırız” diyen yazar. öğrenmek gerekir. şiirin hasıdır. köy türküleri Ne düzeni belli. ciğerimize kadar işler. nasılsak öyledir türküler. onlardan sormak. gidip gelmeyeni Ben türkülerden aldım haberi. Bunu da şöyle açıklar yazar: “Türkülerde ve şarkılarda şiir var. Bu yüzden şöyle der şair: “Ne zaman bir köy türküsü duysam Şairliğimden utanırım Şairim Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim Onlarla ağlamış.ları için de hangi toprakta. Türkülerde memleketimiz vardır. Mesela şiir. şairliğinden utandıran özellik… Sahiciliği.. gerçeğin sınırları dışına çıkarabilir. Bu demektir ki. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .1 0 39 . Yalansız. İnsan var. Anadolu’yu ve Anadolu insanını tanımak istiyorsak. “Kitaplarda değil. afif taraflarıyla insan var. bölgede. bunun gerekçesini de şöyle açıklar. “ Türküler bitip tükenirse hatırasız. töreler var. türküler biz olduğumuz için vardırlar. türkülerde şairi. yaşama kuralları var. Dahası. şefkatli ve avare taraflarıyla insan var. Bu yüzden Tanpınar’a katılmamak mümkün değil. hayat tarzına. Burada “nasıl” meselesini daha iyi anlayabilmek için yazının devamına da bakmalıyız. türkülerde ara Yemen’i Öleni. Onların içine insan kokusu sinmiştir. sayısında yayımlanan ve daha sonra yazarın “Dostluk Üzerine”2 kitabına da alınan “Türkülere merhaba” başlıklı yazı da türkü güzelliğinde ve içtenliğinde bir metindir.. ele aldığı insanı idealize ederek. Millet var. yüce. Türküler konusunda beni etkileyen şiirlere gelince… Bunlardan ilki -eminim bu. güzelliği ve zenginliği olarak görür: “Ah bu türküler. yaşanan olaylarına ve olayların kahramanlarına ayna tutarlar.” Sözün burasında Tanpınar’ın cümlesini bir daha hatırlamak gerekir. hikmet var. gerçekçi bir portreyle sunulur. gelenekler var. bu alıntının başında söylenen ve türküsüz kalmanın “hatırasız. Bende türkü sevgisini onulmaz bir sevdaya dönüştüren ikinci yazı ise Fethi Gemuhluoğlu’na aittir. hayatımızı.” 4. ana sütü gibi candan” olmaları… Bu yüzden Eyüboğlu’na göre de tarihimizi. Yazar. riyasız… 3. tiyatro dramatize ederek. sevdasız ve yalnız kalmak” olduğunu belirten ifade türkülere neden ve nasıl önem vermemiz gerektiğini açıklayan çok vurucu bir tespittir. şiirini. Milletimiz vardır. Başka bir deyişle onlar varsa biz de varız. Buna göre türkülerde anlatılan insan. Biz. Onlar canımıza. Hafif. gerçekçiliği. insanımızı tanımak için kitaplardan öte birer imkândır türkülerimiz. kalanı. türkülerin bizim için ne anlam ifade etmesi gerektiğini belirten ifadelerdir. onun romanını. “memleket ahvalini” olduğu gibi yansıtmalarıdır elbette…”Ana sütü gibi temiz. metnin ikinci paragrafında türkülerin çok önemli bir özelliğine daha dikkat çeker. onlarla gülmüşüm” Peki. “Türküler ve şarkılarda halk var. İnsanla türkü birbirinden ayrılamaz iki kavramdır. Madem romanın-biz buna şiiri ve tiyatroyu da eklemiştik-konusu insandır öyleyse bu tür eserleri yazabilmek için insanın olduğu bu metinlere ilgi duymamız gerekir. “Kirazın derisinin altında kiraz Narin içinde nar Benim yüreğimde boylu boyunca Memleketim var” mısralarıyla başlayan bu şiirin de daha başında aynı gerçeğe vurgu yapılır. çılgın. başka hiçbir edebî türde böylesine gerçekçi değildir. Ve asıl mühimi yüreğimiz ve gönlümüz var. Yine bu yüzden “memleket ahvalini”. sevdasız ve yalnız kalmak meselesi insan olma meselemizle doğrudan ilgili konulardır. Onlar. Bu durum.

Bu şiirin türküye yaptığı vurgu daha adından başlar. 1958. 5. Onlar hep vardı ama biz onlardan uzaklaştık. yaşadıklarımıza ayna tuttukları gibi aynı zamanda bizi millet yapan değerlerin de taşıyıcısı ve ifadesi olan metinlerdir. Dördü Birden. sevincimize. gurbet. Nitekim Âşık Veysel de bu durumu: Bayramlarda düğünlerde Toplantıda yığınlarda Sıkılınca dar günlerde Türk’üz tünkü çağırırız Yaylalarda yataklarda Odalarda otaklarda Koyun gibi koytaklarda Türk’üz türkü çağırırız. Ben. Edebiyat dergisi yayınları. Şair. O da şudur: Asırlar boyunca şifahi kültürle beslenmiş bir kavim olan Türkler kendilerini ifade vasıtası olarak türküyü seçmişlerdir. 4. Ama şair. Bu şiir Âşık Veysel’inki gibi türkü kavramını doğrudan ele almaz. Arapça ilgi eki olan “i” ekinin getirilmesiyle ortaya çıkmıştır. Fakat metin tamamen türkü duyarlığına yaslanan bir metindir. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . mısralarıyla belirtir. vatanımız. Dostluk Üzerine. gencecik âşıklar. Türk’e özgü” anlamına gelmektedir. sen yani biz. Zira kimi yorumlara göre “Türkü” kelimesi. İstanbul. sahne sahne bir film gerçek- liğinde bütün bir Anadolu anlatılır. sadece bir şiir olarak değil çağdaş formda söylenmiş bir türkü gibi de okunmalıdır. bana. çıplak ayaklı ırgat çocukları. Bedri Rahmi Eyüboğlu. sevdasız ve yalnız kalmak istemiyorsak “türkülere merhaba!” demenin ve tarihî şahsiyetimizin mana ve hüviyetine yeniden dönmek istiyorsak insanımızın hayatına bakarken “türkülerle merhaba!” demenin vakti gelmiş demektir. “Yazlar bilirim. dağlara çıkıp nara atan yiğitler. A. Kimi zaman küçümsediğimiz bile oldu. Dergâh yayınları. hatırasız sevdasız yalnız kalmak şeklinde ifade etmekteydi. memleketimin insanlarına dair”4 başlıklı şiiridir. çekirdekliğini tarihilik denilen şey yapar. hasret. vatanıma. memleketime özgü Yiğit köy delikanlılarının İncir çekirdeği meselelerle birbirlerini kurşunladık- ları Birinin ölü dudaklarından sızan kan daha kurumadan Üstüne cehennem güneşlerde mor sinekler konup kalkan Diğeri kan-ter içinde yayla yollarında Mavzerinin demirini alnına dayamış Yüreği susuzluktan bunalan İçinden mapushane çeşmeleri akan Ansızın parlayan keklikleri jandarma baskını sanıp Apansız silahına davranan Nice delikanlıların figüranlık yaptığı Yazlar bilirim memleketime özgü” Bu bakımdan bu şiir. Oysa onlar.■ ______________ 1. Bu yüzden millet olarak tarih boyunca kendimizi ifade için en elverişli tür olarak seçtiğimiz türkülerimiz acımıza. insanlarımız….” Gemuhluoğlu da bu durumu. oğullarını yitirmiş analar. Sebeb Ey. Okuduğumda bana türküleri hatırlatan bir başka şiir ise Erdem Bayazıt’ın “ Sana.1 0 40 . millet olarak hepimiz. Elbette başka milletlerin de bizim türkü olarak isimlendirdiğimiz tarza da ürünleri vardır.Benim içimi bir türkü gibi titreten diğer bir şiir ise Âşık Veysel’in “Türk’üz Türkü Çağırırız” şiiridir. Ve öyle okunursa hem bu şiiri anlamanın hem de bu şiirden hareketle türkülerimize uzanmanın imkânlarını buluruz.. tümüyle onların türkü duyarlığıyla ve diliyle hikâyesidir. 2. bizim aynı zamanda mazinin konuşan diliyydi. “Türk” adının sonuna. Türküler. Zira Tanpınar’ın dediği gibi “Mazi daima konuşur ve hem cemiyetlerin hem de şahsiyetlerin mana ve hüviyetini. ölüm… Tarlada çapa yapan kadınlar. Beş Şehir. daha şiirinin başında “Türk” ile “türkü” arasındaki münasebete dikkat çeker. Fethi Gemuhluoğlu. Aşk. Dolayısıyla “Türki (Türkü): Türk’le ilgili. memleketimiz. Boğaziçi yayınları. Bu imkâna kavuşmak son derece önemli… Zira türküsüz kaldık. Varlık yayınları. bu yüzden bu yönleriyle de incelenmesi gereken metinlerdir. bizi bu manada anlatacak şiirine bir türkü mısraını “Telgrafın tellerini arşınlamalı” mısraını küçük bir değişiklikle girizgâh mısra olarak seçer. 1978. Zira şiir baştan sona bir Anadolu hikâyesidir. Öyleyse hatırasız. “Telgrafın tellerini kurşunlamalı…” Bu bilinçli bir tutumdur. 2001. Ama türkünün Türk’le münasebetinin olduğunu söyleyenler bize meselenin başka bir yönünü de gösteriyorlar. Erdem Bayazıt.İşte bütün bunlar bir şiirin de konusudur. Ankara. İstanbul. İstanbul. Kare kare. 3. 1973. mahpushanedeki mahkumlar… kısacası bütün bir hayatımız ve insanımız… Şiir. Hamdi Tanpınar.

1 0 41 Harput musikisi korosu . En çok da. Çocukluktan yeni çıkmış delikanlılığa adım atmıştık. “mektebin bacaları” derken. Olmuyor. “Gel bakalım” diyor öfkeli bir şekilde polis amca. Mevsim yazdı. türkü söylüyorduk. “Siz halkı rahatsız edersiniz ha?” deyip. kendine güveni olan. Cıvıl cıvıl çocuklardık. Bingöl’de. Bir gece. Mektebin bacaları (vay lele lele lele) Ders verir hocaları (uy amman can kurban) Kim yârimi sorarsa (vay lele lele lele) Odur birincileri (uy amman can kurban) Niye söylüyorduk bu türküyü. bir o kadar da meraklı idik. ense kökümüzü kızartıyorlardı. Bir iki voltadan sonra yapamıyorum. Biz mektebi. ilk sebze halinin oradan Bahçelievler Mahallesi’ne doğru giderken Cumhuriyet Caddesi’nde oluyordu bunlar. geziyor.. gamzedeler” mi diyordu Halit arkadaşımız? Gamzedeler gamzedeler Oğul bu gün gam vurur Kibarım gam zedeler Amman aman aman ah Ü Hele zalım sinemi hekkak delmez Hele kurban delerse gamze deler Di gel kara gözleren kurban ben olam Onun sesi daha mı yanıktı? Gökyüzünde yıldızlar. kötü birer yağlı boya resim gibi durmakta.”Sen de bunlarla idin ha? Haaa? Seni gidi seni?” Arkadaşlarımın suratları kızarmış vaziyette. suratımızı. İkimizin annesi ölmüştü.Mektebin bacaları NURETTİN DURMAN ç arkadaştık.. öksüz ve yetim bir biçimde terk etmiş üç arkadaştık. oturduğumuz Bahçelievler mahallesine doğru giderken türkü çağırmak merakına tutulmuştuk. Var mı delikanlılığın raconunda arkadaşını yarı yolda bırakmak? Doğru karakola. Diğer arkadaşımızın ise babası yoktu.. Cumhuriyet Caddesi’nden. “Mektebin bacaları – Ders verir hocaları” türküsünü söyler olmuştuk. Ben bir koşu sıyrılmaktayım badireden. Bir müddettir biz. Her birimiz bir yerde çalışıyorduk. Bir acıyor ense kökümüz bir acıyor ki. gene böyle. Akşam karanlığı basınca çarşıda buluşuyor. “durun bakalım” demesinler mi o korkunç sesleriyle... askeri zevatın oturduğu lojmanların önünden başlayarak. Buna rağmen rahat. dilimizde türküler. Kapıdan giriyorum. Tek katlı bahçeli evlerdi. Bana da bir hoş geldin yapıyorlar tabi. Gökyüzünde yıldızlar o biçimdi. Bu da yetmiyormuş gibi enselerimizden kıl çekmeye başlıyorlar. İki arkadaş anında derdest olmuştu. Havalar bir hayli güzel gidiyordu. ben sokak aralarına. “Gamzedeler. Suçumuz geceye girerken türkü söylemekti. Yürüyüp gidiyorduk. ■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Arkadaşlar karakola.. Neden oluyordu bunlar hiç anlamıyorduk! Sesimiz çirkin miydi? Yoksa güzel türküler mi yoktu repertuarımızda? Neden di bilmiyorduk! İki de bir. birkaç polis memuru önümüzü kesip. niye hep bu türkü vardı dilimizde? Üçümüz de okuldan kopmuştuk onun için miydi? Peşinden.

MEHMET ÖZBEK
ile türküler üzerine

Yenilik daha güzeli yaratmak için tutulan zorluklarla dolu bir yoldur. Yeninin eskiden daha iyi olması gerekir. Zaman zaman her türlü çarpıtmaya yenilik adı verilegelmiştir. O güzelim 'Evlerinin önü boyalı direk' türküsünü birileri çarpıtarak gitarla söylediler. Hani ne kaldı onlardan geriye, işledikleri günahtan başka.

TANER NAMLI
Türküleri, sadece söylemiş olmak onları yaşatmak anlamına gelmiyor. Siz de bu anlamda, türküleri söylemeden ziyade anlayabilmenin önemli olduğunu söylüyorsunuz. Türküleri nasıl anlamamız gerekiyor ya da yıllar önce hazırladığınız bir halk müziği programınızın adıyla size sormak istiyorum: “Türküler ne der?” bizlere. Öncelikle Türkçenin en güzel en sıcak söylenişiyle, Türk toplumuna mahsus, duyguların erişilmez ölçüde derinleştiği, aşk ve ızdırabın yüksek bir hayal gücüyle sergilendiği şairane bir anlatımla karşılaşırız türkülerimizde. Tabii ki seçmesini bilmiş isek. Türküler bir yönüyle eğlendirici bir özellik taşısa da diğer yönden düşünce, his ve heyecan yüklü şiirlerdir. Bazı şairler (!) bunlara manzume, yani ölçülü biçili sıradan sözler demişlerse de rahmetli Bedri Rahmi Eyüboğlu “Türküler Dolusu” şiirinde: Şairim Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası Ayak seslerinden tanırım Ne zaman bir köy türküsü duysam

İstanbul’da okunan gazellerle biçim ve tavır bakımından hiçbir ilgisi olmayan, taa Artukoğulları ve Uzun Hasan’ın Harput’taki saraylarında çalındığı ve Horasan erlerinden miras kaldığı söylenen; ağırhava adı verilen gazeller Harput musikisinin şeref belgeleridir.

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

42

Şairliğimden utanırım Şairim Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim Onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm… diyerek gereken cevabı vermişti. Türküleri içinde gizli olan yerel, sosyal, psikolojik ve tarihsel sırlarıyla değerlendirerek dinlemek gerekir. Örnek olarak: Çanakkale içinde aynalı çarşı Ana ben gidiyom düşmana karşı… diye başlayan türküde eğer biz düşmanı, sıradan bir savaştaki rakip olarak görürsek türküyü dinlemiş oluruz. Ama oradaki düşmanı, Anadolu üzerinde emperyalist emelleri olan, o zamana kadar eşi görülmemiş ölüm araçlarıyla hiç durmaksızın saldırarak yeri göğü, havayı suyu cehenneme çeviren Batılı güçler olarak algıladığımızda, türküyü anlamış oluruz. Çanakkale Türküsü, düşmanın Türklerle girdiği imtihan meydanından insani dersler alarak mahcup ayrılmasının hikâyesidir. Bu türküyü, olaya ait anekdotlarla değerlendirdiğimizde ortaya koca bir roman çıkar. Şöyle ki, tahta bacağıyla yaralı İngiliz askerini hastaneye taşıma gayreti ile gösterdiği insan sevgisinin, ancak “Mehmetçik”e ait bir erdem olduğunu; okumasız yazmasız köylü delikanlıların zor durumlarda kıvrak zekâlarıyla ne harikalar yaratabildiğini görürüz bu türküde. Adları bilinmeyen binlerce şehidin yasını tutan bu ağıt, bir türkü değil, meçhul askerlere adanan bir anıttır. Yaratıcısı gibi dizelerde konuşanların da adları bilinmiyor. Belli ki uzaklarda can vermiş bir kahramanın şehadetine yanan bir ananın, bir bacının ya da bir eşin duygularıydı bu sözler; belki de geleceği gören bir ermişin “Ooof gençliğim, eyvah!” diye yakınışı idi. Çanakkale Türküsünün dinleyiciye ulaşmamış dizelerinde, içli duyguların, kahreden ıstırabın yalın bir dille anlatıldığını görürüz. Türkünün kahramanı olan, daha bıyıkları terlememiş, ama göğüslerinde dev bir yürek taşıyan gençlerin birer keramet ehli olduklarına inanmamak

imkânsızdır. Daha bir saat önce cephe gerisinde tüfek kullanmayı öğrenen, bir saat sonra belki de şehadet şerbetini içecek olan bu gençler, dumanla kaplı Çanakkale tablosuna hüzünle yerleştirilmiş birer melektirler bu türküde. Bir de deyişlerimizde Arapça, Farsça kelime ve tamlamalar vardır ki bunların hem manasını hem de terim olarak arka planlarını bilmeden bu deyişlerin de demek istediğini pek anlayamayız; “Filan ne güzel okudu, ne güzel sesi var.” ya da tersini söyler geçeriz. Mesela Sıtkı Baba’nın şu deyişine bakalım: Nağme nazlı yârin hâk-i payına Benim için yüzün sür kerem eyle Secde kılan kaşlarının yayına Bir dem divanına dur kerem eyle Burada nağme, mektup; nazlı yâr, Hacı Bektaşi Veli; hâk-i pay, ayak tozu toprağı; kerem eylemek, büyüklük göstermek, iyilik etmek; secde kılmak, namazda olduğu gibi yere kapanmak, niyazda bulunmak; kaşlarının yayı, mihrap, pirin bulunduğu yer. Kaş, şekli bakımından tasavvufi şiirde hem cami, mescit vb. yerlerde kıble yönündeki duvarda bulunan ve imamın durduğu girintili yer olan mihrap anlamında kullanılır hem de Arap harfleriyle yazılmış “bismillahirrahmanirrahim” ibaresine benzetilir. Dolayısıyla bunları bilmeden, Sıtkı Baba’nın: “Mektup, benim için bir iyilik yap da Hacı Bektaşi Veli hazretlerinin kapısına git, ayaklarına kapan, yüzünü ayağının tozuna sür, duada bulun ve emirlerini bekle.” demek istediğini anlayamayız. Veya: Kuyudan su çekerler tulumınan Kızı gelin ederler zulumınan... Sevmediği birine gelin giden bir kızın durumu özlü bir şekilde bundan daha güzel nasıl ifade edilebilir! Türkülerimizin ve hatta halk oyunlarımızın modern yorumlamaları, gösterimleri yapılıyor. Bu modern sunumları nasıl değerlendiriyorsunuz? Modernden kastınız “moda olan” ise bunları pek ciddiye almıyorum. Gelip geçici bir heves,

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

43

rüzgâra yazılmış bir hikâye olarak kabul ediyorum. Yok, eğer “yenilik” ise, bence yenilik zaten başlı başına bir amaç değildir. Yenilik daha güzeli yaratmak için tutulan zorluklarla dolu bir yoldur. Yeninin eskiden daha iyi olması gerekir. Zaman zaman her türlü çarpıtmaya yenilik adı verilegelmiştir. O güzelim Evlerinin önü boyalı direk türküsünü birileri çarpıtarak gitarla söylediler. Hani ne kaldı onlardan geriye, işledikleri günahtan başka. Burada esas olan eski olanın nesinden kopmak istediğimizi ve yeni olanın da neyini kabul etmemiz gerektiğini çok iyi bilmemizdir. Müzik sanatında evrenselleşmek istiyorsak, yabancı biçimlerin körü körüne taklit edilmesi ve müzikteki bütün ulusal ögelerin yok edilmesi yolunda değil, müzik sanatının temel unsurları üzerine oturtulmuş ulusal müzik kültürümüzün diğer uluslarla paylaşacağımız derecede geliştirilmesi ve zenginleştirilmesi yolunda çalışmamız gerekir. Bunu bazı sanatçılarımız, öz çalgılarımız üzerinde takdir edilecek derecede yapmaktadırlar ki bunlar da eskinin geliştirilmiş yeni boyutlar kazandırılmış biçimleridir. Örnek olarak, Erdal Erzincan, Erol Parlak gibi sanatçıların curada yeniden gündeme getirerek geliştirdikleri parmak ve şelpe teknikleri, bunların kullanıldığı müzikler gibi. Halk oyunu olarak değil, ondan mülhem dans sunumu, sahne sanatı olarak “Anadolu Ateşi” topluluğunu beğeniyor ve takdir ediyorum. Bilgi, estetik çaba, ciddiyet ve emek var. Boş bir heves değil. Her yörenin kendine ait türküleri var. Ama bazı türküler bütün Türkiye’ye veya bütün Türklere hitap gücünü kendinde buluyor. Bunu neye bağlıyorsunuz? Anadolu insanının ortak duygu ve düşüncelerini yansıtan türküler yerellikten çıkarak bölgesel hatta ulusal olurlar. Toplumun tümünü derinden ilgilendiren olaylar üzerine yakılmış türküler… Örnek olarak, Havada bulut yok bu ne dumandır türküsü, toplumumuzun bütünü tarafından benimsenmiştir. Bir milleti toptan ilgilendiren bir olay üzerine yakılmış olan bu türkü, Yemen Harbi üzerine ve bu harbe gidenlerin arkasından yakılmış ümitsizliğin çığlığıdır.

Sadece Anadolu müziklerini değil Müslüman Türk coğrafyasının türkülerini de derlediniz, incelediniz. Türkülerin Türk dünyasını birbirine bağlamadaki rolü hakkında ne düşünüyorsunuz? Türküler, dil ve anlatım bakımından en yalın ve en sıcak müzik eserleridir. Millî geleneklerimizden edindiğimiz derin bilgi ve birikimi özümseyerek yaratmış olduğumuz türküler, insan varlığının bir ihtiyacı olan sanatın en kolay en yaygın; dolayısıyla en etkili dallarından olan müzik ve edebiyatın ortak ürünüdür. Bu bakımdan Türk dünyasında iletişim ve etkileşimi sağlamada başvurulması gereken en önemli araçtır. Aydın dili zamanla değişime uğrasa bile geniş topluluklara seslenen türkülerdeki halk dili değişime uğramaz. Özellikle Kerkük türkülerine olan alâkanız çok fazla. Bu ilginiz nereden geliyor? Ben Urfalıyım. Araştırmış olanlar bilirler ki Urfa halkı ile Kerkük, Musul halkı arasında hem tarihî hem de sosyal bir bağ vardır. Bu, halk arasında bir efsaneye de bağlanır. Bu efsaneye göre Urfalılar Kerküklülerin dayısıdır. Kerkük’ü görmek isteyenlere eğer oraya gidemiyorlarsa Urfa’yı görmelerini öneririm. Konuşma dilinden halk kültürüne kadar her şeyin bu kadar ortak olduğu bir ilimiz yoktur. Urfa’da Bedesten’e girdiğinizde kendinizi Kerkük’teki Kayser’de (kapalı çarşı) zannedersiniz. Bu ortak kültürle birlikte 1959 yılında Kerkük’te Türkmenlere karşı girişilen hayâsız katliam ve aynı yıllar Bağdat Radyosu’ndan dinlediğim, ezilen bir milletin feryadı olan hoyratlar beni çok etkilemişti. Sanat hayatına başladığımda bu feryatları Türkiye’ye taşıma gayreti içine girdim. Bunu kendime görev edindim. Çok da etkili oldu. 60’lı yılların sonunda ülkemizde Kerkük’ün neresi olduğunu bilmeyenler çoktu. Unutturmuştuk, uyutmuştuk. Onları uyandırdık ne yazık ki şu hoyratı söylemek mecburiyetinde kaldım: O yanmadı Ben yandım o yanmadı Kırk yıl hoyrat çağırdım Ankara oyanmadı (Mehmet Özbek)

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

44

Bir de bilgiç bilgiç söylerler: “Her türkünün bir hikâyesi vardır” diye.İstanbul’da okunan gazellerle biçim ve tavır bakımından hiçbir ilgisi olmayan. bazen hüzünle son bulan sevdaların yarattığı ıstırap. ağırhava adı verilen gazeller Harput musikisinin şeref belgeleridir. taa Artukoğulları ve Uzun Hasan’ın Harput’taki saraylarında çalındığı ve Horasan erlerinden miras kaldığı söylenen. Elazığ’ın şu dörtlüğü bende derin hayaller uyandırır: Gülde seni Kokladım gülde seni Gözlerin menevşedir Yanağın gül deseni Sevginin bu kadar zarifi. Burada kaynayıp coşan müzik kültürünün Azerbaycan. harekete geçirmek değil midir? Harput musikisi. Büyük aşkların yaşandığı. Eskiler buna galat-ı meşhur derlerdi. estetiğini. ama tutku ve öfke halk diliyle ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Osman’ımın mendili saman sarısı Osman’ımı vurdular gece yarısı Osman’ıma gıyanlar gahpe idi hepisi… Şiiriyet yok. makam fikrine ve fasıl tertibine dayalı bir musikidir. nasıl değiştiğini bilmeyenlerin sarf edeceği bir sözlerdir bunlar. Türk halk müziği içerisinde çok ayrı bir yerde duruyor. Sanatçının görevi toplumu uyarmak. musikisini icra derken Tanrı huzurundadır sanki vecd hâlindedir sanki. Türk müziğinin kuramını.1 0 45 . ağırhava adı verilen gazeller Harput musikisinin şeref belgeleridir. anonim halk şiirinin mahiyetini ve sırlarını öğrenmek isteyenlere bir lütuftur Harput türküleri. Kayabaşı ya da hoyrat denilen yüksekhavalar ise aşk dolu çılgın gönüllerin içli haykırışlarıdır. Kaşların bismillah veçhin Beytullah Seni öz nurundan yaratmış Allah Sevmişem ben seni terk etmem billâh Aşkın hançeriyle vursalar beni (Sıtkı Baba) Bunun hikâyesi olur mu! Bunlar düşünce ve sezgi mahsulü deyişlerdir. tasvirin bu kadar güzeli çok etkilemiştir beni. Olur mu öyle şey! Bunu. Türkülerin nasıl yakıldığını. Yalnızca olay türkülerinin hikâyeleri olur. onu uyarmak. İstanbul’da okunan gazellerle biçim ve tavır bakımından hiçbir ilgisi olmayan. bir olaya dayalı türküler başka yönlerden etkiler beni. Harput ağzını kusursuz bir şekilde kullanan tam bir Harput beyefendisi olan rahmetli Hafız Osman Öge bu söylediklerimizin simgesidir. Harput. millî kültürün bir alt basamağı olduğunu latif ezgileriyle yüzlerce yıldır vurgulayan Harput musikisi. taa Artukoğulları ve Uzun Hasan’ın Harput’taki saraylarında çalındığı ve Horasan erlerinden miras kaldığı söylenen. Hangi türküler sizi daha çok etkiliyor? Türküleri pek ayırt etmem. Urfa ve Kerkük yörelerinde ufak farklarla aynı olduğunu da belirtmeliyim… Her türkünün bir hikâyesi var mıdır? Ne kadar yaygın bir yanlışlıktır bu. Harput musikisi bir ibadet musikisidir. oyanmadı. Her birini başka açılardan değerlendiririm. meçhul sanatçının ustalığını ortaya koyan bir buluştur. folkloru bilmeyen ve halk müziğini tanımayan insanlar söylerler ancak. Harput musikisi üzerine düşüncelerinizi alabilir miyiz? Mahallî kültürün. anlaşılacağı üzere halk ağzında uyanmadı demektir. yüreklendirmek. Harputlu. Hele Fransızca olan desen sözcüğü ile yapılan cinas. Harput türkülerinde bolca dile getirilmiştir. şiiriyeti olan türküler başka. onun duygu ve düşünce dünyasına seslenerek onda güzel hayallerin uyanmasını sağlamak. Mahallî ve usta ağızla söylenmiş türküler başka.

edisyon kritiği yapılır. eksikler tamir edilir ve sonra dil ve anlatım özelliklerini ortaya koyan bir sözlük meydana getirilir. Hele usta bir ağızdan dinleyeceğim Rasih’in şu gazeli: ne Süzme çeşmin gelmesin müjgân müjgân üstü- Vurma zahm-ı sineme peykân peykân üstüne… tadına varılmaz bir müzik ziyafetidir.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Bugün 6000’e ulaşmış durumda. Ayrıca sayarsam derginizin sayfaları yetmez. Çok sevdiğim bir zeybek havasıdır… Bir Harput türküsünden iki dize: Lütfü geçsin telgırafın başına Bir tel çeksin Yemen’de gardaşıma… Bu iki dize beni alır götürür ta ki gözlerim doluncaya kadar. yanlışlıklar düzeltilir. Hâsılı daha çok işimiz var. Dergimiz adına çok çok teşekkür ediyoruz. sanatçılar bunun farkına varmadan okuyorlar. Devlet Türk Halk Müziği Korosu ve TRT radyoları sanatçıları en çok beğendiğim sanatçılardır. Örnek Olarak Âşık Veyse’lin deyişleri: Veysel’de geçen kelimeler. üstelik yanlış bilineni tekrardan başka bir şey yapıldığı yok. Çalgılarımız evrensel anlamda etüt edilmemiş. Yeter ki okumak istesin. motifler ve arka planları… Bunun gibi Elazığ türküleri ele alınabilir: Doğru ve geniş metinler. Daha neler neler… TRT’nin. Bizden sonra Anadolu insanına aniden ilham geldi galiba. rumuzlar. bunları tasnif etmek gerekir. Popüler sanatçılar içinde ise İbrahim Tatlıses. yörenin karakteristik motifleri. Daha ciddi bir terminoloji birliğimiz yok. Üç dört ses içinde dolaşan. Türküler üzerine yapılan akademik araştırmaların nitelik ve niceliği hakkında neler düşünüyorsunuz? Yeterli mi sizce? Ne yazık ki yeterli bulamıyorum. O kadar çok problem var ki. çatıları. Türkülerimizin ezgi ve ritm yönünden analizi yapılmamış. Bilineni. aydınlattınız. Bundan nemalananlar var tabii. hem bizi hem de türkü sevdalılarını bilgilendirdiniz. Türküler üzerine nasıl çalışmalar yapılabilir? Türkülerin sözleri üzerinde dil ve anlatım çalışmaları yapılmalıdır. halka hakaret. Bir de duyanlar: “Bunlar da kim?” derler. Türkülerimizin büyük bir bölümünde söz yanlışlıkları var. Türkü denemeyecek saçma sapan şeyleri repertuvarlarına ‘halk müziği’ diye almışlar. Ben Müzik Dairesi Halk Müziği Müdürlüğünden ayrıldığımda (Haziran 1986) TRT repertuvarında 1750 civarında ezgi vardı. Ancak mahallî havaları orijinal ağızla söyleyen sanatçıları ve bir de mahallî ağızla değil de eğitilmiş bir üslupla türküyü eğmeden bükmeden adam gibi okuyan sanatçıları çok beğenirim. Halk ezgileri özgün oldukları kadar özgürdürler de. çalma tekniklerimizin zenginliği ortaya konulmamış. Belli bir eser alınır. Bunlar bir makam özelliği taşımazlarsa da kulakta bir çeşni (basit dörtlü beşliler) etkisi bırakırlar. kalıpları. dört veya beşinci derecesinde karar kılan türkülerimiz vardır. kültürümüze ihanettir. kelime hazinesi (unutulmuş veya unutulmaya yüz tutmuş yabancı ve yerel sözcükler). Türkü yorumlamalarını beğendiğiniz birkaç isim arz etseniz… İsim vermemin doğru olmayacağını düşünüyorum. Bir defa bu. kişiler vb… Müzik açısından ise yöre yöre türkülerin dizileri. karar sesinde değil de özelliğini taşıdığı bir makamın ya da çeşninin üç. Bunları bir kez daha dile getirme fırsatı verdiğiniz için ben teşekkür ederim. ezgilerin metrik yapısı incelenebilir.ancak bu kadar güzel vurgulanabilir. üniversitelerin ve araştırmacıların katkılarını değerlendirebilir misiniz bu anlamda? Güzel sesleriyle ezgilerimizi icra eden birkaç solist dışında TRT’nin türküler üzerinde olumsuz yönde katkılarından söz edebiliriz ancak.1 0 46 . Bunların bir kısmı makamla ifade edilemese bile çeşnilerle izah edilmelidir. yöresel karakteristikler tespit edilmemiş. mecazlar. Konservatuarların hâli ise yürekler acısı. Sayın Hocam.

yaşadığı toplumsal çevreden aldığı tesirler ve onun yaratıcılık düzeyi ile doğru orantılı biçimde hayata geçer. türkü- Zirveyi hak edenler. Ancak zamanla. yüzyılda ve “Öksüz Dede” imzasıyla rastlamaktayız. işte bu tarihsel ve kültürel serüvenin sahibi duygusal bir halktan almaktadırlar. yani yeteneklerini ve üretkenliklerini. KEMAL BATMAZ Türküler nedir ve duyarlıkları nerden kaynaklanmaktadır? Türküler. hayallerini esere dönüştürebilmiş ve üretebilmiş olan insanlardır. toplumsal romanıdır halkımızın ve parmak izidir.1 0 47 . Türkü terimi. Türkülerin. “Türk’e özgü” demektir ve halk ağzında -zamanla. 16. ilk kez 15. Halkımızın parmak izi ve ortak kimlik belgemizdir. Türküler genellikle toplumu sarsan önemli bir olay ve büyük bir heyecan dalgası sonunda doğarlar. “Türkü Baba” olarak ünlendiniz. yani alt ve üst bilincindeki taslak.“türkü”ye dönüşmüştür. başlangıçta sahibi bellidir. “Türk” sözcüğüne Arapça “î” ilgi ekinin eklenmesiyle oluşmuştur. Ulusal yaşanmışlığımızın alüvyonlarını taşıdıklarından. fevkalade zengindirler. Başkalarının ne düşüneceğini çok fazla umursamayan. sosyal romanıdır insanımızın. Kültürel genetiğimizin şifresidir türküler.FATİH KISAPARMAK ile türkü üzerine Sanatçının bilincindeki tasarım. Duyarlıklarını. Hece vezni ile söylenmiş türkülerin Anadolu’daki ilk örneğine ise. Bu nedenle de. manevi coğrafyamızın sınır taşlarıdır. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . birtakım endişelere boğdurmayan kişilerdir zirveyi hak edenler. yüzyılda ve Doğu Türkistan’da kullanılmıştır. Her biri. Türkü denince hangi çağrışımlar canlanıyor zihninizde? “Türkî” sözünden gelen ve Türkçe söylenen şiir anlamı taşıyan “türkü” terimi.

Elbette bu. Erkan Oğur ve Tuluyhan Uğurlu aklıma ilk gelenler. mutlu olur. Bilgi. işte bunu başarabildikleri. Hatanın cezası. farkına varsa bile etkili bir şekilde ifade edemediği şeyleri aksettirir. hatta yargılar mısınız? Elbette. yani alt ve üst bilincindeki taslak. reyting ya da tiraj kaygısıyla popüler kültürün gereklerine ve beklentilerine uygun olan işler yapmadıkları için önemlidir. Çünkü bu kişiler. Güzelliği kaybolursa da. Bilelim ki hayat. Bir zamanlar. Her türlü aşırılıktan. Beyin ve gönül özgürlüğümüz.nün asıl sahibi unutulur ve eser kuşaktan kuşağa aktarılırken anonimleşir. yozlaştırmayan her yeniliği desteklerim. Çünkü gerçek sanat. tövbe ise öğrenmeyi öğretir. İsimlerini andığım üç değerli müzik sanatçımız. cansız kalır. Hayal ettiğimiz ve onlara inandığımız kadarını gerçekleştirebiliriz. Sizce türkü dinleyicisi kimdir? Türkü dinleyicisi. gerginlik ve nefret ise. hata yapma olasılığı azalır. sağduyulu geniş halk kitleleridir. onu telafi ettirmektir. özgürlüğümüz ve benliğimizdir. Hayatı. Örneğin Barış Manço. tahlil eder ve yansıtır. Gerçekleştirdiklerimiz. Aynı çağda yaşamaktan mutluluk duyduğunuz müzik sanatçıları var mı? Aynı çağda yaşamaktan veya tanışmaktan öte dostum olmalarıyla büyük onur ve kıvanç duyduğum birçok müzik sanatçımız var. Sanatçının bilincindeki tasarım. Varsa yozlaşma. Korku. Verimli olmakla evrimli olmak el ele büyür. adını bile telaffuzda zorlandığımız genç insanlarca bize sunuluyor olması. Hayallerimiz nedir sizce? Hayallerimiz. Şaşmayan tek terazi vicdandır. içimizdeki histir. Halk müziğimizde bir yozlaşma var mı? Denizler dalgalanmadan durulmazmış. Toraygırov da diyor ki. vicdanını mutsuz eden. tekrar söyleyeyim yozlaştırmıyorlarsa. hayallerini esere dönüştürebilmiş ve üretebilmiş olan insanlardır. yaşam hayhuyu içinde pek de farkına varamadığı. İstikrarın ve dengenin sahibi. yani yeteneklerini ve üretkenliklerini. Eğitim. o aynayı karartan etkenlerin başında yer alır. endişe. Kendinizi sorgular. İnsanlığın meşalesi sayılan kişilere. ideaların tasviridir. Vicdanını mutlu eden. bu ülkenin sigortası ve omurgasıdır. Tersinden bakarsak. en azından hayalperest ve ütopyacı gözüyle bakılmıştır tarihte. Başkalarının ne düşüneceğini çok fazla umursamayan. Televizyonların dijital afyona. öğrenim ve evrim. Yaşamı sorgular. inançla ve çabayla düşlediklerimizdir. Kalabalık yığınların.1 0 48 . Böylece. Oysaki hayallerimizi fısıldayan ses. İnsanı gerçekten yargılayabilen yargıç da odur. gazetelerin ise büyük boy tabloide dönüştürülmeye çalışıldığı bir süreçte. Türkçe olimpiyatları’ndaki türküler hakkında görüşleriniz? Tarihsel önem taşıyan müthiş bir olay ve gerçekten bir büyük organizasyondan söz açıyorsunuz. Merak etmeyin. onurlu ve saygın duruşlarıyla örnek olabilmişlerdir. “Halk türküsüz kalırsa. büyüleyici düzeyde orijinal eserler üretmiştir.“idea”ların bizzat kendisini yansıtabilen eserleri şimdiden klasikleşmiştir. “gençlik türkü söylemiyor” diye yakınmıyor muyduk? Şimdi gençler. birtakım endişelere boğdurmayan kişilerdir zirveyi hak edenler. bir başka deyişle anarşizmden arınmış ve hayatın dengelerini keşfetmiş insanların harcı vardır uygarlık anıtında. Zirveyi hak edenler. hem ulusal ve hem de insan kardeşliği ideali nedeniyle evrensel bir değere sahip. Bu ise. sınırsızlık olarak anlaşılmamalıdır. kâh sürrealist kâh metafizik ölçülerde anlatır gerçek sanat. Olduğum gibi gö- ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . birbirlerinden ayrılmaz ve kaçınılmaz yükümlülüklerdir. insanı. görgü ve deneyimi çok olanın. farklı coğrafyalara yayılır ve çeşitlemeleri ortaya çıkar. dilediklerince türkü söyleyebilmelidir. toplumu ve doğayı. Halkla ilişkilerinizi nasıl programlıyorsunuz? Özel bir çaba harcamadım. Hatanın getirdiği pişmanlık tövbeyi. Hepimiz hata yapabiliriz. edebiyatı yetim kalır. halkın büyük eleğinden ve süzgecinden zaten geçemez. güzelliği kaybolur. Halkımıza ve topraklarımıza ait “şey”lerin.” Türkülerin çağdaş yorumlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu alanda. bu çok önemli müzisyenlerin -felsefe terimiyle konuşursak. mutsuz olur. Sosyal olaylarda telaşa ve paranoyalara yer yoktur. sanatla felsefenin temel kesişim noktasıdır. Nitekim kopyalar gelip geçmiş. yan yana yürür o kişilerin yaşam serüvenlerinde. önüne koyduklarımızı yansıtan bir aynadır. kişiliğimizin sınırlarını da çizer aslında. yaşadığı toplumsal çevreden aldığı tesirler ve onun yaratıcılık düzeyi ile doğru orantılı biçimde hayata geçer.

Bizim halkımız. Biz tereyağı gibiyiz. büyük hayaller üretmekten ve onları gerçekleştirecek girişim ve faaliyetlerden de asla uzak durmam. önce sizi. Anadolu. onun lütfüyledir ve Anadolu’ma aittir. Tekâmül denilen şey. Eski olsaydı ölmeye. ne olmayacağım diye uzun uzun düşünüp. Yaşadığımız sosyal çalkantı. Reklam edilmek değil. büyük fotoğrafı ıskalamamalıyız. O. Oysa insan. söylemeliyiz. Ortak paydalarımızın ortak faydalarımız olduğunu haykırmalıyız.. bestelerle. Eğer öyle olmasaydı. Ben. İnsanlarımızın bize gösterdiği sevgi ve ilgiyi hak etmeliyiz. Çünkü şöhret. o hiç istemediğimiz kutuplaşmalar meydana geliyor. vazgeçilmez yol işaretlerimiz olmalı. gündemi korumak değil. ne zaman durulur sizce? İnsanlar arasındaki sevgi. ağır ağır. Çünkü onu kendinden bildi. benim her fırsatta vurguladığım. aslında dışı yaldızlı birer balon olduğuna inandım. Size. hoşgörü ve anlayış köprüleri yıkılınca.ründüm. ne olacağım diye hayaller kurmadan önce. Onlara sevgimi gösterirken de dürüsttüm. Kanaat gibi zenginlik olmadığını savunageldim. Şöhret ve ego arasındaki ilişkiyi nasıl yorumlarsınız? Bu konuya bakarken. her nefeste şükrediyorum. Mükemmelliği. Yıllardan beri nasıl başarılı kalabildiğinizi anlatır mısınız? Beni halkımın sevgisine layık gören Allah’a. Şöhret zehirli baldır. Sabırlı ve gayretli olmaktan başka çare yok. yeni olsaydı eskimeye mahkûm olurdu. Doğallık. fark edilmek önemlidir. Paylaşımı son derecede önemserim. Siz beni tanımadan önce de ben sizi tanıyor ve çok seviyordum. Yeter ki. gökkuşağı misali tüm renkleri kimliğimizde kaynaştırmayı bilmeliyiz. Şöhret yönetimi. Başka yağların reklamı yapılsa da. ülkemizin değerler sistemine bir artı değer daha katabilmek ve halkımızın mayasına karışabilmek. Beğenmediğiniz ne varsa. Ucuz popülizmden uzak durdum. hem de görevimizdir. Onu mazbut aile yaşamıyla kalbine koydu. Sanat. önce sizi sevecek ve benimseyecek. her şeyin en iyisini verememiş olabilirim. Bir sanatçı olarak “derd”iniz var mı? Olmaz mı? Benim derdim. Kültürümüzün kök hücresi saydığım değerlerle yeni bir uygarlık projesi üretilebileceğine inanıyorum. Gerçek sanat eseri nedir sizce? Gerçek sanat eseri ne eskidir ne de yeni. Saygılı ve ölçülü davranmama rağmen. yeni bir gündem oluşturmaktır. hoşgörünün ve uzlaşının değerini iyi biliriz. servet ve kudret.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Her türlü yozluk ve seviyesizlikten uzak tutmaya çalıştım kendimi. Hele biz. halk dalkavukluğu da yapmadım. Benim işim destelerle değil. Oysa el ele ve emel emele olmalarında sayısız yarar bulunan insanlar. ayrıcalık olduğu kadar birer illüzyondur aslında. risk yönetimi kavramıyla çok yakından bağlantılı. benimdir. Bu anlamda ciddi endişelerim var. Elbette. evvela olmamam gerekenleri belirlemeyi daha doğru bulurum. Samimi ve doğal davrandım. Gerçekten de öyleydi. Fatih Kısaparmak’ı sevdi ve kabul etti. Söylenmemeli. Haddimizi bilmek ve tertemiz kalabilmek hem sorumluluğumuz. kilim olmamı istemişti.1 0 49 . siz hangi işi yaparsanız yapın. Hem eskidir hem de yeni. en geniş ortak paydayı ve en düşük seviyeyi esas alan birtakım medya gölge etmesin. Sürekli bir metafizik gerilim içinde bulunarak. Çünkü insanlar hayatı tercih eder. dürüstlük ve alçakgönüllülük. yavaş yavaş gerçekleşen bir süreç. hayatla mutlaka kesişmeli. Egomu alabildiğince dizginlemeye çalışır ve takım kurabilmenin. Yapıtlarımda neyi beğeniyorsanız. Sanırım Türkiye. üretkenliğimi ve yürek doğurganlığımı bileğlerim. Dünya adlı bu gemide tesadüfen bulunmuyorduk. yepyeni Rönesansları mayalayacak güce sahiptir. mutlaka bir görevi yerine getirmiş oluyorduk. çatışma ve kriz kültürüyle yetişmiş sancılı bir kuşaktanız. her mevsimin çiçeği ve zamanüstü olabilendir.. ben de gidip gönlümü sermiştim. tereyağının reklama ihtiyacı yoktur. Ama benim verebileceklerimin en iyisini sundum. sahicilik. sesinden ve bestelerinden önce. Sürekli olarak büyük pencereden bakmalı. ekip olabilmenin vazgeçilmezliğine inanırım. Tasarlanmış imajların.. Barışın. Özel hayat işportacılığı yapan malum medyadan uzak durdum. Fakat en az o kadar da güçlü ümitler besliyorum. Bunları gerçekleştirirken de. ne yaparsak yapalım.. halk bunu çok geçmeden fark ederdi. kalıcı ve üst değerler uğruna çaba harcamalı. gücünü bilmekten öte haddini bilmek formülünü göz ardı etmemeli. Bize göre en büyük intikam affetmektir ve iyilik kaçınılmazdır. Fakat ülkemiz insanlarını gerçekten çok sevdim. sadelik ve samimiyette bulmalıyız. İster çarkçılık ister kamarotluk. Önemli olan. Kişisel ve bireysel anlamda beklentisiz çalışırım. ‘Tamamen ben yaptım’ diyebileceğim hiçbir şey yok.

Elazık ve sonunda Elazığ’da karar kılan macerası. Bir şehre asıl kimlik ve kişilik kazandıran bu türküler. sadece konuşmaları değil. İşte bundan dolayıdır ki. Elazığ bu şehirlerimizden biridir ve onun Harput. insanlarına benzeyen şehirler ortaya çıkar.BAYRAM BİLGE TOKEL* azı şehirlerimizin.com B Elazığ meşk gecelerinden bir görünüm ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . diğer şehirlerimize göre daha şanslı olduklarını düşünüyorum. ancak dışarıdan dikkatlice bakanların görebilecekleri tarzda şehrine benzeyen insanlarla. jest ve mi* bayrambilgetokel@gmail. bugünkü şehir kimliğini oluşturan nice zenginliklerle doludur. tarihin derinliklerinden tevarüs ettikleri ortak kültürel değerleri Anadolu’ya yerleştikten sonraki süreçte işleyip geliştirerek kendilerine has bir kimlik oluşturmak konusunda. Böylece. Mamurat-ül Aziz. Elaziz. her Elazığlıda şehrine benzeyen bir şeyler olduğu kadar. türkü ortak paydası üzerinden. bir taraftan şehri kendi özgün renkleriyle boyarken.1 0 50 . aynı zamanda Elazığlıları da garip bir biçimde kendiliğinden birbirlerine benzetir. şehirde de Elazığlıya benzeyen bir hâl vardır sanki. diğer taraftan da farkında olmadan şehrin anonim rengi ile boyanırlar. Bu durum. Bana öyle geliyor ki. Bu kimliği görünür kılan değerlerin başında şüphesiz Harput’un kadim sakinleri ile onların ruh ve hançeresinde yoğrulup soylu bir vakar içinde söylenerek bugünlere taşınan türküler gelir.

mahallî havalarını. yüksek minarelerde kandillerin yandığı Elaziz. Osmanlılar ya da daha büyük bir ihtimalle Dulkadirliler döneminden kalma bir akrabalık mı idi. bir Ermeni kızına söylenen o en güzel sevda türküsü “Ahçik” yankılanır Harput’un yüksek konaklarındaki kürsübaşı meclislerinde. pek de güzel olmayan ama bütün sihrini Ela- İnsan Türküsüne Böyle mi Benzer. divane bülbüle niçin feryat ettiğini sormadan edemeyen âşık insanlar diyarıdır hep muhayyilemde. hatta yürüyüş tarzları bile “Elazizce” olan insanların şehridir Elazığ. bütün bunları o gün için anlamam ve yorumlamam elbette mümkün değildi. kızı deniz Sokakları hem kız. çünkü Elazığ da. Tesadüf bu ya. avludaki taşın üzerinde her sabahki tahtına kurulmuş “Günaydın” programına gelen istek türküleri yayınlayan ‘pilipis’ marka radyo. içli ve hafif titrek sesiyle. hep “bir şûh-i sitemkâr”ın derdiyle yaşarlar sanki öyle mahzun ve masumdurlar. “Yozgat Nire. hâlâ.. kendileri türkülerine benzeyen insanların şehri. o şehrin “köhne” mahallelerinden yükselen kadim türkülerine bakmak gerek: Mezire’den çıkarak ince bir baş ağrısı ile yürüyen genellikle uzun yüzlü. O zaman anladım ki. İlhanlılar. lirik. kadife gibi yumuşak. bilmiyorum. Ama bu Artukoğulları’ndan veya daha öncesinden mi. bir daha silinmemek üzere zihnime kazınmıştı. hoyratların.. kadim dostum.mikleri.. bu iki şehrimizle Yozgat arasında da bir yakınlık bir akrabalık vardı. bir kuşluk vaktiydi ve rahmetli ebem Yozgat’ın bir dağ köyündeki evimizin avlusunda yayık yayarken. hem deniz kokar Bütün bunların farkına varmam için. fakat bu sefer ebemin söylediğine daha çok benzeyen bir başka varyantını radyodan “Elazığ türküsü” anonsuyla duyduğum gün artık “Elazığ”. Elazığ’ın hemen her biri bir türkü klasiği olan yöresel ezgilerini. ta lise yıllarına gelinceye. Kayabaşı’ndaki Hafo’nun evinde sanki durmadan Necibe’nin güzelliğine tarih düşer gibi gelir nedense… Bâd-ı sabânın güzellerin zülfünü dağıttığı her Harput seherinde.1 0 51 . Ben Elazığ’ı bundan yıllarca önce.. olmalıydı. kısacası ‘Harput Musikisi’ni ve bu musiki ile yoğrulmuş has bir Elazizliyi yakından tanımam gerekirmiş. sanki ebemden duymuşçasına aynı türküyü çalmasın mı… Türkünün sözleri hemen hemen aynıydı fakat radyodaki ses ebemden oldukça farklı okuyordu. mayaların. Tabii. İlk defa lise edebiyat kitaplarında karşılaştığımız ve manalarını hiç bir zaman tam olarak anlayamadığımız aruzla yazılmış şiirlere çok benzeyen güfteleri terennüm eden Elazığ havalarını da ilk olarak yine bu dostun. elezberlerin ve koşmaların ılık rüzgârları esen ışıklarla dolu kapısından içeriye bu dostun kılavuzluğunda girdim. oturup kalkışları. türküleri kendilerine. Elazığ’ın. kardeşim Palulu Zekeriya Karadayı’yı tanıyıncaya kadar.. biraz iri burunlu ve hafif kambur bu insanlar. Şehir ve insan arasındaki bu hem gizli hem açık ilişkinin farklı bir yönünü. Selçuklular. Bir şehrin ve ‘hemşehirli’lerin kendilerine özgü kimlik ve kişilikleri konusunda sağlam ve tutarlı bir fikir edinmek için. daha sonra Diyarbakır yöresine ait olduğunu öğrendiğim bir türkünün aydınlık penceresinden girerek tanıdım. Elazığ Nire…” ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Çayda çıraların.. kendi kendine o türküyü söylüyordu: Odasına vardım kahve pişirir Kınalı parmaklar fincan devşirir O yâri görenler aklın şaşırır Ya bir mektup yolla ya bir bergüzar Gözlerim üstünde vermem intizar. açılır açılmaz yüzünüze divanların. Çocuktum. benim kendisini dinlediğimden habersiz. Harput’un başına her kar yağanda ince yüzlü bir Harputlu.. duygulu türkü ve hoyratlarını. genel anlamda türkü dediğimiz halk şarkılarında gizli. aslında büyük sır. Cahit Külebi şu dizelerle anlatır: Savaştepe köprüsünden geçen trenler Sel olur İzmir’e akar İzmir’in denizi kız. Kendi tabiriyle “dünya kurulalı beri” ataları gibi Bozoklu bir Türkmen olarak Yozgat’ın bu dağ köyünde yaşayan ebemin bu türküsü Elazığ’da da söyleniyordu ve demek ki yalnızca Diyarbakır ile Elazığ arasında değil.. biraz sonra. İlk defa ebemin o ihtiyar sesinden duyduğum için olsa gerek çok etkisinde kaldığım ve unutamadığım bu güzel türküyü günün birinde. diğer bazı şehirlerimiz gibi.

müziği ve insanıyla bu şehrimizi daha yakından tanımama büyük katkı sağlayan eserler oldu. bir Yozgatlı olarak. teknik ve estetik yönleriyle tahlil ve analiz ettiği Elazığ-Harput Müziği adlı kapsamlı çalışması. Fuzuli’nin “Âh eylediğim servi hırâmının içündür/ Kan ağladığım gonca-i handânın içündür” beytiyle başlayan gazeline benzer daha pek çok gazelin Harput musiki fasıllarının ve geleneksel kürsübaşı meclislerinin vazgeçilmez repertuvarı arasında yer aldığından haberdar mıydı. diğer taraftan da farkında olmadan şehrin anonim rengi ile boyanırlar. bunu Elazığ’ın sanki daha çok hak ettiğini düşünmeye başladım. masum bir mensubiyet duygusu ile. Sonraki yıllarda İshak Sunguroğlu’nun “Harput Yollarında” ve Fikret Memişoğlu’nun Harput Âhengi adlı eserleri geçti elime. has bir Yozgatlı olarak Elazığlılar adına demeye çekiniyorum ama Harput adına çok sevindim. Harputsuz ‘Beş Şehir’ Ayrıca Elazığ o yıllarda.Önal Mengüşoğlu’nun Yerler Mühürlendi adlı romanları ile yine Mengüşoğlu’nun Harput Şehrengizi’ni okuyunca. Ali Akbaş’ın Harput Güzellemesi. Bu Dere Baştan Başa. hazzı aldığımı söyleyemem. Değirmen Sabah Ezanında Elezber Okunur mu? ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . türkü ortak paydası üzerinden. bu birikime kim bilir ne büyük vuzuh. Diyarbakır. ancak dışarıdan dikkatlice bakanların görebilecekleri tarzda şehrine benzeyen insanlarla. “Bu beş şehirden biri keşke Yozgat olsaydı” dediğimi iyi hatırlıyorum. Sıtkı Demirci gibi eski ustaları. Diyarbakır’da askerliğini yapan Sadettin Kaynak’ın uzaktan da olsa az çok tanıma imkânı bulduğu ve bir daha da tesirinden kurtulamadığı “Harput Âhengi”nin tüm güzelliği. Bunları zevkle ve istifade ederek okudum fakat Tanpınar’ın Beş Şehir’inden aldığım tadı. Tahir Abacı’nın Harput/Elazığ Türküleri adlı denemesi. Salih Turhan’ın yöre türkülerinin notalarını bir araya topladığı derlemesi ve nihayet Savaş Ekici’nin Harput-Elazığ müzik repertuvarını kültürel. Fakat doğrusunu söylemek gerekirse Elazığ’ı tanıdıkça. Bunlara ilave olarak daha sonra merhum Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu ve Ahmet Kabaklı Hoca’nın şiir ve yazıları. dönemin en popüler mahallî sanatçısı Enver ağabeyin (Demirbağ) bile yorumundan habersiz o türküleri sevmek. doğusunu söylemek gerekirse yine de Beş Şehir yazarının Elazığ’ı yazmamış olmasına hayıflanmaktan kendimi alamadım. inceliği ve zenginliği ile yaşandığı yıllardı. Derken daha sonra Şemsettin Ünlü’nün Yukarışehir ve M.Bir şehre asıl kimlik ve kişilik kazandıran bu türküler. Türk halk ve klasik müzik geleneğimizin üst seviyede sentezi olan eserlerin en çarpıcı örneklerini Harput musiki geleneğinde görüyoruz. Böylece. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir’ini ilk okuduğumda. Fakat bütün bunlara rağmen. Kim bilir belki de Hâfız Osman Öge’nin Bülbülüm Bağ Gezerim. Bırakın Hafız Osman Öge. bir taraftan şehri kendi özgün renkleriyle boyarken. sanatsal. Çünkü Tanpınar’ın “mahallî klasik” dediği. herhâlde Harput havalarının sahip olduğu yüksek sanat değerinin gücüyle izah edilebilir. Urfa. Sağlam bir Türk ve Müslüman mayası ile yoğrulmuş. kültürü. insanlarına benzeyen şehirler ortaya çıkar. zığlılık ruhundan ve heyecanından alan sesinden dinlediğimi itiraf etmeliyim. Kerkük musikileriyle de anlamlı ve derin akrabalık ihtiva eden bu yüksek musiki geleneğini eğer Tanpınar yakından tanımış olsaydı. bilmiyorum. zenginlik ve derinlik kazandırırdı.1 0 52 .

cemaatin sağdan soldan camiye geldiği sularda birdenbire Elezber’e geçmiş ve halk manilerinden birini söyleyerek hoyrat okumaya başlamış. saygıyla karşılanmalıdır. Kar mı Yağmış Şu Harput’un Başına. edebî şöhretinin Harput’la sınırlı kalmasına hep hayıflandığım merhum Harputlu Hacı Hayri’nin şiir ve musikideki ustalığını en iyi bilen insanlardan birinin de Sadettin Kaynak olduğu fikri takılır kafama kendiliğinden. sabah ezanından evvel Naat okurken. bilmiyorum. Yel Eser Kum Savrulur gibi her biri gerçekten birer türkü klasiği olan eserleri taş plaklara yeni okumaya başladığı yıllardı. ‘Bu vecd hâlidir. Elazığ musiki meşklerinde sık sık Kaynak’ın bestelerinin yer almasının sebebi de bu akrabalıktan kaynaklanır elbet.1 0 53 . Nerdeyse herkesin fark edebileceği kadar bariz olan bu etkinin -bırakın varlıkları tartışılır musiki eleştirmenlerimizi. “Benim türküm en çok benim ağzıma yakışır” demektir ki. yani otantiğine benzemeyen icrayı hemen dışlarlar. etkilendiği ve etkilediği kaynakların irdelenmediğini biliyoruz. Namaza gelmekte olan Büyük Beyzâde Hacı Ali Efendi’ye yaklaşanlar. Sinemde Bir Tutuşmuş. Fakat Beyzâde Hoca. artık oturmuş ve belli standartlara kavuşmuş bir üslup oluştuğu için.■ Herkes Kendi Türküsünü Söylesin O günleri hayal ettikçe. Gerçi “folklor musıkisi”nden istifade eden bir bestekâr olduğuna işaret edenler olmakla beraber. İlk bakışta kendini beğenmişlik gibi görünen bu yaklaşımı.. belli bir üslup ve tavrın hâkim olduğu güçlü mahallî müziğe sahip hemen her yerde görmek mümkün. Çünkü Klasik Türk Musikisi geleneğine mensup yirminci asırda yetişmiş en büyük bestekârlarımızdan olan Saadettin Kaynak’ın bestelerinde Harput Musikisinin tesiri çok açık hissedilir.Sala Benzer. Ve merhum Memişoğlu’nun naklettiği şu ilginç anekdot da belki tam o günlerde yaşanmıştı: “. Kim Büyüttü Böyle Bîperva Seni. Çünkü zaman içinde o yörede. özellikle de Elazığ türkü ve havalarının tesiri öylesine güçlüdür ki. sonunu bekleyelim’ diyerek durup dinlemiş. henüz doğrudan bir “musiki edebi- Harputlu Hacı Hayri’den Saadettin Kaynak’a ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Mukayeseli olanından vazgeçtik.. Sadettin Kaynak’ın bestelerindeki o bariz ve karakteristik Harput Âhengi’ni. vebal değil belki de sevap işlemiş oldu’ diyerek şikâyete hak vermemiş”. Zülfü Demirtaş’tan Hasan Öztürk’e tüm sanatçı dostları muhabbetle selamlıyorum.Saray Hatun Camii müezzini Perili Hafız diye maruf Hacı Süleyman. Elazığ hoyratlarının ve Diyarbakır mayalarının yanık nağmelerini hissettikçe istesem de başka türlü düşünemem zaten. Zengin tarihi ve kültürel birikimden beslenen köklü musiki geleneğine sahip diğer bazı şehirlerimizde karşılaştığımız bir durum. Bunun anlamı. Bu kısa yazı çerçevesinde belki daha çok işaret etmekle yetindiğimiz o zengin Harput-Elazığ musiki geleneğini günümüze taşıyan geçmiş ses ve saz ustalarını rahmetle anıyor. Müezzinin Elezber denilen yüksek havayı bitirdikten sonra tekrar Naat’a devam ettiğini görünce yanındakilere dönerek. taklidî olanı ya da kendilerine. zengin müzik geleneği olan. ‘Perili Hafız’ın bu yaptığı küfürdür’ diye şekvacı olmuşlar. o da şudur: Elazığlılar kendi türkülerini söyleyen yadırgı’ları kolay kolay beğenmezler ve onlarda mutlaka bir eksiklik veya yanlışlık bulmak eğilimindedirler genellikle. ‘Acele etmeyin. bugüne kadar Kaynak bestelerinin türkülerimizle ve türkü formuyla olan akrabalığına dair ciddi bir tahlile ben rastlamadım. yatı” geleneğimiz dahi olmadığı için bugüne kadar her bestekâr gibi. Kaynak’ın eserlerinin de edebî ve estetik bir tahlilinin yapılmadığını. Böyle düşünmemi gerektirecek hiçbir müşahhas bilgi ve belgeye sahip olmamakla beraber..bugüne kadar ciddi müzik ve sanat çevrelerince dahi fark edilmemiş olmasını nasıl izah etmeli. Mesela radyolarımızda bazen Kaynak’ın bir şarkısı olarak söylenen Bülbülüm Bağ Gezerim adlı eserin anonim bir Elazığ türküsü olduğunu ehli elbet bilir. Oysa Saadettin Kaynak’ın bestelerindeki türkü etkisi. bir kısım bestelerine sanki bazı Elazığ türkülerinin üsluba çekilmiş hâli ya da bir tür varyantı diyebilirsiniz. Lokman Tasalı’dan Adnan Çilesiz’e. Elazığ’da en karakteristik şekliyle çıkar karşımıza. bu eşsiz güzellikleri bugün hâlâ bizlere yaşatarak bu tür yazıların yazılmasına vesile olan Enver Demirbağ’dan Erkan Oğur’a.. hoş görmek gerekir.

Hüzünlerin doruğuna çıkarım. Elezberde benliğimi görenim. Gözyaşı yerine türkü dökerim. Tarihe anamın ak sütü gibi.” YUSUF DURSUN ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .1 0 54 . türküler süsüm. Beşikten mezara türkü yakarım. Türküyle çağlardan öte bakarım. Türküyle parıldar cihanda gözüm. Bir nağmeden bir nağmeye akarım. Buram buram türkü kokar nefesim. Türkü bir ummandır. Türküler mayamdır. Nazlı yâr bağına türkü ekerim. Dalgalar oynaşır sineme layık. Türküdür yurdumun asıl sahibi. Değmeyin a dostlar değilim ayık. Gözlerim hicranla dolmayagörsün. Türkülerle Türk mührünü çakarım. Allı turnalara yön verir sesim. görünmez dibi. Türküler nakışım. Maya yârim olur.TÜRKÜ BAYRAĞI Bir âşık sazını çalmayagörsün. Bin yıldır çığrılan hoyratlar benim. türküler özüm. Türküler. Yüreğim türküyle çevrilmiş ada. sazıma verdiğim sözüm: “Türkü bayrağını arşa dikerim. Fırat kenarında yüzer bir kayık. bozlak yârenim. Aşkın çağrısıyım Çayda Çıra’da. Mumların şavkıyla erip murada.

duyguları daha da zengin ifade etme alanıdır. İşlenen hüzünlerin bir kısmı ayrılık bir kısmı da ölüm merkezlidir. faydacı bir anlayışla en çok sergilendikleri alanlardır. birey ile reel olgu arasındaki ilişkiyi sağlayan güçlü bir duygu köprüsü olarak. Fak. yaşadıkları duyguları değişik yollarla dışa vururlar. “hüzün”e yol açar. dışa vurumun.ÜMRAL DEVECİ* Bir insanın beklentileri. İ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Bunlardan ikisinin. Fen-Ed. Bu yüzden. Doç. düşlemeleri ve kurgulamaları ile çelişen gerçeklik. Yani. mutlak bir “insan gerçekliği”dir. Muğla Üniv. nsanlar. Edebiyat. her hüzün. İster ayrılık ister ölüm merkezli olsun. Dr. türkülerin yüzlerce yıllık geleneksel birikimi ve sosyal psikolojiyi yansıtma özellikleri vardır. * Yard. resim. heykel. hem kelime olarak hem de ezgi olarak. söz ve müziğin birleştiği alan olan türküler.1 0 55 . pek çok bireysel ve toplumsal duygu ile beraber “hüzün” de işlenir. Ayrıca.. “hüzün”. toplumsal şifreler de çözülmüş olur Türkülerde. türkülerdeki ortak zihinsel üretimlerin sırrı çözüldüğünde. mimari ve müzik gibi güzel sanatlar. bireysel ve toplumsal ölçekte bir “arınma” (katharsis/ katarsis)dır.

Her hüzün. Hüzün.Aristoteles. ölenin hayattayken yaşadıklarının hatırlatılması. Bunun sonucu olarak da ruh sükûnete ererek dinginleşir. Ağıt metinlerinde. içerik olarak. Bunlarda. birey ile reel olgu arasındaki ilişkiyi sağlayan güçlü bir duygu köprüsü olarak. geçici bir ayrılık olmayıp mutlak bir ayrılık olduğundan. ölenin özelliklerini merkeze alırken iki şeyi göz önünde bulundurur: Birisi ölen kişi. “acıma ve korku duygularını uyandırıp ruhu tutkulardan temizlemek”tir.). Ölüm. bu sözcüklerin gerek anlam alanları ve gerekse işlevsel boyutu aracılığıyla hüznünü dile getirmekte ve ruhsal bir arınma yaşamaktadır. Sözlerin ve ezginin sağladığı biyo-ritm ve fiziksel etki. “kanadın kırılması. bir rastlantı değil. bir kurgulamanın sonucudur. “sevinç ve mutluluk” gibi en güçlü insanî duygulardan biridir ve insan diyalektiğinin ayrılmaz bir parçasıdır. “hüzün”e yol açar. “Yârim İstanbul’u mesken mi tuttun?” dizesiyle başlayan Kayseri türküsü. trajediyi işlerken. hüzün duygusunu yansıtır. diğeri de dinleyen kişilerdir. Bu türküyü söyleyen kişi.1 0 56 . yanında hasret/özlem duygusunu da taşır. ağlamak. Yani. Metindeki. onun olumlu ve erdemli yanlarının dile getirilmesi. çoğunlukla ana baba ve sevgiliden ayrılık konusu işlenir ve türkü metinleri. kıskançlık ve kahır ağırlıklı olmakla beraber. suje gerçekliği ile reel gerçeklik arasındaki ilişkinin sorgulanmasına yol açar ve bu sorgulama insan ile “dış olgu”lar arasındaki ilişkiyi yeniden belirlemek üzere “ruhsal arınma”yı sağlar. sağ kalanın da bir gün. bir yandan. Ona göre trajedinin ödevi. mutlak bir “insan gerçekliği”dir. Türkülerde. Ayrılık. temelinde özlem olması dolayısıyla. çöl. “kapının ardı gurbet” diyen bir kültür için. ölen ile sağ kalanlar arasındaki ortaklıklardan hareketle gerçekleştirilen bir özdeşleştirmedir. bir iyimserliğin olması da duygu dengesini sağlayıcı bir unsur olarak göze çarpar. ölümün yol açtığı hüzün daha derin. Birisi ayrılık. katarsis’in temelinde “acıma” ve “korku” vardır. derin izler bırakabilen bir olgudur ve her ayrılık. gurbet eller. daha etkileyici ve daha kalıcıdır. mut- ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Örneğin bir Eğin (Kemaliye) türküsünde. o kişilerin iyilikleri ve erdemleri dile getirilerek onlarla sözsel ve ezgisel bir özdeşleşme (identification) sağlanır. Ölen kişinin ardından söylenen ve genel adı “ağıt” olan türkülerde. türküyü söyleyende bir “arınma” yaratarak “hafifleme” sağlar. mahzun gönül” sözcükleri. geçici bir olgu gibi görünse de. diğeri ise ölüm’dür. Bu özdeşleştirme. katarsis’e büyük bir yer verir. Bir insanın beklentileri. düşlemeleri ve kurgulamaları ile çelişen gerçeklik. Her korku ve her acıma. İnsanlığın karşı karşıya kaldığı ve “hüzün”e yol açan iki “dış olgu” vardır. hüznün sevince dönüşme olasılığı da olduğundan. Türküyü söyleyen kişi (bilindiği gibi. insanı kendisiyle yüzleştirir ve gerçek anlamda kendisiyle yüzleşebilenleri de olumsuzluktan arındırır. özleyen ve özlenen arasındaki duygusal bağın dile getirildiği ve böylece arınma’nın yaşandığı bir türküdür. Yani. denilerek gurbet-sıla arasındaki duygu ilişkisi. ana baba etrafında gelişir ve gerek sözler gerekse ezgi. “hüzün”. bunun halk arasındaki terimi “türkü yakmak”tır. kişinin içsel yansımasının göstergeleri olurken öbür yandan da ana babaya ezgisel bir göndermedir. Ayrılık türkülerinin tamamında. Hüzün yoğunluklu türkü metin ve ezgilerinin ortaya çıkmasına neden olan bir diğer olgu ise ölüm’dür. ayrı düşülen kişilerin belirgin insani özelliklerinin yer aldığı metinlerdir. ayrıca tüm insanların karşılaşacakları kaçınılmaz bir gerçek olduğundan.

duygu yoğunluğu aşk olduğu için. En olumsuz koşullarda bile toplumsal vicdanı rahatlatan bir haslet olan merhamet.1 0 57 . ortak yaşanmışlıkların bir daha yaşanamayacağını duyumsatmasıyla da. insanın kendisini sorgulaması ve olumsuzluklardan arınması düşüncesini doğurur. En olumsuz koşullarda bile toplumsal vicdanı rahatlatan bir haslet olan merhamet. Ağıtlarda egemen olan beşerî özellik merhamet’tir. kimi zaman da pişmanlığın ifadesi olarak. duygudaşlık sağlanarak “ortak kaderi yaşama” paylaşımı sağlanır ve böylece acıya ortak olunarak bir hafifleme ve arınma sağlanmış olur. çaresizliğin verdiği bir söylem egemendir ve bu türküleri yakanlar. söylendiğinde gerek okuyanda ve gerekse dinleyende. temelde bir arınma’dır. toplumsal ahlaka aykırı da olsa.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Doğu uygarlıkları. tekrar yaşanan ölüm anının ruhlardaki yarattığı arınma’yı sağlamaktır. yaralanmış bir toplumsal vicdanın acısı dile getirilerek bir arınma sağlanır. Ezginin de katkısıyla. Bununla da. kendisiyle. beklenti ile gerçek arasında daha yoğunluklu bir gerilime yol açtığı için etkisi daha derin ve kalıcıdır. metne dönüşürken beraberlerinde hüznü ve merhameti getirirler. insanda hüzünlenmeye yol açan iki olgudur. Pencereden daş geldi Ben sandım Mamoş geldi Uyan Mamoş Mamoş uyan Başımıza ne iş geldi dörtlüğüyle başlayan Elazığ türküsünde. Bundaki amaç. toplumsal ahlâka aykırı da olsa aşk yüzünden gerçekleşen bir öldürme. insanın kendisiyle yüzleşmesini sağlayarak bir ruh arınma’sına yol açar. toplumla yüzleşmeye yol açarak olumsuzluklardan arınmayı ve ruhun dinginleşmesini sağlar. ölüm olayının gerçekleşme sahnesini tasvir ederek. türküyü yakan kişi. temelde bir arınma’dır. merhamet uygarlıklarıdırlar. Beklenmeyen bir ölüm. Doğu uygarlıkları. bu tür türküler. Bazı ağıtlarda. ölenle sağ kalanlar arasında. merhamet uygarlıklarıdırlar. lak akıbet olan ölümle karşılaşacağı düşüncesini empoze etmekle beraber. geride kalanlara olayı yeniden yaşatır ve böylece ölümün acı gerçeği ile duyguları yeniden harekete geçirir. Bu da daha derin bir arınmaya yol açacak söylemin oluşmasına sebep olur. örneğin genç ölümleri. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Ayrılık ve ölüm. Akdağmadeni’nden derlenen “Hastane önünde incir ağacı” türküsünde veya Keskin’den derlenen “Ham meyveyi kopardılar dalından” türküsünde.Ağıtlarda egemen olan beşerî özellik merhamet’tir. toplumsal vicdanda. çaresizliklerini itiraf ederek bir arınma yaşarlar. Anne beni Kırkpınar’da kestiler Cepkenimi saz dalına astılar Anam babam benden umut kestiler Dalgın uykulardan uyan Ahmedim Yağlı kamalara dayan Ahmedim bendiyle başlayan Afyonkarahisar türküsünde. Ayrıca ağıt metinleri. âdeta bir “toplumsal özür dileme” ile toplumsal arınma’yı sağlar. Hunharca işlenen bir cinayet. zaman zaman çaresizliğin. derin izler bırakır ve bunlarla ilgili söylenen ağıtlar da. sanki olay yeniden yaşanır ve yaşatılır. İkisi de. ölümün gerçekleşme şekline dair ifadelere yer verilerek.

bir halk hikâyesi. Onlar bizim hayat hikâyelerimizdir.. Çünkü söz konusu ürünler “sözlü kültür ortamının” ürünleri olup kültürün doğal akışı içerisinde. Gaziantep Ü. Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı Müdürü. üretildikleri-yaratıldıkları toplumla birlikte yaşamış. çatışmaları ve bu yaşananların toplumsal yaşamlarında bıraktığı izleri anlatan hikâye ve türküleri ile coğrafyadan vatana geçişin ve yurt ile göç edişin Türk kültür tarihi içerisindeki en güzel örneklerinden birini oluşturmuşlardır. ağlayan kalbinin içi görülür türkülerde. soran. sadece türkü icrasıyla değil. Doç. Bizi anlatır asırlardır. iskânları. seven. kişiliği. her hâlleriyle toplumlarına benzemişler ve toplumlarını yansıtmışlardır. aşklarını vs.VE SÖZLÜ TARİH İLİŞKİSİ ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER İskân türküleri RUHİ ERSOY* Barak Türkmenleri. görmek mümkündür. ekonomisini. * Yard. coğrafyasını. göçleri. Dr. Fen-Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi. Onun “Türkülerin Dili” adlı büyük çalışmasının arka kapak sayfasında şu ifadeler yer alır: “Türkülerimiz. küsen. acılarını. üyük usta Mehmet Özbek. Tıpkı türküler gibi halkın dimağında yer bulmuş. Toplumun tarihsel-kültürel yaşanmışlığının ispatı olan bu malzeme. ‘ustalık’ namını. gülen. hakikati olduğu gibi görüp söylemekten çekinmeyen ermişlerin ve cesur kimselerin söylemleridir. orada tekrar tekrar üretilerek nesillere mal olmuş pek çok halk kültürü malzemesinde Türk toplumunun tarihsel hikâyesini. Türk’ün her şeyini anlattığını anlamak için yeterlidir belki ama biz bu ifadeleri biraz daha dillendirip ayrıntıları ile izaha çalışacağız. Türk insanının düşünen. asırların süzgecinden geçmiş bir türkü. tavrı ve aynı zamanda türküler üzerinde yapmış olduğu ilmî çalışmalarıyla da hak etmiştir.”(Özbek 2009) Bu sözler aslında en yalın hâliyle türkünün. savaşlarını. B ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .1 0 58 .

“Sözlü tarih insanlar tarafından kurulmuş bir tarih türüdür. tarihin kabul edilmiş mitlerini ve baskın yargılarını yeniden değerlendirme. yaşam biçiminin. Kaldı ki Türk kültürünün-tarihinin yazılı kaynaklarla tanışması. Kişilerin.bir efsane. Bir toplumun tarihsel ve kültürel gerçekliğini saptamak. iktidarı merkeze alan bir nevi egemenin tarihini anlatacak biçimde düzenleyebilirler. onu anlamak isteyen bir kimse. çoğunluğu oluşturan ve o ana kadar bilinmeyen insanlar arasından seçer. geçmişi kendi algılayışı ve siyasal hedefleri doğrultusunda takdim edebilirler. destan veya destan parçası ya da başka bir sözlü anlatı olabilir. ilişkilerinin. Tarihî vesikalar uzun yüzyılların üst üste sıkıştırılmış kroki görüntüleri gibidirler. merkezî figürlerin etrafında kurgulanıp sunulmuştur. çünkü tarihsel gerçekliği. (Mirzaoğlu. yalnızca tarihî vesikalardan yola çıkarak amacına ulaşamaz. Bu gibi durumlarda farklı toplumsal katmanların ve tarafların edebî eserlerinde ve sözlü kültürlerinde tarihî olayların sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesi olaylarla ilgili alternatif bilgi ve belgelerin bulunması mümkündür. Türklerin Türkistan’dan Anadolu’ya göçleri ve Anadolu’da uygulanan iskân politikaları neticesinde muhtelif yer değiştirmeleri söz konusu olmuştur. Bu noktada karşımıza “sözlü tarih” kavramı çıkmaktadır ki bu kavram tarihin krokisini çizmektense onun içerisindeki insanın her türlü hikâyesini yakalama iddiasında olan genel yaklaşımın adıdır. Ayrıca olaylar farklı toplumsal kesimler tarafından farklı şekillerde algılanır. Sosyal yapı içerisindeki her grup. olayları bütün yönleriyle öğrenmeden kavramayız. Oysaki bir tarihsel olayı gerçekleştiren aktörlerin sayısı birden fazladır. Böylece bu üretimlerden tarihî bir kaynak olarak faydalanmak mümkün hâle gelir. Ortak anlamları ortaya çıkararak tarihçiye ve sıradan insanlara bir zamana ve mekâna aidiyet duygusu kazandırabilir. Onlara geçmişi verirken geleceği kurmak için de yol gösterir. Söz konusu bu iskân hâdiselerinden kaynaklı icra edilen türler Barak ve Bozlak olarak bilinen türlerin içinde saklı hâdiselerle kendisini göstermektedir. resmî. Tarihsel dönemler içerisinde iktidarlar. İşte bu türkülerin dili iskân politikalarının yönetilen tarafından bakış açısını oluşturmuştur. Hayatı tarihin içine sokar. Türk tarihinde söz konusu bu duruma örnek olarak bir kısım Türk boylarının Osmanlı Devleti döneminde Anadolu’da iskân edilişleri verilebilir. ancak o toplumun her türlü kültür malzemesini okuyarak kavrayabiliriz. olaylara kendi penceresinden bakar ve kendi gerçeğini ve haklılığını vurgular. İnsanlara tarihlerini kendi sözleriyle geri verir. “Kalktı Göç Eyledi”si en meşhur olanıdır ve “ferman padişahın dağlar bizimdir” diyerek iskânı isyana dönüştüren en büyük nida olmuştur: Kalktı göç eyledi Avşar elleri Ağır ağır giden eller bizimdir Arap atlar yakın eder ırağı Yüce dağdan aşan yollar bizimdir Belimizde kılıcımız kirmani Taşı deler mızrağımın temreni Hakkımızda devlet etmiş fermanı Ferman padişahın dağlar bizimdir ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Bizim bu günden bakarak bu algılayış biçimlerinden herhangi birisini önceleyip diğerlerini yok sayma durumumuz olamaz. Kahramanlarını yalnız liderler arasından değil. Tarihi zaman akışı içerisinde insanın ve onun ürettiklerinin-tükettiklerinin. Tarihin bu tarz kayda geçirildiği ortamlarda söz konusu olayların birinci derecedeki kahramanlarının hâdiselerdeki konumu kayıt altına alınmayabilir. sanatının. arşivlenmesi geç döneme denk gelmektedir. siyasi yapıların ya da büyük savaşların kronolojik sıralanmasının tarihini yazmak. tarihin toplumsal anlamını kökten dönüştürme aracıdır. Siyasal iktidarlar bununla da kalmayıp asayiş kaygısıyla tarihsel olayları ve buna ilişkin belge düzenini kendi yargılarını destekler mahiyette düzenleyebilirler. 2003) Bunlardan Avşar Bozlağı olarak bilinen Dadaloğlu’nun (Görkem 2005). estetiğinin varlığı yalnızca resmî arşivlere yansımamıştır. yazılı kaynakların arşivlenmediği dönemlerin tarihi ne olacak sorusu da karşımıza çıkmaktadır. genel anlamda tarih yazıcılığının yalnızca küçük bir parçasıdır.1 0 59 .” (Thompson 1999:18) Tarih ilmi uzun yüzyıllar ağırlıklı olarak egemenin meşrulaştırılması zemininde. ayrıca bu noktada. ne hissetmiş o da sözel bellekler vasıtasıyla sazı ve sözüyle harmanlayıp türkü yakmıştır. Bu hâdiseler resmî kayıtlara yönetenin bakış açısıyla geçmiş ve yöneten açısından haklı sebeplerle iskân edilişler çeşitli belgelere kaydedilmiştir.reaya bu konuda ne düşünmüş. Sözlü tarih. Yönetilen yani halk. masal. Bütün bunları biz. Toplumsal sınıflar ve nesiller arasındaki bağlantıyı dolayısıyla anlayışı sağlar. Bilgi ve belgeleri.

Barakların sözlü geleneğinde yaşayan iskân türküleri ve diğer anlatılarından. ova. iskân edilen Türk boyunun adını ve yaşam biçimini bulmamız mümkündür. Bununla birlikte Barak kelimesi Anadolu’nun pek çok yerinde köy. yüzyılda Orta Asya’dan Horasan’a gelerek burada yaşamaya başlamışlardır. estetik değerlerini temsil eden kişi tarafından dillendirilen bir türkü. Günümüzde bu adlandırma yöredeki tüm aşiretleri kapsayan bir isme dönüşmüştür ve Gaziantep’in bu bölgesinde yaşayan Oğuz-Türkmen aşiretleri bu genel ad altında anılmaktadır. Oğuz boylarından Bayat boyunun Dulkadirli koluna mensup bir Cerid obasıdır ve 17. (Ersoy 2003) Daha sonraki dönem içerisinde özellikle Gaziantep’in Nizip ilçesi ile Suriye bölgesindeki oymakların tamamı Barak adını almışlardır. iskâna tabi tutuldukları bölgelerde de komşu aşiretlerle uzun çatışmalara girişmişlerdir. yayandı gençler Başımıza geldi gördüğüm düşler Düşürdüler bizi gurbet ellere Gehi konduk gehi göçtük yollarda Bilip bilmediğim gurbet ellerde Âlem dağlarında şu daz çöllerde Bizden sonra bir nam kalsın illere Toplandık aşiret geldik Culab’a ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . dağ ve mahalle adı olarak da kullanılmaktadır. hem Orta Asya’dan Anadolu’ya göç hikâyelerini hem de kültürel hayatlarını söz konusu kaynaklardan ve yaşayan Barak kültüründen tespit etmek mümkündür.1 0 60 . yani toplumun hayat algılayışını. Baraklar göç süresince kendi aralarında. Bu zorlu yolculuğun ve göç boyunca yaşanan acı olayların hatırası Türkmenlerin ozanları tarafından nakış nakış işlenmiş ve Barakların yıllar süren göçleri. Öte yandan bizim de üzerine akademik çalışmalarımızla eğildiğimiz Baraklar örneği dikkat çekicidir. Türk’ün binlerce yıllık göç hikâyesinden kendi payına düşeni Barak Türkmenlerinin millî şairi Dedemoğlu aşağıdaki dizelerle dile getirmiştir: Kalktık Horasan’dan eyledik sökün Düşürdüler bizi tozlu yollara Omuzda parlar uzun şifleler Aşırdılar bizi karlı dağlara Bölük bölük oldu yüklendi göçler Atlandı ihtiyar. Baraklar örmeğinde de aynı refleksi göstermiş ve Baraklar tarihî yolculukları boyunca yaşadıklarını. Barak Türkmenleri 15. yönetilenin resmî uygulamaları algılayış biçimini. yöneten-yönetilen ilişkisini. Tarih boyunca yaşadıkları acıları ve sevinçleri kilimlerine. yüzyıl sonlarında gerek kuraklık gerekse siyasi karışıklıklar nedeniyle Barak Türkmenlerinin huzuru bozulur. Baraklar. tarihsel bir olayın (iskân olayı) akışını. Barakların Horasan’dan seksen dört bin çadırla göçe başladıklarını öğreniyoruz. Çeşitli sosyal hâdiseler ve aşklar etrafındaki kısa hikâyeleri. yüzyılın sonlarında Horasan’dan başlayan uzun bir göçün ardından Rakka’ya iskâna zorlanmışlardır. daha sonra iskânın türkülerle anlatılma hâdisesini rahatlıkla vesikalarla mukayese edip yöneten-yönetilen bakış açısını ortaya koyabileceğimiz zincir halkası gibi türkülerin mevcut olduğu bir alandır Barak Türkmen vadisi… Bir Türkmen boyu olarak Türk tarihine ışık tutan pek çok tarihî ve edebî kaynakta karşımıza çıkan Barakların. türkülerine. Toplumun millî şairi. Elbeyli Türkmenlerinin yaşadığı bölgenin adı olarak kullanılmıştır. Ancak 16. Horasan’dan Orta Anadolu’ya uzun ve bir o kadar da yorucu bir göç başlar. türkülerin haricinde sistematik olarak bir göç’ün. Bu dönemden itibaren Barak kelimesi bir Türkmen boyunun ismi ve bu boyla beraber Beydili. söz konusu coğrafyayı. Gaziantep’in hemen doğusunda Nizip’ten aşağıya Suriye bölgesine kadar uzanan bölgeye de Barak Ovası denilmektedir. halk hikâyelerine işleyen Türk boyları.Dadaloğlu’m bir gün kavga kurulur Öter tüfek davlumbazlar vurulur Nice koç yiğitler yere serilir Ölen ölür kalan sağlar bizimdir Bu türküde. geride bıraktıkları hatıralarını hâlâ yaşamakta olan zengin bir sözlü anlatı geleneği içinde biriktirmişlerdir. bucak. bu göç sonrasında zorlandıkları iskân ve iskânlar süresince devam eden aşiret çatışmaları büyük bir canlılıkla günümüze kadar ulaşmıştır. Hem göç sırasında karşılaşılan zorluklar hem de daha sonra uygulanan iskân politikaları Barak Türkmenlerinin büyük acılar yaşamalarına sebep olmuş. Bunun üzerine oymak beyleri toplanır ve Anadolu’ya göç kararı alırlar. aynı zamanda yaşanan olayların ve şartların resmini çekmiştir.

Hacettepe Ü. Tarihi ve tarihî süreç içerisinde insanı anlama kaygısında olan bir araştırmacının bütün kültür unsurlarına birer tarih vesikası gözüyle bakması gerekmektedir. Binboğa Yayınları. Ankara 2003. Paul. çatışmaları ve bu yaşananların toplumsal yaşamlarında bıraktığı izleri anlatan hikâye ve türküleri ile coğrafyadan vatana geçişin ve yurt ile göç edişin Türk kültür tarihi içerisindeki en güzel örneklerinden birini oluşturmuşlardır. Ersoy. o toplumun her anlamdaki yaşanmışlığının da resmini çekmektedir. Yenibilgiler Işığında Dadaloğlu. Çukurova Bozlağı. takip edilen coğrafya. göçleri. Şehnaz Layıkel). Özbek. 2009. bize ait olduğu toplumun sanat zevkini. Geçmişin Sesi (çev. İstanbul. Gülay. E Yayınları. Horasan’dan başlayan göçün Anadolu’da iskâna dönüşmesi ve bunun Barak Türkmen toplumundaki yansımaları. Barakların iskân Türkülerinden ve sözlü geleneğinde hareketle yaptığımız geniş anlamda ve kapsayıcı sözlü tarih çalışması kitaplaşma aşamasında olup konuyu her yanıyla izah etme amacı taşımaktadır. Ruhi. Mehmet. basılmamış doktora tezi. Mirzaoğlu. Barak Türkmenleri. Enst. sembol ve imaj dünyasını görmemizin yanı sıra. Baraklı Âşık Mahgül ve Repertuvarı. Sos. İstanbul 2005. çok giden KÖR KUYU uzak ağaç. Görüldüğü üzere bir edebiyat metni. uzak kuş karanlık içre susuz korkulu düş senelerce yaşanan derin acı kimse geçmez ki buradan çıkrık sesi solgun anı göçüyor eski toprak ile göçüyor bir bir MURAT SOYAK ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . HAVADİS postallı bir dağ içinde göç göç olmuş köy garibin gözü yolda ne gelen var. İstanbul. çok giden dere boyu bağ bahçe ayrık otu çoğalır oğullar gurbet elde ne gelen var.■ Kaynakça Görkem.1 0 61 .1999. estetik algılayışını vermenin ötesinde. çok giden kederli türküler evi yıkılmış duvar. 2003.l Bil. iskânları. İsmail. Türkülerin Dili.Seksendörtbin hane gelmez hesaba Deve koyun çoktur insan kalaba Susuz hayvan inileşir göllere Dedemoğlu der ki aşkın bağından Aşırdılar bizi Yozgat dağından Anadolu Sivas şehri sağından Bu hâlimiz destan olsun dillere Burada Türk halk şiirinin estetik yapısını. Ank. Ötüken Yayınları. Thompson. Barak Türkmenlerinin tarihsel serüvenlerini de takip edebilmekteyiz. kırık kapı almış yürümüş yalnızlık ne gelen var. Bu büyük kültür birikimi daha kapsamlı araştırmalarla Türk kültür tarihine ışık tutmaya devam edecektir. kalabalık nüfus ve yaşanan acı olaylar şair Dedemoğlu’nun dilinden bize aktarılmıştır.

.AHMET ULUDAĞ ğdır Üniversitesine öğretim üyesi olarak geçme işlemlerim düşüncenin ötesine geçip fiiliyata dökülmeye başladığında. yoksa kınalı parmaklı. al almayı görme zamanı… Kars Havaalanı’nda. Nahçıvan’dan Laçin üzeri Bakü’ye oradan da Karabağ’a mı gittim. Öyle ya.. Uçak inince artık tamamen uyanmıştım. Acaba benim dalgınlığımdan istifade edip geçivermişler miydi? Aracımız yolda mola verdi. ‘Amerika’da böyle olurdu’ geçmedi aklımdan. hançeremde nağmelerini eylemeye. Kars ile Iğdır arasında elma ağacı gördüğümü hatırlamıyorum. al duvaklı bir gelin miydi? Rüyalarımı pek hatırlamam.. Parasıyla da olsa. İzmir-Kars arasındaki I derin uykuyla geçen yolculuğumda al almayı mı gördüm. Alma mıydı Iğdır’ın dağını taşını kaplamış “al topuklu beyaz kızlar mıydı” fatihlerin torunlarının şimdilerde bölük bölük bölünmüş diyarından gülümseyen. bazı dostlar hemen “Iğdır’ın al alması” türküsünün adını andılar. Müzikle amatör olarak ilgilenmeme rağmen bu meşhur türküyü bilmiyordum. bilmiyorum. galiba kırk beş dakikadır yoldaydık. türküler konusunda da epeyce bilgi sahibiydim ama herkesin hemen telâffuz ediverdiği “Iğdır’ın al alması” ben de bir türlü sese dönüşemiyordu. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . yeşilimsi. şimdi yine yolu düşünme zamanıydı. ülkemizde de müşteri memnuniyeti adına küçük şeylerin yapılıyor olması kıvandırdı beni. önceden söylendiği gibi. Gece geç yatıp sabah erken kalkmanın tesiri hâlâ devam ediyordu. Iğdır’a daha ulaşmadan başladım “al alma”yı aramaya. allı rüyalar gördüm. bizi Iğdır’a götürmek için bekleyen yarım otobüsü görünce sevindim. Yan tarafta da kışlık ve belki de.1 0 62 .. Çadırımsı bir yer içinde masalar var. al almayı bulmaya karar verdim. Türküyü öğrenmeye. hem de çokça bilinen bir türküye nağme olmuş al elma merak edilmez miydi? İsmail Gaspıralı’nın roman kahramanının Gül Baba’yı araması gibi ben de “al alma”nın peşine düştüm. Arazı mı (Aras Nehri) gördüm. ayazlı geceler de kullanılan bir bina… Elmalar duruyor kasada… Sarımsı. türküye. Ağrı Dağı’nı mı gördüm. Bütün uyanık kalma çabama rağmen arada bir gözlerimin kapanmasına engel olamadım. Her ne kadar sanat müziği olarak adlandırdığımız geçmişin şehirli müziğiyle ilgilensem de. En azından ‘Avrupa’da şöyle’.

Iğdır’a en yakın olanıydı. ben bulamasam da. Ama olsun. Kağızman’ın kırmızı beyaz uzun elması gibi… Uzun elmanın da bir türküsü var mı ki? Bütün elmaların türküsü olmasa da türküsü olan yaşayacak. yani bildik bir türküydü. Iğdır’la ilgili bir serhat şehri olduğu ve Doğu’nun Çukurova’sı olarak adlandırıldığı dışında bir şey bilmiyordum. İstek mi yapsaydım ne: Iğdır’ın al alması… Iğdır. Bir arkadaştan rica ettim. budur Iğdır’ın al elması. yerli mi?’ Cevap. Öğleden sonra Kültür Merkezi’nde üniversitenin açılış törenine katıldım ayağımın tozuyla. Eski Devlet Hastanesi’nde indim. Aslında benim gördüğüm Büyük Ağrı Dağı’nın üç zirvesinden en yükseği. Iğdır’a gelinceye kadar merak etmediğim şeylerden biriydi adı..1 0 63 . Azerbaycan’ın bir şehri. dedim. Lakin al alma türküsüne bir türlü sıra gelmemişti. Oraya da gitseydim arar gezer miydim al elmaları? Gördüğüm starking benzeri elmalar mı acaba diye düşünüyorum. Sıkı sıkı sordum: ‘Bu mu. her seferinde.beyazımsı renkleriyle golden çeşidi elmalar… Aaaahh. Divanü Lügat-it-Türk’te Oğuz boylarından birinin adı olarak belirtilmektedir. Dinlediğimde önceden dinlemiş olduğumu fark ettim. bahçelerinden getirdi. satıcılarda golden tipi çoğunlukta. Al almayı aramak da mutatlaştı. Karabağnameli. farklılık sayılabilecek. yer gök al alma değil miydi yoksa?. Serdarbulak Geçidi’yle birbirinden ayrılan iki dağın zirvesinin birlikte görüldüğü ilk anda Büyük Ağrı daha bir ihtişamlı duruyor. Nihayetinde yol dediğin nedir ki. bayatili . burası Iğdır. tabii elmalıklar kalırsa geriye… Mutlaka Iğdır’a has bir elma çeşidi vardır. ölçülü mesafeler… Iğdır’a ulaştık. Seyit Mehmet Şen Hoca verdi. ilçemizin mahallî çeşitleri vardır. ‘fidanı da buralardan’ oldu. Araznameli. Yeni bir kurum olmanın bütün sıkıntısı hissedilebiliyordu. bilemiyorum… Birden günlerim mutat bir hâl aldı: Okul. Açılış dersini emekli bir Öğretim Üyesi Prof. Türkiyeli. yorgunluğumu almıştı. Belki de bu bana has bir algı. çünkü hemen her ilimizin. Üzerine türkü yakılan al almayı bir gün gelir bulurum. hayallerim… Dağ taş elma ağacı. Hoca elmayı mı anlatmalıydı diye düşündüm bir an… Cevizin uzmanına elma anlattırmak doğru olmazdı. / Çevresi masmavi. Söylenen o ki. Küçük Ağrı’yı da görmek için şehrin dışına doğru gitmem gerekti. başı bembeyaz. İki saat olmuş ya da olmamıştı. Azerbaycanlı bir konser… Buralara has tınıları duymak. Her ikisi de tamamen görünür hâle gelince daha başına ak düşmemiş olan Küçük Ağrı büyüğünün ihtişamını biraz gölgeliyor. Melodisini hatırlayamadığım ‘Al alma türküsü’ sanki beni esir almıştı. Bir de her gün geçtiğim yolumun üzerindeki bir kavşağın orta yerindeki elma heykelciğini inceleyim. Yine de Iğdır’a epeyi uzaktayız. hakikaten türkü bu şekilde de söyleniyor. al almalı türküsü var. O anlattı ama benim kafamda yine türküler vardı: “Cevizin yaprağı dal arasında”. Genelağa baktım. Onda da starking gibi altta dişler var.. elma ağaçlarının yerine her gün yeni binalar yükselse de: Iğdır’ın al alması Yemeye bal alması Yar gelene galdı balam Yaramın sağalması Iğdır’dan alma aldım Yarımı yola saldım Yarim buradan gideli aybalam Ayva kimi sarardım■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .) ama gördüğüm anda da büyülendim. Kültür Müdürlüğünün broşüründeki elmanın altında dişler yok gibi belli belirsiz. Törende Nahçıvan Üniversitesi Müzik Topluluğu güzel bir konser verdi. Belki Bahaeddin Karakoç’un aksine ilk onu görmedim (Iğdır’a inince ilk onu gördüm. burası bazı fakülte ve yüksek okullara tahsis edilmişti. Dr. Iğdır’ın isminin doğrusunun ‘İgdir’ olduğunu ve ‘iğdir’ şeklinde yazılması gerektiğini belirtmektedir. al elması var. / Yerle gök arasında bir tek düğüm. Buralar daha Kars sayılır. Eseri yayına hazırlayan Besim Atalay. Ağrı Dağı’nı bütün heybetiyle göğe değmeye ramak kalmış ak pak zirvesiyle görünce büyülendim. starking gibi bir şey. Türkünün aslının “Quba’nın al alması” olduğunu söylediler. yolculuğumuz başlayalı. / Mevsimin perçemi takvimde son yaz. cevizi anlattı. misafirhane… Arada ufak tefek şeyler de yok değil. Quba. Acaba “elmanın yaprağı dal arasında” desek olur muydu? Hem bu Kayseri türküsünü çığırmayı da biliyordum.

Anadolu’nun yanı sıra Balkan türkülerinin canlılığında sergilenmektedir. tasavvuf müziğini kuralcı topluluk müziğinin bir kolu olarak almışlar. Türkü için yapılan bütün tanımlar da bu ortak noktada birleşmektedir. Türk halkı Orta Asya’daki sosyal yaşamından kaynaklanan müzikten hiç kopmamış. sazın ana yapısını bozmadan tür ve sistemlerini geliştirerek sesi. münacat. Kırgızlarda eldik. adlarla anılan törenlerle yaygınlaşmış ve topluma mal olmuştur. devriye vb. halka halka genişleyip çeşitlenen ve yeni biçimlere bürünen müzik zevki hep varlığını korumuştur. savaşlarda hep müzik yerini almış.MEHMET YARDIMCI* azının bulunmasından önce her ulusta olduğu gibi Türk ulusunda da oldukça güçlü sözlü edebiyat geleneği vardır. tapuğ.. ilâhi.Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fak. ayin. hikmet. oyun. duygu ve düşünceleri kamçılayıcı görev üstlenmiştir. kam. yuğ. dinî. tasavvufi türler ortaya çıkmıştır. Uygurlarda nahşa gibi sözcükler kullanılmıştır. baksı. İslamiyeti kabulle.1 0 64 . şölenlerde. düğünlerde. baksı. Mevleviler. Türkmenlerde halk aydımı. Kam. Türkçe sözlü âşık müziğine ayinlerde yer vermeyip âşığı tekkelerin dışına itmiş- ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Y boylarında farklı sözcüklerle ifade edilen türkü kavramının Türk’e özgü anlamına gelen Türkî sözcüğünden türediği görüşü yaygındır. Dr. Türk halkının her gittiği yere bu geleneği taşıdığı gerçeği. Doç. ozan gibi adlarla anılan kişiler ilk edebî türlerin üretici ve uygulayıcılarıdır. Şaman. Oyunlarda. İlk şiirleri oluşturup kopuz adı verilen sazı devreye sokarak yarattıkları müzikli söyleyişler türkülerimizin ilk biçimlerini oluşturmuştur. ozan gibi sanatçılar müzik eşliğinde oyun türküleri ve şiirler okurken konu olarak kimi zaman efsanevi olayları kimi zaman da dinî ve toplumsal konuları dile getirerek ta başında türküleri şekillendirmişlerdir. sığır vb. Türkü için Azerbaycan’da mahnı. Türkçe Eğitimi Bölüm Bşk. Özbeklerde halk koşigi. İslamiyete dayalı Türk müziğinin bünyesinde şiirimiz yeni bir şekle girmiş. Başkurtlarda halk cırı. Bu nedenle türküler edebiyatımızın ilk ürünleri sayılmalıdır. Bu edebiyat geleneğinin ürünleri şölen. Değişik Türk *Yard. Şekillenen bu türküler. Türkler. değişik Türk kavimlerinde aynı şeyi ifade etmek üzere farklı adlarla anılmıştır. sazı ve ezgisiyle İslamiyete dayalı Türk müziğini oluşturmuşlardır.

1315 doğumluların Kurtuluş Savaşı’na gidişleri. taşlama. türkülerle kalkmış. bir süre sonra türküdeki kişisel izler silinip halkın ortak malı olmaktadır. Boş beşik. İzmir türkülerinden İzmir’in kavakları sadece birkaçıdır. 1983.”[1] Hızır Paşa’nın Pir Sultan’ı zindana attırması olayı. kahramanlık günlerinde koçaklama. doğa sevgisi. Anadolu’da genç. iş türküsü. Anadolu halkı türkülerle yatmış. Ankara türkülerinden Misket. Kimi türküler de başka yörelerde yakıldığı hâlde ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . nefes. Tokat türkülerinden Bağa gel bostana gel ve Minarede taş mı olur. Cahit Öztelli. Bitlis türkülerinden Bitlis’te beş minare. 2. yüreğini türkülerle dışa vurmuştur. Nazilli türkülerinden Yörük Ali. gizli sevdalarımıza sırdaş olan türkülere ilgimiz gençlik hatta çocukluk yıllarımızda başlar. türkülerle gülmüş. Acı günlerde ağıt. ağıt koçaklama adları altında şekillenmiştir. dinî duygular ve kahramanlık duygularının ön plana çıkması sonucu da olmaktadır. bas. “Hey onbeşli onbeşli Tokat yolları taşlı” türküsünü. Âşık Garip. 1. nice anılar depreşir yüreğimizde. Kimi türküler de halk hikâyelerinden ve âşıklardan halka geçmekte. s. Almus türkülerinden Burçak tarlası. “Bebeğin beşiği çamdan Yuvarlandı düştü damdan” türküsünü. İst. Türküler genellikle bir olay sonucu doğar. Bunların yanı sıra din dışı konulardaki âşık şiiri de güzelleme. Anaların beşik ardında ünlediği ninniler. Âşıklara Alevi ve Bektaşi tarikatları sahip çıkarak edebiyatımızda deme. “Sabah olur çocuk gider oyuna Oynar oynar taş doldurur koynuna” türküsünü. Cahit Öztelli’nin dediği gibi “Beşikten mezara kadar her türlü günlük yaşantı olayları türkü yakılmasına neden olabilir. Sarı kurdelem. evlenmelerde kına türküsü. İlbeylioğlu gibi halk hikâyelerindeki bazı türküler bunlardandır. bir ananın bebeğinin çamdan yapılmış bir beşikte yitirmesi olayı. Kızılırmak’ta bir gelinin boğulması olayı. hapishane türküsü olup oyar yürekleri. halkın yaşam savaşının dile ve tele dökülen yansımasıdır. yurt sevgisi. Türküler. uzun ya da kırık hava şeklinde söylenen en yaygın halk müziği türü olarak gelişimini sürdürmüştür.lerdir. nice özlemleri. Anadolu insanı çocuğunu türkülerle büyütür. Halkımız türkülerle ağlamış. Malatya türkülerinden Fırat kenarı. Kimi zaman esen yelden kimi zaman turnalardan yararlanır sesinin ulaşması için dilediğine. küçük bir çocukla evlendirilen genç kızın olayı. Sivas türkülerinden Kızılırmak. Dertlerimize yoldaş. Kastamonu türkülerinden Sepetçioğlu. yaşamın çeşitli durumlarında gurbet türküsü. Halk Türküleri Evlerinin Önü. Fatsa türkülerinden Hekimoğlu. Muş türkülerinden Havada bulut yok. Muğla türkülerinden Ormancı (Çıktım Belen Kahvesine) ve Bodrum Hâkimi. Türkü ise topluluk içindeki acıları. Kerem ile Aslı. Yaşamın her aşaması türkülerde en çarpıcı ifadelerle yansır. şathiye. Önemli bir olay sonucu duygulanma türküyü yaratır. Hikâyeleri bilinen pek çok olaylı türkü vardır. Bunlardan. sevinçleri.13. Ne zaman bir köy türküsü duysak içimiz burkulur. Elazığ türkülerinden Çayda Çıra Yanıyor. acısı sevdası dillere destan olup dört bir yana yayılmıştır. duvaz gibi yeni türlerin oluşmasına neden olmuşlardır. Silifke türkülerinden Ham çökelek. nice dilekleri dile getiren nağmesi kendine özgü sazsız türkülerdir. Bolu türkülerinden Halimem. Türkünün doğuşuna neden olan olay kimi zaman gerçek ve yaşanan bir olay olduğu gibi kimi zaman da özlem. “Kızılırmak nettin allı gelini” türküsünü yaratan olaylardandır. aşkları konu alan ve her çeşit şiir biçimiyle. gizli sırlarını telin ucundan seslendirir. bağlamasıyla yoldaş olup sevdalarını.1 0 65 . “Yürü bre Hızır Paşa Senin de çarkın kırılır” türküsünü.

olayın hikâyesi önemlidir. larda Sefil Ali kimilerinde Emrah kimilerinde de Karacaoğlan adına kayıtlıdır. Türkü 3. Türkü Ben de şu dünyaya geldim geleli Ağır çiftim döner harmanım mı var Azrail de gelmiş can talep eyler Benim vermemeye fermanım mı var ………… Ben giderim emanetin eyvallah Selvi boylum sen bu elde gal gayrı Terk eyleyip ben bu eli giderim Kara gözlüm kadirimi bil gayrı ………… Dostum beni niçin zarıncıdırsın Verdiğim ikrardan dönen değilim Senden başkasına meyil vermedim Uçup daldan dala konan değilim ………… Kalktı göç eyledi gönül kervanı Göçtün gönül var inile bir zaman Ayrılıkla geçti ömrüm devrânı Düştün gönül var inile bir zaman ■ 2. Halil Atılgan. Kastamonu’da yakılan Çanakkale içinde vurdular beni türküsü Çanakkale türküsü olmadığı gibi Zile’de yakılan Hey on beşli on beşli türküsü de Tokat türküsü değildir.1 0 66 . “Fırgatlı fırgatlı ne inilersin Allı turnam sinen parelendi mi” biçiminde başlayan Esirî’ye ait bir deyiş son dörtlük söylenmediği için zamanla âşığın adı unutulmuş ve semah havasında okunan anonim bir türkü olarak halka mal olmuştur. Kimi türküler de okuyucuların bazı sözcüklerin anlamını bilmeyişi nedeniyle değiştirerek okumaları sonucu gerçek anlamını yitirmektedir: Dert ehli olanlar dergâha gelir Elbette arayan dermanın bulur Sadık der ki kimde ne var kim bilir Geşt ü güzâr ettim elde neler var dörtlüğündeki gezme-tozma anlamındaki geşt ü güzar ettim sözü kimilerince çekti gülizar etti biçiminde okunup anlam yitirilmektedir. 1. Türküyü il bazına bağlamak doğru değildir. Yine Bursa’da yakılan Cezayir türküsü Cezayir’e bağlanmamalıdır. Türkü 4. Özel arşivimde bulunan Zile kaynaklı Kirampalı Davulcuoğlu Bin Memet tarafından 19. Gafil gezme şaşkın bir gün ölürsün dizesiyle başlayan türkü de Kul Himmet Üstadım.[2] Örneğin: El çek tabip el çek yaram üstünden dizesiyle başlayan Tokat türküsü kimi kaynaklarda Emrah kimilerinde de Veli adına kayıtlıdır. Oysa bu türküler kim bilir âşığının ne derdinin ne çilesinin ne sevdasının tercümanı olmuş ne yürekten söylenmiş türkülerdir. Gönül gurbet ele varma dizesiyle başlayan Gaziantep türküsü kimi kaynak2.olayla ilgili bir yer adı geçmesi nedeniyle o yöreye bağlanmaktadır. Âşığı bilinen kimi türküler de mahlası okunmayınca anonimleşmektedir. Türkü ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Bu günün ilçesi yarının ili olmaktadır. Türkülerin tümünün orijinal kayıtları arşivimizdedir. Pir Sultan Abdal ve Teslim Abdal adına üç değişik kaynakta görülen türkülerdendir. Örneğin. Bu konuda Halil Atılgan çok önemli saptamalar yapmıştır. yüzyıl başlarında tutulan bir cönkte 32 adet Zile türküsü bulunmaktadır. Bursa’nın ufak tefek taşları türküsü Bursa türküsü değildir. Kaynaklarda yer almayan bu türkülerden yer darlığı nedeniyle sadece bazılarının ilk dörtlüklerini kaydediyorum. Cönklerin tozlu sayfalarında unutulan ve söz yerinde ise nağmelerini arayan türkü sayısı oldukça kabarıktır. Kimi türküler de cönklerde Türkü adıyla kayıtlı olup uzun süre söylenmediği için nağmesi unutulduğundan düz bir şiir gibi durmaktadır. Türkülerin İsyanı. Türkünün yakıldığı yer ve o yerdeki olay. Kimi türküler de farklı kaynaklarda değişik kişilere mal edilerek okunmaktadır.

Ayrıca müzik. askerlerin ve milletlerin hadsiz hesapsız olduğu bilinir. özlemin ve nihayet hayatımızın bir parçası olan üzerinde yaşadığımız coğrafyanın oluşturduğu önemli bir neticedir. aşkın. muhabbet bitmiyor hâlâ” Öyle ya! Gençliğin gitmesine karşılık baştaki sevdanın. Harputlu bir şairin yazıp yüksek sesle okuduğu şu dörtlük.LÜTFİ PARLAK nadolu’nun kaç defa mamur. bizim ruh haritamız veya üzerinde hayallerimizin can bulduğu duygusal coğrafyamız olduğu gün gibi aşikârdır. Çünkü büyük milletlerin büyük derdi olur ve onların ekserisi de türkülerde saklanır. İşte onlardan biri: “Şebabet gitti elden başımdan gitmiyor sevda Tükendi takat ü tabım. umut… kısaca beşerî olan her şey mısraların içindeki yerini alır. Huzursuz ruh halini anlatan manzum eserlerdeki şikâyetler. Çünkü duygular. Bu sebeple zekâ denen o yüksek idrak gücüyle hisleri idare ederken yanık türkülerin ve acıklı manilerin yolu da açılmış olur. Türk’ü söyleyen türkülerin ana maddesini oluşturur. Yaşanan acıların birinci kütüğünün tarih. elbette kâhinlik değildir. gençlik. şikâyeti ve hasreti bol olan bir yola iter ve dolayısıyla müziğe yönlendirir. kaç defa viran olduğu bilinmez ama ölüp de burada yatan. Sadece milletlerin mi? Aşk. A Tarih. ismi ve mazisi unutulan. sevdanın. gurbetin. zekâ için kazanılmış bir kabiliyet. başımızdan geçenleri yeterince tespit edemediği andan itibaren kalan boşlukları doldurma görevini sanatkârlara bilhassa şairlere bırakır. acılarla somutlaşırken ortaya çıkanların başında ağıtlar gelir.1 0 67 . takatin bitmesine karşılık içteki muhabbetin bitmemesi insanı. insanı hayaller ötesine taşırken duyulan samimi iniltiler de bizim için. sevda. alışkanlıklar için başvurulan önemli bir kaynaktır. komutanların. Dolayısıyla karışık bir bölgenin ortasında yer alan ve her zaman emniyetsiz olan Anadolu’nun ufukları karardıkça bir yandan fırtına beklerken diğer yandan yoğunlaşan hislere kulak asmak gerekir. ikinci kütüğünün türküler olmasına karşılık eğlenme maksadıyla okunsalar bile insanı derinden etkileyen o besteli nağmelerin. söylediklerimizin kısa özeti gibidir: ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . beldelerin ve şehirlerin de viran olup el değiştireceği açıktır. Dolayısıyla Türklerin bu toprakları korumak için çektiği bin senelik çileli hayatın da destanlardan taşıp efsanelerle birleştiği kayıtlardan anlaşılır. Unutmamak gerekir ki bilincin muhtevasını oluşturan soyutlama kabiliyeti. Dolayısıyla âşıklar ve yosmalar farkından olmasalar da söyledikleri türkülerle bir yandan geçmişte yaşanmış olayların sadık şahitliğini yapmış olurlar. Bu gün güçlü olanların yarın kötü duruma düşeceklerini söylemek. diğer yandan mazideki acıları veya güzellikleri gizli bir lisanla dinleyenlerine hatırlamış olurlar. Her canlının ölümü tadacağı gibi şan ve şöhreti dillere destan olan ülkelerin.

Onsuz konuşamıyor. Şuna inanmak lazım ki her nimetin. aynı nispette bir külfeti olacaktır. Kafkasların… manevî tapusunun bize ait olacağını da unutmak gerekir. Ancak bu beğenilmeyen sonuca karşılık eski sınırları ilelebet muhafaza eden türkülerimiz yaşadıkça Ortadoğu’nun. Durum böyle olunca ihtilafın sebebi de sonucu da git gide artacak ve ucu. İşte bu efsanevî hayatı türkülerden öğrenen yeni nesil. silâhaltına alınıp Yemen’e gönderilmişti. Bu tablonun ağudan tek farkı. Çünkü görmek veya duymak. ruhları kasıp kavurmasına rağmen bedenlere dokunmamasıydı. onsuz olamıyorlardı. ağabeyini. türküleri kadar çok olacaktır. Haliyle mısralar. İşte zehir gibi insanın içine yayılan. Çocuğunu ölüme gönderenlerin sevinmesi nasıl düşünülebilirdi? Aslında talihinden ve tarihinden şikâyetçi olan askerlerin hiçbir şey dikkatini çekmiyor ve onları daha ziyade savaş ve ölüm ilgilendiriyordu. çelik bilekli serdarlar korumuş olsalar da zaman içinde ne kadar değişikliklere uğradığını çok iyi biliyoruz. fakirliklerini ve şikâyetlerini. moral yerine ayrılığın ateşiyle herkesi dağlayıp perişan ettiği de bilinen bir gerçekti. tecrübelere kulak asmamasındandır. İnsanın galipken gaddar. Çünkü insan kaynaklarının azlığı nedeniyle on beş yaşını dolduranlar. Çünkü o korkunç harp yıllarında Yemen’e gidenlerin ve onları uğurlayanların ruhunu kemiren en büyük derdin açlık ve ölüm olduğu açıktır. korkunç savaşlara uzanacaktır. bir eli Cezayir’de bir eli Hindistan’da olan bir milletin düşmanları. Peki. mağlupken mazlum olması ve hakkı tanımak yerine tayin etmesi. çok daha iyi anlatıyordu garipliklerini. Balkanların. Bu sebeple geçmişte bir vilayetimiz olan Yemen’le ruhî bağımızı kuran mısralar üzerinde durmak. aklın ötesine geçiyor ve her kim olursa. türküleri dolduran kavgalara ve savaşlara sebep olan hatalar nerelerden ve kimlerden kaynaklanıyordu? Puşkin. Sesi güzel olanlarla müzik aleti çalabilenlerin bir araya gelmesiyle koparılan fırtına. sanıldığı kadar kolay değildir. yaşananları ve çekilen sıkıntıları o acıklı türkülerden çıkarıp okuyucularla paylaşmak istiyorum. İşte o eksiği ve ardındaki acizliği hatırlatan şair: “Gitme Yemen’e Yemen’e Yemen sıcak dayanaman Kalk borusu çalınca Sen küçüksün uyanaman” diyerek çocuk yaştaki askerlerin şansını yeriyordu. Ama okunanların.Yara benden yara benden Yalvarın yara benden Sinemde dağ-ı hicran Sağalmaz yara benden Büyük olmanın bedelinin de büyük olacağı noktasından hareketle imparatorluklar kurmuş bir milletin tarihî maceralarının sonu olmayacaktır elbet. hislerdeki yoğunluk nedeniyle acıklı türkülerin içinde buluyordu kendini. Ancak söylenenleri duymak. Çünkü bir ayağı Kafkaslarda. açlıktan karnı sırtına yapışmış ve maneviyatı altüst olmuş dinleyicilere nasıl keyif verebilirdi ki? Bilinmez ama kimsenin keyif çatmaya ihtiyacı da yoktu galiba. yavuklusunu… bilinmeyen bir cepheye gönderen insanların moral bulması için türkülere sığınması belki normaldi. Bu sebeple 1915’te Elazığ Sultanîsi tamamen askerî ihtiyaçlara ayrıldığından uzun süre mezun verememiş ve son sınıfa geçenlere rütbe takılıp cephelere sevk edilmişti. bu soruyu. her zaman alçak bir sesle gelecekten söz eder. Çünkü böylesi bir ortamda insanı diğer canlılardan ayıran soyutlama gücü. Bu sıkıntılı günlerde oğlunu. bir ayağı Yemen’de. Dolayısıyla büyük bir tarih oluşturan atalarımızın bu uğurda duygusal yönden neler çektiğini türkülerden öğrenmemiz gerekir. “Bütün büyük yanlışların altında gurur ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Yanlış karar vermelerden dolayı talihe ve tarihe duyulan isyanlarını… “Yemen yolu çukurdandır Karavanam bakırdandır Zenginimiz bedel verir Askerimiz fakirdendir” Tarih asla kurumayan bir kaynak olduğu için şartlara göre o.1 0 68 . “Hey on beşli on beşli/Tokat yolları taşlı…” türküsüyle ortaya konan hazin tablo buydu. Çünkü o günkü hudutlarımızı koca kavuklu hakanlar çizip. başından geçenlerle geçmişte yaşananları kıyaslamaktan geri durmayacaktır. Ama her şeye rağmen hayat devam ediyor ve boynu bükük yetimler gibi oturdukları yerde ağlarken duygularını yanık seslerle anlatmaya çalışıyorlardı. manalandırmak denektir.

vermez yemiş Şol Yemen’de can verenler Biri Memet. Bu sebeple türküleri sadece sanat ve maharet oyunu. gülü çimendir Giden gelmiyor acep nedendir?” Bu demektir ki Ziya Gökalp’in altun dediği umuda kavuşmak için dünyanın öteki ucuna gitmek ve bu uğurda kahır çekmek gerekir. Anadolu’nun dışarıdaki Anadolu coğrafyasının muhayyel haritasını çizip Türkü söyleyen türküleri gözler önüne seriyor…■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Bu uğurda ödediğimiz ağır faturayı da yeni nesil öğrensin diye mısralara emanet ettik. biri Memiş” Tarih hiç bir milletin hakkını inkâr etmese de hükümlerin değişmesine sebep olduğu için bir ülkenin saadet telakki ettiği olayı. Çünkü bir toplumun ruhu zabt olunmadıkça. İşte İngilizlerin yardımıyla Zeydî İmamların kazandığı Yemen Savaşı. aynı ağacın meyveleridir. iki hükümdara az bulununca kavgaların ve savaşların önü alınamamıştır. ağıtlar türküler… birbirini kovalamıştır. Aksi halde rica ve merhamet dilenmekle ne bir insanın istikbalinin. Yemen Çöllerini kat eden askerlerimizi ve arkalarındaki Anadolu insanını tarif ediyor. İşte aşağıdaki dörtlük. Dolayısıyla Yemen’de bir kabile şeyhi olan İmam Yahya’ya yenildik ama Çanakkale’de Kocatepe’de. Taze güveyilerin bıraktığı taze gelinlerle başı dik erlerin ciğerine saplanan kara hasreti işliyor. Haliyle ya savaşı başlatıyorlardı ya da başlayan savaşı kör inada dönüştürüyorlardı. insanı saadet arabasına bindirebilir. Haliyle aklın sustuğu noktada karar yetkisi duygulara kaldığı için destanlar. Yemen. millet olma şuurumuzu bilediği için böylesine türkülerin yaşamasında ve diri tutulmasında yarar vardır. ne de bir milletin istiklalinin kurtulduğu görülmüştür.vardır” diyerek cevaplıyordu. bir hükümdara çok. “Bir gemiye doldurdular İstanbul’a bildirdiler Sallar gemi döver dalga Gül benzimizi soldurdular” Değerler değişip hak kuvvetin ardından gitme mecburiyetinde kaldığı bir dünyada tesadüfler. Böylece eli kınalı taze gelinlerin uçsuz bucaksız çöllere uğurladığı eşler için söylediği içli ağıtlar da ateş olup canımıza yapışmıştır. “Mızıka çalındı düğün mü sandın? Al yeşil bayrağı gelin mi sandın? Yemen’e gideni gelir mi sandın? Tez gel ağam tez gel dayanmiram Uyku gaflet basmış uyanamiram Ağam öldüğüne inanamiram” Şunu ilave etmeliyim ki çekilen acıların hatırlatılması. Bu iki özelliğe sahip olan insanlar. kendinde var olan özelliklerden habersizse onlar da kendi duygularından habersizdir. bizim için işte öylesine bir sonuçtur. Memet’in veya Memiş’in üzerinde öldüğü o koca coğrafyanın haritasını eldeki türkülerden çıkarıyoruz. maneviyatı kırılmadıkça o milleti elde tutmanın imkânı yoktur. Ancak şansın liyakatten yana olduğu düşünülürse bu arabanın devrilmesi ve büyük acıların yaşaması kuvvetle muhtemeldir. kendilerine zafer getirse de bize acıların en büyüğünü yaşatmıştır. 1905-1918 arasında yaşanan Yemen Savaşının elem verici şikâyetlerini işaret ediyordu. Sakarya’da… devleri yenme bahtiyarlığına erişip milli mücadeleyi kazandık. Dolayısıyla düşünmeyi sevmeyen insanlar. “Havada bulut yok bu ne dumandır? Mehlede ölüm yok bu ne figandır? Ah o Yemen’dir. Unutmamak gerekir ki gurur ve cehalet. olup biteni anlayamıyor ve hata üstüne hata yapıyordu.” Dikkat edilirse yukarıdaki dörtlük. İşte imparatorluk hayaliyle gittiğimiz Yemen’de dört yüz senede verdiğimiz beş yüz bin şehidin acıklı hikâyesini.1 0 69 . diğeri için felakete dönüştürmüştür. “Kışlanın ardında bir kırık testi Askerin üstüne sam yeli esti Gelinlik tazeler ümidi kesti. Nasıl ki eşya. maalesef cansız nesnelerden farksızdır. “Tarlada biter kamış Uzar gider. Çünkü herkesi ferah ferah besleyebilecek durumda olan Allah’ın dünyası. sadece zekâ ve akıl nişanesi olarak görmek yerine toplumsal bilincin uyanışı olarak değerlendirmek gerekir.

bağlantıları rengârenk boyalı. Üstündeki uzantısından. hürriyeti öğrendik. şakalaşmayı. vatanı savunmayı öğrendik… 70 nnemin karnındayken dinlemeye başlamışım türküleri. bir olmayı. birliği. Biz türkülerle millet olmayı. iplerden yapılmış renk renk püsküller asılıydı. çaprazları. yarenliği. dili. tek sesten türkü söyleyerek barışı. konuşmayı. sallanırken ahenkli ağaç sesleri şıkır şıkır duyulurdu. Ömrübillâh. üfleyerek saçlarımı düzeltir. Çoğu zaman ninnilere eşlik ederdi. o güne kadar içinde benden başkası yatmadı! Bir gün. Ağaçtan yapılmış beşiğim.. Ben beşiğin tıkırtılarını bile ninni sanırdım.1 0 . eğlenmeyi. “Elma attım yuvarlandı / Gitti beşiğe dayandı…” dedikleri işte benim küçük tahtımdı. sohbet etmeyi. gülmüşüm. “Sen büyüdün A ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .. kardeşliği.MAHİR ADIBEŞ Biz hayatı türkülerden öğrendik. güvenmeyi. inceden kulağıma fısıldarmış ninnileri. Kol kola girip halay çekerek. bir arada yaşamayı öğrendik. işlemeli ağaçlardandı. benim diyebildiğim tek şeydi. sallanırken tıkır tıkır sesler çıkarırdı. “Eledim eledim höllük eledim / Aynalı beşikte bebek beledim…” ya da “Bebek beni del’eyledi / Yaktı yaktı kül eyledi…” Kaç defa ninnileri dinleyerek uyumuşum. sevmeyi. kaç defa. Beşiğin başlığına takılı muskanın altında tahtadan şıkırdakları vardı. şiir yazmayı. Dikmeleri. Göğsüne sarılmış meme emerken. vatan kurmayı. Üç yaşına geldiğimde boyum zor sığıyordu ama ben hâlâ onun içinde yatmak istiyordum. kaç defa ağlarken susmuşum.

. kenarlarını işleyip.. Düğünlerde oyunlar oynanırdı. Gördünüz mü oğlunun başında ağlarken bizden başka ağıt yakan? Bizim gibi sevenini gördünüz mü. ayı.. “Bebeğin beşiği çamdan / Yuvarlandı düştü damdan / Beybabası gelir Şam’dan…” sözlerinde ilk defa “Şam” ismini duydum.. yaylaları. anlatacak bir hikâyesi vardır. “Kışlalar doldu bugün / Doldu boşaldı bugün…” sesi hiç kulaklarımdan gitmiyor.. Çayırlarda güreşirken. sevdasını.. edebiyatını anlatır. Bizleri en iyi onlar anlatır. Bu hep böyle olur sebebini düşünmem. geceleri tandır başlarında.. Aşk türküleri. Selamını turnalar ya da rüzgârla gönderen. Askerlik bitene kadar bu türküyü mırıldandım. O türküyü ilk defa o gün dinlememiştim elbet ama o gün farkına vardım. onun bir teli dünyalara değerdi. O hikâyeleri ben yaşamış gibi olurum. Soğuk kış gecelerinde samanlıklarda kızlı erkekli gruplar türkülerle halaylar çekerdik. İnsanlarımız onu zamanla dilinde yoğurarak şekillendir. Türk’ü tanımak isteyen türküleri araştırsın. Bir ay sonra.. acaba babamın orada ne işi vardı?.. O gün bu gün Şam aklımdan çıkmadı. “Ey gül dalı gül dalı / oldum sana sevdalı…” diye ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .. tabiatla haşir neşir olur. O zaman benim gönlüm güllerin açtığı. hasretlik çekerken farklı yorumlar. Ya benim çektiklerim. adını bile başkalarına söylemeye kıyamadığım. Bazen saz çalan âşıklar uğrardı köyümüze. Türküler bazen uzak diyarlara götürür. yıldızları “Ay akşamdan ışıktır.. bülbüllerin öttüğü bir bahar bahçesine dönüşür. büyük bir hevesle onları dinlerdik. nerede yazıldığı bilinmez. Türküler yalnız Türk’ündür. “Kar yağar bardan bardan…” ya da “Yılan inceden öter…” diye karşılıklı atışırken bar oynardık. kime yazdırdıysa. ekonomisini. Ne zaman bir türkü dinlesem. Sanki ilk defa dinliyordum!. Türküler ne için yakıldığı sesinden anlaşılır. Her türkünün söylenecek bir sözü. kuşlara anlatanını… “Nazlı yârdan bana bir haber geldi Eğer doğru ise büktü belimi Dediler nazlı yari yad eller aldı Kadir mevlam nasip eyle ölümü…” Türkü.aslanım!” deyip başkasına verdiler. Köy türküleri dağları. Kızlar gelin olurken türkülerle evden çıkarılırdı. dağılırım. türküler söylenirdi. bazen toprakla yoğrulur ve bazen de bir çiçeği anlatır. firaklı. cirit oynarken. ismimi iğnesiyle oyaladığı mendile sarıp bana göndermiş.. gözümün önünde. işte o an gönlüme şöyle düştü: “Ölmeden o yârı görürse gözüm / Koyun kuzu kurban olur o zaman…” Koyun. Çocukluk yıllarım köyde geçti.mektup geldi “Ben ağayım ben paşayım diyenler / Kapıları kitlemişler gel hele…” Beni çağırıyordu. o güzel türkülerimiz.. kimle postaya attırdıysa bilmiyorum ki -bizim orada bunlar gizli yapılır. İçime öylece oturmuştu. oturma odalarında sohbet ederken. O türkünün yazıldığı zaman canlanır. dertli. çok uzaklarda ve çok güzel bir şehir. Kaç gün yer yatağımda uyuyamadım.1 0 71 . sosyal yapısını. O zaman benim gönlüm sevgililerin dolaştığı bir sabah vakti olur. Ne zaman turnaları yükseklerden uçarken görsem türküler gelir aklıma. kuzu gözümde değil. türküler söylenirdi. artık dayanamadığını söylüyordu. Ben bu türküleri neden sevdim?. Türk’ü anlatır. Aynı türküyü oyun oynarken farklı. Şam. Ne yaşadığımı bilmem ama o hayatı yeni baştan yaşadığımı bilirim. İçim sızlamıştı.. arzuhâlini çiçeklere. Onlar bu milletin tarihini. Köyden gelen arkadaşlar haber getirdi: “Sarardım ben sarardım / Senin için sarardım…” sözlerini. bir türkü mırıldanırım… Türkü dinlerken dikkatimi dağıtan bir şey olsa hırçınlaşırım.. göllere dalan yeşil ördek gibi dalıp giderim. Neriman Altındağ Tüfekçi’nin.. Ya sonrası? Orası bir başka! “Yârim gurbet ele gitme / Ya dönülür ya dönülmez…” diye seslendi gözümden sakındığım yeşil gözlüm. Hangi millet askere davul zurna ile gi- derdi ki?. Sevdasından dertlenip ölenini duydunuz mu?. ağıt yakarken farklı. sevip de derdini türkülerle anlatanını?. hırçınlaşıp ağladım. geceyi. Derken askerlik çağı geldi. Ninnilerim ağaç beşiğimin gitmesiyle bitti ama hâlâ yalnız kaldığımda mırıldanırım.. yaylalar yaylalar…” diye başlar. içten.. Onsuz ninnilerin de tadı tuzu yoktu. bütün aklım onda kalmıştı. “Kar mı yağmış şu Harput’un başına / Kurban olam toprağına taşına…” Türkülerin çoğunun ne sebeple. acı. dediler. Var mı savaşta bizden başka türkülerle eğlenen?.

İşte suçlu “kader!. Türk’ün tarihi kadar eski. devletliler yazmadı. Bazısında meşe dallarını okşayarak fısıldayan rüzgârın sesini duyarsınız. asker türkülerimiz. aşk türküleri var bizde. özler geride kalanları. kültürümüz. ya da ağıt… Askerdeki sevgiliye yazılan mektuplara baktınız mı. şikâyet. burjuvalar. Türk’ün varlığı kadar gerçek. aczini Mevla’ya nasıl ulaştırsın? Nasıl şikâyet etsin. Yunus’ça söylenen. Türkülerde tarih. “Sevdiğime Pişman Ettin…” diye biterler. nasıl desin ki “ben sana küstüm?” İşte bu kelimelerle şikâyetini dile getirir. sevda. hele o tadına doyum olmayan sevda türkülerimiz… Hepsi hakkında söylenecek o kadar çok söz ve anlatılacak hikâye var ki… Sevda türküleri. “Allı turnam bizim ele varırsan / Şeker söyle kaymak söyle bal söyle…” diyerek göç eden turnalara emanet eder aşk mektubunu. Kimseye açamaz derdini. gurbet türkülerimiz. “Yaradan var. türküyle başlayıp türküyle biterler. “Gönül ah o gönül…” “sebep vay sebep…” “felek sen felek…” hepsinin ucu Yaradan’a uzanır. kopuzun. “Akşam oldu yakamadım gazımı / Kadir Mevlâ’m böyle yazmış yazımı…” Türküler. kime ne. Rüzgâr durur.. Koca dünyada bir varmış bir yokmuş. Toplum geleneği olarak bunlar bizim rahatça dillendiremediğimiz hâller. başlar. Gelin edip gönderince kızı kuş konmaz kervan geçmez yerlere. Sonunda da gönül tellerimizin sesi türkü olarak çıkar ortaya. Yunus gönüllü türkülerimiz. Bazısı yamaçlardan akan su sesi bazısı kuş ötüşü gibi gelir kulağımıza. Hafızamıza türkü olarak böyle işlenir. “kader” seni kime şikâyet ede’m?. Özler kızımız anasını. bağlamanın tellerinde yazılır. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .” ve “Gitti yârim gurbet elden gelmedi…” derken insanı alıp götürür düşünce dünyasına. “Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar…” diye başlar sözlerine. ekinler boynunu eğer türküleri duyunca denizler bir milim kıpırdamadan dinler sonuna kadar. çocuğumuzu büyüklerin yanında kucağımıza alamayız. Bizimle ötelerden bu yana gelen. Sonunda çaresizce oturup kaderine razı olur. “Bülbül figan eder güllere karşı / O yâr Benim gülüm değil mi…” derken olaya ne kadar da akıllı yaklaşıyor aşk sarhoşu insanımız. babasını. özlemiştir uzak kalan sevgilisini. Dupduru bir Türkçeyle. ağalar. Acı söylemeye.. bazısında koyun kuzu melemesini. gücenme var. serzenişini. tertemiz. çaresizlik vardır. edeple söylenen dilimiz..Türküleri şehirliler.. “Bad-ı saba selam söyle o yâre…” Türkülerimizde çoğu zaman yakarış. hâl anlatmak. sazın. “Karlı dağlar karanlığın bastı mı / Kahpe felek ayrılığın vakti mi?. özlem. şikâyete sevgili üzülmesin diye yer vermez sözlerinde. Kolay kolay sevdiğimizi söyleyemeyiz. zenginler. şiirimiz. Yerine varır mı varmaz mı bilmem ama bu türküler yüz yılların ötesinden bize çıka gelmişse demek ki yerine ulaşmış mektuplar. yürekten sevenler..1 0 72 . edebiyatımız türkülerimiz.. kardeşini… İşte türküler tarihi böyle yazar. kırılma. “Ah bu türküler Türkülerimiz Ana sütü gibi candan Ana sütü gibi temiz…”(Bedri Rahmi Eyüboğ- lu) Türkülerimizde aşk. yeri göğü yardan var…” bazısında ise dua. kılavuzumuz. yürekten sevilenler yazdı. zevkle sefayla türküler yazılmadı. hasretlik. eşimizin elinden su içemeyiz… Bunları başkasıyla paylaşamayız. Türkülerimiz. Bütün bunları yüreğimizde saklarız. Bizim türkülerimiz yaşantımızın bir parçası. Türkülerimiz Yunus dilinden. yaradan var. kamusumuz. Türküleri yüreği yananlar.” Nazını.

bazı hâlleri düşünemez. Hele yeni gelinse bunlar bizim için çok önemli. Tabiattaki seslerden ses alır. Türküleri acı çekenler yazdı. Tasavvufi bir aşk vardır altında yatan. dua. meydan okumadır ama hepsi edebiyle söylenir “Oy göresim geldi sevdiğim seni…” ya da “Kahpe felek sana net- tim neyledim…” veya “Benden selam olsun Bolu beyine / Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır…” Ağıt. bütün Türk kültürünün sarıp sarmalanarak korunduğu bir arşivdir. Erzurum türküsü olarak bildiğimiz “Sarı gelin” aynı ezgilerle Azerbaycan ve Ermenistan’da da bulursunuz. bize oluşumuzu. hanım hanımcık oturup kalkmalı. burjuvalar. vatanı savunmayı öğrendik… Bazı türkülerimizin bir hikâyesi vardır bazısının birden çok… Türkülerimiz arasında birkaç dilde okunanı hatta birkaç millet tarafından sahipleneni vardır. Türküleri canını. Daha yaşı genç. dillendirilmiş. yarenliği. Âşık Veysel. yürekten sevilenler yazdı. özlemlerini. Bekleye bekleye gözünün kökü ağaran analar.. dili. “nenen ölsün sarı gelin”… Türküler. gidip de dönemeyenleri bekleyenler yazdı. Türküleri yüreği yananlar. Bunun için yakınlarına sıkı sıkı tembihler. Olur ya. ağırbaşlı olmalı. Bir kere söylendi mi kalır dillerde. Türküleri çaresizler yazdı. Sarı kıza kıyar mı âşığın hiç. İçerisinde derin bir aşkın söylenişini saklar. gurbete gidenler. memleketinden uzakta olanlar yazdı. Oralarda da benzer hikâyeler anlatılır. diye aklından geçer. hürriyeti öğrendik. Büyüklerin yanında hafiflik yapmamalı. bir arada yaşamayı öğrendik. görünen ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . şiir yazmayı.. Bu hikâyelerde aynı tarihî dönem yer alır. birliği anlatır. türkülerle aydınlandık. Biz türkülerle millet olmayı. sevmeyi. vatan kurmayı. “İpek mendil dane dane / Yudular serdiler güne / Ana Celal’imi yudular / Başucunda döne döne…” Türkülerden öğrendik geçmişimizi. Biz hayatı türkülerden öğrendik. söyleyemediklerini mısralara yüklediler.. askerliği. bir olmayı.Çoğu zaman öğüt verirken bile kırmamak için yüzüne söylenemez.” Geçmişten haberleri türkülerden aldık. sohbet etmeyi. devletliler yazmadı. Türküleri çaresizler yazdı… “Oğul bu gün düş de gör hayalda gör Yavrum düş de gör Vala yar kadrini bilmeyen bir kötüye düş de gör…” Türküleri şehirliler. Türküleri kavuşamayanlar. sevenler. görenler maşallah demeli. Bazen soğuktur türkülerimiz insanın içini titretir bazen yağmurda ıslatır bazen de bir kuşun kanatlarında alıp götürür. Şikâyetlerini. bazen de isyan. yaşamayı. Emrah’ın koşmasındaki gibi: “Tutam yâr elinden tutam / Çıkam dağlara dağlara…” Bu mısralara özellikle değinmek istedim. güvenmeyi. kardeşliği. “Benim sadık yarım kara topraktır…” mısralarında. Kulaktan kulağa akıp gelir yılların ötesinden. “Ah ne yaman zormuş burçak yolması / Burçak tarlasında gelin olması. özlem. hasretlik. Burada söz söyleme bir sanat… Türküleri köylüler. Bizim türkülerimiz bazen çaresizlik. saygıyı elden bırakmamalı. “Sunam sen güzelsin neylersin malı…” Sevdiğine kavuşmanın sözleri yer alır türküde. yüreğinin yarısını uzaklara gönderenler yazdı. zevkle sefayla türküler yazılmadı. zenginler. başkaldırı. “Sarı gelin” gibi. Kol kola girip halay çekerek. ağalar. yatak serip içine girmeyen gelinler. şakalaşmayı. Hani derler ya “gönül bu engel tanımaz” diye. yürekten sevenler. eğlenmeyi. cananını. savaşları. “Erzurum Çarşı pazar / İçinde bir kız gezer / Ah ninen ölsün / Sarı gelin…” Aşk burada saklanamamış. birliği. gençtir bir ara oyuna dalar da unutur… “Güzeller bezenmiş toya giderler Sizlere emanet yâr oynamasın Ben bülürem reca minnet ederler Yengüllük edip tez oynamasın…” Bu türkü de endişeleri bir söyleme şekli var! Dikkat edilirse söyleyen kırmamak için elinden geldiğince kibar ve karşısındakinin yerine koyuyor kendini “oynamasın” demiyor ama “hafiflik edip tez oynamasın” diyor. konuşmayı. kasabalılar. bu türküde sınır tanımamış. serzeniş vardır türkülerde. tek sesten türkü söyleyerek barışı.. Yolun ucu varır Mevlâ’ya Mevlâ’ya… Bizim türkülerimiz duvar yazıları gibidir. yüreği yananlar yazdı. ekip biçmeyi.1 0 73 .

Dil araştırması yapılırken henüz teknolojiyle kirletilmemiş ücra köylerde araştırma yapmak gerekir. rüzgâr fısıltılı. sabır olduğu da gözden kaçmaz. vatanlarını terk etmek zorunda bırakılan. Bunlarda. Davulun.1 0 74 . Türküler. Daha doğrusu milleti bir arada tutan dil harcımızdır. onlara türkü yakar “Kırmızı gül demet demet / Sevda değil bir alâmet…” diye mısralar dizilir. Türk’ü anlatır. Günümüzde Türk dünyasında ki vatanları işgal edilen. Ah o türküler. Türk milletinin yeryüzünde yıllardır yok olmadan süre gelen sesimiz. Sözler oralarda tertemiz türkülerde korunur. sevilmesi ondandır. bize o zamanın içinde bulunduğu durumdan haberler verir. “Ah Kerkük yüz ak Kerkük / Her zaman yüz ak Kerkük / Bilseydim düşmeseydim / Men senden uzak Kerkük…” ya da “Ana baba yurdumuz / Bilmedi kimse kadrimiz / Unudah öz derdimiz / Yanağ Erbil’e Erbil’e…” Edebiyatımızda Yemen türküleri önemli yer tutar. bizim türkülerimiz. Balkan türküleri. Savaşlar türkülerimizde oldukça derin izler bırakmıştır. gül kokulu. soykırıma uğrayan. Kemençenin sesi kanımızı coşturur. zurnanın sesi bizi heyecanlandırır. Sonunda onları da Türkçeleştirip kendi müziğimize benzetmişiz. kuş ötüşlü türkülerimiz… Türküler. Türküler. Türkülerde herkes kendinden bir parça bulur. Bizim türkü hayatımızda önemli yer tutan savaş türkülerimiz de vardır. yağmur sesli. Kabul görmesi. omuz omuza. Sonunda bütün Türk dünyasına mal olmuştur: “Çırpınırdın Karadeniz / Bakıp Türk’ün bayrağına / Ah ölmeden bir görseydim / Düşebilsem toprağına…” Ve bizim savaş türkülerimiz: “Ordumuz gitti Muş’a dayandı…” ya da “Tıflıdır hastane karşıma karşı / Zalim düşmanların bomba atışı…” ya da “Yandı ciğer canan buna ne çare / Gitti de gelmedi canan buna ne çare…” ya da “Hoş gelişler ola / Mustafa Kemal Paşa…” ve “Seneler seneler kötü seneler / Gide de gelmeye ille bu sene…” diye seferberlik yıllarında yazılan türkülerimiz. “Ano yemendir gülü çemendir / Giden gelmiyor acep nedendir…” ya da “Mızıka çalındı düğün mü sandın / Al beyaz bayrağı gelin mi sandın / Yemene gideni gelir mi sandın…” Son zamanlarda Karabağ üzerine yakılan türkülere bakılırsa ne savaşlar bitecek ne de onu sebep bilerek bizim türkü yakmamız. varlığın anlatıldığı türküler… Ben bu türküleri neden sevdim?. “Tuna nehri akmam diyor / Kenarımı yıkmam diyor…” Kırım türküleri. Hangi yabancı parça güreşirken. milletin topyekûn ortaya çıkardığı bir ortak kültürdür.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . yol türküleri dinlediğimde dalar giderim uçsuz bucaksız bir âleme… İçimde bir şeyler depreşir de kimseye açamam hâlimi… Türküler hele o sevda türküleri. Yabancı müziklerin bizim milletimizce çalınıp söylenmesine karşı değilim. Gırnatanın sesi hoşumuza gider. kar beyazı. “Karabağ’da talan var / Meni derde salan var. bekleyiş. “Vatanıma hasret oldum ey güzel Kırım…” ya da “Sivastopol önünde yatan gemiler…” Kerkük türküleri. özlem. düşmez dilimizden yanık bahtlı türküler.. ya da gazi olan Türklerin yaşadıkları acılar adına başkaldıranların yazdıklarına dikkat çekmek is- tedim. Yalnız onlarda aynı coşkuyu almamız söz konusu olamaz. anamızdan emanet. tulumun sesi içimizi kıpır kıpır eder. keman Karabağ…” Hele Azerbaycan Türklerinin 1914’te yazdığı Ermenilerin yaptığı katliama karşı bir türküleri vardır ki unutulacak gibi değil. düstur. birliğin. bölünmeye zorlanan. Bunların çoğu yolcu etme.görüntülerden manalar çıkarır. tebessümle karşılanması. kol kola.. savaşırken bize heyecan verir? Hâlbuki sazın her teline dokunuşta bizim gönül telimizde bir titreme olur. “Kapıları kapattılar yüzüme / Mahpushane gurbete benzemez…” sözleri söylerken çok keyifli bir söyleme beklenemez ama onlarda da bir adap. askere giderken. sürgün edilen. gönül telimizdir türküler. Türkülerde sözlerin önemi yanında onun çıkış amacına göre söylenmesi de önem arz eder. Bir yerde “demet demet” bir yerde “bardan bardan” dizilir kelimeler. Siz unutur almazsınız sözlüğe bile ama “Teşi bacaklı gelin…” derken ince bacaklı gelininin bacaklarını “teşi”ye (iğ. bir edep.” ya da “Anadır arzulara her zaman Karabağ / Danışan dil dodağım tar. hasret türküleri. acı haberler içeren türkülerdir. kirman) benzetmeyi unutmaz kaynana. seferberlik türküleri. toprak kokulu. Dilerim Mevla’m bir daha bu türküleri bize yazdırtmaz. şehit düşen.. savaşların izlerini taşıyan. gönül telimizi titreten türküler. Kelimeleri o kadar güzel yerleştirir ki mısralar arasına dili oradan öğrenirsiniz.

kültürümüz açısından oldukça önemli yer tutmaktadır. üç ana başlık altında toplayabiliyoruz: a) Resmî Kurumlar Bu başlık altında İstanbul Belediye Konservatuarı. Söz konusu bu kurumları. eser.SALİH TURHAN Unkapanı kaynaklı icralar var ki. hitabet. Ankara Devlet Konservatuarı.1 0 75 . Mülki İdareleri birinci dereceden ilgili kurumlar olarak değerlendirebiliriz. Kadim devirlerden beri kam. kulüp. sahne kıyafeti. üslup. genel estetik. Araştırma-Derleme Kurumları ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . şekil. Kültür ve Turizm Bakanlığı. ir halk edebiyatı nazım türü olan türkü. beraberinde kendi kurumlarını da oluşturdu. belirleyici özellikleriyle müzik sanatımız. beste. Sanat. baskı. biçim. form. şiir. form. repertuvar. konularda gülünecek dahası ağlanacak konumdayız. kültür. b) Yarı Resmî Kurumlar Tüzel kişilikleri haiz çeşitli vakıf. dernek. mikrofon kullanma vb. tema vb. sanatçı. âşık ve ozanların değişik Türk coğrafyalarındaki bir kısım beylik ve hanlıklar himayesinde sanatlarını icra eden hanende ve sazende geleneği ile Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren çeşitli yöntemlerle kayıt altına alınan türküler. güfte. üç beş sanatçı dışında gerisi yetmiş iki milyonluk Türkiye adına ‘güruh’ diye nitelenecek türden. tavır. mimik. çeşitli başlıklarla faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları… c) Özel Şahıslar B 1. jest. TRT Kurumu Genel Müdürlüğü. halk müziği içerisinde tür.

Hüseyin Yaltırık. kurultay. Ama bu kurumun Sayın Nail Tan’ın Genel Müdürlük döneminin (kongre. Sivaslı Rıfat Kaya. kulüp gibi tüzel kişilikleri haiz kurumlarca. Kurum ve şahısların istifadesi noktasında koyu taassubî bir engel söz konusudur. derleme yapan. Bu bölümde ismini zikredebileceğimiz ve kendi adına özel araştırma-derleme çalışması yapanlardan ilk akla gelenler ise şunlardır: Nida Tüfekçi (merhum). Şöyle ki. Yücel Paşmakçı. Bu ezgiler o zamanın imkânları ile sade şekilde de olsa notaya alınarak yedisi eski Arap alfabesi ile olmak üzere toplam on dört fasikül / kitap hâlinde yayımlanır. Muammer Uludemur (merhum). derleme çalışmalarını nitelik ve nicelikleri tartışılıyor olsa da dikkate almak durumundayız. Mehmet Özbek. dernek. Yaşar Doruk. sanatçı. sesli. Özellikle 1932-1952 yılları arasında faaliyet gösteren Halkevlerinin bu anlamda önemli hizmetleri olmuştur. TRT Kurumuna gelince. Söz konusu bu arşiv malzemesinin bir kısmı -yaklaşık dört bin sözlü sözsüz ezgilik kısmıgünümüze kadarki dönemde hizmete sunulmuştur. yayın vb. İlk kuruluş yıllarındaki adı Millî Folklor Araştırma Dairesi olan bu kurum da değişik dönemlerde türkü konusunda saha araştırması yapmıştır. yaklaşık on bin ezgi ile ilgili rivayetler yıllardan beri dolaşıp duruyor. Uğur Kaya. Sabri Uysal. Ahmet Turan Şan. İfade edilen. Rüstem Avcı. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Bazı valilikler kendi illeri ile ilgili özel araştırma derleme çalışmalarına ortam hazırlamaktadırlar. Yukarıda zikredilen resmî ve yarı resmî kurumlara paralel bu işi kendisine şiar edinmiş ya da hobi olarak kendi adına araştırma. Ayrıca TRT Kurumu da kendi icralarında kullanılmak üzere. İhsan Öztürk. Doğan Kaya. sempozyum. merhum Muzaffer Sarısözen’den sonra Konservatuar Arşivinden çok küçük araştırma istisnaları dışında. Salih Turhan. Bu rivayetlerin tümü değilse de bir kısmı doğrudur.1 0 76 . çıkartılamadı. genç sanatçı Gürsoy Babaoğlu. Orhan Gazi Yılmaz. Musa Eroğlu. Talip Özkan. halk bilimci… Araştırma Kurumlarına Dair Değerlendirme Türkülerin derlenip toplanmasına ilişkin ilk kapsamlı çalışma 1926 yılında başlamak üzere İstanbul Belediye Konservatuarınca yapılır. TRT Kurumu Nida Tüfekçi. çalışmalar ile) verimli geçtiğini belirtmek gerekir. Örnek. Yücel Paşmakçı. Şanlıurfalı Halil Binbaşıoğlu. Nihat Kaya. derleyici. bir nüshası da TRT Kurumu Müzik Dairesi Arşivinde bulunmaktadır. Kendi bünyesindeki personelle de malzemeyi hizmete sunmayı beceremediğinden cahilane bir yaklaşımla malzemenin üzerine oturup çocuksu bir hazla iftihar etmektedir. halk edebiyatçı. Soner Özbilen. Abuzer Akbıyık.istifade edilmediği gibi eldeki malzemenin ne tasnifi yapılmış ne de ileride kullanılmak üzere yeni teknolojik ortamlara aktarılmıştır. İsmet Egeli. Salih Urhan. kariyer ya da hizmete yönelik araştırma. ses kayıt aletleri ile birlikte Türkiye’nin değişik bölgelerinde derleme çalışmaları gerçekleştirilir. Adıyamanlı Mehmet İmir. Ahmet Yamacı. araştırmacı.Türkü konusuna ilgi duyan her seviyedeki mahallî sanatçı. Ankara Devlet Konservatuarınca 1936’dan 1950’li yıllara kadar yapılan derlemeler var ki. bugün orijinal kayıtları Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı Arşivinde olup diğer iki kopyasından biri Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma Eğitim Genel Müdürlüğü Arşivinde. Sivaslı Kubilay Dökmetaş. görüntülü müzik kayıtlarından oluşan ve hatırı sayılır arşivler kuran bir kısım gönüllü insanı da yine bu manada hürmetle anmak gerekiyor. vakıf. Erkan Sürmen. Türkülerin ezgi ve metinlerini bir arada tespit etmek için derleme ekipleri oluşturulur. Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma Eğitim Genel Müdürlüğü Arşivinde. Durmuş Yazıcıoğlu (merhum). Konservatuar kadar olmasa da ona benzer bürokratik ve maddi formalitelerden dolayı ilgililer istifade etmekten imtina ediyorlar. Yarı resmî kurumlar diye nitelendirilen üniversite. Süleyman Şenel. araştırma. Mansur Kaymak. Derlenen bu malzeme yeterince gün ışığına çıkmadı. Şemsettin Taşbilek. Hamit Çine. Daha sonra. Mehmet Özbek ve şu an aynı makamda (Müzik Dairesi Merkez Halk Müziği ve Oyunları Şube Müdürlüğü) bulunan Altan Demirel dönemlerinde bu arşiv malzemesinden nispeten istifade ile bir kısım ezgiler notaya aktarılarak hizmete sunulmuştur. musikişinas. resmî araştırma ve derleme çalışmaları yapmıştır.

c) Müzik Eğitimi Fakülteleri Müzik öğretmeni yetiştirmek üzere kurulan bu bölümlerin atası 1926 yılında kurulan “Musiki Muallim Mektebi” bugünkü banisi Gazi Üniversitesi Müzik Eğitim Fakültesidir. Devlet üniversiteleri bünyesinde bulunan bu okullarda istisnaların dışında çoğunlukla Türk müziğinden bîhaber öğretmenlerin yetiştiği belli. Bu anlamda Bursa. liseyi bitiren yüz binlerce genç ne doğru dürüst bir gam yapabiliyor ne İstiklal Marşı’nı düzgün bir sesle okuyor ne de memleketine ait bir türküyü söyleyebiliyor. Kadro. Bülent Aslan. Mezun olup da çok iyi durumda olanlar incelendiğinde ise başarının okuldan değil. Türk müziğinin (THM ve TSM) araştırma. özel yetenekten kaynaklandığını anlıyoruz. Hem nicelik hem nitelik açısından koca Türkiye’yi utandıracak cinstendirler. b) Özel Konservatuvarlar Örneğini İstanbul’da Müjdat Gezen Okulu olarak bildiğimiz konservatuarın disiplinli bir kurs olduğunu gıyabi olarak duyuyoruz. Süleyman Yıldız. Samsun. resim ve müzik dalında eğitim-öğretim yapmaktadır. Oktay Öztürk. Mehmet Öcal. Tanju Ozan. Hatta bazı üniversitelerde. Mezunlarının birçoğu ne bir enstrümanı iyi derecede çalabiliyor ne şarkı türkü söyleyebiliyor ne de teorik bilgilerden haberdarlar. eğitim-öğretim yöntemi vb. Henüz oradan mezun olan bir virtüöze rastlamadık. konular da hak getire. Sümer Ezgü.TRT ve özel kanallarda son yıllarda yapılan en fazla üç beş TV yarışması hariç hepsi saçma sapan pespaye icralardan ibarettir. Murat Karabulut. müfredat. Adana. eğitim-öğretim ve icra konularında birçok başarıya imza atmıştır. Havva Karakaş. Ülke genelindeki sayıları 60 civarında bulunan bu okullar. Bilindiği üzere konservatuarların birinci görevi sanatçı-icracı yetiştirmektir. İbrahim Can. hem konservatuar hem de müzik eğitim fakültesi var. Sincan Belediye Konservatuarlarının mütevazı hizmetlerini bu çerçevede zikretmek gerekir. Özellikle 1976 yılına kadar Türk müziği (THMTSM) sahasında eğitim veren konservatuarların olmayışı yarı zamanlı statüde eğitim veren Belediye Konservatuarlarının doğmasına sebep olmuştur. derleme. Kayseri ve tarafımdan kurulan Ankara-Etimesgut. Bunu üniversite özel yetenek sınavlarındaki mezunlarının porte ile portrenin ayrı kavramlar olduğunu bilmeyişlerinden anlıyoruz.1 0 77 . f) Belediye Konservatuarları Türkiye’deki atası Osmanlı dönemine ait olan Darül Elhan ve Cumhuriyet döneminde uzun yıllar İstanbul Belediye Konservatuarı olarak hizmet veren kurum. a) Devlet Konservatuvarları Bugün için Türkiye’de devlet ve vakıf üniversitesi olmak üzere yaklaşık 130 üniversitenin 40’ınına yakınında ya konservatuar ya müzik eğitim fakültesi ya da güzel sanatlar fakültesi mevcut. 2009-2010 döneminden itibaren de sporun da eklenmesi ile üçlü bir statü yüklenmiştir. g) Halk Eğitim Merkezleri İl Millî Eğitim Müdürlüklerine bağlı faaliyet gösteren Halk Eğitim Merkezlerinin çeşitli branşlardaki vermiş olduğu müzik kurslarını eğitim 2. henüz emekleme dönemindedirler. Dünyada bir iki ülkede uygulaması olan sanatla sporun aynı çatı altında eğitiminin yapılması nasıl bir sonuç verecek. aynı statü ve aynı amaç doğrultusunda kurulan Devlet Konservatuarlarının her biri ayrı telden çalıyor. zamanla göreceğiz. d) Güzel Sanatlar Fakülteleri İçerisinde fonetik ve plastik sanatları barındıran bu eğitim kurumlarının da henüz ne yaptıkları ülkenin kültür ve sanatına ne gibi müspet neticeleri olduğu anlaşılmış değildir. Keçiören. Bu iddianın somut göstergesi. Eğitim Kurumları ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Genel olarak. e) Güzel Sanatlar Liseleri Türkiye’de geç kalınmış bir uygulama olarak yaklaşık on yıl önce kurulan Güzel Sanatlar Liseleri. sınav yöntemi. Hale Gür.

bunun yanında kısmen de olsa verilen teorik bilgilerle eğitime katkı sağladıkları düşünülebilir. İzmir ve Erzurum radyoları bünyesindeki topluluklar izlemiştir. Ankara. merhum Sarısözen’le başlayan “Yurttan Sesler Topluluğu”. Bu kurslar daha ziyade Güzel Sanatlar Liselerine. enstrümanların kullanıldığı halk müziği icrasına yönelik faaliyetler söz konusudur. Sadi Yaver Ataman tarafından atılan hatta Muzaffer Sarısözen’in Yurttan Sesler Topluluğu’ndan önce kurulan ve daha sonra oğlu Adnan Ataman tarafından devam ettirilen İstanbul Belediye Konservatuarı icra heyetidir. Yine TRT Kurumu bünyesinde kaşeli (program başı ücret ödenmesi) olmak üzere Çukurova ve Kars Radyosu bünyelerinde de bir dönem mahallî sanatçılarla programlar üretilmiştir. h) Vakıf. Bu resmî kurumlara paralel olmak üzere İstanbul. Eğitim konusunda her kurum. Muzaffer Sarısözen’in 1941 yılında oluşturduğu “Yurttan Sesler Topluluğu”dur. Bunlar. TRT ve özel kanallarda son yıllarda yapılan en fazla üç beş TV yarışması hariç hepsi saçma sapan pespaye icralardan ibarettir. ayrıca sanatçılarının kurum dışı icralarına izin verilmediğinden dolayı fonksiyonunu yitirdi. Kulüp. Kâmil Sönmez. İcra Kurumları ve İcraya Dair Değerlendirme TRT Kurumu. 1985 yılında. Yavuz Top. Bedri Ayseli. Musa Eroğlu. her eğitici belge / diploma verdiği. Mehmet Özbek yönetiminde Kültür ve Turizm Bakanlığı Ankara Devlet Türk Halk Müziği Korosu kuruldu. eğitici. Devamında Sivas. Şanlıurfa. Kuruluş bünyesinde icraya yönelik koro. Canan Başkaya. her seviyedeki resmî. Temeli. ses. İzzet Altınmeşe. kuruluşundan 90’lı yıllara kadar başarılı biçimde misyonunu devam ettirdi denilebilir. O tarihlerden biraz önce devreye girmiş olan özel TV ve radyolar karşısında daha ziyade sunum ve tema konusunda refleks geliştirmediğinden. Ayrıca bu alanda kendisini bulunduğu kültür sanat ortamında hoca konumunda gören binlercesi de bu konuda kendi meşrebince icraya yönelik katkı sağlamaktadır. i) Resmî ve Özel Müzik Kursları Millî Eğitim Bakanlığının ilgili yönetmeliğince kurs programı uygulayıp sınavlarını buna göre yapan kurumlar ile tamamen özel müzik kurslarını bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Türkü ile ilgili ilk resmî icra kurumu. Eğitim Kurumlarına Dair Değerlendirme Bu alanda hizmet veren. Ankara Radyosunu müteakiben İstanbul. Dernek. Kurum. Belkis Akkale. İzmir ve diğer birçok şehir ve ilçede Valilik. Süreyya Davulcuoğlu. her kuruluş. Halk Eğitim Merkezi. Belediye. istisnalar hariç birçoğunun amacı ve hedefi belli değil. Amaç ve hedefi belli olmayan hiçbir işin de başarıya ulaşması mümkün değildir.1 0 78 . kişilerin zamanını ve parasını boşu boşuna heba etmemelidir. Halk müziği adına önemli hizmetleri olan Kurumun teknik kadrosu bugün çok eksik durumdadır. yetiştirdiği başarılı öğrencileri ile kendi başarı düzeyini ölçebilir. Bu topluluklar içerisine dışarıda bu alanda temayüz etmiş sanatçılardan bir kısmı da solist sanatçısı ile dâhil edildi. Kurum / Kuruluş Bu kurumlar daha ziyade bünyesinde bulundurdukları çeşitli düzeydeki topluluk ve korolarla repertuvar ve konsere yönelik çalışma yaparlar. İstanbul’da Halk Müziği Topluluğu. topluluk. özel kurum.adına değerlendirmek mümkün. TV ve icralara özenmeye başlandı ve bugünkü noktaya gelindi. İcra Kurumları ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Vakıf. 1985 yılında siyasi otoritenin tasarrufu 3. Şeref Taşlıova. yarı resmî. Dernek. Ankara ve İzmir’de Türk Dünyası Müzik Topluluğu ile Kırşehir ve Kırıkkale’de diğerlerinden farklı (4B) resmi statülü 15’er kişilik küçük müzik toplulukları kuruldu. Ancak. Recep Kaymak. Murat Çobanoğlu (merhum). ilki Ankara’da. Eğer bunlar yoksa. Hem nicelik hem nitelik açısından koca Türkiye’yi utandıracak cinstendirler. Reyting telaşına kapılıp kamu yayıncısı olduğunu unutan her yönden özel radyo. çeşitli müzik okullarına ön hazırlık ya da hobi düzeyindeki hizmetlere yöneliktir. Bir Başka Müzik Topluluğu. kuruluş ve özel kişilerin iyi niyetinden şüphe duymak yanlış olur.

topu taca atamazlar. Azerbaycan’ı. sanatçı.” İlmi(!) cevabını veren sanatçı… Irak-Türkmen şivesiyle “Kalenin-Kal’anın dibinde bir taş olaydım” yerine. teknik imkânlarla Türkiye’ye yakışır işler. sahnede. menajer. “Dardayım ben dardayım / Dört duvar arasındayım (Hapishane)” türküsünü hareketli final eseri seçip konuk sanatçıları ile birlikte stüdyo konuklarına göbek attıranlar. sağladığı imkân nispetinde bu kişi ve kurumlardan hesap sormalıdır. mikrofonu koltuğunun dibine koyanlar. kendisini ülkenin bir numaralı sanatçısı sayıp da sıradan konuklarına. alkış tutturan bayan solistler. normalde sesi olmadığı hâlde teknoloji gölgesine sığınan zavallılar.” diyerek. okuduğu şarkının. iki kelimeyi bir araya getiremeyip de TV. türkünün ezgi ve temasından haberdar olmayan zavallılar. üslup. Sanat. “Benim sesim senden daha tiz.” diyen sanatçılar! Sunucunun programını sunduğu sanatçının sıradaki türküsünün bir “Tatyan Havası” olduğunu anons ediyor ve okuyacak sanatçıya soruyor. şiir. “Kal’anun ……. eser. tavır. birilerinin dostu postu (kadınlar için geçerli) konumunda olan zavallılar vb… İşte her şeye rağmen. çok daha ekonomik olacak özel sanat projelerini destekleme yolu denenmelidir. konularda gülünecek dahası ağlanacak konumdayız. mimik. Şayet yapamıyorlarsa bunun adı bilgisizlik ve beceriksizliktir. bin voltluk elektrik çarpmış gibi titreyenler. sahne kıyafeti. Bunlar. fiziki. güfte. sahnede derviş selamı verenler. üç beş sanatçı dışında gerisi yetmiş iki milyonluk Türkiye adına ‘güruh’ diye nitelenecek türden. eğitim. mikrofon kullanma vb. Konunun esas muhatapları bellidir. beste. TV’de dört düğme açıp göğsünün kıllarını gösterenler. şimdi okuyacağınız Tatyan’ın ne demek olduğunu seyircilerimizden merak edenler için açıklar mısınız?” Cevap. Tüm bunların yanında Unkapanı kaynaklı icralar var ki. Sanatçı diye takdim edilenlere dair kritik yapacak olursak.doğrultusunda sanat faaliyetlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde toplanmasına karar verilmiş olmalı ki devlet koroları ve toplulukları şeklinde bu çatı altında yaklaşık 250 sanatçı hâlen icrayı sanat yapmaktadır. repertuvar. jest. hitabet. Ülkemizdeki tüm araştırma. radyo programı sunan türkücüler kompleksinden ya da yetersizliğinden dolayı kendilerinden daha yeteneksizleri konuk olarak çağırıp ezmeye çalışanlar. Gerek kuruluşunda gerekse daha sonraki yıllarda siyasi ve özel tavassutlarla alınan sanatçıların istisnasız yarısı yetersiz olduğu için geleceği de karanlıktır. “Maalesef.■ Sonuç ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . yorum adı altında cahilce karakteristik ezgi kalıpları ile oynayanlar. yirmi beş yaşında olup da ‘iki yüz bestesi olduğunu söyleyenler. sunucunun. çok daha düzeyli. Kerkük türküsü okuduğunu zanneden ya da her Kerkük türküsü arasına mecburmuş gibi vay vay. yirmi. paralı göstermelik fanatikleri etrafında bulunduranlar. Bunun dışında bu koro ve topluluklar sıradan festival. Özbekistan’ı hatta Türkmenistan’ı örnek almalarını öneriyorum. papyon. aha kelimelerinin konmasının gerekliliğini zanneden zavallılar. genel estetik. kot pantolonla halkın huzuruna çıkanlar. eğitim ve icra! Dünyada birçok ülkede ölü olan halk müziğine karşın ülkemizde her yönüyle çok zengin ve renkli bir konuma sahip türkü kültürü etrafında oluşmuş kurumlar ve bununla iştigal eden şahıslar oturup düşünmeli ve de refleks geliştirmeli. projeler yapmak durumundadırlar.” diye diapozon denemeleri ile ses yarışına girenler.1 0 79 . kültür. halkın saf duygularını suiistimal etmek üzere zoraki hayranlık uyandırmak için koruma. ideolojik çevrelerce sahiplenilen bir şekilde yazılı ve görsel iletişim araçları ile kof şöhret konumunda olanlar. sözüm ona. hobi seviyesinde birçok insanın düzeyinde olmasına karşın sırf siyasi. “Sayın ………. şenliklerle avunmaktadırlar. baba. “Sigara içiyor musunuz?” sorusuna. Buna rağmen netice alınamıyorsa her türlü bürokratik ve özel menfaate yönelik gereksiz dirençler bertaraf edilerek. cehaletini şekille salamaya çalışarak küpe. elleriyle ritm. “Şimdi okuyacağım türkü bir Tatyan’dır. içmiyorum. “semah” okurken kalçasıyla. Mehmet Özbek yönetimindeki Ankara Devlet Türk Halk Müziği Korosunun ilk on yılını başarılı sayabiliyoruz (1986-1996). akli dengesini yitirmiş meczuplar gibi duygulu icra adına garip hareketler yapanlar. form. belirli konularda saygınlığı olan yetmiş iki milyonluk Türkiye’nin müzik kurumları ile ilgili araştırma. top sakal. Devletin bütçesinden sağlamış oldukları mali. icra kurumlarına. Devlet.

titreyen bacaklarıma. Bunu o da biliyor. Kapüşonunu geçirip atkısını doluyor boynuna. İlk göz ağrısı. çocuk gibi hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyorum. Yine böylesi yağmurlu bir havada. Sırtımı dönüyorum. Giderse.1 0 80 . Nasıl indiğimi. altuni küt saçları bir bir işlenmişti genlerime. Duygularım hercai. içimi kasıp kavuran gelgit düşüncelerin tazyiki altında enikonu bunalıyorum. simsiyah kokuyor nefesim. neon lambalarının titrek ve kesik karaltısında Üsküdar’dan geliyordum. Toplamış pılını pırtını. Şaka olsun için. Dile kolay altı yıldır beraberiz. Çok sevdim onu. Göğsü hızla çarpıyor. Aklını pazara çıkaran avare gibi. Ne çok sevdim hem. Gitmelere alışık değilim ben. özkıyım kaçınılmaz. öyle böyle değil. dün gibi hatırımda. Eşikte bekliyor beni. -Gidiyor musun gerçekten? Dönmeyecek misin bi daha? Katran yüklü gece. Ayaklarına kapanıp yalvarmak ve boğazımı patlatırcasına seni seviyorum diye haykırmak. Dokunsalar devrilecek kadarım. Kaynağını bilmesem de içimde sökün eden duyguların tahakkümü altında tuhaf olmuştum.Hicran manifestosu OSMAN KOCA idiyor Müzeyyen. Gitme demek geçiyor içimden. sırılsıklam oldum. çivit gözleri. Sular kabarıp taşmakta. peşi sıra otobüse neden bindiğimi. rüyama misafir ettim. İlk tanıştığımız gün. Hele hele Müzeyyen’siz asla yaşayamam. Hazır değilim. Ne ki bi şeyler düğümleniyor içimde. Akça pakça yüzü. Martılar yatsıya çekilmiş. G ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Çöken avurtlarıma. Ağır havası dehlizin. masada duran romanı okuyor. Kapıdan çıktı mı nefes almak bana haram. rüya diyerekten kapıyorum gözlerimi. Lodos hırçın mı hırçın. aksine fena. Bir bakışta vurulmuştum. Aşk kokuyordu hava. Ne hazırı! Onsuz yapamam. Az uz. narçiçeği yanaklarıma aldırış etmeden o gece hep onu düşündüm. evine kadar onu niçin takip ettiğimi bilmeksizin tam iki saati yollarda kat ettim. Müzeyyen en arka koltukta. Bir bebek gibi. allak bullak kafam. Siyah. Tepeden tırnağa zangır zangır titriyorum. Genzimi yakan. Bulutlar ağlamaklı. sırım sırım aşk. Korkuyorum. göz sağrısı derler. Şaka değil. İçim içim. müthiş vurulmuştum. sersem ve andavalca dolandım durdum. Islandım.

zamansız bi rest. Bazı bazı geleceksin başıma. Öyle ki haftasına varmadan ulaşılmaz. Kah iyicil. Belki sıradan bir gazetenin üçüncü sayfa kepazeliğine bulaşık edeceksin beni. Hiçbir şey olmamış gibi. Eşiğe sinecek kokun. anıların terk etmeyecek. Güç bela doğrulacağım yerimden. çaylarımızı içişmenin heyecanıyla nasıl da coşup taşmıştık. upuzun bi uykuya dalacağım. Seni kalbime gömmenin huzuru içinde uzun. Dünya kayıyor ayaklarımdan. evet ben.1 0 81 . Göğsümü yara yara kanatacağım adını. Ve ben kahrolunmuşluğun iflah tanımaz sınırlarında bir berduş. Uzanmalıyım göğe. O çok sevdiğimiz dönülmez akşamın ufkunu seyre dalacağız ve ben kan tüküreceğim asfalta. çıkıyorum ben. kıyacak canıma. Açılamadım bi türlü. sana o çok sevdiğin adaçayını hazırlarım bi solukta. Anlıyor musun. Ve ben kalktıydım. Karşılıklı kanepelere uzanıp saatlerce evet saatlerce gözlerimizle konuştuyduk. ne olursun gitme diye bar bar bağıracak kalbim. Düştüğümü görsün istemiyorum. Okşayacaksın siluetimi. meczup gibi yana yakıla türküler çığıracağım.Hayaliyle her gece coşuyor ve fakat her sabah gerçeği karşısında süklüm püklüm oluyordum. Biliyorum birazdan gideceksin ve fakat gölgen beni bekleyecek. Bekleşelim bi çaylık. O akşam ne kadar da mutluyduk. hiçbir şey yaşamamışız gibi böyle sorgusuz-sualsiz gitmeyeceksin di mi? Az-biraz oyalan bari. Bi koşu gidiveririm mutfağa. Ne ki dilim elvermeyecek söylemeye. Can havliyle yakaracağım sana. bekle… Ben de bekleyeyim. terk edip gidersen… -Oğuz. kendime paşaçayı hazırladıydım. Fakat ilenmemeliyim asla. Beni bırakıp. Açılamadıkça daha bi büyüdü içimdeki sevgi. Nice şiirler. Olsun git. ne çok sevdim seni ben. ulaşılamaz sevgilim oluverdi. Ketılı hazırlar. -Müzeyyen. Çık demesem. Dış kapıya döndü Müzeyyen… Gidecek… Kararlı… Bi veda. boğumlanıyorum. En azından bi çay içimlik olsun. Ellerim değmese de gözlerim yapışmalı yakana. Eriyorduk. Koş Lola Koş’u izlemiş ve Lola’ya inat afacan çocuklar gibi sinemadan eve kadar hiç mola vermeden koşmuştuk. Ben. darmaduman edecek kırılası kafamı. Sen ise bi gidimlik dürtüler içinde beni bi başıma bırakacak ve onatsız hülyalar içinde sırra kadem basacaksın… Öyle mi? Bak işte kayıyor yıldız. sensiz. Gitme Müzeyyen. Ah Müzeyyen. Yaparım. Yorgunduk. sensiz… Kahretsin. Hüzünbaz yanlarımı beraberinde götürecek. yaşayabilmem… Gidiyor musun Müzeyyen? Bunun şaka olduğunu söyle yalvarırım. -Hadi git Müzeyyen. Hatırlıyor musun? Sinemadan döndüydük. Sen meraklanma. Ve biz sanki aşkı içişir gibi. Sana ada. çıkma diye inlesem… Ne fayda! İler tutar yanı olmayan çıtkırıldım bir düşün kekremsi tortusunda boğuluyorum Müzeyyen. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Sevmenin-sevilmenin. mektuplar buruş buruş oldu heyecandan ıslanan avuçlarımda. sevenle sevilenin aşkına dışın dışın ağlaşıp ne de tatlı hayaller kurduyduk. Şafakla gireceksin ruhuma. Palas pandıras çıkmalıyım dışarı. kah kötücül anılarımızı sereceksin yatağıma. lütfen… Lütfen Müzeyyen… Yüreğim kan ağlasa da belli etmeyeceğim. Belki bi daha bulamayacaksın beni.

sancılarımla. kahroldum… Ezildikçe ezildim… Üsküdar dönüşü vapurda martılara simit atarkenki fotoğrafımız. ateşe maruz kalan buz gibi erim erim eriyeceğim. daralıyorum.1 0 82 . Yatsı ezanı okunuyor dışarıda. Fırtınalar koptu ruhumda. Bak işte nasıl da tir tir titriyorum… Kapıyı yavaşça araladı. duldasız.. Gitmesin için habire dua ediyorum. Başını çeviriyor ağır ağır. buğulu gözlerimi kaçırmayacağım gözlerinden. Titredi sesim. bende yağmurluk. Kutsi bi havayla tütsüleniyor migrene yanık başım. yandım. kançanağı. hareket ediyor… Kımıldıyor.. Onda mont. İlmek ilmek yaşa. evet bi gün bu enkazın altında kalacağımı biliyordum. -Bu. Bi an duraksıyor Müzeyyen. duruyor… Gidiple gelmek arasında bocalıyor sanki ve ben umut tazeliyorum. Yanaklarımız apal… Sevincimiz apak… Gitti… Beni acılarımla. İçim bi hoş oldu. genzim yanıyor. hem gitmesindi… -Bende kalsın. gözlerim yaşarıyor. üryan duygularımı devşireceğim.İşte o zaman ben. özkıyıma gebedir…■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Sokak lambasından sızan ışıkla loşlaştı dehliz. Bakacak… Bana bakacak… Ve ben. Adım gibi. Gelsin diye yalvar yakar dilim. Kanaviçe gibi örgüleşip küt saçlarına konacağım. Buğulu gözlerle bakıyorum ardından. Duruyor. delişmen yüreğimi yuvasından söküp sana uzatacağım… -Seni sev… Müzeyyen! Ne zor söylemek. Sırtı inip inip kalkıyor. nefes alamıyorum. dirhem dirhem konuş… Konuşabilirsen… Yutkunamıyorum. yüreğim kanıyor. Ellerim de… Baktım. -Hadi bak Müzeyyen. ezik halimle bi başıma bırakıp… Çisentili yağmura ağladım alık alık… Karman çormandı düşüncelerim… Bi gün. biliyordum… Ne ki hazırlıksız yakalanmak… Ve sevdiğini bi daha göremeyecek olmanın ayırdına varmak… İşte bu müflis yaşantı. Pusatsız. Gözler asla yalan söylemez… Söyleyemez… Yemin olsun bu kez. Sızlıyor burnumun direkleri. sende kalsın… Titredi sesi… Elleri de… Kalsındı kalmasına.

BÜNYAMİN DOĞRUER ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Bir papağan bana bakıyor. umut olan.KUKLA VE KİTABE Bu kuklalarda neyin nesi. Taşınan ruhları olmalı Sağlam kutular içindeki. Pişmanlıklar içinde Alnını süslü cama dayamış. Şimdi kalbim kanıyor solgun bir resimde Yağmur hafif hafif yağıyor Saçlarımı unutuyorum kan ter içinde. İnat içinde. Ellerim bana uzak Çocuklara alkış tutan. Dilini yutmuş adam. Solgun Yüzleri. Bir harfe takılmış Yalnızlıklar içinde dönüp duruyor.1 0 83 . Güneşin doğduğunu söylesem inanmazlar ki. Kendine söyleneni Söylüyor. Kukla kendisi olmaya kararlıydı Kitabedeki eski yazıları okudukça Az kalmıştı kendine kavuşmaya Masmavi bir gökyüzü altında Görmeseydi tuhaf bir rüya Dünyanın muammasında Islak gölgelere kanmasaydı Kendisi olacaktı. İşte yanıyor titreyen boş odalar Bu kitabeler kurtuluş kapısı olacak Arkasından şiirler yazılacak Siyahın beyazdan ayrıldığı vakit Kuklacı ilk görüldüğü yerde vurulacak. Kukla Ben miyim diyor ipin ucunu kaptıran şeytana Daldığım bu tatlı rüya.

yakan. evimize barkımıza mihman olmuş. nasıl olur da hâlâ gücünü bu kadar korur? Bir türkünün mısraları arasına sıkıştırılmış bu hicran. bağrımı sancı istila etti. düşünerek. bu vurgun yemişlik nasıl olur da bu kadar tesir eder insana? Nedir bunun sırrı. kavuşamama karşısındaki bu hüzün. kelimelere dökülmesi.İSMAİL BİNGÖL ir hüzün meltemi. Bir efkâra tutulmuş hislerimi. çınlamış göğümüzde türküler… Bazen B isyanlarımıza arka çıkmış. İşin özeti belki de bu… Kavgamızla inletirken meydanı. gövdemi ateş bastı. bazen mazlumların elemlerini dile getirmiş. görkemi. bir türkünün ta derinlere ulaşan. anlayarak. atalar mirası. sevdamızla ağlatırken duyanı. Zamanın ortasında öylesine kalakaldım. diyardan diyara dolaşmış… Bazen bir gülün yaprağında açmış türküler. gâh yüreğimizi ferahlatmış gâh ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .1 0 84 . toprağımıza. Takatten düştüm. dokunanı işte böyle yakıp geçiyor. yüreğin yarası türküler. insanlığı çağrıştıran inceliğiyle. Bazen turna kanadında sevgiliye mektup götürmüş. asırlardır yurdumuza. az önceki sorulara bir cevabınız olabilir... bazen sözleriyle zalimlere cevap olmuş türküler… Bazen bir gelinin ağlayışına eşlik etmiş. kavuran sözleri ve yine en az onun kadar tesirli nağmeleri kül etti. nedir bundaki sihir ve nedir bundaki güç? Dille anlatılması. bazen bir su olup dere tepe aşarak.. Serinlemek için boz bulanık akan çaylara atasım geldi kendimi… Yüzyıllar ötesinden esip gelen sitem rüzgârları. Akılla yürek arasında kararsız kalanların büyük tereddüdü. gözlerim buğulandı.. soluğum kesildi. hissederek dinlendiğinde. kendimden geçtim. bazen bir gelinciğin boynu büküklüğüne… Hani şair Vahap Akbaş da diyor ya “Mızrapla Tel Arasında” adlı şiirinde: Bağlamamın tellerine Üveyikler konar balam Yüreğimiz melül mahzun Türkülerde yunar balam Gönlümüzün mihverinde Sevda filiz verdiğinde Mızrapla tel arasında Gayri zaman donar balam Kara kışın ayazında Dudakta söz buz olanda Bir muhabbet alazında Ah bu şair yanar balam Güzelliği. bir esrik bakış yakaladı akşamla gecenin arasında… Bir ince sızıyla sarsıldı yüreğim. hikâye edilmesi zor durum… Ancak türkülerle aranız iyiyse ve bu konuda biraz da düşünme zahmetine katlanırsanız. Benim cevabım ve buradaki sır ve sihir şu ki. iflah olmaz çelişkileri karşısında âdeta eridim.

bazen Allahüekber’i mekân tutmuş. yüreğe sığmayıp taşan. Ömür çiçeğini sevda yolunda solduran kederli âşık. Hem de faydası da yoktur bundan sonra yapacaklarının… Zira ortada. sesinden ses. daha nice yıllar söylenip dinlenecektir. bütün bunları elinin tersiyle bir yana itip vefasızlık ederek. bıyıkları henüz yeni terlemiş civanlardan haber getirmiş. her acıya göğüs gerilen sevgili. orada sonsuza kadar. renginden renk. bunun hesabını en yakınındakinden bir türkü vasıtasıyla sorar ve yüzyıllar öncesinden bir ayrılığın hikâyesini bizlere ulaştırır. vuslata erememenin resmini ne de güzel çiziyor. bu acıyla yanmak. söylenir olmuş yedi iklim dört köşede… Bazen Ağrı’nın doruklarından ses vermiş. mertliğimizi bütün bir cihana anlatan. Artık olan olmuş ve bu durum ağır bir yük gibi merhametli yüreklere oturmuştur. İşte bir türkü ki… Tertemiz bakışlardan süzülüp yanaklardan aşağı türkü sadeliği ve yürek delici bir nağme eşliğinde inen gözyaşlarıyla. geçip gideni. kavuşamamanın. bir kıtası Bayburt’ta bir güzele kul olmuş. çaresi imkansız bu dert yüzünden âşığın yüreğinden kopup gelen feryada verecek cevapları yoktur.1 0 85 . yıllarca gurbet elleri mesken tutan âşığın düşündüklerini yapması mümkün değildir. gürzüyle vurup dağları yarmak ister âşık… Kerem olup. oradan öteye sevgiliye sitem. nakışından nakış vermiş duyana. dillendikçe yayılır Anadolu coğrafyasına bu türküler… Atalar mirası gönül yarası türkülerimiz… Ve bilinmelidir ki bu coğrafyayı yurt tutanlar. dağları aşıp. uzak bir diyara göçürülmüş ve ellerin olmuştur. Âşık için anlatılması ve katlanılması çok zor bir acıdır bu… Ferhat olup. bağrını dağlayan ateşle Çamlıbel’de nara savurmak ister… Ne hazindir ki. gündüz denmemiş. daha başka birçok şeyi hatırlatmadan geri durmamış ve bunları. ■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . kaç yüreğe inci dizip kaç yüreğe gözyaşı akıtmış türküler… Nesilden nesile bozulmadan aktarılmak suretiyle. bu hınçla. bir anda çekip gitmiş ve ellerin olmuştur. kültürümüzün sacayaklarından biri olarak bizleri yüce bir millet olmanın şuuruna vardıran ve bütün bunların gönencini yaşatan türküler… Bazen. çileden geçilip. bu toprağın sesini duyurmuş. ağlayanı güleni. adına kayıt düşmeden geçip gitmemiş türküler… Sözleri ve nağmeleriyle esip gitmiş Anadolu coğrafyasında bir baştan bir başa… Gece denmemiş. vatan uğruna can vermenin büyük kıvancıyla yatacak olan ulu şehitlerimizden. akacak yer bulamayan ve dokunduğunda yakan bir büyük isyanı yüklenir gönlümüzün tercümanı türküler… Yıllar yılı kor ateşlerde pişerek sevda çekilen. daha nice bunun gibi kavuşamayanların. duyurmadan. Ne yazık ki onların da. Erzurum’dan Erzincan’a ulaşmış. bir kıtası Sivas’ta bir âşığın sazından dökülmüş. belki bir kıvılcımı da ona erişsin ve onu da yaksın… Köroğlu gibi. bu hüzünle. uğruna bin cefaya tahammül gösterilip. gâh ayrılanların üzüntüsünü gâh kavuşanların sevincini temsil etmiş türküler… Öleni yiteni.bizi birbirimize bağlamış türküler… Gâh ağıt olup acımıza konmuş gâh sevgi olup yüzümüzde parlamış. bazen çekmiş gitmiş ta Hazar’a ve daha ötelere… Bir mısraı Ardahan’ın payına düşmüş türkünün. dinlenmiş. verilen sözlerin yerine getirilmesi için. nice yeri inletmiş. vadilerce doğudan batıya… Bir kıtası. bir mısraı Iğdır’a… Bir kıtasıyla serhaddı bekleyen Kars’ın derdini taşımış ırmaklarca. kül olmak ister ki. ıstıraplarını söze ve nağmeye dökerek. dilinin ve türkülerinin kadrini bildikçe. yâri başkaları tarafından alınan kişilerin hâline tercüman olur. “uğruna ölümlere gidilip gelinen”. mekân o mekân olur ve bu türkü. Hem öyle ki söyledikçe zaman ortadan kalkar. işitene. Şakir Şener’den alınan Bayburt türküsünde olduğu gibi… Hani diyor ya türküyü yakanlar: Odam kireçtir benim Yüzüm güleçtir benim Soyun da gel yanıma Terim ilaçtır benim Baba ben derviş miyem Kürkümü giymiş miyem Ben sevdim eller aldı Niye ben ölmüş müyem Söylendikçe dillenir. dilinden anlayana… Mahmur bir geceden kalkmış. gerçeğini bildirmiş. kavrulmak. Bazen Aras boylarında gezinmiş turna katarlarıyla. özge bir gündüze hayal uçurmuş. sevene dil olmuş türküler… Ve daha nice yerde durmuş. bu hışımla. dilimizin sade ve berrak bir hâlde günümüze kadar gelmesinde önemli pay sahibi olan… Erliğimizi. ne sevgili kalmıştır kavilleştiği ne de ünü dört bir yanı tutan sevda… Bütün bunların önem arz etmediği kişilerce. kültür ve zihin coğrafyamıza silinmeyecek bir şekilde kazımış türküler… Ve bütün bunların sesini duymadan.

A. Türk Dünyası El Kitabı. Yani.420 5. s. Bulgaristan Türk Halk Edebiyatı Metinleri – I. Fatih Kirişoğlu. “Türk” kelimesine Farsça “-î” ilgi ekinin getirilmesiyle meydana gelmiştir. Prof. 1956.[9] Kosova Türkleri.86 – 109. Harun Güngör – Mustafa Argunşah. Uygur Türkleri. halık eni. 908-909. Dr. Divanü Lûgati’t-Türk Dizini “Endeks”. s. Dr. Kazak Türkleri. Gazanfer Paşayev (Aktaran Doç. Prof. Kültür Bakanlığı yayını. Gagauz Türkleri. 1985.53. mahnı.501. yır. Kumuk Türkleri Edebiyatı. s. Çetin Pekacar. yır. 1998. 1968.. Kültür Bakanlığı yayını. 1991.R. Tıva – Orus Slovar’. TDK yayını. cır. Özbek Türkleri.[6] Gagauz Türkleri türkü. 3. 9. beste. Priştine.[5] Irak Türkleri. İslamiyet öncesi Türk edebiyatında genel olarak ezgi ile söylenen şiirlerin. başka bir ifade ile türkü ve koşmaların genel adı “yır” olup Divanü Lûgati’t -Türk’te ise bu kelime “ır”[1] şeklinde geçmektedir. Cilt.22.[11] Altay Türkle- 1. “Türk’e has” anlamına gelen bu söz. 3.) Rusşa-Nogayşa Slovar’. 1991.b. M. halk ağzında “Türkü” şekline dönüşmüştür. Nimetullah Hafız.kojañ. halk aydımı. 1991. türki..[3] Nogay Türkleri. halk yırı. nahşa. Ankara. (çev: Besim Atalay).14. 6. Ankara. Nimetullah Hafız.[8] Saha (Yakut ) Türkleri. Karaçay Lehçesi Sözlüğü. Ank.. halık cırı. aşağıda sayacağımız kelimeler karşılık olarak kullanılmaktadır. Ankara.[2] Kumuk T Türkleri. Başkurt Türkleri. (Tarih . 8. Dr. Moskova. IV. Karşılaştırmalı Türk Lehçeleri Sözlüğü I. s.45. IV. türkü. 4. halk koşiği. E. Ankara. ırıa. 10.ÖMER FARUK YALDIZKAYA ürkçe söylenmiş şiir anlamına gelen “Türkü”nün “Türkî” sözcüğünden geldiği görüşü bilim adamları tarafından genel olarak kabul edilmektedir. Prof. Tenişev (Red. Wilhelm Pröhle (çev. Ankara. 7.245. Kemal Aytaç). 108. IV. s.[7] Tuva Türkleri. türik. Prof. mahnı. Dr. bugün. Türkü sözüne. türkü. s. Türk Dünyası El Kitabı.1 0 86 .[10] Bulgaristan Türkleri. İstanbul.Dil -Folklor ve Halk Edebiyatı).501. Dr. 1990. 1991. N. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Ankara. Dr. kojamık. türki. Dr. 3. Cilt. Cilt. eldik ır.bas. s. Mahir Nakip). halk türküsü. Kırgız Türkleri. s. Baskakova (Red. 2. Tatar Türkleri. bazı Türk boylarında. Kosova Türk Halk Edebiyatı Metinleri. 1998. koça nahşisi. s.bas. 1998. Türkmen Türkleri. Irak Türkmen Folkloru. Saha (Yakut) Türkleri Edebiyatı. 11. Azerbaycan Türkleri.). Moskova. türkü. 3.[4] Karaçay – Malkar Türkleri. Türküye. s.320.

s. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .. s. sözünü ettiğimiz. 12. Akçağ yayınları. s. Ankara.217. Türkü.”[23] Pertev Naili Boratav: “Düzenleyicisi bilinmeyen. bas. 13. s. Türkü terimi. Çuvaş Sözlüğü.bas. Ankara. gençlik ve acıklı konular işlenir. TDK yayını. ilk defa XV. Ankara. İstanbul. 1998..ri.1 0 87 . 4. bozulmalara. Kerem. 1950. “2. çağdan çağa ve yerden yere içeriğinde olsun. TDK yayını. Türk Halk Şiirlerinin Şekil ve Nev’i. 15. Ankara. Hikmet Dizdaroğlu. Âşık Şiiri. 18. Söyleyeni belli. bir anonim halk şiiri nazım biçimidir. s. Zsuzsa Kakuk. Tahir-ül Mevlevî. Edebiyat Terimleri Kılavuzu.” Türkü. İstanbul 1973. İstanbul 1990. yani hece vezni ile söylenmiş türkülerin Anadolu’daki ilk örneğini ise XVI.1504.[13] Çuvaş Türkleri. Karacaoğlan. Yararlı olacağı düşüncesiyle bunlardan bazılarını burada zikretmeyi uygun buluyoruz: Türkçe Sözlük: “Hece ölçüsüyle yazılmış ve halk ezgileriyle bestelenmiş manzume. Edebiyat Lügati.246.” Ahmet Kutsi Tecer: “Varsağı. Prof..63. Pertev Naili Boratav’ın “Türk Dili Dergisi ”nin “Türk Halk Edebiyatı Özel Sayısı”nda yayımlanan “Halk Şiiri” başlıklı yazısının “Halk Türküleri” bölümünde ise türkü hakkında şu bilgi verilmiştir. Türkçe Sözlük. 17.bas. TDK yayını. Eflatun Cem Güney. Ankara.” [18] Edebiyat Terimleri Kılavuzu: “Türk’e özgü anlamındaki Türkî’den gelmektedir. asıl türkülerin yaşı başı belli değildir. H. hava. Bölgelerle konulara bağlı özel durumlara. 1. yüzyıl halk şairlerinden Öksüz Dede’ye aittir. Tekke Şiiri.289. XVI. Edmon Soussey’in deyimiyle. Cem Dilçin.[12] Kırım Tatar Türkleri. türkü sözcüğü yerine şarkı. 1980. 23. Ahmet Talât Onay (hzl. tabiat.” [20] Ahmet Talât Onay: “Türklere mahsus lahin ile söylenen şarkılardır. Dr. bas..395. kojon. Paasonen. Şekilden ziyade lahne. 24. s. 16. 1999. Örneklerle Türk Şiir Bilgisi. En çok sekizli. 20.[15] Bu kitapta esas itibariyle konu edilen türden. s.57. kişisel halk şiiri biçimleri arasına giren türküler de vardır. güzellik. Muvaffak Duranlı. yüzyılda Doğu Türkistan’da aruz vezniyle yazılmış ve özel bir ezgi ile söylenmiş şiirler için kullanılmıştır. kırpılmalara) uğrayabilen ve her zaman bir ezgiyle söylenen şiirler. Halk Şiirinde Türler. folklor ezgilerinin her çeşidi için en çok kullanılan terim türküdür. Mehmet Yardımcı.[14] adını vermişlerdir. biçiminde olsun değişikliklerle (zenginleşmelere. Cemal Kurnaz).”[19] Fuad Köprülü: “Türklere mahsus bir beste ile söylenen halk şarkılarıdır. Çoğu anonim halk edebiyatında yer alan bu türkülerde aşk. Türkmani gibi türkü de eski yırlardan yani millî musiki kaynaklarından doğmakla beraber yabancı kültürle karşılaşılan bölgelerde (mesela Irak. yuri. Emine Gürsoy – Naskali. Folklor ve Halk Edebiyatı. Ankara 1981 s. Ankara. belli âşıkların türkü havasına bürünen bazı parçaları bir yana. ya da ezginin. yüzyılda buluruz.”[16] Meydan Larousse: “Güfte olarak halk şiirini alan ve halk ezgileriyle beslenmiş şarkı çeşidi. Sahipleri bilinmeyen sözlü halk verimleridir. Çeşitli kaynaklar ve araştırmacılar türküyü bir tür olarak ele aldıklarında çoğu ortak bir noktada birleşen tanımlar yapmışlardır. Meydan Larousse. 25.” biçiminde tanımlar. Suriye.”[21] Şemsettin Sami: “En asıl Türklere mahsus lahinde şarkı. “Türkiye’nin sözlü geleneğinde. Kırım Tatar Şarkıları. 1993. on birli ölçülerle söylenir. deme. “ farklı isimleri olan çok çeşitli mahsullere verilen addır. besteye benzer. bu parça. Dr. s. Ankara 1989.176. 1. s.390. Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar. Mısır gibi) ona verilmiş bir isim olsa gerek. Emrah gibi. 1996. Örneklerle Edebiyat Bilgileri I. sözlerin çeşidine göre.295. Cevdet Kudret.”[22] Cem Dilçin: “Türkü. her iki bölüğe de girebildiğinden halk edebiyatının en zengin alanıdır. halkın sözlü geleneğinde oluşup gelişen.93 14. s. s. İstanbul. Altayca – Türkçe Sözlük. ağız terimleri kullanılır.114. deyiş. türlü ezgilerle söylenen. İstanbul 1975. 19.”[25] görüşünü 21. 1969. Türkü şekline uygun ve türkü adını taşıyan. 22. s. 1997. cır.”[17] Edebiyat Lügati: “Çoğu 11 hece ile nazmedilmiş ve umumiyetle Anadolu’da bestelenip söylenilmeğe başlanmış olan milli nağmeli şarkılardır.102. Fuad Köprülü.”[24] Türküler için Eflatun Cem Güney: “Köroğlu. Başlangıcından Günümüze Halk Şiiri.

ileri sürmektedir. Mehmet Özbek “Türküler başlangıçta bir olay üzerine yakılırlar. Bu olaylar bütün bir milleti ilgilendirecek kadar büyük nitelikler taşıyabileceği gibi, dar çevrelerde meydana gelen cinsten de olabilir.”[26] demektedir. Cahit Öztelli: “Halkın ortak malı olan bir edebiyat türüdür. Ağızdan ağıza dolaşan, kuşaktan kuşağa aktarılan sözlü edebiyatın en güzeli türkülerdir. Türkü, genel edebiyat türleri içinde bir nazım türüdür. Yani, ölçülü (vezin), uyaklı (kafiye) dizelerle (mısra) meydana gelir. Halk edebiyatı içinde toplumun iç alemini beşikten mezara dek bütün yaşantısını kapsayan, en dikkate değer sanat verisi türkülerdir.”[27] Nihat Sami Banarlı: “Koşma şeklindeki bir manzumenin her dörtlüğünde bir (beşinci) veya bir (beşinci-altıncı) mısra ilavesiyle söylenilen bir halk şiiridir.”[28] Muzaffer Uyguner: “Her mısraı kafiyeli üçer mısralı kıtalar ile yine kafiyeli ve iki beyitten müteşekkil ara nağmeleri olan ve çalınıp söylenen folklorik halk edebiyatı mahsulleridir.”[29] Herbert Jansky’e, göre türkü: “Büyük tarihi hadiseler karşısında halk kitlesinin sevinçlerini veya ümitsizliklerini; büyük şahsiyetler hakkındaki saygılarını veya nefretlerini; gençler arasında geçen hazin aşk hikâyelerini, millî hece veznini ölçü alan ve kalpleri fetheden mısralarla, derin bir muhteva içinde dile getiren edebî, aynı zamanda mûsiki bakımdan ehemmiyete haîz olan bu kendine öz bestelerle söylenen; dar manâsıyla ise tarihi bir vesika mahiyeti gösteren Türk halk şiirinin en eski türlerinden biri.”[30] Dr. Doğan Kaya türküyü şöyle tanımlamaktadır: “Halkın ruh halini, derdini, neşesini, zevkini, dünya görüşünü, inancını, karşılaştığı hadiseleri
İstanbul 1971, s.235. 26. Mehmet Özbek, Folklor ve Türkülerimiz, 2.bas., İstanbul, 1983, s.63. 27. Cahit Öztelli, Halk Türküleri, 2.bas., İstanbul,1983, s.11-12 28. Nihat Sami Banarlı, Metinlerle Edebî Bilgiler I, İst., 1950, s.82. 29. Muzaffer Uyguner, Türkü Üzerine, TFA, III (66). 1.1955, s.1042. 30. Herbert Jansky, Türk Halk Şiiri (çev. Abdurrahman GÜZEL), Dünya Edebiyatından Seçmeler,

yansıtan; hece ölçüsüyle ve bir veya dört mısralı bentlere çoğu defa bağlantıların getirilmesiyle, söylenen; manzum ve ezgili anonim ürünlere türkü denir.”[31] Alman müzik bilimci Hugo Riemann, halk müziği kapsamına şu ögeleri alır: “1. Ezgi ve sözlerinin yaratıcısı belli olmayanlar, anonim bir yapıda olanlar. 2. Çeşitli nedenlerle oluşan olaylar karşısında halk tarafından benimsenmiş ve halk ezgisi niteliğine bürünmüş ürünler. 3. Halk diliyle oluşmuş, ezgisel ve uyumsal yapısı kolayca anlaşılan, belleğe kolayca yerleşen, bu nedenle, popüler (herkes tarafından benimsenen ve tutulan) bir özellik taşıyan ezgiler.” Fransız halk müziği uzmanı Michell Benet’e göre halk müziği ise, “Halk tarafından benimsenen ve sözlü gelenek biçiminde kulaktan kulağa yayılan ezgilerdir.” İngiliz halk müziği uzmanı Prat’a göre; “Halk müziği, köylü ve halk arasında çıkıp, gelenek haline gelen ezgilerdir.” Yine bir İngiliz araştırmacı olan Bremers’e göre ise halk müziği; “halkın müşterek malı olan, sâde, samimi, düz ve yalın ezgilerdir. Bestecisi olmaz, anonimdir.” Türk halk müziği araştırmacısı ve Türk halk türkülerinin derlenmesinde ilklerden olan Muzaffer Sarısözen ise, halk müziğini şöyle tanımlıyor: “İlk bakışta monoton gibi görünen halk türküleri, araştırdıkça, ezgi ve ritim yönünden renklilik ve çeşitlilik gösteren nefis bir sanat ürünleri olduğu görülür. Dünyada ne kadar doğal ve sosyal olaylar varsa, tümü halk müziğine konu olmuştur. Türk insanının doğumundan ölümüne (beşiktenmezara) tüm yaşamını, acısını, sevincini, duygu ve düşüncesini, yurt sevgisini türkülerimizde görmek mümkündür. Özetle, halk müziğimiz, Türk halkının ortak malı ve milli kültürüdür.” Müzikolog ve halk bilim araştırmacısı Halil Bedii Yönetken, “Türk halk müziği, çok orijinal ve zengin bir müziktir. Modalmetrik yönden olduğu kadar, yapı ve form bakımından da büyük özellik ve güzellik taşımaktadır. Zengin ve çeşitli çalgılara sahiptir. Diğer taraftan, vokal müziğin
31. Dr. Doğan Kaya, Anonim Halk Şiiri, Ankara, 1999, s.132.

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

88

terennüm etmediği konu yok gibidir. En basit konulardan, en yüksek konu ve olaylara kadar her şey, Türk Halk Müziğinin terennüm alanına girmiş bulunmaktadır. Halkımız, bazen; Estergon, Belgrat, Selânik, Budin, Cezayir gibi Türk egemenliğinin sürdüğü ve at üstünde kılıç oynattığı yerler için, bazen; Köroğlu, Genç Osman, Murat Reis ve Gazi Osman Paşa gibi yiğitler üstüne türküler yakmıştır. Gün olmuş, yurdun dağına-taşına, uçan kuşuna, gün olmuş, burcu burcu Anadolu kokan çiçeğine ve nice güzellikler, sevgiler üstüne türküler söylenmiş, bununla da yetinilmemiş, ahlâk, fazilet, felsefe, türkülere konu olmuştur. Görülüyor ki, Türk halkı, muazzam bir sosyal fonksiyona sahip, halk rûhunun ses halinde aynası ve ifâdesi olan bir sanat yaratmıştır.” Türk halk müziği araştırmalarının önde gelen isimlerinden olan araştırmacı Mahmut Râgıp Gazimihal ise, “Kendi halk şarkılarımıza (folk song), genellikle türkü diyoruz. Anadolu’da şarkı adı pek bilinmez ve kullanılmaz. Genellikle, kulaktan kulağa geçmek sûretiyle halk arasında yayılan ve yaşayan türkülerimizin ne düzeni bellidir, ne yakıcısı.” demektedir. Veysel Arseven’in görüşleri şöyledir: “Halk türküleri; koşma, yiğitleme, taşlama, ağıt, ninni, destan gibi halk edebiyatı türlerini işler. Sevgi, özlem, gurbet, ayrılık, doğum, ölüm, askere gidiş, düğün-dernek, yerleşme(iskân), göç, kan dâvası gibi temaları konu alır. İçtenlik, sâdelik, gösterişten arınmışlık, alçak gönüllülük niteliği gösterir ve gerçekçi bir renk ve özellik taşırlar. Hiçbir halk türküsünün sözünde veya bir halk oyunu havasında, yapmacık, iki yüzlülük ve kabalık görülmez. Şakacılık temasını işleyen türkülerin sözlerinde bile, insanı çabucak kavrayan sıcak bir görüntü vardır.”[32] Türküler şiir şekli bakımından genellikle koşmaya benzer. Ancak bu ifade bütün türkülerin koşma şeklinde olduğu anlamında alınmamalıdır. Çünkü bazı türküler mani şeklinde de olabilir. Genel olarak bir türkü iki bölümden meydana gelir. Birinci bölümde bir türkünün asıl sözleri yer alır ve bu bölüme “bend” adı verilir. İkincisi
32. Mustafa Hoşsu, Geleneksel Türk Halk Müziği Nazariyatı, İzmir, 1997, s.4 -7.

ise, tekrarlanan kısımlardır ve her bendin sonunda tekrarlanan bu “nakarat” kısımlara da “kavuştak” denir. Öbür halk şiiri türleri gibi, türkünün de en büyük ve önemli ayırıcı özelliği ezgisinde görülmektedir. Koşma ve mani tipindeki bazı şiirler, ezgilerinin değişmesiyle türkü olmaktadırlar. Türkünün ayırıcı özelliği şeklinde değil, ezgi ve bestesindedir.

Türkülerin tasnifi konusu, Türk halk şiirinde ve müziğinde hâlâ hâlledilmemiş bir problem olarak durmaktadır. Bununla ilgili olarak Ahmet Talât Onay; “Halk şiirlerinde yalnız şekillerine ve nevilere göre yapılacak tasnifler noksan olur. Çünkü, teganniyi de gözden uzak tutmamalıdır.”[33] derken, Petrev Naili Boratav, “Halk türküleri, hem müziği, hem de şiiri alâkadar ettikleri için folklor tetkiklerinde hususi bir yer tutarlar. Onların iki sahaya ait bulunmaları, evvelâ hususi bir metotla incelenmelerini icap ettirir. Halk türküleri üzerinde çalışanlar, halk müziği kadar halk edebiyatını da göz önünde tuttukları takdirde izâhlarında muvaffak olabileceklerdir; aynı müdekkikin her iki sahada vukufu olmadığı takdirde kolektif bir çalışma zarureti hâsıl olacaktı.”[34] diyerek problemin halk biliminin daha çok edebiyat kısmı ile uğraşan bir uzmanın veya sadece halk müziği ile uğraşan bir uzmanın çözebileceğinden daha zor bir iş olduğunu belirtir ve bu noktada edebiyat alanından gelen uzman ve müzik alanından gelen uzmanın ortak bir çalışma yapmaları gerektiğini tavsiye eder. Bugüne kadar; gerek edebiyatçılar gerekse müzikologlar, kimi ortak noktada birleşen türkü tasnifi yapmışlardır. Biz, bu konuyu uzmanlarına bırakıp, Mehmet Özbek’in “Folklor ve Türkülerimiz” adlı eserinde yapmış olduğu tasnifi, bizim derlemiş olduğumuz türküler için de geçerli olduğu için burada aynen vermeyi uygun buluyoruz. Buna göre türküler üç ana başlık altında toplanmaktadır:
33. Onay,8. 34. Petrev Naili Boratav, Halk Türkülerine Dair Folklor ve Edebiyat – 2, 2.bas., 1991, s.337.

Türkülerin tasnifi

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

89

I. Ezgilerine göre, II. Konularına göre, III. Yapılarına göre, Mehmet Özbek yapmış olduğu bu ana tasnifteki grupların her birini kendi içinde alt gruplara ayırarak ve her alt gruba örnekler vererek tasnifini şöyle sürdürür: I. Ezgilerine göre: Ezgide esas olan usul ve ritimdir. Bu bakımdan ezgilerine göre türküleri de ikiye ayırıyoruz: I.1. Usulsüz Olanlar: Bunlara uzun hava diyoruz. Uzun havaların da çeşitleri vardır: Bozlak, Hoyrat, Divan, Koşma, Kayabaşı, Maya, Çukurova, Garip, Kerem, Kesik Kerem, Aydos, Eğin, Müstezat, Türkmani gibi. Bu havalar ayrıca ağızlara göre de ayrılırlar: Urfa Ağzı, Kerkük Ağzı, Erzurum Ağzı, Acem Ağzı vb. I.2. Usullü Olanlar: Genellikle oyun havaları bu gruba girer. Bu ritimli, usulü türkülere Urfa’da “Kırık Hava”, Konya’da “Oturak” adı verilir. Kırık havalar bölgelere göre değişik adlar alırlar: Karadeniz’de “Horon” ve denizci türkülerine “Yalı Havası”, Harput yöresinde “Şıkıltım”, Ege’de “Zeybek”, Ordu, Giresun, Marmara ve Trakya’da “Karşılama”, Erzurum ve Kars yöresinde “Sümmani Ağzı”, Isparta ve Eğridir yöresinde “Dattiri” adı verilir. II. KONULARINA GÖRE: II.1. Lirik Türküler: İnsanî duyguların çok etkili ve coşkun bir şekilde anlatıldığı türküler bu gruba girer. II.1.1. Aşk, sevda türküleri. II.1.2. Gurbet türküleri (Ayrılık, asker, mapushane türküleri). II.1.3. Ağıtlar (ölüm, tabii afetler üzerine). II.1.4. Ninniler. II.2. Satirik Türküler: Kişiyi veya toplumu kınayan, yeren türküler bu gruba girer. II.2.1.Güldürücü türküler (mizahi türküler). II.2.2.Taşlamalar, ilenmeler. II.3. Olay Türküleri: Belli bir olaya dayanan türküler bu gruba girer. II.3.1. Tarihî türküler (destanlar, kahramanlık ve serhat türküleri).

II.3.2. Eşkıya türküleri (derebeyi, cinayet türküleri). II.4. Tören ve Mevsim Türküleri: Belirli anlarda, söylenen türküler bu gruba girer. II.4.1. Kına, düğün, esvap giydirme töreni türküleri. II.4.2. İtikat ve mezhep törenleri türküleri. II.5. İş ve Meslek Türküleri: Çeşitli meslek kuruluşları için yakılmış türküler bu gruba girer. II.5.1. Esnaf türküleri. II.6. Pastoral Türküler: Çoban ve kır hayatını anlatan, tabiat güzelliklerini konu edinen türküler bu gruba girer. II.6.1. Tabiat türküleri. II.7. Didaktik Türküler: Dinleyene ders veren, bir şeyler öğreten türküler bu gruba girer. II.7.1. Öğretici türküler. II.8. Oyun Türküleri: II.8.1. Ritmik dans türküleri. II.8.2. Temsilî oyun türküleri. III. Yapılarına göre: III.1. Bentleri mani dörtlüklerden kurulu türküler: Anonim halk edebiyatında en yaygın olan şekildir. Her dörtlüğün kafiye şekli mani gibidir. Hecenin 7, 8’li kalıplarıyla yazılırlar. III.2. Bentleri iki mısralı türküler: Bunlar, bağlantı (kavuştak) mısraların eklenmesi ve bu mısraların sayısına göre de değişik şekillerde bulunur. III.3. Bentleri üç mısralı türküler: Bunlara da bağlantı (kavuştak) mısraları ekler ve bunların sayısına göre değişik şekiller arz ederler. III.4. Bentleri dört mısra olup, bağlantıları (kavuştakları) mısra sayısı olarak değişen türkü şekilleridir. III.5. Bağlantıları her mısradan sonra tekrar edilen türküler. III.6. Bağlantısı başta olan türküler. III.7. Her bentten sonra değişik kalıpta iki bağlantısı olan türküler.■

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

90

Kitapta gerek Elçibey ile yapılan yüz yüze görüşmelere gerek Elçibey üzerine yapılan konuşmalara yer verilmesi esere bir belgesel havası katmakta. FARUK GÜLER air ve yazar kimliğiyle tanıdığımız ve Türkçeye gösterdiği hassasiyetle gönüllerde taht kuran Yavuz Bülent Bakiler’in Türk Edebiyatı Vakfı tarafından üç kitabı yayınlandı. Yavuz Bülent Bakiler. Kitap. lider portresinin nasıl ortaya çıktığını da göstermekte. Bu yazılara nazar edilirse dikkatli bir seçimin yapıldığını görebiliriz.Bir süredir yürütmekte olduğum “kitapvitrin” sayfası sizlerden gelen olumlu-olumsuz eleştirilerle sürekli yenilenerek sizlere hitap etmekte.com A. “Muhsin Başkan” ve “Azerbaycan Yüreğimde Bir Şahdamardır” adlı üç eseriyle karşımızda. İstanbul.Baskı. 2009 ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Elçibey (Azerbaycan’ın unutulmaz lideri). Elçibey ve davasını bize tanıtmakta ve anlaşılır kılmakta. Elçibey’in yetişmesinde ve gelişmesinde etkili olan etmenlere de yer verilen kitap. Ş Yavuz Bülent Bakiler’in bu eseri Azerbaycan Sovyeti’nin son yirmi yılına etki etmiş bir lider ve onun görüşleri ışığında şekillenmiş düşünce- Elçibey (Azerbaycan’ın unutulmaz lideri) leri anlatması bakımından önemli. Bize ulaşan kitapların çokluğu ve sayfa sayısının sınırlı olması nedeniyle tüm kitaplara yer verememekteyiz. Son bölümde yer alan bu yazılar birçok yazı arasından seçilerek bir kısmı buraya nakledilmiş. manevi değerleri ön plana alan çizgisiyle yıllardır sürdürmekte olduğu sanat yaşamında birbirinden değerli eserlere imza atan Yavuz Bülent Bakiler. 2. Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları. “Bize Gelenler” alt başlığı altında mümkün mertebe bu kitapların isimlerini de zikredeceğiz. Türk kültürüne verdiği önem ve milli.1 0 91 . Kitapvitrin köşemizle ilgili olarak her türlü görüş ve düşünceleriniz için e-posta adresimiz kitapvitrin@gmail. “Elçibey” (2.Basım). Kitabın son bölümünde Eliçibey’in vefatından sonra Türk basınında çıkan yazılara yer verilmekte.

Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları. Azerbaycan Yüreğimde Bir Şahdamardır. Yavuz Bülent Bakiler. yakın dönem Türk siyasetinin etkin isimlerinden olan Muhsin Yazıcıoğlu’na bir vefa örneği. İstanbul 2009 Muhsin Başkan Sekizinci şehir İz Bırakanlar Bir şehrin iç dünyasına girebilmek.” Şehri anlayabilmek. yazmış olduğu Sekizinci Şehir’in ikinci kitabı olan “İz Bırakanlar” alt başlıklı eserinde Elazığ’la adları özdeş olmuş. Kitapla birlikte Muhsin Yazıcıoğlu’nun mücadelesi ve siyasi vizyonu işlendiği gibi yer yer küçük anekdotlarla kaygıları. 211 kişinin biyografilerine yer verildiği çalışmada yazar.Yavuz Bülent Bakiler’in derlediği ikinci kitap olan “Muhsin Başkan” adlı eser. Öznel bir değerlendirme neticesinde kişilerin Eserin ithaf kısmında Karabağ’dan başlayarak Anadolu coğrafyasında devam eden vefat etmiş atalarının ruhlarına bir Fatiha okunmasını belirten yazar 1980 yılından itibaren Azerbaycan’a yaptığı seyahatler sonrası intibalarını kaleme almakta. 25 yıllık bir özlemin vücut bulmuş hali olan eserde Azerbaycan’daki Türklerin acılarını. onu yorumlayabilmek için de o şehre damgasını vurmuş. Devinimdir. İstanbul 2009 Azerbaycan yüreğimde bir şahdamardır ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Hareket edebilen veya edemeyen her şeyin ortak devinimidir kent imgesi. Nevval Çizgen. Satır aralarında Azerbaycan’ın Türkiye’ye olan özlemi. onları yeni nesillere aktarmayı kendisine vazife bilmiş. Kimilerine göre elim bir kaza sonucu. hayal kırıklıklarının yanı sıra sosyalist rejimin kendi üzerlerinde kurduğu baskı ve şiddetin boyutlarını. isimleri belirlerken hangi kriterleri kıstas aldığına dair bir açıklama yapmamakta. Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları. Muhsin Başkan. Azerbaycan’ı yüreğindeki bir şah damar kadar yakın gören yazar her Türk gencinin okuması gereken bir Azerbaycan resmi çizmekte.1 0 92 . şehrin kültürel dokusuna nüfuz etmiş insanlarını anlatmayı. Yavuz Bülent Bakiler. onun kültürel değerlerine nüfuz edebilmek ancak ve ancak o şehirde yaşayan insanları tanıma süreciyle gerçekleşebilir. Muhsin Başkan’ın elim helikopter kazası sonucu enkazı arama sırasında yazılan yazıların da yer aldığı kitapta hatıralar ağırlıklı olarak yer almakta. umutları da verilmeye çalışılmış. kimilerine göre de bir kurgu sonucu hayatını kaybeden Muhsin Yazıcıoğlu’nun yaşamını bütün yönleriyle anlatması bakımından önemli. sadece betonarme yapılardan örülmüş bir sistem değildir. çekilen zulümleri Yavuz Bülent’in eşsiz kaleminden okumak mümkün. sevinçlerini. “Kent ve Kültür” adlı kitabında: “Yani kent anlamsız bir yığın değildir. adını kazımış kültür insanlarının ayak izlerini takip etmek gerekmektedir. Muhsin Yazıcıoğlu’nun ebediyete uğurlanması sonrası bir saygı duruşu niteliğinde olan eser için Yavuz Bülent Bakiler büyük bir vefa örneği sergilemekte. Bu düşüncelerle yola çıkan Zekeriyya Bican. yaşanan insanlık dramlarını da görmekteyiz. yaşadıkları dramları. Zaman boyutu üstünde tutunmuş bir organizmadır. beklentileri. Çünkü şehir.

geçtiğimiz yüzyılın kültür hayatında herkesi ilgilendirdiği halde yeterli birikim ve sağduyulu bakış açılarıyla ele alınmadığı için. eserlerden alıntılar yapılması. şehri şehir yapan Elazığ insanını anlatması bakımından güzel bir çalışma. Prof. O yüzden de bu kitaptaki görüşlerin. kişi seçimlerinde sadece Elazığ doğumluları değil uzun süre Elazığ’a hizmet etmiş insanları da değerlendirmekte. İstanbul. Bu kitaptaki yazılar. elbette birer tesbit ve teklif olarak. Örnek Ofset Matbaacılık. sosyal ve siyasi şartları da dikkate alan kültürel yazılardan oluşuyor. Ancak bazı isimlere yer verilmemesi de ayrı bir soru işareti. ülkemizin temel kültür ve edebiyat meseleleri üzerine kafa yoran bir sanatçının görüşlerini ve tespitlerini bir araya getiriyor. Elazığ için hazırlanmış böylesi güzel bir kitabın daha titiz araştırmalar sonucunda isim tespiti yapılarak yazılmasını gönül arzu ederdi. Zamansız Bahçeler. Yerli bir bakış açısıyla tutarlı bir zihniyetin oluşması bizim için çok önemli. Zeytinburnu / İSTANBUL Tel: (0212) 638 18 51 ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . hatıralara yer verilmesi güzel düşünülmüş. Birtakım eksikliklerine rağmen gelecek nesillere bırakılacak başvuru eser konumunda olan Zekeriyya Bican’ın kaleme aldığı “Sekizinci Şehir İz Bırakanlar”.1 0 93 . No: 6A. inceleme ve biyografi gibi öteki türlerde de teklif tenkitlerini ortaya koyuyor. Ayrıca yer alan bazı isimlerin Elazığ’da ne derece iz bıraktığı da hayli sorgulanabilir nitelikte. Elazığ için yazarın gözüyle bir “İz Bırakanlar” listesi hazırlanmasına sebep olmuş. G/55. Eserin başında “Harput ‘Kale Mahallesi’nde Bir Düğün Alayı” başlıklı hikâye ile başlayan yazar tarihi bir olayı kendi iç dünyasında kurgulayarak yorumlamakta. Elazığ için “İz Bırakanlar” alt başlığını kullanan yazar. hâlâ vuzuha kavuşamayan hususları yeniden ele almaya çalışıyor. Ancak eserin içinde bu söyleme aykırı bir sıralamanın da söz konusu olduğu görülmekte. hikâye ve roman gibi edebiyatın ana türlerinde eser vermiyor.belirlenmesi. Tel:0424 2121732 Zamansız bahçeler Mustafa Miyasoğlu yalnızca şiir. Bu yazılar. Merkezefendi Mah. Zekeriyya Bican. Zamansız Bahçeler’in yerli bir kültür hayatı oluşmasına katkısı bizi sevindirecektir. Zamansız Bahçeler. Sekizinci Şehir ‘İz Bırakanlar’. Esma Şimşek’in sunuş yazısında belirttiği üzere şahısların doğum tarihlerine göre bir tasnife gidilmesi Elazığ’ın son yüz yıl içindeki gelişim ve değişimini de göz önüne sermekte. Tarihe tanıklık eden fotoğraflara yer verilmesi ise içeriği zenginleştirmiş. deneme. Konak Yayınları. “Yazardan Birkaç Söz” bahsinde yazar keşke eseriyle ve isimlerin tespitiyle ilgili daha açıklayıcı bilgiler verseydi. Kişiler anlatılırken kuru bir anlatım tercih edilmemesi. Sağlıklı bir kültür ve sanat hayatı oluşturmak yolunda. herkesten çok düşünür ve sanatçılara iş düştüğü ortadadır. şahısların yakın akrabalarının yazılarına yer verilmesi. Elazığ 2009. Sk. her bakımdan tartışmaya açık ufuk arayışı gibi karşılanması beklenir. Mustafa Miyasoğlu. Eylül 2009 İsteme Adresi: Ticarethane Sok. Dr.

şehir yazıları. turkuler. röportaj tarzında yayına hazır başka eserleri de olan Bingöl’ün. şiirlerinin bir bölümünü. Erzurum Sevdası.” diyor yazar. Bu kitap. Çev. değişik dergilerde şiirleri de yayımlanan İsmail Bingöl.başka biçimde yargılandığı çok görülmüştür. Bizim Külliye. Tarih Yolunda Erzurum. “Velhasıl. Ay Vakti Türk Edebiyatı. Mortaka. “Alaturka Divan” ve “Kılıç ve Kelebek” adlı şiir kitapları ile yazar İmdat Avşar'ın "Çiğdemleri Solan Bozkır" adlı hikâye kitabı elimize ulaşmıştır. “Ermiş Sevinci”. Kalem ve Onur. Şiir. Çizgi. (…) Şairin varlığı. Lika. net. Ancak yine de şairin başka başka çağlarda. Düşünce ve Sanatta Adım. Sühan. İstanbul 2009 Mahatma Gandhi Yirmi beş yıla yaklaşan bir zaman diliminde. orada yürümektedir. onun hayatının kendi kaleminden ele alındığı bir eser olması sebebiyle önemlidir. yazının yanı sıra. Şair ve yazar İsmail Bingöl.. Bundan ötürü de şair hiçbir zaman tam olarak tanıtılamaz.1 0 94 . deneme. şairlik geniş bir evren ve dolgun bir yaşantı ister. Emre Miyasoğlu. “Şair. Akademi. Yahya Kemal’in ses diye isimlendirdiği ‘estetik’le birleşmesinden doğar. ” Emre Miyasoğlu tarafından tercüme edilen eser. Dergâh. çağının kültürünün etkisi altındadır ve zamana bağlıdır. Ares Yayınları tarafından basılan kitaptaki şiirler. çünkü kendine bir keçi yolu bulmuştur o. şiirlerini “Ay Düşleri” adlı kitapta topladı. “Ay Düşleri” adını verdiği kitapta bir araya getirdi. yıllar içerisinde Kırağı. turkedebiyatı. sanatalemi. edebistan. “silahsız savaşçı”. Konak Yayınları. daha önce yaşadığı şehirle ilgili olarak yazdığı portre ve denemelerini bir araya getirdiği “Türkülerde Yaşayan Şehir Erzurum” adlı kitabının ardından yayımladığı ikinci kitabı. “Ay Düşleri”. İsmail Bingöl. dergibi. bütün insanlardan ayrı bir dil konuşur. dünyaca tanınmış bu önemli ismin eserini Türkçeye çevirerek Gandhi ile zaman ve mekan ötesi bir bağ kurmakta. Mahatma Gandhi (Otobiyografi). ancak estetik duyuşla sezilebilir. ögretmenlersitesi. şiraze gibi edebiyat ve kültür sitelerinde yayımlandı. Emre Miyasoğlu. Kılavuzu ise önce kendi gönlüdür şairin. Ay Düşleri.. Ares Yayınları 2009 _______________________ Bize gelenler Ay düşleri Mücahit Koca’nın “Ebcedhan”. Şair. “taçsız kral” gibi kavramlarla anılan Gandhi’nin farklı kimliği ve kişiliğinin üçüncü şahısların kaleminde yeterince yer bulamamıştır. Bu kitaplar ile ilgili daha geniş bir değerlendirmeyi bir sonraki sayımızda okuyabilirsiniz. Az Edebiyat. sıradan insanların yaşantısı dışında yakalanan geniş bir âlemin. uzun bir aradan sonra. başka ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Buruciye gibi değişik dergilerde. Beyazdoğu. ona ancak işaret edilebilir.

2009 İsteme Adresi: Nar Yayınları Müzik Film ve Reklâmcılık Ltd. Ankara Cad. Beyaz Kanatlı Kuş. İstanbul. İstanbul. Şti. köklerimizin kendisi olan bir çift kahramanı Karagöz ve Hacivat’ı yaşatmayı görev edinmiş Ünver ORAL. Zamana ve sahiplenmeye çalışanlara karşı. Yazar ve şair Bestami Yazgan’ın Nar Yayınlarından. Şti. Okudukça Karagöz’ü analım ve Karagöz’ü yaşatalım diye. Hikâyeler Karagözcü Amca Ünver Oral’dan. Gonca Yay. Yayınevimizin diğer yayınlarına gelince: Mehmet Nuri Yardım’a ait Yıldızlarla Uyumak romanı. Yağmur Kuşları. 2009 İsteme Adresi: Nar Yayınları Müzik Film ve Reklâmcılık Ltd. 10/202 Cağaloğlu İstanbul. Vilayet Han.NAMIK YUSUF u sayımızda öncelikle Bestami Yazgan’ın Nar ve Gonca Yayınlarından yeni çıkan dört kitabını tanıtmaya çalışacağız. Nar Yay. İstanbul. Ankara Cad. Gökkuşağı Sevinci. Şti. İstanbul. 40 Hadis İnsan İlişkileri Üzerine ( Esprili İllüstrasyon ve Fotoğraflarla).. Yağmur Kuşları isimli masal ve Gökkuşağı Sevinci isimli şiir kitabı. Vilayet Han. 10/202 Cağaloğlu İstanbul. Tel:(0216)3184288 Oral Ünver. 2009 İsteme Adresi: Gonca Yay. Tel: (0212) 5123769■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . dolu dolu 15 hikâye ve 145 sayfadan oluşan bir kitap yazmış çocuklarımız için. sayımızın bir diğer kitabı Ünver Oral’a ait Karagöz’den Hikâyeler: Karagözcü Amca Ünver ORAL. Hazinenin Şifresi. Ayrıca Erdem Yayınları. Nar Yay. İstanbul. İstanbul. okutturmak. 10/202 Cağaloğlu İstanbul. 2009 Yazgan Bestami.) Yazgan Bestami. Beyaz Kanatlı Kuş romanı ve yayınevinin kendisine ait 40 Hadis (İnsan B İlişkileri Üzerine. yazarın Güneşle Ay Duymasın isimli şiir kitabının ikinci baskısını yaptı. 10/202 Cağaloğlu İstanbul. Nar Yay. Tel: (0212) 5123769 Sarıyüce Hasan Latif. İstanbul. Tel: (0212) 5123769 Yardım Mehmet Nuri. okumak çocuklardan… Yanağımızda sonsuz tebessümler vaat ediyor bu okumalar. Tel: (0212) 5123769 Nar Yayınları. 2009 Yazgan Bestami. Vilayet Han. Ankara Cad. 42. Şti. 2009 İsteme Adresi: Nar Yayınları Müzik Film ve Reklâmcılık Ltd. Vilayet Han. İstanbul. Gonca Yayınlarından da Hazinenin Şifresi ve Sıcak Ekmek Kokusu isimli hikâye kitapları çıktı. Nar Yay. Nar Yay. Tel: (0212) 5123769 Yazgan Bestami. Şti. Karagöz’den Hikâyeler. Bizden tek istediği ise onları okumak. Gonca Yay. 2009 İsteme Adresi: Nar Yayınları Müzik Film ve Reklâmcılık Ltd.1 0 95 . Vilayet Han. Nar Yay.. Kıymetini bilemediğimiz. Nar yayınları çocuklarımızı hiçbir zaman unutmayacak ve unutmadığını da bastığı yeni kitaplarla bize göstermekten de geri durmayacak. 10/202 Cağaloğlu İstanbul. Sıcak Ekmek Kokusu. Yıldızlarla Uyumak. Ankara Cad. Çocuklarımızın büyük bir zevk ve heyecanla izlediği Karagöz’e yeni oyunlar yazarak sahip çıkıyor. 2009 İsteme Adresi: Nar Yayınları Müzik Film ve Reklâmcılık Ltd. Ankara Cad. Hasan Latif Sarıyüce’ye ait.

ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .1 0 96 .

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful