P. 1
bizim kulliye 42

bizim kulliye 42

|Views: 159|Likes:
Yayınlayan: kazmasapi

More info:

Published by: kazmasapi on May 25, 2012
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

02/03/2015

pdf

text

original

Muhterem Okurlar, Türküler, his ve fikir coğrafyamızın temsil kabiliyeti yüksek ezgileridir. Sözleri kimilerine göre basittir; ama samimi ama derunidir. Türkü, Türk’ün adım attığı her yerdedir. Çünkü ismi ile müsemma türkü, Türk’ü en iyi anlatan musikidir. Bir bakarsınız Azerbaycanlı, Kerküklüdür bir bakarsınız Rumelili, Kafkaslıdır… Elimizi ayağımızı yanımızda nasıl taşıyorsak ‘dilimiz’ olan türküleri de öyle taşırız. Ezgilerimiz işçi olup gurbete, asker olup cepheye, yaralanıp hastaneye, cürüm işleyip dama, sevdalanıp dile düşerler. Türküler damadımızın takısı, gelinimizin yüzgörümlüğüdür. Kısaca onlar bizim hayat ve hayal hikâyemizdirler. Her hâlimize denk düşen bir atasözümüz olduğu gibi her hâlimize denk düşen bir türkümüz de vardır. Bu anlamda türkülerin doğum yerleri vardır ama belli bir yurtları yoktur. “Kar mı yağmış şu Harput’un başına” türküsüne kulak kabartmak için Elazığlı, “Şen olasın Ürgüp dumanın gitmez” türküsüne eşlik etmek için de Nevşehirli olmak kayıt ve şartı yoktur. Ve duygu derinliği sağlayan şairlerimize de öyle… Şairlerimizin şiirlerini okurken Osmaniyeli, Kahramanmaraşlı, Yozgatlı olduklarını düşünmeye ne gerek, önemli olan tesirleri! Adnan Binyazar, Mehmet Özbek ve Fatih Kısaparmak’la yapılan röportajların her okurumuzun dikkatini çekeceğine ve bizleri türkülerimize daha bir perçinleyeceğine inanıyoruz. Yazarlarımızın isimleri, isimlerinin çağrışımları buraya sığmayacağından ilkin dergimizin “Bu sayıda” bölümüne bakmanızı sonra da hiçbir yazıyı atlamadan tümünü okumanızı rica ediyoruz. Her bir yazarımızın, türkülerimize bir başka pencere açarak bizleri bazen arındırıp ferahlandırdığını bazen hüznün kıyılarında bütün türkülere el uzattırdığını göreceksiniz. En evveli de bedeli binlerce kez ödenmiş hatırlamanın, anlamanın, inanmanın kolaylığını sezeceksiniz. 43. sayımızın konusu “ev, sokak, mahalle”. Kendi muhitimizde buluşmak dileğiyle Allah’a emanet olunuz. Bizim Külliye

NAZIM PAYAM

Türkü terbiyemiz, paylaşılamayanı, uyumsuzluğu meclisine kabul etmez, haz verdiğine, kendini yoklama, hatıraları dinleme fırsatı da verir. Bir insandan bir yörenin fotoğrafını çekebiliyor ve bunu en azından genelin bir kısmına aktarabiliyorsa türkü vardır.
3

uphi Saatçi ile dergimizin dosya konusunu konuşuyoruz; “isabetli”, diyor “türkü”ye ve ekliyor: “Ömrümü Kerkük’e adadım, fakat bir Kerkük türküsü kadar etkili olamadım.” Bu söz, bana Aytmatov’un Beyaz Gemi’sindeki Mümin Dede’nin ağzından aktarılan bir hikâyeyi hatırlattı: “Geçmiş zamanların birinde, bir han başka bir hanı tutsak almış. Bu han tutsağına: -Eğer istersen benim kölem olarak yanımda kalır, uzun zaman yaşayabilirsin. İstemezsen, en büyük arzunu yerine getirir, sonra da seni öldürürüm.” demiş. Tutsak Han düşünüp cevap vermiş: -Köle olarak yaşamak istemiyorum, beni öldür daha iyi. Ancak öldürmeden önce, benim vatanımdan herhangi bir çobanı buraya getirtmeni istiyorum. -Ne yapacaksın o çobanı? - Ölmeden önce ondan bir türkü dinlemek istiyorum.” İlk anda serin bir esinti taşıdığı hissi ile sesi-

S

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

yatağımız. Bayram Bilge Tokel’in Nida Tüfekçi öldüğünde “Türküler Nidasız Kaldı” diye hayıflanması. dünyayı algılayışımız. Emrah. Türkü. Onun yalanı insanımızın gerçeğinden kopması veya gerçeğini gizlemesidir. ağamın türküsü demekteki kastımız onların yaşama serüvenlerine işaretimizdir. Seferberlik ve Yemen türkülerini dinlediğimizde. insan sıcaklığından yoksun. ‘İnandığı gibi yaşamayanlar. Kerem Dede.1 0 4 . dersem çok mu iri konuşmuş olurum? Türküye meylimiz. ezgisi. uyumsuzluğu meclisine kabul etmez. paylaşılamayanı. sancısını üstümüze sindirmesinden mi? Hayır. yiğidi kuru soğana muhtaç edeni. Yalnızlığımız nispetinde kâinatla birleşir. haz verdiğine.” Divan şairinin gazelini saraydan bey konağına. Bir insandan bir yörenin fotoğrafını çekebiliyor ve bunu en azından genelin bir kısmına aktarabiliyorsa türkü vardır. yalnızca tarih zemininde kalanları ses anahtarıyla açmasından. olayların ardında bıraktığı sessizlik hâlâ içimizde demektir. Radyoların türkü saatlerinde analarımızın. Her çağı yaşama biçimimiz. bir türkü söyle” ricası. "Bu türkü bana söyleniyor". ağrımız. köy odasına çekip türküleştiren. sonra içine gömülen bu yalnızlığımızın sesidir. dili. mevzusuna yüzlerce kitaptan daha tesirli muhabbet aşılamaz mı bize! Dağına. Türküye yalanı biz söyletiriz. Hayatımızı oluşturan notalar türkümüzün icrası içindedir. yaşadığına inanır’. nice halk ozanının varsağını. Babamın türküsü. Vazgeçemeyiz türküden. dilimiz. Sosyal ıstırabımızı. Türkünün yaşı yaşımız. anamın. yatağı. aşımıza ağı katan zalim feleği. Ne yasak ne teknoloji ne de modernlik bizi türküden koparır. Çoklarımız. Çanakkale içinde aynalı çarşı. sultana da çobana da aynı kederi. çeşmesine. kendince dokunan sesimize bunların ölçüsüyle ilmek atarlar. Bizi anlamak. yılgınlığımızı. “Akma Tuna akma ben bir dertliyim”i mırıldadığımızda kan akışımız değişiyorsa türkülerin omuzlayıp getirdiği olaylar. yâre dokunmanın şaşkınlığını en berrak yüzüyle ifşa eden türkülerdir. yalan söylemez. ezgisi. sevdaya adaysa “Aşkın odu ciğerimi Yaka geldi yaka gider Garip başım bu sevdayı Çeke geldi çeke gider” söyleyişine nasıl duyarsız kalsın! Terennüm edilen ile hayat ritmini çabucak kaynaştıran türkü. yatağı. Sesimizin öğüttüğü türkü. ezgimiz. yatağımız. ağrımız. Gerçeğimize imanı onun ruh hâlimizi sarsmasıyla tazeleriz. Derviş Himmet benzeri ustaların bestelenmiş güftelerini duygu sofralarında eksik etmez. Yunus Emre’yi anlatırken parçadan bütüne yolculuğumuzu şu cümlelerle açar: “Biz sevdiğimiz nispette yalnızızdır. ovasına. türküyle devretmişizdir. dipsiz mekanik sözler… Boş söz ağırlığındandır ki haslarımız Karacaoğlan. dilimiz. Eşrefoğlu. Şunca zamandır evlatlarımıza hayat mirasını türküyle devşirmiş.Türkünün yaşı yaşımız. ezgimiz. Bir toprağın türküsü varsa orası vatan olmuştur. ablalarımızın “bundan sonraki benim bahtıma” demesi. Türkü terbiyemiz. kucaklaşırız. yaşanılanın kalp pınarlarından beslenir. iç çekişlerimizi. daha n’olsun!… ■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . aynı sevinci yaşatır. sahiplenmesiyle onaylanır türkülerimiz. ağrısı. kendini yoklama. dayımın. "bu türkü beni anlatıyor". dili. olayların acısını. ilahisini. Ali Akbaş’ın “Kerem et Mükerrem. ağrısı. hatıraları dinleme fırsatı da verir. güzeline türkü yaktığımız toprağın tasası almaz mı bizi! Gesi Bağları. Sonrası herkesi herkese unutturan. daha n’olsun!… ne kulak verdiğimiz türkü. Kişi sevdalıysa. koşmasını saray mensubunu imrendirecek gönle sevk eden. çırpınan Karadeniz’i. uyduruk yaşantısından saman alevi gibi uyduruk türküler çıkarır. kokusuz. bizden bir haber almak isteyen türkümüze kulak versin. sılayı da gurbeti de boşluğa iten renksiz. Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun türkü dinlediğinde şairliğinden utanması bu paylaşımdan. göbek kordonuyla bağlandığı türkünün depreştirmesiyle sesini gürleştirir ve bir anda hareketlenir. gülüne. Tanpınar. yunmuş yıkanmış dilimiz onun sesiyle yankılanır. sarıp sarmaladıkça.

Türk Dilinde 25 Ünlü Eser. dillerini ortaya koyma sürecini başlatmıştır. toplumların. Gazi Eğitim Enstitüsü. Şairin Kedisi. Halk öyküleri ise nerdeyse anlama çabası gerektirmeyecek denli yalındır. Çünkü yüzyıllarca. ama en ilkel toplumun yaşayışında izlerini sürdürebileceğini savunur. kimileri binlerce sözcükle anlaşabilirler. tarihlerini. 7 Mart 1934 tarihinde Diyarbakır’da doğdu. Duyguların Anakarası. Âşık Veysel.. düşmanlık vardır. bir romanı herkesin tam anlaması olanaksızdır. Ayna. Dicle Köy Enstitüsüne girerek eğitimini Gazi Eğitim Enstitüsünde sürdürdü. Eserlerinden bazıları. kin vardır. Halk anlatılarının zenginliği hakkında düşüncelerinizi almak istiyorum. Örneğin. halkların yüzlerce. Cumhuriyet'in 50 Yılında Atatürk Yolunda 40 Yıl. binlerce yıllık duygu birikimlerinin sonucudur. (Metin Öztekin'le). Orhan Kemal Roman Armağanı'nı kazanan Ölümün Gölgesi Yok adlı kitabında bir sevda öyküsü anlattı. Yazmak Sanatı (Emin Özdemir'le). 1978 yılında Kültür Bakanlığı Tanıtma ve Yayımlar Dairesi Başkanlığına getirildi.-2. bu dönemde İncila Özhan'la birlikte altı ciltlik Türkçe/Dil ve Okuma Kitabı'nı (1. yalınlığa ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Türk Dil Kurumunda görev yaptı. Bu duygular kendiliğinden doğmaz. uygarlığın nice gelişmiş ülkede yozlaştığını. Ölümün Gölgesi Yok. Kimi halklar üç beş yüz. Masalını Yitiren Dev adlı anıromanında yoksulluk içinde geçen çocukluk dönemini. kendi kültürlerini. Adnan Binyazar. Devlet Konservatuarı.) yazdı. Düşünün ki. Kültür ve Eğitim Sorunları. anlaşmanın olduğu her yerde anlatımsal bir gelişme de söz konusudur. Ozanlar/Yazarlar/Kitaplar. Yaralı Mahmut’tur. Dede Korkut. Dedem Korkut/Vier attürkische Nomadensagan (Türkçe-Almanca). Onları söyleten nedir? Halklar düşünsel ve duygusal etkileşimi anlatıyla sürdürürler. Türkiye’nin çeşitli öğretmen okullarında.1 0 5 . anlatıla anlatıla artık dilsel öze. Kültür Bakanlığında. Toplum ve Edebiyat. Toplum ve Edebiyat. Basın Yayın Yüksek Okulu gibi birçok eğitim kurumunda ve Türk Tarih Kurumunda. ama ortada bir “anlaşma” vardır. Ağıt Toplumu. Ancak 14 yaşında başlayabildiği ilköğrenimi çeşitli illerde sürdürdü. Masalını Yitiren Dev . Kan Turalı. Yazın ve Bilim Dilimiz. Clive Bell..ADNAN BİNYAZAR ile halk kültürü üzerine “aydınlanma”. TANER NAMLI Takdim Adnan Binyazar. On Beş Türk Masalı. Yazma Öğretimi Yazma Sanatı. Uygarlık adlı yapıtında. Halk anlatılarının etkileyiciliği. Halk Anlatıları. nefret vardır. Halk anlatılarını görkemli ve etkileyici kılan nedir? Bu duyarlılığı nereden alıyorlar? Örneğin okuma yazması olmayan bir adam nasıl olur da bu kadar etkileyici şeyler anlatabiliyor diye soruyoruz bazen kendimize. Bizim. Ay Bazen Mavidir. Yazılı Anlatım Bilgileri (Emin Özdemir'le). Cumhuriyetle başlattığımız kültürel arayışların temelinde bu yatıyor. Hacettepe Üniversitesi. 1981 yılında Berlin Eğitim Senatosu'nun çağrısı üzerine Berlin'e gitti. anlatılanın herkesçe kolayca anlaşılmasından doğar. üç evli bir köyde bile sevgi vardır.

Yaratıcılığın sanatsallık kazanması. Ablalar kardeşlerine. Halk anlatılarının çoğu da konuşma ürünüdür. toplumların. kişiliğimizin yapı taşlarıyla örülmüştür. anlamı içinde barındırır. dillerini ortaya koyma sürecini başlatmıştır. Biri şöyle bir bir mırıldanıversin. türkü çağrışımı yoğun bir sanat dalıdır. Yaşamak. Ben. onun yaratıcı gücüyle ilgilidir. Ona evrensellik kazandırmak sanatçının işidir. benim bu selamım götür yâra ver” ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . “akıntı”yı durduracak bir güç yok. Halk kültürünün sizin hayatınızdaki yerini nasıl yorumluyorsunuz? Halk kültürü bende dinlemeyle başladı.. ortaokul öğrenimini bile tamamlayamamış bir Yaşar Kemal’den dünya çapında bir romancı çıkarır. Ama akıntı. Erkekler. Türkü anlamlıdır. ya da TV’de. Türkü bunu gerçekleştirir. geçmişle yaşadığımız an arasında kurduğumuz duygu köprüsüyle anlam kazanıyor. kişinin kendini o işe vermesiyle ilgilidir. geçmişle yaşadığımız an arasında kurduğumuz duygu köprüsüyle anlam kazanıyor. Duygu gelişimi herkeste vardır. Kişinin duygu derinliğine varması ise. nereden nereye geldiğimiz daha iyi anlaşılacaktır. Bizim. büyükler küçüklere masallar anlatırlardı. akacak yer bulabilecek mi? Ben bir gün. iç sesin yazıya dönüşmemiş anlatımıdır. Ama üretilen. ama anlatmaz. Sizin deyiminizle. bilim ve çeviri dilimizdeki gelişmeleri göz önüne getirirsek. en çağdaş sanatçı sayılan Picasso’nun bile halk birikimlerinin kaynağı olan geleneksel ürünlerden yararlandığı görülecektir. Bu güç çok kişide vardır. Türkü deyince hangi çağrışımlar oluşuyor zihninizde? Türküler ne anlatır size? Sorunun içeriğinde de görüldüğü gibi. Yaşamak. insanlığın. duyumsatır.1 0 6 . Okuma yazması yoktur. İyi bir araştırma yapılırsa. halkın birikimleri olduğu yerde durur. tarihlerini. ne yazık ki korkunç bir kültürel ilişkisizliğe doğru sürükleniyoruz. kendine ait kültür ürünleri yaratmayı bırakmış mıdır. “aydınlanma”. yaşadığımız ortamı kendimize göre biçimleme sürecidir. halk kültürüyle beslenmemin izlerini yazarlığımın her aşamasında görebildiğimi sanıyorum. Sanatsallığa ancak duygunun yönlendirilmesiyle varılıyor. radyoda duyuverelim. Hayat. askerde ya da iş yaşamında edindikleri deneyimleri. Avrupa sanatı gökten inmedi.. Kolay anlaşılırlık duyarlık etkileşimini sağlamada da etkindir. O günden bugüne. ibret alınacak öykülerle besleyerek evde anlatırlardı. kişiliğimizin yapı taşlarıyla örülmüştür. Ben kimi türküleri dinlerken bir anda bütün geçmişimin orta yerinde buluyorum kendimi. ezgiyi. kendi kültürlerini. yaşadıkça. Sözü. Türkü. toplumların sevincinin de üzüntüsünün de eleştirisinin de ürünüdür. Bu vesileyle şunu da söyleyeyim. Öykü anlatanları can kulağıyla dinlerdim. Çocuktum.Geçmişimiz. kültürel ürünler de var olacaktır. nerdeyse şimdi ölmekte olan bir gelenek vardı. Türkü bunu gerçekleştirir. Böyle bir alan sağlanamadığı sürece. On bin yıl sonra ne bu dağlar böyle kalacak ne ovalar ne sular. halk anlatılarının belki de en etkileyici olanına getirmek istiyorum. Yaratım süreciyle beslenmiş halk birikimleri öylesine etkilidir ki. İnsanın gitgide birbirinden koptuğu bir dünyada. Geçmişimiz. Halk. ama konuşması vardır. Bizde.içinde bunalmaya başladığı bu teknik dünyayı yıkmak için kendini başka güçlerle donatacağı kanısındayım. ulaşmıştır. yoksa bu süreklilik dipten bir akıntı olarak devam ediyor mu? Bu soruya bağlı olarak halk anlatılarının modernizmle olan ilişkisini de değerlendirebilir misiniz? Halklar. doğal olarak bin yıl öncekine benzemeyecektir. iç düzeni. “Ara ver dağlar dağlar ara ver.eğer kendisi bir teknik adama dönüştürülmezse. Cumhuriyetle başlattığımız kültürel arayışların temelinde bu yatıyor. yazın. Anlamsal yapının bütün özelliklerini özünde taşır.

Ezgilere dizilen. Nazlı nigâr üstüne. Ben. Yürekten kopup gelen. bu kurumlarda önemli araştırmalar yapılacağına. iç düzen hangi şiirde vardır! Ya da. Yârân dönsün şaşkına. Vefâsız yâr üstüne. Yalnızca Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu öyle idi. halkın birikimlerine önem verip araştırma enstitüleri kuracağına inanmıyorum. Sohbetiniz için teşekkür ediyorum efendim…■ YENİ TÜRKÜLER SÖYLE Dağlardan akıp gelen. Her seher ter ü taze Ümitlerle beslenen Yeni türküler söyle. onun uydurma çalışmalarını basmakla yetiniyor. BESTAMİ YAZGAN ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .. Çarşamba’yı sel aldı Bir yâr sevdim el aldı Keşke sevmez olaydım Elim koynumda kaldı dizelerindeki yalınlık. Göz yaşından süzülen. Halkı düşünmeyen hükümetlerin. Yanık yürekler için Haydi Allah aşkına Yeni türküler söyle. şimdi. Türkülerin edebî değeri hakkında neler düşünüyorsunuz? Halk anlatıları ya da türküler bizi sanatsallıklarıyla. sıradanmış görünen. kim kime yakınsa. devlete bağlı üretimsiz dairelerle ya da birtakım derneklerle yürütüldüğü sürece bir sonuca varılacağına inanmıyorum.1 0 7 . Erzurum Üniversitesinde Halk Bilimi Bölümü vardı. yoğun. Kurul gönül köşküne. Muhabbetle süslenen. Çok kısa sürede bu alana yönelik çok önemli araştırmalar yapılıp yayımlanmıştır. Her esrârı sazımın Bir telinde çözülen Yeni türküler söyle. Sevda semâlarında Dalga dalga yükselen Yeni türküler söyle. edebiyat değeriyle etkiler. Bu yüzden. Bu iş.. anlam. Örneğin. onlar da Kenan Evren döneminde devlet dairesine dönüştürülmüştür. “ömrün arkasından sökülüp gitmesi” imgeleri edebiyat sanatının en güzel örneklerinden değil midir? Halk kültürü araştırmalarının yeterli derecede ve nitelikte yapıldığını düşünüyor musunuz? Düşünmüyorum. bu konuda özerk olan kurumlaşmaları savunuyorum.dizesi neler duyumsatmaz bize. Yenice yolları bükülür gider Zülüf al gerdana dökülür gider Yiğidin başına bir hâl gelirse Ömrü arkasından sökülür gider dizelerinde geçen “zülfün al gerdana dökülmesi”. Can evime seslenen. Türkü kimi zaman bizi edebiyatın doruklarına çıkarır. Başımda dönüp duran Efkâr efkâr üstüne Yeni türküler söyle.

kızları Nigâr Ey şahin bakışlı. kasavet dağıt gür nefesinle Yüce endamınla yiğit sesinle Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Dadaş göğümüze bir velvele sal Ruhu coştur. kinle Gam. edası kibar Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Bir şehir bilirim iniş yokuştur Çifte minaresi nakış nakıştır Aşılmaz yolları borandır kıştır Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Sen susarsan göğümüzü yas alır Pasinler’i duman alır. çürük aklı yele sal Birbirine girsin gerçekle masal Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Bir şehir bilirim taşı kehribar Erkeği Köroğlu.HÜMÂ KUŞUMUZ Yine duman almış Palandöken’i Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Türküler bağrımda bir gül dikeni Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Yükseklerde öten hüma kuşumuz Issız gecelerde can yoldaşımız Sen söylerken göğe değer başımız Kerem et Mükerrem bir türkü söyle İşimiz yok bizim hasetle.1 0 8 . pus alır Türkülerle uzun yollar kısalır Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Erenler yoldaşı Mehmet Çarmaşır Bize maveradan haberler taşır O söylerken bize susmak yaraşır Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Kar erisin yaylalara göçülsün Yamaçlarda mor menevşe açılsın Ricâ et Râci’ye o da koşulsun Kerem et Mükerrem bir türkü söyle ALİ AKBAŞ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .

1 0 9 . yazı Nida'nın Bir gün Kırşehir'de. bara Sadamızı yaydı dört bir diyara Türküler uğruna düştüğü nâra Çıra oldu yandı sazı Nida'nın Bu ses nerden gelir. ayazda Yandıkça büyüdü közü Nida'nın Türküler Nida'sız onulmaz hasta Halaylar üzgündür. bilinmez Alır gider bizi gayri gelinmez Yüz asır geçse de yine silinmez Bozok Yaylasından izi Nida'nın BAYRAM BİLGE TOKEL ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . gurbet gezerdi Türküleri duruşundan sezerdi Görünce ışırdı yüzü Nida'nın Bir ömür adadı samaha. Kayseri'de.TÜRKÜLER NİDA'SIZ KALDI Nida Tüfekçi'nin Aziz Hatırasına Çamlığın başına bir inece duman Gördükçe ağlardı gözü Nida'nın Ziya'nın acısı yüreğinde dağ Nasıl dayanırdı özü Nida'nın Baba oldu türkülerin merdine Acı çekti bir sürmeli derdine Şikayet gelmedi bir gün virdine İlkbahardı kışı. kimdir. yazda Bizi üşütmedi karda. Sivas'ta Hürmetle edilir sözü Nida'nın Yeni Kalem ile yazı yazardı Aslı Akdağ'lıydı. bozlaklar yasta Ankara'da. bir gün Banaz'da Adım adım gezdi baharda.

10 ürküler. zaviyeler ve dergâhlarda söylenen ilahiler.NÂMIK AÇIKGÖZ* İmparatorluğun dört bir yanından ve hatta imparatorluk dışından gelen her ses. yüzyılın ortasına kadar. insanıyla. Dr. Yani. bugün beğenmediğimiz kahvehaneler vasıtasıyla gerçekleşmiştir. bireysel ve en çok da ortak sosyal alan olarak düğün veya benzeri törenlerde bir *Prof.. Yöreden gelen söz ve ses. ezgiler ve semahlar bu sınırları zorlamışlarsa fakat onlar da “cemaat sınırı”nı pek aşamamışlardır. yüksek dağlar ve uzak mesafe engellerine çarpmıştır. ritmiyle yöreyi yansıtırlar fakat işledikleri konu. kendi yöresinde yankılanmış. Her türkünün çığlığı. Fen-Edebiyat Fakültesi T ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . mesafelerin insafsız ve sadece kervanların vicdanına terk edildiği zamanlarda. bu büyüdür. 16. medeniyetin merkezinden yayılmanın getirdiği cazibe ile taşrada daha derin bir etki bırakarak süreklilik kazanmıştır. yakaladıkları tema ve yansıttıkları duygu evrenseldir. Muğla Üniv. Onları sürekli hâle getiren de. tabiatları icabı yereldirler. türküler yörelerinin sınırlarını aşamamışlardır. Tekkeler. bu kahvehanelerde yankı bulmuş ve topluma mal olmuştur.1 0 . sosyalleşme mekânı olarak sadece cami ve tekke ve dergâhların bulunduğu sosyal yapıda. Din dışı müzik. dinî ve tasavvufi merkezli gelişmiştir. ezgisiyle. coğrafyasıyla. ortak müzik. Türkülerin mesafe sınırını zorlamaları. yerel otantizmle evrensel duygu ve insani özellikleri sergilemeleri… Kitle iletişim araçlarının olmadığı.

Türk toplumu. ve 19. İlki Tahtakale’de açılan kahvehaneler. meyhane ve eşribe dükkânlarına alternatif olarak bir fonksiyon ifa etmiştir ki. zaman zaman siyasi otoritenin baskılarıyla karşılaşsalar da. gazel kânı Karaman’da Sübûtî dükkânı beyitinden öğreniyoruz. şüphesiz derme çatma idi fakat İstanbul’un diğer semtlerine yayıldıkça. Tabii. meyhaneye alternatif olarak yeni bir sosyalleşme mekânına kavuşmuştur. 16. “Toplumsal kendiliğindenlik” diyebileceğimiz bir geniş kabul skalasında. Şairler. Meyhanelerin yasak olması sebebiyle.Semai kahveleri. bugün Saraçhane ile Fatih arasında kalan bölgede. konforu artan ve kullanım amacı genişleyen kahvehaneler. gelişme alanı bulmuştur. bugüne kadar devam edegelen bir kurum olmuşlardır. İstanbul halkına yeni bir sosyalleşme imkânı sağlarken. sınıf. bir de tezkire yazarı Latifî’nin 1546 yılında söylediği gibi. Bunu. bir sosyalleşme mekânı olarak günlük hayatın bir parçası durumuna gelmişlerdir. Şuarâ mecma’ı. Büyükkaraman Caddesi varmış ve bu caddede Sübûtî mahlaslı bir şairin eşribe dükkânı bulunmaktaymış. 18. Kahvehaneler. “Karacaoğlan türküleri ırlayan” halk şairlerinin dillerinde ve sazlarında… 1555 yılında ilk kahvehanenin İstanbul’da açılmasıyla. imparatorluğun bütün dilleri ve bütün müzikleri icra edilmiştir. Mesela. halk şairlerinin de uğramaya başladıklarını görüyoruz. yeni söyledikleri gazellerini okuyup tartışırlarmış. şiirde iki gele- ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Böylece. maşerî vicdanda çok çabuk yer etmiştir. yüzyıldan kalma.1 0 11 . İlk zamanlar divan şairlerinin de bir araya geldiği anlaşılan kahvehanelere. buralarda edebî kültürün gelişmesine de katkıda bulunmuşlardır. yüzyıllarda. hızlı bir yayılma imkânı bulan kahvehaneler. bu mekânlar. dil ve kültür farklarının yaşanmadığı bir merkez olma özelliği de taşır ve bu özelliği ile geniş Osmanlı coğrafyasının müzik sentezinin yapıldığı mekânlardır. mutlaka şairlerin de uğrak yerleri olmuş. sadece kahve içilen yerler olmaktan çıkmış. genellikle bu dükkânda bir araya gelir. Bazen meyhanelerde bazen konaklarda ve konak bahçelerinde bazen de eşribe (alkolsüz içecek) dükkânlarında bir araya gelen okur yazarlar.

aynı zamanda birer müzik mahfili olmasını doğurmuştur. bu kahvehanelerde yankı bulmuş ve topluma mal olmuştur. müzik geleneğinin de yayılmasına vesile olduğu görülür. sivil bir oluşum olma özelliği ile toplumsal bir rahatlama alanı hâline gelmiştir. Anadolu ve Balkanlar’da yaşayan halk şairlerini merkeze çekmiş ve geniş coğrafyanın şiir ve müzik kültürü. semai kahvelerinde yer bulabilmiştir. resmî tavrıyla müzik yaratıcılığında.1 0 12 . ezgili okunması. Başka kültürlerle etkileşime girerek daha da zenginleşen ve doğurganlık özelliği daha da artan müzik geleneği. Bütün bu tespitlerden sonra şunu söyleyebiliriz: Devletin “buyurma” yerine “imkân sağlama” ilkesiyle oluşan semai kahveleri. sınıf. Müzikoloji açısından ise semai kahveleri. Osman Cemal Kaygılı. “Toplumsal kendiliğindenlik” diyebileceğimiz bir geniş kabul skalasında. belki gelenek yeniden inşa edilirken çok daha sağlam temellere dayanabilecek. Bundan da en çok nasibini alan gelenek türkü geleneğidir. medeniyet merkezinin yüklediği cazibe ile başta türküler olmak üzere. müziğin ve elbette ki türkülerin toplumsallaşmasında. imparatorluğun bütün dilleri ve bütün müzikleri icra edilmiştir. ortak dil ve üslup geliştirmeye başlamışlardır. yeniden şekillenmeleri yazarak bugüne daha da çok bilgi aktarabilmiş olsaydı. sözün ve sesin biriktiği. bu mekânlarda. Yöreden gelen söz ve ses. buralarda. “Semai kahveleri” adıyla anılacak olan bu kahvehaneler. Bu gelenek ve bu zihniyet hâlâ devam etmekte. semai kahvelerinde beraberce icra edilerek birbirlerini etkilemişlerdir. yöresel müzik kültürünün yeniden işlenip zenginleştirildiği mekânlar olmuşlardır. ritm ve ahenk olarak da zenginleşmiştir. Bu yüzden semai kahvelerine “türkülerin merkez üssü” demek mümkündür. Arabeskten pop müziğe kadar yeni tür müziğin merkezi. diğeri de halk geleneği ve irfanına dayanan şiir (meydan şairleri) anlayışı. Gazellerin düz şiir olarak değil de. daha da geniş bir şekilde yazabilmiş ve buralarda yaşanan tartışmaları. Böylece. Bununla. neğin kesiştiği nokta olma özelliği taşımaya başlamışlardır. Öbür taraftan. dil ve kültür farklarının yaşanmadığı bir merkez olma özelliği de taşır ve bu özelliği ile geniş Osmanlı coğrafyasının müzik sentezinin yapıldığı mekânlardır. belki de ticari amaçlı gazinoların müziği yozlaşma gibi bir olumsuz devreyi hiç yaşamayacaktık. hâlâ İstanbul’dur. medeniyetin merkezinden yayılmanın getirdiği cazibe ile taşrada daha derin bir etki bırakarak süreklilik kazanmıştır. taşraya daha etkili bir şekilde yayılarak ses ve duygu ortaklığı oluşmasına katkıda bulunmuştur. “Her türkü İstanbul’a uğramıştır. İstanbul’un bir medeniyet merkezi ve sembolü olmasının yarattığı cazibe. müziğin ve elbette ki türkülerin toplumsallaşmasında. radyonun devreye girmesiyle İstanbul ile ortak merkez olma özelliği kazanan Ankara.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Bunda. en güçlü damar olarak. Bu işleme ve zenginleşmeden sonra. Rumca bir ezginini yanı sıra bir levendin getirdiği Cezayir türküsü. bir Azeri “mugam”ıyla bir zeybek havası. halk şiiri geleneğinin de saz eşliğinde icra edilmesi.” demiyoruz. Birisi aydın geleneğine (kalem şairleri). kahvehanelerin. Semai kahveleri. en güçlü damar olarak. sosyal genetiğimizde çok önemli bir yer tutmuştur. buralarda. hiçbir zaman İstanbul’a alternatif olamamıştır. “İstanbul’da Semai Kahveleri ve Meydan Şâirleri” adlı küçük çalışmasını. Kırım’dan Kuzey Afrika’ya kadar tüm coğrafyanın müzik sesi. semai kahvelerinin büyük bir rolü vardır. kahvehanelerde harmanlanmıştır.Semai kahveleri. imparatorluğun ses sınırları belirlenmiştir. Balkanlardan İran’a. İstanbul’a uğrayan ve yeniden şekillenerek taşraya yayılan şey. İmparatorluğun dört bir yanından ve hatta imparatorluk dışından gelen her ses. müzik kültürüdür. sosyal genetiğimizde çok önemli bir yer tutmuştur. popüler müzik. yeniden işlendiği ve tekrar topluma yayıldığı merkez olma özelliği kazanmışlardır. Çünkü semai kahveleri.

Fuat Köprülü.1 0 13 . bunları batının oratoryo ve kantatları ile mukayese etmek hiç de yanlış olmaz. Divanü Lügâti’t-Türk’te. Zamanımızın deyişiyle bu sagu. mani. uzmanlar tarafından sınıflandırılırken şu başlıklar altında toplanır: türkü (Türkî-Türk tarzında). geraylı. saz eşliğinde. efsanelerimizden başlayarak. ilahî. hem de zamanın çok ilerisinde bir tutumla. halk musikimizin. hatta oynanan halk türküleri. nefesli çalgılar… ) dile getirmişlerdir. yatugan. hoyrat. nutuk. tarihimizi. edebiyat tarihimizin en seçkin örnekleridir. Öğüttür verdiğim tut benim sözüm Severim demeğe tutmadı yüzüm Ah efendim benim a iki gözüm Benim gözüm nûru gönlüm sürûru” ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Bu. çeng. varsağı. Halk musikisi numuneleri. kırık hava. yoğunlaştırılıp özetlenmiş hikâye ve romandır. karşılama. Osmanlı donanmasındaki leventlerin çöğür eşliğinde söyledikleri türküler/şiirler bilhassa 16 ve 17. Armutlu ve Kul Mehmed en tanınmış denizci şairlerimizdir. nağmeleri kaybolmuştur. zeybek. sekizli. besteleri anonim. “Bizde roman yok” diye geçiştirilen ve edebî yoksunluk gibi görülen ve gösterilen düşünce tamamen yanlıştır. Halk sazları eşliğinde çalınıp okunan. sosyal hayatımızı. “Yine de kaynadı coştu dağların taşı Akıttım gözümden kan ile yaşı Alınca şişhaneyi seğmenler başı Arpalıktı bize Urumelleri Şimdi mesken oldu servi köyleri” Garp Ocakları Şairleri veya Çöğür Şairleri olarak da nitelendirilen. divan ( özellikle Urfa divanı ve Kerkük divanı) ve ilh. Rumeli türküleri. semah. (kopuz. hece vezniyle söylenmiş. bayatı. millî makamlarımız ve usullerimizle ölçülerek bestelenmiş. Halk türkülerimizi yaratanlar. Bunların ne yazık ki. “Siyah ebrûleri duruben çatma Gamzen oklarını âşıka atma Sana gönül verdim beni ağlatma Benim gözüm nûru gönlüm sürûru. araştırılmamış ve üstünde durulmamış bir konudur. yüzyılların en güzel edebî örnekleridir aslında. destani bir türküdür. semai. on dörtlü hece ölçüleriyle okunan bu türkülerin güfteleri.FIRAT KIZILTUĞ ısaca “Halk Türküleri” başlığı altında toplanan. ıklığ. ( Azerbaycan’da şikeste). bestesiyle okunduğundan eminim. Köçekçelerimiz ve tavşancalarımız da bu gruba girer ki. güftelerinin pek azı bilinen şairlerin şiirlerinden meydana gelmiştir. maya. kesinlikle yüksek tabaka tarafından söylenmiş ürünleridir. Kaşgarlı Mahmud’un parçalar hâlinde kaydettiği Alper Tunga Sagusu’nun (ağıt) kopuz eşliğinde. destanlarımızı. taşlama. Kul Mehmed’i “Saz Şâiri” olarak işlemiştir. dolayısıyla K halk şiirimizin. Bu ürünlerin hemen tamamı. Halk şiirinin yedili. koşma. on birli. çöğür.

semaî. müstezat.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Sivas. kalenderî. Erzurum. Belki de halk türkülerinin edebiyatımızdaki tesiri konusunun en güzel numunelerini Rıza Tevfik vermiştir. eskilerin deyimiyle şerh edilirse. Dolayısıyla halk Türkülerinin söz varlığını örnek almıştır. Şiirin tamamı edebiyat antolojilerinde yer alır. Sazıyla okuduğu zaman. türkü. eski nağmesi bilinmediğinden. Bir olmaz emelin düştüm peşine Vuruldum hüsnünün şen güneşine Güzel gözlerinin aşk ateşine Yanıp da bahtiyar ölmek isterim. şiirlerini halk edebiyatı neşesiyle söylemiştir. sevdiği. Edebiyatımızı etkilemesi açısından en güzel örneklerden biridir. dinlediği bir türküdür. divan. Tokat yöresindekiler en güzelleridir. Dildeste kitabımızda bu Yıldız türkülerinden birini işlemiştim. Cennetmekân şiirlerini sazı eşliğinde söylüyordu. güçlü bir bağlama sanatkârı istese türkü şeklinde çalıp söyleyebilir. Eflatun Cem Güney’in de bu konuda çok güzel çalışmaları vardır. Hatta günümüzde az kullanılan Türkçe kelimeler bile türkülerimizde hayatiyetlerini sürdürmektedir. Akdağmadeni. Ziya Gökalp. Necip Fazıl Kısakürek de halk edebiyatı ve halk türkülerinin et tırnak misali ayrı düşünülmesi mümkün olmayan tarzını benimsemiş. bu konuda ihmal edilmiş büyük bir boşluğu dolduracaktır. Ama güfte bakımından halk şiiridir. Her sabah güneşi seyreden kızlar Mahmur gözlerini oğmak üzeredir” Âşık Veysel bizim de zamanına yetiştiğimiz ve radyo veya plaklarıyla iç içe olduğumuz şahane bir örnektir. Lem’i Atlı tarafından nefis bir uşşak şarkı olarak bestelenmiştir. Halk hikâyelerimizde bir Kervankıran hikâyesi vardır. antolojilere veya kitaplara yazıldığı zaman halk şiiri olarak vasıflandırılan bu parçalar Türk edebiyatının pırlantalarıdır. Mehmet Özbek dostumuzun. Türkülerimizin güftelerinin türleri. “Türkçülüğün Destanını” halk şiiri tarzında yazmıştır.epopesidir. Mahmûr u hülyâyım câm-ı lebinden Kanıp da bahtiyar ölmek isterim. formatlarından dolayı şarkıdır. aynı zamanda halk edebiyatı edebî türleri olarak değerlendirilmektedir. Yine o dönemin lirik ve çok yazan şairi Orhan Seyfi Orhon. Hatta klasik şiirimize ve Türk musikisine bile bazı terimler isim olmuştur. “Çocuktum ufacıktım Top oynadım acıktım Yerde buldum bir erik Kaptı bir alageyik Geyik kaçtı ormana Bindim bir akdoğana Doğan yolu şaşırdı Kafdağı’ndan aşırdı…” Bu dönemin en güçlü şairlerinden Rıza Tevfik. Kayıkçı Kul Mustafa’nın ‘Genç Osman’ şiiri. Anadolu’muzda sekiz tane Yıldız türküsü vardır. Talihin kahrı var her hevesimde Boğulmuş figanlar titrer sesimde O güzel ismini son nefesimde Anıp da bahtiyar ölmek isterim. bir başka manasıyla hece vezninin ölçüleriyle ihtişamını dile getirmiştir. Türkçeyi. henüz göremediğim “Halk Türküleri” ile ilgili sözlüğü. Makam bakımından da çok orijinaldir. ciltler dolusu mevzu çıkar karşımıza. türkü / halk şiiri tarzının çok güzel örneklerini vermiştir. IV. türkü olarak yediden yetmişe her Türkün bildiği. Pekâlâ. Eğer açıklanırsa. Halk türkülerinin her biri bir tez konusudur. Kendisini yürekten kutlarım. Dolayısı ile de türküdür. Bu açıdan da değerlendirileceğinden eminim. klasik edebiyatı ve Fransız edebiyatını çok iyi bilmesine rağmen. Türkülerimiz aynı zamanda birer senaryodur.1 0 14 . “Sultan Murad eydür ben de göreyim Nasıl bir yiğitmiş ben de bileyim Vezirlik isterse üç tuğ vereyim Şehitlere serdâr oldu Genç Osman” Halk türküleri. Sultan Murad’ın Bağdat seferinin -hadi batı tabiriyle söyleyelim. Yeni Türk edebiyatı akımı döneminde. Bu besteler.Bu şiir. “Uyan yârim uyan söndü yıldızlar Gün karşı tepeden doğmak üzeredir. en az iki bin yıldır günümüze taşıyan en önemli kaynaktır. Şiirlerinin çoğu bestelenmiştir. Hastayım yalnızım seni yanımda Sanıp da bahtiyar ölmek isterim. Meselâ.

Türküler. sosyal fonksiyonları üzerine yapılmış araştırma ve incelemelerin hiç mesabesinde kalmasından yakınır.A. 1930’lu yılların sonlarında yayımladığı “Eğin Türkülerinin Başlıca Temleri” başlıklı incelemesinde. P ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . sanatkâr ve sosyologların da dikkatini çeksin istiyor Boratav.1 0 . Onlar türküyü yalnızca bir propaganda aracı olarak gördüler. Peki. özellikle türkülerden ders alması kayda değer bir tespittir. müziğini ve genel olarak sanatını arayan bir milletin sanatkârlarının halk edebiyatından alacakları birçok dersler vardır. toplumla ilişkileri. denebilir ki yalnızca türkünün kökünün halk içinde olmasından kaynaklandı. Solcu edebiyatçıların türkü sevdası. daha doğrusu türkülerdeki ruhla entelektüeller arasına mesafe koyarken bazı yeni nesil okumuşların da türkülere yabancılaşmasına sebep oldu. Çünkü ona göre “orijinal edebiyatını. şiirini. halk türküleri etrafında gerek halk edebiyatı gerek halk musikisi bakımından araştırmaların epey bir yekûn tuttuğunu ifade ettikten sonra bu anonim ürünlere ait bol malzeme yayımına ve teknik incelemelere mukabil. VAHAP AKBAŞ Bu tercih türkülerle.” (Folklor ve Edebiyat I. İstanbul 1939). Boratav’ın bahsettiği dersleri. 15 ertev Naili Boratav. geçen bunca zaman içinde gerekli dersler alınmış mıdır? Alındığını. Sanatkârın halk edebiyatından. en azından yeterince alındığını söylemenin pek mümkün olmadığını düşünüyorum. sanat ve estetik bakımından kıymetleri. yalnızca ilmî araştırma yapanların değil. onların mevzuları.

Yanaşsalar türküdeki tohumun onların düşündüklerinden farklı köklü bir toplumu. sıcaklığıyla açıklanabilir ancak. Belki edebiyatçının türküden alacağı en büyük ders bu sıcaklığı. vefalar adak olmalar. köyün ve köylünün derin ve gerçek sesi olan türkülerden mevzu. Dinlediği türkülerin kendisinde uyandırdığı çağrışımlardan. dil. Bu özdeşleştirme. Onlar türküyü yalnızca bir propaganda aracı olarak gördüler. Sonra kan gelir. küçük ilgiler bekleyen yönleriyle insan var. Beş Şehir’in Konya’yı anlatan sayfalarında türkülerimizden bahseden güzel bir bölüm var. denebilir ki yalnızca türkünün kökünün halk içinde olmasından kaynaklandı. Buraya da alıyorum: “(Türkülerimizde) İnce. ifade özelliklerini taşıdığını göreceklerdi. takipler var.” der (Beş Şehir. Bu tercih türkülerle. bir folklor araştırmacısı olan Boratav’ın beklentilerinden çok halk şiirini horlayan. Öyle anlaşılıyor ki Cumhuriyetin birinci. türkülerin bizde roman işlevi gördüğünü ifade etmişti. yüce. Kan gelir ama türkülerde kanı kanla yunmazlar da onun peşi sıra hemen dostluklar. Bu ilişkiyi ne güzel açıklıyor Fethi Gemuhluoğlu. Birer istisna olarak daha sonra destan ve türkülerden beslenerek anlatım sınırlarını belirginleştiren Yaşar Kemal ve bir bakıma türkülerin dillendirdiğini “yeni görüş. cismini nezretmeler ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . sıcaklığından söz ettik. Onun için onca “köy romanı”nı yazanlar.1 0 16 . Muhtevalarındaki yoğunluktan ve insan üzerindeki tesirinden yola çıkarak. Türküdeki ruhu eserlerine taşıyamadılar. medeniyetimizin ifadesini en iyi şekilde burada bulduğuna inanan Yahya Kemal bile. Kırılan. duyduğu İç Anadolu türkülerini anlatır. ikinci kuşak edebiyatçıları. küsen. Solcu edebiyatçıların türkü sevdası. Asla içindeki ruhu görmeye yanaşmadılar. afif taraflarıyla insan var. türkü-insan ilişkisinin diriliğiyle. Başka vesilelerle aktarmıştım. şehvetli ve avâre taraflarıyla insan var. kaçan. İstanbul.1972). dışına kaçmak istedikçe kendi içine büzülen. diriliği özümseyerek eserine içirmek olacak. yeni edebiyatta halkla sanatçı arasında bir mesafe gözeten Nurullah Ataç’ın seçkinci görüşlerine kulak verdiler.” ( …) Sonra kıskançlıklar var. millî olan türkülerin nasıl değerli bir hazine olduğunun bilincindedirler. daha doğrusu türkülerdeki ruhla entelektüeller arasına mesafe koyarken bazı yeni nesil okumuşların da türkülere yabancılaşmasına sebep oldu. ulvi. üzerinde bıraktığı tesirden bahseder ve “Anadolu’nun romanını yazmak isteyenler ona mutlaka bu türkülerden gitmelidirler. Daha çok klâsik musikiye tutkun olan. Yahya Kemal de Tanpınar da temleriyle evrensel. Türkü-insan ilişkisinin diriliğinden. bu toplumun duygu ve düşüncelerini. tecessüsler var. çılgın. şairleri bir kenara bırakalım. dil ve söyleyişleriyle ve taşıdıkları kültürel unsurlarla mahallî. Hafif. anlatım ve benzeri bakımlardan yararlanarak çağdaş eserler çıkaramadılar.“memleketçilik” rüzgârıyla kaleme alınmış az sayıdaki eserle ve şiirdeki bazı şeklî çabalarla sınırlı tutmamak kaydıyla tabii. söyleyiş ve şekillerle işleyen” Cahit Külebi gibi yazarları. Konya Lisesi’nde çalışırken. nefsini feda etmeler. Tanpınar da romanımıza türkülerimizden hareket edilerek varılabileceğini düşünür.

bilinçli. Öğrencileri tebessüm ettiren bu mısraların onların gündelik yaşantısından örneklerle yorumlanmasının nasıl ufuk açıcı bir rol oynadığını gördükten sonra benzer yazıların türkülerin ruhuna erişmemizde ne kadar etkili olabileciğini düşünmeye başladım. dil ve anlatım özellikleriyle. içerdiği motiflerle. “aşağı inip tut”manın birer mecaz olduğundan yola çıkılsa belki bugün de sıkça karşılaştığımız insanî bir tablo çıkacak ortaya. sanki sıradanlıkla örtülmüş muhteşem inceliği farkedebilecek bilince erişebilmem için de kılavuzlara ihtiyacım olmuştu.” Dostluk Üzerine. Ayrıca aynı türküdeki “Esvap serdim sicime” sözlerinde ne güzel bir söyleyiş güzelliği var. gayretli araştırmacı ve denemecilerin üstlenmesi gereken bir görevdir. türkünün yapılış amacı” gibi kriterler gözetilerek açıklandığı bir tebliğ metni okumuştum. Sonra ilahi nizam var. Yunus Emre’nin meşhur şathiyesindeki “Bir sinek bir kartalı kaldırdı vurdu yere / Yalan değil gerçektir bende gördüm tozunu” mısralarından hareketle yazdığı yazıyı hatırlıyorum. Muhtemelen çoğu genç olan yorumcular türküyü tiye almış. muhteşem bir dünya çıkar. Gemuhluoğlu “Türkülerde kıskançlıklar var. takipler var. uyandırdığı çağrışımlarla açıklayan yazılar okumayı ne kadar istiyorum. “Şiir. Yine “Yâr üstüme yâr sevdi / O gidiyor gücüme” mısraları ne kadar arı duru. bir toplumu bütün unsurlarıyla kabuğunun içine alan bir nar gibidir. Kabuğu kırıldığında içinden kanlı canlı. Onu keşfetmek ve doğru tanınmasına. Hüma Kuşu türküsündeki “Sen ağlama kirpiklerin ıslanır” mısraındaki anlam inceliğini. bir toplumu bütün unsurlarıyla kabuğunun içine alan bir nar gibidir. Türkülerdeki bunca zenginliği görebilmek ve gösterebilmek gerekir öncelikle… Bu da. Bir internet sitesinde “Minareden at beni. bu dünyanın ruhu tükenmez kaynaklardan biridir. Ne yazık ki bu konuda da durum iç açıcı değil. Öğrencilik yıllarımda. edebiyat bağlamında. Tabiat ana var. sevgisi öfkesine baskın çıktığı için hemen barışveren sevgilileri anlattığını düşünemez miyiz bu türkünün? Böyle anlayabilseler. sana kim baktı yârim” mısralarındaki sadelikle. in aşağı tut beni” türküsüyle ilgili yorumlar içimi acıttı. akın eder.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Mehmet Kaplan’ın. söyleyiş güzelliğini Fethi gemuhluoğlu sayesinde görmüştüm. hikâye ve romanlar yetkin kişilerce tahlil ediliyor da türküler neden edilmiyor?” diye sormuşumdur hep kendime. anlaşılmasına yardımcı olmak da edebiyatçı için bir sorumluluktur. bu dünyanın ruhu tükenmez kaynaklardan biridir. ayrılık olmasaydı” ya da “Yüzünde göz izi var. Türkülerde aşklar var. abuk sabuk şeyler söylemişti. tecessüsler var” demiyor muydu? Kıskanan. su. Yunus’un mısralarını andıran “Manda yuva yapmış söğüt dalına” türküsünün “yöresel kültür. belki kendilerinin anlatıldığını düşünecek o gençler. Siyretlerde aşk var. Suretlerde aşk var. Dört unsur var. “Ölüm Allah’ın emri. Kabuğu kırıldığında içinden kanlı canlı. İstanbul. Ve nasıl capcanlı bir resim canlandırabiliyor gözlerimizin önünde. dil. Toprak. Açıklamayla başlangıçta absürd görünen olaylar ince bir hicve ve mecaza ağır basan gerçeğe dönüşüveriyor. birikimli. ateş ve havaya çıkmış namları. Oysa “minareden at”manın. muhteşem bir dünya çıkar. Edebiyatçı için bu dünya. 1978). ne kadar tabiî bir bir dille söylenmiş. Uzatmadan şöyle bağlayalım: Türkü. öfkelenen. Edebiyatçı için bu dünya.1 0 17 . estetik değeriyle.Türkü. Şüphesiz bu örnekler artırılabilir. Türküleri yalnızca hikâyeleriyle değil.

hem de Anadolu ve Rumeli’nin kasabalarında bu türküler söylenir şarkılar meşk edilirdi. O M ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Buna rağmen uzunca bir zaman. Türküleri ve şarkılarıyla musikimiz hiçbir sınır tanımıyor. Tarih boyunca sevinçlerimizde. fetihlerimizde. Bu bakımdan en önemli kültür taşıyıcılarımız durumundadır. türkülere ve şarkılara dönüşen şiirlerimizdir. onların hayatlarını ve hasretlerini bir roman derinliğine kavuşturan insanlara hayranlığımızla birlikte minnetlerimizi de ifade edelim. İlk ve orta öğretim derslerinde nasılsa hep Batı müziğini öğretirler. Bunun ne kadar hazin bir şey olduğunu bilenler bile bir şey yapamaz. acılarımızda. Hem büyük şehirlerimizde. Çünkü dilimizin Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar yayılışında bu seslerin ve sözlerin çok büyük etkisi olmuştur.1 0 18 . Bunu halk ve divan edebiyatı ustalarının dilinden alıp halkın diline ve gönlüne düşüren. şölenlerimizde ve felâketlerimizde hep onlarla kendimizi ifade etmişizdir. Türk musikisini gençlerimizin derneklerde ve liseden sonra gidilebilecek konservatuarlarda öğrenebilirler.illi kültürümüzün en vazgeçilmez unsurlarından biri. Osmanlı’nın son dönemlerinden beri yöneticilerimiz kendi öz musikimizin seslerine ve sözlerine bu milletin yeni nesillerini hasret bırakmışlardır.

1 0 19 . Şifâhi kültürümüzün en köklü ve en yaygın ürünleri olan folklor ve halk edebiyatı verimleri yalnız Türkler arasında değil. Bütün bunlara rağmen. yüzden Yahya Kemal “Şarkılarımız romanlarımızdı” derken. büyük şair çok haklı: “Bâki kalan bu kubbede bir hoş seda imiş”…■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Türkülerin Dili (2009) adlı çok kapsamlı kitabını yayınlaması çok önemli bir hizmet oldu. Türkülerimizle şarkılarımızın bizi söylediğini yeterince anlayıp ona kulak verebilirsek. konulara tarihi ve kültürel bir perspektiften yaklaşır. Halkın kültürel zenginliğini yansıtan türkülerimizi halk edebiyatından ayrı inceleyen veya araştırma konusu yapan çok sayıda yazarımız yok maalesef. bugün Osmanlı tebaası olarak bir geçmişe sahip olan komşularımız bu musikiyi dinliyor.İspanya’dan 500 yıl önce Osmanlı topraklarına göç eden Safarat Yahudilerinin müziği gibi Ermeni ve Rum müzisyenleriyle bestecilerinin de Türk musikisi ile ilgileri akıl almaz boyutlardadır. Mehmet Özbek bunların istisnası bir şahsiyettir.” Bayram Bilge dostumuz. müzikologların eserlerinden oluşan çok zengin bir kütüphaneye sahip değildir. Tanpınar “Anadolu’nun romanları türküleridir” demiştir. Bizi biz yapan kültürel değerlerin başında bu güzel sesler geliyor. Komşularımızla uluslar arası sınırları kaldıracak kadar güçlü bir iletişim aracına sahibiz. Böyle şahsiyetleri yetiştiren kültür birikiminin büyük kütüphaneleri var. Dildeste (2002) adlı kitabında meşhur şarkıların hikâyesini anlattığı musikimize nasıl yöneldiğini Bandodan Klasik Müziğe (2002) adlı kitabında hatıralarıyla ortaya koyar. Onların varlığı aslında klasiklerinden habersiz aydınların yabancılığını da ifade eder. gerçekten tarih şuurunu da idrak etmiş oluruz. onların çocuklarında da yaşıyor. H. Bunu anlamayan aydınlarımız kadar politikacılarımızla yöneticilerimiz de var. Türk dilinin anlatım gücündeki kudret ve zenginlikle ezginin oluşturduğu âhengi birlikte hissetmek. Üstelik bunun hiçbir desteğe de ihtiyacı yoktur. türkülerimizi derinlemesine anlamak ve kavramak için şarttır. Klasik Batı Müziği yanında Klasik Türk Müziği ile Türk Halk Müziği’ni de fevkalâde icra edebilen besteci Fırat Kızıltuğ’u da anmalıyız. Shakespeare’in sanırım musikimizin gücünü çok güzel anlatan şöyle bir sözü var: “Bir milletin türkülerini yapanlar. Kapaktaki şu cümle önemli: “Türkülerimizdeki sırları çözebilmek. İcracı olduğu kadar müzikolog kimliğiyle de tanınan Mehmet Özbek’in Folklor ve Türkülerimiz (1975) adlı defalarca basılan ve kaynak kitap niteliği taşıyan eserinin ardından. Evet. İspanya’dan 500 yıl önce Osmanlı topraklarına göç eden Safarat Yahudilerinin müziği gibi Ermeni ve Rum müzisyenleriyle bestecilerinin de Türk musikisi ile ilgileri akıl almaz boyutlardadır. Bağımıza Gazel Düştü (2002) adlı kitabında topladığı müzikle ilgili yazılarında. onun bakış açısıyla Anadolu şehirlerini ve kültürlerini değerlendiren A. Bunların gelişmesine ve icrasına yardımcı olduğu türkülerle şarkılarımız. birlikte yaşadığımız Hıristiyan ve Yahudiler de bu nağmelerden etkilenmişlerdir. o sıcak anlatımların tadına varabilmek. türkülerimizle şarkılarımız üzerine çok az kitap yazılıp yayınlanır maalesef. Mehmet Özbek’le Fırat Kızıltuğ gibi icracı olduğu kadar müziğimizle ilgili yazı ve kitaplarıyla da bir müzikolog olduğunu ortaya koyan Bayram Bilge Tokel’in rivayetine göre. Has bir sanatçı olduğu kadar titiz bir araştırmacı ve derlemeci olan Mehmet Özbek’in bu ansiklopedik sözlüğü gerçekten çok büyük bir emek mahsulüdür. ne zaman bir türkü duysam şairliğimden utanırım diyor. kanunların yapanlardan daha güçlüdürler. o bakımdan önemli.” Bu sırrı anlayan şairimiz. Türkülerimiz folklorun bir bölümü sayılmasından ötürü.

Müzik bireysel/ psikolojik olarak insanı etkileyen bir olgudur. Eflatun Yazılı olarak kayda geçirilemeyen. olay. Müziğin bireysel etkisinin yanı sıra fiziki yapımız üzerinde de etkili olduğu hususu artık tartışma konusu bile değildir. (Bu değişim bir de bilgi sağlamaktadır.) İnsan ruhu ile fiziksel bedeni arasındaki bağlantı ya da etkileşimi hormonlar sağlamaktadır. Türkülerin bir müzik olgusu olmasının yanında. olgu ve problemlerin. toplumlar için önemine açık ve net bir vurgu yaptığı açıkça görülen Eflatun’a ait yukarıdaki bu tespitin yerindeliği tartışma götürmez gerçektir. insan ruhu ve iç dünyasında meydan getirmiş olduğu etkiler müspet niteliktedir. Müziğin hormonların. hafızada çok kolay ve en az kayıpla tutulabilmesi. DNA yapısının ve özellikle hücre protoplazmasının etkilediği son yapılan bilimsel çalışmalarla tespit edilmiştir. Müziğin. Müziğin. Türkü formunda ve müzik eşliğinde.SUAT BULUT Müziğinizi değiştirirseniz sitenin duvarları yıkılır. kolektif hafıza olmasını da sağlamaktadır. Ancak sadece bu yönüyle müziği değerlendirmek konuya eksik bir yaklaşım olacaktır. Bu sebeple oldukça önemli bir sosyolojik olgu sayılması gereken müziğin iki yönü ile değerlendirilmesi mecburiyeti söz konusudur. Bu tespitin bizi götürdüğü önemli sonuçlardan birisi ise hiçbir şekilde değişmez denilen DNA’nın müziğin niteliği ve çeşidine göre değişebilmesidir. İnsan vücudunun hormon Giriş ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .1 0 20 . Müziğin elbette ki insan ruhu bakımından ifade ettiği değer hakkında oldukça fazla çalışma ve araştırma yapılmıştır.

Müziğin fert üzerinde meydana getirdiği bu ruhsal / fiziksel etkinin önemi daha geniş bir çalışmayı gerekli kılmaktadır. Doğru olan da zaten müziğin bir bilim olduğudur.sağlama mekanizması dikkate alındığında. Doğulu toplumlarda müziğin. Konumuz. eğitimde ciddi bir mevki tuttuğu “zevklerin ve renklerin tartışılamayacağı” tezinin tutarlı bir yanının bulunmadığı gözden uzak tutulmamalı. müziğin. dinlenen müziğin insanın kişiliği. müziğin durumuna baktığımızda ise. harcı âlem bir bilgi olmakla beraber. ortak bilinçaltında yer alması ve tek sesli müziğin “telkin” etkisinin çok sesliye göre baskın oluşu bu tarzın tercih edilmesini sağlamıştır. Bireysel niteliği ağır basan müzik “duygudaşlık” sürecinde kitleler arasında önemli bir asgari müşterek olarak karşımıza çıkar. “ Türkülerimizin “ değerlendirilmesi suretiyle önemli sonuçlara ulaşmamız mümkün görünmektedir. kaval. Müziğin bir eğlence aracı olarak algılanması ve kullanılması. Nitekim bu çalışmaların sonuçlarından bir musiki aleti olan “kanun” Farabi tarafından icat edilmiştir. aralarında bir yakınlık hissettiği. tercih edilemeyen diğer tarzı dışlamamasıdır. müziğin de.” denilmiştir. Bu sebeple. Müziğin ortak paydayı kavraması. optik ve geometri ile aynı kategoride kabul edilerek (Quadrivium=Dörtlü) bir bilim dalı olarak okutulmuştur. Müşterek algının bir adım ilerisini teşkil eden duygudaşlık. bir başka ifadeyle Batının “Orta Çağ”ında Müslümanların kurmuş oldukları üniversitelerde (medreseler) müzik. anlayış ve kültür meselesidir. ruh dünyası hakkında ciddi bir ölçü ya da veri olduğu unutulmamalıdır. Âşık Veysel’in çaldığı bağlama ile Mozart’ın eserlerindeki melodik paralelliği görmemek imkânsızdır. müziğin insanın iç dünyasındaki etkilerinin hormonsal salgıları harekete geçirdiği ve söz konusu bağlantı sebebiyle insan fiziğinin de bu yönde etkileşime açık olduğu bilinmektedir. Dinlenilen veya icra edilen müziğin etkisi ve önemi kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. dünyaya bakışı ve algılayışı. söz ile müzik bir aradadır. tıpkı eğitim. İşte bu sebepten olsa gerek. Müzik gündeminin en önemli konularında birisi de “tek sesli” ve “çok sesli” müzik tartışmasıdır. Müziğin tek ya da çok sesliliği elbette ki bir algı. matematik. Bu çerçevede “ çok sesli “ müzik lehine bir ağılık taşıyan bu tartışma konusunun en önemli argümanlarında birisi ise. Eflatun’un sözü ile birlikte değerlendirildiğinde. Aynı müziği dinleyen insanların. tar gibi) seslerin tabiliği ve mekanik olmayışı dikkat çeker. Türk çalgılarının hemen tamamında (bağlama. insanların bir araya gelmesinde ve bu birlikteliğin devam ettirilmesinde Müziğin Toplumsal Boyutu önemli bir etken olduğu inkâr edilemez. müzikal açıdan tabii seslerin arandığı çok açık görülmektedir.1 0 21 . Doğu müziklerinde ve özellikle Türkülerde. Oysa Doğu’da bundan yüzyıllar önce. Ancak şurası bir gerçektir ki. Müziğin kitleleri nasıl etkilediğini gerek dünyada ve gerekse ülkemizde görmek mümkündür. cahilin cehlini arttırır. günlük ve sıradan bir meşgale olarak değerlendirdiğimiz ve çoğu zaman “ eğlence “ amacıyla dinlediğimiz müziğin oldukça ciddiye alınması gerekmektedir. siyaset ve benzeri pek çok alanda olduğu gibi bu konuda da olumlu ve ciddi şeyler söyleminin zorluğu ortadadır. müziği de gerçek niteliği ve amacından saptırmış ve müzik bu hâliyle insana ve insanlığa vermesi mümkün olan katkı bir yana. Türk toplumu hakkında. amacı dışında kullanılan her şey gibi. incelenmesi gereken bir araştırma sahası olacağından hareketle. davul. Bugün dünya genelinde eğlence sektörünün en fazla istismar ettiği olgu müziktir. “ çok sesli” müziğin daha çağdaş olduğu yönündeki tutarsız değerlendirmedir. Tabiatla iç içe olmanın ve kâinatın armonisi ile ahenk sağlamanın amaçlandığı Türkülerde. Ülkemiz özelinde. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . “Musiki âlimin ilmini. ekonomi. O h’alde toplumsal bir yapının analizinde. toplumların dinlemiş oldukları müziğin niteliği ile toplumların niteliği hakkında ciddi ipuçları vardır. “duygudaşlık” kavramında kendisini bulur. mesela. Her türlü seviyesizliğin referansı ve meşrulaştırma gerekçesi olan bu söz popülist amaçlarla kullanılan ve “kitle kültürünü “ zımnen onaylayan bir içeriğe sahiptir. eğitim ve terbiye süreci içinde yer alarak bilim olarak kabulünün. Oysa burada her iki yapıdaki müziğin kendi içinde değerli olduğu ve bu noktada yapılacak bir tercihin. tahrip edici bir boyuta taşınmıştır.

güncel ve hayatın içindedirler ve tahminlerin çok ötesinde zengin. Aşk. politik.Dünyada hiçbir milletinin. Kâinatın devamlı hareket halinde olduğu. Yazılı olarak kayda geçirilemeyen.1 0 22 . Bu tespit her ne kadar anonim türküler için daha fazla gerçeklik payı taşısa da. olgu ve problemlerin. Türklerin hayatında bu derece önemli yer tutmasının en önemli sebeplerinden birisi belki de tarihî süreç içinde. ağız. türküler vasıtasıyla bazen bir dağla dertleşmiş. bazen engel gördüğü bir akarsuya beddua etmiş. Bunun anlamı ise. bestelenmiş olanlar. Sadece şiir formatında bir eseri aklıda tutmak ile müzik eşliğinde akılda tutmak arasında oldukça fark olduğu bireyse tecrübe ile anlaşılabilecek bir tespittir. antik eserler gibi bakmanın ve incelemenin doğru bir tavır olmadığını. pek çok milletin “halk şarkıları” olsa da bir millet adı olarak Türkü’de olduğu gibi bir adlandırma yoktur. Ancak bu “üretim krizinin” kısmen aşılmaya başlanmış olması sevindirici gelişmelerdendir. makam gibi teknik boyutuyla incelenmiştir. hayatın her alanına dair yakıldığı. sosyolojik. kendi adıyla andığı. hayatı ve evreni algılamalarına da yansımış ve bu yansıma haliyle Türkülerde de kendini bulmuştur. tavır. Türkülere. realist bir anlayışla “kendini ifade etme” formu olarak da kullanıldığı görülmektir. hasret gibi konuları içermekle beraber. Türk milletinin “Türküsüne” verdiği değeri ve ona yüklediği anlamı ifade ettiği gibi. Algı paradigması içinde. ■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . dinî vs. ekonomik faaliyetler. Dolayısıyla. Bir başka ifadeyle. varlıkların karşılıklı etkileşimi Türklerin en önemli kozmolojik inançlarından birisidir. bir müzik kategorisi bulunmamaktadır. Bu yaklaşımın Türkülerde oldukça fazla örneğine rastlamak mümkündür. Türkler. Gerçekten de müzikle beraber belirli bir düzen de (şiir formunda ) anlatılan olguların. Bu perspektif ile Türkülerin sosyolojik olarak incelenmesinin yeterli olarak yapılmadığı yukarıda ifade edilmişti. Türkülerini müstakil bir varlık olarak kabul edip isimlendirmişlerdir. türkülerin sadece duygusal bir temele dayanmayıp. kozmolojik. Konu bakımından incelendiğinde türkülerin. akılda kalıcılığı daha kolay olmaktadır. sözlü kültür geleneğinin baskın oluşudur. hafızada çok kolay ve en az kayıpla tutulabilmesi. Türk isminden türetilmiş bir başka isimdir. Bu gerekli çalışmaların yanında yukarıda da ifade ettiğimiz gibi. Bir müzik formu olarak Türküler pek çok çalışmaya konu edilmiş. Türkülerin bir müzik olgusu olmasının yanında. -Kuantum Fiziği bağlamında. Türkülerin. Çünkü türküler. Türk toplumundaki hızlı şehirleşme elbette ki değişik algı biçimleri oluşturmakta ve bu algı kapsamında yeni ve bireysel çabalarla. ölüm. Türkiye’de türküler ve daha pek çok şey hakkında yapılan çalışmaların bu nitelikte olduğu ifade edilebilir. Bunun yanı sıra yapılan son bilimsel araştırmalar. mizahi ve toplumsal konular gibi hayatın tamamını kuşatan bir muhtevaya da sahiptirler. İslamiyete de uzak olmayan bir yaklaşımdır ve bu yaklaşım çok önemlidir. yöre. Türkülerin sosyolojik yönünün ihmal edildiği bir gerçek ve önemli bir eksikliktir. bazen de taşlarla konuşulmuştur. Öyle ki. Türklerin kadim zamanlardan bu yana taşımakta oldukları dünya görüşü ve algısının günümüze taşımasında önemli bir fonksiyon icra etmişlerdir. Türklerin. kâinatın hiçbir yönü cansız ve statik değil hep dinamik bir etkileşim içindedir. Oysa “ halk şarkısı “ tabiri genel ve anonim bir anlamı ifade etmektedir. Modernleşmeyle gelen toplumsal değişimler. Cansız varlıklara “ruh izafe etme” inancı Şamanist bir gelenek olmakla beraber. Türkü formunda ve müzik eşliğinde. Türkünün sadece. Tarihî süreç içinde Türk tahayyül ve tasavvurunun somutlaşmış biçimleri olan Türküler. kolektif hafıza olmasını da sağlamaktadır. Türklerin gerek İslamiyet öncesindeki Şamanist / animistik inançları ve gerekse İslamiyet sonrasında da bu anlayışları devam ederek. Bu yönüyle Türkler için “hayatı türküleştirmiş millet” denilebilir.cansız var- Türk’ü Söyler Türküler lıkların (ruhları olmasa bile) dinamik olduklarını. veriler taşımaktadırlar. eşyalara ve cansız varlıklara ruh izafe etmeleri. türkü üretimini büyük oranda ortadan kaldırmaktadır. Türklere has ve ona ait olduğunun da bir göstergesidir. Bu etimolojik ve filolojik tespit bile. etkilenme ve etkileme niteliklerinin bulunduğunu göstermektedir. görülür. ayrılık. olay. tarihî. âşıklık geleneği kapsamındaki türkülerimiz için de bu zorluğu kabul etmek gerekir. “Türkü”. türkü formunda değişik nitelikli çalışmalara rastlanmaktadır. Yani isimden (Türk). isim (Türkü) türetilmiştir. psikolojik.

. dono O bir divanedir. ye!.. Ermeni. çöp Fahri bir çöpçü olup şehre çok iş gördü Dono Ş ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Aralarında rint olanları da vardır. Sanki aylarca su değmemişti eline yüzüne. Etrafınaydı. sırtında çuval. Ellinde uzun saplı bir süpürge. Türk. kendi işine bakardı Dono. Bedenine cismine hiç değildi. Süryani nedir bilmez.NECATİ KANTER Bize uymazdı. Divanelerin bir başka yönü de ibnü’l-vakt oluşlarıdır. alnı açık hürdü Dono H. “akşama pişmiş fasulya… ye ha.” der. Çevre dostuydu. bir yandan da küfürler savurur gezerdi. D. bilse de ayırım yapmazdı.1 0 23 . ehrimizin en renkli en temiz delisiydi Donobet. çivi. ne münkir. Anı yaşarlar. kâh arar çuval. şehrine ve şehrinin cadde ve sokaklarınaydı onun temizliği. Kâh odun parçası toplar. Temizliği kendi üstüne başına değildi elbet. Onlar için gelecek ve geçmiş yoktur. ye ha. Hristiyan kimdir. ne de nankördü Dono Çuval omzunda gezer. Yaratıcı ile bir ve beraberdirler. Müslüman kimdir. Ne kilise ne havra ne de cami ilgilendirirdi onu. Görevini hiç aksatmayan iyi bir temizlik işçisi gibi cadde ve sokaklarda çöp toplar.

Bizim evin yapımında çalışırken ara sıra sohbet ederdik onunla. Onun için istavroz çıkarıp dua ediyorlardı. saçları sarı… Fettan… Biraz da fingirdek… O günlerde çok sevilerek söylenen. Ama ihtiyarlık bükmüştür belini.. O yıl “kara kış”ın dondurucu soğuklarında şehrin cadde ve sokaklarında görünmeyince halk onu özlüyor.” Attı hep minneti omzundaki çuvala Para indinde pul etmez. o meşhur türküsünü mahallenin çocukları ile söylemekle yetinirdi. ye ha” diyerek Bize iç derdimizin zehrini öksürdü Dono Akrabalarının çoğu. Böylece ettiğimiz dualarımız da Mesih Babamız tarafından kabul olur.” Kış boyunca çıkmadı Dono.. Allah’tan tek dilekleri yağmurun yağması idi. Tek katlı evinin sokağa bakan penceresinin önünde oturur. 14 Mart Paskalya Bayramı. Hayganuş eşikten daha adımını atar atmaz gençlerden biri ya da bir çocuk korosu başlardı. Dono evdedir. Dono’nun küçük oğlu Haygas. “Yahu bu aralar Dono görünmüyor. On yedisindeydi… Kız Meslek Lisesinde okuyordu. elindeki küçük bakır bir tepsi içine itina ile yerleştirilen paskalya çöreklerini ve kızıl yumurtaları Müslüman komşularına kapı kapı dağıtırken çocuğun yürüyüşü bile değişirdi. o da kiliseye davet ederdi beni!. hastadır ve bir başınadır. efendi!.” Hava bulutluydu ama o gün yağmur yağmadı. “Akşama pişmiş fasulyaa… ye ha. Çiftetelli oynarken halk bir yandan kahkahalar atar bir yandan da tempo tutardı.. Bir torunu vardı Dono’nun. İstanbul. gözleri donuk yeşil… Eğlencelere katılır. Hz. Yağmur yağar da bu kabukları yağmur suları alır götürürse günahlarımızı da götürmüş olur. Mart ayının ortalarıydı. Sokaklarda o olmasa da veletler Dono’nun meşhur türküsünü koro hâlinde söylüyorlar.. o ne bonkördü Dono Ağalığın beyliğin ardınca o hiç gam yemezdi Gezdi keyfince.. öykülere konu olan bir Harput türküsü gençlerimizin dilinden düşmezdi. ye ha yee!. bulup getirirdi. Müslümanlara yakınlığı nedeni ile kendisini cuma namazına davet eden birine: “Efendi. bir o kadar da Süryani. hadi herkes işine yallaa!. Gözleri mavi. Dono’nun ailesi papazın yönetimi altında dinî törenlerini ifa etmeye gittiler. Böyle geçti bir kış. Öldü möldü mü?” deyip sorup soruşturuyorlardı.. Ermeni komşularımız tabi ki o gün neşeliydi. Paris. Her gün bayramdır onun için. düğünleri kaçırmazdı. ye ha. Benim Allah’ım ne kilisede ne de camide… Hadi oğlum.. Bakışları sabit. bazen de odasının camını açar. Hayganuş’tu adı.Sıska ve uzun boyluydu. Umurunda bile değildir bayram. taklidini yapıp kendi aralarında şakalaşıyorlardı. Fransa ve Amerika’da yaşardı. sokaklarda ömür sürdü Dono “Akşama pişti fasulya. O söylemişti: “Paskalya Bayramlarında haşladığımız kızıl yumurtaların kabuklarını kapımızın önüne bırakırız. Donobet’in yakın akrabası olan Kirkon usta iyi bir duvar ustası. onlarla sohbet eder. Pırıl pırıldı hane halkının elbiseleri. İsa’nın dirilişini dile getiren bir bayram. Tehcir Kanunu ile iyice azalan gayrimüslimlerin sayısı kala kala ancak beş altı hane Ermeni.. şekerlerin ve kurban etlerinin karşılığını ödüyormuş gibi bir rahatlık içinde ve gururlu. Mahallenin bitirimleri bayramlık elbiseler içinde Hayganuş’u görebilmenin heyecanını yaşamak için pusudalar.1 0 24 .. Düğünlerin olmazsa olmazı idi. Ahçiği yolladım Urum iline Eser bad-ı saba zülfün teline Gel seni götürem İslam iline ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . güzeller güzeli Hayganuş’un saksılara diktiği çiçekleri sular. keşiş bir dedem vardı. romanlara. Olur da o gün düğünde bulunmazsa mutlaka birileri gider. Mahallenin güzeli.. Senin gibi sakallı. Havalı mı havalı… Biz Müslümanların Şeker ve Kurban Bayramlarında ikram ettiğimiz tatlıların. En tanınanı ve en sevileni de Dono ve ailesiydi. Tabi. Günlerden pazardı. gideni geleni gözler.

. Gözlerini süzer.. aşkını. Boynunu bü- ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .. Ermeniler ayakta.. acıklı. “Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır.. Büyük gelini Pulo’nun dediğine göre üç ayı geçkin bir süredir konuşmuyormuş… “Oğullarıma haber salın görmek istiyorum. özel eğlence günlerinde hep bu sevda anlatılır.. Başımı sevdaya salan o Ahçik Aman o Ahçik civan o Ahçik Dono o gün keyifsizdi. “Erzurum çarşı pazar” dizeleri ile başlayan “Sarı Gelin” türküsü gibi.. Harput’un “Şüşnaz” köyünde bir düğünde görmüştü onu Mustafa… Ortalığın bozuk olduğu yıllar. gönüllere yerleşir.. Vardım kiliseye haç suda döner Dinimden dönersem el beni kınar Mustafa bu aşka nice bir yanar Öyle yanık söylerdi ki güzel gelin Maran. zor zamanların yaşandığı günler… Savaşla birlikte etnik sancılar da başlamıştır. Dono. Türkiye nere!. Kapının ardındaki uzun saplı süpürgesine baktı. Hâlâ kulağımda onun sesinin yumuşaklığı... Üstüne üstlük bir de Ermeni işbirlikçilerin çıkardığı “Yeprad” adlı gazetenin tahrik edici yayın ve baskısı… Ve umudun umutsuzluğa dönüştüğü bir aşk… Mustafa ile güzeller güzeli Ahçik.. Tehcir Kanunu ile yöreyi terk ederken akıtamadığı gözyaşlarının alev damlaları Ahçik’in içini yakar… Çökmüş omuzları ve melül bakışlarıyla kaybetmişliğin yoğun hüznünü. Omzunun üzerinden bakıp sımsıkı kapattığı dudakları arasından kendi kendine konuşur Ahçik: -Neden? Mustafa’nın akıtamadığı gözyaşları bu soruya yine aynı soru ile karşılık verir: -Neden? Bu hazin aşk öyküsü türkü olur. Ahçik’i yolladım Urum eline Eser bad-ı saba zülfün teline Gel seni götürem İslam iline Yine o dumanlı günlerde Tıpkı Erzurum’da yaşanan ve dilden dile dolaşan Erzurum delikanlısı bir Dadaşla sarışın bir Ermeni kızının ferman dinlemeyen. Dinlediğim her müzikte. Kürsübaşı gecelerinde. hüzünlü.Bu bir aşk öyküsü… Sevda ve ayrılık türküsü. bu türkü okunurdu...1 0 25 . Ermenistan’da ve Türkî Cumhuriyetlerde söylenen.. Takır takır vuruyordu dişleri. Türkiye’de. Hayganuş’un yengesi Maran’ın bu türküyü Ermeni ağzı ile söylediği o güzel sesini duyardık bazı geceler... düğünlerde. sokakların çerçöpünü düşündü. ama kimseye de pas vermezdi.. sıcaklığı ve yüreğime ılık bir su gibi akışı… Bugün bile ürperiyorum. Dono’nun uzaktan akrabası olduğu söylenirdi ‘Ahçik’.. Ahçik !. sevdiklerini.. Karşısında yedi düvel!. gönüllerde şahlanan sevdalarını anlatan. Osmanlı savaşta. sarı saçlarını bir kısrak gibi arkaya doğru savurur.. Bu isteği yerine getirilmeyince ağzı kilitlenmiş. en kötüsü de daha seveceklerini bırakmış olmanın acısını yaşar. Harput ulemasının ve Ermeni tebaasının katı tutumu nedeniyle bir türlü kavuşamazlar.” Günlerce dilinden düşürmemiş oğullarının adlarını.. Harput’un Ebu Tahir Mahallesi’nde Dabaklar’ın Mustafa ile Şehroz Mahallesi’nden Ermeni Nişan’ın kızı Ahçik’’in sevdalarını anlatan hazin bir türkü. Ülke üzerine kara bulutların çöktüğü. hüzünlenip anılarda geziniyorum o sesi anımsadıkça. dut yemiş bülbül!.. Amerika nereee. Arada din farkı. Ondan mıdır bilinmez. Vardım kiliseye baktım haçına Gönlümü bağladım sırma saçına Gel seni götürem İslam içine Hayganuş cilvelenirdi bu türküyü duyunca. dillerde dolaşır.” diye geçirdi içinden. kim bilir o da bir zamanlar belki Harputlu bir Gakkoş’u sevmişti. duyduğum her seste yeniden yaşıyorum o anı. Acı bir tebessümle gölgelendi ihtiyar yüzü.

yoksa odun kıtlığı mı? Seni işletmelerin kahrı mı öldürdü Dono Caddeler sokaklar çöpten.. dedem ölüor!. Ama bu bayram gibi günde hiç olmazsa mahallenin sokaklarını. Uzaktan da olsa papazın duasını.. “Ah çekti Dono. hayaller ülkesinde gezişim… Toprağın bol olsun Dono!. Sordular: Hasta mıydı? Dediler öldü.” Aradan çok bir zaman geçmemişti ki. Kalkmak için yekindi. saçını başını yoldu.. akrep soktuuu!. Hayganuş geldi aklıma… Hayganuş’un dudaklarındaki gülümseme.. Mahallenin yeniyetmeleri Ahçik türküsünün nakaratı ile karşıladı onu.. iyice takatten düşmüştü. içi ak pakdı onun Şorşor’un çağlayanında temiz gürdü Dono Sebeb-i mevtin acep. hafiften kaşlarını çatarak süzgün tavrıyla nazlanarak fettan bakışları ve iri yeşil gözlerinin önüne dökülen lepiska saçları… Gecenin bir vaktinde evimizin eyvanına çıkıp ay ışığında başımı avuçlarımın arasına alıp Maran Gelin’in o kadife gibi yumuşak sesinden Ahçik türküsünün öyküsüne dalışım. ağlamalar sızlanmalar!. “Ölüooor!. İstemeyerek kafese girmiş kolu kanadı kırık garip bir kuşa benzetti kendini. Ölüoor! Gittiii… Donobet dedem gitti!.. kahrediyordu.. Bir gün sonra da sabahın erken saatlerinde “Şa- hinkaya” köyündeki aile mezarlıklarına götürülürken kızları ve yakınları arkasından ağlayıp gözyaşları döktüler.1 0 26 . Haydar Duman ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . istavroz çıkarışını ve Donobet’in nasıl gömüldüğünü ilgi ile izlerken buruk bir tebessümün ardından nedense onun o meşhur tekerlemesi döküldü dudaklarımın arasından: Akşama pişmiş fasulya. Bu gidişim biraz komşuluk hakkı biraz da meraktandı. Bir kızıl kıyamettir. can çekişior!. Ne yapsındı? Artık yaş da kemale ermiş.. ah dedik vah dedik Bizi bu kez bırakıp gitti o beybah dedik. sökün etti akrabaları.. Ermenice Türkçe ağıtlar.. bağrı yanık öldü yazık Ne akarsu ne de bolca bir ışık gördü Dono O gün akşama doğru kilisede bir cenaze töreni yapıp alelacele eve getirdiler Dono’yu. özlemin de hastalığın da!” diye mırıldandı.. Acı ağıtları.. yetişin!. Ellerini dizlerine vurdu. bizlere birdenbire dert oldu Dono* ■ __________ * Şiir. “Gözü çıksın şu ihtiyarlığın da. vah çekti. Ayağındaki terliği çıkarıp yanı başında mırıl mırıl uyuyan zavallı kediciğin sırtına indirdi. akrep soktu. taaa Gazi Caddesi’nde. Başımı sevdaya salan o Ahçik Aman o Ahçik civan o Ahçik Kaçamak bir bakışın ardından tek katlı kerpiç evlerinin demir kapısına vurdu anahtarı. ye ha ye ha ye! Papazın elinde “Kitabı Mukaddes” benim damarlarımda gezinen kâfir şeytan!... hele hele kapılarının önünü süpürememek onu daha da üzüyor. Pek karanlıkta kalıp. sonra gençlik hayalleri ile baş başa kaldı. daha içeri girer girmez sokağa fırladı Hayganuş. Ayağa kalkacak hâlde değildi ki. yazık. hatta “Beşkardeşler”de duyuldu. ahları vahları. pislikten geçilmez oldu. olmadı… Ellerini açıp çaresizliğini savarcasına boşlukta salladı. feryatları. dedem. bir yandan da avaz avaz bağırdı. bir velveledir koptu mahallede.küp saatlerce kımıltısız oturdu çıtır çıtır yanıp nar gibi kızaran saç sobanın yanındaki çiçekli minderin üzerinde..... Kahbe dünyada o bir mert idi mürd oldu İnan et.. Ben de gittim Dono’nun cenazesine.. “Kör olası bu romatizma illeti yok mu?.... iniltileri. Günlerce Dono’yu aradı gözler.. Dışı gayetle pisti amma. Bayram ayin’inden erken dönmüştü güzel torun Hayganuş. Ne dağlardan şehre kadar inen nevruz kokusunu ne de bahçelerde açan badem çiçeklerinin güzelliğini görebilmişti bu yıl.

duygularımızı zarifleştirir. Sevgiyi kaybedenlere inat sevdanın evrenine girmek gerek. eskimeyen güzelliklerimizin barınağı halk türkülerimizi işaret etmeli. niçin ‘engin ol’malı.. Temaları ne olursa olsun mutlaka bizim maceramızı dillendirmiştir bu ezgili şiirler. Karacaoğlan. vefayı öğretmeliyiz. âsâbımızı düzeltir. Dadaloğlu’ndan yürüyüp Âşık Veysel’e ulaşın.” Bu iki mısra dahi bütün bir hayat anlayışımızı. Erdemli olmayı. Halk şairlerini okuyun. karşı fikre tahammülü. Bazen bir aşkı anlatır bazen bir savaşı. Kimi zaman bir ailenin dramını dile getirmişlerdir ya da bir sosyal yarayı. Türkiye’mizin muhtelif bölgelerine ait birbirinden nefis türküleri vardır. kimliğimizin en belirgin parçalarıdır. Köroğlu’ndan başlayın Seyrani’ye gelin. Çünkü neşemizi. kendimizi âdeta bir aynada seyrederiz. felsefemizi. hürmeti.1 0 27 . dünya görüşümüzü özetlemeye yeter. kültürümüzün en canlı. sevgiler ağırlıktadır türkülerde. Güldesteler gelir: “Yiğit olur doğru söyler hile kalmaz sözüne / Yetmiş iki nur yağıyor sevdiğimiz yüzüne / Der Ömer müptelayım hem gaşınan gözüne / Hazreti Yakub’un oğlu Yusuf-u Kenan gelir. neden mütevazı durmalıyız? Muhabbet sahibi olmanın hikmeti nedir? Türküler bilgi dağarcığımızı zenginleştirir. kederimizi. Ama sevdalar.MEHMET NURİ YARDIM er şeyi bir tarafa bırakıp çocuklarımıza. “Gel ha gönül havalanma / Engin ol gönül engin ol. Büyük milletimin yüksek medeniyetinden damıtılan hikmetli mısralar. bizi geniş ufuklara doğru çağırır. sevgisini yitirenlere asırlar ötesinden bakın nasıl sesleniyor: “Dinle sana bir nasihat edeyim / Hatırdan gönülden geçici olma / Yiğidin başına bir iş gelirse / Onu yâd ellere açıcı olma / Mecliste ârif ol kelâmı dinle / El iki söylerse sen birin söyle / Elinden geldikçe sen eylik eyle / Hatıra dokunup yıkıcı olma” Türküler.. Kul Himmet’ten çıkın Emrah’la Erciş’e varın. ‘Havalanmak’tan niçin geri durmalı. sevincimizi. mutluluğumuzu kısacası bütün duygularımızı bu metinlerde buluruz. insanın özü olduğunu bilenlerdir. onları okutmalıyız. sevgiyi. Onlar yaratılışın manasını kavrayanlardır. Muhabbetin. Masmavi bir gökyüzünde kanatlanırız. Yüzyıllardan süzülüp günümüze ulaşan bu güzel eserleri dinleyip de coşkuya kapılmayan veya hüzünlenmeyen bir Türk ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . yüreklere çöreklenen kasaveti darmadağın eder. Güzel ülkemizin. Geçmişin yaşanmışlıklarını türkülerde görür. hüznümüzü. Uzun havalar da bizimdir. Uçsuz bucaksız türküler derlenir memleketimden. Açın bakın kitapları ki yüreğimizdeki yangınları görün: “Uzun olur gemilerin H direği / Yanık olur âşıkların yüreği / Ne sen gelin oldun ne ben güveyi” Yüreği yanık olanların gözlerinden sevgi ışır her yana. bozlaklar da. Sonra Tatyan havalarını duyarız. acımızı.” Anadolu bir türkü tarlasıdır.

sevebilmek için çok fazla çaba harcamaya gerek yok aslında. Türküler dar bir alanda değil toplumun değişik kesimlerinde yaygınlık kazanmış ve benimsenmiştir. Biraz dikkatlice bakılırsa bu metinlerdeki incelikler. kullanıldıkları yere ve yörelerine göre veya daha farklı şekilde ayıran folklor uzmanları ve edebiyat tarihçileri vardır. anonimleşmiştir. Belki de başka bir yerden akıp gelmiştir kulaktan kulağa. dünya görüşümüzün. bir bölgeden çıkar ve yayılır. kısacası kültür ve medeniyetimizin de birer canlı vesikasıdır. Türküleri anlayabilmek. Gevherî. Türküler geçmişin izlerini bugüne taşıyan birer hâtıra defteri gibidir. Öte yandan vezin ve kafiye açısından serbest tarzda söylenmiş türküler de vardır. Oyun türküleri ve Tabiat türküleridir.1 0 28 . aşk türküleri. Karacaoğlan. derebeyi. Askerler. gelin ve güvey türküleri. Türküler artık halkın ortak malı olmuş. özellikler. Ancak genelde türküler işledikleri konulara göre şöyle sınıflandırılır: Aşk türküleri. gurbet türküleri. kendi şivelerine. Dolayısıyla Anadolu’nun bir yöresinde söylenen bir türkünün bazı söz ve nakaratları diğer bölgelerde değişik olarak seslendirilebilir. geniş ufuk ve derinlik hemen fark edilebilir. Türk halk şiirinde kullanılmış en eski türlerden oldukları konusunda ortak bir görüş belirtmektedirler. Zaten türküyü kimin ortaya çıkardığına değil. Türküler bir olay. Bu yönleriyle saf ve millî edebiyat ürünleridirler. diyaloga dayananlar. mizah vs. gelenek göreneklerimizin. gönül kapımızı türkülere tamamen açabilmek. Türküler isimsiz kahramanların eserleridir genelde. Onları seviyoruz. ölüm türküleri (ağıtlar) şeklinde tasnif edenler de bulunuyor. yüzyıllardan beri seslendirdikleri türküleri. hece vezni ile söylenmiş. eşkıya türküleri. Bu tabiidir ve şundan kaynaklanmaktadır: Türkler. Dertli. Veya zaman tünelinden günümüze aktarılan birer günlük… Bir milletin seyir defteri de diyebiliriz bu acı tatlı türkülere. Kerem.düşünebilir misiniz? Türküler genellikle herkesin rahatlıkla anlayabileceği ortak. sekiz ve on bir hece ile söylenmişler. türkülerin. Kolay gibi görünür türküler. pek çok şehrimizin veya beldemizin birbirinden anlamlı ve güzel türküsü vardır. Her geçen gün yeni türküler derlenmekte ve geçmişten günümüze sağlam bir kültür ve folklor köprüsü kurulmaya çalışılmaktadır.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Ancak zamanla. kahramanlık türküleri. askerlik türküleri. Türküleri ninniler. Bu ürünlerin başlangıçta sahipleri bellidir. iş türküleri. sade ve doğal dille. Atalarımızın neye ağlayıp neye güldüğünü anlatırlar bize. tekkelere devam eden tasavvuf ehli tarafından da sevilerek söylenmişlerdir. nişan düğün. Dadaloğlu. Türküleri yapılarına. Bu tür sınıflama şöyle: Bentleri mani dörtlükleriyle kurulan türküler. Türküler. yazıp söylemişlerdir. Köroğlu. Kaşgarlı Mahmut’un Divanü Lugati’t-Türk’ünde geçen türkü tarzındaki dörtlükler bu görüşü destekler mahiyettedir. Âşık Garip. gurbete çıkanların ve gezgin halk şairlerinin büyük etkisi olduğu inkâr edilemez. kendi bölgelerine. esnaf ve ilim çevreleri arasında olduğu kadar. mizahî türküler. genelde yedi. Ruhsatî ve Emrah’a ait pek çok şiir zamanla türküleştirilmiş ve unutulmaz müzik parçaları olarak Türk milletinin hafızasında yer etmiştir. Önceleri mahallî iken zamanla millî bir kimlik sergilemeye başlarlar. Halk edebiyatımızın en çok sevilen ve yaygınlık kazanan ürünleri olan türkülerin bu kadar benimsenmesinde aşk hikâyelerini özlü biçimde anlatıyor olmaları da önemli bir rol oynar. nasıl söylendiğine dikkat edilir önce. Şiirdeki kıtalar arasındaki bağlantılar da türküleşen eserlere büyük bir ahenk katmıştır. anlayışlarına uygun biçime dönüştürmüş ve bu şekilde yaygınlaştırmış. hapishane türküleri. Bazı türkü sözlerinde ufak tefek farklılıklar olabilir. Ne zaman hüzünlere kapıldıklarını anlarız yanık bir türküye kulak verince. İlk söyleyeni bilinmez çoğu zaman. ahlâk anlayışımızın. Türkülerde sadece aşk-sevda duygularını mı dillendirilir? Ne münasebet! Onlar bizim inancımızın. Sanki herkesin hemen uydurabileceği şiirler sanılır. Bir yöreden. Anonimleşmelerinde ve yaygınlaşmalarında göçlerin. Edebiyat araştırmacıları. bir istek ve arzu ile veya bir heyecan üzerine doğarlar. türkünün sahibini bilemezler. bentleri dörtlüklerle kurulan türküler. merasim (tören) türküleri. insanların dilinde dolaşa dolaşa türkünün asıl sahipleri unutulur. hatta kültür. Daha sonraki nesiller. Sadece onları biraz yürek sesimizle dinleyebilirsek daha çok sevecek ve çevremize de sevdirebileceğiz. yazılmıştır. çocuk türküleri. savaşların. bentleri üçlüklerle kurulan türküler ve bentleri beyitlerle (ikili) kurulan türküler. Yapılarına göre türküleri sınıflandıran araştırıcılar bent kavuştuklarını göz önünde bulundururlar. Aslolan iç dünyamızı. Birçok bölgemizin. ancak çok az sayıda da olsa beş ve on beş heceli şiirlere de rastlanır.

KOÇAKLAMA Hey Köroğlu’m Hey Ayvaz’ım Kanımda kanın dalımda sazın Koynumda muskan alnımda yazın Er meydanında Asyalı reddiyem Bayrak avazlım Hey doratım Doratım hey Suya düşsün aksin Buluta değsin kanadın İz sür iz bırak Asırlar var ki toynağında beratım Hey Köroğlu’m Hey Ayvaz’ım İşmar edin hele bir yol ben de geleyim Nicedir bir öfke kızartır gölgemi Kında koç kılıç Bolu Dağları’nda bileğim Hey kıratım Kıratım hey Kışımda bahar baharda yazım Vursun göğsüme yelin ayazın Uç bir uçtan bir uca Hülyalarıma kon şahbazım Hey yağızım Yağızım hey Solmasın diye bu yerlerin yedi rengi Susmasın diye sözün yiğidi Kuşan gel asrı at bineyim El kim bey kim Ben de bileyim MAHMUT BAHAR ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .1 0 29 .

Milletimiz âşığa / halk ozanına bu özellikleri dolayısıyla kutsallık vermiş. Karacaoğlan sazıyla sözüyle Allah’a seslenmiş ve yağmur yağmıştır. kahramanlık konularında ve bade içerken âşık olacağı güzel gösterilmişse. hürriyetine düşkün insandır. Bu sebeple. halk ozanı. şahsiyetini bulmuş. Başka bir deyişle çağdaş edebiyatın şairleridir. siyasi partilerin. “Ger- Â Âşık ve Âşıklık Milletinin dertlerini. ana. Davud. saz çalmaya başlar. baba gibi unvanlara layık görmüştür. ozan. Günümüzde lisede. kul. Bir Karacaoğlan söylencesine göre. akın.” demekle halk şairi / âşık olunmaz. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . nota bilgileri dolayısıyla da kolaylıkla saz çalıp beste yapabilen bu kişiler. cırav. iyi de saz çalıyorum. ataları ilk saz şairi Hun Çuçu ve Oğuzların Bayat Boyu şairi Dede Korkut kabul edilen âşıkların / ozanlarının temel özellikleriyle sanat dünyamızdaki işlevleri / rolleri üzerinde kısaca durmak istiyorum. Yüce Tanrı her kula bu lütfü bahşetmez. saz şairi. pirleri her gün saz çalan Hz. halk şairliği Tanrı vergisidir. âşık. adına ne derseniz deyiniz. Bazı halk şairleri de bade içmemiştir. sendikaların emriyle ve onların görüşleri doğrultusunda yaymaya çalışan kişi de gerçek âşık değildir. Âşık. Şunu çok iyi biliniz ki âşıklık çok güç bir sanattır. Hakk âşıkları genellikle dinî konularda. badeli âşıklara halkımız “Hakk Âşığı” adını takmıştır. gürül gürül şiir söylemeye. çöğür şairi. dede. o hâlde halk şairiyim. Bade içen âşığın dili ve parmakları çözülür.NAİL TAN şık sanatının Cumhuriyet dönemindeki genel görünümüne geçmeden önce kısaca kam. Bunlar usta halk şairlerine çıraklık yaparak yetişmişlerdir. onları emre. Gördükleri öğrenim sırasında okudukları halk şairlerinin şiirlerine bakarak onlar gibi şiir yazmaya çalışan. Âşıklık. “Halktan biriyim. sıkıntılarını. Âşık yapacağı kişiye “pir” veya “pirler” elinden “bade (dolu)” içirir. aşkla ilgili konularda şiir söylerler. üniversitede okuyup da âşık olduklarını ileri sürenlere rastlamaktayız. gerçek birer halk şairi olmayıp “âşık tarzında şiir yazan aydın şairler”dir. derneklerin. abdal. yiğitlik. baksı.1 0 30 . kuraklıktan yakınan Çukurova köylülerinin ricası üzerine.

Âşık. Diğer rejimlerde âşık da yoktur. Âşık / halk ozanı. kardeşliği. ailesine. gerçek âşık değildir. Anonim edebiyat dalında destanlar. şahsiyetini bulmuş. Çok sayıda Sünnî. Bektaşî halk şairi yetişti.çek halk şairinin / âşığının özellikleri nelerdir?” diye sorarsanız şu cevabı veririm: Âşık / halk ozanı. Âşık / halk ozanı. Kul Nesimî ve Hacı Bayram Velî’yle Anadolu’ya. Alevî. ölüm olayından sonra şiirli bir mezar taşıyla noktalanmaktadır. Kötülüğü. Kuloğlu. Âşık Hasan ve Âşık Şenlik gibi kahraman âşıklar yetişti. Cumhuriyet idaresine. dinleyen kulağı. Âşık. ıklığ. hürriyetine düşkün insandır. Aynı dönemlerde hem dinî hem de din dışı şiirler söyleyen âşıklar / halk ozanları da görüldü. divan edebiyatının karşısında bu iki edebiyat dalında sade Türkçeyle şiirler söylediler. Ayetlerin. otomobillerin onun dünyasında yeri yoktur. nefreti. Âşık / halk ozanı için. halk şairliği öyle her kula nasip olmayacak özellikleri gerekli kılmaktadır. Yunus Emre. Böylece. bölücülüğü şiirleştiren kişi. Hacı Bektaş Velî. Ancak. Âşıkların. hatırda kalıcı duruma getirmek için kopuz. Genç Kalemler’le dilde sadeleşme hareketi hızlanmış. Âşıklar / halk ozanları. Başka milletlerin çıkarları ve ideolojileri doğrultusunda çalıp söyleyenler. âşık / halk ozanı olamaz. âşık sanatı da. Dadaloğlu. orduda halk şairlerine önem verilmesidir. milletinin duygu ve düşüncelerini anında şiirleştiren ve şiirlerini anında ezgiye dökebilen kişidir. Âşıkların / halk ozanlarının 16. Yani doğaçlaması kuvvetli. Görülüyor ki âşıklık. 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda Millî Edebiyat dönemine girilmişti.. Milletinin dertlerini. radyosu. halk hikâyeleri anlattılar. ortak duygu ve düşüncelerinin derleyici ve yayıcısıdır. Rus işgali altındaki Kars’ta Ermeni asıllı Rus Generali. mesnevilere karşı halk hikâyelerini yaratıp yaşattılar. Aynı dönemde. Balkanlara yayıldı. Osmanlı İmparatorluğu döneminde halk şairleri yetişmesinin sebebi ise halkın nispeten hür bir hava içinde bulunması.. Milletimiz. işlevleri. milletinin “gören gözü. Pîr Sultan Abdal. söyleyen dili”dir. sevgiyi. Sadece dinî şiirler söyleyenleri. Mehmet Emin Yurdakul gibi) Cumhuriyet Dönemi Âşık Sanatımız ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . siyasi partilerin. yediden yetmişe şair bir millettir. Beşikte ninniyle başlayan şiire düşkünlüğümüz. Nasihat destanlarıyla güzel ahlakı yaymaya çalıştılar. Arapça ve Farsçaya karşı Türkçeyi. derneklerin. sıkıntılarını. divan müziğine karşı halk müziğini. âşıklık geleneğini sürdürmesine izin verdiğini çok iyi bilir. düşünen kafası. Kaygusuz Abdal. bugüne kadar yukarıda saydığım özellikleri taşıyan pek çok âşık / halk şairi / ozanı yetiştirmiştir. televizyonu da oldular. Yani. Kahramanlık destanlarımız. Şiirlerini daha etkili. Cumhuriyet idaresinin getirdiği hürriyet ve huzurun. halk şairleri gibi hece vezniyle şiirler yazan şairler (Ziya Gökalp. duyan yüreği. Türk tekke edebiyatını yarattılar. halk ozanlarının toplumdaki eğitim ve sanat görevleri. âşıklar / halk ozanları sürekli seyahat ettikleri için halkın gazetesi. düşmanlığı. Âşık / halk ozanı. beste kabiliyeti yüksek bir sanatçıdır. milletinin hem dertlerini hem de sevinçlerini dile getiren kişidir. Bundan sonra da yetiştirecektir. sanatına ters düşer. Milletinin dertlerini sömürerek her şeyi kötü göstermek de her şeyi iyi gösterip hayal dünyasında yaşatmak da âşığın şahsiyetine. yüzyıldan itibaren ortaya koydukları çoğu din dışı şiirlerden oluşan bir âşık edebiyatı kolu ortaya çıktı. iyiliği. Türküler yaktılar. Sadece kendilerine halk şairi süsü veren slogan / rejim şairleri vardır. Türk milleti. Orta Asya’da olduğu gibi Selçuklu ve Osmanlı topraklarında da devam etti. sendikaların emriyle ve onların görüşleri doğrultusunda yaymaya çalışan kişi de gerçek âşık değildir. Atatürk ilkelerine ve inkılâplarına yürekten bağlı kişidir. Âşık / halk ozanı. Hatayî. milletine candan bağlıdır.1 0 31 . Büyük paraların. Âşık Şenlik’i bir ordu kadar güçlü ve etkili görmüştü. apartmanların. vatanına. Ahmet Yesevî’nin hikmetleri. millî birliği şiirleştiren kişidir. milletinin sağduyusudur. Savaşlarda. onlar sayesinde günümüze ulaştı. hadislerin anlamlarını şiirle halka anlattılar. Köroğlu. çöğür. ordunun moralini diri tutmak için halk şairlerinden yararlanıldı. daima sanatı ön planda gelir. bağlama eşliğinde halka ulaştırdılar.

Emsalî (1900-1978). adlarını tapşırdılar. Abdulvahap Kocaman (1934-2005). Kemalî Bülbül (1928-). Cumhuriyet’in ilk yıllarında. 1966 yılından itibaren düzenlenmeye başlayan Konya Âşıklar Bayramı birçok âşığın ünlenmesine yardımcı oldu. Sefil Selimî (1933-2003). şiirleriyle Cumhuriyet’in erdemlerini. âşık edebiyatımızda bir dönüm noktası oldu. ünlenmiş veya ünlenme yolunda yürüyen âşıklar / halk ozanları vardı. Enis Behiç Koryürek. Zaralı Halil (1906-1964). cemlerde sanatlarını icra fırsatı buldular. Âşık Veysel. Yaşar Reyhanî (1932-2006). Bu bayramlar içinde. Ne yazık ki. Âşık Süleyman bu bayram sayesinde adlarını duyurup üne kavuştular.12 Eylül 1980 Harekâtı’na kadar. âşıkların bir bölümü ekmek parası için ideolojik derneklerin ve aşırı uçlardaki partilerin güdümünde hareket ediyorlardı. Sivas’ta Ahmet Kutsi Tecer ve Muzaffer Sarısözen’in öncülüğünde 1931 yılı yazında kurulan Halk Şairlerini Koruma Derneği. Onları. Dursun Cevlanî (19001975). Daimî (1932-1983). Talibî Coşkun (1898-1976). âşıklar bayramları ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Türk yenilik şiiri şairleri de (M. Posoflu Zülalî (1873-1959). Âşıklar / saz şairleri 1931 yılına kadar Türk Ocakları. Mahzunî Şerif (1943-2002). Şavşatlı Deryamî (1926-1987). Bu bayram. Halil Karabulut (1926-). Metinî (1930-1996). Eminî Düştü (1943-). Ruhanî (1931-). 5 Kasım 1931 tarihinde başlamak üzere üç gün süren bir Halk Şairleri Bayramı düzenledi. Derdimend (1894-1980). Nesimî Çimen (1931-1993). Âşık Veysel (1894-1973). İlhami Demir (19321987). Şeref Taşlıova (1938-). Orhan Şaik Gökyay. Altunhisarlı Kemalî Baba (1859-1926). Mevlüt İhsanî (1928-). Osmanlı döneminde doğmuş. Hasretî (1929-2000). Sıtkı Pervâne (1863-1928). Âşıklar da diğer sanatçılar. Cemal Hoca (1884-1957). yetişmişti. Bardızlı Nihanî (1885-1967). Hecenin Beş Şairi (Faruk Nafiz Çamlıbel. Konyalı Âşık Mehmet (1879-1950). Âşık Hüseyin (1884-1950). Halka. çırakları izledi. Hüdaî (1940-2001). Ali İzzet Özkan (1902-1981). Şemsî (1872-1968). Bu güçlü âşıkların çırakları. Memleketçi. Hüseyin Çırakman (1930-). Hasan Devranî (1928-1993). hece vezni ile vatan-millet-bayrak sevgisi şiirimize hâkim oldu. sade dil. Halit Fahri Ozansoy. Noksanî (1899-1972). Ferrahî (1934-1969). Cumhuriyet döneminde doğmuş. Rahmanî (1942-1993). Karamanlı Gufrânî (1864-1926). Behçet Kemal Çağlar. sonraki yıllarda birçok ilde bu adla halk şairleri / halk ozanları / âşıklar bayramlarının / şenliklerinin düzenlenmesine yol açtı. erenlerini anma toplantılarında. Yorgansız Hakkı (1898-1964). Alevî-Bektaşî ozanlar ise Hacı Bektaş’ı anma törenleriyle Alevî-Bektaşî ulularını. öğrenciler. Çoğu rahmetli olmuş. Müslüm Sümbül (1940-). Atatürk İnkılâplarını anlattılar. sayıları yüzü bulan bu güçlü âşıklardan bir bölümünün adlarını saymakla yetineceğim: Davut Sularî (19251985). Bayramın başarısı. Kul Ahmet (1932-1997). Yusuf Ziya Ortaç. Yusufelili Huzurî (1886-1951). Baba Salim (1887-1956).1 0 32 . Posoflu Müdamî (1915-1968). Yusufelili Zuhurî (1887-1949). günümüzde ustalarının izinde yürüyorlar. İhsan Ozanoğlu (1907-1981) ve Bayburtlu Hicranî (1906-1970) gibi. halkçı şiir anlayışını başlattılar. Meslekî (1858-1930). İbretî (1920-1976). Zefil Necmi (1870-1933). Kul Semaî (1931-). Feymanî (1942-). Emin Yurdakul gibi) halk şairlerine özendiler. Orhan Seyfi Orhon) hatta Yedi Meşaleciler halk şairlerini örnek aldılar. Ankaralı Âşık Ömer mahlasıyla şiirler yazdı. Hüznî (1879-1936). Talibî Coşkun. Ahmet Kutsi Tecer ve Rıza Tevfik Bölükbaşı gibi bazı şairler de koşmalar yazıp son dörtlükte soyadlarını. Murat Çobanoğlu (1940-2005). Derdiçok (1871-1936). Mihnetî (1929-). 1932 yılından sonra da Halkevlerinin itibar ettiği sanatçılar oldular. memurlar gibi sağcı ve solcu diye ikiye bölünmüşlerdi. Kul Sabri (1851-1931).

1 0 33 . SSK Kanununda iki defa değişiklik yapılarak binlerce sanatçının emekli edilmesi sağlandı. her sanatçı gibi âşığın / halk ozanının da bir siyasi görüşü. edebiyat tarihinde ya yerleri bulunmayacak ya da birkaç satırla geçiştirileceklerdir. Sorunlarını birlikte görüşüp çözüm bulamadılar. Murtaza Yalçın. devlet opera ve balesi sanatçıları gibi yüksek maaşa kavuştular. Eminî Düştü. Böylece Türk Müziği ve Halk Oyunları Sanatçıları senfoni orkestrası. 2007 III.1970’li yıllar sonrası başlayan sağ-sol bölünmesini. 5-7 Kasım 1979 tarihinde Ankara’da düzenlenen “Türkiye Halk Ozanları Semineri’nde iki grup âşık arasında kavga çıktı. Aradaki duvar alçaldı. daima sorun yarattı. koruması dışında sadece âşıklarla Karagöz-kukla sanatçıları kalmıştı. Elbette. öğrenciler. estetik değerlerden. 1983. ideolojik düşüncesi olacaktır. Mesut Yılmaz’ın Kültür Bakanlığı döneminde (1986-1987) Konya Âşıklar Bayramı ve Mevlânâ’yı Anma Törenleri Konya Kültür ve Turizm Derneğinden alındı. Âşıklar / halk ozanları arasındaki uygarca ilişkiler başladı derken bu kez de âşıklar / halk ozanları ve diğer sanatçılar etnik milliyetçilik ve mezhep-tarikat baskısıyla karşılaştılar. Sivas Halk Şairleri Bayramı ile yine 2007 Bursa Türkiye Âşıklar Bayramı bu konudaki en önemli düzenlemelerdir. Festivallere maddi destek yönetmeliği yürürlüğe konuldu. Çoban Hüseyin ve Tahir Kutsi Makal’ın âşıkları birleştirme çabaları. iki müdür kadrosu dışında sanatçı kadrolarının Maliye Bakanlığından alınması konusunda ciddi bir girişimde bulunulmadı. 1984 ve 1986 Kayseri Âşıklar Şöleni. bütünleştiremedi. aradaki buzları biraz erittiyse de tam başarıya ulaşamadı. dil zenginliğinden uzaklaşma tehlikesiyle daima karşı karşıya kalacaktır. Hâlâ. devlet tiyatroları. Devlet desteği. Millî Güvenlik Konseyi ve bakanlar. Sivas Halk Şairleri Bayramı. o kadar. Âşık / halk ozanı yine düşünce silahı olarak kullanılmak istendi. âşıkların bir federasyon. Sanatını ideolojiye. Ancak. Sinema ve Müzik Eserleri Kanunu kabul edildi. Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünün bu atılımından cesaret alarak önce Halk Kültürünü Araştırma Dairesi 1990 yılında Devlet Geleneksel Türk Tiyatrosu Topluluğunun kurulması. genellikle ayrım yapmadan bütün sanatçıları desteklemek istediler. Katılım rekoru geçen yıl Kars’ta Âşık Çobanoğlu Âşıklar Şöleni’nde 218 âşıkla kırılmıştır. 1993 yılında da Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü Devlet Halk Ozanları Topluluğunun kurulması için gerekli Bakanlar Kurulu kararlarının alınmasını sağladı. 1979’dan beri aralıklarla düzenlenen Erzurum Âşıklar Şenliği. Millî Folklor Enstitüsü / Millî Folklor Araştırma Dairesinde göreve başladığım 1970 ve sonraki yıllarda. Her sanat dalına devlet desteği geldi. Yine de âşıklar arasındaki gruplaşma aşılamadı. devletten isteklerini küçük. Çünkü HAGEM’in başına halk ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . 1964 II. 1938 Bayburt Halk Şairleri Bayramı. Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünde Genel Müdür Yardımcılığı yaptığım 1984-1988 yılları ile daha sonraki yıllarda Bakanlıkta Klasik Türk Müziği. Çünkü bakanlar ve üst düzey yöneticiler de bir görüşü benimseyip bize baskı yapıyorlardı. ‘70’li yıllarda sol görüşlü âşıklarla görüşmemiz âdeta yasaklanmıştı. 1990 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla âşıklar ve diğer sanatçılar üzerindeki ideolojik baskı zayıfladı. bu durumda âşık / halk ozanı sanatını sloganlaştırma. 12 Eylül 1980 Harekâtı’na kadar. Özel Tiyatrolara Yardım Yönetmeliği çıktı. 12 Eylül 1980 Harekâtı’ndan sonra âşıklar ve diğer sanatçılar arasındaki ideolojik kutuplaşma zayıfladı. Türk Halk Müziği. 19781979 Ecevit Hükümeti döneminde ise tersi oldu. Bir araya getirme çabalarım hep sonuçsuz kalıyordu. eski kırgınlıklar devam etmekteydi. memurlar gibi sağcı ve solcu diye ikiye bölünmüşlerdi. siyasete kurban eden âşıkların / halk ozanlarının soluğu uzun olmayacak. İstanbul’da 1975 yılında kurulan İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu ile Devlet Halk Dansları Topluluğu sanatçılarını geçici işçi kadrosundan kurtarıp sanatçı kadrolarına kavuşturduk. vakıf veya dernek çatısı altında toplanamamaları. Ancak. Maliye Bakanlığına yazı göndermekle yetinildi. âşıkların bir bölümü ekmek parası için ideolojik derneklerin ve aşırı uçlardaki partilerin güdümünde hareket ediyorlardı. Âşıklar da diğer sanatçılar. cılız örgütler vasıtasıyla ifade etmeleri. Telif hakları birlikleri kuruldu. Tasavvuf Müziği Koro ve Toplulukları kuruldu. Ancak.

ilkesi gereği sanatçıları yönlendirmeye çalışırlar. ancak halkın beyni. Erzurum ve Kayseri’de kaldı. Bu iki topluluk. duygu ve düşüncelerini ifadeden gittikçe uzaklaşmaktadırlar. saz şairi. bu görevini. Çünkü bu iki gruptaki sanatçılar. halkın dertlerini. 10 geleneksel tiyatro sanatçısına hiçbir zaman kadro verilmeyecek. çok iyi bilinen sanat ilkeleridir. sevinçlerini dile getirme işlevidir. Nitekim 1990 yılında Bakan Namık Kemal Zeybek’in isabetli bir kararı üzerine. gözü kulağı. Bugünkü âşıkların en önemli eksikliği. Çünkü çağdaş şairler ve âşık deyişlerini söyleyen halk müziği icracıları onların yerlerini ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . rekabet ortamının sanatçıların çabalarını artıracağı. Günümüzde TRT’nin 425 sanatçısının Kültür ve Turizm Bakanlığına devri için hazırlık yapılmakta. “parayı veren son sözü söyler”. Âşık Veysel. Oysa âşık. AB ülkelerinde sanat toplulukları bağımsız hareket ederler. Sazı sözü kuvvetli. anma töreni sanatçısı oldular. siyasetin kuşattığı belediyelerdir. AB’ye girmek istiyorsak böyle. Kültür ve Turizm Bakanlığının 3000 civarında sanatçısı olacak ama 30 âşığa / halk ozanına. Bugün. gerekirse ders almalıdır. Kültür mevzuatının taraması 2006 yılında yapılmış. Bakanla birlikte görevden ayrılacaklarını biliyorlardı. ozan ne derseniz deyiniz. türkücüsü. sağ-sol ayrımı yapmadan Başbakanın. aynı yıllarda Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğüne bağlı olarak kurulsaydı. acıla- rını. bir âşık sahneye çıktığında. sanat güçleri oranında örgütlenemiyorlar. sanat ordusu hemen dikkati çekmiştir.bilimi dışından yöneticiler getirilmişti. vergi indirimi. Günümüzde de bu sanatın hâlâ bir işlevi vardır. Âşıklar / halk ozanları festival. artık devlete bağlı bir Halk Ozanları Topluluğu kurulması gereksizdir. halkı var oldukça âşık sanatı yaşayacaktır. ancak sosyalist ülkelerde vardır. âşığı ayrılmıştır. Özellikle Erzurumlu. yüreği. Âşık Daimî. böylece de âşık sanatı ciddi bir darbe yemiştir. Karslı. çoktan faaliyete geçmiş olacaktı. halk onun neler söyleyeceğini çok iyi bilmektedir. belediye başkanı ve diğer siyasileri övmek için saz ve sözlerini kullanma mecburiyetinde kalmışlar. halk müziğini yaşatma işlevi vardı. bugün telif gelirinden pay alıp darlık çekmeden yaşayabilmektedirler. Beste olmadıkça. Günümüzde. halkın dertlerini. sivil toplum kuruluşları sanat etkinliklerini düzenlerler. övgü ve güzelleme veya kaba atışmayla âşık sanatı yaşatılamaz. AB’ye üye olma konumunda bir ülkedir. İzmit. ancak özgür ortamlarda gelişeceği. Sivaslı âşıklar kolay ulaşım ve ekmek parası dolayısıyla İstanbul. özel idareler.1 0 34 . Âşık Daimî. sanatın en büyük destekçisi âşık kahveleri ancak Kars. O da halkın. Davut Sularî ve Mahzunî Şerif’in mirasçıları bile. Böyle bir durum. bu konuya önem vermeli. Âşık Şeref Taşlıova ile Murat Çobanoğlu Sivas Devlet Türk Halk Müziği Korosuna sanatçı olarak atandılar. Belediyeler. Bursa ve Antalya’ya yerleştiler. Düğünlerde halk hikâyesi anlatma geleneği bitti. sazını sözünü kullanmaktadır. sevinçlerini dile getirmelidir. Devlet. Ankara. âşığın bir yıllık giderlerini rahatlıkla karşılayacaktır. opera. Bu açıdan. Alevî-Sünnî. Geçmişte bu sanatın Türk dilini. acılarını. Âşık. destanlarını. âşık sanatı da ortadan kalkar. İzmir. ailesini geçindirmek için mecburen belediye başkanlarının huyuna suyuna göre. Türkiye’de âşıklar. Davut Sularî. Günümüzde en çok âşıklar şöleni düzenleyen kuruluşlar. Âşık. Türkiye’de siyasi kuruluşlar (bakanlık. Bu da sanatı zayıflatmaktadır. Âşıklar. Kurultay’ın ortak sorunları dile getirici bir sonuca ulaşmasını yürekten temenni ediyorum. Günümüzde Türkiye. tiyatro faaliyetleri ve filmler için proje desteği yaparak sanat çalışmalarından ulusun her bireyinin yararlanmasını sağlar. kendilerine para ödeyen bakan. ağzı dili olursa bu sanat yaşar. Sanatın. Kısacası. Mahzunî Şerif gibi) hiçbir zaman aç kalmaz. belediye. Türk milleti. halkın dili olmuş âşıklar / halk ozanları (Âşık Veysel. Çorumlu. Yakın dönemde âşıklarımız. Bu işlev kaybolunca. güzel saz çalmalarına rağmen türkü yakma yeteneklerinin zayıflığıdır. âşık sanatı bu işlevini yerine getirmezse biliniz ki “âşık sanatı” ölecektir. vali. Her siyasal görüşün şarkıcısı. Daima biletli müşteri bulur. Bakanın karşısına çıkamıyorlar. kültür merkezi yapımı ve pahalı orkestra bale. Âşık. söze iyi ezgi döşenmedikçe âşık sanatı ayakta kalamaz. devlete bağlı bu çok sayıdaki sanat topluluğu. parti) bir sanat etkinliği düzenlediklerinde. Sadece. Halkın diline düşmüş bir beste.

Viski içmeyi. memurları. Türk milletine dilini armağan ettin. lavta. 20. Teselli için söylüyorum. İran mesnevilerini tekrarlarken. Sana verilmez. Sizin işiniz kesat dostlar! Çünkü papyon kravatınız yok. diri olun!■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . türkülerinle milletimize daima hoşgörüyü. memurları. Kültür ve Turizm Bakanlığının halk müziği derlemelerinde ilk başvurulan kaynak oldun. Onlar da sizin gibi öksüz/yetim sanatçılar. pasta niyetine yiyeceksin. lütfen sorunlarınızı. 21. Gene aynı şeyi yapacaksın! Âşık / halk şairi / ozanı çile adamıdır. smokininiz yok. Söylediklerine burun kıvrıldı. öz müziğini. doğruluğu dürüstlüğü. Hoca Ahmet Yesevî’nin şiir geleneğini sürdürdün. hakaret eden. sorunlarınızı dile getirirken lütfen bir yana bırakınız. Yılbaşı. Davul zurnayla neşelendin. 1993 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla kurulması öngörülen “Devlet Halk Ozanları Topluluğu”nun kadroları bir türlü çıkmaz. Sadece ordu sefere çıktığı zaman. Kaba saba köylü. Sen ki. TRT’nin. Türk milletine öz müziğini de armağan ettin. yüzyıla girerken bizi türkülerimizden yoksun bırakmadın. Hacı Bektaş Velî’nin dediği gibi. bu yüzden hapishanelere düşen sanatçılara. kısacası. aydınları. bilginleri. bayrağa bağlılığı. haksızlığa karşı çıkmayı ve hak aramayı öğrettin. kanun. halk hikâyelerin anlattın. sanatseverleri Arap. bağlama. Selçuklu-Osmanlı yöneticileri. Edebiyatımızın temellerini attın. türküler yaktın. askeri yüreklendirmek amacıyla hatırlandın. halk edebiyatını. gazel. Halkın uzattığı kuru ekmeği. yüzyılda. Arap ve Acem’in edebî türlerini alırken. Yanılıyorsun dostum! Türkiye’de devleti değil tenkit. destanlarını. acılarını. Zülfü Livaneli gibi… Sen ki. bakan. yüzyıllar boyunca sana hor bakanlara. diğer sanatçılara tanınan haklardan bunun için yararlanamıyor. Sen ki. halkın dertlerini. Sen ki. kaval.. 1990 yılından beri 10 Karagöz ve kukla sanatçı kadrosu da tahsis edilmedi. Çileni çekeceksin! İçinizden biri. elde ettiği imkânları bir düşün! Bana hak vereceksin! Sen ki. markalı otomobiliniz olmadığından gittiğiniz yerde çamurlu ayakkabılarınızla mermerleri. insan ve tabiat sevgisini. iri olun. Aranızdaki görüş farkını. kültürel kimliğinin önemli bir bölümünü armağan ettin. sanatseverleri Arap ve Acemlerin peşine düşüp onların dillerinde şiir yazmaya çalışırken. devleti tenkit ettiği için sevilmiyor. yüzyıla girerken bizi anadilimizden yoksun bırakmadın. ıklığ çaldın. Selçuklu-Osmanlı devlet katında (Sultan Abdülaziz dışında) ve divan şairleri nezdinde daima horlandın.1 0 35 . Selçuklu-Osmanlı yöneticileri. Türk milletinin sanatçısıydı. çöğür. Onların değerlerini. yüzyıla girerken bu durum ne kadar değişti dersin? Gene sanatçı sıralamasında en sondasın. Arif Sağ. ama sana diğer sanatçılara verilen hakları vermezler. ilgisiz kalanlara aldırmayıp sanatını sürdürdün. yani Âşıklara Hitabımdır arabeskçilere “Devlet Sanatçılığı” unvanı verilir. Türk milletine atalarından gelen insani değerleri ve güzel ahlakı da armağan ettin. yazarlara bir göz at! Onların gördüğü itibarı. aydınları. Sen halktan gördüğün sevgi ve saygıyla yetineceksin. bilginleri. Oysa Veysel. Konservatuvarların. daima bir olun. sol elle yemek yemeyi bilmezsiniz. Acem müziğinin peşine düşüp şarkı. İçinizden bazıları diyecekler ki. sevinçlerini söylemeye devam edeceksin. Sen ki. Türk milletine anadilini. şiirlerinle. Onların saygınlığına ortak olamazsın. İngilizce. Bütün sanat kuruluşlarına kadro dağıtılır. hiç kimseden çekinmeden dile getiriniz. 1998 yılında Veysel’in hatırına Köşk’e çıktınız ama yanınızda diğer sanatçı grupları yoktu. Türkçe şiirler söyledin. Atan Dede Korkut’un. 21. Altınızda cipiniz. Cumhuriyet davetlerine çağrılmazsın. en değersiz müzik olan “arabesk”in de tuzağına düşmedin. sıkıntılarını söylediği. Yeniçeri saz şairleri bu sayede biraz itibar gördüler. ozanlar. halıları kirletirsiniz. Binlerce ciltlik eser ortaya koydun. divan edebiyatı şairleri. Ülkemizdeki en kötü müziğin temsillerine. kaside söylemeye. Sen ki. ney.alacaklardır. millete. Musa Eroğlu. güzel ahlakını. Türkçe konuştun. âşık / halk ozanı. kudüm çalmaya çalışırken. Türk milletine destanlarını. ud. vatana.. Fransızca kelimeler kullanıp entel görünemezsiniz. sazı sözü çekilmez insanlar olarak görüldün. en kalitesiz. santur. başbakan olup kaderinizi değiştirecek değil ya? Âşıklar. 21.

Doğrudur. Sanki deneyimli birinin öğütlerini dinliyormuşum gibi gelir bana. 36 H ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . yaşanan ıstıraplara sahip çıkan toplumun dili olmuş türküler. Hatta bireysel bir aşk yüzünden kanayan bir kalbin acısını paylaşan toplumun iniltisini duyabildim. Bu türkülerde ne gibi bir sihir veya cazibe var diye. aynı kaderi paylaşmış insanların geçmişten gelip geleceğe yönelen akışının terennümü olduğunu anladım. Dolambaçlı ve kaypak değildir. doğanın getirdiği karşı konulmaz felaketlerde yaşanan faciaların dile gelişine tanık oldum. musiki sanatının da ulaşılması zor olan bir zirveyi simgeler. Uzun zaman bunun sebeplerini araştırdım. İçtenliği halktan yana olduğu için de haktan yana olmuştur. kendi kendime sordum? Yıllar sonra türkülerdeki cazibenin veya sihrin ne olduğunu kavramaya başladım. Çünkü halk saf ve yapmacıksızdır. Türkülerde dile gelen hikmet ve atasözleri kıvamındaki sözleri ezgi eşliğinde dinlerken. Damıtı- Türküleri bu denli özel kılan ve bütün bir toplumu sımsıcak duygularla saran gücünün başında. içindeki sözlerin toplumun ortak duygu ve düşünceleri ile dünya görüşünü yansıtmasından kaynaklanıyor olmasında aranmalıdır. Yalınlığı. Kısacası beşerî duygulara. Medeniyetimizin üstün yanını sergileyen türküler. Dili saf ve yapmacıksızdır. kendimi her zaman bir bilge kişinin karşısında gibi hissederim. folklorumuzun en zengin kurumlarından birini oluşturduğu bir gerçektir. duruluğu.SUPHİ SAATÇİ alk edebiyatımızın beslediği türkülerin. arılığı.1 0 . içtendir ve berraktır. hiç kuşkusuz ezgilere döşenmiş olan sözleridir. Toplumun yaşadığı maceranın destanı olduğunu hissettim. Türkülerde. Türkülerin. Türkülerin bir toplumu sarmaktaki gücü ve becerisi. sadece özlü söz hazineleri olmakla kalmayıp. doğallığı ondandır türkülerin.

yol gösteren insandır türküler… Bebenin beşiği. Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun şu mısraları gelir aklıma: Şairim Zifir ikaranlıkta gelse şiirin hası Ayak seslerinden tanırım Ne zaman bir köy türküsü duysam Şairliğimden utanırım. Daha sonra bu sözlerin. Simgeleşen türküler. Aynı coğrafya parçası üzerinde yaşayan insanların ortak duyuş. hiç kuşkusuz ezgilere döşenmiş olan sözleridir. maddî nitelikteki toprağa anlam. bakış ve inanışlarını perçinleştirmiştir. Her zaman yine ifade etmek isterim: Bunca yıl Kerkük’ü. onun gül yüzü ve sıcak elidir türküler… Uzun yolda arkadaş. Irak Türkmenlerini anlatmaya ve tanıtmaya çalıştım. Türkü artık salt duygu ve mesaj olmuştur adeta. onların yaşadıkları dramları düşünür. özlenen sevgilidir türküler… Sözleri irfan. Bir türkünün verdiği mesaj. her okunuşta belli bir bölgeyi. Bu yüzden kimi türküler. gurbette yoldaş. Türkülerin gücünü. lale ile sümbül yahut güldür türküler… Tarlada başak. yârimizi. yurdumun barışı. ananın niyazıdır türküler… Dağların maralı.la damıtıla. süzüle süzüle ve durula durula kristal saflığında ve şairlere meydan okurcasına sözün özü hâline gelmiştir. çektikleri acıları ve iniltileri duyar. Onun için ne zaman türkülerden söz açılsa. Vatan onda dillenmiştir gayrı. Oğlunun yolunu gözleyen anaya tesellidir türküler… Özlenen sevgili. kendi toplumunun kimliğini ifade eder. Coğrafyasının aynası ve zaman zaman haritasıdır türküler. ruh. Ortak hayatın. güzelin nazı. inanç. içindeki sözlerin toplumun ortak duygu ve düşünceleri ile dünya görüşünü yansıtmasından kaynaklanıyor olmasında aranmalıdır. asaletini ve has şiirlerden bile üstün olan yanını ne kadar güzel anlatmış Eyüboğlu… Türküleri bu denli özel kılan ve bütün bir toplumu sımsıcak duygularla saran gücünün başında. duygu. vatanın nüfus cüzdanı ve kimlik kart gibidir. Bazen bir kor gibi ortaya çıkarır küllenen aşkımızı. ana gibi sımsıcak yüreği apaktır türküler… Astığım bayrak. aynı topluluğu birbirine bir harç gibi tutturmuştur. ipek kuşaktır türküler… Sevdanın dili. yaşanan tarihin ajandası türkülerdedir daim. Yaşanan macera. toprağımın her bir karışıdır türküler…■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . bastığım toprak. Hüzünle tatlandırır sevincimizi. sıcaklık. yerli buralıdır türküler… Göklerde bayrak. Ben de kimliğimi türkülerde buldum doğrusu. bitmeyen gecelerde sırdaştır türküler… Baharda bülbül. Yalan dolan bilmeyen türküler. yattığım yataktır türküler… Mehmetçiğin savaşı. yaşama sevinci katmıştır. ancak itiraf etmeliyim ki bir türkü kadar başarılı olamadım. bellerde gümüş kemer. ortak maceranın ve ortak kaderin ürünü olmuştur türkü.1 0 37 . sınırların ötesine geçen gücü ile bir anda milyonların kalbine doğru yöneliyor ve yüreklere oturabiliyor. ananın aşı. Türkmeneli’ni ve Irak Türkmenlerini hatırlar. Sonra usulce dağıtır efkârımızı… Kısacası. aşkın çıkmazı. kalbi yaralı. herkes Kerkük’ü. Söylenen bir türkü beni en kısa. aynı toplumun musiki görgüsünü ve anlayışını belirli bir ezgi kalıbı içinde kazandığı kıvamı bulması ile türküler. gezdiği vatan. Türkülerin bir toplumu sarmaktaki gücü ve becerisi. uzandığı menzil. Coğrafyayı vatana dönüştüren türküler. Böylece toplumun kimliği ve aynası olmuştur. topluluğu ve halkı çağrıştırır. en kestirme yoldan tanıtmıştır Türkiye’ye: Altun hızmav mülayim Seni haktan dileyim Yaz günü Temmuz tabax Sen terle men sileyim Gün gördüm günler gördüm Seni gördüm şad oldum Bu türkü duyulduğu zaman. Coğrafyayla bütünleşen türküler. o toplumunun ortak malı ve millî mirası hâline gelmiştir. dedenin musalla taşıdır türküler… Aşığın avazı. bazen bir ananın sıcaklığı gibi sarar içimizi. Birkaç kez söyledim ve anlattım. Bu sebepledir ki türküler.

Ankara. Anadolu’yu tanımanın önemli bir malzemesi hâline gelmektedir.” Tanpınar’ın bu yorumlarını okuduktan sonra.. Bu bakımdan duygusallığının yanında aynı zamanda son derece gerçekçi metinler olarak karşımıza çıkarlar. Ama bu. Tanpınar. yol gösteren. Olayların söze.” demekten kendini alamaz. gerçeğin sınırları dışına çıkarabilir. Çünkü türküler hayatın içinden doğarlar. türkülerden bahseden müstakil bir yazı değil. “Beş Şehir”1de Konya ile ilgili bölümde yer alan birkaç paragraflık kısım… Bilindiği gibi Tanpınar. çeşitli insan ve tabiat manzaralarından ve musikiden hareket eder. Tanpınar’a ait bir metin. başka hiçbir edebî türde böylesine gerçekçi değildir. türküler. Sonuçta. Bu yüzden öylesine yalın ve içtendirler. Şehir. türkülerimizdir. Anadolu topraklarında kurduğumuz kültür ve medeniyet yapımızın şifrelerini barındıran eserlerdir. Bu durum. Konya. İstanbul ve Konya) anlatır bu kitabında… Yazılış gerekçesini de “onların arkasında kendi insanımızı ve hayatımızı. türkülerin bize böylesi zengin bir imkânı sunması. Der ki: “Bu türküleri dinlerken içimde Konya birdenbire canlanır. taş toprak gerçekliğinin ötesine geçer. insan ve toplum yapısını anlatmaktadır. Tanpınar bir Anadolu fotoğrafı çizer bize ve biz o fotoğrafa bakarak Anadolu’yu daha iyi anlama imkânı buluruz. onları sevmemde olumlu etki yapan metinler oldu. Erzurum. Her biri kendi dilince bir toplumun dünya görüşünü. Şüphesiz. vatanın manevi çehresi olan kültürümüzü görmek” şeklinde açıklar. Mesela şiir. musikiye dönüşmüş şekilleridir. Bu yüzden onları da türküler kadar sever ve önemli bulurum. bizim için büyük bir daha geniş bir anlam coğrafyasının öznesi. onu Anadolu’nun ve Anadolu insanının gerçekleriyle yüz yüze getirir. Tanpınar. ele aldığı insanı idealize ederek. Onlarda ne söyleyenin sanat endişesi ne dinleyenin estetik haz duyma arzusu vardır.. hiçbir zaman eskimezler." e zaman bir türkü dinlesem doğal olarak aklıma bende türkü sevgisi uyandıran şu iki yazı ve üç şiir gelir: Zira bunlar. Olanı. benim türkülerin gizli dünyasına girebilmemde bana imkân sağlayan. Zaman içinde yeni söz ve beste imkânlarıyla yaşamaya devam ederler. Tanpınar. onun için bu manada büyük bir zenginliktir. Başlangıçta onları belki bir kişi söylemiştir ama zamanla anonimleşmişler ve böylece halkın ortak diline. bütün bunlardan sonra şöyle demekten kendini alamaz: “Anadolu’nun romanını yazmak isteyenler ona mutlaka bu türkülerden gitmelidirler. olduğu gibi yansıtırlar. içtenliğiyle ilgilidir. Bu yazılardan ilki. onların öncelikle. tiyatro dramatize ederek. Zira bütün bunlar. doğallığıyla. keder.MUSTAFA ÖZÇELİK ". Böyle olduk- N ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .”hayatımın tesadüfleri” dediği beş şehri (Bursa.” Bu canlanmayla Konya’yı hem tarihî geçmişiyle hem de bugünkü hayatıyla kavrama imkânı bulur. Ama yürek diliyle yapılır bu anlatım. ortak hikâyesine dönüşmüşlerdir. Konya’yı anlatırken Anadolu’yu tanıma ve anlama imkânlarına bir unsur daha ilave eder. türlü ten yorgunluğu ve iç darlığı dolu acı dert kervanlarını bu şehirde tanıdım.1 0 38 . hayat tarzını. Konya’da bulunduğu günlerde Konya Hapishanesinin kadınlar koğuşundan yükselen türkü sesleri. “Ben Orta Anadolu türkülerini o gurbet. Bu unsur.insanı müspet ve menfi tüm özellikleriyle tanımanın neredeyse tek imkânıdır türküler. Dahası. bu şehirleri anlatırken onların mimari yapılarından.

sevdasız ve yalnız kalmak” olduğunu belirten ifade türkülere neden ve nasıl önem vermemiz gerektiğini açıklayan çok vurucu bir tespittir. ele aldığı insanı idealize ederek. töreler var. öğrenmek gerekir. Dahası. Yazar. onlarla gülmüşüm” Peki. “Kitaplarda değil. şiirin hasıdır. riyasız… 3. hikmet var. onlardan sormak. gerçekçi bir portreyle sunulur. Mesela konu Yemen mi? Şair doğal olarak şöyle diyecektir.” Eyüboğlu da türkülerin anonimliğini onların bir özelliği. gerçekçiliği. tiyatrosunu yazacaksak türküler elimizin altında duran en önemli kaynaklardır. türkülerde ara Yemen’i Öleni. Bende türkü sevgisini onulmaz bir sevdaya dönüştüren ikinci yazı ise Fethi Gemuhluoğlu’na aittir. onun romanını. bu alıntının başında söylenen ve türküsüz kalmanın “hatırasız. Türkülerde memleketimiz vardır. kalanı. Yine bu yüzden “memleket ahvalini”. Milletimiz vardır. metnin ikinci paragrafında türkülerin çok önemli bir özelliğine daha dikkat çeker. Bu durum. Türk Yurdu dergisinin Nisan 1959 tarihli 2. çılgın. Madem romanın-biz buna şiiri ve tiyatroyu da eklemiştik-konusu insandır öyleyse bu tür eserleri yazabilmek için insanın olduğu bu metinlere ilgi duymamız gerekir. Ama türkülerde sadece bunlar yoktur.” Dolayısıyla insanı müspet ve menfi tüm özellikleriyle tanımanın neredeyse tek imkânıdır türküler. gelenekler var.” Sözün burasında Tanpınar’ın cümlesini bir daha hatırlamak gerekir. gidip gelmeyeni Ben türkülerden aldım haberi. güzelliği ve zenginliği olarak görür: “Ah bu türküler. Yazının daha ilk cümleleri.. “Türküler ve şarkılarda halk var. Bunu da şöyle açıklar yazar: “Türkülerde ve şarkılarda şiir var. Mesela şiir. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . ne yazanı Altlarında imza yok ama…” İşte bu “ama”dan sonrasında söylediği şu mısra türkülerin asıl gizemini fısıldamaktadır bize! “İçlerinde yürek var. “Kirazın derisinin altında kiraz Narin içinde nar Benim yüreğimde boylu boyunca Memleketim var” mısralarıyla başlayan bu şiirin de daha başında aynı gerçeğe vurgu yapılır. tiyatro dramatize ederek. “ Türküler bitip tükenirse hatırasız. coğrafyada doğmuşlarsa oranın tabiatına. Başka bir deyişle onlar varsa biz de varız. şefkatli ve avare taraflarıyla insan var. Türküler konusunda beni etkileyen şiirlere gelince… Bunlardan ilki -eminim bu. ana sütü gibi candan” olmaları… Bu yüzden Eyüboğlu’na göre de tarihimizi. gerçeğin sınırları dışına çıkarabilir. nedir. ciğerimize kadar işler. Buna göre türkülerde anlatılan insan. Anadolu’yu ve Anadolu insanını tanımak istiyorsak. nasılsak öyledir türküler.1 0 39 . Ve asıl mühimi yüreğimiz ve gönlümüz var. sevdasız ve yalnız kalmak meselesi insan olma meselemizle doğrudan ilgili konulardır. şiirini. hayatımızı. Yalansız. yaşanan olaylarına ve olayların kahramanlarına ayna tutarlar. Yazar bunu “İnce. Bu demektir ki.” 4. sevdasız ve yalnız kalırız” diyen yazar.. Ama türkülerde durum böyle değildir. Onların içine insan kokusu sinmiştir. insanımızı tanımak için kitaplardan öte birer imkândır türkülerimiz.ları için de hangi toprakta. Burada “nasıl” meselesini daha iyi anlayabilmek için yazının devamına da bakmalıyız. Hafif. sansürsüz. türkülerde şairi. bölgede. Bu yüzden Tanpınar’a katılmamak mümkün değil. türküler biz olduğumuz için vardırlar. Bu yüzden şöyle der şair: “Ne zaman bir köy türküsü duysam Şairliğimden utanırım Şairim Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim Onlarla ağlamış. Zira hatırasız. bunun gerekçesini de şöyle açıklar. köy türküleri Ne düzeni belli.. Millet var. yaşama kuralları var. “memleket ahvalini” olduğu gibi yansıtmalarıdır elbette…”Ana sütü gibi temiz. İnsanla türkü birbirinden ayrılamaz iki kavramdır. 2. Onlar. pek çok kişi için de öyledirBedri Rahmi Eyüboğlu’nun “Türküler Dolusu”3 başlıklı şiiridir.“sözleriyle belirtir. İnsan var. şairliğinden utandıran özellik… Sahiciliği. afif taraflarıyla insan var. sayısında yayımlanan ve daha sonra yazarın “Dostluk Üzerine”2 kitabına da alınan “Türkülere merhaba” başlıklı yazı da türkü güzelliğinde ve içtenliğinde bir metindir. başka hiçbir edebî türde böylesine gerçekçi değildir. hayat tarzına. türkülerin bizim için ne anlam ifade etmesi gerektiğini belirten ifadelerdir. Önce. Onlar canımıza. ulvi. yüce. Biz.

Ankara. daha şiirinin başında “Türk” ile “türkü” arasındaki münasebete dikkat çeker. 4. Varlık yayınları. A. sen yani biz. Elbette başka milletlerin de bizim türkü olarak isimlendirdiğimiz tarza da ürünleri vardır.■ ______________ 1. Edebiyat dergisi yayınları. Şair.. ölüm… Tarlada çapa yapan kadınlar. millet olarak hepimiz. 1973. bizim aynı zamanda mazinin konuşan diliyydi. Arapça ilgi eki olan “i” ekinin getirilmesiyle ortaya çıkmıştır. mahpushanedeki mahkumlar… kısacası bütün bir hayatımız ve insanımız… Şiir. yaşadıklarımıza ayna tuttukları gibi aynı zamanda bizi millet yapan değerlerin de taşıyıcısı ve ifadesi olan metinlerdir. mısralarıyla belirtir. İstanbul. dağlara çıkıp nara atan yiğitler. İstanbul. memleketimiz. Ben. Bu yüzden millet olarak tarih boyunca kendimizi ifade için en elverişli tür olarak seçtiğimiz türkülerimiz acımıza. “Yazlar bilirim. Dolayısıyla “Türki (Türkü): Türk’le ilgili. Hamdi Tanpınar. 2001.” Gemuhluoğlu da bu durumu. sevdasız ve yalnız kalmak istemiyorsak “türkülere merhaba!” demenin ve tarihî şahsiyetimizin mana ve hüviyetine yeniden dönmek istiyorsak insanımızın hayatına bakarken “türkülerle merhaba!” demenin vakti gelmiş demektir. Erdem Bayazıt. 1978. Bedri Rahmi Eyüboğlu. çekirdekliğini tarihilik denilen şey yapar. Oysa onlar. gurbet. “Türk” adının sonuna. Fakat metin tamamen türkü duyarlığına yaslanan bir metindir. Okuduğumda bana türküleri hatırlatan bir başka şiir ise Erdem Bayazıt’ın “ Sana. insanlarımız…. İstanbul. Türk’e özgü” anlamına gelmektedir. Ama türkünün Türk’le münasebetinin olduğunu söyleyenler bize meselenin başka bir yönünü de gösteriyorlar. gencecik âşıklar. bu yüzden bu yönleriyle de incelenmesi gereken metinlerdir. “Telgrafın tellerini kurşunlamalı…” Bu bilinçli bir tutumdur. Boğaziçi yayınları. sahne sahne bir film gerçek- liğinde bütün bir Anadolu anlatılır. vatanımız. bana. Ama şair. 2. Nitekim Âşık Veysel de bu durumu: Bayramlarda düğünlerde Toplantıda yığınlarda Sıkılınca dar günlerde Türk’üz tünkü çağırırız Yaylalarda yataklarda Odalarda otaklarda Koyun gibi koytaklarda Türk’üz türkü çağırırız. 1958. Dostluk Üzerine. çıplak ayaklı ırgat çocukları. 5. Dergâh yayınları. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Zira kimi yorumlara göre “Türkü” kelimesi. Bu imkâna kavuşmak son derece önemli… Zira türküsüz kaldık. O da şudur: Asırlar boyunca şifahi kültürle beslenmiş bir kavim olan Türkler kendilerini ifade vasıtası olarak türküyü seçmişlerdir. sevincimize. Beş Şehir.1 0 40 . 3. memleketimin insanlarına dair”4 başlıklı şiiridir. Zira şiir baştan sona bir Anadolu hikâyesidir.Benim içimi bir türkü gibi titreten diğer bir şiir ise Âşık Veysel’in “Türk’üz Türkü Çağırırız” şiiridir. Zira Tanpınar’ın dediği gibi “Mazi daima konuşur ve hem cemiyetlerin hem de şahsiyetlerin mana ve hüviyetini. Sebeb Ey.İşte bütün bunlar bir şiirin de konusudur. Öyleyse hatırasız. sadece bir şiir olarak değil çağdaş formda söylenmiş bir türkü gibi de okunmalıdır. vatanıma. hasret. Türküler. hatırasız sevdasız yalnız kalmak şeklinde ifade etmekteydi. bizi bu manada anlatacak şiirine bir türkü mısraını “Telgrafın tellerini arşınlamalı” mısraını küçük bir değişiklikle girizgâh mısra olarak seçer. Kimi zaman küçümsediğimiz bile oldu. tümüyle onların türkü duyarlığıyla ve diliyle hikâyesidir. Kare kare. Dördü Birden. Bu şiirin türküye yaptığı vurgu daha adından başlar. oğullarını yitirmiş analar. Fethi Gemuhluoğlu. memleketime özgü Yiğit köy delikanlılarının İncir çekirdeği meselelerle birbirlerini kurşunladık- ları Birinin ölü dudaklarından sızan kan daha kurumadan Üstüne cehennem güneşlerde mor sinekler konup kalkan Diğeri kan-ter içinde yayla yollarında Mavzerinin demirini alnına dayamış Yüreği susuzluktan bunalan İçinden mapushane çeşmeleri akan Ansızın parlayan keklikleri jandarma baskını sanıp Apansız silahına davranan Nice delikanlıların figüranlık yaptığı Yazlar bilirim memleketime özgü” Bu bakımdan bu şiir. Bu şiir Âşık Veysel’inki gibi türkü kavramını doğrudan ele almaz. Ve öyle okunursa hem bu şiiri anlamanın hem de bu şiirden hareketle türkülerimize uzanmanın imkânlarını buluruz. Aşk. Onlar hep vardı ama biz onlardan uzaklaştık.

Arkadaşlar karakola. Var mı delikanlılığın raconunda arkadaşını yarı yolda bırakmak? Doğru karakola. “Gel bakalım” diyor öfkeli bir şekilde polis amca. askeri zevatın oturduğu lojmanların önünden başlayarak.1 0 41 Harput musikisi korosu .. Mevsim yazdı. Ben bir koşu sıyrılmaktayım badireden. Olmuyor. Bir müddettir biz. suratımızı. ben sokak aralarına.. Suçumuz geceye girerken türkü söylemekti. İki arkadaş anında derdest olmuştu. “durun bakalım” demesinler mi o korkunç sesleriyle. Bu da yetmiyormuş gibi enselerimizden kıl çekmeye başlıyorlar. “Gamzedeler. Havalar bir hayli güzel gidiyordu.. öksüz ve yetim bir biçimde terk etmiş üç arkadaştık.”Sen de bunlarla idin ha? Haaa? Seni gidi seni?” Arkadaşlarımın suratları kızarmış vaziyette. niye hep bu türkü vardı dilimizde? Üçümüz de okuldan kopmuştuk onun için miydi? Peşinden. gene böyle. oturduğumuz Bahçelievler mahallesine doğru giderken türkü çağırmak merakına tutulmuştuk. kendine güveni olan.. Neden oluyordu bunlar hiç anlamıyorduk! Sesimiz çirkin miydi? Yoksa güzel türküler mi yoktu repertuarımızda? Neden di bilmiyorduk! İki de bir. ilk sebze halinin oradan Bahçelievler Mahallesi’ne doğru giderken Cumhuriyet Caddesi’nde oluyordu bunlar. Bingöl’de. ense kökümüzü kızartıyorlardı. gamzedeler” mi diyordu Halit arkadaşımız? Gamzedeler gamzedeler Oğul bu gün gam vurur Kibarım gam zedeler Amman aman aman ah Ü Hele zalım sinemi hekkak delmez Hele kurban delerse gamze deler Di gel kara gözleren kurban ben olam Onun sesi daha mı yanıktı? Gökyüzünde yıldızlar. bir o kadar da meraklı idik. Mektebin bacaları (vay lele lele lele) Ders verir hocaları (uy amman can kurban) Kim yârimi sorarsa (vay lele lele lele) Odur birincileri (uy amman can kurban) Niye söylüyorduk bu türküyü. Bana da bir hoş geldin yapıyorlar tabi. Biz mektebi. Kapıdan giriyorum. Bir acıyor ense kökümüz bir acıyor ki. “Mektebin bacaları – Ders verir hocaları” türküsünü söyler olmuştuk. İkimizin annesi ölmüştü. türkü söylüyorduk. “mektebin bacaları” derken. Akşam karanlığı basınca çarşıda buluşuyor. geziyor. Yürüyüp gidiyorduk. dilimizde türküler. Çocukluktan yeni çıkmış delikanlılığa adım atmıştık. Cıvıl cıvıl çocuklardık. Her birimiz bir yerde çalışıyorduk. Bir gece. Diğer arkadaşımızın ise babası yoktu.. ■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .. “Siz halkı rahatsız edersiniz ha?” deyip. Buna rağmen rahat. Bir iki voltadan sonra yapamıyorum. Gökyüzünde yıldızlar o biçimdi.Mektebin bacaları NURETTİN DURMAN ç arkadaştık. kötü birer yağlı boya resim gibi durmakta. birkaç polis memuru önümüzü kesip. Tek katlı bahçeli evlerdi. En çok da. Cumhuriyet Caddesi’nden.

MEHMET ÖZBEK
ile türküler üzerine

Yenilik daha güzeli yaratmak için tutulan zorluklarla dolu bir yoldur. Yeninin eskiden daha iyi olması gerekir. Zaman zaman her türlü çarpıtmaya yenilik adı verilegelmiştir. O güzelim 'Evlerinin önü boyalı direk' türküsünü birileri çarpıtarak gitarla söylediler. Hani ne kaldı onlardan geriye, işledikleri günahtan başka.

TANER NAMLI
Türküleri, sadece söylemiş olmak onları yaşatmak anlamına gelmiyor. Siz de bu anlamda, türküleri söylemeden ziyade anlayabilmenin önemli olduğunu söylüyorsunuz. Türküleri nasıl anlamamız gerekiyor ya da yıllar önce hazırladığınız bir halk müziği programınızın adıyla size sormak istiyorum: “Türküler ne der?” bizlere. Öncelikle Türkçenin en güzel en sıcak söylenişiyle, Türk toplumuna mahsus, duyguların erişilmez ölçüde derinleştiği, aşk ve ızdırabın yüksek bir hayal gücüyle sergilendiği şairane bir anlatımla karşılaşırız türkülerimizde. Tabii ki seçmesini bilmiş isek. Türküler bir yönüyle eğlendirici bir özellik taşısa da diğer yönden düşünce, his ve heyecan yüklü şiirlerdir. Bazı şairler (!) bunlara manzume, yani ölçülü biçili sıradan sözler demişlerse de rahmetli Bedri Rahmi Eyüboğlu “Türküler Dolusu” şiirinde: Şairim Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası Ayak seslerinden tanırım Ne zaman bir köy türküsü duysam

İstanbul’da okunan gazellerle biçim ve tavır bakımından hiçbir ilgisi olmayan, taa Artukoğulları ve Uzun Hasan’ın Harput’taki saraylarında çalındığı ve Horasan erlerinden miras kaldığı söylenen; ağırhava adı verilen gazeller Harput musikisinin şeref belgeleridir.

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

42

Şairliğimden utanırım Şairim Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim Onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm… diyerek gereken cevabı vermişti. Türküleri içinde gizli olan yerel, sosyal, psikolojik ve tarihsel sırlarıyla değerlendirerek dinlemek gerekir. Örnek olarak: Çanakkale içinde aynalı çarşı Ana ben gidiyom düşmana karşı… diye başlayan türküde eğer biz düşmanı, sıradan bir savaştaki rakip olarak görürsek türküyü dinlemiş oluruz. Ama oradaki düşmanı, Anadolu üzerinde emperyalist emelleri olan, o zamana kadar eşi görülmemiş ölüm araçlarıyla hiç durmaksızın saldırarak yeri göğü, havayı suyu cehenneme çeviren Batılı güçler olarak algıladığımızda, türküyü anlamış oluruz. Çanakkale Türküsü, düşmanın Türklerle girdiği imtihan meydanından insani dersler alarak mahcup ayrılmasının hikâyesidir. Bu türküyü, olaya ait anekdotlarla değerlendirdiğimizde ortaya koca bir roman çıkar. Şöyle ki, tahta bacağıyla yaralı İngiliz askerini hastaneye taşıma gayreti ile gösterdiği insan sevgisinin, ancak “Mehmetçik”e ait bir erdem olduğunu; okumasız yazmasız köylü delikanlıların zor durumlarda kıvrak zekâlarıyla ne harikalar yaratabildiğini görürüz bu türküde. Adları bilinmeyen binlerce şehidin yasını tutan bu ağıt, bir türkü değil, meçhul askerlere adanan bir anıttır. Yaratıcısı gibi dizelerde konuşanların da adları bilinmiyor. Belli ki uzaklarda can vermiş bir kahramanın şehadetine yanan bir ananın, bir bacının ya da bir eşin duygularıydı bu sözler; belki de geleceği gören bir ermişin “Ooof gençliğim, eyvah!” diye yakınışı idi. Çanakkale Türküsünün dinleyiciye ulaşmamış dizelerinde, içli duyguların, kahreden ıstırabın yalın bir dille anlatıldığını görürüz. Türkünün kahramanı olan, daha bıyıkları terlememiş, ama göğüslerinde dev bir yürek taşıyan gençlerin birer keramet ehli olduklarına inanmamak

imkânsızdır. Daha bir saat önce cephe gerisinde tüfek kullanmayı öğrenen, bir saat sonra belki de şehadet şerbetini içecek olan bu gençler, dumanla kaplı Çanakkale tablosuna hüzünle yerleştirilmiş birer melektirler bu türküde. Bir de deyişlerimizde Arapça, Farsça kelime ve tamlamalar vardır ki bunların hem manasını hem de terim olarak arka planlarını bilmeden bu deyişlerin de demek istediğini pek anlayamayız; “Filan ne güzel okudu, ne güzel sesi var.” ya da tersini söyler geçeriz. Mesela Sıtkı Baba’nın şu deyişine bakalım: Nağme nazlı yârin hâk-i payına Benim için yüzün sür kerem eyle Secde kılan kaşlarının yayına Bir dem divanına dur kerem eyle Burada nağme, mektup; nazlı yâr, Hacı Bektaşi Veli; hâk-i pay, ayak tozu toprağı; kerem eylemek, büyüklük göstermek, iyilik etmek; secde kılmak, namazda olduğu gibi yere kapanmak, niyazda bulunmak; kaşlarının yayı, mihrap, pirin bulunduğu yer. Kaş, şekli bakımından tasavvufi şiirde hem cami, mescit vb. yerlerde kıble yönündeki duvarda bulunan ve imamın durduğu girintili yer olan mihrap anlamında kullanılır hem de Arap harfleriyle yazılmış “bismillahirrahmanirrahim” ibaresine benzetilir. Dolayısıyla bunları bilmeden, Sıtkı Baba’nın: “Mektup, benim için bir iyilik yap da Hacı Bektaşi Veli hazretlerinin kapısına git, ayaklarına kapan, yüzünü ayağının tozuna sür, duada bulun ve emirlerini bekle.” demek istediğini anlayamayız. Veya: Kuyudan su çekerler tulumınan Kızı gelin ederler zulumınan... Sevmediği birine gelin giden bir kızın durumu özlü bir şekilde bundan daha güzel nasıl ifade edilebilir! Türkülerimizin ve hatta halk oyunlarımızın modern yorumlamaları, gösterimleri yapılıyor. Bu modern sunumları nasıl değerlendiriyorsunuz? Modernden kastınız “moda olan” ise bunları pek ciddiye almıyorum. Gelip geçici bir heves,

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

43

rüzgâra yazılmış bir hikâye olarak kabul ediyorum. Yok, eğer “yenilik” ise, bence yenilik zaten başlı başına bir amaç değildir. Yenilik daha güzeli yaratmak için tutulan zorluklarla dolu bir yoldur. Yeninin eskiden daha iyi olması gerekir. Zaman zaman her türlü çarpıtmaya yenilik adı verilegelmiştir. O güzelim Evlerinin önü boyalı direk türküsünü birileri çarpıtarak gitarla söylediler. Hani ne kaldı onlardan geriye, işledikleri günahtan başka. Burada esas olan eski olanın nesinden kopmak istediğimizi ve yeni olanın da neyini kabul etmemiz gerektiğini çok iyi bilmemizdir. Müzik sanatında evrenselleşmek istiyorsak, yabancı biçimlerin körü körüne taklit edilmesi ve müzikteki bütün ulusal ögelerin yok edilmesi yolunda değil, müzik sanatının temel unsurları üzerine oturtulmuş ulusal müzik kültürümüzün diğer uluslarla paylaşacağımız derecede geliştirilmesi ve zenginleştirilmesi yolunda çalışmamız gerekir. Bunu bazı sanatçılarımız, öz çalgılarımız üzerinde takdir edilecek derecede yapmaktadırlar ki bunlar da eskinin geliştirilmiş yeni boyutlar kazandırılmış biçimleridir. Örnek olarak, Erdal Erzincan, Erol Parlak gibi sanatçıların curada yeniden gündeme getirerek geliştirdikleri parmak ve şelpe teknikleri, bunların kullanıldığı müzikler gibi. Halk oyunu olarak değil, ondan mülhem dans sunumu, sahne sanatı olarak “Anadolu Ateşi” topluluğunu beğeniyor ve takdir ediyorum. Bilgi, estetik çaba, ciddiyet ve emek var. Boş bir heves değil. Her yörenin kendine ait türküleri var. Ama bazı türküler bütün Türkiye’ye veya bütün Türklere hitap gücünü kendinde buluyor. Bunu neye bağlıyorsunuz? Anadolu insanının ortak duygu ve düşüncelerini yansıtan türküler yerellikten çıkarak bölgesel hatta ulusal olurlar. Toplumun tümünü derinden ilgilendiren olaylar üzerine yakılmış türküler… Örnek olarak, Havada bulut yok bu ne dumandır türküsü, toplumumuzun bütünü tarafından benimsenmiştir. Bir milleti toptan ilgilendiren bir olay üzerine yakılmış olan bu türkü, Yemen Harbi üzerine ve bu harbe gidenlerin arkasından yakılmış ümitsizliğin çığlığıdır.

Sadece Anadolu müziklerini değil Müslüman Türk coğrafyasının türkülerini de derlediniz, incelediniz. Türkülerin Türk dünyasını birbirine bağlamadaki rolü hakkında ne düşünüyorsunuz? Türküler, dil ve anlatım bakımından en yalın ve en sıcak müzik eserleridir. Millî geleneklerimizden edindiğimiz derin bilgi ve birikimi özümseyerek yaratmış olduğumuz türküler, insan varlığının bir ihtiyacı olan sanatın en kolay en yaygın; dolayısıyla en etkili dallarından olan müzik ve edebiyatın ortak ürünüdür. Bu bakımdan Türk dünyasında iletişim ve etkileşimi sağlamada başvurulması gereken en önemli araçtır. Aydın dili zamanla değişime uğrasa bile geniş topluluklara seslenen türkülerdeki halk dili değişime uğramaz. Özellikle Kerkük türkülerine olan alâkanız çok fazla. Bu ilginiz nereden geliyor? Ben Urfalıyım. Araştırmış olanlar bilirler ki Urfa halkı ile Kerkük, Musul halkı arasında hem tarihî hem de sosyal bir bağ vardır. Bu, halk arasında bir efsaneye de bağlanır. Bu efsaneye göre Urfalılar Kerküklülerin dayısıdır. Kerkük’ü görmek isteyenlere eğer oraya gidemiyorlarsa Urfa’yı görmelerini öneririm. Konuşma dilinden halk kültürüne kadar her şeyin bu kadar ortak olduğu bir ilimiz yoktur. Urfa’da Bedesten’e girdiğinizde kendinizi Kerkük’teki Kayser’de (kapalı çarşı) zannedersiniz. Bu ortak kültürle birlikte 1959 yılında Kerkük’te Türkmenlere karşı girişilen hayâsız katliam ve aynı yıllar Bağdat Radyosu’ndan dinlediğim, ezilen bir milletin feryadı olan hoyratlar beni çok etkilemişti. Sanat hayatına başladığımda bu feryatları Türkiye’ye taşıma gayreti içine girdim. Bunu kendime görev edindim. Çok da etkili oldu. 60’lı yılların sonunda ülkemizde Kerkük’ün neresi olduğunu bilmeyenler çoktu. Unutturmuştuk, uyutmuştuk. Onları uyandırdık ne yazık ki şu hoyratı söylemek mecburiyetinde kaldım: O yanmadı Ben yandım o yanmadı Kırk yıl hoyrat çağırdım Ankara oyanmadı (Mehmet Özbek)

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

44

Mahallî ve usta ağızla söylenmiş türküler başka. Harputlu. Eskiler buna galat-ı meşhur derlerdi. Büyük aşkların yaşandığı. Harput ağzını kusursuz bir şekilde kullanan tam bir Harput beyefendisi olan rahmetli Hafız Osman Öge bu söylediklerimizin simgesidir.İstanbul’da okunan gazellerle biçim ve tavır bakımından hiçbir ilgisi olmayan. anlaşılacağı üzere halk ağzında uyanmadı demektir. millî kültürün bir alt basamağı olduğunu latif ezgileriyle yüzlerce yıldır vurgulayan Harput musikisi. anonim halk şiirinin mahiyetini ve sırlarını öğrenmek isteyenlere bir lütuftur Harput türküleri. Her birini başka açılardan değerlendiririm. Osman’ımın mendili saman sarısı Osman’ımı vurdular gece yarısı Osman’ıma gıyanlar gahpe idi hepisi… Şiiriyet yok. meçhul sanatçının ustalığını ortaya koyan bir buluştur. Sanatçının görevi toplumu uyarmak. Bir de bilgiç bilgiç söylerler: “Her türkünün bir hikâyesi vardır” diye. onu uyarmak. bazen hüzünle son bulan sevdaların yarattığı ıstırap. Harput. Yalnızca olay türkülerinin hikâyeleri olur. ağırhava adı verilen gazeller Harput musikisinin şeref belgeleridir. musikisini icra derken Tanrı huzurundadır sanki vecd hâlindedir sanki. ağırhava adı verilen gazeller Harput musikisinin şeref belgeleridir. Kaşların bismillah veçhin Beytullah Seni öz nurundan yaratmış Allah Sevmişem ben seni terk etmem billâh Aşkın hançeriyle vursalar beni (Sıtkı Baba) Bunun hikâyesi olur mu! Bunlar düşünce ve sezgi mahsulü deyişlerdir. şiiriyeti olan türküler başka. makam fikrine ve fasıl tertibine dayalı bir musikidir. yüreklendirmek. ama tutku ve öfke halk diliyle ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . oyanmadı. tasvirin bu kadar güzeli çok etkilemiştir beni. estetiğini. Türk müziğinin kuramını. Kayabaşı ya da hoyrat denilen yüksekhavalar ise aşk dolu çılgın gönüllerin içli haykırışlarıdır. bir olaya dayalı türküler başka yönlerden etkiler beni. Türk halk müziği içerisinde çok ayrı bir yerde duruyor. Burada kaynayıp coşan müzik kültürünün Azerbaycan. İstanbul’da okunan gazellerle biçim ve tavır bakımından hiçbir ilgisi olmayan. Elazığ’ın şu dörtlüğü bende derin hayaller uyandırır: Gülde seni Kokladım gülde seni Gözlerin menevşedir Yanağın gül deseni Sevginin bu kadar zarifi. folkloru bilmeyen ve halk müziğini tanımayan insanlar söylerler ancak. Türkülerin nasıl yakıldığını. Harput türkülerinde bolca dile getirilmiştir. taa Artukoğulları ve Uzun Hasan’ın Harput’taki saraylarında çalındığı ve Horasan erlerinden miras kaldığı söylenen. taa Artukoğulları ve Uzun Hasan’ın Harput’taki saraylarında çalındığı ve Horasan erlerinden miras kaldığı söylenen. nasıl değiştiğini bilmeyenlerin sarf edeceği bir sözlerdir bunlar. Olur mu öyle şey! Bunu. onun duygu ve düşünce dünyasına seslenerek onda güzel hayallerin uyanmasını sağlamak.1 0 45 . Hele Fransızca olan desen sözcüğü ile yapılan cinas. Urfa ve Kerkük yörelerinde ufak farklarla aynı olduğunu da belirtmeliyim… Her türkünün bir hikâyesi var mıdır? Ne kadar yaygın bir yanlışlıktır bu. Hangi türküler sizi daha çok etkiliyor? Türküleri pek ayırt etmem. Harput musikisi üzerine düşüncelerinizi alabilir miyiz? Mahallî kültürün. Harput musikisi bir ibadet musikisidir. harekete geçirmek değil midir? Harput musikisi.

Türkülerimizin ezgi ve ritm yönünden analizi yapılmamış. kalıpları. Ayrıca sayarsam derginizin sayfaları yetmez. aydınlattınız. Çalgılarımız evrensel anlamda etüt edilmemiş. Bunları bir kez daha dile getirme fırsatı verdiğiniz için ben teşekkür ederim. Bugün 6000’e ulaşmış durumda. Çok sevdiğim bir zeybek havasıdır… Bir Harput türküsünden iki dize: Lütfü geçsin telgırafın başına Bir tel çeksin Yemen’de gardaşıma… Bu iki dize beni alır götürür ta ki gözlerim doluncaya kadar. rumuzlar. çalma tekniklerimizin zenginliği ortaya konulmamış. yörenin karakteristik motifleri. Halk ezgileri özgün oldukları kadar özgürdürler de. yanlışlıklar düzeltilir. Yeter ki okumak istesin.ancak bu kadar güzel vurgulanabilir. karar sesinde değil de özelliğini taşıdığı bir makamın ya da çeşninin üç. dört veya beşinci derecesinde karar kılan türkülerimiz vardır. O kadar çok problem var ki. Belli bir eser alınır. üniversitelerin ve araştırmacıların katkılarını değerlendirebilir misiniz bu anlamda? Güzel sesleriyle ezgilerimizi icra eden birkaç solist dışında TRT’nin türküler üzerinde olumsuz yönde katkılarından söz edebiliriz ancak. Konservatuarların hâli ise yürekler acısı. kelime hazinesi (unutulmuş veya unutulmaya yüz tutmuş yabancı ve yerel sözcükler). Dergimiz adına çok çok teşekkür ediyoruz. Türkülerimizin büyük bir bölümünde söz yanlışlıkları var. Popüler sanatçılar içinde ise İbrahim Tatlıses. Üç dört ses içinde dolaşan. Türkü denemeyecek saçma sapan şeyleri repertuvarlarına ‘halk müziği’ diye almışlar. Ancak mahallî havaları orijinal ağızla söyleyen sanatçıları ve bir de mahallî ağızla değil de eğitilmiş bir üslupla türküyü eğmeden bükmeden adam gibi okuyan sanatçıları çok beğenirim. Türküler üzerine yapılan akademik araştırmaların nitelik ve niceliği hakkında neler düşünüyorsunuz? Yeterli mi sizce? Ne yazık ki yeterli bulamıyorum. Bunlar bir makam özelliği taşımazlarsa da kulakta bir çeşni (basit dörtlü beşliler) etkisi bırakırlar. Daha neler neler… TRT’nin. üstelik yanlış bilineni tekrardan başka bir şey yapıldığı yok. mecazlar. motifler ve arka planları… Bunun gibi Elazığ türküleri ele alınabilir: Doğru ve geniş metinler. yöresel karakteristikler tespit edilmemiş. Örnek Olarak Âşık Veyse’lin deyişleri: Veysel’de geçen kelimeler. Bir de duyanlar: “Bunlar da kim?” derler. ezgilerin metrik yapısı incelenebilir. sanatçılar bunun farkına varmadan okuyorlar. Türküler üzerine nasıl çalışmalar yapılabilir? Türkülerin sözleri üzerinde dil ve anlatım çalışmaları yapılmalıdır.1 0 46 . Bilineni. kültürümüze ihanettir. Devlet Türk Halk Müziği Korosu ve TRT radyoları sanatçıları en çok beğendiğim sanatçılardır. Hele usta bir ağızdan dinleyeceğim Rasih’in şu gazeli: ne Süzme çeşmin gelmesin müjgân müjgân üstü- Vurma zahm-ı sineme peykân peykân üstüne… tadına varılmaz bir müzik ziyafetidir.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . edisyon kritiği yapılır. Bizden sonra Anadolu insanına aniden ilham geldi galiba. bunları tasnif etmek gerekir. kişiler vb… Müzik açısından ise yöre yöre türkülerin dizileri. Bir defa bu. Sayın Hocam. halka hakaret. Ben Müzik Dairesi Halk Müziği Müdürlüğünden ayrıldığımda (Haziran 1986) TRT repertuvarında 1750 civarında ezgi vardı. hem bizi hem de türkü sevdalılarını bilgilendirdiniz. Bunların bir kısmı makamla ifade edilemese bile çeşnilerle izah edilmelidir. Bundan nemalananlar var tabii. Daha ciddi bir terminoloji birliğimiz yok. çatıları. eksikler tamir edilir ve sonra dil ve anlatım özelliklerini ortaya koyan bir sözlük meydana getirilir. Türkü yorumlamalarını beğendiğiniz birkaç isim arz etseniz… İsim vermemin doğru olmayacağını düşünüyorum. Hâsılı daha çok işimiz var.

fevkalade zengindirler. toplumsal romanıdır halkımızın ve parmak izidir. Başkalarının ne düşüneceğini çok fazla umursamayan. Halkımızın parmak izi ve ortak kimlik belgemizdir. manevi coğrafyamızın sınır taşlarıdır. Ulusal yaşanmışlığımızın alüvyonlarını taşıdıklarından. Her biri. Türküler genellikle toplumu sarsan önemli bir olay ve büyük bir heyecan dalgası sonunda doğarlar. “Türkü Baba” olarak ünlendiniz. hayallerini esere dönüştürebilmiş ve üretebilmiş olan insanlardır. işte bu tarihsel ve kültürel serüvenin sahibi duygusal bir halktan almaktadırlar. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . “Türk” sözcüğüne Arapça “î” ilgi ekinin eklenmesiyle oluşmuştur. Türkü denince hangi çağrışımlar canlanıyor zihninizde? “Türkî” sözünden gelen ve Türkçe söylenen şiir anlamı taşıyan “türkü” terimi. KEMAL BATMAZ Türküler nedir ve duyarlıkları nerden kaynaklanmaktadır? Türküler. Ancak zamanla. türkü- Zirveyi hak edenler. 16.1 0 47 . yaşadığı toplumsal çevreden aldığı tesirler ve onun yaratıcılık düzeyi ile doğru orantılı biçimde hayata geçer. yüzyılda ve Doğu Türkistan’da kullanılmıştır. “Türk’e özgü” demektir ve halk ağzında -zamanla. Türkülerin.FATİH KISAPARMAK ile türkü üzerine Sanatçının bilincindeki tasarım. yüzyılda ve “Öksüz Dede” imzasıyla rastlamaktayız. Bu nedenle de. Kültürel genetiğimizin şifresidir türküler. Duyarlıklarını.“türkü”ye dönüşmüştür. sosyal romanıdır insanımızın. ilk kez 15. birtakım endişelere boğdurmayan kişilerdir zirveyi hak edenler. başlangıçta sahibi bellidir. yani alt ve üst bilincindeki taslak. Hece vezni ile söylenmiş türkülerin Anadolu’daki ilk örneğine ise. Türkü terimi. yani yeteneklerini ve üretkenliklerini.

bir başka deyişle anarşizmden arınmış ve hayatın dengelerini keşfetmiş insanların harcı vardır uygarlık anıtında.” Türkülerin çağdaş yorumlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu alanda. o aynayı karartan etkenlerin başında yer alır. İstikrarın ve dengenin sahibi. birtakım endişelere boğdurmayan kişilerdir zirveyi hak edenler. Çünkü gerçek sanat. Hatanın cezası. bu çok önemli müzisyenlerin -felsefe terimiyle konuşursak. yaşam hayhuyu içinde pek de farkına varamadığı. edebiyatı yetim kalır. inançla ve çabayla düşlediklerimizdir. işte bunu başarabildikleri. dilediklerince türkü söyleyebilmelidir. tövbe ise öğrenmeyi öğretir. Örneğin Barış Manço. tahlil eder ve yansıtır. Bu ise. hem ulusal ve hem de insan kardeşliği ideali nedeniyle evrensel bir değere sahip. ideaların tasviridir. Bir zamanlar. farklı coğrafyalara yayılır ve çeşitlemeleri ortaya çıkar. Varsa yozlaşma. yaşadığı toplumsal çevreden aldığı tesirler ve onun yaratıcılık düzeyi ile doğru orantılı biçimde hayata geçer. Tersinden bakarsak. Hayatı. Yaşamı sorgular. sağduyulu geniş halk kitleleridir. halkın büyük eleğinden ve süzgecinden zaten geçemez. İsimlerini andığım üç değerli müzik sanatçımız. Erkan Oğur ve Tuluyhan Uğurlu aklıma ilk gelenler. Türkçe olimpiyatları’ndaki türküler hakkında görüşleriniz? Tarihsel önem taşıyan müthiş bir olay ve gerçekten bir büyük organizasyondan söz açıyorsunuz. Toraygırov da diyor ki. Hepimiz hata yapabiliriz. Gerçekleştirdiklerimiz. görgü ve deneyimi çok olanın. Olduğum gibi gö- ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Hayallerimiz nedir sizce? Hayallerimiz. birbirlerinden ayrılmaz ve kaçınılmaz yükümlülüklerdir. Halk müziğimizde bir yozlaşma var mı? Denizler dalgalanmadan durulmazmış. tekrar söyleyeyim yozlaştırmıyorlarsa. Nitekim kopyalar gelip geçmiş. Halkımıza ve topraklarımıza ait “şey”lerin. en azından hayalperest ve ütopyacı gözüyle bakılmıştır tarihte. Şaşmayan tek terazi vicdandır. Verimli olmakla evrimli olmak el ele büyür. Elbette bu. Kalabalık yığınların. Aynı çağda yaşamaktan mutluluk duyduğunuz müzik sanatçıları var mı? Aynı çağda yaşamaktan veya tanışmaktan öte dostum olmalarıyla büyük onur ve kıvanç duyduğum birçok müzik sanatçımız var. endişe. kişiliğimizin sınırlarını da çizer aslında. güzelliği kaybolur. insanı. Güzelliği kaybolursa da. mutlu olur. adını bile telaffuzda zorlandığımız genç insanlarca bize sunuluyor olması. önüne koyduklarımızı yansıtan bir aynadır. Zirveyi hak edenler. büyüleyici düzeyde orijinal eserler üretmiştir. Eğitim.nün asıl sahibi unutulur ve eser kuşaktan kuşağa aktarılırken anonimleşir. Çünkü bu kişiler. onu telafi ettirmektir. hata yapma olasılığı azalır. yani yeteneklerini ve üretkenliklerini. onurlu ve saygın duruşlarıyla örnek olabilmişlerdir. gazetelerin ise büyük boy tabloide dönüştürülmeye çalışıldığı bir süreçte. Hayal ettiğimiz ve onlara inandığımız kadarını gerçekleştirebiliriz. Kendinizi sorgular. farkına varsa bile etkili bir şekilde ifade edemediği şeyleri aksettirir. Bilelim ki hayat. toplumu ve doğayı. hayallerini esere dönüştürebilmiş ve üretebilmiş olan insanlardır. Sanatçının bilincindeki tasarım. yan yana yürür o kişilerin yaşam serüvenlerinde. Bilgi. sınırsızlık olarak anlaşılmamalıdır. Halkla ilişkilerinizi nasıl programlıyorsunuz? Özel bir çaba harcamadım. Beyin ve gönül özgürlüğümüz. Vicdanını mutlu eden. bu ülkenin sigortası ve omurgasıdır. hatta yargılar mısınız? Elbette. Her türlü aşırılıktan. cansız kalır. mutsuz olur. Böylece. gerginlik ve nefret ise. kâh sürrealist kâh metafizik ölçülerde anlatır gerçek sanat. Korku.1 0 48 . yozlaştırmayan her yeniliği desteklerim. yani alt ve üst bilincindeki taslak. Merak etmeyin. İnsanlığın meşalesi sayılan kişilere. “gençlik türkü söylemiyor” diye yakınmıyor muyduk? Şimdi gençler. içimizdeki histir. Sizce türkü dinleyicisi kimdir? Türkü dinleyicisi. öğrenim ve evrim.“idea”ların bizzat kendisini yansıtabilen eserleri şimdiden klasikleşmiştir. Sosyal olaylarda telaşa ve paranoyalara yer yoktur. İnsanı gerçekten yargılayabilen yargıç da odur. Televizyonların dijital afyona. reyting ya da tiraj kaygısıyla popüler kültürün gereklerine ve beklentilerine uygun olan işler yapmadıkları için önemlidir. Başkalarının ne düşüneceğini çok fazla umursamayan. Hatanın getirdiği pişmanlık tövbeyi. vicdanını mutsuz eden. sanatla felsefenin temel kesişim noktasıdır. “Halk türküsüz kalırsa. özgürlüğümüz ve benliğimizdir. Oysaki hayallerimizi fısıldayan ses.

gündemi korumak değil. benimdir. İnsanlarımızın bize gösterdiği sevgi ve ilgiyi hak etmeliyiz. ‘Tamamen ben yaptım’ diyebileceğim hiçbir şey yok. Söylenmemeli. Samimi ve doğal davrandım. o hiç istemediğimiz kutuplaşmalar meydana geliyor. Şöhret ve ego arasındaki ilişkiyi nasıl yorumlarsınız? Bu konuya bakarken.. Bu anlamda ciddi endişelerim var. halk bunu çok geçmeden fark ederdi. ekip olabilmenin vazgeçilmezliğine inanırım. Özel hayat işportacılığı yapan malum medyadan uzak durdum. Paylaşımı son derecede önemserim. Hem eskidir hem de yeni. yeni olsaydı eskimeye mahkûm olurdu. Elbette.. Ucuz popülizmden uzak durdum. Benim işim destelerle değil. ne olacağım diye hayaller kurmadan önce. Ama benim verebileceklerimin en iyisini sundum. Beğenmediğiniz ne varsa. Yıllardan beri nasıl başarılı kalabildiğinizi anlatır mısınız? Beni halkımın sevgisine layık gören Allah’a. yeni bir gündem oluşturmaktır. İster çarkçılık ister kamarotluk. en geniş ortak paydayı ve en düşük seviyeyi esas alan birtakım medya gölge etmesin. önce sizi sevecek ve benimseyecek. hoşgörünün ve uzlaşının değerini iyi biliriz. aslında dışı yaldızlı birer balon olduğuna inandım. Bize göre en büyük intikam affetmektir ve iyilik kaçınılmazdır. her mevsimin çiçeği ve zamanüstü olabilendir. her nefeste şükrediyorum. hem de görevimizdir. Fakat ülkemiz insanlarını gerçekten çok sevdim. Dünya adlı bu gemide tesadüfen bulunmuyorduk. Tasarlanmış imajların. Sabırlı ve gayretli olmaktan başka çare yok. Çünkü onu kendinden bildi. bestelerle. ne zaman durulur sizce? İnsanlar arasındaki sevgi. Fakat en az o kadar da güçlü ümitler besliyorum. Bizim halkımız. Size. Saygılı ve ölçülü davranmama rağmen. Bunları gerçekleştirirken de. her şeyin en iyisini verememiş olabilirim. Çünkü şöhret. Reklam edilmek değil. Haddimizi bilmek ve tertemiz kalabilmek hem sorumluluğumuz.ründüm. Ben. sesinden ve bestelerinden önce. Barışın. Eğer öyle olmasaydı. Siz beni tanımadan önce de ben sizi tanıyor ve çok seviyordum. Yeter ki. Fatih Kısaparmak’ı sevdi ve kabul etti. Kanaat gibi zenginlik olmadığını savunageldim. Sanırım Türkiye. Önemli olan. servet ve kudret. Yapıtlarımda neyi beğeniyorsanız. Her türlü yozluk ve seviyesizlikten uzak tutmaya çalıştım kendimi. O. Tekâmül denilen şey. kilim olmamı istemişti.. Doğallık. fark edilmek önemlidir. Gerçek sanat eseri nedir sizce? Gerçek sanat eseri ne eskidir ne de yeni. vazgeçilmez yol işaretlerimiz olmalı. Onu mazbut aile yaşamıyla kalbine koydu. dürüstlük ve alçakgönüllülük. risk yönetimi kavramıyla çok yakından bağlantılı. kalıcı ve üst değerler uğruna çaba harcamalı. Egomu alabildiğince dizginlemeye çalışır ve takım kurabilmenin.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . ayrıcalık olduğu kadar birer illüzyondur aslında. mutlaka bir görevi yerine getirmiş oluyorduk. Şöhret zehirli baldır. gökkuşağı misali tüm renkleri kimliğimizde kaynaştırmayı bilmeliyiz. Eski olsaydı ölmeye. siz hangi işi yaparsanız yapın. Kişisel ve bireysel anlamda beklentisiz çalışırım. Bir sanatçı olarak “derd”iniz var mı? Olmaz mı? Benim derdim. önce sizi. Sanat. üretkenliğimi ve yürek doğurganlığımı bileğlerim. Onlara sevgimi gösterirken de dürüsttüm. Anadolu. evvela olmamam gerekenleri belirlemeyi daha doğru bulurum. tereyağının reklama ihtiyacı yoktur. halk dalkavukluğu da yapmadım. yavaş yavaş gerçekleşen bir süreç. Sürekli olarak büyük pencereden bakmalı. Oysa el ele ve emel emele olmalarında sayısız yarar bulunan insanlar. yepyeni Rönesansları mayalayacak güce sahiptir. ne olmayacağım diye uzun uzun düşünüp. Ortak paydalarımızın ortak faydalarımız olduğunu haykırmalıyız. ülkemizin değerler sistemine bir artı değer daha katabilmek ve halkımızın mayasına karışabilmek. sahicilik. Gerçekten de öyleydi. Hele biz. Şöhret yönetimi. Başka yağların reklamı yapılsa da. sadelik ve samimiyette bulmalıyız. Kültürümüzün kök hücresi saydığım değerlerle yeni bir uygarlık projesi üretilebileceğine inanıyorum. Yaşadığımız sosyal çalkantı. hayatla mutlaka kesişmeli. Oysa insan. ağır ağır. hoşgörü ve anlayış köprüleri yıkılınca. Biz tereyağı gibiyiz. büyük fotoğrafı ıskalamamalıyız. benim her fırsatta vurguladığım. ne yaparsak yapalım. onun lütfüyledir ve Anadolu’ma aittir. çatışma ve kriz kültürüyle yetişmiş sancılı bir kuşaktanız. gücünü bilmekten öte haddini bilmek formülünü göz ardı etmemeli. ben de gidip gönlümü sermiştim.1 0 49 . söylemeliyiz. büyük hayaller üretmekten ve onları gerçekleştirecek girişim ve faaliyetlerden de asla uzak durmam. Çünkü insanlar hayatı tercih eder. Sürekli bir metafizik gerilim içinde bulunarak.. Mükemmelliği.

aynı zamanda Elazığlıları da garip bir biçimde kendiliğinden birbirlerine benzetir. Bu kimliği görünür kılan değerlerin başında şüphesiz Harput’un kadim sakinleri ile onların ruh ve hançeresinde yoğrulup soylu bir vakar içinde söylenerek bugünlere taşınan türküler gelir. Mamurat-ül Aziz. bugünkü şehir kimliğini oluşturan nice zenginliklerle doludur. türkü ortak paydası üzerinden. Elaziz. diğer şehirlerimize göre daha şanslı olduklarını düşünüyorum. Bir şehre asıl kimlik ve kişilik kazandıran bu türküler. diğer taraftan da farkında olmadan şehrin anonim rengi ile boyanırlar. bir taraftan şehri kendi özgün renkleriyle boyarken.BAYRAM BİLGE TOKEL* azı şehirlerimizin. insanlarına benzeyen şehirler ortaya çıkar. sadece konuşmaları değil. Elazık ve sonunda Elazığ’da karar kılan macerası. İşte bundan dolayıdır ki. Bana öyle geliyor ki.1 0 50 . Elazığ bu şehirlerimizden biridir ve onun Harput. şehirde de Elazığlıya benzeyen bir hâl vardır sanki.com B Elazığ meşk gecelerinden bir görünüm ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Bu durum. ancak dışarıdan dikkatlice bakanların görebilecekleri tarzda şehrine benzeyen insanlarla. jest ve mi* bayrambilgetokel@gmail. tarihin derinliklerinden tevarüs ettikleri ortak kültürel değerleri Anadolu’ya yerleştikten sonraki süreçte işleyip geliştirerek kendilerine has bir kimlik oluşturmak konusunda. her Elazığlıda şehrine benzeyen bir şeyler olduğu kadar. Böylece.

. bilmiyorum. Harput’un başına her kar yağanda ince yüzlü bir Harputlu. o şehrin “köhne” mahallelerinden yükselen kadim türkülerine bakmak gerek: Mezire’den çıkarak ince bir baş ağrısı ile yürüyen genellikle uzun yüzlü.. avludaki taşın üzerinde her sabahki tahtına kurulmuş “Günaydın” programına gelen istek türküleri yayınlayan ‘pilipis’ marka radyo.. Çocuktum. Elazığ’ın. kendileri türkülerine benzeyen insanların şehri. mahallî havalarını. Elazığ Nire…” ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . açılır açılmaz yüzünüze divanların. Çayda çıraların. aslında büyük sır. Tabii. hoyratların. diğer bazı şehirlerimiz gibi. kardeşim Palulu Zekeriya Karadayı’yı tanıyıncaya kadar. sanki ebemden duymuşçasına aynı türküyü çalmasın mı… Türkünün sözleri hemen hemen aynıydı fakat radyodaki ses ebemden oldukça farklı okuyordu. “Yozgat Nire. bir daha silinmemek üzere zihnime kazınmıştı. yüksek minarelerde kandillerin yandığı Elaziz. kadim dostum. biraz iri burunlu ve hafif kambur bu insanlar. divane bülbüle niçin feryat ettiğini sormadan edemeyen âşık insanlar diyarıdır hep muhayyilemde. lirik.. kısacası ‘Harput Musikisi’ni ve bu musiki ile yoğrulmuş has bir Elazizliyi yakından tanımam gerekirmiş. İlk defa lise edebiyat kitaplarında karşılaştığımız ve manalarını hiç bir zaman tam olarak anlayamadığımız aruzla yazılmış şiirlere çok benzeyen güfteleri terennüm eden Elazığ havalarını da ilk olarak yine bu dostun.. Şehir ve insan arasındaki bu hem gizli hem açık ilişkinin farklı bir yönünü. Cahit Külebi şu dizelerle anlatır: Savaştepe köprüsünden geçen trenler Sel olur İzmir’e akar İzmir’in denizi kız. Kendi tabiriyle “dünya kurulalı beri” ataları gibi Bozoklu bir Türkmen olarak Yozgat’ın bu dağ köyünde yaşayan ebemin bu türküsü Elazığ’da da söyleniyordu ve demek ki yalnızca Diyarbakır ile Elazığ arasında değil. pek de güzel olmayan ama bütün sihrini Ela- İnsan Türküsüne Böyle mi Benzer. hatta yürüyüş tarzları bile “Elazizce” olan insanların şehridir Elazığ. Ama bu Artukoğulları’ndan veya daha öncesinden mi. kadife gibi yumuşak. duygulu türkü ve hoyratlarını. genel anlamda türkü dediğimiz halk şarkılarında gizli. benim kendisini dinlediğimden habersiz. fakat bu sefer ebemin söylediğine daha çok benzeyen bir başka varyantını radyodan “Elazığ türküsü” anonsuyla duyduğum gün artık “Elazığ”. Bir şehrin ve ‘hemşehirli’lerin kendilerine özgü kimlik ve kişilikleri konusunda sağlam ve tutarlı bir fikir edinmek için. ta lise yıllarına gelinceye.mikleri.1 0 51 . bir kuşluk vaktiydi ve rahmetli ebem Yozgat’ın bir dağ köyündeki evimizin avlusunda yayık yayarken. Elazığ’ın hemen her biri bir türkü klasiği olan yöresel ezgilerini. O zaman anladım ki. mayaların. İlhanlılar. çünkü Elazığ da. olmalıydı. Osmanlılar ya da daha büyük bir ihtimalle Dulkadirliler döneminden kalma bir akrabalık mı idi. daha sonra Diyarbakır yöresine ait olduğunu öğrendiğim bir türkünün aydınlık penceresinden girerek tanıdım. hep “bir şûh-i sitemkâr”ın derdiyle yaşarlar sanki öyle mahzun ve masumdurlar. bir Ermeni kızına söylenen o en güzel sevda türküsü “Ahçik” yankılanır Harput’un yüksek konaklarındaki kürsübaşı meclislerinde. hem deniz kokar Bütün bunların farkına varmam için. Selçuklular. hâlâ. İlk defa ebemin o ihtiyar sesinden duyduğum için olsa gerek çok etkisinde kaldığım ve unutamadığım bu güzel türküyü günün birinde. türküleri kendilerine. bütün bunları o gün için anlamam ve yorumlamam elbette mümkün değildi. kızı deniz Sokakları hem kız.. biraz sonra. Ben Elazığ’ı bundan yıllarca önce. Kayabaşı’ndaki Hafo’nun evinde sanki durmadan Necibe’nin güzelliğine tarih düşer gibi gelir nedense… Bâd-ı sabânın güzellerin zülfünü dağıttığı her Harput seherinde.. içli ve hafif titrek sesiyle. Tesadüf bu ya. elezberlerin ve koşmaların ılık rüzgârları esen ışıklarla dolu kapısından içeriye bu dostun kılavuzluğunda girdim. kendi kendine o türküyü söylüyordu: Odasına vardım kahve pişirir Kınalı parmaklar fincan devşirir O yâri görenler aklın şaşırır Ya bir mektup yolla ya bir bergüzar Gözlerim üstünde vermem intizar.. oturup kalkışları. bu iki şehrimizle Yozgat arasında da bir yakınlık bir akrabalık vardı.

zenginlik ve derinlik kazandırırdı. müziği ve insanıyla bu şehrimizi daha yakından tanımama büyük katkı sağlayan eserler oldu. has bir Yozgatlı olarak Elazığlılar adına demeye çekiniyorum ama Harput adına çok sevindim. Fakat bütün bunlara rağmen. türkü ortak paydası üzerinden. Sağlam bir Türk ve Müslüman mayası ile yoğrulmuş. diğer taraftan da farkında olmadan şehrin anonim rengi ile boyanırlar. “Bu beş şehirden biri keşke Yozgat olsaydı” dediğimi iyi hatırlıyorum. Sıtkı Demirci gibi eski ustaları. Tahir Abacı’nın Harput/Elazığ Türküleri adlı denemesi. ancak dışarıdan dikkatlice bakanların görebilecekleri tarzda şehrine benzeyen insanlarla. insanlarına benzeyen şehirler ortaya çıkar. Fuzuli’nin “Âh eylediğim servi hırâmının içündür/ Kan ağladığım gonca-i handânın içündür” beytiyle başlayan gazeline benzer daha pek çok gazelin Harput musiki fasıllarının ve geleneksel kürsübaşı meclislerinin vazgeçilmez repertuvarı arasında yer aldığından haberdar mıydı. Böylece. Sonraki yıllarda İshak Sunguroğlu’nun “Harput Yollarında” ve Fikret Memişoğlu’nun Harput Âhengi adlı eserleri geçti elime. Değirmen Sabah Ezanında Elezber Okunur mu? ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .Önal Mengüşoğlu’nun Yerler Mühürlendi adlı romanları ile yine Mengüşoğlu’nun Harput Şehrengizi’ni okuyunca. Diyarbakır. dönemin en popüler mahallî sanatçısı Enver ağabeyin (Demirbağ) bile yorumundan habersiz o türküleri sevmek. sanatsal. Derken daha sonra Şemsettin Ünlü’nün Yukarışehir ve M. Urfa. Bunlara ilave olarak daha sonra merhum Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu ve Ahmet Kabaklı Hoca’nın şiir ve yazıları. herhâlde Harput havalarının sahip olduğu yüksek sanat değerinin gücüyle izah edilebilir. Türk halk ve klasik müzik geleneğimizin üst seviyede sentezi olan eserlerin en çarpıcı örneklerini Harput musiki geleneğinde görüyoruz. Bırakın Hafız Osman Öge. Ali Akbaş’ın Harput Güzellemesi. Diyarbakır’da askerliğini yapan Sadettin Kaynak’ın uzaktan da olsa az çok tanıma imkânı bulduğu ve bir daha da tesirinden kurtulamadığı “Harput Âhengi”nin tüm güzelliği. Bu Dere Baştan Başa. Kim bilir belki de Hâfız Osman Öge’nin Bülbülüm Bağ Gezerim. Salih Turhan’ın yöre türkülerinin notalarını bir araya topladığı derlemesi ve nihayet Savaş Ekici’nin Harput-Elazığ müzik repertuvarını kültürel. teknik ve estetik yönleriyle tahlil ve analiz ettiği Elazığ-Harput Müziği adlı kapsamlı çalışması. bu birikime kim bilir ne büyük vuzuh. bir Yozgatlı olarak. inceliği ve zenginliği ile yaşandığı yıllardı. Kerkük musikileriyle de anlamlı ve derin akrabalık ihtiva eden bu yüksek musiki geleneğini eğer Tanpınar yakından tanımış olsaydı. Harputsuz ‘Beş Şehir’ Ayrıca Elazığ o yıllarda. bir taraftan şehri kendi özgün renkleriyle boyarken. masum bir mensubiyet duygusu ile. hazzı aldığımı söyleyemem.Bir şehre asıl kimlik ve kişilik kazandıran bu türküler. kültürü. Bunları zevkle ve istifade ederek okudum fakat Tanpınar’ın Beş Şehir’inden aldığım tadı. bunu Elazığ’ın sanki daha çok hak ettiğini düşünmeye başladım.1 0 52 . zığlılık ruhundan ve heyecanından alan sesinden dinlediğimi itiraf etmeliyim. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir’ini ilk okuduğumda. doğusunu söylemek gerekirse yine de Beş Şehir yazarının Elazığ’ı yazmamış olmasına hayıflanmaktan kendimi alamadım. Fakat doğrusunu söylemek gerekirse Elazığ’ı tanıdıkça. Çünkü Tanpınar’ın “mahallî klasik” dediği. bilmiyorum.

o da şudur: Elazığlılar kendi türkülerini söyleyen yadırgı’ları kolay kolay beğenmezler ve onlarda mutlaka bir eksiklik veya yanlışlık bulmak eğilimindedirler genellikle. ‘Acele etmeyin. sonunu bekleyelim’ diyerek durup dinlemiş. Mukayeseli olanından vazgeçtik.bugüne kadar ciddi müzik ve sanat çevrelerince dahi fark edilmemiş olmasını nasıl izah etmeli. Elazığ musiki meşklerinde sık sık Kaynak’ın bestelerinin yer almasının sebebi de bu akrabalıktan kaynaklanır elbet. artık oturmuş ve belli standartlara kavuşmuş bir üslup oluştuğu için. özellikle de Elazığ türkü ve havalarının tesiri öylesine güçlüdür ki.■ Herkes Kendi Türküsünü Söylesin O günleri hayal ettikçe. bir kısım bestelerine sanki bazı Elazığ türkülerinin üsluba çekilmiş hâli ya da bir tür varyantı diyebilirsiniz. cemaatin sağdan soldan camiye geldiği sularda birdenbire Elezber’e geçmiş ve halk manilerinden birini söyleyerek hoyrat okumaya başlamış.. Oysa Saadettin Kaynak’ın bestelerindeki türkü etkisi. saygıyla karşılanmalıdır. bu eşsiz güzellikleri bugün hâlâ bizlere yaşatarak bu tür yazıların yazılmasına vesile olan Enver Demirbağ’dan Erkan Oğur’a.. Yel Eser Kum Savrulur gibi her biri gerçekten birer türkü klasiği olan eserleri taş plaklara yeni okumaya başladığı yıllardı.. Bunun anlamı. Kim Büyüttü Böyle Bîperva Seni. “Benim türküm en çok benim ağzıma yakışır” demektir ki. bugüne kadar Kaynak bestelerinin türkülerimizle ve türkü formuyla olan akrabalığına dair ciddi bir tahlile ben rastlamadım. Bu kısa yazı çerçevesinde belki daha çok işaret etmekle yetindiğimiz o zengin Harput-Elazığ musiki geleneğini günümüze taşıyan geçmiş ses ve saz ustalarını rahmetle anıyor. yatı” geleneğimiz dahi olmadığı için bugüne kadar her bestekâr gibi. Lokman Tasalı’dan Adnan Çilesiz’e.Sala Benzer. İlk bakışta kendini beğenmişlik gibi görünen bu yaklaşımı. Namaza gelmekte olan Büyük Beyzâde Hacı Ali Efendi’ye yaklaşanlar. Elazığ hoyratlarının ve Diyarbakır mayalarının yanık nağmelerini hissettikçe istesem de başka türlü düşünemem zaten. Kar mı Yağmış Şu Harput’un Başına.1 0 53 . ‘Perili Hafız’ın bu yaptığı küfürdür’ diye şekvacı olmuşlar. Mesela radyolarımızda bazen Kaynak’ın bir şarkısı olarak söylenen Bülbülüm Bağ Gezerim adlı eserin anonim bir Elazığ türküsü olduğunu ehli elbet bilir. Çünkü Klasik Türk Musikisi geleneğine mensup yirminci asırda yetişmiş en büyük bestekârlarımızdan olan Saadettin Kaynak’ın bestelerinde Harput Musikisinin tesiri çok açık hissedilir. Sinemde Bir Tutuşmuş. ‘Bu vecd hâlidir. vebal değil belki de sevap işlemiş oldu’ diyerek şikâyete hak vermemiş”. Müezzinin Elezber denilen yüksek havayı bitirdikten sonra tekrar Naat’a devam ettiğini görünce yanındakilere dönerek. yani otantiğine benzemeyen icrayı hemen dışlarlar. bilmiyorum. taklidî olanı ya da kendilerine. Sadettin Kaynak’ın bestelerindeki o bariz ve karakteristik Harput Âhengi’ni. Kaynak’ın eserlerinin de edebî ve estetik bir tahlilinin yapılmadığını. Çünkü zaman içinde o yörede.Saray Hatun Camii müezzini Perili Hafız diye maruf Hacı Süleyman. Elazığ’da en karakteristik şekliyle çıkar karşımıza.. Zengin tarihi ve kültürel birikimden beslenen köklü musiki geleneğine sahip diğer bazı şehirlerimizde karşılaştığımız bir durum. Böyle düşünmemi gerektirecek hiçbir müşahhas bilgi ve belgeye sahip olmamakla beraber. Fakat Beyzâde Hoca. sabah ezanından evvel Naat okurken. belli bir üslup ve tavrın hâkim olduğu güçlü mahallî müziğe sahip hemen her yerde görmek mümkün. edebî şöhretinin Harput’la sınırlı kalmasına hep hayıflandığım merhum Harputlu Hacı Hayri’nin şiir ve musikideki ustalığını en iyi bilen insanlardan birinin de Sadettin Kaynak olduğu fikri takılır kafama kendiliğinden. hoş görmek gerekir. Zülfü Demirtaş’tan Hasan Öztürk’e tüm sanatçı dostları muhabbetle selamlıyorum. Nerdeyse herkesin fark edebileceği kadar bariz olan bu etkinin -bırakın varlıkları tartışılır musiki eleştirmenlerimizi. etkilendiği ve etkilediği kaynakların irdelenmediğini biliyoruz. zengin müzik geleneği olan. Gerçi “folklor musıkisi”nden istifade eden bir bestekâr olduğuna işaret edenler olmakla beraber. henüz doğrudan bir “musiki edebi- Harputlu Hacı Hayri’den Saadettin Kaynak’a ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Ve merhum Memişoğlu’nun naklettiği şu ilginç anekdot da belki tam o günlerde yaşanmıştı: “.

türküler özüm.” YUSUF DURSUN ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Hüzünlerin doruğuna çıkarım. Allı turnalara yön verir sesim. Fırat kenarında yüzer bir kayık. Aşkın çağrısıyım Çayda Çıra’da. Türkü bir ummandır. bozlak yârenim. Değmeyin a dostlar değilim ayık. Dalgalar oynaşır sineme layık. Maya yârim olur. Beşikten mezara türkü yakarım. türküler süsüm. Mumların şavkıyla erip murada. Türküyle parıldar cihanda gözüm. sazıma verdiğim sözüm: “Türkü bayrağını arşa dikerim. Türküler nakışım. Türküler mayamdır. Bin yıldır çığrılan hoyratlar benim.1 0 54 . Buram buram türkü kokar nefesim. Tarihe anamın ak sütü gibi. Gözlerim hicranla dolmayagörsün. görünmez dibi. Gözyaşı yerine türkü dökerim.TÜRKÜ BAYRAĞI Bir âşık sazını çalmayagörsün. Bir nağmeden bir nağmeye akarım. Nazlı yâr bağına türkü ekerim. Türküdür yurdumun asıl sahibi. Elezberde benliğimi görenim. Türküler. Yüreğim türküyle çevrilmiş ada. Türküyle çağlardan öte bakarım. Türkülerle Türk mührünü çakarım.

“hüzün”. Ayrıca. Muğla Üniv.ÜMRAL DEVECİ* Bir insanın beklentileri. türkülerdeki ortak zihinsel üretimlerin sırrı çözüldüğünde. mimari ve müzik gibi güzel sanatlar. faydacı bir anlayışla en çok sergilendikleri alanlardır. mutlak bir “insan gerçekliği”dir. yaşadıkları duyguları değişik yollarla dışa vururlar.. pek çok bireysel ve toplumsal duygu ile beraber “hüzün” de işlenir. * Yard. toplumsal şifreler de çözülmüş olur Türkülerde. İ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Yani. türkülerin yüzlerce yıllık geleneksel birikimi ve sosyal psikolojiyi yansıtma özellikleri vardır. her hüzün. İster ayrılık ister ölüm merkezli olsun. Dr. Fak. düşlemeleri ve kurgulamaları ile çelişen gerçeklik. Doç. resim. Bu yüzden. Fen-Ed. nsanlar.1 0 55 . söz ve müziğin birleştiği alan olan türküler. birey ile reel olgu arasındaki ilişkiyi sağlayan güçlü bir duygu köprüsü olarak. heykel. duyguları daha da zengin ifade etme alanıdır. Edebiyat. bireysel ve toplumsal ölçekte bir “arınma” (katharsis/ katarsis)dır. “hüzün”e yol açar. Bunlardan ikisinin. dışa vurumun. hem kelime olarak hem de ezgi olarak. İşlenen hüzünlerin bir kısmı ayrılık bir kısmı da ölüm merkezlidir.

çoğunlukla ana baba ve sevgiliden ayrılık konusu işlenir ve türkü metinleri. Türküyü söyleyen kişi (bilindiği gibi. Her korku ve her acıma. yanında hasret/özlem duygusunu da taşır. kıskançlık ve kahır ağırlıklı olmakla beraber. içerik olarak. ölümün yol açtığı hüzün daha derin. bir kurgulamanın sonucudur. “kanadın kırılması. mutlak bir “insan gerçekliği”dir. “kapının ardı gurbet” diyen bir kültür için. Yani. “sevinç ve mutluluk” gibi en güçlü insanî duygulardan biridir ve insan diyalektiğinin ayrılmaz bir parçasıdır. çöl. türküyü söyleyende bir “arınma” yaratarak “hafifleme” sağlar. Bu türküyü söyleyen kişi. Bu özdeşleştirme. ana baba etrafında gelişir ve gerek sözler gerekse ezgi. hüzün duygusunu yansıtır.1 0 56 . Ayrılık. ayrı düşülen kişilerin belirgin insani özelliklerinin yer aldığı metinlerdir. diğeri de dinleyen kişilerdir. Yani. daha etkileyici ve daha kalıcıdır. ayrıca tüm insanların karşılaşacakları kaçınılmaz bir gerçek olduğundan. Örneğin bir Eğin (Kemaliye) türküsünde. bir yandan. “hüzün”. katarsis’e büyük bir yer verir. Birisi ayrılık. ölenin hayattayken yaşadıklarının hatırlatılması. temelinde özlem olması dolayısıyla. bunun halk arasındaki terimi “türkü yakmak”tır. Ölen kişinin ardından söylenen ve genel adı “ağıt” olan türkülerde. trajediyi işlerken. sağ kalanın da bir gün. “Yârim İstanbul’u mesken mi tuttun?” dizesiyle başlayan Kayseri türküsü. geçici bir ayrılık olmayıp mutlak bir ayrılık olduğundan. Bunlarda. o kişilerin iyilikleri ve erdemleri dile getirilerek onlarla sözsel ve ezgisel bir özdeşleşme (identification) sağlanır. Sözlerin ve ezginin sağladığı biyo-ritm ve fiziksel etki. hüznün sevince dönüşme olasılığı da olduğundan. mut- ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . mahzun gönül” sözcükleri. Bir insanın beklentileri. bu sözcüklerin gerek anlam alanları ve gerekse işlevsel boyutu aracılığıyla hüznünü dile getirmekte ve ruhsal bir arınma yaşamaktadır. özleyen ve özlenen arasındaki duygusal bağın dile getirildiği ve böylece arınma’nın yaşandığı bir türküdür. “acıma ve korku duygularını uyandırıp ruhu tutkulardan temizlemek”tir. Ayrılık türkülerinin tamamında. ölenin özelliklerini merkeze alırken iki şeyi göz önünde bulundurur: Birisi ölen kişi. bir rastlantı değil. katarsis’in temelinde “acıma” ve “korku” vardır. İnsanlığın karşı karşıya kaldığı ve “hüzün”e yol açan iki “dış olgu” vardır. Hüzün yoğunluklu türkü metin ve ezgilerinin ortaya çıkmasına neden olan bir diğer olgu ise ölüm’dür. Türkülerde. onun olumlu ve erdemli yanlarının dile getirilmesi. düşlemeleri ve kurgulamaları ile çelişen gerçeklik. gurbet eller. kişinin içsel yansımasının göstergeleri olurken öbür yandan da ana babaya ezgisel bir göndermedir. derin izler bırakabilen bir olgudur ve her ayrılık. insanı kendisiyle yüzleştirir ve gerçek anlamda kendisiyle yüzleşebilenleri de olumsuzluktan arındırır. Hüzün. ölen ile sağ kalanlar arasındaki ortaklıklardan hareketle gerçekleştirilen bir özdeşleştirmedir.). geçici bir olgu gibi görünse de. Her hüzün. ağlamak. “hüzün”e yol açar. Ona göre trajedinin ödevi. Bunun sonucu olarak da ruh sükûnete ererek dinginleşir. Ölüm. suje gerçekliği ile reel gerçeklik arasındaki ilişkinin sorgulanmasına yol açar ve bu sorgulama insan ile “dış olgu”lar arasındaki ilişkiyi yeniden belirlemek üzere “ruhsal arınma”yı sağlar. birey ile reel olgu arasındaki ilişkiyi sağlayan güçlü bir duygu köprüsü olarak. Ağıt metinlerinde. Metindeki. bir iyimserliğin olması da duygu dengesini sağlayıcı bir unsur olarak göze çarpar.Aristoteles. denilerek gurbet-sıla arasındaki duygu ilişkisi. diğeri ise ölüm’dür.

çaresizliklerini itiraf ederek bir arınma yaşarlar. Pencereden daş geldi Ben sandım Mamoş geldi Uyan Mamoş Mamoş uyan Başımıza ne iş geldi dörtlüğüyle başlayan Elazığ türküsünde. temelde bir arınma’dır. merhamet uygarlıklarıdırlar. ölümün gerçekleşme şekline dair ifadelere yer verilerek. derin izler bırakır ve bunlarla ilgili söylenen ağıtlar da. İkisi de. temelde bir arınma’dır. insanın kendisini sorgulaması ve olumsuzluklardan arınması düşüncesini doğurur. bu tür türküler. geride kalanlara olayı yeniden yaşatır ve böylece ölümün acı gerçeği ile duyguları yeniden harekete geçirir.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Ayrılık ve ölüm. örneğin genç ölümleri. Beklenmeyen bir ölüm. Hunharca işlenen bir cinayet. Ayrıca ağıt metinleri. insanda hüzünlenmeye yol açan iki olgudur. ölenle sağ kalanlar arasında. tekrar yaşanan ölüm anının ruhlardaki yarattığı arınma’yı sağlamaktır. lak akıbet olan ölümle karşılaşacağı düşüncesini empoze etmekle beraber. toplumla yüzleşmeye yol açarak olumsuzluklardan arınmayı ve ruhun dinginleşmesini sağlar. Akdağmadeni’nden derlenen “Hastane önünde incir ağacı” türküsünde veya Keskin’den derlenen “Ham meyveyi kopardılar dalından” türküsünde. duygu yoğunluğu aşk olduğu için. Anne beni Kırkpınar’da kestiler Cepkenimi saz dalına astılar Anam babam benden umut kestiler Dalgın uykulardan uyan Ahmedim Yağlı kamalara dayan Ahmedim bendiyle başlayan Afyonkarahisar türküsünde. merhamet uygarlıklarıdırlar. insanın kendisiyle yüzleşmesini sağlayarak bir ruh arınma’sına yol açar. toplumsal vicdanda. ortak yaşanmışlıkların bir daha yaşanamayacağını duyumsatmasıyla da. duygudaşlık sağlanarak “ortak kaderi yaşama” paylaşımı sağlanır ve böylece acıya ortak olunarak bir hafifleme ve arınma sağlanmış olur. âdeta bir “toplumsal özür dileme” ile toplumsal arınma’yı sağlar. Doğu uygarlıkları. Bununla da. Ağıtlarda egemen olan beşerî özellik merhamet’tir. Bu da daha derin bir arınmaya yol açacak söylemin oluşmasına sebep olur. çaresizliğin verdiği bir söylem egemendir ve bu türküleri yakanlar. toplumsal ahlâka aykırı da olsa aşk yüzünden gerçekleşen bir öldürme. kimi zaman da pişmanlığın ifadesi olarak. metne dönüşürken beraberlerinde hüznü ve merhameti getirirler. En olumsuz koşullarda bile toplumsal vicdanı rahatlatan bir haslet olan merhamet. beklenti ile gerçek arasında daha yoğunluklu bir gerilime yol açtığı için etkisi daha derin ve kalıcıdır. En olumsuz koşullarda bile toplumsal vicdanı rahatlatan bir haslet olan merhamet.1 0 57 . Bazı ağıtlarda. söylendiğinde gerek okuyanda ve gerekse dinleyende. ölüm olayının gerçekleşme sahnesini tasvir ederek. Ezginin de katkısıyla. kendisiyle. sanki olay yeniden yaşanır ve yaşatılır. Bundaki amaç. Doğu uygarlıkları. zaman zaman çaresizliğin. yaralanmış bir toplumsal vicdanın acısı dile getirilerek bir arınma sağlanır.Ağıtlarda egemen olan beşerî özellik merhamet’tir. toplumsal ahlaka aykırı da olsa. türküyü yakan kişi.

görmek mümkündür. bir halk hikâyesi. ‘ustalık’ namını. hakikati olduğu gibi görüp söylemekten çekinmeyen ermişlerin ve cesur kimselerin söylemleridir.”(Özbek 2009) Bu sözler aslında en yalın hâliyle türkünün. * Yard. Tıpkı türküler gibi halkın dimağında yer bulmuş. Gaziantep Ü. savaşlarını. acılarını. çatışmaları ve bu yaşananların toplumsal yaşamlarında bıraktığı izleri anlatan hikâye ve türküleri ile coğrafyadan vatana geçişin ve yurt ile göç edişin Türk kültür tarihi içerisindeki en güzel örneklerinden birini oluşturmuşlardır. Fen-Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi. orada tekrar tekrar üretilerek nesillere mal olmuş pek çok halk kültürü malzemesinde Türk toplumunun tarihsel hikâyesini. Onun “Türkülerin Dili” adlı büyük çalışmasının arka kapak sayfasında şu ifadeler yer alır: “Türkülerimiz. soran. Dr. Toplumun tarihsel-kültürel yaşanmışlığının ispatı olan bu malzeme. asırların süzgecinden geçmiş bir türkü. her hâlleriyle toplumlarına benzemişler ve toplumlarını yansıtmışlardır. aşklarını vs. Türk’ün her şeyini anlattığını anlamak için yeterlidir belki ama biz bu ifadeleri biraz daha dillendirip ayrıntıları ile izaha çalışacağız.1 0 58 .. Türk insanının düşünen. Bizi anlatır asırlardır. B ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı Müdürü. seven. kişiliği. Doç. iskânları. tavrı ve aynı zamanda türküler üzerinde yapmış olduğu ilmî çalışmalarıyla da hak etmiştir. üretildikleri-yaratıldıkları toplumla birlikte yaşamış. Onlar bizim hayat hikâyelerimizdir. coğrafyasını. ekonomisini.VE SÖZLÜ TARİH İLİŞKİSİ ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER İskân türküleri RUHİ ERSOY* Barak Türkmenleri. göçleri. küsen. ağlayan kalbinin içi görülür türkülerde. üyük usta Mehmet Özbek. gülen. Çünkü söz konusu ürünler “sözlü kültür ortamının” ürünleri olup kültürün doğal akışı içerisinde. sadece türkü icrasıyla değil.

bir efsane. Toplumsal sınıflar ve nesiller arasındaki bağlantıyı dolayısıyla anlayışı sağlar. Kişilerin. siyasi yapıların ya da büyük savaşların kronolojik sıralanmasının tarihini yazmak. Yönetilen yani halk. çoğunluğu oluşturan ve o ana kadar bilinmeyen insanlar arasından seçer. ancak o toplumun her türlü kültür malzemesini okuyarak kavrayabiliriz. Sözlü tarih. geçmişi kendi algılayışı ve siyasal hedefleri doğrultusunda takdim edebilirler. masal. Bilgi ve belgeleri. Onlara geçmişi verirken geleceği kurmak için de yol gösterir. Böylece bu üretimlerden tarihî bir kaynak olarak faydalanmak mümkün hâle gelir. Bu hâdiseler resmî kayıtlara yönetenin bakış açısıyla geçmiş ve yöneten açısından haklı sebeplerle iskân edilişler çeşitli belgelere kaydedilmiştir. Bizim bu günden bakarak bu algılayış biçimlerinden herhangi birisini önceleyip diğerlerini yok sayma durumumuz olamaz. Tarihin bu tarz kayda geçirildiği ortamlarda söz konusu olayların birinci derecedeki kahramanlarının hâdiselerdeki konumu kayıt altına alınmayabilir. ne hissetmiş o da sözel bellekler vasıtasıyla sazı ve sözüyle harmanlayıp türkü yakmıştır. Oysaki bir tarihsel olayı gerçekleştiren aktörlerin sayısı birden fazladır. ayrıca bu noktada. Siyasal iktidarlar bununla da kalmayıp asayiş kaygısıyla tarihsel olayları ve buna ilişkin belge düzenini kendi yargılarını destekler mahiyette düzenleyebilirler. İşte bu türkülerin dili iskân politikalarının yönetilen tarafından bakış açısını oluşturmuştur. olayları bütün yönleriyle öğrenmeden kavramayız.1 0 59 . ilişkilerinin. 2003) Bunlardan Avşar Bozlağı olarak bilinen Dadaloğlu’nun (Görkem 2005). (Mirzaoğlu. yalnızca tarihî vesikalardan yola çıkarak amacına ulaşamaz. Söz konusu bu iskân hâdiselerinden kaynaklı icra edilen türler Barak ve Bozlak olarak bilinen türlerin içinde saklı hâdiselerle kendisini göstermektedir.” (Thompson 1999:18) Tarih ilmi uzun yüzyıllar ağırlıklı olarak egemenin meşrulaştırılması zemininde. onu anlamak isteyen bir kimse. İnsanlara tarihlerini kendi sözleriyle geri verir. Tarihi zaman akışı içerisinde insanın ve onun ürettiklerinin-tükettiklerinin. genel anlamda tarih yazıcılığının yalnızca küçük bir parçasıdır. arşivlenmesi geç döneme denk gelmektedir. olaylara kendi penceresinden bakar ve kendi gerçeğini ve haklılığını vurgular. Türk tarihinde söz konusu bu duruma örnek olarak bir kısım Türk boylarının Osmanlı Devleti döneminde Anadolu’da iskân edilişleri verilebilir. Bir toplumun tarihsel ve kültürel gerçekliğini saptamak. yaşam biçiminin. destan veya destan parçası ya da başka bir sözlü anlatı olabilir. Bu gibi durumlarda farklı toplumsal katmanların ve tarafların edebî eserlerinde ve sözlü kültürlerinde tarihî olayların sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesi olaylarla ilgili alternatif bilgi ve belgelerin bulunması mümkündür. Tarihî vesikalar uzun yüzyılların üst üste sıkıştırılmış kroki görüntüleri gibidirler. Tarihsel dönemler içerisinde iktidarlar. merkezî figürlerin etrafında kurgulanıp sunulmuştur. “Kalktı Göç Eyledi”si en meşhur olanıdır ve “ferman padişahın dağlar bizimdir” diyerek iskânı isyana dönüştüren en büyük nida olmuştur: Kalktı göç eyledi Avşar elleri Ağır ağır giden eller bizimdir Arap atlar yakın eder ırağı Yüce dağdan aşan yollar bizimdir Belimizde kılıcımız kirmani Taşı deler mızrağımın temreni Hakkımızda devlet etmiş fermanı Ferman padişahın dağlar bizimdir ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . tarihin toplumsal anlamını kökten dönüştürme aracıdır.reaya bu konuda ne düşünmüş. Hayatı tarihin içine sokar. Bu noktada karşımıza “sözlü tarih” kavramı çıkmaktadır ki bu kavram tarihin krokisini çizmektense onun içerisindeki insanın her türlü hikâyesini yakalama iddiasında olan genel yaklaşımın adıdır. sanatının. Ortak anlamları ortaya çıkararak tarihçiye ve sıradan insanlara bir zamana ve mekâna aidiyet duygusu kazandırabilir. “Sözlü tarih insanlar tarafından kurulmuş bir tarih türüdür. estetiğinin varlığı yalnızca resmî arşivlere yansımamıştır. Kahramanlarını yalnız liderler arasından değil. yazılı kaynakların arşivlenmediği dönemlerin tarihi ne olacak sorusu da karşımıza çıkmaktadır. çünkü tarihsel gerçekliği. tarihin kabul edilmiş mitlerini ve baskın yargılarını yeniden değerlendirme. Ayrıca olaylar farklı toplumsal kesimler tarafından farklı şekillerde algılanır. resmî. iktidarı merkeze alan bir nevi egemenin tarihini anlatacak biçimde düzenleyebilirler. Sosyal yapı içerisindeki her grup. Türklerin Türkistan’dan Anadolu’ya göçleri ve Anadolu’da uygulanan iskân politikaları neticesinde muhtelif yer değiştirmeleri söz konusu olmuştur. Bütün bunları biz. Kaldı ki Türk kültürünün-tarihinin yazılı kaynaklarla tanışması.

Barakların Horasan’dan seksen dört bin çadırla göçe başladıklarını öğreniyoruz. yüzyılın sonlarında Horasan’dan başlayan uzun bir göçün ardından Rakka’ya iskâna zorlanmışlardır. Tarih boyunca yaşadıkları acıları ve sevinçleri kilimlerine.Dadaloğlu’m bir gün kavga kurulur Öter tüfek davlumbazlar vurulur Nice koç yiğitler yere serilir Ölen ölür kalan sağlar bizimdir Bu türküde. geride bıraktıkları hatıralarını hâlâ yaşamakta olan zengin bir sözlü anlatı geleneği içinde biriktirmişlerdir. yüzyılda Orta Asya’dan Horasan’a gelerek burada yaşamaya başlamışlardır. Bununla birlikte Barak kelimesi Anadolu’nun pek çok yerinde köy. Bunun üzerine oymak beyleri toplanır ve Anadolu’ya göç kararı alırlar. Baraklar. Öte yandan bizim de üzerine akademik çalışmalarımızla eğildiğimiz Baraklar örneği dikkat çekicidir. Gaziantep’in hemen doğusunda Nizip’ten aşağıya Suriye bölgesine kadar uzanan bölgeye de Barak Ovası denilmektedir. yönetilenin resmî uygulamaları algılayış biçimini. türkülerin haricinde sistematik olarak bir göç’ün. aynı zamanda yaşanan olayların ve şartların resmini çekmiştir. Toplumun millî şairi. Bu dönemden itibaren Barak kelimesi bir Türkmen boyunun ismi ve bu boyla beraber Beydili. Elbeyli Türkmenlerinin yaşadığı bölgenin adı olarak kullanılmıştır. tarihsel bir olayın (iskân olayı) akışını. hem Orta Asya’dan Anadolu’ya göç hikâyelerini hem de kültürel hayatlarını söz konusu kaynaklardan ve yaşayan Barak kültüründen tespit etmek mümkündür. bucak. ova.1 0 60 . Baraklar göç süresince kendi aralarında. Ancak 16. Günümüzde bu adlandırma yöredeki tüm aşiretleri kapsayan bir isme dönüşmüştür ve Gaziantep’in bu bölgesinde yaşayan Oğuz-Türkmen aşiretleri bu genel ad altında anılmaktadır. söz konusu coğrafyayı. yöneten-yönetilen ilişkisini. bu göç sonrasında zorlandıkları iskân ve iskânlar süresince devam eden aşiret çatışmaları büyük bir canlılıkla günümüze kadar ulaşmıştır. Baraklar örmeğinde de aynı refleksi göstermiş ve Baraklar tarihî yolculukları boyunca yaşadıklarını. yayandı gençler Başımıza geldi gördüğüm düşler Düşürdüler bizi gurbet ellere Gehi konduk gehi göçtük yollarda Bilip bilmediğim gurbet ellerde Âlem dağlarında şu daz çöllerde Bizden sonra bir nam kalsın illere Toplandık aşiret geldik Culab’a ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Oğuz boylarından Bayat boyunun Dulkadirli koluna mensup bir Cerid obasıdır ve 17. yani toplumun hayat algılayışını. Horasan’dan Orta Anadolu’ya uzun ve bir o kadar da yorucu bir göç başlar. daha sonra iskânın türkülerle anlatılma hâdisesini rahatlıkla vesikalarla mukayese edip yöneten-yönetilen bakış açısını ortaya koyabileceğimiz zincir halkası gibi türkülerin mevcut olduğu bir alandır Barak Türkmen vadisi… Bir Türkmen boyu olarak Türk tarihine ışık tutan pek çok tarihî ve edebî kaynakta karşımıza çıkan Barakların. dağ ve mahalle adı olarak da kullanılmaktadır. iskân edilen Türk boyunun adını ve yaşam biçimini bulmamız mümkündür. iskâna tabi tutuldukları bölgelerde de komşu aşiretlerle uzun çatışmalara girişmişlerdir. halk hikâyelerine işleyen Türk boyları. Türk’ün binlerce yıllık göç hikâyesinden kendi payına düşeni Barak Türkmenlerinin millî şairi Dedemoğlu aşağıdaki dizelerle dile getirmiştir: Kalktık Horasan’dan eyledik sökün Düşürdüler bizi tozlu yollara Omuzda parlar uzun şifleler Aşırdılar bizi karlı dağlara Bölük bölük oldu yüklendi göçler Atlandı ihtiyar. Bu zorlu yolculuğun ve göç boyunca yaşanan acı olayların hatırası Türkmenlerin ozanları tarafından nakış nakış işlenmiş ve Barakların yıllar süren göçleri. yüzyıl sonlarında gerek kuraklık gerekse siyasi karışıklıklar nedeniyle Barak Türkmenlerinin huzuru bozulur. Barak Türkmenleri 15. estetik değerlerini temsil eden kişi tarafından dillendirilen bir türkü. türkülerine. Barakların sözlü geleneğinde yaşayan iskân türküleri ve diğer anlatılarından. (Ersoy 2003) Daha sonraki dönem içerisinde özellikle Gaziantep’in Nizip ilçesi ile Suriye bölgesindeki oymakların tamamı Barak adını almışlardır. Hem göç sırasında karşılaşılan zorluklar hem de daha sonra uygulanan iskân politikaları Barak Türkmenlerinin büyük acılar yaşamalarına sebep olmuş. Çeşitli sosyal hâdiseler ve aşklar etrafındaki kısa hikâyeleri.

Tarihi ve tarihî süreç içerisinde insanı anlama kaygısında olan bir araştırmacının bütün kültür unsurlarına birer tarih vesikası gözüyle bakması gerekmektedir. kalabalık nüfus ve yaşanan acı olaylar şair Dedemoğlu’nun dilinden bize aktarılmıştır. çok giden KÖR KUYU uzak ağaç. Enst. o toplumun her anlamdaki yaşanmışlığının da resmini çekmektedir. Özbek. Gülay. Ank. Barakların iskân Türkülerinden ve sözlü geleneğinde hareketle yaptığımız geniş anlamda ve kapsayıcı sözlü tarih çalışması kitaplaşma aşamasında olup konuyu her yanıyla izah etme amacı taşımaktadır. Geçmişin Sesi (çev.1 0 61 . İstanbul. HAVADİS postallı bir dağ içinde göç göç olmuş köy garibin gözü yolda ne gelen var. takip edilen coğrafya. kırık kapı almış yürümüş yalnızlık ne gelen var.l Bil. Bu büyük kültür birikimi daha kapsamlı araştırmalarla Türk kültür tarihine ışık tutmaya devam edecektir. bize ait olduğu toplumun sanat zevkini. Mirzaoğlu. Paul. Hacettepe Ü.1999.Seksendörtbin hane gelmez hesaba Deve koyun çoktur insan kalaba Susuz hayvan inileşir göllere Dedemoğlu der ki aşkın bağından Aşırdılar bizi Yozgat dağından Anadolu Sivas şehri sağından Bu hâlimiz destan olsun dillere Burada Türk halk şiirinin estetik yapısını. Ankara 2003. Görüldüğü üzere bir edebiyat metni. 2003. Yenibilgiler Işığında Dadaloğlu. çok giden kederli türküler evi yıkılmış duvar. Horasan’dan başlayan göçün Anadolu’da iskâna dönüşmesi ve bunun Barak Türkmen toplumundaki yansımaları. iskânları. Binboğa Yayınları. göçleri. Mehmet. Barak Türkmenleri. sembol ve imaj dünyasını görmemizin yanı sıra. çatışmaları ve bu yaşananların toplumsal yaşamlarında bıraktığı izleri anlatan hikâye ve türküleri ile coğrafyadan vatana geçişin ve yurt ile göç edişin Türk kültür tarihi içerisindeki en güzel örneklerinden birini oluşturmuşlardır. İstanbul. Ruhi. Sos. basılmamış doktora tezi. Çukurova Bozlağı. Barak Türkmenlerinin tarihsel serüvenlerini de takip edebilmekteyiz. 2009. çok giden dere boyu bağ bahçe ayrık otu çoğalır oğullar gurbet elde ne gelen var. uzak kuş karanlık içre susuz korkulu düş senelerce yaşanan derin acı kimse geçmez ki buradan çıkrık sesi solgun anı göçüyor eski toprak ile göçüyor bir bir MURAT SOYAK ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Şehnaz Layıkel). Baraklı Âşık Mahgül ve Repertuvarı.■ Kaynakça Görkem. Ersoy. estetik algılayışını vermenin ötesinde. Türkülerin Dili. Ötüken Yayınları. İsmail. E Yayınları. Thompson. İstanbul 2005.

ayazlı geceler de kullanılan bir bina… Elmalar duruyor kasada… Sarımsı.AHMET ULUDAĞ ğdır Üniversitesine öğretim üyesi olarak geçme işlemlerim düşüncenin ötesine geçip fiiliyata dökülmeye başladığında. Iğdır’a daha ulaşmadan başladım “al alma”yı aramaya. önceden söylendiği gibi. Gece geç yatıp sabah erken kalkmanın tesiri hâlâ devam ediyordu. ülkemizde de müşteri memnuniyeti adına küçük şeylerin yapılıyor olması kıvandırdı beni. Nahçıvan’dan Laçin üzeri Bakü’ye oradan da Karabağ’a mı gittim. Ağrı Dağı’nı mı gördüm.1 0 62 . Her ne kadar sanat müziği olarak adlandırdığımız geçmişin şehirli müziğiyle ilgilensem de. bizi Iğdır’a götürmek için bekleyen yarım otobüsü görünce sevindim. Acaba benim dalgınlığımdan istifade edip geçivermişler miydi? Aracımız yolda mola verdi. al duvaklı bir gelin miydi? Rüyalarımı pek hatırlamam.. al almayı görme zamanı… Kars Havaalanı’nda.. Uçak inince artık tamamen uyanmıştım. hançeremde nağmelerini eylemeye. al almayı bulmaya karar verdim. türküye. Yan tarafta da kışlık ve belki de. Müzikle amatör olarak ilgilenmeme rağmen bu meşhur türküyü bilmiyordum. galiba kırk beş dakikadır yoldaydık. Çadırımsı bir yer içinde masalar var.. şimdi yine yolu düşünme zamanıydı. Alma mıydı Iğdır’ın dağını taşını kaplamış “al topuklu beyaz kızlar mıydı” fatihlerin torunlarının şimdilerde bölük bölük bölünmüş diyarından gülümseyen. Kars ile Iğdır arasında elma ağacı gördüğümü hatırlamıyorum. bilmiyorum. yoksa kınalı parmaklı. allı rüyalar gördüm. bazı dostlar hemen “Iğdır’ın al alması” türküsünün adını andılar. ‘Amerika’da böyle olurdu’ geçmedi aklımdan. Arazı mı (Aras Nehri) gördüm. En azından ‘Avrupa’da şöyle’. Öyle ya. türküler konusunda da epeyce bilgi sahibiydim ama herkesin hemen telâffuz ediverdiği “Iğdır’ın al alması” ben de bir türlü sese dönüşemiyordu. hem de çokça bilinen bir türküye nağme olmuş al elma merak edilmez miydi? İsmail Gaspıralı’nın roman kahramanının Gül Baba’yı araması gibi ben de “al alma”nın peşine düştüm. Parasıyla da olsa. İzmir-Kars arasındaki I derin uykuyla geçen yolculuğumda al almayı mı gördüm. yeşilimsi. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Türküyü öğrenmeye.. Bütün uyanık kalma çabama rağmen arada bir gözlerimin kapanmasına engel olamadım.

al almalı türküsü var. İki saat olmuş ya da olmamıştı. hakikaten türkü bu şekilde de söyleniyor. Yeni bir kurum olmanın bütün sıkıntısı hissedilebiliyordu. ben bulamasam da. Ağrı Dağı’nı bütün heybetiyle göğe değmeye ramak kalmış ak pak zirvesiyle görünce büyülendim. Buralar daha Kars sayılır. başı bembeyaz. Seyit Mehmet Şen Hoca verdi. Divanü Lügat-it-Türk’te Oğuz boylarından birinin adı olarak belirtilmektedir. Eski Devlet Hastanesi’nde indim. bayatili . tabii elmalıklar kalırsa geriye… Mutlaka Iğdır’a has bir elma çeşidi vardır. Söylenen o ki. Oraya da gitseydim arar gezer miydim al elmaları? Gördüğüm starking benzeri elmalar mı acaba diye düşünüyorum. Al almayı aramak da mutatlaştı. Açılış dersini emekli bir Öğretim Üyesi Prof. elma ağaçlarının yerine her gün yeni binalar yükselse de: Iğdır’ın al alması Yemeye bal alması Yar gelene galdı balam Yaramın sağalması Iğdır’dan alma aldım Yarımı yola saldım Yarim buradan gideli aybalam Ayva kimi sarardım■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . / Yerle gök arasında bir tek düğüm. burası Iğdır. yorgunluğumu almıştı. Sıkı sıkı sordum: ‘Bu mu.1 0 63 . Azerbaycanlı bir konser… Buralara has tınıları duymak. Nihayetinde yol dediğin nedir ki. Kağızman’ın kırmızı beyaz uzun elması gibi… Uzun elmanın da bir türküsü var mı ki? Bütün elmaların türküsü olmasa da türküsü olan yaşayacak. dedim. Her ikisi de tamamen görünür hâle gelince daha başına ak düşmemiş olan Küçük Ağrı büyüğünün ihtişamını biraz gölgeliyor. Türkiyeli. Kültür Müdürlüğünün broşüründeki elmanın altında dişler yok gibi belli belirsiz. yani bildik bir türküydü. Onda da starking gibi altta dişler var. Türkünün aslının “Quba’nın al alması” olduğunu söylediler. farklılık sayılabilecek. Aslında benim gördüğüm Büyük Ağrı Dağı’nın üç zirvesinden en yükseği. bilemiyorum… Birden günlerim mutat bir hâl aldı: Okul. Iğdır’ın isminin doğrusunun ‘İgdir’ olduğunu ve ‘iğdir’ şeklinde yazılması gerektiğini belirtmektedir. Dr. yerli mi?’ Cevap. ilçemizin mahallî çeşitleri vardır. starking gibi bir şey. Acaba “elmanın yaprağı dal arasında” desek olur muydu? Hem bu Kayseri türküsünü çığırmayı da biliyordum. Törende Nahçıvan Üniversitesi Müzik Topluluğu güzel bir konser verdi. Bir arkadaştan rica ettim. Genelağa baktım. al elması var. Serdarbulak Geçidi’yle birbirinden ayrılan iki dağın zirvesinin birlikte görüldüğü ilk anda Büyük Ağrı daha bir ihtişamlı duruyor. Eseri yayına hazırlayan Besim Atalay. Lakin al alma türküsüne bir türlü sıra gelmemişti. Hoca elmayı mı anlatmalıydı diye düşündüm bir an… Cevizin uzmanına elma anlattırmak doğru olmazdı.beyazımsı renkleriyle golden çeşidi elmalar… Aaaahh. Ama olsun. Azerbaycan’ın bir şehri. Belki Bahaeddin Karakoç’un aksine ilk onu görmedim (Iğdır’a inince ilk onu gördüm. Öğleden sonra Kültür Merkezi’nde üniversitenin açılış törenine katıldım ayağımın tozuyla. bahçelerinden getirdi. her seferinde. Üzerine türkü yakılan al almayı bir gün gelir bulurum. Araznameli. / Çevresi masmavi. Karabağnameli. Melodisini hatırlayamadığım ‘Al alma türküsü’ sanki beni esir almıştı. Küçük Ağrı’yı da görmek için şehrin dışına doğru gitmem gerekti. ‘fidanı da buralardan’ oldu. yolculuğumuz başlayalı. Iğdır’a en yakın olanıydı. İstek mi yapsaydım ne: Iğdır’ın al alması… Iğdır. Quba. Iğdır’a gelinceye kadar merak etmediğim şeylerden biriydi adı.) ama gördüğüm anda da büyülendim.. çünkü hemen her ilimizin. Bir de her gün geçtiğim yolumun üzerindeki bir kavşağın orta yerindeki elma heykelciğini inceleyim. Belki de bu bana has bir algı. misafirhane… Arada ufak tefek şeyler de yok değil. O anlattı ama benim kafamda yine türküler vardı: “Cevizin yaprağı dal arasında”. burası bazı fakülte ve yüksek okullara tahsis edilmişti. cevizi anlattı.. / Mevsimin perçemi takvimde son yaz. Yine de Iğdır’a epeyi uzaktayız. Dinlediğimde önceden dinlemiş olduğumu fark ettim. satıcılarda golden tipi çoğunlukta. ölçülü mesafeler… Iğdır’a ulaştık. Iğdır’la ilgili bir serhat şehri olduğu ve Doğu’nun Çukurova’sı olarak adlandırıldığı dışında bir şey bilmiyordum. hayallerim… Dağ taş elma ağacı. yer gök al alma değil miydi yoksa?. budur Iğdır’ın al elması.

. Türkler.1 0 64 . Türkü için yapılan bütün tanımlar da bu ortak noktada birleşmektedir. Mevleviler. Türkçe Eğitimi Bölüm Bşk. Türk halkının her gittiği yere bu geleneği taşıdığı gerçeği. halka halka genişleyip çeşitlenen ve yeni biçimlere bürünen müzik zevki hep varlığını korumuştur. münacat. Anadolu’nun yanı sıra Balkan türkülerinin canlılığında sergilenmektedir. hikmet. baksı. ozan gibi sanatçılar müzik eşliğinde oyun türküleri ve şiirler okurken konu olarak kimi zaman efsanevi olayları kimi zaman da dinî ve toplumsal konuları dile getirerek ta başında türküleri şekillendirmişlerdir. Y boylarında farklı sözcüklerle ifade edilen türkü kavramının Türk’e özgü anlamına gelen Türkî sözcüğünden türediği görüşü yaygındır. Oyunlarda. Değişik Türk *Yard. baksı. ayin. kam. Şekillenen bu türküler. Türkü için Azerbaycan’da mahnı. savaşlarda hep müzik yerini almış. İlk şiirleri oluşturup kopuz adı verilen sazı devreye sokarak yarattıkları müzikli söyleyişler türkülerimizin ilk biçimlerini oluşturmuştur. Kam.Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fak. Kırgızlarda eldik. tasavvufi türler ortaya çıkmıştır. İslamiyete dayalı Türk müziğinin bünyesinde şiirimiz yeni bir şekle girmiş. Bu nedenle türküler edebiyatımızın ilk ürünleri sayılmalıdır. Türkmenlerde halk aydımı. İslamiyeti kabulle. sığır vb. düğünlerde. oyun. dinî. Türk halkı Orta Asya’daki sosyal yaşamından kaynaklanan müzikten hiç kopmamış. Özbeklerde halk koşigi. Dr. devriye vb. duygu ve düşünceleri kamçılayıcı görev üstlenmiştir. şölenlerde. ozan gibi adlarla anılan kişiler ilk edebî türlerin üretici ve uygulayıcılarıdır. sazın ana yapısını bozmadan tür ve sistemlerini geliştirerek sesi. tasavvuf müziğini kuralcı topluluk müziğinin bir kolu olarak almışlar. ilâhi.MEHMET YARDIMCI* azının bulunmasından önce her ulusta olduğu gibi Türk ulusunda da oldukça güçlü sözlü edebiyat geleneği vardır. Türkçe sözlü âşık müziğine ayinlerde yer vermeyip âşığı tekkelerin dışına itmiş- ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . yuğ. tapuğ. adlarla anılan törenlerle yaygınlaşmış ve topluma mal olmuştur. Başkurtlarda halk cırı. Şaman. Doç. değişik Türk kavimlerinde aynı şeyi ifade etmek üzere farklı adlarla anılmıştır. sazı ve ezgisiyle İslamiyete dayalı Türk müziğini oluşturmuşlardır. Uygurlarda nahşa gibi sözcükler kullanılmıştır. Bu edebiyat geleneğinin ürünleri şölen.

Halk Türküleri Evlerinin Önü. gizli sevdalarımıza sırdaş olan türkülere ilgimiz gençlik hatta çocukluk yıllarımızda başlar. yurt sevgisi.13. İst. Anaların beşik ardında ünlediği ninniler. Sivas türkülerinden Kızılırmak. Bolu türkülerinden Halimem. Ankara türkülerinden Misket. Türküler genellikle bir olay sonucu doğar. Dertlerimize yoldaş. yüreğini türkülerle dışa vurmuştur. İzmir türkülerinden İzmir’in kavakları sadece birkaçıdır. Bitlis türkülerinden Bitlis’te beş minare. “Bebeğin beşiği çamdan Yuvarlandı düştü damdan” türküsünü. Tokat türkülerinden Bağa gel bostana gel ve Minarede taş mı olur. Kerem ile Aslı. türkülerle kalkmış. Ne zaman bir köy türküsü duysak içimiz burkulur. Anadolu halkı türkülerle yatmış. Anadolu’da genç.lerdir. Silifke türkülerinden Ham çökelek. Boş beşik. 1. “Sabah olur çocuk gider oyuna Oynar oynar taş doldurur koynuna” türküsünü. taşlama. 2. Cahit Öztelli’nin dediği gibi “Beşikten mezara kadar her türlü günlük yaşantı olayları türkü yakılmasına neden olabilir. Nazilli türkülerinden Yörük Ali. Türküler. bas. Elazığ türkülerinden Çayda Çıra Yanıyor. 1315 doğumluların Kurtuluş Savaşı’na gidişleri. Anadolu insanı çocuğunu türkülerle büyütür. uzun ya da kırık hava şeklinde söylenen en yaygın halk müziği türü olarak gelişimini sürdürmüştür. Âşık Garip. Bunlardan. sevinçleri. nice özlemleri. Türkü ise topluluk içindeki acıları. iş türküsü. Kastamonu türkülerinden Sepetçioğlu.1 0 65 . evlenmelerde kına türküsü. aşkları konu alan ve her çeşit şiir biçimiyle. türkülerle gülmüş. Kimi türküler de halk hikâyelerinden ve âşıklardan halka geçmekte. nefes. Kimi türküler de başka yörelerde yakıldığı hâlde ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Muğla türkülerinden Ormancı (Çıktım Belen Kahvesine) ve Bodrum Hâkimi. “Kızılırmak nettin allı gelini” türküsünü yaratan olaylardandır. acısı sevdası dillere destan olup dört bir yana yayılmıştır. dinî duygular ve kahramanlık duygularının ön plana çıkması sonucu da olmaktadır. küçük bir çocukla evlendirilen genç kızın olayı.”[1] Hızır Paşa’nın Pir Sultan’ı zindana attırması olayı. Halkımız türkülerle ağlamış. yaşamın çeşitli durumlarında gurbet türküsü. “Yürü bre Hızır Paşa Senin de çarkın kırılır” türküsünü. Bunların yanı sıra din dışı konulardaki âşık şiiri de güzelleme. bağlamasıyla yoldaş olup sevdalarını. hapishane türküsü olup oyar yürekleri. ağıt koçaklama adları altında şekillenmiştir. Hikâyeleri bilinen pek çok olaylı türkü vardır. Kimi zaman esen yelden kimi zaman turnalardan yararlanır sesinin ulaşması için dilediğine. halkın yaşam savaşının dile ve tele dökülen yansımasıdır. “Hey onbeşli onbeşli Tokat yolları taşlı” türküsünü. Yaşamın her aşaması türkülerde en çarpıcı ifadelerle yansır. nice dilekleri dile getiren nağmesi kendine özgü sazsız türkülerdir. Âşıklara Alevi ve Bektaşi tarikatları sahip çıkarak edebiyatımızda deme. kahramanlık günlerinde koçaklama. Muş türkülerinden Havada bulut yok. doğa sevgisi. Kızılırmak’ta bir gelinin boğulması olayı. Almus türkülerinden Burçak tarlası. Acı günlerde ağıt. nice anılar depreşir yüreğimizde. s. bir ananın bebeğinin çamdan yapılmış bir beşikte yitirmesi olayı. bir süre sonra türküdeki kişisel izler silinip halkın ortak malı olmaktadır. duvaz gibi yeni türlerin oluşmasına neden olmuşlardır. Türkünün doğuşuna neden olan olay kimi zaman gerçek ve yaşanan bir olay olduğu gibi kimi zaman da özlem. gizli sırlarını telin ucundan seslendirir. Malatya türkülerinden Fırat kenarı. Önemli bir olay sonucu duygulanma türküyü yaratır. Fatsa türkülerinden Hekimoğlu. Cahit Öztelli. Sarı kurdelem. İlbeylioğlu gibi halk hikâyelerindeki bazı türküler bunlardandır. 1983. şathiye.

Âşığı bilinen kimi türküler de mahlası okunmayınca anonimleşmektedir. Gafil gezme şaşkın bir gün ölürsün dizesiyle başlayan türkü de Kul Himmet Üstadım. Kimi türküler de cönklerde Türkü adıyla kayıtlı olup uzun süre söylenmediği için nağmesi unutulduğundan düz bir şiir gibi durmaktadır. Bursa’nın ufak tefek taşları türküsü Bursa türküsü değildir.1 0 66 . Kimi türküler de okuyucuların bazı sözcüklerin anlamını bilmeyişi nedeniyle değiştirerek okumaları sonucu gerçek anlamını yitirmektedir: Dert ehli olanlar dergâha gelir Elbette arayan dermanın bulur Sadık der ki kimde ne var kim bilir Geşt ü güzâr ettim elde neler var dörtlüğündeki gezme-tozma anlamındaki geşt ü güzar ettim sözü kimilerince çekti gülizar etti biçiminde okunup anlam yitirilmektedir. Kaynaklarda yer almayan bu türkülerden yer darlığı nedeniyle sadece bazılarının ilk dörtlüklerini kaydediyorum. “Fırgatlı fırgatlı ne inilersin Allı turnam sinen parelendi mi” biçiminde başlayan Esirî’ye ait bir deyiş son dörtlük söylenmediği için zamanla âşığın adı unutulmuş ve semah havasında okunan anonim bir türkü olarak halka mal olmuştur. Oysa bu türküler kim bilir âşığının ne derdinin ne çilesinin ne sevdasının tercümanı olmuş ne yürekten söylenmiş türkülerdir. olayın hikâyesi önemlidir. Kastamonu’da yakılan Çanakkale içinde vurdular beni türküsü Çanakkale türküsü olmadığı gibi Zile’de yakılan Hey on beşli on beşli türküsü de Tokat türküsü değildir. Türkünün yakıldığı yer ve o yerdeki olay. Pir Sultan Abdal ve Teslim Abdal adına üç değişik kaynakta görülen türkülerdendir. Türkü 4. Halil Atılgan. Türkü 3. 1. Türkülerin tümünün orijinal kayıtları arşivimizdedir. Gönül gurbet ele varma dizesiyle başlayan Gaziantep türküsü kimi kaynak2. Türküyü il bazına bağlamak doğru değildir. Türkülerin İsyanı. Yine Bursa’da yakılan Cezayir türküsü Cezayir’e bağlanmamalıdır. larda Sefil Ali kimilerinde Emrah kimilerinde de Karacaoğlan adına kayıtlıdır. Cönklerin tozlu sayfalarında unutulan ve söz yerinde ise nağmelerini arayan türkü sayısı oldukça kabarıktır. yüzyıl başlarında tutulan bir cönkte 32 adet Zile türküsü bulunmaktadır. Örneğin. Özel arşivimde bulunan Zile kaynaklı Kirampalı Davulcuoğlu Bin Memet tarafından 19.[2] Örneğin: El çek tabip el çek yaram üstünden dizesiyle başlayan Tokat türküsü kimi kaynaklarda Emrah kimilerinde de Veli adına kayıtlıdır.olayla ilgili bir yer adı geçmesi nedeniyle o yöreye bağlanmaktadır. Türkü Ben de şu dünyaya geldim geleli Ağır çiftim döner harmanım mı var Azrail de gelmiş can talep eyler Benim vermemeye fermanım mı var ………… Ben giderim emanetin eyvallah Selvi boylum sen bu elde gal gayrı Terk eyleyip ben bu eli giderim Kara gözlüm kadirimi bil gayrı ………… Dostum beni niçin zarıncıdırsın Verdiğim ikrardan dönen değilim Senden başkasına meyil vermedim Uçup daldan dala konan değilim ………… Kalktı göç eyledi gönül kervanı Göçtün gönül var inile bir zaman Ayrılıkla geçti ömrüm devrânı Düştün gönül var inile bir zaman ■ 2. Bu günün ilçesi yarının ili olmaktadır. Türkü ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Kimi türküler de farklı kaynaklarda değişik kişilere mal edilerek okunmaktadır. Bu konuda Halil Atılgan çok önemli saptamalar yapmıştır.

özlemin ve nihayet hayatımızın bir parçası olan üzerinde yaşadığımız coğrafyanın oluşturduğu önemli bir neticedir. askerlerin ve milletlerin hadsiz hesapsız olduğu bilinir. Türk’ü söyleyen türkülerin ana maddesini oluşturur. elbette kâhinlik değildir. şikâyeti ve hasreti bol olan bir yola iter ve dolayısıyla müziğe yönlendirir. ismi ve mazisi unutulan. Dolayısıyla karışık bir bölgenin ortasında yer alan ve her zaman emniyetsiz olan Anadolu’nun ufukları karardıkça bir yandan fırtına beklerken diğer yandan yoğunlaşan hislere kulak asmak gerekir. Dolayısıyla Türklerin bu toprakları korumak için çektiği bin senelik çileli hayatın da destanlardan taşıp efsanelerle birleştiği kayıtlardan anlaşılır. Harputlu bir şairin yazıp yüksek sesle okuduğu şu dörtlük. A Tarih. muhabbet bitmiyor hâlâ” Öyle ya! Gençliğin gitmesine karşılık baştaki sevdanın. Dolayısıyla âşıklar ve yosmalar farkından olmasalar da söyledikleri türkülerle bir yandan geçmişte yaşanmış olayların sadık şahitliğini yapmış olurlar. insanı hayaller ötesine taşırken duyulan samimi iniltiler de bizim için. Her canlının ölümü tadacağı gibi şan ve şöhreti dillere destan olan ülkelerin. komutanların. söylediklerimizin kısa özeti gibidir: ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .LÜTFİ PARLAK nadolu’nun kaç defa mamur.1 0 67 . sevdanın. bizim ruh haritamız veya üzerinde hayallerimizin can bulduğu duygusal coğrafyamız olduğu gün gibi aşikârdır. diğer yandan mazideki acıları veya güzellikleri gizli bir lisanla dinleyenlerine hatırlamış olurlar. aşkın. alışkanlıklar için başvurulan önemli bir kaynaktır. Çünkü duygular. takatin bitmesine karşılık içteki muhabbetin bitmemesi insanı. Huzursuz ruh halini anlatan manzum eserlerdeki şikâyetler. Çünkü büyük milletlerin büyük derdi olur ve onların ekserisi de türkülerde saklanır. umut… kısaca beşerî olan her şey mısraların içindeki yerini alır. sevda. acılarla somutlaşırken ortaya çıkanların başında ağıtlar gelir. İşte onlardan biri: “Şebabet gitti elden başımdan gitmiyor sevda Tükendi takat ü tabım. Sadece milletlerin mi? Aşk. zekâ için kazanılmış bir kabiliyet. beldelerin ve şehirlerin de viran olup el değiştireceği açıktır. gençlik. Unutmamak gerekir ki bilincin muhtevasını oluşturan soyutlama kabiliyeti. Ayrıca müzik. Bu gün güçlü olanların yarın kötü duruma düşeceklerini söylemek. başımızdan geçenleri yeterince tespit edemediği andan itibaren kalan boşlukları doldurma görevini sanatkârlara bilhassa şairlere bırakır. Yaşanan acıların birinci kütüğünün tarih. Bu sebeple zekâ denen o yüksek idrak gücüyle hisleri idare ederken yanık türkülerin ve acıklı manilerin yolu da açılmış olur. ikinci kütüğünün türküler olmasına karşılık eğlenme maksadıyla okunsalar bile insanı derinden etkileyen o besteli nağmelerin. gurbetin. kaç defa viran olduğu bilinmez ama ölüp de burada yatan.

1 0 68 . Peki. bir eli Cezayir’de bir eli Hindistan’da olan bir milletin düşmanları. Çünkü o günkü hudutlarımızı koca kavuklu hakanlar çizip. Kafkasların… manevî tapusunun bize ait olacağını da unutmak gerekir. silâhaltına alınıp Yemen’e gönderilmişti. Çünkü bir ayağı Kafkaslarda. aklın ötesine geçiyor ve her kim olursa. Çünkü o korkunç harp yıllarında Yemen’e gidenlerin ve onları uğurlayanların ruhunu kemiren en büyük derdin açlık ve ölüm olduğu açıktır. manalandırmak denektir. Ancak bu beğenilmeyen sonuca karşılık eski sınırları ilelebet muhafaza eden türkülerimiz yaşadıkça Ortadoğu’nun. her zaman alçak bir sesle gelecekten söz eder. korkunç savaşlara uzanacaktır. başından geçenlerle geçmişte yaşananları kıyaslamaktan geri durmayacaktır.Yara benden yara benden Yalvarın yara benden Sinemde dağ-ı hicran Sağalmaz yara benden Büyük olmanın bedelinin de büyük olacağı noktasından hareketle imparatorluklar kurmuş bir milletin tarihî maceralarının sonu olmayacaktır elbet. “Hey on beşli on beşli/Tokat yolları taşlı…” türküsüyle ortaya konan hazin tablo buydu. tecrübelere kulak asmamasındandır. Bu sebeple geçmişte bir vilayetimiz olan Yemen’le ruhî bağımızı kuran mısralar üzerinde durmak. sanıldığı kadar kolay değildir. Yanlış karar vermelerden dolayı talihe ve tarihe duyulan isyanlarını… “Yemen yolu çukurdandır Karavanam bakırdandır Zenginimiz bedel verir Askerimiz fakirdendir” Tarih asla kurumayan bir kaynak olduğu için şartlara göre o. bir ayağı Yemen’de. moral yerine ayrılığın ateşiyle herkesi dağlayıp perişan ettiği de bilinen bir gerçekti. Ama her şeye rağmen hayat devam ediyor ve boynu bükük yetimler gibi oturdukları yerde ağlarken duygularını yanık seslerle anlatmaya çalışıyorlardı. Bu sebeple 1915’te Elazığ Sultanîsi tamamen askerî ihtiyaçlara ayrıldığından uzun süre mezun verememiş ve son sınıfa geçenlere rütbe takılıp cephelere sevk edilmişti. çok daha iyi anlatıyordu garipliklerini. Ama okunanların. Çünkü böylesi bir ortamda insanı diğer canlılardan ayıran soyutlama gücü. Dolayısıyla büyük bir tarih oluşturan atalarımızın bu uğurda duygusal yönden neler çektiğini türkülerden öğrenmemiz gerekir. Sesi güzel olanlarla müzik aleti çalabilenlerin bir araya gelmesiyle koparılan fırtına. türküleri kadar çok olacaktır. İnsanın galipken gaddar. Onsuz konuşamıyor. Çocuğunu ölüme gönderenlerin sevinmesi nasıl düşünülebilirdi? Aslında talihinden ve tarihinden şikâyetçi olan askerlerin hiçbir şey dikkatini çekmiyor ve onları daha ziyade savaş ve ölüm ilgilendiriyordu. Durum böyle olunca ihtilafın sebebi de sonucu da git gide artacak ve ucu. Bu tablonun ağudan tek farkı. aynı nispette bir külfeti olacaktır. yavuklusunu… bilinmeyen bir cepheye gönderen insanların moral bulması için türkülere sığınması belki normaldi. fakirliklerini ve şikâyetlerini. Ancak söylenenleri duymak. açlıktan karnı sırtına yapışmış ve maneviyatı altüst olmuş dinleyicilere nasıl keyif verebilirdi ki? Bilinmez ama kimsenin keyif çatmaya ihtiyacı da yoktu galiba. “Bütün büyük yanlışların altında gurur ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Haliyle mısralar. Balkanların. ağabeyini. türküleri dolduran kavgalara ve savaşlara sebep olan hatalar nerelerden ve kimlerden kaynaklanıyordu? Puşkin. Çünkü görmek veya duymak. ruhları kasıp kavurmasına rağmen bedenlere dokunmamasıydı. bu soruyu. Bu sıkıntılı günlerde oğlunu. Çünkü insan kaynaklarının azlığı nedeniyle on beş yaşını dolduranlar. İşte zehir gibi insanın içine yayılan. onsuz olamıyorlardı. çelik bilekli serdarlar korumuş olsalar da zaman içinde ne kadar değişikliklere uğradığını çok iyi biliyoruz. Şuna inanmak lazım ki her nimetin. yaşananları ve çekilen sıkıntıları o acıklı türkülerden çıkarıp okuyucularla paylaşmak istiyorum. İşte o eksiği ve ardındaki acizliği hatırlatan şair: “Gitme Yemen’e Yemen’e Yemen sıcak dayanaman Kalk borusu çalınca Sen küçüksün uyanaman” diyerek çocuk yaştaki askerlerin şansını yeriyordu. İşte bu efsanevî hayatı türkülerden öğrenen yeni nesil. hislerdeki yoğunluk nedeniyle acıklı türkülerin içinde buluyordu kendini. mağlupken mazlum olması ve hakkı tanımak yerine tayin etmesi.

“Bir gemiye doldurdular İstanbul’a bildirdiler Sallar gemi döver dalga Gül benzimizi soldurdular” Değerler değişip hak kuvvetin ardından gitme mecburiyetinde kaldığı bir dünyada tesadüfler. Sakarya’da… devleri yenme bahtiyarlığına erişip milli mücadeleyi kazandık. insanı saadet arabasına bindirebilir. sadece zekâ ve akıl nişanesi olarak görmek yerine toplumsal bilincin uyanışı olarak değerlendirmek gerekir. Unutmamak gerekir ki gurur ve cehalet. Çünkü bir toplumun ruhu zabt olunmadıkça.” Dikkat edilirse yukarıdaki dörtlük. gülü çimendir Giden gelmiyor acep nedendir?” Bu demektir ki Ziya Gökalp’in altun dediği umuda kavuşmak için dünyanın öteki ucuna gitmek ve bu uğurda kahır çekmek gerekir. Bu sebeple türküleri sadece sanat ve maharet oyunu. kendinde var olan özelliklerden habersizse onlar da kendi duygularından habersizdir. Nasıl ki eşya. maalesef cansız nesnelerden farksızdır. kendilerine zafer getirse de bize acıların en büyüğünü yaşatmıştır. İşte aşağıdaki dörtlük. Memet’in veya Memiş’in üzerinde öldüğü o koca coğrafyanın haritasını eldeki türkülerden çıkarıyoruz. iki hükümdara az bulununca kavgaların ve savaşların önü alınamamıştır. Anadolu’nun dışarıdaki Anadolu coğrafyasının muhayyel haritasını çizip Türkü söyleyen türküleri gözler önüne seriyor…■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . biri Memiş” Tarih hiç bir milletin hakkını inkâr etmese de hükümlerin değişmesine sebep olduğu için bir ülkenin saadet telakki ettiği olayı. Bu uğurda ödediğimiz ağır faturayı da yeni nesil öğrensin diye mısralara emanet ettik. maneviyatı kırılmadıkça o milleti elde tutmanın imkânı yoktur. Aksi halde rica ve merhamet dilenmekle ne bir insanın istikbalinin. Çünkü herkesi ferah ferah besleyebilecek durumda olan Allah’ın dünyası. millet olma şuurumuzu bilediği için böylesine türkülerin yaşamasında ve diri tutulmasında yarar vardır. Ancak şansın liyakatten yana olduğu düşünülürse bu arabanın devrilmesi ve büyük acıların yaşaması kuvvetle muhtemeldir.vardır” diyerek cevaplıyordu. Haliyle ya savaşı başlatıyorlardı ya da başlayan savaşı kör inada dönüştürüyorlardı. “Tarlada biter kamış Uzar gider. Dolayısıyla Yemen’de bir kabile şeyhi olan İmam Yahya’ya yenildik ama Çanakkale’de Kocatepe’de. Dolayısıyla düşünmeyi sevmeyen insanlar. İşte imparatorluk hayaliyle gittiğimiz Yemen’de dört yüz senede verdiğimiz beş yüz bin şehidin acıklı hikâyesini. İşte İngilizlerin yardımıyla Zeydî İmamların kazandığı Yemen Savaşı.1 0 69 . bizim için işte öylesine bir sonuçtur. Yemen Çöllerini kat eden askerlerimizi ve arkalarındaki Anadolu insanını tarif ediyor. “Mızıka çalındı düğün mü sandın? Al yeşil bayrağı gelin mi sandın? Yemen’e gideni gelir mi sandın? Tez gel ağam tez gel dayanmiram Uyku gaflet basmış uyanamiram Ağam öldüğüne inanamiram” Şunu ilave etmeliyim ki çekilen acıların hatırlatılması. Böylece eli kınalı taze gelinlerin uçsuz bucaksız çöllere uğurladığı eşler için söylediği içli ağıtlar da ateş olup canımıza yapışmıştır. Haliyle aklın sustuğu noktada karar yetkisi duygulara kaldığı için destanlar. Taze güveyilerin bıraktığı taze gelinlerle başı dik erlerin ciğerine saplanan kara hasreti işliyor. “Kışlanın ardında bir kırık testi Askerin üstüne sam yeli esti Gelinlik tazeler ümidi kesti. olup biteni anlayamıyor ve hata üstüne hata yapıyordu. Yemen. Bu iki özelliğe sahip olan insanlar. aynı ağacın meyveleridir. ne de bir milletin istiklalinin kurtulduğu görülmüştür. bir hükümdara çok. ağıtlar türküler… birbirini kovalamıştır. diğeri için felakete dönüştürmüştür. 1905-1918 arasında yaşanan Yemen Savaşının elem verici şikâyetlerini işaret ediyordu. “Havada bulut yok bu ne dumandır? Mehlede ölüm yok bu ne figandır? Ah o Yemen’dir. vermez yemiş Şol Yemen’de can verenler Biri Memet.

şakalaşmayı. kaç defa. sohbet etmeyi. tek sesten türkü söyleyerek barışı. hürriyeti öğrendik. dili. bağlantıları rengârenk boyalı... iplerden yapılmış renk renk püsküller asılıydı. güvenmeyi. Ben beşiğin tıkırtılarını bile ninni sanırdım. çaprazları. “Elma attım yuvarlandı / Gitti beşiğe dayandı…” dedikleri işte benim küçük tahtımdı. kardeşliği. Göğsüne sarılmış meme emerken. Üç yaşına geldiğimde boyum zor sığıyordu ama ben hâlâ onun içinde yatmak istiyordum. kaç defa ağlarken susmuşum. “Sen büyüdün A ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . birliği. Ömrübillâh. Biz türkülerle millet olmayı. eğlenmeyi. işlemeli ağaçlardandı.1 0 . “Eledim eledim höllük eledim / Aynalı beşikte bebek beledim…” ya da “Bebek beni del’eyledi / Yaktı yaktı kül eyledi…” Kaç defa ninnileri dinleyerek uyumuşum. bir arada yaşamayı öğrendik. şiir yazmayı. konuşmayı. Dikmeleri. bir olmayı. üfleyerek saçlarımı düzeltir. sallanırken tıkır tıkır sesler çıkarırdı.MAHİR ADIBEŞ Biz hayatı türkülerden öğrendik. sevmeyi. Ağaçtan yapılmış beşiğim. sallanırken ahenkli ağaç sesleri şıkır şıkır duyulurdu. Beşiğin başlığına takılı muskanın altında tahtadan şıkırdakları vardı. vatan kurmayı. benim diyebildiğim tek şeydi. Çoğu zaman ninnilere eşlik ederdi. yarenliği. o güne kadar içinde benden başkası yatmadı! Bir gün. Üstündeki uzantısından. vatanı savunmayı öğrendik… 70 nnemin karnındayken dinlemeye başlamışım türküleri. inceden kulağıma fısıldarmış ninnileri. Kol kola girip halay çekerek. gülmüşüm.

Bazen saz çalan âşıklar uğrardı köyümüze. bütün aklım onda kalmıştı. Türküler ne için yakıldığı sesinden anlaşılır. oturma odalarında sohbet ederken. Bir ay sonra. O zaman benim gönlüm güllerin açtığı. “Kar mı yağmış şu Harput’un başına / Kurban olam toprağına taşına…” Türkülerin çoğunun ne sebeple.. gözümün önünde. edebiyatını anlatır. Aynı türküyü oyun oynarken farklı. Soğuk kış gecelerinde samanlıklarda kızlı erkekli gruplar türkülerle halaylar çekerdik. Ne yaşadığımı bilmem ama o hayatı yeni baştan yaşadığımı bilirim. dağılırım. Ya benim çektiklerim. O zaman benim gönlüm sevgililerin dolaştığı bir sabah vakti olur. Şam. arzuhâlini çiçeklere. Askerlik bitene kadar bu türküyü mırıldandım. büyük bir hevesle onları dinlerdik... türküler söylenirdi. acı. işte o an gönlüme şöyle düştü: “Ölmeden o yârı görürse gözüm / Koyun kuzu kurban olur o zaman…” Koyun.. “Ey gül dalı gül dalı / oldum sana sevdalı…” diye ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . bir türkü mırıldanırım… Türkü dinlerken dikkatimi dağıtan bir şey olsa hırçınlaşırım. İnsanlarımız onu zamanla dilinde yoğurarak şekillendir. Var mı savaşta bizden başka türkülerle eğlenen?.. Onsuz ninnilerin de tadı tuzu yoktu. dediler.. türküler söylenirdi. firaklı.1 0 71 . yıldızları “Ay akşamdan ışıktır. yaylaları. Kaç gün yer yatağımda uyuyamadım. Ninnilerim ağaç beşiğimin gitmesiyle bitti ama hâlâ yalnız kaldığımda mırıldanırım. O türkünün yazıldığı zaman canlanır. tabiatla haşir neşir olur. kenarlarını işleyip. anlatacak bir hikâyesi vardır. kime yazdırdıysa. geceleri tandır başlarında. Bizleri en iyi onlar anlatır.. Türküler bazen uzak diyarlara götürür. kuşlara anlatanını… “Nazlı yârdan bana bir haber geldi Eğer doğru ise büktü belimi Dediler nazlı yari yad eller aldı Kadir mevlam nasip eyle ölümü…” Türkü. Ya sonrası? Orası bir başka! “Yârim gurbet ele gitme / Ya dönülür ya dönülmez…” diye seslendi gözümden sakındığım yeşil gözlüm... “Bebeğin beşiği çamdan / Yuvarlandı düştü damdan / Beybabası gelir Şam’dan…” sözlerinde ilk defa “Şam” ismini duydum. Ben bu türküleri neden sevdim?. kuzu gözümde değil. O türküyü ilk defa o gün dinlememiştim elbet ama o gün farkına vardım. cirit oynarken. o güzel türkülerimiz. adını bile başkalarına söylemeye kıyamadığım. ağıt yakarken farklı. acaba babamın orada ne işi vardı?. onun bir teli dünyalara değerdi. Derken askerlik çağı geldi. O gün bu gün Şam aklımdan çıkmadı. Aşk türküleri. Türküler yalnız Türk’ündür. Bu hep böyle olur sebebini düşünmem. Çocukluk yıllarım köyde geçti.mektup geldi “Ben ağayım ben paşayım diyenler / Kapıları kitlemişler gel hele…” Beni çağırıyordu. ekonomisini. bülbüllerin öttüğü bir bahar bahçesine dönüşür. Sevdasından dertlenip ölenini duydunuz mu?. kimle postaya attırdıysa bilmiyorum ki -bizim orada bunlar gizli yapılır. dertli. Türk’ü anlatır. hasretlik çekerken farklı yorumlar. Ne zaman turnaları yükseklerden uçarken görsem türküler gelir aklıma.. “Kar yağar bardan bardan…” ya da “Yılan inceden öter…” diye karşılıklı atışırken bar oynardık. hırçınlaşıp ağladım. Neriman Altındağ Tüfekçi’nin.. yaylalar yaylalar…” diye başlar. O hikâyeleri ben yaşamış gibi olurum. Çayırlarda güreşirken. Gördünüz mü oğlunun başında ağlarken bizden başka ağıt yakan? Bizim gibi sevenini gördünüz mü.. nerede yazıldığı bilinmez. göllere dalan yeşil ördek gibi dalıp giderim. Köy türküleri dağları. Ne zaman bir türkü dinlesem.aslanım!” deyip başkasına verdiler. Düğünlerde oyunlar oynanırdı... artık dayanamadığını söylüyordu. içten. sevip de derdini türkülerle anlatanını?. “Kışlalar doldu bugün / Doldu boşaldı bugün…” sesi hiç kulaklarımdan gitmiyor. ayı. Köyden gelen arkadaşlar haber getirdi: “Sarardım ben sarardım / Senin için sarardım…” sözlerini. Sanki ilk defa dinliyordum!... Türk’ü tanımak isteyen türküleri araştırsın. Her türkünün söylenecek bir sözü.. Hangi millet askere davul zurna ile gi- derdi ki?. bazen toprakla yoğrulur ve bazen de bir çiçeği anlatır. ismimi iğnesiyle oyaladığı mendile sarıp bana göndermiş. Kızlar gelin olurken türkülerle evden çıkarılırdı. İçime öylece oturmuştu. çok uzaklarda ve çok güzel bir şehir. Selamını turnalar ya da rüzgârla gönderen. sosyal yapısını. Onlar bu milletin tarihini. geceyi. İçim sızlamıştı. sevdasını..

Bazısında meşe dallarını okşayarak fısıldayan rüzgârın sesini duyarsınız. özler geride kalanları. zevkle sefayla türküler yazılmadı. edeple söylenen dilimiz. Hafızamıza türkü olarak böyle işlenir. Türkülerimiz.Türküleri şehirliler. Yunus’ça söylenen. yaradan var. Sonunda çaresizce oturup kaderine razı olur.. “Gönül ah o gönül…” “sebep vay sebep…” “felek sen felek…” hepsinin ucu Yaradan’a uzanır. Rüzgâr durur. “Ah bu türküler Türkülerimiz Ana sütü gibi candan Ana sütü gibi temiz…”(Bedri Rahmi Eyüboğ- lu) Türkülerimizde aşk. Gelin edip gönderince kızı kuş konmaz kervan geçmez yerlere. babasını. Bizimle ötelerden bu yana gelen. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . aşk türküleri var bizde. kardeşini… İşte türküler tarihi böyle yazar. “Akşam oldu yakamadım gazımı / Kadir Mevlâ’m böyle yazmış yazımı…” Türküler. bağlamanın tellerinde yazılır. özlemiştir uzak kalan sevgilisini. kırılma. “Karlı dağlar karanlığın bastı mı / Kahpe felek ayrılığın vakti mi?. Türküleri yüreği yananlar. kopuzun. ekinler boynunu eğer türküleri duyunca denizler bir milim kıpırdamadan dinler sonuna kadar. “Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar…” diye başlar sözlerine. çaresizlik vardır. Kolay kolay sevdiğimizi söyleyemeyiz. çocuğumuzu büyüklerin yanında kucağımıza alamayız... eşimizin elinden su içemeyiz… Bunları başkasıyla paylaşamayız. kamusumuz. Türk’ün varlığı kadar gerçek. özlem. “Sevdiğime Pişman Ettin…” diye biterler. aczini Mevla’ya nasıl ulaştırsın? Nasıl şikâyet etsin. “Yaradan var. Bütün bunları yüreğimizde saklarız. İşte suçlu “kader!.. Toplum geleneği olarak bunlar bizim rahatça dillendiremediğimiz hâller. Kimseye açamaz derdini. “Allı turnam bizim ele varırsan / Şeker söyle kaymak söyle bal söyle…” diyerek göç eden turnalara emanet eder aşk mektubunu. Koca dünyada bir varmış bir yokmuş. gurbet türkülerimiz. Özler kızımız anasını. yeri göğü yardan var…” bazısında ise dua. başlar. “Bülbül figan eder güllere karşı / O yâr Benim gülüm değil mi…” derken olaya ne kadar da akıllı yaklaşıyor aşk sarhoşu insanımız. Yerine varır mı varmaz mı bilmem ama bu türküler yüz yılların ötesinden bize çıka gelmişse demek ki yerine ulaşmış mektuplar. “kader” seni kime şikâyet ede’m?. serzenişini. hâl anlatmak. Dupduru bir Türkçeyle.” Nazını. Sonunda da gönül tellerimizin sesi türkü olarak çıkar ortaya. sazın. hele o tadına doyum olmayan sevda türkülerimiz… Hepsi hakkında söylenecek o kadar çok söz ve anlatılacak hikâye var ki… Sevda türküleri. şikâyete sevgili üzülmesin diye yer vermez sözlerinde. nasıl desin ki “ben sana küstüm?” İşte bu kelimelerle şikâyetini dile getirir. “Bad-ı saba selam söyle o yâre…” Türkülerimizde çoğu zaman yakarış. Yunus gönüllü türkülerimiz. yürekten sevilenler yazdı. Bazısı yamaçlardan akan su sesi bazısı kuş ötüşü gibi gelir kulağımıza.1 0 72 . Türk’ün tarihi kadar eski. kültürümüz.. hasretlik. ağalar. şiirimiz. zenginler.” ve “Gitti yârim gurbet elden gelmedi…” derken insanı alıp götürür düşünce dünyasına. gücenme var. bazısında koyun kuzu melemesini. tertemiz. asker türkülerimiz. şikâyet. burjuvalar. kılavuzumuz. Türkülerde tarih. Bizim türkülerimiz yaşantımızın bir parçası. sevda. Türkülerimiz Yunus dilinden. kime ne. türküyle başlayıp türküyle biterler.. ya da ağıt… Askerdeki sevgiliye yazılan mektuplara baktınız mı. Acı söylemeye. yürekten sevenler. edebiyatımız türkülerimiz. devletliler yazmadı.

ağalar. kardeşliği. ekip biçmeyi.. memleketinden uzakta olanlar yazdı.1 0 73 . bize oluşumuzu. “nenen ölsün sarı gelin”… Türküler. zenginler. savaşları. serzeniş vardır türkülerde. meydan okumadır ama hepsi edebiyle söylenir “Oy göresim geldi sevdiğim seni…” ya da “Kahpe felek sana net- tim neyledim…” veya “Benden selam olsun Bolu beyine / Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır…” Ağıt. burjuvalar.. Bazen soğuktur türkülerimiz insanın içini titretir bazen yağmurda ıslatır bazen de bir kuşun kanatlarında alıp götürür. Biz hayatı türkülerden öğrendik. Hele yeni gelinse bunlar bizim için çok önemli. Hani derler ya “gönül bu engel tanımaz” diye. türkülerle aydınlandık. Olur ya. sevenler. gençtir bir ara oyuna dalar da unutur… “Güzeller bezenmiş toya giderler Sizlere emanet yâr oynamasın Ben bülürem reca minnet ederler Yengüllük edip tez oynamasın…” Bu türkü de endişeleri bir söyleme şekli var! Dikkat edilirse söyleyen kırmamak için elinden geldiğince kibar ve karşısındakinin yerine koyuyor kendini “oynamasın” demiyor ama “hafiflik edip tez oynamasın” diyor.Çoğu zaman öğüt verirken bile kırmamak için yüzüne söylenemez. hürriyeti öğrendik. Emrah’ın koşmasındaki gibi: “Tutam yâr elinden tutam / Çıkam dağlara dağlara…” Bu mısralara özellikle değinmek istedim. Bizim türkülerimiz bazen çaresizlik. dua. vatan kurmayı. Burada söz söyleme bir sanat… Türküleri köylüler. yatak serip içine girmeyen gelinler. Türküleri acı çekenler yazdı. Kol kola girip halay çekerek. yüreğinin yarısını uzaklara gönderenler yazdı. bir olmayı. Erzurum türküsü olarak bildiğimiz “Sarı gelin” aynı ezgilerle Azerbaycan ve Ermenistan’da da bulursunuz. gurbete gidenler. Türküleri canını. sevmeyi. yarenliği. hasretlik. bazı hâlleri düşünemez. söyleyemediklerini mısralara yüklediler. Büyüklerin yanında hafiflik yapmamalı. görenler maşallah demeli. Biz türkülerle millet olmayı. sohbet etmeyi. Tabiattaki seslerden ses alır. gidip de dönemeyenleri bekleyenler yazdı. devletliler yazmadı. İçerisinde derin bir aşkın söylenişini saklar. birliği anlatır. zevkle sefayla türküler yazılmadı. vatanı savunmayı öğrendik… Bazı türkülerimizin bir hikâyesi vardır bazısının birden çok… Türkülerimiz arasında birkaç dilde okunanı hatta birkaç millet tarafından sahipleneni vardır. “Ah ne yaman zormuş burçak yolması / Burçak tarlasında gelin olması. özlemlerini. Bu hikâyelerde aynı tarihî dönem yer alır. yürekten sevilenler yazdı. tek sesten türkü söyleyerek barışı.” Geçmişten haberleri türkülerden aldık.. özlem. “Erzurum Çarşı pazar / İçinde bir kız gezer / Ah ninen ölsün / Sarı gelin…” Aşk burada saklanamamış. diye aklından geçer. Oralarda da benzer hikâyeler anlatılır. hanım hanımcık oturup kalkmalı. Tasavvufi bir aşk vardır altında yatan. Bir kere söylendi mi kalır dillerde. yürekten sevenler. Türküleri yüreği yananlar. Yolun ucu varır Mevlâ’ya Mevlâ’ya… Bizim türkülerimiz duvar yazıları gibidir. dillendirilmiş. şakalaşmayı. bu türküde sınır tanımamış. “Sarı gelin” gibi. konuşmayı. saygıyı elden bırakmamalı. Sarı kıza kıyar mı âşığın hiç. bazen de isyan.. bir arada yaşamayı öğrendik. cananını. dili. kasabalılar. Âşık Veysel. görünen ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Kulaktan kulağa akıp gelir yılların ötesinden. güvenmeyi. askerliği. “Benim sadık yarım kara topraktır…” mısralarında. yüreği yananlar yazdı. bütün Türk kültürünün sarıp sarmalanarak korunduğu bir arşivdir. eğlenmeyi. Türküleri kavuşamayanlar. Bunun için yakınlarına sıkı sıkı tembihler. Türküleri çaresizler yazdı… “Oğul bu gün düş de gör hayalda gör Yavrum düş de gör Vala yar kadrini bilmeyen bir kötüye düş de gör…” Türküleri şehirliler. “İpek mendil dane dane / Yudular serdiler güne / Ana Celal’imi yudular / Başucunda döne döne…” Türkülerden öğrendik geçmişimizi. şiir yazmayı. “Sunam sen güzelsin neylersin malı…” Sevdiğine kavuşmanın sözleri yer alır türküde. birliği. yaşamayı. Türküleri çaresizler yazdı. Daha yaşı genç. ağırbaşlı olmalı. Şikâyetlerini. başkaldırı. Bekleye bekleye gözünün kökü ağaran analar.

“Vatanıma hasret oldum ey güzel Kırım…” ya da “Sivastopol önünde yatan gemiler…” Kerkük türküleri. düstur. seferberlik türküleri. acı haberler içeren türkülerdir. sabır olduğu da gözden kaçmaz. bir edep. Bizim türkü hayatımızda önemli yer tutan savaş türkülerimiz de vardır. yol türküleri dinlediğimde dalar giderim uçsuz bucaksız bir âleme… İçimde bir şeyler depreşir de kimseye açamam hâlimi… Türküler hele o sevda türküleri. varlığın anlatıldığı türküler… Ben bu türküleri neden sevdim?. tebessümle karşılanması. hasret türküleri. Sözler oralarda tertemiz türkülerde korunur. özlem. bize o zamanın içinde bulunduğu durumdan haberler verir. Siz unutur almazsınız sözlüğe bile ama “Teşi bacaklı gelin…” derken ince bacaklı gelininin bacaklarını “teşi”ye (iğ. Türk milletinin yeryüzünde yıllardır yok olmadan süre gelen sesimiz. milletin topyekûn ortaya çıkardığı bir ortak kültürdür. sürgün edilen. Türkülerde sözlerin önemi yanında onun çıkış amacına göre söylenmesi de önem arz eder. Kabul görmesi.. birliğin. kol kola. Savaşlar türkülerimizde oldukça derin izler bırakmıştır. “Karabağ’da talan var / Meni derde salan var. Türküler. gül kokulu. Yalnız onlarda aynı coşkuyu almamız söz konusu olamaz.görüntülerden manalar çıkarır. Günümüzde Türk dünyasında ki vatanları işgal edilen. gönül telimizdir türküler. Bunlarda. Sonunda onları da Türkçeleştirip kendi müziğimize benzetmişiz.1 0 74 . Dilerim Mevla’m bir daha bu türküleri bize yazdırtmaz. soykırıma uğrayan. Hangi yabancı parça güreşirken. düşmez dilimizden yanık bahtlı türküler. ya da gazi olan Türklerin yaşadıkları acılar adına başkaldıranların yazdıklarına dikkat çekmek is- tedim. Bir yerde “demet demet” bir yerde “bardan bardan” dizilir kelimeler. toprak kokulu. şehit düşen. “Kapıları kapattılar yüzüme / Mahpushane gurbete benzemez…” sözleri söylerken çok keyifli bir söyleme beklenemez ama onlarda da bir adap. omuz omuza. Sonunda bütün Türk dünyasına mal olmuştur: “Çırpınırdın Karadeniz / Bakıp Türk’ün bayrağına / Ah ölmeden bir görseydim / Düşebilsem toprağına…” Ve bizim savaş türkülerimiz: “Ordumuz gitti Muş’a dayandı…” ya da “Tıflıdır hastane karşıma karşı / Zalim düşmanların bomba atışı…” ya da “Yandı ciğer canan buna ne çare / Gitti de gelmedi canan buna ne çare…” ya da “Hoş gelişler ola / Mustafa Kemal Paşa…” ve “Seneler seneler kötü seneler / Gide de gelmeye ille bu sene…” diye seferberlik yıllarında yazılan türkülerimiz. savaşların izlerini taşıyan. Kelimeleri o kadar güzel yerleştirir ki mısralar arasına dili oradan öğrenirsiniz.. Türküler. kuş ötüşlü türkülerimiz… Türküler. Davulun. Türkülerde herkes kendinden bir parça bulur. vatanlarını terk etmek zorunda bırakılan. Balkan türküleri. “Ano yemendir gülü çemendir / Giden gelmiyor acep nedendir…” ya da “Mızıka çalındı düğün mü sandın / Al beyaz bayrağı gelin mi sandın / Yemene gideni gelir mi sandın…” Son zamanlarda Karabağ üzerine yakılan türkülere bakılırsa ne savaşlar bitecek ne de onu sebep bilerek bizim türkü yakmamız. zurnanın sesi bizi heyecanlandırır. kirman) benzetmeyi unutmaz kaynana. Dil araştırması yapılırken henüz teknolojiyle kirletilmemiş ücra köylerde araştırma yapmak gerekir. Türk’ü anlatır.” ya da “Anadır arzulara her zaman Karabağ / Danışan dil dodağım tar. anamızdan emanet. onlara türkü yakar “Kırmızı gül demet demet / Sevda değil bir alâmet…” diye mısralar dizilir. “Tuna nehri akmam diyor / Kenarımı yıkmam diyor…” Kırım türküleri.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . savaşırken bize heyecan verir? Hâlbuki sazın her teline dokunuşta bizim gönül telimizde bir titreme olur. Ah o türküler. Bunların çoğu yolcu etme. bölünmeye zorlanan. “Ah Kerkük yüz ak Kerkük / Her zaman yüz ak Kerkük / Bilseydim düşmeseydim / Men senden uzak Kerkük…” ya da “Ana baba yurdumuz / Bilmedi kimse kadrimiz / Unudah öz derdimiz / Yanağ Erbil’e Erbil’e…” Edebiyatımızda Yemen türküleri önemli yer tutar. bekleyiş. rüzgâr fısıltılı. Daha doğrusu milleti bir arada tutan dil harcımızdır. gönül telimizi titreten türküler. Yabancı müziklerin bizim milletimizce çalınıp söylenmesine karşı değilim. kar beyazı. Kemençenin sesi kanımızı coşturur. sevilmesi ondandır. tulumun sesi içimizi kıpır kıpır eder. Gırnatanın sesi hoşumuza gider. bizim türkülerimiz. keman Karabağ…” Hele Azerbaycan Türklerinin 1914’te yazdığı Ermenilerin yaptığı katliama karşı bir türküleri vardır ki unutulacak gibi değil.. askere giderken. yağmur sesli.

b) Yarı Resmî Kurumlar Tüzel kişilikleri haiz çeşitli vakıf. sahne kıyafeti. hitabet. halk müziği içerisinde tür. repertuvar. şiir. şekil.1 0 75 . ir halk edebiyatı nazım türü olan türkü. Ankara Devlet Konservatuarı. Araştırma-Derleme Kurumları ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . mimik. form. baskı. üç beş sanatçı dışında gerisi yetmiş iki milyonluk Türkiye adına ‘güruh’ diye nitelenecek türden. kültür. jest. genel estetik. üslup. çeşitli başlıklarla faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları… c) Özel Şahıslar B 1. biçim. belirleyici özellikleriyle müzik sanatımız. mikrofon kullanma vb. Kadim devirlerden beri kam. beraberinde kendi kurumlarını da oluşturdu. Kültür ve Turizm Bakanlığı. kültürümüz açısından oldukça önemli yer tutmaktadır.SALİH TURHAN Unkapanı kaynaklı icralar var ki. Mülki İdareleri birinci dereceden ilgili kurumlar olarak değerlendirebiliriz. kulüp. âşık ve ozanların değişik Türk coğrafyalarındaki bir kısım beylik ve hanlıklar himayesinde sanatlarını icra eden hanende ve sazende geleneği ile Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren çeşitli yöntemlerle kayıt altına alınan türküler. Sanat. güfte. tavır. beste. üç ana başlık altında toplayabiliyoruz: a) Resmî Kurumlar Bu başlık altında İstanbul Belediye Konservatuarı. eser. dernek. konularda gülünecek dahası ağlanacak konumdayız. form. tema vb. sanatçı. TRT Kurumu Genel Müdürlüğü. Söz konusu bu kurumları.

Rüstem Avcı. Uğur Kaya. ses kayıt aletleri ile birlikte Türkiye’nin değişik bölgelerinde derleme çalışmaları gerçekleştirilir. İsmet Egeli. bir nüshası da TRT Kurumu Müzik Dairesi Arşivinde bulunmaktadır. Sabri Uysal. musikişinas. Söz konusu bu arşiv malzemesinin bir kısmı -yaklaşık dört bin sözlü sözsüz ezgilik kısmıgünümüze kadarki dönemde hizmete sunulmuştur. bugün orijinal kayıtları Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı Arşivinde olup diğer iki kopyasından biri Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma Eğitim Genel Müdürlüğü Arşivinde. Salih Urhan. Orhan Gazi Yılmaz. Ahmet Yamacı. Türkülerin ezgi ve metinlerini bir arada tespit etmek için derleme ekipleri oluşturulur. derleyici. halk bilimci… Araştırma Kurumlarına Dair Değerlendirme Türkülerin derlenip toplanmasına ilişkin ilk kapsamlı çalışma 1926 yılında başlamak üzere İstanbul Belediye Konservatuarınca yapılır. Yukarıda zikredilen resmî ve yarı resmî kurumlara paralel bu işi kendisine şiar edinmiş ya da hobi olarak kendi adına araştırma. Yaşar Doruk. Ahmet Turan Şan. Doğan Kaya. Mehmet Özbek ve şu an aynı makamda (Müzik Dairesi Merkez Halk Müziği ve Oyunları Şube Müdürlüğü) bulunan Altan Demirel dönemlerinde bu arşiv malzemesinden nispeten istifade ile bir kısım ezgiler notaya aktarılarak hizmete sunulmuştur. Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma Eğitim Genel Müdürlüğü Arşivinde. yayın vb. Hamit Çine. Derlenen bu malzeme yeterince gün ışığına çıkmadı. İlk kuruluş yıllarındaki adı Millî Folklor Araştırma Dairesi olan bu kurum da değişik dönemlerde türkü konusunda saha araştırması yapmıştır. Sivaslı Kubilay Dökmetaş. TRT Kurumuna gelince. Nihat Kaya.1 0 76 . Ayrıca TRT Kurumu da kendi icralarında kullanılmak üzere. Erkan Sürmen. genç sanatçı Gürsoy Babaoğlu. çıkartılamadı. kurultay. Daha sonra. Yarı resmî kurumlar diye nitelendirilen üniversite. Özellikle 1932-1952 yılları arasında faaliyet gösteren Halkevlerinin bu anlamda önemli hizmetleri olmuştur. Soner Özbilen. Salih Turhan. Adıyamanlı Mehmet İmir. Bu bölümde ismini zikredebileceğimiz ve kendi adına özel araştırma-derleme çalışması yapanlardan ilk akla gelenler ise şunlardır: Nida Tüfekçi (merhum). merhum Muzaffer Sarısözen’den sonra Konservatuar Arşivinden çok küçük araştırma istisnaları dışında. Bu rivayetlerin tümü değilse de bir kısmı doğrudur. resmî araştırma ve derleme çalışmaları yapmıştır. Bazı valilikler kendi illeri ile ilgili özel araştırma derleme çalışmalarına ortam hazırlamaktadırlar. Abuzer Akbıyık. Bu ezgiler o zamanın imkânları ile sade şekilde de olsa notaya alınarak yedisi eski Arap alfabesi ile olmak üzere toplam on dört fasikül / kitap hâlinde yayımlanır. Mehmet Özbek. derleme yapan. Hüseyin Yaltırık. kariyer ya da hizmete yönelik araştırma. sempozyum. Kendi bünyesindeki personelle de malzemeyi hizmete sunmayı beceremediğinden cahilane bir yaklaşımla malzemenin üzerine oturup çocuksu bir hazla iftihar etmektedir. Talip Özkan. Yücel Paşmakçı. sanatçı. çalışmalar ile) verimli geçtiğini belirtmek gerekir. araştırmacı. Yücel Paşmakçı. sesli. kulüp gibi tüzel kişilikleri haiz kurumlarca. Muammer Uludemur (merhum). Musa Eroğlu. Mansur Kaymak. İhsan Öztürk. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . derleme çalışmalarını nitelik ve nicelikleri tartışılıyor olsa da dikkate almak durumundayız. TRT Kurumu Nida Tüfekçi. görüntülü müzik kayıtlarından oluşan ve hatırı sayılır arşivler kuran bir kısım gönüllü insanı da yine bu manada hürmetle anmak gerekiyor. Örnek. Şanlıurfalı Halil Binbaşıoğlu.istifade edilmediği gibi eldeki malzemenin ne tasnifi yapılmış ne de ileride kullanılmak üzere yeni teknolojik ortamlara aktarılmıştır. dernek. Durmuş Yazıcıoğlu (merhum). Şöyle ki. Ama bu kurumun Sayın Nail Tan’ın Genel Müdürlük döneminin (kongre. Sivaslı Rıfat Kaya. Konservatuar kadar olmasa da ona benzer bürokratik ve maddi formalitelerden dolayı ilgililer istifade etmekten imtina ediyorlar.Türkü konusuna ilgi duyan her seviyedeki mahallî sanatçı. İfade edilen. Süleyman Şenel. halk edebiyatçı. Şemsettin Taşbilek. Kurum ve şahısların istifadesi noktasında koyu taassubî bir engel söz konusudur. Ankara Devlet Konservatuarınca 1936’dan 1950’li yıllara kadar yapılan derlemeler var ki. yaklaşık on bin ezgi ile ilgili rivayetler yıllardan beri dolaşıp duruyor. araştırma. vakıf.

İbrahim Can. Mehmet Öcal. f) Belediye Konservatuarları Türkiye’deki atası Osmanlı dönemine ait olan Darül Elhan ve Cumhuriyet döneminde uzun yıllar İstanbul Belediye Konservatuarı olarak hizmet veren kurum. 2009-2010 döneminden itibaren de sporun da eklenmesi ile üçlü bir statü yüklenmiştir. Genel olarak. Samsun. Sincan Belediye Konservatuarlarının mütevazı hizmetlerini bu çerçevede zikretmek gerekir. Keçiören. henüz emekleme dönemindedirler.TRT ve özel kanallarda son yıllarda yapılan en fazla üç beş TV yarışması hariç hepsi saçma sapan pespaye icralardan ibarettir.1 0 77 . Murat Karabulut. b) Özel Konservatuvarlar Örneğini İstanbul’da Müjdat Gezen Okulu olarak bildiğimiz konservatuarın disiplinli bir kurs olduğunu gıyabi olarak duyuyoruz. e) Güzel Sanatlar Liseleri Türkiye’de geç kalınmış bir uygulama olarak yaklaşık on yıl önce kurulan Güzel Sanatlar Liseleri. Tanju Ozan. eğitim-öğretim yöntemi vb. Kayseri ve tarafımdan kurulan Ankara-Etimesgut. Sümer Ezgü. Henüz oradan mezun olan bir virtüöze rastlamadık. Hale Gür. Eğitim Kurumları ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Mezun olup da çok iyi durumda olanlar incelendiğinde ise başarının okuldan değil. sınav yöntemi. Kadro. eğitim-öğretim ve icra konularında birçok başarıya imza atmıştır. Bunu üniversite özel yetenek sınavlarındaki mezunlarının porte ile portrenin ayrı kavramlar olduğunu bilmeyişlerinden anlıyoruz. Bu anlamda Bursa. Dünyada bir iki ülkede uygulaması olan sanatla sporun aynı çatı altında eğitiminin yapılması nasıl bir sonuç verecek. müfredat. zamanla göreceğiz. aynı statü ve aynı amaç doğrultusunda kurulan Devlet Konservatuarlarının her biri ayrı telden çalıyor. Bu iddianın somut göstergesi. c) Müzik Eğitimi Fakülteleri Müzik öğretmeni yetiştirmek üzere kurulan bu bölümlerin atası 1926 yılında kurulan “Musiki Muallim Mektebi” bugünkü banisi Gazi Üniversitesi Müzik Eğitim Fakültesidir. özel yetenekten kaynaklandığını anlıyoruz. konular da hak getire. Havva Karakaş. derleme. resim ve müzik dalında eğitim-öğretim yapmaktadır. d) Güzel Sanatlar Fakülteleri İçerisinde fonetik ve plastik sanatları barındıran bu eğitim kurumlarının da henüz ne yaptıkları ülkenin kültür ve sanatına ne gibi müspet neticeleri olduğu anlaşılmış değildir. Ülke genelindeki sayıları 60 civarında bulunan bu okullar. Hatta bazı üniversitelerde. liseyi bitiren yüz binlerce genç ne doğru dürüst bir gam yapabiliyor ne İstiklal Marşı’nı düzgün bir sesle okuyor ne de memleketine ait bir türküyü söyleyebiliyor. a) Devlet Konservatuvarları Bugün için Türkiye’de devlet ve vakıf üniversitesi olmak üzere yaklaşık 130 üniversitenin 40’ınına yakınında ya konservatuar ya müzik eğitim fakültesi ya da güzel sanatlar fakültesi mevcut. hem konservatuar hem de müzik eğitim fakültesi var. Özellikle 1976 yılına kadar Türk müziği (THMTSM) sahasında eğitim veren konservatuarların olmayışı yarı zamanlı statüde eğitim veren Belediye Konservatuarlarının doğmasına sebep olmuştur. Oktay Öztürk. Türk müziğinin (THM ve TSM) araştırma. Devlet üniversiteleri bünyesinde bulunan bu okullarda istisnaların dışında çoğunlukla Türk müziğinden bîhaber öğretmenlerin yetiştiği belli. Adana. Hem nicelik hem nitelik açısından koca Türkiye’yi utandıracak cinstendirler. g) Halk Eğitim Merkezleri İl Millî Eğitim Müdürlüklerine bağlı faaliyet gösteren Halk Eğitim Merkezlerinin çeşitli branşlardaki vermiş olduğu müzik kurslarını eğitim 2. Bilindiği üzere konservatuarların birinci görevi sanatçı-icracı yetiştirmektir. Mezunlarının birçoğu ne bir enstrümanı iyi derecede çalabiliyor ne şarkı türkü söyleyebiliyor ne de teorik bilgilerden haberdarlar. Süleyman Yıldız. Bülent Aslan.

Ancak. Belkis Akkale. ayrıca sanatçılarının kurum dışı icralarına izin verilmediğinden dolayı fonksiyonunu yitirdi. yarı resmî. Dernek. her kuruluş. Recep Kaymak. Halk müziği adına önemli hizmetleri olan Kurumun teknik kadrosu bugün çok eksik durumdadır. Muzaffer Sarısözen’in 1941 yılında oluşturduğu “Yurttan Sesler Topluluğu”dur. kuruluş ve özel kişilerin iyi niyetinden şüphe duymak yanlış olur. Belediye. Ankara ve İzmir’de Türk Dünyası Müzik Topluluğu ile Kırşehir ve Kırıkkale’de diğerlerinden farklı (4B) resmi statülü 15’er kişilik küçük müzik toplulukları kuruldu. Kâmil Sönmez. Ayrıca bu alanda kendisini bulunduğu kültür sanat ortamında hoca konumunda gören binlercesi de bu konuda kendi meşrebince icraya yönelik katkı sağlamaktadır. Bu resmî kurumlara paralel olmak üzere İstanbul. Kurum. Dernek. Vakıf. i) Resmî ve Özel Müzik Kursları Millî Eğitim Bakanlığının ilgili yönetmeliğince kurs programı uygulayıp sınavlarını buna göre yapan kurumlar ile tamamen özel müzik kurslarını bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Mehmet Özbek yönetiminde Kültür ve Turizm Bakanlığı Ankara Devlet Türk Halk Müziği Korosu kuruldu. merhum Sarısözen’le başlayan “Yurttan Sesler Topluluğu”. 1985 yılında. Yine TRT Kurumu bünyesinde kaşeli (program başı ücret ödenmesi) olmak üzere Çukurova ve Kars Radyosu bünyelerinde de bir dönem mahallî sanatçılarla programlar üretilmiştir. topluluk. Musa Eroğlu. Şeref Taşlıova. istisnalar hariç birçoğunun amacı ve hedefi belli değil. kişilerin zamanını ve parasını boşu boşuna heba etmemelidir. enstrümanların kullanıldığı halk müziği icrasına yönelik faaliyetler söz konusudur. 1985 yılında siyasi otoritenin tasarrufu 3. Devamında Sivas. TRT ve özel kanallarda son yıllarda yapılan en fazla üç beş TV yarışması hariç hepsi saçma sapan pespaye icralardan ibarettir. her seviyedeki resmî. yetiştirdiği başarılı öğrencileri ile kendi başarı düzeyini ölçebilir. Halk Eğitim Merkezi. Kuruluş bünyesinde icraya yönelik koro.1 0 78 .adına değerlendirmek mümkün. Reyting telaşına kapılıp kamu yayıncısı olduğunu unutan her yönden özel radyo. Sadi Yaver Ataman tarafından atılan hatta Muzaffer Sarısözen’in Yurttan Sesler Topluluğu’ndan önce kurulan ve daha sonra oğlu Adnan Ataman tarafından devam ettirilen İstanbul Belediye Konservatuarı icra heyetidir. Ankara Radyosunu müteakiben İstanbul. İzmir ve Erzurum radyoları bünyesindeki topluluklar izlemiştir. Eğitim Kurumlarına Dair Değerlendirme Bu alanda hizmet veren. İzmir ve diğer birçok şehir ve ilçede Valilik. Hem nicelik hem nitelik açısından koca Türkiye’yi utandıracak cinstendirler. Yavuz Top. ses. Süreyya Davulcuoğlu. her eğitici belge / diploma verdiği. eğitici. ilki Ankara’da. İzzet Altınmeşe. çeşitli müzik okullarına ön hazırlık ya da hobi düzeyindeki hizmetlere yöneliktir. Kurum / Kuruluş Bu kurumlar daha ziyade bünyesinde bulundurdukları çeşitli düzeydeki topluluk ve korolarla repertuvar ve konsere yönelik çalışma yaparlar. Temeli. Şanlıurfa. Bu topluluklar içerisine dışarıda bu alanda temayüz etmiş sanatçılardan bir kısmı da solist sanatçısı ile dâhil edildi. Bedri Ayseli. İcra Kurumları ve İcraya Dair Değerlendirme TRT Kurumu. İstanbul’da Halk Müziği Topluluğu. Eğitim konusunda her kurum. Eğer bunlar yoksa. Bu kurslar daha ziyade Güzel Sanatlar Liselerine. Ankara. h) Vakıf. İcra Kurumları ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Kulüp. bunun yanında kısmen de olsa verilen teorik bilgilerle eğitime katkı sağladıkları düşünülebilir. Bir Başka Müzik Topluluğu. O tarihlerden biraz önce devreye girmiş olan özel TV ve radyolar karşısında daha ziyade sunum ve tema konusunda refleks geliştirmediğinden. Murat Çobanoğlu (merhum). Canan Başkaya. Bunlar. Türkü ile ilgili ilk resmî icra kurumu. Amaç ve hedefi belli olmayan hiçbir işin de başarıya ulaşması mümkün değildir. özel kurum. TV ve icralara özenmeye başlandı ve bugünkü noktaya gelindi. kuruluşundan 90’lı yıllara kadar başarılı biçimde misyonunu devam ettirdi denilebilir.

kot pantolonla halkın huzuruna çıkanlar. sahnede derviş selamı verenler. çok daha düzeyli. projeler yapmak durumundadırlar. “Şimdi okuyacağım türkü bir Tatyan’dır. icra kurumlarına. mikrofon kullanma vb. şenliklerle avunmaktadırlar.1 0 79 . bin voltluk elektrik çarpmış gibi titreyenler. cehaletini şekille salamaya çalışarak küpe. form. aha kelimelerinin konmasının gerekliliğini zanneden zavallılar. topu taca atamazlar. akli dengesini yitirmiş meczuplar gibi duygulu icra adına garip hareketler yapanlar. papyon.” diye diapozon denemeleri ile ses yarışına girenler. radyo programı sunan türkücüler kompleksinden ya da yetersizliğinden dolayı kendilerinden daha yeteneksizleri konuk olarak çağırıp ezmeye çalışanlar.■ Sonuç ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .doğrultusunda sanat faaliyetlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde toplanmasına karar verilmiş olmalı ki devlet koroları ve toplulukları şeklinde bu çatı altında yaklaşık 250 sanatçı hâlen icrayı sanat yapmaktadır. sözüm ona. top sakal. menajer. “Sayın ………. “Dardayım ben dardayım / Dört duvar arasındayım (Hapishane)” türküsünü hareketli final eseri seçip konuk sanatçıları ile birlikte stüdyo konuklarına göbek attıranlar. sağladığı imkân nispetinde bu kişi ve kurumlardan hesap sormalıdır. beste. Azerbaycan’ı. hobi seviyesinde birçok insanın düzeyinde olmasına karşın sırf siyasi. mikrofonu koltuğunun dibine koyanlar. Özbekistan’ı hatta Türkmenistan’ı örnek almalarını öneriyorum. sanatçı. alkış tutturan bayan solistler. “Kal’anun ……. repertuvar. Mehmet Özbek yönetimindeki Ankara Devlet Türk Halk Müziği Korosunun ilk on yılını başarılı sayabiliyoruz (1986-1996). yorum adı altında cahilce karakteristik ezgi kalıpları ile oynayanlar. güfte. belirli konularda saygınlığı olan yetmiş iki milyonluk Türkiye’nin müzik kurumları ile ilgili araştırma. Tüm bunların yanında Unkapanı kaynaklı icralar var ki. eser. normalde sesi olmadığı hâlde teknoloji gölgesine sığınan zavallılar. üslup. jest. şiir. “semah” okurken kalçasıyla. Sanat. sunucunun. halkın saf duygularını suiistimal etmek üzere zoraki hayranlık uyandırmak için koruma. çok daha ekonomik olacak özel sanat projelerini destekleme yolu denenmelidir. Ülkemizdeki tüm araştırma.” diyerek. eğitim. şimdi okuyacağınız Tatyan’ın ne demek olduğunu seyircilerimizden merak edenler için açıklar mısınız?” Cevap. Buna rağmen netice alınamıyorsa her türlü bürokratik ve özel menfaate yönelik gereksiz dirençler bertaraf edilerek. okuduğu şarkının.” İlmi(!) cevabını veren sanatçı… Irak-Türkmen şivesiyle “Kalenin-Kal’anın dibinde bir taş olaydım” yerine. kendisini ülkenin bir numaralı sanatçısı sayıp da sıradan konuklarına. teknik imkânlarla Türkiye’ye yakışır işler.” diyen sanatçılar! Sunucunun programını sunduğu sanatçının sıradaki türküsünün bir “Tatyan Havası” olduğunu anons ediyor ve okuyacak sanatçıya soruyor. üç beş sanatçı dışında gerisi yetmiş iki milyonluk Türkiye adına ‘güruh’ diye nitelenecek türden. tavır. TV’de dört düğme açıp göğsünün kıllarını gösterenler. eğitim ve icra! Dünyada birçok ülkede ölü olan halk müziğine karşın ülkemizde her yönüyle çok zengin ve renkli bir konuma sahip türkü kültürü etrafında oluşmuş kurumlar ve bununla iştigal eden şahıslar oturup düşünmeli ve de refleks geliştirmeli. mimik. Kerkük türküsü okuduğunu zanneden ya da her Kerkük türküsü arasına mecburmuş gibi vay vay. Konunun esas muhatapları bellidir. baba. Sanatçı diye takdim edilenlere dair kritik yapacak olursak. elleriyle ritm. “Benim sesim senden daha tiz. iki kelimeyi bir araya getiremeyip de TV. hitabet. fiziki. “Maalesef. genel estetik. Şayet yapamıyorlarsa bunun adı bilgisizlik ve beceriksizliktir. konularda gülünecek dahası ağlanacak konumdayız. Gerek kuruluşunda gerekse daha sonraki yıllarda siyasi ve özel tavassutlarla alınan sanatçıların istisnasız yarısı yetersiz olduğu için geleceği de karanlıktır. türkünün ezgi ve temasından haberdar olmayan zavallılar. sahne kıyafeti. yirmi. paralı göstermelik fanatikleri etrafında bulunduranlar. içmiyorum. “Sigara içiyor musunuz?” sorusuna. Bunlar. sahnede. Devletin bütçesinden sağlamış oldukları mali. ideolojik çevrelerce sahiplenilen bir şekilde yazılı ve görsel iletişim araçları ile kof şöhret konumunda olanlar. yirmi beş yaşında olup da ‘iki yüz bestesi olduğunu söyleyenler. kültür. birilerinin dostu postu (kadınlar için geçerli) konumunda olan zavallılar vb… İşte her şeye rağmen. Devlet. Bunun dışında bu koro ve topluluklar sıradan festival.

içimi kasıp kavuran gelgit düşüncelerin tazyiki altında enikonu bunalıyorum. İçim içim. sersem ve andavalca dolandım durdum. dün gibi hatırımda. Yine böylesi yağmurlu bir havada. çocuk gibi hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyorum. neon lambalarının titrek ve kesik karaltısında Üsküdar’dan geliyordum. Ayaklarına kapanıp yalvarmak ve boğazımı patlatırcasına seni seviyorum diye haykırmak. İlk tanıştığımız gün. Ne ki bi şeyler düğümleniyor içimde. simsiyah kokuyor nefesim. evine kadar onu niçin takip ettiğimi bilmeksizin tam iki saati yollarda kat ettim. Gitmelere alışık değilim ben. Aşk kokuyordu hava. G ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . titreyen bacaklarıma. çivit gözleri. Bir bebek gibi. Bir bakışta vurulmuştum. aksine fena. Gitme demek geçiyor içimden. masada duran romanı okuyor. Bulutlar ağlamaklı. narçiçeği yanaklarıma aldırış etmeden o gece hep onu düşündüm. sırım sırım aşk. müthiş vurulmuştum. Genzimi yakan. Dokunsalar devrilecek kadarım. Kaynağını bilmesem de içimde sökün eden duyguların tahakkümü altında tuhaf olmuştum. Dile kolay altı yıldır beraberiz. rüyama misafir ettim. Çöken avurtlarıma. Ağır havası dehlizin. allak bullak kafam. Hele hele Müzeyyen’siz asla yaşayamam. Şaka olsun için.Hicran manifestosu OSMAN KOCA idiyor Müzeyyen. Tepeden tırnağa zangır zangır titriyorum. sırılsıklam oldum. Siyah. Giderse. altuni küt saçları bir bir işlenmişti genlerime.1 0 80 . Hazır değilim. -Gidiyor musun gerçekten? Dönmeyecek misin bi daha? Katran yüklü gece. Şaka değil. özkıyım kaçınılmaz. Göğsü hızla çarpıyor. rüya diyerekten kapıyorum gözlerimi. Nasıl indiğimi. Kapıdan çıktı mı nefes almak bana haram. Aklını pazara çıkaran avare gibi. Korkuyorum. Eşikte bekliyor beni. Martılar yatsıya çekilmiş. Sular kabarıp taşmakta. Akça pakça yüzü. Sırtımı dönüyorum. Kapüşonunu geçirip atkısını doluyor boynuna. Çok sevdim onu. Ne hazırı! Onsuz yapamam. Toplamış pılını pırtını. Ne çok sevdim hem. Islandım. Lodos hırçın mı hırçın. öyle böyle değil. Müzeyyen en arka koltukta. Az uz. Bunu o da biliyor. göz sağrısı derler. Duygularım hercai. peşi sıra otobüse neden bindiğimi. İlk göz ağrısı.

Okşayacaksın siluetimi. Nice şiirler. Hiçbir şey olmamış gibi. Şafakla gireceksin ruhuma. meczup gibi yana yakıla türküler çığıracağım. Bazı bazı geleceksin başıma. Belki bi daha bulamayacaksın beni. Gitme Müzeyyen. Ketılı hazırlar. Karşılıklı kanepelere uzanıp saatlerce evet saatlerce gözlerimizle konuştuyduk. En azından bi çay içimlik olsun. Kah iyicil. Belki sıradan bir gazetenin üçüncü sayfa kepazeliğine bulaşık edeceksin beni. Anlıyor musun. Olsun git. Açılamadıkça daha bi büyüdü içimdeki sevgi.Hayaliyle her gece coşuyor ve fakat her sabah gerçeği karşısında süklüm püklüm oluyordum. Ve ben kalktıydım. Bekleşelim bi çaylık. Ne ki dilim elvermeyecek söylemeye. Yaparım. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . anıların terk etmeyecek. bekle… Ben de bekleyeyim. Bi koşu gidiveririm mutfağa. hiçbir şey yaşamamışız gibi böyle sorgusuz-sualsiz gitmeyeceksin di mi? Az-biraz oyalan bari. sensiz. Ah Müzeyyen. lütfen… Lütfen Müzeyyen… Yüreğim kan ağlasa da belli etmeyeceğim. terk edip gidersen… -Oğuz. Biliyorum birazdan gideceksin ve fakat gölgen beni bekleyecek. Hüzünbaz yanlarımı beraberinde götürecek. Palas pandıras çıkmalıyım dışarı. evet ben. Öyle ki haftasına varmadan ulaşılmaz. Yorgunduk. yaşayabilmem… Gidiyor musun Müzeyyen? Bunun şaka olduğunu söyle yalvarırım. çıkıyorum ben. Ben. Güç bela doğrulacağım yerimden. Göğsümü yara yara kanatacağım adını. Düştüğümü görsün istemiyorum. Ve ben kahrolunmuşluğun iflah tanımaz sınırlarında bir berduş. boğumlanıyorum. sana o çok sevdiğin adaçayını hazırlarım bi solukta. ulaşılamaz sevgilim oluverdi. kıyacak canıma. Sana ada. Can havliyle yakaracağım sana. O çok sevdiğimiz dönülmez akşamın ufkunu seyre dalacağız ve ben kan tüküreceğim asfalta. ne olursun gitme diye bar bar bağıracak kalbim. zamansız bi rest. O akşam ne kadar da mutluyduk. mektuplar buruş buruş oldu heyecandan ıslanan avuçlarımda. Dış kapıya döndü Müzeyyen… Gidecek… Kararlı… Bi veda. Ellerim değmese de gözlerim yapışmalı yakana. Hatırlıyor musun? Sinemadan döndüydük. Açılamadım bi türlü. Sevmenin-sevilmenin. upuzun bi uykuya dalacağım. Sen meraklanma. kendime paşaçayı hazırladıydım. Eşiğe sinecek kokun.1 0 81 . Dünya kayıyor ayaklarımdan. sevenle sevilenin aşkına dışın dışın ağlaşıp ne de tatlı hayaller kurduyduk. çıkma diye inlesem… Ne fayda! İler tutar yanı olmayan çıtkırıldım bir düşün kekremsi tortusunda boğuluyorum Müzeyyen. Sen ise bi gidimlik dürtüler içinde beni bi başıma bırakacak ve onatsız hülyalar içinde sırra kadem basacaksın… Öyle mi? Bak işte kayıyor yıldız. Eriyorduk. Çık demesem. Seni kalbime gömmenin huzuru içinde uzun. -Hadi git Müzeyyen. ne çok sevdim seni ben. sensiz… Kahretsin. Ve biz sanki aşkı içişir gibi. çaylarımızı içişmenin heyecanıyla nasıl da coşup taşmıştık. darmaduman edecek kırılası kafamı. kah kötücül anılarımızı sereceksin yatağıma. Uzanmalıyım göğe. Koş Lola Koş’u izlemiş ve Lola’ya inat afacan çocuklar gibi sinemadan eve kadar hiç mola vermeden koşmuştuk. Fakat ilenmemeliyim asla. Beni bırakıp. -Müzeyyen.

Yanaklarımız apal… Sevincimiz apak… Gitti… Beni acılarımla. hareket ediyor… Kımıldıyor. kahroldum… Ezildikçe ezildim… Üsküdar dönüşü vapurda martılara simit atarkenki fotoğrafımız. Buğulu gözlerle bakıyorum ardından. kançanağı. yüreğim kanıyor. üryan duygularımı devşireceğim. Titredi sesim. Bak işte nasıl da tir tir titriyorum… Kapıyı yavaşça araladı. nefes alamıyorum. Gözler asla yalan söylemez… Söyleyemez… Yemin olsun bu kez. -Hadi bak Müzeyyen. Duruyor. sende kalsın… Titredi sesi… Elleri de… Kalsındı kalmasına.. Gitmesin için habire dua ediyorum. Sokak lambasından sızan ışıkla loşlaştı dehliz. yandım. buğulu gözlerimi kaçırmayacağım gözlerinden. Ellerim de… Baktım. ateşe maruz kalan buz gibi erim erim eriyeceğim. Adım gibi. Sızlıyor burnumun direkleri. Onda mont. genzim yanıyor. duldasız. biliyordum… Ne ki hazırlıksız yakalanmak… Ve sevdiğini bi daha göremeyecek olmanın ayırdına varmak… İşte bu müflis yaşantı. Başını çeviriyor ağır ağır. Yatsı ezanı okunuyor dışarıda. dirhem dirhem konuş… Konuşabilirsen… Yutkunamıyorum.İşte o zaman ben. daralıyorum. delişmen yüreğimi yuvasından söküp sana uzatacağım… -Seni sev… Müzeyyen! Ne zor söylemek. Kutsi bi havayla tütsüleniyor migrene yanık başım. evet bi gün bu enkazın altında kalacağımı biliyordum. sancılarımla. gözlerim yaşarıyor. İlmek ilmek yaşa. İçim bi hoş oldu. Fırtınalar koptu ruhumda.1 0 82 . Bi an duraksıyor Müzeyyen. -Bu. Bakacak… Bana bakacak… Ve ben. Kanaviçe gibi örgüleşip küt saçlarına konacağım. Gelsin diye yalvar yakar dilim. ezik halimle bi başıma bırakıp… Çisentili yağmura ağladım alık alık… Karman çormandı düşüncelerim… Bi gün. hem gitmesindi… -Bende kalsın. duruyor… Gidiple gelmek arasında bocalıyor sanki ve ben umut tazeliyorum. Pusatsız. bende yağmurluk. özkıyıma gebedir…■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .. Sırtı inip inip kalkıyor.

Kukla Ben miyim diyor ipin ucunu kaptıran şeytana Daldığım bu tatlı rüya. BÜNYAMİN DOĞRUER ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Kukla kendisi olmaya kararlıydı Kitabedeki eski yazıları okudukça Az kalmıştı kendine kavuşmaya Masmavi bir gökyüzü altında Görmeseydi tuhaf bir rüya Dünyanın muammasında Islak gölgelere kanmasaydı Kendisi olacaktı. Ellerim bana uzak Çocuklara alkış tutan. Bir harfe takılmış Yalnızlıklar içinde dönüp duruyor. Pişmanlıklar içinde Alnını süslü cama dayamış. Şimdi kalbim kanıyor solgun bir resimde Yağmur hafif hafif yağıyor Saçlarımı unutuyorum kan ter içinde. İşte yanıyor titreyen boş odalar Bu kitabeler kurtuluş kapısı olacak Arkasından şiirler yazılacak Siyahın beyazdan ayrıldığı vakit Kuklacı ilk görüldüğü yerde vurulacak. Kendine söyleneni Söylüyor. Bir papağan bana bakıyor.1 0 83 . İnat içinde.KUKLA VE KİTABE Bu kuklalarda neyin nesi. Taşınan ruhları olmalı Sağlam kutular içindeki. Solgun Yüzleri. Güneşin doğduğunu söylesem inanmazlar ki. umut olan. Dilini yutmuş adam.

bağrımı sancı istila etti. Bazen turna kanadında sevgiliye mektup götürmüş. gövdemi ateş bastı. diyardan diyara dolaşmış… Bazen bir gülün yaprağında açmış türküler. iflah olmaz çelişkileri karşısında âdeta eridim.. hissederek dinlendiğinde. Benim cevabım ve buradaki sır ve sihir şu ki. Serinlemek için boz bulanık akan çaylara atasım geldi kendimi… Yüzyıllar ötesinden esip gelen sitem rüzgârları. sevdamızla ağlatırken duyanı. bir türkünün ta derinlere ulaşan. kelimelere dökülmesi. Akılla yürek arasında kararsız kalanların büyük tereddüdü. Takatten düştüm.. bazen bir gelinciğin boynu büküklüğüne… Hani şair Vahap Akbaş da diyor ya “Mızrapla Tel Arasında” adlı şiirinde: Bağlamamın tellerine Üveyikler konar balam Yüreğimiz melül mahzun Türkülerde yunar balam Gönlümüzün mihverinde Sevda filiz verdiğinde Mızrapla tel arasında Gayri zaman donar balam Kara kışın ayazında Dudakta söz buz olanda Bir muhabbet alazında Ah bu şair yanar balam Güzelliği. toprağımıza. az önceki sorulara bir cevabınız olabilir. bazen bir su olup dere tepe aşarak. soluğum kesildi. kavuşamama karşısındaki bu hüzün. kendimden geçtim. düşünerek. asırlardır yurdumuza. gözlerim buğulandı. anlayarak. görkemi. nasıl olur da hâlâ gücünü bu kadar korur? Bir türkünün mısraları arasına sıkıştırılmış bu hicran. nedir bundaki sihir ve nedir bundaki güç? Dille anlatılması. dokunanı işte böyle yakıp geçiyor. Zamanın ortasında öylesine kalakaldım. insanlığı çağrıştıran inceliğiyle. bir esrik bakış yakaladı akşamla gecenin arasında… Bir ince sızıyla sarsıldı yüreğim. bazen sözleriyle zalimlere cevap olmuş türküler… Bazen bir gelinin ağlayışına eşlik etmiş. kavuran sözleri ve yine en az onun kadar tesirli nağmeleri kül etti. çınlamış göğümüzde türküler… Bazen B isyanlarımıza arka çıkmış. gâh yüreğimizi ferahlatmış gâh ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . bazen mazlumların elemlerini dile getirmiş.. Bir efkâra tutulmuş hislerimi. İşin özeti belki de bu… Kavgamızla inletirken meydanı. yakan.. bu vurgun yemişlik nasıl olur da bu kadar tesir eder insana? Nedir bunun sırrı.İSMAİL BİNGÖL ir hüzün meltemi. evimize barkımıza mihman olmuş. atalar mirası. yüreğin yarası türküler. hikâye edilmesi zor durum… Ancak türkülerle aranız iyiyse ve bu konuda biraz da düşünme zahmetine katlanırsanız.1 0 84 .

daha başka birçok şeyi hatırlatmadan geri durmamış ve bunları. vuslata erememenin resmini ne de güzel çiziyor. nice yeri inletmiş. vadilerce doğudan batıya… Bir kıtası. oradan öteye sevgiliye sitem. orada sonsuza kadar. mertliğimizi bütün bir cihana anlatan. uzak bir diyara göçürülmüş ve ellerin olmuştur. özge bir gündüze hayal uçurmuş. adına kayıt düşmeden geçip gitmemiş türküler… Sözleri ve nağmeleriyle esip gitmiş Anadolu coğrafyasında bir baştan bir başa… Gece denmemiş. kültür ve zihin coğrafyamıza silinmeyecek bir şekilde kazımış türküler… Ve bütün bunların sesini duymadan. işitene.1 0 85 . söylenir olmuş yedi iklim dört köşede… Bazen Ağrı’nın doruklarından ses vermiş. Artık olan olmuş ve bu durum ağır bir yük gibi merhametli yüreklere oturmuştur. uğruna bin cefaya tahammül gösterilip. bunun hesabını en yakınındakinden bir türkü vasıtasıyla sorar ve yüzyıllar öncesinden bir ayrılığın hikâyesini bizlere ulaştırır. bu toprağın sesini duyurmuş. sevene dil olmuş türküler… Ve daha nice yerde durmuş. duyurmadan. İşte bir türkü ki… Tertemiz bakışlardan süzülüp yanaklardan aşağı türkü sadeliği ve yürek delici bir nağme eşliğinde inen gözyaşlarıyla. ıstıraplarını söze ve nağmeye dökerek. kül olmak ister ki. çaresi imkansız bu dert yüzünden âşığın yüreğinden kopup gelen feryada verecek cevapları yoktur. renginden renk. bir anda çekip gitmiş ve ellerin olmuştur. daha nice bunun gibi kavuşamayanların. verilen sözlerin yerine getirilmesi için. bu hışımla. gürzüyle vurup dağları yarmak ister âşık… Kerem olup. bu hüzünle. akacak yer bulamayan ve dokunduğunda yakan bir büyük isyanı yüklenir gönlümüzün tercümanı türküler… Yıllar yılı kor ateşlerde pişerek sevda çekilen. bağrını dağlayan ateşle Çamlıbel’de nara savurmak ister… Ne hazindir ki. ne sevgili kalmıştır kavilleştiği ne de ünü dört bir yanı tutan sevda… Bütün bunların önem arz etmediği kişilerce. dağları aşıp. yüreğe sığmayıp taşan. Şakir Şener’den alınan Bayburt türküsünde olduğu gibi… Hani diyor ya türküyü yakanlar: Odam kireçtir benim Yüzüm güleçtir benim Soyun da gel yanıma Terim ilaçtır benim Baba ben derviş miyem Kürkümü giymiş miyem Ben sevdim eller aldı Niye ben ölmüş müyem Söylendikçe dillenir. yıllarca gurbet elleri mesken tutan âşığın düşündüklerini yapması mümkün değildir. Hem öyle ki söyledikçe zaman ortadan kalkar. gerçeğini bildirmiş. Âşık için anlatılması ve katlanılması çok zor bir acıdır bu… Ferhat olup. bir mısraı Iğdır’a… Bir kıtasıyla serhaddı bekleyen Kars’ın derdini taşımış ırmaklarca. sesinden ses. dillendikçe yayılır Anadolu coğrafyasına bu türküler… Atalar mirası gönül yarası türkülerimiz… Ve bilinmelidir ki bu coğrafyayı yurt tutanlar. Ömür çiçeğini sevda yolunda solduran kederli âşık. geçip gideni. gâh ayrılanların üzüntüsünü gâh kavuşanların sevincini temsil etmiş türküler… Öleni yiteni. dilinden anlayana… Mahmur bir geceden kalkmış. ağlayanı güleni.bizi birbirimize bağlamış türküler… Gâh ağıt olup acımıza konmuş gâh sevgi olup yüzümüzde parlamış. kavrulmak. kültürümüzün sacayaklarından biri olarak bizleri yüce bir millet olmanın şuuruna vardıran ve bütün bunların gönencini yaşatan türküler… Bazen. mekân o mekân olur ve bu türkü. Bazen Aras boylarında gezinmiş turna katarlarıyla. Hem de faydası da yoktur bundan sonra yapacaklarının… Zira ortada. nakışından nakış vermiş duyana. bu acıyla yanmak. vatan uğruna can vermenin büyük kıvancıyla yatacak olan ulu şehitlerimizden. dilimizin sade ve berrak bir hâlde günümüze kadar gelmesinde önemli pay sahibi olan… Erliğimizi. dinlenmiş. gündüz denmemiş. Ne yazık ki onların da. kavuşamamanın. dilinin ve türkülerinin kadrini bildikçe. kaç yüreğe inci dizip kaç yüreğe gözyaşı akıtmış türküler… Nesilden nesile bozulmadan aktarılmak suretiyle. çileden geçilip. daha nice yıllar söylenip dinlenecektir. “uğruna ölümlere gidilip gelinen”. bu hınçla. bıyıkları henüz yeni terlemiş civanlardan haber getirmiş. bütün bunları elinin tersiyle bir yana itip vefasızlık ederek. yâri başkaları tarafından alınan kişilerin hâline tercüman olur. bir kıtası Bayburt’ta bir güzele kul olmuş. belki bir kıvılcımı da ona erişsin ve onu da yaksın… Köroğlu gibi. Erzurum’dan Erzincan’a ulaşmış. bazen Allahüekber’i mekân tutmuş. ■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . bir kıtası Sivas’ta bir âşığın sazından dökülmüş. bazen çekmiş gitmiş ta Hazar’a ve daha ötelere… Bir mısraı Ardahan’ın payına düşmüş türkünün. her acıya göğüs gerilen sevgili.

halık cırı. s. Priştine. s. N. E.) Rusşa-Nogayşa Slovar’. nahşa. türkü.. yır. Ankara. türki. Dr. Dr. Azerbaycan Türkleri. (çev: Besim Atalay). Baskakova (Red. 1998. 3. Fatih Kirişoğlu. Prof.14. türki. s. halk koşiği. Prof. Karaçay Lehçesi Sözlüğü. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . ırıa.. TDK yayını. mahnı. cır. Bulgaristan Türk Halk Edebiyatı Metinleri – I. IV. Uygur Türkleri. İslamiyet öncesi Türk edebiyatında genel olarak ezgi ile söylenen şiirlerin. s. Cilt. 8. mahnı. 9. Tenişev (Red. 1991. türik. Tıva – Orus Slovar’. Türk Dünyası El Kitabı. Nimetullah Hafız.45. 6. Prof. Kumuk Türkleri Edebiyatı.[3] Nogay Türkleri. Kültür Bakanlığı yayını. 1956.b.[6] Gagauz Türkleri türkü. s. 10. Gagauz Türkleri. Moskova. kojamık. koça nahşisi. Prof. s.[10] Bulgaristan Türkleri.[5] Irak Türkleri. bazı Türk boylarında.). halık eni. Wilhelm Pröhle (çev. 7. Cilt. Dr. s. bugün. 1998.[2] Kumuk T Türkleri. 1990. Kazak Türkleri.[7] Tuva Türkleri.A. 2. Moskova. “Türk’e has” anlamına gelen bu söz. Harun Güngör – Mustafa Argunşah.245. Başkurt Türkleri. aşağıda sayacağımız kelimeler karşılık olarak kullanılmaktadır. Cilt. Dr. 3. türkü. M. 1991. Çetin Pekacar. Ankara. s.bas. Nimetullah Hafız.. 1968. s.R. 11. 3. s.22. Ankara. Dr. Dr. halk ağzında “Türkü” şekline dönüşmüştür. Türküye. Tatar Türkleri. Türkmen Türkleri.kojañ. Kültür Bakanlığı yayını.ÖMER FARUK YALDIZKAYA ürkçe söylenmiş şiir anlamına gelen “Türkü”nün “Türkî” sözcüğünden geldiği görüşü bilim adamları tarafından genel olarak kabul edilmektedir. 3. halk türküsü. türkü. Ank. Kırgız Türkleri.501. halk aydımı. IV. 1985.53. Kosova Türk Halk Edebiyatı Metinleri. Dr. Gazanfer Paşayev (Aktaran Doç. 4. 1991. başka bir ifade ile türkü ve koşmaların genel adı “yır” olup Divanü Lûgati’t -Türk’te ise bu kelime “ır”[1] şeklinde geçmektedir.1 0 86 . Saha (Yakut) Türkleri Edebiyatı. Mahir Nakip). yır. Kemal Aytaç).[8] Saha (Yakut ) Türkleri. eldik ır. 108. (Tarih .501. 908-909.86 – 109. beste. Özbek Türkleri.420 5. İstanbul. Ankara. Yani. Ankara. Türkü sözüne. 1998. Türk Dünyası El Kitabı.Dil -Folklor ve Halk Edebiyatı). Ankara. Divanü Lûgati’t-Türk Dizini “Endeks”. “Türk” kelimesine Farsça “-î” ilgi ekinin getirilmesiyle meydana gelmiştir.320. Irak Türkmen Folkloru. halk yırı. IV.[11] Altay Türkle- 1. 1991.[9] Kosova Türkleri.bas. Karşılaştırmalı Türk Lehçeleri Sözlüğü I.[4] Karaçay – Malkar Türkleri.

[13] Çuvaş Türkleri. İstanbul 1990. Tekke Şiiri. 24. s. Ankara. Folklor ve Halk Edebiyatı. bas. Kerem. Türkü terimi.295. “2. 17. Tahir-ül Mevlevî.”[23] Pertev Naili Boratav: “Düzenleyicisi bilinmeyen. yüzyıl halk şairlerinden Öksüz Dede’ye aittir.”[16] Meydan Larousse: “Güfte olarak halk şiirini alan ve halk ezgileriyle beslenmiş şarkı çeşidi. s. s. Muvaffak Duranlı. bu parça. bas. hava.63. Türk Halk Şiirlerinin Şekil ve Nev’i. kırpılmalara) uğrayabilen ve her zaman bir ezgiyle söylenen şiirler. Cem Dilçin. 4. ya da ezginin.”[25] görüşünü 21.[15] Bu kitapta esas itibariyle konu edilen türden. TDK yayını. Ahmet Talât Onay (hzl. Çeşitli kaynaklar ve araştırmacılar türküyü bir tür olarak ele aldıklarında çoğu ortak bir noktada birleşen tanımlar yapmışlardır.” [20] Ahmet Talât Onay: “Türklere mahsus lahin ile söylenen şarkılardır. Türkü şekline uygun ve türkü adını taşıyan. s.217. Emine Gürsoy – Naskali. Cevdet Kudret. s. sözlerin çeşidine göre.[14] adını vermişlerdir. s. Edebiyat Lügati.102. Başlangıcından Günümüze Halk Şiiri.”[24] Türküler için Eflatun Cem Güney: “Köroğlu.”[21] Şemsettin Sami: “En asıl Türklere mahsus lahinde şarkı. Türkçe Sözlük. İstanbul. Çoğu anonim halk edebiyatında yer alan bu türkülerde aşk. Ankara 1981 s.57. gençlik ve acıklı konular işlenir. Edebiyat Terimleri Kılavuzu. Meydan Larousse.. 1980. s.”[19] Fuad Köprülü: “Türklere mahsus bir beste ile söylenen halk şarkılarıdır. besteye benzer. Suriye.”[22] Cem Dilçin: “Türkü. Pertev Naili Boratav’ın “Türk Dili Dergisi ”nin “Türk Halk Edebiyatı Özel Sayısı”nda yayımlanan “Halk Şiiri” başlıklı yazısının “Halk Türküleri” bölümünde ise türkü hakkında şu bilgi verilmiştir.1504. Sahipleri bilinmeyen sözlü halk verimleridir. s. yüzyılda buluruz. 22. Eflatun Cem Güney. Dr.289. Yararlı olacağı düşüncesiyle bunlardan bazılarını burada zikretmeyi uygun buluyoruz: Türkçe Sözlük: “Hece ölçüsüyle yazılmış ve halk ezgileriyle bestelenmiş manzume. her iki bölüğe de girebildiğinden halk edebiyatının en zengin alanıdır.” Türkü. Dr.. folklor ezgilerinin her çeşidi için en çok kullanılan terim türküdür. 1996. belli âşıkların türkü havasına bürünen bazı parçaları bir yana. 25. “Türkiye’nin sözlü geleneğinde. s. 13. Kırım Tatar Şarkıları. Söyleyeni belli. Hikmet Dizdaroğlu. 16. İstanbul 1973. Ankara. Mısır gibi) ona verilmiş bir isim olsa gerek. “ farklı isimleri olan çok çeşitli mahsullere verilen addır. on birli ölçülerle söylenir. Ankara. Âşık Şiiri. 23. Şekilden ziyade lahne. Türkmani gibi türkü de eski yırlardan yani millî musiki kaynaklarından doğmakla beraber yabancı kültürle karşılaşılan bölgelerde (mesela Irak.bas. Ankara 1989.390. deme. Akçağ yayınları. Edmon Soussey’in deyimiyle. 1998..395. türlü ezgilerle söylenen. Bölgelerle konulara bağlı özel durumlara. TDK yayını. 20. Fuad Köprülü.1 0 87 . yuri.” Ahmet Kutsi Tecer: “Varsağı. 19. Mehmet Yardımcı. ilk defa XV.ri. Cemal Kurnaz). H. Ankara. TDK yayını. s. Halk Şiirinde Türler. En çok sekizli. Prof. Emrah gibi. Ankara. Örneklerle Türk Şiir Bilgisi. kişisel halk şiiri biçimleri arasına giren türküler de vardır. s. cır. Karacaoğlan. türkü sözcüğü yerine şarkı.”[17] Edebiyat Lügati: “Çoğu 11 hece ile nazmedilmiş ve umumiyetle Anadolu’da bestelenip söylenilmeğe başlanmış olan milli nağmeli şarkılardır. bozulmalara. biçiminde olsun değişikliklerle (zenginleşmelere. yani hece vezni ile söylenmiş türkülerin Anadolu’daki ilk örneğini ise XVI. çağdan çağa ve yerden yere içeriğinde olsun.. 12. XVI. 1999. asıl türkülerin yaşı başı belli değildir. Türkü.” biçiminde tanımlar. 1. Zsuzsa Kakuk. bir anonim halk şiiri nazım biçimidir. ağız terimleri kullanılır. sözünü ettiğimiz. Altayca – Türkçe Sözlük.114.[12] Kırım Tatar Türkleri. 18. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . tabiat. s. güzellik. Ankara. Paasonen. Çuvaş Sözlüğü. 1969. 1. deyiş. yüzyılda Doğu Türkistan’da aruz vezniyle yazılmış ve özel bir ezgi ile söylenmiş şiirler için kullanılmıştır. halkın sözlü geleneğinde oluşup gelişen. 1950. kojon.bas.176. 1997. İstanbul 1975.” [18] Edebiyat Terimleri Kılavuzu: “Türk’e özgü anlamındaki Türkî’den gelmektedir. Örneklerle Edebiyat Bilgileri I.93 14. Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar. 1993.246. İstanbul. 15.

ileri sürmektedir. Mehmet Özbek “Türküler başlangıçta bir olay üzerine yakılırlar. Bu olaylar bütün bir milleti ilgilendirecek kadar büyük nitelikler taşıyabileceği gibi, dar çevrelerde meydana gelen cinsten de olabilir.”[26] demektedir. Cahit Öztelli: “Halkın ortak malı olan bir edebiyat türüdür. Ağızdan ağıza dolaşan, kuşaktan kuşağa aktarılan sözlü edebiyatın en güzeli türkülerdir. Türkü, genel edebiyat türleri içinde bir nazım türüdür. Yani, ölçülü (vezin), uyaklı (kafiye) dizelerle (mısra) meydana gelir. Halk edebiyatı içinde toplumun iç alemini beşikten mezara dek bütün yaşantısını kapsayan, en dikkate değer sanat verisi türkülerdir.”[27] Nihat Sami Banarlı: “Koşma şeklindeki bir manzumenin her dörtlüğünde bir (beşinci) veya bir (beşinci-altıncı) mısra ilavesiyle söylenilen bir halk şiiridir.”[28] Muzaffer Uyguner: “Her mısraı kafiyeli üçer mısralı kıtalar ile yine kafiyeli ve iki beyitten müteşekkil ara nağmeleri olan ve çalınıp söylenen folklorik halk edebiyatı mahsulleridir.”[29] Herbert Jansky’e, göre türkü: “Büyük tarihi hadiseler karşısında halk kitlesinin sevinçlerini veya ümitsizliklerini; büyük şahsiyetler hakkındaki saygılarını veya nefretlerini; gençler arasında geçen hazin aşk hikâyelerini, millî hece veznini ölçü alan ve kalpleri fetheden mısralarla, derin bir muhteva içinde dile getiren edebî, aynı zamanda mûsiki bakımdan ehemmiyete haîz olan bu kendine öz bestelerle söylenen; dar manâsıyla ise tarihi bir vesika mahiyeti gösteren Türk halk şiirinin en eski türlerinden biri.”[30] Dr. Doğan Kaya türküyü şöyle tanımlamaktadır: “Halkın ruh halini, derdini, neşesini, zevkini, dünya görüşünü, inancını, karşılaştığı hadiseleri
İstanbul 1971, s.235. 26. Mehmet Özbek, Folklor ve Türkülerimiz, 2.bas., İstanbul, 1983, s.63. 27. Cahit Öztelli, Halk Türküleri, 2.bas., İstanbul,1983, s.11-12 28. Nihat Sami Banarlı, Metinlerle Edebî Bilgiler I, İst., 1950, s.82. 29. Muzaffer Uyguner, Türkü Üzerine, TFA, III (66). 1.1955, s.1042. 30. Herbert Jansky, Türk Halk Şiiri (çev. Abdurrahman GÜZEL), Dünya Edebiyatından Seçmeler,

yansıtan; hece ölçüsüyle ve bir veya dört mısralı bentlere çoğu defa bağlantıların getirilmesiyle, söylenen; manzum ve ezgili anonim ürünlere türkü denir.”[31] Alman müzik bilimci Hugo Riemann, halk müziği kapsamına şu ögeleri alır: “1. Ezgi ve sözlerinin yaratıcısı belli olmayanlar, anonim bir yapıda olanlar. 2. Çeşitli nedenlerle oluşan olaylar karşısında halk tarafından benimsenmiş ve halk ezgisi niteliğine bürünmüş ürünler. 3. Halk diliyle oluşmuş, ezgisel ve uyumsal yapısı kolayca anlaşılan, belleğe kolayca yerleşen, bu nedenle, popüler (herkes tarafından benimsenen ve tutulan) bir özellik taşıyan ezgiler.” Fransız halk müziği uzmanı Michell Benet’e göre halk müziği ise, “Halk tarafından benimsenen ve sözlü gelenek biçiminde kulaktan kulağa yayılan ezgilerdir.” İngiliz halk müziği uzmanı Prat’a göre; “Halk müziği, köylü ve halk arasında çıkıp, gelenek haline gelen ezgilerdir.” Yine bir İngiliz araştırmacı olan Bremers’e göre ise halk müziği; “halkın müşterek malı olan, sâde, samimi, düz ve yalın ezgilerdir. Bestecisi olmaz, anonimdir.” Türk halk müziği araştırmacısı ve Türk halk türkülerinin derlenmesinde ilklerden olan Muzaffer Sarısözen ise, halk müziğini şöyle tanımlıyor: “İlk bakışta monoton gibi görünen halk türküleri, araştırdıkça, ezgi ve ritim yönünden renklilik ve çeşitlilik gösteren nefis bir sanat ürünleri olduğu görülür. Dünyada ne kadar doğal ve sosyal olaylar varsa, tümü halk müziğine konu olmuştur. Türk insanının doğumundan ölümüne (beşiktenmezara) tüm yaşamını, acısını, sevincini, duygu ve düşüncesini, yurt sevgisini türkülerimizde görmek mümkündür. Özetle, halk müziğimiz, Türk halkının ortak malı ve milli kültürüdür.” Müzikolog ve halk bilim araştırmacısı Halil Bedii Yönetken, “Türk halk müziği, çok orijinal ve zengin bir müziktir. Modalmetrik yönden olduğu kadar, yapı ve form bakımından da büyük özellik ve güzellik taşımaktadır. Zengin ve çeşitli çalgılara sahiptir. Diğer taraftan, vokal müziğin
31. Dr. Doğan Kaya, Anonim Halk Şiiri, Ankara, 1999, s.132.

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

88

terennüm etmediği konu yok gibidir. En basit konulardan, en yüksek konu ve olaylara kadar her şey, Türk Halk Müziğinin terennüm alanına girmiş bulunmaktadır. Halkımız, bazen; Estergon, Belgrat, Selânik, Budin, Cezayir gibi Türk egemenliğinin sürdüğü ve at üstünde kılıç oynattığı yerler için, bazen; Köroğlu, Genç Osman, Murat Reis ve Gazi Osman Paşa gibi yiğitler üstüne türküler yakmıştır. Gün olmuş, yurdun dağına-taşına, uçan kuşuna, gün olmuş, burcu burcu Anadolu kokan çiçeğine ve nice güzellikler, sevgiler üstüne türküler söylenmiş, bununla da yetinilmemiş, ahlâk, fazilet, felsefe, türkülere konu olmuştur. Görülüyor ki, Türk halkı, muazzam bir sosyal fonksiyona sahip, halk rûhunun ses halinde aynası ve ifâdesi olan bir sanat yaratmıştır.” Türk halk müziği araştırmalarının önde gelen isimlerinden olan araştırmacı Mahmut Râgıp Gazimihal ise, “Kendi halk şarkılarımıza (folk song), genellikle türkü diyoruz. Anadolu’da şarkı adı pek bilinmez ve kullanılmaz. Genellikle, kulaktan kulağa geçmek sûretiyle halk arasında yayılan ve yaşayan türkülerimizin ne düzeni bellidir, ne yakıcısı.” demektedir. Veysel Arseven’in görüşleri şöyledir: “Halk türküleri; koşma, yiğitleme, taşlama, ağıt, ninni, destan gibi halk edebiyatı türlerini işler. Sevgi, özlem, gurbet, ayrılık, doğum, ölüm, askere gidiş, düğün-dernek, yerleşme(iskân), göç, kan dâvası gibi temaları konu alır. İçtenlik, sâdelik, gösterişten arınmışlık, alçak gönüllülük niteliği gösterir ve gerçekçi bir renk ve özellik taşırlar. Hiçbir halk türküsünün sözünde veya bir halk oyunu havasında, yapmacık, iki yüzlülük ve kabalık görülmez. Şakacılık temasını işleyen türkülerin sözlerinde bile, insanı çabucak kavrayan sıcak bir görüntü vardır.”[32] Türküler şiir şekli bakımından genellikle koşmaya benzer. Ancak bu ifade bütün türkülerin koşma şeklinde olduğu anlamında alınmamalıdır. Çünkü bazı türküler mani şeklinde de olabilir. Genel olarak bir türkü iki bölümden meydana gelir. Birinci bölümde bir türkünün asıl sözleri yer alır ve bu bölüme “bend” adı verilir. İkincisi
32. Mustafa Hoşsu, Geleneksel Türk Halk Müziği Nazariyatı, İzmir, 1997, s.4 -7.

ise, tekrarlanan kısımlardır ve her bendin sonunda tekrarlanan bu “nakarat” kısımlara da “kavuştak” denir. Öbür halk şiiri türleri gibi, türkünün de en büyük ve önemli ayırıcı özelliği ezgisinde görülmektedir. Koşma ve mani tipindeki bazı şiirler, ezgilerinin değişmesiyle türkü olmaktadırlar. Türkünün ayırıcı özelliği şeklinde değil, ezgi ve bestesindedir.

Türkülerin tasnifi konusu, Türk halk şiirinde ve müziğinde hâlâ hâlledilmemiş bir problem olarak durmaktadır. Bununla ilgili olarak Ahmet Talât Onay; “Halk şiirlerinde yalnız şekillerine ve nevilere göre yapılacak tasnifler noksan olur. Çünkü, teganniyi de gözden uzak tutmamalıdır.”[33] derken, Petrev Naili Boratav, “Halk türküleri, hem müziği, hem de şiiri alâkadar ettikleri için folklor tetkiklerinde hususi bir yer tutarlar. Onların iki sahaya ait bulunmaları, evvelâ hususi bir metotla incelenmelerini icap ettirir. Halk türküleri üzerinde çalışanlar, halk müziği kadar halk edebiyatını da göz önünde tuttukları takdirde izâhlarında muvaffak olabileceklerdir; aynı müdekkikin her iki sahada vukufu olmadığı takdirde kolektif bir çalışma zarureti hâsıl olacaktı.”[34] diyerek problemin halk biliminin daha çok edebiyat kısmı ile uğraşan bir uzmanın veya sadece halk müziği ile uğraşan bir uzmanın çözebileceğinden daha zor bir iş olduğunu belirtir ve bu noktada edebiyat alanından gelen uzman ve müzik alanından gelen uzmanın ortak bir çalışma yapmaları gerektiğini tavsiye eder. Bugüne kadar; gerek edebiyatçılar gerekse müzikologlar, kimi ortak noktada birleşen türkü tasnifi yapmışlardır. Biz, bu konuyu uzmanlarına bırakıp, Mehmet Özbek’in “Folklor ve Türkülerimiz” adlı eserinde yapmış olduğu tasnifi, bizim derlemiş olduğumuz türküler için de geçerli olduğu için burada aynen vermeyi uygun buluyoruz. Buna göre türküler üç ana başlık altında toplanmaktadır:
33. Onay,8. 34. Petrev Naili Boratav, Halk Türkülerine Dair Folklor ve Edebiyat – 2, 2.bas., 1991, s.337.

Türkülerin tasnifi

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

89

I. Ezgilerine göre, II. Konularına göre, III. Yapılarına göre, Mehmet Özbek yapmış olduğu bu ana tasnifteki grupların her birini kendi içinde alt gruplara ayırarak ve her alt gruba örnekler vererek tasnifini şöyle sürdürür: I. Ezgilerine göre: Ezgide esas olan usul ve ritimdir. Bu bakımdan ezgilerine göre türküleri de ikiye ayırıyoruz: I.1. Usulsüz Olanlar: Bunlara uzun hava diyoruz. Uzun havaların da çeşitleri vardır: Bozlak, Hoyrat, Divan, Koşma, Kayabaşı, Maya, Çukurova, Garip, Kerem, Kesik Kerem, Aydos, Eğin, Müstezat, Türkmani gibi. Bu havalar ayrıca ağızlara göre de ayrılırlar: Urfa Ağzı, Kerkük Ağzı, Erzurum Ağzı, Acem Ağzı vb. I.2. Usullü Olanlar: Genellikle oyun havaları bu gruba girer. Bu ritimli, usulü türkülere Urfa’da “Kırık Hava”, Konya’da “Oturak” adı verilir. Kırık havalar bölgelere göre değişik adlar alırlar: Karadeniz’de “Horon” ve denizci türkülerine “Yalı Havası”, Harput yöresinde “Şıkıltım”, Ege’de “Zeybek”, Ordu, Giresun, Marmara ve Trakya’da “Karşılama”, Erzurum ve Kars yöresinde “Sümmani Ağzı”, Isparta ve Eğridir yöresinde “Dattiri” adı verilir. II. KONULARINA GÖRE: II.1. Lirik Türküler: İnsanî duyguların çok etkili ve coşkun bir şekilde anlatıldığı türküler bu gruba girer. II.1.1. Aşk, sevda türküleri. II.1.2. Gurbet türküleri (Ayrılık, asker, mapushane türküleri). II.1.3. Ağıtlar (ölüm, tabii afetler üzerine). II.1.4. Ninniler. II.2. Satirik Türküler: Kişiyi veya toplumu kınayan, yeren türküler bu gruba girer. II.2.1.Güldürücü türküler (mizahi türküler). II.2.2.Taşlamalar, ilenmeler. II.3. Olay Türküleri: Belli bir olaya dayanan türküler bu gruba girer. II.3.1. Tarihî türküler (destanlar, kahramanlık ve serhat türküleri).

II.3.2. Eşkıya türküleri (derebeyi, cinayet türküleri). II.4. Tören ve Mevsim Türküleri: Belirli anlarda, söylenen türküler bu gruba girer. II.4.1. Kına, düğün, esvap giydirme töreni türküleri. II.4.2. İtikat ve mezhep törenleri türküleri. II.5. İş ve Meslek Türküleri: Çeşitli meslek kuruluşları için yakılmış türküler bu gruba girer. II.5.1. Esnaf türküleri. II.6. Pastoral Türküler: Çoban ve kır hayatını anlatan, tabiat güzelliklerini konu edinen türküler bu gruba girer. II.6.1. Tabiat türküleri. II.7. Didaktik Türküler: Dinleyene ders veren, bir şeyler öğreten türküler bu gruba girer. II.7.1. Öğretici türküler. II.8. Oyun Türküleri: II.8.1. Ritmik dans türküleri. II.8.2. Temsilî oyun türküleri. III. Yapılarına göre: III.1. Bentleri mani dörtlüklerden kurulu türküler: Anonim halk edebiyatında en yaygın olan şekildir. Her dörtlüğün kafiye şekli mani gibidir. Hecenin 7, 8’li kalıplarıyla yazılırlar. III.2. Bentleri iki mısralı türküler: Bunlar, bağlantı (kavuştak) mısraların eklenmesi ve bu mısraların sayısına göre de değişik şekillerde bulunur. III.3. Bentleri üç mısralı türküler: Bunlara da bağlantı (kavuştak) mısraları ekler ve bunların sayısına göre değişik şekiller arz ederler. III.4. Bentleri dört mısra olup, bağlantıları (kavuştakları) mısra sayısı olarak değişen türkü şekilleridir. III.5. Bağlantıları her mısradan sonra tekrar edilen türküler. III.6. Bağlantısı başta olan türküler. III.7. Her bentten sonra değişik kalıpta iki bağlantısı olan türküler.■

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

90

“Bize Gelenler” alt başlığı altında mümkün mertebe bu kitapların isimlerini de zikredeceğiz. Yavuz Bülent Bakiler. İstanbul.com A. Kitapvitrin köşemizle ilgili olarak her türlü görüş ve düşünceleriniz için e-posta adresimiz kitapvitrin@gmail. “Muhsin Başkan” ve “Azerbaycan Yüreğimde Bir Şahdamardır” adlı üç eseriyle karşımızda. lider portresinin nasıl ortaya çıktığını da göstermekte. Kitap. “Elçibey” (2. Bize ulaşan kitapların çokluğu ve sayfa sayısının sınırlı olması nedeniyle tüm kitaplara yer verememekteyiz. Ş Yavuz Bülent Bakiler’in bu eseri Azerbaycan Sovyeti’nin son yirmi yılına etki etmiş bir lider ve onun görüşleri ışığında şekillenmiş düşünce- Elçibey (Azerbaycan’ın unutulmaz lideri) leri anlatması bakımından önemli. Elçibey’in yetişmesinde ve gelişmesinde etkili olan etmenlere de yer verilen kitap. 2009 ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Elçibey ve davasını bize tanıtmakta ve anlaşılır kılmakta. Türk kültürüne verdiği önem ve milli. FARUK GÜLER air ve yazar kimliğiyle tanıdığımız ve Türkçeye gösterdiği hassasiyetle gönüllerde taht kuran Yavuz Bülent Bakiler’in Türk Edebiyatı Vakfı tarafından üç kitabı yayınlandı.Baskı.Basım). Kitapta gerek Elçibey ile yapılan yüz yüze görüşmelere gerek Elçibey üzerine yapılan konuşmalara yer verilmesi esere bir belgesel havası katmakta.Bir süredir yürütmekte olduğum “kitapvitrin” sayfası sizlerden gelen olumlu-olumsuz eleştirilerle sürekli yenilenerek sizlere hitap etmekte. manevi değerleri ön plana alan çizgisiyle yıllardır sürdürmekte olduğu sanat yaşamında birbirinden değerli eserlere imza atan Yavuz Bülent Bakiler. 2. Kitabın son bölümünde Eliçibey’in vefatından sonra Türk basınında çıkan yazılara yer verilmekte. Elçibey (Azerbaycan’ın unutulmaz lideri). Son bölümde yer alan bu yazılar birçok yazı arasından seçilerek bir kısmı buraya nakledilmiş. Bu yazılara nazar edilirse dikkatli bir seçimin yapıldığını görebiliriz.1 0 91 . Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları.

hayal kırıklıklarının yanı sıra sosyalist rejimin kendi üzerlerinde kurduğu baskı ve şiddetin boyutlarını.” Şehri anlayabilmek. Çünkü şehir. İstanbul 2009 Muhsin Başkan Sekizinci şehir İz Bırakanlar Bir şehrin iç dünyasına girebilmek. onu yorumlayabilmek için de o şehre damgasını vurmuş. Muhsin Başkan’ın elim helikopter kazası sonucu enkazı arama sırasında yazılan yazıların da yer aldığı kitapta hatıralar ağırlıklı olarak yer almakta. Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları. Kimilerine göre elim bir kaza sonucu. Yavuz Bülent Bakiler. Azerbaycan’ı yüreğindeki bir şah damar kadar yakın gören yazar her Türk gencinin okuması gereken bir Azerbaycan resmi çizmekte. 25 yıllık bir özlemin vücut bulmuş hali olan eserde Azerbaycan’daki Türklerin acılarını. Kitapla birlikte Muhsin Yazıcıoğlu’nun mücadelesi ve siyasi vizyonu işlendiği gibi yer yer küçük anekdotlarla kaygıları. Yavuz Bülent Bakiler. onları yeni nesillere aktarmayı kendisine vazife bilmiş.1 0 92 . Öznel bir değerlendirme neticesinde kişilerin Eserin ithaf kısmında Karabağ’dan başlayarak Anadolu coğrafyasında devam eden vefat etmiş atalarının ruhlarına bir Fatiha okunmasını belirten yazar 1980 yılından itibaren Azerbaycan’a yaptığı seyahatler sonrası intibalarını kaleme almakta. “Kent ve Kültür” adlı kitabında: “Yani kent anlamsız bir yığın değildir. yaşadıkları dramları. kimilerine göre de bir kurgu sonucu hayatını kaybeden Muhsin Yazıcıoğlu’nun yaşamını bütün yönleriyle anlatması bakımından önemli. sadece betonarme yapılardan örülmüş bir sistem değildir. yazmış olduğu Sekizinci Şehir’in ikinci kitabı olan “İz Bırakanlar” alt başlıklı eserinde Elazığ’la adları özdeş olmuş. beklentileri. şehrin kültürel dokusuna nüfuz etmiş insanlarını anlatmayı. Devinimdir.Yavuz Bülent Bakiler’in derlediği ikinci kitap olan “Muhsin Başkan” adlı eser. umutları da verilmeye çalışılmış. 211 kişinin biyografilerine yer verildiği çalışmada yazar. isimleri belirlerken hangi kriterleri kıstas aldığına dair bir açıklama yapmamakta. Muhsin Yazıcıoğlu’nun ebediyete uğurlanması sonrası bir saygı duruşu niteliğinde olan eser için Yavuz Bülent Bakiler büyük bir vefa örneği sergilemekte. sevinçlerini. İstanbul 2009 Azerbaycan yüreğimde bir şahdamardır ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Bu düşüncelerle yola çıkan Zekeriyya Bican. Muhsin Başkan. Satır aralarında Azerbaycan’ın Türkiye’ye olan özlemi. yakın dönem Türk siyasetinin etkin isimlerinden olan Muhsin Yazıcıoğlu’na bir vefa örneği. Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları. Zaman boyutu üstünde tutunmuş bir organizmadır. Azerbaycan Yüreğimde Bir Şahdamardır. yaşanan insanlık dramlarını da görmekteyiz. Hareket edebilen veya edemeyen her şeyin ortak devinimidir kent imgesi. çekilen zulümleri Yavuz Bülent’in eşsiz kaleminden okumak mümkün. Nevval Çizgen. onun kültürel değerlerine nüfuz edebilmek ancak ve ancak o şehirde yaşayan insanları tanıma süreciyle gerçekleşebilir. adını kazımış kültür insanlarının ayak izlerini takip etmek gerekmektedir.

Mustafa Miyasoğlu. Ancak eserin içinde bu söyleme aykırı bir sıralamanın da söz konusu olduğu görülmekte. Tel:0424 2121732 Zamansız bahçeler Mustafa Miyasoğlu yalnızca şiir. şehri şehir yapan Elazığ insanını anlatması bakımından güzel bir çalışma.belirlenmesi. Konak Yayınları. Tarihe tanıklık eden fotoğraflara yer verilmesi ise içeriği zenginleştirmiş. Kişiler anlatılırken kuru bir anlatım tercih edilmemesi. Ayrıca yer alan bazı isimlerin Elazığ’da ne derece iz bıraktığı da hayli sorgulanabilir nitelikte. Örnek Ofset Matbaacılık. Zamansız Bahçeler. inceleme ve biyografi gibi öteki türlerde de teklif tenkitlerini ortaya koyuyor. Prof. Dr. geçtiğimiz yüzyılın kültür hayatında herkesi ilgilendirdiği halde yeterli birikim ve sağduyulu bakış açılarıyla ele alınmadığı için. Zekeriyya Bican. Zamansız Bahçeler’in yerli bir kültür hayatı oluşmasına katkısı bizi sevindirecektir. Sekizinci Şehir ‘İz Bırakanlar’. Ancak bazı isimlere yer verilmemesi de ayrı bir soru işareti. Elazığ için yazarın gözüyle bir “İz Bırakanlar” listesi hazırlanmasına sebep olmuş. ülkemizin temel kültür ve edebiyat meseleleri üzerine kafa yoran bir sanatçının görüşlerini ve tespitlerini bir araya getiriyor. hâlâ vuzuha kavuşamayan hususları yeniden ele almaya çalışıyor. Zamansız Bahçeler. Sk. O yüzden de bu kitaptaki görüşlerin. Elazığ için hazırlanmış böylesi güzel bir kitabın daha titiz araştırmalar sonucunda isim tespiti yapılarak yazılmasını gönül arzu ederdi. Esma Şimşek’in sunuş yazısında belirttiği üzere şahısların doğum tarihlerine göre bir tasnife gidilmesi Elazığ’ın son yüz yıl içindeki gelişim ve değişimini de göz önüne sermekte. her bakımdan tartışmaya açık ufuk arayışı gibi karşılanması beklenir. Bu kitaptaki yazılar. “Yazardan Birkaç Söz” bahsinde yazar keşke eseriyle ve isimlerin tespitiyle ilgili daha açıklayıcı bilgiler verseydi. Merkezefendi Mah. Eylül 2009 İsteme Adresi: Ticarethane Sok. Elazığ 2009. herkesten çok düşünür ve sanatçılara iş düştüğü ortadadır.1 0 93 . şahısların yakın akrabalarının yazılarına yer verilmesi. G/55. elbette birer tesbit ve teklif olarak. Sağlıklı bir kültür ve sanat hayatı oluşturmak yolunda. No: 6A. hikâye ve roman gibi edebiyatın ana türlerinde eser vermiyor. Yerli bir bakış açısıyla tutarlı bir zihniyetin oluşması bizim için çok önemli. sosyal ve siyasi şartları da dikkate alan kültürel yazılardan oluşuyor. Zeytinburnu / İSTANBUL Tel: (0212) 638 18 51 ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Eserin başında “Harput ‘Kale Mahallesi’nde Bir Düğün Alayı” başlıklı hikâye ile başlayan yazar tarihi bir olayı kendi iç dünyasında kurgulayarak yorumlamakta. Elazığ için “İz Bırakanlar” alt başlığını kullanan yazar. hatıralara yer verilmesi güzel düşünülmüş. kişi seçimlerinde sadece Elazığ doğumluları değil uzun süre Elazığ’a hizmet etmiş insanları da değerlendirmekte. İstanbul. Bu yazılar. eserlerden alıntılar yapılması. Birtakım eksikliklerine rağmen gelecek nesillere bırakılacak başvuru eser konumunda olan Zekeriyya Bican’ın kaleme aldığı “Sekizinci Şehir İz Bırakanlar”. deneme.

Beyazdoğu. başka ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Ay Vakti Türk Edebiyatı. şairlik geniş bir evren ve dolgun bir yaşantı ister. bütün insanlardan ayrı bir dil konuşur. röportaj tarzında yayına hazır başka eserleri de olan Bingöl’ün. Emre Miyasoğlu. Emre Miyasoğlu. Akademi. Çizgi. Konak Yayınları. net. Mortaka. turkuler. Şair. Ares Yayınları tarafından basılan kitaptaki şiirler.1 0 94 .başka biçimde yargılandığı çok görülmüştür. dünyaca tanınmış bu önemli ismin eserini Türkçeye çevirerek Gandhi ile zaman ve mekan ötesi bir bağ kurmakta. şehir yazıları.. Düşünce ve Sanatta Adım. orada yürümektedir. “Şair. değişik dergilerde şiirleri de yayımlanan İsmail Bingöl. çağının kültürünün etkisi altındadır ve zamana bağlıdır. Bizim Külliye. “Alaturka Divan” ve “Kılıç ve Kelebek” adlı şiir kitapları ile yazar İmdat Avşar'ın "Çiğdemleri Solan Bozkır" adlı hikâye kitabı elimize ulaşmıştır. çünkü kendine bir keçi yolu bulmuştur o. “taçsız kral” gibi kavramlarla anılan Gandhi’nin farklı kimliği ve kişiliğinin üçüncü şahısların kaleminde yeterince yer bulamamıştır. Kalem ve Onur. ona ancak işaret edilebilir. ancak estetik duyuşla sezilebilir. Şair ve yazar İsmail Bingöl. “Ermiş Sevinci”.” diyor yazar. Bu kitaplar ile ilgili daha geniş bir değerlendirmeyi bir sonraki sayımızda okuyabilirsiniz. sıradan insanların yaşantısı dışında yakalanan geniş bir âlemin. turkedebiyatı. onun hayatının kendi kaleminden ele alındığı bir eser olması sebebiyle önemlidir. edebistan. “Ay Düşleri” adını verdiği kitapta bir araya getirdi. Bundan ötürü de şair hiçbir zaman tam olarak tanıtılamaz. ” Emre Miyasoğlu tarafından tercüme edilen eser. (…) Şairin varlığı. Erzurum Sevdası. Yahya Kemal’in ses diye isimlendirdiği ‘estetik’le birleşmesinden doğar. Kılavuzu ise önce kendi gönlüdür şairin. Çev.. dergibi. Ares Yayınları 2009 _______________________ Bize gelenler Ay düşleri Mücahit Koca’nın “Ebcedhan”. sanatalemi. uzun bir aradan sonra. “silahsız savaşçı”. Tarih Yolunda Erzurum. Dergâh. daha önce yaşadığı şehirle ilgili olarak yazdığı portre ve denemelerini bir araya getirdiği “Türkülerde Yaşayan Şehir Erzurum” adlı kitabının ardından yayımladığı ikinci kitabı. “Velhasıl. şiirlerinin bir bölümünü. Bu kitap. ögretmenlersitesi. “Ay Düşleri”. Ay Düşleri. Az Edebiyat. Mahatma Gandhi (Otobiyografi). yazının yanı sıra. İsmail Bingöl. deneme. Buruciye gibi değişik dergilerde. Sühan. İstanbul 2009 Mahatma Gandhi Yirmi beş yıla yaklaşan bir zaman diliminde. Lika. Ancak yine de şairin başka başka çağlarda. Şiir. şiirlerini “Ay Düşleri” adlı kitapta topladı. şiraze gibi edebiyat ve kültür sitelerinde yayımlandı. yıllar içerisinde Kırağı.

Şti. Gonca Yay. Şti. köklerimizin kendisi olan bir çift kahramanı Karagöz ve Hacivat’ı yaşatmayı görev edinmiş Ünver ORAL. 42. Tel: (0212) 5123769 Sarıyüce Hasan Latif. İstanbul. 2009 İsteme Adresi: Nar Yayınları Müzik Film ve Reklâmcılık Ltd. Zamana ve sahiplenmeye çalışanlara karşı. İstanbul. Nar Yay. 10/202 Cağaloğlu İstanbul. Bizden tek istediği ise onları okumak. Gökkuşağı Sevinci. 2009 İsteme Adresi: Nar Yayınları Müzik Film ve Reklâmcılık Ltd. Vilayet Han. Nar Yay. Ankara Cad.. İstanbul.1 0 95 . 10/202 Cağaloğlu İstanbul. 2009 Yazgan Bestami.) Yazgan Bestami. Nar Yay. Gonca Yay. Vilayet Han. 40 Hadis İnsan İlişkileri Üzerine ( Esprili İllüstrasyon ve Fotoğraflarla). Beyaz Kanatlı Kuş. Yazar ve şair Bestami Yazgan’ın Nar Yayınlarından. Tel: (0212) 5123769 Yardım Mehmet Nuri. okumak çocuklardan… Yanağımızda sonsuz tebessümler vaat ediyor bu okumalar. 2009 İsteme Adresi: Nar Yayınları Müzik Film ve Reklâmcılık Ltd. Yıldızlarla Uyumak. 10/202 Cağaloğlu İstanbul. Gonca Yayınlarından da Hazinenin Şifresi ve Sıcak Ekmek Kokusu isimli hikâye kitapları çıktı. Okudukça Karagöz’ü analım ve Karagöz’ü yaşatalım diye. Tel: (0212) 5123769■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Nar yayınları çocuklarımızı hiçbir zaman unutmayacak ve unutmadığını da bastığı yeni kitaplarla bize göstermekten de geri durmayacak. okutturmak. Karagöz’den Hikâyeler. Nar Yay. 2009 İsteme Adresi: Nar Yayınları Müzik Film ve Reklâmcılık Ltd. Yağmur Kuşları. Çocuklarımızın büyük bir zevk ve heyecanla izlediği Karagöz’e yeni oyunlar yazarak sahip çıkıyor. 2009 Yazgan Bestami. Tel: (0212) 5123769 Yazgan Bestami. Hazinenin Şifresi.. İstanbul. Şti. Şti. Ankara Cad. Hikâyeler Karagözcü Amca Ünver Oral’dan. Vilayet Han. Nar Yay. Kıymetini bilemediğimiz. Şti.NAMIK YUSUF u sayımızda öncelikle Bestami Yazgan’ın Nar ve Gonca Yayınlarından yeni çıkan dört kitabını tanıtmaya çalışacağız. Tel: (0212) 5123769 Nar Yayınları. yazarın Güneşle Ay Duymasın isimli şiir kitabının ikinci baskısını yaptı. Vilayet Han. Yağmur Kuşları isimli masal ve Gökkuşağı Sevinci isimli şiir kitabı. Ankara Cad. 10/202 Cağaloğlu İstanbul. Tel:(0216)3184288 Oral Ünver. Sıcak Ekmek Kokusu. 2009 İsteme Adresi: Gonca Yay. 2009 İsteme Adresi: Nar Yayınları Müzik Film ve Reklâmcılık Ltd. Ankara Cad. Vilayet Han. İstanbul. Beyaz Kanatlı Kuş romanı ve yayınevinin kendisine ait 40 Hadis (İnsan B İlişkileri Üzerine. İstanbul. İstanbul. sayımızın bir diğer kitabı Ünver Oral’a ait Karagöz’den Hikâyeler: Karagözcü Amca Ünver ORAL. Ayrıca Erdem Yayınları. Yayınevimizin diğer yayınlarına gelince: Mehmet Nuri Yardım’a ait Yıldızlarla Uyumak romanı. İstanbul. Ankara Cad. 10/202 Cağaloğlu İstanbul. Hasan Latif Sarıyüce’ye ait. Nar Yay. dolu dolu 15 hikâye ve 145 sayfadan oluşan bir kitap yazmış çocuklarımız için.

ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .1 0 96 .

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->