Muhterem Okurlar, Türküler, his ve fikir coğrafyamızın temsil kabiliyeti yüksek ezgileridir. Sözleri kimilerine göre basittir; ama samimi ama derunidir. Türkü, Türk’ün adım attığı her yerdedir. Çünkü ismi ile müsemma türkü, Türk’ü en iyi anlatan musikidir. Bir bakarsınız Azerbaycanlı, Kerküklüdür bir bakarsınız Rumelili, Kafkaslıdır… Elimizi ayağımızı yanımızda nasıl taşıyorsak ‘dilimiz’ olan türküleri de öyle taşırız. Ezgilerimiz işçi olup gurbete, asker olup cepheye, yaralanıp hastaneye, cürüm işleyip dama, sevdalanıp dile düşerler. Türküler damadımızın takısı, gelinimizin yüzgörümlüğüdür. Kısaca onlar bizim hayat ve hayal hikâyemizdirler. Her hâlimize denk düşen bir atasözümüz olduğu gibi her hâlimize denk düşen bir türkümüz de vardır. Bu anlamda türkülerin doğum yerleri vardır ama belli bir yurtları yoktur. “Kar mı yağmış şu Harput’un başına” türküsüne kulak kabartmak için Elazığlı, “Şen olasın Ürgüp dumanın gitmez” türküsüne eşlik etmek için de Nevşehirli olmak kayıt ve şartı yoktur. Ve duygu derinliği sağlayan şairlerimize de öyle… Şairlerimizin şiirlerini okurken Osmaniyeli, Kahramanmaraşlı, Yozgatlı olduklarını düşünmeye ne gerek, önemli olan tesirleri! Adnan Binyazar, Mehmet Özbek ve Fatih Kısaparmak’la yapılan röportajların her okurumuzun dikkatini çekeceğine ve bizleri türkülerimize daha bir perçinleyeceğine inanıyoruz. Yazarlarımızın isimleri, isimlerinin çağrışımları buraya sığmayacağından ilkin dergimizin “Bu sayıda” bölümüne bakmanızı sonra da hiçbir yazıyı atlamadan tümünü okumanızı rica ediyoruz. Her bir yazarımızın, türkülerimize bir başka pencere açarak bizleri bazen arındırıp ferahlandırdığını bazen hüznün kıyılarında bütün türkülere el uzattırdığını göreceksiniz. En evveli de bedeli binlerce kez ödenmiş hatırlamanın, anlamanın, inanmanın kolaylığını sezeceksiniz. 43. sayımızın konusu “ev, sokak, mahalle”. Kendi muhitimizde buluşmak dileğiyle Allah’a emanet olunuz. Bizim Külliye

NAZIM PAYAM

Türkü terbiyemiz, paylaşılamayanı, uyumsuzluğu meclisine kabul etmez, haz verdiğine, kendini yoklama, hatıraları dinleme fırsatı da verir. Bir insandan bir yörenin fotoğrafını çekebiliyor ve bunu en azından genelin bir kısmına aktarabiliyorsa türkü vardır.
3

uphi Saatçi ile dergimizin dosya konusunu konuşuyoruz; “isabetli”, diyor “türkü”ye ve ekliyor: “Ömrümü Kerkük’e adadım, fakat bir Kerkük türküsü kadar etkili olamadım.” Bu söz, bana Aytmatov’un Beyaz Gemi’sindeki Mümin Dede’nin ağzından aktarılan bir hikâyeyi hatırlattı: “Geçmiş zamanların birinde, bir han başka bir hanı tutsak almış. Bu han tutsağına: -Eğer istersen benim kölem olarak yanımda kalır, uzun zaman yaşayabilirsin. İstemezsen, en büyük arzunu yerine getirir, sonra da seni öldürürüm.” demiş. Tutsak Han düşünüp cevap vermiş: -Köle olarak yaşamak istemiyorum, beni öldür daha iyi. Ancak öldürmeden önce, benim vatanımdan herhangi bir çobanı buraya getirtmeni istiyorum. -Ne yapacaksın o çobanı? - Ölmeden önce ondan bir türkü dinlemek istiyorum.” İlk anda serin bir esinti taşıdığı hissi ile sesi-

S

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

Bizi anlamak. Ali Akbaş’ın “Kerem et Mükerrem. sancısını üstümüze sindirmesinden mi? Hayır. yâre dokunmanın şaşkınlığını en berrak yüzüyle ifşa eden türkülerdir. ağrısı. Kişi sevdalıysa. ablalarımızın “bundan sonraki benim bahtıma” demesi. ağrısı. ‘İnandığı gibi yaşamayanlar. ezgimiz. ilahisini. Kerem Dede. sevdaya adaysa “Aşkın odu ciğerimi Yaka geldi yaka gider Garip başım bu sevdayı Çeke geldi çeke gider” söyleyişine nasıl duyarsız kalsın! Terennüm edilen ile hayat ritmini çabucak kaynaştıran türkü. aynı sevinci yaşatır. dili. Türkünün yaşı yaşımız. iç çekişlerimizi. dilimiz. Bir toprağın türküsü varsa orası vatan olmuştur. yatağımız. yaşadığına inanır’. Sesimizin öğüttüğü türkü. Şunca zamandır evlatlarımıza hayat mirasını türküyle devşirmiş. uyumsuzluğu meclisine kabul etmez. Bayram Bilge Tokel’in Nida Tüfekçi öldüğünde “Türküler Nidasız Kaldı” diye hayıflanması. ağamın türküsü demekteki kastımız onların yaşama serüvenlerine işaretimizdir. Çoklarımız. ağrımız. koşmasını saray mensubunu imrendirecek gönle sevk eden. mevzusuna yüzlerce kitaptan daha tesirli muhabbet aşılamaz mı bize! Dağına. olayların acısını. yalan söylemez. uyduruk yaşantısından saman alevi gibi uyduruk türküler çıkarır. Sonrası herkesi herkese unutturan. dipsiz mekanik sözler… Boş söz ağırlığındandır ki haslarımız Karacaoğlan. dünyayı algılayışımız. yalnızca tarih zemininde kalanları ses anahtarıyla açmasından. ovasına. Radyoların türkü saatlerinde analarımızın. Bir insandan bir yörenin fotoğrafını çekebiliyor ve bunu en azından genelin bir kısmına aktarabiliyorsa türkü vardır. köy odasına çekip türküleştiren. göbek kordonuyla bağlandığı türkünün depreştirmesiyle sesini gürleştirir ve bir anda hareketlenir. Seferberlik ve Yemen türkülerini dinlediğimizde. dersem çok mu iri konuşmuş olurum? Türküye meylimiz. Türküye yalanı biz söyletiriz. yaşanılanın kalp pınarlarından beslenir. hatıraları dinleme fırsatı da verir. gülüne. dayımın. "Bu türkü bana söyleniyor". Yalnızlığımız nispetinde kâinatla birleşir. dili. çeşmesine. daha n’olsun!… ■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . kucaklaşırız. ezgimiz. yatağımız. güzeline türkü yaktığımız toprağın tasası almaz mı bizi! Gesi Bağları. haz verdiğine. nice halk ozanının varsağını.Türkünün yaşı yaşımız. Gerçeğimize imanı onun ruh hâlimizi sarsmasıyla tazeleriz. bir türkü söyle” ricası. Yunus Emre’yi anlatırken parçadan bütüne yolculuğumuzu şu cümlelerle açar: “Biz sevdiğimiz nispette yalnızızdır. Türkü terbiyemiz. Onun yalanı insanımızın gerçeğinden kopması veya gerçeğini gizlemesidir. kokusuz. dilimiz. Emrah. aşımıza ağı katan zalim feleği. kendince dokunan sesimize bunların ölçüsüyle ilmek atarlar. Tanpınar. türküyle devretmişizdir. sahiplenmesiyle onaylanır türkülerimiz. daha n’olsun!… ne kulak verdiğimiz türkü. yunmuş yıkanmış dilimiz onun sesiyle yankılanır. sultana da çobana da aynı kederi. “Akma Tuna akma ben bir dertliyim”i mırıldadığımızda kan akışımız değişiyorsa türkülerin omuzlayıp getirdiği olaylar. sonra içine gömülen bu yalnızlığımızın sesidir. insan sıcaklığından yoksun. kendini yoklama. Çanakkale içinde aynalı çarşı. paylaşılamayanı. yılgınlığımızı. Eşrefoğlu. çırpınan Karadeniz’i. sılayı da gurbeti de boşluğa iten renksiz. Derviş Himmet benzeri ustaların bestelenmiş güftelerini duygu sofralarında eksik etmez. yatağı. Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun türkü dinlediğinde şairliğinden utanması bu paylaşımdan. Ne yasak ne teknoloji ne de modernlik bizi türküden koparır. yiğidi kuru soğana muhtaç edeni. olayların ardında bıraktığı sessizlik hâlâ içimizde demektir. sarıp sarmaladıkça. ezgisi. yatağı. Hayatımızı oluşturan notalar türkümüzün icrası içindedir. bizden bir haber almak isteyen türkümüze kulak versin. Babamın türküsü. Vazgeçemeyiz türküden. Sosyal ıstırabımızı.1 0 4 . Türkü. ağrımız. "bu türkü beni anlatıyor". anamın. ezgisi.” Divan şairinin gazelini saraydan bey konağına. Her çağı yaşama biçimimiz.

7 Mart 1934 tarihinde Diyarbakır’da doğdu. Masalını Yitiren Dev . Kültür Bakanlığında. Ancak 14 yaşında başlayabildiği ilköğrenimi çeşitli illerde sürdürdü. TANER NAMLI Takdim Adnan Binyazar. Basın Yayın Yüksek Okulu gibi birçok eğitim kurumunda ve Türk Tarih Kurumunda. Halk anlatılarının zenginliği hakkında düşüncelerinizi almak istiyorum.. Orhan Kemal Roman Armağanı'nı kazanan Ölümün Gölgesi Yok adlı kitabında bir sevda öyküsü anlattı. Ölümün Gölgesi Yok. bu dönemde İncila Özhan'la birlikte altı ciltlik Türkçe/Dil ve Okuma Kitabı'nı (1. üç evli bir köyde bile sevgi vardır.1 0 5 . yalınlığa ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Bu duygular kendiliğinden doğmaz.. Masalını Yitiren Dev adlı anıromanında yoksulluk içinde geçen çocukluk dönemini. Eserlerinden bazıları. Duyguların Anakarası. ama en ilkel toplumun yaşayışında izlerini sürdürebileceğini savunur. Yaralı Mahmut’tur. Yazmak Sanatı (Emin Özdemir'le). Âşık Veysel. Halk Anlatıları. uygarlığın nice gelişmiş ülkede yozlaştığını. 1978 yılında Kültür Bakanlığı Tanıtma ve Yayımlar Dairesi Başkanlığına getirildi. Yazılı Anlatım Bilgileri (Emin Özdemir'le). Halk anlatılarını görkemli ve etkileyici kılan nedir? Bu duyarlılığı nereden alıyorlar? Örneğin okuma yazması olmayan bir adam nasıl olur da bu kadar etkileyici şeyler anlatabiliyor diye soruyoruz bazen kendimize. Halk öyküleri ise nerdeyse anlama çabası gerektirmeyecek denli yalındır. Kan Turalı. Ağıt Toplumu. dillerini ortaya koyma sürecini başlatmıştır. anlatıla anlatıla artık dilsel öze. Yazma Öğretimi Yazma Sanatı. Bizim. halkların yüzlerce.ADNAN BİNYAZAR ile halk kültürü üzerine “aydınlanma”. Toplum ve Edebiyat. Ay Bazen Mavidir. Halk anlatılarının etkileyiciliği. Yazın ve Bilim Dilimiz. Örneğin. Cumhuriyet'in 50 Yılında Atatürk Yolunda 40 Yıl. Clive Bell. Dicle Köy Enstitüsüne girerek eğitimini Gazi Eğitim Enstitüsünde sürdürdü.) yazdı. tarihlerini. bir romanı herkesin tam anlaması olanaksızdır. kendi kültürlerini. kin vardır. Ayna. Kimi halklar üç beş yüz. Toplum ve Edebiyat. Çünkü yüzyıllarca. Cumhuriyetle başlattığımız kültürel arayışların temelinde bu yatıyor. Türk Dilinde 25 Ünlü Eser. nefret vardır. 1981 yılında Berlin Eğitim Senatosu'nun çağrısı üzerine Berlin'e gitti. Hacettepe Üniversitesi. Adnan Binyazar. Gazi Eğitim Enstitüsü. On Beş Türk Masalı. Onları söyleten nedir? Halklar düşünsel ve duygusal etkileşimi anlatıyla sürdürürler. Türkiye’nin çeşitli öğretmen okullarında. Ozanlar/Yazarlar/Kitaplar. Düşünün ki. Türk Dil Kurumunda görev yaptı. düşmanlık vardır. (Metin Öztekin'le). Dedem Korkut/Vier attürkische Nomadensagan (Türkçe-Almanca). Dede Korkut. Kültür ve Eğitim Sorunları. Şairin Kedisi. toplumların. Uygarlık adlı yapıtında. Devlet Konservatuarı. ama ortada bir “anlaşma” vardır. kimileri binlerce sözcükle anlaşabilirler. anlaşmanın olduğu her yerde anlatımsal bir gelişme de söz konusudur. binlerce yıllık duygu birikimlerinin sonucudur.-2. anlatılanın herkesçe kolayca anlaşılmasından doğar.

halk kültürüyle beslenmemin izlerini yazarlığımın her aşamasında görebildiğimi sanıyorum. geçmişle yaşadığımız an arasında kurduğumuz duygu köprüsüyle anlam kazanıyor. Yaratıcılığın sanatsallık kazanması.. yaşadıkça. Halk kültürünün sizin hayatınızdaki yerini nasıl yorumluyorsunuz? Halk kültürü bende dinlemeyle başladı. tarihlerini. Böyle bir alan sağlanamadığı sürece. Öykü anlatanları can kulağıyla dinlerdim. kültürel ürünler de var olacaktır. iç sesin yazıya dönüşmemiş anlatımıdır. Anlamsal yapının bütün özelliklerini özünde taşır. Geçmişimiz. Halk. İyi bir araştırma yapılırsa. Bu vesileyle şunu da söyleyeyim. Bizim. türkü çağrışımı yoğun bir sanat dalıdır. Türkü deyince hangi çağrışımlar oluşuyor zihninizde? Türküler ne anlatır size? Sorunun içeriğinde de görüldüğü gibi. “akıntı”yı durduracak bir güç yok. yaşadığımız ortamı kendimize göre biçimleme sürecidir. yoksa bu süreklilik dipten bir akıntı olarak devam ediyor mu? Bu soruya bağlı olarak halk anlatılarının modernizmle olan ilişkisini de değerlendirebilir misiniz? Halklar. Türkü bunu gerçekleştirir. nereden nereye geldiğimiz daha iyi anlaşılacaktır. Biri şöyle bir bir mırıldanıversin.Geçmişimiz. Erkekler. Türkü bunu gerçekleştirir. Duygu gelişimi herkeste vardır. Ama akıntı. insanlığın. Kişinin duygu derinliğine varması ise. İnsanın gitgide birbirinden koptuğu bir dünyada. kişinin kendini o işe vermesiyle ilgilidir. dillerini ortaya koyma sürecini başlatmıştır.içinde bunalmaya başladığı bu teknik dünyayı yıkmak için kendini başka güçlerle donatacağı kanısındayım. ya da TV’de. On bin yıl sonra ne bu dağlar böyle kalacak ne ovalar ne sular. Yaşamak. Bu güç çok kişide vardır. büyükler küçüklere masallar anlatırlardı. Sizin deyiminizle. akacak yer bulabilecek mi? Ben bir gün. Okuma yazması yoktur. askerde ya da iş yaşamında edindikleri deneyimleri. ortaokul öğrenimini bile tamamlayamamış bir Yaşar Kemal’den dünya çapında bir romancı çıkarır. nerdeyse şimdi ölmekte olan bir gelenek vardı. “Ara ver dağlar dağlar ara ver. kendi kültürlerini. halk anlatılarının belki de en etkileyici olanına getirmek istiyorum. bilim ve çeviri dilimizdeki gelişmeleri göz önüne getirirsek. ne yazık ki korkunç bir kültürel ilişkisizliğe doğru sürükleniyoruz. Kolay anlaşılırlık duyarlık etkileşimini sağlamada da etkindir.. toplumların. Yaşamak. Ona evrensellik kazandırmak sanatçının işidir. Halk anlatılarının çoğu da konuşma ürünüdür. Ben. en çağdaş sanatçı sayılan Picasso’nun bile halk birikimlerinin kaynağı olan geleneksel ürünlerden yararlandığı görülecektir. Ben kimi türküleri dinlerken bir anda bütün geçmişimin orta yerinde buluyorum kendimi. duyumsatır. Cumhuriyetle başlattığımız kültürel arayışların temelinde bu yatıyor. yazın. geçmişle yaşadığımız an arasında kurduğumuz duygu köprüsüyle anlam kazanıyor.eğer kendisi bir teknik adama dönüştürülmezse. Hayat. Türkü anlamlıdır.1 0 6 . onun yaratıcı gücüyle ilgilidir. kişiliğimizin yapı taşlarıyla örülmüştür. O günden bugüne. Avrupa sanatı gökten inmedi. Türkü. halkın birikimleri olduğu yerde durur. kendine ait kültür ürünleri yaratmayı bırakmış mıdır. Bizde. Sözü. Ablalar kardeşlerine. ulaşmıştır. iç düzeni. radyoda duyuverelim. anlamı içinde barındırır. “aydınlanma”. ama konuşması vardır. Sanatsallığa ancak duygunun yönlendirilmesiyle varılıyor. toplumların sevincinin de üzüntüsünün de eleştirisinin de ürünüdür. Ama üretilen. ibret alınacak öykülerle besleyerek evde anlatırlardı. ezgiyi. doğal olarak bin yıl öncekine benzemeyecektir. Çocuktum. Yaratım süreciyle beslenmiş halk birikimleri öylesine etkilidir ki. benim bu selamım götür yâra ver” ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . ama anlatmaz. kişiliğimizin yapı taşlarıyla örülmüştür.

Halkı düşünmeyen hükümetlerin.1 0 7 . kim kime yakınsa. Nazlı nigâr üstüne. Yenice yolları bükülür gider Zülüf al gerdana dökülür gider Yiğidin başına bir hâl gelirse Ömrü arkasından sökülür gider dizelerinde geçen “zülfün al gerdana dökülmesi”. Her esrârı sazımın Bir telinde çözülen Yeni türküler söyle. Sohbetiniz için teşekkür ediyorum efendim…■ YENİ TÜRKÜLER SÖYLE Dağlardan akıp gelen. Vefâsız yâr üstüne. Erzurum Üniversitesinde Halk Bilimi Bölümü vardı. Can evime seslenen. şimdi. Her seher ter ü taze Ümitlerle beslenen Yeni türküler söyle. halkın birikimlerine önem verip araştırma enstitüleri kuracağına inanmıyorum. anlam. Türkü kimi zaman bizi edebiyatın doruklarına çıkarır. devlete bağlı üretimsiz dairelerle ya da birtakım derneklerle yürütüldüğü sürece bir sonuca varılacağına inanmıyorum. Yürekten kopup gelen. yoğun. Muhabbetle süslenen. Yanık yürekler için Haydi Allah aşkına Yeni türküler söyle.dizesi neler duyumsatmaz bize. sıradanmış görünen.. “ömrün arkasından sökülüp gitmesi” imgeleri edebiyat sanatının en güzel örneklerinden değil midir? Halk kültürü araştırmalarının yeterli derecede ve nitelikte yapıldığını düşünüyor musunuz? Düşünmüyorum. BESTAMİ YAZGAN ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Kurul gönül köşküne. Yârân dönsün şaşkına. Çok kısa sürede bu alana yönelik çok önemli araştırmalar yapılıp yayımlanmıştır. onun uydurma çalışmalarını basmakla yetiniyor. Bu yüzden. Türkülerin edebî değeri hakkında neler düşünüyorsunuz? Halk anlatıları ya da türküler bizi sanatsallıklarıyla. iç düzen hangi şiirde vardır! Ya da. Göz yaşından süzülen. onlar da Kenan Evren döneminde devlet dairesine dönüştürülmüştür. Örneğin. bu konuda özerk olan kurumlaşmaları savunuyorum. bu kurumlarda önemli araştırmalar yapılacağına. Bu iş. Sevda semâlarında Dalga dalga yükselen Yeni türküler söyle. Çarşamba’yı sel aldı Bir yâr sevdim el aldı Keşke sevmez olaydım Elim koynumda kaldı dizelerindeki yalınlık. edebiyat değeriyle etkiler. Ezgilere dizilen. Ben. Başımda dönüp duran Efkâr efkâr üstüne Yeni türküler söyle. Yalnızca Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu öyle idi..

kasavet dağıt gür nefesinle Yüce endamınla yiğit sesinle Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Dadaş göğümüze bir velvele sal Ruhu coştur.1 0 8 .HÜMÂ KUŞUMUZ Yine duman almış Palandöken’i Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Türküler bağrımda bir gül dikeni Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Yükseklerde öten hüma kuşumuz Issız gecelerde can yoldaşımız Sen söylerken göğe değer başımız Kerem et Mükerrem bir türkü söyle İşimiz yok bizim hasetle. edası kibar Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Bir şehir bilirim iniş yokuştur Çifte minaresi nakış nakıştır Aşılmaz yolları borandır kıştır Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Sen susarsan göğümüzü yas alır Pasinler’i duman alır. kızları Nigâr Ey şahin bakışlı. pus alır Türkülerle uzun yollar kısalır Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Erenler yoldaşı Mehmet Çarmaşır Bize maveradan haberler taşır O söylerken bize susmak yaraşır Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Kar erisin yaylalara göçülsün Yamaçlarda mor menevşe açılsın Ricâ et Râci’ye o da koşulsun Kerem et Mükerrem bir türkü söyle ALİ AKBAŞ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . kinle Gam. çürük aklı yele sal Birbirine girsin gerçekle masal Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Bir şehir bilirim taşı kehribar Erkeği Köroğlu.

bozlaklar yasta Ankara'da. gurbet gezerdi Türküleri duruşundan sezerdi Görünce ışırdı yüzü Nida'nın Bir ömür adadı samaha. Kayseri'de. bilinmez Alır gider bizi gayri gelinmez Yüz asır geçse de yine silinmez Bozok Yaylasından izi Nida'nın BAYRAM BİLGE TOKEL ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .1 0 9 . ayazda Yandıkça büyüdü közü Nida'nın Türküler Nida'sız onulmaz hasta Halaylar üzgündür. bara Sadamızı yaydı dört bir diyara Türküler uğruna düştüğü nâra Çıra oldu yandı sazı Nida'nın Bu ses nerden gelir. bir gün Banaz'da Adım adım gezdi baharda. yazda Bizi üşütmedi karda.TÜRKÜLER NİDA'SIZ KALDI Nida Tüfekçi'nin Aziz Hatırasına Çamlığın başına bir inece duman Gördükçe ağlardı gözü Nida'nın Ziya'nın acısı yüreğinde dağ Nasıl dayanırdı özü Nida'nın Baba oldu türkülerin merdine Acı çekti bir sürmeli derdine Şikayet gelmedi bir gün virdine İlkbahardı kışı. yazı Nida'nın Bir gün Kırşehir'de. kimdir. Sivas'ta Hürmetle edilir sözü Nida'nın Yeni Kalem ile yazı yazardı Aslı Akdağ'lıydı.

yüksek dağlar ve uzak mesafe engellerine çarpmıştır..1 0 . Türkülerin mesafe sınırını zorlamaları. yerel otantizmle evrensel duygu ve insani özellikleri sergilemeleri… Kitle iletişim araçlarının olmadığı. 10 ürküler. yüzyılın ortasına kadar. ezgiler ve semahlar bu sınırları zorlamışlarsa fakat onlar da “cemaat sınırı”nı pek aşamamışlardır. Din dışı müzik. medeniyetin merkezinden yayılmanın getirdiği cazibe ile taşrada daha derin bir etki bırakarak süreklilik kazanmıştır. bu büyüdür. sosyalleşme mekânı olarak sadece cami ve tekke ve dergâhların bulunduğu sosyal yapıda. Yöreden gelen söz ve ses. tabiatları icabı yereldirler. kendi yöresinde yankılanmış. ezgisiyle. dinî ve tasavvufi merkezli gelişmiştir. Fen-Edebiyat Fakültesi T ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . ritmiyle yöreyi yansıtırlar fakat işledikleri konu. Tekkeler. coğrafyasıyla. Yani. Her türkünün çığlığı. Dr. Muğla Üniv. bu kahvehanelerde yankı bulmuş ve topluma mal olmuştur. yakaladıkları tema ve yansıttıkları duygu evrenseldir. ortak müzik. mesafelerin insafsız ve sadece kervanların vicdanına terk edildiği zamanlarda. bugün beğenmediğimiz kahvehaneler vasıtasıyla gerçekleşmiştir. insanıyla. zaviyeler ve dergâhlarda söylenen ilahiler. bireysel ve en çok da ortak sosyal alan olarak düğün veya benzeri törenlerde bir *Prof. Onları sürekli hâle getiren de. türküler yörelerinin sınırlarını aşamamışlardır. 16.NÂMIK AÇIKGÖZ* İmparatorluğun dört bir yanından ve hatta imparatorluk dışından gelen her ses.

konforu artan ve kullanım amacı genişleyen kahvehaneler. Meyhanelerin yasak olması sebebiyle. “Karacaoğlan türküleri ırlayan” halk şairlerinin dillerinde ve sazlarında… 1555 yılında ilk kahvehanenin İstanbul’da açılmasıyla. bir de tezkire yazarı Latifî’nin 1546 yılında söylediği gibi. 16. Mesela. “Toplumsal kendiliğindenlik” diyebileceğimiz bir geniş kabul skalasında. Bazen meyhanelerde bazen konaklarda ve konak bahçelerinde bazen de eşribe (alkolsüz içecek) dükkânlarında bir araya gelen okur yazarlar. buralarda edebî kültürün gelişmesine de katkıda bulunmuşlardır. sınıf. halk şairlerinin de uğramaya başladıklarını görüyoruz. Şuarâ mecma’ı. şüphesiz derme çatma idi fakat İstanbul’un diğer semtlerine yayıldıkça. imparatorluğun bütün dilleri ve bütün müzikleri icra edilmiştir.1 0 11 . dil ve kültür farklarının yaşanmadığı bir merkez olma özelliği de taşır ve bu özelliği ile geniş Osmanlı coğrafyasının müzik sentezinin yapıldığı mekânlardır. bu mekânlar. Büyükkaraman Caddesi varmış ve bu caddede Sübûtî mahlaslı bir şairin eşribe dükkânı bulunmaktaymış.Semai kahveleri. Tabii. zaman zaman siyasi otoritenin baskılarıyla karşılaşsalar da. bugüne kadar devam edegelen bir kurum olmuşlardır. 18. yüzyıldan kalma. maşerî vicdanda çok çabuk yer etmiştir. Böylece. meyhane ve eşribe dükkânlarına alternatif olarak bir fonksiyon ifa etmiştir ki. meyhaneye alternatif olarak yeni bir sosyalleşme mekânına kavuşmuştur. Kahvehaneler. mutlaka şairlerin de uğrak yerleri olmuş. sadece kahve içilen yerler olmaktan çıkmış. Şairler. gelişme alanı bulmuştur. İstanbul halkına yeni bir sosyalleşme imkânı sağlarken. Bunu. Türk toplumu. yüzyıllarda. şiirde iki gele- ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . İlk zamanlar divan şairlerinin de bir araya geldiği anlaşılan kahvehanelere. yeni söyledikleri gazellerini okuyup tartışırlarmış. bir sosyalleşme mekânı olarak günlük hayatın bir parçası durumuna gelmişlerdir. genellikle bu dükkânda bir araya gelir. İlki Tahtakale’de açılan kahvehaneler. bugün Saraçhane ile Fatih arasında kalan bölgede. ve 19. hızlı bir yayılma imkânı bulan kahvehaneler. gazel kânı Karaman’da Sübûtî dükkânı beyitinden öğreniyoruz.

resmî tavrıyla müzik yaratıcılığında. yöresel müzik kültürünün yeniden işlenip zenginleştirildiği mekânlar olmuşlardır. popüler müzik. buralarda. en güçlü damar olarak. hâlâ İstanbul’dur. ezgili okunması. kahvehanelerin. Bütün bu tespitlerden sonra şunu söyleyebiliriz: Devletin “buyurma” yerine “imkân sağlama” ilkesiyle oluşan semai kahveleri. “Her türkü İstanbul’a uğramıştır. Başka kültürlerle etkileşime girerek daha da zenginleşen ve doğurganlık özelliği daha da artan müzik geleneği. Müzikoloji açısından ise semai kahveleri. belki gelenek yeniden inşa edilirken çok daha sağlam temellere dayanabilecek.1 0 12 . bu kahvehanelerde yankı bulmuş ve topluma mal olmuştur. semai kahvelerinde yer bulabilmiştir. Çünkü semai kahveleri. medeniyetin merkezinden yayılmanın getirdiği cazibe ile taşrada daha derin bir etki bırakarak süreklilik kazanmıştır. imparatorluğun ses sınırları belirlenmiştir. müziğin ve elbette ki türkülerin toplumsallaşmasında. bu mekânlarda. taşraya daha etkili bir şekilde yayılarak ses ve duygu ortaklığı oluşmasına katkıda bulunmuştur. Osman Cemal Kaygılı. Öbür taraftan. belki de ticari amaçlı gazinoların müziği yozlaşma gibi bir olumsuz devreyi hiç yaşamayacaktık. Kırım’dan Kuzey Afrika’ya kadar tüm coğrafyanın müzik sesi. halk şiiri geleneğinin de saz eşliğinde icra edilmesi.” demiyoruz. sosyal genetiğimizde çok önemli bir yer tutmuştur. Semai kahveleri. Bundan da en çok nasibini alan gelenek türkü geleneğidir.Semai kahveleri. müzik kültürüdür. “Toplumsal kendiliğindenlik” diyebileceğimiz bir geniş kabul skalasında. “İstanbul’da Semai Kahveleri ve Meydan Şâirleri” adlı küçük çalışmasını.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Birisi aydın geleneğine (kalem şairleri). Bu gelenek ve bu zihniyet hâlâ devam etmekte. dil ve kültür farklarının yaşanmadığı bir merkez olma özelliği de taşır ve bu özelliği ile geniş Osmanlı coğrafyasının müzik sentezinin yapıldığı mekânlardır. bir Azeri “mugam”ıyla bir zeybek havası. Yöreden gelen söz ve ses. Bu işleme ve zenginleşmeden sonra. sözün ve sesin biriktiği. İmparatorluğun dört bir yanından ve hatta imparatorluk dışından gelen her ses. ritm ve ahenk olarak da zenginleşmiştir. Böylece. sosyal genetiğimizde çok önemli bir yer tutmuştur. en güçlü damar olarak. radyonun devreye girmesiyle İstanbul ile ortak merkez olma özelliği kazanan Ankara. Bu yüzden semai kahvelerine “türkülerin merkez üssü” demek mümkündür. “Semai kahveleri” adıyla anılacak olan bu kahvehaneler. Bununla. Balkanlardan İran’a. ortak dil ve üslup geliştirmeye başlamışlardır. Rumca bir ezginini yanı sıra bir levendin getirdiği Cezayir türküsü. semai kahvelerinin büyük bir rolü vardır. Gazellerin düz şiir olarak değil de. yeniden şekillenmeleri yazarak bugüne daha da çok bilgi aktarabilmiş olsaydı. müzik geleneğinin de yayılmasına vesile olduğu görülür. sınıf. medeniyet merkezinin yüklediği cazibe ile başta türküler olmak üzere. buralarda. İstanbul’a uğrayan ve yeniden şekillenerek taşraya yayılan şey. yeniden işlendiği ve tekrar topluma yayıldığı merkez olma özelliği kazanmışlardır. imparatorluğun bütün dilleri ve bütün müzikleri icra edilmiştir. İstanbul’un bir medeniyet merkezi ve sembolü olmasının yarattığı cazibe. Bunda. kahvehanelerde harmanlanmıştır. Arabeskten pop müziğe kadar yeni tür müziğin merkezi. daha da geniş bir şekilde yazabilmiş ve buralarda yaşanan tartışmaları. neğin kesiştiği nokta olma özelliği taşımaya başlamışlardır. sivil bir oluşum olma özelliği ile toplumsal bir rahatlama alanı hâline gelmiştir. aynı zamanda birer müzik mahfili olmasını doğurmuştur. semai kahvelerinde beraberce icra edilerek birbirlerini etkilemişlerdir. Anadolu ve Balkanlar’da yaşayan halk şairlerini merkeze çekmiş ve geniş coğrafyanın şiir ve müzik kültürü. diğeri de halk geleneği ve irfanına dayanan şiir (meydan şairleri) anlayışı. müziğin ve elbette ki türkülerin toplumsallaşmasında. hiçbir zaman İstanbul’a alternatif olamamıştır.

araştırılmamış ve üstünde durulmamış bir konudur. Bunların ne yazık ki. Halk musikisi numuneleri. hatta oynanan halk türküleri. yüzyılların en güzel edebî örnekleridir aslında. yatugan. Öğüttür verdiğim tut benim sözüm Severim demeğe tutmadı yüzüm Ah efendim benim a iki gözüm Benim gözüm nûru gönlüm sürûru” ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . mani. on birli. halk musikimizin. Köçekçelerimiz ve tavşancalarımız da bu gruba girer ki. tarihimizi.1 0 13 . Armutlu ve Kul Mehmed en tanınmış denizci şairlerimizdir. maya. “Siyah ebrûleri duruben çatma Gamzen oklarını âşıka atma Sana gönül verdim beni ağlatma Benim gözüm nûru gönlüm sürûru. Kaşgarlı Mahmud’un parçalar hâlinde kaydettiği Alper Tunga Sagusu’nun (ağıt) kopuz eşliğinde. nutuk. ilahî. yoğunlaştırılıp özetlenmiş hikâye ve romandır. zeybek. taşlama. Bu. semai. uzmanlar tarafından sınıflandırılırken şu başlıklar altında toplanır: türkü (Türkî-Türk tarzında). efsanelerimizden başlayarak. saz eşliğinde. varsağı. “Yine de kaynadı coştu dağların taşı Akıttım gözümden kan ile yaşı Alınca şişhaneyi seğmenler başı Arpalıktı bize Urumelleri Şimdi mesken oldu servi köyleri” Garp Ocakları Şairleri veya Çöğür Şairleri olarak da nitelendirilen. bayatı. bunları batının oratoryo ve kantatları ile mukayese etmek hiç de yanlış olmaz. Halk sazları eşliğinde çalınıp okunan. nefesli çalgılar… ) dile getirmişlerdir. edebiyat tarihimizin en seçkin örnekleridir. hoyrat. Bu ürünlerin hemen tamamı. koşma. Fuat Köprülü. Osmanlı donanmasındaki leventlerin çöğür eşliğinde söyledikleri türküler/şiirler bilhassa 16 ve 17. güftelerinin pek azı bilinen şairlerin şiirlerinden meydana gelmiştir. “Bizde roman yok” diye geçiştirilen ve edebî yoksunluk gibi görülen ve gösterilen düşünce tamamen yanlıştır. semah. geraylı. ıklığ. Halk türkülerimizi yaratanlar. ( Azerbaycan’da şikeste). millî makamlarımız ve usullerimizle ölçülerek bestelenmiş. sekizli. divan ( özellikle Urfa divanı ve Kerkük divanı) ve ilh. karşılama. dolayısıyla K halk şiirimizin. Kul Mehmed’i “Saz Şâiri” olarak işlemiştir. destanlarımızı. Divanü Lügâti’t-Türk’te. (kopuz. Halk şiirinin yedili. destani bir türküdür. çeng.FIRAT KIZILTUĞ ısaca “Halk Türküleri” başlığı altında toplanan. Zamanımızın deyişiyle bu sagu. bestesiyle okunduğundan eminim. Rumeli türküleri. sosyal hayatımızı. çöğür. hem de zamanın çok ilerisinde bir tutumla. nağmeleri kaybolmuştur. kırık hava. besteleri anonim. kesinlikle yüksek tabaka tarafından söylenmiş ürünleridir. on dörtlü hece ölçüleriyle okunan bu türkülerin güfteleri. hece vezniyle söylenmiş.

Bu şiir. Meselâ. Şiirlerinin çoğu bestelenmiştir. formatlarından dolayı şarkıdır. müstezat. Hatta klasik şiirimize ve Türk musikisine bile bazı terimler isim olmuştur. eskilerin deyimiyle şerh edilirse. Hatta günümüzde az kullanılan Türkçe kelimeler bile türkülerimizde hayatiyetlerini sürdürmektedir. Tokat yöresindekiler en güzelleridir. Lem’i Atlı tarafından nefis bir uşşak şarkı olarak bestelenmiştir. güçlü bir bağlama sanatkârı istese türkü şeklinde çalıp söyleyebilir. türkü. Sivas. Dildeste kitabımızda bu Yıldız türkülerinden birini işlemiştim. Belki de halk türkülerinin edebiyatımızdaki tesiri konusunun en güzel numunelerini Rıza Tevfik vermiştir. Makam bakımından da çok orijinaldir. Dolayısı ile de türküdür. kalenderî. Şiirin tamamı edebiyat antolojilerinde yer alır. Necip Fazıl Kısakürek de halk edebiyatı ve halk türkülerinin et tırnak misali ayrı düşünülmesi mümkün olmayan tarzını benimsemiş. Bir olmaz emelin düştüm peşine Vuruldum hüsnünün şen güneşine Güzel gözlerinin aşk ateşine Yanıp da bahtiyar ölmek isterim. Sazıyla okuduğu zaman. Ziya Gökalp. klasik edebiyatı ve Fransız edebiyatını çok iyi bilmesine rağmen. sevdiği. Anadolu’muzda sekiz tane Yıldız türküsü vardır. “Sultan Murad eydür ben de göreyim Nasıl bir yiğitmiş ben de bileyim Vezirlik isterse üç tuğ vereyim Şehitlere serdâr oldu Genç Osman” Halk türküleri. Yine o dönemin lirik ve çok yazan şairi Orhan Seyfi Orhon.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Erzurum. Edebiyatımızı etkilemesi açısından en güzel örneklerden biridir. aynı zamanda halk edebiyatı edebî türleri olarak değerlendirilmektedir. türkü olarak yediden yetmişe her Türkün bildiği. Bu açıdan da değerlendirileceğinden eminim. Mahmûr u hülyâyım câm-ı lebinden Kanıp da bahtiyar ölmek isterim. Akdağmadeni. şiirlerini halk edebiyatı neşesiyle söylemiştir. bir başka manasıyla hece vezninin ölçüleriyle ihtişamını dile getirmiştir. bu konuda ihmal edilmiş büyük bir boşluğu dolduracaktır. Sultan Murad’ın Bağdat seferinin -hadi batı tabiriyle söyleyelim. “Türkçülüğün Destanını” halk şiiri tarzında yazmıştır. Türkçeyi. Dolayısıyla halk Türkülerinin söz varlığını örnek almıştır. Eğer açıklanırsa. Halk türkülerinin her biri bir tez konusudur. Hastayım yalnızım seni yanımda Sanıp da bahtiyar ölmek isterim. Kayıkçı Kul Mustafa’nın ‘Genç Osman’ şiiri. eski nağmesi bilinmediğinden. Ama güfte bakımından halk şiiridir. Eflatun Cem Güney’in de bu konuda çok güzel çalışmaları vardır. Mehmet Özbek dostumuzun. Her sabah güneşi seyreden kızlar Mahmur gözlerini oğmak üzeredir” Âşık Veysel bizim de zamanına yetiştiğimiz ve radyo veya plaklarıyla iç içe olduğumuz şahane bir örnektir. Kendisini yürekten kutlarım. en az iki bin yıldır günümüze taşıyan en önemli kaynaktır. IV. Halk hikâyelerimizde bir Kervankıran hikâyesi vardır. semaî. “Uyan yârim uyan söndü yıldızlar Gün karşı tepeden doğmak üzeredir. Talihin kahrı var her hevesimde Boğulmuş figanlar titrer sesimde O güzel ismini son nefesimde Anıp da bahtiyar ölmek isterim.1 0 14 . dinlediği bir türküdür. Bu besteler. divan. Türkülerimizin güftelerinin türleri. henüz göremediğim “Halk Türküleri” ile ilgili sözlüğü. antolojilere veya kitaplara yazıldığı zaman halk şiiri olarak vasıflandırılan bu parçalar Türk edebiyatının pırlantalarıdır. “Çocuktum ufacıktım Top oynadım acıktım Yerde buldum bir erik Kaptı bir alageyik Geyik kaçtı ormana Bindim bir akdoğana Doğan yolu şaşırdı Kafdağı’ndan aşırdı…” Bu dönemin en güçlü şairlerinden Rıza Tevfik. Türkülerimiz aynı zamanda birer senaryodur. Pekâlâ. ciltler dolusu mevzu çıkar karşımıza. türkü / halk şiiri tarzının çok güzel örneklerini vermiştir. Cennetmekân şiirlerini sazı eşliğinde söylüyordu. Yeni Türk edebiyatı akımı döneminde.epopesidir.

daha doğrusu türkülerdeki ruhla entelektüeller arasına mesafe koyarken bazı yeni nesil okumuşların da türkülere yabancılaşmasına sebep oldu. Boratav’ın bahsettiği dersleri. müziğini ve genel olarak sanatını arayan bir milletin sanatkârlarının halk edebiyatından alacakları birçok dersler vardır. sanat ve estetik bakımından kıymetleri. VAHAP AKBAŞ Bu tercih türkülerle. yalnızca ilmî araştırma yapanların değil. en azından yeterince alındığını söylemenin pek mümkün olmadığını düşünüyorum. onların mevzuları. P ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . şiirini. denebilir ki yalnızca türkünün kökünün halk içinde olmasından kaynaklandı. toplumla ilişkileri. Sanatkârın halk edebiyatından.A. 1930’lu yılların sonlarında yayımladığı “Eğin Türkülerinin Başlıca Temleri” başlıklı incelemesinde.” (Folklor ve Edebiyat I. 15 ertev Naili Boratav. Türküler. sanatkâr ve sosyologların da dikkatini çeksin istiyor Boratav. Onlar türküyü yalnızca bir propaganda aracı olarak gördüler. özellikle türkülerden ders alması kayda değer bir tespittir. Çünkü ona göre “orijinal edebiyatını. halk türküleri etrafında gerek halk edebiyatı gerek halk musikisi bakımından araştırmaların epey bir yekûn tuttuğunu ifade ettikten sonra bu anonim ürünlere ait bol malzeme yayımına ve teknik incelemelere mukabil. Solcu edebiyatçıların türkü sevdası. geçen bunca zaman içinde gerekli dersler alınmış mıdır? Alındığını. İstanbul 1939).1 0 . Peki. sosyal fonksiyonları üzerine yapılmış araştırma ve incelemelerin hiç mesabesinde kalmasından yakınır.

Kırılan. Belki edebiyatçının türküden alacağı en büyük ders bu sıcaklığı. Başka vesilelerle aktarmıştım.” ( …) Sonra kıskançlıklar var. Buraya da alıyorum: “(Türkülerimizde) İnce. Hafif. Konya Lisesi’nde çalışırken. Dinlediği türkülerin kendisinde uyandırdığı çağrışımlardan. kaçan. İstanbul.1972). bir folklor araştırmacısı olan Boratav’ın beklentilerinden çok halk şiirini horlayan. Türküdeki ruhu eserlerine taşıyamadılar. Muhtevalarındaki yoğunluktan ve insan üzerindeki tesirinden yola çıkarak. üzerinde bıraktığı tesirden bahseder ve “Anadolu’nun romanını yazmak isteyenler ona mutlaka bu türkülerden gitmelidirler. türkülerin bizde roman işlevi gördüğünü ifade etmişti. Tanpınar da romanımıza türkülerimizden hareket edilerek varılabileceğini düşünür. tecessüsler var. cismini nezretmeler ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Bu tercih türkülerle. dil. Onlar türküyü yalnızca bir propaganda aracı olarak gördüler. sıcaklığından söz ettik. diriliği özümseyerek eserine içirmek olacak. Yahya Kemal de Tanpınar da temleriyle evrensel. ifade özelliklerini taşıdığını göreceklerdi. denebilir ki yalnızca türkünün kökünün halk içinde olmasından kaynaklandı. Türkü-insan ilişkisinin diriliğinden. türkü-insan ilişkisinin diriliğiyle. vefalar adak olmalar. küsen. yüce. daha doğrusu türkülerdeki ruhla entelektüeller arasına mesafe koyarken bazı yeni nesil okumuşların da türkülere yabancılaşmasına sebep oldu. Kan gelir ama türkülerde kanı kanla yunmazlar da onun peşi sıra hemen dostluklar. Yanaşsalar türküdeki tohumun onların düşündüklerinden farklı köklü bir toplumu. Asla içindeki ruhu görmeye yanaşmadılar. duyduğu İç Anadolu türkülerini anlatır. küçük ilgiler bekleyen yönleriyle insan var. takipler var. anlatım ve benzeri bakımlardan yararlanarak çağdaş eserler çıkaramadılar. millî olan türkülerin nasıl değerli bir hazine olduğunun bilincindedirler. çılgın. şehvetli ve avâre taraflarıyla insan var. afif taraflarıyla insan var.“memleketçilik” rüzgârıyla kaleme alınmış az sayıdaki eserle ve şiirdeki bazı şeklî çabalarla sınırlı tutmamak kaydıyla tabii. köyün ve köylünün derin ve gerçek sesi olan türkülerden mevzu. nefsini feda etmeler. ikinci kuşak edebiyatçıları. Sonra kan gelir.” der (Beş Şehir. dil ve söyleyişleriyle ve taşıdıkları kültürel unsurlarla mahallî. yeni edebiyatta halkla sanatçı arasında bir mesafe gözeten Nurullah Ataç’ın seçkinci görüşlerine kulak verdiler. bu toplumun duygu ve düşüncelerini. Solcu edebiyatçıların türkü sevdası. şairleri bir kenara bırakalım. Bu özdeşleştirme. medeniyetimizin ifadesini en iyi şekilde burada bulduğuna inanan Yahya Kemal bile.1 0 16 . Birer istisna olarak daha sonra destan ve türkülerden beslenerek anlatım sınırlarını belirginleştiren Yaşar Kemal ve bir bakıma türkülerin dillendirdiğini “yeni görüş. Daha çok klâsik musikiye tutkun olan. Onun için onca “köy romanı”nı yazanlar. ulvi. sıcaklığıyla açıklanabilir ancak. Beş Şehir’in Konya’yı anlatan sayfalarında türkülerimizden bahseden güzel bir bölüm var. Öyle anlaşılıyor ki Cumhuriyetin birinci. dışına kaçmak istedikçe kendi içine büzülen. Bu ilişkiyi ne güzel açıklıyor Fethi Gemuhluoğlu. söyleyiş ve şekillerle işleyen” Cahit Külebi gibi yazarları.

Hüma Kuşu türküsündeki “Sen ağlama kirpiklerin ıslanır” mısraındaki anlam inceliğini. Kabuğu kırıldığında içinden kanlı canlı. Mehmet Kaplan’ın. dil ve anlatım özellikleriyle. sana kim baktı yârim” mısralarındaki sadelikle. Öğrencileri tebessüm ettiren bu mısraların onların gündelik yaşantısından örneklerle yorumlanmasının nasıl ufuk açıcı bir rol oynadığını gördükten sonra benzer yazıların türkülerin ruhuna erişmemizde ne kadar etkili olabileciğini düşünmeye başladım. muhteşem bir dünya çıkar. muhteşem bir dünya çıkar. Toprak. ne kadar tabiî bir bir dille söylenmiş. sevgisi öfkesine baskın çıktığı için hemen barışveren sevgilileri anlattığını düşünemez miyiz bu türkünün? Böyle anlayabilseler. ayrılık olmasaydı” ya da “Yüzünde göz izi var. Tabiat ana var. bir toplumu bütün unsurlarıyla kabuğunun içine alan bir nar gibidir. gayretli araştırmacı ve denemecilerin üstlenmesi gereken bir görevdir. türkünün yapılış amacı” gibi kriterler gözetilerek açıklandığı bir tebliğ metni okumuştum. içerdiği motiflerle. uyandırdığı çağrışımlarla açıklayan yazılar okumayı ne kadar istiyorum. Ne yazık ki bu konuda da durum iç açıcı değil. Sonra ilahi nizam var. abuk sabuk şeyler söylemişti. Siyretlerde aşk var. anlaşılmasına yardımcı olmak da edebiyatçı için bir sorumluluktur. akın eder. Ve nasıl capcanlı bir resim canlandırabiliyor gözlerimizin önünde. sanki sıradanlıkla örtülmüş muhteşem inceliği farkedebilecek bilince erişebilmem için de kılavuzlara ihtiyacım olmuştu.” Dostluk Üzerine.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . “Şiir. Ayrıca aynı türküdeki “Esvap serdim sicime” sözlerinde ne güzel bir söyleyiş güzelliği var. bilinçli. takipler var. söyleyiş güzelliğini Fethi gemuhluoğlu sayesinde görmüştüm.Türkü. Muhtemelen çoğu genç olan yorumcular türküyü tiye almış. Öğrencilik yıllarımda. Kabuğu kırıldığında içinden kanlı canlı. ateş ve havaya çıkmış namları. Dört unsur var. Türkülerde aşklar var. Uzatmadan şöyle bağlayalım: Türkü. Yine “Yâr üstüme yâr sevdi / O gidiyor gücüme” mısraları ne kadar arı duru. Edebiyatçı için bu dünya. bir toplumu bütün unsurlarıyla kabuğunun içine alan bir nar gibidir. Yunus’un mısralarını andıran “Manda yuva yapmış söğüt dalına” türküsünün “yöresel kültür. bu dünyanın ruhu tükenmez kaynaklardan biridir. Suretlerde aşk var. Oysa “minareden at”manın. Türküleri yalnızca hikâyeleriyle değil.1 0 17 . su. tecessüsler var” demiyor muydu? Kıskanan. öfkelenen. belki kendilerinin anlatıldığını düşünecek o gençler. Yunus Emre’nin meşhur şathiyesindeki “Bir sinek bir kartalı kaldırdı vurdu yere / Yalan değil gerçektir bende gördüm tozunu” mısralarından hareketle yazdığı yazıyı hatırlıyorum. hikâye ve romanlar yetkin kişilerce tahlil ediliyor da türküler neden edilmiyor?” diye sormuşumdur hep kendime. dil. Gemuhluoğlu “Türkülerde kıskançlıklar var. birikimli. Türkülerdeki bunca zenginliği görebilmek ve gösterebilmek gerekir öncelikle… Bu da. İstanbul. edebiyat bağlamında. Edebiyatçı için bu dünya. Açıklamayla başlangıçta absürd görünen olaylar ince bir hicve ve mecaza ağır basan gerçeğe dönüşüveriyor. in aşağı tut beni” türküsüyle ilgili yorumlar içimi acıttı. estetik değeriyle. bu dünyanın ruhu tükenmez kaynaklardan biridir. “aşağı inip tut”manın birer mecaz olduğundan yola çıkılsa belki bugün de sıkça karşılaştığımız insanî bir tablo çıkacak ortaya. Onu keşfetmek ve doğru tanınmasına. Şüphesiz bu örnekler artırılabilir. Bir internet sitesinde “Minareden at beni. “Ölüm Allah’ın emri. 1978).

onların hayatlarını ve hasretlerini bir roman derinliğine kavuşturan insanlara hayranlığımızla birlikte minnetlerimizi de ifade edelim. türkülere ve şarkılara dönüşen şiirlerimizdir. Türküleri ve şarkılarıyla musikimiz hiçbir sınır tanımıyor. O M ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Bunu halk ve divan edebiyatı ustalarının dilinden alıp halkın diline ve gönlüne düşüren. şölenlerimizde ve felâketlerimizde hep onlarla kendimizi ifade etmişizdir. Bunun ne kadar hazin bir şey olduğunu bilenler bile bir şey yapamaz. Osmanlı’nın son dönemlerinden beri yöneticilerimiz kendi öz musikimizin seslerine ve sözlerine bu milletin yeni nesillerini hasret bırakmışlardır. Hem büyük şehirlerimizde. Buna rağmen uzunca bir zaman. Bu bakımdan en önemli kültür taşıyıcılarımız durumundadır.1 0 18 .illi kültürümüzün en vazgeçilmez unsurlarından biri. fetihlerimizde. Türk musikisini gençlerimizin derneklerde ve liseden sonra gidilebilecek konservatuarlarda öğrenebilirler. Tarih boyunca sevinçlerimizde. acılarımızda. hem de Anadolu ve Rumeli’nin kasabalarında bu türküler söylenir şarkılar meşk edilirdi. İlk ve orta öğretim derslerinde nasılsa hep Batı müziğini öğretirler. Çünkü dilimizin Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar yayılışında bu seslerin ve sözlerin çok büyük etkisi olmuştur.

Tanpınar “Anadolu’nun romanları türküleridir” demiştir. Üstelik bunun hiçbir desteğe de ihtiyacı yoktur. Türk dilinin anlatım gücündeki kudret ve zenginlikle ezginin oluşturduğu âhengi birlikte hissetmek. ne zaman bir türkü duysam şairliğimden utanırım diyor. Onların varlığı aslında klasiklerinden habersiz aydınların yabancılığını da ifade eder. o sıcak anlatımların tadına varabilmek. kanunların yapanlardan daha güçlüdürler. onun bakış açısıyla Anadolu şehirlerini ve kültürlerini değerlendiren A. büyük şair çok haklı: “Bâki kalan bu kubbede bir hoş seda imiş”…■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . yüzden Yahya Kemal “Şarkılarımız romanlarımızdı” derken. Dildeste (2002) adlı kitabında meşhur şarkıların hikâyesini anlattığı musikimize nasıl yöneldiğini Bandodan Klasik Müziğe (2002) adlı kitabında hatıralarıyla ortaya koyar. bugün Osmanlı tebaası olarak bir geçmişe sahip olan komşularımız bu musikiyi dinliyor. konulara tarihi ve kültürel bir perspektiften yaklaşır. Böyle şahsiyetleri yetiştiren kültür birikiminin büyük kütüphaneleri var. Kapaktaki şu cümle önemli: “Türkülerimizdeki sırları çözebilmek. Şifâhi kültürümüzün en köklü ve en yaygın ürünleri olan folklor ve halk edebiyatı verimleri yalnız Türkler arasında değil.” Bayram Bilge dostumuz. İspanya’dan 500 yıl önce Osmanlı topraklarına göç eden Safarat Yahudilerinin müziği gibi Ermeni ve Rum müzisyenleriyle bestecilerinin de Türk musikisi ile ilgileri akıl almaz boyutlardadır. onların çocuklarında da yaşıyor. İcracı olduğu kadar müzikolog kimliğiyle de tanınan Mehmet Özbek’in Folklor ve Türkülerimiz (1975) adlı defalarca basılan ve kaynak kitap niteliği taşıyan eserinin ardından. Bütün bunlara rağmen. müzikologların eserlerinden oluşan çok zengin bir kütüphaneye sahip değildir. Bağımıza Gazel Düştü (2002) adlı kitabında topladığı müzikle ilgili yazılarında. Klasik Batı Müziği yanında Klasik Türk Müziği ile Türk Halk Müziği’ni de fevkalâde icra edebilen besteci Fırat Kızıltuğ’u da anmalıyız. Bunların gelişmesine ve icrasına yardımcı olduğu türkülerle şarkılarımız. türkülerimizle şarkılarımız üzerine çok az kitap yazılıp yayınlanır maalesef. Mehmet Özbek’le Fırat Kızıltuğ gibi icracı olduğu kadar müziğimizle ilgili yazı ve kitaplarıyla da bir müzikolog olduğunu ortaya koyan Bayram Bilge Tokel’in rivayetine göre. Bizi biz yapan kültürel değerlerin başında bu güzel sesler geliyor. Shakespeare’in sanırım musikimizin gücünü çok güzel anlatan şöyle bir sözü var: “Bir milletin türkülerini yapanlar. Halkın kültürel zenginliğini yansıtan türkülerimizi halk edebiyatından ayrı inceleyen veya araştırma konusu yapan çok sayıda yazarımız yok maalesef. Türkülerimiz folklorun bir bölümü sayılmasından ötürü. Türkülerimizle şarkılarımızın bizi söylediğini yeterince anlayıp ona kulak verebilirsek. Türkülerin Dili (2009) adlı çok kapsamlı kitabını yayınlaması çok önemli bir hizmet oldu. o bakımdan önemli. birlikte yaşadığımız Hıristiyan ve Yahudiler de bu nağmelerden etkilenmişlerdir. H.İspanya’dan 500 yıl önce Osmanlı topraklarına göç eden Safarat Yahudilerinin müziği gibi Ermeni ve Rum müzisyenleriyle bestecilerinin de Türk musikisi ile ilgileri akıl almaz boyutlardadır. Has bir sanatçı olduğu kadar titiz bir araştırmacı ve derlemeci olan Mehmet Özbek’in bu ansiklopedik sözlüğü gerçekten çok büyük bir emek mahsulüdür. Evet. Mehmet Özbek bunların istisnası bir şahsiyettir. türkülerimizi derinlemesine anlamak ve kavramak için şarttır.1 0 19 . gerçekten tarih şuurunu da idrak etmiş oluruz.” Bu sırrı anlayan şairimiz. Komşularımızla uluslar arası sınırları kaldıracak kadar güçlü bir iletişim aracına sahibiz. Bunu anlamayan aydınlarımız kadar politikacılarımızla yöneticilerimiz de var.

) İnsan ruhu ile fiziksel bedeni arasındaki bağlantı ya da etkileşimi hormonlar sağlamaktadır. Bu sebeple oldukça önemli bir sosyolojik olgu sayılması gereken müziğin iki yönü ile değerlendirilmesi mecburiyeti söz konusudur. İnsan vücudunun hormon Giriş ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . toplumlar için önemine açık ve net bir vurgu yaptığı açıkça görülen Eflatun’a ait yukarıdaki bu tespitin yerindeliği tartışma götürmez gerçektir. Müziğin. Eflatun Yazılı olarak kayda geçirilemeyen.1 0 20 . Türkülerin bir müzik olgusu olmasının yanında.SUAT BULUT Müziğinizi değiştirirseniz sitenin duvarları yıkılır. kolektif hafıza olmasını da sağlamaktadır. hafızada çok kolay ve en az kayıpla tutulabilmesi. (Bu değişim bir de bilgi sağlamaktadır. olgu ve problemlerin. Müziğin hormonların. Müziğin bireysel etkisinin yanı sıra fiziki yapımız üzerinde de etkili olduğu hususu artık tartışma konusu bile değildir. Müziğin elbette ki insan ruhu bakımından ifade ettiği değer hakkında oldukça fazla çalışma ve araştırma yapılmıştır. Bu tespitin bizi götürdüğü önemli sonuçlardan birisi ise hiçbir şekilde değişmez denilen DNA’nın müziğin niteliği ve çeşidine göre değişebilmesidir. Ancak sadece bu yönüyle müziği değerlendirmek konuya eksik bir yaklaşım olacaktır. Müziğin. Müzik bireysel/ psikolojik olarak insanı etkileyen bir olgudur. olay. insan ruhu ve iç dünyasında meydan getirmiş olduğu etkiler müspet niteliktedir. Türkü formunda ve müzik eşliğinde. DNA yapısının ve özellikle hücre protoplazmasının etkilediği son yapılan bilimsel çalışmalarla tespit edilmiştir.

“ çok sesli” müziğin daha çağdaş olduğu yönündeki tutarsız değerlendirmedir. eğitimde ciddi bir mevki tuttuğu “zevklerin ve renklerin tartışılamayacağı” tezinin tutarlı bir yanının bulunmadığı gözden uzak tutulmamalı. toplumların dinlemiş oldukları müziğin niteliği ile toplumların niteliği hakkında ciddi ipuçları vardır. Müziğin kitleleri nasıl etkilediğini gerek dünyada ve gerekse ülkemizde görmek mümkündür. optik ve geometri ile aynı kategoride kabul edilerek (Quadrivium=Dörtlü) bir bilim dalı olarak okutulmuştur. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Bu sebeple.” denilmiştir. Müziğin ortak paydayı kavraması. tar gibi) seslerin tabiliği ve mekanik olmayışı dikkat çeker. cahilin cehlini arttırır. Âşık Veysel’in çaldığı bağlama ile Mozart’ın eserlerindeki melodik paralelliği görmemek imkânsızdır. mesela. aralarında bir yakınlık hissettiği. Bugün dünya genelinde eğlence sektörünün en fazla istismar ettiği olgu müziktir. matematik. tıpkı eğitim. müzikal açıdan tabii seslerin arandığı çok açık görülmektedir. dünyaya bakışı ve algılayışı. eğitim ve terbiye süreci içinde yer alarak bilim olarak kabulünün. harcı âlem bir bilgi olmakla beraber. Nitekim bu çalışmaların sonuçlarından bir musiki aleti olan “kanun” Farabi tarafından icat edilmiştir. müziğin. ortak bilinçaltında yer alması ve tek sesli müziğin “telkin” etkisinin çok sesliye göre baskın oluşu bu tarzın tercih edilmesini sağlamıştır. müziğin de. Konumuz. günlük ve sıradan bir meşgale olarak değerlendirdiğimiz ve çoğu zaman “ eğlence “ amacıyla dinlediğimiz müziğin oldukça ciddiye alınması gerekmektedir. “duygudaşlık” kavramında kendisini bulur. Eflatun’un sözü ile birlikte değerlendirildiğinde. tercih edilemeyen diğer tarzı dışlamamasıdır. anlayış ve kültür meselesidir. Dinlenilen veya icra edilen müziğin etkisi ve önemi kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. ruh dünyası hakkında ciddi bir ölçü ya da veri olduğu unutulmamalıdır. davul. Doğu müziklerinde ve özellikle Türkülerde. dinlenen müziğin insanın kişiliği. Tabiatla iç içe olmanın ve kâinatın armonisi ile ahenk sağlamanın amaçlandığı Türkülerde. bir başka ifadeyle Batının “Orta Çağ”ında Müslümanların kurmuş oldukları üniversitelerde (medreseler) müzik. İşte bu sebepten olsa gerek. kaval. müziğin durumuna baktığımızda ise. müziği de gerçek niteliği ve amacından saptırmış ve müzik bu hâliyle insana ve insanlığa vermesi mümkün olan katkı bir yana. Bireysel niteliği ağır basan müzik “duygudaşlık” sürecinde kitleler arasında önemli bir asgari müşterek olarak karşımıza çıkar. Müziğin bir eğlence aracı olarak algılanması ve kullanılması. Müziğin tek ya da çok sesliliği elbette ki bir algı. “ Türkülerimizin “ değerlendirilmesi suretiyle önemli sonuçlara ulaşmamız mümkün görünmektedir. Türk çalgılarının hemen tamamında (bağlama. Müşterek algının bir adım ilerisini teşkil eden duygudaşlık. O h’alde toplumsal bir yapının analizinde. Türk toplumu hakkında. Ancak şurası bir gerçektir ki. Oysa burada her iki yapıdaki müziğin kendi içinde değerli olduğu ve bu noktada yapılacak bir tercihin. “Musiki âlimin ilmini. amacı dışında kullanılan her şey gibi. söz ile müzik bir aradadır. tahrip edici bir boyuta taşınmıştır. Doğru olan da zaten müziğin bir bilim olduğudur. müziğin insanın iç dünyasındaki etkilerinin hormonsal salgıları harekete geçirdiği ve söz konusu bağlantı sebebiyle insan fiziğinin de bu yönde etkileşime açık olduğu bilinmektedir. ekonomi.1 0 21 . Doğulu toplumlarda müziğin. siyaset ve benzeri pek çok alanda olduğu gibi bu konuda da olumlu ve ciddi şeyler söyleminin zorluğu ortadadır. Aynı müziği dinleyen insanların. Müziğin fert üzerinde meydana getirdiği bu ruhsal / fiziksel etkinin önemi daha geniş bir çalışmayı gerekli kılmaktadır. incelenmesi gereken bir araştırma sahası olacağından hareketle. Ülkemiz özelinde. Müzik gündeminin en önemli konularında birisi de “tek sesli” ve “çok sesli” müzik tartışmasıdır.sağlama mekanizması dikkate alındığında. insanların bir araya gelmesinde ve bu birlikteliğin devam ettirilmesinde Müziğin Toplumsal Boyutu önemli bir etken olduğu inkâr edilemez. Bu çerçevede “ çok sesli “ müzik lehine bir ağılık taşıyan bu tartışma konusunun en önemli argümanlarında birisi ise. Oysa Doğu’da bundan yüzyıllar önce. Her türlü seviyesizliğin referansı ve meşrulaştırma gerekçesi olan bu söz popülist amaçlarla kullanılan ve “kitle kültürünü “ zımnen onaylayan bir içeriğe sahiptir.

Dünyada hiçbir milletinin. Cansız varlıklara “ruh izafe etme” inancı Şamanist bir gelenek olmakla beraber. bazen engel gördüğü bir akarsuya beddua etmiş. Konu bakımından incelendiğinde türkülerin. Modernleşmeyle gelen toplumsal değişimler. kolektif hafıza olmasını da sağlamaktadır. Türkler. akılda kalıcılığı daha kolay olmaktadır. Türk milletinin “Türküsüne” verdiği değeri ve ona yüklediği anlamı ifade ettiği gibi. Bu etimolojik ve filolojik tespit bile. âşıklık geleneği kapsamındaki türkülerimiz için de bu zorluğu kabul etmek gerekir. Türkülere. Türkünün sadece. tarihî. İslamiyete de uzak olmayan bir yaklaşımdır ve bu yaklaşım çok önemlidir. Türkülerin. varlıkların karşılıklı etkileşimi Türklerin en önemli kozmolojik inançlarından birisidir. türkü formunda değişik nitelikli çalışmalara rastlanmaktadır. Öyle ki. politik. güncel ve hayatın içindedirler ve tahminlerin çok ötesinde zengin. türkü üretimini büyük oranda ortadan kaldırmaktadır. ölüm. Türkülerin bir müzik olgusu olmasının yanında. Yani isimden (Türk). Bunun anlamı ise. hafızada çok kolay ve en az kayıpla tutulabilmesi. Türklerin kadim zamanlardan bu yana taşımakta oldukları dünya görüşü ve algısının günümüze taşımasında önemli bir fonksiyon icra etmişlerdir. bazen de taşlarla konuşulmuştur. kâinatın hiçbir yönü cansız ve statik değil hep dinamik bir etkileşim içindedir. tavır. Türkülerin sosyolojik yönünün ihmal edildiği bir gerçek ve önemli bir eksikliktir. hasret gibi konuları içermekle beraber. Bir başka ifadeyle. Türklerin gerek İslamiyet öncesindeki Şamanist / animistik inançları ve gerekse İslamiyet sonrasında da bu anlayışları devam ederek. realist bir anlayışla “kendini ifade etme” formu olarak da kullanıldığı görülmektir. -Kuantum Fiziği bağlamında. Yazılı olarak kayda geçirilemeyen. antik eserler gibi bakmanın ve incelemenin doğru bir tavır olmadığını. etkilenme ve etkileme niteliklerinin bulunduğunu göstermektedir. Dolayısıyla. türküler vasıtasıyla bazen bir dağla dertleşmiş. Türk toplumundaki hızlı şehirleşme elbette ki değişik algı biçimleri oluşturmakta ve bu algı kapsamında yeni ve bireysel çabalarla. Bu yönüyle Türkler için “hayatı türküleştirmiş millet” denilebilir. ayrılık. Çünkü türküler. makam gibi teknik boyutuyla incelenmiştir. sosyolojik.1 0 22 . hayatı ve evreni algılamalarına da yansımış ve bu yansıma haliyle Türkülerde de kendini bulmuştur. yöre. Türkiye’de türküler ve daha pek çok şey hakkında yapılan çalışmaların bu nitelikte olduğu ifade edilebilir.cansız var- Türk’ü Söyler Türküler lıkların (ruhları olmasa bile) dinamik olduklarını. olay. ■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . kendi adıyla andığı. Oysa “ halk şarkısı “ tabiri genel ve anonim bir anlamı ifade etmektedir. türkülerin sadece duygusal bir temele dayanmayıp. Türklerin. Bu tespit her ne kadar anonim türküler için daha fazla gerçeklik payı taşısa da. ekonomik faaliyetler. veriler taşımaktadırlar. pek çok milletin “halk şarkıları” olsa da bir millet adı olarak Türkü’de olduğu gibi bir adlandırma yoktur. Türklerin hayatında bu derece önemli yer tutmasının en önemli sebeplerinden birisi belki de tarihî süreç içinde. görülür. Aşk. bestelenmiş olanlar. Bu yaklaşımın Türkülerde oldukça fazla örneğine rastlamak mümkündür. hayatın her alanına dair yakıldığı. Türkülerini müstakil bir varlık olarak kabul edip isimlendirmişlerdir. Tarihî süreç içinde Türk tahayyül ve tasavvurunun somutlaşmış biçimleri olan Türküler. Sadece şiir formatında bir eseri aklıda tutmak ile müzik eşliğinde akılda tutmak arasında oldukça fark olduğu bireyse tecrübe ile anlaşılabilecek bir tespittir. Bir müzik formu olarak Türküler pek çok çalışmaya konu edilmiş. eşyalara ve cansız varlıklara ruh izafe etmeleri. Türkü formunda ve müzik eşliğinde. Türk isminden türetilmiş bir başka isimdir. Gerçekten de müzikle beraber belirli bir düzen de (şiir formunda ) anlatılan olguların. Kâinatın devamlı hareket halinde olduğu. Ancak bu “üretim krizinin” kısmen aşılmaya başlanmış olması sevindirici gelişmelerdendir. sözlü kültür geleneğinin baskın oluşudur. ağız. Bu gerekli çalışmaların yanında yukarıda da ifade ettiğimiz gibi. Bu perspektif ile Türkülerin sosyolojik olarak incelenmesinin yeterli olarak yapılmadığı yukarıda ifade edilmişti. bir müzik kategorisi bulunmamaktadır. kozmolojik. mizahi ve toplumsal konular gibi hayatın tamamını kuşatan bir muhtevaya da sahiptirler. isim (Türkü) türetilmiştir. olgu ve problemlerin. dinî vs. Türklere has ve ona ait olduğunun da bir göstergesidir. Bunun yanı sıra yapılan son bilimsel araştırmalar. “Türkü”. psikolojik. Algı paradigması içinde.

NECATİ KANTER Bize uymazdı. Onlar için gelecek ve geçmiş yoktur. Hristiyan kimdir. bir yandan da küfürler savurur gezerdi. Bedenine cismine hiç değildi. Yaratıcı ile bir ve beraberdirler.. dono O bir divanedir. Ellinde uzun saplı bir süpürge. D. alnı açık hürdü Dono H. Aralarında rint olanları da vardır. Divanelerin bir başka yönü de ibnü’l-vakt oluşlarıdır. kendi işine bakardı Dono.. çivi. sırtında çuval.” der. Temizliği kendi üstüne başına değildi elbet. ne münkir. Etrafınaydı.1 0 23 . kâh arar çuval. “akşama pişmiş fasulya… ye ha. Anı yaşarlar. bilse de ayırım yapmazdı. Görevini hiç aksatmayan iyi bir temizlik işçisi gibi cadde ve sokaklarda çöp toplar. ye!. ye ha. şehrine ve şehrinin cadde ve sokaklarınaydı onun temizliği. ehrimizin en renkli en temiz delisiydi Donobet. Türk. Ermeni. çöp Fahri bir çöpçü olup şehre çok iş gördü Dono Ş ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Kâh odun parçası toplar. Sanki aylarca su değmemişti eline yüzüne. Süryani nedir bilmez. ne de nankördü Dono Çuval omzunda gezer. Ne kilise ne havra ne de cami ilgilendirirdi onu. Çevre dostuydu. Müslüman kimdir.

Sokaklarda o olmasa da veletler Dono’nun meşhur türküsünü koro hâlinde söylüyorlar. keşiş bir dedem vardı. Allah’tan tek dilekleri yağmurun yağması idi. Tabi.. Paris. ye ha yee!.. Dono’nun ailesi papazın yönetimi altında dinî törenlerini ifa etmeye gittiler. Öldü möldü mü?” deyip sorup soruşturuyorlardı. o meşhur türküsünü mahallenin çocukları ile söylemekle yetinirdi. Havalı mı havalı… Biz Müslümanların Şeker ve Kurban Bayramlarında ikram ettiğimiz tatlıların.” Attı hep minneti omzundaki çuvala Para indinde pul etmez. O yıl “kara kış”ın dondurucu soğuklarında şehrin cadde ve sokaklarında görünmeyince halk onu özlüyor. “Yahu bu aralar Dono görünmüyor. Düğünlerin olmazsa olmazı idi. İsa’nın dirilişini dile getiren bir bayram. bir o kadar da Süryani. Mahallenin bitirimleri bayramlık elbiseler içinde Hayganuş’u görebilmenin heyecanını yaşamak için pusudalar. Mahallenin güzeli. Günlerden pazardı. On yedisindeydi… Kız Meslek Lisesinde okuyordu. Dono evdedir. şekerlerin ve kurban etlerinin karşılığını ödüyormuş gibi bir rahatlık içinde ve gururlu.. onlarla sohbet eder. Onun için istavroz çıkarıp dua ediyorlardı. hadi herkes işine yallaa!. sokaklarda ömür sürdü Dono “Akşama pişti fasulya. Fransa ve Amerika’da yaşardı. gözleri donuk yeşil… Eğlencelere katılır.” Kış boyunca çıkmadı Dono. Donobet’in yakın akrabası olan Kirkon usta iyi bir duvar ustası. Gözleri mavi. düğünleri kaçırmazdı.. elindeki küçük bakır bir tepsi içine itina ile yerleştirilen paskalya çöreklerini ve kızıl yumurtaları Müslüman komşularına kapı kapı dağıtırken çocuğun yürüyüşü bile değişirdi. Benim Allah’ım ne kilisede ne de camide… Hadi oğlum. Her gün bayramdır onun için.. Ermeni komşularımız tabi ki o gün neşeliydi. ye ha. 14 Mart Paskalya Bayramı. Umurunda bile değildir bayram. Mart ayının ortalarıydı. Hz.. hastadır ve bir başınadır. Dono’nun küçük oğlu Haygas. taklidini yapıp kendi aralarında şakalaşıyorlardı. O söylemişti: “Paskalya Bayramlarında haşladığımız kızıl yumurtaların kabuklarını kapımızın önüne bırakırız. Böylece ettiğimiz dualarımız da Mesih Babamız tarafından kabul olur. bazen de odasının camını açar. efendi!. Tehcir Kanunu ile iyice azalan gayrimüslimlerin sayısı kala kala ancak beş altı hane Ermeni.” Hava bulutluydu ama o gün yağmur yağmadı. Bizim evin yapımında çalışırken ara sıra sohbet ederdik onunla. o ne bonkördü Dono Ağalığın beyliğin ardınca o hiç gam yemezdi Gezdi keyfince. Tek katlı evinin sokağa bakan penceresinin önünde oturur. gideni geleni gözler. Senin gibi sakallı. güzeller güzeli Hayganuş’un saksılara diktiği çiçekleri sular. bulup getirirdi.. İstanbul. Bir torunu vardı Dono’nun. o da kiliseye davet ederdi beni!. Çiftetelli oynarken halk bir yandan kahkahalar atar bir yandan da tempo tutardı. saçları sarı… Fettan… Biraz da fingirdek… O günlerde çok sevilerek söylenen. Olur da o gün düğünde bulunmazsa mutlaka birileri gider. En tanınanı ve en sevileni de Dono ve ailesiydi.. romanlara. Yağmur yağar da bu kabukları yağmur suları alır götürürse günahlarımızı da götürmüş olur. öykülere konu olan bir Harput türküsü gençlerimizin dilinden düşmezdi. “Akşama pişmiş fasulyaa… ye ha.. Ahçiği yolladım Urum iline Eser bad-ı saba zülfün teline Gel seni götürem İslam iline ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Pırıl pırıldı hane halkının elbiseleri..1 0 24 .Sıska ve uzun boyluydu. ye ha” diyerek Bize iç derdimizin zehrini öksürdü Dono Akrabalarının çoğu. Hayganuş eşikten daha adımını atar atmaz gençlerden biri ya da bir çocuk korosu başlardı. Hayganuş’tu adı. Bakışları sabit. Ama ihtiyarlık bükmüştür belini. Müslümanlara yakınlığı nedeni ile kendisini cuma namazına davet eden birine: “Efendi. Böyle geçti bir kış.

Bu bir aşk öyküsü… Sevda ve ayrılık türküsü.. Ahçik !.. Acı bir tebessümle gölgelendi ihtiyar yüzü. Türkiye nere!.. düğünlerde.. Bu isteği yerine getirilmeyince ağzı kilitlenmiş. Hâlâ kulağımda onun sesinin yumuşaklığı.” Günlerce dilinden düşürmemiş oğullarının adlarını.. Hayganuş’un yengesi Maran’ın bu türküyü Ermeni ağzı ile söylediği o güzel sesini duyardık bazı geceler. gönüllere yerleşir. sokakların çerçöpünü düşündü. Omzunun üzerinden bakıp sımsıkı kapattığı dudakları arasından kendi kendine konuşur Ahçik: -Neden? Mustafa’nın akıtamadığı gözyaşları bu soruya yine aynı soru ile karşılık verir: -Neden? Bu hazin aşk öyküsü türkü olur.. Büyük gelini Pulo’nun dediğine göre üç ayı geçkin bir süredir konuşmuyormuş… “Oğullarıma haber salın görmek istiyorum.. Vardım kiliseye baktım haçına Gönlümü bağladım sırma saçına Gel seni götürem İslam içine Hayganuş cilvelenirdi bu türküyü duyunca.. dillerde dolaşır. Takır takır vuruyordu dişleri... Harput’un “Şüşnaz” köyünde bir düğünde görmüştü onu Mustafa… Ortalığın bozuk olduğu yıllar. sıcaklığı ve yüreğime ılık bir su gibi akışı… Bugün bile ürperiyorum. Arada din farkı.. Ahçik’i yolladım Urum eline Eser bad-ı saba zülfün teline Gel seni götürem İslam iline Yine o dumanlı günlerde Tıpkı Erzurum’da yaşanan ve dilden dile dolaşan Erzurum delikanlısı bir Dadaşla sarışın bir Ermeni kızının ferman dinlemeyen. Dono’nun uzaktan akrabası olduğu söylenirdi ‘Ahçik’. Üstüne üstlük bir de Ermeni işbirlikçilerin çıkardığı “Yeprad” adlı gazetenin tahrik edici yayın ve baskısı… Ve umudun umutsuzluğa dönüştüğü bir aşk… Mustafa ile güzeller güzeli Ahçik.1 0 25 . sarı saçlarını bir kısrak gibi arkaya doğru savurur.. hüzünlenip anılarda geziniyorum o sesi anımsadıkça.. Ülke üzerine kara bulutların çöktüğü. en kötüsü de daha seveceklerini bırakmış olmanın acısını yaşar. özel eğlence günlerinde hep bu sevda anlatılır. Tehcir Kanunu ile yöreyi terk ederken akıtamadığı gözyaşlarının alev damlaları Ahçik’in içini yakar… Çökmüş omuzları ve melül bakışlarıyla kaybetmişliğin yoğun hüznünü... ama kimseye de pas vermezdi. Kürsübaşı gecelerinde.. bu türkü okunurdu. Ondan mıdır bilinmez.. Harput’un Ebu Tahir Mahallesi’nde Dabaklar’ın Mustafa ile Şehroz Mahallesi’nden Ermeni Nişan’ın kızı Ahçik’’in sevdalarını anlatan hazin bir türkü. Harput ulemasının ve Ermeni tebaasının katı tutumu nedeniyle bir türlü kavuşamazlar. Boynunu bü- ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Dinlediğim her müzikte. Ermenistan’da ve Türkî Cumhuriyetlerde söylenen. hüzünlü. “Erzurum çarşı pazar” dizeleri ile başlayan “Sarı Gelin” türküsü gibi. kim bilir o da bir zamanlar belki Harputlu bir Gakkoş’u sevmişti. dut yemiş bülbül!. Gözlerini süzer. Osmanlı savaşta. zor zamanların yaşandığı günler… Savaşla birlikte etnik sancılar da başlamıştır.. aşkını. Karşısında yedi düvel!.. gönüllerde şahlanan sevdalarını anlatan. acıklı. Vardım kiliseye haç suda döner Dinimden dönersem el beni kınar Mustafa bu aşka nice bir yanar Öyle yanık söylerdi ki güzel gelin Maran. Dono.. “Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır. Ermeniler ayakta. Amerika nereee. sevdiklerini.. Türkiye’de. Başımı sevdaya salan o Ahçik Aman o Ahçik civan o Ahçik Dono o gün keyifsizdi. duyduğum her seste yeniden yaşıyorum o anı.” diye geçirdi içinden. Kapının ardındaki uzun saplı süpürgesine baktı..

can çekişior!... özlemin de hastalığın da!” diye mırıldandı. Bir kızıl kıyamettir.. taaa Gazi Caddesi’nde.. Ellerini dizlerine vurdu.. Sordular: Hasta mıydı? Dediler öldü. kahrediyordu. saçını başını yoldu. “Ölüooor!.. yetişin!. iyice takatten düşmüştü.. iniltileri.. hayaller ülkesinde gezişim… Toprağın bol olsun Dono!. vah çekti. Bayram ayin’inden erken dönmüştü güzel torun Hayganuş. Ölüoor! Gittiii… Donobet dedem gitti!. hafiften kaşlarını çatarak süzgün tavrıyla nazlanarak fettan bakışları ve iri yeşil gözlerinin önüne dökülen lepiska saçları… Gecenin bir vaktinde evimizin eyvanına çıkıp ay ışığında başımı avuçlarımın arasına alıp Maran Gelin’in o kadife gibi yumuşak sesinden Ahçik türküsünün öyküsüne dalışım. Kahbe dünyada o bir mert idi mürd oldu İnan et. Ayağa kalkacak hâlde değildi ki.. feryatları.. akrep soktu.. Pek karanlıkta kalıp. hatta “Beşkardeşler”de duyuldu.. Acı ağıtları. Ama bu bayram gibi günde hiç olmazsa mahallenin sokaklarını. Başımı sevdaya salan o Ahçik Aman o Ahçik civan o Ahçik Kaçamak bir bakışın ardından tek katlı kerpiç evlerinin demir kapısına vurdu anahtarı.” Aradan çok bir zaman geçmemişti ki. Ne dağlardan şehre kadar inen nevruz kokusunu ne de bahçelerde açan badem çiçeklerinin güzelliğini görebilmişti bu yıl. bizlere birdenbire dert oldu Dono* ■ __________ * Şiir. “Gözü çıksın şu ihtiyarlığın da.. Uzaktan da olsa papazın duasını. bir yandan da avaz avaz bağırdı. “Kör olası bu romatizma illeti yok mu?. İstemeyerek kafese girmiş kolu kanadı kırık garip bir kuşa benzetti kendini. Ermenice Türkçe ağıtlar. Ayağındaki terliği çıkarıp yanı başında mırıl mırıl uyuyan zavallı kediciğin sırtına indirdi. “Ah çekti Dono.. Bu gidişim biraz komşuluk hakkı biraz da meraktandı. pislikten geçilmez oldu. yazık. sonra gençlik hayalleri ile baş başa kaldı. ağlamalar sızlanmalar!. bir velveledir koptu mahallede.... sökün etti akrabaları.. Günlerce Dono’yu aradı gözler. Hayganuş geldi aklıma… Hayganuş’un dudaklarındaki gülümseme. bağrı yanık öldü yazık Ne akarsu ne de bolca bir ışık gördü Dono O gün akşama doğru kilisede bir cenaze töreni yapıp alelacele eve getirdiler Dono’yu. Haydar Duman ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . ahları vahları. Ne yapsındı? Artık yaş da kemale ermiş.. içi ak pakdı onun Şorşor’un çağlayanında temiz gürdü Dono Sebeb-i mevtin acep... Mahallenin yeniyetmeleri Ahçik türküsünün nakaratı ile karşıladı onu. Dışı gayetle pisti amma. dedem ölüor!. yoksa odun kıtlığı mı? Seni işletmelerin kahrı mı öldürdü Dono Caddeler sokaklar çöpten. hele hele kapılarının önünü süpürememek onu daha da üzüyor.1 0 26 . daha içeri girer girmez sokağa fırladı Hayganuş. ye ha ye ha ye! Papazın elinde “Kitabı Mukaddes” benim damarlarımda gezinen kâfir şeytan!.. dedem. Kalkmak için yekindi. olmadı… Ellerini açıp çaresizliğini savarcasına boşlukta salladı. akrep soktuuu!... istavroz çıkarışını ve Donobet’in nasıl gömüldüğünü ilgi ile izlerken buruk bir tebessümün ardından nedense onun o meşhur tekerlemesi döküldü dudaklarımın arasından: Akşama pişmiş fasulya.küp saatlerce kımıltısız oturdu çıtır çıtır yanıp nar gibi kızaran saç sobanın yanındaki çiçekli minderin üzerinde. ah dedik vah dedik Bizi bu kez bırakıp gitti o beybah dedik. Bir gün sonra da sabahın erken saatlerinde “Şa- hinkaya” köyündeki aile mezarlıklarına götürülürken kızları ve yakınları arkasından ağlayıp gözyaşları döktüler. Ben de gittim Dono’nun cenazesine.

Temaları ne olursa olsun mutlaka bizim maceramızı dillendirmiştir bu ezgili şiirler. Masmavi bir gökyüzünde kanatlanırız. karşı fikre tahammülü. Uzun havalar da bizimdir. “Gel ha gönül havalanma / Engin ol gönül engin ol. Büyük milletimin yüksek medeniyetinden damıtılan hikmetli mısralar. Muhabbetin. mutluluğumuzu kısacası bütün duygularımızı bu metinlerde buluruz. neden mütevazı durmalıyız? Muhabbet sahibi olmanın hikmeti nedir? Türküler bilgi dağarcığımızı zenginleştirir. Türkiye’mizin muhtelif bölgelerine ait birbirinden nefis türküleri vardır. acımızı. Açın bakın kitapları ki yüreğimizdeki yangınları görün: “Uzun olur gemilerin H direği / Yanık olur âşıkların yüreği / Ne sen gelin oldun ne ben güveyi” Yüreği yanık olanların gözlerinden sevgi ışır her yana.MEHMET NURİ YARDIM er şeyi bir tarafa bırakıp çocuklarımıza. dünya görüşümüzü özetlemeye yeter. Çünkü neşemizi. insanın özü olduğunu bilenlerdir. Kul Himmet’ten çıkın Emrah’la Erciş’e varın. sevgiyi. Sevgiyi kaybedenlere inat sevdanın evrenine girmek gerek. sevgiler ağırlıktadır türkülerde. Uçsuz bucaksız türküler derlenir memleketimden. kültürümüzün en canlı. Sonra Tatyan havalarını duyarız. kimliğimizin en belirgin parçalarıdır. felsefemizi. Yüzyıllardan süzülüp günümüze ulaşan bu güzel eserleri dinleyip de coşkuya kapılmayan veya hüzünlenmeyen bir Türk ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . onları okutmalıyız. Güzel ülkemizin. Ama sevdalar. Halk şairlerini okuyun.” Bu iki mısra dahi bütün bir hayat anlayışımızı. Dadaloğlu’ndan yürüyüp Âşık Veysel’e ulaşın. vefayı öğretmeliyiz.. sevincimizi.” Anadolu bir türkü tarlasıdır. Onlar yaratılışın manasını kavrayanlardır. âsâbımızı düzeltir. sevgisini yitirenlere asırlar ötesinden bakın nasıl sesleniyor: “Dinle sana bir nasihat edeyim / Hatırdan gönülden geçici olma / Yiğidin başına bir iş gelirse / Onu yâd ellere açıcı olma / Mecliste ârif ol kelâmı dinle / El iki söylerse sen birin söyle / Elinden geldikçe sen eylik eyle / Hatıra dokunup yıkıcı olma” Türküler.. duygularımızı zarifleştirir. Kimi zaman bir ailenin dramını dile getirmişlerdir ya da bir sosyal yarayı. bozlaklar da. Bazen bir aşkı anlatır bazen bir savaşı. Güldesteler gelir: “Yiğit olur doğru söyler hile kalmaz sözüne / Yetmiş iki nur yağıyor sevdiğimiz yüzüne / Der Ömer müptelayım hem gaşınan gözüne / Hazreti Yakub’un oğlu Yusuf-u Kenan gelir.1 0 27 . kendimizi âdeta bir aynada seyrederiz. Karacaoğlan. niçin ‘engin ol’malı. Köroğlu’ndan başlayın Seyrani’ye gelin. kederimizi. ‘Havalanmak’tan niçin geri durmalı. hürmeti. Geçmişin yaşanmışlıklarını türkülerde görür. yüreklere çöreklenen kasaveti darmadağın eder. bizi geniş ufuklara doğru çağırır. Erdemli olmayı. eskimeyen güzelliklerimizin barınağı halk türkülerimizi işaret etmeli. hüznümüzü.

bentleri üçlüklerle kurulan türküler ve bentleri beyitlerle (ikili) kurulan türküler. tekkelere devam eden tasavvuf ehli tarafından da sevilerek söylenmişlerdir. Zaten türküyü kimin ortaya çıkardığına değil. Ruhsatî ve Emrah’a ait pek çok şiir zamanla türküleştirilmiş ve unutulmaz müzik parçaları olarak Türk milletinin hafızasında yer etmiştir. nasıl söylendiğine dikkat edilir önce. Ancak zamanla. Daha sonraki nesiller. Atalarımızın neye ağlayıp neye güldüğünü anlatırlar bize. nişan düğün. eşkıya türküleri. Oyun türküleri ve Tabiat türküleridir. Köroğlu. iş türküleri. sekiz ve on bir hece ile söylenmişler. Bu ürünlerin başlangıçta sahipleri bellidir. dünya görüşümüzün. Ne zaman hüzünlere kapıldıklarını anlarız yanık bir türküye kulak verince. anonimleşmiştir. ancak çok az sayıda da olsa beş ve on beş heceli şiirlere de rastlanır. Sanki herkesin hemen uydurabileceği şiirler sanılır. Bazı türkü sözlerinde ufak tefek farklılıklar olabilir. Biraz dikkatlice bakılırsa bu metinlerdeki incelikler. Bu tür sınıflama şöyle: Bentleri mani dörtlükleriyle kurulan türküler. geniş ufuk ve derinlik hemen fark edilebilir. sevebilmek için çok fazla çaba harcamaya gerek yok aslında. Aslolan iç dünyamızı. Türkülerde sadece aşk-sevda duygularını mı dillendirilir? Ne münasebet! Onlar bizim inancımızın. Dadaloğlu.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Türküleri anlayabilmek. savaşların. diyaloga dayananlar. Yapılarına göre türküleri sınıflandıran araştırıcılar bent kavuştuklarını göz önünde bulundururlar. Ancak genelde türküler işledikleri konulara göre şöyle sınıflandırılır: Aşk türküleri. Bu tabiidir ve şundan kaynaklanmaktadır: Türkler. askerlik türküleri. gelenek göreneklerimizin. aşk türküleri. özellikler. hece vezni ile söylenmiş. kendi bölgelerine. merasim (tören) türküleri. Veya zaman tünelinden günümüze aktarılan birer günlük… Bir milletin seyir defteri de diyebiliriz bu acı tatlı türkülere. yazılmıştır. türkülerin. Bir yöreden. Anonimleşmelerinde ve yaygınlaşmalarında göçlerin. Kaşgarlı Mahmut’un Divanü Lugati’t-Türk’ünde geçen türkü tarzındaki dörtlükler bu görüşü destekler mahiyettedir. anlayışlarına uygun biçime dönüştürmüş ve bu şekilde yaygınlaştırmış. Belki de başka bir yerden akıp gelmiştir kulaktan kulağa. Dertli. ölüm türküleri (ağıtlar) şeklinde tasnif edenler de bulunuyor. Türküleri yapılarına. bir bölgeden çıkar ve yayılır. Kolay gibi görünür türküler. ahlâk anlayışımızın. kısacası kültür ve medeniyetimizin de birer canlı vesikasıdır. kendi şivelerine. Türküler bir olay. Karacaoğlan. Türküler geçmişin izlerini bugüne taşıyan birer hâtıra defteri gibidir. Âşık Garip. Türküler isimsiz kahramanların eserleridir genelde. Türk halk şiirinde kullanılmış en eski türlerden oldukları konusunda ortak bir görüş belirtmektedirler. Onları seviyoruz. pek çok şehrimizin veya beldemizin birbirinden anlamlı ve güzel türküsü vardır. Bu yönleriyle saf ve millî edebiyat ürünleridirler. Kerem. gelin ve güvey türküleri. Halk edebiyatımızın en çok sevilen ve yaygınlık kazanan ürünleri olan türkülerin bu kadar benimsenmesinde aşk hikâyelerini özlü biçimde anlatıyor olmaları da önemli bir rol oynar. Sadece onları biraz yürek sesimizle dinleyebilirsek daha çok sevecek ve çevremize de sevdirebileceğiz. bentleri dörtlüklerle kurulan türküler. Türküleri ninniler.1 0 28 . bir istek ve arzu ile veya bir heyecan üzerine doğarlar. kullanıldıkları yere ve yörelerine göre veya daha farklı şekilde ayıran folklor uzmanları ve edebiyat tarihçileri vardır. hapishane türküleri. Her geçen gün yeni türküler derlenmekte ve geçmişten günümüze sağlam bir kültür ve folklor köprüsü kurulmaya çalışılmaktadır. insanların dilinde dolaşa dolaşa türkünün asıl sahipleri unutulur. Türküler dar bir alanda değil toplumun değişik kesimlerinde yaygınlık kazanmış ve benimsenmiştir. Şiirdeki kıtalar arasındaki bağlantılar da türküleşen eserlere büyük bir ahenk katmıştır. gurbet türküleri. esnaf ve ilim çevreleri arasında olduğu kadar. yazıp söylemişlerdir. mizahî türküler. Birçok bölgemizin. Öte yandan vezin ve kafiye açısından serbest tarzda söylenmiş türküler de vardır.düşünebilir misiniz? Türküler genellikle herkesin rahatlıkla anlayabileceği ortak. sade ve doğal dille. Dolayısıyla Anadolu’nun bir yöresinde söylenen bir türkünün bazı söz ve nakaratları diğer bölgelerde değişik olarak seslendirilebilir. çocuk türküleri. genelde yedi. kahramanlık türküleri. gönül kapımızı türkülere tamamen açabilmek. Türküler. hatta kültür. Önceleri mahallî iken zamanla millî bir kimlik sergilemeye başlarlar. yüzyıllardan beri seslendirdikleri türküleri. İlk söyleyeni bilinmez çoğu zaman. Askerler. derebeyi. gurbete çıkanların ve gezgin halk şairlerinin büyük etkisi olduğu inkâr edilemez. Gevherî. Edebiyat araştırmacıları. mizah vs. Türküler artık halkın ortak malı olmuş. türkünün sahibini bilemezler.

KOÇAKLAMA Hey Köroğlu’m Hey Ayvaz’ım Kanımda kanın dalımda sazın Koynumda muskan alnımda yazın Er meydanında Asyalı reddiyem Bayrak avazlım Hey doratım Doratım hey Suya düşsün aksin Buluta değsin kanadın İz sür iz bırak Asırlar var ki toynağında beratım Hey Köroğlu’m Hey Ayvaz’ım İşmar edin hele bir yol ben de geleyim Nicedir bir öfke kızartır gölgemi Kında koç kılıç Bolu Dağları’nda bileğim Hey kıratım Kıratım hey Kışımda bahar baharda yazım Vursun göğsüme yelin ayazın Uç bir uçtan bir uca Hülyalarıma kon şahbazım Hey yağızım Yağızım hey Solmasın diye bu yerlerin yedi rengi Susmasın diye sözün yiğidi Kuşan gel asrı at bineyim El kim bey kim Ben de bileyim MAHMUT BAHAR ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .1 0 29 .

kuraklıktan yakınan Çukurova köylülerinin ricası üzerine. baksı. akın. cırav. Milletimiz âşığa / halk ozanına bu özellikleri dolayısıyla kutsallık vermiş. çöğür şairi. dede. onları emre. Yüce Tanrı her kula bu lütfü bahşetmez.1 0 30 . gerçek birer halk şairi olmayıp “âşık tarzında şiir yazan aydın şairler”dir. Bu sebeple. Bazı halk şairleri de bade içmemiştir. saz şairi. Karacaoğlan sazıyla sözüyle Allah’a seslenmiş ve yağmur yağmıştır. abdal. Hakk âşıkları genellikle dinî konularda.” demekle halk şairi / âşık olunmaz. nota bilgileri dolayısıyla da kolaylıkla saz çalıp beste yapabilen bu kişiler. sendikaların emriyle ve onların görüşleri doğrultusunda yaymaya çalışan kişi de gerçek âşık değildir. şahsiyetini bulmuş. Gördükleri öğrenim sırasında okudukları halk şairlerinin şiirlerine bakarak onlar gibi şiir yazmaya çalışan. ataları ilk saz şairi Hun Çuçu ve Oğuzların Bayat Boyu şairi Dede Korkut kabul edilen âşıkların / ozanlarının temel özellikleriyle sanat dünyamızdaki işlevleri / rolleri üzerinde kısaca durmak istiyorum. yiğitlik. halk şairliği Tanrı vergisidir. baba gibi unvanlara layık görmüştür. Âşık yapacağı kişiye “pir” veya “pirler” elinden “bade (dolu)” içirir. Başka bir deyişle çağdaş edebiyatın şairleridir. Günümüzde lisede. Bade içen âşığın dili ve parmakları çözülür. ana. Âşık. Davud. siyasi partilerin. “Ger- Â Âşık ve Âşıklık Milletinin dertlerini. o hâlde halk şairiyim. adına ne derseniz deyiniz. hürriyetine düşkün insandır. sıkıntılarını. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . ozan. Bir Karacaoğlan söylencesine göre. kahramanlık konularında ve bade içerken âşık olacağı güzel gösterilmişse. halk ozanı. âşık. iyi de saz çalıyorum. üniversitede okuyup da âşık olduklarını ileri sürenlere rastlamaktayız. derneklerin.NAİL TAN şık sanatının Cumhuriyet dönemindeki genel görünümüne geçmeden önce kısaca kam. Âşıklık. kul. Şunu çok iyi biliniz ki âşıklık çok güç bir sanattır. saz çalmaya başlar. Bunlar usta halk şairlerine çıraklık yaparak yetişmişlerdir. badeli âşıklara halkımız “Hakk Âşığı” adını takmıştır. gürül gürül şiir söylemeye. aşkla ilgili konularda şiir söylerler. pirleri her gün saz çalan Hz. “Halktan biriyim.

Âşık Hasan ve Âşık Şenlik gibi kahraman âşıklar yetişti. çöğür. Şiirlerini daha etkili. Köroğlu. Türk milleti. işlevleri. Nasihat destanlarıyla güzel ahlakı yaymaya çalıştılar. Milletinin dertlerini. Kul Nesimî ve Hacı Bayram Velî’yle Anadolu’ya. Milletimiz. millî birliği şiirleştiren kişidir. hatırda kalıcı duruma getirmek için kopuz. Arapça ve Farsçaya karşı Türkçeyi. Genç Kalemler’le dilde sadeleşme hareketi hızlanmış. şahsiyetini bulmuş. nefreti. milletinin duygu ve düşüncelerini anında şiirleştiren ve şiirlerini anında ezgiye dökebilen kişidir. Yunus Emre. dinleyen kulağı. Âşık / halk ozanı. Kahramanlık destanlarımız. Orta Asya’da olduğu gibi Selçuklu ve Osmanlı topraklarında da devam etti. Aynı dönemlerde hem dinî hem de din dışı şiirler söyleyen âşıklar / halk ozanları da görüldü. Pîr Sultan Abdal. derneklerin. Ayetlerin.1 0 31 . apartmanların. halk şairliği öyle her kula nasip olmayacak özellikleri gerekli kılmaktadır. sanatına ters düşer. Âşıklar / halk ozanları. Savaşlarda. âşıklar / halk ozanları sürekli seyahat ettikleri için halkın gazetesi. halk ozanlarının toplumdaki eğitim ve sanat görevleri. Âşık / halk ozanı. düşünen kafası. halk şairleri gibi hece vezniyle şiirler yazan şairler (Ziya Gökalp. yüzyıldan itibaren ortaya koydukları çoğu din dışı şiirlerden oluşan bir âşık edebiyatı kolu ortaya çıktı. Hacı Bektaş Velî. beste kabiliyeti yüksek bir sanatçıdır. sevgiyi. daima sanatı ön planda gelir. Cumhuriyet idaresinin getirdiği hürriyet ve huzurun. divan edebiyatının karşısında bu iki edebiyat dalında sade Türkçeyle şiirler söylediler.. ailesine. divan müziğine karşı halk müziğini. Başka milletlerin çıkarları ve ideolojileri doğrultusunda çalıp söyleyenler. siyasi partilerin. Böylece. Âşık Şenlik’i bir ordu kadar güçlü ve etkili görmüştü. Osmanlı İmparatorluğu döneminde halk şairleri yetişmesinin sebebi ise halkın nispeten hür bir hava içinde bulunması. halk hikâyeleri anlattılar. Âşıkların. Dadaloğlu. vatanına. Milletinin dertlerini sömürerek her şeyi kötü göstermek de her şeyi iyi gösterip hayal dünyasında yaşatmak da âşığın şahsiyetine. Kaygusuz Abdal. Sadece dinî şiirler söyleyenleri. Âşık. Yani doğaçlaması kuvvetli. Beşikte ninniyle başlayan şiire düşkünlüğümüz. âşık sanatı da. âşıklık geleneğini sürdürmesine izin verdiğini çok iyi bilir. Yani. milletinin hem dertlerini hem de sevinçlerini dile getiren kişidir. Görülüyor ki âşıklık. Bektaşî halk şairi yetişti. âşık / halk ozanı olamaz. radyosu. mesnevilere karşı halk hikâyelerini yaratıp yaşattılar. Sadece kendilerine halk şairi süsü veren slogan / rejim şairleri vardır. Kuloğlu. ortak duygu ve düşüncelerinin derleyici ve yayıcısıdır. duyan yüreği. gerçek âşık değildir. bugüne kadar yukarıda saydığım özellikleri taşıyan pek çok âşık / halk şairi / ozanı yetiştirmiştir. milletinin sağduyusudur. Âşık.. yediden yetmişe şair bir millettir. bölücülüğü şiirleştiren kişi. hürriyetine düşkün insandır. kardeşliği. Anonim edebiyat dalında destanlar. milletine candan bağlıdır. sıkıntılarını. Atatürk ilkelerine ve inkılâplarına yürekten bağlı kişidir. Aynı dönemde. Kötülüğü. Balkanlara yayıldı. Rus işgali altındaki Kars’ta Ermeni asıllı Rus Generali. ordunun moralini diri tutmak için halk şairlerinden yararlanıldı. orduda halk şairlerine önem verilmesidir. Hatayî. Âşıkların / halk ozanlarının 16. iyiliği. düşmanlığı. Âşık / halk ozanı. Âşık / halk ozanı için. onlar sayesinde günümüze ulaştı. söyleyen dili”dir. 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda Millî Edebiyat dönemine girilmişti. ölüm olayından sonra şiirli bir mezar taşıyla noktalanmaktadır. Türk tekke edebiyatını yarattılar. Türküler yaktılar. Cumhuriyet idaresine. sendikaların emriyle ve onların görüşleri doğrultusunda yaymaya çalışan kişi de gerçek âşık değildir. milletinin “gören gözü. Ahmet Yesevî’nin hikmetleri. televizyonu da oldular.çek halk şairinin / âşığının özellikleri nelerdir?” diye sorarsanız şu cevabı veririm: Âşık / halk ozanı. Alevî. ıklığ. Bundan sonra da yetiştirecektir. Mehmet Emin Yurdakul gibi) Cumhuriyet Dönemi Âşık Sanatımız ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . bağlama eşliğinde halka ulaştırdılar. Âşık / halk ozanı. Diğer rejimlerde âşık da yoktur. Çok sayıda Sünnî. Ancak. hadislerin anlamlarını şiirle halka anlattılar. Büyük paraların. otomobillerin onun dünyasında yeri yoktur.

Sıtkı Pervâne (1863-1928). Rahmanî (1942-1993). Onları. Bardızlı Nihanî (1885-1967). 1932 yılından sonra da Halkevlerinin itibar ettiği sanatçılar oldular. Konyalı Âşık Mehmet (1879-1950). âşıklar bayramları ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Yusufelili Zuhurî (1887-1949). Posoflu Müdamî (1915-1968). Ankaralı Âşık Ömer mahlasıyla şiirler yazdı. Kemalî Bülbül (1928-). Bayramın başarısı. Feymanî (1942-). âşıkların bir bölümü ekmek parası için ideolojik derneklerin ve aşırı uçlardaki partilerin güdümünde hareket ediyorlardı. Ali İzzet Özkan (1902-1981). 1966 yılından itibaren düzenlenmeye başlayan Konya Âşıklar Bayramı birçok âşığın ünlenmesine yardımcı oldu. Derdiçok (1871-1936). Bu bayramlar içinde. Mahzunî Şerif (1943-2002). 5 Kasım 1931 tarihinde başlamak üzere üç gün süren bir Halk Şairleri Bayramı düzenledi. Dursun Cevlanî (19001975). Yusuf Ziya Ortaç. sayıları yüzü bulan bu güçlü âşıklardan bir bölümünün adlarını saymakla yetineceğim: Davut Sularî (19251985). Noksanî (1899-1972). Orhan Seyfi Orhon) hatta Yedi Meşaleciler halk şairlerini örnek aldılar. İhsan Ozanoğlu (1907-1981) ve Bayburtlu Hicranî (1906-1970) gibi. Posoflu Zülalî (1873-1959). Enis Behiç Koryürek. Karamanlı Gufrânî (1864-1926). Mevlüt İhsanî (1928-). Kul Semaî (1931-). Baba Salim (1887-1956). Zefil Necmi (1870-1933). Atatürk İnkılâplarını anlattılar. Halit Fahri Ozansoy. Âşık Veysel (1894-1973).1 0 32 . Alevî-Bektaşî ozanlar ise Hacı Bektaş’ı anma törenleriyle Alevî-Bektaşî ulularını. Âşık Veysel. Hecenin Beş Şairi (Faruk Nafiz Çamlıbel. Hüseyin Çırakman (1930-). günümüzde ustalarının izinde yürüyorlar. Osmanlı döneminde doğmuş. Sivas’ta Ahmet Kutsi Tecer ve Muzaffer Sarısözen’in öncülüğünde 1931 yılı yazında kurulan Halk Şairlerini Koruma Derneği. Meslekî (1858-1930). sonraki yıllarda birçok ilde bu adla halk şairleri / halk ozanları / âşıklar bayramlarının / şenliklerinin düzenlenmesine yol açtı. Bu bayram. Eminî Düştü (1943-). Âşıklar da diğer sanatçılar. Behçet Kemal Çağlar. Şemsî (1872-1968). halkçı şiir anlayışını başlattılar. Memleketçi. Metinî (1930-1996). Âşıklar / saz şairleri 1931 yılına kadar Türk Ocakları. Daimî (1932-1983). Âşık Süleyman bu bayram sayesinde adlarını duyurup üne kavuştular. Ahmet Kutsi Tecer ve Rıza Tevfik Bölükbaşı gibi bazı şairler de koşmalar yazıp son dörtlükte soyadlarını. ünlenmiş veya ünlenme yolunda yürüyen âşıklar / halk ozanları vardı. İlhami Demir (19321987). âşık edebiyatımızda bir dönüm noktası oldu. yetişmişti. Talibî Coşkun (1898-1976). Halil Karabulut (1926-). Derdimend (1894-1980). hece vezni ile vatan-millet-bayrak sevgisi şiirimize hâkim oldu. Çoğu rahmetli olmuş. Nesimî Çimen (1931-1993). Ferrahî (1934-1969). Hasan Devranî (1928-1993). Müslüm Sümbül (1940-). Hüznî (1879-1936). Kul Ahmet (1932-1997). Mihnetî (1929-). erenlerini anma toplantılarında. Halka. Kul Sabri (1851-1931). Yaşar Reyhanî (1932-2006). Orhan Şaik Gökyay. Yorgansız Hakkı (1898-1964). Murat Çobanoğlu (1940-2005). Âşık Hüseyin (1884-1950). adlarını tapşırdılar. Bu güçlü âşıkların çırakları. öğrenciler. Abdulvahap Kocaman (1934-2005). Şavşatlı Deryamî (1926-1987). çırakları izledi. memurlar gibi sağcı ve solcu diye ikiye bölünmüşlerdi. İbretî (1920-1976). Yusufelili Huzurî (1886-1951). cemlerde sanatlarını icra fırsatı buldular. Cumhuriyet döneminde doğmuş. Altunhisarlı Kemalî Baba (1859-1926). Şeref Taşlıova (1938-). Türk yenilik şiiri şairleri de (M.12 Eylül 1980 Harekâtı’na kadar. Hasretî (1929-2000). Hüdaî (1940-2001). Talibî Coşkun. sade dil. Cumhuriyet’in ilk yıllarında. Zaralı Halil (1906-1964). Cemal Hoca (1884-1957). Emsalî (1900-1978). şiirleriyle Cumhuriyet’in erdemlerini. Ruhanî (1931-). Sefil Selimî (1933-2003). Emin Yurdakul gibi) halk şairlerine özendiler. Ne yazık ki.

iki müdür kadrosu dışında sanatçı kadrolarının Maliye Bakanlığından alınması konusunda ciddi bir girişimde bulunulmadı. 1993 yılında da Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü Devlet Halk Ozanları Topluluğunun kurulması için gerekli Bakanlar Kurulu kararlarının alınmasını sağladı. cılız örgütler vasıtasıyla ifade etmeleri. Çoban Hüseyin ve Tahir Kutsi Makal’ın âşıkları birleştirme çabaları. koruması dışında sadece âşıklarla Karagöz-kukla sanatçıları kalmıştı. âşıkların bir bölümü ekmek parası için ideolojik derneklerin ve aşırı uçlardaki partilerin güdümünde hareket ediyorlardı. Tasavvuf Müziği Koro ve Toplulukları kuruldu. Mesut Yılmaz’ın Kültür Bakanlığı döneminde (1986-1987) Konya Âşıklar Bayramı ve Mevlânâ’yı Anma Törenleri Konya Kültür ve Turizm Derneğinden alındı. Yine de âşıklar arasındaki gruplaşma aşılamadı. Âşıklar / halk ozanları arasındaki uygarca ilişkiler başladı derken bu kez de âşıklar / halk ozanları ve diğer sanatçılar etnik milliyetçilik ve mezhep-tarikat baskısıyla karşılaştılar. devlet tiyatroları. o kadar. edebiyat tarihinde ya yerleri bulunmayacak ya da birkaç satırla geçiştirileceklerdir. Devlet desteği.1970’li yıllar sonrası başlayan sağ-sol bölünmesini. Maliye Bakanlığına yazı göndermekle yetinildi. 1938 Bayburt Halk Şairleri Bayramı. Ancak. öğrenciler. 1990 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla âşıklar ve diğer sanatçılar üzerindeki ideolojik baskı zayıfladı. devlet opera ve balesi sanatçıları gibi yüksek maaşa kavuştular. Murtaza Yalçın. Böylece Türk Müziği ve Halk Oyunları Sanatçıları senfoni orkestrası. Ancak. Sinema ve Müzik Eserleri Kanunu kabul edildi. Sanatını ideolojiye. genellikle ayrım yapmadan bütün sanatçıları desteklemek istediler. Her sanat dalına devlet desteği geldi. Sivas Halk Şairleri Bayramı ile yine 2007 Bursa Türkiye Âşıklar Bayramı bu konudaki en önemli düzenlemelerdir. Elbette. Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünün bu atılımından cesaret alarak önce Halk Kültürünü Araştırma Dairesi 1990 yılında Devlet Geleneksel Türk Tiyatrosu Topluluğunun kurulması. memurlar gibi sağcı ve solcu diye ikiye bölünmüşlerdi. Bir araya getirme çabalarım hep sonuçsuz kalıyordu. Çünkü HAGEM’in başına halk ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Sivas Halk Şairleri Bayramı. Âşık / halk ozanı yine düşünce silahı olarak kullanılmak istendi. 1983. 1979’dan beri aralıklarla düzenlenen Erzurum Âşıklar Şenliği. Eminî Düştü. İstanbul’da 1975 yılında kurulan İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu ile Devlet Halk Dansları Topluluğu sanatçılarını geçici işçi kadrosundan kurtarıp sanatçı kadrolarına kavuşturduk. eski kırgınlıklar devam etmekteydi. Katılım rekoru geçen yıl Kars’ta Âşık Çobanoğlu Âşıklar Şöleni’nde 218 âşıkla kırılmıştır. Âşıklar da diğer sanatçılar. 5-7 Kasım 1979 tarihinde Ankara’da düzenlenen “Türkiye Halk Ozanları Semineri’nde iki grup âşık arasında kavga çıktı. dil zenginliğinden uzaklaşma tehlikesiyle daima karşı karşıya kalacaktır. daima sorun yarattı. bütünleştiremedi. Telif hakları birlikleri kuruldu. Özel Tiyatrolara Yardım Yönetmeliği çıktı. Festivallere maddi destek yönetmeliği yürürlüğe konuldu. Aradaki duvar alçaldı. âşıkların bir federasyon. vakıf veya dernek çatısı altında toplanamamaları. Çünkü bakanlar ve üst düzey yöneticiler de bir görüşü benimseyip bize baskı yapıyorlardı. Türk Halk Müziği. bu durumda âşık / halk ozanı sanatını sloganlaştırma. aradaki buzları biraz erittiyse de tam başarıya ulaşamadı. Millî Güvenlik Konseyi ve bakanlar. Ancak. SSK Kanununda iki defa değişiklik yapılarak binlerce sanatçının emekli edilmesi sağlandı. 12 Eylül 1980 Harekâtı’na kadar. 1984 ve 1986 Kayseri Âşıklar Şöleni. ideolojik düşüncesi olacaktır. Hâlâ.1 0 33 . Sorunlarını birlikte görüşüp çözüm bulamadılar. 19781979 Ecevit Hükümeti döneminde ise tersi oldu. Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünde Genel Müdür Yardımcılığı yaptığım 1984-1988 yılları ile daha sonraki yıllarda Bakanlıkta Klasik Türk Müziği. devletten isteklerini küçük. 2007 III. 12 Eylül 1980 Harekâtı’ndan sonra âşıklar ve diğer sanatçılar arasındaki ideolojik kutuplaşma zayıfladı. Millî Folklor Enstitüsü / Millî Folklor Araştırma Dairesinde göreve başladığım 1970 ve sonraki yıllarda. siyasete kurban eden âşıkların / halk ozanlarının soluğu uzun olmayacak. estetik değerlerden. ‘70’li yıllarda sol görüşlü âşıklarla görüşmemiz âdeta yasaklanmıştı. her sanatçı gibi âşığın / halk ozanının da bir siyasi görüşü. 1964 II.

1 0 34 . Günümüzde de bu sanatın hâlâ bir işlevi vardır. Bakanla birlikte görevden ayrılacaklarını biliyorlardı. Halkın diline düşmüş bir beste. Belediyeler. gerekirse ders almalıdır. Âşık. çok iyi bilinen sanat ilkeleridir. ilkesi gereği sanatçıları yönlendirmeye çalışırlar. Geçmişte bu sanatın Türk dilini. vergi indirimi. halkın dili olmuş âşıklar / halk ozanları (Âşık Veysel. Bugün. belediye başkanı ve diğer siyasileri övmek için saz ve sözlerini kullanma mecburiyetinde kalmışlar. Çünkü çağdaş şairler ve âşık deyişlerini söyleyen halk müziği icracıları onların yerlerini ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Alevî-Sünnî. Âşık. Bu da sanatı zayıflatmaktadır. âşığın bir yıllık giderlerini rahatlıkla karşılayacaktır. sazını sözünü kullanmaktadır. gözü kulağı. bir âşık sahneye çıktığında. söze iyi ezgi döşenmedikçe âşık sanatı ayakta kalamaz. 10 geleneksel tiyatro sanatçısına hiçbir zaman kadro verilmeyecek. İzmir. Türk milleti. Bugünkü âşıkların en önemli eksikliği. Türkiye’de âşıklar. Kültür ve Turizm Bakanlığının 3000 civarında sanatçısı olacak ama 30 âşığa / halk ozanına. türkücüsü. Bakanın karşısına çıkamıyorlar. Günümüzde TRT’nin 425 sanatçısının Kültür ve Turizm Bakanlığına devri için hazırlık yapılmakta. Sadece. bu görevini. âşık sanatı da ortadan kalkar. ailesini geçindirmek için mecburen belediye başkanlarının huyuna suyuna göre. Davut Sularî ve Mahzunî Şerif’in mirasçıları bile. O da halkın. sanat ordusu hemen dikkati çekmiştir. sanatın en büyük destekçisi âşık kahveleri ancak Kars. Mahzunî Şerif gibi) hiçbir zaman aç kalmaz. özel idareler. âşığı ayrılmıştır. böylece de âşık sanatı ciddi bir darbe yemiştir. Düğünlerde halk hikâyesi anlatma geleneği bitti. Sivaslı âşıklar kolay ulaşım ve ekmek parası dolayısıyla İstanbul. Âşık Şeref Taşlıova ile Murat Çobanoğlu Sivas Devlet Türk Halk Müziği Korosuna sanatçı olarak atandılar. Bu açıdan. Âşık. çoktan faaliyete geçmiş olacaktı. sağ-sol ayrımı yapmadan Başbakanın. Âşık Daimî. Oysa âşık. âşık sanatı bu işlevini yerine getirmezse biliniz ki “âşık sanatı” ölecektir. anma töreni sanatçısı oldular. ancak sosyalist ülkelerde vardır. belediye. saz şairi. Âşık Daimî. sivil toplum kuruluşları sanat etkinliklerini düzenlerler. Türkiye’de siyasi kuruluşlar (bakanlık. Yakın dönemde âşıklarımız. bu konuya önem vermeli. Karslı. güzel saz çalmalarına rağmen türkü yakma yeteneklerinin zayıflığıdır. acıla- rını. yüreği. Günümüzde. destanlarını. halkın dertlerini. duygu ve düşüncelerini ifadeden gittikçe uzaklaşmaktadırlar. AB’ye girmek istiyorsak böyle. kültür merkezi yapımı ve pahalı orkestra bale. Bu işlev kaybolunca. Ankara. İzmit. opera. rekabet ortamının sanatçıların çabalarını artıracağı. “parayı veren son sözü söyler”. kendilerine para ödeyen bakan. Sazı sözü kuvvetli. Böyle bir durum. Âşıklar / halk ozanları festival. Özellikle Erzurumlu. Kurultay’ın ortak sorunları dile getirici bir sonuca ulaşmasını yürekten temenni ediyorum. AB’ye üye olma konumunda bir ülkedir. devlete bağlı bu çok sayıdaki sanat topluluğu.bilimi dışından yöneticiler getirilmişti. acılarını. Âşıklar. Erzurum ve Kayseri’de kaldı. ağzı dili olursa bu sanat yaşar. ancak özgür ortamlarda gelişeceği. Her siyasal görüşün şarkıcısı. artık devlete bağlı bir Halk Ozanları Topluluğu kurulması gereksizdir. halk müziğini yaşatma işlevi vardı. AB ülkelerinde sanat toplulukları bağımsız hareket ederler. parti) bir sanat etkinliği düzenlediklerinde. sanat güçleri oranında örgütlenemiyorlar. sevinçlerini dile getirmelidir. Sanatın. Günümüzde en çok âşıklar şöleni düzenleyen kuruluşlar. Daima biletli müşteri bulur. Âşık Veysel. halkın dertlerini. siyasetin kuşattığı belediyelerdir. övgü ve güzelleme veya kaba atışmayla âşık sanatı yaşatılamaz. Kısacası. Bu iki topluluk. Devlet. tiyatro faaliyetleri ve filmler için proje desteği yaparak sanat çalışmalarından ulusun her bireyinin yararlanmasını sağlar. vali. ancak halkın beyni. Davut Sularî. Günümüzde Türkiye. aynı yıllarda Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğüne bağlı olarak kurulsaydı. Çünkü bu iki gruptaki sanatçılar. sevinçlerini dile getirme işlevidir. ozan ne derseniz deyiniz. Çorumlu. Kültür mevzuatının taraması 2006 yılında yapılmış. Nitekim 1990 yılında Bakan Namık Kemal Zeybek’in isabetli bir kararı üzerine. Bursa ve Antalya’ya yerleştiler. Beste olmadıkça. halk onun neler söyleyeceğini çok iyi bilmektedir. halkı var oldukça âşık sanatı yaşayacaktır. bugün telif gelirinden pay alıp darlık çekmeden yaşayabilmektedirler.

21. ama sana diğer sanatçılara verilen hakları vermezler. öz müziğini.1 0 35 . devleti tenkit ettiği için sevilmiyor. memurları. acılarını. Yılbaşı. lavta. Binlerce ciltlik eser ortaya koydun. kısacası. ud. Sen ki. 21. en değersiz müzik olan “arabesk”in de tuzağına düşmedin. Yeniçeri saz şairleri bu sayede biraz itibar gördüler. Sen ki. 1998 yılında Veysel’in hatırına Köşk’e çıktınız ama yanınızda diğer sanatçı grupları yoktu. iri olun. aydınları. Söylediklerine burun kıvrıldı. sol elle yemek yemeyi bilmezsiniz. Musa Eroğlu. türküler yaktın. Teselli için söylüyorum. Selçuklu-Osmanlı yöneticileri. Türkçe şiirler söyledin. ney. Türkçe konuştun. santur. elde ettiği imkânları bir düşün! Bana hak vereceksin! Sen ki. Sana verilmez. sorunlarınızı dile getirirken lütfen bir yana bırakınız. Aranızdaki görüş farkını. sanatseverleri Arap. halk hikâyelerin anlattın. Sizin işiniz kesat dostlar! Çünkü papyon kravatınız yok. Türk milletinin sanatçısıydı. çöğür. Sen halktan gördüğün sevgi ve saygıyla yetineceksin. hakaret eden. Türk milletine destanlarını. Onlar da sizin gibi öksüz/yetim sanatçılar. Fransızca kelimeler kullanıp entel görünemezsiniz. memurları. 1993 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla kurulması öngörülen “Devlet Halk Ozanları Topluluğu”nun kadroları bir türlü çıkmaz. yüzyıllar boyunca sana hor bakanlara.. Sen ki. askeri yüreklendirmek amacıyla hatırlandın.alacaklardır. bilginleri. kudüm çalmaya çalışırken. Viski içmeyi. kaval. Sen ki.. İngilizce. bu yüzden hapishanelere düşen sanatçılara. sıkıntılarını söylediği. Yanılıyorsun dostum! Türkiye’de devleti değil tenkit. Onların değerlerini. Selçuklu-Osmanlı yöneticileri. kaside söylemeye. ıklığ çaldın. gazel. TRT’nin. Davul zurnayla neşelendin. İran mesnevilerini tekrarlarken. yüzyıla girerken bizi türkülerimizden yoksun bırakmadın. smokininiz yok. kültürel kimliğinin önemli bir bölümünü armağan ettin. yazarlara bir göz at! Onların gördüğü itibarı. Sen ki. halk edebiyatını. âşık / halk ozanı. şiirlerinle. Bütün sanat kuruluşlarına kadro dağıtılır. Halkın uzattığı kuru ekmeği. doğruluğu dürüstlüğü. güzel ahlakını. markalı otomobiliniz olmadığından gittiğiniz yerde çamurlu ayakkabılarınızla mermerleri. pasta niyetine yiyeceksin. yüzyıla girerken bu durum ne kadar değişti dersin? Gene sanatçı sıralamasında en sondasın. vatana. en kalitesiz. Kültür ve Turizm Bakanlığının halk müziği derlemelerinde ilk başvurulan kaynak oldun. sanatseverleri Arap ve Acemlerin peşine düşüp onların dillerinde şiir yazmaya çalışırken. Hoca Ahmet Yesevî’nin şiir geleneğini sürdürdün. Hacı Bektaş Velî’nin dediği gibi. Oysa Veysel. İçinizden bazıları diyecekler ki. bakan. sazı sözü çekilmez insanlar olarak görüldün. yani Âşıklara Hitabımdır arabeskçilere “Devlet Sanatçılığı” unvanı verilir. 21. kanun. halıları kirletirsiniz. sevinçlerini söylemeye devam edeceksin. 20. divan edebiyatı şairleri. Acem müziğinin peşine düşüp şarkı. Türk milletine dilini armağan ettin. hiç kimseden çekinmeden dile getiriniz. Türk milletine atalarından gelen insani değerleri ve güzel ahlakı da armağan ettin. diri olun!■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . daima bir olun. Selçuklu-Osmanlı devlet katında (Sultan Abdülaziz dışında) ve divan şairleri nezdinde daima horlandın. millete. Zülfü Livaneli gibi… Sen ki. bilginleri. Kaba saba köylü. Türk milletine anadilini. lütfen sorunlarınızı. türkülerinle milletimize daima hoşgörüyü. bayrağa bağlılığı. Onların saygınlığına ortak olamazsın. Edebiyatımızın temellerini attın. Ülkemizdeki en kötü müziğin temsillerine. Cumhuriyet davetlerine çağrılmazsın. Konservatuvarların. yüzyıla girerken bizi anadilimizden yoksun bırakmadın. halkın dertlerini. diğer sanatçılara tanınan haklardan bunun için yararlanamıyor. ozanlar. insan ve tabiat sevgisini. Arif Sağ. ilgisiz kalanlara aldırmayıp sanatını sürdürdün. başbakan olup kaderinizi değiştirecek değil ya? Âşıklar. destanlarını. Gene aynı şeyi yapacaksın! Âşık / halk şairi / ozanı çile adamıdır. aydınları. Atan Dede Korkut’un. Türk milletine öz müziğini de armağan ettin. 1990 yılından beri 10 Karagöz ve kukla sanatçı kadrosu da tahsis edilmedi. haksızlığa karşı çıkmayı ve hak aramayı öğrettin. Arap ve Acem’in edebî türlerini alırken. Altınızda cipiniz. bağlama. yüzyılda. Sadece ordu sefere çıktığı zaman. Çileni çekeceksin! İçinizden biri.

36 H ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . içtendir ve berraktır. sadece özlü söz hazineleri olmakla kalmayıp. folklorumuzun en zengin kurumlarından birini oluşturduğu bir gerçektir. doğanın getirdiği karşı konulmaz felaketlerde yaşanan faciaların dile gelişine tanık oldum. Medeniyetimizin üstün yanını sergileyen türküler. arılığı. Kısacası beşerî duygulara. Hatta bireysel bir aşk yüzünden kanayan bir kalbin acısını paylaşan toplumun iniltisini duyabildim.1 0 . Uzun zaman bunun sebeplerini araştırdım. yaşanan ıstıraplara sahip çıkan toplumun dili olmuş türküler. doğallığı ondandır türkülerin.SUPHİ SAATÇİ alk edebiyatımızın beslediği türkülerin. duruluğu. Türkülerin bir toplumu sarmaktaki gücü ve becerisi. Dili saf ve yapmacıksızdır. İçtenliği halktan yana olduğu için de haktan yana olmuştur. Yalınlığı. Doğrudur. Çünkü halk saf ve yapmacıksızdır. Sanki deneyimli birinin öğütlerini dinliyormuşum gibi gelir bana. Damıtı- Türküleri bu denli özel kılan ve bütün bir toplumu sımsıcak duygularla saran gücünün başında. aynı kaderi paylaşmış insanların geçmişten gelip geleceğe yönelen akışının terennümü olduğunu anladım. Bu türkülerde ne gibi bir sihir veya cazibe var diye. Toplumun yaşadığı maceranın destanı olduğunu hissettim. kendimi her zaman bir bilge kişinin karşısında gibi hissederim. Türkülerde. musiki sanatının da ulaşılması zor olan bir zirveyi simgeler. Türkülerin. kendi kendime sordum? Yıllar sonra türkülerdeki cazibenin veya sihrin ne olduğunu kavramaya başladım. içindeki sözlerin toplumun ortak duygu ve düşünceleri ile dünya görüşünü yansıtmasından kaynaklanıyor olmasında aranmalıdır. hiç kuşkusuz ezgilere döşenmiş olan sözleridir. Türkülerde dile gelen hikmet ve atasözleri kıvamındaki sözleri ezgi eşliğinde dinlerken. Dolambaçlı ve kaypak değildir.

onların yaşadıkları dramları düşünür. ananın niyazıdır türküler… Dağların maralı. dedenin musalla taşıdır türküler… Aşığın avazı. Her zaman yine ifade etmek isterim: Bunca yıl Kerkük’ü. ipek kuşaktır türküler… Sevdanın dili. Daha sonra bu sözlerin. ancak itiraf etmeliyim ki bir türkü kadar başarılı olamadım. en kestirme yoldan tanıtmıştır Türkiye’ye: Altun hızmav mülayim Seni haktan dileyim Yaz günü Temmuz tabax Sen terle men sileyim Gün gördüm günler gördüm Seni gördüm şad oldum Bu türkü duyulduğu zaman. aynı topluluğu birbirine bir harç gibi tutturmuştur. toprağımın her bir karışıdır türküler…■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Bazen bir kor gibi ortaya çıkarır küllenen aşkımızı. gezdiği vatan. Türkülerin bir toplumu sarmaktaki gücü ve becerisi. yârimizi. Birkaç kez söyledim ve anlattım. duygu. Söylenen bir türkü beni en kısa. ana gibi sımsıcak yüreği apaktır türküler… Astığım bayrak. bazen bir ananın sıcaklığı gibi sarar içimizi. yattığım yataktır türküler… Mehmetçiğin savaşı. Bir türkünün verdiği mesaj. hiç kuşkusuz ezgilere döşenmiş olan sözleridir. Türkü artık salt duygu ve mesaj olmuştur adeta. yaşanan tarihin ajandası türkülerdedir daim. ruh. her okunuşta belli bir bölgeyi. Coğrafyayla bütünleşen türküler. süzüle süzüle ve durula durula kristal saflığında ve şairlere meydan okurcasına sözün özü hâline gelmiştir. Vatan onda dillenmiştir gayrı. yaşama sevinci katmıştır. kalbi yaralı. Yalan dolan bilmeyen türküler. bitmeyen gecelerde sırdaştır türküler… Baharda bülbül. aynı toplumun musiki görgüsünü ve anlayışını belirli bir ezgi kalıbı içinde kazandığı kıvamı bulması ile türküler. Hüzünle tatlandırır sevincimizi. kendi toplumunun kimliğini ifade eder. bastığım toprak. yerli buralıdır türküler… Göklerde bayrak. o toplumunun ortak malı ve millî mirası hâline gelmiştir. maddî nitelikteki toprağa anlam. çektikleri acıları ve iniltileri duyar. sıcaklık. Ortak hayatın. güzelin nazı. içindeki sözlerin toplumun ortak duygu ve düşünceleri ile dünya görüşünü yansıtmasından kaynaklanıyor olmasında aranmalıdır. bellerde gümüş kemer. aşkın çıkmazı. vatanın nüfus cüzdanı ve kimlik kart gibidir. Onun için ne zaman türkülerden söz açılsa. onun gül yüzü ve sıcak elidir türküler… Uzun yolda arkadaş. Türkmeneli’ni ve Irak Türkmenlerini hatırlar. bakış ve inanışlarını perçinleştirmiştir. Coğrafyasının aynası ve zaman zaman haritasıdır türküler.la damıtıla. Bu yüzden kimi türküler. uzandığı menzil. Simgeleşen türküler. Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun şu mısraları gelir aklıma: Şairim Zifir ikaranlıkta gelse şiirin hası Ayak seslerinden tanırım Ne zaman bir köy türküsü duysam Şairliğimden utanırım. inanç. Sonra usulce dağıtır efkârımızı… Kısacası. özlenen sevgilidir türküler… Sözleri irfan. herkes Kerkük’ü. Türkülerin gücünü. yurdumun barışı. topluluğu ve halkı çağrıştırır. sınırların ötesine geçen gücü ile bir anda milyonların kalbine doğru yöneliyor ve yüreklere oturabiliyor. Coğrafyayı vatana dönüştüren türküler. Böylece toplumun kimliği ve aynası olmuştur. ananın aşı. Oğlunun yolunu gözleyen anaya tesellidir türküler… Özlenen sevgili. asaletini ve has şiirlerden bile üstün olan yanını ne kadar güzel anlatmış Eyüboğlu… Türküleri bu denli özel kılan ve bütün bir toplumu sımsıcak duygularla saran gücünün başında. Bu sebepledir ki türküler. Aynı coğrafya parçası üzerinde yaşayan insanların ortak duyuş. yol gösteren insandır türküler… Bebenin beşiği. lale ile sümbül yahut güldür türküler… Tarlada başak. ortak maceranın ve ortak kaderin ürünü olmuştur türkü. Ben de kimliğimi türkülerde buldum doğrusu. Irak Türkmenlerini anlatmaya ve tanıtmaya çalıştım.1 0 37 . gurbette yoldaş. Yaşanan macera.

Böyle olduk- N ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Der ki: “Bu türküleri dinlerken içimde Konya birdenbire canlanır. Onlarda ne söyleyenin sanat endişesi ne dinleyenin estetik haz duyma arzusu vardır. Bu durum. türkülerimizdir. Ankara. olduğu gibi yansıtırlar. Şüphesiz. onu Anadolu’nun ve Anadolu insanının gerçekleriyle yüz yüze getirir. Anadolu’yu tanımanın önemli bir malzemesi hâline gelmektedir. Olanı. bu şehirleri anlatırken onların mimari yapılarından. Her biri kendi dilince bir toplumun dünya görüşünü. Bu bakımdan duygusallığının yanında aynı zamanda son derece gerçekçi metinler olarak karşımıza çıkarlar. onların öncelikle. benim türkülerin gizli dünyasına girebilmemde bana imkân sağlayan. taş toprak gerçekliğinin ötesine geçer. türlü ten yorgunluğu ve iç darlığı dolu acı dert kervanlarını bu şehirde tanıdım. Konya.MUSTAFA ÖZÇELİK ". Başlangıçta onları belki bir kişi söylemiştir ama zamanla anonimleşmişler ve böylece halkın ortak diline. onun için bu manada büyük bir zenginliktir.1 0 38 . Tanpınar bir Anadolu fotoğrafı çizer bize ve biz o fotoğrafa bakarak Anadolu’yu daha iyi anlama imkânı buluruz. içtenliğiyle ilgilidir. doğallığıyla. hiçbir zaman eskimezler. vatanın manevi çehresi olan kültürümüzü görmek” şeklinde açıklar. musikiye dönüşmüş şekilleridir. gerçeğin sınırları dışına çıkarabilir. Bu yüzden onları da türküler kadar sever ve önemli bulurum.. Olayların söze. Tanpınar. “Beş Şehir”1de Konya ile ilgili bölümde yer alan birkaç paragraflık kısım… Bilindiği gibi Tanpınar. bütün bunlardan sonra şöyle demekten kendini alamaz: “Anadolu’nun romanını yazmak isteyenler ona mutlaka bu türkülerden gitmelidirler. “Ben Orta Anadolu türkülerini o gurbet. bizim için büyük bir daha geniş bir anlam coğrafyasının öznesi. çeşitli insan ve tabiat manzaralarından ve musikiden hareket eder. Dahası. Tanpınar. tiyatro dramatize ederek. Mesela şiir.”hayatımın tesadüfleri” dediği beş şehri (Bursa. Ama bu. türkülerden bahseden müstakil bir yazı değil. Sonuçta. İstanbul ve Konya) anlatır bu kitabında… Yazılış gerekçesini de “onların arkasında kendi insanımızı ve hayatımızı. Bu unsur. insan ve toplum yapısını anlatmaktadır.insanı müspet ve menfi tüm özellikleriyle tanımanın neredeyse tek imkânıdır türküler. Bu yüzden öylesine yalın ve içtendirler.” Tanpınar’ın bu yorumlarını okuduktan sonra. ortak hikâyesine dönüşmüşlerdir. ele aldığı insanı idealize ederek. Zira bütün bunlar. Çünkü türküler hayatın içinden doğarlar. keder.. Zaman içinde yeni söz ve beste imkânlarıyla yaşamaya devam ederler. Tanpınar’a ait bir metin.” demekten kendini alamaz. türkülerin bize böylesi zengin bir imkânı sunması. Erzurum. Anadolu topraklarında kurduğumuz kültür ve medeniyet yapımızın şifrelerini barındıran eserlerdir. yol gösteren. Tanpınar. Konya’yı anlatırken Anadolu’yu tanıma ve anlama imkânlarına bir unsur daha ilave eder. Bu yazılardan ilki. hayat tarzını." e zaman bir türkü dinlesem doğal olarak aklıma bende türkü sevgisi uyandıran şu iki yazı ve üç şiir gelir: Zira bunlar. türküler. Ama yürek diliyle yapılır bu anlatım.” Bu canlanmayla Konya’yı hem tarihî geçmişiyle hem de bugünkü hayatıyla kavrama imkânı bulur. Şehir. onları sevmemde olumlu etki yapan metinler oldu. Konya’da bulunduğu günlerde Konya Hapishanesinin kadınlar koğuşundan yükselen türkü sesleri. başka hiçbir edebî türde böylesine gerçekçi değildir.

Anadolu’yu ve Anadolu insanını tanımak istiyorsak. türkülerin bizim için ne anlam ifade etmesi gerektiğini belirten ifadelerdir. Madem romanın-biz buna şiiri ve tiyatroyu da eklemiştik-konusu insandır öyleyse bu tür eserleri yazabilmek için insanın olduğu bu metinlere ilgi duymamız gerekir. Onlar canımıza. Hafif. sevdasız ve yalnız kalmak meselesi insan olma meselemizle doğrudan ilgili konulardır. Ama türkülerde sadece bunlar yoktur. Ve asıl mühimi yüreğimiz ve gönlümüz var. Buna göre türkülerde anlatılan insan. Bu durum. metnin ikinci paragrafında türkülerin çok önemli bir özelliğine daha dikkat çeker. Yalansız.” Dolayısıyla insanı müspet ve menfi tüm özellikleriyle tanımanın neredeyse tek imkânıdır türküler. pek çok kişi için de öyledirBedri Rahmi Eyüboğlu’nun “Türküler Dolusu”3 başlıklı şiiridir. gelenekler var.“sözleriyle belirtir. Bende türkü sevgisini onulmaz bir sevdaya dönüştüren ikinci yazı ise Fethi Gemuhluoğlu’na aittir. ana sütü gibi candan” olmaları… Bu yüzden Eyüboğlu’na göre de tarihimizi.” 4. çılgın. Bu yüzden Tanpınar’a katılmamak mümkün değil.. şiirin hasıdır. töreler var. gerçekçi bir portreyle sunulur. “Kitaplarda değil. Türk Yurdu dergisinin Nisan 1959 tarihli 2. türkülerde ara Yemen’i Öleni. türkülerde şairi.ları için de hangi toprakta. hayat tarzına. Bu demektir ki. gerçeğin sınırları dışına çıkarabilir. “memleket ahvalini” olduğu gibi yansıtmalarıdır elbette…”Ana sütü gibi temiz. köy türküleri Ne düzeni belli. Bunu da şöyle açıklar yazar: “Türkülerde ve şarkılarda şiir var. Yazar. ciğerimize kadar işler. onlarla gülmüşüm” Peki. İnsanla türkü birbirinden ayrılamaz iki kavramdır. Yazının daha ilk cümleleri. bunun gerekçesini de şöyle açıklar. Başka bir deyişle onlar varsa biz de varız. Mesela şiir. Onların içine insan kokusu sinmiştir. sansürsüz. sayısında yayımlanan ve daha sonra yazarın “Dostluk Üzerine”2 kitabına da alınan “Türkülere merhaba” başlıklı yazı da türkü güzelliğinde ve içtenliğinde bir metindir. gidip gelmeyeni Ben türkülerden aldım haberi. ne yazanı Altlarında imza yok ama…” İşte bu “ama”dan sonrasında söylediği şu mısra türkülerin asıl gizemini fısıldamaktadır bize! “İçlerinde yürek var.1 0 39 . Mesela konu Yemen mi? Şair doğal olarak şöyle diyecektir.” Sözün burasında Tanpınar’ın cümlesini bir daha hatırlamak gerekir. Bu yüzden şöyle der şair: “Ne zaman bir köy türküsü duysam Şairliğimden utanırım Şairim Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim Onlarla ağlamış. nedir. yaşama kuralları var. ulvi. şiirini. Türküler konusunda beni etkileyen şiirlere gelince… Bunlardan ilki -eminim bu. Burada “nasıl” meselesini daha iyi anlayabilmek için yazının devamına da bakmalıyız. “Türküler ve şarkılarda halk var. afif taraflarıyla insan var. Millet var. Milletimiz vardır. gerçekçiliği. tiyatrosunu yazacaksak türküler elimizin altında duran en önemli kaynaklardır. Biz.. Önce. öğrenmek gerekir. hikmet var. onlardan sormak. Onlar. 2.. şairliğinden utandıran özellik… Sahiciliği. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . türküler biz olduğumuz için vardırlar. şefkatli ve avare taraflarıyla insan var.” Eyüboğlu da türkülerin anonimliğini onların bir özelliği. sevdasız ve yalnız kalmak” olduğunu belirten ifade türkülere neden ve nasıl önem vermemiz gerektiğini açıklayan çok vurucu bir tespittir. Yine bu yüzden “memleket ahvalini”. yaşanan olaylarına ve olayların kahramanlarına ayna tutarlar. güzelliği ve zenginliği olarak görür: “Ah bu türküler. tiyatro dramatize ederek. Türkülerde memleketimiz vardır. bölgede. “Kirazın derisinin altında kiraz Narin içinde nar Benim yüreğimde boylu boyunca Memleketim var” mısralarıyla başlayan bu şiirin de daha başında aynı gerçeğe vurgu yapılır. nasılsak öyledir türküler. İnsan var. riyasız… 3. bu alıntının başında söylenen ve türküsüz kalmanın “hatırasız. kalanı. sevdasız ve yalnız kalırız” diyen yazar. Zira hatırasız. başka hiçbir edebî türde böylesine gerçekçi değildir. coğrafyada doğmuşlarsa oranın tabiatına. Ama türkülerde durum böyle değildir. Yazar bunu “İnce. ele aldığı insanı idealize ederek. onun romanını. Dahası. insanımızı tanımak için kitaplardan öte birer imkândır türkülerimiz. yüce. “ Türküler bitip tükenirse hatırasız. hayatımızı.

“Telgrafın tellerini kurşunlamalı…” Bu bilinçli bir tutumdur. çekirdekliğini tarihilik denilen şey yapar. Ben. gurbet. Hamdi Tanpınar. A. Ama şair. çıplak ayaklı ırgat çocukları. vatanıma. Dördü Birden. hasret.” Gemuhluoğlu da bu durumu. Zira Tanpınar’ın dediği gibi “Mazi daima konuşur ve hem cemiyetlerin hem de şahsiyetlerin mana ve hüviyetini. Oysa onlar. sevdasız ve yalnız kalmak istemiyorsak “türkülere merhaba!” demenin ve tarihî şahsiyetimizin mana ve hüviyetine yeniden dönmek istiyorsak insanımızın hayatına bakarken “türkülerle merhaba!” demenin vakti gelmiş demektir. Dolayısıyla “Türki (Türkü): Türk’le ilgili. bu yüzden bu yönleriyle de incelenmesi gereken metinlerdir. ölüm… Tarlada çapa yapan kadınlar. Bedri Rahmi Eyüboğlu. Bu yüzden millet olarak tarih boyunca kendimizi ifade için en elverişli tür olarak seçtiğimiz türkülerimiz acımıza. mahpushanedeki mahkumlar… kısacası bütün bir hayatımız ve insanımız… Şiir. Onlar hep vardı ama biz onlardan uzaklaştık. sadece bir şiir olarak değil çağdaş formda söylenmiş bir türkü gibi de okunmalıdır.1 0 40 . 2. Erdem Bayazıt. Zira şiir baştan sona bir Anadolu hikâyesidir. bizi bu manada anlatacak şiirine bir türkü mısraını “Telgrafın tellerini arşınlamalı” mısraını küçük bir değişiklikle girizgâh mısra olarak seçer. Ama türkünün Türk’le münasebetinin olduğunu söyleyenler bize meselenin başka bir yönünü de gösteriyorlar. Kare kare. Türk’e özgü” anlamına gelmektedir. 2001. Beş Şehir. Bu şiirin türküye yaptığı vurgu daha adından başlar. daha şiirinin başında “Türk” ile “türkü” arasındaki münasebete dikkat çeker. Okuduğumda bana türküleri hatırlatan bir başka şiir ise Erdem Bayazıt’ın “ Sana. Bu şiir Âşık Veysel’inki gibi türkü kavramını doğrudan ele almaz. İstanbul. Varlık yayınları. vatanımız. insanlarımız…. O da şudur: Asırlar boyunca şifahi kültürle beslenmiş bir kavim olan Türkler kendilerini ifade vasıtası olarak türküyü seçmişlerdir. 5.Benim içimi bir türkü gibi titreten diğer bir şiir ise Âşık Veysel’in “Türk’üz Türkü Çağırırız” şiiridir. “Yazlar bilirim. 1958. 1978. 1973. bizim aynı zamanda mazinin konuşan diliyydi. millet olarak hepimiz. Nitekim Âşık Veysel de bu durumu: Bayramlarda düğünlerde Toplantıda yığınlarda Sıkılınca dar günlerde Türk’üz tünkü çağırırız Yaylalarda yataklarda Odalarda otaklarda Koyun gibi koytaklarda Türk’üz türkü çağırırız. Fakat metin tamamen türkü duyarlığına yaslanan bir metindir. 3.■ ______________ 1. İstanbul. 4. Ve öyle okunursa hem bu şiiri anlamanın hem de bu şiirden hareketle türkülerimize uzanmanın imkânlarını buluruz. hatırasız sevdasız yalnız kalmak şeklinde ifade etmekteydi. Kimi zaman küçümsediğimiz bile oldu. sahne sahne bir film gerçek- liğinde bütün bir Anadolu anlatılır. Arapça ilgi eki olan “i” ekinin getirilmesiyle ortaya çıkmıştır. memleketimin insanlarına dair”4 başlıklı şiiridir. Aşk. mısralarıyla belirtir. Zira kimi yorumlara göre “Türkü” kelimesi. Sebeb Ey. yaşadıklarımıza ayna tuttukları gibi aynı zamanda bizi millet yapan değerlerin de taşıyıcısı ve ifadesi olan metinlerdir. Bu imkâna kavuşmak son derece önemli… Zira türküsüz kaldık. memleketime özgü Yiğit köy delikanlılarının İncir çekirdeği meselelerle birbirlerini kurşunladık- ları Birinin ölü dudaklarından sızan kan daha kurumadan Üstüne cehennem güneşlerde mor sinekler konup kalkan Diğeri kan-ter içinde yayla yollarında Mavzerinin demirini alnına dayamış Yüreği susuzluktan bunalan İçinden mapushane çeşmeleri akan Ansızın parlayan keklikleri jandarma baskını sanıp Apansız silahına davranan Nice delikanlıların figüranlık yaptığı Yazlar bilirim memleketime özgü” Bu bakımdan bu şiir. tümüyle onların türkü duyarlığıyla ve diliyle hikâyesidir. gencecik âşıklar. oğullarını yitirmiş analar. Boğaziçi yayınları. Şair. Türküler. bana. sevincimize. Dostluk Üzerine. Edebiyat dergisi yayınları. Elbette başka milletlerin de bizim türkü olarak isimlendirdiğimiz tarza da ürünleri vardır. memleketimiz. Öyleyse hatırasız. Dergâh yayınları.İşte bütün bunlar bir şiirin de konusudur. İstanbul. dağlara çıkıp nara atan yiğitler. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . “Türk” adının sonuna. Ankara. Fethi Gemuhluoğlu. sen yani biz..

Bir acıyor ense kökümüz bir acıyor ki. Bingöl’de. “durun bakalım” demesinler mi o korkunç sesleriyle. Neden oluyordu bunlar hiç anlamıyorduk! Sesimiz çirkin miydi? Yoksa güzel türküler mi yoktu repertuarımızda? Neden di bilmiyorduk! İki de bir. askeri zevatın oturduğu lojmanların önünden başlayarak. türkü söylüyorduk. “Gel bakalım” diyor öfkeli bir şekilde polis amca. ■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Akşam karanlığı basınca çarşıda buluşuyor. suratımızı. oturduğumuz Bahçelievler mahallesine doğru giderken türkü çağırmak merakına tutulmuştuk.. Gökyüzünde yıldızlar o biçimdi.. Bana da bir hoş geldin yapıyorlar tabi. Çocukluktan yeni çıkmış delikanlılığa adım atmıştık. “Mektebin bacaları – Ders verir hocaları” türküsünü söyler olmuştuk. birkaç polis memuru önümüzü kesip. Yürüyüp gidiyorduk. İki arkadaş anında derdest olmuştu. bir o kadar da meraklı idik. Diğer arkadaşımızın ise babası yoktu. Bir gece.. ben sokak aralarına. Kapıdan giriyorum. Havalar bir hayli güzel gidiyordu. Bir müddettir biz. “Gamzedeler. ilk sebze halinin oradan Bahçelievler Mahallesi’ne doğru giderken Cumhuriyet Caddesi’nde oluyordu bunlar.. Her birimiz bir yerde çalışıyorduk. Cıvıl cıvıl çocuklardık.1 0 41 Harput musikisi korosu . Mevsim yazdı. Buna rağmen rahat. Suçumuz geceye girerken türkü söylemekti. niye hep bu türkü vardı dilimizde? Üçümüz de okuldan kopmuştuk onun için miydi? Peşinden.. Bir iki voltadan sonra yapamıyorum. Mektebin bacaları (vay lele lele lele) Ders verir hocaları (uy amman can kurban) Kim yârimi sorarsa (vay lele lele lele) Odur birincileri (uy amman can kurban) Niye söylüyorduk bu türküyü. dilimizde türküler.”Sen de bunlarla idin ha? Haaa? Seni gidi seni?” Arkadaşlarımın suratları kızarmış vaziyette. gamzedeler” mi diyordu Halit arkadaşımız? Gamzedeler gamzedeler Oğul bu gün gam vurur Kibarım gam zedeler Amman aman aman ah Ü Hele zalım sinemi hekkak delmez Hele kurban delerse gamze deler Di gel kara gözleren kurban ben olam Onun sesi daha mı yanıktı? Gökyüzünde yıldızlar. kendine güveni olan.. “Siz halkı rahatsız edersiniz ha?” deyip. Ben bir koşu sıyrılmaktayım badireden. geziyor. öksüz ve yetim bir biçimde terk etmiş üç arkadaştık. gene böyle. kötü birer yağlı boya resim gibi durmakta. Biz mektebi.Mektebin bacaları NURETTİN DURMAN ç arkadaştık. Tek katlı bahçeli evlerdi. Var mı delikanlılığın raconunda arkadaşını yarı yolda bırakmak? Doğru karakola. ense kökümüzü kızartıyorlardı. Olmuyor. İkimizin annesi ölmüştü. Cumhuriyet Caddesi’nden. Arkadaşlar karakola. Bu da yetmiyormuş gibi enselerimizden kıl çekmeye başlıyorlar. En çok da. “mektebin bacaları” derken.

MEHMET ÖZBEK
ile türküler üzerine

Yenilik daha güzeli yaratmak için tutulan zorluklarla dolu bir yoldur. Yeninin eskiden daha iyi olması gerekir. Zaman zaman her türlü çarpıtmaya yenilik adı verilegelmiştir. O güzelim 'Evlerinin önü boyalı direk' türküsünü birileri çarpıtarak gitarla söylediler. Hani ne kaldı onlardan geriye, işledikleri günahtan başka.

TANER NAMLI
Türküleri, sadece söylemiş olmak onları yaşatmak anlamına gelmiyor. Siz de bu anlamda, türküleri söylemeden ziyade anlayabilmenin önemli olduğunu söylüyorsunuz. Türküleri nasıl anlamamız gerekiyor ya da yıllar önce hazırladığınız bir halk müziği programınızın adıyla size sormak istiyorum: “Türküler ne der?” bizlere. Öncelikle Türkçenin en güzel en sıcak söylenişiyle, Türk toplumuna mahsus, duyguların erişilmez ölçüde derinleştiği, aşk ve ızdırabın yüksek bir hayal gücüyle sergilendiği şairane bir anlatımla karşılaşırız türkülerimizde. Tabii ki seçmesini bilmiş isek. Türküler bir yönüyle eğlendirici bir özellik taşısa da diğer yönden düşünce, his ve heyecan yüklü şiirlerdir. Bazı şairler (!) bunlara manzume, yani ölçülü biçili sıradan sözler demişlerse de rahmetli Bedri Rahmi Eyüboğlu “Türküler Dolusu” şiirinde: Şairim Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası Ayak seslerinden tanırım Ne zaman bir köy türküsü duysam

İstanbul’da okunan gazellerle biçim ve tavır bakımından hiçbir ilgisi olmayan, taa Artukoğulları ve Uzun Hasan’ın Harput’taki saraylarında çalındığı ve Horasan erlerinden miras kaldığı söylenen; ağırhava adı verilen gazeller Harput musikisinin şeref belgeleridir.

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

42

Şairliğimden utanırım Şairim Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim Onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm… diyerek gereken cevabı vermişti. Türküleri içinde gizli olan yerel, sosyal, psikolojik ve tarihsel sırlarıyla değerlendirerek dinlemek gerekir. Örnek olarak: Çanakkale içinde aynalı çarşı Ana ben gidiyom düşmana karşı… diye başlayan türküde eğer biz düşmanı, sıradan bir savaştaki rakip olarak görürsek türküyü dinlemiş oluruz. Ama oradaki düşmanı, Anadolu üzerinde emperyalist emelleri olan, o zamana kadar eşi görülmemiş ölüm araçlarıyla hiç durmaksızın saldırarak yeri göğü, havayı suyu cehenneme çeviren Batılı güçler olarak algıladığımızda, türküyü anlamış oluruz. Çanakkale Türküsü, düşmanın Türklerle girdiği imtihan meydanından insani dersler alarak mahcup ayrılmasının hikâyesidir. Bu türküyü, olaya ait anekdotlarla değerlendirdiğimizde ortaya koca bir roman çıkar. Şöyle ki, tahta bacağıyla yaralı İngiliz askerini hastaneye taşıma gayreti ile gösterdiği insan sevgisinin, ancak “Mehmetçik”e ait bir erdem olduğunu; okumasız yazmasız köylü delikanlıların zor durumlarda kıvrak zekâlarıyla ne harikalar yaratabildiğini görürüz bu türküde. Adları bilinmeyen binlerce şehidin yasını tutan bu ağıt, bir türkü değil, meçhul askerlere adanan bir anıttır. Yaratıcısı gibi dizelerde konuşanların da adları bilinmiyor. Belli ki uzaklarda can vermiş bir kahramanın şehadetine yanan bir ananın, bir bacının ya da bir eşin duygularıydı bu sözler; belki de geleceği gören bir ermişin “Ooof gençliğim, eyvah!” diye yakınışı idi. Çanakkale Türküsünün dinleyiciye ulaşmamış dizelerinde, içli duyguların, kahreden ıstırabın yalın bir dille anlatıldığını görürüz. Türkünün kahramanı olan, daha bıyıkları terlememiş, ama göğüslerinde dev bir yürek taşıyan gençlerin birer keramet ehli olduklarına inanmamak

imkânsızdır. Daha bir saat önce cephe gerisinde tüfek kullanmayı öğrenen, bir saat sonra belki de şehadet şerbetini içecek olan bu gençler, dumanla kaplı Çanakkale tablosuna hüzünle yerleştirilmiş birer melektirler bu türküde. Bir de deyişlerimizde Arapça, Farsça kelime ve tamlamalar vardır ki bunların hem manasını hem de terim olarak arka planlarını bilmeden bu deyişlerin de demek istediğini pek anlayamayız; “Filan ne güzel okudu, ne güzel sesi var.” ya da tersini söyler geçeriz. Mesela Sıtkı Baba’nın şu deyişine bakalım: Nağme nazlı yârin hâk-i payına Benim için yüzün sür kerem eyle Secde kılan kaşlarının yayına Bir dem divanına dur kerem eyle Burada nağme, mektup; nazlı yâr, Hacı Bektaşi Veli; hâk-i pay, ayak tozu toprağı; kerem eylemek, büyüklük göstermek, iyilik etmek; secde kılmak, namazda olduğu gibi yere kapanmak, niyazda bulunmak; kaşlarının yayı, mihrap, pirin bulunduğu yer. Kaş, şekli bakımından tasavvufi şiirde hem cami, mescit vb. yerlerde kıble yönündeki duvarda bulunan ve imamın durduğu girintili yer olan mihrap anlamında kullanılır hem de Arap harfleriyle yazılmış “bismillahirrahmanirrahim” ibaresine benzetilir. Dolayısıyla bunları bilmeden, Sıtkı Baba’nın: “Mektup, benim için bir iyilik yap da Hacı Bektaşi Veli hazretlerinin kapısına git, ayaklarına kapan, yüzünü ayağının tozuna sür, duada bulun ve emirlerini bekle.” demek istediğini anlayamayız. Veya: Kuyudan su çekerler tulumınan Kızı gelin ederler zulumınan... Sevmediği birine gelin giden bir kızın durumu özlü bir şekilde bundan daha güzel nasıl ifade edilebilir! Türkülerimizin ve hatta halk oyunlarımızın modern yorumlamaları, gösterimleri yapılıyor. Bu modern sunumları nasıl değerlendiriyorsunuz? Modernden kastınız “moda olan” ise bunları pek ciddiye almıyorum. Gelip geçici bir heves,

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

43

rüzgâra yazılmış bir hikâye olarak kabul ediyorum. Yok, eğer “yenilik” ise, bence yenilik zaten başlı başına bir amaç değildir. Yenilik daha güzeli yaratmak için tutulan zorluklarla dolu bir yoldur. Yeninin eskiden daha iyi olması gerekir. Zaman zaman her türlü çarpıtmaya yenilik adı verilegelmiştir. O güzelim Evlerinin önü boyalı direk türküsünü birileri çarpıtarak gitarla söylediler. Hani ne kaldı onlardan geriye, işledikleri günahtan başka. Burada esas olan eski olanın nesinden kopmak istediğimizi ve yeni olanın da neyini kabul etmemiz gerektiğini çok iyi bilmemizdir. Müzik sanatında evrenselleşmek istiyorsak, yabancı biçimlerin körü körüne taklit edilmesi ve müzikteki bütün ulusal ögelerin yok edilmesi yolunda değil, müzik sanatının temel unsurları üzerine oturtulmuş ulusal müzik kültürümüzün diğer uluslarla paylaşacağımız derecede geliştirilmesi ve zenginleştirilmesi yolunda çalışmamız gerekir. Bunu bazı sanatçılarımız, öz çalgılarımız üzerinde takdir edilecek derecede yapmaktadırlar ki bunlar da eskinin geliştirilmiş yeni boyutlar kazandırılmış biçimleridir. Örnek olarak, Erdal Erzincan, Erol Parlak gibi sanatçıların curada yeniden gündeme getirerek geliştirdikleri parmak ve şelpe teknikleri, bunların kullanıldığı müzikler gibi. Halk oyunu olarak değil, ondan mülhem dans sunumu, sahne sanatı olarak “Anadolu Ateşi” topluluğunu beğeniyor ve takdir ediyorum. Bilgi, estetik çaba, ciddiyet ve emek var. Boş bir heves değil. Her yörenin kendine ait türküleri var. Ama bazı türküler bütün Türkiye’ye veya bütün Türklere hitap gücünü kendinde buluyor. Bunu neye bağlıyorsunuz? Anadolu insanının ortak duygu ve düşüncelerini yansıtan türküler yerellikten çıkarak bölgesel hatta ulusal olurlar. Toplumun tümünü derinden ilgilendiren olaylar üzerine yakılmış türküler… Örnek olarak, Havada bulut yok bu ne dumandır türküsü, toplumumuzun bütünü tarafından benimsenmiştir. Bir milleti toptan ilgilendiren bir olay üzerine yakılmış olan bu türkü, Yemen Harbi üzerine ve bu harbe gidenlerin arkasından yakılmış ümitsizliğin çığlığıdır.

Sadece Anadolu müziklerini değil Müslüman Türk coğrafyasının türkülerini de derlediniz, incelediniz. Türkülerin Türk dünyasını birbirine bağlamadaki rolü hakkında ne düşünüyorsunuz? Türküler, dil ve anlatım bakımından en yalın ve en sıcak müzik eserleridir. Millî geleneklerimizden edindiğimiz derin bilgi ve birikimi özümseyerek yaratmış olduğumuz türküler, insan varlığının bir ihtiyacı olan sanatın en kolay en yaygın; dolayısıyla en etkili dallarından olan müzik ve edebiyatın ortak ürünüdür. Bu bakımdan Türk dünyasında iletişim ve etkileşimi sağlamada başvurulması gereken en önemli araçtır. Aydın dili zamanla değişime uğrasa bile geniş topluluklara seslenen türkülerdeki halk dili değişime uğramaz. Özellikle Kerkük türkülerine olan alâkanız çok fazla. Bu ilginiz nereden geliyor? Ben Urfalıyım. Araştırmış olanlar bilirler ki Urfa halkı ile Kerkük, Musul halkı arasında hem tarihî hem de sosyal bir bağ vardır. Bu, halk arasında bir efsaneye de bağlanır. Bu efsaneye göre Urfalılar Kerküklülerin dayısıdır. Kerkük’ü görmek isteyenlere eğer oraya gidemiyorlarsa Urfa’yı görmelerini öneririm. Konuşma dilinden halk kültürüne kadar her şeyin bu kadar ortak olduğu bir ilimiz yoktur. Urfa’da Bedesten’e girdiğinizde kendinizi Kerkük’teki Kayser’de (kapalı çarşı) zannedersiniz. Bu ortak kültürle birlikte 1959 yılında Kerkük’te Türkmenlere karşı girişilen hayâsız katliam ve aynı yıllar Bağdat Radyosu’ndan dinlediğim, ezilen bir milletin feryadı olan hoyratlar beni çok etkilemişti. Sanat hayatına başladığımda bu feryatları Türkiye’ye taşıma gayreti içine girdim. Bunu kendime görev edindim. Çok da etkili oldu. 60’lı yılların sonunda ülkemizde Kerkük’ün neresi olduğunu bilmeyenler çoktu. Unutturmuştuk, uyutmuştuk. Onları uyandırdık ne yazık ki şu hoyratı söylemek mecburiyetinde kaldım: O yanmadı Ben yandım o yanmadı Kırk yıl hoyrat çağırdım Ankara oyanmadı (Mehmet Özbek)

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

44

Harput. Hele Fransızca olan desen sözcüğü ile yapılan cinas. Kayabaşı ya da hoyrat denilen yüksekhavalar ise aşk dolu çılgın gönüllerin içli haykırışlarıdır. meçhul sanatçının ustalığını ortaya koyan bir buluştur. Yalnızca olay türkülerinin hikâyeleri olur. musikisini icra derken Tanrı huzurundadır sanki vecd hâlindedir sanki. Büyük aşkların yaşandığı. Harput türkülerinde bolca dile getirilmiştir. bir olaya dayalı türküler başka yönlerden etkiler beni. anonim halk şiirinin mahiyetini ve sırlarını öğrenmek isteyenlere bir lütuftur Harput türküleri. şiiriyeti olan türküler başka. Harput ağzını kusursuz bir şekilde kullanan tam bir Harput beyefendisi olan rahmetli Hafız Osman Öge bu söylediklerimizin simgesidir. makam fikrine ve fasıl tertibine dayalı bir musikidir. Sanatçının görevi toplumu uyarmak. Olur mu öyle şey! Bunu. Eskiler buna galat-ı meşhur derlerdi. taa Artukoğulları ve Uzun Hasan’ın Harput’taki saraylarında çalındığı ve Horasan erlerinden miras kaldığı söylenen. Hangi türküler sizi daha çok etkiliyor? Türküleri pek ayırt etmem. nasıl değiştiğini bilmeyenlerin sarf edeceği bir sözlerdir bunlar. ağırhava adı verilen gazeller Harput musikisinin şeref belgeleridir. İstanbul’da okunan gazellerle biçim ve tavır bakımından hiçbir ilgisi olmayan. estetiğini. Mahallî ve usta ağızla söylenmiş türküler başka. tasvirin bu kadar güzeli çok etkilemiştir beni. Türkülerin nasıl yakıldığını. Burada kaynayıp coşan müzik kültürünün Azerbaycan. Türk müziğinin kuramını. ağırhava adı verilen gazeller Harput musikisinin şeref belgeleridir. bazen hüzünle son bulan sevdaların yarattığı ıstırap. Harputlu. ama tutku ve öfke halk diliyle ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . onu uyarmak. oyanmadı. Harput musikisi bir ibadet musikisidir. Türk halk müziği içerisinde çok ayrı bir yerde duruyor. Urfa ve Kerkük yörelerinde ufak farklarla aynı olduğunu da belirtmeliyim… Her türkünün bir hikâyesi var mıdır? Ne kadar yaygın bir yanlışlıktır bu. folkloru bilmeyen ve halk müziğini tanımayan insanlar söylerler ancak. millî kültürün bir alt basamağı olduğunu latif ezgileriyle yüzlerce yıldır vurgulayan Harput musikisi. Elazığ’ın şu dörtlüğü bende derin hayaller uyandırır: Gülde seni Kokladım gülde seni Gözlerin menevşedir Yanağın gül deseni Sevginin bu kadar zarifi.1 0 45 . Her birini başka açılardan değerlendiririm. Harput musikisi üzerine düşüncelerinizi alabilir miyiz? Mahallî kültürün. taa Artukoğulları ve Uzun Hasan’ın Harput’taki saraylarında çalındığı ve Horasan erlerinden miras kaldığı söylenen. onun duygu ve düşünce dünyasına seslenerek onda güzel hayallerin uyanmasını sağlamak. harekete geçirmek değil midir? Harput musikisi. Osman’ımın mendili saman sarısı Osman’ımı vurdular gece yarısı Osman’ıma gıyanlar gahpe idi hepisi… Şiiriyet yok.İstanbul’da okunan gazellerle biçim ve tavır bakımından hiçbir ilgisi olmayan. anlaşılacağı üzere halk ağzında uyanmadı demektir. Bir de bilgiç bilgiç söylerler: “Her türkünün bir hikâyesi vardır” diye. yüreklendirmek. Kaşların bismillah veçhin Beytullah Seni öz nurundan yaratmış Allah Sevmişem ben seni terk etmem billâh Aşkın hançeriyle vursalar beni (Sıtkı Baba) Bunun hikâyesi olur mu! Bunlar düşünce ve sezgi mahsulü deyişlerdir.

kelime hazinesi (unutulmuş veya unutulmaya yüz tutmuş yabancı ve yerel sözcükler). Türkülerimizin ezgi ve ritm yönünden analizi yapılmamış. yörenin karakteristik motifleri. Belli bir eser alınır. Daha ciddi bir terminoloji birliğimiz yok. Popüler sanatçılar içinde ise İbrahim Tatlıses. Örnek Olarak Âşık Veyse’lin deyişleri: Veysel’de geçen kelimeler. Ayrıca sayarsam derginizin sayfaları yetmez. Sayın Hocam. mecazlar. Bundan nemalananlar var tabii. Bilineni. Bunların bir kısmı makamla ifade edilemese bile çeşnilerle izah edilmelidir. rumuzlar. Türküler üzerine nasıl çalışmalar yapılabilir? Türkülerin sözleri üzerinde dil ve anlatım çalışmaları yapılmalıdır. Çok sevdiğim bir zeybek havasıdır… Bir Harput türküsünden iki dize: Lütfü geçsin telgırafın başına Bir tel çeksin Yemen’de gardaşıma… Bu iki dize beni alır götürür ta ki gözlerim doluncaya kadar. Türkü yorumlamalarını beğendiğiniz birkaç isim arz etseniz… İsim vermemin doğru olmayacağını düşünüyorum. halka hakaret. Dergimiz adına çok çok teşekkür ediyoruz. Ancak mahallî havaları orijinal ağızla söyleyen sanatçıları ve bir de mahallî ağızla değil de eğitilmiş bir üslupla türküyü eğmeden bükmeden adam gibi okuyan sanatçıları çok beğenirim. Daha neler neler… TRT’nin. Bir de duyanlar: “Bunlar da kim?” derler. Yeter ki okumak istesin. Çalgılarımız evrensel anlamda etüt edilmemiş. üstelik yanlış bilineni tekrardan başka bir şey yapıldığı yok. Hâsılı daha çok işimiz var. sanatçılar bunun farkına varmadan okuyorlar.ancak bu kadar güzel vurgulanabilir. Bizden sonra Anadolu insanına aniden ilham geldi galiba. Hele usta bir ağızdan dinleyeceğim Rasih’in şu gazeli: ne Süzme çeşmin gelmesin müjgân müjgân üstü- Vurma zahm-ı sineme peykân peykân üstüne… tadına varılmaz bir müzik ziyafetidir. Bir defa bu. motifler ve arka planları… Bunun gibi Elazığ türküleri ele alınabilir: Doğru ve geniş metinler. O kadar çok problem var ki. ezgilerin metrik yapısı incelenebilir. aydınlattınız. çatıları. Devlet Türk Halk Müziği Korosu ve TRT radyoları sanatçıları en çok beğendiğim sanatçılardır. kişiler vb… Müzik açısından ise yöre yöre türkülerin dizileri. dört veya beşinci derecesinde karar kılan türkülerimiz vardır. Bugün 6000’e ulaşmış durumda. Üç dört ses içinde dolaşan. Türkü denemeyecek saçma sapan şeyleri repertuvarlarına ‘halk müziği’ diye almışlar. Konservatuarların hâli ise yürekler acısı. çalma tekniklerimizin zenginliği ortaya konulmamış. hem bizi hem de türkü sevdalılarını bilgilendirdiniz. eksikler tamir edilir ve sonra dil ve anlatım özelliklerini ortaya koyan bir sözlük meydana getirilir. Bunlar bir makam özelliği taşımazlarsa da kulakta bir çeşni (basit dörtlü beşliler) etkisi bırakırlar. bunları tasnif etmek gerekir. Ben Müzik Dairesi Halk Müziği Müdürlüğünden ayrıldığımda (Haziran 1986) TRT repertuvarında 1750 civarında ezgi vardı. yanlışlıklar düzeltilir. Halk ezgileri özgün oldukları kadar özgürdürler de. kültürümüze ihanettir. karar sesinde değil de özelliğini taşıdığı bir makamın ya da çeşninin üç. üniversitelerin ve araştırmacıların katkılarını değerlendirebilir misiniz bu anlamda? Güzel sesleriyle ezgilerimizi icra eden birkaç solist dışında TRT’nin türküler üzerinde olumsuz yönde katkılarından söz edebiliriz ancak.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .1 0 46 . Türküler üzerine yapılan akademik araştırmaların nitelik ve niceliği hakkında neler düşünüyorsunuz? Yeterli mi sizce? Ne yazık ki yeterli bulamıyorum. edisyon kritiği yapılır. yöresel karakteristikler tespit edilmemiş. Bunları bir kez daha dile getirme fırsatı verdiğiniz için ben teşekkür ederim. kalıpları. Türkülerimizin büyük bir bölümünde söz yanlışlıkları var.

Türkü denince hangi çağrışımlar canlanıyor zihninizde? “Türkî” sözünden gelen ve Türkçe söylenen şiir anlamı taşıyan “türkü” terimi. Türkü terimi. Duyarlıklarını. Hece vezni ile söylenmiş türkülerin Anadolu’daki ilk örneğine ise. türkü- Zirveyi hak edenler. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . “Türkü Baba” olarak ünlendiniz. hayallerini esere dönüştürebilmiş ve üretebilmiş olan insanlardır. “Türk’e özgü” demektir ve halk ağzında -zamanla. yüzyılda ve Doğu Türkistan’da kullanılmıştır. 16.FATİH KISAPARMAK ile türkü üzerine Sanatçının bilincindeki tasarım. yaşadığı toplumsal çevreden aldığı tesirler ve onun yaratıcılık düzeyi ile doğru orantılı biçimde hayata geçer. Ancak zamanla. işte bu tarihsel ve kültürel serüvenin sahibi duygusal bir halktan almaktadırlar. toplumsal romanıdır halkımızın ve parmak izidir. başlangıçta sahibi bellidir. birtakım endişelere boğdurmayan kişilerdir zirveyi hak edenler. Bu nedenle de. yüzyılda ve “Öksüz Dede” imzasıyla rastlamaktayız. KEMAL BATMAZ Türküler nedir ve duyarlıkları nerden kaynaklanmaktadır? Türküler. Halkımızın parmak izi ve ortak kimlik belgemizdir. yani alt ve üst bilincindeki taslak. Türküler genellikle toplumu sarsan önemli bir olay ve büyük bir heyecan dalgası sonunda doğarlar. Başkalarının ne düşüneceğini çok fazla umursamayan.“türkü”ye dönüşmüştür. ilk kez 15.1 0 47 . manevi coğrafyamızın sınır taşlarıdır. Her biri. Ulusal yaşanmışlığımızın alüvyonlarını taşıdıklarından. Kültürel genetiğimizin şifresidir türküler. “Türk” sözcüğüne Arapça “î” ilgi ekinin eklenmesiyle oluşmuştur. sosyal romanıdır insanımızın. fevkalade zengindirler. yani yeteneklerini ve üretkenliklerini. Türkülerin.

öğrenim ve evrim. Bilgi. gazetelerin ise büyük boy tabloide dönüştürülmeye çalışıldığı bir süreçte. Olduğum gibi gö- ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Halk müziğimizde bir yozlaşma var mı? Denizler dalgalanmadan durulmazmış. Varsa yozlaşma. yozlaştırmayan her yeniliği desteklerim. Her türlü aşırılıktan. hem ulusal ve hem de insan kardeşliği ideali nedeniyle evrensel bir değere sahip. inançla ve çabayla düşlediklerimizdir. Hatanın cezası. Sosyal olaylarda telaşa ve paranoyalara yer yoktur. vicdanını mutsuz eden. ideaların tasviridir. birbirlerinden ayrılmaz ve kaçınılmaz yükümlülüklerdir. yaşadığı toplumsal çevreden aldığı tesirler ve onun yaratıcılık düzeyi ile doğru orantılı biçimde hayata geçer. Sizce türkü dinleyicisi kimdir? Türkü dinleyicisi. Beyin ve gönül özgürlüğümüz. Bir zamanlar. Nitekim kopyalar gelip geçmiş. tahlil eder ve yansıtır. Hayallerimiz nedir sizce? Hayallerimiz. Oysaki hayallerimizi fısıldayan ses. dilediklerince türkü söyleyebilmelidir. Böylece. Korku. edebiyatı yetim kalır. Televizyonların dijital afyona. Eğitim. Hepimiz hata yapabiliriz. yani yeteneklerini ve üretkenliklerini.“idea”ların bizzat kendisini yansıtabilen eserleri şimdiden klasikleşmiştir. Örneğin Barış Manço. “gençlik türkü söylemiyor” diye yakınmıyor muyduk? Şimdi gençler. büyüleyici düzeyde orijinal eserler üretmiştir. tekrar söyleyeyim yozlaştırmıyorlarsa. Erkan Oğur ve Tuluyhan Uğurlu aklıma ilk gelenler. reyting ya da tiraj kaygısıyla popüler kültürün gereklerine ve beklentilerine uygun olan işler yapmadıkları için önemlidir. o aynayı karartan etkenlerin başında yer alır. bu ülkenin sigortası ve omurgasıdır. yaşam hayhuyu içinde pek de farkına varamadığı. hatta yargılar mısınız? Elbette. birtakım endişelere boğdurmayan kişilerdir zirveyi hak edenler. kâh sürrealist kâh metafizik ölçülerde anlatır gerçek sanat. İnsanı gerçekten yargılayabilen yargıç da odur. Başkalarının ne düşüneceğini çok fazla umursamayan. onurlu ve saygın duruşlarıyla örnek olabilmişlerdir. sağduyulu geniş halk kitleleridir. mutsuz olur.” Türkülerin çağdaş yorumlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu alanda. farklı coğrafyalara yayılır ve çeşitlemeleri ortaya çıkar. onu telafi ettirmektir. insanı. Halkımıza ve topraklarımıza ait “şey”lerin. Yaşamı sorgular. farkına varsa bile etkili bir şekilde ifade edemediği şeyleri aksettirir. yani alt ve üst bilincindeki taslak. işte bunu başarabildikleri. Gerçekleştirdiklerimiz.nün asıl sahibi unutulur ve eser kuşaktan kuşağa aktarılırken anonimleşir. toplumu ve doğayı. gerginlik ve nefret ise. Zirveyi hak edenler. Şaşmayan tek terazi vicdandır. Kalabalık yığınların. özgürlüğümüz ve benliğimizdir. Vicdanını mutlu eden. Halkla ilişkilerinizi nasıl programlıyorsunuz? Özel bir çaba harcamadım. Çünkü gerçek sanat. bu çok önemli müzisyenlerin -felsefe terimiyle konuşursak. Güzelliği kaybolursa da. içimizdeki histir. Verimli olmakla evrimli olmak el ele büyür. önüne koyduklarımızı yansıtan bir aynadır. yan yana yürür o kişilerin yaşam serüvenlerinde. İstikrarın ve dengenin sahibi. adını bile telaffuzda zorlandığımız genç insanlarca bize sunuluyor olması. en azından hayalperest ve ütopyacı gözüyle bakılmıştır tarihte. cansız kalır. halkın büyük eleğinden ve süzgecinden zaten geçemez. Bilelim ki hayat. Kendinizi sorgular. tövbe ise öğrenmeyi öğretir. Bu ise. Sanatçının bilincindeki tasarım. hayallerini esere dönüştürebilmiş ve üretebilmiş olan insanlardır. Hatanın getirdiği pişmanlık tövbeyi. İsimlerini andığım üç değerli müzik sanatçımız. “Halk türküsüz kalırsa. Elbette bu. bir başka deyişle anarşizmden arınmış ve hayatın dengelerini keşfetmiş insanların harcı vardır uygarlık anıtında. Toraygırov da diyor ki. Çünkü bu kişiler. İnsanlığın meşalesi sayılan kişilere. Türkçe olimpiyatları’ndaki türküler hakkında görüşleriniz? Tarihsel önem taşıyan müthiş bir olay ve gerçekten bir büyük organizasyondan söz açıyorsunuz. mutlu olur. sınırsızlık olarak anlaşılmamalıdır. endişe. kişiliğimizin sınırlarını da çizer aslında. Hayal ettiğimiz ve onlara inandığımız kadarını gerçekleştirebiliriz. Aynı çağda yaşamaktan mutluluk duyduğunuz müzik sanatçıları var mı? Aynı çağda yaşamaktan veya tanışmaktan öte dostum olmalarıyla büyük onur ve kıvanç duyduğum birçok müzik sanatçımız var. sanatla felsefenin temel kesişim noktasıdır. hata yapma olasılığı azalır. Merak etmeyin. Hayatı. görgü ve deneyimi çok olanın. güzelliği kaybolur. Tersinden bakarsak.1 0 48 .

Şöhret yönetimi. hoşgörü ve anlayış köprüleri yıkılınca. Ucuz popülizmden uzak durdum. O. benim her fırsatta vurguladığım. Her türlü yozluk ve seviyesizlikten uzak tutmaya çalıştım kendimi. ‘Tamamen ben yaptım’ diyebileceğim hiçbir şey yok. sahicilik. bestelerle. hem de görevimizdir. Anadolu. kilim olmamı istemişti. her mevsimin çiçeği ve zamanüstü olabilendir. Doğallık. Sanırım Türkiye. Çünkü onu kendinden bildi. dürüstlük ve alçakgönüllülük.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Samimi ve doğal davrandım. Yıllardan beri nasıl başarılı kalabildiğinizi anlatır mısınız? Beni halkımın sevgisine layık gören Allah’a. Ben. büyük hayaller üretmekten ve onları gerçekleştirecek girişim ve faaliyetlerden de asla uzak durmam. yeni bir gündem oluşturmaktır. siz hangi işi yaparsanız yapın. hayatla mutlaka kesişmeli. risk yönetimi kavramıyla çok yakından bağlantılı. en geniş ortak paydayı ve en düşük seviyeyi esas alan birtakım medya gölge etmesin.ründüm. ben de gidip gönlümü sermiştim. Fatih Kısaparmak’ı sevdi ve kabul etti. Egomu alabildiğince dizginlemeye çalışır ve takım kurabilmenin. kalıcı ve üst değerler uğruna çaba harcamalı. Tasarlanmış imajların.. Hele biz. Biz tereyağı gibiyiz. Onu mazbut aile yaşamıyla kalbine koydu. mutlaka bir görevi yerine getirmiş oluyorduk. Fakat ülkemiz insanlarını gerçekten çok sevdim. Bir sanatçı olarak “derd”iniz var mı? Olmaz mı? Benim derdim. hoşgörünün ve uzlaşının değerini iyi biliriz. Başka yağların reklamı yapılsa da. Gerçek sanat eseri nedir sizce? Gerçek sanat eseri ne eskidir ne de yeni. benimdir. Sürekli bir metafizik gerilim içinde bulunarak. Hem eskidir hem de yeni. Kanaat gibi zenginlik olmadığını savunageldim. Benim işim destelerle değil. fark edilmek önemlidir. önce sizi sevecek ve benimseyecek. her nefeste şükrediyorum. Onlara sevgimi gösterirken de dürüsttüm. İnsanlarımızın bize gösterdiği sevgi ve ilgiyi hak etmeliyiz. Yeter ki. Çünkü şöhret. servet ve kudret. Paylaşımı son derecede önemserim. Sabırlı ve gayretli olmaktan başka çare yok. onun lütfüyledir ve Anadolu’ma aittir. Çünkü insanlar hayatı tercih eder. Ortak paydalarımızın ortak faydalarımız olduğunu haykırmalıyız. Söylenmemeli. Eğer öyle olmasaydı. sadelik ve samimiyette bulmalıyız. yepyeni Rönesansları mayalayacak güce sahiptir. Oysa el ele ve emel emele olmalarında sayısız yarar bulunan insanlar. ne yaparsak yapalım. halk dalkavukluğu da yapmadım. ağır ağır. Dünya adlı bu gemide tesadüfen bulunmuyorduk. Bunları gerçekleştirirken de. söylemeliyiz. Bu anlamda ciddi endişelerim var. ayrıcalık olduğu kadar birer illüzyondur aslında.. halk bunu çok geçmeden fark ederdi. büyük fotoğrafı ıskalamamalıyız. Eski olsaydı ölmeye. önce sizi. Bize göre en büyük intikam affetmektir ve iyilik kaçınılmazdır. Beğenmediğiniz ne varsa. yavaş yavaş gerçekleşen bir süreç. Yapıtlarımda neyi beğeniyorsanız. gündemi korumak değil. Tekâmül denilen şey. her şeyin en iyisini verememiş olabilirim.. Bizim halkımız. gökkuşağı misali tüm renkleri kimliğimizde kaynaştırmayı bilmeliyiz. Özel hayat işportacılığı yapan malum medyadan uzak durdum. ne olacağım diye hayaller kurmadan önce. yeni olsaydı eskimeye mahkûm olurdu. gücünü bilmekten öte haddini bilmek formülünü göz ardı etmemeli. o hiç istemediğimiz kutuplaşmalar meydana geliyor. Yaşadığımız sosyal çalkantı. Elbette. üretkenliğimi ve yürek doğurganlığımı bileğlerim. Oysa insan. Reklam edilmek değil. Şöhret ve ego arasındaki ilişkiyi nasıl yorumlarsınız? Bu konuya bakarken. Sanat. Şöhret zehirli baldır. çatışma ve kriz kültürüyle yetişmiş sancılı bir kuşaktanız. Gerçekten de öyleydi. evvela olmamam gerekenleri belirlemeyi daha doğru bulurum. Barışın. Önemli olan. İster çarkçılık ister kamarotluk. Kültürümüzün kök hücresi saydığım değerlerle yeni bir uygarlık projesi üretilebileceğine inanıyorum. ekip olabilmenin vazgeçilmezliğine inanırım.1 0 49 . Fakat en az o kadar da güçlü ümitler besliyorum.. tereyağının reklama ihtiyacı yoktur. Sürekli olarak büyük pencereden bakmalı. ülkemizin değerler sistemine bir artı değer daha katabilmek ve halkımızın mayasına karışabilmek. Kişisel ve bireysel anlamda beklentisiz çalışırım. ne zaman durulur sizce? İnsanlar arasındaki sevgi. Ama benim verebileceklerimin en iyisini sundum. sesinden ve bestelerinden önce. vazgeçilmez yol işaretlerimiz olmalı. Haddimizi bilmek ve tertemiz kalabilmek hem sorumluluğumuz. Saygılı ve ölçülü davranmama rağmen. Size. ne olmayacağım diye uzun uzun düşünüp. aslında dışı yaldızlı birer balon olduğuna inandım. Mükemmelliği. Siz beni tanımadan önce de ben sizi tanıyor ve çok seviyordum.

ancak dışarıdan dikkatlice bakanların görebilecekleri tarzda şehrine benzeyen insanlarla. insanlarına benzeyen şehirler ortaya çıkar. Böylece. aynı zamanda Elazığlıları da garip bir biçimde kendiliğinden birbirlerine benzetir. diğer şehirlerimize göre daha şanslı olduklarını düşünüyorum. Elazığ bu şehirlerimizden biridir ve onun Harput. Elaziz. sadece konuşmaları değil. Elazık ve sonunda Elazığ’da karar kılan macerası. türkü ortak paydası üzerinden. jest ve mi* bayrambilgetokel@gmail.1 0 50 . şehirde de Elazığlıya benzeyen bir hâl vardır sanki. Bir şehre asıl kimlik ve kişilik kazandıran bu türküler.BAYRAM BİLGE TOKEL* azı şehirlerimizin. Bu kimliği görünür kılan değerlerin başında şüphesiz Harput’un kadim sakinleri ile onların ruh ve hançeresinde yoğrulup soylu bir vakar içinde söylenerek bugünlere taşınan türküler gelir. her Elazığlıda şehrine benzeyen bir şeyler olduğu kadar. bugünkü şehir kimliğini oluşturan nice zenginliklerle doludur. İşte bundan dolayıdır ki. tarihin derinliklerinden tevarüs ettikleri ortak kültürel değerleri Anadolu’ya yerleştikten sonraki süreçte işleyip geliştirerek kendilerine has bir kimlik oluşturmak konusunda.com B Elazığ meşk gecelerinden bir görünüm ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Bu durum. Mamurat-ül Aziz. bir taraftan şehri kendi özgün renkleriyle boyarken. Bana öyle geliyor ki. diğer taraftan da farkında olmadan şehrin anonim rengi ile boyanırlar.

Cahit Külebi şu dizelerle anlatır: Savaştepe köprüsünden geçen trenler Sel olur İzmir’e akar İzmir’in denizi kız. Elazığ’ın hemen her biri bir türkü klasiği olan yöresel ezgilerini. hep “bir şûh-i sitemkâr”ın derdiyle yaşarlar sanki öyle mahzun ve masumdurlar. olmalıydı. divane bülbüle niçin feryat ettiğini sormadan edemeyen âşık insanlar diyarıdır hep muhayyilemde. çünkü Elazığ da. aslında büyük sır. yüksek minarelerde kandillerin yandığı Elaziz. Şehir ve insan arasındaki bu hem gizli hem açık ilişkinin farklı bir yönünü. Harput’un başına her kar yağanda ince yüzlü bir Harputlu. bilmiyorum. O zaman anladım ki. o şehrin “köhne” mahallelerinden yükselen kadim türkülerine bakmak gerek: Mezire’den çıkarak ince bir baş ağrısı ile yürüyen genellikle uzun yüzlü. diğer bazı şehirlerimiz gibi. Çayda çıraların. Ben Elazığ’ı bundan yıllarca önce. Tabii. mayaların. İlk defa ebemin o ihtiyar sesinden duyduğum için olsa gerek çok etkisinde kaldığım ve unutamadığım bu güzel türküyü günün birinde. sanki ebemden duymuşçasına aynı türküyü çalmasın mı… Türkünün sözleri hemen hemen aynıydı fakat radyodaki ses ebemden oldukça farklı okuyordu. bir kuşluk vaktiydi ve rahmetli ebem Yozgat’ın bir dağ köyündeki evimizin avlusunda yayık yayarken.. Selçuklular. kardeşim Palulu Zekeriya Karadayı’yı tanıyıncaya kadar. Elazığ’ın. Ama bu Artukoğulları’ndan veya daha öncesinden mi. lirik. Elazığ Nire…” ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 ... kadim dostum. Osmanlılar ya da daha büyük bir ihtimalle Dulkadirliler döneminden kalma bir akrabalık mı idi. Bir şehrin ve ‘hemşehirli’lerin kendilerine özgü kimlik ve kişilikleri konusunda sağlam ve tutarlı bir fikir edinmek için. Kayabaşı’ndaki Hafo’nun evinde sanki durmadan Necibe’nin güzelliğine tarih düşer gibi gelir nedense… Bâd-ı sabânın güzellerin zülfünü dağıttığı her Harput seherinde. daha sonra Diyarbakır yöresine ait olduğunu öğrendiğim bir türkünün aydınlık penceresinden girerek tanıdım. elezberlerin ve koşmaların ılık rüzgârları esen ışıklarla dolu kapısından içeriye bu dostun kılavuzluğunda girdim. hem deniz kokar Bütün bunların farkına varmam için. mahallî havalarını. avludaki taşın üzerinde her sabahki tahtına kurulmuş “Günaydın” programına gelen istek türküleri yayınlayan ‘pilipis’ marka radyo.. pek de güzel olmayan ama bütün sihrini Ela- İnsan Türküsüne Böyle mi Benzer. ta lise yıllarına gelinceye. Kendi tabiriyle “dünya kurulalı beri” ataları gibi Bozoklu bir Türkmen olarak Yozgat’ın bu dağ köyünde yaşayan ebemin bu türküsü Elazığ’da da söyleniyordu ve demek ki yalnızca Diyarbakır ile Elazığ arasında değil. türküleri kendilerine. kendileri türkülerine benzeyen insanların şehri. İlk defa lise edebiyat kitaplarında karşılaştığımız ve manalarını hiç bir zaman tam olarak anlayamadığımız aruzla yazılmış şiirlere çok benzeyen güfteleri terennüm eden Elazığ havalarını da ilk olarak yine bu dostun. Tesadüf bu ya. kadife gibi yumuşak. Çocuktum. hâlâ. içli ve hafif titrek sesiyle.. bir Ermeni kızına söylenen o en güzel sevda türküsü “Ahçik” yankılanır Harput’un yüksek konaklarındaki kürsübaşı meclislerinde. hatta yürüyüş tarzları bile “Elazizce” olan insanların şehridir Elazığ. benim kendisini dinlediğimden habersiz. kendi kendine o türküyü söylüyordu: Odasına vardım kahve pişirir Kınalı parmaklar fincan devşirir O yâri görenler aklın şaşırır Ya bir mektup yolla ya bir bergüzar Gözlerim üstünde vermem intizar. bu iki şehrimizle Yozgat arasında da bir yakınlık bir akrabalık vardı. biraz sonra. genel anlamda türkü dediğimiz halk şarkılarında gizli.1 0 51 . bir daha silinmemek üzere zihnime kazınmıştı. biraz iri burunlu ve hafif kambur bu insanlar. açılır açılmaz yüzünüze divanların. duygulu türkü ve hoyratlarını. fakat bu sefer ebemin söylediğine daha çok benzeyen bir başka varyantını radyodan “Elazığ türküsü” anonsuyla duyduğum gün artık “Elazığ”. oturup kalkışları. “Yozgat Nire. kısacası ‘Harput Musikisi’ni ve bu musiki ile yoğrulmuş has bir Elazizliyi yakından tanımam gerekirmiş.. İlhanlılar.. bütün bunları o gün için anlamam ve yorumlamam elbette mümkün değildi. kızı deniz Sokakları hem kız..mikleri. hoyratların.

Diyarbakır. bir taraftan şehri kendi özgün renkleriyle boyarken. “Bu beş şehirden biri keşke Yozgat olsaydı” dediğimi iyi hatırlıyorum. Fuzuli’nin “Âh eylediğim servi hırâmının içündür/ Kan ağladığım gonca-i handânın içündür” beytiyle başlayan gazeline benzer daha pek çok gazelin Harput musiki fasıllarının ve geleneksel kürsübaşı meclislerinin vazgeçilmez repertuvarı arasında yer aldığından haberdar mıydı. Sıtkı Demirci gibi eski ustaları. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir’ini ilk okuduğumda. bunu Elazığ’ın sanki daha çok hak ettiğini düşünmeye başladım. dönemin en popüler mahallî sanatçısı Enver ağabeyin (Demirbağ) bile yorumundan habersiz o türküleri sevmek. ancak dışarıdan dikkatlice bakanların görebilecekleri tarzda şehrine benzeyen insanlarla. Harputsuz ‘Beş Şehir’ Ayrıca Elazığ o yıllarda. müziği ve insanıyla bu şehrimizi daha yakından tanımama büyük katkı sağlayan eserler oldu.1 0 52 . bu birikime kim bilir ne büyük vuzuh. Tahir Abacı’nın Harput/Elazığ Türküleri adlı denemesi. Türk halk ve klasik müzik geleneğimizin üst seviyede sentezi olan eserlerin en çarpıcı örneklerini Harput musiki geleneğinde görüyoruz. bilmiyorum. zenginlik ve derinlik kazandırırdı. masum bir mensubiyet duygusu ile. Diyarbakır’da askerliğini yapan Sadettin Kaynak’ın uzaktan da olsa az çok tanıma imkânı bulduğu ve bir daha da tesirinden kurtulamadığı “Harput Âhengi”nin tüm güzelliği. türkü ortak paydası üzerinden. Bu Dere Baştan Başa. teknik ve estetik yönleriyle tahlil ve analiz ettiği Elazığ-Harput Müziği adlı kapsamlı çalışması. herhâlde Harput havalarının sahip olduğu yüksek sanat değerinin gücüyle izah edilebilir. Derken daha sonra Şemsettin Ünlü’nün Yukarışehir ve M. zığlılık ruhundan ve heyecanından alan sesinden dinlediğimi itiraf etmeliyim. Salih Turhan’ın yöre türkülerinin notalarını bir araya topladığı derlemesi ve nihayet Savaş Ekici’nin Harput-Elazığ müzik repertuvarını kültürel. Kerkük musikileriyle de anlamlı ve derin akrabalık ihtiva eden bu yüksek musiki geleneğini eğer Tanpınar yakından tanımış olsaydı. Böylece.Bir şehre asıl kimlik ve kişilik kazandıran bu türküler. Sonraki yıllarda İshak Sunguroğlu’nun “Harput Yollarında” ve Fikret Memişoğlu’nun Harput Âhengi adlı eserleri geçti elime. Bırakın Hafız Osman Öge. doğusunu söylemek gerekirse yine de Beş Şehir yazarının Elazığ’ı yazmamış olmasına hayıflanmaktan kendimi alamadım. Fakat doğrusunu söylemek gerekirse Elazığ’ı tanıdıkça. Sağlam bir Türk ve Müslüman mayası ile yoğrulmuş. Çünkü Tanpınar’ın “mahallî klasik” dediği. Kim bilir belki de Hâfız Osman Öge’nin Bülbülüm Bağ Gezerim. Ali Akbaş’ın Harput Güzellemesi.Önal Mengüşoğlu’nun Yerler Mühürlendi adlı romanları ile yine Mengüşoğlu’nun Harput Şehrengizi’ni okuyunca. kültürü. Urfa. diğer taraftan da farkında olmadan şehrin anonim rengi ile boyanırlar. insanlarına benzeyen şehirler ortaya çıkar. sanatsal. bir Yozgatlı olarak. Fakat bütün bunlara rağmen. inceliği ve zenginliği ile yaşandığı yıllardı. Bunlara ilave olarak daha sonra merhum Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu ve Ahmet Kabaklı Hoca’nın şiir ve yazıları. Bunları zevkle ve istifade ederek okudum fakat Tanpınar’ın Beş Şehir’inden aldığım tadı. hazzı aldığımı söyleyemem. Değirmen Sabah Ezanında Elezber Okunur mu? ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . has bir Yozgatlı olarak Elazığlılar adına demeye çekiniyorum ama Harput adına çok sevindim.

bir kısım bestelerine sanki bazı Elazığ türkülerinin üsluba çekilmiş hâli ya da bir tür varyantı diyebilirsiniz. hoş görmek gerekir. Nerdeyse herkesin fark edebileceği kadar bariz olan bu etkinin -bırakın varlıkları tartışılır musiki eleştirmenlerimizi. Elazığ’da en karakteristik şekliyle çıkar karşımıza. sabah ezanından evvel Naat okurken. belli bir üslup ve tavrın hâkim olduğu güçlü mahallî müziğe sahip hemen her yerde görmek mümkün. ‘Acele etmeyin.1 0 53 . Lokman Tasalı’dan Adnan Çilesiz’e. o da şudur: Elazığlılar kendi türkülerini söyleyen yadırgı’ları kolay kolay beğenmezler ve onlarda mutlaka bir eksiklik veya yanlışlık bulmak eğilimindedirler genellikle. özellikle de Elazığ türkü ve havalarının tesiri öylesine güçlüdür ki. Yel Eser Kum Savrulur gibi her biri gerçekten birer türkü klasiği olan eserleri taş plaklara yeni okumaya başladığı yıllardı. “Benim türküm en çok benim ağzıma yakışır” demektir ki. edebî şöhretinin Harput’la sınırlı kalmasına hep hayıflandığım merhum Harputlu Hacı Hayri’nin şiir ve musikideki ustalığını en iyi bilen insanlardan birinin de Sadettin Kaynak olduğu fikri takılır kafama kendiliğinden. artık oturmuş ve belli standartlara kavuşmuş bir üslup oluştuğu için. ‘Perili Hafız’ın bu yaptığı küfürdür’ diye şekvacı olmuşlar. Kim Büyüttü Böyle Bîperva Seni. henüz doğrudan bir “musiki edebi- Harputlu Hacı Hayri’den Saadettin Kaynak’a ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . etkilendiği ve etkilediği kaynakların irdelenmediğini biliyoruz. Mukayeseli olanından vazgeçtik. bilmiyorum. Müezzinin Elezber denilen yüksek havayı bitirdikten sonra tekrar Naat’a devam ettiğini görünce yanındakilere dönerek.. Gerçi “folklor musıkisi”nden istifade eden bir bestekâr olduğuna işaret edenler olmakla beraber. Elazığ hoyratlarının ve Diyarbakır mayalarının yanık nağmelerini hissettikçe istesem de başka türlü düşünemem zaten. Oysa Saadettin Kaynak’ın bestelerindeki türkü etkisi. Çünkü Klasik Türk Musikisi geleneğine mensup yirminci asırda yetişmiş en büyük bestekârlarımızdan olan Saadettin Kaynak’ın bestelerinde Harput Musikisinin tesiri çok açık hissedilir. yani otantiğine benzemeyen icrayı hemen dışlarlar. taklidî olanı ya da kendilerine. Bu kısa yazı çerçevesinde belki daha çok işaret etmekle yetindiğimiz o zengin Harput-Elazığ musiki geleneğini günümüze taşıyan geçmiş ses ve saz ustalarını rahmetle anıyor. Namaza gelmekte olan Büyük Beyzâde Hacı Ali Efendi’ye yaklaşanlar. Zengin tarihi ve kültürel birikimden beslenen köklü musiki geleneğine sahip diğer bazı şehirlerimizde karşılaştığımız bir durum. Ve merhum Memişoğlu’nun naklettiği şu ilginç anekdot da belki tam o günlerde yaşanmıştı: “. yatı” geleneğimiz dahi olmadığı için bugüne kadar her bestekâr gibi.. ‘Bu vecd hâlidir.bugüne kadar ciddi müzik ve sanat çevrelerince dahi fark edilmemiş olmasını nasıl izah etmeli.Sala Benzer. bu eşsiz güzellikleri bugün hâlâ bizlere yaşatarak bu tür yazıların yazılmasına vesile olan Enver Demirbağ’dan Erkan Oğur’a. Çünkü zaman içinde o yörede. Kar mı Yağmış Şu Harput’un Başına. Fakat Beyzâde Hoca... zengin müzik geleneği olan. Böyle düşünmemi gerektirecek hiçbir müşahhas bilgi ve belgeye sahip olmamakla beraber. Elazığ musiki meşklerinde sık sık Kaynak’ın bestelerinin yer almasının sebebi de bu akrabalıktan kaynaklanır elbet.Saray Hatun Camii müezzini Perili Hafız diye maruf Hacı Süleyman. Sinemde Bir Tutuşmuş. İlk bakışta kendini beğenmişlik gibi görünen bu yaklaşımı. bugüne kadar Kaynak bestelerinin türkülerimizle ve türkü formuyla olan akrabalığına dair ciddi bir tahlile ben rastlamadım. vebal değil belki de sevap işlemiş oldu’ diyerek şikâyete hak vermemiş”.■ Herkes Kendi Türküsünü Söylesin O günleri hayal ettikçe. Zülfü Demirtaş’tan Hasan Öztürk’e tüm sanatçı dostları muhabbetle selamlıyorum. Mesela radyolarımızda bazen Kaynak’ın bir şarkısı olarak söylenen Bülbülüm Bağ Gezerim adlı eserin anonim bir Elazığ türküsü olduğunu ehli elbet bilir. cemaatin sağdan soldan camiye geldiği sularda birdenbire Elezber’e geçmiş ve halk manilerinden birini söyleyerek hoyrat okumaya başlamış. sonunu bekleyelim’ diyerek durup dinlemiş. Sadettin Kaynak’ın bestelerindeki o bariz ve karakteristik Harput Âhengi’ni. Bunun anlamı. saygıyla karşılanmalıdır. Kaynak’ın eserlerinin de edebî ve estetik bir tahlilinin yapılmadığını.

Beşikten mezara türkü yakarım. Türküdür yurdumun asıl sahibi. Türküler nakışım. Allı turnalara yön verir sesim. Hüzünlerin doruğuna çıkarım. türküler süsüm. Türkü bir ummandır. Bin yıldır çığrılan hoyratlar benim. sazıma verdiğim sözüm: “Türkü bayrağını arşa dikerim. Maya yârim olur. Tarihe anamın ak sütü gibi. Bir nağmeden bir nağmeye akarım. Nazlı yâr bağına türkü ekerim. türküler özüm. Buram buram türkü kokar nefesim. Türkülerle Türk mührünü çakarım. Aşkın çağrısıyım Çayda Çıra’da. Dalgalar oynaşır sineme layık. Değmeyin a dostlar değilim ayık.TÜRKÜ BAYRAĞI Bir âşık sazını çalmayagörsün. görünmez dibi. Türküler. Mumların şavkıyla erip murada.” YUSUF DURSUN ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Gözlerim hicranla dolmayagörsün.1 0 54 . Türküler mayamdır. Elezberde benliğimi görenim. Gözyaşı yerine türkü dökerim. Fırat kenarında yüzer bir kayık. Yüreğim türküyle çevrilmiş ada. Türküyle çağlardan öte bakarım. Türküyle parıldar cihanda gözüm. bozlak yârenim.

. Fak. nsanlar. Edebiyat. Doç. Yani. duyguları daha da zengin ifade etme alanıdır. hem kelime olarak hem de ezgi olarak. yaşadıkları duyguları değişik yollarla dışa vururlar. resim. her hüzün. “hüzün”e yol açar. söz ve müziğin birleştiği alan olan türküler. İster ayrılık ister ölüm merkezli olsun. düşlemeleri ve kurgulamaları ile çelişen gerçeklik. toplumsal şifreler de çözülmüş olur Türkülerde. türkülerin yüzlerce yıllık geleneksel birikimi ve sosyal psikolojiyi yansıtma özellikleri vardır. faydacı bir anlayışla en çok sergilendikleri alanlardır. bireysel ve toplumsal ölçekte bir “arınma” (katharsis/ katarsis)dır. heykel. * Yard. pek çok bireysel ve toplumsal duygu ile beraber “hüzün” de işlenir. Dr. Muğla Üniv. birey ile reel olgu arasındaki ilişkiyi sağlayan güçlü bir duygu köprüsü olarak. mimari ve müzik gibi güzel sanatlar. türkülerdeki ortak zihinsel üretimlerin sırrı çözüldüğünde. “hüzün”. Bu yüzden. İşlenen hüzünlerin bir kısmı ayrılık bir kısmı da ölüm merkezlidir. Fen-Ed. İ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .1 0 55 .ÜMRAL DEVECİ* Bir insanın beklentileri. dışa vurumun. mutlak bir “insan gerçekliği”dir. Ayrıca. Bunlardan ikisinin.

Yani. hüzün duygusunu yansıtır. temelinde özlem olması dolayısıyla. düşlemeleri ve kurgulamaları ile çelişen gerçeklik. gurbet eller. Ölüm. ölenin özelliklerini merkeze alırken iki şeyi göz önünde bulundurur: Birisi ölen kişi. çöl. katarsis’e büyük bir yer verir. türküyü söyleyende bir “arınma” yaratarak “hafifleme” sağlar. ayrıca tüm insanların karşılaşacakları kaçınılmaz bir gerçek olduğundan. özleyen ve özlenen arasındaki duygusal bağın dile getirildiği ve böylece arınma’nın yaşandığı bir türküdür. Her hüzün. geçici bir olgu gibi görünse de. ana baba etrafında gelişir ve gerek sözler gerekse ezgi. “kapının ardı gurbet” diyen bir kültür için. Ağıt metinlerinde. insanı kendisiyle yüzleştirir ve gerçek anlamda kendisiyle yüzleşebilenleri de olumsuzluktan arındırır. bir yandan. derin izler bırakabilen bir olgudur ve her ayrılık. bu sözcüklerin gerek anlam alanları ve gerekse işlevsel boyutu aracılığıyla hüznünü dile getirmekte ve ruhsal bir arınma yaşamaktadır. “acıma ve korku duygularını uyandırıp ruhu tutkulardan temizlemek”tir. bir iyimserliğin olması da duygu dengesini sağlayıcı bir unsur olarak göze çarpar. mutlak bir “insan gerçekliği”dir. Hüzün. “Yârim İstanbul’u mesken mi tuttun?” dizesiyle başlayan Kayseri türküsü. çoğunlukla ana baba ve sevgiliden ayrılık konusu işlenir ve türkü metinleri. Örneğin bir Eğin (Kemaliye) türküsünde. denilerek gurbet-sıla arasındaki duygu ilişkisi. Ayrılık türkülerinin tamamında. Bunun sonucu olarak da ruh sükûnete ererek dinginleşir. geçici bir ayrılık olmayıp mutlak bir ayrılık olduğundan. Ayrılık. Bu türküyü söyleyen kişi. Sözlerin ve ezginin sağladığı biyo-ritm ve fiziksel etki. Hüzün yoğunluklu türkü metin ve ezgilerinin ortaya çıkmasına neden olan bir diğer olgu ise ölüm’dür. onun olumlu ve erdemli yanlarının dile getirilmesi. ölümün yol açtığı hüzün daha derin. Bu özdeşleştirme. kişinin içsel yansımasının göstergeleri olurken öbür yandan da ana babaya ezgisel bir göndermedir. İnsanlığın karşı karşıya kaldığı ve “hüzün”e yol açan iki “dış olgu” vardır.1 0 56 . bir kurgulamanın sonucudur. bunun halk arasındaki terimi “türkü yakmak”tır. Ölen kişinin ardından söylenen ve genel adı “ağıt” olan türkülerde. Her korku ve her acıma. Türküyü söyleyen kişi (bilindiği gibi. daha etkileyici ve daha kalıcıdır. Ona göre trajedinin ödevi. suje gerçekliği ile reel gerçeklik arasındaki ilişkinin sorgulanmasına yol açar ve bu sorgulama insan ile “dış olgu”lar arasındaki ilişkiyi yeniden belirlemek üzere “ruhsal arınma”yı sağlar. katarsis’in temelinde “acıma” ve “korku” vardır. Türkülerde. hüznün sevince dönüşme olasılığı da olduğundan. Bunlarda. Bir insanın beklentileri. mut- ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . diğeri de dinleyen kişilerdir. birey ile reel olgu arasındaki ilişkiyi sağlayan güçlü bir duygu köprüsü olarak.Aristoteles. diğeri ise ölüm’dür. ağlamak. trajediyi işlerken. “kanadın kırılması. Birisi ayrılık. kıskançlık ve kahır ağırlıklı olmakla beraber. Yani. ölen ile sağ kalanlar arasındaki ortaklıklardan hareketle gerçekleştirilen bir özdeşleştirmedir.). ayrı düşülen kişilerin belirgin insani özelliklerinin yer aldığı metinlerdir. o kişilerin iyilikleri ve erdemleri dile getirilerek onlarla sözsel ve ezgisel bir özdeşleşme (identification) sağlanır. “hüzün”. ölenin hayattayken yaşadıklarının hatırlatılması. sağ kalanın da bir gün. bir rastlantı değil. yanında hasret/özlem duygusunu da taşır. “hüzün”e yol açar. Metindeki. içerik olarak. “sevinç ve mutluluk” gibi en güçlü insanî duygulardan biridir ve insan diyalektiğinin ayrılmaz bir parçasıdır. mahzun gönül” sözcükleri.

metne dönüşürken beraberlerinde hüznü ve merhameti getirirler. insanda hüzünlenmeye yol açan iki olgudur. zaman zaman çaresizliğin. Ayrıca ağıt metinleri. temelde bir arınma’dır. Akdağmadeni’nden derlenen “Hastane önünde incir ağacı” türküsünde veya Keskin’den derlenen “Ham meyveyi kopardılar dalından” türküsünde. En olumsuz koşullarda bile toplumsal vicdanı rahatlatan bir haslet olan merhamet. ölenle sağ kalanlar arasında.Ağıtlarda egemen olan beşerî özellik merhamet’tir. ölümün gerçekleşme şekline dair ifadelere yer verilerek. derin izler bırakır ve bunlarla ilgili söylenen ağıtlar da. insanın kendisiyle yüzleşmesini sağlayarak bir ruh arınma’sına yol açar. Hunharca işlenen bir cinayet. yaralanmış bir toplumsal vicdanın acısı dile getirilerek bir arınma sağlanır. İkisi de. türküyü yakan kişi. söylendiğinde gerek okuyanda ve gerekse dinleyende. sanki olay yeniden yaşanır ve yaşatılır. duygudaşlık sağlanarak “ortak kaderi yaşama” paylaşımı sağlanır ve böylece acıya ortak olunarak bir hafifleme ve arınma sağlanmış olur. Bazı ağıtlarda. En olumsuz koşullarda bile toplumsal vicdanı rahatlatan bir haslet olan merhamet. toplumsal ahlâka aykırı da olsa aşk yüzünden gerçekleşen bir öldürme. duygu yoğunluğu aşk olduğu için. temelde bir arınma’dır. geride kalanlara olayı yeniden yaşatır ve böylece ölümün acı gerçeği ile duyguları yeniden harekete geçirir. Bununla da. Bundaki amaç.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . kendisiyle. çaresizliğin verdiği bir söylem egemendir ve bu türküleri yakanlar.1 0 57 . Ezginin de katkısıyla. bu tür türküler. merhamet uygarlıklarıdırlar. ortak yaşanmışlıkların bir daha yaşanamayacağını duyumsatmasıyla da. örneğin genç ölümleri. Beklenmeyen bir ölüm. lak akıbet olan ölümle karşılaşacağı düşüncesini empoze etmekle beraber. Ağıtlarda egemen olan beşerî özellik merhamet’tir. Pencereden daş geldi Ben sandım Mamoş geldi Uyan Mamoş Mamoş uyan Başımıza ne iş geldi dörtlüğüyle başlayan Elazığ türküsünde. toplumsal vicdanda. beklenti ile gerçek arasında daha yoğunluklu bir gerilime yol açtığı için etkisi daha derin ve kalıcıdır. âdeta bir “toplumsal özür dileme” ile toplumsal arınma’yı sağlar. toplumla yüzleşmeye yol açarak olumsuzluklardan arınmayı ve ruhun dinginleşmesini sağlar. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Ayrılık ve ölüm. Doğu uygarlıkları. çaresizliklerini itiraf ederek bir arınma yaşarlar. Bu da daha derin bir arınmaya yol açacak söylemin oluşmasına sebep olur. merhamet uygarlıklarıdırlar. Anne beni Kırkpınar’da kestiler Cepkenimi saz dalına astılar Anam babam benden umut kestiler Dalgın uykulardan uyan Ahmedim Yağlı kamalara dayan Ahmedim bendiyle başlayan Afyonkarahisar türküsünde. Doğu uygarlıkları. insanın kendisini sorgulaması ve olumsuzluklardan arınması düşüncesini doğurur. tekrar yaşanan ölüm anının ruhlardaki yarattığı arınma’yı sağlamaktır. toplumsal ahlaka aykırı da olsa. ölüm olayının gerçekleşme sahnesini tasvir ederek. kimi zaman da pişmanlığın ifadesi olarak.

Tıpkı türküler gibi halkın dimağında yer bulmuş. sadece türkü icrasıyla değil. Türk’ün her şeyini anlattığını anlamak için yeterlidir belki ama biz bu ifadeleri biraz daha dillendirip ayrıntıları ile izaha çalışacağız. bir halk hikâyesi. Onun “Türkülerin Dili” adlı büyük çalışmasının arka kapak sayfasında şu ifadeler yer alır: “Türkülerimiz.. Onlar bizim hayat hikâyelerimizdir. her hâlleriyle toplumlarına benzemişler ve toplumlarını yansıtmışlardır. ağlayan kalbinin içi görülür türkülerde. B ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . acılarını. gülen. orada tekrar tekrar üretilerek nesillere mal olmuş pek çok halk kültürü malzemesinde Türk toplumunun tarihsel hikâyesini. hakikati olduğu gibi görüp söylemekten çekinmeyen ermişlerin ve cesur kimselerin söylemleridir. seven.1 0 58 . Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı Müdürü. küsen. * Yard.”(Özbek 2009) Bu sözler aslında en yalın hâliyle türkünün. Doç. ekonomisini. Dr. soran. göçleri. Fen-Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi.VE SÖZLÜ TARİH İLİŞKİSİ ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER İskân türküleri RUHİ ERSOY* Barak Türkmenleri. üretildikleri-yaratıldıkları toplumla birlikte yaşamış. ‘ustalık’ namını. Bizi anlatır asırlardır. savaşlarını. Gaziantep Ü. görmek mümkündür. tavrı ve aynı zamanda türküler üzerinde yapmış olduğu ilmî çalışmalarıyla da hak etmiştir. Çünkü söz konusu ürünler “sözlü kültür ortamının” ürünleri olup kültürün doğal akışı içerisinde. aşklarını vs. Türk insanının düşünen. kişiliği. Toplumun tarihsel-kültürel yaşanmışlığının ispatı olan bu malzeme. coğrafyasını. iskânları. üyük usta Mehmet Özbek. çatışmaları ve bu yaşananların toplumsal yaşamlarında bıraktığı izleri anlatan hikâye ve türküleri ile coğrafyadan vatana geçişin ve yurt ile göç edişin Türk kültür tarihi içerisindeki en güzel örneklerinden birini oluşturmuşlardır. asırların süzgecinden geçmiş bir türkü.

Tarihin bu tarz kayda geçirildiği ortamlarda söz konusu olayların birinci derecedeki kahramanlarının hâdiselerdeki konumu kayıt altına alınmayabilir. yalnızca tarihî vesikalardan yola çıkarak amacına ulaşamaz. arşivlenmesi geç döneme denk gelmektedir. estetiğinin varlığı yalnızca resmî arşivlere yansımamıştır. Böylece bu üretimlerden tarihî bir kaynak olarak faydalanmak mümkün hâle gelir. çoğunluğu oluşturan ve o ana kadar bilinmeyen insanlar arasından seçer. Kaldı ki Türk kültürünün-tarihinin yazılı kaynaklarla tanışması. Söz konusu bu iskân hâdiselerinden kaynaklı icra edilen türler Barak ve Bozlak olarak bilinen türlerin içinde saklı hâdiselerle kendisini göstermektedir. geçmişi kendi algılayışı ve siyasal hedefleri doğrultusunda takdim edebilirler. ayrıca bu noktada. ne hissetmiş o da sözel bellekler vasıtasıyla sazı ve sözüyle harmanlayıp türkü yakmıştır. ancak o toplumun her türlü kültür malzemesini okuyarak kavrayabiliriz. destan veya destan parçası ya da başka bir sözlü anlatı olabilir. Oysaki bir tarihsel olayı gerçekleştiren aktörlerin sayısı birden fazladır. Bir toplumun tarihsel ve kültürel gerçekliğini saptamak. Ayrıca olaylar farklı toplumsal kesimler tarafından farklı şekillerde algılanır.” (Thompson 1999:18) Tarih ilmi uzun yüzyıllar ağırlıklı olarak egemenin meşrulaştırılması zemininde. Bu gibi durumlarda farklı toplumsal katmanların ve tarafların edebî eserlerinde ve sözlü kültürlerinde tarihî olayların sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesi olaylarla ilgili alternatif bilgi ve belgelerin bulunması mümkündür. olayları bütün yönleriyle öğrenmeden kavramayız. 2003) Bunlardan Avşar Bozlağı olarak bilinen Dadaloğlu’nun (Görkem 2005). Bu hâdiseler resmî kayıtlara yönetenin bakış açısıyla geçmiş ve yöneten açısından haklı sebeplerle iskân edilişler çeşitli belgelere kaydedilmiştir. Hayatı tarihin içine sokar. Tarihî vesikalar uzun yüzyılların üst üste sıkıştırılmış kroki görüntüleri gibidirler. merkezî figürlerin etrafında kurgulanıp sunulmuştur. onu anlamak isteyen bir kimse. Bilgi ve belgeleri. genel anlamda tarih yazıcılığının yalnızca küçük bir parçasıdır. İnsanlara tarihlerini kendi sözleriyle geri verir. tarihin kabul edilmiş mitlerini ve baskın yargılarını yeniden değerlendirme.reaya bu konuda ne düşünmüş. Türk tarihinde söz konusu bu duruma örnek olarak bir kısım Türk boylarının Osmanlı Devleti döneminde Anadolu’da iskân edilişleri verilebilir. olaylara kendi penceresinden bakar ve kendi gerçeğini ve haklılığını vurgular. Kişilerin. “Sözlü tarih insanlar tarafından kurulmuş bir tarih türüdür. Toplumsal sınıflar ve nesiller arasındaki bağlantıyı dolayısıyla anlayışı sağlar. Bizim bu günden bakarak bu algılayış biçimlerinden herhangi birisini önceleyip diğerlerini yok sayma durumumuz olamaz. ilişkilerinin. siyasi yapıların ya da büyük savaşların kronolojik sıralanmasının tarihini yazmak. Onlara geçmişi verirken geleceği kurmak için de yol gösterir. yaşam biçiminin. Sosyal yapı içerisindeki her grup. Tarihi zaman akışı içerisinde insanın ve onun ürettiklerinin-tükettiklerinin. Türklerin Türkistan’dan Anadolu’ya göçleri ve Anadolu’da uygulanan iskân politikaları neticesinde muhtelif yer değiştirmeleri söz konusu olmuştur. masal. tarihin toplumsal anlamını kökten dönüştürme aracıdır. İşte bu türkülerin dili iskân politikalarının yönetilen tarafından bakış açısını oluşturmuştur. sanatının. Ortak anlamları ortaya çıkararak tarihçiye ve sıradan insanlara bir zamana ve mekâna aidiyet duygusu kazandırabilir. Bütün bunları biz. Yönetilen yani halk.1 0 59 . yazılı kaynakların arşivlenmediği dönemlerin tarihi ne olacak sorusu da karşımıza çıkmaktadır. Bu noktada karşımıza “sözlü tarih” kavramı çıkmaktadır ki bu kavram tarihin krokisini çizmektense onun içerisindeki insanın her türlü hikâyesini yakalama iddiasında olan genel yaklaşımın adıdır. Tarihsel dönemler içerisinde iktidarlar. çünkü tarihsel gerçekliği.bir efsane. Kahramanlarını yalnız liderler arasından değil. “Kalktı Göç Eyledi”si en meşhur olanıdır ve “ferman padişahın dağlar bizimdir” diyerek iskânı isyana dönüştüren en büyük nida olmuştur: Kalktı göç eyledi Avşar elleri Ağır ağır giden eller bizimdir Arap atlar yakın eder ırağı Yüce dağdan aşan yollar bizimdir Belimizde kılıcımız kirmani Taşı deler mızrağımın temreni Hakkımızda devlet etmiş fermanı Ferman padişahın dağlar bizimdir ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . resmî. (Mirzaoğlu. Siyasal iktidarlar bununla da kalmayıp asayiş kaygısıyla tarihsel olayları ve buna ilişkin belge düzenini kendi yargılarını destekler mahiyette düzenleyebilirler. iktidarı merkeze alan bir nevi egemenin tarihini anlatacak biçimde düzenleyebilirler. Sözlü tarih.

Günümüzde bu adlandırma yöredeki tüm aşiretleri kapsayan bir isme dönüşmüştür ve Gaziantep’in bu bölgesinde yaşayan Oğuz-Türkmen aşiretleri bu genel ad altında anılmaktadır. yüzyılda Orta Asya’dan Horasan’a gelerek burada yaşamaya başlamışlardır. hem Orta Asya’dan Anadolu’ya göç hikâyelerini hem de kültürel hayatlarını söz konusu kaynaklardan ve yaşayan Barak kültüründen tespit etmek mümkündür. yüzyıl sonlarında gerek kuraklık gerekse siyasi karışıklıklar nedeniyle Barak Türkmenlerinin huzuru bozulur. estetik değerlerini temsil eden kişi tarafından dillendirilen bir türkü.1 0 60 . Bununla birlikte Barak kelimesi Anadolu’nun pek çok yerinde köy. halk hikâyelerine işleyen Türk boyları. Baraklar. Barak Türkmenleri 15. tarihsel bir olayın (iskân olayı) akışını. Öte yandan bizim de üzerine akademik çalışmalarımızla eğildiğimiz Baraklar örneği dikkat çekicidir. ova. Tarih boyunca yaşadıkları acıları ve sevinçleri kilimlerine. geride bıraktıkları hatıralarını hâlâ yaşamakta olan zengin bir sözlü anlatı geleneği içinde biriktirmişlerdir. bu göç sonrasında zorlandıkları iskân ve iskânlar süresince devam eden aşiret çatışmaları büyük bir canlılıkla günümüze kadar ulaşmıştır. aynı zamanda yaşanan olayların ve şartların resmini çekmiştir.Dadaloğlu’m bir gün kavga kurulur Öter tüfek davlumbazlar vurulur Nice koç yiğitler yere serilir Ölen ölür kalan sağlar bizimdir Bu türküde. bucak. yüzyılın sonlarında Horasan’dan başlayan uzun bir göçün ardından Rakka’ya iskâna zorlanmışlardır. iskâna tabi tutuldukları bölgelerde de komşu aşiretlerle uzun çatışmalara girişmişlerdir. Bu zorlu yolculuğun ve göç boyunca yaşanan acı olayların hatırası Türkmenlerin ozanları tarafından nakış nakış işlenmiş ve Barakların yıllar süren göçleri. Bu dönemden itibaren Barak kelimesi bir Türkmen boyunun ismi ve bu boyla beraber Beydili. Hem göç sırasında karşılaşılan zorluklar hem de daha sonra uygulanan iskân politikaları Barak Türkmenlerinin büyük acılar yaşamalarına sebep olmuş. yani toplumun hayat algılayışını. söz konusu coğrafyayı. Toplumun millî şairi. Baraklar örmeğinde de aynı refleksi göstermiş ve Baraklar tarihî yolculukları boyunca yaşadıklarını. Baraklar göç süresince kendi aralarında. dağ ve mahalle adı olarak da kullanılmaktadır. iskân edilen Türk boyunun adını ve yaşam biçimini bulmamız mümkündür. Ancak 16. Türk’ün binlerce yıllık göç hikâyesinden kendi payına düşeni Barak Türkmenlerinin millî şairi Dedemoğlu aşağıdaki dizelerle dile getirmiştir: Kalktık Horasan’dan eyledik sökün Düşürdüler bizi tozlu yollara Omuzda parlar uzun şifleler Aşırdılar bizi karlı dağlara Bölük bölük oldu yüklendi göçler Atlandı ihtiyar. yayandı gençler Başımıza geldi gördüğüm düşler Düşürdüler bizi gurbet ellere Gehi konduk gehi göçtük yollarda Bilip bilmediğim gurbet ellerde Âlem dağlarında şu daz çöllerde Bizden sonra bir nam kalsın illere Toplandık aşiret geldik Culab’a ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Oğuz boylarından Bayat boyunun Dulkadirli koluna mensup bir Cerid obasıdır ve 17. türkülerine. Bunun üzerine oymak beyleri toplanır ve Anadolu’ya göç kararı alırlar. daha sonra iskânın türkülerle anlatılma hâdisesini rahatlıkla vesikalarla mukayese edip yöneten-yönetilen bakış açısını ortaya koyabileceğimiz zincir halkası gibi türkülerin mevcut olduğu bir alandır Barak Türkmen vadisi… Bir Türkmen boyu olarak Türk tarihine ışık tutan pek çok tarihî ve edebî kaynakta karşımıza çıkan Barakların. Barakların Horasan’dan seksen dört bin çadırla göçe başladıklarını öğreniyoruz. yöneten-yönetilen ilişkisini. Elbeyli Türkmenlerinin yaşadığı bölgenin adı olarak kullanılmıştır. yönetilenin resmî uygulamaları algılayış biçimini. Barakların sözlü geleneğinde yaşayan iskân türküleri ve diğer anlatılarından. Horasan’dan Orta Anadolu’ya uzun ve bir o kadar da yorucu bir göç başlar. türkülerin haricinde sistematik olarak bir göç’ün. Çeşitli sosyal hâdiseler ve aşklar etrafındaki kısa hikâyeleri. Gaziantep’in hemen doğusunda Nizip’ten aşağıya Suriye bölgesine kadar uzanan bölgeye de Barak Ovası denilmektedir. (Ersoy 2003) Daha sonraki dönem içerisinde özellikle Gaziantep’in Nizip ilçesi ile Suriye bölgesindeki oymakların tamamı Barak adını almışlardır.

Şehnaz Layıkel). kırık kapı almış yürümüş yalnızlık ne gelen var. Barak Türkmenleri. Sos.■ Kaynakça Görkem. İstanbul. Görüldüğü üzere bir edebiyat metni. Bu büyük kültür birikimi daha kapsamlı araştırmalarla Türk kültür tarihine ışık tutmaya devam edecektir. estetik algılayışını vermenin ötesinde. Ruhi.1 0 61 . Horasan’dan başlayan göçün Anadolu’da iskâna dönüşmesi ve bunun Barak Türkmen toplumundaki yansımaları. Ank. Mehmet. bize ait olduğu toplumun sanat zevkini. çatışmaları ve bu yaşananların toplumsal yaşamlarında bıraktığı izleri anlatan hikâye ve türküleri ile coğrafyadan vatana geçişin ve yurt ile göç edişin Türk kültür tarihi içerisindeki en güzel örneklerinden birini oluşturmuşlardır. uzak kuş karanlık içre susuz korkulu düş senelerce yaşanan derin acı kimse geçmez ki buradan çıkrık sesi solgun anı göçüyor eski toprak ile göçüyor bir bir MURAT SOYAK ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Özbek.Seksendörtbin hane gelmez hesaba Deve koyun çoktur insan kalaba Susuz hayvan inileşir göllere Dedemoğlu der ki aşkın bağından Aşırdılar bizi Yozgat dağından Anadolu Sivas şehri sağından Bu hâlimiz destan olsun dillere Burada Türk halk şiirinin estetik yapısını. Ötüken Yayınları. 2009.l Bil. Baraklı Âşık Mahgül ve Repertuvarı. İstanbul 2005. iskânları. Tarihi ve tarihî süreç içerisinde insanı anlama kaygısında olan bir araştırmacının bütün kültür unsurlarına birer tarih vesikası gözüyle bakması gerekmektedir. çok giden KÖR KUYU uzak ağaç. o toplumun her anlamdaki yaşanmışlığının da resmini çekmektedir. Barakların iskân Türkülerinden ve sözlü geleneğinde hareketle yaptığımız geniş anlamda ve kapsayıcı sözlü tarih çalışması kitaplaşma aşamasında olup konuyu her yanıyla izah etme amacı taşımaktadır. Yenibilgiler Işığında Dadaloğlu. Ankara 2003. Mirzaoğlu. Binboğa Yayınları. Gülay. Çukurova Bozlağı. İsmail. Thompson. 2003. sembol ve imaj dünyasını görmemizin yanı sıra. HAVADİS postallı bir dağ içinde göç göç olmuş köy garibin gözü yolda ne gelen var. Paul. çok giden dere boyu bağ bahçe ayrık otu çoğalır oğullar gurbet elde ne gelen var. Hacettepe Ü. Ersoy. takip edilen coğrafya. Enst. kalabalık nüfus ve yaşanan acı olaylar şair Dedemoğlu’nun dilinden bize aktarılmıştır.1999. Türkülerin Dili. basılmamış doktora tezi. göçleri. İstanbul. çok giden kederli türküler evi yıkılmış duvar. Geçmişin Sesi (çev. Barak Türkmenlerinin tarihsel serüvenlerini de takip edebilmekteyiz. E Yayınları.

1 0 62 . Uçak inince artık tamamen uyanmıştım. Öyle ya.. Parasıyla da olsa. ayazlı geceler de kullanılan bir bina… Elmalar duruyor kasada… Sarımsı. yoksa kınalı parmaklı..AHMET ULUDAĞ ğdır Üniversitesine öğretim üyesi olarak geçme işlemlerim düşüncenin ötesine geçip fiiliyata dökülmeye başladığında. al almayı görme zamanı… Kars Havaalanı’nda. Arazı mı (Aras Nehri) gördüm. Türküyü öğrenmeye. şimdi yine yolu düşünme zamanıydı. Çadırımsı bir yer içinde masalar var. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . galiba kırk beş dakikadır yoldaydık. Nahçıvan’dan Laçin üzeri Bakü’ye oradan da Karabağ’a mı gittim. hançeremde nağmelerini eylemeye. Acaba benim dalgınlığımdan istifade edip geçivermişler miydi? Aracımız yolda mola verdi. Müzikle amatör olarak ilgilenmeme rağmen bu meşhur türküyü bilmiyordum. yeşilimsi. Ağrı Dağı’nı mı gördüm. Gece geç yatıp sabah erken kalkmanın tesiri hâlâ devam ediyordu. bazı dostlar hemen “Iğdır’ın al alması” türküsünün adını andılar. bilmiyorum. İzmir-Kars arasındaki I derin uykuyla geçen yolculuğumda al almayı mı gördüm. Alma mıydı Iğdır’ın dağını taşını kaplamış “al topuklu beyaz kızlar mıydı” fatihlerin torunlarının şimdilerde bölük bölük bölünmüş diyarından gülümseyen. Iğdır’a daha ulaşmadan başladım “al alma”yı aramaya. ‘Amerika’da böyle olurdu’ geçmedi aklımdan. En azından ‘Avrupa’da şöyle’. türküler konusunda da epeyce bilgi sahibiydim ama herkesin hemen telâffuz ediverdiği “Iğdır’ın al alması” ben de bir türlü sese dönüşemiyordu. türküye. ülkemizde de müşteri memnuniyeti adına küçük şeylerin yapılıyor olması kıvandırdı beni. al almayı bulmaya karar verdim. Her ne kadar sanat müziği olarak adlandırdığımız geçmişin şehirli müziğiyle ilgilensem de. hem de çokça bilinen bir türküye nağme olmuş al elma merak edilmez miydi? İsmail Gaspıralı’nın roman kahramanının Gül Baba’yı araması gibi ben de “al alma”nın peşine düştüm. Kars ile Iğdır arasında elma ağacı gördüğümü hatırlamıyorum. bizi Iğdır’a götürmek için bekleyen yarım otobüsü görünce sevindim.. al duvaklı bir gelin miydi? Rüyalarımı pek hatırlamam. allı rüyalar gördüm. Yan tarafta da kışlık ve belki de.. önceden söylendiği gibi. Bütün uyanık kalma çabama rağmen arada bir gözlerimin kapanmasına engel olamadım.

Iğdır’la ilgili bir serhat şehri olduğu ve Doğu’nun Çukurova’sı olarak adlandırıldığı dışında bir şey bilmiyordum. Eski Devlet Hastanesi’nde indim. Aslında benim gördüğüm Büyük Ağrı Dağı’nın üç zirvesinden en yükseği. yer gök al alma değil miydi yoksa?. Türkünün aslının “Quba’nın al alması” olduğunu söylediler. Iğdır’ın isminin doğrusunun ‘İgdir’ olduğunu ve ‘iğdir’ şeklinde yazılması gerektiğini belirtmektedir. Melodisini hatırlayamadığım ‘Al alma türküsü’ sanki beni esir almıştı. bayatili . Ağrı Dağı’nı bütün heybetiyle göğe değmeye ramak kalmış ak pak zirvesiyle görünce büyülendim. Açılış dersini emekli bir Öğretim Üyesi Prof. starking gibi bir şey. elma ağaçlarının yerine her gün yeni binalar yükselse de: Iğdır’ın al alması Yemeye bal alması Yar gelene galdı balam Yaramın sağalması Iğdır’dan alma aldım Yarımı yola saldım Yarim buradan gideli aybalam Ayva kimi sarardım■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . misafirhane… Arada ufak tefek şeyler de yok değil. hakikaten türkü bu şekilde de söyleniyor. Eseri yayına hazırlayan Besim Atalay. yorgunluğumu almıştı. Iğdır’a en yakın olanıydı. Divanü Lügat-it-Türk’te Oğuz boylarından birinin adı olarak belirtilmektedir. ben bulamasam da. Her ikisi de tamamen görünür hâle gelince daha başına ak düşmemiş olan Küçük Ağrı büyüğünün ihtişamını biraz gölgeliyor.. Yeni bir kurum olmanın bütün sıkıntısı hissedilebiliyordu. her seferinde. Bir arkadaştan rica ettim. çünkü hemen her ilimizin. Quba. Oraya da gitseydim arar gezer miydim al elmaları? Gördüğüm starking benzeri elmalar mı acaba diye düşünüyorum. dedim. yani bildik bir türküydü. / Mevsimin perçemi takvimde son yaz. Türkiyeli. Azerbaycan’ın bir şehri. Ama olsun. farklılık sayılabilecek. Bir de her gün geçtiğim yolumun üzerindeki bir kavşağın orta yerindeki elma heykelciğini inceleyim. Karabağnameli. tabii elmalıklar kalırsa geriye… Mutlaka Iğdır’a has bir elma çeşidi vardır. burası Iğdır. Buralar daha Kars sayılır. Yine de Iğdır’a epeyi uzaktayız. ilçemizin mahallî çeşitleri vardır. hayallerim… Dağ taş elma ağacı. ‘fidanı da buralardan’ oldu. Serdarbulak Geçidi’yle birbirinden ayrılan iki dağın zirvesinin birlikte görüldüğü ilk anda Büyük Ağrı daha bir ihtişamlı duruyor. Üzerine türkü yakılan al almayı bir gün gelir bulurum. al elması var. Nihayetinde yol dediğin nedir ki. Genelağa baktım. O anlattı ama benim kafamda yine türküler vardı: “Cevizin yaprağı dal arasında”. Al almayı aramak da mutatlaştı. ölçülü mesafeler… Iğdır’a ulaştık.1 0 63 . Törende Nahçıvan Üniversitesi Müzik Topluluğu güzel bir konser verdi. bahçelerinden getirdi. Söylenen o ki. Lakin al alma türküsüne bir türlü sıra gelmemişti.beyazımsı renkleriyle golden çeşidi elmalar… Aaaahh. Acaba “elmanın yaprağı dal arasında” desek olur muydu? Hem bu Kayseri türküsünü çığırmayı da biliyordum. Onda da starking gibi altta dişler var. / Yerle gök arasında bir tek düğüm. Seyit Mehmet Şen Hoca verdi. Araznameli. Dr. başı bembeyaz. Küçük Ağrı’yı da görmek için şehrin dışına doğru gitmem gerekti. Belki de bu bana has bir algı. Iğdır’a gelinceye kadar merak etmediğim şeylerden biriydi adı. al almalı türküsü var. Öğleden sonra Kültür Merkezi’nde üniversitenin açılış törenine katıldım ayağımın tozuyla. yolculuğumuz başlayalı. Belki Bahaeddin Karakoç’un aksine ilk onu görmedim (Iğdır’a inince ilk onu gördüm. Dinlediğimde önceden dinlemiş olduğumu fark ettim. / Çevresi masmavi. İstek mi yapsaydım ne: Iğdır’ın al alması… Iğdır. Azerbaycanlı bir konser… Buralara has tınıları duymak.. cevizi anlattı. Sıkı sıkı sordum: ‘Bu mu. İki saat olmuş ya da olmamıştı. yerli mi?’ Cevap. Hoca elmayı mı anlatmalıydı diye düşündüm bir an… Cevizin uzmanına elma anlattırmak doğru olmazdı. Kağızman’ın kırmızı beyaz uzun elması gibi… Uzun elmanın da bir türküsü var mı ki? Bütün elmaların türküsü olmasa da türküsü olan yaşayacak. satıcılarda golden tipi çoğunlukta.) ama gördüğüm anda da büyülendim. burası bazı fakülte ve yüksek okullara tahsis edilmişti. Kültür Müdürlüğünün broşüründeki elmanın altında dişler yok gibi belli belirsiz. bilemiyorum… Birden günlerim mutat bir hâl aldı: Okul. budur Iğdır’ın al elması.

Bu nedenle türküler edebiyatımızın ilk ürünleri sayılmalıdır. duygu ve düşünceleri kamçılayıcı görev üstlenmiştir. Şekillenen bu türküler. tasavvufi türler ortaya çıkmıştır. Türk halkı Orta Asya’daki sosyal yaşamından kaynaklanan müzikten hiç kopmamış. ayin. baksı. tasavvuf müziğini kuralcı topluluk müziğinin bir kolu olarak almışlar. değişik Türk kavimlerinde aynı şeyi ifade etmek üzere farklı adlarla anılmıştır. Kırgızlarda eldik. adlarla anılan törenlerle yaygınlaşmış ve topluma mal olmuştur.1 0 64 . sığır vb. Mevleviler. İslamiyete dayalı Türk müziğinin bünyesinde şiirimiz yeni bir şekle girmiş. Türk halkının her gittiği yere bu geleneği taşıdığı gerçeği. Kam. Türkü için yapılan bütün tanımlar da bu ortak noktada birleşmektedir. oyun. halka halka genişleyip çeşitlenen ve yeni biçimlere bürünen müzik zevki hep varlığını korumuştur. Başkurtlarda halk cırı. Şaman. savaşlarda hep müzik yerini almış. Türkçe Eğitimi Bölüm Bşk. ozan gibi adlarla anılan kişiler ilk edebî türlerin üretici ve uygulayıcılarıdır. dinî.. Bu edebiyat geleneğinin ürünleri şölen. Türkmenlerde halk aydımı. Türkü için Azerbaycan’da mahnı. sazı ve ezgisiyle İslamiyete dayalı Türk müziğini oluşturmuşlardır. ilâhi. ozan gibi sanatçılar müzik eşliğinde oyun türküleri ve şiirler okurken konu olarak kimi zaman efsanevi olayları kimi zaman da dinî ve toplumsal konuları dile getirerek ta başında türküleri şekillendirmişlerdir. kam.MEHMET YARDIMCI* azının bulunmasından önce her ulusta olduğu gibi Türk ulusunda da oldukça güçlü sözlü edebiyat geleneği vardır. Uygurlarda nahşa gibi sözcükler kullanılmıştır. münacat. düğünlerde. Dr. Doç. Değişik Türk *Yard. Özbeklerde halk koşigi. baksı. hikmet. Anadolu’nun yanı sıra Balkan türkülerinin canlılığında sergilenmektedir. İslamiyeti kabulle. yuğ. devriye vb. İlk şiirleri oluşturup kopuz adı verilen sazı devreye sokarak yarattıkları müzikli söyleyişler türkülerimizin ilk biçimlerini oluşturmuştur. Oyunlarda. tapuğ. Türkçe sözlü âşık müziğine ayinlerde yer vermeyip âşığı tekkelerin dışına itmiş- ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . şölenlerde. Türkler.Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fak. Y boylarında farklı sözcüklerle ifade edilen türkü kavramının Türk’e özgü anlamına gelen Türkî sözcüğünden türediği görüşü yaygındır. sazın ana yapısını bozmadan tür ve sistemlerini geliştirerek sesi.

halkın yaşam savaşının dile ve tele dökülen yansımasıdır. Kerem ile Aslı. 1315 doğumluların Kurtuluş Savaşı’na gidişleri. küçük bir çocukla evlendirilen genç kızın olayı.1 0 65 . duvaz gibi yeni türlerin oluşmasına neden olmuşlardır. nice özlemleri. Türküler genellikle bir olay sonucu doğar. nice anılar depreşir yüreğimizde. Kimi zaman esen yelden kimi zaman turnalardan yararlanır sesinin ulaşması için dilediğine. Halkımız türkülerle ağlamış. türkülerle gülmüş. Türküler. İst. Anadolu halkı türkülerle yatmış. Halk Türküleri Evlerinin Önü. yüreğini türkülerle dışa vurmuştur. 2. Kimi türküler de halk hikâyelerinden ve âşıklardan halka geçmekte. Âşık Garip. dinî duygular ve kahramanlık duygularının ön plana çıkması sonucu da olmaktadır. Önemli bir olay sonucu duygulanma türküyü yaratır. gizli sırlarını telin ucundan seslendirir. Bunlardan. nefes.lerdir. Tokat türkülerinden Bağa gel bostana gel ve Minarede taş mı olur. Acı günlerde ağıt. Hikâyeleri bilinen pek çok olaylı türkü vardır. bir süre sonra türküdeki kişisel izler silinip halkın ortak malı olmaktadır. Âşıklara Alevi ve Bektaşi tarikatları sahip çıkarak edebiyatımızda deme. Bunların yanı sıra din dışı konulardaki âşık şiiri de güzelleme. kahramanlık günlerinde koçaklama. sevinçleri. “Bebeğin beşiği çamdan Yuvarlandı düştü damdan” türküsünü. Yaşamın her aşaması türkülerde en çarpıcı ifadelerle yansır. İlbeylioğlu gibi halk hikâyelerindeki bazı türküler bunlardandır. nice dilekleri dile getiren nağmesi kendine özgü sazsız türkülerdir. Ne zaman bir köy türküsü duysak içimiz burkulur. 1983. Silifke türkülerinden Ham çökelek. evlenmelerde kına türküsü. hapishane türküsü olup oyar yürekleri. Kastamonu türkülerinden Sepetçioğlu. Cahit Öztelli’nin dediği gibi “Beşikten mezara kadar her türlü günlük yaşantı olayları türkü yakılmasına neden olabilir. Anaların beşik ardında ünlediği ninniler. Dertlerimize yoldaş. Cahit Öztelli. Almus türkülerinden Burçak tarlası. Malatya türkülerinden Fırat kenarı. bir ananın bebeğinin çamdan yapılmış bir beşikte yitirmesi olayı. “Yürü bre Hızır Paşa Senin de çarkın kırılır” türküsünü. ağıt koçaklama adları altında şekillenmiştir. bas. gizli sevdalarımıza sırdaş olan türkülere ilgimiz gençlik hatta çocukluk yıllarımızda başlar. s. yaşamın çeşitli durumlarında gurbet türküsü. Türkünün doğuşuna neden olan olay kimi zaman gerçek ve yaşanan bir olay olduğu gibi kimi zaman da özlem.13. Muğla türkülerinden Ormancı (Çıktım Belen Kahvesine) ve Bodrum Hâkimi. Muş türkülerinden Havada bulut yok. Sarı kurdelem. Elazığ türkülerinden Çayda Çıra Yanıyor. “Kızılırmak nettin allı gelini” türküsünü yaratan olaylardandır. aşkları konu alan ve her çeşit şiir biçimiyle. Anadolu’da genç. türkülerle kalkmış. “Sabah olur çocuk gider oyuna Oynar oynar taş doldurur koynuna” türküsünü. Sivas türkülerinden Kızılırmak. Türkü ise topluluk içindeki acıları. Ankara türkülerinden Misket. Bitlis türkülerinden Bitlis’te beş minare. Kızılırmak’ta bir gelinin boğulması olayı. bağlamasıyla yoldaş olup sevdalarını. 1. “Hey onbeşli onbeşli Tokat yolları taşlı” türküsünü. Bolu türkülerinden Halimem. acısı sevdası dillere destan olup dört bir yana yayılmıştır. şathiye. yurt sevgisi. İzmir türkülerinden İzmir’in kavakları sadece birkaçıdır. uzun ya da kırık hava şeklinde söylenen en yaygın halk müziği türü olarak gelişimini sürdürmüştür. Boş beşik. iş türküsü. Kimi türküler de başka yörelerde yakıldığı hâlde ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Nazilli türkülerinden Yörük Ali. taşlama. doğa sevgisi.”[1] Hızır Paşa’nın Pir Sultan’ı zindana attırması olayı. Anadolu insanı çocuğunu türkülerle büyütür. Fatsa türkülerinden Hekimoğlu.

Bursa’nın ufak tefek taşları türküsü Bursa türküsü değildir. Örneğin. Oysa bu türküler kim bilir âşığının ne derdinin ne çilesinin ne sevdasının tercümanı olmuş ne yürekten söylenmiş türkülerdir. Âşığı bilinen kimi türküler de mahlası okunmayınca anonimleşmektedir. Pir Sultan Abdal ve Teslim Abdal adına üç değişik kaynakta görülen türkülerdendir. Kimi türküler de okuyucuların bazı sözcüklerin anlamını bilmeyişi nedeniyle değiştirerek okumaları sonucu gerçek anlamını yitirmektedir: Dert ehli olanlar dergâha gelir Elbette arayan dermanın bulur Sadık der ki kimde ne var kim bilir Geşt ü güzâr ettim elde neler var dörtlüğündeki gezme-tozma anlamındaki geşt ü güzar ettim sözü kimilerince çekti gülizar etti biçiminde okunup anlam yitirilmektedir. Kaynaklarda yer almayan bu türkülerden yer darlığı nedeniyle sadece bazılarının ilk dörtlüklerini kaydediyorum. 1. Yine Bursa’da yakılan Cezayir türküsü Cezayir’e bağlanmamalıdır. Türkülerin tümünün orijinal kayıtları arşivimizdedir.[2] Örneğin: El çek tabip el çek yaram üstünden dizesiyle başlayan Tokat türküsü kimi kaynaklarda Emrah kimilerinde de Veli adına kayıtlıdır. Türkü ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .olayla ilgili bir yer adı geçmesi nedeniyle o yöreye bağlanmaktadır. Gönül gurbet ele varma dizesiyle başlayan Gaziantep türküsü kimi kaynak2. Özel arşivimde bulunan Zile kaynaklı Kirampalı Davulcuoğlu Bin Memet tarafından 19. Türküyü il bazına bağlamak doğru değildir. larda Sefil Ali kimilerinde Emrah kimilerinde de Karacaoğlan adına kayıtlıdır. Kastamonu’da yakılan Çanakkale içinde vurdular beni türküsü Çanakkale türküsü olmadığı gibi Zile’de yakılan Hey on beşli on beşli türküsü de Tokat türküsü değildir. Cönklerin tozlu sayfalarında unutulan ve söz yerinde ise nağmelerini arayan türkü sayısı oldukça kabarıktır. Halil Atılgan. Türkü 4. Türkü 3.1 0 66 . Kimi türküler de cönklerde Türkü adıyla kayıtlı olup uzun süre söylenmediği için nağmesi unutulduğundan düz bir şiir gibi durmaktadır. Bu günün ilçesi yarının ili olmaktadır. yüzyıl başlarında tutulan bir cönkte 32 adet Zile türküsü bulunmaktadır. “Fırgatlı fırgatlı ne inilersin Allı turnam sinen parelendi mi” biçiminde başlayan Esirî’ye ait bir deyiş son dörtlük söylenmediği için zamanla âşığın adı unutulmuş ve semah havasında okunan anonim bir türkü olarak halka mal olmuştur. Türkülerin İsyanı. Türkünün yakıldığı yer ve o yerdeki olay. olayın hikâyesi önemlidir. Bu konuda Halil Atılgan çok önemli saptamalar yapmıştır. Gafil gezme şaşkın bir gün ölürsün dizesiyle başlayan türkü de Kul Himmet Üstadım. Kimi türküler de farklı kaynaklarda değişik kişilere mal edilerek okunmaktadır. Türkü Ben de şu dünyaya geldim geleli Ağır çiftim döner harmanım mı var Azrail de gelmiş can talep eyler Benim vermemeye fermanım mı var ………… Ben giderim emanetin eyvallah Selvi boylum sen bu elde gal gayrı Terk eyleyip ben bu eli giderim Kara gözlüm kadirimi bil gayrı ………… Dostum beni niçin zarıncıdırsın Verdiğim ikrardan dönen değilim Senden başkasına meyil vermedim Uçup daldan dala konan değilim ………… Kalktı göç eyledi gönül kervanı Göçtün gönül var inile bir zaman Ayrılıkla geçti ömrüm devrânı Düştün gönül var inile bir zaman ■ 2.

Türk’ü söyleyen türkülerin ana maddesini oluşturur. zekâ için kazanılmış bir kabiliyet. Huzursuz ruh halini anlatan manzum eserlerdeki şikâyetler. ikinci kütüğünün türküler olmasına karşılık eğlenme maksadıyla okunsalar bile insanı derinden etkileyen o besteli nağmelerin. özlemin ve nihayet hayatımızın bir parçası olan üzerinde yaşadığımız coğrafyanın oluşturduğu önemli bir neticedir. gurbetin. şikâyeti ve hasreti bol olan bir yola iter ve dolayısıyla müziğe yönlendirir. gençlik. Yaşanan acıların birinci kütüğünün tarih.LÜTFİ PARLAK nadolu’nun kaç defa mamur. kaç defa viran olduğu bilinmez ama ölüp de burada yatan. ismi ve mazisi unutulan. aşkın. elbette kâhinlik değildir. Unutmamak gerekir ki bilincin muhtevasını oluşturan soyutlama kabiliyeti. Dolayısıyla âşıklar ve yosmalar farkından olmasalar da söyledikleri türkülerle bir yandan geçmişte yaşanmış olayların sadık şahitliğini yapmış olurlar. sevdanın. Çünkü büyük milletlerin büyük derdi olur ve onların ekserisi de türkülerde saklanır. Harputlu bir şairin yazıp yüksek sesle okuduğu şu dörtlük. Bu sebeple zekâ denen o yüksek idrak gücüyle hisleri idare ederken yanık türkülerin ve acıklı manilerin yolu da açılmış olur. takatin bitmesine karşılık içteki muhabbetin bitmemesi insanı. diğer yandan mazideki acıları veya güzellikleri gizli bir lisanla dinleyenlerine hatırlamış olurlar. umut… kısaca beşerî olan her şey mısraların içindeki yerini alır. sevda. bizim ruh haritamız veya üzerinde hayallerimizin can bulduğu duygusal coğrafyamız olduğu gün gibi aşikârdır. Dolayısıyla Türklerin bu toprakları korumak için çektiği bin senelik çileli hayatın da destanlardan taşıp efsanelerle birleştiği kayıtlardan anlaşılır. Sadece milletlerin mi? Aşk. Çünkü duygular.1 0 67 . komutanların. Dolayısıyla karışık bir bölgenin ortasında yer alan ve her zaman emniyetsiz olan Anadolu’nun ufukları karardıkça bir yandan fırtına beklerken diğer yandan yoğunlaşan hislere kulak asmak gerekir. beldelerin ve şehirlerin de viran olup el değiştireceği açıktır. söylediklerimizin kısa özeti gibidir: ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . başımızdan geçenleri yeterince tespit edemediği andan itibaren kalan boşlukları doldurma görevini sanatkârlara bilhassa şairlere bırakır. insanı hayaller ötesine taşırken duyulan samimi iniltiler de bizim için. askerlerin ve milletlerin hadsiz hesapsız olduğu bilinir. Bu gün güçlü olanların yarın kötü duruma düşeceklerini söylemek. Her canlının ölümü tadacağı gibi şan ve şöhreti dillere destan olan ülkelerin. İşte onlardan biri: “Şebabet gitti elden başımdan gitmiyor sevda Tükendi takat ü tabım. alışkanlıklar için başvurulan önemli bir kaynaktır. muhabbet bitmiyor hâlâ” Öyle ya! Gençliğin gitmesine karşılık baştaki sevdanın. acılarla somutlaşırken ortaya çıkanların başında ağıtlar gelir. A Tarih. Ayrıca müzik.

Kafkasların… manevî tapusunun bize ait olacağını da unutmak gerekir. Dolayısıyla büyük bir tarih oluşturan atalarımızın bu uğurda duygusal yönden neler çektiğini türkülerden öğrenmemiz gerekir. İşte zehir gibi insanın içine yayılan. İnsanın galipken gaddar. Bu tablonun ağudan tek farkı. moral yerine ayrılığın ateşiyle herkesi dağlayıp perişan ettiği de bilinen bir gerçekti. Çünkü böylesi bir ortamda insanı diğer canlılardan ayıran soyutlama gücü. bir eli Cezayir’de bir eli Hindistan’da olan bir milletin düşmanları. Bu sıkıntılı günlerde oğlunu. Yanlış karar vermelerden dolayı talihe ve tarihe duyulan isyanlarını… “Yemen yolu çukurdandır Karavanam bakırdandır Zenginimiz bedel verir Askerimiz fakirdendir” Tarih asla kurumayan bir kaynak olduğu için şartlara göre o. Şuna inanmak lazım ki her nimetin. sanıldığı kadar kolay değildir. hislerdeki yoğunluk nedeniyle acıklı türkülerin içinde buluyordu kendini. türküleri dolduran kavgalara ve savaşlara sebep olan hatalar nerelerden ve kimlerden kaynaklanıyordu? Puşkin. Balkanların. aklın ötesine geçiyor ve her kim olursa. aynı nispette bir külfeti olacaktır. Haliyle mısralar. “Bütün büyük yanlışların altında gurur ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . İşte o eksiği ve ardındaki acizliği hatırlatan şair: “Gitme Yemen’e Yemen’e Yemen sıcak dayanaman Kalk borusu çalınca Sen küçüksün uyanaman” diyerek çocuk yaştaki askerlerin şansını yeriyordu. bu soruyu. Durum böyle olunca ihtilafın sebebi de sonucu da git gide artacak ve ucu. çelik bilekli serdarlar korumuş olsalar da zaman içinde ne kadar değişikliklere uğradığını çok iyi biliyoruz. onsuz olamıyorlardı. korkunç savaşlara uzanacaktır. çok daha iyi anlatıyordu garipliklerini. fakirliklerini ve şikâyetlerini. başından geçenlerle geçmişte yaşananları kıyaslamaktan geri durmayacaktır. manalandırmak denektir. Çünkü o korkunç harp yıllarında Yemen’e gidenlerin ve onları uğurlayanların ruhunu kemiren en büyük derdin açlık ve ölüm olduğu açıktır. Çocuğunu ölüme gönderenlerin sevinmesi nasıl düşünülebilirdi? Aslında talihinden ve tarihinden şikâyetçi olan askerlerin hiçbir şey dikkatini çekmiyor ve onları daha ziyade savaş ve ölüm ilgilendiriyordu. Peki. tecrübelere kulak asmamasındandır. bir ayağı Yemen’de. açlıktan karnı sırtına yapışmış ve maneviyatı altüst olmuş dinleyicilere nasıl keyif verebilirdi ki? Bilinmez ama kimsenin keyif çatmaya ihtiyacı da yoktu galiba. ruhları kasıp kavurmasına rağmen bedenlere dokunmamasıydı. İşte bu efsanevî hayatı türkülerden öğrenen yeni nesil. Çünkü görmek veya duymak. Çünkü o günkü hudutlarımızı koca kavuklu hakanlar çizip. yavuklusunu… bilinmeyen bir cepheye gönderen insanların moral bulması için türkülere sığınması belki normaldi. türküleri kadar çok olacaktır.Yara benden yara benden Yalvarın yara benden Sinemde dağ-ı hicran Sağalmaz yara benden Büyük olmanın bedelinin de büyük olacağı noktasından hareketle imparatorluklar kurmuş bir milletin tarihî maceralarının sonu olmayacaktır elbet. Bu sebeple 1915’te Elazığ Sultanîsi tamamen askerî ihtiyaçlara ayrıldığından uzun süre mezun verememiş ve son sınıfa geçenlere rütbe takılıp cephelere sevk edilmişti. mağlupken mazlum olması ve hakkı tanımak yerine tayin etmesi. Çünkü bir ayağı Kafkaslarda. yaşananları ve çekilen sıkıntıları o acıklı türkülerden çıkarıp okuyucularla paylaşmak istiyorum. ağabeyini. Ama okunanların. Ama her şeye rağmen hayat devam ediyor ve boynu bükük yetimler gibi oturdukları yerde ağlarken duygularını yanık seslerle anlatmaya çalışıyorlardı. Bu sebeple geçmişte bir vilayetimiz olan Yemen’le ruhî bağımızı kuran mısralar üzerinde durmak.1 0 68 . silâhaltına alınıp Yemen’e gönderilmişti. Ancak söylenenleri duymak. Onsuz konuşamıyor. her zaman alçak bir sesle gelecekten söz eder. Çünkü insan kaynaklarının azlığı nedeniyle on beş yaşını dolduranlar. Sesi güzel olanlarla müzik aleti çalabilenlerin bir araya gelmesiyle koparılan fırtına. “Hey on beşli on beşli/Tokat yolları taşlı…” türküsüyle ortaya konan hazin tablo buydu. Ancak bu beğenilmeyen sonuca karşılık eski sınırları ilelebet muhafaza eden türkülerimiz yaşadıkça Ortadoğu’nun.

Çünkü bir toplumun ruhu zabt olunmadıkça. vermez yemiş Şol Yemen’de can verenler Biri Memet. Bu sebeple türküleri sadece sanat ve maharet oyunu. Haliyle ya savaşı başlatıyorlardı ya da başlayan savaşı kör inada dönüştürüyorlardı. Böylece eli kınalı taze gelinlerin uçsuz bucaksız çöllere uğurladığı eşler için söylediği içli ağıtlar da ateş olup canımıza yapışmıştır. Anadolu’nun dışarıdaki Anadolu coğrafyasının muhayyel haritasını çizip Türkü söyleyen türküleri gözler önüne seriyor…■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . İşte İngilizlerin yardımıyla Zeydî İmamların kazandığı Yemen Savaşı. olup biteni anlayamıyor ve hata üstüne hata yapıyordu. sadece zekâ ve akıl nişanesi olarak görmek yerine toplumsal bilincin uyanışı olarak değerlendirmek gerekir. maneviyatı kırılmadıkça o milleti elde tutmanın imkânı yoktur. Aksi halde rica ve merhamet dilenmekle ne bir insanın istikbalinin. “Tarlada biter kamış Uzar gider. Ancak şansın liyakatten yana olduğu düşünülürse bu arabanın devrilmesi ve büyük acıların yaşaması kuvvetle muhtemeldir.1 0 69 . Dolayısıyla Yemen’de bir kabile şeyhi olan İmam Yahya’ya yenildik ama Çanakkale’de Kocatepe’de. diğeri için felakete dönüştürmüştür. İşte imparatorluk hayaliyle gittiğimiz Yemen’de dört yüz senede verdiğimiz beş yüz bin şehidin acıklı hikâyesini.vardır” diyerek cevaplıyordu. Haliyle aklın sustuğu noktada karar yetkisi duygulara kaldığı için destanlar. aynı ağacın meyveleridir. kendinde var olan özelliklerden habersizse onlar da kendi duygularından habersizdir. “Havada bulut yok bu ne dumandır? Mehlede ölüm yok bu ne figandır? Ah o Yemen’dir. Sakarya’da… devleri yenme bahtiyarlığına erişip milli mücadeleyi kazandık. İşte aşağıdaki dörtlük. 1905-1918 arasında yaşanan Yemen Savaşının elem verici şikâyetlerini işaret ediyordu. ne de bir milletin istiklalinin kurtulduğu görülmüştür. millet olma şuurumuzu bilediği için böylesine türkülerin yaşamasında ve diri tutulmasında yarar vardır. Yemen Çöllerini kat eden askerlerimizi ve arkalarındaki Anadolu insanını tarif ediyor. bizim için işte öylesine bir sonuçtur. Çünkü herkesi ferah ferah besleyebilecek durumda olan Allah’ın dünyası. “Mızıka çalındı düğün mü sandın? Al yeşil bayrağı gelin mi sandın? Yemen’e gideni gelir mi sandın? Tez gel ağam tez gel dayanmiram Uyku gaflet basmış uyanamiram Ağam öldüğüne inanamiram” Şunu ilave etmeliyim ki çekilen acıların hatırlatılması. Nasıl ki eşya. gülü çimendir Giden gelmiyor acep nedendir?” Bu demektir ki Ziya Gökalp’in altun dediği umuda kavuşmak için dünyanın öteki ucuna gitmek ve bu uğurda kahır çekmek gerekir. Taze güveyilerin bıraktığı taze gelinlerle başı dik erlerin ciğerine saplanan kara hasreti işliyor. ağıtlar türküler… birbirini kovalamıştır. maalesef cansız nesnelerden farksızdır. Yemen. “Kışlanın ardında bir kırık testi Askerin üstüne sam yeli esti Gelinlik tazeler ümidi kesti. Bu uğurda ödediğimiz ağır faturayı da yeni nesil öğrensin diye mısralara emanet ettik. biri Memiş” Tarih hiç bir milletin hakkını inkâr etmese de hükümlerin değişmesine sebep olduğu için bir ülkenin saadet telakki ettiği olayı. insanı saadet arabasına bindirebilir. kendilerine zafer getirse de bize acıların en büyüğünü yaşatmıştır.” Dikkat edilirse yukarıdaki dörtlük. bir hükümdara çok. Memet’in veya Memiş’in üzerinde öldüğü o koca coğrafyanın haritasını eldeki türkülerden çıkarıyoruz. Bu iki özelliğe sahip olan insanlar. “Bir gemiye doldurdular İstanbul’a bildirdiler Sallar gemi döver dalga Gül benzimizi soldurdular” Değerler değişip hak kuvvetin ardından gitme mecburiyetinde kaldığı bir dünyada tesadüfler. iki hükümdara az bulununca kavgaların ve savaşların önü alınamamıştır. Unutmamak gerekir ki gurur ve cehalet. Dolayısıyla düşünmeyi sevmeyen insanlar.

Ben beşiğin tıkırtılarını bile ninni sanırdım. Üstündeki uzantısından. üfleyerek saçlarımı düzeltir. güvenmeyi. Üç yaşına geldiğimde boyum zor sığıyordu ama ben hâlâ onun içinde yatmak istiyordum. vatanı savunmayı öğrendik… 70 nnemin karnındayken dinlemeye başlamışım türküleri. Dikmeleri.. Ömrübillâh. Çoğu zaman ninnilere eşlik ederdi. kaç defa ağlarken susmuşum. çaprazları. inceden kulağıma fısıldarmış ninnileri. kardeşliği. “Sen büyüdün A ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . kaç defa. iplerden yapılmış renk renk püsküller asılıydı. sohbet etmeyi. o güne kadar içinde benden başkası yatmadı! Bir gün. Ağaçtan yapılmış beşiğim. dili. hürriyeti öğrendik. şiir yazmayı. bağlantıları rengârenk boyalı. gülmüşüm. vatan kurmayı. sallanırken tıkır tıkır sesler çıkarırdı.. benim diyebildiğim tek şeydi. yarenliği.MAHİR ADIBEŞ Biz hayatı türkülerden öğrendik. birliği. bir arada yaşamayı öğrendik. sallanırken ahenkli ağaç sesleri şıkır şıkır duyulurdu. “Eledim eledim höllük eledim / Aynalı beşikte bebek beledim…” ya da “Bebek beni del’eyledi / Yaktı yaktı kül eyledi…” Kaç defa ninnileri dinleyerek uyumuşum. şakalaşmayı. Kol kola girip halay çekerek. sevmeyi. işlemeli ağaçlardandı. bir olmayı.1 0 . “Elma attım yuvarlandı / Gitti beşiğe dayandı…” dedikleri işte benim küçük tahtımdı. tek sesten türkü söyleyerek barışı. Biz türkülerle millet olmayı. konuşmayı. eğlenmeyi. Göğsüne sarılmış meme emerken. Beşiğin başlığına takılı muskanın altında tahtadan şıkırdakları vardı.

anlatacak bir hikâyesi vardır. hasretlik çekerken farklı yorumlar. O zaman benim gönlüm güllerin açtığı.. Şam. göllere dalan yeşil ördek gibi dalıp giderim. Türk’ü tanımak isteyen türküleri araştırsın. dertli. onun bir teli dünyalara değerdi. Türk’ü anlatır. Aşk türküleri.. ağıt yakarken farklı. “Kar yağar bardan bardan…” ya da “Yılan inceden öter…” diye karşılıklı atışırken bar oynardık. türküler söylenirdi. dediler. O türkünün yazıldığı zaman canlanır. O gün bu gün Şam aklımdan çıkmadı. O zaman benim gönlüm sevgililerin dolaştığı bir sabah vakti olur. sevip de derdini türkülerle anlatanını?. büyük bir hevesle onları dinlerdik. Askerlik bitene kadar bu türküyü mırıldandım. edebiyatını anlatır. İçim sızlamıştı. Var mı savaşta bizden başka türkülerle eğlenen?. kuşlara anlatanını… “Nazlı yârdan bana bir haber geldi Eğer doğru ise büktü belimi Dediler nazlı yari yad eller aldı Kadir mevlam nasip eyle ölümü…” Türkü. acaba babamın orada ne işi vardı?. dağılırım.mektup geldi “Ben ağayım ben paşayım diyenler / Kapıları kitlemişler gel hele…” Beni çağırıyordu.. arzuhâlini çiçeklere. “Bebeğin beşiği çamdan / Yuvarlandı düştü damdan / Beybabası gelir Şam’dan…” sözlerinde ilk defa “Şam” ismini duydum. yaylaları. Ya benim çektiklerim. Düğünlerde oyunlar oynanırdı. Türküler ne için yakıldığı sesinden anlaşılır. tabiatla haşir neşir olur. Bir ay sonra. Bazen saz çalan âşıklar uğrardı köyümüze. “Ey gül dalı gül dalı / oldum sana sevdalı…” diye ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 ... yaylalar yaylalar…” diye başlar. Bu hep böyle olur sebebini düşünmem. geceleri tandır başlarında. Ya sonrası? Orası bir başka! “Yârim gurbet ele gitme / Ya dönülür ya dönülmez…” diye seslendi gözümden sakındığım yeşil gözlüm. Köy türküleri dağları. “Kar mı yağmış şu Harput’un başına / Kurban olam toprağına taşına…” Türkülerin çoğunun ne sebeple. Onlar bu milletin tarihini. O hikâyeleri ben yaşamış gibi olurum. Gördünüz mü oğlunun başında ağlarken bizden başka ağıt yakan? Bizim gibi sevenini gördünüz mü. ekonomisini.. Neriman Altındağ Tüfekçi’nin. sosyal yapısını. O türküyü ilk defa o gün dinlememiştim elbet ama o gün farkına vardım. Soğuk kış gecelerinde samanlıklarda kızlı erkekli gruplar türkülerle halaylar çekerdik. artık dayanamadığını söylüyordu. İnsanlarımız onu zamanla dilinde yoğurarak şekillendir. İçime öylece oturmuştu. ayı. Kızlar gelin olurken türkülerle evden çıkarılırdı. acı. Ninnilerim ağaç beşiğimin gitmesiyle bitti ama hâlâ yalnız kaldığımda mırıldanırım.. kimle postaya attırdıysa bilmiyorum ki -bizim orada bunlar gizli yapılır. Türküler bazen uzak diyarlara götürür. Selamını turnalar ya da rüzgârla gönderen.aslanım!” deyip başkasına verdiler. Çocukluk yıllarım köyde geçti... kuzu gözümde değil. gözümün önünde. Aynı türküyü oyun oynarken farklı. oturma odalarında sohbet ederken. Derken askerlik çağı geldi. bazen toprakla yoğrulur ve bazen de bir çiçeği anlatır. Bizleri en iyi onlar anlatır.. Sanki ilk defa dinliyordum!. türküler söylenirdi. Türküler yalnız Türk’ündür. adını bile başkalarına söylemeye kıyamadığım. Kaç gün yer yatağımda uyuyamadım. hırçınlaşıp ağladım. bülbüllerin öttüğü bir bahar bahçesine dönüşür. “Kışlalar doldu bugün / Doldu boşaldı bugün…” sesi hiç kulaklarımdan gitmiyor. Hangi millet askere davul zurna ile gi- derdi ki?. nerede yazıldığı bilinmez.1 0 71 . geceyi.. Ben bu türküleri neden sevdim?.. o güzel türkülerimiz. Köyden gelen arkadaşlar haber getirdi: “Sarardım ben sarardım / Senin için sarardım…” sözlerini. sevdasını. Onsuz ninnilerin de tadı tuzu yoktu. çok uzaklarda ve çok güzel bir şehir.. bir türkü mırıldanırım… Türkü dinlerken dikkatimi dağıtan bir şey olsa hırçınlaşırım. kenarlarını işleyip.. işte o an gönlüme şöyle düştü: “Ölmeden o yârı görürse gözüm / Koyun kuzu kurban olur o zaman…” Koyun. yıldızları “Ay akşamdan ışıktır. cirit oynarken. Her türkünün söylenecek bir sözü. Çayırlarda güreşirken. Ne zaman turnaları yükseklerden uçarken görsem türküler gelir aklıma.. kime yazdırdıysa. bütün aklım onda kalmıştı.. Ne zaman bir türkü dinlesem. Ne yaşadığımı bilmem ama o hayatı yeni baştan yaşadığımı bilirim.. içten.. firaklı. Sevdasından dertlenip ölenini duydunuz mu?. ismimi iğnesiyle oyaladığı mendile sarıp bana göndermiş.

Yunus gönüllü türkülerimiz. Bizimle ötelerden bu yana gelen. devletliler yazmadı. Sonunda çaresizce oturup kaderine razı olur. Yerine varır mı varmaz mı bilmem ama bu türküler yüz yılların ötesinden bize çıka gelmişse demek ki yerine ulaşmış mektuplar.” Nazını. Türkülerde tarih. serzenişini. yeri göğü yardan var…” bazısında ise dua. yaradan var. Türk’ün tarihi kadar eski. Türkülerimiz. edebiyatımız türkülerimiz. zevkle sefayla türküler yazılmadı. ekinler boynunu eğer türküleri duyunca denizler bir milim kıpırdamadan dinler sonuna kadar. ağalar. sazın.. Rüzgâr durur. aşk türküleri var bizde. kültürümüz. bağlamanın tellerinde yazılır.” ve “Gitti yârim gurbet elden gelmedi…” derken insanı alıp götürür düşünce dünyasına. Dupduru bir Türkçeyle.. babasını. bazısında koyun kuzu melemesini. İşte suçlu “kader!. Toplum geleneği olarak bunlar bizim rahatça dillendiremediğimiz hâller. Türkülerimiz Yunus dilinden. çocuğumuzu büyüklerin yanında kucağımıza alamayız.1 0 72 . hele o tadına doyum olmayan sevda türkülerimiz… Hepsi hakkında söylenecek o kadar çok söz ve anlatılacak hikâye var ki… Sevda türküleri. yürekten sevilenler yazdı. Bazısında meşe dallarını okşayarak fısıldayan rüzgârın sesini duyarsınız. Özler kızımız anasını. kamusumuz. gücenme var. “Karlı dağlar karanlığın bastı mı / Kahpe felek ayrılığın vakti mi?. kime ne. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Kolay kolay sevdiğimizi söyleyemeyiz. Gelin edip gönderince kızı kuş konmaz kervan geçmez yerlere. Bazısı yamaçlardan akan su sesi bazısı kuş ötüşü gibi gelir kulağımıza.Türküleri şehirliler. Hafızamıza türkü olarak böyle işlenir. yürekten sevenler. özlemiştir uzak kalan sevgilisini. Koca dünyada bir varmış bir yokmuş. kırılma.. kopuzun. edeple söylenen dilimiz. zenginler. “Ah bu türküler Türkülerimiz Ana sütü gibi candan Ana sütü gibi temiz…”(Bedri Rahmi Eyüboğ- lu) Türkülerimizde aşk. eşimizin elinden su içemeyiz… Bunları başkasıyla paylaşamayız. “kader” seni kime şikâyet ede’m?. asker türkülerimiz. Türküleri yüreği yananlar. “Bülbül figan eder güllere karşı / O yâr Benim gülüm değil mi…” derken olaya ne kadar da akıllı yaklaşıyor aşk sarhoşu insanımız. “Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar…” diye başlar sözlerine. “Yaradan var. türküyle başlayıp türküyle biterler. kılavuzumuz. “Allı turnam bizim ele varırsan / Şeker söyle kaymak söyle bal söyle…” diyerek göç eden turnalara emanet eder aşk mektubunu. özlem. özler geride kalanları. “Akşam oldu yakamadım gazımı / Kadir Mevlâ’m böyle yazmış yazımı…” Türküler. tertemiz. Bütün bunları yüreğimizde saklarız.. Sonunda da gönül tellerimizin sesi türkü olarak çıkar ortaya. burjuvalar. aczini Mevla’ya nasıl ulaştırsın? Nasıl şikâyet etsin. Kimseye açamaz derdini. başlar. hasretlik. hâl anlatmak. gurbet türkülerimiz. Bizim türkülerimiz yaşantımızın bir parçası. Türk’ün varlığı kadar gerçek. Yunus’ça söylenen. Acı söylemeye. “Sevdiğime Pişman Ettin…” diye biterler.. “Gönül ah o gönül…” “sebep vay sebep…” “felek sen felek…” hepsinin ucu Yaradan’a uzanır. sevda. şiirimiz. çaresizlik vardır. ya da ağıt… Askerdeki sevgiliye yazılan mektuplara baktınız mı. “Bad-ı saba selam söyle o yâre…” Türkülerimizde çoğu zaman yakarış. kardeşini… İşte türküler tarihi böyle yazar.. şikâyete sevgili üzülmesin diye yer vermez sözlerinde. nasıl desin ki “ben sana küstüm?” İşte bu kelimelerle şikâyetini dile getirir. şikâyet.

görenler maşallah demeli. yürekten sevilenler yazdı.” Geçmişten haberleri türkülerden aldık. Türküleri çaresizler yazdı. Olur ya. konuşmayı. Daha yaşı genç. Bunun için yakınlarına sıkı sıkı tembihler. serzeniş vardır türkülerde. yüreği yananlar yazdı. şakalaşmayı. ekip biçmeyi. Türküleri canını. Bizim türkülerimiz bazen çaresizlik. “Benim sadık yarım kara topraktır…” mısralarında. kardeşliği. Oralarda da benzer hikâyeler anlatılır.1 0 73 . Yolun ucu varır Mevlâ’ya Mevlâ’ya… Bizim türkülerimiz duvar yazıları gibidir. Burada söz söyleme bir sanat… Türküleri köylüler. “Sarı gelin” gibi.. Bu hikâyelerde aynı tarihî dönem yer alır. sohbet etmeyi. bize oluşumuzu. vatanı savunmayı öğrendik… Bazı türkülerimizin bir hikâyesi vardır bazısının birden çok… Türkülerimiz arasında birkaç dilde okunanı hatta birkaç millet tarafından sahipleneni vardır. burjuvalar. Türküleri çaresizler yazdı… “Oğul bu gün düş de gör hayalda gör Yavrum düş de gör Vala yar kadrini bilmeyen bir kötüye düş de gör…” Türküleri şehirliler. İçerisinde derin bir aşkın söylenişini saklar. bazı hâlleri düşünemez. tek sesten türkü söyleyerek barışı. yatak serip içine girmeyen gelinler. güvenmeyi. Bir kere söylendi mi kalır dillerde. Kulaktan kulağa akıp gelir yılların ötesinden. özlem. saygıyı elden bırakmamalı. Bekleye bekleye gözünün kökü ağaran analar. gençtir bir ara oyuna dalar da unutur… “Güzeller bezenmiş toya giderler Sizlere emanet yâr oynamasın Ben bülürem reca minnet ederler Yengüllük edip tez oynamasın…” Bu türkü de endişeleri bir söyleme şekli var! Dikkat edilirse söyleyen kırmamak için elinden geldiğince kibar ve karşısındakinin yerine koyuyor kendini “oynamasın” demiyor ama “hafiflik edip tez oynamasın” diyor. özlemlerini. Hani derler ya “gönül bu engel tanımaz” diye.Çoğu zaman öğüt verirken bile kırmamak için yüzüne söylenemez. ağırbaşlı olmalı. hasretlik. dili. Biz hayatı türkülerden öğrendik. ağalar. Türküleri kavuşamayanlar. Biz türkülerle millet olmayı. devletliler yazmadı. Emrah’ın koşmasındaki gibi: “Tutam yâr elinden tutam / Çıkam dağlara dağlara…” Bu mısralara özellikle değinmek istedim. Âşık Veysel. Büyüklerin yanında hafiflik yapmamalı. dillendirilmiş. Hele yeni gelinse bunlar bizim için çok önemli. sevmeyi. Tabiattaki seslerden ses alır. savaşları. memleketinden uzakta olanlar yazdı.. bir olmayı. Türküleri yüreği yananlar. dua. “nenen ölsün sarı gelin”… Türküler. “Ah ne yaman zormuş burçak yolması / Burçak tarlasında gelin olması.. “Sunam sen güzelsin neylersin malı…” Sevdiğine kavuşmanın sözleri yer alır türküde. zenginler. hürriyeti öğrendik. şiir yazmayı. bu türküde sınır tanımamış. Tasavvufi bir aşk vardır altında yatan. bütün Türk kültürünün sarıp sarmalanarak korunduğu bir arşivdir. gidip de dönemeyenleri bekleyenler yazdı. “İpek mendil dane dane / Yudular serdiler güne / Ana Celal’imi yudular / Başucunda döne döne…” Türkülerden öğrendik geçmişimizi. cananını. sevenler. Sarı kıza kıyar mı âşığın hiç. “Erzurum Çarşı pazar / İçinde bir kız gezer / Ah ninen ölsün / Sarı gelin…” Aşk burada saklanamamış. hanım hanımcık oturup kalkmalı. kasabalılar. Kol kola girip halay çekerek. Şikâyetlerini. yaşamayı. Bazen soğuktur türkülerimiz insanın içini titretir bazen yağmurda ıslatır bazen de bir kuşun kanatlarında alıp götürür.. yüreğinin yarısını uzaklara gönderenler yazdı. birliği. yürekten sevenler. türkülerle aydınlandık. bir arada yaşamayı öğrendik. yarenliği. birliği anlatır. Erzurum türküsü olarak bildiğimiz “Sarı gelin” aynı ezgilerle Azerbaycan ve Ermenistan’da da bulursunuz. gurbete gidenler. bazen de isyan. söyleyemediklerini mısralara yüklediler. vatan kurmayı. başkaldırı. eğlenmeyi. zevkle sefayla türküler yazılmadı. görünen ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . diye aklından geçer. askerliği. Türküleri acı çekenler yazdı. meydan okumadır ama hepsi edebiyle söylenir “Oy göresim geldi sevdiğim seni…” ya da “Kahpe felek sana net- tim neyledim…” veya “Benden selam olsun Bolu beyine / Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır…” Ağıt.

Sonunda onları da Türkçeleştirip kendi müziğimize benzetmişiz. “Ah Kerkük yüz ak Kerkük / Her zaman yüz ak Kerkük / Bilseydim düşmeseydim / Men senden uzak Kerkük…” ya da “Ana baba yurdumuz / Bilmedi kimse kadrimiz / Unudah öz derdimiz / Yanağ Erbil’e Erbil’e…” Edebiyatımızda Yemen türküleri önemli yer tutar. sabır olduğu da gözden kaçmaz. düşmez dilimizden yanık bahtlı türküler. düstur. gönül telimizdir türküler. Ah o türküler. milletin topyekûn ortaya çıkardığı bir ortak kültürdür. Dilerim Mevla’m bir daha bu türküleri bize yazdırtmaz. Günümüzde Türk dünyasında ki vatanları işgal edilen. Bunların çoğu yolcu etme. seferberlik türküleri. Balkan türküleri. ya da gazi olan Türklerin yaşadıkları acılar adına başkaldıranların yazdıklarına dikkat çekmek is- tedim. “Ano yemendir gülü çemendir / Giden gelmiyor acep nedendir…” ya da “Mızıka çalındı düğün mü sandın / Al beyaz bayrağı gelin mi sandın / Yemene gideni gelir mi sandın…” Son zamanlarda Karabağ üzerine yakılan türkülere bakılırsa ne savaşlar bitecek ne de onu sebep bilerek bizim türkü yakmamız. “Vatanıma hasret oldum ey güzel Kırım…” ya da “Sivastopol önünde yatan gemiler…” Kerkük türküleri. Yabancı müziklerin bizim milletimizce çalınıp söylenmesine karşı değilim. Türk milletinin yeryüzünde yıllardır yok olmadan süre gelen sesimiz. sürgün edilen. Kelimeleri o kadar güzel yerleştirir ki mısralar arasına dili oradan öğrenirsiniz. onlara türkü yakar “Kırmızı gül demet demet / Sevda değil bir alâmet…” diye mısralar dizilir. birliğin. “Tuna nehri akmam diyor / Kenarımı yıkmam diyor…” Kırım türküleri. Kabul görmesi. yağmur sesli. tulumun sesi içimizi kıpır kıpır eder. keman Karabağ…” Hele Azerbaycan Türklerinin 1914’te yazdığı Ermenilerin yaptığı katliama karşı bir türküleri vardır ki unutulacak gibi değil. vatanlarını terk etmek zorunda bırakılan. gül kokulu. gönül telimizi titreten türküler.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . kar beyazı. Davulun.1 0 74 .. savaşların izlerini taşıyan.. tebessümle karşılanması. Bunlarda. Türküler. kirman) benzetmeyi unutmaz kaynana. Gırnatanın sesi hoşumuza gider. Sözler oralarda tertemiz türkülerde korunur. Türküler. Kemençenin sesi kanımızı coşturur. bekleyiş.. özlem. Savaşlar türkülerimizde oldukça derin izler bırakmıştır. bir edep. Türkülerde herkes kendinden bir parça bulur. “Kapıları kapattılar yüzüme / Mahpushane gurbete benzemez…” sözleri söylerken çok keyifli bir söyleme beklenemez ama onlarda da bir adap. kuş ötüşlü türkülerimiz… Türküler. Bizim türkü hayatımızda önemli yer tutan savaş türkülerimiz de vardır. askere giderken. bizim türkülerimiz. soykırıma uğrayan. Bir yerde “demet demet” bir yerde “bardan bardan” dizilir kelimeler. zurnanın sesi bizi heyecanlandırır. “Karabağ’da talan var / Meni derde salan var. Yalnız onlarda aynı coşkuyu almamız söz konusu olamaz.görüntülerden manalar çıkarır. Daha doğrusu milleti bir arada tutan dil harcımızdır. Siz unutur almazsınız sözlüğe bile ama “Teşi bacaklı gelin…” derken ince bacaklı gelininin bacaklarını “teşi”ye (iğ. omuz omuza. Hangi yabancı parça güreşirken. Dil araştırması yapılırken henüz teknolojiyle kirletilmemiş ücra köylerde araştırma yapmak gerekir. bölünmeye zorlanan.” ya da “Anadır arzulara her zaman Karabağ / Danışan dil dodağım tar. rüzgâr fısıltılı. sevilmesi ondandır. Türkülerde sözlerin önemi yanında onun çıkış amacına göre söylenmesi de önem arz eder. yol türküleri dinlediğimde dalar giderim uçsuz bucaksız bir âleme… İçimde bir şeyler depreşir de kimseye açamam hâlimi… Türküler hele o sevda türküleri. hasret türküleri. kol kola. varlığın anlatıldığı türküler… Ben bu türküleri neden sevdim?. şehit düşen. toprak kokulu. Sonunda bütün Türk dünyasına mal olmuştur: “Çırpınırdın Karadeniz / Bakıp Türk’ün bayrağına / Ah ölmeden bir görseydim / Düşebilsem toprağına…” Ve bizim savaş türkülerimiz: “Ordumuz gitti Muş’a dayandı…” ya da “Tıflıdır hastane karşıma karşı / Zalim düşmanların bomba atışı…” ya da “Yandı ciğer canan buna ne çare / Gitti de gelmedi canan buna ne çare…” ya da “Hoş gelişler ola / Mustafa Kemal Paşa…” ve “Seneler seneler kötü seneler / Gide de gelmeye ille bu sene…” diye seferberlik yıllarında yazılan türkülerimiz. bize o zamanın içinde bulunduğu durumdan haberler verir. anamızdan emanet. savaşırken bize heyecan verir? Hâlbuki sazın her teline dokunuşta bizim gönül telimizde bir titreme olur. acı haberler içeren türkülerdir. Türk’ü anlatır.

Mülki İdareleri birinci dereceden ilgili kurumlar olarak değerlendirebiliriz. TRT Kurumu Genel Müdürlüğü. kültürümüz açısından oldukça önemli yer tutmaktadır. Sanat. sanatçı. beste. belirleyici özellikleriyle müzik sanatımız. form. konularda gülünecek dahası ağlanacak konumdayız. jest. şiir.1 0 75 . tavır. halk müziği içerisinde tür. âşık ve ozanların değişik Türk coğrafyalarındaki bir kısım beylik ve hanlıklar himayesinde sanatlarını icra eden hanende ve sazende geleneği ile Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren çeşitli yöntemlerle kayıt altına alınan türküler. biçim. genel estetik. üç beş sanatçı dışında gerisi yetmiş iki milyonluk Türkiye adına ‘güruh’ diye nitelenecek türden. ir halk edebiyatı nazım türü olan türkü. beraberinde kendi kurumlarını da oluşturdu. Söz konusu bu kurumları. sahne kıyafeti. eser. mikrofon kullanma vb.SALİH TURHAN Unkapanı kaynaklı icralar var ki. kulüp. baskı. mimik. üç ana başlık altında toplayabiliyoruz: a) Resmî Kurumlar Bu başlık altında İstanbul Belediye Konservatuarı. Ankara Devlet Konservatuarı. b) Yarı Resmî Kurumlar Tüzel kişilikleri haiz çeşitli vakıf. repertuvar. çeşitli başlıklarla faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları… c) Özel Şahıslar B 1. şekil. güfte. hitabet. Kadim devirlerden beri kam. üslup. tema vb. Araştırma-Derleme Kurumları ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . kültür. Kültür ve Turizm Bakanlığı. dernek. form.

ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . bir nüshası da TRT Kurumu Müzik Dairesi Arşivinde bulunmaktadır. TRT Kurumuna gelince. Adıyamanlı Mehmet İmir. Bazı valilikler kendi illeri ile ilgili özel araştırma derleme çalışmalarına ortam hazırlamaktadırlar. Süleyman Şenel. Sabri Uysal. TRT Kurumu Nida Tüfekçi. Musa Eroğlu. Örnek. Şanlıurfalı Halil Binbaşıoğlu. Bu ezgiler o zamanın imkânları ile sade şekilde de olsa notaya alınarak yedisi eski Arap alfabesi ile olmak üzere toplam on dört fasikül / kitap hâlinde yayımlanır. Mansur Kaymak. çalışmalar ile) verimli geçtiğini belirtmek gerekir. Derlenen bu malzeme yeterince gün ışığına çıkmadı. Hamit Çine. Salih Urhan. Türkülerin ezgi ve metinlerini bir arada tespit etmek için derleme ekipleri oluşturulur. vakıf. Doğan Kaya. Söz konusu bu arşiv malzemesinin bir kısmı -yaklaşık dört bin sözlü sözsüz ezgilik kısmıgünümüze kadarki dönemde hizmete sunulmuştur. bugün orijinal kayıtları Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı Arşivinde olup diğer iki kopyasından biri Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma Eğitim Genel Müdürlüğü Arşivinde. Özellikle 1932-1952 yılları arasında faaliyet gösteren Halkevlerinin bu anlamda önemli hizmetleri olmuştur. Daha sonra. Sivaslı Kubilay Dökmetaş. İlk kuruluş yıllarındaki adı Millî Folklor Araştırma Dairesi olan bu kurum da değişik dönemlerde türkü konusunda saha araştırması yapmıştır. merhum Muzaffer Sarısözen’den sonra Konservatuar Arşivinden çok küçük araştırma istisnaları dışında. halk edebiyatçı. Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma Eğitim Genel Müdürlüğü Arşivinde. Muammer Uludemur (merhum). Konservatuar kadar olmasa da ona benzer bürokratik ve maddi formalitelerden dolayı ilgililer istifade etmekten imtina ediyorlar. Uğur Kaya. kulüp gibi tüzel kişilikleri haiz kurumlarca. sesli. Salih Turhan. derleme çalışmalarını nitelik ve nicelikleri tartışılıyor olsa da dikkate almak durumundayız. Soner Özbilen. Bu rivayetlerin tümü değilse de bir kısmı doğrudur. Sivaslı Rıfat Kaya. yaklaşık on bin ezgi ile ilgili rivayetler yıllardan beri dolaşıp duruyor. İsmet Egeli. araştırma. İhsan Öztürk. resmî araştırma ve derleme çalışmaları yapmıştır. sanatçı. Mehmet Özbek. Ama bu kurumun Sayın Nail Tan’ın Genel Müdürlük döneminin (kongre. Kurum ve şahısların istifadesi noktasında koyu taassubî bir engel söz konusudur. Yücel Paşmakçı. sempozyum. Yarı resmî kurumlar diye nitelendirilen üniversite. Yücel Paşmakçı. yayın vb. derleyici. Mehmet Özbek ve şu an aynı makamda (Müzik Dairesi Merkez Halk Müziği ve Oyunları Şube Müdürlüğü) bulunan Altan Demirel dönemlerinde bu arşiv malzemesinden nispeten istifade ile bir kısım ezgiler notaya aktarılarak hizmete sunulmuştur. Kendi bünyesindeki personelle de malzemeyi hizmete sunmayı beceremediğinden cahilane bir yaklaşımla malzemenin üzerine oturup çocuksu bir hazla iftihar etmektedir. Rüstem Avcı. kurultay. derleme yapan.Türkü konusuna ilgi duyan her seviyedeki mahallî sanatçı. Hüseyin Yaltırık. Şöyle ki. dernek. Yaşar Doruk. Durmuş Yazıcıoğlu (merhum). Şemsettin Taşbilek. genç sanatçı Gürsoy Babaoğlu. Erkan Sürmen. görüntülü müzik kayıtlarından oluşan ve hatırı sayılır arşivler kuran bir kısım gönüllü insanı da yine bu manada hürmetle anmak gerekiyor. Ayrıca TRT Kurumu da kendi icralarında kullanılmak üzere. Ahmet Turan Şan. Abuzer Akbıyık. araştırmacı. Yukarıda zikredilen resmî ve yarı resmî kurumlara paralel bu işi kendisine şiar edinmiş ya da hobi olarak kendi adına araştırma. Orhan Gazi Yılmaz. Ahmet Yamacı. ses kayıt aletleri ile birlikte Türkiye’nin değişik bölgelerinde derleme çalışmaları gerçekleştirilir.istifade edilmediği gibi eldeki malzemenin ne tasnifi yapılmış ne de ileride kullanılmak üzere yeni teknolojik ortamlara aktarılmıştır. kariyer ya da hizmete yönelik araştırma. musikişinas. Ankara Devlet Konservatuarınca 1936’dan 1950’li yıllara kadar yapılan derlemeler var ki. İfade edilen. çıkartılamadı. Nihat Kaya.1 0 76 . Bu bölümde ismini zikredebileceğimiz ve kendi adına özel araştırma-derleme çalışması yapanlardan ilk akla gelenler ise şunlardır: Nida Tüfekçi (merhum). halk bilimci… Araştırma Kurumlarına Dair Değerlendirme Türkülerin derlenip toplanmasına ilişkin ilk kapsamlı çalışma 1926 yılında başlamak üzere İstanbul Belediye Konservatuarınca yapılır. Talip Özkan.

henüz emekleme dönemindedirler. Havva Karakaş. liseyi bitiren yüz binlerce genç ne doğru dürüst bir gam yapabiliyor ne İstiklal Marşı’nı düzgün bir sesle okuyor ne de memleketine ait bir türküyü söyleyebiliyor. Sincan Belediye Konservatuarlarının mütevazı hizmetlerini bu çerçevede zikretmek gerekir. Türk müziğinin (THM ve TSM) araştırma. resim ve müzik dalında eğitim-öğretim yapmaktadır. eğitim-öğretim yöntemi vb. Keçiören. derleme. g) Halk Eğitim Merkezleri İl Millî Eğitim Müdürlüklerine bağlı faaliyet gösteren Halk Eğitim Merkezlerinin çeşitli branşlardaki vermiş olduğu müzik kurslarını eğitim 2. Hale Gür. Sümer Ezgü. müfredat. sınav yöntemi. özel yetenekten kaynaklandığını anlıyoruz. f) Belediye Konservatuarları Türkiye’deki atası Osmanlı dönemine ait olan Darül Elhan ve Cumhuriyet döneminde uzun yıllar İstanbul Belediye Konservatuarı olarak hizmet veren kurum. a) Devlet Konservatuvarları Bugün için Türkiye’de devlet ve vakıf üniversitesi olmak üzere yaklaşık 130 üniversitenin 40’ınına yakınında ya konservatuar ya müzik eğitim fakültesi ya da güzel sanatlar fakültesi mevcut. b) Özel Konservatuvarlar Örneğini İstanbul’da Müjdat Gezen Okulu olarak bildiğimiz konservatuarın disiplinli bir kurs olduğunu gıyabi olarak duyuyoruz.1 0 77 . Tanju Ozan. Bilindiği üzere konservatuarların birinci görevi sanatçı-icracı yetiştirmektir. zamanla göreceğiz. aynı statü ve aynı amaç doğrultusunda kurulan Devlet Konservatuarlarının her biri ayrı telden çalıyor. Adana. Süleyman Yıldız. d) Güzel Sanatlar Fakülteleri İçerisinde fonetik ve plastik sanatları barındıran bu eğitim kurumlarının da henüz ne yaptıkları ülkenin kültür ve sanatına ne gibi müspet neticeleri olduğu anlaşılmış değildir. Bülent Aslan. c) Müzik Eğitimi Fakülteleri Müzik öğretmeni yetiştirmek üzere kurulan bu bölümlerin atası 1926 yılında kurulan “Musiki Muallim Mektebi” bugünkü banisi Gazi Üniversitesi Müzik Eğitim Fakültesidir. konular da hak getire. Samsun. e) Güzel Sanatlar Liseleri Türkiye’de geç kalınmış bir uygulama olarak yaklaşık on yıl önce kurulan Güzel Sanatlar Liseleri. Murat Karabulut. Özellikle 1976 yılına kadar Türk müziği (THMTSM) sahasında eğitim veren konservatuarların olmayışı yarı zamanlı statüde eğitim veren Belediye Konservatuarlarının doğmasına sebep olmuştur. Mehmet Öcal. Bu iddianın somut göstergesi. Devlet üniversiteleri bünyesinde bulunan bu okullarda istisnaların dışında çoğunlukla Türk müziğinden bîhaber öğretmenlerin yetiştiği belli. Mezunlarının birçoğu ne bir enstrümanı iyi derecede çalabiliyor ne şarkı türkü söyleyebiliyor ne de teorik bilgilerden haberdarlar. Bunu üniversite özel yetenek sınavlarındaki mezunlarının porte ile portrenin ayrı kavramlar olduğunu bilmeyişlerinden anlıyoruz. eğitim-öğretim ve icra konularında birçok başarıya imza atmıştır. 2009-2010 döneminden itibaren de sporun da eklenmesi ile üçlü bir statü yüklenmiştir. Mezun olup da çok iyi durumda olanlar incelendiğinde ise başarının okuldan değil. Henüz oradan mezun olan bir virtüöze rastlamadık. hem konservatuar hem de müzik eğitim fakültesi var. Bu anlamda Bursa. Kadro. Dünyada bir iki ülkede uygulaması olan sanatla sporun aynı çatı altında eğitiminin yapılması nasıl bir sonuç verecek. Ülke genelindeki sayıları 60 civarında bulunan bu okullar. İbrahim Can. Oktay Öztürk. Eğitim Kurumları ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .TRT ve özel kanallarda son yıllarda yapılan en fazla üç beş TV yarışması hariç hepsi saçma sapan pespaye icralardan ibarettir. Kayseri ve tarafımdan kurulan Ankara-Etimesgut. Hem nicelik hem nitelik açısından koca Türkiye’yi utandıracak cinstendirler. Hatta bazı üniversitelerde. Genel olarak.

Amaç ve hedefi belli olmayan hiçbir işin de başarıya ulaşması mümkün değildir. kişilerin zamanını ve parasını boşu boşuna heba etmemelidir. kuruluşundan 90’lı yıllara kadar başarılı biçimde misyonunu devam ettirdi denilebilir. Ancak. özel kurum. Devamında Sivas. topluluk. Türkü ile ilgili ilk resmî icra kurumu. Kulüp. Ayrıca bu alanda kendisini bulunduğu kültür sanat ortamında hoca konumunda gören binlercesi de bu konuda kendi meşrebince icraya yönelik katkı sağlamaktadır. h) Vakıf. Kuruluş bünyesinde icraya yönelik koro. Recep Kaymak. ayrıca sanatçılarının kurum dışı icralarına izin verilmediğinden dolayı fonksiyonunu yitirdi. Belediye. Bu resmî kurumlara paralel olmak üzere İstanbul. Temeli. Reyting telaşına kapılıp kamu yayıncısı olduğunu unutan her yönden özel radyo. Vakıf. TRT ve özel kanallarda son yıllarda yapılan en fazla üç beş TV yarışması hariç hepsi saçma sapan pespaye icralardan ibarettir. ses. Mehmet Özbek yönetiminde Kültür ve Turizm Bakanlığı Ankara Devlet Türk Halk Müziği Korosu kuruldu. İstanbul’da Halk Müziği Topluluğu. Bir Başka Müzik Topluluğu. ilki Ankara’da. Halk müziği adına önemli hizmetleri olan Kurumun teknik kadrosu bugün çok eksik durumdadır. yarı resmî. Süreyya Davulcuoğlu. Ankara Radyosunu müteakiben İstanbul.adına değerlendirmek mümkün. Bu topluluklar içerisine dışarıda bu alanda temayüz etmiş sanatçılardan bir kısmı da solist sanatçısı ile dâhil edildi. kuruluş ve özel kişilerin iyi niyetinden şüphe duymak yanlış olur. Eğer bunlar yoksa. Canan Başkaya. Bedri Ayseli. çeşitli müzik okullarına ön hazırlık ya da hobi düzeyindeki hizmetlere yöneliktir. 1985 yılında siyasi otoritenin tasarrufu 3. istisnalar hariç birçoğunun amacı ve hedefi belli değil. Hem nicelik hem nitelik açısından koca Türkiye’yi utandıracak cinstendirler. İzzet Altınmeşe. Dernek. Yine TRT Kurumu bünyesinde kaşeli (program başı ücret ödenmesi) olmak üzere Çukurova ve Kars Radyosu bünyelerinde de bir dönem mahallî sanatçılarla programlar üretilmiştir. Ankara ve İzmir’de Türk Dünyası Müzik Topluluğu ile Kırşehir ve Kırıkkale’de diğerlerinden farklı (4B) resmi statülü 15’er kişilik küçük müzik toplulukları kuruldu. Sadi Yaver Ataman tarafından atılan hatta Muzaffer Sarısözen’in Yurttan Sesler Topluluğu’ndan önce kurulan ve daha sonra oğlu Adnan Ataman tarafından devam ettirilen İstanbul Belediye Konservatuarı icra heyetidir. yetiştirdiği başarılı öğrencileri ile kendi başarı düzeyini ölçebilir. İzmir ve diğer birçok şehir ve ilçede Valilik. Şanlıurfa. Dernek. her kuruluş. Muzaffer Sarısözen’in 1941 yılında oluşturduğu “Yurttan Sesler Topluluğu”dur. her eğitici belge / diploma verdiği. eğitici. Kurum / Kuruluş Bu kurumlar daha ziyade bünyesinde bulundurdukları çeşitli düzeydeki topluluk ve korolarla repertuvar ve konsere yönelik çalışma yaparlar. i) Resmî ve Özel Müzik Kursları Millî Eğitim Bakanlığının ilgili yönetmeliğince kurs programı uygulayıp sınavlarını buna göre yapan kurumlar ile tamamen özel müzik kurslarını bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Eğitim konusunda her kurum. Bu kurslar daha ziyade Güzel Sanatlar Liselerine. Eğitim Kurumlarına Dair Değerlendirme Bu alanda hizmet veren. 1985 yılında. enstrümanların kullanıldığı halk müziği icrasına yönelik faaliyetler söz konusudur. bunun yanında kısmen de olsa verilen teorik bilgilerle eğitime katkı sağladıkları düşünülebilir. İcra Kurumları ve İcraya Dair Değerlendirme TRT Kurumu. İcra Kurumları ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . her seviyedeki resmî. Murat Çobanoğlu (merhum).1 0 78 . İzmir ve Erzurum radyoları bünyesindeki topluluklar izlemiştir. Şeref Taşlıova. Yavuz Top. Bunlar. Kurum. Ankara. Belkis Akkale. O tarihlerden biraz önce devreye girmiş olan özel TV ve radyolar karşısında daha ziyade sunum ve tema konusunda refleks geliştirmediğinden. Musa Eroğlu. Kâmil Sönmez. TV ve icralara özenmeye başlandı ve bugünkü noktaya gelindi. Halk Eğitim Merkezi. merhum Sarısözen’le başlayan “Yurttan Sesler Topluluğu”.

“Maalesef. Mehmet Özbek yönetimindeki Ankara Devlet Türk Halk Müziği Korosunun ilk on yılını başarılı sayabiliyoruz (1986-1996). sunucunun. Sanatçı diye takdim edilenlere dair kritik yapacak olursak. baba. Ülkemizdeki tüm araştırma. hitabet. akli dengesini yitirmiş meczuplar gibi duygulu icra adına garip hareketler yapanlar. hobi seviyesinde birçok insanın düzeyinde olmasına karşın sırf siyasi. birilerinin dostu postu (kadınlar için geçerli) konumunda olan zavallılar vb… İşte her şeye rağmen. mikrofon kullanma vb. TV’de dört düğme açıp göğsünün kıllarını gösterenler. top sakal. sözüm ona.■ Sonuç ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . repertuvar.doğrultusunda sanat faaliyetlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde toplanmasına karar verilmiş olmalı ki devlet koroları ve toplulukları şeklinde bu çatı altında yaklaşık 250 sanatçı hâlen icrayı sanat yapmaktadır. çok daha düzeyli. konularda gülünecek dahası ağlanacak konumdayız. Azerbaycan’ı. sağladığı imkân nispetinde bu kişi ve kurumlardan hesap sormalıdır. fiziki. Gerek kuruluşunda gerekse daha sonraki yıllarda siyasi ve özel tavassutlarla alınan sanatçıların istisnasız yarısı yetersiz olduğu için geleceği de karanlıktır. yirmi. içmiyorum. belirli konularda saygınlığı olan yetmiş iki milyonluk Türkiye’nin müzik kurumları ile ilgili araştırma. teknik imkânlarla Türkiye’ye yakışır işler. üç beş sanatçı dışında gerisi yetmiş iki milyonluk Türkiye adına ‘güruh’ diye nitelenecek türden. projeler yapmak durumundadırlar. “Kal’anun ……. çok daha ekonomik olacak özel sanat projelerini destekleme yolu denenmelidir. kültür. yorum adı altında cahilce karakteristik ezgi kalıpları ile oynayanlar. menajer. türkünün ezgi ve temasından haberdar olmayan zavallılar. Bunun dışında bu koro ve topluluklar sıradan festival. icra kurumlarına. şiir. Tüm bunların yanında Unkapanı kaynaklı icralar var ki. “Dardayım ben dardayım / Dört duvar arasındayım (Hapishane)” türküsünü hareketli final eseri seçip konuk sanatçıları ile birlikte stüdyo konuklarına göbek attıranlar. eğitim. Kerkük türküsü okuduğunu zanneden ya da her Kerkük türküsü arasına mecburmuş gibi vay vay. Buna rağmen netice alınamıyorsa her türlü bürokratik ve özel menfaate yönelik gereksiz dirençler bertaraf edilerek. kot pantolonla halkın huzuruna çıkanlar. kendisini ülkenin bir numaralı sanatçısı sayıp da sıradan konuklarına. eser. elleriyle ritm. ideolojik çevrelerce sahiplenilen bir şekilde yazılı ve görsel iletişim araçları ile kof şöhret konumunda olanlar. mimik. sahnede. aha kelimelerinin konmasının gerekliliğini zanneden zavallılar. topu taca atamazlar. cehaletini şekille salamaya çalışarak küpe. Devlet. “Sigara içiyor musunuz?” sorusuna. bin voltluk elektrik çarpmış gibi titreyenler. Bunlar. Özbekistan’ı hatta Türkmenistan’ı örnek almalarını öneriyorum. Sanat. mikrofonu koltuğunun dibine koyanlar.” diye diapozon denemeleri ile ses yarışına girenler. sahne kıyafeti.” İlmi(!) cevabını veren sanatçı… Irak-Türkmen şivesiyle “Kalenin-Kal’anın dibinde bir taş olaydım” yerine. alkış tutturan bayan solistler. sanatçı. radyo programı sunan türkücüler kompleksinden ya da yetersizliğinden dolayı kendilerinden daha yeteneksizleri konuk olarak çağırıp ezmeye çalışanlar. şimdi okuyacağınız Tatyan’ın ne demek olduğunu seyircilerimizden merak edenler için açıklar mısınız?” Cevap. Şayet yapamıyorlarsa bunun adı bilgisizlik ve beceriksizliktir.” diyerek. Konunun esas muhatapları bellidir. jest. beste. paralı göstermelik fanatikleri etrafında bulunduranlar. genel estetik. Devletin bütçesinden sağlamış oldukları mali. “Şimdi okuyacağım türkü bir Tatyan’dır. okuduğu şarkının. form.” diyen sanatçılar! Sunucunun programını sunduğu sanatçının sıradaki türküsünün bir “Tatyan Havası” olduğunu anons ediyor ve okuyacak sanatçıya soruyor.1 0 79 . normalde sesi olmadığı hâlde teknoloji gölgesine sığınan zavallılar. “semah” okurken kalçasıyla. papyon. şenliklerle avunmaktadırlar. “Sayın ………. yirmi beş yaşında olup da ‘iki yüz bestesi olduğunu söyleyenler. sahnede derviş selamı verenler. tavır. “Benim sesim senden daha tiz. güfte. halkın saf duygularını suiistimal etmek üzere zoraki hayranlık uyandırmak için koruma. eğitim ve icra! Dünyada birçok ülkede ölü olan halk müziğine karşın ülkemizde her yönüyle çok zengin ve renkli bir konuma sahip türkü kültürü etrafında oluşmuş kurumlar ve bununla iştigal eden şahıslar oturup düşünmeli ve de refleks geliştirmeli. üslup. iki kelimeyi bir araya getiremeyip de TV.

sırılsıklam oldum. Gitmelere alışık değilim ben. Martılar yatsıya çekilmiş. çocuk gibi hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyorum. Sırtımı dönüyorum. Dile kolay altı yıldır beraberiz. Kaynağını bilmesem de içimde sökün eden duyguların tahakkümü altında tuhaf olmuştum. Aklını pazara çıkaran avare gibi. İçim içim. narçiçeği yanaklarıma aldırış etmeden o gece hep onu düşündüm. Kapüşonunu geçirip atkısını doluyor boynuna.1 0 80 . rüyama misafir ettim. sırım sırım aşk. -Gidiyor musun gerçekten? Dönmeyecek misin bi daha? Katran yüklü gece. müthiş vurulmuştum. Siyah. göz sağrısı derler. Ağır havası dehlizin. Nasıl indiğimi. Toplamış pılını pırtını. Hazır değilim. Bulutlar ağlamaklı. Göğsü hızla çarpıyor. neon lambalarının titrek ve kesik karaltısında Üsküdar’dan geliyordum. Kapıdan çıktı mı nefes almak bana haram. Dokunsalar devrilecek kadarım. İlk tanıştığımız gün. Eşikte bekliyor beni. sersem ve andavalca dolandım durdum. Ne çok sevdim hem. özkıyım kaçınılmaz. Aşk kokuyordu hava. G ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . içimi kasıp kavuran gelgit düşüncelerin tazyiki altında enikonu bunalıyorum. Islandım. titreyen bacaklarıma. dün gibi hatırımda. İlk göz ağrısı. peşi sıra otobüse neden bindiğimi. Giderse. evine kadar onu niçin takip ettiğimi bilmeksizin tam iki saati yollarda kat ettim. Bir bebek gibi. rüya diyerekten kapıyorum gözlerimi. Lodos hırçın mı hırçın. Bunu o da biliyor. Akça pakça yüzü. öyle böyle değil. Ayaklarına kapanıp yalvarmak ve boğazımı patlatırcasına seni seviyorum diye haykırmak. Bir bakışta vurulmuştum. Çok sevdim onu. çivit gözleri. allak bullak kafam. Gitme demek geçiyor içimden. Sular kabarıp taşmakta. Ne hazırı! Onsuz yapamam. Tepeden tırnağa zangır zangır titriyorum. Yine böylesi yağmurlu bir havada.Hicran manifestosu OSMAN KOCA idiyor Müzeyyen. Hele hele Müzeyyen’siz asla yaşayamam. Çöken avurtlarıma. Duygularım hercai. masada duran romanı okuyor. Ne ki bi şeyler düğümleniyor içimde. altuni küt saçları bir bir işlenmişti genlerime. aksine fena. simsiyah kokuyor nefesim. Az uz. Şaka değil. Müzeyyen en arka koltukta. Genzimi yakan. Şaka olsun için. Korkuyorum.

Bi koşu gidiveririm mutfağa. boğumlanıyorum. Koş Lola Koş’u izlemiş ve Lola’ya inat afacan çocuklar gibi sinemadan eve kadar hiç mola vermeden koşmuştuk. Hüzünbaz yanlarımı beraberinde götürecek. zamansız bi rest. Güç bela doğrulacağım yerimden. Açılamadım bi türlü. Beni bırakıp. Öyle ki haftasına varmadan ulaşılmaz. mektuplar buruş buruş oldu heyecandan ıslanan avuçlarımda. -Müzeyyen. Belki bi daha bulamayacaksın beni. sana o çok sevdiğin adaçayını hazırlarım bi solukta.Hayaliyle her gece coşuyor ve fakat her sabah gerçeği karşısında süklüm püklüm oluyordum. Yorgunduk. Açılamadıkça daha bi büyüdü içimdeki sevgi. Ve ben kahrolunmuşluğun iflah tanımaz sınırlarında bir berduş. kıyacak canıma. Sana ada. meczup gibi yana yakıla türküler çığıracağım. Gitme Müzeyyen. Olsun git. En azından bi çay içimlik olsun. Çık demesem. Ah Müzeyyen. ulaşılamaz sevgilim oluverdi. Eriyorduk. Dış kapıya döndü Müzeyyen… Gidecek… Kararlı… Bi veda. Bazı bazı geleceksin başıma. Uzanmalıyım göğe. Hatırlıyor musun? Sinemadan döndüydük. kah kötücül anılarımızı sereceksin yatağıma. yaşayabilmem… Gidiyor musun Müzeyyen? Bunun şaka olduğunu söyle yalvarırım. Belki sıradan bir gazetenin üçüncü sayfa kepazeliğine bulaşık edeceksin beni. Karşılıklı kanepelere uzanıp saatlerce evet saatlerce gözlerimizle konuştuyduk. Ne ki dilim elvermeyecek söylemeye. çıkma diye inlesem… Ne fayda! İler tutar yanı olmayan çıtkırıldım bir düşün kekremsi tortusunda boğuluyorum Müzeyyen. Biliyorum birazdan gideceksin ve fakat gölgen beni bekleyecek. Hiçbir şey olmamış gibi. Nice şiirler. sensiz. Ben. ne çok sevdim seni ben. Can havliyle yakaracağım sana. kendime paşaçayı hazırladıydım. Düştüğümü görsün istemiyorum. Eşiğe sinecek kokun. O akşam ne kadar da mutluyduk. hiçbir şey yaşamamışız gibi böyle sorgusuz-sualsiz gitmeyeceksin di mi? Az-biraz oyalan bari. darmaduman edecek kırılası kafamı. Ellerim değmese de gözlerim yapışmalı yakana. Okşayacaksın siluetimi. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Sevmenin-sevilmenin. upuzun bi uykuya dalacağım. Dünya kayıyor ayaklarımdan. lütfen… Lütfen Müzeyyen… Yüreğim kan ağlasa da belli etmeyeceğim. ne olursun gitme diye bar bar bağıracak kalbim. -Hadi git Müzeyyen.1 0 81 . Ketılı hazırlar. Ve biz sanki aşkı içişir gibi. sensiz… Kahretsin. Anlıyor musun. Palas pandıras çıkmalıyım dışarı. Sen ise bi gidimlik dürtüler içinde beni bi başıma bırakacak ve onatsız hülyalar içinde sırra kadem basacaksın… Öyle mi? Bak işte kayıyor yıldız. çıkıyorum ben. Kah iyicil. Seni kalbime gömmenin huzuru içinde uzun. Sen meraklanma. Yaparım. sevenle sevilenin aşkına dışın dışın ağlaşıp ne de tatlı hayaller kurduyduk. çaylarımızı içişmenin heyecanıyla nasıl da coşup taşmıştık. anıların terk etmeyecek. Ve ben kalktıydım. Fakat ilenmemeliyim asla. O çok sevdiğimiz dönülmez akşamın ufkunu seyre dalacağız ve ben kan tüküreceğim asfalta. terk edip gidersen… -Oğuz. Göğsümü yara yara kanatacağım adını. evet ben. Bekleşelim bi çaylık. Şafakla gireceksin ruhuma. bekle… Ben de bekleyeyim.

Pusatsız. hareket ediyor… Kımıldıyor. Gitmesin için habire dua ediyorum. evet bi gün bu enkazın altında kalacağımı biliyordum. Kanaviçe gibi örgüleşip küt saçlarına konacağım. İçim bi hoş oldu. duruyor… Gidiple gelmek arasında bocalıyor sanki ve ben umut tazeliyorum. Kutsi bi havayla tütsüleniyor migrene yanık başım. Bak işte nasıl da tir tir titriyorum… Kapıyı yavaşça araladı. Başını çeviriyor ağır ağır. hem gitmesindi… -Bende kalsın. yüreğim kanıyor. Duruyor. ateşe maruz kalan buz gibi erim erim eriyeceğim. buğulu gözlerimi kaçırmayacağım gözlerinden. Yatsı ezanı okunuyor dışarıda. Ellerim de… Baktım.1 0 82 . Yanaklarımız apal… Sevincimiz apak… Gitti… Beni acılarımla. Buğulu gözlerle bakıyorum ardından. biliyordum… Ne ki hazırlıksız yakalanmak… Ve sevdiğini bi daha göremeyecek olmanın ayırdına varmak… İşte bu müflis yaşantı. Bi an duraksıyor Müzeyyen. Sızlıyor burnumun direkleri.İşte o zaman ben. Bakacak… Bana bakacak… Ve ben. Gözler asla yalan söylemez… Söyleyemez… Yemin olsun bu kez. genzim yanıyor. dirhem dirhem konuş… Konuşabilirsen… Yutkunamıyorum. -Bu. delişmen yüreğimi yuvasından söküp sana uzatacağım… -Seni sev… Müzeyyen! Ne zor söylemek.. kançanağı. nefes alamıyorum. Onda mont. ezik halimle bi başıma bırakıp… Çisentili yağmura ağladım alık alık… Karman çormandı düşüncelerim… Bi gün. bende yağmurluk. üryan duygularımı devşireceğim. Sokak lambasından sızan ışıkla loşlaştı dehliz. gözlerim yaşarıyor. duldasız. Gelsin diye yalvar yakar dilim. sancılarımla. Adım gibi. sende kalsın… Titredi sesi… Elleri de… Kalsındı kalmasına. kahroldum… Ezildikçe ezildim… Üsküdar dönüşü vapurda martılara simit atarkenki fotoğrafımız. Titredi sesim. Sırtı inip inip kalkıyor. yandım. -Hadi bak Müzeyyen. Fırtınalar koptu ruhumda. İlmek ilmek yaşa. özkıyıma gebedir…■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . daralıyorum..

İnat içinde.KUKLA VE KİTABE Bu kuklalarda neyin nesi. Taşınan ruhları olmalı Sağlam kutular içindeki. Dilini yutmuş adam. Kukla Ben miyim diyor ipin ucunu kaptıran şeytana Daldığım bu tatlı rüya. Kukla kendisi olmaya kararlıydı Kitabedeki eski yazıları okudukça Az kalmıştı kendine kavuşmaya Masmavi bir gökyüzü altında Görmeseydi tuhaf bir rüya Dünyanın muammasında Islak gölgelere kanmasaydı Kendisi olacaktı.1 0 83 . umut olan. BÜNYAMİN DOĞRUER ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Kendine söyleneni Söylüyor. Solgun Yüzleri. Şimdi kalbim kanıyor solgun bir resimde Yağmur hafif hafif yağıyor Saçlarımı unutuyorum kan ter içinde. Bir harfe takılmış Yalnızlıklar içinde dönüp duruyor. Bir papağan bana bakıyor. İşte yanıyor titreyen boş odalar Bu kitabeler kurtuluş kapısı olacak Arkasından şiirler yazılacak Siyahın beyazdan ayrıldığı vakit Kuklacı ilk görüldüğü yerde vurulacak. Ellerim bana uzak Çocuklara alkış tutan. Pişmanlıklar içinde Alnını süslü cama dayamış. Güneşin doğduğunu söylesem inanmazlar ki.

yüreğin yarası türküler.İSMAİL BİNGÖL ir hüzün meltemi. Zamanın ortasında öylesine kalakaldım.1 0 84 . kavuşamama karşısındaki bu hüzün. nasıl olur da hâlâ gücünü bu kadar korur? Bir türkünün mısraları arasına sıkıştırılmış bu hicran. hissederek dinlendiğinde. Serinlemek için boz bulanık akan çaylara atasım geldi kendimi… Yüzyıllar ötesinden esip gelen sitem rüzgârları. Bir efkâra tutulmuş hislerimi.. nedir bundaki sihir ve nedir bundaki güç? Dille anlatılması. iflah olmaz çelişkileri karşısında âdeta eridim. gözlerim buğulandı. toprağımıza.. Akılla yürek arasında kararsız kalanların büyük tereddüdü. bu vurgun yemişlik nasıl olur da bu kadar tesir eder insana? Nedir bunun sırrı. bazen sözleriyle zalimlere cevap olmuş türküler… Bazen bir gelinin ağlayışına eşlik etmiş. sevdamızla ağlatırken duyanı. gövdemi ateş bastı. Takatten düştüm. asırlardır yurdumuza. düşünerek. İşin özeti belki de bu… Kavgamızla inletirken meydanı. bazen mazlumların elemlerini dile getirmiş. yakan. diyardan diyara dolaşmış… Bazen bir gülün yaprağında açmış türküler. bir türkünün ta derinlere ulaşan. bazen bir gelinciğin boynu büküklüğüne… Hani şair Vahap Akbaş da diyor ya “Mızrapla Tel Arasında” adlı şiirinde: Bağlamamın tellerine Üveyikler konar balam Yüreğimiz melül mahzun Türkülerde yunar balam Gönlümüzün mihverinde Sevda filiz verdiğinde Mızrapla tel arasında Gayri zaman donar balam Kara kışın ayazında Dudakta söz buz olanda Bir muhabbet alazında Ah bu şair yanar balam Güzelliği. bağrımı sancı istila etti. bazen bir su olup dere tepe aşarak. dokunanı işte böyle yakıp geçiyor. gâh yüreğimizi ferahlatmış gâh ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . kendimden geçtim. soluğum kesildi. anlayarak. çınlamış göğümüzde türküler… Bazen B isyanlarımıza arka çıkmış. kavuran sözleri ve yine en az onun kadar tesirli nağmeleri kül etti. insanlığı çağrıştıran inceliğiyle. evimize barkımıza mihman olmuş. Benim cevabım ve buradaki sır ve sihir şu ki. görkemi. Bazen turna kanadında sevgiliye mektup götürmüş. az önceki sorulara bir cevabınız olabilir. hikâye edilmesi zor durum… Ancak türkülerle aranız iyiyse ve bu konuda biraz da düşünme zahmetine katlanırsanız. bir esrik bakış yakaladı akşamla gecenin arasında… Bir ince sızıyla sarsıldı yüreğim. atalar mirası... kelimelere dökülmesi.

dilimizin sade ve berrak bir hâlde günümüze kadar gelmesinde önemli pay sahibi olan… Erliğimizi. uzak bir diyara göçürülmüş ve ellerin olmuştur. İşte bir türkü ki… Tertemiz bakışlardan süzülüp yanaklardan aşağı türkü sadeliği ve yürek delici bir nağme eşliğinde inen gözyaşlarıyla. dilinin ve türkülerinin kadrini bildikçe. işitene. Ömür çiçeğini sevda yolunda solduran kederli âşık. uğruna bin cefaya tahammül gösterilip. bu hışımla. yüreğe sığmayıp taşan.bizi birbirimize bağlamış türküler… Gâh ağıt olup acımıza konmuş gâh sevgi olup yüzümüzde parlamış. orada sonsuza kadar. söylenir olmuş yedi iklim dört köşede… Bazen Ağrı’nın doruklarından ses vermiş. adına kayıt düşmeden geçip gitmemiş türküler… Sözleri ve nağmeleriyle esip gitmiş Anadolu coğrafyasında bir baştan bir başa… Gece denmemiş. bir anda çekip gitmiş ve ellerin olmuştur. dillendikçe yayılır Anadolu coğrafyasına bu türküler… Atalar mirası gönül yarası türkülerimiz… Ve bilinmelidir ki bu coğrafyayı yurt tutanlar. nakışından nakış vermiş duyana. Âşık için anlatılması ve katlanılması çok zor bir acıdır bu… Ferhat olup. bu hınçla. renginden renk. kül olmak ister ki. bunun hesabını en yakınındakinden bir türkü vasıtasıyla sorar ve yüzyıllar öncesinden bir ayrılığın hikâyesini bizlere ulaştırır. vadilerce doğudan batıya… Bir kıtası. bu toprağın sesini duyurmuş. gâh ayrılanların üzüntüsünü gâh kavuşanların sevincini temsil etmiş türküler… Öleni yiteni. kavuşamamanın. vatan uğruna can vermenin büyük kıvancıyla yatacak olan ulu şehitlerimizden. oradan öteye sevgiliye sitem. ■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . kültür ve zihin coğrafyamıza silinmeyecek bir şekilde kazımış türküler… Ve bütün bunların sesini duymadan. ağlayanı güleni. Ne yazık ki onların da. bir kıtası Bayburt’ta bir güzele kul olmuş. “uğruna ölümlere gidilip gelinen”. geçip gideni. çileden geçilip. ıstıraplarını söze ve nağmeye dökerek. gündüz denmemiş. sevene dil olmuş türküler… Ve daha nice yerde durmuş. mekân o mekân olur ve bu türkü. gerçeğini bildirmiş. mertliğimizi bütün bir cihana anlatan. bağrını dağlayan ateşle Çamlıbel’de nara savurmak ister… Ne hazindir ki. kültürümüzün sacayaklarından biri olarak bizleri yüce bir millet olmanın şuuruna vardıran ve bütün bunların gönencini yaşatan türküler… Bazen. Hem de faydası da yoktur bundan sonra yapacaklarının… Zira ortada. nice yeri inletmiş. bu acıyla yanmak. vuslata erememenin resmini ne de güzel çiziyor. çaresi imkansız bu dert yüzünden âşığın yüreğinden kopup gelen feryada verecek cevapları yoktur. verilen sözlerin yerine getirilmesi için. Hem öyle ki söyledikçe zaman ortadan kalkar. Erzurum’dan Erzincan’a ulaşmış. yıllarca gurbet elleri mesken tutan âşığın düşündüklerini yapması mümkün değildir.1 0 85 . akacak yer bulamayan ve dokunduğunda yakan bir büyük isyanı yüklenir gönlümüzün tercümanı türküler… Yıllar yılı kor ateşlerde pişerek sevda çekilen. her acıya göğüs gerilen sevgili. gürzüyle vurup dağları yarmak ister âşık… Kerem olup. daha başka birçok şeyi hatırlatmadan geri durmamış ve bunları. dağları aşıp. sesinden ses. kaç yüreğe inci dizip kaç yüreğe gözyaşı akıtmış türküler… Nesilden nesile bozulmadan aktarılmak suretiyle. daha nice yıllar söylenip dinlenecektir. özge bir gündüze hayal uçurmuş. Şakir Şener’den alınan Bayburt türküsünde olduğu gibi… Hani diyor ya türküyü yakanlar: Odam kireçtir benim Yüzüm güleçtir benim Soyun da gel yanıma Terim ilaçtır benim Baba ben derviş miyem Kürkümü giymiş miyem Ben sevdim eller aldı Niye ben ölmüş müyem Söylendikçe dillenir. dinlenmiş. bir kıtası Sivas’ta bir âşığın sazından dökülmüş. yâri başkaları tarafından alınan kişilerin hâline tercüman olur. bıyıkları henüz yeni terlemiş civanlardan haber getirmiş. bazen Allahüekber’i mekân tutmuş. duyurmadan. dilinden anlayana… Mahmur bir geceden kalkmış. ne sevgili kalmıştır kavilleştiği ne de ünü dört bir yanı tutan sevda… Bütün bunların önem arz etmediği kişilerce. Artık olan olmuş ve bu durum ağır bir yük gibi merhametli yüreklere oturmuştur. bazen çekmiş gitmiş ta Hazar’a ve daha ötelere… Bir mısraı Ardahan’ın payına düşmüş türkünün. daha nice bunun gibi kavuşamayanların. bu hüzünle. bütün bunları elinin tersiyle bir yana itip vefasızlık ederek. belki bir kıvılcımı da ona erişsin ve onu da yaksın… Köroğlu gibi. bir mısraı Iğdır’a… Bir kıtasıyla serhaddı bekleyen Kars’ın derdini taşımış ırmaklarca. Bazen Aras boylarında gezinmiş turna katarlarıyla. kavrulmak.

Cilt.[4] Karaçay – Malkar Türkleri. başka bir ifade ile türkü ve koşmaların genel adı “yır” olup Divanü Lûgati’t -Türk’te ise bu kelime “ır”[1] şeklinde geçmektedir..14. Dr. Prof. Kazak Türkleri. 4. Kosova Türk Halk Edebiyatı Metinleri. Tıva – Orus Slovar’. İstanbul. Bulgaristan Türk Halk Edebiyatı Metinleri – I.501.22. s. türkü. s. N. “Türk’e has” anlamına gelen bu söz. E.245. halık eni. Gagauz Türkleri. mahnı. Azerbaycan Türkleri. 3. türkü. Harun Güngör – Mustafa Argunşah. Türkü sözüne. 1991.b.[6] Gagauz Türkleri türkü. s. Fatih Kirişoğlu.[9] Kosova Türkleri.[3] Nogay Türkleri.[2] Kumuk T Türkleri.. 2. Ankara. 3.[10] Bulgaristan Türkleri. halk ağzında “Türkü” şekline dönüşmüştür. türik. 1968. 1998. s. Türkmen Türkleri. s. Tatar Türkleri. Divanü Lûgati’t-Türk Dizini “Endeks”. 6. Ankara. TDK yayını. Nimetullah Hafız. halk türküsü. Kemal Aytaç). Türk Dünyası El Kitabı. IV. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Ankara. 9. Türküye. türkü. Karşılaştırmalı Türk Lehçeleri Sözlüğü I.R.86 – 109. kojamık. Prof. 11. 1998.501. türki. IV. 1985. 8. Dr. Ankara. türki. s.. Wilhelm Pröhle (çev. nahşa. 108. halık cırı. Başkurt Türkleri. Yani. Uygur Türkleri. ırıa. Moskova.) Rusşa-Nogayşa Slovar’. 1991.[7] Tuva Türkleri.ÖMER FARUK YALDIZKAYA ürkçe söylenmiş şiir anlamına gelen “Türkü”nün “Türkî” sözcüğünden geldiği görüşü bilim adamları tarafından genel olarak kabul edilmektedir. Priştine. Prof. Özbek Türkleri.). aşağıda sayacağımız kelimeler karşılık olarak kullanılmaktadır. 10. 908-909. Çetin Pekacar. Baskakova (Red. Dr. Kırgız Türkleri. Prof.420 5. 1956. 1998. s.53. Dr. Tenişev (Red. Saha (Yakut) Türkleri Edebiyatı. Türk Dünyası El Kitabı.[8] Saha (Yakut ) Türkleri. Cilt. Dr. IV. koça nahşisi.bas. Moskova. halk yırı. Gazanfer Paşayev (Aktaran Doç. Karaçay Lehçesi Sözlüğü. Cilt. Kumuk Türkleri Edebiyatı. Irak Türkmen Folkloru. eldik ır. İslamiyet öncesi Türk edebiyatında genel olarak ezgi ile söylenen şiirlerin.320.bas.[5] Irak Türkleri. mahnı. 3. (çev: Besim Atalay). halk koşiği. bazı Türk boylarında. Dr. halk aydımı. yır. “Türk” kelimesine Farsça “-î” ilgi ekinin getirilmesiyle meydana gelmiştir.kojañ. Ank. cır. 3. bugün.45. Ankara. 1991. s.A.Dil -Folklor ve Halk Edebiyatı). Kültür Bakanlığı yayını. Kültür Bakanlığı yayını.[11] Altay Türkle- 1.1 0 86 . M. yır. Dr. 1990. 7. Nimetullah Hafız. s. Ankara. 1991. beste. s. Mahir Nakip). (Tarih .

ilk defa XV. sözünü ettiğimiz. 1998. folklor ezgilerinin her çeşidi için en çok kullanılan terim türküdür. Dr. Edmon Soussey’in deyimiyle. bu parça. deyiş. 1993. s. 4. “ farklı isimleri olan çok çeşitli mahsullere verilen addır. besteye benzer. Ankara. çağdan çağa ve yerden yere içeriğinde olsun. İstanbul. 23. 18.390. Ankara. Çuvaş Sözlüğü. bas. yani hece vezni ile söylenmiş türkülerin Anadolu’daki ilk örneğini ise XVI.”[22] Cem Dilçin: “Türkü. s.[12] Kırım Tatar Türkleri. Mehmet Yardımcı. 16. Cevdet Kudret. “2.93 14.” [20] Ahmet Talât Onay: “Türklere mahsus lahin ile söylenen şarkılardır. 1969.246.bas. Dr. türkü sözcüğü yerine şarkı. Türk Halk Şiirlerinin Şekil ve Nev’i. 20. Emine Gürsoy – Naskali.”[23] Pertev Naili Boratav: “Düzenleyicisi bilinmeyen. s.” Türkü. Tekke Şiiri. on birli ölçülerle söylenir. İstanbul 1973. Tahir-ül Mevlevî. Altayca – Türkçe Sözlük. sözlerin çeşidine göre. s. deme.63.”[17] Edebiyat Lügati: “Çoğu 11 hece ile nazmedilmiş ve umumiyetle Anadolu’da bestelenip söylenilmeğe başlanmış olan milli nağmeli şarkılardır. 19. 15.217. yüzyılda Doğu Türkistan’da aruz vezniyle yazılmış ve özel bir ezgi ile söylenmiş şiirler için kullanılmıştır. 24. Suriye. s. yüzyılda buluruz. Karacaoğlan. s. İstanbul 1990. s. Söyleyeni belli. 22. Türkçe Sözlük. s. 17. Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar. Örneklerle Türk Şiir Bilgisi. Şekilden ziyade lahne.” [18] Edebiyat Terimleri Kılavuzu: “Türk’e özgü anlamındaki Türkî’den gelmektedir. s. Kırım Tatar Şarkıları. Türkmani gibi türkü de eski yırlardan yani millî musiki kaynaklarından doğmakla beraber yabancı kültürle karşılaşılan bölgelerde (mesela Irak. TDK yayını. Ahmet Talât Onay (hzl. bas. Emrah gibi. Âşık Şiiri. Sahipleri bilinmeyen sözlü halk verimleridir. Türkü.289. Başlangıcından Günümüze Halk Şiiri.102. Mısır gibi) ona verilmiş bir isim olsa gerek. tabiat. 1996. ya da ezginin.295.ri.[13] Çuvaş Türkleri. Paasonen. Prof. Bölgelerle konulara bağlı özel durumlara.. Ankara 1981 s. Örneklerle Edebiyat Bilgileri I. Çoğu anonim halk edebiyatında yer alan bu türkülerde aşk.”[21] Şemsettin Sami: “En asıl Türklere mahsus lahinde şarkı. 1950.114. Edebiyat Lügati. halkın sözlü geleneğinde oluşup gelişen.bas. s. İstanbul. Cem Dilçin. 1980. s.395.”[24] Türküler için Eflatun Cem Güney: “Köroğlu. TDK yayını. En çok sekizli. s. biçiminde olsun değişikliklerle (zenginleşmelere. Cemal Kurnaz). Çeşitli kaynaklar ve araştırmacılar türküyü bir tür olarak ele aldıklarında çoğu ortak bir noktada birleşen tanımlar yapmışlardır. H. Kerem.”[19] Fuad Köprülü: “Türklere mahsus bir beste ile söylenen halk şarkılarıdır.”[25] görüşünü 21. Meydan Larousse. Zsuzsa Kakuk. Ankara. Fuad Köprülü.”[16] Meydan Larousse: “Güfte olarak halk şiirini alan ve halk ezgileriyle beslenmiş şarkı çeşidi. Türkü şekline uygun ve türkü adını taşıyan. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Edebiyat Terimleri Kılavuzu. Hikmet Dizdaroğlu. ağız terimleri kullanılır. 12. Ankara. Ankara 1989. güzellik. Folklor ve Halk Edebiyatı.. Muvaffak Duranlı. kırpılmalara) uğrayabilen ve her zaman bir ezgiyle söylenen şiirler. Halk Şiirinde Türler. TDK yayını.[15] Bu kitapta esas itibariyle konu edilen türden.[14] adını vermişlerdir. Eflatun Cem Güney..” Ahmet Kutsi Tecer: “Varsağı. türlü ezgilerle söylenen.1504. belli âşıkların türkü havasına bürünen bazı parçaları bir yana. 1. gençlik ve acıklı konular işlenir. yuri. kojon.57. bir anonim halk şiiri nazım biçimidir.. yüzyıl halk şairlerinden Öksüz Dede’ye aittir. “Türkiye’nin sözlü geleneğinde. İstanbul 1975. Ankara. 1.1 0 87 .176. kişisel halk şiiri biçimleri arasına giren türküler de vardır. bozulmalara. asıl türkülerin yaşı başı belli değildir. hava. Akçağ yayınları. XVI. Yararlı olacağı düşüncesiyle bunlardan bazılarını burada zikretmeyi uygun buluyoruz: Türkçe Sözlük: “Hece ölçüsüyle yazılmış ve halk ezgileriyle bestelenmiş manzume. Türkü terimi. Ankara. 1997. cır. 1999. Pertev Naili Boratav’ın “Türk Dili Dergisi ”nin “Türk Halk Edebiyatı Özel Sayısı”nda yayımlanan “Halk Şiiri” başlıklı yazısının “Halk Türküleri” bölümünde ise türkü hakkında şu bilgi verilmiştir. her iki bölüğe de girebildiğinden halk edebiyatının en zengin alanıdır. 13.” biçiminde tanımlar. 25.

ileri sürmektedir. Mehmet Özbek “Türküler başlangıçta bir olay üzerine yakılırlar. Bu olaylar bütün bir milleti ilgilendirecek kadar büyük nitelikler taşıyabileceği gibi, dar çevrelerde meydana gelen cinsten de olabilir.”[26] demektedir. Cahit Öztelli: “Halkın ortak malı olan bir edebiyat türüdür. Ağızdan ağıza dolaşan, kuşaktan kuşağa aktarılan sözlü edebiyatın en güzeli türkülerdir. Türkü, genel edebiyat türleri içinde bir nazım türüdür. Yani, ölçülü (vezin), uyaklı (kafiye) dizelerle (mısra) meydana gelir. Halk edebiyatı içinde toplumun iç alemini beşikten mezara dek bütün yaşantısını kapsayan, en dikkate değer sanat verisi türkülerdir.”[27] Nihat Sami Banarlı: “Koşma şeklindeki bir manzumenin her dörtlüğünde bir (beşinci) veya bir (beşinci-altıncı) mısra ilavesiyle söylenilen bir halk şiiridir.”[28] Muzaffer Uyguner: “Her mısraı kafiyeli üçer mısralı kıtalar ile yine kafiyeli ve iki beyitten müteşekkil ara nağmeleri olan ve çalınıp söylenen folklorik halk edebiyatı mahsulleridir.”[29] Herbert Jansky’e, göre türkü: “Büyük tarihi hadiseler karşısında halk kitlesinin sevinçlerini veya ümitsizliklerini; büyük şahsiyetler hakkındaki saygılarını veya nefretlerini; gençler arasında geçen hazin aşk hikâyelerini, millî hece veznini ölçü alan ve kalpleri fetheden mısralarla, derin bir muhteva içinde dile getiren edebî, aynı zamanda mûsiki bakımdan ehemmiyete haîz olan bu kendine öz bestelerle söylenen; dar manâsıyla ise tarihi bir vesika mahiyeti gösteren Türk halk şiirinin en eski türlerinden biri.”[30] Dr. Doğan Kaya türküyü şöyle tanımlamaktadır: “Halkın ruh halini, derdini, neşesini, zevkini, dünya görüşünü, inancını, karşılaştığı hadiseleri
İstanbul 1971, s.235. 26. Mehmet Özbek, Folklor ve Türkülerimiz, 2.bas., İstanbul, 1983, s.63. 27. Cahit Öztelli, Halk Türküleri, 2.bas., İstanbul,1983, s.11-12 28. Nihat Sami Banarlı, Metinlerle Edebî Bilgiler I, İst., 1950, s.82. 29. Muzaffer Uyguner, Türkü Üzerine, TFA, III (66). 1.1955, s.1042. 30. Herbert Jansky, Türk Halk Şiiri (çev. Abdurrahman GÜZEL), Dünya Edebiyatından Seçmeler,

yansıtan; hece ölçüsüyle ve bir veya dört mısralı bentlere çoğu defa bağlantıların getirilmesiyle, söylenen; manzum ve ezgili anonim ürünlere türkü denir.”[31] Alman müzik bilimci Hugo Riemann, halk müziği kapsamına şu ögeleri alır: “1. Ezgi ve sözlerinin yaratıcısı belli olmayanlar, anonim bir yapıda olanlar. 2. Çeşitli nedenlerle oluşan olaylar karşısında halk tarafından benimsenmiş ve halk ezgisi niteliğine bürünmüş ürünler. 3. Halk diliyle oluşmuş, ezgisel ve uyumsal yapısı kolayca anlaşılan, belleğe kolayca yerleşen, bu nedenle, popüler (herkes tarafından benimsenen ve tutulan) bir özellik taşıyan ezgiler.” Fransız halk müziği uzmanı Michell Benet’e göre halk müziği ise, “Halk tarafından benimsenen ve sözlü gelenek biçiminde kulaktan kulağa yayılan ezgilerdir.” İngiliz halk müziği uzmanı Prat’a göre; “Halk müziği, köylü ve halk arasında çıkıp, gelenek haline gelen ezgilerdir.” Yine bir İngiliz araştırmacı olan Bremers’e göre ise halk müziği; “halkın müşterek malı olan, sâde, samimi, düz ve yalın ezgilerdir. Bestecisi olmaz, anonimdir.” Türk halk müziği araştırmacısı ve Türk halk türkülerinin derlenmesinde ilklerden olan Muzaffer Sarısözen ise, halk müziğini şöyle tanımlıyor: “İlk bakışta monoton gibi görünen halk türküleri, araştırdıkça, ezgi ve ritim yönünden renklilik ve çeşitlilik gösteren nefis bir sanat ürünleri olduğu görülür. Dünyada ne kadar doğal ve sosyal olaylar varsa, tümü halk müziğine konu olmuştur. Türk insanının doğumundan ölümüne (beşiktenmezara) tüm yaşamını, acısını, sevincini, duygu ve düşüncesini, yurt sevgisini türkülerimizde görmek mümkündür. Özetle, halk müziğimiz, Türk halkının ortak malı ve milli kültürüdür.” Müzikolog ve halk bilim araştırmacısı Halil Bedii Yönetken, “Türk halk müziği, çok orijinal ve zengin bir müziktir. Modalmetrik yönden olduğu kadar, yapı ve form bakımından da büyük özellik ve güzellik taşımaktadır. Zengin ve çeşitli çalgılara sahiptir. Diğer taraftan, vokal müziğin
31. Dr. Doğan Kaya, Anonim Halk Şiiri, Ankara, 1999, s.132.

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

88

terennüm etmediği konu yok gibidir. En basit konulardan, en yüksek konu ve olaylara kadar her şey, Türk Halk Müziğinin terennüm alanına girmiş bulunmaktadır. Halkımız, bazen; Estergon, Belgrat, Selânik, Budin, Cezayir gibi Türk egemenliğinin sürdüğü ve at üstünde kılıç oynattığı yerler için, bazen; Köroğlu, Genç Osman, Murat Reis ve Gazi Osman Paşa gibi yiğitler üstüne türküler yakmıştır. Gün olmuş, yurdun dağına-taşına, uçan kuşuna, gün olmuş, burcu burcu Anadolu kokan çiçeğine ve nice güzellikler, sevgiler üstüne türküler söylenmiş, bununla da yetinilmemiş, ahlâk, fazilet, felsefe, türkülere konu olmuştur. Görülüyor ki, Türk halkı, muazzam bir sosyal fonksiyona sahip, halk rûhunun ses halinde aynası ve ifâdesi olan bir sanat yaratmıştır.” Türk halk müziği araştırmalarının önde gelen isimlerinden olan araştırmacı Mahmut Râgıp Gazimihal ise, “Kendi halk şarkılarımıza (folk song), genellikle türkü diyoruz. Anadolu’da şarkı adı pek bilinmez ve kullanılmaz. Genellikle, kulaktan kulağa geçmek sûretiyle halk arasında yayılan ve yaşayan türkülerimizin ne düzeni bellidir, ne yakıcısı.” demektedir. Veysel Arseven’in görüşleri şöyledir: “Halk türküleri; koşma, yiğitleme, taşlama, ağıt, ninni, destan gibi halk edebiyatı türlerini işler. Sevgi, özlem, gurbet, ayrılık, doğum, ölüm, askere gidiş, düğün-dernek, yerleşme(iskân), göç, kan dâvası gibi temaları konu alır. İçtenlik, sâdelik, gösterişten arınmışlık, alçak gönüllülük niteliği gösterir ve gerçekçi bir renk ve özellik taşırlar. Hiçbir halk türküsünün sözünde veya bir halk oyunu havasında, yapmacık, iki yüzlülük ve kabalık görülmez. Şakacılık temasını işleyen türkülerin sözlerinde bile, insanı çabucak kavrayan sıcak bir görüntü vardır.”[32] Türküler şiir şekli bakımından genellikle koşmaya benzer. Ancak bu ifade bütün türkülerin koşma şeklinde olduğu anlamında alınmamalıdır. Çünkü bazı türküler mani şeklinde de olabilir. Genel olarak bir türkü iki bölümden meydana gelir. Birinci bölümde bir türkünün asıl sözleri yer alır ve bu bölüme “bend” adı verilir. İkincisi
32. Mustafa Hoşsu, Geleneksel Türk Halk Müziği Nazariyatı, İzmir, 1997, s.4 -7.

ise, tekrarlanan kısımlardır ve her bendin sonunda tekrarlanan bu “nakarat” kısımlara da “kavuştak” denir. Öbür halk şiiri türleri gibi, türkünün de en büyük ve önemli ayırıcı özelliği ezgisinde görülmektedir. Koşma ve mani tipindeki bazı şiirler, ezgilerinin değişmesiyle türkü olmaktadırlar. Türkünün ayırıcı özelliği şeklinde değil, ezgi ve bestesindedir.

Türkülerin tasnifi konusu, Türk halk şiirinde ve müziğinde hâlâ hâlledilmemiş bir problem olarak durmaktadır. Bununla ilgili olarak Ahmet Talât Onay; “Halk şiirlerinde yalnız şekillerine ve nevilere göre yapılacak tasnifler noksan olur. Çünkü, teganniyi de gözden uzak tutmamalıdır.”[33] derken, Petrev Naili Boratav, “Halk türküleri, hem müziği, hem de şiiri alâkadar ettikleri için folklor tetkiklerinde hususi bir yer tutarlar. Onların iki sahaya ait bulunmaları, evvelâ hususi bir metotla incelenmelerini icap ettirir. Halk türküleri üzerinde çalışanlar, halk müziği kadar halk edebiyatını da göz önünde tuttukları takdirde izâhlarında muvaffak olabileceklerdir; aynı müdekkikin her iki sahada vukufu olmadığı takdirde kolektif bir çalışma zarureti hâsıl olacaktı.”[34] diyerek problemin halk biliminin daha çok edebiyat kısmı ile uğraşan bir uzmanın veya sadece halk müziği ile uğraşan bir uzmanın çözebileceğinden daha zor bir iş olduğunu belirtir ve bu noktada edebiyat alanından gelen uzman ve müzik alanından gelen uzmanın ortak bir çalışma yapmaları gerektiğini tavsiye eder. Bugüne kadar; gerek edebiyatçılar gerekse müzikologlar, kimi ortak noktada birleşen türkü tasnifi yapmışlardır. Biz, bu konuyu uzmanlarına bırakıp, Mehmet Özbek’in “Folklor ve Türkülerimiz” adlı eserinde yapmış olduğu tasnifi, bizim derlemiş olduğumuz türküler için de geçerli olduğu için burada aynen vermeyi uygun buluyoruz. Buna göre türküler üç ana başlık altında toplanmaktadır:
33. Onay,8. 34. Petrev Naili Boratav, Halk Türkülerine Dair Folklor ve Edebiyat – 2, 2.bas., 1991, s.337.

Türkülerin tasnifi

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

89

I. Ezgilerine göre, II. Konularına göre, III. Yapılarına göre, Mehmet Özbek yapmış olduğu bu ana tasnifteki grupların her birini kendi içinde alt gruplara ayırarak ve her alt gruba örnekler vererek tasnifini şöyle sürdürür: I. Ezgilerine göre: Ezgide esas olan usul ve ritimdir. Bu bakımdan ezgilerine göre türküleri de ikiye ayırıyoruz: I.1. Usulsüz Olanlar: Bunlara uzun hava diyoruz. Uzun havaların da çeşitleri vardır: Bozlak, Hoyrat, Divan, Koşma, Kayabaşı, Maya, Çukurova, Garip, Kerem, Kesik Kerem, Aydos, Eğin, Müstezat, Türkmani gibi. Bu havalar ayrıca ağızlara göre de ayrılırlar: Urfa Ağzı, Kerkük Ağzı, Erzurum Ağzı, Acem Ağzı vb. I.2. Usullü Olanlar: Genellikle oyun havaları bu gruba girer. Bu ritimli, usulü türkülere Urfa’da “Kırık Hava”, Konya’da “Oturak” adı verilir. Kırık havalar bölgelere göre değişik adlar alırlar: Karadeniz’de “Horon” ve denizci türkülerine “Yalı Havası”, Harput yöresinde “Şıkıltım”, Ege’de “Zeybek”, Ordu, Giresun, Marmara ve Trakya’da “Karşılama”, Erzurum ve Kars yöresinde “Sümmani Ağzı”, Isparta ve Eğridir yöresinde “Dattiri” adı verilir. II. KONULARINA GÖRE: II.1. Lirik Türküler: İnsanî duyguların çok etkili ve coşkun bir şekilde anlatıldığı türküler bu gruba girer. II.1.1. Aşk, sevda türküleri. II.1.2. Gurbet türküleri (Ayrılık, asker, mapushane türküleri). II.1.3. Ağıtlar (ölüm, tabii afetler üzerine). II.1.4. Ninniler. II.2. Satirik Türküler: Kişiyi veya toplumu kınayan, yeren türküler bu gruba girer. II.2.1.Güldürücü türküler (mizahi türküler). II.2.2.Taşlamalar, ilenmeler. II.3. Olay Türküleri: Belli bir olaya dayanan türküler bu gruba girer. II.3.1. Tarihî türküler (destanlar, kahramanlık ve serhat türküleri).

II.3.2. Eşkıya türküleri (derebeyi, cinayet türküleri). II.4. Tören ve Mevsim Türküleri: Belirli anlarda, söylenen türküler bu gruba girer. II.4.1. Kına, düğün, esvap giydirme töreni türküleri. II.4.2. İtikat ve mezhep törenleri türküleri. II.5. İş ve Meslek Türküleri: Çeşitli meslek kuruluşları için yakılmış türküler bu gruba girer. II.5.1. Esnaf türküleri. II.6. Pastoral Türküler: Çoban ve kır hayatını anlatan, tabiat güzelliklerini konu edinen türküler bu gruba girer. II.6.1. Tabiat türküleri. II.7. Didaktik Türküler: Dinleyene ders veren, bir şeyler öğreten türküler bu gruba girer. II.7.1. Öğretici türküler. II.8. Oyun Türküleri: II.8.1. Ritmik dans türküleri. II.8.2. Temsilî oyun türküleri. III. Yapılarına göre: III.1. Bentleri mani dörtlüklerden kurulu türküler: Anonim halk edebiyatında en yaygın olan şekildir. Her dörtlüğün kafiye şekli mani gibidir. Hecenin 7, 8’li kalıplarıyla yazılırlar. III.2. Bentleri iki mısralı türküler: Bunlar, bağlantı (kavuştak) mısraların eklenmesi ve bu mısraların sayısına göre de değişik şekillerde bulunur. III.3. Bentleri üç mısralı türküler: Bunlara da bağlantı (kavuştak) mısraları ekler ve bunların sayısına göre değişik şekiller arz ederler. III.4. Bentleri dört mısra olup, bağlantıları (kavuştakları) mısra sayısı olarak değişen türkü şekilleridir. III.5. Bağlantıları her mısradan sonra tekrar edilen türküler. III.6. Bağlantısı başta olan türküler. III.7. Her bentten sonra değişik kalıpta iki bağlantısı olan türküler.■

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

90

Baskı. manevi değerleri ön plana alan çizgisiyle yıllardır sürdürmekte olduğu sanat yaşamında birbirinden değerli eserlere imza atan Yavuz Bülent Bakiler. Elçibey (Azerbaycan’ın unutulmaz lideri).Bir süredir yürütmekte olduğum “kitapvitrin” sayfası sizlerden gelen olumlu-olumsuz eleştirilerle sürekli yenilenerek sizlere hitap etmekte. Türk kültürüne verdiği önem ve milli. Elçibey’in yetişmesinde ve gelişmesinde etkili olan etmenlere de yer verilen kitap. 2009 ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Yavuz Bülent Bakiler. İstanbul. FARUK GÜLER air ve yazar kimliğiyle tanıdığımız ve Türkçeye gösterdiği hassasiyetle gönüllerde taht kuran Yavuz Bülent Bakiler’in Türk Edebiyatı Vakfı tarafından üç kitabı yayınlandı. Kitapvitrin köşemizle ilgili olarak her türlü görüş ve düşünceleriniz için e-posta adresimiz kitapvitrin@gmail. Kitapta gerek Elçibey ile yapılan yüz yüze görüşmelere gerek Elçibey üzerine yapılan konuşmalara yer verilmesi esere bir belgesel havası katmakta. “Elçibey” (2. “Bize Gelenler” alt başlığı altında mümkün mertebe bu kitapların isimlerini de zikredeceğiz.com A. Elçibey ve davasını bize tanıtmakta ve anlaşılır kılmakta. Bize ulaşan kitapların çokluğu ve sayfa sayısının sınırlı olması nedeniyle tüm kitaplara yer verememekteyiz. Bu yazılara nazar edilirse dikkatli bir seçimin yapıldığını görebiliriz.1 0 91 . Ş Yavuz Bülent Bakiler’in bu eseri Azerbaycan Sovyeti’nin son yirmi yılına etki etmiş bir lider ve onun görüşleri ışığında şekillenmiş düşünce- Elçibey (Azerbaycan’ın unutulmaz lideri) leri anlatması bakımından önemli.Basım). Son bölümde yer alan bu yazılar birçok yazı arasından seçilerek bir kısmı buraya nakledilmiş. 2. Kitap. lider portresinin nasıl ortaya çıktığını da göstermekte. “Muhsin Başkan” ve “Azerbaycan Yüreğimde Bir Şahdamardır” adlı üç eseriyle karşımızda. Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları. Kitabın son bölümünde Eliçibey’in vefatından sonra Türk basınında çıkan yazılara yer verilmekte.

Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları. Çünkü şehir. Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları. onun kültürel değerlerine nüfuz edebilmek ancak ve ancak o şehirde yaşayan insanları tanıma süreciyle gerçekleşebilir. Muhsin Yazıcıoğlu’nun ebediyete uğurlanması sonrası bir saygı duruşu niteliğinde olan eser için Yavuz Bülent Bakiler büyük bir vefa örneği sergilemekte. Azerbaycan’ı yüreğindeki bir şah damar kadar yakın gören yazar her Türk gencinin okuması gereken bir Azerbaycan resmi çizmekte. yazmış olduğu Sekizinci Şehir’in ikinci kitabı olan “İz Bırakanlar” alt başlıklı eserinde Elazığ’la adları özdeş olmuş. Kitapla birlikte Muhsin Yazıcıoğlu’nun mücadelesi ve siyasi vizyonu işlendiği gibi yer yer küçük anekdotlarla kaygıları. İstanbul 2009 Azerbaycan yüreğimde bir şahdamardır ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . çekilen zulümleri Yavuz Bülent’in eşsiz kaleminden okumak mümkün. sevinçlerini. Yavuz Bülent Bakiler. Zaman boyutu üstünde tutunmuş bir organizmadır. yaşanan insanlık dramlarını da görmekteyiz. Muhsin Başkan’ın elim helikopter kazası sonucu enkazı arama sırasında yazılan yazıların da yer aldığı kitapta hatıralar ağırlıklı olarak yer almakta. Nevval Çizgen.Yavuz Bülent Bakiler’in derlediği ikinci kitap olan “Muhsin Başkan” adlı eser. yakın dönem Türk siyasetinin etkin isimlerinden olan Muhsin Yazıcıoğlu’na bir vefa örneği. onları yeni nesillere aktarmayı kendisine vazife bilmiş. umutları da verilmeye çalışılmış. İstanbul 2009 Muhsin Başkan Sekizinci şehir İz Bırakanlar Bir şehrin iç dünyasına girebilmek. “Kent ve Kültür” adlı kitabında: “Yani kent anlamsız bir yığın değildir. kimilerine göre de bir kurgu sonucu hayatını kaybeden Muhsin Yazıcıoğlu’nun yaşamını bütün yönleriyle anlatması bakımından önemli. beklentileri. Azerbaycan Yüreğimde Bir Şahdamardır. şehrin kültürel dokusuna nüfuz etmiş insanlarını anlatmayı. hayal kırıklıklarının yanı sıra sosyalist rejimin kendi üzerlerinde kurduğu baskı ve şiddetin boyutlarını. Hareket edebilen veya edemeyen her şeyin ortak devinimidir kent imgesi. Öznel bir değerlendirme neticesinde kişilerin Eserin ithaf kısmında Karabağ’dan başlayarak Anadolu coğrafyasında devam eden vefat etmiş atalarının ruhlarına bir Fatiha okunmasını belirten yazar 1980 yılından itibaren Azerbaycan’a yaptığı seyahatler sonrası intibalarını kaleme almakta. onu yorumlayabilmek için de o şehre damgasını vurmuş. Yavuz Bülent Bakiler. Satır aralarında Azerbaycan’ın Türkiye’ye olan özlemi. yaşadıkları dramları. Muhsin Başkan. isimleri belirlerken hangi kriterleri kıstas aldığına dair bir açıklama yapmamakta.” Şehri anlayabilmek. Kimilerine göre elim bir kaza sonucu.1 0 92 . Devinimdir. adını kazımış kültür insanlarının ayak izlerini takip etmek gerekmektedir. Bu düşüncelerle yola çıkan Zekeriyya Bican. sadece betonarme yapılardan örülmüş bir sistem değildir. 211 kişinin biyografilerine yer verildiği çalışmada yazar. 25 yıllık bir özlemin vücut bulmuş hali olan eserde Azerbaycan’daki Türklerin acılarını.

şehri şehir yapan Elazığ insanını anlatması bakımından güzel bir çalışma. herkesten çok düşünür ve sanatçılara iş düştüğü ortadadır. ülkemizin temel kültür ve edebiyat meseleleri üzerine kafa yoran bir sanatçının görüşlerini ve tespitlerini bir araya getiriyor. Ancak bazı isimlere yer verilmemesi de ayrı bir soru işareti. inceleme ve biyografi gibi öteki türlerde de teklif tenkitlerini ortaya koyuyor. her bakımdan tartışmaya açık ufuk arayışı gibi karşılanması beklenir. Elazığ için yazarın gözüyle bir “İz Bırakanlar” listesi hazırlanmasına sebep olmuş. “Yazardan Birkaç Söz” bahsinde yazar keşke eseriyle ve isimlerin tespitiyle ilgili daha açıklayıcı bilgiler verseydi. Tel:0424 2121732 Zamansız bahçeler Mustafa Miyasoğlu yalnızca şiir. Sk. kişi seçimlerinde sadece Elazığ doğumluları değil uzun süre Elazığ’a hizmet etmiş insanları da değerlendirmekte. Eylül 2009 İsteme Adresi: Ticarethane Sok. Zamansız Bahçeler. sosyal ve siyasi şartları da dikkate alan kültürel yazılardan oluşuyor. Birtakım eksikliklerine rağmen gelecek nesillere bırakılacak başvuru eser konumunda olan Zekeriyya Bican’ın kaleme aldığı “Sekizinci Şehir İz Bırakanlar”. Mustafa Miyasoğlu. Eserin başında “Harput ‘Kale Mahallesi’nde Bir Düğün Alayı” başlıklı hikâye ile başlayan yazar tarihi bir olayı kendi iç dünyasında kurgulayarak yorumlamakta. Sekizinci Şehir ‘İz Bırakanlar’. Elazığ için “İz Bırakanlar” alt başlığını kullanan yazar. Sağlıklı bir kültür ve sanat hayatı oluşturmak yolunda. Prof. G/55. Elazığ için hazırlanmış böylesi güzel bir kitabın daha titiz araştırmalar sonucunda isim tespiti yapılarak yazılmasını gönül arzu ederdi. geçtiğimiz yüzyılın kültür hayatında herkesi ilgilendirdiği halde yeterli birikim ve sağduyulu bakış açılarıyla ele alınmadığı için. Zekeriyya Bican. Kişiler anlatılırken kuru bir anlatım tercih edilmemesi. hikâye ve roman gibi edebiyatın ana türlerinde eser vermiyor. Bu yazılar. Zamansız Bahçeler. Esma Şimşek’in sunuş yazısında belirttiği üzere şahısların doğum tarihlerine göre bir tasnife gidilmesi Elazığ’ın son yüz yıl içindeki gelişim ve değişimini de göz önüne sermekte. eserlerden alıntılar yapılması. Tarihe tanıklık eden fotoğraflara yer verilmesi ise içeriği zenginleştirmiş. O yüzden de bu kitaptaki görüşlerin. Yerli bir bakış açısıyla tutarlı bir zihniyetin oluşması bizim için çok önemli. Zamansız Bahçeler’in yerli bir kültür hayatı oluşmasına katkısı bizi sevindirecektir.1 0 93 .belirlenmesi. Elazığ 2009. elbette birer tesbit ve teklif olarak. Merkezefendi Mah. Bu kitaptaki yazılar. deneme. No: 6A. Ayrıca yer alan bazı isimlerin Elazığ’da ne derece iz bıraktığı da hayli sorgulanabilir nitelikte. Konak Yayınları. şahısların yakın akrabalarının yazılarına yer verilmesi. Ancak eserin içinde bu söyleme aykırı bir sıralamanın da söz konusu olduğu görülmekte. Örnek Ofset Matbaacılık. hatıralara yer verilmesi güzel düşünülmüş. hâlâ vuzuha kavuşamayan hususları yeniden ele almaya çalışıyor. Zeytinburnu / İSTANBUL Tel: (0212) 638 18 51 ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Dr. İstanbul.

ona ancak işaret edilebilir. orada yürümektedir. ancak estetik duyuşla sezilebilir.” diyor yazar. Ay Vakti Türk Edebiyatı.. “taçsız kral” gibi kavramlarla anılan Gandhi’nin farklı kimliği ve kişiliğinin üçüncü şahısların kaleminde yeterince yer bulamamıştır. Çev. şairlik geniş bir evren ve dolgun bir yaşantı ister. röportaj tarzında yayına hazır başka eserleri de olan Bingöl’ün. edebistan. Ancak yine de şairin başka başka çağlarda. şehir yazıları. Konak Yayınları.. Buruciye gibi değişik dergilerde. bütün insanlardan ayrı bir dil konuşur. şiirlerinin bir bölümünü. daha önce yaşadığı şehirle ilgili olarak yazdığı portre ve denemelerini bir araya getirdiği “Türkülerde Yaşayan Şehir Erzurum” adlı kitabının ardından yayımladığı ikinci kitabı. “silahsız savaşçı”. Bu kitap. Bizim Külliye. dünyaca tanınmış bu önemli ismin eserini Türkçeye çevirerek Gandhi ile zaman ve mekan ötesi bir bağ kurmakta. Yahya Kemal’in ses diye isimlendirdiği ‘estetik’le birleşmesinden doğar. ögretmenlersitesi. deneme. Şair. Kalem ve Onur. uzun bir aradan sonra. Emre Miyasoğlu. dergibi. onun hayatının kendi kaleminden ele alındığı bir eser olması sebebiyle önemlidir. İstanbul 2009 Mahatma Gandhi Yirmi beş yıla yaklaşan bir zaman diliminde. Çizgi. “Ay Düşleri”. şiraze gibi edebiyat ve kültür sitelerinde yayımlandı. şiirlerini “Ay Düşleri” adlı kitapta topladı. Tarih Yolunda Erzurum. sanatalemi. çağının kültürünün etkisi altındadır ve zamana bağlıdır. İsmail Bingöl. “Şair. Dergâh. Kılavuzu ise önce kendi gönlüdür şairin. turkuler.başka biçimde yargılandığı çok görülmüştür. ” Emre Miyasoğlu tarafından tercüme edilen eser. Düşünce ve Sanatta Adım. “Velhasıl. sıradan insanların yaşantısı dışında yakalanan geniş bir âlemin. Mahatma Gandhi (Otobiyografi). net. (…) Şairin varlığı. değişik dergilerde şiirleri de yayımlanan İsmail Bingöl. Mortaka. yazının yanı sıra. yıllar içerisinde Kırağı. Ay Düşleri. “Ermiş Sevinci”. Şiir. Ares Yayınları 2009 _______________________ Bize gelenler Ay düşleri Mücahit Koca’nın “Ebcedhan”. “Alaturka Divan” ve “Kılıç ve Kelebek” adlı şiir kitapları ile yazar İmdat Avşar'ın "Çiğdemleri Solan Bozkır" adlı hikâye kitabı elimize ulaşmıştır. Akademi. Şair ve yazar İsmail Bingöl.1 0 94 . Ares Yayınları tarafından basılan kitaptaki şiirler. Beyazdoğu. Bundan ötürü de şair hiçbir zaman tam olarak tanıtılamaz. “Ay Düşleri” adını verdiği kitapta bir araya getirdi. Lika. turkedebiyatı. Az Edebiyat. çünkü kendine bir keçi yolu bulmuştur o. başka ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Sühan. Erzurum Sevdası. Emre Miyasoğlu. Bu kitaplar ile ilgili daha geniş bir değerlendirmeyi bir sonraki sayımızda okuyabilirsiniz.

Şti. Ayrıca Erdem Yayınları. 2009 Yazgan Bestami. Gonca Yay. Çocuklarımızın büyük bir zevk ve heyecanla izlediği Karagöz’e yeni oyunlar yazarak sahip çıkıyor. İstanbul. 2009 İsteme Adresi: Nar Yayınları Müzik Film ve Reklâmcılık Ltd. Zamana ve sahiplenmeye çalışanlara karşı. 2009 İsteme Adresi: Nar Yayınları Müzik Film ve Reklâmcılık Ltd. köklerimizin kendisi olan bir çift kahramanı Karagöz ve Hacivat’ı yaşatmayı görev edinmiş Ünver ORAL. 2009 İsteme Adresi: Nar Yayınları Müzik Film ve Reklâmcılık Ltd. okumak çocuklardan… Yanağımızda sonsuz tebessümler vaat ediyor bu okumalar. sayımızın bir diğer kitabı Ünver Oral’a ait Karagöz’den Hikâyeler: Karagözcü Amca Ünver ORAL. Okudukça Karagöz’ü analım ve Karagöz’ü yaşatalım diye. 10/202 Cağaloğlu İstanbul. Sıcak Ekmek Kokusu. İstanbul. Gökkuşağı Sevinci. Vilayet Han. Yağmur Kuşları isimli masal ve Gökkuşağı Sevinci isimli şiir kitabı. İstanbul. 10/202 Cağaloğlu İstanbul. Gonca Yay. Nar yayınları çocuklarımızı hiçbir zaman unutmayacak ve unutmadığını da bastığı yeni kitaplarla bize göstermekten de geri durmayacak. dolu dolu 15 hikâye ve 145 sayfadan oluşan bir kitap yazmış çocuklarımız için. 10/202 Cağaloğlu İstanbul. 10/202 Cağaloğlu İstanbul. Bizden tek istediği ise onları okumak. Gonca Yayınlarından da Hazinenin Şifresi ve Sıcak Ekmek Kokusu isimli hikâye kitapları çıktı.) Yazgan Bestami. yazarın Güneşle Ay Duymasın isimli şiir kitabının ikinci baskısını yaptı. Ankara Cad. Yıldızlarla Uyumak. Ankara Cad. 2009 Yazgan Bestami.NAMIK YUSUF u sayımızda öncelikle Bestami Yazgan’ın Nar ve Gonca Yayınlarından yeni çıkan dört kitabını tanıtmaya çalışacağız. Tel:(0216)3184288 Oral Ünver. Tel: (0212) 5123769 Yardım Mehmet Nuri. Tel: (0212) 5123769 Yazgan Bestami. 2009 İsteme Adresi: Nar Yayınları Müzik Film ve Reklâmcılık Ltd. Vilayet Han. Nar Yay. Nar Yay. İstanbul. Ankara Cad. Şti. Şti. İstanbul. İstanbul. Ankara Cad. Tel: (0212) 5123769 Nar Yayınları. Kıymetini bilemediğimiz. Hazinenin Şifresi. Nar Yay. Yağmur Kuşları. 2009 İsteme Adresi: Nar Yayınları Müzik Film ve Reklâmcılık Ltd. Yayınevimizin diğer yayınlarına gelince: Mehmet Nuri Yardım’a ait Yıldızlarla Uyumak romanı. İstanbul. Karagöz’den Hikâyeler.. Tel: (0212) 5123769 Sarıyüce Hasan Latif. Nar Yay. Hikâyeler Karagözcü Amca Ünver Oral’dan. Şti. Vilayet Han. Vilayet Han.1 0 95 . Nar Yay. Vilayet Han. İstanbul. Ankara Cad. Nar Yay. Hasan Latif Sarıyüce’ye ait. 42. Yazar ve şair Bestami Yazgan’ın Nar Yayınlarından.. 40 Hadis İnsan İlişkileri Üzerine ( Esprili İllüstrasyon ve Fotoğraflarla). Şti. 10/202 Cağaloğlu İstanbul. okutturmak. 2009 İsteme Adresi: Gonca Yay. Tel: (0212) 5123769■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Beyaz Kanatlı Kuş. Beyaz Kanatlı Kuş romanı ve yayınevinin kendisine ait 40 Hadis (İnsan B İlişkileri Üzerine.

1 0 96 .ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .