Muhterem Okurlar, Türküler, his ve fikir coğrafyamızın temsil kabiliyeti yüksek ezgileridir. Sözleri kimilerine göre basittir; ama samimi ama derunidir. Türkü, Türk’ün adım attığı her yerdedir. Çünkü ismi ile müsemma türkü, Türk’ü en iyi anlatan musikidir. Bir bakarsınız Azerbaycanlı, Kerküklüdür bir bakarsınız Rumelili, Kafkaslıdır… Elimizi ayağımızı yanımızda nasıl taşıyorsak ‘dilimiz’ olan türküleri de öyle taşırız. Ezgilerimiz işçi olup gurbete, asker olup cepheye, yaralanıp hastaneye, cürüm işleyip dama, sevdalanıp dile düşerler. Türküler damadımızın takısı, gelinimizin yüzgörümlüğüdür. Kısaca onlar bizim hayat ve hayal hikâyemizdirler. Her hâlimize denk düşen bir atasözümüz olduğu gibi her hâlimize denk düşen bir türkümüz de vardır. Bu anlamda türkülerin doğum yerleri vardır ama belli bir yurtları yoktur. “Kar mı yağmış şu Harput’un başına” türküsüne kulak kabartmak için Elazığlı, “Şen olasın Ürgüp dumanın gitmez” türküsüne eşlik etmek için de Nevşehirli olmak kayıt ve şartı yoktur. Ve duygu derinliği sağlayan şairlerimize de öyle… Şairlerimizin şiirlerini okurken Osmaniyeli, Kahramanmaraşlı, Yozgatlı olduklarını düşünmeye ne gerek, önemli olan tesirleri! Adnan Binyazar, Mehmet Özbek ve Fatih Kısaparmak’la yapılan röportajların her okurumuzun dikkatini çekeceğine ve bizleri türkülerimize daha bir perçinleyeceğine inanıyoruz. Yazarlarımızın isimleri, isimlerinin çağrışımları buraya sığmayacağından ilkin dergimizin “Bu sayıda” bölümüne bakmanızı sonra da hiçbir yazıyı atlamadan tümünü okumanızı rica ediyoruz. Her bir yazarımızın, türkülerimize bir başka pencere açarak bizleri bazen arındırıp ferahlandırdığını bazen hüznün kıyılarında bütün türkülere el uzattırdığını göreceksiniz. En evveli de bedeli binlerce kez ödenmiş hatırlamanın, anlamanın, inanmanın kolaylığını sezeceksiniz. 43. sayımızın konusu “ev, sokak, mahalle”. Kendi muhitimizde buluşmak dileğiyle Allah’a emanet olunuz. Bizim Külliye

NAZIM PAYAM

Türkü terbiyemiz, paylaşılamayanı, uyumsuzluğu meclisine kabul etmez, haz verdiğine, kendini yoklama, hatıraları dinleme fırsatı da verir. Bir insandan bir yörenin fotoğrafını çekebiliyor ve bunu en azından genelin bir kısmına aktarabiliyorsa türkü vardır.
3

uphi Saatçi ile dergimizin dosya konusunu konuşuyoruz; “isabetli”, diyor “türkü”ye ve ekliyor: “Ömrümü Kerkük’e adadım, fakat bir Kerkük türküsü kadar etkili olamadım.” Bu söz, bana Aytmatov’un Beyaz Gemi’sindeki Mümin Dede’nin ağzından aktarılan bir hikâyeyi hatırlattı: “Geçmiş zamanların birinde, bir han başka bir hanı tutsak almış. Bu han tutsağına: -Eğer istersen benim kölem olarak yanımda kalır, uzun zaman yaşayabilirsin. İstemezsen, en büyük arzunu yerine getirir, sonra da seni öldürürüm.” demiş. Tutsak Han düşünüp cevap vermiş: -Köle olarak yaşamak istemiyorum, beni öldür daha iyi. Ancak öldürmeden önce, benim vatanımdan herhangi bir çobanı buraya getirtmeni istiyorum. -Ne yapacaksın o çobanı? - Ölmeden önce ondan bir türkü dinlemek istiyorum.” İlk anda serin bir esinti taşıdığı hissi ile sesi-

S

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

ağrısı. Onun yalanı insanımızın gerçeğinden kopması veya gerçeğini gizlemesidir. yaşadığına inanır’. Seferberlik ve Yemen türkülerini dinlediğimizde. ablalarımızın “bundan sonraki benim bahtıma” demesi. ağrımız. mevzusuna yüzlerce kitaptan daha tesirli muhabbet aşılamaz mı bize! Dağına. Emrah. Kerem Dede. Türkü terbiyemiz. uyduruk yaşantısından saman alevi gibi uyduruk türküler çıkarır. göbek kordonuyla bağlandığı türkünün depreştirmesiyle sesini gürleştirir ve bir anda hareketlenir.” Divan şairinin gazelini saraydan bey konağına. çeşmesine. uyumsuzluğu meclisine kabul etmez. Kişi sevdalıysa. koşmasını saray mensubunu imrendirecek gönle sevk eden. güzeline türkü yaktığımız toprağın tasası almaz mı bizi! Gesi Bağları. Radyoların türkü saatlerinde analarımızın. Ne yasak ne teknoloji ne de modernlik bizi türküden koparır. “Akma Tuna akma ben bir dertliyim”i mırıldadığımızda kan akışımız değişiyorsa türkülerin omuzlayıp getirdiği olaylar. bir türkü söyle” ricası. dili. Türkü. yiğidi kuru soğana muhtaç edeni. sancısını üstümüze sindirmesinden mi? Hayır. Bir insandan bir yörenin fotoğrafını çekebiliyor ve bunu en azından genelin bir kısmına aktarabiliyorsa türkü vardır. yılgınlığımızı. Sonrası herkesi herkese unutturan. yâre dokunmanın şaşkınlığını en berrak yüzüyle ifşa eden türkülerdir. dersem çok mu iri konuşmuş olurum? Türküye meylimiz. yatağı. sevdaya adaysa “Aşkın odu ciğerimi Yaka geldi yaka gider Garip başım bu sevdayı Çeke geldi çeke gider” söyleyişine nasıl duyarsız kalsın! Terennüm edilen ile hayat ritmini çabucak kaynaştıran türkü. Yalnızlığımız nispetinde kâinatla birleşir. Eşrefoğlu. dipsiz mekanik sözler… Boş söz ağırlığındandır ki haslarımız Karacaoğlan. ezgisi. Çanakkale içinde aynalı çarşı. "Bu türkü bana söyleniyor". Çoklarımız. daha n’olsun!… ■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Türküye yalanı biz söyletiriz. nice halk ozanının varsağını. ovasına. ‘İnandığı gibi yaşamayanlar. çırpınan Karadeniz’i. türküyle devretmişizdir. Ali Akbaş’ın “Kerem et Mükerrem. anamın. paylaşılamayanı.1 0 4 . dayımın. yatağı. Sosyal ıstırabımızı. ağrımız. yunmuş yıkanmış dilimiz onun sesiyle yankılanır. sonra içine gömülen bu yalnızlığımızın sesidir. dilimiz. sahiplenmesiyle onaylanır türkülerimiz. bizden bir haber almak isteyen türkümüze kulak versin. Şunca zamandır evlatlarımıza hayat mirasını türküyle devşirmiş. ezgisi. yaşanılanın kalp pınarlarından beslenir. sarıp sarmaladıkça. ağamın türküsü demekteki kastımız onların yaşama serüvenlerine işaretimizdir. Hayatımızı oluşturan notalar türkümüzün icrası içindedir. ezgimiz. daha n’olsun!… ne kulak verdiğimiz türkü.Türkünün yaşı yaşımız. Yunus Emre’yi anlatırken parçadan bütüne yolculuğumuzu şu cümlelerle açar: “Biz sevdiğimiz nispette yalnızızdır. kendini yoklama. Bir toprağın türküsü varsa orası vatan olmuştur. Türkünün yaşı yaşımız. insan sıcaklığından yoksun. Bayram Bilge Tokel’in Nida Tüfekçi öldüğünde “Türküler Nidasız Kaldı” diye hayıflanması. aynı sevinci yaşatır. Babamın türküsü. ilahisini. olayların acısını. olayların ardında bıraktığı sessizlik hâlâ içimizde demektir. Tanpınar. Her çağı yaşama biçimimiz. Vazgeçemeyiz türküden. ezgimiz. dili. aşımıza ağı katan zalim feleği. dünyayı algılayışımız. yalan söylemez. Bizi anlamak. kendince dokunan sesimize bunların ölçüsüyle ilmek atarlar. yatağımız. Sesimizin öğüttüğü türkü. ağrısı. gülüne. "bu türkü beni anlatıyor". sılayı da gurbeti de boşluğa iten renksiz. iç çekişlerimizi. yatağımız. dilimiz. kokusuz. köy odasına çekip türküleştiren. sultana da çobana da aynı kederi. Derviş Himmet benzeri ustaların bestelenmiş güftelerini duygu sofralarında eksik etmez. haz verdiğine. kucaklaşırız. hatıraları dinleme fırsatı da verir. Gerçeğimize imanı onun ruh hâlimizi sarsmasıyla tazeleriz. Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun türkü dinlediğinde şairliğinden utanması bu paylaşımdan. yalnızca tarih zemininde kalanları ses anahtarıyla açmasından.

Düşünün ki. Dedem Korkut/Vier attürkische Nomadensagan (Türkçe-Almanca). anlatıla anlatıla artık dilsel öze. Halk Anlatıları. Toplum ve Edebiyat. toplumların. Kültür Bakanlığında. yalınlığa ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . (Metin Öztekin'le). halkların yüzlerce. dillerini ortaya koyma sürecini başlatmıştır. uygarlığın nice gelişmiş ülkede yozlaştığını. nefret vardır. Bizim. Halk anlatılarını görkemli ve etkileyici kılan nedir? Bu duyarlılığı nereden alıyorlar? Örneğin okuma yazması olmayan bir adam nasıl olur da bu kadar etkileyici şeyler anlatabiliyor diye soruyoruz bazen kendimize.-2. Cumhuriyet'in 50 Yılında Atatürk Yolunda 40 Yıl.. Duyguların Anakarası. üç evli bir köyde bile sevgi vardır. Onları söyleten nedir? Halklar düşünsel ve duygusal etkileşimi anlatıyla sürdürürler. Bu duygular kendiliğinden doğmaz. Şairin Kedisi. Yazmak Sanatı (Emin Özdemir'le). Ağıt Toplumu. binlerce yıllık duygu birikimlerinin sonucudur. Uygarlık adlı yapıtında. kendi kültürlerini.1 0 5 . Yaralı Mahmut’tur. Ozanlar/Yazarlar/Kitaplar. Ayna. Türkiye’nin çeşitli öğretmen okullarında. Örneğin. bir romanı herkesin tam anlaması olanaksızdır. kimileri binlerce sözcükle anlaşabilirler. Âşık Veysel. Yazın ve Bilim Dilimiz. anlatılanın herkesçe kolayca anlaşılmasından doğar. Kimi halklar üç beş yüz. TANER NAMLI Takdim Adnan Binyazar. Kan Turalı. kin vardır. Türk Dil Kurumunda görev yaptı. Türk Dilinde 25 Ünlü Eser. Hacettepe Üniversitesi. Ay Bazen Mavidir. Ancak 14 yaşında başlayabildiği ilköğrenimi çeşitli illerde sürdürdü. ama ortada bir “anlaşma” vardır. 1981 yılında Berlin Eğitim Senatosu'nun çağrısı üzerine Berlin'e gitti. Halk anlatılarının zenginliği hakkında düşüncelerinizi almak istiyorum.ADNAN BİNYAZAR ile halk kültürü üzerine “aydınlanma”. Toplum ve Edebiyat. ama en ilkel toplumun yaşayışında izlerini sürdürebileceğini savunur. Çünkü yüzyıllarca. 1978 yılında Kültür Bakanlığı Tanıtma ve Yayımlar Dairesi Başkanlığına getirildi. Yazılı Anlatım Bilgileri (Emin Özdemir'le). 7 Mart 1934 tarihinde Diyarbakır’da doğdu. Masalını Yitiren Dev adlı anıromanında yoksulluk içinde geçen çocukluk dönemini. Basın Yayın Yüksek Okulu gibi birçok eğitim kurumunda ve Türk Tarih Kurumunda. düşmanlık vardır. bu dönemde İncila Özhan'la birlikte altı ciltlik Türkçe/Dil ve Okuma Kitabı'nı (1. anlaşmanın olduğu her yerde anlatımsal bir gelişme de söz konusudur. Adnan Binyazar. Orhan Kemal Roman Armağanı'nı kazanan Ölümün Gölgesi Yok adlı kitabında bir sevda öyküsü anlattı. Clive Bell. Kültür ve Eğitim Sorunları. Halk öyküleri ise nerdeyse anlama çabası gerektirmeyecek denli yalındır. tarihlerini. On Beş Türk Masalı. Devlet Konservatuarı.) yazdı.. Gazi Eğitim Enstitüsü. Dicle Köy Enstitüsüne girerek eğitimini Gazi Eğitim Enstitüsünde sürdürdü. Eserlerinden bazıları. Ölümün Gölgesi Yok. Masalını Yitiren Dev . Dede Korkut. Halk anlatılarının etkileyiciliği. Cumhuriyetle başlattığımız kültürel arayışların temelinde bu yatıyor. Yazma Öğretimi Yazma Sanatı.

radyoda duyuverelim. bilim ve çeviri dilimizdeki gelişmeleri göz önüne getirirsek. Türkü. Duygu gelişimi herkeste vardır.1 0 6 . iç düzeni. ne yazık ki korkunç bir kültürel ilişkisizliğe doğru sürükleniyoruz. Kolay anlaşılırlık duyarlık etkileşimini sağlamada da etkindir. Kişinin duygu derinliğine varması ise. kişiliğimizin yapı taşlarıyla örülmüştür. Yaratıcılığın sanatsallık kazanması. Anlamsal yapının bütün özelliklerini özünde taşır. Erkekler. kişinin kendini o işe vermesiyle ilgilidir. tarihlerini. ama konuşması vardır. Halk anlatılarının çoğu da konuşma ürünüdür. Türkü bunu gerçekleştirir. doğal olarak bin yıl öncekine benzemeyecektir. dillerini ortaya koyma sürecini başlatmıştır. yaşadıkça. Okuma yazması yoktur. Yaratım süreciyle beslenmiş halk birikimleri öylesine etkilidir ki. O günden bugüne. Ben kimi türküleri dinlerken bir anda bütün geçmişimin orta yerinde buluyorum kendimi. Hayat. Türkü bunu gerçekleştirir. insanlığın. Sanatsallığa ancak duygunun yönlendirilmesiyle varılıyor. yazın. Biri şöyle bir bir mırıldanıversin. kültürel ürünler de var olacaktır. Ama akıntı. onun yaratıcı gücüyle ilgilidir. Avrupa sanatı gökten inmedi. On bin yıl sonra ne bu dağlar böyle kalacak ne ovalar ne sular. toplumların. yoksa bu süreklilik dipten bir akıntı olarak devam ediyor mu? Bu soruya bağlı olarak halk anlatılarının modernizmle olan ilişkisini de değerlendirebilir misiniz? Halklar. ortaokul öğrenimini bile tamamlayamamış bir Yaşar Kemal’den dünya çapında bir romancı çıkarır. halk anlatılarının belki de en etkileyici olanına getirmek istiyorum. Sizin deyiminizle. “aydınlanma”. Geçmişimiz. Bizim. benim bu selamım götür yâra ver” ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .eğer kendisi bir teknik adama dönüştürülmezse. Ablalar kardeşlerine. “Ara ver dağlar dağlar ara ver. geçmişle yaşadığımız an arasında kurduğumuz duygu köprüsüyle anlam kazanıyor. duyumsatır. Bu güç çok kişide vardır. yaşadığımız ortamı kendimize göre biçimleme sürecidir. nereden nereye geldiğimiz daha iyi anlaşılacaktır. ibret alınacak öykülerle besleyerek evde anlatırlardı. Sözü. İnsanın gitgide birbirinden koptuğu bir dünyada. akacak yer bulabilecek mi? Ben bir gün. Halk. kendine ait kültür ürünleri yaratmayı bırakmış mıdır. toplumların sevincinin de üzüntüsünün de eleştirisinin de ürünüdür. Öykü anlatanları can kulağıyla dinlerdim. büyükler küçüklere masallar anlatırlardı. kişiliğimizin yapı taşlarıyla örülmüştür. halk kültürüyle beslenmemin izlerini yazarlığımın her aşamasında görebildiğimi sanıyorum. Cumhuriyetle başlattığımız kültürel arayışların temelinde bu yatıyor. türkü çağrışımı yoğun bir sanat dalıdır. İyi bir araştırma yapılırsa. Böyle bir alan sağlanamadığı sürece. kendi kültürlerini. Halk kültürünün sizin hayatınızdaki yerini nasıl yorumluyorsunuz? Halk kültürü bende dinlemeyle başladı.Geçmişimiz. ulaşmıştır. Ben. Türkü anlamlıdır.içinde bunalmaya başladığı bu teknik dünyayı yıkmak için kendini başka güçlerle donatacağı kanısındayım. ya da TV’de. ama anlatmaz. Çocuktum.. nerdeyse şimdi ölmekte olan bir gelenek vardı. halkın birikimleri olduğu yerde durur. Ona evrensellik kazandırmak sanatçının işidir. Bu vesileyle şunu da söyleyeyim. “akıntı”yı durduracak bir güç yok. askerde ya da iş yaşamında edindikleri deneyimleri. Ama üretilen.. Yaşamak. Yaşamak. Bizde. iç sesin yazıya dönüşmemiş anlatımıdır. en çağdaş sanatçı sayılan Picasso’nun bile halk birikimlerinin kaynağı olan geleneksel ürünlerden yararlandığı görülecektir. Türkü deyince hangi çağrışımlar oluşuyor zihninizde? Türküler ne anlatır size? Sorunun içeriğinde de görüldüğü gibi. ezgiyi. geçmişle yaşadığımız an arasında kurduğumuz duygu köprüsüyle anlam kazanıyor. anlamı içinde barındırır.

anlam. sıradanmış görünen. Yârân dönsün şaşkına. Halkı düşünmeyen hükümetlerin. Ben.dizesi neler duyumsatmaz bize. edebiyat değeriyle etkiler. Can evime seslenen. Yalnızca Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu öyle idi. şimdi. Yenice yolları bükülür gider Zülüf al gerdana dökülür gider Yiğidin başına bir hâl gelirse Ömrü arkasından sökülür gider dizelerinde geçen “zülfün al gerdana dökülmesi”. bu konuda özerk olan kurumlaşmaları savunuyorum. “ömrün arkasından sökülüp gitmesi” imgeleri edebiyat sanatının en güzel örneklerinden değil midir? Halk kültürü araştırmalarının yeterli derecede ve nitelikte yapıldığını düşünüyor musunuz? Düşünmüyorum. Muhabbetle süslenen. iç düzen hangi şiirde vardır! Ya da. Sevda semâlarında Dalga dalga yükselen Yeni türküler söyle. yoğun. Vefâsız yâr üstüne.. onlar da Kenan Evren döneminde devlet dairesine dönüştürülmüştür. halkın birikimlerine önem verip araştırma enstitüleri kuracağına inanmıyorum. Çarşamba’yı sel aldı Bir yâr sevdim el aldı Keşke sevmez olaydım Elim koynumda kaldı dizelerindeki yalınlık. BESTAMİ YAZGAN ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Ezgilere dizilen. Bu yüzden. Kurul gönül köşküne. Erzurum Üniversitesinde Halk Bilimi Bölümü vardı. Yürekten kopup gelen. Başımda dönüp duran Efkâr efkâr üstüne Yeni türküler söyle. Her seher ter ü taze Ümitlerle beslenen Yeni türküler söyle. Bu iş. Sohbetiniz için teşekkür ediyorum efendim…■ YENİ TÜRKÜLER SÖYLE Dağlardan akıp gelen. Türkülerin edebî değeri hakkında neler düşünüyorsunuz? Halk anlatıları ya da türküler bizi sanatsallıklarıyla. Nazlı nigâr üstüne. Her esrârı sazımın Bir telinde çözülen Yeni türküler söyle. Göz yaşından süzülen.1 0 7 . devlete bağlı üretimsiz dairelerle ya da birtakım derneklerle yürütüldüğü sürece bir sonuca varılacağına inanmıyorum. kim kime yakınsa. Türkü kimi zaman bizi edebiyatın doruklarına çıkarır.. onun uydurma çalışmalarını basmakla yetiniyor. Çok kısa sürede bu alana yönelik çok önemli araştırmalar yapılıp yayımlanmıştır. Örneğin. Yanık yürekler için Haydi Allah aşkına Yeni türküler söyle. bu kurumlarda önemli araştırmalar yapılacağına.

edası kibar Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Bir şehir bilirim iniş yokuştur Çifte minaresi nakış nakıştır Aşılmaz yolları borandır kıştır Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Sen susarsan göğümüzü yas alır Pasinler’i duman alır. kasavet dağıt gür nefesinle Yüce endamınla yiğit sesinle Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Dadaş göğümüze bir velvele sal Ruhu coştur. kızları Nigâr Ey şahin bakışlı.1 0 8 .HÜMÂ KUŞUMUZ Yine duman almış Palandöken’i Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Türküler bağrımda bir gül dikeni Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Yükseklerde öten hüma kuşumuz Issız gecelerde can yoldaşımız Sen söylerken göğe değer başımız Kerem et Mükerrem bir türkü söyle İşimiz yok bizim hasetle. kinle Gam. pus alır Türkülerle uzun yollar kısalır Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Erenler yoldaşı Mehmet Çarmaşır Bize maveradan haberler taşır O söylerken bize susmak yaraşır Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Kar erisin yaylalara göçülsün Yamaçlarda mor menevşe açılsın Ricâ et Râci’ye o da koşulsun Kerem et Mükerrem bir türkü söyle ALİ AKBAŞ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . çürük aklı yele sal Birbirine girsin gerçekle masal Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Bir şehir bilirim taşı kehribar Erkeği Köroğlu.

yazda Bizi üşütmedi karda. bir gün Banaz'da Adım adım gezdi baharda.1 0 9 . bozlaklar yasta Ankara'da. ayazda Yandıkça büyüdü közü Nida'nın Türküler Nida'sız onulmaz hasta Halaylar üzgündür.TÜRKÜLER NİDA'SIZ KALDI Nida Tüfekçi'nin Aziz Hatırasına Çamlığın başına bir inece duman Gördükçe ağlardı gözü Nida'nın Ziya'nın acısı yüreğinde dağ Nasıl dayanırdı özü Nida'nın Baba oldu türkülerin merdine Acı çekti bir sürmeli derdine Şikayet gelmedi bir gün virdine İlkbahardı kışı. bilinmez Alır gider bizi gayri gelinmez Yüz asır geçse de yine silinmez Bozok Yaylasından izi Nida'nın BAYRAM BİLGE TOKEL ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Sivas'ta Hürmetle edilir sözü Nida'nın Yeni Kalem ile yazı yazardı Aslı Akdağ'lıydı. gurbet gezerdi Türküleri duruşundan sezerdi Görünce ışırdı yüzü Nida'nın Bir ömür adadı samaha. yazı Nida'nın Bir gün Kırşehir'de. kimdir. bara Sadamızı yaydı dört bir diyara Türküler uğruna düştüğü nâra Çıra oldu yandı sazı Nida'nın Bu ses nerden gelir. Kayseri'de.

zaviyeler ve dergâhlarda söylenen ilahiler. Din dışı müzik. Muğla Üniv. kendi yöresinde yankılanmış.. Onları sürekli hâle getiren de. ezgisiyle. coğrafyasıyla. Yani. Her türkünün çığlığı. Yöreden gelen söz ve ses. dinî ve tasavvufi merkezli gelişmiştir. 10 ürküler. türküler yörelerinin sınırlarını aşamamışlardır. Türkülerin mesafe sınırını zorlamaları. insanıyla. Dr.1 0 . ortak müzik. ritmiyle yöreyi yansıtırlar fakat işledikleri konu. yüksek dağlar ve uzak mesafe engellerine çarpmıştır. bireysel ve en çok da ortak sosyal alan olarak düğün veya benzeri törenlerde bir *Prof. yüzyılın ortasına kadar. 16. bugün beğenmediğimiz kahvehaneler vasıtasıyla gerçekleşmiştir. Fen-Edebiyat Fakültesi T ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . yerel otantizmle evrensel duygu ve insani özellikleri sergilemeleri… Kitle iletişim araçlarının olmadığı. medeniyetin merkezinden yayılmanın getirdiği cazibe ile taşrada daha derin bir etki bırakarak süreklilik kazanmıştır. mesafelerin insafsız ve sadece kervanların vicdanına terk edildiği zamanlarda. sosyalleşme mekânı olarak sadece cami ve tekke ve dergâhların bulunduğu sosyal yapıda.NÂMIK AÇIKGÖZ* İmparatorluğun dört bir yanından ve hatta imparatorluk dışından gelen her ses. tabiatları icabı yereldirler. bu kahvehanelerde yankı bulmuş ve topluma mal olmuştur. yakaladıkları tema ve yansıttıkları duygu evrenseldir. Tekkeler. ezgiler ve semahlar bu sınırları zorlamışlarsa fakat onlar da “cemaat sınırı”nı pek aşamamışlardır. bu büyüdür.

18. yeni söyledikleri gazellerini okuyup tartışırlarmış.1 0 11 . Böylece. dil ve kültür farklarının yaşanmadığı bir merkez olma özelliği de taşır ve bu özelliği ile geniş Osmanlı coğrafyasının müzik sentezinin yapıldığı mekânlardır. buralarda edebî kültürün gelişmesine de katkıda bulunmuşlardır. gelişme alanı bulmuştur. meyhaneye alternatif olarak yeni bir sosyalleşme mekânına kavuşmuştur. şiirde iki gele- ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . halk şairlerinin de uğramaya başladıklarını görüyoruz. ve 19. yüzyıldan kalma. İstanbul halkına yeni bir sosyalleşme imkânı sağlarken. meyhane ve eşribe dükkânlarına alternatif olarak bir fonksiyon ifa etmiştir ki. bugün Saraçhane ile Fatih arasında kalan bölgede. maşerî vicdanda çok çabuk yer etmiştir. Kahvehaneler. Bazen meyhanelerde bazen konaklarda ve konak bahçelerinde bazen de eşribe (alkolsüz içecek) dükkânlarında bir araya gelen okur yazarlar. şüphesiz derme çatma idi fakat İstanbul’un diğer semtlerine yayıldıkça. Meyhanelerin yasak olması sebebiyle. sınıf. hızlı bir yayılma imkânı bulan kahvehaneler.Semai kahveleri. imparatorluğun bütün dilleri ve bütün müzikleri icra edilmiştir. bu mekânlar. mutlaka şairlerin de uğrak yerleri olmuş. Bunu. İlk zamanlar divan şairlerinin de bir araya geldiği anlaşılan kahvehanelere. Büyükkaraman Caddesi varmış ve bu caddede Sübûtî mahlaslı bir şairin eşribe dükkânı bulunmaktaymış. bugüne kadar devam edegelen bir kurum olmuşlardır. Şuarâ mecma’ı. yüzyıllarda. zaman zaman siyasi otoritenin baskılarıyla karşılaşsalar da. bir de tezkire yazarı Latifî’nin 1546 yılında söylediği gibi. konforu artan ve kullanım amacı genişleyen kahvehaneler. “Karacaoğlan türküleri ırlayan” halk şairlerinin dillerinde ve sazlarında… 1555 yılında ilk kahvehanenin İstanbul’da açılmasıyla. Şairler. gazel kânı Karaman’da Sübûtî dükkânı beyitinden öğreniyoruz. 16. bir sosyalleşme mekânı olarak günlük hayatın bir parçası durumuna gelmişlerdir. “Toplumsal kendiliğindenlik” diyebileceğimiz bir geniş kabul skalasında. sadece kahve içilen yerler olmaktan çıkmış. Tabii. İlki Tahtakale’de açılan kahvehaneler. Mesela. genellikle bu dükkânda bir araya gelir. Türk toplumu.

Anadolu ve Balkanlar’da yaşayan halk şairlerini merkeze çekmiş ve geniş coğrafyanın şiir ve müzik kültürü.” demiyoruz. Öbür taraftan. Birisi aydın geleneğine (kalem şairleri). İstanbul’a uğrayan ve yeniden şekillenerek taşraya yayılan şey. müziğin ve elbette ki türkülerin toplumsallaşmasında. Bu gelenek ve bu zihniyet hâlâ devam etmekte. imparatorluğun bütün dilleri ve bütün müzikleri icra edilmiştir.1 0 12 . müzik kültürüdür. ortak dil ve üslup geliştirmeye başlamışlardır. “Her türkü İstanbul’a uğramıştır. sözün ve sesin biriktiği. Balkanlardan İran’a. belki gelenek yeniden inşa edilirken çok daha sağlam temellere dayanabilecek. Semai kahveleri. buralarda.Semai kahveleri. medeniyet merkezinin yüklediği cazibe ile başta türküler olmak üzere. sivil bir oluşum olma özelliği ile toplumsal bir rahatlama alanı hâline gelmiştir. kahvehanelerin. sosyal genetiğimizde çok önemli bir yer tutmuştur. semai kahvelerinde yer bulabilmiştir. bir Azeri “mugam”ıyla bir zeybek havası. müzik geleneğinin de yayılmasına vesile olduğu görülür. semai kahvelerinin büyük bir rolü vardır. “Semai kahveleri” adıyla anılacak olan bu kahvehaneler. neğin kesiştiği nokta olma özelliği taşımaya başlamışlardır. sınıf. kahvehanelerde harmanlanmıştır. ezgili okunması. hiçbir zaman İstanbul’a alternatif olamamıştır. Osman Cemal Kaygılı. belki de ticari amaçlı gazinoların müziği yozlaşma gibi bir olumsuz devreyi hiç yaşamayacaktık. Bu işleme ve zenginleşmeden sonra. Yöreden gelen söz ve ses. Bunda. buralarda. Gazellerin düz şiir olarak değil de.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Bu yüzden semai kahvelerine “türkülerin merkez üssü” demek mümkündür. yöresel müzik kültürünün yeniden işlenip zenginleştirildiği mekânlar olmuşlardır. bu mekânlarda. Bütün bu tespitlerden sonra şunu söyleyebiliriz: Devletin “buyurma” yerine “imkân sağlama” ilkesiyle oluşan semai kahveleri. imparatorluğun ses sınırları belirlenmiştir. “İstanbul’da Semai Kahveleri ve Meydan Şâirleri” adlı küçük çalışmasını. Başka kültürlerle etkileşime girerek daha da zenginleşen ve doğurganlık özelliği daha da artan müzik geleneği. radyonun devreye girmesiyle İstanbul ile ortak merkez olma özelliği kazanan Ankara. Müzikoloji açısından ise semai kahveleri. taşraya daha etkili bir şekilde yayılarak ses ve duygu ortaklığı oluşmasına katkıda bulunmuştur. Çünkü semai kahveleri. sosyal genetiğimizde çok önemli bir yer tutmuştur. İmparatorluğun dört bir yanından ve hatta imparatorluk dışından gelen her ses. İstanbul’un bir medeniyet merkezi ve sembolü olmasının yarattığı cazibe. daha da geniş bir şekilde yazabilmiş ve buralarda yaşanan tartışmaları. en güçlü damar olarak. “Toplumsal kendiliğindenlik” diyebileceğimiz bir geniş kabul skalasında. bu kahvehanelerde yankı bulmuş ve topluma mal olmuştur. semai kahvelerinde beraberce icra edilerek birbirlerini etkilemişlerdir. yeniden işlendiği ve tekrar topluma yayıldığı merkez olma özelliği kazanmışlardır. en güçlü damar olarak. dil ve kültür farklarının yaşanmadığı bir merkez olma özelliği de taşır ve bu özelliği ile geniş Osmanlı coğrafyasının müzik sentezinin yapıldığı mekânlardır. Kırım’dan Kuzey Afrika’ya kadar tüm coğrafyanın müzik sesi. diğeri de halk geleneği ve irfanına dayanan şiir (meydan şairleri) anlayışı. halk şiiri geleneğinin de saz eşliğinde icra edilmesi. yeniden şekillenmeleri yazarak bugüne daha da çok bilgi aktarabilmiş olsaydı. Böylece. Rumca bir ezginini yanı sıra bir levendin getirdiği Cezayir türküsü. Bundan da en çok nasibini alan gelenek türkü geleneğidir. müziğin ve elbette ki türkülerin toplumsallaşmasında. medeniyetin merkezinden yayılmanın getirdiği cazibe ile taşrada daha derin bir etki bırakarak süreklilik kazanmıştır. resmî tavrıyla müzik yaratıcılığında. hâlâ İstanbul’dur. popüler müzik. aynı zamanda birer müzik mahfili olmasını doğurmuştur. Bununla. ritm ve ahenk olarak da zenginleşmiştir. Arabeskten pop müziğe kadar yeni tür müziğin merkezi.

bayatı. yüzyılların en güzel edebî örnekleridir aslında. ( Azerbaycan’da şikeste). mani. yoğunlaştırılıp özetlenmiş hikâye ve romandır. koşma. Bu ürünlerin hemen tamamı. bunları batının oratoryo ve kantatları ile mukayese etmek hiç de yanlış olmaz.1 0 13 . Zamanımızın deyişiyle bu sagu. sekizli. ilahî. “Yine de kaynadı coştu dağların taşı Akıttım gözümden kan ile yaşı Alınca şişhaneyi seğmenler başı Arpalıktı bize Urumelleri Şimdi mesken oldu servi köyleri” Garp Ocakları Şairleri veya Çöğür Şairleri olarak da nitelendirilen. güftelerinin pek azı bilinen şairlerin şiirlerinden meydana gelmiştir. destanlarımızı. Köçekçelerimiz ve tavşancalarımız da bu gruba girer ki. Öğüttür verdiğim tut benim sözüm Severim demeğe tutmadı yüzüm Ah efendim benim a iki gözüm Benim gözüm nûru gönlüm sürûru” ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . ıklığ. nefesli çalgılar… ) dile getirmişlerdir. Halk türkülerimizi yaratanlar. uzmanlar tarafından sınıflandırılırken şu başlıklar altında toplanır: türkü (Türkî-Türk tarzında). on dörtlü hece ölçüleriyle okunan bu türkülerin güfteleri.FIRAT KIZILTUĞ ısaca “Halk Türküleri” başlığı altında toplanan. Bu. hece vezniyle söylenmiş. besteleri anonim. taşlama. yatugan. geraylı. sosyal hayatımızı. kırık hava. hoyrat. varsağı. maya. dolayısıyla K halk şiirimizin. divan ( özellikle Urfa divanı ve Kerkük divanı) ve ilh. Rumeli türküleri. efsanelerimizden başlayarak. halk musikimizin. bestesiyle okunduğundan eminim. semai. karşılama. Fuat Köprülü. çeng. Kaşgarlı Mahmud’un parçalar hâlinde kaydettiği Alper Tunga Sagusu’nun (ağıt) kopuz eşliğinde. Halk sazları eşliğinde çalınıp okunan. “Bizde roman yok” diye geçiştirilen ve edebî yoksunluk gibi görülen ve gösterilen düşünce tamamen yanlıştır. hem de zamanın çok ilerisinde bir tutumla. Divanü Lügâti’t-Türk’te. Bunların ne yazık ki. destani bir türküdür. (kopuz. Halk musikisi numuneleri. Kul Mehmed’i “Saz Şâiri” olarak işlemiştir. çöğür. Halk şiirinin yedili. zeybek. Osmanlı donanmasındaki leventlerin çöğür eşliğinde söyledikleri türküler/şiirler bilhassa 16 ve 17. “Siyah ebrûleri duruben çatma Gamzen oklarını âşıka atma Sana gönül verdim beni ağlatma Benim gözüm nûru gönlüm sürûru. araştırılmamış ve üstünde durulmamış bir konudur. nağmeleri kaybolmuştur. nutuk. millî makamlarımız ve usullerimizle ölçülerek bestelenmiş. edebiyat tarihimizin en seçkin örnekleridir. kesinlikle yüksek tabaka tarafından söylenmiş ürünleridir. semah. saz eşliğinde. Armutlu ve Kul Mehmed en tanınmış denizci şairlerimizdir. tarihimizi. hatta oynanan halk türküleri. on birli.

Yine o dönemin lirik ve çok yazan şairi Orhan Seyfi Orhon. Necip Fazıl Kısakürek de halk edebiyatı ve halk türkülerinin et tırnak misali ayrı düşünülmesi mümkün olmayan tarzını benimsemiş. semaî. klasik edebiyatı ve Fransız edebiyatını çok iyi bilmesine rağmen. ciltler dolusu mevzu çıkar karşımıza. Eğer açıklanırsa. bir başka manasıyla hece vezninin ölçüleriyle ihtişamını dile getirmiştir. antolojilere veya kitaplara yazıldığı zaman halk şiiri olarak vasıflandırılan bu parçalar Türk edebiyatının pırlantalarıdır. Halk türkülerinin her biri bir tez konusudur. Eflatun Cem Güney’in de bu konuda çok güzel çalışmaları vardır. henüz göremediğim “Halk Türküleri” ile ilgili sözlüğü. IV.Bu şiir. Halk hikâyelerimizde bir Kervankıran hikâyesi vardır.epopesidir. Şiirin tamamı edebiyat antolojilerinde yer alır. Edebiyatımızı etkilemesi açısından en güzel örneklerden biridir. Dolayısı ile de türküdür. Hatta günümüzde az kullanılan Türkçe kelimeler bile türkülerimizde hayatiyetlerini sürdürmektedir. Lem’i Atlı tarafından nefis bir uşşak şarkı olarak bestelenmiştir. Meselâ. Cennetmekân şiirlerini sazı eşliğinde söylüyordu. formatlarından dolayı şarkıdır. Sazıyla okuduğu zaman. türkü / halk şiiri tarzının çok güzel örneklerini vermiştir. bu konuda ihmal edilmiş büyük bir boşluğu dolduracaktır. “Sultan Murad eydür ben de göreyim Nasıl bir yiğitmiş ben de bileyim Vezirlik isterse üç tuğ vereyim Şehitlere serdâr oldu Genç Osman” Halk türküleri.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Belki de halk türkülerinin edebiyatımızdaki tesiri konusunun en güzel numunelerini Rıza Tevfik vermiştir. Erzurum. Yeni Türk edebiyatı akımı döneminde. Her sabah güneşi seyreden kızlar Mahmur gözlerini oğmak üzeredir” Âşık Veysel bizim de zamanına yetiştiğimiz ve radyo veya plaklarıyla iç içe olduğumuz şahane bir örnektir. en az iki bin yıldır günümüze taşıyan en önemli kaynaktır. “Türkçülüğün Destanını” halk şiiri tarzında yazmıştır. Bu besteler. “Uyan yârim uyan söndü yıldızlar Gün karşı tepeden doğmak üzeredir. Sultan Murad’ın Bağdat seferinin -hadi batı tabiriyle söyleyelim. Türkçeyi. türkü. Hatta klasik şiirimize ve Türk musikisine bile bazı terimler isim olmuştur. divan. Tokat yöresindekiler en güzelleridir. güçlü bir bağlama sanatkârı istese türkü şeklinde çalıp söyleyebilir. Şiirlerinin çoğu bestelenmiştir. Dolayısıyla halk Türkülerinin söz varlığını örnek almıştır. eski nağmesi bilinmediğinden. sevdiği. Mehmet Özbek dostumuzun. şiirlerini halk edebiyatı neşesiyle söylemiştir. aynı zamanda halk edebiyatı edebî türleri olarak değerlendirilmektedir. Makam bakımından da çok orijinaldir. müstezat. Bu açıdan da değerlendirileceğinden eminim. Türkülerimizin güftelerinin türleri. Ama güfte bakımından halk şiiridir. Sivas. Bir olmaz emelin düştüm peşine Vuruldum hüsnünün şen güneşine Güzel gözlerinin aşk ateşine Yanıp da bahtiyar ölmek isterim. dinlediği bir türküdür. Hastayım yalnızım seni yanımda Sanıp da bahtiyar ölmek isterim. Mahmûr u hülyâyım câm-ı lebinden Kanıp da bahtiyar ölmek isterim.1 0 14 . eskilerin deyimiyle şerh edilirse. Talihin kahrı var her hevesimde Boğulmuş figanlar titrer sesimde O güzel ismini son nefesimde Anıp da bahtiyar ölmek isterim. Türkülerimiz aynı zamanda birer senaryodur. “Çocuktum ufacıktım Top oynadım acıktım Yerde buldum bir erik Kaptı bir alageyik Geyik kaçtı ormana Bindim bir akdoğana Doğan yolu şaşırdı Kafdağı’ndan aşırdı…” Bu dönemin en güçlü şairlerinden Rıza Tevfik. Dildeste kitabımızda bu Yıldız türkülerinden birini işlemiştim. Kayıkçı Kul Mustafa’nın ‘Genç Osman’ şiiri. türkü olarak yediden yetmişe her Türkün bildiği. Ziya Gökalp. kalenderî. Pekâlâ. Akdağmadeni. Kendisini yürekten kutlarım. Anadolu’muzda sekiz tane Yıldız türküsü vardır.

Onlar türküyü yalnızca bir propaganda aracı olarak gördüler. halk türküleri etrafında gerek halk edebiyatı gerek halk musikisi bakımından araştırmaların epey bir yekûn tuttuğunu ifade ettikten sonra bu anonim ürünlere ait bol malzeme yayımına ve teknik incelemelere mukabil. geçen bunca zaman içinde gerekli dersler alınmış mıdır? Alındığını. denebilir ki yalnızca türkünün kökünün halk içinde olmasından kaynaklandı.A. Türküler. şiirini. sanatkâr ve sosyologların da dikkatini çeksin istiyor Boratav. Solcu edebiyatçıların türkü sevdası. onların mevzuları.1 0 . P ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . daha doğrusu türkülerdeki ruhla entelektüeller arasına mesafe koyarken bazı yeni nesil okumuşların da türkülere yabancılaşmasına sebep oldu. Boratav’ın bahsettiği dersleri. sosyal fonksiyonları üzerine yapılmış araştırma ve incelemelerin hiç mesabesinde kalmasından yakınır. yalnızca ilmî araştırma yapanların değil. 1930’lu yılların sonlarında yayımladığı “Eğin Türkülerinin Başlıca Temleri” başlıklı incelemesinde. müziğini ve genel olarak sanatını arayan bir milletin sanatkârlarının halk edebiyatından alacakları birçok dersler vardır. Sanatkârın halk edebiyatından. en azından yeterince alındığını söylemenin pek mümkün olmadığını düşünüyorum.” (Folklor ve Edebiyat I. toplumla ilişkileri. Çünkü ona göre “orijinal edebiyatını. sanat ve estetik bakımından kıymetleri. 15 ertev Naili Boratav. Peki. özellikle türkülerden ders alması kayda değer bir tespittir. VAHAP AKBAŞ Bu tercih türkülerle. İstanbul 1939).

“memleketçilik” rüzgârıyla kaleme alınmış az sayıdaki eserle ve şiirdeki bazı şeklî çabalarla sınırlı tutmamak kaydıyla tabii. yüce. kaçan. dışına kaçmak istedikçe kendi içine büzülen. nefsini feda etmeler. Konya Lisesi’nde çalışırken. Hafif. ikinci kuşak edebiyatçıları. diriliği özümseyerek eserine içirmek olacak. çılgın. türkülerin bizde roman işlevi gördüğünü ifade etmişti. Yahya Kemal de Tanpınar da temleriyle evrensel. ulvi. Buraya da alıyorum: “(Türkülerimizde) İnce. türkü-insan ilişkisinin diriliğiyle. şehvetli ve avâre taraflarıyla insan var. ifade özelliklerini taşıdığını göreceklerdi. Onun için onca “köy romanı”nı yazanlar. küsen.” ( …) Sonra kıskançlıklar var. şairleri bir kenara bırakalım. Birer istisna olarak daha sonra destan ve türkülerden beslenerek anlatım sınırlarını belirginleştiren Yaşar Kemal ve bir bakıma türkülerin dillendirdiğini “yeni görüş. Dinlediği türkülerin kendisinde uyandırdığı çağrışımlardan. yeni edebiyatta halkla sanatçı arasında bir mesafe gözeten Nurullah Ataç’ın seçkinci görüşlerine kulak verdiler. üzerinde bıraktığı tesirden bahseder ve “Anadolu’nun romanını yazmak isteyenler ona mutlaka bu türkülerden gitmelidirler. söyleyiş ve şekillerle işleyen” Cahit Külebi gibi yazarları.” der (Beş Şehir. Sonra kan gelir. sıcaklığından söz ettik. küçük ilgiler bekleyen yönleriyle insan var. köyün ve köylünün derin ve gerçek sesi olan türkülerden mevzu. Yanaşsalar türküdeki tohumun onların düşündüklerinden farklı köklü bir toplumu. İstanbul. duyduğu İç Anadolu türkülerini anlatır. Bu tercih türkülerle. cismini nezretmeler ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . sıcaklığıyla açıklanabilir ancak. Kırılan. dil ve söyleyişleriyle ve taşıdıkları kültürel unsurlarla mahallî. Asla içindeki ruhu görmeye yanaşmadılar. Tanpınar da romanımıza türkülerimizden hareket edilerek varılabileceğini düşünür. millî olan türkülerin nasıl değerli bir hazine olduğunun bilincindedirler. bir folklor araştırmacısı olan Boratav’ın beklentilerinden çok halk şiirini horlayan. Bu ilişkiyi ne güzel açıklıyor Fethi Gemuhluoğlu. Başka vesilelerle aktarmıştım. medeniyetimizin ifadesini en iyi şekilde burada bulduğuna inanan Yahya Kemal bile. vefalar adak olmalar. Onlar türküyü yalnızca bir propaganda aracı olarak gördüler. afif taraflarıyla insan var. dil.1 0 16 . takipler var. denebilir ki yalnızca türkünün kökünün halk içinde olmasından kaynaklandı. Beş Şehir’in Konya’yı anlatan sayfalarında türkülerimizden bahseden güzel bir bölüm var. Kan gelir ama türkülerde kanı kanla yunmazlar da onun peşi sıra hemen dostluklar. Daha çok klâsik musikiye tutkun olan. Solcu edebiyatçıların türkü sevdası. Türküdeki ruhu eserlerine taşıyamadılar. daha doğrusu türkülerdeki ruhla entelektüeller arasına mesafe koyarken bazı yeni nesil okumuşların da türkülere yabancılaşmasına sebep oldu. Öyle anlaşılıyor ki Cumhuriyetin birinci. Bu özdeşleştirme. bu toplumun duygu ve düşüncelerini. tecessüsler var.1972). Muhtevalarındaki yoğunluktan ve insan üzerindeki tesirinden yola çıkarak. Belki edebiyatçının türküden alacağı en büyük ders bu sıcaklığı. Türkü-insan ilişkisinin diriliğinden. anlatım ve benzeri bakımlardan yararlanarak çağdaş eserler çıkaramadılar.

İstanbul. ne kadar tabiî bir bir dille söylenmiş. ateş ve havaya çıkmış namları. Edebiyatçı için bu dünya. bir toplumu bütün unsurlarıyla kabuğunun içine alan bir nar gibidir. 1978). in aşağı tut beni” türküsüyle ilgili yorumlar içimi acıttı. dil ve anlatım özellikleriyle. “Ölüm Allah’ın emri. ayrılık olmasaydı” ya da “Yüzünde göz izi var. uyandırdığı çağrışımlarla açıklayan yazılar okumayı ne kadar istiyorum. sana kim baktı yârim” mısralarındaki sadelikle. Siyretlerde aşk var. bu dünyanın ruhu tükenmez kaynaklardan biridir.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . sevgisi öfkesine baskın çıktığı için hemen barışveren sevgilileri anlattığını düşünemez miyiz bu türkünün? Böyle anlayabilseler. edebiyat bağlamında. birikimli. su. Muhtemelen çoğu genç olan yorumcular türküyü tiye almış. Hüma Kuşu türküsündeki “Sen ağlama kirpiklerin ıslanır” mısraındaki anlam inceliğini. Bir internet sitesinde “Minareden at beni. Dört unsur var. abuk sabuk şeyler söylemişti. içerdiği motiflerle. muhteşem bir dünya çıkar. Oysa “minareden at”manın. Şüphesiz bu örnekler artırılabilir. Edebiyatçı için bu dünya. türkünün yapılış amacı” gibi kriterler gözetilerek açıklandığı bir tebliğ metni okumuştum. sanki sıradanlıkla örtülmüş muhteşem inceliği farkedebilecek bilince erişebilmem için de kılavuzlara ihtiyacım olmuştu. Tabiat ana var. “Şiir. Kabuğu kırıldığında içinden kanlı canlı.Türkü.1 0 17 . belki kendilerinin anlatıldığını düşünecek o gençler. Öğrencileri tebessüm ettiren bu mısraların onların gündelik yaşantısından örneklerle yorumlanmasının nasıl ufuk açıcı bir rol oynadığını gördükten sonra benzer yazıların türkülerin ruhuna erişmemizde ne kadar etkili olabileciğini düşünmeye başladım. akın eder. Toprak. Yunus’un mısralarını andıran “Manda yuva yapmış söğüt dalına” türküsünün “yöresel kültür. estetik değeriyle. Açıklamayla başlangıçta absürd görünen olaylar ince bir hicve ve mecaza ağır basan gerçeğe dönüşüveriyor. Türkülerdeki bunca zenginliği görebilmek ve gösterebilmek gerekir öncelikle… Bu da. takipler var. bilinçli. Öğrencilik yıllarımda. dil. Türkülerde aşklar var. bir toplumu bütün unsurlarıyla kabuğunun içine alan bir nar gibidir. Ayrıca aynı türküdeki “Esvap serdim sicime” sözlerinde ne güzel bir söyleyiş güzelliği var. gayretli araştırmacı ve denemecilerin üstlenmesi gereken bir görevdir. Suretlerde aşk var. Gemuhluoğlu “Türkülerde kıskançlıklar var. tecessüsler var” demiyor muydu? Kıskanan. söyleyiş güzelliğini Fethi gemuhluoğlu sayesinde görmüştüm. “aşağı inip tut”manın birer mecaz olduğundan yola çıkılsa belki bugün de sıkça karşılaştığımız insanî bir tablo çıkacak ortaya. muhteşem bir dünya çıkar.” Dostluk Üzerine. anlaşılmasına yardımcı olmak da edebiyatçı için bir sorumluluktur. Türküleri yalnızca hikâyeleriyle değil. Onu keşfetmek ve doğru tanınmasına. Yine “Yâr üstüme yâr sevdi / O gidiyor gücüme” mısraları ne kadar arı duru. Ve nasıl capcanlı bir resim canlandırabiliyor gözlerimizin önünde. hikâye ve romanlar yetkin kişilerce tahlil ediliyor da türküler neden edilmiyor?” diye sormuşumdur hep kendime. Uzatmadan şöyle bağlayalım: Türkü. Mehmet Kaplan’ın. Sonra ilahi nizam var. öfkelenen. Ne yazık ki bu konuda da durum iç açıcı değil. bu dünyanın ruhu tükenmez kaynaklardan biridir. Kabuğu kırıldığında içinden kanlı canlı. Yunus Emre’nin meşhur şathiyesindeki “Bir sinek bir kartalı kaldırdı vurdu yere / Yalan değil gerçektir bende gördüm tozunu” mısralarından hareketle yazdığı yazıyı hatırlıyorum.

onların hayatlarını ve hasretlerini bir roman derinliğine kavuşturan insanlara hayranlığımızla birlikte minnetlerimizi de ifade edelim. şölenlerimizde ve felâketlerimizde hep onlarla kendimizi ifade etmişizdir. acılarımızda. Çünkü dilimizin Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar yayılışında bu seslerin ve sözlerin çok büyük etkisi olmuştur. fetihlerimizde. Türküleri ve şarkılarıyla musikimiz hiçbir sınır tanımıyor. Türk musikisini gençlerimizin derneklerde ve liseden sonra gidilebilecek konservatuarlarda öğrenebilirler.1 0 18 . Hem büyük şehirlerimizde. Tarih boyunca sevinçlerimizde. hem de Anadolu ve Rumeli’nin kasabalarında bu türküler söylenir şarkılar meşk edilirdi. Osmanlı’nın son dönemlerinden beri yöneticilerimiz kendi öz musikimizin seslerine ve sözlerine bu milletin yeni nesillerini hasret bırakmışlardır. Bu bakımdan en önemli kültür taşıyıcılarımız durumundadır. Buna rağmen uzunca bir zaman. O M ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Bunu halk ve divan edebiyatı ustalarının dilinden alıp halkın diline ve gönlüne düşüren. türkülere ve şarkılara dönüşen şiirlerimizdir. İlk ve orta öğretim derslerinde nasılsa hep Batı müziğini öğretirler. Bunun ne kadar hazin bir şey olduğunu bilenler bile bir şey yapamaz.illi kültürümüzün en vazgeçilmez unsurlarından biri.

Şifâhi kültürümüzün en köklü ve en yaygın ürünleri olan folklor ve halk edebiyatı verimleri yalnız Türkler arasında değil. Türkülerimizle şarkılarımızın bizi söylediğini yeterince anlayıp ona kulak verebilirsek.” Bayram Bilge dostumuz. müzikologların eserlerinden oluşan çok zengin bir kütüphaneye sahip değildir. Kapaktaki şu cümle önemli: “Türkülerimizdeki sırları çözebilmek. türkülerimizle şarkılarımız üzerine çok az kitap yazılıp yayınlanır maalesef. yüzden Yahya Kemal “Şarkılarımız romanlarımızdı” derken. ne zaman bir türkü duysam şairliğimden utanırım diyor. onun bakış açısıyla Anadolu şehirlerini ve kültürlerini değerlendiren A. Evet. konulara tarihi ve kültürel bir perspektiften yaklaşır. birlikte yaşadığımız Hıristiyan ve Yahudiler de bu nağmelerden etkilenmişlerdir. Shakespeare’in sanırım musikimizin gücünü çok güzel anlatan şöyle bir sözü var: “Bir milletin türkülerini yapanlar. Bağımıza Gazel Düştü (2002) adlı kitabında topladığı müzikle ilgili yazılarında. bugün Osmanlı tebaası olarak bir geçmişe sahip olan komşularımız bu musikiyi dinliyor. büyük şair çok haklı: “Bâki kalan bu kubbede bir hoş seda imiş”…■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Üstelik bunun hiçbir desteğe de ihtiyacı yoktur. Türkülerin Dili (2009) adlı çok kapsamlı kitabını yayınlaması çok önemli bir hizmet oldu. İspanya’dan 500 yıl önce Osmanlı topraklarına göç eden Safarat Yahudilerinin müziği gibi Ermeni ve Rum müzisyenleriyle bestecilerinin de Türk musikisi ile ilgileri akıl almaz boyutlardadır. Tanpınar “Anadolu’nun romanları türküleridir” demiştir. Bunların gelişmesine ve icrasına yardımcı olduğu türkülerle şarkılarımız. Mehmet Özbek bunların istisnası bir şahsiyettir. Halkın kültürel zenginliğini yansıtan türkülerimizi halk edebiyatından ayrı inceleyen veya araştırma konusu yapan çok sayıda yazarımız yok maalesef. Bunu anlamayan aydınlarımız kadar politikacılarımızla yöneticilerimiz de var. o bakımdan önemli.” Bu sırrı anlayan şairimiz.1 0 19 . o sıcak anlatımların tadına varabilmek. Komşularımızla uluslar arası sınırları kaldıracak kadar güçlü bir iletişim aracına sahibiz. onların çocuklarında da yaşıyor. Onların varlığı aslında klasiklerinden habersiz aydınların yabancılığını da ifade eder. İcracı olduğu kadar müzikolog kimliğiyle de tanınan Mehmet Özbek’in Folklor ve Türkülerimiz (1975) adlı defalarca basılan ve kaynak kitap niteliği taşıyan eserinin ardından. türkülerimizi derinlemesine anlamak ve kavramak için şarttır. Bütün bunlara rağmen. Dildeste (2002) adlı kitabında meşhur şarkıların hikâyesini anlattığı musikimize nasıl yöneldiğini Bandodan Klasik Müziğe (2002) adlı kitabında hatıralarıyla ortaya koyar. kanunların yapanlardan daha güçlüdürler. Klasik Batı Müziği yanında Klasik Türk Müziği ile Türk Halk Müziği’ni de fevkalâde icra edebilen besteci Fırat Kızıltuğ’u da anmalıyız.İspanya’dan 500 yıl önce Osmanlı topraklarına göç eden Safarat Yahudilerinin müziği gibi Ermeni ve Rum müzisyenleriyle bestecilerinin de Türk musikisi ile ilgileri akıl almaz boyutlardadır. H. Mehmet Özbek’le Fırat Kızıltuğ gibi icracı olduğu kadar müziğimizle ilgili yazı ve kitaplarıyla da bir müzikolog olduğunu ortaya koyan Bayram Bilge Tokel’in rivayetine göre. Türk dilinin anlatım gücündeki kudret ve zenginlikle ezginin oluşturduğu âhengi birlikte hissetmek. Bizi biz yapan kültürel değerlerin başında bu güzel sesler geliyor. gerçekten tarih şuurunu da idrak etmiş oluruz. Has bir sanatçı olduğu kadar titiz bir araştırmacı ve derlemeci olan Mehmet Özbek’in bu ansiklopedik sözlüğü gerçekten çok büyük bir emek mahsulüdür. Türkülerimiz folklorun bir bölümü sayılmasından ötürü. Böyle şahsiyetleri yetiştiren kültür birikiminin büyük kütüphaneleri var.

Müziğin. insan ruhu ve iç dünyasında meydan getirmiş olduğu etkiler müspet niteliktedir. Müziğin hormonların. kolektif hafıza olmasını da sağlamaktadır.1 0 20 . olgu ve problemlerin.SUAT BULUT Müziğinizi değiştirirseniz sitenin duvarları yıkılır. DNA yapısının ve özellikle hücre protoplazmasının etkilediği son yapılan bilimsel çalışmalarla tespit edilmiştir.) İnsan ruhu ile fiziksel bedeni arasındaki bağlantı ya da etkileşimi hormonlar sağlamaktadır. Ancak sadece bu yönüyle müziği değerlendirmek konuya eksik bir yaklaşım olacaktır. hafızada çok kolay ve en az kayıpla tutulabilmesi. Türkü formunda ve müzik eşliğinde. (Bu değişim bir de bilgi sağlamaktadır. Müziğin bireysel etkisinin yanı sıra fiziki yapımız üzerinde de etkili olduğu hususu artık tartışma konusu bile değildir. Müziğin. toplumlar için önemine açık ve net bir vurgu yaptığı açıkça görülen Eflatun’a ait yukarıdaki bu tespitin yerindeliği tartışma götürmez gerçektir. Bu sebeple oldukça önemli bir sosyolojik olgu sayılması gereken müziğin iki yönü ile değerlendirilmesi mecburiyeti söz konusudur. Eflatun Yazılı olarak kayda geçirilemeyen. Müziğin elbette ki insan ruhu bakımından ifade ettiği değer hakkında oldukça fazla çalışma ve araştırma yapılmıştır. olay. İnsan vücudunun hormon Giriş ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Bu tespitin bizi götürdüğü önemli sonuçlardan birisi ise hiçbir şekilde değişmez denilen DNA’nın müziğin niteliği ve çeşidine göre değişebilmesidir. Türkülerin bir müzik olgusu olmasının yanında. Müzik bireysel/ psikolojik olarak insanı etkileyen bir olgudur.

ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . optik ve geometri ile aynı kategoride kabul edilerek (Quadrivium=Dörtlü) bir bilim dalı olarak okutulmuştur. insanların bir araya gelmesinde ve bu birlikteliğin devam ettirilmesinde Müziğin Toplumsal Boyutu önemli bir etken olduğu inkâr edilemez. cahilin cehlini arttırır. Bireysel niteliği ağır basan müzik “duygudaşlık” sürecinde kitleler arasında önemli bir asgari müşterek olarak karşımıza çıkar.sağlama mekanizması dikkate alındığında. müziğin durumuna baktığımızda ise. Müziğin kitleleri nasıl etkilediğini gerek dünyada ve gerekse ülkemizde görmek mümkündür. ekonomi. söz ile müzik bir aradadır. tahrip edici bir boyuta taşınmıştır. müziğin. dünyaya bakışı ve algılayışı. Tabiatla iç içe olmanın ve kâinatın armonisi ile ahenk sağlamanın amaçlandığı Türkülerde. dinlenen müziğin insanın kişiliği. tar gibi) seslerin tabiliği ve mekanik olmayışı dikkat çeker. Türk toplumu hakkında. kaval. Müziğin ortak paydayı kavraması.” denilmiştir. Doğulu toplumlarda müziğin. müziğin de. “Musiki âlimin ilmini. Doğu müziklerinde ve özellikle Türkülerde. amacı dışında kullanılan her şey gibi. Müşterek algının bir adım ilerisini teşkil eden duygudaşlık. Oysa burada her iki yapıdaki müziğin kendi içinde değerli olduğu ve bu noktada yapılacak bir tercihin. tercih edilemeyen diğer tarzı dışlamamasıdır. Bugün dünya genelinde eğlence sektörünün en fazla istismar ettiği olgu müziktir. matematik. Ancak şurası bir gerçektir ki. davul. eğitimde ciddi bir mevki tuttuğu “zevklerin ve renklerin tartışılamayacağı” tezinin tutarlı bir yanının bulunmadığı gözden uzak tutulmamalı.1 0 21 . toplumların dinlemiş oldukları müziğin niteliği ile toplumların niteliği hakkında ciddi ipuçları vardır. eğitim ve terbiye süreci içinde yer alarak bilim olarak kabulünün. Âşık Veysel’in çaldığı bağlama ile Mozart’ın eserlerindeki melodik paralelliği görmemek imkânsızdır. tıpkı eğitim. O h’alde toplumsal bir yapının analizinde. Ülkemiz özelinde. siyaset ve benzeri pek çok alanda olduğu gibi bu konuda da olumlu ve ciddi şeyler söyleminin zorluğu ortadadır. Bu çerçevede “ çok sesli “ müzik lehine bir ağılık taşıyan bu tartışma konusunun en önemli argümanlarında birisi ise. İşte bu sebepten olsa gerek. müziği de gerçek niteliği ve amacından saptırmış ve müzik bu hâliyle insana ve insanlığa vermesi mümkün olan katkı bir yana. Oysa Doğu’da bundan yüzyıllar önce. Her türlü seviyesizliğin referansı ve meşrulaştırma gerekçesi olan bu söz popülist amaçlarla kullanılan ve “kitle kültürünü “ zımnen onaylayan bir içeriğe sahiptir. “duygudaşlık” kavramında kendisini bulur. Nitekim bu çalışmaların sonuçlarından bir musiki aleti olan “kanun” Farabi tarafından icat edilmiştir. aralarında bir yakınlık hissettiği. Müziğin tek ya da çok sesliliği elbette ki bir algı. Müzik gündeminin en önemli konularında birisi de “tek sesli” ve “çok sesli” müzik tartışmasıdır. ruh dünyası hakkında ciddi bir ölçü ya da veri olduğu unutulmamalıdır. harcı âlem bir bilgi olmakla beraber. müzikal açıdan tabii seslerin arandığı çok açık görülmektedir. Bu sebeple. Türk çalgılarının hemen tamamında (bağlama. bir başka ifadeyle Batının “Orta Çağ”ında Müslümanların kurmuş oldukları üniversitelerde (medreseler) müzik. “ çok sesli” müziğin daha çağdaş olduğu yönündeki tutarsız değerlendirmedir. Aynı müziği dinleyen insanların. incelenmesi gereken bir araştırma sahası olacağından hareketle. anlayış ve kültür meselesidir. Eflatun’un sözü ile birlikte değerlendirildiğinde. “ Türkülerimizin “ değerlendirilmesi suretiyle önemli sonuçlara ulaşmamız mümkün görünmektedir. Doğru olan da zaten müziğin bir bilim olduğudur. Konumuz. mesela. Müziğin bir eğlence aracı olarak algılanması ve kullanılması. müziğin insanın iç dünyasındaki etkilerinin hormonsal salgıları harekete geçirdiği ve söz konusu bağlantı sebebiyle insan fiziğinin de bu yönde etkileşime açık olduğu bilinmektedir. Dinlenilen veya icra edilen müziğin etkisi ve önemi kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. ortak bilinçaltında yer alması ve tek sesli müziğin “telkin” etkisinin çok sesliye göre baskın oluşu bu tarzın tercih edilmesini sağlamıştır. Müziğin fert üzerinde meydana getirdiği bu ruhsal / fiziksel etkinin önemi daha geniş bir çalışmayı gerekli kılmaktadır. günlük ve sıradan bir meşgale olarak değerlendirdiğimiz ve çoğu zaman “ eğlence “ amacıyla dinlediğimiz müziğin oldukça ciddiye alınması gerekmektedir.

Türkülerin bir müzik olgusu olmasının yanında. Türkülerin. antik eserler gibi bakmanın ve incelemenin doğru bir tavır olmadığını. kozmolojik. Bir müzik formu olarak Türküler pek çok çalışmaya konu edilmiş. yöre. kendi adıyla andığı. makam gibi teknik boyutuyla incelenmiştir. âşıklık geleneği kapsamındaki türkülerimiz için de bu zorluğu kabul etmek gerekir. türkülerin sadece duygusal bir temele dayanmayıp. Türkülere.Dünyada hiçbir milletinin. Bunun anlamı ise. Bu yaklaşımın Türkülerde oldukça fazla örneğine rastlamak mümkündür. hafızada çok kolay ve en az kayıpla tutulabilmesi. -Kuantum Fiziği bağlamında. ekonomik faaliyetler. etkilenme ve etkileme niteliklerinin bulunduğunu göstermektedir. kolektif hafıza olmasını da sağlamaktadır. realist bir anlayışla “kendini ifade etme” formu olarak da kullanıldığı görülmektir. hasret gibi konuları içermekle beraber. İslamiyete de uzak olmayan bir yaklaşımdır ve bu yaklaşım çok önemlidir. bazen de taşlarla konuşulmuştur. tarihî. Türklerin. mizahi ve toplumsal konular gibi hayatın tamamını kuşatan bir muhtevaya da sahiptirler. ■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . türküler vasıtasıyla bazen bir dağla dertleşmiş. Oysa “ halk şarkısı “ tabiri genel ve anonim bir anlamı ifade etmektedir. kâinatın hiçbir yönü cansız ve statik değil hep dinamik bir etkileşim içindedir. Türk toplumundaki hızlı şehirleşme elbette ki değişik algı biçimleri oluşturmakta ve bu algı kapsamında yeni ve bireysel çabalarla. Bu tespit her ne kadar anonim türküler için daha fazla gerçeklik payı taşısa da. pek çok milletin “halk şarkıları” olsa da bir millet adı olarak Türkü’de olduğu gibi bir adlandırma yoktur. hayatın her alanına dair yakıldığı. Kâinatın devamlı hareket halinde olduğu. ayrılık. türkü formunda değişik nitelikli çalışmalara rastlanmaktadır. Türkülerin sosyolojik yönünün ihmal edildiği bir gerçek ve önemli bir eksikliktir. Bu etimolojik ve filolojik tespit bile. Cansız varlıklara “ruh izafe etme” inancı Şamanist bir gelenek olmakla beraber. Konu bakımından incelendiğinde türkülerin. eşyalara ve cansız varlıklara ruh izafe etmeleri. Türk milletinin “Türküsüne” verdiği değeri ve ona yüklediği anlamı ifade ettiği gibi. Türkünün sadece. olay. Bir başka ifadeyle. Sadece şiir formatında bir eseri aklıda tutmak ile müzik eşliğinde akılda tutmak arasında oldukça fark olduğu bireyse tecrübe ile anlaşılabilecek bir tespittir. hayatı ve evreni algılamalarına da yansımış ve bu yansıma haliyle Türkülerde de kendini bulmuştur. Algı paradigması içinde. ölüm. ağız. akılda kalıcılığı daha kolay olmaktadır. isim (Türkü) türetilmiştir. Yazılı olarak kayda geçirilemeyen. Öyle ki. Türkü formunda ve müzik eşliğinde. psikolojik. Türklerin kadim zamanlardan bu yana taşımakta oldukları dünya görüşü ve algısının günümüze taşımasında önemli bir fonksiyon icra etmişlerdir. dinî vs. Türkiye’de türküler ve daha pek çok şey hakkında yapılan çalışmaların bu nitelikte olduğu ifade edilebilir. görülür. Bunun yanı sıra yapılan son bilimsel araştırmalar. Türklere has ve ona ait olduğunun da bir göstergesidir. Dolayısıyla. varlıkların karşılıklı etkileşimi Türklerin en önemli kozmolojik inançlarından birisidir. tavır. politik. olgu ve problemlerin. sözlü kültür geleneğinin baskın oluşudur. türkü üretimini büyük oranda ortadan kaldırmaktadır. Çünkü türküler. sosyolojik. bazen engel gördüğü bir akarsuya beddua etmiş. “Türkü”.1 0 22 . Modernleşmeyle gelen toplumsal değişimler. Aşk. bestelenmiş olanlar. Türkler. Türklerin hayatında bu derece önemli yer tutmasının en önemli sebeplerinden birisi belki de tarihî süreç içinde.cansız var- Türk’ü Söyler Türküler lıkların (ruhları olmasa bile) dinamik olduklarını. bir müzik kategorisi bulunmamaktadır. Türklerin gerek İslamiyet öncesindeki Şamanist / animistik inançları ve gerekse İslamiyet sonrasında da bu anlayışları devam ederek. veriler taşımaktadırlar. Bu perspektif ile Türkülerin sosyolojik olarak incelenmesinin yeterli olarak yapılmadığı yukarıda ifade edilmişti. Bu gerekli çalışmaların yanında yukarıda da ifade ettiğimiz gibi. Gerçekten de müzikle beraber belirli bir düzen de (şiir formunda ) anlatılan olguların. Tarihî süreç içinde Türk tahayyül ve tasavvurunun somutlaşmış biçimleri olan Türküler. Türk isminden türetilmiş bir başka isimdir. Yani isimden (Türk). Bu yönüyle Türkler için “hayatı türküleştirmiş millet” denilebilir. Türkülerini müstakil bir varlık olarak kabul edip isimlendirmişlerdir. güncel ve hayatın içindedirler ve tahminlerin çok ötesinde zengin. Ancak bu “üretim krizinin” kısmen aşılmaya başlanmış olması sevindirici gelişmelerdendir.

Divanelerin bir başka yönü de ibnü’l-vakt oluşlarıdır..NECATİ KANTER Bize uymazdı. Türk. ye!. Süryani nedir bilmez. Onlar için gelecek ve geçmiş yoktur. ne de nankördü Dono Çuval omzunda gezer. Temizliği kendi üstüne başına değildi elbet. Hristiyan kimdir. Çevre dostuydu. dono O bir divanedir. Yaratıcı ile bir ve beraberdirler. D.1 0 23 . ne münkir. sırtında çuval. Ellinde uzun saplı bir süpürge. Kâh odun parçası toplar. Aralarında rint olanları da vardır.” der. çöp Fahri bir çöpçü olup şehre çok iş gördü Dono Ş ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . kendi işine bakardı Dono. Müslüman kimdir. Ne kilise ne havra ne de cami ilgilendirirdi onu. Bedenine cismine hiç değildi. alnı açık hürdü Dono H. ye ha.. “akşama pişmiş fasulya… ye ha. Anı yaşarlar. ehrimizin en renkli en temiz delisiydi Donobet. çivi. Görevini hiç aksatmayan iyi bir temizlik işçisi gibi cadde ve sokaklarda çöp toplar. bir yandan da küfürler savurur gezerdi. bilse de ayırım yapmazdı. kâh arar çuval. Ermeni. şehrine ve şehrinin cadde ve sokaklarınaydı onun temizliği. Sanki aylarca su değmemişti eline yüzüne. Etrafınaydı.

Hayganuş eşikten daha adımını atar atmaz gençlerden biri ya da bir çocuk korosu başlardı.. Günlerden pazardı. İsa’nın dirilişini dile getiren bir bayram. saçları sarı… Fettan… Biraz da fingirdek… O günlerde çok sevilerek söylenen. Tehcir Kanunu ile iyice azalan gayrimüslimlerin sayısı kala kala ancak beş altı hane Ermeni. bulup getirirdi. Ama ihtiyarlık bükmüştür belini. Umurunda bile değildir bayram. ye ha” diyerek Bize iç derdimizin zehrini öksürdü Dono Akrabalarının çoğu. Yağmur yağar da bu kabukları yağmur suları alır götürürse günahlarımızı da götürmüş olur.. Bizim evin yapımında çalışırken ara sıra sohbet ederdik onunla. Ahçiği yolladım Urum iline Eser bad-ı saba zülfün teline Gel seni götürem İslam iline ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Pırıl pırıldı hane halkının elbiseleri. Böyle geçti bir kış. Hayganuş’tu adı. 14 Mart Paskalya Bayramı. gözleri donuk yeşil… Eğlencelere katılır. güzeller güzeli Hayganuş’un saksılara diktiği çiçekleri sular. hadi herkes işine yallaa!. O yıl “kara kış”ın dondurucu soğuklarında şehrin cadde ve sokaklarında görünmeyince halk onu özlüyor. o ne bonkördü Dono Ağalığın beyliğin ardınca o hiç gam yemezdi Gezdi keyfince.. Havalı mı havalı… Biz Müslümanların Şeker ve Kurban Bayramlarında ikram ettiğimiz tatlıların. O söylemişti: “Paskalya Bayramlarında haşladığımız kızıl yumurtaların kabuklarını kapımızın önüne bırakırız. Çiftetelli oynarken halk bir yandan kahkahalar atar bir yandan da tempo tutardı. şekerlerin ve kurban etlerinin karşılığını ödüyormuş gibi bir rahatlık içinde ve gururlu..” Kış boyunca çıkmadı Dono. Senin gibi sakallı. taklidini yapıp kendi aralarında şakalaşıyorlardı. Gözleri mavi. Bir torunu vardı Dono’nun. ye ha yee!. Donobet’in yakın akrabası olan Kirkon usta iyi bir duvar ustası. efendi!. gideni geleni gözler. Mahallenin bitirimleri bayramlık elbiseler içinde Hayganuş’u görebilmenin heyecanını yaşamak için pusudalar. o meşhur türküsünü mahallenin çocukları ile söylemekle yetinirdi. Hz. romanlara. “Akşama pişmiş fasulyaa… ye ha. Olur da o gün düğünde bulunmazsa mutlaka birileri gider. keşiş bir dedem vardı. Fransa ve Amerika’da yaşardı. o da kiliseye davet ederdi beni!. Ermeni komşularımız tabi ki o gün neşeliydi.Sıska ve uzun boyluydu.. ye ha. düğünleri kaçırmazdı. İstanbul. onlarla sohbet eder. öykülere konu olan bir Harput türküsü gençlerimizin dilinden düşmezdi. Dono’nun ailesi papazın yönetimi altında dinî törenlerini ifa etmeye gittiler. Sokaklarda o olmasa da veletler Dono’nun meşhur türküsünü koro hâlinde söylüyorlar. Tabi. Paris. Dono evdedir. On yedisindeydi… Kız Meslek Lisesinde okuyordu. elindeki küçük bakır bir tepsi içine itina ile yerleştirilen paskalya çöreklerini ve kızıl yumurtaları Müslüman komşularına kapı kapı dağıtırken çocuğun yürüyüşü bile değişirdi.” Hava bulutluydu ama o gün yağmur yağmadı. bazen de odasının camını açar. Mart ayının ortalarıydı.. En tanınanı ve en sevileni de Dono ve ailesiydi. Onun için istavroz çıkarıp dua ediyorlardı. “Yahu bu aralar Dono görünmüyor. Her gün bayramdır onun için. Dono’nun küçük oğlu Haygas. Mahallenin güzeli. Allah’tan tek dilekleri yağmurun yağması idi... hastadır ve bir başınadır. Müslümanlara yakınlığı nedeni ile kendisini cuma namazına davet eden birine: “Efendi. Öldü möldü mü?” deyip sorup soruşturuyorlardı.1 0 24 . sokaklarda ömür sürdü Dono “Akşama pişti fasulya. Bakışları sabit. Tek katlı evinin sokağa bakan penceresinin önünde oturur. Düğünlerin olmazsa olmazı idi.” Attı hep minneti omzundaki çuvala Para indinde pul etmez. Böylece ettiğimiz dualarımız da Mesih Babamız tarafından kabul olur. Benim Allah’ım ne kilisede ne de camide… Hadi oğlum... bir o kadar da Süryani.

Osmanlı savaşta... Gözlerini süzer. gönüllere yerleşir.. Ahçik’i yolladım Urum eline Eser bad-ı saba zülfün teline Gel seni götürem İslam iline Yine o dumanlı günlerde Tıpkı Erzurum’da yaşanan ve dilden dile dolaşan Erzurum delikanlısı bir Dadaşla sarışın bir Ermeni kızının ferman dinlemeyen.” Günlerce dilinden düşürmemiş oğullarının adlarını. Büyük gelini Pulo’nun dediğine göre üç ayı geçkin bir süredir konuşmuyormuş… “Oğullarıma haber salın görmek istiyorum. Boynunu bü- ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .. “Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır. Ondan mıdır bilinmez. Üstüne üstlük bir de Ermeni işbirlikçilerin çıkardığı “Yeprad” adlı gazetenin tahrik edici yayın ve baskısı… Ve umudun umutsuzluğa dönüştüğü bir aşk… Mustafa ile güzeller güzeli Ahçik. Kürsübaşı gecelerinde..1 0 25 . Bu isteği yerine getirilmeyince ağzı kilitlenmiş. hüzünlenip anılarda geziniyorum o sesi anımsadıkça. en kötüsü de daha seveceklerini bırakmış olmanın acısını yaşar... Harput’un Ebu Tahir Mahallesi’nde Dabaklar’ın Mustafa ile Şehroz Mahallesi’nden Ermeni Nişan’ın kızı Ahçik’’in sevdalarını anlatan hazin bir türkü.. sarı saçlarını bir kısrak gibi arkaya doğru savurur. sevdiklerini. Vardım kiliseye baktım haçına Gönlümü bağladım sırma saçına Gel seni götürem İslam içine Hayganuş cilvelenirdi bu türküyü duyunca. Ahçik !. Hayganuş’un yengesi Maran’ın bu türküyü Ermeni ağzı ile söylediği o güzel sesini duyardık bazı geceler.. Arada din farkı. Kapının ardındaki uzun saplı süpürgesine baktı. dillerde dolaşır.. zor zamanların yaşandığı günler… Savaşla birlikte etnik sancılar da başlamıştır.” diye geçirdi içinden.. Ermeniler ayakta. Takır takır vuruyordu dişleri. “Erzurum çarşı pazar” dizeleri ile başlayan “Sarı Gelin” türküsü gibi.. kim bilir o da bir zamanlar belki Harputlu bir Gakkoş’u sevmişti. sıcaklığı ve yüreğime ılık bir su gibi akışı… Bugün bile ürperiyorum... gönüllerde şahlanan sevdalarını anlatan. sokakların çerçöpünü düşündü.. Dono’nun uzaktan akrabası olduğu söylenirdi ‘Ahçik’. Türkiye’de. hüzünlü.. Ülke üzerine kara bulutların çöktüğü. Tehcir Kanunu ile yöreyi terk ederken akıtamadığı gözyaşlarının alev damlaları Ahçik’in içini yakar… Çökmüş omuzları ve melül bakışlarıyla kaybetmişliğin yoğun hüznünü. Vardım kiliseye haç suda döner Dinimden dönersem el beni kınar Mustafa bu aşka nice bir yanar Öyle yanık söylerdi ki güzel gelin Maran. Karşısında yedi düvel!. özel eğlence günlerinde hep bu sevda anlatılır. Harput ulemasının ve Ermeni tebaasının katı tutumu nedeniyle bir türlü kavuşamazlar... Harput’un “Şüşnaz” köyünde bir düğünde görmüştü onu Mustafa… Ortalığın bozuk olduğu yıllar.. düğünlerde. Omzunun üzerinden bakıp sımsıkı kapattığı dudakları arasından kendi kendine konuşur Ahçik: -Neden? Mustafa’nın akıtamadığı gözyaşları bu soruya yine aynı soru ile karşılık verir: -Neden? Bu hazin aşk öyküsü türkü olur. acıklı. bu türkü okunurdu. aşkını. ama kimseye de pas vermezdi.Bu bir aşk öyküsü… Sevda ve ayrılık türküsü. dut yemiş bülbül!. Ermenistan’da ve Türkî Cumhuriyetlerde söylenen. Türkiye nere!. Amerika nereee. Acı bir tebessümle gölgelendi ihtiyar yüzü.. Başımı sevdaya salan o Ahçik Aman o Ahçik civan o Ahçik Dono o gün keyifsizdi.. Dinlediğim her müzikte. Dono. Hâlâ kulağımda onun sesinin yumuşaklığı.. duyduğum her seste yeniden yaşıyorum o anı.

Ben de gittim Dono’nun cenazesine. hafiften kaşlarını çatarak süzgün tavrıyla nazlanarak fettan bakışları ve iri yeşil gözlerinin önüne dökülen lepiska saçları… Gecenin bir vaktinde evimizin eyvanına çıkıp ay ışığında başımı avuçlarımın arasına alıp Maran Gelin’in o kadife gibi yumuşak sesinden Ahçik türküsünün öyküsüne dalışım.. Bir kızıl kıyamettir. olmadı… Ellerini açıp çaresizliğini savarcasına boşlukta salladı. bir yandan da avaz avaz bağırdı. Ayağındaki terliği çıkarıp yanı başında mırıl mırıl uyuyan zavallı kediciğin sırtına indirdi. “Kör olası bu romatizma illeti yok mu?. “Ölüooor!.. ağlamalar sızlanmalar!. Mahallenin yeniyetmeleri Ahçik türküsünün nakaratı ile karşıladı onu. bizlere birdenbire dert oldu Dono* ■ __________ * Şiir.. sonra gençlik hayalleri ile baş başa kaldı. Sordular: Hasta mıydı? Dediler öldü. akrep soktuuu!.. “Gözü çıksın şu ihtiyarlığın da. Günlerce Dono’yu aradı gözler. pislikten geçilmez oldu. bağrı yanık öldü yazık Ne akarsu ne de bolca bir ışık gördü Dono O gün akşama doğru kilisede bir cenaze töreni yapıp alelacele eve getirdiler Dono’yu. hele hele kapılarının önünü süpürememek onu daha da üzüyor. Ermenice Türkçe ağıtlar. Bir gün sonra da sabahın erken saatlerinde “Şa- hinkaya” köyündeki aile mezarlıklarına götürülürken kızları ve yakınları arkasından ağlayıp gözyaşları döktüler. saçını başını yoldu.. hayaller ülkesinde gezişim… Toprağın bol olsun Dono!. Hayganuş geldi aklıma… Hayganuş’un dudaklarındaki gülümseme. istavroz çıkarışını ve Donobet’in nasıl gömüldüğünü ilgi ile izlerken buruk bir tebessümün ardından nedense onun o meşhur tekerlemesi döküldü dudaklarımın arasından: Akşama pişmiş fasulya. Bu gidişim biraz komşuluk hakkı biraz da meraktandı. vah çekti. yetişin!... Ölüoor! Gittiii… Donobet dedem gitti!. Başımı sevdaya salan o Ahçik Aman o Ahçik civan o Ahçik Kaçamak bir bakışın ardından tek katlı kerpiç evlerinin demir kapısına vurdu anahtarı. özlemin de hastalığın da!” diye mırıldandı.... Kahbe dünyada o bir mert idi mürd oldu İnan et. dedem.. Ne dağlardan şehre kadar inen nevruz kokusunu ne de bahçelerde açan badem çiçeklerinin güzelliğini görebilmişti bu yıl. akrep soktu. taaa Gazi Caddesi’nde. hatta “Beşkardeşler”de duyuldu.1 0 26 .. iyice takatten düşmüştü. ah dedik vah dedik Bizi bu kez bırakıp gitti o beybah dedik. Haydar Duman ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Ne yapsındı? Artık yaş da kemale ermiş.. Bayram ayin’inden erken dönmüştü güzel torun Hayganuş. Pek karanlıkta kalıp. İstemeyerek kafese girmiş kolu kanadı kırık garip bir kuşa benzetti kendini. Ayağa kalkacak hâlde değildi ki.. içi ak pakdı onun Şorşor’un çağlayanında temiz gürdü Dono Sebeb-i mevtin acep. Dışı gayetle pisti amma. sökün etti akrabaları. daha içeri girer girmez sokağa fırladı Hayganuş. feryatları.. ahları vahları.. Uzaktan da olsa papazın duasını.. yazık. Acı ağıtları.küp saatlerce kımıltısız oturdu çıtır çıtır yanıp nar gibi kızaran saç sobanın yanındaki çiçekli minderin üzerinde.. Ellerini dizlerine vurdu... dedem ölüor!. iniltileri. ye ha ye ha ye! Papazın elinde “Kitabı Mukaddes” benim damarlarımda gezinen kâfir şeytan!. yoksa odun kıtlığı mı? Seni işletmelerin kahrı mı öldürdü Dono Caddeler sokaklar çöpten. Kalkmak için yekindi.. bir velveledir koptu mahallede. can çekişior!.” Aradan çok bir zaman geçmemişti ki.. kahrediyordu. Ama bu bayram gibi günde hiç olmazsa mahallenin sokaklarını. “Ah çekti Dono...

Uçsuz bucaksız türküler derlenir memleketimden. Uzun havalar da bizimdir. Masmavi bir gökyüzünde kanatlanırız. Kul Himmet’ten çıkın Emrah’la Erciş’e varın. bozlaklar da. Temaları ne olursa olsun mutlaka bizim maceramızı dillendirmiştir bu ezgili şiirler. kederimizi. sevgiyi. Halk şairlerini okuyun. ‘Havalanmak’tan niçin geri durmalı. Ama sevdalar. dünya görüşümüzü özetlemeye yeter. “Gel ha gönül havalanma / Engin ol gönül engin ol. Geçmişin yaşanmışlıklarını türkülerde görür. Çünkü neşemizi. Büyük milletimin yüksek medeniyetinden damıtılan hikmetli mısralar. âsâbımızı düzeltir.. Muhabbetin. Onlar yaratılışın manasını kavrayanlardır. Kimi zaman bir ailenin dramını dile getirmişlerdir ya da bir sosyal yarayı. eskimeyen güzelliklerimizin barınağı halk türkülerimizi işaret etmeli. Güldesteler gelir: “Yiğit olur doğru söyler hile kalmaz sözüne / Yetmiş iki nur yağıyor sevdiğimiz yüzüne / Der Ömer müptelayım hem gaşınan gözüne / Hazreti Yakub’un oğlu Yusuf-u Kenan gelir. Erdemli olmayı. insanın özü olduğunu bilenlerdir. kimliğimizin en belirgin parçalarıdır. Türkiye’mizin muhtelif bölgelerine ait birbirinden nefis türküleri vardır. duygularımızı zarifleştirir. Güzel ülkemizin. Sevgiyi kaybedenlere inat sevdanın evrenine girmek gerek. karşı fikre tahammülü. mutluluğumuzu kısacası bütün duygularımızı bu metinlerde buluruz. sevgisini yitirenlere asırlar ötesinden bakın nasıl sesleniyor: “Dinle sana bir nasihat edeyim / Hatırdan gönülden geçici olma / Yiğidin başına bir iş gelirse / Onu yâd ellere açıcı olma / Mecliste ârif ol kelâmı dinle / El iki söylerse sen birin söyle / Elinden geldikçe sen eylik eyle / Hatıra dokunup yıkıcı olma” Türküler. neden mütevazı durmalıyız? Muhabbet sahibi olmanın hikmeti nedir? Türküler bilgi dağarcığımızı zenginleştirir. sevincimizi. kendimizi âdeta bir aynada seyrederiz. hürmeti. kültürümüzün en canlı.” Bu iki mısra dahi bütün bir hayat anlayışımızı. onları okutmalıyız. felsefemizi. Yüzyıllardan süzülüp günümüze ulaşan bu güzel eserleri dinleyip de coşkuya kapılmayan veya hüzünlenmeyen bir Türk ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Sonra Tatyan havalarını duyarız. Açın bakın kitapları ki yüreğimizdeki yangınları görün: “Uzun olur gemilerin H direği / Yanık olur âşıkların yüreği / Ne sen gelin oldun ne ben güveyi” Yüreği yanık olanların gözlerinden sevgi ışır her yana.” Anadolu bir türkü tarlasıdır..1 0 27 . Karacaoğlan. vefayı öğretmeliyiz. Dadaloğlu’ndan yürüyüp Âşık Veysel’e ulaşın. Köroğlu’ndan başlayın Seyrani’ye gelin. Bazen bir aşkı anlatır bazen bir savaşı. hüznümüzü. bizi geniş ufuklara doğru çağırır. sevgiler ağırlıktadır türkülerde.MEHMET NURİ YARDIM er şeyi bir tarafa bırakıp çocuklarımıza. yüreklere çöreklenen kasaveti darmadağın eder. acımızı. niçin ‘engin ol’malı.

Türküleri anlayabilmek. anlayışlarına uygun biçime dönüştürmüş ve bu şekilde yaygınlaştırmış. Aslolan iç dünyamızı. sekiz ve on bir hece ile söylenmişler. Dertli.1 0 28 . Ancak genelde türküler işledikleri konulara göre şöyle sınıflandırılır: Aşk türküleri. Öte yandan vezin ve kafiye açısından serbest tarzda söylenmiş türküler de vardır. Bu yönleriyle saf ve millî edebiyat ürünleridirler. Onları seviyoruz. özellikler. Şiirdeki kıtalar arasındaki bağlantılar da türküleşen eserlere büyük bir ahenk katmıştır. kullanıldıkları yere ve yörelerine göre veya daha farklı şekilde ayıran folklor uzmanları ve edebiyat tarihçileri vardır. mizah vs. gurbet türküleri. Bu ürünlerin başlangıçta sahipleri bellidir. Köroğlu. diyaloga dayananlar. gurbete çıkanların ve gezgin halk şairlerinin büyük etkisi olduğu inkâr edilemez. Zaten türküyü kimin ortaya çıkardığına değil. Türküler artık halkın ortak malı olmuş. yazılmıştır. Her geçen gün yeni türküler derlenmekte ve geçmişten günümüze sağlam bir kültür ve folklor köprüsü kurulmaya çalışılmaktadır. Türküler geçmişin izlerini bugüne taşıyan birer hâtıra defteri gibidir. kahramanlık türküleri. bir bölgeden çıkar ve yayılır. aşk türküleri. geniş ufuk ve derinlik hemen fark edilebilir. derebeyi. bir istek ve arzu ile veya bir heyecan üzerine doğarlar. Âşık Garip. dünya görüşümüzün. Atalarımızın neye ağlayıp neye güldüğünü anlatırlar bize. kısacası kültür ve medeniyetimizin de birer canlı vesikasıdır. hece vezni ile söylenmiş. Anonimleşmelerinde ve yaygınlaşmalarında göçlerin. Edebiyat araştırmacıları. merasim (tören) türküleri. gelenek göreneklerimizin. Ne zaman hüzünlere kapıldıklarını anlarız yanık bir türküye kulak verince. Birçok bölgemizin. Yapılarına göre türküleri sınıflandıran araştırıcılar bent kavuştuklarını göz önünde bulundururlar. Ancak zamanla. Türküleri ninniler. Türkülerde sadece aşk-sevda duygularını mı dillendirilir? Ne münasebet! Onlar bizim inancımızın. Dadaloğlu. anonimleşmiştir. Türküler. Türküler bir olay. yazıp söylemişlerdir. Sadece onları biraz yürek sesimizle dinleyebilirsek daha çok sevecek ve çevremize de sevdirebileceğiz. nasıl söylendiğine dikkat edilir önce. Önceleri mahallî iken zamanla millî bir kimlik sergilemeye başlarlar. esnaf ve ilim çevreleri arasında olduğu kadar. askerlik türküleri. Sanki herkesin hemen uydurabileceği şiirler sanılır. Gevherî. ancak çok az sayıda da olsa beş ve on beş heceli şiirlere de rastlanır. hatta kültür. türkünün sahibini bilemezler. pek çok şehrimizin veya beldemizin birbirinden anlamlı ve güzel türküsü vardır. Kerem. mizahî türküler. Bazı türkü sözlerinde ufak tefek farklılıklar olabilir. Türk halk şiirinde kullanılmış en eski türlerden oldukları konusunda ortak bir görüş belirtmektedirler. Daha sonraki nesiller. Dolayısıyla Anadolu’nun bir yöresinde söylenen bir türkünün bazı söz ve nakaratları diğer bölgelerde değişik olarak seslendirilebilir. çocuk türküleri. Bu tabiidir ve şundan kaynaklanmaktadır: Türkler. sevebilmek için çok fazla çaba harcamaya gerek yok aslında. Biraz dikkatlice bakılırsa bu metinlerdeki incelikler. kendi şivelerine. Kolay gibi görünür türküler. genelde yedi. nişan düğün. Türküler dar bir alanda değil toplumun değişik kesimlerinde yaygınlık kazanmış ve benimsenmiştir. Bu tür sınıflama şöyle: Bentleri mani dörtlükleriyle kurulan türküler. Türküleri yapılarına. Kaşgarlı Mahmut’un Divanü Lugati’t-Türk’ünde geçen türkü tarzındaki dörtlükler bu görüşü destekler mahiyettedir. Ruhsatî ve Emrah’a ait pek çok şiir zamanla türküleştirilmiş ve unutulmaz müzik parçaları olarak Türk milletinin hafızasında yer etmiştir. eşkıya türküleri. ahlâk anlayışımızın. Oyun türküleri ve Tabiat türküleridir. bentleri dörtlüklerle kurulan türküler. iş türküleri.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . gelin ve güvey türküleri. hapishane türküleri. sade ve doğal dille. türkülerin. Halk edebiyatımızın en çok sevilen ve yaygınlık kazanan ürünleri olan türkülerin bu kadar benimsenmesinde aşk hikâyelerini özlü biçimde anlatıyor olmaları da önemli bir rol oynar. yüzyıllardan beri seslendirdikleri türküleri. Belki de başka bir yerden akıp gelmiştir kulaktan kulağa. Askerler. ölüm türküleri (ağıtlar) şeklinde tasnif edenler de bulunuyor. savaşların. insanların dilinde dolaşa dolaşa türkünün asıl sahipleri unutulur.düşünebilir misiniz? Türküler genellikle herkesin rahatlıkla anlayabileceği ortak. Bir yöreden. Veya zaman tünelinden günümüze aktarılan birer günlük… Bir milletin seyir defteri de diyebiliriz bu acı tatlı türkülere. bentleri üçlüklerle kurulan türküler ve bentleri beyitlerle (ikili) kurulan türküler. Karacaoğlan. kendi bölgelerine. gönül kapımızı türkülere tamamen açabilmek. tekkelere devam eden tasavvuf ehli tarafından da sevilerek söylenmişlerdir. Türküler isimsiz kahramanların eserleridir genelde. İlk söyleyeni bilinmez çoğu zaman.

KOÇAKLAMA Hey Köroğlu’m Hey Ayvaz’ım Kanımda kanın dalımda sazın Koynumda muskan alnımda yazın Er meydanında Asyalı reddiyem Bayrak avazlım Hey doratım Doratım hey Suya düşsün aksin Buluta değsin kanadın İz sür iz bırak Asırlar var ki toynağında beratım Hey Köroğlu’m Hey Ayvaz’ım İşmar edin hele bir yol ben de geleyim Nicedir bir öfke kızartır gölgemi Kında koç kılıç Bolu Dağları’nda bileğim Hey kıratım Kıratım hey Kışımda bahar baharda yazım Vursun göğsüme yelin ayazın Uç bir uçtan bir uca Hülyalarıma kon şahbazım Hey yağızım Yağızım hey Solmasın diye bu yerlerin yedi rengi Susmasın diye sözün yiğidi Kuşan gel asrı at bineyim El kim bey kim Ben de bileyim MAHMUT BAHAR ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .1 0 29 .

Âşık yapacağı kişiye “pir” veya “pirler” elinden “bade (dolu)” içirir. Hakk âşıkları genellikle dinî konularda. Âşık. siyasi partilerin. iyi de saz çalıyorum. ataları ilk saz şairi Hun Çuçu ve Oğuzların Bayat Boyu şairi Dede Korkut kabul edilen âşıkların / ozanlarının temel özellikleriyle sanat dünyamızdaki işlevleri / rolleri üzerinde kısaca durmak istiyorum. kahramanlık konularında ve bade içerken âşık olacağı güzel gösterilmişse. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . ozan.” demekle halk şairi / âşık olunmaz. sendikaların emriyle ve onların görüşleri doğrultusunda yaymaya çalışan kişi de gerçek âşık değildir. pirleri her gün saz çalan Hz. Karacaoğlan sazıyla sözüyle Allah’a seslenmiş ve yağmur yağmıştır. Bir Karacaoğlan söylencesine göre. Bu sebeple. adına ne derseniz deyiniz. üniversitede okuyup da âşık olduklarını ileri sürenlere rastlamaktayız. sıkıntılarını. Âşıklık. derneklerin. saz şairi. cırav. kuraklıktan yakınan Çukurova köylülerinin ricası üzerine. saz çalmaya başlar. gürül gürül şiir söylemeye. Gördükleri öğrenim sırasında okudukları halk şairlerinin şiirlerine bakarak onlar gibi şiir yazmaya çalışan. şahsiyetini bulmuş. Bunlar usta halk şairlerine çıraklık yaparak yetişmişlerdir. Bade içen âşığın dili ve parmakları çözülür. Günümüzde lisede. onları emre. abdal. dede. ana. baksı. nota bilgileri dolayısıyla da kolaylıkla saz çalıp beste yapabilen bu kişiler. aşkla ilgili konularda şiir söylerler. yiğitlik.NAİL TAN şık sanatının Cumhuriyet dönemindeki genel görünümüne geçmeden önce kısaca kam. baba gibi unvanlara layık görmüştür. âşık. Davud. çöğür şairi. “Ger- Â Âşık ve Âşıklık Milletinin dertlerini. halk şairliği Tanrı vergisidir. o hâlde halk şairiyim. kul. “Halktan biriyim. Yüce Tanrı her kula bu lütfü bahşetmez. hürriyetine düşkün insandır. Şunu çok iyi biliniz ki âşıklık çok güç bir sanattır. Bazı halk şairleri de bade içmemiştir. halk ozanı. gerçek birer halk şairi olmayıp “âşık tarzında şiir yazan aydın şairler”dir. badeli âşıklara halkımız “Hakk Âşığı” adını takmıştır. akın. Başka bir deyişle çağdaş edebiyatın şairleridir.1 0 30 . Milletimiz âşığa / halk ozanına bu özellikleri dolayısıyla kutsallık vermiş.

daima sanatı ön planda gelir. Hatayî. Âşık / halk ozanı. söyleyen dili”dir. hatırda kalıcı duruma getirmek için kopuz. Milletinin dertlerini. mesnevilere karşı halk hikâyelerini yaratıp yaşattılar. Çok sayıda Sünnî. Osmanlı İmparatorluğu döneminde halk şairleri yetişmesinin sebebi ise halkın nispeten hür bir hava içinde bulunması. yediden yetmişe şair bir millettir. Âşık / halk ozanı. gerçek âşık değildir. radyosu. Kul Nesimî ve Hacı Bayram Velî’yle Anadolu’ya.. yüzyıldan itibaren ortaya koydukları çoğu din dışı şiirlerden oluşan bir âşık edebiyatı kolu ortaya çıktı. Milletinin dertlerini sömürerek her şeyi kötü göstermek de her şeyi iyi gösterip hayal dünyasında yaşatmak da âşığın şahsiyetine. âşıklar / halk ozanları sürekli seyahat ettikleri için halkın gazetesi. Türküler yaktılar. Âşık Şenlik’i bir ordu kadar güçlü ve etkili görmüştü. Türk milleti. Yani doğaçlaması kuvvetli. Böylece. otomobillerin onun dünyasında yeri yoktur. milletinin duygu ve düşüncelerini anında şiirleştiren ve şiirlerini anında ezgiye dökebilen kişidir. âşıklık geleneğini sürdürmesine izin verdiğini çok iyi bilir. düşmanlığı. apartmanların. Âşık / halk ozanı. Milletimiz. Pîr Sultan Abdal. orduda halk şairlerine önem verilmesidir. sevgiyi. milletinin “gören gözü. iyiliği. Mehmet Emin Yurdakul gibi) Cumhuriyet Dönemi Âşık Sanatımız ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . ordunun moralini diri tutmak için halk şairlerinden yararlanıldı. halk şairleri gibi hece vezniyle şiirler yazan şairler (Ziya Gökalp. sendikaların emriyle ve onların görüşleri doğrultusunda yaymaya çalışan kişi de gerçek âşık değildir. Âşıklar / halk ozanları. Ayetlerin. millî birliği şiirleştiren kişidir. âşık sanatı da. milletinin hem dertlerini hem de sevinçlerini dile getiren kişidir. vatanına.1 0 31 . ıklığ.. Türk tekke edebiyatını yarattılar. bölücülüğü şiirleştiren kişi. bugüne kadar yukarıda saydığım özellikleri taşıyan pek çok âşık / halk şairi / ozanı yetiştirmiştir. Hacı Bektaş Velî. Kuloğlu. Âşık / halk ozanı için. Anonim edebiyat dalında destanlar. Başka milletlerin çıkarları ve ideolojileri doğrultusunda çalıp söyleyenler. hadislerin anlamlarını şiirle halka anlattılar. Yunus Emre. Aynı dönemlerde hem dinî hem de din dışı şiirler söyleyen âşıklar / halk ozanları da görüldü. Ahmet Yesevî’nin hikmetleri. Kahramanlık destanlarımız. düşünen kafası. Balkanlara yayıldı. siyasi partilerin. Yani. hürriyetine düşkün insandır. Cumhuriyet idaresinin getirdiği hürriyet ve huzurun. Şiirlerini daha etkili. Savaşlarda. Aynı dönemde. Arapça ve Farsçaya karşı Türkçeyi. Kaygusuz Abdal. şahsiyetini bulmuş. Cumhuriyet idaresine. duyan yüreği. Âşıkların / halk ozanlarının 16. ortak duygu ve düşüncelerinin derleyici ve yayıcısıdır. Köroğlu. Beşikte ninniyle başlayan şiire düşkünlüğümüz. Âşık. sıkıntılarını. Âşık. âşık / halk ozanı olamaz. Orta Asya’da olduğu gibi Selçuklu ve Osmanlı topraklarında da devam etti. dinleyen kulağı. Büyük paraların. sanatına ters düşer. milletinin sağduyusudur. nefreti. divan edebiyatının karşısında bu iki edebiyat dalında sade Türkçeyle şiirler söylediler. işlevleri. Âşık Hasan ve Âşık Şenlik gibi kahraman âşıklar yetişti. Dadaloğlu. 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda Millî Edebiyat dönemine girilmişti. Kötülüğü. Ancak. divan müziğine karşı halk müziğini. Âşık / halk ozanı. derneklerin. Nasihat destanlarıyla güzel ahlakı yaymaya çalıştılar. çöğür. halk şairliği öyle her kula nasip olmayacak özellikleri gerekli kılmaktadır. onlar sayesinde günümüze ulaştı. Alevî. Âşıkların. beste kabiliyeti yüksek bir sanatçıdır. halk hikâyeleri anlattılar. Görülüyor ki âşıklık. Atatürk ilkelerine ve inkılâplarına yürekten bağlı kişidir. halk ozanlarının toplumdaki eğitim ve sanat görevleri. televizyonu da oldular. Rus işgali altındaki Kars’ta Ermeni asıllı Rus Generali. kardeşliği. Bundan sonra da yetiştirecektir. Genç Kalemler’le dilde sadeleşme hareketi hızlanmış. ölüm olayından sonra şiirli bir mezar taşıyla noktalanmaktadır. Bektaşî halk şairi yetişti. bağlama eşliğinde halka ulaştırdılar. Sadece kendilerine halk şairi süsü veren slogan / rejim şairleri vardır. Diğer rejimlerde âşık da yoktur. ailesine. milletine candan bağlıdır. Sadece dinî şiirler söyleyenleri.çek halk şairinin / âşığının özellikleri nelerdir?” diye sorarsanız şu cevabı veririm: Âşık / halk ozanı.

günümüzde ustalarının izinde yürüyorlar. memurlar gibi sağcı ve solcu diye ikiye bölünmüşlerdi. Feymanî (1942-). Hüseyin Çırakman (1930-). Yusuf Ziya Ortaç. Cemal Hoca (1884-1957). Talibî Coşkun (1898-1976). Konyalı Âşık Mehmet (1879-1950). Kul Semaî (1931-). Bu bayramlar içinde. Behçet Kemal Çağlar. Mihnetî (1929-). öğrenciler. sayıları yüzü bulan bu güçlü âşıklardan bir bölümünün adlarını saymakla yetineceğim: Davut Sularî (19251985). Âşık Veysel (1894-1973). Şeref Taşlıova (1938-). Derdimend (1894-1980). Noksanî (1899-1972). âşıklar bayramları ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Posoflu Müdamî (1915-1968). Sivas’ta Ahmet Kutsi Tecer ve Muzaffer Sarısözen’in öncülüğünde 1931 yılı yazında kurulan Halk Şairlerini Koruma Derneği. Rahmanî (1942-1993). Daimî (1932-1983). Yorgansız Hakkı (1898-1964). Türk yenilik şiiri şairleri de (M. Halit Fahri Ozansoy. Baba Salim (1887-1956).12 Eylül 1980 Harekâtı’na kadar. Âşıklar / saz şairleri 1931 yılına kadar Türk Ocakları. Yaşar Reyhanî (1932-2006). İbretî (1920-1976). şiirleriyle Cumhuriyet’in erdemlerini. Müslüm Sümbül (1940-). Bu güçlü âşıkların çırakları. Halil Karabulut (1926-). Karamanlı Gufrânî (1864-1926). Hasretî (1929-2000). Yusufelili Huzurî (1886-1951). Zefil Necmi (1870-1933). Zaralı Halil (1906-1964). Âşık Hüseyin (1884-1950). İhsan Ozanoğlu (1907-1981) ve Bayburtlu Hicranî (1906-1970) gibi. cemlerde sanatlarını icra fırsatı buldular. Ne yazık ki. adlarını tapşırdılar. İlhami Demir (19321987). sonraki yıllarda birçok ilde bu adla halk şairleri / halk ozanları / âşıklar bayramlarının / şenliklerinin düzenlenmesine yol açtı. Yusufelili Zuhurî (1887-1949). Alevî-Bektaşî ozanlar ise Hacı Bektaş’ı anma törenleriyle Alevî-Bektaşî ulularını.1 0 32 . Onları. Mevlüt İhsanî (1928-). Sıtkı Pervâne (1863-1928). Âşık Veysel. Sefil Selimî (1933-2003). Murat Çobanoğlu (1940-2005). 5 Kasım 1931 tarihinde başlamak üzere üç gün süren bir Halk Şairleri Bayramı düzenledi. Meslekî (1858-1930). Âşıklar da diğer sanatçılar. Bardızlı Nihanî (1885-1967). Derdiçok (1871-1936). Kemalî Bülbül (1928-). 1932 yılından sonra da Halkevlerinin itibar ettiği sanatçılar oldular. Cumhuriyet’in ilk yıllarında. Dursun Cevlanî (19001975). Talibî Coşkun. Osmanlı döneminde doğmuş. Eminî Düştü (1943-). Çoğu rahmetli olmuş. Şemsî (1872-1968). erenlerini anma toplantılarında. Hecenin Beş Şairi (Faruk Nafiz Çamlıbel. Posoflu Zülalî (1873-1959). Emsalî (1900-1978). Hasan Devranî (1928-1993). Bu bayram. ünlenmiş veya ünlenme yolunda yürüyen âşıklar / halk ozanları vardı. Bayramın başarısı. Emin Yurdakul gibi) halk şairlerine özendiler. Abdulvahap Kocaman (1934-2005). Cumhuriyet döneminde doğmuş. Âşık Süleyman bu bayram sayesinde adlarını duyurup üne kavuştular. Şavşatlı Deryamî (1926-1987). çırakları izledi. Ali İzzet Özkan (1902-1981). Nesimî Çimen (1931-1993). Halka. Mahzunî Şerif (1943-2002). Enis Behiç Koryürek. âşık edebiyatımızda bir dönüm noktası oldu. Ruhanî (1931-). Ferrahî (1934-1969). Ahmet Kutsi Tecer ve Rıza Tevfik Bölükbaşı gibi bazı şairler de koşmalar yazıp son dörtlükte soyadlarını. 1966 yılından itibaren düzenlenmeye başlayan Konya Âşıklar Bayramı birçok âşığın ünlenmesine yardımcı oldu. Orhan Seyfi Orhon) hatta Yedi Meşaleciler halk şairlerini örnek aldılar. Atatürk İnkılâplarını anlattılar. Hüdaî (1940-2001). Kul Ahmet (1932-1997). Metinî (1930-1996). Kul Sabri (1851-1931). Memleketçi. yetişmişti. hece vezni ile vatan-millet-bayrak sevgisi şiirimize hâkim oldu. sade dil. Hüznî (1879-1936). Altunhisarlı Kemalî Baba (1859-1926). Orhan Şaik Gökyay. halkçı şiir anlayışını başlattılar. Ankaralı Âşık Ömer mahlasıyla şiirler yazdı. âşıkların bir bölümü ekmek parası için ideolojik derneklerin ve aşırı uçlardaki partilerin güdümünde hareket ediyorlardı.

Maliye Bakanlığına yazı göndermekle yetinildi. Ancak. koruması dışında sadece âşıklarla Karagöz-kukla sanatçıları kalmıştı. 1993 yılında da Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü Devlet Halk Ozanları Topluluğunun kurulması için gerekli Bakanlar Kurulu kararlarının alınmasını sağladı. ‘70’li yıllarda sol görüşlü âşıklarla görüşmemiz âdeta yasaklanmıştı. Eminî Düştü. Çünkü HAGEM’in başına halk ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Ancak. ideolojik düşüncesi olacaktır. devlet tiyatroları. 5-7 Kasım 1979 tarihinde Ankara’da düzenlenen “Türkiye Halk Ozanları Semineri’nde iki grup âşık arasında kavga çıktı. siyasete kurban eden âşıkların / halk ozanlarının soluğu uzun olmayacak. dil zenginliğinden uzaklaşma tehlikesiyle daima karşı karşıya kalacaktır. âşıkların bir bölümü ekmek parası için ideolojik derneklerin ve aşırı uçlardaki partilerin güdümünde hareket ediyorlardı. Çoban Hüseyin ve Tahir Kutsi Makal’ın âşıkları birleştirme çabaları. SSK Kanununda iki defa değişiklik yapılarak binlerce sanatçının emekli edilmesi sağlandı. âşıkların bir federasyon. Yine de âşıklar arasındaki gruplaşma aşılamadı. Böylece Türk Müziği ve Halk Oyunları Sanatçıları senfoni orkestrası.1970’li yıllar sonrası başlayan sağ-sol bölünmesini. Özel Tiyatrolara Yardım Yönetmeliği çıktı. 1984 ve 1986 Kayseri Âşıklar Şöleni. 12 Eylül 1980 Harekâtı’na kadar. İstanbul’da 1975 yılında kurulan İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu ile Devlet Halk Dansları Topluluğu sanatçılarını geçici işçi kadrosundan kurtarıp sanatçı kadrolarına kavuşturduk. estetik değerlerden. Hâlâ. öğrenciler. Millî Folklor Enstitüsü / Millî Folklor Araştırma Dairesinde göreve başladığım 1970 ve sonraki yıllarda. devletten isteklerini küçük. iki müdür kadrosu dışında sanatçı kadrolarının Maliye Bakanlığından alınması konusunda ciddi bir girişimde bulunulmadı. 19781979 Ecevit Hükümeti döneminde ise tersi oldu. bu durumda âşık / halk ozanı sanatını sloganlaştırma. Aradaki duvar alçaldı. Tasavvuf Müziği Koro ve Toplulukları kuruldu. 1983. eski kırgınlıklar devam etmekteydi. Âşıklar da diğer sanatçılar. Sivas Halk Şairleri Bayramı ile yine 2007 Bursa Türkiye Âşıklar Bayramı bu konudaki en önemli düzenlemelerdir. genellikle ayrım yapmadan bütün sanatçıları desteklemek istediler. bütünleştiremedi. Elbette. vakıf veya dernek çatısı altında toplanamamaları. Çünkü bakanlar ve üst düzey yöneticiler de bir görüşü benimseyip bize baskı yapıyorlardı. her sanatçı gibi âşığın / halk ozanının da bir siyasi görüşü. Sanatını ideolojiye. 2007 III. Bir araya getirme çabalarım hep sonuçsuz kalıyordu. Türk Halk Müziği. Sinema ve Müzik Eserleri Kanunu kabul edildi. devlet opera ve balesi sanatçıları gibi yüksek maaşa kavuştular. Âşık / halk ozanı yine düşünce silahı olarak kullanılmak istendi. Mesut Yılmaz’ın Kültür Bakanlığı döneminde (1986-1987) Konya Âşıklar Bayramı ve Mevlânâ’yı Anma Törenleri Konya Kültür ve Turizm Derneğinden alındı.1 0 33 . memurlar gibi sağcı ve solcu diye ikiye bölünmüşlerdi. Âşıklar / halk ozanları arasındaki uygarca ilişkiler başladı derken bu kez de âşıklar / halk ozanları ve diğer sanatçılar etnik milliyetçilik ve mezhep-tarikat baskısıyla karşılaştılar. 1964 II. cılız örgütler vasıtasıyla ifade etmeleri. Sivas Halk Şairleri Bayramı. Millî Güvenlik Konseyi ve bakanlar. Sorunlarını birlikte görüşüp çözüm bulamadılar. Her sanat dalına devlet desteği geldi. edebiyat tarihinde ya yerleri bulunmayacak ya da birkaç satırla geçiştirileceklerdir. Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünün bu atılımından cesaret alarak önce Halk Kültürünü Araştırma Dairesi 1990 yılında Devlet Geleneksel Türk Tiyatrosu Topluluğunun kurulması. Murtaza Yalçın. 12 Eylül 1980 Harekâtı’ndan sonra âşıklar ve diğer sanatçılar arasındaki ideolojik kutuplaşma zayıfladı. Festivallere maddi destek yönetmeliği yürürlüğe konuldu. Katılım rekoru geçen yıl Kars’ta Âşık Çobanoğlu Âşıklar Şöleni’nde 218 âşıkla kırılmıştır. o kadar. Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünde Genel Müdür Yardımcılığı yaptığım 1984-1988 yılları ile daha sonraki yıllarda Bakanlıkta Klasik Türk Müziği. 1938 Bayburt Halk Şairleri Bayramı. 1979’dan beri aralıklarla düzenlenen Erzurum Âşıklar Şenliği. Ancak. Telif hakları birlikleri kuruldu. daima sorun yarattı. 1990 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla âşıklar ve diğer sanatçılar üzerindeki ideolojik baskı zayıfladı. Devlet desteği. aradaki buzları biraz erittiyse de tam başarıya ulaşamadı.

övgü ve güzelleme veya kaba atışmayla âşık sanatı yaşatılamaz.bilimi dışından yöneticiler getirilmişti. Sadece. Halkın diline düşmüş bir beste. Oysa âşık. sağ-sol ayrımı yapmadan Başbakanın. halk müziğini yaşatma işlevi vardı. Sazı sözü kuvvetli. çoktan faaliyete geçmiş olacaktı. Bu iki topluluk. acılarını. Günümüzde Türkiye. ailesini geçindirmek için mecburen belediye başkanlarının huyuna suyuna göre. sanat güçleri oranında örgütlenemiyorlar. Erzurum ve Kayseri’de kaldı. Âşık. Her siyasal görüşün şarkıcısı. ozan ne derseniz deyiniz. halk onun neler söyleyeceğini çok iyi bilmektedir. Bugünkü âşıkların en önemli eksikliği. saz şairi. Günümüzde. destanlarını.1 0 34 . Âşıklar / halk ozanları festival. anma töreni sanatçısı oldular. AB’ye girmek istiyorsak böyle. âşığın bir yıllık giderlerini rahatlıkla karşılayacaktır. sevinçlerini dile getirme işlevidir. ancak sosyalist ülkelerde vardır. vergi indirimi. Âşık Daimî. Kültür ve Turizm Bakanlığının 3000 civarında sanatçısı olacak ama 30 âşığa / halk ozanına. Daima biletli müşteri bulur. sanatın en büyük destekçisi âşık kahveleri ancak Kars. belediye. Düğünlerde halk hikâyesi anlatma geleneği bitti. belediye başkanı ve diğer siyasileri övmek için saz ve sözlerini kullanma mecburiyetinde kalmışlar. âşığı ayrılmıştır. Âşık. Alevî-Sünnî. Çünkü bu iki gruptaki sanatçılar. Sivaslı âşıklar kolay ulaşım ve ekmek parası dolayısıyla İstanbul. halkın dertlerini. AB’ye üye olma konumunda bir ülkedir. Beste olmadıkça. Yakın dönemde âşıklarımız. O da halkın. sanat ordusu hemen dikkati çekmiştir. kendilerine para ödeyen bakan. duygu ve düşüncelerini ifadeden gittikçe uzaklaşmaktadırlar. Günümüzde TRT’nin 425 sanatçısının Kültür ve Turizm Bakanlığına devri için hazırlık yapılmakta. sivil toplum kuruluşları sanat etkinliklerini düzenlerler. ilkesi gereği sanatçıları yönlendirmeye çalışırlar. ancak özgür ortamlarda gelişeceği. Kültür mevzuatının taraması 2006 yılında yapılmış. Âşık Daimî. Âşık Şeref Taşlıova ile Murat Çobanoğlu Sivas Devlet Türk Halk Müziği Korosuna sanatçı olarak atandılar. parti) bir sanat etkinliği düzenlediklerinde. “parayı veren son sözü söyler”. çok iyi bilinen sanat ilkeleridir. halkın dertlerini. bu görevini. Bu işlev kaybolunca. Bu açıdan. rekabet ortamının sanatçıların çabalarını artıracağı. halkı var oldukça âşık sanatı yaşayacaktır. Böyle bir durum. ancak halkın beyni. gözü kulağı. Bakanla birlikte görevden ayrılacaklarını biliyorlardı. halkın dili olmuş âşıklar / halk ozanları (Âşık Veysel. vali. Âşık Veysel. Günümüzde en çok âşıklar şöleni düzenleyen kuruluşlar. böylece de âşık sanatı ciddi bir darbe yemiştir. kültür merkezi yapımı ve pahalı orkestra bale. Türkiye’de siyasi kuruluşlar (bakanlık. Geçmişte bu sanatın Türk dilini. Âşık. Kısacası. Davut Sularî ve Mahzunî Şerif’in mirasçıları bile. opera. Mahzunî Şerif gibi) hiçbir zaman aç kalmaz. İzmir. Çünkü çağdaş şairler ve âşık deyişlerini söyleyen halk müziği icracıları onların yerlerini ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . ağzı dili olursa bu sanat yaşar. artık devlete bağlı bir Halk Ozanları Topluluğu kurulması gereksizdir. yüreği. Belediyeler. 10 geleneksel tiyatro sanatçısına hiçbir zaman kadro verilmeyecek. Karslı. acıla- rını. Kurultay’ın ortak sorunları dile getirici bir sonuca ulaşmasını yürekten temenni ediyorum. bir âşık sahneye çıktığında. AB ülkelerinde sanat toplulukları bağımsız hareket ederler. Günümüzde de bu sanatın hâlâ bir işlevi vardır. aynı yıllarda Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğüne bağlı olarak kurulsaydı. Nitekim 1990 yılında Bakan Namık Kemal Zeybek’in isabetli bir kararı üzerine. gerekirse ders almalıdır. İzmit. Türk milleti. güzel saz çalmalarına rağmen türkü yakma yeteneklerinin zayıflığıdır. Türkiye’de âşıklar. Çorumlu. Ankara. tiyatro faaliyetleri ve filmler için proje desteği yaparak sanat çalışmalarından ulusun her bireyinin yararlanmasını sağlar. âşık sanatı da ortadan kalkar. Sanatın. Bu da sanatı zayıflatmaktadır. âşık sanatı bu işlevini yerine getirmezse biliniz ki “âşık sanatı” ölecektir. türkücüsü. bugün telif gelirinden pay alıp darlık çekmeden yaşayabilmektedirler. Bakanın karşısına çıkamıyorlar. Bugün. siyasetin kuşattığı belediyelerdir. bu konuya önem vermeli. sazını sözünü kullanmaktadır. devlete bağlı bu çok sayıdaki sanat topluluğu. sevinçlerini dile getirmelidir. özel idareler. söze iyi ezgi döşenmedikçe âşık sanatı ayakta kalamaz. Özellikle Erzurumlu. Devlet. Davut Sularî. Âşıklar. Bursa ve Antalya’ya yerleştiler.

Konservatuvarların. sazı sözü çekilmez insanlar olarak görüldün. şiirlerinle. Türkçe şiirler söyledin. daima bir olun. santur. 1990 yılından beri 10 Karagöz ve kukla sanatçı kadrosu da tahsis edilmedi. sorunlarınızı dile getirirken lütfen bir yana bırakınız. Türk milletine anadilini. Onlar da sizin gibi öksüz/yetim sanatçılar. kanun. 21. Gene aynı şeyi yapacaksın! Âşık / halk şairi / ozanı çile adamıdır. Arap ve Acem’in edebî türlerini alırken. ozanlar. Sizin işiniz kesat dostlar! Çünkü papyon kravatınız yok. Kültür ve Turizm Bakanlığının halk müziği derlemelerinde ilk başvurulan kaynak oldun. aydınları. Onların saygınlığına ortak olamazsın. halıları kirletirsiniz. 1998 yılında Veysel’in hatırına Köşk’e çıktınız ama yanınızda diğer sanatçı grupları yoktu. acılarını. bakan. millete. diri olun!■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Selçuklu-Osmanlı devlet katında (Sultan Abdülaziz dışında) ve divan şairleri nezdinde daima horlandın. ney. Çileni çekeceksin! İçinizden biri. kaval. kudüm çalmaya çalışırken. Sana verilmez. gazel. Atan Dede Korkut’un. Onların değerlerini. hakaret eden. bilginleri. en kalitesiz. âşık / halk ozanı. Musa Eroğlu. Hoca Ahmet Yesevî’nin şiir geleneğini sürdürdün. yüzyıla girerken bizi türkülerimizden yoksun bırakmadın. güzel ahlakını. pasta niyetine yiyeceksin. askeri yüreklendirmek amacıyla hatırlandın. İngilizce. 20. Arif Sağ. lütfen sorunlarınızı. Sen ki. Türkçe konuştun. Hacı Bektaş Velî’nin dediği gibi. sıkıntılarını söylediği. Ülkemizdeki en kötü müziğin temsillerine. bilginleri. öz müziğini. Altınızda cipiniz. hiç kimseden çekinmeden dile getiriniz. Fransızca kelimeler kullanıp entel görünemezsiniz. yüzyılda. bayrağa bağlılığı. vatana. Halkın uzattığı kuru ekmeği. Teselli için söylüyorum. en değersiz müzik olan “arabesk”in de tuzağına düşmedin. Bütün sanat kuruluşlarına kadro dağıtılır. insan ve tabiat sevgisini. bu yüzden hapishanelere düşen sanatçılara. İçinizden bazıları diyecekler ki. Zülfü Livaneli gibi… Sen ki. destanlarını. Kaba saba köylü. Türk milletine atalarından gelen insani değerleri ve güzel ahlakı da armağan ettin. Acem müziğinin peşine düşüp şarkı. Selçuklu-Osmanlı yöneticileri. Sen ki. devleti tenkit ettiği için sevilmiyor. Türk milletinin sanatçısıydı. 21. halk hikâyelerin anlattın. memurları. Söylediklerine burun kıvrıldı. ama sana diğer sanatçılara verilen hakları vermezler. diğer sanatçılara tanınan haklardan bunun için yararlanamıyor. bağlama. yani Âşıklara Hitabımdır arabeskçilere “Devlet Sanatçılığı” unvanı verilir. türküler yaktın. Sadece ordu sefere çıktığı zaman. doğruluğu dürüstlüğü. ud. sol elle yemek yemeyi bilmezsiniz. Türk milletine destanlarını. elde ettiği imkânları bir düşün! Bana hak vereceksin! Sen ki. Türk milletine öz müziğini de armağan ettin.. Aranızdaki görüş farkını. kültürel kimliğinin önemli bir bölümünü armağan ettin. halkın dertlerini. kısacası. Yanılıyorsun dostum! Türkiye’de devleti değil tenkit. İran mesnevilerini tekrarlarken. Cumhuriyet davetlerine çağrılmazsın. iri olun. sanatseverleri Arap. 21. TRT’nin. ıklığ çaldın.alacaklardır. aydınları. yüzyıla girerken bu durum ne kadar değişti dersin? Gene sanatçı sıralamasında en sondasın. haksızlığa karşı çıkmayı ve hak aramayı öğrettin. sevinçlerini söylemeye devam edeceksin..1 0 35 . Sen halktan gördüğün sevgi ve saygıyla yetineceksin. lavta. 1993 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla kurulması öngörülen “Devlet Halk Ozanları Topluluğu”nun kadroları bir türlü çıkmaz. Yeniçeri saz şairleri bu sayede biraz itibar gördüler. kaside söylemeye. Selçuklu-Osmanlı yöneticileri. sanatseverleri Arap ve Acemlerin peşine düşüp onların dillerinde şiir yazmaya çalışırken. yüzyıllar boyunca sana hor bakanlara. Davul zurnayla neşelendin. yazarlara bir göz at! Onların gördüğü itibarı. Binlerce ciltlik eser ortaya koydun. yüzyıla girerken bizi anadilimizden yoksun bırakmadın. Edebiyatımızın temellerini attın. çöğür. markalı otomobiliniz olmadığından gittiğiniz yerde çamurlu ayakkabılarınızla mermerleri. Sen ki. memurları. Oysa Veysel. türkülerinle milletimize daima hoşgörüyü. Yılbaşı. smokininiz yok. Türk milletine dilini armağan ettin. ilgisiz kalanlara aldırmayıp sanatını sürdürdün. Viski içmeyi. halk edebiyatını. Sen ki. divan edebiyatı şairleri. başbakan olup kaderinizi değiştirecek değil ya? Âşıklar. Sen ki.

İçtenliği halktan yana olduğu için de haktan yana olmuştur. kendi kendime sordum? Yıllar sonra türkülerdeki cazibenin veya sihrin ne olduğunu kavramaya başladım.SUPHİ SAATÇİ alk edebiyatımızın beslediği türkülerin. Doğrudur. Uzun zaman bunun sebeplerini araştırdım. Türkülerin bir toplumu sarmaktaki gücü ve becerisi. Dili saf ve yapmacıksızdır. duruluğu. doğanın getirdiği karşı konulmaz felaketlerde yaşanan faciaların dile gelişine tanık oldum. Hatta bireysel bir aşk yüzünden kanayan bir kalbin acısını paylaşan toplumun iniltisini duyabildim. Türkülerde dile gelen hikmet ve atasözleri kıvamındaki sözleri ezgi eşliğinde dinlerken. arılığı. sadece özlü söz hazineleri olmakla kalmayıp. folklorumuzun en zengin kurumlarından birini oluşturduğu bir gerçektir. içtendir ve berraktır. aynı kaderi paylaşmış insanların geçmişten gelip geleceğe yönelen akışının terennümü olduğunu anladım. 36 H ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Bu türkülerde ne gibi bir sihir veya cazibe var diye. Türkülerde. doğallığı ondandır türkülerin. yaşanan ıstıraplara sahip çıkan toplumun dili olmuş türküler. kendimi her zaman bir bilge kişinin karşısında gibi hissederim. Sanki deneyimli birinin öğütlerini dinliyormuşum gibi gelir bana. içindeki sözlerin toplumun ortak duygu ve düşünceleri ile dünya görüşünü yansıtmasından kaynaklanıyor olmasında aranmalıdır.1 0 . Yalınlığı. Dolambaçlı ve kaypak değildir. Kısacası beşerî duygulara. Medeniyetimizin üstün yanını sergileyen türküler. Damıtı- Türküleri bu denli özel kılan ve bütün bir toplumu sımsıcak duygularla saran gücünün başında. musiki sanatının da ulaşılması zor olan bir zirveyi simgeler. Çünkü halk saf ve yapmacıksızdır. Toplumun yaşadığı maceranın destanı olduğunu hissettim. hiç kuşkusuz ezgilere döşenmiş olan sözleridir. Türkülerin.

çektikleri acıları ve iniltileri duyar. Aynı coğrafya parçası üzerinde yaşayan insanların ortak duyuş. topluluğu ve halkı çağrıştırır. ruh. Bu yüzden kimi türküler. lale ile sümbül yahut güldür türküler… Tarlada başak. içindeki sözlerin toplumun ortak duygu ve düşünceleri ile dünya görüşünü yansıtmasından kaynaklanıyor olmasında aranmalıdır. sıcaklık. Oğlunun yolunu gözleyen anaya tesellidir türküler… Özlenen sevgili. Sonra usulce dağıtır efkârımızı… Kısacası. ana gibi sımsıcak yüreği apaktır türküler… Astığım bayrak. bakış ve inanışlarını perçinleştirmiştir. yattığım yataktır türküler… Mehmetçiğin savaşı. Bazen bir kor gibi ortaya çıkarır küllenen aşkımızı. sınırların ötesine geçen gücü ile bir anda milyonların kalbine doğru yöneliyor ve yüreklere oturabiliyor. gurbette yoldaş. Birkaç kez söyledim ve anlattım. yurdumun barışı. herkes Kerkük’ü. Simgeleşen türküler.la damıtıla. aynı toplumun musiki görgüsünü ve anlayışını belirli bir ezgi kalıbı içinde kazandığı kıvamı bulması ile türküler. hiç kuşkusuz ezgilere döşenmiş olan sözleridir. aynı topluluğu birbirine bir harç gibi tutturmuştur. Ben de kimliğimi türkülerde buldum doğrusu. onun gül yüzü ve sıcak elidir türküler… Uzun yolda arkadaş. Türkülerin gücünü. Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun şu mısraları gelir aklıma: Şairim Zifir ikaranlıkta gelse şiirin hası Ayak seslerinden tanırım Ne zaman bir köy türküsü duysam Şairliğimden utanırım. ipek kuşaktır türküler… Sevdanın dili. Vatan onda dillenmiştir gayrı. Yaşanan macera. ananın aşı. yol gösteren insandır türküler… Bebenin beşiği. yerli buralıdır türküler… Göklerde bayrak. özlenen sevgilidir türküler… Sözleri irfan. Bu sebepledir ki türküler. Coğrafyasının aynası ve zaman zaman haritasıdır türküler. duygu. uzandığı menzil. Ortak hayatın. Türkü artık salt duygu ve mesaj olmuştur adeta. Türkmeneli’ni ve Irak Türkmenlerini hatırlar. ananın niyazıdır türküler… Dağların maralı. Böylece toplumun kimliği ve aynası olmuştur. ortak maceranın ve ortak kaderin ürünü olmuştur türkü. onların yaşadıkları dramları düşünür. ancak itiraf etmeliyim ki bir türkü kadar başarılı olamadım. Yalan dolan bilmeyen türküler. maddî nitelikteki toprağa anlam. vatanın nüfus cüzdanı ve kimlik kart gibidir. asaletini ve has şiirlerden bile üstün olan yanını ne kadar güzel anlatmış Eyüboğlu… Türküleri bu denli özel kılan ve bütün bir toplumu sımsıcak duygularla saran gücünün başında. Coğrafyayla bütünleşen türküler. kendi toplumunun kimliğini ifade eder. en kestirme yoldan tanıtmıştır Türkiye’ye: Altun hızmav mülayim Seni haktan dileyim Yaz günü Temmuz tabax Sen terle men sileyim Gün gördüm günler gördüm Seni gördüm şad oldum Bu türkü duyulduğu zaman. dedenin musalla taşıdır türküler… Aşığın avazı. o toplumunun ortak malı ve millî mirası hâline gelmiştir. Daha sonra bu sözlerin. güzelin nazı. kalbi yaralı. Coğrafyayı vatana dönüştüren türküler. bitmeyen gecelerde sırdaştır türküler… Baharda bülbül. yaşama sevinci katmıştır. her okunuşta belli bir bölgeyi. toprağımın her bir karışıdır türküler…■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Her zaman yine ifade etmek isterim: Bunca yıl Kerkük’ü. bazen bir ananın sıcaklığı gibi sarar içimizi. bellerde gümüş kemer.1 0 37 . bastığım toprak. Onun için ne zaman türkülerden söz açılsa. Hüzünle tatlandırır sevincimizi. aşkın çıkmazı. inanç. Söylenen bir türkü beni en kısa. yârimizi. Irak Türkmenlerini anlatmaya ve tanıtmaya çalıştım. Bir türkünün verdiği mesaj. yaşanan tarihin ajandası türkülerdedir daim. Türkülerin bir toplumu sarmaktaki gücü ve becerisi. süzüle süzüle ve durula durula kristal saflığında ve şairlere meydan okurcasına sözün özü hâline gelmiştir. gezdiği vatan.

Şehir.” Tanpınar’ın bu yorumlarını okuduktan sonra. vatanın manevi çehresi olan kültürümüzü görmek” şeklinde açıklar. Ama yürek diliyle yapılır bu anlatım. başka hiçbir edebî türde böylesine gerçekçi değildir.” demekten kendini alamaz.insanı müspet ve menfi tüm özellikleriyle tanımanın neredeyse tek imkânıdır türküler. Onlarda ne söyleyenin sanat endişesi ne dinleyenin estetik haz duyma arzusu vardır. yol gösteren. gerçeğin sınırları dışına çıkarabilir.”hayatımın tesadüfleri” dediği beş şehri (Bursa.MUSTAFA ÖZÇELİK ". Tanpınar. İstanbul ve Konya) anlatır bu kitabında… Yazılış gerekçesini de “onların arkasında kendi insanımızı ve hayatımızı. türkülerden bahseden müstakil bir yazı değil. Konya’yı anlatırken Anadolu’yu tanıma ve anlama imkânlarına bir unsur daha ilave eder. Bu yüzden onları da türküler kadar sever ve önemli bulurum. Bu yazılardan ilki. Zaman içinde yeni söz ve beste imkânlarıyla yaşamaya devam ederler.. hiçbir zaman eskimezler. Anadolu topraklarında kurduğumuz kültür ve medeniyet yapımızın şifrelerini barındıran eserlerdir. Konya. Ama bu. içtenliğiyle ilgilidir. çeşitli insan ve tabiat manzaralarından ve musikiden hareket eder. bütün bunlardan sonra şöyle demekten kendini alamaz: “Anadolu’nun romanını yazmak isteyenler ona mutlaka bu türkülerden gitmelidirler. hayat tarzını. Bu bakımdan duygusallığının yanında aynı zamanda son derece gerçekçi metinler olarak karşımıza çıkarlar. Der ki: “Bu türküleri dinlerken içimde Konya birdenbire canlanır. tiyatro dramatize ederek. türlü ten yorgunluğu ve iç darlığı dolu acı dert kervanlarını bu şehirde tanıdım. “Beş Şehir”1de Konya ile ilgili bölümde yer alan birkaç paragraflık kısım… Bilindiği gibi Tanpınar. Zira bütün bunlar.. bu şehirleri anlatırken onların mimari yapılarından. keder. onların öncelikle. Bu durum.” Bu canlanmayla Konya’yı hem tarihî geçmişiyle hem de bugünkü hayatıyla kavrama imkânı bulur. “Ben Orta Anadolu türkülerini o gurbet. onun için bu manada büyük bir zenginliktir. Bu yüzden öylesine yalın ve içtendirler. Mesela şiir. Her biri kendi dilince bir toplumun dünya görüşünü. Tanpınar. benim türkülerin gizli dünyasına girebilmemde bana imkân sağlayan. Tanpınar bir Anadolu fotoğrafı çizer bize ve biz o fotoğrafa bakarak Anadolu’yu daha iyi anlama imkânı buluruz. Böyle olduk- N ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .1 0 38 . türkülerimizdir. Anadolu’yu tanımanın önemli bir malzemesi hâline gelmektedir. doğallığıyla. türküler. bizim için büyük bir daha geniş bir anlam coğrafyasının öznesi. Erzurum. Bu unsur. Olanı." e zaman bir türkü dinlesem doğal olarak aklıma bende türkü sevgisi uyandıran şu iki yazı ve üç şiir gelir: Zira bunlar. Tanpınar’a ait bir metin. Tanpınar. olduğu gibi yansıtırlar. Çünkü türküler hayatın içinden doğarlar. Konya’da bulunduğu günlerde Konya Hapishanesinin kadınlar koğuşundan yükselen türkü sesleri. türkülerin bize böylesi zengin bir imkânı sunması. onları sevmemde olumlu etki yapan metinler oldu. ele aldığı insanı idealize ederek. musikiye dönüşmüş şekilleridir. Olayların söze. Şüphesiz. insan ve toplum yapısını anlatmaktadır. ortak hikâyesine dönüşmüşlerdir. Başlangıçta onları belki bir kişi söylemiştir ama zamanla anonimleşmişler ve böylece halkın ortak diline. onu Anadolu’nun ve Anadolu insanının gerçekleriyle yüz yüze getirir. taş toprak gerçekliğinin ötesine geçer. Sonuçta. Dahası. Ankara.

” Eyüboğlu da türkülerin anonimliğini onların bir özelliği. köy türküleri Ne düzeni belli.” Dolayısıyla insanı müspet ve menfi tüm özellikleriyle tanımanın neredeyse tek imkânıdır türküler. metnin ikinci paragrafında türkülerin çok önemli bir özelliğine daha dikkat çeker. töreler var.“sözleriyle belirtir. türkülerde ara Yemen’i Öleni. sevdasız ve yalnız kalmak meselesi insan olma meselemizle doğrudan ilgili konulardır. yaşanan olaylarına ve olayların kahramanlarına ayna tutarlar. ciğerimize kadar işler. Dahası. yaşama kuralları var. Yazar bunu “İnce. onlardan sormak. Yazar. Bende türkü sevgisini onulmaz bir sevdaya dönüştüren ikinci yazı ise Fethi Gemuhluoğlu’na aittir. Bu durum. Onlar. “ Türküler bitip tükenirse hatırasız. ne yazanı Altlarında imza yok ama…” İşte bu “ama”dan sonrasında söylediği şu mısra türkülerin asıl gizemini fısıldamaktadır bize! “İçlerinde yürek var. ana sütü gibi candan” olmaları… Bu yüzden Eyüboğlu’na göre de tarihimizi. türkülerde şairi. sevdasız ve yalnız kalırız” diyen yazar. başka hiçbir edebî türde böylesine gerçekçi değildir. Türk Yurdu dergisinin Nisan 1959 tarihli 2. hayatımızı. bunun gerekçesini de şöyle açıklar. Önce. ulvi. gelenekler var. çılgın. insanımızı tanımak için kitaplardan öte birer imkândır türkülerimiz. öğrenmek gerekir. yüce.. Ama türkülerde durum böyle değildir. şiirini. Onlar canımıza. nasılsak öyledir türküler. bu alıntının başında söylenen ve türküsüz kalmanın “hatırasız. Buna göre türkülerde anlatılan insan. Türküler konusunda beni etkileyen şiirlere gelince… Bunlardan ilki -eminim bu. Bu demektir ki. Başka bir deyişle onlar varsa biz de varız. Ve asıl mühimi yüreğimiz ve gönlümüz var.. İnsanla türkü birbirinden ayrılamaz iki kavramdır. Türkülerde memleketimiz vardır. riyasız… 3. Yine bu yüzden “memleket ahvalini”. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . pek çok kişi için de öyledirBedri Rahmi Eyüboğlu’nun “Türküler Dolusu”3 başlıklı şiiridir. hayat tarzına. Mesela konu Yemen mi? Şair doğal olarak şöyle diyecektir. hikmet var. Yalansız. afif taraflarıyla insan var. “memleket ahvalini” olduğu gibi yansıtmalarıdır elbette…”Ana sütü gibi temiz. Zira hatırasız. sayısında yayımlanan ve daha sonra yazarın “Dostluk Üzerine”2 kitabına da alınan “Türkülere merhaba” başlıklı yazı da türkü güzelliğinde ve içtenliğinde bir metindir. Mesela şiir. nedir. Ama türkülerde sadece bunlar yoktur. türkülerin bizim için ne anlam ifade etmesi gerektiğini belirten ifadelerdir. sevdasız ve yalnız kalmak” olduğunu belirten ifade türkülere neden ve nasıl önem vermemiz gerektiğini açıklayan çok vurucu bir tespittir. gerçekçi bir portreyle sunulur. Hafif. Madem romanın-biz buna şiiri ve tiyatroyu da eklemiştik-konusu insandır öyleyse bu tür eserleri yazabilmek için insanın olduğu bu metinlere ilgi duymamız gerekir. tiyatrosunu yazacaksak türküler elimizin altında duran en önemli kaynaklardır. şiirin hasıdır. Burada “nasıl” meselesini daha iyi anlayabilmek için yazının devamına da bakmalıyız. sansürsüz. “Kirazın derisinin altında kiraz Narin içinde nar Benim yüreğimde boylu boyunca Memleketim var” mısralarıyla başlayan bu şiirin de daha başında aynı gerçeğe vurgu yapılır. güzelliği ve zenginliği olarak görür: “Ah bu türküler. “Türküler ve şarkılarda halk var. şefkatli ve avare taraflarıyla insan var. tiyatro dramatize ederek.” 4. onun romanını.1 0 39 . 2. Onların içine insan kokusu sinmiştir. Bu yüzden Tanpınar’a katılmamak mümkün değil. Biz. “Kitaplarda değil.. kalanı. gerçeğin sınırları dışına çıkarabilir. coğrafyada doğmuşlarsa oranın tabiatına. ele aldığı insanı idealize ederek. Anadolu’yu ve Anadolu insanını tanımak istiyorsak. İnsan var. gerçekçiliği. Millet var. şairliğinden utandıran özellik… Sahiciliği. Milletimiz vardır.ları için de hangi toprakta. onlarla gülmüşüm” Peki. Bunu da şöyle açıklar yazar: “Türkülerde ve şarkılarda şiir var. bölgede.” Sözün burasında Tanpınar’ın cümlesini bir daha hatırlamak gerekir. gidip gelmeyeni Ben türkülerden aldım haberi. Yazının daha ilk cümleleri. türküler biz olduğumuz için vardırlar. Bu yüzden şöyle der şair: “Ne zaman bir köy türküsü duysam Şairliğimden utanırım Şairim Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim Onlarla ağlamış.

Bu şiirin türküye yaptığı vurgu daha adından başlar. Edebiyat dergisi yayınları. A. Kare kare.İşte bütün bunlar bir şiirin de konusudur. Kimi zaman küçümsediğimiz bile oldu. Zira Tanpınar’ın dediği gibi “Mazi daima konuşur ve hem cemiyetlerin hem de şahsiyetlerin mana ve hüviyetini. O da şudur: Asırlar boyunca şifahi kültürle beslenmiş bir kavim olan Türkler kendilerini ifade vasıtası olarak türküyü seçmişlerdir. bizi bu manada anlatacak şiirine bir türkü mısraını “Telgrafın tellerini arşınlamalı” mısraını küçük bir değişiklikle girizgâh mısra olarak seçer. Ve öyle okunursa hem bu şiiri anlamanın hem de bu şiirden hareketle türkülerimize uzanmanın imkânlarını buluruz. Öyleyse hatırasız. gurbet. 5. 1973. Sebeb Ey. oğullarını yitirmiş analar. “Yazlar bilirim. tümüyle onların türkü duyarlığıyla ve diliyle hikâyesidir. millet olarak hepimiz. çekirdekliğini tarihilik denilen şey yapar. memleketimiz. “Telgrafın tellerini kurşunlamalı…” Bu bilinçli bir tutumdur.” Gemuhluoğlu da bu durumu. Dördü Birden. İstanbul. Ama şair. Erdem Bayazıt.. daha şiirinin başında “Türk” ile “türkü” arasındaki münasebete dikkat çeker. çıplak ayaklı ırgat çocukları. Ankara. İstanbul. ölüm… Tarlada çapa yapan kadınlar. Bu imkâna kavuşmak son derece önemli… Zira türküsüz kaldık. Boğaziçi yayınları. 3. sen yani biz. Dergâh yayınları. Fethi Gemuhluoğlu. bana. insanlarımız…. Hamdi Tanpınar. Beş Şehir. İstanbul. Bedri Rahmi Eyüboğlu. bu yüzden bu yönleriyle de incelenmesi gereken metinlerdir. Bu şiir Âşık Veysel’inki gibi türkü kavramını doğrudan ele almaz. Dolayısıyla “Türki (Türkü): Türk’le ilgili. sadece bir şiir olarak değil çağdaş formda söylenmiş bir türkü gibi de okunmalıdır. sevdasız ve yalnız kalmak istemiyorsak “türkülere merhaba!” demenin ve tarihî şahsiyetimizin mana ve hüviyetine yeniden dönmek istiyorsak insanımızın hayatına bakarken “türkülerle merhaba!” demenin vakti gelmiş demektir. Onlar hep vardı ama biz onlardan uzaklaştık. Nitekim Âşık Veysel de bu durumu: Bayramlarda düğünlerde Toplantıda yığınlarda Sıkılınca dar günlerde Türk’üz tünkü çağırırız Yaylalarda yataklarda Odalarda otaklarda Koyun gibi koytaklarda Türk’üz türkü çağırırız. Arapça ilgi eki olan “i” ekinin getirilmesiyle ortaya çıkmıştır. Zira kimi yorumlara göre “Türkü” kelimesi. Dostluk Üzerine. Şair. yaşadıklarımıza ayna tuttukları gibi aynı zamanda bizi millet yapan değerlerin de taşıyıcısı ve ifadesi olan metinlerdir. sahne sahne bir film gerçek- liğinde bütün bir Anadolu anlatılır. mahpushanedeki mahkumlar… kısacası bütün bir hayatımız ve insanımız… Şiir. 1958. 4. Türk’e özgü” anlamına gelmektedir. hatırasız sevdasız yalnız kalmak şeklinde ifade etmekteydi. mısralarıyla belirtir. memleketimin insanlarına dair”4 başlıklı şiiridir.■ ______________ 1. Varlık yayınları. sevincimize. Ben. 2. “Türk” adının sonuna. bizim aynı zamanda mazinin konuşan diliyydi. Oysa onlar. Aşk. Ama türkünün Türk’le münasebetinin olduğunu söyleyenler bize meselenin başka bir yönünü de gösteriyorlar. 1978. hasret. Zira şiir baştan sona bir Anadolu hikâyesidir. memleketime özgü Yiğit köy delikanlılarının İncir çekirdeği meselelerle birbirlerini kurşunladık- ları Birinin ölü dudaklarından sızan kan daha kurumadan Üstüne cehennem güneşlerde mor sinekler konup kalkan Diğeri kan-ter içinde yayla yollarında Mavzerinin demirini alnına dayamış Yüreği susuzluktan bunalan İçinden mapushane çeşmeleri akan Ansızın parlayan keklikleri jandarma baskını sanıp Apansız silahına davranan Nice delikanlıların figüranlık yaptığı Yazlar bilirim memleketime özgü” Bu bakımdan bu şiir. Okuduğumda bana türküleri hatırlatan bir başka şiir ise Erdem Bayazıt’ın “ Sana. dağlara çıkıp nara atan yiğitler. 2001. Türküler. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Bu yüzden millet olarak tarih boyunca kendimizi ifade için en elverişli tür olarak seçtiğimiz türkülerimiz acımıza. vatanımız.1 0 40 .Benim içimi bir türkü gibi titreten diğer bir şiir ise Âşık Veysel’in “Türk’üz Türkü Çağırırız” şiiridir. vatanıma. Elbette başka milletlerin de bizim türkü olarak isimlendirdiğimiz tarza da ürünleri vardır. Fakat metin tamamen türkü duyarlığına yaslanan bir metindir. gencecik âşıklar.

. Bingöl’de. Neden oluyordu bunlar hiç anlamıyorduk! Sesimiz çirkin miydi? Yoksa güzel türküler mi yoktu repertuarımızda? Neden di bilmiyorduk! İki de bir.. askeri zevatın oturduğu lojmanların önünden başlayarak. dilimizde türküler. “mektebin bacaları” derken.Mektebin bacaları NURETTİN DURMAN ç arkadaştık. Var mı delikanlılığın raconunda arkadaşını yarı yolda bırakmak? Doğru karakola. ben sokak aralarına. Çocukluktan yeni çıkmış delikanlılığa adım atmıştık.. kendine güveni olan. Bir acıyor ense kökümüz bir acıyor ki. Olmuyor. İkimizin annesi ölmüştü. Cıvıl cıvıl çocuklardık. “Siz halkı rahatsız edersiniz ha?” deyip. Kapıdan giriyorum. Arkadaşlar karakola. İki arkadaş anında derdest olmuştu. ilk sebze halinin oradan Bahçelievler Mahallesi’ne doğru giderken Cumhuriyet Caddesi’nde oluyordu bunlar. Diğer arkadaşımızın ise babası yoktu. ense kökümüzü kızartıyorlardı. “durun bakalım” demesinler mi o korkunç sesleriyle. Gökyüzünde yıldızlar o biçimdi. Mektebin bacaları (vay lele lele lele) Ders verir hocaları (uy amman can kurban) Kim yârimi sorarsa (vay lele lele lele) Odur birincileri (uy amman can kurban) Niye söylüyorduk bu türküyü. Mevsim yazdı.”Sen de bunlarla idin ha? Haaa? Seni gidi seni?” Arkadaşlarımın suratları kızarmış vaziyette.1 0 41 Harput musikisi korosu . Bir iki voltadan sonra yapamıyorum. gamzedeler” mi diyordu Halit arkadaşımız? Gamzedeler gamzedeler Oğul bu gün gam vurur Kibarım gam zedeler Amman aman aman ah Ü Hele zalım sinemi hekkak delmez Hele kurban delerse gamze deler Di gel kara gözleren kurban ben olam Onun sesi daha mı yanıktı? Gökyüzünde yıldızlar. bir o kadar da meraklı idik. Buna rağmen rahat. ■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Bir müddettir biz.. Biz mektebi. öksüz ve yetim bir biçimde terk etmiş üç arkadaştık.. gene böyle. “Gel bakalım” diyor öfkeli bir şekilde polis amca. türkü söylüyorduk. Bana da bir hoş geldin yapıyorlar tabi. suratımızı. Tek katlı bahçeli evlerdi. Bir gece. oturduğumuz Bahçelievler mahallesine doğru giderken türkü çağırmak merakına tutulmuştuk. Her birimiz bir yerde çalışıyorduk. geziyor. “Gamzedeler. En çok da. Suçumuz geceye girerken türkü söylemekti. Bu da yetmiyormuş gibi enselerimizden kıl çekmeye başlıyorlar.. Havalar bir hayli güzel gidiyordu. niye hep bu türkü vardı dilimizde? Üçümüz de okuldan kopmuştuk onun için miydi? Peşinden. “Mektebin bacaları – Ders verir hocaları” türküsünü söyler olmuştuk. kötü birer yağlı boya resim gibi durmakta. birkaç polis memuru önümüzü kesip. Cumhuriyet Caddesi’nden. Yürüyüp gidiyorduk. Ben bir koşu sıyrılmaktayım badireden. Akşam karanlığı basınca çarşıda buluşuyor.

MEHMET ÖZBEK
ile türküler üzerine

Yenilik daha güzeli yaratmak için tutulan zorluklarla dolu bir yoldur. Yeninin eskiden daha iyi olması gerekir. Zaman zaman her türlü çarpıtmaya yenilik adı verilegelmiştir. O güzelim 'Evlerinin önü boyalı direk' türküsünü birileri çarpıtarak gitarla söylediler. Hani ne kaldı onlardan geriye, işledikleri günahtan başka.

TANER NAMLI
Türküleri, sadece söylemiş olmak onları yaşatmak anlamına gelmiyor. Siz de bu anlamda, türküleri söylemeden ziyade anlayabilmenin önemli olduğunu söylüyorsunuz. Türküleri nasıl anlamamız gerekiyor ya da yıllar önce hazırladığınız bir halk müziği programınızın adıyla size sormak istiyorum: “Türküler ne der?” bizlere. Öncelikle Türkçenin en güzel en sıcak söylenişiyle, Türk toplumuna mahsus, duyguların erişilmez ölçüde derinleştiği, aşk ve ızdırabın yüksek bir hayal gücüyle sergilendiği şairane bir anlatımla karşılaşırız türkülerimizde. Tabii ki seçmesini bilmiş isek. Türküler bir yönüyle eğlendirici bir özellik taşısa da diğer yönden düşünce, his ve heyecan yüklü şiirlerdir. Bazı şairler (!) bunlara manzume, yani ölçülü biçili sıradan sözler demişlerse de rahmetli Bedri Rahmi Eyüboğlu “Türküler Dolusu” şiirinde: Şairim Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası Ayak seslerinden tanırım Ne zaman bir köy türküsü duysam

İstanbul’da okunan gazellerle biçim ve tavır bakımından hiçbir ilgisi olmayan, taa Artukoğulları ve Uzun Hasan’ın Harput’taki saraylarında çalındığı ve Horasan erlerinden miras kaldığı söylenen; ağırhava adı verilen gazeller Harput musikisinin şeref belgeleridir.

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

42

Şairliğimden utanırım Şairim Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim Onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm… diyerek gereken cevabı vermişti. Türküleri içinde gizli olan yerel, sosyal, psikolojik ve tarihsel sırlarıyla değerlendirerek dinlemek gerekir. Örnek olarak: Çanakkale içinde aynalı çarşı Ana ben gidiyom düşmana karşı… diye başlayan türküde eğer biz düşmanı, sıradan bir savaştaki rakip olarak görürsek türküyü dinlemiş oluruz. Ama oradaki düşmanı, Anadolu üzerinde emperyalist emelleri olan, o zamana kadar eşi görülmemiş ölüm araçlarıyla hiç durmaksızın saldırarak yeri göğü, havayı suyu cehenneme çeviren Batılı güçler olarak algıladığımızda, türküyü anlamış oluruz. Çanakkale Türküsü, düşmanın Türklerle girdiği imtihan meydanından insani dersler alarak mahcup ayrılmasının hikâyesidir. Bu türküyü, olaya ait anekdotlarla değerlendirdiğimizde ortaya koca bir roman çıkar. Şöyle ki, tahta bacağıyla yaralı İngiliz askerini hastaneye taşıma gayreti ile gösterdiği insan sevgisinin, ancak “Mehmetçik”e ait bir erdem olduğunu; okumasız yazmasız köylü delikanlıların zor durumlarda kıvrak zekâlarıyla ne harikalar yaratabildiğini görürüz bu türküde. Adları bilinmeyen binlerce şehidin yasını tutan bu ağıt, bir türkü değil, meçhul askerlere adanan bir anıttır. Yaratıcısı gibi dizelerde konuşanların da adları bilinmiyor. Belli ki uzaklarda can vermiş bir kahramanın şehadetine yanan bir ananın, bir bacının ya da bir eşin duygularıydı bu sözler; belki de geleceği gören bir ermişin “Ooof gençliğim, eyvah!” diye yakınışı idi. Çanakkale Türküsünün dinleyiciye ulaşmamış dizelerinde, içli duyguların, kahreden ıstırabın yalın bir dille anlatıldığını görürüz. Türkünün kahramanı olan, daha bıyıkları terlememiş, ama göğüslerinde dev bir yürek taşıyan gençlerin birer keramet ehli olduklarına inanmamak

imkânsızdır. Daha bir saat önce cephe gerisinde tüfek kullanmayı öğrenen, bir saat sonra belki de şehadet şerbetini içecek olan bu gençler, dumanla kaplı Çanakkale tablosuna hüzünle yerleştirilmiş birer melektirler bu türküde. Bir de deyişlerimizde Arapça, Farsça kelime ve tamlamalar vardır ki bunların hem manasını hem de terim olarak arka planlarını bilmeden bu deyişlerin de demek istediğini pek anlayamayız; “Filan ne güzel okudu, ne güzel sesi var.” ya da tersini söyler geçeriz. Mesela Sıtkı Baba’nın şu deyişine bakalım: Nağme nazlı yârin hâk-i payına Benim için yüzün sür kerem eyle Secde kılan kaşlarının yayına Bir dem divanına dur kerem eyle Burada nağme, mektup; nazlı yâr, Hacı Bektaşi Veli; hâk-i pay, ayak tozu toprağı; kerem eylemek, büyüklük göstermek, iyilik etmek; secde kılmak, namazda olduğu gibi yere kapanmak, niyazda bulunmak; kaşlarının yayı, mihrap, pirin bulunduğu yer. Kaş, şekli bakımından tasavvufi şiirde hem cami, mescit vb. yerlerde kıble yönündeki duvarda bulunan ve imamın durduğu girintili yer olan mihrap anlamında kullanılır hem de Arap harfleriyle yazılmış “bismillahirrahmanirrahim” ibaresine benzetilir. Dolayısıyla bunları bilmeden, Sıtkı Baba’nın: “Mektup, benim için bir iyilik yap da Hacı Bektaşi Veli hazretlerinin kapısına git, ayaklarına kapan, yüzünü ayağının tozuna sür, duada bulun ve emirlerini bekle.” demek istediğini anlayamayız. Veya: Kuyudan su çekerler tulumınan Kızı gelin ederler zulumınan... Sevmediği birine gelin giden bir kızın durumu özlü bir şekilde bundan daha güzel nasıl ifade edilebilir! Türkülerimizin ve hatta halk oyunlarımızın modern yorumlamaları, gösterimleri yapılıyor. Bu modern sunumları nasıl değerlendiriyorsunuz? Modernden kastınız “moda olan” ise bunları pek ciddiye almıyorum. Gelip geçici bir heves,

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

43

rüzgâra yazılmış bir hikâye olarak kabul ediyorum. Yok, eğer “yenilik” ise, bence yenilik zaten başlı başına bir amaç değildir. Yenilik daha güzeli yaratmak için tutulan zorluklarla dolu bir yoldur. Yeninin eskiden daha iyi olması gerekir. Zaman zaman her türlü çarpıtmaya yenilik adı verilegelmiştir. O güzelim Evlerinin önü boyalı direk türküsünü birileri çarpıtarak gitarla söylediler. Hani ne kaldı onlardan geriye, işledikleri günahtan başka. Burada esas olan eski olanın nesinden kopmak istediğimizi ve yeni olanın da neyini kabul etmemiz gerektiğini çok iyi bilmemizdir. Müzik sanatında evrenselleşmek istiyorsak, yabancı biçimlerin körü körüne taklit edilmesi ve müzikteki bütün ulusal ögelerin yok edilmesi yolunda değil, müzik sanatının temel unsurları üzerine oturtulmuş ulusal müzik kültürümüzün diğer uluslarla paylaşacağımız derecede geliştirilmesi ve zenginleştirilmesi yolunda çalışmamız gerekir. Bunu bazı sanatçılarımız, öz çalgılarımız üzerinde takdir edilecek derecede yapmaktadırlar ki bunlar da eskinin geliştirilmiş yeni boyutlar kazandırılmış biçimleridir. Örnek olarak, Erdal Erzincan, Erol Parlak gibi sanatçıların curada yeniden gündeme getirerek geliştirdikleri parmak ve şelpe teknikleri, bunların kullanıldığı müzikler gibi. Halk oyunu olarak değil, ondan mülhem dans sunumu, sahne sanatı olarak “Anadolu Ateşi” topluluğunu beğeniyor ve takdir ediyorum. Bilgi, estetik çaba, ciddiyet ve emek var. Boş bir heves değil. Her yörenin kendine ait türküleri var. Ama bazı türküler bütün Türkiye’ye veya bütün Türklere hitap gücünü kendinde buluyor. Bunu neye bağlıyorsunuz? Anadolu insanının ortak duygu ve düşüncelerini yansıtan türküler yerellikten çıkarak bölgesel hatta ulusal olurlar. Toplumun tümünü derinden ilgilendiren olaylar üzerine yakılmış türküler… Örnek olarak, Havada bulut yok bu ne dumandır türküsü, toplumumuzun bütünü tarafından benimsenmiştir. Bir milleti toptan ilgilendiren bir olay üzerine yakılmış olan bu türkü, Yemen Harbi üzerine ve bu harbe gidenlerin arkasından yakılmış ümitsizliğin çığlığıdır.

Sadece Anadolu müziklerini değil Müslüman Türk coğrafyasının türkülerini de derlediniz, incelediniz. Türkülerin Türk dünyasını birbirine bağlamadaki rolü hakkında ne düşünüyorsunuz? Türküler, dil ve anlatım bakımından en yalın ve en sıcak müzik eserleridir. Millî geleneklerimizden edindiğimiz derin bilgi ve birikimi özümseyerek yaratmış olduğumuz türküler, insan varlığının bir ihtiyacı olan sanatın en kolay en yaygın; dolayısıyla en etkili dallarından olan müzik ve edebiyatın ortak ürünüdür. Bu bakımdan Türk dünyasında iletişim ve etkileşimi sağlamada başvurulması gereken en önemli araçtır. Aydın dili zamanla değişime uğrasa bile geniş topluluklara seslenen türkülerdeki halk dili değişime uğramaz. Özellikle Kerkük türkülerine olan alâkanız çok fazla. Bu ilginiz nereden geliyor? Ben Urfalıyım. Araştırmış olanlar bilirler ki Urfa halkı ile Kerkük, Musul halkı arasında hem tarihî hem de sosyal bir bağ vardır. Bu, halk arasında bir efsaneye de bağlanır. Bu efsaneye göre Urfalılar Kerküklülerin dayısıdır. Kerkük’ü görmek isteyenlere eğer oraya gidemiyorlarsa Urfa’yı görmelerini öneririm. Konuşma dilinden halk kültürüne kadar her şeyin bu kadar ortak olduğu bir ilimiz yoktur. Urfa’da Bedesten’e girdiğinizde kendinizi Kerkük’teki Kayser’de (kapalı çarşı) zannedersiniz. Bu ortak kültürle birlikte 1959 yılında Kerkük’te Türkmenlere karşı girişilen hayâsız katliam ve aynı yıllar Bağdat Radyosu’ndan dinlediğim, ezilen bir milletin feryadı olan hoyratlar beni çok etkilemişti. Sanat hayatına başladığımda bu feryatları Türkiye’ye taşıma gayreti içine girdim. Bunu kendime görev edindim. Çok da etkili oldu. 60’lı yılların sonunda ülkemizde Kerkük’ün neresi olduğunu bilmeyenler çoktu. Unutturmuştuk, uyutmuştuk. Onları uyandırdık ne yazık ki şu hoyratı söylemek mecburiyetinde kaldım: O yanmadı Ben yandım o yanmadı Kırk yıl hoyrat çağırdım Ankara oyanmadı (Mehmet Özbek)

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

44

ağırhava adı verilen gazeller Harput musikisinin şeref belgeleridir. Elazığ’ın şu dörtlüğü bende derin hayaller uyandırır: Gülde seni Kokladım gülde seni Gözlerin menevşedir Yanağın gül deseni Sevginin bu kadar zarifi. İstanbul’da okunan gazellerle biçim ve tavır bakımından hiçbir ilgisi olmayan. Kaşların bismillah veçhin Beytullah Seni öz nurundan yaratmış Allah Sevmişem ben seni terk etmem billâh Aşkın hançeriyle vursalar beni (Sıtkı Baba) Bunun hikâyesi olur mu! Bunlar düşünce ve sezgi mahsulü deyişlerdir. harekete geçirmek değil midir? Harput musikisi. Kayabaşı ya da hoyrat denilen yüksekhavalar ise aşk dolu çılgın gönüllerin içli haykırışlarıdır. bir olaya dayalı türküler başka yönlerden etkiler beni.1 0 45 . Her birini başka açılardan değerlendiririm. Hele Fransızca olan desen sözcüğü ile yapılan cinas. Urfa ve Kerkük yörelerinde ufak farklarla aynı olduğunu da belirtmeliyim… Her türkünün bir hikâyesi var mıdır? Ne kadar yaygın bir yanlışlıktır bu. oyanmadı. makam fikrine ve fasıl tertibine dayalı bir musikidir. Mahallî ve usta ağızla söylenmiş türküler başka. anlaşılacağı üzere halk ağzında uyanmadı demektir. Osman’ımın mendili saman sarısı Osman’ımı vurdular gece yarısı Osman’ıma gıyanlar gahpe idi hepisi… Şiiriyet yok. Olur mu öyle şey! Bunu. ağırhava adı verilen gazeller Harput musikisinin şeref belgeleridir. musikisini icra derken Tanrı huzurundadır sanki vecd hâlindedir sanki. Harput ağzını kusursuz bir şekilde kullanan tam bir Harput beyefendisi olan rahmetli Hafız Osman Öge bu söylediklerimizin simgesidir. bazen hüzünle son bulan sevdaların yarattığı ıstırap. Türk müziğinin kuramını. taa Artukoğulları ve Uzun Hasan’ın Harput’taki saraylarında çalındığı ve Horasan erlerinden miras kaldığı söylenen. Sanatçının görevi toplumu uyarmak. Yalnızca olay türkülerinin hikâyeleri olur. Büyük aşkların yaşandığı. Burada kaynayıp coşan müzik kültürünün Azerbaycan. onu uyarmak. Bir de bilgiç bilgiç söylerler: “Her türkünün bir hikâyesi vardır” diye. Türk halk müziği içerisinde çok ayrı bir yerde duruyor. anonim halk şiirinin mahiyetini ve sırlarını öğrenmek isteyenlere bir lütuftur Harput türküleri. meçhul sanatçının ustalığını ortaya koyan bir buluştur. Türkülerin nasıl yakıldığını. estetiğini. onun duygu ve düşünce dünyasına seslenerek onda güzel hayallerin uyanmasını sağlamak. folkloru bilmeyen ve halk müziğini tanımayan insanlar söylerler ancak. Eskiler buna galat-ı meşhur derlerdi. Harput. Harputlu. tasvirin bu kadar güzeli çok etkilemiştir beni.İstanbul’da okunan gazellerle biçim ve tavır bakımından hiçbir ilgisi olmayan. Harput musikisi bir ibadet musikisidir. nasıl değiştiğini bilmeyenlerin sarf edeceği bir sözlerdir bunlar. şiiriyeti olan türküler başka. Hangi türküler sizi daha çok etkiliyor? Türküleri pek ayırt etmem. Harput musikisi üzerine düşüncelerinizi alabilir miyiz? Mahallî kültürün. ama tutku ve öfke halk diliyle ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Harput türkülerinde bolca dile getirilmiştir. millî kültürün bir alt basamağı olduğunu latif ezgileriyle yüzlerce yıldır vurgulayan Harput musikisi. yüreklendirmek. taa Artukoğulları ve Uzun Hasan’ın Harput’taki saraylarında çalındığı ve Horasan erlerinden miras kaldığı söylenen.

Dergimiz adına çok çok teşekkür ediyoruz. Popüler sanatçılar içinde ise İbrahim Tatlıses. Türkülerimizin büyük bir bölümünde söz yanlışlıkları var. üstelik yanlış bilineni tekrardan başka bir şey yapıldığı yok. çatıları. aydınlattınız. ezgilerin metrik yapısı incelenebilir. hem bizi hem de türkü sevdalılarını bilgilendirdiniz. sanatçılar bunun farkına varmadan okuyorlar. mecazlar. Çalgılarımız evrensel anlamda etüt edilmemiş. rumuzlar. Bundan nemalananlar var tabii. kültürümüze ihanettir. Bizden sonra Anadolu insanına aniden ilham geldi galiba. Devlet Türk Halk Müziği Korosu ve TRT radyoları sanatçıları en çok beğendiğim sanatçılardır. Örnek Olarak Âşık Veyse’lin deyişleri: Veysel’de geçen kelimeler. Halk ezgileri özgün oldukları kadar özgürdürler de. Türkü yorumlamalarını beğendiğiniz birkaç isim arz etseniz… İsim vermemin doğru olmayacağını düşünüyorum.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Hele usta bir ağızdan dinleyeceğim Rasih’in şu gazeli: ne Süzme çeşmin gelmesin müjgân müjgân üstü- Vurma zahm-ı sineme peykân peykân üstüne… tadına varılmaz bir müzik ziyafetidir. üniversitelerin ve araştırmacıların katkılarını değerlendirebilir misiniz bu anlamda? Güzel sesleriyle ezgilerimizi icra eden birkaç solist dışında TRT’nin türküler üzerinde olumsuz yönde katkılarından söz edebiliriz ancak. dört veya beşinci derecesinde karar kılan türkülerimiz vardır. bunları tasnif etmek gerekir. Bugün 6000’e ulaşmış durumda. kalıpları. eksikler tamir edilir ve sonra dil ve anlatım özelliklerini ortaya koyan bir sözlük meydana getirilir. karar sesinde değil de özelliğini taşıdığı bir makamın ya da çeşninin üç.1 0 46 . yanlışlıklar düzeltilir. Daha ciddi bir terminoloji birliğimiz yok.ancak bu kadar güzel vurgulanabilir. Çok sevdiğim bir zeybek havasıdır… Bir Harput türküsünden iki dize: Lütfü geçsin telgırafın başına Bir tel çeksin Yemen’de gardaşıma… Bu iki dize beni alır götürür ta ki gözlerim doluncaya kadar. Sayın Hocam. motifler ve arka planları… Bunun gibi Elazığ türküleri ele alınabilir: Doğru ve geniş metinler. Türküler üzerine yapılan akademik araştırmaların nitelik ve niceliği hakkında neler düşünüyorsunuz? Yeterli mi sizce? Ne yazık ki yeterli bulamıyorum. Bunları bir kez daha dile getirme fırsatı verdiğiniz için ben teşekkür ederim. Bunların bir kısmı makamla ifade edilemese bile çeşnilerle izah edilmelidir. halka hakaret. Daha neler neler… TRT’nin. Türkülerimizin ezgi ve ritm yönünden analizi yapılmamış. Üç dört ses içinde dolaşan. Ayrıca sayarsam derginizin sayfaları yetmez. yörenin karakteristik motifleri. O kadar çok problem var ki. Ancak mahallî havaları orijinal ağızla söyleyen sanatçıları ve bir de mahallî ağızla değil de eğitilmiş bir üslupla türküyü eğmeden bükmeden adam gibi okuyan sanatçıları çok beğenirim. Bunlar bir makam özelliği taşımazlarsa da kulakta bir çeşni (basit dörtlü beşliler) etkisi bırakırlar. Bilineni. Konservatuarların hâli ise yürekler acısı. Ben Müzik Dairesi Halk Müziği Müdürlüğünden ayrıldığımda (Haziran 1986) TRT repertuvarında 1750 civarında ezgi vardı. çalma tekniklerimizin zenginliği ortaya konulmamış. Bir de duyanlar: “Bunlar da kim?” derler. Yeter ki okumak istesin. Türküler üzerine nasıl çalışmalar yapılabilir? Türkülerin sözleri üzerinde dil ve anlatım çalışmaları yapılmalıdır. yöresel karakteristikler tespit edilmemiş. edisyon kritiği yapılır. Hâsılı daha çok işimiz var. Bir defa bu. kelime hazinesi (unutulmuş veya unutulmaya yüz tutmuş yabancı ve yerel sözcükler). Türkü denemeyecek saçma sapan şeyleri repertuvarlarına ‘halk müziği’ diye almışlar. kişiler vb… Müzik açısından ise yöre yöre türkülerin dizileri. Belli bir eser alınır.

Türkü denince hangi çağrışımlar canlanıyor zihninizde? “Türkî” sözünden gelen ve Türkçe söylenen şiir anlamı taşıyan “türkü” terimi. sosyal romanıdır insanımızın. toplumsal romanıdır halkımızın ve parmak izidir. yani yeteneklerini ve üretkenliklerini. türkü- Zirveyi hak edenler. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . yaşadığı toplumsal çevreden aldığı tesirler ve onun yaratıcılık düzeyi ile doğru orantılı biçimde hayata geçer. “Türkü Baba” olarak ünlendiniz. Halkımızın parmak izi ve ortak kimlik belgemizdir. hayallerini esere dönüştürebilmiş ve üretebilmiş olan insanlardır. Türkülerin. Ulusal yaşanmışlığımızın alüvyonlarını taşıdıklarından. yüzyılda ve “Öksüz Dede” imzasıyla rastlamaktayız. Ancak zamanla. yüzyılda ve Doğu Türkistan’da kullanılmıştır. KEMAL BATMAZ Türküler nedir ve duyarlıkları nerden kaynaklanmaktadır? Türküler. Bu nedenle de. Her biri.1 0 47 . Hece vezni ile söylenmiş türkülerin Anadolu’daki ilk örneğine ise. işte bu tarihsel ve kültürel serüvenin sahibi duygusal bir halktan almaktadırlar. Başkalarının ne düşüneceğini çok fazla umursamayan. “Türk” sözcüğüne Arapça “î” ilgi ekinin eklenmesiyle oluşmuştur. Kültürel genetiğimizin şifresidir türküler. ilk kez 15.FATİH KISAPARMAK ile türkü üzerine Sanatçının bilincindeki tasarım. birtakım endişelere boğdurmayan kişilerdir zirveyi hak edenler. fevkalade zengindirler. manevi coğrafyamızın sınır taşlarıdır. “Türk’e özgü” demektir ve halk ağzında -zamanla. Türkü terimi. başlangıçta sahibi bellidir. 16. Türküler genellikle toplumu sarsan önemli bir olay ve büyük bir heyecan dalgası sonunda doğarlar. Duyarlıklarını.“türkü”ye dönüşmüştür. yani alt ve üst bilincindeki taslak.

Her türlü aşırılıktan. bir başka deyişle anarşizmden arınmış ve hayatın dengelerini keşfetmiş insanların harcı vardır uygarlık anıtında. Televizyonların dijital afyona. Bir zamanlar. sağduyulu geniş halk kitleleridir.” Türkülerin çağdaş yorumlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu alanda. dilediklerince türkü söyleyebilmelidir. yan yana yürür o kişilerin yaşam serüvenlerinde. Kendinizi sorgular. sınırsızlık olarak anlaşılmamalıdır. Böylece. Türkçe olimpiyatları’ndaki türküler hakkında görüşleriniz? Tarihsel önem taşıyan müthiş bir olay ve gerçekten bir büyük organizasyondan söz açıyorsunuz. Olduğum gibi gö- ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . yozlaştırmayan her yeniliği desteklerim. Sizce türkü dinleyicisi kimdir? Türkü dinleyicisi. birtakım endişelere boğdurmayan kişilerdir zirveyi hak edenler. “Halk türküsüz kalırsa. onurlu ve saygın duruşlarıyla örnek olabilmişlerdir. cansız kalır. adını bile telaffuzda zorlandığımız genç insanlarca bize sunuluyor olması. önüne koyduklarımızı yansıtan bir aynadır. büyüleyici düzeyde orijinal eserler üretmiştir. İnsanı gerçekten yargılayabilen yargıç da odur. Zirveyi hak edenler. Bu ise. Yaşamı sorgular. farklı coğrafyalara yayılır ve çeşitlemeleri ortaya çıkar. Erkan Oğur ve Tuluyhan Uğurlu aklıma ilk gelenler. gazetelerin ise büyük boy tabloide dönüştürülmeye çalışıldığı bir süreçte. Hayallerimiz nedir sizce? Hayallerimiz. o aynayı karartan etkenlerin başında yer alır. Hayatı. bu çok önemli müzisyenlerin -felsefe terimiyle konuşursak. Oysaki hayallerimizi fısıldayan ses. güzelliği kaybolur. hem ulusal ve hem de insan kardeşliği ideali nedeniyle evrensel bir değere sahip. onu telafi ettirmektir. Gerçekleştirdiklerimiz. hayallerini esere dönüştürebilmiş ve üretebilmiş olan insanlardır. hatta yargılar mısınız? Elbette. içimizdeki histir. sanatla felsefenin temel kesişim noktasıdır. Merak etmeyin. farkına varsa bile etkili bir şekilde ifade edemediği şeyleri aksettirir. işte bunu başarabildikleri.1 0 48 . edebiyatı yetim kalır. İstikrarın ve dengenin sahibi. tekrar söyleyeyim yozlaştırmıyorlarsa. Nitekim kopyalar gelip geçmiş. Hepimiz hata yapabiliriz. inançla ve çabayla düşlediklerimizdir. kâh sürrealist kâh metafizik ölçülerde anlatır gerçek sanat. gerginlik ve nefret ise. Halkla ilişkilerinizi nasıl programlıyorsunuz? Özel bir çaba harcamadım. mutsuz olur. bu ülkenin sigortası ve omurgasıdır. tahlil eder ve yansıtır. hata yapma olasılığı azalır. vicdanını mutsuz eden. yaşam hayhuyu içinde pek de farkına varamadığı. reyting ya da tiraj kaygısıyla popüler kültürün gereklerine ve beklentilerine uygun olan işler yapmadıkları için önemlidir. Çünkü gerçek sanat. Elbette bu. Sanatçının bilincindeki tasarım. kişiliğimizin sınırlarını da çizer aslında. Tersinden bakarsak. görgü ve deneyimi çok olanın. Verimli olmakla evrimli olmak el ele büyür. Vicdanını mutlu eden. öğrenim ve evrim. Eğitim. Aynı çağda yaşamaktan mutluluk duyduğunuz müzik sanatçıları var mı? Aynı çağda yaşamaktan veya tanışmaktan öte dostum olmalarıyla büyük onur ve kıvanç duyduğum birçok müzik sanatçımız var. endişe. toplumu ve doğayı. Sosyal olaylarda telaşa ve paranoyalara yer yoktur. Bilgi. Hatanın getirdiği pişmanlık tövbeyi. Korku. tövbe ise öğrenmeyi öğretir. Hatanın cezası. “gençlik türkü söylemiyor” diye yakınmıyor muyduk? Şimdi gençler. yaşadığı toplumsal çevreden aldığı tesirler ve onun yaratıcılık düzeyi ile doğru orantılı biçimde hayata geçer. ideaların tasviridir. mutlu olur. Kalabalık yığınların. Beyin ve gönül özgürlüğümüz. yani yeteneklerini ve üretkenliklerini. Çünkü bu kişiler. Güzelliği kaybolursa da. en azından hayalperest ve ütopyacı gözüyle bakılmıştır tarihte. yani alt ve üst bilincindeki taslak. Örneğin Barış Manço. Halk müziğimizde bir yozlaşma var mı? Denizler dalgalanmadan durulmazmış.“idea”ların bizzat kendisini yansıtabilen eserleri şimdiden klasikleşmiştir. halkın büyük eleğinden ve süzgecinden zaten geçemez. Toraygırov da diyor ki. Varsa yozlaşma. Hayal ettiğimiz ve onlara inandığımız kadarını gerçekleştirebiliriz. Başkalarının ne düşüneceğini çok fazla umursamayan.nün asıl sahibi unutulur ve eser kuşaktan kuşağa aktarılırken anonimleşir. Şaşmayan tek terazi vicdandır. Bilelim ki hayat. insanı. Halkımıza ve topraklarımıza ait “şey”lerin. İnsanlığın meşalesi sayılan kişilere. İsimlerini andığım üç değerli müzik sanatçımız. özgürlüğümüz ve benliğimizdir. birbirlerinden ayrılmaz ve kaçınılmaz yükümlülüklerdir.

halk bunu çok geçmeden fark ederdi. sahicilik. Eğer öyle olmasaydı. Çünkü insanlar hayatı tercih eder.. yeni bir gündem oluşturmaktır. o hiç istemediğimiz kutuplaşmalar meydana geliyor. Beğenmediğiniz ne varsa. Başka yağların reklamı yapılsa da. Önemli olan. Tekâmül denilen şey.. Fakat ülkemiz insanlarını gerçekten çok sevdim. Kültürümüzün kök hücresi saydığım değerlerle yeni bir uygarlık projesi üretilebileceğine inanıyorum. gücünü bilmekten öte haddini bilmek formülünü göz ardı etmemeli. Eski olsaydı ölmeye. Yeter ki. Tasarlanmış imajların. sadelik ve samimiyette bulmalıyız. Yaşadığımız sosyal çalkantı. Bizim halkımız. büyük hayaller üretmekten ve onları gerçekleştirecek girişim ve faaliyetlerden de asla uzak durmam. evvela olmamam gerekenleri belirlemeyi daha doğru bulurum. servet ve kudret. en geniş ortak paydayı ve en düşük seviyeyi esas alan birtakım medya gölge etmesin. tereyağının reklama ihtiyacı yoktur. O. bestelerle. ekip olabilmenin vazgeçilmezliğine inanırım. Paylaşımı son derecede önemserim. ne yaparsak yapalım. Oysa insan. Reklam edilmek değil. mutlaka bir görevi yerine getirmiş oluyorduk. Bunları gerçekleştirirken de. benimdir. Haddimizi bilmek ve tertemiz kalabilmek hem sorumluluğumuz. halk dalkavukluğu da yapmadım. fark edilmek önemlidir. Ortak paydalarımızın ortak faydalarımız olduğunu haykırmalıyız. hem de görevimizdir. Dünya adlı bu gemide tesadüfen bulunmuyorduk. Hem eskidir hem de yeni. Özel hayat işportacılığı yapan malum medyadan uzak durdum. Onlara sevgimi gösterirken de dürüsttüm. Kişisel ve bireysel anlamda beklentisiz çalışırım. Bize göre en büyük intikam affetmektir ve iyilik kaçınılmazdır. Hele biz. sesinden ve bestelerinden önce. Şöhret zehirli baldır. Elbette. hayatla mutlaka kesişmeli. üretkenliğimi ve yürek doğurganlığımı bileğlerim. Yıllardan beri nasıl başarılı kalabildiğinizi anlatır mısınız? Beni halkımın sevgisine layık gören Allah’a. her nefeste şükrediyorum. Yapıtlarımda neyi beğeniyorsanız. Kanaat gibi zenginlik olmadığını savunageldim. Barışın. risk yönetimi kavramıyla çok yakından bağlantılı. Ucuz popülizmden uzak durdum. Samimi ve doğal davrandım. gündemi korumak değil. Gerçek sanat eseri nedir sizce? Gerçek sanat eseri ne eskidir ne de yeni. aslında dışı yaldızlı birer balon olduğuna inandım. yepyeni Rönesansları mayalayacak güce sahiptir. Mükemmelliği. Anadolu. Fatih Kısaparmak’ı sevdi ve kabul etti. hoşgörünün ve uzlaşının değerini iyi biliriz.. çatışma ve kriz kültürüyle yetişmiş sancılı bir kuşaktanız. ayrıcalık olduğu kadar birer illüzyondur aslında.ründüm. Onu mazbut aile yaşamıyla kalbine koydu. Doğallık.1 0 49 . İnsanlarımızın bize gösterdiği sevgi ve ilgiyi hak etmeliyiz. her mevsimin çiçeği ve zamanüstü olabilendir. Bu anlamda ciddi endişelerim var. Söylenmemeli.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . siz hangi işi yaparsanız yapın. her şeyin en iyisini verememiş olabilirim. Sabırlı ve gayretli olmaktan başka çare yok. ne olacağım diye hayaller kurmadan önce. ülkemizin değerler sistemine bir artı değer daha katabilmek ve halkımızın mayasına karışabilmek. önce sizi. ben de gidip gönlümü sermiştim. Çünkü onu kendinden bildi. Ben. Biz tereyağı gibiyiz. Bir sanatçı olarak “derd”iniz var mı? Olmaz mı? Benim derdim. Sanat. ağır ağır. benim her fırsatta vurguladığım. kalıcı ve üst değerler uğruna çaba harcamalı. söylemeliyiz. ne olmayacağım diye uzun uzun düşünüp. Sanırım Türkiye. büyük fotoğrafı ıskalamamalıyız. Egomu alabildiğince dizginlemeye çalışır ve takım kurabilmenin. gökkuşağı misali tüm renkleri kimliğimizde kaynaştırmayı bilmeliyiz. dürüstlük ve alçakgönüllülük. Şöhret ve ego arasındaki ilişkiyi nasıl yorumlarsınız? Bu konuya bakarken. onun lütfüyledir ve Anadolu’ma aittir. önce sizi sevecek ve benimseyecek. Sürekli olarak büyük pencereden bakmalı. Gerçekten de öyleydi. Sürekli bir metafizik gerilim içinde bulunarak. Saygılı ve ölçülü davranmama rağmen. vazgeçilmez yol işaretlerimiz olmalı. Benim işim destelerle değil. Çünkü şöhret. Oysa el ele ve emel emele olmalarında sayısız yarar bulunan insanlar. Şöhret yönetimi. Siz beni tanımadan önce de ben sizi tanıyor ve çok seviyordum. Fakat en az o kadar da güçlü ümitler besliyorum. yeni olsaydı eskimeye mahkûm olurdu. İster çarkçılık ister kamarotluk.. Size. ‘Tamamen ben yaptım’ diyebileceğim hiçbir şey yok. yavaş yavaş gerçekleşen bir süreç. Her türlü yozluk ve seviyesizlikten uzak tutmaya çalıştım kendimi. Ama benim verebileceklerimin en iyisini sundum. hoşgörü ve anlayış köprüleri yıkılınca. ne zaman durulur sizce? İnsanlar arasındaki sevgi. kilim olmamı istemişti.

sadece konuşmaları değil. Mamurat-ül Aziz. şehirde de Elazığlıya benzeyen bir hâl vardır sanki. tarihin derinliklerinden tevarüs ettikleri ortak kültürel değerleri Anadolu’ya yerleştikten sonraki süreçte işleyip geliştirerek kendilerine has bir kimlik oluşturmak konusunda. insanlarına benzeyen şehirler ortaya çıkar.1 0 50 . aynı zamanda Elazığlıları da garip bir biçimde kendiliğinden birbirlerine benzetir. Bana öyle geliyor ki. diğer taraftan da farkında olmadan şehrin anonim rengi ile boyanırlar. ancak dışarıdan dikkatlice bakanların görebilecekleri tarzda şehrine benzeyen insanlarla. İşte bundan dolayıdır ki. Bu durum. her Elazığlıda şehrine benzeyen bir şeyler olduğu kadar. Elaziz. bir taraftan şehri kendi özgün renkleriyle boyarken. Elazık ve sonunda Elazığ’da karar kılan macerası. Böylece. Elazığ bu şehirlerimizden biridir ve onun Harput.com B Elazığ meşk gecelerinden bir görünüm ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . jest ve mi* bayrambilgetokel@gmail. Bu kimliği görünür kılan değerlerin başında şüphesiz Harput’un kadim sakinleri ile onların ruh ve hançeresinde yoğrulup soylu bir vakar içinde söylenerek bugünlere taşınan türküler gelir. diğer şehirlerimize göre daha şanslı olduklarını düşünüyorum. bugünkü şehir kimliğini oluşturan nice zenginliklerle doludur.BAYRAM BİLGE TOKEL* azı şehirlerimizin. Bir şehre asıl kimlik ve kişilik kazandıran bu türküler. türkü ortak paydası üzerinden.

biraz sonra. O zaman anladım ki. kadife gibi yumuşak. genel anlamda türkü dediğimiz halk şarkılarında gizli. aslında büyük sır. içli ve hafif titrek sesiyle. İlhanlılar.. “Yozgat Nire. kendi kendine o türküyü söylüyordu: Odasına vardım kahve pişirir Kınalı parmaklar fincan devşirir O yâri görenler aklın şaşırır Ya bir mektup yolla ya bir bergüzar Gözlerim üstünde vermem intizar. Elazığ’ın hemen her biri bir türkü klasiği olan yöresel ezgilerini. yüksek minarelerde kandillerin yandığı Elaziz. hatta yürüyüş tarzları bile “Elazizce” olan insanların şehridir Elazığ. türküleri kendilerine. bir kuşluk vaktiydi ve rahmetli ebem Yozgat’ın bir dağ köyündeki evimizin avlusunda yayık yayarken. Ben Elazığ’ı bundan yıllarca önce. hâlâ. olmalıydı. Çayda çıraların. Kendi tabiriyle “dünya kurulalı beri” ataları gibi Bozoklu bir Türkmen olarak Yozgat’ın bu dağ köyünde yaşayan ebemin bu türküsü Elazığ’da da söyleniyordu ve demek ki yalnızca Diyarbakır ile Elazığ arasında değil. avludaki taşın üzerinde her sabahki tahtına kurulmuş “Günaydın” programına gelen istek türküleri yayınlayan ‘pilipis’ marka radyo. oturup kalkışları. lirik. çünkü Elazığ da. diğer bazı şehirlerimiz gibi. biraz iri burunlu ve hafif kambur bu insanlar.. bir daha silinmemek üzere zihnime kazınmıştı. Ama bu Artukoğulları’ndan veya daha öncesinden mi.. hep “bir şûh-i sitemkâr”ın derdiyle yaşarlar sanki öyle mahzun ve masumdurlar. mayaların. Elazığ Nire…” ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . kızı deniz Sokakları hem kız. bilmiyorum. bir Ermeni kızına söylenen o en güzel sevda türküsü “Ahçik” yankılanır Harput’un yüksek konaklarındaki kürsübaşı meclislerinde. Harput’un başına her kar yağanda ince yüzlü bir Harputlu. mahallî havalarını.. İlk defa ebemin o ihtiyar sesinden duyduğum için olsa gerek çok etkisinde kaldığım ve unutamadığım bu güzel türküyü günün birinde. Bir şehrin ve ‘hemşehirli’lerin kendilerine özgü kimlik ve kişilikleri konusunda sağlam ve tutarlı bir fikir edinmek için. bütün bunları o gün için anlamam ve yorumlamam elbette mümkün değildi.. Elazığ’ın. İlk defa lise edebiyat kitaplarında karşılaştığımız ve manalarını hiç bir zaman tam olarak anlayamadığımız aruzla yazılmış şiirlere çok benzeyen güfteleri terennüm eden Elazığ havalarını da ilk olarak yine bu dostun.mikleri. kardeşim Palulu Zekeriya Karadayı’yı tanıyıncaya kadar. hoyratların.. fakat bu sefer ebemin söylediğine daha çok benzeyen bir başka varyantını radyodan “Elazığ türküsü” anonsuyla duyduğum gün artık “Elazığ”. Osmanlılar ya da daha büyük bir ihtimalle Dulkadirliler döneminden kalma bir akrabalık mı idi. Cahit Külebi şu dizelerle anlatır: Savaştepe köprüsünden geçen trenler Sel olur İzmir’e akar İzmir’in denizi kız. Kayabaşı’ndaki Hafo’nun evinde sanki durmadan Necibe’nin güzelliğine tarih düşer gibi gelir nedense… Bâd-ı sabânın güzellerin zülfünü dağıttığı her Harput seherinde. kendileri türkülerine benzeyen insanların şehri. daha sonra Diyarbakır yöresine ait olduğunu öğrendiğim bir türkünün aydınlık penceresinden girerek tanıdım.. o şehrin “köhne” mahallelerinden yükselen kadim türkülerine bakmak gerek: Mezire’den çıkarak ince bir baş ağrısı ile yürüyen genellikle uzun yüzlü.. ta lise yıllarına gelinceye. Çocuktum.1 0 51 . Tabii. divane bülbüle niçin feryat ettiğini sormadan edemeyen âşık insanlar diyarıdır hep muhayyilemde. sanki ebemden duymuşçasına aynı türküyü çalmasın mı… Türkünün sözleri hemen hemen aynıydı fakat radyodaki ses ebemden oldukça farklı okuyordu. elezberlerin ve koşmaların ılık rüzgârları esen ışıklarla dolu kapısından içeriye bu dostun kılavuzluğunda girdim. kadim dostum. benim kendisini dinlediğimden habersiz. kısacası ‘Harput Musikisi’ni ve bu musiki ile yoğrulmuş has bir Elazizliyi yakından tanımam gerekirmiş. Şehir ve insan arasındaki bu hem gizli hem açık ilişkinin farklı bir yönünü. hem deniz kokar Bütün bunların farkına varmam için. Selçuklular. pek de güzel olmayan ama bütün sihrini Ela- İnsan Türküsüne Böyle mi Benzer. duygulu türkü ve hoyratlarını. açılır açılmaz yüzünüze divanların. Tesadüf bu ya. bu iki şehrimizle Yozgat arasında da bir yakınlık bir akrabalık vardı.

Sıtkı Demirci gibi eski ustaları. Tahir Abacı’nın Harput/Elazığ Türküleri adlı denemesi. Bunlara ilave olarak daha sonra merhum Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu ve Ahmet Kabaklı Hoca’nın şiir ve yazıları. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir’ini ilk okuduğumda. Diyarbakır’da askerliğini yapan Sadettin Kaynak’ın uzaktan da olsa az çok tanıma imkânı bulduğu ve bir daha da tesirinden kurtulamadığı “Harput Âhengi”nin tüm güzelliği. diğer taraftan da farkında olmadan şehrin anonim rengi ile boyanırlar. Bunları zevkle ve istifade ederek okudum fakat Tanpınar’ın Beş Şehir’inden aldığım tadı. Sonraki yıllarda İshak Sunguroğlu’nun “Harput Yollarında” ve Fikret Memişoğlu’nun Harput Âhengi adlı eserleri geçti elime. türkü ortak paydası üzerinden. Sağlam bir Türk ve Müslüman mayası ile yoğrulmuş. kültürü. bir Yozgatlı olarak. Salih Turhan’ın yöre türkülerinin notalarını bir araya topladığı derlemesi ve nihayet Savaş Ekici’nin Harput-Elazığ müzik repertuvarını kültürel.Önal Mengüşoğlu’nun Yerler Mühürlendi adlı romanları ile yine Mengüşoğlu’nun Harput Şehrengizi’ni okuyunca. dönemin en popüler mahallî sanatçısı Enver ağabeyin (Demirbağ) bile yorumundan habersiz o türküleri sevmek. Bırakın Hafız Osman Öge. sanatsal. Kim bilir belki de Hâfız Osman Öge’nin Bülbülüm Bağ Gezerim. Çünkü Tanpınar’ın “mahallî klasik” dediği. bir taraftan şehri kendi özgün renkleriyle boyarken. “Bu beş şehirden biri keşke Yozgat olsaydı” dediğimi iyi hatırlıyorum. insanlarına benzeyen şehirler ortaya çıkar. has bir Yozgatlı olarak Elazığlılar adına demeye çekiniyorum ama Harput adına çok sevindim. Harputsuz ‘Beş Şehir’ Ayrıca Elazığ o yıllarda. zenginlik ve derinlik kazandırırdı. masum bir mensubiyet duygusu ile. bilmiyorum. herhâlde Harput havalarının sahip olduğu yüksek sanat değerinin gücüyle izah edilebilir. teknik ve estetik yönleriyle tahlil ve analiz ettiği Elazığ-Harput Müziği adlı kapsamlı çalışması. Değirmen Sabah Ezanında Elezber Okunur mu? ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . bu birikime kim bilir ne büyük vuzuh. doğusunu söylemek gerekirse yine de Beş Şehir yazarının Elazığ’ı yazmamış olmasına hayıflanmaktan kendimi alamadım.1 0 52 . Böylece. Urfa. inceliği ve zenginliği ile yaşandığı yıllardı. Fakat bütün bunlara rağmen. Türk halk ve klasik müzik geleneğimizin üst seviyede sentezi olan eserlerin en çarpıcı örneklerini Harput musiki geleneğinde görüyoruz. hazzı aldığımı söyleyemem.Bir şehre asıl kimlik ve kişilik kazandıran bu türküler. bunu Elazığ’ın sanki daha çok hak ettiğini düşünmeye başladım. Bu Dere Baştan Başa. Derken daha sonra Şemsettin Ünlü’nün Yukarışehir ve M. Diyarbakır. Fuzuli’nin “Âh eylediğim servi hırâmının içündür/ Kan ağladığım gonca-i handânın içündür” beytiyle başlayan gazeline benzer daha pek çok gazelin Harput musiki fasıllarının ve geleneksel kürsübaşı meclislerinin vazgeçilmez repertuvarı arasında yer aldığından haberdar mıydı. Fakat doğrusunu söylemek gerekirse Elazığ’ı tanıdıkça. müziği ve insanıyla bu şehrimizi daha yakından tanımama büyük katkı sağlayan eserler oldu. Ali Akbaş’ın Harput Güzellemesi. Kerkük musikileriyle de anlamlı ve derin akrabalık ihtiva eden bu yüksek musiki geleneğini eğer Tanpınar yakından tanımış olsaydı. zığlılık ruhundan ve heyecanından alan sesinden dinlediğimi itiraf etmeliyim. ancak dışarıdan dikkatlice bakanların görebilecekleri tarzda şehrine benzeyen insanlarla.

Kaynak’ın eserlerinin de edebî ve estetik bir tahlilinin yapılmadığını.■ Herkes Kendi Türküsünü Söylesin O günleri hayal ettikçe.Sala Benzer. Böyle düşünmemi gerektirecek hiçbir müşahhas bilgi ve belgeye sahip olmamakla beraber. Elazığ’da en karakteristik şekliyle çıkar karşımıza. vebal değil belki de sevap işlemiş oldu’ diyerek şikâyete hak vermemiş”. artık oturmuş ve belli standartlara kavuşmuş bir üslup oluştuğu için. sabah ezanından evvel Naat okurken. cemaatin sağdan soldan camiye geldiği sularda birdenbire Elezber’e geçmiş ve halk manilerinden birini söyleyerek hoyrat okumaya başlamış. Bunun anlamı. edebî şöhretinin Harput’la sınırlı kalmasına hep hayıflandığım merhum Harputlu Hacı Hayri’nin şiir ve musikideki ustalığını en iyi bilen insanlardan birinin de Sadettin Kaynak olduğu fikri takılır kafama kendiliğinden. Çünkü zaman içinde o yörede. Nerdeyse herkesin fark edebileceği kadar bariz olan bu etkinin -bırakın varlıkları tartışılır musiki eleştirmenlerimizi. Ve merhum Memişoğlu’nun naklettiği şu ilginç anekdot da belki tam o günlerde yaşanmıştı: “. zengin müzik geleneği olan.Saray Hatun Camii müezzini Perili Hafız diye maruf Hacı Süleyman. Namaza gelmekte olan Büyük Beyzâde Hacı Ali Efendi’ye yaklaşanlar.. sonunu bekleyelim’ diyerek durup dinlemiş. Mesela radyolarımızda bazen Kaynak’ın bir şarkısı olarak söylenen Bülbülüm Bağ Gezerim adlı eserin anonim bir Elazığ türküsü olduğunu ehli elbet bilir. bu eşsiz güzellikleri bugün hâlâ bizlere yaşatarak bu tür yazıların yazılmasına vesile olan Enver Demirbağ’dan Erkan Oğur’a..1 0 53 . “Benim türküm en çok benim ağzıma yakışır” demektir ki. bugüne kadar Kaynak bestelerinin türkülerimizle ve türkü formuyla olan akrabalığına dair ciddi bir tahlile ben rastlamadım.bugüne kadar ciddi müzik ve sanat çevrelerince dahi fark edilmemiş olmasını nasıl izah etmeli. Müezzinin Elezber denilen yüksek havayı bitirdikten sonra tekrar Naat’a devam ettiğini görünce yanındakilere dönerek. ‘Acele etmeyin. Zülfü Demirtaş’tan Hasan Öztürk’e tüm sanatçı dostları muhabbetle selamlıyorum. Yel Eser Kum Savrulur gibi her biri gerçekten birer türkü klasiği olan eserleri taş plaklara yeni okumaya başladığı yıllardı. Oysa Saadettin Kaynak’ın bestelerindeki türkü etkisi. Sinemde Bir Tutuşmuş. yatı” geleneğimiz dahi olmadığı için bugüne kadar her bestekâr gibi. taklidî olanı ya da kendilerine. ‘Perili Hafız’ın bu yaptığı küfürdür’ diye şekvacı olmuşlar. Zengin tarihi ve kültürel birikimden beslenen köklü musiki geleneğine sahip diğer bazı şehirlerimizde karşılaştığımız bir durum. Fakat Beyzâde Hoca.. Lokman Tasalı’dan Adnan Çilesiz’e.. bir kısım bestelerine sanki bazı Elazığ türkülerinin üsluba çekilmiş hâli ya da bir tür varyantı diyebilirsiniz. Mukayeseli olanından vazgeçtik. hoş görmek gerekir. o da şudur: Elazığlılar kendi türkülerini söyleyen yadırgı’ları kolay kolay beğenmezler ve onlarda mutlaka bir eksiklik veya yanlışlık bulmak eğilimindedirler genellikle. Elazığ hoyratlarının ve Diyarbakır mayalarının yanık nağmelerini hissettikçe istesem de başka türlü düşünemem zaten. Bu kısa yazı çerçevesinde belki daha çok işaret etmekle yetindiğimiz o zengin Harput-Elazığ musiki geleneğini günümüze taşıyan geçmiş ses ve saz ustalarını rahmetle anıyor. belli bir üslup ve tavrın hâkim olduğu güçlü mahallî müziğe sahip hemen her yerde görmek mümkün. Kar mı Yağmış Şu Harput’un Başına. özellikle de Elazığ türkü ve havalarının tesiri öylesine güçlüdür ki. saygıyla karşılanmalıdır. Gerçi “folklor musıkisi”nden istifade eden bir bestekâr olduğuna işaret edenler olmakla beraber. Elazığ musiki meşklerinde sık sık Kaynak’ın bestelerinin yer almasının sebebi de bu akrabalıktan kaynaklanır elbet. henüz doğrudan bir “musiki edebi- Harputlu Hacı Hayri’den Saadettin Kaynak’a ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . İlk bakışta kendini beğenmişlik gibi görünen bu yaklaşımı. ‘Bu vecd hâlidir. Sadettin Kaynak’ın bestelerindeki o bariz ve karakteristik Harput Âhengi’ni. bilmiyorum. Kim Büyüttü Böyle Bîperva Seni. Çünkü Klasik Türk Musikisi geleneğine mensup yirminci asırda yetişmiş en büyük bestekârlarımızdan olan Saadettin Kaynak’ın bestelerinde Harput Musikisinin tesiri çok açık hissedilir. etkilendiği ve etkilediği kaynakların irdelenmediğini biliyoruz. yani otantiğine benzemeyen icrayı hemen dışlarlar.

Türküler nakışım.1 0 54 . bozlak yârenim. Türküyle parıldar cihanda gözüm. Dalgalar oynaşır sineme layık. Bin yıldır çığrılan hoyratlar benim. Türküdür yurdumun asıl sahibi. Türküler mayamdır. Fırat kenarında yüzer bir kayık. türküler süsüm. Gözlerim hicranla dolmayagörsün. görünmez dibi. Tarihe anamın ak sütü gibi. Yüreğim türküyle çevrilmiş ada. Bir nağmeden bir nağmeye akarım. Buram buram türkü kokar nefesim. Türküler. Maya yârim olur. Türkü bir ummandır. Allı turnalara yön verir sesim. Nazlı yâr bağına türkü ekerim. Aşkın çağrısıyım Çayda Çıra’da. Türkülerle Türk mührünü çakarım. Gözyaşı yerine türkü dökerim.” YUSUF DURSUN ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Türküyle çağlardan öte bakarım. Beşikten mezara türkü yakarım. türküler özüm. Değmeyin a dostlar değilim ayık. sazıma verdiğim sözüm: “Türkü bayrağını arşa dikerim.TÜRKÜ BAYRAĞI Bir âşık sazını çalmayagörsün. Mumların şavkıyla erip murada. Elezberde benliğimi görenim. Hüzünlerin doruğuna çıkarım.

heykel. düşlemeleri ve kurgulamaları ile çelişen gerçeklik. “hüzün”. Muğla Üniv. pek çok bireysel ve toplumsal duygu ile beraber “hüzün” de işlenir. mutlak bir “insan gerçekliği”dir. söz ve müziğin birleştiği alan olan türküler. faydacı bir anlayışla en çok sergilendikleri alanlardır. Yani. bireysel ve toplumsal ölçekte bir “arınma” (katharsis/ katarsis)dır. * Yard. her hüzün. Ayrıca. duyguları daha da zengin ifade etme alanıdır. nsanlar. Dr.. hem kelime olarak hem de ezgi olarak. Bu yüzden. Edebiyat. mimari ve müzik gibi güzel sanatlar. türkülerin yüzlerce yıllık geleneksel birikimi ve sosyal psikolojiyi yansıtma özellikleri vardır. “hüzün”e yol açar. Fen-Ed. İ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Fak. resim. Bunlardan ikisinin. toplumsal şifreler de çözülmüş olur Türkülerde. yaşadıkları duyguları değişik yollarla dışa vururlar. dışa vurumun. birey ile reel olgu arasındaki ilişkiyi sağlayan güçlü bir duygu köprüsü olarak. Doç. İşlenen hüzünlerin bir kısmı ayrılık bir kısmı da ölüm merkezlidir. İster ayrılık ister ölüm merkezli olsun.ÜMRAL DEVECİ* Bir insanın beklentileri.1 0 55 . türkülerdeki ortak zihinsel üretimlerin sırrı çözüldüğünde.

Ayrılık türkülerinin tamamında. “acıma ve korku duygularını uyandırıp ruhu tutkulardan temizlemek”tir. “hüzün”e yol açar. “kanadın kırılması. katarsis’in temelinde “acıma” ve “korku” vardır. sağ kalanın da bir gün. ayrıca tüm insanların karşılaşacakları kaçınılmaz bir gerçek olduğundan. gurbet eller. çöl. bir kurgulamanın sonucudur. denilerek gurbet-sıla arasındaki duygu ilişkisi. Metindeki. onun olumlu ve erdemli yanlarının dile getirilmesi. içerik olarak. mut- ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . kişinin içsel yansımasının göstergeleri olurken öbür yandan da ana babaya ezgisel bir göndermedir. hüznün sevince dönüşme olasılığı da olduğundan. katarsis’e büyük bir yer verir. Ona göre trajedinin ödevi. temelinde özlem olması dolayısıyla. “kapının ardı gurbet” diyen bir kültür için. Türkülerde. Bir insanın beklentileri. yanında hasret/özlem duygusunu da taşır. derin izler bırakabilen bir olgudur ve her ayrılık. İnsanlığın karşı karşıya kaldığı ve “hüzün”e yol açan iki “dış olgu” vardır. türküyü söyleyende bir “arınma” yaratarak “hafifleme” sağlar. ana baba etrafında gelişir ve gerek sözler gerekse ezgi. trajediyi işlerken. geçici bir olgu gibi görünse de. bir rastlantı değil. özleyen ve özlenen arasındaki duygusal bağın dile getirildiği ve böylece arınma’nın yaşandığı bir türküdür. Bu türküyü söyleyen kişi. Sözlerin ve ezginin sağladığı biyo-ritm ve fiziksel etki. bir iyimserliğin olması da duygu dengesini sağlayıcı bir unsur olarak göze çarpar.Aristoteles. Yani. o kişilerin iyilikleri ve erdemleri dile getirilerek onlarla sözsel ve ezgisel bir özdeşleşme (identification) sağlanır. Bunlarda. Ölen kişinin ardından söylenen ve genel adı “ağıt” olan türkülerde. Türküyü söyleyen kişi (bilindiği gibi.1 0 56 . Ayrılık. “Yârim İstanbul’u mesken mi tuttun?” dizesiyle başlayan Kayseri türküsü. ölümün yol açtığı hüzün daha derin. Birisi ayrılık. Yani. geçici bir ayrılık olmayıp mutlak bir ayrılık olduğundan. Hüzün yoğunluklu türkü metin ve ezgilerinin ortaya çıkmasına neden olan bir diğer olgu ise ölüm’dür. ağlamak. kıskançlık ve kahır ağırlıklı olmakla beraber. hüzün duygusunu yansıtır. birey ile reel olgu arasındaki ilişkiyi sağlayan güçlü bir duygu köprüsü olarak. diğeri ise ölüm’dür. suje gerçekliği ile reel gerçeklik arasındaki ilişkinin sorgulanmasına yol açar ve bu sorgulama insan ile “dış olgu”lar arasındaki ilişkiyi yeniden belirlemek üzere “ruhsal arınma”yı sağlar. “hüzün”. bu sözcüklerin gerek anlam alanları ve gerekse işlevsel boyutu aracılığıyla hüznünü dile getirmekte ve ruhsal bir arınma yaşamaktadır. mutlak bir “insan gerçekliği”dir. mahzun gönül” sözcükleri. Ölüm. bir yandan. insanı kendisiyle yüzleştirir ve gerçek anlamda kendisiyle yüzleşebilenleri de olumsuzluktan arındırır. Bunun sonucu olarak da ruh sükûnete ererek dinginleşir. Örneğin bir Eğin (Kemaliye) türküsünde. Hüzün. Her hüzün. çoğunlukla ana baba ve sevgiliden ayrılık konusu işlenir ve türkü metinleri. daha etkileyici ve daha kalıcıdır. ayrı düşülen kişilerin belirgin insani özelliklerinin yer aldığı metinlerdir. “sevinç ve mutluluk” gibi en güçlü insanî duygulardan biridir ve insan diyalektiğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Her korku ve her acıma. Bu özdeşleştirme. bunun halk arasındaki terimi “türkü yakmak”tır. diğeri de dinleyen kişilerdir. ölen ile sağ kalanlar arasındaki ortaklıklardan hareketle gerçekleştirilen bir özdeşleştirmedir. düşlemeleri ve kurgulamaları ile çelişen gerçeklik. Ağıt metinlerinde. ölenin hayattayken yaşadıklarının hatırlatılması.). ölenin özelliklerini merkeze alırken iki şeyi göz önünde bulundurur: Birisi ölen kişi.

■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . bu tür türküler. merhamet uygarlıklarıdırlar. toplumsal ahlâka aykırı da olsa aşk yüzünden gerçekleşen bir öldürme. yaralanmış bir toplumsal vicdanın acısı dile getirilerek bir arınma sağlanır. tekrar yaşanan ölüm anının ruhlardaki yarattığı arınma’yı sağlamaktır. temelde bir arınma’dır. toplumla yüzleşmeye yol açarak olumsuzluklardan arınmayı ve ruhun dinginleşmesini sağlar. örneğin genç ölümleri. geride kalanlara olayı yeniden yaşatır ve böylece ölümün acı gerçeği ile duyguları yeniden harekete geçirir. türküyü yakan kişi. lak akıbet olan ölümle karşılaşacağı düşüncesini empoze etmekle beraber. Pencereden daş geldi Ben sandım Mamoş geldi Uyan Mamoş Mamoş uyan Başımıza ne iş geldi dörtlüğüyle başlayan Elazığ türküsünde. kimi zaman da pişmanlığın ifadesi olarak. İkisi de. temelde bir arınma’dır. Anne beni Kırkpınar’da kestiler Cepkenimi saz dalına astılar Anam babam benden umut kestiler Dalgın uykulardan uyan Ahmedim Yağlı kamalara dayan Ahmedim bendiyle başlayan Afyonkarahisar türküsünde. Doğu uygarlıkları. Bununla da. kendisiyle. Hunharca işlenen bir cinayet. beklenti ile gerçek arasında daha yoğunluklu bir gerilime yol açtığı için etkisi daha derin ve kalıcıdır. Beklenmeyen bir ölüm. insanda hüzünlenmeye yol açan iki olgudur.1 0 57 . ölüm olayının gerçekleşme sahnesini tasvir ederek. En olumsuz koşullarda bile toplumsal vicdanı rahatlatan bir haslet olan merhamet. toplumsal vicdanda. âdeta bir “toplumsal özür dileme” ile toplumsal arınma’yı sağlar. söylendiğinde gerek okuyanda ve gerekse dinleyende. duygu yoğunluğu aşk olduğu için. Bazı ağıtlarda. Ezginin de katkısıyla. ölenle sağ kalanlar arasında. Ağıtlarda egemen olan beşerî özellik merhamet’tir. duygudaşlık sağlanarak “ortak kaderi yaşama” paylaşımı sağlanır ve böylece acıya ortak olunarak bir hafifleme ve arınma sağlanmış olur. derin izler bırakır ve bunlarla ilgili söylenen ağıtlar da. Bu da daha derin bir arınmaya yol açacak söylemin oluşmasına sebep olur. toplumsal ahlaka aykırı da olsa. zaman zaman çaresizliğin. ortak yaşanmışlıkların bir daha yaşanamayacağını duyumsatmasıyla da. sanki olay yeniden yaşanır ve yaşatılır. insanın kendisini sorgulaması ve olumsuzluklardan arınması düşüncesini doğurur. Akdağmadeni’nden derlenen “Hastane önünde incir ağacı” türküsünde veya Keskin’den derlenen “Ham meyveyi kopardılar dalından” türküsünde. Doğu uygarlıkları. Bundaki amaç. merhamet uygarlıklarıdırlar. En olumsuz koşullarda bile toplumsal vicdanı rahatlatan bir haslet olan merhamet. ölümün gerçekleşme şekline dair ifadelere yer verilerek. çaresizliğin verdiği bir söylem egemendir ve bu türküleri yakanlar.Ağıtlarda egemen olan beşerî özellik merhamet’tir. insanın kendisiyle yüzleşmesini sağlayarak bir ruh arınma’sına yol açar. metne dönüşürken beraberlerinde hüznü ve merhameti getirirler. çaresizliklerini itiraf ederek bir arınma yaşarlar. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Ayrılık ve ölüm. Ayrıca ağıt metinleri.

”(Özbek 2009) Bu sözler aslında en yalın hâliyle türkünün. üretildikleri-yaratıldıkları toplumla birlikte yaşamış. aşklarını vs.1 0 58 . hakikati olduğu gibi görüp söylemekten çekinmeyen ermişlerin ve cesur kimselerin söylemleridir. iskânları. ‘ustalık’ namını. Gaziantep Ü. Dr. ekonomisini. Türk insanının düşünen. küsen. gülen. * Yard. seven. Türk’ün her şeyini anlattığını anlamak için yeterlidir belki ama biz bu ifadeleri biraz daha dillendirip ayrıntıları ile izaha çalışacağız. Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı Müdürü. çatışmaları ve bu yaşananların toplumsal yaşamlarında bıraktığı izleri anlatan hikâye ve türküleri ile coğrafyadan vatana geçişin ve yurt ile göç edişin Türk kültür tarihi içerisindeki en güzel örneklerinden birini oluşturmuşlardır. Doç. her hâlleriyle toplumlarına benzemişler ve toplumlarını yansıtmışlardır. Çünkü söz konusu ürünler “sözlü kültür ortamının” ürünleri olup kültürün doğal akışı içerisinde. Toplumun tarihsel-kültürel yaşanmışlığının ispatı olan bu malzeme. kişiliği. ağlayan kalbinin içi görülür türkülerde. üyük usta Mehmet Özbek.. Fen-Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi. orada tekrar tekrar üretilerek nesillere mal olmuş pek çok halk kültürü malzemesinde Türk toplumunun tarihsel hikâyesini. Onlar bizim hayat hikâyelerimizdir. tavrı ve aynı zamanda türküler üzerinde yapmış olduğu ilmî çalışmalarıyla da hak etmiştir. görmek mümkündür. sadece türkü icrasıyla değil. göçleri. Tıpkı türküler gibi halkın dimağında yer bulmuş. bir halk hikâyesi.VE SÖZLÜ TARİH İLİŞKİSİ ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER İskân türküleri RUHİ ERSOY* Barak Türkmenleri. coğrafyasını. Onun “Türkülerin Dili” adlı büyük çalışmasının arka kapak sayfasında şu ifadeler yer alır: “Türkülerimiz. Bizi anlatır asırlardır. B ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . soran. savaşlarını. asırların süzgecinden geçmiş bir türkü. acılarını.

yaşam biçiminin. sanatının.” (Thompson 1999:18) Tarih ilmi uzun yüzyıllar ağırlıklı olarak egemenin meşrulaştırılması zemininde. Sosyal yapı içerisindeki her grup. Yönetilen yani halk. Bu gibi durumlarda farklı toplumsal katmanların ve tarafların edebî eserlerinde ve sözlü kültürlerinde tarihî olayların sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesi olaylarla ilgili alternatif bilgi ve belgelerin bulunması mümkündür. Toplumsal sınıflar ve nesiller arasındaki bağlantıyı dolayısıyla anlayışı sağlar. yazılı kaynakların arşivlenmediği dönemlerin tarihi ne olacak sorusu da karşımıza çıkmaktadır. Ortak anlamları ortaya çıkararak tarihçiye ve sıradan insanlara bir zamana ve mekâna aidiyet duygusu kazandırabilir. Türk tarihinde söz konusu bu duruma örnek olarak bir kısım Türk boylarının Osmanlı Devleti döneminde Anadolu’da iskân edilişleri verilebilir.bir efsane. Onlara geçmişi verirken geleceği kurmak için de yol gösterir. ne hissetmiş o da sözel bellekler vasıtasıyla sazı ve sözüyle harmanlayıp türkü yakmıştır. olayları bütün yönleriyle öğrenmeden kavramayız. geçmişi kendi algılayışı ve siyasal hedefleri doğrultusunda takdim edebilirler. siyasi yapıların ya da büyük savaşların kronolojik sıralanmasının tarihini yazmak. Bu hâdiseler resmî kayıtlara yönetenin bakış açısıyla geçmiş ve yöneten açısından haklı sebeplerle iskân edilişler çeşitli belgelere kaydedilmiştir.1 0 59 . Bizim bu günden bakarak bu algılayış biçimlerinden herhangi birisini önceleyip diğerlerini yok sayma durumumuz olamaz. Bu noktada karşımıza “sözlü tarih” kavramı çıkmaktadır ki bu kavram tarihin krokisini çizmektense onun içerisindeki insanın her türlü hikâyesini yakalama iddiasında olan genel yaklaşımın adıdır. ayrıca bu noktada. arşivlenmesi geç döneme denk gelmektedir. iktidarı merkeze alan bir nevi egemenin tarihini anlatacak biçimde düzenleyebilirler. Kişilerin. İnsanlara tarihlerini kendi sözleriyle geri verir. Hayatı tarihin içine sokar.reaya bu konuda ne düşünmüş. Sözlü tarih. Kaldı ki Türk kültürünün-tarihinin yazılı kaynaklarla tanışması. Bütün bunları biz. Oysaki bir tarihsel olayı gerçekleştiren aktörlerin sayısı birden fazladır. ancak o toplumun her türlü kültür malzemesini okuyarak kavrayabiliriz. merkezî figürlerin etrafında kurgulanıp sunulmuştur. estetiğinin varlığı yalnızca resmî arşivlere yansımamıştır. Tarihin bu tarz kayda geçirildiği ortamlarda söz konusu olayların birinci derecedeki kahramanlarının hâdiselerdeki konumu kayıt altına alınmayabilir. Böylece bu üretimlerden tarihî bir kaynak olarak faydalanmak mümkün hâle gelir. Bilgi ve belgeleri. “Kalktı Göç Eyledi”si en meşhur olanıdır ve “ferman padişahın dağlar bizimdir” diyerek iskânı isyana dönüştüren en büyük nida olmuştur: Kalktı göç eyledi Avşar elleri Ağır ağır giden eller bizimdir Arap atlar yakın eder ırağı Yüce dağdan aşan yollar bizimdir Belimizde kılıcımız kirmani Taşı deler mızrağımın temreni Hakkımızda devlet etmiş fermanı Ferman padişahın dağlar bizimdir ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . çoğunluğu oluşturan ve o ana kadar bilinmeyen insanlar arasından seçer. çünkü tarihsel gerçekliği. Kahramanlarını yalnız liderler arasından değil. Siyasal iktidarlar bununla da kalmayıp asayiş kaygısıyla tarihsel olayları ve buna ilişkin belge düzenini kendi yargılarını destekler mahiyette düzenleyebilirler. destan veya destan parçası ya da başka bir sözlü anlatı olabilir. Tarihsel dönemler içerisinde iktidarlar. 2003) Bunlardan Avşar Bozlağı olarak bilinen Dadaloğlu’nun (Görkem 2005). genel anlamda tarih yazıcılığının yalnızca küçük bir parçasıdır. tarihin toplumsal anlamını kökten dönüştürme aracıdır. Söz konusu bu iskân hâdiselerinden kaynaklı icra edilen türler Barak ve Bozlak olarak bilinen türlerin içinde saklı hâdiselerle kendisini göstermektedir. (Mirzaoğlu. Türklerin Türkistan’dan Anadolu’ya göçleri ve Anadolu’da uygulanan iskân politikaları neticesinde muhtelif yer değiştirmeleri söz konusu olmuştur. “Sözlü tarih insanlar tarafından kurulmuş bir tarih türüdür. İşte bu türkülerin dili iskân politikalarının yönetilen tarafından bakış açısını oluşturmuştur. Bir toplumun tarihsel ve kültürel gerçekliğini saptamak. masal. olaylara kendi penceresinden bakar ve kendi gerçeğini ve haklılığını vurgular. Tarihî vesikalar uzun yüzyılların üst üste sıkıştırılmış kroki görüntüleri gibidirler. tarihin kabul edilmiş mitlerini ve baskın yargılarını yeniden değerlendirme. yalnızca tarihî vesikalardan yola çıkarak amacına ulaşamaz. resmî. ilişkilerinin. Ayrıca olaylar farklı toplumsal kesimler tarafından farklı şekillerde algılanır. onu anlamak isteyen bir kimse. Tarihi zaman akışı içerisinde insanın ve onun ürettiklerinin-tükettiklerinin.

iskâna tabi tutuldukları bölgelerde de komşu aşiretlerle uzun çatışmalara girişmişlerdir. yöneten-yönetilen ilişkisini. Baraklar. tarihsel bir olayın (iskân olayı) akışını. Bu zorlu yolculuğun ve göç boyunca yaşanan acı olayların hatırası Türkmenlerin ozanları tarafından nakış nakış işlenmiş ve Barakların yıllar süren göçleri. türkülerine. Tarih boyunca yaşadıkları acıları ve sevinçleri kilimlerine. geride bıraktıkları hatıralarını hâlâ yaşamakta olan zengin bir sözlü anlatı geleneği içinde biriktirmişlerdir. (Ersoy 2003) Daha sonraki dönem içerisinde özellikle Gaziantep’in Nizip ilçesi ile Suriye bölgesindeki oymakların tamamı Barak adını almışlardır. dağ ve mahalle adı olarak da kullanılmaktadır. yani toplumun hayat algılayışını. yüzyıl sonlarında gerek kuraklık gerekse siyasi karışıklıklar nedeniyle Barak Türkmenlerinin huzuru bozulur. Elbeyli Türkmenlerinin yaşadığı bölgenin adı olarak kullanılmıştır. yüzyılda Orta Asya’dan Horasan’a gelerek burada yaşamaya başlamışlardır. Toplumun millî şairi. estetik değerlerini temsil eden kişi tarafından dillendirilen bir türkü. aynı zamanda yaşanan olayların ve şartların resmini çekmiştir. Günümüzde bu adlandırma yöredeki tüm aşiretleri kapsayan bir isme dönüşmüştür ve Gaziantep’in bu bölgesinde yaşayan Oğuz-Türkmen aşiretleri bu genel ad altında anılmaktadır. Gaziantep’in hemen doğusunda Nizip’ten aşağıya Suriye bölgesine kadar uzanan bölgeye de Barak Ovası denilmektedir. Hem göç sırasında karşılaşılan zorluklar hem de daha sonra uygulanan iskân politikaları Barak Türkmenlerinin büyük acılar yaşamalarına sebep olmuş. Barakların Horasan’dan seksen dört bin çadırla göçe başladıklarını öğreniyoruz. ova. daha sonra iskânın türkülerle anlatılma hâdisesini rahatlıkla vesikalarla mukayese edip yöneten-yönetilen bakış açısını ortaya koyabileceğimiz zincir halkası gibi türkülerin mevcut olduğu bir alandır Barak Türkmen vadisi… Bir Türkmen boyu olarak Türk tarihine ışık tutan pek çok tarihî ve edebî kaynakta karşımıza çıkan Barakların.Dadaloğlu’m bir gün kavga kurulur Öter tüfek davlumbazlar vurulur Nice koç yiğitler yere serilir Ölen ölür kalan sağlar bizimdir Bu türküde.1 0 60 . hem Orta Asya’dan Anadolu’ya göç hikâyelerini hem de kültürel hayatlarını söz konusu kaynaklardan ve yaşayan Barak kültüründen tespit etmek mümkündür. yüzyılın sonlarında Horasan’dan başlayan uzun bir göçün ardından Rakka’ya iskâna zorlanmışlardır. Baraklar örmeğinde de aynı refleksi göstermiş ve Baraklar tarihî yolculukları boyunca yaşadıklarını. Öte yandan bizim de üzerine akademik çalışmalarımızla eğildiğimiz Baraklar örneği dikkat çekicidir. Türk’ün binlerce yıllık göç hikâyesinden kendi payına düşeni Barak Türkmenlerinin millî şairi Dedemoğlu aşağıdaki dizelerle dile getirmiştir: Kalktık Horasan’dan eyledik sökün Düşürdüler bizi tozlu yollara Omuzda parlar uzun şifleler Aşırdılar bizi karlı dağlara Bölük bölük oldu yüklendi göçler Atlandı ihtiyar. Bununla birlikte Barak kelimesi Anadolu’nun pek çok yerinde köy. Ancak 16. halk hikâyelerine işleyen Türk boyları. Bu dönemden itibaren Barak kelimesi bir Türkmen boyunun ismi ve bu boyla beraber Beydili. Horasan’dan Orta Anadolu’ya uzun ve bir o kadar da yorucu bir göç başlar. Barak Türkmenleri 15. söz konusu coğrafyayı. bucak. yönetilenin resmî uygulamaları algılayış biçimini. iskân edilen Türk boyunun adını ve yaşam biçimini bulmamız mümkündür. Oğuz boylarından Bayat boyunun Dulkadirli koluna mensup bir Cerid obasıdır ve 17. türkülerin haricinde sistematik olarak bir göç’ün. bu göç sonrasında zorlandıkları iskân ve iskânlar süresince devam eden aşiret çatışmaları büyük bir canlılıkla günümüze kadar ulaşmıştır. Çeşitli sosyal hâdiseler ve aşklar etrafındaki kısa hikâyeleri. Barakların sözlü geleneğinde yaşayan iskân türküleri ve diğer anlatılarından. Bunun üzerine oymak beyleri toplanır ve Anadolu’ya göç kararı alırlar. yayandı gençler Başımıza geldi gördüğüm düşler Düşürdüler bizi gurbet ellere Gehi konduk gehi göçtük yollarda Bilip bilmediğim gurbet ellerde Âlem dağlarında şu daz çöllerde Bizden sonra bir nam kalsın illere Toplandık aşiret geldik Culab’a ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Baraklar göç süresince kendi aralarında.

kalabalık nüfus ve yaşanan acı olaylar şair Dedemoğlu’nun dilinden bize aktarılmıştır. İsmail. Hacettepe Ü. çok giden dere boyu bağ bahçe ayrık otu çoğalır oğullar gurbet elde ne gelen var. Ersoy. takip edilen coğrafya. Çukurova Bozlağı. estetik algılayışını vermenin ötesinde.1999.l Bil.■ Kaynakça Görkem. Görüldüğü üzere bir edebiyat metni. Baraklı Âşık Mahgül ve Repertuvarı. Thompson. İstanbul. çok giden kederli türküler evi yıkılmış duvar. göçleri. Barak Türkmenleri. o toplumun her anlamdaki yaşanmışlığının da resmini çekmektedir. Enst. Özbek. E Yayınları. Barak Türkmenlerinin tarihsel serüvenlerini de takip edebilmekteyiz.Seksendörtbin hane gelmez hesaba Deve koyun çoktur insan kalaba Susuz hayvan inileşir göllere Dedemoğlu der ki aşkın bağından Aşırdılar bizi Yozgat dağından Anadolu Sivas şehri sağından Bu hâlimiz destan olsun dillere Burada Türk halk şiirinin estetik yapısını. HAVADİS postallı bir dağ içinde göç göç olmuş köy garibin gözü yolda ne gelen var. Bu büyük kültür birikimi daha kapsamlı araştırmalarla Türk kültür tarihine ışık tutmaya devam edecektir. Barakların iskân Türkülerinden ve sözlü geleneğinde hareketle yaptığımız geniş anlamda ve kapsayıcı sözlü tarih çalışması kitaplaşma aşamasında olup konuyu her yanıyla izah etme amacı taşımaktadır. Sos. Binboğa Yayınları. Paul. Ank. sembol ve imaj dünyasını görmemizin yanı sıra. 2009. Ötüken Yayınları. Gülay.1 0 61 . Tarihi ve tarihî süreç içerisinde insanı anlama kaygısında olan bir araştırmacının bütün kültür unsurlarına birer tarih vesikası gözüyle bakması gerekmektedir. Ruhi. basılmamış doktora tezi. çatışmaları ve bu yaşananların toplumsal yaşamlarında bıraktığı izleri anlatan hikâye ve türküleri ile coğrafyadan vatana geçişin ve yurt ile göç edişin Türk kültür tarihi içerisindeki en güzel örneklerinden birini oluşturmuşlardır. iskânları. uzak kuş karanlık içre susuz korkulu düş senelerce yaşanan derin acı kimse geçmez ki buradan çıkrık sesi solgun anı göçüyor eski toprak ile göçüyor bir bir MURAT SOYAK ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Şehnaz Layıkel). çok giden KÖR KUYU uzak ağaç. İstanbul 2005. bize ait olduğu toplumun sanat zevkini. Mehmet. Ankara 2003. Geçmişin Sesi (çev. kırık kapı almış yürümüş yalnızlık ne gelen var. Horasan’dan başlayan göçün Anadolu’da iskâna dönüşmesi ve bunun Barak Türkmen toplumundaki yansımaları. Türkülerin Dili. Mirzaoğlu. İstanbul. Yenibilgiler Işığında Dadaloğlu. 2003.

Kars ile Iğdır arasında elma ağacı gördüğümü hatırlamıyorum. bizi Iğdır’a götürmek için bekleyen yarım otobüsü görünce sevindim. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Parasıyla da olsa. ayazlı geceler de kullanılan bir bina… Elmalar duruyor kasada… Sarımsı.. hem de çokça bilinen bir türküye nağme olmuş al elma merak edilmez miydi? İsmail Gaspıralı’nın roman kahramanının Gül Baba’yı araması gibi ben de “al alma”nın peşine düştüm. Nahçıvan’dan Laçin üzeri Bakü’ye oradan da Karabağ’a mı gittim.. önceden söylendiği gibi. Bütün uyanık kalma çabama rağmen arada bir gözlerimin kapanmasına engel olamadım. Arazı mı (Aras Nehri) gördüm. Çadırımsı bir yer içinde masalar var.. Uçak inince artık tamamen uyanmıştım. ‘Amerika’da böyle olurdu’ geçmedi aklımdan. al duvaklı bir gelin miydi? Rüyalarımı pek hatırlamam. galiba kırk beş dakikadır yoldaydık. Yan tarafta da kışlık ve belki de. Gece geç yatıp sabah erken kalkmanın tesiri hâlâ devam ediyordu. Iğdır’a daha ulaşmadan başladım “al alma”yı aramaya. Alma mıydı Iğdır’ın dağını taşını kaplamış “al topuklu beyaz kızlar mıydı” fatihlerin torunlarının şimdilerde bölük bölük bölünmüş diyarından gülümseyen. Öyle ya. İzmir-Kars arasındaki I derin uykuyla geçen yolculuğumda al almayı mı gördüm. Müzikle amatör olarak ilgilenmeme rağmen bu meşhur türküyü bilmiyordum. Her ne kadar sanat müziği olarak adlandırdığımız geçmişin şehirli müziğiyle ilgilensem de. hançeremde nağmelerini eylemeye. yoksa kınalı parmaklı. Ağrı Dağı’nı mı gördüm. ülkemizde de müşteri memnuniyeti adına küçük şeylerin yapılıyor olması kıvandırdı beni. yeşilimsi.AHMET ULUDAĞ ğdır Üniversitesine öğretim üyesi olarak geçme işlemlerim düşüncenin ötesine geçip fiiliyata dökülmeye başladığında.. al almayı görme zamanı… Kars Havaalanı’nda. allı rüyalar gördüm. En azından ‘Avrupa’da şöyle’. bazı dostlar hemen “Iğdır’ın al alması” türküsünün adını andılar. Türküyü öğrenmeye. bilmiyorum. şimdi yine yolu düşünme zamanıydı. türküler konusunda da epeyce bilgi sahibiydim ama herkesin hemen telâffuz ediverdiği “Iğdır’ın al alması” ben de bir türlü sese dönüşemiyordu. türküye.1 0 62 . al almayı bulmaya karar verdim. Acaba benim dalgınlığımdan istifade edip geçivermişler miydi? Aracımız yolda mola verdi.

Azerbaycanlı bir konser… Buralara has tınıları duymak. al elması var. Eski Devlet Hastanesi’nde indim. Dr. bilemiyorum… Birden günlerim mutat bir hâl aldı: Okul.. / Çevresi masmavi. hayallerim… Dağ taş elma ağacı. Kağızman’ın kırmızı beyaz uzun elması gibi… Uzun elmanın da bir türküsü var mı ki? Bütün elmaların türküsü olmasa da türküsü olan yaşayacak. yolculuğumuz başlayalı. Iğdır’a gelinceye kadar merak etmediğim şeylerden biriydi adı. Azerbaycan’ın bir şehri. Yeni bir kurum olmanın bütün sıkıntısı hissedilebiliyordu. Al almayı aramak da mutatlaştı.. Dinlediğimde önceden dinlemiş olduğumu fark ettim. Küçük Ağrı’yı da görmek için şehrin dışına doğru gitmem gerekti. Serdarbulak Geçidi’yle birbirinden ayrılan iki dağın zirvesinin birlikte görüldüğü ilk anda Büyük Ağrı daha bir ihtişamlı duruyor. misafirhane… Arada ufak tefek şeyler de yok değil. Iğdır’a en yakın olanıydı. Belki Bahaeddin Karakoç’un aksine ilk onu görmedim (Iğdır’a inince ilk onu gördüm. Bir arkadaştan rica ettim. Melodisini hatırlayamadığım ‘Al alma türküsü’ sanki beni esir almıştı. Bir de her gün geçtiğim yolumun üzerindeki bir kavşağın orta yerindeki elma heykelciğini inceleyim. satıcılarda golden tipi çoğunlukta. bahçelerinden getirdi. Iğdır’la ilgili bir serhat şehri olduğu ve Doğu’nun Çukurova’sı olarak adlandırıldığı dışında bir şey bilmiyordum.beyazımsı renkleriyle golden çeşidi elmalar… Aaaahh. Araznameli. yer gök al alma değil miydi yoksa?. Aslında benim gördüğüm Büyük Ağrı Dağı’nın üç zirvesinden en yükseği. O anlattı ama benim kafamda yine türküler vardı: “Cevizin yaprağı dal arasında”.1 0 63 . Her ikisi de tamamen görünür hâle gelince daha başına ak düşmemiş olan Küçük Ağrı büyüğünün ihtişamını biraz gölgeliyor. Nihayetinde yol dediğin nedir ki. dedim. Genelağa baktım. Eseri yayına hazırlayan Besim Atalay. Kültür Müdürlüğünün broşüründeki elmanın altında dişler yok gibi belli belirsiz. Hoca elmayı mı anlatmalıydı diye düşündüm bir an… Cevizin uzmanına elma anlattırmak doğru olmazdı. ben bulamasam da. Acaba “elmanın yaprağı dal arasında” desek olur muydu? Hem bu Kayseri türküsünü çığırmayı da biliyordum. burası bazı fakülte ve yüksek okullara tahsis edilmişti. yani bildik bir türküydü. Türkiyeli. Seyit Mehmet Şen Hoca verdi.) ama gördüğüm anda da büyülendim. İki saat olmuş ya da olmamıştı. Ağrı Dağı’nı bütün heybetiyle göğe değmeye ramak kalmış ak pak zirvesiyle görünce büyülendim. bayatili . Törende Nahçıvan Üniversitesi Müzik Topluluğu güzel bir konser verdi. Söylenen o ki. yorgunluğumu almıştı. Lakin al alma türküsüne bir türlü sıra gelmemişti. Yine de Iğdır’a epeyi uzaktayız. ‘fidanı da buralardan’ oldu. yerli mi?’ Cevap. Karabağnameli. Açılış dersini emekli bir Öğretim Üyesi Prof. ilçemizin mahallî çeşitleri vardır. Divanü Lügat-it-Türk’te Oğuz boylarından birinin adı olarak belirtilmektedir. / Mevsimin perçemi takvimde son yaz. Oraya da gitseydim arar gezer miydim al elmaları? Gördüğüm starking benzeri elmalar mı acaba diye düşünüyorum. Iğdır’ın isminin doğrusunun ‘İgdir’ olduğunu ve ‘iğdir’ şeklinde yazılması gerektiğini belirtmektedir. cevizi anlattı. Üzerine türkü yakılan al almayı bir gün gelir bulurum. budur Iğdır’ın al elması. Quba. burası Iğdır. Türkünün aslının “Quba’nın al alması” olduğunu söylediler. Buralar daha Kars sayılır. Öğleden sonra Kültür Merkezi’nde üniversitenin açılış törenine katıldım ayağımın tozuyla. starking gibi bir şey. Ama olsun. elma ağaçlarının yerine her gün yeni binalar yükselse de: Iğdır’ın al alması Yemeye bal alması Yar gelene galdı balam Yaramın sağalması Iğdır’dan alma aldım Yarımı yola saldım Yarim buradan gideli aybalam Ayva kimi sarardım■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . her seferinde. farklılık sayılabilecek. Sıkı sıkı sordum: ‘Bu mu. / Yerle gök arasında bir tek düğüm. çünkü hemen her ilimizin. ölçülü mesafeler… Iğdır’a ulaştık. hakikaten türkü bu şekilde de söyleniyor. Belki de bu bana has bir algı. İstek mi yapsaydım ne: Iğdır’ın al alması… Iğdır. al almalı türküsü var. başı bembeyaz. Onda da starking gibi altta dişler var. tabii elmalıklar kalırsa geriye… Mutlaka Iğdır’a has bir elma çeşidi vardır.

savaşlarda hep müzik yerini almış. sazın ana yapısını bozmadan tür ve sistemlerini geliştirerek sesi. Başkurtlarda halk cırı. Türkçe sözlü âşık müziğine ayinlerde yer vermeyip âşığı tekkelerin dışına itmiş- ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Doç.. İslamiyeti kabulle. şölenlerde. sığır vb. Anadolu’nun yanı sıra Balkan türkülerinin canlılığında sergilenmektedir. Türk halkı Orta Asya’daki sosyal yaşamından kaynaklanan müzikten hiç kopmamış. sazı ve ezgisiyle İslamiyete dayalı Türk müziğini oluşturmuşlardır.1 0 64 . Türkü için Azerbaycan’da mahnı. ozan gibi adlarla anılan kişiler ilk edebî türlerin üretici ve uygulayıcılarıdır. adlarla anılan törenlerle yaygınlaşmış ve topluma mal olmuştur. değişik Türk kavimlerinde aynı şeyi ifade etmek üzere farklı adlarla anılmıştır. kam. ozan gibi sanatçılar müzik eşliğinde oyun türküleri ve şiirler okurken konu olarak kimi zaman efsanevi olayları kimi zaman da dinî ve toplumsal konuları dile getirerek ta başında türküleri şekillendirmişlerdir. Özbeklerde halk koşigi. Türkçe Eğitimi Bölüm Bşk. Kam. Mevleviler. Türk halkının her gittiği yere bu geleneği taşıdığı gerçeği. baksı. Şaman. ayin. Bu edebiyat geleneğinin ürünleri şölen. duygu ve düşünceleri kamçılayıcı görev üstlenmiştir. oyun. münacat. yuğ. Türkler. Y boylarında farklı sözcüklerle ifade edilen türkü kavramının Türk’e özgü anlamına gelen Türkî sözcüğünden türediği görüşü yaygındır. Bu nedenle türküler edebiyatımızın ilk ürünleri sayılmalıdır. Kırgızlarda eldik. devriye vb. Türkü için yapılan bütün tanımlar da bu ortak noktada birleşmektedir. Uygurlarda nahşa gibi sözcükler kullanılmıştır. İslamiyete dayalı Türk müziğinin bünyesinde şiirimiz yeni bir şekle girmiş.MEHMET YARDIMCI* azının bulunmasından önce her ulusta olduğu gibi Türk ulusunda da oldukça güçlü sözlü edebiyat geleneği vardır. tasavvufi türler ortaya çıkmıştır. Şekillenen bu türküler. ilâhi. dinî. halka halka genişleyip çeşitlenen ve yeni biçimlere bürünen müzik zevki hep varlığını korumuştur. tapuğ.Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fak. hikmet. Oyunlarda. Dr. tasavvuf müziğini kuralcı topluluk müziğinin bir kolu olarak almışlar. İlk şiirleri oluşturup kopuz adı verilen sazı devreye sokarak yarattıkları müzikli söyleyişler türkülerimizin ilk biçimlerini oluşturmuştur. Değişik Türk *Yard. Türkmenlerde halk aydımı. düğünlerde. baksı.

şathiye. 1. Âşıklara Alevi ve Bektaşi tarikatları sahip çıkarak edebiyatımızda deme. Malatya türkülerinden Fırat kenarı. bas. dinî duygular ve kahramanlık duygularının ön plana çıkması sonucu da olmaktadır. yaşamın çeşitli durumlarında gurbet türküsü. halkın yaşam savaşının dile ve tele dökülen yansımasıdır. acısı sevdası dillere destan olup dört bir yana yayılmıştır. Ne zaman bir köy türküsü duysak içimiz burkulur.13. Bunların yanı sıra din dışı konulardaki âşık şiiri de güzelleme. gizli sevdalarımıza sırdaş olan türkülere ilgimiz gençlik hatta çocukluk yıllarımızda başlar. ağıt koçaklama adları altında şekillenmiştir. “Bebeğin beşiği çamdan Yuvarlandı düştü damdan” türküsünü. Ankara türkülerinden Misket. yüreğini türkülerle dışa vurmuştur. Kastamonu türkülerinden Sepetçioğlu. hapishane türküsü olup oyar yürekleri. Bunlardan. Yaşamın her aşaması türkülerde en çarpıcı ifadelerle yansır. İzmir türkülerinden İzmir’in kavakları sadece birkaçıdır. yurt sevgisi. Muş türkülerinden Havada bulut yok. türkülerle kalkmış. iş türküsü. Cahit Öztelli. Cahit Öztelli’nin dediği gibi “Beşikten mezara kadar her türlü günlük yaşantı olayları türkü yakılmasına neden olabilir. Türküler genellikle bir olay sonucu doğar. Anadolu’da genç. Kimi türküler de başka yörelerde yakıldığı hâlde ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . bir ananın bebeğinin çamdan yapılmış bir beşikte yitirmesi olayı. Halk Türküleri Evlerinin Önü. “Yürü bre Hızır Paşa Senin de çarkın kırılır” türküsünü. Sivas türkülerinden Kızılırmak. Türkünün doğuşuna neden olan olay kimi zaman gerçek ve yaşanan bir olay olduğu gibi kimi zaman da özlem. aşkları konu alan ve her çeşit şiir biçimiyle. bir süre sonra türküdeki kişisel izler silinip halkın ortak malı olmaktadır. Muğla türkülerinden Ormancı (Çıktım Belen Kahvesine) ve Bodrum Hâkimi. küçük bir çocukla evlendirilen genç kızın olayı. “Kızılırmak nettin allı gelini” türküsünü yaratan olaylardandır. Kızılırmak’ta bir gelinin boğulması olayı. Fatsa türkülerinden Hekimoğlu. bağlamasıyla yoldaş olup sevdalarını. Dertlerimize yoldaş. Boş beşik. Hikâyeleri bilinen pek çok olaylı türkü vardır. “Sabah olur çocuk gider oyuna Oynar oynar taş doldurur koynuna” türküsünü. Anaların beşik ardında ünlediği ninniler.1 0 65 . Âşık Garip. Anadolu halkı türkülerle yatmış. 1315 doğumluların Kurtuluş Savaşı’na gidişleri. kahramanlık günlerinde koçaklama. Silifke türkülerinden Ham çökelek.”[1] Hızır Paşa’nın Pir Sultan’ı zindana attırması olayı. sevinçleri. Türküler. taşlama. doğa sevgisi. Önemli bir olay sonucu duygulanma türküyü yaratır. uzun ya da kırık hava şeklinde söylenen en yaygın halk müziği türü olarak gelişimini sürdürmüştür. İlbeylioğlu gibi halk hikâyelerindeki bazı türküler bunlardandır. Almus türkülerinden Burçak tarlası. Sarı kurdelem. Bolu türkülerinden Halimem. “Hey onbeşli onbeşli Tokat yolları taşlı” türküsünü. İst. Kimi türküler de halk hikâyelerinden ve âşıklardan halka geçmekte. 2. Halkımız türkülerle ağlamış. duvaz gibi yeni türlerin oluşmasına neden olmuşlardır. Acı günlerde ağıt. nice anılar depreşir yüreğimizde. nice dilekleri dile getiren nağmesi kendine özgü sazsız türkülerdir. Bitlis türkülerinden Bitlis’te beş minare. gizli sırlarını telin ucundan seslendirir. s. 1983. Kerem ile Aslı. Türkü ise topluluk içindeki acıları. Kimi zaman esen yelden kimi zaman turnalardan yararlanır sesinin ulaşması için dilediğine. evlenmelerde kına türküsü. nefes. türkülerle gülmüş. Anadolu insanı çocuğunu türkülerle büyütür.lerdir. Nazilli türkülerinden Yörük Ali. Tokat türkülerinden Bağa gel bostana gel ve Minarede taş mı olur. Elazığ türkülerinden Çayda Çıra Yanıyor. nice özlemleri.

Örneğin. Âşığı bilinen kimi türküler de mahlası okunmayınca anonimleşmektedir. Bursa’nın ufak tefek taşları türküsü Bursa türküsü değildir. Kimi türküler de okuyucuların bazı sözcüklerin anlamını bilmeyişi nedeniyle değiştirerek okumaları sonucu gerçek anlamını yitirmektedir: Dert ehli olanlar dergâha gelir Elbette arayan dermanın bulur Sadık der ki kimde ne var kim bilir Geşt ü güzâr ettim elde neler var dörtlüğündeki gezme-tozma anlamındaki geşt ü güzar ettim sözü kimilerince çekti gülizar etti biçiminde okunup anlam yitirilmektedir. Türkü 3. Yine Bursa’da yakılan Cezayir türküsü Cezayir’e bağlanmamalıdır. Gönül gurbet ele varma dizesiyle başlayan Gaziantep türküsü kimi kaynak2. Türkülerin tümünün orijinal kayıtları arşivimizdedir. Oysa bu türküler kim bilir âşığının ne derdinin ne çilesinin ne sevdasının tercümanı olmuş ne yürekten söylenmiş türkülerdir. Kimi türküler de cönklerde Türkü adıyla kayıtlı olup uzun süre söylenmediği için nağmesi unutulduğundan düz bir şiir gibi durmaktadır.olayla ilgili bir yer adı geçmesi nedeniyle o yöreye bağlanmaktadır.[2] Örneğin: El çek tabip el çek yaram üstünden dizesiyle başlayan Tokat türküsü kimi kaynaklarda Emrah kimilerinde de Veli adına kayıtlıdır. Türkü 4. yüzyıl başlarında tutulan bir cönkte 32 adet Zile türküsü bulunmaktadır. Kastamonu’da yakılan Çanakkale içinde vurdular beni türküsü Çanakkale türküsü olmadığı gibi Zile’de yakılan Hey on beşli on beşli türküsü de Tokat türküsü değildir. Bu konuda Halil Atılgan çok önemli saptamalar yapmıştır. Gafil gezme şaşkın bir gün ölürsün dizesiyle başlayan türkü de Kul Himmet Üstadım. Kaynaklarda yer almayan bu türkülerden yer darlığı nedeniyle sadece bazılarının ilk dörtlüklerini kaydediyorum. Türküyü il bazına bağlamak doğru değildir. Pir Sultan Abdal ve Teslim Abdal adına üç değişik kaynakta görülen türkülerdendir. Türkülerin İsyanı. Özel arşivimde bulunan Zile kaynaklı Kirampalı Davulcuoğlu Bin Memet tarafından 19. Bu günün ilçesi yarının ili olmaktadır. larda Sefil Ali kimilerinde Emrah kimilerinde de Karacaoğlan adına kayıtlıdır. Cönklerin tozlu sayfalarında unutulan ve söz yerinde ise nağmelerini arayan türkü sayısı oldukça kabarıktır. “Fırgatlı fırgatlı ne inilersin Allı turnam sinen parelendi mi” biçiminde başlayan Esirî’ye ait bir deyiş son dörtlük söylenmediği için zamanla âşığın adı unutulmuş ve semah havasında okunan anonim bir türkü olarak halka mal olmuştur. Halil Atılgan. 1. Türkünün yakıldığı yer ve o yerdeki olay. Türkü ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Kimi türküler de farklı kaynaklarda değişik kişilere mal edilerek okunmaktadır.1 0 66 . Türkü Ben de şu dünyaya geldim geleli Ağır çiftim döner harmanım mı var Azrail de gelmiş can talep eyler Benim vermemeye fermanım mı var ………… Ben giderim emanetin eyvallah Selvi boylum sen bu elde gal gayrı Terk eyleyip ben bu eli giderim Kara gözlüm kadirimi bil gayrı ………… Dostum beni niçin zarıncıdırsın Verdiğim ikrardan dönen değilim Senden başkasına meyil vermedim Uçup daldan dala konan değilim ………… Kalktı göç eyledi gönül kervanı Göçtün gönül var inile bir zaman Ayrılıkla geçti ömrüm devrânı Düştün gönül var inile bir zaman ■ 2. olayın hikâyesi önemlidir.

Bu gün güçlü olanların yarın kötü duruma düşeceklerini söylemek.LÜTFİ PARLAK nadolu’nun kaç defa mamur. umut… kısaca beşerî olan her şey mısraların içindeki yerini alır. zekâ için kazanılmış bir kabiliyet. Dolayısıyla karışık bir bölgenin ortasında yer alan ve her zaman emniyetsiz olan Anadolu’nun ufukları karardıkça bir yandan fırtına beklerken diğer yandan yoğunlaşan hislere kulak asmak gerekir. ismi ve mazisi unutulan. beldelerin ve şehirlerin de viran olup el değiştireceği açıktır. Türk’ü söyleyen türkülerin ana maddesini oluşturur. söylediklerimizin kısa özeti gibidir: ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . sevdanın. gurbetin. Sadece milletlerin mi? Aşk. elbette kâhinlik değildir. sevda. A Tarih. Ayrıca müzik. komutanların. kaç defa viran olduğu bilinmez ama ölüp de burada yatan. Her canlının ölümü tadacağı gibi şan ve şöhreti dillere destan olan ülkelerin. alışkanlıklar için başvurulan önemli bir kaynaktır.1 0 67 . gençlik. muhabbet bitmiyor hâlâ” Öyle ya! Gençliğin gitmesine karşılık baştaki sevdanın. ikinci kütüğünün türküler olmasına karşılık eğlenme maksadıyla okunsalar bile insanı derinden etkileyen o besteli nağmelerin. Bu sebeple zekâ denen o yüksek idrak gücüyle hisleri idare ederken yanık türkülerin ve acıklı manilerin yolu da açılmış olur. Çünkü büyük milletlerin büyük derdi olur ve onların ekserisi de türkülerde saklanır. Harputlu bir şairin yazıp yüksek sesle okuduğu şu dörtlük. Yaşanan acıların birinci kütüğünün tarih. Huzursuz ruh halini anlatan manzum eserlerdeki şikâyetler. Dolayısıyla Türklerin bu toprakları korumak için çektiği bin senelik çileli hayatın da destanlardan taşıp efsanelerle birleştiği kayıtlardan anlaşılır. bizim ruh haritamız veya üzerinde hayallerimizin can bulduğu duygusal coğrafyamız olduğu gün gibi aşikârdır. takatin bitmesine karşılık içteki muhabbetin bitmemesi insanı. acılarla somutlaşırken ortaya çıkanların başında ağıtlar gelir. insanı hayaller ötesine taşırken duyulan samimi iniltiler de bizim için. İşte onlardan biri: “Şebabet gitti elden başımdan gitmiyor sevda Tükendi takat ü tabım. şikâyeti ve hasreti bol olan bir yola iter ve dolayısıyla müziğe yönlendirir. başımızdan geçenleri yeterince tespit edemediği andan itibaren kalan boşlukları doldurma görevini sanatkârlara bilhassa şairlere bırakır. Dolayısıyla âşıklar ve yosmalar farkından olmasalar da söyledikleri türkülerle bir yandan geçmişte yaşanmış olayların sadık şahitliğini yapmış olurlar. Unutmamak gerekir ki bilincin muhtevasını oluşturan soyutlama kabiliyeti. özlemin ve nihayet hayatımızın bir parçası olan üzerinde yaşadığımız coğrafyanın oluşturduğu önemli bir neticedir. diğer yandan mazideki acıları veya güzellikleri gizli bir lisanla dinleyenlerine hatırlamış olurlar. aşkın. askerlerin ve milletlerin hadsiz hesapsız olduğu bilinir. Çünkü duygular.

bu soruyu. Bu tablonun ağudan tek farkı. Peki. türküleri dolduran kavgalara ve savaşlara sebep olan hatalar nerelerden ve kimlerden kaynaklanıyordu? Puşkin. “Hey on beşli on beşli/Tokat yolları taşlı…” türküsüyle ortaya konan hazin tablo buydu. aynı nispette bir külfeti olacaktır. bir eli Cezayir’de bir eli Hindistan’da olan bir milletin düşmanları. çok daha iyi anlatıyordu garipliklerini. Ancak bu beğenilmeyen sonuca karşılık eski sınırları ilelebet muhafaza eden türkülerimiz yaşadıkça Ortadoğu’nun. İnsanın galipken gaddar. Çünkü o günkü hudutlarımızı koca kavuklu hakanlar çizip. bir ayağı Yemen’de. Dolayısıyla büyük bir tarih oluşturan atalarımızın bu uğurda duygusal yönden neler çektiğini türkülerden öğrenmemiz gerekir. Çünkü böylesi bir ortamda insanı diğer canlılardan ayıran soyutlama gücü. İşte zehir gibi insanın içine yayılan. onsuz olamıyorlardı. Çünkü bir ayağı Kafkaslarda. Çocuğunu ölüme gönderenlerin sevinmesi nasıl düşünülebilirdi? Aslında talihinden ve tarihinden şikâyetçi olan askerlerin hiçbir şey dikkatini çekmiyor ve onları daha ziyade savaş ve ölüm ilgilendiriyordu. Çünkü görmek veya duymak. Onsuz konuşamıyor. Sesi güzel olanlarla müzik aleti çalabilenlerin bir araya gelmesiyle koparılan fırtına. manalandırmak denektir. Bu sebeple 1915’te Elazığ Sultanîsi tamamen askerî ihtiyaçlara ayrıldığından uzun süre mezun verememiş ve son sınıfa geçenlere rütbe takılıp cephelere sevk edilmişti. ruhları kasıp kavurmasına rağmen bedenlere dokunmamasıydı. Ancak söylenenleri duymak.1 0 68 . her zaman alçak bir sesle gelecekten söz eder. yaşananları ve çekilen sıkıntıları o acıklı türkülerden çıkarıp okuyucularla paylaşmak istiyorum. Bu sıkıntılı günlerde oğlunu. Çünkü insan kaynaklarının azlığı nedeniyle on beş yaşını dolduranlar. “Bütün büyük yanlışların altında gurur ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . yavuklusunu… bilinmeyen bir cepheye gönderen insanların moral bulması için türkülere sığınması belki normaldi. sanıldığı kadar kolay değildir. aklın ötesine geçiyor ve her kim olursa.Yara benden yara benden Yalvarın yara benden Sinemde dağ-ı hicran Sağalmaz yara benden Büyük olmanın bedelinin de büyük olacağı noktasından hareketle imparatorluklar kurmuş bir milletin tarihî maceralarının sonu olmayacaktır elbet. hislerdeki yoğunluk nedeniyle acıklı türkülerin içinde buluyordu kendini. Ama okunanların. İşte o eksiği ve ardındaki acizliği hatırlatan şair: “Gitme Yemen’e Yemen’e Yemen sıcak dayanaman Kalk borusu çalınca Sen küçüksün uyanaman” diyerek çocuk yaştaki askerlerin şansını yeriyordu. İşte bu efsanevî hayatı türkülerden öğrenen yeni nesil. mağlupken mazlum olması ve hakkı tanımak yerine tayin etmesi. korkunç savaşlara uzanacaktır. Kafkasların… manevî tapusunun bize ait olacağını da unutmak gerekir. silâhaltına alınıp Yemen’e gönderilmişti. Balkanların. Ama her şeye rağmen hayat devam ediyor ve boynu bükük yetimler gibi oturdukları yerde ağlarken duygularını yanık seslerle anlatmaya çalışıyorlardı. çelik bilekli serdarlar korumuş olsalar da zaman içinde ne kadar değişikliklere uğradığını çok iyi biliyoruz. Yanlış karar vermelerden dolayı talihe ve tarihe duyulan isyanlarını… “Yemen yolu çukurdandır Karavanam bakırdandır Zenginimiz bedel verir Askerimiz fakirdendir” Tarih asla kurumayan bir kaynak olduğu için şartlara göre o. açlıktan karnı sırtına yapışmış ve maneviyatı altüst olmuş dinleyicilere nasıl keyif verebilirdi ki? Bilinmez ama kimsenin keyif çatmaya ihtiyacı da yoktu galiba. Durum böyle olunca ihtilafın sebebi de sonucu da git gide artacak ve ucu. fakirliklerini ve şikâyetlerini. Çünkü o korkunç harp yıllarında Yemen’e gidenlerin ve onları uğurlayanların ruhunu kemiren en büyük derdin açlık ve ölüm olduğu açıktır. türküleri kadar çok olacaktır. tecrübelere kulak asmamasındandır. Şuna inanmak lazım ki her nimetin. moral yerine ayrılığın ateşiyle herkesi dağlayıp perişan ettiği de bilinen bir gerçekti. Bu sebeple geçmişte bir vilayetimiz olan Yemen’le ruhî bağımızı kuran mısralar üzerinde durmak. başından geçenlerle geçmişte yaşananları kıyaslamaktan geri durmayacaktır. ağabeyini. Haliyle mısralar.

Haliyle ya savaşı başlatıyorlardı ya da başlayan savaşı kör inada dönüştürüyorlardı. Çünkü herkesi ferah ferah besleyebilecek durumda olan Allah’ın dünyası. 1905-1918 arasında yaşanan Yemen Savaşının elem verici şikâyetlerini işaret ediyordu. Aksi halde rica ve merhamet dilenmekle ne bir insanın istikbalinin. Dolayısıyla Yemen’de bir kabile şeyhi olan İmam Yahya’ya yenildik ama Çanakkale’de Kocatepe’de. Haliyle aklın sustuğu noktada karar yetkisi duygulara kaldığı için destanlar. Yemen Çöllerini kat eden askerlerimizi ve arkalarındaki Anadolu insanını tarif ediyor. maneviyatı kırılmadıkça o milleti elde tutmanın imkânı yoktur. bizim için işte öylesine bir sonuçtur. kendilerine zafer getirse de bize acıların en büyüğünü yaşatmıştır.vardır” diyerek cevaplıyordu. vermez yemiş Şol Yemen’de can verenler Biri Memet. olup biteni anlayamıyor ve hata üstüne hata yapıyordu. bir hükümdara çok. “Havada bulut yok bu ne dumandır? Mehlede ölüm yok bu ne figandır? Ah o Yemen’dir. Taze güveyilerin bıraktığı taze gelinlerle başı dik erlerin ciğerine saplanan kara hasreti işliyor. Bu uğurda ödediğimiz ağır faturayı da yeni nesil öğrensin diye mısralara emanet ettik. ağıtlar türküler… birbirini kovalamıştır. gülü çimendir Giden gelmiyor acep nedendir?” Bu demektir ki Ziya Gökalp’in altun dediği umuda kavuşmak için dünyanın öteki ucuna gitmek ve bu uğurda kahır çekmek gerekir. diğeri için felakete dönüştürmüştür. Memet’in veya Memiş’in üzerinde öldüğü o koca coğrafyanın haritasını eldeki türkülerden çıkarıyoruz. insanı saadet arabasına bindirebilir. Anadolu’nun dışarıdaki Anadolu coğrafyasının muhayyel haritasını çizip Türkü söyleyen türküleri gözler önüne seriyor…■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Ancak şansın liyakatten yana olduğu düşünülürse bu arabanın devrilmesi ve büyük acıların yaşaması kuvvetle muhtemeldir. “Bir gemiye doldurdular İstanbul’a bildirdiler Sallar gemi döver dalga Gül benzimizi soldurdular” Değerler değişip hak kuvvetin ardından gitme mecburiyetinde kaldığı bir dünyada tesadüfler. Nasıl ki eşya. “Kışlanın ardında bir kırık testi Askerin üstüne sam yeli esti Gelinlik tazeler ümidi kesti.” Dikkat edilirse yukarıdaki dörtlük. sadece zekâ ve akıl nişanesi olarak görmek yerine toplumsal bilincin uyanışı olarak değerlendirmek gerekir. millet olma şuurumuzu bilediği için böylesine türkülerin yaşamasında ve diri tutulmasında yarar vardır. aynı ağacın meyveleridir. Sakarya’da… devleri yenme bahtiyarlığına erişip milli mücadeleyi kazandık. “Tarlada biter kamış Uzar gider. Bu iki özelliğe sahip olan insanlar. İşte imparatorluk hayaliyle gittiğimiz Yemen’de dört yüz senede verdiğimiz beş yüz bin şehidin acıklı hikâyesini. Bu sebeple türküleri sadece sanat ve maharet oyunu. Çünkü bir toplumun ruhu zabt olunmadıkça. İşte İngilizlerin yardımıyla Zeydî İmamların kazandığı Yemen Savaşı. Unutmamak gerekir ki gurur ve cehalet. İşte aşağıdaki dörtlük. iki hükümdara az bulununca kavgaların ve savaşların önü alınamamıştır. biri Memiş” Tarih hiç bir milletin hakkını inkâr etmese de hükümlerin değişmesine sebep olduğu için bir ülkenin saadet telakki ettiği olayı.1 0 69 . Böylece eli kınalı taze gelinlerin uçsuz bucaksız çöllere uğurladığı eşler için söylediği içli ağıtlar da ateş olup canımıza yapışmıştır. ne de bir milletin istiklalinin kurtulduğu görülmüştür. “Mızıka çalındı düğün mü sandın? Al yeşil bayrağı gelin mi sandın? Yemen’e gideni gelir mi sandın? Tez gel ağam tez gel dayanmiram Uyku gaflet basmış uyanamiram Ağam öldüğüne inanamiram” Şunu ilave etmeliyim ki çekilen acıların hatırlatılması. Yemen. maalesef cansız nesnelerden farksızdır. Dolayısıyla düşünmeyi sevmeyen insanlar. kendinde var olan özelliklerden habersizse onlar da kendi duygularından habersizdir.

şiir yazmayı. çaprazları. kardeşliği. vatanı savunmayı öğrendik… 70 nnemin karnındayken dinlemeye başlamışım türküleri. Biz türkülerle millet olmayı. “Sen büyüdün A ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . şakalaşmayı. Ömrübillâh. “Eledim eledim höllük eledim / Aynalı beşikte bebek beledim…” ya da “Bebek beni del’eyledi / Yaktı yaktı kül eyledi…” Kaç defa ninnileri dinleyerek uyumuşum. Ağaçtan yapılmış beşiğim. benim diyebildiğim tek şeydi.MAHİR ADIBEŞ Biz hayatı türkülerden öğrendik. işlemeli ağaçlardandı. kaç defa ağlarken susmuşum.. birliği. sohbet etmeyi.1 0 . Beşiğin başlığına takılı muskanın altında tahtadan şıkırdakları vardı. kaç defa. konuşmayı. hürriyeti öğrendik. “Elma attım yuvarlandı / Gitti beşiğe dayandı…” dedikleri işte benim küçük tahtımdı. Kol kola girip halay çekerek. gülmüşüm. Göğsüne sarılmış meme emerken. vatan kurmayı.. bağlantıları rengârenk boyalı. bir arada yaşamayı öğrendik. tek sesten türkü söyleyerek barışı. o güne kadar içinde benden başkası yatmadı! Bir gün. dili. eğlenmeyi. üfleyerek saçlarımı düzeltir. güvenmeyi. Üç yaşına geldiğimde boyum zor sığıyordu ama ben hâlâ onun içinde yatmak istiyordum. inceden kulağıma fısıldarmış ninnileri. Üstündeki uzantısından. sallanırken ahenkli ağaç sesleri şıkır şıkır duyulurdu. Çoğu zaman ninnilere eşlik ederdi. Ben beşiğin tıkırtılarını bile ninni sanırdım. sallanırken tıkır tıkır sesler çıkarırdı. sevmeyi. iplerden yapılmış renk renk püsküller asılıydı. yarenliği. Dikmeleri. bir olmayı.

Bazen saz çalan âşıklar uğrardı köyümüze. gözümün önünde. ağıt yakarken farklı. Sevdasından dertlenip ölenini duydunuz mu?. kimle postaya attırdıysa bilmiyorum ki -bizim orada bunlar gizli yapılır. “Kar yağar bardan bardan…” ya da “Yılan inceden öter…” diye karşılıklı atışırken bar oynardık.. O zaman benim gönlüm sevgililerin dolaştığı bir sabah vakti olur. O zaman benim gönlüm güllerin açtığı. tabiatla haşir neşir olur. ekonomisini. İnsanlarımız onu zamanla dilinde yoğurarak şekillendir. İçim sızlamıştı. o güzel türkülerimiz. nerede yazıldığı bilinmez. yıldızları “Ay akşamdan ışıktır. O türküyü ilk defa o gün dinlememiştim elbet ama o gün farkına vardım.aslanım!” deyip başkasına verdiler. Kaç gün yer yatağımda uyuyamadım. yaylaları. kuşlara anlatanını… “Nazlı yârdan bana bir haber geldi Eğer doğru ise büktü belimi Dediler nazlı yari yad eller aldı Kadir mevlam nasip eyle ölümü…” Türkü. Ben bu türküleri neden sevdim?. çok uzaklarda ve çok güzel bir şehir. Şam... İçime öylece oturmuştu.1 0 71 . büyük bir hevesle onları dinlerdik.. Bu hep böyle olur sebebini düşünmem. Türküler bazen uzak diyarlara götürür. Gördünüz mü oğlunun başında ağlarken bizden başka ağıt yakan? Bizim gibi sevenini gördünüz mü. geceleri tandır başlarında. Çocukluk yıllarım köyde geçti. cirit oynarken.. içten. oturma odalarında sohbet ederken. kime yazdırdıysa. Bizleri en iyi onlar anlatır. Sanki ilk defa dinliyordum!. Çayırlarda güreşirken. Düğünlerde oyunlar oynanırdı. Selamını turnalar ya da rüzgârla gönderen. anlatacak bir hikâyesi vardır. Aşk türküleri. Kızlar gelin olurken türkülerle evden çıkarılırdı. Onsuz ninnilerin de tadı tuzu yoktu. Her türkünün söylenecek bir sözü. Ne yaşadığımı bilmem ama o hayatı yeni baştan yaşadığımı bilirim. hasretlik çekerken farklı yorumlar.mektup geldi “Ben ağayım ben paşayım diyenler / Kapıları kitlemişler gel hele…” Beni çağırıyordu. Var mı savaşta bizden başka türkülerle eğlenen?. bazen toprakla yoğrulur ve bazen de bir çiçeği anlatır. Köyden gelen arkadaşlar haber getirdi: “Sarardım ben sarardım / Senin için sarardım…” sözlerini.. Aynı türküyü oyun oynarken farklı. adını bile başkalarına söylemeye kıyamadığım. Ne zaman turnaları yükseklerden uçarken görsem türküler gelir aklıma. işte o an gönlüme şöyle düştü: “Ölmeden o yârı görürse gözüm / Koyun kuzu kurban olur o zaman…” Koyun. göllere dalan yeşil ördek gibi dalıp giderim... Ne zaman bir türkü dinlesem.. Askerlik bitene kadar bu türküyü mırıldandım.. Hangi millet askere davul zurna ile gi- derdi ki?. Onlar bu milletin tarihini. acı. dediler. artık dayanamadığını söylüyordu. O hikâyeleri ben yaşamış gibi olurum. türküler söylenirdi. O gün bu gün Şam aklımdan çıkmadı. O türkünün yazıldığı zaman canlanır. acaba babamın orada ne işi vardı?. edebiyatını anlatır. Türküler ne için yakıldığı sesinden anlaşılır. ismimi iğnesiyle oyaladığı mendile sarıp bana göndermiş.. geceyi. Ya benim çektiklerim. “Kışlalar doldu bugün / Doldu boşaldı bugün…” sesi hiç kulaklarımdan gitmiyor. türküler söylenirdi. Köy türküleri dağları..... yaylalar yaylalar…” diye başlar. Derken askerlik çağı geldi.. kuzu gözümde değil. Ninnilerim ağaç beşiğimin gitmesiyle bitti ama hâlâ yalnız kaldığımda mırıldanırım. Bir ay sonra.. Türk’ü anlatır. sevip de derdini türkülerle anlatanını?. Ya sonrası? Orası bir başka! “Yârim gurbet ele gitme / Ya dönülür ya dönülmez…” diye seslendi gözümden sakındığım yeşil gözlüm. Neriman Altındağ Tüfekçi’nin. hırçınlaşıp ağladım. bir türkü mırıldanırım… Türkü dinlerken dikkatimi dağıtan bir şey olsa hırçınlaşırım. firaklı. bütün aklım onda kalmıştı. dertli. “Bebeğin beşiği çamdan / Yuvarlandı düştü damdan / Beybabası gelir Şam’dan…” sözlerinde ilk defa “Şam” ismini duydum. bülbüllerin öttüğü bir bahar bahçesine dönüşür. sevdasını.. Türküler yalnız Türk’ündür. Türk’ü tanımak isteyen türküleri araştırsın. dağılırım. Soğuk kış gecelerinde samanlıklarda kızlı erkekli gruplar türkülerle halaylar çekerdik. “Kar mı yağmış şu Harput’un başına / Kurban olam toprağına taşına…” Türkülerin çoğunun ne sebeple. sosyal yapısını. arzuhâlini çiçeklere. onun bir teli dünyalara değerdi. kenarlarını işleyip. ayı. “Ey gül dalı gül dalı / oldum sana sevdalı…” diye ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .

kopuzun. “Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar…” diye başlar sözlerine. sevda. kırılma.Türküleri şehirliler. İşte suçlu “kader!. yürekten sevilenler yazdı.. kamusumuz. Özler kızımız anasını. yaradan var. “Akşam oldu yakamadım gazımı / Kadir Mevlâ’m böyle yazmış yazımı…” Türküler. bağlamanın tellerinde yazılır. devletliler yazmadı. gurbet türkülerimiz. kardeşini… İşte türküler tarihi böyle yazar. Yerine varır mı varmaz mı bilmem ama bu türküler yüz yılların ötesinden bize çıka gelmişse demek ki yerine ulaşmış mektuplar. Bazısı yamaçlardan akan su sesi bazısı kuş ötüşü gibi gelir kulağımıza. Türkülerimiz. Yunus gönüllü türkülerimiz.” ve “Gitti yârim gurbet elden gelmedi…” derken insanı alıp götürür düşünce dünyasına. hâl anlatmak.. Hafızamıza türkü olarak böyle işlenir. nasıl desin ki “ben sana küstüm?” İşte bu kelimelerle şikâyetini dile getirir. şiirimiz. yeri göğü yardan var…” bazısında ise dua. şikâyet.1 0 72 . “Sevdiğime Pişman Ettin…” diye biterler. kime ne.. hasretlik. Gelin edip gönderince kızı kuş konmaz kervan geçmez yerlere. türküyle başlayıp türküyle biterler. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . çaresizlik vardır. zenginler. serzenişini. Bizim türkülerimiz yaşantımızın bir parçası. Türkülerde tarih. şikâyete sevgili üzülmesin diye yer vermez sözlerinde. özlemiştir uzak kalan sevgilisini. aşk türküleri var bizde. tertemiz. çocuğumuzu büyüklerin yanında kucağımıza alamayız. sazın. “Gönül ah o gönül…” “sebep vay sebep…” “felek sen felek…” hepsinin ucu Yaradan’a uzanır. Acı söylemeye. Dupduru bir Türkçeyle.. Bizimle ötelerden bu yana gelen. edeple söylenen dilimiz. Bazısında meşe dallarını okşayarak fısıldayan rüzgârın sesini duyarsınız. kılavuzumuz. ağalar. “Yaradan var. asker türkülerimiz. Türkülerimiz Yunus dilinden. Toplum geleneği olarak bunlar bizim rahatça dillendiremediğimiz hâller. edebiyatımız türkülerimiz. gücenme var. babasını. “Allı turnam bizim ele varırsan / Şeker söyle kaymak söyle bal söyle…” diyerek göç eden turnalara emanet eder aşk mektubunu. Yunus’ça söylenen.. “Bad-ı saba selam söyle o yâre…” Türkülerimizde çoğu zaman yakarış. Sonunda çaresizce oturup kaderine razı olur. ekinler boynunu eğer türküleri duyunca denizler bir milim kıpırdamadan dinler sonuna kadar. özler geride kalanları. Kolay kolay sevdiğimizi söyleyemeyiz. aczini Mevla’ya nasıl ulaştırsın? Nasıl şikâyet etsin. Koca dünyada bir varmış bir yokmuş. yürekten sevenler. burjuvalar. Rüzgâr durur. bazısında koyun kuzu melemesini. Sonunda da gönül tellerimizin sesi türkü olarak çıkar ortaya. Bütün bunları yüreğimizde saklarız. başlar. Kimseye açamaz derdini. özlem. “Bülbül figan eder güllere karşı / O yâr Benim gülüm değil mi…” derken olaya ne kadar da akıllı yaklaşıyor aşk sarhoşu insanımız. zevkle sefayla türküler yazılmadı. hele o tadına doyum olmayan sevda türkülerimiz… Hepsi hakkında söylenecek o kadar çok söz ve anlatılacak hikâye var ki… Sevda türküleri. “Karlı dağlar karanlığın bastı mı / Kahpe felek ayrılığın vakti mi?. “kader” seni kime şikâyet ede’m?. eşimizin elinden su içemeyiz… Bunları başkasıyla paylaşamayız. ya da ağıt… Askerdeki sevgiliye yazılan mektuplara baktınız mı. Türküleri yüreği yananlar.. Türk’ün tarihi kadar eski.” Nazını. kültürümüz. “Ah bu türküler Türkülerimiz Ana sütü gibi candan Ana sütü gibi temiz…”(Bedri Rahmi Eyüboğ- lu) Türkülerimizde aşk. Türk’ün varlığı kadar gerçek.

şakalaşmayı. Biz hayatı türkülerden öğrendik. vatanı savunmayı öğrendik… Bazı türkülerimizin bir hikâyesi vardır bazısının birden çok… Türkülerimiz arasında birkaç dilde okunanı hatta birkaç millet tarafından sahipleneni vardır. Olur ya. yarenliği. bazen de isyan. yürekten sevilenler yazdı. vatan kurmayı. yatak serip içine girmeyen gelinler. zevkle sefayla türküler yazılmadı. yüreğinin yarısını uzaklara gönderenler yazdı. ağalar. Türküleri yüreği yananlar. Türküleri çaresizler yazdı… “Oğul bu gün düş de gör hayalda gör Yavrum düş de gör Vala yar kadrini bilmeyen bir kötüye düş de gör…” Türküleri şehirliler. Bunun için yakınlarına sıkı sıkı tembihler. yürekten sevenler. diye aklından geçer. hasretlik. hanım hanımcık oturup kalkmalı. cananını.1 0 73 . “Benim sadık yarım kara topraktır…” mısralarında. tek sesten türkü söyleyerek barışı. Tabiattaki seslerden ses alır. Burada söz söyleme bir sanat… Türküleri köylüler. Erzurum türküsü olarak bildiğimiz “Sarı gelin” aynı ezgilerle Azerbaycan ve Ermenistan’da da bulursunuz. gençtir bir ara oyuna dalar da unutur… “Güzeller bezenmiş toya giderler Sizlere emanet yâr oynamasın Ben bülürem reca minnet ederler Yengüllük edip tez oynamasın…” Bu türkü de endişeleri bir söyleme şekli var! Dikkat edilirse söyleyen kırmamak için elinden geldiğince kibar ve karşısındakinin yerine koyuyor kendini “oynamasın” demiyor ama “hafiflik edip tez oynamasın” diyor. dili. bu türküde sınır tanımamış.. eğlenmeyi. bazı hâlleri düşünemez. gidip de dönemeyenleri bekleyenler yazdı. birliği anlatır. savaşları. zenginler. Bizim türkülerimiz bazen çaresizlik. görünen ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . bir arada yaşamayı öğrendik. “Erzurum Çarşı pazar / İçinde bir kız gezer / Ah ninen ölsün / Sarı gelin…” Aşk burada saklanamamış. gurbete gidenler. konuşmayı. türkülerle aydınlandık. Bekleye bekleye gözünün kökü ağaran analar. başkaldırı. Türküleri acı çekenler yazdı. yaşamayı. Oralarda da benzer hikâyeler anlatılır. memleketinden uzakta olanlar yazdı.. dillendirilmiş. Kol kola girip halay çekerek. saygıyı elden bırakmamalı. serzeniş vardır türkülerde. Sarı kıza kıyar mı âşığın hiç. bütün Türk kültürünün sarıp sarmalanarak korunduğu bir arşivdir. sohbet etmeyi.. bir olmayı. hürriyeti öğrendik. Şikâyetlerini.Çoğu zaman öğüt verirken bile kırmamak için yüzüne söylenemez. kasabalılar. Biz türkülerle millet olmayı. Türküleri çaresizler yazdı. “Ah ne yaman zormuş burçak yolması / Burçak tarlasında gelin olması. sevenler. “Sunam sen güzelsin neylersin malı…” Sevdiğine kavuşmanın sözleri yer alır türküde. İçerisinde derin bir aşkın söylenişini saklar. “İpek mendil dane dane / Yudular serdiler güne / Ana Celal’imi yudular / Başucunda döne döne…” Türkülerden öğrendik geçmişimizi.. askerliği. güvenmeyi. burjuvalar. Bu hikâyelerde aynı tarihî dönem yer alır. Tasavvufi bir aşk vardır altında yatan. bize oluşumuzu. görenler maşallah demeli. kardeşliği. ağırbaşlı olmalı. devletliler yazmadı. sevmeyi. Hele yeni gelinse bunlar bizim için çok önemli. Bir kere söylendi mi kalır dillerde. şiir yazmayı. özlemlerini.” Geçmişten haberleri türkülerden aldık. ekip biçmeyi. Bazen soğuktur türkülerimiz insanın içini titretir bazen yağmurda ıslatır bazen de bir kuşun kanatlarında alıp götürür. Türküleri kavuşamayanlar. “nenen ölsün sarı gelin”… Türküler. yüreği yananlar yazdı. dua. birliği. Kulaktan kulağa akıp gelir yılların ötesinden. Hani derler ya “gönül bu engel tanımaz” diye. Türküleri canını. özlem. meydan okumadır ama hepsi edebiyle söylenir “Oy göresim geldi sevdiğim seni…” ya da “Kahpe felek sana net- tim neyledim…” veya “Benden selam olsun Bolu beyine / Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır…” Ağıt. Emrah’ın koşmasındaki gibi: “Tutam yâr elinden tutam / Çıkam dağlara dağlara…” Bu mısralara özellikle değinmek istedim. Büyüklerin yanında hafiflik yapmamalı. Âşık Veysel. Yolun ucu varır Mevlâ’ya Mevlâ’ya… Bizim türkülerimiz duvar yazıları gibidir. Daha yaşı genç. “Sarı gelin” gibi. söyleyemediklerini mısralara yüklediler.

Siz unutur almazsınız sözlüğe bile ama “Teşi bacaklı gelin…” derken ince bacaklı gelininin bacaklarını “teşi”ye (iğ. gül kokulu. birliğin. Yabancı müziklerin bizim milletimizce çalınıp söylenmesine karşı değilim. Kelimeleri o kadar güzel yerleştirir ki mısralar arasına dili oradan öğrenirsiniz. hasret türküleri. Hangi yabancı parça güreşirken.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Türküler. milletin topyekûn ortaya çıkardığı bir ortak kültürdür. onlara türkü yakar “Kırmızı gül demet demet / Sevda değil bir alâmet…” diye mısralar dizilir.” ya da “Anadır arzulara her zaman Karabağ / Danışan dil dodağım tar. Türk milletinin yeryüzünde yıllardır yok olmadan süre gelen sesimiz. Türk’ü anlatır. Ah o türküler. anamızdan emanet. kirman) benzetmeyi unutmaz kaynana. vatanlarını terk etmek zorunda bırakılan. özlem. Dilerim Mevla’m bir daha bu türküleri bize yazdırtmaz. Yalnız onlarda aynı coşkuyu almamız söz konusu olamaz. askere giderken. “Ano yemendir gülü çemendir / Giden gelmiyor acep nedendir…” ya da “Mızıka çalındı düğün mü sandın / Al beyaz bayrağı gelin mi sandın / Yemene gideni gelir mi sandın…” Son zamanlarda Karabağ üzerine yakılan türkülere bakılırsa ne savaşlar bitecek ne de onu sebep bilerek bizim türkü yakmamız. gönül telimizdir türküler. bölünmeye zorlanan. Bir yerde “demet demet” bir yerde “bardan bardan” dizilir kelimeler. sevilmesi ondandır.görüntülerden manalar çıkarır. Bizim türkü hayatımızda önemli yer tutan savaş türkülerimiz de vardır. “Ah Kerkük yüz ak Kerkük / Her zaman yüz ak Kerkük / Bilseydim düşmeseydim / Men senden uzak Kerkük…” ya da “Ana baba yurdumuz / Bilmedi kimse kadrimiz / Unudah öz derdimiz / Yanağ Erbil’e Erbil’e…” Edebiyatımızda Yemen türküleri önemli yer tutar. Sözler oralarda tertemiz türkülerde korunur. kol kola. Bunların çoğu yolcu etme. rüzgâr fısıltılı. Sonunda bütün Türk dünyasına mal olmuştur: “Çırpınırdın Karadeniz / Bakıp Türk’ün bayrağına / Ah ölmeden bir görseydim / Düşebilsem toprağına…” Ve bizim savaş türkülerimiz: “Ordumuz gitti Muş’a dayandı…” ya da “Tıflıdır hastane karşıma karşı / Zalim düşmanların bomba atışı…” ya da “Yandı ciğer canan buna ne çare / Gitti de gelmedi canan buna ne çare…” ya da “Hoş gelişler ola / Mustafa Kemal Paşa…” ve “Seneler seneler kötü seneler / Gide de gelmeye ille bu sene…” diye seferberlik yıllarında yazılan türkülerimiz. zurnanın sesi bizi heyecanlandırır. şehit düşen. savaşların izlerini taşıyan. Bunlarda. “Vatanıma hasret oldum ey güzel Kırım…” ya da “Sivastopol önünde yatan gemiler…” Kerkük türküleri. gönül telimizi titreten türküler. yağmur sesli. Sonunda onları da Türkçeleştirip kendi müziğimize benzetmişiz. Türkülerde herkes kendinden bir parça bulur.. Türkülerde sözlerin önemi yanında onun çıkış amacına göre söylenmesi de önem arz eder. keman Karabağ…” Hele Azerbaycan Türklerinin 1914’te yazdığı Ermenilerin yaptığı katliama karşı bir türküleri vardır ki unutulacak gibi değil. “Tuna nehri akmam diyor / Kenarımı yıkmam diyor…” Kırım türküleri. Dil araştırması yapılırken henüz teknolojiyle kirletilmemiş ücra köylerde araştırma yapmak gerekir.1 0 74 . Türküler. kar beyazı. ya da gazi olan Türklerin yaşadıkları acılar adına başkaldıranların yazdıklarına dikkat çekmek is- tedim. bekleyiş.. düşmez dilimizden yanık bahtlı türküler. Gırnatanın sesi hoşumuza gider. seferberlik türküleri. kuş ötüşlü türkülerimiz… Türküler. toprak kokulu. acı haberler içeren türkülerdir. Kabul görmesi. Kemençenin sesi kanımızı coşturur. düstur. tebessümle karşılanması. varlığın anlatıldığı türküler… Ben bu türküleri neden sevdim?. yol türküleri dinlediğimde dalar giderim uçsuz bucaksız bir âleme… İçimde bir şeyler depreşir de kimseye açamam hâlimi… Türküler hele o sevda türküleri. bize o zamanın içinde bulunduğu durumdan haberler verir. tulumun sesi içimizi kıpır kıpır eder. savaşırken bize heyecan verir? Hâlbuki sazın her teline dokunuşta bizim gönül telimizde bir titreme olur. Davulun. Savaşlar türkülerimizde oldukça derin izler bırakmıştır. soykırıma uğrayan. bir edep.. Günümüzde Türk dünyasında ki vatanları işgal edilen. bizim türkülerimiz. omuz omuza. Daha doğrusu milleti bir arada tutan dil harcımızdır. Balkan türküleri. sabır olduğu da gözden kaçmaz. “Karabağ’da talan var / Meni derde salan var. sürgün edilen. “Kapıları kapattılar yüzüme / Mahpushane gurbete benzemez…” sözleri söylerken çok keyifli bir söyleme beklenemez ama onlarda da bir adap.

form. kulüp. form. Mülki İdareleri birinci dereceden ilgili kurumlar olarak değerlendirebiliriz.SALİH TURHAN Unkapanı kaynaklı icralar var ki. Sanat. tema vb. repertuvar. belirleyici özellikleriyle müzik sanatımız. beste. Ankara Devlet Konservatuarı. mimik. âşık ve ozanların değişik Türk coğrafyalarındaki bir kısım beylik ve hanlıklar himayesinde sanatlarını icra eden hanende ve sazende geleneği ile Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren çeşitli yöntemlerle kayıt altına alınan türküler. jest. konularda gülünecek dahası ağlanacak konumdayız. TRT Kurumu Genel Müdürlüğü. tavır. biçim. halk müziği içerisinde tür. kültür. Söz konusu bu kurumları. Kültür ve Turizm Bakanlığı. sanatçı. sahne kıyafeti. kültürümüz açısından oldukça önemli yer tutmaktadır. hitabet.1 0 75 . genel estetik. üç ana başlık altında toplayabiliyoruz: a) Resmî Kurumlar Bu başlık altında İstanbul Belediye Konservatuarı. beraberinde kendi kurumlarını da oluşturdu. şiir. mikrofon kullanma vb. güfte. Kadim devirlerden beri kam. ir halk edebiyatı nazım türü olan türkü. üslup. üç beş sanatçı dışında gerisi yetmiş iki milyonluk Türkiye adına ‘güruh’ diye nitelenecek türden. çeşitli başlıklarla faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları… c) Özel Şahıslar B 1. Araştırma-Derleme Kurumları ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . şekil. dernek. eser. b) Yarı Resmî Kurumlar Tüzel kişilikleri haiz çeşitli vakıf. baskı.

görüntülü müzik kayıtlarından oluşan ve hatırı sayılır arşivler kuran bir kısım gönüllü insanı da yine bu manada hürmetle anmak gerekiyor. Daha sonra. Ama bu kurumun Sayın Nail Tan’ın Genel Müdürlük döneminin (kongre. İlk kuruluş yıllarındaki adı Millî Folklor Araştırma Dairesi olan bu kurum da değişik dönemlerde türkü konusunda saha araştırması yapmıştır. Yücel Paşmakçı. Türkülerin ezgi ve metinlerini bir arada tespit etmek için derleme ekipleri oluşturulur. İfade edilen. derleyici. Bu bölümde ismini zikredebileceğimiz ve kendi adına özel araştırma-derleme çalışması yapanlardan ilk akla gelenler ise şunlardır: Nida Tüfekçi (merhum). sanatçı. sesli. halk bilimci… Araştırma Kurumlarına Dair Değerlendirme Türkülerin derlenip toplanmasına ilişkin ilk kapsamlı çalışma 1926 yılında başlamak üzere İstanbul Belediye Konservatuarınca yapılır. Şemsettin Taşbilek. Ankara Devlet Konservatuarınca 1936’dan 1950’li yıllara kadar yapılan derlemeler var ki. Sabri Uysal. Sivaslı Kubilay Dökmetaş. Yücel Paşmakçı. resmî araştırma ve derleme çalışmaları yapmıştır. Özellikle 1932-1952 yılları arasında faaliyet gösteren Halkevlerinin bu anlamda önemli hizmetleri olmuştur. Mansur Kaymak. Ahmet Yamacı. Salih Urhan. bir nüshası da TRT Kurumu Müzik Dairesi Arşivinde bulunmaktadır. Yukarıda zikredilen resmî ve yarı resmî kurumlara paralel bu işi kendisine şiar edinmiş ya da hobi olarak kendi adına araştırma. Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma Eğitim Genel Müdürlüğü Arşivinde. araştırma. Ahmet Turan Şan. halk edebiyatçı. Bu rivayetlerin tümü değilse de bir kısmı doğrudur. araştırmacı. Abuzer Akbıyık. yaklaşık on bin ezgi ile ilgili rivayetler yıllardan beri dolaşıp duruyor. Örnek. Hüseyin Yaltırık. bugün orijinal kayıtları Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı Arşivinde olup diğer iki kopyasından biri Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma Eğitim Genel Müdürlüğü Arşivinde. Salih Turhan. genç sanatçı Gürsoy Babaoğlu. Musa Eroğlu. Orhan Gazi Yılmaz. Hamit Çine. Söz konusu bu arşiv malzemesinin bir kısmı -yaklaşık dört bin sözlü sözsüz ezgilik kısmıgünümüze kadarki dönemde hizmete sunulmuştur. ses kayıt aletleri ile birlikte Türkiye’nin değişik bölgelerinde derleme çalışmaları gerçekleştirilir. derleme çalışmalarını nitelik ve nicelikleri tartışılıyor olsa da dikkate almak durumundayız. yayın vb. Süleyman Şenel. Bazı valilikler kendi illeri ile ilgili özel araştırma derleme çalışmalarına ortam hazırlamaktadırlar. kulüp gibi tüzel kişilikleri haiz kurumlarca. Kurum ve şahısların istifadesi noktasında koyu taassubî bir engel söz konusudur. Nihat Kaya. Ayrıca TRT Kurumu da kendi icralarında kullanılmak üzere. musikişinas. kurultay. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Muammer Uludemur (merhum). TRT Kurumu Nida Tüfekçi. Sivaslı Rıfat Kaya. kariyer ya da hizmete yönelik araştırma.1 0 76 . dernek. çıkartılamadı. Derlenen bu malzeme yeterince gün ışığına çıkmadı. Erkan Sürmen. Kendi bünyesindeki personelle de malzemeyi hizmete sunmayı beceremediğinden cahilane bir yaklaşımla malzemenin üzerine oturup çocuksu bir hazla iftihar etmektedir. TRT Kurumuna gelince. vakıf. Soner Özbilen. İhsan Öztürk. Konservatuar kadar olmasa da ona benzer bürokratik ve maddi formalitelerden dolayı ilgililer istifade etmekten imtina ediyorlar.Türkü konusuna ilgi duyan her seviyedeki mahallî sanatçı. Durmuş Yazıcıoğlu (merhum). Bu ezgiler o zamanın imkânları ile sade şekilde de olsa notaya alınarak yedisi eski Arap alfabesi ile olmak üzere toplam on dört fasikül / kitap hâlinde yayımlanır. Şöyle ki. Adıyamanlı Mehmet İmir. Doğan Kaya. Talip Özkan. Mehmet Özbek. Uğur Kaya. Yaşar Doruk. Rüstem Avcı. Mehmet Özbek ve şu an aynı makamda (Müzik Dairesi Merkez Halk Müziği ve Oyunları Şube Müdürlüğü) bulunan Altan Demirel dönemlerinde bu arşiv malzemesinden nispeten istifade ile bir kısım ezgiler notaya aktarılarak hizmete sunulmuştur. çalışmalar ile) verimli geçtiğini belirtmek gerekir. merhum Muzaffer Sarısözen’den sonra Konservatuar Arşivinden çok küçük araştırma istisnaları dışında.istifade edilmediği gibi eldeki malzemenin ne tasnifi yapılmış ne de ileride kullanılmak üzere yeni teknolojik ortamlara aktarılmıştır. Şanlıurfalı Halil Binbaşıoğlu. Yarı resmî kurumlar diye nitelendirilen üniversite. sempozyum. İsmet Egeli. derleme yapan.

Oktay Öztürk. Henüz oradan mezun olan bir virtüöze rastlamadık. Devlet üniversiteleri bünyesinde bulunan bu okullarda istisnaların dışında çoğunlukla Türk müziğinden bîhaber öğretmenlerin yetiştiği belli. Hatta bazı üniversitelerde. Kadro. Süleyman Yıldız. Bu anlamda Bursa. e) Güzel Sanatlar Liseleri Türkiye’de geç kalınmış bir uygulama olarak yaklaşık on yıl önce kurulan Güzel Sanatlar Liseleri. Bu iddianın somut göstergesi. hem konservatuar hem de müzik eğitim fakültesi var. Bülent Aslan. eğitim-öğretim yöntemi vb. sınav yöntemi. c) Müzik Eğitimi Fakülteleri Müzik öğretmeni yetiştirmek üzere kurulan bu bölümlerin atası 1926 yılında kurulan “Musiki Muallim Mektebi” bugünkü banisi Gazi Üniversitesi Müzik Eğitim Fakültesidir. Adana. müfredat. eğitim-öğretim ve icra konularında birçok başarıya imza atmıştır. Bilindiği üzere konservatuarların birinci görevi sanatçı-icracı yetiştirmektir. Mehmet Öcal. derleme. Sincan Belediye Konservatuarlarının mütevazı hizmetlerini bu çerçevede zikretmek gerekir. zamanla göreceğiz. Samsun. Özellikle 1976 yılına kadar Türk müziği (THMTSM) sahasında eğitim veren konservatuarların olmayışı yarı zamanlı statüde eğitim veren Belediye Konservatuarlarının doğmasına sebep olmuştur. Türk müziğinin (THM ve TSM) araştırma. Mezun olup da çok iyi durumda olanlar incelendiğinde ise başarının okuldan değil. henüz emekleme dönemindedirler. 2009-2010 döneminden itibaren de sporun da eklenmesi ile üçlü bir statü yüklenmiştir. Murat Karabulut. f) Belediye Konservatuarları Türkiye’deki atası Osmanlı dönemine ait olan Darül Elhan ve Cumhuriyet döneminde uzun yıllar İstanbul Belediye Konservatuarı olarak hizmet veren kurum. Hem nicelik hem nitelik açısından koca Türkiye’yi utandıracak cinstendirler. Sümer Ezgü. Kayseri ve tarafımdan kurulan Ankara-Etimesgut. a) Devlet Konservatuvarları Bugün için Türkiye’de devlet ve vakıf üniversitesi olmak üzere yaklaşık 130 üniversitenin 40’ınına yakınında ya konservatuar ya müzik eğitim fakültesi ya da güzel sanatlar fakültesi mevcut. b) Özel Konservatuvarlar Örneğini İstanbul’da Müjdat Gezen Okulu olarak bildiğimiz konservatuarın disiplinli bir kurs olduğunu gıyabi olarak duyuyoruz. Havva Karakaş. Eğitim Kurumları ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . d) Güzel Sanatlar Fakülteleri İçerisinde fonetik ve plastik sanatları barındıran bu eğitim kurumlarının da henüz ne yaptıkları ülkenin kültür ve sanatına ne gibi müspet neticeleri olduğu anlaşılmış değildir. Dünyada bir iki ülkede uygulaması olan sanatla sporun aynı çatı altında eğitiminin yapılması nasıl bir sonuç verecek. konular da hak getire. aynı statü ve aynı amaç doğrultusunda kurulan Devlet Konservatuarlarının her biri ayrı telden çalıyor.1 0 77 . Keçiören. İbrahim Can. g) Halk Eğitim Merkezleri İl Millî Eğitim Müdürlüklerine bağlı faaliyet gösteren Halk Eğitim Merkezlerinin çeşitli branşlardaki vermiş olduğu müzik kurslarını eğitim 2. özel yetenekten kaynaklandığını anlıyoruz. Ülke genelindeki sayıları 60 civarında bulunan bu okullar. resim ve müzik dalında eğitim-öğretim yapmaktadır. Mezunlarının birçoğu ne bir enstrümanı iyi derecede çalabiliyor ne şarkı türkü söyleyebiliyor ne de teorik bilgilerden haberdarlar. liseyi bitiren yüz binlerce genç ne doğru dürüst bir gam yapabiliyor ne İstiklal Marşı’nı düzgün bir sesle okuyor ne de memleketine ait bir türküyü söyleyebiliyor. Hale Gür.TRT ve özel kanallarda son yıllarda yapılan en fazla üç beş TV yarışması hariç hepsi saçma sapan pespaye icralardan ibarettir. Tanju Ozan. Genel olarak. Bunu üniversite özel yetenek sınavlarındaki mezunlarının porte ile portrenin ayrı kavramlar olduğunu bilmeyişlerinden anlıyoruz.

ilki Ankara’da. Şanlıurfa. Süreyya Davulcuoğlu. Dernek. Kuruluş bünyesinde icraya yönelik koro. Dernek. Yavuz Top. eğitici. her kuruluş. Kulüp. Reyting telaşına kapılıp kamu yayıncısı olduğunu unutan her yönden özel radyo. Eğitim konusunda her kurum. yarı resmî. 1985 yılında. bunun yanında kısmen de olsa verilen teorik bilgilerle eğitime katkı sağladıkları düşünülebilir. Musa Eroğlu. enstrümanların kullanıldığı halk müziği icrasına yönelik faaliyetler söz konusudur. Kurum. Temeli. Canan Başkaya. Bu topluluklar içerisine dışarıda bu alanda temayüz etmiş sanatçılardan bir kısmı da solist sanatçısı ile dâhil edildi. h) Vakıf. İzmir ve Erzurum radyoları bünyesindeki topluluklar izlemiştir. Muzaffer Sarısözen’in 1941 yılında oluşturduğu “Yurttan Sesler Topluluğu”dur. TV ve icralara özenmeye başlandı ve bugünkü noktaya gelindi. her eğitici belge / diploma verdiği. Eğitim Kurumlarına Dair Değerlendirme Bu alanda hizmet veren. Eğer bunlar yoksa. i) Resmî ve Özel Müzik Kursları Millî Eğitim Bakanlığının ilgili yönetmeliğince kurs programı uygulayıp sınavlarını buna göre yapan kurumlar ile tamamen özel müzik kurslarını bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Devamında Sivas. topluluk. Belkis Akkale. Bir Başka Müzik Topluluğu. her seviyedeki resmî. Türkü ile ilgili ilk resmî icra kurumu. özel kurum. Halk Eğitim Merkezi. Kurum / Kuruluş Bu kurumlar daha ziyade bünyesinde bulundurdukları çeşitli düzeydeki topluluk ve korolarla repertuvar ve konsere yönelik çalışma yaparlar. İcra Kurumları ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Ankara. Recep Kaymak. Mehmet Özbek yönetiminde Kültür ve Turizm Bakanlığı Ankara Devlet Türk Halk Müziği Korosu kuruldu. Ayrıca bu alanda kendisini bulunduğu kültür sanat ortamında hoca konumunda gören binlercesi de bu konuda kendi meşrebince icraya yönelik katkı sağlamaktadır. Bu kurslar daha ziyade Güzel Sanatlar Liselerine. kişilerin zamanını ve parasını boşu boşuna heba etmemelidir. Ancak. ses. İzmir ve diğer birçok şehir ve ilçede Valilik. ayrıca sanatçılarının kurum dışı icralarına izin verilmediğinden dolayı fonksiyonunu yitirdi. Şeref Taşlıova. Ankara Radyosunu müteakiben İstanbul. Bu resmî kurumlara paralel olmak üzere İstanbul. O tarihlerden biraz önce devreye girmiş olan özel TV ve radyolar karşısında daha ziyade sunum ve tema konusunda refleks geliştirmediğinden. Ankara ve İzmir’de Türk Dünyası Müzik Topluluğu ile Kırşehir ve Kırıkkale’de diğerlerinden farklı (4B) resmi statülü 15’er kişilik küçük müzik toplulukları kuruldu. Hem nicelik hem nitelik açısından koca Türkiye’yi utandıracak cinstendirler. Sadi Yaver Ataman tarafından atılan hatta Muzaffer Sarısözen’in Yurttan Sesler Topluluğu’ndan önce kurulan ve daha sonra oğlu Adnan Ataman tarafından devam ettirilen İstanbul Belediye Konservatuarı icra heyetidir. TRT ve özel kanallarda son yıllarda yapılan en fazla üç beş TV yarışması hariç hepsi saçma sapan pespaye icralardan ibarettir. Bunlar. Bedri Ayseli. çeşitli müzik okullarına ön hazırlık ya da hobi düzeyindeki hizmetlere yöneliktir. kuruluş ve özel kişilerin iyi niyetinden şüphe duymak yanlış olur.1 0 78 . İzzet Altınmeşe. İcra Kurumları ve İcraya Dair Değerlendirme TRT Kurumu. Yine TRT Kurumu bünyesinde kaşeli (program başı ücret ödenmesi) olmak üzere Çukurova ve Kars Radyosu bünyelerinde de bir dönem mahallî sanatçılarla programlar üretilmiştir. Kâmil Sönmez. İstanbul’da Halk Müziği Topluluğu.adına değerlendirmek mümkün. kuruluşundan 90’lı yıllara kadar başarılı biçimde misyonunu devam ettirdi denilebilir. Vakıf. yetiştirdiği başarılı öğrencileri ile kendi başarı düzeyini ölçebilir. 1985 yılında siyasi otoritenin tasarrufu 3. Amaç ve hedefi belli olmayan hiçbir işin de başarıya ulaşması mümkün değildir. Murat Çobanoğlu (merhum). Belediye. Halk müziği adına önemli hizmetleri olan Kurumun teknik kadrosu bugün çok eksik durumdadır. istisnalar hariç birçoğunun amacı ve hedefi belli değil. merhum Sarısözen’le başlayan “Yurttan Sesler Topluluğu”.

sunucunun. “Kal’anun ……. “semah” okurken kalçasıyla. “Sayın ………. hobi seviyesinde birçok insanın düzeyinde olmasına karşın sırf siyasi. “Benim sesim senden daha tiz. okuduğu şarkının. projeler yapmak durumundadırlar. Bunun dışında bu koro ve topluluklar sıradan festival. şenliklerle avunmaktadırlar. belirli konularda saygınlığı olan yetmiş iki milyonluk Türkiye’nin müzik kurumları ile ilgili araştırma. mimik. kendisini ülkenin bir numaralı sanatçısı sayıp da sıradan konuklarına. repertuvar.” İlmi(!) cevabını veren sanatçı… Irak-Türkmen şivesiyle “Kalenin-Kal’anın dibinde bir taş olaydım” yerine. jest. papyon. eğitim. “Maalesef. cehaletini şekille salamaya çalışarak küpe. beste. çok daha düzeyli. Mehmet Özbek yönetimindeki Ankara Devlet Türk Halk Müziği Korosunun ilk on yılını başarılı sayabiliyoruz (1986-1996). Azerbaycan’ı. “Dardayım ben dardayım / Dört duvar arasındayım (Hapishane)” türküsünü hareketli final eseri seçip konuk sanatçıları ile birlikte stüdyo konuklarına göbek attıranlar. Sanat. Şayet yapamıyorlarsa bunun adı bilgisizlik ve beceriksizliktir. fiziki. kültür. Bunlar. top sakal. ideolojik çevrelerce sahiplenilen bir şekilde yazılı ve görsel iletişim araçları ile kof şöhret konumunda olanlar.■ Sonuç ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . iki kelimeyi bir araya getiremeyip de TV. sahnede derviş selamı verenler.” diye diapozon denemeleri ile ses yarışına girenler. akli dengesini yitirmiş meczuplar gibi duygulu icra adına garip hareketler yapanlar. topu taca atamazlar. paralı göstermelik fanatikleri etrafında bulunduranlar. kot pantolonla halkın huzuruna çıkanlar. Buna rağmen netice alınamıyorsa her türlü bürokratik ve özel menfaate yönelik gereksiz dirençler bertaraf edilerek. yirmi. aha kelimelerinin konmasının gerekliliğini zanneden zavallılar. Kerkük türküsü okuduğunu zanneden ya da her Kerkük türküsü arasına mecburmuş gibi vay vay. form.1 0 79 . güfte. mikrofonu koltuğunun dibine koyanlar. TV’de dört düğme açıp göğsünün kıllarını gösterenler. sahne kıyafeti. mikrofon kullanma vb. halkın saf duygularını suiistimal etmek üzere zoraki hayranlık uyandırmak için koruma. radyo programı sunan türkücüler kompleksinden ya da yetersizliğinden dolayı kendilerinden daha yeteneksizleri konuk olarak çağırıp ezmeye çalışanlar. Devletin bütçesinden sağlamış oldukları mali. şiir. Gerek kuruluşunda gerekse daha sonraki yıllarda siyasi ve özel tavassutlarla alınan sanatçıların istisnasız yarısı yetersiz olduğu için geleceği de karanlıktır. sanatçı. üç beş sanatçı dışında gerisi yetmiş iki milyonluk Türkiye adına ‘güruh’ diye nitelenecek türden. Devlet. sahnede. eğitim ve icra! Dünyada birçok ülkede ölü olan halk müziğine karşın ülkemizde her yönüyle çok zengin ve renkli bir konuma sahip türkü kültürü etrafında oluşmuş kurumlar ve bununla iştigal eden şahıslar oturup düşünmeli ve de refleks geliştirmeli. “Sigara içiyor musunuz?” sorusuna. birilerinin dostu postu (kadınlar için geçerli) konumunda olan zavallılar vb… İşte her şeye rağmen. bin voltluk elektrik çarpmış gibi titreyenler. yirmi beş yaşında olup da ‘iki yüz bestesi olduğunu söyleyenler. şimdi okuyacağınız Tatyan’ın ne demek olduğunu seyircilerimizden merak edenler için açıklar mısınız?” Cevap. baba. genel estetik.” diyerek. icra kurumlarına. elleriyle ritm. teknik imkânlarla Türkiye’ye yakışır işler. Ülkemizdeki tüm araştırma. üslup. alkış tutturan bayan solistler. menajer. Konunun esas muhatapları bellidir. tavır. sağladığı imkân nispetinde bu kişi ve kurumlardan hesap sormalıdır.doğrultusunda sanat faaliyetlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde toplanmasına karar verilmiş olmalı ki devlet koroları ve toplulukları şeklinde bu çatı altında yaklaşık 250 sanatçı hâlen icrayı sanat yapmaktadır. eser. hitabet. içmiyorum. konularda gülünecek dahası ağlanacak konumdayız. “Şimdi okuyacağım türkü bir Tatyan’dır. sözüm ona. çok daha ekonomik olacak özel sanat projelerini destekleme yolu denenmelidir.” diyen sanatçılar! Sunucunun programını sunduğu sanatçının sıradaki türküsünün bir “Tatyan Havası” olduğunu anons ediyor ve okuyacak sanatçıya soruyor. Sanatçı diye takdim edilenlere dair kritik yapacak olursak. Tüm bunların yanında Unkapanı kaynaklı icralar var ki. yorum adı altında cahilce karakteristik ezgi kalıpları ile oynayanlar. normalde sesi olmadığı hâlde teknoloji gölgesine sığınan zavallılar. türkünün ezgi ve temasından haberdar olmayan zavallılar. Özbekistan’ı hatta Türkmenistan’ı örnek almalarını öneriyorum.

altuni küt saçları bir bir işlenmişti genlerime. Yine böylesi yağmurlu bir havada. İlk göz ağrısı. Tepeden tırnağa zangır zangır titriyorum. dün gibi hatırımda. Siyah. Şaka değil. göz sağrısı derler. Bulutlar ağlamaklı. sersem ve andavalca dolandım durdum. müthiş vurulmuştum. çocuk gibi hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyorum. Aklını pazara çıkaran avare gibi. Gitmelere alışık değilim ben. rüyama misafir ettim. Aşk kokuyordu hava. İçim içim. İlk tanıştığımız gün. Korkuyorum. rüya diyerekten kapıyorum gözlerimi. Lodos hırçın mı hırçın. titreyen bacaklarıma.Hicran manifestosu OSMAN KOCA idiyor Müzeyyen. Toplamış pılını pırtını. Kapüşonunu geçirip atkısını doluyor boynuna. içimi kasıp kavuran gelgit düşüncelerin tazyiki altında enikonu bunalıyorum. çivit gözleri. sırılsıklam oldum. Gitme demek geçiyor içimden. Akça pakça yüzü. Çöken avurtlarıma.1 0 80 . Ayaklarına kapanıp yalvarmak ve boğazımı patlatırcasına seni seviyorum diye haykırmak. Ne ki bi şeyler düğümleniyor içimde. Ne hazırı! Onsuz yapamam. Az uz. Kaynağını bilmesem de içimde sökün eden duyguların tahakkümü altında tuhaf olmuştum. Kapıdan çıktı mı nefes almak bana haram. Dile kolay altı yıldır beraberiz. evine kadar onu niçin takip ettiğimi bilmeksizin tam iki saati yollarda kat ettim. Ne çok sevdim hem. Sırtımı dönüyorum. Bir bebek gibi. aksine fena. Dokunsalar devrilecek kadarım. Giderse. Göğsü hızla çarpıyor. simsiyah kokuyor nefesim. narçiçeği yanaklarıma aldırış etmeden o gece hep onu düşündüm. masada duran romanı okuyor. Hazır değilim. Hele hele Müzeyyen’siz asla yaşayamam. sırım sırım aşk. Bir bakışta vurulmuştum. allak bullak kafam. Martılar yatsıya çekilmiş. G ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . öyle böyle değil. Genzimi yakan. Duygularım hercai. Eşikte bekliyor beni. özkıyım kaçınılmaz. Islandım. Ağır havası dehlizin. -Gidiyor musun gerçekten? Dönmeyecek misin bi daha? Katran yüklü gece. Bunu o da biliyor. Nasıl indiğimi. neon lambalarının titrek ve kesik karaltısında Üsküdar’dan geliyordum. Müzeyyen en arka koltukta. Çok sevdim onu. Sular kabarıp taşmakta. peşi sıra otobüse neden bindiğimi. Şaka olsun için.

Koş Lola Koş’u izlemiş ve Lola’ya inat afacan çocuklar gibi sinemadan eve kadar hiç mola vermeden koşmuştuk. Hiçbir şey olmamış gibi. hiçbir şey yaşamamışız gibi böyle sorgusuz-sualsiz gitmeyeceksin di mi? Az-biraz oyalan bari. lütfen… Lütfen Müzeyyen… Yüreğim kan ağlasa da belli etmeyeceğim. çaylarımızı içişmenin heyecanıyla nasıl da coşup taşmıştık. Karşılıklı kanepelere uzanıp saatlerce evet saatlerce gözlerimizle konuştuyduk. kendime paşaçayı hazırladıydım. Düştüğümü görsün istemiyorum. Hüzünbaz yanlarımı beraberinde götürecek. Uzanmalıyım göğe. Ve ben kahrolunmuşluğun iflah tanımaz sınırlarında bir berduş. O çok sevdiğimiz dönülmez akşamın ufkunu seyre dalacağız ve ben kan tüküreceğim asfalta. terk edip gidersen… -Oğuz. Hatırlıyor musun? Sinemadan döndüydük. Ve biz sanki aşkı içişir gibi. Eriyorduk. -Müzeyyen. ulaşılamaz sevgilim oluverdi. Şafakla gireceksin ruhuma. Beni bırakıp. evet ben. Bi koşu gidiveririm mutfağa. Bazı bazı geleceksin başıma. Ellerim değmese de gözlerim yapışmalı yakana. sana o çok sevdiğin adaçayını hazırlarım bi solukta. Biliyorum birazdan gideceksin ve fakat gölgen beni bekleyecek. anıların terk etmeyecek. Can havliyle yakaracağım sana. Ben. darmaduman edecek kırılası kafamı. kıyacak canıma. ne olursun gitme diye bar bar bağıracak kalbim. Güç bela doğrulacağım yerimden. Eşiğe sinecek kokun. Gitme Müzeyyen. En azından bi çay içimlik olsun. Yaparım. Palas pandıras çıkmalıyım dışarı. Kah iyicil. Ah Müzeyyen. Sevmenin-sevilmenin. upuzun bi uykuya dalacağım.Hayaliyle her gece coşuyor ve fakat her sabah gerçeği karşısında süklüm püklüm oluyordum. Ketılı hazırlar. ne çok sevdim seni ben. bekle… Ben de bekleyeyim. Olsun git.1 0 81 . Sana ada. Açılamadıkça daha bi büyüdü içimdeki sevgi. Dış kapıya döndü Müzeyyen… Gidecek… Kararlı… Bi veda. Bekleşelim bi çaylık. Belki sıradan bir gazetenin üçüncü sayfa kepazeliğine bulaşık edeceksin beni. Ve ben kalktıydım. boğumlanıyorum. Sen ise bi gidimlik dürtüler içinde beni bi başıma bırakacak ve onatsız hülyalar içinde sırra kadem basacaksın… Öyle mi? Bak işte kayıyor yıldız. Dünya kayıyor ayaklarımdan. Okşayacaksın siluetimi. Yorgunduk. Ne ki dilim elvermeyecek söylemeye. yaşayabilmem… Gidiyor musun Müzeyyen? Bunun şaka olduğunu söyle yalvarırım. sevenle sevilenin aşkına dışın dışın ağlaşıp ne de tatlı hayaller kurduyduk. O akşam ne kadar da mutluyduk. Belki bi daha bulamayacaksın beni. sensiz… Kahretsin. Çık demesem. Fakat ilenmemeliyim asla. Sen meraklanma. mektuplar buruş buruş oldu heyecandan ıslanan avuçlarımda. meczup gibi yana yakıla türküler çığıracağım. Nice şiirler. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Göğsümü yara yara kanatacağım adını. Seni kalbime gömmenin huzuru içinde uzun. sensiz. zamansız bi rest. Açılamadım bi türlü. çıkıyorum ben. Öyle ki haftasına varmadan ulaşılmaz. Anlıyor musun. -Hadi git Müzeyyen. kah kötücül anılarımızı sereceksin yatağıma. çıkma diye inlesem… Ne fayda! İler tutar yanı olmayan çıtkırıldım bir düşün kekremsi tortusunda boğuluyorum Müzeyyen.

Başını çeviriyor ağır ağır. gözlerim yaşarıyor. evet bi gün bu enkazın altında kalacağımı biliyordum. Gelsin diye yalvar yakar dilim. Sızlıyor burnumun direkleri. Adım gibi. Bi an duraksıyor Müzeyyen. Bak işte nasıl da tir tir titriyorum… Kapıyı yavaşça araladı. Yatsı ezanı okunuyor dışarıda. İçim bi hoş oldu. duruyor… Gidiple gelmek arasında bocalıyor sanki ve ben umut tazeliyorum. dirhem dirhem konuş… Konuşabilirsen… Yutkunamıyorum. Sokak lambasından sızan ışıkla loşlaştı dehliz. sancılarımla. Duruyor. nefes alamıyorum. Kutsi bi havayla tütsüleniyor migrene yanık başım. daralıyorum.. Yanaklarımız apal… Sevincimiz apak… Gitti… Beni acılarımla. duldasız. bende yağmurluk. kançanağı.1 0 82 . Pusatsız. -Bu. sende kalsın… Titredi sesi… Elleri de… Kalsındı kalmasına. ateşe maruz kalan buz gibi erim erim eriyeceğim. üryan duygularımı devşireceğim. Buğulu gözlerle bakıyorum ardından. ezik halimle bi başıma bırakıp… Çisentili yağmura ağladım alık alık… Karman çormandı düşüncelerim… Bi gün. Ellerim de… Baktım. özkıyıma gebedir…■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Gitmesin için habire dua ediyorum. hareket ediyor… Kımıldıyor. Gözler asla yalan söylemez… Söyleyemez… Yemin olsun bu kez. hem gitmesindi… -Bende kalsın. Onda mont. İlmek ilmek yaşa. Kanaviçe gibi örgüleşip küt saçlarına konacağım. Titredi sesim. Sırtı inip inip kalkıyor. biliyordum… Ne ki hazırlıksız yakalanmak… Ve sevdiğini bi daha göremeyecek olmanın ayırdına varmak… İşte bu müflis yaşantı. yüreğim kanıyor.. delişmen yüreğimi yuvasından söküp sana uzatacağım… -Seni sev… Müzeyyen! Ne zor söylemek. Fırtınalar koptu ruhumda. -Hadi bak Müzeyyen. yandım. buğulu gözlerimi kaçırmayacağım gözlerinden. kahroldum… Ezildikçe ezildim… Üsküdar dönüşü vapurda martılara simit atarkenki fotoğrafımız. genzim yanıyor. Bakacak… Bana bakacak… Ve ben.İşte o zaman ben.

Şimdi kalbim kanıyor solgun bir resimde Yağmur hafif hafif yağıyor Saçlarımı unutuyorum kan ter içinde. İşte yanıyor titreyen boş odalar Bu kitabeler kurtuluş kapısı olacak Arkasından şiirler yazılacak Siyahın beyazdan ayrıldığı vakit Kuklacı ilk görüldüğü yerde vurulacak. Taşınan ruhları olmalı Sağlam kutular içindeki.1 0 83 . Solgun Yüzleri. Ellerim bana uzak Çocuklara alkış tutan. Bir harfe takılmış Yalnızlıklar içinde dönüp duruyor. Dilini yutmuş adam. Pişmanlıklar içinde Alnını süslü cama dayamış. Kukla kendisi olmaya kararlıydı Kitabedeki eski yazıları okudukça Az kalmıştı kendine kavuşmaya Masmavi bir gökyüzü altında Görmeseydi tuhaf bir rüya Dünyanın muammasında Islak gölgelere kanmasaydı Kendisi olacaktı. Güneşin doğduğunu söylesem inanmazlar ki. BÜNYAMİN DOĞRUER ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .KUKLA VE KİTABE Bu kuklalarda neyin nesi. İnat içinde. Kukla Ben miyim diyor ipin ucunu kaptıran şeytana Daldığım bu tatlı rüya. Bir papağan bana bakıyor. Kendine söyleneni Söylüyor. umut olan.

bir esrik bakış yakaladı akşamla gecenin arasında… Bir ince sızıyla sarsıldı yüreğim. çınlamış göğümüzde türküler… Bazen B isyanlarımıza arka çıkmış. soluğum kesildi. kelimelere dökülmesi. bağrımı sancı istila etti. gâh yüreğimizi ferahlatmış gâh ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . hissederek dinlendiğinde. Zamanın ortasında öylesine kalakaldım. hikâye edilmesi zor durum… Ancak türkülerle aranız iyiyse ve bu konuda biraz da düşünme zahmetine katlanırsanız. Akılla yürek arasında kararsız kalanların büyük tereddüdü. bazen bir gelinciğin boynu büküklüğüne… Hani şair Vahap Akbaş da diyor ya “Mızrapla Tel Arasında” adlı şiirinde: Bağlamamın tellerine Üveyikler konar balam Yüreğimiz melül mahzun Türkülerde yunar balam Gönlümüzün mihverinde Sevda filiz verdiğinde Mızrapla tel arasında Gayri zaman donar balam Kara kışın ayazında Dudakta söz buz olanda Bir muhabbet alazında Ah bu şair yanar balam Güzelliği. İşin özeti belki de bu… Kavgamızla inletirken meydanı. yakan. az önceki sorulara bir cevabınız olabilir. bazen bir su olup dere tepe aşarak.. kavuşamama karşısındaki bu hüzün. nasıl olur da hâlâ gücünü bu kadar korur? Bir türkünün mısraları arasına sıkıştırılmış bu hicran. bir türkünün ta derinlere ulaşan.1 0 84 . kendimden geçtim. sevdamızla ağlatırken duyanı. kavuran sözleri ve yine en az onun kadar tesirli nağmeleri kül etti. evimize barkımıza mihman olmuş. nedir bundaki sihir ve nedir bundaki güç? Dille anlatılması. anlayarak.. yüreğin yarası türküler. atalar mirası. gövdemi ateş bastı. görkemi. düşünerek. diyardan diyara dolaşmış… Bazen bir gülün yaprağında açmış türküler. Bazen turna kanadında sevgiliye mektup götürmüş. Bir efkâra tutulmuş hislerimi. toprağımıza. bu vurgun yemişlik nasıl olur da bu kadar tesir eder insana? Nedir bunun sırrı. bazen mazlumların elemlerini dile getirmiş.. Takatten düştüm. iflah olmaz çelişkileri karşısında âdeta eridim. insanlığı çağrıştıran inceliğiyle. gözlerim buğulandı. asırlardır yurdumuza. dokunanı işte böyle yakıp geçiyor. Serinlemek için boz bulanık akan çaylara atasım geldi kendimi… Yüzyıllar ötesinden esip gelen sitem rüzgârları. Benim cevabım ve buradaki sır ve sihir şu ki. bazen sözleriyle zalimlere cevap olmuş türküler… Bazen bir gelinin ağlayışına eşlik etmiş..İSMAİL BİNGÖL ir hüzün meltemi.

bütün bunları elinin tersiyle bir yana itip vefasızlık ederek. kültürümüzün sacayaklarından biri olarak bizleri yüce bir millet olmanın şuuruna vardıran ve bütün bunların gönencini yaşatan türküler… Bazen. renginden renk. mertliğimizi bütün bir cihana anlatan. kültür ve zihin coğrafyamıza silinmeyecek bir şekilde kazımış türküler… Ve bütün bunların sesini duymadan. bunun hesabını en yakınındakinden bir türkü vasıtasıyla sorar ve yüzyıllar öncesinden bir ayrılığın hikâyesini bizlere ulaştırır. çaresi imkansız bu dert yüzünden âşığın yüreğinden kopup gelen feryada verecek cevapları yoktur. bir kıtası Bayburt’ta bir güzele kul olmuş. ne sevgili kalmıştır kavilleştiği ne de ünü dört bir yanı tutan sevda… Bütün bunların önem arz etmediği kişilerce. yıllarca gurbet elleri mesken tutan âşığın düşündüklerini yapması mümkün değildir. dilinden anlayana… Mahmur bir geceden kalkmış. vadilerce doğudan batıya… Bir kıtası. Şakir Şener’den alınan Bayburt türküsünde olduğu gibi… Hani diyor ya türküyü yakanlar: Odam kireçtir benim Yüzüm güleçtir benim Soyun da gel yanıma Terim ilaçtır benim Baba ben derviş miyem Kürkümü giymiş miyem Ben sevdim eller aldı Niye ben ölmüş müyem Söylendikçe dillenir. Erzurum’dan Erzincan’a ulaşmış. ■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . çileden geçilip. yâri başkaları tarafından alınan kişilerin hâline tercüman olur. kavrulmak. Âşık için anlatılması ve katlanılması çok zor bir acıdır bu… Ferhat olup. ağlayanı güleni. kaç yüreğe inci dizip kaç yüreğe gözyaşı akıtmış türküler… Nesilden nesile bozulmadan aktarılmak suretiyle. kavuşamamanın. Ne yazık ki onların da. İşte bir türkü ki… Tertemiz bakışlardan süzülüp yanaklardan aşağı türkü sadeliği ve yürek delici bir nağme eşliğinde inen gözyaşlarıyla. Artık olan olmuş ve bu durum ağır bir yük gibi merhametli yüreklere oturmuştur. “uğruna ölümlere gidilip gelinen”. her acıya göğüs gerilen sevgili. daha nice yıllar söylenip dinlenecektir. bıyıkları henüz yeni terlemiş civanlardan haber getirmiş. gündüz denmemiş. belki bir kıvılcımı da ona erişsin ve onu da yaksın… Köroğlu gibi. dilimizin sade ve berrak bir hâlde günümüze kadar gelmesinde önemli pay sahibi olan… Erliğimizi.1 0 85 . kül olmak ister ki. uğruna bin cefaya tahammül gösterilip. orada sonsuza kadar. gürzüyle vurup dağları yarmak ister âşık… Kerem olup. bu hüzünle.bizi birbirimize bağlamış türküler… Gâh ağıt olup acımıza konmuş gâh sevgi olup yüzümüzde parlamış. bir kıtası Sivas’ta bir âşığın sazından dökülmüş. bu acıyla yanmak. bu hınçla. Hem de faydası da yoktur bundan sonra yapacaklarının… Zira ortada. sevene dil olmuş türküler… Ve daha nice yerde durmuş. duyurmadan. daha başka birçok şeyi hatırlatmadan geri durmamış ve bunları. Ömür çiçeğini sevda yolunda solduran kederli âşık. gerçeğini bildirmiş. dağları aşıp. nakışından nakış vermiş duyana. ıstıraplarını söze ve nağmeye dökerek. dinlenmiş. bir mısraı Iğdır’a… Bir kıtasıyla serhaddı bekleyen Kars’ın derdini taşımış ırmaklarca. söylenir olmuş yedi iklim dört köşede… Bazen Ağrı’nın doruklarından ses vermiş. vuslata erememenin resmini ne de güzel çiziyor. nice yeri inletmiş. bu hışımla. işitene. sesinden ses. bağrını dağlayan ateşle Çamlıbel’de nara savurmak ister… Ne hazindir ki. vatan uğruna can vermenin büyük kıvancıyla yatacak olan ulu şehitlerimizden. Bazen Aras boylarında gezinmiş turna katarlarıyla. uzak bir diyara göçürülmüş ve ellerin olmuştur. adına kayıt düşmeden geçip gitmemiş türküler… Sözleri ve nağmeleriyle esip gitmiş Anadolu coğrafyasında bir baştan bir başa… Gece denmemiş. oradan öteye sevgiliye sitem. bazen çekmiş gitmiş ta Hazar’a ve daha ötelere… Bir mısraı Ardahan’ın payına düşmüş türkünün. geçip gideni. yüreğe sığmayıp taşan. bir anda çekip gitmiş ve ellerin olmuştur. gâh ayrılanların üzüntüsünü gâh kavuşanların sevincini temsil etmiş türküler… Öleni yiteni. özge bir gündüze hayal uçurmuş. dillendikçe yayılır Anadolu coğrafyasına bu türküler… Atalar mirası gönül yarası türkülerimiz… Ve bilinmelidir ki bu coğrafyayı yurt tutanlar. bazen Allahüekber’i mekân tutmuş. akacak yer bulamayan ve dokunduğunda yakan bir büyük isyanı yüklenir gönlümüzün tercümanı türküler… Yıllar yılı kor ateşlerde pişerek sevda çekilen. dilinin ve türkülerinin kadrini bildikçe. mekân o mekân olur ve bu türkü. bu toprağın sesini duyurmuş. daha nice bunun gibi kavuşamayanların. Hem öyle ki söyledikçe zaman ortadan kalkar. verilen sözlerin yerine getirilmesi için.

(çev: Besim Atalay). Ank.R.) Rusşa-Nogayşa Slovar’. s. Yani. Irak Türkmen Folkloru. Saha (Yakut) Türkleri Edebiyatı. 1985. Dr. 3. türkü. (Tarih . halk türküsü.245. Bulgaristan Türk Halk Edebiyatı Metinleri – I. Dr. Türküye. Dr. Karşılaştırmalı Türk Lehçeleri Sözlüğü I.). 4. Divanü Lûgati’t-Türk Dizini “Endeks”. Gazanfer Paşayev (Aktaran Doç. 8. “Türk’e has” anlamına gelen bu söz. Kosova Türk Halk Edebiyatı Metinleri. İstanbul. mahnı.420 5..501. Prof. 1968. Cilt. s.320.501. s.[2] Kumuk T Türkleri. Cilt. Ankara.A. 1956. IV. Dr. 6. Nimetullah Hafız. 908-909. türik.45. 11. Cilt. Türkü sözüne. bugün. 1991. Türk Dünyası El Kitabı. Kültür Bakanlığı yayını. Azerbaycan Türkleri. yır. s. 2. yır. türki. Ankara. Özbek Türkleri. mahnı. cır.ÖMER FARUK YALDIZKAYA ürkçe söylenmiş şiir anlamına gelen “Türkü”nün “Türkî” sözcüğünden geldiği görüşü bilim adamları tarafından genel olarak kabul edilmektedir.Dil -Folklor ve Halk Edebiyatı). Karaçay Lehçesi Sözlüğü. Moskova. Prof. türki. 1990. beste. nahşa.[5] Irak Türkleri. 3. başka bir ifade ile türkü ve koşmaların genel adı “yır” olup Divanü Lûgati’t -Türk’te ise bu kelime “ır”[1] şeklinde geçmektedir. koça nahşisi. halk yırı.b. Priştine. Harun Güngör – Mustafa Argunşah. Wilhelm Pröhle (çev. halk ağzında “Türkü” şekline dönüşmüştür. Moskova.. Kırgız Türkleri. Mahir Nakip). s. Tatar Türkleri. Kültür Bakanlığı yayını. halık eni. Prof. kojamık.bas.[4] Karaçay – Malkar Türkleri. İslamiyet öncesi Türk edebiyatında genel olarak ezgi ile söylenen şiirlerin. Ankara. IV.[8] Saha (Yakut ) Türkleri. 9. Fatih Kirişoğlu.kojañ. Çetin Pekacar. s. Gagauz Türkleri. halk aydımı. Dr. 10. aşağıda sayacağımız kelimeler karşılık olarak kullanılmaktadır. s. 1991. Ankara. s. Dr. “Türk” kelimesine Farsça “-î” ilgi ekinin getirilmesiyle meydana gelmiştir.14. Kemal Aytaç). halık cırı. Ankara. 1998.bas. Başkurt Türkleri.[10] Bulgaristan Türkleri.[7] Tuva Türkleri. Tenişev (Red. eldik ır. Kazak Türkleri. Uygur Türkleri.[11] Altay Türkle- 1. Dr. 3. Ankara. 1998.53.[3] Nogay Türkleri. 1991. Baskakova (Red. türkü. türkü. halk koşiği. 7. IV.1 0 86 . E. N. Türkmen Türkleri. s. 1998. 1991. 3. 108. Prof.86 – 109. Kumuk Türkleri Edebiyatı. M.. TDK yayını.[9] Kosova Türkleri. ırıa. s. Nimetullah Hafız.[6] Gagauz Türkleri türkü. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Türk Dünyası El Kitabı. Tıva – Orus Slovar’.22. bazı Türk boylarında.

Zsuzsa Kakuk. Muvaffak Duranlı. Yararlı olacağı düşüncesiyle bunlardan bazılarını burada zikretmeyi uygun buluyoruz: Türkçe Sözlük: “Hece ölçüsüyle yazılmış ve halk ezgileriyle bestelenmiş manzume. Edebiyat Terimleri Kılavuzu. Şekilden ziyade lahne. Ankara. 1993.[14] adını vermişlerdir. Akçağ yayınları.”[21] Şemsettin Sami: “En asıl Türklere mahsus lahinde şarkı. Ankara.. 1999. türkü sözcüğü yerine şarkı. 1998. Mısır gibi) ona verilmiş bir isim olsa gerek. Söyleyeni belli. 1950. Emrah gibi.” [18] Edebiyat Terimleri Kılavuzu: “Türk’e özgü anlamındaki Türkî’den gelmektedir. İstanbul 1973. Çuvaş Sözlüğü. s. Cem Dilçin. Fuad Köprülü. Ankara.” biçiminde tanımlar.[12] Kırım Tatar Türkleri. sözlerin çeşidine göre. 25. besteye benzer. halkın sözlü geleneğinde oluşup gelişen.bas. Örneklerle Edebiyat Bilgileri I. Ankara. yüzyıl halk şairlerinden Öksüz Dede’ye aittir.” Ahmet Kutsi Tecer: “Varsağı. Ahmet Talât Onay (hzl. Suriye. Türkü şekline uygun ve türkü adını taşıyan.”[19] Fuad Köprülü: “Türklere mahsus bir beste ile söylenen halk şarkılarıdır. Ankara 1981 s. Edmon Soussey’in deyimiyle. deme. yüzyılda buluruz. Bölgelerle konulara bağlı özel durumlara. ağız terimleri kullanılır. Edebiyat Lügati.289. 1996. Hikmet Dizdaroğlu. Türk Halk Şiirlerinin Şekil ve Nev’i.”[17] Edebiyat Lügati: “Çoğu 11 hece ile nazmedilmiş ve umumiyetle Anadolu’da bestelenip söylenilmeğe başlanmış olan milli nağmeli şarkılardır. Folklor ve Halk Edebiyatı. Eflatun Cem Güney. biçiminde olsun değişikliklerle (zenginleşmelere.”[23] Pertev Naili Boratav: “Düzenleyicisi bilinmeyen. bozulmalara. güzellik. Çeşitli kaynaklar ve araştırmacılar türküyü bir tür olarak ele aldıklarında çoğu ortak bir noktada birleşen tanımlar yapmışlardır.”[25] görüşünü 21. Türkçe Sözlük. s. TDK yayını. Tekke Şiiri. Karacaoğlan.[15] Bu kitapta esas itibariyle konu edilen türden. Meydan Larousse.” [20] Ahmet Talât Onay: “Türklere mahsus lahin ile söylenen şarkılardır.[13] Çuvaş Türkleri. 1.176.57. 1980. s. asıl türkülerin yaşı başı belli değildir.295. “Türkiye’nin sözlü geleneğinde. belli âşıkların türkü havasına bürünen bazı parçaları bir yana. türlü ezgilerle söylenen. Çoğu anonim halk edebiyatında yer alan bu türkülerde aşk. on birli ölçülerle söylenir.114.”[16] Meydan Larousse: “Güfte olarak halk şiirini alan ve halk ezgileriyle beslenmiş şarkı çeşidi.217. bas.. yüzyılda Doğu Türkistan’da aruz vezniyle yazılmış ve özel bir ezgi ile söylenmiş şiirler için kullanılmıştır.246.ri.102. bas. Emine Gürsoy – Naskali. Pertev Naili Boratav’ın “Türk Dili Dergisi ”nin “Türk Halk Edebiyatı Özel Sayısı”nda yayımlanan “Halk Şiiri” başlıklı yazısının “Halk Türküleri” bölümünde ise türkü hakkında şu bilgi verilmiştir. “ farklı isimleri olan çok çeşitli mahsullere verilen addır. 23. ya da ezginin. Örneklerle Türk Şiir Bilgisi. “2. s. her iki bölüğe de girebildiğinden halk edebiyatının en zengin alanıdır.bas. 19. Ankara.. 15. İstanbul 1990.63. Prof.” Türkü. s.395. s.1 0 87 . deyiş. 18. Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar. bir anonim halk şiiri nazım biçimidir. 22. gençlik ve acıklı konular işlenir. Kerem. 1969. cır. bu parça. yuri. Ankara.390. 4. ilk defa XV. Cemal Kurnaz). s.93 14. hava. 17. 13. En çok sekizli..”[22] Cem Dilçin: “Türkü.1504. Türkü. Dr. Paasonen. 12. s. çağdan çağa ve yerden yere içeriğinde olsun. Dr. tabiat. folklor ezgilerinin her çeşidi için en çok kullanılan terim türküdür. Ankara 1989. kojon.”[24] Türküler için Eflatun Cem Güney: “Köroğlu. s. 1. 24. sözünü ettiğimiz. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . s. 1997. Mehmet Yardımcı. kırpılmalara) uğrayabilen ve her zaman bir ezgiyle söylenen şiirler. Kırım Tatar Şarkıları. Sahipleri bilinmeyen sözlü halk verimleridir. Türkü terimi. s. İstanbul 1975. XVI. s. Cevdet Kudret. Başlangıcından Günümüze Halk Şiiri. kişisel halk şiiri biçimleri arasına giren türküler de vardır. Halk Şiirinde Türler. TDK yayını. yani hece vezni ile söylenmiş türkülerin Anadolu’daki ilk örneğini ise XVI. Türkmani gibi türkü de eski yırlardan yani millî musiki kaynaklarından doğmakla beraber yabancı kültürle karşılaşılan bölgelerde (mesela Irak. Altayca – Türkçe Sözlük. Âşık Şiiri. 16. İstanbul. H. İstanbul. Tahir-ül Mevlevî. TDK yayını. 20.

ileri sürmektedir. Mehmet Özbek “Türküler başlangıçta bir olay üzerine yakılırlar. Bu olaylar bütün bir milleti ilgilendirecek kadar büyük nitelikler taşıyabileceği gibi, dar çevrelerde meydana gelen cinsten de olabilir.”[26] demektedir. Cahit Öztelli: “Halkın ortak malı olan bir edebiyat türüdür. Ağızdan ağıza dolaşan, kuşaktan kuşağa aktarılan sözlü edebiyatın en güzeli türkülerdir. Türkü, genel edebiyat türleri içinde bir nazım türüdür. Yani, ölçülü (vezin), uyaklı (kafiye) dizelerle (mısra) meydana gelir. Halk edebiyatı içinde toplumun iç alemini beşikten mezara dek bütün yaşantısını kapsayan, en dikkate değer sanat verisi türkülerdir.”[27] Nihat Sami Banarlı: “Koşma şeklindeki bir manzumenin her dörtlüğünde bir (beşinci) veya bir (beşinci-altıncı) mısra ilavesiyle söylenilen bir halk şiiridir.”[28] Muzaffer Uyguner: “Her mısraı kafiyeli üçer mısralı kıtalar ile yine kafiyeli ve iki beyitten müteşekkil ara nağmeleri olan ve çalınıp söylenen folklorik halk edebiyatı mahsulleridir.”[29] Herbert Jansky’e, göre türkü: “Büyük tarihi hadiseler karşısında halk kitlesinin sevinçlerini veya ümitsizliklerini; büyük şahsiyetler hakkındaki saygılarını veya nefretlerini; gençler arasında geçen hazin aşk hikâyelerini, millî hece veznini ölçü alan ve kalpleri fetheden mısralarla, derin bir muhteva içinde dile getiren edebî, aynı zamanda mûsiki bakımdan ehemmiyete haîz olan bu kendine öz bestelerle söylenen; dar manâsıyla ise tarihi bir vesika mahiyeti gösteren Türk halk şiirinin en eski türlerinden biri.”[30] Dr. Doğan Kaya türküyü şöyle tanımlamaktadır: “Halkın ruh halini, derdini, neşesini, zevkini, dünya görüşünü, inancını, karşılaştığı hadiseleri
İstanbul 1971, s.235. 26. Mehmet Özbek, Folklor ve Türkülerimiz, 2.bas., İstanbul, 1983, s.63. 27. Cahit Öztelli, Halk Türküleri, 2.bas., İstanbul,1983, s.11-12 28. Nihat Sami Banarlı, Metinlerle Edebî Bilgiler I, İst., 1950, s.82. 29. Muzaffer Uyguner, Türkü Üzerine, TFA, III (66). 1.1955, s.1042. 30. Herbert Jansky, Türk Halk Şiiri (çev. Abdurrahman GÜZEL), Dünya Edebiyatından Seçmeler,

yansıtan; hece ölçüsüyle ve bir veya dört mısralı bentlere çoğu defa bağlantıların getirilmesiyle, söylenen; manzum ve ezgili anonim ürünlere türkü denir.”[31] Alman müzik bilimci Hugo Riemann, halk müziği kapsamına şu ögeleri alır: “1. Ezgi ve sözlerinin yaratıcısı belli olmayanlar, anonim bir yapıda olanlar. 2. Çeşitli nedenlerle oluşan olaylar karşısında halk tarafından benimsenmiş ve halk ezgisi niteliğine bürünmüş ürünler. 3. Halk diliyle oluşmuş, ezgisel ve uyumsal yapısı kolayca anlaşılan, belleğe kolayca yerleşen, bu nedenle, popüler (herkes tarafından benimsenen ve tutulan) bir özellik taşıyan ezgiler.” Fransız halk müziği uzmanı Michell Benet’e göre halk müziği ise, “Halk tarafından benimsenen ve sözlü gelenek biçiminde kulaktan kulağa yayılan ezgilerdir.” İngiliz halk müziği uzmanı Prat’a göre; “Halk müziği, köylü ve halk arasında çıkıp, gelenek haline gelen ezgilerdir.” Yine bir İngiliz araştırmacı olan Bremers’e göre ise halk müziği; “halkın müşterek malı olan, sâde, samimi, düz ve yalın ezgilerdir. Bestecisi olmaz, anonimdir.” Türk halk müziği araştırmacısı ve Türk halk türkülerinin derlenmesinde ilklerden olan Muzaffer Sarısözen ise, halk müziğini şöyle tanımlıyor: “İlk bakışta monoton gibi görünen halk türküleri, araştırdıkça, ezgi ve ritim yönünden renklilik ve çeşitlilik gösteren nefis bir sanat ürünleri olduğu görülür. Dünyada ne kadar doğal ve sosyal olaylar varsa, tümü halk müziğine konu olmuştur. Türk insanının doğumundan ölümüne (beşiktenmezara) tüm yaşamını, acısını, sevincini, duygu ve düşüncesini, yurt sevgisini türkülerimizde görmek mümkündür. Özetle, halk müziğimiz, Türk halkının ortak malı ve milli kültürüdür.” Müzikolog ve halk bilim araştırmacısı Halil Bedii Yönetken, “Türk halk müziği, çok orijinal ve zengin bir müziktir. Modalmetrik yönden olduğu kadar, yapı ve form bakımından da büyük özellik ve güzellik taşımaktadır. Zengin ve çeşitli çalgılara sahiptir. Diğer taraftan, vokal müziğin
31. Dr. Doğan Kaya, Anonim Halk Şiiri, Ankara, 1999, s.132.

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

88

terennüm etmediği konu yok gibidir. En basit konulardan, en yüksek konu ve olaylara kadar her şey, Türk Halk Müziğinin terennüm alanına girmiş bulunmaktadır. Halkımız, bazen; Estergon, Belgrat, Selânik, Budin, Cezayir gibi Türk egemenliğinin sürdüğü ve at üstünde kılıç oynattığı yerler için, bazen; Köroğlu, Genç Osman, Murat Reis ve Gazi Osman Paşa gibi yiğitler üstüne türküler yakmıştır. Gün olmuş, yurdun dağına-taşına, uçan kuşuna, gün olmuş, burcu burcu Anadolu kokan çiçeğine ve nice güzellikler, sevgiler üstüne türküler söylenmiş, bununla da yetinilmemiş, ahlâk, fazilet, felsefe, türkülere konu olmuştur. Görülüyor ki, Türk halkı, muazzam bir sosyal fonksiyona sahip, halk rûhunun ses halinde aynası ve ifâdesi olan bir sanat yaratmıştır.” Türk halk müziği araştırmalarının önde gelen isimlerinden olan araştırmacı Mahmut Râgıp Gazimihal ise, “Kendi halk şarkılarımıza (folk song), genellikle türkü diyoruz. Anadolu’da şarkı adı pek bilinmez ve kullanılmaz. Genellikle, kulaktan kulağa geçmek sûretiyle halk arasında yayılan ve yaşayan türkülerimizin ne düzeni bellidir, ne yakıcısı.” demektedir. Veysel Arseven’in görüşleri şöyledir: “Halk türküleri; koşma, yiğitleme, taşlama, ağıt, ninni, destan gibi halk edebiyatı türlerini işler. Sevgi, özlem, gurbet, ayrılık, doğum, ölüm, askere gidiş, düğün-dernek, yerleşme(iskân), göç, kan dâvası gibi temaları konu alır. İçtenlik, sâdelik, gösterişten arınmışlık, alçak gönüllülük niteliği gösterir ve gerçekçi bir renk ve özellik taşırlar. Hiçbir halk türküsünün sözünde veya bir halk oyunu havasında, yapmacık, iki yüzlülük ve kabalık görülmez. Şakacılık temasını işleyen türkülerin sözlerinde bile, insanı çabucak kavrayan sıcak bir görüntü vardır.”[32] Türküler şiir şekli bakımından genellikle koşmaya benzer. Ancak bu ifade bütün türkülerin koşma şeklinde olduğu anlamında alınmamalıdır. Çünkü bazı türküler mani şeklinde de olabilir. Genel olarak bir türkü iki bölümden meydana gelir. Birinci bölümde bir türkünün asıl sözleri yer alır ve bu bölüme “bend” adı verilir. İkincisi
32. Mustafa Hoşsu, Geleneksel Türk Halk Müziği Nazariyatı, İzmir, 1997, s.4 -7.

ise, tekrarlanan kısımlardır ve her bendin sonunda tekrarlanan bu “nakarat” kısımlara da “kavuştak” denir. Öbür halk şiiri türleri gibi, türkünün de en büyük ve önemli ayırıcı özelliği ezgisinde görülmektedir. Koşma ve mani tipindeki bazı şiirler, ezgilerinin değişmesiyle türkü olmaktadırlar. Türkünün ayırıcı özelliği şeklinde değil, ezgi ve bestesindedir.

Türkülerin tasnifi konusu, Türk halk şiirinde ve müziğinde hâlâ hâlledilmemiş bir problem olarak durmaktadır. Bununla ilgili olarak Ahmet Talât Onay; “Halk şiirlerinde yalnız şekillerine ve nevilere göre yapılacak tasnifler noksan olur. Çünkü, teganniyi de gözden uzak tutmamalıdır.”[33] derken, Petrev Naili Boratav, “Halk türküleri, hem müziği, hem de şiiri alâkadar ettikleri için folklor tetkiklerinde hususi bir yer tutarlar. Onların iki sahaya ait bulunmaları, evvelâ hususi bir metotla incelenmelerini icap ettirir. Halk türküleri üzerinde çalışanlar, halk müziği kadar halk edebiyatını da göz önünde tuttukları takdirde izâhlarında muvaffak olabileceklerdir; aynı müdekkikin her iki sahada vukufu olmadığı takdirde kolektif bir çalışma zarureti hâsıl olacaktı.”[34] diyerek problemin halk biliminin daha çok edebiyat kısmı ile uğraşan bir uzmanın veya sadece halk müziği ile uğraşan bir uzmanın çözebileceğinden daha zor bir iş olduğunu belirtir ve bu noktada edebiyat alanından gelen uzman ve müzik alanından gelen uzmanın ortak bir çalışma yapmaları gerektiğini tavsiye eder. Bugüne kadar; gerek edebiyatçılar gerekse müzikologlar, kimi ortak noktada birleşen türkü tasnifi yapmışlardır. Biz, bu konuyu uzmanlarına bırakıp, Mehmet Özbek’in “Folklor ve Türkülerimiz” adlı eserinde yapmış olduğu tasnifi, bizim derlemiş olduğumuz türküler için de geçerli olduğu için burada aynen vermeyi uygun buluyoruz. Buna göre türküler üç ana başlık altında toplanmaktadır:
33. Onay,8. 34. Petrev Naili Boratav, Halk Türkülerine Dair Folklor ve Edebiyat – 2, 2.bas., 1991, s.337.

Türkülerin tasnifi

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

89

I. Ezgilerine göre, II. Konularına göre, III. Yapılarına göre, Mehmet Özbek yapmış olduğu bu ana tasnifteki grupların her birini kendi içinde alt gruplara ayırarak ve her alt gruba örnekler vererek tasnifini şöyle sürdürür: I. Ezgilerine göre: Ezgide esas olan usul ve ritimdir. Bu bakımdan ezgilerine göre türküleri de ikiye ayırıyoruz: I.1. Usulsüz Olanlar: Bunlara uzun hava diyoruz. Uzun havaların da çeşitleri vardır: Bozlak, Hoyrat, Divan, Koşma, Kayabaşı, Maya, Çukurova, Garip, Kerem, Kesik Kerem, Aydos, Eğin, Müstezat, Türkmani gibi. Bu havalar ayrıca ağızlara göre de ayrılırlar: Urfa Ağzı, Kerkük Ağzı, Erzurum Ağzı, Acem Ağzı vb. I.2. Usullü Olanlar: Genellikle oyun havaları bu gruba girer. Bu ritimli, usulü türkülere Urfa’da “Kırık Hava”, Konya’da “Oturak” adı verilir. Kırık havalar bölgelere göre değişik adlar alırlar: Karadeniz’de “Horon” ve denizci türkülerine “Yalı Havası”, Harput yöresinde “Şıkıltım”, Ege’de “Zeybek”, Ordu, Giresun, Marmara ve Trakya’da “Karşılama”, Erzurum ve Kars yöresinde “Sümmani Ağzı”, Isparta ve Eğridir yöresinde “Dattiri” adı verilir. II. KONULARINA GÖRE: II.1. Lirik Türküler: İnsanî duyguların çok etkili ve coşkun bir şekilde anlatıldığı türküler bu gruba girer. II.1.1. Aşk, sevda türküleri. II.1.2. Gurbet türküleri (Ayrılık, asker, mapushane türküleri). II.1.3. Ağıtlar (ölüm, tabii afetler üzerine). II.1.4. Ninniler. II.2. Satirik Türküler: Kişiyi veya toplumu kınayan, yeren türküler bu gruba girer. II.2.1.Güldürücü türküler (mizahi türküler). II.2.2.Taşlamalar, ilenmeler. II.3. Olay Türküleri: Belli bir olaya dayanan türküler bu gruba girer. II.3.1. Tarihî türküler (destanlar, kahramanlık ve serhat türküleri).

II.3.2. Eşkıya türküleri (derebeyi, cinayet türküleri). II.4. Tören ve Mevsim Türküleri: Belirli anlarda, söylenen türküler bu gruba girer. II.4.1. Kına, düğün, esvap giydirme töreni türküleri. II.4.2. İtikat ve mezhep törenleri türküleri. II.5. İş ve Meslek Türküleri: Çeşitli meslek kuruluşları için yakılmış türküler bu gruba girer. II.5.1. Esnaf türküleri. II.6. Pastoral Türküler: Çoban ve kır hayatını anlatan, tabiat güzelliklerini konu edinen türküler bu gruba girer. II.6.1. Tabiat türküleri. II.7. Didaktik Türküler: Dinleyene ders veren, bir şeyler öğreten türküler bu gruba girer. II.7.1. Öğretici türküler. II.8. Oyun Türküleri: II.8.1. Ritmik dans türküleri. II.8.2. Temsilî oyun türküleri. III. Yapılarına göre: III.1. Bentleri mani dörtlüklerden kurulu türküler: Anonim halk edebiyatında en yaygın olan şekildir. Her dörtlüğün kafiye şekli mani gibidir. Hecenin 7, 8’li kalıplarıyla yazılırlar. III.2. Bentleri iki mısralı türküler: Bunlar, bağlantı (kavuştak) mısraların eklenmesi ve bu mısraların sayısına göre de değişik şekillerde bulunur. III.3. Bentleri üç mısralı türküler: Bunlara da bağlantı (kavuştak) mısraları ekler ve bunların sayısına göre değişik şekiller arz ederler. III.4. Bentleri dört mısra olup, bağlantıları (kavuştakları) mısra sayısı olarak değişen türkü şekilleridir. III.5. Bağlantıları her mısradan sonra tekrar edilen türküler. III.6. Bağlantısı başta olan türküler. III.7. Her bentten sonra değişik kalıpta iki bağlantısı olan türküler.■

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

90

Bu yazılara nazar edilirse dikkatli bir seçimin yapıldığını görebiliriz. İstanbul. Kitapvitrin köşemizle ilgili olarak her türlü görüş ve düşünceleriniz için e-posta adresimiz kitapvitrin@gmail. Bize ulaşan kitapların çokluğu ve sayfa sayısının sınırlı olması nedeniyle tüm kitaplara yer verememekteyiz. 2. 2009 ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .Basım). Yavuz Bülent Bakiler.Baskı. FARUK GÜLER air ve yazar kimliğiyle tanıdığımız ve Türkçeye gösterdiği hassasiyetle gönüllerde taht kuran Yavuz Bülent Bakiler’in Türk Edebiyatı Vakfı tarafından üç kitabı yayınlandı. Türk kültürüne verdiği önem ve milli. Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları. Kitabın son bölümünde Eliçibey’in vefatından sonra Türk basınında çıkan yazılara yer verilmekte.Bir süredir yürütmekte olduğum “kitapvitrin” sayfası sizlerden gelen olumlu-olumsuz eleştirilerle sürekli yenilenerek sizlere hitap etmekte. “Bize Gelenler” alt başlığı altında mümkün mertebe bu kitapların isimlerini de zikredeceğiz. Kitap. Son bölümde yer alan bu yazılar birçok yazı arasından seçilerek bir kısmı buraya nakledilmiş.com A. lider portresinin nasıl ortaya çıktığını da göstermekte. “Elçibey” (2. Kitapta gerek Elçibey ile yapılan yüz yüze görüşmelere gerek Elçibey üzerine yapılan konuşmalara yer verilmesi esere bir belgesel havası katmakta. Ş Yavuz Bülent Bakiler’in bu eseri Azerbaycan Sovyeti’nin son yirmi yılına etki etmiş bir lider ve onun görüşleri ışığında şekillenmiş düşünce- Elçibey (Azerbaycan’ın unutulmaz lideri) leri anlatması bakımından önemli. Elçibey’in yetişmesinde ve gelişmesinde etkili olan etmenlere de yer verilen kitap.1 0 91 . “Muhsin Başkan” ve “Azerbaycan Yüreğimde Bir Şahdamardır” adlı üç eseriyle karşımızda. Elçibey (Azerbaycan’ın unutulmaz lideri). Elçibey ve davasını bize tanıtmakta ve anlaşılır kılmakta. manevi değerleri ön plana alan çizgisiyle yıllardır sürdürmekte olduğu sanat yaşamında birbirinden değerli eserlere imza atan Yavuz Bülent Bakiler.

Muhsin Yazıcıoğlu’nun ebediyete uğurlanması sonrası bir saygı duruşu niteliğinde olan eser için Yavuz Bülent Bakiler büyük bir vefa örneği sergilemekte. çekilen zulümleri Yavuz Bülent’in eşsiz kaleminden okumak mümkün. umutları da verilmeye çalışılmış. kimilerine göre de bir kurgu sonucu hayatını kaybeden Muhsin Yazıcıoğlu’nun yaşamını bütün yönleriyle anlatması bakımından önemli. yaşadıkları dramları. onları yeni nesillere aktarmayı kendisine vazife bilmiş. Hareket edebilen veya edemeyen her şeyin ortak devinimidir kent imgesi. sadece betonarme yapılardan örülmüş bir sistem değildir. Muhsin Başkan’ın elim helikopter kazası sonucu enkazı arama sırasında yazılan yazıların da yer aldığı kitapta hatıralar ağırlıklı olarak yer almakta. Yavuz Bülent Bakiler. Nevval Çizgen. Yavuz Bülent Bakiler. yaşanan insanlık dramlarını da görmekteyiz. Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları. hayal kırıklıklarının yanı sıra sosyalist rejimin kendi üzerlerinde kurduğu baskı ve şiddetin boyutlarını. Satır aralarında Azerbaycan’ın Türkiye’ye olan özlemi. adını kazımış kültür insanlarının ayak izlerini takip etmek gerekmektedir. İstanbul 2009 Muhsin Başkan Sekizinci şehir İz Bırakanlar Bir şehrin iç dünyasına girebilmek. onu yorumlayabilmek için de o şehre damgasını vurmuş. beklentileri. yazmış olduğu Sekizinci Şehir’in ikinci kitabı olan “İz Bırakanlar” alt başlıklı eserinde Elazığ’la adları özdeş olmuş. 25 yıllık bir özlemin vücut bulmuş hali olan eserde Azerbaycan’daki Türklerin acılarını. onun kültürel değerlerine nüfuz edebilmek ancak ve ancak o şehirde yaşayan insanları tanıma süreciyle gerçekleşebilir. Azerbaycan Yüreğimde Bir Şahdamardır. Kitapla birlikte Muhsin Yazıcıoğlu’nun mücadelesi ve siyasi vizyonu işlendiği gibi yer yer küçük anekdotlarla kaygıları. Kimilerine göre elim bir kaza sonucu.” Şehri anlayabilmek. Bu düşüncelerle yola çıkan Zekeriyya Bican.1 0 92 . sevinçlerini. isimleri belirlerken hangi kriterleri kıstas aldığına dair bir açıklama yapmamakta. Devinimdir. Çünkü şehir. yakın dönem Türk siyasetinin etkin isimlerinden olan Muhsin Yazıcıoğlu’na bir vefa örneği. Zaman boyutu üstünde tutunmuş bir organizmadır. Azerbaycan’ı yüreğindeki bir şah damar kadar yakın gören yazar her Türk gencinin okuması gereken bir Azerbaycan resmi çizmekte. İstanbul 2009 Azerbaycan yüreğimde bir şahdamardır ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . “Kent ve Kültür” adlı kitabında: “Yani kent anlamsız bir yığın değildir. şehrin kültürel dokusuna nüfuz etmiş insanlarını anlatmayı. Muhsin Başkan.Yavuz Bülent Bakiler’in derlediği ikinci kitap olan “Muhsin Başkan” adlı eser. 211 kişinin biyografilerine yer verildiği çalışmada yazar. Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları. Öznel bir değerlendirme neticesinde kişilerin Eserin ithaf kısmında Karabağ’dan başlayarak Anadolu coğrafyasında devam eden vefat etmiş atalarının ruhlarına bir Fatiha okunmasını belirten yazar 1980 yılından itibaren Azerbaycan’a yaptığı seyahatler sonrası intibalarını kaleme almakta.

Örnek Ofset Matbaacılık. Eylül 2009 İsteme Adresi: Ticarethane Sok. her bakımdan tartışmaya açık ufuk arayışı gibi karşılanması beklenir. Esma Şimşek’in sunuş yazısında belirttiği üzere şahısların doğum tarihlerine göre bir tasnife gidilmesi Elazığ’ın son yüz yıl içindeki gelişim ve değişimini de göz önüne sermekte. herkesten çok düşünür ve sanatçılara iş düştüğü ortadadır. Ayrıca yer alan bazı isimlerin Elazığ’da ne derece iz bıraktığı da hayli sorgulanabilir nitelikte. Zamansız Bahçeler. Elazığ 2009. sosyal ve siyasi şartları da dikkate alan kültürel yazılardan oluşuyor. Ancak bazı isimlere yer verilmemesi de ayrı bir soru işareti. hikâye ve roman gibi edebiyatın ana türlerinde eser vermiyor. şehri şehir yapan Elazığ insanını anlatması bakımından güzel bir çalışma. Sk. No: 6A. hatıralara yer verilmesi güzel düşünülmüş. geçtiğimiz yüzyılın kültür hayatında herkesi ilgilendirdiği halde yeterli birikim ve sağduyulu bakış açılarıyla ele alınmadığı için.belirlenmesi. deneme. Sekizinci Şehir ‘İz Bırakanlar’. ülkemizin temel kültür ve edebiyat meseleleri üzerine kafa yoran bir sanatçının görüşlerini ve tespitlerini bir araya getiriyor. Sağlıklı bir kültür ve sanat hayatı oluşturmak yolunda. Zeytinburnu / İSTANBUL Tel: (0212) 638 18 51 ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Bu yazılar.1 0 93 . Mustafa Miyasoğlu. G/55. Zamansız Bahçeler’in yerli bir kültür hayatı oluşmasına katkısı bizi sevindirecektir. Zekeriyya Bican. Prof. Konak Yayınları. Dr. şahısların yakın akrabalarının yazılarına yer verilmesi. kişi seçimlerinde sadece Elazığ doğumluları değil uzun süre Elazığ’a hizmet etmiş insanları da değerlendirmekte. Elazığ için yazarın gözüyle bir “İz Bırakanlar” listesi hazırlanmasına sebep olmuş. Birtakım eksikliklerine rağmen gelecek nesillere bırakılacak başvuru eser konumunda olan Zekeriyya Bican’ın kaleme aldığı “Sekizinci Şehir İz Bırakanlar”. O yüzden de bu kitaptaki görüşlerin. Zamansız Bahçeler. Ancak eserin içinde bu söyleme aykırı bir sıralamanın da söz konusu olduğu görülmekte. eserlerden alıntılar yapılması. Kişiler anlatılırken kuru bir anlatım tercih edilmemesi. Bu kitaptaki yazılar. Elazığ için hazırlanmış böylesi güzel bir kitabın daha titiz araştırmalar sonucunda isim tespiti yapılarak yazılmasını gönül arzu ederdi. elbette birer tesbit ve teklif olarak. “Yazardan Birkaç Söz” bahsinde yazar keşke eseriyle ve isimlerin tespitiyle ilgili daha açıklayıcı bilgiler verseydi. Tarihe tanıklık eden fotoğraflara yer verilmesi ise içeriği zenginleştirmiş. inceleme ve biyografi gibi öteki türlerde de teklif tenkitlerini ortaya koyuyor. Merkezefendi Mah. Tel:0424 2121732 Zamansız bahçeler Mustafa Miyasoğlu yalnızca şiir. hâlâ vuzuha kavuşamayan hususları yeniden ele almaya çalışıyor. Yerli bir bakış açısıyla tutarlı bir zihniyetin oluşması bizim için çok önemli. Eserin başında “Harput ‘Kale Mahallesi’nde Bir Düğün Alayı” başlıklı hikâye ile başlayan yazar tarihi bir olayı kendi iç dünyasında kurgulayarak yorumlamakta. İstanbul. Elazığ için “İz Bırakanlar” alt başlığını kullanan yazar.

. Buruciye gibi değişik dergilerde. Az Edebiyat. bütün insanlardan ayrı bir dil konuşur. Bizim Külliye. Erzurum Sevdası. Konak Yayınları. Kalem ve Onur. “Ay Düşleri”. Şair. şiirlerini “Ay Düşleri” adlı kitapta topladı. değişik dergilerde şiirleri de yayımlanan İsmail Bingöl.” diyor yazar. Emre Miyasoğlu. röportaj tarzında yayına hazır başka eserleri de olan Bingöl’ün.. yıllar içerisinde Kırağı. onun hayatının kendi kaleminden ele alındığı bir eser olması sebebiyle önemlidir. Bundan ötürü de şair hiçbir zaman tam olarak tanıtılamaz. Çev. turkuler. İstanbul 2009 Mahatma Gandhi Yirmi beş yıla yaklaşan bir zaman diliminde. turkedebiyatı. Emre Miyasoğlu. “Velhasıl. “taçsız kral” gibi kavramlarla anılan Gandhi’nin farklı kimliği ve kişiliğinin üçüncü şahısların kaleminde yeterince yer bulamamıştır. şiirlerinin bir bölümünü. Şair ve yazar İsmail Bingöl. Düşünce ve Sanatta Adım. Şiir. yazının yanı sıra. ” Emre Miyasoğlu tarafından tercüme edilen eser.1 0 94 . “Şair. ona ancak işaret edilebilir. “Ermiş Sevinci”. şehir yazıları. Bu kitap. “Ay Düşleri” adını verdiği kitapta bir araya getirdi. Beyazdoğu. uzun bir aradan sonra. çağının kültürünün etkisi altındadır ve zamana bağlıdır. dünyaca tanınmış bu önemli ismin eserini Türkçeye çevirerek Gandhi ile zaman ve mekan ötesi bir bağ kurmakta. çünkü kendine bir keçi yolu bulmuştur o. Çizgi. Ares Yayınları tarafından basılan kitaptaki şiirler. Ancak yine de şairin başka başka çağlarda. Yahya Kemal’in ses diye isimlendirdiği ‘estetik’le birleşmesinden doğar. orada yürümektedir. Lika. “Alaturka Divan” ve “Kılıç ve Kelebek” adlı şiir kitapları ile yazar İmdat Avşar'ın "Çiğdemleri Solan Bozkır" adlı hikâye kitabı elimize ulaşmıştır. net. daha önce yaşadığı şehirle ilgili olarak yazdığı portre ve denemelerini bir araya getirdiği “Türkülerde Yaşayan Şehir Erzurum” adlı kitabının ardından yayımladığı ikinci kitabı. ancak estetik duyuşla sezilebilir. edebistan. Mortaka. Kılavuzu ise önce kendi gönlüdür şairin. Bu kitaplar ile ilgili daha geniş bir değerlendirmeyi bir sonraki sayımızda okuyabilirsiniz. (…) Şairin varlığı. Sühan. Ares Yayınları 2009 _______________________ Bize gelenler Ay düşleri Mücahit Koca’nın “Ebcedhan”. sanatalemi. Ay Düşleri. deneme. “silahsız savaşçı”. ögretmenlersitesi. şiraze gibi edebiyat ve kültür sitelerinde yayımlandı. Akademi. şairlik geniş bir evren ve dolgun bir yaşantı ister.başka biçimde yargılandığı çok görülmüştür. Dergâh. Ay Vakti Türk Edebiyatı. sıradan insanların yaşantısı dışında yakalanan geniş bir âlemin. dergibi. başka ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Tarih Yolunda Erzurum. Mahatma Gandhi (Otobiyografi). İsmail Bingöl.

Yağmur Kuşları. sayımızın bir diğer kitabı Ünver Oral’a ait Karagöz’den Hikâyeler: Karagözcü Amca Ünver ORAL. Hikâyeler Karagözcü Amca Ünver Oral’dan. 42. Şti. Ankara Cad. İstanbul. Vilayet Han. Nar Yay. Tel: (0212) 5123769■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Ankara Cad. Gonca Yayınlarından da Hazinenin Şifresi ve Sıcak Ekmek Kokusu isimli hikâye kitapları çıktı. Ankara Cad. Bizden tek istediği ise onları okumak. 10/202 Cağaloğlu İstanbul. İstanbul.1 0 95 . Nar Yay. 10/202 Cağaloğlu İstanbul. 10/202 Cağaloğlu İstanbul.. Şti. Tel: (0212) 5123769 Yazgan Bestami. 2009 İsteme Adresi: Gonca Yay. 10/202 Cağaloğlu İstanbul. İstanbul. Beyaz Kanatlı Kuş romanı ve yayınevinin kendisine ait 40 Hadis (İnsan B İlişkileri Üzerine. Nar Yay. köklerimizin kendisi olan bir çift kahramanı Karagöz ve Hacivat’ı yaşatmayı görev edinmiş Ünver ORAL. Sıcak Ekmek Kokusu. Gonca Yay. Vilayet Han.. İstanbul. 2009 İsteme Adresi: Nar Yayınları Müzik Film ve Reklâmcılık Ltd. Ayrıca Erdem Yayınları. 2009 İsteme Adresi: Nar Yayınları Müzik Film ve Reklâmcılık Ltd. Gonca Yay. İstanbul. Tel: (0212) 5123769 Sarıyüce Hasan Latif. Şti. Hasan Latif Sarıyüce’ye ait. Yıldızlarla Uyumak. Karagöz’den Hikâyeler. 2009 İsteme Adresi: Nar Yayınları Müzik Film ve Reklâmcılık Ltd. 2009 Yazgan Bestami. Vilayet Han. 2009 İsteme Adresi: Nar Yayınları Müzik Film ve Reklâmcılık Ltd.) Yazgan Bestami. 2009 Yazgan Bestami. yazarın Güneşle Ay Duymasın isimli şiir kitabının ikinci baskısını yaptı. Tel:(0216)3184288 Oral Ünver. 10/202 Cağaloğlu İstanbul. İstanbul. Okudukça Karagöz’ü analım ve Karagöz’ü yaşatalım diye. dolu dolu 15 hikâye ve 145 sayfadan oluşan bir kitap yazmış çocuklarımız için. Nar Yay. Tel: (0212) 5123769 Yardım Mehmet Nuri. 2009 İsteme Adresi: Nar Yayınları Müzik Film ve Reklâmcılık Ltd. Yazar ve şair Bestami Yazgan’ın Nar Yayınlarından. Tel: (0212) 5123769 Nar Yayınları. Beyaz Kanatlı Kuş.NAMIK YUSUF u sayımızda öncelikle Bestami Yazgan’ın Nar ve Gonca Yayınlarından yeni çıkan dört kitabını tanıtmaya çalışacağız. 40 Hadis İnsan İlişkileri Üzerine ( Esprili İllüstrasyon ve Fotoğraflarla). Vilayet Han. İstanbul. Çocuklarımızın büyük bir zevk ve heyecanla izlediği Karagöz’e yeni oyunlar yazarak sahip çıkıyor. Gökkuşağı Sevinci. Ankara Cad. Şti. Vilayet Han. Nar Yay. Ankara Cad. Hazinenin Şifresi. Yayınevimizin diğer yayınlarına gelince: Mehmet Nuri Yardım’a ait Yıldızlarla Uyumak romanı. Nar Yay. Nar yayınları çocuklarımızı hiçbir zaman unutmayacak ve unutmadığını da bastığı yeni kitaplarla bize göstermekten de geri durmayacak. okutturmak. İstanbul. okumak çocuklardan… Yanağımızda sonsuz tebessümler vaat ediyor bu okumalar. Şti. Kıymetini bilemediğimiz. Yağmur Kuşları isimli masal ve Gökkuşağı Sevinci isimli şiir kitabı. Zamana ve sahiplenmeye çalışanlara karşı.

1 0 96 .ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful