Muhterem Okurlar, Türküler, his ve fikir coğrafyamızın temsil kabiliyeti yüksek ezgileridir. Sözleri kimilerine göre basittir; ama samimi ama derunidir. Türkü, Türk’ün adım attığı her yerdedir. Çünkü ismi ile müsemma türkü, Türk’ü en iyi anlatan musikidir. Bir bakarsınız Azerbaycanlı, Kerküklüdür bir bakarsınız Rumelili, Kafkaslıdır… Elimizi ayağımızı yanımızda nasıl taşıyorsak ‘dilimiz’ olan türküleri de öyle taşırız. Ezgilerimiz işçi olup gurbete, asker olup cepheye, yaralanıp hastaneye, cürüm işleyip dama, sevdalanıp dile düşerler. Türküler damadımızın takısı, gelinimizin yüzgörümlüğüdür. Kısaca onlar bizim hayat ve hayal hikâyemizdirler. Her hâlimize denk düşen bir atasözümüz olduğu gibi her hâlimize denk düşen bir türkümüz de vardır. Bu anlamda türkülerin doğum yerleri vardır ama belli bir yurtları yoktur. “Kar mı yağmış şu Harput’un başına” türküsüne kulak kabartmak için Elazığlı, “Şen olasın Ürgüp dumanın gitmez” türküsüne eşlik etmek için de Nevşehirli olmak kayıt ve şartı yoktur. Ve duygu derinliği sağlayan şairlerimize de öyle… Şairlerimizin şiirlerini okurken Osmaniyeli, Kahramanmaraşlı, Yozgatlı olduklarını düşünmeye ne gerek, önemli olan tesirleri! Adnan Binyazar, Mehmet Özbek ve Fatih Kısaparmak’la yapılan röportajların her okurumuzun dikkatini çekeceğine ve bizleri türkülerimize daha bir perçinleyeceğine inanıyoruz. Yazarlarımızın isimleri, isimlerinin çağrışımları buraya sığmayacağından ilkin dergimizin “Bu sayıda” bölümüne bakmanızı sonra da hiçbir yazıyı atlamadan tümünü okumanızı rica ediyoruz. Her bir yazarımızın, türkülerimize bir başka pencere açarak bizleri bazen arındırıp ferahlandırdığını bazen hüznün kıyılarında bütün türkülere el uzattırdığını göreceksiniz. En evveli de bedeli binlerce kez ödenmiş hatırlamanın, anlamanın, inanmanın kolaylığını sezeceksiniz. 43. sayımızın konusu “ev, sokak, mahalle”. Kendi muhitimizde buluşmak dileğiyle Allah’a emanet olunuz. Bizim Külliye

NAZIM PAYAM

Türkü terbiyemiz, paylaşılamayanı, uyumsuzluğu meclisine kabul etmez, haz verdiğine, kendini yoklama, hatıraları dinleme fırsatı da verir. Bir insandan bir yörenin fotoğrafını çekebiliyor ve bunu en azından genelin bir kısmına aktarabiliyorsa türkü vardır.
3

uphi Saatçi ile dergimizin dosya konusunu konuşuyoruz; “isabetli”, diyor “türkü”ye ve ekliyor: “Ömrümü Kerkük’e adadım, fakat bir Kerkük türküsü kadar etkili olamadım.” Bu söz, bana Aytmatov’un Beyaz Gemi’sindeki Mümin Dede’nin ağzından aktarılan bir hikâyeyi hatırlattı: “Geçmiş zamanların birinde, bir han başka bir hanı tutsak almış. Bu han tutsağına: -Eğer istersen benim kölem olarak yanımda kalır, uzun zaman yaşayabilirsin. İstemezsen, en büyük arzunu yerine getirir, sonra da seni öldürürüm.” demiş. Tutsak Han düşünüp cevap vermiş: -Köle olarak yaşamak istemiyorum, beni öldür daha iyi. Ancak öldürmeden önce, benim vatanımdan herhangi bir çobanı buraya getirtmeni istiyorum. -Ne yapacaksın o çobanı? - Ölmeden önce ondan bir türkü dinlemek istiyorum.” İlk anda serin bir esinti taşıdığı hissi ile sesi-

S

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

yatağı. yâre dokunmanın şaşkınlığını en berrak yüzüyle ifşa eden türkülerdir. dayımın. kendini yoklama. Emrah. “Akma Tuna akma ben bir dertliyim”i mırıldadığımızda kan akışımız değişiyorsa türkülerin omuzlayıp getirdiği olaylar. ezgimiz. Bir toprağın türküsü varsa orası vatan olmuştur. dünyayı algılayışımız. dipsiz mekanik sözler… Boş söz ağırlığındandır ki haslarımız Karacaoğlan. Her çağı yaşama biçimimiz. kendince dokunan sesimize bunların ölçüsüyle ilmek atarlar. Ali Akbaş’ın “Kerem et Mükerrem. köy odasına çekip türküleştiren.1 0 4 . koşmasını saray mensubunu imrendirecek gönle sevk eden. gülüne. Kişi sevdalıysa. yatağı. yalnızca tarih zemininde kalanları ses anahtarıyla açmasından. daha n’olsun!… ne kulak verdiğimiz türkü. daha n’olsun!… ■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Derviş Himmet benzeri ustaların bestelenmiş güftelerini duygu sofralarında eksik etmez. kokusuz. ağrısı. yılgınlığımızı. sonra içine gömülen bu yalnızlığımızın sesidir. Şunca zamandır evlatlarımıza hayat mirasını türküyle devşirmiş. Sosyal ıstırabımızı. anamın. türküyle devretmişizdir. Onun yalanı insanımızın gerçeğinden kopması veya gerçeğini gizlemesidir. paylaşılamayanı. ağrımız. sılayı da gurbeti de boşluğa iten renksiz. yaşanılanın kalp pınarlarından beslenir. dili. Türkünün yaşı yaşımız. ağrısı. yatağımız. olayların acısını. hatıraları dinleme fırsatı da verir. Sesimizin öğüttüğü türkü. Yunus Emre’yi anlatırken parçadan bütüne yolculuğumuzu şu cümlelerle açar: “Biz sevdiğimiz nispette yalnızızdır. Türkü. ‘İnandığı gibi yaşamayanlar. Bir insandan bir yörenin fotoğrafını çekebiliyor ve bunu en azından genelin bir kısmına aktarabiliyorsa türkü vardır. ilahisini. ezgimiz. ovasına. nice halk ozanının varsağını. ağrımız. uyumsuzluğu meclisine kabul etmez. bizden bir haber almak isteyen türkümüze kulak versin. aşımıza ağı katan zalim feleği. dilimiz. Bizi anlamak. uyduruk yaşantısından saman alevi gibi uyduruk türküler çıkarır. yalan söylemez. Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun türkü dinlediğinde şairliğinden utanması bu paylaşımdan. yunmuş yıkanmış dilimiz onun sesiyle yankılanır. ezgisi. Türküye yalanı biz söyletiriz. ağamın türküsü demekteki kastımız onların yaşama serüvenlerine işaretimizdir. göbek kordonuyla bağlandığı türkünün depreştirmesiyle sesini gürleştirir ve bir anda hareketlenir. sevdaya adaysa “Aşkın odu ciğerimi Yaka geldi yaka gider Garip başım bu sevdayı Çeke geldi çeke gider” söyleyişine nasıl duyarsız kalsın! Terennüm edilen ile hayat ritmini çabucak kaynaştıran türkü. sarıp sarmaladıkça. Seferberlik ve Yemen türkülerini dinlediğimizde. Vazgeçemeyiz türküden. "bu türkü beni anlatıyor". çırpınan Karadeniz’i. Radyoların türkü saatlerinde analarımızın. yiğidi kuru soğana muhtaç edeni. yatağımız. insan sıcaklığından yoksun. çeşmesine. dili. sultana da çobana da aynı kederi. Türkü terbiyemiz. Hayatımızı oluşturan notalar türkümüzün icrası içindedir. ezgisi. Yalnızlığımız nispetinde kâinatla birleşir. Tanpınar. sancısını üstümüze sindirmesinden mi? Hayır. kucaklaşırız. Çanakkale içinde aynalı çarşı. Bayram Bilge Tokel’in Nida Tüfekçi öldüğünde “Türküler Nidasız Kaldı” diye hayıflanması. Sonrası herkesi herkese unutturan. ablalarımızın “bundan sonraki benim bahtıma” demesi. iç çekişlerimizi. sahiplenmesiyle onaylanır türkülerimiz. Kerem Dede.” Divan şairinin gazelini saraydan bey konağına. dilimiz.Türkünün yaşı yaşımız. mevzusuna yüzlerce kitaptan daha tesirli muhabbet aşılamaz mı bize! Dağına. aynı sevinci yaşatır. Ne yasak ne teknoloji ne de modernlik bizi türküden koparır. bir türkü söyle” ricası. olayların ardında bıraktığı sessizlik hâlâ içimizde demektir. güzeline türkü yaktığımız toprağın tasası almaz mı bizi! Gesi Bağları. Gerçeğimize imanı onun ruh hâlimizi sarsmasıyla tazeleriz. yaşadığına inanır’. haz verdiğine. dersem çok mu iri konuşmuş olurum? Türküye meylimiz. Çoklarımız. Eşrefoğlu. Babamın türküsü. "Bu türkü bana söyleniyor".

Halk anlatılarının etkileyiciliği. Duyguların Anakarası. Dedem Korkut/Vier attürkische Nomadensagan (Türkçe-Almanca). Yazılı Anlatım Bilgileri (Emin Özdemir'le). Ayna. Halk öyküleri ise nerdeyse anlama çabası gerektirmeyecek denli yalındır. Cumhuriyetle başlattığımız kültürel arayışların temelinde bu yatıyor. Onları söyleten nedir? Halklar düşünsel ve duygusal etkileşimi anlatıyla sürdürürler. Clive Bell. Türk Dilinde 25 Ünlü Eser. nefret vardır. Yazın ve Bilim Dilimiz. Kültür Bakanlığında. Yaralı Mahmut’tur. ama en ilkel toplumun yaşayışında izlerini sürdürebileceğini savunur. 1978 yılında Kültür Bakanlığı Tanıtma ve Yayımlar Dairesi Başkanlığına getirildi. uygarlığın nice gelişmiş ülkede yozlaştığını. Bizim. Bu duygular kendiliğinden doğmaz. anlatılanın herkesçe kolayca anlaşılmasından doğar. Orhan Kemal Roman Armağanı'nı kazanan Ölümün Gölgesi Yok adlı kitabında bir sevda öyküsü anlattı. anlaşmanın olduğu her yerde anlatımsal bir gelişme de söz konusudur. TANER NAMLI Takdim Adnan Binyazar. düşmanlık vardır. bu dönemde İncila Özhan'la birlikte altı ciltlik Türkçe/Dil ve Okuma Kitabı'nı (1.ADNAN BİNYAZAR ile halk kültürü üzerine “aydınlanma”. ama ortada bir “anlaşma” vardır. Ancak 14 yaşında başlayabildiği ilköğrenimi çeşitli illerde sürdürdü. toplumların. Gazi Eğitim Enstitüsü. Ağıt Toplumu.. Ay Bazen Mavidir. Masalını Yitiren Dev . kimileri binlerce sözcükle anlaşabilirler. Dede Korkut. Adnan Binyazar.1 0 5 . bir romanı herkesin tam anlaması olanaksızdır. Yazma Öğretimi Yazma Sanatı. üç evli bir köyde bile sevgi vardır. Basın Yayın Yüksek Okulu gibi birçok eğitim kurumunda ve Türk Tarih Kurumunda. kendi kültürlerini. Toplum ve Edebiyat. 7 Mart 1934 tarihinde Diyarbakır’da doğdu. Türk Dil Kurumunda görev yaptı. Ölümün Gölgesi Yok. anlatıla anlatıla artık dilsel öze. Çünkü yüzyıllarca. Âşık Veysel. Halk Anlatıları. 1981 yılında Berlin Eğitim Senatosu'nun çağrısı üzerine Berlin'e gitti. Türkiye’nin çeşitli öğretmen okullarında. Halk anlatılarını görkemli ve etkileyici kılan nedir? Bu duyarlılığı nereden alıyorlar? Örneğin okuma yazması olmayan bir adam nasıl olur da bu kadar etkileyici şeyler anlatabiliyor diye soruyoruz bazen kendimize. Toplum ve Edebiyat. Uygarlık adlı yapıtında. Eserlerinden bazıları. Kan Turalı. binlerce yıllık duygu birikimlerinin sonucudur. halkların yüzlerce. (Metin Öztekin'le). tarihlerini. Kültür ve Eğitim Sorunları.. Cumhuriyet'in 50 Yılında Atatürk Yolunda 40 Yıl. Örneğin. yalınlığa ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . dillerini ortaya koyma sürecini başlatmıştır. On Beş Türk Masalı. Kimi halklar üç beş yüz. Masalını Yitiren Dev adlı anıromanında yoksulluk içinde geçen çocukluk dönemini. Devlet Konservatuarı. Halk anlatılarının zenginliği hakkında düşüncelerinizi almak istiyorum. Dicle Köy Enstitüsüne girerek eğitimini Gazi Eğitim Enstitüsünde sürdürdü. Hacettepe Üniversitesi.) yazdı. Düşünün ki.-2. kin vardır. Ozanlar/Yazarlar/Kitaplar. Şairin Kedisi. Yazmak Sanatı (Emin Özdemir'le).

Biri şöyle bir bir mırıldanıversin. Ona evrensellik kazandırmak sanatçının işidir. nerdeyse şimdi ölmekte olan bir gelenek vardı. İyi bir araştırma yapılırsa. Ben. kendi kültürlerini. Avrupa sanatı gökten inmedi. toplumların sevincinin de üzüntüsünün de eleştirisinin de ürünüdür. Ama üretilen. akacak yer bulabilecek mi? Ben bir gün. radyoda duyuverelim. dillerini ortaya koyma sürecini başlatmıştır. benim bu selamım götür yâra ver” ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . anlamı içinde barındırır. Bizde. onun yaratıcı gücüyle ilgilidir. Anlamsal yapının bütün özelliklerini özünde taşır. kişiliğimizin yapı taşlarıyla örülmüştür.. doğal olarak bin yıl öncekine benzemeyecektir. Bu güç çok kişide vardır. Halk. ezgiyi.1 0 6 . ama anlatmaz. Türkü.içinde bunalmaya başladığı bu teknik dünyayı yıkmak için kendini başka güçlerle donatacağı kanısındayım. Okuma yazması yoktur. ulaşmıştır. Ama akıntı. ya da TV’de. Geçmişimiz. halk kültürüyle beslenmemin izlerini yazarlığımın her aşamasında görebildiğimi sanıyorum. O günden bugüne. insanlığın. kişinin kendini o işe vermesiyle ilgilidir. Bu vesileyle şunu da söyleyeyim. Ablalar kardeşlerine. askerde ya da iş yaşamında edindikleri deneyimleri. Türkü deyince hangi çağrışımlar oluşuyor zihninizde? Türküler ne anlatır size? Sorunun içeriğinde de görüldüğü gibi. Duygu gelişimi herkeste vardır. Türkü bunu gerçekleştirir. kültürel ürünler de var olacaktır. Yaşamak. Kişinin duygu derinliğine varması ise. ibret alınacak öykülerle besleyerek evde anlatırlardı. Yaşamak. Kolay anlaşılırlık duyarlık etkileşimini sağlamada da etkindir. Halk kültürünün sizin hayatınızdaki yerini nasıl yorumluyorsunuz? Halk kültürü bende dinlemeyle başladı. kişiliğimizin yapı taşlarıyla örülmüştür. Sizin deyiminizle. en çağdaş sanatçı sayılan Picasso’nun bile halk birikimlerinin kaynağı olan geleneksel ürünlerden yararlandığı görülecektir. Ben kimi türküleri dinlerken bir anda bütün geçmişimin orta yerinde buluyorum kendimi. iç düzeni. yaşadıkça. toplumların. geçmişle yaşadığımız an arasında kurduğumuz duygu köprüsüyle anlam kazanıyor. İnsanın gitgide birbirinden koptuğu bir dünyada. yoksa bu süreklilik dipten bir akıntı olarak devam ediyor mu? Bu soruya bağlı olarak halk anlatılarının modernizmle olan ilişkisini de değerlendirebilir misiniz? Halklar. Türkü anlamlıdır. Halk anlatılarının çoğu da konuşma ürünüdür. ne yazık ki korkunç bir kültürel ilişkisizliğe doğru sürükleniyoruz. “akıntı”yı durduracak bir güç yok. “aydınlanma”. Türkü bunu gerçekleştirir. ama konuşması vardır. büyükler küçüklere masallar anlatırlardı. “Ara ver dağlar dağlar ara ver. Yaratım süreciyle beslenmiş halk birikimleri öylesine etkilidir ki.. kendine ait kültür ürünleri yaratmayı bırakmış mıdır. Erkekler. Sözü. Öykü anlatanları can kulağıyla dinlerdim. iç sesin yazıya dönüşmemiş anlatımıdır. tarihlerini.Geçmişimiz. On bin yıl sonra ne bu dağlar böyle kalacak ne ovalar ne sular. Yaratıcılığın sanatsallık kazanması. Çocuktum. ortaokul öğrenimini bile tamamlayamamış bir Yaşar Kemal’den dünya çapında bir romancı çıkarır. bilim ve çeviri dilimizdeki gelişmeleri göz önüne getirirsek. Bizim. halk anlatılarının belki de en etkileyici olanına getirmek istiyorum.eğer kendisi bir teknik adama dönüştürülmezse. yazın. türkü çağrışımı yoğun bir sanat dalıdır. Cumhuriyetle başlattığımız kültürel arayışların temelinde bu yatıyor. duyumsatır. Hayat. halkın birikimleri olduğu yerde durur. yaşadığımız ortamı kendimize göre biçimleme sürecidir. Sanatsallığa ancak duygunun yönlendirilmesiyle varılıyor. Böyle bir alan sağlanamadığı sürece. geçmişle yaşadığımız an arasında kurduğumuz duygu köprüsüyle anlam kazanıyor. nereden nereye geldiğimiz daha iyi anlaşılacaktır.

edebiyat değeriyle etkiler. yoğun. Erzurum Üniversitesinde Halk Bilimi Bölümü vardı. Can evime seslenen. Sevda semâlarında Dalga dalga yükselen Yeni türküler söyle. Yalnızca Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu öyle idi. Sohbetiniz için teşekkür ediyorum efendim…■ YENİ TÜRKÜLER SÖYLE Dağlardan akıp gelen. Her seher ter ü taze Ümitlerle beslenen Yeni türküler söyle. iç düzen hangi şiirde vardır! Ya da. Yârân dönsün şaşkına.1 0 7 . onlar da Kenan Evren döneminde devlet dairesine dönüştürülmüştür.. Örneğin. Çok kısa sürede bu alana yönelik çok önemli araştırmalar yapılıp yayımlanmıştır. Başımda dönüp duran Efkâr efkâr üstüne Yeni türküler söyle. Ezgilere dizilen. Yenice yolları bükülür gider Zülüf al gerdana dökülür gider Yiğidin başına bir hâl gelirse Ömrü arkasından sökülür gider dizelerinde geçen “zülfün al gerdana dökülmesi”. Yürekten kopup gelen. Çarşamba’yı sel aldı Bir yâr sevdim el aldı Keşke sevmez olaydım Elim koynumda kaldı dizelerindeki yalınlık. Her esrârı sazımın Bir telinde çözülen Yeni türküler söyle. Göz yaşından süzülen. Vefâsız yâr üstüne.. şimdi. sıradanmış görünen. Halkı düşünmeyen hükümetlerin. kim kime yakınsa. Türkülerin edebî değeri hakkında neler düşünüyorsunuz? Halk anlatıları ya da türküler bizi sanatsallıklarıyla.dizesi neler duyumsatmaz bize. Türkü kimi zaman bizi edebiyatın doruklarına çıkarır. devlete bağlı üretimsiz dairelerle ya da birtakım derneklerle yürütüldüğü sürece bir sonuca varılacağına inanmıyorum. Muhabbetle süslenen. Nazlı nigâr üstüne. Bu iş. Kurul gönül köşküne. halkın birikimlerine önem verip araştırma enstitüleri kuracağına inanmıyorum. bu kurumlarda önemli araştırmalar yapılacağına. Yanık yürekler için Haydi Allah aşkına Yeni türküler söyle. Ben. anlam. Bu yüzden. “ömrün arkasından sökülüp gitmesi” imgeleri edebiyat sanatının en güzel örneklerinden değil midir? Halk kültürü araştırmalarının yeterli derecede ve nitelikte yapıldığını düşünüyor musunuz? Düşünmüyorum. onun uydurma çalışmalarını basmakla yetiniyor. bu konuda özerk olan kurumlaşmaları savunuyorum. BESTAMİ YAZGAN ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .

1 0 8 . kinle Gam. kasavet dağıt gür nefesinle Yüce endamınla yiğit sesinle Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Dadaş göğümüze bir velvele sal Ruhu coştur. edası kibar Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Bir şehir bilirim iniş yokuştur Çifte minaresi nakış nakıştır Aşılmaz yolları borandır kıştır Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Sen susarsan göğümüzü yas alır Pasinler’i duman alır.HÜMÂ KUŞUMUZ Yine duman almış Palandöken’i Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Türküler bağrımda bir gül dikeni Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Yükseklerde öten hüma kuşumuz Issız gecelerde can yoldaşımız Sen söylerken göğe değer başımız Kerem et Mükerrem bir türkü söyle İşimiz yok bizim hasetle. çürük aklı yele sal Birbirine girsin gerçekle masal Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Bir şehir bilirim taşı kehribar Erkeği Köroğlu. pus alır Türkülerle uzun yollar kısalır Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Erenler yoldaşı Mehmet Çarmaşır Bize maveradan haberler taşır O söylerken bize susmak yaraşır Kerem et Mükerrem bir türkü söyle Kar erisin yaylalara göçülsün Yamaçlarda mor menevşe açılsın Ricâ et Râci’ye o da koşulsun Kerem et Mükerrem bir türkü söyle ALİ AKBAŞ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . kızları Nigâr Ey şahin bakışlı.

kimdir. gurbet gezerdi Türküleri duruşundan sezerdi Görünce ışırdı yüzü Nida'nın Bir ömür adadı samaha. bir gün Banaz'da Adım adım gezdi baharda. yazda Bizi üşütmedi karda. ayazda Yandıkça büyüdü közü Nida'nın Türküler Nida'sız onulmaz hasta Halaylar üzgündür. yazı Nida'nın Bir gün Kırşehir'de.TÜRKÜLER NİDA'SIZ KALDI Nida Tüfekçi'nin Aziz Hatırasına Çamlığın başına bir inece duman Gördükçe ağlardı gözü Nida'nın Ziya'nın acısı yüreğinde dağ Nasıl dayanırdı özü Nida'nın Baba oldu türkülerin merdine Acı çekti bir sürmeli derdine Şikayet gelmedi bir gün virdine İlkbahardı kışı. bilinmez Alır gider bizi gayri gelinmez Yüz asır geçse de yine silinmez Bozok Yaylasından izi Nida'nın BAYRAM BİLGE TOKEL ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . bara Sadamızı yaydı dört bir diyara Türküler uğruna düştüğü nâra Çıra oldu yandı sazı Nida'nın Bu ses nerden gelir. bozlaklar yasta Ankara'da.1 0 9 . Kayseri'de. Sivas'ta Hürmetle edilir sözü Nida'nın Yeni Kalem ile yazı yazardı Aslı Akdağ'lıydı.

Din dışı müzik. kendi yöresinde yankılanmış. coğrafyasıyla. bu kahvehanelerde yankı bulmuş ve topluma mal olmuştur. medeniyetin merkezinden yayılmanın getirdiği cazibe ile taşrada daha derin bir etki bırakarak süreklilik kazanmıştır. Türkülerin mesafe sınırını zorlamaları. tabiatları icabı yereldirler.1 0 . 10 ürküler. Her türkünün çığlığı. Onları sürekli hâle getiren de. türküler yörelerinin sınırlarını aşamamışlardır. yerel otantizmle evrensel duygu ve insani özellikleri sergilemeleri… Kitle iletişim araçlarının olmadığı. insanıyla. ritmiyle yöreyi yansıtırlar fakat işledikleri konu. mesafelerin insafsız ve sadece kervanların vicdanına terk edildiği zamanlarda. 16.. ezgisiyle. yüksek dağlar ve uzak mesafe engellerine çarpmıştır. Tekkeler. bugün beğenmediğimiz kahvehaneler vasıtasıyla gerçekleşmiştir. Yöreden gelen söz ve ses. zaviyeler ve dergâhlarda söylenen ilahiler. bu büyüdür. sosyalleşme mekânı olarak sadece cami ve tekke ve dergâhların bulunduğu sosyal yapıda. ezgiler ve semahlar bu sınırları zorlamışlarsa fakat onlar da “cemaat sınırı”nı pek aşamamışlardır. ortak müzik. Dr. dinî ve tasavvufi merkezli gelişmiştir. yakaladıkları tema ve yansıttıkları duygu evrenseldir. Muğla Üniv.NÂMIK AÇIKGÖZ* İmparatorluğun dört bir yanından ve hatta imparatorluk dışından gelen her ses. Yani. bireysel ve en çok da ortak sosyal alan olarak düğün veya benzeri törenlerde bir *Prof. yüzyılın ortasına kadar. Fen-Edebiyat Fakültesi T ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .

İlk zamanlar divan şairlerinin de bir araya geldiği anlaşılan kahvehanelere. Şairler. buralarda edebî kültürün gelişmesine de katkıda bulunmuşlardır. genellikle bu dükkânda bir araya gelir. Mesela. hızlı bir yayılma imkânı bulan kahvehaneler. “Karacaoğlan türküleri ırlayan” halk şairlerinin dillerinde ve sazlarında… 1555 yılında ilk kahvehanenin İstanbul’da açılmasıyla. sınıf. Şuarâ mecma’ı.1 0 11 . bir sosyalleşme mekânı olarak günlük hayatın bir parçası durumuna gelmişlerdir. gazel kânı Karaman’da Sübûtî dükkânı beyitinden öğreniyoruz. Türk toplumu. Büyükkaraman Caddesi varmış ve bu caddede Sübûtî mahlaslı bir şairin eşribe dükkânı bulunmaktaymış. bugün Saraçhane ile Fatih arasında kalan bölgede. imparatorluğun bütün dilleri ve bütün müzikleri icra edilmiştir. İstanbul halkına yeni bir sosyalleşme imkânı sağlarken. mutlaka şairlerin de uğrak yerleri olmuş. şiirde iki gele- ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . gelişme alanı bulmuştur. 18. zaman zaman siyasi otoritenin baskılarıyla karşılaşsalar da. bir de tezkire yazarı Latifî’nin 1546 yılında söylediği gibi. Bunu. İlki Tahtakale’de açılan kahvehaneler. meyhaneye alternatif olarak yeni bir sosyalleşme mekânına kavuşmuştur. halk şairlerinin de uğramaya başladıklarını görüyoruz. dil ve kültür farklarının yaşanmadığı bir merkez olma özelliği de taşır ve bu özelliği ile geniş Osmanlı coğrafyasının müzik sentezinin yapıldığı mekânlardır. yeni söyledikleri gazellerini okuyup tartışırlarmış. yüzyıldan kalma. “Toplumsal kendiliğindenlik” diyebileceğimiz bir geniş kabul skalasında. konforu artan ve kullanım amacı genişleyen kahvehaneler. ve 19. meyhane ve eşribe dükkânlarına alternatif olarak bir fonksiyon ifa etmiştir ki. bu mekânlar. sadece kahve içilen yerler olmaktan çıkmış. Bazen meyhanelerde bazen konaklarda ve konak bahçelerinde bazen de eşribe (alkolsüz içecek) dükkânlarında bir araya gelen okur yazarlar.Semai kahveleri. Meyhanelerin yasak olması sebebiyle. Böylece. maşerî vicdanda çok çabuk yer etmiştir. 16. Tabii. yüzyıllarda. şüphesiz derme çatma idi fakat İstanbul’un diğer semtlerine yayıldıkça. Kahvehaneler. bugüne kadar devam edegelen bir kurum olmuşlardır.

müziğin ve elbette ki türkülerin toplumsallaşmasında. medeniyet merkezinin yüklediği cazibe ile başta türküler olmak üzere. resmî tavrıyla müzik yaratıcılığında. sınıf. ritm ve ahenk olarak da zenginleşmiştir. İstanbul’un bir medeniyet merkezi ve sembolü olmasının yarattığı cazibe. Bunda. ortak dil ve üslup geliştirmeye başlamışlardır. aynı zamanda birer müzik mahfili olmasını doğurmuştur. Osman Cemal Kaygılı. Anadolu ve Balkanlar’da yaşayan halk şairlerini merkeze çekmiş ve geniş coğrafyanın şiir ve müzik kültürü. ezgili okunması. Arabeskten pop müziğe kadar yeni tür müziğin merkezi.1 0 12 . Başka kültürlerle etkileşime girerek daha da zenginleşen ve doğurganlık özelliği daha da artan müzik geleneği. Bu işleme ve zenginleşmeden sonra. halk şiiri geleneğinin de saz eşliğinde icra edilmesi. imparatorluğun bütün dilleri ve bütün müzikleri icra edilmiştir. semai kahvelerinin büyük bir rolü vardır. İstanbul’a uğrayan ve yeniden şekillenerek taşraya yayılan şey. belki gelenek yeniden inşa edilirken çok daha sağlam temellere dayanabilecek. “Semai kahveleri” adıyla anılacak olan bu kahvehaneler. daha da geniş bir şekilde yazabilmiş ve buralarda yaşanan tartışmaları.” demiyoruz. Çünkü semai kahveleri. “Toplumsal kendiliğindenlik” diyebileceğimiz bir geniş kabul skalasında. Birisi aydın geleneğine (kalem şairleri). Balkanlardan İran’a. hiçbir zaman İstanbul’a alternatif olamamıştır. Bu gelenek ve bu zihniyet hâlâ devam etmekte. neğin kesiştiği nokta olma özelliği taşımaya başlamışlardır. Bununla. taşraya daha etkili bir şekilde yayılarak ses ve duygu ortaklığı oluşmasına katkıda bulunmuştur. medeniyetin merkezinden yayılmanın getirdiği cazibe ile taşrada daha derin bir etki bırakarak süreklilik kazanmıştır.Semai kahveleri. bu mekânlarda. Kırım’dan Kuzey Afrika’ya kadar tüm coğrafyanın müzik sesi. imparatorluğun ses sınırları belirlenmiştir. sosyal genetiğimizde çok önemli bir yer tutmuştur. Semai kahveleri. semai kahvelerinde yer bulabilmiştir. kahvehanelerde harmanlanmıştır. “İstanbul’da Semai Kahveleri ve Meydan Şâirleri” adlı küçük çalışmasını. Bu yüzden semai kahvelerine “türkülerin merkez üssü” demek mümkündür. Müzikoloji açısından ise semai kahveleri. popüler müzik. buralarda. bu kahvehanelerde yankı bulmuş ve topluma mal olmuştur. İmparatorluğun dört bir yanından ve hatta imparatorluk dışından gelen her ses. Bundan da en çok nasibini alan gelenek türkü geleneğidir. müziğin ve elbette ki türkülerin toplumsallaşmasında. bir Azeri “mugam”ıyla bir zeybek havası. müzik geleneğinin de yayılmasına vesile olduğu görülür. Öbür taraftan. Rumca bir ezginini yanı sıra bir levendin getirdiği Cezayir türküsü. kahvehanelerin. radyonun devreye girmesiyle İstanbul ile ortak merkez olma özelliği kazanan Ankara. dil ve kültür farklarının yaşanmadığı bir merkez olma özelliği de taşır ve bu özelliği ile geniş Osmanlı coğrafyasının müzik sentezinin yapıldığı mekânlardır. yöresel müzik kültürünün yeniden işlenip zenginleştirildiği mekânlar olmuşlardır. sivil bir oluşum olma özelliği ile toplumsal bir rahatlama alanı hâline gelmiştir. en güçlü damar olarak. semai kahvelerinde beraberce icra edilerek birbirlerini etkilemişlerdir. hâlâ İstanbul’dur. müzik kültürüdür. belki de ticari amaçlı gazinoların müziği yozlaşma gibi bir olumsuz devreyi hiç yaşamayacaktık. buralarda. Gazellerin düz şiir olarak değil de. Bütün bu tespitlerden sonra şunu söyleyebiliriz: Devletin “buyurma” yerine “imkân sağlama” ilkesiyle oluşan semai kahveleri. yeniden işlendiği ve tekrar topluma yayıldığı merkez olma özelliği kazanmışlardır. Yöreden gelen söz ve ses. “Her türkü İstanbul’a uğramıştır. sosyal genetiğimizde çok önemli bir yer tutmuştur. diğeri de halk geleneği ve irfanına dayanan şiir (meydan şairleri) anlayışı. Böylece. yeniden şekillenmeleri yazarak bugüne daha da çok bilgi aktarabilmiş olsaydı. en güçlü damar olarak.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . sözün ve sesin biriktiği.

1 0 13 . güftelerinin pek azı bilinen şairlerin şiirlerinden meydana gelmiştir. bayatı. on birli. dolayısıyla K halk şiirimizin. destanlarımızı. kesinlikle yüksek tabaka tarafından söylenmiş ürünleridir. Bunların ne yazık ki. yatugan. Divanü Lügâti’t-Türk’te. maya. nutuk. hoyrat. ilahî. semai. efsanelerimizden başlayarak. bestesiyle okunduğundan eminim. edebiyat tarihimizin en seçkin örnekleridir. bunları batının oratoryo ve kantatları ile mukayese etmek hiç de yanlış olmaz. çeng. karşılama. Bu ürünlerin hemen tamamı. sosyal hayatımızı. besteleri anonim. kırık hava. millî makamlarımız ve usullerimizle ölçülerek bestelenmiş. Armutlu ve Kul Mehmed en tanınmış denizci şairlerimizdir. Halk musikisi numuneleri. yoğunlaştırılıp özetlenmiş hikâye ve romandır.FIRAT KIZILTUĞ ısaca “Halk Türküleri” başlığı altında toplanan. koşma. halk musikimizin. Köçekçelerimiz ve tavşancalarımız da bu gruba girer ki. “Siyah ebrûleri duruben çatma Gamzen oklarını âşıka atma Sana gönül verdim beni ağlatma Benim gözüm nûru gönlüm sürûru. “Bizde roman yok” diye geçiştirilen ve edebî yoksunluk gibi görülen ve gösterilen düşünce tamamen yanlıştır. uzmanlar tarafından sınıflandırılırken şu başlıklar altında toplanır: türkü (Türkî-Türk tarzında). sekizli. Halk sazları eşliğinde çalınıp okunan. araştırılmamış ve üstünde durulmamış bir konudur. geraylı. tarihimizi. divan ( özellikle Urfa divanı ve Kerkük divanı) ve ilh. Öğüttür verdiğim tut benim sözüm Severim demeğe tutmadı yüzüm Ah efendim benim a iki gözüm Benim gözüm nûru gönlüm sürûru” ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Halk şiirinin yedili. Osmanlı donanmasındaki leventlerin çöğür eşliğinde söyledikleri türküler/şiirler bilhassa 16 ve 17. Zamanımızın deyişiyle bu sagu. yüzyılların en güzel edebî örnekleridir aslında. nefesli çalgılar… ) dile getirmişlerdir. varsağı. (kopuz. saz eşliğinde. semah. çöğür. hatta oynanan halk türküleri. taşlama. Fuat Köprülü. “Yine de kaynadı coştu dağların taşı Akıttım gözümden kan ile yaşı Alınca şişhaneyi seğmenler başı Arpalıktı bize Urumelleri Şimdi mesken oldu servi köyleri” Garp Ocakları Şairleri veya Çöğür Şairleri olarak da nitelendirilen. Kaşgarlı Mahmud’un parçalar hâlinde kaydettiği Alper Tunga Sagusu’nun (ağıt) kopuz eşliğinde. Kul Mehmed’i “Saz Şâiri” olarak işlemiştir. hece vezniyle söylenmiş. Bu. Rumeli türküleri. on dörtlü hece ölçüleriyle okunan bu türkülerin güfteleri. zeybek. mani. ( Azerbaycan’da şikeste). hem de zamanın çok ilerisinde bir tutumla. nağmeleri kaybolmuştur. ıklığ. Halk türkülerimizi yaratanlar. destani bir türküdür.

Türkülerimiz aynı zamanda birer senaryodur. Hastayım yalnızım seni yanımda Sanıp da bahtiyar ölmek isterim. semaî. Meselâ. Pekâlâ. Edebiyatımızı etkilemesi açısından en güzel örneklerden biridir. Tokat yöresindekiler en güzelleridir. Ziya Gökalp. eskilerin deyimiyle şerh edilirse. Türkülerimizin güftelerinin türleri. Sazıyla okuduğu zaman. formatlarından dolayı şarkıdır. Şiirlerinin çoğu bestelenmiştir. Mahmûr u hülyâyım câm-ı lebinden Kanıp da bahtiyar ölmek isterim. bir başka manasıyla hece vezninin ölçüleriyle ihtişamını dile getirmiştir. Anadolu’muzda sekiz tane Yıldız türküsü vardır. Halk hikâyelerimizde bir Kervankıran hikâyesi vardır. türkü. Eflatun Cem Güney’in de bu konuda çok güzel çalışmaları vardır. Yeni Türk edebiyatı akımı döneminde. Belki de halk türkülerinin edebiyatımızdaki tesiri konusunun en güzel numunelerini Rıza Tevfik vermiştir. Eğer açıklanırsa. Dolayısıyla halk Türkülerinin söz varlığını örnek almıştır. Hatta klasik şiirimize ve Türk musikisine bile bazı terimler isim olmuştur.Bu şiir. müstezat. Bir olmaz emelin düştüm peşine Vuruldum hüsnünün şen güneşine Güzel gözlerinin aşk ateşine Yanıp da bahtiyar ölmek isterim. Hatta günümüzde az kullanılan Türkçe kelimeler bile türkülerimizde hayatiyetlerini sürdürmektedir. türkü olarak yediden yetmişe her Türkün bildiği. antolojilere veya kitaplara yazıldığı zaman halk şiiri olarak vasıflandırılan bu parçalar Türk edebiyatının pırlantalarıdır. en az iki bin yıldır günümüze taşıyan en önemli kaynaktır. Sivas. IV. Yine o dönemin lirik ve çok yazan şairi Orhan Seyfi Orhon. Türkçeyi. Mehmet Özbek dostumuzun. “Uyan yârim uyan söndü yıldızlar Gün karşı tepeden doğmak üzeredir. Dildeste kitabımızda bu Yıldız türkülerinden birini işlemiştim. sevdiği. “Çocuktum ufacıktım Top oynadım acıktım Yerde buldum bir erik Kaptı bir alageyik Geyik kaçtı ormana Bindim bir akdoğana Doğan yolu şaşırdı Kafdağı’ndan aşırdı…” Bu dönemin en güçlü şairlerinden Rıza Tevfik. bu konuda ihmal edilmiş büyük bir boşluğu dolduracaktır. Makam bakımından da çok orijinaldir. klasik edebiyatı ve Fransız edebiyatını çok iyi bilmesine rağmen. Akdağmadeni. Erzurum. Kayıkçı Kul Mustafa’nın ‘Genç Osman’ şiiri. şiirlerini halk edebiyatı neşesiyle söylemiştir. Cennetmekân şiirlerini sazı eşliğinde söylüyordu. Talihin kahrı var her hevesimde Boğulmuş figanlar titrer sesimde O güzel ismini son nefesimde Anıp da bahtiyar ölmek isterim.1 0 14 . Kendisini yürekten kutlarım. kalenderî. eski nağmesi bilinmediğinden. divan. Bu açıdan da değerlendirileceğinden eminim. Bu besteler.epopesidir. güçlü bir bağlama sanatkârı istese türkü şeklinde çalıp söyleyebilir. “Sultan Murad eydür ben de göreyim Nasıl bir yiğitmiş ben de bileyim Vezirlik isterse üç tuğ vereyim Şehitlere serdâr oldu Genç Osman” Halk türküleri. Necip Fazıl Kısakürek de halk edebiyatı ve halk türkülerinin et tırnak misali ayrı düşünülmesi mümkün olmayan tarzını benimsemiş. aynı zamanda halk edebiyatı edebî türleri olarak değerlendirilmektedir. Halk türkülerinin her biri bir tez konusudur. türkü / halk şiiri tarzının çok güzel örneklerini vermiştir. Sultan Murad’ın Bağdat seferinin -hadi batı tabiriyle söyleyelim.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Şiirin tamamı edebiyat antolojilerinde yer alır. Lem’i Atlı tarafından nefis bir uşşak şarkı olarak bestelenmiştir. “Türkçülüğün Destanını” halk şiiri tarzında yazmıştır. Her sabah güneşi seyreden kızlar Mahmur gözlerini oğmak üzeredir” Âşık Veysel bizim de zamanına yetiştiğimiz ve radyo veya plaklarıyla iç içe olduğumuz şahane bir örnektir. henüz göremediğim “Halk Türküleri” ile ilgili sözlüğü. Ama güfte bakımından halk şiiridir. Dolayısı ile de türküdür. ciltler dolusu mevzu çıkar karşımıza. dinlediği bir türküdür.

P ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . onların mevzuları. Türküler. Solcu edebiyatçıların türkü sevdası. Çünkü ona göre “orijinal edebiyatını. Peki. sanat ve estetik bakımından kıymetleri. yalnızca ilmî araştırma yapanların değil. şiirini. denebilir ki yalnızca türkünün kökünün halk içinde olmasından kaynaklandı. halk türküleri etrafında gerek halk edebiyatı gerek halk musikisi bakımından araştırmaların epey bir yekûn tuttuğunu ifade ettikten sonra bu anonim ürünlere ait bol malzeme yayımına ve teknik incelemelere mukabil. özellikle türkülerden ders alması kayda değer bir tespittir. geçen bunca zaman içinde gerekli dersler alınmış mıdır? Alındığını.1 0 . Onlar türküyü yalnızca bir propaganda aracı olarak gördüler. 15 ertev Naili Boratav.A. en azından yeterince alındığını söylemenin pek mümkün olmadığını düşünüyorum. VAHAP AKBAŞ Bu tercih türkülerle. sosyal fonksiyonları üzerine yapılmış araştırma ve incelemelerin hiç mesabesinde kalmasından yakınır.” (Folklor ve Edebiyat I. İstanbul 1939). toplumla ilişkileri. 1930’lu yılların sonlarında yayımladığı “Eğin Türkülerinin Başlıca Temleri” başlıklı incelemesinde. Boratav’ın bahsettiği dersleri. sanatkâr ve sosyologların da dikkatini çeksin istiyor Boratav. daha doğrusu türkülerdeki ruhla entelektüeller arasına mesafe koyarken bazı yeni nesil okumuşların da türkülere yabancılaşmasına sebep oldu. müziğini ve genel olarak sanatını arayan bir milletin sanatkârlarının halk edebiyatından alacakları birçok dersler vardır. Sanatkârın halk edebiyatından.

Dinlediği türkülerin kendisinde uyandırdığı çağrışımlardan. Daha çok klâsik musikiye tutkun olan. sıcaklığından söz ettik. nefsini feda etmeler. Onlar türküyü yalnızca bir propaganda aracı olarak gördüler. ikinci kuşak edebiyatçıları. Başka vesilelerle aktarmıştım. çılgın. yüce. duyduğu İç Anadolu türkülerini anlatır. ifade özelliklerini taşıdığını göreceklerdi. Öyle anlaşılıyor ki Cumhuriyetin birinci. söyleyiş ve şekillerle işleyen” Cahit Külebi gibi yazarları. İstanbul. denebilir ki yalnızca türkünün kökünün halk içinde olmasından kaynaklandı. bu toplumun duygu ve düşüncelerini. anlatım ve benzeri bakımlardan yararlanarak çağdaş eserler çıkaramadılar. Tanpınar da romanımıza türkülerimizden hareket edilerek varılabileceğini düşünür. Sonra kan gelir. sıcaklığıyla açıklanabilir ancak. Onun için onca “köy romanı”nı yazanlar. dışına kaçmak istedikçe kendi içine büzülen. Yanaşsalar türküdeki tohumun onların düşündüklerinden farklı köklü bir toplumu. dil. afif taraflarıyla insan var.1 0 16 . Belki edebiyatçının türküden alacağı en büyük ders bu sıcaklığı. Bu tercih türkülerle. cismini nezretmeler ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . türkü-insan ilişkisinin diriliğiyle. medeniyetimizin ifadesini en iyi şekilde burada bulduğuna inanan Yahya Kemal bile. üzerinde bıraktığı tesirden bahseder ve “Anadolu’nun romanını yazmak isteyenler ona mutlaka bu türkülerden gitmelidirler. daha doğrusu türkülerdeki ruhla entelektüeller arasına mesafe koyarken bazı yeni nesil okumuşların da türkülere yabancılaşmasına sebep oldu. şairleri bir kenara bırakalım. yeni edebiyatta halkla sanatçı arasında bir mesafe gözeten Nurullah Ataç’ın seçkinci görüşlerine kulak verdiler. Yahya Kemal de Tanpınar da temleriyle evrensel. millî olan türkülerin nasıl değerli bir hazine olduğunun bilincindedirler. Solcu edebiyatçıların türkü sevdası. diriliği özümseyerek eserine içirmek olacak. Asla içindeki ruhu görmeye yanaşmadılar. Beş Şehir’in Konya’yı anlatan sayfalarında türkülerimizden bahseden güzel bir bölüm var. Bu ilişkiyi ne güzel açıklıyor Fethi Gemuhluoğlu. Kırılan. Birer istisna olarak daha sonra destan ve türkülerden beslenerek anlatım sınırlarını belirginleştiren Yaşar Kemal ve bir bakıma türkülerin dillendirdiğini “yeni görüş. Türkü-insan ilişkisinin diriliğinden. Bu özdeşleştirme. Hafif.“memleketçilik” rüzgârıyla kaleme alınmış az sayıdaki eserle ve şiirdeki bazı şeklî çabalarla sınırlı tutmamak kaydıyla tabii. takipler var.1972). Muhtevalarındaki yoğunluktan ve insan üzerindeki tesirinden yola çıkarak. tecessüsler var. dil ve söyleyişleriyle ve taşıdıkları kültürel unsurlarla mahallî. Kan gelir ama türkülerde kanı kanla yunmazlar da onun peşi sıra hemen dostluklar. küsen. şehvetli ve avâre taraflarıyla insan var. türkülerin bizde roman işlevi gördüğünü ifade etmişti. Türküdeki ruhu eserlerine taşıyamadılar. vefalar adak olmalar.” der (Beş Şehir. küçük ilgiler bekleyen yönleriyle insan var. kaçan. köyün ve köylünün derin ve gerçek sesi olan türkülerden mevzu.” ( …) Sonra kıskançlıklar var. bir folklor araştırmacısı olan Boratav’ın beklentilerinden çok halk şiirini horlayan. Buraya da alıyorum: “(Türkülerimizde) İnce. ulvi. Konya Lisesi’nde çalışırken.

“aşağı inip tut”manın birer mecaz olduğundan yola çıkılsa belki bugün de sıkça karşılaştığımız insanî bir tablo çıkacak ortaya. ayrılık olmasaydı” ya da “Yüzünde göz izi var. Şüphesiz bu örnekler artırılabilir. bilinçli. Kabuğu kırıldığında içinden kanlı canlı. bu dünyanın ruhu tükenmez kaynaklardan biridir. takipler var.1 0 17 . Öğrencileri tebessüm ettiren bu mısraların onların gündelik yaşantısından örneklerle yorumlanmasının nasıl ufuk açıcı bir rol oynadığını gördükten sonra benzer yazıların türkülerin ruhuna erişmemizde ne kadar etkili olabileciğini düşünmeye başladım. Gemuhluoğlu “Türkülerde kıskançlıklar var. su. Muhtemelen çoğu genç olan yorumcular türküyü tiye almış. öfkelenen. içerdiği motiflerle. “Şiir. 1978). Uzatmadan şöyle bağlayalım: Türkü. uyandırdığı çağrışımlarla açıklayan yazılar okumayı ne kadar istiyorum. estetik değeriyle. birikimli. sanki sıradanlıkla örtülmüş muhteşem inceliği farkedebilecek bilince erişebilmem için de kılavuzlara ihtiyacım olmuştu. dil. Türküleri yalnızca hikâyeleriyle değil. Edebiyatçı için bu dünya. bu dünyanın ruhu tükenmez kaynaklardan biridir. Yunus’un mısralarını andıran “Manda yuva yapmış söğüt dalına” türküsünün “yöresel kültür. Açıklamayla başlangıçta absürd görünen olaylar ince bir hicve ve mecaza ağır basan gerçeğe dönüşüveriyor. sana kim baktı yârim” mısralarındaki sadelikle. İstanbul. Suretlerde aşk var. in aşağı tut beni” türküsüyle ilgili yorumlar içimi acıttı. Siyretlerde aşk var. Ne yazık ki bu konuda da durum iç açıcı değil. Ve nasıl capcanlı bir resim canlandırabiliyor gözlerimizin önünde. muhteşem bir dünya çıkar. Toprak. Kabuğu kırıldığında içinden kanlı canlı. Hüma Kuşu türküsündeki “Sen ağlama kirpiklerin ıslanır” mısraındaki anlam inceliğini. söyleyiş güzelliğini Fethi gemuhluoğlu sayesinde görmüştüm. Onu keşfetmek ve doğru tanınmasına. ateş ve havaya çıkmış namları.” Dostluk Üzerine. Ayrıca aynı türküdeki “Esvap serdim sicime” sözlerinde ne güzel bir söyleyiş güzelliği var. Türkülerdeki bunca zenginliği görebilmek ve gösterebilmek gerekir öncelikle… Bu da. gayretli araştırmacı ve denemecilerin üstlenmesi gereken bir görevdir. abuk sabuk şeyler söylemişti. belki kendilerinin anlatıldığını düşünecek o gençler. bir toplumu bütün unsurlarıyla kabuğunun içine alan bir nar gibidir. bir toplumu bütün unsurlarıyla kabuğunun içine alan bir nar gibidir. Türkülerde aşklar var. Dört unsur var. ne kadar tabiî bir bir dille söylenmiş.Türkü. Öğrencilik yıllarımda. Yunus Emre’nin meşhur şathiyesindeki “Bir sinek bir kartalı kaldırdı vurdu yere / Yalan değil gerçektir bende gördüm tozunu” mısralarından hareketle yazdığı yazıyı hatırlıyorum. Yine “Yâr üstüme yâr sevdi / O gidiyor gücüme” mısraları ne kadar arı duru.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . anlaşılmasına yardımcı olmak da edebiyatçı için bir sorumluluktur. hikâye ve romanlar yetkin kişilerce tahlil ediliyor da türküler neden edilmiyor?” diye sormuşumdur hep kendime. Oysa “minareden at”manın. Tabiat ana var. Edebiyatçı için bu dünya. “Ölüm Allah’ın emri. akın eder. tecessüsler var” demiyor muydu? Kıskanan. sevgisi öfkesine baskın çıktığı için hemen barışveren sevgilileri anlattığını düşünemez miyiz bu türkünün? Böyle anlayabilseler. dil ve anlatım özellikleriyle. türkünün yapılış amacı” gibi kriterler gözetilerek açıklandığı bir tebliğ metni okumuştum. Mehmet Kaplan’ın. Bir internet sitesinde “Minareden at beni. Sonra ilahi nizam var. edebiyat bağlamında. muhteşem bir dünya çıkar.

1 0 18 . Osmanlı’nın son dönemlerinden beri yöneticilerimiz kendi öz musikimizin seslerine ve sözlerine bu milletin yeni nesillerini hasret bırakmışlardır. Çünkü dilimizin Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar yayılışında bu seslerin ve sözlerin çok büyük etkisi olmuştur. türkülere ve şarkılara dönüşen şiirlerimizdir.illi kültürümüzün en vazgeçilmez unsurlarından biri. Bunu halk ve divan edebiyatı ustalarının dilinden alıp halkın diline ve gönlüne düşüren. fetihlerimizde. şölenlerimizde ve felâketlerimizde hep onlarla kendimizi ifade etmişizdir. Türküleri ve şarkılarıyla musikimiz hiçbir sınır tanımıyor. Bu bakımdan en önemli kültür taşıyıcılarımız durumundadır. Buna rağmen uzunca bir zaman. Bunun ne kadar hazin bir şey olduğunu bilenler bile bir şey yapamaz. İlk ve orta öğretim derslerinde nasılsa hep Batı müziğini öğretirler. Tarih boyunca sevinçlerimizde. O M ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Hem büyük şehirlerimizde. acılarımızda. hem de Anadolu ve Rumeli’nin kasabalarında bu türküler söylenir şarkılar meşk edilirdi. Türk musikisini gençlerimizin derneklerde ve liseden sonra gidilebilecek konservatuarlarda öğrenebilirler. onların hayatlarını ve hasretlerini bir roman derinliğine kavuşturan insanlara hayranlığımızla birlikte minnetlerimizi de ifade edelim.

büyük şair çok haklı: “Bâki kalan bu kubbede bir hoş seda imiş”…■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . birlikte yaşadığımız Hıristiyan ve Yahudiler de bu nağmelerden etkilenmişlerdir. gerçekten tarih şuurunu da idrak etmiş oluruz. Tanpınar “Anadolu’nun romanları türküleridir” demiştir. o bakımdan önemli. Onların varlığı aslında klasiklerinden habersiz aydınların yabancılığını da ifade eder. onların çocuklarında da yaşıyor. Dildeste (2002) adlı kitabında meşhur şarkıların hikâyesini anlattığı musikimize nasıl yöneldiğini Bandodan Klasik Müziğe (2002) adlı kitabında hatıralarıyla ortaya koyar. Komşularımızla uluslar arası sınırları kaldıracak kadar güçlü bir iletişim aracına sahibiz.” Bayram Bilge dostumuz. Evet. H. Bizi biz yapan kültürel değerlerin başında bu güzel sesler geliyor. ne zaman bir türkü duysam şairliğimden utanırım diyor. Böyle şahsiyetleri yetiştiren kültür birikiminin büyük kütüphaneleri var. türkülerimizle şarkılarımız üzerine çok az kitap yazılıp yayınlanır maalesef. Has bir sanatçı olduğu kadar titiz bir araştırmacı ve derlemeci olan Mehmet Özbek’in bu ansiklopedik sözlüğü gerçekten çok büyük bir emek mahsulüdür. Mehmet Özbek’le Fırat Kızıltuğ gibi icracı olduğu kadar müziğimizle ilgili yazı ve kitaplarıyla da bir müzikolog olduğunu ortaya koyan Bayram Bilge Tokel’in rivayetine göre. bugün Osmanlı tebaası olarak bir geçmişe sahip olan komşularımız bu musikiyi dinliyor. onun bakış açısıyla Anadolu şehirlerini ve kültürlerini değerlendiren A. Mehmet Özbek bunların istisnası bir şahsiyettir. İspanya’dan 500 yıl önce Osmanlı topraklarına göç eden Safarat Yahudilerinin müziği gibi Ermeni ve Rum müzisyenleriyle bestecilerinin de Türk musikisi ile ilgileri akıl almaz boyutlardadır. Türk dilinin anlatım gücündeki kudret ve zenginlikle ezginin oluşturduğu âhengi birlikte hissetmek. türkülerimizi derinlemesine anlamak ve kavramak için şarttır. Halkın kültürel zenginliğini yansıtan türkülerimizi halk edebiyatından ayrı inceleyen veya araştırma konusu yapan çok sayıda yazarımız yok maalesef. Bunların gelişmesine ve icrasına yardımcı olduğu türkülerle şarkılarımız. Türkülerin Dili (2009) adlı çok kapsamlı kitabını yayınlaması çok önemli bir hizmet oldu. Üstelik bunun hiçbir desteğe de ihtiyacı yoktur. Şifâhi kültürümüzün en köklü ve en yaygın ürünleri olan folklor ve halk edebiyatı verimleri yalnız Türkler arasında değil. İcracı olduğu kadar müzikolog kimliğiyle de tanınan Mehmet Özbek’in Folklor ve Türkülerimiz (1975) adlı defalarca basılan ve kaynak kitap niteliği taşıyan eserinin ardından. kanunların yapanlardan daha güçlüdürler. yüzden Yahya Kemal “Şarkılarımız romanlarımızdı” derken. Türkülerimiz folklorun bir bölümü sayılmasından ötürü. Türkülerimizle şarkılarımızın bizi söylediğini yeterince anlayıp ona kulak verebilirsek. Kapaktaki şu cümle önemli: “Türkülerimizdeki sırları çözebilmek. Shakespeare’in sanırım musikimizin gücünü çok güzel anlatan şöyle bir sözü var: “Bir milletin türkülerini yapanlar. müzikologların eserlerinden oluşan çok zengin bir kütüphaneye sahip değildir.İspanya’dan 500 yıl önce Osmanlı topraklarına göç eden Safarat Yahudilerinin müziği gibi Ermeni ve Rum müzisyenleriyle bestecilerinin de Türk musikisi ile ilgileri akıl almaz boyutlardadır. Bağımıza Gazel Düştü (2002) adlı kitabında topladığı müzikle ilgili yazılarında. Klasik Batı Müziği yanında Klasik Türk Müziği ile Türk Halk Müziği’ni de fevkalâde icra edebilen besteci Fırat Kızıltuğ’u da anmalıyız.1 0 19 . Bunu anlamayan aydınlarımız kadar politikacılarımızla yöneticilerimiz de var. Bütün bunlara rağmen. o sıcak anlatımların tadına varabilmek.” Bu sırrı anlayan şairimiz. konulara tarihi ve kültürel bir perspektiften yaklaşır.

SUAT BULUT Müziğinizi değiştirirseniz sitenin duvarları yıkılır.1 0 20 . toplumlar için önemine açık ve net bir vurgu yaptığı açıkça görülen Eflatun’a ait yukarıdaki bu tespitin yerindeliği tartışma götürmez gerçektir. Müziğin hormonların.) İnsan ruhu ile fiziksel bedeni arasındaki bağlantı ya da etkileşimi hormonlar sağlamaktadır. Türkü formunda ve müzik eşliğinde. hafızada çok kolay ve en az kayıpla tutulabilmesi. insan ruhu ve iç dünyasında meydan getirmiş olduğu etkiler müspet niteliktedir. DNA yapısının ve özellikle hücre protoplazmasının etkilediği son yapılan bilimsel çalışmalarla tespit edilmiştir. olgu ve problemlerin. Müziğin. (Bu değişim bir de bilgi sağlamaktadır. Müziğin bireysel etkisinin yanı sıra fiziki yapımız üzerinde de etkili olduğu hususu artık tartışma konusu bile değildir. Müzik bireysel/ psikolojik olarak insanı etkileyen bir olgudur. kolektif hafıza olmasını da sağlamaktadır. Bu sebeple oldukça önemli bir sosyolojik olgu sayılması gereken müziğin iki yönü ile değerlendirilmesi mecburiyeti söz konusudur. Müziğin elbette ki insan ruhu bakımından ifade ettiği değer hakkında oldukça fazla çalışma ve araştırma yapılmıştır. Ancak sadece bu yönüyle müziği değerlendirmek konuya eksik bir yaklaşım olacaktır. Müziğin. Bu tespitin bizi götürdüğü önemli sonuçlardan birisi ise hiçbir şekilde değişmez denilen DNA’nın müziğin niteliği ve çeşidine göre değişebilmesidir. Eflatun Yazılı olarak kayda geçirilemeyen. Türkülerin bir müzik olgusu olmasının yanında. İnsan vücudunun hormon Giriş ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . olay.

” denilmiştir. O h’alde toplumsal bir yapının analizinde. müziği de gerçek niteliği ve amacından saptırmış ve müzik bu hâliyle insana ve insanlığa vermesi mümkün olan katkı bir yana. müziğin durumuna baktığımızda ise. Nitekim bu çalışmaların sonuçlarından bir musiki aleti olan “kanun” Farabi tarafından icat edilmiştir. optik ve geometri ile aynı kategoride kabul edilerek (Quadrivium=Dörtlü) bir bilim dalı olarak okutulmuştur. ortak bilinçaltında yer alması ve tek sesli müziğin “telkin” etkisinin çok sesliye göre baskın oluşu bu tarzın tercih edilmesini sağlamıştır. müziğin. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Eflatun’un sözü ile birlikte değerlendirildiğinde. bir başka ifadeyle Batının “Orta Çağ”ında Müslümanların kurmuş oldukları üniversitelerde (medreseler) müzik. tercih edilemeyen diğer tarzı dışlamamasıdır. Bu çerçevede “ çok sesli “ müzik lehine bir ağılık taşıyan bu tartışma konusunun en önemli argümanlarında birisi ise. Her türlü seviyesizliğin referansı ve meşrulaştırma gerekçesi olan bu söz popülist amaçlarla kullanılan ve “kitle kültürünü “ zımnen onaylayan bir içeriğe sahiptir. Konumuz. Doğulu toplumlarda müziğin. kaval. müzikal açıdan tabii seslerin arandığı çok açık görülmektedir.sağlama mekanizması dikkate alındığında. matematik. amacı dışında kullanılan her şey gibi. Müziğin kitleleri nasıl etkilediğini gerek dünyada ve gerekse ülkemizde görmek mümkündür. Doğru olan da zaten müziğin bir bilim olduğudur. ekonomi. Müziğin fert üzerinde meydana getirdiği bu ruhsal / fiziksel etkinin önemi daha geniş bir çalışmayı gerekli kılmaktadır. “duygudaşlık” kavramında kendisini bulur. günlük ve sıradan bir meşgale olarak değerlendirdiğimiz ve çoğu zaman “ eğlence “ amacıyla dinlediğimiz müziğin oldukça ciddiye alınması gerekmektedir. mesela. Bugün dünya genelinde eğlence sektörünün en fazla istismar ettiği olgu müziktir. eğitimde ciddi bir mevki tuttuğu “zevklerin ve renklerin tartışılamayacağı” tezinin tutarlı bir yanının bulunmadığı gözden uzak tutulmamalı. Türk çalgılarının hemen tamamında (bağlama. dünyaya bakışı ve algılayışı. Dinlenilen veya icra edilen müziğin etkisi ve önemi kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.1 0 21 . tar gibi) seslerin tabiliği ve mekanik olmayışı dikkat çeker. müziğin insanın iç dünyasındaki etkilerinin hormonsal salgıları harekete geçirdiği ve söz konusu bağlantı sebebiyle insan fiziğinin de bu yönde etkileşime açık olduğu bilinmektedir. toplumların dinlemiş oldukları müziğin niteliği ile toplumların niteliği hakkında ciddi ipuçları vardır. söz ile müzik bir aradadır. Ülkemiz özelinde. Müşterek algının bir adım ilerisini teşkil eden duygudaşlık. tahrip edici bir boyuta taşınmıştır. Oysa burada her iki yapıdaki müziğin kendi içinde değerli olduğu ve bu noktada yapılacak bir tercihin. siyaset ve benzeri pek çok alanda olduğu gibi bu konuda da olumlu ve ciddi şeyler söyleminin zorluğu ortadadır. Ancak şurası bir gerçektir ki. Âşık Veysel’in çaldığı bağlama ile Mozart’ın eserlerindeki melodik paralelliği görmemek imkânsızdır. “ çok sesli” müziğin daha çağdaş olduğu yönündeki tutarsız değerlendirmedir. Bu sebeple. insanların bir araya gelmesinde ve bu birlikteliğin devam ettirilmesinde Müziğin Toplumsal Boyutu önemli bir etken olduğu inkâr edilemez. Müziğin bir eğlence aracı olarak algılanması ve kullanılması. müziğin de. davul. anlayış ve kültür meselesidir. ruh dünyası hakkında ciddi bir ölçü ya da veri olduğu unutulmamalıdır. Tabiatla iç içe olmanın ve kâinatın armonisi ile ahenk sağlamanın amaçlandığı Türkülerde. harcı âlem bir bilgi olmakla beraber. Aynı müziği dinleyen insanların. Doğu müziklerinde ve özellikle Türkülerde. Türk toplumu hakkında. Bireysel niteliği ağır basan müzik “duygudaşlık” sürecinde kitleler arasında önemli bir asgari müşterek olarak karşımıza çıkar. “ Türkülerimizin “ değerlendirilmesi suretiyle önemli sonuçlara ulaşmamız mümkün görünmektedir. Oysa Doğu’da bundan yüzyıllar önce. dinlenen müziğin insanın kişiliği. Müziğin tek ya da çok sesliliği elbette ki bir algı. aralarında bir yakınlık hissettiği. cahilin cehlini arttırır. Müziğin ortak paydayı kavraması. İşte bu sebepten olsa gerek. tıpkı eğitim. eğitim ve terbiye süreci içinde yer alarak bilim olarak kabulünün. incelenmesi gereken bir araştırma sahası olacağından hareketle. Müzik gündeminin en önemli konularında birisi de “tek sesli” ve “çok sesli” müzik tartışmasıdır. “Musiki âlimin ilmini.

türkü üretimini büyük oranda ortadan kaldırmaktadır. Türkiye’de türküler ve daha pek çok şey hakkında yapılan çalışmaların bu nitelikte olduğu ifade edilebilir. makam gibi teknik boyutuyla incelenmiştir. olay. tarihî. bazen de taşlarla konuşulmuştur. Türkülere. Oysa “ halk şarkısı “ tabiri genel ve anonim bir anlamı ifade etmektedir. Kâinatın devamlı hareket halinde olduğu. etkilenme ve etkileme niteliklerinin bulunduğunu göstermektedir. dinî vs. Aşk. Yani isimden (Türk). pek çok milletin “halk şarkıları” olsa da bir millet adı olarak Türkü’de olduğu gibi bir adlandırma yoktur.Dünyada hiçbir milletinin. türkü formunda değişik nitelikli çalışmalara rastlanmaktadır. ■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Algı paradigması içinde. “Türkü”. tavır. eşyalara ve cansız varlıklara ruh izafe etmeleri. Tarihî süreç içinde Türk tahayyül ve tasavvurunun somutlaşmış biçimleri olan Türküler. kâinatın hiçbir yönü cansız ve statik değil hep dinamik bir etkileşim içindedir. türkülerin sadece duygusal bir temele dayanmayıp. varlıkların karşılıklı etkileşimi Türklerin en önemli kozmolojik inançlarından birisidir. olgu ve problemlerin. realist bir anlayışla “kendini ifade etme” formu olarak da kullanıldığı görülmektir. Bunun anlamı ise.1 0 22 . isim (Türkü) türetilmiştir. Konu bakımından incelendiğinde türkülerin. -Kuantum Fiziği bağlamında. Türklerin kadim zamanlardan bu yana taşımakta oldukları dünya görüşü ve algısının günümüze taşımasında önemli bir fonksiyon icra etmişlerdir. türküler vasıtasıyla bazen bir dağla dertleşmiş. Türk isminden türetilmiş bir başka isimdir. İslamiyete de uzak olmayan bir yaklaşımdır ve bu yaklaşım çok önemlidir. psikolojik. Bu perspektif ile Türkülerin sosyolojik olarak incelenmesinin yeterli olarak yapılmadığı yukarıda ifade edilmişti. akılda kalıcılığı daha kolay olmaktadır. veriler taşımaktadırlar. Dolayısıyla. güncel ve hayatın içindedirler ve tahminlerin çok ötesinde zengin. Bir başka ifadeyle. kozmolojik. Türkler. Bu yönüyle Türkler için “hayatı türküleştirmiş millet” denilebilir. Bu gerekli çalışmaların yanında yukarıda da ifade ettiğimiz gibi. Bir müzik formu olarak Türküler pek çok çalışmaya konu edilmiş.cansız var- Türk’ü Söyler Türküler lıkların (ruhları olmasa bile) dinamik olduklarını. hasret gibi konuları içermekle beraber. ağız. yöre. Türklerin gerek İslamiyet öncesindeki Şamanist / animistik inançları ve gerekse İslamiyet sonrasında da bu anlayışları devam ederek. hayatın her alanına dair yakıldığı. Bu etimolojik ve filolojik tespit bile. bestelenmiş olanlar. Türkülerin. Türkülerin bir müzik olgusu olmasının yanında. bazen engel gördüğü bir akarsuya beddua etmiş. Gerçekten de müzikle beraber belirli bir düzen de (şiir formunda ) anlatılan olguların. Cansız varlıklara “ruh izafe etme” inancı Şamanist bir gelenek olmakla beraber. Türklerin. Türklerin hayatında bu derece önemli yer tutmasının en önemli sebeplerinden birisi belki de tarihî süreç içinde. sosyolojik. ekonomik faaliyetler. Sadece şiir formatında bir eseri aklıda tutmak ile müzik eşliğinde akılda tutmak arasında oldukça fark olduğu bireyse tecrübe ile anlaşılabilecek bir tespittir. âşıklık geleneği kapsamındaki türkülerimiz için de bu zorluğu kabul etmek gerekir. Türkülerin sosyolojik yönünün ihmal edildiği bir gerçek ve önemli bir eksikliktir. politik. kendi adıyla andığı. Bunun yanı sıra yapılan son bilimsel araştırmalar. antik eserler gibi bakmanın ve incelemenin doğru bir tavır olmadığını. Türkünün sadece. Yazılı olarak kayda geçirilemeyen. Bu yaklaşımın Türkülerde oldukça fazla örneğine rastlamak mümkündür. Türk milletinin “Türküsüne” verdiği değeri ve ona yüklediği anlamı ifade ettiği gibi. Modernleşmeyle gelen toplumsal değişimler. ölüm. hafızada çok kolay ve en az kayıpla tutulabilmesi. Bu tespit her ne kadar anonim türküler için daha fazla gerçeklik payı taşısa da. görülür. Türklere has ve ona ait olduğunun da bir göstergesidir. Türkü formunda ve müzik eşliğinde. hayatı ve evreni algılamalarına da yansımış ve bu yansıma haliyle Türkülerde de kendini bulmuştur. Türk toplumundaki hızlı şehirleşme elbette ki değişik algı biçimleri oluşturmakta ve bu algı kapsamında yeni ve bireysel çabalarla. sözlü kültür geleneğinin baskın oluşudur. Çünkü türküler. kolektif hafıza olmasını da sağlamaktadır. Ancak bu “üretim krizinin” kısmen aşılmaya başlanmış olması sevindirici gelişmelerdendir. bir müzik kategorisi bulunmamaktadır. Türkülerini müstakil bir varlık olarak kabul edip isimlendirmişlerdir. ayrılık. Öyle ki. mizahi ve toplumsal konular gibi hayatın tamamını kuşatan bir muhtevaya da sahiptirler.

1 0 23 . Sanki aylarca su değmemişti eline yüzüne. Kâh odun parçası toplar.. D. Aralarında rint olanları da vardır. kendi işine bakardı Dono. ne de nankördü Dono Çuval omzunda gezer. Ne kilise ne havra ne de cami ilgilendirirdi onu. Türk. Yaratıcı ile bir ve beraberdirler. Süryani nedir bilmez. alnı açık hürdü Dono H. Müslüman kimdir. bir yandan da küfürler savurur gezerdi.. ye!. Ellinde uzun saplı bir süpürge. kâh arar çuval. ye ha. dono O bir divanedir. Çevre dostuydu. Ermeni. sırtında çuval. Görevini hiç aksatmayan iyi bir temizlik işçisi gibi cadde ve sokaklarda çöp toplar. Hristiyan kimdir. Etrafınaydı. Temizliği kendi üstüne başına değildi elbet. çöp Fahri bir çöpçü olup şehre çok iş gördü Dono Ş ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .NECATİ KANTER Bize uymazdı. Onlar için gelecek ve geçmiş yoktur.” der. çivi. ehrimizin en renkli en temiz delisiydi Donobet. Anı yaşarlar. bilse de ayırım yapmazdı. şehrine ve şehrinin cadde ve sokaklarınaydı onun temizliği. ne münkir. “akşama pişmiş fasulya… ye ha. Bedenine cismine hiç değildi. Divanelerin bir başka yönü de ibnü’l-vakt oluşlarıdır.

Hz.1 0 24 . Mart ayının ortalarıydı. Ahçiği yolladım Urum iline Eser bad-ı saba zülfün teline Gel seni götürem İslam iline ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .. O söylemişti: “Paskalya Bayramlarında haşladığımız kızıl yumurtaların kabuklarını kapımızın önüne bırakırız. Paris. taklidini yapıp kendi aralarında şakalaşıyorlardı. bir o kadar da Süryani. Onun için istavroz çıkarıp dua ediyorlardı. saçları sarı… Fettan… Biraz da fingirdek… O günlerde çok sevilerek söylenen. Allah’tan tek dilekleri yağmurun yağması idi.. Bir torunu vardı Dono’nun. Dono’nun küçük oğlu Haygas. Bakışları sabit. Düğünlerin olmazsa olmazı idi. o ne bonkördü Dono Ağalığın beyliğin ardınca o hiç gam yemezdi Gezdi keyfince. Senin gibi sakallı. romanlara. Böylece ettiğimiz dualarımız da Mesih Babamız tarafından kabul olur. ye ha yee!.” Kış boyunca çıkmadı Dono. Sokaklarda o olmasa da veletler Dono’nun meşhur türküsünü koro hâlinde söylüyorlar. Her gün bayramdır onun için. bazen de odasının camını açar. En tanınanı ve en sevileni de Dono ve ailesiydi. 14 Mart Paskalya Bayramı. “Akşama pişmiş fasulyaa… ye ha. Donobet’in yakın akrabası olan Kirkon usta iyi bir duvar ustası.” Attı hep minneti omzundaki çuvala Para indinde pul etmez... Havalı mı havalı… Biz Müslümanların Şeker ve Kurban Bayramlarında ikram ettiğimiz tatlıların. İsa’nın dirilişini dile getiren bir bayram. sokaklarda ömür sürdü Dono “Akşama pişti fasulya. “Yahu bu aralar Dono görünmüyor. Böyle geçti bir kış.Sıska ve uzun boyluydu. şekerlerin ve kurban etlerinin karşılığını ödüyormuş gibi bir rahatlık içinde ve gururlu. elindeki küçük bakır bir tepsi içine itina ile yerleştirilen paskalya çöreklerini ve kızıl yumurtaları Müslüman komşularına kapı kapı dağıtırken çocuğun yürüyüşü bile değişirdi. Ermeni komşularımız tabi ki o gün neşeliydi. o meşhur türküsünü mahallenin çocukları ile söylemekle yetinirdi. Mahallenin güzeli.” Hava bulutluydu ama o gün yağmur yağmadı. Müslümanlara yakınlığı nedeni ile kendisini cuma namazına davet eden birine: “Efendi. Tek katlı evinin sokağa bakan penceresinin önünde oturur. gideni geleni gözler. Pırıl pırıldı hane halkının elbiseleri. bulup getirirdi. ye ha” diyerek Bize iç derdimizin zehrini öksürdü Dono Akrabalarının çoğu. Dono’nun ailesi papazın yönetimi altında dinî törenlerini ifa etmeye gittiler. On yedisindeydi… Kız Meslek Lisesinde okuyordu.. keşiş bir dedem vardı. gözleri donuk yeşil… Eğlencelere katılır. Fransa ve Amerika’da yaşardı. Ama ihtiyarlık bükmüştür belini. ye ha. Yağmur yağar da bu kabukları yağmur suları alır götürürse günahlarımızı da götürmüş olur.. Günlerden pazardı. Umurunda bile değildir bayram. efendi!. Olur da o gün düğünde bulunmazsa mutlaka birileri gider. o da kiliseye davet ederdi beni!. düğünleri kaçırmazdı. Hayganuş eşikten daha adımını atar atmaz gençlerden biri ya da bir çocuk korosu başlardı. öykülere konu olan bir Harput türküsü gençlerimizin dilinden düşmezdi. İstanbul. Dono evdedir. Benim Allah’ım ne kilisede ne de camide… Hadi oğlum.. O yıl “kara kış”ın dondurucu soğuklarında şehrin cadde ve sokaklarında görünmeyince halk onu özlüyor. Çiftetelli oynarken halk bir yandan kahkahalar atar bir yandan da tempo tutardı. onlarla sohbet eder. hastadır ve bir başınadır. Tabi.. Hayganuş’tu adı. Mahallenin bitirimleri bayramlık elbiseler içinde Hayganuş’u görebilmenin heyecanını yaşamak için pusudalar. güzeller güzeli Hayganuş’un saksılara diktiği çiçekleri sular.. Öldü möldü mü?” deyip sorup soruşturuyorlardı. Tehcir Kanunu ile iyice azalan gayrimüslimlerin sayısı kala kala ancak beş altı hane Ermeni. hadi herkes işine yallaa!. Gözleri mavi.. Bizim evin yapımında çalışırken ara sıra sohbet ederdik onunla.

Dono.. Bu isteği yerine getirilmeyince ağzı kilitlenmiş. kim bilir o da bir zamanlar belki Harputlu bir Gakkoş’u sevmişti. sarı saçlarını bir kısrak gibi arkaya doğru savurur. Hâlâ kulağımda onun sesinin yumuşaklığı. Büyük gelini Pulo’nun dediğine göre üç ayı geçkin bir süredir konuşmuyormuş… “Oğullarıma haber salın görmek istiyorum... acıklı... Türkiye’de. “Erzurum çarşı pazar” dizeleri ile başlayan “Sarı Gelin” türküsü gibi. duyduğum her seste yeniden yaşıyorum o anı.. Ermeniler ayakta. Ermenistan’da ve Türkî Cumhuriyetlerde söylenen. Harput’un Ebu Tahir Mahallesi’nde Dabaklar’ın Mustafa ile Şehroz Mahallesi’nden Ermeni Nişan’ın kızı Ahçik’’in sevdalarını anlatan hazin bir türkü... gönüllerde şahlanan sevdalarını anlatan. Ahçik !. gönüllere yerleşir. Vardım kiliseye haç suda döner Dinimden dönersem el beni kınar Mustafa bu aşka nice bir yanar Öyle yanık söylerdi ki güzel gelin Maran. dillerde dolaşır. aşkını. Kürsübaşı gecelerinde. Vardım kiliseye baktım haçına Gönlümü bağladım sırma saçına Gel seni götürem İslam içine Hayganuş cilvelenirdi bu türküyü duyunca. sokakların çerçöpünü düşündü...1 0 25 .Bu bir aşk öyküsü… Sevda ve ayrılık türküsü. Türkiye nere!. Acı bir tebessümle gölgelendi ihtiyar yüzü. Üstüne üstlük bir de Ermeni işbirlikçilerin çıkardığı “Yeprad” adlı gazetenin tahrik edici yayın ve baskısı… Ve umudun umutsuzluğa dönüştüğü bir aşk… Mustafa ile güzeller güzeli Ahçik. Başımı sevdaya salan o Ahçik Aman o Ahçik civan o Ahçik Dono o gün keyifsizdi.. bu türkü okunurdu.. en kötüsü de daha seveceklerini bırakmış olmanın acısını yaşar. Gözlerini süzer. hüzünlü. Kapının ardındaki uzun saplı süpürgesine baktı. dut yemiş bülbül!.... hüzünlenip anılarda geziniyorum o sesi anımsadıkça. “Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır. Harput’un “Şüşnaz” köyünde bir düğünde görmüştü onu Mustafa… Ortalığın bozuk olduğu yıllar. sıcaklığı ve yüreğime ılık bir su gibi akışı… Bugün bile ürperiyorum.. Harput ulemasının ve Ermeni tebaasının katı tutumu nedeniyle bir türlü kavuşamazlar. Karşısında yedi düvel!. Dinlediğim her müzikte. Arada din farkı. Dono’nun uzaktan akrabası olduğu söylenirdi ‘Ahçik’.” Günlerce dilinden düşürmemiş oğullarının adlarını. Takır takır vuruyordu dişleri.” diye geçirdi içinden. özel eğlence günlerinde hep bu sevda anlatılır. sevdiklerini.. Boynunu bü- ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Osmanlı savaşta. Ülke üzerine kara bulutların çöktüğü. zor zamanların yaşandığı günler… Savaşla birlikte etnik sancılar da başlamıştır.. düğünlerde. Ahçik’i yolladım Urum eline Eser bad-ı saba zülfün teline Gel seni götürem İslam iline Yine o dumanlı günlerde Tıpkı Erzurum’da yaşanan ve dilden dile dolaşan Erzurum delikanlısı bir Dadaşla sarışın bir Ermeni kızının ferman dinlemeyen... ama kimseye de pas vermezdi.. Tehcir Kanunu ile yöreyi terk ederken akıtamadığı gözyaşlarının alev damlaları Ahçik’in içini yakar… Çökmüş omuzları ve melül bakışlarıyla kaybetmişliğin yoğun hüznünü. Omzunun üzerinden bakıp sımsıkı kapattığı dudakları arasından kendi kendine konuşur Ahçik: -Neden? Mustafa’nın akıtamadığı gözyaşları bu soruya yine aynı soru ile karşılık verir: -Neden? Bu hazin aşk öyküsü türkü olur. Amerika nereee. Ondan mıdır bilinmez. Hayganuş’un yengesi Maran’ın bu türküyü Ermeni ağzı ile söylediği o güzel sesini duyardık bazı geceler..

hafiften kaşlarını çatarak süzgün tavrıyla nazlanarak fettan bakışları ve iri yeşil gözlerinin önüne dökülen lepiska saçları… Gecenin bir vaktinde evimizin eyvanına çıkıp ay ışığında başımı avuçlarımın arasına alıp Maran Gelin’in o kadife gibi yumuşak sesinden Ahçik türküsünün öyküsüne dalışım. can çekişior!.. ah dedik vah dedik Bizi bu kez bırakıp gitti o beybah dedik. Pek karanlıkta kalıp. sökün etti akrabaları.. Hayganuş geldi aklıma… Hayganuş’un dudaklarındaki gülümseme. içi ak pakdı onun Şorşor’un çağlayanında temiz gürdü Dono Sebeb-i mevtin acep.. “Ölüooor!. kahrediyordu. Ama bu bayram gibi günde hiç olmazsa mahallenin sokaklarını. Günlerce Dono’yu aradı gözler. bizlere birdenbire dert oldu Dono* ■ __________ * Şiir.. bir yandan da avaz avaz bağırdı. Ayağa kalkacak hâlde değildi ki. Bir gün sonra da sabahın erken saatlerinde “Şa- hinkaya” köyündeki aile mezarlıklarına götürülürken kızları ve yakınları arkasından ağlayıp gözyaşları döktüler. ağlamalar sızlanmalar!...... bağrı yanık öldü yazık Ne akarsu ne de bolca bir ışık gördü Dono O gün akşama doğru kilisede bir cenaze töreni yapıp alelacele eve getirdiler Dono’yu. Haydar Duman ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . bir velveledir koptu mahallede... dedem ölüor!.” Aradan çok bir zaman geçmemişti ki. vah çekti. Ölüoor! Gittiii… Donobet dedem gitti!. hatta “Beşkardeşler”de duyuldu.. yoksa odun kıtlığı mı? Seni işletmelerin kahrı mı öldürdü Dono Caddeler sokaklar çöpten. Bu gidişim biraz komşuluk hakkı biraz da meraktandı. “Kör olası bu romatizma illeti yok mu?.. taaa Gazi Caddesi’nde. feryatları. Bayram ayin’inden erken dönmüştü güzel torun Hayganuş. özlemin de hastalığın da!” diye mırıldandı. “Ah çekti Dono.. Ayağındaki terliği çıkarıp yanı başında mırıl mırıl uyuyan zavallı kediciğin sırtına indirdi.. dedem. Bir kızıl kıyamettir. yetişin!. Mahallenin yeniyetmeleri Ahçik türküsünün nakaratı ile karşıladı onu. akrep soktuuu!. iyice takatten düşmüştü. daha içeri girer girmez sokağa fırladı Hayganuş.. istavroz çıkarışını ve Donobet’in nasıl gömüldüğünü ilgi ile izlerken buruk bir tebessümün ardından nedense onun o meşhur tekerlemesi döküldü dudaklarımın arasından: Akşama pişmiş fasulya. iniltileri... İstemeyerek kafese girmiş kolu kanadı kırık garip bir kuşa benzetti kendini. pislikten geçilmez oldu.1 0 26 . Acı ağıtları. Sordular: Hasta mıydı? Dediler öldü. “Gözü çıksın şu ihtiyarlığın da.. Ellerini dizlerine vurdu. Kahbe dünyada o bir mert idi mürd oldu İnan et. yazık. Uzaktan da olsa papazın duasını.. sonra gençlik hayalleri ile baş başa kaldı. saçını başını yoldu. Ne yapsındı? Artık yaş da kemale ermiş.... ahları vahları. Ermenice Türkçe ağıtlar. Ben de gittim Dono’nun cenazesine. Başımı sevdaya salan o Ahçik Aman o Ahçik civan o Ahçik Kaçamak bir bakışın ardından tek katlı kerpiç evlerinin demir kapısına vurdu anahtarı.. ye ha ye ha ye! Papazın elinde “Kitabı Mukaddes” benim damarlarımda gezinen kâfir şeytan!.küp saatlerce kımıltısız oturdu çıtır çıtır yanıp nar gibi kızaran saç sobanın yanındaki çiçekli minderin üzerinde. hayaller ülkesinde gezişim… Toprağın bol olsun Dono!. hele hele kapılarının önünü süpürememek onu daha da üzüyor. olmadı… Ellerini açıp çaresizliğini savarcasına boşlukta salladı. Dışı gayetle pisti amma. Ne dağlardan şehre kadar inen nevruz kokusunu ne de bahçelerde açan badem çiçeklerinin güzelliğini görebilmişti bu yıl. akrep soktu. Kalkmak için yekindi.

Masmavi bir gökyüzünde kanatlanırız. Dadaloğlu’ndan yürüyüp Âşık Veysel’e ulaşın. mutluluğumuzu kısacası bütün duygularımızı bu metinlerde buluruz. sevincimizi. Temaları ne olursa olsun mutlaka bizim maceramızı dillendirmiştir bu ezgili şiirler. kültürümüzün en canlı. Kimi zaman bir ailenin dramını dile getirmişlerdir ya da bir sosyal yarayı. bozlaklar da. kederimizi. Büyük milletimin yüksek medeniyetinden damıtılan hikmetli mısralar. Halk şairlerini okuyun. Muhabbetin. karşı fikre tahammülü. “Gel ha gönül havalanma / Engin ol gönül engin ol. sevgiyi. Geçmişin yaşanmışlıklarını türkülerde görür.1 0 27 . sevgisini yitirenlere asırlar ötesinden bakın nasıl sesleniyor: “Dinle sana bir nasihat edeyim / Hatırdan gönülden geçici olma / Yiğidin başına bir iş gelirse / Onu yâd ellere açıcı olma / Mecliste ârif ol kelâmı dinle / El iki söylerse sen birin söyle / Elinden geldikçe sen eylik eyle / Hatıra dokunup yıkıcı olma” Türküler. Uçsuz bucaksız türküler derlenir memleketimden. hüznümüzü. Güldesteler gelir: “Yiğit olur doğru söyler hile kalmaz sözüne / Yetmiş iki nur yağıyor sevdiğimiz yüzüne / Der Ömer müptelayım hem gaşınan gözüne / Hazreti Yakub’un oğlu Yusuf-u Kenan gelir. neden mütevazı durmalıyız? Muhabbet sahibi olmanın hikmeti nedir? Türküler bilgi dağarcığımızı zenginleştirir. Bazen bir aşkı anlatır bazen bir savaşı. felsefemizi. Sevgiyi kaybedenlere inat sevdanın evrenine girmek gerek. kendimizi âdeta bir aynada seyrederiz. Kul Himmet’ten çıkın Emrah’la Erciş’e varın. acımızı. bizi geniş ufuklara doğru çağırır. Açın bakın kitapları ki yüreğimizdeki yangınları görün: “Uzun olur gemilerin H direği / Yanık olur âşıkların yüreği / Ne sen gelin oldun ne ben güveyi” Yüreği yanık olanların gözlerinden sevgi ışır her yana. Çünkü neşemizi. Güzel ülkemizin. sevgiler ağırlıktadır türkülerde. niçin ‘engin ol’malı. Onlar yaratılışın manasını kavrayanlardır. Karacaoğlan. Yüzyıllardan süzülüp günümüze ulaşan bu güzel eserleri dinleyip de coşkuya kapılmayan veya hüzünlenmeyen bir Türk ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Sonra Tatyan havalarını duyarız. onları okutmalıyız.. vefayı öğretmeliyiz. Erdemli olmayı. ‘Havalanmak’tan niçin geri durmalı.” Bu iki mısra dahi bütün bir hayat anlayışımızı. Uzun havalar da bizimdir. kimliğimizin en belirgin parçalarıdır.. Türkiye’mizin muhtelif bölgelerine ait birbirinden nefis türküleri vardır. hürmeti. insanın özü olduğunu bilenlerdir.MEHMET NURİ YARDIM er şeyi bir tarafa bırakıp çocuklarımıza. yüreklere çöreklenen kasaveti darmadağın eder.” Anadolu bir türkü tarlasıdır. Ama sevdalar. duygularımızı zarifleştirir. âsâbımızı düzeltir. eskimeyen güzelliklerimizin barınağı halk türkülerimizi işaret etmeli. dünya görüşümüzü özetlemeye yeter. Köroğlu’ndan başlayın Seyrani’ye gelin.

Bu ürünlerin başlangıçta sahipleri bellidir. bentleri üçlüklerle kurulan türküler ve bentleri beyitlerle (ikili) kurulan türküler. Her geçen gün yeni türküler derlenmekte ve geçmişten günümüze sağlam bir kültür ve folklor köprüsü kurulmaya çalışılmaktadır. Kaşgarlı Mahmut’un Divanü Lugati’t-Türk’ünde geçen türkü tarzındaki dörtlükler bu görüşü destekler mahiyettedir. Oyun türküleri ve Tabiat türküleridir. eşkıya türküleri. insanların dilinde dolaşa dolaşa türkünün asıl sahipleri unutulur. kısacası kültür ve medeniyetimizin de birer canlı vesikasıdır. Ne zaman hüzünlere kapıldıklarını anlarız yanık bir türküye kulak verince. Veya zaman tünelinden günümüze aktarılan birer günlük… Bir milletin seyir defteri de diyebiliriz bu acı tatlı türkülere. Ancak genelde türküler işledikleri konulara göre şöyle sınıflandırılır: Aşk türküleri. Bu tabiidir ve şundan kaynaklanmaktadır: Türkler. savaşların. anonimleşmiştir.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Sanki herkesin hemen uydurabileceği şiirler sanılır. Bu yönleriyle saf ve millî edebiyat ürünleridirler. kahramanlık türküleri. mizahî türküler. Türküler isimsiz kahramanların eserleridir genelde. Bazı türkü sözlerinde ufak tefek farklılıklar olabilir. mizah vs. Âşık Garip. Ruhsatî ve Emrah’a ait pek çok şiir zamanla türküleştirilmiş ve unutulmaz müzik parçaları olarak Türk milletinin hafızasında yer etmiştir. Öte yandan vezin ve kafiye açısından serbest tarzda söylenmiş türküler de vardır. Daha sonraki nesiller. dünya görüşümüzün. yazıp söylemişlerdir. türkünün sahibini bilemezler. Atalarımızın neye ağlayıp neye güldüğünü anlatırlar bize. Kerem. geniş ufuk ve derinlik hemen fark edilebilir. Birçok bölgemizin. Şiirdeki kıtalar arasındaki bağlantılar da türküleşen eserlere büyük bir ahenk katmıştır. Türk halk şiirinde kullanılmış en eski türlerden oldukları konusunda ortak bir görüş belirtmektedirler. yazılmıştır. Bir yöreden. Anonimleşmelerinde ve yaygınlaşmalarında göçlerin.1 0 28 . İlk söyleyeni bilinmez çoğu zaman. kullanıldıkları yere ve yörelerine göre veya daha farklı şekilde ayıran folklor uzmanları ve edebiyat tarihçileri vardır. askerlik türküleri. Türküler geçmişin izlerini bugüne taşıyan birer hâtıra defteri gibidir. pek çok şehrimizin veya beldemizin birbirinden anlamlı ve güzel türküsü vardır. yüzyıllardan beri seslendirdikleri türküleri. nasıl söylendiğine dikkat edilir önce. gurbet türküleri. Türküleri yapılarına. Zaten türküyü kimin ortaya çıkardığına değil. türkülerin. ölüm türküleri (ağıtlar) şeklinde tasnif edenler de bulunuyor. anlayışlarına uygun biçime dönüştürmüş ve bu şekilde yaygınlaştırmış. Halk edebiyatımızın en çok sevilen ve yaygınlık kazanan ürünleri olan türkülerin bu kadar benimsenmesinde aşk hikâyelerini özlü biçimde anlatıyor olmaları da önemli bir rol oynar. Yapılarına göre türküleri sınıflandıran araştırıcılar bent kavuştuklarını göz önünde bulundururlar. Dadaloğlu. esnaf ve ilim çevreleri arasında olduğu kadar. nişan düğün. aşk türküleri. çocuk türküleri. Dolayısıyla Anadolu’nun bir yöresinde söylenen bir türkünün bazı söz ve nakaratları diğer bölgelerde değişik olarak seslendirilebilir. derebeyi. hece vezni ile söylenmiş. Türküler dar bir alanda değil toplumun değişik kesimlerinde yaygınlık kazanmış ve benimsenmiştir. gönül kapımızı türkülere tamamen açabilmek. sevebilmek için çok fazla çaba harcamaya gerek yok aslında. Türküler. hatta kültür. gelin ve güvey türküleri. Belki de başka bir yerden akıp gelmiştir kulaktan kulağa. bir bölgeden çıkar ve yayılır. Dertli. Gevherî. Kolay gibi görünür türküler. Onları seviyoruz. gurbete çıkanların ve gezgin halk şairlerinin büyük etkisi olduğu inkâr edilemez. bentleri dörtlüklerle kurulan türküler. genelde yedi. Sadece onları biraz yürek sesimizle dinleyebilirsek daha çok sevecek ve çevremize de sevdirebileceğiz. sade ve doğal dille. ancak çok az sayıda da olsa beş ve on beş heceli şiirlere de rastlanır. sekiz ve on bir hece ile söylenmişler. gelenek göreneklerimizin. Köroğlu. ahlâk anlayışımızın. Türküleri anlayabilmek. Biraz dikkatlice bakılırsa bu metinlerdeki incelikler. kendi bölgelerine. Edebiyat araştırmacıları. merasim (tören) türküleri. Aslolan iç dünyamızı. Türkülerde sadece aşk-sevda duygularını mı dillendirilir? Ne münasebet! Onlar bizim inancımızın. Türküler bir olay. Askerler. Türküler artık halkın ortak malı olmuş. tekkelere devam eden tasavvuf ehli tarafından da sevilerek söylenmişlerdir. bir istek ve arzu ile veya bir heyecan üzerine doğarlar. Önceleri mahallî iken zamanla millî bir kimlik sergilemeye başlarlar. kendi şivelerine. özellikler. Ancak zamanla.düşünebilir misiniz? Türküler genellikle herkesin rahatlıkla anlayabileceği ortak. Karacaoğlan. diyaloga dayananlar. Bu tür sınıflama şöyle: Bentleri mani dörtlükleriyle kurulan türküler. iş türküleri. Türküleri ninniler. hapishane türküleri.

KOÇAKLAMA Hey Köroğlu’m Hey Ayvaz’ım Kanımda kanın dalımda sazın Koynumda muskan alnımda yazın Er meydanında Asyalı reddiyem Bayrak avazlım Hey doratım Doratım hey Suya düşsün aksin Buluta değsin kanadın İz sür iz bırak Asırlar var ki toynağında beratım Hey Köroğlu’m Hey Ayvaz’ım İşmar edin hele bir yol ben de geleyim Nicedir bir öfke kızartır gölgemi Kında koç kılıç Bolu Dağları’nda bileğim Hey kıratım Kıratım hey Kışımda bahar baharda yazım Vursun göğsüme yelin ayazın Uç bir uçtan bir uca Hülyalarıma kon şahbazım Hey yağızım Yağızım hey Solmasın diye bu yerlerin yedi rengi Susmasın diye sözün yiğidi Kuşan gel asrı at bineyim El kim bey kim Ben de bileyim MAHMUT BAHAR ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .1 0 29 .

akın. onları emre. âşık. derneklerin. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . halk ozanı. Hakk âşıkları genellikle dinî konularda. Bazı halk şairleri de bade içmemiştir. Gördükleri öğrenim sırasında okudukları halk şairlerinin şiirlerine bakarak onlar gibi şiir yazmaya çalışan. abdal. sendikaların emriyle ve onların görüşleri doğrultusunda yaymaya çalışan kişi de gerçek âşık değildir. saz şairi. adına ne derseniz deyiniz. baba gibi unvanlara layık görmüştür. Milletimiz âşığa / halk ozanına bu özellikleri dolayısıyla kutsallık vermiş. Bunlar usta halk şairlerine çıraklık yaparak yetişmişlerdir. ataları ilk saz şairi Hun Çuçu ve Oğuzların Bayat Boyu şairi Dede Korkut kabul edilen âşıkların / ozanlarının temel özellikleriyle sanat dünyamızdaki işlevleri / rolleri üzerinde kısaca durmak istiyorum. aşkla ilgili konularda şiir söylerler. Bir Karacaoğlan söylencesine göre. gürül gürül şiir söylemeye. Âşık. nota bilgileri dolayısıyla da kolaylıkla saz çalıp beste yapabilen bu kişiler. kahramanlık konularında ve bade içerken âşık olacağı güzel gösterilmişse. hürriyetine düşkün insandır. “Halktan biriyim. halk şairliği Tanrı vergisidir. ana. kul. Yüce Tanrı her kula bu lütfü bahşetmez. o hâlde halk şairiyim. gerçek birer halk şairi olmayıp “âşık tarzında şiir yazan aydın şairler”dir. kuraklıktan yakınan Çukurova köylülerinin ricası üzerine. sıkıntılarını. pirleri her gün saz çalan Hz. Şunu çok iyi biliniz ki âşıklık çok güç bir sanattır. Karacaoğlan sazıyla sözüyle Allah’a seslenmiş ve yağmur yağmıştır. Başka bir deyişle çağdaş edebiyatın şairleridir. çöğür şairi. badeli âşıklara halkımız “Hakk Âşığı” adını takmıştır. iyi de saz çalıyorum. şahsiyetini bulmuş. ozan. Günümüzde lisede. yiğitlik. Bade içen âşığın dili ve parmakları çözülür.1 0 30 .NAİL TAN şık sanatının Cumhuriyet dönemindeki genel görünümüne geçmeden önce kısaca kam. “Ger- Â Âşık ve Âşıklık Milletinin dertlerini. Davud. siyasi partilerin. Âşıklık. Âşık yapacağı kişiye “pir” veya “pirler” elinden “bade (dolu)” içirir. baksı. dede.” demekle halk şairi / âşık olunmaz. üniversitede okuyup da âşık olduklarını ileri sürenlere rastlamaktayız. cırav. saz çalmaya başlar. Bu sebeple.

daima sanatı ön planda gelir. vatanına. hürriyetine düşkün insandır. Âşıkların. Âşıklar / halk ozanları. Kahramanlık destanlarımız. Balkanlara yayıldı. Milletinin dertlerini. Arapça ve Farsçaya karşı Türkçeyi. hatırda kalıcı duruma getirmek için kopuz. Cumhuriyet idaresinin getirdiği hürriyet ve huzurun. beste kabiliyeti yüksek bir sanatçıdır. işlevleri. Âşık / halk ozanı için. orduda halk şairlerine önem verilmesidir. düşmanlığı. Dadaloğlu. milletinin sağduyusudur. Türküler yaktılar. milletine candan bağlıdır. dinleyen kulağı. nefreti. ıklığ. televizyonu da oldular. ölüm olayından sonra şiirli bir mezar taşıyla noktalanmaktadır. Yani. Orta Asya’da olduğu gibi Selçuklu ve Osmanlı topraklarında da devam etti. 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda Millî Edebiyat dönemine girilmişti. çöğür. Başka milletlerin çıkarları ve ideolojileri doğrultusunda çalıp söyleyenler. divan müziğine karşı halk müziğini. şahsiyetini bulmuş. Kuloğlu. Alevî. derneklerin. duyan yüreği. Ahmet Yesevî’nin hikmetleri. otomobillerin onun dünyasında yeri yoktur. hadislerin anlamlarını şiirle halka anlattılar. Nasihat destanlarıyla güzel ahlakı yaymaya çalıştılar. Âşık Şenlik’i bir ordu kadar güçlü ve etkili görmüştü. Rus işgali altındaki Kars’ta Ermeni asıllı Rus Generali. ortak duygu ve düşüncelerinin derleyici ve yayıcısıdır. Böylece. Kul Nesimî ve Hacı Bayram Velî’yle Anadolu’ya. sıkıntılarını. Yani doğaçlaması kuvvetli. kardeşliği. düşünen kafası. Osmanlı İmparatorluğu döneminde halk şairleri yetişmesinin sebebi ise halkın nispeten hür bir hava içinde bulunması.1 0 31 . Âşık. Âşık / halk ozanı. ailesine. Ayetlerin. Aynı dönemde. Âşık Hasan ve Âşık Şenlik gibi kahraman âşıklar yetişti. Hatayî. divan edebiyatının karşısında bu iki edebiyat dalında sade Türkçeyle şiirler söylediler.çek halk şairinin / âşığının özellikleri nelerdir?” diye sorarsanız şu cevabı veririm: Âşık / halk ozanı. Bektaşî halk şairi yetişti. Sadece kendilerine halk şairi süsü veren slogan / rejim şairleri vardır. Milletinin dertlerini sömürerek her şeyi kötü göstermek de her şeyi iyi gösterip hayal dünyasında yaşatmak da âşığın şahsiyetine. Hacı Bektaş Velî. Ancak. apartmanların. Âşık. Bundan sonra da yetiştirecektir. âşıklık geleneğini sürdürmesine izin verdiğini çok iyi bilir. Şiirlerini daha etkili. onlar sayesinde günümüze ulaştı. gerçek âşık değildir. Âşık / halk ozanı. Âşık / halk ozanı. Büyük paraların. Kaygusuz Abdal. Mehmet Emin Yurdakul gibi) Cumhuriyet Dönemi Âşık Sanatımız ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . halk şairleri gibi hece vezniyle şiirler yazan şairler (Ziya Gökalp. milletinin hem dertlerini hem de sevinçlerini dile getiren kişidir. Görülüyor ki âşıklık.. halk hikâyeleri anlattılar. iyiliği. Cumhuriyet idaresine. Âşık / halk ozanı. milletinin “gören gözü. âşık sanatı da. âşıklar / halk ozanları sürekli seyahat ettikleri için halkın gazetesi. Beşikte ninniyle başlayan şiire düşkünlüğümüz. Yunus Emre. halk ozanlarının toplumdaki eğitim ve sanat görevleri. bağlama eşliğinde halka ulaştırdılar. söyleyen dili”dir. Diğer rejimlerde âşık da yoktur. radyosu. Aynı dönemlerde hem dinî hem de din dışı şiirler söyleyen âşıklar / halk ozanları da görüldü. Köroğlu. Türk milleti. Milletimiz. bugüne kadar yukarıda saydığım özellikleri taşıyan pek çok âşık / halk şairi / ozanı yetiştirmiştir. mesnevilere karşı halk hikâyelerini yaratıp yaşattılar. sendikaların emriyle ve onların görüşleri doğrultusunda yaymaya çalışan kişi de gerçek âşık değildir. Atatürk ilkelerine ve inkılâplarına yürekten bağlı kişidir. Savaşlarda. yediden yetmişe şair bir millettir. Sadece dinî şiirler söyleyenleri. Çok sayıda Sünnî. sanatına ters düşer. Anonim edebiyat dalında destanlar. halk şairliği öyle her kula nasip olmayacak özellikleri gerekli kılmaktadır. millî birliği şiirleştiren kişidir. bölücülüğü şiirleştiren kişi. Kötülüğü. Genç Kalemler’le dilde sadeleşme hareketi hızlanmış. Âşıkların / halk ozanlarının 16. sevgiyi.. ordunun moralini diri tutmak için halk şairlerinden yararlanıldı. âşık / halk ozanı olamaz. Pîr Sultan Abdal. yüzyıldan itibaren ortaya koydukları çoğu din dışı şiirlerden oluşan bir âşık edebiyatı kolu ortaya çıktı. Türk tekke edebiyatını yarattılar. siyasi partilerin. milletinin duygu ve düşüncelerini anında şiirleştiren ve şiirlerini anında ezgiye dökebilen kişidir.

âşık edebiyatımızda bir dönüm noktası oldu. Sefil Selimî (1933-2003). erenlerini anma toplantılarında. Osmanlı döneminde doğmuş. İhsan Ozanoğlu (1907-1981) ve Bayburtlu Hicranî (1906-1970) gibi. Şeref Taşlıova (1938-). Bu güçlü âşıkların çırakları. Ruhanî (1931-). Posoflu Müdamî (1915-1968). Altunhisarlı Kemalî Baba (1859-1926). Metinî (1930-1996). Enis Behiç Koryürek. Halil Karabulut (1926-). İbretî (1920-1976). Bu bayramlar içinde. Emin Yurdakul gibi) halk şairlerine özendiler. Kul Ahmet (1932-1997). Karamanlı Gufrânî (1864-1926). Ali İzzet Özkan (1902-1981). Cumhuriyet’in ilk yıllarında. Mihnetî (1929-). İlhami Demir (19321987). Yusufelili Zuhurî (1887-1949). Zefil Necmi (1870-1933). Memleketçi. Ahmet Kutsi Tecer ve Rıza Tevfik Bölükbaşı gibi bazı şairler de koşmalar yazıp son dörtlükte soyadlarını. 5 Kasım 1931 tarihinde başlamak üzere üç gün süren bir Halk Şairleri Bayramı düzenledi. Âşıklar da diğer sanatçılar. Behçet Kemal Çağlar. Âşıklar / saz şairleri 1931 yılına kadar Türk Ocakları. Bu bayram. Hüznî (1879-1936). Hecenin Beş Şairi (Faruk Nafiz Çamlıbel. Kul Sabri (1851-1931). Hüseyin Çırakman (1930-). Kemalî Bülbül (1928-). Bayramın başarısı. Halka. Âşık Veysel. hece vezni ile vatan-millet-bayrak sevgisi şiirimize hâkim oldu.12 Eylül 1980 Harekâtı’na kadar. Sivas’ta Ahmet Kutsi Tecer ve Muzaffer Sarısözen’in öncülüğünde 1931 yılı yazında kurulan Halk Şairlerini Koruma Derneği. Yorgansız Hakkı (1898-1964). Baba Salim (1887-1956). Halit Fahri Ozansoy. 1932 yılından sonra da Halkevlerinin itibar ettiği sanatçılar oldular. cemlerde sanatlarını icra fırsatı buldular. Âşık Süleyman bu bayram sayesinde adlarını duyurup üne kavuştular. Müslüm Sümbül (1940-). Hasretî (1929-2000). memurlar gibi sağcı ve solcu diye ikiye bölünmüşlerdi. Kul Semaî (1931-). Feymanî (1942-). yetişmişti. Murat Çobanoğlu (1940-2005). Yusuf Ziya Ortaç. Yusufelili Huzurî (1886-1951). çırakları izledi. Sıtkı Pervâne (1863-1928). Yaşar Reyhanî (1932-2006). Meslekî (1858-1930). ünlenmiş veya ünlenme yolunda yürüyen âşıklar / halk ozanları vardı. Cumhuriyet döneminde doğmuş. Hüdaî (1940-2001). Derdimend (1894-1980). Dursun Cevlanî (19001975). Hasan Devranî (1928-1993). Noksanî (1899-1972). şiirleriyle Cumhuriyet’in erdemlerini. Abdulvahap Kocaman (1934-2005). Mevlüt İhsanî (1928-). günümüzde ustalarının izinde yürüyorlar.1 0 32 . Ne yazık ki. Âşık Hüseyin (1884-1950). Posoflu Zülalî (1873-1959). Ferrahî (1934-1969). Emsalî (1900-1978). sade dil. Atatürk İnkılâplarını anlattılar. Cemal Hoca (1884-1957). Şavşatlı Deryamî (1926-1987). Çoğu rahmetli olmuş. Eminî Düştü (1943-). Türk yenilik şiiri şairleri de (M. sonraki yıllarda birçok ilde bu adla halk şairleri / halk ozanları / âşıklar bayramlarının / şenliklerinin düzenlenmesine yol açtı. öğrenciler. Mahzunî Şerif (1943-2002). Alevî-Bektaşî ozanlar ise Hacı Bektaş’ı anma törenleriyle Alevî-Bektaşî ulularını. Zaralı Halil (1906-1964). adlarını tapşırdılar. Bardızlı Nihanî (1885-1967). halkçı şiir anlayışını başlattılar. âşıklar bayramları ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Âşık Veysel (1894-1973). sayıları yüzü bulan bu güçlü âşıklardan bir bölümünün adlarını saymakla yetineceğim: Davut Sularî (19251985). Talibî Coşkun. Ankaralı Âşık Ömer mahlasıyla şiirler yazdı. Orhan Şaik Gökyay. Şemsî (1872-1968). Nesimî Çimen (1931-1993). 1966 yılından itibaren düzenlenmeye başlayan Konya Âşıklar Bayramı birçok âşığın ünlenmesine yardımcı oldu. Rahmanî (1942-1993). Derdiçok (1871-1936). Onları. Daimî (1932-1983). Konyalı Âşık Mehmet (1879-1950). âşıkların bir bölümü ekmek parası için ideolojik derneklerin ve aşırı uçlardaki partilerin güdümünde hareket ediyorlardı. Talibî Coşkun (1898-1976). Orhan Seyfi Orhon) hatta Yedi Meşaleciler halk şairlerini örnek aldılar.

öğrenciler. koruması dışında sadece âşıklarla Karagöz-kukla sanatçıları kalmıştı. 1990 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla âşıklar ve diğer sanatçılar üzerindeki ideolojik baskı zayıfladı. İstanbul’da 1975 yılında kurulan İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu ile Devlet Halk Dansları Topluluğu sanatçılarını geçici işçi kadrosundan kurtarıp sanatçı kadrolarına kavuşturduk. Aradaki duvar alçaldı. iki müdür kadrosu dışında sanatçı kadrolarının Maliye Bakanlığından alınması konusunda ciddi bir girişimde bulunulmadı. Sorunlarını birlikte görüşüp çözüm bulamadılar. ideolojik düşüncesi olacaktır. âşıkların bir bölümü ekmek parası için ideolojik derneklerin ve aşırı uçlardaki partilerin güdümünde hareket ediyorlardı. Âşıklar / halk ozanları arasındaki uygarca ilişkiler başladı derken bu kez de âşıklar / halk ozanları ve diğer sanatçılar etnik milliyetçilik ve mezhep-tarikat baskısıyla karşılaştılar. Sivas Halk Şairleri Bayramı. Âşık / halk ozanı yine düşünce silahı olarak kullanılmak istendi. Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünde Genel Müdür Yardımcılığı yaptığım 1984-1988 yılları ile daha sonraki yıllarda Bakanlıkta Klasik Türk Müziği. âşıkların bir federasyon. Ancak. 19781979 Ecevit Hükümeti döneminde ise tersi oldu. Türk Halk Müziği.1970’li yıllar sonrası başlayan sağ-sol bölünmesini. Çoban Hüseyin ve Tahir Kutsi Makal’ın âşıkları birleştirme çabaları. bu durumda âşık / halk ozanı sanatını sloganlaştırma. Maliye Bakanlığına yazı göndermekle yetinildi. Sivas Halk Şairleri Bayramı ile yine 2007 Bursa Türkiye Âşıklar Bayramı bu konudaki en önemli düzenlemelerdir. Her sanat dalına devlet desteği geldi. Çünkü HAGEM’in başına halk ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Sanatını ideolojiye. siyasete kurban eden âşıkların / halk ozanlarının soluğu uzun olmayacak. 1938 Bayburt Halk Şairleri Bayramı. Devlet desteği. aradaki buzları biraz erittiyse de tam başarıya ulaşamadı.1 0 33 . Telif hakları birlikleri kuruldu. Sinema ve Müzik Eserleri Kanunu kabul edildi. devletten isteklerini küçük. Elbette. Millî Folklor Enstitüsü / Millî Folklor Araştırma Dairesinde göreve başladığım 1970 ve sonraki yıllarda. 1964 II. Murtaza Yalçın. Eminî Düştü. Özel Tiyatrolara Yardım Yönetmeliği çıktı. o kadar. eski kırgınlıklar devam etmekteydi. dil zenginliğinden uzaklaşma tehlikesiyle daima karşı karşıya kalacaktır. 1979’dan beri aralıklarla düzenlenen Erzurum Âşıklar Şenliği. 2007 III. Ancak. cılız örgütler vasıtasıyla ifade etmeleri. bütünleştiremedi. estetik değerlerden. 1993 yılında da Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü Devlet Halk Ozanları Topluluğunun kurulması için gerekli Bakanlar Kurulu kararlarının alınmasını sağladı. Bir araya getirme çabalarım hep sonuçsuz kalıyordu. 12 Eylül 1980 Harekâtı’na kadar. Tasavvuf Müziği Koro ve Toplulukları kuruldu. Çünkü bakanlar ve üst düzey yöneticiler de bir görüşü benimseyip bize baskı yapıyorlardı. Festivallere maddi destek yönetmeliği yürürlüğe konuldu. Yine de âşıklar arasındaki gruplaşma aşılamadı. Mesut Yılmaz’ın Kültür Bakanlığı döneminde (1986-1987) Konya Âşıklar Bayramı ve Mevlânâ’yı Anma Törenleri Konya Kültür ve Turizm Derneğinden alındı. vakıf veya dernek çatısı altında toplanamamaları. Katılım rekoru geçen yıl Kars’ta Âşık Çobanoğlu Âşıklar Şöleni’nde 218 âşıkla kırılmıştır. Böylece Türk Müziği ve Halk Oyunları Sanatçıları senfoni orkestrası. memurlar gibi sağcı ve solcu diye ikiye bölünmüşlerdi. devlet tiyatroları. SSK Kanununda iki defa değişiklik yapılarak binlerce sanatçının emekli edilmesi sağlandı. Millî Güvenlik Konseyi ve bakanlar. her sanatçı gibi âşığın / halk ozanının da bir siyasi görüşü. Hâlâ. ‘70’li yıllarda sol görüşlü âşıklarla görüşmemiz âdeta yasaklanmıştı. 1983. Ancak. devlet opera ve balesi sanatçıları gibi yüksek maaşa kavuştular. 12 Eylül 1980 Harekâtı’ndan sonra âşıklar ve diğer sanatçılar arasındaki ideolojik kutuplaşma zayıfladı. daima sorun yarattı. edebiyat tarihinde ya yerleri bulunmayacak ya da birkaç satırla geçiştirileceklerdir. 5-7 Kasım 1979 tarihinde Ankara’da düzenlenen “Türkiye Halk Ozanları Semineri’nde iki grup âşık arasında kavga çıktı. 1984 ve 1986 Kayseri Âşıklar Şöleni. Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünün bu atılımından cesaret alarak önce Halk Kültürünü Araştırma Dairesi 1990 yılında Devlet Geleneksel Türk Tiyatrosu Topluluğunun kurulması. Âşıklar da diğer sanatçılar. genellikle ayrım yapmadan bütün sanatçıları desteklemek istediler.

yüreği. ağzı dili olursa bu sanat yaşar. Âşık Daimî. Âşık Daimî. Davut Sularî. halkın dertlerini. Düğünlerde halk hikâyesi anlatma geleneği bitti. Davut Sularî ve Mahzunî Şerif’in mirasçıları bile. halkı var oldukça âşık sanatı yaşayacaktır. Ankara. türkücüsü. Kısacası. Erzurum ve Kayseri’de kaldı. Daima biletli müşteri bulur. ailesini geçindirmek için mecburen belediye başkanlarının huyuna suyuna göre. Kültür mevzuatının taraması 2006 yılında yapılmış. devlete bağlı bu çok sayıdaki sanat topluluğu. O da halkın. gerekirse ders almalıdır. Sadece. tiyatro faaliyetleri ve filmler için proje desteği yaparak sanat çalışmalarından ulusun her bireyinin yararlanmasını sağlar. Nitekim 1990 yılında Bakan Namık Kemal Zeybek’in isabetli bir kararı üzerine. Böyle bir durum. güzel saz çalmalarına rağmen türkü yakma yeteneklerinin zayıflığıdır. halk müziğini yaşatma işlevi vardı. AB’ye üye olma konumunda bir ülkedir. saz şairi. Türkiye’de siyasi kuruluşlar (bakanlık. kültür merkezi yapımı ve pahalı orkestra bale. Geçmişte bu sanatın Türk dilini. sevinçlerini dile getirme işlevidir. Bugün. sevinçlerini dile getirmelidir. Çünkü çağdaş şairler ve âşık deyişlerini söyleyen halk müziği icracıları onların yerlerini ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Oysa âşık. sivil toplum kuruluşları sanat etkinliklerini düzenlerler. sazını sözünü kullanmaktadır. Bu açıdan.bilimi dışından yöneticiler getirilmişti. Türkiye’de âşıklar. Sazı sözü kuvvetli. İzmir. Âşık. Sanatın. Bursa ve Antalya’ya yerleştiler. Âşık Şeref Taşlıova ile Murat Çobanoğlu Sivas Devlet Türk Halk Müziği Korosuna sanatçı olarak atandılar. Bakanla birlikte görevden ayrılacaklarını biliyorlardı. halkın dili olmuş âşıklar / halk ozanları (Âşık Veysel. AB’ye girmek istiyorsak böyle. Çorumlu. âşığı ayrılmıştır. Âşık Veysel. Çünkü bu iki gruptaki sanatçılar. Günümüzde de bu sanatın hâlâ bir işlevi vardır. aynı yıllarda Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğüne bağlı olarak kurulsaydı. vergi indirimi. Karslı. Mahzunî Şerif gibi) hiçbir zaman aç kalmaz. Kültür ve Turizm Bakanlığının 3000 civarında sanatçısı olacak ama 30 âşığa / halk ozanına. siyasetin kuşattığı belediyelerdir. Belediyeler. belediye başkanı ve diğer siyasileri övmek için saz ve sözlerini kullanma mecburiyetinde kalmışlar. söze iyi ezgi döşenmedikçe âşık sanatı ayakta kalamaz. âşığın bir yıllık giderlerini rahatlıkla karşılayacaktır. bu görevini.1 0 34 . duygu ve düşüncelerini ifadeden gittikçe uzaklaşmaktadırlar. Bu işlev kaybolunca. Kurultay’ın ortak sorunları dile getirici bir sonuca ulaşmasını yürekten temenni ediyorum. Bakanın karşısına çıkamıyorlar. Bu da sanatı zayıflatmaktadır. ancak sosyalist ülkelerde vardır. özel idareler. ilkesi gereği sanatçıları yönlendirmeye çalışırlar. Özellikle Erzurumlu. bugün telif gelirinden pay alıp darlık çekmeden yaşayabilmektedirler. Bugünkü âşıkların en önemli eksikliği. “parayı veren son sözü söyler”. sağ-sol ayrımı yapmadan Başbakanın. âşık sanatı da ortadan kalkar. İzmit. bir âşık sahneye çıktığında. Günümüzde en çok âşıklar şöleni düzenleyen kuruluşlar. sanat ordusu hemen dikkati çekmiştir. AB ülkelerinde sanat toplulukları bağımsız hareket ederler. sanat güçleri oranında örgütlenemiyorlar. gözü kulağı. ozan ne derseniz deyiniz. âşık sanatı bu işlevini yerine getirmezse biliniz ki “âşık sanatı” ölecektir. Her siyasal görüşün şarkıcısı. Bu iki topluluk. Beste olmadıkça. Günümüzde Türkiye. artık devlete bağlı bir Halk Ozanları Topluluğu kurulması gereksizdir. çok iyi bilinen sanat ilkeleridir. çoktan faaliyete geçmiş olacaktı. Günümüzde TRT’nin 425 sanatçısının Kültür ve Turizm Bakanlığına devri için hazırlık yapılmakta. opera. destanlarını. Yakın dönemde âşıklarımız. Halkın diline düşmüş bir beste. acıla- rını. ancak özgür ortamlarda gelişeceği. vali. övgü ve güzelleme veya kaba atışmayla âşık sanatı yaşatılamaz. halk onun neler söyleyeceğini çok iyi bilmektedir. belediye. rekabet ortamının sanatçıların çabalarını artıracağı. acılarını. Alevî-Sünnî. ancak halkın beyni. halkın dertlerini. Günümüzde. Türk milleti. böylece de âşık sanatı ciddi bir darbe yemiştir. bu konuya önem vermeli. Devlet. Âşıklar / halk ozanları festival. Âşık. kendilerine para ödeyen bakan. Âşıklar. Sivaslı âşıklar kolay ulaşım ve ekmek parası dolayısıyla İstanbul. anma töreni sanatçısı oldular. sanatın en büyük destekçisi âşık kahveleri ancak Kars. parti) bir sanat etkinliği düzenlediklerinde. Âşık. 10 geleneksel tiyatro sanatçısına hiçbir zaman kadro verilmeyecek.

İran mesnevilerini tekrarlarken. Selçuklu-Osmanlı yöneticileri. diri olun!■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . santur. ıklığ çaldın. Kültür ve Turizm Bakanlığının halk müziği derlemelerinde ilk başvurulan kaynak oldun. Onların değerlerini. Sen halktan gördüğün sevgi ve saygıyla yetineceksin. Çileni çekeceksin! İçinizden biri. vatana. devleti tenkit ettiği için sevilmiyor. Sizin işiniz kesat dostlar! Çünkü papyon kravatınız yok. Atan Dede Korkut’un. Oysa Veysel. Hoca Ahmet Yesevî’nin şiir geleneğini sürdürdün. öz müziğini. kanun. 21. bayrağa bağlılığı. Fransızca kelimeler kullanıp entel görünemezsiniz. Söylediklerine burun kıvrıldı. Altınızda cipiniz. Türk milletine dilini armağan ettin. halk edebiyatını. Türk milletine anadilini. çöğür. Edebiyatımızın temellerini attın. Türkçe konuştun. sıkıntılarını söylediği. smokininiz yok. 20. lavta. yani Âşıklara Hitabımdır arabeskçilere “Devlet Sanatçılığı” unvanı verilir. 1998 yılında Veysel’in hatırına Köşk’e çıktınız ama yanınızda diğer sanatçı grupları yoktu. yüzyıla girerken bizi türkülerimizden yoksun bırakmadın. iri olun. insan ve tabiat sevgisini. Gene aynı şeyi yapacaksın! Âşık / halk şairi / ozanı çile adamıdır. Davul zurnayla neşelendin. Türk milletine atalarından gelen insani değerleri ve güzel ahlakı da armağan ettin. halkın dertlerini. Halkın uzattığı kuru ekmeği. Viski içmeyi. Aranızdaki görüş farkını. 1993 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla kurulması öngörülen “Devlet Halk Ozanları Topluluğu”nun kadroları bir türlü çıkmaz. Cumhuriyet davetlerine çağrılmazsın. Onların saygınlığına ortak olamazsın. Türk milletine öz müziğini de armağan ettin. Sen ki. Hacı Bektaş Velî’nin dediği gibi. hiç kimseden çekinmeden dile getiriniz. gazel. İçinizden bazıları diyecekler ki. en değersiz müzik olan “arabesk”in de tuzağına düşmedin. aydınları. divan edebiyatı şairleri. Türkçe şiirler söyledin. sorunlarınızı dile getirirken lütfen bir yana bırakınız. başbakan olup kaderinizi değiştirecek değil ya? Âşıklar. Arif Sağ. yazarlara bir göz at! Onların gördüğü itibarı. yüzyılda. haksızlığa karşı çıkmayı ve hak aramayı öğrettin. askeri yüreklendirmek amacıyla hatırlandın. güzel ahlakını. markalı otomobiliniz olmadığından gittiğiniz yerde çamurlu ayakkabılarınızla mermerleri. bağlama.alacaklardır. halk hikâyelerin anlattın. ilgisiz kalanlara aldırmayıp sanatını sürdürdün. Türk milletinin sanatçısıydı. türkülerinle milletimize daima hoşgörüyü. bu yüzden hapishanelere düşen sanatçılara. sanatseverleri Arap. türküler yaktın. Sadece ordu sefere çıktığı zaman. ozanlar. pasta niyetine yiyeceksin. hakaret eden. 1990 yılından beri 10 Karagöz ve kukla sanatçı kadrosu da tahsis edilmedi. 21. yüzyıllar boyunca sana hor bakanlara. diğer sanatçılara tanınan haklardan bunun için yararlanamıyor. Bütün sanat kuruluşlarına kadro dağıtılır. Türk milletine destanlarını. Sen ki.. kaside söylemeye. bakan. Musa Eroğlu. Sen ki. ama sana diğer sanatçılara verilen hakları vermezler. kudüm çalmaya çalışırken. aydınları. sevinçlerini söylemeye devam edeceksin. elde ettiği imkânları bir düşün! Bana hak vereceksin! Sen ki. lütfen sorunlarınızı. en kalitesiz. kısacası. Yanılıyorsun dostum! Türkiye’de devleti değil tenkit. Yılbaşı. Arap ve Acem’in edebî türlerini alırken. Binlerce ciltlik eser ortaya koydun. Zülfü Livaneli gibi… Sen ki. Selçuklu-Osmanlı yöneticileri. ney. TRT’nin. ud. bilginleri. Sen ki. sanatseverleri Arap ve Acemlerin peşine düşüp onların dillerinde şiir yazmaya çalışırken. halıları kirletirsiniz. Sen ki. acılarını. daima bir olun. sol elle yemek yemeyi bilmezsiniz. memurları. memurları. şiirlerinle. doğruluğu dürüstlüğü. Acem müziğinin peşine düşüp şarkı. Teselli için söylüyorum. âşık / halk ozanı. Selçuklu-Osmanlı devlet katında (Sultan Abdülaziz dışında) ve divan şairleri nezdinde daima horlandın. yüzyıla girerken bu durum ne kadar değişti dersin? Gene sanatçı sıralamasında en sondasın. İngilizce. Kaba saba köylü..1 0 35 . sazı sözü çekilmez insanlar olarak görüldün. bilginleri. destanlarını. Yeniçeri saz şairleri bu sayede biraz itibar gördüler. millete. Konservatuvarların. Ülkemizdeki en kötü müziğin temsillerine. kaval. Onlar da sizin gibi öksüz/yetim sanatçılar. 21. Sana verilmez. kültürel kimliğinin önemli bir bölümünü armağan ettin. yüzyıla girerken bizi anadilimizden yoksun bırakmadın.

Sanki deneyimli birinin öğütlerini dinliyormuşum gibi gelir bana.1 0 . kendi kendime sordum? Yıllar sonra türkülerdeki cazibenin veya sihrin ne olduğunu kavramaya başladım. Damıtı- Türküleri bu denli özel kılan ve bütün bir toplumu sımsıcak duygularla saran gücünün başında. Türkülerde. içtendir ve berraktır. musiki sanatının da ulaşılması zor olan bir zirveyi simgeler. Toplumun yaşadığı maceranın destanı olduğunu hissettim. arılığı. Dili saf ve yapmacıksızdır. Türkülerde dile gelen hikmet ve atasözleri kıvamındaki sözleri ezgi eşliğinde dinlerken. doğallığı ondandır türkülerin.SUPHİ SAATÇİ alk edebiyatımızın beslediği türkülerin. Uzun zaman bunun sebeplerini araştırdım. Yalınlığı. Dolambaçlı ve kaypak değildir. Çünkü halk saf ve yapmacıksızdır. İçtenliği halktan yana olduğu için de haktan yana olmuştur. Türkülerin bir toplumu sarmaktaki gücü ve becerisi. Doğrudur. 36 H ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . yaşanan ıstıraplara sahip çıkan toplumun dili olmuş türküler. Hatta bireysel bir aşk yüzünden kanayan bir kalbin acısını paylaşan toplumun iniltisini duyabildim. doğanın getirdiği karşı konulmaz felaketlerde yaşanan faciaların dile gelişine tanık oldum. Bu türkülerde ne gibi bir sihir veya cazibe var diye. Kısacası beşerî duygulara. Türkülerin. folklorumuzun en zengin kurumlarından birini oluşturduğu bir gerçektir. Medeniyetimizin üstün yanını sergileyen türküler. aynı kaderi paylaşmış insanların geçmişten gelip geleceğe yönelen akışının terennümü olduğunu anladım. sadece özlü söz hazineleri olmakla kalmayıp. hiç kuşkusuz ezgilere döşenmiş olan sözleridir. duruluğu. kendimi her zaman bir bilge kişinin karşısında gibi hissederim. içindeki sözlerin toplumun ortak duygu ve düşünceleri ile dünya görüşünü yansıtmasından kaynaklanıyor olmasında aranmalıdır.

Irak Türkmenlerini anlatmaya ve tanıtmaya çalıştım. uzandığı menzil. ruh. güzelin nazı. Aynı coğrafya parçası üzerinde yaşayan insanların ortak duyuş. bakış ve inanışlarını perçinleştirmiştir. maddî nitelikteki toprağa anlam. süzüle süzüle ve durula durula kristal saflığında ve şairlere meydan okurcasına sözün özü hâline gelmiştir. Ben de kimliğimi türkülerde buldum doğrusu. yattığım yataktır türküler… Mehmetçiğin savaşı. o toplumunun ortak malı ve millî mirası hâline gelmiştir. yaşama sevinci katmıştır. sıcaklık.1 0 37 . Türkülerin bir toplumu sarmaktaki gücü ve becerisi. bazen bir ananın sıcaklığı gibi sarar içimizi. Simgeleşen türküler. Bir türkünün verdiği mesaj. kalbi yaralı. Daha sonra bu sözlerin. Yaşanan macera. Sonra usulce dağıtır efkârımızı… Kısacası. bastığım toprak. dedenin musalla taşıdır türküler… Aşığın avazı. Türkülerin gücünü. onların yaşadıkları dramları düşünür. Ortak hayatın. gezdiği vatan. Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun şu mısraları gelir aklıma: Şairim Zifir ikaranlıkta gelse şiirin hası Ayak seslerinden tanırım Ne zaman bir köy türküsü duysam Şairliğimden utanırım. ananın aşı. sınırların ötesine geçen gücü ile bir anda milyonların kalbine doğru yöneliyor ve yüreklere oturabiliyor. Onun için ne zaman türkülerden söz açılsa. Bu yüzden kimi türküler. Böylece toplumun kimliği ve aynası olmuştur. içindeki sözlerin toplumun ortak duygu ve düşünceleri ile dünya görüşünü yansıtmasından kaynaklanıyor olmasında aranmalıdır. inanç. Coğrafyayı vatana dönüştüren türküler. yurdumun barışı. aynı toplumun musiki görgüsünü ve anlayışını belirli bir ezgi kalıbı içinde kazandığı kıvamı bulması ile türküler. ana gibi sımsıcak yüreği apaktır türküler… Astığım bayrak. ipek kuşaktır türküler… Sevdanın dili. yârimizi. lale ile sümbül yahut güldür türküler… Tarlada başak. özlenen sevgilidir türküler… Sözleri irfan. duygu. Yalan dolan bilmeyen türküler. Birkaç kez söyledim ve anlattım. yerli buralıdır türküler… Göklerde bayrak. yol gösteren insandır türküler… Bebenin beşiği. toprağımın her bir karışıdır türküler…■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . her okunuşta belli bir bölgeyi. herkes Kerkük’ü.la damıtıla. Vatan onda dillenmiştir gayrı. Bu sebepledir ki türküler. bellerde gümüş kemer. gurbette yoldaş. hiç kuşkusuz ezgilere döşenmiş olan sözleridir. en kestirme yoldan tanıtmıştır Türkiye’ye: Altun hızmav mülayim Seni haktan dileyim Yaz günü Temmuz tabax Sen terle men sileyim Gün gördüm günler gördüm Seni gördüm şad oldum Bu türkü duyulduğu zaman. aynı topluluğu birbirine bir harç gibi tutturmuştur. topluluğu ve halkı çağrıştırır. yaşanan tarihin ajandası türkülerdedir daim. onun gül yüzü ve sıcak elidir türküler… Uzun yolda arkadaş. Türkü artık salt duygu ve mesaj olmuştur adeta. Oğlunun yolunu gözleyen anaya tesellidir türküler… Özlenen sevgili. ananın niyazıdır türküler… Dağların maralı. Söylenen bir türkü beni en kısa. kendi toplumunun kimliğini ifade eder. Bazen bir kor gibi ortaya çıkarır küllenen aşkımızı. Coğrafyasının aynası ve zaman zaman haritasıdır türküler. aşkın çıkmazı. bitmeyen gecelerde sırdaştır türküler… Baharda bülbül. Türkmeneli’ni ve Irak Türkmenlerini hatırlar. ortak maceranın ve ortak kaderin ürünü olmuştur türkü. vatanın nüfus cüzdanı ve kimlik kart gibidir. Her zaman yine ifade etmek isterim: Bunca yıl Kerkük’ü. Hüzünle tatlandırır sevincimizi. çektikleri acıları ve iniltileri duyar. Coğrafyayla bütünleşen türküler. asaletini ve has şiirlerden bile üstün olan yanını ne kadar güzel anlatmış Eyüboğlu… Türküleri bu denli özel kılan ve bütün bir toplumu sımsıcak duygularla saran gücünün başında. ancak itiraf etmeliyim ki bir türkü kadar başarılı olamadım.

Dahası. vatanın manevi çehresi olan kültürümüzü görmek” şeklinde açıklar. onu Anadolu’nun ve Anadolu insanının gerçekleriyle yüz yüze getirir. bizim için büyük bir daha geniş bir anlam coğrafyasının öznesi. İstanbul ve Konya) anlatır bu kitabında… Yazılış gerekçesini de “onların arkasında kendi insanımızı ve hayatımızı. taş toprak gerçekliğinin ötesine geçer. Der ki: “Bu türküleri dinlerken içimde Konya birdenbire canlanır. Tanpınar.MUSTAFA ÖZÇELİK ". Başlangıçta onları belki bir kişi söylemiştir ama zamanla anonimleşmişler ve böylece halkın ortak diline. Bu yüzden onları da türküler kadar sever ve önemli bulurum.. insan ve toplum yapısını anlatmaktadır. Zira bütün bunlar. Sonuçta. türlü ten yorgunluğu ve iç darlığı dolu acı dert kervanlarını bu şehirde tanıdım.” Tanpınar’ın bu yorumlarını okuduktan sonra. Tanpınar. yol gösteren. Çünkü türküler hayatın içinden doğarlar. Erzurum.” Bu canlanmayla Konya’yı hem tarihî geçmişiyle hem de bugünkü hayatıyla kavrama imkânı bulur. “Ben Orta Anadolu türkülerini o gurbet. Böyle olduk- N ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .. olduğu gibi yansıtırlar. Olanı. başka hiçbir edebî türde böylesine gerçekçi değildir.”hayatımın tesadüfleri” dediği beş şehri (Bursa. musikiye dönüşmüş şekilleridir. türkülerimizdir. Bu durum.insanı müspet ve menfi tüm özellikleriyle tanımanın neredeyse tek imkânıdır türküler. Şüphesiz. türkülerin bize böylesi zengin bir imkânı sunması. Bu yazılardan ilki. ortak hikâyesine dönüşmüşlerdir. Konya’da bulunduğu günlerde Konya Hapishanesinin kadınlar koğuşundan yükselen türkü sesleri. Onlarda ne söyleyenin sanat endişesi ne dinleyenin estetik haz duyma arzusu vardır. Olayların söze. Tanpınar. Tanpınar bir Anadolu fotoğrafı çizer bize ve biz o fotoğrafa bakarak Anadolu’yu daha iyi anlama imkânı buluruz. ele aldığı insanı idealize ederek. Ankara. tiyatro dramatize ederek. Anadolu topraklarında kurduğumuz kültür ve medeniyet yapımızın şifrelerini barındıran eserlerdir. çeşitli insan ve tabiat manzaralarından ve musikiden hareket eder. onların öncelikle. türkülerden bahseden müstakil bir yazı değil.1 0 38 . onun için bu manada büyük bir zenginliktir. türküler. Tanpınar’a ait bir metin. keder. Mesela şiir. hayat tarzını. Anadolu’yu tanımanın önemli bir malzemesi hâline gelmektedir. Bu bakımdan duygusallığının yanında aynı zamanda son derece gerçekçi metinler olarak karşımıza çıkarlar. bütün bunlardan sonra şöyle demekten kendini alamaz: “Anadolu’nun romanını yazmak isteyenler ona mutlaka bu türkülerden gitmelidirler. Ama yürek diliyle yapılır bu anlatım. Her biri kendi dilince bir toplumun dünya görüşünü. Bu yüzden öylesine yalın ve içtendirler." e zaman bir türkü dinlesem doğal olarak aklıma bende türkü sevgisi uyandıran şu iki yazı ve üç şiir gelir: Zira bunlar. Bu unsur. hiçbir zaman eskimezler. bu şehirleri anlatırken onların mimari yapılarından. Konya’yı anlatırken Anadolu’yu tanıma ve anlama imkânlarına bir unsur daha ilave eder. gerçeğin sınırları dışına çıkarabilir.” demekten kendini alamaz. Konya. doğallığıyla. onları sevmemde olumlu etki yapan metinler oldu. Şehir. Ama bu. içtenliğiyle ilgilidir. “Beş Şehir”1de Konya ile ilgili bölümde yer alan birkaç paragraflık kısım… Bilindiği gibi Tanpınar. benim türkülerin gizli dünyasına girebilmemde bana imkân sağlayan. Zaman içinde yeni söz ve beste imkânlarıyla yaşamaya devam ederler.

insanımızı tanımak için kitaplardan öte birer imkândır türkülerimiz. çılgın. Bende türkü sevgisini onulmaz bir sevdaya dönüştüren ikinci yazı ise Fethi Gemuhluoğlu’na aittir..“sözleriyle belirtir. Onlar.1 0 39 . Zira hatırasız. töreler var. coğrafyada doğmuşlarsa oranın tabiatına. Dahası. Buna göre türkülerde anlatılan insan. “ Türküler bitip tükenirse hatırasız. Mesela konu Yemen mi? Şair doğal olarak şöyle diyecektir. Onların içine insan kokusu sinmiştir. gerçekçiliği. gerçeğin sınırları dışına çıkarabilir. yaşanan olaylarına ve olayların kahramanlarına ayna tutarlar. sevdasız ve yalnız kalmak” olduğunu belirten ifade türkülere neden ve nasıl önem vermemiz gerektiğini açıklayan çok vurucu bir tespittir.. başka hiçbir edebî türde böylesine gerçekçi değildir. İnsanla türkü birbirinden ayrılamaz iki kavramdır. ciğerimize kadar işler. Yazar bunu “İnce. kalanı. şiirin hasıdır. Bu yüzden şöyle der şair: “Ne zaman bir köy türküsü duysam Şairliğimden utanırım Şairim Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim Onlarla ağlamış. Bu demektir ki. şiirini. şefkatli ve avare taraflarıyla insan var. Ama türkülerde sadece bunlar yoktur. hayat tarzına. Türküler konusunda beni etkileyen şiirlere gelince… Bunlardan ilki -eminim bu. Onlar canımıza. bunun gerekçesini de şöyle açıklar. Yalansız. 2. nedir. türkülerin bizim için ne anlam ifade etmesi gerektiğini belirten ifadelerdir. Biz. Milletimiz vardır. tiyatro dramatize ederek. Yine bu yüzden “memleket ahvalini”.” Eyüboğlu da türkülerin anonimliğini onların bir özelliği. Bu durum. Madem romanın-biz buna şiiri ve tiyatroyu da eklemiştik-konusu insandır öyleyse bu tür eserleri yazabilmek için insanın olduğu bu metinlere ilgi duymamız gerekir. ulvi. Millet var. sevdasız ve yalnız kalmak meselesi insan olma meselemizle doğrudan ilgili konulardır. güzelliği ve zenginliği olarak görür: “Ah bu türküler. “memleket ahvalini” olduğu gibi yansıtmalarıdır elbette…”Ana sütü gibi temiz. İnsan var. afif taraflarıyla insan var. gerçekçi bir portreyle sunulur. Türkülerde memleketimiz vardır. “Kirazın derisinin altında kiraz Narin içinde nar Benim yüreğimde boylu boyunca Memleketim var” mısralarıyla başlayan bu şiirin de daha başında aynı gerçeğe vurgu yapılır. yüce. ana sütü gibi candan” olmaları… Bu yüzden Eyüboğlu’na göre de tarihimizi. Mesela şiir. Bu yüzden Tanpınar’a katılmamak mümkün değil. pek çok kişi için de öyledirBedri Rahmi Eyüboğlu’nun “Türküler Dolusu”3 başlıklı şiiridir. nasılsak öyledir türküler. hayatımızı. gelenekler var. köy türküleri Ne düzeni belli. türküler biz olduğumuz için vardırlar.” Sözün burasında Tanpınar’ın cümlesini bir daha hatırlamak gerekir. “Kitaplarda değil.” 4. tiyatrosunu yazacaksak türküler elimizin altında duran en önemli kaynaklardır. ne yazanı Altlarında imza yok ama…” İşte bu “ama”dan sonrasında söylediği şu mısra türkülerin asıl gizemini fısıldamaktadır bize! “İçlerinde yürek var. yaşama kuralları var. gidip gelmeyeni Ben türkülerden aldım haberi. sevdasız ve yalnız kalırız” diyen yazar. bölgede. türkülerde şairi. “Türküler ve şarkılarda halk var. Başka bir deyişle onlar varsa biz de varız. Önce. Yazının daha ilk cümleleri. onlarla gülmüşüm” Peki. onlardan sormak. metnin ikinci paragrafında türkülerin çok önemli bir özelliğine daha dikkat çeker. Bunu da şöyle açıklar yazar: “Türkülerde ve şarkılarda şiir var. hikmet var. onun romanını.” Dolayısıyla insanı müspet ve menfi tüm özellikleriyle tanımanın neredeyse tek imkânıdır türküler. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . öğrenmek gerekir. ele aldığı insanı idealize ederek. türkülerde ara Yemen’i Öleni..ları için de hangi toprakta. Anadolu’yu ve Anadolu insanını tanımak istiyorsak. Ve asıl mühimi yüreğimiz ve gönlümüz var. şairliğinden utandıran özellik… Sahiciliği. Burada “nasıl” meselesini daha iyi anlayabilmek için yazının devamına da bakmalıyız. riyasız… 3. bu alıntının başında söylenen ve türküsüz kalmanın “hatırasız. Hafif. Türk Yurdu dergisinin Nisan 1959 tarihli 2. Ama türkülerde durum böyle değildir. Yazar. sayısında yayımlanan ve daha sonra yazarın “Dostluk Üzerine”2 kitabına da alınan “Türkülere merhaba” başlıklı yazı da türkü güzelliğinde ve içtenliğinde bir metindir. sansürsüz.

3. Okuduğumda bana türküleri hatırlatan bir başka şiir ise Erdem Bayazıt’ın “ Sana. Kimi zaman küçümsediğimiz bile oldu. Beş Şehir. memleketimin insanlarına dair”4 başlıklı şiiridir. dağlara çıkıp nara atan yiğitler. sen yani biz. çekirdekliğini tarihilik denilen şey yapar. Oysa onlar. 5. oğullarını yitirmiş analar. bu yüzden bu yönleriyle de incelenmesi gereken metinlerdir. Bu yüzden millet olarak tarih boyunca kendimizi ifade için en elverişli tür olarak seçtiğimiz türkülerimiz acımıza. İstanbul. sadece bir şiir olarak değil çağdaş formda söylenmiş bir türkü gibi de okunmalıdır. Türk’e özgü” anlamına gelmektedir. 1978. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . 4.. sevdasız ve yalnız kalmak istemiyorsak “türkülere merhaba!” demenin ve tarihî şahsiyetimizin mana ve hüviyetine yeniden dönmek istiyorsak insanımızın hayatına bakarken “türkülerle merhaba!” demenin vakti gelmiş demektir. sahne sahne bir film gerçek- liğinde bütün bir Anadolu anlatılır. Dostluk Üzerine. daha şiirinin başında “Türk” ile “türkü” arasındaki münasebete dikkat çeker. Dergâh yayınları. Edebiyat dergisi yayınları. memleketime özgü Yiğit köy delikanlılarının İncir çekirdeği meselelerle birbirlerini kurşunladık- ları Birinin ölü dudaklarından sızan kan daha kurumadan Üstüne cehennem güneşlerde mor sinekler konup kalkan Diğeri kan-ter içinde yayla yollarında Mavzerinin demirini alnına dayamış Yüreği susuzluktan bunalan İçinden mapushane çeşmeleri akan Ansızın parlayan keklikleri jandarma baskını sanıp Apansız silahına davranan Nice delikanlıların figüranlık yaptığı Yazlar bilirim memleketime özgü” Bu bakımdan bu şiir. Boğaziçi yayınları. gencecik âşıklar. Ama türkünün Türk’le münasebetinin olduğunu söyleyenler bize meselenin başka bir yönünü de gösteriyorlar. Erdem Bayazıt. “Telgrafın tellerini kurşunlamalı…” Bu bilinçli bir tutumdur. O da şudur: Asırlar boyunca şifahi kültürle beslenmiş bir kavim olan Türkler kendilerini ifade vasıtası olarak türküyü seçmişlerdir. Bu şiirin türküye yaptığı vurgu daha adından başlar. 2001. Zira Tanpınar’ın dediği gibi “Mazi daima konuşur ve hem cemiyetlerin hem de şahsiyetlerin mana ve hüviyetini. gurbet. Arapça ilgi eki olan “i” ekinin getirilmesiyle ortaya çıkmıştır. bizi bu manada anlatacak şiirine bir türkü mısraını “Telgrafın tellerini arşınlamalı” mısraını küçük bir değişiklikle girizgâh mısra olarak seçer. bizim aynı zamanda mazinin konuşan diliyydi. Bu imkâna kavuşmak son derece önemli… Zira türküsüz kaldık. Fakat metin tamamen türkü duyarlığına yaslanan bir metindir. Elbette başka milletlerin de bizim türkü olarak isimlendirdiğimiz tarza da ürünleri vardır. sevincimize.Benim içimi bir türkü gibi titreten diğer bir şiir ise Âşık Veysel’in “Türk’üz Türkü Çağırırız” şiiridir. Bedri Rahmi Eyüboğlu. hasret. hatırasız sevdasız yalnız kalmak şeklinde ifade etmekteydi.■ ______________ 1.İşte bütün bunlar bir şiirin de konusudur.1 0 40 . ölüm… Tarlada çapa yapan kadınlar. vatanıma. Ben. A. 1973. Hamdi Tanpınar. Türküler. Ankara. “Yazlar bilirim. Bu şiir Âşık Veysel’inki gibi türkü kavramını doğrudan ele almaz. Zira kimi yorumlara göre “Türkü” kelimesi. Şair. bana. çıplak ayaklı ırgat çocukları. 1958. vatanımız. Ve öyle okunursa hem bu şiiri anlamanın hem de bu şiirden hareketle türkülerimize uzanmanın imkânlarını buluruz.” Gemuhluoğlu da bu durumu. İstanbul. yaşadıklarımıza ayna tuttukları gibi aynı zamanda bizi millet yapan değerlerin de taşıyıcısı ve ifadesi olan metinlerdir. Fethi Gemuhluoğlu. Varlık yayınları. mahpushanedeki mahkumlar… kısacası bütün bir hayatımız ve insanımız… Şiir. insanlarımız…. Öyleyse hatırasız. Kare kare. Sebeb Ey. Zira şiir baştan sona bir Anadolu hikâyesidir. Dolayısıyla “Türki (Türkü): Türk’le ilgili. 2. Dördü Birden. Onlar hep vardı ama biz onlardan uzaklaştık. mısralarıyla belirtir. Aşk. Nitekim Âşık Veysel de bu durumu: Bayramlarda düğünlerde Toplantıda yığınlarda Sıkılınca dar günlerde Türk’üz tünkü çağırırız Yaylalarda yataklarda Odalarda otaklarda Koyun gibi koytaklarda Türk’üz türkü çağırırız. İstanbul. tümüyle onların türkü duyarlığıyla ve diliyle hikâyesidir. “Türk” adının sonuna. millet olarak hepimiz. memleketimiz. Ama şair.

.. Bana da bir hoş geldin yapıyorlar tabi. dilimizde türküler. Biz mektebi. Bir müddettir biz. “Gel bakalım” diyor öfkeli bir şekilde polis amca.. türkü söylüyorduk. ben sokak aralarına. Buna rağmen rahat. “Mektebin bacaları – Ders verir hocaları” türküsünü söyler olmuştuk. Diğer arkadaşımızın ise babası yoktu. Kapıdan giriyorum. kendine güveni olan. Çocukluktan yeni çıkmış delikanlılığa adım atmıştık.Mektebin bacaları NURETTİN DURMAN ç arkadaştık. niye hep bu türkü vardı dilimizde? Üçümüz de okuldan kopmuştuk onun için miydi? Peşinden. oturduğumuz Bahçelievler mahallesine doğru giderken türkü çağırmak merakına tutulmuştuk. gene böyle.. Suçumuz geceye girerken türkü söylemekti.”Sen de bunlarla idin ha? Haaa? Seni gidi seni?” Arkadaşlarımın suratları kızarmış vaziyette. İkimizin annesi ölmüştü. Yürüyüp gidiyorduk. “durun bakalım” demesinler mi o korkunç sesleriyle. Tek katlı bahçeli evlerdi. Ben bir koşu sıyrılmaktayım badireden. Var mı delikanlılığın raconunda arkadaşını yarı yolda bırakmak? Doğru karakola. Cıvıl cıvıl çocuklardık. Olmuyor.. kötü birer yağlı boya resim gibi durmakta. Mevsim yazdı. ilk sebze halinin oradan Bahçelievler Mahallesi’ne doğru giderken Cumhuriyet Caddesi’nde oluyordu bunlar. ■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . ense kökümüzü kızartıyorlardı. Akşam karanlığı basınca çarşıda buluşuyor. Bingöl’de. bir o kadar da meraklı idik.1 0 41 Harput musikisi korosu . Neden oluyordu bunlar hiç anlamıyorduk! Sesimiz çirkin miydi? Yoksa güzel türküler mi yoktu repertuarımızda? Neden di bilmiyorduk! İki de bir. Bir acıyor ense kökümüz bir acıyor ki. öksüz ve yetim bir biçimde terk etmiş üç arkadaştık. Havalar bir hayli güzel gidiyordu. Bir gece. Bu da yetmiyormuş gibi enselerimizden kıl çekmeye başlıyorlar. geziyor. “mektebin bacaları” derken. Gökyüzünde yıldızlar o biçimdi. suratımızı. Cumhuriyet Caddesi’nden.. Mektebin bacaları (vay lele lele lele) Ders verir hocaları (uy amman can kurban) Kim yârimi sorarsa (vay lele lele lele) Odur birincileri (uy amman can kurban) Niye söylüyorduk bu türküyü. Arkadaşlar karakola. “Siz halkı rahatsız edersiniz ha?” deyip. İki arkadaş anında derdest olmuştu. askeri zevatın oturduğu lojmanların önünden başlayarak. En çok da. birkaç polis memuru önümüzü kesip. Her birimiz bir yerde çalışıyorduk. “Gamzedeler. gamzedeler” mi diyordu Halit arkadaşımız? Gamzedeler gamzedeler Oğul bu gün gam vurur Kibarım gam zedeler Amman aman aman ah Ü Hele zalım sinemi hekkak delmez Hele kurban delerse gamze deler Di gel kara gözleren kurban ben olam Onun sesi daha mı yanıktı? Gökyüzünde yıldızlar. Bir iki voltadan sonra yapamıyorum.

MEHMET ÖZBEK
ile türküler üzerine

Yenilik daha güzeli yaratmak için tutulan zorluklarla dolu bir yoldur. Yeninin eskiden daha iyi olması gerekir. Zaman zaman her türlü çarpıtmaya yenilik adı verilegelmiştir. O güzelim 'Evlerinin önü boyalı direk' türküsünü birileri çarpıtarak gitarla söylediler. Hani ne kaldı onlardan geriye, işledikleri günahtan başka.

TANER NAMLI
Türküleri, sadece söylemiş olmak onları yaşatmak anlamına gelmiyor. Siz de bu anlamda, türküleri söylemeden ziyade anlayabilmenin önemli olduğunu söylüyorsunuz. Türküleri nasıl anlamamız gerekiyor ya da yıllar önce hazırladığınız bir halk müziği programınızın adıyla size sormak istiyorum: “Türküler ne der?” bizlere. Öncelikle Türkçenin en güzel en sıcak söylenişiyle, Türk toplumuna mahsus, duyguların erişilmez ölçüde derinleştiği, aşk ve ızdırabın yüksek bir hayal gücüyle sergilendiği şairane bir anlatımla karşılaşırız türkülerimizde. Tabii ki seçmesini bilmiş isek. Türküler bir yönüyle eğlendirici bir özellik taşısa da diğer yönden düşünce, his ve heyecan yüklü şiirlerdir. Bazı şairler (!) bunlara manzume, yani ölçülü biçili sıradan sözler demişlerse de rahmetli Bedri Rahmi Eyüboğlu “Türküler Dolusu” şiirinde: Şairim Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası Ayak seslerinden tanırım Ne zaman bir köy türküsü duysam

İstanbul’da okunan gazellerle biçim ve tavır bakımından hiçbir ilgisi olmayan, taa Artukoğulları ve Uzun Hasan’ın Harput’taki saraylarında çalındığı ve Horasan erlerinden miras kaldığı söylenen; ağırhava adı verilen gazeller Harput musikisinin şeref belgeleridir.

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

42

Şairliğimden utanırım Şairim Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim Onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm… diyerek gereken cevabı vermişti. Türküleri içinde gizli olan yerel, sosyal, psikolojik ve tarihsel sırlarıyla değerlendirerek dinlemek gerekir. Örnek olarak: Çanakkale içinde aynalı çarşı Ana ben gidiyom düşmana karşı… diye başlayan türküde eğer biz düşmanı, sıradan bir savaştaki rakip olarak görürsek türküyü dinlemiş oluruz. Ama oradaki düşmanı, Anadolu üzerinde emperyalist emelleri olan, o zamana kadar eşi görülmemiş ölüm araçlarıyla hiç durmaksızın saldırarak yeri göğü, havayı suyu cehenneme çeviren Batılı güçler olarak algıladığımızda, türküyü anlamış oluruz. Çanakkale Türküsü, düşmanın Türklerle girdiği imtihan meydanından insani dersler alarak mahcup ayrılmasının hikâyesidir. Bu türküyü, olaya ait anekdotlarla değerlendirdiğimizde ortaya koca bir roman çıkar. Şöyle ki, tahta bacağıyla yaralı İngiliz askerini hastaneye taşıma gayreti ile gösterdiği insan sevgisinin, ancak “Mehmetçik”e ait bir erdem olduğunu; okumasız yazmasız köylü delikanlıların zor durumlarda kıvrak zekâlarıyla ne harikalar yaratabildiğini görürüz bu türküde. Adları bilinmeyen binlerce şehidin yasını tutan bu ağıt, bir türkü değil, meçhul askerlere adanan bir anıttır. Yaratıcısı gibi dizelerde konuşanların da adları bilinmiyor. Belli ki uzaklarda can vermiş bir kahramanın şehadetine yanan bir ananın, bir bacının ya da bir eşin duygularıydı bu sözler; belki de geleceği gören bir ermişin “Ooof gençliğim, eyvah!” diye yakınışı idi. Çanakkale Türküsünün dinleyiciye ulaşmamış dizelerinde, içli duyguların, kahreden ıstırabın yalın bir dille anlatıldığını görürüz. Türkünün kahramanı olan, daha bıyıkları terlememiş, ama göğüslerinde dev bir yürek taşıyan gençlerin birer keramet ehli olduklarına inanmamak

imkânsızdır. Daha bir saat önce cephe gerisinde tüfek kullanmayı öğrenen, bir saat sonra belki de şehadet şerbetini içecek olan bu gençler, dumanla kaplı Çanakkale tablosuna hüzünle yerleştirilmiş birer melektirler bu türküde. Bir de deyişlerimizde Arapça, Farsça kelime ve tamlamalar vardır ki bunların hem manasını hem de terim olarak arka planlarını bilmeden bu deyişlerin de demek istediğini pek anlayamayız; “Filan ne güzel okudu, ne güzel sesi var.” ya da tersini söyler geçeriz. Mesela Sıtkı Baba’nın şu deyişine bakalım: Nağme nazlı yârin hâk-i payına Benim için yüzün sür kerem eyle Secde kılan kaşlarının yayına Bir dem divanına dur kerem eyle Burada nağme, mektup; nazlı yâr, Hacı Bektaşi Veli; hâk-i pay, ayak tozu toprağı; kerem eylemek, büyüklük göstermek, iyilik etmek; secde kılmak, namazda olduğu gibi yere kapanmak, niyazda bulunmak; kaşlarının yayı, mihrap, pirin bulunduğu yer. Kaş, şekli bakımından tasavvufi şiirde hem cami, mescit vb. yerlerde kıble yönündeki duvarda bulunan ve imamın durduğu girintili yer olan mihrap anlamında kullanılır hem de Arap harfleriyle yazılmış “bismillahirrahmanirrahim” ibaresine benzetilir. Dolayısıyla bunları bilmeden, Sıtkı Baba’nın: “Mektup, benim için bir iyilik yap da Hacı Bektaşi Veli hazretlerinin kapısına git, ayaklarına kapan, yüzünü ayağının tozuna sür, duada bulun ve emirlerini bekle.” demek istediğini anlayamayız. Veya: Kuyudan su çekerler tulumınan Kızı gelin ederler zulumınan... Sevmediği birine gelin giden bir kızın durumu özlü bir şekilde bundan daha güzel nasıl ifade edilebilir! Türkülerimizin ve hatta halk oyunlarımızın modern yorumlamaları, gösterimleri yapılıyor. Bu modern sunumları nasıl değerlendiriyorsunuz? Modernden kastınız “moda olan” ise bunları pek ciddiye almıyorum. Gelip geçici bir heves,

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

43

rüzgâra yazılmış bir hikâye olarak kabul ediyorum. Yok, eğer “yenilik” ise, bence yenilik zaten başlı başına bir amaç değildir. Yenilik daha güzeli yaratmak için tutulan zorluklarla dolu bir yoldur. Yeninin eskiden daha iyi olması gerekir. Zaman zaman her türlü çarpıtmaya yenilik adı verilegelmiştir. O güzelim Evlerinin önü boyalı direk türküsünü birileri çarpıtarak gitarla söylediler. Hani ne kaldı onlardan geriye, işledikleri günahtan başka. Burada esas olan eski olanın nesinden kopmak istediğimizi ve yeni olanın da neyini kabul etmemiz gerektiğini çok iyi bilmemizdir. Müzik sanatında evrenselleşmek istiyorsak, yabancı biçimlerin körü körüne taklit edilmesi ve müzikteki bütün ulusal ögelerin yok edilmesi yolunda değil, müzik sanatının temel unsurları üzerine oturtulmuş ulusal müzik kültürümüzün diğer uluslarla paylaşacağımız derecede geliştirilmesi ve zenginleştirilmesi yolunda çalışmamız gerekir. Bunu bazı sanatçılarımız, öz çalgılarımız üzerinde takdir edilecek derecede yapmaktadırlar ki bunlar da eskinin geliştirilmiş yeni boyutlar kazandırılmış biçimleridir. Örnek olarak, Erdal Erzincan, Erol Parlak gibi sanatçıların curada yeniden gündeme getirerek geliştirdikleri parmak ve şelpe teknikleri, bunların kullanıldığı müzikler gibi. Halk oyunu olarak değil, ondan mülhem dans sunumu, sahne sanatı olarak “Anadolu Ateşi” topluluğunu beğeniyor ve takdir ediyorum. Bilgi, estetik çaba, ciddiyet ve emek var. Boş bir heves değil. Her yörenin kendine ait türküleri var. Ama bazı türküler bütün Türkiye’ye veya bütün Türklere hitap gücünü kendinde buluyor. Bunu neye bağlıyorsunuz? Anadolu insanının ortak duygu ve düşüncelerini yansıtan türküler yerellikten çıkarak bölgesel hatta ulusal olurlar. Toplumun tümünü derinden ilgilendiren olaylar üzerine yakılmış türküler… Örnek olarak, Havada bulut yok bu ne dumandır türküsü, toplumumuzun bütünü tarafından benimsenmiştir. Bir milleti toptan ilgilendiren bir olay üzerine yakılmış olan bu türkü, Yemen Harbi üzerine ve bu harbe gidenlerin arkasından yakılmış ümitsizliğin çığlığıdır.

Sadece Anadolu müziklerini değil Müslüman Türk coğrafyasının türkülerini de derlediniz, incelediniz. Türkülerin Türk dünyasını birbirine bağlamadaki rolü hakkında ne düşünüyorsunuz? Türküler, dil ve anlatım bakımından en yalın ve en sıcak müzik eserleridir. Millî geleneklerimizden edindiğimiz derin bilgi ve birikimi özümseyerek yaratmış olduğumuz türküler, insan varlığının bir ihtiyacı olan sanatın en kolay en yaygın; dolayısıyla en etkili dallarından olan müzik ve edebiyatın ortak ürünüdür. Bu bakımdan Türk dünyasında iletişim ve etkileşimi sağlamada başvurulması gereken en önemli araçtır. Aydın dili zamanla değişime uğrasa bile geniş topluluklara seslenen türkülerdeki halk dili değişime uğramaz. Özellikle Kerkük türkülerine olan alâkanız çok fazla. Bu ilginiz nereden geliyor? Ben Urfalıyım. Araştırmış olanlar bilirler ki Urfa halkı ile Kerkük, Musul halkı arasında hem tarihî hem de sosyal bir bağ vardır. Bu, halk arasında bir efsaneye de bağlanır. Bu efsaneye göre Urfalılar Kerküklülerin dayısıdır. Kerkük’ü görmek isteyenlere eğer oraya gidemiyorlarsa Urfa’yı görmelerini öneririm. Konuşma dilinden halk kültürüne kadar her şeyin bu kadar ortak olduğu bir ilimiz yoktur. Urfa’da Bedesten’e girdiğinizde kendinizi Kerkük’teki Kayser’de (kapalı çarşı) zannedersiniz. Bu ortak kültürle birlikte 1959 yılında Kerkük’te Türkmenlere karşı girişilen hayâsız katliam ve aynı yıllar Bağdat Radyosu’ndan dinlediğim, ezilen bir milletin feryadı olan hoyratlar beni çok etkilemişti. Sanat hayatına başladığımda bu feryatları Türkiye’ye taşıma gayreti içine girdim. Bunu kendime görev edindim. Çok da etkili oldu. 60’lı yılların sonunda ülkemizde Kerkük’ün neresi olduğunu bilmeyenler çoktu. Unutturmuştuk, uyutmuştuk. Onları uyandırdık ne yazık ki şu hoyratı söylemek mecburiyetinde kaldım: O yanmadı Ben yandım o yanmadı Kırk yıl hoyrat çağırdım Ankara oyanmadı (Mehmet Özbek)

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

44

Kayabaşı ya da hoyrat denilen yüksekhavalar ise aşk dolu çılgın gönüllerin içli haykırışlarıdır. ağırhava adı verilen gazeller Harput musikisinin şeref belgeleridir. oyanmadı. anlaşılacağı üzere halk ağzında uyanmadı demektir. Harput türkülerinde bolca dile getirilmiştir. yüreklendirmek. Harput ağzını kusursuz bir şekilde kullanan tam bir Harput beyefendisi olan rahmetli Hafız Osman Öge bu söylediklerimizin simgesidir. Harput. bazen hüzünle son bulan sevdaların yarattığı ıstırap. nasıl değiştiğini bilmeyenlerin sarf edeceği bir sözlerdir bunlar. Yalnızca olay türkülerinin hikâyeleri olur. bir olaya dayalı türküler başka yönlerden etkiler beni. millî kültürün bir alt basamağı olduğunu latif ezgileriyle yüzlerce yıldır vurgulayan Harput musikisi. meçhul sanatçının ustalığını ortaya koyan bir buluştur. Türkülerin nasıl yakıldığını. şiiriyeti olan türküler başka. Olur mu öyle şey! Bunu.1 0 45 . Eskiler buna galat-ı meşhur derlerdi. Harputlu. Türk müziğinin kuramını. onun duygu ve düşünce dünyasına seslenerek onda güzel hayallerin uyanmasını sağlamak. Hele Fransızca olan desen sözcüğü ile yapılan cinas. Urfa ve Kerkük yörelerinde ufak farklarla aynı olduğunu da belirtmeliyim… Her türkünün bir hikâyesi var mıdır? Ne kadar yaygın bir yanlışlıktır bu. tasvirin bu kadar güzeli çok etkilemiştir beni. taa Artukoğulları ve Uzun Hasan’ın Harput’taki saraylarında çalındığı ve Horasan erlerinden miras kaldığı söylenen. estetiğini. Sanatçının görevi toplumu uyarmak. Elazığ’ın şu dörtlüğü bende derin hayaller uyandırır: Gülde seni Kokladım gülde seni Gözlerin menevşedir Yanağın gül deseni Sevginin bu kadar zarifi. anonim halk şiirinin mahiyetini ve sırlarını öğrenmek isteyenlere bir lütuftur Harput türküleri. Türk halk müziği içerisinde çok ayrı bir yerde duruyor. Bir de bilgiç bilgiç söylerler: “Her türkünün bir hikâyesi vardır” diye. ağırhava adı verilen gazeller Harput musikisinin şeref belgeleridir. musikisini icra derken Tanrı huzurundadır sanki vecd hâlindedir sanki. Mahallî ve usta ağızla söylenmiş türküler başka. makam fikrine ve fasıl tertibine dayalı bir musikidir. ama tutku ve öfke halk diliyle ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .İstanbul’da okunan gazellerle biçim ve tavır bakımından hiçbir ilgisi olmayan. Hangi türküler sizi daha çok etkiliyor? Türküleri pek ayırt etmem. Burada kaynayıp coşan müzik kültürünün Azerbaycan. onu uyarmak. taa Artukoğulları ve Uzun Hasan’ın Harput’taki saraylarında çalındığı ve Horasan erlerinden miras kaldığı söylenen. Her birini başka açılardan değerlendiririm. Harput musikisi bir ibadet musikisidir. harekete geçirmek değil midir? Harput musikisi. İstanbul’da okunan gazellerle biçim ve tavır bakımından hiçbir ilgisi olmayan. Harput musikisi üzerine düşüncelerinizi alabilir miyiz? Mahallî kültürün. Osman’ımın mendili saman sarısı Osman’ımı vurdular gece yarısı Osman’ıma gıyanlar gahpe idi hepisi… Şiiriyet yok. Büyük aşkların yaşandığı. folkloru bilmeyen ve halk müziğini tanımayan insanlar söylerler ancak. Kaşların bismillah veçhin Beytullah Seni öz nurundan yaratmış Allah Sevmişem ben seni terk etmem billâh Aşkın hançeriyle vursalar beni (Sıtkı Baba) Bunun hikâyesi olur mu! Bunlar düşünce ve sezgi mahsulü deyişlerdir.

Türküler üzerine nasıl çalışmalar yapılabilir? Türkülerin sözleri üzerinde dil ve anlatım çalışmaları yapılmalıdır. yanlışlıklar düzeltilir. kültürümüze ihanettir. aydınlattınız. Ancak mahallî havaları orijinal ağızla söyleyen sanatçıları ve bir de mahallî ağızla değil de eğitilmiş bir üslupla türküyü eğmeden bükmeden adam gibi okuyan sanatçıları çok beğenirim. Bundan nemalananlar var tabii. Hâsılı daha çok işimiz var. hem bizi hem de türkü sevdalılarını bilgilendirdiniz. Dergimiz adına çok çok teşekkür ediyoruz. motifler ve arka planları… Bunun gibi Elazığ türküleri ele alınabilir: Doğru ve geniş metinler. üniversitelerin ve araştırmacıların katkılarını değerlendirebilir misiniz bu anlamda? Güzel sesleriyle ezgilerimizi icra eden birkaç solist dışında TRT’nin türküler üzerinde olumsuz yönde katkılarından söz edebiliriz ancak. Hele usta bir ağızdan dinleyeceğim Rasih’in şu gazeli: ne Süzme çeşmin gelmesin müjgân müjgân üstü- Vurma zahm-ı sineme peykân peykân üstüne… tadına varılmaz bir müzik ziyafetidir. Üç dört ses içinde dolaşan. bunları tasnif etmek gerekir. Daha ciddi bir terminoloji birliğimiz yok. sanatçılar bunun farkına varmadan okuyorlar. edisyon kritiği yapılır. Türkülerimizin ezgi ve ritm yönünden analizi yapılmamış. O kadar çok problem var ki. Yeter ki okumak istesin. Bunların bir kısmı makamla ifade edilemese bile çeşnilerle izah edilmelidir. Bunlar bir makam özelliği taşımazlarsa da kulakta bir çeşni (basit dörtlü beşliler) etkisi bırakırlar. Örnek Olarak Âşık Veyse’lin deyişleri: Veysel’de geçen kelimeler. Çalgılarımız evrensel anlamda etüt edilmemiş. kelime hazinesi (unutulmuş veya unutulmaya yüz tutmuş yabancı ve yerel sözcükler).ancak bu kadar güzel vurgulanabilir. Bir de duyanlar: “Bunlar da kim?” derler. Bilineni. çatıları. çalma tekniklerimizin zenginliği ortaya konulmamış. Türkü denemeyecek saçma sapan şeyleri repertuvarlarına ‘halk müziği’ diye almışlar. Konservatuarların hâli ise yürekler acısı. Belli bir eser alınır. Halk ezgileri özgün oldukları kadar özgürdürler de. karar sesinde değil de özelliğini taşıdığı bir makamın ya da çeşninin üç. yöresel karakteristikler tespit edilmemiş. Sayın Hocam. Türkü yorumlamalarını beğendiğiniz birkaç isim arz etseniz… İsim vermemin doğru olmayacağını düşünüyorum. Bir defa bu. Bunları bir kez daha dile getirme fırsatı verdiğiniz için ben teşekkür ederim. mecazlar. Bizden sonra Anadolu insanına aniden ilham geldi galiba. yörenin karakteristik motifleri. ezgilerin metrik yapısı incelenebilir. dört veya beşinci derecesinde karar kılan türkülerimiz vardır. kişiler vb… Müzik açısından ise yöre yöre türkülerin dizileri. Ben Müzik Dairesi Halk Müziği Müdürlüğünden ayrıldığımda (Haziran 1986) TRT repertuvarında 1750 civarında ezgi vardı. Ayrıca sayarsam derginizin sayfaları yetmez. Popüler sanatçılar içinde ise İbrahim Tatlıses.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Daha neler neler… TRT’nin. halka hakaret. üstelik yanlış bilineni tekrardan başka bir şey yapıldığı yok.1 0 46 . Bugün 6000’e ulaşmış durumda. rumuzlar. eksikler tamir edilir ve sonra dil ve anlatım özelliklerini ortaya koyan bir sözlük meydana getirilir. Devlet Türk Halk Müziği Korosu ve TRT radyoları sanatçıları en çok beğendiğim sanatçılardır. kalıpları. Türküler üzerine yapılan akademik araştırmaların nitelik ve niceliği hakkında neler düşünüyorsunuz? Yeterli mi sizce? Ne yazık ki yeterli bulamıyorum. Türkülerimizin büyük bir bölümünde söz yanlışlıkları var. Çok sevdiğim bir zeybek havasıdır… Bir Harput türküsünden iki dize: Lütfü geçsin telgırafın başına Bir tel çeksin Yemen’de gardaşıma… Bu iki dize beni alır götürür ta ki gözlerim doluncaya kadar.

manevi coğrafyamızın sınır taşlarıdır. Kültürel genetiğimizin şifresidir türküler. Ancak zamanla. Her biri. KEMAL BATMAZ Türküler nedir ve duyarlıkları nerden kaynaklanmaktadır? Türküler. ilk kez 15. Ulusal yaşanmışlığımızın alüvyonlarını taşıdıklarından. Türkülerin. yani alt ve üst bilincindeki taslak.FATİH KISAPARMAK ile türkü üzerine Sanatçının bilincindeki tasarım. “Türk’e özgü” demektir ve halk ağzında -zamanla. birtakım endişelere boğdurmayan kişilerdir zirveyi hak edenler. Türkü denince hangi çağrışımlar canlanıyor zihninizde? “Türkî” sözünden gelen ve Türkçe söylenen şiir anlamı taşıyan “türkü” terimi. fevkalade zengindirler.“türkü”ye dönüşmüştür. 16. türkü- Zirveyi hak edenler. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Duyarlıklarını. Halkımızın parmak izi ve ortak kimlik belgemizdir. sosyal romanıdır insanımızın. Bu nedenle de. işte bu tarihsel ve kültürel serüvenin sahibi duygusal bir halktan almaktadırlar. “Türk” sözcüğüne Arapça “î” ilgi ekinin eklenmesiyle oluşmuştur. toplumsal romanıdır halkımızın ve parmak izidir.1 0 47 . Hece vezni ile söylenmiş türkülerin Anadolu’daki ilk örneğine ise. Başkalarının ne düşüneceğini çok fazla umursamayan. hayallerini esere dönüştürebilmiş ve üretebilmiş olan insanlardır. “Türkü Baba” olarak ünlendiniz. Türküler genellikle toplumu sarsan önemli bir olay ve büyük bir heyecan dalgası sonunda doğarlar. yaşadığı toplumsal çevreden aldığı tesirler ve onun yaratıcılık düzeyi ile doğru orantılı biçimde hayata geçer. başlangıçta sahibi bellidir. yüzyılda ve “Öksüz Dede” imzasıyla rastlamaktayız. Türkü terimi. yüzyılda ve Doğu Türkistan’da kullanılmıştır. yani yeteneklerini ve üretkenliklerini.

Hayallerimiz nedir sizce? Hayallerimiz. işte bunu başarabildikleri.nün asıl sahibi unutulur ve eser kuşaktan kuşağa aktarılırken anonimleşir. büyüleyici düzeyde orijinal eserler üretmiştir. sınırsızlık olarak anlaşılmamalıdır. endişe. adını bile telaffuzda zorlandığımız genç insanlarca bize sunuluyor olması. Hatanın getirdiği pişmanlık tövbeyi. cansız kalır. Televizyonların dijital afyona. Elbette bu. Şaşmayan tek terazi vicdandır. Kalabalık yığınların. Halk müziğimizde bir yozlaşma var mı? Denizler dalgalanmadan durulmazmış. Türkçe olimpiyatları’ndaki türküler hakkında görüşleriniz? Tarihsel önem taşıyan müthiş bir olay ve gerçekten bir büyük organizasyondan söz açıyorsunuz. sağduyulu geniş halk kitleleridir. Halkımıza ve topraklarımıza ait “şey”lerin. görgü ve deneyimi çok olanın. “Halk türküsüz kalırsa. bu çok önemli müzisyenlerin -felsefe terimiyle konuşursak. o aynayı karartan etkenlerin başında yer alır.“idea”ların bizzat kendisini yansıtabilen eserleri şimdiden klasikleşmiştir. Hayatı. Bilelim ki hayat. farkına varsa bile etkili bir şekilde ifade edemediği şeyleri aksettirir. onu telafi ettirmektir. hayallerini esere dönüştürebilmiş ve üretebilmiş olan insanlardır. Hatanın cezası. Varsa yozlaşma. yaşadığı toplumsal çevreden aldığı tesirler ve onun yaratıcılık düzeyi ile doğru orantılı biçimde hayata geçer. Çünkü gerçek sanat. Yaşamı sorgular. Hayal ettiğimiz ve onlara inandığımız kadarını gerçekleştirebiliriz. onurlu ve saygın duruşlarıyla örnek olabilmişlerdir. İsimlerini andığım üç değerli müzik sanatçımız. Sosyal olaylarda telaşa ve paranoyalara yer yoktur. vicdanını mutsuz eden.” Türkülerin çağdaş yorumlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu alanda. toplumu ve doğayı. inançla ve çabayla düşlediklerimizdir. Kendinizi sorgular. Olduğum gibi gö- ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . sanatla felsefenin temel kesişim noktasıdır. Halkla ilişkilerinizi nasıl programlıyorsunuz? Özel bir çaba harcamadım. bu ülkenin sigortası ve omurgasıdır. kişiliğimizin sınırlarını da çizer aslında. Çünkü bu kişiler. halkın büyük eleğinden ve süzgecinden zaten geçemez. Gerçekleştirdiklerimiz. Verimli olmakla evrimli olmak el ele büyür. kâh sürrealist kâh metafizik ölçülerde anlatır gerçek sanat. Örneğin Barış Manço. Toraygırov da diyor ki. Güzelliği kaybolursa da. Korku. özgürlüğümüz ve benliğimizdir. İstikrarın ve dengenin sahibi. yan yana yürür o kişilerin yaşam serüvenlerinde. tahlil eder ve yansıtır. yani alt ve üst bilincindeki taslak. önüne koyduklarımızı yansıtan bir aynadır. Erkan Oğur ve Tuluyhan Uğurlu aklıma ilk gelenler. “gençlik türkü söylemiyor” diye yakınmıyor muyduk? Şimdi gençler. yaşam hayhuyu içinde pek de farkına varamadığı. birbirlerinden ayrılmaz ve kaçınılmaz yükümlülüklerdir. en azından hayalperest ve ütopyacı gözüyle bakılmıştır tarihte. Hepimiz hata yapabiliriz. insanı. Sizce türkü dinleyicisi kimdir? Türkü dinleyicisi. hem ulusal ve hem de insan kardeşliği ideali nedeniyle evrensel bir değere sahip. Merak etmeyin. yozlaştırmayan her yeniliği desteklerim. farklı coğrafyalara yayılır ve çeşitlemeleri ortaya çıkar. Vicdanını mutlu eden. Oysaki hayallerimizi fısıldayan ses. reyting ya da tiraj kaygısıyla popüler kültürün gereklerine ve beklentilerine uygun olan işler yapmadıkları için önemlidir. hatta yargılar mısınız? Elbette. mutlu olur. öğrenim ve evrim. güzelliği kaybolur. Bilgi. gerginlik ve nefret ise. ideaların tasviridir. edebiyatı yetim kalır. İnsanlığın meşalesi sayılan kişilere. Tersinden bakarsak. Zirveyi hak edenler. Eğitim. Beyin ve gönül özgürlüğümüz. İnsanı gerçekten yargılayabilen yargıç da odur. dilediklerince türkü söyleyebilmelidir. tövbe ise öğrenmeyi öğretir. yani yeteneklerini ve üretkenliklerini. birtakım endişelere boğdurmayan kişilerdir zirveyi hak edenler. bir başka deyişle anarşizmden arınmış ve hayatın dengelerini keşfetmiş insanların harcı vardır uygarlık anıtında. tekrar söyleyeyim yozlaştırmıyorlarsa. Aynı çağda yaşamaktan mutluluk duyduğunuz müzik sanatçıları var mı? Aynı çağda yaşamaktan veya tanışmaktan öte dostum olmalarıyla büyük onur ve kıvanç duyduğum birçok müzik sanatçımız var. Bu ise. hata yapma olasılığı azalır. Böylece. Her türlü aşırılıktan. Nitekim kopyalar gelip geçmiş. gazetelerin ise büyük boy tabloide dönüştürülmeye çalışıldığı bir süreçte. Sanatçının bilincindeki tasarım. mutsuz olur. Başkalarının ne düşüneceğini çok fazla umursamayan. Bir zamanlar. içimizdeki histir.1 0 48 .

benim her fırsatta vurguladığım. bestelerle.. sesinden ve bestelerinden önce. gücünü bilmekten öte haddini bilmek formülünü göz ardı etmemeli. Gerçek sanat eseri nedir sizce? Gerçek sanat eseri ne eskidir ne de yeni. Kültürümüzün kök hücresi saydığım değerlerle yeni bir uygarlık projesi üretilebileceğine inanıyorum. Ucuz popülizmden uzak durdum. ne yaparsak yapalım. Ben. Söylenmemeli. sahicilik. Oysa el ele ve emel emele olmalarında sayısız yarar bulunan insanlar. gökkuşağı misali tüm renkleri kimliğimizde kaynaştırmayı bilmeliyiz. Anadolu. büyük hayaller üretmekten ve onları gerçekleştirecek girişim ve faaliyetlerden de asla uzak durmam. Reklam edilmek değil. Kişisel ve bireysel anlamda beklentisiz çalışırım. Eski olsaydı ölmeye. Sanat. Çünkü insanlar hayatı tercih eder. Gerçekten de öyleydi. Doğallık. tereyağının reklama ihtiyacı yoktur. Kanaat gibi zenginlik olmadığını savunageldim. Eğer öyle olmasaydı. İster çarkçılık ister kamarotluk. aslında dışı yaldızlı birer balon olduğuna inandım.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Onu mazbut aile yaşamıyla kalbine koydu. İnsanlarımızın bize gösterdiği sevgi ve ilgiyi hak etmeliyiz. Sürekli bir metafizik gerilim içinde bulunarak. benimdir. ülkemizin değerler sistemine bir artı değer daha katabilmek ve halkımızın mayasına karışabilmek. ne olacağım diye hayaller kurmadan önce. Dünya adlı bu gemide tesadüfen bulunmuyorduk. Tasarlanmış imajların. o hiç istemediğimiz kutuplaşmalar meydana geliyor. çatışma ve kriz kültürüyle yetişmiş sancılı bir kuşaktanız. Bunları gerçekleştirirken de.ründüm. ne olmayacağım diye uzun uzun düşünüp. risk yönetimi kavramıyla çok yakından bağlantılı. vazgeçilmez yol işaretlerimiz olmalı. Siz beni tanımadan önce de ben sizi tanıyor ve çok seviyordum. üretkenliğimi ve yürek doğurganlığımı bileğlerim. her şeyin en iyisini verememiş olabilirim. Bir sanatçı olarak “derd”iniz var mı? Olmaz mı? Benim derdim. ekip olabilmenin vazgeçilmezliğine inanırım. Mükemmelliği. evvela olmamam gerekenleri belirlemeyi daha doğru bulurum. Yapıtlarımda neyi beğeniyorsanız.. yepyeni Rönesansları mayalayacak güce sahiptir. Oysa insan. ayrıcalık olduğu kadar birer illüzyondur aslında. hem de görevimizdir. Egomu alabildiğince dizginlemeye çalışır ve takım kurabilmenin. halk dalkavukluğu da yapmadım. her mevsimin çiçeği ve zamanüstü olabilendir. Size. Yeter ki. yeni olsaydı eskimeye mahkûm olurdu. ne zaman durulur sizce? İnsanlar arasındaki sevgi. Başka yağların reklamı yapılsa da. Biz tereyağı gibiyiz. Beğenmediğiniz ne varsa. fark edilmek önemlidir. Yıllardan beri nasıl başarılı kalabildiğinizi anlatır mısınız? Beni halkımın sevgisine layık gören Allah’a. Sanırım Türkiye. ben de gidip gönlümü sermiştim. Haddimizi bilmek ve tertemiz kalabilmek hem sorumluluğumuz. kalıcı ve üst değerler uğruna çaba harcamalı. Benim işim destelerle değil. en geniş ortak paydayı ve en düşük seviyeyi esas alan birtakım medya gölge etmesin. Fakat ülkemiz insanlarını gerçekten çok sevdim. servet ve kudret. Paylaşımı son derecede önemserim. Şöhret zehirli baldır. Onlara sevgimi gösterirken de dürüsttüm. O. sadelik ve samimiyette bulmalıyız. Bu anlamda ciddi endişelerim var. Barışın. ‘Tamamen ben yaptım’ diyebileceğim hiçbir şey yok. Fatih Kısaparmak’ı sevdi ve kabul etti. halk bunu çok geçmeden fark ederdi. siz hangi işi yaparsanız yapın. Yaşadığımız sosyal çalkantı. Hem eskidir hem de yeni. büyük fotoğrafı ıskalamamalıyız. Sürekli olarak büyük pencereden bakmalı. Elbette. hoşgörü ve anlayış köprüleri yıkılınca. Bize göre en büyük intikam affetmektir ve iyilik kaçınılmazdır. Ama benim verebileceklerimin en iyisini sundum. yeni bir gündem oluşturmaktır.. Çünkü onu kendinden bildi. Fakat en az o kadar da güçlü ümitler besliyorum. Şöhret ve ego arasındaki ilişkiyi nasıl yorumlarsınız? Bu konuya bakarken. her nefeste şükrediyorum. Her türlü yozluk ve seviyesizlikten uzak tutmaya çalıştım kendimi.1 0 49 . Sabırlı ve gayretli olmaktan başka çare yok. önce sizi sevecek ve benimseyecek. Saygılı ve ölçülü davranmama rağmen. mutlaka bir görevi yerine getirmiş oluyorduk. yavaş yavaş gerçekleşen bir süreç. söylemeliyiz. Samimi ve doğal davrandım. kilim olmamı istemişti. Özel hayat işportacılığı yapan malum medyadan uzak durdum. Tekâmül denilen şey. Hele biz. hayatla mutlaka kesişmeli. dürüstlük ve alçakgönüllülük. Çünkü şöhret. önce sizi.. Şöhret yönetimi. Ortak paydalarımızın ortak faydalarımız olduğunu haykırmalıyız. gündemi korumak değil. hoşgörünün ve uzlaşının değerini iyi biliriz. ağır ağır. Bizim halkımız. Önemli olan. onun lütfüyledir ve Anadolu’ma aittir.

Mamurat-ül Aziz. sadece konuşmaları değil. her Elazığlıda şehrine benzeyen bir şeyler olduğu kadar. diğer şehirlerimize göre daha şanslı olduklarını düşünüyorum. bir taraftan şehri kendi özgün renkleriyle boyarken. insanlarına benzeyen şehirler ortaya çıkar. Elazık ve sonunda Elazığ’da karar kılan macerası. aynı zamanda Elazığlıları da garip bir biçimde kendiliğinden birbirlerine benzetir. İşte bundan dolayıdır ki. Bu kimliği görünür kılan değerlerin başında şüphesiz Harput’un kadim sakinleri ile onların ruh ve hançeresinde yoğrulup soylu bir vakar içinde söylenerek bugünlere taşınan türküler gelir.1 0 50 . diğer taraftan da farkında olmadan şehrin anonim rengi ile boyanırlar. Bana öyle geliyor ki. Böylece. Bir şehre asıl kimlik ve kişilik kazandıran bu türküler. Elazığ bu şehirlerimizden biridir ve onun Harput.com B Elazığ meşk gecelerinden bir görünüm ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Elaziz. türkü ortak paydası üzerinden. tarihin derinliklerinden tevarüs ettikleri ortak kültürel değerleri Anadolu’ya yerleştikten sonraki süreçte işleyip geliştirerek kendilerine has bir kimlik oluşturmak konusunda. bugünkü şehir kimliğini oluşturan nice zenginliklerle doludur. ancak dışarıdan dikkatlice bakanların görebilecekleri tarzda şehrine benzeyen insanlarla. Bu durum.BAYRAM BİLGE TOKEL* azı şehirlerimizin. jest ve mi* bayrambilgetokel@gmail. şehirde de Elazığlıya benzeyen bir hâl vardır sanki.

hatta yürüyüş tarzları bile “Elazizce” olan insanların şehridir Elazığ. bir kuşluk vaktiydi ve rahmetli ebem Yozgat’ın bir dağ köyündeki evimizin avlusunda yayık yayarken. hep “bir şûh-i sitemkâr”ın derdiyle yaşarlar sanki öyle mahzun ve masumdurlar. Tabii. kendileri türkülerine benzeyen insanların şehri. açılır açılmaz yüzünüze divanların. ta lise yıllarına gelinceye. fakat bu sefer ebemin söylediğine daha çok benzeyen bir başka varyantını radyodan “Elazığ türküsü” anonsuyla duyduğum gün artık “Elazığ”. biraz iri burunlu ve hafif kambur bu insanlar.mikleri. çünkü Elazığ da. O zaman anladım ki. Çocuktum. Ben Elazığ’ı bundan yıllarca önce. Çayda çıraların. mayaların. kızı deniz Sokakları hem kız.. Kendi tabiriyle “dünya kurulalı beri” ataları gibi Bozoklu bir Türkmen olarak Yozgat’ın bu dağ köyünde yaşayan ebemin bu türküsü Elazığ’da da söyleniyordu ve demek ki yalnızca Diyarbakır ile Elazığ arasında değil. Tesadüf bu ya. avludaki taşın üzerinde her sabahki tahtına kurulmuş “Günaydın” programına gelen istek türküleri yayınlayan ‘pilipis’ marka radyo. “Yozgat Nire. kendi kendine o türküyü söylüyordu: Odasına vardım kahve pişirir Kınalı parmaklar fincan devşirir O yâri görenler aklın şaşırır Ya bir mektup yolla ya bir bergüzar Gözlerim üstünde vermem intizar.1 0 51 . elezberlerin ve koşmaların ılık rüzgârları esen ışıklarla dolu kapısından içeriye bu dostun kılavuzluğunda girdim. İlhanlılar. lirik. duygulu türkü ve hoyratlarını. Elazığ’ın hemen her biri bir türkü klasiği olan yöresel ezgilerini. sanki ebemden duymuşçasına aynı türküyü çalmasın mı… Türkünün sözleri hemen hemen aynıydı fakat radyodaki ses ebemden oldukça farklı okuyordu.. hoyratların. Elazığ’ın.. biraz sonra. Osmanlılar ya da daha büyük bir ihtimalle Dulkadirliler döneminden kalma bir akrabalık mı idi.. mahallî havalarını. Elazığ Nire…” ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . hem deniz kokar Bütün bunların farkına varmam için. bu iki şehrimizle Yozgat arasında da bir yakınlık bir akrabalık vardı. aslında büyük sır. bir Ermeni kızına söylenen o en güzel sevda türküsü “Ahçik” yankılanır Harput’un yüksek konaklarındaki kürsübaşı meclislerinde. Bir şehrin ve ‘hemşehirli’lerin kendilerine özgü kimlik ve kişilikleri konusunda sağlam ve tutarlı bir fikir edinmek için. türküleri kendilerine. İlk defa ebemin o ihtiyar sesinden duyduğum için olsa gerek çok etkisinde kaldığım ve unutamadığım bu güzel türküyü günün birinde. divane bülbüle niçin feryat ettiğini sormadan edemeyen âşık insanlar diyarıdır hep muhayyilemde. Ama bu Artukoğulları’ndan veya daha öncesinden mi. daha sonra Diyarbakır yöresine ait olduğunu öğrendiğim bir türkünün aydınlık penceresinden girerek tanıdım. kadim dostum. kısacası ‘Harput Musikisi’ni ve bu musiki ile yoğrulmuş has bir Elazizliyi yakından tanımam gerekirmiş. kadife gibi yumuşak. benim kendisini dinlediğimden habersiz... genel anlamda türkü dediğimiz halk şarkılarında gizli. Harput’un başına her kar yağanda ince yüzlü bir Harputlu. İlk defa lise edebiyat kitaplarında karşılaştığımız ve manalarını hiç bir zaman tam olarak anlayamadığımız aruzla yazılmış şiirlere çok benzeyen güfteleri terennüm eden Elazığ havalarını da ilk olarak yine bu dostun. hâlâ. pek de güzel olmayan ama bütün sihrini Ela- İnsan Türküsüne Böyle mi Benzer. bilmiyorum. kardeşim Palulu Zekeriya Karadayı’yı tanıyıncaya kadar. bir daha silinmemek üzere zihnime kazınmıştı. oturup kalkışları. içli ve hafif titrek sesiyle. Selçuklular. Şehir ve insan arasındaki bu hem gizli hem açık ilişkinin farklı bir yönünü.. diğer bazı şehirlerimiz gibi.. o şehrin “köhne” mahallelerinden yükselen kadim türkülerine bakmak gerek: Mezire’den çıkarak ince bir baş ağrısı ile yürüyen genellikle uzun yüzlü. yüksek minarelerde kandillerin yandığı Elaziz. olmalıydı. bütün bunları o gün için anlamam ve yorumlamam elbette mümkün değildi. Cahit Külebi şu dizelerle anlatır: Savaştepe köprüsünden geçen trenler Sel olur İzmir’e akar İzmir’in denizi kız. Kayabaşı’ndaki Hafo’nun evinde sanki durmadan Necibe’nin güzelliğine tarih düşer gibi gelir nedense… Bâd-ı sabânın güzellerin zülfünü dağıttığı her Harput seherinde.

bir Yozgatlı olarak.Bir şehre asıl kimlik ve kişilik kazandıran bu türküler. Çünkü Tanpınar’ın “mahallî klasik” dediği. Bırakın Hafız Osman Öge. kültürü. bunu Elazığ’ın sanki daha çok hak ettiğini düşünmeye başladım. herhâlde Harput havalarının sahip olduğu yüksek sanat değerinin gücüyle izah edilebilir. Böylece. insanlarına benzeyen şehirler ortaya çıkar. Kim bilir belki de Hâfız Osman Öge’nin Bülbülüm Bağ Gezerim. diğer taraftan da farkında olmadan şehrin anonim rengi ile boyanırlar.1 0 52 . Tahir Abacı’nın Harput/Elazığ Türküleri adlı denemesi. ancak dışarıdan dikkatlice bakanların görebilecekleri tarzda şehrine benzeyen insanlarla. Sıtkı Demirci gibi eski ustaları. Fakat bütün bunlara rağmen. zığlılık ruhundan ve heyecanından alan sesinden dinlediğimi itiraf etmeliyim. bir taraftan şehri kendi özgün renkleriyle boyarken. türkü ortak paydası üzerinden. Derken daha sonra Şemsettin Ünlü’nün Yukarışehir ve M. Sonraki yıllarda İshak Sunguroğlu’nun “Harput Yollarında” ve Fikret Memişoğlu’nun Harput Âhengi adlı eserleri geçti elime. inceliği ve zenginliği ile yaşandığı yıllardı. Harputsuz ‘Beş Şehir’ Ayrıca Elazığ o yıllarda. Ali Akbaş’ın Harput Güzellemesi. Bu Dere Baştan Başa. has bir Yozgatlı olarak Elazığlılar adına demeye çekiniyorum ama Harput adına çok sevindim. bilmiyorum. “Bu beş şehirden biri keşke Yozgat olsaydı” dediğimi iyi hatırlıyorum. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir’ini ilk okuduğumda. masum bir mensubiyet duygusu ile. teknik ve estetik yönleriyle tahlil ve analiz ettiği Elazığ-Harput Müziği adlı kapsamlı çalışması. doğusunu söylemek gerekirse yine de Beş Şehir yazarının Elazığ’ı yazmamış olmasına hayıflanmaktan kendimi alamadım.Önal Mengüşoğlu’nun Yerler Mühürlendi adlı romanları ile yine Mengüşoğlu’nun Harput Şehrengizi’ni okuyunca. zenginlik ve derinlik kazandırırdı. Diyarbakır’da askerliğini yapan Sadettin Kaynak’ın uzaktan da olsa az çok tanıma imkânı bulduğu ve bir daha da tesirinden kurtulamadığı “Harput Âhengi”nin tüm güzelliği. Urfa. dönemin en popüler mahallî sanatçısı Enver ağabeyin (Demirbağ) bile yorumundan habersiz o türküleri sevmek. Fuzuli’nin “Âh eylediğim servi hırâmının içündür/ Kan ağladığım gonca-i handânın içündür” beytiyle başlayan gazeline benzer daha pek çok gazelin Harput musiki fasıllarının ve geleneksel kürsübaşı meclislerinin vazgeçilmez repertuvarı arasında yer aldığından haberdar mıydı. Bunlara ilave olarak daha sonra merhum Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu ve Ahmet Kabaklı Hoca’nın şiir ve yazıları. hazzı aldığımı söyleyemem. Fakat doğrusunu söylemek gerekirse Elazığ’ı tanıdıkça. Diyarbakır. Kerkük musikileriyle de anlamlı ve derin akrabalık ihtiva eden bu yüksek musiki geleneğini eğer Tanpınar yakından tanımış olsaydı. Bunları zevkle ve istifade ederek okudum fakat Tanpınar’ın Beş Şehir’inden aldığım tadı. Sağlam bir Türk ve Müslüman mayası ile yoğrulmuş. bu birikime kim bilir ne büyük vuzuh. müziği ve insanıyla bu şehrimizi daha yakından tanımama büyük katkı sağlayan eserler oldu. sanatsal. Türk halk ve klasik müzik geleneğimizin üst seviyede sentezi olan eserlerin en çarpıcı örneklerini Harput musiki geleneğinde görüyoruz. Değirmen Sabah Ezanında Elezber Okunur mu? ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Salih Turhan’ın yöre türkülerinin notalarını bir araya topladığı derlemesi ve nihayet Savaş Ekici’nin Harput-Elazığ müzik repertuvarını kültürel.

hoş görmek gerekir. Kim Büyüttü Böyle Bîperva Seni. Sadettin Kaynak’ın bestelerindeki o bariz ve karakteristik Harput Âhengi’ni. Lokman Tasalı’dan Adnan Çilesiz’e. Namaza gelmekte olan Büyük Beyzâde Hacı Ali Efendi’ye yaklaşanlar.■ Herkes Kendi Türküsünü Söylesin O günleri hayal ettikçe. bu eşsiz güzellikleri bugün hâlâ bizlere yaşatarak bu tür yazıların yazılmasına vesile olan Enver Demirbağ’dan Erkan Oğur’a. ‘Bu vecd hâlidir. sabah ezanından evvel Naat okurken.. yatı” geleneğimiz dahi olmadığı için bugüne kadar her bestekâr gibi.. Mesela radyolarımızda bazen Kaynak’ın bir şarkısı olarak söylenen Bülbülüm Bağ Gezerim adlı eserin anonim bir Elazığ türküsü olduğunu ehli elbet bilir. Kaynak’ın eserlerinin de edebî ve estetik bir tahlilinin yapılmadığını. Kar mı Yağmış Şu Harput’un Başına. ‘Perili Hafız’ın bu yaptığı küfürdür’ diye şekvacı olmuşlar.bugüne kadar ciddi müzik ve sanat çevrelerince dahi fark edilmemiş olmasını nasıl izah etmeli. edebî şöhretinin Harput’la sınırlı kalmasına hep hayıflandığım merhum Harputlu Hacı Hayri’nin şiir ve musikideki ustalığını en iyi bilen insanlardan birinin de Sadettin Kaynak olduğu fikri takılır kafama kendiliğinden. etkilendiği ve etkilediği kaynakların irdelenmediğini biliyoruz. Çünkü Klasik Türk Musikisi geleneğine mensup yirminci asırda yetişmiş en büyük bestekârlarımızdan olan Saadettin Kaynak’ın bestelerinde Harput Musikisinin tesiri çok açık hissedilir. bilmiyorum. Nerdeyse herkesin fark edebileceği kadar bariz olan bu etkinin -bırakın varlıkları tartışılır musiki eleştirmenlerimizi. bir kısım bestelerine sanki bazı Elazığ türkülerinin üsluba çekilmiş hâli ya da bir tür varyantı diyebilirsiniz. Ve merhum Memişoğlu’nun naklettiği şu ilginç anekdot da belki tam o günlerde yaşanmıştı: “. Sinemde Bir Tutuşmuş.Saray Hatun Camii müezzini Perili Hafız diye maruf Hacı Süleyman. henüz doğrudan bir “musiki edebi- Harputlu Hacı Hayri’den Saadettin Kaynak’a ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . zengin müzik geleneği olan. Yel Eser Kum Savrulur gibi her biri gerçekten birer türkü klasiği olan eserleri taş plaklara yeni okumaya başladığı yıllardı. ‘Acele etmeyin. Elazığ’da en karakteristik şekliyle çıkar karşımıza. Müezzinin Elezber denilen yüksek havayı bitirdikten sonra tekrar Naat’a devam ettiğini görünce yanındakilere dönerek. Elazığ musiki meşklerinde sık sık Kaynak’ın bestelerinin yer almasının sebebi de bu akrabalıktan kaynaklanır elbet.1 0 53 . taklidî olanı ya da kendilerine.. saygıyla karşılanmalıdır. Oysa Saadettin Kaynak’ın bestelerindeki türkü etkisi. belli bir üslup ve tavrın hâkim olduğu güçlü mahallî müziğe sahip hemen her yerde görmek mümkün. Mukayeseli olanından vazgeçtik. Elazığ hoyratlarının ve Diyarbakır mayalarının yanık nağmelerini hissettikçe istesem de başka türlü düşünemem zaten. bugüne kadar Kaynak bestelerinin türkülerimizle ve türkü formuyla olan akrabalığına dair ciddi bir tahlile ben rastlamadım. vebal değil belki de sevap işlemiş oldu’ diyerek şikâyete hak vermemiş”. Bu kısa yazı çerçevesinde belki daha çok işaret etmekle yetindiğimiz o zengin Harput-Elazığ musiki geleneğini günümüze taşıyan geçmiş ses ve saz ustalarını rahmetle anıyor. yani otantiğine benzemeyen icrayı hemen dışlarlar. İlk bakışta kendini beğenmişlik gibi görünen bu yaklaşımı. Çünkü zaman içinde o yörede.Sala Benzer. sonunu bekleyelim’ diyerek durup dinlemiş. Gerçi “folklor musıkisi”nden istifade eden bir bestekâr olduğuna işaret edenler olmakla beraber. cemaatin sağdan soldan camiye geldiği sularda birdenbire Elezber’e geçmiş ve halk manilerinden birini söyleyerek hoyrat okumaya başlamış. “Benim türküm en çok benim ağzıma yakışır” demektir ki. o da şudur: Elazığlılar kendi türkülerini söyleyen yadırgı’ları kolay kolay beğenmezler ve onlarda mutlaka bir eksiklik veya yanlışlık bulmak eğilimindedirler genellikle. Zülfü Demirtaş’tan Hasan Öztürk’e tüm sanatçı dostları muhabbetle selamlıyorum. Zengin tarihi ve kültürel birikimden beslenen köklü musiki geleneğine sahip diğer bazı şehirlerimizde karşılaştığımız bir durum. artık oturmuş ve belli standartlara kavuşmuş bir üslup oluştuğu için. Bunun anlamı. Böyle düşünmemi gerektirecek hiçbir müşahhas bilgi ve belgeye sahip olmamakla beraber. Fakat Beyzâde Hoca.. özellikle de Elazığ türkü ve havalarının tesiri öylesine güçlüdür ki.

Türkü bir ummandır. Buram buram türkü kokar nefesim. Tarihe anamın ak sütü gibi. görünmez dibi. Maya yârim olur. Türkülerle Türk mührünü çakarım. Nazlı yâr bağına türkü ekerim. Beşikten mezara türkü yakarım. Mumların şavkıyla erip murada. Fırat kenarında yüzer bir kayık. Türküler mayamdır. Türküyle çağlardan öte bakarım.” YUSUF DURSUN ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . sazıma verdiğim sözüm: “Türkü bayrağını arşa dikerim. Allı turnalara yön verir sesim. Türküler.1 0 54 . Gözyaşı yerine türkü dökerim. Hüzünlerin doruğuna çıkarım. Türküyle parıldar cihanda gözüm. Değmeyin a dostlar değilim ayık. Aşkın çağrısıyım Çayda Çıra’da. Türküdür yurdumun asıl sahibi. Türküler nakışım. türküler özüm.TÜRKÜ BAYRAĞI Bir âşık sazını çalmayagörsün. Bir nağmeden bir nağmeye akarım. Yüreğim türküyle çevrilmiş ada. Elezberde benliğimi görenim. bozlak yârenim. Gözlerim hicranla dolmayagörsün. Bin yıldır çığrılan hoyratlar benim. türküler süsüm. Dalgalar oynaşır sineme layık.

düşlemeleri ve kurgulamaları ile çelişen gerçeklik. dışa vurumun. “hüzün”. Muğla Üniv. türkülerin yüzlerce yıllık geleneksel birikimi ve sosyal psikolojiyi yansıtma özellikleri vardır. Doç.1 0 55 ..ÜMRAL DEVECİ* Bir insanın beklentileri. mutlak bir “insan gerçekliği”dir. Edebiyat. İster ayrılık ister ölüm merkezli olsun. hem kelime olarak hem de ezgi olarak. her hüzün. bireysel ve toplumsal ölçekte bir “arınma” (katharsis/ katarsis)dır. Fak. faydacı bir anlayışla en çok sergilendikleri alanlardır. toplumsal şifreler de çözülmüş olur Türkülerde. nsanlar. duyguları daha da zengin ifade etme alanıdır. Fen-Ed. Yani. türkülerdeki ortak zihinsel üretimlerin sırrı çözüldüğünde. “hüzün”e yol açar. İ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . yaşadıkları duyguları değişik yollarla dışa vururlar. Dr. söz ve müziğin birleştiği alan olan türküler. Bu yüzden. pek çok bireysel ve toplumsal duygu ile beraber “hüzün” de işlenir. heykel. * Yard. Ayrıca. mimari ve müzik gibi güzel sanatlar. İşlenen hüzünlerin bir kısmı ayrılık bir kısmı da ölüm merkezlidir. Bunlardan ikisinin. resim. birey ile reel olgu arasındaki ilişkiyi sağlayan güçlü bir duygu köprüsü olarak.

Türkülerde. özleyen ve özlenen arasındaki duygusal bağın dile getirildiği ve böylece arınma’nın yaşandığı bir türküdür. mutlak bir “insan gerçekliği”dir. türküyü söyleyende bir “arınma” yaratarak “hafifleme” sağlar. “hüzün”e yol açar. Bunun sonucu olarak da ruh sükûnete ererek dinginleşir. Ayrılık türkülerinin tamamında. katarsis’in temelinde “acıma” ve “korku” vardır.). geçici bir olgu gibi görünse de. hüznün sevince dönüşme olasılığı da olduğundan. “sevinç ve mutluluk” gibi en güçlü insanî duygulardan biridir ve insan diyalektiğinin ayrılmaz bir parçasıdır. kişinin içsel yansımasının göstergeleri olurken öbür yandan da ana babaya ezgisel bir göndermedir. insanı kendisiyle yüzleştirir ve gerçek anlamda kendisiyle yüzleşebilenleri de olumsuzluktan arındırır. Her korku ve her acıma. ağlamak. Hüzün. suje gerçekliği ile reel gerçeklik arasındaki ilişkinin sorgulanmasına yol açar ve bu sorgulama insan ile “dış olgu”lar arasındaki ilişkiyi yeniden belirlemek üzere “ruhsal arınma”yı sağlar. katarsis’e büyük bir yer verir. Her hüzün. Birisi ayrılık. o kişilerin iyilikleri ve erdemleri dile getirilerek onlarla sözsel ve ezgisel bir özdeşleşme (identification) sağlanır. çöl.Aristoteles. bir rastlantı değil. Metindeki. ayrıca tüm insanların karşılaşacakları kaçınılmaz bir gerçek olduğundan. Ağıt metinlerinde. daha etkileyici ve daha kalıcıdır. Bu türküyü söyleyen kişi. hüzün duygusunu yansıtır. Yani. “acıma ve korku duygularını uyandırıp ruhu tutkulardan temizlemek”tir. Hüzün yoğunluklu türkü metin ve ezgilerinin ortaya çıkmasına neden olan bir diğer olgu ise ölüm’dür. Ona göre trajedinin ödevi. derin izler bırakabilen bir olgudur ve her ayrılık. düşlemeleri ve kurgulamaları ile çelişen gerçeklik. Ölen kişinin ardından söylenen ve genel adı “ağıt” olan türkülerde. bir yandan. birey ile reel olgu arasındaki ilişkiyi sağlayan güçlü bir duygu köprüsü olarak. gurbet eller. mahzun gönül” sözcükleri. diğeri de dinleyen kişilerdir. “kanadın kırılması. sağ kalanın da bir gün.1 0 56 . ölümün yol açtığı hüzün daha derin. ölen ile sağ kalanlar arasındaki ortaklıklardan hareketle gerçekleştirilen bir özdeşleştirmedir. Türküyü söyleyen kişi (bilindiği gibi. içerik olarak. ana baba etrafında gelişir ve gerek sözler gerekse ezgi. ölenin hayattayken yaşadıklarının hatırlatılması. geçici bir ayrılık olmayıp mutlak bir ayrılık olduğundan. Ayrılık. ayrı düşülen kişilerin belirgin insani özelliklerinin yer aldığı metinlerdir. Örneğin bir Eğin (Kemaliye) türküsünde. diğeri ise ölüm’dür. bunun halk arasındaki terimi “türkü yakmak”tır. kıskançlık ve kahır ağırlıklı olmakla beraber. onun olumlu ve erdemli yanlarının dile getirilmesi. Bu özdeşleştirme. Sözlerin ve ezginin sağladığı biyo-ritm ve fiziksel etki. mut- ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . yanında hasret/özlem duygusunu da taşır. Bunlarda. “kapının ardı gurbet” diyen bir kültür için. Bir insanın beklentileri. bir iyimserliğin olması da duygu dengesini sağlayıcı bir unsur olarak göze çarpar. Ölüm. “Yârim İstanbul’u mesken mi tuttun?” dizesiyle başlayan Kayseri türküsü. çoğunlukla ana baba ve sevgiliden ayrılık konusu işlenir ve türkü metinleri. İnsanlığın karşı karşıya kaldığı ve “hüzün”e yol açan iki “dış olgu” vardır. trajediyi işlerken. bu sözcüklerin gerek anlam alanları ve gerekse işlevsel boyutu aracılığıyla hüznünü dile getirmekte ve ruhsal bir arınma yaşamaktadır. ölenin özelliklerini merkeze alırken iki şeyi göz önünde bulundurur: Birisi ölen kişi. “hüzün”. bir kurgulamanın sonucudur. denilerek gurbet-sıla arasındaki duygu ilişkisi. temelinde özlem olması dolayısıyla. Yani.

Ağıtlarda egemen olan beşerî özellik merhamet’tir. Ezginin de katkısıyla. beklenti ile gerçek arasında daha yoğunluklu bir gerilime yol açtığı için etkisi daha derin ve kalıcıdır. toplumsal ahlâka aykırı da olsa aşk yüzünden gerçekleşen bir öldürme. derin izler bırakır ve bunlarla ilgili söylenen ağıtlar da. ölümün gerçekleşme şekline dair ifadelere yer verilerek.Ağıtlarda egemen olan beşerî özellik merhamet’tir.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .1 0 57 . Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Ayrılık ve ölüm. temelde bir arınma’dır. ortak yaşanmışlıkların bir daha yaşanamayacağını duyumsatmasıyla da. söylendiğinde gerek okuyanda ve gerekse dinleyende. insanda hüzünlenmeye yol açan iki olgudur. En olumsuz koşullarda bile toplumsal vicdanı rahatlatan bir haslet olan merhamet. zaman zaman çaresizliğin. türküyü yakan kişi. geride kalanlara olayı yeniden yaşatır ve böylece ölümün acı gerçeği ile duyguları yeniden harekete geçirir. Bundaki amaç. Hunharca işlenen bir cinayet. Beklenmeyen bir ölüm. toplumla yüzleşmeye yol açarak olumsuzluklardan arınmayı ve ruhun dinginleşmesini sağlar. âdeta bir “toplumsal özür dileme” ile toplumsal arınma’yı sağlar. kendisiyle. Anne beni Kırkpınar’da kestiler Cepkenimi saz dalına astılar Anam babam benden umut kestiler Dalgın uykulardan uyan Ahmedim Yağlı kamalara dayan Ahmedim bendiyle başlayan Afyonkarahisar türküsünde. duygu yoğunluğu aşk olduğu için. Doğu uygarlıkları. bu tür türküler. temelde bir arınma’dır. Pencereden daş geldi Ben sandım Mamoş geldi Uyan Mamoş Mamoş uyan Başımıza ne iş geldi dörtlüğüyle başlayan Elazığ türküsünde. toplumsal ahlaka aykırı da olsa. toplumsal vicdanda. insanın kendisiyle yüzleşmesini sağlayarak bir ruh arınma’sına yol açar. sanki olay yeniden yaşanır ve yaşatılır. İkisi de. örneğin genç ölümleri. Doğu uygarlıkları. kimi zaman da pişmanlığın ifadesi olarak. çaresizliğin verdiği bir söylem egemendir ve bu türküleri yakanlar. metne dönüşürken beraberlerinde hüznü ve merhameti getirirler. Ayrıca ağıt metinleri. tekrar yaşanan ölüm anının ruhlardaki yarattığı arınma’yı sağlamaktır. merhamet uygarlıklarıdırlar. Akdağmadeni’nden derlenen “Hastane önünde incir ağacı” türküsünde veya Keskin’den derlenen “Ham meyveyi kopardılar dalından” türküsünde. Bazı ağıtlarda. Bununla da. lak akıbet olan ölümle karşılaşacağı düşüncesini empoze etmekle beraber. ölenle sağ kalanlar arasında. çaresizliklerini itiraf ederek bir arınma yaşarlar. Bu da daha derin bir arınmaya yol açacak söylemin oluşmasına sebep olur. ölüm olayının gerçekleşme sahnesini tasvir ederek. insanın kendisini sorgulaması ve olumsuzluklardan arınması düşüncesini doğurur. merhamet uygarlıklarıdırlar. En olumsuz koşullarda bile toplumsal vicdanı rahatlatan bir haslet olan merhamet. duygudaşlık sağlanarak “ortak kaderi yaşama” paylaşımı sağlanır ve böylece acıya ortak olunarak bir hafifleme ve arınma sağlanmış olur. yaralanmış bir toplumsal vicdanın acısı dile getirilerek bir arınma sağlanır.

1 0 58 . ağlayan kalbinin içi görülür türkülerde. ekonomisini. * Yard. ‘ustalık’ namını.VE SÖZLÜ TARİH İLİŞKİSİ ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER İskân türküleri RUHİ ERSOY* Barak Türkmenleri. savaşlarını.. Tıpkı türküler gibi halkın dimağında yer bulmuş. Doç. Türk’ün her şeyini anlattığını anlamak için yeterlidir belki ama biz bu ifadeleri biraz daha dillendirip ayrıntıları ile izaha çalışacağız. gülen. Toplumun tarihsel-kültürel yaşanmışlığının ispatı olan bu malzeme. Onlar bizim hayat hikâyelerimizdir. seven. iskânları. sadece türkü icrasıyla değil. orada tekrar tekrar üretilerek nesillere mal olmuş pek çok halk kültürü malzemesinde Türk toplumunun tarihsel hikâyesini. asırların süzgecinden geçmiş bir türkü.”(Özbek 2009) Bu sözler aslında en yalın hâliyle türkünün. her hâlleriyle toplumlarına benzemişler ve toplumlarını yansıtmışlardır. üretildikleri-yaratıldıkları toplumla birlikte yaşamış. üyük usta Mehmet Özbek. küsen. Türk insanının düşünen. kişiliği. coğrafyasını. çatışmaları ve bu yaşananların toplumsal yaşamlarında bıraktığı izleri anlatan hikâye ve türküleri ile coğrafyadan vatana geçişin ve yurt ile göç edişin Türk kültür tarihi içerisindeki en güzel örneklerinden birini oluşturmuşlardır. bir halk hikâyesi. Onun “Türkülerin Dili” adlı büyük çalışmasının arka kapak sayfasında şu ifadeler yer alır: “Türkülerimiz. soran. görmek mümkündür. aşklarını vs. tavrı ve aynı zamanda türküler üzerinde yapmış olduğu ilmî çalışmalarıyla da hak etmiştir. B ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Gaziantep Ü. acılarını. Dr. Bizi anlatır asırlardır. Çünkü söz konusu ürünler “sözlü kültür ortamının” ürünleri olup kültürün doğal akışı içerisinde. göçleri. Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı Müdürü. hakikati olduğu gibi görüp söylemekten çekinmeyen ermişlerin ve cesur kimselerin söylemleridir. Fen-Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi.

tarihin toplumsal anlamını kökten dönüştürme aracıdır. Ortak anlamları ortaya çıkararak tarihçiye ve sıradan insanlara bir zamana ve mekâna aidiyet duygusu kazandırabilir.bir efsane. Siyasal iktidarlar bununla da kalmayıp asayiş kaygısıyla tarihsel olayları ve buna ilişkin belge düzenini kendi yargılarını destekler mahiyette düzenleyebilirler. Tarihsel dönemler içerisinde iktidarlar. Bütün bunları biz. Bu hâdiseler resmî kayıtlara yönetenin bakış açısıyla geçmiş ve yöneten açısından haklı sebeplerle iskân edilişler çeşitli belgelere kaydedilmiştir. Böylece bu üretimlerden tarihî bir kaynak olarak faydalanmak mümkün hâle gelir.1 0 59 . Türklerin Türkistan’dan Anadolu’ya göçleri ve Anadolu’da uygulanan iskân politikaları neticesinde muhtelif yer değiştirmeleri söz konusu olmuştur. İşte bu türkülerin dili iskân politikalarının yönetilen tarafından bakış açısını oluşturmuştur. resmî. Sosyal yapı içerisindeki her grup. Bu gibi durumlarda farklı toplumsal katmanların ve tarafların edebî eserlerinde ve sözlü kültürlerinde tarihî olayların sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesi olaylarla ilgili alternatif bilgi ve belgelerin bulunması mümkündür. Sözlü tarih. Yönetilen yani halk. Bizim bu günden bakarak bu algılayış biçimlerinden herhangi birisini önceleyip diğerlerini yok sayma durumumuz olamaz. çünkü tarihsel gerçekliği. Toplumsal sınıflar ve nesiller arasındaki bağlantıyı dolayısıyla anlayışı sağlar. Kişilerin. Tarihin bu tarz kayda geçirildiği ortamlarda söz konusu olayların birinci derecedeki kahramanlarının hâdiselerdeki konumu kayıt altına alınmayabilir. 2003) Bunlardan Avşar Bozlağı olarak bilinen Dadaloğlu’nun (Görkem 2005). yazılı kaynakların arşivlenmediği dönemlerin tarihi ne olacak sorusu da karşımıza çıkmaktadır. iktidarı merkeze alan bir nevi egemenin tarihini anlatacak biçimde düzenleyebilirler. genel anlamda tarih yazıcılığının yalnızca küçük bir parçasıdır. İnsanlara tarihlerini kendi sözleriyle geri verir. geçmişi kendi algılayışı ve siyasal hedefleri doğrultusunda takdim edebilirler. sanatının. Söz konusu bu iskân hâdiselerinden kaynaklı icra edilen türler Barak ve Bozlak olarak bilinen türlerin içinde saklı hâdiselerle kendisini göstermektedir. Kaldı ki Türk kültürünün-tarihinin yazılı kaynaklarla tanışması. ayrıca bu noktada.reaya bu konuda ne düşünmüş. Bu noktada karşımıza “sözlü tarih” kavramı çıkmaktadır ki bu kavram tarihin krokisini çizmektense onun içerisindeki insanın her türlü hikâyesini yakalama iddiasında olan genel yaklaşımın adıdır. yaşam biçiminin. Ayrıca olaylar farklı toplumsal kesimler tarafından farklı şekillerde algılanır. Onlara geçmişi verirken geleceği kurmak için de yol gösterir. (Mirzaoğlu. estetiğinin varlığı yalnızca resmî arşivlere yansımamıştır. siyasi yapıların ya da büyük savaşların kronolojik sıralanmasının tarihini yazmak. Kahramanlarını yalnız liderler arasından değil. Tarihi zaman akışı içerisinde insanın ve onun ürettiklerinin-tükettiklerinin. ancak o toplumun her türlü kültür malzemesini okuyarak kavrayabiliriz. Bir toplumun tarihsel ve kültürel gerçekliğini saptamak.” (Thompson 1999:18) Tarih ilmi uzun yüzyıllar ağırlıklı olarak egemenin meşrulaştırılması zemininde. Tarihî vesikalar uzun yüzyılların üst üste sıkıştırılmış kroki görüntüleri gibidirler. arşivlenmesi geç döneme denk gelmektedir. Oysaki bir tarihsel olayı gerçekleştiren aktörlerin sayısı birden fazladır. masal. Türk tarihinde söz konusu bu duruma örnek olarak bir kısım Türk boylarının Osmanlı Devleti döneminde Anadolu’da iskân edilişleri verilebilir. yalnızca tarihî vesikalardan yola çıkarak amacına ulaşamaz. onu anlamak isteyen bir kimse. Bilgi ve belgeleri. ne hissetmiş o da sözel bellekler vasıtasıyla sazı ve sözüyle harmanlayıp türkü yakmıştır. olaylara kendi penceresinden bakar ve kendi gerçeğini ve haklılığını vurgular. tarihin kabul edilmiş mitlerini ve baskın yargılarını yeniden değerlendirme. çoğunluğu oluşturan ve o ana kadar bilinmeyen insanlar arasından seçer. olayları bütün yönleriyle öğrenmeden kavramayız. “Kalktı Göç Eyledi”si en meşhur olanıdır ve “ferman padişahın dağlar bizimdir” diyerek iskânı isyana dönüştüren en büyük nida olmuştur: Kalktı göç eyledi Avşar elleri Ağır ağır giden eller bizimdir Arap atlar yakın eder ırağı Yüce dağdan aşan yollar bizimdir Belimizde kılıcımız kirmani Taşı deler mızrağımın temreni Hakkımızda devlet etmiş fermanı Ferman padişahın dağlar bizimdir ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . “Sözlü tarih insanlar tarafından kurulmuş bir tarih türüdür. Hayatı tarihin içine sokar. destan veya destan parçası ya da başka bir sözlü anlatı olabilir. merkezî figürlerin etrafında kurgulanıp sunulmuştur. ilişkilerinin.

Bunun üzerine oymak beyleri toplanır ve Anadolu’ya göç kararı alırlar. bucak. yayandı gençler Başımıza geldi gördüğüm düşler Düşürdüler bizi gurbet ellere Gehi konduk gehi göçtük yollarda Bilip bilmediğim gurbet ellerde Âlem dağlarında şu daz çöllerde Bizden sonra bir nam kalsın illere Toplandık aşiret geldik Culab’a ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Oğuz boylarından Bayat boyunun Dulkadirli koluna mensup bir Cerid obasıdır ve 17. Bu dönemden itibaren Barak kelimesi bir Türkmen boyunun ismi ve bu boyla beraber Beydili. Tarih boyunca yaşadıkları acıları ve sevinçleri kilimlerine. söz konusu coğrafyayı. (Ersoy 2003) Daha sonraki dönem içerisinde özellikle Gaziantep’in Nizip ilçesi ile Suriye bölgesindeki oymakların tamamı Barak adını almışlardır. estetik değerlerini temsil eden kişi tarafından dillendirilen bir türkü. ova. tarihsel bir olayın (iskân olayı) akışını. Türk’ün binlerce yıllık göç hikâyesinden kendi payına düşeni Barak Türkmenlerinin millî şairi Dedemoğlu aşağıdaki dizelerle dile getirmiştir: Kalktık Horasan’dan eyledik sökün Düşürdüler bizi tozlu yollara Omuzda parlar uzun şifleler Aşırdılar bizi karlı dağlara Bölük bölük oldu yüklendi göçler Atlandı ihtiyar.1 0 60 . Barak Türkmenleri 15. geride bıraktıkları hatıralarını hâlâ yaşamakta olan zengin bir sözlü anlatı geleneği içinde biriktirmişlerdir. hem Orta Asya’dan Anadolu’ya göç hikâyelerini hem de kültürel hayatlarını söz konusu kaynaklardan ve yaşayan Barak kültüründen tespit etmek mümkündür. iskâna tabi tutuldukları bölgelerde de komşu aşiretlerle uzun çatışmalara girişmişlerdir. Toplumun millî şairi.Dadaloğlu’m bir gün kavga kurulur Öter tüfek davlumbazlar vurulur Nice koç yiğitler yere serilir Ölen ölür kalan sağlar bizimdir Bu türküde. Günümüzde bu adlandırma yöredeki tüm aşiretleri kapsayan bir isme dönüşmüştür ve Gaziantep’in bu bölgesinde yaşayan Oğuz-Türkmen aşiretleri bu genel ad altında anılmaktadır. Baraklar örmeğinde de aynı refleksi göstermiş ve Baraklar tarihî yolculukları boyunca yaşadıklarını. yüzyılda Orta Asya’dan Horasan’a gelerek burada yaşamaya başlamışlardır. Çeşitli sosyal hâdiseler ve aşklar etrafındaki kısa hikâyeleri. Öte yandan bizim de üzerine akademik çalışmalarımızla eğildiğimiz Baraklar örneği dikkat çekicidir. Baraklar. Barakların sözlü geleneğinde yaşayan iskân türküleri ve diğer anlatılarından. Bununla birlikte Barak kelimesi Anadolu’nun pek çok yerinde köy. iskân edilen Türk boyunun adını ve yaşam biçimini bulmamız mümkündür. Barakların Horasan’dan seksen dört bin çadırla göçe başladıklarını öğreniyoruz. Baraklar göç süresince kendi aralarında. Gaziantep’in hemen doğusunda Nizip’ten aşağıya Suriye bölgesine kadar uzanan bölgeye de Barak Ovası denilmektedir. yüzyılın sonlarında Horasan’dan başlayan uzun bir göçün ardından Rakka’ya iskâna zorlanmışlardır. Bu zorlu yolculuğun ve göç boyunca yaşanan acı olayların hatırası Türkmenlerin ozanları tarafından nakış nakış işlenmiş ve Barakların yıllar süren göçleri. Elbeyli Türkmenlerinin yaşadığı bölgenin adı olarak kullanılmıştır. Horasan’dan Orta Anadolu’ya uzun ve bir o kadar da yorucu bir göç başlar. Ancak 16. bu göç sonrasında zorlandıkları iskân ve iskânlar süresince devam eden aşiret çatışmaları büyük bir canlılıkla günümüze kadar ulaşmıştır. yüzyıl sonlarında gerek kuraklık gerekse siyasi karışıklıklar nedeniyle Barak Türkmenlerinin huzuru bozulur. dağ ve mahalle adı olarak da kullanılmaktadır. halk hikâyelerine işleyen Türk boyları. türkülerin haricinde sistematik olarak bir göç’ün. Hem göç sırasında karşılaşılan zorluklar hem de daha sonra uygulanan iskân politikaları Barak Türkmenlerinin büyük acılar yaşamalarına sebep olmuş. türkülerine. yöneten-yönetilen ilişkisini. yönetilenin resmî uygulamaları algılayış biçimini. daha sonra iskânın türkülerle anlatılma hâdisesini rahatlıkla vesikalarla mukayese edip yöneten-yönetilen bakış açısını ortaya koyabileceğimiz zincir halkası gibi türkülerin mevcut olduğu bir alandır Barak Türkmen vadisi… Bir Türkmen boyu olarak Türk tarihine ışık tutan pek çok tarihî ve edebî kaynakta karşımıza çıkan Barakların. yani toplumun hayat algılayışını. aynı zamanda yaşanan olayların ve şartların resmini çekmiştir.

Gülay. İstanbul.■ Kaynakça Görkem.1 0 61 . Mirzaoğlu. takip edilen coğrafya. iskânları. İsmail.l Bil. bize ait olduğu toplumun sanat zevkini. o toplumun her anlamdaki yaşanmışlığının da resmini çekmektedir. Ötüken Yayınları. Baraklı Âşık Mahgül ve Repertuvarı. Enst. HAVADİS postallı bir dağ içinde göç göç olmuş köy garibin gözü yolda ne gelen var. Ankara 2003. Ank. çatışmaları ve bu yaşananların toplumsal yaşamlarında bıraktığı izleri anlatan hikâye ve türküleri ile coğrafyadan vatana geçişin ve yurt ile göç edişin Türk kültür tarihi içerisindeki en güzel örneklerinden birini oluşturmuşlardır. kırık kapı almış yürümüş yalnızlık ne gelen var. E Yayınları. 2003. uzak kuş karanlık içre susuz korkulu düş senelerce yaşanan derin acı kimse geçmez ki buradan çıkrık sesi solgun anı göçüyor eski toprak ile göçüyor bir bir MURAT SOYAK ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Horasan’dan başlayan göçün Anadolu’da iskâna dönüşmesi ve bunun Barak Türkmen toplumundaki yansımaları. Türkülerin Dili. İstanbul.Seksendörtbin hane gelmez hesaba Deve koyun çoktur insan kalaba Susuz hayvan inileşir göllere Dedemoğlu der ki aşkın bağından Aşırdılar bizi Yozgat dağından Anadolu Sivas şehri sağından Bu hâlimiz destan olsun dillere Burada Türk halk şiirinin estetik yapısını.1999. basılmamış doktora tezi. Şehnaz Layıkel). Sos. Özbek. 2009. Ersoy. Paul. Mehmet. kalabalık nüfus ve yaşanan acı olaylar şair Dedemoğlu’nun dilinden bize aktarılmıştır. Barakların iskân Türkülerinden ve sözlü geleneğinde hareketle yaptığımız geniş anlamda ve kapsayıcı sözlü tarih çalışması kitaplaşma aşamasında olup konuyu her yanıyla izah etme amacı taşımaktadır. İstanbul 2005. Barak Türkmenlerinin tarihsel serüvenlerini de takip edebilmekteyiz. Geçmişin Sesi (çev. Yenibilgiler Işığında Dadaloğlu. Ruhi. Görüldüğü üzere bir edebiyat metni. Tarihi ve tarihî süreç içerisinde insanı anlama kaygısında olan bir araştırmacının bütün kültür unsurlarına birer tarih vesikası gözüyle bakması gerekmektedir. Binboğa Yayınları. Barak Türkmenleri. göçleri. çok giden KÖR KUYU uzak ağaç. Bu büyük kültür birikimi daha kapsamlı araştırmalarla Türk kültür tarihine ışık tutmaya devam edecektir. sembol ve imaj dünyasını görmemizin yanı sıra. çok giden kederli türküler evi yıkılmış duvar. Hacettepe Ü. çok giden dere boyu bağ bahçe ayrık otu çoğalır oğullar gurbet elde ne gelen var. estetik algılayışını vermenin ötesinde. Thompson. Çukurova Bozlağı.

. Çadırımsı bir yer içinde masalar var. bazı dostlar hemen “Iğdır’ın al alması” türküsünün adını andılar. Ağrı Dağı’nı mı gördüm. Gece geç yatıp sabah erken kalkmanın tesiri hâlâ devam ediyordu. Uçak inince artık tamamen uyanmıştım. önceden söylendiği gibi. galiba kırk beş dakikadır yoldaydık. En azından ‘Avrupa’da şöyle’. Bütün uyanık kalma çabama rağmen arada bir gözlerimin kapanmasına engel olamadım.. Acaba benim dalgınlığımdan istifade edip geçivermişler miydi? Aracımız yolda mola verdi. ayazlı geceler de kullanılan bir bina… Elmalar duruyor kasada… Sarımsı. Parasıyla da olsa. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .AHMET ULUDAĞ ğdır Üniversitesine öğretim üyesi olarak geçme işlemlerim düşüncenin ötesine geçip fiiliyata dökülmeye başladığında. Alma mıydı Iğdır’ın dağını taşını kaplamış “al topuklu beyaz kızlar mıydı” fatihlerin torunlarının şimdilerde bölük bölük bölünmüş diyarından gülümseyen.1 0 62 .. Yan tarafta da kışlık ve belki de. al duvaklı bir gelin miydi? Rüyalarımı pek hatırlamam. türküye. Iğdır’a daha ulaşmadan başladım “al alma”yı aramaya. al almayı bulmaya karar verdim. Arazı mı (Aras Nehri) gördüm. ülkemizde de müşteri memnuniyeti adına küçük şeylerin yapılıyor olması kıvandırdı beni. şimdi yine yolu düşünme zamanıydı. yeşilimsi. Türküyü öğrenmeye. yoksa kınalı parmaklı. al almayı görme zamanı… Kars Havaalanı’nda. Nahçıvan’dan Laçin üzeri Bakü’ye oradan da Karabağ’a mı gittim. ‘Amerika’da böyle olurdu’ geçmedi aklımdan. Her ne kadar sanat müziği olarak adlandırdığımız geçmişin şehirli müziğiyle ilgilensem de. bilmiyorum. allı rüyalar gördüm. Öyle ya. türküler konusunda da epeyce bilgi sahibiydim ama herkesin hemen telâffuz ediverdiği “Iğdır’ın al alması” ben de bir türlü sese dönüşemiyordu. hançeremde nağmelerini eylemeye. hem de çokça bilinen bir türküye nağme olmuş al elma merak edilmez miydi? İsmail Gaspıralı’nın roman kahramanının Gül Baba’yı araması gibi ben de “al alma”nın peşine düştüm. İzmir-Kars arasındaki I derin uykuyla geçen yolculuğumda al almayı mı gördüm. Kars ile Iğdır arasında elma ağacı gördüğümü hatırlamıyorum. bizi Iğdır’a götürmek için bekleyen yarım otobüsü görünce sevindim.. Müzikle amatör olarak ilgilenmeme rağmen bu meşhur türküyü bilmiyordum.

Araznameli. Öğleden sonra Kültür Merkezi’nde üniversitenin açılış törenine katıldım ayağımın tozuyla. budur Iğdır’ın al elması. Söylenen o ki. ölçülü mesafeler… Iğdır’a ulaştık. Lakin al alma türküsüne bir türlü sıra gelmemişti. Eseri yayına hazırlayan Besim Atalay. Iğdır’a en yakın olanıydı. yani bildik bir türküydü. Genelağa baktım. Törende Nahçıvan Üniversitesi Müzik Topluluğu güzel bir konser verdi. Kültür Müdürlüğünün broşüründeki elmanın altında dişler yok gibi belli belirsiz. burası Iğdır. Iğdır’la ilgili bir serhat şehri olduğu ve Doğu’nun Çukurova’sı olarak adlandırıldığı dışında bir şey bilmiyordum. dedim.. / Mevsimin perçemi takvimde son yaz. Eski Devlet Hastanesi’nde indim. / Çevresi masmavi. satıcılarda golden tipi çoğunlukta. bahçelerinden getirdi. hayallerim… Dağ taş elma ağacı. Karabağnameli. Sıkı sıkı sordum: ‘Bu mu. yer gök al alma değil miydi yoksa?. Türkiyeli.. yolculuğumuz başlayalı. yerli mi?’ Cevap. Divanü Lügat-it-Türk’te Oğuz boylarından birinin adı olarak belirtilmektedir. Yine de Iğdır’a epeyi uzaktayız. Aslında benim gördüğüm Büyük Ağrı Dağı’nın üç zirvesinden en yükseği. Azerbaycanlı bir konser… Buralara has tınıları duymak. Ama olsun. Nihayetinde yol dediğin nedir ki. Serdarbulak Geçidi’yle birbirinden ayrılan iki dağın zirvesinin birlikte görüldüğü ilk anda Büyük Ağrı daha bir ihtişamlı duruyor. bilemiyorum… Birden günlerim mutat bir hâl aldı: Okul. Acaba “elmanın yaprağı dal arasında” desek olur muydu? Hem bu Kayseri türküsünü çığırmayı da biliyordum. başı bembeyaz. al elması var. burası bazı fakülte ve yüksek okullara tahsis edilmişti. Iğdır’ın isminin doğrusunun ‘İgdir’ olduğunu ve ‘iğdir’ şeklinde yazılması gerektiğini belirtmektedir. ‘fidanı da buralardan’ oldu. Al almayı aramak da mutatlaştı. Iğdır’a gelinceye kadar merak etmediğim şeylerden biriydi adı. Azerbaycan’ın bir şehri. ben bulamasam da. Yeni bir kurum olmanın bütün sıkıntısı hissedilebiliyordu. Üzerine türkü yakılan al almayı bir gün gelir bulurum. al almalı türküsü var. ilçemizin mahallî çeşitleri vardır.1 0 63 . Kağızman’ın kırmızı beyaz uzun elması gibi… Uzun elmanın da bir türküsü var mı ki? Bütün elmaların türküsü olmasa da türküsü olan yaşayacak. hakikaten türkü bu şekilde de söyleniyor. Belki Bahaeddin Karakoç’un aksine ilk onu görmedim (Iğdır’a inince ilk onu gördüm. Her ikisi de tamamen görünür hâle gelince daha başına ak düşmemiş olan Küçük Ağrı büyüğünün ihtişamını biraz gölgeliyor. / Yerle gök arasında bir tek düğüm. O anlattı ama benim kafamda yine türküler vardı: “Cevizin yaprağı dal arasında”. her seferinde. İki saat olmuş ya da olmamıştı. İstek mi yapsaydım ne: Iğdır’ın al alması… Iğdır. farklılık sayılabilecek. Seyit Mehmet Şen Hoca verdi. Oraya da gitseydim arar gezer miydim al elmaları? Gördüğüm starking benzeri elmalar mı acaba diye düşünüyorum. Quba. Küçük Ağrı’yı da görmek için şehrin dışına doğru gitmem gerekti. Melodisini hatırlayamadığım ‘Al alma türküsü’ sanki beni esir almıştı. Ağrı Dağı’nı bütün heybetiyle göğe değmeye ramak kalmış ak pak zirvesiyle görünce büyülendim. tabii elmalıklar kalırsa geriye… Mutlaka Iğdır’a has bir elma çeşidi vardır. Hoca elmayı mı anlatmalıydı diye düşündüm bir an… Cevizin uzmanına elma anlattırmak doğru olmazdı. Dr.) ama gördüğüm anda da büyülendim. çünkü hemen her ilimizin. elma ağaçlarının yerine her gün yeni binalar yükselse de: Iğdır’ın al alması Yemeye bal alması Yar gelene galdı balam Yaramın sağalması Iğdır’dan alma aldım Yarımı yola saldım Yarim buradan gideli aybalam Ayva kimi sarardım■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Türkünün aslının “Quba’nın al alması” olduğunu söylediler.beyazımsı renkleriyle golden çeşidi elmalar… Aaaahh. Dinlediğimde önceden dinlemiş olduğumu fark ettim. Belki de bu bana has bir algı. Açılış dersini emekli bir Öğretim Üyesi Prof. Bir arkadaştan rica ettim. Bir de her gün geçtiğim yolumun üzerindeki bir kavşağın orta yerindeki elma heykelciğini inceleyim. yorgunluğumu almıştı. Onda da starking gibi altta dişler var. bayatili . cevizi anlattı. Buralar daha Kars sayılır. starking gibi bir şey. misafirhane… Arada ufak tefek şeyler de yok değil.

Oyunlarda. Y boylarında farklı sözcüklerle ifade edilen türkü kavramının Türk’e özgü anlamına gelen Türkî sözcüğünden türediği görüşü yaygındır.. Bu edebiyat geleneğinin ürünleri şölen. tapuğ. Kırgızlarda eldik. yuğ. düğünlerde. dinî. Türkçe Eğitimi Bölüm Bşk. Türkü için Azerbaycan’da mahnı.Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fak. Türkçe sözlü âşık müziğine ayinlerde yer vermeyip âşığı tekkelerin dışına itmiş- ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Doç. Türkmenlerde halk aydımı. kam. duygu ve düşünceleri kamçılayıcı görev üstlenmiştir. Anadolu’nun yanı sıra Balkan türkülerinin canlılığında sergilenmektedir. Mevleviler. Özbeklerde halk koşigi. tasavvufi türler ortaya çıkmıştır. Türkü için yapılan bütün tanımlar da bu ortak noktada birleşmektedir. devriye vb. ozan gibi adlarla anılan kişiler ilk edebî türlerin üretici ve uygulayıcılarıdır. ozan gibi sanatçılar müzik eşliğinde oyun türküleri ve şiirler okurken konu olarak kimi zaman efsanevi olayları kimi zaman da dinî ve toplumsal konuları dile getirerek ta başında türküleri şekillendirmişlerdir. Dr.MEHMET YARDIMCI* azının bulunmasından önce her ulusta olduğu gibi Türk ulusunda da oldukça güçlü sözlü edebiyat geleneği vardır. İlk şiirleri oluşturup kopuz adı verilen sazı devreye sokarak yarattıkları müzikli söyleyişler türkülerimizin ilk biçimlerini oluşturmuştur. Kam. değişik Türk kavimlerinde aynı şeyi ifade etmek üzere farklı adlarla anılmıştır. Başkurtlarda halk cırı. baksı. Türkler. baksı.1 0 64 . ilâhi. sığır vb. oyun. sazı ve ezgisiyle İslamiyete dayalı Türk müziğini oluşturmuşlardır. hikmet. tasavvuf müziğini kuralcı topluluk müziğinin bir kolu olarak almışlar. savaşlarda hep müzik yerini almış. İslamiyete dayalı Türk müziğinin bünyesinde şiirimiz yeni bir şekle girmiş. Uygurlarda nahşa gibi sözcükler kullanılmıştır. Şekillenen bu türküler. adlarla anılan törenlerle yaygınlaşmış ve topluma mal olmuştur. İslamiyeti kabulle. ayin. halka halka genişleyip çeşitlenen ve yeni biçimlere bürünen müzik zevki hep varlığını korumuştur. Türk halkının her gittiği yere bu geleneği taşıdığı gerçeği. Şaman. Bu nedenle türküler edebiyatımızın ilk ürünleri sayılmalıdır. Değişik Türk *Yard. Türk halkı Orta Asya’daki sosyal yaşamından kaynaklanan müzikten hiç kopmamış. münacat. sazın ana yapısını bozmadan tür ve sistemlerini geliştirerek sesi. şölenlerde.

Ankara türkülerinden Misket. bağlamasıyla yoldaş olup sevdalarını. Kastamonu türkülerinden Sepetçioğlu. türkülerle kalkmış. doğa sevgisi. Boş beşik. Kimi zaman esen yelden kimi zaman turnalardan yararlanır sesinin ulaşması için dilediğine. Muğla türkülerinden Ormancı (Çıktım Belen Kahvesine) ve Bodrum Hâkimi. Sivas türkülerinden Kızılırmak. nefes. türkülerle gülmüş. Almus türkülerinden Burçak tarlası. Sarı kurdelem. İst. uzun ya da kırık hava şeklinde söylenen en yaygın halk müziği türü olarak gelişimini sürdürmüştür.”[1] Hızır Paşa’nın Pir Sultan’ı zindana attırması olayı. İlbeylioğlu gibi halk hikâyelerindeki bazı türküler bunlardandır. şathiye. 1983. yurt sevgisi. 1315 doğumluların Kurtuluş Savaşı’na gidişleri. kahramanlık günlerinde koçaklama. bas. Elazığ türkülerinden Çayda Çıra Yanıyor. “Hey onbeşli onbeşli Tokat yolları taşlı” türküsünü. Hikâyeleri bilinen pek çok olaylı türkü vardır. Âşık Garip. Malatya türkülerinden Fırat kenarı. yüreğini türkülerle dışa vurmuştur. sevinçleri. küçük bir çocukla evlendirilen genç kızın olayı. Cahit Öztelli.1 0 65 . Kimi türküler de başka yörelerde yakıldığı hâlde ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Cahit Öztelli’nin dediği gibi “Beşikten mezara kadar her türlü günlük yaşantı olayları türkü yakılmasına neden olabilir. nice anılar depreşir yüreğimizde. Dertlerimize yoldaş. İzmir türkülerinden İzmir’in kavakları sadece birkaçıdır. Bunların yanı sıra din dışı konulardaki âşık şiiri de güzelleme. nice dilekleri dile getiren nağmesi kendine özgü sazsız türkülerdir. Önemli bir olay sonucu duygulanma türküyü yaratır. aşkları konu alan ve her çeşit şiir biçimiyle. bir ananın bebeğinin çamdan yapılmış bir beşikte yitirmesi olayı. Bolu türkülerinden Halimem. taşlama. dinî duygular ve kahramanlık duygularının ön plana çıkması sonucu da olmaktadır. gizli sırlarını telin ucundan seslendirir. Yaşamın her aşaması türkülerde en çarpıcı ifadelerle yansır. Âşıklara Alevi ve Bektaşi tarikatları sahip çıkarak edebiyatımızda deme. Türküler. Fatsa türkülerinden Hekimoğlu. bir süre sonra türküdeki kişisel izler silinip halkın ortak malı olmaktadır. Türküler genellikle bir olay sonucu doğar. Anadolu halkı türkülerle yatmış. Türkünün doğuşuna neden olan olay kimi zaman gerçek ve yaşanan bir olay olduğu gibi kimi zaman da özlem. iş türküsü. nice özlemleri. “Yürü bre Hızır Paşa Senin de çarkın kırılır” türküsünü. s. Anadolu insanı çocuğunu türkülerle büyütür. Halk Türküleri Evlerinin Önü. Bunlardan. Anadolu’da genç. Muş türkülerinden Havada bulut yok. “Bebeğin beşiği çamdan Yuvarlandı düştü damdan” türküsünü. Kerem ile Aslı. 2. Nazilli türkülerinden Yörük Ali. “Sabah olur çocuk gider oyuna Oynar oynar taş doldurur koynuna” türküsünü. Bitlis türkülerinden Bitlis’te beş minare. evlenmelerde kına türküsü. Anaların beşik ardında ünlediği ninniler. yaşamın çeşitli durumlarında gurbet türküsü. Türkü ise topluluk içindeki acıları.13. acısı sevdası dillere destan olup dört bir yana yayılmıştır. “Kızılırmak nettin allı gelini” türküsünü yaratan olaylardandır.lerdir. Acı günlerde ağıt. 1. Kimi türküler de halk hikâyelerinden ve âşıklardan halka geçmekte. Kızılırmak’ta bir gelinin boğulması olayı. halkın yaşam savaşının dile ve tele dökülen yansımasıdır. ağıt koçaklama adları altında şekillenmiştir. duvaz gibi yeni türlerin oluşmasına neden olmuşlardır. Ne zaman bir köy türküsü duysak içimiz burkulur. hapishane türküsü olup oyar yürekleri. Halkımız türkülerle ağlamış. Silifke türkülerinden Ham çökelek. gizli sevdalarımıza sırdaş olan türkülere ilgimiz gençlik hatta çocukluk yıllarımızda başlar. Tokat türkülerinden Bağa gel bostana gel ve Minarede taş mı olur.

Kimi türküler de farklı kaynaklarda değişik kişilere mal edilerek okunmaktadır. “Fırgatlı fırgatlı ne inilersin Allı turnam sinen parelendi mi” biçiminde başlayan Esirî’ye ait bir deyiş son dörtlük söylenmediği için zamanla âşığın adı unutulmuş ve semah havasında okunan anonim bir türkü olarak halka mal olmuştur. Türkü 4. Türkü Ben de şu dünyaya geldim geleli Ağır çiftim döner harmanım mı var Azrail de gelmiş can talep eyler Benim vermemeye fermanım mı var ………… Ben giderim emanetin eyvallah Selvi boylum sen bu elde gal gayrı Terk eyleyip ben bu eli giderim Kara gözlüm kadirimi bil gayrı ………… Dostum beni niçin zarıncıdırsın Verdiğim ikrardan dönen değilim Senden başkasına meyil vermedim Uçup daldan dala konan değilim ………… Kalktı göç eyledi gönül kervanı Göçtün gönül var inile bir zaman Ayrılıkla geçti ömrüm devrânı Düştün gönül var inile bir zaman ■ 2.olayla ilgili bir yer adı geçmesi nedeniyle o yöreye bağlanmaktadır. Türkülerin tümünün orijinal kayıtları arşivimizdedir.1 0 66 . Âşığı bilinen kimi türküler de mahlası okunmayınca anonimleşmektedir. 1. Yine Bursa’da yakılan Cezayir türküsü Cezayir’e bağlanmamalıdır. Bu konuda Halil Atılgan çok önemli saptamalar yapmıştır. Pir Sultan Abdal ve Teslim Abdal adına üç değişik kaynakta görülen türkülerdendir. Oysa bu türküler kim bilir âşığının ne derdinin ne çilesinin ne sevdasının tercümanı olmuş ne yürekten söylenmiş türkülerdir. Kimi türküler de cönklerde Türkü adıyla kayıtlı olup uzun süre söylenmediği için nağmesi unutulduğundan düz bir şiir gibi durmaktadır. yüzyıl başlarında tutulan bir cönkte 32 adet Zile türküsü bulunmaktadır. Bu günün ilçesi yarının ili olmaktadır. Bursa’nın ufak tefek taşları türküsü Bursa türküsü değildir. Gönül gurbet ele varma dizesiyle başlayan Gaziantep türküsü kimi kaynak2.[2] Örneğin: El çek tabip el çek yaram üstünden dizesiyle başlayan Tokat türküsü kimi kaynaklarda Emrah kimilerinde de Veli adına kayıtlıdır. Gafil gezme şaşkın bir gün ölürsün dizesiyle başlayan türkü de Kul Himmet Üstadım. Türkünün yakıldığı yer ve o yerdeki olay. Kaynaklarda yer almayan bu türkülerden yer darlığı nedeniyle sadece bazılarının ilk dörtlüklerini kaydediyorum. Türküyü il bazına bağlamak doğru değildir. Halil Atılgan. larda Sefil Ali kimilerinde Emrah kimilerinde de Karacaoğlan adına kayıtlıdır. Türkü ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Türkülerin İsyanı. Örneğin. Kimi türküler de okuyucuların bazı sözcüklerin anlamını bilmeyişi nedeniyle değiştirerek okumaları sonucu gerçek anlamını yitirmektedir: Dert ehli olanlar dergâha gelir Elbette arayan dermanın bulur Sadık der ki kimde ne var kim bilir Geşt ü güzâr ettim elde neler var dörtlüğündeki gezme-tozma anlamındaki geşt ü güzar ettim sözü kimilerince çekti gülizar etti biçiminde okunup anlam yitirilmektedir. Özel arşivimde bulunan Zile kaynaklı Kirampalı Davulcuoğlu Bin Memet tarafından 19. Kastamonu’da yakılan Çanakkale içinde vurdular beni türküsü Çanakkale türküsü olmadığı gibi Zile’de yakılan Hey on beşli on beşli türküsü de Tokat türküsü değildir. Cönklerin tozlu sayfalarında unutulan ve söz yerinde ise nağmelerini arayan türkü sayısı oldukça kabarıktır. olayın hikâyesi önemlidir. Türkü 3.

Her canlının ölümü tadacağı gibi şan ve şöhreti dillere destan olan ülkelerin. komutanların. askerlerin ve milletlerin hadsiz hesapsız olduğu bilinir. ismi ve mazisi unutulan. Dolayısıyla karışık bir bölgenin ortasında yer alan ve her zaman emniyetsiz olan Anadolu’nun ufukları karardıkça bir yandan fırtına beklerken diğer yandan yoğunlaşan hislere kulak asmak gerekir. acılarla somutlaşırken ortaya çıkanların başında ağıtlar gelir. Dolayısıyla Türklerin bu toprakları korumak için çektiği bin senelik çileli hayatın da destanlardan taşıp efsanelerle birleştiği kayıtlardan anlaşılır. alışkanlıklar için başvurulan önemli bir kaynaktır. umut… kısaca beşerî olan her şey mısraların içindeki yerini alır.1 0 67 . başımızdan geçenleri yeterince tespit edemediği andan itibaren kalan boşlukları doldurma görevini sanatkârlara bilhassa şairlere bırakır. Bu gün güçlü olanların yarın kötü duruma düşeceklerini söylemek. Çünkü duygular. söylediklerimizin kısa özeti gibidir: ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . A Tarih. İşte onlardan biri: “Şebabet gitti elden başımdan gitmiyor sevda Tükendi takat ü tabım. takatin bitmesine karşılık içteki muhabbetin bitmemesi insanı. Unutmamak gerekir ki bilincin muhtevasını oluşturan soyutlama kabiliyeti. şikâyeti ve hasreti bol olan bir yola iter ve dolayısıyla müziğe yönlendirir. gurbetin. Ayrıca müzik. muhabbet bitmiyor hâlâ” Öyle ya! Gençliğin gitmesine karşılık baştaki sevdanın. Huzursuz ruh halini anlatan manzum eserlerdeki şikâyetler. elbette kâhinlik değildir. zekâ için kazanılmış bir kabiliyet. özlemin ve nihayet hayatımızın bir parçası olan üzerinde yaşadığımız coğrafyanın oluşturduğu önemli bir neticedir. sevdanın. sevda. Dolayısıyla âşıklar ve yosmalar farkından olmasalar da söyledikleri türkülerle bir yandan geçmişte yaşanmış olayların sadık şahitliğini yapmış olurlar. Yaşanan acıların birinci kütüğünün tarih. Bu sebeple zekâ denen o yüksek idrak gücüyle hisleri idare ederken yanık türkülerin ve acıklı manilerin yolu da açılmış olur.LÜTFİ PARLAK nadolu’nun kaç defa mamur. gençlik. aşkın. Harputlu bir şairin yazıp yüksek sesle okuduğu şu dörtlük. bizim ruh haritamız veya üzerinde hayallerimizin can bulduğu duygusal coğrafyamız olduğu gün gibi aşikârdır. Sadece milletlerin mi? Aşk. diğer yandan mazideki acıları veya güzellikleri gizli bir lisanla dinleyenlerine hatırlamış olurlar. insanı hayaller ötesine taşırken duyulan samimi iniltiler de bizim için. kaç defa viran olduğu bilinmez ama ölüp de burada yatan. Çünkü büyük milletlerin büyük derdi olur ve onların ekserisi de türkülerde saklanır. Türk’ü söyleyen türkülerin ana maddesini oluşturur. ikinci kütüğünün türküler olmasına karşılık eğlenme maksadıyla okunsalar bile insanı derinden etkileyen o besteli nağmelerin. beldelerin ve şehirlerin de viran olup el değiştireceği açıktır.

çelik bilekli serdarlar korumuş olsalar da zaman içinde ne kadar değişikliklere uğradığını çok iyi biliyoruz. Haliyle mısralar. Ancak bu beğenilmeyen sonuca karşılık eski sınırları ilelebet muhafaza eden türkülerimiz yaşadıkça Ortadoğu’nun. silâhaltına alınıp Yemen’e gönderilmişti. Ama her şeye rağmen hayat devam ediyor ve boynu bükük yetimler gibi oturdukları yerde ağlarken duygularını yanık seslerle anlatmaya çalışıyorlardı. Bu sıkıntılı günlerde oğlunu. “Hey on beşli on beşli/Tokat yolları taşlı…” türküsüyle ortaya konan hazin tablo buydu. Ancak söylenenleri duymak. manalandırmak denektir. çok daha iyi anlatıyordu garipliklerini. onsuz olamıyorlardı. moral yerine ayrılığın ateşiyle herkesi dağlayıp perişan ettiği de bilinen bir gerçekti. Çünkü bir ayağı Kafkaslarda. türküleri dolduran kavgalara ve savaşlara sebep olan hatalar nerelerden ve kimlerden kaynaklanıyordu? Puşkin.Yara benden yara benden Yalvarın yara benden Sinemde dağ-ı hicran Sağalmaz yara benden Büyük olmanın bedelinin de büyük olacağı noktasından hareketle imparatorluklar kurmuş bir milletin tarihî maceralarının sonu olmayacaktır elbet. korkunç savaşlara uzanacaktır. hislerdeki yoğunluk nedeniyle acıklı türkülerin içinde buluyordu kendini. Bu sebeple 1915’te Elazığ Sultanîsi tamamen askerî ihtiyaçlara ayrıldığından uzun süre mezun verememiş ve son sınıfa geçenlere rütbe takılıp cephelere sevk edilmişti. Kafkasların… manevî tapusunun bize ait olacağını da unutmak gerekir. Çünkü görmek veya duymak. İşte zehir gibi insanın içine yayılan. Yanlış karar vermelerden dolayı talihe ve tarihe duyulan isyanlarını… “Yemen yolu çukurdandır Karavanam bakırdandır Zenginimiz bedel verir Askerimiz fakirdendir” Tarih asla kurumayan bir kaynak olduğu için şartlara göre o. yaşananları ve çekilen sıkıntıları o acıklı türkülerden çıkarıp okuyucularla paylaşmak istiyorum. Onsuz konuşamıyor. ağabeyini. aynı nispette bir külfeti olacaktır. Çünkü böylesi bir ortamda insanı diğer canlılardan ayıran soyutlama gücü. Çünkü o korkunç harp yıllarında Yemen’e gidenlerin ve onları uğurlayanların ruhunu kemiren en büyük derdin açlık ve ölüm olduğu açıktır. sanıldığı kadar kolay değildir. türküleri kadar çok olacaktır. yavuklusunu… bilinmeyen bir cepheye gönderen insanların moral bulması için türkülere sığınması belki normaldi. mağlupken mazlum olması ve hakkı tanımak yerine tayin etmesi. aklın ötesine geçiyor ve her kim olursa.1 0 68 . Çünkü insan kaynaklarının azlığı nedeniyle on beş yaşını dolduranlar. Ama okunanların. bir ayağı Yemen’de. Durum böyle olunca ihtilafın sebebi de sonucu da git gide artacak ve ucu. tecrübelere kulak asmamasındandır. ruhları kasıp kavurmasına rağmen bedenlere dokunmamasıydı. Bu tablonun ağudan tek farkı. açlıktan karnı sırtına yapışmış ve maneviyatı altüst olmuş dinleyicilere nasıl keyif verebilirdi ki? Bilinmez ama kimsenin keyif çatmaya ihtiyacı da yoktu galiba. “Bütün büyük yanlışların altında gurur ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Dolayısıyla büyük bir tarih oluşturan atalarımızın bu uğurda duygusal yönden neler çektiğini türkülerden öğrenmemiz gerekir. fakirliklerini ve şikâyetlerini. bu soruyu. Balkanların. İşte bu efsanevî hayatı türkülerden öğrenen yeni nesil. Çocuğunu ölüme gönderenlerin sevinmesi nasıl düşünülebilirdi? Aslında talihinden ve tarihinden şikâyetçi olan askerlerin hiçbir şey dikkatini çekmiyor ve onları daha ziyade savaş ve ölüm ilgilendiriyordu. Sesi güzel olanlarla müzik aleti çalabilenlerin bir araya gelmesiyle koparılan fırtına. Peki. her zaman alçak bir sesle gelecekten söz eder. Çünkü o günkü hudutlarımızı koca kavuklu hakanlar çizip. başından geçenlerle geçmişte yaşananları kıyaslamaktan geri durmayacaktır. İnsanın galipken gaddar. İşte o eksiği ve ardındaki acizliği hatırlatan şair: “Gitme Yemen’e Yemen’e Yemen sıcak dayanaman Kalk borusu çalınca Sen küçüksün uyanaman” diyerek çocuk yaştaki askerlerin şansını yeriyordu. Bu sebeple geçmişte bir vilayetimiz olan Yemen’le ruhî bağımızı kuran mısralar üzerinde durmak. Şuna inanmak lazım ki her nimetin. bir eli Cezayir’de bir eli Hindistan’da olan bir milletin düşmanları.

1 0 69 . kendinde var olan özelliklerden habersizse onlar da kendi duygularından habersizdir. olup biteni anlayamıyor ve hata üstüne hata yapıyordu. Sakarya’da… devleri yenme bahtiyarlığına erişip milli mücadeleyi kazandık. millet olma şuurumuzu bilediği için böylesine türkülerin yaşamasında ve diri tutulmasında yarar vardır. Nasıl ki eşya. Böylece eli kınalı taze gelinlerin uçsuz bucaksız çöllere uğurladığı eşler için söylediği içli ağıtlar da ateş olup canımıza yapışmıştır. 1905-1918 arasında yaşanan Yemen Savaşının elem verici şikâyetlerini işaret ediyordu. ağıtlar türküler… birbirini kovalamıştır. “Havada bulut yok bu ne dumandır? Mehlede ölüm yok bu ne figandır? Ah o Yemen’dir. İşte imparatorluk hayaliyle gittiğimiz Yemen’de dört yüz senede verdiğimiz beş yüz bin şehidin acıklı hikâyesini. bizim için işte öylesine bir sonuçtur. Taze güveyilerin bıraktığı taze gelinlerle başı dik erlerin ciğerine saplanan kara hasreti işliyor. Haliyle aklın sustuğu noktada karar yetkisi duygulara kaldığı için destanlar. iki hükümdara az bulununca kavgaların ve savaşların önü alınamamıştır. gülü çimendir Giden gelmiyor acep nedendir?” Bu demektir ki Ziya Gökalp’in altun dediği umuda kavuşmak için dünyanın öteki ucuna gitmek ve bu uğurda kahır çekmek gerekir. biri Memiş” Tarih hiç bir milletin hakkını inkâr etmese de hükümlerin değişmesine sebep olduğu için bir ülkenin saadet telakki ettiği olayı. Memet’in veya Memiş’in üzerinde öldüğü o koca coğrafyanın haritasını eldeki türkülerden çıkarıyoruz. “Mızıka çalındı düğün mü sandın? Al yeşil bayrağı gelin mi sandın? Yemen’e gideni gelir mi sandın? Tez gel ağam tez gel dayanmiram Uyku gaflet basmış uyanamiram Ağam öldüğüne inanamiram” Şunu ilave etmeliyim ki çekilen acıların hatırlatılması. Haliyle ya savaşı başlatıyorlardı ya da başlayan savaşı kör inada dönüştürüyorlardı. Bu iki özelliğe sahip olan insanlar. Anadolu’nun dışarıdaki Anadolu coğrafyasının muhayyel haritasını çizip Türkü söyleyen türküleri gözler önüne seriyor…■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .” Dikkat edilirse yukarıdaki dörtlük. Bu sebeple türküleri sadece sanat ve maharet oyunu. “Tarlada biter kamış Uzar gider. Bu uğurda ödediğimiz ağır faturayı da yeni nesil öğrensin diye mısralara emanet ettik.vardır” diyerek cevaplıyordu. Yemen. Dolayısıyla Yemen’de bir kabile şeyhi olan İmam Yahya’ya yenildik ama Çanakkale’de Kocatepe’de. insanı saadet arabasına bindirebilir. Unutmamak gerekir ki gurur ve cehalet. Dolayısıyla düşünmeyi sevmeyen insanlar. “Bir gemiye doldurdular İstanbul’a bildirdiler Sallar gemi döver dalga Gül benzimizi soldurdular” Değerler değişip hak kuvvetin ardından gitme mecburiyetinde kaldığı bir dünyada tesadüfler. sadece zekâ ve akıl nişanesi olarak görmek yerine toplumsal bilincin uyanışı olarak değerlendirmek gerekir. bir hükümdara çok. maneviyatı kırılmadıkça o milleti elde tutmanın imkânı yoktur. Ancak şansın liyakatten yana olduğu düşünülürse bu arabanın devrilmesi ve büyük acıların yaşaması kuvvetle muhtemeldir. İşte İngilizlerin yardımıyla Zeydî İmamların kazandığı Yemen Savaşı. Yemen Çöllerini kat eden askerlerimizi ve arkalarındaki Anadolu insanını tarif ediyor. Aksi halde rica ve merhamet dilenmekle ne bir insanın istikbalinin. Çünkü herkesi ferah ferah besleyebilecek durumda olan Allah’ın dünyası. Çünkü bir toplumun ruhu zabt olunmadıkça. “Kışlanın ardında bir kırık testi Askerin üstüne sam yeli esti Gelinlik tazeler ümidi kesti. vermez yemiş Şol Yemen’de can verenler Biri Memet. maalesef cansız nesnelerden farksızdır. kendilerine zafer getirse de bize acıların en büyüğünü yaşatmıştır. diğeri için felakete dönüştürmüştür. ne de bir milletin istiklalinin kurtulduğu görülmüştür. İşte aşağıdaki dörtlük. aynı ağacın meyveleridir.

sevmeyi. “Elma attım yuvarlandı / Gitti beşiğe dayandı…” dedikleri işte benim küçük tahtımdı.. bağlantıları rengârenk boyalı. o güne kadar içinde benden başkası yatmadı! Bir gün. sallanırken ahenkli ağaç sesleri şıkır şıkır duyulurdu. konuşmayı. sohbet etmeyi. hürriyeti öğrendik. eğlenmeyi. güvenmeyi. bir arada yaşamayı öğrendik. Ağaçtan yapılmış beşiğim. sallanırken tıkır tıkır sesler çıkarırdı. kaç defa. kardeşliği. Kol kola girip halay çekerek. Üstündeki uzantısından. şakalaşmayı. tek sesten türkü söyleyerek barışı. Göğsüne sarılmış meme emerken. Biz türkülerle millet olmayı. Ben beşiğin tıkırtılarını bile ninni sanırdım. vatan kurmayı. işlemeli ağaçlardandı. Beşiğin başlığına takılı muskanın altında tahtadan şıkırdakları vardı. vatanı savunmayı öğrendik… 70 nnemin karnındayken dinlemeye başlamışım türküleri. dili. çaprazları. üfleyerek saçlarımı düzeltir. “Sen büyüdün A ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Dikmeleri. yarenliği. bir olmayı. birliği.1 0 . kaç defa ağlarken susmuşum. iplerden yapılmış renk renk püsküller asılıydı. şiir yazmayı. “Eledim eledim höllük eledim / Aynalı beşikte bebek beledim…” ya da “Bebek beni del’eyledi / Yaktı yaktı kül eyledi…” Kaç defa ninnileri dinleyerek uyumuşum.. inceden kulağıma fısıldarmış ninnileri.MAHİR ADIBEŞ Biz hayatı türkülerden öğrendik. benim diyebildiğim tek şeydi. Üç yaşına geldiğimde boyum zor sığıyordu ama ben hâlâ onun içinde yatmak istiyordum. gülmüşüm. Ömrübillâh. Çoğu zaman ninnilere eşlik ederdi.

nerede yazıldığı bilinmez. O zaman benim gönlüm sevgililerin dolaştığı bir sabah vakti olur. bülbüllerin öttüğü bir bahar bahçesine dönüşür. Türküler bazen uzak diyarlara götürür. bir türkü mırıldanırım… Türkü dinlerken dikkatimi dağıtan bir şey olsa hırçınlaşırım. işte o an gönlüme şöyle düştü: “Ölmeden o yârı görürse gözüm / Koyun kuzu kurban olur o zaman…” Koyun. ayı. ismimi iğnesiyle oyaladığı mendile sarıp bana göndermiş. O hikâyeleri ben yaşamış gibi olurum. İnsanlarımız onu zamanla dilinde yoğurarak şekillendir. Kaç gün yer yatağımda uyuyamadım.. Düğünlerde oyunlar oynanırdı. Derken askerlik çağı geldi. Köy türküleri dağları. Ne zaman turnaları yükseklerden uçarken görsem türküler gelir aklıma. Aynı türküyü oyun oynarken farklı. Askerlik bitene kadar bu türküyü mırıldandım. sevip de derdini türkülerle anlatanını?. göllere dalan yeşil ördek gibi dalıp giderim.... Her türkünün söylenecek bir sözü... geceleri tandır başlarında. anlatacak bir hikâyesi vardır. acaba babamın orada ne işi vardı?. türküler söylenirdi. “Ey gül dalı gül dalı / oldum sana sevdalı…” diye ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Aşk türküleri. büyük bir hevesle onları dinlerdik.. İçime öylece oturmuştu. Şam. Türk’ü tanımak isteyen türküleri araştırsın. Onlar bu milletin tarihini. Var mı savaşta bizden başka türkülerle eğlenen?. Selamını turnalar ya da rüzgârla gönderen.. Bizleri en iyi onlar anlatır. edebiyatını anlatır. Sevdasından dertlenip ölenini duydunuz mu?. Çayırlarda güreşirken. O türküyü ilk defa o gün dinlememiştim elbet ama o gün farkına vardım. Sanki ilk defa dinliyordum!. Türküler yalnız Türk’ündür.aslanım!” deyip başkasına verdiler. kimle postaya attırdıysa bilmiyorum ki -bizim orada bunlar gizli yapılır... arzuhâlini çiçeklere. hırçınlaşıp ağladım. Ne yaşadığımı bilmem ama o hayatı yeni baştan yaşadığımı bilirim. Ya sonrası? Orası bir başka! “Yârim gurbet ele gitme / Ya dönülür ya dönülmez…” diye seslendi gözümden sakındığım yeşil gözlüm. “Kışlalar doldu bugün / Doldu boşaldı bugün…” sesi hiç kulaklarımdan gitmiyor. adını bile başkalarına söylemeye kıyamadığım. ağıt yakarken farklı.. kenarlarını işleyip. türküler söylenirdi. sevdasını. “Bebeğin beşiği çamdan / Yuvarlandı düştü damdan / Beybabası gelir Şam’dan…” sözlerinde ilk defa “Şam” ismini duydum. Türk’ü anlatır. dağılırım. acı. “Kar yağar bardan bardan…” ya da “Yılan inceden öter…” diye karşılıklı atışırken bar oynardık. yaylalar yaylalar…” diye başlar. Neriman Altındağ Tüfekçi’nin.. yaylaları. dertli.1 0 71 . Ninnilerim ağaç beşiğimin gitmesiyle bitti ama hâlâ yalnız kaldığımda mırıldanırım. O gün bu gün Şam aklımdan çıkmadı. tabiatla haşir neşir olur. cirit oynarken. kuşlara anlatanını… “Nazlı yârdan bana bir haber geldi Eğer doğru ise büktü belimi Dediler nazlı yari yad eller aldı Kadir mevlam nasip eyle ölümü…” Türkü. çok uzaklarda ve çok güzel bir şehir. ekonomisini. kime yazdırdıysa.. onun bir teli dünyalara değerdi. Ne zaman bir türkü dinlesem.. Türküler ne için yakıldığı sesinden anlaşılır. Hangi millet askere davul zurna ile gi- derdi ki?.. yıldızları “Ay akşamdan ışıktır. Bazen saz çalan âşıklar uğrardı köyümüze. dediler. Bu hep böyle olur sebebini düşünmem. “Kar mı yağmış şu Harput’un başına / Kurban olam toprağına taşına…” Türkülerin çoğunun ne sebeple.. O türkünün yazıldığı zaman canlanır. geceyi. Bir ay sonra. Ya benim çektiklerim. firaklı. Gördünüz mü oğlunun başında ağlarken bizden başka ağıt yakan? Bizim gibi sevenini gördünüz mü. oturma odalarında sohbet ederken. İçim sızlamıştı. bütün aklım onda kalmıştı. artık dayanamadığını söylüyordu. sosyal yapısını. o güzel türkülerimiz. Kızlar gelin olurken türkülerle evden çıkarılırdı. bazen toprakla yoğrulur ve bazen de bir çiçeği anlatır. gözümün önünde. hasretlik çekerken farklı yorumlar. içten. Soğuk kış gecelerinde samanlıklarda kızlı erkekli gruplar türkülerle halaylar çekerdik. Çocukluk yıllarım köyde geçti. Köyden gelen arkadaşlar haber getirdi: “Sarardım ben sarardım / Senin için sarardım…” sözlerini. Onsuz ninnilerin de tadı tuzu yoktu. Ben bu türküleri neden sevdim?.. O zaman benim gönlüm güllerin açtığı.mektup geldi “Ben ağayım ben paşayım diyenler / Kapıları kitlemişler gel hele…” Beni çağırıyordu.. kuzu gözümde değil.

. “Bad-ı saba selam söyle o yâre…” Türkülerimizde çoğu zaman yakarış. özlem. asker türkülerimiz. Türküleri yüreği yananlar. kime ne. Türkülerde tarih. ya da ağıt… Askerdeki sevgiliye yazılan mektuplara baktınız mı... Hafızamıza türkü olarak böyle işlenir. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Dupduru bir Türkçeyle. yürekten sevenler. hâl anlatmak. şikâyete sevgili üzülmesin diye yer vermez sözlerinde. “Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar…” diye başlar sözlerine.. Türkülerimiz. türküyle başlayıp türküyle biterler. kılavuzumuz. “Gönül ah o gönül…” “sebep vay sebep…” “felek sen felek…” hepsinin ucu Yaradan’a uzanır. İşte suçlu “kader!. “Yaradan var. Yunus’ça söylenen. ağalar. yeri göğü yardan var…” bazısında ise dua. aşk türküleri var bizde. şikâyet.Türküleri şehirliler. gücenme var. Bütün bunları yüreğimizde saklarız. Bazısı yamaçlardan akan su sesi bazısı kuş ötüşü gibi gelir kulağımıza. Koca dünyada bir varmış bir yokmuş. hasretlik. Toplum geleneği olarak bunlar bizim rahatça dillendiremediğimiz hâller. şiirimiz. özlemiştir uzak kalan sevgilisini. çocuğumuzu büyüklerin yanında kucağımıza alamayız. kültürümüz. özler geride kalanları. ekinler boynunu eğer türküleri duyunca denizler bir milim kıpırdamadan dinler sonuna kadar. edebiyatımız türkülerimiz.” Nazını. “Bülbül figan eder güllere karşı / O yâr Benim gülüm değil mi…” derken olaya ne kadar da akıllı yaklaşıyor aşk sarhoşu insanımız. Yunus gönüllü türkülerimiz. nasıl desin ki “ben sana küstüm?” İşte bu kelimelerle şikâyetini dile getirir.. kamusumuz. devletliler yazmadı. zevkle sefayla türküler yazılmadı. başlar. gurbet türkülerimiz. babasını. “Allı turnam bizim ele varırsan / Şeker söyle kaymak söyle bal söyle…” diyerek göç eden turnalara emanet eder aşk mektubunu. aczini Mevla’ya nasıl ulaştırsın? Nasıl şikâyet etsin. tertemiz.. yürekten sevilenler yazdı. Türkülerimiz Yunus dilinden. çaresizlik vardır. Rüzgâr durur. burjuvalar. sevda. kopuzun. “Akşam oldu yakamadım gazımı / Kadir Mevlâ’m böyle yazmış yazımı…” Türküler. Türk’ün tarihi kadar eski. Özler kızımız anasını. Bazısında meşe dallarını okşayarak fısıldayan rüzgârın sesini duyarsınız. “Ah bu türküler Türkülerimiz Ana sütü gibi candan Ana sütü gibi temiz…”(Bedri Rahmi Eyüboğ- lu) Türkülerimizde aşk. Acı söylemeye. Sonunda da gönül tellerimizin sesi türkü olarak çıkar ortaya. edeple söylenen dilimiz. Sonunda çaresizce oturup kaderine razı olur. eşimizin elinden su içemeyiz… Bunları başkasıyla paylaşamayız. Bizimle ötelerden bu yana gelen.1 0 72 . Kimseye açamaz derdini. sazın. zenginler.” ve “Gitti yârim gurbet elden gelmedi…” derken insanı alıp götürür düşünce dünyasına. Gelin edip gönderince kızı kuş konmaz kervan geçmez yerlere. Kolay kolay sevdiğimizi söyleyemeyiz. hele o tadına doyum olmayan sevda türkülerimiz… Hepsi hakkında söylenecek o kadar çok söz ve anlatılacak hikâye var ki… Sevda türküleri. yaradan var. “Sevdiğime Pişman Ettin…” diye biterler. serzenişini. bağlamanın tellerinde yazılır. Bizim türkülerimiz yaşantımızın bir parçası. “Karlı dağlar karanlığın bastı mı / Kahpe felek ayrılığın vakti mi?. kırılma. Türk’ün varlığı kadar gerçek. “kader” seni kime şikâyet ede’m?. kardeşini… İşte türküler tarihi böyle yazar. bazısında koyun kuzu melemesini. Yerine varır mı varmaz mı bilmem ama bu türküler yüz yılların ötesinden bize çıka gelmişse demek ki yerine ulaşmış mektuplar.

görenler maşallah demeli. ağalar. Yolun ucu varır Mevlâ’ya Mevlâ’ya… Bizim türkülerimiz duvar yazıları gibidir. Bir kere söylendi mi kalır dillerde. Âşık Veysel. Kulaktan kulağa akıp gelir yılların ötesinden. şakalaşmayı.Çoğu zaman öğüt verirken bile kırmamak için yüzüne söylenemez. sohbet etmeyi.. Biz hayatı türkülerden öğrendik. özlemlerini. bir arada yaşamayı öğrendik. ekip biçmeyi. bazen de isyan. hasretlik. İçerisinde derin bir aşkın söylenişini saklar. bu türküde sınır tanımamış. yürekten sevenler. Hele yeni gelinse bunlar bizim için çok önemli. Kol kola girip halay çekerek. Türküleri yüreği yananlar. Türküleri çaresizler yazdı. “Ah ne yaman zormuş burçak yolması / Burçak tarlasında gelin olması. konuşmayı. ağırbaşlı olmalı. yarenliği. Bu hikâyelerde aynı tarihî dönem yer alır. zenginler. sevmeyi. hanım hanımcık oturup kalkmalı. kardeşliği. “Sarı gelin” gibi. eğlenmeyi. Türküleri canını. yaşamayı. hürriyeti öğrendik. Tasavvufi bir aşk vardır altında yatan. Olur ya. gençtir bir ara oyuna dalar da unutur… “Güzeller bezenmiş toya giderler Sizlere emanet yâr oynamasın Ben bülürem reca minnet ederler Yengüllük edip tez oynamasın…” Bu türkü de endişeleri bir söyleme şekli var! Dikkat edilirse söyleyen kırmamak için elinden geldiğince kibar ve karşısındakinin yerine koyuyor kendini “oynamasın” demiyor ama “hafiflik edip tez oynamasın” diyor. gurbete gidenler. şiir yazmayı. askerliği. söyleyemediklerini mısralara yüklediler. Tabiattaki seslerden ses alır. dua. Erzurum türküsü olarak bildiğimiz “Sarı gelin” aynı ezgilerle Azerbaycan ve Ermenistan’da da bulursunuz. “Sunam sen güzelsin neylersin malı…” Sevdiğine kavuşmanın sözleri yer alır türküde. Emrah’ın koşmasındaki gibi: “Tutam yâr elinden tutam / Çıkam dağlara dağlara…” Bu mısralara özellikle değinmek istedim. serzeniş vardır türkülerde. Büyüklerin yanında hafiflik yapmamalı. devletliler yazmadı. Türküleri çaresizler yazdı… “Oğul bu gün düş de gör hayalda gör Yavrum düş de gör Vala yar kadrini bilmeyen bir kötüye düş de gör…” Türküleri şehirliler. saygıyı elden bırakmamalı. Oralarda da benzer hikâyeler anlatılır. “Benim sadık yarım kara topraktır…” mısralarında.. “Erzurum Çarşı pazar / İçinde bir kız gezer / Ah ninen ölsün / Sarı gelin…” Aşk burada saklanamamış. Bizim türkülerimiz bazen çaresizlik. bir olmayı. Sarı kıza kıyar mı âşığın hiç. Türküleri kavuşamayanlar. Bekleye bekleye gözünün kökü ağaran analar.. Burada söz söyleme bir sanat… Türküleri köylüler. memleketinden uzakta olanlar yazdı. başkaldırı. tek sesten türkü söyleyerek barışı.. cananını. zevkle sefayla türküler yazılmadı. yürekten sevilenler yazdı. Türküleri acı çekenler yazdı. diye aklından geçer. yüreğinin yarısını uzaklara gönderenler yazdı. türkülerle aydınlandık. Bunun için yakınlarına sıkı sıkı tembihler. özlem. Biz türkülerle millet olmayı. savaşları. sevenler. bütün Türk kültürünün sarıp sarmalanarak korunduğu bir arşivdir. meydan okumadır ama hepsi edebiyle söylenir “Oy göresim geldi sevdiğim seni…” ya da “Kahpe felek sana net- tim neyledim…” veya “Benden selam olsun Bolu beyine / Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır…” Ağıt. Bazen soğuktur türkülerimiz insanın içini titretir bazen yağmurda ıslatır bazen de bir kuşun kanatlarında alıp götürür. vatan kurmayı. yüreği yananlar yazdı. dillendirilmiş. birliği. birliği anlatır. Daha yaşı genç. burjuvalar. vatanı savunmayı öğrendik… Bazı türkülerimizin bir hikâyesi vardır bazısının birden çok… Türkülerimiz arasında birkaç dilde okunanı hatta birkaç millet tarafından sahipleneni vardır. güvenmeyi. Şikâyetlerini.” Geçmişten haberleri türkülerden aldık. dili.1 0 73 . görünen ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . “nenen ölsün sarı gelin”… Türküler. kasabalılar. yatak serip içine girmeyen gelinler. gidip de dönemeyenleri bekleyenler yazdı. Hani derler ya “gönül bu engel tanımaz” diye. bazı hâlleri düşünemez. bize oluşumuzu. “İpek mendil dane dane / Yudular serdiler güne / Ana Celal’imi yudular / Başucunda döne döne…” Türkülerden öğrendik geçmişimizi.

“Ah Kerkük yüz ak Kerkük / Her zaman yüz ak Kerkük / Bilseydim düşmeseydim / Men senden uzak Kerkük…” ya da “Ana baba yurdumuz / Bilmedi kimse kadrimiz / Unudah öz derdimiz / Yanağ Erbil’e Erbil’e…” Edebiyatımızda Yemen türküleri önemli yer tutar. Kabul görmesi. Türkülerde sözlerin önemi yanında onun çıkış amacına göre söylenmesi de önem arz eder. bize o zamanın içinde bulunduğu durumdan haberler verir. “Ano yemendir gülü çemendir / Giden gelmiyor acep nedendir…” ya da “Mızıka çalındı düğün mü sandın / Al beyaz bayrağı gelin mi sandın / Yemene gideni gelir mi sandın…” Son zamanlarda Karabağ üzerine yakılan türkülere bakılırsa ne savaşlar bitecek ne de onu sebep bilerek bizim türkü yakmamız. gönül telimizdir türküler. Dilerim Mevla’m bir daha bu türküleri bize yazdırtmaz. seferberlik türküleri. ya da gazi olan Türklerin yaşadıkları acılar adına başkaldıranların yazdıklarına dikkat çekmek is- tedim. yağmur sesli. düstur. Yabancı müziklerin bizim milletimizce çalınıp söylenmesine karşı değilim. Savaşlar türkülerimizde oldukça derin izler bırakmıştır. Siz unutur almazsınız sözlüğe bile ama “Teşi bacaklı gelin…” derken ince bacaklı gelininin bacaklarını “teşi”ye (iğ.. Bir yerde “demet demet” bir yerde “bardan bardan” dizilir kelimeler. bekleyiş. savaşırken bize heyecan verir? Hâlbuki sazın her teline dokunuşta bizim gönül telimizde bir titreme olur. Kelimeleri o kadar güzel yerleştirir ki mısralar arasına dili oradan öğrenirsiniz.1 0 74 . Davulun. sevilmesi ondandır. sürgün edilen.. tulumun sesi içimizi kıpır kıpır eder. kol kola. savaşların izlerini taşıyan.” ya da “Anadır arzulara her zaman Karabağ / Danışan dil dodağım tar.. bizim türkülerimiz. kar beyazı. gül kokulu. Sözler oralarda tertemiz türkülerde korunur. sabır olduğu da gözden kaçmaz.■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . bölünmeye zorlanan. tebessümle karşılanması. Gırnatanın sesi hoşumuza gider. Türkülerde herkes kendinden bir parça bulur. özlem. Kemençenin sesi kanımızı coşturur. omuz omuza. Balkan türküleri. gönül telimizi titreten türküler. anamızdan emanet. yol türküleri dinlediğimde dalar giderim uçsuz bucaksız bir âleme… İçimde bir şeyler depreşir de kimseye açamam hâlimi… Türküler hele o sevda türküleri. Sonunda onları da Türkçeleştirip kendi müziğimize benzetmişiz. Yalnız onlarda aynı coşkuyu almamız söz konusu olamaz. varlığın anlatıldığı türküler… Ben bu türküleri neden sevdim?. zurnanın sesi bizi heyecanlandırır. onlara türkü yakar “Kırmızı gül demet demet / Sevda değil bir alâmet…” diye mısralar dizilir. toprak kokulu. şehit düşen. vatanlarını terk etmek zorunda bırakılan. milletin topyekûn ortaya çıkardığı bir ortak kültürdür. “Vatanıma hasret oldum ey güzel Kırım…” ya da “Sivastopol önünde yatan gemiler…” Kerkük türküleri. kuş ötüşlü türkülerimiz… Türküler. Bunlarda. hasret türküleri. Dil araştırması yapılırken henüz teknolojiyle kirletilmemiş ücra köylerde araştırma yapmak gerekir. “Tuna nehri akmam diyor / Kenarımı yıkmam diyor…” Kırım türküleri. Daha doğrusu milleti bir arada tutan dil harcımızdır. Türk milletinin yeryüzünde yıllardır yok olmadan süre gelen sesimiz. Bizim türkü hayatımızda önemli yer tutan savaş türkülerimiz de vardır. Bunların çoğu yolcu etme. kirman) benzetmeyi unutmaz kaynana. birliğin. rüzgâr fısıltılı. “Karabağ’da talan var / Meni derde salan var. askere giderken. Hangi yabancı parça güreşirken. Türküler. acı haberler içeren türkülerdir. “Kapıları kapattılar yüzüme / Mahpushane gurbete benzemez…” sözleri söylerken çok keyifli bir söyleme beklenemez ama onlarda da bir adap. Ah o türküler. Türküler. Türk’ü anlatır.görüntülerden manalar çıkarır. Sonunda bütün Türk dünyasına mal olmuştur: “Çırpınırdın Karadeniz / Bakıp Türk’ün bayrağına / Ah ölmeden bir görseydim / Düşebilsem toprağına…” Ve bizim savaş türkülerimiz: “Ordumuz gitti Muş’a dayandı…” ya da “Tıflıdır hastane karşıma karşı / Zalim düşmanların bomba atışı…” ya da “Yandı ciğer canan buna ne çare / Gitti de gelmedi canan buna ne çare…” ya da “Hoş gelişler ola / Mustafa Kemal Paşa…” ve “Seneler seneler kötü seneler / Gide de gelmeye ille bu sene…” diye seferberlik yıllarında yazılan türkülerimiz. bir edep. düşmez dilimizden yanık bahtlı türküler. keman Karabağ…” Hele Azerbaycan Türklerinin 1914’te yazdığı Ermenilerin yaptığı katliama karşı bir türküleri vardır ki unutulacak gibi değil. Günümüzde Türk dünyasında ki vatanları işgal edilen. soykırıma uğrayan.

kültür. çeşitli başlıklarla faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları… c) Özel Şahıslar B 1. konularda gülünecek dahası ağlanacak konumdayız. hitabet. kulüp. belirleyici özellikleriyle müzik sanatımız. tema vb. üç beş sanatçı dışında gerisi yetmiş iki milyonluk Türkiye adına ‘güruh’ diye nitelenecek türden. ir halk edebiyatı nazım türü olan türkü. sanatçı. mimik. baskı. Araştırma-Derleme Kurumları ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . eser. tavır. âşık ve ozanların değişik Türk coğrafyalarındaki bir kısım beylik ve hanlıklar himayesinde sanatlarını icra eden hanende ve sazende geleneği ile Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren çeşitli yöntemlerle kayıt altına alınan türküler. beraberinde kendi kurumlarını da oluşturdu. repertuvar. biçim. Söz konusu bu kurumları. TRT Kurumu Genel Müdürlüğü. form. Mülki İdareleri birinci dereceden ilgili kurumlar olarak değerlendirebiliriz. genel estetik. mikrofon kullanma vb. Kültür ve Turizm Bakanlığı. şiir. güfte. kültürümüz açısından oldukça önemli yer tutmaktadır. dernek.SALİH TURHAN Unkapanı kaynaklı icralar var ki. Kadim devirlerden beri kam. şekil. üslup. jest.1 0 75 . Sanat. form. sahne kıyafeti. beste. üç ana başlık altında toplayabiliyoruz: a) Resmî Kurumlar Bu başlık altında İstanbul Belediye Konservatuarı. Ankara Devlet Konservatuarı. halk müziği içerisinde tür. b) Yarı Resmî Kurumlar Tüzel kişilikleri haiz çeşitli vakıf.

yayın vb. Bu ezgiler o zamanın imkânları ile sade şekilde de olsa notaya alınarak yedisi eski Arap alfabesi ile olmak üzere toplam on dört fasikül / kitap hâlinde yayımlanır. Uğur Kaya. Konservatuar kadar olmasa da ona benzer bürokratik ve maddi formalitelerden dolayı ilgililer istifade etmekten imtina ediyorlar. musikişinas. Yarı resmî kurumlar diye nitelendirilen üniversite. merhum Muzaffer Sarısözen’den sonra Konservatuar Arşivinden çok küçük araştırma istisnaları dışında.1 0 76 . vakıf. Şöyle ki. Türkülerin ezgi ve metinlerini bir arada tespit etmek için derleme ekipleri oluşturulur. Söz konusu bu arşiv malzemesinin bir kısmı -yaklaşık dört bin sözlü sözsüz ezgilik kısmıgünümüze kadarki dönemde hizmete sunulmuştur. Şanlıurfalı Halil Binbaşıoğlu. kurultay. Daha sonra. genç sanatçı Gürsoy Babaoğlu. Soner Özbilen. Ahmet Yamacı. İlk kuruluş yıllarındaki adı Millî Folklor Araştırma Dairesi olan bu kurum da değişik dönemlerde türkü konusunda saha araştırması yapmıştır. İsmet Egeli. Talip Özkan. Durmuş Yazıcıoğlu (merhum). sanatçı. derleme yapan. Yukarıda zikredilen resmî ve yarı resmî kurumlara paralel bu işi kendisine şiar edinmiş ya da hobi olarak kendi adına araştırma. Salih Urhan. Abuzer Akbıyık. ses kayıt aletleri ile birlikte Türkiye’nin değişik bölgelerinde derleme çalışmaları gerçekleştirilir. Muammer Uludemur (merhum). ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Orhan Gazi Yılmaz. kulüp gibi tüzel kişilikleri haiz kurumlarca. Bu bölümde ismini zikredebileceğimiz ve kendi adına özel araştırma-derleme çalışması yapanlardan ilk akla gelenler ise şunlardır: Nida Tüfekçi (merhum). kariyer ya da hizmete yönelik araştırma. sesli. Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma Eğitim Genel Müdürlüğü Arşivinde. Sivaslı Rıfat Kaya. Sabri Uysal. Yaşar Doruk. yaklaşık on bin ezgi ile ilgili rivayetler yıllardan beri dolaşıp duruyor. görüntülü müzik kayıtlarından oluşan ve hatırı sayılır arşivler kuran bir kısım gönüllü insanı da yine bu manada hürmetle anmak gerekiyor. Ama bu kurumun Sayın Nail Tan’ın Genel Müdürlük döneminin (kongre. İhsan Öztürk. Kurum ve şahısların istifadesi noktasında koyu taassubî bir engel söz konusudur. Ankara Devlet Konservatuarınca 1936’dan 1950’li yıllara kadar yapılan derlemeler var ki. Derlenen bu malzeme yeterince gün ışığına çıkmadı. TRT Kurumuna gelince. çalışmalar ile) verimli geçtiğini belirtmek gerekir. TRT Kurumu Nida Tüfekçi. bugün orijinal kayıtları Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı Arşivinde olup diğer iki kopyasından biri Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma Eğitim Genel Müdürlüğü Arşivinde. İfade edilen. Doğan Kaya. Örnek. Mehmet Özbek. araştırma. Musa Eroğlu. çıkartılamadı. Bu rivayetlerin tümü değilse de bir kısmı doğrudur. bir nüshası da TRT Kurumu Müzik Dairesi Arşivinde bulunmaktadır.istifade edilmediği gibi eldeki malzemenin ne tasnifi yapılmış ne de ileride kullanılmak üzere yeni teknolojik ortamlara aktarılmıştır. Erkan Sürmen. Ayrıca TRT Kurumu da kendi icralarında kullanılmak üzere. dernek. sempozyum. araştırmacı. Mehmet Özbek ve şu an aynı makamda (Müzik Dairesi Merkez Halk Müziği ve Oyunları Şube Müdürlüğü) bulunan Altan Demirel dönemlerinde bu arşiv malzemesinden nispeten istifade ile bir kısım ezgiler notaya aktarılarak hizmete sunulmuştur. Rüstem Avcı. resmî araştırma ve derleme çalışmaları yapmıştır. Özellikle 1932-1952 yılları arasında faaliyet gösteren Halkevlerinin bu anlamda önemli hizmetleri olmuştur.Türkü konusuna ilgi duyan her seviyedeki mahallî sanatçı. Yücel Paşmakçı. Süleyman Şenel. Yücel Paşmakçı. Şemsettin Taşbilek. derleme çalışmalarını nitelik ve nicelikleri tartışılıyor olsa da dikkate almak durumundayız. Nihat Kaya. Adıyamanlı Mehmet İmir. Salih Turhan. Mansur Kaymak. halk edebiyatçı. Hüseyin Yaltırık. derleyici. Sivaslı Kubilay Dökmetaş. Hamit Çine. halk bilimci… Araştırma Kurumlarına Dair Değerlendirme Türkülerin derlenip toplanmasına ilişkin ilk kapsamlı çalışma 1926 yılında başlamak üzere İstanbul Belediye Konservatuarınca yapılır. Kendi bünyesindeki personelle de malzemeyi hizmete sunmayı beceremediğinden cahilane bir yaklaşımla malzemenin üzerine oturup çocuksu bir hazla iftihar etmektedir. Ahmet Turan Şan. Bazı valilikler kendi illeri ile ilgili özel araştırma derleme çalışmalarına ortam hazırlamaktadırlar.

sınav yöntemi. Ülke genelindeki sayıları 60 civarında bulunan bu okullar. Kayseri ve tarafımdan kurulan Ankara-Etimesgut. g) Halk Eğitim Merkezleri İl Millî Eğitim Müdürlüklerine bağlı faaliyet gösteren Halk Eğitim Merkezlerinin çeşitli branşlardaki vermiş olduğu müzik kurslarını eğitim 2. Sincan Belediye Konservatuarlarının mütevazı hizmetlerini bu çerçevede zikretmek gerekir. Mezun olup da çok iyi durumda olanlar incelendiğinde ise başarının okuldan değil. Bunu üniversite özel yetenek sınavlarındaki mezunlarının porte ile portrenin ayrı kavramlar olduğunu bilmeyişlerinden anlıyoruz. Sümer Ezgü. b) Özel Konservatuvarlar Örneğini İstanbul’da Müjdat Gezen Okulu olarak bildiğimiz konservatuarın disiplinli bir kurs olduğunu gıyabi olarak duyuyoruz. hem konservatuar hem de müzik eğitim fakültesi var. d) Güzel Sanatlar Fakülteleri İçerisinde fonetik ve plastik sanatları barındıran bu eğitim kurumlarının da henüz ne yaptıkları ülkenin kültür ve sanatına ne gibi müspet neticeleri olduğu anlaşılmış değildir. aynı statü ve aynı amaç doğrultusunda kurulan Devlet Konservatuarlarının her biri ayrı telden çalıyor. Henüz oradan mezun olan bir virtüöze rastlamadık. Murat Karabulut. müfredat. derleme. Mezunlarının birçoğu ne bir enstrümanı iyi derecede çalabiliyor ne şarkı türkü söyleyebiliyor ne de teorik bilgilerden haberdarlar. a) Devlet Konservatuvarları Bugün için Türkiye’de devlet ve vakıf üniversitesi olmak üzere yaklaşık 130 üniversitenin 40’ınına yakınında ya konservatuar ya müzik eğitim fakültesi ya da güzel sanatlar fakültesi mevcut. Hatta bazı üniversitelerde. Süleyman Yıldız. resim ve müzik dalında eğitim-öğretim yapmaktadır. henüz emekleme dönemindedirler.TRT ve özel kanallarda son yıllarda yapılan en fazla üç beş TV yarışması hariç hepsi saçma sapan pespaye icralardan ibarettir. Devlet üniversiteleri bünyesinde bulunan bu okullarda istisnaların dışında çoğunlukla Türk müziğinden bîhaber öğretmenlerin yetiştiği belli. özel yetenekten kaynaklandığını anlıyoruz. Bülent Aslan. Hale Gür. Genel olarak. eğitim-öğretim ve icra konularında birçok başarıya imza atmıştır. Türk müziğinin (THM ve TSM) araştırma. Bilindiği üzere konservatuarların birinci görevi sanatçı-icracı yetiştirmektir. Hem nicelik hem nitelik açısından koca Türkiye’yi utandıracak cinstendirler. Özellikle 1976 yılına kadar Türk müziği (THMTSM) sahasında eğitim veren konservatuarların olmayışı yarı zamanlı statüde eğitim veren Belediye Konservatuarlarının doğmasına sebep olmuştur. Tanju Ozan. Bu anlamda Bursa. Samsun. Kadro.1 0 77 . f) Belediye Konservatuarları Türkiye’deki atası Osmanlı dönemine ait olan Darül Elhan ve Cumhuriyet döneminde uzun yıllar İstanbul Belediye Konservatuarı olarak hizmet veren kurum. Bu iddianın somut göstergesi. konular da hak getire. Keçiören. Dünyada bir iki ülkede uygulaması olan sanatla sporun aynı çatı altında eğitiminin yapılması nasıl bir sonuç verecek. İbrahim Can. liseyi bitiren yüz binlerce genç ne doğru dürüst bir gam yapabiliyor ne İstiklal Marşı’nı düzgün bir sesle okuyor ne de memleketine ait bir türküyü söyleyebiliyor. c) Müzik Eğitimi Fakülteleri Müzik öğretmeni yetiştirmek üzere kurulan bu bölümlerin atası 1926 yılında kurulan “Musiki Muallim Mektebi” bugünkü banisi Gazi Üniversitesi Müzik Eğitim Fakültesidir. Havva Karakaş. eğitim-öğretim yöntemi vb. Oktay Öztürk. 2009-2010 döneminden itibaren de sporun da eklenmesi ile üçlü bir statü yüklenmiştir. Eğitim Kurumları ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . e) Güzel Sanatlar Liseleri Türkiye’de geç kalınmış bir uygulama olarak yaklaşık on yıl önce kurulan Güzel Sanatlar Liseleri. Mehmet Öcal. zamanla göreceğiz. Adana.

Bu kurslar daha ziyade Güzel Sanatlar Liselerine. merhum Sarısözen’le başlayan “Yurttan Sesler Topluluğu”. Ayrıca bu alanda kendisini bulunduğu kültür sanat ortamında hoca konumunda gören binlercesi de bu konuda kendi meşrebince icraya yönelik katkı sağlamaktadır. Şeref Taşlıova. ayrıca sanatçılarının kurum dışı icralarına izin verilmediğinden dolayı fonksiyonunu yitirdi. Canan Başkaya. Bedri Ayseli. Eğitim Kurumlarına Dair Değerlendirme Bu alanda hizmet veren. Ankara. Kuruluş bünyesinde icraya yönelik koro. bunun yanında kısmen de olsa verilen teorik bilgilerle eğitime katkı sağladıkları düşünülebilir. Belkis Akkale. TV ve icralara özenmeye başlandı ve bugünkü noktaya gelindi. Bir Başka Müzik Topluluğu. Vakıf. eğitici. Sadi Yaver Ataman tarafından atılan hatta Muzaffer Sarısözen’in Yurttan Sesler Topluluğu’ndan önce kurulan ve daha sonra oğlu Adnan Ataman tarafından devam ettirilen İstanbul Belediye Konservatuarı icra heyetidir. her eğitici belge / diploma verdiği. kişilerin zamanını ve parasını boşu boşuna heba etmemelidir. Reyting telaşına kapılıp kamu yayıncısı olduğunu unutan her yönden özel radyo. ilki Ankara’da. Bu topluluklar içerisine dışarıda bu alanda temayüz etmiş sanatçılardan bir kısmı da solist sanatçısı ile dâhil edildi. Kurum / Kuruluş Bu kurumlar daha ziyade bünyesinde bulundurdukları çeşitli düzeydeki topluluk ve korolarla repertuvar ve konsere yönelik çalışma yaparlar. Şanlıurfa. kuruluş ve özel kişilerin iyi niyetinden şüphe duymak yanlış olur. Dernek.1 0 78 . kuruluşundan 90’lı yıllara kadar başarılı biçimde misyonunu devam ettirdi denilebilir. Dernek. İcra Kurumları ve İcraya Dair Değerlendirme TRT Kurumu. Devamında Sivas. Halk müziği adına önemli hizmetleri olan Kurumun teknik kadrosu bugün çok eksik durumdadır. Eğitim konusunda her kurum. istisnalar hariç birçoğunun amacı ve hedefi belli değil. Recep Kaymak. çeşitli müzik okullarına ön hazırlık ya da hobi düzeyindeki hizmetlere yöneliktir. yetiştirdiği başarılı öğrencileri ile kendi başarı düzeyini ölçebilir. Musa Eroğlu. Yavuz Top. enstrümanların kullanıldığı halk müziği icrasına yönelik faaliyetler söz konusudur. Eğer bunlar yoksa. 1985 yılında siyasi otoritenin tasarrufu 3. Amaç ve hedefi belli olmayan hiçbir işin de başarıya ulaşması mümkün değildir. Murat Çobanoğlu (merhum). yarı resmî. Bu resmî kurumlara paralel olmak üzere İstanbul. h) Vakıf. her seviyedeki resmî. O tarihlerden biraz önce devreye girmiş olan özel TV ve radyolar karşısında daha ziyade sunum ve tema konusunda refleks geliştirmediğinden. İzmir ve diğer birçok şehir ve ilçede Valilik. Muzaffer Sarısözen’in 1941 yılında oluşturduğu “Yurttan Sesler Topluluğu”dur. Temeli. Kâmil Sönmez.adına değerlendirmek mümkün. Halk Eğitim Merkezi. ses. Süreyya Davulcuoğlu. Ancak. Türkü ile ilgili ilk resmî icra kurumu. İzmir ve Erzurum radyoları bünyesindeki topluluklar izlemiştir. Mehmet Özbek yönetiminde Kültür ve Turizm Bakanlığı Ankara Devlet Türk Halk Müziği Korosu kuruldu. İcra Kurumları ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . 1985 yılında. özel kurum. Belediye. TRT ve özel kanallarda son yıllarda yapılan en fazla üç beş TV yarışması hariç hepsi saçma sapan pespaye icralardan ibarettir. topluluk. Ankara ve İzmir’de Türk Dünyası Müzik Topluluğu ile Kırşehir ve Kırıkkale’de diğerlerinden farklı (4B) resmi statülü 15’er kişilik küçük müzik toplulukları kuruldu. her kuruluş. Yine TRT Kurumu bünyesinde kaşeli (program başı ücret ödenmesi) olmak üzere Çukurova ve Kars Radyosu bünyelerinde de bir dönem mahallî sanatçılarla programlar üretilmiştir. Ankara Radyosunu müteakiben İstanbul. Kurum. İzzet Altınmeşe. İstanbul’da Halk Müziği Topluluğu. Bunlar. Hem nicelik hem nitelik açısından koca Türkiye’yi utandıracak cinstendirler. Kulüp. i) Resmî ve Özel Müzik Kursları Millî Eğitim Bakanlığının ilgili yönetmeliğince kurs programı uygulayıp sınavlarını buna göre yapan kurumlar ile tamamen özel müzik kurslarını bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor.

kültür. eser. sahnede. sözüm ona. paralı göstermelik fanatikleri etrafında bulunduranlar.” diye diapozon denemeleri ile ses yarışına girenler. sanatçı. şimdi okuyacağınız Tatyan’ın ne demek olduğunu seyircilerimizden merak edenler için açıklar mısınız?” Cevap. “Sayın ………. şiir. belirli konularda saygınlığı olan yetmiş iki milyonluk Türkiye’nin müzik kurumları ile ilgili araştırma. elleriyle ritm. Devlet. tavır. mikrofonu koltuğunun dibine koyanlar. Sanat. konularda gülünecek dahası ağlanacak konumdayız. yirmi. papyon. hitabet. Bunlar.1 0 79 . sahne kıyafeti. Mehmet Özbek yönetimindeki Ankara Devlet Türk Halk Müziği Korosunun ilk on yılını başarılı sayabiliyoruz (1986-1996). icra kurumlarına. radyo programı sunan türkücüler kompleksinden ya da yetersizliğinden dolayı kendilerinden daha yeteneksizleri konuk olarak çağırıp ezmeye çalışanlar. normalde sesi olmadığı hâlde teknoloji gölgesine sığınan zavallılar.” diyen sanatçılar! Sunucunun programını sunduğu sanatçının sıradaki türküsünün bir “Tatyan Havası” olduğunu anons ediyor ve okuyacak sanatçıya soruyor. kot pantolonla halkın huzuruna çıkanlar. “Sigara içiyor musunuz?” sorusuna. repertuvar. eğitim. top sakal. iki kelimeyi bir araya getiremeyip de TV. aha kelimelerinin konmasının gerekliliğini zanneden zavallılar. Buna rağmen netice alınamıyorsa her türlü bürokratik ve özel menfaate yönelik gereksiz dirençler bertaraf edilerek. yorum adı altında cahilce karakteristik ezgi kalıpları ile oynayanlar.doğrultusunda sanat faaliyetlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde toplanmasına karar verilmiş olmalı ki devlet koroları ve toplulukları şeklinde bu çatı altında yaklaşık 250 sanatçı hâlen icrayı sanat yapmaktadır. okuduğu şarkının. Kerkük türküsü okuduğunu zanneden ya da her Kerkük türküsü arasına mecburmuş gibi vay vay. akli dengesini yitirmiş meczuplar gibi duygulu icra adına garip hareketler yapanlar. Gerek kuruluşunda gerekse daha sonraki yıllarda siyasi ve özel tavassutlarla alınan sanatçıların istisnasız yarısı yetersiz olduğu için geleceği de karanlıktır. çok daha düzeyli. teknik imkânlarla Türkiye’ye yakışır işler. “Maalesef. Sanatçı diye takdim edilenlere dair kritik yapacak olursak. ideolojik çevrelerce sahiplenilen bir şekilde yazılı ve görsel iletişim araçları ile kof şöhret konumunda olanlar. üslup. sunucunun. Özbekistan’ı hatta Türkmenistan’ı örnek almalarını öneriyorum. Azerbaycan’ı. form. projeler yapmak durumundadırlar. Şayet yapamıyorlarsa bunun adı bilgisizlik ve beceriksizliktir. topu taca atamazlar. genel estetik. alkış tutturan bayan solistler. türkünün ezgi ve temasından haberdar olmayan zavallılar. Bunun dışında bu koro ve topluluklar sıradan festival. içmiyorum. bin voltluk elektrik çarpmış gibi titreyenler. yirmi beş yaşında olup da ‘iki yüz bestesi olduğunu söyleyenler. sağladığı imkân nispetinde bu kişi ve kurumlardan hesap sormalıdır. “Benim sesim senden daha tiz.” diyerek. Konunun esas muhatapları bellidir. “Kal’anun ……. halkın saf duygularını suiistimal etmek üzere zoraki hayranlık uyandırmak için koruma. Tüm bunların yanında Unkapanı kaynaklı icralar var ki. mimik. cehaletini şekille salamaya çalışarak küpe. üç beş sanatçı dışında gerisi yetmiş iki milyonluk Türkiye adına ‘güruh’ diye nitelenecek türden. “semah” okurken kalçasıyla. şenliklerle avunmaktadırlar. “Şimdi okuyacağım türkü bir Tatyan’dır. çok daha ekonomik olacak özel sanat projelerini destekleme yolu denenmelidir. jest. baba. beste.■ Sonuç ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .” İlmi(!) cevabını veren sanatçı… Irak-Türkmen şivesiyle “Kalenin-Kal’anın dibinde bir taş olaydım” yerine. fiziki. güfte. mikrofon kullanma vb. TV’de dört düğme açıp göğsünün kıllarını gösterenler. eğitim ve icra! Dünyada birçok ülkede ölü olan halk müziğine karşın ülkemizde her yönüyle çok zengin ve renkli bir konuma sahip türkü kültürü etrafında oluşmuş kurumlar ve bununla iştigal eden şahıslar oturup düşünmeli ve de refleks geliştirmeli. sahnede derviş selamı verenler. kendisini ülkenin bir numaralı sanatçısı sayıp da sıradan konuklarına. “Dardayım ben dardayım / Dört duvar arasındayım (Hapishane)” türküsünü hareketli final eseri seçip konuk sanatçıları ile birlikte stüdyo konuklarına göbek attıranlar. Devletin bütçesinden sağlamış oldukları mali. birilerinin dostu postu (kadınlar için geçerli) konumunda olan zavallılar vb… İşte her şeye rağmen. hobi seviyesinde birçok insanın düzeyinde olmasına karşın sırf siyasi. Ülkemizdeki tüm araştırma. menajer.

Yine böylesi yağmurlu bir havada. İlk tanıştığımız gün. Nasıl indiğimi. Şaka değil. Az uz. öyle böyle değil. Şaka olsun için. Kapıdan çıktı mı nefes almak bana haram. Dokunsalar devrilecek kadarım. -Gidiyor musun gerçekten? Dönmeyecek misin bi daha? Katran yüklü gece. göz sağrısı derler. çocuk gibi hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyorum. içimi kasıp kavuran gelgit düşüncelerin tazyiki altında enikonu bunalıyorum. Hazır değilim. G ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . sırılsıklam oldum. masada duran romanı okuyor. Duygularım hercai. Gitme demek geçiyor içimden. narçiçeği yanaklarıma aldırış etmeden o gece hep onu düşündüm. sırım sırım aşk. evine kadar onu niçin takip ettiğimi bilmeksizin tam iki saati yollarda kat ettim. Ne çok sevdim hem. Sular kabarıp taşmakta. sersem ve andavalca dolandım durdum. Çok sevdim onu. Çöken avurtlarıma. çivit gözleri. Martılar yatsıya çekilmiş. Akça pakça yüzü. rüyama misafir ettim. Aşk kokuyordu hava. allak bullak kafam. Ne ki bi şeyler düğümleniyor içimde. özkıyım kaçınılmaz. rüya diyerekten kapıyorum gözlerimi. peşi sıra otobüse neden bindiğimi. Gitmelere alışık değilim ben. Eşikte bekliyor beni. müthiş vurulmuştum. dün gibi hatırımda. Ne hazırı! Onsuz yapamam. Tepeden tırnağa zangır zangır titriyorum. Siyah. Göğsü hızla çarpıyor. altuni küt saçları bir bir işlenmişti genlerime. Bir bakışta vurulmuştum. Hele hele Müzeyyen’siz asla yaşayamam. Genzimi yakan. İçim içim. Aklını pazara çıkaran avare gibi. aksine fena. Ağır havası dehlizin. Giderse. Kaynağını bilmesem de içimde sökün eden duyguların tahakkümü altında tuhaf olmuştum.Hicran manifestosu OSMAN KOCA idiyor Müzeyyen. Sırtımı dönüyorum. Toplamış pılını pırtını. Korkuyorum. Bunu o da biliyor. Ayaklarına kapanıp yalvarmak ve boğazımı patlatırcasına seni seviyorum diye haykırmak. Islandım. Bulutlar ağlamaklı. Dile kolay altı yıldır beraberiz.1 0 80 . İlk göz ağrısı. titreyen bacaklarıma. Müzeyyen en arka koltukta. neon lambalarının titrek ve kesik karaltısında Üsküdar’dan geliyordum. Kapüşonunu geçirip atkısını doluyor boynuna. simsiyah kokuyor nefesim. Bir bebek gibi. Lodos hırçın mı hırçın.

Koş Lola Koş’u izlemiş ve Lola’ya inat afacan çocuklar gibi sinemadan eve kadar hiç mola vermeden koşmuştuk. Açılamadıkça daha bi büyüdü içimdeki sevgi. Belki sıradan bir gazetenin üçüncü sayfa kepazeliğine bulaşık edeceksin beni. Güç bela doğrulacağım yerimden. yaşayabilmem… Gidiyor musun Müzeyyen? Bunun şaka olduğunu söyle yalvarırım. Göğsümü yara yara kanatacağım adını. Sana ada. Ellerim değmese de gözlerim yapışmalı yakana. Sevmenin-sevilmenin. kıyacak canıma. Kah iyicil. mektuplar buruş buruş oldu heyecandan ıslanan avuçlarımda. Ve ben kalktıydım. Dünya kayıyor ayaklarımdan. sensiz. Uzanmalıyım göğe. sensiz… Kahretsin. Anlıyor musun. ulaşılamaz sevgilim oluverdi. kendime paşaçayı hazırladıydım. Ve ben kahrolunmuşluğun iflah tanımaz sınırlarında bir berduş. Olsun git. Belki bi daha bulamayacaksın beni. En azından bi çay içimlik olsun. Dış kapıya döndü Müzeyyen… Gidecek… Kararlı… Bi veda. Ah Müzeyyen. Düştüğümü görsün istemiyorum. ne çok sevdim seni ben. Hiçbir şey olmamış gibi. meczup gibi yana yakıla türküler çığıracağım. çıkma diye inlesem… Ne fayda! İler tutar yanı olmayan çıtkırıldım bir düşün kekremsi tortusunda boğuluyorum Müzeyyen.1 0 81 . O çok sevdiğimiz dönülmez akşamın ufkunu seyre dalacağız ve ben kan tüküreceğim asfalta. Palas pandıras çıkmalıyım dışarı. kah kötücül anılarımızı sereceksin yatağıma. -Hadi git Müzeyyen. darmaduman edecek kırılası kafamı. Şafakla gireceksin ruhuma. Ve biz sanki aşkı içişir gibi. ne olursun gitme diye bar bar bağıracak kalbim.Hayaliyle her gece coşuyor ve fakat her sabah gerçeği karşısında süklüm püklüm oluyordum. Yaparım. zamansız bi rest. Beni bırakıp. Karşılıklı kanepelere uzanıp saatlerce evet saatlerce gözlerimizle konuştuyduk. Ben. Sen ise bi gidimlik dürtüler içinde beni bi başıma bırakacak ve onatsız hülyalar içinde sırra kadem basacaksın… Öyle mi? Bak işte kayıyor yıldız. lütfen… Lütfen Müzeyyen… Yüreğim kan ağlasa da belli etmeyeceğim. Hüzünbaz yanlarımı beraberinde götürecek. upuzun bi uykuya dalacağım. Gitme Müzeyyen. Bekleşelim bi çaylık. Eşiğe sinecek kokun. sevenle sevilenin aşkına dışın dışın ağlaşıp ne de tatlı hayaller kurduyduk. Bazı bazı geleceksin başıma. terk edip gidersen… -Oğuz. Yorgunduk. Can havliyle yakaracağım sana. Fakat ilenmemeliyim asla. Çık demesem. Ketılı hazırlar. Açılamadım bi türlü. Eriyorduk. Öyle ki haftasına varmadan ulaşılmaz. Seni kalbime gömmenin huzuru içinde uzun. evet ben. sana o çok sevdiğin adaçayını hazırlarım bi solukta. anıların terk etmeyecek. çaylarımızı içişmenin heyecanıyla nasıl da coşup taşmıştık. boğumlanıyorum. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Okşayacaksın siluetimi. Hatırlıyor musun? Sinemadan döndüydük. bekle… Ben de bekleyeyim. çıkıyorum ben. hiçbir şey yaşamamışız gibi böyle sorgusuz-sualsiz gitmeyeceksin di mi? Az-biraz oyalan bari. Biliyorum birazdan gideceksin ve fakat gölgen beni bekleyecek. -Müzeyyen. Nice şiirler. Bi koşu gidiveririm mutfağa. Ne ki dilim elvermeyecek söylemeye. O akşam ne kadar da mutluyduk. Sen meraklanma.

duruyor… Gidiple gelmek arasında bocalıyor sanki ve ben umut tazeliyorum. Fırtınalar koptu ruhumda. Sokak lambasından sızan ışıkla loşlaştı dehliz. evet bi gün bu enkazın altında kalacağımı biliyordum. yüreğim kanıyor. yandım. Ellerim de… Baktım. gözlerim yaşarıyor. kançanağı. Gitmesin için habire dua ediyorum. genzim yanıyor. nefes alamıyorum. Yanaklarımız apal… Sevincimiz apak… Gitti… Beni acılarımla. İlmek ilmek yaşa. Gözler asla yalan söylemez… Söyleyemez… Yemin olsun bu kez. Sızlıyor burnumun direkleri.İşte o zaman ben. Titredi sesim. Kutsi bi havayla tütsüleniyor migrene yanık başım. Sırtı inip inip kalkıyor. Bak işte nasıl da tir tir titriyorum… Kapıyı yavaşça araladı. duldasız. hem gitmesindi… -Bende kalsın. sende kalsın… Titredi sesi… Elleri de… Kalsındı kalmasına. üryan duygularımı devşireceğim.1 0 82 . Duruyor. Yatsı ezanı okunuyor dışarıda. -Hadi bak Müzeyyen. Buğulu gözlerle bakıyorum ardından. Başını çeviriyor ağır ağır. -Bu. dirhem dirhem konuş… Konuşabilirsen… Yutkunamıyorum. Kanaviçe gibi örgüleşip küt saçlarına konacağım. delişmen yüreğimi yuvasından söküp sana uzatacağım… -Seni sev… Müzeyyen! Ne zor söylemek. biliyordum… Ne ki hazırlıksız yakalanmak… Ve sevdiğini bi daha göremeyecek olmanın ayırdına varmak… İşte bu müflis yaşantı. Bakacak… Bana bakacak… Ve ben. Adım gibi. buğulu gözlerimi kaçırmayacağım gözlerinden. sancılarımla. ateşe maruz kalan buz gibi erim erim eriyeceğim. özkıyıma gebedir…■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .. Gelsin diye yalvar yakar dilim. kahroldum… Ezildikçe ezildim… Üsküdar dönüşü vapurda martılara simit atarkenki fotoğrafımız.. bende yağmurluk. Onda mont. İçim bi hoş oldu. Pusatsız. hareket ediyor… Kımıldıyor. ezik halimle bi başıma bırakıp… Çisentili yağmura ağladım alık alık… Karman çormandı düşüncelerim… Bi gün. Bi an duraksıyor Müzeyyen. daralıyorum.

İnat içinde. Kendine söyleneni Söylüyor. Ellerim bana uzak Çocuklara alkış tutan. Bir papağan bana bakıyor. Pişmanlıklar içinde Alnını süslü cama dayamış.KUKLA VE KİTABE Bu kuklalarda neyin nesi. BÜNYAMİN DOĞRUER ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Solgun Yüzleri. Dilini yutmuş adam.1 0 83 . Şimdi kalbim kanıyor solgun bir resimde Yağmur hafif hafif yağıyor Saçlarımı unutuyorum kan ter içinde. Taşınan ruhları olmalı Sağlam kutular içindeki. Güneşin doğduğunu söylesem inanmazlar ki. Bir harfe takılmış Yalnızlıklar içinde dönüp duruyor. Kukla Ben miyim diyor ipin ucunu kaptıran şeytana Daldığım bu tatlı rüya. Kukla kendisi olmaya kararlıydı Kitabedeki eski yazıları okudukça Az kalmıştı kendine kavuşmaya Masmavi bir gökyüzü altında Görmeseydi tuhaf bir rüya Dünyanın muammasında Islak gölgelere kanmasaydı Kendisi olacaktı. umut olan. İşte yanıyor titreyen boş odalar Bu kitabeler kurtuluş kapısı olacak Arkasından şiirler yazılacak Siyahın beyazdan ayrıldığı vakit Kuklacı ilk görüldüğü yerde vurulacak.

. anlayarak. yakan. soluğum kesildi. asırlardır yurdumuza. Benim cevabım ve buradaki sır ve sihir şu ki. bazen bir su olup dere tepe aşarak.. kavuran sözleri ve yine en az onun kadar tesirli nağmeleri kül etti. Serinlemek için boz bulanık akan çaylara atasım geldi kendimi… Yüzyıllar ötesinden esip gelen sitem rüzgârları. hikâye edilmesi zor durum… Ancak türkülerle aranız iyiyse ve bu konuda biraz da düşünme zahmetine katlanırsanız. gövdemi ateş bastı. kelimelere dökülmesi. az önceki sorulara bir cevabınız olabilir. yüreğin yarası türküler. bir türkünün ta derinlere ulaşan.. kendimden geçtim. hissederek dinlendiğinde. görkemi. insanlığı çağrıştıran inceliğiyle. iflah olmaz çelişkileri karşısında âdeta eridim. bazen mazlumların elemlerini dile getirmiş. düşünerek.1 0 84 . çınlamış göğümüzde türküler… Bazen B isyanlarımıza arka çıkmış. Akılla yürek arasında kararsız kalanların büyük tereddüdü.. Bir efkâra tutulmuş hislerimi. toprağımıza. Takatten düştüm. bağrımı sancı istila etti. gâh yüreğimizi ferahlatmış gâh ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .İSMAİL BİNGÖL ir hüzün meltemi. bazen bir gelinciğin boynu büküklüğüne… Hani şair Vahap Akbaş da diyor ya “Mızrapla Tel Arasında” adlı şiirinde: Bağlamamın tellerine Üveyikler konar balam Yüreğimiz melül mahzun Türkülerde yunar balam Gönlümüzün mihverinde Sevda filiz verdiğinde Mızrapla tel arasında Gayri zaman donar balam Kara kışın ayazında Dudakta söz buz olanda Bir muhabbet alazında Ah bu şair yanar balam Güzelliği. evimize barkımıza mihman olmuş. nedir bundaki sihir ve nedir bundaki güç? Dille anlatılması. Bazen turna kanadında sevgiliye mektup götürmüş. kavuşamama karşısındaki bu hüzün. bu vurgun yemişlik nasıl olur da bu kadar tesir eder insana? Nedir bunun sırrı. İşin özeti belki de bu… Kavgamızla inletirken meydanı. nasıl olur da hâlâ gücünü bu kadar korur? Bir türkünün mısraları arasına sıkıştırılmış bu hicran. Zamanın ortasında öylesine kalakaldım. diyardan diyara dolaşmış… Bazen bir gülün yaprağında açmış türküler. dokunanı işte böyle yakıp geçiyor. gözlerim buğulandı. bazen sözleriyle zalimlere cevap olmuş türküler… Bazen bir gelinin ağlayışına eşlik etmiş. atalar mirası. sevdamızla ağlatırken duyanı. bir esrik bakış yakaladı akşamla gecenin arasında… Bir ince sızıyla sarsıldı yüreğim.

bıyıkları henüz yeni terlemiş civanlardan haber getirmiş. daha nice bunun gibi kavuşamayanların. daha nice yıllar söylenip dinlenecektir. sesinden ses. mekân o mekân olur ve bu türkü. işitene. bu hışımla. bu hüzünle.1 0 85 . bir mısraı Iğdır’a… Bir kıtasıyla serhaddı bekleyen Kars’ın derdini taşımış ırmaklarca. Ne yazık ki onların da. vadilerce doğudan batıya… Bir kıtası. uzak bir diyara göçürülmüş ve ellerin olmuştur. kavrulmak. renginden renk. çaresi imkansız bu dert yüzünden âşığın yüreğinden kopup gelen feryada verecek cevapları yoktur. orada sonsuza kadar. belki bir kıvılcımı da ona erişsin ve onu da yaksın… Köroğlu gibi. özge bir gündüze hayal uçurmuş. bir kıtası Sivas’ta bir âşığın sazından dökülmüş. İşte bir türkü ki… Tertemiz bakışlardan süzülüp yanaklardan aşağı türkü sadeliği ve yürek delici bir nağme eşliğinde inen gözyaşlarıyla. bir kıtası Bayburt’ta bir güzele kul olmuş. ■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Âşık için anlatılması ve katlanılması çok zor bir acıdır bu… Ferhat olup. adına kayıt düşmeden geçip gitmemiş türküler… Sözleri ve nağmeleriyle esip gitmiş Anadolu coğrafyasında bir baştan bir başa… Gece denmemiş. dilinden anlayana… Mahmur bir geceden kalkmış. Artık olan olmuş ve bu durum ağır bir yük gibi merhametli yüreklere oturmuştur. kül olmak ister ki. daha başka birçok şeyi hatırlatmadan geri durmamış ve bunları. kavuşamamanın. bağrını dağlayan ateşle Çamlıbel’de nara savurmak ister… Ne hazindir ki. oradan öteye sevgiliye sitem. bu toprağın sesini duyurmuş. yıllarca gurbet elleri mesken tutan âşığın düşündüklerini yapması mümkün değildir. Hem öyle ki söyledikçe zaman ortadan kalkar. verilen sözlerin yerine getirilmesi için. ağlayanı güleni. gerçeğini bildirmiş. nakışından nakış vermiş duyana. dilimizin sade ve berrak bir hâlde günümüze kadar gelmesinde önemli pay sahibi olan… Erliğimizi. söylenir olmuş yedi iklim dört köşede… Bazen Ağrı’nın doruklarından ses vermiş.bizi birbirimize bağlamış türküler… Gâh ağıt olup acımıza konmuş gâh sevgi olup yüzümüzde parlamış. dilinin ve türkülerinin kadrini bildikçe. ne sevgili kalmıştır kavilleştiği ne de ünü dört bir yanı tutan sevda… Bütün bunların önem arz etmediği kişilerce. kültürümüzün sacayaklarından biri olarak bizleri yüce bir millet olmanın şuuruna vardıran ve bütün bunların gönencini yaşatan türküler… Bazen. “uğruna ölümlere gidilip gelinen”. Şakir Şener’den alınan Bayburt türküsünde olduğu gibi… Hani diyor ya türküyü yakanlar: Odam kireçtir benim Yüzüm güleçtir benim Soyun da gel yanıma Terim ilaçtır benim Baba ben derviş miyem Kürkümü giymiş miyem Ben sevdim eller aldı Niye ben ölmüş müyem Söylendikçe dillenir. vuslata erememenin resmini ne de güzel çiziyor. uğruna bin cefaya tahammül gösterilip. nice yeri inletmiş. Erzurum’dan Erzincan’a ulaşmış. Bazen Aras boylarında gezinmiş turna katarlarıyla. akacak yer bulamayan ve dokunduğunda yakan bir büyük isyanı yüklenir gönlümüzün tercümanı türküler… Yıllar yılı kor ateşlerde pişerek sevda çekilen. bazen çekmiş gitmiş ta Hazar’a ve daha ötelere… Bir mısraı Ardahan’ın payına düşmüş türkünün. dinlenmiş. bunun hesabını en yakınındakinden bir türkü vasıtasıyla sorar ve yüzyıllar öncesinden bir ayrılığın hikâyesini bizlere ulaştırır. dillendikçe yayılır Anadolu coğrafyasına bu türküler… Atalar mirası gönül yarası türkülerimiz… Ve bilinmelidir ki bu coğrafyayı yurt tutanlar. yüreğe sığmayıp taşan. gürzüyle vurup dağları yarmak ister âşık… Kerem olup. her acıya göğüs gerilen sevgili. bir anda çekip gitmiş ve ellerin olmuştur. bu hınçla. bütün bunları elinin tersiyle bir yana itip vefasızlık ederek. çileden geçilip. kültür ve zihin coğrafyamıza silinmeyecek bir şekilde kazımış türküler… Ve bütün bunların sesini duymadan. sevene dil olmuş türküler… Ve daha nice yerde durmuş. geçip gideni. gâh ayrılanların üzüntüsünü gâh kavuşanların sevincini temsil etmiş türküler… Öleni yiteni. duyurmadan. gündüz denmemiş. Hem de faydası da yoktur bundan sonra yapacaklarının… Zira ortada. yâri başkaları tarafından alınan kişilerin hâline tercüman olur. dağları aşıp. mertliğimizi bütün bir cihana anlatan. bu acıyla yanmak. bazen Allahüekber’i mekân tutmuş. Ömür çiçeğini sevda yolunda solduran kederli âşık. kaç yüreğe inci dizip kaç yüreğe gözyaşı akıtmış türküler… Nesilden nesile bozulmadan aktarılmak suretiyle. vatan uğruna can vermenin büyük kıvancıyla yatacak olan ulu şehitlerimizden. ıstıraplarını söze ve nağmeye dökerek.

Baskakova (Red.45. Ankara. Prof. Bulgaristan Türk Halk Edebiyatı Metinleri – I. türkü. 3. 11. 1991. (çev: Besim Atalay). Ank. Dr. İslamiyet öncesi Türk edebiyatında genel olarak ezgi ile söylenen şiirlerin. yır. Karşılaştırmalı Türk Lehçeleri Sözlüğü I. Priştine. Prof.ÖMER FARUK YALDIZKAYA ürkçe söylenmiş şiir anlamına gelen “Türkü”nün “Türkî” sözcüğünden geldiği görüşü bilim adamları tarafından genel olarak kabul edilmektedir. ırıa. 3.[5] Irak Türkleri. Prof. Dr. 8.[3] Nogay Türkleri.14. IV. Cilt.. Ankara. Dr. Uygur Türkleri. cır. Dr. 10. Prof. 3. Karaçay Lehçesi Sözlüğü. Dr.. “Türk” kelimesine Farsça “-î” ilgi ekinin getirilmesiyle meydana gelmiştir. bazı Türk boylarında. N.).320. Türküye. s. “Türk’e has” anlamına gelen bu söz. Moskova. s. Cilt. M.501. türkü. Fatih Kirişoğlu. halk aydımı. s. IV. 1968. TDK yayını.[7] Tuva Türkleri. mahnı. Cilt.kojañ. Çetin Pekacar.[8] Saha (Yakut ) Türkleri.bas.) Rusşa-Nogayşa Slovar’.b. Moskova. Nimetullah Hafız. E. türki. bugün. s.[11] Altay Türkle- 1. Divanü Lûgati’t-Türk Dizini “Endeks”. Ankara. s. İstanbul. türik. 1998. s. s. Kültür Bakanlığı yayını. türkü. Türk Dünyası El Kitabı. 9. Nimetullah Hafız. mahnı. 1991. halk koşiği. halk yırı. 3. yır. 2. Ankara. Başkurt Türkleri. Mahir Nakip).22.A. IV. 108. Kemal Aytaç).[6] Gagauz Türkleri türkü. türki. Türkmen Türkleri. 6. Kumuk Türkleri Edebiyatı.1 0 86 .Dil -Folklor ve Halk Edebiyatı).86 – 109. Tıva – Orus Slovar’. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . kojamık.[2] Kumuk T Türkleri. aşağıda sayacağımız kelimeler karşılık olarak kullanılmaktadır. nahşa. halk ağzında “Türkü” şekline dönüşmüştür. Azerbaycan Türkleri.R.bas. Kosova Türk Halk Edebiyatı Metinleri. s.501.[4] Karaçay – Malkar Türkleri. Türk Dünyası El Kitabı. Gazanfer Paşayev (Aktaran Doç. 1985. Türkü sözüne. 1998. Dr. s. Tatar Türkleri. Dr. eldik ır. Kültür Bakanlığı yayını.[10] Bulgaristan Türkleri. Irak Türkmen Folkloru. Wilhelm Pröhle (çev.. 4. halık cırı. halk türküsü. Tenişev (Red. 1990.53.[9] Kosova Türkleri.245. Yani. Kazak Türkleri. beste. halık eni. başka bir ifade ile türkü ve koşmaların genel adı “yır” olup Divanü Lûgati’t -Türk’te ise bu kelime “ır”[1] şeklinde geçmektedir. Harun Güngör – Mustafa Argunşah. Saha (Yakut) Türkleri Edebiyatı. Özbek Türkleri. s. (Tarih . koça nahşisi. 1956.420 5. Gagauz Türkleri. Ankara. 1998. Kırgız Türkleri. Ankara. 1991. 908-909. 1991. 7.

176..”[21] Şemsettin Sami: “En asıl Türklere mahsus lahinde şarkı. her iki bölüğe de girebildiğinden halk edebiyatının en zengin alanıdır. 1997. Türkçe Sözlük. Halk Şiirinde Türler. Cevdet Kudret. 1. 22. Fuad Köprülü. İstanbul. “2. İstanbul 1990. 16. ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Tahir-ül Mevlevî. Türkü. 1998.” Ahmet Kutsi Tecer: “Varsağı. Türkmani gibi türkü de eski yırlardan yani millî musiki kaynaklarından doğmakla beraber yabancı kültürle karşılaşılan bölgelerde (mesela Irak. s.” [18] Edebiyat Terimleri Kılavuzu: “Türk’e özgü anlamındaki Türkî’den gelmektedir. Altayca – Türkçe Sözlük. 1.[13] Çuvaş Türkleri.”[24] Türküler için Eflatun Cem Güney: “Köroğlu. halkın sözlü geleneğinde oluşup gelişen.”[17] Edebiyat Lügati: “Çoğu 11 hece ile nazmedilmiş ve umumiyetle Anadolu’da bestelenip söylenilmeğe başlanmış olan milli nağmeli şarkılardır.289. s.114. TDK yayını. Dr. İstanbul 1975.390. ya da ezginin. güzellik. Ankara. s.1504. Dr. Ankara. çağdan çağa ve yerden yere içeriğinde olsun. 12. Mehmet Yardımcı. s. Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar. yüzyılda buluruz. “ farklı isimleri olan çok çeşitli mahsullere verilen addır. Emrah gibi.. deme. Edebiyat Terimleri Kılavuzu. TDK yayını. Edebiyat Lügati. Başlangıcından Günümüze Halk Şiiri.”[16] Meydan Larousse: “Güfte olarak halk şiirini alan ve halk ezgileriyle beslenmiş şarkı çeşidi. Şekilden ziyade lahne.”[25] görüşünü 21. Mısır gibi) ona verilmiş bir isim olsa gerek.” biçiminde tanımlar. kişisel halk şiiri biçimleri arasına giren türküler de vardır. Çeşitli kaynaklar ve araştırmacılar türküyü bir tür olarak ele aldıklarında çoğu ortak bir noktada birleşen tanımlar yapmışlardır. türlü ezgilerle söylenen. s. s. Sahipleri bilinmeyen sözlü halk verimleridir. Ankara. “Türkiye’nin sözlü geleneğinde. s. kojon. H. Hikmet Dizdaroğlu. Ankara. Çoğu anonim halk edebiyatında yer alan bu türkülerde aşk. Ankara 1981 s. Tekke Şiiri. belli âşıkların türkü havasına bürünen bazı parçaları bir yana. İstanbul 1973. hava. 1993. 15. Söyleyeni belli. Pertev Naili Boratav’ın “Türk Dili Dergisi ”nin “Türk Halk Edebiyatı Özel Sayısı”nda yayımlanan “Halk Şiiri” başlıklı yazısının “Halk Türküleri” bölümünde ise türkü hakkında şu bilgi verilmiştir. kırpılmalara) uğrayabilen ve her zaman bir ezgiyle söylenen şiirler.ri. Cem Dilçin.” Türkü.bas. 1980. yuri. s.. Suriye. gençlik ve acıklı konular işlenir. Eflatun Cem Güney. TDK yayını. Ankara. Âşık Şiiri. 1999. s. yüzyıl halk şairlerinden Öksüz Dede’ye aittir. s.102. Kırım Tatar Şarkıları.217. biçiminde olsun değişikliklerle (zenginleşmelere. 1969. bozulmalara. bir anonim halk şiiri nazım biçimidir. Emine Gürsoy – Naskali. 20. 1950. Örneklerle Türk Şiir Bilgisi. Kerem. Ankara. Prof. 19. cır. XVI. sözünü ettiğimiz.246. folklor ezgilerinin her çeşidi için en çok kullanılan terim türküdür.[14] adını vermişlerdir.[15] Bu kitapta esas itibariyle konu edilen türden. Folklor ve Halk Edebiyatı. türkü sözcüğü yerine şarkı. 25.”[23] Pertev Naili Boratav: “Düzenleyicisi bilinmeyen. 18.”[22] Cem Dilçin: “Türkü. Ahmet Talât Onay (hzl. 1996. yüzyılda Doğu Türkistan’da aruz vezniyle yazılmış ve özel bir ezgi ile söylenmiş şiirler için kullanılmıştır. bas. En çok sekizli.295. sözlerin çeşidine göre. İstanbul. Cemal Kurnaz). Türkü şekline uygun ve türkü adını taşıyan. Paasonen. bas.”[19] Fuad Köprülü: “Türklere mahsus bir beste ile söylenen halk şarkılarıdır.395. ilk defa XV.[12] Kırım Tatar Türkleri.93 14.. tabiat. ağız terimleri kullanılır. 24. Bölgelerle konulara bağlı özel durumlara. besteye benzer.57.” [20] Ahmet Talât Onay: “Türklere mahsus lahin ile söylenen şarkılardır. Zsuzsa Kakuk. s. Ankara 1989. s. yani hece vezni ile söylenmiş türkülerin Anadolu’daki ilk örneğini ise XVI. Akçağ yayınları. Yararlı olacağı düşüncesiyle bunlardan bazılarını burada zikretmeyi uygun buluyoruz: Türkçe Sözlük: “Hece ölçüsüyle yazılmış ve halk ezgileriyle bestelenmiş manzume. Karacaoğlan. 23. Örneklerle Edebiyat Bilgileri I. Çuvaş Sözlüğü. Türkü terimi. 4. Türk Halk Şiirlerinin Şekil ve Nev’i. 13. deyiş. asıl türkülerin yaşı başı belli değildir. on birli ölçülerle söylenir. Meydan Larousse.bas. Edmon Soussey’in deyimiyle. Muvaffak Duranlı. 17.63.1 0 87 . bu parça.

ileri sürmektedir. Mehmet Özbek “Türküler başlangıçta bir olay üzerine yakılırlar. Bu olaylar bütün bir milleti ilgilendirecek kadar büyük nitelikler taşıyabileceği gibi, dar çevrelerde meydana gelen cinsten de olabilir.”[26] demektedir. Cahit Öztelli: “Halkın ortak malı olan bir edebiyat türüdür. Ağızdan ağıza dolaşan, kuşaktan kuşağa aktarılan sözlü edebiyatın en güzeli türkülerdir. Türkü, genel edebiyat türleri içinde bir nazım türüdür. Yani, ölçülü (vezin), uyaklı (kafiye) dizelerle (mısra) meydana gelir. Halk edebiyatı içinde toplumun iç alemini beşikten mezara dek bütün yaşantısını kapsayan, en dikkate değer sanat verisi türkülerdir.”[27] Nihat Sami Banarlı: “Koşma şeklindeki bir manzumenin her dörtlüğünde bir (beşinci) veya bir (beşinci-altıncı) mısra ilavesiyle söylenilen bir halk şiiridir.”[28] Muzaffer Uyguner: “Her mısraı kafiyeli üçer mısralı kıtalar ile yine kafiyeli ve iki beyitten müteşekkil ara nağmeleri olan ve çalınıp söylenen folklorik halk edebiyatı mahsulleridir.”[29] Herbert Jansky’e, göre türkü: “Büyük tarihi hadiseler karşısında halk kitlesinin sevinçlerini veya ümitsizliklerini; büyük şahsiyetler hakkındaki saygılarını veya nefretlerini; gençler arasında geçen hazin aşk hikâyelerini, millî hece veznini ölçü alan ve kalpleri fetheden mısralarla, derin bir muhteva içinde dile getiren edebî, aynı zamanda mûsiki bakımdan ehemmiyete haîz olan bu kendine öz bestelerle söylenen; dar manâsıyla ise tarihi bir vesika mahiyeti gösteren Türk halk şiirinin en eski türlerinden biri.”[30] Dr. Doğan Kaya türküyü şöyle tanımlamaktadır: “Halkın ruh halini, derdini, neşesini, zevkini, dünya görüşünü, inancını, karşılaştığı hadiseleri
İstanbul 1971, s.235. 26. Mehmet Özbek, Folklor ve Türkülerimiz, 2.bas., İstanbul, 1983, s.63. 27. Cahit Öztelli, Halk Türküleri, 2.bas., İstanbul,1983, s.11-12 28. Nihat Sami Banarlı, Metinlerle Edebî Bilgiler I, İst., 1950, s.82. 29. Muzaffer Uyguner, Türkü Üzerine, TFA, III (66). 1.1955, s.1042. 30. Herbert Jansky, Türk Halk Şiiri (çev. Abdurrahman GÜZEL), Dünya Edebiyatından Seçmeler,

yansıtan; hece ölçüsüyle ve bir veya dört mısralı bentlere çoğu defa bağlantıların getirilmesiyle, söylenen; manzum ve ezgili anonim ürünlere türkü denir.”[31] Alman müzik bilimci Hugo Riemann, halk müziği kapsamına şu ögeleri alır: “1. Ezgi ve sözlerinin yaratıcısı belli olmayanlar, anonim bir yapıda olanlar. 2. Çeşitli nedenlerle oluşan olaylar karşısında halk tarafından benimsenmiş ve halk ezgisi niteliğine bürünmüş ürünler. 3. Halk diliyle oluşmuş, ezgisel ve uyumsal yapısı kolayca anlaşılan, belleğe kolayca yerleşen, bu nedenle, popüler (herkes tarafından benimsenen ve tutulan) bir özellik taşıyan ezgiler.” Fransız halk müziği uzmanı Michell Benet’e göre halk müziği ise, “Halk tarafından benimsenen ve sözlü gelenek biçiminde kulaktan kulağa yayılan ezgilerdir.” İngiliz halk müziği uzmanı Prat’a göre; “Halk müziği, köylü ve halk arasında çıkıp, gelenek haline gelen ezgilerdir.” Yine bir İngiliz araştırmacı olan Bremers’e göre ise halk müziği; “halkın müşterek malı olan, sâde, samimi, düz ve yalın ezgilerdir. Bestecisi olmaz, anonimdir.” Türk halk müziği araştırmacısı ve Türk halk türkülerinin derlenmesinde ilklerden olan Muzaffer Sarısözen ise, halk müziğini şöyle tanımlıyor: “İlk bakışta monoton gibi görünen halk türküleri, araştırdıkça, ezgi ve ritim yönünden renklilik ve çeşitlilik gösteren nefis bir sanat ürünleri olduğu görülür. Dünyada ne kadar doğal ve sosyal olaylar varsa, tümü halk müziğine konu olmuştur. Türk insanının doğumundan ölümüne (beşiktenmezara) tüm yaşamını, acısını, sevincini, duygu ve düşüncesini, yurt sevgisini türkülerimizde görmek mümkündür. Özetle, halk müziğimiz, Türk halkının ortak malı ve milli kültürüdür.” Müzikolog ve halk bilim araştırmacısı Halil Bedii Yönetken, “Türk halk müziği, çok orijinal ve zengin bir müziktir. Modalmetrik yönden olduğu kadar, yapı ve form bakımından da büyük özellik ve güzellik taşımaktadır. Zengin ve çeşitli çalgılara sahiptir. Diğer taraftan, vokal müziğin
31. Dr. Doğan Kaya, Anonim Halk Şiiri, Ankara, 1999, s.132.

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

88

terennüm etmediği konu yok gibidir. En basit konulardan, en yüksek konu ve olaylara kadar her şey, Türk Halk Müziğinin terennüm alanına girmiş bulunmaktadır. Halkımız, bazen; Estergon, Belgrat, Selânik, Budin, Cezayir gibi Türk egemenliğinin sürdüğü ve at üstünde kılıç oynattığı yerler için, bazen; Köroğlu, Genç Osman, Murat Reis ve Gazi Osman Paşa gibi yiğitler üstüne türküler yakmıştır. Gün olmuş, yurdun dağına-taşına, uçan kuşuna, gün olmuş, burcu burcu Anadolu kokan çiçeğine ve nice güzellikler, sevgiler üstüne türküler söylenmiş, bununla da yetinilmemiş, ahlâk, fazilet, felsefe, türkülere konu olmuştur. Görülüyor ki, Türk halkı, muazzam bir sosyal fonksiyona sahip, halk rûhunun ses halinde aynası ve ifâdesi olan bir sanat yaratmıştır.” Türk halk müziği araştırmalarının önde gelen isimlerinden olan araştırmacı Mahmut Râgıp Gazimihal ise, “Kendi halk şarkılarımıza (folk song), genellikle türkü diyoruz. Anadolu’da şarkı adı pek bilinmez ve kullanılmaz. Genellikle, kulaktan kulağa geçmek sûretiyle halk arasında yayılan ve yaşayan türkülerimizin ne düzeni bellidir, ne yakıcısı.” demektedir. Veysel Arseven’in görüşleri şöyledir: “Halk türküleri; koşma, yiğitleme, taşlama, ağıt, ninni, destan gibi halk edebiyatı türlerini işler. Sevgi, özlem, gurbet, ayrılık, doğum, ölüm, askere gidiş, düğün-dernek, yerleşme(iskân), göç, kan dâvası gibi temaları konu alır. İçtenlik, sâdelik, gösterişten arınmışlık, alçak gönüllülük niteliği gösterir ve gerçekçi bir renk ve özellik taşırlar. Hiçbir halk türküsünün sözünde veya bir halk oyunu havasında, yapmacık, iki yüzlülük ve kabalık görülmez. Şakacılık temasını işleyen türkülerin sözlerinde bile, insanı çabucak kavrayan sıcak bir görüntü vardır.”[32] Türküler şiir şekli bakımından genellikle koşmaya benzer. Ancak bu ifade bütün türkülerin koşma şeklinde olduğu anlamında alınmamalıdır. Çünkü bazı türküler mani şeklinde de olabilir. Genel olarak bir türkü iki bölümden meydana gelir. Birinci bölümde bir türkünün asıl sözleri yer alır ve bu bölüme “bend” adı verilir. İkincisi
32. Mustafa Hoşsu, Geleneksel Türk Halk Müziği Nazariyatı, İzmir, 1997, s.4 -7.

ise, tekrarlanan kısımlardır ve her bendin sonunda tekrarlanan bu “nakarat” kısımlara da “kavuştak” denir. Öbür halk şiiri türleri gibi, türkünün de en büyük ve önemli ayırıcı özelliği ezgisinde görülmektedir. Koşma ve mani tipindeki bazı şiirler, ezgilerinin değişmesiyle türkü olmaktadırlar. Türkünün ayırıcı özelliği şeklinde değil, ezgi ve bestesindedir.

Türkülerin tasnifi konusu, Türk halk şiirinde ve müziğinde hâlâ hâlledilmemiş bir problem olarak durmaktadır. Bununla ilgili olarak Ahmet Talât Onay; “Halk şiirlerinde yalnız şekillerine ve nevilere göre yapılacak tasnifler noksan olur. Çünkü, teganniyi de gözden uzak tutmamalıdır.”[33] derken, Petrev Naili Boratav, “Halk türküleri, hem müziği, hem de şiiri alâkadar ettikleri için folklor tetkiklerinde hususi bir yer tutarlar. Onların iki sahaya ait bulunmaları, evvelâ hususi bir metotla incelenmelerini icap ettirir. Halk türküleri üzerinde çalışanlar, halk müziği kadar halk edebiyatını da göz önünde tuttukları takdirde izâhlarında muvaffak olabileceklerdir; aynı müdekkikin her iki sahada vukufu olmadığı takdirde kolektif bir çalışma zarureti hâsıl olacaktı.”[34] diyerek problemin halk biliminin daha çok edebiyat kısmı ile uğraşan bir uzmanın veya sadece halk müziği ile uğraşan bir uzmanın çözebileceğinden daha zor bir iş olduğunu belirtir ve bu noktada edebiyat alanından gelen uzman ve müzik alanından gelen uzmanın ortak bir çalışma yapmaları gerektiğini tavsiye eder. Bugüne kadar; gerek edebiyatçılar gerekse müzikologlar, kimi ortak noktada birleşen türkü tasnifi yapmışlardır. Biz, bu konuyu uzmanlarına bırakıp, Mehmet Özbek’in “Folklor ve Türkülerimiz” adlı eserinde yapmış olduğu tasnifi, bizim derlemiş olduğumuz türküler için de geçerli olduğu için burada aynen vermeyi uygun buluyoruz. Buna göre türküler üç ana başlık altında toplanmaktadır:
33. Onay,8. 34. Petrev Naili Boratav, Halk Türkülerine Dair Folklor ve Edebiyat – 2, 2.bas., 1991, s.337.

Türkülerin tasnifi

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

89

I. Ezgilerine göre, II. Konularına göre, III. Yapılarına göre, Mehmet Özbek yapmış olduğu bu ana tasnifteki grupların her birini kendi içinde alt gruplara ayırarak ve her alt gruba örnekler vererek tasnifini şöyle sürdürür: I. Ezgilerine göre: Ezgide esas olan usul ve ritimdir. Bu bakımdan ezgilerine göre türküleri de ikiye ayırıyoruz: I.1. Usulsüz Olanlar: Bunlara uzun hava diyoruz. Uzun havaların da çeşitleri vardır: Bozlak, Hoyrat, Divan, Koşma, Kayabaşı, Maya, Çukurova, Garip, Kerem, Kesik Kerem, Aydos, Eğin, Müstezat, Türkmani gibi. Bu havalar ayrıca ağızlara göre de ayrılırlar: Urfa Ağzı, Kerkük Ağzı, Erzurum Ağzı, Acem Ağzı vb. I.2. Usullü Olanlar: Genellikle oyun havaları bu gruba girer. Bu ritimli, usulü türkülere Urfa’da “Kırık Hava”, Konya’da “Oturak” adı verilir. Kırık havalar bölgelere göre değişik adlar alırlar: Karadeniz’de “Horon” ve denizci türkülerine “Yalı Havası”, Harput yöresinde “Şıkıltım”, Ege’de “Zeybek”, Ordu, Giresun, Marmara ve Trakya’da “Karşılama”, Erzurum ve Kars yöresinde “Sümmani Ağzı”, Isparta ve Eğridir yöresinde “Dattiri” adı verilir. II. KONULARINA GÖRE: II.1. Lirik Türküler: İnsanî duyguların çok etkili ve coşkun bir şekilde anlatıldığı türküler bu gruba girer. II.1.1. Aşk, sevda türküleri. II.1.2. Gurbet türküleri (Ayrılık, asker, mapushane türküleri). II.1.3. Ağıtlar (ölüm, tabii afetler üzerine). II.1.4. Ninniler. II.2. Satirik Türküler: Kişiyi veya toplumu kınayan, yeren türküler bu gruba girer. II.2.1.Güldürücü türküler (mizahi türküler). II.2.2.Taşlamalar, ilenmeler. II.3. Olay Türküleri: Belli bir olaya dayanan türküler bu gruba girer. II.3.1. Tarihî türküler (destanlar, kahramanlık ve serhat türküleri).

II.3.2. Eşkıya türküleri (derebeyi, cinayet türküleri). II.4. Tören ve Mevsim Türküleri: Belirli anlarda, söylenen türküler bu gruba girer. II.4.1. Kına, düğün, esvap giydirme töreni türküleri. II.4.2. İtikat ve mezhep törenleri türküleri. II.5. İş ve Meslek Türküleri: Çeşitli meslek kuruluşları için yakılmış türküler bu gruba girer. II.5.1. Esnaf türküleri. II.6. Pastoral Türküler: Çoban ve kır hayatını anlatan, tabiat güzelliklerini konu edinen türküler bu gruba girer. II.6.1. Tabiat türküleri. II.7. Didaktik Türküler: Dinleyene ders veren, bir şeyler öğreten türküler bu gruba girer. II.7.1. Öğretici türküler. II.8. Oyun Türküleri: II.8.1. Ritmik dans türküleri. II.8.2. Temsilî oyun türküleri. III. Yapılarına göre: III.1. Bentleri mani dörtlüklerden kurulu türküler: Anonim halk edebiyatında en yaygın olan şekildir. Her dörtlüğün kafiye şekli mani gibidir. Hecenin 7, 8’li kalıplarıyla yazılırlar. III.2. Bentleri iki mısralı türküler: Bunlar, bağlantı (kavuştak) mısraların eklenmesi ve bu mısraların sayısına göre de değişik şekillerde bulunur. III.3. Bentleri üç mısralı türküler: Bunlara da bağlantı (kavuştak) mısraları ekler ve bunların sayısına göre değişik şekiller arz ederler. III.4. Bentleri dört mısra olup, bağlantıları (kavuştakları) mısra sayısı olarak değişen türkü şekilleridir. III.5. Bağlantıları her mısradan sonra tekrar edilen türküler. III.6. Bağlantısı başta olan türküler. III.7. Her bentten sonra değişik kalıpta iki bağlantısı olan türküler.■

ar alık-ocak-şub at
2 0 0 9 - 1 0

90

Basım). “Bize Gelenler” alt başlığı altında mümkün mertebe bu kitapların isimlerini de zikredeceğiz.Bir süredir yürütmekte olduğum “kitapvitrin” sayfası sizlerden gelen olumlu-olumsuz eleştirilerle sürekli yenilenerek sizlere hitap etmekte. Elçibey’in yetişmesinde ve gelişmesinde etkili olan etmenlere de yer verilen kitap. Elçibey (Azerbaycan’ın unutulmaz lideri). 2. FARUK GÜLER air ve yazar kimliğiyle tanıdığımız ve Türkçeye gösterdiği hassasiyetle gönüllerde taht kuran Yavuz Bülent Bakiler’in Türk Edebiyatı Vakfı tarafından üç kitabı yayınlandı. 2009 ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . “Muhsin Başkan” ve “Azerbaycan Yüreğimde Bir Şahdamardır” adlı üç eseriyle karşımızda. Ş Yavuz Bülent Bakiler’in bu eseri Azerbaycan Sovyeti’nin son yirmi yılına etki etmiş bir lider ve onun görüşleri ışığında şekillenmiş düşünce- Elçibey (Azerbaycan’ın unutulmaz lideri) leri anlatması bakımından önemli. lider portresinin nasıl ortaya çıktığını da göstermekte. Türk kültürüne verdiği önem ve milli. manevi değerleri ön plana alan çizgisiyle yıllardır sürdürmekte olduğu sanat yaşamında birbirinden değerli eserlere imza atan Yavuz Bülent Bakiler. Bize ulaşan kitapların çokluğu ve sayfa sayısının sınırlı olması nedeniyle tüm kitaplara yer verememekteyiz.1 0 91 . Elçibey ve davasını bize tanıtmakta ve anlaşılır kılmakta.Baskı. İstanbul. Kitap. Bu yazılara nazar edilirse dikkatli bir seçimin yapıldığını görebiliriz. Kitapvitrin köşemizle ilgili olarak her türlü görüş ve düşünceleriniz için e-posta adresimiz kitapvitrin@gmail. Kitapta gerek Elçibey ile yapılan yüz yüze görüşmelere gerek Elçibey üzerine yapılan konuşmalara yer verilmesi esere bir belgesel havası katmakta.com A. Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları. Son bölümde yer alan bu yazılar birçok yazı arasından seçilerek bir kısmı buraya nakledilmiş. “Elçibey” (2. Yavuz Bülent Bakiler. Kitabın son bölümünde Eliçibey’in vefatından sonra Türk basınında çıkan yazılara yer verilmekte.

25 yıllık bir özlemin vücut bulmuş hali olan eserde Azerbaycan’daki Türklerin acılarını. “Kent ve Kültür” adlı kitabında: “Yani kent anlamsız bir yığın değildir. Muhsin Yazıcıoğlu’nun ebediyete uğurlanması sonrası bir saygı duruşu niteliğinde olan eser için Yavuz Bülent Bakiler büyük bir vefa örneği sergilemekte. Satır aralarında Azerbaycan’ın Türkiye’ye olan özlemi. isimleri belirlerken hangi kriterleri kıstas aldığına dair bir açıklama yapmamakta. yaşanan insanlık dramlarını da görmekteyiz. Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları. Kitapla birlikte Muhsin Yazıcıoğlu’nun mücadelesi ve siyasi vizyonu işlendiği gibi yer yer küçük anekdotlarla kaygıları. onları yeni nesillere aktarmayı kendisine vazife bilmiş. Muhsin Başkan. sevinçlerini. Nevval Çizgen. şehrin kültürel dokusuna nüfuz etmiş insanlarını anlatmayı. yazmış olduğu Sekizinci Şehir’in ikinci kitabı olan “İz Bırakanlar” alt başlıklı eserinde Elazığ’la adları özdeş olmuş.1 0 92 .Yavuz Bülent Bakiler’in derlediği ikinci kitap olan “Muhsin Başkan” adlı eser. Devinimdir. Yavuz Bülent Bakiler. Yavuz Bülent Bakiler. İstanbul 2009 Azerbaycan yüreğimde bir şahdamardır ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Zaman boyutu üstünde tutunmuş bir organizmadır. Muhsin Başkan’ın elim helikopter kazası sonucu enkazı arama sırasında yazılan yazıların da yer aldığı kitapta hatıralar ağırlıklı olarak yer almakta. Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları. Kimilerine göre elim bir kaza sonucu. umutları da verilmeye çalışılmış. hayal kırıklıklarının yanı sıra sosyalist rejimin kendi üzerlerinde kurduğu baskı ve şiddetin boyutlarını. Azerbaycan Yüreğimde Bir Şahdamardır. Öznel bir değerlendirme neticesinde kişilerin Eserin ithaf kısmında Karabağ’dan başlayarak Anadolu coğrafyasında devam eden vefat etmiş atalarının ruhlarına bir Fatiha okunmasını belirten yazar 1980 yılından itibaren Azerbaycan’a yaptığı seyahatler sonrası intibalarını kaleme almakta. çekilen zulümleri Yavuz Bülent’in eşsiz kaleminden okumak mümkün. sadece betonarme yapılardan örülmüş bir sistem değildir.” Şehri anlayabilmek. Hareket edebilen veya edemeyen her şeyin ortak devinimidir kent imgesi. Bu düşüncelerle yola çıkan Zekeriyya Bican. beklentileri. İstanbul 2009 Muhsin Başkan Sekizinci şehir İz Bırakanlar Bir şehrin iç dünyasına girebilmek. adını kazımış kültür insanlarının ayak izlerini takip etmek gerekmektedir. 211 kişinin biyografilerine yer verildiği çalışmada yazar. onu yorumlayabilmek için de o şehre damgasını vurmuş. yaşadıkları dramları. kimilerine göre de bir kurgu sonucu hayatını kaybeden Muhsin Yazıcıoğlu’nun yaşamını bütün yönleriyle anlatması bakımından önemli. Çünkü şehir. Azerbaycan’ı yüreğindeki bir şah damar kadar yakın gören yazar her Türk gencinin okuması gereken bir Azerbaycan resmi çizmekte. onun kültürel değerlerine nüfuz edebilmek ancak ve ancak o şehirde yaşayan insanları tanıma süreciyle gerçekleşebilir. yakın dönem Türk siyasetinin etkin isimlerinden olan Muhsin Yazıcıoğlu’na bir vefa örneği.

G/55. eserlerden alıntılar yapılması. Zamansız Bahçeler. Ancak eserin içinde bu söyleme aykırı bir sıralamanın da söz konusu olduğu görülmekte. No: 6A. hikâye ve roman gibi edebiyatın ana türlerinde eser vermiyor. her bakımdan tartışmaya açık ufuk arayışı gibi karşılanması beklenir. Elazığ için “İz Bırakanlar” alt başlığını kullanan yazar. şahısların yakın akrabalarının yazılarına yer verilmesi. inceleme ve biyografi gibi öteki türlerde de teklif tenkitlerini ortaya koyuyor. Ayrıca yer alan bazı isimlerin Elazığ’da ne derece iz bıraktığı da hayli sorgulanabilir nitelikte. Eserin başında “Harput ‘Kale Mahallesi’nde Bir Düğün Alayı” başlıklı hikâye ile başlayan yazar tarihi bir olayı kendi iç dünyasında kurgulayarak yorumlamakta. Sk.belirlenmesi. deneme. Elazığ için hazırlanmış böylesi güzel bir kitabın daha titiz araştırmalar sonucunda isim tespiti yapılarak yazılmasını gönül arzu ederdi. Konak Yayınları. Elazığ 2009. Sağlıklı bir kültür ve sanat hayatı oluşturmak yolunda. Zekeriyya Bican. Mustafa Miyasoğlu. Merkezefendi Mah. herkesten çok düşünür ve sanatçılara iş düştüğü ortadadır. Ancak bazı isimlere yer verilmemesi de ayrı bir soru işareti. Eylül 2009 İsteme Adresi: Ticarethane Sok. Elazığ için yazarın gözüyle bir “İz Bırakanlar” listesi hazırlanmasına sebep olmuş. Bu kitaptaki yazılar. O yüzden de bu kitaptaki görüşlerin. geçtiğimiz yüzyılın kültür hayatında herkesi ilgilendirdiği halde yeterli birikim ve sağduyulu bakış açılarıyla ele alınmadığı için. Zeytinburnu / İSTANBUL Tel: (0212) 638 18 51 ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . Tel:0424 2121732 Zamansız bahçeler Mustafa Miyasoğlu yalnızca şiir. kişi seçimlerinde sadece Elazığ doğumluları değil uzun süre Elazığ’a hizmet etmiş insanları da değerlendirmekte. Birtakım eksikliklerine rağmen gelecek nesillere bırakılacak başvuru eser konumunda olan Zekeriyya Bican’ın kaleme aldığı “Sekizinci Şehir İz Bırakanlar”. Kişiler anlatılırken kuru bir anlatım tercih edilmemesi. sosyal ve siyasi şartları da dikkate alan kültürel yazılardan oluşuyor. hâlâ vuzuha kavuşamayan hususları yeniden ele almaya çalışıyor. Esma Şimşek’in sunuş yazısında belirttiği üzere şahısların doğum tarihlerine göre bir tasnife gidilmesi Elazığ’ın son yüz yıl içindeki gelişim ve değişimini de göz önüne sermekte. elbette birer tesbit ve teklif olarak. Bu yazılar. Tarihe tanıklık eden fotoğraflara yer verilmesi ise içeriği zenginleştirmiş. Sekizinci Şehir ‘İz Bırakanlar’. Dr. Prof. Yerli bir bakış açısıyla tutarlı bir zihniyetin oluşması bizim için çok önemli. Örnek Ofset Matbaacılık.1 0 93 . Zamansız Bahçeler. ülkemizin temel kültür ve edebiyat meseleleri üzerine kafa yoran bir sanatçının görüşlerini ve tespitlerini bir araya getiriyor. “Yazardan Birkaç Söz” bahsinde yazar keşke eseriyle ve isimlerin tespitiyle ilgili daha açıklayıcı bilgiler verseydi. hatıralara yer verilmesi güzel düşünülmüş. İstanbul. Zamansız Bahçeler’in yerli bir kültür hayatı oluşmasına katkısı bizi sevindirecektir. şehri şehir yapan Elazığ insanını anlatması bakımından güzel bir çalışma.

Ancak yine de şairin başka başka çağlarda. Lika. Konak Yayınları. ancak estetik duyuşla sezilebilir. yıllar içerisinde Kırağı. İsmail Bingöl. (…) Şairin varlığı. Şair ve yazar İsmail Bingöl. turkuler. Dergâh. edebistan. “Velhasıl. dergibi. Yahya Kemal’in ses diye isimlendirdiği ‘estetik’le birleşmesinden doğar. Bu kitaplar ile ilgili daha geniş bir değerlendirmeyi bir sonraki sayımızda okuyabilirsiniz. ögretmenlersitesi. Az Edebiyat.. sıradan insanların yaşantısı dışında yakalanan geniş bir âlemin. Ares Yayınları 2009 _______________________ Bize gelenler Ay düşleri Mücahit Koca’nın “Ebcedhan”. çağının kültürünün etkisi altındadır ve zamana bağlıdır. Ay Düşleri. “Ermiş Sevinci”.başka biçimde yargılandığı çok görülmüştür. Mahatma Gandhi (Otobiyografi).1 0 94 . İstanbul 2009 Mahatma Gandhi Yirmi beş yıla yaklaşan bir zaman diliminde. “Alaturka Divan” ve “Kılıç ve Kelebek” adlı şiir kitapları ile yazar İmdat Avşar'ın "Çiğdemleri Solan Bozkır" adlı hikâye kitabı elimize ulaşmıştır.” diyor yazar. ” Emre Miyasoğlu tarafından tercüme edilen eser. Tarih Yolunda Erzurum. Kalem ve Onur. Mortaka. Şair. Buruciye gibi değişik dergilerde. Kılavuzu ise önce kendi gönlüdür şairin. Emre Miyasoğlu. Emre Miyasoğlu. şiirlerinin bir bölümünü. Ay Vakti Türk Edebiyatı. “Şair. onun hayatının kendi kaleminden ele alındığı bir eser olması sebebiyle önemlidir. Akademi. yazının yanı sıra. “taçsız kral” gibi kavramlarla anılan Gandhi’nin farklı kimliği ve kişiliğinin üçüncü şahısların kaleminde yeterince yer bulamamıştır.. “silahsız savaşçı”. çünkü kendine bir keçi yolu bulmuştur o. dünyaca tanınmış bu önemli ismin eserini Türkçeye çevirerek Gandhi ile zaman ve mekan ötesi bir bağ kurmakta. Sühan. “Ay Düşleri”. şairlik geniş bir evren ve dolgun bir yaşantı ister. Ares Yayınları tarafından basılan kitaptaki şiirler. Çizgi. röportaj tarzında yayına hazır başka eserleri de olan Bingöl’ün. şehir yazıları. Bizim Külliye. şiirlerini “Ay Düşleri” adlı kitapta topladı. deneme. Erzurum Sevdası. ona ancak işaret edilebilir. Beyazdoğu. uzun bir aradan sonra. Şiir. bütün insanlardan ayrı bir dil konuşur. Düşünce ve Sanatta Adım. turkedebiyatı. sanatalemi. Bundan ötürü de şair hiçbir zaman tam olarak tanıtılamaz. Çev. orada yürümektedir. başka ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 . değişik dergilerde şiirleri de yayımlanan İsmail Bingöl. daha önce yaşadığı şehirle ilgili olarak yazdığı portre ve denemelerini bir araya getirdiği “Türkülerde Yaşayan Şehir Erzurum” adlı kitabının ardından yayımladığı ikinci kitabı. “Ay Düşleri” adını verdiği kitapta bir araya getirdi. net. şiraze gibi edebiyat ve kültür sitelerinde yayımlandı. Bu kitap.

. 2009 İsteme Adresi: Nar Yayınları Müzik Film ve Reklâmcılık Ltd. Yağmur Kuşları isimli masal ve Gökkuşağı Sevinci isimli şiir kitabı. 42. Ankara Cad. 40 Hadis İnsan İlişkileri Üzerine ( Esprili İllüstrasyon ve Fotoğraflarla). Şti. Nar yayınları çocuklarımızı hiçbir zaman unutmayacak ve unutmadığını da bastığı yeni kitaplarla bize göstermekten de geri durmayacak. Nar Yay. Yıldızlarla Uyumak. 2009 İsteme Adresi: Nar Yayınları Müzik Film ve Reklâmcılık Ltd. okumak çocuklardan… Yanağımızda sonsuz tebessümler vaat ediyor bu okumalar. Karagöz’den Hikâyeler. Hasan Latif Sarıyüce’ye ait. Nar Yay. İstanbul. Nar Yay. Tel: (0212) 5123769 Nar Yayınları. İstanbul. Yazar ve şair Bestami Yazgan’ın Nar Yayınlarından. Beyaz Kanatlı Kuş. 10/202 Cağaloğlu İstanbul. Nar Yay. 2009 İsteme Adresi: Nar Yayınları Müzik Film ve Reklâmcılık Ltd. Gonca Yayınlarından da Hazinenin Şifresi ve Sıcak Ekmek Kokusu isimli hikâye kitapları çıktı. Zamana ve sahiplenmeye çalışanlara karşı. Tel: (0212) 5123769 Sarıyüce Hasan Latif. 2009 Yazgan Bestami. Şti.1 0 95 . Hazinenin Şifresi. Şti. sayımızın bir diğer kitabı Ünver Oral’a ait Karagöz’den Hikâyeler: Karagözcü Amca Ünver ORAL. Ankara Cad. Tel: (0212) 5123769■ ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .. 10/202 Cağaloğlu İstanbul. Tel: (0212) 5123769 Yazgan Bestami. Ankara Cad. Tel:(0216)3184288 Oral Ünver. Hikâyeler Karagözcü Amca Ünver Oral’dan. Ankara Cad. Nar Yay. Beyaz Kanatlı Kuş romanı ve yayınevinin kendisine ait 40 Hadis (İnsan B İlişkileri Üzerine. Yağmur Kuşları. Şti. Okudukça Karagöz’ü analım ve Karagöz’ü yaşatalım diye. 2009 İsteme Adresi: Gonca Yay. Ankara Cad. okutturmak. Vilayet Han. köklerimizin kendisi olan bir çift kahramanı Karagöz ve Hacivat’ı yaşatmayı görev edinmiş Ünver ORAL. 2009 Yazgan Bestami.) Yazgan Bestami. Vilayet Han. Kıymetini bilemediğimiz. İstanbul. Vilayet Han. yazarın Güneşle Ay Duymasın isimli şiir kitabının ikinci baskısını yaptı. Gökkuşağı Sevinci. Tel: (0212) 5123769 Yardım Mehmet Nuri. 2009 İsteme Adresi: Nar Yayınları Müzik Film ve Reklâmcılık Ltd. Gonca Yay. İstanbul. Yayınevimizin diğer yayınlarına gelince: Mehmet Nuri Yardım’a ait Yıldızlarla Uyumak romanı. İstanbul. İstanbul. Sıcak Ekmek Kokusu. Çocuklarımızın büyük bir zevk ve heyecanla izlediği Karagöz’e yeni oyunlar yazarak sahip çıkıyor. Bizden tek istediği ise onları okumak. Vilayet Han. 2009 İsteme Adresi: Nar Yayınları Müzik Film ve Reklâmcılık Ltd. İstanbul. 10/202 Cağaloğlu İstanbul. Şti.NAMIK YUSUF u sayımızda öncelikle Bestami Yazgan’ın Nar ve Gonca Yayınlarından yeni çıkan dört kitabını tanıtmaya çalışacağız. Ayrıca Erdem Yayınları. dolu dolu 15 hikâye ve 145 sayfadan oluşan bir kitap yazmış çocuklarımız için. 10/202 Cağaloğlu İstanbul. Nar Yay. İstanbul. Vilayet Han. 10/202 Cağaloğlu İstanbul. Gonca Yay.

ar alık-ocak-şub at 2 0 0 9 .1 0 96 .

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful