İNGİLİZCE

a a bad egg a bad lot a bad mark a bad sailor a bad turn a bare chance a bit a bitter pill a black eye a bottle of milk a broken reed a can of worms a cappella a cappella a card up one´s sleeve a case in point a chip off the old block a citizen of Turkey a contradiction in terms a couple of a couple of minutes a crack shot a cursory glance a cut above a dab of a dark day a dead loss a demanding boss a demanding job a desperate situation a drain on the resources a drink of water a drive for funds a drop in a bucket a dry speech a fainting fit a fat chance a feast for the gods a feather in one´s cap a feather in one´s cap a feeling of insecurity a few a fifth a figment of the imagination a fine distinction

TÜRKÇE s. (ünsüzlerden önce) 1. bir, herhangi bir: We went on a sunny day. Güneşliğeri günde gittik. They´ve bought a house. Ev aldılar. In this argo ci bir beş para etmez adam. k. dili sa ğlam ayakkabı değil, sütü bozuk; it kopuk. k ırık not, kötü not. deniz tutan kimse. kötülük. zayıf bir ihtimal. biraz. acı bir reçete/ilaç, beraberinde zorluklar getiren bir çözüm yolu. morarm ış göz. bir şişe süt. k. dili güvenilmez kimse/ şey. k. dili içinden ç ıkılması zor bir durum; çözümlenmesi güç bir problem. z. herhangi bir çalg ının eşliği olmadan, çalgısız, enstrümansız (şarkı söylemek). s. 1. çalg ı eşliği olmadan şarkı söyleyen (koro). 2. çalgısız, enstrümansız (müzik). k. dili kurtar ıcı. söz konusu edilen şeyin bir örneği. k. dili hık demiş babasının burnundan düşmüş. Türk vatanda şı. sözlerde çelişme. 1. iki. 2. birkaç. birkaç dakika. keskin nişancı. göz gezdirme. k. dili -den bir gömlek üstün. azıcık: Put a dab of the ointment on the wound. Yaraya merhemden biraz sür. 1. karanlık gün. 2. kötü gün. bir işe yaramayan nesne/kimse. çok iş bekleyen patron. çok emek isteyen iş, zahmetli iş. vahim bir durum. bütçeye yük olan şey. bir bardak su. para toplamak için aç ılan kampanya. k. dili devede kulak. yavan söz, tats ız konuşma. have s.t. dry-cleaned bir şeyi kuru temizleyiciye vermek, bir şeyi temizletmek. baygınlık nöbeti. 2. (güçlü bir duygunun patlak verdiği) an: He threw it away çok zayıf anger. Bir hiddet an ında onu çöpe attı. argo in a fit of bir ihtimal.

şahane bir ziyafet. k. dili koltuklar ı kabartan başarı. övünülecek ba şarı.
güvensizlik duygusu. birkaç. A.B.D. (içki ölçüsü) galonun be şte biri, 84 santilitre. hayal ürünü, hayal mahsulü. ince fark.

a fit of nerves a flight of stairs a fool´s errand a friend of mine a friend of ours a fright a full week a gleam of hope a glimmer of hope a good a good command of a good deal a good deal/a great deal a good distance off a good loser a good many a good provider a good turn a good turn a good way a great many a hard act to follow a hard nut to crack a hard/tough nut to crack a heavy sea a hell of a lot a horse of another color a host of a howling success a kilo of bananas a kind of millionaire a knockout à la carte a labor of love a labor of love a large proportion of the profits a lasting impression a leading question a length of piping a little a little bit a little terror a live issue a long face a long haul a long shot a long shot

sinir krizi. bir kat merdiven. saçma bir iş. bir dostum. dostlarımızdan biri, bir dostumuz. k. dili korkunç derecede çirkin, tuhaf veya insan ı şoke eden kimse: She looked a fright in 2. olaylarla dolu bir hafta. 1. tam bir hafta. that wig. O perukla görünümü korkunçtu. bir ümit ışığı. bir ümit ışığı. 1. epey, epeyi, bir hayli; birçok: He was there a good while. Orada epey kaldı. A good (bir dili) rahatcamellias were in bloom. Birçok kamelya çiçek (a language) many of the konu şabilme. 1. çok: That cost him a good deal. Ona pahal ıya mal oldu. Its climate is a good deal like Cairo´s. Havas ı Kahire´ninkine çok benziyor. 2. k. dili birçok, bir hayli. epey uzakta. oyunu kaybedince k ızmayan kimse. birçok, hayli. ailesine iyi bakan kimse. bir iyilik: He did me a good turn. Bana bir iyilik etti. iyilik. k. dili 1. hayli mesafe. 2. iyi bir çare/yol. pek çok. aşılması/ulaşılması zor bir başarı. k. dili 1. ba şarılması zor iş. 2. çetin ceviz. k. dili çetin ceviz. dalgalı deniz. argo çok fazla. tamam ıyla farklı bir konu. bir sürü. büyük bir ba şarı. bir kilo muz. milyoner gibi bir şey. k. dili çok güzel/fevkalade biri/bir şey. alakart. hatır/zevk için yapılan iş, gönüllü yapılan iş. k. dili hatır için yapılan iş. kârın büyük bir bölümü. derin bir iz; büyük bir etki. verilecek cevab ı belirleyen soru. (belirli uzunlukta) bir boru parças ı. biraz: Give me a little time. Bana biraz zaman verin. azıcık, bir parça. k. dili çok yaramaz/ha şarı çocuk, canavar. günün önemli sorunu. ek şi yüz. 1. uzun ta şıma mesafesi. 2. uzun süren zor bir iş. ufak bir ihtimal. başarı ihtimali az olup gerçekleşince kazancı çok olan bir iş.

a long way off a lot a lot of a man in my position a man of few words a marked difference a marked man a matter of indifference a matter of life and death a matter of life and death a matter of two dollars a mess of a minus quantity a modicum of a month hence a month of Sundays a new lease on life a number of a pack of cards a pack of lies a pair of denims a pair of dungarees a pair of scales a pair of scissors A penny for your thoughts. a piece of cake a pillar of society a play on words a plum job/post a poor shot a pretty penny a priori a private person a proud day for us a quick one a raft of a ray of hope a ready pen a remote chance/possibility a request for help a ripple of conversation A rolling stone gathers no moss. a round peg in a square hole a run of luck a running battle a safe bet a scrap of evidence

çok uzakta. çok: They like her a lot. Ondan çok ho şlanıyorlar. She´s a lot better. O çok dahaçok ( şey): She bought a lot of books. Çok kitap aldı. çok/pek iyi. benim durumumda olan bir adam. az konuşan adam. belirgin bir fark. mimli adam, mimlenmiş adam. ilgilenmeye de ğmeyen sorun. ölüm kalım meselesi. ölüm kalım meselesi. iki dolar meselesi. bir yemeklik (ye şillik). sıfırdan aşağı miktar. 1. zerre kadar, bir nebze: There´s not a modicum of truth in it. Onda zerre kadar hakikat yok. 2. az bir miktar; pek az: He drank only a modicum of bundan bir ay sonra. çok uzun bir zaman. (hastalıktan/üzüntüden sonra) yeniden hayata başlama. birtak ım, birkaç. iskambil destesi. bir sürü yalan. kot pantolon, cin; blucin. blucin, kot. terazi. makas. k. dili Ne dü şünüyorsunuz? k. dili çok kolay bir iş. topluma dayanak olan kimse, nüfuzlu kimse; bir yerin e şrafından olan biri. kelime oyunu. çok iyi bir iş, herkesin istediği bir iş. nişancı olmayan kimse, hedefi iyi vuramayan kimse. k. dili epeyce para, külliyetli miktarda para. s. önsel, apriori. kendinden bahsetmekten kaç ınan kimse. bizim için övünç dolu bir gün. k. dili çabuk içilen/içilmi ş bir içki. bir yığın, bir sürü, pek çok. umut ışığı. iyi yazı yazma yeteneği. uzak bir ihtimal, ufak bir olas ılık. yardım dileme. dalga gibi yükselip alçalan konu şma sesi. Yuvarlanan ta ş yosun tutmaz./İşleyen demir pas tutmaz. bulunduğu yere hiç uygun olmayan kimse. clothes-peg i., İng. çamaşır mandalı. şans zinciri. uzun süren bir ihtilaf. elde bir. çok ufak bir delil.

a sea of faces a sense of responsibility a shade a shot in the arm a shot in the dark a sight a spate of a square deal a stomach upset a stormy passage a tissue of lies a trifle a twist of the wrist a vintage year a wad of gum a wee bit a week off a whale of a a white lie a whole lot of a wodge of a world power A, a A1 AA AB aback abacus abaft abaft abalone abandon abandon abandon hope abandon o.s. to abandon ship abandoned abandonment abase abase o.s. abasement abash abashed abashedly abate abatement abattoir

insan kalabalığı. sorumluluk duygusu. biraz, azıcık: Lower your voice a shade. Sesini biraz alçalt. birine birdenbire moral veren bir şey. körü körüne bir deneme. k. dili çok daha: It´s a sight dirtier than I thought it´d be. Tahmin ettiğimden çok daha kirli. pek çok, bir sürü. k. dili adil bir anla şma. mide bozuklu ğu. fırtınalı deniz yolculuğu. bir sürü yalan. biraz, azıcık. hüner, ustalık. 1. kaliteli şarabın elde edildiği yıl. 2. başarılı bir yıl. pabuç kadar çiklet. k. dili 1. azıcık, birazcık. 2. oldukça. 1. bir haftalık izin. 2. bir hafta sonra. k. dili 1. çok büyük: a whale of a difference çok büyük bir fark. 2. müthi ş, dehşet,ız yalan. zarars çok güzel: a whale of a novel müthiş bir roman. k. dili pek çok: A whole lot of people don´t approve of this. Pek çok ki şi bunu yığın, bir sürü: He laid a wodge of papers on the table. Masaya bir 1. bir hoş görmüyor. sürüdünya çap ında bir güç. bir parça: a wodge of chocolate koca bir pol. evrak koydu. 2. koca/iri i. 1. A, İngiliz alfabesinin birinci harfi. 2. müz. la notası. 3. en yüksek not veya dili birinci s ınıf, klas; çok harf. s., k. en iyi kaliteyi simgeleyen kaliteli. k ıs. Alcoholics Anonymous. i. Adsız Alkolikler (alkolizmle savaşan bir grubun ad ı). k ıs. Artium Baccalaureus. i. lisans. z. i. sayıboncuğu, abaküs, çörkü. z., den. k ıçta, kıç tarafında. edat, den. gerisinde, arkas ında: abaft the beam kemerenin gerisinde. i., zool. abalon (bir deniz kabuklusu), Haliotis. f. 1. terketmek, b ırakmak: Don´t abandon me here! Beni burada bırakma! He abandoned shamanism and kapılma, a Muslim. Şamanizmi bırakıp i. 1. kendini (bir şeye) kaptırma, became kendini bırakma. 2. coşku. ümidi kesmek. kendini (bir şeye) kaptırmak/vermek: She abandoned herself to the music. terketmek. ğe kaptırdı. You´ve abandoned yourself to drink. gemiyi Kendini müzi s. 1. terkedilmiş, bırakılmış, metruk. 2. coşkulu, coşkun. 3. ahlaksız; utanmaz. i. 1. terk, b ırakma. 2. bak. abandon 2. f. -in kibrini k ırmak; alçaltmak. kendini alçaltmak. i. (-in) kibrini k ırma; alçaltma. f. utandırmak, -in gururunu incitmek. s. utandırılmış, gururu incitilmiş. z. utanarak, gururu incitilmi ş bir halde. f. 1. azalmak; hafiflemek: The wind had abated. Rüzgâr hafiflemi şti. 2. azaltmak; hafifletmek: This will abate the fever. Bu ate şi düşürür. i. 1. azalma; indirilme; hafifleme. 2. azaltma; indirme; hafifletme. i., İng. mezbaha, kesimevi.

abbess abbey abbot abbr abbreviate abbreviation ABC´s ABCs abdicate abdication abdomen abdominal abdominal cavity abdominal region abduct abduction abed abelia aberrant aberration abet abetment abetter abettor abeyance abhor abhorrence abhorrent abide abiding ability abject abjure Abkhas Abkhas Abkhasia Abkhasian Abkhasian Abkhaz Abkhaz Abkhazia Abkhazian Abkhazian abl ablative ablative ablaze

i. (kadınlar manastırında) baş rahibe. i. manastır. i. (erkekler manast ırında) başkan, başkeşiş. k ıs. 1. abbreviation kıs. (kısaltma). 2. abbreviated kıs. (kısaltılmış). f. k ısaltmak. i. 1. k ısaltma, bir sözcüğün veya söz grubunun kısaltılmış şekli. 2. k ısaltma, kısaltma işi. alfabe. 2. abece, alfabe, bir işin en önemli bilgileri: i., çoğ., k. dili 1. abece, He still hasn´t bak. ABC´s.ABC´s of the job. İşin abecesini hâlâ sökemedi. i., çoğ., k. dili, learned the f. 1. (kral/kraliçe) tahttan çekilmek, tac ını ve tahtını terketmek; yüksek bir mevkiden çekilmek. tac ını ve tahtını terketme; yüksek (tac ını ve tahtını) i. 1. tahttan çekilme, 2. (kral/kraliçe) (tahttan) çekilmek, bir mevkiden çekilme.1. kar ın. 2. (böcek gövdesinde) karın. i., anat. 2. (tahttan) çekilme; (yüksek bir mevkiden) çekilme. 3. s., anat. 1. karna ait. 2. (böcek gövdesindeki) karna ait. karın boşluğu. karın bölgesi. f. (birini) kaç ırmak. i. (birini) kaç ırma. z., eski yatakta. i., bot. abelya, Abelia. s. 1. anormal. 2. istisnai. i. 1. (doğru/doğal/normal olandan) sapma. 2. ruhb., gökb. sapınç, aberasyon. 3. 1. sapkı. f. (--ted, --ting)tıb. yardakç ılık etmek; kışkırtmak, tahrik etmek. 2. yardımda bulunmak. ılık etme; kışkırtma, tahrik etme. 2. yardımda bulunma. i. 1. yardakç i., bak. abettor. i. 1. yardakç ı; kışkırtıcı. 2. yardımda bulunan biri. i., huk. 1. uygulanmama: That rule has since fallen into abeyance. Sonra o (--red, uygulanmasından vazgeçildi. 2. sahipsiz kalma/olma, f. kuralın--ring) iğrenmek; iğrenip uzak durmak. i. iğrenme; iğrenip uzak durma. s. iğrenç. f. 1. by -e göre hareket etmek/davranmak; (vaade/karara) sad ık kalmak. 2. kalıcı,uymak, baki. s. by -e daimi; -e riayet etmek. 3. çekmek, tahammül etmek; -e i. yetenek, kabiliyet; dirayet. s. 1. rezil, berbat (bir durum); son derece kötü: She had never seen such abject poverty. Hiç öyle bir sefalet görmemi şti. He was an abject liar. Son f. yemin ederek vazgeçmek/reddetmek/inkâr etmek. i. (çoğ. Ab.khas) bak. Abkhaz 1. s., bak. Abkhaz 2. i., bak. Abkhazia. i., bak. Abkhazian 1. s., bak. Abkhazian 2. i. 1. (çoğ. Abkhaz) Abhaz. 2. Abhazca. s. 1. Abhaz. 2. Abhazca. i. Abhazya. i. 1. Abhaz. 2. Abhazca. s. 1. Abhaz. 2. Abhazca. k ıs. ablative. s., dilb. -den haline ait; -den halindeki. i., dilb. -den halindeki sözcük/sözcük grubu. s. 1. yanmakta olan, alevler içinde; tutu şmuş. 2. ışıl ışıl ışıldayan; pırıl pırıl parlayan.

able able-bodied ablute ablution ably ABM abnegate abnegation abnormal abnormality abnormally abnormity abo aboard aboard abode abode abolish abolition A-bomb abominable abominate abomination aboriginal aboriginal aborigine aborigines abort abortion abortionist abortive aboulia abound about about about About face! About ship! about-face about-face about-ship about-turn about-turn above above above above

s. yetenekli, kabiliyetli. s. sağlıklı, sıhhatli. f., şaka y. 1. yıkanmak. 2. yıkamak. i. aptes, gusül, yıkanma. z. ustaca, ustalıkla. k ıs. antiballistic missile. f. 1. feragat etmek; vazgeçmek; feda etmek; (sorumluluktan) kaçmak. 2. inkâr etmek, reddetmek. i. 1. feragat etme; vazgeçme; feda etme; (sorumluluktan) kaçma. 2. inkâr etme, reddetme. s. anormal. i. anormallik. z. anormal bir şekilde. i., bak. abnormality. i., aşağ. yerli, ataları çok eski çağlardan bu yana Avustralya´da yaşamış olan biri. z. (taşıt için) içinde, -de; (taşıt için) içine, -e: All aboard! Haydi binin! edat (taşıt için) içinde, -de: He was aboard the train. Trendeydi. i. 1. ikametgâh, ev. 2. (bir yerde) ikamet etme, oturma. f., bak. abide (4), (5), (6). f. kaldırmak, lağvetmek, ilga etmek; feshetmek. i. kaldırma, lağıv, ilga; fesih. i. atom bombas ı. s. 1. iğrenç, menfur. 2. çok kötü, berbat, pis. f. 1. iğrenmek, nefret etmek. 2. hiç sevmemek, nefret etmek. i. 1. iğrenç/menfur bir şey. 2. iğrenme, nefret etme. i. asıl yerli, ataları çok eski çağlardan bu yana belirli bir yerde yaşamış olan biri. eski ça ğlarda var olan; çok eski çağlardan kalan. 2. ataları çok s. 1. çok eski çağlardan bu1. i., bak. aboriginal yana belirli bir yerde yaşamış olan. i., çoğ. asıl yerliler, ataları çok eski çağlardan bu yana belirli bir yerde ya1. (dölütü) dü şürtmek/almak; -in dölütünü düşürtmek; (dölütü) f. şamış olanlar. düşürmek. 2. (henüz başlanmışken)(dölütü) vermek. 3. düşük yapmak. 4. i. 1. dölüt dü şürtme/alma, kürtaj. 2. -e son düşürtme/alma. 3. başarısızlık. 4. ask., bilg. (uçuşu/işlemi) yarıda kesme. 5. ask., bilg. i. kürtajc ı. s. başarısız. i., İng., ruhb., bak. abulia. f. (in/with) (bir yerde) bol/çok olmak. edat 1. hakk ında, ile ilgili, üzerine, üstüne: I know nothing at all about you. Senin hakk ında hiçbir şey bilmiyorum. I have doubts about them. about z. 1. aşağı yukarı, yaklaşık, az çok; hemen hemen, neredeyse: at Onlar six o´clock saat alt ı sularında. Come about midnight. Gece saat on iki s. ask. Geriye dön! den. Alesta tiramola! i. 1. ask. geriye dönü ş. 2. eskiden savunduğunun tersini savunmaya baask. geriye dönmek. f., şlama. f. (--ped, --ping) den. tiramola etmek. i., İng., bak. about-face 1. f., İng., bak. about-face 2. edat 1. üstünde; üstüne: She was then living in a room above the store. O zamanlar ıda; yukarıdaki: She lives above. Yukarıda oturuyor. He was z. 1. yukardükkân ın üstündeki bir odada oturuyordu.That was above and sitting on the branch above. Yukar ıdaki daldayazıda) eserin bundan A i. 1. the (bir sayfada) yukar ıda yazılanlar; (bir oturuyordu. 2. yukarıya: öncesinde yazıki, yukarıdaki, (sayfanın) yukarısında bulunan; daha önceki s. 1. the yukar ılanlar: As soon as you´ve read the above, give me a call. (bölüm/paragraf/sat ır/sayfa): The above picture depicts the city in 1782.

above all above all above average above average above par above sea level aboveboard aboveboard aboveground above-mentioned abovementioned abovestairs abrade abrasion abrasive abrasive abreast abridge abridgement abridgment abroad abroad abrogate abrogation abrupt abruptly abruptness abscess abscess abscessed abscissa abscond absence absence of mind absence without leave absent absent absent o.s. absent without leave absentee absentee absentee ballot absentee landlord absentee voter absenteeism absently absentminded

her şeyden önce, her şeyden çok. bilhassa, özellikle. ortalaman ın üstünde. vasatın üstünde. tic. yazılı değerin üstünde. deniz seviyesi üstünde. s. 1. dürüst: Be aboveboard with me! Benimle aç ık konuş! 2. yasal, kanuna ayk şekilde. z. dürüst birırı olmayan: It´s completely aboveboard. Tamamen yasal bir s. yerüstü, zemin üstündeki. s. the yukar ıda söz edilen/adı geçen; daha önce söz edilen/adı geçen: It contains an illustration of the above-mentioned picture. İçinde, yukarıda i. the yukar ıda söz edilen/adı geçen şey/kişi; yukarıda adı geçenler; daha önce söz edilen/adupstairs.şey/kişi; daha önce adı geçenler. z., s., i., İng., bak. ı geçen f. aşındırmak. i. 1. s ıyrık. 2. aşındırma; aşınma; abrasyon. s. 1. sinirlendirici, rahats ız edici. 2. aşındırıcı, abrasif. i. aşındırıcı, abrasif. z. yan yana, ayn ı hizada; başabaş. f. 1. (yazılı bir eseri) kısaltmak. 2. azaltmak. i., İng., bak. abridgment. i. 1. yazılı bir eserin kısaltılmış şekli: I don´t read abridgments of novels. Romanların kısaltılmış şeklini okumam. 2. you ever been kısaltma. 3. z. 1. yurtd ışında, dışarıda; yurtdışına: Have(yazılı bir eseri) abroad? Hiç yurtdışına çıktın mı? 2. ev dışında; ortada: That animal ventures abroad i. yurtdışındaki yerler, yurtdışı: Is there any news from abroad? Yurtdışından bir haber varkald ırmak. f. iptal etmek, feshetmek; mı? i. iptal, fesih; kald ırma. s. 1. ani, birdenbire oluveren, apans ız, ansız: They made an abrupt departure. Gitmeleri ani oldu. 2. k k ısa ve ters bir şekilde. an abrupt bir z. 1. aniden, birdenbire, birden. 2.ısa ve ters: He gave me 3. dik/sarpreply. şekilde. 2. k ısa ve ters oluş. 3. diklik, sarplık. i. 1. anilik. i. apse. f. apse olmak. s. apseli, apse olmu ş. çoğ. --s (äbsîs´ız)/--e (äbsîs´i) i., mat. apsis. f. (bir suçtan dolayı) kaçmak, sıvışmak. i. 1. yokluk, bulunmama: We felt her absence. Yoklu ğunu hissettik. He returned after an absence of six months. Alt ı aylık bir aradan sonra dalgınlık. ask. (tekrar dönmek üzere görev yerinden) izinsiz olarak ayr ılma. s. 1. (bir yerde bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan (kişi); (orada art f. ık) bulunmayan (kişi): How many people are absent today? Bugün kaç 1. ç ıkmak, gitmek: I shall absent myself. Çıkacağım. He absented himself for adönmek üzere görev yerinden) izinsiz olarak ayr ılmış olan. ask. (tekrar few days. Birkaç gün yoktu. 2. from -den uzak durmak, -e i. (bir yerde bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan kişi/şey, hazır olmayan kişi.bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan (kişi). s. (bir yerde posta yoluyla verilen oy. kiraya verdiği gayrimenkulden uzakta yaşayıp onunla pek ilgilenmeyen mülk sahibi. oy veren seçmen. posta yoluyla i. 1. (işe, okula v.b.´ne) devamsızlık. 2. kiraya verdiği gayrimenkulden uzakta ya şayıp onunla pek ilgilenmeme. z. dalgın dalgın. s. dalgın.

absinth absinthe absolute absolute majority absolute majority absolutely absolution absolutism absolutist absolutist absolve absorb absorbable absorbed absorbency absorbent absorbent absorber absorbing absorption absorptive abstain abstainer abstemious abstemiously abstemiousness abstention abstinence abstinent abstract abstract abstract abstract art abstract expressionism abstract number abstracted abstraction abstruse absurd absurd absurdity absurdly Abu Dhabi abulia abundance abundant abundantly

i., İng., bak. absinthe. i. apsent. s. 1. tam, eksiksiz: His trust in them was absolute. Onlara olan güveni tamdı. ğunluk.mutlak, saltık, sınırsız: absolute monarchy mutlak monarşi. salt ço 2. pol. salt çoğunluk. z. 1. (äb´s ılutli) (nitelediği sözcükten önce gelince) çok, bayağı: You´re absolutely(günah) Allah taraf ından affedilme; (günah için) af. 2. acıktık! 2. i. 1. Hrist. right! Çok hakl ısın! We´re absolutely famished! Çok aklama, beraat saltç ılık, 3. from (bir sorumlulu ğu/yükümlülüğü) yerine getirmekten i., pol. ettirme. mutlakıyet. s., pol. saltç ı. i., pol. saltç ı. f. 1. Hrist. Allah ad ına (günahı) affetmek. 2. affetmek. 3. aklamak, beraat ettirmek. 4. from (birini) (bir sorumlulu ğu/yükümlülüğü) yerine getirmekten f. 1. (s ıvıyı/gazı/ışığı/sesi) soğurmak, içine çekmek, emmek, absorbe etmek. 2. ö ğrenmek. 3. (dikkati/enerjiyi/zamanı/parayı) almak; (enerjiyi) s. soğurulabilecek, emilebilecek; soğurulabilen, emilebilen. s. tüm dikkatini bir şeye vermiş. i. soğurganlık, emicilik. s. soğurgan, emici, absorban: absorbent cotton hidrofil pamuk. i. soğurgan, emici, absorban. i. soğurucu, emici, absorplayıcı. s. insanın tüm dikkatini toplayan; sürükleyici. i. 1. soğurma; soğrulma; absorpsiyon. 2. öğrenme. 3. (dikkati/enerjiyi/zaman ı/parayı) alma; (enerjiyi) emme. 4. içine alma, s. soğurucu, emici. f. 1. from (bir şeyi) yapmamak: He´s decided to abstain from alcohol. İçki içmemeye karar verdi. 2. oy vermemek, çekimser kalmak. 3. içki i. 1. içki içmeyen biri. 2. oy vermeyen biri, çekimser kalan biri. s. (özellikle yeme içme konusunda) kendini tutan; a şırıya kaçmayan; aşırılıklar bulunmayan. konusunda) kendini tutarak; a şırıya kaçmadan. z. (özellikle yeme içme i. (özellikle yeme içme konusunda) kendini tutma; a şırıya kaçmama, riyazet. i. 1. çekimser oy; oy vermeme, çekimser kalma. 2. from (bir şeyi) kasten yapmama. (bir şeyi) yapmama, riyazet; (yeme içme konusunda) kendini i. 1. (from) tutma. 2. k ıran, riyazetçi. s. nefsini içki içmeme. 3. cinsel riyazet. s. soyut, abstre. i. 1. özet. 2. soyut sanat eseri. f. 1. (äb´sträkt) özetlemek, özet haline getirmek. 2. (äbsträkt´) kafas ını meşgul etmek. 3. (äbsträkt´) çalmak, aşırmak. 4. (äbsträkt´) soyutlamak. soyut sanat. soyut ekspresyonizm. mat. soyut sayı. s. dalgın. i. 1. soyut kavram, soyutlama. 2. soyutlama, soyutlama eylemi. 3. dalgınlık, düşünceye dalmış olma. 4. s. kavranmas ı zor, anlaşılması güç. güz. san. soyutluk. 5. soyut sanat s. saçma, abes, absürd. i. i. 1. saçma olma, saçmal ık, abeslik. 2. saçmalık, saçma söz/davranış. z. 1. saçma bir şekilde. 2. k. dili çok, feci derecede: She´s absurdly rich. Feci derecede zengin. Abu Dabi. i., ruhb. abuli. i. 1. bolluk, çok olma. 2. bereket, bolluk. 3. refah, varl ık ve rahatlık. s. 1. bol, çok. 2. bereketli; feyizli. z. bol/çok miktarda: The fruit trees were now bearing abundantly. Meyve ağaçları artık çok verimli olmuştu.

abuse abuse abuse o.s. abusive abut abutment abysmal abyss AC acacia academic academic academician academy acanthus accede accede to the throne accelerate acceleration accelerator accent accent accentuate accept

i. 1. yetkiyi/görevi kötüye kullanma, suiistimal; do ğru olmayan bir şekilde kullanma; gere ği gibi kullanmama; istismar. 2. kötüleme. 3. kötü f. 1. (yetkiyi/görevi) kötüye kullanmak, suiistimal etmek; do ğru olmayan bir şekilde kullanmak; gereği gibi kullanmamak; istismar etmek. 2. mastürbasyon yapmak. s. 1. kötüleyici; kötü sözlerle dolu; kötü sözler söyleyen. 2. kötü (davran --ting) 1. (on/upon) (-e) biti şmek, bitişik olmak. 2. against -e f. (--ted,ış). dayanmak. i. 1. (köprünün k ıyıya dayandığı yerdeki) ayak. 2. bitişme yeri. 3. bitişme. 4. dayanma. kötü, feci. s., k. dili çok i. dipsiz gibi görünen yer; uçurum. k ıs. alternating current. i. dalgalı akım. i., bot. 1. mimoza, akasya, Acacia. 2. akasya, yalanc ı akasya, Robinia pseudoacacia. 2. teorik, kuramsal. 3. pratik de ğeri/önemi olmayan. 4. s. 1. akademik. resmi, kitabi. ğretim görevlisi. i. üniversite ö i. 1. üniversite ö ğretim görevlisi. 2. akademi üyesi, akademisyen. i. akademi; yüksekokul. i., bot. ayı pençesi, akantus, akant, Acanthus. f. to 1. -e razı olmak. 2. (hükümdar) (tahta) çıkmak. tahta ç ıkmak. f. hızlandırmak; hızlanmak, ivmek. i. hızlandırma; hızlanma, ivme. i. gaz pedalı. i. 1. dilb. vurgu, aksan. 2. dilb. vurgu i şareti. 3. şive. f. vurgulamak. f. vurgulamak.

f. 1. kabul etmek; razı olmak; kabullenmek. 2. (bir şeyi) teslim almak. accept/assume responsibility for -in sorumlulu ğunu üzerine almak. s. kabul edilir, makbul. acceptable i. 1. kabul. 2. (bir şeyi) teslim alma. acceptance i. 1. giriş, geçit. 2. to (biriyle) görüşme imkânı; (bir şeyden) faydalanma access hakk ı/imkânı: He has access ulaşılabilir olma. 3. görüşülebilir olma. 4. i. 1. ulaşılabilirlik. 2. kolaylıkla to him. İstediğinde onunla görüşebilir. 3. accessibility accessible accessible to the public accession accessory accessory after the fact accident accident victims accidental accidentally accident-prone acclaim acclaim acclamation acclimate acclimation acclimatise acclimatization acclimatize kolaylıkla görüşülebilir olma. ulaşılabilen. 3. görüşülebilen. 4. kolaylıkla s. 1. ula şılabilir. 2. kolaylıkla 5. to -den etkilenebilir olma. görüşülebilen. 5. to -den etkilenebilir. halka aç ık.

i. 1. (tahta) ç ıkma. 2. (bir müze veya kütüphanenin koleksiyonuna) yeni al1. aksesuar, eklenti: These are accessories for the new machine. i. ınan eşya, kitap v.b. Bunlar yeni makinenin aksesuarlar ı. 2. (kadın giysisini bütünleyen) huk. suç işlendikten sonra suç ortağı olan kimse. i. 1. kaza (kötü olay). 2. rastlant ı. 3. fels. ilinek, araz. kazaya u ğrayanlar. s. 1. kaza eseri olan, yanl ışlıkla olan. 2. tesadüfen meydana gelen. 3. fels. ilineksel. z. 1. kazara, yanlışlıkla. 2. tesadüfen. s. hep kazaya u ğrayan; sakar. f. 1. bağırarak/alkışlayarak/tezahüratla (birini) (bir şey) ilan etmek: They acclaimed himış. 2. tezahürat. bir tezahüratla onu imparator ilan ettiler. i. 1. övme, alk emperor. Büyük i. 1. bağırarak/alkışlayarak/tezahüratla ilan etme. 2. tezahürat. 3. övme, alk ış. f. 1. alıştırmak, intibak ettirmek: I´m acclimating myself to the customs here. Kendimi intibak ettirme. 2. alışma, intibak2. (to) (-e) alışmak, intibak i. 1. alıştırma, buradaki âdetlere al ıştırıyorum. etme. f., İng., bak. acclimatize. i. 1. alıştırma, intibak ettirme. 2. alışma, intibak etme. f. 1. alıştırmak, intibak ettirmek. 2. alışmak, intibak etmek.

accolade accommodate accommodate o.s. to accommodate one´s pace/step to accommodate their differences accommodating accommodation accommodation ladder accompaniment accompanist accompany accomplice accomplish accomplished accomplishment accord accord accordance accordant according as according to according to all accounts according to Hoyle according to one´s own lights according to plan accordingly accordion accordion accost account account book accountable accountant accounting accounts payable accounts receivable accrue accumulate accumulation accuracy accurate accusation accusative accusative accuse accused accustom

i. 1. ödül. 2. övgü: It received accolades from all the newspapers. Tüm gazetelerden övgüler ald The cell had lastly accommodated a drunkard. f. 1. almak, bar ındırmak: ı. Hücre en son bir ayya şı barındırmıştı. This room can accommodate four -e ayak uydurmak, -e uyum sa ğlamak. birine ayak uydurmak. aralarındaki anlaşmazlıkları uzlaşma yoluyla gidermek. s. uysal, yumu şak başlı. i. 1. kalacak yer: In that region accommodation for the traveler is hard to find. borda iskelesi. den. O bölgede konaklama yeri zor bulunur. 2. uzla şma: Have you i. 1. müz. e şlik. 2. to -e eşlik eden şey: It´s a nice accompaniment to the roast. Rostoyla beraber güzel. i., müz. e şlik eden kişi, eşlikçi. f. 1. eşlik etmek, refakat etmek, beraberinde gitmek. 2. müz. eşlik etmek, refakat etmek. 3. ile beraber (bir şey) yapmak: He accompanied the curse i. suç orta ğı. f. başarmak, becermek, üstesinden gelmek. s. 1. işini iyi bilen, usta. 2. sosyetenin görgü kurallarını ustalıkla uygulayabilen.becerme, üstesinden gelme. 2. başarı, başarılan iş. 3. i. 1. başarma, marifet. devlet aras ında olan) anlaşma. 2. uyum, ahenk. 3. uyuşma, i. 1. (iki mutabakat. uymak, ile ba ğdaşmak, -e uygun olmak/gelmek. 2. with -e f. 1. with -e yak ışmak, -e uygun gelmek/düşmek. 3. vermek:them were delayed for i. verme: The accordance of these privileges to He accorded them that five years. Bu imtiyazlar ın onlara verilmesi beş senelik bir gecikmeye s. bağ. -e göre. z. 1. İki seçeneği olan bir durumu belirtir: You can stay or go, according as you uygun olarak: veya gidebilirsin, nas ıl istersen. It can edat 1. -e göre, -elike. KalabilirsinArrange yourselves according to your height! Boy s ırasına girin! 2. -e göre, (birinin) dediğine/gösterdiğine göre, tüm anlattıklarına göre: He was drunk, according to all accounts. Tüm anlattıklarına göre sarhoştu. usulüne göre, usulen. kendi inançlar ına göre. planlandığı gibi, planlanana uygun bir şekilde. z. 1. ona göre, öyle, öylece: He told me to shoot him, and I acted accordingly. i. akordeon. Kendisini vurmam ı istedi; ben de öyle yaptım. 2. bu yüzden, s. akordeon gibi aç ılıp katlanan, akordeon: accordion door akordeon kapı. f. 1. yakla şıp/gidip (birine) bir şey söylemek. 2. para karşılığında seks teklif etmek. i. 1. hesap. 2. röportaj; (birinin) anlatt ığı. f. for -i anlatmak, -i açıklamak, -i izah etmek. hesap defteri. s. sorumlu. i. muhasebeci. i. muhasebe. tic. alacaklılar hesabı. tic. borçlular hesab ı. f. 1. birikmek. 2. to -e gelmek: What advantages will accrue to us from this? Bunun bize ne gibi faydalar ı olacak? f. toplamak, biriktirmek; toplanmak, birikmek, y ığılmak. i. 1. birikim, birikme. 2. birikinti. i. 1. doğruluk. 2. yanlış yapmamaya özen gösterme. s. 1. doğru, tam. 2. yanlış yapmamaya özen gösteren. i. suçlama. s., dilb. -i haline ait; -i halindeki. i., dilb. -i halindeki sözcük/sözcük grubu. f. suçlamak, itham etmek. s. sanık. f. alıştırmak.

ace ace an exam acetone acetylene ache achieve achievement acid acknowledge acknowledgment acne acorn acoustics acquaint acquaint o.s. with acquaintance acquiesce acquire acquisition acquisitive acquit acquit o.s. well acquittal acre acrid acrobat acrobatic acrobatics acronym across across the board across the way act act as act in unison act on a suggestion act on s.o.´s advice act up acting action activate activation active active service active verb activism activist

i. 1. isk. as, birli. 2. k. dili uzman, eksper. s., k. dili i şinin ehli, as. f. k. dili s ınavda (dokuz ila on arasında) yüksek bir not almak. i. aseton. i. asetilen. i. ağrı, sızı, acı. f. ağrımak, sızlamak, acımak. f. başarmak, yapmak; elde etmek, kazanmak. i. 1. başarı. 2. elde etme, kazanma. i. asit. s. 1. asit. 2. i ğneleyici: an acid remark iğneleyici bir söz. f. 1. (bir gerçe ği) kabul etmek. 2. (bir şeyin alındığını/farkedildiğini) bildirmek. i. 1. (bir gerçe ği) kabul etme. 2. (bir şeyin alındığını/farkedildiğini) bildirme. 3.akne, ındı. i. tic. al ergenlik. i. meşe palamudu. i. akustik. f. 1. bilgi vermek, haberdar etmek. 2. tan ıtmak: This book is designed to acquaint its readers with new developments in the field of genetic hakk ında bilgi edinmek. i. tanıdık, tanış. f. boyun e ğmek, katlanmak, kabullenmek. f. 1. elde etmek, edinmek, almak. 2. kazanmak: acquire a bad reputation kötü bir etme, edinme, alma. 2. kazanma. 3. elde edilen şey, edinti. i. 1. eldeşöhret kazanmak. s. bir şeyler elde etmeye çok hevesli, mal canlısı, açgözlü. f. (--ted, --ting) aklamak, temize ç ıkarmak, beraat ettirmek. yüzünün ak ıyla çıkmak. i. aklanma, beraat. i. 0,404 hektarlık arazi ölçü birimi. s. acı, ekşi, keskin. i. akrobat, cambaz. s. akrobatik. i. akrobatlık, cambazlık. i. birkaç kelimenin ba ş harflerinin veya ilk hecelerinin birleşmesiyle meydana gelenından öbür tarafına: He stretched a rope across the river. edat 1. bir taraf kelime: NATO, UNESCO. Nehrin bir taraf ından öbür tarafına bir ip gerdi. 2. karşısında: Serra lives herkesi ayn ı derecede etkileyen (ücret/vergi). yolun öte taraf ında, karşı tarafta. i. 1. hareket, eylem. 2. kanun, yasa. 3. tiy. bölüm, perde. 4. rol yapma, oyun. f. 1. rol yapmak,yapmak. 2. harekete geçmek. 3. davranmak, başkasının vazifesini oynamak. birlikte hareket etmek. yapılan teklife göre davranmak. birinin sözüne uymak, birinin sözüne göre hareket etmek/davranmak. yaramazlık etmek, gösteriş yapmak. i. oyunculuk. s. vekâlet eden, vekil: acting president ba şkan vekili. i. 1. hareket, eylem. 2. etki. f. 1. harekete geçirmek, hareketlendirmek. 2. harekete geçmek, hareketlenmek. i. 1. harekete geçirme, hareketlendirme. 2. harekete geçme, hareketlenme. s. 1. faal, hareketli, aktif. 2. dilb. etken. askerlik hizmeti. dilb. etken fiil. i. eylemcilik. i. eylemci.

activity actor actress actual actuality actually acumen acupuncture acute acute angle acute angle AD ad adage Adam adamant adamantly adapt adapt o.s. to adaptable adaptation adapter adaptor add add fuel to the flames add spice to add up add up to addendum addict addict adding machine addition additional additive addled address address a remark to addressee adduce adept adequacy adequate adhere adherence adherent adhesion

i. faaliyet, etkinlik. i. aktör, oyuncu. i. aktris, kad ın oyuncu. s. gerçek, do ğru. i. gerçek, hakikat. z. aslında; gerçekten. i. çabuk kavrama yetene ği, keskin zek-â. i. akupunktur. s. 1. keskin. 2. t ıb. akut, hâd. 3. tiz. geom. dar aç ı. geom. dar aç ı. k ıs. Anno Domini M.S. (milattan sonra), İ.S. (İsa´dan sonra). i. ilan, reklam. i. atasözü. i. Âdem Baba, Âdem. Adam´s apple anat. âdemelmas ı. s. son derece kararlı, katı. z. inatla, katı bir şekilde. f. 1. uyarlamak, adapte etmek. 2. al ışmak, intibak etmek. -e kendini alıştırmak. s. yeni ko şullara adapte olabilen/uyarlanabilen. i. 1. uyarlama, adaptasyon. 2. al ışma, intibak. i. 1. elek., mak. adaptör. 2. uyarlay ıcı, adapte eden. i., bak. adapter. f. 1. eklemek, ilave etmek; katmak. 2. toplamak. k. dili yang ına körükle gitmek. k. dili -i canland ırmak, -i ilginçleştirmek. 1. toplamak. 2. k. dili makul olmak, akla yak ın olmak. 1. -e varmak, (bir yekûn) tutmak. 2. k. dili ... anlam ına gelmek: What it adds up to is that you´re not coming. Gelmeyeceksin anlam çoğ. ad.den.da (ıden´dı) i. ilave, ek; ilave edilecek şey/söz. ına geliyor. i. bağımlı, müptela; tiryaki: drug addict uyuşturucu bağımlısı. cigarette addict sigara tiryakisi. f. alıştırmak. hesap makinesi. i. 1. ekleme, ilave. 2. ek, ilave. 3. mat. toplama. s. biraz daha, ilave edilen, eklenilen. i. 1. katk ı. 2. katılan kimyasal madde, katkı maddesi. s. toplamsal, ilave olunacak. s. 1. sersem, şaşkaloz. 2. cılk (yumurta). i. 1. (veya ä´dres) adres. 2. söylev, nutuk. f. 1. hitap etmek. 2. adres yazmak.bir söz yöneltmek. (birine) i. alıcı, kendisine mektup/paket gönderilen kimse. f. (kanıt) ileri sürmek. s. (at/in) usta, çok becerikli; mahir. i. (ä´dept) usta, i şinin ehli. i. yeterlilik, kifayet. s. yeterli, kâfi. f. to 1. -e yap ışmak. 2. -e sadık kalmak, -e bağlı kalmak. i. 1. yapışma. 2. bağlılık. i. taraftar, yanda ş. i. 1. yapışma. 2. to -e bağlı kalma, -e sadık kalma, -e uyma.

adhesive adhesive tape adj. adjacent adjective adjoin adjoining adjourn adjust adjust o.s. to adjustment administer administer an oath administration administrative administrator admirable admiral admiration admire admirer admiring admissible admission Admission free. admit admit of admittance admonish admonition admonitory ado adolescence adolescent adopt adopted child adopted child adoption adorable adoration adore adorn adornment adrift adroit adsorb adsorbent

s., i. yap ışkan, yapıştırıcı. (yapıştırıcı) bant. k ıs. adjacent, adjective, adjustment. s. (to) (-e) bitişik, bitişikteki; komşu. i., dilb. s ıfat. f. bitişik olmak. s. bitişik, bitişikteki, yan, yandaki. f. 1. oturuma son vermek. 2. (toplant ı/oturum) sona ermek, bitmek. 3. (bir başka yere) geçmek. f. ayar etmek, ayarlamak. kendini -e alıştırmak. i. 1. ayarlama. 2. kendini al ıştırma. 3. tic. tazminat miktarının sigortalı ve sigortac ı arasında etmek. f. yönetmek, idare kararlaştırılması. yemin ettirmek, ant içirmek. i. yönetim, idare. s. idari, yönetimle ilgili, yönetimsel. i. yönetici, idareci. s. takdire de ğer, beğenilecek, çok güzel. i. amiral. i. takdir, be ğenme. f. takdir etmek, be ğenmek; hayran olmak, hayran kalmak. i. takdir eden, be ğenen; hayran. s. takdir ettiğini belirten; hayran, hayranlık gösteren. s. kabul edilebilir. i. 1. içeri alma; kabul; giri ş. 2. giriş ücreti, giriş. 3. itiraf. Giriş serbest. f. (--ted, --ting) 1. içeri almak, almak; kabul etmek: They won´t admit you. Seni içeri sokmazlar. 2. itiraf etmek. imkân vermek. i. kabul; giriş. f. tembih etmek; kula ğını çekmek. i. tembih; kula ğını çekme. s. uyarı niteliğinde. i. insanı yoran hazırlıklar; koşuşmalar. i. ergenlik, ergenlik ça ğı. s., i. ergen, ergenlik ça ğında olan (genç). f. 1. evlat edinmek. 2. edinmek, benimsemek. evlatlık, manevi evlat. evlat edinilmiş çocuk, evlatlık. i. 1. evlat edinme. 2. edinme, benimseme. s. tapınılacak, çok güzel ve sevimli. i. tapınma, çılgınca sevme. f. 1. tapınmak, tapmak, çılgınca sevmek. 2. (Allaha) tapınmak, tapmak. f. süslemek, donatmak, donamak. i. 1. süsleme. 2. süs. s. s. usta, çok becerikli. f., kim. adsorbe etmek. i., s. adsorban.

adsorption adult adulterate adulterer adulteress adultery adv. advance advanced advanced in years advanced in years advancement advantage advantageous advent adventure adventurer adventuresome adventurous adverb adversary adverse adversity advertise advertise for s.o. advertisement advertising advertising agency advertize advertizement advertizing advice advisable advise adviser advisor advisory advisory committee advocate advocate adz adze Aegean aerial aerial view aerobics aerodrome

i., kim. adsorpsiyon. s., i. yetişkin; huk. ergin, reşit. f. içine yabanc ı madde katmak. i. zina yapan erkek. i. zina yapan kad ın. i. zina. k ıs. adverb. i. 1. ilerleme, ileri gitme. 2. yakla şım; teklif. 3. tic. avans. f. 1. ilerletmek; ilerlemek.ş, ileri. s. ilerlemi 2. artmak; art ırmak. 3. avans vermek. 4. ileriye almak. 5. yaşlı. a child who´s advanced for his age yaşına göre çok bilgili bir çocuk. yaşlı. i. ilerleme. i. 1. avantaj, üstünlük sa ğlayan şey. 2. yarar, fayda. s. avantajlı, yararlı, faydalı. i. geliş, varış. i. macera, serüven. i. 1. serüvenci, macerac ı. 2. dolandırıcı, dalavereci. s., bak. adventurous. s. 1. macerac ı, maceraperest. 2. maceralı. i., dilb. zarf, belirteç. i. 1. spor, isk. rakip. 2. dü şman. s. 1. kötü, elverişsiz. 2. menfaatine aykırı, aleyhte. i. 1. zorluk, güçlük, s ıkıntı. 2. sıkıntılı bir durum/zaman. f. 1. reklam ını yapmak. 2. ilan etmek. ilan arac ılığıyla eleman aramak. i. ilan, reklam. i. reklamc ılık. reklam ajans ı. f., bak. advertise. i., bak. advertisement. i., bak. advertising. i. nasihat, ö ğüt, tavsiye. s. ak ıllıca, makul, doğru. f. 1. tavsiye etmek, ö ğütlemek. 2. tic. bildirmek. ill-advised s. akılsız, tedbirsiz. i. danışman, müşavir; akıl hocası; rehber, kılavuz. i., bak. adviser. s. danışma kurulu. f. desteklemek, savunmak. i. 1. savunucu. 2. huk. avukat. i. keser. i., bak. adz. s. Ege. i. 1. anten. 2. havai. havadan görünü ş. i., s. aerobik. i., İng. havaalanı, havalimanı.

aerogramme aeroplane aerosol aesthete aesthetic aesthetics aestival afar afar off affable affair affect affect ignorance affectation affected affection affectionate affidavit affiliate affiliate affiliate o.s. with affiliated affiliation affinity affirm affirmation affirmative affix affix afflict afflicted affliction affluence affluent afford affront Afghan Afghanistan afield afire afloat afraid afresh Africa African after after a fashion

i. hava mektubu. i., İng., bak. airplane. i. sprey tüpü, aerosol. i. estet. s., i. estetik. i. estetik. s. yaza özgü. z. çok uzakta. s. rahat, dostça ve sokulgan. i. 1. sorun, mesele, iş. 2. k. dili şey (makine/eşya). 3. k. dili olay, skandal. f. 1. etkilemek, tesir etmek; dokunmak. 2. (hastal ık) zarar vermek: My arm is affected. Hastal ık koluma yayıldı. 3. gibi görünmek, yalancıktan cahillik taslamak, bilmezlikten gelmek. i. sahte tavır, yapmacık. s. 1. (hastalıktan) zarar görmüş. 2. sahte, yapmacık, yapmacıklı. i. muhabbet, şefkat, sevgi. s. sevgisini gösteren; şefkatli, sevecen, sevgi dolu. i., huk. yeminli ve yazılı ifade. f. bağlamak. i. (başka bir şirkete) bağlı olan şirket. ile bağ/ilişki kurmak. s. bağlı. i. bağlantı, ilişki. i. 1. benzerlik, benzer taraf. 2. sempati; sevgi. f. doğrulamak, tasdik etmek. i. doğrulama, tasdik. s. olumlu. i. olumlu cevap. f. 1. takmak; yap ıştırmak. 2. (imza) atmak; (mühür) basmak. i., dilb. önek veya sonek. f. 1. ac ı vermek, ıstırap vermek. 2. başına bela olmak. s. (zihinsel/bedensel bak ımdan) özürlü. i. dert; hastalık. i. zenginlik, refah. s. zengin, gönençli. f. 1. mali gücü yetmek, (bir şey için) parası olmak. 2. (bir şeyi) zarar görmeden küçük dü şüren davranış. f. hakaret etmek, angry. düşürmek. i. hakaret, yapabilmek: You can´t afford to make him küçük Onu i. Afganlı, Afgan. s. 1. Afgan. 2. Afganlı. i. Afganistan. z. k ıra, kırda, evden uzak. s. tutuşmuş; alevler içinde. z. s. z. yeniden. i. Afrika. i. Afrikalı. s. 1. Afrika, Afrika´ya özgü. 2. Afrikalı. edat 1. -den sonra. 2. için, yüzünden; -den dolay ı. 3. ardından: After them came the giraffes. Onlar ın ardından zürafalar geldi. s. sonraki. z. sonra. a şöyle böyle.

after all after all after the dust has settled after the fashion of afterlife aftermath afternoon aftershave aftertaste afterthought afterward afterwards again against against nature against s.o.´s will agave age age limit age limit aged ageless agency agenda agent agent provocateur agglomerate agglomeration aggrandise aggrandisement aggrandize aggrandizement aggravate aggregate aggression aggressive aggressor aggrieved aghast agile agility agility of mind agitate agitated agitation agitator aglow

bununla birlikte, yine de, buna ra ğmen. nihayet. 1. toz da ğıldıktan sonra. 2. ortalık sakinleşip herkes kendine geldikten sonra, ortalık yatıştıktan sonra. ... gibi, ... tarzında. i. ahret, öbür dünya. i. (kötü) sonuç. i. öğleden sonra. i. tıraş losyonu. i. ağızda kalan tat. i. sonradan akla gelen dü şünce. z., bak. afterwards. z. sonra, sonradan. z. tekrar, yine, bir daha. edat 1. kar şı: against the current akıntıya karşı. a vaccine against the flu gribe karaykırı.aşı. 2. aleyhinde, karşı: a vote against the president doğaya şı bir birinin iste ğine karşı. i., bot. agave, agav, Agave. i. 1. yaş. 2. çağ, devir. yaş haddi. yaş haddi. s. 1. (eycd) ya şında: a girl aged four dört yaşında bir kız. 2. (ey´cîd) yaşlı, ihtiyar. 3. (ey´cîd) yıllanmış; eski. 2. eskimeyen. s. 1. yaşlanmayan, ihtiyarlamayan. i. 1. acente; ajans: travel agency seyahat acentesi. news agency haber ajansı. 2. devlet dairesi. i. gündem. i. 1. acente, temsilci. 2. ajan. çoğ. a.gents pro.vo.ca.teurs (^jan´ prôvôk^tör´) provokatör, kışkırtıcı ajan. i. aglomera. i. aglomerasyon. f., İng., bak. aggrandize. i., İng., bak. aggrandizement. f. büyütmek. i. büyütme. f. 1. kötüle ştirmek, zorlaştırmak, ağırlaştırmak, şiddetlendirmek: Don´t scratch that 2. agrega. aggravate it. O yaray ı kaşıma, azdırırsın. i. 1. toplam. sore; you´ll i. saldırganlık. s. saldırgan. i. saldırgan, saldıran. s. incitilmiş; mağdur. s. dehşet içinde, donakalmış. s. çevik. i. çeviklik. zekâ k ıvraklığı. f. 1. çalkalamak, çalkamak; kar ıştırmak. 2. heyecanlandırmak. 3. ruhb. ajite etmek. 4.ı.sallamak.ajite. s. 1. heyecanl 2. ruhb. i. 1. çalkalama, çalkama; ajitasyon. 2. heyecan. 3. ruhb. ajitasyon. 4. sallama. i. 1. k ışkırtıcı, tahrikçi, provokatör; eylemci, kampanyacı. 2. ajitatör, çalkalayıcı, karıştırıcı: washing machine agitator çamaşır makinesi s. parlak.

i. razı olmak. i. s. f. 1. z. gaye. f. tarımsal. s. 2. s. havayolu.. hasta olmak. 1. bak.. 2. i. yolcu uça ğı. tıb.b.. i. Vay! (Şaşkınlık belirtir. Anno Hegirae hicri.). na ğme. f. havalı fren. İng. hoş. hava kompresörü. yardımcı. f. hava boşluğu. ünlem 1. (silah ı) (birine/bir yere) doğrultmak. hava bas ıncı. ıstırap. uçaklar. ileri. rıza göstermek. havalandırmak. hava filtresi. çiftçi. f. hava. herkese söylemek. hava kuvvetleri. rahats ız. 2.). klimalı. i. . tarım kredisi. hava üssü. i. i. maksat. f. hava yoluyla ta şımak/götürmek.. toz v. ileride. 1. i. uçak gemisi. s. (bir şey) (başka bir şeye) uymak. 3. ni şan almak. niyetinde olmak. klima. i. uçak. 1. (bir şeyi) (bir yere) fırlatmak. zirai. hava kirliliği. tavır. iyi2. razı. AIDS. AIDS. hava sald ırısı. 1. 2. havadan nakledilen. mutabık olmak. önce. amaçs ız. amaç. 4.ago agonise agonize agony agree agreeable agreement agricultural agricultural credit agriculture agriculturist aground AH ah ahead ahead of time AIDS aid Aids ail ailing ailment aim aim at aim to aimless air air base air brake air compressor air filter air force air force air pollution air pressure air raid air shaft airborne air-conditioned air-conditioner aircraft aircraft carrier airfield airlift airline airliner airmail z. hava kuvvetleri. i. hemfikir olmak. uçmakta olan. erken.). tıb. ıstırap çekmek. agonize. s. i. 3. 2. evvel: a long time ago çok zaman önce. f. 3. ziraat. (bir şey) i. .. havaalan ı. havadan gelen (mikrop. hasta. rahats ız olmak. i. 2. geçinmek. rahatsızlık. Ah! (Özlem/be ğenme/pişmanlık/öfke/sevgi belirtir. 1. anlaşmak.). z. hava freni. i. anlaşma. iyi.. i.. k ıs. Ah!/Of! (Acı belirtir. yardım etmek. bak. i. aydınlık. tarım. 3. 2. 1. uçak postas ı. tic. s. sözleşme. hastalık. f. hava köprüsü. yard ım. i.

i. ba şka ad. fantezi. ecnebi. huk. alkol. Cezayirli. alarm. z. yangın alarm ı. 1.. neşe ve çeviklik. i. i. geçenek. hava geçirmez. imbik. Arnavut. s. havayollar ı. dili hiç veren. uçak. alkollü. 2. alkol. Cezayir´e özgü. aynı hizaya getirme. s. Cezayir. i. yabanc ı. çoğ.gae (äl´ci) i. 1. deh şet. with alignment alike alimentary alimentary canal alimony uçak mektubu. al. birbirine benzer: We´re alike in many ways. sıraya koyma. i. z. birinin saff ına geçmek. Onlara eşit anat. hayal mahsulü. i. Kısacası. albinos. havaalanı. namı diğer: Cavit alias the Bear Cavit namı diğer Ayı. 1. s. 2. 1.. i. 2. . k. mat. 1. 3.s. 1. çal ım satan. 1. inmek. açık havada. s. i. hayali. uzaklaştırmak. i. bir çeşit bira. Arnavutluk. 2. f. dehşete düşürmek. tehlikeden haberdar etmek. havadar. 1. s. i. yak ın: Her speech is akin to poetry. soğutmak. 4. şen. oyuk. sıraya koymak. i. açık havada yapılan. biri. s. i. benzer. alkollü içki. İng. i. f.. kaymakta şı. albeit an educated one. i. 2. beslenmeye ait. çevik.. f. i. suçun işlendiği sırada başka yerde bulunduğu şeklindeki iddiası.e şit bir şekilde: Treat them alike. uçak kazas ı. i. 2. alkolik. çalar saat. in short. hödü ğünçapar. (duvarda bulunan) niş. albino. Birçok bak ımdan birbirimize benziyoruz. korkutmak. 5. dili bahane. i. sıralar arası yol. havaliman ı. şevk. nafaka. She´s learning French. ak şın. konmak. aynı hizaya getirmek. tehlike işareti: fire alarm yangın zili. i. az açık (kapı). hava gibi hafif. f. i. alg. a boor. korku. cebir. z. ünlem Eyvah!/Yazık! i. uyanık. havai. Arnavutça. i. san ığın. i. olmayan. Cezayir. i. 2. albüm. açık hava. besleyici. albatr. s. s. de olsa: He is. uçuş pisti. 1. çalar saat. 2. mazeret. bağ. Cezayirli. . kendine k. takma isim. hücre gibi ve kapısız ufak oda. s. i.airmail letter airplane airplane crash airport airstrip airtight airways airy airy-fairy aisle ajar akin alabaster alacrity alarm alarm clock alarm clock alas Albania Albanian albeit albino album alcohol alcoholic alcoholism alcove ale alembic alert alfresco alga algebra Algeria Algerian alias alibi alien alienate alight align align o. i. s. 2.. s. Söyledikleri şiire benziyor. i. albeit painfully. tetikte olan. 1. sindirim ayg ıtı. z.. alkolizm. bir hava pratik 6. tahsilli de olsa. canl ı. aralık.

k. Allah. hepsi: All of us went. . 2. dili aklı başında. f. hayatta. hepsi bir. sadakat.. hem de ./Görünüşe aldanmamalı. 2. i. iddia etmek. sabaha kadar. i. k. 1. Peki. alegori. aniden. k. canlı. tüm. s. karmakar ışık. hafifletmek: allay s.. dili Peki. her zaman. her şeyi saran.alive alkali all all along all along all along the line all at once all at once all but all but all day all in a tumble all in one all manner of all night long all of a sudden all of a sudden all over All right! All right. yatıştırmak.o. yekûn olarak... başından beri. Yolun aç ık olsun! daha iyi. . i. Hepimiz gittik. her şey göz önünde tutulursa. 1. He worked all day.´s fears birinin endişelerini yatıştırmak. bütün gece. her çeşit. zamans ız. her alanda ba şarılı. All the best! all the better all the ins and outs of all the livelong night all the rest all the same all the same all the time all the way all the while all the year round all there all things considered all told all too soon All´s fair in love and war. birdenbire. i. diri. (bir konunun/işin) tüm ayrıntıları... gelirim. birden. kim. öteden beri. her zaman. s. all round All that glitters is not gold. boyunca. belirli bir müddetin ba şından sonuna kadar: She wasn´t surprised because she´d known it all the while. tamamen. iddia. -den gayri hepsi. Bütün güller dikenlidir. hep birden. bütünüyle. Adaylar ın ikisi dışında hepsiyle görüştük. 2. ba ğlılık. f. aniden. bütün gün. kalanların hepsi. (bir şeyin) girdisi çıktısı. baştan. hem de Eğitim Bakanıdır. ans ızın. hep böyle. az daha. tamamen. bitmiş. dili ba ştan. birden. alkali. d ışında hepsi: We have interviewed all but two of the candidates. sağ. 1. hep. hepsi: All roses have thorns. i. Allah all-around allay allegation allege allegiance allegorical allegory all-embracing s. alegorik. Hem Savunma Bakan ı. sıra boyunca.: He´s the Minister of Defense and the Minister of Education all in one. her şey göz önüne alınırsa. i. 1. birdenbire./Tamam. Aşkta ve savaşta her şey mubahtır.. daima. -den ba şka. başından sonuna kadar. az kalsın. pek çok yeteneği olan: an all-around student dört dörtlük bir ö ğrenci. tüm yıl boyunca. s. birdenbire. s. 1. 2. altüst. Bütün gün çal ıştı. bütün. bununla birlikte. tekrar.(mektubun sonunda) En iyi dileklerimle! 2. Parlayan her şey altın değildir. ani olarak. (bir yerin) her taraf ı/yeri. I´ll come. pek erken. ans ızın. hem .: All right. hiç bitmeyecekmiş gibi gelen bir gece boyunca. dili Aferin!/Ya şa be!/Çok iyi!/Harika! k. Ba ştan bildiği için şaşırmamıştı.

. to üstü kapalı bir şekilde -den bahsetmek. Geç All right!. 1. müttefik. i. hafifletmek. ayrılmış/tahsis edilmiş şey. tek başına. yapılmasında sakınca olmayan. alımlı.. anla şma. f. den. Bizimle beraber geldi. yalnız başına. k. ara yol. i. All right. bütün gece aç ık olan (lokanta. Az kaldı i. abece. tahsisat. 1. s. pay. alaşım. anıştırmak. -i hesaba katmak. yüksek sesle. i. müsaade etmek. (--ted. çekici. dili bütün gece süren bir olay. yenibahar. bordasına. cazibe. tahsis etmek. with ile beraber: He came along with us. z. f. bak. kafa dengi. s. bak. badem. yalnız. tahsis etmek. hemen hemen: This picture´s almost done. --ting) ayırmak. s. 2. s. s. 1.daha erkeni s. s. 3. albeni. çok kullanışlı. s. her şeyi kapsayan. 2. i. az kald ı. bütün gece süren (bir olay).. s. edat 1. lise veya üniversite. 2. s.allergic allergy alleviate alley alliance allied alligator all-inclusive all-night all-nighter allocate allocation allot allotment allow allow for allowable allowance alloy all-purpose all-right all-round all-rounder allspice allude allure alluring allusion ally ally o. he´s already gone. i. kafadar. dili. uzakta. almanak. dar sokak. ittifak. z. ima etmek. dükkân v. i. yanında. 2. ayırmak. 1. s. şimdiden. her şeye gücü yeten. 4. f. alfabe s ırasına göre dizilmiş: The words are in alphabetical order.. dili iyi. gitti. edat boyunca: along the river ırmak boyunca. ayırma. yüksek da ğlara özgü.): You´re too late. 2. bordasında. az daha. 1. i. i. 2. z. all-right. s. z. Kelimeler alfabe s ırasına göre dizilmiş. müttefik. i. az kalsın. yapılması uygun görülen. i. all-around. pol. s. benzer. Beklenenden . cazibeli. with/to ile beraber. bir kimsenin mezun oldu ğu okul. neredeyse: He almost died. k. 1. 2. kimsesiz. birleşme. azaltmak. izin vermek. i. çekicilik. 2. uzak duran. amerika timsah ı. s.. ile birleşmek. alphabetical. harçlık. tahsis. mubah. alerji. z. i. birle şik. alerjik.. (süre) vermek/tanımak. i. İng. kastetmek. i. z. pol. anıştırma. with/to -e bağlı. kald ın.).s. with/to alma mater almanac almighty almond almost alms alone along alongside aloof aloud alphabet alphabetic alphabetical alpine already alright s.b. sadaka. soğuk.. i. k. halen (Türkçede genellikle çevirisiz kalır. pek çok işe yarayan. f. s.. f. 1. ağaç sınırının üstündeki bölgeye özgü. k ısmen gidermek. alfabetik.. i. yalnız. İng. uzak. Bu resim hemen hemen bitti. her alanda başarılı kimse. be all right. bak. alfabe. yan ına. müttefiklik. i.

şık: kalmamalternatör.nae (ıl^m´ni) i.lum. değişme. altimetre. alma şık akım. başka. değişken. şaşırtıcı. 1. hayrete düşürmek. alüminyum. ne oldu ğu belirsiz.lum. (with) ile. yedek. bir şeyi başarma/elde etme tutkusuyla yanıp tutuşan veya dolu. ğlamak. alternatif.. Ya şlı olduğu halde iyi dans eder. ambülans. i. birden fazla anlama gelme. birleştirmek. seçenek.. (kad ın) elçi.M. aluminum. kim. ise de. 1. i. . i. k ıs. s. ıştı. bir şeyi başarma/elde etme tutkusu. birbirine zıt hisleri olan. yükselti. bot. belirsizlik. pusuya dü şürme. ambiyans. 2. i.. -in birbirini sırayla izlemesini sanöbetle şe. ek karakter tu şu. i. birbirini s ırayla izleme. 1. birden fazla anlama gelebilen. i. -diği halde. 2. İng.M. saat 24. It was cold bilg. s. lise veya üniversite mezunu kız. f. s. saat 2. kullanılır. i. 2.. a. ante meridiem öğleden evvel (24. birbirini s ırayla izleyen (şeyler). bak. i.30. i. hayret. i. i. değiştirilebilir. 1.. a. birbirini sırayla izlemesini sağlama. yükseklik. 2. We had no alternative. Her zaman oldu ğu gibi Levent hariç herkes vaktinde f. Başka çaremiz i. Hava so ğuktu ve bir de i. 2.00 arasındaki saatler için k ısaltması). hava. daima. elek. sefire. You´ll also need tape. s. Bir de bant. s. Artium Magister (hümaniter bilimlerde master derecesinin k ıs. elçi karısı. karışık hisleri olan. 2. sunak. irtifa. iki elini ayn ı şekilde kullanabilen. i. bir de: You´ll need pliers. f. alternatif. i. yükseklikölçer. am amalgam amalgamate amass amateur amaze amazement amazing ambassador ambassadress amber ambidextrous ambience ambiguity ambiguous ambition ambitious ambivalent amble ambulance ambush z. -i nöbetle şe/sırayla yapmak.): 2:30 A. i. f. i. tamam ıyla. başkasının yerine geçebilen kimse. hayrette b ırakmak. f. çoğ. i. i.00-12. insanı hayrete düşüren. nöbetle şe/sırayla yapma. her zaman oldu ğu gibi . amalgam. 1. değiştirmek. Although I tried hard it didn´t do i. insanı şaşırtan. f./Yapacak başka bir şey yoktu. büyük bir amac ın ürünü olan. f. atmosfer. sefire. değişmek. olmakla beraber: Although he´s old he´s a good dancer. 12 A. with ile birleşmek. değişiklik. sırabirbirini sırayla izlemek/takip etmek: In her speech she z. bir okul. 2. hariç: Everybody came on time always excepting Levent.00. rahat rahat yürümek. 1. 1. and it was also wet. kehribar. her zaman. elek. büyükelçi. z. bak. değiştirme. malgama. f. pusuya düşürmek. be.. lise veya üniversite mezunu erkek. alternatif. s. 3. şap. başka. almaşık. z. büyük. s. (uzun zamandır güdülen) büyük amaç. diğer. s. cankurtaran.. Sana kerpeten laz ım. rak ım.ni (ıl^m´nay) i. amatör. şaşkına çevirmek. bütünüyle. biriktirmek. bir okul. çoğ. i. i. bağ.also Alt key altar alter alterable alteration alternate alternate alternately alternating current alternation alternative alternator although altimeter altitude altogether alum aluminium aluminum alumna alumnus always always excepting am AM AM.

. s. ahlakd ışı. amip.. amibe ait. amoeba. amphitheater. biyol. bak. hayatı kolaylaştıran şey. Amerika´ya özgü. i. i. n ışadırruhu. yükselteç. amfibi. i. amorf. bak. f. i.. 1. amfiteatr. i. dostluk. daha uzun/ayr ıntılı bir şekilde söyleme. s. 1. amplifikatör. amipli. among. rahatlık: This hotel has all sorts of amenities. f. ikna edilebilen. 2. i. elek. bellek yitimi. i. s. bak. i. amplifikasyon. i. f. ortasında. amibe benzeyen. . ask. iki ya şayışlı. amortize. s. genel af. mühimmat. the amenities görgü kurallar ı.. 2.. i. cephede geçici cephanelik. uysal. (kuralı/tasarıyı) değiştirme. edat. s.ameba ameliorate amelioration amen amenable amend amendment amends amenity America American American leopard amiable amicable amid amidst amiss amity ammeter ammonia ammunition ammunition dump amnesia amnesty amoeba amoebic amok among amongst amoral amorous amorphous amortisation amortise amortization amortize amount ampere amperemeter amphetamine amphibian amphibious amphitheater amphitheatre ample amplification amplifier i. i. İng. i. to 1. amid. amorti etmek. amortisman. çıkar. sevimli. amnezi. 1. arasında. (kural ı/tasarıyı) değiştirmek. 2. 2. 2. i. bak. iyileştirmek. i. s. jaguar. zool. bak.. ile e şanlamlı olmak: It amounts to the same thing. İng. i. cephane. edat ortas ına. edat aras ına. ampermetre. Amerikalı. f. arkada şça. 2. 1. zool. İng. edat. iyileştirme. amortization. yükseltme. i. amfetamin. arasına... bol bol yetecek kadar. 2. 1. cana yak ın. amonyak. amperölçer. Amerika. ammeter.. s. i. i. 2.. kim. i.. dostça. toplamı (belirli bir miktar) olmak: It amounts to fifty i. ünlem âmin. sınırları belli olmayan. bak. Amerika. i. i. i. düzeltmek. yumu şak başlı. f. Amerikan. s. iki ya şayışlı hayvan. biçimsiz. amipten ileri gelen. Aynı kapıya amper. geni ş.. miktar. s. düzeltme. i. arasında. 1. s. i. zool. bol. amfibi. zool. z. 1. şehvetli. içinde. Bu otelde her tür konfor var. yüzergezer. ıslah. bak. arkada şlık. şehvet dolu.. şekilsiz.

(bir uzvu) kesmek. anatomiyle ilgili. f. örneksel bilgisayar. i. f. i. Anadolulu. i. i. çözümlemek. çözümlemeli. i. i. s. İng. anesthetic. anarşizm. i. analitik. i. i.. eğlence. i. 1. . s. sapa bir sokak.. tıb.. bol bol yetecek kadar. bir uzvu kesilmiş kimse. s.. bak. analiz etmek. bak. k. Anadolu. anesthesia. s. s.. aforoz edilmi ş kimse. ağrı kesici. anatomi. oyalamak.. analjezi. s... tılsım. tıb. analiz. s. bak. 2.. s.. i. paralel. i. bak.. paralellik. (ünlülerden önce) bir. olmuş bitmiş bir şey. 2. analyze. anarşik. i.. 1. f.. bak. anakronizm. bak. İng. güldürücü. i.. s. i. çözümsel. i. benzer. tahlil etmek. s. benzeş. anarşi. benze şen. 1. i. ampütasyon. nazarlık. 1.. dili tuhaf bir adam. s. Anadolulu. i. amok. benzerlik.. çözülmemiş sorun.. f.. anesthesiologist. herkesçe bilinen bir s ır. anal. ancient. anesthetize. k ıs. i. aforoz. tahlili. daha uzun/ayr ıntılı bir şekilde söylemek. gövdebilim.. İng. i.. tahlil. İng. anarşist.. i. İng. bak. eğlendirici. bak. analytic. Anadolu. benzer şey. çözümleme. bolluk. çözümlenmemiş sorun. tıb. lanetleme. İng. 2. i. güldürmek. anemia. anatomik. 2. eğlendirmek. gövde yap ısı. Anadolu´ya özgü.. genişlik. i. z. tıb. bak. analjezik. (sesini) kuvvetlendirmek. İng.amplify amplitude amply amputate amputation amputee amuck amulet amuse amusement amusing an an accomplished fact an odd fish an off street an open question an open question an open secret anachronism anaemia anaesthesia anaesthesiologist anaesthetic anaesthetist anaesthetize anal analgesia analgesic analogous analogue analogue computer analogy analyse analysis analytic analytical analyze anarchic anarchism anarchist anarchy anathema Anatolia Anatolian anatomical anatomy anc f. acı yitimi. i. oyalayıcı. anesthetist. benze şim. f. muska.

i. bir daha. Hem de nas ıl! . (bir cisme ait) köşe. oltayla balık avlamak. Angola. and vice versa.. vesaire. knife and fork bıçakla çatal. i. falan. anestezi uzman ı. demir. vesaire. palmiyeler ve benzeri ağaçlar serada ve tersine. lenger. anestezik. s. palms. 1. Grek. He looked and ran away.. s. hem de. . Bakt ı ve kaçtı. ve benzerleri. f. 1. s. i. Grek dili. yardımcı. Grek. i. çok eski. ve benzerleri.s. melek. 2. and rightly so. demirleme yeri. oltayla balık avlama. 3. cet. dili Balık büyüdükçe tadı yavanlaşır ve tersine. narkozitör. v. demiri. melek gibi.. hiddet. Angola´ya özgü. 4. antik. ançüez...b. soy. TV sunucu. anekdot. öfke. atalara ait. uyu şturmak. öfkelendirmek. i. 3. 3. 1. Angolal ı. s. kansızlık. anecdotal anecdote anemia anesthesia anesthesiologist anesthetic anesthetist anesthetize anew angel angelic anger angina angle angle angle iron angler angleworm Anglican angling Anglo-Saxon Angola Angolan i. i. . narkoz vermek. z. 2. i. ve haklıydı da. Anglosakson. and such should be kept under glass in winter. dili bakış açısı. Pembe bir pelerin giymi şti ve s. ata. f. i. köşebent i. i. i. eski s. Angola. bağ. 1. Angolalı. for (bir şeyi) kurnazlıkla elde etmeye çalışmak. 2. görüş açısı. eski Yunan.. i. yeniden. 2. k. 2. ve ba şkaları. k ızdırmak. ile: mice and men fareler ve insanlar. yine. ve iyi de etti: He scolded him for his negligence. zool. ve benzerleri: Orange trees. üstelik. fıkra. soysal. i. i. aç ı. i. s. 1. fıkra tarzında. anestezi. tıb. i. v. tıb. eski Yunanl ı: the ancient Greeks Grekler. geom. and what have you/and what not k. İhmalkârlığından dolayı onu azarladı ve haklıydı da. tekrar. k. ve aksine: The bigger the fish. ve. she was carrying a pink poodle.. çok eski bir zamandan kalma. the blander its taste. TV (erkek) sunucu. filan. k. vesaire.. vesaire. i.benzerleri. i. gene. i. ihtiyar. s. dili ya şlı. Anglikan. solucan. Grekçe. ayr ıca: She was wearing a pink cape and. oltayla balık tutan kimse. Grekçe. TV (kadın) sunucu. 1.. filan. hikâye..ancestor ancestral ancestry anchor anchor man anchor person anchor woman anchorage anchovy ancient ancient Greek ancillary and And how! and rightly so and so forth and so forth and so on and so on/forth and such and suchlike and vice versa i. i. s. yeniden fakat de ğişik bir şekilde. Greklere özgü. bir çeşit kalp hastalığı. eski Yunanca. dili ve K ışın portakal ağaçları. what´s and what´s more more. çapa.. 2. bir de. f. anemi. duyum yitimi.

i. tiftik. hayvansever. dargın. k ızgınlık.. yıllık. 1. s. i. bildirmek. her bir yıl için. i. tuhaf. gücenik. katma. 2. f. yok etmek. 1. 1. yılın olaylarını anlatan kitap. sinir. canlıcılıkla ilgili. --ling) (yasa. 2. yarg ı. canlılık. belirli bir süre için her yıl ödenen ve emek karşılığı olmayan maaş. animist. feshetme. uygunsuz. anason. (--led. çekicilik. f. canlı. i. canland ırmak. i. yıllık. i. i. kurald ışı. . sözleşme v. 1. i. i. s. şoset. çizgi film. 2. hayvani. yıldönümü. s. kronik. acı. i. sinir bozucu. z. hiddetli. i. 2. 1. bir yıllık ömrü olan bitki. hayat vermek. ankarakeçisi. feshetmek. i. kemikli. i. yatıştırıcı. kin. i. anason.´ni) bozmak. husumet. alışılmışın dışında. (bir metne) notlar eklemek.b. hayvansal. 3. ankaratavşanı. angora. bot. neşeli. 3. angora yün. sinirlendirmek. öfkeli. canlandırma. taciz etmek. 1.. coşku. köşeli. canlılık. i. tarihi olaylar. i. vücut s ıcaklığı. hayvanca. s. hayvanlar âlemi. fesih. (kutsamak için) (ba şına) yağ sürmek. yılda bir. fiz. animizm. artı uç. sıkıntı veren şey/kimse. hayvanc ılık. k ısa çorap. s. bot. ayak bile ği. 1. ilan. i. ek bina. f. yıllık. i. spiker. i. yarg ı. i.´ni) bozma. f. kederli. sinirine dokunmak. ıstırap. acı dolu. hayvan besleme.b. s. ilhak. k ızgın. f. bildiri. s. kemikleri belirgin. 4. 2. eklemek. keder. kızdırmak. imha. düşmanlık. mat. yok etme. katmak. s. canlıcı. ağrı kesici.angora angry anguish anguished angular animal animal breeding animal heat animal husbandry animal kingdom animal lover animal magnetism animal spirits animate animated animated cartoon animation animism animistic animosity anise aniseed ankle anklet annals annex annex annexation annihilate annihilation anniversary annotate announce announcement announcer annoy annoyance annoying annual annually annuity annul annulment anode anodyne anoint anomalous i. s. s ıkıntı vermek. f. baş belası. halhal. ilan etmek. yıl. bela. 2. vakayiname. yılda bir yapılan. meshetmek. hayvan. 2. i. s. beklenene ters düşen. imha etmek.. 1. 1. sıkıntı veren. sözleşme v. (yasa. i. 2. f. canlıcılık. her yıl yapılan. anason tohumu. anot. f. ilhak etmek. 2. ankarakedisi. çelişkili. mü ştemilat. açısal.

. cevap.1. edat. tuhaf davranışlar. İng. detonasyon kesici (madde). s. anomali. 2. antropolog. i. i. önceden tahmin edip şeceğini tahmin etmek/kestirmek. karınca. insanbilimsel. 2. -den önce davranmak. Antarktika. imzas ız. seçki. Antarktik. s.. s. bir. ço ğ. tıb. antropolojik. gerçekle ona göre davranma. i. bakar mısın? telesekreter. s.. 2. ikinci bir: This is going to be another karşılık vermek. dili beklemek. s. bekleme odas ı. i.anonim. 1. hakk ında teminat vermek. hesabını vermek: You´ll have olumlu cevap vermek. i. hasım. anti-. to -e uymak: This man does not answer to the küstahça cevap vermek. (änten´i) duyarga. 1. antagonize.anomaly anonymity anonymous anorak another answer answer back answer for answer in the affirmative answer the door answer the telephone answering machine ant antagonise antagonism antagonist antagonize Antarctic Antarctica antecedent antecedents antelope antenna antennae anterior anteroom anthem anthology anthropological anthropologist anthropology anti antiantiaircraft antiballistic antiballistic missile antibiotic anticipate anticipation anticlockwise anticorrosive antics antidepressant antidote antifreeze antihistamine antiknock i. 1.. i. dili -e kar şı. s. 1. 2. önceki. antilop. k. antikorosif. çare. -den önce davranma.. i. i. şeyin olabileceğini) önceden tahmin etme. (birz. zool. başka bir: another time ıt. bak. dü şmanlık. k. insanbilim. uçaksavar. bir ( şey) daha: another match bir kibrit daha. i. antidepresan. dili dört gözle i. sorumluluğunu üstlenmek: I´ll answer for his safety. Yazar gerçek ismini saklamak için takma ad kulland ı.. düşman etmek. .. kin. i. İng. anten. gerçek ismini saklama: The writer used a pen name to preserve his anonymity. i. f. i.. i. cevap vermek. 3. atalar. i. yanıtlamak. çoğ. başka. will you answer it? Telefon çalıyor. füzesavar. i. 1. isimsiz. s. maskaralıklar. anorak. antropoloji. panzehir. i. ilahi.. bak. s. s. kapıya bakmak: Who´ll answer the door? Kapıya kim bakacak? telefona bakmak: The telephone´s ringing. s. insanbilimci. antihistamin. i. antibiyotik. anten. öndeki. 2. antoloji. antifriz. s. önceden tahmin edip ona göre davranmak. İng. f. i. s. 2. f. antidot.. cevaplamak. i. Güvenliğini üstüme alıyorum.. i. f. -den önceki. k. yan ba şka sefer. 3. husumet.. s. counterclockwise. i. karşılık. muhalif. i. ön. k ızdırmak. (to) -den önce olan. -in aleyhinde. 1. 2. önek karşı.

i. gene de. kayıtsız. ilk ça ğlardan kalma.. 2. bir şey: Do you want anything? Bir şey istiyor musun? I don´t want zaten. apartman İçki içmesini saymazsak iyi bir adam. Ona rağmen yaptım. uydurma. s. Hiç kimseyi bulamad ım. daha fazla: bir şey. s. antikite. sarfınazar edilirse. s. k ıs.ces (ey´pısiz) i. kaygı. karşıt olan. so ğukkanlılık. Apostle. April. z. i.dairesi. her neyse. bir yana: He´s a good houses are his drinking. zirve./Kitapların her biri on dolar. her biri.ses (äntîth´ısiz) i. bir yer: He never goes anywhere. Diğerlerinden ayrı duruyordu. artık: Belma doesn´t live here any more. antiseptik.. 1. antikacı. anüs. 2. i. i. makat. s. antika. örs. s. karşıt olarak. karşı tez. Associated Press. i.. kendine güvenme. z. s. 2. doruk. bak. bir yana. 2. i. çağdışı. ayrı. f. sahte. Hiç yardım daha fazla. bende hiç yok. antika. z. zam. herhangi bir şey: Anything´ll do. öykünmek. He did it withoutfazla help. antitez. kaygılı. antik çağlardan kalma bir şey.. zam. çabuk.. I don´t have any. --es (ey´peksız)/a. antikite. ter kesici. -den apartman.. afrodizyak. bir şeyin tam karşıtı. 1. herhangi bir kimse. antikac ı. lakaytlık. tasa. köhne.. i. neyse. 2. sat ılıyor. Hayır. anything. yine de: I did it anyhow. maymun. hiç: Do you have any candles? Sende hiç mum var m ı? No. i. 2. karşıt anlamlı sözcük. geyiğin çatallı boynuzları. i. endişeli. -den başka. z. ruhb. i. 1. herhangi Don´t give me any more! Bana daha fazla i. 2. Kitaplar onar dolara özgüven. açıklık. Do you need anywhere to stay? Kalacak bir yere ihtiyac ın var mı? I couldn´t find it k ıs. ilgisizlik. i. z. 1. antik ça ğlar. 2.pi. i.. daha: I can´t stay any longer. . 1. her birine: The books are ten dollars apiece. antipati. ne olursa olsun. taklit etmek. neyse.. bak. 2. s. h ızla. 1. çoğ. z. 1. i. i. i. s. roketsavar. anywhere. 1. endişe. 1. süratle: The project is proceeding apace. apart from 1. çoğ. i. 1. antika dükkân ı. z. ilk çağlar. doğruluğu kabul edilmeyen. parça ba şına. 2. Artık Belma burada oturmuyor. an. her neyse. bir tarafa. Hiçbir yere gitmez. ilgisiz. z. 1. tasalı. s. aralık. Hiçbir şey istemem.antimissile antipathy antiperspirant Antipodes antiquated antique antique dealer antique shop antiquity antiseptic antisocial antithesis antithetical antithetically antlers antonym anus anvil anxiety anxious any any longer any more any old thing anybody anyhow anyone anyplace anything anyway anywhere AP Ap apace apart apart from apartment apartment house apathetic apathy ape aperture apex aphrodisiac apiece aplomb apocryphal s. Proje çabuk ilerliyor. s. delik. i. 2.e. Daha any kalamam. s. kimse: Is anybody at home? Kimse var m ı? I couldn´t find anybody. i. 1. insanlardan kaçan. antik. sayılmazsa. sonradan uydurulmuş. bir tarafta: He stood apart (from the others). ona ra ğmen. antisosyal. lakayt. 1.tith. kayıtsızlık. i. i. 2. anybody. zam. birbirinden ayrı: The two man.

dili birdenbire ortaya ç ıkmak. Hz. (açlığı) bastırma. bak. alk ışlamak. 4. 2. elma püresi. 2. i. görünme. meze. zirve. göze çarpan. dili (bir yer) çok düzenli olmak. ilave etmek. yatıştırma. i. i. gökb. iştah. alk ış. 1. (12 ounces) 373 gram. i. i. anat. görünü şe göre. i. i. iştah açıcı. be in apple-pie order k. eklenti. cihaz.. i. z.´nde) ç ıkmak. belli. önder. 3. 3. f. k. görünüm. cazibe. özür dilemek: I apologized to him for being late. dili dalkavuk. çekicilik. s. yalvaran (bak ış). temyiz: the right of appeal temyiz hakk çekici. 3. 2. taviz verme. dehşete düşürmek. ili ştirmek. peydahlanıvermek. f. dili çok kötü. şoke etmek. f. i. 2. 1. arzu. f. bak. müracaatta bulunma. i. deh şet verici. f. ı. i.. 2. gözükme. (belli bir amaç için kullanılan) aygıtlar/makineler. görünü ş. 2. tıb. kesme işareti. 3.. şehvet. s. 1. giysiler..b. çağrı. elma. apopleksi. sevimli. meydana ç ıkmak. (bir f. ait olmak. f. 1.. gözükmek. (gazete. cazip. 4. özür dileyerek. birdenbire peyda olmak. elbiseler. 1. eklemek. i. (dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönme. z. peydahlayıvermek. f. görünüşe bakılırsa. s. apostatize.. (her şey) yerli yerinde olmak. özür dileme. i. (dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönen kimse. (dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönmek. ödün vermek. i. görünmek. 2. korkunç. 2. İng. s. f. 3.. ilave. aç ık.apogee apologetic apologetically apologise apologize apology apoplexy apostasy apostate apostatise apostatize apostle apostrophe apothecaries´/troy pound appal appall appalling apparatus apparel apparent apparently apparition appeal appealing appear appear in concert appear out of thin air appearance appease appeasement append appendage appendectomy appendicitis appendix appertain appetite appetizer appetizing applaud applause apple apple polisher applesauce appliance applicability applicable i. k. f. istek. meydana çıkma. 1. İng. ek. görünürdeki. yat i. in (oyunda/filmde) oynamak. appall. (açlığı) bastırmak. cihaz. taviz vermek. bir hareketin lideri. apologize. berbat. lezzetli. (to) (-e) uygulanabilir. yeröte. pol. tıb. 1. bak.. (to) (-e) uygulanabilme. ba ğlı olmak. i. i. i. 1. 2. pol. albenili. aygıt. Gecikti ğim için ondan özür diledim. 2. dış görünüş. 1. hayalet. 2. doruk. i. ödün verme. 2. 1. 1. i. on konser vermek. sempatik. k. apandis çıkarımı. İsa´nın on iki havarisinden biri. özür dileyen. 3. to -e çekici gelmek. s. ıştırmak. . aşikâr. çerez. 2. 1. s. apandisit. 1. 1. i. i. başvurma. dergi v. f. apandis. i. f. İng. aygıt. belirmek. huk. uzantı.

i. nisan. tahsis etme. z. (bir değeri) artmak. 3. tahsisat. 2. stajyer. . tayin etmek. i. takdir etmek. uygun bir şekilde. i. 2. farkedilebilecek derecede. beğenme. tasvip. tahsis etmek.s. ayırma. 3. f. değer biçme. f. kıymet takdir etmek. 2. yanaşmak. tahmin. Bu soruna yakla şım f. şükran. f. takdir etmek. atama.b. s. tasvip. -e müracaat etmek: Apply to the head physician´s office. kıymet takdir etme. 1. uygulamalı bilimler. i. yaklaşım tarzı: We need to change our approach to i. (bir2. i. i. takdir. paylaştırmak. to apply sanctions appoint appointee appointment apportion apportionment appraisal appraise appraiser appreciable appreciate appreciation appreciative appreciatory apprehend apprehension apprehensive apprentice apprenticeship apprise approach approbation appropriate appropriate appropriately appropriation approval approve approximate approximate approximately approximation apricot April April fool apron apropos i. kavrayşeli. s. f. kendine mal etmek. kendine mal etme. randevu. (to) (-e) atamak. i. tutuklamak. evhamlı. atan ılan görev/makam. uygun bulmak. 1. i. ğerini/önemini/gerekliliğini) anlama. 1. 3. yakalama. 2. 2.this problem. (tarih. kadirşinaslık. 1. nisanbalığı. 1. s. f. 1. tayin etmek.applicant application application form applied applied linguistics applied sciences apply apply a match to apply an embargo apply o. uygulama. kuruntu. saptamak. f. s. yaklaşmak. 2. ayırmak. hakk ında. -e yak ın olma. müracaat formu. i. kadirşinas. takdir eden. uygun bulma. kayısı. yaklaşma. 3. f. 2. 1. başvuru. minnettar. pay. endişe. takdirkâr. 2. yakalamak. uygun. yerinde. 2. onaylama. şeyin şeyin dedeğerbilir. tutuklama. pol. haberdar etmek. -e ait. evham. yanaşma. endiış. değer biçmek. staj. i. şeyin değeri) artma. 1. f. 1. 2. 3. takribi. 3. korku. (bir s. atanan kimse. yakla şık olarak değerlendirmek. müracaat. yaklaşık olarak. tayin. çırak. çıraklık. tatbiki. bölüştürmek. oldukça çok. Ba -i kibritle tutu şturmak. uygulamalı. yerinde. bir nisan şakası. a actual measurements of this i. i. anlayış. uygulamalı dilbilim. -e yakın bir şey. 1. ba şvurma. bütün dikkatini (bir işe) çevirmek. kendini (bir işe) vermek. başvuran kimse. i.ştabipliğe başvurun. de ğerbilirlik. 1. f. 1. i. müracaat formu. 2. be ğenmek. f. i. tatbik etmek: You ambargo koymak. 2. anlamak. 2. (bir şeyin değerini/önemini/gerekliliğini) anlamak. uygulamak. ödenek. tahmin etmek. önlük (giysi). değer biçen kimse. to/for -e ba şvurmak. s. tasvip etmek. yaklaşık. tespit etmek. gün v. bölüştürme. kavramak. edat ile ilgili. yaptırımlarda bulunmak. s.´ni) kararla ştırmak. 3. s. onaylamak. i. -e yakın olmak: Theşağı yukarı. 1. uygun. 1. i. aday. room closely approximate (to) my z. bölüp da ğıtma.

. 2. akıllı istidat testi. Arap. suda ya şar. kanun yerine birinin karar ına bağlı olan. kartal gagas ı gibi kıvrık. i. i. 2. 3. i. başpiskopos. k ıs. mavimsi ye şil.. 1. hakem. yay. 1. 2. f. Arapça. keyfi. 2. 2. i. 1. bak. 2. (bir meseleyi) tarafs ızıyla halletme. That pile of books is apt to fall. arbor. s. (iki taraf aras ında) hakemlik yapmak. Arap.. s. Arap rakamlar ı. kemer. arkaizm. s. atari salonu. 1. çardak. 1. to -e e ğilimli olma. arboretum. i.. i. i. yay kaşlarını kaldırmak. i. sucul: aquatic plants sucul bitkiler. 2. i. arkat. astrol. s. su sporlar ı. başpiskoposun makamı/idaresi altındaki bölge. Arap.. başdiyakoz. 1. s ırakemerler. s. s. yay çizmek. sukemeri. i. sürülüp ekilebilir. arabulucu. arşidük. kabiliyet. akvaryum. Hrist. i. i. uygunluk. i. i. şeytan. mat. kavis. 1. over/above üzerinde kemer oluşturmak. arşidüşes. 1. işlenebilir (toprak). 2. arkaik. İng. i. Arap. i. i. i. i. elek.ık geç kalır.apt aptitude aptitude test aptness aquamarine aquarium Aquarius aquatic aquatic sports aqueduct aquiline aquiline nose Arab Arabia Arabian Arabic Arabic numerals arable arbiter arbitrary arbitrate arbitration arbitrator arbor arboretum arbour arc arc lamp arcade arch arch arch arch one´s eyebrows archaeological archaeologist archaeology archaic archaism archangel archbishop archbishopric archdeacon archdeaconry archduchess archduke archenemy archeological s. Muhtemel bir durumu belirtmek için kullan ılır: He´s apt to be late. archaism. ark. arabulucu karar birinin kararına i. f. arkeolog. i. . 1. archaic. s. şeytanca. kartal gibi. i. tak. arkeoloji. i. Arapça. O kitap yığını devrilir. architect. i. 2. başdiyakozun makamı/idaresi altındaki bölge. ark lambas ı. i. 1. bağlayarak halletmek. Arabistan. 2. Arap at ı. i. bak. i. arabulucu. (havada) kavis çizmek. gaga burun. s. ba şmelek. baş düşman. Arap at ı. i. s. ark. kavis çizmek. yay. arkeolojik. s. architecture. 1. i. 2. ayak kemeri. 2. arabuluculuk yapmak. 1. f. Sık s yetenek. archaeological. üzerinde kemer gibi uzanmak. hakem. Kova burcu. i.

kol.. kemerli giriş/kapı. çekişme. k ısım. i. bak. s. s. i. s. gayret. -e alamet olmak. şevk.. saha. f. münakaşa. güç. argument aria arid aridity Aries arise arisen aristocracy aristocrat aristocratic arithmetic ark arm arm in arm i. s. i. i. s. 1. i. 2. asilzade. i.t. bak. okçu. -i iddia etmek. s.. m ıntıka. şeytan. iddia. 1. Arjantin. kutu. i. f. 2.t. 2. 1. Koç burcu. tartışma. 1. 1. Arktik. astrol. s. 1. archaeologist.. i. . f. lehinde olmak. mimari. O çayırı park alanı olarak kullanacağız. i. silahlandırmak. içinde çok ada olan deniz. 3. Arjantinli. atışmak.. 2. sav. arena. 2. into s. İng. arketip. ç ıkmak. (a. kemerli geçit. 3. f. tartışarak birini bir şey yapmaya ikna etmek. Arjantinli. i. Arjantinli. archaeology.o. mimar. s. arise. bak. i. i. 2. aritmetik. buz gibi.. mimarlık. tartışarak birini bir şeyden vazgeçirmek. Arjantin. i.. i. okçuluk. 2. i. Ciddi misin? i. i. kol kola. tartışmak.rose. çok so ğuk. kavga etmek. ilk örnek. aristokrasi. 1. argue s. 1. civar. silahlanmak. s. olmak. i. (iklim/hava için) kuruluk. şevkli. Arjantin. dal. i. i. 2. i. i. kavga. are not. çetin.o. aleyhinde 4. atışma. ateşli. kol. kurak (toprak). lehinde konu şmak. arya. bak. f. müz. bak. aleyhinde konu şmak. out of s. ağız dalaşı. tak ımada. Arjantin´e özgü. arşivci. 1. Arjantinli.. arşiv. kuru (iklim/hava). münakaşa etmek. -e belirti olmak. (toprakta) kurakl ık. gayretli. s. ardor. --n) (from) (-den) meydana gelmek. çekişmek. i. ateş. i. aristokratik. i. bölge. mimari. bölüm. Argentinean. mimarlığa ait. sandık. bak. 1. i..archeologist archeology archer archery archetype archfiend archipelago architect architectural architecture archives archivist archway Arctic arctic ardent ardor ardour arduous are Are you serious? area aren`t arena Argentina Argentine Argentinean Argentinian argue argue against argue for argue s. 2. i. Arjantin´e özgü. i. be. that -i savunmak. aristokrat.. yöre: We will use that meadow as a parking area. alan. i. There are a number k ıs.

i. aranjman. i. Ermenistan. 2. silahlar. (kuvvetli ve ho ş) koku. i. i. 1. endüvi. 2. kim. 2. elin yetişeceği mesafe. silahlar. f. koltuk altı. 3. i. müz. silahland ırma. suçlamak. silahlı kuvvetler. 1. Ermeni. tevkif etmek. 2. (san ığı) mahkemeye çağırmak. giymek. silahlı. terz. elek. f. giydirmek. rotor. aşağı yukarı. 2. orada f. armatür. sular 1. tutuklama. aranjman. 3. f. (eşyayı) (belirli bir şekilde) yerleştirmek: Elif´s going to arrange the furniture in this room. f. birinin dikkatini çekmek. arranged.. gelmek: When will we arrive? Ne zaman varaca ğız? Has the mail arrived? Posta geldi mi? karara varmak. i. aromatik bile şik. i. k ıs. durdurmak.. 4. 1. 1. donanma. düzenleme. ateşkes. i. düzen. new arrival yeni gelen. 2. i. kucak dolusu: an armful of oranges kucak dolusu portakal. kara ordusu. kuvvetli ve ho ş (koku). ayarlamak: I´ll arrange for a taxi. civarında. 1. zırh. etraf ına: He looked around. 1. geliş. işgal ordusu. çiçek aranjman ı yapmak. yaklaşık.´s attention arrival arrive arrive at a decision arrogance arrogant arrogate güvenlik kuvvetleri. 1. edat ında: around around the table masanın etrafında. silahlanma kontrolü. 2. düzen. silahlı kuvvetler. s ıralanış. arise. huk. bak. tertip. kol boyu. varış. i. z. silahlanma. zırhlı. kolevi. i. . arrival. i. 5. etraf ında: 6 o´clock saat altı sularında. 2. kuvvetli ve hoş kokusu olan. f. vaktinde ödenmemiş borçlar. 1. suçlama. i. etrafında: somewhere around Naples Napoli civarında bir yerde. tutuklamak.. 2. tevkif. i. i. küstahça bir kibir. Ermenice. 6. ordu. Etrafına baktı. çoğ. 2. Bu odan ın mobilyalarını Elif yerleştirecek. döneç. s. (san ığı) mahkemeye çağırma. (askeri birlikleri) sıralamak. s. 2. i. 2. 1. (haks ız yere) benimsemek. küstah ve kibirli. koltuk (mobilya). kim. yerle ştirme. s. s. 1. f.. s. (bir ülkede toplam) askeri güç.arm of the law arm of the sea arm´s length arm´s reach armada armament armature armchair armed armed forces armed forces Armenia Armenian armful armhole armistice armor armored armpit arms arms control arms race army army of occupation aroma aromatic arose around around arouse arr arraign arraignment arrange arrange flowers arrange for arrangement array arrears arrest arrest s. Bir taksi ayarlar ım. i. arrived. huk. f.o.. körfez. uyandırmak. i.(çiçek için)giyiniş. i. i. i. 3. aromalı. aromatik. anlaşma.. aroma. varmak. silahlanma yar ışı. s. 1.

hile. i. yapay tatland ırıcı. eklem. 2. anayol. i. gibi h ızlı. bo ğumlu.. so genellikle. oyun. i. yazı.. cephanelik. Onun sanat yönü de var. 3. büzük. dilb. artezyen kuyusu. tıb. eklemli. kurnaz. (telaffuz). yap ılan şey. her sürüyordu. sanatkârane. hilesizlik. i. 1.. tıb. yapay aydınlatma.. suni. açık (ifade). (bir anlaşmada bulunan) madde. huk.men (artîl´ırimîn) i. 2. 4. mafsal iltihabı. net telaffuz. i. ne kadar . f.. 1. beceriksizce yapılmış. makale. İng. mühimmat deposu.. i. i. ok başı. sanatsız. ar. She fast smart her zamanki Zehir gibi 1. şekilde ifade/telaffuz etmek. sanatl ı. 1. sanatç ılık. 1. TIR. i. tanımlık (a. arter. i.y. temren. arter. s. s.. sanatkârane.til. an. saf. zanaatç ı. bağ. kaba 1. arsenal. -dikçe: I nabbed him as he was going out the door. suni/yapay böbrek. 1. anat. i. sahte. toplar.arrow arrowhead arse arsenal arsenic arson arsonist art arterial arteriosclerosis artery artesian well artful arthritis artichoke article articulate articulate articulated lorry articulation artifact artifice artificial artificial fertilizer artificial flower artificial insemination artificial kidney artificial light artificial lighting artificial person artificial respiration artificial sweetener artillery artilleryman artisan artist artistic artistry artless artlessly artlessness arty as as . as ever as . atardamara ait. so . aç ıksözlü. kundakç ılık. tüzel kişi. s. 4.. oynak. TIR kamyonu. arsenik. 1.. huk. saflıkla. kundakç ı. aç ık bir şekilde dile getirme. dilb. oynaklı. z. saflık. sanat. anüs. i.. 2. özellikle ilk insanların meydana getirdiği sanat i.: As she loves cats. Zaman azaldıkça heyecanı arttı. ok.: As the time grew shorter so his excitement mounted. i.ler. 2. suni/yapay gübre. hilesiz. -dikçe . k ıç. i. yapay ışık. boğumlanma. 2. s. yapma. bir zekâsı var. i. yapay. (top gibi) a ğır silahlar... 2..net the). as a general rule i. i. makat. -irken. insan eliyle bo ğum. anat. as he ı son hızlazamanki gibi: as is asas everas all get-out. artrit. 1. çoğ. hilesiz bir şekilde.. eseri. suni solunum/teneffüs.. arteriyoskleroz. atardamar. yakaladım. s. i. He´s taking life as all get-out. s. as all get-out as . 3. dili son derece. o kadar . i. anat. dü articles of açık bir şekilde ifade edebilen. i. topçu sınıfı.. açık bir 3. . topçu. 1.artistic. hüner. kaba. 2. sanatsal yönü olan: She is also i. 2. suni/yapay dölleme. eşya: various şüncelerini clothing çe şitli giyim eşyası. s. 1. silahhane. anat. beceri. yapay solunum. sanatçı ruhuna sahip. 2. 2. ustal ık.. enginar. yapma çiçek. sanatkâr. damar sertliği.. sanatç ı. Kapıdan çıkarken çok: He was driving as fast more seriouslyArabaygets k.

ona göre. I´m not going.. çok güvenilir. -e gelince. Bitirmi ş gibiyiz. ona kalırsa. -cesine: We behaved as though we´d known each other for years. dahi: I´m going as well. k. İstanbul´a varır varmaz sana ısa zamanda. olduğu gibi. âdeta. Elimden geldi ği kadar yardım edeceğim. yakla as olarak. zift gibi. k. tic. en k telefon edece bir an 1. ise: As for me.o. lying down bir şeyi alttan almak. elinden geldiği kadar. aslında. o halde. dili bir lahzada. 2. 2. Yıllardır tanışırmış gibi davrandık. Sanki uyuyormuş gibi duruyor. as from (olmak): We´ve as good as finished. 2. -den ba şlayarak: as from that date o tarihten itibaren. gibi. kadarıyla. take s... bir elmanın iki yarısı. geri kalan ına gelince.t. henüz. dili çok emniyetli. as regards as regards/to as safe as houses as soon as as soon as possible as such as the crow flies as though as usual as well as well as as yet -e gelince: as to him ona gelince. -er -mez: I´ll call you as soon as I reach Istanbul. kuzu gibi. 1.. çok sa gibi oldu. Önerin Bana göre iyi.. but not as well as E şref.. . -miş gibi. O öğretmendir ve herkes onu öyle tan ıyor. -den itibaren. as quick as a wink ile ilgili olarak.. 1. dili 1. doğal olarak.: He gave me money as well as şimdiye kadar. 2. turp gibi. ama Eşref kadar iyi değil. zaten. sanki. bana gelince. He was smiling as if he´d received some good güya.. -cesine. dili büyük bir küstahl ıkla. It was as though he´d never her zamanki gibi. hep birlikte.. ayr ıca. şimdiki haliyle.. Bense gitmiyorum. şartıyla: şansıma. k. bir misli daha. Ben de gidiyorum. overlooks some important I´m concerned..as a matter of course as a matter of course as a matter of fact as affairs stand as black as pitch as bold as brass as easy as pie as far as as far as he is concerned As far as I can see . ayr ıca. -e (benzemek): He looks as if he´s asleep. -e göre: as far as I can see gördüğüm kadarıyla. güya. gibi. Bana kalırsa . 1. uysal. İyi yazıyor. -diği sürece: You won´t get so much as a penny from me as long as I live. as far as in me lies as far as it goes as far as s. as plain as the nose on your face besbelli. tıpkı birbirine benzer. 2. k. öyle/şöyle/böyle: He´s a teacher and is known as such.. 1. esasen: What kalmak. aslında. asl ında iyi. bir çırpıda. as far as it goes. 2. o durumda. . yapabildiği kadar: I´ll help as much şık I can. apaç ık. kadar iyi: He writes well. elimden geldiği kadar. da. çok kolay. hem .. bir şeyin altında you propose is good. hakk ında. dili dosdo ğru gidecek olursak. sa ğlığı yerinde. şimdiki halde. de. simsiyah. çok terbiyeli. k. 3. . hem de . göz aç ıp kapayıncaya kadar. sanki. sanki. new. tüm gücümle. önce. It´s as good as gibi now bundan böyle. aslında: It´s not a medicine as such. bildiğim kadarıyla. o zaman. is concerned as far as that goes as fit as a fiddle as for as for me as for the rest as from as good as as good as gold as if as if as is as it were as like as two peas as long as as luck would have it as meek as a lamb as much again as much as one can as nearly as I can tell as one man gayet tabii olarak. but it aslında. as far as I´m concerned bana sorarsan.. İng. ğim. gücü yettiği kadar. konusunda. Yaşadığım sürece benden bir kuruş bile alamayacaksın. ama bazı önemli -e göre: It´s fine as far as details. sözde. Yeniğlam..

i. yokuş. 2. i. Asya. 2. i. s. yükseliş. görünüş. bak. 2. i. 2. 1. f. kül tenekesi. dişbudak. henüz. dili ka şınmak. yükselme. (araştırma yoluyla) tespit etmek. f. tırmanış. oyuncunun alçak sesle söylediğibir yana. i. s. 1. ufukta görünmeye ba şlayan. nefsinin isteklerini k ırarak çok sade bir hayat yaşama. z. Asyalı. s. . 2. to -e atfetmek. s. f. kuşkonmaz filizi. istekli. i.. 1. ascendant. i. bir yana: Joking aside. k.. aç ı. Amac ı ünlü olmaktı. uyuşmuş. kimsin No one. çöp tenekesi. saptamak. American Standard Code for Information Interchange bilg. dişbudak. dü şünelim. just who are you? Şaka bir şka. 1. 3. 1. aseptik. nasıl isterseniz. külrengi. (hükümdar) (tahta) çıkmak. yukarı çıkmak. i. f. 1. yemek duas ı yapmak. nefsinin isteklerini k ırarak çok sade bir hayat yaşayan kimse. 3. yükselen. He asked to be excused from the table. z. çok solgun. karada. kötü bir karşılık gerektiren bir davranışta bulunmak. 1. i. -dikçe. Bu -e ricada bulunmak. Meselenin bu yönünüasfaltlamak. 1. i. dişbudak kerestesi. tiy. boğmak. Asyalı. kimse bunu yapamaz. 2. çileci. s. amyant. bakım: Let´s consider this aspect of the problem. riyazet. 2.. 2. Asya´ya özgü. i. asbest. -den ba yana. 1. -mek şartıyla. 2. k. ç ıkmak. sormak. i. uykuda: The guards were asleep. 1. z. karaya. hüküm. She´s asking a lot for this poodle. üstünlük. Asparagus officinalis. z. kıyıda. can do this. belirlemek. eğri. i. f. k ıs. f. i. ASCII (Bilgi Alışverişi için Standart Amerikan Kodu). bot. hâkim. k ıyıya. bot. asfalt. aside from Esat.. s. üstün. 2. dişbudak ağacı. 2. istemek: Sofradan ayr ılmak için izin istedi. çok soluk. (uzun zamand ır güdülen) büyük amaç: It was his aspiration to become famous. nüfuz. bir kenara. i.. kül. oksijensiz bırakmak. i. bak. bir yana. yön.as yet as you please as/so long as asbestos ascend ascendancy ascendant ascendent ascension ascent ascertain ascetic asceticism ASCII ascorbic ascorbic acid ascribe aseptic ash ash ash can Ash Wednesday ashamed ashen ashore ashtray Asia Asia Minor Asian Asiatic aside aside from ask ask a favor of ask for it ask for trouble ask/say the blessing askance askew asleep asparagus asparagus spear aspect asphalt asphyxiate aspirant aspiration daha. sürece. Anadolu. s. i. s. askorbik asit. çarpık. Paskalya´dan önce gelen büyük perhiz süresinin ilk çar şambası. Asya. çilecilik. 1. Bekçiler uykudayd ı. 2. Esat söz. bayır. s. dili bela aramak.. ç ıkış. belayı satın almak. kül tablas ı. -mek koşuluyla. bir yana: sen? i. 1. Asian. ku şkonmaz. küllük.. i. itibar. s. i.

ayırmak. toplamak. -e sahip olmak istemek. anüs. f. tayin etmek. 3. f. (para miktarını) tayin etme. dikkatli ve devamlı çalışan. dindirmek.aspire aspirin ass assail assailant assassin assassinate assassination assault assault and battery assay assay assemblage assemble assembly assembly line assembly room assent assert assert o. a şağılık herif. 4.. 1. dernek. 1. yardım. monte etmek. emval. kurum. dethousand dollars. atamak. -i akla getirmek: I associate that smell with the back streets of Warsaw. iddia. i. çeşitli. aspirin. (para düşünce. atama. to -e razı olmak. sınıflandırmak. to/after -i amaçlamak. ile görü şmek. i. muavin. tahlil. varl ık. 4. f. i. kararlaştırma. eşek. f. 1. s. toplantı. yardımcı. 3. kaba kıç. f. 2. birlik. 2. 2. saldırgan. 1. f. makat. dikkatli ve devamlı (bir çalışma). ya ğmuruna tuttu. onaylama. i. i. türlü çe şitleri içeren bir bütün. 3. f. asistan. 1. ili şki. i. öne sürmek. kıymet takdir etmek: He assessed their house at eighty ğer biçme. suikastç ı. (bir iddiayı) öne sürme. doçent. kalabalık. toplanmak. dangalak. anüs. mal. kaba büzük. meclis. 2. i. it herif. 2. 2. 1. azaltmak. kendini göstermek. 1. assertion assertive assess assessment assessor asset assets asshole assiduous assign assignation assignment assimilate assimilation assist assistance assistant assistant professor associate associate associate professor association assort assorted assortment assuage assume f. 4. asimilasyon. with 1. 3.. ayırma. f. meclis. yağmuruna tutmak: She assailed him with questions. aktif. iş ortağı. montaj hattı. 2. toplantı salonu. rıza. 1. bezmeyerek çalışan. Onu soru i. i. f. yardım etmek. i. hücum etmek. 1. bir araya toplanma. ödev. i. farzetmek. f.. i. tahsis etmek. O koku i. 2. çağrışım. asimile etmek. analiz edilecek bir örnek. suikast. montaj. i. 4. s. i. 1. toplantı. tahlil etmek. huk. with . (birine) (belirli bir) görev vermek: I assigned you to do i. topluluk. -i arzu etmek. 2. f. analiz etmek. i. kendini hissettiren. sald ırmak. çözümleme. i. 1. değer biçen: tax assessor tahakkuk memuru. kongre. 2. puşt. saldırı. 2. Evlerine seksen bin dolar de ğer biçti. (emin bir şekilde) ileri sürmek. i. 1. iş arkadaşı. merkep. k ıymetli şey. değerlendirme. denemek. randevu. 1. -i hatırlatmak. i. değerli bir nitelik/erdem/beceri. müessir fiil. -i onaylamak. 2. f. i. çözümlemek. montaj. 2. f. tayin. tayin etmek. 2. 3.. tic. s. değer biçmek. -i amaç edinmek. mevduat. saldıran kimse.s. i. büzük. 1. ile ilişkide bulunmak. saldırmak. 3. suikast yapmak. servet. analiz. otoritesini kabul ettirmek. varsaymak: You´re assuming too much where Eralp´s concerned. yat ıştırmak. muhtelif. f. 1. f. kararlaştırmak. fikir: What´s your assessment of the situation? Durum i. 1. Eralp´in öyle yapaca ğını farzetmekle pekâlâ yanılmış . bir araya toplama. kaba 1. 2. görev. 2. hafifletmek. i. 2.

1. 1. 2. sigorta: life assurance hayat sigortas ı. 2. astrolojiye ait. Bir yeri belirtmek için kullan ılır: at my office benim büroda.assumed assumption assurance assure assured assuredly assuringly asterisk astern asteroid asthma asthmatic astigmatic astigmatism astir astonish astonishing astonishment astound astounding astray astride astringent astrologer astrological astrologically astrology astronaut astronomer astronomic astronomical astronomy astute asunder asylum asymmetric asymmetry at at a bound at a clip at a distance at a glance at a stroke at a stroke at all at all costs/at any cost at anchor s. bir bak ışta.. i. yıldız işareti (*). uzakta. i. s.. (ata binmiş gibi) bacakları birbirinden ayrı olarak. s. 1. 1. demirli. i. s. i. geminin k ıçına. 2. arkaya. astım. mutlaka. i. 2. i. kurnaz. astronot. gökb. faraziye. gökbilim. lokal olarak doku ve damarları büzen ilaç. varsayım. i. bak. çok büyük. (rahatlatıcı/ikna edici sözlerle) temin etmek. bak ışımsız. 1. şaşkına çevirmek. 2. i. at the station istasyonda. rahatlatıcı/ikna edici söz. geriye. hayrette bırakmak. şoke etmek. z. astrolojik olarak. birbirinden uzak/ayr ı. i. şoke eden. s. astigmatizm. hayali. kendine güvenen. sıkıştırıcı. zan. i. den. astronomik (rakam/büyüklük): astronomical prices astronomik fiyatlar. astımlı. astroloji. z. sa ğlama bağlanmış. s. asteroit. İng. 1. asimetri. gökbilimci. astrolojik. astımla ilgili. astronomik. astigmatik. astrolog. sanı. gerisinde. f. tımarhane. hayrette b ırakan. şaşkınlık. küçük gezegen. cin fikirli. f. rahatlatıcı bir şekilde.. bir anda. büzücü. demir atm ış. ak ıllı. kendine güven(me). hiç. s. 2. asimetrik. astronomi. 2. 2. 2. farzolunan. 2. s. 3. müneccimlik. i. 1. melce. s. 1. astronom. i. i. Bir zaman ı belirtmek için kullanılır: at five o´clock bir hamlede. yıldız falcılığı. z. müneccim. s ığınma yeri. bir hamlede. z. s. hızla. z. parça parça. gökbilimle ilgili. sığınak. s. . i. hayret. bak ışımsızlık. f. s. uzak bir yerde. yıldız falcısı. ayakta. hareket halinde. cin. edat 1. z. akıl hastanesi. ne pahas ına olursa olsun. s. z. 1. heyecan içinde. sağlama bağlamak. astronomical. takma (ad). i.

son süratle. üzerinde konu şulan. ilk bak ışta. tanır. Her an gelebilir. 1. yak ından. aslında. ölmek üzere. her ne ise. serbest. çok yak ından. 2. genellikle. en çok. kendi evinde. makineden anlar. 2. fark ında olmadan apayrı amaçlar peşinde (olmak/çalışmak). 1. tam gazla. çok yak ından. ortada dola şan. sonunda. 1. tam kapasiteyle. en az ından. 2. her ne hal ise: At any rate. en az.at any price at any rate at any time at best at best at bottom at close quarters at close quarters at close range at cross-purposes at dark at death´s door at death´s door At ease! at every turn at first at first sight at four o´clock sharp at full blast at full gallop at full length at full speed at full tilt at great length at heart at home at home in at home with at intervals at issue at its zenith at large at large at last at last at least at least at leisure at length at liberty at long last at long last at most at most at no time at odd moments at once her ne pahas ına olursa olsun. son sürat. her defas ında. uzun uzad ıya. zaman buldukça. en fazla. hiç olmazsa. 2. olsa olsa. boş zamanı olan. Her neyse. ayrıntılarıyla. Rahat! her keresinde. hemen. 1. Her tür -e ından -i iyi bilen: He´s at kendini rahat hisseden. bari. detaylarıyla. bir aya ğı çukurda. 3. neyse. aralıklı. en azından. serbest. ask. İş dünyasını yakaşina. özgür. esasında. en sonunda. son süratle. bütün ayrıntılarıyla. (bir yerde)home with machines of all kinds. we enjoyed your party immensely. 2. olsa olsa. göğüs göğüse. Most of the her an: She could come at any time. hakikatte. en sonunda. zirvesinde. aralarla. (bir konuda) bilgili: He´s at home in the business world. 1. boş zamanlarda. ölümün e şiğinde. boylu boyunca. ak şam olunca. önce. . doruğunda. derhal. nihayet. hiçbir zaman. ayrıntılarıyla. aslında. yakın mesafeden. hava kararırken. bir ayağı çukurda. en a şağı. nihayet. söz konusu olan. hiç olmazsa. sizin parti çok ho şumuza gitti. olsa olsa. 2. en sonunda. evde. saat tam dörtte. dörtnala. ta ş çatlasa. evvela. her neyse. 1.

piyasa fiyatına göre değerlendirilmiş.. . i. tic. . 2. i. Tanr ıtanımazlık. size uygun bir ziyan oldu ğu takdirde sizin hesabınıza. sporcu. . huzur içinde. hemen. bir vuruşta. spor.at once at one blow at one scoop at one whack at one´s command at one´s leisure at one´s peril at one´s pleasure at par at peace at present at random at that at that point at the drop of a hat at the eleventh hour at the end of the day at the expense of at the instance of at the latest at the moment at the outside at the rate of at the risk of at the same time at the sight of at the top of his lungs at the top of one´s lungs/voice at the utmost at the very least at this juncture at times at value at will at worst at worst at your convenience at your risk at/in one fell swoop ate atheism atheist atheistic athlete athlete´s foot athletic athletics 1. En kötü ihtimal. s. zındık (kimse). 1. barış halinde. spora özgü. olsa olsa. en kötü yöne çevrilebilir. s.. istenilen zamanda. dili eninde sonunda. 1. bir vuruşta. sportif. en az. zamanda. dili son anda. f. 2. dili en fazla. ateistik. sporcu. dili bir defada. eat. atletik. and at that he left.. zındıklık. ateizm. şu ara. en aşağı.. mümkün oldu ğu kadar yakın bir zamanda. 2. rasgele. en kötü ihtimal: At worst. pahas ına. k. derhal. azami. -i görür görmez. dili avazı çıktığı kadar. başına gelebileceklerden kendisi sorumlu olarak. onun üzerine: Once again she refused. istenilen şekilde: The aerial can be rotated at will. en geç. (birinin) iste ği üzerine. 2. bir çırpıda. zındık. ayn ı anda. bak. aşamaya gelince: At that point add the eggs. 1. k. atletizm. olsa olsa. o da onun üzerineleft. İng. i. k. aras ıra. emrinde. istediği gibi. Anten istenilen ihtimalde. boş zamanlarında.. madura aya ğı. birden. en çok. dili hemen. i. pahas ına. bu noktada.. Tanr ıtanımaz. halihazırda. avazı çıktığı kadar. istedi ğinde. bir kalemde. şu an. istediği zaman. O aşamaya gelince k. isteğine göre. bazen. 2. son dakikada. tesadüfen. 1.. -i görünce. Bir daha reddetti. ateist. O sırada çıktım. bir darbede. all he´ll get is a year in jail. ateist. bir yıl hapis yer. o s ırada: At that point I ç ıktı. 1. aynı zamanda. 2. tehlike sorumluluğu size ait olmak üzere. k. başabaş. İng. 2. hızla: at the rate of one hundred meters per second saniyede yüz metre hızla. şu an. o noktaya gelince. k. Tanr ıtanımaz. derhal. o 1. şimdilik.

dikkatli: an attentive worker dikkatli bir i şçi. You -e dikkat etmek. dikkat eden. 1. -e delalet i. atlas (harita kitab ı). tasdik etmek. atom sayısı. atomik ağırlık. i. varmak. f. aksesuar. i. kalkışmak: He attempted to climb that mountain. menfur. azaltmak. atom çekirde ği. tecavüz etmek. i. püskürteç. atom. -e sevgi.´ni) affettirecek harekette bulunmak. 4. f. hücum etmek. ermek. 2. 2. kefaret etmek. teşebbüs etmek. nöbet. 1. bakmak. sald ırmak. bir şeye takılabilen parça. f. k. iğrenç. dikkatle izleyen: an attentive audience dikkatle izleyen seyirciler. sevgi bağı. eri şmek. 2. inceltmek. tavır. s. 2. kontrol eden veya yer gösteren görevli. Atlantik. 1. i. 2. theater attendant biletleri bak ım. 2. bağlamak. i. 2. 3. 1. iltifat. -e ba koyma. sevgiyle bağlı. hizmet etmek. 2. hazır bulunmak. 2. 2. f. çalışmak. 2. . f. atom bombas ı.Atlantic atlas atmosphere atmospheric atom atom bomb atomic atomic age atomic bomb atomic energy atomic nucleus atomic number atomic pile atomic power atomic waste atomic weight atomise atomize atomizer atone atonement atrocious atrocity atrophy attaboy attach attaché attaché case attached attachment attachment for/to attack attain attainment attempt attend attend to attendance attendant attention attention span attentive attenuate attest attic attire attitude s. flight attendant dikkat genişliği. atomizör. 1. hacizğlılık. 1. hazır bulunanlar.1. elde etme. atmosfer. to -i göstermek. giydirmek. 1. ilgi. canavarca. atomlara ayırmak.. 3. 1. 2. s. ilişikteki. nükleer atıklar. bak. atom enerjisi. i. değerini düşürmek. kazanma. i. takmak. 3. giysi. atom reaktörü. i. atom bombas ı. nükleer enerji. marifet. -e bakmak. i. girişimde bulunmak. (sıvıyı) püskürtmek. köreltmek. f. 2. bağlı. 1. hücum. f. kefaret. İng. esas duruş/vaziyet. i. tedavi da ğa tırmanmayı denedi. dumura u ğramak. berbatlık. 3. davran ış. ilgili. i. i. f. vurmak. 1. Aferin sana! ünlem. (bir suç. k ılık.b. 2. f. zay ıflatmak. s. telafi etmek. 1. iliştirmek. atomize. 2. dili f. i. huk. el koyma. 1. zerre. atomik. 2. körelmek. s. Bond çanta. nükleer enerji. 1. dumura uğratmak. (bir hizmette bulunan) görevli: shop attendant tezgâhtar. atomik güç. kazanmak. dikkat. i. körelme. berbat. atmosferik. f. saldırı. doğrulamak. i. iğrençlik. (bir belgeyi imzalayarak bir şeyin doğruluğuna/gerçekliğine) şahadet etmek. ilişik. i. elde etmek. elbise. atom çağı.. f. el koymak. O etmek. 1. tavanaras ı. çok kötü. ask. ba şarı. kriz. haczetmek. ataşe. 1. hazır bulunma. hafifletmek. atom ağırlığı. denemek. 3. dumur. huk. s. nükleer reaktör. kabahat v. canavarlık. tutum.

i. i. 1. denetçi. Avusturya. (hesaplar ı) denetleme. küstahl ık. aşınma. f. dinleyiciler. çekicilik. zayiat. i. Avusturyalı. z. i. kontrolör. 1. Avustralya´ya özgü. teyze: She is my maternal aunt. delgi. s. to 1. 2. i. nitelik. i. burgu. i. s. 2. ha şinlik. aşındırma. Avusturyalı. 1. avukat. vasıf. s. Avusturya. alımlılık. küstah. çekici. cüret. bağlama. aunt. i. i. i. güvenilir: How authentic is this news? Ne derece güvenilir bir haber bu? f. to -e uydurmak. toplantı salonu. cazibeli. 1. ağustos. başsavcı. i. yıpranma.. sade ve süssüz. s. f. -e atfetmek. alımlı. i. patlıcan. i. 2. -e al ıştırmak. 2. i. cezbetmek. çekmek. . doğrulamak. f. i.attorney attorney general attract attraction attractive attractiveness attribute attribute attribution attrition attune aubergine auburn auction auctioneer audacious audacity audible audibly audience audiocassette audiovisual audit auditor auditorium auditory auditory canal Aug auger aught aught augment augmentation augur August august aunt auspices auspicious austere austerity Australia Australian Austria Austrian authentic authenticate i. s. gerçeklemek. i. yenge: Aunt Aliye is my uncle´s wife. 1. artırma. uğurlu. seyirciler. sıfat. hala: She is my paternal i. -e mal etmek. f. cüretli. sert. f. Bu bize iyi bir işaret. matkap. akort etmek. August. 1. 1. tasdik etmek. 3. i. işitsel. sade. yorma. hakiki. s. 2. s. (off) açık artırma ile satmak. cazibe. görsel-işitsel. s. i. mezatç ı. odyovizüel. konser salonu. O benim teyzem. otantik. açık artırma. teyp kaseti. s. kumral. 2. fiz. Avusturya´ya özgü. yıpratma. konforsuz. 2. müzayede. 2. f. Avustralyalı. alımlılık. 1. anat. f. yüce ve çok sayg ın. i. gerçek. 2. 1. konforsuz ve dünyevi zevklerden yoksun bir yaşam. i. (iyi/kötü) bir işaret olmak: This augurs well for us. çoğ. 2. duyulabilir. O benim halam. işitilebilir. i. i. s. işitilebilecek şekilde. hayırlı. s. (hesapları) denetlemek. Avustralyalı. Avustralya. çekim. atıf. k ıs. izleyiciler. mezat. sertlik. işitme ile ilgili. İng. i. 2. s. i.. (bir nedene) ba ğlamak. 1. 2. 2. Avustralya. artırmak. i. -e yormak. 1. işitme kanalı. 1. sıfır.

otomatik. . otomatik vites. i. f. otoriter. i. öcünü almak. i. yaramak. imza. otonom. 3. autobiographical. i. para canlısı. otonomi. f. otobiyografi. otokratik. cadde. dilb. i. otomatlardan yemek al ınan kafeterya.. İng. izin vermek. 1. s. i. s. i.. i. s. i.. 2. parayla çalışan yiyecek içecek da ğıtma makinesi. 1. otorite. s. otomatik olarak. heyelan. i. 1. çok güvenilir ( şey). elde edilebilir. otokrasi. bir canlının yapabileceği bazı f. otomatik tabanca/tüfek. otomotiv sanayii. itaat etmeye yönelten. yetki. saygı uyandıran. otomotiv. yazar. otomat. s. otomat. i. yetke. 1. i. s. 1. otobiyografik. i. otokrat. bak.. s. i. otomatik. İng. otomatik transmisyon.. otoriter. authorization. i. of availability available avalanche avarice avaricious avenge avenue i. elde edilebilme. otomobil. amirane. yedek. k. 2. i. 2. 2. otomasyon. özya şamöyküsü. f. i. f. -den yararlanmak. 1. otantiklik. -den faydalanmak. s. bir kimsenin el yazısı. para hırsı. i. i. s. otobiyografi yazar ı. öcünü ç ıkarmak. s. var olma.authenticity author authorisation authorise authoritarian authoritative authority authorization authorize autistic auto autobiographer autobiographic autobiographical autobiography autocracy autocrat autocratic autograph automat automate automatic automatic pilot automatic transmission automatically automation automobile automotive automotive industry autonomous autonomy autopsy autumn autumnal autumnal equinox auxiliary auxiliary verb auxiliary verb avail avail o. otomobil. 2. s. bak. güz. authorize. otistik. var. hav.. yetkilendirmek. 2. gerçeklik. otomatik pilot. otomatikle ştirmek. müellif.s. z. otopsi. özerk. yard ımcı fiil. ç ığ. otomatikman. i. i. i.. güvenirlik. yardımcı fiil. bak. s. sonbahar. yard ımcı. dili oto. s. sonbahar noktas ı. sonbahara ait. 4. yarar. the authorities yetkili ki şiler. 3. izin. i. güz ılımı (21 Eylül´e rastlayan ekinoks). özerklik. fayda.

birinin as ıl işi dışında yaptığı bir iş. yamuk. s. itiraf. -den kurtulmak.bırakan. pilot. s. havac ı. buradan. 2. Pekiştirmek için deplasman. -den çekinme. f. den sak ınmak. çok. 1. 1. uçak kullanmak. -i önleme. uyanmak. -i dehşete düşürmek. f. haz ır olmak. of 1. s. ödüllendirmek. 2.o. 2. berbat. insan ı huşu içinde 2. eğri. fark ında olma. s. 2. uyand ırmak.. dehşet. i. mükâfat. s. s. önlenebilir. mat. 2. k. gözlemek. itiraf etmek. hantal bir şekilde. fark ında. huşu. 1. to -in farkına varmak. z. i. 2. haberdar. tığ. f. 1. (--red. orta. of work. münasebetsiz. i. 2. coşkun. korkuyla karışık şaşkınlık. z. uygunsuz. s. (resmi bir kararla) vermek.. mat. deplasman away! i. bak. 2. bot. 1. with anticipation awake awake awaken award aware awareness awash away away game awe awe-inspiring awesome awestricken awestruck awful awfully awhile awkward awkwardly awkwardness awl awning awry ax axe f. uyanmış. 2. -den kaç ınmak. müthi ş. f. korkunç. 3. i. yön değiştirmek. z. i. 1. i./s. i. i. f. -den kaç ınma. avokado. 1. hiç hoşlanmama. dehşet. (16 ounces) 453 gram. . vasati. f. insan ı huşu içinde bırakan. zor. 2. bir süre. bir müddet: You´ll have to wait awhile. i. i. i. k. uyanmak. 1.en) 1. s. İngiliz ve Amerikan ağırlık ölçü sistemi. (a. -den kurtulma. tente. s. öne sürmek. kullan ılması zor. hantal.. beceriksiz. açıkça söyleme. birini/bir şeyi dört gözle beklemek. çarpık. -den çekinmek. beklemek.. 3. açıkça söylemek. -i huşu içinde bırakmak. to -in farkına varmak. 1. vasati: average annual rainfall yıllık ortalama yağış. 1. ortalama. dehşet içinde.aver average averse aversion avert aviary aviate aviation aviator avid avocado avocation avoid avoidable avoidance avoirdupois avoirdupois pound avow avowal avowed await await s. Bir süre beklemen lazım. 2. Monarşist olduğunu her zaman söyler. bir yana: Put thatmaç ı. hevesli. 2. başka tarafa çevirmek. dehşet verici. i. kaç ınılabilir. 2. -i önlemek. havac ılık. dili çok fazla. O çok i ş ister. 1. ortalama. 2. huşu içinde. s. -in s. f. sakar. olağan. dehşet verici. ax. -i aç ıkça ilan edilmiş olan (biri): He´s an avowed monarchist. f. kundurac ı bizi.. 1. awestruck. bir tarafa. 1. i. i. amerikaarmudu. şuradan. i. 3. beceriksizce. oradan: Go away! Git buradan! 2. dili müthiş. hobi. z. bir yere. mat. korkuyla kar ışık saygı. i. s. 1. hantall ık. s. önlemek. s. 3. f. beceriksizlik. bak.t. balta. biz. s. Onu bir yere kald ır! 3. ödül. sakarlık. -den sak ınma. --d/a.wok. vasat. uyanık. pek çok: That´ll take an awful lot z. i. f. kuşhane. uyand ırmak. 1.woke. --ring) (emin bir şekilde) ileri sürmek.

boşboğazlık etmek. bot. s. arka sokak. s. (ba. bir derginin eski sayılarından biri. yavru. 3. bebek gibi. emzik. z. ba. B. arka taraf. aks. futbol bek. belit.. B. ax. mil. kaşağı. hay hay. f. k. dingil. gökmavisi. biberon. Azeri.. i. eksen.S. b BA baa babble babbler babe baboon baby baby blue baby bottle baby carriage/buggy baby farm baby grand baby sitter baby tooth babyhood babyish baby-sit baby-sitter baccara baccarat bachelor Bachelor of Arts degree Bachelor of Science degree bacillus back back and forth back and forth back country back down back number back number back out back pay back scratcher back seat back street i.li (bısîl´ay) i.axiom axiomatic axis axle ay aye azalea Azerbaijan Azerbaijani azure B. k ıs. ileri geri. çocuk bak ıcısı. melemek. 2. i. i. s.. i. arka. kreş. f. i. f. (birine) a şırı bir özenle bakmak. bekâr erkek. s. k ısa kuyruklu piyano. Rhododendron. bekâr. bak. açalya. 2. -i desteklemek. 1. dili k ız. çocuk arabas ı.A. saçmalamak. i. i. 2. k ıs. anat. fen fakültesi diploması. edebiyat fakültesi diploması. i. 2. i. i. 1. 1. habe şmaymunu. açelya. zool. Bachelor of Arts. (dergi/gazete için) eski sayı/nüsha. bebek. azelya. isk. i.cil. anla şılmaz sözler söylemek.. aksiyom. bebek. caymak. Azerice. baccarat. belitsel. evet. mihver. f. çocuk. çocuk bak ıcısı. sütdişi. bak. bebeklik devresi. bo şboğaz. i. her ihtiyac ını karşılamak. geveze.. muhakkak. ikinci mevki/rol. aksiyomatik. (su) çağlamak. B. 1. meleme. 1. ücret veya maa şın ödenmesi gecikmiş kısmı. z. i. -e yard ım etmek: Akif´s company is backing ileri geri. piliç.es (äk´siz) i. f. 1. k ıs. bakara. gevezelik etmek. --ting) ana babalar ı evde olmadığı zaman çocuğa bakmak. çoğ.by-sat. isk. bir iddiadan vazgeçmek. i. süt mavisi. dili sevgili. k. 3. arka koltuk. s ırt. aye. arka yer. -e arka olmak. sözünden dönmek.. belkemiği.. 2. 1. i. 2. çoğ. . s. çocuk ve bebekler için ücretli bak ımevi. i. basil. İngiliz alfabesinin ikinci harfi. taşra.. Azerbaycan. i.

kompliman söz. i.. f. f. bak. lumbago. 3. 1. 2. sırtüstü yüzme. i. bakteriyolojik sava ş.back talk back to back back up backache backbit backbite backbitten backbone backbreaking backcomb backdoor backer backfire backgammon background backhand backhanded compliment backing backlash backlog backpack backpacker backpedal backrest backside backslid backslidden backslide backspace backstage backstitch backstroke backtrack backup backup copy backward backward backwardness backwards backwards and forwards backwards and forwards backyard bacon bacterial bactericide bacteriological bacteriological warfare küstahça kar şılık verme. s. i. k. i. bak. f. yıpratıcı. bilg. bak. 1. z. bak. bel bilg. fon. 4. (siyasal/toplumsal bir geli şmeye karşı) güçlü tepki. yedek. (saçları) tersine taramak. 2. f. 1. geri kalm ışlık. 3. s. 1. f.slid. ileri geri. 2.. yedeklemek.. 2. backbite. k. yürek gücü.. backslide. 1. geç kavrama. geri tepmek. (kan ıtla) desteklemek. s. back. backslide. ileri geri. omzunda sırt cevaplamaya bakmalısın. f. s. birikmiş iş. müz. belkemiği. i. karakter kuvveti. i. backward 2. f. back. arka bahçe. evin arkas ındaki bahçe. arka taraf. s. geç kavrayan. bakterisit. k. s. 1. O birikmiş mektupları çantasıyla gezmek. geri sürmek. 2. arka çıkmak. i. elin tersi öne gelecek şekilde yapılan vuruş. dili caymak. 1. en önemli destek. elinin tersiyle. tornistan etmek. i. (back.. bakteriye ait. olup olmadığı belli olmayan kompliman gibi gözüken ele ştiri. dili yasad ışı. z. perde arkas ı.slid/back. sırt çantası. f. arka. s. tersine. 2. geldiği yoldan geri dönmek. i. desteklemek. gerilik. iğneardı dikiş yapmak. elin tersi öne gelecek şekilde yapılan (vuruş v. f. i. 1. f. i.den) (iyi yoldayken) kötü yola sapmak. arkalık. tuzlanmış/tütsülenmiş domuz böğrü/sırtı. geri kalmış. istenilenin aksi olmak. destekçi. backbite. belkemi ği. i. anat. tavla. i. yedek. geri tepme. i. (daktiloda/bilgisayarda) geri gitmek.bit. bir kimsenin geçmi şteki görgü. 2. beyk ın. 2. omzunda s ırt çantasıyla gezen kimse. . arka plan. geriye do ğru. geri geri. destek. temel. i. 3. maneviyat.slid. 2. omurga. i. dili k ıç.bit.). i. bakteriyolojik. e şlik eden. makat.romatizması.ten) arkas ından çekiştirmek/kötülemek.b. iğneardı dikiş. i. 1. i. pedalı geri çevirmek. kulis. f. (motorun ate şi) geri tepmek.. geri gitmek. arka arkaya. yığılmış iş: You should work on that backlog of unanswered letters. çok yorucu. sırt ağrısı. f. i. (back. bak. zemin. s ırt sırta. 2. 1. yedek kopya. f. geriye do ğru yapılan. z. i. çevre ve tahsili. taraftar.

2. kefaletle tahliye edilme. Bahreyn´e özgü. worst) 1. i. torba gibi sarkan. furgon. hasta/sakat alınamayan alacak. kesekâ ğıdı. şüpheli alacak./s. eldeki imkânlar. Bahreynli. çuvala koymak. --ging) 1. fırın. s. yetki alanı. yemlemek. Onlar birbirine dü şman. (--ged. vahim. kâhya. on üç. ekmekçi.o. olta yemi. ünlem Tu! s. bozulmuş (yiyecek). i. kurabiye.i. Bahreynli.. bozuk. emanet. bir sürü yalan dolan. out bailiff bailiwick bait bake bake sale baked beans baked potato baker baker´s dozen bakery baking baking powder i. bagaj. i. 1. i. şanssızlık. s. Bahreyn. 2. z. i. bac. nişan. huysuz. i. i. 1. 1. f. uzmanlık alanı. i. 2. torba. Bahama Adalar ı´na özgü. 1. out (tekneye) birine kefalet suyu kova. s. 2. i. s. s. dili kötülemek. pasta gibi şeylerin satışı. çuval. 2. engel olmak. yük vagonu. ile k.. zool.ri. tüm eşyasını bir torbada taşıyıp sokaklarda yaşayan kadın. ekmek f ırını. 5. fırında pişirilmiş kuru fasulye. ma şrapa v. kötü. f. icra memuru. bakteriye ait. 2. 2. Bahamalı. i. Bahama Adaları´na özgü. başının etini yemek. 1. kabartma tozu. hatal ı. bid.o. yolcu e şyası. bütün eşyasıyla. 2. f. i. 3.b. That child badly needs a new pair of shoes. bakteriyoloji. bakteriyolog. kötü. 1. fena bir şekilde: The team was badly beaten.a (bäktîr´iyı) i. çanta. i.. ahlaks ız. f. There niteliksiz. s. i. f. Takım fena halde yenildi. fırında patates. ters. 2. Bahamalı. Bahreyn. hoş olmayan. f. aksi.bacteriologist bacteriology bacterium bad bad blood bad debt bad debt bad luck bade badge badger badly bad-mouth bad-tempered baffle baffling bag bag and baggage bag lady bag of tricks baggage baggage car baggage room baggy bagpipe bah Bahama Bahamas Bahamian Bahrain Bahraini bail bail bail s. dili birini/bir şeyi (zor bir durumdan) kurtarmak. bakteri. kumpir. (bir) pişim. kullanılan) kova.te. 4.. kötü. 2. Bahama. fırında pişirme. (san ığın tahliye edilmesi için verilmesi gereken) teminat akçesi.b. 2. kapan yemi. 1. boşaltmak.t. (av ı) yakalamak. şaşırtmak. f. 1. i. out bail s. aldatıcı. is bad blood between them. kefalet. fena halde. pastane. şaşırtıcı. fırında pişirmek. porsuk. rozet. hiç rahat b ırakmamak. k. kese. müz.. çoğ. şapşal duran (pantolon). bak. . 6. fırıncı. çok: f. f. (worse. maşrapa v. 1. tulum. gayda. 1. torbalamak. (tekneye giren suyu bo şaltmak için tekneye girenederek tahliyesini sa ğlamak. huk. i. 2. evde yapılmış kek. ciddi. 1. Bahama. O s. i. heybe. 2. sözlerle eziyet etmek. i.

i. sade. balo. türkü.. s.. rayiha. pelesenk. 1. s. bak. i. 1. 2. 2. oy sandığı. i.. bale. husyeler. göt. i. dans salonu. tüysüz. bilanço. olarak kullan ılan birkaç çeşit yağ. topak: a ball of dough bir topak hamur. i. i. i. yürümemekte direnmek. balon lastik. s. bakiye. yumak: a ball of yarn bir yumak iplik. 1. 2. dazlaklık. melisa. heyecanlı ve şamatalı propaganda/reklam. balerin. kabartma tozu. zırva. dili i. 3. İng. bail 2. yalın. 1. dili (bir şeyin) içine etmek. yürümemekte direnen. ask. dengeli. f. i. ayak parmaklar ının kökü. dansör. borç bakiyesi. s. s. f. up k. balon gibi şişmek. 2. 4.y. İng. küre. top. balkon. f. balya. balistik e ğrisi. 3. 2. 5. 1. 2. i. 5. argo 1. terazi. 3. sodyum bikarbonat. denge. 2. 3. tükenmez kalem. bot. roket. barefaced. i. şamandıra ile işleyen kapama valfı. balyalamak. gürültü. dengeli olmak. ödemeler dengesi. i. 2. d.. ithalat ve ihracat aras ındaki değer farkı. saçma. balast. 4. argo baya ğı cesur: She´s one ballsy female! Amma taşaklı karı yahu! i. balerin. taşak. bir engel kar şısında duraklamak. k ılsız. inat eden (hayvan). i. lastiğin balans ayarını yapmak. 2. den. fasa fiso. tükenmez. balo salonu. i. mak. bilye. bale trupu. dengelemek. 1. meşum. k. balistik. patırtı. i. ilaç velvele. ticaret dengesi. 2. cesaret. ta şaklar. 1. f.. s. ağrı veya sızıyı dindiren . balad. atış bilimi.. i. i. denklem. 1. i. oy pusulas ı. sodyum bikarbonat. güzel koku. kokulu merhem. dili 1. s. uğursuz. bahşiş. pranga. şamata. bak. balistik. 3.baking soda baking soda baksheesh balance balance a tire balance of a debt balance of payments balance of power balance of trade balance sheet balanced balcony bald bald-faced baldness bale bale baleful balk balky ball ball ball and chain ball bearing ball cock ball of the foot ballad ballast ballerina ballet ballet dancer ballistic ballistic curve ballistic missile ballistics balloon balloon tire ballot ballot box ballpark ball-point ball-point pen ballroom balls ballsy ballyhoo balm karbonat. dazlak. i. f. balon. (uluslararas ı ilişkilerde) kuvvetler dengesi.. i. oğulotu. safra. tükenmez kalem. bilanço. k.

i. f. kayış. banka ıskontosu. s ıradanlık. Banglade şli. i. 2. k. v. bir tahtası eksik. sevinç. bant. 2. (nehir. i. i. 4. 2. pelesenk. be bandied about ağızdan ağıza ile haberi) ile ağız dolaşmak. menetmek. uzakla ştırmak. kolan. yasak. s ıradan.. banka. kavgası yapmak. söylenmek. toprak kümesi. bir araya toplamak. tırabzan. yığılmak. 1. i. (bulut) kümesi. bambu. 1. i. i. k. yat ırmak. 2. doland ırmak. f. k. aldatmak. heyecan. sürgün. zararlı. f. kâkül. banknot. i. 2. sargı. plaster. 2. i. Bangladeş. 1. banallik. k. i. kötü. i. dili sosis. tak ım. ama canına okuyayım deme! i. i. kâ ğıt para. bağlamak. İng. dili kaçık. 2. perçem. s.b. İng. olay. uzun çizgi. 1. (--ned. gürültülü birdare mahvetmek. Band-aid. bant. Banglade ş. i..yaymak. i. banal şey. s. şerit.balmy baloney balsam Baltic balustrade bamboo bamboozle ban banal banality banana banana pepper banana republic band band band saw band together bandage Band-aid band-aid bandit banditry bandmaster bandstand bandwagon bandy bandy about bandy words with bandy-legged bane baneful bang bang up banger Bangladesh Bangladeshi bangs banish banishment banister bank bank bank account bank bill bank discount bank holiday bank note s. dili geçici: a band-aid solution geçici bir çözüm. tırabzan küpeştesi. korkuluk.. fasa fiso. şaşırtmak. bir senedin banka tarafından kırılması. çarpık bacaklı. Çat!/Bom! 2.. Baltık. s.´ne ait) k ıyı. 2. yara band ı. 1. f. birleşmek.okumak: çarpmak/kapanmak. cumartesi ve pazar günleri dışındaki resmi tatil. (bir atışmak. i. z ırva. i. i. sargı. i. 2.. 1. zümre. f. haydut. . i. kemer. şerit testere. açık havada çalan müzik topluluklarına özgü ve çoğu zaman üstü kapalı platform. f. kenar. çarliston. bir cins salam. tırabzan. f. gürültü. i. pat ırtı. 1. sürgüne göndermek. (bir sözü) çok iyi biliyormu ş gibi kullanmak. banal. s. f. banal söz. 3. Bangladeş´e özgü. sansasyon. birleştirmek. y ığmak. göl. muz cumhuriyeti.. i. k ırkma. kovmak. bak. i. patlama. dili 1. çarliston biber. bando. bir araya toplanmak. 1. s. 2. Bangladeşli. i. s. (yarayı) sarmak. 1. but don´t you şekilde bang it up! Arabam ı kullanabilirsin. 1. dili saçma. 3. e şkıya. i. banka hesab ı. i. çemberlemek. 3. k. can ına şiddetle You can use my car. müz. bir banka taraf ından diğer bir banka üzerine çekilen poliçe. bando şefi. bayağı. haydutluk. sürmek. yanları hafif meyilli/dik) bankaya (para) 3. (bir fikri) ortaya atmak. banknot. muz. 1. f. yumu şak ve ılık (hava). kurdele. 2. --ning) yasaklamak. i. (set gibi duran.

iğneli (söz).bank on bank rate bank vault bankable bankbook bankcard banker banking bankrupt bankruptcy banner banns banquet banter baptise baptism baptize bar bar none bar of soap barb Barbadian Barbados barbarian barbaric barbarism barbarity barbarous barbecue barbed barbed wire barbell barber barbershop bard bare bare bare its teeth bare living bareback barefaced barefoot barefooted barehanded bareheaded barelegged barely -e bel ba ğlamak. istisnas ız. . alem. i. batk ı. f. -e güvenmek: We are banking on their support. ozan. baptize. 1. para getiren. hesap cüzdanı. i. sancak. dikenli. i. silahs ız. ancak. Desteklerine bel ba ğladık. banka ıskonto haddi. güçbela. s. 2. 2. i. vahşet. çoraps ız. oranı. i. eldivensiz. i. Barbados. i. 2. 2. aletsiz. i. 1. s. 4. s. berber. su içindeki kum seti. 5. başı açık. (--red. faiz banka kasas ı. kızartılan et. barbarca. barbarlık. 3. vaftiz etmek. 1. --ring) 1. takılma. i. 2. takılmak. 1. açmak. z. vaftiz. Barbadoslu. ziyafet. i. i. f. i. k ıt kanaat geçinme. medeniyetsiz. (gelecek bir tarihe ait) evlenme ilan ı. etin bu şekilde s. ayrıksız.. sos dökülerek ızgarada dikenli tel. man şet. 1. barbar. şakalaşma. yalınayak. üstüne baharatlı bir kancalı. iflas ettirmek. baro. 3. f. ölçü çizgisi. engel. gazet.. 2. apaç ık. halter. iflas etmiş. s. bayrak. i. i. çubuk. dili kâr getiren. şakalaşmak. bear 2. müflis. f. s. i. 1. barefoot. s. s. sabun kalıbı. vah şi. bar (içki içilen yer). i. berber dükkân ı. ç ıplak. s. i. eski. vah şi. berber. z. barbekü. banka cüzdan ı. iflas. kanca. batkın. bankac ılık. bankac ı. i ğneleyici söz. huk. çengel. i. s. (bankan ın çıkardığı) kredi kartı. Barbadoslu. i. batırmak. 1. sürgülemek. bak. 1. i. Barbados´a özgü. barbar. 2. i. düpedüz: That´s a barefaced lie.. s ırık. f.. s. f. tıraş etmek. Düpedüz yalan bu. i. z. (hayvan) dişlerini göstermek. 3. 2.. k. İng. f. z. z. bak. müz. Barbados.. i. s. (et k ızartmak için dışarda kullanılan) ızgara. resmi ziyafet. 6. f. saz şairi. bak. s. soymak... çıplak bacaklı. ancak yetecek kadar. vah şi. 2..

barf bargain barge barge in bark bark bark up the wrong tree barkeep barkeeper barley barmaid barman barmy barn barnstorm barnyard barnyard fowl barometer baron baroness baroque barracks barrage barred barrel barrel organ barrel vault barren barrette barricade barrier barrister barroom barrow bartender barter base base base of operations base s.t. on baseball baseboard baseless basement baseness bash bashful

f., argo kusmak. i. kusmuk. i. 1. iş anlaşması. 2. kelepir. f. 1. pazarlık etmek. 2. for/on -i ummak, -i beklemek: I hadn´t bargained on that. Öyle bir şey beklememiştim. i. mavna. burnunu sokmak, işe karışmak. i. havlama. f. havlamak. i. kabuk; a ğaç kabuğu. k. dili yanlış kapı çalmak. i., bak. barkeeper. i. barmen. i. arpa. i. barın tezgâhında çalışan kadın, barmeyd. çoğ. bar.men (bar´mîn) i. barmen. s., İng. kafadan kontak, kafası bir hoş, çatlak. i. ahır, çiftlik ambarı. f., k. dili ta şrada temsil vermek. i. çiftlik ambar ı yanındaki avlu. kümes hayvan ı. i. barometre. i. 1. baron. 2. çok zengin i şadamı, kral: an oil baron petrol kralı. i. barones. s. 1. barok. 2. şatafatlı, çok süslü. i. k ışla. i., ask. yo ğun yaylım ateşi, baraj ateşi. s. 1. parmaklıkla kapalı. 2. yasaklanmış. i. fıçı. laterna. mim. be şiktonoz. s. k ısır; meyvesiz; kıraç, verimsiz. i. saç tokas ı. i. barikat. f. barikat yapmak: They barricaded the street. Sokakta barikat yaptılar. i. (çit, duvar, korkuluk gibi) engel; bariyer. i., İng. en yüksek mahkemelerde dava görebilen avukat. i. bar. i., İng. 1. işportacı arabası. 2. el arabası. i. barmen. f. değiş tokuş etmek, takas yapmak, trampa etmek. i. değiş tokuş, takas, trampa. i. 1. temel, esas. 2. ask. üs. 3. kim. baz. s. alçak, adi, rezil. harekât üssü. bir şeyi -e dayandırmak. i. beysbol. i. süpürgelik. s. asılsız, temelsiz. i. bodrum katı, bodrum. i. alçaklık; alçakça bir davranış. f. kuvvetle vurmak, h ızla vurmak. i. 1. hızlı vuruş; kuvvetli darbe. 2. k. dili şatafatlı parti. s. utangaç, s ıkılgan, çekingen.

BASIC basic basically basil basin basis bask basket basketball bass bass bass clef basswood bastard bastardise bastardize baste bastion bat bat batch bated bath bath chair bath towel bathe bathhouse bathing bathing suit bathrobe bathroom bathroom fixtures bathtub baton battalion batten batter batter batter batter s.t. down batter s.t. in battered battery battery-operated batting battle battle cry

k ıs. Beginner´s All-purpose Symbolic Instruction Code bilg. BASIC (bir programlama dili). s. 1. esas, temel. 2. kim. bazal. z. aslında, esasında. i., bot. fesle ğen. i. 1. leğen. 2. havuz. 3. havza. çoğ. ba.ses (bey´siz) i. 1. temel. 2. kaynak. 3. ana ilke. f. güneşlenmek, tatlı bir sıcaklığın karşısında uzanmak. i. 1. sepet; küfe; zembil. 2. spor say ı, basket. i. 1. basketbol, sepettopu. 2. basketbol topu. i., zool. levrek, hani. i., mus. basso, bas. fa anahtar ı. i. ıhlamur ağacı. i. 1. piç, gayrime şru çocuk. 2. alçak herif, it. f., İng., bak. bastardize. f. alçaltmak; de ğerini düşürmek. f. 1. teyellemek. 2. (kurumamas ı için) (pişen etin üstüne) sıvı dökmek/sürmek. i. kale burcu; tabya. i., spor (beysbol, kriket v.b.´nde) sopa. f. (--ted, --ting) 1. spor sopayla topa vurmak. 2. (göz) k ırpmak. i. yarasa. i. 1. bir pişimde pişirilenler. 2. takım; grup; parti: a batch of books bir parti kitap. s. i. 1. banyo. 2. hamam; kapl ıca. 3. film banyosu. f., İng. yıkamak; yıkanmak.bazen kapalı) tekerlekli sandalye. İng. (üstü banyo havlusu. f. 1. yıkamak, banyo etmek; yıkanmak, banyo yapmak. 2. ıslatmak; suya batırmak. i. 1. (plaj, göl v.b. kenar ında) kabinli bina. 2. (halka açık) banyo/hamam. i. 1. banyo yapma, yıkanma. 2. deniz banyosu, yüzme. mayo. i. bornoz. i. 1. banyo. 2. tuvalet. banyoya ait sabit e şya. i. banyo küveti. i. değnek. i., ask. tabur. i. ince tahta parças ı, tiriz. f. sert darbelerle vurmak; h ırpalamak; dövmek. i. sulu hamur. i., spor sopayla vuran oyuncu. (yerle bir etmek için) bir şeye vurmak. (delmek/çökertmek için) bir şeye vurmak; bir şeye vurup delmek; bir şeye vurup çökertmek. s. 1. hurdas ı çıkmış, ezilmiş. 2. dövülmüş (kimse). i. 1. elek. pil; akümülatör, akü. 2. ask. batarya. 3. huk. dövme, dayak. 4. dizi, seri, tak ım. s. pilli. i. tabaka halinde pamuk. i. 1. muharebe; meydan sava şı. 2. mücadele, büyük uğraş. f. 1. savaşmak, dövüşmek. 2. mücadele etmek, çok uğraşmak. 1. savaş narası. 2. herhangi bir kampanyada kullanılan slogan.

battle fatigue battle royal battle-ax battlefield battleground battleship batty bauble baulk bauxite bawdily bawdiness bawdy bawl bawl out bay bay bay bay leaf bay tree bay window bayberry bayonet bayou bazaar BB BB gun BBC BC be BE be vexed with s.o. be (caught) between a rock and a hard place. be ... shy be a bad judge of be a basket case be a big deal be a byword for be a disgrace to be a good judge of be a hard worker be a match for be a nervous wreck be a nuisance to be a part and parcel of be a past master at be a physical wreck

savaş görmüş kimselerde görülen ruhsal çöküntü. 1. (birkaç kişi arasındaki) büyük dövüş. 2. büyük kavga, büyük münakaşa. i. 1. cenk baltas ı, teber. 2. argo huysuz kocakarı. i. savaş alanı. i., bak. battlefield. i. savaş gemisi, zırhlı. s., argo çatlak, kaç ık. i. gösterişli süs, gösterişli fakat kullanışsız şey. f., bak. balk. i. boksit. z. açık saçık bir şekilde. i. açık saçık oluş. s. açık saçık, müstehcen. f. 1. bağırmak. 2. yüksek sesle ağlamak. argo azarlamak, ha şlamak, paylamak. i. koy, küçük körfez. i. uluma. f. ulumak. i., bot. defne, defne a ğacı. defne yapra ğı. bot. defne a ğacı. 1. cumba. 2. k. dili göbek, ya ğ bağlamış karın. i., bot. muma ğacı. i. süngü. i. bir nehir veya gölün batakl ıklı kolu veya çıkış noktası. i. pazar, çar şı; kermes. i. hava tüfe ğinin saçması. hava tüfe ği. k ıs. British Broadcasting Corporation BBC, B.B.C. (İngiliz RadyoTelevizyon Kurumu). k ıs. before Christ M.Ö. (milattan önce), İ.Ö. (İsa´dan önce). f. (--en, --ing) (kurald ışı çekimleri: şimdiki zaman I am; he/she/it is; we/you/they are; eski thou art. geçmi ş zaman I/he/she/it was; eski thou k ıs. bill of exchange. birine k ızmak. k. dili iki ate ş arasında kalmak; iki arada kalmak; iki cami arasında kalmış beynamaza dönmek; iki arada bir derede kalmak.only twenty dollars shy (birinin) (belirli bir miktarda) eksi ği olmak: We´re of a million. Bir milyona varabilmek için yaln ızca yirmi dolar eksiğimiz var. -den anlamamak. k. dili 1. berbat bir halde olmak. 2. ambale olmak, do ğru dürüst düşünemez halde olmak. k. dili çok önemli olmak. mec. ile e şanlamlı olmak. -in yüzkaras ı olmak. -den anlamak, -in ne oldu ğunu bilmek. çok çalışkan olmak. (birinin) dengi olmak. k. dili sinirleri bozulmu ş olmak. -in başının belası olmak. (bir şeyin) önemli bir öğesi olmak: These words are now part and parcel of the language. usta olmak. (bir konuda) çok Bu sözcükler art ık dilin önemli bir parçası oldu. sağlığı bozulmuş olmak.

be a picture of health be a be a be a be a be a

turp gibi olmak.

yenilince k ızıp küsmek. poor loser shadow of one´s former self 1. (biri) epeyce çökmü ş olmak. 2. (biri) epeyce çaptan düşmüş olmak. 3. eskiyabanc ısı çok dü şmüş olmak. -in halinden olmak. stranger to ... konusu olmak: She was a subject of gossip throughout the village. subject of/for Köydeki herkesin dedikodu konusu idi. (bir şey) artık geçmişe ait bir şey olmak. thing of the past k. dili (bir konuda) çok becerikli olmak, (bir i şin) ustası olmak. 1. -e iğrenç gelmek. 2. -e son derece ters/aykırı gelmek. 1. (kötü bir şey) kol gezmek: Smallpox was about in the town. Şehirde çiçek kol geziyordu. 2.olmak. olmak: That morning she was about at the üzere olmak; me şgul ayakta bir şey yapmak, bir şeyle meşgul olmak: What are you about? Sen ne yapıyorsun? olmak: Ibeen aboutenough about door. Kap ıdan çıkmak He -mek üzere You´ve was long to go out the it! Amma uzun sürdü! üzereydim. I olmak. eleştirilemez knew by heart the poems about to be read. O s ırada -den şüphe edilemez olmak: He´s above suspicion; he couldn´t have been there when it happened. Ondan şüphe edilemez; olay sırasında her türlü şüpheden uzak olmak. 1. yurtdışında olmak. 2. artık sır olmaktan çıkmış olmak: How´d it get abroad that I was şeye) vermiş olmak. ğum nasıl keşfedildi? 3. ev dışına tüm dikkatini (bir here? Burada bulundu -de bol/çok olmak: The forest was abundant in game. Ormanda av hayvanı çoktu. ile uyumlu olmak. -e uygun olmak; -e alışkın olmak. 1. ile tan ışmak, -i tanımak. 2. -i bilmek, -e aşina olmak. (of) (-den) beraat etmek, temize ç ıkmak. (bir şeyin) bağımlısı/tiryakisi olmak. ak ıntıyla sürüklenmek. z. Tavsiyeleri pekiştirmek için kullanılır: Great caution is advisable. Son derece dikkat edilmeli. -e bağlı olmak. -den mustarip olmak. 1. su üstünde yüzmek. 2. (mali aç ıdan) ayakta kalmak, zarar etmemek: The firm is afloat. Şirket masrafını çıkarıyor. 3. (söylenti) dolaşmak: (of) (-den) korkmak. kendi gölgesinden korkmak. peşinde olmak. (birine) yabanc ı gelmek. -in fark ında olmak. kaynamak, çok miktarda bulunmak. -den dolayı çok üzgün olmak. kulak kesilmek, dikkatle dinlemek. gözünü dört açmak. -i candan desteklemek, -e taraftar olmak. k. dili pestili ç ıkmak; çok yorgun olmak. çok heyecanlı olmak; endişe içinde olmak. 1. iyi olmak, zarara u ğramamış olmak: Are you all right? İyi misin? 2. iyi olmak,1. elleriyle iş yapmaya gelince beceriksizNotlar ı fena değil. 3. uygun k. dili fena olmamak: His grades are all right. olmak. 2. at (belirli bir konuda) beceriksiz olmak. k. dili çok yan ılmak. k. dili 1. tamamen yanl ış olmak. 2. yanılmak, yanılgıya düşmek. gelmek. k. dili (iş için değil) eğlenmek/vakit geçirmek için (hazır) bulunmak. gerektiği gibi olmamak.

be a whiz at be abhorrent to be about be about be about s.t. be about to be above reproach be above suspicion be above suspicion be abroad be absorbed in be abundant in be accordant with be accustomed to be acquainted with be acquitted be addicted to be adrift be advisable be affiliated with be afflicted with be afloat be afraid be afraid of one´s own shadow be after be alien to be alive to be alive with be all broken up over be all ears be all eyes be all for be all in be all keyed up be all right be all thumbs be all wet be all wet be along be along for the ride be amiss

be an old hand at be anathema to be angry about be angry at be angry with s.o. be annoyed with be answerable for s.t. be answerable to s.o. be anxious about be anxious for s.o. to be anxious to be as good as one´s bond be as good as one´s word be as good as one´s word/promise be as thick as thieves be ashamed be asleep be assailed with doubts be assassinated be associated with be astonished at be at be at a disadvantage be at a loss for words be at a loss for words be at a low ebb be at a standstill be at bay be at cross purposes be at daggers drawn be at fault be at hand be at loggerheads be at loose ends be at loose ends be at odds be at one´s back be at one´s best be at one´s elbow be at one´s wit´s end be at one´s wits´/wit´s end be at rest be at risk be at s.o.´s beck and call be at s.o.´s disposal be at s.o.´s disposition be at s.o.´s service

(bir konuda) baya ğı tecrübeli olmak. ... taraf ından nefret edilen biri olmak: She was anathema to the leftwingers.olmak. ondan nefret ettiler. -e sinir Solcular -e k ızgın olmak, -e kızmak. birine gücenmiş olmak. (birine) k ızgın olmak. bir şeyden sorumlu olmak. birine karşı sorumlu olmak. -i merak etmek. (birinin bir şeyi yapmasını) çok istemek. k. dili -i çok istemek. son derece güvenilir olmak. sözünü tutmak, sözünü yerine getirmek. sözünü tutmak, sözünde durmak, sözünü yerine getirmek. k. dili s ıkı fıkı olmak, canciğer kuzu sarması olmak. utanmak. uyumak. kuşkular içinde olmak. suikasta u ğramak, suikasta kurban gitmek. ile ilişkisi olmak; ile ilgisi olmak. -e hayret etmek. -de bulunmak, -de olmak. dezavantajlı olmak. ne diyece ğini şaşırmak/bilememek. ne diyece ğini şaşırmak, söyleyecek söz bulamamak. 1. (birinin) morali bozuk olmak. 2. çok azalm ış olmak. durmak, durmu ş vaziyette olmak; kesilmek, kesilmiş vaziyette olmak. çok zor bir durumda olmak. -in amaçlar ı birbirine ters düşmek/birbiriyle çelişmek. kanlı bıçaklı olmak. kabahatli olmak. el altında olmak; yakında olmak. (with) (ile) ihtilafa dü şmüş olmak. k. dili 1. me şgul olmamak, boş olmak. 2. boşta gezmek. serbest olmak, (birinin) bir i şi olmamak. 1. (birilerinin) aralar ı açık olmak. 2. with -e aykırı olmak. bir kimseye arka ç ıkmak. en iyi durumda olmak, formunda olmak. yanı başında olmak, yanında olmak. ne yapaca ğını bilmemek, şaşırmak. k. dili ne yapaca ğını şaşırmak. hareketsiz olmak, hareket etmemek. tehlikede olmak. her an birinin emrinde olmak. birinin emrinde olmak: While I´m away my house is at your disposal. Ben yokken emrine amade olmak. birinin evim emrinizde. birinin hizmetinde olmak.

be at sea be at the end of one´s rope be at the end of one´s tether be at the end of one´s tether be at the mercy of be at the point of death be at variance with be at war be at work be averse to be avid for be awake to be aware of be awash be bad for be bad news be badly off be baffled be bang on be based on be behind the eight ball be behind the times be beneath s.o. be bent on/upon be bent out of shape be beset by/with be beside the point be beside the point/question be besotted with be better off be beyond belief be beyond dispute be beyond one´s ken be beyond s.o.´s grasp

1. denizde olmak; (aç ık denizde seyreden) gemide olmak. 2. k. dili şaşkına dönmüş olmak. çaresiz kalmak. son kozunu oynam ış olmak. k. dili çok zor bir durumda olmak, ne yapaca ğını şaşırmış olmak. -in insafına kalmış olmak. ölmek üzere olmak. 1. ile uyu şmamak, ile araları bozuk olmak. 2. -e ters düşmek, ile çelişmek. savaş halinde olmak. işte olmak, iş başında olmak. 1. -den ho şlanmamak: He is averse to hard work. Çok çalışmaktan hoşlanmıyor. 2. -e karşı olmak: They were olmak. to our plan. Planımıza (bir şeyi elde etmek için) çok hırslı/arzulu averse -in fark ında olmak. -in fark ında olmak; -den haberdar olmak. 1. suyla kaplı olmak, sular altında olmak. 2. (bir şey) su içinde yüzmek. 3. with ile dolu olmak; bol miktarda bulunmak. -e zararlı olmak. k. dili hiç iyi biri/bir şey olmamak. k. dili fakir/yoksul olmak. şaşırmak.

İng., k. dili tam isabet etmek, taşı gediğine koymak.
-e dayanmak. argo zor/mü şkül bir durumda olmak. çağın gerisinde kalmak. birine yak ışmamak, birinin tenezzül etmeyeceği bir şey olmak: That´s beneath you. O sana yak olmak. -i kafas ına/aklına koymuşışmaz. k. dili küplere binmek, ç ıldırmak. 1. -in (olumsuz yönleri) çok olmak: This project´s beset with problems. Bu proje problemlerle dolu. 2. şey olmak. -i istila etmek: I was suddenly konuyla ilgisi olmayan bir -i kaplamak, -in (konu şulan şeyle) hiç ilgisi olmamak: That´s beside the point. Onun alakası kapılmak, ... sevdasına kapılmak, kendini -e kaptırmak. İng. -e yok. daha iyi durumda olmak. inanılması mümkün olmamak, inanılmaz olmak. tartışma götürmemek. (birinin) hiç bilmediği bir şey olmak. 1. birinin kavrayışının dışında olmak. 2. birinin elinden kurtulmuş olmak: They´re beyond his grasp now. Obir şey olmamak. hiç kabul olunacak/onaylanacak art ık onlara dokunamaz. 3. birinin elde

be beyond the pale be beyond/without a shadow of a zerre kadar şüphe kalmamak. doubt 1. -in program ı dolu olmak. 2. -in tüm yerleri dolu/rezerve olmak. be booked up k. dili s ıkıntıdan patlamak/çatlamak. be bored stiff be born with a silver spoon in k. dili zengin bir ailenin çocu ğu olmak. one´s mouth -mesi kesin gibi/kesin olmak: He´s bound to win. Kazanmas ı kesin gibi. be bound to paramparça olmak. be broken to smithereens yangın yüzünden sokakta kalmak. be burned/burnt out be cast adrift be caught short be centrally located be chary of be close to

ak ıntıya bırakılmak. 1. paras ı çıkışmamak. 2. of yanında yeterli miktarda (bir şey) olmamak. 3. İng. sıkışmak, aptesi gelmek. merkezinde bulunmak. merkezi bir yerde olmak, şehrin (bir konuda) son derece ihtiyatl ı davranmak/dikkatli olmak: Be chary of investing bir zaman veyathat company.ın olmak. 2.şirkete yatırmadan 1. (belirli your money in yerde) -e yak Paran ızı o -in yakını olmak.

be closeted with be cognizant of be comparable be composed of be concerned about be conditioned by be conducive to be congenial be conscious of be consoled be contrary to be convulsed with laughter be crazy about be cross with be cursed be damaged in shipment be delayed be delighted with be desirous of be destined be destined for be disdainful of s.t. be disenchanted with be disgusted with be disposed to be done for be doomed to be down in the dumps be down on be down to the wire be dressed in tatters be dressed up fit to kill be due be enamored of be encased in be enchanted by/with be encrusted with be encumbered with be endowed with be engrossed in be enmeshed in be enshrined in be entitled to be equal to be equivalent to be exempt be expecting

görüşme amacıyla (birisi) ile odaya kapanmak. -den haberdar olmak, -in fark ında olmak, -i bilmek. 1. to -e benzemek. 2. with ile kar şılaştırılabilir olmak. -den olu şmak, -den ibaret olmak. -den kayg ılanmak, -den endişe duymak, -i merak etmek. (bir şey) (başka bir şeye) bağlı olmak: Your spending capacity is conditioned by the size of your income. Harcamalar ın gelir miktarına insanı -e davet etmek/sevketmek, -e müsait olmak: This is a place that´s conducive gelmek. 2. Burada insan derin 1. to -e ho şto reflection.with -e uygun olmak.dü şüncelere dalabilir. -in fark ında olmak, -i bilmek. avunmak. -e zıt olmak, -e ters düşmek. gülmekten katılmak. -e bayılmak. -e dargın olmak. lanetli olmak. (mal) yoldayken hasar görmek. gecikmek, geç kalmak. -e çok sevinmek. -i arzu etmek, -e can atmak. for/to talih taraf ından bir şeye yöneltilmek: He was destined for greatness. Kader onu büyük bir adam olmaya yöneltti. He was destined to (bir yere do ğru) yol almak/gitmek; (bir yere doğru) gidecek olmak: The ship was destined for China. Gemi Çin´e do ğru yol alıyordu. bir şeyi hor görmek. gözünden dü şmek: I´m disenchanted with him. O, gözümden düştü. -den bıkmak. ... eğiliminde olmak. k. dili 1. mahvolmak; belaya çatmak. 2. pestili ç ıkmak, canı çıkmak. (kötü bir şeye) mahkûm olmak. çok neşesiz olmak, canı sıkkın olmak. -e karşı olmak. k. dili (bir şeyi yapmak için tanınan mühlet) bitmek üzere olmak; (bir işin) sonuna yakla şmış yırtık pırtık olmak, yırtık pırtık giysiler içinde olmak. (birinin) üstü ba şı olmak: We´re down to the wire. Bu işin sonuna iki dirhem bir çekirdek olmak, çok süslenmi ş olmak. 1. to -den kaynaklanmak/ileri gelmek, -e borçlu olmak. 2. -in verilmesi/ödenmesi gerekmek/laz ım olmak: When is this note due? Bu -e âşık olmak. ile kaplı olmak; ile örtülü olmak. -e bayılmak, -i çok sevmek: She is enchanted with her new house. Yeni evine bayılıyor.tabaka) ile kaplı olmak. 2. (mücevherler) ile süslü olmak. 1. (kalınca bir 1. ile yüklü olmak. 2. ile doldurulmu ş olmak. Allah (birine) (bir şeyi) vermek: He´s endowed with a good memory. Allah ona iyiıp gitmek. vermiş. -e dal bir haf ıza (olumsuz bir duruma) dü şmek: He was enmeshed in his own intrigues. Kendi entrikalar ı çok saygın bir yeri olmak: It´s an expression that´s (bir şeyin) içinde ayağına dolanmıştı. enshrined inolmak. 2. -i yapmaya yetkisi olmak.dilinde çok saygın bir yeri 1. -e hakk ı French usage. O deyimin Frans ız (bir işin) üstesinden gelmek. -e eşit olmak. i. 1. karşılık, eşit. 2. dilb. eşanlamlı sözcük, eşanlamlı. (from) -den muaf olmak. f. muaf tutmak. k. dili hamile olmak, gebe olmak.

be fagged out be familiar to be familiar with be famished be fascinated by/with be fast be few and far between be fluent in be flushed with be fond of be for the benefit of be found wanting be free of be free to be free with one´s advice be free with one´s money be from be frozen hard be fucked up be full of beans be given to be going strong be going to be good at be good enough to be good for be good/bad at figures be greedy for be green with envy be guilty of be halfway through be halfway to be hand in/and glove with be happy with be hard at hand be hard at it be hard by be hard hit by be hard of hearing be hard on be hard on the heels of be hard put to be hard put to be hard up be hard up for money be hell on be here to stay

çok yorgun olmak, tur şu gibi olmak. i., argo 1. sigara. 2. homoseksüel erkek, ibne, tekerlek. -e aşina olmak. -i iyi bilmek. çok ac ıkmış olmak. -e kendini kaptırmak. (saat) ileri gitmek/olmak. nadir rastlanmak; çok seyrek olmak. (bir dili) ak ıcı bir şekilde konuşmak. (bir şeyin) verdiği heyecanla dolu olmak. -i sevmek. -in yararına olmak: This concert´s for the benefit of Darüşşafaka. Bu konser Darü şşafaka´nın yararına. kusurlu bulunmak. 1. (birinden) kurtulmu ş olmak. 2. (bir yerden) çıkmış olmak. -ebilmek: She´s now free to marry. Art ık evlenebilir. You´re free to go. Gidebilirsiniz.ö ğüt vermek. sorulmadan paras ını cömertçe harcamak. -den gelmek, -li olmak. donup kaskatı olmak. 1. kafayı yemek, kafayı yemiş olmak; kafayı üşütmüş olmak. 2. (iş/işler) berbatçok canlmahvolmak,olmak. k. dili olmak, ı ve hevesli rezil olmak. (bir şey yapmak) itiyadında olmak. enerjik bir şekilde çalışmak. 1. Niyet gösterir: She´s going to register for that course. O ders için kaydınıbir şeyi) iyi yapmak: He´s good at repairing radios. Radyo tamirini (belirli yaptıracak. 2. Zorunluluk gösterir: You are going to get that job, iyi yapar.edip de (bir yard ımda bulunmak): Will you be good enough to bir iyilik help me? bir süre için) dayanmak: That eder misiniz? another twenty 1. (belirli Bir iyilik edip de bana yard ım rug´s good for years. Oiyi/kötü olmak. daha dayanır. 2. (belirli bir işe) yaramak: It´s hesabı halı bir yirmi yıl gözünü (bir şey) hırsı bürümek. 1. çok k ıskanmak, kıskançlıktan çatlamak. 2. gıpta etmek. -in suçlusu olmak, -den suçlu olmak. -in yarısını bitirmiş olmak. -e giden yolun yar ısında olmak: We were halfway to Alanya. Alanya´ya giden yolun yar ısındaydık. ile yak ın ilişki içinde olmak. -den memnun olmak. kapıda olmak, kapıya dayanmış olmak. k. dili çok çalışmak. -in çok yak ınında olmak; -e çok yakın olmak. -in çok zarar ını görmek: We were hard hit by the cold weather in December. Aralık´taki soğuk bize çok zarar verdi. ağır işitmek/duymak. k. dili 1. (bir şeyi) hor kullanmak. 2. (bir şeyi) çabuk eskitmek/mahvetmek. 3. (birine) sert ından gelmek. -in hemen ard davranmak. (bir şeyi) zorla/çok zor yapmak: They were hard put to finish it on time. Onu vaktinde bitirmeleri çok zor oldu. (bir şeyi) zorlukla/güçlükle (yapmak): I was hard put to give her an answer. Ona zor cevap verdim. k. dili (birinin) pek paras ı olmamak, (biri) züğürt olmak. para s ıkıntısı çekmek. -i hor kullanmak, -i hoyratça kullanmak. kalıcı olmak, vazgeçilmez olmak: Computers are here to stay. Bilgisayar artık hayatımızın vazgeçilmez bir parçası oldu.

be honeycombed with be hooked on be hungry be ignorant of be imbued with be implicit in be in be in the ascendant be in a (tight) spot be in a bad humor be in a bad mood be in a bad way be in a brown study be in a fix be in a flap be in a good humor be in a good mood be in a hurry be in a pickle be in a pinch be in a be in a be in a be in a

ile dopdolu olmak. k. dili 1. -in tiryakisi/ba ğımlısı olmak. 2. -e vurgun/âşık olmak. 1. aç olmak, karn ı aç olmak. 2. for -i çok özlemek; -i çok arzu etmek, -e susamak. olmamak; ... hakk ında bilgisi olmamak. -den haberi ile dolu olmak: He was imbued with a strong sense of duty. Görev a şkıyla doluydu. ı olmak, -in içinde olmak: That´s implicit in what I said. O, -de sakl dediklerimde saklı. 1. evde/ofiste bulunmak. 2. moda olmak. 3. (mevsimi geldi ği için) (sebze/meyve) ç ıkmak. ufkunda görünmek. 2. (birinin) yıldızı parlamak; 1. (yıldız/gezegen) doğu egemen olmak. k. dili zor bir durumda olmak. -in sinirleri/huyu/heyheyleri üstünde olmak. sinirleri tepesinde/üstünde olmak. 1. ağır hasta olmak. 2. çok zor bir durumda olmak. k. dili dalıp gitmek. zor bir duruma dü şmek. k. dili tela ş içinde olmak. -in keyfi yerinde olmak. keyfi yerinde olmak. 1. -in acelesi olmak, acele etmek: I´m in a hurry. Acelem var. Don´t be in too big a bir durumda olmak. k. dili zor hurry. Fazla acele etme. 2. to (bir şeyi) çabuk/bir an evvel

k. dili zor bir durumda olmak. (aslında istenilmeyen/orada bulunması yasak olan biri) (başkasının) place on sufferance müsamahas ı/görmezlikten gelmesidurumda olmak. position to do s.t. (about) (bir konuda) bir şeyler yapabilecek sayesinde bir yerde bulunmak: You ne yapaca ğını bilememek. quandary değişmek, değişim içinde olmak. state of flux k. dili tela ş/endişe içinde olmak. k. dili somurtup durmak. k. dili endişe içinde olmak. k. dili tela ş içinde olmak. k. dili tela ş içinde olmak. k. dili öfkesi burnunda olmak. İng., k. dili endişe/telaş içinde olmak. 1. (with) (ile) anla şmak. 2. with -e uymak; ile uyumlu olmak. hemfikir olmak; mutab ık olmak. aynı hizada olmak. (birinin) vaktinde ödenmemi ş borçları olmak. -in gözünden dü şmek. (bir davran ış) (birinin) karakterine uymak. (of) -in sorumlusu olmak, -e bakmak: Who´s in charge here? Buraya kim bakuygun olmak, -e uymak. -e ıyor? çok güç durumda olmak. çok zor bir durumda olmak. gözden dü şmüş olmak. gözden dü şmüş olmak. görünmek; görünürde olmak. (kötü bir şeyi) geçirmek üzere olmak. yürürlükte olmak. k. dili (bir şey) en hareketli zamanında olmak, hızını almak; yoluna girmek.

be in a stew be in a sulk/be in the sulks/have a fit of the sulks be in a sweat be in a swelter be in a swivet be in a temper be in a twist be in accord be in agreement be in alignment be in arrears be in bad odor with be in character be in charge be in conformity with be in dire straits be in dire/desperate straits be in disfavor be in disgrace be in evidence be in for be in force be in full swing

be in good taste be in good with be in good working order be in high spirits be in hopes of be in hot water be in hysterics be in juxtaposition be in keeping with be in labor be in league with be in limbo be in line with be in low spirits be in need be in need of be in neutral be in no hurry to be in on be in on the secret be in one´s element be in one´s glory be in one´s right mind be in order be in poor health be in possession of be in possession of o.s. be in power be in practice be in print be in progress be in quotes be in rags be in ruins be in rut be in s.o.´s debt be in s.o.´s grasp be in s.o.´s power be in s.o.´s shoes be in s.t. up to one´s eyes be in session be in shape be in short supply be in short supply be in sight be in step be in stitches

(bir şey) uygun düşmek, yakışık almak, yerinde olmak: That remark was notdili good taste. O lafgirmi ş olmak. k. in (birinin) gözüne yak ışıksızdı. iyi işler durumda olmak. keyifli olmak, keyfi yerinde olmak. -i ummak. k. dili ba şı dertte olmak, güç durumda olmak. 1. k. dili gülmekten kat ılmak, gülme krizi geçirmek. 2. isteri krizi geçirmek. birbirine yak ın bulunmak; yanyana bulunmak. -e uygun olmak. doğurmakta olmak. -in müttefiki olmak. iki cami aras ında kalmış beynamaza dönmek. 1. -e uymak. 2. ile bir hizada olmak. keyifsiz olmak. yoksul/fakir olmak. -e ihtiyac ı olmak; istemek.. (motor) bo şta çalışmak, rölantide durmak/çalışmak. (bir şey yapmaya) can atmamak. 1. -e dahil olmak/kat ılmak, -de payı olmak. 2. -i bilmek, -den haberi olmak. sırra ortak olmak. k. dili kendini rahat hissetti ği bir ortamda bulunmak. kendinden çok ho şnut olmak. aklı başında olmak. 1. düzenlenmiş/sıralanmış durumda olmak. 2. (işler) yolunda olmak. -in sağlığı iyi olmamak. -e sahip olmak, -si olmak. kendine hâkim olmak, kendine sahip olmak. (parti) iktidarda olmak. formda olmak. (kitap) yayımcısında mevcut olmak, kitapçılarda bulunmak. devam etmek, sürmek, yap ılmak: The battle was still in progress. Muharebe hâlâ devam ediyordu. The hearing is now in progress. tırnak işaretleri/tırnaklar içinde olmak. (birinin) giysileri yırtık pırtık olmak. 1. harap/yıkık dökük bir halde olmak. 2. mahvedilmiş olmak. (hayvan) k ızışmak, kösnümek. bir kimseye borçlu olmak. birinin pençesine dü şmüş olmak. birinin elinde olmak. k. dili birinin bulundu ğu durumda olmak, birinin yerinde olmak. (yasadışı) bir işin içinde olmak, bir işe fena halde bulaşmış olmak. (mahkeme/toplant ı/kongre/parlamento) toplantı halinde olmak; (okul/üniversite) ö ğretim yılınaolmak, kondisyonu iyi olmak: The right now. (for) (-e) hazır olmak; formda girmiş olmak: Court´s in session players are olmak; az Oyuncular formda. az in shape. bulunmak. az miktarda bulunmak. 1. yak ın olmak, ufukta olmak: Victory is in sight. Ufukta zafer görünüyor. 2. görülmek, gözle seçilmek. 1. (with) (ba şkalarına) adım uydurmak. 2. with -e ayak uydurmak: We´re in stepgülmekten kas ıklarıça ğa ayak uydurduk. k. dili with the times. Biz çatlamak.

be in store for be in straitened circumstances be in substantial agreement be in sympathy with be in sync be in tatters be in tears be in the black be in the clear be in the doldrums be in the employ of be in the know be in the lead be in the limelight be in the making be in the market for be in the mood to/for be in the pink be in the pipeline be in the process of be in the red be in the right be in the running be in the same ballpark be in the soup be in the swim be in the throes of death be in the way be in the wind be in the wrong be in town be in transit be in trouble be in vogue be in with be in with be in work be in/under one´s charge be incapable of be inclined to be included be inconsistent with be incumbent on be indicative of be indifferent to be ineligible for be infatuated with

(bir şey) (birini) beklemek: A surprise is in store for you. Seni bir sürpriz bekliyor. içinde ya şamak, darlık içinde olmak. yoksulluk temelde anla şmak, temel noktalarda hemfikir olmak. (görüşü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek. senkronik olmak, senkronize edilmi ş olmak. 1. lime lime olmak, yırtık pırtık olmak. 2. (ad, şöhret v.b.) mahvolmak. ağlamak. borcu kalmamak, borçlu olmamak. şüphe altında olmamak; masumluğu ispatlanmış olmak. f. 1. (bir şeyi) (bir yerden) kald ırmak/uzaklaştırmak/yok bulunmak. 2. (birinin işleri) kesat 1. den. rüzgâr ın esmediği bir bölgede etmek: Clear the table! Sofrayı olmak.için) çals ıkıntısı çekmek; efkârlı olmak. (birisi 3. can ışmak. (bir konuda) ço ğu kimsenin bilmediği şeyleri bilmek. önde/başta gitmek. ilgi odağı olmak. hazırlanmakta olmak; oluşmakta olmak: There´s a new age in the making. alma niyetindeolu şmakta. -i satın Yeni bir devir olmak. canı (bir şeyi) yapmak istemek: I´m not in the mood to go there. Canım oraya gitmek istemiyor. turp not in the mood for company. Kimseyle 1. sapasa ğlam olmak, I´m gibi olmak. 2. en güzel halinde olmak. k. dili hazırlanmakta olmak. sürecinde olmak, -mekte olmak. borçlu olmak. haklı/doğru olmak. adaylardan biri olmak. -e yak ın olmak. s. kabataslak, yaklaşık: Give me a ballpark figure. Bana kabataslak dertte olmak. k. dili ba şı bir rakam söyle. (of things) k. dili faal bir hayat sürmek; faal bir sosyal hayat ı olmak. can çekişmek. engel olmak, ayak alt ında olmak. k. dili (bir şeyin) (gerçekleştirilmeden önce) sözü edilmek: It´s been in the wind for some time now. Epey zamand ır sözü ediliyordu.sendeydi. suçlu/kabahatli olmak: You were in the wrong. Kabahat

şehirde olmak.
(insanlar/mallar) yolda olmak; (insanlar) bir yerden ba şka bir yere geçmekte olmak; (mallar) bir yerden ba şka bir yere taşınmakta olmak. başı belada olmak. 1. moda olmak. 2. ra ğbette olmak. 1. ile arkada ş olmak, ile arası iyi olmak. 2. (birinin) gözüne girmiş olmak. k. dili (biriyle) çok iyi geçinmek; (birinin) gözüne girmi ş olmak. k. dili çalışmak, işi olmak, iş sahibi olmak: He´s been in work since May. Mayıstan berialtında olmak. sorumlulu ğu çalışıyor. -i yapamamak, ... yetene ğinin dışında olmak. -e meyli olmak. (in) -e dahil olmak/edilmek. ile çelişmek. -in sorumlulu ğu -e ait olmak, -e düşmek: It is incumbent on you to educate your children. Çocuklar ının eğitiminden sen sorumlusun. i. -i göstermek, -e işaret etmek. -e karşı ilgisiz olmak, -e ilgi göstermemek: He´s indifferent to her. Ona karşı ilgisiz. (şartlara uymadığı için) -e alınamamak/katılamamak. -e deli gibi â şık olmak.

be infested with be informed about be inherent in s.t. be insensible be insensitive to be intended for be intent on be interested in be intimate with be into be intrinsic to be involved in be involved with be itching to be jealous of be keen on be lacking be laid up be late be leery of be left holding the bag be left holding the sack be left stranded be liable be littered with be loath to do s.t. be located in be long on be lost on be lousy with be low in be low on be low on one´s list be mad about be mad on be marooned be master of be mindful of be misguided be mistaken be mixed up be mixed up in be mixed up with be mounted on be much sought after be mysterious about be nauseated

-in içinde/üzerinde çok olmak, ile dolu olmak: The area´s infested with bandits. Bölge olmak. dolu. -den haberdar haydut bir şeyin aslında var olmak. 1. to -i hissedememek. 2. to -e kar şı ilgisiz olmak; -e aldırmamak. 3. of (tehlikeden) habersiz olmak; -i farkedememek. 1.-e karşı ilgisiz olmak; -e aldırmamak. 2. -e duyarlı/hassas olmamak. için amaçlanmak, için olmak: This book is intended for children. Bu kitap çocuklar için olmak: He is intent on solving the problem. Sorunu çözmeye 1. -e kararlı yazılmış. kararlı.duymak, -e merakl ı olmak: She intent on his work that he Edebiyata -e ilgi 2. -e dalmış olmak: He was so is interested in literature. lost all ilgi duyuyor. My uncle is interested in reptiles. Amcam sürüngenlere ile samimi olmak. k. dili (bir işle) uğraşmak; merakı (bir şey) olmak. Dividing two into twelve gives six. On iki bölü iki e şittir altı. -e özgü olmak. 1. -e kar ışmak: She was once involved in a scandal. Bir zamanlar bir skandala a şk ışmıştı.olmak. k. dili ile kar ilişkisi 2. ile meşgul olmak, ile uğraşmak: He´s involved in a -e can atmak. -i k ıskanmak.

İng., k. dili -e çok hevesli olmak, -e meraklı olmak, -e düşkün olmak: be keen olmamak; aktörlü ğe hevesli olmak. 1. ... on acting ... eksik olmak: Something´s lacking here. Burada bir eksiklik var. 2. in -de ... olmamak: He´s lacking(hastal ık v.b. nedeniyle) ıl 1. biriktirilmek, ilerisi için saklanmak. 2. (with) in intelligence. Onda ak yatakta/evde kalmak, zorunda olmak, yata ğa mahkûm olmak. (for) (-e) geç kalmak (-e) gecikmek.
-den çekinmek. k. dili 1. kabak ba şına patlamak. 2. avucunu yalamak. k. dili 1. kabak ba şına patlamak. 2. avucunu yalamak. bak. be stranded. 1. for -den sorumlu olmak. 2. to (biri) ... e ğiliminde olmak. 3. to ... ihtimali olmak: He´s liable (şeyler) ile darmadağınık olmak. ihtimali yüksek. gelişigüzel atılmış to get caught. Onun yakalanma 1. bir şeyi yapmayı hiç istememek. 2. bir şeyi yapmaktan çekinmek. -de bulunmak/olmak. -in fazlas ı olmak. -i etkilememek. k. dili 1. ile dolu olmak, ile kaynamak. 2. (birinde) bir şey çok olmak: He´s lousy miktar ı az olmak: It´s lowı in cholesterol. Onun kolesterolü az. -in ... with money. Onun paras çok. k. dili (bir şeyin stoku) az olmak: We´re low on wood. Az odunumuz kaldı. k. dili -in önemli sayd ığı işlerden olmamak: That´s low on my list right now. O şimdi benim gibi sevmek, -e ç ılgınca âşık olmak. 2. -e bayılmak. k. dili 1. -i deli için ön planda değil.

İng., k. dili, bak. be mad about.
(on) (-de) mahsur kalmak. -in ustas ı olmak. 1. -i hatırında tutmak. 2. -e dikkat etmek. 1. (insan) yan ılmak. 2. yanlış olmak. yanılmak. zihni karışmak. -e karışmak, -e bulaşmak. ile ilişkisi olmak. (binek hayvan ına) binmiş olmak. çok aran ılan/istenilen bir şey/biri olmak, çok rağbette olmak, çok rağbet görmek. k. dili -in ne oldu ğunu açıklamaktan kaçınmak; ... hakkında konuşmaktan kaçınmak; ... konusunda doğru dürüst cevap vermemek. midesi bulanmak.

be necessary be no great shakes be no slouch at/as a be noncommittal be none the worse for be nonplussed be notable for be noted for be nothing but skin and bones be noth-ing to write home about be nuts be nuts about be o.s. be obliged be obliged to do s.t. be oblivious of/to be obsessed by/with be of capital importance be of one mind be of prime importance be of service to be of the same mind be of use be of use for s.t. be of value be of/in two minds about be off be off guard be off in one´s calculations be off one´s nut be off one´s rocker be off one´s trolley be off sick be off the air be off the beaten track be offended be OK, OK be on be on a better footing than ever be on a diet be on a par with be on an even keel be on display be on edge be on familiar ground be on fire be on good terms

gerekmek, lazım olmak/gelmek, icap etmek. k. dili üstün biri olmamak. k. dili (belirli bir konuda) hiç fena olmamak, baya ğı iyi olmak: He´s no slouch as an artist. Ressamrengini belli etmemek. belirli bir cevap vermemek; olarak baya ğı iyi. (bir şeyden) (birine) hiç zarar/halel gelmemek: They were none the worse for it. Onlara hiç zarar ı olmadı. şaşkına dönmüş olmak. ile tanınmak, ile meşhur olmak; ... için önemli sayılmak. ile tanınmak, ile meşhur olmak; ... için önemli sayılmak. k. dili bir deri bir kemik kalmak. k. dili tamah edilecek bir matah/mal olmamak. aklını oynatmış olmak, kafadan kontak olmak. 1. -in delisi olmak. 2. -in hayran ı olmak, -e deli olmak. kendisi gibi davranmak, normal bir şekilde hareket etmek. memnun olmak: I´d be obliged if you´d come early. Erken gelirsen memnun olurum. mecbur olmak. bir şeyi yapmaya (etrafında olup bitenlerin) farkında olmamak. -i aklına takmak, aklı -e takılmak. çok önemli olmak, çok önem ta şımak. hemfikir olmak, ayn ı fikirde/düşüncede olmak. çok önemli olmak. -e yardımı dokunmak, -e yardım etmek. hemfikir olmak, ayn ı fikirde/düşüncede olmak. yardım etmek. bir şeye yaramak. değerli olmak. -in hakk ında kesin bir karara varamamak. 1. gitmek; yola ç ıkmak. 2. (elektrik/su/gaz) kesik/kesilmiş olmak; (elektrik/ışık) söndürülmüş/kapalı olmak; (makine/aygıt) kapalı olmak: The tetikte olmamak. hesabında yanılmış olmak. k. dili aklını kaçırmış olmak, aklını oynatmış olmak. k. dili ç ıldırmış olmak. k. dili kafadan kontak olmak. hastalık nedeniyle işe gelmemiş olmak. (radyodan/televizyondan) yayımlanmamak; yayımda olmamak. k. dili her yerden uzak bir yerde olmak, da ğ başında olmak. gücenmiş/alınmış olmak. iyi olmak. 1. (elektrik/su/gaz) aç ık olmak; (elektrik/ışık) açık olmak. 2. (makine/ayg ıt) çalışmak, açık olmak. araları her zamankinden daha iyi olmak. perhiz yapmak, rejim yapmak. ile aynı/eşit derecede/değerde olmak. 1. başta ve kıçta çektiği su aynı olmak, (gemi) dengede olmak. 2. k. dili her şey yolunda olmak. sergilenmek. sinirleri gergin olmak. 1. bildiği bir yerde/yörede bulunmak. 2. bildiği bir konuyla ilgilenmek. yanmak. (with) (biriyle) aras ı iyi olmak: Ece´s on good terms with Ayşen. Ece´nin Ayşen´le arası iyi.

be on guard be on its way out be on one´s hands be on one´s last legs be on one´s mettle be on one´s own be on one´s own responsibility be on one´s toes be on one´s way out be on overtime be on pins and needles be on probation be on s.o.´s side be on s.o.´s trail be on s.t.´s trail be on show be on skid row be on speaking terms be on strike be on tap be on target be on television be on tenterhooks be on the air be on the alert be on the ball be on the decline be on the defensive be on the go be on the high (low) side be on the house be on the level be on the make be on the mend be on the point of be on the right road be on the road be on the safe side be on the shelf be on the skids be on the spot be on the table be on the telephone be on the tip of one´s tongue be on the tip of one´s tongue be on the up-and-up be on the wane

1. nöbet tutmak. 2. tetikte olmak. -in devri kapanmak üzere olmak. (yük sayılan bir şey/biri) -in başında olmak, -in sorumluluğunda olmak. ömrü/miad ı dolmak üzere olmak. elinden geleni yapmaya hazır olmak. 1. başkasından yardım görmeden geçinmek/rızkını kazanmak, kendi kendini geçindirmek, ba şının çaresine bakmak. 2. yalnız başına kalmak. (yaptığı şeyden) kendisi sorumlu olmak. k. dili uyan ık/dikkatli olmak. çıkmak: We were just on our way out. Biz şimdi çıkıyorduk. fazla mesai yapmak, mesaiye kalmak. k. dili diken üstünde olmak, endi şe içinde olmak.

şartlı tahliyeden sonra gözetim altında olmak. 1. birinden yana olmak, birinin taraf ını tutmak. 2. birinin lehinde olmak, birine yararltakip etmek; birinion your side. Genç olman lehinedir. birinin izini ı olmak: Youth is aramak.
1. (av köpe ği) avın izini takip etmek: The dogs´re on the trail. Köpekler iz sürüyor. 2. bir şeyi takip etmek; bir şeyi aramak. sergilenmekte olmak. k. dili serseri ve sefil bir hale dü şmüş olmak. (with) (biriyle) selamla şıp konuşmak. grev yapmak. 1. k. dili hazır bulunmak. 2. (bira) fıçıdan alınıp satılmak. 1. (bir tahmin) do ğru çıkmak. 2. (bir iş) belirlenen süreye uygun olarak ilerlemek. televizyonda olmak; televizyona ç ıkmak. endişe içinde olmak. (radyodan/televizyondan) yayımlanmak; yayımda olmak. tetikte olmak. argo ak ıllı ve dikkatli olmak. (kuvvetli/yüksek bir durumdan) dü şmekte olmak: The birthrate is on the decline. Do ğum oranı olmak. savunma durumunda düşmekte. The Roman Empire was on the decline. birtak ım işlerle meşgul olmak. oldukça pahalı (ucuz) olmak. ... işyerinin ikramı olmak, ... şirketten olmak: Your meal tonight is on the house.do ğruyu söylemek. k. dili Bu geceki yeme ğiniz lokantamızın ikramı. k. dili 1. kö şeyi dönmeye çalışmak; statüsünü yükseltmeye çalışmak. 2. cinsel ilişki için eş aramak. (hasta) iyile şmek. -mek üzere olmak: He was on the point of going. Gitmek üzereydi. doğru yolda olmak. 1. yolda olmak, seyahat etmek. 2. yola ç ıkmış olmak. 3. to -e doğru ilerlemek. ihtiyatlı davranmak. 1. k ızağa çekilmiş olmak; emekliye ayrılmış olmak. 2. (kadın) evde kalmış olmak.kötü bir durumda olmak, kötüye gitmek. k. dili olayın geçtiği yerde bulunmak. 1. teklif edilmiş olmak. 2. (tasarının/meselenin) görüşülmesi/tartışılması ileri birtelefonda olmak/konu şmak. k. dili tarihe b ırakılmış olmak. k. dili dilinin ucunda olmak: It was on the tip of my tongue. Dilimin ucundaydı. ucunda olmak. k. dili dilinin k. dili yalans ız konuşmak; dürüst bir şekilde davranmak: I think he´s on the up-and-up. Bence numara yapm ıyor. azalmakta/batmakta/sönmekte/sonuna yakla şmakta olmak.

be on the watch be on the wing be on to be on top of be on top of the world be on top of the world be on top of things/the news be on trial be on vacation be one jump ahead be one with be one´s own man be one´s own man be one´s own master be onto a good thing be open to dispute be operated on be opposed to s.t. be oriented towards be out be out and about be out for s.o.´s blood be out in force be out in left field be out in one´s reckoning be out of be out of a job be out of character be out of character be out of commission/kilter/whack be out of control be out of earshot be out of favor (with) be out of it be out of line be out of luck be out of one´s mind be out of one´s mind be out of order be out of place be out of place be out of plumb be out of practice be out of practice be out of print be out of print be out of reach

1. tetikte olmak, kulak kesilmek. 2. nöbette olmak. uçmakta olmak, uçmak. k. dili (birinin) ne halt/haltlar yedi ğini/karıştırdığını bilmek. k. dili (duruma) hâkim olmak. k. dili çok mutlu olmak, sevinçten uçmak. k. dili sevinçten uçmak, ayaklar ı yere değmemek, bastığı yeri bilmemek. k. dili olup bitenlerden haberdar olmak. 1. yargılanmak. 2. denenmek. tatilde olmak, tatil olmak: Schools are on vacation. Okullar tatil. k. dili 1. (of) (-den) önce davranarak avantajl ı durumda olmak. 2. of -den iki adımfikirde olmak. ile aynı ileride olmak. başına buyruk olmak. yerini korumak. başına buyruk olmak. k. dili yağlı bir iş bulmuş olmak. (bir şey) tartışılabilmek, tartışmaya açık olmak. ameliyat olmak. bir şeye karşı olmak, bir şeyin aleyhinde olmak. -e yönelmiş olmak. 1. dışarıda olmak: He´s out at the moment. Şu an burada değil. 2. (belirli bir miktar para) gitmek; (para) aç ığı olmak: I had to buy them lunch, and (nekahetten sonra) d ışarı/sokağa çıkıp gezmek. k. dili birinin hakk ından gelmek istemek. k. dili ortalıkta çok olmak. argo çok yan ılmış olmak. hesabında yanılmak. 1. (bir şey) tükenmiş olmak, kalmamak: We´re out of gas. Benzinimiz bitti. By the time he reached the top of the hill he was out of breath. Yoku şun işsiz olmak. (bir davran ış) (birinin) karakterine uymamak. (bir davran ış) birinin her zamanki davranışlarına uymamak. k. dili bozulmu ş olmak. 1. kontrolden ç ıkmış olmak, frenlenemez olmak. 2. (biri) dizginlenemez olmak. oldu ğu için) işitememek, duyamamak. (uzakta (birinin) gözünden dü şmüş olmak. argo başka bir dünyada yaşamak, hayal dünyası içinde olmak. 1. yersiz/uygunsuz/yak ışıksız olmak, yakışık almamak. 2. sıradan çıkmış olmak. şansı olmamak, şansı yaver gitmemek. 1. aklı yerinde olmamak, aklını kaçırmış olmak. 2. çok öfkeli olmak. k. dili aklını kaçırmış olmak, delirmiş olmak, keçileri kaçırmış olmak. 1. (makine/ayg ıt) bozulmuş/bozuk olmak, çalışmamak. 2. düzensiz olmak. zamanki) yerinde olmamak. 2. yersiz/uygunsuz/yak ışıksız olmak, 1. (her 3. usule ayk ırı olmak. 4. uygunsuz olmak. yak ışık almamak.olmamak. 2. uygun dü şmemek. 1. (fiilen) yerinde

şakulünde olmamak, şakulden kaçmak. (uzun zamandan beri bir şeyi yapmadığı için) (onu) iyi yapamamak. formda olmamak; formdan dü şmüş olmak. (kitabın) baskısı tükenmiş olmak. (kitap) yayımcısında mevcut olmamak, kitapçılarda bulunmamak, (kitabın) baskısı tükenmişerişilemez olmak. 1. el altında olmamak. 2. olmak.

be out of season be out of shape be out of shape be out of sorts be out of sorts be out of step be out of stock be out of sync be out of the hole be out of the picture be out of the question be out of the running be out of the running be out of the woods be out of the woods be out of this world be out of this world be out of touch be out of touch with be out of work be out of work be out on maneuvers be out on strike be out on the end of a limb be out on the town be out on the town be out to be out to lunch be over be over and done with be over one´s head be over s.o. be over the hump be overcome by/with be overdrawn be overgrown with be overjoyed be overwhelmed by/with be overwhelmed with be par for the course be parallel with/to be peeved at be peopled by/with be perishing be pertinent to be pissed be pleased to do s.t.

-in mevsimi bitmiş olmak. formunda olmamak. 1. formda olmamak, formdan dü şmüş olmak. 2. şeklini kaybetmiş olmak, kalıpsız olmak. k. dili sinirleri ayakta olmak. k. dili can ı sıkkın olmak, keyfi kaçmak/bozulmak. 1. (with) (ba şkalarına) adım uydurmamak. 2. with -e ayak uydurmamak. stokta bulunmamak. senkronik olmamak, senkronize edilmemi ş olmak. k. dili borçtan kurtulmu ş olmak. k. dili (biri) sahneden çekilmi ş olmak, işin içinde olmamak. k. dili söz konusu olmamak, dü şünülmemek, uygun sayılmamak. (yarışmadan) elenmiş olmak. adaylıktan elenmiş olmak. (hasta) hayati tehlikeyi atlatm ış olmak. k. dili tehlikeyi atlatm ış olmak. argo çok güzel/harika/süper olmak. k. dili süper/fevkalade güzel/fevkalade/harika/harikulade olmak. 1. (with) (biriyle) iletişim içinde olmamak. 2. dünyada olup bitenlerden haberitemasta bulunmamak. konuya) habersizgeli şmeler hakkında bilgisi 1. ile olmamak. 3. with (bir 2. -den ait yeni olmak. işsiz olmak. işsiz olmak. ask. manevra yapmak. grevde olmak. desteksiz kalmak. şehirde yiyip içip eğlenmek. k. dili şehirde zevk peşinde koşmak. (bir amaç) pe şinde olmak; (bir şey) için fırsat kollamak: He´s out to get him. ğle yemeği yemeye çıkmışiçin fırsat kolluyor. They´re out to win the 1. ö Onun hakk ından gelmek olmak. 2. argo kafası izinli olmak. 3. argo kafası olmak, bitmek, sona ermek: The concert´s over. Konser bitti. It´s bitmiş pek çalışmamak. over between us.bitmiş ızda her şey bitti. k. dili tamam ıyla Aram olmak. 1. (su) boyunu geçmek/a şmak. 2. (birinin) bilgisi/yeteneği dışında olmak. birinin amiri olmak; birinden daha yüksek bir görev/makam/rütbe sahibi olmak. zor tarafını atlatmış olmak, düze/düzlüğe çıkmak. işin en -den (kötü bir şekilde) etkilenmek: She was overcome by the smoke. Dumandan dolaygöstermek. 2. hesab ından overcome with emotion. Öyle 1. borç bakiyesi ı kendinden geçti. He was fazla para çekmiş olmak; (hesaptan) fazlav.b.) ile kapl ı/örtülü olmak. (yabani bitkiler para çekilmi ş olmak. çok sevinmek. 1. (duygulara) yenik dü şmek, yenilmek. 2. (sorumluluk, ağır bir iş v.b.) altında ezilmek. garkolmak. -e boğulmak, -e k. dili normal sayılmak. 1. -e paralel olmak. 2. -e benzemek. -e sinirlenmek, -e sinir olmak. (bir yerin) halk ı/personeli -den oluşmak/ibaret olmak. 1. çok ü şümek. 2. (hava) çok soğuk olmak. ile ilgisi olmak, ile ilgili olmak. 1. off k ızmış/sinirlenmiş olmak. 2. İng. fitil/çok sarhoş olmak. (bir şeyi) memnuniyetle yapmak: I´d be pleased to do it. Memnuniyetle yaparım.

dili (bir sisteme) ba ğlı olmak. be resigned to be responsive be retired be revolted by be rid of be ridden with be rife be round the bend be rumored be s. k.. Bu binada fareler kaynıyor. (to) (ile) akrabalık bağı olmak: He´s not related to them. çok iyi bir şey olmak. iskandil etmek. çok yayg İng. k. -e dayanmak. -e meyilli/e ğilimli/yatkın olmak. (to) (ile) ilgili olmak. to -e duyarlı/hassas olmak. sıkışık bir durumda olmak. 1. (-den) emin olmak. şaşırmak.´s due -den memnun olmak. k. f. . oldu ık sanılmak. 3. dolu olmak. herkese nasip olmamak. düpedüz. -den kurtulmu ş olmak. söylenilmek. -den kurtulmak: We´re rid of them now! Onlardan kurtulduk artık! ile dolu olmak: This building is ridden with rats.. -e meyilli olmak.´s secrets be profuse in be prone to be proof against be proper to be proud of be provoked at be pushed for money be pushed for time be puzzled Be quick about it! be quite something be quits be related be reputed to be . olduğu söylenmek: He ilgisi olmak. sava şa hazır bir şekilde beklemek. ile övünmek. a ğızdan ağıza dolaşmak. -den tiksinmek. sıkışık olmak. bak. Onu çokeövdü... 1. 2. (çukurlar) ile 3. birinin hakk ı olmak. k. (tedaviye) cevap vermek. to tıb. -e uygun/özgü/ait olmak. şakullemek. 2. -e satılmak: They´re priced at a million liras each.. . 2. olağanüstü bir şey olmak:hesapla şmış olmak. zamanı dar olmak. -den olumlu bir şekilde etkilenmek.be pleased with be pleased with o. Onlarla akrabalğu bağı yok. -e ğilimi -e karşı dayanıklı/dirençli olmak. -in üzerine kurulmuş olmak. birbirine zıt olmak.o. şakulünde olmak. olmak. -den gurur/k ıvanç/övünç duymak. birinin s ırdaşı olmak. -e iyi uymak. ın olmak.. . -e k ızmış/sinirlenmiş olmak. delirmiş olmak. to. kendinden memnun olmak. afallamak. (ile) is reputed to 3. -e kendini kaptırmak.s. olmak. k. kirli olmak. 1. Onlar birer milyona satılıyor. to be made a countess these days. 2.o. Onun dürüst bir insan oldu ğu söyleniyor.. 2. emekli/tekaüt olmak. -e zararlı olmak. (kuş) havada hareketsizmiş gibi durmak. dili keçileri kaçırmış olmak. Afrika´yı-e dayalı olmak. tutkusuyla yan ıp tutuşmak: He was possessed with a desire to see Africa. k. to -e razı olmak. Çabuk ol/olun! 1... dili gerçekten. şakulüne getirmek. -in vakti çok daralm ış olmak. dili -in az vakti olmak. (bir eylemi) defalarca yapmak: She was profuse in her praise of him. be an person. ile iftihar etmek. cevap vermeye istekli olmak. be plugged into be plumb be pocked with be poised for be poised for battle be poised in the sky be poles apart be polluted be positive (of/about) be possessed of be possessed with be predicated on be predisposed to be prejudicial to be prepared be prepossessed by be pressed be pressed for time be pretty well suited to be priced at be privy to s.. görme tutkusuyla yanıp tutuşuyordu.. 2. -e hazır olmak. ask. dili It is quite something 1. z. -e sahip olmak.s. hazır/hazırlıklı olmak. 1. resign o. dili para s ıkıntısı çekmek.. to -ehonest . fiyatı .

. bir yana Plana göre in şaat pazartesi günü başlayacak. esirgemek: Don´t be sparing with the butter!ka şınmak: He is spoiling for sparing Dövüşmek için kaşınıyor.´s shadow be s.) (birinde) tutsağıydı. to (bir şey) yapmak istemek. ayrı yaşamak. -de personel eksikliği olmak. -in taraf ını tutmak. dili -den illallah demek: I´m sick and tired of this! Bundan illallah! midesi bulanmak. (bir işin) ustası olmak. hakk ında hiçbir şey dememek/söylememek/yazmamak: The law is silent on this point. 2. O aslında Tanrının bir lütfudur. İng. dili iliklerine kadar ıslanmak. (biri) adam ı tutuyor. dili -e k ızgın/gücenik olmak. 1. tarifeye göre (belirli bir zamanda) olmak: His flight is scheduled to arrive at three o´clock in the Oturunuz. about -e ilgi göstermek. huk.. (bir şeyi) çok az yapmak/kullanmak. k. k. köşeye sıkışmak. tamamen birleştiğini belirtir: Alibeyköy is solidly for our man. k.. a poet. (belirli bir miktarı) (s. dili çok zor bir durumda kardan mahsur kalmak. Kendi önyargılarının (bir şey) (belirli bir miktarda) eksik olmak. Şehir bir nehrin kenarındaiyi yapmak. O gizli bir programa göre (belirli bir zamanda) olmak. -i çok özlemek. eksik olmak: We´re short of cups.. 2. planda olmak: Construction is slated to start on Monday. bir şey kılığına girmiş olmak: That´s a blessing in disguise. olmak: She´s something of a philosopher. (varolan şeyler/birileri) kâfi gelmemek. ile dolu olmak. ayrılmak.o. 2. programda olmak. birinin yan ından ayrılmamak. -den kurtulmak. İng. Şair gibi bir şey o. k... kusmak. (bir şeyi) bulunuyor. 1. Gitmeyi kendi kurdu ğu düzenden on aklına koymak: He´s -in tutsa ğı olmak: She was shackled by her prejudices. -den bıkmış olmak. k.t.t. (belirli bir konuda) birinin eksikliği olmak: He´s short on smarts.. 2. . be somewhat of a .. pek-işaşmayan biri olmak. bulunmak: The village was set deep in the mountains. -den bahsetmekten çekinmek. 2. (bir yerde) bulunmak: The town´s situated on a river. k. I´m sorry I´ve k. Köy da ğların ortasında bulunuyordu.olmak. hasta olmak. k. -den çekinmek. set on going. dili (birinin) her şeyi tıkırında olmak. 1. Çok az över. (biri)bir şey çapında bir . dili işten başını kaldıramamak. (bir yerden) (belirli bir uzaklıkta) 1. 2. k.. Örümceklerden korkuyorum. be sore about be sorry be soused be sparing in/with be spoiling for be spread-eagled birinin gölgesi olmak. in disguise be scared be scheduled Be seated. üzülmek.” “Üzüldüm. çıkıştıramamak: I´m short five books. olmak: He´s somewhat of . olmak. dili -e fazla yumu şak davranmak. . -den yana olmak. in his praise. . be separated be set be set in one´s ways be shackled by be short be short for be short of be short on be shorthanded be shot of be shot through with be shy about be shy of be sick be sick and tired of be sick at one´s stomach be sick for be sick of be silent on be sitting pretty be sitting pretty be situated be skilled in be slanted towards be slated be slumped to one side be snookered be snowed in be snowed under be soaked in be soaked to the skin be soft on be solicitous be solidly for be something of a ...kayk ılmış/yaslanmış olmak: He was sitting slumped to one side. Gitti ğine üzüldüm. gibi bir şey herkes bizim kendi çapında bir . kol ve bacaklar ı yana açılmış durumda yatmak.” “I´m sorry. dili iyi durumda Bu konuda kanunda yaz ılı bir şey yok.be s..” “Yusuf öldü. büyük bir Bir yana kayk ılmış oturuyordu. (of) (-den) korkmak: He´s actually a conservative in disguise. -i merak etmek. gibi bir şey Filozof gibi kendi o. 1. Onda pek kafa yok. (bir şeyde) (bir öğe) yer yer bulunmak: Her poetry is shot through with humor. He´s one (belirli bir şeyin) kısaltması/kısası olmak. İng. Görüşlerin Alibeyköy´de olmak. dili sarho olmak... kalmak/bulunmak. I´m scared of spiders. 1.. başını kaşıyacak vakti olmamak. Şiirlerinde yer yer mizah var. 1. Fincanlar ımız kâfi değil.” Işwas sorry to see her go. (bir giysi) (birine) k ısa gelmek. dili Tereya ğını esirgeme! He´s a fight. k. üzgün olmak: “Yusuf died. Bende beş kitap eksik. yetmemek.

(bir şey) çok bulunmak. hissini vermek. beklenmek: You´re supposed to stand up when he walks in.. mahsur kalmak: We were stranded at the airport for fifteen hours. yeterli olmak. 2. 2. . -in ölümüne neden olmak. 1. be surrounded by/with be susceptible to be suspicious of be swamped with be sweet on be sympathetic to/towards be tailor-made for be taken aback be taken ill be taken up with be taken with be talked out be tangent to be tantamount to be the death of be the spitting image of/be the spit and image of be the victim of be there be thick with 1. The courtyard was thick with smoke. var olmak: Two hours later the pain was still there. 1. -in hizmetinde olmak: Should faith be subservient to reason? İnanç aklın hizmetinde mi yetmek.birlikte çalışmak. ile eşanlamlı olmak. Çok fazla işi var. 1. duvar gibi olmak.. (-e) şaşakalmak. yapışkan olmak. 1. buz gibi olmak. (bir şey için) kolay bir hedef olmak: This duymak. Buras ı denizden -den ku şku place is -den şüphe etmek. (birine) dürüstçe davranmak. gerekmek. ile dolu olmak: Her eyes were suffused with bir şeyi) akla getirmek. süre kapal dili (bir konuda) bunalmış olmak. dili nemli olmak. (bir yer) (birine) yabanc ı olmak. kendinden emin olmak. They´re swamped with guests. İki saat sonra hâlâ ağrı vardı. with k. Sevgiden yoksunyapış ış. (görüşü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek. çok miktarda . 2.. dili tamamen sa ğır olmak. ı kaldıktan sonrazorluk ç ıkarmak. -i çok desteklemek. -e tabi/ba ğlı olmak: This income is subject to taxation. 2. Bu meclisin (bir şeyden) aşağı kalmak. oturmuş birbirine zıt oldukları halde belirli bir amaç için 2. k.be square be starved for be sticky be stir crazy be stone broke be stone cold be stone deaf be straight with be stranded be strange bedfellows be strange to be strong for be strong in be strong on be studded with be subject to be subordinate to be subsequent to be subservient to be sufficient be suffused with be suggestive of be suicidal be suitable for be supportive be supposed to be surcharged with be sure of o. (bir şeyin) yabancısı olmak. 2. Bu masa toz içinde. k. Gözleri ya şla doluydu. -i çok be ğenmek. çok şaşırmak. lazım olmak: You´re ile dopdolu olmak. 1. etrafı (bir şey/birileri) ile çevrili olmak. Ne zaman ihtiyacın olsa 1. -den etkilenmek. -e teğet geçmek.s. ile kaplanmak. bir olaydan) sonra olmak/vuku (belirli (ba şkasının) emrinde (belirli bulmak. (birine) doğru söylemek. dili meteliksiz olmak. 2. k. This is subject to confirmation by the assembly. Avlu duman içindeydi. bir olayı) takip etmek. kaplı olmak: This table´s thick needdust. ile aynı olmak.çok duymak: He´s (iki kişi) hesaplaşmış (bir şeyin) eksikliğini/yokluğunu (iki kişi) fit olmak. söyleyecek sözü kalmamak.bir yerde uzun 3. (bir hastalığa) karşı direnci olmamak. -e uygun olmak. k. aşırı miktarda olmak. 2. (belirli bir) izlenim bırakmak. (yüzey) yap ış kalm olmak. (hava) yapış yapış olmak.susceptible to naval attacks. (gemi) karaya 1. about k. -den hoşlanmak. starved for affection. (belirli bir konuda) iyi/yetenekli olmak. Onların evi misafirlerle dolup k. intihar etmeyi dü şünmek. (biri) için biçilmiş kaftan olmak. k. 1. O girdiğinde ayağa kalkmanız bekleniyor. k. On beş saat boyunca havaalanında mahsur kaldık. içinde boğulmak: He´s swamped with work. (biriyle) do ğru/yalansız konuşmak. 1. dili (bir hesap) görülmü ş olmak. dili tamam ıyla soğumuş olmak. 2. 2. yer yer bulunmak. be ş parasız olmak. ile meşgul olmak. dili hık demiş (birinin) burnundan düşmüş olmak. (bir şey) (başka tears. . dili -i çok sevmek. dili (biriyle) aç ık konuşmak. -den sonra gelmek. (biri/bir şey) için özel olarak yapılmış olmak. ile She´s always there when you with her. olmak. destek vermek. (at/by) hastalanmak. olmalı? (belirli bir renge) boyanmak. -den daha az önemli olmak. Bu gelir vergiye tabidir. 1. dili (birine) â şık olmak.. k. -in kurban ı olmak.

(birinin) (belirli bir yere) uygun bir k. üzerinde dü şünülmek.o.´s thumb be under stress be under suspicion be under the assumption that be under the influence be under the sway of 1.be thirsty be thirsty for be thoughtless of/for be through be thrown back on one´s own resources be thunderstruck be ticketed for be tickled be tied to be tied to a woman´s apron strings be tied up be tired of be to blame for be to s. -e susamak. donakalmak.o. inşaat halinde olmak. zan altında bulunmak. 2. (of suspicion) şüphe altında olmak. Mark ın değeri sterlininkine bağlı. 2. 2. (with) (-i) bitirmiş olmak: Are you yaramaz kendi yetenekleriyle idare etmek zorunda kalmak. k. -in nüfuzu alt ında olmak. dili içkili olmak. -den âciz olmak: She was unable to come. me şgul olmak. -e tabi olmak: The value of the mark is çok to the value the pound. birinin aleyhine olmak. (yap ı) fazla yük altında bulunmak. (with) k. k. topa tutulmak. tamir edilmek. in (para) (belli bir şeye) yatırılmış olmak. sözünü yerine getirmek. görüşülmekte olmak. -den dolayı cesareti kırılmamak: She was undaunted by the difficulty of the task. 2. (of) (-e kar şı) hoşgörülü olmak. Susad ım. 1. -i hiç dü şünmemek: Don´t be thoughtless of the future! Geleceği düşün!/Geleceği düşünmezlik etme! through? Bitirdin mi? 2.o. I am unable to make the decision by myself. 2. -den habersiz olmak: He is be unaware of unaware of his duymak. 1. be -unashamed -in fark ında olmamak. (birinin) (belirli bir dili 1. kalmak. -amamak.´s discredit be tolerant be too much for be true to be true to one´s word be tuckered out susamak: I´m thirsty. dili 1. koruma altında olmak.´s disadvantage be to s. -in egemenliği altında olmak. Geleceklerini duymak beni son derece memnun etti. alkollü olmak. -e dayanmak. of -e bağlı olmak. yeminli olmak. tamirde olmak. (manevi) bask ı altında olmak. 3. -den ıkmak. İşin zorluğu karşısında cesareti yasaklanmak. 1. 2. 1. olmak: Sevda yalnızca olmak. çok yorulmuş olmak. stres içinde olmak. dili pestili ç ıkmak. -i çok istemek. edgewise -e alışık olmamak: He is unaccustomed to getting up early in the be unaccustomed to morning. zannetmek. göz hapsi altında olmak. dili bir kad ının tahakkümü altında olmak. Sabah erken kalkmaya al ışık değil. farzetmek. k. dili 1. -den rahats ızlıksurroundings. -den haberi olmamak. . sanmak. gücünü a şmak: These stairs are too much for an için çok zor olmak. tied e ğlenmek. dili birinin kontrolü alt ında olmak. of be unable to get a word in karşısındakinin fazla konuşmasından dolayı ağzını açamamak. yönden) ancak suçlusu olmak. yere) son derece memnun olmak: I´m tickled to hear they´re coming. turşuya dönmek. Karar ı yalnız -i hiç çekememek. belirli birkaç amaç için kullan ılabilmek. k. saldırılara maruz kalmak. tutuklu olmak. They are be uncomfortable with be undaunted by be under a ban be under a cloud be under arrest be under attack be under consideration be under construction be under custody be under discussion be under guard be under house arrest be under oath be under pressure be under repair be under s. -in old sadık Ya şlı bir adamın bu merdivenleri çıkması çok zor. -e hiç tahammül edememek. aday gösterilmesi planlanmak. (of) (-den) utanmamak/utanç duymamak. (biri) işe 1. (para)b(hukuki -den usanmak. hayretler içinde kalmak. birinin şerefini lekelemek. varsaymak. of (organizma v. be unable to be unable to bear/stand the sight Gelemedi. (bir şeyin) (belirli bir şeye/yere) verilmesi planlanmak. -ememek.b. k.) -e tahammül etmek. birinin zarar ına olmak. 2. dili iki ki şi arasındaki ilişki bitmiş şaşırıp kalmak. 2. -e man. tutuklu olmak. 3. Çevresindekilerin fark ında değil. -den yılmamak. sözünü tutmak. k.

(uykuya) yatmamış olmak: etmeyi öğrenmek beforezor durumda yediden önce hiç yataktan kalkmaz. 2. grabs. ate ş püskürmek. -e aday olmak: He is up for mayor. -e alışık/alışkın olmamak. 2. (favori rakip) yenilmek. noksan olmak: A few pages of this book are wanting. Saat kalmak/olmak. k. be unsettled about/as to be unskilled in/at be untroubled by be unused to be unwilling be up be up a creek be up a gum tree be up a gum tree be up against be up against the wall be up all night be up and about/around be up for be up for grabs be up in arms be up in arms be up on be up s. dili 1. k. 2. dili hastalıktan kurtulmuş olmak. k. -de iyi/usta olmamak. Bu ihale öfkelenmek. en son olaylardan/geli şmelerden haberdar olmak. polis taraf ından aranmak. son modaya uymak. .o. Bu i ş tam sana göre. k. He´s unwilling to learn how to dance. k. saymaca de ğerini bulmak. 2.. bitkin dü olmak. 5. (-i) istememek: He was unwilling to go. 2. -den şikâyetçi olmamak. altüst olmak. sinirli olmak. 1.) -e verilmi ş olmak. istenilen derecede olmak. She´s never up k. 4.b. k.. harcanmak. ayağa kalkmış olmak. 2. her zamanki seviyede olmak. tükenmek.. zor bir durumda olmak.bitmek. çok sıkışık bir durumda olmak. işi bitmiş olmak. İng. -e dikkat etmek. dili ayaklanm ış olmak. -den haberi olmak. yapabilir misin? I´m not up to talking to him today. dili zor durumda olmak. 2. 3. (yetki. k. (mide) bozuk olmak. -e ilgi duymamak. k. Dans He´s never up 1. hakk ında kararsız olmak.t. dili 1. tic. -i iyi bilmek.ı? 2. -den sak ınmak. . 1. 1. bir şeye canı sıkılmak. ne yapacağını şaşırmak.be under the weather be under way be underage be uneasy about be unequal to a task be unfamiliar with be uninterested in be unlucky be unmindful of be unqualified for a job be unqualified to do s. hak v. 2.) adaylara açık olmak: This Belediye for ayaklanmak. 1. k. (tam) birine göre olmak: This job is right yapabilmek. (belirli bir şey yapabilmek için) yaşı tutmamak. dili istenilen seviyeye varmak.t. tükenmek. (bir şey yapmayı) istemek: Who´s up for a movie? Sinemaya gitmek(bo ş bir kadro. iflas ın eşiğinde olmak. -den endişe duymak. üzgün olmak. galip gelmek. -i göz önüne almamak. . in -den yoksun olmak: That man is wanting 1. kapan ın elinde kalır. dili 1. 3. -i dert etmemek. dili mahvolmu ş olmak. yataktan kalkm ış olmak.contract´s up k. köşeye sıkışmak. eksik olmak. (to) (-e) razı olmamak. 2. -i merak etmemek. k. dili hasta/rahats ız olmak. İng. hareket halinde/ilerlemekte/devam etmekte olmak. Bugün onunla 1. -e çatmak. (kötü bir şeye) açık/maruz olmak. Gitmeye razı değildi. en son de ğişiklikleri kapsamak. bir şeyi yapmak için gereken niteliklere sahip olmamak. bir işe uygun niteliklere sahip olmamak. ile çok me şgul olmak. 1. dili biri için biçilmiş kaftan olmak.´s alley be up to be up to date be up to one´s eyes in be up to par be up to scratch be up to snuff/the mark be up to the mark be upset be used up be vested in be vexed at s. sabahlamak.. şansı olmamak. dili isteyen var m kontrat v. dili istenilen düzeyde/nitelikte olmak. bir işi becerememek. isyan halinde olmak. hakkında tereddüt içinde olmak. dili seven. alabora şmek. öngörülen standarda uymak. k. -i up your alley. -i bilmemek. -in üstesinden gelebilmek: Are you up to this? Bunu 1.b.. 2. -e aldırmamak. en son teknolojiye sahip olmak. 1. be victorious be vulnerable to be wanted by the police be wanting be wary of be washed up k. dili ile kar şı karşıya olmak/kalmak. iflasla karşı karşıya olmak. Bu kitabın birkaç sayfası eksik.

o. birinin elde edebileceği bir şey gibi olmak. be wrapped up in be written all over be/feel disinclined be/feel nauseous be/feel sorry for be/feel under the weather be/get chummy with be/get tangled be/live in a world of one´s own be/live on the razor´s edge be/make friends be/play truant be/skate on thin ice be/stand firm be/stand head and shoulders above beach beach buggy beachcomber beachhead 3. nefesi kesilmiş olmak. hayatını kıyılardan topladığı enkaz ile kazanan kimse. kızgın/öfkeli olmak. Yüreği acıuzak olmak. 1. be wiped off the face of the earth yeryüzünden silinmek. Orada çalışanlara acıyorum. k. hastalık v. Kendi entrikalar ının içinden kendi dünyas ında yaşamak. dili -e hayran olmak. by malaria. dili tehlikeli/çok rizikolu bir durumda bulunmak. plaj arabas ı. dü şman kıyıları üzerinde ele geçirilen çıkarma yeri. çok işe yaramak. Bu k. 1.´s while İspanyolca öğrenmeye değer. 2. dili çok endişeli olmak. dili 1. 2. k. ölümle kalım arasında olmak. 2. ask. elinin altında olmak. çağı yakalamak. dili (kendini) bir ho ş/tuhaf hissetmek. -e layık olmak. dili . iki ateş arasında kalmak. (with) (ile) arkada ş olmak.b. (birine) s ırılsıklam âşık olmak. sahil. with/by (dert/keder) yüklü olmak: He was weighed down by his sorrow. şe) kaptırmış olmak. yüzünden akmak: His innocence was written all over his face. canı istememek. i. i. ile ahbap olmak..) belini bükmek: hedeften doluydu. okyanustan k ıyıya vuran büyük dalga. dili (birinin) ne yapt ığının farkında olmak. dersi asmak. 2. up (karma şık bir durumun) içinden çıkamamak: He´s all tangled up in those intrigues of his own devising. be worth s. i. dili çok de ğerli olmak. nefes nefese kalm ış olmak. k. -in k ıymeti/değeri (belirli bir miktar) olmak. sorumluluk v. genellikle (belirli bir şekilde davranmak/hareket etmek): He is wont to come early. dili birinin ne demek istedi ğini anlamak. (durumun) ne olduğunun be wise to fark ında ğın hiç gerisinde kalmamak. dili birinin harcad ığı zamana değmek. 1. dili ald ığı maaşın karşılığını vermek. k. -e değmek. with/by (bir görev. -e ac ımak: I feel sorry for those who work there. (yak ın olduğu için) işitebilmek. midesi bulanmak. dili 1.. -e razı olmak. 1. be worthy of (ağrılar. birinin vaktini ayırmasına değmek: It´s worth your while to learn Spanish. be within arm´s reach be within earshot be within reason be within s.) yüzünden çok çekmek: His body had been be wracked by/with wracked kendini (bir iVücudu s ıtmadan çok çekmişti. (belirli bir miktar) değerinde olmak:ald ığı candlestick´s worth approximately thirty million liras. be with it be with s. k ıyı. k. ıskalamak. k.´s grasp be wont to be worked up be worried sick be worried sick be worth be worth one´s keep be worth one´s salt be worth one´s while k. -e bayılmak. duyabilmek. be wiped off the map k. 1. işinin ehli olmak. dili ça olmak. birinin kavrayışı içinde olmak. vazifeden kaçmak. k. okulu k ırmak.o. 2. ı olmak. k.. (düşüncelere) dalmış olmak. k. 2. çok endişeli olmak. -den çok üstün olmak.b. -den bıkmış/usanmış olmak. . 1. haritadan silinmek. kumsal. ak ıl kârı olmak. heyecanl O genellikle erken gelir.o. kararından hiç vazgeçmemek. be worth one´s/its weight in gold k. plaj. Suçsuzluğu yüzünden akıyordu. k.be way out in left field be weary of be weighed down be wide of the mark be wild about be willing to be winded fena halde yan ılmak. ağırlığınca altın değmek/etmek. dili This maaşın karşılığını vermek.

k. i. s. 2. dikkate almak. tav ır. ışın. kaldırmak: It won´t bear your weight. müz. 2. (yaygı olarak kullanılan) ayı postu. kiriş. geri çekilmek. -e sabır göstermek. zarara ğırlığını kaldırmaz. fasulye s ırığı. out bear the blame for bear the brunt of bear the brunt of bear up bear watching bear with bear witness bear witness to bear/keep in mind bearable beard bearded beardless bearer bearing bearskin rug beast beastly beat beat beat beat a retreat beat a retreat beat about/around the bush beat down the price i. i. direk. ile ilgisi olmak. yatak. boncuk gibi: beady eyes boncuk gibi gözler. galip gelmek. gaga. tohum. vurmak. hal. s. (bir şeye) delalet etmek. (saldırı. -in izlenmesi gerekmek. polis memurunun devriyesi. sakallı. They have the right to bear arms. yenmek. dili bin dereden su getirmek. (bir şeyin) kanıtı/delili olmak. s. 1. s. 2. sakals ız. İyi dayanıyor. tane. s. üzerinde ta şıyan kimse. darbe. 1. pestili ç ıkmış. ipe dizilmiş boncuk. -e do ğru gelmek/ilerlemek. hatıl./s. vazgeçmek. boncuklar. tanıklık/şahitlik etmek. 2. Bu vergiak ılda tutmak: You should also bear this in mind. baskı v. 2. s. -in suçunu üzerine almak. davranış. i. i. i. f. i. (bore/eski bare. 2. kerteriz. 1. mertek. 1. darbe sesi.t. 1. k.b. birini/bir şeyi doğrulamak/gerçeklemek. hayvanca. Silah taşıma gayret etmek. çekilebilir. hesaba katmak. ile unutmamalısın. 2. elinde bulunduran kimse. i. 2. f. den. araba/saban oku. sırık gibi kimse. baskı v. sakal. çalmak (davul).o. 1. tahammül edilebilir. 1. 3. Bunu -i unutmamak. Tarık´ın gazabını en çok o çekti. aklında tutmak. 2. den. i. ta şımak. kaçmak. unutmamak. 1. i. k. geri çekilmek. azarlama.b. 3.´nin) en ağır/şiddetli kısmını çekmek: She bore ırı. 4. (yüzü sevinçle) parlamak. (sald the brunt of Tar ık´s wrath. dili çok yorgun. 5. --en) 1. kemere. (beat. borne) 1. tempo. boncuk. hayvan. i. -i fakirleri baya ğı etkiliyor. f. 3. 2. fasulye. yaymak. 3. i. i. 2. -in töhmeti alt ında kalmak. Senin akatlanmak. 3. azarlama. 1. parlak. dili pazarlıkla fiyat indirtmek. saçmak ( ışık). -in sorumlusu olmamak. fazla bastırmak: Don´t bear da ilgisi olmamak. . 4. fener. putrel. geniş ağızlı büyük bardak. ayı.´nin) en ağır/şiddetli kısmını çekmek. mil yatağı. i. s. işaret ışığı.. çakar. 5. (silahta) arpac ık. vuru ş. (under) (zor bir duruma) dayanmak: She´s bearing up well. (kalp) atmak. 4. 1. çarpmak. -e hiç benzememek. -i çok etkilemek: This tax bears down on the poor. 2. (yumurta) ç ırpmak. 1.beacon bead beads beady beak beaker beam beam beaming bean beanpole bear bear bear a loss bear down bear down on bear in mind bear no relation to bear no resemblance to bear no responsibility for bear on/upon bear s. sevinçle parlayan (yüz). dövmek.

Beat it! beat off beat off the attack beat s. 3. merak etmek. -i yat ırmak. 1. f. bak. yatak takımı. (çok) güzel. k. el/baş işaretiyle çağırmak. i. kötürüm olmak. 1. i. birini tekme tokat dövüp iyice h ırpalamak. 1. kunduz kürkü. güzellik uykusu. dili birine fiyat indirtmek. 1.o. beauty shop. k. k.t. to -e yak ışan. birini dövüp birinden çok daha üstün olmak.o. (bahçedeki) tarh. için. yatak ve kahvalt ı. yatak. tam pansiyon. s. güzel şey. beau beautician beautiful beautifully beautify beauty beauty contest beauty parlor beauty queen beauty salon beauty shop beauty sleep beaver became because because of beck beckon become become paralyzed become polarized become/get anxious become/get hysterical (over) become/get suspicious becoming bed bed and board bed and breakfast bedbug bedclothes i. zool. birini büyük bir yenilgiye u ğratmak. birinin pöstekisini sermek.. -den dolayı. i. nehir yata ğı. karyola.o. 2.. tempo tutmak. çürükler içinde b ırakmak. 2. be. bak. 2. become. all hollow beat the air beat the bushes beat the rap beat time argo Defol! k. k. dili her yerde aramak.b. çoğ. 2.). 1. . s. nedeniyle. down yatıp uyumak. 2. (kad ınlar için) kuaför salonu. ışıyor. O kravat sana yak felce kutuplaşmak. dövme (metal). a stone wall rekoru k ırmak. f. bak. den. 3.u ğramak. dövülmü ş. bağ.come) 1. güzelce.o. f. dili birini fena halde dövmek. çırpılmış (yumurta v. 1. down beat s. k. up beat s. birinin posas ını/leşini çıkarmak. 2. s. beat to windward beat/bang/hit one´s head against k. beauty shop. 2.came. dili bir şeyden çok daha üstün olmak. cezadan kurtulmak. kadın berberi. uygun. bak. çoğ. f. güzelle ştirmek. dili kovmak. dili birini öldüresiye dövmek. beaten çiğnenmiş. black and blue beat s. orsas ına seyretmek. saldırıyı tamamen püskürtmek. tahtakurusu. sevgili. birini ezmek. güzellik salonu/enstitüsü. (be. kastor. 2. haybeye kürek çekmek. kunduz.o. güzellik. endişelenmek. meraklanmak.). beat/break the record f. i. k. z. 2. birini pes ettirmek. defetmek. dili 1. kuaför. temize ç ıkmak. güzellik kraliçesi. olmak. k. felç olmak. --s/--x üzerinden geçilmiş (patika. güzellik yarışması. dili bo şuna uğraşmak. sinirleri boşanmak. kuşkulanmak. all hollow beat s. birini cebinden ç ıkarmak. yak ışmak. münasip. âşık. -diği için. argo 1. (kadına) âşık erkek. 2. i. 2. (bir şey) (karşısında) çılgına dönmek. 1. (down) -e yatacak bir yer vermek.b. güzel kad ın. 1. to a pulp beat s. yaraşmak: That tie becomes you. güzellik uzmanı. yol v. aklanmak. 3. i.. f. beat. dili bo şuna uğraşmak. çünkü. (boz) i. şüphelenmek. havanda su dövmek.

). dilenmek. z..Ö. . f. s. yatak tak ımı. sefalete düşürmek. sebep olmak. edat 1.root) İng. ön ayak olmak. f. 2..got. -den önce. s. yard ım etmek.. önce. rüzgâr yönünde. i. yatak yarası. i. önce. i. yak ışan. yalvarmak. meydana başlayanvücut bulmak. evvel. babas ı olmak. i. 1. be. --s) argo şikâyet. k. (B. sızlanıp durmak.ten/be. ba ğ. bot. (çoğ.. bedpan bedridden bedroll bedroom bedside bed-sit bed-sitter bedsore bedspread bedstead bedtime bee beech beef beef up beefsteak beehive beekeeper beeline been beer beer on draft beeswax beet beet sugar beetle beetroot befall befit befitting before before Christ before long before the wind beforehand befriend beg began beget beggar beggar description begin beginner i. begin. yak ında. (--ged. tarifi imkâns ız olmak. argo şikâyet etmek. i. arıcı. dürülü yatak.gun. anlatmaya sözcükler yetmemek. İng. tercihen. f.Ö. işe yeni gelmek. f. i. balmumu. i. fıçı birası. yatak odas ı. sakaroz.. bira. f. (be. 2. önünde. İng. i. kimse. İsa´dan önce (İ. beeves) sığır. i.got.. (yatakta kullan ılan) sürgü.. yatağın başucu. banyosuz. kayın ağacı. yatak örtüsü. (çoğ. be. i. uygun olmak. -den rica etmek. f. i. yerine. f. tıb. i. cephesinde. 1. --ning) 1. mahvetmek. bak. başlatmak. i. pancar şekeri. dilenci. 3. f. (be. i. arı kovanı. 3. (çoğ. (--ted. yol açmak. bak. çapk ın. kayın. düz hat. f. --ting) 1. i. tek odalı apartman dairesi. 2. 2. Kıyamet koptu. --en) ba şına gelmek.got. 2. i. ba şlamak. i. balarısı. (be. 1. önceden. kestirme yol. 1. arı. bak. be.) milattan önce (M. i.. z. zool. 2. arı yetiştiricisi.C. i. huzurunda. i. biftek. s ığır eti. dili kuvvetlendirmek. 2. karyola. i. i. yatma zaman ı. --ting) yak ışmak.fell. pancar. yatalak. tımarhane gibi bir yer. 2. pancar. f. of -den dilemek. --ging) 1. dostça davranmak. i. düz çizgi.).bedding bedfellow bedlam Bedlam broke loose. çabuk. bed-sitter. k ınkanatlı böcek. i. i. beet.. i. çok gürültülü ve kargaşalı bir yer.gan.

dili hapiste. gerekmek. geğirmek. k. vaktinden sonra. yaratık. f. Belçikalı. 2. insan. ısrarlı istek. f. 2. çağın gerisinde. ısrar: She would sometimes sing at the behest of friends. bak. geç kalmış. i. do you? Bu tatili bana fazla görmüyorsun. f. f. seyirci. behold. esas. 1. sanmak. i. baş.. f. yakışmak.. 1. -in gıyabında.ing) 1. emir. parmakl ıklar arkasında. f. bakmak. Onları k. geride:istekleri üzerine bazen şarkı behind. varoluş. f... s. 2. beget. f. (--d. İng. belabor. 2. içeride. 1. Terbiyeni tak ın! i. gizlice. f. i. buyruk. hareket etmek. We left them far behind. güçlü bir inanç duymak.. cezbetmek. (bir şeyi) (birine) fazla görmek: You don´t begrudge me this vacation. etrafını çevirmek. varlık.. ayartmak.. gecikmiş. begin. f. 2. 1. davranış. çan kulesi. terbiyeli davranmak. bak. kuşatmak. s. minnettar. saptırmak. 1. geğirme. f. Beyaz Rusya. 2. muhasara etmek. -meli. i. içeride. . püskürtmek. Belçika. 1. f. bak. Belçika. (bir şeyi) f. kaynak. Arkada şlarının ısrarlı The children were running z. Beyaz Rus. 1. davran ışçılık. göstermek. (somut anlamda) pe şinden. 2.beginning begonia begot begotten begrudge beguile begun behalf behave behave o. 2. dili hapiste. parmakl ıklar arkasında. i. O nokta üzerinde fazla durma. s. görmek. 1.. s. fırlatmak. f. i. demode. beget. İng. f. bak. inanç. boynunu vurmak. Belçikalı. bak. perde arkas ında. i. 4. behavior.. bej. i.held) 1. i. bot.. i.ly. f. 3. Behave yourself! behavior behaviorism behaviour behaviourism behead beheld behest behind behind bars behind bars behind one´s back behind the scenes behind the scenes behind the times behold beholden beholder behoove behove beige being belabor belabour Belarus Belarussian belated belatedly belch beleaguer belfry Belgian Belgium belie belief believable believe i. Çocuklar pe şinden koşuyordu. Belçika´ya özgü. i. oluş. borçlu.. 1. Beyaz Rusça. behaviorism. gecikerek.. inanılır. etrafını sarmak. be. 1. 2. de ğil mi? 2. s. bak. perde arkas ında. 1. (sahte bir şey) (gerçek bir şeyi) örtmek. s. 1. 2. i. inanmak. begonya. 2.s. kellesini uçurmak. (be. İng. 2.. z. iman etmek. gözlemlemek. behoove. i. yak ışık almak. üzerinde fazla durmak: Don´t belabor the point.. i. i. davran ış tarzı. davranmak. bak. -in arkas ından. f. yanlış/sahte olduğunu i. bak. 3. İng. başlangıç. aklını çelmek..

inanan. şaşkın. i. . İng. 1. ç ıngırak. 1. i. den. oryantal dansöz. f. mümin. bak. sevgili. i.. 1. i. küçültmek. belladonna. O masa eşya. inleyerek yakınmak. bot. (birine) ait olmak: That table belongs to çoğ. 1. Beliz. 4. savaşçılık. 2. 3. the river flowing below ınşağıda akan nehir. bükülür. i. me. 1. i. two floors below iki kat aşağıda. dalgın. Belarus. i. sıra. f. s. From beneath there came a voice.. s. göbek çukuru. alçaltmak. dili Sus!/Çeneni kapa! f. -e inanmak. Sözüme inan! i. kuşatmak. i. bak. kolan. aşağıya: from below aşağıdan. kavgac ı.. kıvırmak. i. 1. i. dönemeç.o. tek. k. Oryantal dans.. 3. (bir şeye) aklı yatmak. aşağıda. 2. 1. eğilir. s.. dili şikâyet etmek. aşağıda. kavgac ılık. güzel kad ın. kemer tokas ı. saymaca de ğerinin altında. böğürmek. 2. those below vasat a altında. dansöz. bağırmak. Belarussian. i. 2. bağlamak. rakkase. dolmalık biber. Aşağıdaki deniz maviydi. 2. k. aşağıdan. e ğmek. dili göbek. küçümsemek. f.. aşağıdan. bellboy. eğrilir. dili yumruk indirmek. (bent/eski --ed) 1. kıstas. kemerle ba ğlamak. çançiçe ği. to -in üyesi olmak: Bahri belongs to the Moda i. bükmek. dilber. üzüntüsünü belirtmek. k. savaşçı. 1. körük.. ço ğ. k ıvrılmak. (kişisel) benim. otellerde oda hizmetçisi çocuk. ölçüt. i. kemer. 2. z. viraj. karın ağrısı.. röper. kayış. i. kıvrım. rezil. röper noktas ı. sızlanmak.. kampana. şiddetle vurmak.. k. edat aşağılık. Beliz. kuşak. çan. seviye işareti.. sevgili. s. Believe me! believer belittle Belize Belizean bell bell pepper belladonna bellboy belle bellflower bellhop bellicose belligerence belligerent bellow bellows belly belly dancer belly dancer belly dancing bellyache bellybutton belly-up belong belongings Belorussia Belorussian beloved below below average below par belt belt buckle Belt up! bemoan bemused bench bench mark bend bend to/towards bendable bends beneath beneath contempt 1. i. to (bir şey) (birinin) malı olmak. s. bot. f. dövüşken. göbek atma.believe in believe in s. eğilmek. f. 2. s. -e güvenmek. 1. bak. dövüşken. Beliz´e özgü. 1. bükülmek. bank.. tic. (bir şeyden) ağlayıp sızlayarak şikâyet etmek. i. birine güvenmek. f. i. Belizli. aşağıya: The sea beneath was blue. i. zil. i. i. A şağıdan bir ses geldi. dövüşkenlik.. denektaşı. z. 2. 2. kavgac ı. aziz. dirsek. güzelavratotu. i. çevirmek. karın. z. i. Belizli. 2. 2. Oryantal dansöz. s. 2.

bağış. cömertlik. edat 1. sersem. kirletmek. ısmarlama iş yapan. s. yararlanan kimse. f. ı. 1. sarho ş. 4. başına üşüşmek. 3. çatlak. 5. 4. mirasç ı. f. görev. yard ımseverlik. from ım amacıyla düzenlenenfaydalanmak.nin. hiç güvenilmez. i. yard ımsever. f. yard ımsever. f. i.. matemli./I´m willing to bet . bak. -e yararlı olmak. yararlı. 2. f. s. s. 2. Benin. i... geçmek.b. 2. yan ına. s. k. bend. 2. i. kim. takdis. iyi huylu. z. kendinden geçmiş. i. 1. aptal. iyicil. -den konser. yakayı bırakmayan. selim (tümör). yenmek. k. cömert. i. benzin. 3. Beninli. dili hilekâr. hayırlı. dili deli. s. bağış. (gemiyi) rıhtıma f. İng. -den ba şka.. z. 2. etli ve zarlı kabuksuz meyve. k. hayır işine para bağışlama. i. I´ll bet . 2. konu dışı. -e yararı dokunmak. beside the mark beside the question besides besiege besmear besotted besought bespoke best best best bet i. edat 1. kıvrık. 1. yaslılar. (çoğ. yanında. üçkâğıtçı. z. (taşıtlarda) yatak. 1. i. -den istifade etmek: This yard -den yararlanmak. s. baskın çıkmak. kaybetme. 2. s. --ting) 1. 2. hayır işine bağışlanan para. 1. s. -e nazaran. 2.sought/--ed) yalvarmak. -i ku şatma altında tutmak. yalvararak. 1. ısmarlama. bak. yumu şak huylu.benediction benefaction benefactor beneficence beneficent beneficial beneficially beneficiary benefit benefit concert benevolence benevolent benign Benin Beninese bent bent benzene benzine bequeath bequest berate bereaved bereavement bereft bereft of beret berry berserk berth beseech beseechingly beset besetting beside beside o. hakk ından gelmek. yitirme. bağışçı.. hayır işine bağışlanan para. kutsama. (good ve well´in enüstünlük derecesi) en iyi. 3. matemliler.. -e s ıkıntı vermek. hayır işine para bağışlayan. 2. çılgınca hareket eden. 2. 3.. -in yanında. (ölüm nedeniyle) kayıp. bağış. (be. rıhtımda palamar yeri. fayda. en iyisi. 2. ha şlamak. ısmarlama yapılmış. gemici ranzas istirham etmek.set. 2. Benin´e özgü.. faydalı. yanı sıra. azarlamak. 2. bulaştırmak. benzen. cömertlik. f. miras olarak b ırakmak. i. f. i. yard ımseverlik. Bahse girerim ki en iyi . -in dışında. eğri. i. matem. -in etrafını sarmak/çevirmek. s. -den yoksun kalm ış: bereft of strength kuvvetten düşmüş. konu dışı. i. hırsız.. s. den. manevra alanı.s. iyi. düzenbaz. iyi. yaslı. Be. üstelik. iş.. 2. hayırlı. vasiyet etmek. rü şvetçi. çılgın. . vâris. 1. s. den. yarar. 1.ese) Beninli. i. 1. f. Benin. beseech. den. -in yarar ına olmak. bere.. 4. 2. dili o biçim. i. f. i. s. yas. yumuşak (hava). en ho ş. 1. -i kuşatmak. 1. yol/çare..). kâr gayesi gütmeyen (kurum v.. bükülmüş. İng. yararlı bir şekilde.. 1. cömert. vasiyet. s.. etrafını almak. hayırlı. 1./My bet is . (be. ranza. ayrıca. bereketli (toprak). i.. en uygun. f.

bet he´s there. söz aram ızda.ese) Butanlı. kuşkusuz. Bence orada olmas ı kesin. Butan. 2. ele vermek. tarafında/yakasında bulunmak/uzanmak: Istanbul bestrides two Ik. 2. Bhu. 2. be. tartışmasız. s. ihanet etmek. (good ve well´in üstünlük derecesi) 1. Butan´a özgü. şüphesiz. s. pahlanm ış. pahlanm ış kenar. sayılamaz. dili eş (kadın/erkek): Where´s your better half? Eşin nerede? Hiç olmamaktansa vars ın geç olsun. kuvvetle sanmak: f. aldatmak. s. 2. i. yetişilmez.best man best seller bestial bestially bestir bestow bestow favors on bestride bet Bet your boots. f. -e ayrıcalık tanımak. bahis tutu şmak. ötesi. bias me against him. öteye. paha biçilmez. kaba. Beni onun aleyhine çevirmeye i. daha güzel. 1. son derece. i. bacaklar ını ayırarak binmek. k. f.den/be.strid) 1. aras ında: between Kadıköy and Üsküdar Kadıköy ile Üsküdar arasında. önyarg ılı. kalabalık bir grup: That bevy of beauties made the house ring with laughter. (on/upon) (-e) vermek. vah şi. ötede. dili Emin olun. hayvanca. z. 1. şüphesiz. kahkahalar ıyla çınlattı. ilâ: laf/söz aram ızda. s. i. daha iyisi. --ing/--ling) pahlamak. ötesinde. 2. şev. me şrubat. hayvana ait. çoksatar. e ğilim. mama önlü ğü. dili söz aram ızda. (be. -e alamet olmak: It betides good. 2. 2. 1. iddia. öbür dünyada. daha çok. daha iyi bir şekilde. hain. 2. -den sonra: Beyond there there´s nothing but mountains. Butan. --ring) harekete geçirmek. kurtarılamaz. 1. erişilmez. s. -e iltifat etmek. göstermek. içecek.strid. . O güzeller evi(bir şeye) ağlamak. f. 1. sak ınmak.tan. O hayra alamet. şaşırtmak. (birinin) ba şına gelmek: Woe betide them! Başlarına taş yağsın! 2. i. vahşice. 1. i. f. daha iyi. kuşkusuz. i. between between you and me between you and me and the gatepost between you and me and the lamppost bevel beveled beverage bevy bewail beware bewilder bewilderment bewitch bewitching beyond beyond doubt beyond measure beyond number beyond price beyond question beyond the veil beyond/out of reach beyond/past redemption Bhutan Bhutanese bias biased bib sağdıç. 2. cezbetmek. (--ed/--led. edat 1. yerinden oynatmak. önyargı.strode. (--red. f. 2. f. -e hayıflanmak. -den öte. büyülemek. pah. k. i. i. Butanlı. bahis. ele verme. gözünü açmak. k. 1. arasında. şaşkınlık. 1. bahse girmek. i. sayısız. betide betray betrayal betrayer better better and better better half better half Better late than never. f. ihsan etmek. --ting) 1. büyü yapmak. büyüleyici. sersemletmek. f. hayvan gibi. kabaca. (çoğ. 3. f. between the two of them ikisi arasında. edat 1. dili eş. hayvana yak ışır şekilde. hıyanet. Oradan öte da ğdan başka şey yok. şüphe götürmez. çok dikkat etmek. 1. üstünlük. i. (birini) (belirli bir şekilde) etkilemek: They tried to s. 2. i. 3. f. z. ihanet eden. her iki(bet/--ted. verev. z. gittikçe daha iyi. f.

beklemek. dili kodaman. bibliyografya. bikarbonat..Bible Biblical biblical Biblically biblically bibliography bicarbonate bicarbonate of soda bicentenary bicentennial biceps bicker bicycle bicycle shed bid bid bid farewell bid s. s. s. aksi. safra. yıkılmamak. kaynakça. sabretmek. huk. 1. 2. kin. (kapalı) bisiklet park yeri. bifokal gözlük. dili kodaman.. giri şim. bi. briç deklarasyon yapmak. birine veda etmek. bir şeyin zamanını beklemek. aksilik. iri. bicentennial.ceps) anat. etmek. safraya ait. i. resmen evliyken ba şka biriyle yasadışı olarak evlenen kimse. etkili. cömert.o. bağnazlık. ters. i. mutaassıp. Kutsal Kitap.2. i. . karbonat. bikini. 2.. argo kodaman. den. k. s. i. eli aç ık. çift odaklı. i. Biblically. i. iki kenarlı.. büyüklük. 3. (çoğ. f. k. s. iki yüzüncü yıldönümü. f. 2. s. 3. --ding) 1. teşebbüs. 1. terslik. z. s. (--d/bode. s. dili kodaman. s. bisiklet kullanarak gitmek. dili kodaman. iki taraflı. oturmak. k. i. iki yüzüncü yıldönümüne ait. 1. Eski ve Yeni Ahit. büyük. atışmak. mutaassıp. veda etmek.. i. bağnaz. Kitabı Mukaddes´le ilgili olarak. Kitabı Mukaddes. i. dili bisiklet. önemli. i. bisikletle gitmek. öneri. kocaman.. dev şirketler. öde ait. 2. bifokal. i. öd. çoğ. kumanda f. bak. f. dayanmak. --ding) 1. 2. z. sintine.önermek. iki dilli. i. i. i. k. 2. ayaklı tabut altlığı. --den/bid. i. taassup. dili Bilge´nin kazanmas ı kesin. bilingual bilious i. s. iki yılda bir olan. i. bisiklet. i. k. s. (bade/bid. aç ık artırmada fiyat artırmak. uygun zaman ı beklemek. Biblical. pazı.. (bid. çekişmek. f. saçmal ık. münakaşa etmek. garaz. demek. dar görüşlü kimse. karina. farewell bide bide one´s time bide one´s time biennial bier bifocal bifocals big big business big gun big shot big shot/wheel big wheel bigamist bigamy bighearted bigness bigot bigoted bigotry bigwig bike bikini bilateral bile bilge Bilge can´t help but win. huk. söylemek. i. bağnaz. s. resmen evliyken ba şka biriyle yasadışı olarak evlenme. 2. Kitabı Mukaddes´e ait.. bak. 1. bak.. 1. --d) 1. tabut taşımak için kullanılan tekerlekli sedye. i. emretmek. k. huysuz. s. huysuzluk.

teke.bilk bill bill bill of exchange bill of exchange bill of fare bill of fare bill of health bill of lading bill of lading bill of rights bill of sale billboard billfold billiard billiards billion billow billowy billy billy goat bimonthly bin binary bind binder bindery binding Bing cherry binge binoculars biochemistry biodegradable biographer biographical sketch biography biological biological clock biological warfare biologically biologist biology biped bipedal birch bird bird cage f. i. zorlayıcı. bilardo. ciltevi. (bound) 1. Napolyon kirazı.B. ciltlemek. 2 kenarını tutturmak. 1. i. s. biyolojik. iki ayaklı hayvan. biyokimya. iki ayaklı. sandık. fatura. biyografi. i. 1. (dar bir giysi) 2. aldatmak.bin odunluk. hesap. i. teke. dirimbilimsel.´ni saklamak için) kap. ayda iki kez olan. (yelkeni) şişirmek. i. bağlayıcı.. i. wood çift. cilt. ciltçi. çevreye zarar vermeden toprakta çözünebilen. erkek keçi. ba ğlamak. 3. (yelken) şişmek. 2. kuş. 2. ya şambilimsel. hu ş.b. yer: coal bin kömürlük. i. doland ırmak. cüzdan. sarmak. biçerba ğlar. i. 1. (büyük) dalga. A. kambiyo senedi. kâ ğıt para. 1. i. –– ball bilardo topu. ikili.D. dili cop. bot. s. i. erkek keçi. Napolyon. f. i. 2. tah ıl v. ilan tahtas ı. dirimbilim. biyolojik olarak. i. kambiyo senedi. (iki Aras bak ılabilen) dürbün. kenar şeridi. ya şambilim. tutkal. 4. biyoloji. 2. f. i. yaşamöyküsü. fazla sıkmak. manifesto. İng. kandırmak. çok fazla içki içilen süre: He goes on a weekend binge every now and then. i. 1. i. f. yemek listesi. 3. trilyon. s. biyolojik saat. poliçe. ya şambilimci. –– hall bilardo salonu. s. biyolog. i. bilyon.rahats ız etmek. 3. dalgaland ırmak. menü. s. 1. kuş kafesi. (duman) buram buram çıkmak. çok (duman) s. 1. biyolojik aç ıdan. 2. z. i. 2. iki ayda bir olan. i. 2. Betula. dalgalı. i. i. 1. (kömür. milyar. sağlık belgesi. . fatura. dalgalanmak. yemek listesi. 2. 1. 3. i. biyolojik sava ş. poliçe. i. k. gaga. hayat hikâyesinin özeti. dirimbilimci. insan haklar ı beyannamesi. kanun tasarısı. konşimento. s. gözleıra hafta sonu boyunca içki içmekten başka bir şey yapmaz. ciltleme. fatura çıkarmak. i. biyografi yazar ı. konşimento.

2. kaynak. lokma. f. madenkömürü. --bing) gevezelik etmek. kafadarlar. keskin. s. kuşların avlanması yasak olan yer. ac ı. doğum. bitüm. i. doğma. k.o. s. i. 1. keskin. 2. yırtıcı kuş. 2. i. kasvetli. bo şboğazlık etmek. f. dili ba şından büyük (içkide) sertlik. şekersiz. f. 1. i. İng. i. zenci. ziftli. şirret. i.. bitter (çikolata). yava ş yavaş. işlere/işe girişmek/kalkışmak. nüfus kâ ğıdı. şboğaz. 1. 3. bi. i. fil. s. başlangıç. doğuştan olan özür. göçmen ku ş. İng. parça. i. 1. ikicinslikli. . 3. k. (--bed. parça. i. kancık. i. doğum lekesi. ikie şeyli. 1. matkap. dişi köpek. biçimsiz. doğum günü. biseksüel. 2. dili bir yerde ancak geçici bir süre için kalan kimse. geveze. dili şikâyet etmek. 2. bite. acı (söz). k ırıntı. azar azar. durmak.ten) 1. ısırıcı (rüzgâr). 1. s ızlanıp ısırmak. (soğuk) yakmak. yırtıcı kuş. i. hem ac ı hem tatlı. zenci. k. 2. dili (zor bir) karar almak. s. s. 1. (balık) oltaya vurmak. zift gibi.son) zool.´s nose off bite the bullet biting bitten bitter bittersweet bitumen bituminous bituminous coal bizarre blab Black black birine ters cevap vermek. k. dırdır etmek. s. bizon. bit. bite. bit. acı. dili elde olan yararlı şey. tükenmez kalem. bak. 1. bak. (soğuk veya bite off more than one can chew ısırık.. elde olan fırsat. kuş cenneti. i. (nüfusa göre) do ğum oranı. bilg.bird in the hand bird of passage bird of passage bird of prey bird of prey bird sanctuary bird watcher birdcall birdhouse birds of a feather birds of a feather bird's-eye bird's-eye view biro birth birth certificate birth control birth defect birthday birthmark birthplace birthrate biscuit bisexual bishop bison bit bit bit bit by bit bitch bite k. ac ı. kuşbakışı. s. delgi. çörek. 2. kara. 4. 2. çift cinsiyetli. i. siyah. göçebe kimse. 2. doğuş. gem. 3.. yaş günü. rüzgâra özgü) (öfkesini/üzüntüsünü belli etmemek için) duda ğını ısırmak. her iki cinse karşı erotik istek duyan. (bit. 2. soy. karanl ık. s. 1.. 2. i. kuş gözlemcisi. 1. doğum kontrolü. bitümlü. doğum yeri. k. biseksüel. tükenmez. piskopos. i. katran.. 2. 2. dili huylar ı birbirine benzeyen kimseler. 1. lokma. siyah. 1. iyi ve kötü. (çoğ. 2. dili cadaloz kadın. acayip. kuş ötüşü. zenci. i. 2. 2. sert. garip. bisküvi. kuş evi. f. göçmen ku ş. satranç i. s. kara. 1. i. şiddetli. f. kirli. tuhaf. zift. 1. bite one´s lip bite s. 3. 1. k. bo i.

1. kabahatli.. s. 1. karartma. (kötü bir amaç için yap ılan) büyü. karadut. s. i. 1. 2. cop. sidik torbas ı.. sövüp saymak. i. çöreotu. i. çürük. 2. masum. f. i. i. bezdirici. karalık. asfalt. i. i. edepsiz. 2. i. i. i. i. i.. karartmak. 2. . f. 1. karalamak. 3. siyah beyaz: black-and-white television siyah beyaz televizyon. karşı oy kullanmak. iftira etmek. 2. morarm ış. can s ıkıcı. paluze. ince uzun yaprak. f. alçak. kılıç. lekelemek. i. yazı. judo siyah ku şak. siyah beyaz resim. 4. 1. sütlü pelte. siyah pars. benzi atmak. s. 1. bot. s. (kabu ğunu soymak için) (bademi) biraz haşlamak. şantaj yapmak. şantaj. i. smokin. 2. sütsüz kahve. demirci. i. 1. hav. dili saçma. karatavuk. kimsenin dikine gitmeyen. şantajcı. kara tahta. k. kısa süren şuur kaybı. rezil. siyah göz. (bıçak) ağzı. (kürekte) pala. f. f. kabahat. gözü kararmak. karartmak. ayıplanacak. i. i. tadı bebek maması gibi ve hazmı kolay olan (yemek). İng. siyah papyon kravat. başı siyah olan sivilce. ailenin yüzkaras ı. f. köpekotu. siyahlık. f. s. dili grev kırıcı. kara kutu. kara liste. morarm ış göz. k. mesane. suç. 1. suçu (birinin) üstüne atmak. 2. 2. -i kara listeye almak. (--ped. k ısa bir süre için şuurunu kaybetmek. nalbant. göz kararmas ı. i. karabiber. 2. börülce. --ping) asfaltlamak. töhmet. i. küfretmek. kara leke.. karabiber. suçsuz. 2. kara liste. 3. f. kara ısırgan. karaborsa. kara veba. anat. 1. 1. i. 2. kara listedekilerin kayıtlı olduğu defter. böğürtlen. s.black and white black belt black book black box black coffee black cumin black eye black horehound black leopard black list black magic black market black mulberry black out black pepper black pepper black plague black sheep black tie black-and-blue black-and-white blackball blackberry blackbird blackboard blacken black-eyed pea. alçak kimse. bir suç veya ba şarısızlığın sorumluluğu. s. cowpea blackguard blackhead blackjack blackleg blacklist blackmail blackmailer blackness blackout blacksmith blacktop bladder blade blah blame blameless blameworthy blanch blancmange bland 1.

herkese f. 2. rüzgâra açık. teşhir etmek. takdis etmek. yazısız. boş gözlerle: look blankly at -e anlamamış gibi bakmak. bip sesi çıkarmak. Allahın Allah sana bu çocuklarher Allahın günü. -e ateş etmek. açık ciro. yüksek ses. yazısız kâğıt. yapmak. mızırdanma. f.o. k. leke.: every blessed day ı ihsan etmiş. usanm ış.. . drought. 1. i. 3. 1. f. (roket) uzaya f ırlatılmak. 1. harmanlamak. 1. 2. i. (göze çarpan bir şeyle) donatmak/kaplamak. 2. 1. bip. anlamsız. dili ıtlık olası. 5. 2. (soğuk/sıcak) (bitkiyi) kavurmak. bak. kanamak. söylemek. 1.. s. gürültü yapan. i. soğuk ve kasvetli (hava). apaç ık. 1. k. hata. 2. hayırdua. Allah kahretsin! s. Allah hakk ında kötü konuşmak. i. kötü. s. i. kusur. meleme. s. -i yerini işaretlemek. 1. 1. Allah hakk ında kötü konuşma. birden parlamak. f. 1. dili s. 2. z. yıkmak. kar ıştırıcı. 1. yanan şey. . spor ceket. out Bless you! blessed blessing i. blender. dili ac ımak... f. f. bakmak. kanayan. beyazlatmak. karışım. 2. 3. harap. kör olası. i. children. kurusıkı fişek. f. tahrip etmek. borununkine benzer ses. i. i. 2. karıştırmak. öfkeli parlama. melemek. s. f. kurus ıkı fişek. -i hararetle yapmak. dili Allah ın belası. boş. rüzgârdan korunmasız. 3. dili birini ha şlamak/azarlamak. gözleri sulanm ış/çok çapaklanmış/kızarmış. 2. 1. ünlem. yava şça katmak.blandishment blank blank cartridge blank check blank endorsement blank verse blankbook blanket blankly blare blasé blaspheme blasphemy blast blast furnace blast off Blast! blasted blasting cap blatant blaze blaze a trail blaze a trail blaze away at blaze up blazer blazon bleach bleachers bleak blear bleary bleary-eyed bleat bled bleed bleeding bleep blemish blend blend in blender bless bless s. 4. eritme oca ğı. sızlanma. 2. uymak. küfür. 1. i. i. i. ağaçların gövdelerinde çentikler açarak yeni bir yolun geçişateşe tutmak. sızlanmak. s. f. açık. 1. dinamit tapas ı. bir tür aç ık tribün. s. i. iç aç ıcı olmayan. alevler: the blaze of the fire yang ının alevleri. yangın.bezgin. 3. (göze çarpan bir şekilde) ilan etmek. i. (yol olmayan bir yerde) yol atın alnındaki beyaz leke. çok tiz ve anlık elektronik ses.. i. sulanm ış/çok çapaklanmış/kızarmış (göz). boş boş. not defteri. 1. 2. küfretmek. f.the İng. beyaz. (bled) 1. boru gibi ses çıkarmak. piyangoda bo ş numara. 2. 2. kandırmak için söylenen veya edilen iltifat. blazer. m ızırdanmak. kafiyesiz on heceli nazım şekli. 3. patlama. maden yakmak.with these 3. 2. -e boş boş boru sesi. 3. sar ıp sarmalamak. K kör kurbanları için içim kan ağlıyor. bleed. sergilemek. İng. 1. f. kutsal. i. takdis. bak. harman. s. k. ç ığır açmak. dili çok e ğlendirici bir şey. infilak. battaniye. çamaşır suyu. 2. f. f. 1. 2. k. 1. parlaklık. a ğartmak. i. nimet. arma. alev alev 1. ongun. i. s. kutsama. ç ığır açmak. kutsanm ış. k. Çok yaşa! be blessed with (Allah) (birine) belirli bir nimeti bağışlamak: You´re blessed 2. (--ed/blest) kutsamak. 1. ilan etmek. 2. 2. açık çek. kan ağlamak: My heart bleeds for the victims of 2. k. yüzünden akan. 2. ile uyumlu olmak. bleary. 1.

2. (deliği/boşluğu) doldurarak kapamak. s. f. afet. dili adam. i. çok mutlu. tıkamak. i. bir gözü kör. çakar. 2. 2. tıkamak. kör gibi. f. gözünü almak. f.. s.. (retinada) kör nokta. i. sarışın (erkek). at gözlüğü. k. i. körlük. büyük parça. fiske.b. yıldırım saldırı. sarı (saç). k. f. ç ıkmaz sokak. gözlerini ba ğlamak. i. kan bankas ı. s. şiş (karın. 2. kavurmak. 1. blok. i. s. kör. f. kabarmak. bless. kabartmak. i. k ıvamı koyu iri bir damla: a blob of paint bir boya damlası. soy. âmâ. çoğ. i. dili ha şlama. f. kurutmak. kesmek. dili yağ tulumu..leş). pürneşe. su toplamak. tipi. bak. parsel. mustard i. (kumaşı/kitabı) kalıpla basmak. at gözlü ğü. tıkanma. oto. two blobs of pol. i. 3. 1. şen.. anat. f. şişko. k. göz kırpma. abluka etmek. İng. İng. neşeli/şen/tasasız bir şekilde. z. İng. kör etmek.´ne gitme. bak.. göz k ırpmak. blok. i. 2. eksiksiz bir mutluluk. kan davas ı. k. f. 1. İng.. i. çıkmaz. 3. 2. avcıların avlarından gizlendiği 1. bak. (devamlı) yanıp sönen sinyal lambası. tasasız. 2. 1. kabarc ık. i. 1. mahvetmek. 2. 3.. i. palanga. blitz. 1. büyük mutluluk. . önceden tan ışılmayan biriyle eğlence yeri. ç ıkmaz (sokak). sinyal lambas ı. i. 1. i.. 2. 1. küf. i. İng. i. saçma. lokanta v. 2. 1. kan bankas ı. kan sayımı. kitap yazısıyla yazılan büyük harf. 1. office block (bürolar ın bulunduğu) iş hanı. 4. azarlama. i. gözü ba ğlı. şişirmek. stor. i. i.blessing out blest blether blew blight blind blind alley blind as a bat blind date blind in one eye blind spot blinder blindfold blindfolded blindly blindness blink blinker bliss blissful blister blithe blithely blitz blitzkrieg blizzard bloat bloated blob bloc block block and tackle block letter block print block up blockade blockage blockhead bloke blond blonde blood blood bank blood bank blood bath blood count blood feud k. arkadaş. dili mankafa. tıkama. f. f. s. s. kendi önyarg ısının insanı anlamaktan engellediği konu.iki s ıkım hardal. neşeli. dangalak. abluka. i. 2. blok. katliam. blow. dili kör gibi.. saçmalamak. s. ablukaya almak. kan. gözbağı. mantar. açmaz. sarışın (kadın). jaluzi. den. 1. kamaştırmak. 2. soldurmak. gamsız. f. şişmiş. blokaj. büyük bina: block of flats apartman. z. kabartmak.

kurutma kâ ğıdı. kabart ı. aksi. geçmek. birini çok şaşırtmak. İng. dili 1. 2. kan dökme. i. dili tepesi atmak. kan grubu. sümkürmek. kan nakli. kan şekeri. birine çok keyif vermek. lekelemek. tazelik. İng. 4. kan gibi. dili karars ız olmak. i. kanlı. gençlik. 1. solumak. düşmek. 1. k. i. esmek. canlanmak. away blow s. dili kör olası. (açılmış) çiçek.. i. dili k. 2. dili bayağı. kan grubu. 2. kan tahlili. 2. s. tüyler ürpertici. 2. i. 1. s. kana susam ış. s. --n) 1. k. 1. kan zehirlenmesi. (--ted. 3. f. --ting) 1. dili 1. dili kendi borusunu çalmak. zalim. çiçek vermek. k. 2. kan çana ğına dönmüş (göz). leke. meyve üzerindeki bu ğu. adamakıllı.´s cover blow s. . 4. k. i. 1. bahar.o. k. gömlek. bluz. lekelemek. ba şına kurşun sıkmak. 2. i.. bahar açmak. Rüzgâr atmak. dili (rüzgâr) çok sert esmek. 1. İng. k.o. 3.o. f. 2. f. k. mürekkep lekesi. kan nakli. f. papyebuvar. bak.. k. lekelenmek. çiçek açm ış. tansiyon.blood feud blood group blood money blood poisoning blood pressure blood pressure blood sugar blood test blood transfusion blood transfusion blood type blood vessel bloodcurdling bloodshed bloodshot bloodthirsty bloody bloody-minded bloom blooming blossom blot blot out blotch blotter blotting paper blotting paper blouse blow blow blow a fuse blow great guns blow hot and cold blow in blow one´s brains out blow one´s cool blow one´s nose blow one´s own horn blow one´s own horn blow one´s own trumpet blow one´s top blow one´s top/stack blow out blow over blow s. 2. k ızmak. argo kör olası: That blooming telephone! O kör olası telefon! i. külahını uçurdu. k. ile kurutmak. canavar ruhlu. 2. gaddar. 2. tansiyon. dili tepesi atmak. cowl. 3. üflemek. kiralık katillere verilen para. fiske. 2. diyet. k. leke. 2. dili ans ızın gelmek. uçmak: The wind has blown off the chimney2. vuru ş. böbürlenmek. kan damar ı. anat. sigortayı attırmak. unutulmak. 3. birini çok heyecanland ırmak. dili birinin gerçekte kim oldu ğunu göstermek. 1. çiçek açmak. dili kendi reklam ını yapmak. blotting paper. s. kurutma kâ ğıdıortadan silmek. geli şmek. 1. birini çok şaşırtmak. çiçek. kurutma kâ ğıdı. kana susamış. başına kurşun sıkarak intihar etmek. (blew. dili 1. üfleyip söndürmek. darbe. bozmak.. hunhar. ateş ederek birini öldürmek. dili tepesibacan ınöfkelenmek. kusur. f. inatçı. parlamak. k. (lastik) patlamak. kan bas ıncı. k. uçurmak. ayıp. dili tepesi atmak.. k. birini vurmak. övünmek. s. yok etmek. çok k ızmak. 2. 1. duraksamak. (fırtına) dinmek.´s mind kan davas ı. kendi reklam ını yapmak. k. 1. 1. 2. s. k.

o. i. blue blue blood blue blood blue cheese blue jeans blue ribbon blue vitriol bluebell blueberry bluecollar blueprint bluff bluff bluing bluish blunder blunt blunt blur blurry blurt blush bluster boar board board of directors board of managers board up boarder boarding house boarding school boarding school boardwalk k. pot. mavimsi. f. 1. (vapura/trene/otobüse/uça ğa) binmek. 1. agrandisman yapmak. mavi renkli. 2. bot. f. ağır bir cisimle vurmak. 5. s. --ring) bulan ıklaştırmak. blöf yapmak. üzerindeki) tahta yaya kaldırımı. (kum. kör. 2. i.. bulanık. 4. pürmüz lambas ı. soylu kimse. küplere binmek.. çançiçe ği. i. mavi kopya. f. pansiyoner olmak. işçi sınıfına ait. s. gaf. tok sözlü. oyun tahtas ı. aristokrat. 3. pansiyon. körletmek. s. (rüzgâr) şiddetle esmek. sözünü sak ınmayan. tahta. i. 1. i. 2. kızartı. hüngür hüngür a ğlamak. s. 4. pot k ırmak. 2. kereste. f.t. süpet. f. s. asilzade. üstüne tahta çakarak kapamak. f. out ağzından kaçırmak. gaf yapmak. f. k. i. i. 2. 1. i. kavga. zool. mavimt ırak. 2. 2. (şiddetli rüzgârın çıkardığı) uğultu. lastik patlamas ı./s. mavi. . i. kaba penisi a ğızla uyarma. 2. 1. dili patlamak. blöf. yönetim kurulu. satranç v.o. yönetim kurulu. fart furt. bir çeşit küflü peynir. i. fart furt etmek. yatılı okul. hüngürdemek. patlama. balina ya ğı.´s mind blow s. f. kurus ıkı atmak. 2. borda. mavi renk. yabandomuzu. plan. i. cop. i. i. i. 1. Campanula. i.o. k. f.blow s. 3. (--red. k. den. 1. s. yönetim kurulu. 2. 1. i. azaltmak. 2. 1. i. i. yüzü k ızarmak. çivitlemek. çivit. (blow-dried) kurutma makinesiyle kurutmak. supet. yat ılı öğrenci. 1. göztaşı. aristokrat. dili aç ığa vurmak. şişirmek. birinin aklını başından almak. bulanıklaşmak. 1. 3. patlatmak. havaya uçurmak. i. proje. k. 1. sarp ve yüksek k ıyı/kaya. tepesi atmak. f. i. i. s. şatafatlı davet. böbürlenme. tasarlamak. to smithereens blow the lid off blow up blow-by-blow blow-dry blowjob blowout blowtorch blowup blubber blubber bludgeon bludgeon s.b. into doing s. kurusıkı. 2. k. dili efkârl ı. f. 1. 2. birini bir şey yapmaya zorlamak. büyütmek. çayüzümü. belirsiz bir şekil. dili birini hayrete dü şürmek/şaşkına çevirmek. bataklık v. dili (insan vücudundaki) yağlar. 2.. k ısa ve kalın sopa. f. herhangi bir alanda en büyük ödül. mavi kopya ç ıkarmak.b. keskin olmayan. f. pansiyoner.t. yatılı okul. bir şeyi/birini paramparça etmek. kızarıklık. dili büyük parti. pürmüz. patlamak. mavi. blucin. ayrıntılı. 1.

dili. özü kalana kadar kaynamak. övüngen. vapur. 1. -e delalet etmek. gözüpek. s. kurallara karşı gelen. bilg. dili tepesi atmak. sık sık f. kad ın yeleği. 3. bedensel. miktar: a body of information bir özgü bilgi. i. f. fırtınalı. gövde. How i. ceset taşımayamiktarfermuarlı torba. 2. i. dili polis. i. bobin. --bing) 1. kaynatmak. yastıkla beslemek.. övünmek. buhar kazan ı... 1. k. yat gibi) tekne: What time does the boat leave? Vapur kaçta kalk ıyor? I´ve got a new boat. i. yüznumara. 2. 2. çabuk eğip kaldırma veya eğilip kalkma hareketi. f. 1. ceset. uzun yastık. 1. f. i. kaynayarak suyunu çekmek. i. 3. 2. Bolivya´ya özgü. ask. 3. siyah (harf). 2. İng. sürgü. (--ged. kolgüçlendirmek. haşlamak. at ılgan. şiddetli. (saçı) alagarson i. yastık. baloney. vücut. ölü sayısı. bütünüyle. sandal. 1. köpürmek. i. karoser. fırlama.. çıban. arka arkaya bağlı çifte kızak. yüreklilik. 1. tamamen. siyah (harf). demiri. serkeş. minder. kitle: A torbası. Göl bir vücut geliştirme.. koruma. k ısaltmak. 1. desteklemek. ceset lake is a body of water. cesur. (gemi. 1. 3. 2. çekülün ucundaki a ğırlık. Yeni bir sandalım var. s.. makara. -e sahip olmaktan gurur duymak: This hotel boasts two swimming pools and a sauna. i. dili asi. yapma. (kaynarken) ta şmak. 2. f. i. 2.. 2.. 1. iyiye işaret/delalet etmek. madeni saç tokas ı. bak. 1. 5. c ıvata. çabuk eğilip kalkmak. İng. kazan. bilg. dili şilin. bob) ık sık alçalıp yükselmek. tümüyle. alagarson saç. i. koruma görevlisi. i. -e işaret etmek. insanı hayrete düşürmek. bide. tulum (giysi). s. kütle. i. k. kaba kenef. i. çabuk e ğip kaldırmak. olta mantarı. cesaret. 2. f. kısmak. beden. 2. i. (çoğ... fırlayıp kaçmak: When the pickpocket saw the yıldırım. 1. 1. f. kötüye işaret/delalet etmek. kilit i. (up) 1. ufak i ğ. z. -ging) f. z. at/over -e tak ılıp tereddüde düşmek.. s. i. Bu otel iki yüzme havuzu ve bir saunas ıyla s. düzme. kayıkhane. 2. sİng...boast boastful boat boathouse bob bob bob bobbin bobby bobby pin bobsled bode bode bode ill bode well bodice bodily body body bag body building body count bodyguard bog boggle boggle the mind bogus boil boil boil away boil down boil over boiler boiler suit boiling point boisterous bold boldface boldfaced boldly boldness Bolivia Bolivian boloney bolshy bolster bolt bolt of lightning f. kaynama noktas ı. kaynayarak buharla şıp yok olmak. matb. 2. matb. Bolivyalı. 2. matb. s. 4. k. 4. bilg. s. (--bed. bataklık. 1. Bolivya. sürgülemek. . kaynamak. f ırlamak. siyah harfler. hela. Bolivya. kaçış. sahte. yarışta kullanılan kızak. cüretli. s. İng. 4. korsaj. İng. bak. tuvalet. 2. i. sallanmak. k. ha şlanmak. Bolivyalı. i. gürültülü. cesaretle.

i. 1. salak. 2. s. kupkuru.bolt upright bomb bombard bombardier bombardment bombastic bomber bombshell bon voyage bona fide bonanza bond bond paper bondage bonded warehouse bondholder bondsman bone bone bone china bone for an exam bone meal bone of contention bone up on a subject bone-dry bonehead boneless boner bonesetter bonfire bonito bonk bonkers bonnet bonny bonus bony boo boob boob tube boo-boo boobs booby booby prize booby trap book book club dimdik. 2. dili çok çalışmak. 1. i.. zarif. 1. kefil. 2. açık havada yakılan ateş. sevişmek. bağ. (bombard ıman uçağında görevli) bombacı. k ılçıksız. kefalet. 2. 1. argo büyük gaf/pot. i.. f. kemik.. iyi cins yazı kâğıdı. 2.. rezervasyon yaptırmak. kılçıklı. 1. f. k. k. bağcıklı bone. balina (çubuk). 2. bombard ıman uçağı. İng. falso. tahvil. külü kat ılarak yapılan porselen tabak. memeler. sıhhatli. 2. tumturaklı. ampuller. argo 1. 4.men (bandz´mîn) i. i... tahvil sahibi. mankafa. i. f. İng. f. kitap. 1. İng. 2. aptal. argo -i sikmek. bombard ıman etmek. palamut. kaput. topa tutma. i. f. 2. ikizler. 1. 2. i. kaporta. sevişme. falso. leh. İng. dili ı. kemiksiz. bono. farlar.. i. i. oto. s. kemiksi. i. s. vuru k. iyi yolculuklar. bombalamak. i. kuşlamak. k. yolunuz aç ık olsun. 1. içine kemik sınava hazırlanmak. falso yapmak. argo aptal. 1. prim. hoş. 2. argo televizyon. dili İng. i. 4. sıkıştırmak. s. gürbüz. bir deri bir kemik. anlaşmazlık sebebi. i. dili vurmak. k. ask. s. kırıkçı.. zool. ikramiye.. i. 1.. . bombac bomba etkisi yapan. dili kafadan kontak. s ıska.. İng. ilişki. i.. hafızlamak. beklenmedik kazanç. 2. kemikli. bonds. bubi tuza ğı.. i. köle. s. k. f. cilt. k ılçık. aptalca hata. çoğ. kefil olmak. şenlik ateşi. gümrük antreposu. gerçek. bombalamak. senet. i. ahmak. çatlak. dili aptalca hata. f. budala. 1. çoğ. bombard ıman. i. i. i. 2. bomba: blonde bombshell sar ışın bomba. dili aptalca hata yapmak.. 3. en kötü oyuncuya verilen ödül. 2.kulübü.. kemik tozu. i. falso yapmak. argo sikme. k ısa zamanda bir konuyu çalışıp öğrenmek. ş. topa tutmak.. 3. yuhalamak. güzel. kitap (yer) ayırtmak. k. (polis) (san ığı/cezaya çarptırılan birini) kayda geçirmek. f.. i.. aşk yapmak. (bir yere) bomba atan/yerleştiren kimse. f. kemiklerini/k ılçıklarını ayıklamak. argo aptalca hata yapmak. çıkıkçı. i. İng. 1. 1. bomba. hakiki. kölelik. darbe. argo ayvalar. İng. 3. üzerine varmak. göze hoş görünen.

i. çapul. kaba.. f. ayrılmış. içki kaçakç ısı. i. yaltak. i. defter de ğeri. i. (rokette) ek i.. kitap konulan raflı mobilya. i. darbe.. i. ya ğma. dalkavukluk etmek. İng. 2. çizme giydirmek. çizme. check in. 4. bahisleri kabul eden bayi. yaltaklanmak.b. 1. İng. 2. bir şeyi birinin hesabına yazmak. i. f. f. i.´s account book value bookbinder bookcase booked bookie booking booking clerk booking office bookkeeper bookkeeping booklet bookmaker bookmark bookseller bookshelf bookshop bookstall bookstore boom boon boon companion boondock boonies boor boorish boorishly boorishness boost booster boot boot boot booth bootlegger bootlick bootlicker booty booze bop borax border İng. nota kitab ı. 2. biletçi. kitapçık. 2. i. i. İng. 1. itelemek. patlama yak ın arkadaş. broşür. kitaplık. 1. i. artma. f. k. (olumlu bir şekilde).book in book of matches book of music book review book s. gümbürdemek. z.. ganyan bayii. kitabevi. bot. into a hotel book s. boraks. s.. 1. i. kabalık. çanak yalayıcı. 1. çizme şeklindeki aletle işkence yapmak. alkollü içecek. ganimet. k. 2. 1. kitap raf ı. 1. kim.o. i. i. (fuarda/sergide) stand. nimet.. --ping) vurmak. maliyet. kaba bir şekilde..t. dili ganyan bayii.2.. . kenar. (fiyat) artırmak. bak. iyilik. kitapta son okunan sayfayı bulmak için araya konulan karton. artış. s ınır. defter tutan kimse. 2. dili içki. defterde kayıtlı. argo tekmelemek. kaba ve görgüsüz kimse.) h ızla yükselmek. (bir yerin ticaret. patlamak i. bahisleri kabul eden bayi. gürlemek. to s. i. i. köylü. İng. bilet gişesi. i. i. destek. sınırlamak. 1. kenar süsü. 2. (--ped. 3. f. f. 3. i. vuru ş. İng. i. i. 2. çanak yalamak. nüfus v. kibrit paketi. defter tutma. k. i. kitabevi. (birinin hesabına) yazma. hudut. 1. dalkavuk. kurdele v. muh. i. 3. lütuf. propagandac ı. 1. i. muh. sayfa işareti. bilgisayar ın belleğine komutlar okutarak sistemi f. çardak. kitapç ı. i. biri için otelde rezervasyon yapmak. i. ciltçi.b.. 2. yaltakçı. i. dili kafa/kafay ı çekmek. İng. s. f. rezervasyon. rezervasyon yapma. rezerve edilmiş. kitap ele ştirisi. yard ım. lehinde konu şarak yardımcı olmak.. motor. gazete kulübesi.o. (ticaret) hızla artmak. i.

i.göğüs. amirane. her iki kategoriye de girebilecek bir durum: Hasan´s a borderline case.o.. dili önceden tasas ını çekmek. yönetmek. rahatsız etmek. 1. can yolda şı. Boşnak. hudut. Bosnalı. engel.f. 2. Botsvana´ya özgü. Bosporus. (bir fikri) az ıcık çürütmek. doğuştan: a born preacher doğuştan vaiz. 4. i. sınır. samimi dost. kalibre. 1. bother bothersome Botswana Botswanan bottle bottle opener bottleneck bottom s. ´´Did the packages. kaynak. 1. i. bak. canını sıkmak. çap. Botsvana. . ikisi de: both of them her ikisi. yabancı sözcük/kelime. temel. s ınır komşusu olmak. (ç ıkarma işleminde) ödünç almak. bitkisel. delmek. patron. i. bitkibilim. 2. patronvari. sıkıntı. 2. s. esas. asil bir aileden gelen. bitkibilimci.. Bosna´ya özgü. botanik. can sıkıcı kimse. i. 1. birine emir yağdırmak. Bosna. Bosnia-Herzegovina. kaza. i.o. Boşnak. 2. bağır. i. Botsvanalı. i. şişelemek. Bosna-Hersek.. Botsvana. dip. tekne.. Hem ikinizinhem insan tartışılıyor. i. could pass him. bear 2. koyun. olarak: ´´Yes. rahatsız edici. botanikçi. f. ödünç almak. karina. fail him as we f. de hayat ı olarak ona i.. i. f. İng..´´ ´´Paketler geldi as a person. 2. 2. i. dar bo ğaz. Boşnakça. her ikisi. alt. s. f. 2. kasaba.. f. both came. f.. zam. ıslahevi. i. 1. s. ilçe. i. samimi.. yabanc ı bir dilden alınan sözcük/kelime. 2.. Her hoca. bitkibilimsel. dar geçit. s. şişe. -de delik açmak. canını sıkmak. 2. i. i. 2.border on borderline borderline case bore bore bore bore a hole in bore s. Botsvanalı. Bosnalı. 1. ıslahhane. can s ıkıntısı. s. şişe açacağı. Boşnak. başkalarına hükmetmeyi seven. 2. bear 2. i. 3. bak. Boğaziçi. can s ıkıcı. i. zahmet. hem come?´´ I respect her both as a teacher and mi?´´ ´´ Evet. şef. i. Hasan tam s ınırda. k. eğiliminde olmak. sine. i. around bossy botanical botanical garden botanist botany botch both 1.. birinin canını çok sıkmak. 1. kim. botanik bahçesi. ödünç alan. biberon. Both your lives are in the scales. i. başını ağrıtmak. hem . i. (bir işi) berbat/rezil etmek. birine karşı amirane davranmak. i. f. both of us her ikimiz. bor. Bosna. Boşnakça. f. bak. s. 1. oymak.3. and as . to death/tears boredom boring born born to the purple borne boron borough borrow borrow trouble borrower borrowing borstal Bosnia Bosnia and Herzegovina Bosnia-Herzegovina Bosnian bosom bosom friend Bosphorus Bosporus boss boss s. botanist. . bak. Boğaz. we could as easily i. mat. 1.. 1. sayg ı duyuyorum. s. borç almak.. vadi. i. s. sıkıcı. doğmuş. botanik. both as .

2. kayıtlı. aşırı saygı gösterisinde bulunmak. birini yere devirmek. (ağaçta) büyük dal. buy. 1. i. kuşatmak. i. i. demet. i. 2. f. i. 1. barço ba ğı. pruva. (zararlı bir hayvanın yok edilmesi veyabuket. z. 1. süratle gitmek. kutu. f. 1.. baş eğerek selamlamak. s. butik. sonsuz. ok menzili. çok. 1. bağlı. 3. anat. nöbet. 1. ovalık arazi. i. s. çok. on the ear birinin kula ğına tokat atmak. sektirmek. s. boks. kutuya koymak. 3. loca. s. baş eğerek selamlama. geri tepme. cadde. kameriye. 2. dipsiz. 2. sınır. posta kutusu numaras ı. sonsuz. el pençe divan durmak. kiriş. kısa süren hummalı faaliyet. güreş. Zatürreeden yeni kalkt ı. cömert. papyon kravat. tas. derinlikleri. borina. 2. sınırsız. iri kaya parças ı. sand ık. i. 1. (yayl ı çalgı için) yay. f. box s. sekmek. kriket top atmak. 2. i. bulvar. ba ğırsak. zıplamak. s. . f. i. over bowlegged bowline bowling bowshot bowstring box box box number son kuru ş. i. cömertlik. bowling. bolluk. f. 1. k. iple boğmak. anat. reverans yapma. i. kentsoylu. zıplatmak. s ıçramak. den.. kutulamak. 2. i. i. i. i. bowling oynamak. hastalık: He´s just recovered from a bout of pneumonia. 2. çok derin. i. for -e giden. i. çarpık bacaklı. birini yere yıkmak. eli aç ıklık. 2.. f. bol. i. bak. s. f. 2. 2. 1. ba ş. f. f. f. 1. bind. 1. i.bottom dollar bottom land bottomless Bottoms up! bough bought boulder boulevard bounce bound bound bound bound boundary boundless bounds bounteous bounteously bounteousness bountiful bounty bouquet bourgeois bout boutique bovine bow bow bow bow and scrape bow out bow tie bowel bowels bower bowl bowl bowl along bowl s. cömertlik. s. den. sınırlar. 1. 1. 3. s. sekmek. kâse. 1. derinlikler: the bowels of the earth yeryüzünün çardak. cömert. i. 1.ıkmak. yakalanmas ı için devletçe verilen) para.o. bir suçlunun 2. a ğır bir topla oynanan bir oyun. i. 2.o.. zıplama. bak. bol. canlılık. (ok atmak için) yay. 3. i. reverans yapmak. sınır. of -den çekilmek. hudut. iç kısımlar. emekliye ayr ılmak. k. i. birini şaşkına çevirmek. ba ğırsaklar. prim. dili Fondip! i. s ınırsız. sıçramak. ciltli. papyon. ciltlenmiş. 1. burjuva. eli aç ık. 2. zıplayış. 1. 2. sıçrayış. 2. dili (çek) karşılıksız ç sıçrayış. i. boks yapmak. bir şaraba özgü koku. sığır cinsinden. eli aç ık. cömertçe.. 1. birini şaşırtmak. 2. fırlamak. s ınırlamak. fiyonk. 2.

i. şimşir. kol. 2. fren kampanas ı/tamburu. -den övünerek bahsetmek.box office boxcar boxer boxing Boxing Day boxing glove boxing match boxwood boy boy friend boy scout boy scout boycott boyhood boyish bra brace bracelet braces bracing bracket brackish brag brag about/of braggart braid braided brain brain trust brain wave brainchild brainless brains brainstorm brainwash brainy brake brake drum brake fluid brake lining brake pedal brake shoe bramble bran branch branch off branch out into (tiyatroda/sinemada/stadyumda) bilet gi şesi. 3. 1. (kol olarak) ayr ılmak. kafalı. dişçi. fren yapmak. boks maç ı. f. yüksekten atan kimse. (--ged. ac f. akılsız. 1. destek. tel. fren. fren yağı.. saç örgüsü. k. f. i. erkek izci. ayraç. kapalı yük vagonu. i. (erkek için) çocukluk. erkek çocuk.. i. örgülü. hafif tuzlu. k. i. çoğ. İng. övüngen kimse. f. 2. kollara ayrılmak. 1. kafasız. i. fren balatas ı. beyinsiz. 2. oğlan gibi. beyin. örmek. dili birinin kafas ından çıkan düşünce. yirmi altı Aralık. f. delikanlı.ı (su). beynini yıkamak. kenet. dal. (ağaca ait) dal. --ging) övünmek. sağlamlaştırmak. yumrukoyunu. bir grup dan ışman. raptetmek. i. boykot. köşeli ayraç. s. örülmü i. i. kuşak. 3. bağ. i. 1. fren pabucu. i. fren pedalı. pantolon askısı. o ğlan. s. i. 2. i. ak ıl. matkap kolu.ş. s. i. dili aniden gelen parlak fikir. dili aniden gelen parlak fikir. erkek arkada ş. 2. 2. genç uşak. İng. şube. bu ğday kepeği. kö şeli parantez. s.. parantez. dal budak salmak. yumrukoyuncusu. boksör. bilezik. i. i. f. kafas ına ağır bir darbe indirmek. i. d. zekâ. İng. zinde yapan: bracing mountain air insan ı zindeleştiren dağ havası. 2. 1. birbirine tutturmak. k. i.y. kısım. f. (böğürtlen gibi) dikenli bitki. s. i. (asıl faaliyetine devam ederken) (yeni bir faaliyete) girmek. dayanak. i. 1. İng. böğürtlen (yemişi/çalısı). i. ask. branş. erkek izci. boks eldiveni. desteklemek. boykot yapmak. (üniformaya tak ılan) kordon. örülmüş şey. dirsek. boks. destek.. i. ku ş beyinli. 2. i. akıllı. örgü. 1. 1. 3. s. kepek. sütyen. f. 3. bölüm. (nehre ait) kol. boykot etmek. .. çocukluk dönemi.

sözünde durmamak. ait) özel ad. s. kötü havada d ışarıda bulunmak. yüzsüz. kötü alışkanlıktan kurtulmak. f. 3. huk. i.ken) 1. sar ı. i.. i. . sar ı. s. anırma. 1. (bir ürüne ait) özel ad. ekmek tahtas ı. anırmak. yepyeni. s. ünlem Aferin!/Bravo! i. Mola verdiler. fasıla. en. i. k ırık. ruhen yıkılmak. gö ğüs germek. Brezilya. törenle temel atmak.. 3. savurma. ihlal. i. mangal. savurmak. 1. kâr ve zarar ı eşit olmak.brand brand name brand spanking new brandied brandish brand-new brandy brash brass brass band brass knuckles brassed off brassiere brassy brat bravado brave brave the elements bravely bravery bravo brawl brawny bray brazen brazier Brazil Brazil nut Brazilian breach bread bread and butter bread bin bread box bread crumb breadbasket breadboard breadth breadwinner break break a habit break a promise break a record break cover break down break even break ground i. Brezilya. pirinç. ekmek k ırıntısı. 2. gürültücü ve kaba (kad ın). adaleli. Brezilya kestanesi. ancak masrafını karşılamak. bando. sütyen. f. z. cesaretle. gizlendiği yerden çıkmak. i. pirinç gibi. sözünden dönmek. f. biraz sinirlenmiş. 2. s. rekor k ırmak. şans. kurusıkı atma. (bir ürüne 2. 2. gedik. bozulmak. i. açıklık. 2. anırtı. s. dili ekmek kap ısı. g ıcır gıcır. s. ç ığır açmak. arsız çocuk. m ızıka. lekelemek. i. çatlak. i. cesaretli.. i. konyak. pirinç. genişlik. sallamak. marka. 1. Brezilya´ya özgü. 2. f ırsat. marka. f. dili gıcır gıcır. i. k ırık. cesur. argo mide. iş molası: They took a break. İng. velet. 2. f. Brezilyalı. i. (broke. bread box. s. kırmak. yüzsüz. k. ekmek kutusu. bir aileyi geçindiren kimse. k. 1. kasları gelişmiş. insanı geçindiren iş/para. yepyeni. yarık. i. (k ızgın demirle yapılan) dağ. Brezilyalı. cesaret. ara. ekmek. şımarık çocuk. 2. 4. hamur tahtası. 1. i. 2. 1. bro. İng. dili biraz kızgın. aralık. pirinç mu şta. s. sallama. 1. 1. i. piç kurusu. küstah. dağlamak. 1. i. yüzsüz. arbede. kabadayılık. i. konyakla konserve edilmi ş (meyve). 2. utanmaz. 1. damgalamak. mec. tah ıl ambarı. ekmek sepeti. 2. s. 1. fazla at ılgan. k. i. bak.

1. kahvaltı. bozulma. den ırılıp ayrılmak. 1. 1. kendini kurtar ıp kaçmak. parçalanmak. havayı kaplanmak. meltem. yak ındanık ve kesik soluklar alıp vermek. terbiye. büyük (bir hız): a breakneck pace çok hızlı bir tempo.. 1. 3. ba kimseye söyleme. 2. kurbağalama (yüzme tekniği). parça parça etmek. 1. 1. f. soluk almak. 2. kendini kurtarmak. yetiştirme. sona erme. (k ıyamet)ilişiğini kesmek. durma. (aralarında sevgi bağı olan iki kişi) ayrılmak. rahat bırakmamak. başında beklemek. anat. k ırma. ayrıntılı hesap. 3. ölmek. i. 2. cepheyi yar ıp geçme. üremek. in ile yumuşatmak. 1. cins. 3. 2. i. 1.. k ıyıya vuran büyük dalga. hareketli. -den ayr ılmak. k kopup sarkmak/sallanmak. 2. i. 1. patlamak. s. orucunu açmak/bozmak. nefes nefese. i. 1. çökme. osurmak. i. k ırılma. 3. dağılmak. . (bred) 1. pantolon. s takip etmek. 2. Bunu sak ın şında dikilip durmak. 2. sebep olmak. patlak vermek. soluk. i.fed) (bebe ği) emzirerek beslemek. 4. durmak. 1. sabah kahvalt ısı. 2. birden -e ba şlamak: The horse broke into a run. meme. gö ğüs kemiği. dağıtmak. ask. resmiyeti gidermek. 2. kırılma. f. 3. paralanmak. 2. 2. 2. çok hızlı. from -den kopmak. birdenbire 3. bak. i. (breast. tutmamak. zorla girmek. . kopmak: War has broken out in Asia. lafa kar ışmak. çoğ. kalp. bozuşmak. f. nefes kesici. i. s. i. i. kanuna karşı gelmek. Asya´da sava ş patladı. (bilimde) büyük buluş. alıştırmak. bozulma. zorla açmak..break in break into break loose break off break one´s faith break one´s fast break one´s neck break one´s word break open break out break the ice break the law break the news to break to pieces break up break wind break wind break with breakable breakage breakdown breaker breakfast breaking breakneck breakthrough breakup breakwater breast breast stroke breastbone breast-feed breath breathe breathe down one´s neck breathe hard breathe in breathe one´s last breathe out breathless breathtaking bred breeches breed breeding breeze breezy 1. ilk defa bir işe girişmek. tür.. lakayt. 1. ilgisini kesmek. kırılan şeylerin tutarı. dökmek: She´s broken out suç işlemek. umursamaz. dişini tırnağına takmak. 2. nefes. nefes almak. sinir bozuklu ğu. solu ğu kesilmiş. yellenmek. 1.. sözünü k ırmak. parçalanma. 2. dili 1. yeti ştirmek. i. kopmak. i. s. çok heyecan verici. teklifsiz. solumak. 1. sine. nefes vermek. -e zorla girmek. teneffüs etmek. araya girmek. 2. gönül. i. boynu k ırılmak. i. kendini paralamak. canlı. 3. sözünde durmamak. s. (birine) (kötü) haber vermek. son nefesini vermek. k. At birden ko şmaya başladı. k ırılır. dalgak ıran. 2. 2. 1. hafif rüzgâr. f. Don´t breathe a word of this to anyone. imbat. gaz çıkarmak. yol açmak. göğüs. 3. rüzgârlı. esinti. mendirek. s. breed. i. gaz çıkarmak. 2.

çoğ. bright-eyed and bushy-tailed k. pırlanta. tuğgeneral. (gen. i. 1. i. çoğ. bardak a ğzı. 2. tuzlu su. hazırlanmak. güvey. salamura. i. i.. i. i. bira fabrikas ı. s. i. parlak. köprü. parlatmak.. köprü yapmak. parlak. köprüba şı. rüşvetçilik. e şkıya. brifing ba şını hafifçe kaldırarak öfkesini s. tuğla harmanı. parlayan. (çay) demlemek. bot. 1. tu ğgeneral. olmak. i. dili tam formunda. şapka kenarı. para yedirmek. huk. (bir yere) canl ılık vermek. brik. k ısaca. 2. briç. neşelendirmek.. frenlemek. i. ve sevimli bir hava i. davanıngem vurmak. i. 1. parlak bir i. z. deliksiz/bo şluksuz) tuğla. (otomobil farlar ına ait) uzunlar. i. f. f. Bana iki bira ısmarladı. 1. aydınlık olmak. ask. i. 1. i. i. 1. haydut. bak. rüşvet. gelinin nedimesi.. tertiplemek. dili (otomobil farlarına ait) uzunlar. i. bot.. i. duvak. neşe katmak. 2. duvarc ı. (bira/kahve) yapmak. pırıl pırıl.. 2. 2. f. slip (erkek külotu). ayd ınlanmak. 2. 3. dâhice. i. z. s. 2. göz alıcılık. 2. brier. gemi hapishanesi. tuğla örerek kapatmak. 1. geline ait. kardeşler.yapmak. dili bira: He bought me two brewskies. . mükemmel. rüşvet vermek.. ağzına kadar dolu. k ısalık. i. parlak. 2.. evrak çantas ı.. i. (herhangi bir) dikenli yabani çal ı. tuğla örücü. (kötü bir şey) hazırlamak. (gem ve dizginlerin tak ıldığı) at başlığı. çoğ. k. i. 1. parlaklık. harikulade. harika.brethren brevity brew brewer brewery brewski briar bribe bribery brick brick red brick up bricklayer brickyard bridal bridal veil bride bridegroom bridesmaid bridge bridge bridgehead bridle brief briefcase briefing briefly briefs brier brig brigade brigadier brigadier general brigand bright bright color bright lights brighten brights brilliance brilliant brilliantly brim brimful brimstone brine bring i. gelin. i. deha.k. i. (çay/kahve) içmeye haz ır olmak. 3. k ısa. parlak renk. kükürt. f. gemlemek.. 4. i. i. ask. i. 3. f. daha hoş i. bira yap ımcısı. brifing. f. (brought) getirmek. f. 1. deniz suyu. zeki. i. mükemmellik.. ask. i. s. (ata) başlık takmak. özeti. şekilde. 2. 3. s. silme. i. i. köprü kurmak. kiremit rengi.. nedime. 1. 3. nikâha ait.. ak ıllı. den. tugay. harikuladelik. göz alıcı.

k. s. kazanmak. 2.. -i zorlamak. -e gölge sıraya sokmak. to reason bring s.o. kızmak. bir grubun mevcudunu tamamlamak. 2. istenilen hızda. 1. (yeni bir şeyi) yapmak/yayımlamak. sertçe esen (rüzgâr). 2. başarıyla yapmak. ileri sürmek. to bring s. dili 1. (jüri) karara varmak. tüylerini kabartmak. in on bring s. 1. -e bir şeyi uygulatmak: He brought some pressure to bear on the general. istenilen hızda hareket eden. down bring s. meydana getirmek. belli etmek. home to s. çok alkış toplamak. canlı. meydana ç ıkarmak. up to date bring s. birini çok duyguland ırmak. 1. to bear on bring s.o. arzetmek. doğurmak. meydana çıkarmak. k.o. bahsetmek. hatırlatmak. i. bring s. Britanya. Generale biraz bask ı yaptırdı. sebep olmak. aydınlatmak. dili birinin keyfini bozmak.´s throat bring a unit up to strength bring about bring along bring an action/suit against bring around/round bring down the house bring down the house bring forth bring forth bring forward bring home the bacon bring in bring into disrepute bring into line bring into relief bring off bring on bring out bring pressure to bear on bring s. birine diz çöktürmek. birini yola getirmek.o.. k. -i dava etmek. doğurmak. birini en son olaylardan/geli şmelerden haberdar etmek.o. dü şürmek. (çekingen birinin) konu şup rahat davranmasına sebep olmak. seyircileri kırıp geçirmek/çok güldürmek. i. 2. f. birini ayıltmak. dili bir alk ış tufanı kopartmak. . (para) kazand ırmak. birine boyun e ğdirmek. birini (bir işe) katmak. word of bring s. 1. z. 2. kıyı. (doktor/ebe) (çocuğu) doğurtmak.t. açığa çıkarmak.t. en önemli destekçileri getirmek.o. (hoş olmayan bir şeyle) dolu olmak. ayıltmak. yanında getirmek. geli ştirmek. hareketli. -i rezil etmek. sert k ıl. i. büyütmek.bring (a child) into the world bring a lump to s. dikleşmek. -i dava etmek. birinin yüreğini burkmak. 1. 2. huk. . 3. getirmek. birinin (bir işe) katılmasını sağlamak. hakk ında birine haber getirmek.ailesinin geçimini sa ğlamak. yetiştirmek. dili ba şarmak. 2.t. 2.o. sebep olmak.o. meydana getirmek. domuz kılı. 2. gün ışığına çıkarmak. hatırlamak. karar noktas ına getirmek. meydana getirmek. 2. akla getirmek. to his/her knees bring s. hesap toplam ını nakletmek. 1. 1. bir şeyi sonuçlandırmak. canlı/hareketli bir şekilde. birinin (bir hastalığı/zor bir durumu) atlatmasını sağlamak. ailesini geçindirmek. 2. (yargılanmak üzere) birini mahkemenin önüne çıkartmak. -i sıkıştırmak. k.o. 1. ikna etmek. (uçurum için) kenar. to pass bring shame on bring through bring to a head bring to light bring to mind bring up bring up one´s big guns bring/file suit against brink brisk briskly bristle bristle with bristly Britain (anne) (çocu ğu) dünyaya getirmek. to justice bring s. ileri bir tarihe almak. çok alk ışlanmak. (felaket için) e şik. k. sebep olmak. s. 2. 3. en önemli dayanaklar ı/kanıtları ileri sürmek. dili bir şeyi birinin kafasına dank ettirmek. k. -i açmak. dili 1. k ıllı. 1. 1. birinin aklını başına getirmek.o. 3.

hoşgörülü. s.. bak. banker. çehre. tahammül etmek. birlik. tıb. bronz. 2. (brow. enişte. f. i. (broad. 2. kararmak. s. şive. i. i. meteliksiz. et/balık suyu. i. i. Britanyalı. brokar. argo eksik etek. f. genişlemek. 3. beraberlik. 1. (kötü bir olaydan sonra) umudunu yitirmiş. saplı süpürge. s. f. f. spor uzun atlama. s. geniş. ayrıntılara girmeyen. 2. break. s. kalbi k ırık. dilbilgisi kurallarına uymayan (bir yabancının s. 2. yabani at. ızgara yapmak. erkek karde ş. karde şlik. dü şünceye dalan. birader. i. 4. uzun atlama. çoğ. broşür. ızgarada kızartmak.. çekmek. dili çok s ıcak (hava). i. karartmak. i. i. f. s. dayanmak. engin. kadın. 1. kitapçık. f. anat. katırtırnağı. i. radyo/televizyon yay ını. k. k. alın. i. f. 1. i. --en) gözünü korkutmak. 3. bozuk. bacanak. 1. z. kayınbirader. k ırık. bak. i. i. kahverengi. (bir konuyu) açmak. k. süpürge sopas ı. dili (hava) çok sıcak olmak.britches British Briton brittle broach broad broad bean broad jump broad jump broadcast broaden broadly speaking broad-minded brocade brochure brogue broil broiler broiling hot broke broke broken broken-down broken-hearted broker bronchial tubes bronchitis bronco bronze brooch brood brooder broody brook brook broom broomstick broth brothel brother brotherhood brother-in-law brotherly brought brow browbeat brown i. 1. 1. çay. kabaca. 2. 3. i. bir çeşit erkek ayakkabısı. 2. i. kuluçkaya yatmak isteyen.. katlanmak. yaymak. i. genel. 2. 2. yüz. y ıldırmak.harap. f. ırmak.cast) 1. i. ağabeyce. 1. s. yakla şık. kuluçka makinesi. . bron şlar. k ırılgan. f.. bakla. kaş. erkek karde şe özgü. bir kuruluşun üyeleri. 2. yamaç. ehlile ştirilmemiş at. gevrek. İngiliz. bot.beat. 1. (radyo/televizyon arac ılığıyla) yayımlamak. ızgaralık piliç. dili pantolon. düşünceye dalmak. 1. i. s. i. herkese söylemek. genişletmek. bozulmuş. tunç. broş. f. bring. (tohum) saçmak. i. fırında et kızartmaya özgü ızgaralı kap. bronşit. işi bitmiş. 1. kırılmış. kuluçka. açık fikirli. Britanya´ya ait. kuluçkaya yatmak. i. bitik. derin derin dü şünmek. s.. 4. 2. i. 2. k. dili paras ız. komisyoncu.. genelev..

i. kova. vah şi.b. s. Bruneili. dili dolar. i. çürük. brusque. ku şluk yemeği. Brunei´ye özgü. Bruneili. 2. çökmeye ba şlamak. baskı v. i.. hayvan. i. yabani. vahşilik. f. erkek hayvan. i. 2. tomurcuk.´ni) elde etmeye çal ışmak.. kabarc ık.b. çalılık. 2. 1. i. s. --ding) tomurcuklanmak. (bilgiyi) tazelemek. s. i. i. otlamak. savmak. değinmek. ezik. i. 2. karşı gelmek. i. burkulma. bot. 3. bere. f. f. k. buru şma. k. İng. i. korsan. merhametsiz. 2. ters.brown sugar brown sugar brownish browse bruise brunch Brunei Bruneian brunette brunt brush brush brush against brush aside brush off brush up brush up on brushoff brushwood brusk brusque Brussels Brussels sprouts brutal brutality brutally brute brute force bubble buccaneer buck buck buck buck for buck naked buck up bucket buckle buckle down buckle on buckling buckshot buckwheat bud Buddhism Buddhist budding esmerşeker. frenklahanası. ret. i.´nin) en ağır/şiddetli kısmı. Budizm. kaynamak. toka. sert. -e göz gezdirmek. vahşice. i. kaba. mek. azarlama. tozunu almak. zam v. Brunei. hafifçe dokunmak. 1. i. . i. fırça. f. dili ne şelenmek. s. Brunei. erkek geyik. i. sık çalılık. başından atmak. yetişmekte olan: a budding physicist yetişmekte olan bir fizikçi. berelemek. (tokal ı bir şeyi) bağlamak. Budist. s. vah şi adam. 2. s. 1. 1. (tokalı bir kayışla) (bir şeyi) takmak/giymek. ald ırmamak. i. 1. yer yer kabarmak/kamburlaşmak. through -i şöyle bir okumak/karıştırmak. gonca.. önemsememek. ciddiyetle/gayretle çalışmak. fundalık. 2. 1. 2. f. dili ö ğleye doğru yenen ve kahvaltı ile öğle yemeği yerine geçen yemek. fokurdamak. z. 1. bak. i. flambaj. 2. 3. z. i. (at) s ıçramak. fundalık. brüksellahanas ı. i. i. geri çevirme. kaba kuvvet. f. -e sürtünmek. (terfi. k. fırçalamak. gonca vermek. 1. f. i. 2. çürütmek. s. (saldırı. i. çalı çırpı. ezmek. esmer kad ın. (bilgiyi) tazelemek. Brüksel. 1. kahverengimsi. karabu ğday. esmerşeker. (--ded. 1. dili ç ırılçıplak. (tüfek için) saçma. i. k...

ar ıza. (about) h ırpalamak. 2. kurdu. i. 1. yarenlik. i. İng. in ı. bizon. i. i. Bulgarca. i.. kımıldatmak. kaba arkadan sikmek.. i. muhabbetkuşu. dili 1. buldok. arkada ş. kurmak. büfe.b. 5. i. 1. f. i. İng. 1. f. dozer. k. i. f. i.. i. 2. hacimli.. argo zor kullanarak bir şeyi yapmaya mecbur etmek.. herif. dili (makinede) bozukluk. İng. yaratmak. dili toz olmak. Bulgaristan. oylum. i. inşaat ruhsatı. böcekli. mikrop. i. İng. i. site.. kurşun. tampon bölge. k ımıldamak. (bir k. yapım. buldozer. (araba. argo sıvışmak. elektrik ampulü. zool. argo birine zorluk çıkarmak. 2. 2.. yap ı. f. boru (askerlere işaret vermek için kullanılan çalgı). tampon devlet.. bina.. üstünden buldozer geçirmek. İng. s. İng.. İng. müteahhit. 2.. i. bünye. ço ğunluk. up Bugger you! buggy buggy bughouse bugle bugle call bugler build builder building building complex building permit built bulb Bulgaria Bulgarian bulge bulk bulky bull bull session bulldog bulldoze bulldozer bullet i. 1. radyo v. borazanc ı. i. dili gizli dinleme ayg ıtı. build. (bir şeyi) yumuşak bir şeyle parlatmak. (--ged. gitmek. İng.. f.. --ging) k. i. k.buddy budge budgerigar budget budgie buff buff buffalo buffer buffer state buffer zone buffet buffet bug bug off bug-eyed bugger bugger about bugger all bugger off bugger s. 2. cüsseli. toz olmak. hareket etmek. örselemek. 2. argo saçma. f. hantal. müz. yoldüzer.t. mermi.. (insan için) yapşaatçı. inşa etmek. bel vermek. bü ğlü. 2. 1. i. . böcek. br ıçka. dili patlak gözlü. i. İng. hata. zool. fayton. 3. argo Siktir! s.. söyle şi. (built) 1. 1. yap ı yapmak.) merakl ısı. s. böcek dolu. 4. f. argo bir şeyin içine etmek. f. yapmak. çok zor bir şey. i. tampon. dili muhabbetkuşu. iri. inşa. argo hiçbir şey. about bugger s. bütçe.o. i. i. boğa. bilg. hacim. borazan. i. fizik.. İng.. zırva. k. argo oyalanarak vakit geçirmek. Bulgar. i. ahbap. çiçek so ğanı.. f. argo 1.. s.. bak. virüs. inşaat. argo tımarhane. boru işareti. k. 1. 2.

. belleten. 1. k ırtasiyeci. i. i. yüzen.. --ming) 1. kim. f. k. f.bulletin bulletin board bulletproof bullfight bullhorn bullion bully bulwark bulwarks bum bumblebee bumf bump bumper bumper crop bumph bumpy bun bunch bundle bundle s. hiçbir işe yaramayan kâğıtlar. dövmek. -e epey hasar vermek. ba şıboş adam. 2.o. 1. kabadayılık etmek. bohçalamak. 3. 2. daire. 2. h ırpalamak. i. i. f. kabadayı. sıkıntı vermek. serseri.. i. çarpmak. i. a ğzına kadar dolu kadeh/bardak. çörek. f. k. altın/gümüş çubuk. 2. f. mebzul. s. den. f. i. i. dili. --s/--x (byûr´oz) i. Saç ını hep topuz yap salk i. . 2. makat. 1. sarınıp sarmalanmak: It´s cold out. külçe altın/gümüş. dili (evi/binayı) soymak. dili 1. ranza.. ev/bina h ırsızı. yüklenmek. f. i. Kar ısının deliliği resmen bundle up. büret. siper ile korumak. 2. 2. -i yara bere içinde b ırakmak. 2. hevenk. istihkâm. toslamak. yük. s. serseri i. ilan tahtas ı. 2. yumru. siper. ini şli çıkışlı. i. kıç. 1. i. zorbalık etmek. birini apar topar göndermek: As soon as his wife was certified insane. şiş. saçma.2. topuz: She wears her hair in a bun. zorba.o. bürokrasi. zırva. bürokratik. 1. kurşun geçirmez. takım.ıyor. k. dili (evi/binayı) soymak. tavşancık. i. i.. muhafaza alt ına almak. i. k. huk.. s. aptalca hatalar yaparak (bir şeyi) becerememek. tümsek. k. toprak yabanar ısı. 1. sıkı giyinmek. tıpalamak. tapa. tavşan. külfetli. İng. bülten. dili 1. saçma laflar. i. bereketli mahsul. s ıkıcı. i. h ırsızlık. yüklemek. boğa güreşi. 2. deste. i. f. tıpa. 2. ağırlık. (--med. oto. i. Berkant bundled her off to an asylum. yığın. alışılandan çok daha bol. tümsekli. İng. bindirmek. 1. devlet memurları. (ayak parma ğında oluşan) şiş. argo 1. fıçı deliği. tapalamak. büro. i. 2. otlakçı. batmaz. s. şamandıra. i. bumf. grup. 2. f. 1. engebeli. s. dili. İng. k. dili hamburger. i. zool. bak. küpe şte. toplamak. f. ev/bina soyma. ım. İng. sıkı giyinsen 1. f.. i. tampon. i. off bundle up bung bung up bungalow bungle bunion bunk bunk bunny buoy buoy s. s. 1.. bak. dili megafon. bohça. bürokrat. birini neşelendirmek. ne şeli. bungalov. up buoyant burden burden of proof burdensome bureau bureaucracy bureaucrat bureaucratic burette burger burglar burglarise burglarize burglary burgle i. i. kan ıtlama zorunluğu. burglarize. demet. 1. 1.. k. k. başkalarının sırtından geçinen kimse. 2. i.. you´d better tasdik Dışarısı soğuk.. vurmak. saçma. ağzını tapa/tıpa ile kapamak. anaforcu. çoğ. yazıhane.. i.. çarpma. (aynalı ve alçak) şifoniyer.. k ırtasiyecilik.iyi olur. f. i. vuru ş. bildiri.

birden ağlamaya başlamak. barışmak. meslek. i. ticaret. kahkahayı koyuvermek. çalı gibi. Birman. Onun eline su dökemez. Bur. 2. mesele. örtmek. (çoğ. gizlenmek. patlak.). geğirmek. i. otobüs. oyuk açmak. Birmanya. k. Myanmar. Burkina Faso´ya özgü. 2. i. otobüs dura ğı. Birmanya´ya özgü. 3. gür (saç.s. tamamen yanmak. kuyruk v.b. perdahçı. İng. 2. yan ık. i. i. 1. saklamak. i. Burundi. Burkina Faso. iriyarı. up burn the candle at both ends burn the midnight oil burn up burn/hang s. yuva yapmak. birden ağlamaya başlamak. 2. bir oyukta/yuvada okul veznedar ı. The house burned down. muhasebeci. s.burial Burkina Faso Burkinese Burkinian burlap burly Burma Burmese burn burn down burn o. ileri atılma. 1. çalılık. 2. patlama. yanık yeri. çuval s. 2. become rich and famous.ki. Burkina Fasolu. kaş. i. fazla çalışmak. 1. s. 2. in effigy burned down burned to a crisp burner burning burnish burnisher burnt burp burrow bursar burst burst in on/upon burst into flames burst into laughter burst into tears burst out crying Burundi Burundian bury bury the hatchet bus bus station bus stop bush bushel bushiness bushy business business hours business transaction i. in. Burundili. i. yanıp kül olmuş. s. büyük: She has a burning desire tocilalamak. Burundili. tamamen yanıp (kendi kendine) sönmek. yar ılmak. out burn out burn s. 1. yakmak. (çoğ. 2. 4. f. f. Birman. i. gömme. gizlemek. i. 2. Burkina Faso´ya özgü. yan ık.. s. iş. i. yak ıp yok etmek. 1. 4/5 kile. Zengin ve i.. tar. f. Burkina Faso. 2. cilac ı. s. Birmanyalı.ünlü olmak için yan ıp tutuşuyor. iş saatleri. f. mahvolmak. Burkina Faso. kile. (burst) patlamak. hold a –– He doesn´t hold a candle to her. defin. dili birini çok k ızdırmak/sinirlendirmek. (ticari) iş. patlam ış. hararetli.o. yanan. defnetmek. yak ıp yok etmek. i. yuva. gömmek. alev almak. 2. i. problem. 1. mühre. kadar çalışmak. bak. yakıp kül etmek. cila. i. şiddetli.o. brülör. geğirme. cüsseli. 2. çalı gibi olma. s. pat diye girmek: What do you mean bursting in on us like this? Ne diye odam ıza böyle pat diye giriyorsun? tutuşmak. Birmanca. burn. 1. 3. oyuk. i. parlakl ık. bozulmak. yanıp kül olmak. 1. gece yarısına 1. f.mese) 1. Burundi´ye özgü.nese) Burkina Fasolu. yakmak. kendini tüketmek. 5. 1. (--ed/--t) yanmak. otobüs terminali. i. bezi. tünel kazmak. s. 2. yanmış. Burkina Fasolu. 3. Birmanyal ı. yanmak. 1. f. çalı. f. s. i. protesto olarak sevilmeyen birinin kuklas ını yakmak/asmak. bak. i. görev. .. 1. perdah kalemi. Burundi. Bur. çatlama. geğirtmek. çalıyla kaplı. i. Birmanca. 2. içini yakmak. Ev yan ıp kül oldu. parlatmak. yan ıcı. Burkina Fasolu. 1.

bozulmuş. patlak. çoğ. meşgul: I´ve had a busy day. k ırık. f. düğme. i. kırılmış. almak. kasap. körü körüne alışveriş etmek. dili sakar kimse. dili. i. çekici. düğme. aceleyle hareket etme. buton. k ırmak. 2. burnunu sokmak. up (bir çift) k. dili -e ya ğ çekmek. f. 3. göğüs. olmasayd ı: But for her relationship hemen boss she would gene de. sistemli. kelepir. f. f.wom. f. ra ğmen. 2. dili eşek gibi çalışmak. yakasına yapışmak. i. 1. rüşvetle defetmek. 1. canlı.ness. bo şanma. işadamı. bozmak. i. işlek. çenesinidüğmelenmek: Button your shirt! Gömleğini k. 2. 1. tos vurmak. i. konu şmamak. etmek.. f. hisse almak. sıhhatli. kaba et. düğmelemek. tereyağı sürmek. s. dili 1. dili (bir yerden) s ıvışıp kaçmak. salhane. -e karışmak. aceleyle hareket i. k ıç. berbat etmek. i. 1.men (bîz´nîsmen) i. i. s.. i. tutuklamak. 4. iliklenmek. kar ışmak. i. destek. k ırım. bir şeyi görmeden satın almak.. kasapl ık hayvan kesmek. kâhya. k ıç. have been fired long ago. elektrik düğmesi. i. süsmek.. susmak. 2. 3. sıfırışuşturma. sayesinde. dili malı görmeden satın almak. alay konusu kimse. i. k. busi. dipçik. argo popo. (bought) satın almak. süt kayma ğı. 2. 1. payanda. sap. tereyağı. hareketli. iş kadını. bütan. eşek gibi çalışmak. i. i. 2. koşuşturmak. birbirinden ayrılma.ness. neşeli.. izmarit. busi.. f. ki. 2. 1. Şefle ilişkisi olmasaydı çoktan işten i. iri gö ğüslü (kadın). -den ba şka: The new maid will do almost anything but wash windows. kapamak. patlamış. f. meşgul işareti. uç.. baş uşak.. i. dili s. 1. (up) iliklemek. alış. with the hemen her i şi . button one´s lip. 2. çoğ. ilik. büst. bir evin ba ş hizmetkârı. 2. . i. 2.en (bîz´nîswîmîn) i. 1. yayık ayranı. k. etmek. ortak olmak. ayak. satın almak. dü ğünçiçeği. i. 2. 1. dili 1. k. but. katliam. topu atmış. bozuk. çok meşgul. f. . kaba k ıçını yırtmak. s. (askerin rütbesini) indirmek. 5. edat -den gayri. boynuzlamak. k.business trip businesslike businessman businesswoman bust bust bust a gut bust one´s ass bust out of busted bustle bust-up busy busy as a bee busy signal busy signal but but for but what butane butcher butchery butler butt butt butt butt in butt in on butter butter up buttercup butterfat butterfingers butterfly buttermilk buttocks button button one´s lip button up buttonhole buttress buxom buy buy a pig in a poke buy a pig in a poke buy in buy off iş seyahati.. kelebek. 2. (--ed/bust) k. araya girmek. 2. ciddi. k. Bugün çok meşguldüm. i. bot. -i yağlamak. ko tüketmiş. iflas etmiş. patlatmak. popo. 4. i. bak. rüşvetle elde etmek. alma. k. 3. sır vermemek. 3. -e dalkavukluk etmek. katletmek. Yeni hizmetçi.. kalça. desteklemek. kafa atmak. girip aramak. rezil mezbaha. k. etli butlu. . pencere silmek hariç. düğme iliği. dili 1. 1. telefon me şgul sesi. -e burnunu sokmak. savuşturmak.

gündüzün. Vallahi! zorla. rasgele çal ışarak. Bunun üzerinde gayet düzensiz bir şekilde yirmi yıl çalıştım. 4. bir kenara. hiç. düzensiz gayet düzensiz bir şekilde: I´ve worked on this by fits and starts for twenty years. i. (öbürlerinden) kat kat daha . alkışlayarak. kazara. yanından. z.. yakınında. 6. ile. Onlar kat kat daha iyi. yakınından. çok geçmeden. genellikle. müz. herkesin dediğine göre. 2. -in sayesinde. tezahüratla: They elected her president by acclamation. hakkı k ıl payı. -e göre. İng. her ne pahas ına olursa olsun. bağırarak. bir şeyi ortaklaşa satın almak: They bought the house between them. rastlantı sonucu.. bir tür akbaba. yak ın. yan ında. kendi ba şına. tümünü satın almak. tedricen. kazara. yanlışlıkla. k. Evi ortaklaşa satın aldılar. 7. bir yana. on ikiye kar şı on üç oyla. kendi kendine. tesadüfen.: They´re by far the best. 2. on credit buy s. -den. bütün hisselerini almak. sayesinde. ne pahasına olursa olsun. alıcı. sight unseen buy up buyer buyer´s market buzz buzz off buzzard buzzer By golly! by (main) force by by by a hair´s breadth by a narrow majority by a vote of thirteen to twelve by accident by acclamation by air by all accounts by all means by and by by and large by any means by chance by common consent by courtesy of by day by degrees by dint of by ear by fair means or foul by far by fits and starts by fits and starts By gosh! by half by hand by heart by herself by hook or by crook düşünmeden satın almak. kapatmak. yalnız ihtiyat akçesi yatırarak satın almak. 5. f. i. elle. sıvışmak. derece derece. between themselves buy s. müşteri.t.t. bir şeyi hiç görmeden satın almak.. 1. nezdinde. 1. oybirliğiyle. elbette. bir tempo ile. Onu tezahüratla ba şkan seçtiler. ne yap ıp yapıp. vızıldamak. vibratör. ezbere. 1. kulaktan. tarafından. uçakla. alıcı piyasası. yakında. -e kadar. 2. vızıltılı elektrik zili. 2. izniyle. notas ız. bir şeyi veresiye almak. vızıltı. . az kaldı. ne şekilde olursa olsun.buy on impulse buy on installment buy on margin buy out buy over buy s. dili toz olmak. (birini) rü şvetle satın almak. i.t. edat 1. dili bir yolunu bulup. taksitle satın almak. 3. Vallahi! çok fazla. az bir ço ğunlukla. k.. zool. i. vasıtasıyla. hakkında. tesadüfen.

bak. very friendly to him. sıra ile. parça ba şına. dili aln ının teriyle. ilk posta ile. -den dolayı. Hiç de zahmet değil! ha aklıma gelmişken . büyük kedi pencereyi kendi ba şına açabilir. tartı ile.. yüzünden. mekanik olarak. nöbetle. nöbetle. doğuştan. 1. rica/istek üzerine. i. 1. Obir h ızla. bak. 3. dü şünmeden. kendi kendine. eski. dikkati çekmeden. i. Hiç problem değil!/Çok kolay! 2. -den. 2. yalnız. izninizle. 2. ismen: I know him by name only. 1. asla. t ıb.. tic. s. vasıtasıyla. ünlem 1. genel istek üzerine. -in emrine göre. baypas. geçmiş şey. yolu ile. çevre yolu. İng. nedeniyle. Allaha ısmarladık. yazar ad ının verildiği satır. f. 2. geceleyin. götürü. haftalığına./Hoşça kal. s. sebebiyle. bak. elek. aslında. ezberden. -in emri gere ğince.. katiyen. doğrusu. ismiyle: He called me by name.. 2.. O bize s ıcak davranmadı. bye-bye. but by the same token we dili k ıl payı. yaradılıştan.by hook or by crook by inches by itself by leaps and bounds by main force by means of by name by nature by night by no means by o. acele... baypas yoluyla -den . Belarussian. sırası gelmişken. baypas. . Bana ismimle hitap etti. ünlem.. baypas ameliyatı.. geçmiş.. hırsızlama. i. İng. . baypas: heart bypass kalp baypası. i. kendi kendinize. aynı şekilde. dili 1.. gizlice. . i. toptan. çoğ. i. Belarus. güle güle. kendi kendine. kendiliğinden: The var gücüyle. nöbetleşe. fakat biz k. Onu ancak ismen tan ıyorum. It´s no sweat!/No sweat! k. by order of by popular demand by reason of by request by return mail by return of post by return post by rights by rota by rote by stealth by the gross by the job by the piece by the same token by the skin of one´s teeth by the sweat of one´s brow by the way by the way by the week by turns by twos by virtue of by way of by weight by your leave by yourself bye bye-bye by-election Byelorussia Byelorussian bygone bylaw by-line bypass ne yapıp edip. ilk posta ile (cevap). ikişer ikişer. aracılığıyla. (tüzükte) ek madde. aynen: He hasn´t been friendly to us. adıyla. haven´t been k. ara seçim.. yavaş yavaş. nöbetleşe.s. ağır ağır. baypas yol. nedeniyle. aklıma gelmişken. hafta hesabına göre. (yard ım görmeden) kendi başına: That cat can open the window by itself. i.

C c/f ca cab cabbage cabin cabin boy cabin class cabinet cabinetmaker cabinetmaker´s glue cabinetwork cable cable car cable television cablegram caboose cabstand cacao cacao bean cacao butter cackle cactus cad cadaver caddie cadence cadet caesarean café cafeteria caffeine caftan cage cagey cajole i. kabin. seyirci kalan. i. Celsius. c c. C.. 4. kabin veya kamarada ya şamak. cent. C. i. 3. 3. i. küçük lokanta. bayt. centigrade. kadavra. i. 1. gomene. 2. çok dikkatli. i. kamara. k ıs. i. yan yol. i. aşağılık herif. i. i. 1. cesarean. taksi dura ğı (taksilerin bekleme yeri). 2. i. Bizanslı. bot. 1. ikinci s ınıf. kakao çekirdeği. 1. f. s. f. 1. circa. (camlı ve raflı) dolap. i. gizli/özel/karanlık yol. kurnaz. kakao a ğacı. s. türev ürün. carried forward. çok kullan ılan bir deyim. golf oyuncunun sopalar ını taşıyan kimse. i. taksi. i. kadans. bilg. copyright. tutkal. küçük erkek çocuk. telgraf. Romen rakamlar ı dizisinde 100 sayısı. i. uyan ık. küçük bir yere kapamak. i. gevezelik etmek. 1. 1. İngiliz alfabesinin üçüncü harfi. kakao çekirde ği. kafese kapamak. müz. city. 3. hapishane. i. asansör. dolaşık yol. ince iş yapan marangoz. kabine. f. k ıs. gıdaklamak. en i. tek atl ı binek arabası. i. Chamber of Commerce. ahenk. 3. g ıdaklama. kafes. 2. perdenin derece derece inmesi. lahana. 1. kafein. i. 1. Bizanslı. 1... ince marangozluk. i. ritim. i. kaktüs. 2. kulübe. 3. i. k ıs. ceset. kablo ile çekilen araba. 1. kakao ya ğı. kaftan. kablo. 3. na ğmenin sonu. 2. 3. 2. i. yan ürün. palamar. hapsetmek.by-product bystander byte by-way byword Byzantine Byzantium C C C of C C. copy.. i.. lokomotif veya kamyon sürücüsünün oturdu ğu kapalı bölüm. tatlı sözlerle kandırmak. hintbademi. 1. k ıs. 2. 2. 1. bakanlar kurulu. 2. f. i. küçük özel oda. tahdit etmek. 2. kablolu televizyon. century. k ıs. f. i. i. i. 2. kamarot. 1. i. 2. Bizans´a özgü. s. teleferik. bot. golf oyuncunun sopalarını taşımak. sualtı kablosu ile çekilen telgraf. circa. atasözü. den. kesik kesik gülmek. i. gevezelik. kafeterya. 2. (in şaatlarda) iskele.. marşandizin arkasına takılan ve demiryolu görevlilerini taşıyan cumbalı vagon. i. . sesin yava şlaması. Bizans. 2. gürültülü bir şekilde konuşmak.küçük erkek kardeş veya oğul. Bizans. bak. askeri lise/okul ö ğrencisi.

demek: They call him “Memo” for short. -i iptal etmek. felaket getiren. i. 1. takvim yılı. caliber. -i istemek. 3. Birinin ´´İmdat!´´ seslenmek. ğırmak. hesap etmek. bak. (bir şeyin) iade edilmesini istemek. 2. 1. siyah ve 2. halife. 1. 3.. konuşma. 2. k. tıb. basma. tahmin. (askerleri. dili azarlamak. pamuklu bez. yetenek. tıb. çıkarmak. i. renkli di şi kedi. 1. 1. haykırma: I heard a call for help. 2. kabiliyet. (çoğ. 2. kalsiyum. s. 4. i. (yard ımcı/danışman olarak) (birini) çağırmak. vidala. patiska. i. kütüphanelerde kitaplar ı sınıflandıran numara. bak. kireçlenmek. i. kalkerleşme. kireçleşmek. i. dobra dobra İng. i. cajolement. bağırma. dili do ğruya doğru. ortaya çıkarmak. . birine k ısaca . eğriye eğri demek. 3. telefon konuşması. basmadan yapılmış. telefon etmek. i. -e gölge düşürmek. long-distance i. 2. vahim. 2. gerçekleri sakınmadan söylemek.´ni) devreye sokmak. vaketa. hilafet. çoğ. -in do ğruluğundan (borcun) ödenmesini istemek. 2. dana. saymak. k. takvim. afet. f. calves (kävz) i. hesap cetveli.called out for help. buzağı. tatlı sözlerle kandırma. çörek. kireçleştirmek. küspe. kireçleşme. 1. (a name) for short call s. 1. bela.. İng. bağırış. belal ı. felaket. demin seslendin kesmek..b. 3. 1. -i durdurmak. üstüne s ıcak kek konulan çubuklu altlık. 3. baldır. 1.cajolement cajolery cake cake rack calamitous calamity calcification calcify calcium calculate calculation calculator calendar calendar year calendar year calf calf calf love calfskin caliber calibre calico calico cat calif caliph caliphate call call call a halt to call a spade a spade call box call for call forth call girl call in call in question call into being call it a day Call it what you want. f. basma. 3.turuncu patiskadan yapılmış. back call s. telek ız. birini geri ça arayıp birini azarlamak. -i mi? He -e son vermek. konu şmak. k. benekli. kal ıp. kireçlenme. halketmek. İng. pasta. -i icap ettirmek. k. kalsifikasyon. anat.o. birine tekrar telefon etmek. bak. İng.şüphe etmek. takvim yılı. s. i. 3.o. çoğ. hesap makinesi. i. kireçlendirmek. ´´ İmdat!´´ diye bağırdı.o. 2. Ona kısaca Memo diyorlar. 2. 2. kapasite. i. calves (kävz) i. kalibre. jeol. hesaplamak.. (paray ı) yaratmak. dili bulamayan birine şehirlerarası/uluslararası telefonla birini aramak. 2. 1. halifelik. 2. hesap eden kimse. ça ğırmak. jeol.. hesaplama. i. telefon kulübesi.o. caliph. kendisini telefonla 1. çap. -i gerektirmek. ayarlamak. (out) diye bağırdığını duydum. çok kötü. --es/--s) 1. 1. i. Ne derseniz deyin. 2. dili çocukluk a şkı. grevcileri v. patiska. i. 2. paydos etmek. felaket. felaketli. beyaz.. 1. çağırma.. kalkerleştirmek. kalkerleşmek. kek. call number call off call on the carpet call out call s. down call s. i. i. kim. 1. hesap. bağırmak: Did you just call me? Bana f.

deve. bot. dinginlik. tecrübesiz. . birine telefon etmek. i. bot. k. s. korkak. f. into question call s.. i. i. i. hat sanat ı. bak.o. fotoğraf makinesi. chamomile. Kamerun. sakinleştirmek. çamur atmak. sakinleşmek. i.o. i. to mind call the game off call the shots call to mind call to order calligrapher calligraphy calling card callous callously callousness callow callowness calm calm down calmative calmly calorie calory calumniate calumny calve calves cam Cambodia Cambodian cambric cambric tea came camel camel hair cameleer cameleon camellia camera cameraman Cameroon Cameroonian camomile camouflage camp camp birine/biri için (yalanc ı.. duyarsız. kam. 1. Kamerun´a özgü. ask. i. i. f.. deve tüyü. come. buzağı doğurmak. duyarsızca. s. kamelya. 1. s.. kara çalmak. 1. iftira etmek. (toplantıyı) açmak. i. 1. toyluk. hissiz. hat. 1..a.t.. bak. i. f. köpek gibi) kötü sözler söylemek: He´s calling her names. ask. i. yatışmak. s.men (käm´ırımen) i. 2. i. ın şefi o. bak. 2. kamp..o. names call s.er. i. f. tecrübesizlik. aldırışsızlık. birinin dikkatini (bir şeye) çekmek. i. yatıştırıcı (ilaç). çoğ. kamp yapmak. nasır tutmuş. dingin. katı. birini askere ça ğırmak.´s attention to call s. up call s. kaligraf. Kamerunlu. oyunu iptal etmek. Ona kötü şeyler söylüyor. 2. Kamerun. to account call s. kamufle etmek. kamuflaj. bak. deveci. s. durgunluk. kara çalma.. dili borusu ötmek.. kaligrafi. chameleon. sözü geçmek. basık arazi. i. nasırlanmak. mak. i. hattat.. bak. kamera. (fırtına) dinmek. (birine) bir şeyi hatırlatmak. i. basık. gizleme. Kampuchean. toy. bak. birinden hesap sormak. i.. Kampuchea. hatırlamak.. ordugâh. cam. 2. bak. bir şeyden şüphe duymak. 2. z. hatırlatmak. durgun. i. 3. gizlemek. Buranakla getirmek.. kartvizit. z. i. hüsnühat. f. 2. sakin. s. iftira. i.o. sükûnet. çoğ.t. ince beyaz pamuklu/keten kuma ş. i. saklama. umursamayarak. calf 2. kalori.call s. kameraman. (deniz) yatışmak. ald ırış etmeden. heyecan göstermeden. f. 1. i.. 1.. yat ıştırmak. 2. tüyleri bitmemi ş (kuş). i. sıcak su ile süt ve şeker karışımı bir içecek (bazen çay da katılır). zool. (bir yerin) amiri olmak: He calls the shots around here. yatıştırmak. Kamerunlu. buzağılamak. duyars ızlık. patiska. calf 1. i. nasırlı. f. sakince. calorie..

kamp yeri. i. She can´t help shouting at people. kodes. eksantrik mili. tatlı dilli.. 4. kampanyaya katılan mücadele etmek. 2.. 2. astrol. i. candor. ahç ı. f. i. 1. mum. kâfuru. Kanadalı. gerçek. köpekgillere özgü. 1. kanserli. tarafsız. Şapkamı ta şı. f. (--ned. 2. Yengeç burcu. zool. bambu. yardımcı f.. i. ufak kamp karavanı. 3. açık yüreklilik. s.. şekerci. 2. i. z. s. Bu gece bize u ğrar mısın? k ıs. i.işi yapabilirkutusu. 2. anat. 2. k cancellation. açıklık. asıl (fikir). şekerleme haline getirmek. 1. de ğnek. 1. . içtenlik. şeker. 2. üstüne çizgi çekmek. mat. samimiyet. sefer. (Can tuvalet. samimiyetle. (could) 1. f. yapmak imkânı olmak: Can you do this work? Bu konserve misin? I couldn´t find my hat. Kanada. i. şekerli: candied orange peel portakal kabuğu şekerlemesi. huyu öyle. köpekgillerden bir hayvan. s. 3. argo klozet. kampanyac katılmak. i. kanepe. 1. i. kanser. aday. -ebil-. namzet. baston ile dövmek. 1. şekerleme. i. i. kampanya. i. kam mili. baston. içten. çikolata.. i. i. i. kam ışla kaplamak. kamp yapma. i. 4. i. 2. içtenlik. f. kâfur. şekerci dükkânı. namzetlik. 1. 2. 2. adaylık. i.ısaltmak. kanal. kanarya. 2. şekerle kaplı. silmek. --ing/--ling) 1. 2. i. Kanada´ya özgü. asıl fikrini söyleme.. 3. okulda kalma cezas ı vermek. köpekdi şine ait. i. f. Kanadalı. samimi. kamp ate şi. f. 3. s. 3. açık yürekli. adaylık. asıl fikrini söyleme. i. asıl fikrini gizlemeyen. kamış. açık yüreklilik. cannot. iptal... i. mum ışığı. 1. i. bonbon. iptal etme. i. aç ık. Onun insanlara ba ğırması elinde değil. şamdan. 1. şekerkamışından elde edilen şeker. helabulamadım. i. açık yürekle. -Ata binmeyi biliyor mu? argo Kes artık! konserve açaca ğı. tarafs ızlık. 1. kampanyaya ı. i. it´s just the way she is. 1. i. i. 2. kampç ı.camp chair campaign campaigner camper campfire campground camphor camping campsite campus camshaft can can Can he sit a horse? Can it! can opener Can you drop by tonight? can`t can´t help Canada Canadian canal canapé canary cancel cancelation cancellation Cancer cancer cancerous candid candidacy candidate candidateship candidly candidness candied candle candlelight candlestick candor candour candy candy store cane cane sugar canine portatif sandalye. memişhane. mak. i. seferberlik. hasırlamak. i. karavan gibi kullanılan minibüs/kamyonet. teneke kutu. bak. kampç ılık. için kimse. 2. i. Kanada. kamp sahas ı. İng.. şerbet içinde kaynatmak. zool. dürüstlük. kampus. s. iptal etmek. şekerkamışı. argo i.. 1. aç ıklık. 2. 3. şekerleme yapmak. bak. for . içtenlikle. yüznumara. iptal olunan şey. argo hapishane. 1. kampanya yapmak. samimiyet. (--ed/--led. 1. kanser gibi. dürüst.

bak. yardımcı f. Hrist. tedbirli. kap. s. i. i. İng. s ıfat: He did this in his capacity as president. baldaken. büyük harf. f. azizlik mertebesine yükseltmek. hesab ı. başşehir. tepe. güç. kebere. azizlik mertebesine yükseltme. -amazlar (Anlamı vurgulamak gerektiğinde can not olarak ayrılır. mevki. i. i. 2. 4. hoplayıp zıplamak.b. 1. i. içi çok şey alan. f. takke. 3. geniş. i. i. kapsül. büyük (harf). 4. şı. huysuzluk. kural. majüskül. 3. uyan ık. gök kubbe. anamal. markiz. s. hırsızlık. eşkin gidiş. 1. geçimsiz. branda bezi. 2. sermaye. i. 2. pamukçuk. 1. 1. failini ölüm cezas ına çarptırabilen suç. hacim.. sermaye kâr ı. kapasite. tuval. yamyamlık. huysuzluk yaparak. f. majüskül. top. oylum. Bunu başkan sıfatıyla i. konserve fabrikas ı. 1. dili sermaye sütun ba sabit aktifler. . büfe. ehliyet. dikkatli. i. eşkin gitmek. i.. f.. kapak. kurallara uygun. branda. s. 1. iktidar. k ılcal damar.. s. geleneklere uygun. kilise hukuku. ask. gebre. 2. z. 2. bot. sermaye masraf ı. konserve yapma. dili yaramazlık. bir katedrale bağlı olan papaz. Hrist. 3. sabit varl ıklar. ba şlık. İng. derin vadi. matara. aft. kabiliyetli. 2. sayvan. istidat. 1. konserve yapılan yer. ince boru. (--ped. s. k. kapital. 1. kano. i. Hrist. 2. aksilik. i. 3. zirve. kasket. i. i. coğr. -amam. 1. boş laf. yetenek. kabiliyet. -amaz. kanyon. 2. i. 1. huysuz. 4. kilise hukukuna ait. tapa. 1. laf. kapari. --ping) i. canonize. i. 2. f. 2. 1. büyük harf. ehliyetli. gebreotu. gebreotunun yemi şi. aksi. canonization. i. suç. 3. (anket yapmak/oy toplamak amac ıyla) (birçok kimseye) gidip konuşmak. konserve: canned chickpeas konserve nohut. k. i. 2. güç. kilise yetkililerinin ç ıkardığı bir kanun. 5. açıkgöz. yetenek. s. 5. büyük harf. başkent. sermayeye ait. 1. i. doruk.canine tooth canister canker canned cannery cannibal cannibalism canning cannon cannonball cannot canny canoe canon canon law canonical canonisation canonise canonization canonize canopy cant cantankerous cantankerously cantankerousness canteen canter canvas canvass canyon cap capability capable capacious capacity cape cape caper caper capillary capital capital account capital assets capital crime capital dividend capital expenditure capital letter köpekdişi. majüskül. anat.. pelerin. i. i.. kapari. iktidar. konulan) teneke kutu. karyola sayvan ı. 1.. Hrist. eşkin sürmek.. bak. 2. -amayız. kantin. argo iş. i. tabanca mantar ı. burun. (çay. istiap haddi. f. i. 2. kahve v. i. i. 3. konuşma dilinde çoğu s. top güllesi. 1.. yamyam. 2. 2. -amazsın(ız). 1.. kep. 3. 4. büyük. yetenekli. görev. i.

oto yıkama yeri. karbon kâ ğıdı. k ısa tüfek. araba. f. i. 2. ele geçirmek. 3. deniz albayı. kapitalist. i. karavan. 1. i. capital letters. üstü kapal ı yolcu veya yük arabası. çoğ. kapsül. kaprisli. dili büyük harfler. kaptan. devrilmek. 1. ele geçiren kimse. ele geçirme. f. esir. zaptetme. bak. k ıs. otopark. f. 3. is. 1. karbonhidrat.). i. i. kapitalizm. kervansaray. 2. 2. i. çoğ. karbon kopyas ı. s. i. karbondioksit. 1.. -i kendi menfaatine çevirmek. i. vagon. . 2. ırgat. i. karbonat. kopya kâğıdı. frenkkimyonu. i. 2. 2. karabina. i. yüzbaşı. i. -i sermayeye çevirmek. karpit. alabora olmak. zoraki dinleyiciler. i. zaptetmek. İng. yanm ış şeker. i. i. f. kim. tutsak etmek. karamela. i. reis. i. kapris. cezbetmek. karbon. silahlar ı bırakmak. başlık. alabora etmek.. -i büyük harfle yazmak. esas sermaye hisse senedi. anamalc ı. esir dü şmüş. 2. tutsak eden kimse. anamalc ılık. bocurgat. 1. f. şartlı teslim. 1. 1. gazlı içecek. i. 1. i.. teslim olmak. lamba isi. sermaye vergisi. i. i. tutsaklık. İng. majüskül. f. 2. 3. karbon kâ ğıdı. kapitülasyonlar.. k ırat. f.. i. i. büyülemek. f. capitalize. ayar (1 kırat = 200 mg. kaptanlık etmek. i.capital letter capital levy capital punishment capital stock capitalise capitalism capitalist capitalize capitalize on capitulate capitulation capitulations caprice capricious Capricorn caps caps capsize capstan capsule captain caption captivate captive captive audience captivity captor capture car car park car wash caramel carat caravan caravansary caraway carbide carbine carbohydrate carbon carbon black carbon copy carbon dioxide carbon monoxide carbon paper carbonate carbonated drink büyük harf. kopya. devirmek.. İng. kervan. 2. i. -e sermaye sa ğlamak. otomobil. karbonmonoksit. -den faydalanmak. O ğlak burcu. manşet. k. karbonatla ştırmak. astrol. kopya kâğıdı. ölüm cezas ı. tutsak.. i. 1. Karaman kimyonu. s. kumanda etmek.

kalp krizi.´ne bakan) bekçi. kart katalo ğu. itina. ev v. kumar masas ı. i. . İng. i. dikkatli. O yoğun bakımda. tasas ız. sevmek. i. care of Cengiz Göksel.carbonated water carbuncle carburetor carburettor carcass card card catalog card index card index card table cardamom cardboard cardiac cardiac arrest cardiac disease cardiac failure cardiac muscle cardigan cardinal cardinal numbers cardiogram cardiologist cardiology cardsharp care care for care of careen careen around the corner careen down the road career carefree careful carefully carefulness careless carelessly carelessness caress caretaker caretaker government careworn carfare cargo Caribbean caricature caricaturist soda. karikatürcü.). 2. ana. önemli. 2. asal sayılar. karina (motorlu araç) yan yatarak kö şeyi dönmek. ceket. kalp ilacı. left him in his sister´s care. (h ızla giderken) bir yana yatmak. i. leş. 2. iskambil kâ ğıdı. ceset. i. kargo. 2. i. kakule. ölçülü. kartotek. 1. i. Onu k our old age? Ya şlılığımızda bize kim bakacak? 2. carburetor. i. i. i. 3. enkaz (gemi v. yük. 1. kalbe ait. 2. i. kalp kas ı. s. bakım: He´s in intensive care. itinal ı. 1. i. geçici hükümet. dikkatsizlik. s. şirpençe. (motorlu araç) bir yandan bir yana hafifçe sallanarak ilerlemek. f. dertsiz. 3. i. i. anat.. parlak kırmızı. okşamak. 1. 1. karton. f. endişeden bitkin. f. kart fihristi. i. kayg ı. 1. 3. itinayla. kardinal. kardiyak. s. tedbirli. 2. dikkat. 2. İng.. z. 2. 1. kardiyolog. He -e bakmak: Who will care for us inız kardeşine emanet etti. kardiyoloji. özenli. karikatür. belli ba şlı. 2. 1. çıban. mide a ğzına ait. bilgisiz. ok şama. 1. isk. 2. 1. maden sodas ı. den. i. bak. (otobüste) bilet paras ı. Bana some tea? Çay içmek ister eliyle: Write me istemek: Would you care for mektup postalad ığında zarftaki ismimin alt ına yandan Göksel eliyle diye yaz. 1. i. i.. kariyer.b. i. hileci. kalple ilgili. dikkat. kayıtsız. 1. dikkatsiz. dert. üçkâ ğıtçı. kalp hastalığı. tasa. s. dikkatle. karikatürünü çizmek. kaygısız. karbüratör. ihmal. 3. s. kart. s. 3. (motorlu araç) bir Cengiz bir yana hafifçe sallanarak gitmek/ilerlemek. 1. s. 2. karikatürist. i. kardiyogram. kucaklama. Karayip. kalp hastas ı. 2. mukavva. i. i. kalp krizi. (sahibi yokken malikâne. özenle. dikkatsizce.b. 4. bina iskeleti. dikkatli olma. kalbi uyaran. hırka. özen. kapıcı. z. i. i. kucaklamak.

i. çürümüş et. i. misilleme yapmak. sızlanıp durmak. etkili/önemli olmak: It´ll getirdi. taşıyıcı. i. i. 1. etobur. through carry s. havuç. i. i. uygulamak. (saplı) portbebe. do ğramacı. k. 2. zool.t.caries carload carmine carnage carnal carnation carnival carnivore carnivorous carob carol carouse carp carpenter carpentry carpet carpet sweeper carport carriage carriageway carrier carrier bag carrier pigeon carrion carrot carry carry an amount forward carry away carry coals to Newcastle carry on carry one through carry one´s point carry out carry out/take reprisals carry s. istediğini elde etmek. marangozluk. too far carry the day carry the day carry through i. atlı yük arabası.ulaştırmak. leş. k. karanfil. sazan. 1. 1. f. lal. büyük torba/poşet. şamata Her patience will carry her through. (kara ta şıtının sallanmasından ileri gelen) mide bulantısı. i. galip gelmek.. 3.. kartografi. taşıma. yol. bot. vagon dolusu. araba dolusu. yanları açık garaj. heyecanlanıp aşırıya kaçmak. i. 4. etçil. dili kazanmak. 1. 2. 1. (bir şeyin) sayesinde (bir işi) carry weight carry/bear/have a grudge against birine karşı kin beslemek. Onlar ı etkilemez o. dili tereciye tere satmak. Sabr ı sayesinde bu işi başarır. taşıt şeridi. yerine getirmek. İng. 3. carrycot i. alıp götürmek. k. i. i. nakliye şirketi. s. carsickness i. (birini/bir şeyi) dışarıya taşımak. marangoz. İng. katliam. karnaval. gırgır (süpürge). at arabası ile taşımak. (işi) sürdürmek. i. 1. s. yenirce. zool. k ırım. Bu kamyon yirmi tonluk bir yük ta şıyabilir. (dişte/kemikte) çürüme. bir şeyi yerine getirmek. taşımak: Carry her on your back! Onu sırtında taşı! This truck can carry a load of twenty tons. (bir şey) birini ayakta tutmak: (bir şey) birini başarılı bir sonuca aşırı bir şekilde davranmak. 2.t. üstün gitmek. amacına ulaşmak. gerçekten yapmak. halı. haritac ı. i. 4. dili bir şeyin dozunu kaçırmak. i. 2. Noel ilahisi. cinsel. i. haritac ılık. (karayolunda) şerit. İng. i. aşırı gitmek. nakliye ücreti. dülger. s. 2. kan dökme. . 2. (to) hesaptaki bir miktar ı (başka sütuna/sayfaya/deftere) nakletmek. içki içip şamata yapmak. el arabası. bedensel. cart götürmek. Noel ilahisi söylemek. k ızıl. (k ızgınlıktan) bağırıp çağırmak. i. 2. nakliye. f. i. 2. yolcu vagonu. at arabas ı. dili 1. 3. kapılıp gelmek. 2. 1. nakliyeci. taşıyan. 1. 1. i. i.. taşımak. get carried away kendini kapt ırmak. (on) -i yerine getirmek. cartilage cartographer cartography i. tatbik etmek.. duruş biçimi. içki âlemi yapmak. gerçekten yapmak. harnup. i. İng. şehevi. i. Sözünü yerine carry no weight with them. keçiboynuzu. k ıkırdak. işi sürdürmek. kazanmak. kartograf. posta güvercini. 5.. İng. -i bitirmek: She carried through on her promise. etobur.. f. 2. k. duruş.. karanfil çiçe ği. 1. devam etmek. sürüklemek. f. 2. bot.

pencere kanadı. i. 1. 5. i. kavun. i. (kızarmış eti) dilim dilim kesmek. (bir tiyatro oyununda/filmde) rol alan kimseler. İng. kasa. i. 1.b. mahuncevizi. 2. matb. 4.´ni) çevirmek. maket. v. 2. 3. 1. çizgi film. s. İng. zayiçesine bakmak.carton cartoon cartoonist cartridge cartridge belt cartridge case cartridge pen cartwheel carve carver carving carving knife casaba casaba melon cascade case case case ending casement cash cash cash dispenser cash in on cash on delivery cash on the barrelhead cash point cash register cashew cashier cashmere casing casino cask casket Caspian cassava casserole cassette cassette player/deck cassock cast cast cast a horoscope cast a shadow cast a slur on cast a spell on cast a spell upon i. 2. 2. savurmak. i. kavun. 1. el yard ımı ile yanlamasına atılan takla. çemberleme. f. foto ğraf makinesi mahfazası. büyük resim tasla ğı. hasta: I had five cases of syphilis this morning. kutu. (çek) bozdurmak. film kutusu. i. kaşmir. i. gölge yapmak. 2. dili -den yararlanmak/faydalanmak. foto. atma. 1. kartuş. (oy) vermek. yöneltmek. 2. 1. kaşmir: cashmere sweater kaşmir kazak. -e leke sürmek. bir fıçı dolusu. C. kasetçalar.O. dilb. 4.´ni) oymak. oymac ı. s. (mermi için) kovan. 2. kaşmir yün. dış görünüş. i. 2. (cast) 1. oyma. papaz cüppesi. para. kutuya koymak. 2. tesliminde ödenecek. 2. Bu sabah sandfrengili hastaya baktım. karton kutu. tahsil etmek. i. k. karikatür. nakit para. atfetmek. büyü yapmak. oyularak yap ılmış eser. atmak. güveç. amerikaelmas ı. manyok kökünden ç ıkarılan nişasta. tapyoka. f. 1. 1. mahfaza: violin case keman kutusu. bot.b. k ıs. 1. k. 5. i. kasa. (bankada) vezneci. 1. kartuşlu dolmakalem. 2. 6. 3. oynayanlar. manyok. kaset. çerçeve. pe şin para. i. (k ırık kemiğe) alçı. 2. -i lekelemek. kaset. -den kazanç sa ğlamak.D. hal. 2. (büyük bir satış yerinde) kasa yeri. yazarkasa. kanatlı pencere. 4. fırında kullanılan toprak/cam kap. 3. varil. 3. oyma. kaşmir kumaş. bir varil dolusu. f. bankamatik. 1. i. be ş ık. çağlayan. küçük kutu. fişeklik. i. kaplama. i. i. rol taksimi yapmak. camera case tak ı. 2. i. paraya çevirmek. f. (ağaç. 3. durum. 1. şelale. fıçı. i. . 2. 3. kutu. palaska. kasa. 1. 2. kın. 1. 2. karikatürcü. çizgi film çizen sanatç ı. çerçeve. yana dayanmalı aşma. kasiyer. oymacılık. veznedar. vaziyet. 2. kasadar. tabut. (bakış v. mücevher kutusu. i. dili nakit para. biladerağacı. 3. vaka: a murder case cinayet i. 2. mukavva kutu. 1. fişek. i. karikatürist. kumarhane. kal ıp. bot. (sofrada kullan ılan) et bıçağı. ödemeli. i. -e büyü yapmak. 3. -i büyülemek. i. i. 1. 1. taş dilimlemek. 1. toprak/cam kapta pişirilen yemek. i. f ırlatmak.

akbasma. kayıtsız. i. demir atmak. dili -in kaderine ba ğlanmak. i. kedi. catalog/catalogue. kura çekmek. ilgisizlik. i. Tasarrufun ucu ona i. 1. katarakt. bir şeyi akıntıya bırakmak. iğdiş etmek. 2. İng. 2. şato. İspanyol çalparası. bak. f. 3. iğdiş etme. ince tozşeker. font. dökümcü. i. azarlamak. catalog. s. perde. kaza. i. 1. 2. katalo ğunu hazırlamak. k ınamak. pudraşekeri. alarga etmek. i. dökme demir. 2.. Katalanca. paylamak. hadım etme./cast in one´s lot with s. katapult. dili kar şılığını beklemeden iyilik etmek. mancınık.. i. den. 1. hulya./cast one´s lot cast s.o. 2. i. yaralanan. (mobilyaya tak ılan) küçük tekerlek. pik. kale. bak. 1. ölü.. çok dayanıklı. satranç kale.. 3. 1. yaralı. 1. 1. casualty of the spending cutback. sapan. s. deniz kazas ına uğrayıp ıssız bir kıyıda mahsur kalan kimse. 1. çöpe atmak. demirlemek. demir atmak. 1. İng. katalog yapmak. f. 1. i. İng. Ona şöyle bir göz attı. azarlama. 4. 1. i. k.o. günlük elbiseler. kayıtsızlık. 2. i. can ını sıkmak. f. -i tasarlamak. 2. s. çok sağlam. i. pikten yap ılmış. i. katafalk. i. düşünüş şekli. acil servis. İng. pudraşeker. hadım etmek. 2.t. cat-and-dog fight kedi köpek kavgas ı. ayırmak.. kastanyet. i. i. pek dikkatli olmayan: He gave it a casual glance. kast. (kazada/sava şta) ölen. çavlan. İng. caster. devirmek. reddetmek. i. f. ıssız adada bırakmak. hayal. k ıs. lakayt. catechism. ilgisiz. pik. Katalonya. aksu. tesadüfen olan. i. şekerleme. acil servis. k. Katalan. 2. rasgele. şelale. çözmek. büyük çağlayan. 2. kas ıtlı olmayan. . tıb. 2.cast a vote cast about cast anchor cast away cast down cast in one´s lot with cast iron cast iron cast loose cast lots cast of mind cast off cast one´s bread upon the waters cast one´s lot in with s. 2. He was a İng. biriyle işbirliği yapmak/bir olmak. 1. paylama. adrift cast/drop anchor castanet castaway caste caster caster sugar caster/castor sugar castigate castigation cast-iron castle castle in the air/castle in Spain castor castor castor oil castrate castration casual casual clothes casualness casualty casualty ward/department cat cat cat nap catafalque Catalan catalog catalogue Catalonia catapult cataract oy vermek. -i düşünmek. katalog. hintyağı.

´s attention/eye catch sight of catch sight of catch the fancy of catch up catch/get hell catch/take s. sleevebir partide yakalanan Gömleğimin k. 1. off guard catch s. kilit my 3. vasıflandırmak. s. katedral. bölüm. kurt. parça. categorize. hoş ve kolaylıkla akılda kalan.o. sâri.. felaketli. 4.o. müz. i. yakalayan şey/kimse. birini gafil avlamak. Seda gözüme ilişmek: At that moment I caught sight of her. nefes almak. anlamak.o. napping catch s. i. av/bal ık. feci. yemeklerin haz ırlanmasını ve servisini üstüne almak. i. bölüm. tabaka. soluk almak. dinlenmek.. 1. bak. i.o. diliyakalamaya/tutmaya çal ışmak. tutmak. s. 5. yiyecek tedarik etmek. k. dili 1. f. felaket. 1. birini gafil avlamak. 2.caught dili. f. tutuşmak. i. sıkışmak: I 2. yakalamak. Hrist. kiriş. -in gözüne ilişmek. with -e yetişmek: He´s so far ahead of me I can´t possibly catch up with him. birini gafil avlamak. katarsis. dili -i müstakbel e ş olarak düşünülen nezle olmak. f. catechize. tutuşmak.catarrh catastrophe catastrophic catch catch catch at catch cold catch fire catch fire catch forty winks catch it catch on catch one´s breath catch one´s breath catch one´s eye catch s. 2. bak. bula şıcı. -in ho 1. 2. Benden hakadar ileride ki ona yeti şmemin imkânı yok. s. İng. on k. Katolik. i. on the door handle. k. gözüne çarpmak. (caught) 1. tutmak. birini suçüstü yakalamak. zool. f. k ısa bir süre uyumak. 2. tırtıl. soluklanmak. soluk almak. moda olmak. i. kategorik. birdenbire farketmek: I caught sight of Seda.. dili papara/zılgıt yemek.. Hrist. müshil. av. tırtıl. ilişti. unawares catcher catching catchy catechise catechism catechize categorical categorically categorise categorize category cater caterpillar caterpillar tread catfish catgut catharsis cathartic cathedral Catholic i. uygun kişi. i. müshil..o. z. s ınıflandırmak. kesin. i. kati. dinlenmek. katarsisle ilgili. red-handed catch s. adamakıllı bir zılgıt yemek. afet. s.. off guard catch s. 2. birini suçüstü yakalamak. ilmihale dayanarak din dersi vermek. s ınıf. ateş almak. birini haz ırlıksız yakalamak. tırtıllı palet. İng. dikkatini çekmek. yakalama. k. 6. dili fena halde o şlanmak. felaket. boğaz veya burunda balgam/sümük toplanma.. i. dili kestirmek. tak ılmak. Hrist. 3. birini gafil avlamak. f. rahats ız edici duyguları dışa vurarak onlardan kurtulma. zümre. tutma. 2. birinin dikkatini çekmek.. ilmihal. f. s. i. 1.. katarsise yol açan. çakmak. beysbol vurucunun arkasında durup topu tutan oyuncu. . s. k. O anda gözüme gözüne ilişti.. i.o. kategori. kategorik olarak.o. şuna gitmek. (trene/vapura/uça ğa) yetişmek. in the act catch s. yayınbalığı.

Katoliklik. 2. 3. dava. Kafkasya.. i. dili iğneli söz söyleyen. gaye. k ıs. çoğ. s. bak. caviar.catholic Catholicism catsup cattle catty Caucasia Caucasian Caucasus caught caught in the act cauldron cauliflower causal causality cause cause cause s. oynamak.. tıb. s. s.. genel. bak. havyar. karga sesi. s. sansasyon yaratmak. tıb. Seninle bo şluk. i. i. (göl/bataklık üzerinden geçen) uzun köprü/kazıklı yol. 1. ketchup. i. 1. dağlamak. i.men (käv´ılrimîn) i. 2. cürmü meşhut halinde yakalanmış. f. 1. yak ıcı. i. i. i. f. sebep.. s. i. 1. 1. karnabahar. çürük. Kafkas. s. oyuk. 2. dişçi. mağara adamı. Kendini adamayacausedbir dava. . k. aç ık fikirli. i. sakıngan. 1. ülkü: That´s a cause worthy of one´s olmak. kocaman. karga gibi ötmek. f.. tedbir. nedeni olan. nedensel. i. sebep devotion. 2. compact disk. 2. f. mağara. i. illet. ambar gibi (yer). Kafkasyal ı. amaç. f. sığırlar. i. iki kara parçasını birbirine bağlayan ve deniz kabardığında suyla kaplanan i. 2. gak. 1. f. liberal. onu tart 3.ry.al. catch. neden olu şturan. i. neden. 1. i. çökmek. arnavutbiberi. birini günaha it really cause my camellias to bloom earlier? Gerçekten 1.. bak. kavite. at -e itiraz etmek: I won´t cavil about it with anat. i. i. i. kostik. i. s. evrensel. ihtiyatla. atlı şövalye. hedef. serbest. kibirli. süvariler. f. kendini beğenmiş. 2. herkesin ilgisini çekmek. çoğ. nedensellik. ihtiyatlı. i. huk. 3. kazan. 2. tedbirli. cave. i. laubali. cav. dili i ğneli (söz). ihtiyat. z. Katolik kilisesi. süvari s ınıfı. sıçramak. dikkatli. ihtar. kostik madde. carbon copy. ışmam. ihtiyatlılık.. cauterize. uyarıcı. kedi gibi. büyük ma ğara. ikaz. açan ne? Will sokmak. i. i. k. you. 4. neden olmak. (önemsiz şeyler üzerinde) tartışmak. f.. çoğ. k ıs. oyuk. bak. cubic centimeters.men (keyv´men) i. uyarma. ikaz. 2. yol açmak: What´s de ğer this? Buna yol f. s. kompakt disk çalar. İng. acı (söz). uyarmak. arnavutbiberi. umumi. gaklamak. to sin cause/create a stir causeway caustic cauterise cauterize caution cautionary cautious cautiously cautiousness cavalier cavalry cavalryman cave cave in caveat caveman cavern cavernous caviar caviare cavil cavity cavort caw cayenne cayenne pepper cc CD CD player s. suçüstü yakalanm ış. uyar ı.o. yakmak. 2. ikaz etmek. İng. süvari. 1. heyecan yaratmak..

şöhret. s. beton ile kaplamak. 2. ortaya almak. göçermek. 1. i. f. bir merkezde toplamak. şöhretli. b ırakmak. bodrum kat. centennial. i. i. Church of England. 2.CE cease cease fire cease-fire ceaseless ceaselessly cedar cede ceiling ceiling price celebrate celebrated celebration celebrity celerity celery celery root celestial celestial pole celibacy celibate cell cellar cellist cello cellophane cellular cellular phone/telephone celluloid cellulose Celsius thermometer Celt Celtic cement cement good relations with cement mixer cemetery censor censorship censure census cent cent centenary centennial center center of attraction k ıs. ateş kesmek. ortas 2. yüz yıllık. kınama. i. son vermek. sayım. f. yap ıştırmak. sansürden geçirmek. dini nedenlerden dolayı) evlenmeme ve cinsel ilişkide bulunmama. sansür. şarap stoku. Keltçe. çimento. i. i. kutlama. dikkat ortalamak. i. sona ermek. çekim 2. ilahi. i. viyolonselist. sürat. kutsal. 3. ünite. sürekli. semavi. kutlamak. i. bodrum. me şhur. Kelt. 1. Kelt. 1. 1. terketmek. sedir. yüzüncü yıldönümü. 2. selüloit. ünlü. durmak. 2. f. 2. i. s. 3.. 3. betonyer. . asır. 3. orta. ortaya gelmek. me şhur. f. selüloz. 2. hücresel. sapkerevizi. bot. 2. 1. spor santr. k. (gen. mahzen. kabristan. s. i. (gen. kesilmek. sansür memuru. i. kereviz. 4. i. ünlü. dili cep telefonu. şarap mahzeni. gökkutbu. 2.ını almak. s. göze. gözesel. i. gözeli. bırakmak. 4. i.. 2. yüz yılda bir olan. sent (Amerikan dolar ının yüzde biri). i. centigrade. hücre. merkez. betonkarar. selofan. 2. eleştirmek. z. santigrat termometresi. ara vermeden. i. i. k ıs. 1. göğe ait. hücreli. tavan. cep telefonu. göksel. i. 3. i. kiler. beton kar ıştırıcı. 1. 4. sansürcü. çimentolamak. 1. i. sağlamlaştırmak. Keltlere özgü. 1. Civil Engineer. çimento ile s ıvamak. bitmek. aralıksız. yüzyıl.. Corps of Engineers.merkezi. merkezi. 1. s. ask. durmadan. Chemical Engineer. 3.. i. hız. bayram yapmak. da ğservisi. i. i. i. sansürlemek. ortada olmak. k ınamak. 1. 1. dini nedenlerden dolayı) evlenmeyen ve cinsel ilişkide bulunmayan (kimse). devam etmemek. central... 1. s. f. eleştirme. 1. viyolonsel. tavan fiyatı. ate şkes. 5. i. elek. i. 2. 2. ün. kökkerevizi. ile dostluk kurmak. mezarlık. i. azami fiyat. 2. sansür işleri. s. nüfus sayımı. f. pil. Keltçe. küçük oda. 1. f. devretmek. i. s. century. bak.

i.. 2. çanak çömlek.. belli ba şlı. merkezi ısıtma. 2. anat. diploma. kati. kalorifer. i. 1. kesinlik. bak. asır. merkezileştirilme. merkezi. merasimle ilgili. i. kaç ınılmaz. ayin.. dili entelektüel. ş üstüne. muhakkak. centigram. f. yüzyıl. (m ısır gevreği gibi) tahıldan yapılmış kahvaltılık yiyecek. s. çok resmi bir şekilde. i. (-in doğruluğunu/gerekliliğini) belgelemek. f. protokol. bak. tabii. merasim. 1. karo fayans. k. rahim boynu. tahıl. s. 3. z. teyit etmek. çinici. çini. 1. i. i. ana. f. çini işleri. resmiyet. beyinsel. merkeze do ğru yaklaşan. sertifika. 1. seramik. i. 2. s. 3. i. ayin. certify. 3. k ırkayak. merkezile ştirmek. kesinlik. tören. törensel. 1. santigrat termometresi. k ıs. çoğ. bak. İng. fayans. dili -in ak ıl hastası olduğunu resmen tasdik etmek. tahıl türünden. s. tasdikname. tek. . törensel olarak. santilitre. ruhsat. ba i. katiyet. İng. resmi. 3.. telefon santralı. 4. i. elbette. anat. tören. bak. 2. şüphesiz. s. z. muayyen.center of gravity center of gravity centigrade centigrade thermometer centigram centigramme centiliter centilitre centimeter centimetre centipede Central central Central America central bank central heating centralisation centralise centralization centralize centrally centre centrifugal centrifugal force centripetal century ceramic ceramic tile ceramics ceramist cereal cerebellum cerebral cerebrum ceremonial ceremonially ceremonious ceremoniously ceremony cert certain certainly certainty certificate certify certitude cervix ağırlık merkezi. bazı. teklifli. 1. merkezcil. i. z. i. santral memuru. kesin. i. merkezkaç. merasim. santimetre. merkez bankas ı. 6. i. hububat.. bak. centimeter.. s. s. i. s. certified. i. z.. i. 3.. 2. centiliter. orta. 2. 2. çıyan. belirli. zahire. centralize... İng. merkezile ştirme. i. centralization. 4. 1... çinicilik. e şya. resmi. Orta Amerika. i. çini. santrifüj. i. anat. tahıla ait. İng. entel. s. center. f. merkezkaç kuvveti.. İng. 4. 1. 2. 1.. ussal. 1. anat. s. seramik seramikçi. santigrat. 2. merkezileştirilmek. 2. certificate. 1. şahadetname. santigram. seramik sanat ı ve tekniği. tasdik etmek... i. 2. katiyet.. 2. beyincik. i. bak. beyin. s. k. 5. ağırlık merkezi. i. İng. merkezde toplamak. vesika. i. zool. boyun. tahıl bitkisi. 3. törensel. do ğrulamak.. belge. emin.

ırıklığına uğratmak. f.wom.. spor çelenç. i. rezil etmek. utandırmak. aynı mağazalar zincirine bağlı mağaza. . church. ticaret odas ı. i. ovarak ısıtmak. kesilme. (ayakkabı) vurmak. Sri Lankan. oda. silsile (da i. Çad. i. s. k ıs. i. durma. k ıs. 5. centigram(s). oda müziği. chafing dish (sofrada kullanılan) yemek ısıtıcısı. çoğ. peş peşe sigara içmek. k ıs. meydan okuyan kimse. Çat. 4. kürsü. dili işlerin gecikmesinden dolayı huzursuz olmak. i. makam. cgm ch Chad Chadian chafe chafe at the bit chaff chagrin chain chain letter chain of command chain reaction chain smoker chain store chain-smoke chair chair lift chairman chairmanship chairperson chairwoman chaise longue chalcedony chalice chalk challenge challenge match challenger chamber chamber music chamber music chamber of commerce chamber of commerce chamber orchestra chamber pot chambermaid chambers i. compare. chapter. i. hayal k 1. kamara. ink ıta. bak. hâkimin oturum dışı konularda çalıştığı yer. ticaret odas ı. lağım çukuru. tebeşir. Sri Lanka. zincirlemek. fişek yatağı. meydan okuma. yatak odas ı. kurul ba şkanı. Çad. 2.en (çer´wîmîn) i. i.. oda müziği. 4. saman. up (sayı/puan) kazanmak/kaydetmek.. sigara tiryakisi. and insurance. komisyon.men (çer´mîn) i. 1. lazımlık. child. k ıs. chain. meydan okumak. oda orkestras ı. i. Hrist. başkanlık. zincirleme reaksiyon. chief. oda hizmetçisi. başkan. utanç. 3. f. zincir. iskemle. özel oda. chair.. kalseduan. k. peş peşe (sigara) içmek. 1. i. 2. 2. İngiliz yasama meclisi. başkan. f. chancery. i. (kadın) kurul başkanı. i. i. k ıs. sinirlendirmek. sandalye.. i. ovarak aşındırmak. i. bak. şezlong. i. f. cost. 1. hayal k ırıklığı. cost and freight. (erkek) kurul başkanı. Çad´a özgü. 2. Çadlı. sezyum. çoğ. 4. kim. başkan. iç sıkıntısı.. sezaryen. çöp. i. i. kurul ba şkanı. ğ). f. chair. freight. 2. tahıl kabuğu. telesiyej. 1. zincirleme mektup. sezaryen. i. i. Çadlı. başkan. çoğ. (ayinde kullan ılan) kadeh. s.. mahkeme. f. daire. s. i.cesarean cesarean section cesium cessation cesspool Ceylon Ceylonese cf CF CFI cg. 3. kad ıköytaşı. zincirle bağlamak. 3. komuta zinciri.

tesadüfen olmak: She chanced to be there. 1. yüzü k ızarmak. 5. f. kararsız. talih. ordu veya hastanede) papaz. kaos. radyo. (toprak. dili ağız değiştirmek. changeability. bozuk para çantas ı. i. yüzü solmak. (from/to) (bir uygulamadan ba şka bir uygulamaya) geçmek. dili (bir riski) göze almak. bot. değişikliğe uğramak. bukalemun. i. 4. 2. i. --ring) 1. 2. Ankara´da üstünü de ğiştirmek. --ping) 1. 1. (taşıtta) f. s. tutmak. yakarak kömürle ştirmek. para. ateşe . 1. üstünü başını değiştirmek. rizikolu. değişken. başbakan. -e rastlamak. i.´ni) yarmak. savunucu. (ciltte) çatlak. kavurmak. savunmak. kader. şarkı söylemek. k. -e tesadüf etmek. delikanlı.. i. yenilik. yanardöner. karmakar ışık. f. i. çok sab ırsızlanmak. şaperon. şampanya rengi. s. bozukluk. 2. 1. hizmetçi. k. dönüşme. el değiştirmek. sertleştirmek. 3. 4. i. i. i. 2.. fikrini/karar ını değiştirmek. 2. şanjanlı. i. (kadın) hademe. müdafaa etmek. 1. 1. 1. 2. s. bozuk. kavrulmak. İng. 1. sahip de ğiştirmek. su yolu. 3. i. i. i. 1. 6. caymak. çatlatmak. 2. şans. mecra. şampanya rengi. i. hizmetçi yanarak kömürleşmek. akak. i.kadın. şampanya.1. 3. şarkı söyleyerek kutlamak.chameleon chamois chamomile champ champ at the bit champagne champion championship chance chance chance on/upon chancellor chancy chandelier change change change clothes change color change color change hands change hands change of address change of air change one´s mind change one´s tune change over change purse change the guard changeability changeable changeableness changeless changeover channel channel s. düzensiz. 2. s.. 2. monoton ses tonu. destek olmak. risk. 3. 2. hiç de ğişmeyen. dili kesin olmayan. el değiştirmek. tilavet. 2. İng. TV kanal. şampiyona. başkasının eline geçmek. şampiyon. 2. zool. 2. kanal açmak. s. f. nehir yatağı.t. paranın üstü. monoton bir melodiyle söylemek.. i. s. da ğkeçisi. değişim. küçük kilise. 3. 1. riziko. oymak. (kitapta) bölüm. i. 2. 5. değişiklik. f. şans eseri olan. (bir uygulamadan ba şka bir uygulamaya) geçiş. 2. ihtimal. şampiyon. 1. f. f. (--red. k. tahavvül. yol. rektör. 2..b. (okul. (--ped.4. (soğuk) (cildi) çatlatmak. değişkenlik. ufakl ık. şampiyonluk. bo ğaz. -in dışını yakarak kömürleştirmek. into chant chant chaos chaotic chap chap chapel chaperon chaplain chapter char char i.. kar ışıklık. yüzü k ızarmak.tahta v. i. k ısım. değişmek. müdafi. s. monoton bir melodi. f. k. ı. değiştirmek. hava de ğişimi. nöbet de ğiştirmek. istikrarsız. i. zool. Tesadüf eseri oradayd ı. monoton bir melodi e şliğinde söylenen sözler. (Almanya´da) şansölye. katır kutur/kıtır kıtır/hart hurt/çıtır çıtır yemek. (madeni yüzeyleri parlatmak için kullanılan) güderi parçaspapatya. taraf ını i. k ızartmak. dili adam. i. 1. bir şeyi (bir yere) vermek/dökmek/akıtmak/kanalize etmek. şapel. bozuk tahvil etmek. 1. i. dönüşüm. bak. 2. adres de ğişikliği. fırsat. çocuk. kargaşa. değişme. 3. 3. avize. ask. 1.. aktarma yapmak: You´ll have to change trains in Ankara. yar ık.

görevlendirmek. i. berat/imtiyaz/patent vermek. chas. uslandırmak. sadaka. gevezelik.. t ılsım. lekesiz. 2. i. cezaland ırmak. ıslah etmek için cezalandırmak. elek. saf.gés d´af. şarlatan. elek.wom. karakter. i. dar bo ğaz. konuşkanlık. grafik. kaydetmek. tar. i. i. f. 4. hizmetçiyardım hizmetçi. hizmetçi.. sili. s. tipik. i. 3. (--ted.. 2. hususiyet. 2. 1. gemi plan kiralamak. 5. f. 1. tedbirli. çizge.. muska. çene çalmak. tutmak. çene çalmak.´nde) kişi. ucuz. namuslu. 1. şasi. i. hayırsever. cazibe. hücum. bot. peşine düşme. 2. adi. dillidüdük. 2. büyülemek. sevimli. s. döverek cezalandırmak. 3. 1. i.v. s. basit. dikkatli. karakter. suçlama. deniz haritas ı. (kadın) hademe. bak. tic. kurucu üye. şovence. karizma. özellik. . 2. imtiyaz. i. top kızağı. yardımsever. hikâye. i. kovalamak. f. konuşkan. karakalem. karakteristik.´ni) i. 4. ihtiyatl ı. hamle. 2. hücum etmek. i. 2. hayır işi. şahıs. çoğ. 3. çekicilik. 5. baya ğı. taşınır mal. (kadın) hademe. i. 2. 1.. 2.. 1. 1. karaktersiz. s. 3. 1. şovenizm. derneği. şarj etmek.character characterisation characterise characteristic characterization characterize characterless charcoal chard charge charge charge account chargé d`affaires chariot charisma charitable charity charlady charlatan charm charming chart charter charter flight charter member charter plane charwoman chary chase chasm chassis chaste chasten chastise chastity chat château chattel chatter chatterbox chattiness chatty chauffeur chauvinism chauvinist chauvinistic cheap i. itham. bak. i. takip etmek. karakterize etmek. hoşbeş. derin yarık. iffetli. şato. tablo. 2. 3. nevi şahsına münhasır bir f. çoğ. char. (hizmet kar şılığında ödenen) ücret. 4. iffet. 1. berat. i. 1. hayırseverlik. vas ıf. göstermek. çoğ.en (çar´wîmîn) i. s. gevezelik etmek. çenebaz. çekici. f. cana yakın.3. i. oyun v. harf.b. çizelge. f. şoven. kiralanm ış ucuz tarifeli uçak. hizmetçi kadın. 5. pe şine düşmek. s. yola getirmek. i. takip. i.. s. sade. iki tekerlekli sava ş/yarış arabası. i. (roman. (uçak. i. kadın. 1. f. i. s. izlemek. s. portolon. sohbet. yasaklanmış cinsel ilişkilerde bulunmama. i.faires (şarjeyz dıfer´) maslahatgüzar. characterization. tip bir kimse. char. İng. plan yapmak. özel şoför. bozulmam ış. geveze. ho şbeş etmek. İng. (bir masraf ı birinin hesabına) geçirmek. karakter. çarter seferi. suçlamak.. i. i. kovalama. hayır cemiyeti. cezbetmek. oto. --ting) sohbet etmek.1. kanyon. 2. şarj. şarjedafer. yardımseverlik. of -i esirgeyen. gemi kira kontrat ı. mangal kömürü. aç ık hesap. -in haritas ını yapmak. ho ş. 3. 1. karakterize etme. nitelendirmek. f. f. 4. 3. 1. saflık. 1. menkul. İng. f. 2. İng. i. f. 4. nitelemek. 2.b. itham etmek. büyü. characterize. pazı. nitelendirme. yasaklanm ış cinsel ilişkilerde bulunmayan. izleme.sis (şäs´iz) i. temizlik. özyap ı. i. işgüder. barut hakkı. 2. patent. merhamet.

çekap. emanet. neşelenmek. birini ne 2. çek defteri. i. 2. üçkâğıtçı. kaydını (otel. (bir şeyin) doğru olup olmadığını öğrenmeye çalışmak. hava terminalinde bilet ve bagaj ın kontrol edildiği tezgâh. keyif. (bir şeyin) 1.´nde) kayd önce otelin resepsiyonunda 1. ne şelendirmek. İng. argo pinti. i. durdurma.b.. i. 1.´nden) ayrılmak./an animal on cheer up Cheer up! cheerful cheerfully cheerfulness cheerio cheerleader cheerless f. f. neşeli. atmak. tam yenilgi. k. i.´ne girince) kayd ını yaptırmak: First you have to check in at 1.. This (belirli bir şeyi) arayarak (bir şeyi) kontrol etmek: I´m checking for leaks in the(otel v. neşe. O yenilgi ilerlemelerini durdurdu. ket yava şlatmak. muayene. i.şelendirmek. çıkış tezgâhı. 2. kopya çeken. arsızlık. k. i. aldatmak. çedar (bir çe şit peynir). dili yüzsüzlük. i. doland ırmak. sıkı fıkı.. . 2. kopyac ı. roof. Hoşça kal! i. İng. ket. 1. küstahlıkla. yüzsüzlük..o. İng. genel sa ğlık kontrolü. neşeyle. Dam ın akıp akmadığını kontrol ediyorum. k. 2. avurt. z. 1.gözwith (bir 2. kontrol listesi. cik cik ötmek. çek olmad 1. çek hesab ı. 3.. k. dili yüzsüzce. ket yapan That defeat checked their advance. i. de ğişik olaylarla dolu. birini/bir hayvan ı (sözlü) tezahüratla teşvik etmek. i. (süpermarketteki gibi) al ınan malların hesabının yapılıp ödendiği tezgâh. f.. (bir şeyin)bir 1.cheapen cheapskate cheat cheater check check check for check in check into check on check out check up on check valve check with checkbook checkered checkers check-in check-in counter/desk checking account checklist checkmate check-out check-out counter checkpoint checkroom checkup cheddar cheek cheek by jowl cheek by jowl cheekbone cheekily cheekiness cheeky cheep cheer cheer s. 2.b. 1. şey) (başka doğru olup valf ı. engel. keyifli. keyifsiz. dolandırıcı. s. satranç mat etmek. i. up cheer s.. 1. yanak. pansiyon v. s. pansiyon doğru olup olmadığını öğrenmeye çalışmak. hesab ını ödeyip (otel. elmac ıkkemiği. (birinden) izin almak.b. -e 3. ığını öğrenmeye çalışmak. kareli. (sözle yap ılan) tezahürat. İlk ını yaptırıp bir oda tutmak. gem vurma. cimri. s. i. neşesiz. i. yenmek. vestiyer. cıvıldamak. ucuzlatmak. dama oyunu. (kontrol etmek amac ıyla) bakmak. i. göz atmak. arsız. v. satranç mat. f. küstah. i. 1. i. i. şen. (kontrol etmek amac ıyla) -e bakmak. ünlem. 2. dili cüret. dili yüzsüz. (sözle) tezahürat yapmak. ı. gem vurmak. İng. 2.o. kopya çekmek. vurma. i. anat. fren görevivurmak: f. ucuzlamak. İng. yavadurdurmak. yan yana. ekose.. hilekâr. cıvıltı. engellemek. 1. 2. amigo. kontrol noktas i. z. Keyfine bak!/Geçmiş olsun! s. i. i. küstahlık. 1. şlatma. 2. kontrol. the hotel´s reception desk. (birine) dan ışmak. 2. f. gözden geçirme. yan yana.. engelleme. 1. neşelilik.

kad ın iç gömleği. zool. kutu. kestane rengi. 2. kestane. bak. çizburger. peynir. (teşekkür olarak) Sağ ol! s. 1. suçiçeği. i. dili birini azarlamak. Hoşça kal! 3. peynirli hamburger. Şerefe! 2. eczacı. k. s. satranç taşı. şifoniyer. 1. hindiba. i. kusur bulmak. kimyasal sava ş. chid. beslemek. out chew the cud chew the fat chewing gum chic chicanery chick chicken chicken feed chicken pox chicken-hearted chickpea chicory chide ünlem. kimyasal bile şim. peynir k ıvamında. ba ğrına basmak.o. kimyasal reaksiyon. i. şık. 1... k ıs. s. peynire benzeyen. sandık. şef.. i.. argo çene çalmak. keyifli. ahçıbaşı. az para. şike. piliç. k. s. bot. civciv. i. ödlek. çiğnemek. çek. Acinonyx jubatus. 3. i. 2. (chid/--d. peynirli kek. 2. f. i.den/--d) azarlamak. aziz tutmak. i. İng. f. İng. asıl branşı kimya olan öğrenci.Cheers! cheery cheese cheeseburger cheesecake cheesecloth cheesy cheetah chef chem chemical chemical compound chemical compound chemical engineer chemical engineering chemical reaction chemical warfare chemise chemist chemistry chemistry major chemotherapy cheque chequered cherish cherry chess chessboard chessman chest chest of drawers chestnut chew chew s. İng. tülbent. hile. kemoterapi. i. vişne. neşeli. . kimyager. üzerine titremek. 2. kimyasal madde. checkered. f. i. İng. chemical. 3. chemist. gütmek. 2. i.. korkak. ahçı. kiraz. satranç. çita. i. kestane. argo genç k ız. tıb. chess. 1. 1. nohut. i. s. piliç. modaya uygun. 2. göğüs. i. i. kimyevi.men (çes´mîn) i. f. kombinezon. i. kimya mühendisi. satranç tahtas ı. chemistry.. i. i. şen. güne ğik. i. çoğ. s. i. 1. i. s. çiklet. kimyasal bile şim. kimya. kestane rengi. geviş getirmek. tavuk eti. i. dili derin derin düşünmek. şıklık. out argo korkudan çekinmek. kimya mühendisliği. 1. argo bozuk para. kimyasal. i.

. cırlamak. titreme.ışmak. nazik. cırıltı. Çince. f. bak. 1. hahamba şı. kolay çocuk oyunca ğı. (--ped. i. s. 1. zil sesi. bak.chief chief justice chief rabbi chiefly chieftain chilblain child child´s play child´s play childbirth childhood childish childishly childless childlike childminder children Chile Chilean chili chili pepper chill chilled to the marrow chilli chilliness chilly chime chime in chimerical chimney chimney sweep chimpanzee chin China china china closet Chinese chink chip chip in chipmunk chirp chisel chitchat chivalric chivalrous chivalry i. çocuksu kimse. çocukluk dönemi. belli başlı. chivalrous. gerçek olmayan. çocuk oyuncağı. i. 2. krater. çoğ. Çince. çocukça. yürekli. anat. 2. 3. başlıca. z. i. 2. 2. i. en çok. 1. 1. s. çoğ. 2. i. 2. ba şkan. çok kolay iş. dan ıştay başkanı. şövalyelik. Chi. chil. hayali. z. amir. ufak aç ıklık/yarık. s. 1. yanardağ ağzı. ürperme. 3. i. i. yontmak. şekil i. zool. iliğine kadar üşümüş. nezaket. huk. 2. uyum. soğuk. baş. doğum. İng. yonga. reis. Şili. üşütücü. 1. s. f. çocuk ruhlu. i. soğuk iliğine geçmiş. 1. madeni çubuklardan olu şan zil. Çin. i. soğuk. i. 3. bak. Şilili.. kalemle oymak. şövalye gibi. i. (saat/zil/çan) ahenkli bir sesle çalmak. çocuk gibi. Çin´e özgü. evlat. 2. f. z. çentik. 2. çocukça. 3. soğuk bir şekilde. budamak. çene çalma: Enough of this chitchat. 3. 1. 1. para vermek. 1. 2. muhabbet. cırıldamak. i. k. İng. zool. cıvıltı. cesaret. baca temizleyicisi. c ıvıldamak. Şili´ye özgü. 2. i. 1. üşütücü. çan sesi. çatlak. çip.nese) Çinli.. 2. en yüksek rütbede olan. i. 2. 1. 2. 2. (çoğ. üşüme. ahenk. ba ğışta bulunmak. çocuk. k ırmızıbiber. cömertlik. ana. şef. (soğuktan dolayı) el/ayak parmağındaki şişkinlik. baca..karışmak. bilg. çocuksuz. 2. 2. dili (sohbette geçen) sözler. Şilili. 2. İng. soğuk. (yiyecek/içecek) soğutmak. porselen. tabak dolab ı. dili lafa kar f. kalem. soğuk davranış. i.. s. i. 1. 1. serin. melodi. 3. 1. s. Anthropopithecus troglodytes. yarenlik. 1. s.. şef. 3. kızarmış patates. patates kızartması. üşümek. çene. yüreklilik. çocu ğumsu. we´d better get to work. çocuk bakıcısı. cesur. şempanze. Şili. 1.. i. çocuksu. child. s.. iş. çocukluk. keski. üşütmek. seramik. i. Bu kadar muhabbet s. İng. baş. kabile reisi. i. i. f. --ping) 1. i. 4.. ürpermek. i. cömert. k. 1. Çinli. lafa çentmek. ço ğ. 2. Tamias... so ğuk. i. çocuksu. i. lamba şişesi. i. s. çini. bebek. chili. centilmenlik. amerikasincab ı.dren (çîl´drın) i. çocuk. çocu ğu olmayan.. 1. centilmen. yonga. cips. Çin. s.

f. (ağacı) kesmek. i. tıkanmak. 1. 2. koro için yazılmış. 2. i. pirzola: lamb chop kuzu pirzolas ı. seçenek. s. müz. vaftiz etmek. 3. 2. i. frenkso ğanı. ıkanma. 2. --ping) 1. boğmak. bak. kloroformla uyutmak. ilk ad. çikolata: a piece of chocolate candy bir çikolata. s. f.. i. 1. kolesterol. heyecandan konuşamamak. tercih etmek. kilise korosu. (up) ince ince kıymak/doğramak. ad. koregrafi. choosy. f. s. müz. f. i. dili.koro. kim. küçük bir iş. koro taraf ından söylenen. tıkamak. Hristiyan âlemi. choose. satır. i. zor be ğenen. dopdolu. İng. seçilen kimse/şey: He was our choice. koro. k. çikolatalı kek. . çare: You´ve no other choice. i. boğulma. İsa. Noel günü. değişken.chive chlorinate chlorine chloroform chock chock full chockablock chockfull chocolate chocolate cake choice choir choke choke back one´s tears choke down one´s rage choke up cholera cholesterol chomp choose choosey choosy chop chop down chopper choppy chopstick choral chorale chord chore choreographer choreography chorus chose chosen chow Christ christen Christendom christening Christian Christian name Christian name Christianity Christmas Christmas Day i. 2. tgözyaşlarını tutmak.. Bizim seçtiğimiz oydu. kim. 1. Hristiyan. vaftiz töreni. koro toplulu ğu. klor. i... cho. 3. yön değiştiren (rüzgâr). dili yemek. i. s. vaftiz etme. koro ile ilgili. s.. şarkının koro bölümü. Mesih. 2. s. i. i. 2. dopdolu. 1. dili titiz. (--ped. (müzik eseri) koro. koreograf. i.. tıkanmak. i. klorlamak. oto. i. çırpıntılı (deniz/göl). argo helikopter. k. s. öfkesini bastırmak. i. i. güç ve tatsız iş. i. 2. İng. koreografi. i. Hristiyanl soyadı Burney. bir evin/çiftliğin günlük işleri. 2. 1. f. champ. boğulmak. 2. müşkülpesent. i.. ık.. kolera. k. seçmek. nefesini kesmek. Noel. 1. seçiş. isim: Her Christian name is Fanny. i. koral. ağzına kadar dolu. i. koro. seçilmi ş. i. çalg ı teli. kiriş. şık. 3. jikle. 1. 2. s. alternatif. kloroform. i. Adı Fanny. (chose.. i. çikolatal ı. f. (Uzakdo ğuda kullanılan) yemek çubuğu. choose. Hristiyanlık. 3. 1. f.. s. takoz. and her family name is Burney. nutku tutulmak. i.sen) 1. bak. f. bak. (balta ile) k ırmak. bak. seçme. akort. koregraf. f.. 3. k ısa saplı balta. 1. çoğ. istemek.

sigara. i. 2. yayık. k. zool. budala. dili 1. cost.. kronik. ibadet. dili sıkıca tutma. f. sinema.Christmas Eve Christmas tree chromatic chrome chromium chromosome chronic chronicle chronological chronologically chronology chronometer chrysanthemum chubby chuck chuck it up Chuck it! chuck s. süre ğen. i. 2. Noel ağacı. a ğustosböceği. 2. i. mezhep. 3.o. cemaat. çantada keklik. i. sinema salonu. i. kronometre. tarih s ırasına göre. tarih. i. i. tombul. kilise idame amiri. s. dili elde bir. k. krom. İng. i. (sütü) yayıkta çalkalamak. ayin.. kül. birini d ışarı atmak/kapı dışarı etmek/sepetlemek. çiğnemek. yak ın arkadaş. k ıs. dili bir işi bırakmak. kavrama. çok memnun. topak. i. i. İng. kas ımpatı. . çoğ. Central Intelligence Agency. i. Onu çöpe at!/At onu!/At gitsin! 2. birini işten atmak. renklerle ilgili. 2. i.. yanm ış kömür artığı. k. kronoloji. f.. i. 2. 1. --ming) 1. i. i. 1. i. s. k ıkır kıkır gülmek. ahbap. İng. kromozom. i. 1. müz. kronik. f ırlatmak. i. 2. bot. kromatik. dili 1. s. çama şır/çöp atılan) baca. 1. kütük. kalın bir parça. atmak. 1. kıkırdama. i. puro. 2. k ıs. i. külçe. 1. at kolan ı. kromatik. kıkırdamak. dili aptal. krom. and freight sif. 2. (üst kattan alt kata inen. müzmin. ayini. kaba adam. k. out chuckhole chuckle chuffed chum chummy chump chump chunk church church service churchwarden churchyard churl churlish churn chute CIA CIF cicada cider cigar cigarette cigarette lighter cinch cinder cinder block Cinderella cinecamera cinema Noel arifesi. süt kabı. aynı odayı paylaşmak. cüruf. 3. 4. bir işten ayrılmak/vazgeçmek. 2.. k. elma suyu. 1. f. dili büyük bir miktar. 3. i. (out) çöpe atmak.. dili kilise. i. köylü. kronolojik. elma şarabı. dili 1. f. i. s. k.. f. kaba. kilise i. yığın. cüruf briketi.. s. Onu b ırak!/Ondan vazgeç! k. Külkedisi. 2. i. (--med. kıkır kıkır gülme. 2. dost. z. insurance. i. süreölçer. dost olmak. i. güzelli ği ve değeri anlaşılmamış kız. k. krizantem. (yolda olu şan) çukur. k. s. 4. k. 2. kamera. terbiyesiz.tıknaz adam. çakmak. Hrist. s. kilise avlusu/bahçesi. 1. kim. 1. dili mutlu.

cited. i. daire çevresi. ihtiyatlı. yuvarlak. tebaa. çevre. dolaylılık. uzatma işareti. daire. z. dikkat. 2. i. s ıfır. (nüfuz açısından) önemsiz biri. çember. şehir. etraf ring seferi. sirk. ikinci derecede önemi olan. devir. solda sıfır. i. i. 4. 1. i. 3. ihtiyat. İng. belediye binas ı/konağı. dairesel. . 2. 2. sürüm. sirküler. hisar. meydan. vaka. i. s. 2. -in etraf ına daire çizmek. turunçgillerden bir meyve. ko şul. f. kale. 2. şart. turunçgillere ait. İng. 2. genelge. 2. numara. kent. takriben. yuvarlak testere. i. daire. i. ikinci derecede kan ıt. 1. dolambaçlı. i. (ço ğ. hal. mahzen. -in2. denizden etraf ını dolaşmak. belediye ba şkanı. tedbirli. kaç ınmak. şehir mimarı. cit. dolayl ı. i. i. huk. s. edat dolaylar ında. s. i. hiç. i. k ısıtlamak. 1. 1. çember. 2. olay. 4. 3. şehir devleti. ağaçkavunu. (para için) tedavül. -in etrafına daire çizmek. kent merkezi. hemşeri. 1. atlatmak. i. bir tür kredi mektubu. 2. durumla ilgili. 3. dolaylı. 3. 2. i. 1.. 3. sünnet etmek. gösteri. takdirname. celp kâğıdı. 2. belediye meclisi üyesi. site. kösteklemek. dolambaçlı. i. tarç ın. tabiiyet. s. kesişen sokaklarla ayrılan blok. celp. 3. Çerkez. ayr ıntılı. 3. 1650 dolaylarında yapılmış. 1. 1. 1. 1. yurttaş. s. 1. devre. i. i. 2. f. sirküler.ını çizmek. f. dikkatli. huk. dolaylı olarak.cinnamon cipher circa Circassian circle circuit circuit breaker circuitous circuitously circuitousness circular circular note circular saw circulate circulation circumcise circumcision circumference circumflex circumnavigate circumscribe circumspect circumspection circumstance circumstantial circumstantial evidence circumvent circus cistern cit citadel citation citizen citizenship citric acid citron citrus citrus fruit city city block city centre city council city councilor/father city hall city manager city planner city-state i. genelge. halka. tekerine çomak sokmak.rus) turunçgillere ait ağaç/meyve. vaziyet. sitrik asit. elek. k ıs. s. tur. 2. daire çizen yol. su deposu. inceltme işareti. 1. 2. vatanda şlık. 1. belediye. 1. için) dolaşım. 3. -in etrafını dönmek. uyrukluk. citizen. sak ıngan. şifre. -i kaynak/örnek olarak gösterme. durum. (motordaki s ıvı) devridaim(kan/hava (havanın/sıvının) akımını/dolaşımını i. belediye meclisi. Çerkezce. (bir yerin üstünde i. 1. sünnet. f. i. 2. 2. devre kesici anahtar. tamim. (hava/s ıvı için) akım. sarnıç. keyfiyet. uyruk. yapmak. aşağı yukarı: It was built circa 1650. (kan/hava) dolaşmak. (motordaki sıvı için) devridaim. muhit. i. 1. grup. vatanda ş. 1. f. huk. yurttaşlık. tiraj. (havan ın/sıvının) akımı/dolaşımı olmak. 3. citation. kader. ça ğrı. f. 1.

dili -i görmek. i. 1. 2. 3. s ıkıştırıcı. s. 2. i.. tangırtı. 1. iddia.. soğuk ve nemli. civilization. nazik. gizlice.. feryat etmek. sivil. 4. zool. uygar. --ping) 1.. iddia etmek. 6. 1. i. medeni. nezaket. medeni hukuk. f. madeni ses çıkarmak. i. 2. . 1. şaplak. 2. yurttaşlık s. 1. mengene. şıngırdamak. elle vurmak. sahip ç ıkmak. bak.. tazminat talebi. inşaat mühendisliği.. bak. medenileştirmek. el ç ırpma.. kehanet. i. ho ş. yaygara koparmak. İng. clothe. s. deniz tara ğı. yaygara. s. İng. yurt bilgisi. hükümete ait. alk i. istemek. terbiyeli. civilize. sigorta poliçesi üstünden ödenecek para. 5.. uygarlık. feryat. s. bireysel. i. İng. 1.´nin bulunduğu şehir merkezi. insan haklar ı. medeni nikâh. hayk ırma. elle vuruş. medeniyet. uygar.. haykırmak. f. f. f. madeni ses. kibar. kıskaç. devlet memurlu ğu. belediye ile ilgili. f.b. f. 1. medeni hukuk. talep sahibi. 2. kabile. Roma hukuku. bak. inşaat mühendisi. terbiyeli. i. 3. tazminat davas ı.civic civic center civics civil civil defense civil engineer civil engineering civil law civil law civil liberty civil marriage civil marriage civil rights civil servant civil service civil service civil war civilian civilisation civilise civilised civility civilization civilize civilized clad claim claim for damages claimant clairvoyance clairvoyant clam clamber clammy clamor clamorous clamour clamp clan clandestine clandestinely clang clank clap clap clap eyes on clap of thunder s. gürültülü. hak talep etmek. devlet memuru. şehre ait. 2. aydınlatmak. i. 2. i. 1. 2. tarak. iç savaş. 1. şaplak indirmek. edep. kâhin. i. bilgisi. gaipten haber verme. hak. i. çınlamak. vatanda şlık hakları. İng. ç şıngırtı. kütüphane v. hükümet binalar ı. gürültü. clamor. i. medeni nikâh. mengene ile sıkıştırmak. sivil. tangırdamak.. s. 2. f. z. el çırpmak. i. boy. güçlükle tırmanmak. vatanda şlarla ilgili. 1. 1. i. 2. 1.ınlatmak. milli. hak iddia eden. talep. el altından yapılan.. nazik. 2. ışlamak. terbiye. f. sivil savunma. gök gürlemesi/gürültüsü. mahkeme. sivil devlet memurlar ı. yap ış yapış. 3. 2. i. bak. i. edepli. 1. f. bak. medeni. kenet. klan. el alt ından. f. f. İng. yurttaşlık ile ilgili. k. uygarla ştırmak. kibar. gizli. İng. i. tırmanmak. davac ı. 2. (--ped. kibarl ık.. ferdi. 2. civilized. ç ınlama.

i. kil. temizlemek. aç ıklığa kavuşturmak. (gazetede) küçük ilanlar. grup. 3. 2. klasik. k.. mantıklı düşünen kimse.b. tasnif edilmiş. sınıf. yenebilir (av eti v. f. açıklık. f. çözülmek. 2. 2. kategorilere ayr ılmış. kuru temizleyiciye gönderilen giysi v.ıkmış. toka. açık (gök). klarnetçi. s. bitkin. 2. tırnak. 5. açıklığa kavuşturma. sınıflandırma. temizlik. açıklık kazanmak.1. takırdamak.. f. 1. şart. 3. -i (belirli bir grubun içinde) saymak. toka ile tutturmak. pestili çıkmış. köprücükkemi ği. temizlikçi. toplayıp atmak. i. 1. (hastalık) geçmek. s ınıflama. ders. klasik. i. temizleyici madde.b. 1. classification. saydam. i. çatışmak. açıklığa kavuşma. classic. -i tasnif etmek. cümle veya yancümle ya da bazı geçmiş zaman sıfat-fiilleri gibi bir özne ve ona ait bir fiilden oluşan i. aç ıklama. yırtmak. bölümlenmiclassified (bilgi). kusursuz. 2. tabaka. -i (kategorilere) s.. bulutsuz. classify. düzgün. çok yorgun. s ınıf. sınıf. k. 2. s. gizli advertisements. tırmalamak. biçimli. kategori. k. 1. f. temizlemek. (madeni şeyleri) birbirine çarpmak. berraklık. tüymek. klasik eser. açıklamak. madde. temiz bir şekilde. açıklanma. 5. masum. sınıflandırılmış. balç ık. f. temizlik.sustalı bıçak. 2. 4. sar ılma. temizlemek. takırtı. k. 4. açık. i. tasnif. halletmek. -i sınıflandırmak. İng. temizlemek. -i sınıflamak. i. i. zümre. temizleyici madde. temizlikçi kad ın. tür. dili. hüküm. 2. sınıflanmış. açıklığa kavuşturmak. -i s ınıflamak. Bordo şarabı. takım. hurdası ç k ırmızı i. sar ılmak. tak ırdatmak. 2. 3.bölümlemek. 3. aydınlatma. f ıkra. büyük çak ı.ıs. açıklık getirmek. açık: His instructions were quite clear. z. 1. klasik. ş. i. çeşit. açıklık kazanma. kucaklama. k 1.clapped-out claret clarification clarify clarinet clarinetist clarity clash clasp clasp knife class class classic classical classification classified classified ads classified advertisements classifieds classify classmate classroom clatter clause clavicle claw claw hammer clay clean clean out clean up cleaner cleaning cleaning fluid cleaning woman cleanliness cleanly cleanse cleanser clear clear conscience clear off clear out clear the air clear the table clear thinker clear up s. i... i. açıklanmak. k. temizleme. 2. f. 2. aydınlatmak. pürüzsüz (cilt). açıklığa i. leke giderici (s ıvı) ilaç. i sınıf arkadaşı. klarnet. temiz. 1. 1. çatırdatmak. çarpışmak. 1. 1. anat. i. kolaylıkla anlaşılan/duyulan. şeffaf. i. derslik. -i (kategorilere) ayırmak. 2. 3. şüpheleri gidermek. 2. domuz tırnağı çekiç. 1. 7. dilb. vuzuh. kopça. aç ık bir şekilde anlatmak. bak. 1. aydınlanma. 1. (hastalığı) gidermek. i. dershane. duru. pençe. kuru temizleyici. vicdan rahatlığı. saf. ar ı. müz. 4. i.). kopçalamak. temizce. i. sabun. 2. pak. dili (gazetede) küçük ilanlar. açıklık getirme. külüstür. dili s ıvışmak. 1. temiz ahlaklı. i. 1. 6. 2. kast. patırtı. bent. s. halis. bölümleme. köprücük. (madeni şeyler) birbirine çarpmak. engelsiz. dili 1. tüymek. i. çarpışıp savaşmak. net. 2. sınıf. 1. mücadeleye i. gürültü. f. pençe atmak.dövüşmek. f. 2. sofrayı kaldırmak. dili s ıvışmak. s. 3. f. 2. . çözmek. kucaklamak.

i. s. yar ık. güre ş. çoğ. k . s. ak ıllılık. 1. 2. (ceza olarak) birinin hareket alan ını sınırlamak. çıkmak. 4. aç ıklık yer. (ağaçlık bir alandaki) tüm ağaç ve çalıları kesmek. ayrık. i. 1. 2. bölmek. 4. -den ayrılmamak/çıkmamak. i. boks birbirine sarılmak. dili toplumda yükselmek isteyen kimse. i. klinik. i. i. çıt sesi. müz. i. 1. aç ık.ışmak. 2. mandal. merhamet. kupür. f. klinikle ilgili. şefkatli. mü şteri. doruğa ulaştırmak. havanın güneşli ve ılık olması. güneşli ve ılık (hava). papaza ait. tıklatmak. 2. meydan. i. 2. hava. s. İng. i. zeki. (--ped. kesin. papaz. şıngırdamak. den. müvekkil. cüruf parças ı. i. kliring. ak ıllıca. 1. 1. çatlama. s. 2. 2. z. 1. tırmanacak yer. (saç/tırnak/çim kesmek için) makas. 2. f. f. uçlarını kesmek. gümrük muayene belgesi. dergi v. yar ılmak. (tüfekte) kesmek. 4. (bardak/kadeh) tokuşturmak. yarık. perçinleme. i. 1. 2. tık sesi. f.ırkma. çıt sesi çıkarmak. tık. tık sesi çıkarmak. k ırkmak. tek. 2. 4. streç film. 1. 2. klips. tırmanmak. 1. 2. orgazm. becerikli. tıkırtı. i. ata 5. güreş. (--d/clove/clave) to 1. 3. mü şteriler. 2. 2. i. s. i. i. açığa tıraşlama kesmek. i. 3. tutunmak. kavramak. şıngırdatmak. klişe. klipsli kâ ğıt altlığı. k ıskı. inmek. tıkırdatmak.´ne) bağlı olmak. 2. i. ak ıllı. i. 2. (clung) 1. i. basmakalıp söz.´s wings clip s. papaz. s. sıkıca sarılmak. çatlak. i. 3. kesme. aydınlatma. clue. 2. (yumru ğunu/dişlerini) sıkmak. kırpma. i.clearance clear-cut clearing cleat cleavage cleave cleave cleaver clef cleft clemency clement clench clergy clergyman cleric clerical clerk clever cleverly cleverness clew cliché click client clientele cliff climate climax climb climb down climber clinch cling cling film clinic clinical clink clink clinker clip clip clip s. f. 1. boks birbirine sarılma. hızlı bir yelkenli gemi. tıkırdamak. f. 1. papazlar. bot. bir şeyi -e ataşla/klipsle tutturmak. (--d/clove/cleft. şefkat.. takas. (a ğaçlık bir alanı) çıkarma. 3. sekreter. (kadının) göğüs arası. koçboynuzu. takoz. yarılma. 2. f. bak. 2. tırmanış. sa ğlama bağlamak. tezgâhtar. cleave. çıtırtı. k. çarpmak. 1. 1. 2. 2. f. kırpmak. tırmanıcı sarmaşık. 1. doruk noktas ı. i. 1. satır. zekice.b. temizleme işi. anahtar. i. f.. 2. 2. i. 3. bak..´nden) kupür şarjör. açıklık. temizleme. 3. onto clipboard clipper clipping i. f.o. doruğa ulaşmak. 2. çoğ. --d/clo. net. 1. tıklamak. cler. f. kama. 3. 1. sıkıca yakalamak. (hatıra v. 1.ş. 2. yap 2. dili hızla gitmek. vurmak. sarp kayalık. klişe. f. (gazete. 2. geminin limanı terketme izni. 1. maşa. merhametli.men (klır´cimîn) i. matb. bölünmek. 1. iklim. i. çıt. 1. 2. i. uçurum. tokuşturma. 5.gy. 2. perçinlenmiş çivi. 3. balta. 1. müvekkiller. sekretere ait. sekreterlik. 1.b. i. şıngırtı. i.t. i. yakınında olmak. 1. 1. 1.. doruk. 3. klinik. tırmanma. k. zirve.ven/cleft) yarmak. kesik. perçinlemek. 1. 1. -e yap ışmak. i. f. 6. i. 2. --ping) 1. 3. beceriklilik. 2. -e sadık kalmak.

pelerin.. sıkı ağızlı. 1. i. sıkı. saat tutmak. i. s. saatçi. z. 2. 2. revaklı avlu. i. (işyeri) kapanmak. saatin makinesi. 1. yak ın. engellemek. üste oturan (giysi). 1. tıkanmak. f. (gard ırop işlevi gören sandık odası gibi) gömme dolap. 1. (iş gününün bitiminde) işyerini kapatmak. 6. göğüs göğüse çarpışma. lavabo. i. pıhtı. kapanmak. kapatılmış. 7. sabo. kemeraltı. manastır. yakın (arkadaş). i. 1. 2.t. 3. helata şı. yalnız sendika üyelerini çalıştıran fabrika. i. f. 1. s. bir şeyi (başka bir şeyin) kisvesine büründürmek. f. köstek. vestiyer. anlaşmaya varmak. indirimli satmak. (i şyerini) kapamak/kapatmak. kesek. birbirine yakın. kapalı devre. kapatmak. klik. i. 2.. in a guise of cloakroom clock clock in clock out clockmaker clockwise clockwork clod clog clog cloister close close close by close call close call close combat close contest/game close down close haircut close in on close on close out close resemblance close shave close shave close the deal close to close up close up shop closed closed circuit closed circuit closed season closed shop close-fisted close-fitting close-mouthed closet closet communist closet homosexual close-up clot i. yak ından çekilen fotoğraf. 2. dili budala. birbirine yaklaşmak. gizli tutulan. f. f. köstek vurmak.. k. s. -in etraf ını çevirmek. i. pıhtılaşmak. yak ın benzerlik. manastıra kapatmak. i. s. engel. gizli homoseksüel. s. 2. samimi. dili gizli. yak ından. . b ızır. hepsini satmak. (--ted. puantöre kaydettirerek paydos etmek. i. dar kurtulma. hemen hemen. saat. puantöre kaydettirerek i şbaşı yapmak. toprak/çamur parças ı. 1. avlanman ın yasak olduğu mevsim. 3. saat yelkovan ı yönünde. dili paydos etmek. İng. İng. 3. sinekkayd ı tıraş. k. kapamak. tuvalet. tahta ayakkabı. 2. k. 2. kapalı. yüklük. 1. t ıkamak. 4. takunya.clique clitoris cloak cloak s. sıkı ağızlı. k. klozet. (i şyerini) kapamak/kapatmak. hemen hemen. i. 2. nalın. top top olmak. 2. k. 5. tecrit etmek. s. 1. 1. sersem. klitoris. kapanmak. (--ged. aleni olmayan. beraberliğe yakın oyun/yarış. kapamak. ağzı sıkı. hizip. f. k ısa saç tıraşı. kapatmak. dili paçayı zor kurtarma. s. --ting) 1. gizli komünist. 2. dar. dar. sinekkayd ı tıraş. 2. engel olmak. kapalı. dili paçayı zor kurtarma. pıhtılaştırmak. 1. yak ında. 2. --ging) 1. ayırmak. kapalı devre. eli s ıkı. 1. (işyeri) kapanmak. anat. i. havasız. (süt) kesilmek. 2. i. cimri. revak.

3. çal ıştırıcı. (--d/clad) 1. dili 1. 1.tutmak. yumru ayak. 2. soytar ı. 5. 2. 1. f. dernek. i. 4. küme. açık olmayan. f.cloth clothbound clothe clothes clothes basket clothes moth clothes moth clotheshorse clothesline clothes-peg clothespin clothing cloud cloudburst cloud-capped cloudless cloudy clout clove clove clove clover clown clownish clownishness club clubfoot clubfooted cluck clue clump clumsily clumsiness clumsy clung cluster clutch clutch at straws clutch at straws clutch pedal clutter cm CO Co co. örtü. f. f. kümelemek. care of eliyle. i. yumruk. f. k ıs. .. yığmak. i. centimeter(s). i. düzensizce yayılmış eşya. 3. bulutlanmak. z. f. kümelenmek. d. üstünü örtmek. isk. oto. yığın. şüphe altında. kumaş. 2. k. i. 2. dumanlı. ağır ağır atılan adımların sesi. giydirmek. örtmek. f. i. (--bed. 3. dağınıklık. palyaço. s.. 3. güve. çamaşır ipi. s. karanfil (baharat). i. f. küme. 2. grup. oto. 2. çamaşır sepeti. tokat. salk ım. i. İng. debriyaj pedalı. at -i k.6. otobüs. sopalamak. beceriksizlik. f.. sakar. çamaşır askısı. kulüp.. dalgal ı (mermer). hantalca.. pıhtılaştırmak. f. spor antrenör. 2. bulutsuz. hantal. ambreyaj. özel öğretmen. bulanmak. gölge i. mak. giysiler. bulutlu. töhmet altında. 1. bulutla kaplamak. soytarılık etmek. İng. kenet. f. 1. k. i. 2.2. bulutlu. mandal. i. demet. iz. nüfuz. 1. k ıs. s ıkıca2. s. 3. sıkıca k. 1. 2. giyim eşyası. elbiseler. giysiler. i. salkım haline getirmek. 1. bak. sağanak. kavrama. mandal. vasıtasıyla. 2. 2. kararmak. bez. bulutlarla kapl ı (dağ tepesi). (sarımsakta) diş. ispati. 1. i. -bing) coplamak. kavrama. i. darmadağınık etmek. dili ümitsizlik içinde her çareye ba şvurmak. county. beceriksiz. çomak. c/o coach coagulate i. sopa. a ğır adımlarla yürümek. i. s. düzensiz bir şekilde doldurmak. 3. debriyaj. güve. Commanding Officer. company. 1. gıdaklama. 2. -i yetiştirmek. i. k ıs. buland ırmak.dili yumruk indirmek. karartmak. i. 1. sonraki sayfaya/sütuna nakledilen (toplam). f. i. çoğ. leke. bir araya toplanmak. yolcu vagonu. 1. i. dili olmayacak duaya ı. 4. f. f. 1. karışıklık. tokat atmak. cop. soytarı gibi. beysbol (topa) h ızla vurmak. s. 2. 1. sakarlık. cleave. tutam. bulanık. cling. duman veya toz bulutu. İng. debriyaj pedalâmin demek. 1. bez ciltli. elbiseler. 3.y. i. düzensizce atmak. hantallık. 1. pıhtılaşmak. 3. 2. anahtar. i. 2. soytarılık. gıdaklamak. bulut. ipucu. yonca. kaplamak. carried over muh. k ıs. yumru ayaklı. i. 2. i. sinek. hevenk. i. karanlık. beceriksizce. sakarca. s. bak. 1. yolcu otobüsü. -i çalıştırmak. yığmak.. demet yapmak. tutma. kavramak. s.

ceket. f. f. den. 1. çarpık. k ıyı boyu. s. i. züppe. kaba. kokpit. s. 4. musluk. sahil çevirmeden bisiklet sürmek. 2. i. tabaka. şaşı gözlü. yekvücut olmak.) sürmek. kakao ya ğı. 5. kaba saba.b. i. portmanto. sahil.o. birle şme. birleşmek. kendinden fazla emin. ği. den. valf. 1. kakao rengi. pedal koruma. eğri. s. i. kömür. mayısböceği. ayakkab ı tamircisi.. pilot kabini. ask ılık. i. bir kat boya. (hayvan ın derisindeki) tüyler. i. i. 3. kaldırım taşı. s. kabala şmak. 2. alçak güverte. 1. vana. 4.coal coal mine coalesce coalescence coalescent coalition coarse coarsely coarsen coarseness coast coast guard coastal coaster coastline coat coat hanger coat of paint coat rack coating coax coax s. 2. ısı. 2. k. 3. i. baya ğı. horoz ötü şü. kokain. horoz ibiği. 3. 3. out of s. kat. 1. den. argo küfelik. 1. kıyısal. f. bot. dili kendini be ğenmiş. 2. koalisyon. 2. i. 2. (kayakla/bisikletle) yokuş aşağı kaymak/inmek. kaldırım taşı. i. kor. kaba. şapkayı yana yatırmak. zool. görgüsüz. birini tatlı sözlerle kandırarak bir şey elde etmek. i. birleşme. hindistancevizi. iri taneli. kukuriku. deniz k ıyısı. kabaca. 3. 2. tüfek horozu. birleşim. tabaka (boya v. 1. tüfek horozunu çekmek. 2. birleşmek üzere olan. tatlı sözlerle kandırmak. kam ış. s. 3. i. tabaka. i. adi. sütlü kakao. k ıyı boyunca gitmek. . tabanca horozu.t. k ıyı. kaldırım taşı döşemek. kendine fazla güvenen. argo saçma. kokteyl. 1. horozibiği. 1. i. 1. m ısır koçanı. 1. 2. 3. erkek ku ş. horoz dövü şlerinin yapıldığı yer. sahil. kabalık. 3. i. ayakkabı tamir etmek. hamamböce i. paltoluk kuma ş. terbiyesizlik. yavru horoz.. kobra yılanı. f. kömür oca ğı. ince z. gönlünü yapmak. olmayan. kaplamak. argo penis. i. i. altlık. dil dökmek. f. kaba (dokunmu ş kumaş). i. kat. f. örümcek a ğı. 2. s. horoz dövü şü. 4. kakao tohumu. 1. parke ta şı. erkek (kuş). i. cob cobalt cobble cobbler cobblestone cobra cobweb cocaine cock cock one´s hat cock-a-doodle-doo cockchafer cockerel cockeyed cockfight cockpit cockroach cockscomb cocksure cocktail cocky coco cocoa cocoa bean cocoa butter i. i. 2. 1. 2. horoz. 1. 1. kokpit. i. kakao. kobalt. palto. f. i. 2. elbise ask bir askı. kabalaştırmak. koster. i. i. i. bardak altl ığı. i. i. bir olmak.

diş. düşünüp taşınmak. kutu. f. dili moruk. f. 3. hafif ate şte kaynatmak. bak. bir arada var olmak.. . sandviç ve hafif yemekler sunan lokanta. (alafranga) kahve fincan ı. şifre. s. kahve. tutarlı olmak. inandırıcı. kaynaşmak.. düşünmek. sandık. s. kod. üstüne titremek. kahveye benzer bir şey. pinpon adam. collect on delivery.coconut coconut palm cocoon cod COD. kavrama. çark dişi. uyum içinde olmak. i. kahve. kahve de ğirmeni. i. 1. fark ına varma. bir sisteme ba ğlamak. s. coeducational. kanun. ikna edici. bak. i. 1. 2. tasarlamak. eşit. eş. 1. s. f. i. inandırıcılık. i. cognizance. i. tatlı kaşığı. akran. kodlamak. cod-liver oil bal ıkyağı. i. i. kanunname. 2. hindistancevizi. hindistancevizi a ğacı. kanun haline getirmek. f. f. dişli çark. k. f. morina. i. dili karma bir üniversitede okuyan k ız öğrenci. kurukahveci. denk. i. zorlamak. k. i. ikna kuvveti.. 2. birbirini tutmak.. i. zorlayıcı. cognizant. büyük hindistancevizi. i. 2.. bask ı. tatlı. f. 1. k ıs. zorlama. 2. İng. 2. s. kodein. bak. 1. ğitim uygulayan. kanun halinde toplamak. konyak. dili. i.. İng. ahlak kurallar ı. tabut. karma e ğitim. karma eğitimin uygulandığı bir okulda okuyan. i. ruhb. i. k. 2. 1. karma e katsayı. mecbur etmek. kurukahveci dükkân ı. kasa. uyuşmak.. şifre ile yazmak. s. cash on delivery. i. kanun halinde toplama. i. i.. kanyak. koza. müsavi. yapışmak. i. kahve çekirde ği. i. 1. sehpa. bir arada var olu ş. ihtimam göstermek. cod coddle code code of honor codeine codger codification codify coed coeducation coeducational coefficient coequal coerce coercion coercive coexist coexistence coffee coffee bean coffee cup coffee grounds coffee mill coffee of a kind coffee shop coffee spoon coffee store coffee table coffeepot coffer coffin cog cogency cogent cogitate cognac cognisance cognisant cognition cognizance cognizant cogwheel cohere i. s. biliş. kahve telvesi. karma e ğitime ait. i. çay. i. kahve demliği.

1. ına yapışmak. tesadüfen. 1. yıkmak. 5. tali. senet v. yakalamak. olarak. (iskemle/masa) açılır kapanır kapanır. i. çatışmak. kok kömürü. kalınbağırsak iltihabı. birlikte çalışma. 2. bir sonuca bağlanmadan s. birlikte çalışan kimse. roda. kangal şeklinde boru. yard ımcı. cilt kremi. fiz. f. i. s. mantıklı.´ne dayalı) teminat. tutarlı i. kuaför. z. frigo. işbirliği. 2. den. 1. (sayfalar ı) sıraya koymak. 3. 3.ı. kolay anlaşılır.coherence coherent coherently cohesion cohesive cohort coiffeur coiffure coil coin coincide coincidence coincidental coincidentally coition coitus coke coke colander cold cold cream cold cream cold cuts cold fish cold snap cold snap cold sore cold war cold wave cold-blooded coldhearted coleslaw colic colitis collaborate collaboration collaborationist collaborator collage collapse collapsible collar collar stud collarbone collate collateral collateral security i. 1. saç tuvaleti. (formaları) harman etmek. işbirlikçi. 2. dili kolalı içecek. yakas yakalık düğmesi. tasma takmak. i. 1. basmak. destekçi. birleşmiş. katlanabilir. i. s. 2. eşevreli. kolik. (borca kar şı ve bir mülk. cinsel ilişki. ıvrılmış saç. i. 1. 2. 2. katı yürekli. ac ımasız. 2. çökmek. lahana salatas ı. yapışma. kohezif. 1.. tesadüf.f. kolit. soğuk. ikincil. kolaboratör. z. kolaj. 2. i.kar şı gösterilen gösterilen ve bir mülk. yaka takmak. bobin. tutarlılık. ani soğuk. tasma. yaka. s. suya düşmek. 1. yan yana olan. 1. 1. halka. gerdanl ık.´ne dayalı) (borca 1. taraftar. uymak. elek. yap ışkan. yapışıklık. aynı zamana rastlamak. fiz. 3. i. tutarlık. tesadüfi.. argo kokain. i. kolaboratör. hempa. aynı soydan gelen. i. senet v. i. tahvil. kevgir. kangallamak. f.. 4. tıb. aniden gelen so ğuk hava. 3. kolaboratör. karşı teminat. koherent. soğuk savaş. söğüş et. çökertmek. 1. yıkılmak. açılır olmak. uyum içinde olma. 3. yap ışmış. havanın aniden soğuması. i. . soğuk.b. f. i. 3. bir olmak. (insanlardan oluşan) grup. i. duygusuz. anat. merhametsiz. soğuk dalgası. süzgeç. kangal. i. yağlı krem. işbirliği yapan kimse. bak. sarılmak. madeni para sarmak. köprücükkemi ği. s. halka şeklinde k madeni para. yüz kremi. (sözcük/söz) türetmek. kok. biyol. köprücük. (proje/plan) i. i. 1.b. 2. s. 2. 2. i. 1. soğukkanlı. karşılaştırarak okumak. tutarlı. coitus. 1. uyum sağlayan. 3. soğuk kimse. harmanlamak. tamamlayıcı. 2. birlikte çalışmak. 1. 4. i. 1. kalınbağırsakta ve karın boşluğunda duyulan sancı. şans eseri. f. tıb. soğukluk. 2. 2. s. kad i. rastlantı eseri olan. 2. f. 2. çak ışmak. saç biçimi. tahvil.ın berberi olan erkek. fiz. i. with ile rastla şmak. i. uyuşma. rastlant mat. 3. işbirliği yapmak. 3. 1. işbirlikçi. s. suç orta ğı. f. k. mantıklılık. i. kohezyon. merhametsiz. uçuk. nezle.. yandaş.

i. toplaç. İng.. 2. renk filtresi. toplu. 1. 3. kömür madeni işçisi. 2. 2. bayrak. i. çarpışma. matb. İskoç çoban köpeği. 1. 4. iş arkadaşı. -de koloni/koloniler kurma. i. Kolombiya. 2. 1. kolonyal (sanat.. mimari v. 2. 1. kolon. iki nokta üst üste (:). 2. renklenmek. i. s. konuşma dilinde kullanılan sözcük/söz.. renk de ğiştirmek. koleksiyon. 3. toplamak. 1. sömürgeleşme. sömürgeci. al ımcı. boya. sömürgele ştirme. akl ı başında. canl ılık. koloni kuran. koleksiyoncu. f. sömürgecilik. anat. i. i. i. They don´t collect trash on ödemeli He collects şması. colloquialism. 2. dev şirmek. Kolombiya. f. . k ıs. üniversite. sömürge. Kolombiya´ya özgü. s. sömürgeci. toparlamak. 1. (işverenle işçi temsilcileri arasında) toplu görüşme. karşılıklı konuşma. renk. birikmek:telefon konustamps. renkli bask ı. i. yüzü kızarmak. i. 2. (kilisede toplanan) para. derlemek. f. 1. koloni. kolektif çiftlik. foto. f. s. kömür gemisi. Pul biriktiriyor. kolektif. koloni. boyamak. renkli foto ğraf. 2. konuşma diline özgü.. 3. colloquial. 3. çoğ. i. renklendirmek. (anayurdundan ayr ı) bir kolonide ya şayana özgü. 1. yüksekokul. i. 1. konuşma diliyle.colleague collect collect call collect call collect o. 2. 1. ortak. tahsildar. çarpışmak. i. with -e çarpmak. 3. renkli televizyon. mükâleme. biriktirmek.b. kafas ını toplamak. i. collect one´s thoughts collected collection collective collective agreement collective bargaining collective farm collective memory collective noun collective noun collective ownership collector college collide collie collier collision colloq colloquial colloquialism colloquially colloquy Colombia Colombian colon colon colonel colonial colonialism colonialist colonise colonist colonization colonize colony color color filter color photograph color photograph color photography color printing color television/TV i. 2. toplanmak. hep bir arada. i. 3.s. s. 3. koloni haline gelme. ortak mülkiyet. fakülte. Kolombiyalı. f. 3. renk. koloni haline getirmek. z. albay. 1. -de koloni/koloniler kurmak. toplu sözle şme. ortakla şa. i. toplanm ış: the collected works of Shakespeare Shakespeare´in toplu eserleri. dilb. kendini toparlamak. i. s. sömürgecilik yanl ısı. iane. 1. ortaklaşa iyelik. colonize. Kolombiyalı. ruhb. s. 1. İng.. i. ortak bellek. bak. topluluk ad ı. 2. renkli foto ğraf. renkli foto ğraf çekme. kolonide ya şayan. toplama. meslekta ş. sömürgele ştirmek. i. ödemeli telefon konu şması. topluluk ismi. kolektör. koloni haline getirme.). sancak. i.

birleşmek. dediğine gelmek. dövüşken. u ğramak. kaba zenci. 3. elde etmek. -e erişmek. taramak. muazzam. 3. ayırmak. 1. kolay tutu şan. silik. kim. ilerlemek. 1. u ğramak. 1. f. s.. i. kartel. renk. renksiz. 4. iyile şmek. gazet. çok büyük. dövüşmek. k. tarak. şifreli kilit. ile kar şılaşmak. 2. tic. (kendi malının) fiyatını düşürmek. 2. --ting) 1. savaş alanı. s. 3. i. 2. savaş. renkkörlü ğü. muharebe. 1. çarpışma. 2. yıkılmak. yansız. solgun. yanma. tekdüze. 2. petek. kolay tutuşan madde. gelmek. vuruşma. (bir şeyin) fiyatı düşmek. to (bir kişiden/bir zamandan) (başka birine/başka bir zamana) kalmak. color. 1. hayal kurmaktan vazgeçmek. kolon. i. birle şme. s ıkıcı. f. renkli. renksiz. 1. i. akromatopsi. sava şmak. 2. komada. i. -i keşfetmek. boşalmak. bileşim. 1. muharebe alan ı.´nde) ibik. kocaman. f. 3. kö şe yazısı. tay. (horoz v. 2. (fırsat) çıkmak. birleşim. direk. -e varmak. daltonizm. 4. f. 1. İng. yar ı baygın. donuk. kö şe yazarı. 2. muharip. 3. geri gelmek. düşmek.. 1. 3.color-blind color-blindness colored colorfast colorful coloring coloring book colorless colossal colour colt column columnist coma comatose comb comb out combat combat combat troops combat zone combat zone combatant combative combination combination lock combine combine combustible combustion come come about come across come along Come along. saymamak. (birini) eskisi kadar çökmek. devasa. 2. kendine gelmek. muharip birlikler. kol. 5. s. monoton. 3. meydana girmiş olacağız. (came. sütun. i. He came close to losing his temper. 5. 2. bal pete ği. aralarına girmek. ask. s. ask. birlik. 2. solmaz. 1. i. sağlığı gittikçe düzelmek. kombinezon. 2. s. i. 4. birleştirme. renkli. yanıcı. koma. renkli. 2. mücadele etmek. olmak. 2. akla gelmek. i. fıkra. (--ted. s ıpa. come around come at come back come between come by come close to come down come down in one´s opinion come down in one´s price come down in price come down in the world come down to earth s. (biri) (eskiden sahip oldu ğu) para ve prestijini kaybetmek. kavgac ı. i. i. Az kald ı tepesi atacaktı. (kilitte) şifre. orgazm -e rastlamak. üstüne yürümek. (fiyat) dü şmek. 1. tutu şma. 3. Come July and we´ll be swimming. gerçekçi olmak. dövüşçü. 1. i. gazet. 4. canl ı. ateşli bir tartışmaya katılan kimse. boyama kitab ı. .b. 2. 1. beraber gelmek. dövüşme. anlams ız. geri dönmek. sava şma. Temmuz geldiğinde denize gelmek. birleştirmek. saldırmak. i. Hadi can ım. 2. 1. -e rast gelmek. sava şçı.. 3. taramak. 1. bak. renksiz. s.. f. fıkra yazarı. -e ulaşmak. soluk. s. siyah. boya. s. mim. 3. 1. come) 1. renkkörü. 2. biçerdöver. i. 3. ateşli bir tartışma. 2. tarafsız. dili beli gelmek.

2. 2. tamamen durmak. girmek: Come in! İçeri gir!/Buyrun! 2. altta kalmak. Haydi! 2. (av köpe ği) ferma yapmak. kopmak. (bir şeyi) bilhassa yapmak. kat ılmak. -e özen göstermek. (yarışma sonunda) (belirli bir sşe yaramak. gözükmek. Kimse ç ıkıp da ogelmek. . başarılı bir sonuç almak. 3. dönüm noktas ına varmak. (belirli bir amaçla) ortaya ç ıkmak: Nobody came forward to claim that cat. 3. (haber) yayılmak. gelmek: Has the iırada) olmak: 1. etkili olmak. yürürlüğe girmek. dili 1. göğüs göğüse dövüşmek. sahneye ç ıkmak. karara varmak. Yok can ım! k. gerçekle şmek. başarılı olmak. herkesin dikkatini çekmeye ba şlamak. kafas ına dank etmek. bütün zorluklara ra ğmen. dili 1. 1. He came in first. felakete u ğramak. aç ımlanmak. varmak. kullanılmaya başlamak. 2. 2. ortaya ç ıkmak. k. görünmek. dili (f ırsat) eline geçmek. girmek. ne olursa olsun. 1. fermaya oturmak. kendinden bekleneni yapmak. (zor bir durumdan) sağ olarak k. 2. yumruk yumru ğa gelmek. başarısızlığa uğramak. iktidara geçmek. ç ıkmak. ortaya ç ıkmak. bir karara varmak. cenkleşmek. durmak. çok uzaklardan kedi benim demedi. ön plana çıkmak. 1. ayılmak. 2. stop/istop etmek. kendini göstermek. 3. 1. başkalarını hayal kırıklığına uğratmamak. dili (beklenileni) yapmak. en çok zarara u ğramak. -e özenmek. kendine gelmek. ile çarpışmak. düşmek. meydana gelmek. yumruk yumru ğa gelmek. dili Yalan ı bırak!/Bırak! k. belli olmak. belasını bulmak. ç ıkmak. 2. olmak. 1. iş başına geçmek. birinci olmak. (leke) çıkmak. görünmeye ba şlamak. 1. (mirasa) konmak. Birinci oldu. dili 1. -den ç ıkmak. dört ayak üstüne düşmek. 3. son noktaya varmak. do ğmak. 2.come down with a cold come forward come from afar come hell or high water come home to come in come in handy come into come into collision with come into force come into play come into possession of come into power come into prominence come into sight come into the picture come into the world come into use come into view come of come off Come off it! come off worst/get the worst of it come on Come on! come one´s way come out come out of one´s shell come out on top come through come through come through with come to come to a dead stop come to a decision come to a head come to a head come to a point come to a point/ make a point of come to a stop come to an agreement come to blows come to blows come to close quarters come to fruition come to grief come to grief nezle olmak. uyu şmak. kullanılmaya başlamak. 1. -in sahibi olmak. başı darda olmak. 2. k. dünyaya gelmek. görünmek. muzaffer ç ıkmak. k. suskunluğu bırakmak. (yayın) yayılmak. meydana ç ıkmak. gerekeni/beklenileni yapmak/becermek. yenilmek.

aklına gelmek. 2. teselli. eski formunu bulma. varmak. başarısız kalmak. sona ermek. cevap v. etekleri tutuşmak. çare. rahatlık. 1. gelmek. come/run up against a blank wall k. 2. argo zekice ve yerinde cevap. -e tesadüf etmek. canlanmak. 2. -e rastlamak. comedienne comedown comedy comely come-on comet comfort comfort station i. 1. hela. itidalini kaybetmek. 1. durmak. teselli etmek. 1. -in esaslar ını ele almak. dili (bir plan.b. comeback i. keşfedilmek. -e çatmak. alımlı. aklını başına toplamak. gerçekleşmek. suya düşmek. (-in yetki alan ına) girmek. mutabık kalmak. (bir yere) devamlı yaşamak amacıyla gelmek: He´s come to stay. dili ç ıkmaza girmek. i. 1. açmaza düşmek. ferahlık. 1.´ni) bulmak. olmak. dili tela şa kapılmak. Artık burada kalacak. aç ılmak. kadın komedyen. 2. (kabul edilmesi zor olan bir şeyi) kabul etmek/kabullenmek. ile ciddi bir şekilde ilgilenmek. umumi . açılmak. doğru çıkmak. s. dövüşmeye başlamak. düşüş. 2. aklı başına gelmek. (with) anla şmaya varmak. i. mutabık kalmak. anlaşmak. (birinin) para ve prestiji artmak. f. i. ne olursa olsun. rahat ettirmek.´s rescue come to stay come to terms come to terms come to terms with come to the fore come to the point come true come true come under come undone come unglued come untied come up against come up in the world come up to come up with come upon come what may come what may come/draw to a close come/run across (with) (ile) kap ışmak. 1. k. k. sadede gelmek.o. öne geçmek. (belirli bir seviyeyi) tutturmak. çözülmek. hayal kırıklığı. comedian i. 2.come to grips come to grips with come to grips with come to hand come to life come to life come to light come to mind come to naught come to nothing come to nothing/naught come to one´s senses come to pass come to rest come to s. ç ıkmak. çözülmek. i. sivrilmek. komedyen. 2. 1. (belirli bir hizaya) kadar gelmek. bitmek. birinin imdad ına yetişmek. hatırlamak. boşa çıkmak. i. meydana gelmek. komedi yazar ı. komedi. ne olursa olsun. 2. konfor. bulunmak. -e rastlamak. gerçekle şmek. with (sevmediği bir şeyi) güçlükle kabul etmek. ile kar şılaşmak. ayılmak. kuyrukluyıldız.

rahatça. söylemek. 2. i. yapmak. f. i.comfortable comfortably comforter comic comic book comic opera comic strip comical comics coming comma command commandeer commander commander in chief commanding commandment commando commemorate commemoration commemorative commemorative stamp commence commencement commend commendable commensurate comment commentary commentator commerce commercial commercial law commercial law commercial traveller commercialise commercialize commingle commiserate commiseration commission commissioned commissioned officer commissioner commit commit an impiety commit an offense s. karıştırmak. s. ticari. yorum. radyo. on hakk ında fikrini i. z. f. hâkim. 6. askeri bir hizmete mecbur etmek. rahatlatıcı şey. Allaha kar şı saygısızlık suç işlemek. 3. i. buyruk. 1. şube müdürü. anmak. yorumcu. kumandanlık: Air f. 1. 2. 1. yorum. i. teselli edici kimse/şey. emir. emanet etmek. tefsir. komisyon üyesi. önümüzdeki. f. yetki. ac ıma. 3. 3. 1. söz söylemek. . operakomik. 4. işleme. 2. f. s. komutan. görev. karışmak. eşit. emreden. i. başkomutan. 1. 2. yüzdelik. f. commercialize. (gezici) satış temsilcisi. bilg. 1. emir. tayin etmek. 1. teselli.. i. 3. --ting) 1. kumandan.. sal ık vermek. 5. 2. hatıra pulu. emanet etmek. aç ımlama. i. gelen. konforlu. komik. hükümranl ık. söz vererek ba ğlamak. i ş. alım satım. eleştiri. ticaret. i. başlama. 2. virgül. f. (--ted. s. 4. i. komisyon. deniz binba şısı. komisyon ücreti. 2. anma töreni. gülünç. i. i. güldürücü. 2. komando. İng. s. komut: search command arama komutu. İng. hakkında yorumda bulunmak. yaklaşma. s. i. diploma töreni. İng. f. s. i. çizgi roman. kurul. f. komedi ile ilgili. ticaret hukuku. s. gelecek. 3. tefsir. 4. bant-karikatür. kaşkol. 2. etkili. 1. komik. 1. f. 2. s. teslim etmek. i. (askeri hizmette kullanmak üzere) el koymak. i. 1. (birinin/bir şeyin) anısına yapılan. 1. 1. anma. komutanl ık. vazife. övgüye de ğer. hatırasını yad etme. rahat. tavsiye etmek. orantılı. 2. yorgan. subay. eylem. komedi oyuncusu. katmak. -i ticaret arac ı yaparak bayağılaştırmak. atamak. başlangıç. emzik. atkı. 3. görevlendirmek. i. f. ele ştirmen. kauçuk meme. TV reklam. yaklaşan. tenkit.. 5. s. 2. 3. 2. egemenlik. 1. 2. övmek. komut. i. etmek. 1. i. 2. ticaret hukuku. İng. -in derdini payla şmak. i şlemek. bant-karikatür. geliş. 1. 2. bak. başlamak. 3. komando birliği.

encümen. sağduyu. 1. lazımlık iskemlesi. yoğun. sıkı. toplum. bayağı. banliyödeki evi gidip gelmek. i. hapsetmek. (cezayı) hafifletmek. özlü.(mektup. (ile) iletişim kurmak. gürültü patırtı. konuşkan. 2. şamata. tutku v. cins isim. cins ismi. çoğunlukla. 1. ulaşım. olağan. ortak. halka ait.. i. komünikasyon. umumun mal ı olan. companion. 2. klişe. ferah. toplumsal. 2. adi enemy ortak kesir. sirayet ettirmek. s. taahhüt. sempatiklik. çoğ. topluluk. sohbet etmek. arasında her günile şehirdeki işyeri arasında her gün gidip gelen kimse. k ıs.komite. s. (k ısa ve resmi) bildiri. nakletmek. 1. müşterek. sözleşme. 4. Bunu yapmaya söz intihar etmek. i. common kesir. 4. f. söz. klozet. i. heyet. z. s. i. 2. örf ve âdete dayanan hukuk. iletili ş. 1. not. 4. kesin karar. 2. 1. mezhep. f. sağduyu. telgraf gibi iletilen) haber. sokaktaki adam.s. i. complete. aklıselim. kesif. beraber yapılan: common defense ortak savunma. 1. fikrini söylemek. ulus. sözleşmek. s ıradan. Ortak Pazar. 2. haberleşme. common-law marriage resmi nikâhs ız beraber ya şama. 4. pudralık. 1. compare. cemiyet. oto. staple commodities başlıca satış ürünleri. komünyon. ği. banliyödeki ev ile şehirdeki işyeri f. 3. 3. söyle şmek. Onlar ın hiçbir ortak yanı yok. sözlü anlaşma. s. küçük araba. commit suicide commit to memory commit to prison commit to writing commitment committee commode commodious commodity common common fraction common ground common knowledge common law common law common man Common Market common noun common noun common property common sense common sense common stock common touch commonly commonplace commonwealth commotion communal commune commune communicable communicate communication communicative communion communiqué communism communist community commute commuter comp compact compact compact 1. s. sıradan insan. iletişmek. iletişim. 2. eyalet. sıradan bir şey. i. teslim etme. 3. pudriyer. baya ğı dü şman. i. yazmak. adi hisse senetleri. payla şma. toplumla ilgili. ba ğlılık. amme. iletmek. mü şterek tasarruf. komünist. i. halk. mal. i. 2. ortak bir zevk. kamu. vaat. komisyon. basmakalıp söz. i. f. 1. bulaşıcı. ortak mal. 3. haberleşme. komünizm.commit o. (with) iletilme. karışıklık. compiled. common grave ortak bir mezar.b. cumhuriyet. 3. (ile) haberle şmek. sık. to söz vermek: You´ve committed yourself to doing this. . üstenme. 2. i. iletim. sadakat. iletme. (hastal ığı) bulaştırmak. 1. 1. 2. (bir konuda) ne dü şündüğünü söylemek. genellikle. s. komün. 2. dilb. i. cins ad ı. teslim olma. 1. 1. 1. bilinen gerçek. görü ş. 1. 2. 4. i. i. örf ve âdet hukuku. s. 1. ezberlemek. common mat. ortak mal sahipliçevirmek. 2. kısa. 2. eşya. bildirmek. i. katılma. geniş. 3. kurul.: There´s no common ground between them. i. 2. Hrist. beylik laf. Hrist. s.

şefkatli. rekabete dayanan. arkadaşlar. karşılaştırma. i. 4. i. 3. 3. kifayet. for için yarışmak. i. bedelini ödemek. yalpak. bölmelere ayırmak. fayda. 2. tümleç. arkada şlık. kompart ıman. yumuşak başlı. --ling) zorlamak. 2. yetenek. i. vatanda ş. ehil. 2. rakip. uyumluluk. yakınmak. 1. şikâyetçi. misafir. ile rekabet etmek. i. olumlu compensation taraf. derlemek. f. s. merhametli. çevre. 3. kumpanya. (with) (ile) uyumlu. with tic. kumpanya. i. sevecen. tazminat. dilb. yeterlik. görüş alışverişinde bulunmak. 1. compensate compensate for one thing by/with bir şeyi başka bir şeyle telafi etmek: She compensates for her occasional another rudenesses birine ödemek. i. i. 1. kendinden ho şnut. 5. şefkat. şikâyet etmek. 1. tamamlayıcı. uyma. elkitabı. 2. yurttaş. -in bedelini by frequently making us laugh. 1. yetki. 1. with ile yar ışmak. 1. (--led. 2. 3. karşılaştırmalı dilbilim. üstünlük derecesi. hastalık. tamamlamak. bölüm. takdimci. f. arkada ş. 1. eşlik. telafi etmek. i. -e benzemek. 1. merhamet. 2. s. yumuşak başlılık. i. topluluk.1. pergel. i. refakat. f.o. s. orantılı. for i. başkalarına acıyan. sokulgan. 2. kabiliyet. alan. pusula iğnesi. 2. (ile) ba ğdaşan. rekabet. i. s. Bizi s ık sık güldürerek arasıra compensate s. 5. 1. refakatçi.y. yar ışmacı. to -e benzetmek. nispi. s. yarışma. 3. i. beraberindekiler. 2. s. 1. i. f. yumuşak. yoldaş. i. 2. 2. uyum. karşılaştırmalı dilbilim. eş. karşılaştırmalı anatomi. 2. mukayeseli. 1. mukayese. kompakt disk çalar. ask. pusula. mecbur etmek. f. yeterli. 3. tic. s. dilb. fikir alışverişinde bulunmak. misafirler. ba ğdaşma.compact disk compact disk player companion companionable companionship company comparable comparative comparative anatomy comparative degree comparative linguistics comparative linguistics compare compare notes compare notes comparison compartment compartmentalize compass compass needle compassion compassionate compatibility compatible compatriot compel kompakt disk. ba şkalarıyla rekabet edebilir. 2. geçimli. bölme. s. 2. 1. sevecenlik. arkadaşlık. yetenekli. davacı. ortaklık. 2. tic. s ınır. tazmin etmek. yakınma. benzer. yetkili. şirket. cana yak ın. compere compete competence competent competition competitive competitor compile complacency complacent complain complainant complaint complaisance complaisant complement complement f. dilb. 6. 2. 3. rehber. i. f. 1. i şin üstesinden gelebilen. (sıfat veya zarfların) üstünlük derecesini gösteren. eşlik. i. d. görüş alışverişinde bulunmak. faydalı taraf. acıma. şikâyet. (with) (ile) kar şılaştırmak. s. karşılaştırılabilir. sunucu. i. i. saha. kendinden ho şnut olma. tazminat paras ı. f. 4. karşılaştırmalı. ehliyet. 4. 2. . yumuşaklık. pusula ibresi. 1. telafi. 1.

kapsamak. birle şik sözcük. (aralarındaki f. ten. ekon. 2. composer composite composition compositor compost composure compote compound compound compound interest compound sentence compound word comprehend comprehensible comprehension comprehensive compress compress s. 2. uyma. yerine getirme. güz. karışık. ho şaf. 2. öğe. 3. etraflı. uyma. anlaşılması güç. s. kavrayış. terkip. s. f. karışıklık. 2. i. with -e uymak. 1. f. unsur. s. (bir işe giriştikten sonra ortaya çıkan) engel. s. tam. içinde binalar bulunan etraf ı duvarla çevrili yer. bile kompleks. (on) tebrik etmek. Sonuçlar bekledi ğimiz gibi oldu. 1. kompleks. iltifat. oluşum. 2. f. yumu şak başlı. i. bileşik faiz. dilb. bütünüyle. cüz. kutlamak. parça. 2. i. i. 4.şik/karışık şey. kim. kompres. 3. tamamen. 3. f. şiir yazmak. paras ız. pürüz. çürümü ş yaprakla karışık gübre. s. 4. itaatkâr. san. bir kitaplıkla beraber beş Rahmi liraya alabilirsiniz. 1. i. birle şik cümle. kavranabilir. tebrikler. billion liras.beste yapma. f. sakinlik. şıklık. i. s. şiir yazma. dilb. güçlük. beste yapmak. bile şim. 1. 2. tamamlanma. boyun e ğme. bile şik. i. compose compose o. uysallık. karmaşa. Senin dediklerinecan buyıyla katılıyorum. 1. anlaşmazlıkları) olmak. kendine gelmek. 1. görünüm. karma şık. 1. 2. 1. tamamlama. karmaşa. itaat. tümleyici. sayg ılar. karma ştırmak. komplikasyon.s. kat ıksız: I´m in complete sympathy with what you´re saying. bitirme. -e riayet etmek. 2. s. selamlar. 1. sıkıştırmak. komposto. 2. 3. sona erme.s. güçleştirmek. çetrefilleştirmek. karma şık. -e uygun olmak: The results comport with our expectations. kompliman. (müzik/şiir) yazmak. itidal. 1. 2. . karmaşık. kapsam. bileşim. 4. uysal. çözülmesi güç. ücretsiz. karmaşa. tamamlayıcı. geniş. anlamak. cilt. davranmak. kompliman yapmak. kompozisyon. tenin rengi. hareket etmek: She always comports herself with dignity. mat. kendine hâkim gidermek. kapsamlı. 2. besteci. iltifat etmek. 5. çapraşık. z. iltifat eden. with -e uymak. (yazılı ödev olarak) kompozisyon. s. f. övücü. 2. bestekâr. i. s. karma şık hale getirme. beste. karma şık. övgü dolu. 3. hediye olarak verilen. bütün eserler: the complete works of Hüseyin milyar Hüseyin Rahmi´nin bütün eserleri. mürettip. It came as book case for five ile beraber: You tamam the books complete with a a complete surprise. 6. tıb. anla şılabilir. i. anlayış.complementary complete complete with complete works completely completion complex complex complex sentence complexion complexity compliance compliant complicate complicate complicated complication complicity compliment compliment complimentary compliments compliments of the season comply component comport comport o. i. ruhb. i. ılımlılık. 1. bitme. tamamlayan.dizgici. 1. riayet. kompleks. i. i. karmaşıklık. i. zorluk. 1. bileşimde bulunan. karma. bileşik. kompleks. çetrefil. 2. i. karma i. kompozitör. içine almak. O her zaman a ğırbaşlı bir şekilde davranır. kavramak. i. görünü ş. dilb. 1. i. İng. zorlaştırmak. Kitaplar ı. i. i. tebrikler. girişik cümle. çetrefil. suç ortaklığı. s. 1. soğukkanlılık. eleman. s. komposto.

bilgisayar çipi. düşünceli. ba şlangıç. f. toplama kamp ı. bak. vicdan rahats ızlığı/azabı. toplanma. 1. 2. hesap etmek. i. İng. uyuşma. i.compressed air compression compressor comprise compromise compromise on compromise with compulsion compulsive compulsory compunction compute computer computer chip computer engineer computer engineering computer hardware computer operator computer program computer programmer computer programming computer software computerise computerize comrade con con concave concave conceal concede conceit conceited conceivable conceive conceive of concentrate concentrated concentration concentration camp concentric concept conception concern concern o. f. f. i. i. f. s. konsantrasyon. bilgisayar programc ısı. karşı.deri şik.a dislike I haveakl ına gelmek. (taraflar ın karşılıklı ödün vererek yaptığı) anlaşma. idrak etmek. oluşturmak. bilgisayar donan ımı. uzlaştırmak. tasavvur etmek. s. i. computerize. düşünceyi/dikkati/gücü bir i. bir araya getirmek. i. s. bilgisayarla donatmak. vermek. yoğun. 4. ilgili. sıkıştırma. zorgulu. 2. arkadaş. f. içermek. ile meşgul şeylerden biri. kompresör. i. z. fikir.. ilgi: s. kendini be ğenme. gizlemek. bilgisayar mühendisliği. s. yığma. konsantrasyon. zorlayıcı. yoldaş. itiraf etmek. 2. gurur. bilgisayar yazılımı. 1. konsantre. alakalı. endişeli. zorlama. 2. gizli tutmak. 3. düşünmek. kibirli. toplanmak. 4. I understand the reason for your concern. kibir. 2. 1. tazyik. 2. derişim. 2. basınç. düşünce. bilgisayara geçirmek. 2. merkezleri bir. teslim etmek. bilgisayar operatörü. --ning) aldatmak. ruhb. obruk. (--ned. f. dü şünmek. uzlaşma. kendini be ğenmiş. 1. yoğunlaşmak. i. dayan ılmaz bir istek. görü ş. 2. kapsamak. Bizi en çok ilgilendiren olmak. deriştirmek. akla gelebilir. örtmek. 1. i. konkav. kompresyon. -den olu şmak. . kabul etmek. zorunlu. bilgisayar mühendisi. anlamak. aleyhte. ile uyuşmak. s. ile ilgilenmek. s. conceived a dislike for him. (birini) ilgilendiren şey: It´s one of our major concerns. koyulaştırmak. fikir. karşılıklı ödün şmak.s. with concerned concerning sıkıştırılmış hava. f. sistem operatörü. anlaşmaya varmak. 1. toplamak. i.––d 4. f. uzlaşmak. 3. kand ırmak. hesaplamak. b ırakmak. 2. 3. zorgu. 1. toplama. kavram. dü şünülebilir. i. 1. kavramak. mefhum. -e dair. 1. mecburi. bir araya getirme. saklamak. bilgisayar. y ığmak. içbükey. 3. kavram. dikkati bir noktada toplama. f. (bir konuda) uzla vererek ile uzlaşmak. 2. 2. Ona karşı içimde bir nefret uyand ı. toplaşım. gebe kalma. görüş. gebe kalmak. bilgisayar programlamas ı. 2. ruhb. 1. f. hakk ında. 1. yoğunlaştırmak. 1.. bilgisayar program ı. tasarlamak. 3. 1. içbükey yüzey. s. hayal edilebilir. i. içtepi. kompüter. edat ile ilgili olarak. ortak merkezli.

çatışmak. 1. konser. somut. 2. f. yapmak. ödün. izdiham. 2. betonkarar. bitmek. i. fiz. 5. 1.uydurmak. 3. --ring) 1. buğulaşma. sona erdirmek. (fikir) s. kim. sözde alçakgönüllülük göstermek. i. Anlaşmanın şartlarından biri. kim. ğu. gönlünü alma. 5. (--red. f. meydan. şarta bağlı. f. ayn ı fikirde olmak. uyuşma. s. i. s. to/toward -e neden olmak. malaksör. birlik. i.. tertip etmek. netice. i. özlü. taziye. 1. prezervatif. ğunlaştırmak. f. göz yummak. karar s. şarta bağlı satış. ahenk. bar ış. birlikte yap ılmış. sonuca varmak. birlik. fiz. itiraf. veciz. 1. (bir işin) sonunu getirmek. taviz. 3. s. birbirine kar ıştırarak hazırlamak. teslim. dinleti. imtiyaz. 1. beton. -e vesile olmak. kondansatör. 2. with ba şsağlığı dilemek. kamula ştırma. huk. gönül alıcı. yoğunlaşma. 1. kalabal ık. 2. huk. düzmek. tenezzül etmek. 3. s. f. sona ermek. ayn ı zamana rastlayan. s ıvılaştırma. 2. ayıplama. mahkûm etmek. kesin. 1. istimlak idama mahkûm resmen i. 1. 1. 1. bitiş. fiz. başsağlığı. What are living conditions like there? Oradaki hayat dilb. 1. 2. bir karara varmak. 2. koyulaşmak. 2. az ve öz. sonuç ç ıkarmak. i. 2. yoğunlaşmak. koşul: It´s one of the conditions of the agreement. 1. aynı zamana rastlama. 1. yemeğe çeşni veren şey. son. sonuç. betonyer. büyük deniz kabu ğu. bir araya gelme. 1. 1. 5. kamulaştırmak. (havaalanında/garda) büyük yolcu salonu. 4. i. kayıtlı. konçerto. k ınamak.. 3. kabahatli bulma.. 2. 1. 3. dilb. f. son. uyuşmak. i. f. . yo 4. uyum. suçlu çıkarmak. tenezzül eden. i. son. 1. görmezlikten gelmek. beton kar ıştırıcı. ayn ı olma. yoğuşturucu. i. uyum. şart. k ısaca.concert concerted concerto concession conch conciliate conciliation conciliatory concise concisely conclude concluding conclusion conclusive concoct concoction concord concourse concrete concrete mixer concur concurrence concurrent concurrently concussion condemn condemn to death condemnation condensation condense condensed milk condenser condescend condescending condescension condiment condition conditional conditional mood conditional sale conditionally condole condolence condom condone conduce conducive i. i. ayıplamak. tenezzül. 4. k ısa. 2. f. izin. 1. s. özet. 1. kabul. uzlaştırma. uyuşan. f. 2. yo ğunlaç. şartlı olarak. nihai. 3. koşullu. karışım. f. i. i. z. s. 2. 2. 2. z. yat ıştırmak. antlaşma. 2. 2. ahenk. karar. toplanma. sıvılaşma. k ınama. 4. (buharı/gazı) sıvılaştırmak. in kullanılmasını etmek. 2. yasaklamak. 2. gönlünü almak. i. 2. birlikte planlanmış. nihayet. i. 1. şart kipi. uzlaştırmak. kim. taziyede bulunmak. 1. kaput. istimlak. aynı zamana rastlamak. aynı olan. lütfetmek. (hikâye/yalan) karıştırma. şartlı. kondansasyon. yatıştırıcı. 2. az ve öz. anlaşma. s. mahkûm etme. şiddetli sarsıntı. 3. bitirmek. aynı zamanda. şart kipi. 3. beton. s. (buhar/gaz) sıvılaşmak. yat ıştırma.kısaltma. i. i. (yazıyı/sözü) şekerli konsantre süt. i. i. 1. koyulaştırmak. beyin sars ıntısı. suçlu çıkarma.yoğunlaştırma. z. 2. kati. bumahkûmiyet.

i. I have confidence in him. savaş. müzakere etmek. şekerleme. birleşik. lider. 4. s. üçkâğıtçılık. doğrulamak. konfedere. 2. s. biletçi. i. (rezervasyonu) konfirme f. papazın verdiği ilmihal derslerine devam etme ve kiliseye üye f. 4. idare. with ile uyu şmamak. 1. (with) (ile) görü şmek. -i haczetmek. conduction conductive conductivity conductor cone confection confectionary confectioner confectioner´s sugar confectioners´ sugar confectionery confederacy confederate confederate confederated confederation confer conference confess confession confessional confessor confidant confide confide in s. i. birine s ırrını söylemek. kesinleştirme. kamulaştırma. iletme. pudraşeker. 3.. fiz. 3. d. i. i. s. geçirici. bilg.y. istimlak etmek. koni biçiminde makara. i. 1. günah ç ıkartmak. 1. bak. 1. 1. do kesinle ştirmek. i. 2. şeker. (yasaklanm ış şeyi) toplama. (eve/yata ğa) bağlı kalma. Bu aramızda kalsın. konfigürasyon. s. Ona güvenirim. hapsedilme. z. 3./Ona itimad ım var. madde. -i müsadere etmek. 3. to (s ırrını) -e söylemek. i. konfederasyon. etmek. itiraf etmek. haciz. birleştirmek. itimat. kozalak. iletken mak. (dondurma için) külah. fiz. f. 1. iletken.. gizli: This is confidential. bağlaşık. şef. müsadere. i. birleşmek. sınırlandırma. yönetmek. z.sınırlandırmak. i. 4. Partide iyi davrand ı. konfederasyon. şekerci. teyit etmek. i. 3. idare etmek: You´ve conducted this siege well. 3. davran ış. anlaşmazlık. biçim.. geçirme. şekerleme. geçirgen. 2. You can´t conduct such experiments (belirli bir şekilde) davranmak: He conducted himself well at the party. 2. sırdaş. iletken. pudraşekeri. -e haciz koymak. yönetim. him on the matter. nakletme. 2. günah ç ıkartan papaz. bağlaşık. birlik. itiraf. i. f. 1. (--red. f. 1. (yasaklanm ış şeyi) toplamak. k ılavuz. 2. i. tasdik. hapis. geom. 2. ile çatışmak. 1. (birini) kutsayarak kiliseye i. to -e hasretmek. 2. ihtilaf. uyuşmazlık. dolandırıcı. ile çelişmek. istimlak. güvenle. bot. ruhb. gizli kalmas ı gereken.. güven. günah ç ıkartma. 2. düzenleniş. teyit. koni. i. kozak.bekâr. (mala) el koymak. sağlamakonfirmasyon. emin. geom. fiz. birle şik devletler. 2. görünüm. inanan. şekerleme imalathanesi. müzakere yapmak: I conferred with konferans. Bu kuşatmayı çok iyi yürüttünüz. 1. 3. to -e hapsetmek. --ring) 1.s. i. i. günah ç ıkartma hücresi. i. i. 1. harp. dert ortağı. önder.conduct conduct conduct o. i. tasdik sonrası yatakta kalma süresi. yürütmek. tavır. dolandırıcılık. 2. confidence confidence game confidence in confidence man confident confidential confidentially confidently configuration confine confinement confirm confirmation confirmed bachelor confiscate confiscation conflagration conflict conflict i. sır olarak. (silahlı) çatışma. i. -e kapatmak. i. bağlamak. hareket. f..o. 3. 2. 2. 2. büyük yang ın. çatışma. sağlama bağlama. s. (orkestra/koro için) şef. kondüktör. 4. i. 1. 2.1. . 1. iletici. müzmin 3. f. f. sınırlama. 1. üçkâğıtçı. Meseleyi onunla görü ştüm. doğum etmek. birleşik. iletkenlik. ittifak. to (bir hastal ık) (birini eve/yatağa) bağlamak. geçirgenlik. f. kamula ştırmak. pudra şekeri. konfedere.ğrulama. 1. 2. 3. kongre. confectionery. görü şme. toplantı. suç ortağı. düzen. mala el koyma. bağlaşmak. sınırlamak.

f. 2. konjonktiv iltihabı. mat. Hokkabazlık yaparak kutudan güvercin çıkardı. s. kalabalık. hokkabazlık yaparak -i yapmak: She conjured a dove out of the box. tıklım tıklım. A. dondurmak. s. tıkanık.wom. 3. konformist. i.men (kang´grısmîn) i. benzer. . Allah kahretsin! s. doğuştan. 1.D. kafas ı karışmış. toplama. tıb.meydan okuma. şeyle/biriyle) karıştırmak. dilb. i. düzensizlik. tahmin etmek. uygun. Temsilciler çoğ. 2. toplanmak. i. 1. i.. varsayımsal. evlilik ile f. i.lese) Kongolu. kutlamak. (sanığı. konglomera. tıb. yığın. Con. karışıklık. mat. uymac ılık. ba ğlayıcı. 3. bot. 2. s. 3.en (kang´grıswîmîn) i. i. 2. tıkanıklık. san ı. kafas ını karıştırmak. şaşırtmak. 1. sempatiklik. kozalaklı ağaç. s. pol. (erkek). 2. Kongo. 2. karman çorman. i. şirketler grubu. tahmin. dilb. tebrik etmek.. düzensiz. küme. (çoğ. p ıhtılaştırmak. with (bir şeyi/birini) (başka f. yerinde. s. Meclisi üyesi (kad ın). 3. yığışım.gress. Bana gelip meseleyi anlatt ı. s. birleşme. ayırt edilemez. donmak. Tebrikler!/Tebrik ederim.. kavuşum. i. tebrik. birikmek. şaşırtmak. farzetmek. 1. 2. kutlama. zannetmek. münasip. i. toplant ı. 1. farazi. uymac ı. huk. ba ğlaç. i.conflict of interest conflict of laws conflicting conform conformism conformist conformity confound Confound it! confounded confront confrontation confuse confused confusion congeal congenial congeniality congenital congested congestion conglomerate conglomeration Congo Congolese congratulate congratulation Congratulations! congregate congregation congress congressional congressman congresswoman congruent congruous conic conifer conjectural conjecture conjugal conjugate conjugation conjunction conjunctive conjunctivitis conjure çıkar çatışması. with -e gidip söylemek/anlatmak: He confronted me with the problem. kalabalık.go... pol. 1. Kongolu. bak. çekmek. konjonktivit. i. 1. gökb. tic. dilb. cemaat. birlik. i. küme. f. f. bir şeyi/birini başka şey/biri sanma. 1. s. congruent. çoğ. s. kan toplamış. f. 1. i. kar şılıklı karşısına çıkmak. i. önünü kesmek. 1. 2. ho ş. 1.D. bir araya gelmek. yaradılıştan. konik. jeol.B. dili kör olas ı. farz. meydan okuma. 2. sevimli. zan. çelişkili. 2. 3.gress. Kongo´ya özgü. s. sanmak. şaşkına çevirmek. f. kahrolası. seçilemez. -in i.B. Temsilciler Meclisi üyesicon. izdiham. büyü yoluyla (ruh) . 1. toplamak. s. 1.. kendisini suçlayanla) yüzle ştirme. varsayım. 3. kongreye ait. 1. 1. i. dilb. ilgili. 3. kan hücumu. kongre. tıb. k. sevimlilik. 1. kar ıkocalığa ait. şaşkınlık. birikinti. sempatik. uygunluk. 2. s. fiil çekimi. konformizm. 2.. 2.. 2. uygunluk.. tahmini. A. i. bir araya getirmek. (to) (-e) uymak. kafa kar ışıklığı. s. f.. s.. karışık.. kan toplanması. con. i. 2. (-e) riayet etmek. 2. şaşkına dönmüş. i. f. f. kanuni ihtilaf. pıhtılaşmak. uyma.

göz önünde tutulursa. dolayısıyla. fatih. korumak. z. ücret. karşılık.bağ. 3. addetmek. 2. saymak. f.. 2. i. i. oldukça çok. -i an ımsatmak. 2. 3. himaye. hokkabaz. i. 1. do ğal kaynakları koruma. s. 2. 2. at -i görmezlikten gelmek. r ızasını nasıl alabiliriz? She can´t do it i. bağlamak. etken. vicdanlı. 2. i. 4. suç ortakl ığı. 2. 3. 1. i. fazla. bağlantı. 1. birleştirme. tutucu. -i akla getirmek. z. oybirliği. -i bilme. önem. of -in fark ında olma. bağ. 1. ile ilgili. f. töreni. savaşa karşı olduğu için askerlik yapmayı reddeden kimse. art arda. göstermek. ard ıl. i. bağlı olmak. halka. (iki şey arasındaki) bağlantı. i. netice. uzman. tutuculuk. limonluk. f. How can sonuç. ilişki. yananlam. 2. connection. düşünce. z. z. 3. 1. 2. 1. f. bir sözcü ğün çağrıştırdığı şey. i. s. 4. 1. f. oldukça. k. nezaket. arka arkaya gelen. 2. s. vicdan ına dayanarak. 1. yenmek. bedel. saygılı. vazifeşinas. sayg ınlık. h ısım. 3. 1. f. hiç a şırıya kaçmayan. 3. -i uyandırmak. 5. f. . 1. 2. bağlanmak. itina ile. 2. binaenaleyh. vicdanl ılık. s.gibi -i yapıvermek. -e ait. 1. üzerinde dü şünmek. Komployu birlikte haz ırladık. hokkabaz büyücü. rıza: They´ve finally given their consent. kutsama. şuur. 1. 1. -e göz yummak. muhafazakâr. i. 1. i. hayli.. muhafaza etmek. 2. i. 1.together in the plot. with 3. tanıdık. ba arasında) bağ kurmak. 6. 2. We connived i. düşünceli. i. 2. 1. i. akraba. arkadaş. bilinç. 3. bilinçli olarak. 1. we gain her consent? Onun önem. 3. akla getirmek. i. 1. koruma. birleştirilmiş. i. ardışık. önemli. faktör. 2. tutucu kimse. mat. 2. işine bağlı. z. özenli. biyel. with ile dolap/entrika çevirmek. farkında olan. ifade etmek. 1. sera. i. göz yumma. to -e adamak. göz önünde tutmak. askere alınmış (kimse). hat ırı sayılır. ilgi. reçel. 1. fethetmek. Nihayet rıza gösterdiler. (birine) dini bir törenle (belirli bir unvan) vermek. bilinçli. erbap. mecburi askerlik. biyel/piston kolu. 2. ard ışık olarak. şuuru yerinde. arka arkaya.conjure up conjurer connect connected connecting link connecting rod connection connexion connivance connive connoisseur connotation connote conquer conqueror conquest conscience conscientious conscientious objector conscientiously conscious consciously consciousness conscript conscript conscription consecrate consecration consecutive consecutively consensus consent consequence consequently conservation conservationist conservatism conservative conservatory conserve conserve consider considerable considerably considerate consideration considering 1. s. 2. 5. İng. kutsamak.. s. 2. bu/o yüzden. vicdanen. edat. hayal etmek. 1. düşünmek. itinalı. bağlama. askere almak. ılımlı. f. bile bile. üzerinde düşünme. 2.. vicdan. birleşmek. 1. epeyce. sihirbaz. doğal kaynakları koruma yanlısı. 1. z. fetih. zaptetmek. sefer. büyük. bağlantılı i. 2. muhafazakârl ık. 2. (with) (belirli bir seferle) bağlantılı olmak. i. 1. eksper. i. demeye gelmek. askere alma. 2. itibar. 2. semere. dili her şey göz önünde tutulursa. anlam ına gelmek. zafer. bilinci yerinde. 2. icat etmek. dikkate almak. hürmetkâr. oto. zapt. hesaba katmak. i. (with) (iki şey ğlı. fikir birliği. birleştirmek. takdis etmek. sayg ı. nazik. 1. 2. 1. -e bağlı. konservatuvar. kutsama s. s. bu/o nedenle. i. bak. özenle.

komplocu. i. 1. polis memuru. 5. f. ile uyumlu. s. nicelik. unsur. müspet. yoğunluk. f. sessiz. s. (cümleyi) tahlil etmek. inşaat alanı/sahası. dikkati çeken. sabit. s ıkma. meydana getirmek. i. inşa. teşkil etmek. bina etmek. -e uygun. i. -den olu şmak. yap ıcı. pekişmek. konsorsiyum. s. seçim bölgesi. dehşet. sabit şey. 1. tak ımyıldız. emanet etmek. menetmek. tahdit. devamlı olarak. kıvam. İng. seçmen. tayin etmek. birleştirmek. tertip etmek. peklik. 2. 2. desürekli. insicam. 2. 1. s ınırlama. sağlık için yapılan yürüyüş. 4. i. 2. ğişmez daima. 3. i. kurmak. 2. tic. yap ı. yorum. sıkıştırmak. 1. sağlamlaşmak. 1. terkip. 1. i. vefa. büzmek. (eski Roma´da) konsül. 2. 3. tutarlılık. başkonsolos. tefsir etmek. avundurmak. bünyesel. f. i. dilb. 1. 3. mana vermek. hayret. sürekli. nizamname. 3. 2. inşaat. inşaat. mal gönderen kimse. sıkmak. 2. korku. geom. s. 2. 1. i. pekiştirmek. 2. z. i. geom. yapısal. İng. kendini tutma. i. 1. sürekli olarak. anayasal. of -den meydana gelmek. f.. sağlamlaştırmak. 2. 1. i. 2.. konsolosa ait. i. değişmez. yap ısal. in -e dayanmak. tutarlık. s. koyuluk. 1. büzme. sabit sayı. 2. şaşkınlık. uyumlu. 1. tutarlı. i. consignor. teselli. yorumlamak.. komplo kurmak. f. 2. çizim. inşa. s. tefsir. s. -e ba ğlı olmak. 2. yapım. -den ibaret olmak. kurmak. yapı. 3. mütemadiyen. teslim etmek. 2. s. i. i. 2. ünsüz. vermek. bütünü olu şturan. sadık. i. komplo. konsonant. göndermek. birleşmek. 1. sebat. 1. i. i.consign consignee consigner consignment consignor consist consistency consistent consistently consolation consolation prize console consolidate consonant consort consortium conspicuous conspiracy conspirator conspire constable constabulary constancy constant constantly constellation consternation constipation constituency constituent constitute constitution constitutional constrain constrained constraint constrict constriction construct construction construction site constructive construe consul consul general consular consular agent f. zorlamak. 1. kabızlık. 1. polis teşkilatı. konson. teselli mükâfatı. de ğişmezlik. mecbur etmek. f. with ile arkada i. 1. bünye. gönderilen mal. şlık etmek. f. sabite. 1. dar geçit. daraltmak. 2. in şa etmek. anayasa. i. 1. . tüzük.. tutarlı bir şekilde. çizmek. avunç. 2. 1. boğaz. malın gönderildiği kimse. öğe. 4. 2. ahenkli. 3. s. atamak. mat. gõkb. to/withkonsolide etmek. takviye etmek. yapı. i. 2. olu şturmak. i. zoraki. göze çarpan. 2. f. i. i. teselli etmek. 1. tesis etmek. 2. polis. yapmak. tertip. 1. z. 2. avutmak. olumlu. konsolos. mal gönderme. bak. 1. sevk ıyat. fahri konsolos. bileşim. devamlı. konsüle ait. f. anlamak. 1. i. bir seçim bölgesindeki seçmenler. engellemek. f.

i. istişare. ile çağdaş. tam. kapsamak. i. i. ileri sürmek. f. 1. s.consulate consult consultant consultation consultative consultative committee consume consumed with jealousy consumer consumer durables consumer goods consumer nondurables consummate consummate consummate consumption cont contact contact lens contact lens contagious contain contain/have overtones container contaminate contamination contemplate contemplation contemplative contemporaneous contemporary contemporary with contempt contempt of court contemptible contemptuous contend content content contented contention contentment contents contest contest contestant context i. 3. 1. 3. Bu kömürün kükürt miktar ı yüksek. memnuniyet. istişari. yarışma. 2. 1. istihlak etmek. tasarlama. konsültasyon. bula ştırmak. hakir gören. 2. tamamlamak. kontrol alt ına almak. müşavir. bağlam. memnun s. f. çoğ. (mikrop. ilişki. dikkatle seyretmek/izlemek. zehir v. danışmak. çabuk yayılan. (bir şeye) itiraz edip yanlış olduğunu ispatlamaya çalışmak. başvurmak. ile) kirletmek. konsoloshane. i. tüketim. tıb. i. bula ştırma.. dikkatle seyretme/izleme. müzakere. (kutu. izleri ta şımak. hor görme. zehir v. danışma. memnun. tefekkür. lens. ikmal etmek. konsolosluk. 2. f. s. k ıs. yo ğaltıcı. yakıp yok etmek. f. mücadele. 1. f. 2. içindekiler. k ıskançlıktan deliye dönmüş. dayanıklı tüketim malları. düşünme. miktar: This i. hesaba katmak. çekişme. 2. düşünceye dalmış. rahat. ile) kirletme/kirletilme/kirlenme. with ile görü şmek. continue. contents. (mikrop. s. 1. i. 2. muhteviyat. i. içerik.b. iddia etmek. 1. i. danışma kurulu. 2. mücadele etmek. temas. i. 2. s. müsabaka. 2. tıb.. yarışmak. kontekst. danışmanlıkla ilgili. 1.. dört dörtlük. 2. 3. 1. çekişmek. 2. f. 1. memnun. temas. tasarlamak. s. aşağılık. müracaat etmek. sav. yarışmacı. dört dörtlük. . konteyner. irtibat. rahatlık.ı olmamalı. mutlu. dalgın. etmek. 2. hor gören. düşünüp taşınma. uzun uzun dü s. 2. 1. de ğme. lens. coal has a high sulfur content. alçak. i. yo ğaltmak. tüketim maddeleri. i. s. 1. Havayla lens. memnuniyet. . hoşnut. hoşnut etmek. yar ışma. izleri/havası olmak: This story has political overtones. i. yo ğaltma. içermek. istihlak. i.b. aynı zamanda olan. düşünüp taşınmak. i. hoşnutluk. 2. danışman. akran. huk. 3. 2. tam. çağdaş. s. 2. with ile uğraşmak. çağdaş. 1. 1. f. küçük görme. bulaşkan. kavga. i. içine almak.. tez. dayanıksız tüketim malları. tatmin etmek. s. içerik. 1. yaşıt. çağdaş. muasır. -de . rezil. mükemmel. 1. for için yar ışmak. şünmeyi seven. s. sâri. i.b. bağlantı: Have you kontakt hiç temas kontakt lens. tüketmek. f. düşünmek. tutmak. f. iddia.. dokunma: It mustn´t have any contact with the air. mahkemeye itaatsizlik. 1. i. bulaşıcı. 3. hoşnut. göz önünde tutmak. niyetinde olmak. sormak. Bu v. şişe hikâyede siyasi bir hava var. münakaşa. continent. mükemmel.) kap. tüketici.

f. kontrol etmek. s. ters dü şmek. kasmak. süreklilik. beklenmedik olay. 2. sürekli. tekzip etmek. 1. on/upon -e ba ğlı. 2. i. z. olas ılık. i. i. nekahet. bükülme. s. dış hatlar.(gazete. çelişme. 2. (a way of/a means of) -in yolunu bulmak.´ne) yazı yazan kimse.3. yönetim. . yüklenici.. s. -in payı olmak. karşıtlık. (gazete. s. aralıksız. egemenlik. Avrupa k ıtasındaki ülkelere özgü. anakara. -in tersine/aksine. i. yalanlamak. daralmak. kasılmak. 2. kaçak mal. sürmek. (kan´treri) karşıt. yalanlama. karşıt.ğış. i. bağışlamak. (hastalık) kapmak. 1. 1. aksi. 2. (bir veya birkaç harf atılarak yapılan) i. gebelikten korunma. kontrol. dilb. devamlı. aykırı. f. ba 3. 2. nadim. katkıda bulunmak. 1. idrarını tutabilen. sürekli. devamlı. yaz ı vermek. z. e ğmek. i. daraltmak. tutarsız. şekil. tartışma. düşmek. s. f. foto. aksi. --ling) 1. çelişkili. denetim. doğum sırasında rahim kaslar ının kasılması. 1. -i çarpıtarak tuhaf/anormal bir şekle sokmak. s. 1.b. bükük. s. i. i. mukavelename. zıtlık. kulesi. için bir yol bulmak: She contrived a uyduruk. 1. 3.Continent continent continent Continental continental contingency contingency fund contingent continual continually continuation continue continuity continuous continuously contort contorted contortion contour contracontraband contraception contraceptive contract contract contraction contractor contradict contradiction contradictory contrary contrary to contrast contrast contribute contribution contributor contrite contrive contrived control control control tower controversial controversy convalesce convalescence i. habire.şmek. 2. ithal veya ihrac ı yasaklanmış. i. tövbekâr. hâkimiyet. sık sık. yardım. çarpıtmak. tutarsızlık. 1.way to get herself invited to the party. 2. k (to) 1. (aradaki fark ı göstermek üzere) karşılaştırmak. 3. (kan´treri) ters yönden esen (rüzgâr). 1. sözle şme. devam. burulma. idare. üstlenici. hâkim olmak. k ıntrer´i) aksi (kimse). f. 1. pişman. k ıtasal. 1. tartışmalı. kontrast. büzülmek. 2. devam etmek. anlaşmazlık. önek karşı. 1. devamlı. iyile şmek. f. aksini iddia etmek. i. makale. yazı. bükmek. dergi v. durmadan. katkı. i. daralma. k ısalmak. 3. bağırsaklarına hâkim olabilen. (-e) ters2. s. s. kaçak. (kan´treri) z ıt. sürme. çelişki. e ğilme.b. çekmek. üstenci. katkıda bulunan kimse. burmak. sözleşme metni. k ıta. f. büzülme. çelişik. çevre. i. i. s. denetlemek. f. büzmek.ıyas etmek. (ba ğış (with) vermek. 1.çekilme. gebeliği önleyici (hap/alet). ihtiyat fonu. sürekli. bağışçı. idare etmek. akit. mukavele. buruşuk. ters.´ne) 3. ihtimal. i. devamlı. z. çekişme. 2. 1. pay. 2. i. zıt. 2. devam etme. sözleşme yapmak. f.olarak)(ile) çelişmek. zıt. kontrol s. müteahhit. kaçakçılık. f. çekişmeli. dergi v. nekahet döneminde olmak. s. kas ılma. aksi. devamlılık. s. mukayese etmek. -i çarpıtarak tuhaf/anormal bir şekle sokma. i. kısalma. aralıksız. 2. çeli ayk ırılık. i. i. boyuna. sürekli. s. (--led. k ısaltmak. Kendisini partiye davet i. uydurma. kontrat. 2.

s. s. (from) (to/into) (-den) (-e) çevirmek. 1. kadınlar manastırı. rahat. aksi. hoşsohbet f. geom. toplantıya davet etmek. (toplantı) yapılmak. konfor. pişmek. üstü aç ılabilen araba. i. dönüştürme.. müsait. geleneksel. kim. çırpınmalı. ısı yayımı. 3. 2. çekyat. f. 2. aşçı. yemek kitab ı. âdet. WC. -i iyi bilen. çevirme. konvansiyonel silahlar. rahatlık. 2. 1. konveks. değişme. lavabo. conveyor. 1. ıspazmoz. bak. dili işini bozmak. 3. çevirgeç. f. din de ğiştiren kimse. biri.convalescent convection convene convenience convenient convent convention conventional conventional weapons converge conversant conversation conversational conversationalist converse converse conversion convert convert converter convertible convex convey conveyance conveyer conveyor conveyor belt convict convict conviction convince convincing convivial conviviality convoke convolution convoy convulse convulsion convulsive coo cook cook cook one´s goose cook s. hüküm giydirmek. keyifli. 1. karşıt anlamlı söz/sözcük. bantlı konveyör. bir noktaya yönelmek. 2. inanç. (with) (ile) konu şmak. İng. nakil. şen. inand ırmak. dili (hesaplar) üzerinde oynamak. götürmek. kumru ötüşü. i. çevrilme. 1. (bir durumdan) (ba şka duruma) getirmek. huk. sohbet etmek. pişirmek. şiddetle sarsmak. nekahet döneminde olan. i. fiz. 2. 3. i. ku ğurmak. i. 2. mahkûm etmek. 1. 2.o. konvoy. bir durumdan ba şka duruma getirme. s. 1. yak ınsamak. ba şka duruma getirilebilir. uygunluk. k ıvrım. ihtida. 2. toplanmak. 3. 1. üveymek. çoğ. kolaylık. neşeli. hüküm giydirme. i. suçlu bulmak. ters. bildirmek. anla şma. sohbet. kongre. dışbükey. din değiştirme. i. 2. 3.. i. f. ikna etmek. karşıt. şenlik ve ziyafet. taşıyıcı. i. i. i. konvertibl (para). f. f. mühtedi. 1. 2. sıradan. huk. 1. temlikname. 1. beylik. dili -i mahvetmek. -in can ına okumak. 2. i. . zıt. 2. elverişli. konvansiyon. eğlenti. ihtilaç. konveyör. taşıyıcı kayış/bant. i. (toplantıya çağırarak) toplamak. i. 2. s. kanaat. 3. i.´s goose cook up cookbook s. 1. dönüşme. 1... değiştirme. 1. i. feragatname. taşıt. hükümlü. s. konuşmaya hazır. çevrilebilir. f. s. mahkûmiyet. iletim. kullanışlı. inandırıcı. i. taşımak. i. mahkûm etme. konu şmaya özgü. devir. i. ahçı. s. k. 2. eğlence. mahkûm. uygun. f. s. konuşma dilinde. i. iletmek. 3. i. dili uydurmak. nakletme. i. i. 1. nakletmek. konuşma. gelenek. taşıma. 2. f. k. taşıma kayışı. konveksiyon. basmakal ıp. k. with -e a şina. (kumru/güvercin) ötmek. s. konvansiyon. iletmek. i. dönme. (-e) de ğiştirmek. değiştirilebilir. devretmek. 2. tuvalet. devretme. k. konuşkan. (-e) dönüştürmek. s. elek. elverişlilik. nekahet dönemindeki hasta. çırpınma. 4. f. f. 1.

kooperatif. ip. altı fırın olan mutfak aleti). insan ı serin tutan (giysi). s. i. kopya etmek. 2. i. içtenlik. içten. birlikte çalışmak. 2. 1. i. bolca. yürekten. i. s. koordinat. f. s. işbirliği yapan. İng. samimiyet. 2. a ğaçlık. kopyalamak. samimi. i. f. telif hakk ı. şirmede kullanılan. kaytan. serinkanl ı. bol miktarda.. k. dili serinkanlı. çok. taklit etmek. i. s. tane. kim.. aşçılık. (ile) başa çıkmak. candan. (fitilli) kadife. 3.. dakika bekletti. 2.. (tatlı) bisküvi. z. (yaz ılı eserler için) nüsha. k.. i. sakin.. 2. f. i. sicim. e şgüdümlemek. bakır renginde. candan. dili beklemek: He made me cool my heels for at least forty-five minutes. i. bak. dili kooperatif. i. i. altı fırın olan mutfak aleti). gökb. s.. s. den. müşterek. k. aynas ız. Beni en az sokmak. i. 2. kümes. k. fitilli kadifeden yap ılmış.cooked rice cooker cookery cookie cooking cookstove cooky cool cool as a cucumber Cool it! cool one´s heels coop co-op coop up in cooperate cooperation cooperative coordinate coordinate coordination cop cope copier copious copiously copper coppersmith coppice copse copter copulate copy copy copyright coquette coquettish cor coral coral reef cord cordial cordiality cordially cordon cordon off corduroy corduroys pilav. i. fettan kad ın. e şgüdüm. 1. yemek pifırın (üstü ocak. i. birlikte çalışma. kadife pantolon. mercan kayalığı. işbirliği yapmak. i. cilveli. s. bak. 1. -e t ıkmak. bilg. mat. likör.. baltalık. i.. samimiyetle. f. correspondence. adet. kordon. i. i. dili polis. f. s. fırın (üstü ocak. işbirliği. 1. çoğ. s. bakır. koordinasyon. yemek pişirme sanatı. koordine etmek. i. (tatlı) çörek. iple bağlamak. bak ırcı. 1. fotokopi makinesi. ilgisiz: He gave me k. i. (-in) üstesinden gelmek. yemek pişirme sanatı. cool water serin su. k. dili helikopter. kurabiye. i. koru.f. s. fettan. soğukkanlı. (with) (ile) ba ş etmek. bereketli. kordon altına almak. 4. 2. aynı derecede. birbirine göre ayarlama. telif hakkı almak. ortak. cookie. 1. eşit. i. correct. copse. i. 1. f. serin: a cool wind serin bir rüzgâr. . kopya. 2. i. kümese k ırk beş i. soğukkanlı. soğuk. (s ınavda) kopya çekmek. i. -e hapsetmek. mercan. ufak para. (tatlı) kuru pasta. corner. f. kordon (görevli veya araçlardan olu şan dizi). bak ır. yemeklik. i. coroner. z... k ıs. 4. 3. corpus. dili -e kapatmak. i. dili Sakin ol!/A ğır ol! k. 1. yemek pişirme/pişme. bol. (çalg ı için) tel. çiftleşmek. i. birbirine göre ayarlamak..

mim. i. i. koroner tromboz. 1. 1. köşeye sıkıştırmak. karşılıklı ilişkisi olmak. i.. s. belediye. ıslah. nasır. birleanonim şirket. 1. İng. doğru kullanış. zool. m ısır gevreği. i. cismani. mat. bedensel ceza. m ısır ekmeği. mantar tapa. (iki şey/sonuç/rakam) arasında ilişki kurmak. ceset. s. 2.. i. kolektif. 1. düzeltmek. i. i.. korniş. korner vuruşu. köşe. i. m ısır koçanı. nüve. 1. i. koroner. müz. düzeltme. 1. i. i. mısır nişastası. şirketleştirilmiş. bedensel. yuvarlak ve tuzlu bir ekmek türü. düzeltici. z. f. 3. kolordu. 2. m ısır. k ızılcık. 1. 4. i. onba şı.. tashih etmek.. (dondurma için) külah. korniş. aralarında uygunluk sağlamak. merkez. kornea. yerinde. korelasyon. 1. köşe atışı. ıslah edici. i. 1. ölü. i. 2. f. 2. birleşik. m ısır nişastası. şüpheli ölüm olaylarını araştıran memur. tapa burgusu. 2. 1. dört atışı. doğruluk. aptal. Phalacrocorax. bağlılaşım. esas. i. yanlışsız. 2. tahıl. kornetçi. anonim şirkete ait. mantarla tapalamak. 3. i. 1.core coriander cork corkscrew cormorant corn corn corn bread corn muffin corn silk corn syrup corncob cornea cornelian cherry corner corner kick cornet cornetist cornflakes cornflour cornhusk cornice cornmeal cornstarch corny coronary coronation coroner coronet corporal corporal corporal punishment corporate corporation corps Corps of Engineers corpse corpuscle correct correct correct usage correction corrective correctly correctness correlate correlation i. bedeni.. futbol korner. i. m ısır püskülü. hububat. İng. ıslah etmek. 1. tashih. köşe başı. iri taneli m ısır unu. i. f. birbiriyle ilgisi olan şeylerin her i. s. saçak silmesi. i. ask. ask. m ısır pekmezi. doğru olarak. 1. koroner damar. (etli meyvelerde) göbek. doğru. i. 2.korneralan ının köşeköşesinden biri. i. tüzelkişi. kalple ilgili. buğday. (mantarme şesinin kabuğu olan) mantar.. 1. 2. i. İng. kişniş. taçdamar. i. 2. 2. s. s. 2. . karabatak. mantar. 2. doğru. karşılıklı ilişki. anat. İstihkâm Sınıfı. yuvar. 2. anat. i. i. s. i. tirbuşon. saydam tabaka. m ısır unundan yapılan ufak. dayak. m ısır kabuğu. yerinde kullanma. i. s ınıf. ortak. i. öz. küçük taç. teşkilat. do ğrultmak. futbol oyun vuru şu. taç giyme töreni. 3. tıb. kornet. f. şmiş. 2. 1. futbol korner. İng. koroner oklüzyon. i. iç.

İng.. korsaj. 2. 4. doğrulamak. güçlendirmek. Kosta Rikalı. çürümek. (bir dü şünce. ahlak kurallarına uymayan.. yozlaşmış (dil). rüşvetçi. i. kostüm. mat. rüşvet yiyen. muhabir: Does your paper have a correspondent in Paris? Gazetenizin Paris´te muhabiri var m ı? s. çürütücü. i. bak. 2. to (biri/bir şey) (başka birinin/başka bir i. i. k ırıştırmak. i. k. i. insurance and freight Costa Rica Costa Rican costly cost-of-living index costume costume ball cosy f. O yüzy ılda i. korozyon. 1. kozmetik. rüşvet almaya hazır. f. Fiyatı on epey pahalıya mal olmak. (bir şeyin) fiyatı (belirli bir miktar) olmak: How much does this cost? Bunun fiyat İng. 1. 1.. 2. elbise. korozif. evrensel. korteks.. 2. geçit. 1. 1. kortizon. sigortası ve navlunu ile birlikte maliyeti. f. ahlaksızlık. 1. That -e uygun: It was correspondent with her s. 1. k. 4. 2. 2. . mektuplar. ahlaks ız. kortej. teyitmadde) çürütmek. s. karton v. i. 1. i.´ni) pekiştirmek. fiyat. kosinüs. s. benzer taraf. 2. 2. s. kimyasal etmek. marul. i. s.correspond correspondence correspondent corresponding corridor corroborate corrode corrosion corrosive corrugate corrugated corrugated iron corrupt corruptible corruption corsage corset cortege cortex cortisone cos cos lettuce cos/romaine lettuce cosine cosmetic cosmic cosmonaut cosmopolitan cosmos cost cost cost a bomb cost a pretty penny cost an arm and a leg cost of living cost of living cost price cost price cost sheet cost. yanlış dolu (metin). dehliz. Onun dediklerine uyuyor. benzerlik.. bozuk. bir malın bedeli. marul. 3.. 3. cozy.. jeol. kozmopolit. i. kâinat. (dili) yozlaştırma. 1.b. kozmos. anat. (cost) 1. cenaze alayı. ahlaksız olma. korozyon. Kosta Rika´ya özgü. 2. aşınma/aşındırma. ı ne? It costs ten million liras. geçim indeksi. f. oluklu saç. i. ayartılabilir. buruşturmak. ayartma. i. i. f. s. Kosta Rikalı. i. korse. k ıyafet. Kosta Rika. s. i. maliyet fiyatı. tekabül etmek: It corresponds with what she said. k ıyafet balosu. dili çok pahalı olmak. (pas korozyona u ğramak. 1. 1. f. çok pahalı. Kosta Rika. s. buruşmak. masraf. (pas. i. i.. maliyet cetveli. maliyet. rüşvetçilik. 3. 1. hayat pahalılığı. i. evren. sif. (to/with) (-e) uymak. (birini) doğru s. desteklemek. beyinzar ı. mektupla şma. tic. ifade v. kozmik. koridor. (bir şeye) karşılık olan: with century saw a lessening of Spain´s influence and a corresponding rise in that of Holland. s. korozyona u ğratmak. dili pahalıya patlamak. yaşam maliyeti. 2. (birini) do ğru yoldan saptırma. harcanan para. yemek.). s. i. i.veya kimyasal maddeden ileri gelen) çürüme. (kad ınların süs olarak göğüs veya bele taktığı) çiçek/çiçek demeti. kozmonot. oluklu (saç.b. i. maliyet fiyatı. soysuz. masraflı.. -e mal olmak.

out countdown countenance counter counter counteract counterattack counterbalance countercharge counterclockwise countercurrent i. f. (to) -e karşı. -in fark ına ketenhelva. denk. bak. (kaun´t ırbälıns) eş ağırlık. tezgâh. sola (dönmek). k. 1. i. divan. 2. 1. nasihat. i. s. dili kurul üyesi. 1. pamuk. argo vermek. çiğit.ätlô´) i. 2. k ıs.. . pamuklu. İng.could not. karşı koymak.wom. i. 2. paraları birer birer saymak. coun.. bak.cil. 1. dan ışman.o. s. desteklemek. -e denk olmak. aksi yönde. (karşılıklı olarak) dengelemek. 1. k. -e güvenmek. İng. 2. i. komisyon üyesi. 2. i. councilor. belediye meclisi üyesi (kadın). f. i. 3. sima. on saniye içinde birden ona kadar sayarak boksörün nakavt i. kar -in tersine. z. i. belediye meclisi üyesi (erkek). -i hesaba katmak. sayı saymak: Do you know how to count? Saymayı biliyor musun? She sayma. nasihat vermek. i. geriye do ğru sayma. . 2. can only count from one to ten. i. konsey. öğüt vermek. öğüt. kurul üyesi. i. tavsiye. fikir. f. 3. 2. ihtiyar heyeti. 2.. karşılık. kanepe. ters ak ıntı. onamak. f. i. yüz. -i beklemek. can. avukat. çoğ. kurul. karşı. 3. Devlet Şûrası. beyan etmek. 2. çoğ. sedir. avukat. karşı saldırı.. (hidrofil) pamuk. karşı suçlama. pamuklu. ihtiyar heyeti üyesi. dili ayıyı vurmadan postunu satmak.sel. i. 1. 1. zıt. Bakanlar Kurulu. önlemek. saat yelkovan ının ters yönünde. zool.o.. grup. 1. 1. İng. bebek karyolası. ifade etmek. 2. (hidrofil) pamuk. geriye do k. yüz ifadesi. komisyon. sayıcı. çoğ. z. tasvip. kont. 2.. ters. Ancak birden ona kadar sayılan) suçlama. küçük ev. 2. Banyo yapsa iyi olur.cil. i.. k. uçlanmak. coun. dili birini (bir işe) katmak: If that´s what you´re up to. i. çırçır. görünü ş. coun.. sayfiye evi. 2. onama. i. müsamaha etmek. avukat. ketenhelvas ı. marka. çehre. dan ışma kurulu. sayım. i. öksürük. ğru saymak. fiş. i. in count s. öksürmek. belediye meclisi üyesi. Kabine. 3. 2. ise fena olmaz: He could do with a bath. dili planladığınız oysa beni o işe can count işe katma! 2. don´t count me in! Yapmayıbirini (bir işe) katmamak: Youkatmayın! me out of that! Beni o 1. görü ş. 1. (dava dilekçesi veya iddianamedesayabiliyor.şı koymak. karşıt şey. etkisiz hale getirmek. kulübe. f. tersine. tasvip etmek. . 1. i.ors-at-law (kaun´sılırz. f. 1. konsey üyesi. 1. konsey üyesi. i. i. yardımcı f. destek. belediye meclisi. (kauntırbäl´ıns) 1. rehber. huk. (üzerine bez gerili) portatif karyola. k. 1. İng. pamuklu kumaş. (on) (to) -i kavramak/anlamak. f. s. 2. uygun bulmak. aksine. sökülmek. sayaç.men (kaun´sılmîn) i. aksi. i. Felis concolor. denkleştirmek. İng. puma.en (kaun´sılwîmîn) i. zümre. f. ise iyi olur. yazl ık ev.cot coterie cottage cotton cotton candy cotton gin cotton wool cottonseed couch couch cougar cough cough drop cough up could could do with couldn`t council Council of Ministers Council of State councillor councilman councilor councilwoman counsel counselor counselor-at-law count count count count down count noses count on count one´s chickens before they´re hatched count out money count s. komisyon üyesi. pamuk ipliği. öksürük pastili. İng. Danıştay. 1. mukabil. 2. dili bir yerde hazır bulunanları saymak. 1. 1. f.

mahkeme. 1. vatan. i. kupon. (tasdik için) (bir belgeye) imza atmak. hemşeri. 4. i. bak. yatak örtüsü. huk. çift. kontes. mert. zarif. yurt. 2. birleştirmek. kibar. memleket. ilçe. suret. 2. bitiştirmek. seyir. huk. Çocuklar hariç. taklit etmek.servis. 1. çift. f. i. f. 1. asliye mahkemesi. çiftleştirmek. medeni hukuk mahkemesi. i. countless country countryman countryside county county seat county town coup coup d´état couple coupling coupon courage courageous courageously courgette courier course court court fool court of appeals court of common pleas court of first instance court of first instance courteous courtesan courtesy courthouse courtier courtly court-martial courtroom i. f. ahç ı. ikinci nüsha. 2. i. Ben dahil on ki şi eder. istinaf mahkemesi. i. . z. kalpazan. nezaket.. s. (ku deyta´) hükümet darbesi. plan. i. İng. yürek. 3. avlu. kurs (dersler dizisi). İng. rota. bağlantı kurmak. s. i. f. (kauntırmänd´) (yeni bir emir ile) (önceki emri) iptal etmek. kavrama. ilçe merkezi. karşı öneri. 2. vatandaş. 2. cesur. huk. 3. ülke. 2.. f. i. 1. i. huk. 2.try. ilçe hükümet binası. tayda ş. taşralı. kap. 1. iç bahçe. kalp. 3. kort. sarayla ilgili. hesapsız. 1. i. zenginlerle dü şüp kalkan fahişe.. s. köpekle (av) kovalamak. hastal ık v. cesaretle. cesaret. huk. asliye mahkemesi. incelik. f. counting me. dahil: That makes ten. taşraya özgü. cesaretli. courts-martial (kôrts´marşıl) i. mahkeme binası. ilçe merkezi. kibarlık. .1. 1. mukabil. i. taklit. i. s. huk. yemek. hükümet darbesi. ile flört etmek. (tehlike. 2. 2. kur yapmak. yol. çoğ. bağlamak. i. 2. k ırsal yerler/bölgeler. yüreklilik. i.. 3.ısı. (kaun´tırmänd) iptal emri. on alt ı kişi i. i.´ni) saray soytar 1. ask. pek çok. 1.b. hükümdar ve maiyeti. askeri mahkeme. kalp para basmak.D. mertçe. 3. nazik. yön. izlenen yol. kontluk. kırsal. 1. kurye. karşı gösteri. hızla akmak. kırsal bölgede bulunan. kopya. i. i. i. askeri darbe.men (k^n´trimîn) i. yi ğitlik. f. i. yi ğit. kontrpuan. ince. yarg ıcılar kurulu. children. i. müz. askeri mahkemedesalonu. 2. sayısız. hükümdar ın maiyetinde bulunan kimse. kar ı koca.. gidi ş. karşı casusluk. sayg ılı. 2. sahte. A. i. ulak. adliye sarayı. coun. i..B. 2. zucchini. 1. i.counterdemonstration counterespionage counterfeit counterfeiter countermand countermeasure counteroffensive counterpane counterpart counterpoint counterproposal countersign counterspy countess counting . karşılık. mertlik. yürekli. i. s. karşı casus. İng. 1. sahtesini yapmak. nazik. arazi. bağlama.. darbe. That´s sixteen people. karşı tedbir. i. mahkeme yarg ılamak. kar şı saldırı. i. not counting the s. jüri.saray. i. 4.. çoğ.

örtü. utangaç. Yengeç burcu. i. i. çaydanlık örtüsü. i. çekingen. with ile örtmek. örtü.. bak. Ekmeği bir bezle 2. çatlak. i. ile kapatmak/kapamak: Cover the bread with a cloth. 1. i. i. i. korkup çekilmek. haris. 4. kovboy. gizlice. cover letter. f. Don´t move. 2. TV bir konuya/olaya ayrılan yer ve zaman. i. kapak. İng. tic. f. Cover that s ığınak. dayı oğlu/kızı. (birinin) hatas ını/suçunu gizlemek. i. kendini ele verebilecek şeyleri gizlemek. yarmak. filika veya kik serdümeni. . i. k. s. kuzen. çatlatmak. takılmak. ört. kur yapma. kılbiti. hoş. yüreksiz. k ıs. Kitab ı başından sonuna kadar He read the book from okudu. ödlek. sindirmek. i. f. 2. the astrol. yengeç. kar şılık. s. barınak. açıklayıcı mektup. nazlı. korkak. i. çuhaçiçe ği. kapakla perde. dili 1. f. ödleklik. amca oğlu/kızı. 2. bir çeşit eroin. 3. iç bahçe. dümenci. korkaklık. bak. avlu. dik yamaçlarla çevrili koy/körfez/vadi. akdetmek. (--bed. sinmek. cilt. Certified Public Accountant. hızlı darbe. 2. şaka f. --bing) m ızırdanmak. den. kasıkbiti. h ızlı gitmek. homurdanmak. çarpma. sigorta elimdesin! i. Primula veris. şaklama. yapmak. f. i. örtbas etmek. s. i. şaka yapmak. sızlanmak. huysuz. maske. ödlek. 4. kırmak.. örtü. örtülü. I´ve got you covered! K 1. 1. açgözlülük. f. inek. yıldırmak. açgözlü. teyze oğlu/kızı. i. kapak. 1. s ıcak. miktar ı ve kapsamı. yatak örtüsü. kuzin. akit. cilveli. gazet. sözle şme. hala oğlu/kızı. k ıs. çatırtı. cover to cover. 2. züppe. i. yol katetmek. rahat. (belirli bir) konu hakkında bilgi vermek.. cowardice. O tencereyi birparavana. 5. (lokantaya/gece kulübüne) giri ş ücreti. (giysi olarak) tulum.courtship courtyard cousin cove covenant cover cover cover charge cover girl cover ground cover letter cover one´s tracks cover to cover cover up cover up for coverage coveralls covering covering letter coverlet covert covertly covet covetous covetousness cow cow coward cowardice cowardliness cowardly cowboy cower cowslip coxcomb coxswain coy cozy cp CPA Crab crab crab louse crabby crack crack a joke crack a joke i. kırılmak. bot. yar ık.. mahcup. çatlamak. s. ıpırdama. kapak k ızı. g ıpta etmek. 1. i. gizlemek. ne yaptığını/ne yapacağını gizlemek. i.. h ırslı. gözünü korkutmak. 2. 1. imrenmek. samimi. sözleşmek. yar şaka etmek. s ığırtmaç. mukavele. i. göz dikmek. korkak.ılmak. 3. pavurya. 1. 3. compare. z. gizli. s. 1.pan with a lid. i. s. 2. sızıldanmak. i.

4. huysuz. i.. f. zanaatkâr. ımında kullanılan kaba bez. dili (son vermek için) -in üstüne gitme. tekne. görgüsüz. --ming) 1. incelikten yoksun. 2. i. i. s. maçuna. f. 3. çok istemek. çatlak. i. şeytanca. kravl. sıkıştırmak. --ping) argo s ıçmak. -e içi gitmek. istirham etmek. keçiyemişi. 2. f. i. f. f. karavide. s kramp. 2. i. i. f. dalkavukluk etmek. beşik. 2. mum boya. argo bok. kenet. 1. i. bomban ın açtığı çukur. sürünme. gülmekten kat ılmak. sıkı rejim. z. tıkıştırmak. i. k. kasmak. kaba. i. i. manivela. şiddetli karın i. rica etmek. i. s. (arabayı) kazada paramparça etmek. kol. turna. emeklemek. krater. zanaatç ılık. 2. 2. arzu. dili garip fikirleri olan kimse. tıka basa yemek. 2. i. f. i.. şangırtı. büyük bir gürültü. krank mili. 2. sınırlandırmak. ters. yüzü ş. zool. 2. crafts. sandık. i. yarma buğday. 2. çoğ. 1. ınç. bisküvi. 2. kasalamak. (son vermek için) -in üstüne gitmek. 1. hızla gelen büyük iflas. çatlak. dili sert davranmaya ba 2. 1. kaza geçirmek. . i. kasılmak. i. 1. izinsiz/davetsiz girmek/kat ılmak. 1. dili kaç ık. f. zanaatçı. gök gürültüsü. vinçle kald ırmak.men (kräfts´mîn) i. s. 2. kraker. pastel. hüner. s. 1. ar ıza. eksantrik. (boynunu) uzatmak. şlamak. crayfish. oynatmak. i. 2. 1. yabanmersini. kurnazlık.. hilekâr. müsamaha etmekten vazgeçip delirmek. pastel. (hareketi/geli şimi) kısıtlamak. tuhaf. el sanat ı. şeytan. çatırtı. f. vinç. i. f. 2. çatırdamak. 1. krankla hareket ettirmek. kurnaz. ağrısı. kas 3. dili 1. ücret vermeden girmek. İng. k. garip. -e can atmak. f. i. çift zarla oynanan bir oyun. 1. zool. Astacus fluviatilis. k. karoser tamiratı. sarp kayalık. kerevides. krank. (uçak) zorunlu iniş yapmak. dili (motoru/makineyi) fayrap etmek. zanaat. t ıkmak. kask. havlu ve perde 4. k. hareket ettirmek. şiddetli i.. özlem. mengene. gemi. tatl ısuıstakozu. mum boya ile yap ılan resim. (--med. çatlak. tıkınmak. yoğun kurs. 1.yapbilg. Taşın kulaçlama üstündekerevit. mak. aldatmakta usta olan. i. f. mum boya ile resim yapmak. araba kazası. yarık. f. i. ınav öncesi ineklemek. çıtırtı. k. böcekler kayn ıyordu. ––ed with The rock crawled with insects. 1. sandıklamak. 1. sürünmek. 1. İng. 3. emekleme. i. gürleme. kasa. (--ped. bak. acayip. 2.. gemiler. 1.. (kaza sonucu olarak) i. f. beşiğe yatırmak. kurnazca. i. deli.crack down crack up crackdown cracked cracked wheat cracker crackle cradle craft craftily craftiness craftsman craftsmanship crafty crag cram cramp cramp cranberry crane crank crank up crankshaft cranky cranny crap crape craps crash crash crash course crash diet crash helmet crash of thunder crash repairs crash the gate crash-land crass crate crater crave craving crawfish crawl crawl stroke crayfish crayon (on) k. krepon.

kaymaklı. çılgınca. 3. 4. güvenirlik. kaymak kıvamında olan. katlanmak. saflık. 1. 5. sütlük. i. tic. aç ık bej. Tanr ı. bir tür krem rengi. deli. i. (üniversitede ders geçme sonucunda verilen) kredi. yapmak. bir şeyin en âlâsı. 3. yuva. f. kredi limiti. s. i. gıcırtı. the Yaradan. yaratıcı. k ırma. i. buruşuk. dere. 3. kreatör. i. yaratıcılık. i. itimat. delice. 2. Allah. s. i. gıcırdamak. (crept) 1. kredi açan kimse/kuruluş. 2. saf. i. kaymak gibi. kaç ık. kâinat. yaratı. i. You´re a credit to your parents. birinin veya bir grubun felsefesini yans ıtan ilkeler. 3. her şeye inanan. ç ılgınlık. 2. i. argo k ıl/gıcık/pis herif.. kaymak. 1. yaratıcı. yaratan. yaratıcı bir şekilde. evren. 3. delilik. . 2. kreasyon. İng. 2. 2. mahluk. 3. s. balık sepeti. f. tic. k 1. kredi de ğerlendirmesi. uyuz karı. ütü çizgisi.. i. sürünmek. süthane. emeklemek. 5. itimat. krem tartar. ürpermek. meydana getirmek. en iyisi. i. z. 2. buruşturmak. mucit. buruşmak. 1. güvenilir. çılgın. çoğ. bir miktar parayı birinin hesabına geçirmek. f. tic. kreş. (ufak sürahi biçiminde) sütlük. Annen baban seninle iftihar edebilir. yaratık. kremal ı tatlı.2. beyaz tartar. matlup bakiyesi.craze crazily craziness crazy creak cream cream cheese cream of tartar cream of tartar cream of the crop cream of the crop cream pitcher cream sauce creamer creamery creamy crease create creation creative creatively creativity Creator creator creature crèche credence credentials credibility credible credit credit credit an amount to s. (merhem olarak) krem.ırma yapmak. yarat ılış. güven. with credit to creditor credulity credulous creed creek creel creep f. kat yeri.. sessizce gitmek/hareket etmek. kat.o. olu şturmak. güven. 2. 1. geçici moda. tic. beyaz sos. kimliği gösteren belgeler. sütçü dükkân ı. yumu şak beyaz peynir. en iyisi. yaratma. krem tartar. öz. 3. kredi kartı. i. i. 1. i. 1. tic. güvenilirlik. tic. sayg ınlık. yaratmak. i. çizgi.´s account credit and debit credit balance credit card credit line credit rating credit s. i. i.o. 1. koy. küçük körfez. 4. itibar. i. i. çay. alacak ve verecek. i. ço ğ. çocuk yuvası. inanılır. çıldırtmak. pli. kredi. sin. her şeye inanma. i. amentü. alacaklı. s. puan. f. sevilmeyen birinde (olumlu bir niteli ğin olduğunu) kabul etmek. 1. f. pasta. s. z. krema. i. bir dinin temel ilkelerini içeren ifade. emniyet. 2.

f. . i. ele ştirmen. çoğ. 2. f.creep up on creeper cremate cremation crematorium crepe crepe paper crept Crescent crescent cress crest crestfallen crevasse crevice crew crew crew cut crib crib crib sheet crick cricket cricket crime Crimea Crimean criminal criminal code criminal court criminal law criminologist criminology crimp crimson cringe crinkle cripple crippled crisis crisp crisper crispy crisscross criterion critic critical -e hissettirmeden yakla şmak. (ölüyü) yakmak. i. kırışmak. s. krepon kâ ğıdı. Crucifer. sakat. yaltaklanmak. tepelik. i. bak. 2. Kırım´a özgü. kızıl. sakat. i. bunalım..(buzdolab ında) sebzelik.te.to. s. kriz. İng. 4. 1. ceza kanunu. sakat etmek. 4. 2. 1. i. alabros tıraş. f. 1.ses (kray´siz) i. 2. tayfa. i.. kıvırmak. bak. 1. buz yarığı. günah. (yanlar ı yüksek) bebek karyolası. 4. korkuyla çekilmek. sınavda i. kırışık. i. değerlendirme amacıyla yapılan. dalga. yılgın. s. spor kriket. çaprazlama kesişen. 1. s. f. s. ayça. krep. ekip. s. kritik. s. 2. suç. tahıl ambarı. i. suçlu. kıstas.. tak ım. olumsuz noktalar üzerinde duran kimse. i. kopya çekmek için hazırlanan kopya kâğıdı.. çaprazlama kesi cri. i. k topal. 1.şen doğrular çizmek. buruşukluk. çaprazlama kesişen doğrular.. 3. ırışıklık. c ırcırböceği. yarık. kırıştırmak. 2. 1. 2. cürüm.ri. i. hilal. f. ceza hukuku. sinmek. s. 1.. buhran.a (kraytîr´iyı) i. bot. i. Kırım. asker tıraşı. eleştirel. gevrekleşmek. hilal şeklinde. çaprazlama gidip gelmek. ölüyü yakma. gevrek. f. --bing) 1. topal. cri. çoğ. sakatlamak. i. k ıvrım. (s ınavda) kopya çekmek. tenkitçi. gevrek. koyu k ırmızı. kas ılma.ri. süngüsü tepe. 1. çoğ. s. i. ibik. çalmak. kuru ve so ğuk (hava). 2. İng. i. s. tere. büyük yar ık. kriz. creep. suça ait. i.. ar ızalı. cre. (--bed. fesrengi. zool. suçbilim. tutulma. 2. 2. dalgalandırmak. hotoz. i. mürettebat. 3. i. (dağ için) sırt. kâğıdı. yemlik. i. f. nöbet. buruşturmak. 1. crow. 2. (yokuş/dalga için) düşük.ma. 1. kriminolog.a (krimıtor´iyı)/--s (krimıtor´iyımz) i. buruşmak. Gryllus. i. çabuk ve kendinden emin. the İslam âlemi. sorguç. 2. kösteklemek. 2. (mi ğfere takılan) sorguç. f.ölçüt. 1. i.. çatlak. f. 1. 2. f. taptaze ve sulu (meyve/sebze). tıb. i. tepe. aşırmak. 3. kusur bulmak amac ıyla söylenen/yap ılan. sürüngen bitki. kriminoloji. i. krematoryum. ağır ceza mahkemesi. tenkitçi. kriter. sınavda kopya çekmek için hazırlanan kopyakopya etmek. 3. i. kötürüm. taptaze ve sulu (meyve/sebze). i. i. kusur bulmaya meyilli. (bir parça) cips. ac ımaya yol açacak kötü davranış. suçbilimci.

kursak. 1.critical point criticise criticism criticize critique croak Croat Croatia Croatian crochet crochet hook crochet needle crockery crocodile crocodile tears crocus croissant crone crony crook crooked croon crop crop crop up Cross cross cross cross cross my heart cross o. kayak krosu. bak. madrabaz. kesmek.. i. 2. 2. timsah gözyaşları. i. bacak bacak üstüne atmak. i. kesit. aklından geçmek. 2. 2. i. 1. huysuzlanm ış. i. i. 1. Hırvatça. cefa. . mahsul. k. ülkeyi baştan başa kateden. 2. yak ın arkadaş. i. kroşe. i. i. hatırına gelmek. f. 2. s. dili dolandırıcı. (cross. çile. kusur bulma. melez. hileli bükmek. kol demiri. aksi. s. Croatian. i. virajlı. melez.. asa. sahte gözya şları. f. karalamak. çiğdem. bot. düzenbaz. the 1. (with) (biriyle) atışmak. 3. değerini belirtmek için -i incelemek. kıvrım. hilekâr. tığla işlenen dantel. zool. kros. çapraz işareti. sapı kıvrık baston. ayçöreği. kollarını kavuşturmak. dili dolandırıcı. öfkeli. ağız kavgası etmek. f. 2. İng.s. 1. kritik. çaprazlamak. -i geçmek: Look both ways before crossing the street. (kontrolden geçirilmi ş bir şeyi) kontrol etmek. 4. üstünü çizerek iptal etmek. i. vırak. f. ekin. ölmek. kros kayağı. i. sorguya çekmek. k. kesip kısaltmak. kar şıdan karşıya geçmek. k ır koşusu. eleştiri. s. çaprazlamak. bak. cavlamak. i. ıstavroz çıkarmak. kros kaya ğı. f. bir dalavere kıvırmak. ters. -i tenkit etmek. gaklama sesi. 4. sürgü. 2. 1. 3. 2. H ırvat. kayak krosu. (--ped. 1. dili içindedalavereci. ıstavroz. tenkit. Crocus. silmek. çarmıh. birdenbire olu şmak/ortaya çıkmak. üçkâ eğri. bir uçtan öbür uca. tığ. haç çıkarmak. tenkit etmek. ayak ayak üstüne atmak. i. put. H ırvatistan. sağlamasını yapmak. ürün. 3. hilekâr. i. criticize. 1. (iş). ele ştirmek. dönülmeyecek bir karar vermek. cross one´s arms cross one´s fingers cross one´s legs cross one´s mind cross out cross section cross swords cross swords with cross the Rubicon crossbar crossbred crossbreed crosscheck cross-country cross-country skiing cross-examine nazik nokta. i. üçkâğıtçı. 1. f. tığ ile işlemek.. 3. melez. 2. alçak sesle şarkı söylemek.. ile çekişmek. 2. Hz. kurba ğa sesi. 2. 1. düzenbaz. çarpık. çanak çömlek. kırpmak. tığ işi. kritik nokta. gak. binici k ırbacı. f. olan. vallahi. rekolte. geminin/uçağın rotasına ayk ırı esen (rüzgâr). kafadar. i.bred) melezlemek. f. f. 2. timsah. kızgın. 3. çoban de ğneği. ele ştiri. f. 2. m ırıldanmak. gaklamak. i. ğıtçı. 1. 1. kocakar ı. şans dilemek. tenkit. k. ile kavga etmek. vıraklamak. 1. mat. i. İsa´nın çarmıhta ölümü. i. Kar şıdan karşıya geçmeden önce iki s. s.. -de kusur bulmak. 1. Haç (Hristiyanlığın simgesi). tığ. --ping) k ırkmak. -in olumsuz noktalar ı üzerinde durmak. z. f. kroşe yapmak. haç. argo cartayı çekmek.

f. 2. 1. (kitapta) gönderme. 1. 2. gezinmek. z. i. i. çömelme. toplanmak. doluşmak. s ıkıştırarak çıkarmak. geçit. 1. dönüm noktası. s. bak. ufalamak.bak. geçiş yeri. kaba. çatırtı seferi. (birine) yer bırakmamak. (gemiyle) dolaşmak. yaya geçidi. 2. dolanmak. f. 2. ğı. i. savaşım. 1. un ufak olmak. krup hastalığı. (over) (-den dolayı) çok sevinmek. kırıştırmak. kalabalık. harap olmak. insafsızca. f. s. 3. 4. terz. tepesini i. (--ed/İng. çatal. cihat. aynı hızla uzunca bir süre gitmek. Hz. f. i. 3. zulüm. 3. z. 1. kruvazör. 2. kabalık. ekmek kırıntısı. tamamlamak. ufalanmak.kritik. f. zalim. alıcı. hükümdar. ara yol. ham petrol. kav şak. buruşmak. 2. şaşı. dişçi. zalimce. hükümdarl ık. ham petrol. i. ezme. i. bir davanın hararetli taraftarı.din çatırdamak. 3. 2. f. 2. ezmek. 2. -e doluşmak. 3. tepe. dörtlük nota. zool. katır kutur yemek. (çorbaya konulan) küp biçiminde do ğranmış kızarmış ekmek. çarm ıha germe. boğak. 2. kalabalık. parça. üstünkörü yapılmış. k. 2. çok önemli. i. dolaşmak. diştacı. dal ile gövdenin birle ştiği yer. i. taç giydirmek. tuhaf. zerre. sit cross-legged. huysuz. s. 2. i. çarm ıha germek. birikmek. çaprazlama. parçalanmak. 1. 3. i. ac ımasızca. 1. 3. doldurmak. İng. baş. krüsifi. 1. i. against -e karşı savaşım vermek. i. krupiye. z. i. çarm ıha gerilmiş İsa heykeli. i. çapraz.1. çökmek. f. 1. 1. s. 1.cross-eyed crossing cross-legged cross-purpose cross-reference crossroad crossroads crosswalk crosswise crossword puzzle crossword puzzle crotch crotchet crotchety crouch croup croupier crouton crow crow crowbar crowd crowd into crowd out crowded crown crucial crucifix crucifixion crucify crude crude oil crudely crudeness cruel cruelly cruelty cruise cruiser crumb crumble crumple crunch crusade crusader crush crush s. kasık. i. izdiham. taç. derme çatma. 4. 2. Haçl f. i. ekmek içi. 3. f. uğruna yapılan çatırtı. 1. 2. geçiş. dörtlük. 6. haçlıile ezmek. i. z. 2. anat. acayip. dayanılmaz. kron (para birimi). f. 2. 7. (horoz) ötmek. ı. kıtır kıtır yemek. s. çömelmek. i.savaş. dilikampanya. kabaca. 2. tuhaflık. i. 2. 2. 1. s. i. . kald ıraç. can kuron. levye. buru şturmak. 1. 5. 1. (polis. 1. 1. 2. garip dü şünce. acı. k ırıntı. Corvus. 1. i. i. f. kırışmak. ac ımasız. crew) 1. i. yan yol. sıkıştırmak. at cross-purpose. dörtyol. manivela. 3. i. hart hurt yemek. pantolon a 1. ufalamak. i. güç durum.. kalabalık. karga. ar ıtılmamış. ham. 2. ac ımasızlık. çökmek. bulmaca. dışarıya itelemek. İsa´nın çarmıhta ölümünü gösteren resim. f. 3. bulmaca. 2. ç ıtır çıtır yemek. d ırdırcı. yaya geçidi. 1. polis arabası) (etrafı kolaçan i.

kabin. billur. 1. gizemli. f. i. -e karşı yüksek sesle protestoda bulunmak. billurdan yap ılmış. kübik. s ıra. i. 2. f. kabuk bağlamak. 1. koltuk de ğneği. 1. kriptos. (birbirine/birine) sokulmak. huysuz. haykırış. küp. destek. 2.. sopa çekmek. s. boynuzlu koca. geviş.4 cm3). k ıs. f. i. kapal ı. 2. (bir sayının) kübünü almak.. küp biçiminde.´s shoulder cry one´s heart out cry out cry out against cry out for cry quits cry wolf crypt cryptic crystal crystalline crystallise crystallize cu cub cub scout Cuba Cuban cubbyhole cube cube sugar cube sugar cubic cubic centimeter cubic foot cubic inch cubic meter cubical cubicle cuckold cuckoo cuckoo clock cucumber cud cuddle cuddle up cuddle up to cudgel cue i.. s. 2. küp. kabuklanmak. kritik an. kristal. yerkabuğu.028 m3). kabine. sopa. hıyar. guguklu saat. 1. bak. 2.. yavrukurt. püf noktas ı. . (birbirine) sokulmak. İng. santimetre küp. sopa atmak. kabuk. cubic. guguk. 3. salatalık. bağırmak.dert ülkenin bir lidere büyük bir ihtiyac ı var.o. i. 2. i. örtülü.. dönüm noktas ı. bak. billurlaşmak. argo kaçık. 2. inç küp (16. Küba´ya özgü. -e sokulup yaslanmak. Kübalı. (--bed. gizli. f. Kübalı. odac ık. mat. 2. kesmeşeker. ayak küp (. deli. 1.crust crust of the earth crustacean crusty crutch crux cry cry for cry on s. i. s. 2. (hayvana ait) ses. Cuculus canorus. birine Bu yanmak. 2. leader. kübik. f. yeter artık demek. f. Küba. 1. mat. küp şeker. zool. i. i. kabuklu (hayvan). ağlamak. i. -e sokulup sar ılmak. billur gibi. çomak. s. 1. metre küp. cry for. 2. i. i. gugukku şu. s. kabuklu. 1. şifreli. kesmeşeker. i. (yazıhanede/dolapta) önü açık ufak göz. 2. berrak. hücre. ekmek kabu ğu. sopalamak. 2. yalandan imdat istemek. geom. 1.. 1. billurla ştırmak. 1. i. haykırı. küp biçiminde kesmek.. çözülmesi zor sorun/durum. feryat. aksi. 2. (kocasını) boynuzlamak. bilardo isteka. 2. kuyruk. 3. crystallize. f. (hayvan) bağırmak. 2. küp biçiminde nesne. küpşeker. kripta. i. i. f. 1. s. i. -e çok ihtiyac ı olmak: This country is crying for a -i çok gerektirmek. --bing) yavrulamak. kabukla kaplamak. yavru (tilki/ayı/aslan). kuca ğına alıp okşamak. 1. i. 1. f. saat cam ı. Küba. kristal. 1. s. s. boynuzlanm ış koca. odac ık. i. mim. yalandan imdat diye ba ğırmak. 1. hüngür hüngür a ğlamak.

sevimli. çıkmaz sokak. i. kald ırımın kenar taşı. i. en yüksek nokta. 2. 2. 1. yetiştirici. *am. geliştirme. 1. in ile sonuçlanmak. *siki şme. mutfak. suçlu. kültür. birikmi ş. 1. 2. hırs. s. 3. (--ped. sufle. çiviyazısı. kabahat. s. 3. hacamat yapmak. mücrim. 2. yemek pişirme ile ilgili. 1. dolap. i. 1. kültür yapmak. i. gem zinciri. 1. görgülü. 2. f. laboratuvarda mikrop üretmek.cue cue ball cuff cuff link cuisine cul-de-sac culinary culminate culmination culottes culpability culpable culprit cult cultivable cultivatable cultivate cultivate a friendship cultivated cultivation cultivator cultural culture culture gap culture shock cultured cultured pearl cumbersome cumin cumulative cumulus cuneiform cunning cunt cup cup cup final cup one´s hands cup winner cupboard cupidity cupola cur curable curate curator curb i. kültür. 4. oyuncunun sözü arkada şına bırakmadan önceki son söz veya hareketi. 2. fren. 1. geliştirme. 2. işlenmiş (toprak). i. kümülatif. şeytanlık. bardak. i. i. engel. i. ile sona ermek. f. 2. ekilebilir. kaba 1. 4. s. i. frenlemek. iyile şebilir. 1. i. f. mutfakla ilgili. yetiştirme. s. pantolon-etek. kültive inci. 3. it. tiy. kümebulut. kupa finali. suçluluk. 1. zaptetmek. i. doru ğuna yükselmek. 4. kusur. sonuç. i. 2. kültürlü. İng. kadeh. zirve. s. 4. 1. kurnazlık. litrenin dörtte biri. şirin. i. yetiştirmek. manşet. birikerek artan. (biriyle) dostluk kurmaya çal ışmak. s. i. 2. biyol. s. ekici. 1. (topra ğı) işleme. kabahatli. kültür şoku. lenduha gibi. yetiştirme. tamah. sokak köpe ği. bak. suluk. kolluk.. i. kupa. f. ile son bulmak. kol a ğzı. kurnaz. tokat. 2. (toprağı) işlemek. yetiştirilebilir. avuçlarını bitiştirerek çanak gibi açmak. tokat atmak. kültürel. 1. havaleli. i.ıkıcı. s. geliştirmek. i. i. s. s. s. hâkim olmak. dostluk kurmaya çalışmak.. görgü. ağır. i. fincan. döküm oca ğı.. 3. yüklük. son. kol düğmesi. kültürlü. it herif. kült. f. ufak kubbe. hantal. sille. f. kupa galibi. s kimyon. cultivable. 2. 2. bilardo topu. yemekte/mutfakta kullanılan. i. spor kupa. (tarlayı) sürmek. f. vantuz çekmek..bitiş. kültür. i. kusurlu. 2. şeytan. hin. 2. stajyer papaz. tokatlamak. sufle etmek. 1. 236 cm3. 1. elverişsiz. durdurmak. 3. i. i. yemek pişirme sanatı. doruk. yenmek. 3. tarım. tutmak. kültür fark ı. en yüksek noktaya varmak. . müze/kütüphane müdürü. açgözlülük. tedavi edilebilir. it. i. kullan ışsız. --ping) şişe çekmek.

i. 2. s. lanet. saç maşası. kanını dondurmak. s. i. tuzlamak. f. özgeçmiş. 1. tedavi. z. 2. sağaltmak. sövüp saymak. gelişigüzel. bilg. 2. reverans. sürüm de ğeri. i. kuşüzümü. f. 2. ilenç. k ıvrım. reverans yapmak. şifa vermek. lor. pıhtılaşmak. meraklı. kurutmak. perde. cereyan. kişniş. 2. 3. garip. lanetlenmiş. i. dili yüreğini oynatmak. ters ve k ısa (söz). k ıvrılmak. geçerlik. f. küfür. şimdiki. piyasa fiyat ı. bükmek. bugünkü. 1. i. kesmik. 1. 2. yaltaklanarak (birinin) gözüne girmeye çal ışmak. s. çare. bukle yapmak.kıvırmak. tic. i. 4. 3. günlük giderler. 1. s. i. perde rayı. 2. i. sövme. -e çözüm getirmek. perde halkas ı. f. sövmek. bela. tımar etmek. toz haline getirilmiş kimyon. lanetli. i. 1. f. i. 2. 1.sövgü. s. k. dili deh şete düşürmek. kesilmek. şu anda. k ıvırcık. günlük masraflar. 2. sa ğaltım. s. baharat karışımı. akıntı. merak. ilaç. cari. k. küfretmek. körolas ı. eğrilik. kesmek. f. tuhaf şey. 1. kür.curd curd cheese curdle curdle one´s blood cure cure curfew curiosity curiosity shop curious curl curl one´s hair curl up curler curling iron curly currant currency current current current account current account current events current expenses current market rate current price currently curriculum curriculum vitae curry curry curry favor with curry favor with curry powder currycomb curse cursed cursed cursor cursory curt curtail curtain curtain ring curtain rod curtsy curvature i.. bukle. kaşağı. pıhtılaştırmak. . ilenmek. sürüm. tütsülemek. bigudi. korkutmak. lanet etmek. revaç. lor peyniri. ilenme. nadir şey. f. 2. cari hesap. geçer.b. halen. kaşağılamak. perdelemek. lüle. melun. 1. k ısaltmak. nakit para. 1. s. frenküzümü. i. rayiç. korniş. i. üstünkörü. 1. 2. şifa. f. k. derman. sokağa -e çare bulmak. azaltmak. büklüm. i. tuhaf. tedavül. kürsör. i. kıvırmak. imleç. beddua etmek. i. 2. saç ını bükülmek. i. aktüel. cari hesap. dili -e yaranmak. ak ım. para. nakit. ışıklı gösterge. yürürlükte olan. tedavi etmek. zerdeçal v. k ıvrılmak. 1. 3. 1. iyile ştirmek. cari fiyat. kıvır kıvır. güncel. güncel olaylar. beddua. hediyelik e şya dükkânı. acayip. müfredat program ı. bugünlerde. eğrilme. yaltaklanarak (birinin) gözüne girmeye çal ışmak. 2. 1. çıkma yasağı.

kesmek. (cut. alışılmış. âdet olan. Dişlerimi kamaştırdı. dili en kolay ve en ucuz yollara ba şvurarak yapmak. 3. 1. i. k. kesip k ısaltmak. 2. s. âdet. kesim. 1. (ders. kıvrılmak. 1. küfretmek. kıvrım. vesayet. köpekdişi. f. 2. azaltmak. kesme cam. parça. 2. kavis. ilişkiyi kesmek. dili sövmek. çok dikkat çekmek. k. (bir işte) kestirme yollara başvurmak. 2. müşteri. hem aleyhine olmak. This stone cuts easily. süt. ağaç kesmek. tırnaklarını dibine kadar kesmek. f. dili yeterince -i azaltmak. dili Yapma!/B ırak! 1. gümrük. sövgü. koruyucu.curve curve cushion cuspid cuss custard custodian custody custom customary customary usage customer custom-made customs customshouse cut cut cut cut a big/wide swath cut a tooth cut a tooth cut across cut across all boundaries cut an alcoholic drink with water cut and run cut back cut both ways cut corners cut corners cut down a piece of clothing into cut down a tree cut down on cut glass cut in cut in half/cut into halves cut in on cut into Cut it out! cut loose cut loose cut no ice cut no ice cut of meat cut off cut off one´s nose to spite one´s face one´s nose to spite one´s cut off face cut one´s nails to the quick i. ısmarlama. 2. çok nüfuzlu olmak. 3. 5. (kasaplık hayvanın gövdesinden belirli bir şekilde kesilen) et parçası. i. âdet. go halves yarı yarıya bölüşmek. i. bir darbenin hızını kesen tampon. i. (bir müşterinin yaptığı) alışveriş. dili 1. hem lehine. -i azaltmak. 1.b. viraj. muhaf ız. 4. 7. geri dönmek. k.. küfür. 2. 8. konferans v. aşka gelmek. geçirmek için aç ılan yar. bükmek. eğilmek. dili hisse. dili gâvura k ızıp oruç bozmak. go off half-cocked k. 3. (çocuk) diş çıkarmak. koruma. biçmek.´ni) s. gümrük. 2. k. kapıcı. i. hafifletmek. altına/arkasına i. 2. do a thing by halves bir işi yarımyamalak yapmak. diş çıkarmak. kesim. k. 3. dili 1. azaltmak. pay. dilim. dili önemi/etkisi olmamak. krem karamele benzeyen bir tatlı. indirim. i. bırakıp kaçmak. f. yarıya bölmek. i. herif. yolazaltmak. al ışkanlık. 2. dili önemli olmamak. 1. s. dili gayrete gelmek. gelenek. itiyat. 1. yastık. It set my teeth on edge. fason. k. 2. kesmek. kesik. (denetim. 1. kesilmek: f. kesinti. 6. mutat. 2. içkiyi suland ırmak. 4. -i kesmek. 1. kıvırmak. . k. gümrük resmi. i. biçim. 3.b. i. -i azaltmak. k. eski bir giysiden (yeni bir şey) yapmak. araya girmek. k. k. bilardo masasının lastikli iç kenarı. 2. yarma.´nden) yakasını kurtarmak/sıyırmak. kestirmeden gitmek. k. kristal. sorumlu kimse.. --ting) 1. 3. k. eğri. (birinin) sözünü kesmek. 1. from (bir yerden/gruptan) ayr ılmak. sınır tanımamak. kesilmiş. 2. eğmek. kesme. Bu ta ş kolayca kesiliyor. kesik. 5. baskı v. bükülmek. şeker ve yumurta ile hazırlanan bir sos. 2. dili gâvura k ızıp oruç bozmak. i. 3. minder. gözetim. 1.

1. kibernetik..o. kesim. s. bisiklet. 2. kinizm.D. sevimli.. i. siklon. buhurumeryem. i. k. k.o. birinin laf birini (ac ı sözlerle) derinden yaralamak.o. down cut s. short cut s. i. silindirik. A. 2. 100 libre. dönü ş. sin. sa ğ yapmak. i. bahç. sert i. 2. 1. bisikletçi. acı vermek. sinik. i. kotlet. katil. i. motosiklet. kesici: wire cutters tel makas ı. acı. siyanür. (giysi) biçmek. müz. 1. Cypriot. f. kotra. kasap.. sin. devir.. sinik. i. çatal b ıçak takımı. 1. anat. komik şeyler yapmak. Kıbrıs. bot. k. s. kesiş. i. indirimli mal satan. 1. 2. i. -i kesip ç ıkarmak. motosikletçi. Cupressus. kesinti. bot. 1. k. bak. i. i. 2. indirimli mal satan. 1. şakacı. silindir. sona erme tarihi. parça parça kesmek. k ıs. 3. 2. s. i. s. k ısa kesmek. 3. den. 1. bir şeyi dilim dilim kesmek. içini yakmak. dönme.t. to the quick cut s. off cut s. dili kendi kendine zarar vermek. s. elek. tenzilatlı. s. kiklon. 2. argo kârı paylaşmak. amansız. sibernetik. s. dili -i kesmek.. (of an automobile) sol yapmak. i. niteliksiz. 1. şaklaban. kesme. (birinin) dayanak noktalar ını çürütmek. indirimli. 3. i.. .´s feet cut the melon cut the wheels cut to the quick cut up cutback cute cuticle cutlery cutlet cutoff cutoff point cut-price cut-rate cutter cutthroat cutting cuttlefish cutup cwt -cy cyanide cybernetics cyclamen cycle cyclist cyclone cylinder cylindrical cymbal cynic cynical cynicism cypress Cyprian Cypriot Cyprus Cyrillic k. -i bırakmak. Cyclamen. kalitesiz. Kıbrıslı. aşı kalemi. hundredweight 1. zool. 2. geriye dönü ş. i. kinik. Kıbrıslı. i. selvi. s. incitici. eksiltme. siklamen. 1. 1. 3. büyük zil. (belirli bir şeyi) kesen kimse. dili içine işlemek. i. dili şaklabanlık yapmak. into slices cut short cut the ground (out) from under one´s feet cut the ground from under s. i. 2.B. dili şirin. s. kesici alet. 112 libre. -i kesmek. isim kg. keskin. 2. i.. silindirsel. tırnakların etrafını çevreleyen deri. s. birinin yolunu kesmek. Kıbrıs´a özgü. devre.5 belirten sonek: fluency ak ıcılık. sinizm. i. yaklaşık 50 kg. 45. bindi ği dalı kesmek. mürekkepbalığı. 1. 3. i. acı. Kıbrıs. i.(rüzgâr). birini öldürmek. birine miras olarak on para/hiç para b ırakmamak. ını kesmek. indirimli. 2. 2. k ırıcı (söz). i. tenzilatlı. kinik. birinin savundu ğu noktaları çürütmek..o..cut one´s own throat cut out cut s. kestirme yol. k ıyasıya. tav şankulağı.o. 2. sona erme noktas ı. Sepia. servi. bisiklete binmek. do ğramak. 2. cani. üstderi. 1. azaltma. bir şeyi dilimlemek. İng.

1. Çekoslovak. i. i. tıb. s. 1. kama. i. -i frenlemek. bak. Doctor. (--bed. tar. s. mastı. i. Çekoslovak. nezaket. titiz. Çekoslovakyalı. vakit öldürmek.. i. d DA da dab dabble dabbler dachshund dad daddy daddy-longlegs daffodil daft dagger dahlia Dahoman Dahomean Dahomey Dahomeyan daily daintily daintiness dainty dairy dairy cattle dairy farm dairy products dairyman daisy dale dally dally away dally with dam dam up damage damages Kiril alfabesi. İngiliz alfabesinin dördüncü harfi.. gündelikçi (hizmetçi). ziyan. Dutch. i.. i... kist. s. Department. s. i. 2. i. zarif.. Czechoslovakian. dokunmak. i. D. December.. dili masraf. 1. dead. babac ığım. z. narin. (--med. f.Cyrillic alphabet cyst cystitis czar Czech Czechoslovak Czechoslovakia Czechoslovakian D d D. s. mand ıra. bak. Çekçe. i. papatya. i. hasar. i. haylazl ık etmek. 2. her gün.. 1.. f. k ıs. day. İngiliz alfabesinin dördüncü harfi. vakit öldürmek.. bot. tipula sine ği. s. -i bast ırmak. 2. çoğ.. zerrin. set. babac ığım. sistit. nergis. 2. re notası. k. sağmal inekler. Dahlia. sütçü dükkânı. 1. k. 1. daughter. z. 1. i. kaç ık. 2. sütçü. bak. tazminat. kafadan kontak. Çekoslovakya. day(s). hançer.y. su serpmek. Çek. 2. bir işe heves duyup girişme eğiliminde olan kimse. . k ıs. tar. daughter... hafif vuru ş. date. süthane. bozmak. --bing) hafifçe vurmak.. i. tar. dair. zarar. oynaşmak. çar. 2. dili baba.. Benin. i. yıldızçiçeği. Beninese. oyalanmak. saçma. cilveleşmek. 1. titizlik. Beninese. s. s. tıb. s.. fulya. hasar yapmak. i. i. i. tar. i. bak. i.. District Attorney. Çekoslovakyalı. i. 2. i. zool. f. su bendi. D. 1. f.. dokunma. days.. bak.. f. gündelik. diameter. nazik. küçük vadi. 1. i. i. hevesli. k ıs. mandıra. 2. huk. Beninese. zarar vermek. i. hafifçe ıslatmak. i. dili baba. süt ürünleri. died.men (der´imîn) i. in ile amatörce uğraşmak. zarafet. baraj. 2. 1. i. zarafetle. i. gündelik gazete. İng. amatör.. deli. i. k ıs. günlük. fiyat. --ming) -e set çekmek. k. d D. müz. 2.

Danimarkalı. i. grizu. zıplatmak. dansör. tehlike. benekli. gizli. argo kad ın. . f. i. dans. f. f. fırlama. 1. 1. f. 2. lanet. z. s. koyulaşmak. 1. beneklemek. 6. 3. s. en tuhaf. i. 1. s. 2. Danimarka´ya özgü. azaltmak. şık. s. kahrolası. rutubet. damnedest damp dampen dampness dance dancer dancing dandelion dandle dandruff dandy Dane danger dangerous dangerously dangle Danish dank Danube daphne dapper dapple dapple-gray Dardanelles dare daredevil daring dark dark dark blue darken darkness darkroom darling darn darn Darn it! dart i. lanet. karartmak. gözü pek. akşam. sarkmak. en iyisi. ıslanmak. dili birinin i. tehlikeli bir şekilde. (titreşimi) f. benek. 3. gölge. cesaret. i. en acayip. Danca. 2. sevgilim. 1. pek. karanlık oda. f. i. Lanet olsun! i. rutubetli. i. Tuna nehri. esmer. ıslatmak. cehalet içinde. i. lanetlemek. 4. bot. i. s. nemli. 2. Şam. 3. cüret etmek. s. ıslatmak. rutubet.o. karanlık. sevimli. Tuna. Allah ın belası. 3. karanlık. 3. i. kalk ışmak. hamle. 1. f. raks. balo. 2. muğlak. iğneyle örerek onarmak. k ırmak. konak. f. sevgili. 2. f. 3. i. nemlendirmek. kadınlara verilen şövalyelik ayarında bir asalet unvanı. benekli hayvan. foto. 1. çok. pens. i. dans ettirmek. koyu. Allah belas ını versin!/Allah kahretsin! i. esmerleşmek.Damascus damask dame damn Damn!/Damn it!/Damn him!/Damn her! damnation Damnation! damned Damned if I know. koyu renk. 1. f. yaş. i. nemlendirmek. as ılı durup sallanmak. nemli. dansöz. 1. lanet etmek. 1. s. rutubetli. i. atılmak. i. züppe. 2. i. s. bakla k ırı. 2. kararmak. çapraşık. 3. zarif. s. 1. i. 2. cesaret etmek. 2. 1. oynatmak. hoplatmak. oynamak. i. 1. i. küf kokulu. karanlık. küçük ok. s. f. i. i. beddua etmek.. terz. alaca kır (at). atmak. örülerek onarılmış delik. Danimarka..1. lacivert. Danimarkal ı. f. melun. i. karahindiba. eski han ım. kepek. nem. Taraxacum officinale. 2. 3.´s enthusiasm k. esrarlı. dansç ı. s. cüretkâr. i. 2. 1. dans. yava şlatmak. 2. yiğitlik. sarkıtmak. cehennem cezas ı. nem. dans etme. nemlenmek. z. hatun. i. cici. bela. ho ş. fırlatmak. böceğin iğnesi. tehlikeli. defne. anla şılması zor hale getirmek. lanet. s. harika. 5. kör olası. 2. kaçırmak: dampen s. ileri at ılma. i. dans etmek. mükemmel. söndürmek. boğmak. 1. çok iyi. yaşlı kadın. yiğit. cüret. 4. damasko (kuma ş). oyun. ya ş. sevgili. asıp sallamak. Danca. durdurmak. 2. 2. Biliyorsam kahrolayım. Lanet olsun! s. lanetli. 3. ok gibi f ırlamak. 2. lanet okumak. 1.

dartboard darts dash dash off dash off a letter dash s.o.´s hopes dash to pieces dash water on one´s face dashboard dashing data data bank data base data file data processing date date date date line date palm dated dative datum daub daughter daughter-in-law daunt dauntless davenport dawdle dawn dawn on day day after day day by day day by day day in day out day laborer day of reckoning day school daybreak daydream daylight daytime daze dazed dazzle

i. ok atma oyununda kullan ılan nişan tahtası. i. ok atma oyunu. f. 1. hızla koşmak: She dashed to the child´s rescue. Çocuğun imdadına koştu. 2. hızla ilerlemek, atılmak, fırlamak: I dashed to the window but acele gitmek, f ırlamak. bir mektup karalamak. bir kimsenin ümitlerini k ırmak, birini hayal kırıklığına uğratmak. çarpıp paramparça etmek. yüzüne su çarpmak. i., oto. kontrol paneli, pano. s. 1. atak, atılgan, cesur. 2. gösterişli, şık. i. 1. çoğ. veya tek. bilgi. 2. veriler, data. bilg. veri bankas ı, bilgi bankası. bilg. veri taban ı, bilgi tabanı. bilg. veri dosyas ı. bilg. bilgiişlem. i. hurma, arabistanhurmas ı. i. 1. tarih, zaman. 2. randevu. 3. flört, flört edilen ki şi. f. 1. tarih koymak, tarih atmak. 2. tarihlendirmek. 3. ile ç ıkmak, ile flört etmek. coğr. gündeğişme çizgisi. hurma a ğacı. s. 1. tarihli. 2. modas ı geçmiş, demode. s., dilb. -e halindeki. i. -e halindeki sözcük. çoğ. da.ta (dey´tı, dä´tı) i. veri. f. 1. sürmek, s ıvamak. 2. bulaştırmak. 3. lekelemek, kirletmek. i. 1. harç, çamur. 2. leke. i. k ız evlat, kız. i. gelin. f. yıldırmak, gözünü korkutmak. s. gözü pek, yılmaz, korkusuz. i. kanepe, sedir, divan; çekyat. f. işini ağırdan alarak vakit kaybetmek, ağır davranmak, oyalanmak. i. 1. seher, tan vakti. 2. şafak, tan. f. görünmeye başlamak, aydınlanmak. anlaşılmak, sezilmek. i. 1. gündüz: We´ve been working night and day on this project. Bu proje üzerinde gece gündüz çalışıyoruz. 2. gün: the second day of the month her gün, günlerce. günden güne. günbegün, günden güne. her gün. gündelikçi. hesap günü, k ıyamet günü. gündüzlü okul. i. seher, tan vakti. i. hayal. f. hayal kurmak, dalmak. i. gün ışığı.daylight-saving time yaz saati. i. gündüz. f. sersemletmek, sersem etmek, serseme çevirmek. i. sersem bir hal, sersemlik. s. sersemlemiş, serseme çevrilmiş. f. göz kama ştırmak.

deacon deaconess dead dead ahead dead beat dead center dead end dead heat dead language dead letter dead loss dead set dead set against dead tired deaden deadline deadlock deadly deaf deaf mute deafen deaf-mute deal deal in deal with dealer dealings dealt dean dear Dear me! dearly dearly love to dearth death death rate death sentence death squad death toll death warrant deathbed deathless deathlike deathly deathly cold deathly pale deathly silence

i. diyakoz. i. kilisenin hayır işleriyle görevlendirdiği kadın. s. 1. ölmü ş, ölü. 2. cansız, hareketsiz; sönük. 3. ölü (renk). dosdoğru. çok yorgun, bitkin. tam merkez, tam orta. 1. ç ıkmaz sokak. 2. çıkmaz. spor berabere biten yar ış. ölü dil. 1. geçersiz yasa. 2. sahibine ula ştırılamayan mektup. bir işe yaramayan nesne/kimse. k. dili kararlı. -e tamamen kar şı, -e muhalif. bitkin, yorgun. f. 1. hafifletmek, azaltmak, zayıflatmak; (ses, ağrı v.b.´ni) kesmek. 2. parlaklığını tarihi. i. son teslimgidermek, donuklaştırmak. i. çıkmaz. f. çıkmaza sokmak; çıkmaza girmek. s. 1. öldürücü; ölümcül. 2. ölü gibi. s. 1. sağır. 2. kulak asmayan. sağır ve dilsiz kimse. f. sağır etmek. i. sağır ve dilsiz kimse. i. 1. anla şma, mukavele. 2. iş. 3. miktar. 4. iskambil kâğıtlarını dağıtma. f. (--t) (iskambil kâ ğıtlarını) dağıtmak. ... ticareti yapmak. 1. ile ilgilenmek. 2. -i idare etmek. 3. -in üstesinden gelmek, -in hakk ından bir şeyin)4. -e değinmek, -den bahsetmek. 5. -in müşterisi old i. 1. (belirli gelmek. ticaretini yapan kimse, tüccar, satıcı: a dealer in stamps eski pul sat ıcısı. 2. ilişki. i. 1. iş, alışveriş. 2. iş ilişkisi; iskambil kâğıtlarını dağıtan kimse. f., bak. deal. i. 1. katedralin ba şrahibi. 2. dekan. i. sevgili. s. 1. sevgili, aziz. 2. de ğerli, kıymetli. 3. pahalı. Olur şey değil! z. (bir şeyi) çok arzu etmek. i. yokluk, k ıtlık. i. ölüm. ölüm oran ı. idam hükmü. ölüm mangas ı. ölü sayısı. huk. idam hükmü. i. ölüm dö şeği. s. baki, ölümsüz. s. ölüm gibi. s. ölümsü. çok soğuk: It´s deathly cold outside. Dışarısı çok soğuk. beti benzi atm ış. ölümsü bir sessizlik.

debacle debar debase debatable debate debilitate debility debit debit an account debit and credit debit balance debris debt debt of gratitude debt of honor debtor debug debunk debut Dec dec decade decadence decadent decaffeinate decaffeinated coffee decal decamp decanter decapitate decathlon decay decease deceit deceitful deceitfully deceitfulness deceive deceiver December decency decent decently deception deceptive deceptively deceptiveness

i. çöküş, yenilgi, yıkım. f. (--red, --ring) (from) engellemek; menetmek. f. 1. değerini düşürmek, ayarını bozmak. 2. alçaltmak, şerefini lekelemek. 3. tartışılabilir. s. yozlaştırmak. f. 1. tartışmak. 2. çok düşünmek, düşünüp taşınmak: He debated with himself before şürmek, zayıflatmak, takatiniını vermeden önce çok f. kuvvetten dü reaching the decision. Karar kesmek. i. halsizlik, bitkinlik, güçsüzlük, zayıflık. i. borç. f. 1. borç kaydetmek. 2. birinin borcuna kaydetmek. bir hesab ı borcuna kaydetmek. borç ve kredi. borç bakiyesi. i. yıkıntı, enkaz; döküntü. i. borç. teşekkür borcu, gönül borcu. namus borcu. i. borçlu. f. (--ged, --ging) 1. (bir yerden) gizli dinleme ayg ıtını sökmek. 2. (bir aygıt veya sistemin) kusurlar ını gidermek. 3. bilg. hatasızlaştırmak, ayıklamak. f., k. dili (bir şeyin) yanlış taraflarını açığa vurmak. i. 1. başlangıç. 2. (sahneye) ilk çıkış. 3. bir genç kızın sosyeteye ilk defa takdimi. k ıs. December. k ıs. deceased, decrescendo. i. on yıl. i. çökme, çökü ş, yıkılış. s. çökmü ş. f. kafeinini ç ıkarmak. kafeinsiz kahve. i. çıkartma. f. 1. kamp ı bozup ayrılmak. 2. k. dili sıvışmak, savuşmak, tüymek, kaçmak. i. sürahi. f. başını kesmek, boynunu vurmak. i., spor dekatlon. f. 1. çürümek, bozulmak; çürütmek. 2. azalmak. i. 1. çürüme, bozulma. 2. azalma.ölme, vefat. f. ölmek. i. ölüm, i. 1. aldatma; hile, yalan. 2. hilekârl ık, düzenbazlık, dolandırıcılık. s. 1. hilekâr, hileci. 2. aldat ıcı. s. hilekârlıkla, yalancılıkla. i. hilekârlık, yalancılık. f. aldatmak. i. aldatıcı, hilekâr. i. aralık. i. 1. terbiye, edep, nezaket. 2. ılımlılık. 3. iffet, namus. s. terbiyeli, nazik; temiz, iyi. z. 1. terbiye ölçüsünde. 2. yeterince. i. 1. aldatma; aldanma. 2. yalanc ılık. 3. hile, düzen, dolap. s. aldatan, aldatıcı. z. aldatarak, aldat ıcı bir biçimde. i. aldatıcılık, düzenbazlık, hilekârlık.

decide decide against s.t. decide for s.t./decide in favor of s.t. decide to take the plunge decided decidedly deciduous decigram decigramme deciliter decilitre decimal decimal fraction decimal fraction decimal point decimal scale decimal system decimate decimation decimeter decimetre decipher decision decisive decisively decisiveness deck deck deck chair deck of cards deck out declaim declaration declaration of residence declare declare bankruptcy declare war on declension decline declivity declutch decode decompose decomposition decorate decoration decorative

f. karar vermek, kararla ştırmak, hüküm vermek. bir şeyin aleyhinde karar vermek. bir şeyin lehinde karar vermek. (bir şeyi) yapmaya karar vermek. s. 1. kesin. 2. kararl ı, azimli. 3. kararlı, ölçülü. z. kesinlikle, katiyetle. s. k ışın yapraklarını döken (bitki). i. desigram. i., İng., bak. decigram. i. desilitre. i., İng., bak. deciliter. s., mat. ondalık. i. 1. ondalık sayı. 2. ondalık kesir. ondalık kesir. mat. ondalık kesir. ondalık virgülü: 1.07 (Türk sistemine göre 1,07). ondalık hesap cetveli. ondalık sistem. f. büyük bir k ısmını yok etmek. i. büyük bir k ısmını yok etme; büyük bir kısmı yok olma. i. desimetre. i., İng., bak. decimeter. f. (şifreyi) çözmek. i. karar; hüküm. s. 1. kesin, kati. 2. kesin sonuca ula ştıran: the decisive victory in that war o savaşı kesin sonuca ulaştıran zafer. 3. kararlı. z. 1. kesin olarak. 2. kararl ı bir biçimde. i. 1. kesinlik. 2. kararl ılık. i., den. güverte. f. donatmak, süslemek. şezlong. isk. deste. donatmak, süslemek. f. 1. hararetle söylemek/konu şmak. 2. (hitabet kurallarına göre) söylemek; resmi bir 2. demeç. 3. bildiri, deklarasyon. i. 1. ilan. şekilde söylemek. ikamet beyannamesi. f. 1. ilan etmek. 2. bildirmek, deklare etmek. iflas ilan etmek. -e savaş açmak/ilan etmek. i. 1. dilb. ad çekimi. 2. çökü ş, çökme. f. 1. aşağıya meyletmek. 2. azalmak, düşmek. 3. çökmek. 4. reddetmek, geri çevirmek. i. iniş, meyil. 5. dilb. çekmek. i. 1. meyil, ini ş. 2. azalma, düşüş; gerileme, f. debriyaj yapmak. f. (şifreyi) çözmek. f. 1. ayrıştırmak. 2. çürütmek; çürümek. i. 1. ayrışma. 2. bozulma. f. 1. süslemek, dekore etmek. 2. ni şan vermek. i. 1. süsleme, dekorasyon. 2. süs. 3. ni şan, madalya. s. süsleyici, süslü.

decorator decorous decorously decorum decoy decrease decree decrepit dedicate dedicated dedication deduce deduct deduction deductive reasoning deed deem de-emphasise de-emphasize deep deep in debt deep in thought deep sea deep trouble deepen deepfreeze deep-fry deep-rooted deep-seated deer def deface defamation defame default defeat defecate defect defective defector defence defend defendant defender defense defenseless defensive

i. dekoratör. s. görgü kurallar ına uygun. z. görgü kurallar ına uygun bir biçimde. i. adaba uygun olma, terbiyeli olma. i. tuzak yemi. f. 1. away from -den hile ile uzakla ştırmak; into -e hile ile çekmek. 2. dü şmek, küçülmek; azaltmak, düşürmek. i. azalma, düşüş. f. azalmak, tuza ğa düşürmek. i. 1. resmi emir. 2. karar. 3. kararname. f. 1. emretmek, buyurmak. 2. karar vermek. s. eskimiş, yıpranmış. f. 1. adamak, vakfetmek. 2. to -in ad ına sunmak, -e ithaf etmek. s. 1. ithaf olunmu ş. 2. adanmış. 3. kendini işine adamış. i. adama, ithaf. f. sonuç ç ıkarmak. f. çıkarmak, hesaptan düşmek. i. 1. sonuç ç ıkarma. 2. man. tümdengelim. 3. sonuç. 4. hesaptan düşme. 5. kesinti: tümdengelimli usavurma. i. 1. eylem, iş, fiil. 2. huk. senet, tapu senedi. f. to -e senetle devretmek. f. saymak, addetmek. f., İng., bak. de-emphasize. f. önemini azaltmak. s. 1. derin. 2. anla şılmaz. 3. şiddetli, ağır. 4. koyu (renk). 5. kalın, boğuk, pes (ses). z.ış. 1. derinlerine kadar; derinliklerine kadar: It sank deep borca batm into derin dü şünceye dalmış. derin deniz. vahim bir durum. f. 1. derinle şmek; derinleştirmek. 2. artırmak. 3. (rengi) koyulaştırmak. i. 1. dipfriz. 2. dondurup saklama. f. (deep.froze, deep.fro.zen) dondurup saklamak. f. bol yağda kızartmak. s. 1. kökleri derinlere inen (a ğaç/çalı). 2. köklü, kökleşmiş (âdet/inanç). s. 1. derin, derinden gelen; derinde olan. 2. köklü, kökle şmiş. i. (çoğ. deer) geyik; karaca. k ıs. defective, defendant, defense, deferred, defined, definite, definition. f. (bir şeyin yüzeyine) zarar vermek. i. karalama, kara çalma, lekeleme. f. karalamak, kara çalmak, lekelemek. i. 1. (bir yükümlülü ğü) yerine getirmeme. 2. bilg. varsayım. f. (bir yükümlülü ğü) yerine u ğratmak. i. bozgun, yenilgi. on their loan. Borçlarını f. yenmek, bozguna getirmemek: They defaulted f. büyük aptesini yapmak, d ışkılamak. i. kusur, noksan, eksiklik. s. 1. kusurlu, sakat, eksik, noksan. 2. dilb. baz ı çekim şekilleri olmayan. i. karşı tarafa kaçan kimse. i., İng., bak. defense. f. 1. savunmak. 2. from -den korumak. i., huk. davalı. i. savunucu, savunan; koruyucu. i. 1. savunma, korunma. 2. spor savunma, defans. s. savunmas ız, korunmasız. s. 1. savunmayla ilgili. 2. (hedef al ındığını zannederek) savunmaya geçen. 3. koruyucu. 4. spor defansif.

defensive alliance defer deference deferential deferment deferred defiance defiant deficiency deficient deficit defile define definite definite article definitely definition definitive deflate deflation deflect

savunma anla şması. f. (--red, --ring) 1. sonraya b ırakmak, ertelemek. 2. to -e boyun eğmek. i. riayet, (sayg ıdan kaynaklanan) itaat. s. riayetkâr; sayg ı ve itaat gösteren. i. erteleme. s. ertelenmiş. i. 1. meydan okuma. 2. kar şı koyma. s. 1. meydan okuyan. 2. kar şı koyan. i. eksiklik, noksanlık; yetersizlik. s. eksik, noksan; yetersiz. i. (bütçe, hesap v.b.´nde) aç ık; zarar. f. kirletmek, pisletmek, lekelemek, bozmak. f. 1. tanımlamak, tarif etmek. 2. belirlemek, sınırlamak, tayin etmek. s. 1. kesin. 2. belirli, belli. dilb. belirli tan ımlık: the. z. kesinlikle. i. 1. tanım, tarif. 2. tanımlama. s. kesin, son, tam. f. 1. havas ını/gazını boşaltmak, söndürmek; sönmek. 2. gururunu kırmak. 3.1. havas ını/gazını azaltmak. söndürme; sönme. 2. gururunu kırma. 3. i. ekon. para arzını boşaltma,

ekon. deflasyon. f. yönünü de ğiştirmek; başka yöne çevirmek; yönü değişmek. deflect s.o. from his/her purpose birini amac ından çevirmek. yönünü de ğiştirip -e çevirmek. deflect s.t. into f. biçimini bozmak, biçimsizle ştirmek. deform i. 1. biçimsizlik. 2. t ıb. biçim bozukluğu, bozunum. deformity defraud defray defrost deft defunct defy degenerate degenerate degradation degrade degrading degree dehumidifier dehumidify dehydrate dehydrated deify deign deity dejected dejection delay f. doland ırmak, elinden almak. f. ödemek; (giderleri) kar şılamak. f. buzlarını çözmek/eritmek; buzları çözülmek/erimek. s. becerikli, usta, marifetli. s. 1. ölü. 2. feshedilmi ş. f. meydan okumak, kar şı gelmek, karşı koymak. s. yoz, yozla şmış, soysuz, dejenere. f. yozlaşmak, soysuzlaşmak, bozulmak, dejenere olmak. i. 1. aşağılık bir durum; itibarsızlık. 2. aşağılaşma. 3. rütbeyi indirme. f. 1. alçak bir duruma dü şürmek. 2. rütbesini indirmek. s. alçaltıcı, onur kırıcı. i. 1. fiz., geom. derece. 2. derece, basamak, a şama, rütbe, mertebe. 3. diploma. i. nem gideren alet. f. nemini gidermek. f. 1. suyunu almak, kurutmak. 2. su kaybetmek. s. susuz, kurumu ş. f. tanrılaştırmak. f. tenezzül etmek. i. 1. tanrı, ilah. 2. tanrısal varlık. s. keyifsiz, morali bozuk; hüzünlü. i. keyifsizlik, moral bozuklu ğu; hüzün. f. 1. ertelemek, sonraya b ırakmak. 2. geciktirmek. 3. oyalanmak. i. gecikme, geç kalma.

delegate delegation delete deletion deliberate deliberate deliberately deliberation delicacy delicate delicately delicatessen delicious delight delightful delimit delineate delinquency delinquent delirious delirium deliver deliver the goods deliverance deliverer delivery delivery note delivery order delivery receipt delivery time deliveryman dell delta delude deluge delusion delusive deluxe delve demagogue demagogy demand demand deposit demean demeanor demeanour demented

i. (del´ıgît, del´ıgeyt) delege, temsilci; elçi; vekil. f. (del´ıgeyt) 1. havale etmek, devretmek. yetki verme. i. 1. delegasyon. 2. 2. görevlendirmek. f. silmek, ç ıkarmak. i. 1. silme, ç ıkarma. 2. yazıdan çıkarılan parça. s. 1. kas ıtlı, maksatlı, önceden tasarlanmış. 2. temkinli, ölçülü, dikkatli. f. 1. düşünüp taşınmak, ölçünmek, tartmak. 2. görüşmek, müzakere etmek. z. kasten, mahsus, bile bile. i. 1. üzerinde dü şünme, düşünüp taşınma. 2. görüşme, müzakere. i. 1. incelik, kibarlık. 2. lezzetli şey. s. 1. kolaylıkla kırılabilen, kırılgan, nazik. 2. hassas (alet). 3. hassas (konu); nazik (durum). 4. ince (yapbüyük bir5. hafif (koku/tat). 6. hafif, z. 1. incelikle. 2. dikkatle, ihtiyatla, ı), narin. özenle. i. şarküteri, mezeci. s. lezzetli, leziz, nefis. f. 1. sevindirmek; sevinmek. 2. in -den zevk almak. i. 1. sevinç, zevk, keyif,ş, güzel; sevinç veren şey. s. ho haz. 2. zevkli. f. sınırlandırmak, tahdit etmek. f. 1. şeklini çizmek. 2. betimlemek. i. 1. (çocuklarda) suç i şleme. 2. borçların ödenmemesi. s. 1. suçlu, suç işleyen (çocuk). 2. ödenmemiş (hesap, vergi, borç v.b.). 3. borçlarını ödememiş. i. çocuk suçlu. s. 1. sayıklayan. 2. çılgına dönmüş. i. 1. sayıklama. 2. çılgınlık. f. 1. teslim etmek, b ırakmak, vermek: They will deliver the furniture tomorrow morning. Mobilyayı yarın sabah teslim edecekler. 2. (gazete, k. dili istenilen şeyi yapmak. i. 1. kurtarma; kurtulu ş. 2. hüküm. i. 1. kurtar ıcı. 2. teslim eden kimse. 3. dağıtıcı. i. 1. teslim; da ğıtım. 2. doğurma; doğum. 3. konuşma tarzı. 4. beysbol topateslim beyan ı. tic. vuru ş, servis. tic. teslim emri. tic. teslim makbuzu. tic. siparişlerin teslim süresi. çoğ. de.liv.er.y.men (dîlîv´ırimen) i. satılan malı eve teslim eden kimse. i. küçük vadi, korulu vadi. i. delta, çatala ğız. f. aldatmak, yan ıltmak. i. 1. sel, tufan. 2. şiddetli yağmur. i. 1. aldanma, yan ılma. 2. ruhb. sabuklama. s. aldatıcı, yanıltıcı. s. lüks, ihtişamlı. f. into -i ara ştırmak. i. demagog, halkavc ısı. i. demagoji, halkavc ılığı. i. 1. istem, istek; talep. 2. tic., ekon. talep, ra ğbet. 3. huk. talep, hak iddia etme. f. 1. talep etmek, istemek. 2. gerektirmek. 3. huk. mahkemeye vadesiz mevduat. f. alçaltmak, küçültmek. i. davran ış, tavır. i., İng., bak. demeanor. s. deli, kaç ık, çılgın.

demerit demidemijohn demilitarise demilitarize demilitarized zone demise demobilisation demobilise demobilization demobilize democracy democrat democratic democratically demolish demolition demon demonstrate demonstration demonstrative demonstrative adjective demonstrative pronoun demonstrative pronoun demonstrator demoralise demoralize demote demotion demur demure den denatured alcohol denial denigrate denim denims Denmark denomination denominator denote denounce dense density dent dental dental floss

i. (okulda) ihtar, tembih. önek yarım, yarı. i. damacana. f., İng., bak. demilitarize. f. askerden ar ındırmak. askerden ar ındırılmış bölge. i. ölüm, vefat. i., İng., bak. demobilization. f., İng., bak. demobilize. i. seferberliğin bitmesi; terhis. f. terhis etmek. i. demokrasi, elerki. i. demokrat. s. demokratik, halkç ı. z. demokratik olarak. f. yıkmak. i. yıkma; yıkılma. i. 1. cin, kötü ruh, şeytan, iblis. 2. kötü kimse, iblis. 3. enerjik kimse. f. 1. kanıtlamak, ispat etmek: He has demonstrated his loyalty to the firm. Şirkete olan bağlılığını2. gösteri. 3. tanıtım gösterisi. i. 1. kanıtlama, ispat. kanıtladı. 2. göstererek tanıtmak: demonstrate a s. 1. kan ıtlayan, gösteren. 2. duygularını açığa vuran. dilb. işaret sıfatı. dilb. işaret zamiri. işaret zamiri. i. 1. göstererek tan ıtan kimse. 2. uygulama öğretmeni. 3. gösterici. f., İng., bak. demoralize. f. cesaretini k ırmak, moralini bozmak, yıldırmak. f. aşağı dereceye indirmek, rütbesini indirmek. i. indirme. f. (--red, --ring) kabul etmemek, itiraz etmek. i. s. 1. çekingen. 2. a ğırbaşlı, ciddi. i. 1. in, ma ğara. 2. k. dili tekke, yatak. 3. k. dili dinlenme odası, sığınak. mavi ispirto, kar ışık ispirto. i. 1. inkâr, yads ıma. 2. yalanlama. 3. ret. f. iftira etmek, leke sürmek, karalamak, kara çalmak, çamur atmak. i. kot (kuma ş). i., çoğ. kot pantolon, cin; blucin. i. Danimarka. i. 1. ad, isim. 2. mezhep. 3. adland ırma. 4. değer/ölçü birimi. i. payda. f. göstermek, belirtmek. f. 1. (insan, fikir, davran ış v.b.´nin) kötü/zararlı taraflarını açığa vurmak. 2. ihbar etmek. 3. (anla şmanın) kaldırılacağını anlaşılması s. 1. yoğun, kesif. 2. sık (orman, saç v.b.). 3.duyurmak. güç, ağır (yazı). 4.1. yoğunluk, kesafet. 2.5. foto. koyu (negatif). sıklık. 3. (yazıda) ağırlık. i. kalın kafalı, mankafa. (orman, saç v.b. için) 4.ufak çukur; çentik, çöküntü, girinti. f. çentmek; çökertmek. i. foto. koyuluk. s. 1. dişlerle ilgili. 2. dişçilikle ilgili. 3. dilb. dişsel. i. dişsel ünsüz. diş ipliği.

dental surgery dentist dentistry dentures denude denunciation deny deodorant deodorise deodorize depart department department store departure departure gate departure lounge departure terminal depend depend from Depend upon it. dependable dependence dependency depict depilate depilation depilatory deplete deplorable deplorably deplore deploy deployment deport deport o.s. deportation deportment depose deposit deposit account deposition depositor depository depot deprave depraved depravity

diş cerrahisi. i. diş hekimi, diş tabibi, dişçi. i. diş hekimliği, dişçilik. i. takma diş. f. soymak; ç ıplaklaştırmak, çıplak bırakmak. i. 1. (insan, fikir, davran ış v.b.´nin) kötü/zararlı taraflarını açığa vurma. 2. ihbar. 3. (anla şmanın) ımak. 2. yalanlamak. 3. reddetmek. 4. -den yoksun f. 1. inkâr etmek, yads kaldırılacağını duyurma. bırakmak, esirgemek, vermemek. s., i. deodoran, koku giderici. f., İng., bak. deodorize. f. kokusunu gidermek. f. 1. ayrılmak, gitmek. 2. hareket etmek, kalkmak: At what time does the bus departman, bölüm, k ısım, şube,ıyor? 3.kol. 2. bakanlık, vekâlet. i. 1. depart? Otobüs saat kaçta kalk daire, ölmek, vefat etmek. 4. from büyük ma ğaza, bonmarşe. i. 1. gidiş, ayrılış, terk. 2. hareket etme, kalkış. 3. değişiklik, yenilik. 4. sapma, ayr ılma. 5. vazgeçme. çıkış kapısı. çıkış salonu. çıkış terminali. f. on/upon 1. -e güvenmek. 2. -e ba ğlı olmak: The number of people who will come depends on how many tickets we can sell. Geleceklerin say ısı -den sarkmak. Emin olunuz. s. güvenilir. i. 1. güven, güvenme. 2. ba ğlılık. 3. bağımlılık. i. 1. bağımlılık. 2. sömürge. 3. ek bina. f. 1. resmetmek, resmini çizmek. 2. betimlemek, anlatmak. f. tüyleri gidermek/dökmek. i. depilasyon, depilaj, tüyleri giderme/dökme; epilasyon. i. depilatuar, depilatif, tüy dökücü krem. s. depilatif, tüy giderici/dökücü. f. tüketmek, bitirmek. s. acınacak durumda, içler acısı. z. acınacak biçimde. f. 1. -e çok üzülmek, -den ac ı duymak. 2. -e yerinmek, -e yazıklanmak. f. 1. plana göre yerle ştirmek. 2. ask. yayılmak. i. 1. plana göre yerle ştirme. 2. ask. yayılma f. sınırdışı etmek. davranmak, hareket etmek. i. sınırdışı etme. i. davran ış, tavır. f. 1. tahttan indirmek. 2. görevden almak, azletmek. 3. yeminli ifade vermek. i. 1. emanet. 2. depozit, depozito; kaparo, pey akçesi: The salesman asked for hesab ı.million lira deposit. Sat ıcı otuz milyon lira depozit istedi. mevduat a thirty i. 1. tahttan indirme. 2. görevden alma. 3. yeminle yaz ılı ifade. 4. depozit olarak verme. 5.ıran kimse. i. mudi, para yat (tortu) b ırakma. i. depo, ardiye. i. 1. depo, ardiye. 2. istasyon; durak. 3. ask. depo. f. baştan çıkarmak, ahlakını bozmak. s. ahlak ı bozuk, baştan çıkmış. i. 1. ahlak bozuklu ğu. 2. doğru yoldan ayrılma.

deprecate depreciate depreciation depress depressed depression deprive dept depth depth of winter deputation deputise deputize deputy derail derailment derange deranged derangement derelict deride derision derisive derisory derivation derivative derive dermatitis dermatologist dermatology derogatory dervish descend descendant descendent descent describe description descriptive desecrate desecration desegregate desegregation desensitise desensitize desert desert

f. onaylamamak, protesto etmek. f. 1. fiyatını kırmak, değerini düşürmek. 2. ucuzlatmak; amortize etmek. i. 1. değerini düşürme; değeri düşme. 2. aşınma payı, amortisman. f. 1. -i bastırmak, -e basmak. 2. üzmek, canını sıkmak, moralini bozmak. 3. kuvvetten dü şürmek, zayıflatmak. düşürülmüş. 3. durgun s. 1. morali bozuk, keyifsiz. 2. de ğeri 4. değerini/miktarını azaltmak. (piyasa/ekonomi). ğu, keyifsizlik. 2. piyasada durgunluk, ekonomik kriz. 3. i. 1. moral bozuklu ruhb. depresyon, b ırakmak, -den mahrum etmek, -den etmek: This work f. of -den yoksun çöküntü. 4. alçak bas ınç alanı. will department. k ıs. deprive us of our health. Bu i ş bizi sağlığımızdan edecek. i. 1. derinlik. 2. derin yer. k ış ortası, karakış. i. 1. temsilciler heyeti, delegasyon. 2. temsilci atama. f., İng., bak. deputize. f. 1. vekil olarak atamak. 2. for (bir kimsenin) yerini doldurmak. i. 1. vekil; yard ımcı, muavin. 2. polis. 3. milletvekili. f. (treni) raydan ç ıkarmak; (tren) raydan çıkmak. i. (treni) raydan ç ıkarma; (tren) raydan çıkma. f. 1. düzenini bozmak, altüst etmek, kar ıştırmak. 2. delirtmek. s. deli. i. 1. düzensizlik, kar ışıklık. 2. delilik. s. 1. terkedilmiş, sahipsiz. 2. kayıtsız, ilgisiz, ihmalkâr. f. alay etmek, alaya almak. i. alay, istihza. s. alaylı, alaycı. s. 1. alaylı, alaycı. 2. gülünç, kepaze, devede kulak gibi. i. 1. türetme. 2. köken, kaynak. i. türev. f. from 1. -den sa ğlamak, -den elde etmek, -den almak: He derives his income from his investments. Gelirini yat ırımlarından sağlıyor. He derives i., tıb. deri yangısı. i. dermatolog, deri hastal ıkları uzmanı, cildiyeci. i. dermatoloji, cildiye. s. küçültücü, küçük dü şürücü, aşağılayıcı. i. derviş. f. 1. inmek; (ku ş, uçak v.b.) alçalmak; (karanlık, sis v.b.) çökmek. 2. from intorun; of (birinin) soyundan gelen kimse. ırmak; -e sökün etmek, i. soyundan gelmek. 3. on/upon inip -e sald i., bak. descendant. i. 1. iniş; alçalma; çökme. 2. on/upon inip -e saldırma; -e sökün etme; bask ın. 3. soy. f. 1. tanımlamak, betimlemek, tarif etmek. 2. anlatmak. i. 1. tanımlama, betimleme, tarif. 2. cins, çeşit, tür. 3. eşkâl: The police were unable tobetimsel. description of the thief. Polis h ırsızın eşkâlini s. tanımlayıcı, obtain a f. (kutsal bir şeye) saygısızlık etmek. i. (kutsal bir şeye karşı) saygısızlık. f. ırk ayrımını kaldırmak. i. ırk ayrımının kaldırılması. f., İng., bak. desensitize. f. uyuşturmak. i. hak edilen şey, layık olunan şey. He got his deserts. Hak ettiğini buldu. i. çöl, sahra. s. 1. çorak, çöllük. 2. bo ş, ıssız.

desert deserter desertion deserve deservedly deserving deserving of praise design designate designation designer desirable desire desirous desist desk desktop desktop computer desktop publishing desolate desolate desolation despair despairingly desperate desperately desperation despicable despicably despise despite despondent despot despotic despotical despotism dessert dessert spoon destination destined destiny destitute destitution destroy destroyer destruction destructive

f. 1. terketmek, b ırakmak. 2. ask. askerlikten kaçmak. 3. kaçmak, firar etmek. i. asker kaça ğı. i. 1. terketme, terk. 2. askerlikten kaçma, firar. f. hak etmek, layık olmak. z. haklı olarak; hak ettiği gibi. s. of -i hak eden, -e layık. övülmeye layık. i. 1. tasar ım, dizayn, tasar çizim. 2. tasarlama. 3. plan, proje. 4. desen. 5. amaç, maksat, hedef. etmek, belirtmek. 2. adlandırmak, isimlendirmek. 3. f. 1. göstermek, işaret 6. entrika, komplo. f. 1. tasar ımını yapmak: Selda (to/for) -e atamak,atanma, tayin edilme. 2. ad, isim, unvan, s ıfat. -e tahsis i. 1. atama, tayin; -e tayin etmek. 4. for için ay ırmak, -e ayırmak, i. 1. tasar ımcı. 2. desinatör. 3. modelist, stilist. s. arzu edilen, istek uyand ıran, çekici, cazip. i. 1. arzu, istek. 2. rica, dilek. 3. şehvet. f. 1. arzu etmek, arzulamak, istemek. 2. rica etmek. s. istekli, arzu eden. f. from -den vazgeçmek, -i b ırakmak. i. 1. yazı masası. 2. sıra. 3. kürsü. 4. daire, şube, masa. From her desk the teacher could see the desks of all her students. Ö ğretmen i. masaüstü. masaüstü bilgisayar. masaüstü yayımcılık. s. 1. terkedilmiş, metruk; ıssız, tenha, boş. 2. harap, perişan. 3. kimsesiz, yalnız. f. harap etmek, perişan etmek. i. 1. haraplık, perişanlık. 2. kimsesizlik, yalnızlık. 3. keder. i. umutsuzluk, ümitsizlik. f. of -den umutsuz olmak, -den ümitsiz olmak. z. umutsuzca, ümitsizce. s. 1. umutsuz, ümitsiz. 2. her şeyi göze alabilen; gözü dönmüş. z. umutsuzca, ümitsizce. i. umutsuzluk, ümitsizlik. s. alçak, a şağılık, rezil. z. alçakça. f. küçümsemek, hor görmek, adam yerine koymamak. i. nefret, kin, garaz. edat -e kar şın, -e rağmen: He was generous despite his poverty. ümitsiz, ğuna karşın eli açıktı. s. umutsuz, Yoksullumeyus. i. despot, tiran. s. despotik, despotça. s., bak. despotic. i. despotluk, despotizm. i. (yemeğin sonunda yenen) tatlı, yemiş, soğukluk. tatlı kaşığı. i. 1. gidilecek yer. 2. var ış yeri. 3. hedef. s. i. talih, k ısmet, kader, alınyazısı, yazgı. s. 1. yoksul, muhtaç, fakir. 2. of -den yoksun. i. yoksulluk, fakirlik. f. yıkmak, harap etmek, yok etmek, ortadan kaldırmak; öldürmek. i. 1. yok edici şey/kimse. 2. destroyer, muhrip. i. 1. yıkma, yok etme; yıkılma, yok olma. 2. yıkım. s. yıkıcı, zararlı.

desultory detach detachable detached detachment detail detailed detain detect detection detective detective story detector detention deter detergent deteriorate deterioration determinant determination determinative determine determined deterrence deterrent detest detestable dethrone detonate detour detract detriment detrimental deuce devaluation devalue devastate devastation develop developing developing country development developments deviate deviation device devil

s. 1. gelişigüzel, rasgele. 2. rabıtasız, bağlantısız. 3. amaçsız, gayesiz. f. ayırmak, çıkarmak, sökmek. s. ayrılabilir, çıkarılabilir, yerinden sökülebilir. s. 1. tarafs ız, yansız, objektif. 2. müstakil (ev). i. 1. ayırma, çıkarma, sökme. 2. ask. müfreze, müfrez birlik. 3. tarafsızlık, yansayrıntı, detay. 2. ayrıntılar, detaylar, tafsilat, teferruat. 3. ask. özel bir i. 1. ızlık, objektiflik. iş içinıntılı, detaylı. müfreze. s. ayr seçilmiş grup, f. 1. alıkoymak. 2. geciktirmek. 3. gözaltına almak. f. 1. sezmek, farketmek. 2. bulmak, ke şfetmek. i. bulma, ke şif. i. dedektif, hafiye. polisiye roman. i. dedektör, detektör, bulucu: mine detector may ın dedektörü/detektörü. i. 1. alıkoyma. 2. gecikme. 3. gözaltına alma. f. (--red, --ring) from -den vazgeçirmek, -den cayd ırmak. i. deterjan. f. kötüle şmek, kötüye gitmek, fenalaşmak, bozulmak. i. kötüleşme, kötüye gitme, fenalaşma, bozulma. s. belirleyici, tayin eden. i. belirleyici etken. i. 1. azim, kararlılık. 2. belirleme, tayin; tespit, saptama. s. belirleyici, tayin eden. i. belirleyici şey. f. 1. belirlemek, tayin etmek; tespit etmek, saptamak: We have not yet determined the ı. s. azimli, kararl price of that book. O kitab ın fiyatını henüz saptamadık. i. 1. cayd ırma. 2. caydırıcılık. s. caydırıcı. i. caydırıcı şey. f. nefret etmek, iğrenmek, tiksinmek. s. nefret uyand ıran, iğrenç, tiksindirici. f. tahttan indirmek. f. patlamak, infilak etmek; patlatmak, infilak ettirmek. i. varyant (yol). f. varyanttan gitmek. f. from -i azaltmak, -e gölge dü şürmek. i. zarar, ziyan. s. zarar veren, zararlı, muzır. i. 1. isk. ikili. 2. (zarda) dü. 3. tenis beraberlik, berabere kalma. i., ekon. devalüasyon, de ğer düşürümü. f., ekon. devalüe etmek, de ğerini düşürmek. f. 1. harap etmek, mahvetmek, viraneye çevirmek. 2. peri şan etmek. i. 1. harap etme, mahvetme; harap olma, mahvolma. 2. peri şan olma. 3. yıkım, zarar. f. 1. geliştirmek; gelişmek: He is working hard to develop his Italian.

İtalyancasını geliştirmek için çok çalışıyor. develop an idea bir fikri s. gelişmekte olan. gelişmekte olan ülke.
i. 1. geliştirme; gelişme, gelişim. 2. genişletme; genişleme. 3. (âdet) edinme. i. olaylar.4. (f ırtına, basınç alanı v.b.) oluşma, oluşum. 5. kalkınma, f. sapmak, ayr ılmak. i. sapma, ayr ılma. i. 1. alet; ayg ıt. 2. plan, yol, yöntem. 3. hile, oyun. 4. arma, ongun. i. şeytan, iblis.

devil´s advocate devilish devil-may-care devilment devious devise devoid devolve devote devoted devotee devotion devotional devotions devour devout dew dewdrop dewy dexterity dexterous dextrous diabetes diabetic diabolic diabolical diagnose diagnosis diagonal diagram dial dial direct to dial tone dialect dialectics dialing tone dialog dialogue dialysis diameter diametrically diametrically opposite diamond diamond cutter diamond jubilee diaper diaphragm

tartışma olsun diye zayıf tarafı savunan kimse. s. şeytanca, şeytan gibi. s. kimseye ald ırmayan, pervasız. i. muzırlık, yaramazlık. s. 1. dola şık, dolambaçlı. 2. sinsi, hilekâr. 3. hileli. f. tasarlamak, planlamak, düzenlemek, tertiplemek. s. of -den yoksun, -den mahrum. f. on -e geçmek, -e kalmak, -e devrolmak. f. to -e adamak, -e vakfetmek; -e ay ırmak, -e hasretmek: He has devoted himself -e sad ık, -e poor. Kendini yoksullar ın seven. s. (to) 1.to serving theiçten bağlı. 2. -e düşkün; -i hizmetine adadı. He i. 1. düşkün, meraklı, tutkun. 2. dinine çok bağlı olan kimse, zahit. i. 1. sadakat, içten ba ğlılık. 2. adama, vakfetme; hasretme. s. ibadete özgü, ibadetle ilgili. i. k ısa bir ibadet. i. ibadet. f. 1. (yeme ği) silip süpürmek, bir çırpıda yiyip bitirmek; (avı) parçalayıp yutmak. 2. bir solukta okumak. 3. (bir samimi, içten, yürekten. s. 1. dindar, dini bütün, mütedeyyin. 2.duygu) (birini) yiyip bitirmek. 4. i. çiy, şebnem. i. çiy damlas ı. s. üzerine çiy dü şmüş, çiyle kaplı. i. el çabuklu ğu, beceri, ustalık. s. eli çabuk, eli uz, usta. s., bak. dexterous. i., tıb. şeker hastalığı, diyabet. s., tıb. diyabetik. i., tıb. şeker hastası. s. şeytani, şeytanca. s., bak. diabolic. f. teşhis etmek, tanılamak. i. teşhis, tanı. s. köşegenel. i. köşegen, diyagonal. i. 1. diyagram, grafik. 2. plan, şema. f. diyagram ile göstermek; diyagram ını çizmek. mine, kadran. f. (--ed/--led, --ing/--ling) (telefon i. 1. kadran. 2. (saatte) numarasaramak. -i direkt ını) çevirmek. (telefonda) çevir sesi. i. diyalekt, lehçe, a ğız. i. eytişim, diyalektik. İng. (telefonda) çevir sesi. i. diyalog. i., İng., bak. dialog. çoğ. di.al.y.ses (dayäl´ısiz) i., tıb. diyaliz. i. çap, kutur. z. 1. çap boyunca. 2. tamamen. taban tabana zıt. i. 1. elmas. 2. baklava biçimi. 3. isk. karo. 4. beysbol iç alan; oyun alan ı. elmastıraş. altm ışıncı veya yetmiş beşinci yıldönümü. i. çocuk bezi. f. çocuk bezini sarmak/de ğiştirmek. i. 1. anat. diyafram kas ı, diyafram. 2. zar, böleç. 3. diyafram.

diarrhea diary dice dicebox dicker dictate dictation dictator dictatorial dictatorship diction dictionary dictum did Did she hurt herself? Did you ever? Did your ears burn? didactic didn`t die die die away die down die of boredom die off die out diehard diet dietician dietitian differ difference difference of opinion different differential differentiate differently difficult difficulty diffidence diffident diffraction diffuse diffuse diffusion dig dig down

i. ishal, sürgün. i. 1. günce, günlük. 2. hat ıra defteri. i., çoğ. oyun zarları. f. 1. küp şeklinde doğramak. 2. zar atmak. i. zar atma kab ı. f. (with) (ile) pazarlık etmek. f. 1. dikte etmek, yazd ırmak. 2. emretmek. 3. zorla kabul ettirmek. 4. gerektirmek. emir. i. 1. dikte. 2. 5. belirlemek. i. diktatör. s. diktatörce, amirane. i. diktatörlük. i. 1. diksiyon, söyleyim. 2. sözcük seçimi, sözcükleri kullanma şekli. i. sözlük, lügat. çoğ. dic.ta (dîk´tı)/--s (dîk´tımz) i. 1. otoriter hüküm/söz. 2. özdeyiş, atasözü. 3. huk. mütalaa. f., bak. do. Bir yerini mi incitti? k. dili Allah Allah! Kulaklarınız çınladı mı? s. didaktik. k ıs. did not. f. (--d, dy.ing) 1. ölmek, vefat etmek. 2. (makine) birdenbire durmak, stop etmek. 3. matris. 2. (çoğ. dice) atmak, çok i. 1. kalıp, (ate ş) sönmek. 4. canoyun zarı. istemek: Altan is dying to (gürültü) yava ş yavaş kesilmek, (ses) azalmak. (rüzgâr/f ırtına/yağmur) hafiflemek; (ateş/yangın) sönmeye yüz tutmak; (alev) azalmak. sıkıntıdan patlamak. birer birer ölmek. yok olmak, ortadan kalkmak. i. inatla tutuculu ğunu sürdüren kimse. i. 1. diyet, rejim, perhiz. 2. beslenme biçimi. 3. yiyecek. f. perhiz yapmak, rejim yapmak. i., bak. dietitian. i. diyet uzman ı, diyetisyen. f. 1. from -den ba şka olmak, -e benzememek, -den farklı olmak, -den ayrılmak. 2. with ile aynı fikirde i. 1. ayrılık, fark. 2. anlaşmazlık.olmamak. fikir ayrılığı. s. 1. (from) farklı, başka, ayrı. 2. çeşitli, değişik. i. diferansiyel. f. 1. ayırmak, ayırt etmek. 2. farklılaşmak, farklı olmak. z. başka şekilde, başka türlü. s. 1. güç, zor. 2. geçimsiz. i. 1. güçlük, zorluk. 2. s ıkıntı, problem. make difficulties zorluk çıkarmak. i. çekinme, utangaçlık, çekingenlik. s. çekingen, utangaç, s ıkılgan. i., fiz. k ırınım, difraksiyon. s. 1. fiz. da ğınık, yayınık, difüzyona uğramış. 2. zaman zaman konu dışına çıkarak meseleyi uzun uzadıya anlatan. f. yaymak, da ğıtmak; yayılmak, dağılmak. i., fiz. yayınma, yayınım, difüzyon. f. (dug, --ging) 1. kazmak, bellemek. 2. kaz ı yapmak. 3. dürtmek. 4. argo beğenmek,cebine atmak, sökülmek, kendi paras1. (arkeolojik) kazı. 2. k. dili elini hoşlanmak. 5. argo -den anlamak. i. ını ödemek.

dig in dig one´s heels in dig out dig up digest digest digestion digestive digestive troubles digit digital digital computer digital computer dignified dignify dignitary dignity digress digression dike dilapidate dilapidated dilapidation dilate dilatory dilemma dilettante diligence diligent diligently dill dillydally dilute diluted dim dime dimension diminish diminishing returns diminutive dimmer dimple dimwit din dine dine out diner

1. ask. siper kazmak, avc ı çukuru kazmak. 2. (bir şeyi) kürekle toprağa kardili inat edip k. dili yemek yemeye başlamak, yumulmak: Dig in! Haydi k. ıştırmak. 3. hiç yapmamaya karar vermek. 1. arayıp çıkarmak. 2. (gömülmüş birini/bir şeyi) kürekleyerek çıkarmak. kazıp çıkarmak. i. 1. özet. 2. derleme. f. 1. sindirmek, hazmetmek; sindirilmek. 2. özümlemek, özümsemek: I´ve read the poem, but I haven´t yet digested it. Şiiri okudum fakat henüz i. sindirim, hazım. s. 1. sindirime ait, sindirim. 2. sindirimi kolayla ştıran. i. sindirimi kolaylaştıran ilaç.ğu, hazımsızlık. sindirim bozuklu i. 1. parmak. 2. s ıfırdan dokuza kadar tamsayıların her biri, rakam. s. dijital, sayısal. dijital bilgisayar. dijital bilgisayar. s. ağırbaşlı. f. 1. onurland ırmak, şeref vermek. 2. büyütmek, yüceltmek. i. rütbe/mevki sahibi, kodaman. i. 1. itibar, sayg ınlık. 2. vakar, asalet. f. konu d ışına çıkmak, konudan ayrılmak. i. 1. konudan ayr ılma. 2. konu dışı söz, arasöz. i. 1. hendek, suyolu, ark, kanal. 2. set, bent. 3. argo lezbiyen, sevici. f. harap etmek, tahrip etmek; harap olmak. s. harap, köhne, yıkık dökük, yıkkın, viran. i. harap olma. f. genişletmek, büyütmek; genişlemek, büyümek. s. 1. işi ağırdan alan, geciktiren. 2. ağır, yavaş. i. 1. man. ikilem, dilemma. 2. güç durum, ç ıkmaz, açmaz. i. hevesli, heveskâr, amatör. i. özenle ve sebat ederek çal ışma. s. özenle ve sebat ederek çal ışan (kimse); özenle ve sebat edilerek yapılan (iş). sebat ederek. z. özenle ve i., bot. dereotu, yabant ırak, Anethum graveolens. f., k. dili oyalanmak; karars ızlık yüzünden vakit kaybetmek; ıvır zıvırla vakit kaybetmek. katmak; hafifletmek. f. suland ırmak, su s. suland ırılmış, su katılmış. s. (--mer, --mest) 1. lo ş, donuk, sönük. 2. belirsiz. 3. bulanık. f. (--med, -ming) 1. ( ışığı) azaltmak; (ışık) azalmak. 2. söndürmek, azaltmak; i. on sent. i. 1. boyut. 2. ço ğ. ebat, boyutlar. f. azaltmak, eksiltmek, küçültmek; azalmak, eksilmek. ekon. azalan verim. s. küçücük, ufac ık, minicik. i., dilb. 1. küçültme. 2. küçültme eki. i., elek. dimmer, azalt ıcı. i. gamze. i., k. dili aptal, budala, al ık. i. gürültü, patırtı. f. 1. günün esas yeme ğini yemek. 2. akşam yemeği yemek. 3. ziyafet vermek. 4. yemeyemek. dining car vagonvermek. dining hall yemek dışarıda yemek ğe davet etmek, yemek restoran. salonu. dining room yemek vagon restoran. 3. vagon restorana benzer i. 1. yemek yiyen kimse. 2. odas ı. lokanta.

dingy dinner dinner jacket dinner party dinner service/set dinner table dinnertime dinnerware dinosaur dint dip dip into a book diphtheria diphthong diploma diplomacy diplomat diplomatic diplomatic corps diplomatic immunity diplomatic relations diplomatic service diplomatically dipper dipstick dire direct direct direct call direct current direct current direct dialing direct object direct object direct tax direction directions directive directly director directory dirge dirt dirt cheap dirt cheap dirt poor dirt road

s. 1. rengi atm ış, kirli. 2. karanlık, sönük. i. 1. günün esas yeme ği. 2. akşam yemeği. 3. ziyafet. smokin. yemekli davet. sofra tak ımı, yemek takımı. sofra. i. yemek vakti. i. yemek tak ımı. i. dinozor. i. f. (--ped, --ping) 1. bat ırmak, daldırmak, banmak; batmak, dalmak. 2. aşağıya doğru meyletmek. i. 1. dalma, batma. 2. ani iniş, çukur. bir kitab ı gözden geçirmek. i., tıb. difteri, kuşpalazı. i. ikili ünlü, diftong. i. diploma. i. 1. diplomasi. 2. ba şkalarıyla ilişkide ustalık. i. 1. diplomat. 2. ilişkilerinde ustalık gösteren kimse, diplomat. s. 1. diplomatik. 2. ba şkalarıyla ilişkide usta. kordiplomatik. diplomatik dokunulmazlık. diplomatik ilişkiler. dışişleri memurluğu, hariciyecilik. z. diplomatça, diplomatik bir şekilde. i. kepçe. i., oto. ya ğ çubuğu. s. 1. korkunç, deh şetli, müthiş. 2. acil. s. 1. direkt, do ğrudan, dolaysız. 2. açık, kesin. 3. toksözlü. z. doğrudan doğruya, doğruca, direkt. f. 1. yönetmek, idare etmek. 2. yöneltmek, çevirmek, do ğrultmak: The astronomer directed his telescope toward the Milky Way. Astronom otomatik/direkt konu şma. elek. do ğru akım. doğru akım. direkt arama. dilb. nesne, dolays ız tümleç, düz tümleç. dilb. nesne. dolaysız vergi. i. 1. yön, istikamet, taraf. 2. yönetim, idare. i. 1. talimat. 2. kullanma talimat ı. i. direktif, yönerge, talimat. z. 1. doğrudan, doğrudan doğruya. 2. hemen. i. 1. yönetici, müdür, direktör. 2. yönetmen, rejisör. i. 1. rehber. 2. bilg. rehber, dizin. i. ağıt, mersiye. i. kir, pislik; çamur; toz. k. dili çok ucuz, sudan ucuz. k. dili sudan ucuz, bedava. k. dili çok yoksul, çok fakir. toprak yol.

z. 1. of -i do ğru bulmamak. barodan ihraç etmek. sakatlamak. doğru bulmama. akma. ödenen para. f. kınama. bela. silahsızlanmak. i. tan ımamak. Ona kötü kötü baktı. 2. (--red. iğrenç. dağıtmak. de şarj olma. dağıtmak. kaybolmak. elektrik akımını boşaltma. f. dezavantaj. onaylamama. k. çelişmek: The reports disagree on the cause of 1. i.dirty dirty look dirty work disability disable disabled disabuse disadvantage disadvantageous disagree disagreeable disagreement disappear disappearance disappoint disappointed disappointment disapproval disapprove disarm disarmament disarrange disarray disaster disaster area disastrous disastrously disavow disavowal disband disbar disbelief disbelieve disburse disbursement disc disc harrow disc jockey discard discern discernible discerning discernment discharge discharge discharge/pay a debt disciple s. f. (para) da ğıtmak. afet bölgesi. dili kötü bir bak ış: He gave her a dirty look. hile. çıkarma. i. düzensizlik. anla şmazlık. . --ring) huk. görmek. silahs ızlandırmak. hoşa gitmeyen. f. i. gözden kaybolmak. 2. 1. ümidi kırılmış. ıskartaya çıkarmak. -i onaylamamak. f. boşalmak. i. tediye etmek. elek. 1. pisletmek. s. yetersizlik. çömez. zeki. ateş borç ödemek. huysuz. ayırt etmek. ayırt etme. kirli. atmak. anlamak. farkına varmak. 3. karıştırmak. 4. 1. disk. 2. f. sezmek. s. elverişsiz. f. anlayış. akıtmak. akıtma. çekişme. i. (tarım makinelerinde) disk. with -e s. 2. 2. sak ıncalı. tatsız. inanmayış. 3. That boşalma. seziş. -i kınamak. görülebilir. pis. 2. 1. Raporlar kazan ın 2. silahs ızlanma. maluliyet. anlayışlı. afet. akmak. uyuşmazlık. hayal k ırıklığına uğramış. s. f. i. aksi. ortadan kaybolmak: My pen has f. 2. i. pis iş. 3.nedeni konusunda çelişiyor. bak. karışıklık. dökülmek: discharge cargo yükü boşaltmak. güvenini kazanmak. 1. f. sakat. 1. Pek çok orman yok oldu. yıkım. dili 1. insanı pisleten iş. farkedilebilir. s.boşalma. felaket. 2. i. f. diskaro. 2. boşaltmak.pipe is discharging sewage2. sahtekârlık. the accident. s. 2. hayal k ırıklığına uğratmak. f. sert. 1. reddetmek. 2. 1. k. (para) harcamak. f. ödeme. mürit. havari. i. s. i. hayal k ırıklığı. 1. uyuşmamak. i.ortadan kaybolma. 1. dışarı verme. kirletmek. 2. diskli tırmık makinesi. tatsız işler. (in) -e inanmamak. into the river. 3. dezavantajlı. f. f. zararsız duruma getirmek. dağılmak. ters. felaket getiren. uymamak. O boru i. sak ınca. boşaltma. i. inanmama. feci. sakatlık. 1. i. dökülme. i. 3. 1. mahzur. 1. naho ş. 2. düzenini bozmak. diskcokey. çirkin. feci halde. yok olma. zarar. mahzurlu. gözden kaybolma. f. yok olmak: Too many forests have disappeared. (birini) (yanlış düşüncesinden) vazgeçirmek. ret. f.

s. 1. ıskonto. kabalık. itibars ızlık. buluş. ayırmak: He can´t discriminate good books from bad. f. ayrılık. 2.b. 1. . 1. keşfetmek. --es (dîs´kısız)/dis. denli. i. f. hevesin k ırılması. yads ımak. rengini bozmak. kaba. a ğzı şüpheye düşürmek. devam etmemek. ıskonto etmek. i. i. sayg ısızca. 2. kesmek. i. s.. görüşme. f. güvensizlik. saygısızlık. sayg ısız. f. 1. i. tutarsızlık. 3. i. zevk sahibi. ahenksiz. uyuşmazlık. 2. ayırım. i. altüst etmek. ayırt eden. 1. i. k. akortsuzluk. s. (from) -den f.1. ortaya çıkarmak: çıkarılan şey. fark. muh. gözden düşürmek. avutulamaz. vazgeçmek. sıkıntı vermek. farklı. tepeden bakmak. i. yalanlamak. itaat. durdurmak. 2. cereyan. indirim yapmak. nutuk. müz. 2. bulmak. f. İyi kitapları kötülerinden ayırt edemez. İng. disiplin. ciddi ve ayr ıntılı bir şekilde konuşmak/yazmak. gözünü korkutmak. 2. s. uyuşmazlık. meydana çıkarmak. 2. s. disk. i.. tartışmak. huzursuzluk.etmek. yalanlama. nezaketsizlik. sıkıntı. f. farklılık. hevesini kırmak. takdir yetkisi. tekzip. ortaya Our investigations have disclosed the i. 1. f. vazgeçirmek. 3. 1. düzenini bozmak. 2. yar ıda bırakmak. disko müziği. şüphe. tekzip etmek. indirim. 2. tenzilat. f. çoğ. s. 1. s ıkıdüzen: military discipline askeri disiplin. 2. ayırt etmek. i. güzeli çirkinden ayırabilme yetisi. 2. 3. şaşırtmak. tepeden bakma. 1. dili disko. disiplin yanl ısı. aç ığa vurmak. s. beğeni. küçük görmek. 2. 5. 1. ciddi ve ayr ıntılı bir konuşma/yazı. cesaretsizlik. ağzından çıkana dikkat eden. -den söz etmek. 2. ihtiyari. s. bak. spor 1. ayıran.´ni)kederli. talim. müz.disciplinarian disciplinary discipline disclaim disclaimer disclose disclosure disco disco music discolor discolour discomfort disconcert disconnect disconsolate discontent discontented discontinue discord discordant discothèque discount discount discourage discouragement discourse discourse discourteous discourteously discourtesy discover discovery discredit discreet discrepancy discrete discretion discretionary discriminate discriminate against discriminating discrimination discus discus thrower discuss discussion disdain i. (telefon. i. 3. bilim dalı. disiplinle ilgili. 2. 1. f. düzence. i. söylev. 2. s. 1. hesaptan düşmek. ifşa. ağız sıkılığı. çok kesmek. cesaretini k ırmak.e ğme.ci (dîs´ay) i. 2. hor görmek. i. tartışma. ifşa etmek: disclose a secret bir sırrı ifşa etmek. ayırım -e karşı ayırım yapmak. i. 3. rahatsız etmek. tedbirli. spor diskçi. bulgu. görü şmek. 1. ayrı tutmak. sert amir. hor görme. fark. 3. ayırt etme. cezalandırma. 1. diskotek. ayırmak.. i. ile ba ğlantısını kesmek. disiplin.. nezaketsiz. f. 3. fark gözetmek. küçük görme. uyumsuz. disk atma. lekelemek. soldurmak. zevk. meydana çıkarma. f. 2. 3. zor beğenen. hoşnutsuzluk. ayrım. gaz v. açığa çıkarmak.. reddetmek. disiplin f. f. from elek. ayrı.. kabul etmemek. ayırım yapma. 2. mak. çelişme. boyun inkâr 4. f. 2. akortsuz. f. titiz. fark gözetme. (bono/senet) k 1. keşif. sağduyu. itimatsızlık. f. isteğe bağlı.sıkı. -i ele almak. 2. i. 1. from -den i.ırmak. 1. ortaya çıkarmak. kabaca. rahats ızlık. discolor. z. güvenini sarsmak. aç ığa çıkarma. itibardan düşürmek. s. 1. anlaşmazlık. hoşnutsuz.1.

parçalanma. s. 2. bilg. hastalık. serbest bırakmak. 2. yüz k ızartıcı. i. İng. utanç kaynağı. parçalama. 1. a ğırşak. f. from -den kurtarmak. i. i. gözden dü şme. b ıktırmak. 2. bir konuyla hiçbir ilgisi olmayan. 1. damlalık. i. bölünmek. fiz. hayal k ırıklığı. tiksindirici. hasta. tabak dolusu. 3. 1. 1. tarafs ız. bozunum. yemek. s. i. f. bıkkınlık. i. i. 2. 2. ahenksizlik. s. yüzkaras ı. bulaşık bezi. sahtekârlık. . şürmek. f. anat. i. hastalıklı. darmada ğınık. karmakarışık etmek. f. yansız. i. bir konuda hiçbir ç ıkarı olmayan (kimse). uyumsuzluk. itibardan düutanç verici. çözülmek. f. yalancılık. bezginlik. bulaşık makinesi. f. i. biçimsizle ştirmek. sahtekâr. f.. iğrendirmek. i. (bir şeyden/birinden) soğutmak. ilgisini kesmek. giyim v. 1. mirastan yoksunluk. 1. i. i. hayal k ırıklığına uğratmak.. açmak. rezalet. up tabağa koymak. mikroplardan ar ındırmak. 1.. gözü açılma. 2.t. s. gözden dü şme. 2. dishonor.. 2. 2. yalanc ı. karmakarışık.disdain to do s. 2. sayrılık. şerefini lekelemek. dezenfektan. caydırmak. f. bak. çirkinleştirmek. f. karaya ç ıkarmak/çıkmak. serbest.. f... iğrenme. salıvermek. i. gözünü açma. 1. s. fiz. kurs. parçalamak. s. İng. saklamak: 2. tabak. 2. yüzkarası. ba ğlantısız. 1. umudunu kırmak. dürüst olmayan. gözden düşürmek. Kral tiksinti. disk. ba ğlantısını kesmek. tiksindirmek.b. f.´ni) darmada ğınık etmek. müz. alçak. iğrenç. f. s. mikropsuzlandırmak. f. 1. out da ğıtmak. bozunmak. s..tan ınmamak için dilenci kılığına girdi. i. 1. disfavor. alçaklık. cesaretini k ırmak. (askerleri) savaş alanından çekmek. 2.rezil etmek. (seyyar) bulaşıklık. aç ılmak. dürüst olmayan. s. --ing/--ling) (saç. 1. i. i. f. illet. f. i. teker. güvenilmez. hevesini kırmak. çanak. dezenfekte etmek. f. i. f. mirastan yoksun b ırakmak. itibardan düşme. biçimini bozmak. hoşnutsuz. rezil. disdainful disease diseased disembark disenchant disenchantment disengage disengaged disentangle disfavor disfavour disfigure disgrace disgraceful disgruntled disguise disgust disgusting dish dish drainer/rack dish rack disharmony dishcloth dishearten dishevel disheveled dishful dishonest dishonesty dishonor dishonorable dishonour dishpan dishwasher dishwater disillusion disillusionment disincline disinfect disinfectant disinherit disinheritance disintegrate disintegration disinterested disk bir şey yapmaya tenezzül etmemek. 2. as . gözünü açmak. i. bulaşık tası. bozunma. sayr ı. (--ed/--led. 1. çözmek.. f. bölmek. spor. parçalanmak. 1. bak. s. bulaşık suyu. s. bulaşık damlalığı. i.. bula şıkçı. 2. vermek. olarak k ılık değiştirmek: The king disguised himself as a beggar. canı sıkkın. gizlemek. bezdirmek. 1. gözünü açmak.

f. perişan etmek.. kar ışıklık. mak. küçük dü şürmek. altüst f. 1. 3. from headquarters. itaatsizlik etmek. 3. parçalamak. 3. tarafs ızlıkla. tarafs ız. ba şkaldırma. verme. (hayvan. Karargâhtan bir mesaj ald ık. 2. i. 2. kargaşa. disorganization. kar ışıklık. 1. bozukluk. (ilaç) hazırlamak. sadakatsiz. vefas ızlık. asi. 1. işten çıkarmak. 5. . kovmak. karmakar ışık etmek. tanımamak. s.. genelev. f. düzensizlik. f. hain. s. itaatsiz. düzensiz.. hastalık. (kuraldışı bir şeyin yapılması için verilen) özel izin. sönük. i. kavga çıkararak) başkalarının huzurunu kaçıran. z.´nden) inmek/indirmek. 3. i. f. İng. disorganize. s. 1. dehşete düşürmek. f. 2. kötülemek. parçalara ayırmak. huk. yerinden etmek. kasvetli. --ling) da ğıtmak.. z. i. eşyasını boşaltmak. görevden almak. 1. 1. disk kazas ı. dispanser. 2. 1. f. 2. of/for -i sevmeme. gönderme. küçük dü şürme. 2. i. (telgraf/faks) çekme. sökmek. bisiklet aklından çıkarma. gitmesine izin verme. vermek. 2. işten çıkarılma. 2. tıb. f. i. yerinden atmak. s. i.has dismissed two members of her cabinet. v. i. uzuvlar ı bedenden ayırmak. altüst etmek. f. 2. (--led. 3. 1. 1. bozmak. İng. uzuvlarını kesmek. yadsımak. 2. 2. bilg. itaatsizlik. s. kederli. i. i. zihnini karıştırmak. tıb. -den vazgeçmek. apayrı. 1. f. çıkık.disk brake disk crash disk drive disk jockey diskette dislike dislocate dislocation dislodge disloyal disloyalty dismal dismantle dismay dismember dismiss dismiss from one´s mind dismissal dismount disobedience disobedient disobediently disobey disorder disorderly disorderly conduct disorderly house disorganisation disorganise disorganization disorganize disorient disown disparage disparagement disparate disparity dispassionate dispassionately dispatch dispel dispensable dispensary dispensation dispense dispense with dispense with the need for disk freni. kötüleme. düzensizlik. i. -e uymamak. f. 2. mesaj. -den hoşlanmama. soğukkanlı. 1. diskcokey.. i. ne şesiz. ciddiye almayı reddetme. sakin. dehşet. 4. f. f. evlatlıktan reddetmek. dağıtma. farklı. 2. 1. disk sürücü. (bir dinin etkili oldu ğu) dönem. vefas ız. 1. bilg. zorunlu olmayan. 1. bak. serinkanlı. -i dinlememek. gidermek. görevden uzaklaştırmak: Theından çıkarmak. f. rapor: We have received a dispatch defetmek. -i sevmemek. yerinden ç ıkarmak. -den ho şlanmamak. (bağırıp çağırarak. huk. intizams ız. dağıtmak.b. -e itaat etmemek. -i gereksiz k ılmak. hıyanet. sevketme. 1. yansız. (birinin) yolunu şaşırtmak. i. f. sadakatsizlik. eşitsizlik. fark. -i ekarte etmek. (davayı) reddetme. s. Ba şbakan akl Prime Minister düşünmemek.. 2. itaatsizce. 2. 1. başkalarının huzurunu kaçıran davranış. s. i. işten çıkarma. düzenini bozmak. ç ıkarmak. 1. disket. bak. sökmek. f. karıştırmak. i. ihanet. bilg. vazgeçilebilir. mafsaldan çıkarmak. 2.

b. satma. orans ız. cesareti k ırık. f. tartışma. altüst etmek. s. 1. gerçeği gizlemek. ald ırmazlık. s. göstermek. memnuniyetsizlik. ald ırmamak. resmi giysisini çıkarmak. yerini değiştirmek. aksatmak. s. f. 1. mizaç. gerçeği gizleme. f. 1. endişe vermek. 2. inceden inceye incelemek. yaymak. saygısızlık. 2. bak ımsızlık. yok etme. 1. 2. 2. görüntülemek. f. görüntüleme. 1. gösterme. farklılık. kabalık. i. i. f. bilg. f. (ışınları) ayırmak. farklı. ihtilaf. sergilemek. bölücü. soyunmak. 4. to -den farklı. satmak. aksama. dağıtma aracı/makinesi. 1. hiçe sayma. 3. 1. ne şretmek. yerinden ç ıkarmak. kullan ıldıktan sonra atılabilen. (zaman. f. karışıklığa/kargaşaya yol açan. ayrı görüşte olan kimse. ayrılık. işleri aksatan. tahliye etmek. travay. 2. s. fiz. 4. 3. yaymak. 1. (toplantının) kesilmesine yol açmak. yerle ştirme. i. 1. 2. huk. satış. (gerçeği) gizlemek. yerini almak. tartışmak. i. f. 1. f. tatminsizlik. s. tez. dağıtıcı. birliği bozan. değişik. s. öfke. f. ho şnut etmemek. dağıtmak. yarad ılış. f. (gerçeği) gizlemek. münakaşa etmek. 1. i. i. parçalara ayırmak. aksatan. i. aksini kan ıtlamak. kabul etmeyiş. ayrımlı. doğruluğundan şüphe etmek.´ni) (belirli bir biçimde) harcamak. i. önemsememe. 1. muhalif. anlaşmazlık. dağıtma. s. hoşnutsuzluk. 2. yerle ştirmek. çürütmek.dispenser dispersal disperse dispirited displace display displease displeased displeasure disposable disposal disposal unit dispose dispose of disposition dispossess disproportionate disprove dispute disqualification disqualify disquiet disregard disrepair disreputable disrepute disrespect disrespectful disrobe disrupt disruption disruptive dissatisfaction dissatisfy dissect dissemble disseminate dissension dissent dissenter dissertation disservice dissident dissimilar dissimilarity dissimulate dissimulation i. imha etmek. 2. -i kabul etmemek. hazırlamak. 4. (ceza olarak) yetkisini elinden alma. 2. i. i. 1. f. kesilme. from 1. 1. morali bozuk. 2. yetkisini elinden almak. i. gerçeği gizlemek. hiçe saymak. adı kötüye çıkmış. 1. dağılma. para v. ziyan. yerleştirme düzeni. i. (ceza olarak) yarışdışıız etmek. 2. 1. kullanım. -den ayrılmak. memnun etmemek. boş verme. i. -den ayr ı görüşte olmak. 1. 2. ho şnutsuzluk. bir şeyden memnun olmamak. 2. i. tatmin edememek. karşıt görüşlü. i. elden verme. dağıtma. f. sinirlendirmek. çöp öğütücü. ayrı görüşte olan. boş vermek. gösteri ş. dağıtan kimse. dağılmak. münakaşa. canını sıkmak. hürmetsizlik. (resmi giysisini) ç ıkarmak. 3. zarar. tabiat. f. f. yerleştirme. 3.t. s. 1. s. 2. i. be dissatisfied with s. i. 2. saygısız. bilg. saçmak. 2. evinden ç ıkarmak. imha etme. i. spor diskalifiye etme. elden ç ıkarma. . rahats bırakmak. i. diskalifiye olma. mal yoksun bırakmak. yok etmek. i. 1. huzursuzluk. f. 2. tasarruf. önemsememek. bozulmas ına yol açmak. elden çıkarma. 3. (belirli bir düzene göre) yerle ştirmek. i. endişe. ayrı görüşte olan kimse. f. hoşnutsuz. 2. to ile orantılı olmayan. i. huk. spor diskalifiye etmek.ve mülküne el koymak. huzurunu kaçırmak. f. 2. 2. sergileme. muhalif. f.

3. ac ı. başka anlam vermek. uzak. 1. 2. altüst etmek. paye. s. 2. i. 2. kireç boya. -den ayrılmak. karıştırmak. 2. resmiyet. son vermek. 4. huzurunu kaçırmak. i. 2. açık. gerçek anlam ından bozma. ı) dikkati dağılmış. farklı.. biçimini saptırmak. erimek. s. nahoş. ayırt etme. ahlaks ız. i.dissipate dissipated dissipation dissociate dissociate o. f. 3. damıtılmış. savcı. i. uzaklık. israf. f. 2. 1. i. 2. s. dikkatini dağıtmak: Don´t distract me. ba şka yöne çekmek. -den vazgeçirmek. oto. 2. 3. s. mesafeli (kimse). 1. zamanla kaybolmak. distribütör. badanalamak.s. 1. f. güvenmemek. i. 2. üzmek. dağıtıcı. dağıtım. badana. ahenksiz. başkalarına güvenmeyen. 2. dikkatini Beni (by)şgul etme. 2. (with) (-den dolayı) çılgına dönmüş.. biçimini bozmak. güvensizlik. dam ıtık içki fabrikası. bulaşıcı bir köpek hastalığı. imbikten çekmek. dikkatini başka yöne i. 3. dağıtmak. ırak (yer/zaman). 1. from -den cayd ırmak. s. f. s. 2. huzursuzluk. uyumsuz. bayi. endişe. f. fark. me (-den dolay endidikkati with -den dolayı deliyeşey. çapkın. s. 1. karışıklık. 2. (ruhen/aklen) dengesiz. mesafe. f. ac ıklı. başka. sefih. dağıtma. 2. dağılmak. i. eğlence. ara. beğenmeme. kireç boya sürmek. 1. 2. dam ıtmak. f. hoşa gitmeyen. kendine özgü. yaymak. endişelendirmek. i. f. f. tehlikeli bir durum. itimatsız. bak. 1. s. 2. israf etmek. 3. israf edilmiş. çarpıtmak. uzak yer. sefih. s. i. sivrilmek. belli. 1. kargaşa. çekme. 1. imbikten çekilmek. dağıtmak. kolaylıkla ayırt edilebilen. m ıntıka. soğuk. . (yüzünü) çarp ıtma. 2. 2. s. f. çözmek. güvensiz. 4. üzüntü. hoşlanmama. dikkatini da ğıtma. bölge. i. güzide. f. dağılma. f. ayrı. i. f. 1. oyalayıcı dönmüş. tats ız. uyumsuzluk. üzücü. f. 4. geride bırakmak. şişmek. distill. 1. 1. mahalle. yok olmak. s. 1. dağıtılmış. s. ahenksizlik. farklı. çok s. şaşkına dönmüş. eritmek. distinguished distort distortion distract distracted distraction distraught distress distressing distribute distribution distributor district district attorney distrust distrustful disturb disturbance disturbed f. i. 2. da ğıtan şey. i. saptırma. s. f. da ğıtmak. mesafe. İng. feshetmek. 1. 1. şeli. i. şişirmek. ayırmak.s. endişelendirmek. sefahat. zor bir durum. rahats ız etmek. ayırt etmek. dam ıtma. seçkin. uzak akraba. gerçek anlamından i. uzak. dağılım. ayırmak. 1. çok endişeli. 1. 1. dam ıtık. from dissolute dissolve dissonance dissonant dissuade distance distant distant relative distaste distasteful distemper distemper distend distil distill distillation distilled distillery distinct distinction distinctive distinguish distinguish o. itimats ızlık. akortsuz. i. rahats ızlık. (yüzünü) çarp ıtmak. üstünlük. 3. itimat etmemek. çarpıtma. sivrilmi ş.

-i ortadan kald ırmak. 1. -i ortadan kaldırmak. çeşitlilik. pike. s. ayrılmak. hendek. bölme. mat. dikkatini ba şka yöne çekmek. denden.. 1. kanal. i. boşama. i. i. varyant (yol). k ıs. ülkeye v. boşamak. Hrist. ayrılma.disunity disuse ditch ditto divan dive diver diverge divergence divergency divergent diverse diversify diversion diversionary diversity divert divest divide divide down the middle divide into quarters divide up among divided dividend dividers divine divinity divinity school divisible division division of labor division sign divisive divisor divorce divorcé divorcée divulge dizziness dizzy DNA do do a food justice do an implant do away with do badly do disservice to i. 4. (did. suya dalmak. -e dağıtmak. 2. 3. mat. hazırlamak. İng. bölünen. sezmek. tanrısallık. bölüm.ilahiyat fakültesi. s. ark. oyalayıcı şey. dörde bölmek. i. 2. of ırmak. oyalamak. bölme. baş döndürücü. açığa vurmak. dört k ısma ayırmak. denden işareti. k. -i yok etmek. . taksim. i. bölüm. çeşit çeşit. i. 1. deoxyribonucleic acid DNA. 2. ayrılmak. sersemlik. tıb. 1.. 3. yapmak. 8. başı dönen. durumu kötü olmak. gözü kararmış. 2. dalmak. dikkati ba 3. i. seksiyon. uzaklaşma. eğlendirmek. şaşırtmaca. (--d/dove. divan. ilahilik. bak. pike yapmak. dili batakhane.dalgıç. tanrı. 7. sedir. ba şa çıkmak. taksim etmek. i. f. 1. 5. 1. boşanma. sersem. 3. mat. 1. kâr payı. i. bölme işareti. çevirmek. 3. ilahe. bitirmek. f. f. becermek. 6. bir yemeğin hakkından gelmek. ayrılık. tramplen. 9. papaz. 3. 1. 1. f. çeşitli. 2.´ne) zarar vermek. dikkatini dağıtmak. bölünme. eğlence. boşanmış kadın. s. k ısım. kullanılmama. 4. f.b. among -e da ğıtmak. (bir kimseye. bölünmü ş. Tanrıbilim. i. 2. farklı. sapt -den yoksun b ırakmak. 2. 1. bölünebilir. s. pergel. yetmek. dikkati başka yöne çeken şey. yanıltmaca. diving board atlama tahtas ı. davranmak. 2. 2. tamamlamak. şka yöne çeken. 1. 1. i. 2. s. 2. ikiye bölmek. i. divergence. 2. ayrılık. mat. i. tanrıça. ilahiyat. boşanmak. hav. birbirinden uzaklaşmak. 2. f. i. s. kehanette bulunmak. i. çeşitlendirmek. i. boşanmış erkek. 2. saptırma. ayrı. i. tanrısal. 2. divan. hav. bölen. ayrılma. dal ış. departman. s. farklı. şiir divan. sersemletici. f. s. 1. 1. --ne) 1. 1.. i. bölücü. i. 3. 4. i. kopukluk. baş dönmesi. i. başarmak. ilah. işbölümü. -i öldürmek. ayırmak. f. f. büyük meclis. etmek. şaşkın. farklılık. bölmek. teoloji. bölünmek. --d) f. hissetmek. 2. ifşa etmek. ilahi. kullanılmazlık. implantasyon yapmak.

suç/günah i şlemek. (ücretten) kesmek. k. do s. Dün geceki konserde her zamanki performans ını k. i. up do one´s best do one´s best do one´s damnedest do one´s duty do one´s hair do one´s own thing do one´s shopping do one´s stuff do one´s utmost do over again do penance do s. -i bozmak. What are we going to do with you? Seninle nasıl baş -siz idare ş etmek: kötülük etmek/yapmak. birinin hakk ını vermek. 2. (kuyru ğunu) kısaltmak. dok.do honor to do in do justice do o. birine bir iyilik etmek/yapmak.t. temizlik çalıyor.t. to (bir şeyi) gerektiği gibi yapmak: Thatperformans ı göstermek: Heto the valley´s beauty.o. doktor. tabip. i. tamir etmek. a favor do s. bir şeyi duyarak yapmak: He plays the piano with feeling. birine hakça davranmak. 2. you don´t have the money to buy a parrot. havuz. k. elinden geleni yapmak.t. f. (daha kolay bir çözüm varken) bir şeyi zor bir şekilde yapmak. huk. k.t. bir şeyi gizlice yapmak. Hiç tecrübeniz var m ı? onsuz yapabilmek. sanık yeri. İng. dili ba şkalarına pek aldırış etmeden kendi seçtiği bir yolda gitmek. süslenip püslenmek. (with) (yeme ğe) (bir şey katarak) amaçla) de doktora. 1. 1.t./s. O tablo her zamanki painting doesn´t do justice didn´t do himself justice in the concert last night. 1. birini çok iyi a ğırlamak.t. the hard way do s. k. halim selim. (biriyle) baetmek. havuza çekmek. good do s. 3. k. yumu şak başlı. kesmek. birine iyi gelmek. f. dili birine kahpelik etmek. 2. dili 1.o. 2. bir günah ı bağışlatmak için papazın önerdiği kefareti yerine getirmek. (kötü birtat vermek. dili marifetini göstermek. adalet dağıtmak. 1. elinden geleni yapmak. dili birine kötülük etmek. bulaşık/bulaşıkları yıkamak.s. uysal. iskele. 2. i.o.o. durumu iyi olmak. in secret do s. justice do s. saçını yapmak. dili süslenmek. 3. gemi havuzu. çok yardımı dokunmak. görevini yerine getirmek.o. elinden geleni yapmak. biri/bir şey olmadan idare etmek/yapmak: Can you do without meat? Et yemeden yapabilir yaramak. çok yard ım etmek. 1. r ıhtım.o. -e şeref kazandırmak. k.o. dili (birine) çok misin? If çok iyi gelmek. . doktora sahibi. 1. birinden gizli yapmak. rıhtıma yanaşmak. birine haks ızlık etmek. birine kalle şlik etmek. dirt do s. yeni baştan yapmak. f. an injustice do s. 1. doktor. havuza girmek. ğiştirmek. tedavi etmek. proud do s.o. 2. Piyanoyu duyarak yapmak. alışverişini yapmak. a dirt do s. birinin haberi olmadan bir şey yapmak. argo öldürmek. elinden geleni yapmak.o. saçlarını düzeltmek. adil bir şekilde davranmak. birine gurur vermek. behind one´s back do s. justice do o.s. unbeknown to s. hekim. do/work wonders for docile dock dock dockyard doctor doctor up doctor´s degree -i şereflendirmek. with feeling do the cleaning do the washing-up do violence to do well do with do without do wrong do yeoman service Do you have any practical experience? do/go without do/go without s. s. tersane. onarmak. -i yapmak: What have you done with my book? Kitab ımı ne yaptın? 2. 2.

tic. tamir/yap ı işlerini kendi başına yapmak isteyenlere göre malzeme ve alet satılan dükkân. s. bir yana kaçma. dili yavru köpek. 3. 2. doktrin. 1. i. ev ile ilgili. f. birinin kendi ba şına yapabileceği/monte edebileceği (şey). 2. i. yunusbalığı.peşini bırakmamak. belgesel. nüfuz bölgesi. i. birini süsleyip püslemek. bak. 4. evcil hayvan. bilgi alanı. dogma. s. sayfa kö şelerini kıvırmak/buruşturmak.b. köpek. evcil. 1. --ging) 1. 3. yurtiçi. kukla. giyinip ku şanmak. aile ile ilgili. i. den. s. up doll s. kıran kırana rekabet edilen. i. 3. durgunluk. (bir iste ğin üstüne düşerek) (birini) rahat bırakmamak.o. 2. dogmatik. 3. i. s. 1. direngen. bir yana kaç ıp -den kurtulmak. dili köpek. işsizlik kısımları. evcil hayvan. s. budala. k. i. i. i. f. dantel/işlemeli altlık. 2. belgelemek. iki tekerlekli yük ta şıyıcısı. okyanusların ekvator dolaylarındaki durgun veya az rüzgârlı yardımı. kurnazl ıkla/hileyle atlatma. i. 2.. i. O işi yapmaya cesareti var mı? k ıs. up dollar dolly dolphin dolt domain dome domed domestic domestic animal domestic animal domestic flight i. öğreti. ahmak. i. f. does not. 1. kubbeli. inatç ı. tav şan v. i. ac ılı. işler. ho şaf gibi. inak. i. hizmetçi. inakç ılık. 2. ehli hayvan. i. 2. do fiilinin geniş zamandaki üçüncü şahıs tekil şekli: He does good work. 2. kederli. keçi. nüfuz alan ı. s. s. doggy. hayvanların dişisi. dili çok yorgun. oyuncak bebek. f. dili havhav. belgesel. belge. dolar. dik kafalı. i. yunus. s. i. dogmatizm.. i. i. doküman. köpek bir şey) f. tekerlekli kriko. k. çoğ. i. kesatlık. i.. ç. geyik. 1. eşleksel durgunluk alanı. i. dokümanter. kubbe. hüzünlü. İyi iş yapar. f. (kötütasmas ı. bebek. dokümanter film. s. i.doctorate doctrine document documental documentary documentary film documentation dodge doe does Does he dare do it? doesn`t dog dog dog collar dog-ear dog-eared dog-eat-dog dogged doggie doggy dogma dogmatic dogmatism dog-tired doily doings do-it-yourself do-it-yourself store do-it-yourselfer doldrums dole doleful doll doll o. iç. dokümanter. bir yana kaçmak.s. ilgi alanı: It´s not in my domain. k. i. evcimen. s. 3. doktora. süslenip püslenmek. kaçamak f. sayfa kö şeleri kıvrık/buruşuk. O benim alan ım dışında. tamir/yap ı işlerini kendi yapan kimse. 1. i. belgeleme. yurtiçi uçu ş. mankafa. it. belgesel. (--ged. . kurnazlıkla/hileyle atlatmak. k ıran kırana rekabet. 1. inaksal. s. bitkin. out dağıtmak. belgesel film. aile içi.

şı. i. 2. Orada ya ğmurun altında durma! Zahmet etmeyin. hibe etmek. eşik. hâkimiyet. egemen. kapıcı. i. hâkimiyet. ev ev dola şarak satış yapan satıcı. tepeden bakmak. s. kapı. 1. 2. 1. Zahmet etmeyin! Bahşiş atın dişine bakılmaz. i.men (dor´men. dor´mın) i. otoriter. yerli sanayi. i. hâkimiyet. 2. domino oyunu. verici. bak. f. Kıpırdama!/Kımıldama! Yeteneklerini abartma. k ıyamet günü. Don´t push your luck. ikametgâh. Sende hiç terbiye yok mu? f. Don´t you have any manners? donate donation done done in done through done to a turn done to a turn Done! donkey donor doom doomsday door door salesman door service doorbell doorkeeper doorknob doorman doormat doorstep iç hatlar. 2. doorman.domestic flights domestic industries domestic market domestic politics domestic trade domesticate domicile dominance dominant dominate domination domineer domineering Dominican dominion dominoes don`t Don´t bother! Don´t look a gift horse in the mouth. Tamam!/Oldu!/Kabul! i. tam karar ında pişmiş. egemenlik. 1.. iç politika. Dominik Cumhuriyeti´ne özgü. 2. ba şat. tıb. . do. f. iyi pişmiş (et). kapıdan kapıya servis. 1. 2. hâkim olmak. hibe. biyol. iyi pişmiş. f. eşek. i. egemen olmak. Bir şey değil. door. 1. üstünlük. tamamlanm ış. iç pazar. Don´t move a muscle! Don´t overestimate his abilities. hâkim durumda olmak. i. Dominik Cumhuriyeti vatandadominyon. bitmiş. f. i. dominant. iç ticaret. 2. i. i. despotça hükmetmek. i. egemenlik. korkunç son. Şansına fazla güvenme. paspas. bağış./Estağfurullah. dili çok yorgun. 1. k ıvamında pişmiş. i. Don´t mention it. biyol. i. k ıs. f. çoğ. 1. hükmetme. kapı tokmağı. evcille ştirmek. s./Şansını zorlama. Don´t stand out there in the wet! Don´t trouble yourself. s. ba şatlık. Dominikli. do not. 1. Dominikli. s. bak. bağışlamak./Zahmete girmeyin. bağışçı. hükmetmek. (bir yere) hâkim olmak. i. hükmeden. bağışlama. k. kapı zili. konut. i. (talihin belirlediği) kötü son. mesken. bitkin. 2. hâkim. Dominik. i. i..

(otelde) çift yataklı oda. iki misli olmak. . argo sözünden dönerek aldatmak. iki misli. 1. i. Ay şe annesine o kadar benziyor ki f. bilg. bunamak. dozaj. çifte kontrol yapmak. i. şturucu etkisinde. i. with ile aynı odayı paylaşmak. bunaklık. çift. (--ted. bunak. 1. iki taraf ı keskin. 2. uyu şuk. 1. nokta. iki taraflı zatürree. uykuda. 1. kapı tamponu. 1. narkotik. 1. 1. k. 1. i. i. yatakhane. çift camlı. s. aynı yoldan geri katlamak. i.. --ting) noktalamak. 2. uyu s. iki büklüm etmek. spor üst üste yap ılan iki karşılaşma. i. -in dublörlü ğünü yapmak. i. uyuşturucu madde. f. 2. ikiyüzlü.. iki katlı tencere. dili en ufak ayr ıntıların üzerinde titizlikle durmak. 3. e ş. s. i. s. nokta. doz. muh. cansız. aynı. çatı penceresi. i. double entendre iki tarafa çekilebilecek söz. benmari. lastikli söz. iki ile çarpmak. ikircil bilg. eğilmek. bir belgenin imza yeri. ev ev dola şarak yapılan. ikiye dönmek. kapı aralığı. tekrar kontrol etmek.. çifte standart. budala. kapıdan kapıya. iki kişilik karyola/yatak. çift kayıt iki film birden. öğrenci yurdu. 1. k. i. benmari. i. ko ğuş. 2. argo budala. Gerdan ı çıkmaya başladı. makine ya ğı. kruvaze (ceket).. hem lehte hem aleyhte olan. i. çifte söz. kaz ık atmak. 1. f. iğneli kompliman. evrak dosyas ı. bilg. iki katlı otobüs. ahmak. (insanda) gerdan: She´s developing a double chin. argo kazık atma. i. s. benek. s. argo bilgi. 2. dili yatakhane.. s. iki katına çıkarmak. f. iki kat. 2. iki yüzlü. 2. 2. 3. i. ayn ı suç için ikinci defa yargılanma. 2. 1. s. ikiz: Ayşe so resembles her mother that she could be her double. fare dü ğmesine iki kez basmak. 2. on/upon -in üstüne titremek.doorstop door-to-door doorway dope dopey dorm dormant dormer dormer window dormitory dosage dose dossier dot dot the i´s and cross the t´s dotage dotard dote dotted line double double double back double bed double boiler double boiler double chin double density double entry double feature double for double header double jeopardy double pneumonia double room double standard double up double-breasted double-check double-click double-cross double-dealer double-decker double-density double-edged double-edged compliment double-faced double-glazed i. çifte yo ğunluklu. 4.. yo ğunluk. iki tarafl ı (kumaş). argo 1. giriş. -e çok dü şkün olmak. sahtekâr. ranza. puan. 2. iki misli yapmak. 2. benzer. doland ırıcı. iki büklüm olmak. huk.sistemi. f. f.

. s. aşağı indirmek. bak. yağda kızarmış şekerli çörek. kumru. bak. Son ana kadar çalıştılar. i. f. hızlı yürüyüş. aşağıda. hamur. s.. gerçekle ştirilebilir. 1. ak aşağıdaki. s. yıkılış. dürüst. hırpani. 2. 1. s. 1. s. hayal k ırıklığına uğramış. çarşı. s. yokuş aşağı. i. çeyiz. çarşı tarafında. derecesini indirmek. f. çarşıya. Dürüstlüğünden kuşku birinin dediklerinden şüphe I doubt s. bilg. haşin. f. z. aşağıda. 1. (yağmur) boşanma. s. 2. 2. şüphelenmek. hamur gibi. 2. kesinlikle. muhakkak. s. çökme. perişan kılıklı. i. downtrodden.. pol. ilk ödeme. talihsiz. güneye doğru. beyaz güvercin. barış yanlısı. cesareti k ırılmış. mang ır. k. düşüş. 2. f. 2.. aşağıya. üzgün. 1. rüzgârla birlikte. aksi. (daktiloda/bilgisayarda) çift aral ıkla yazmak. hayatta yenilgiye u aşağısına doğru. sözünü esirgemeyen. karanlık. düpedüz: a downright insult düpedüz bir hakaret. alaşağı etmek. 1. aşağı katta. kata. f. pejmürde. bak. z.. 1.double-glazed window double-quick doubles double-space doubt doubt s. talihsiz. hızlı yürümek. alt kat. tıb. 3. çöküş. f. bezgin. rüzgâr yönüne. haksızlığa uğramış. aşağı doğru. f. üzgün. çok çabuk. aşağıya yönelmiş. aşağı3. 1. belirsiz. dili üzüntülü. z. şehrin merkezinde olan. bahts ız. edat -in aşağısında: down the mountain da ğınğramış. z.. s. inişli. i. kuşku uyandıran. uygulanabilir. drahoma. aşağı.! downcast downfall downgrade downhearted downhill download download downpour downright downstairs downstream down-to-earth downtown downtrod downtrodden downward downwards downwind dowry çift camlı pencere. 1. a ğaç çivi. kaparo. i. pey akçesi. aç ıksözlü. 2. 1. 1. z. z. i. downward. kuşkulu. i. s. f.! Kahrolsun s. asık yüzlü. kuşku duymak. geçme. şüpheli durum. bitkin. 2. ince ku ş tüyü. h ızlı. i. sava ş aleyhtarı. aşağıya. 2. his integrity. aç ık. şüpheli. . şehrin merkezi. gerçekçi. karamsar. kuşku duyan. tenis çiftler. k. ayaklar alt ında çiğnenmiş. meyilli. şırınga. barışçı. tam. dive.. alçaltmak. 2. 2. i. şüphe etmek:etmek. alt katta z. sağanak. 1. dili son ana kadar: They worked right down to the wire. alt kata. i. i. ters. z. (İnternet üzerinden bilgisayara program) yüklemek.o. indirmek. şırınga etmek. 3. aşağıya. perişan bir durumda. tamamen. herhalde. 1. aşağı kat. akış aşağı.ıntı aşağı. z. z. i. kuşkulanmak. 1. kuşku.´s word doubtful doubtless douche dough doughnut doughy dour dove dove dowel down down down and out down at the heel down at the heels down in the mouth down in the mouth/dumps down on his luck down on one´s luck down payment down to the wire Down with . . şüphesiz. morali bozuk. f. kuşkulu. ezilmiş. i... s.. 1. 2. kuşkusuz. argo para. yonda. alt katta. morali bozuk. büsbütün: He´s olan. i. kuşkulandıran. şüphe.

-e nişan almak. 5. ödeme emri. suyunu çekmek. çekme. çizim. i. s ıkıcı. yavaş yavaş öne geçmek.bir biçimde. uyuklama. drape.. 1. gen. bak. i. duyguları özellik. bak. 2. 2. i. drama. 1. 1. teknik ressam. (sabit) damlalık. müsveddesini hazırlamak. süzmek. bulaşık damlalığı. 1. 1. ilgi çeken şey/olay/kimse. 4. sürümek.. k. tasla ğını çizmek. çoğ.teknik resim. düzine. 3. askere almak. çoğ. i. f. (topra ğı) taramak. dili sonuç alamamak. çekme. i. bitirmek. i. dramatik f. (su) çekmek. draft 2. çekmek. güz. olaylar dizisi. drenaj. (piyangoda) bo ş çıkmak. tiyatro sanatı. drama.. akaç. tray of food closer to his plate. (silah) çekme. uyuklamak. -i kar şılaştırmak. bulaşık damlalığı. poliçe. 3. kestirme. s. şekerleme yapmak. f. sürüklemek. çek. bak. f. i. dramatik durum.. 6. dram. -i benzetmek. yusufçuk. f.men (dräfts´mîn) i. istemeyerek gitmek veya kabul etmek. cereyanlı. s. 2. f. i.. 3. taslak. i. çekme. i. ıtma. f. cereyan. 2. oyun yazar ı. ak ıtmak. 1. ölü (renk). k. akaçlama. i. 3. dili dozer. 3. zorunlu askerlik. kurutmak. geri çekilmek. uzayıp gitmek.. i. başarısız olmak. f. çekiş. başarısızlığa uğramak. sürüklemek. sürüklenmek. kendini çekmek. 3. ak 3. i. dram. 1. 1. piyes. bak. z. s. (piyangoda) çekiliş. draftsman.doze doze off dozen dozer Dr drab draft draft draft drafting drafting board draftsman drafty drag drag on drag one´s feet drag one´s heels drag out dragon dragonfly drain drainage drainboard draining board drainpipe drake drama dramatic dramatically dramatise dramatist dramatize drank drape drapery drastic draught draughtsman draw draw draw a bead on draw a blank draw a conclusion draw a parallel between draw ahead draw away draw back i. f. k. f. ayaklar ı geri geri gitmek. İng. çekilmek. i. (sabit) İng. uyuklamak. ejderha. Yemek tepsisini taba ğına doğru çekti. hava ak ımı. draughts. 1. akmak. beraberlik. s. k ıs. fıçıdan çekilen (bira).. Doctor. dramlaştırmak. f. 2. dili işi ağırdan almak. drink. piyes yazarı. --best) 1. s. f. dramatize. ejder. 2. çekmek. drafts. yudum. dramatik. akaçlamak. kura. eli boş dönmek. soba borusunun çekmesi. hafif uyku. boşaltma. i. s. kumaşla örtmek. i. 1. örtü. --ging) 1. çekicilik. 2. 2. uykuya dalmak. sürmek. 2. sürükleme. 4. dramatize etmek. (--ber. tiyatro edebiyat ı. şiddetli. perde. draft 1. büyük k ızböceği. dramatik kamçılayan. geride kalmak. müsvedde. k. kalın perde. İng. drenaj yapmak. 3. damlalık. oyun. çekim. i. tiyatro ile ilgili. Drive. dramatize etmek. 1. tasarım. çarp ıcı biçimde. --n) 1. dram. 2. dramatik. erkek ördek. i. 1.. suna. dramatikco şku veren. tüketmek. suyunu döşemi. dramatik hale sokmak. atık su borusu.. şekerleme. uzatmak. san. 4. 2. kestirmek. oluk. sürünmek. (drew.men (dräfts´mîn) i. i. dili hiçbir cevap sonuç ç ıkarmak. çizim tahtas ı. sert. 2. . soğuk hava akımı olan. kanalizasyon. süzülmek. buldozer. tasarlamak. çoğ. 3. geri çekmek.. hava almak. kasvetli. çekmek: He drew theberabere biten oyun. (--ged. lağım i. zorlayıcı. 2.. draft 3. İng. oyunla ştırmak.

süprüntü. -i rüyas ında görmek. ha pansuman yapmak. göz. yaklaşmak. şifoniyer. kaldırma köprü. 1. tarak dubası. (at) bir s ınır koymak. (saça) şekil vermek. senet v. i.. f. dream. yazmak. giydirmek.´ni) haz ırlamak.. (yaraya)şlamak. 1. bak. f. i. hulya. -i yapmamak.´nden) para çekmek. tarak. f. i. k. tuvalet masas ı. 2. 1. giyinip süslenmek. 1. rüya. Kö şkün önüne bir limuzin i. 2. k. çok korkmak.draw blood draw close draw interest draw lots draw near draw on draw out draw the line draw the line at draw up drawback drawbridge drawer drawers drawing drawing board drawing compass drawing pin drawn drawstring dread dreadful dream dream dream about s. açmak. göl. ask. İng. i. dezavantaj. kura çekmek. (liman ı) f. t ırmık. 3. sırılsıklam etmek. kadın terzisi. sabahlık. . dili hayalinde yaratmak. salyas ı akmak. (salata için) sos. 2. i. i. söyletmek. 3. 2. sak ınca. hayal gibi.b. i. korku ve endi şe duymak. hayal kurmak. i. karakalem resim.. i. dü şçü. (--ed/--t) 1.tarakla temizlemek. terzilik. piyango.t. ufak akıntı. mak. mahzur. spor dripling yapmak. çizim tahtas ı. damlatmak. resim pergeli. çizim. tarama aygıtı./s. çekmece. k. uçkur. rüya gibi. süslemek. birini/bir şeyi rüyasında görmek. raptiye. 2. 3. 2. 2. (k ızarmış hindi ile yenilen) ekmek kırıntılarıyla yapılan baharatlı bir yemek. uzatmak. dehşet. 1. dili iki dirhem bir çekirdek. yaklaşmak. f. ırmak v. (kontrat. draw. don. tiy. 2. bir hizaya getirmek. bak. s. 1. (topu) sürmek. büyük korku. i. 2. eskiz. rüya görmek. 1. düş. düzenlemek. korkunç. s. yaklaşıp durmak: A limousine drew up in front of the mansion. bak. kostümlü prova. telve. i. resim. i. çekili ş. dream that dream up dreamer dreamlike dreamt dreary dredge dregs drench dress dress down dress rehearsal dress up dressed up fit to kill dresser dressing dressing gown dressing table dressmaker dressmaking drew dribble kan ak ıtmak. giyinmek.´nin) dibini taramak. konu şturmak. (bir fon. faiz getirmek. çöp. draw. i. s. dili azarlamak. i. dili berbat. çok kötü. İng.b. f. f. 1. i. robdöşambr. hesap v. 6. 4. tortu. s ıkıcı. 5. 3. pansuman. 2. damla damla ak ıtmak. külot.. (deniz. k. 1. f. hayalci. f. -i reddetmek. sızıntı. deh şetli. kasvetli.b. hayalperest.o. hayal.

--ing/--ling) 1. 1. 2.o.. bak. damlama. i. i. defetmek. s. (--ped/--t. arabayla önünden geçmek. köşeye sıkıştırmak. s. to -in şerefine içmek. yaptırmak. 2. f. içecek. 3. kovmak. suların sürüklediği ağaç dalları. demek istenilen sürüklenmek. f. delgi. al ıştırma. ape drive s. dry. k. içki içmek. 2. 2. amaçsızca sürüklenme.o. s.o. f. kurutucu. birini ç ıldırtmak. ask. under the table drink s. 3.o. i. in büyük bir zevkle f. ask. saçmalamak. dili 1. dryer. 3. ile gitmek: I drive to and sıkı a pazarlık sonucu birçok bilmiyor. i. (matkapla) delmek. i. (araba) sürmek. yönelim. bananas (damlalar) akmak. 2.uzakla şmak. s. kovmak. damlalık. şiddetli. şiddetli yağmur. suyu s ıkılmadan kurumak. kullanmak: He doesn´t know how to drivebircar.anlam. bilg. matkap. (su) s ızmak. çıldırtmak. damlamak. birini kö şeye sıkıştırmak. dinamik. kayma. up k. salyas ı akmak. birini deliye çevirmek. dili sarho ş olmadan içki içebilme konusunda birini gölgede bırakmak. (içkiyi) sek içmek. saçma sapan söz. dili birini ç ıldırtmak. 2. birini çılgına çevirmek. (rüzgâr ın yığdığı) kar birikintisi. i. wild drive-in drive-in window drivel driven driver driver´s license driveway driving driving rain i. alıştırma yaptırmak. sırsıklam. sürme.o. (drank. geri dönmek zorunda b ırakmak. dili birini delirtmek. enerjik. .o. içki içme.t. çok az miktar.deliye çok zor bir durumazsokmak. demek istemek. 1. drive.o. 4. 1. sert. püskürtmek.. i. defetmek. i. sırılsıklam. --ping) damlatmak. 2. talim. uyumcu. 4. damla. 1.. talim yapmak. sürücü. içmek. tedricen ayrı düşmek. 1. 5. müşterilerine arabalarında servis yapan lokanta. 1. i. birini ıvanadan çıkarmak. sürü ş. 1. f. talim drunk) 1. kurutulmu ş. i. kurutucu madde. -i kastetmek. dili birini birini döndürmek. içki. kuru. ütü istemeyen kumaştan ak ıp donmuş yağ damlası. canlı. şoför. i.dribble down driblet dried drier drift drift apart driftwood drill drink drink a toast to drink like a fish drink s. 1. f. 2. arabayla geçmek. içme suyu. birini çok kızdırmak. k. 2. --n) 1. 3. k. k.o. yağmur suyunu akıtan çıkıntı/yiv. sürükleniş. f. 1. 2. (--ed/--led. 2. 2. 2. birini deli etmek. i. kıstırmak. fazla içki içmek. bak. i. f. to distraction drive s. ehliyet. bir (birinin) s ıhhatine/şerefine içmek. drive s. alıştırma seyretmek/dinlemek. 2. araba sıkı bir pazarlık yaparak fiyatı çok indirmek. to the wall/drive s. 1. ütü istemeyen (kumaş). 3. 2. 2. kam ış.. (drove. arabayla geri dönmek. müşterilerine arabalarında hizmet veren açık hava sineması. bak. up the wall 1. 1. yöneli ş. eriyerek yapılmış (giysi). birini iflas ettirmek. sürücü belgesi. evin garaj ını sokağa bağlayan yol. . sürüklenme. kadeh. seyircilerin arabaları içinde oturarak film seyrettikleri banka gişesi. Araba kullanmas ınışey elde etmek. drive s. arabayla uzakla şmak/ayrılmak. 3. birini iflas ın eşiğine against the wall getirmek. süzülmek. birini iflasa sürüklemek. içkiyi fazla kaç ırmak. 1. straight drink to excess drinking drinking cup drinking straw drinking water drip drip-dry dripping dripping wet drive drive a hard bargain drive a hard bargain drive at drive away/off drive back drive by drive into a corner drive mad drive out drive s. drive s.

sarhoşluk. 2. dümbelek. serpiştirmek. 3. çisenti. (yiyeceğe/içeceğe) uyuşturucu ilaç katmak. s. sarho ş. çiseleme. fışkın. davul tokma ğı. 2. i. s. 1. ağır ve sıkıcı bir iş yapmak. bak. uyuyakalmak. anat. içkili. kuru temizleme. ağır ve sıkıcı iş. i. 3. sütü kesilmiş (inek). s. trampetçi. dili pot k ırmak. (kümes hayvan drink. azalma. sarhoş. f. ilaçla uyuşturmak. değersiz şeyler. i. susuz. 6. uyuşturucu 2. f. Would you like a drop of brandy? Bir konyak ister misiniz? 2. 1. i. maden posas ı. s. 1. kurumuş. 2. uykulu. suyu çekilmiş. ekti. (suda) bo ğulmak. dik iniş. 7. ecza. dü şme. uyu şturucu madde. boğmak. baget. i. davul sesi. dokundurmak. e ğilmek. süprüntü. 1. imada bulunmak. 1. 1. susuzluk. artık..bağımlısı. başarı sevinciyle kendinden geçmiş. i. sarkmak. 2. pusula göndermek. kulakzar ı. homurdanmak.. varil. 1. f. i. 2. i. sert. i. i. monoton ses. düşmek. uyku veren. (bir sesi) (daha yüksek bir sesle) bast ırmak. 2. f. 1. i. 1. ya ğmursuz. cüruf. sürü. hap. i. kuru. inmek. hapçı. dü şüş. (bitki/çiçek) boynunu bükmek. 2. 2. (yağmur) çiselemek. i. kuru temizleyici. eczac ı. f. i. ında) bacak. i. içkili. 1. dü şmek. drive. 1. geri kalmak. f. bir damla su. içkici. vızıltı. ilaç. (--med. damla: a drop of water su damlas ı. -e uğramak. kulakdavulu. gaf yapmak. -i ziyaret etmek. bak. 2. eğmek.drizzle drone drool droop drop drop a brick drop a hint drop a line/note drop asleep drop behind drop down drop in at drop in on drop off drop out drop-off dropout dross drought drove drove drown drown out drowse drowsiness drowsy drudge drudgery drug drug addict drug habit druggist drugstore drum drumbeat drummer drumstick drunk drunk with success drunkard drunken drunkenness dry dry cell dry cell dry cleaner dry cleaning f. kuraklık. ağzı sulanmak. bükülmek. pineklemek. uykulu olma. uyu şukluk. 2. trampet değneği. 4. 2. --ming) davul çalmak. dışık. --ging) 1. kör (kuyu). iki satır yazıvermek. çam devirmek. sarkıtmak. azalmak. i. i. eczane. . kurak. erkek ar ı. i. kuru pil. 2. (üyelikten) ayr ılmak. asalak. vızıldamak. ahçı. 1. trampet. davulcu. i. davul. (--ged. ayyaş. uyuşturucu bağımlılığı. 1. i. ağır ve sıkıcı bir işte çalışan kimse. f. çıkmak. uyuklamak. 4. 2. angarya. i.. 3. parazit. okulu b ırakan öğrenci. 5. okula devam etmemek. davul sesi. kuru pil. f. f. süt vermeyen. susamış. iniş: a drop in prices k. f. 1.

i. This matter is at i. tüp. fiyasko. kopyasını yapmak. f. kot. kesmez (bıçak. tam zamanında.dry cough dry dock dry goods dry mustard dry quart dry up dryer drying rack dual dual-purpose dub dubious duchess duck duckling duct dud duds due duel dues duet dug duke dull duly dumb dumbfound dumfound dummy dump dump truck dumping dumps dun dunce dune dung dungarees dungeon dunk duo duodenum dupe duplex duplicate duplicity kuru öksürük. 2. 2.b. duygusuz. s. düello etmek. sahte. ödenti. i. 1. çoğ. dig. tükenmek. emzik. mankafa. çift yönlü. 3. belirsiz. i. i. kurumak. i. İng. blucin pantolon. çöp yığını. toptan ucuza satmak. hardal tozu. dişi ördek. z. i. s. ikili.. mensucat. budala. maket. dilsiz. 2. çift amaçlı. i.). 4. ahmak. 1. atmak. çoğ. ördek. kör. dili tutulmu ş. sessiz. i. f. i. 1. ikili. Bu mesele i. last being given due attention. dampingtaklit. düello. f. donuk. çift. uygun olarak. gere ğince. (başını/vücudunu) suya sokup çıkarmak. kurutmak. toz hardal. aldatmak. dubleks. f. --ning) alaca ğını istemek. terz. s. f. başını çabucak eğip kaldırmak.düzenbazlıkarmak.. aidat. tüketmek. yapay. 2. sönük (renk). 2. kumul. hile. zindan.. (akla/kanunlara/toplumca makbul say ılana) uygun olan. s gibi. i. 3. (--bed. (du´plıkeyt) 1. 4. i. banmak. f.. i. --bing) dublaj yapmak. i. kopya. borçluyu sıkıştırmak. dük. çoğ.101 litre. hayretler içinde b ırakmak. hayvan tersi. gereken: f. 3. s. budala. 1. blucin. i. düet. 4.B. f. güvenilmez. gübre. clothes dryer çamaşır kurutma makinesi. kuşkulu. f. çoğ. kafasız. (--ned. bak. 1. s. ba şarısız kimse. 2. hak ettiği. i. kuru havuz. 1. k. kararsız. bak. i. 2. anat. matb. patlamayan mermi/bomba. (du´plıkît) 1.. kalın kafalı. dumbfound. suretini ç ık. 3. s. 1. i. f. makas v. f. 2. kopya etmek. 2. kot pantolon. tic. 2... s. suya dalmak.. s. çift. kurutucu. filmi çekimden sonra seslendirmek. 2. A. şüpheli. kanal. tic. f. duo. 1. den. doland ırmak. kasvetli. dili giysiler. damping. gabi. f. gerektiğiıkıcı. . çifte. yapmak. enayi. 2. çamaşır askısı. ikiyüzlülük. 1. 1. eş. palaz. i. manifatura. boşaltmak. suya daldırmak. k. i. sersemlemek. i. anlayışsız. i.. aptal. 2. düşes. safdil. 5. şaşırtmak. taklit. 1. damperli çöplük. 1. kurutma makinesi: hair dryer saç kurutucusu. 5. onikiparmak ba ğırsağı. dili sersem. 1. mus. s. gübrelemek. manken. sahte şey. i. blucin tulum.D.kamyon. hakkıyla. i. batırmak.. meme.. çift. ördek yavrusu. düo. düo.

2. s. boya.durability durable duration duress during dusk dusky dust dust cover/jacket Dust has settled on everything. süreklilik. sürekli. i.. 2. k ıs. arzu. 3. hazımsızlık. k ıs. zarfında. Hollandalı erkek. Hollandaca. English. s. 1. devamlı. toz bezi. 1. f ırçalamak: She is dusting the furniture. i. -e karşı sorumluluk. i. i. . ceket. her biri. hevesli. oldukça karanlık. dizanteri. 1. f. 1. bak. s. canlılık. 2. 1. devimsel. boyamak. süresince. East. z. tıb. gittikçe ufalmak. koyu esmer. f. devam. tanesi. dispepsi. two million liras each tanesi iki milyon lira. oturan. dayan ıklılık. renk. i. i. tıb. Hollandalı. Hollandal ı. sağlam. 2. each. 2. zam. (dwelt/--ed) 1. f. s. gümrük resmi. giderek küçülmek. s. i. 1. 2. i.. e ea each each one each other eager eager beaver eagerness i. i. dinamitle havaya uçurmak. oturmak. toz serpmek: dust a cake with sugar keke şeker serpmek. bak. zorlama. hanedan. s. s. cüce. argo görevine fazlas ıyla bağlı kimse. 2. 1. i. devam. mekanik gücü olan.. İngiliz alfabesinin beşinci harfi. eskimez. ödevcil. -de. tozlu. ev. 2. tozunu almak. can atan. i. 2. her birbirini. kanlı basur. cüce. i. dayan ıklı. -de oturmak. ödev. ikametgâh.. Hollandaca. bask ı. şevk. dike. dili masraf çoğ. esnas ında. görev. canl ı. dinamik. her bir. s. dinamik. her. i. Dutch. 2. f. i. 3. i. i. vazife. toz gibi. yava ş yavaş azalmak. on (bir konu) üzerinde durmak. alacakaranlık. süreklilik. Hollanda. ikamet etmek. k. mesken. bodur. sayg ılı. şömiz. i. önemini kaybetmek. toz/süprüntü yığını. faraş. i. 2. dinamitlemek. toz. 2. s. Her şey tozlandı. süre. f. boyanmak. die. gümrüksüz. biri. cücele ştirmek. Dutch. konut. dinamit. Hollanda´ya özgü. i. boya maddesi. Eastern. küçük göstermek. i. E. istek. edat boyunca. ın Alman usulü bölüşüldüğü eğlenti. i.wom. sakin. akşam karanlığı.. 1. gümrük vergisi. 1. -de ikamet etmek. Hollandalı kadın. 1. s. toprak. f. f. Hollandalı. çoğ. 1. 1.en (d^ç´wîmîn) i. hareketli. 2. i.men (d^ç´mîn) i. 2. 1. dinamo. istekli. dustcloth dustheap dustpan dusty Dutch Dutch treat Dutchman Dutchwoman dutiful duty duty to/towards duty-free dwarf dwell dwell in dweller dwelling dwindle dye dyestuff dying dyke dynamic dynamite dynamo dynasty dysentery dyspepsia E E.

2. kulakdavulu. s ıkıntıdan kurtarmak. İng. eski. i. gündoğusuna bakan. 2. i. beklenmedik bir sürü laf. s. s. doğuya bakan. doğu.. s. i. doğudan esen (rüzgâr). . doğu. toprak. i. fikirleri altüst eden. kolaylık. yersars ıntısı. kulakmemesi. dili 1. doğuya yönelen. azar. i. 2. i. 2. toprak. s. doğu. z ılgıt. doğudan. 1. i. 1. z. z. 2. 5. kazanç. doğu yönünde. kartal. sıkıntısızlık. kazanmak. i. i. i. vaktinden evvel. k. z. çanak çömlek. 2. doğuya ait. bir yana koymak. s. f. Paskalya yortusu. a ğırbaşlı. doğuya. (biri/bir hayvan) yapt ığı hizmetle kendi masrafını çıkarmak/karşılamak. ciddi. kazand ırmak.. gelir. ressam sehpas ı. (ağrıyı) yatıştırmak. topraksı. 3. zelzele. doğu yönünde. vakitsiz. 1. 1. papara. 2. kolay. kolaylaştırmak. s. yer solucan ı. anat. s. kont.. s. yavaş yavaş hareket ettirmek. keskin gözlü. 1. 1. kaba. s. erken uyar ı sistemi. doğuya doğru. i. yumuşak davranış. incelikten yoksun. f. Paskalya yumurtas ı. dünyevi. toprak.eagle eagle-eyed ear ear eardrum earful earl earlobe early early riser early warning system earmark earn earn one´s keep earnest earnest earnest money earnings earphone earring earshot earsplitting earth earthen earthenware earthly earthquake earthshaking earthworm earthy earwax ease ease ease off/up easel easily easiness east Easter Easter egg easterly eastern eastward eastwardly eastwards easy easy i. dünyaya ait. deprem. şövale.. gevşetmek. s. i. doğudan esen. headphone. inançları kökünden sarsan. s. karaku ş. s. küpe. kulak kiri. i. şark. s. doğuya doğru. i. başak. kolaylıkla. sağır edici (ses). kolaylık. pey akçesi. teminat akçesi. elek. kulakzar ı. kâr. i. i. rahatça. s.. yumuşaklık. (bir şeyin) esas niteliği. topra ğa benzer. 2. topraktan yap ılmış. rahat rahat. i. bir sürü dedikodu. belirli bir maksat için ayırmak. 2. i. dikkatle yerleştirmek. doğuya doğru. erken. rahat. z. ilk. 1. rahat ettirmek. doğudan. hayvanlar ın kulaklarına takılan marka. s. bak. Paskalya. doğusal. 2. f. kulak. doğuya yönelen. rahat. z. 1. toprak. maa ş. doğuya doğru. dünya. z. z. 1. i. i. i. 4. i. 3. işitme duyusu. 1. 1. dili kolayca. 1. topraktan yap ılmış. kolayca. zamans ız. erken kalkan kimse. doğuya doğru. 2. k. 3. 2. 2. z.

Ekvador. bak. deniz sular ının çekilmesi. i. s. i. i. uysal. i. tasarruf. f. f. tutulma. kademe.. seçmeci. s. kaynayan. (deniz) çekilmek. ekolojik. bak. egzama. k ıs. . i. i.. ekonomi bilimi. Ecuadorian. kiliselerin tümünü temsil eden. i. f. tükürdüğünü yalamak. 2. d ışmerkezli. 1.. iktisatç ı. 2. the European Community. yankılanmak. Ekvador.. çevrebilimci. (birinden) üstün çıkmak. bak. 1. yumu şak başlı. s. yemek yemek. s. dili kolayca aldat ılabilen kimse. tutumlu. s. acayip. tekrarlamak. taşan (sıvı). rahip. 1.. seçmeciliğe ait. k. 1. eksantriklik. f. Ecuadorian. i. Ekvadorlu.. --en) 1. 1. Ekvador´a özgü. s. fels. hesaplı. i. vecit. co şkun. i. ekonomi yapmak. tuhaf. dışmerkezlilik. economics. i. papaz.easy chair easy mark easy money easygoing eat eat humble pie eat one´s fill eat one´s heart out eat one´s words eat s. s. dini. Ekvadorlu. i. tıb. garip bir kişi. 2. s. 1. şevkli. gökb. abanoz. karnını doyurmak. s.. mayasıl. cezir. tasarruf etmek. tüm kiliselerin birle şmesini amaçlayan. (birini) gölgede bırakmak. 2. fels. i. f. aksetmek.. s. 2. economize. esrik. 1. ekolojist. yiyip bitirmek. saçak. fels. kibri k ırılmak. ekoloji. i. kabahatini itiraf edip af dilemek. 2. (on) -e kulak misafiri olmak. ekonomi. iktisat. tüm kiliselerin kabul etti ği. k. ekonomik. dili sözünü geri almak. eksantrik. i. 1. 1.. economy. çok üzülmek. (ate. i. k. dili kendi kendini yemek. co şu. k. s. ask. kiliseye veya kilise örgütüne ait. garip. economic. iktisadi. f.o. s. çok mutlu. içi içini yemek. ekonomiyle ilgili. iktisat yapmak. eksantrik. s. yemek. s. inik deniz. eksantrik. eksantriklik. out of house and home eat up eaves eavesdrop ebb ebb tide ebony ebullient EC eccentric eccentricity ecclesiastic echelon echo éclair eclectic eclecticism eclipse ecological ecologist ecology econ economic economical economics economise economist economize economy ecosystem ecstasy ecstatic Ecuador Ecuadoran Ecuadorean Ecuadorian ecumenical eczema rahat koltuk. 2. çevrebilimsel. tekrarlanmak. çevrebilim. f. ekler (bir çe şit pasta). kendinden geçme... --es) yankı. ekonomi. ekonomist. 2. 2. burnu sürtülmek. İng. esrime.. içi kaynayan. ekonomik. seçmeci. çeşitli sistem ve kaynaklardan derlenmiş. i. ekosistem. i. kolay kazan ılmış para. sevinç dolu. (çoğ. kendinden geçmi ş. i. ışığını karartmak. dili aşırı miktarda yiyerek birinin bütçesini altüst etmek. tuhaflık. i. iktisat. k ıs. i. tutumluluk. 2. seçmecilik. 2. 1. i. i. i.

f. edited. gayret. emir. 1. dantel. i. sinirlilik. redaktörlük. yok etmek. tesirli. eğitimci. (bir tarafa do ğru) yavaş yavaşyandan. 1. etkili. Hollanda peyniri. hızlı ve verimli çalışma. kenar ına bordür yapmak. anafor. s. eğitmek. eğitsel. i. s. 1. k ısır. kabarmak. zahmetsiz. edition. 2. fayda. 1. gitmek. burgaç. yerine getirmek. ödem. ahlakça yükseltmek. s. yanlamas ına. eğitimsel. kenar suyu. f. yan yan. i. redaktör. effect effective effects effectual effeminate effervesce effervescent effete efficacious efficacy efficiency efficient effigy effluence effluent effort effortless k ıs. i. efervesan. (çoğ. efor. i. mal. bak. çoğ.s. 2. dışarı akma. üstünlük. sinirli. edam. eğitimli. etki.. ferman. etki. 1. s. gidermek. s. istenilen sonucu veren. redaksiyon yapmak. efektif. nakit. yiyecek. s. eşya.. etkili. s.. kenar. silmek. eğitici. çevri. yenebilir. i. i. f. e ğrim. okutmak. eğitim. i. atık su. dikkatleri üstüne çekmemeye çal ışmak. redaksiyon. i. 1. 1. tahsilli. i. tıb. kolay. 2. akıntı. edisyon. i. istenen sonucu veren. i. tic. atık madde. bozmak. f. başarmak. f. i. i. k. gerçekle ştirmek. atık madde. i. f. s. i. hızlı ve verimli çalışan. 2. etkili. bas ım. . 2. halsiz. k ıs. s. güçsüz. s. 3. girdap. i. bitkin. editor. i. burgaçlanmak. büyük yap ı. --s/eel) yılanbalığı. tesirli. i. i. 2. i. 2. sonuç. s. s. suta şı. kadınsı. f. dili avantaj. efemine. sinirleri gergin. eğitmen. i. yarar. başmakale. randımanlı. ahlakça yükselten. efemine. the European Economic Community. Edam. i. köpürmek. z. 1. yürürlükte. i. s. atık su. i. anaforlanmak. f. editör.ed Edam Edam cheese eddy edema edge edgewise edginess edging edgy edible edict edifice edify edifying edit editing edition editor editorial editorship educate educated education educational educator EEC eel efface efface o. 2. çaba. editörlük. i. verimsiz.

LXXX). müz. ego. . beniçinci. 2. onsekiz. çok ayr ıntılı ve çok iş isteyen. meninin atılması. i. Mısır´a özgü. i. sekiz. İkisini de sevmiyor.. egoizm. i. i. elastik. 2. i. i. esnek. (zaman) geçmek. 1. Mısırlı. i. kovmak. eight-hour day günde sekiz saat çalışma sistemi.. egotizm.. 1. lastikli şerit. s. s. coşkun. egosantrizm. s. f. yumurta ak ı. yumurta ak ı. onsekizde bir. 1. seksen rakam ı (80. bo şalmak. sekseninci. sekizlik. kuştüyü yorgan. sekizde bir. defetmek. i. 2. 2. İrlanda Cumhuriyeti. yüzsüzlük. f. girift. girişik. ikisi de. küstahlık. s. 2. beniçincilik. canlılık. bencillik. f. i. 1. M ısırlı. yumurtalık. i. taşkın. karmaşık. i. on tahrik etmek. 2. i. mak. 2. s. i. i. s. değil mi? 2. dili 1. meni gelmek. i. k ıs. akmak. k ıt kanaat geçinmek. lastik. onsekiz rakam ı (18. benlikçilik. exempli gratia (for example) mesela.. fışkırtmak. ünlem. sekiz rakam ı (8. bencil.. 1. VIII). s. i. eh? Şanslı bir herif. 2. ejektör. 1. seksen. yumurta ç ırpacağı. i. 1. şevk. i. sekizinci. (bir şey yapmakla) (yetersiz bir şeyi) artırmak. elastiki. s. i. fevkalade kötü. s. yumurta kabı. benlik. Mısır. f. M ısır. i. s. i. El Salvador. On either side of him sat a cat. k ışkırtmak. seksende bir. f. (on) ayr ıntılarına girmek. s. XVIII). korkunç: an egregious mistake korkunç bir yanl ış. k. i. örneğin. egosantrik. bencil. yumurta. ben. argo entel. yumurta kabu ğu. Ne?/Ha?: ´´Come here!´´ ´´Eh?´´ ´´I said ´Come here!´ ´´ ´´Buraya i. egoist. i. i. her ya bu ya o. lastikli. 1. entelektüel. sekizlik nota. çıkarmak. zam. . birdenbire yüksek bir sesle söylemek. s.effrontery effusive eg egg egg egg white egg white eggbeater eggcup egghead eggplant eggshell ego egocentric egocentricity egoism egoist egotism egotist egregious Egypt Egyptian eh eiderdown eight eighteen eighteenth eighth eighth note eightieth eighty Eire either either this or that ejaculate ejaculation eject ejector eke eke out eke out a living El Salvador elaborate elaborate élan elapse elastic i. dışarı atmak. s. bo şalma. ünlem. 1. her iki: She doesn´t like either one.. patlıcan. f ışkırtıcı. f. Her iki taraf ında bir kedi oturuyordu. de ğil mi?: He´s a lucky guy. onsekizinci. 2.

1. elektrik ak ımı. elektrogitar. dili alın teri. elektrokardiyogram. rahatça hareket edilebilecek yer. elektrik kuvveti. elektrikle ilgili. elektrik cereyanı. büyük. seçmenler. seçimle elde edilen (bir makam). 2. 2. seçmeli ders. çok sevindirmek. i. tıb. elektrolit. elektrikli tıraş makinesi. 1. seçim. i. . emek. esneklik. s. sevinç. dirsekle itmek/vurmak. i. elektrik lambas ı. elektrikçi. f. i. elastisite. elektrikli sandalyede idam etmek. heyecan vermek. i. yaşlı/itibarlı kişi. mürver a ğacı. elektrik yayı. abla. elektrikli göz. elektrikli. f. 2. heyecanland ırmak. oldukça ya şlı.. elektrot. elektrik saati. i. 1. f. iste ğe bağlı. 1. elektrik ark ı. elektrik motoru. sevinçli.. vantilatör. elektrik mühendisliği. dirseklemek. 2. i. elektrikle ilgili. 3. çok ne şelendirmek. yaşça büyük. elektrikli sandalye. f. i. i. elektrikli alet. (yaşça) büyükler. i. elektrik tesisatç ısı. ite kaka yol açmak. i. elastiklik. seçmen. geni ş yer. elektriklendirmek. dirsek. elektrik mühendisi.elasticity elate elated elation elbow elbow grease elbowroom elder elder elder brother elder sister elder sister elderly elders eldest elect election electioneer elective elector electorate electric electric arc electric arc electric chair electric current electric eye electric fan electric guitar electric light electric meter electric motor electric power electric shaver electrical electrical appliance electrical engineer electrical engineering electrician electricity electrification electrify electrocardiogram electrocute electrode electrolysis electrolyte i. f. elektriklendirme. 2. 1. elektroliz. çoğ. s. elektrifikasyon. elektrik ark ı. mürver. seçmek. ağabey. k ıvanç. i. elektriklemek. fiz. elektrikli ayg ıt. s. i. k. elektrik. i. k ıvançlı. s. f. (yaşça) en büyük. i. abla. s. seçim propagandas ı yapmak. i. i. s. elektrikle öldürmek. elektrikli. s.

on bir rakam ı (11. uzatmak. i. başka yere. 2. etkili ve güzel söz söyleyen. f. s. eleji. yükseltmek. başka yerde. iksir. s. s. s. kim. son dakika. gidermek. s. element. coğr. eksiltili anlatım. 1. z.. elit. f. i. zarif. i. doğal. basit. elips. i. i. s. 1. on birde bir. elves (elvz) i. i. yükseltme. XI). 2. doğadaki güçlere özgü. tıb. ilköğretim. başka: What else can he do? Başka ne yapabilir? Who else was there? Orada başka kim vardı? Where else can they be? Başka nerede z. başlayanlar için: elementary French course yeni başlayanlar için Fransızca kursu. i. -e neden olmak. elit. elektronik. (for) -e uygun. s. s. söz söyleme sanat ı. f. evlenmek için evden kaçmak. öğe. 2. temel. 1. terfi. elektronik. kolay. kald ırma. öğe. i. asansör. elektroşok. 3.lip. i. elektropozitif.electromagnet electromagnetic electron electronic electronic music electronic music electronics electropositive electroshock elegance elegant elegy element elemental elementary elementary education elementary school elements elephant elevate elevation elevator elevator shaft eleven eleventh eleventh hour elf elicit eligibility eligible eliminate elimination elite elixir elk ellipse ellipsis elliptical elm elocution elongate elongation elope eloquence eloquent else elsewhere i. giderme. elektronik müzik. dilb. elektron. ilköğretim okulu.. i. i. 3. on birinci. 3. sağlamak. i. elektromanyetik. on bir. etkili ve güzel (sözler. kald ırmak. i. i. i. silo. 1. eksilti. dili öldürmek. 3. yok etme. seçkin. 2. 2. i. konu şma tarzı). temizlemek. 1. 2. 1. s. s. s. 3. k. elektronik müzik. eleman. etkili ve güzel konuşma tarzı. the doğa güçleri. ilkel. (gerçe ği) ortaya çıkarmak. karaağaç.ses (îlîp´siz) i. dizginsiz. ilkel. yükselti.. 2. -e yol açmak. çoğ. unsur. . f. seçkinler. 1. uygunluk. 2. i. eliptik. uzatma. 2. çoğ. 2. 2. 1. 1. yok etmek. (bilgi) edinmek. temel ilkeler. 4. i. kanadageyiği. terfi ettirmek. asansör bo şluğu. f. 3. (yar ışçıyı) eleme. a ğıt. i. frenlenmemi ş. 1. 1. etkili ve güzel söz söyleme yetene ği. i. 1. çoğ. 2. zarafet. cüce ve yaramaz cin. s. zool. 2. 1. fil.. parça. el. avrupamusu. elektrom ıknatıs. â şığıyla kaçmak. gruplar. (bir yar ışçıyı) elemek. i.

kapsamak. azat etme. (bir program ın) sunuculuğunu yapmak. süslemek. amboli. -e başlamak. armalarla donatmak. i. Zarafetin ta kendisi. üzerine nak ış işlemek. azat etmek.ısımları çıkararak veya sansür ederek) (bir yazıyı) kuşa i. elf. (çoğ. cesaret vermek. 1. sefaret. enemek. 2. 2. -e girişmek. f. zimmetine para geçiren kimse. toprak set. kucaklaşmak. gömmek. yüreklendirmek. bir halde) d ışa vurmak. f. kabartmak. kabartma desenle süslemek. kendisi: She is the embodiment of elegance. 1. amblem. 2. sıskası çıkmış. s. 2. 2. (metne ait) düzeltme. f. -den fışkırmak. f. hayata küstürmek.. çoğ. embriyon. aklına gelmemek: The name 2. süs. f. i. bir deri bir kemik kalm ış. karıştırmak. --ding) (in) (içine) iyice yerle ştirmek. f. gemiye binme. eludes me. (--ded. i. köz. 1. özgürlük. açıklamada bulunmak.-den ç ıkmak. özgürlüğüne kavuşturmak. 2. Şehrin adı aklıma gelmiyor. 3. burmak. hadım etmek. (emanet para veya mülkü) zimmetine geçirmek. f. mahcup olma. o ğulcuk. gemiye binmek. hat ırlayamamak. 2. i. yakalanmas ı zor. biyol. 3. 2. f. f. acil durum. i. güç durumda. 2. s. serbest b ırakma. 2. kurtuluş. meydana çıkmak. zümrüt ye şili. f. 1. 2. f. tıb. mumyalamak. i. i. kasnak. s. acil ç ıkış kapısı. -den yayılmak. izahat vermek. i. (bir dini) kabul etmek. (bir dine) girmek. --es) ambargo. 1. 1. (bir şeyin) somut hali. 1.. i. f. 1. i. i. f. f. s. kuvvetten düşürmek. i. (birini) kucaklamak. zümrüt. (izleyenleri. in (belirli/somut f.. 1. i. 3. kapsamak. i. 1. elçilik. kor. zimmete geçirme. 1. simge. zümrüt yeşili. -den akmak. i. f. (açlıktan/hastalıktan) çok zayıflamış. süsleme. bak. açıklamak. kutlamak. f. (bir metnin) yanlışlarını düzeltmek. (anlatılan 4. kakmak. çabucak geçen. süslemek. i. 3. tarifi zor. from den kurtarmak. tezyin etmek. i. (birini) (zor bir işe) sokmak. 1. i. mahcup etmek. from f.elucidate elude elusive elves emaciated emanate emancipate emancipation emasculate embalm embankment embargo embark embark on/upon embarkation embarrass embarrassment embassy embattled embed embellish embellishment ember embezzle embezzlement embezzler embitter emblazon emblem embodiment embody embolden embolism emboss embrace embroider embroidery embroidery frame embroil embryo emcee emend emendation emerald emerge emergency emergency door/exit f. (bazı k tahnit etmek. çıkmak. i. bir tehlikeyi) atlatmak. utandırmak. utanma. . f. serbest b ırakmak. f. (birine) sar ılmak. bir (bir teklifi) kabul etmek. f. öykü veya olayı) hayalinden bir şeyler katarak süslemek. utanç duyma. sunucu. işleme. s ıkışmış. of the town anlaşılması zor. i.. nak ış.

siyasi göçmen. özel bir görevle gönderilen ki şi. ampirik. boş laf. i. 2. s. deneyci. yayma. bo şalmak. emülsiyon. yetki vermek. vurgulanarak söylenen. emisyon. f. istihdam. yumuşatıcı ve acıyı dindiren merhem. eli boş. 2. vurgulama.ses (em´fısiz) i. dökmek. imparator. i. 3... 1. 1. s. iş verme. s. göçmen. 3. zımparalı tırnak törpüsü. i. göç. boş. zımpara. f. yumuşatıcı. tan ınmış ve üstün. benzerini veya daha iyisini yapmaya çal ışmak. görevli. dökülmek. acil tedavi. 2. 1. vurgu. 1. i. 2. deneysel. s. f. üzerinde durarak. i. z. çoğ. i. f. heyecan. göç etmek. dili aç. anfizem. kusturucu (ilaç). patron. --ting) ç ıkarmak. . i. boşaltmak.. yaymak. s. i. yükseklik. yüksek bir mevki. i. istihdam etmek. deneycilik. i. kullanmak. meydana çıkan. giderken. 1. çıkan. frapan. i. (hastanede) acil servis. i. ücret. 3. boşluk. s. duygu. boş. kazanç. f. yüksek (mevki). boş şey. 1. imparatoriçe. i. i. f. çalışan. i. ampirizm. ünlü (kişi). bir ba şkasının duygularını anlayabilme. ampirist. i. vurgulamak. ısrarlı. yüksek yer. bir hizmet veya i şte kullanmak. önem. heyecanl ı. ç ıkarma. işçi. kesin olarak. 2. k. s. imparatorluk. mal. İng. of -den yoksun. em. maa ş. (--ted. 1. emphasize. i. i. i. s. i. i. bak. i. duygulu. iş bulma bürosu. duygu sezgisi. 2. 1.emergency landing emergency treatment emergency ward emergent emeritus emery emery board emetic emigrant emigrate emigration émigré eminence eminent emissary emission emit emollient emolument emotion emotional empathy emperor emphasis emphasise emphasize emphatic emphatically emphysema empire empirical empiricism empiricist employ employee employer employment employment agency empower empress emptiness empty empty words empty-handed emulate emulsion en route mecburi iniş. ruhb. yüksek (yer).. işveren. s. his. taklit etmeye çalışmak.. fışkırtmak. i. duygusal.pha. tepe. i. i. f. s. iş ve işçi bulma kurumu. yolda. 2. tıb. f. emeritus (emekli bir üniversite ö ğretim görevlisine verilen unvan). 2. göze çarpan.

teşvik etmek. İng. mine. letter. f. yabanimarul. yüreklendirmek. 3. 2. mec.s. (bir yeri) (duvar. 3. s. nihayet. f. (di şlere ait) mine. tak ı. i. sonsuz.. ansiklopedi. yüreklendirici. ku şatmak. f. özendirmek. yasala ştırmak. endearing endeavor endemic ending endive endless endlessly endlessness endorse endorse a bill endorsement endow (an rut´) yolda. ciro. bitirmek. i. sehpa. hindiba. Meksika mutfa ğına özgü böreğe benzeyen acılı bir yemek. rastlamak.en route enable enact enamel enameled enamor enamour encase enchant enchanting enchilada encircle encl enclose enclosure enclosures encompass encore encounter encourage encouragement encouraging encroach encroachment encrust encumber encumbrance encyclopaedia encyclopedia encyclopedic end end table endanger endear endear o. f. niyet. gaye. teşvik etme. umut verici. f. 1. özendirme. encyclopedia. s. maksat. s. s. k. emaylamak. f. kaplamak. 2. çalışmak. s. sevimli. 2. k ıs. sona ermek. son. gönderiyorum. to s. ansiklopedik. cesaret verme. 2. 1. yapmaya çalışmak. i. i. i. in (bir yer veya halka) özgü: That disease is endemic in India. 1. sonsuzluk. ümitlendirici. emaye. nihayet. ilişiktekiler. çeki ciro etmek. 5. i. f. upon (ba şkasının hakkına) tecavüzde bulunmak. 1. bak. ciro etmek. (mektupla ayn ı zarf içinde) gönderilen şeyler. ünlem Bravo! i. İng. te şvik edici. 2. 2. gayret etmek. 1. enclosure. 1. (bir tehlike veya zorlukla) kar şı karşıya gelmek. huk. kendini birine sevdirmek. f. 2. 2. 1. 1. 1. acımarul. onaylamak. kapsamak. i. O hastalık Hindistan´a dilb. fevkalade. ölüm. bak. yer.o. son. cesaret vermek. küçük masa. sevdirmek. . i. i. dili (birinin) çok ho şuna gitmek. 2. f. z. with -e ba ğışta bulunmak. k. (başkasının hakkına) tecavüzde bulunma. (bir şeyi) (bir mektupla aynı zarf içine) koymak: I´ve enclosed a photograph with this çit v. son vermek. imkân vermek. ak ıbet. cesaret verici.b. i. enclosed. f. 1. çaba. çocuk. bis. 2. f. 3. 2. yüreklendirme. sonek. enamor. bitmek tükenmek bilmeksizin. örtmek. s. f. f. yetki vermek. 1.b. 2. amaç.. f. 3. 1. büyülemek.Bu mektupla birlikte bir foto ğrafile) çevrili olan i. son. çit v. uç. --ing/-ling) 1. 4. f. özgü.. i. 2. f. durmadan. f. i. 3.. tehlikeye atmak. mümkün k ılmak. ile) çevirme. 2. (duvar. gayret. 1. bitmek. minelemek. (--ed/--led. çok güzel. dili harika. 1. f. sağlamak. büyüleyici. i. yük. f. i. f. 1. özendirici. emaye. f. tatlı. s. ipotek. kuşatmak. s. emay. etraf ını çevirmek. 1. 2. 2. onay.

s. İngilizce. birbirine girmek. s. s. kuvvetten düşürmek. hakkâk işi. kuvvet. 2. kafas ını bütünüyle işgal etmek. İngiliz. 1. f. 3. i. çok sürükleyici (roman. İng. energize. f. uygulamak. planlayıp düzenlemek. . 2. uzunluğuna. film v. ile vermek. İng. İngiltere. oymacılık. s. 2. tembih etmek. doğurmak. hakkâkl ık.b. muamma. çekici. f. 1. hakkâk.endowment endurable endurance endure enduring endways endwise enema enemy energetic energise energize energy energy crisis enervate enfold enforce enforceable enforcement enfranchise Eng engage engage in engage s. yasaklamak. çoğ. güç vermek. s. enerji. tenkıye. 2. 3. tutmak. d. f.y. yutmak. 2. 2. kucaklamak.. tahammül. içine çekmek. f. 2. 1. dikine. güç. oymac ı. i. 2. tıb. 1. motor. hakketmek. çekmek. f. sarmak. 4.´ni) artırmak. in 1. enerjik.´ni) -e aşılamak. zayıflatmak. f. uygulama. 1. 2. 2. 1. birbirine geçmek.. meşgul (telefon).. gravürcü. bilmece. devamlı. Eng. Gitmesini tembih ettim. enerji.y. İngiliz. katlamak. i. endways. düşman. i. alışkanlık v. 1. 1. f. f. i.lish. f. emretmek: I enjoined him to leave. s. 1. f. i. söz.o. Allah vergisi. nişanlanma. makinist.en (îng´glîşwîmîn) i.´s attention engaged engagement engaging engender engine engine driver engineer engineering England English Englishman Englishwoman engrain engrave engraver engraving engross engross one´s thoughts engrossing engulf enhance enigma enjoin i. dayan ıklı. 2. angaje etmek. (değer. oy hakk ı vermek. 1. 3. Eng. mühendis.wom. etmek. England. 3. çarpışma. i. f. sürekli. İngilizce. enerji vermek. 2. tahammül etmek. -in içine iyice çektirmek/geçirtmek. taahhüt birinin kafas ını meşgul etmek.b. do ğuştan gelen özel yetenek.lish. nişanlı.). 1. lavman. 2. ba ğışta bulunma. enerji krizi. ucu ileriye do ğru. f. English. hoş. 5. s. 4. bağışlardan oluşan toplu sermaye. 1. f. 1. vaat. İngiliz. meydana getirmek. bak. 3. i. yerine getirmek. gravür. belirli bir süre için ücretli i ş. çarpışmak. k ıs. f. d. i. mak. f. s. dövüşme. z. dayanmak. makinist. fiyat v. den. i. i. tatbik etmek. i.. sözmeşgul olmak. İngiliz erkek. bak. çoğ. çarkç ı. (dü şünce. mühendislik. dayanılabilir. i. uygulanabilir..b. dayanma gücü. faal. olu şturmak. taahhüt. ba ğrına basmak. 2. lokomotif. uç uca. işe almak. İngiliz kadın. 2. 3. sevimli. i. erke. randevu. 1. z. birbirine geçirmek. kald ırmak. dik. yükseltmek. 2.men (îng´glîşmîn) i. 1. kazımak.

ırmak. kaydetme.. muazzamlık. bilgilenme. büyülteç. 1.. i. bayrak. büyük kötülük. 1. f. foto. yerleştirmek. kayıt. zevk almak. i.the ensuing year ertesi sene. 4. bilg. 1. bilgilendirmek. dolaşıklık. 1. f. bak. teşebbüs. düşmanlık. 1. girişim. genişlemek. . kaydını yapmak. askere kaydetmek/yazmak. yazılmak. 1. -e yerleşmek. 2. temin etmek. enquire enrage enrich enroll enrollment ensconce ensconce o. f. f. z. i. 2. -in aklına gelmek. mânia. den. zevkli. birkaç parçadan olu şan kadın kostümü. 2. anlaşmaya girmek. in ensemble enshrine ensign ensign enslave ensnare ensue ensure entail entangle entanglement enter enter into enter into an agreement enter on/upon enter one´s head enterprise f. tak sayg ın bir yere koymak. deftere yazmak. “Enter” tu şuna basarak (bir komutu) gerçekleştirmek. dola ştırmak. f. sancak. tatlı. büyüklük. f. meydana gelmek. köle yapmak. f. eğlenmek. kaydetmek. i. 2. hoş.s. 2. i. kocaman. i. -e başlamak. f. hiddetlendirmek. sağlamak. aste ğmen. s. müz. aydınlanma. 1. zenginle ştirmek. f. ho şlanmak. agrandisman.enjoy enjoy good health enjoy o. ardından gelmek. genişletmek. band ıra.s. in (birini) (olumsuz bir duruma) dü şürmek. in (olumsuz bir şeye) karıştırmak. f. yeterli. husumet. i. 2. içine girmek. aydınlatma. f. 3. hoşça vakit geçirmek. soylular s ınıfına almak. 2. asalet unvanı vermek. tiy. f. zenginleştirmek. büyütmek. yardımını sağlamak. eğlenceli. foto. başlamak. öfkelendirmek. döpiyes. değerini artırmak. garanti etmek. aydın (kimse). yüceltmek. izlemek. sağlığı yerinde olmak. gerektirmek. şer. karışıklık. i. i. yeter de artar bile. s. 2. büyümek. 3. bilgilendirme. s. tuzağa düşürmek. -e girişmek. çıkmak. giri şmek. trup. enjoyable enjoyment enlarge enlarge upon enlargement enlarger enlighten enlightened enlightenment enlist enliven enmesh enmity ennoble enormity enormous enough enough and to spare Enough! Enough´s enough. bütün. 1. kâfi derecede. karmakarışık etmek. engel. 2. inquire. 1. büyütme.. askere kaydolmak/yaz ılmak. zengin etmek. kâfi. f. 1. topluluk. kaydolmak. f. girmek. i. f. i. f. -e girişmek. ünlem Yeter! Yeter artık! f. 2. muazzam. -e başlamak. esir etmek. agrandisör. 4. canland f. i. daha ayrıntılı bir şekilde anlatmak. aydınlatmak. -i -in içinde ım. s. büyüme. yeterli miktar. zevk. bulaştırmak. kaydetmek. f. i.

giriş. i. 2. 1. istek. giriş yeri. telaffuz etmek. çok övmek. f. i. f. eğlendirici. i. (around) bir şeyi (başka bir şeye) dolamak. cazip.. 3. f. balo. eğlendirmek. 3. (başkan) bir teklifi kabul edip kurula sunmak. 3. varlık. tamam ıyla. s. 1. ask. (--ped. s. açıkgöz. i. giriş. parti. müteşebbis. 1. 2. misafir etmek. şevkli. eğlenceli. i. bütün. 3. yakarış. 2. i. s. bağırsaklar. şevk. i. f. girme. f. tüm. zarf. enumerate enunciate envelop envelope enviable envious s. f. giriş ücreti.b. f. heves. yalvarmak. f. yalvar ış. müteşebbis.enterprising entertain entertain a motion entertaining entertainment enthrall enthrone enthuse enthusiasm enthusiastic entice enticement enticing entire entirely entirety entitle entity entomb entomologist entomology entourage entrails entrance entrance entrance examination entrance fee entrap entreat entreaty entrée entrench entrenchment entrepôt entrepreneur entrust entry entryway entwine entwine itself around entwine s. siper. böcekbilimci. . balıkla baş yemek arasında bir şekilde yerleştirmek. (birini) tatlılıkla (kötü bir şey yapmaya) ikna etmek. girme. f. gömmek. büyülemek. 2. --ping) tuza ğa düşürmek. 1. yakalamak. giriş. tamam. z. s. i. büyülemek. 2. i. giriş. s. tahta ç ıkarmak. bütün. büsbütün. i. f. hak vermek. f. entomolojist. girişken. giriş izni. ikram etmek. i. giriş. antrepo. hararetli. ağırlamak. giriş kapısı. yalvarma. f. birer birer saymak/söylemek. ziyafet. çekici ancak tehlikeli şey. mektup zarf ı. kayıt. gıpta edilecek. saymak. giriş ücreti. sarmak. (bitki. 1. hepsi: the entire group grubun hepsi. f. ku şatmak. giriş hakkı. örtmek. beraberindekiler. i. çekici. 2. yılan v. maiyet. davet. (about/over) göklere ç ıkarmak. baş yemek. giriş. giriş yeri. k ıskanç. 1. tamamen. baştan çıkarma. s. i. mezara koymak. sağlam yenilen yemek. i. böcekbilim. i. i. entomoloji. giriş sınavı. giriş. İng. i. f. antre. girişimci. f. yetki vermek. çekicilik.t. i. uyanık. giriş yeri.) (bir şeyin) etrafına dolanmak. emanet etmek. f.

k ıskançlık.. epizot. gıpta. apolet. bak. i. epilog. eşit işareti (=). mezar kitabesi. i. i. diplomat. deprem öze ği. i. s. İki artı iki eşit dört. i. 2. epik. f. 2. i.. jeol. salgın. 2. aynı düzeyde. s. TV (dizide) bölüm. radyo. eşit olmak: Two plus two equals four. (olaylar zincirinde) olay. i. i. i. 1. salgınlaşmış. i. çoğ. tasavvur etmek. aynı düzeyde olmak. i. tıb. 1. kafas ında canlandırmak. çok k ısa süren. i. i. s. .. 2. temkin. gelip geçici. piskoposlarca yönetilen. destan. i. (Yeni Ahit´te yer alan) mektup. kafas ında canlandırmak.. s. saralı. i. çevre. çevrecilik. i. eşitlemek. 1. kolayca k ızmayan. haset. dolay. i. epaulet. ekvatoral. edeb. i. destans ı. edeb. kıskanmak. eşit. Ekvator Ginesi... tasavvur etmek. sara hastalığına özgü.environment environmental environmentalism environmentalist environs envisage envision envoy envy enzyme epaulet epaulette ephemeral epic epicenter epidemic epidermis epigram epilepsy epileptic epilog epilogue Epiphany episcopal episode episodic Epistle epistle epitaph epithet epitome epoch Epsom salts equable equal equal equal sign equalise equality equalize equanimity equate equation equator Equatorial equatorial Equatorial Guinea i. çevreci. denklem. Hrist. mektup. İng. ile eşit saymak. İng. laf. saralı. s. Emsali yok. bak. 1. nükte. 2. 1. f. gıpta etmek. i. rahat. ılım. çevresel. 6 Ocak´ta kutlanan bir yortu. muhit. i. civar. sonsöz. devir. depremin merkezi. i. sara. s. ça ğ. epizodik. enzim. epik. i. f. ılıman (iklim). (övücü veya hakaret edici) söz. f. s. f. epiderm. i. equalize. nükteli söz. sakin. 2. itidal. delege. f.. emsali olmak: No one equals her. 1. i. i. 2. Hrist. piskoposlara ait. İngiliz tuzu. salgın: flu epidemic grip salgını. eşitlik.. 2. i. biyokim. i. s... i. eşit. i. 1. s. temsilci. elçi... 1. epilog. ekvator. bak. 2. çok kısa ömürlü. s. 1. i. f. s.

i. aşındırıcı. ılım. bilginlik. f. kurma. a şınma.´ni) dikmek. 2. bundan önce. i. firar etmek. (fiyat v. f. 1. kurmak. tic. yok etmek. 3. 1. 1. s. s. devir. jeol. patlak vermek. f.b. biniciliğe ait. 1. i. 3. ayak işi. yanlış. i. firar. heykeli. erozyon. 1. Ekvator Ginesi´ne özgü. gün tün eşitliği. hata. silinmiş yer.. önce. --s/er. 1. (--ped. (yanarda ğ) püskürme. gereçler. dik. i. 2. 2. f.mine) ermin. kökünden söküp atmak. 2. atlı (heykel/portre): an equestrian statue of Napoleon Napolyon´un atlı aynı mesafede olan. i. şiir evvel. i. i. 3. i. s. anlaşmazlık v. 1. as. i. 2. i. yürüyen merdiven. aşınmak. yok etmek. i. 2. Eritre. ayakçı. kaçmak. a şındırmak. s. Eritrea´ya özgü. kurtulmak. akl ından çıkmak. ayak işlerine bakan kimse. hata etmek. Ekvator Ginesi. Eritrea. 2. s. gökb. çok geçmeden.Equatorial Guinean equestrian equidistant equilateral equilibrium equinox equip equipment equitable equity equivalence equivalent equivocal equivocate era eradicate erase eraser erasure ere ere long ere now erect erection Eritrea Eritrean ermine erode erosion erosive erotic eroticism err errand errand boy erratic erroneous error erudite erudition erupt eruption escalate escalator escapade escape escape from s. (çoğ. i. yanlış. i. 1. kızışmak.b. --ping) donatmak. çok bilgili. f. kaç ış. bağ. Eritrea. penisin sertleşmesi.´ni) dikme. jeol.´ni) yükseltmek. Ekvator Gineli. silinti. 2. yanlışlık. 1. in şa etmek. birden değişiveren. dengesiz. edat. s. denge. istikrars ız. s. kaçma. f. âlimlik. yapma. direk v. yükselmek. aya ğa kalkmış. direk. atlatmak. 2. s. dikelmiş. birinin pençesinden 3. s. (sava ş. ça ğ. ne evet ne de hayır demek. 1. (yanarda ğ) püskürmek. özsermaye. hatalı. âlim. tıb.´ni) k ızıştırmak. yapmak. macera. s. eşkenar: equilateral triangle. 2.b. 2. aşındırma. Ekvator Gineli.kurtulmak. in şa etme. kaçamaklı konuşmak. iki anlama gelebilen. silgi. (heykel. i. s. (heykel. Eritrealı. adaletli. s. v. gözünden . f.. ekinoks. 1. i. i. eşit uzaklıkta.b. f. erotik. i. 2. erotizm. muvazene. s. kaçamaklı. net varl ık. 1. f. s. i. ayakta duran. 2. 2. kaçmak. paçayı kurtarmak. döküntü. dikilmiş. f. donatım. patlak verme. i. adalet. eşkenar üçgen. Eritrealı.´s grasp i... gidermek. 1. muh. eşitlik. dimdik. adil.o. bilgin. i. silmek. 1.

Estçe. 1. b ırakıt. anlaşılması zor. -den sak ınmak. f. itibarlı. kuruluş. eşlik edenler. refakat gemisi. 2. 2. İng. (korumak/gözetmek amac ıyla) eşlik etmek. tespit etme. esas. bak. gezi. 1. s.b. casusluk. i. ayrı yaşayan. desteklemek. deneme. f. s.. 2. coğr.. i. öz. 2. as ıl. Estonya´ya özgü.. 2. saptamak. insana gündelik hayat ı ve dertlerini unutturan çok sürükleyici (roman/film). i.. Eskimo köpe ği.. Estonyalı. i.. nadir. i..escapist eschew escort escort escort vessel escutcheon Eskimo Eskimo dog esophagus esoteric especial especially espionage esplanade espousal espouse espresso esprit esprit de corps Esq Esquire essay essay essence essence/spirit of peppermint essential essentially establish establishment estate estate agent estate car esteem esthete esthetic estimable estimate estimation estival Estonia Estonian estrange estranged estuary et cetera etc etch s. steyşın. kurmak. f. Estonya. saygıdeğer. i. 1. ve benzeri. ekspreso kahve. Eskimo. İng. hususi. (birisi hakk ındaki) fikir. kavalye. benim gözümde. -den kaçınmak. s. z. 1. 1. tahmin. 1. i. Estonyalı. tahmin etmek. 3. Esquire. ekspreso. 4. içrek.. ancak ufak bir grupça bilinen. tereke. 3. 2. -e sayg ı duymak. 3. f. deneme (bir düzyaz türü). i. 1. armalı kalkan. i. özel. bence. 2. i. esas. 2. aslında. kurma. i. aesthete. destekleme. f. esans. i. gizli inançları olan. yapmaya kalk ışmak. bak. 2. (koruma/gözetim için) e şlik eden. 2. olağandışı. s. naneruhu. Estçe. 2. i. ıtır. vesaire. i. gezinti yeri. anat. ana. bat ıni. (desen hakketmek için) (madeni bir yüzeyi) asitle oymak. s. emlakçı. i. i. k ıs. yapmaya kalkışma. ufak bir gruba özgü. bana göre. gerekli. zaruri. s. f. soğutmak. kurulu ş. kavalyelik etmek. s. i. değerlendirme. temel. 2. . f. 1. v. i. 2.. müessese. Eskimo. bilhassa. i. 2. 1. temel. açmak. v. k ıs. Eskimo dili. saygı. tespit edilme. et cetera. 1. i. düşünce: in my estimation takdir. değerlendirmek. z. bak. huk. i. aralarını s. f. Eskimoca. (es´tımeyt) 1. i. denemek. 1. tespit etmek. Estonya. Eskimoca. malikâne. kestirme. itibar. özellikle. birbirinden ayr ılmış. Esq. f. (es´tımît) 1. s. kurum. (kıymetini) takdir etmek. kordon. haliç.s. 2. (bir grup içindeki) birlik ruhu. aestival.. 1. İng. as ıl. mektup zarfı üzerine isim ve soyadından sonra kısaltılarak yazılan ve “bay” anlam ına gelenı bir unvan: Marmaduke Wigglesworth. 1. i. aesthetic. kestirmek. yemek borusu.

1. ahlak sistemi. Habe şistan. s.). Etyopyalı. (bir birini/bir şeyi kendi yeteneklerine/özelliklerine göre değerlendirmek. f. Etyopya´ya özgü.. 2. i. i. 1. etimolojik. f. i. 2. belirli bir mesajı yaymaya çalışan kimse. s. 2. etnik. i. ı. f. i. İng. buharla ştırmak. the European Union. (insanlar (bir yerden) (bağırsakları) boşaltma. ba şı ve sonu olmayan. i. sorusuna. etnoloji. Avrupalı. Habeş. İncil´in mesajına uyan/sadık. göksel. törebilim. ebedi ve ezeli. örtmece. ebediyen. i. 1. yaklaşım v.(bir bahaneyle) kendini (bir yükümlülükten) f. Avrasya. z. boşaltım.. f. kurtarmak. i. İncil´e ait. edebi kelam. s. değerlendirmek. i. İncil´de bulunan.o. semavi. ahlaki. 1. evaporatör. (bağırsakları)ı)boşaltmak. ebediyet.b. etik. 3. Etiyopya. buharlaşmak. lokmanruhu. etnografya. bak. İncil´in mesajını bildirmek/öğretmek/yaymak. s. (bir yeri) boşaltmak. f. ateşli. eter. i. . i. ses ahengi. adabımuaşeret. kökenbilimsel. i. i. i. son derece Protestanca (bir ö ğreti. Avrupa´ya özgü.. 3. 1. 2. i. kökenbilim. ruh. -den kurtulmak. evangelize. on his/her/its own merits evaluation evangelical evangelise evangelist evangelize evaporate evaporation evaporator asitle oyarak (madeni bir yüzeye) desen hakketmek. i. i. İng. övmek. götürmek. anat.etch a design on etching eternal eternally eternity ether ethereal ethic ethical ethics Ethiopia Ethiopian ethnic ethnography ethnology ethos etiquette etymological etymology EU eucalyptus Eucharist eulogise eulogize eulogy eunuch euphemism euphony Euphrates Eur Eurasia Europe European Eustachian tube evacuate evacuation evade evaluate evaluate s. Etiyopyalı. boşaltım. (bir yeri) boşaltma. Habeş. ahlak bilimi. Avrupai. i. s. Avrupa. i. s. etimoloji. alma. i. eulogize. daima. dünya görüşü. asitle oyulmu ş resim. Etyopya. i.t. 2. ölümsüz. i. (birinin f.. Europe. 1. etik. (insanlar ı) (bir yerden) almak. birine) cevap vermekten kaçmak. ateşli vaazlar veren gezici Protestan. i. i. değer ve inançlar sistemi. Etyopya. 1. i. değerlendirme. i. buharla şma. s. 3. hadım. kim. 2. Avrupa. östaki borusu. görgü kurallar ı. k ıs. Etyopyal s. hararetli. i. İncil´in mesajını yaymaya çalışan kimse. buharlaştırma. bak.. European. f./s. okaliptüs. i. de ğerler sistemi. buharla ştırıcı. k ıs. methiye. 2. övgü.

olaylı. gece elbisesi. arife gecesi. frak. kaçamaklı. olay. 1. s. kör olası: You and your everlasting typewriter! Sen ve z. hatta. smokin. yansız. k. Çok çalıştığı halde sınavı veremedi. s. nihayet. ile son bulmak. ara s hatırlıyor. arife. s. her biri. ak şam. s.” “Olsun. he de almaya -e ra buying. (bir bahaneyle) kendini bir yükümlülükten kurtarma. . arada sırada. hadiseli. her tarafa. s. engebesiz. 2. olsa bile. düzlemek. Yapt ıkları her hatayııra. f. -den kurtulma. sürekli. 3. daima. sonsuz. gün aşırı. f. z. nihai. her iki kişiden biri. -diği halde: Evenıthough he studied hard. hep: They lived happily ever after. ebediyen. 2. herhangi bir kimse. tuvalet. dili her yöne. i.. (bir işte) yan çizen. er geç. arada bir. i. birkaç günde bir. meydana gelmek. itidal sahibi. herkes. En ufak noktaya dikkat eder. senin kör olas ı daktilon! s. gene de. her: She remembers every single mistake they made. 1. öbürleri. tam (sayı).evasion evasive eve even even even if even so even so even though evenhanded evening evening dress evening paper event even-tempered eventful eventual eventuality eventually eventuate ever ever after ever changing evergreen everlasting evermore every every few days every four days every inch every jot and tittle every man jack every now and then/every now and again every once in a while every one every other day every other day every other day every other person every single every so often every which way everybody everybody else everyday Everyman everyone i. 2. 1. i. ak şam. en ufak her şey: She´s particular about every jot and tittle. ara s ıra. iki günde bir. güna şırı. i. 3. i. Ondan sonra hep mutlu yaşadılar. her bir. düzleştirmek. hiç: Have you ever been to Eyüp? Hiç Eyüp´e gittin mi? ondan sonra. tepeden tırnağa. tarafs ız. hadise. dört günde bir. cevap vermekten kaçan. 1. 2. 2. tesviye etmek. yine de. temkinli. ilelebet. düz. s. çok dayan ıklı. z.” “Even so. en sonunda olan. s. çift (say ı). iki günde bir. i. sokaktaki adam. z. yapra ğını dökmeyen. her. arada bir. i. her gün. başkaları. 3. ğişen. herkes. ihtimal. ak şam gazetesi. her günkü. sonunda. yine de. her dem taze (ağaç/çalı). daima de s. olmak. vaka. herkes. günaşırı. 1.” “O kitapta baz yanlışlar var. s. it´s still worthğmen. zam. 2. er geç olan. in ile sonuçlanmak. zam. bir düzeyde. bile. itidalli. 1. yine couldn´t pass the exam. gene de: “That book contains some mistakes. 4.

f. kesinlik. her şey. z. kem göz. göstermek. şer.. titizlik isteyen (bir i ş). eksiksizlik. s. çok kızdırmak. mübalağalı. i. tahliye ettirmek. f. f. abartma. doğru (bir şey). yavaş yavaş gelişmek. kanıt. fazlas ıyla. evrim. kötü niyetli. abartılı. 2. kusursuzluk. f. son derece. dikkatle gözden geçirmek. i. f. 1.everything everywhere evict eviction evidence evident evil evil eye evildoer evil-minded evince evocative evoke evolution evolutionary evolutionism evolutionist evolve ewe ewer ex exacerbate exact exact exacting exactitude exactly exactness exaggerate exaggerated exaggeration exalt exaltation exalted exam examination examine examiner example exasperate exasperation excavate excavation excavator exceed exceedingly excel zam. dişi koyun. göstermek. sorguya çekmek. i. abart ı. imtihan eden kimse. tahliye ettirme. i. (kötü durumdaki bir şeyi) artırmak. i. 1. i. s. --ling) -den üstün olmak. çileden ç ıkarmak. huk. açığa vurmak. 4. kazı yeri. co şkunluk. a şmak. ibrik. zorla/tehditle almak. kesinlik. i. s ınav. huk. ulu. huk. marya. her yerde. 1. i. aklına getirmek. çok kötü. belli. kazı. i. kazıyıp ortaya çıkarmak. açık. kötülük. çok. s. tamamen. kötülük eden kimse. huk. her yere. i. incelemek. imtihan. hatas ız. i. yüce. f. i. nazar. f. şerir. i. tetkik etmek.. yavaş yavaş geliştirmek. f. i. daha kötü bir duruma sokmak. evrimci. . yüceltme. k. şerir. f. mübalağa. aynen. geçmek. 1. hafriyat yapmak. evrimsel. koparmak. k ıs. 3. 2. çağrıştırmak. birtakım çağrışımlar yapan. f. i. evrimcilik. 1. s. 1. (--led. dili s ınav. z. abartmak. i. mübala ğa etmek. örnek. (of) (birtak ım şeyleri) akla getiren. example. i. muayene etmek. abartılmış. vecit. sorguya çeken kimse. her yer. z. except. s. s. 2. misal. s. yüceltmek. i. kusursuzluk. 2. f. 2. 2. f. kazı yapmak. f. k ızgınlık. kesin. examination. huk. delil. ekskavatör. i. kazı makinesi. sorgu. işin titizlikle yapılmasını isteyen (kimse). imtihan. 1. s. tam. f. s.. eksiksizlik. i. tam. 2.

kolay heyecanlanan. olacaktım. döviz kuru. tic. i. . hariç. f. (vücuttan) ç ıkarmak. indirimli gidiş dönüş bileti. (bir kitaptan/yazıdan) seçilmiş parça. 2. s. kesmek. kolay tela şa kapılır. salg ı. f. olmasayd ı: I´d be there. 3. 2. heyecanlı. heyecanla. f. i. (bir şeyin) dışında bırakma. değiş tokuş etmek. salgılama. dışında. dışında. i. f. artan. dışkı.. Ekselans: His Excellency Ekselanslar ı. f. heyecan verici. Harun´u bunun dışında tuttu. uyand ırmak. 1.. trampa. 1. s. 2. i. ziyadesiyle. (from) -in d ışında bırakmak. affetmek. ifrat. telefon santralı. z. kışkırtmak. -in dışında tutmak: He excepted Harun from this. tüketim vergisi. i. i. except şmaktan başka her şeyi yapabilir. ola ğanüstü. i. fazla. s. ünlem. s. s. mükemmel. Bu olmasaydı orada 1. ancak özel seçilmiş bazı kişilere açık olan. kesip ç ıkarmak.Excellence excellence Excellency excellent except except except for excepting exception exceptional excerpt excess excessive excessively exchange exchange exchange blows exchange rate exchange shots exchangeable exchequer excise excise excitable excite excited excitedly excitement exciting exclaim exclamation exclamation point/mark exclude exclusion exclusive excommunicate excommunication excrement excrete excretion excruciating excursion excursion ticket excusable excuse excuse excuse from i..ba şka. gezinti. borsa. aforoz. i. dayanılmaz derecede acı veren. s. s. değiştirilebilir. s. telaşa vermek.şka. çok iyi. Your Excellency Ekselans. Çince konufor this. i. heyecan. trampa etmek. ziyade. 1. üstünlük. fazlalık. 1. Everyone was there except for him. -den başka: i. (bir duygu/tepki) s. i. ifrazat. z. aşırı olarak. bak. i. kiliseden aforoz etmek. 3. i. i. f. a şırı. bağ. özür. mazeret. değiştirme. f. i. ç ığlık atmak. kambiyo. Excellency. hariç. -den başka: He can do everything edat -den ba except speak Chinese. dışında. 2. değiştirmek. i. fazla. 1. edat -den 2. 1. mazur görmek. değiş tokuş. (birini) (bir şeyi yapmaktan) muaf tutmak. üstün. tahrik etmek. f. heyecanland ırmak. 2. affedilebilir. . s. aşırılık. (from) (bir şeyin) dışında bırakılma. 2. f. ünlem işareti (!).. pasaj. yumrukla şmak. diye bağırmak. k ısa yolculuk. karşılıklı olarak birer el silah atmak. s. istisna.

çıkış. s. f. örnek. 1. sürgüne göndermek. 2. tükenmiş. fels.Excuse me. 2. -i örnekle göstermek. fahiş (fiyat). 3. i. 2. huk. çok keyiflendirmek. 1. yürütme kurulu. teşvik etmek. (bir duygu veya niteli ği) göstermek. i. i. yorgun. 3. 2. i. çok yormak. 2. 2. i. fiz. icra eden. 3. çabalamak. büyümek. i. yerine getirme. 2. 1. yabanc ıl. 1.. 1. yerine getirmek. s. çıkış kapısı. s. idam etmek. kullanmak. i. çaba. yerine getirme. ç ıkış. egzoz. k ıs. aşırı yüksek. varolu şsal. 1. 3. aklamak. 2. f.1. gayret. fels. (cin. i. fels. f. var olmak. i. i. (bir duygu veya niteli etmek. egzoz borusu. örnek. idam. 1. yürütme yetkisi. 2. duman v./Beni ba ğışlayın. (bir yarg ıyı) infaz etmek. bitkin. 1. f. (manevra/hareket) yapma. (dava sırasında i. varolu şçu. hareket ettirmek. izin istemek. bitirmek. kullanma.´ni) dualarla defetmek. f. mezardan ç ıkarmak. i. 1. idam ın infazı. express.. çok ne şelendirip zindeleştirmek. i. . tükenme. i. s. teşvik etme. yöneticiye ait. örnek niteliğinde olan. gitmek. ba ğışıklık. varoluş.. teşvik edici söz. muafiyet. genişletmek. kötü ruh v. egzoz duman ı. i. egzistansiyalist. f.. yönetimsel. temize ç ıkarmak. uygulama. geniş kapsamlı ve ayrıntılı. egzistansiyalizm. (gayret) sarfetmek. genleştirmek. yaşam. yerine getirmek. idareci. execute execution executioner executive executive committee executive power executor executory exemplar exemplary exemplify exempt exemption exercise exert exert o. nefes vermek. 1. (dava s ırasında belge/kanıt) ibrazği) gösterme. 2. 2. i. s. sürgün edilen kimse. idari. f. excuse o. çıkış. i. tüketmek. s. 3. 1.´ni) ç ıkarmak. uygulamak. icrai. (manevra/hareket) yapmak. infaz. 1. f. genleşmek. -e örnek olmak. yönetici. beraat ettirmek. bütün kuvvetini tüketmek. 2. f.s. mevcut olmak. f. sergi. büyütmek. 1.b. 2. gayret sarfetmek. u ğraşmak. cellat./Affedersiniz. 1. f. emek. uygulamak. export. bitkinlik. varlık. sürgün.b. genişlemek. (güç) kullanmak. f. 1. s. 2. çal ıştırmak. s. exertion exhale exhaust exhaust exhaust pipe exhausted exhaustion exhaustive exhibit exhibition exhilarate exhilaration exhort exhortation exhume exile exist existence existential existentialism existentialist exit exodus exonerate exorbitant exorcise exotic exp expand Özür dilerim. al ıştırma. f. i. çıkmak. f. s. i. 2. egzersiz. 1. f. (egzoz. i. 2. f. sergilemek. sergi. egzotik.s. yorgunluk. tüketme. neşe ve zindelik. hayat. belge/kan ıt) ibraz etme. uygulama. huk. s. varolu şçuluk. 2.

aç ıklamak. patlatmak. deneysel. f. i. açık bir şekilde. s. bitiş. 3. 2. sona ermek. anlatılabilir. açılan. son nefesini vermek. fiz. i. 2. i. büyütme. i. i. açıklama. f. İng. sanmak. i. s. (süre) dolmak. çürütmek. s. geniş. dü şünmek. s. deneyimli. sömürmek. kendi ç ıkarına kullanma. (belki do ğru olmayan fakat) elverişli bir çareye başvurma. i. 2. masraf. dili. acı v. beklenti. açıklamada bulunmak. zannetmek. açık. f. engin. incelemek. genişleyen. patlamak. (--led. --ling) 1. geniş alan. 1. sömüren. kahramanca davranış. açıklanabilir. i. s. enginlik. i. beklenen şey. f. 1. kendi vatan ından başka bir ülkede yaşayan kimse. 1. 1. k. 2. 2. (keşifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşma. i. 2. gider hesab ı. i. anlatmak. 1. (birinden) (bir şeyin yapılmasını) beklemek: He expects me to carry out the garbage. açıklayıcı. i. izahat. hızlandırmak. f. bilirki şi. 1. açıkça. istismar etmek. (belki doğru olmayan fakat) elverişli bir çare. samimi. beklemek. i. f. i. (bizzat) ya şamak. izahat vermek. (keşifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşmak. kovmak. bak. umut. i. 1. eksper. masraflı. s. içten. 2. hamile kad ın. 2. (ayrıntılı bir şekilde) açıklamada bulunmak. i. büyüme. i. gider. sarfetmek. 3. süresi dolmak. f.expanse expansion expansive expat expatriate expect expect the worst expectancy expectant expectant mother expectation expedience expedient expedite expedition expel expend expenditure expense expense account expensive experience experienced experiment experimental expert expertise expiration expire expiry explain explain away explain o. sarih. tecrübe. kolaylaştırmak. sınırdışı etmek. istismar. genişleme. masraf hesabı. . (bir konuyu) araştırma. f. anlatmak. z. yanl ış olduğunu göstermek. (belirli bir alandaki) bilgi. sona erme.´ni) çekmek. s.s. f. kahramanlık. (kendi ç ıkarı için) kullanmak. uzman. usta. i. f. i. deneyim. i. sömürü. kendisinin niye öyle davrandığınıizah. (bahane 1. tecrübe. ç ıkarmak. sürenin dolmas ı. harcamak. ölmek. deney yapmak. deneme. (belki do ğru olmayan fakat) elverişli (bir çare).. harcama. ümitle bekleyen. ümit.. öne sürerek bir şeyi) mazur/makul göstermek. i. f. uzmanl ık. masraf. s. (özel bir amaçla yap ılan) uzun yolculuk. dolmas ı. sürenin f.b. s. explanation explanatory explicable explicate explicit explicitly explode exploit exploit exploitation exploiter exploration explore explorer i. izahat vermek. 1. (sıkıntı. expatriate. 2. sömürücü. s. pahalı. genleşme. 2. tecrübeli. i. atmak. deney. Benden en kötü ihtimalin gerçekle şeceğini ummak. (bir konuyu) araştırmak. inceleme. başından geçmek. izah etmek. (keşifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşan kimse. kendisinin ne demek istedi ğini anlatmak. beklenti. 1. sömürme. genleştirme. genişletme. sona erme. 2. bitiş.

pozometre. anlatmak. i. maruz b ırakmak. f. f.The house has a southern exposure. 1. 1. 2. (bir kitap. ışaekspresle. sürmek. (yüzdeki) ifade. anlams ız. uzamak. ihraç etmek. i. (filmi) ışıklamak. kovulma. kamula ştırma. 1. doğaçlamayla söylenen/yapılan. ifade etmek. ihracatç ı.b. doğaçlamayla. ekspres yol. s. (sat ış için) sergilemek. 3. f. boyut. 2.b. f. ask. ihracatç ılık. manalı. ihraç etme. beyan etmek. deyim. aç ıkça. acele posta. f. s. 1. 4. f. acele posta. büyük. poz süresi.b. üst. mükemmel. mat. patlayıcı. d ışsatım.explosion explosion of laughter explosive exponent exponential export export export duty export license exportation exporter expose exposé exposition exposure exposure meter exposure time expound express express express delivery express in other terms express o. 4. maksadını anlatmak. etkisine açık bırakmak. 3. uzatma kordonu. i. tam. irticalen. z. sergilemek. 1. i. i. f. 2. 3. ihracat vergisi. z. infilak. izah etmek. şükranlarını ifade (to) (birine) minnettar/müte belirtmek. 4. üstel. şiddetli tartışmalara yoltaraftar. i. s. mevcut. ihracat lisans ı. extenuating circumstances huk. kredi v. sergileme. 3. i. etkisine açık bırakma. Evin cephesi güneye bak ıyor. pozlandırma süresi. ihracat. s. for (görü şü/fikri) anlayıp paylaşmak. kablosu. yorumlamak. 2. çok büyük (ac ı/mutluluk). etmek. ifade. foto. sergi. 2. deyim. geniş. 4. tıpkı. 1. kahkaha tufan ı. i. d z. s. istimlak etmek. i. 1. i. bilhassa. dışarıya mal göndermek. 2. anlat ım. maruz b ırakma.. İng. 2. kovma. doğaçtan.) verme. ihraç edilme. uzama. 2. 1.. i. 2. z. gizli işleri açığa vuran makale/kitap. manasız. f. paralel. kapsamlı. anlamlı. üstün. maruz kalma. çıkarmak. ekspres (taşıt). i.) vermek. aç ık. . irticalen. ifadesiz. i. s. mat. patlama. kredi v. süper.patlayıcı madde. İng. silmek. foto. dağınık düzen. vurmak. express one´s sympathy express one´s thanks expression expressionless expressive expressly expressway expropriate expropriation expulsion expunge expurgate exquisite extant extemporaneous extemporaneously extempore extend extended order extension extension cord extensive extent extenuate i. 1. dışavurum.s. ihraç etme. foto. (malı) yurtdışına satmak. özel ulak. (yard ım. 1. istimlak. oyun v. ekspres tren. (yard ım. uzatmak. ihraç malı. tabir. i. 1. hafifletici sebepler. üs. fuar. doğaçlamayla. kamula ştırmak. 2. patlayıcı. özellikle. ifade. uzatma s. doğaçtan. savunucu. hakkında şiddetli tartışmalar yapılan (konu). i. başka sözlerle anlatmak. özel. belli. paralel telefon.´nin) müstehcen/sak ıncalı bölümlerini çıkarmak. ihracat yapmak. ışıklama süresi. 3. 2. 5. 1. 1. (birinin) ac ısını paylaştığını şekkir olduğunu belirtmek. man. açabilen (konu). herkese duyurmak. ince bir güzelliğe sahip. otoyol. açıklamak. s. doğaçlamayla söylenen/yapılan. mat. İng. acele. 3. s. teşhir etmek. meramını ifade etmek. ekspres. 2. s. f. f. uzatma. 2. to (birine) taziyede bulunmak.

i. fevkalade. 2. . ek ücrete tabi şey. suçluların iadesi.1. 2. haraca kesme. zorla alma. olağanüstü. konu d ışı. s ınır. (bitkilerde) gürlük. ola ğanüstü: extraordinarily beautiful fevkalade güzel. (para) koparmak. i. dış. f. sönmüş yanardağ. z. uzatmak. s. yangın söndürme aleti. f. yok etmek. extol. 1. 1. f. ıkarmak. ç ıkarmak. a şırı. s. f. çok çok. z. 1. bak. (bir kitap v. (--led. s. esans.b. ders program ı dışında kalan. aşırı uçlar. the extremities eller ve ayaklar. (özünü/suyunu) ç öz.. ç ıkarma.. 1. i. olağanüstü bir örnek. çok canlı ve neşeli. 1. fazlalık. söyletmek. itiraf ettirmek. özet. zahiri. 1. 1. i. 2. abartı. çıkmak. kurtarmak. 1. 1. 3. savurganlık. müsrifçe. 2. s. çoğ. sızıntı.exterior exterior angle exterminate external external affairs externals extinct extinct volcano extinguish extinguisher extirpate extol extoll extort extortion extortionate extortioner extortionist extra extraextract extract extraction extracurricular extradite extradition extraneous extraordinarily extraordinary extrapolation extravagance extravagant extravagantly extreme extreme case extreme point extremely extremes extremist extremity extricate extroversion extrovert extrude exuberance exuberant exudation s. yabancı (madde/cisim). 1. d ışadönüklük. 1. 2. önek dışında: extramarital hard! Çok i. ç ıkarmak. 2. dış. kökünü kaz ımak. i. haraçç ı. i. gür (bitkiler). s. (diş) çekme. 2. a şırı. ruhb. (para) s ızdırmak. insanı haraca kesen. mat. f. aşıt noktası. 1. extortioner. seçmek. zorla alan kimse. aşırılık. söndürmek. ifrata kaçan kimse. aşırı. mat. 2. 2. zorla almak. harici. 1. fevkalade. müsrif. ruhb. hariç. 2. abartılı. f. i. dış. i. i. --ling) övmek. s. i. f. harici. f. dış taraf. mat. uç. yüzeysel. 2. dışlar. s. uçta olan. ekstrem nokta. f. i. 2. sınır. 4. s. ç ıkarmak. s.. dış açı. dışadönük. d ışadönük kimse. ruh. i. nesli tükenmiş.. 1. a şırı. çok fazla. para s ızdırma. fevkalade: Work extraevlilikdışı.´nden i. israf. i. kökünden sökmek. f. i. aşırı derecede. öz. ekstrapolasyon. dışarı sızan şey. 1. 3. har vurup harman savurarak. fazla: Do you have an extra pencil? Fazla kalemin var m ı? 2. s. canlılık ve neşelilik. 2. bak. i. s. 1. (haraç) almak. d ışdeğerbiçim. fahiş (fiyat). çok çal ış! i. 5. söküp atmak. (to) (suçluyu) (suç i şlediği ülkeye) iade etmek/ettirmek.. (bilgi) almak. para sızdıran. imha etmek.. savurgan. fazla. i. z. 2. 2. uç. 2. çok. dışişleri. i.

far. k ıs. i. Fellow. dokuma. i. f. 1. yapmak. kirpik. anat. kaş. geom. alımlı. i. following. cephe. dili inan ılmaz derecede. 1. i. . k. Friday. z. folio. kuma ş. i. vaziyeti kurtaran. masal. i. 2. yapı. yüz. 5. i.. (bir zaferden sonra) çok sevinmek. i. 1. sızmak. kaplamak. ön yüz. 2. gözkapa ğı. 3. 2. (ta şın) yüzünü yontup (karşısındakini) sindirmek. göz kalemi. s. şakacı. fluid. February. görme duyusu. 5. fine.. çok güzel. i. doku. gözlük. tic. s. enfes. frequency. gözalıcı. göz banyosu. gözyuvas ı. surat. façeta. göz alıcı şey.exude exult exultation eye eye eye shadow eyeball eyebrow eyebrow pencil eye-catching eyeful eyeglasses eyelash eyelid eyeliner eye-opener eyesight eyesocket eyestrain eyewash eyewitness F F f F. sevinme. göz çukuru. 2. tahammül etmek. 1. argo kendisini ele ştirecek/cezalandıracak insanların önüne çıkmak. f fable fabric fabricate fabrication fabricator fabulous fabulously face face face down face the issue face the music face to face face up to face value facedown face-saving facet facetious facial facile facilitate f. i. F. France. uydurmak. süper. bez. s. yalan. k ıs. 2. imal.. i. i. yüzüstü. göz. i. i. astarlamak. yalan söylemek. i. mad. üretim. imalatç ı. imal etmek. yüz. kolayla ştırmak. göz küresi. 3. gözevi. harika. 3. s. i. Fahrenheit. 1. sima. 1. yap ım. 4. i. s. bünye. nominal de ğer. kaş kalemi. aydınlatıcı/şaşırtıcı olay/haber. İngiliz alfabesinin altıncı harfi. dili 1. k. fa notası. faseta. müz. bir durumu oldu ğu gibi kabul edip ona göre davranmak. efsanevi. 1. f. uydurmasyon. üretmek. göz yuvarlağı. 2. i. karşılamak. göz yorgunlu ğu. karşısında olmak/durmak. 2. i. olağanüstü. 2. k ıs. i. anat. kolay. f. 4. i. uydurmacı. çehre. -i cesaretle kar şılamak. yüz masaj ı. s. görü ş. fabl. görgü tan ığı. yüzükoyun. z. itibari değer. göz far ı. i. f. kadran. yalancı. yüze ait. yüz yüze. 1.. bakmak. feminine. i. ayna. (bir duruma) dayanmak. süper. 2. al ın. güzel kız. (saatte) mine. inan ılmaz. süzmek. gözyuvar ı. f.

bak. i. kavgac ı. güçten dü şmek. hizipçilik. 3. TV aç ılma. s. feces. i. oldukça: fairly big oldukça büyük. 2. i. 1... sahte. faktör i. 1. iflas. peri. moda/heves. bayılma. 2.5. 4. argo homoseksüel erkek. çarpanlara ayırmak. fecal. Merdivenlerden âdeta uçarak indi. --ging) birini çok yormak.. kimse. solmak. uygun rüzgâr. 3. peri gibi. sar ışınlık.ılmış) tesis. soldurmak. sınıfta i.. kolaylık. etmen. yavaş yavaş yok olmak.. sınıfta kalmak. baygınlık. 1. İng.o. 4. hizip. i. 2. 2. 1. yeti. 2. 7. i. yüreksiz. kabiliyet. 1. beceremeyiş. edat olmad ığı takdirde. dürüstçe. Gelmedi. (--ged. i. 1. mat. fuar alanı.. i.. He failed to come. 1. i. mat. out fagot Fahrenheit faience fail failing failing failing that failure faint fainthearted faintness fair fair fair and square fair game fair to middling fair wind fairground fairly fairness fairy i. ihmal. 4. i. 2. kolaylıkla eleştirilebilecek veya alay konusu olabilecek kimse/durum. öğretim personeli. geçici bir f. hizipler aras ı. adaletli. iflas etmek. ibne. 6. 1. sin. 3. yapmayış. bak. etken. fiyasko. sin. perilere ait. fahrenhayt. temiz (kopya). belirsiz. oldukça iyi. donuk. i. f. çarpan. f. 3. f. aç ıkşekilde. kurallara uygunluk. z. 2. i. fiyat ı. kopya. ımlılık. 4. sin. 1. (özel bir hizmet için yap tıpkıbasım. çalı çırpı demeti. gerçeklere dayanan. fair-weather friend iyi gün dostu. başarısızlık. faksimile. faktör. 4.. TV kararmak. 2. 3. 1. kurallara uygun. gerçek. TV kararma. 5. 2. al1. i. (bir bir) dış i. s. 1. İng. fayans. s. i. 1. yer. s. tic. 2. dili fena olmayan.. kuvveti kesilmek. s. duyu. becerememek. mesleğinde/iş hayatında hiç baygın. s. i. güzel. 2. hizipçi. uydurma. (bir cephe. kusur. faks. birinin tur şusunu çıkarmak. adaletli/adil bir şekilde. zayıf.facility facsimile fact fact-finding faction factional factionalism factious factitious factor factor cost factory factual faculty façade fad fade fade away fade in fade out fade-in fade-out faecal faeces fag fag s. bayılmak.. fabrika. fena olmayan. güzellik. 1. başaramamak. yetenek. grup. (gerçeği kadrosu. servis. çini. arıza: power s. s. (bir ö ğretim kurumundaki) tüm (yap ılarda) ön yüz. i. f. i. âdeta: He adaletlilik. TV aç ılmak. kanıt toplayan. . yetenek. açık tenlilik.başarı gösteremeyenbayılma. sin. i. i. sarışın. 3. adil. açık tenli. rengi atmak.. fuar. s. 2. (özel bir) hizmet..fairly flew down the stairs. baygınlık. çekingen. ön okulun) öğretmen maskeleyen üniversitenin) görünüş. duyum. s. dürüst bir ve güneşli (hava). i. (açıkta olan) fuar yeri. 2. i. aksi takdirde. s. tambölen. zaaf. 2. k.

keriz.en) 1. uykuya dalmak. 1. çekilmek. gözden dü şmek. fenalık geçirerek yere düşmek. 2. (fiyat. bozu şmak. azalmak. 3. -in tutsağı olmak. argo 1. 2. sıradan çıkmak. fall. 1. i. emrivaki. k. f. aldatılmak. s. çökme. uykuya dalmak. yıkılmak. güven. kapanmak.b. 1. düşmek. i. doğan. 2. sadakat. dü şmek. fall overboard fall prey to fall prostrate peri masalı. 1. dört aya ğının cumaya rastladı. Hz. sahte. 2. vefakâr. . bayılmak. (fell. 2. düşme. adı kötüye çıkmak. inanç.s. 3. şahin. i. (gemiden) denize dü şmek. güre ş düşüş. dili işi bırakmak. ile çatışmak.´nde) düşüş. ask. uydurmak. hastalanmak. atlatmak. 1. yüzükoyun kapaklanmak. sıyrılmak. hataya dü şmek. 4. sözüne sad ık. sonbahar. yağmak. bırakılmak. (güvenilecek bir kimseye/yere) ba şvurmak. sahte bir şey. başarmak. geri kalmak. 6. s. tuzağa düşmek. 4. geri çekilmek. itimat. s ıraya girmek. enayi. âşık olmak. 3. i. 2. iman. Bu ayın yirmisiüstüne düşmek. kavga etmek. Âdem ve Havva´n ın işlediği günah ve sonuçları. s. yağış. 3. 5. i. vefas ız. bozulmak. i. olupbitti. uydurma. umulan ra ğbeti hiç görmemek. dü şmek. işten vazgeçmek. aldatıcı. -e kapılmak. düşüş. başkasının cezasını çeken kimse. din. yüzüstü dü şmek. 2. (çare olarak) -e ba şvurmak. çok beğenmek. sadık. -e hücum etmek. dolandırıcı. dili -in pençesine dü şmek. ısı v. dizilmek. i. dü şmek. gerilemek. 6. 5. This month the twentieth fell on a Friday. kullanılmaz olmak. ask. üçkâğıtçı. sahtekâr. 2. dökülmek. çökmek. -e sald ırmak. düşmek. vefakârlık. sadakatsiz. terkedilmek. (kale) zaptolunmak. sadık olmayan.fairy tale fait accompli faith faithful faithful to his word faithfulness faithless fake faker falcon fall fall fall asleep fall asleep fall away fall back fall back on fall back upon fall behind fall by the wayside fall down fall down fall down in a fit fall flat fall for fall foul of fall guy fall ill fall in fall in battle fall in love fall into a trap fall into disfavor fall into disrepute fall into disuse fall into error fall into the clutches of fall of man/the Fall fall off fall on fall on one´s feet fall out fall over fall over o. talep. oldubitti. itikat. güz. dolandırılan kimse. k. f. üçkâğıtçı. 1. sava şırken ölmek. kendini çok istekli göstermek.

sahte. 1. yetmemek. tanıdık. 1. aile planlamas ı. His eye fell upon me. alageyik. mantık kurallarına ayk ırı sav. ıtmak. samimiyet. i. i. devetüyü. i. teklifsiz. k. takma dişler. güvenilmez. (gerçekleri) çarptereddüt etmek. Plan suya düştü. yalan. z. çağlayan. (bir şeyi) herkese tanıtmak. düşmüş kadın. yanılabilir. 2. bak. It fell serpinti. (bir şey) hakkında bilgi edinmek. İng. gücünü/hızını kaybetmek. bildik. fahişe. iyi arkadaş. titrek bir sesle s. dili çok iyi. -e âşık olmak. me şhur. soyadı. 1. man. 1. akanyıldız. -e koyulmak. dili suya dü şmek. samimi. f. -e kurban gitmek. bak. suya düşmek. 1. f. tanınmış. 2. s. ailevi. familya. iyi bilinen. ün. eksik gelmek. His face fell. 3. ğe/savaşa başlamak. gerçekleşememek: The plan fell through. falso. soyadı. aile çevresi. 2. i. 2. i. çürük. aşinalık. bot. gerçekleşmemek. radyoaktif to my lot. akrabalar. 2. s. s..b. f. aileye ait. çoluk çocuk. safsata.´nde) tahrifat yapmak. ev bark sahibi. 1. soyağacı. laubalilik. teklifsizlik. iyi tan ınan. s. 1. hataya düşebilir. i. ekilmemiş. aile. 2. 2. yanlış düşünce/inanç. me şhur. boş gurur. şelale. s. aşina.. sendeleyereknam. 1. s. yanıltmaca. k ıtlık. f. sendelemek.. s. s.. yeme -e saldırmak. aile muhiti. -e başlamak. Gözü bana ilişti. . azalmak. kayıt. ünlü. Suratı asıldı.s. temelsiz. yanlış fikirlere dayanan. 2. vefas ız.fall short fall short fall sick fall through fall through fall to fall upon fall victim to fall/be in love with fallacious fallacy fallen fallen woman fallible falling star fallout fallow fallow fallow deer falls false false pride false step false teeth falsehood falseness falsify falter fame famed familial familiar familiarise familiarity familiarize familiarize o. aile adı. dü şmek. umdu ğu gibi çıkmamak. fall. (hesap. with family family circle family man family name family name family planning family tree famine famish famous famously (of) 1. şöhret. aile babas ı. şecere. açlık. 2. devetüyü rengi. 3. (ses) titremek. familiarize. f. 4. f. sahtelik. ünlü. i. i. i. zool.. (of) yeterli olmamak. belge v. i. Benim payıma düştü. yalan söyleme. s ığın. k. nadasa b ırakılmış. yürümek. hastalanmak. yanlış davranış.

-den uzak. fanatik. hipermetrop. mutaassıp. pervane ısı. fantezi. yiyecekler. rençper. 2.ıyafet balosu. dili k ıç. i. i. çiftlik evi. baseball fan beysbol meraklkayışı. tiy. tıb. (birisi) için kötü olmak: He fared badly. s. maskaralık. i. 4. fantezi. far off faraway farce farcical fare fare fare badly fare well farewell farewell dinner far-famed farfetched far-flung farina farm farm farmer farmhand farmhouse farming farmost farmstead farmyard far-reaching farsighted fart i. . k. ak ıldışı.. Hayranlar ınızdandır. 2. i. 3. çiftlik. s. mak. yol paras ı.. hayal gücü. 2. dü şlem. çiftçilik.s. k istemek. f. pervane kanad ı. f. lüks. üstün kaliteli (g ıda maddeleri). yelpaze.gücü. ırgat. 1. i. Uzağa konu dışında. veda yeme ği. 2. gerçek payı çok az olan. hayallerinde kendini ( şöyle veya böyle) görmek. bilet ücreti. 3. 3. 3. hayalperest. popo. -den hoşlanmak. f. inan ılmayacak kadar büyük (miktar). farthest. hayal.. k ışkırtmak. (--ned. i. yemekler. 1. irmik. f. çiftçi. çok süslü. k. 3. s. körüklemek. Onun için kötüydü. kaba osuruk.: He´s far and away the best. çiftlik avlusu. fantezi. çok kişi veya şeyi etkileyen. dü gerçekdışı. hayal etmek. 1. k. fang fanny fantastic fantasy far far afield far and away Far from it. kat daha iyi. i. 2./Bilakis. 2.. hayal düşlemsel. öngörülü. dalg ın (bakış). 4. ileri görü şlü./Tersine.. çok uzak. 1. yelpaze biçimindeki herhangi bir şey. uzakta: He´s never journeyed far from Istanbul. (yırtıcı hayvanlarda) köpekdişi.şlem. i. s. i. 1. veda. 1. çiftlik binalar ı arasındaki meydan. 1. müz. 2. fars. taksi müşterisi. 2. s. i. gülünç. çiftlik ve içindeki binalar. i. s. fanatik. 2. 1. s. 2. 1. ünlem Elveda! i. They didn´t go far.. s. s. sınırsız hayal veya hayali. hayali. 1. s. ba ğnaz. z. s. İstanbul´dan uzağa hiç seyahat etmedi. i. i. akıl almaz. Öbürlerinden katdili Ne münasebet. (birisi) için iyi gitmek. uza ğa. vantilatör. 2. 1. sanmak. i. --ning) yelpazelemek. (öbürlerinden) kat kat daha .. süper. saçmal ık. çok me şhur. mak. fantastik. 1. ba ğnaz. s. 2. zannetmek.fan fan fan fan belt fan blade fan the flames fanatic fanatical fanciful fancy fancy fancy dress ball fancy o. enfes. dü şünmek. i. osurmak. mutaassıp. dili hayran: She´s one of your fans. harika. s. yılanın zehirli dişi. i. 1. uzaklara yayılmış. bak. f. çiftçilik yapmak. uzak. i.

suçu birinin üstüne atmak. alınyazısı. öteki. (birinin) ilgisini/merak ını çok çekmek. tutturulmak. anayurt. vahim. fast-food restaurant hazır yiyecek satan lokanta. s. i. 3. 2. semiz. faşizm. 1. z. yağlı. kaderde olan. rağbette olan. derin uykuya dalm ış. çeyrek peni (eski bir İngiliz parası). i. kopça. fatalizm. 1. vahim. i. -e saplanmak. i. tutturmak. 1. s. yazg ıcı. s. manken. daha uzak. mukadderat. on (gözü) (bir yere) dikmek. s. şekil. suçu birine yüklemek. en ötede. i. seri. kulaç (uzunluk ölçü birimi). solmaz renk. çıtçıt. 3. zor be ğenen. Peder (papazlara verilen unvan). i. 1. çengelle bağlamak. s. (kuma ş boyası için) sabitlik. f. ölümcül. 1. s. 1. daha ötedeki. (otoyolda) sürat şeridi. s. daha uzaktaki. hızlı yaşayan. korunak. Noel Baba. yapmak. üstünde durmak. 4. (--ter. mahfuz yer.farther farthermost farthest farthing fascicle fascinate fascinating fascination fascism fascist fashion fashion designer fashion model fashion show fashionable fast fast fast asleep fast color fast food fast lane fastback fasten fasten on/upon fasten the blame on s. fasikül. -e tak ılmak. 1. i. s. çengellemek. defile. i. f. sabit (renk). bağlanmak. kalın. ücra --test) 1. ötedeki. şişman. argo zengin adam. anlamak. oruç. faşist. 3. çabuk. İng. f. en uzakta. . z. 1. titiz. s. -i kafasına takmak. öldürücü. s. çok enteresan. moda. 2. tez. şişmanlatmak. ölümcüllük. yormak. 2. şekil vermek. 2. 1. kader. 2. öldürücülük. cazibe. biçim. moda olan. sabitlik derecesi. 3. kayınpeder. 2. solmaz. babas ız. fatalist. süratli. 2. oruç tutmak. en uza ğa. i. kadercilik. yorgunluk. f. bağlayan şey. 2. en ötedeki. arka kaportas ı yatık spor araba. şişmanlamak. bağlamak.yer. tarz. 2. modac ı. i. i. i. bağ. peder. en ilerde. daha ilerdeki. en uzak. yazg ıcı. en uzak. yazg ıcılık. 1. f. 1. i. uçarı. i. semirtmek. i. bitkinlik. kaderci. iskandil etmek. çok ilginç. pizza gibi) hazır yiyecekler. fastener fastidious fastness fat fat cat fatal fatalism fatalist fatalistic fatality fate fated fateful father Father Father Christmas father-in-law fatherland fatherless fathom fatigue fatten s. hızlı. (hamburger. s.. dolgun. kaderci. f. revaçta olan. yazg ı. fatalite. f. 2. (kaza sonucu olan) ölüm.o. i. i. baba. i. yağ. kavramak. s. s. 2. 2. i. hafifmeşrep. fatalist. semirmek. büyük merak. i. anavatan. şık. i.

defolu. çürük. 1. kabahat. i. i. i. kırık. yaltaklanmak. kusursuz. sima. ziyafette yiyip içmek. i. z. 2. 3. tercih i. i. 2. yüz.. fauna. 1. i. faks. tüy takmak. yap ılabilirlik. 2. f. mümkün. f. tarafını tutmak. s. güç isteyen) ba şarı. kusurlu. fay. bak. gözde. 4. pot. f. çok sevilen kimse/ şey. k. kayırma. (birinin karakterinde) kusur. 1. fizibilite raporu. 1. 1. uzun makale. yağ asidi. kuştüyü yatak. kuş beyinli. i. iyilik. doyas ıya yemek. f. kazanacağına inanılan yarışçı. 2. korkunç. 1. 1. tüys ıklet. yap ılabilir. s. dışkıya ait. fakslamak. faks makinesi. sempati. şişko. yüz hatları. dobiş. korkusuz. müsait. onay. hebenneka. en çok sevilen. 2. sa ğlam bir temele dayanmayan. i. korku veren. 1. 2. noksans ızlık. s. February. sevgi. 2. 1. çehre. falso. k. favor. 1. tüy. direy. geyik yavrusu. 1. korkmak. kayırıcılık. tenis servis hatasız.fatty fatty acid fatuity fatuous faucet fault faultless faultlessness faulty fauna faux pas fava fava bean favor favorable favorite favoritism favour fawn fawn fax faze FBI fear fear fear the worst fearful fearless fearlessly fearlessness fearsome feasibility feasibility study feasible feast feat feather feather feather bed feather one´s nest featherbrained feathered featherweight feature Feb February fecal s. yılmaz. s. korkusuzluk. s. (cesaret veya bedensel i. --s (fô´nız)/--e (fô´ni) i. yanl ış. 3. 1. 1. 2. budalalık. 2. yağlı. kim. k ıs. 4. gözde. jeol. i. yüzdeki organlardan biri. yortu. 2. 4. 1. çoğ. 1. dili etkilemek: It didn´t faze him at all. f. ku ştüyü ile kaplamak. özellik. i. faksla gelen mesaj. f.. korkak. s.. yılmadan. şubat. ço ğ. Onu hiç etkilemedi. bak. korkusuzca. 2. favori. bayram. sar ımsı kahverengi. i. aşağ. yanlışsız. hediye. hebennekalık. the Federal Bureau of Investigation. (bir davete katılanlara verilen) ufak iyi. dili küpünü doldurmak. fizibilite. lütuf.. 5. s. i. dalkavukluk etmek. f. yanlışsızlık. noksans ı. 1. 2. iltimas. faks. film. bak. noksan. i. korku. Hrist. 3. İng. en kötü ihtimalin gerçekle şmesinden korkmak. ziyafet vermek.. s.. beğenme. musluk. 2. uygun. . broad bean. budalaca. uygulanabilir. f. s. as ıl k ıs. i. ziyafet. i. ho şa giden. 2. i. s. gözü pek. favori. dehşetli.f. broad bean. s. f. alageyik yavrusu. i. sevgili. s. i. 2. -de önemli bir rolü olmak: This i. -de kusur bulmak. s. korkunç. tüylü. kendini ak ıllı sanan budala.

f. -in çektiklerini anlamak. dili 1. f. k ıpır kıpır olmak. kuvvetsizlik. 3. (hayvan) beslenmek. kuvvetsizce. morali bozuk olmak.. i. yemek vermek.. gibi i.s. kendini beğenmek. yem kab ı. federalizm. dili üzülmek. midesi bulanmak. elleri ile yoklamak. dokunmak. ile beslenmek. i. geribesleme. (for) -den utanç duymak. içi rahat etmek. yad ırgamamak. kuvvetle hissetmek. (bir şeyin dokununca uyandırdığı) his. 4. f. yem torbas geribildirim. i. yemlik. bak. içine doğmak. s. 1. argo sarho ş olmak. (birini) çok çekici bulmak. pol. anlamak. zayıf. sudan/denizden ç ıkmış balığa dönmek. (devletleri) federasyon haline getirmek. k. hafifçe. be fed up with argo -den b ıkmış olmak. cansız. k. federalize. on ıda. (felt) 1. fidbek. f. kendini tur şu gibi hissetmek. kendini iyi hissetmek. i. geri zekâlı. yerinde duramamak. duymak: I feel good. f. -e ac ımak. i. . 2. yemek. 2. -e çok üzgün olmak. doktor ücreti. i. ücret. 2. i. zayıflık. dışkı. biberon. 2. (fed) 1. çok ihtiyatlı davranmak. . yiyecek. i. elinden i ş gelmeyen. 2. bak. f. obliged to feel one´s oats feel one´s oats feel one´s way feel pity for feel queasy feel rotten feel shame feel sick at/about i. dokunma. dili baya ğı sarhoş olmak.s. s. zayıf bir şekilde. federasyon haline getirmek. giriş ücreti. başı dönmek. feed. kuvvetsiz. 1. canı yapmak istemek. federal. vizite. beceriksiz. 2.. federalist. zayıf. k. 1. el sürmek. 1. hissetmek. s. 2. Kendimi iyi hissediyorum.feces feckless fed federal federalise federalism federalist federalize federate federation fedora fee feeble feeble-minded feebleness feebly feed feed feedback feedbag feeder feeding bottle feel feel feel an affinity for feel at ease feel at home feel bad feel for feel giddy feel in one´s bones feel keenly feel like a fish out of water feel like doing feel like o. amirane tavırlar içinde olmak. illallah demek. i. 4. gyemek. keyfi olmamak. yem... z. fiz. 1. i. el yordam ıyla ilerlemek. kendini (bir şeyi yapmaya) mecbur hissetmek.. fötr şapka. 1. beslemek. kendini rahat hissetmek. 2. on ile beslemek. kendini iyi hissetmemek.ı. 3. federasyon. birinin bir şey hakkındaki düşündükleri/izlenimleri. 1. zilzurna sarhoş olmak. fötr. s. coşmak. 2. İng. 2. s. feel low feel no pain feel no pain feel o.. yedirmek.

hemşehri. .. i. rezene. dert orta ğı. isabetli. 2. raziyane. (in) -i parmaklıkla/tahta perdeyle/çitle çevirmek. 2. dokunaç. çemen. feel. i. 1. 1. yurttaş.feel small feel suicidal feel up to feel up to par feel woozy feel/be troubled feel/get/have an/the urge to feeler feeling feet feign feign madness feint feldspar felicitous felicity fell fell fellow fellow citizen/countryman fellow sufferer fellow townsman fellowship felon felony felt felt felt-tipped pen/felt pen fem female feminine femininity feminism feminist fen fence fence fence off fencer fencing fend fend for o. bak. i. k. f. 1. dişi. ço ğ. his. dişil. yerinde. dişilik. intihar etme arzusu duymak. i. numaras ı yapmak. a ğır suç. f. kesip devirmek. i. i. -i parmaklıkla/tahta perdeyle/çitle ayırmak. kardeşlik. female. vatanda ş. tahta perde. çoğ. kadınlık.. 1. i. kad ına özgü. çit. ba şının çaresine bakmak. (bir bilim kurumunda) i.s. s. merak etmek. 2. 2. fötr. grup.. keçe. (bir şey yapmayı) çok istemek: He suddenly got the urge to make money. i. 1. his dünyası. i. adam. f. bot. i.. f. arkadaş. zool. (yapar) gibi görünmek.. -i kovmak. 2. 1. maya. parmaklık.. 2. f. mutlu. kişi. i. çit veya parmakl ık malzemesi. yere sermek. çamurluk.. 2. üzülmek. feldispat. i.. burs. eskrim yapmak. yanıltma. çalıntı mal alıp satan kimse. kadınsı. bak. mutluluk. (bir bilim kurumunda) üye. dili kendini iyi hissetmek. s. 1. feminist. f.. k ıs. iç âlemi.. i. feminine. min. i. s. duygu.üyelik. dilb. 3. 2. i. 2. keçeli kalem. ek şime. yanıltma hareketi yapmak. kendini geçindirmek. 1. mahcup olmak. bataklık. sersemlemek. uygun. i. feminizm. i. mesut. eskrim. dü şürmek. deli numaras ı yapmak. huk. 1. i.. i. midesi bulanmak. i.. i. Birdenbire içinde i. bak. eskrimci. ask. cemaat. mayalanma. para kazanma tutkusu uyand ı. suçlu. -i uzakla ştırmak. 1. 1. başı dönmek. 2. saadet. 2. s. huk.. f.. fend off fender fennel fenugreek ferment utanmak. yan ıltma hareketi. 4. fall. 2. . arkada şlık. şöminenin önüne konulan alçak parmaklık. hem şeri. 1. kendini (belirli bir şeyi) yapacak kadar güçlü hissetmek. münasip. foot.

. s. ateşi çıkmış. Büyük bir heyecanla ba ğırıyordu. i. yortu. verimli. 2. ate şli. i. az miktar. iltihaplanmak. çekici.. İng. iki k ıyı feribot. i. hararet. f. getirmek. humma. s. buka ğı. s. i. i. 2.. 1. bot. s. 2. i.. sal v. heyecanlı. ateşli. hararet. zool. i. i. çok nadir. fermantasyon. --zes) fes. 1. gübrelemek. i. hararetli olan. 1. hâsılat getirmek. i. pis kokan. 1. f. f. vahşi. fertilize. uzun süren dü şmanlık. dişil nişanlı. engel. i. fetişizm. füjer. 1. 2. vapur.. hararetlilik. ateşli. kayık. i. (çoğ. çoğ. ate şli. ateş. 3. bereketli. mayalanmak. 2. i. cenine ait. 3. irinlenmek. dönme dolap. feodalite. engellemek. cenin. bak. s. 1. s. eril nişanlı. s. e ğreltiotu. s. vahşet. gübre. böyle taşıyan tekne. fetiş. i. f. bayram. k. ate şlilik. feodalizm. döllemek. arayıp tarayıp bulmak. şen. 2. elini ayağını bağlamak. f. feodal. kutlama: What kind of festivities will there be? Ne gibi kutlamalar olacak? i. i. festival. i. vahşilik. s. az. telaşlı. i. koku şmuş. arasında araba/insan bir ta şıtın işlediği yer. al ımlı. (birilerini) k ışkırtmak..b. bağlamak. 1. yırtıcı. . Duygu yoğunluğu belirtir: He was shouting in a fever of excitement. i. s. 2. i. mayalanma. bayrama ait. alıp getirmek. ayağına zincir vurmak. 2. i. verimlilik. da ğgelinciği. aşk merdiveni. kan davası. gen. feston. 1. hararetli. 2. f. gelir sağlamak.. 1. arayıp taramak. ihtilaflı olmak. ateş. hararetli. neşeli.ferment ferment trouble among fermentation fern ferocious ferocity ferret ferret ferret out Ferris wheel ferroconcrete ferry ferryboat fertile fertilise fertility fertilize fertilizer fervent fervid fervor fester festival festive festivity festoon fetal fetch fetching fetid fetish fetishism fetter fettle fetus feud feudal feudalism feudality fever fevered feverish few few and far between fez fiancé fiancée f. 2. f. f. 1.. ateşli. iki k ıyı arasında araba/insan taşıyan gemi. betonarme. araba vapuru. i. kavga etmek. ek şimek. böyle bir taşıtla i. azmak. s. hararetli. s. dili cazibeli. i. şenlik. i. i.

ateş gibi. 2.. cam elyaf ı. i. tiryaki: a tennis fiend tenis hastas ı. tarla faresi. f.getiren. İng. 2. (aşkta) vefasız. bayram. dili keman. mevhume. ask. f. şehvet dolu. i. be şinci. durmadan k ımıldamak.. uydurmak. on beş. 3. 2. i. değişken. --bing) yalan söylemek. gereksiz şey/kimse. on be şinci. s. 1. keman çalmak.. 2. vakit geçirmek. 1. an opium fiend afyonkeş. 1. 5. alan. 2. sahra spor bayram ı. galeyana festival. hikâye/roman şekline sokmak. sert. 2. sahra talimatnamesi. (bir spor takımını) sahaya çıkarmak. çayır. i. (zamanı) boş geçirmek. fictionalize. ateşli. çim hokeyi. saçma sapan sözler. vakit geçirmek. f. mera. hercai. roman ve hikâye edebiyat ı.. k. sadakat. on beşte bir. kara manevras ı. atmak. şiddetli. ask. yortu. 1. i. ünlem Hay Allah! i. i. ateşli. (öğretimde) gezi. 1. ask. i. i. 2. beşte bir. oyalanmak. kaypak. fiber. i. i.. emir. uydurma. 1. topçu s ınıfı. 1. zebani. 2. yerinde duramamak. zırva. 2. alan yarışları. bak. kızgın. İng. f. dönek. i. s. i. dili 1. şeytanca. feldmareşal. 1. meraklı. rahat oturamamak. i. üstsubay. ifrit. otlak. lif. 2. 2. fiyasko.fiasco fiat fib fiber fiberglass fibre fibrous fickle fiction fictionalise fictionalize fictitious fiddle fiddle around fiddle away Fiddle! fiddle-faddle fidelity fidget fidgety fief field field artillery field day field events field exercise field glasses field hockey field hospital field maneuver field manual field marshal field mouse field officer field officer field trip fieldpiece fieldwork fiend fiendish fierce fiery fiesta fifteen fifteenth fifth fifth wheel i. s. dili düşkün. vahşi. şeytan. deli. tarla. saha. vefa. 1. fırdöndü. hercai. 3. 1. XV). s. s. üstsubay. şeytani. f. s. 4. i.. huk. rahat durmayan. f. s. kolaylık olsun diye gerçek gibi farzolunan şey. sahra topu. i. i. çabuk öfkelenen. oyalanmak. s. küçük yalan. k. k ıpır kıpır. hasta. ask. s. k. ask. s. on beş. barut gibi. i. zeamet. on beş rakamı (15. hayali. (çifte) dürbün. (bilgi toplamak için yap ılan) alan araştırması.. k ıta tatbikatı. sahra hastanesi. lifli. tımar. (--bed.. bak. coşturucu. karar. .

3. -i planlamak. L). elek. s. s. u ğraşmak. 2. ercik sap ı. k. (bir hesab ı) toplamak. 2. kavga. 1. dosyalamak. i. i. dosya (bir şeyle/kişiyle ilgili belgeler). Fiji. huk. (birinin) yerine çalışmak. numara. kavga etmek. mücadele etmek. i. 2. klasör. bot. Fiji Adalar ı´na özgü. s. dolgu. figür pateni. dili birinin yerini doldurmak. Durumu bana aç ıkla. dosya. 2. boksör. s. Fiji´ye özgü. eğe. dili sanmak. elli. 3. Fijili. 1. Fijili. i. 1. çalmak. geçici olarak bir i şte çalışmak. i. endam. f. fileminyon. fileto. iplik. mecazi. i. . törpü. mecaz. i. i. çoğ. avcı savaşmak. artistik patinaj. 3. eğe talaşı. 2. mecaz. toplamak. -i anlamak. yürütmek. -i hesaba katmak. 2. evrakları dosyalayan görevli. 3. rakam. 1.. 2. ihtiyac ını karşılamak. figure. gemi aslan ı. kilo almak. işini görmek: This´ll fill the bill. reçetedeki ilaçlar ı vermek.fiftieth fifty fifty-fifty fig fig fight fighter fighter plane fighter-bomber fighting fighting cock figment figurative figure figure figure of speech figure of speech figure on figure out figure skater figure skating figure up figurehead Fiji Fijian filament filbert filch file file file a complaint file clerk filet filet mignon filial filings fill fill a prescription fill a tooth fill dirt Fill her up! fill in fill in for Fill me in on the situation. mücadele. 2.´s shoes fill the bill s. dövü ş. -i çözmek. i. filaman. 2. i. 1. Depoyu doldur! 1. tel. dolgu toprak. doyurmak. f. fındık. figurative. dolgu.. f. İşimizi görür bu. i. 1. f. dövüş horozu. ellide bir. (formu) doldurmak. s. dövüşmek. 2. 1. Fiji. evrak/dosya dolab ı. dosyaya koymak. dolgu yapmak. 3. uçağı. dolguyla meydana getirilmi ş yer. bilg. törpülemek. lif. ellinci. elli. 2. dolgu maddesi. 1. 3. i. i. i. 2. sayı. k. i. yazılı olarak şikâyet etmek. evlada ait. artistik patinajc ı. doldurmak. avc ı bombardıman uçağı. eğelemek. dili 1. 1. doldurmak. k. 4. f. figür. dosya. i. evlada yak ışır. zannetmek. 1.o. 1. oto. k ıs. 2. i. sava şçı. önemli bir rol oynamak. fill out fill s. i. 1. (fought) 1. yarı yarıya. filing cabinet evrak/dosya dolabı. 2. 2. incir a ğacı. f. -e güvenmek. savaş. incir. 1. avcı uçağı. boy bos. i. 2. a şırmak. elli rakam ı (50. dolmak.

2. para s ıkıntısı. finans: ministry of finance maliye bakanl ığı. Onun bir şey davranışları hoşuna gitmedi. aç ık. 4. 2. 2. sympathetic finding fine k./s. di şçi. sigara filtresi. i. 2. Problem paras ızlıktı. i. 1. kat ışıksız. biri/bir şey (birinin) tuhafına gitmek: I find him strange. s. zool. O benim tuhafıma gidiyor. fileto. pislik. zar. bak. maliye. spor final. sin. zarif. filtre kâğıdı. bulunmu ş/keşfedilmiş şey. dili. Gelip gelmediğini öğren. 1. 2. final ko şusu. ispinoz. doldurmak. 1. güzel (hava). (jürinin verdiği) karar. f. 1. f. ince ruhlu. i. mali yıl. 2.. s. film çekmek. mükemmel. finansç ı. find s. güzel. dolgu. son. kemiksiz et/balık. filtreli sigaralar. 1. 1. 1. i. yüzgeç. nihayet. kesin. foto. doldurma.s. filtreli sigara. ço ğ. filme almak. 1. f. 1. ince. 2. müz. öğrenmek. âlâ. üstün. 1. k. yatırımcı. i. mali. 3. ığı. i. ince tabaka. dolgu. 2. 2.t.. -e kusur bulmak. i. 5. filtreden geçirmek. s. 1. mali durum: His finances are in good shape. veya kurs sonu s ınavı. filtreli (sigara). 1. film. f.t. benzin istasyonu. final. ke şfetmek. i. dolgu macunu. 2. bitirmek. katk ı maddesi. film duyarl film yıldızı. saf. son şeklini vermek. i. (found) bulmak.. saç band ı. suçlu ç ıkarmak. i. hassas. f. süzüntü. İng. i. filtre. ince örtü. kesinlik. 2. finalize. z. huk. halis. i. (with) kusur bulmak. 2. sonunda. filtre kâğıdı.fill the bill fill up filler fillet filling filling station filly film film speed film star filter filter paper filter paper filter tip filter-tipped filth filthy filtrate fin final final heat finale finalise finalist finality finalize finally finance finances financial financial pressure financial year financier financing finch find find employment find fault find fault with find guilty find o. birinin hoşuna gitmek: She didn´t find his ways sympathetic. 2. sonuncu. duygulu. boyacılık filler. ince. para: A lack of finances was the problem. i. i. finansman. filtrat. finalist. . 6. dolma. çok pis.o. dili ihtiyac ı karşılamak. final spor sömestr sonu i. i.. Onun mali durumu iyi.. s. tête-à-tête with find out Find out if he came. spor final: final match final maç ı. finanse etmek. k ısrak. i. 2. kendini (biriyle) ba ş başa bulmak. iş bulmak. i. 1. yıl sonu. strange find s. i. s. finansman. bütçe yılı. f. 1.

ateşli silahlar. parmakla dokunmak. ustalıkla durumu idare etmek. . i. Fince. yangın zili. ateş. belirli bir el silah) atmak. yangın. tırnak. bitmek. k. i. f. sona ermek. Fince.b. bak. i. go over the matter with a süslü giyim. i. f. Finlandiyalı. 3. 2.o. fine-toothed comb ince di şli tarak. Fin. bitirmek. yangın söndürme aleti.. sona erdirmek. incelik. dili işten top atışıyla selamlamak. i. para cezas ı. fjord. yangın hortumu. el sürmek. 3. (birini) soru ya ğmuruna tutmak. yangın alarmı. kalorifer v. grev kırıcı.´ni) fayrap etmek. 2. 1. ilk silah atan olmak. ile ilişkisini s. i. v. i. i şini bitirmek. i. ile işi bitmek: If you´ve finished with that computer. yangın merdiveni. tamamlamak.fine fine arts fine arts finery finesse finger fingernail fingerprint fingertip finicky finish finish line finish off/up finish with finite finite verb fink Finland Finlander Finn Finnish fiord fir fire fire fire a salute fire a shot fire alarm fire brigade fire department fire engine fire escape fire escape fire extinguisher fire hose fire hydrant fire insurance fire questions at fire s. 2. köknar. (toprak e şyayı) (fırında) pişirmek. I´d like to use it. i. parmak ucu. titiz. 1. güzel sanatlar. 4. yangın söndürme gemisi. dilb. ispiyon. O bilgisayarla mahdut. ellemek. parmak tırnağı. (tüfek. (soba. up fire s. s. yangın sigortası.. 1. parmak. yangın merdiveni. (motoru) çal ıştırmak. 2.´ni) ate şlemek. k ılı kırk yaran. dili öldürmek. itfaiye te şkilatı. comb ince eleyip s ık dokumak. i. bitirmek. f. ustalık. çekimli fiil. (bir iş için) (birini) şevke getirmek. bir el silah atmak. 2. up fire station fire the first shot fire tower fire truck firearms fireboat i. 1. ispiyoncu. i. (birini) gayrete getirmek. 2. tamamlanmak. i. Finli. itfaiye binas ı. f. s ınırlı. gammaz. mat. fine-toothed i.t. s. dili bitirmek. i. top. güzel sanatlar. yangın kulesi. (kurşun. 1. i. ihbarc ı. top. 2.o. kullanmak istiyorum.b. itfaiye arabas ı. hain. para cezasına çarptırmak. itfaiye. parmak izi. spor finiş. yangın musluğu. Finlandiya. bitiş. 1. itfaiye. k. (silah) ateş almak. s. Fin. f. argo 1. İng. 1. k. itfaiye arabas ı. işin bittiyse onu sonlu. with enthusiasm for fire s. 2. i.

k. ilk. i. (fiyatlarda) istikrar. birinci mevki. i. ilk yardım. When we first came here it was a village.´ne özgü) donmu şluk. fiyatı değişiklik göstermeyen (hisse senedi. birinci mevkide. pelte. ferman. (İskoçya´da) haliç.B. i. birinci s ınıf. poligon. ateşböceği. 2. (A. çikolata v. 1. havai fişekler. ekstra. kestanefişekleri. pişim. 2. ilkönce. 1.ım. pelte. ateş alma. 1. 1. birinci mevki. z. idam mangas ı. ilk izlenim. üstün. 2. 1. aç ılış gecesi. i. top. mükemmel. i.b. i. s. donmu ş (jöle. ekstra. i. silah) atma. ba ş. 4. sağlamlık. birinci s ınıf. üsteğmen. . ilk do ğan. dili ateş bir el ateşleme mekanizması. ask. i. ilk. evvela. tahvil tic. İng. 4. sallanmayan. (tüfek. i. zemin kat.). yanmaz.b. yangın tuğlası. çikolata v. s. 1. 1. (kurşun. üste ğmen. i. 2. çoğ. atış mangası. s. itfaiyeci.b. ortalığı karıştıran delifişek. birinci şahıs. i. yanan odun parças ı. i. kaymayan.D. evvela. birinci mevkie ait. önce. 3. s. mükemmel. önce. 3.firebrand firebrick firebug firecracker firefly fireman fireplace fireplug fireproof fireside firewood fireworks firing firing line firing mechanism firing pin firing range firing squad firing squad firm firm firm offer firmament firman firmness first first aid first aid first and foremost first class first class first floor first floor first impression first lady first lieutenant first lieutenant first name first night first person first person first watch firstborn first-class firstly first-rate firth i. üstün. i. 2. (taşıtta) birinci mevki. (toprak eşyayı) pişirme. dilb. i. 2. i. 2. en başta. i. gök kubbe. ateşlenme.B. birinci. 2. en büyük. ocak ba şı.b. gala. yangın musluğu.men (fay´ırmîn) i. 3. kestanefişeği. ilkin.´ni) ate şleme. şömine. ilk çocuk. kundakç ı. ask. odun. dilb. at ış. s. firma. A. birinci. İng. sıkılık. ateşleme tertibatı. 4. birinci kat. s ıkı. fire. çatapatlar v.´de) cumhurba şkanının karısı. z. ocak. s. z. kesin teklif. 1. birinci tekil veya ço ğul şahıs. top v. ilk ad. İlk geldiğimiz ilk yard ilk: tıb. ilkönce.D. birinci s ınıf. birinci kat. ateşleme pimi. zemin kat. i. sağlam. (jöle. ateşleme iğnesi. atış alanı. ilkin. gecenin ilk nöbeti. belirli hattı.

k. mali yıl. dikkatini -e çevirmek. dili şike/rüşvet yoluyla ayarlanmış. birine (bir şey için) gerekli şeyleri sağlamak/tedarik etmek. düzensiz. (bedenen) formda olan. f. f. fiz. (tarih. babalar ı tutmuş. 1. s. bölünebilir. sabit. z. 1. k. kendini süslemek. i. mali yıl. s. dili birine (bir şey) ayarlamak/sağlamak. dövüşme. fish. out for fit to be tied fitful fitness fitter fitting five fivefold fix fix fix a place up fix o. bu deveyi güdersin.es) balık. dili 1. -i seçmek. 3.´ni) kararla ştırmak.para etmez. beş rakamı (5. 1. f. yumrukla şma. i. çoğ. i. 2. balık kılçığı. uygun. (bir) aksesuar. dili çok öfkeli. beş misli.´s wagon fixation fixed s. up with fix s. k. mali. beş -in uymas ını tıpatıp uymak. 4. aşırı bağlılık. i. ince çatlak. s. file çorap. gözünü -e dikmek. (--ted. tayin etmek. içinde balık tadı olan. balıkçı. de ğişmeyen. i. 2. miktar v. 1. s. sağlamak: This job fits you hiçbir işe yaramaz. balık ağı. olta ipi. olta. kriz: a fit of coughing öksürük nöbeti. k. süslenmek. isk. çoğ. dili şüphe uyandıran: There´s something fishy about this. i.o. five-and-ten-cent store/tencent store/dime store/five-and-ten ucuz e şya satılan mağaza. prova. zıvanadan çıkmış. -e uygun olmak.s. V).b. olta tak ımı. uygun. küplere binmiş. balık tutmak. balık kokan. 1. dili bir şeyi yapmak ya da ondan tamamıyla vazgeçmek: You must either fish or cut hikâye. 1. (kahvaltı/öğle bir yeri tamir etmek. beş kat. k. i. beş. tesisatç ı. balık avlamak. birini mahvetmek. i. Bu işte bir bityeniği var. i. i. yumruk. (sabitle ştirecek bir şekilde) takmak. 2. uygun olma. (çoğ. spor yapmaya hazır olma.er. -e göre olmak. beşli. değişik türler için fish. -e karar vermek. k.fiscal fiscal year fiscal year fish fish fish for fish in troubled waters fish or cut bait fish story fishbone fisherman fishing line fishing pole fishing rod fishing tackle fishnet fishnet stocking fishy fissile fission fissure fist fisticuffs fit fit fit fit for nothing fit like a glove fit s. 2. bait! Ya i. aşırı düşkünlük. . -e yak ışmak. 1. ş. s. nöbet. balığı çok. borucu. befitings. bölünüm. up fix on fix one´s attention on fix one´s eyes on fix s. olta çubu ğu. masal. (bedenen) formda olma. s. kesintili. birinin hakk ından gelmek. yar ılabilir.o. i. man şon gibi) tesisat işlerinde kullanılan parça. --ting) 1. i. 3. 1. uygunluk.. fish. -i uydurmak. 2.o. bulanık suda balık avlamak. -i ayarlamak. s. k ısa aralıklarla bölünen. yar ılım. (rakor. 2. i.men (fîş´ırmîn) i. s. olta kam ışı. tamir etmek. dolaylı bir şekilde istemek/aramak. 2. misina.. ya da bu diyardan gidersin! palavra. k ılçık. spor yapmaya haz ır. terz. yerleştirmek. 3. 2.

gönder. bot. f. f. cansız. i. f. İng. 2. k. ba şlayıp sonradan suya düşmek. ayd ınlatma cephanesi. (uçağın f. f. a şırı davranışlarından dolayı göze çarpan (kimse). --ging) yorulmaya badurdurmak.. 4. (ışıkları) yakıp söndürmek. i. k. 1. pervasız (suç işleyen kimse).b. 1.3. in flagrante delicto. sönük. 4. 1. dili i. f. tabaka s.) dalgalanma.etek.. i. ruhsuz. göze çarpan (renk). --ging) bu taşlarla döşemek. bayrak dire ği. karbonatlı (içecek). öfkelenmek. cep feneri.b. 1. dili çok şaşırtmak. süsen. sabit fiyat. (çoğ. flama. den.(off/away) (boya tabakalar ı v. 1. 2. kuvveti kesilmek. sancak. (işaret vermek için) ask. kulakl ık.. şampanya v. aygıtı. flaş. büyük bir hpar ıldama. (zarfa ait) kapak. 2. bir vas ıtayı) şlamak. alev alev yanmak. elbezi. 2. s. (--ged. k. bayrak. çakmak. an için göstermek. (etekler) kabarmak. 2. i. ani bir ızla geçmek. flamingo. 2. 2. alevlenmek. soda v. k ıs. Hilton i. bir şirket grubundaki en önemli şirket: The Chicago Hilton is the flagship of the Hilton chain of hotels. yanıcı. i. 3. güçsüz.fixed asset fixed idea fixed price fixings fixture fizz fizzle fizzy fjord fl oz flabbergast flabby flaccid flag (down) a taxi flag flag flag flag flagpole flagrant flagrante delicto flagship flagstaff flagstone flair flake flambeau flamboyant flame flamethrower flamingo flammable Flanders flange flank flank attack flanking action flannel flannelette flap flare flash flash flash flood flash in the pan flash through one´s mind flashback sabit de ğer. 2. yan hareketi. 3.) kabarıp dökülmek. 1. out k. s. göze batan (kötülük/ahlaks ızlık). aniden gelen sel. 6. 2. alev makinesi. i.. yan. (köpüren gazoz. palavra.) fış fış/fışır fışır köpürdemek. 1. flabby. gevşemiş. 1. büyük ve yass ı kaldırım taşı. kabiliyet. ask. taksi çevirmek. fışırtı. (kanat) ç ırpma. i. i. flaş i. i. flanş. flaş.. fışırdamak. yan sald ırısı. z. f. fışıldamak. 4. yalaz. içgüdü. i. ask. i. spor müsabaka.. i. geriye dönü ş. 2. ışık saçmak. 1.. 1. çoğ. 2.´nin çıkardığı) fışırtılı ses. flanel. 3. 1. ask.. çırpış. frapan. (çadıra ait) 3. çırpıntı. s. büyük ve yass ı kaldırım taşı. i. yelken v. f. fluid ounce(s). bak. 1.. 2. 4. sabun bezi. sabunluk. ince bir tabaka halindeki kar tanesi. saplantı. 5. böğür. saman alevi gibi bir şey. i. (gazoz. 1. (bayrak. küçük dilini yutturmak. s. i. i. i. i. yandan kuşatmak. yan saldırısı yapmak. gevşek (adale/doku). bayrak dire ği. iyi1. s. ince bir tabaka halinde olan parça. . birden aklından geçmek. --s/--es) zool. --ging) (down) bayrak/el sallayarak (birini. bir kısa fakat önemli bir haber.b. (bir yap ıya/odaya ait) sabit eşya. (--ged. 4. f. dili sevgili. (şimşek) up parlamak. 1. bak. gönder. amiral gemisi. i. yan taarruzu. fiyort. band ıra. yan taarruzu yapmak. i. Flandra. foto. İng. alev. 2. (--ged. f. (kaskette) parlamak.b. i. 2. yetenek. i. saçma. dili (bir et yemeğini tamamlayan) diğer yemekler. İng. Şikago Hiltonu. pazen. i. 1. soda. pazen. f. ask. meşale. zambak. parlamak.

sergilemek. i. el feneri. 4. i. yassıltmak. bir işe yeni başlayan kimse. müz. hızlı. firar etmek. bot. fena halde azarlamak. düz. dili acemi çaylak. 2. 1. i. göze çarpan. i. flütçü. benek. ezmek. 1. . i. 3. balon (cam kap). yassılatmak. fani. 2. f. ha şlamak. i. Flaman. 2. lepiska. --test) 1.. fla ş lambası. apartman dairesi. 2. (bir koyundan k ırkılan) yünün tümü. (--ter. 4.. İng. çok ufak parça. lezzet. çe şni. samimi olmayan iltifatlarda bulunmak. i. 1. pohpohçu. Flaman. i. sarı. Onlar ın dondurmasının yirmi çeşidi var. yemeğe tat veren şey.. frapan. i. s. pohpohlama. 1.. i. yatalak. nokta.. yass ılaştırmak. donanma. lezzetli. tatlandırıcı. zü ğürt. filo. k. 2. s. ketentohumu. i. 2. foto. aç ık yük vagonu. matara. ya ğmur sularına karşı konulan saç örtü. i.flashbulb flashgun flashing flashlight flashy flask flat flat flat flat broke flat on one´s back flat rate flat tire flatcar flat-footed flatiron flatten flatter flatterer flattery flattop flaunt flautist flavor flavorful flavoring flavour flaw flawed flawless flax flaxen flaxseed flay flea fleck fled fledgling flee fleece fleecy fleet fleet fleeting Fleming Flemish flesh i. uzun tüylü yünle kapl ı... kusursuz. k. çeşit: Their ice cream comes in twenty flavors. uçup giden. kim. i. i. (koyunu) k ırkmak. i. k. 1. s. göz önüne sermek. i. s. 1. s. cep şişesi. koltuklamak. bak. yass ı. pohpohlamak. bemol. s. i. i. kusur. s. i. i. f. s. f. 3. (duyum olarak) tat. 2. i. uzun tüylü yün kümelerine benzeyen. i. Flamanca. i. (kuma şta/giyside) defo. bemol. i. ütü. (bir koyunun üstünde biten) yünün tümü. dili meteliksiz. 1. dili (hile ile) soyup soğana s. 2. patlak lastik. defolu. pire. çabuk geçen. etek. defosuz. flavor. 1. 2. flee. tüyleri henüz bitmiş yavru kuş.. 1. 2. d. bak. yavan. f. fla ş ampulü. tek fiyat. keten. geniş düz yer. f. i. düztaban. s. lezzetli bir tat. f. flaş.. s. 2. düzlük. foto. et. daire. f. (fled) kaçmak. tatsız.y. i. alabros saç. Flamanca. leke. müz. f. kusurlu. müz. geçici. (derisini) yüzmek. 1. gazı gitmiş (meşrubat/bira/şampanya).

abajur. tokyo. s. dili şaşırtmak. tic. f ırlatmak. i. i. flotör. (bir şeyin) su yüzünde yüzerek s. met. k. over -e hayran olmak. kabarma.taşkın yatağı. çabuk ve kesik bir şekilde elini sallamak. 2. (yüzmek için kullan ılan) palet. 1. 1. 3. 2. 2. sel. hızla atmak. kaprisli. f. f. 1. s. Birdenbire ufac ık ı. 2. k. yer. döner sermaye.ına) âşık gibi davranmak. (bir kattan merdiven sahanlığına kadar giden) merdiven bölümü. f. vücudunun bir parças ını) geri veya bir yana çekmek. tic. i. su yüzünde/havada yüzen.. (motoru) ambale etmek. s. k. keçileri kaçırmak. dili sayg ısız. bent kapa ğı. taş/tahta döşemek. f. projektör. (gemiyi) yüzdürmek. 1. 2. çabuk bir sallama hareketi: a flick of the fingers bir fiske. argo ç ıldırmak. f. 3. kaçış. (--ged. çakmakta şı. (bir kattan ba şka bir kata giden) merdiven. çürük. oradan rolü yapmayı 2. i. 1. su basmak. dayan ıksız. 1. titreme. su bask ını. i. overı k. -den h ızla geçmek. elastikiyet. (kas ı) bükmek. 2. 3. k. seven erkek. titreşim. saygısız. 1. (bir işe) dört elle sarılmak. a flick of the wrist çabuk ve kesik bir el sallama. i. 3. vurup yere yıkmak. 1. 2.--ting) ınlara âşık oraya uçmak. i. dili 1. el ilanbir umut duydu. i. 2. gelip geçici nüfus. çok k ızmak. (darbe yememek için) (vücudunu. pilot. küstah. yaz tura -e hayran olmak. bak. ufacık bir belirti: He suddenly felt a flicker of hope. erkeklere cilve f. balıklama dalmak. (kadın) (erkeğe) cilve f. tepesi atmak. keçileri kaçırmak. oto. fiske atmak. havai. (--ted. s. i. 2. firar. uyduruk.. (--ped. şamandıra. uçma. i. yüzer havuz. s. küplere binmek. hayal kurma. (kollarını) savurmak. 2. sürü. su yüzünde/havada yüzmek/gitmek. i. kat plan ı. 2. f. sel basmak. fly. (binadaki) kat. uydurma olduğu belli. (deniz kaplumba ğalarında ve yüzen memelilerde) yüzgeç. esnek. 2. dili ç ıldırmak. 1. (with) (erkek) (kad yapmak. (pencereyi/kap ıyı) hızla açmak. uydurmasyon. titreyen i. i. zemin.flesh color flew flex flexibility flexible flick flick one´s fingers flick one´s wrist flicker flier flight flight of fancy flight of stairs flighty flimsy flinch fling fling back open fling o. k. --ging) k ırbaçlamak. (ışık/gölge) oynamak. i. into flint flip flip a coin flip one´s lid flip one´s lid flip-flop flippant flipper flirt flit float floating floating assets floating capital floating dock floating population flock floe flog flood flood plain flood tide floodgate floodlight floor floor lamp floor plan floor show ten rengi. taşkın. hercai. denizde yüzen üstü düz buz kütlesi. taş/tahta döşeme. f. 3. (flung) 1. cari aktifler. küstah. derme çatma. 3. 1. diliatmak. 2. f. --ping) 1. sel gibi akmak. hayal. i. 1. coğr. f. 2. esneklik. sürü halinde toplanmak. dili (sinema salonunda fiske atmak. elastiki. i. kad 1. çıldırmak. 2. 1. . mim. uçuş. f. eğlence programı. olta mantar ı. 1. i.s. küçük dilini ayaklı lamba. f. 2. duba.

2. sıvı. i. tüyleri kabar ık. 1. 3. s. (tüylerini/saçını) kabartmak. 2. i. itaat etmemek. kaldığı s. yumuşak ve kenarları sarkık. 28. 1.. ak ıcı. (saç) sarkmak. İng. büyümek. kükürtçiçe ği. akış. ç ırpınmak. i. diş ipliği. ak ıcı bir şekilde. (bir) şans. fling. çiçek tarh ı. yüzdürme. berduşların kalabileceği dili başarısızlık. çiçekli. değişme. yüzme. f. --s (flor´ız)/--e (flor´i) i. i. sallamak. yükselip alçalmak. çiçek açmak. duman yolu. 1. ilerlemek. dalgalanmak. 2. i. çiçekçi k ız. 2. i. out bir hışımla çıkmak. 1. fazla süslü. yurt. s. into -e bir h ışımla girmek. 3. (--ped. dili şatafatlı. s. (bir şeyi) birden sertçe bırakıvermek. i. gösterişli bir hareket. i. (sokakta çiçek satan) çiçekçi. 2. fırfır.57 cc. çiçekoturmak. tic. nikâh töreninde çiçek taşıyan küçük kız. i. 1. büyük ma ğazalarda işi idare eden ve müşterilere yardımcı olmak üzere dolaşan hayat kad ını. --ping) 1. 3. çiçekçi. farbala. . çiçe ği çok. s. 1. dili görevli. gelişmek. bitey. bata çıka ilerlemek.. çiçeklere ait. f. ç ırpınmak. 1. akışkan. i. f. saks ı. akan. i. 1. s. s. büyük bir baca içindeki birkaç ayr ı duman yolunun her biri. 3. dilbalığı. k. 3. f. tic. esnek disk. tic. i.. yükselip alçalma. f. i. disket. 2. berduşlarınfiyasko. i. akmak. s. f. akıcı bir şekilde konuşan (biri).. f. süslü (yazı/sözler/üslup).D. i. hor görmek.. fahişe. değişmek. çiçek. çiçeklenmek. alabildiğine gazlamak. otel. döşemelik. f. 2.. fly. dili başaramamak. bilg. (elbise/kuma ş) (belirli bir şekilde) dökülmek. (senetleri) ihraç etme. şans eseri. vermek. kırmızı (yüz/yanak). f. s. inip ç ıkmak. reddetmek. (diş aralarını) iplikle temizlemek. 2. 1. f. 2. z.. i. bak. (halıdan/kumaştan dökülmüş) hav. ak ıcı. bak. i. f. i. döşeme tahtası. i. (dilde) ak ıcılık. 29. dalgalanma. kesme çiçek sat ılan dükkânı işleten kimse. un. k. denizde yüzen veya k ıyıya vuran şeyler.floorboard flooring floorwalker floozy flop flophouse floppy floppy disk flora floral florid florist floss flossy flotation flotsam flotsam and jetsam flounce flounce flounder flounder flour flourish flout flow flower flower bed flower girl flowerpot flowers of sulfur flower-seller flowery flowing flown flu fluctuate fluctuation flue fluency fluent fluently fluff fluffy fluid fluid ounce fluke flung i. i. flora. 1. dili (motorlu taşıtın) gaz pedalına sonuna kadar basmak. k. tumturaklı (yazı). 2. dü şmek. i. debelenmek. bitki örtüsü. durmak. ak ıcı (yazı/üslup).41 cc. f. inip ç ıkma. çoğ. f. 2.B. 1. k. akışkan. A. k. i. 2. i. grip. i. bocalamak.

i. 2. 2. tay. çok k ızmak. 2. dili (önemsiz/ilgisiz bir şeye takılarak) asıl konudan ayrılmak/uzaklaşmak. (sütundaki) yiv. havacılıkla ilgili. volan. uçup gitmek. düz. 2. 1. 5. küplere binmek. (bayrak) dalgalanmak. birdenbire üstüne sald ırmak. yivli sütun. flüorür. çabuk çabuk sallamak. 2. başarısızlıktan dolayı okulu bırakmak zorunda kalmak. f. k. uçup gitmek. dayanma uçan daire. 1. flüt. 3. uçakla gitmek. mim. bir şeyi tuvalete atıp sifonu çekmek. bak. 3. f. güvenilmez. 2. flown) bölüm: Your fly´s open. ak ış.. sifonu çekmek. birini sakland ığı yerden çıkarmak. boks sineka ğırlık. 1. dili kaçmak. 1. i. kim. uşak. birinin emirlerine ko şan. -i hiçe saymak. i. uçma. (sütundaki) yiv/yivler.. uçurmak. erkek pantolonunun önündeki fermuar veya dü ğmelerle açılıp kapanan1. (kanatlar ını) çırpmak. çırpınmak. floresan ışık. (rüzgârda) titremek veya hafifçe i. (yanaklarını) kızartmak. 5. i. dili hemen öfkelenmek. i. heyecanlı ve şaşkın bir hal. havacılık. flier. f. (sınıfta) bırakmak. Pantolonunun önü açık. borsada ısa hizada olan. i. tepesi atmak. kısa süren bir heyecan/telaş. s. küplere binmek. köpük. s. i. dili zıvanadan çıkmak. k ısa süren hafif bir kar yağışı. s. i. tüymek. 1. mim.o. 4. sineksıklet. düzenteker. köpürmek. köpürmek.o. (av kuşunu) ürkütüp uçurmak. i. f. pilotaj. (zaman) ak ıp gitmek. çaktırmak. pilotluk. i.t. 1. amaçtan sapmak. k. kemeri. hiddetlenmek. tepesi atmak. 1. 4. 2. flavta. s. uçurtma uçurmak. (tuvalete ait) rezervuar. i. sinek kâ ğıdı. i. tic. dalgalanmak. i. (s ınavda) çakmak.flunk flunk out flunky fluorescent fluorescent light fluoride flurry flush flush s. uçurma. 1.. (hiddetten) ba ğırıp çağırıp tepinmeye başlamak. piyon. 2. ç ırpınır gibi düşmek. 3. dili 1. dayanarak idare etmek. 2. s ıvışmak.kayn ısüren bir fiyat 2. k. floresan. floresan lamba. alçaktan uçmak. k. mim. (tecrübesizlik veya birtak ım eksiklikler yüzünden) sadece içgüdülerinebirtak ım eksiklikler yüzünden) sadece içgüdülerine (tecrübesizlik veya dayanarak idare etmek. dili üzerinde bol para olan. 1. (flew. çok çabuk gitmek. 1...´s throat fly away fly blind fly by the seat of one´s pants fly in the face of fly into a rage fly into a tantrum fly into a temper fly low fly off fly off the handle fly off the handle fly swatter fly the coop fly/go off on a tangent fly-by-night flyer flying flying buttress flying saucer flypaper flyweight flywheel foal foam f. . uçmak. mim. (sınıfta) kalmak. uçu ş. f. (yüzü) kızarmak. f. out flush s. i. dalkavuk. i. sinek. birine birdenbire (sözlerle) sald ırmak. down the toilet flush tank flush the toilet fluster flute fluted column fluting flutter flux fly fly fly a kite fly at fly at s. floresan. k. kör uçmak. k. 2. 2. (birini) heyecanland ırıp şaşırtmak. 1. uçan. müz. i. yükselişi/inişi. tay do ğurmak. sineklik. 2.

mihraki. i.. kimseler. sezgileriyle/sezgilerine dayanarak hareket etmek. alüminyum folyo. i. 1. halk. f.oyunu.. katlanmak. i. halk şarkısı. aşağıdaki. bitki yapraklar ı. edat -den sonra. odak noktas ı.o. fiz.o. kat. düşman. 2. bak. 1.´s footsteps follow one´s nose follow s. i. set çekmek. yapraklarının güzelliği için yetiştirilen süs bitkisi. dosya. i. sisli. ağzı köpürmek. 3. insanlar. f. katlanır iskemle. bak. f. çoğ.b. be ş kakalamak. dili (işyeri) temelli kapanmak. yava ş yavaş katmak. akordeon kapı. i. birinin ard kendine telefon 1. -e dikkatini i. Hülya followed suit. (--ed/--sed. topu atmak.´s advice follow suit follow the lead of s. sarmak. ço ğ. odak. k ıs. buğulandırmak. folklor. hasım.foam at the mouth foam rubber foamy fob focal focal point focus focus one´s attention on fodder foe foetal foetid foetus fog foggy foghorn fogy foible foil foil foil foist -fold fold fold fold one´s arms folder folding chair folding door foliage foliage plant folk folk dance folk literature folk song folklore follow follow in s. katlamak. 2. 2. eskrim flöre. s. yaprak.. bro şür. s. (--ged. 1. bir işi birinin başına yıkmak. koyun sürüsü. anlamak. 1. örümcek kafalı kimse. kavramak. sonek kat. fetid. aile. dili akrabalar. 1. I don´t have the foggiest idea. free on board tic.. i. ağıl.. halk halk edebiyatı.o. taraftarlar. çoğ. 1. s. k. kıvrım. 2. madenleri döverek oluşturulan) varak. 2. ask. harekete geçerek düşmanı sıkı 1. -i müteakip. Deryaından gitmek. s.o. fob (gemide/trende teslim). sis. 2. 1. 2. --es (fo´kısız)/fo. kere: fivefold on -e misli. fetal. aynı şeyi yapmak: When Derya got herself a telephone. önlemek. 2. i. -in ba şına yıkmak: foist a job (off) on s. 4. yanda ş. k. yanda şlar. on yapmak. zayıf yön. sis düdü ğü. çok öfkeli olmak. jeol. f. 2. --ging) bu ğulanmak. dosdo ğru gitmek. misil. in/into -e sokuşturmak. 2. katlanır kapı. f. takip etmek. kollarını kavuşturmak. bir şekilde takip etmek. beş kat. odaksal. i. Hiç fikrim yok. . i. (saman/ot gibi) hayvan yemi. kalay v. (başka bir şey yaparak) i. s. i. 3. i. f. i. zaaf. armonik kapı. 2. sünger. (bir şeyi) tamamlamak. al ınca Hülya da aynı şeyi yaptı. köpürmek. köpüklü. 1. fetus. folyo. çevirmek. taraftar. (alt ın. -den sonraki. --ing/--sing) odaklamak. on -e zorla kabul ettirmek. spor (belirli bir beden hareketini) sonuna kadar (bir işin) sonunu getirmek. bak. follow through follow through follow up follower following 1. 3. birinin sözünü dinlemek. izlemek. s. i. körüklü kapı. yeşillik. bir kimsenin izinde olmak.. s. ana baba. iflas etmek. 2. (bir işin) sonunu getirmek. i. 1.ci (fo´say) i.

teşvik etmek. s. k ışkırtmak. -den dolayı. i. küçük sand ık. fazla müsamaha.4 cm. hayaller üzerine kurulmu ş mutluluk. tahrikçi. dipnot. hesabı ödemek. s. ramp ışıkları. ahmak. i. aptal. 4. ayak. i. 2. şefkatle. k ışkırtıcı. ayak izi. ayak izi. yaya kaldırımı. feet (fit) fut f. s. ok şamak. 1. çoğ. delilik. aldatmak. s. i. sevgiyle. 3. i. I wouldn´t touch that with a ten-foot pole.. i. züppe. 1. g ıda. f. fondü. i. edat 1.folly foment fomenter fond fond memories fondle fondly fondness fondue font font food foodstuff fool fool fool around fool´s gold fool´s paradise foolhardy foolish foolishness foolproof foot foot foot it foot the bill foot the bill football footboard footbridge footed foothills foothold footing footlights footlocker footloose footnote footpath footprint footsore footstep footway footwear fop for for (all) the world i. -e karşı. fazla müsamahakâr. 2. matb. sağlam ve kullanılması kolay. İng. 1. 1. (dağ/tepe için) dip. 2. 2. çok sağlam. zira. 2. dili 1. k. i. ayakkab ılar. f. çoğ. aptalca ( şey). i. u ğruna. Dünyayı k. i. i. with ile oynamak. sevgi dolu. Ona hiç yaya gitmek. z. ı verseler: She wouldn´t do that for the world. adım. sevmek. . budalalık. i. i. kaldırım. ayaklı: a four-footed animal dört ayaklı bir hayvan. 2. i. s. font. 2. i. i. budala. 2. g ıda maddesi. aptal (kimse). 3. 5. mükemmel. ayak sesi. vaktini çalışacağına eğlenmekle geçirmek. (30. çünkü. budalaca. yaya köprüsü. i. İng. dili paras ını vermek. bilg. yiyecek. bağ. 1. 1. tiy. 2. i. için.. aptallık. yürümekten ayaklar ı şişmiş/yaralanmış/ağrıyan.. dipnot koymak. ahmaklık. ba şıboş. ayak basacak yer. f. enayi. güzel hatıralar. ayağa giyilen şeyler. 3. yemek. i. i. 1. vaftiz kurnas ı. i.. budala. ahmakça. serbest. dili dünyay verseler onu yapmaz. -e. i. i. s. f. besin. futbol. düşkünlük. şaka yapmak. (karyolanın) ayakucu.. k. with bir hobi olarak (bir şey) ile pirit. 1. i. s. 4. 2. budalalık.). kendini/diğerlerini boş yere tehlikeye atan. Amerikan futbolu. patika. 3. ayak basacak yer. ahmak. (karyolan ın) ayakucundaki tahta. yiyecek. şerefine. sıradağların veya bir dağın uzantısı olan tepeler. i. dört dörtlük. vaktini bo şa geçirmek.

görünüşü kurtarmak için. dili gerçekten/hakikaten . dili ilelebet. Allah aşkına! kiralık. Gitmek istemiyorum. for sale For shame! for starters for sure Ne ayıp! k. sonsuza kadar. k.. mesela. sonsuza dek. Evvela d ışarısı fazla Allah aşkına. for once For one thing . boşuna. . temelli olarak. daima. her zaman için. 2. gösteriş için.for a change for a song for a variety of reasons for ages for all one is worth for all that for all the world like for appearances´ sake for aught I care for aught I know for better or for worse for certain for dear life for effect for ever for ever and a day for ever and ever for example for fear of for free for fun for good for good for good measure For goodness sake! for heaven´s sake For heaven´s sake! for hire for instance for keeps for life for luck For mercy´s sake! for months for my part for my part for my sake for nothing for once değişiklik olsun diye. Allah aşkına! Allah aşkına. temelli olarak. bana kalırsa. kötü de olsa.. T ıpkı büyükbabasına benziyor. beni hiç ilgilendirmez: He can do it for aught I care! Vars ın yapsın. bir kere.. çoktan beri. korkusundan. bana ne. ek olarak. 2. korkusuyla. çeşitli nedenlerden dolayı. şakadan. ebediyen. k. -den korkarak. k.. paras ız. evvela. 2. 1. kesinlikle. for s. zevk için. olsa. for pity´s sake pratik davranmamak. Aman!/Allah a şkına! aylarca. sonuna kadar. dili bedava. bildiğim kadarıyla: She´s still in Rome for aught I benim bana ne! know. anca beraber kanca beraber. ebediyen. muhakkak. fazladan. and for another I´m tired. k. bence. uğur getirsin diye. ömür boyu. hatırım için. ..o. and for another Sebepler s ıralanırken kullanılır: I don´t want to go. boş yere. to be impractical satılık. mesela. 1. k. dili ilkin. kendi hesab ıma.. kesin: That´s for sure! Oras ı kesin! . uzun bir zaman.. paras ız. örneğin. For one thing it´s too .. bildiğime göre. örneğin. resmen. bu sefer.. gibi: He looks for all the world like his grandfather. 1.. Var kuvvetiylerağmen. iyi de Benim bildiğime göre hâlâ Roma´da. senelerce. çok ucuza. kesinlikle.. dili vargücüyle.: cold. bir kerelik. dili var kuvvetiyle/gücüyle: She was running for all she was worth. bedava. bana kalırsa. ilelebet. yok pahas ına. her şeye ko şuyordu.

(for. angarya. varsayalım ki. s. s. 1. ha şin. 1. Teknemi pazartesileri kullanmak k. korku veren. yasak etmek. i. f. 2. anlaşılsın diye. öndeki. yasak. forbear. genellikle. güçlü. zorlamak. zorla gülümsemek.bade. kamu yararına. f. kolun dirsekle bilek aras ındaki bölümü. güç.. s. toplamak. ama duyduğum bu. bak.. 2. (for. 2. fors majör. kuvvet. hatırı için. çoğunlukla. bilmiyorum. f. mecburi iniş. istersen: It´s yours for the asking. sert. z. f. ak ın. f. (merhametten/ şefkatten dolayı) (bir şeyi) yapmamak. mecbur etmek. 2. i. kapıyı zorlamak. for whatever it´s worth. ürkütücü. 2. (özellikle u ğursuz bir şeyi) önceden hissetmek. forbear. önceden.borne) 1. zorlayıcı neden. . önceki.. f. satılık. f. vallahi. zora dayanan. ata. ne yaptıysam. geçit. aşkına. önkol. anat. tabancayla/tüfekle birini zorlamak. girme.. şimdilik.. zor. aramak. forseps. zorla. sığ yerden yürüyerek geçmek. 1. f. zorla çalıştırma.it´s yours for the asking.for that matter for the asking for the birds for the life of me for the life of me for the love of . umumun refah ı için. --ding) yasaklamak. bak. at gunpoint force the door forced labor forced labor forced landing forced march forced sale forceful forceps forcible forcibly ford fore foreforearm forebear forebode 1. . karıştırarak aramak. ask. kuvvetli.. i. bak. haftalarca. hiç. Mondays. s.: If you want to use my boat on dili saçma. bilmiyorum: Here´s what I heard. i. cebri yürüyü ş. cet. 2. for. ırmakta yürüyerek geçilen sığ yer. hav. 2. Alabilirsin. (from) kendini (bir şey yapmaktan) alıkoymak.. hatta. f. önek ön. 1.. önceden haber vermek. etkili.bore.o. angarya. 2. dili işinize yarar mı. i. baskın. for the most part for the most part for the present for the public weal for the purpose of for the sake of argument for the sake of clarity for the time being for weeks for what/whatever it´s worth for/on sale forage foray forbade forbear forbid forbidden forbidding forbore forborne force force force a smile force majeure force s. k. dalma. ön. --den. mecburi satış.. forbid. 1. İşinize yarar mı.. ona gelince. farz edelim ki. tıb. yasaklanm ış. 1. s. güçlü. i. -mek amac ıyla. i. .. şimdilik.

ön plan. i. ata. anat. i. münazara sanatı. (birinin/bir şeyin) habercisi olmak. yabanc ı. ba ş kasarası. münazaraya ait. s. i. ileri görü ş. hep. hitabetle ilgili. f. önceden uyarmak/ikaz etmek. önceden sezmek. a ğaç dikip orman haline getirmek. işaret parmağı. peşrev. çoğ. ebediyen. ecnebi. kehanette bulunmak. haberci. sünnet derisi. ilk isim. (fore. i. i. orman mühendisi.cast/--ed) önceden tahmin etmek. sağgörü. sağ vuruşla yapılan.told) önceden haber vermek. i. i. i. i. cet. dış ticaret. durmadan. huk. . f. i. ön ayak. fore. önceden alınan tat. parayı ödemediği için ipotekli malı sahibinin elinden almak. 2. 1. döviz. ustabaşı. --n) önceden görmek. işçibaşı. 2. s. i. s. (hayvanlarda) ön ayak. ormanc ı. s. çoğ. Dışişleri. ormanla ştırmak. ormancılık. s. selef.. f. en öndeki yer.. f. dışişleri. ağaçlandırmak. i. f. i. jüri başkanı. en öndeki. i.feet (for´fit) i. (fore. yabanc ı. ön oyun. ön plan. z. z.saw. önceden bilme. 2. orman mühendisliği. işçibaşı kadın. 2. önceden belli olan sonuç. fore.ında görevli ormancı. yabanc ı/dış ülkeler. dış.. (fore. önsezi. öncel.men (for´mîn) i. f. den.. erken davran ıp önlemek. öngörü. i. kötü bir şeyin meydana geleceğini önceden hissetme. basiret. dışişleri bakanı. 1. başta. devlet ormanlar f.foreboding forecast forecastle foreclose forefather forefinger forefoot forefront foregone foregone conclusion foreground forehand forehead foreign Foreign Affairs foreign affairs foreign exchange foreign exchange foreign minister foreign parts foreign trade foreigner foreknowledge forelady foreleg foreman foremost forename forensic forensic medicine forensics foreplay forerunner foresee foreshadow foresight foreskin forest forest ranger forestall forester forestry foretaste foretell forethought forever forewarn i. i. i. mahkemeye ait. 1. i. i. tahmin. önden gelen. sonsuza kadar. 1. huk. i. cinsel ilişkiden önce oynaşma. başta gelen. ecnebi. i. i. alın. f. döviz. adli tıp. orman. küçük isim. önceden dü şünme. i. tenis sa ğ vuruş.

zor. bak. veren. yüzüstü b ırakmak. 1. güç. i. f. bak. f. forget. resmi. terketmek. 2. f. unutmak. oluşturmak. bilg. i. ceza olarak kaybetmek. 3. bellemek. 2. 1. 1. s. sahtekârlık. biçimlendirmek. 4. 1.got. f. f. yapıp orijinal olduğunu ileri sürme. yolun/nehrin çatalla şan yer veya kolu. tek s ıra olmak. işçibaşı. Formozalı. spor form. öne geçmek. mat. 1. 2. Formozalı. for. doldurulmak üzere hazırlanmış basılı belge. biçimsel. İng. f. eski. sahtekâr. (for. çatal. formül. ask. i. önceki. f. s. i. biçimlendirme. i. âdet edinmek. the birinci. şekil verme. forklift.forewoman foreword forfeit forgave forge forge forge ahead forger forgery forget forgetful forgetfulness forget-me-not forgive forgiven forgivingness forgo forgone forgot forgotten fork forked forklift forlorn form form a government form a habit form a line form a single file form an opinion formal formalise formality formalize format formated diskette formation formative former formerly formidable Formosa Formosan formula formulate fornicate forsake çoğ. --s (fôr´myılız)/--e (fôr´myıli) i. bak. 3. oluşma. bel. 2. bahç. formatl disket. --n) affetmek. s.. f. hükümet kurmak.gone) vazgeçmek. format. s. 1.ten. i. teşkil.. sıra olmak. reçete. Formoza´ya özgü. 1. i. ilk söylenen. aşılması zor. biçim. fikir edinmek. --ting) s. i. biçim verme. şekil. vazgeçmek. f. ümitsiz ve üzgün. f.. f. biçim veren. fore. bak. resmile ştirmek. 1. ceza. 2. 2.gave. kalpazan. i. 1. hızla ilerlemek. forgive. biçim. 1. formalize. 1.en) 1. 1. i. Formoza.en (for´wîmîn) i. z. yaln ız. s. kesin ve aç ık olarak belirtmek. mü şkül. f. . 1. (--ed/--ted. i. f. forgive. bir şeyin sahtesini kalpazanlık. sıraya girmek.. ilk.. forgo. for. çatal. demiri ocakta kızdırıp işlemek. (okullarda) sınıf.. şekil düzen. 1. sahte şey. işçibaşı kadın.wom.. form. format etmek. bot. ıformatlamak.went. bir şeyin sahtesini yapıp orijinal olduğunu ileri süren kimse. 3. af. i. 2. f. huk. for. bağışlama. formalite. 2. unutmabeni.sook. f. çatallaşmak. 2. dövmek. 1. unutkan. 1. biçimlendiren. 2.. 2. evlilik d ışı cinsel ilişkide bulunmak. bak. sahtesini yapmak. biçim vermek. biçim/şekil vermek. 2. şekil vermek. f.sak. i. zina etmek. f. biçimlemek. çoğ.got. unutkanlık. f. forget. demirci oca ğı.. f. s. kim. önsöz. bedel. resmiyete dökmek. 2. 2. 2. i. bahç. demirhane. resmiyet. çatallı. (for. 2. s. terkedilmiş ve harap. kadın jüri başkanı. oluşturma. ba ğışlamak. 3. İng. eskiden. 1. 3. (for. i. bak. b ırakmak. (for. --ing/--ting) bilg. birbiri ardınca sıralanmak. alışkanlık edinmek. Formoza. i. yapmak. 2..

sworn) b ırakmak için yemin etmek. kale. z.. sevketmek. derhal. kalıba dökmek. kurmak. i. fight. forum. zincirler pisletmek. tahkimat. s. bak.forsaken forsook forswear forswore forsworn fort forte forth forthcoming forthright forthwith fortieth fortification fortify fortitude fortnight fortress fortuitous fortunate fortunately fortune fortuneteller forty forty winks forum forward forward forward forwarding agent forwards forwent fossil fossilise fossilize foster foster child foster parents fought foul foul foul play foulmouthed found found found foundation founder f. f. 5. hemen. iyi ki. fosil. ileri do ğru. fena. 3. --s (for´ımz)/fo.. s. bak. kurucu.b. İng. birinin en iyi yaptığı iş. kirli. s.. forsake. kırkta bir. 2. f. çoğ. tövbe etmek. i. kötü. dışarıya doğru. f. bak. cinayet. 4. küstah. s. f. samimi. beslemek. fondöten. bereket versin. şans. bak. 2. ön. i. find.. birbirine karışmış (ipler. 2. z. 1. 1. taşıllaştırmak. i. f. f.ra (for´ı) i. ışmak. i. forgo. f. forward. bak. fossilize. ilerletmek. ağzı bozuk. -e moral vermek. 1. XL). 1. 3. k ırk. içten. f. i. 4. bakmak. 3. bak. 2. büyük kale. s. iğrenç. rastlantı sonucu olan.. i. 2. i. küfürbaz. f. i. kurma. doğrudan. for.. kurum. bak.. temel. s. temel. büyük hisar. i. 3. talih.. -de tahkimat yapmak. kirletmek. 1. önümüzdeki. pis. şımarık. d ışarı. k ısmet. falc ı. büyütmek. spor faul. on be ş gün. aç ıksözlü. k ırkıncı. 2. talihli. 1.. spor faul yapmak. s. v. ile kar f. s. . şanslı. bak. forswear.. kırk rakamı (40. Allahtan. i. gelecek. servet. şekerleme. f. z.. i. ileri. evlatlığa bakan ana baba. 1. esas. ileri.. kader. göndermek. iki hafta.). forsake. 1. forswear. tesis etme. tiksindirici. vak ıf. f. 2. tahkimat yapma. 2. öndeki. 2.. f. ask. evlatlık.swore. 1. futbol forvet. z. fosilleşmek. suikast. 1. f. yeni adrese göndermek. z. k ısa süren uyku. bak. metanet. tesadüfi. hisar. i. ileri. çok şükür. ta şıl. fosilleştirmek. birinin asıl uzmanlık alanı. i. (for. nakliye acentesi. 2. i.. taşıllaşmak. kırk. f. ileride olan. s.

fowl/--s) 1. 1. IV). dört. hafif ve kırılgan olma. bak. the oy hakk ı. kurnaz kimse. ç ılgına dönmüş. çeşme.b. 2. 3. 2. (zarf ın üstüne) posta damgasını veya posta ücretinin ödenmiş olduğunu gösteren bir işareti basmak. i. i.. s. aldatmak. on dört rakam ı (14. i. s. düzenlemek. k ırık parça. 1. ince ve zayıf nahif. i. güzel kokulu. s. naziklik. i. 2. i. terkedilip sokakta veya ba şka bir yerde bulunan bebek. açıksözlü. 1. mis kokulu. dökümcü. 2.1. İsviçre para birimi) frank. (bir şeyden) küçük bir parça. yüksükotu. kumpas. (çoğ. s. i. 3. (binaya ait) iskelet. f. s.b. aksi. i. i. etmek. şans v. argo suçu (asl tuzak. 1. ince ve güçsüz. kolay k ırılma. i. . kümes hayvanı. tertipzaaf. s. s. i. i. i. karkas. 3. tilki gibi. dört rakam ı (4. 2. 2. zayıf (umut. kaynak. i. çılgın. cesur. kardeşlere özgü. i. dili. içten.founder foundling foundry fount fountain fountain pen fountain pen fountainhead four four corners of the earth foursquare fourteen fourth fowl fowling piece fox foxglove foxy foyer fracas fraction fractious fracture fragile fragility fragment fragrance fragrant frail frailty frame frame frame of mind frame-up framework framing franc France franchise frank frank frank frankfurter frankly frankness frantic fraternal i. irade zayıflığı. i. tilki. dördüncü. mind. 1. fuaye. a cheerful frame ofkamyon v. av tüfeği. 1.. buluntu. pınar. yapmak. bir çeşit sosis. i. dünyanın dört bucağı. f. 1. i. asıl kaynak. düşüncelerini/duygularını açıkça gösteren. güzel koku. (pencereye/kap(aslait) kasa. 2. 4. dökümhane. hafif ve kırılgan. 3. (otomobil. frankfurter.. i. memba. çok acele ve telaşlı. pınar başı. i. durum: left him in yap ı. güvenilir ve inançl ı. açıkyürekli. s. tasarlamak. 2. dolmakalem. çerçeve. kırılganlık. dala ş. argo suçu ıya ında suçsuz olan birine) yıkmak. karde şçe. on dört. 1. (posta pulunu) damgalamak. 2.b. z. 2. açıksözlülük. s. i. ında suçsuz olan birine) yıkma. çerçeveletmek. (umut. on dört. 2. k ırma. kırık. k. 1. şansince ve zayıf nahif olma. arbede. dolmakalem. kırılma. telaro. mat. i. 1. Fransa. 2. v. tavuk/hindi/ördek eti.). bir şeyin kırılan yeri. i. 1. açıkkalpli. i. i. i.´nde) şasi. ince ve güçsüz olma. (ruhi) hal. huysuz. 2. samimi. çeşme. Onu ne şeli bir halde bıraktım. (vücudaI ait) bünye. (şirketin bayie tanıdığı) imtiyaz. kurnaz. i. 2. i.´nde) zayıflık. s. fıskıye. çerçevelemek. f. kırık. bot. dört. kuş. (binaya ait) iskelet. kırılgan. (Fransa. gürültülü kavga. dörtte bir. karkas. 2. 1. s. 1. s. kumpas kurma. dökmeci. Belçika. kolay k ırılan. tilki. (binaya ait) iskelet. stilo. i. kesir. karkas.. kaynak. XIV). açıkça. tilki kürkü.

f. s. saygb ırakmak. hafifme şrep (kadın). hürriyet. s. serbest liman. frikik. paras ız. tapu sahibi. hileci. İng. hileli iflas. İng. f. f. i. tic. f..arkadaşlık etmesi aldatma. atışma. dövüşme. out argo 1. . 2. karde şlik. 1. basın özgürlüğü. çok korkutmak. özgür. i. saçaklanmak. fraternize. parasız. 2. serbestlik. otoyol. farmason. rahat. bedava. 4. hür. kanını dondurmak. sahtekâr. hür irade. 1. serbest bölge. f. i. çevre yolu. 2. dolandırıcı. serbest güre ş. mezhebi geniş. yasak. i. bo ğuşma. desise. serbest yüzme. z. garabet. s. hileli. f. -siz: free from error hatas ız. laubali. erkek üniversite öğrencilerine ait birlik. 2. bot. 1. (froze. aç ık liman. k. serbestçe. garip bir olay. fels.. azatlı. arka tekerle ği zincirden güç almadan serbest dönen bisikletle gitmek. i. azat etmek. hür irade. z. münakaşa. serbest. bak. çok üşümek. yıpranmak. teklifsiz. çoğ. serbest vuru ş. paras ız giriş kartı. 3. 1. 1. çil. mason. free from pain ağrısız. s. serbest çalışan (gazeteci/yazar/fotoğrafçı).otlakç ılık etmek. (kuma şı/ipi) yıpratmak. bedava. i. etrafa ald ırmadan hareket etmek. çilli. hileli iflas. f. 3. sert olmayan. çılgına i. s.men (frid´men) i. serbest vuru ş. dili bedavac ı kimse. 1. bedava. çılgına döndürmek. donmak. doland eratla sahtekârlık. çok 2. özgürlük. kurtarmak. arbede. tic. spor frikik. özel girişim. pedal çevirmeden gitmek. dondurmak. f.zen) 1. mülk sahibi. i. 2. fro. buz ba ğlamak.fraternise fraternity fraternize fraud fraudulent fraudulent bankruptcy fraudulent bankruptcy fraudulent transaction fraught fray fray frazzle freak freckle freckled free free free and easy free enterprise free from free kick free kick free of free of charge free on board free pass free port free will free will free zone freedman freedom freedom of the press freeholder free-lance freeload freeloader freely freemason freesia freestyle freestyle swimming freestyle wrestling freeway freewheel freeze freeze one´s blood f. frezya. huk. nakliyecinin arac ına ücretsiz teslim. 2. buz tutmak. 1. 1. otlakçı kimse. Subayların ırıcılık. 2.. delisi: a soccer freak futbol hastas ı. i.. boş. (ile) dolu: a journey fraught with danger tehlike dolu bir seyahat. k. hile. donmak: I´m freezing! Donuyorum! i. huk. çok toleranslı. freed. hileli muamele. fob. ekon. -den muaf: free of tax vergiden muaf. i. 3. donma. serbest. çok hoşgörülü.. fels. hür teşebbüs. argo hastas ı.. dili otlamak. kölelikten azat edilmiş kimse. hilkat garibesi. (gazeteci/yazar/fotoğrafçı) serbest çalışmak. i. savaşma. serbest ısız. arkada şlık etmek: Officers are forbidden to fraternize with enlisted men. meşgul olmayan. 2. i. s.

yeniden yapılan. i. düşürmek.en (frenç´wîmîn) i. cuma. fretler. çok so ğuk. s ık sık tekrarlanma. sürtüşme. fresk. dili fazla samimi davranan. sahanda yumurta. mim. f. Fransız. 2. (kolejde/üniversitede) birinci sınıf öğrencisi. Fransız kadın. . 1. çılgın (bir olay). yeni. i. s. tatlı suya ait. Fransız erkek. sık sık tekrarlanan. 2. sıklık. (telli çalg ıların sapı üzerindeki) perde. 2. i. i. yağda pişirilmiş. camlı ve çift kanatlı kapının kanatları. çılgın. yüzünü yıkayıp kendine bir çekidüzen vermek. tela şlı. ihtilaf. i. --ting) 1. i. Fransız. f.menbir hale sokmak. Fransız. s. nakliye. i. fiz. 1. sürtünüm. fretleme i şi. dondurarak kurutmak. ovuşturma. 3. canlı. anlaşmazlık. c ıvık. 2. patates tava. (küçük şeyler yüzünden) sinirlenmek. fresh. f. kızmak. elek. Frans ızca. (rüzgâr) kuvvetlenmek. yağda kızartılmış. i. mim. s. (buzdolabının içindeki) buzluk. yeni yap ılmış.men (frenç´mîn) i. sinirli. endişeyehuysuz. fretaj. s.freeze over freeze-dry freezer freezing freezing compartment freezing point freight freight car freight train freighter French French doors French fried French fries French Guiana French horn French toast French windows Frenchman Frenchwoman frenetic frenzied frenzy frequency frequent frequent frequently fresco fresh fresh air freshen freshen up freshman freshwater fret fret fretful fretsaw fretwork Fri friar friction friction tape Friday fridge fried fried egg üstü buz tutmak. i. müz. French. 3. (erkeklere özgü baz ı dini tarikatlarda) frer. 2.wom. (balkon. çoğ. sapaklar. Fransızca. sapak. şilep. (-ted. sürtünme. çoğ. k. f. uyuşmazlık. s. i. taze. donma noktas ı. 2. 5. ters. Fransız Guyanası. müz. korno. (bir yeri) daha güzel ve ğ. artmak. Friday. çok heyecanlı. i. i. navlun.. 1. s. yük vagonu. taşıma ücreti.. ovma. i. fret. i. z. teras veya bahçeye aç ılan) camlı ve çift kanatlı kapının kanatları. izole bant. k ızarmış patates. zinde. sık sık. frekans. ücretle taşınan mal. dipfriz. 1. s. rahip. (küçük şeyler için) endişe etmek. dondurucu. 1. sulu. ço daha çekici (freş´mîn) i. 1. taze (hava). k ıl testere. s. çılgın bir hal. aksi. 2. friksiyon. endişelendirmek. 4. marşandiz. çılgınlık. taze hava. yumurtaya batırılıp tavada kızartılmış ekmek. --ting) mim. yük treni. French. k. navlun. 1. 2. fretlemek.. 1. 2. (bir yere) s ık sık gitmek. t ıb. s. (buzdolab ının içindeki) buzluk. Frans ız kornosu. kızartılmış. tatlı su. (--ted. dili buzdolab ı. k ıs. Hrist. f.

baştan aşağı. i. saçak takmak. (sosyal sigorta. perçem. dilden dile. soğuk. redingot. cana yakın olmayan. çoğ. k. 2. ciddi olmayan. 1. parça parça harcamak. 1. 2. f. delişmenlik. kıvır kıvır (saç). s. hoppa (kadc ızırdamak. 1. den. Daldan atladı. emeklilik sigortas ı gibi) işçiye ücreti dışında sağlanan herhangi bir şey. çok so ğuk. frijit. i. arkadaşça. deh şet.o. arkada ş. 1. kurbağa adam. 3.. dostça. saçak. korkunç bir şekilde. frightening frightful frightfully frigid frigidaire frill fringe fringe benefit fringe benefits frisk frisky fritter fritter frivolity frivolous frizzle frizzly frizzy fro frock frock coat frog frogman frolic frolicsome from from a distance from afar from beginning to end from day to day from end to end from head to foot from mouth to mouth from pillar to post from the first From the sound of it things are pretty bad. friz. saçma. ahbaplık. i.. s. i. Her ranking rose uzaktan. i. efriz. önemsiz. kâkül. dili çok. baştan sona kadar. kanı sıcak. 1. yerinde duramayan. gözlemeye benzer bir çe şit börek. birinin ödünü koparmak/patlatmak. mim. buzdolab ı. 1. 2. zaman zaman. arada s ırada. havailik. s. s. 2. 1. bak. 2. püsküllü saçak. sıçrayıp oynamak. (--ked. f. tepeden tırnağa (kadar). dili Anlad ığım kadarıyla durum vahim. eğlence. fryer.. korkutmak. bo ş. . (mutlu bir şekilde) sıçrayıp oynamak. cızırdatarak kızartmak. s. ın). firkateyn. i. korkunç. bak. arkada şlık. a ğızdan ağıza. 3. away azar azar çarçur etmek. from the word go from time to time i. havai (kimse). i. (birinin) üstünü aramak. i. eğlence. 2. uzaktan. baştan itibaren. out of his/her wits/frighten the wits out of s. f. rop. dostluk. korku. ahbap. i. maaş dışında verilen haklar. 1. i. neşeli. buz gibi. soğuk. 1. bir uçtan bir uca. dost. z. i. k ıvırcık. fırfır. edat 1. frijider. farbala. i. (bir yer)den. kapı kapı (dolaşma). k. kenar. kadın elbisesi. frog. z.. O Manisalı. müthiş. f.men (frag´men) i. içten olmayan. He jumped from the branch. f. sıcakkanlı. f. tıb. bir güçlükten diğer bir güçlüğe. kurbağa. --king) 1. s. i. gülüp geçmek. (bir ba şlangıç noktasın)dan: He´s from Manisa. s. k.o. 2. s. 3. 2. 2. günden güne. s. ciddiyetten yoksun hareket/söz. frizzy. oynak. dili ta ba şından beri. cana yak ın. şen. 2. korkutucu.friend friendly friendship frier frieze frigate fright frighten frighten s.

i. meyve vermek. i. 2.from top to bottom from top to toe from top to toe from within front front line front page front sight frontage frontal frontal attack frontier frontispiece frost frost line frostbite frostbitten frosted frosted glass frosting frosty froth frothy froufrou frown frown on froze frozen frozen food frozen prices frugal frugality fruit fruiterer fruitful fruitfulness fruition fruitless fruity frump frumpish frumpy frustrate frustrated frustrating frustration fry baştan başa. kösteklenme. i. Bu çok sinir s. baştan aşağı. taraf. cephe. 1. Bu araba önden çeki şli. tül veya aksesuarlardan olu şan) aşırı süs. s.. meyve. frumpy. baştan ayağa. alna ait. 3. dona çekmiş (hava). (fırfır. hudut. i. şekerli bir karışımla kaplı (kek). i. netice. ket vurulmuş. 1. s. i. arsanın sokağa/denize/göle/nehre bakan tarafı. f. i. demode giyimli. tepeden tırnağa. dondurulmu ş yiyecek. deniz v. s. 2. hudut bölgesi. verimli. ask. gösteri şsiz. ket vurmak. binanın cephesi. soğuktan donma. soğuktan yanmış (uzuv). kenar. hüsran dolu. (tüfekte) arpac ık.. -i uygun görmemek. s.). 1. f. cephe taarruzu. freeze. engellemek. s. k ırağı. set çekmek. bak. küçük. ümitleri suya dü şmüş. direkt. i. 2. verimlilik. 2. set çekilme. moral bozucu: This gerçekleşmemiş. edat 1. cepheye ait. 2. s. (keki) şekerli bir karışımla kaplamak. 4. öndeki. köpükçükler. kaşlarını çatmak. engellenmiş. nafile. i. kösteklenmiş. 2. i.an (göl. s.. tutumluluk. ön. 2. (sava şta) içinde: They´ll be here cephe. front-wheel drive oto. 1. s. faydas ız. ayaz. (bir uzuv) so ğuktan yanma. önden çekişli: This car´s got frontwheel drive. s. gerçekle şme. 1. İng. i. i. ön (belirli2. kösteklemek. içeriden: We´ll take the city from within. fazla na ğmeli (insan sesi). içinden. köpükçükler ç ıkmak/akmak. sinir bozucu. demode giyimli kadın. kitabın başındaki resimli/süslü sayfa. i. keklerin üzerine konulan şekerli karışım. seviyesi. cevap v. f. f. s. 2. tepeden tırnağa. i. tutumlu. kaş çatma. (havaya ait) within 4. . köpükçük kümesi. bir i engellenme. hüsran. s. i. cephe hatt ıyı. s ınır. freeze.b. f. gazet. ön cephe. öne ait. 1. 3. hışırtı. k ılıksız kadın. bak. sade ve ucuz. kırağılı. s. Şehri içten fethedece ğiz. bütünüyle. bir zaman) cephe. k ırağılı. yeraltı don i. donmu ş. 1. 1. ön. bak. dondurulmu ş fiyatlar. sonuç. içten. i. 3. ileri hat. 1. ön. kırağı düşmek. 1. manav. 1.. soğuk (tavır. 3. istekleriwork is very frustrating. buzlucam. s. 3. 2.´ne ait) k ı. hüsrana uğratmak. set çekilmiş. soğuktan donmuş.b. 1. f. s. 2. f. 2. i. don.ş. ba ş sayfa. (evin iç dekorasyonunda) ufak f. on -e bakmak. meyvemsi. üstü köpükçüklerle kapl ı. cephe. hüsranı yansıtan. (eteklerin ç ıkardığı) hışırtılı ses.

bir şeyin içine sıçmak. Bardak suyla doluydu. f. kaba 1. firari. k. rezil. i. tava. yerine doİng.. akaryak up yakıt almak.edici. İng. koku şmuş. kaçak. foot. f. İng. i. dopdolu. yakmak. full member tam üye. bak. 1. k. kaçak. müz.. isli. doyurucu: Dopotansiyelini kendinifulfilling? İşin seni tatmin s. 1. fulfill. füg. mak. full to overflowing/full to the brim ağzına kadar dolu. düzüşme.. i. nokta (noktalama işareti). kaçan. s. i. yerine getirmek. dili a şırı titiz ve örümcek kafalı kimse. ğan bak. is renkli. İng. 1. Bardak doluydu. The glass was full of water. Siktir git! ünlem Allah kahretsin! s. bir şeyin işin içine etmek. kafayı yemiş. yozlaşmış. yapma. nokta. kaba sikmek. küpeçiçe ği. bir şeyi berbat etmek. hiçbir şey. vakit geçirmek/öldürmek. (insan) içindeki you find your work tatmin edecek bir şekilde ediyor mu?getirme. (of) (ile) dolu: The glass was full. içindeki potansiyelini iyi kullanmaktan i.. 1. İng. ufak çapta bir yalan söylemek. s. tavada k ızartmak/kızarmak. ıt göstergesi. yak ıt. birine çok a şağılık bir şey/bir kahpelik/bir puştluk yapmak. --ing/--ling) 1. kahrolası. kaba 1. 1. bot. over fuck s. (--ed/--led. Vurgulamak için kullan ılır: You´re a fucking idiot! Tam bir dangalaks ın! 2... -den çalıştırmak.elbise. kafayı üşütmüş. kaba tam bir fiyasko. i. 2. yumuşak ve çikolatalı şekerleme. a full hour çok resmi toplant ılarda giyilen 2. yak ıt pompası. yapmak: fulfill an obligation bir görevi yerine getirmek. dolunay.. yanmasını almamak. i. is dolu. i.. .. 2. tam üyelik. 2. Allah kahretsin! i. 1. düzmek.. berbat. şakalaşmak. bayağı problemli/kompleksli. işi berbat etmek. k ıs. i. 3. s..fry fryer frying pan ft fuchsia fuck fuck fuck about/around fuck all Fuck off! fuck s. firari. tam ölçü.. kaba sikişme. fulfillment. is renginde. piliç. 2. 2. içine etmek. i. i. s. feet. i. dili a şırı titiz ve örümcek kafalı kimse. aşırı titiz ve örümcek kafalı. f. kesin bir tav ır sağlamak. f.. tatmin 2.t. f.o. ufak bir hile yapmak. kaba herif.memnuniyet. up fuck up Fuck you!/Get fucked! Fuck! fucked-up fucker fucking Fucking hell! fuckup fud fuddy-duddy fudge fuel fuel gauge fuel oil fuel pump fuel tank fugitive fugue fulfil fulfill fulfilling fulfillment fulfilment fuliginous full full dress full fare full general full measure full membership full moon full speed full stop full stop f. 2. tam: tam bilet. yak ıt deposu. orgeneral. biraz uydurmak. s. ya ğyakıt. Siktir git! birini sikmek/düzmek.. fuel-oil. tam sürat.

çoğ. (baz ı yumuşak tüylü hayvanlara ait) tüyler: the cat´s fur kedinin tüyleri. kürk. with ile döşeli. esas. gözü dönmüş. şlev. tamamen açm ış. işlev. f^ng´gay)/--es (f^ng´gısız) i. i. i. mat. s. i. möbleli. s. z. 2. (bir iş/kimse için) para sağlamak. e ğlendirici. f. s. cenaze töreni. tamam ıyla. uyandıran. büyük ocak. sağlamak. 3.. i. topu düşürme. i. yetişkin. (çaydanl ıkta/borularda oluşan) kireç. vazifeden izinle ayr ılma. 1.. s. s. mantar öldürücü ilaç. 2. küplere binmi ş. fun. tamamen. garip. füniküler. kırışık. cenaze törenine yak ışan. s. gerçek bir. 2. . sinirin geçtiği hilecilik. s. 1.. 1. memur. i. 1. düzenbazl ık. cenaze mar şı. f. f. i. s. ço ğ. şüpheli. saban izi yapmak. parlatmak. 2. işler durumda. acayip. 1. tören. fonksiyon. i. 2. 2. 1. gerçek. buharla dezenfekte etmek. f. s. i. esaslı. kürk. f. s. 1. (yelken/bayrak) sarmak. tamgün. fonlar. tam gelişmiş. temel. 2. (gazetede) bant-karikatürlerin bulundu ğu sayfa. çoğ. f. i. (vapurda) baca.. lunapark. çoğ. el yordam ıyla aramak. 1. güldürücü. şiddetli. mobilya. (against) (-e) ate ş püskürmek. 2. tam bir. çalışmak. s. 4. saban ın açtığı iz. para. ifonksiyonel. merasim. donatmak. 2. yenile ştirmek. safkan. yalan dolan. futbol bek. mobilyalı. fon. (--ned. zevk. (demirhanede) ocak. tam. i. görev. huni. eğlence. döşemek. çok öfkeli. 2. yer. dili şaka etmek. 2. 2. kalorifer oca ğı. fultaym. kürkçü. İng. kırıştırmak. f. tam boy (portre). temel. 3. i. s. f. f. yoklamak. (oyunda) topu düşürmek. işlemek. tamgün bir çalışma gerektiren iş. fonksiyon. 1. izin. 3. pis kokulu gazlar ı yaymak. i. faal. iş. bot. i. s. 1. öfkeli i. şüphe dirsekte bir şeye çarpınca kolun karıncalanmasına sebep olan anat. 1. tuhaf. 3. f. kürklü giysi. 2. vazife. 1. 1. f. temelde. işlevsel. asıl.gi (f^n´cay. özünde. tamam ıyla büyümüş. --ning) k. komik. mantar veya mantar türünden bitki. z. pis kokulu gazlar. ehliyetli. i. 1. i. mefruşat.fullback full-blooded full-blown full-fledged full-grown full-length full-time full-time job fully fulminate fumble fume fumes fumigate fun fun fair function functional functionary functioning fund fundamental fundamentally funeral funeral march funereal fungicide fungus funicular funnel funnies funny funny bone funny business funny paper fur furbish furious furl furlough furnace furnish furnished furnishings furniture furrier furrow i. görevli. i. möble. 2. i. sert. kasvetli. olmak. çoğ.

dili budala. eriyip birbiriyle kayna şmak. i. s. çok tüylü (köpek v. alet. cüppe. nafile. k. gabardin. havlanmak. f. uçak gövdesi.b. büyümek. (--ded. deli. art ış. kıvırcık (saç). farther ise mesafe için kullan ılır. i. k ılı kırk yaran. 2. i. bundan ba şka. 1. fitil. i. g gab gabardine gabble gaberdine gabfest gable gable roof Gabon Gabonese gad gadfly gadget Gaelic gaffe gag gag gag on gaga gage gaiety gain gain an advantage over gain ground gain ground gain momentum s.furry further furtherance furthermore furthermost furthest furtive fury fuse fuse fuselage fusion fuss fussy fusty futile futility future fuze fuzz fuzzy G. s. eritmek. dili çene çalmak. sinsi. k ıvırcık saç. i. i. kazanç sağlamak. i.). büyük öfke. elek. gülüt. 2. 3. en çok. s. i. gereksiz tela ş/heyecan/öfke. neşelilik. dili çene çalma. Gaelce. bina duvar ının beşikçatı ile birleştiği yerdeki üçgen bölüm. i. (top mermisine ait) tapa. çene çalma. hav. 2. ilave olunan. istikbal. i. 1. 1. 2. z. 1. susturmak için a ğıza sokulan tıkaç. s. Gabon. f. f. gauge. f. ayrıca. İngiliz alfabesinin yedinci harfi. tüyleri kabar ık. Ga. boş. s. fiz. daha i. 3. sol notası. beşikçatı. artma. uzaktaki. --ging) 1. Gabon´a özgü. f. s. İrlandaca.bon. (çoğ. 1. eritme. f. i. 1. çok titiz. 4. --bing) k. bak. gizli. i. argo bin dolar. i. 3. gelecek.. küflenmi ş. 2. 5. ince tüyler. s. en ötedeki.. ince tüylerle kaplı. müz. 2. gazap. neşe. f. 1. tüylü. demode. (bir şey) boğazını tıkamak. flu. h ızı artmak. -e sahip olmak. küf kokan. ufak şeyler yüzünden telaşa düşmek. i. 2. aradaki mesafeyi kapatmak. 2.. en uzak. 1. i.) z. atsineği. abes olma. erimek. ufak meseleleri sorun yapmak. f. (haberin) yay i. 4. 2. (hastan ın durumu) iyiye gitmek. ilerlemesini sa ğlama. erime. daha uzak. 2. on (takip eden kişi/şey) yaklaşmak. 2. i. s. 2. (askerler) ilerlemek. 1. çabuk ve anlaşılmaz konuşma. füzyon. i. k. müstakbel. Gabonlu. susturmak. şiddet. i. i. 3. abes. İskoçça. yaygara. 2. 2. sigorta..ese) Gabonlu. 1. i. eriyip kayna şma. şaka. gelecek. (Further ço ğunlukla miktar ve derece. 1. 1. ayva tüyü. i. 1. 2. eski. i. i. f. i. kâr. i. -i elde etmek.. Gabon. kazanç. çok havlı (kumaş). ötedeki. (--ged. ağzını tıkamak. çabuk ve anla şılamayacak bir şekilde konuşmak. ılmasına engel olmak. (bir başkasından) daha kuvvetli olmak. s. s. (--bed. G. daha öteye. s. 1. gaf. argo polis. hatları belirsiz. küflü. boşuna olma. s. i. şenlik. 1. küçük ayg ıt. --ding) about/around ba şıboş dolaşmak. . rağbet kazanmak.

avlak bekçisi. Sen de var mısın? s. 1. (bazı oyunlarda) parti.. gallon. i. (saat) ileri gitmek. kumar. bora. 1. 1. kumar oynamak. (domuz budundan yapılmış) jambon. kilo almak. A. e ğlence. dili iş... galvanizlemek. İng. safra ta şı. dörtnala gitmek. sinir etmek. 1. 4. i. tozluk. i. balkon. k. hemen harekete geçirmek.B. f ırtına. faaliyet. yürüyüş. i.D. kumarhane. oyun. galoş. 3. İsteklilik belirtir: We´re going to play football. i. s. i. Gambiya. (of) her çe şit. 2. k ıs. i. galvanize. gidiş. sinir edici. sinirlendirici. 2. oyun. k. f. Gambiyalı. i. kalyon.. büyük para için kumar oynamak. zıplama. dili kad ın.78 litre. kahramanlık. gemi mutfağı. çok miktarda. 2. bol: You can find blackberries galore there. 2. i.. f. galon. i. 1. game? Biz futbol oynayaca ğız. s. . darağacı.. i. i. kumar. f. i. yiğit. gamma ışınları. kumar oynama. f. centilmen. gezip tozmak. kuvvetli rüzgâr. i. vakit kazanmak. bak. i. i. mad. (--ed/--led. gökada.gain the upper hand gain time gain weight gain weight/put on weight gainsay gait gaiter gal gal galaxy gale gall gall gallant gallantry gallbladder galleon gallery galley galling gallivant gallon gallop gallows gallstone galore galosh galvanise galvanize Gambia Gambian gamble gamble for high stakes gambler gambling gambling den gambol game game game game preserve gamekeeper gamma gamma rays gammon gammy gamut avantaj (birine) geçmek. 3. f. galaksi. i. dörtnala gidi ş. 3. her tür. kadırga. 1. kilo almak. galeri. i. Gambiya´ya özgü. 1. Gambiya. sıçrayış. f. i. safra. 4. dili çok riskli i ş. av. karşılaşma. i. gökb.said) inkâr etmek. av hayvanlar ı için ayrılmış yer. kaloş. meslek. anat.55 litre. şişmanlamak. efendi. İng. sanat galerisi.. s. sinirlendirmek. kumarbaz. (gain.geçilmiyor. spor. s. avantaj (birinde) olmak. s.2. 2. f. i. Orada böğürtlenden lastik. cesur. sakat (bacak). i. av hayvanı. 2. İng. sakat (bacak). Are you s. k. yiğitlik. --ing/--ling) s ıçrayıp oynamak. İng. i. getr.. Gambiyalı. i. galeri. i. safra kesesi. i. f. i.

1.gander gang gang up on gangling gangplank gangrene gangrenous gangster gangway gantlet gaol gaoler gap gape garage garage sale garb garbage garbage can garbage man garbage truck garbanzo garble garden garden party gardener gardenia gargantuan gargle garish garland garlic garment garner garnet garnish garret garrison garrulous garter gas gas mask gas meter gas meter gas station gas station gas up i. gaz saati. gangster. tıb. i. i. 1. s..B. çöp kamyonu. çelenk. lal ta şı. havagazı/doğalgaz sayacı. İng. i. s. tavanarasındaki oda. i. i. jail. benzin istasyonu. i.. jailer. i. 2. çiçeklerle uğraşmak. i. i. çete. gaz sayac ı. toplamak. ünlem Destur!/Yol ver! i. 2. garnizon. bak. iskele tahtas ı.. i. --es/--ses) 1. i. gauntlet. cart.. aralık. bak. f. ağzı açık bir şekilde hayretle/şaşkınlıkla bakmak. . f. giysiler. tak ım. kıyafet.. i. i. eksiklik. i. sarmısak. sarımsak. i. grena. benzin deposunu doldurmak. geveze. kangrenli. gazla zehirlemek. f. doğalgaz. 1. k ış. cafcaflı. bahç ıvan. 1. sürme iskele. leylek gibi. yanlış bir şekilde anlatmak/nakletmek. 2. çöp tenekesi. i. gaz maskesi. benzin istasyonu. --sing) 1. (birine) kar şı cephe oluşturmak. gaz. f. (birkaç kişi) toplanıp (birine) karşı saldırmaya ırığı gibi. gardenya.. gardenparti. boşluk. gargara yapmak. i. k. tavanaras ı. bahçe. i. s. 2. A. İng. f. i. gargara.. kocaman. i. (midede) gaz. f.D. parlak (renk). 1. çöp arabas ı. çöpçü. dili çene çalmak. çok büyük. ask. dili bak ış. lafazan. i. garaj. gedik. i. 2. garnitürle süslemek. (--sed. f. i. s. bot. bahçede çal ışmak. çiğ. f. açılmak. 4. f.. 2. evde istenilmeyen e şyayı satmak amacıyla garajda/bahçede düzenlenen satılık. benzin. 1. garnitür. kangren. s. 2. nohut.. çöp. 1. havagazı. erkek kaz.. 2. i. pis ve de ğersiz şey. fasulye s hazırlanmak. güruh. 2. cırlak. iskele. jartiyer. bostan. çenebaz. i. 3. giysi. elbise. (çoğ. k. süprüntü. garajda b ırakmak. bak.

kalınlık. (at) ağzı açık bir şekilde seyretmek. aşırı ve zevksiz bir şekilde süslü. k ıs. 2.b. kapı sövesi. ölçü. i. tıb. f. iyi yemek yeme ve yemekten anlama sanat ı.´nde bilet sat ışındangiren kimse. parlak ve güzel (renk). ölçme aleti. pavyon. vites. i. 2. f. gastronomik. i. i. s. 1. düzen. f. devşirmek. s. dişli çark. i. çardak. f. nefesi daralmak.) Deh!/Haydi! . pot k ıran. homoseksüel. k. i. aval aval bakmak. f. bacakları uzun. midevi. d. 3. bön bön bakmak. kanal kapağı. gaz ışığı.. (atlasta) yer adları dizini. (at) gözünü dikip bakmak. şen. gaz gibi. sirk v. 2. ölçmek. 1. give. 3. sıska. gişe hâsılatı. kapı dikmesi. kapı. f. -de derin yara açmak. i. General Agreement on Tariffs and Trade. gazal. i. ahu. i. homoseksüel. Great Britain. canlı. i. i. gastronom. i. münasebetsiz. vitesi yükseltmek. benzin.. ray açıklığı. neşeli. ış. i. nefes. 2. 1. anlamak. bir yapının üzerindeki teras/pavyon. uygunsuz. mideye söylemek. s. aygıt. çap. şanzıman. 2. toplantı. belveder. dik bak i. 2. konser. i. k ıs. (belirli bir iş için kullanılan) eşya/takım/giysi. 3. i. bak. bön bön bakmak. 1. i. resmi gazete.y. i. i.. güzel manzaral ı kameriye. iş eldiveni. derin yara. 1. 5. i. vites kutusu. -i kesmek. 2. i. 3. vites. ceylan. bir araya gelmek. (toplantıda oturumun açıldığını ilan etmek için başkanın masaya vurduğu) tokmak. 1. 4. toplanmak. sonuç çıkarmak. soluk solu ğaait. soluk solu ğa kalmak. kapı (kapı aralığını kapayan kanat). 2. i. s. i. vites kolu. gastronomi. çok zayıf ve kuru. 1. giriş. tıb. tertibat. gazlı. dişli azaltmak. s. s. soluma. çiğ (renk). i. gaf yapan. eşcinsel. yer adlar ı sözlüğü. (irin) hız kazanmak. i. (maç. solumak. ünlem (At/öküz sürerken “Sa ğa git!” veya “İleri git!” anlamında kullanılır. seyretmek. 1. gastrit. 1. i. i. çiğ renkli. s. f. şanjman. 2. bir araya getirmek. gaz bezi. kapı aralığı. i. parlak ve güzel renkli. dili paras ız/davetiyesiz sağlanan) hâsılat. eşcinsel. gazlı bez. toplamak. 3. conta.. 2.gaseous gash gasket gaslight gasoline gasp gastric gastritis gastronome gastronomic gastronomy gasworks gate gatecrasher gatepost gateway gather gather speed gathering GATT gauche gaudy gauge gaunt gauntlet gauntlet gauze gave gavel gawk gawky gawp gay gaze gazebo gazelle gazette gazetteer GB gear gear down gear up gear wheel gearbox gearshift gearshift lever gee s. 1. büzmek. f. toplamak. nefesi kesilmek. 2. 4. gazhane. kolları. ölçümlemek. biçimsiz ve hantal. vitesi çark. 3. 1. aval aval bakmak.

ask. pratisyen. biyol.. 1. kurmay s ınıfı. jandarma. kuşak farkı. 2. i. Sen bir i. pelte. Birinin veya bir şeyin beğenildiğini gösterir: Gee you´re bak. değerli kişi. i. özellik. gen. genelleme. f. gen. pratisyen. i. genelleme içeren söz. i... cömertlik. yetenek. ambalaj ında üreticinin adı/markası bulunmayan (gıda maddesi). bak. üretmek. 4. 2. iğdiş etmek. değerli taş. geyşa. bak. 1. z. dâhi. jeneratör. jel. biyol. pratisyen hekim. İng. i. genellik. cinsel organlar. s. iyi huylu. s. i. Gayger sayac ı.. -in halindeki sözcük.e. f. i. genelleme içeren söz. genellikle. genelleme. meydana getirme.swell! goose. 2. çoğ.. genel seçim.ses (cen´ısiz) i. pratisyen doktor. üreme organları. i. i. pratisyen hekimlik. i. tıb.. İng. i.. i.. i. i. cins. 1. jelatin. üretim. soyağacı. kuşaklar arasındaki fark. bak. genetik.. İng. biyol. 1. enemek. f. dinamo. s.. nesil. 2. rütbesi orgeneralden yüksek bir general. s.. 3.gee geese Geiger Geiger counter geisha gel gelatin gelatine geld gelding gem Gemini gemstone gendarme gender gene genealogy general General Agreement on Tariffs and Trade general election general of the army general practice general practitioner general practitioner general staff general strike generalisation generalise generality generalization generalize generally generate generation generation gap generator generic generosity generous genesis genetic genetics genial genital genitals genitive genius ünlem 1. kuşak. 2. i. yontulmam ış değerli taş. genel. başlangıç. dilb. i. f. harikas ın! i. güleryüzlü. s. 3. genelle ştirme. cana yak ın. dili cinsiyet. Allah Allah! 2. 1. deha. i. genel grev. cevher. . arkadaşça davranan. 2. i. ask. tıb. tıb.. 1. i. -e yol açmak. cömert. şecere. --es) 1. değerli nesne. i. i. general. generalize. astrol.. yumuşak (iklim). s. i. çoğ. -in halindeki.. generalization. i. dilb. 2. Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anla şması. k. çoğ... (çoğ. mücevher. iğdiş edilmiş at. gelatin. meydana getirmek.. genelle ştirmek. tıb. üreme organlarına ait. İkizler burcu. ço ğunluk. genetik. s. i. istidat. eli aç ık.

i. Almanya. tür. geometri. s. i. Musevi olmayan kimse. efendice. geometrik. . kurtluca. yerbilim. yerpalamudu. jeriyatri. e şçarpanlı: geometric series geometrik seri. 2. s. i. i. s. i. geodezik kubbe. 2. yumuşaklık. i. coğrafya uzmanı.genocide genome genre gent genteel gentian gentile gentle gentleman gentlemanly gentleness gently gentry genuflect genuflection genuine genus geodesic geodesic dome geodesy geographer geographic geographical geography geologic geological geologist geology geometric geometry geophysics geopolitics georgette Georgia Georgian geranium Gerber Gerber daisy geriatric geriatrics germ German German measles germander germane Germany germicide i. centiyana.. k ızamıkçık. centilmene yak ışan. 1. 1. içten gelen. Gürcistan. soyk ırım. jeopolitik. geriatrik. ba şlangıç. 3. i. uzambilgisel: geometric figure geometrik şekil. tarz. i. hafif (rüzgâr/yağmur). Hrist. 1. i. i. coğrafi. i. (to) şesi. genom.. (özellikle ibadet ederken) diz çökme. coğrafya. 1. i. Musevi olmayan.. gen.. antiseptik. yerpalamudu.e. 3. s. Alman. bot.sosyal statüsü iyi olanlar. 2. yavaşça (yükselen yoku ğ. 1. s. hafifçe (esen). i. i. kantaron.. gentleman´s/gentlemen´s agreement centilmenlik anla şması. bot. s. çoğ. çoş). jeolojik. 2. bot. çoğ. i. i. i..tle. biyol. geodeziyle ilgili. 1. biyol. centiyan. s. yerme şesi. geriatri. gen. meyli çok az (yokuş). 1. jeodezik. jeolog. 2. i. sardunya. yerme (ile) s. (birkaç türden meydana gelen) cins. efendilik/kibarlık taslayan. uzambilgisi.ilgili. 2. z.ra (cen´ırı) i.. tohumun özü.men (cen´tılmîn) i. jeofizik. tohum. Gürcü. gerçek. 3. samimi. jeoloji. gerbera. Gürcüce. (ibadette) diz çökmek. içten... f. efendi. s. bak. jeriyatrik. Almanca. s. geographical. 1. geological. 2. 3. jenosit.. geodezi. jeodezi. bot. s. centilmen. geometrik. s. bak. yumu şak ve nazik bir şekilde. i. mikrop. coğrafyacı. nezaket. k. i. centilmence. dili erkek. jorjet. i. yerbilimsel. s. mikrop öldürücü.. nevi. i. i.. s. i. i. hakiki. adam. geodezik. i. s. 2. i. dalakotu. yumu şak ve nazik.

2. jest. k. şgul olmak. (çok ilginç/güzel/tuhafbo ğazı düğümlenmek. Her penisi 4. 3. k.bitmek. ç ıkmak. k. el/kol/ba ş hareketi. başı dönmek. jestler yapma. para biriktirmek. tasarruf etmek. 3. kastetmek. el/kol/baş hareketi yapmak. i. -e erişmek. gebelik. 1. (tohum) çimlenme. k. got. vakit -den (bir şeyi) yapmak: When will you get around to answering my letter? Ne zaman vakit ayırıp mektubuma cevap yazacaksın? (bir şeyle) 1. jest şayın! (Hapşıran bir kimseye söylenir. kötülük etmek. zarar vermek. k. satın almak. dili dalga geçerek birini k ızdırmak. I won´t let him get away with this. get a rise out of s. k. gebelik süresi. dili çok duygulanmak. 1. dilb. 2. get a sniff of get a swelled head get a whipping get a woman into trouble get about get above o.germinate germination gerrymander gerund gestalt gestation gesticulate gesticulation gesture Gesundheit get get (s. 2. of (rakibi) geçmek. (zaman/yaş) ilerlemek. -e korkmak. güzel davranış. k. 1. sertle şmek.t. i. f. dili birinin bamteline dokunup a ğzını açtırmak. başlamak. şlanmak. --ting) 1. dili ya ile geçinmek. almak. (a part of one´s body) k. kendine gelmek. basında/medyada iyi bir şekilde yansıtılmak. 2. ünlem Çok yayapmak. Badili -ebir darbe yedi. (bir hastalıktan sonra yeniden) çıkıp dolaşmak. şımarmak. jest. argo -e göz atmak.o. 3. dayak yemek. başarılı olmak. seyahat etmek. jest. jestler yapmak. çok gezmek. Zorla elde (birinin) ba şını belaya sokmak. el/kol/ba ş hareketi.s. dili kendini bir şey zannetmek. (haber) yay ılmak. yakalamak. -den zevk almak. fiilden i. ile anla şmak. ayr ılıp gitmek. ge ştalt. elde etmek. -e ula şmak. türetilen isim. (tohumu) çimlendirmek. hareket etmek. gitmek: I´m getting along just fine. (üzüntüden) -in bir şeyi) dinlemek. 3. anlatmak. get across get after get ahead get ahead get along in/on in/up in years get along with get along/on get an erection get around get around to get at get away get away with f. (tohumu) çimlendirme.ten/got. i. (maddi aç ıdan) daha iyi bir duruma girmek. mekaçmak. 2. f. f. Bunu yanına . 1. 1. (seçim bölgesini) bir siyasi partinin ç ıkarlarına uygun düşecek şekilde ayarlamak. bir yol bulup ayırıpkurtulmak. i. f. dili acele etmek. el/kol/ba ş hareketleri yapmak. What he said obviously didn´t get across to them. i.) into hot water get a bang on get a bang out of get a fright get a good press get a grasp on o. 2. (haber/söylenti) yayılmak. aç ıklamak: He couldn´t get his point across. acele etmek. k. 4. gitmek. ruhb. dili acele etmek. çabuk olmak. ima etmek.o. yürümek. gezmek. 2. dili 1. kendine hâkim olmak. k. dili bir kad ını hamile bırakmak. iş hayatında ilerlemek. bir yol bulup (birini) atlatmak.. bo ğazı düğümlenmek. 2. 2. çıkışmak. 4. Ne demek istediğini anlatamadı. 2. kendini bir şey sanmak. get a hard-on get a hustle on get a kick out of get a load of get a load of get a lump in one´s throat get a lump in one´s throat get a move on get a move on get a rise out of s. kazanmak. ele geçirmek: He got it with difficulty. 1.s. paylamak. edinmek. -in penisi beton olmak/dikelmek. -in kuşu kalkmak/uyanmak. idare etmek.). (tohum) çimlenmek.) k.. 2. 1. şekilde) olmak. -den bir nefes çekmek. (çok ilginç/güzel/tuhaf birine veya bir şeye) bakmak. şına bayılmak. 1. geçinmek. 1. (s. 3. 1. dili (yap ılan iş) yanına kâr kalmak: He´s gotten away with it. (got. demek istemek. k.o. 2. dili darbe yemek: She got a bang on her head. Yaptığı yanına kâr kaldı. (belirli bir 1.

k. dili -den öç almak. 1. for s. k. iyileşmek. dili as ıl konuya geçmek. k. yolunu kaybetmek. -in i şlerini aksatmak. dili kibiri b ırakmak. dili tela şa/endişeye düşmek. k. dili süslenip püslenmek. ile geçirmek. dili -e torpille girmek. (birini) cezadan kurtarmak: How can we get him off? Onu cezadan nas ıl kurtarabiliriz? 4. –– with a fever He is down with a fever. eteği ayağına dolaşmak. (gayretle) ba şlamak. dili bir işin havasına girmek. kızdırmak: Don´t get him going! Onu ba şlatma! (birini) bulmak. kibirli davranmaktan vazgeçmek. birini rahats ız etmek. get it together get loose get lost get no credit for get o. ciddi olarak işe koyulmak. dili. birinden bir şeyin öcünü almak. k. dili 1. (arabaya) binmek. k. fırçayı yemek. 3. with -in arkadaşlığını kazanmak. -den intikam almak. (bir yerde) saplan ıp kalmak. a ğır -i kafas ına koymak. hayatın ne gevşemek. k. put in one´s two cents worth. dili 1. k. k. dili (bir işe) bakmak/başlamak.. couthed up get o. k. sıkıya gelmek. 1. 2. gününü görmek: We´re going to get it now! Şimdi çattık belaya!bir darbe yemek. from (i şten) izin almak. k. (bir işin) gerisinde kalmak: He´s gotten behind in his payments. kaçmak. k. ile idare etmek. ba şı belaya girmek. dili 1.s. (bir şeyi) durumu kurtaracak şlamak. İng. yaramazlık etmek. get behind in get better get bogged down in get by get cracking get dark get down off one´s high horse get down to get down to brass tacks get down to brass tacks get down to brass tacks/get down to business get down to work get even with get even with get going get hold of get hot get in get in a state get in a stew get in a tizzy get in good with get in on the ground floor get in one´s hair get in one´s two cents worth get in one´s way get in s. başlatmak. 1.´s hair get in through/by the back door get in with get into a predicament get into a scrape get into mischief get into one´s stride/hit one´s stride get into the swing of things get into trouble get it get it in the neck get it into one´s head that . kızmak.. dili (gayretle) ba kadar yapmak: I can get by this year with these ak şam olmak. -i eline geçirmek. dili birine bir şeyi ödetmek. k. dili -e musallat olmak. ısınmak. 2. k. dili işlere alışmak. asıl meseleye gelmek. 2.get away with murder get back at s. Onun o i şteki rolü hiç dikkate alınmadı. 1. dili as ıl işe gelmek/bakmak. olduğunu kavramak. gereksiz yere tela şlanmak/heyecanlanmak. dili çok endişeli/heyecanlı/sinirli bir hale girmek.t. dili (birinin) arkada şlığını kazanmak. k. kendini zor bir duruma sokmak.o. 2. k. He got no credit for what he had done. inmek. 2. dili zılgıt yemek. k.. alabandayı yemek. in a fix get off k. 3. dili -e engel olmak. k. k. dili (birinin) gözüne girmek. k. 2. k. öfkelenmek. dili bir kötülü ğün cezasını çekmemek. asıl işi ele almak. belaya çatmak. 1. dili meselenin esaslar ını ele almak. 2. (birinin) gözüne girmek.o. bak. k. Ödemelerinde gecikti. 2. dili bir işe başlangıçta katılmak. 1. k. ne yapmak istedi ğine karar verip ona göre yaşamak.s. k. zor duruma dü şmek. paçayı kurtarmak. hava kararmak. (bir yere) girmek/gelmek/gitmek. They´ve gotten behind in their work. dili 1. eli ayağı dolaşmak. ile atlatmak. Ateşten yatağa düşmüş. (bir işte) gecikmek. geçmek. k. ba şından ayrılmayarak -i rahatsız etmek. 2. .

2. of them? kald ırmak. 1. k. k. 2. dili ba şarılı bir şekilde başlamak.´s back vazgeçmek. dili ödenen paran ın karşılığında iyi mal almak: You get your money´s worth in that store. idare edilememek. uyan ık olmak.´s tail 1. k. 1. k. k. k. 2. -i defetmek/kovmak: How did you get rid-i ortadan Onlar ı nasıl-ibaşından etmek. off the hook get s. (bir işle) meşgul olmak. dili ba şlamak. 1. -i eline geçirmek. dili birinin moralini bozmak. birinin ba şını belaya sokmak.o. denemek. birinin sinirine -i sinir etmek.rahat b ırakmak.o. (bir i ş) başlamak. dili birini istediği gibi idare etmek/kullanmak.o. k.o. (uçak) havalanmak. k. k ızdırmak. dili birini get off s. Birbiriyle iyi geçiniyorlar. çıkarmak.o. dili 1.o. dili hazırlıklarını yapmak. beladan kurtulmak. O dükkânda ödedi ğin paranın karşılığında iyi mal k. dili dikkat etmek. k. -i yok etmek.o.) (ilk kez yorulup soluğu kesildikten sonra) soluklanıp tekrar öfkelenmek. yakayı kurtarmak. k. out of the way get s. Dikkat et!/Akl ını başına topla!/Kendine gel!/Uyan! 2. birini kenara çekmek. 2. yayımlamak. dili ba şlangıçta birini kızdırmak. dili birini k ızdırmak. 1. birini/bir şeyi yanlış anlamak.o. k. into trouble get s.o.. (bir konuya) girmek. Hep onun istediği olur. 1. 2.. over a barrel get s. down get s. (bir işe) bakmak. birini azarlamaktan/eleştirmekten get off s. borçtan kurtulmak. -i ba şından savmak/atmak. 2. 3.o. in shape get s. azarlamak. birini devred ışı etmek.t. sinirlenmek. k.o. -e sahip olmak./s. -den kurtulmak. bertaraf savdın? k. k. Defol! 1. under one´s thumb get s. (bir üzüntüyü) unutmak. (bir işi) ele almak. geçinmek: They get on well.k. dili heyecanlanmak. istediğini yaptırmak: She always gets her way. etkisiz hale getirmek. k. dili 1. (bir konudan) bahsetmeye ba şlamak.o.b. dili toparlan ıp yeniden gayrete k. dili birini (zor bir durumdan) kurtarmak. kazanmak. 2. k. wrong k. couthed up get s. ucuz kurtulmak. dili 1. aklını başına toplamak. dili eski formunu k. get one´s second wind get one´s back up get one´s ducks in a row get one´s feet wet get one´s goat get one´s hands on get one´s knickers in a twist get one´s knickers in a twist get one´s money´s worth get one´s number get one´s way get one´s wind up get one´s wits about one get onto get oriented get out get out of a scrape get out of debt get out of hand Get out! get over get ready for get rid of get rid of get s. 4. 2. ç ıkmak. Çabuk ol! k. üstünden geçmek. dili birini süsleyip püslemek. 2. dikkatli olmak./s. 3.´s good side get on the ball get on the bandwagon Get on the stick! get on the wrong side of s. (biriyle) temasa bir yere/çevreye alışmak/intibak etmek. k. çığırından çıkmak. dili birçok kişinin yaptığı bir şeye katılmak. k.t. (koşucu v. korkmak. k. ( şaşırtıcı bir olaya) için/-e hazırlanmak. (for) birini/bir şeyi hazırlamak. get off on the wrong foot with s. birinin gözüne girmek. dili birini rahat b ırakmak. (bir hastal ık) geçmek: Have you gotten over your cold? Nezlen geçti mi? 3. dili birinin ne menem biri oldu ğunu anlamak.o. dokunmak. korkuya kap ılmak. İng. .o. get off the ground get off easy get off the ground get on get on one´s nerves get on one´s nerves get on s. (taşıta) binmek. İng. dili birini kö şeye sıkıştırmak. dili hafif bir cezayla veya cezas ız olarak kurtulmak. dili sinirlendirmek. dili endişeye/telaşa kapılmak. -i yakalamak.

izin almak. -in usulünü ö ğrenmek. Onun hakk ında elimizde kuvvetli deliller var. 1. 1.o. galip gelmek.. üstün olmak. off one´s chest get s. bir şeyi ezberlemek.t. argo anlamak. -in havas ına girmek. dili işten atılmak.o.t. dili ba şlamak. Bana so ğuk davrandı. head? Kafan niçin bunu alm şeyi birinin kafasına sokmak: He can´t get bir şeyi birine anlatmak. seçilmek.t.t. bir ıyor? this through her head.t. dili işten kovulmak. through one´s head get s. -e alışmak. out of one´s system get s. k. -i yenmek. k. k. off one´s chest get s. argo sepetlenmek.o. soğuk bir karşılık k. bir şeyi tam istenilen şekilde yapmak: I can´t get this right.o. -i yenmek. -in s ırtını yere getirmek. işten çıkarılmak. kap ı dışarı edilmek. bir şeyi doğru anlamak: Have you got right this time! Bu kez doğru anladın mı? 2. (birinin) vücudu bir şeyi atmak: You´ll get this poison out of your system in twenty-four hours. over get s. across to s. dili so ğuk bir davranışla karşılaşmak: I got the cold shoulder. k. k. so şı soğuktu. -i anlamak. out of the way get s. argo (birinin) can ı yanmak. dili şatafatlı bir şekilde karşılanıp ağırlanmak. dili sepetlenmek/işten atılmak. titreme nöbetine tutulmak. . k. through s. (biralmak: Why can´t you get this through your bir şeyi anlamak/kafası yeri) bir düzene/düzenli bir hale sokmak. dili birinden önce davranarak avantajl ı duruma girmek. işleri başlatmak. bir şeyi bitirmek. içini dökmek/bo şaltmak. by heart get s. straight get s. sepetlenmek. -in esasını kavramak.o. 1.t. dili (bir şeye) kızmak.´s head get set get shot of get showered on get shut of get snakebit get steamed up about get the ax get the ball rolling get the best of get the better of get the better of/get the best of get the blues get the boot get the brush off get the cart before the horse get the cold shoulder get the cold shoulder get the feel of get the feel of get the goods on s. 2. dili ya ğmura yakalanmak. k. sinirlenmek. dili bir şeyi birine anlatabilmek. çakmak. k. argo 1. k. 2. You´ve got itthis straight now? Şimdi bunu 1. sinirli olmak.t. k. dili bir got the brush off from k. sepetlenmek. over with get s. -den kazançlı çıkmak. bir şeyi bitirmek. get the message/get the picture get the nod get the push get the red carpet treatment get the runaround get the sack get the sack get the shaft get the shakes k. right get s.t. dili işten/okuldan atılmak. dili -den kurtulmak.get s.t. -e alışmak. k. -i kavramak. dili biri hakk ında elinde kuvvetli deliller olmak: We´ve got the goods on him. sepetlenmek. k. dili derdini dökmek. so ğuk bir davranışla/sözle kovulmak. kıçına tekmeyi yemek. soğuk bir karşılık almak.t. korku duymak. bir şeyi bitirmek. hazırlanmak. dili -den kurtulmak. Bana karğuk bir şekilde karşılanmak. k. İng. k. Yirmi dört saat içinde vücudun bu zehri atar. bir şeyi kenara çekmek. her. yılan sokmak. get s.t. -i alt etmek. dili (from) görmek: Iişi tersinden yapmak. k. dili birini sinir etmek/k ızdırmak. -i alt etmek. dili titremeye ba şlamak. dili efkârlanmak. Bunu onun kafas ına sokamıyor.´s goat get s. k. get the hang of get the hang of get the jitters get the jump on get the jump on s.t. k. bir şeyi yapıp bitirmek. 2. dili -den önce davranmak. k. dili içini dökmek. k. Bunu tam istediğim gibi yapamıyorum. argo kaçamak cevap almak.

/s. kılık. 2.o. layığını bulmak: She got what was coming to her! Müstahaktır! k. ğini yaptırmak. (bir şey yapmak için) cesaretini toplamak. -den kazançlı çıkmamak. -i sinir etmek. üstün ç ıkmak. (birinin) ne yaptığını çakmak. 4. get the short end of the stick/of it k. k. dili (birinin) ne yapt ığının farkına varmak. kaynaç. uyumak. alt edilmek. dili -den haber almak. (to) -e varmak. biriktirmek. çok kötü. (havagazıyla/doğalgazla çalışan) şofben. s. 1. (bir şeyin) asıl sebebini bulmak. beti benzi atm ış. She got herself up as a mouse. adaylık seçimlerini kazanmak. 2. kendine gelmek (Mecazen söylenir. iş başına! 1. (işin) finale kalmak -in özüne inmek. kornişon. hortlak.): 1. k. (birdili uyanmak. get the upper hand dizginleri ele geçirmek. işe başlamak: Get to work! Haydi. i. dili en az be ğenilen şey birine düşmek: I got the short end of the stick. out of one´s mind birini/bir şeyi aklından çıkarmak/unutmak. -den haberdar olmak. Gana. kafas ına girmek: I think it´s finally gotten throughbirlikte kullanılır. 1. k. dili berbat. dili ba şlamak (Mastarla to him. i. -e bir şey anlatmak: I can´t get through to her. -e varmak/gelmek. (to) k. 3. i. bulu şmak. . 2. şart -i tanımak. bir araya gelmek. yataktan kalkmak. (bir durumun) ne olduğunu daha kötü olmak. -in kokusunu duymak. 2. hak ettiği cezayı yemek.´s skin get up get up on one´s soapbox get up on the wrong side of the bed get up the nerve to get what´s coming to one get what´s coming to one get wind of get wind of get wise get wise to get with it get worse get/catch a whiff of get/go to sleep get/have cold feet get/have one´s way get/have s. s. 3. k. get the show on the road galip gelmek. yenilmek. i. öne geçmek. gerekmek. k. i. s ırtı yere getirilmek. 1. dili tereddüde dü şmek. get/put s. -i k ızdırmak. durumun) ne oldu ğunun farkına varmak. k. 1. gayzer. dili (-in) fark ına varmak. -in esas anlam ını kavramak. toplamak.o. dili ters taraf ından kalkmak. sadede gelmek. 3. kötü pay bana dü ştü. dili payına pek az bir şey düşmek. (birini) nutuk çekmeye ba şlamak. (çoğ. k. dili (belirli bir k ıyafete) sokmak: k. -i ö ğrenmek. getup geyser Ghana Ghanaian ghastly ghazi gherkin ghetto ghost i. hayalet. get/win the nomination i. (meselenin) özünü ö ğrenmek: How can we get to the bottom of this? Bu meselenin özünü nas ıl öğrenebiliriz? kökenine inmek. 1. get the upper hand 1.). Ganalı. kararsızlığa kapılmak. i. 2. korkunç.k. aya ğa kalkmak. Bugün kar yüzünden buraya hiçbir Ona bir varamad ı. (on) (üzerinde) anla şmaya varmak. Konu şmaya başladılar. 2. işleri başlatmak. Nihayet anladı They got to talking. kendi istedi birinin ne mal oldu ğunu öğrenmek/anlamak.t. otobüs şey anlatamam. get the worst of get the short end of the stick get through get through to get to get to know get to the bottom of get to the bottom of get to the finals/make it to the finals get to the heart of get to the point get to work get together get under one´s skin get under s. En dili ba şlamak. -i duymak. 2. -e ula şmak: Owing to the snow no buses have gotten through today. düzenlemek. cezasını bulmak. k. Ganalı. dili birinin sinirine dokunmak. k ıyafet. 2. Gana´ya özgü. mutabık kalmak. 3. İng.´s number 1.o. lazım olmak. müstahakk ını bulmak. -i duymak. --s/--es) getto. şüpheler duymaya başlamak. hazırlamak. 2. gazi. Gana.

1. f. k ıkırdamak. solungaç. i. jigolo. zencefilli. arma ğan. i. istidat. i. kocaman. ginko. zürafa. darağacı. çevrelemek. k. 2. Cebelitarık. i. kıkırdama. gulyabani. dev gibi. -i tak ınmak. alay etmek. baş dönmesi. gâvur. guild. pekmezli kurabiye. büyük bir dikkatle. i. birine (bir şeyi) vermek/bahşetmek. -i takmak. (--ed/gilt) yald ızlamak. i. . s. putrel. dili Amerikan askeri/eri. yetenekli. i. Gypsy. f. i. yaldız.. çizgili/damalı pamuklu kumaş. f. potrel. i.´ni) kuşanmak. bak. idare merkezi. dev gibi. yald ızlı. ku şatmak. i. s. hoppalık. korse. 1.. f. baş döndürücü (yükseklik veya dönme hareketi). (--ned. s. 2. k ıs. 2. s. istidatlı. i. 1. 2. trük. 1. gypsy. s. bak. cin (içki). (--ed/girt) 1.. kemer.ghost town ghostwriter ghoul GHQ GI giant giaour gibber gibberish gibbet gibe giblets Gibraltar Gibraltarian giddiness giddy gift gifted gigantic giggle gigolo gild gild gilding gill gilt gimmick gin gin ginger ginger ale gingerbread gingerly gingham ginkgo ginseng Gipsy gipsy giraffe gird gird o. bak. s. dokunaklı/incitici söz söylemek. konuşmaya benzeyen anlamsız sesler çıkarmak. s. zencefilli. dokunaklı/incitici söz. konuşmaya benzeyen anlamsız sesler. (on) (kılıç v. i. (kümes hayvanlarından elde edilen) sakatat. havailik. gild. i.b. z. ask. Cebelitar ıklı. alet. -i kuşanmak. kolları sıvamak. i. zencefil. 2. terkedilmiş yerleşim yeri. --ning) (pamuğu) çırçırdan geçirmek. i. Cebelitar ık. terelellilik. pekmezli kek. f. yetenek. i. çoğ. paçaları sıvamak. Cebelitarıklı. f. i. yaldız. çırçır (makine). i. kocaman.. merkez. i. i. (zor bir işe) hazırlanmak. Amerikan erlerine özgü. 2. hediye.. dev. terelelli. i. bak. ginseng. zencefilli gazoz. Allah vergisi.s. i. başkumandanlık karargâhı. havai. 1. 2. i. i. i. 1. numara. k ızsaçı.o. i. 2. hoppa. kıkır kıkır gülmek. for gird o. i. bir diğerinin hesabına ve onun ismi altında kitap yazan kimse. i. with gird one´s loins gird one´s loins gird s. 1. Cebelitarık´a özgü. with girder girdle ölü kent. General Headquarters 1.s. i. ku şak. i. k ızıl (saç). i. kendini -e iyice hazırlamak. 2. f. s. i..

i. bel ölçüsü. şeytana uymak. -i bilemek. in order of priorities önem sırasına göre. Kendine dü şen işi iyi yapmak anlamına gelir: He gave a good account of himself on the battlefield today. k ız arkadaş. (gave. tutunacak bir dal b ırakmamak. 2. teslim olmak. dili kız arkadaş. gizmo. i. hediye etmek: She gave her dog away. i. A ğacın çevresi doksan santimetreydi. 1. -e öncelik tan ımak. 1. -i dinlemek.´ni) yaymak. kovalamaya ba inanmak. gücendirmek. öfke v. incitmek. Bugün iyi sava ştı. -i doğurmak. ele vermek. bir piyes oynamak. bel. iade etmek. -in dizginini salıvermek. 1. -e yol açmak. (koku. 2. k ız gibi. i. k ız izci. ana fikir. (av köpe ği) avın kokusunu alıp peşine düşmek. 3. k ızlık çağı. (iştahı) açmak. k. Bitkiler havaya oksijen verir. give a play give a roundup of the news give a slip give a wide berth to give affront to give an account of o. -e kulak vermek. -i gücendirmek. 1. Köpevermek. giv. meydana getirmek. kızlara özgü. k ız. sebep olmak: Her presence gives him pleasure. ç ıkarmak: Plants give off oxygen.b. -e sebebiyet vermek. bildirmek. airs give off give offense give offense give one a black eye give one a tickle in one´s throat give out give preference to give priority to give rein to give rise to i. dar ıltmak. give an edge to give away give back give back give birth to give birth to give chase give credence to give ear to Give her my love! Give her my regards. (semere ait) kolan. (keyif. k. . 2. esas anlam. 2. esneklik.girl girl friend girl guide girl scout girl scout girlhood girlish girth gismo gist give give give a good account of o. gücendirmek. (çocuk/yavru) do ğurmak. doğurmak. kız izci. airs give o. geri ğini birine hediye etti. buhar v. f. s.s. Onu şoke etti. give in give in to temptation/yield to temptation give it one´s best shot give no leg to stand on give notice give o. Ona sevgilerimi söyle! Ona benden selam söyle. Varlığı ona mutluluk veriyor.´ni) artırmak. çalım satmak. -i başıboş bırakmak.s. k ız izci. -e şlamak.b. -i gıcıklamak. bak. i. bitmek. hediye olarak vermek. önemli haberleri özet halinde vermek. 1. bir gözünü patlatmak. 1. -e gıcık vermek.s. 2. İng. 1. vermek. kendisi hakk ında hesap vermek. çevre ölçüsü.s. çok yorulmak.en) 1. -i tercih etmek. elinden geleni yapmak. dili s ıvışarak birinin elinden kurtulmak. ba şlıca fikirler. razı olmak. çevre: The tree´s girth was ninety centimeters. It gave him a shock. burnu havada olmak. kızlık. -den kaç ınmaya dikkat etmek.. sinirlendirmek. kabul etmek. 2. 2. 2. -i k ızdırmak. geri vermek.

dili birinin ba şını döndürmek. supet/süpet yapmak. birine hastalığını bulaştırmak/geçirmek: Don´t give me your cold! Nezleni bana bula ştırma! birine söz vermek. birinin kıçına tekmeyi atmak. . a start give s. birinin ağzının payını vermek. birini işten çıkarmak. 2.o. birine verip veriştirmek. birini korkutmak. -i meydana getirmek. a blessing out give s.o. the bum´s rush -e yol açmak. k. birine s ığınma hakkı tanımak. credit for give s. -e neden olmak. dili 1. dili birine yumruk indirmek. a fair shake give s. birine çullanmak. birine yard ım etmek. k. his due give s.o. k. custody of give s. a tickle give s. a warm welcome give s.. birini düşündürmek. birini korkutmak.o. birine geniş yetki vermek. birini çok u ğraştırmak. a break give s.o.o. 2. a fright give s. birini âdeta kapı dışarı etmek. dili birinin kötü/olumsuz bir şey yapmadığını farzetmek.o. no quarter give s.o. a swelled head give s.o. money under the table give s. a lift give s. a shampoo give s. 2.o. a hard time give s. a round of applause give s.o. a ride give s. (bir şeyden dolayı) birini takdir etmek. (birinin) arabas ının motorunu çalıştırmak. k. 1. pause give s. k.o.o. birinin düşünmesine yol açmak. birine haks ızlık etmemek. birine adaletli/dürüst bir şekilde davranmak. a blowjob give s. k. birini arabas ına almak.o. 1.o. 2. a belt on give s. birine verip veriştirmek. birine haks ızlık etmek. a scare give s. 1. birine adamakıllı bir zılgıt vermek.o. dili birine kazanma imkân ı tanımak. birini kendi haline bırakmak. credit for give s. birinin hayata atılmasını sağlamak.o. k. the bum´s rush give s.o. birini nezaket ve içtenlikle kar şılamak.o. birini soğuk karşılamak. a sporting chance give s. dili birini fena halde ha şlamak. a piece of one´s mind give s. a raw deal give s.o.o. k. pol. (alay/tenkit etmek için) biriyle u ğraşmak. k. a cold welcome give s.o. a piece of one´s mind give s. the bird give s. the benefit of the doubt give s. the boot give s. a ring give s.o.o.o. birine aman vermemek. hell give s.o.o. birini alkışlamak. asylum give s.o.o. saksofon çalmak.o. one´s illness give s. a start in life give s. dili İşleri birine telefon kadar birini alk ışlamak. shelter give s. birinin k ıçına şaplak atmak.o. a hand give s. birini (at/bisiklet/araba ile) götürmek: Will you give me a ride to Bursa? Beni Bursa´ya etmek. dili birine a ğzına geleni söylemek. dili birine sapartayı çekmek/vermek. argo birini sepetlemek.götürür müsünüz? He is riding high. pleasure give s.give rise to give s. dili el işaretiyle birine ´´Siktir!´´ demek. birinin saç ını şampuanla yıkamak. birini şımartmak. birine zevk/haz/keyif vermek.o.o. k. one´s word give s. birini irkiltmek. dili birini yaka paça etmek/götürmek. k.o.o.o.o.o. k. birini kap ı dışarı etmek. birini pişman ettirmek.o. a bath give s. birini serbest b ırakmak. birini korumak. birinin penisini a ğızla uyarmak.o.o. a free hand give s.o. k. birini yıkamak.o. birine (birinin) vesayetini vermek. dili birini yaka paça çıkarmak.o. rope give s. İng.o. a spanking give s. birini gıdıklamak. dili birine rü şvet vermek. birine bir f ırsat vermek/bir şans tanımak. -in hakk ını vermek.o.

o.o.o. son nefesini vermek. -i aklından çıkarmak. birine so ğuk davranmak. -i ifade etmek. (makine/motor) bozulmak. the third degree give s. 2. . bak. spor start vermek. the jumps give s. birinin tüylerini ürpertmek. birine ayn ı biçimde karşılık vermek. one´s consideration give s. dili bir şeyi denemek: Give it a whirl! Onu bir dene! bir şey üzerinde düşünmek. the push give s.t. 1. birine dayak atmak. dili 1. 1. karadan çok uzakta bulunmak. give s. a whirl give s. (makine/motor) bozulmak.o. bear witness. -i anlatmak. birine bir şeyi ima etmek. the shirt off one´s back give s. birine zılgıt vermek.give s.t.t. 1. 2. the once-over give short notice give solace to give thanks give the alarm give the land a wide berth give the lie to give the start signal give umbrage to give up give up the ghost give up the ghost give up thought of give vent to give voice to give witness çok cömert olmak.t. -i gücendirmek. birinin canını sıkmak. birini ha şlamak.o. -e pas vermek.t. 2.t. birinin tüylerini diken diken etmek. İng. 2. 2.t. give s.o. the come-on give s.o. birini/bir şeyi denemek.o. to understand s. şükretmek. dili birini şatafatlı bir şekilde karşılayıp ağırlamak. a trial give s. some thought give s. -i dile getirmek.o. 1. bir şeyi gözden geçirmek. bir şeyi çabucak/şöyle bir ütülemek. the slip give s. (bir işin yapılması için) çok az zaman vermek.o. dili birini sepetlemek/i şten atmak./s. İng. k. birine pas vermek.o. the cold shoulder give s. -e teselli vermek. argo birini çok sinirlendirmek. k. son nefesini vermek. sahte bir s ıcaklıkla el sıkmak/selam vermek.o.o.t. dili birini işten atmak. a stir give s.o.o. dili s ıvışarak birinden kaçmak/kurtulmak. ölmek. -i teselli etmek. pes etmek. give s. birini konu şturmak için işkence yapmak. the shivers give s. k. the benefit of the doubt give s.o. the pip k. dili birine misilleme yapmak.t. bir şeyi karıştırmak: Give that stew a stir! O güveci bir karıştır! bir şeyi çalkalayarak döndürmek. birine davetkâr bir bak ış yöneltmek. bir şeyi ön plana çıkarmak. birini sıkı bir sorguya çekmek. vazgeçmek.t. k.t. ölmek. tit for tat give s. a lick and a promise give s.o. the glad hand give s. the glad eye give s. the shaft give s.o.o. birini tepeden tırnağa süzmek. 2. birinin tüylerini ürpertmek. dili birine so ğuk davranmak. what for give s.o. tehlike işareti vermek. a press give s. 1.o. bir şeyi iyice düşünmek. birinin tepesini att ırmak. bir şeyi yalapşap/yalap şalap yapmak. birini sepetlemek. etrafı şöyle bir düzeltmek. k. dili bir şeyin kötü/olumsuz bir sonuç vermediğini farzetmek. give s. -in yalan/yanlış olduğunu göstermek. the once-over give s. the creeps give s. birinin sinirine dokunmak. k. a swirl give s. k. birinin tüylerini ürpertmek/diken diken etmek. -i belli etmek. 1. prominence give s. 2. the sack argo birinin can ını yakmak. the cold shoulder give s. the willies give s.o. the red carpet treatment k. -i göstermek..t.

buz gibi. glamorous. kuzgunkılıcı. i. . glamor. 2. gladiolus. k. f. küçük isim... a water glass su i.. i. durgun ve par ıldayan (deniz. İng. bak. f. 2. f. glayöl. z. f. cam fabrikas ı. s. İng. karşılıklı fedakârlık. i. ters cam.).. bir konu şma yapmak. 2. cam fabrikas ı.. bakan. 1. bardağı. beze. gözlük çerçevesi. memnuniyet. memnuniyetle. k. çok parlak. 1. elmas. 4. 1. ters s. f. i. gözlük. s. bez. memnun: He was glad to see us.o. İng. muayyen.li (glädiyo´lay) i. çoğ. i. cam gibi. bak. 3. romantik bir çekicilik. s. f. f. bak. cam takmak. i.i. üfleyerek cam ve şişe yapan kimse. Onu memnuniyetle yapar ım. (--der. i. buzul. s.give/lend s. i. cam yünü. Tan ıştığımıza memnun oldum. s. dili süslü giysiler. biyol. göz kamaştırıcı parıltı. göz kama ştıracak bir şekilde parlamak. 1. glamorize. Bizi gördü ğüne sevindi. ta şlık. 2. i. donuk (bakış). bardak dolusu. glamorize. çok so ğuk. bak. camlamak. i. bot. romantik ve çekici bir hava vermek. buzullara ait: glacial lake buzul gölü. i. give.. 1. i. a helping hand give/make a speech give-and-take given given name gizmo gizzard glacial glacier glad glad glad rags glad rags glad to meet you gladden glade glad-hand gladiator gladiolus gladly gladness glamor glamorise glamorize glamorous glamour glamourise glamourize glamourous glance glance off gland glare glaring glass glass glass cutter glass in glass wool glassblower glasses glasses frames glassful glasshouse glassware glassworks glassy birine yard ım elini uzatmak. f. I´m glad to meet you.b.o. dili. bak ış. s. veri. İng. bak. alet. göl v. f.. 3. bardak: a glass of water bir bardak su. glad.. I´ll be en iyito do it. k. sahte bir s ıcaklıkla el sıkmak/selam vermek. 1. romantik bir i. -i sıyırıp geçmek. i. 1. 2. anat. bak.. glamorize. -i camla kapatmak. zücaciye. 2.çiğ (renk). at -e göz atmak. İng.. 1. i. sera. i.. elmastıraş. göz kama ştırıcı. İng. 2. belirli. gudde. i. 2. gladyatör. çok göze çarpan. bayramlıklar. dili kar şılıklı özveri. i. şaka mide. 1.. sevindirmek. orman içindeki aç ık alan. çoğ.. çekiciliği olan. aygıt. at -e ters ters bakmak. ters bakış. i.. --dest) mutlu.. 2.. bak. katı. f. romantik ve çekici bir şekilde tarif etmek. i. glad giysiler.

kor gibi parlamak: The cat´s eyes glowed in the dark. i. yuvar. süzülerek gitme. 2. 2. kasvet. parlak. (seramikte) sır. 1. 2. karanlık. i. (birini/bir şeyi) bir an için görmek. aç ıklama. i. parıldamak. parlaklık. 3. 1. f. parlamak. fevkalade güzel. 1. s. (birinin başarısızlığını) zevkle seyretmek. süzülerek gitmek. i. s. 1. medarı iftihar. anlık bakış. s. pırıldamak. süzülme. somurtuk. camc ı. planör. i. i. --mest) 1. neşe. i. 1.glaucoma glaze glazier gleam glean glee glee club gleeful glen glib glide glider gliding glimmer glimpse glint glisten glitter gloat glob global globe globe-trotter gloom gloomy glorification glorify glorious glory gloss gloss glossary glossy glove glove compartment glow glower glowworm gloxinia glucose glue glum glut glut o. obur. küre. f. f. i. s. i. görkem. f. 2. 2. 2. miktarda mala) boğmak: He glutted the market with piyasayı (aşırı bananas. 1. -e çok sevinmek.. eldiven. i. kasvet veren. (--mer. süzülmek. f. s. as ık suratlı. Armutları tıka -i ğuldu. dere. parıldamak. pırıldamak. 1. hüzünlü. f. parıldamak. i. with/on glut the market with glutinous glutton i. i. hamdederek (Allah ı) yüceltmek. f. i. yerküreyidünyayı dolaşan kimse. 2. gloksinya. pırıldamak. 2. hasattan sonra (tarladaki) ekinleri toplamak. 1. muhteşem. küre. yüceltme. ters ters bakmak. (--ted. over (bir yazı eklemek. ateşböceği. ile çok övünmek. f. zamklamak. yüceltmek. kasvetli. i. 2. i. f. ıkta kor gibi parlıyordu. i. yuvarlak. 1. kolaya kaçan ve içtenliksiz (cevap/söz). yerküre. global. torpido gözü. çok şerefli. tutkala benzer. hafifçe p ırıldamak. 2. demek. sessizce ve kay ıyormuş gibi gitmek. glikoz. cerbezeli. Piyasa şalgama botıka basa yemek: They glutted themselves on pears. 4. (kor) parlamak. glokom. 2. tıb. sahte bir dış görünüm: Her politeness was merely a gloss. 1. karanlık. topak. loş. 1. parıltı.şti. sık sık simgeleyen model. pırıldamak. f. 1. (yüzü/yanakları) i. (pencereye) cam takmak. 2. (lamba için) karpuz. --best) 1. pırıltı. 2. hüzün. (seramik nesneleri) s ırlamak. harikulade. damla. yüceltilmeye değer. hamdederek (Allah ı) yüceltme. ihtişam. --ting) basa yediler. yeryuvarla ğı. yeryuvarı. hafif pırıltı. (bakış) donuklaşmak. i. koro. s. loşluk. hasattan sonra ekin toplamak. 3. f. f. pırıltı. . (--ber. doğru i. s.s. 1. pırıltı. f. 2. bir gösteri 2. karasu. neşeli. planörcülük. küçük vadi. i. i. i. Onun nezaketi sadece açıklamak. kısa bakış. i. neşe dolu. parıldamak.. in 1. 1. “Oh olsun!” s. zamk. azar azar (bilgi) toplamak. bot. Piyasay yap ış yapış. Kedinin gözleri karanl ters bak ış. 2. f. i. 2. açıklayıcı yanlışı. f. over -den şeytanca bir zevk duymak. 2. f. f. yorum. kitab ın sonundaki sözlük bölümü. i. tüm dünyayı kapsayan/ilgilendiren. 2. lügatçe. şan ve şeref. f. 1. 1. i. i. aşırı miktar: There´s a glut of turnips on the market. i. 3. ı muza boğdu. i.

gliserin. (bir işi) tam yapmak. do ğru yoldan sapmak. 2. 2. 1. s. sevişmek: They´ve gone all the way. (with) 1. dili elinden geleni yapmak. yurtdışına gitmek. Onlar (bir şey) çok katkıda bulunmak. oburluk. Bu. sürüden ayrılmak. kemirmek. (birinin) tabiatına karaya oturmak. 2. tiramola etmek. 1. bir işi ele almak. sıra: It´s your go. 1. gross national product. i. 1. sözünden dönmek. ile birlikte olmak. esaslı bir şekilde yapmak. f. yanlış yapmak. dışarı gitmek. 3. 3. Buyur! Devam et! k. tatarc ık. -e sald kötü yola sapmak. ters gitmek. Haydi. i. kovalamak.. 2. sözünden dönmek. ile beraber gitmek. hiçbir şeyi atlamadan yapmak. 1. Buyur. 1. yapt ığını affettirmeye bayağı binmek. f. with ile arkada ş olmak. bak.gluttonous gluttony glycerin glycerine GMT gnarled gnash gnat gnaw gnome GNP go (the) whole hog go (the) whole hog go go go a long way towards go aboard go about go about a task go abroad go after go against go against the grain go aground go ahead go ahead Go ahead and smoke! Go ahead! Go ahead! go all out go all the way go all the way go along with Go along! Go along. gone) 1. (hayvan) sürüden ç ıkıp kendi başına gitmek. 2. birine ihanet etmek. f. -e karşı olmak. (bir şeyin) yeri i. (went. sigaran ı iç! 1. -e ç ıkmak: She´s gone shopping. için deli olmak. 2. (peri masallar ında) cüce. (hastal ç ıkmak. bir işe başlamak. ayr ılmak. (of) -den önce gitmek. 1. (sonuç) -in aleyhinde olmak. -e raz ı olmak. dönmek. glycerin. obur. titrersinek. son haddine varmak. 2. Alışverişe çıktı. 2. herkese yetmek. den. 3. .o. (insan) ırmak. i. cinsel ilişkide bulunmak. devam etmek. of -den önce gitmek. i. Greenwich Mean Time.. (yakalamak/almak için) pe şinden gitmek. tamam ıyla hemfikir olmak. go ape over go around go ashore go astray go at go away go awry go back go back on one´s promise/word go back on one´s word go back on one´s word go back on s. 3. (birinin) tüm isteklerini yerine getirmek. dili -e bayılmak. yürüyüşe çıktı. -e aykırı olmak. gitmek. karaya ık) çok kişiye bulaşmak.. (with) -e devam etmek. boğum boğum. çok yararlı olmak: This´ll go a long way towards making up for what you did. -e kar şı gelmek.. her naneyi yemek. (diş) gıcırdatmak. hata gitmek. git! Hadi git. Devam et! 2. -i kabul etmek. walk. s. 3. aykırı olmak. 1. i. k ıs. 2. (bir işi) tamamıyla yapmak. 2. They´ve gone for aSıra sende. . k ıs. sözünden dönmek. k. İng.

3. gone into the preparation of this project. on go into go into a decline go into a skid go into action go into detail go into details go into effect (yiyecek) bozulmak. dili (para) bo şuna harcanmak. -i seçmek. çok başarılı olmak. kar şılanmak: The proposal went down well. iflas etmek. istenilmemek. I´ve never gone by yourırsat) kaçmak. -e kefil olmak. ziyan olmak. çılgınca davranmak. bozulmak. çok başarılı olmak. -e sald ırmak. 2. dili ç ıldırmak. baş aşağı gitmek. 1. ayrıntılara girmek. üleşmek. sap ıtmak. iyice azmak.go bad go bad go bail for go bananas go bankrupt go begging go belly-up go berserk go beyond go beyond reason go bust go by go by go by the board go by the board go down go down in history go down the drain go down the drain go downhill go Dutch go far go far Go fly a kite! go for go for a song go for a walk go for a walk/take a walk Go for it! go for nothing go from bad to worse go from bad to worse go gaga over go green around the gills go halves go haywire go hog wild go in go in for go in with s. (başarı. (bir şeyi) yapmaktan hoşlanmak. dili topu atmak. -in üstüne varmak. iflas etmek. ayrıntılara girmek.) düşüş göstermek. s ıfırı tüketmek. dili (bir e ğlentide) masrafı Alman usulü bölüşmek. Evinin önünden hiç geçmedim. ra ğbet görmemek. k. 3. Yallah! boşa gitmek. k. (bir iş) için (belirli bir süre) harcanmak: Five years of work şmek.b. 1. için geçerli olmak: I´m fed çok ucuza satılmak. geçmek: Several hours went by. 2. . 2.o. (bir mesle ğe) girmek. 2. k. dili iflas etmek. (bir şey için) deli olmak. Teklif iyi tarihe geçmek. Bu projeyi kuvvetten dü have (araba) kaymaya ba şlamak. gitmek. k. k. (f house. yürüyüşe çıkmak. (lastik) sönmek. harekete geçmek. 4. bozulmak. (güne ş/ay) bulutla örtülmek. heder olmak. uymak. 4. k. 1. yürürlüğe girmek. -in ötesine geçmek. k. kötüye gitmek. Don´t let that chance go by! O (iyi şeyler) yok olmak. -i tercih etmek. -i elde etmeye çalışmak. (fırsat) kaçırılmak. dili benzi atmak. gittikçe/giderek kötüle şmek. 2. bırakılmak. (bir şeyin) meraklısı olmak. bozulmak. k. yürüyüşe çıkmak. (şiş/sular) inmek. 1. k. 3. girmek. Çek araban ı! 1. -den ho şlanmak. (bir şeyde) biriyle ortak olmak. batmak. dili ç ılgınlaşmak. tasarı v.b.) suya düşmek. batmak. girmek. vazgeçilmek. boşa gitmek. (iş. Birkaç saat geçti. gezmeye gitmek. boşa gitmek. kötüyken daha kötü olmak. dili 1. dili payla şmak. topu atmak. 2. (seviye/kalite) dü şmek. çıldırarak etrafı kırıp geçirmek. 1. delirmek. geçip gitmek. sağlık v. 5. makul s ınırların dışına çıkmak.

go out of sight go over go over the top go overboard for/about go places go places go round go s. dili Onlara yetecek oynatmak. (yemek) bozulmak. 2. ahlaklı bir şekilde yaşamak. oynatmak. (tiyatro toplulu ğu) turneye çıkmak. işlemez olmak. Amaçlad ığımızdan yetmiş milyon lira fazla elde ettik. mesleğinde ilerlemek. (with) ile flört etmek. ile ç ıkmak: Tarık´s started to go out with Derya. doğru yoldan ayrılmamak. tiyatro oyuncusu olmak. raydan ıkmak. çalışmamak. k. k. v. one better go shares go shares with go shopping go short go soft in the head go sour go stag go steady go steady go steady with go straight go sugary go swimmingly kabuğuna çekilmek. dili (işler) çok iyi/tıkırında gitmek. İng. 2. k. (belirli top şekilde) k. k.b. -i tekrar anlatmak. go around. bozulmak. 1. k. 2. dili kendini fazlas ıyla kaptırmak.kadar ekmek var. (i şyeri) topu atmak. kaçırmak/oynatmak. dili ba şarıya ulaşmak. k. (ışıklar/kalorifer) sönmek. iflas etmek. devamlı olarak tek bir kişi ile flört etmek. boyunca devam etti.o. 4. 3. (evlilik) bozulmak. bal k.go into one´s shell go into operation go it alone Go it! go native go off go off at half cock go off one´s chump go off the air go off the deep end go off the deep end go off the rails go on go on a diet go on strike go on strike go on the rampage go on the road go on the rocks go on the stage go on the stage go on tour Go on! go one´s way go out go out of one´s way to do s. başarılı olmak. 2. dili aklını oynatmak. Aman sen de!/Haydi can ım sen de! kendi yoluna gitmek. bak. köpürmek. 3. çok kızmak. 2. patlamak. susup insanlarla konuşmamak. greve gitmek. ba şka kimseyle çıkmamak/flört etmemek. k. yürürlüğe girmek. kafayı üşütmek. Bunu seninle paylaşırım. dili amaçlanan s ınırı aşmak: We went over the bir by seventy million liras. dili (bir erkek) (bir e ğlenceye/partiye) damsız gitmek. devam etmek: What´s going on? Ne oluyor? The party went on all night. 2. k. 1. kendini bir i şe fazlasıyla kaptırmak. ile üleşmek. gözden kaybolmak. (of) (birine) yeterli miktarda (bir şey) olmamak: They won´t go short of bread. -i incelemek. dili 1. 1. k. ( ışıklar/kalorifer) yanmaya perhize Parti gece grev yapmak.) şekerlenmek. kötüye gitmek. (-i) kasıp kavurmak. k. dili özel ile gezmek. dili 1.çkendini kaybetmek. oyuncu olmak. (bir hazırlıksız iş görmek. bildi ğini okumak. kudurmak.t. -i kontrol etmek. eğlenmek için dışarı çıkıp insanlarla buluşmak. dili aklını 1. dili -e fazla tutkun olmak. -i tekrar açıklamak. birini geçmek. birinin yaptığından daha iyisini yapmak. 5. -i tekrar gözden geçirmek. ek şimek. k. 4. turneye ç ıkmak. 2. ba şlamak. (bir aygıt) durmak. çalmaya ba şlamak. olmak. 1.bir çaba sarfederek bir şeyi yapmak. . 2.. düz/do ğru gitmek. tiyatrocu olmak. paylaşmak: I´ll go shares with you in this. ile payla şmak. (reçel. çıkmak. TV yayına son vermek. 1. alışverişe çıkmak. çarşıya çıkmak. dili sadece (belirli biriyle) ç ıkmak/flört etmek. with ancak (belirli biriyle) çıkmak/gezmek. kendi ba şına hareket etmek/yaşamak. radyo.aklını oynatmak. Haydi gayret! yerliler gibi davranmaya/dü şünmeye/giymeye başlamak. 1. (through) (-i) yak ıp yıkmak. dili birbirinden k. 1. Koş! 2. 2.

k. bozulmak. 1. gerçekleştirmek. denizci olmak. k. 2. harabeye dönmek. -i incelemek.b. (bir olay kar şısında) kendini tutamayıp ağlamaya. 4. 3. 2. dili bozulmak. deniz yolculu ğuna çıkmak. harap olmak. Onu elde etmek için her şeye başvurur. 2. Orada neler bulabilirim diye bir bakmaya gittim. mahvolmak. 2. tahsil/e ğitim görmek. .´ni) geçirmek. dili çok k ızmak. ileri gitmek. k.) bask ıya girmek.olmak.b. birbirine uymak. batmak. şehre gitmek. batmak. 2. dili hız ve gayretle çalışmak. dili (film seyretmek için) sinemaya gitmek. k. çok masrafa girmek. 1. çok başarılı olmak. tohuma kaçmak. (bir kanun tasarısı v. ziyan bak ımsızlıktan harabeye dönüşmek. k. teklif v. parçalanmak. 1. fenalıklar geçirmeye veya o zamana kadar gizli(kendini)her ğıtmak. okula/üniversiteye devam etmek. 1. mahvolmak. -in ziyaretine çaptan dü şmek. kendini bir şey zannetmesine sebep olmak. dili Cehennem ol! ifrata kaçmak. 2. 1. (belirli bir amaç için) (bir yere) gitmek: I went to see what I could find there. 2. dili iflas etmek. ahlaken çökmek. (parayı) harcamak. (tasar ı. büyük masrafa girmek. bal v. (bir şeyi yapmak için) çok masraf etmek. 1. k.b. çok olmak. başını döndürmek. dili tuttu ğu da şeyi ifşa berbat olmak. büyük bir gayretle çalışmak. her çareyi kullanmak. heder olmak. etmek. 1. sıkıntı v. fazla olmak. geçmek. bask ıya girmek. büyük ı gereken bir yerden) durmadan geçmek. (durulmaszorluklar atlatmak. fele ğin çemberinden 3. iflas etmek.b. 2. ile sevişmek. -i 1.) (meclisten) geçmek. 2. (gece uykusuna yatmak üzere) yatmak. sinemaya gitmek. f. denizci olmak. 3. (planlanm ış bir şeyi) gerçekten yapmak. iflas ın eşiğinde olmak. hızlı çalışmak. -i gözden geçirmek. başını döndürmek. k. her çareye ba şvurmak. Cehennem ol! ölmek. dili 1. batmak. 2. yatmak.b. k. okula gitmek. 1. 1. batmak. rezil olmak. bo şa gitmek. 2. dili çok başarılı olmak. her şeye başvurmak: He´ll go to any extent to get it. dili 1.go the round go through go through go through the mill go through the roof go through with go to all lengths/go to any length/go to great lengths go to any extent go to bed go to bed go to bed with Go to blazes! go to extremes go to great expense go to great expense go to hell Go to hell! go to one´s glory go to one´s head go to one´s head go to pieces go to pieces go to pot go to pot go to press go to press go to rack and ruin go to school go to sea go to sea go to see go to seed go to seed go to sugar go to the dogs go to the dogs go to the flicks go to the movies go to the wall go to town go to town go to waste go to wrack and ruin go together go too far go under go under ağızdan ağıza dolaşmak. küplere binmek. 2. cehennemin dibine gitmek. 2. -i kontrol(bir taşıt) 1.) onaylanmak. onaylanmak. k. (gazete v.) şekerlenmek. ile cinsel ilişkide bulunmak. (içki) başına vurmak. iflas etmek. etmeye başlamak. k. (hastalık. (reçel.

k ışkırtmak. itmek. i. i. keçisakalı. 1. çok tenha. artmak. ilah. üvendire ile dürtmek. f. beti benzi atmak. (sanığa) kefil olmak. erek. 2. hindi gibi sesler ç ıkarmak. Allah senden razı olsun! Allah korusun! Allah yard ımcımız olsun! Allah bilir! inşallah. -e uymamak. 2. k. 2. baba hindi. kale. benzi atmak/uçmak.. 1. 1. i. dili kaleci. i. enerji ve girişim. yeraltına kaymak.go under the name of go underground go up go up in flames/smoke go up in smoke go white as a sheet go wild go with go with the crowd go without go without saying go wrong go/be on the dole go/get off scot-free go/run counter to go/stand bail for go/work on the assumption that goad go-ahead goal goal kick goal line goal posts goalie goalkeeper goat goatee gob gobble gobble gobbler go-between goblet goblin god God bless you! God forbid! God help us! God only knows! God willing godchild goddamn goddess godfather God-fearing godforsaken godhead adıyla tanınmak. kadeh. faaliyetlerini gizli olarak sürdürmeye ba şlamak. i. çok.gaye. 2. ço ğ. enerjik ve inisiyatifini kullanan. spor gol. cin (göze görünmeyen efsanevi yarat ık). vaftiz çocu ğu. vaftiz babas ı. 1. i. ile flört etmek. üvendire. -siz yaşayabilmek. hedef. mütedeyyin. ilahe. k. amaç. 1. i. çıldırmak. 2. grubun iste ğine uymak. i. -siz that you must be punctual. gol çizgisi. -e zıt gitmek. dili 1. (bir şeyin olacağını) zannederek harekete geçmek/harekete geçmiş olmak. sefil. dili sapsar ı/bembeyaz kesilmek. tamam ıyla yanmak. arabulucu. 1. sporyeni yöntem veya i. Vaktinde gelmenizinthat everything began to go wrong. i. i. i. parça. hindi sesi. i. k. -e uygun olmak. bozulmak. f. kale vuru şu. Sigara içilmez. s. enerji ve inisiyatif. s. i. yanıp kül olmak. büyük miktar. . 2. 1. aksamak: After gerekli oldu ğunu söylemeye lüzum yok. 2. 1. 2. -e ayk ırı düşmek. tanrıça. maksat. -den mahrum kalmak: He´s gone without food for three days. teke. -e yak ışmak. müsaade. What went wrong? Aksayan neydi? 2. acele yemek. i. Üç gün yemekten mahrumolmamak: It goes without saying yapabilmek: She söylemeye lüzum kald ı. tanrı. i. tiy. arac ı. kahrolas ı. cinlerin cirit oynad ığı (yer). aut atışı. dürtmek. işsizlik yardımı almak. ç ıkmak. 1. i. kaleci. tanrılık. f. dindar. 3. dini bütün. the izin. 2. 1. i. No smoking. 1. sonra her şey aksamaya başladı. enerjik ve girişken. keçi. 3. -e uymak. ünlem Kahrolsun! s. 2. dili (san ık) hiçbir ceza yemeden serbest bırakılmak. yok olmak. yükselmek. uluhiyet. Ondan 1. spor kale direkleri. (sanığın) kefaletini yatırmak. at ıştırmak.. 2. (perde) kalkmak. k. 2. s.

İng.. i. kaytarmak. 1. f. 2. zool. altın. tıb. belsoğukluğu. çoğ. f. iyi.. baya ğı: She was good İyi günler! İyi akşamlar! İyi akşamlar. s. dindar. 2. i. i. i. su.. Bayağı kızmıştı. i. bak. galosh. Bu kitab ı kâr eden ticari kurulu ş. taze. i. işini üstünkörü yapmak. i. tıb. 1. Allahs ız.. golf. ünlem 1. Aferin! Hrist. i. gidiş. s. argo (işyerinde) ayak işlerini yapan kimse. Yolun o bölümünden geçmek zor.. golf alanı. hizmetli. 3. s. Tanrısız. gonk. i. Allah yard ımcın olsun! 2.. 2. i. şkalarına bırakmak. yapışkan madde.. kendi işini ba1.. çürümüş olmayan. sakaku şu. i. işten kaçmak. s. H ızır gibi yetişen devlet kuşu. bak. i. This book´s heavy going. golf oynamak. i. i.. k ırmızıbalık. i. ilerleme hızı: That part of the road is hard going. goiter. niyetin ciddiliği.ter. (bet. ünlem Hay Allah! i. guatr. 1. What are you going to be when you grow up? Büyüyünce ne olacaks ın? i. k. şimdiki fiyat. dili iyice. go. beklenmedik nimet. odacı. saka. (birine kar şı beslenen) güven. İyi yolculuklar! i. Tanrısal. Aman yarabbi! Allah Allah! Allah Allah! Aman yarabbi! . iyilik. k. i. i. altından yapılmış. menfaat. 2. sa ğlam. havuzbalığı. 2. Paskalya yortusundan önceki cuma. altın. zool. bak. itimat. kar veya rüzgârdan koruyan gözlük. gondol. hayır. olup bitenler. tıb. argo erkeklerden para s ızdırmaya çalışan kadın. altın kuyumcusu... vaftiz anas ı. golf oyuncusu. çoğ. golf sopas ı. 1. golf kulübü. s. golfçü. iyilik. gayretli ve tuttu ğunu koparan kimse. altın. i. f. altın renginde. ayrılış. yarar.. 2. Carassius auratus.and mad. dili yerf ıstığı. good faith Good for you! Good Friday Good God! Good gracious! Good grief! Good heavens! s.godless godlike godly godmother godsend Godspeed gofer go-getter goggles going going concern going price going to be goings-on goiter goitre gold gold digger goldbrick golden goldfinch goldfish goldsmith golf golf club golf course/links golfer golly golosh gondola gone gong gonorrhea goo goober good good and Good day! Good evening! Good evening. iyi. i. iyi.. gözleri toz. altından yapılmış. best) 1.

. fedai. i. k. goril. . dili poposuna parmak atmak. 2. ünlem Allaha ısmarladık.Good Heavens! good looks Good morning! Good night! good offices Good riddance! Good riddance! good sense Good show! good sport good works good-by good-bye good-for-nothing good-looking goodly good-natured goodness Goodness knows! goods goods train good-tempered goodwill goody gooey goof goof off goofy gook goon goop goose gooseberry gooseflesh GOP gopher gore gore gorge gorge gorge o. f. k. s. s. iyi niyet.marşandiz. faziletlilik.. bektaşiüzümü. kaz yavrusu. odac ı. İyi ki gitti!/İyi ki gittiler! Hele şükür kurtulduk!/Oh olsun! ak ıllılık. 1. argo goril.. ahmak. çoğ. kan. argo (işyerinde) ayak işlerini yapan kimse. i. s. güzellik. tüyleri diken diken olmu ş deri. dili aptal. İyi geceler! 2. lezzetli (özellikle tatl ı) bir yiyecek. işi yavaşlatma grevi. i. 2. k. good -bye. dili aptalca bir hata. dili çamur gibi yap ışkan bir karışım. İng. 1. s. s. 3. dili aptalca bir hata yapmak. on gorgeous gorilla gory gosh gosling go-slow Aman yarabbi!/Allah Allah! yak ışıklılık. güzel. yapışkan. f. the Grand Old Party (the Republican Party). hayır işleri. (bir yemekteki) besleyici de ğer veya lezzet. k. geese (gis) i. zool. dili 1. çoğ. k ıs. k. Günaydın! 1. İng. hizmetli. s. i. i. ünlem. aptalca bir hata yaparak ık etmek. 2. istenilen bir şey. yük katarı. 2. goril. f. i. güzel. iki dağ arasındaki geçit/boğaz.. s. 1. i. Allah Allah! arabuluculuk.. iyilik. yumu şak başlı. çok güzel. koruyucu. i. hiçbir işe yaramayan/yaramaz. kumaş. mallar. f. i. midesini (bir şey) ile tıka basa doldurmak. ünlem Hay Allah! i. i. eşya.. yük. menkuller. 1. (ticari) itibar.bilir! Allah i. epey büyük (bir miktar). harika. vıcık vıcık. k. 1. 2. Amerikan yersincab ı. 2. k. i. kanlı. yapış yapış. s. taşınırlar. i. yak ışıklı. İng. aylaklık etmek. kaz palazı. çok ho ş. dili yap ışkan madde. dili adam. s. i.. işi yavaşlatma. Aferin! şaka kaldırabilen kimse. (up) k. bak. erdemlilik. kargo. dili haylazl her şeyi bozmak. 1. güzel şey. menkuller ve gayrimenkuller. 2. iyi huylu. iyi huylu. 3. İng. kaz.. k.. i.s. 4. boynuzla yaralamak.

gravity. zarafet. 1. 1. 3. incecik. mısır v. sukaba ğı. get. about -in i. (yemekten önce/sonra söylenen) şükran duası. i. 2. 2. kalite. bir tondan diğer bir tona geçme. i. asıl gerçek. yolsuzlukla elde edilen para.Gospel gospel gospel music gospel truth gossamer gossip got Gothic gotten gouge gourd gout govern governance governess government governmental governor governorship gown gr gr wt grab grace graceful graceless gracious grad gradation grade grade crossing grade school grader gradient gradual gradually graduate graduate graduate school graduate school graduate student graduation graduation ceremony graffiti graft graft grain i. 2. kapmak. (bir üniversiteye ait) lisansüstü e ğitim birimi. hükümet. a şama. i. zarafetten yoksun. oyma kalemi. zerre. f. 1. 1. i. geçiş. mim. 2. kibar. gittikçe. s. yavaş. f. hububat. i. bu v. 2. iskarpela. s. i. greyder. i. idare. 3. mezuniyet töreni. 1. i. latif. 4. Hristiyanlığın esasları. idari.) tane: three grains of wheat üç buğday i. yönetici. gross weight. 1. f. bak. kaba. yönetme. meyil. çabucak ve zorla elinden almak. i. i. İncil.. incelik. (--bed. 2. (öğretmenin hemzemin geçit. derece derece olan. i. 1. rütbe.. k.b. iktidarda bulunmak. tıb. s ınıf. zarif. f. eğim. 4. k ıs. nakledilen doku. (bir ağaç parçasının içindeki) . duvardaki yazılar. idare etmek. gross. çal ışmak.. (elle) tutmak. yava ş yavaş olan. 1. i. letafet. siyah Amerikal as ıl gerçek. 2. i. i. yönetim. 2. -i mezun etmek. 2. inayet. 3. Hrist. 2. cins. Gotik. 2. f. valilik. (sukabağından yapılmış) su kabı. para. idare. mezun olma. makam ğday. ilköğretim okulu. görgüsüz. 3. 2. 1. havada uçan ince örümcek a ğı. dedikodu. şılanmak. gram(s). doku nakli. from -den mezun olmak. mak. mezun kimse. ertelenme süresi: I´ll give you a s. 2.. ince. gut. hükümete ait. dedikoducu kimse. i. gecelik. graffiti. f. i. ho ş. bak.b. yönetim. get. elde etme. z. çirkin. 2. grade. dedikodu yapmak. yönetmek. (arpa. 2. 4. i. 2. 3. 3. 3. bahç. 1. mezun. Hrist. grain(s). derece. 3. çok ince bir tür bürümcük. great. bir inanç sisteminin temel ilkeleri. tıb. hafif. mezuniyet töreni. mürebbiye.ılara özgü dini müzik türü. (bir üniversiteye ait) lisansüstü e ğitim birimi. Hz. 2. 1. s. idareci. a şı. aşılamak. rü şvet. s. giderek. s. lisansüstü ö ğrencisi. grammar. derece. regülatör. 1. s. --bing) 1. derece derece. k ıs. tanesi. 1. at -i (elle) tutmaya (Allaha özgü) i. i. (ilköğretimde) sınıf: He´s six years old and in the first grade. i. makam v. dili mezun. vali. grafiti. 2. yavaş yavaş. tıb. 1. tah ıl. uzun etekli kad ın elbisesi. 2. Alt ı yaşında ve birinci sınıfta. 3. damla hastalığı. sabahlık (giysi). f. cüppe.´ni yolsuzlukla (doku) nakledilmek. devlet yönetimi. a 1. f. i. dört İncil´den biri.. ill-gotten gains haks ız kazanç. 1. (doku) nakletmek. iskarpelayla oymak. i. İsa´nın öğrettikleri. 1. ünlem Hay Allah!/Allah Allah! i. 1.. group. bahç.b. dedikodusunu yapmak.

1. büyükbaba. gram. 2. harika.. 2. büyükbaba. görkemli. 1. i.. s. İng. (öğrencileri üniversiteye hazırlayan) lise. gramatikal. en eski. granddaddy.. sadrazam. i. k. büyükbaba. dilbilgisel. sandıklı saat. (öğrencileri üniversiteye hazırlayan) lise. ıRicas ını yerine getirdi. 2. büyükbaba. çoğ. k. i. tumturaklı. k.. k. dili 1. huk.o.. k. gramofon. dili dede. I bir ricay kabul etmek. dilbilgisi kitabı. dili kuyruklu piyano. bak. azamet. gramere ait. dili (bebek) torun. dilbilgisi. grand. i.. büyüklük. k. grandüşes. granddad.. muhte şem. İng. ilkokul. i. heybet. k. büyükanne. ihtişamlı. tahkikat heyeti. yerine getirmek: She granted his request. argo bin dolar. (cevaben) Evet. soru şturma kurulu. dili nine. dili nine. birini kefaletle/kefaleten tahliye etmek. dolaplı saat... sadrazam. 2. mühim. i. i. i. fonograf.. ilkö 1. i. k.. i. 2. pikap. büyükbaba. k. gramer aç ısından ifade. dili. gramer kurallar ına uygun. fazlas ıyla büyük ve görkemli.chil. büyük jüri. ayaklı duvar saati. görkem. tozşeker. 1. 2. kabul etmek. i. i. bak. (genel) toplam. tahıl ambarı. torun. bail Granted. i. r ıza göstermek. cafcaflı. i. erkek torun.gram grammar grammar school grammar school grammatical gramme gramme gramophone gramophone record gramps gran granary grand grand duchess grand duke grand jury grand piano grand total grand vizier Grand Vizier grandad grandaddy grandbaby grandchild granddad granddaddy granddaughter grandeur grandfather grandfather clock grandiloquent grandiose grandma grandmother grandpa grandparent grandson grandstand granite granny grant grant a request grant s. 2. i. Granting the truth of what you´re saying. büyük. 2. 3.. i. i. 1. s. gramer kitabı.. şatafatlı. i. 1. en büyük. i. tozşeker. dede. 3. gram. gram. 1. İng. . ğretim okulu. granulated granulated sugar granulated sugar i. i. f. bak. İng. anneanne. İng... büyükanne.dren (gränd´çîldrın) i. dili dede. gramer. i. i. i. granit. plak. dili çok güzel. s. dede. k ız torun. 1. spor kapalı tribün. kuyruklu piyano. dili nine. s. k. k. dili. dili dede. büyükanne. s. büyükanne. ihtişam. babaanne.. k. i. bak. büyükbaba. büyükanne. nine. grandük.

s. zor bir probleme çözüm yolu bulmak. kavrayış. minnetle. gereksiz. 1. grafik. grafik grafik dizayn. i. rende. sinirine dokunmak. anlamak. s. anlayış. at kapmaya çalışmak. dişlerini gıcırdatmak.. çak ıl. açgözlü. kocası geçici olarak 1. greyfrut. ho şnut etmek. graphite grapple grasp grasp at straws grasp the nettle grasping grass grass widow grass widower grasshopper grassroots grassy grate grate grate on grate on one´s nerves grate one´s teeth grateful gratefully grater gratification gratify grating gratis gratitude gratuitous gratuity grave grave gravedigger gravel gravestone graveyard gravitate gravitation gravitational gravity i.granule grape grapefruit grapeshot grapevine graph graph paper. i. f. bir yere gitmiş olan adam. i. 1. 2. mezar. boşanmış veya kocasından ayrı kaplamak. ask. vahim. çim. i. 2. dili uçan ku ştan medet ummak. 1. f. (towards/to) -e yönelmek. 3. yerçekimiyle hareket etme. 2. s ıradan insanlardan kaynaklanan. 2. haris. haz. f. 3. zevk.. kavramak. 2. 3. çizge. minnettarlık. mezar ta şı. f. yerçekimi. yerçekimiyle hareket etmek. i. kareli kâ ğıt. fiz. paras ız. f. z. çimenle yaşayan kadın. 4. ızgara. çökelmek. i. . i. s. yerçekimi. memnun etmek. zevk veren şey. -e sürtünerek/çarparak ses ç ıkarmak. 3. 1. 1. grafiker. asma. i. tanecik. i. i. 2. i. with ile bo ğuşmak. argo (sigara halinde içilen) hintkenevirinin kurutulmu ş yaprakları. k. s. graphic graphic design. s. dili s ıradan insanlar. çökelme. 2. i. 1. 3. minnettar. çimenlik. 2. --ing/--ling) çakıl döşemek. yerçekimiyle ilgili. kavramak. k. s ıkı tutmak. paras ız. i. s. canlı ve açık seçik bir şekilde yazan. yere gitmi veya kadın. greypfrut. ciddiyet. karısı geçici olarak 1. 4. ızgara.. yakalamak. yönelme. (bomba/ şarapnel içindeki) misket. tüm ayrıntıları gösteren. kızmemesi. çarpıcı. 2. çimenli. sıradan insanlara yönelik. 1. 5. 1. grafit. bahşiş. vahamet. ot. z. f. 1. (--ed/--led. i. ağırbaşlı. tamahkâr. çimen. bedava. mezarlık. a ğır.. i. i. 2. ortadirek. f. graphic designer. 1. i. canl ı ve net. çökme. i. 2. çimlemek. rendelemek. pençe. bedava. alt ıntop. greyfurt. 1. 1. i. ciddi. 2. memnuniyet. i. demir parmaklık. i. 2. s. üzüm. sokaktaki kişiler. 1. grafikle ilgili. s. s. i. demir parmaklık. mezarc ı. i. çökmek. 2. çekirge. 2. yazılmış/çizilmiş/kazılmış. tatmin etmek. a ğırbaşlılık. bir boşanmış ş olankarısından ayrı yaşayan adam.

taze soğan. yeşil biber (olgunlaşmamış biber). Rumca. k. 1. 2.chil. gresyağı. Grönland. Rum. İng. Grönlandlı. muazzam.gravy gray gray matter graze graze grease grease s. Rumca. dili mükemmel. yağ sürmek. büyüklük. Grönlandca. henüz olgunlaşmamış. 1. 1. 2. 1. Grönlandca. (makineleri bozdu ğuna inanılan) cin. i. 2. i. gri. Yunan. toy. Büyük Britanya. great-grand. fazlas ıyla. et yağı. tebrik kartı. yiğit. çimenlik. selamlaşmak. i. dili acemi. dolar. otlatmak. dolmalık biber. i. büyük nine. selam vermek.o. 1. yeşil. 2. selamlamak. i. Yunanca. çoğ. f. s. . 2. 2. Yeşiller Partisineşil fasulye. acemi çaylak. taze fasulye. manav. Grönland. i. dili papel. i.´s palm greasy great Great Britain Great Dane great-grandchild great-grandfather great-grandmother great-hearted greatly greatness Greece greed greedy Greek green green bean green light green onion green onion green pea green pepper green pepper greenback greenery greengrocer greenhorn greenhouse Greenland Greenlander Greenlandic greens Greenwich Greenwich Mean Time Greenwich Mean Time greet greeting greeting card gregarious gremlin i. i. başkalarıyla beraber olmayı seven. s. yeşil ışık. 2. Danua cinsi köpek. yağlanmış. açgözlü. sıyrılmak. büyük (derece/miktar). z. 1. harika. s. pek çok. yağlamak. yeşil biber (olgunlaşmamış biber). sıyırmak. Grönland´a özgü. 1. 2. dili (yapraklar ı çiğ/haşlanmış olarak yenilen) yeşil yapraklı sebzeler. sürücül. 2. 3. Yeşiller Partisi 1. i. f. dili birine birine rü şvet vermek. içyağı. k. Yunanlı. s.o. bezelye. f. f. 1. i. k. i. dili beyin. yağlı. i. cömert. yeşil. kar şılamak. ye ait. k. i. dili müsaade. et suyu. rü şvet vermek. önemli. Rum.. çok. izin. tamahkâr. 1. büyük. 3. yeşil renk. 4. çok. i. k. hırs. s. acemi kimse. ser. i. büyük dede. s. ham (meyve). 1. açgözlülük. (trafik lambas ında) yeşil ışık. i. makineyağı. selam. cesur. 3. 2. sos. sürü halinde yaşamayı seven. sıyırıp geçmek. 3. sıyrık. torun çocuğu.´s palm grease s.. tamah.. i. gres. otlamak. Yunanistan. Greenwich. yeşil soğan. 3. fevkalade. i. dolmalık biber. k. ak ıl. s. Yunanca. s. Yunanlı. 2. yeşillik. Grönlandlı. sera. i.dren (greyt´gränd´çîldrın) i. Greenwich ortalama zaman ı. girgin. yağ. h ırslı. Greenwich ortalama zaman ı. 1.. i. i. limonluk. s. 2. ye şil. k. i.

dilitüyler ürpertici. --ning) s ırıtmak. i. 3. kirli. 2. tımar etmek. 2. s ıkı tutmak. f. rutin. 1. dili şikâyet etmek. f. metin. k. i. f. kur şuni. bak. --ting) k. f. ızgara. 1. yiv. ufak lokanta. boz. keder. kontrol. güvey. büyük bir üzüntü içinde olmak. f. s. 2. 1. durmak. i. 2. i. i. (Kuzey Amerika´ya özgü) korkunçay ı. i. f. gray. şikâyet. 2. (--mer. yüzünü buruşturmak/çarpıtmak. kabuksuz mısır tanelerini kaba bir şekilde öğüterek yapılan ezme. deh şetsancı. inilti. (mücadele). ızgara. ızgarada pişirmek. 2. (alçak kenarlı. stop etmek. büyük üzüntü. zool. kelimeleri zor bulmak. i. çoğ. --ping) 1. amansız s. 2. Gülümseyip sineye çek! f. 2. (birinin) dikkatini çekmek. i. grow. 2. k ıkırdak. 1. korkunç. bileği çarkı.. i. çok büyük (yanlış/zarar/kayıp/acı).. bakkal. f... bakkal dükkân ı. kas ık. f. i. i. --mest) 1. bakkaliye. tutma/kavrama şekli. i. 1. korkunç. demir) tava. 2. (aletle/makineyle bir şeyi) öğüten/çeken/döven kimse. i. (alçak kenarlı. bileyici. el bombas ı. s. bakkal dükkân ı. i. grid. öğütülecek/öğütülmüş tahıl. (kıyma makinesinde) (et) çekmek. i. gri. . (de ğirmen. sert. mahmur. 1. sırıtma. kirlilik. zihni kar ışık. s. Ursus horribilis. (ground) 1. bakkal. bak. f.o. 2.grenade grew grewsome grey greyhound grid griddle gridiron grief grief-stricken grievance grieve grievous grill grim grimace grime grimy grin Grin and bear it! grind grind to a halt grinder grindstone grip grip s. dili Amerikan futbol sahası. dili sorguya çekmek. kat ı. i. k. değirmentaşı.. dayan ıklı. f. 2. 1. 2. dibek v. di şini sıkmak. çoğ. -e büyük üzüntü vermek. (çark ile döndürülen) diş. gruesome.. ac ı. i. kavramak. yakınma. aman bilmez. 2. idare: Get a grip on yourself! Kendine -i alıp götürmek. 1. havan.. s.stop etmek. i. (mutfak i. yakınmak. s. bak. (midede) verici. i. 1. kumlu. (elle) sarkıntılık etmek. (--ped. kum tanesi. 2. sersem. 1. 1. (--ned. s. (mide) sancımak. 1. içki sersemi. anat. bakkaldan alınan gıda maddeleri. büyük bir üzüntü içinde olan. yakınma. s. uyku sersemi. i.b. grizzly bear. i. i. gıcırdayarak yavaş yavaş 2. 1. yiv açmak. inlemek. zool. metanet. i. 3. ö ğütücü bile 4. ızgara (alet). kum tanesi gibi ta ş parçacığı. i. kumlu gibi. tazı. f. öğütücü (alet/makine). s. şikâyete yol açan durum. 1. 3.´s imagination gripe grisly grist gristle grit grit one´s teeth grits gritty grizzly grizzly bear groan grocer groceries grocery grocery store groggy groin groom groove grope grope for words i.´nde) öğütmek/çekmek/dövmek. şikâyet. demir) tava.. ağır (masraf). 2. yüz buru şturma/çarpıtma. dili metin olmak. i.. k. bak. (--ted. ğitaşı. -e ac ı vermek. f. bakkaliye. (about/at) k. el yordam ıyla aramak/ilerlemek. s. i. kir. bakkal.

bak. çok garip. 2. grup sigortas ı. 1. elek. 3. ekon. . dırdırcı. kabuğunu beğenmemek. dili her zaman şikâyetçi olan kimse. -den uzaklaşmak. büyümek. artmak. sinirli. brüt para toplamı. üretici. büyümek. k. Çirkinleşti. kırtıpil. geli şmek. kıtıpiyos. okul. olmak: She´s 1. görgüsüz. (havaalan ında) yer mürettebatı.. i. İng. karaya oturtmak... ço ğ. f. 2. eskimek. grosa.. kirli. (grew. 2. dırdırcı. kendini alçaltmak. zamanla büyüyüp (bir giysinin) ölçülerine uymak. 2. İng. sığır kıyması. (uçak)ait) arazi/bahçeler. 1. büyüdü ğü için (bir giysiyi) giyememek. pis. --n) yetiştirmek. i. 2. (uçağı) uçurtmamak. şikâyetçi. gayrisafi milli hâs ıla. 6. i. yerde sürünmek. koru. yer (yerin yüzü): He fell to the ground. toprak teli. grup terapisi. vuku bulmak.b. in ground wire groundbreaking groundbreaking ceremony groundhog groundless groundnut groundwork group group insurance group therapy groupie grouse grouse grove grovel grow grow away from grow into grow old grow on s. karaya oturmak. (--ed/--led. s. dili 1. f. (bir işe)yaşlanmak. 1.). s. 2. çok şişman. s. olmak.. i. 2. dili şikâyet etmek.azalmak. 2. asılsız. ormantavu ğu. i. grup. 4. kıtıpiyoz. i. pasaklı. kaba. i. büyüyüp/olgunlaşıp (kötü bir şeyden) vazgeçmek. 3. alışmak. zool. zemin kat. kara kuvvetleri. toprak. f. grind. s. elek. toprak. k.. yaltaklanmak. Çocuklu ğu bırak! i. f. k. zool. s. hata v.o. 1. zemin. grupland ırmak.b. gülünç. meydana gelmek. (bitki/sebze/meyve) f. (meyve a ğaçlarından oluşan) bahçe: orange grove portakal bahçesi. 2.o.. temel kural. buzlucam. birine (bir konunun) temel ilkelerini ö ğretmek. 3. s. grow out of grow too big for one´s boots grow up Grow up! grower i. temel atma töreni. f. yetiştirici.. 1.. 1.. çığır açan (olay v. k. 1. brüt. 5. 3. k ıyma. (bir binaya/kuruluşa (hava ko şullarından dolayı) uçamamak. gayri safi (miktar/a ğırlık). zamanla birinin ho şuna gitmeye başlamak. gruplaşmak. f. ihtiyarlamak. dek. i. Yere dü ştü. küme sa ğaltımı.gross gross gross income gross national product gross profit gross weight grotesque grotty grouch grouchy ground ground ground ground beef ground crew ground floor ground floor ground forces ground glass ground meat ground rule ground s. 1.). güldürecek kadar acayip. fon./Çirkin oldu. . i. (birini) (ceza olarak) (ev. ön hazırlıklar.ıkıp-den kaynaklanmak. 4. ile ilişkileri yetişmek. brüt gelir. göze batan veya tahammül edilmez (kusur. yerfıstığı. 2. ğersiz. pop müzik toplulu ğu üyelerinin peşinde koşan kız. walnut grove cevizlik. 2. i.grown ugly.. kırtıpil. brüt kâr. brüt ağırlık. zemin katı. dili 1. on iki düzine. --ing/--ling) 1. temelsiz. dili yumurtadan ç 3. 3. da ğsıçanı. s. i. 2.

çok zor. muhafız. muhaf ız. s. kefil.. garanti. alt ında tutmak. i. garanti etmek. hırçınlığı üstünde. pansiyon. -e karşı önlem almak. i. . i. ask. tahmin etmek. 1. i. zorlu. --bing) 1. i. f. i. gerilla sava şı. bak. 2. Guatemala. hırlama. i. Guatemalalı. kirli. domuz gibi ses ç ıkarmak.. tahmine dayanan sonuç/sonuçlar. misafir. İng. (--bed. i. sanmak. i. 3. f. gelişme. s. i. i. muhafızlar. sert. valiye/valiliğe ait. koruyucu melek. korumak. (bir tutukluyu) 5. zannetmek. boks gard. s. 2. İng. çoğ. koruma görevlisi.1. aksiliği tutmuş. 3. s. bak.). k. ağzını sıkı tutmak. kurtçuk. 2. 1. i. guards.b. konuk. grueling. grow. 2. davetli. i. 1. f.b. gerillac ı. 1. i. i. sevimsiz. guerrilla. tahmini iş. s. 2. vesayet. yeti şkin. istemeyerek. korkunç. vasi. (yol kenar ındaki) bariyer. i. 1. büyüme. (bir yerdeki) kökleri kazarak sökmek. k. Guatemala´ya özgü. bir bitkiden süren dallar/sürgünler/yapraklar. çeteci. huk. i. i. şikâyet etmek. rapor v. s. bellemek. dili ( şovlarda dansçıların giydiği) minicik tanga. şikâyet. up kazarak/belleyerek -i ç ıkarmak/sökmek. i. tümör.. deh şet verici.. f. garaz. marşandizin arkasına takılan ve demiryolu görevlilerini taşıyan cumbalı vagon. şeref konuğu/misafiri. z. otel/pansiyon mü şterisi. f. lapas ı. sulu yulaf v.men (gardz´mîn) i. katı. gerilla. hırlamak. 2. sır tutmak. s. İng. i. pis. misafir odas ı. s.. yiyecek. 2. kıskanmak: Do you grudge me this? Bunu bana çok mu görüyorsun? i. nöbetçi. garanti. s. ihtiyatlı (söz. larva. ur. f. 1. şeref kıtası. homurtu. 2. Guatemala. dilini tutmak. (bir şeyi) (birine) çok görmek.. tahminde bulunmak. s. homurdanmak. 2. i. Guatemalalı. bak. f. korkuluk. kin. 1. koruyucu. s. basketbol gard. huk. f. cevap. i. 4. artma. 1. dili3. yetişkin. kazmak.. vasilik. gözetim(trende) biletçi. konuk sanatç ı.savunma duru şu. h ınç. 2.growl grown grown-up growth grub grub grubby grudge grudgingly gruel grueling gruelling gruesome gruff grumble grumpy grunt G-string guarantee guarantor guaranty guard guard guard a secret guard against guard of honor guard one´s tongue guard´s van guarded guardian guardian angel guardianship guardrail guardsman Guatemala Guatemalan gubernatorial guerilla guerrilla guerrilla warfare guess guesswork guest guest artist guest of honor guest room guesthouse f. i. tahmin.

aç ıkgöz. rehberlik. gırtlak.. (çam reçinesinden ba şka herhangi bir) reçine. Guyana i. palavra. i. dili bo ş laf. --ming) zamk sürmek. i. f. i. 2. (bir projedeki) ana hatlar. 1. s. (çoğ. 2. yirmi bir şilin değerindeki eski İngiliz altını. idare etmek. gitarist. i. kurnazlık. 2. vicdan azab ı. 2. beçtavuğu. i. Gine-Bisavlı. 1. k ılık. f.nese) Fransız Guyanası´na özgü. ask. s. i. gen. (çamdan başka herhangi bir) reçineli ağaç. s. güdümlü mermi. sak ız. 2. yol göstermek. rehber kitab ı. yutuvermek. Gui. bir şeyi yutuvermek. Gineli. yol gösterme. bak. okaliptüs. i. rehber ö ğretmen. s ıtmaağacı. 1. lonca. i. Guyana. dış görünüş. . martaval. ço ğ.t. Gine-Bisav. 2. kobay. rehber kitabı. Gine-Bisav´a özgü. s. i. i. beçtavu ğu. saflık. s. i. (--med. zamklamak. suçluluk. gitar. i. 1. k. Frans ız Guyanası. i. açıkgözlük. kolay aldatılma. rehberlik etmek. çok derin kanyon. i. bamyalı yahni. s. Gine´ye özgü. rehber k ılavuz. i. s. küçük kanyon. 1. i. 2. i. down gum gum gum gum mastic gum tree gumbo i. Gine. körfez. Guyana bölgesi. esnaf birliği. 1. kurnaz. f. 1. beçtavu ğu. yönetmek. Guyana bölgesi halkından biri. saf. Gine-Bisavlı. dişeti. rehber. çiklet. martı. nahoş bir kahkaha. rehber. Guyanalı. i. boğaz. 1.. i. i. gözleri görmeyen birine rehberlik eden köpek. sel yata ğı. 2. Gine. 2. i. Gineli. nahoş kahkaha atmak. 2. i. i. 1. rehber. art niyetsiz. Fransız Guyanası.köpek. Guyana. 1. i.guff guffaw Guiana Guianan Guianese guidance guidance counselor guide guide dog guidebook guided missile guideline guild guile guileful guileless guillotine guilt guiltless guilty guilty conscience Guinea guinea guinea fowl guinea fowl guinea pig Guinea-Bissau Guinea-Bissauan Guinean guise guitar guitarist gulch gulf gull gullet gullibility gullible gully gulp gulp s. 1. 2. Guianan. güdüm. i. 2. kolay aldatılabilir. suçsuz. 1. i. i. i. giyotin. f. 2. i. Frans ız Guyanalı.a. yutuverme. Gine-Bisav.. giyotin ile idam etmek. suçlu. s. f. s. 1.

yağlayıp ballamak. (arabayı) birdenbire tam gaz sürmek.kumaş parçası. Guyana bölgesi. bağırsak. k. i. (içki) çokça içmek. spor salonu. dili yüreksiz. yürekli. i. spor salonu.. dili cesaret. (about) hayranlığını abartılı bir şekilde anlatmak. f. s. 2. 1. i. bağırsaklar. kuş.. i. s. atım. jimnastik salonu. tüfek ve tabanca yapan veya tamir eden kimse. çuval. lastik çizme. Guyanalı. k. f. (çoğ. f ışkırmak.. 2. top. Guy. 2. 1. (çatı/dam kenarındaki) oluk. Guyana. gun. 2. eski İngiliz Guyanası. s. 2. i. s. gırtlaksı (ses). (kaldırım kenarındaki) oluk. f. f. zamklı. i. k. çağıltı. gunk. jimnastik salonu. bak.. eski İngiliz f. Guyana bölgesi halkından biri.s. topçu. zevk. ateş etme. down gunboat gunfight gunfire gunge gung-ho gunk gunman gunner gunnery gunnysack gunpoint gunpowder gunrunner gunrunning gunshot gunsmith gurgle guru gush gusset gussy gussy o.men (g^n´mîn) i. dili -i süslemek. k. silah atışı. tüfeklik. jelatinli şekerleme. rüzgârın ani ve sert esmesi. (birinin) çan ına ot tıkamak için fırsat kollamak.. İng. (belirli bir yeri) elde etmek için bütün gayretiyle çal ışmak. --ning) (motoru) birdenbire tam gazla çalıştırmak. kanivo. Bayağı cesur o. fışkırtı. 1. i. i. 1. jimnastikçi. ateşli silah taşıyan kimse. barut. i. 1. erim. i. i. s. 1. İng. yürek: He´s got guts. guru. (--ned. k. i. çoğ. atış ilmi. silah kaçakç ısı. Guyana. 1. 1. topçuluk. 2. s. 1. up gust gustatory gusto gut gutless guts gutsy gutter guttural guy Guyana Guyanese guzzle gym gymnasium gymnast gymnastic i. i. s.. çoğ. dili adam. i. i. i. dili cesur. up k. k. verev takılan fışkırma. rehber. 2. çağıldamak. i. dili fazlas ıyla istekli.nese) 1. k. dünden hazır.gumboot gumdrop gummed gumption gun gun for gun rack gun s. i. eski İngiliz Guyanası halkından biri. gambot. i. süslenip püslenmek. i. 2. i. 2. dili vıcık vıcık şey. i. i.. (okullarda) beden e ğitimi. i. tüfek. tabanca. ateşli silah. i. (ateşli silaha ait) menzil. i.o. Guyana. silahlı kimse. birini (ate şli silahla) vurmak. mür şit. tat alma duyusuyla ilgili. Guyanalı. dili inisiyatif ve cesaret. jimnastiğe ait. (bebek) agulamak. silah kaçakç ılığı. i. .a. i. i. i. i.. 2.. i. (iki kişi arasındaki) silahlı çatışma. tüfekçi. s. ateş. agu. 1. fışkırış.

k ıs. jimnastik. i. 1.. Roman. i. tüy. i. 3. den. dolu halinde ya ğmak. f. din görevlilerine özgü kıyafet... 2. nisaiye. yontmak. hacı. İng. i. f. kazık bir yer. jiroskop. ısmarlama yazı yazan yazar. 1. i. habitat. niteliksiz (iş). herb gibi bazı kelimelerin ba şında ve herhangi bir kelime veya hecenin sonunda telaffuz i. i. i. i. bayat.. herkesle çabuk ahbap olan kimse. s. i. 1. 2. jinekolog. itiyat. (--ped.. i. kazık atmak. i. niteliksiz yazar. dolu. dolu fırtınası. 1. yapmalı. tuhafiye dükkânı. alışıldığı şekilde. i. çitlembik. kih-kih (gülme sesi). f.. vasat. 2. i. dili üçkâ ğıtçı.ışkanlık meydana getiren. 3. 1. automatic pilot. k ıl. çekişe çekişe pazarlık etmek. z. al s. hour. 1.. i. h haberdasher haberdashery habit habitat habit-forming habitual habitually hack hack hack hack stand hackberry hacker hackle hackneyed had had best do haddock hadj hadji hadn`t hag haggard haggle ha-ha hail hail hail fellow well met hail from hailstone hailstorm hair i. cayroskop.. 2. i. k ıymak. jips.. 2. . yaşlı kuru öksürük. gynecology.. i. bilgisayar korsan ı. kiralık atlı i. Çingene. --s çoğ. i. f. f. s. s. alışkanlık. 1. ça ğırmak. have. mezgit. araba. mutat. i. hac. çentmek. i. s. yak ın arkadaş. dönmek. liman ından kalkmak. yaşlı çirkin kadın. ünlem kah-kah. büyücü kadın. kuru kuru öksürmek. Hrist. kazıkçı. f. basmakalıp. jinekoloji. 3. erkek giyimi satan ma ğaza. 2. çoğ. k. bitkin. alışılmış. i.. hayvan veya bitkinin yeti ştiği doğal ortam. dili taksi. bak. 2. dönme. saç. 1. hav. bak. dönerek sallanmak. İng. dolu tanesi. kiralık binek atı. daimi. --ping) aldatmak. âdet üzere. klişe. at. i. gynecologist. 1. i. âdet. dönerek sallanma. taksi dura ğı. sahtekâr. şapka dükkânı. k. bak. 2. 2. İng. had not. 2. yarmak. hileci. kocakarı. i. . 1. bir şeyin doğal yeri. yorgunluk ve açlıktan bitkin. f. i. İngiliz alfabesinin sekizinci harfi (Honor. İng. (hayvan dövüşmeye hazırlanınca dikleşen/kabaran) tüyler. Roman gibi ya şayan kimse. argın. selamlamak. H. i. 1. tuhafiye. i. i. tuhafiyeci. 2. seslenmek. yapsa daha iyi olur. sıkı pazarlık etmek. çentik. İng. i.gymnastics gynaecologist gynaecology gynecologist gynecology gyp gyp joint gypsum Gypsy gypsy gyrate gyration gyropilot gyroscope H. alç ıtaşı. melengiç. argo becermek. bak.

işin yarısı. 2. i. yetersiz olarak. yarı yolda bulunan (yer). Haiti´ye özgü. turp gibi. üvey k ızkardeş. . saç kurutma makinesi. i. s. i. i. z. isteksiz. isteksizce. tüysüz. halves (hävz) i. vücudun yukarı kısmını gösteren resim. budala. 2. yarı pişmiş. yarım gözlük. Haitili. erkek berberi. 1. k ılsız. yar ı yolda. 1. 2. argo tehlikeli. i. melez. z. s. i. koridor. fiz. spor hafbek. tüyler ürpertici. keskin viraj. kutsalla ştırmak. kılı kırk yaran. yeterli olmayan tedbirler. i. yarım bilet. hol. firkete. yarım ağızla. s. 2. s. 1. s. istemeye istemeye. çoğ. 1. ortada. 2. saç kurutucusu. iyi düşünülmemiş. i. kutsamak. sapasa ğlam. kadın kuaförü. Haiti. ahmak. 1. gönülsüzce. 2. s. Orada yarım gün çalışıyor. s.. Half the students have come. s. 2. bayrağın yarıya indirilmesi. s. i. saç tokas ı. 2. yar ım ağız. 1. 2. yarım pençe. İki yarım bir bütün eder. saç tıraşı. işin çoğu. yar ım gün: She works there half time. gönülsüz. 4. 2. i. argo çok zor. yarı: Two halves make a whole. saçın kesilme biçimi.. korkunç. yarım. s. 1.. yar ılanma süresi. f. Haiti. tüylü. i. üvey erkek karde ş. saç şekli. s. k ılı kırk yarma. malikâne. Bodrum. 1. 3. yetersiz. half an apple yar ım elma. 2. i. i. f. yarım günlük (iş/çalışma). salon. i. U şeklinde kıvrılan. üvey k ızkardeş. hortlakların ortalığa çıktığı gece (31 Ekim). yarım boy. İng. s. ara.hair curler hair dryer hair net hair spray hairbrush haircut hairdo hairdresser hairless hairpin hairpin turn hair-raising hairsplitter hairsplitting hairy Haiti Haitian hale hale and hearty half half a dozen half brother half fare half glasses half measures half sister half sister half sole half the battle half time halfback half-baked half-breed halfhearted halfheartedly half-length half-life half-mast half-moon half-sole half-time halfway half-witted Halicarnassus hall hallow Halloween bigudi. (ayakkab ıya) yarım pençe vurmak. 5. çiftlikteki kö şk. --s) saç tuvaleti. kadın berberi. Halikarnas. i. yarımay. saç fırçası. 1. 3. 1. i. 1. işin en zor tarafı. spor haftaym. (çoğ. i. yarım düzine. Haitili. saç spreyi. okul/üniversite binas ı. saçsız. i. (eski bir inan ışa göre) cadıların. s. saç filesi. k ıllı. s. k ılı kırk yaran kimse. hayaletlerin.

kolayca. f. eltopu. çekiç. z. tokmak. kapaklı büyük sepet. ağıl. mola. devretmek. i. (saatte) akrep/yelkovan. 1. spor hentbol. engel olmak. vermek. m ısınız? kuşağa devretmek. f. babadan o ğula geçirmek. el yazısı. yarıya bölmek. i. durmadan çalışmak. k. güçle ştirmek. 4. i. f. yular. el çantas ı. hamstring. az miktar. kösteklemek. durma. k. --s/--es) hale. i. bak. (çoğ. i. abartarak oynamak. rençper. sanrılamak. 6. elle vermek. el ele. hand me that book. 3. hamak. i. i. half. i. hamster. dağıtmak. ırgat. işçi. f. 2. 2. duru ş. spor handikap. O kitab ı bana uzatır f. laterna. çekiçlemek. f. i. (--ped. çekiçle vurmak. 1. 3. teslim etmek. beceriklilik. i. sakat. bak. sanr ı. 1. yarıya indirmek. c ırlaksıçan. hol. (--med. i. i. mezra. jambon. hammer away -e şekil vermek. el sanatı. durmak. f. kelepçe vurmak. s. ruhb. uzatmak: Pleaseel. --ming) argo i. durdurmak.. el. -ping) engel olmak. 2. i. dizardı kirişini koparmak/kesmek. i. 2. 1. hamburger. 2. 1. bir fikri şlemek. f. el ile yap ılan iş. 1. f. hammer out spor çekiç atma. 2. özürlü. i. s ığır kıyması.o.. argo abartarak oynayan oyuncu. 3. i. dili amatör radyo operatörü. başkasına vermek. engel. ufak köy. 1. dili idare edilmesi zor biri. i. vermek. kelepçe. isk. 2. çekiçle çakmak. çekiçle dövmek. 5. 4. 3. ele avuca sığmaz çocuk. sakatl ık. kelepçelemek. tayfadan biri. handikap. avuç dolusu. ayla. 2. tabanca. el freni. dizardı kirişi. . 2.hallucinate hallucination hallway halo halogen halt halter halve halves ham hamburger hamlet hammer hammer f. 2..strung) 1. halojen. çoğ. i. 2.. (ham. engellemek. i. hammer throw hammock hamper hamper hamster hamstring hamstrung hand hand hand down hand grenade hand in hand in hand hand labor hand on hand organ hand out hand over handbag handball handbill handbrake handcuff handful handgun handicap handicapped handicraft handily handiness i. 1. el ilanı. i. 1. hammer an idea into s.. i. f. i. i. teslim etmek. koridor. i. den. tayfa. elverişli bir şekilde. 1.´s head çekiçle ibirinin kafas ına sokmak. çamaşır sepeti. özür. kuşaktan el bombas ı.

dili (tıp doktoru) özel muayenehanesini açmak. dokunmak. apaçık: He was hands down the best. tak ınak. sinsi adam. f. cellat. i. 2. engel. şüphesiz. bol. gelmek. i. ele almak. sarkan./Bir dakika. i. 1. şanssız. 2. i. elişi. güçlük. iş. gelişigüzel. talihsiz. elle dokunma. rastlantı. tereddüt etmek. i. duru ş. 3. idam etmek. (after/for) arzulamak. hang out/up one´s shingle hang up hangar hangdog hanger hanger-on hanging hangman hangnail hangover hangup hank hanker haphazard hapless happen happen across/on/upon happen by i. rasgele. i şleme tarzı. eli işe yatkın. hung up on 1. i. 2.o. asılış. i.men (häng´mîn) i. takmak. i. 4. Onun en iyi oldu ğu apaçıktı. i. tehlikede olmak. çile. büyük. s. kullanmak. parma ğını kıpırdatmadan.ers-on) beleşçi kimse. meydana gelmek. (çoğ. asma. sallanmak. çekinmek. 2. s. sarkma. anlam. f. kullanılış tarzı. kulp. kullanışlı. sarkmak. f. el yapımı. dikkatli davranmak. elişi. dayanmak. bahtsız. usta. Dokunma!/Elini sürme! Eller yukar ı! i. kolaylıkla. satmak. -e tutulmak. -e tesadüf etmek. içki sersemliği.3. yak ışıklı. k. f. s. yün/ipek çilesi. 1. telefonu kapamak. i.ırılgan/sinirlii.´s every word Hang on. i. 2. 2. (avukat) kendi yazıhanesini açmak. geçmek. 2. i. elişi. kangal. (başını) döküm. s. dili ba şıboş gezerek beklemek. 1. k. 4. (hung) 3. 1. i. idam edilmek. 2. s. 2. u ğramak. (to) (-e) s ıkı tutunmak. eğmek. geri kalmak. 1. i. (çok k 5. ürkek.1. alçak. habis. 1. hangar. s.men (hän´dimen) i. dili birinin her dediğini can kulağıyla dinlemek. merdiven parmaklığı. muallakta olmak. z. asma. elinden her iş gelen işçi. s. el yazısı. . çoğ. yapıştırmak.. salland ırmak. çoğ. ellemek. 2. sap. el altında. 1. 2. korkak. şans. i. hang. olmak. i. hazır. 1. asmak. 2. f. marifetli. tırabzan. 3. mendil. 1. be için yanıp tutuşmak. i. şeytantırnağı. çok. el s ıkma. s. -e bayılmak. -e kafas ını takmak. kaplamak. ipe çekme. nazik bir durumda olmak. i. katlanmak.birine) son derece tutamaç. askı kancası. hang. yakın. idare etmek. with kid gloves handlebar handling handmade hand-me-down handrail hands down Hands off! Hands up! handshake handsome handwork handwriting handy handyman hang hang hang hang around hang back hang fire hang in the balance hang in the balance hang on hang on s. elden düşme. çengel. k. -i çok beğenmek. 1. 1. el sürmek. 2. asmak. özlemini çekmek. becerikli. 2. kabza. (bisiklette/motosiklette) gidon. cömert. (--ed) ipe çekmek. asılı olmak. 3. asılmak. as ılmak. hand. Bekle. as ılı. ask ı. idam. kullan ılmış. -e rastlamak.y. 1.handiwork handkerchief handle handle s. 3. elverişli.o. kullanılmış elbise/eşya.

s. dayanıklı.happen in happen to happen to meet happening happily happiness happy happy-go-lucky harangue harass harbor harbour hard hard hard cash hard currency hard disk hard drink hard hat hard labor hard labor hard luck hard row to hoe hard-boiled hard-core harden hardheaded hardhearted hard-line hardly hardly to have time to breathe hardness hard-nosed hard-on hardship hardware hardware store hardwood hardy hare harebrained harelip harem haricot haricot bean hark hark back to uğramak. s. k. çok şükür. 2. ba şına gelmek. katılık. 1. tirat. katılaştırmak. olmak. nalbur dükkân ı. yarık dudak. 4. i. 1. 2. 2. eski olaylardan) söz etmek. 2. i. dili (birinin) hiçbir şey kalmamıştı. harem. . -e rastlamak.. tirat söylemek. acımasız. çok soğuk (mevsim/hava). f. darlık. 3. taciz etmek. katı. 2. 2. 1. madeni e şya. sert (söz). 1. f. 3. 1. -e tesadüf etmek. s.. miğfer. f. kararlı. pek. acımasız. güçlükle. kerestesi sert a ğaç. sert. kaygısız. (çimento) donmak.. sert kereste. mesut. ackendi ç ıkarını düşünen. . Hemen hemennefes alacak zaman ı bile olmamak. i. şme hareketlerini yakından gösteren. (geçmişten. i. vaka. rahat vermemek. ağır iş cezası. yabani tavşan. kalpsiz. i. inatçı. mutlulukla. 2. zorla. 1. yolundan şaşmaz. bir şeye aldırmaz. 2. neşeli. s. girmek. 3. zorluk. bereket versin ki. 1. bizar etmek. uzlaşmaz. tavşandudağı. 1. Tanışıklığımız i. haricot. 1. Çok gayret et! 2. 3. Allahtan. pekiştirmek. f. i. sert. 2. 1. 1. ağır iş cezası. mutluluk. dinlemek. beslemek. iyi. z.büyük bir gayretle: They worked hard. z. bak. liman. i. olay. s. delisi: girl-happy kız delisi. şiddetli. aralıksız saldırılarla taciz etmek. 5. s. k. s. 6. sertlik. çok. silah. kuvvetlenmek. acı. kuru fasulye. katı. s. f. 2. sıkıntı. boyun eğmez. çıkarcı. Çok çal ıştılar. ımasızlık. Try hard! z.bak. ünlem Dinle!/Dur!/Sus! (geçmişe. 2. 2. ask. 3. 2. şiddetle. i. barındırmak. güçlük. neşeli. şiddetli. katı yürekli. i. dirençli. çok meşgul olmak. zor. 1. s. bilg. zor iş.. katı (yumurta). 1. kurt. kuvvetli. i.. kuvvetle: The wind´s blowing hard. donanım. güçlük. İng. kuş beyinli. katı. cinsel organları ve sevi sertle ştirmek. (fiziksel olarak) kat ılık. i. uzun ve tumturaklı bir şekilde konuşmak. hırdavat. tedirgin etmek. sağlam döviz/para. huk. sabit disk. kask. ağır. i. yerinde. 1. sevinçle. sertleşmek. şen. çetin. s. Rüzgâr nakit para. f. makul dü şünen. kuvvetlendirmek. şanssızlık. sert içki. lop. I hardly knew her. çetin ceviz. bar ınak. bilg. harbor. sığınak. kafasız. 3. katılaşmak. pekişmek. hemen hemen: Hardly anything was left. sert. önceki konuya) dönmek. mutlu. güçbela. sertlik. s. uzun ve tumturaklı konuşma. güç. rahats ız etmek. dili kül yutmaz. 3. misafir etmek. i.

den. 2. s. i. karmakarışık şey. kendini be ğenmiş. 1. hasat etmek. oto. i. çekme. nefret edilen. hasat zaman ı. k ızıl geyiğin erkeği. huysuz. tırmık çekmek. 3. . ambar kapağı. 2. zorluk. 1. den. 2. zararlı. ahenkli. i. semere. bir ağda çıkarılan balıklar. 4. m ızıka. i. den. armoni. f. acele. kibirlilik. arp. s. tapanlamak. i. (rüzgâr/gemi) yön değiştirmek. acele. 3. over the coals i. i. zarar. 1. nefret. tapan. f. 1. kesek kırmak. zıpkınlamak. tez. 2. 3. kibirli. harp çalmak. müz. çekmek. lombar ağzı. ivedilik.. f. tartışma. 1. telaşçı. 1. 3. orak mevsimi. 2. üzücü. f. Acele işe şeytan karışır. 2. altüst k. armonize etmek. hasat. harmonize. i. (ata) koşum takmak. hintkenevirinden çıkarılan esrar. f.. i. İng. dili tartışmak. i. müz. şapka kalıbı. bak. 2. argo haşiş. yumurtadan çıkmak. civciv ç ıkarmak. i. 2. ters. uyumlu.ha şlamak/azarlamak. kuşbaşı doğramak. uyum sa ğlamak. 2. 1. 1. koşum takımı. ahenk. 1. bozulmu ş şey. kuşbaşı doğranarak yeniden pişirilen et yemeği. 1. bak. (plan) yapmak. tapan çekmek. arkada kap ısı olan küçük araba. kin. i. müz. kendini be ğenmişlik. i.. s. 3. ta şımak. nefret dolu.. 4. 1. (kumpas) kurmak. hasar.. kötülük etmek. 2. 2. f. f.. i. k. 2.. f. haşin. 4. nefret. -in üzerinde çok durmak. mağrur. rekolte. hashish.. f. armonik. ac ı. i. have. zarar vermek. bozmak. s. f. aceleci. müz. aceleyle. dili birini dönmek. kesek k ırma makinesi. i. sonuç.harlot harm harmful harmless harmonic harmonica harmonious harmonise harmonize harmony harness harp harp on harpoon harpsichord harrow harrowing harsh hart harvest has hash hash over hasheesh hashish hasn`t hasp hassle haste Haste makes waste. kötülük. 1. f. 2. ambar a ğzı. 3. küçük balta. şapka. 2. çekiş. 1. to (atı) (arabaya) koşmak. uymak. 2. s. erkek geyik. i. 2. 2. vira etmek. nefret etmek. 1. (doğal bir gücü dizginleyerek) i. sert. s. (ayn ı şeyleri) tekrarlayıp durmak. hasten hastily hasty hat hat press hatch hatch hatchback hatchet hatchway hate hateful hatred haughtiness haughty haul haul s. 1. asma kilit köprüsü. çabuk. i. i. s. harp. biçmek. acele ettirmek. 1. f. 2. 1. armoniye ait. dü şüncesiz. armonika. zıpkın. orospu. asap bozucu. bak. ürün. ambar a ğzı.o. f. ahenkli. k ıs. s. fahişe. uyum. s. ziyan. (öküzleri) (sabana) ko şmak. güçlük. 3. uyumlu. mahsul. haşiş. i. i. i. kaba. 1. i. f. 3. klavsen. i. i. zarars ız. hasat. acele etmek. has not. dü şmanlık. z.

ing) kurald ışı çekimleri: şimdiki zaman I. dili çok e ğlenmek. they have. almak. -e niyeti olmak. Hemen a good press. Hayvanlar ın dilinden anlar. 4. kalça. -e eğilimi/meyli olmak: He has a penchant for fixing things. sağduyu sahibi olmak. deli olmak. zıvanadan çıkmak. Lasti ğimiz patladı. we. bitkilerden iyi anlayan biri olmak. -esi gelmek: I´ve a good mind to tell him off right now. 2. sık gitmek. k. neredeyse zil takıp oynamak. f. çorbada tuzu bulunmak. 2. büyük aptes bozmak. 5. k. -i etkilemek. (had. he.. -eceği gelmek. We had a puncture. (hortlaklar/ruhlar) s ık sık uğramak. have a bowel movement/have a BM have a change of heart have a chip on one´s shoulder have a chip on one´s shoulder have a crush on s. sık perili. hav. have a feeling for have a field day have a finger in the pie have a fit have a fling have a fling at have a gander at have a go have a good grasp of have a good head on one´s shoulders head on one´s have a good shoulders have a good mind to have a good press have a green thumb have a hand in have a heart Have a heart! have a kip have a line on have a losing streak have a lot of brass have a lucky/winning streak have a mind to have a mind to have a narrow escape have a one-track mind have a penchant for have a puncture birini azarlamak/ha şlamak. i. bak. gurur. ak ıldan çıkmayan. sahip olmak. 1. 3. zor unutulan. aklı başında biri olmak. akıldan çıkmamak.haul s. ço ğ. bir konuyu tutturmak: You´ve got a one-track mind. hakk ında bilgi almak/bilgisi olmak. k. dili her zaman kavgaya haz ır olmak. sürekli yanında bulunmak. (bir işte) parmağı olmak. 1. Oraya hemen gidesim geliyor. babalar ı tutmak. k. Akl ın fikrin hep onda. 1. -e iyice vâk ıf olmak. 1. ucuz kurtulmak. k. usandırmak. halledilecek davası olmak.. argo çok yüzsüz olmak. bayram etmek. i. with -i makaraya almak. but. Eşyaları tamir etmeye meraklı. (at) denemek: Have a go! Bir dene! -i iyi kavramak. f. dili birine fena halde tutulmak. dili uyumak. she it e ğlenmek. dili . çok alıngan olmak.o. çok (bir şey yapmayı) denemek. dili (birinin) şansı rast gitmemek. 2. tekin olmayan. k. -si olmak. fikir veya davran ışlarını değiştirmek. k. kibir.. 3. kurtlarını mest olmak. i. kıç. -e bakmak. dili biriyle payla şacak kozu olmak. küplere binmek. s. dili bir fikri kafas ına takmış olmak. k. 2. you. -i sarakaya almak. over the coals haunch haunt haunted haunting hauteur have have a ball have a bearing on have a bee in one´s bonnet have a big lead have a blast have a bone to pick with have a bone to pick with s. dili (birinin) şansı rast gitmek. dadanmak. -esi gelmek: I have a mind to go there this instant. . İnsaf be! İng. ile ilgisi olmak.o.dili çokhas. (öfkeden) deli olmak. dili bitkileri iyi yetiştirebilen biri olmak. -eceği gelmek. geçmiş zaman had 1. k. popo. -in dilinden anlamak: She has a feeling for animals. k. çok önde olmak. s. k.dökmek. getgidip terbiyesini verece ğim geliyor. insaflı davranmak.o. ile payla şılacak kozu olmak. sağrı. 2.

bak. a rough time right now. 1. kaza geçirmek. have a way with s. k. işi tamamlamak. tatlı yiyecekleri dayanıklı k. k. -e yetene ği olmak. dili (bir şey yapmayı) arzu etmek. k. have a screw loose have a screw loose have a share in have a shit have a short memory have a soft heart have a soft spot for have a soft spot for have a sore throat have a sore throat have a stiff neck have a stomachache have a strong stomach have a sweet tooth have a temper have a thing about have a tickle in one´s throat have a voice in have a way with s. zor/sıkıntılı bir dönemden geçmek. Çabuk öfkelenir. boğazı ağrımak/yanmak. -i çok sevmek. haf ızası zayıf olmak. sıçmak. aklından zoru olmak. have a green thumb. çabuk unutmak. -i arzu etmek. k. olmak. (bir şeyi) iyi kötü kullanabilecek kadar bilmek: They have a working knowledge of geçirmek. k. dili çabuk öfkelenen biri olmak: He´s got a temper. gerçekçi ve pratik bir şekilde düşünmek.o. dili 1. İng. have a run-in with s. -de gözü olmak. -de sözü geçmek. kocamdan boşanacağım. müşfik olmak. (birinin) midesi a ğrımak. dili (birine) zaaf ı olmak. 2. dili çok e ğlenmek. kürtaj olmak. k. bir şeyi belirli bir süre içinde alma/reddetme hakkı olmak. dili bir şeyden anlamak.o. anjin olmak. k.o. dili bir tahtas ı eksik olmak. -de söz sahibi olmak.t. dili çok e ğlenmek. -i hiç sevmemek. aklı başında olmak. midesi sağlam olmak. 2. k. dili (birine/bir şeye) (birinin) zaafı olmak. have bats in the belfry have been around have both one´s feet on the ground have designs on have done with have green fingers have had it zor/sıkıntılı bir dönem geçirmek. başkasına göre avantajlı bir durumda olmak. zor bir hayat benden birer bardak içki. (kendisiyle evli olmayan biriyle) bir a şk ilişkisinde bulunmak.. biriyle konu şmak. -den nefret etmek. k. dili bir tahtas ı eksik olmak. k. gıcık duymak. k. dili görmü ş geçirmiş olmak. have an affair with have an aptitude for have an in have an itching palm have an option on s. (birinin) bo ğazı gıcıklanmak.have a rough time Have a round of drinks on me. have a whale of a time have a whale of a time have a whip-round have a word with s. (bir yerde) torpili olmak.tatlıkorkunç görüntülere kar şısevmek. (birinin) midesi kolaylıkla bulanmamak/bozulmamak. para hırsı olmak. have a working knowledge of have a wreck have a yearning to/for have a yen to have an abortion have an accident have an ace up one´s sleeve/have an ace in the hole have an advantage over s. elinde kozu olmak. -de payı olmak. artık yetmek: He´s been cheating me . anjin olmak. k. b ıkmak: I´ve had it. sevmek. çocuk ald ırmak. dili 2.o. Şimdi zor bir Herkese geçirmek: They´re having biriyle atışmak. dili yumu şak kalpli olmak. Artık bıktım. deli olmak. bitirmek. kazaya u ğramak. boynu tutulmak. I am going to divorce my husband. para toplamak. k. bo ğazı yanmak. argo 1. dili biriyle kolaylıkla arkadaş olabilmek/iletişim kurabilmek. kafadan kontak olmak.t.Bir Rusla iyi kötü anla şabilecek kadar Rusça trafik kazas ı Russian.

1. -den nefret etmek/tiksinmek. bak. (birinde) hiç istek/arzu sokmaya . argo işi iş olmak. get . Sevda. on a string have s.o.. boş olmak. dili (birinin) önünde zor bir i ş olmak. ısmarlamak. dili -den hiç ho Ö ğretmen olmak hiç aklından geçmemişti.o. harcayacak vakti olmamak. (bir şeyin) suçlusu olmak: If he didn´t succeed.have half a mind to have half a mind to have hard feelings about have in mind have it coming have it in for have it in for have it in one have it made have it out Have it your own way. kafas ı yerinde olmak. tercih hakk ına sahip olmak. k. under one´s thumb -eceği gelmek. k. başka bir işi olmak. k. -i hak etmek.o. -e göz koymak. k. çok meşgul olmak. dili. bir davayı kavga ederek/tartışarak sonuçlandırmak. Bunun seninle hiçbir ilgisiyaptığını gösterecek hiçbir şey olmamak. 1. -e başvurmak. (birinin) (biri/bir şey) için vakti olmamak. 1. 2. bir taraftan -ece ği/-esi gelmek: I´ve half a mind to shoot him. meşgul olmamak. 2. ona borçluyuz.t. dili (belirli my affairs.şlanmamak./Nas ıl isterseniz öyle olsun. yeteneği olmak. to thank for have on have one foot in the grave have one´s back to the wall have one´s eyes on have one´s fill of have one´s guard down have one´s guard up have one´s hands free have one´s hands full have one´s hands full have one´s head screwed on have one´s wits about one have one´s wits about one have one´s work cut out for one have other fish to fry have preference have recourse to have resort to have rocks in one´s head have s. elinde ne yok. Bunun için (bir şey için) (birine) oynatıyor. -e hiç niyeti olmamak: He´d had no thought of becoming a teacher. -i gereksememek. have no stomach for have no thought of have no time for have no use for have no use for have none of have nothing to do with have nothing to do with have nothing to show for it have o. dili -den b ıkmak. Nasıl istersen öyle yap! argo içini kurt kemirmek. 2. ile hiçbir ilgisi olmamak: This has nothing to do with you. -esi gelmek. şaka etmek. hiç hakkın yok. k. dili birini parma ğında oynatmak: Sevda has Kâzım on a string. hatırında tutmak. to thank for have s. dili k ırk tarakta bezi olmak. 2. dili -e kin beslemek. bak. fazla me şgul olmak. aklında olmak. -i kabul etmemek. Kâzım´ı parmağında borçlu olmak: We´ve her to thank for this. -e başvurmak. Siz bilirsiniz. -den illallah demek. (birinin) -e 1. dili çaresiz kalmak. Bir yandan onu vuraca ğım geliyor. under one´s thumb. 2. -e izin vermemek. -i hiç sevmemek. -den hoşlanmamak. k. k. doğru dürüst düşünebilmek. ile hiçbir ilişkisi olmamak. hiç aklından geçmemek. (birine) kin beslemek. elleri bo ş olmak. -e ihtiyac ı olmamak. bir ayağı çukurda olmak. işi başından aşkın olmak.o. 1. he´s only got himself to thank for it! Ba şarılı olamadıysa suçlu olan sadece kendisi! 1. (birinin) bir şey yapmaya hakkı olmamak: You have no business interfering in bir şey için)Benim i şlerime burnunuolmamak. tetikte olmak. giyinmek. işleri tıkırında olmak.s. tetikte olmamak. gözü -in üzerinde olmak. dili kafadan kontak olmak. dokuz do ğurmak. k. k. k. dili -e gücenmiş olmak. s. k. Have it your way! have kittens have many irons in the fire have no business doing s.. (right/the right way) akl ı başında biri olmak. 2.

biriyle bir şeyi paylaşmak: I have nothing in common with him. çok güzel bir vakit geçirmek./s. bir şeyi çok iyi bilmek. 2. 2. (bir şeyden) dolayı vicdanı rahatsız olmak/sızlamak.. bir şey elinin altında bulunmak. 1. k. in (bir konuda) nihai good -de (belirli bir şey olma) potansiyeli olmak: He has the makings of a lawyer. Onda iyi bir avukat olma potansiyeli var. ishal olmak. i. çoğ. aklı birine/bir şeye takılmak.t. yapmak. İshal olmuş. dili ishal olmak.t. (about) (daha önce verilen bir karar hakk ında) tereddüt etmeye başlamak. dili (belirli bir şeyi) yapacak kadar küstah olmak. Gitmeliyim. on one´s mind have s. (istem dışı) düşük banyo yapmak. have not. k. on s. k ıs. sevişmek.have s. at ışmak. birine isteri krizi geçirtmek. on the brain have scruples about doing s. in common with s. k. -de söz sahibi olmak. galip gelmek. üstün olmak. ihtiyat olarak saklamak. seks yapmak. 1. kısa bir uyku çekmek. dili şekerleme yapmak. k. k. atın sırtından düşmek. vicdani nedenle bir şeyi yapmaktan çekinmek. çok sevinçli olmak. (bir yerde) (birinin) mülkiyet hakk ı olmak. dili birini çok güldürmek. (birinin) halini anlamak. I have to go. had better -se iyi olur: I had better -meli. inandığı şeyi yapma/söyleme cesaretini göstermek. içi sürmek/gitmek: He´s got the runs. have s.o. sonunda 1. S ınıfının birincisi olmak için gerekli niteliklere kavga one in her class. k. liman. dili efkârlı olmak. ilgisi olmak. dili ishal olmak. 2. 2. (bir yeri) serbestçe kullanabilmek.t. ba şarmak. have second thoughts have sex have shadows around one´s eyes have some say in have stars in one´s eyes have sympathy for have the best of it have the blues have the courage of one´s convictions have the face to do s. 1. dili ortalığı toz pembe görmek. yıkanmak.o. (bir tartışmanın/ağız kavgasının sonunda) son söz birinin olmak: He always has the last word. in mind have s. kestirmek. daha elverişli durumda olmak. k. zarar ziyan. i. dili bir şeyi kafasına takmak. dibi tutmamak. (bir yere) rahatça girip ç ıkabilmek. argo s ıçmak. have s. 2./s. Onunla ortak hiçbir şeyim yok. biri/bir şey aklında olmak.t. dili gereken niteliklere sahip olmak: She´s got what it takes to be numberetmek. 1. biri/bir şey kafasını meşgul etmek.o. 1. have the floor have the gall to have the inside track have the last laugh have the last word have the makings of have the run of have the runs have the shits have the squirts have the time of one´s life have the time of one´s life have the trots have title to have to have to do with have what it takes have words have/feel qualms about have/hold/keep in reserve have/put s. içi gitmek.t. -malı: go. k. 2. at one´s fingertips have s.o. çocuk düşürmek. mecliste söz söyleme hakk ı olmak. yarış alanının en iç kısmına yakın olmak. gözleri mor halkalarla çevrili olmak. birini gülmekten öldürmek. ile Gitsem iyi olur.t. k. dili içi sürmek. tahribat. as Plato has it Eflatun´un deyi şiyle. k. dili çok e ğlenmek.t.t. eğlenceli vakit geçirmek.o. hasar. Son söz hep onun. bir şey yapmaya yüzü olmak/cüret etmek. elinde suçlayıcı delil bulunmak. (görü şü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek. . (bir mülkün) tapusunun sahibi olmak. 2. s ığınak. k. in hysterics have/suffer a miscarriage have/take a bath have/take a crap have/take a spill have/take a zizz haven haven`t haves havoc birini/bir şeyi düşünmek. 1. ishal olmak. i.

-e cesaret etmek. çaylak. He little knows . Hiç vakit kaybetmedi. otluk. 1. Elinden geleni yapt ı./Beni süzdü. i.. i. s.. Belasını arıyor. He had. i. riziko. anlaşılmaz. He has a bad name. i. Beni iyice inceledi. Kayk ılarak sandalyesini arkaya doğru yatırdı. He is welcome to come and go at his pleasure. alıç. dili Viskiyi buzlu içer. He numbers eighty years. He has turned seventy. have known better He should than to do it. tehlikeli. Adı kötüye çıkmış. kuru ot yığını. 2. s. 2. Toplantıyı canlandıran o idi. i. tınaz. İstediği zaman gelip gidebilir. s. . f. He suffered a violent death. He walks home to save carfare. Artık buraya gelmiyor. i. rizikolu. tınaz. i. 2. kuru ot. Bilmiyor ki . Ona vız gelir. He is past hope. 3. tehlike. sisli. Ümitsiz durumda. saman nezlesi. Kendinde de ğil. He gives you good value for your money. i. işportacılık yapmak.. atmaca. He doesn´t give a damn. samanlık. He didn´t let any grass grow under his feet. ela (göz). saman. Yaşı yetmişi geçti. zam. f. Diyelim ki bin dolar ı vardı. i. puslu. otluk. (kurutmak için) ot biçmek. f. otluk. pus. tehlikeye atmak. a thousand dollars. say. i./Yetmiş yaşına bastı./İplemez./Umurunda değil. şansa bırakmak.. ince duman. i. kestane rengi. He did what little he could./Kötü şöhreti var. He is not himself. Onun kafas ı çalışıyor. 2. kuru ot konulan parmakl ıklı raf/tekne. fındık ağacı. 1. He no longer comes here./Aklı başında biri. eril o. Ezilmekten zor kurtuldu. kafadan atmak. bulanık. k. otluk. belirsiz. Ödediğin para karşılığında sana iyi mal verir. He is riding for a fall. şahin. He has a good head on his shoulders. Ölümü korkunçtu. etmek. He treated me to a beer. He looked me through and through. He takes his whisky on the rocks.. s. He had better not. alıç. otu biçip kurutmak.. hafif sis. i. dumanlı.haw hawk hawk hawker hawthorn hay hay fever hay rack hayloft hayrick haystack haywire hazard hazard a guess hazardous haze hazel hazelnut hazy he He can´t see the woods for the trees. erkek: he-goat teke. kuru ot yığını. 2. şans. doğan. fındık. 1. He just missed being run over. Yol paras ından tasarruf etmek için eve yürüyerek gider. işportacı. Seksen ya şında. Yapmazsa daha iyi eder. 1. He said it in an unguarded moment. Boş bulunup ağzından kaçırdı. Bana bir bira ısmarladı. He tilted back in his chair. O işi yapmayacak kadar aklı olmalıydı. He was the life of the party.. Ayrıntılara takılıp kaldığı için durumu bir bütün olarak göremiyor. 1. tahmin s.

merkez büro. Onun imlas ı iyi. baş. head. burun. 2. 2. Prensip sahibi bir adam... z. i. off head start head up head wind headache headband headboard headdress header headfirst headgear heading headland headlight headline headlong headmaster headmistress head-on headphone headquarters headrest Heads or tails? headstrong headwaiter Başarılı bir adam olacak. 1. başlık. -in birincisi olmak: tepetaklak perende atma. i. başlık.. 1. He/She can stew in his/her own juice! he`d he`ll he`s He´s a good speller. -i iddia ediyor. coğr. başkan.He will amount to something.. 1. pruva rüzgâr ı. şlığı. i. balıklama (dalma). 4. O noktada onu mat ettim. bir şeyi engellemek. bir şeyin ilerlemesini engellemek. 2. 1. birini kösteklemek. baş belası. k ıs. 3. baş. z. He´s puffed up with pride. saç band ı. he would. i. baştan (çarpma). he will. dik başlı. oto. He´s a man of few words. 2. s.. dili Ne hali varsa görsün! k ıs. i. (biryer. 2. far. .. 1. pervas ızca. i. ön taraf. He´s an object of scorn. 2. kafa kafaya. apar topar. He´s a man of principle. birinin yolunu kesmek. i. k.o. baş ağrısı. 2. telefon/radyo kulaklığı. başı önde. 1. Az konu şan biri o. özel okul müdiresi. He will have it that . 2. kelle. bildiğini okuyan. he is. (yazıda) başlık. i. i. Ondan ba şkası yok mu bu dünyada? i. I had rather go. sayfa ba şlığı. i. başta olan. 1. Onun sonu iyi olmaz. ba şkanı. baş: Go to the olmak: Who heads argo şef. koltuk ba Yazı mı. He´s/She´s not the only fish in the sea! head head head honcho head over heels head over heels head over heels in love head s. k. 1. this outfit? Buran ın başkanı kim? 2. özel okul müdürü. He will not take nay. sakınmadan. i.t. inatç ı. he had. He will come to no good. baş. dili ba şkanlık etmek. bant. başbaşkanlığını yapmak/başkanı s. I had him there. birinin ilerlemesini engellemek. i. merkezde çalışanlar. karyolan ın başucundaki tahta. spor avantaj. başlık. i. 3. “Yok” sözünden anlamaz. şef. i. karargâh. k ıs. He´s always thinking about sex. Kibrinden geçilmiyor. sırılsıklam âşık. i. i. Aklı fikri sekste. off head s. f. Herkes onu hor görüyor. bak. he has. tura mı? s. balıklama. manşet. şef garson. 1. dert. bir şeyin yolunu kesmek. başkan: the head of the math department matematik bölümü başa ait. kafa. baş şeyin) taraf. z. Gitmeyi tercih ederdim. kumanda merkezi. burun buruna (çarpışma).

1. f. kümelemek. çarp ıcı (esans/içki). i. 2. insanları iyileştirdiğini öne süren kişi. ısı iletimi. 2. i. ısıtmak.. s. isilik. kafa tutan. s. tav. aile ocağı. sağlığa yararlı. yürek. haber almak. keder. işitme cihazı. sorguya çekmek. dili çok miktar. 4. 3. s. i.. ırmağı besleyen kaynaklar. yol alma. sonuna kadar dinlemek. duruşma. kalp krizi. samimi. kuvvetli. gönül. 4. s. s. merhametsiz. i. içten. kalp hastalığı. 2. söylenti. 5. acı. 1. k. iyileştirmek. dinlemek. i. içten. sağlıklı. i. inatçı. 2. çok acıklı. candan. s. ısınmak. ifadesini almak. kalp nakli. huk. celse.. i. sağlık belgesi. sağlığa yararlı. 7. 1. cenaze arabas ı. sağlığa yararlı. (heard) 1. yürekler acısı. spor eleme. sa ğlam. 2. ilerleme. -den haberi olmak. katkısız. i. k. 6. kasap. aç ık. dedikodu. 1. yürek parçalayıcı. yürek vuruşu. kalpsiz. yurt. (hediye/hakaret) ya ğdırmak. sağlıklı. doğal besin. cesaret. yürekten. f. sağlık sigortası. kalp. 2. şömine. isilik. işitim. . mide ekşimesinden dolayı yemek borusunda veya midede duyulan yanma hissi. s ıcaklık. öfke. f. candan. Hear! Hear! İng. sert. (marul. enerji. silah sesi işitmek. huk. yığmak. i. kalp yetmezliği. çoğ. 2. s. ocak. üzüntü.headwaters headway heady heal healer health health certificate health food health insurance health insurance health officer healthful healthy heap hear hear a shot hear of/about hear out heard hearing hearing aid hearsay hearsay evidence hearse heart heart attack heart disease heart failure heart transplant heartache heartbeat heartbreak heartbreaking heartburn hearten heartfelt hearth heartless heart-rending heartstrings heart-to-heart hearty heat heat heat conduction heat rash heat rash i. 8. tıb. kulak vermek. orta. can damar ı.işitmek. i. üfürükçü. sağlam. 2. 1. 1. iyileşmek. hear. 1. büyük acı veren kimse/şey.´nde) göbek. büyük ac ı/keder. oturum. merkez. işitme. 3. kalp ağrısı. çoğ. duymak. -i duymak. kuvvetli. kösnü.. 3. ac ımasız. sağlık memuru. başkalarından işitilerek öne sürülen delil. enginar v. hiddet. 1. 2. sağlık sigortası. 2. sağlıklı. kızışma.b. i. yürekten. yürek. ısı. 4. cesaretlendirmek. i. i. yığın. 1. 2. kulaklık. sağlık. i. f. s. büyük ac ı veren. 2. f. kalp atışı. 1. i. 3. s. can. 1. yüreklendirmek. eleme koşusu/yarışı. mektup almak. küme. dili kalabalık. bak. 5. öz. f. kuvvet.

i. pervas ız. ünlem. i. kaldırmak. eşek anırması. den. 2. anırma. büyük bir güçle atmak/f ırlatmak. üzgün. artmak. i. çok güzel. i. heyecanlı. i. telaşlı. yükseltmek. 2. kald ırma. çevirmek. soru yağmuruna tutmak. ağır su. kirpi. 2. kefere. sıcak dalgası. 2. boy. ağır. i. f. 2. sıkıştırmak. 5. kederli.then/--s) 1. rezistans. 3. yükselti.. çalı ile i. şiddetle. kızışık. 2. 2. 1. ağır sanayi. 3. oldukça a ğır. İbrani. 1. 4. hea. yükseltmek. i. s. ısıtıcı. cennet. süpürgeotuna benzer bir çal ı. cennet gibi. s. öfkeli. çevirmek. 1. s. i. 2. kâfir. yukarı kaldırmak. i. rüzgârı başa alıp gemiyi durdurmak. f. 1. 1. s. kâfir. ağırlık. eli ağır. önemseme. 3. argo Kahrolas ı. argo alçak herif. dayanıklı. sıcak dalgası. i. etrafına çalı dikmek. ökçe. do ğurmamış genç inek. k ızışmış. 1. süpürge çalısı. i. sık ağaçlardan/çalılardan oluşan çit. ağır sanayi. 2. ağır bir şekilde. kabartmak. dikkatsiz. 1. s. s. Tanrısal. kâfirler.. 1. hararetli (tartışma). 4. s. ilahi. Yisa!/Vira salpa! 1. ökçe takmak. art ırmak. fırlatma. f. z. ekilmiş çalılardan/ağaçlardan oluşan çit. dikkat. 5. içini çekmek. 2. ısıtıcı. . 2. sakar. dikkat etmek. süpürgeotu. gö ğe ilişkin. s. 2. 1. kâfirlere özgü. çekmek. 4. İbranice. çalı çit. göksel. önemsemek. (deniz) kabarmak. beceriksiz. s. 1. (konuşmacının) sözünü kesmek. i. soba. şiddet. elek. kuşatmak. 1. s. sarmak. doruk. çoğalmak. 1. fırın. 3. kuvvetli (yağmur/rüzgâr/fırtına). i. faça edip durmak. kalın (kar tabakas ı). f. gökcismi. s. iriyarı. şiddetli.heat stroke heat wave heat wave heated heater heath heathen heather heating heating coil heave heave heave a sigh Heave ho! heave to heaven heavenly heavenly body heavily heaviness heavy heavy guns heavy industry heavy industry heavy metals heavy water heavy-duty heavy-handed heavy-hearted heavyweight Hebrew heck heckle hectare hectic hedge hedgehog hedgerow heed heedless heehaw heel heel hefty heifer height heighten sıcak çarpması. i. f. 2. kim. 2. yükseklik. kuvvetli.. 2. ocak. 1. 3. s. s. çok miktarda (oy kullanımı). dili 1. 6. fundalık. (borsada) çok miktarda (alım ağır silahlar. ağır metaller. yeğinlik. ağır iş için elverişli. çoğaltmak. f. 3. ah çekmek. yükselmek. i. 2. 4. dinlemek. k. (--d/hove) 1. gökle ilgili. hektar. kaçamak cevap i. küffar. i. düve. 2. funda. topuk. (çoğ. 3. en yüksek nokta. ağırsıklet. i. ısıtma. bol.

i. etek. tavuk. antika. alelacele. i. i. 1.. savunmas ız. çırak. hemofili. çoğ. gelişigüzel. 2. f. kanama. ağıotu. kadın mirasçı. bot. ajur. hold. 2. buradan. i. i. 1. to help out help s. tıb.. dümen yekesi.. faydalı. bak. s. basur. bambulotu. tela şla. bundan sonra. kullanışlı. Yard ımcı katkıda bulunma. i. kask. bak. emoroit.. tolga. (kendi kendine servis yaparak) (yiyeceklerden) almak: He helped himself to a piece of the cake. ünlem İmdat! i. vır vır etmek. dolayısıyla. i.. bu nedenle. başının etini yemek. böyle. olmuyorsun. 1. bundan dolayı.. k ılıbık. i. apar topar. s. i. i. dır dır etmek. Alo. fayda etmek. yardımcı: You´re not being helpful. s. --ming) kıvırıp kenarını bastırmak. i. miğfer. savunmas ızlık. kendir. faydası olmak. 1. 2. i. Sana nas ıl yardım edeyim bilemiyorum. terz. tıb. i. Help! helper helpful helping helpless helplessness helter-skelter hem hem in/about hemisphere hemline hemlock hemoglobin hemophilia hemophiliac hemorrhage hemorrhoid hemp hemstitch hen hence henceforth henceforward hencoop henpeck henpecked hepatitis s. cehennem. berbat. dümenci. kenevir. Merhaba. i. yarıküre. z. ahçı. baskı... i. 2. i. i. korkunç. karmakarışık. (belirli bir zaman) sonra. kuşaktan kuşağa geçen değerli şey. yararlı.. dümen. (--med. çevirmek. s ıçandişi. yardımcı. z. 2. kalıtçı. z. içine almak. s. i.men (helmz´mîn) i.s.heinous heir heiress heirloom held helicopter heliotrope helium hell hellebore hellish hello helm helmet helmsman help help o. birine yard ım etmek: Can you help her out with her French? Fransızcasına yardım edebilir misin? Eleman aran ıyor. mirasç ı. çirkin. helyum. kötü. yard ım etmek. baldıran. katkıda bulunmak: I don´t see how I can help you. out Help wanted. dişi kuş. henceforth. ünlem 1. tıb. vâris. i.. i. kötü. 1. aciz.. helms. âciz. i. bundan z. 1. âcizlik. i. etek boyu. hemoglobin. elbise kenar ı. porsiyon. kuşatmak.o. s. yardımsever. . f. 3. Kekten bir dilim ald ı. kümes. iğrenç. 1. yardımda bulunmak. i. karaciğer iltihabı. den. yard ım etme. bot. hemofil. f. elbise veya paltonun etek kenar ı. ünlem Kahrolsun! i. f. s. hepatit. helikopter. i. muavin. 2. 2. çöpleme. i. tiksindirici. 2. tıb.

i. hereabouts hereafter hereby hereditary heredity herein heresy heretic heretical heretofore hereupon herewith heritage hermit hernia hero heroic heroical heroin heroine heroism heron herring hers herself hertz hesitant hesitantly hesitate zam.. güz. They hated her. gerçek boyutlarheroic. bitkisel. yemeklere tat vermek için kullan ılan bitki. dişil onunki. geldin mi? 3. s. hâkim olan felsefi/siyasi doktrinlere kar karşı olan kimse. s. buras ı. 1. i. herald herb herbal herbicide herbivore herbivorous Hercules Hercules´ allheal herd herd instinct herdsman here here and there Here goes! Here goes! Here you are. sürü içgüdüsü. münzevi. Başlıyoruz!/Haydi bakalım! 1. kabul olunmu ş doktrinlere karşı olan. 2. i. protokol görevlisi. i. hayvan sürüsü. bizzat. i. kahraman. onun: Take hers. i. kalıt. 2. bunun üzerine.. miras. bak. ayaktak ımı. Herkül.. f. (çoğ. dince kabul olunmu ş inançlara aykırı düşünce. dişil onu. 1. zam. otlardan yap ılan. 2. bununla. buraya. kadın kahraman. müjdeci. tereddütle. herds. ikircimli. i. ilişikte. buralarda. çoğ. kahraman. baş karakter. Ha. 1. kahraman. çavşır. çekinmek. He looked at her. duruksun. te şrifatçı. 1. ından çok büyük (heykel/resim). ikircikli. ringa. That´s hers. haber vermek. karars ız. herbisit.. kahramanlarla ilgili. bundan önce. hertz. gütmek. miras yoluyla geçen. onun: He loves her. İşte başlıyorum. i. bu vesile ile. Onu seviyor. al. z. Ondan nefret ettiler. otçul. İşte! z. 3. soyaçekim. Vicdanı kendisini rahatsız etti. kabul olunmu ş doktrinlereşı gelen düşünce. kalıtımsal. şimdiye kadar.her Her conscience pricked her. tereddüt etmek. çavşırotu. ilan etmek. kahramanlık. sürü. It pleased her. burada. 1. s.damnkendisi. z. That dişil goat of hers is eating zam. ona. bunun içinde. kavlıç. z. z. kendi. bunda. 2. i. edeb. sürü halinde gitmek. 2. z. balıkçıl. kal ıtsal. hertz/--es) fiz. O onun. i. Onun o kör olas ı keçisi i. 3. orada burada. i. Buyur. 2. avam. i. otçul hayvan. ileride. çoban. --es) 1. s. s. 2. ot. (çoğ. 1. 2. fıtık. şifalı bitki. duraksamak. ondan. i. i. yiğit. 2. i. z. 1. . dalalet. cesur. kahramanca. yabanc ı ot öldürücü. yaln ız başına yaşayan kimse.men (hırdz´mîn) i. kalıtım. irsi. 2. şurada burada. i. eroin.. 1. irsiyet. edeb. f. s. duraksayarak. haberci. i. bundan sonra. muazzam. san. zool. s. otlara ait. i. Onunkini al. topluluktan kaçan. z. z. f. tereddütlü. my roses. Ona bakt ı.

gizli. i. f. high fidelity. saklanmak. --es/hi. His/Her Highness. sesi çok do ğal bir şekilde verme. yontarak şekil vermek. heterojen. deri.hesitation heterogeneous heterophyte heterosexual hew hew down hew out hewn hexagon hey heyday HH hi hiatus hibernate hibernation hibiscus hiccough hiccup hick hickory hid hidden hide hide hide away hide out hide-and-seek hideaway hidebound hideous hide-out hiding-place hierarchical hierarchy hieroglyph hi-fi high high and low high density high fidelity high frequency high gear high jinks high jump high jump high latitudes i. ikircim. 1. 2.den) saklamak. 3. hide 2. hiyeroglif. coğr. yüksek. dar görü şlü. yüksek frekans. (polisten) saklanmak. f. geom. boş yer.. korkunç. iğrenç. açıklık. (--ed. kutuplara yak ın yerler. fasıla. kıro. her yerde. gizlenecek yer. hiccup. zula.. saklamak. k. lüks (ya şantı). bak. çingülü.tus) aralık. i. yüksek atlama. dili ta şralı. (ağacı) kesip devirmek. bak. in hiding sakl ı. zengin fakir. 5. f. 1. bilg. Hey! i. k ış uykusu. Merhaba! 2. hid. i. i. hıçkırık. kesmek. 1. eski kafalı. kutuplara yakın. gizlemek. f. tamasalak. s. yüksek atlama. 2.. gizlenmek. (çoğ. 4. s. i.. . sesi çok doğal bir şekilde veren (radyo/pikap/hoparlör). 2. kokmuş (et). i. hide 2. duraksama. saklambaç.. İng.. 3. yüksek yo ğunluk. saklanacak yer.. hideaway. i. 2. zahmetle meydana getirmek. hıçkırmak. bot. hewn) 1. altın çağ. i. hiyerarşik. karşı cinse ilgi duyan. s. balta ile kesmek. (hid. 1. en parlak dönem. kapal ı. 1. i. f.a. i. kendini be ğenmiş. s. yüce. hanzo. heteroseksüel. 8.. f. tiz. müz. f. s. en h ızlı vites. bak. 2. hayvan derisi. hew. k ıs. s. yarmak. kibirli.. altıgen. saklanmak. yüksek perdeden. s. ünlem 1. 2. i. çok çirkin. s. His Holiness. i. f.. 1. i. hödük. bak. Hey!/Baksana! 2. bak. 2. k ış uykusuna yatmak. i. ikircik.. A! i. ara. i. Haydi! 3. post. bak. oto. karya. i. hiyerarşi. 7. yatak. herkes. ünlem 1. cümbüş. yontmak. şamata. tereddüt. (polisten) saklanacak yer. 6.

yokuş. sinirli. i. met hareketi. dili ileri teknoloji. tepelik. daha yüksek. 2.. i. sinirleri gergin. 1. 2. çok. s.men (hay´weymîn) i. i. i. denizin kabarması. çoğ. uzun yürüyü ş yapmak. 2. güz. san. eşkıya. i. suyun azami kabarma noktas ı. 2. s. i. i. k. artırmak. -ebir şekilde. 2. -in iyi. i. lise. lise. i. i. (kamyon. . enginler. z. k. yücelik. (kamyon. anayol. 2. anayol. f.´ni durdurarak soyan) soyguncu.. 1. ekstra. high. s. kabarma. aç ık deniz. yüce gönüllü. çok tiz. yüksek kabartma. s. neşe. i. dağlık yer.way. -i vurgulamak. 1. 2. yüksek fiyat. kahkaha. i. uçak korsan ı.. s. (resimde) ışıklı bölüm. tren v. son derece.´ni) soymak. artış. 2. s. en üstün başarı düzeyi. i.b.. s. haydut. s. dili kaliteli. entelektüel. i. s. birinci s ınıf. yüksek yo ğunluklu.çok. (fiyatı) yükseltmek.high living high octane gasoline high places high point high price high relief high school high school high seas high tech high tide high tide highbrow highchair high-class high-density higher higher education high-grade highlands highlight highly high-minded highness high-pitched high-pressure high-rise highroad high-speed high-speed train high-strung high-tech high-water high-water mark highway highwayman hijack hijacker hike hiker hilarious hilarity hill hillside hilltop hilly hilt lüks hayat. tepe. (uçak/gemi) kaç ırmak. met zaman ı. zorla yapılan (satış). i. zorlayıcı. yüksek oktanlı benzin. 3. s. 3. 2. yüksek mertebeler. s. ilgi çekici olay. çokalt ını çizmek. s. gürültülü ve ne şeli. i. bayır. uzun ve çetin yürüyüş. 1. 1. yüksek (bina/apartman). 1. 1. üstün nitelikli. 1. doruk. tren v. kaliteli. k ılıç kabzası. yüksekö ğrenim. ta şkın. büyük h ızla giden. 2. f. hızlı tren. (eteğini) toplamak. met. dili ileri teknolojinin ürünleriyle donat ılmış/yapılmış. doruk. azami kabarma. uzun yürüyü ş yapan kimse. 2. yüksek bas ınç. parlak nokta. pek f. 2. 1. bilg. (yüksek) mama iskemlesi. 1. yükselme. çoğ. en önemli bölüm.. en önemli/heyecanlı nokta.. çok olumlu dikkati çekmek. met hali. 1. s. i. k. yamaç.b. s. i. 1. kabza. foto.

tarihi an. k. -i kiraya vermek. Tüyleri ürperdi. i. -i üstü kapal ı söylemek. kira ile tutmak.pot. hindmost. mente şe. k. Yüzünde büyük bir tebessüm vard ı. s. zam. anat. f. kira. geride olan. Papa Cenaplar ı. -e söz. (--er. His face became purple. kiralamak. s. Hinduizme özgü. i. f. ıslık çalarak yuhalamak. history. suaygırı. ücretle tutmak.).a. Hindu. 1. His heart is in the right place. zam. --most/--er. onun: I don´t want his. i. art. 1. reze. 2.him himself hind hind hind legs hind quarter hinder hindermost Hindi hindmost hindrance Hindu hinge hint hint at hinterland hip hipbone hippie hippo hippopotamus hire hire o. i. Ekselanslar ı. s. engellemek. 2. kalça. dili Ne varsa dilindedir.. i. Onunkini d ışarıya çıkar. f. kalça kemiği. Hintçe. s. k. His hair stood on end. bak. ıslık. dini Hinduizm olan kimse. bizzat. tıslama. His blood is up. i. i. k ıllı. s..mi (hîpıpat´ımay) i. -i ima etmek. dönüm noktas ı.most) arkadaki. engel. His face was wreathed in smiles.s. 2. en sondaki. onun kuvvetli taraf ı. Başı dönüyor. -i dokundurmak. His head is spinning. 2. dayanak noktası.. His eyes rested on it. birini ıslıklayarak sahneden kovmak.po. engelleme. ona. --es (hîpıpat´ımısız)/hip. tıslamak. tarihi. hippi. ücret. 2. 2. Öfkeden mosmor kesildi. i. eril onu. Patrik his. eril onunki. k ıs. off the stage hist histoid histology historian historic historic moment İyi niyetlidir. i. historical. historian. s. çoğ. menteşe takmak. bağlı olmak. f.. . 1. dini Hinduizm olan. Take his için kullanılır. dokubilim. Hindu. i. dili Baya ğı kızdı.o. 1. Onunkini istemiyorum. That dog´s Cenaplar ı (Ekümenik Patrik outside. çıtlatmak.. ıslıklamak. s. kendi. s. tüylü. ücretle çalışmak. 1. i. i. i. 1. zam. 1. karşı tarafta aynı yeri işgal eden kimse. dili suayg ırı. i. üstü kapalıdayanmak. i. tarihçi. O köpek onun. 2. etmek. iç bölge. 2. dokusal.. f. histoloji. en arkadaki. ima -i hissettirmek. His Holiness his opposite number his strong point His/Your Highness hiss hiss s.. saçlı sakallı. en gerideki. 1. dişi geyik. out hire out hirsute his His All Holiness His bark is worse than his bite. hinterlant. s. Gözleri ona dikildi. tarihsel. but (et). on/upon e ima. önemli. eril kendisi. arka ayaklar.

boğuk seslilik. otostopçu. argo şişeyi devirmek. i. 1. otostop yapmak. dili turnayı gözünden vurmak. k. etmek. tarihsel. istif. 2. 3. yerinde mec. argo 1. (hit. . kalleşlik etmek. i. i. to (atı) -e koşmak. 1. s. His/Her Majesty´s Service. beri yandaki. şuraya buraya. 2. isabet. adi -e bağlamak. f. s. k. dili yatmak. turnayı gözünden vurmak. bak. 4. ancak en önemli noktalara de ğinmek. His/Her Majesty´s Ship. engel. 1. --ting) 1. k. dili 1. 2. dili yola koyulmak. 2. i. hedefi vurmak. ip ile ba ğlamak. şimdiye kadar. ancak en önemli şeyleri görmek. dili (yiyecek/içecek) çok makbule geçmek. 2. z. ar ı kovanı. k. 2. beriki.şağı usulsüz olarak vurmak. rasgele bulmak. s. argo yatmak. k ır. boğukluk.. i. umulmad k. vuruş. 3. (birine) kahpelik 1. ağarmış. z. iliştirmek. isabet etmek. 2. biriktirilmiş şey. aksama. oraya buraya. tarihi. tepesi atmak. istifçi. ık bir anda başarı kazanmak. yataktan kalkmak. dili (bir şeyi arayan biri) aradığını bulmak/kendisini çok umutlandıran bir şeydili ineklemek. şimdiye dek. boğuk.. f. 3. 1. 3. 1. k. tıb. tahmini do ğru olmak. z. 2. bulmak. 1. tarihi roman. tarihle ilgili. ba ğlantı parçası. tam isabet kaydetmek. dili küplere binmek. haksızlık anlaşmak. ürtiker. stok etmek. i. i. uyuşmak. 1. büyük bir başarı kazanmak. kovan. çarpıp kaçan (şoför). k. s. vurmak. i. boğuk sesli. 1. biriktirmek. biriktirip saklayan kimse. istifçilik. volta. darbe. f. 1.historical historical novel historically history hit hit below the belt hit below the belt hit it off hit man hit one´s stride hit pay dirt hit the books hit the bottle hit the ceiling hit the deck hit the high spots hit the jackpot hit the jackpot hit the mark hit the nail on the head hit the roof hit the sack hit the sack/sack out hit the spot hit the trail hit upon hit-and-run hitch hitch on to hitch up hitchhike hitchhiker hither hither and thither/yon hitherto hive hives HMS hoard hoarder hoarding hoarfrost hoarhound hoarse hoarsely hoarseness hoary s. i. bağlamak. 2. k. takmak. ak. buraya. argo tepesi atmak. k. tarih. dili kiralık katil. etmek. istiflemek. söz. başarı. k. çarpmak. f. dili en yüksek h ıza/dereceye ulaşmak. tam bilmek. iki/bir seksen uzanmak. vurma. çekelemek. z. tarihe göre. 2. bir ileri bir geri. topallamak. 2. i. boks kemerden a 2. k ırağı. boğuk sesle. bağ. i. k ıs. horehound. 2. 4. yukarı çekmek. i. kurdeşen. taşı gediğine koymak. isabet ettirmek.

1. ileri sürmek. yük asansörü. 1. yularını elden bırakmamak. i. öne sürmek. yakla ştırmamak. oyun etmek. yakla şmamak. k. susmak. hold against hold aloof hold at bay hold by hold down hold forth hold good hold good hold in hold in contempt hold in esteem hold in leash hold in pledge hold incommunicado hold no brief for hold off hold on hold on to Hold on! hold one´s ground hold one´s own hold one´s own hold one´s peace hold one´s peace/tongue hold one´s tongue hold out hold out on one hold over hold s. (telefonda)-e tutunmak. k. şaka. topallamak. konu şmamak. arada mesafe b ırakmak. yetmek. dayanmak. 1. kimseyle görü ştürmemek. hor görmek. eski durumunu korumak. 1. aksama. aksayarak yürümek. i. dili (bir işi) yürütmek. 2. i. 1. 1. (bayrak) çekmek. 2. 3. büyük domuz. topallama. ertelemek. 4. 1. 3. ayak i. ilişki kurmamak. 2. inanmak. 2. zaptetmek.. geminin will this çocuğa (okulda) aynı sınıfı tekrarlatmak. almak: How 2. 2. tutmak. serseri. yukar ı kaldırmak. geçerli olmak. çapa. f. içinegemi ambar ı. rehin. f.o. 1. Elimi tut. f. saymak. 2. glass hold? Bu bardak ne kadar su i. dert. i. kalabalığı zaptetmek. argo ç ılgın. -i tutmak. k. i. köstek. b ırakmamak.hoax hobble hobby hobgoblin hobo hock hockey hodgepodge hoe hog hog wild hoist hold hold hold a child back a year hold a crowd back hold a postmortem hold a thing over s. dilini tutmak. back i. (başarısız bir durumu) ameliyat masasına yatırmak. i. dili dilini tutmak. tutmak: Hold my hand. işletmek. 2. i.o. gulyabani. 2. birinin ilerlemesini durdurmak/engellemek. türlü yemeği. karmakar ışık şey. 1. konu şmamak. rehin olarak tutmak. f. birinden gizlemek. (çoğ. rehine koymak. direnmek. zaptetmek. latife. k. 2. dili Dur!/Bekle! durumunu korumak. 3. beklemek. uzakta tutmak. süregelmek. -in taraftar ı olmamak. yukarı çekmek. yerini korumak. (held) 1. hile. uzun uzad ıya konuşmak. yaklaştırmamak. 1. dü şkü. 1. dili i. nutuk söylemek. --es/--s) 1. f. topal etmek. hakir görmek. ertelemek. özel zevk. ayak diremek. kösteklemek. gezici rençper. buka ğı. (suçu) -e yüklemek. geçerli olmak. devam etmek. hobi. aldatmak. dili tutmak. birini bir şey ile durmadan tehdit etmek. . bir şey söylememek. hokey. tutmak. 2. başkalarıyla görüşmesine izin vermemek. 4. sayg ı göstermek. 1. -in savunucusu olmamak. much wateriç tarafı. ifrit. i. çapalamak. boş gezenin boş kalfası. buka ğı vurmak. oyun. baskı altında tutmak. dayanmak. f. 2. 4. yersiz korku. uzak durmak. yüzüne vurmak. 2. aylak. 3. 2. önermek. 2. saplant ı. 3. 1. k.

aile oca ğı. i. kasanın anahtarı (birinde) olmak. from k. delmek. 3. telefonu kapatmamak. kira ile tutulmu ş arazi. k. çukur. 1. gösterişsiz. büyük yang ın. içinde bir şey saklanabilen nesne/kap: 2. 1. evde oturmayı tercih eden kimse. ev gibi. haykırmak. rahat. i. 1. hürmet. (birinin/bir kurulu şun sahip olduğu) i. İng. 2. cana yakın. 3. sade. in one´s arms hold s. candle holder şamdan. f. 4. üstünlüğünü korumak. egemen olmak. delik açmak. 1. anayurt. mukaddes. tatil. (hükümdara v. çirkin. eve özgü. basit. değişikliğe karşı olmak. İng. 1. korumak.. 3. tatil. s. çukur. oyuk. s. holding. 2. 1. İçişleri Bakanlığı. i. oyuk. i. dili geçerli olmak. kaldırmak. in high regard hold still hold sway hold the field hold the line hold the pass hold the purse strings of hold together hold up hold water hold with Hold your horses! holder holding holding company holdover holdup hole hole up holiday holidaymaker holiness Holland holler hollow hollow victory holly hollyhock holocaust holster holy Holy Scripture Holy Week homage home home base home economics Home Office home office home port Home Secretary homebody homeland homeless homelike homely birini kuca ğında tutmak. k. para (birinin) elinde olmak. gecikme. 1. ışmadan geçirilen süre. yardımda bulunmak. 2. . içine bir şey konulan nesne/kap. tutma. 4.. çukur. boşluktan gelen (ses). ev.t. yankı yapan. 1.. 2. kutsal. vatan. 2. boş başarı. birine/bir şeye saygı duymak. 4. geciktirmek. sahte. i. anavatan.. bir şeye yaramayan zafer. İng.o. içi bo ş. out oymak. delik. (ifade) tutarlı olmak. yurt. s. bağırış.´ne gösterilen) sayg ı. geçidi tutmak. tutmak. ayr ılmamak.o. 2. dili -den kalma bir şey/kimse. (şirketin) idare merkezi. ev ile ilgili. yortu günü. i. kutsiyet. arzetmek. i. i. 2. rahat. 2. i. 3. i. İçişleri Bakanı. memleket. 1. İng. kutsallık. 1. gülhatmi. f. İng. i. Hollanda. i. dili berbat yer.b. cigarette holder sigara ağızlığı. bot. çobanpüskülü. f. k. soygun. k. s. çökük. haykırış. imha. derin. i. saklanmak. Kitabı Mukaddes. 2. s. üs. İng. tabanca k ılıfı. i. yuva. 3. Paskalyadan önceki hafta. göstermek. kulp. 3. 3. i. ev ekonomisi. bayram günü. bir arada tutmak. yolunu kesip soymak. i. engellemek. 1. i. 5. içişlerine ait. dinlenmek için çaltatile çıkmış kimse. 2./s. tatil günü. dili ba ğırmak. s. hisseler/emlak/mülk/mallar.hold s. merkez. demirleme liman ı. k ıpırdamamak. bot. 1. 1. yalan. 2. bo şluk. evsiz. makul olmak. 2. dili Dur!/Bekle! i. evsiz barks ız. ile aynı fikirde olmak.

han ımeli. fahri. 1. adi bar. k ıs. 1. İng. let alone honor. evine/vatan ına dönmekte olan. Honduraslı. i. i. homojen. Honduraslı. ücretsiz yap ılan. dövüp kıvamına getirmek. s. i. s. i.a (anırer´iyı)/--s (anırer´iyımz) i. f. hilesiz. -i şereflendirmek. 1. onursal. dilb. dürüstlük. namus. 2. i. pavyon. f. homolog. vatan/ev hasreti çeken. türdeş. basit. katil. s. 1. 2. s. dili i. can ım. balayına çıkmak. 1. i. ün. sade. i. namuslu. namus. 1. dili sevgilim. nam.. ba ğdaşıklık. 1.. 3. türdeşlik. k ıs.i. homojenlik. ödev. gurbet çeken. kaz sesi çıkarmak. 1. evde yap ılmış. homojenle ştirmek.homemade homemaker homeroom homesick homesickness homespun homestead homeward homeward bound homeward bound homework homicide homogeneity homogeneous homogenise homogenize homogenized homogenizer homologous homonym homosexual Hon hon Honduran Honduras hone honest honestly honesty s. i. honorably. i. i. 2. cinayet. yabankazı sesi. (okulda) esas dershane. 2. klakson çalmak.rar. hon. adam öldürme. honey in the comb honeybee honeycomb honeymoon honeysuckle honk honky-tonk honor honor a debt honor roll honorable honorable mention honorable mention honorarium honorary i. s. Honduras. e şcinsel. Honduras. dürüst. iffet. Honesty. . 2. evde dokunmu ş. s. 1. şerefli. honorary. sahiden. 2. mansiyon. onda dürüstlük namına bir şey yoktu. z. s ıla hasreti. bal. f. (bono/çek) kabul edip karşılığını ödemek. k.. 2. i. 1. balarısı. ev kad ını. i. e şeref vermek. homojenize: homogenized milk homojenize süt. bak. ev ödevi. mansiyon. s. i. bot. z. f. şeref. i. ba ğdaşık. borcunu ödemek. 1. balayı. s. bilemek. i. şöhret. iftihar listesi. homojenle ştirici. Honorable. şılığında verilen para. memleket yolunda. e şadlı. gerçekten. i. 2. i. f. was not Şeref şöyle dursun.. klakson sesi.o. eve do ğru. 1. 2. s. homogenize.. s. dürüstçe. Dürüstlük en iyi yoldur. 2. serbest meslek sahibine hizmet kar2. gurbet çekme. i. (ballı/balsız) petek. f. f. ev ve eklentileri. k. onur. 2. Honduras´a özgü. honey petek balı.. bağdaşık hale getirmek. in him. i. ücret. çoğ. Honesty is the best policy. homoseksüel. çiftlik ve eklentileri. hilesizce.

ümitsiz.. down hoover hooves hop hop hope hope against hope hope for the best hopeful hopefully hopeless hopper hopping mad hopping mad hopscotch horde horehound horizon horizontal hormone horn i. tutmak. k. 2. bak. f. 3. dili çok öfkeli. f. i. çemberlemek. i. 2... ile ilişki kurmak. fahi şe. çengelsi. i. yaya gitmek. 2. hurrah. olta ile (balık) tutmak. köpekayası. k.. İng. i. ile evlenmek. çoğ. bak. 1.o. oldu ğu gibi: He swallowed my story hook. i. başi kopça. 1. ümitli. bot. kabadayı. (bayku ş) ötmek. i.. f. 1. 1. 2. elektrikli süpürge. birleştirmek.. bak. i. oto. 1. line and sinker hooka hookah hooked hooked nose hooker hooky hooligan hoop hoopoe hoopoo hooray hoot hoot of laughter hoot s. f. her şeye rağmen ümitli olmak. yeraltı f. 1. 3. köpürmüş. i. f.2. İng. zool. 2. hookah. kah kah gülmek. 1. i. --s (hûfs)/hooves (huvz) i. zool. dili orospu.. seksek oyunu. bak. 1. Upupa epops. toynak. ümit.. k.. dili tamamen. ümit etmek. İng. honorable. taban tepmek. çengel ile yakalamak. i. argo 1. vapur/tren/sis düdüğü için) ötüş. Masalımı i. çevren. kabadayı. 1. müz. motor kapağı. sekme. k. s ıçramak. hormon. i. honor. çalmak. z. dünyasından biri. çember. s. olduğu gibi yuttu. kabadayı. nargile. sarp ın. hoof. köpekotu. kaput. kalabal ık. f. (--ped.. hayırlısı demek. sıçrama. s. çengel şekline sokmak. 1. kukuleta. ba şlık. orak. i. İng. şerbetçiotu. i. dans etmek. hoopoe. birini yuhalayarak susturmak. kara ısırgan.. çekmek. i. hüthüt. umutsuz. k. 2. korna. i. 3. boru.. elektrikli süpürge ile temizlemek. ünlem. yatay. k. 2. 2. boynuz. dili in şallah. çengelli. umut. ummak. 4. ümitle. horda. 1. i. kahkaha. kanca. korna. i. İng. f. patırtı. ümit vermeyen. dili şamata. ümit verici. i. i.. (bayku ş. dili 1. kasnak. i. f. çavu şkuşu. silo. yatay düzlem/çizgi. line and sinker. s. --ping) sekmek. s. ufuk.. 2. dili çok k ızmış. gaga burun. bak. çoğ. 3.. f.. (korna. 2.honour honourable hood hoodlum hoodwink hoof hoof it hoo-ha hook hook and eye hook up hook up with hook. çengel şeklindeki. kancayla ba ğlamak. ibibik. 1. i.. kopça. i. . 1. i. i. 2. k. çengel. 2. vapur/tren/sis düdüğü) ötmek. yeraltı dünyasından biri. dili uçuş. 2. k. 2... bak. göz boyamak. s. erkek ve di ğlamak. uçak seferi. klakson. i. dili serseri. aldatmak. k.

bakla. ihalde. 2.. dehşet. 1. f. s. hoyratlık. çok kötü. beygir. öğüt veren. 1. sunucu. 1. i. i. i. ölümcül hastalar ın ölene kadar bakıldığı s. çok s. çorapçı. mensucat. beygir. misafirperverlik. çok kaba kötü. bahçecilik. i. yüreklendirici.. bak. at s ırtı.. çok kaba ve kırıcı. mak. argo seks yapma arzusuyla yan ıp tutuşan. f.. i. i. 1. i. tutak. çokluk. (ekmek ve şarap ayinindeki) ekmek. 1. --ping) kamçılamak. 1. i. nal şeklinde şey. 2. 1. zayiçe.. abazan. i. kamç ı. dili çok kötü. gayret verici. i.horn of plenty hornbeam hornet horns of a dilemma horny horoscope horrendous horrible horribly horrid horridly horrific horrify horror hors d'oeuvre horse horse chestnut horse mackerel horseback horsebean horsehair horseman horsemanship horseplay horsepower horseradish horseshoe horsewhip hort hortative hortatory horticulture hose hose hosier hosiery hospice hospitable hospital hospitalise hospitality hospitalize Host host host hostage hostel bereket boynuzu. iğrenç. i. k. beygirgücü. --s) hortum.. mensucat fabrikası. atkestanesi. istavrit. horse. nasihat dolu. (--ped. i. i. deh şet verici. at nalı. k. gürgen. bak. at. s. s. z.. at kılından dokunmuş kumaş. i. i. i. teşvik edici. çok kaba ve k ırıcı dili şekilde. 2.men (hôrs´mîn) i. korkunç. korkutmak. bakımevi. korkunç/dehşetli bir şekilde. çok fena. 2. binicilik. i. 2. 4. k. dehşetli. i. s. ev sahipli ği yapmak. 2. Fr.. 1. 3. k. ğırlamak. i. çorap fabrikas ı. i. abaza. nal ile oynanılan oyun. dehşete düşüren. 2. 3. çoraplar. davet veren kimse. berbat. i. horticulture. çok kötü. fena ğrenç. korkunç. 2. Hrist. bot. i. 3. f. ordövr. 2. i. çoğ. kırbaç. konuk etmek. ırlı. çok fena. k ıs. 2. rehine. konukseverlik. süvari. ve k ırıcı. 1. çok fena. boynuzlu. 1. ev sahibi. sunuculuk yapmak. korku. spor atlama beygiri. hose) çorap. dili çok kötü. dili korkunç. konuksever. 2. f. 2. a şırı bir şekilde.. çerez. birinin seçilmesi gereken iki güç seçenek. dili çok kötü. (çoğ. i. nasyıldız falı. çok fena. 2. çoğ. korkunç. öğrenci yurdu. binici. hastaneye yatırmak. İng. meze. i. ikramc ılık. çiçekçilik. yılgı. genç turistler için ucuz otel. z. 3. a kalabalık. f. 2. İng. korkunç. davet vermek. at k ılı. s. hospitalize. bahç ıvanlık. bir 1. k. hastane. 1. eşek şakası. bayırturpu. İng. (çoğ. çok kaba ve k ırıcı bir şekilde. hortative. . ikramc ı. 3. 1. özellikle rahipler/rahibeler taraf ından idare edilen misafirhane/yurt. i.. i. s. k. dili berbat. misafirperver. 1. büyük e şekarısı.

hostes. atmasyon. saat. i.. 2. alçak herif. derme çatma şey.b. s. aile reisi. i. z. silahlı çatışmalar. i. ev. 2. s.). limonluk. ev k ıyafeti. k. s. yeni. dili peşini bırakmamak. ev sahibesi. 1. tazı ile ava gitmek.). 4. konut sitesi. 2. i. şiddetli.men (haus´mîn) i. dikiş kutusu. i. aile. i. hodgepodge. İng. (evde temizlik v. taze (haber v. s ıcak. camekânda bulunan gübreli toprak. house. i. acı biber. Hükümet s ığınmacıları çadırlara yerleştirdi. tazı. sert. stajyer doktor. i. 1. k. çabuk k ızan kimse. 2. 4.. her zaman cevap veren imdat telefonu. 1. çoğ. ev halk ı. pencerekırlangıcı. i. bak. sosisli sandviç. çatı. b. ser. house. kutu. f. 4. i. i.wives (h^z´îfs) İng. i. barındırmak. her gün kullan ılan kelime. 1. bu sosisle yapılan sandviç. 1. gen. işleri yapan erkek) hizmetkâr. çoğ. i. sabahlık (giysi). 6. kum saati. 2.wives (haus´wayvz) ev hanımı. konsomatris. av köpeği. . 1. ev işi. 1. i. i. 3. 2. 4. i. i. ev sahibi. iskân. ev idaresi. elektrikli ocak. bir çe şit sosis. yerleştirmek: The government housed the refugees in tents. düşman. i. 5. elektrik oca ğı. mak. s. ev hırsızı. ev halk ı. karter: clutch housing debriyajkonutlar. saatte bir. i. i. house. (saatte) akrep. yüksek gerilimli ak ım taşıyan (tel). sera. yeni bir eve ta şınmanın kutlanışı. düşmanca. 5. martaval. (hastalık v. izlemek. saat ba şı. 1. 1. kâhya kad ın. i. bak. 1. aile. 3. radyoaktif. dayanıksız iş. -de bulunmak: That ev köpe ği. sütlü kakao.b. saldırgan. (--ter. öfkeli kimse. hot-water bottle sıcak su torbası. düşmanlık. f. --test) 1. (fesat/kötülük/huzursuzluk) kaynağı/yuvası.. barınacak yer. vakit. i. İng. eve ait. zaman. dam. 2. kaplıca. ticarethane. toplu karteri. 6. 2. heave. 2. 2. acı (biber v. barındırma. gece yatısına gelen misafir. tiyatro. 2.b. 2. 3. kızgın. (h^z´îf).h. 1. nedeniyle) evde hapis olan. 2. bak. çoğ. 1. hanedan. garson kad ın. direkt telefon hatt ı (özellikle devlet başkanları arasında). i. 1. evk ırlangıcı.hostess hostile hostility hot hot air hot chocolate hot dog hot line hot pepper hot plate hot spring hotbed hot-blooded hotchpot hotchpotch hotel hothead hothouse hound hour hour hand hourglass hourly house house house dog house martin house of cards housebound housebreaker housecoat housedress houseguest household household word householder housekeeper housekeeping houseman housetop housewarming housewife housework housing housing estate housing project hove i. otel. 2. konutlar. hükümet meclisi. buyot. çoğ. (cinsel aç ıdan) ateşli. dili it. i. argo bo ş laf. 1. 3. ev. f. çabuk parlayan (kimse). s. hodgepodge. 2.b. sosyal konutlar.

i.?: How ever did it come about? Nasıl oldu? Ne var ne yok?/Ne âlemdesiniz?/ İşler nasıl? Çok naziksiniz. k.. benimsemek. bununla birlikte. sar ılma. i. i. 1.). 2. renk. birbirine sokulup sarılmak. hour. i. f. ünlem 1. 2. k ıs.b. iriyar ı veşekilde doğrulmak. --ging) 1.. etrafında dolaşıp hovercraft. z. (--ged.. 1. bir tüccar. seyyar 2. 2. öfke: She left the room in a huff. 3. hurda gemi. bak. tereddüt etmek. kocaman. i. Çok şaşırtıcı. 1. i.´ne ait) kabuk. yaln ız. How about . k. 2. 3. Home Secretary. ancak. k. 3. f. jant kapa ğı. budalaca yanl ışlık. k ıs. fazla hareket etmeden üzerinde ve etraf ında uçmak. dili gülünç hata. i. uluma. f ıstık. k ıs. ne kadar: No matter how much I try. i.´nin) kabuğunu . başlıca amacı para kazanmak olan kimse. 1. dili. sımsıkı tutmak. 1. 2... dili Niye?/Nas ıl olur? Diğerlerine göre nasıldı o? Nasılsınız? Nasılsınız? Nasıl . How much money do you Niçin?/Nas uğraşayım. Ne kadar uğraşırsam ıl olabilir? yine de yapamam. (içini ç ıkarmak için) (ceviz. 2. 2. 3. dili merhaba. high pressure. fıstık. (ceviz. Ne? 2. dev gibi. de ğil mi? 2.. Headquarters. 1.. nargile. nas ıl: How did it happen? Nasıl oldu? How will he do this? Bunu nasıl yapacak? How does it work? Nas ıl çalışıyor? 2. (renk için) ton. kucaklamak. nasıl. değil mi? 3. 2. i. bağrışma. i. horsepower. k. ulumak. çok büyük ve kaba gemi. 3. bak. oto. Çok güzel. araya ıkışmak. tür. 1. f. tekne (geminin temel bölümü). Çok ilginç. aç ık ağıl. i.hovel hover Hovercraft hovercraft how How about it? How about that? How are you? How come? How did he measure up? How do you do? How do you do? How ever . ne kadar: How long must Ne dersiniz? 1.? (1).. tekerlek göbe ği. s.. 2.... e ş. iri ve hantal kimse/ şey. 1. şamata. k ıs. lenduha s. İşler nasıl gidiyor? ünlem. inlemek. poyra. f. değil mi? 4. Çok kötü. çe şit. i. Hışımla odayı terketti. de ğil mi? Nasılsınız? k.! (Küçümseme belirtir. sar ılmak. i. k ıs. kucaklama. z. (of) merkez. ne kadar. bağrış çağrış. derme çatma ev. 1. durmak.. i. i. hours. heat. 1. dili koca. up hantal bir hantal.? How´s it going? howdy however howl howler HP HQ hr hrs HS ht hub hubble-bubble hubbub hubby hubcap huckleberry huckster huddle hue hue hue and cry huff hug huge huh hulk hulking hull i. height. i. kamburüzüm. f.b. den.? How goes it?/How is it going? How good of you! how much How so? How´s about . k ıs. 2. I just can´t do it. bağrına basmak. bezelye v. i.). . 1. hoverkraft.s3. ama.. f. high school. (tahta) baraka. k ızgınlık. muazzam. bezelye v. hayhuy. 1. gibi. sat ıcı. reklamc ı (Küçümseme belirtir. curcuna. inleme. Ne olacak.

3. s. şakacı. i. 1. kambur s ırt. 2.. olağanüstü şey/kimse: That was one humdinger of a storm! O ne fırtınaydı öyle! s. 2.o. dili sezinleme. hörgüç. insana yak ışan bir şekilde. ayak i..). insan haklar ı. f. resources insan kaynaklar ı. yaş. argo çok büyük. k. binmek. Hım! (Kuşku belirtir. mizah. kambur. kaprisine boyun e ğmek. sezinleyi ş. f. utandırma.hullabaloo hum hum human human being human nature human rights humane humanely humanism humanist humanitarian humanity humankind humanly humble humble apology humble s. i. s ırtını kamburlaştırmak. saçma. Büroda herkes ar ıinsan s.. insano insaniyet. insanlık. 1.´s pride humbleness humbly humbug humdinger humdrum humid humidifier humidify humidity humidness humiliate humiliation humility hummingbird humongous humor humorist humorous humour hump humpback humpbacked humph humus hunch hunch one´s shoulders/back hunch over hunchback hunchbacked i. sinekku şu. insanlara yard ım etmek isteyen. 1. İng. --ming) 1. i. k. (--med. 1. çok utandırmak. zırva.. hümanizm. tabiat. tevazu ile. i. monoton. kibrini kırmak. sezinme. humor. (şarkı) mırıldamak. dolap. humus. küçük dü şürmek. içedoğuş. huy. s. yalan dolan. güldürü. 4. insanca. i. insan olarak. 6. ünlem H ım . hakir. H ıh! (Bir şeyin/birinin hiç beğenilmediğini belirtir. rutubetli. insanlık. i. insanoğlu. keyif.).. i. s. i. mütevaz ı. s. tümsek yer. vuruşmak. komik. z. içedoğma. f. bak. i. f. faaliyette olmak: The office insan tabiatı. sahtekârl ık. hayhuy. 2. 3. alçakgönüllülük. rutubetlendirici. burnunu k ırmak. f. küçük dü şürme. 4. nemlendirmek. insan. birinin kibrini k ırmak. kambur durmak. insanoğlu. yeknesak. z. 3. alçakgönüllülük. kambur s ırt. insan sevgisi. insani.. rezil etmek. 2. güldürü yazarı. ünlem 1. 1. 2./Hı . sezinti. humidity. f. alçakgönüllülükle özür dileme. i. velvele. kambur kimse. hümanist. insanlığa yakışan. 3. i. insanlara yardım etmek isteyen kimse. kapris. bak. insani. 2. İng. i. s. nüktedan. gülünç. v ızıldamak. yavan. insan kalabalığı.). komiklik. sikmek. insanca. 2.. i. -in üstüne abanmak. ğlu. argo sikişmek. gülünçlük. the z. s. k. pat ırtı. 2. i. 1. f. i. hile. 3. 2. tevazu. rutubet. i. sahtekâr. f. mizahi. s. insanlık. 1. s. nem. . 1. human beşer. i. i.. suyuna gitmek. s ıradan. human rights insan insan tabiatı. 2. tekdüze.. insanın doğasını oluşturan niteliklerin hepsi.. tevazu. nemli. mırıldanmak. üstünden/üzerinden geçmek. s. kocaman. kambur kimse. kambur. human psychology gibi psikolojisi. i. 3. insanc ılık. 2. rezil etme. dilibeşeri.. alçakgönüllü. gürültü. 1. kambur. (Düşündürücü bir durumla karşılaşınca söylenir. i. 5. nüktedanl ık.. tepe. nemlendirici. taşımak. bahç. i. alçakgönüllülükle. insani: human nature was humming. insanlık. âciz.

kapatmak. 1. bak. i. idareli kullanmak. k.o. eskimoköpe ği. f. (yarışlarda) engel. 1. -i çokık grevi. 2. yüz. 1. s. s. metrelik ko şu. kapç ık. (bazı tohum ve meyvelerde) (dış) kabuk. urağan. avc ılık. 1. engelli. dili iriyarı. s. bulmak. s. av atı/köpeği. m ısır başağının dış yaprakları. i. kuvvetle/h ızla fırlatmak/atmak/uçurmak. büyük bir arzuyla. hang 2. i. 1. for -i çok özlemek. susmalık. i. 2.. f. C).hundred hundredfold hundredth hung hung jury Hungarian Hungary hunger hunger strike hungrily hungry hunk hunt hunt down hunt out of season hunt up/out hunter hunting hunting season hurdle hurdle race hurdler hurdy-gurdy hurl hurrah hurray hurricane hurricane lamp hurried hurry Hurry up! hurt hurt one´s feelings hurt s. k ırıcı. avlamak. yüz kat. koca. yak ışıklı adam. for -i aramak. açl arzu etmek. güçlü kuvvetli kimse. . avlanmak. Macar. susmak. engelli yarış: high hurdles 1.´s feelings hurt s. susturmak. hat ırını kırmak. (mısır başağının) s. i. f. 3. savurmak. iri parça. f. k. ünlem Yaşa! f. engelci. dili çok gizli. (hurt) 1. yakalayıncaya kadar peşini bırakmamak. birinin gururunu k ırmak. yüzüncü. low hurdles 1. çiftçilik. boylu boslu. i. bir şeyin işe yaramayan dış kısmı. for -e duyulan büyük özlem/hasret. küfür v. yüksek engel. 2. büyük gizlilik. “Yaşa!” diye bağırmak. i. k. i. i. i. hızlandırmak. kararında oybirliğine varamayan jüri. açlık.. acele. 1. yüksek engelli 110 engelli/manialı koşu. 1. kasırga. yüzde bir. acı veren. f. f. 1. mania. kısık (ses). 1. i. 3. 1. 2. dili 1. av: hunting dog av köpeği. 3. hurrah. f. avc ı. ünlem. örtbas etmek. 1. 2. 3. av mevsimi d ışında avlanmak. -e susamak. çoğ. hunting knife av bıçağı. idarecilik.´ni) savurmak. aceleyle götürmek/getirmek. Macaristan. z. (tehdit. 2.. (bir uzva) zarar vermek. f. i. i. 2. (gelecek zamana kalmas ı için) kullanmamak. 2. i.´s pride hurtful hurtle husband husbandry hush hush money hush up Hush! hush-hush husk husky husky s. yağdırmak. av mevsimi.. güçlü kuvvetli. 2. acele ettirmek. bo ğuk. çabuklaştırmak.. asılı. i. kabuklu.o. yüz rakam ı (100. Acele et!/Çabuk ol!/Haydi! f. engelli ko şuya katılan yarışmacı. f. f. i. acele içinde olan. derin sessizlik. i. alçak engel. laterna. z. 1.. idareli kullanma. karn ı aç. ünlem Susun! s. aç.b. 2. 2. 1. f ırlatmak. 2. sus payı. hızla düşmek/yuvarlanmak. acele etmek. aramak. Macarca. 2. birini k ırmak/yaralamak. 1. acıkmış. 2. (bir uzvu) yaralamak/incitmek/zedelemek: Are you hurt? Sana bir şey oldu mu? Is gücendirmek. 3. uçmak. i. birinin onuruna/haysiyetine dokunmak. bak. yüz. rüzgâr feneri. arayıcı. s. gemici feneri. 2. i. as ılmış. s. maniacı. son sürat gitmek. s. i. yüz misli. 2. aceleyle yap ılan. s. açlıkla. 2. 3. yaralayıcı.

. hydrocephalus. f. i. bak. off to hustle s. hidrosfer. ko şuşturma. i. hidrokarbon. 1. i. s. klorhidrik. hibrit. 1. i. hybridize. subilim.. deniz otobüsü. hibrit. hileci. i. 2.hussy hustle hustle and bustle hustle s. i. hidrojen peroksit. hidrofobi. k. civelek kız. i. 2. hareketlilik. hidrosefali. f. melezleşme. tıb. f. i. hidrojen bombas ı. hidrobiyoloji. 1. suküre. bak.. suyuvar ı. iki ayağını bir pabuca sokmak... hidroklorik asit. birini apar topar (bir yere) sokmak. kim. i. dümenci. suya inebilen uçak. s. hidro-. önek suya ait. ko şuşturma.. bak. su içinde bitki yetiştirme. tıb. baraka. 3. hyena. İng. çok çalışan kimse. i. dili gözünü dört aç ıp çok çalışmak. melezlemek. i. su ile kar ıştırarak bileşik meydana getirmek. hidrometre. i. fındıkçı. hidroelektrik. subilimci. s. hidrat. su tedavisi. hidrolik. i. hidrodinamik. i. numaracı. i. melez hayvan/bitki. yangın musluğu. f. birini apar topar (bir yerden) ç ıkarmak.. su korkusu. i. hibritleşme.. suölçer. birini apar topar (bir yere) götürmek. i. hidrodinamik. i. tavşan kafesi. i. oksijenli su. melez. hidrolog. acele ettirmek. i. i.. i.. hidrolik. out of hustler hut hutch hyacinth hyaena hybrid hybridisation hybridise hybridization hybridize hydrangea hydrant hydrate hydraulic hydraulics hydrohydrobiology hydrocarbon hydrocephalic hydrocephalus hydrocephaly hydrochloric hydrochloric acid hydrodynamic hydrodynamics hydroelectric hydrofoil hydrogen hydrogen bomb hydrogen peroxide hydrologist hydrology hydrolysis hydromechanics hydrometer hydrophobia hydroplane hydroponics hydrosphere hydrotherapy hyena i. i. i. argo fahişe. hidroloji. hybridization. melezle şmek. hidroterapi.o. s. tıb. i.. çabuk olmak. argo üçkâ ğıtçı.. i. ortanca. i. bot. k. s. i. hidrosefal. into hustle s.o.. i. kulübe. i. hidroliz.o. hareketlilik. i. acele etmek. İng. sırtlan. hidrojen. bak. şırfıntı. dili gözünü dört aç ıp i. 2. sümbül. hidromekanik. s. deniz uça ğı. ahlaksız kadın.

enjeksiyon iğnesi. ipnotizmac ı.. f. geom. hipertermi. himen. enjektör iğnesi. iğne. tire. ilahi okuyarak kutlamak veya ifade etmek. i. enjektör.. i.e.. i. sa ğlıksal. bak... i.. İng. yüksek tansiyon... ilahi okumak. çoğ. i. ilahi. çoğ. tıb. s. f. s. varsayım. hipnoz. histeri. hipotansiyon. hipotetik. zufaotu. tıb.. 1. geom. farazi. ikiyüzlü. aşı iğnesi. sa ğlık bilgisi. önek aşırı.. f. hipotenüs. s. 2. bak. isteri. ipnotizma. s. hastalık hastası. 1. s. ilahi kitab ı. ikiyüzlülük. geom. çördükotu. i.. hipodermik. --e (haypır´bıli)/--s (haypır´bılız) i. geom. alerjik. i. anat. hiperboloidal. ikiyüzlü kimse. k ısa çizgi. higrometre. hijyenik. i. abartma. aşırı derecede eleştiren. geom. hastalık hastalığı.. uyu şturucu. uyutucu. ipnoz. mübala ğa. i. irileşim. tireli. yüksek. i. s.. enjektör. 2. i. i. hipertrofi. hiperboloit. f. z.ses (haypath´ısiz) i.poth. i. k ızlık zarı. i. i.. tıb. geom. i. hipnotizma. irileşme. iğne. f. s. hijyen. ipnotize etmek. tire ile birle ştirmek/ayırmak. enjektör şırıngası. i.. hiperbol. hiperbolik. varsayımlı olarak. s. s.hygiene hygienic hygrometer hygroscope hymen hymn hymnal hyperhyperbola hyperbole hyperbolic hyperbolic hyperbolical hyperbolical hyperboloid hyperboloidal hypercritical hypersensitive hypertension hyperthermia hypertrophy hyphen hyphenate hyphenated hypnosis hypnotic hypnotise hypnotism hypnotist hypnotize hypochondria hypochondriac hypocrisy hypocrite hypocritical hypodermic hypodermic needle hypodermic needle hypodermic syringe hypoglycemia hypotension hypotenuse hypothesis hypothetical hypothetically hyssop hysteria i. varsayımsal. s. irileşmek. hy. varsayımlı. 2. tıb. i. hipotez. i. tıb. 1. hyperbolic 2.. i. hypnotize. bak. i. 1. hiperboloit. hyperbolic 1. hipoglisemi. faraziye. hiper-. s. hipertansiyon. i. aşırı duyarlı. s. 2. i.. bot. i. . abartmalı. s. higroskop.

2./İşin içinden çıkamıyorum. Bana çok pahalıya mal oldu. I beg your pardon.: I to be like to Senden özür dilemek istiyorum. I don´t give a toot! I don´t like the sound of it. Romen rakamlar ı dizisinde 1 sayısı.. bak. Zannetmiyorum. I doubt whether .. Hiçbir fikrim yok. Kendi hesab ıma ben inanmıyorum. ılgınca. Onu tan ımakla iftihar ediyorum.nas ıl! Hem de I should say so! ./Keyfim yok.. Canım dinlenmek istiyor.. . Bana vız gelir./Umarım öyle olur. Bu sorunu çözebilece ğimi sanmıyorum. I seem to hear ...... z. I feel like resting. I don´t give a darn. 2. İng. hysterical. Hayret! . k. histerik. k. I have had enough of him. I don´t mind. zam. Kendimi gülümsemekten alamad ım. dili Bana ne!/Bana v ız gelir! k. I couldn´t help smiling. I can´t make head or tail of it. k.. Burama kadar geldi. san ırım. .. ben. deli gibi. Ben bile ku şkulanıyorum. I haven´t a penny to my name.. Yemin ederim!/Vallahi do ğru! 2. Fevkalade!/Harika! 2. dili Bana iyi bir şey gibi gelmiyor. i. dili 1. I don´t doubt that I don´t feel like myself.. Hiçbir şey anlayamıyorum. Çok minnettar ım.. I don´t think he´s all there. I promise you! I say .. dili Kula ğıma geldi.. isterik bir şekilde. İzi tozu yok. s. I paid through the nose for it... çoğ... I feel refreshed. have thought hershouldolder.! İng. bana kalırsa. işitir gibi oluyorum. I kind of expected it. I haven´t seen hide or hair of him.. 1. I myself am doubtful. diyebilirim ki. dili Dinle .!/Bak ... dili çok komik..!/Baksana won´t work. k. I for one I had better go. I heard it on the grapevine. İyi değilim. I can´t seem to solve this problem. ç k. 2. I say! s. Gitsem iyi olacak. I am proud to know him.. I promise you! Bu plan İng... kriz. benden söylemesi/sana söyleyeyim: This plan . istiyorum.. I am much obliged.: I should I should have to have known Daha yaşlı olduğunu zannederdim. Orası kesin! 3.. isteri krizi. Ondan hiçbir şey anlayamıyorum. Haydi yap bakalım. I should like . Affedersiniz. I should have liked . k... 1. Hiç ku şkum yok ki . .. İtirazım yok..../. dili Bence bir tahtas ı eksik. zannedersem. isterik.hysteric hysterical hysterically hysterically funny hysterics I I I shouldn´t think so.. belki. Kendime geldim. I for one do not believe it..: I should Onu tan ımış olmanızı isterdim. k. I can´t make heads or tails of it. Bunu biraz da bekliyordum. Benim için farketmez. I hope so. Hiç param yok. pek sanm ıyorum. have liked youthought . 1. dili çok komik: a hysterical joke çok komik bir şaka. İnşallah. I have no idea. I´d like to buy a novel. pek sanmam. I dare say I dare say I dare you.. 1. Roman almak tell you I´m sorry..

.. I´d sooner die! I´ll be buggered! I´ll be damned! I´ll be jiggered! I´ll come in a minute or two. İzlanda.. I swear . Korkarım haklısın. 1. I´ll do my level best. dili Üçkâğıda igeldim. Elimden geleni yapar ım. . İ. 2. Iceland Icelander Icelandic ID card If he hasn´t done it again! If I only knew! i..I should say so. k ıs. yine ayn ı şeyi yaptı. dili Vay anas ına! Bir iki dakikaya kadar gelece ğim. Bu vesileyle hepinize te şekkür etmek istiyorum. k ıs.. Gidiyorum artık./I Benzerini hiç görmedim./Herhalde./Bilmiyorum.. with them.. kimlik kartı.. k.. If it weren´t for you . dili Kellesini uçuraca ğım!/Derisini yüzeceğim! I´ve been had.. kimlik.. Kabul etmem. I want no more of it.. I am. İzlandalı. I think so. Bu kadar ı yeter..... Ne bileyim ben! Hiçbir bilgim yok. İzlanda´ya özgü. it... İşin ayrıntılarına girmeyeceğim. Zaten bunu bekliyordum. O geldiğinde ben gitmek üzereydim. Öyle zannediyordum ki . beğenmesen de. İzlandaca. . i./Herhalde. I thought as much. argo Pestilim çıktı!/Bittim! Aşağı tükürsem sakalım. Saçımı kestirmek istiyorum. I should think so. k ıs. I will/shall./Sözü uzatma. dili Be ğensen de bir. I´ll go Senin için farketmezse onlarla giderim. İzlandaca.. I will not labor the point.. 2. I treated myself to a new dress. Tanıştığımıza memnun oldum. 3. Keşke bilseydim! Siz olmasayd ınız . Ölmeyi tercih ederim! İng.. I would like to take this occasion to thank you all. Öyle zannediyorum. I would/should. s. I´ll go along now. i. I´m surprised at you.. dili Bu şe burnunu sokmazsan iyi olur! İng. argo Hay Allah! Olur şey değil!/Allah Allah! k. İzlandalı. İngiliz alfabesinin dokuzuncu harfi. I won´t hear of it. I´ll have his head/hide! I´ll thank you to keep out of this! I´m buggered! I´m on the horns of a dilemma. İzlanda. I would not know! I wouldn´t know. Burada kalmayı tercih ederim. If you don´t mind. i I`d I`ll I`m I`ve I´d just as soon stay here. Paraya k ıyıp kendime yeni bir elbise aldım. k./Bana öyle geliyordu ki ... k ıs. İş teklifimizi kabul etmek üzere.. I want a haircut./ İzin verirseniz . k. I was on the verge of leaving when he arrived. I. Müsaade ederseniz . I have.. like it you can lump If you don´t k. i./İzninizle . If it´s just the same to you. Yaptığına şaşırıyorum. I´m pleased to meet you. Öyle zannediyorum. I´ve half a notion to give you a Sana dayak atas ım geliyor! hiding! I´ve never seen the like of it. yukarı tükürsem bıyığım. Aşkolsun! I´ve a sinking feeling you´re right. I was under the impression that . never saw the likes of it. 1. 1. Hay Allah. 2. She is on the verge of accepting our job offer.. Bir sözü pekiştirmek için kullanılır: I swear I didn´t do it! Vallahi yapmadım! Öyle zannediyorum. I had../Hiç şaşırmadım...

mısır. İng. 2. i. 1. k ıs. mıısır unu. International Standard Book Number (Uluslararası Standart Kitap Numaras ı). İranlı. 1. Hintli. i. s. İnterpol. İrlandalı kadın. İran´a özgü. f. i. İslamlaşmak. tek s ıra (yürüyüş). It comes to the same thing. i. Hindistan. Hint-Avrupa dil ailesine ait. . İrlandalı. tar.chi./Göze güzel görünüyor.men (ay´rîşmîn) i. hintpirinci.. 1. hintsarısı. 1. s. Kızılderililere özgü. İslami. Iraklı. s. I. Irak´a özgü. İsrailli. i. Ba ğımsızlık Günü (4 Temmuz). Endonezya. i. Endonezya. k ıs. Endonezya´ya özgü. 2. Hint. İng. İrlanda. i. İslamlaştırmak. İç Moğolistan.rish. İrlandaca. İslam. İslam. İrlandalı. İsrail. Hindistan. s. i. Iraklı. Öyle mi? A. 2.B. 1. i. çoğ. 1. Çinhindi. 2. O bu işin adamı mı? k ıs. İrlandalı erkek. 1. i. hintfulü. Kızılderili. 2. s. Müslümanlık. International Labor Organization (Uluslararası Çalışma Örgütü). Göze hoş geliyor. Çinhindi. Kızılderili. 3. İranlı. s. çoğ. 3.. i. s. In. 1. i. k ıs. İslamize. İrlanda´ya özgü. İsrail.ILO IMF Indeed! Independence Day India India ink Indian Indian corn Indian file Indian hemp Indian lotus Indian meal Indian rice Indian summer Indian yellow Indochina Indochinese Indo-European Indo-European languages Indonesia Indonesian Inner Mongolia International Standard Book Number Internet Interpol IOU Iran Iranian Iraq Iraqi Ireland Irish Irish coffee Irish Gaelic Irishman Irishwoman Iron Curtain Is he the man for the job? ISBN Islam Islamic Islamise Islamize Israel Israeli It appeals to the eye. İrlandalı. 2. Irak. hintkeneviri. 2. I owe you size olan borcum. İndonezya. 4. Demirperde. İsrailli. İrlandaca. İrlandaca. Endonezyalı. Irak. Hintli. uluslararas ı standart kitap numarası. İslamiyet. 2. (çoğ. Hint-Avrupa dilleri. Müslüman.rish. i. İrlanda kahvesi. the International Monetary Fund (Uluslararası Para Fonu). f. İsrail´e özgü. Aynı kapıya çıkar. İran. s. Hindistan´a özgü. i. I. üstüne krem şantiyi konulan viskili ve şekerli kahve. s. bak. çini mürekkebi. Endonezyalı.D. Çinhindi´ne özgü.en (ay´rîşwîmîn) i. İng. i. K ızılderili. i. pastırma yazı. i.do.wom. İrlanda. Çinhintli. İran.nese) Çinhintli. borç senedi.

/Bana bir şey hatırlatıyor../Mesele onda de ğil.” tabii ki ... It´s about time! It´s all very well but . Aksilikler hep üst üste gelir. dili Yüzde yüz olacak bir şey!/Sağlam bir iş bu! Onun hayatta kalmas ı bir mucize. It leaves me cold. It´s anybody´s guess. It´s a real pity! It´s a sure thing! It´s a wonder she´s still alive... It is more than probable that ... It´s a bit thick of you to ask me to İng... It is an ill wind that blows nobody good. dili Çok kolay bir şey!/İşten bile değil! It´s a cinch! Yazıklar olsun! It´s a crying shame! It´s a deal! It´s a pleasure. Ne yapalım? Kısmet! Böyleydi.It dawned on me. It is rumored that ... Elimde de ğil. It was nothing of the kind! Kafama dank etti...). Hepsi iyi ho ş ama . Kısmen doğru. It looks like rain. Anlaştık! Benim için bir zevktir. Her işte bir hayır vardır. It serves him right! It serves him right! It stands to reason It stands to reason that . Kesin olarak kimse bilmiyor... Ona makul bir maa ş vermedikçe k... gibi görünüyor. Beni etkilemiyor. It´s become indispensable.. Müstahaktır!/Oh olsun! Müstahaktır!/Oh olsun!/Ettiğini buldu! (that) . Beş para etmez.. Sadece bir zaman meselesi./Galiba .. (with me)..... It still hasn´t penetrated.... Mantık diyor ki . Önemi yok./Rumor has it that . kitap v.´nde) diyor ki . Eskisi kadar işe yaramaz. It requires qualification. isn´t it? İyi ettiniz! (Cevaben söylenir. Bana zevk veriyor. dili Tan ıdık gibi geliyor. It makes no difference./Her şey iyi güzel de . 1. Saat bir buçuk. Hiç de öyle de ğildi! . It is beyond my power. It is usual to do so./Ho şuma gidiyor.. It gives me a kick../Farketmez. Artık eskidi. It has seen better days. dili Jeton hâlâ dü şmedi. It never rains but it pours. k. It is only a question of time. -e will..... -diği söyleniyor. Yağmur yağacağa benziyor. Allah verince ya ğdırır.. It is reported that . k. dili Benden bunu istemen biraz fazla.. neden gelmesin?” salary.. It is half past one... Farketmez. It makes my flesh creep.. Kuvvetle tahmin edilen bir şey için kullanılır: “Will she come?” “It stands to reason she göre “Gelecek mi?” “Tabii./Bana v ız gelir.. değil mi? do this. It seems as if/as though . . It would seem that ./Hiç hoş bir şey değil. It isn´t worth a farthing. Onun önemi yok.... It was just one of those things.. imi ş gibi. Yak ışık almaz. It doesn´t matter.. Sanki .).. Böyle yapmak âdettir.. Çok yazık! k... Büyük bir olas ılıkla ... Artık onsuz olmaz.. 2. It has seen better days. It isn´t done.. It was like this..: Unless you pay him a decent it stands to reason he won´t work hard. It´s a change for the better. k..b.. It is neither here nor there.. Söylentiye göre . Burada (gazete. It rings a bell It says here that ./. Tüylerimi ürpertiyor.. Nihayet! (Sitem belirtir.

s. (over/up) buzlanmak. It´s six of one and half a dozen of k. 1. dili Bundan sonras ı kolay. It´s not within her capacity. k. külah: She was eating an ice-cream cone./Şakaya gelmez. buzda ğı./Ha Ali Hoca. k. intrauterine device. isfilt. Fildişi Kıyılı. he won´t change his mind. ice-cream cone 1. haşimdi çok moda! O Hoca Ali. 1. i. etraf ı buzlarla çevrili (gemi). It´s just the thing! It´s my treat. buzul. Pek bir özelliği yok. üzerine krema sürmek. 1. O kadar pahalı ki kimse alamaz. It´s no joke. . It´s time for Sıra sende. dondurmayla dolu dondurma. i. It´s the rage these days! It´s time for school. 2. It´s not within reach. Okul zaman ı geldi. It´s no skin off my nose! It´s no wonder he took to drink. It´s high time. Fildişi Kıyılı. s. It´s no laughing matter. dili O bana göre de ğil. It´s your turn. k. Kapasitesi ona yetmez. buz pateni alan ı. 1. 1. 4. buz tutmuş (liman). k ıs. k. buzlarla kaplı. Tam vakti. buzk ıran. donmak. buzda dondurma külah ı. s. Saat bir. i. 2. karar ından vazgeçmiyor. 2. It´s nothing special. i. Olmuyor. Fildişi Kıyısı./Şakaya gelmez. It´s not humanly possible. 5. Kolay iş değil. İşin şakası yok.: It´s no go. 2. It´s outside the city proper. k.. f. uzun saplı tatlı kaşığı. It´s not my cup of tea. 3. dili Tam arad ığımız şey! Ben ısmarlıyorum. so ğutmak. Hiç anlayam ıyorum. İtalya.. s. Külah içinde dondurma küçük buz kalıbı. dili Bana ne! Kendini içkiye vermesi şaşılacak bir şey değil. dili Aralar ında hiç fark yok aslında. dondurmak. dili İnsanoğlu bunu yapamaz. It´s no go. üzerine krema sürülmü ş (pasta/kek). buzlu: iced tea buzlu çay. Fildişi Kıyısı´na özgü. buz.It´s Greek to me. İtalyanca. buz hokeyi. It´s one o'clock./Ahım şahım bir şey değil. 2. buzlu şerbetten yapılan tatlı. Italian Italy IUD Ivorian Ivory ice ice cream ice cube ice field ice hockey ice hockey ice pack ice pick ice rink iceberg icebound icebox icebreaker icecap ice-cold ice-cream soda iced iced-tea iced-tea spoon i. the other. aysberg. s. k. It´s plain sailing from here on. It´s prohibitively expensive. El altında değil./İkisi aynı kapıya çıkar. It´s no joke. i. s. buz gibi. 2. i. dili buzdolab ı./Yanına yaklaşılmaz./Zaman ı geldi de geçti bile. buz hokeyi. Aslında şehrin sınırları dışında. 2. İtalyan. i. i. Olmuyor. Şakaya gelmez. buz torbas ı./Şakası yok. 1. buz k ıracağı. üstüne soda dökülmü ş dondurma.

1. ikon k ırıcı. b. buz i. z. idealist. 3. ideoloji. (bir dilin) ifade tarzına uygun olarak. ideal. putperestlik. i. putperest.. s. with kendini (biriyle) . bak. fikir. mak. 1. kapl ı.h.. idil. i. (motor) rölantide/avarada çalışmak.. putlaştırmak. tuhaflık. ülkücülük. kar dişi.. i. bak. 1. pastoral. idolize. ikon. buz saça ğı. avara kasnağı. asılsız (söz/vaat/tehdit). with identity identity card identity crisis identity disk ideological ideologist ideology idiom idiomatic idiomatically idiosyncracy idiot idiotic idle idle away time idle hours idler idol idolater idolatry idolise idolize idyl idyll idyllic i. (biriyle) özdeşleşmek. ikonoklast. çok sevilen kimse/ şey. tar. s. i. 4. mükemmel. i.. 2. fels. idyll. ideolog. deyim. özdeş. i. f. ülkücü. . yerle şmiş inanç. ideal. buz. hüviyet. i. ikona. 1. 2. f. sanki bir idilden al ınmış. s. ayrıksılık. 3. s. buzlu. boş.. 1. ikonoklast.. i. i. geri zekâlı. şmiş inanç. i. saplantı. fels. z. i. tar. i. i. i. künye. kimlik kartı. idealize. s. mak. eksantriklik. işlemeyen (makine). i. ülküsel. a ğız. (bir dilin) ifade tarzına uygun. i. gelenek veya kurumlara karşı çıkma/saldırma. boş gezen kimse. ideal olarak.icicle icing icon iconoclasm iconoclast iconoclastic icy idea ideal idealise idealism idealist idealistic idealize ideally idée fixe identical identical twins identically identification tag identify identify s. s. tapınmak. 2. put. 2. i. boş vakit. idefiks. ideal. 2. aylak. bak. 1. ikon k ırıcı. buz gibi.t. ülkü. idilik. işsiz. yerle şmiş inanç.h. özdeş ikizler. ask. 2. ask. (bir gruba özgü) dil. 1.gelenek veya kurumlara karşı çıkan/saldıran kimse. (with/to) (ile) ayn ı. ruhb. s. (pasta ve kek üzerine sürülen) krema v. İng. 1. kimlik cüzdanı. sanem. i. i. yerleikonoklazm. idealle ştirmek. sabit fikir.. gelenek veya kurumlara karşı çıkan/saldıran. 1. ideolojik. boş (vakit). -in kim/ne/kimin oldu ğunu tespit etmek/saptamak/söylemek. ayn ı şekilde. 2. 1../s.. avara dişlisi. 2. tembel. f. birinin/bir şeyin özde ilgili olduğunu düşünmek. kimlik bunalımı. 1. 2. f. mat. f. (kolye zincirine tak ılı) künye. tar. dangalak. boşta.. 1. b. 2. s. mat.b.o. 2. geri zekâlı. dü şünce. s.h. ile şleştirmek. b. tabir.. kimlik. dangalak. f. aynen. idealist.. ikon k ırıcılık. 2. ülkücü. 5. 1. özde şlik. s. idealizm. saçak buzu. buz salkımı. tuhaf özellik. fels. 2. zaman öldürmek. z. İng.

yüz k ızartıcı. uğursuz. 2. bilgisiz. tutuşmak. bahts ız. tutu şma. tutuşturmak. eğer. oto. we rica ederim. s. huysuz. liveisterseniz. s. (worse. rahats ız. soysuz. bilgisizlikten ileri gelen. kültürsüz. i. s. olmazsa. hintkertenkelesi. oto. 1. bağ. alçak. cehalet. s. cahillik. hasta. zool. 1. düzensiz. kaba. zarar. şart. de ğilse. 2. sakıncalı. f. i. 1. s. bilgisizlik. huzursuz. kıvrımbağırsak. cimri. dili çok gerekirse. illegal. s. 2. okumam ış. en kötü ihtimal gerçekle şecek olursa/gerçekleşirse: If worst comes to worst. yanlış. 1. i. can always 2. yasad ışı. s. rezalet. s. şayet. uymayan. s. anat. okuma yazma bilmeyen. yakmak. Keşke bilseydim. 2. worst) 1. ateşlemek. bilmezlikten gelmek. cahil. id est yani. 2. kötü huylu. k. 1. haram. i.. 1.ie if if ever if need be if not if only if perchance if push comes to shove/if it comes to the push if worst comes to worst if you please iffy igneous ignite ignition ignition key ignition switch ignoble ignominious ignominy ignoramus ignorance ignorant ignore iguana ileum ilex ill ill at ease ill will ill will ill-adapted ill-advised ill-bred ill-disposed illegal illegibility illegible illegitimate ill-fated illiberal illicit illiterate ill-judged ill-mannered ill-natured illness illogical k ıs. alçaklık. talihsiz. yolsuz. pırnar. yanmak. alçakça. 3. eğer. oto. 2. i. keşke: If only I had known. terbiyesiz. s. f. terbiye görmemiş. ise. 2. yasad ışı. .e. yeşilmeşe. bilgisiz. ters. tutuşturma. s.. i. s.. En kötü ihtimal gerçekle şecek 1. belirsiz. 1. okunaks ızlık. 2. çoğ. kontak anahtar ı. bayağı. bot. i. i. Iguana iguana. s. namussuzca. boş vermek. dar görü şlü. okunaks ız. ateşleme. gayrime şru. s. iguana. 1.. çobanpüskülü. 3. 2. 1. fena. kara cahil. yanlış düşünülmüş/tasarlanmış. 1. 2. il. demek ki. kötü niyet. 2. kontak. s. s. k. püskürük (kütle). s. lütfen. mantığa aykırı. serke ş. s. ters. yanlış. yolsuz. kötülük. aksi takdirde. caiz olmayan. gerekirse. dili şüpheli. a şağılık. s. fenalık. i.a (îl´iyı) i. in the cave. p ırnal. ate şleme düzeninin açılıp kapanmasını sağlayan aygıt. s. pek bilgisi olmayan. 1. i. ateşleme tertibatı. mantıksız. şayet. hastalık. s. 2. evlilikdışı. ateş almak. kötü. cahil. ald ırmamak. içi rahat olmayan. husumet. şerefsiz. uygun olmayan. rahatsızlık. şayet. yasadışı.

i. 2. ünlü. s. imgelemek. s. i. şimdiki. 1. 2. içkinlik. 3. bahtı kara. fels. 1. yanılsama. kuruntu. 2.. illüzyon. illüstratör. 1. çok büyük olma. z. s. i. pek çok. 3. gelişmemiş. il. acil. 1. f. tasar ımlamak. toy. z. imaj. 1. z.ill-omened ill-starred ill-timed ill-treat illuminate illuminating illumination illusion illusive illusory illustrate illustration illustrative illustrator illustrious illuvium image imagery imaginable imaginary imagination imaginative imaginatively imagine imagism imagist imbalance imbecile imbecility imbibe imbue imitate imitation immaculate immaculately immanence immanent immaterial immature immaturity immeasurable immediate immediate cause immediately immense immensely immensity s. taklit. 2. ölçülemez. özümsemek. i. tertemiz. (bir şeye) doğrudan yol açan neden. gayet. uçsuz bucaks ız olma. . 4. imge. 2. s. 1. asılsız. 3. 1. 2. emmek. 2. olmamış. çizer. aptallık. sanmak. olgunla şmamış. 2. tertemiz bir şekilde. 2. mevsimsiz. 1. i. s. hayal gücü kuvvetli. görüntü. i. 3. so ğurmak. i. derhal. f. hayal. (kitabı/yazıyı) tezhip etmek. hayal. aydınlatmak.lu. i. çoğ. hayal etmek. s. hayal edilebilir. jeol. örnekleyen. imgesel. hayal ürünü. f. s. resimlemek. (birini/bir konuyu) ayd ınlatmak. konu d ışı. 1. 2. me şhur. 1. lekesiz. s. dengesizlik. 1. s. aldatıcı. put. 2. 3. örneklemek. haml ık. kapmak. taklidini yapmak.. şanlı. göz önüne getirilebilir. taklit etmek. 1. aptal. vakitsiz. önemsiz. i. (birini) örnek almak. betimleme. 1.a (îlu´viyı)/--s (îlu´viyımz) i. s. 3. uçsuz bucaks ız. taklit etme. ölçülemeyecek kadar büyük/çok. kusursuz. 3. i. s. tezhip. öğrenmek. i. lekesiz olarak. 2. tahmin edilemeyecek boyutlarda. imgecilik. şerefli. f. 2. aldatıcı. z. örnek. 1. i. iyi planlanmış. toyluk. s. ilüvyon. ışıklandırmak. ham. imgelem.vi. hayal gücüne dayanarak. s. f. f. illüstrasyon. 2. imgeci. çok büyük. sonsuz. s. 2. geri zekâlılık. 2.. 1. s. aydınlatıcı. do ğrudan doğruya. aydınlatma. zannetmek. 4. yakın. i. s. s. fels. s. i. 1. yarat ıcı. 2. kocaman. resim. i. hayali. i. uğursuz. talihsiz. olgun olmama. with (fikir) a şılamak.. içkin. hemen. 3. f. kötü davranmak. 1. geri zekâlı. hayal gücü. maddi olmayan.. 2. 2. hayal. 1. asılsız. içmek. 1. zamans ız. s.

i.. f. ateşli. f. huk. f. sabırsız. 2. şeytanın art ayağı. zayıflatmak. 2. paras ız. k. kızdırmak. dald ırma. s. (to) (-e) bildirmek. s. tarafs ız. ölümsüz. afacan çocuk. i. bak. ebedi. i. sabit. 3. s. s. s. s. i. 1. i. çıkmaz. . a şılmaz. from/to -den muaf. to -e vermek. vuru ş. sabit. elektrikli su ısıtıcısı. gayrimenkul. kazığa vurmak. yak ında olmasından korkulan. 2. s. k ımıldatılamaz. hareketsiz. yansızlık. muhacir. İng. f. s. 1. dişçi. i. hırslandırmak. kazıklamak. 2. f. kördüğüm. ölümsüzlük. immortalize. utanmaz. ölçüsüz. göç etme. 2. f. çene kemiğine kaynamış diş. bağışıklık. heyecanland ırmak. 2. İng. açık saçık. batma. to -e kar şı bağışık. değişmez. k ımıldayamaz duruma getirmek. yakın. f. ölümsüzle ştirmek. ta şınmaz.. İng. ahlaks ız. z. değişmez. 1. bak. bak. s. huk. 1. bozmak. dalma. sabırsızlık. kolay etkilenmez. suçlamak. i. ahlaka aykırı. f. etki. ahlaks ızlık. kusursuz. coşkulu. göçmen. sıkıştırmak. 2. 1. 4. f.. edepsiz. daldırmak. i. batırma. çarpışma. engellemek. duygularını açığa vurmayan. coşturmak. göç etmek. İng. s. pekiştirmek. 1. ars ız. s. f. 2. immunize. (against) (-e kar şı) bağışık kılmak.immerse immersed in thought immersion immersion heater immigrant immigrate immigration imminent immobile immobilise immobility immobilize immoderate immodest immoral immorality immortal immortalise immortality immortalize immovable immune immunise immunity immunize immutable imp impact impact impacted tooth impair impale impart impartial impartiality impassable impasse impassion impassioned impassive impatience impatient impatiently impeach impeccable impecunious impede f. immobilize. suya batırmak. 3. dalgın. 1. i. dili elektrikli su ısıtıcısı. yansız. yerinden oynamaz. s.. söylemek. i. heyecanlı. i. sabırsızlıkla.. i. f. f. kazığa oturtmak. 2. s. 3. ölümsüz varl ık. geçilmez. haddini bilmez. s. f. aşırı. tespit etmek.. ebedileştirmek. 1. s. 1. hareketsizlik. tez canlı. dokunulmazlık. çileden çıkarmak.. derin düşüncelere dalmış. i. açmaz. küçük şeytan. 1. tarafs ızlık. 2. f. sonsuz. k ımıldamaz. İng. geçit vermez. s. (devlet memurunu) mahkeme önünde suçland ırmak.

f. s. engel. s. taklit etmek. amansız (düşman).). sugeçirmez. s. aşılamak. 2. zorunluk. 1. f. sert. (taahhüt. küstahlık.´ni) dinlemez. söz. şiddet. to (su.farkedilmez. s.b. 4. hava v. f. 1. temkinli. i. mecburi. yayılımcı. on/upon -i etkilemek. 1. kaba. dilb. kusurlu. terbiyesiz. implantasyon. sır v. (öğüt. delinmez. eleştiri v. hissedilmez. s. 2. s. f. i. zorunlu şey. alet. içermek: Smoke implies fire. 2. s. 1. yürütme. 2. imparatora özgü. i. i. plan v. 1. yok olmaz. i. 3. yürürlü ğe koyma. to (ö ğüt. 3. i. s.´ne) kulak asmaz. şiddetli. çürümez. kaba bir şekilde. s.). 2. i. --ing/--ling) tehlikeye atmak. (bir şeyin içinde) saklı olan anlam. emperyalist. Allaha kar şı saygısız. dolaylı olarak s. engel. itmek. ağırbaşlı. s. s.b. -e işaret etmek. yalvarmak. 1. sevketmek. dolaylı tam. tıb.impediment impel impending impenetrable impenitence impenitent imperative imperceptible imperfect imperfection imperial imperialism imperialist imperialistic imperil imperious imperishable impermanent impermeable impersonal impersonate impersonation impertinence impertinency impertinent imperturbable impervious impetuous impetus impiety impinge impious implacable implant implant implantation implement implement implementation implicate implication implicit implicitly implore imply impolite impolitely i. (--ed/--led. 3. to (korku. keçisakalı. 1. i. geçirimsiz (toprak). tıb. belli belirsiz. güdü. eksiklik. dikmek. buyurgan. 2. i. f. dü şünmeden yapılan. pişman olmayan. olmama. 1. pişmanlık duymayan. kalıcı olmayan. çabuk. güç. 2. ifade anlaşılan. 1. impertinence. 1. taklit etme. karar v. i. 1. z. emperyalizm. s. 1. kesin: implicit trust tam güven. zorunlu. 1. girilmesi imkâns ız (kale). yerine getirme. 2. uygulamak. (--led. canland ırma. canland ırmak. 3. pişman 4. mâni. 2. nefret v. emretmeyi seven.b. implantasyon. 2. 5.´ni) yürürlü ğe koymak.. 1. s. araç. implantasyon yoluyla aşılamak/dikmek. i. terbiyesiz. imparatorluk sistemi. 2. 2. 1. s. 2. bak. beraberinde getirmek: z. dürtü. şahane. 2. istifini bozmayan. 1. 3. --ling) sürmek. emir. hava geçirmez. (yasa. uyarı. 1. s. münasebetsiz. 1. 2. 2. 2. pişmanlık duymama. 3. emir belirten. bitmemi ş bir eylemi gösteren (zaman/fiil). eleştiri v. i. i. amirane. . s. (birini) (olumsuz bir şeye) karıştırma. kişilikdışı. mim. 3. emperyalist. içinden geçilmez (orman).´ni) geçirmez. geçici. f. 2. (birini) (olumsuz bir şeye) karıştırmak. Duman ate şi içerir. 1. görülmez. 1. Allaha kar şı saygısızlık. saklı. olmas ı yakın. kişisel olmayan. to (ya ğmur/hava) geçirmez. eksik. (dolaylı olarak) göstermek. yayılımcı. yay ılımcılık. temsil etmek. 4.b. s. ima etmek. zor.zorunluluk. s. f.b. bozulmaz. s.olarak. akl ına sokmak. seçilmez. küstah.edilmeden anla şılan. i. münasebetsizlik. noksan. emreden. s. i. defolu. soğukkanlı. 2. tıb. 2. 1. 3. 3. aceleci. i. terbiyesizce..´ni) yerine getirmek. özür.b. hızlı. imparatorlu ğa ait. tamamıyla. 2. aplikasyon. çözülemeyen (sav. 2. f. dilb. yatıştırılmaz (öfke. nüfuz edilemeyen. f. 1.b. i. ima edilen. kusur.

olanaks ızlık. i. 4. i. 1. 2. 3. f. i. f. pratik olmayan. itibar. 4. s. isabetsiz. permi. etki. f. 1. 2. s. ithal malı. 1. 2. (on) 1. 4. çetin uygulanamaz. hapsetmek. 1. pratik olmayan. 1. damga. zayıf. iktidarsız (erkek). kabalık. imkânsızlık. ithalatç ı. izlenim. s. aşırı duyarlı. 1. olanaks ız. ithal etmek. i. s. nak şetmek. kim. 2. titiz olmayan. 2. 2. bak. empresyonist. 1. 7. önemli. on/upon akl ına sokmak. anlam. heybetli. ithalat kotas ı. i. haczetmek. önem.(yol). 1. güçsüz. s. 2. 1. güçsüzlük. 1. 2. empoze etmek. duyguları etkileyen. ısrarla istemek. 4. önem. 2. f. etkili. mim. yoksulla ştırmak. döllemek. i. 3. elverişsiz. izlenimci. beceriksiz. tartıya gelmez. etkileyici. 5. 3. vergi. damga. üzengita şı. etki. z. 2. (damga/mühür) basmak. i. 1. s. i. emprenye etmek. etki. d ışalım. 2. empresyonist. i. ithalat izni. 5. uygulanamaz. i. s. zahmet vermek. hapis.. 1. izlenimci. (zihnine) sokmak. yük. iktidars ızlık. s. (kitapta) yayınevinin adı. hassas. (fikir) a şılamak. hapsetme. kuvvetini kesmek. çok ısrarlı. s. 3. uygunsuz. impotence. izlenimcilik. (ceza) vermek. ithalat. i. s. (zorla) yüklemek. i. haks ız talep. z. 6. f. 1. 1. zorla kabul ettirme. 2. i.. 2. isteğinde çok ısrar eden. 6. ceza.impoliteness impolitic imponderable import import import duty import license/permit import permit import quota importance important importation importer imports and exports importunate importune impose imposing imposition impossibility impossible impossibly impost impost impostor impotence impotency impotent impound impoverish impracticable impractical imprecise impregnable impregnate impress impression impressionable impressionism impressionist impressionistic impressive impressively imprint imprint imprison imprisonment i. 2. (damga) basmak. âciz. i. zahmet. ithal izni. itibarl ı. 1. mantıksız. görkemli. i. f. kullanışsız. zorla kabul ettirmek. bask ı. kolayca etkilenen. 4. önceden kestirilemeyen etken. s. gebe b ırakmak. iz. 2. yap ılamaz. a ğıla kapamak. 2. şaşırtıcı derecede. izlenim. -e (vergi) koymak. with etkilemek. 3. nüfuzlu. geçilmez. 3. 1. s. ithalat ve ihracat. f. bask ı. imkânsız. 6. s. nüfuz. 4. 1. f. kanunen el koymak. empresyonizm. 5. özensiz. elverişsiz. zaptedilemez. 1. rahats ız etmek. sahtekâr. imkâns ız bir şekilde. 2. fakirleştirmek. 3. hile. (vergi) koyma. kesin olmayan. on/upon 1. etkileyici bir şekilde. doland ırıcı. ölçülemeyen. 3. ithalat vergisi. dikkatsiz. 2. emdirmek. kazan ılamaz. 2. terbiyesizlik. resim. harç. s. 2. yap ılamaz. i. f. i. 3. . ağırlığı olmayan.

dolambaçlı yoldan. Parasının hepsini peşinen ödeyebilirim.gözde. 2. sersem sepelek. düşünmeden. katışıklık. 3. 1. k. itki. ilerleme. aceleyle. ruhb. in the envelope zarf ın içinde. murdarl ık. çok hasta. k. k. düzeltme. 2. 1. gelişigüzel. 1. hazırlıksız olarak. peşin ve taksitsiz olarak: I can pay for it in a lump sum. i. ani bir istek. üstüne yıkmak. kötü bir durumda. 3. s. Put it in içine. i. tepisel. s. çabuk çabuk. i. 3. i. görev ba şında. saflığı bozan şey. cezadan muaf olma. 1. i. 2. mevsimi gelmiş. 1. yani. i. f. moda. düşüncesizce davranan. irticalen. çok moda olan. kolaylıkla. -de. sesini alçaltıp yükseltmeden. ihtiyats ız. arsızlık. s. itici güç. çirkin. 2. yıldırım hızıyla. 2. geli ştirme. 5. murdar. tehlikede. bir ç ırpıda. s. s. -da: olarak. atfetmek. 1. hazırlıksız. tedbirsiz. iç. -in karşılığı olarak: in acknowledgment of his years of service yıllarca verdiği hizmetin karşılığıin the box kutuda. -da. kar ışık. . kirli. ihtimal d ışı. gelişmek. ars ız. 1. piston. dolaylı olarak. katışkı.pocket. dolaylı yoldan. içine. olmayacak. çabucak. baştan savma. (bir şeyi) iyimser olarak (görmek). 2. 4. yetkili kişi. i. 3. k. f. bir anlamda. 2. yak ışıksız. pislik. 3. evde. tepi. 3. 3. dili büyük çapta. küstahlık. yola girmek: Özhan´s health is improving. 4. geliştirmek. içinde. dili karga şalık içinde. (hazırlık yapılmadan) o anda yapılan. 1. 3. kirlilik. 3. k. bir anlamda. anında uydurmak. tedbirsizlik. iffetsiz. edat 1. s. yüklemek. elinde. uygunsuz. doğaçtan. yalanc ı çıkarmak. z. karınca kararınca.improbable impromptu improper impropriety improve improvement improvise imprudence imprudent imprudent impudence impudent impugn impulse impulsive impulsively impunity impure impurity impute in acknowledgment of in in in in in a bad way in a big way in a breeze in a coon´s age in a daze in a ferment in a flash in a good light in a hurry in a jiffy in a lather in a lump sum in a manner of speaking in a monotone in a nutshell in a roundabout way in a sense in a slapdash manner in a small way in a small way in a state of undress in a trice s. k. -e. düzelmek. 5. ilerletmek. 1. içinde. 1. yabancı madde. doğaçtan/irticalen yapılan. s. 1. azıcık.içeride. 2. f. dili torpil. Cebine koy. s. monoton bir şekilde. your 2. dili 1. küstah. yoluna koymak. vermek. ihtiyats ızlık. gelişme. Özhan´ ın sağlığı düzeliyor. 2. 2. -a: içeriye. 1. doğaçtan çalmak. -de. düzeltmek. z. f. 1. pis. dili heyecanlı. 2. dili çoktand ır. içeri do ğru yönelen. düzelme. az ve öz olarak. tedbirsiz. hazırlıksız. iktidardaki. k. dili küçük çapta. katışık. 2. i. k. hemen. epeydir. ihtiyats ız. yüzsüzlük. 2. 2. yüzsüz. dili bir anda. çıplak. uygunsuzluk. uydurup yapmak. birdenbire. z.

dili heyecan içinde. -e nazaran. -e göre. meşgul. Ne olursa olsun sen olsun. toptan. ol. ne olursa olsun. zaten: In any case you couldn´t have herhalde. Gerekti ği takdirde geç vakte kadarcase of fire press this button. güpegündüz. her halükârda. -e yardım için. açık. özetle.in a twitter/all in a twitter in a way in a word in a/one body in absolute privacy in abundance in accord with in accordance with in actuality in addition to in advance in aid of in all in all in all probability in alphabetical order in an advisory capacity in and out in anticipation of in any case in any case in any event in any shape or form in apple-pie order in bad/ill repair in between in black and white in bloom in brief in broad daylight in broad daylight in bulk in camera in case in case of in case of emergency in cipher in cold blood in cold blood in command in commission in company with in comparison with in compliance with in concert in conclusion in conference k. dili yazılı olarak. 1. yararına. menfaatine. hepsi. in case of emergency acil durumda. bol/çok miktarda: There were pears in abundance. 2. çok düzenli bir şekilde. -e göre. -e ek olarak. 2. (bir şeyin gerçekleşebileceği) düşüncesiyle. her halde: In any case you be there. zaten: In hiçbir dinner. . 2. danışman olarak. i. -e uyarak. ne olursa olsun. 2. 1. sözü geçen. her halükârda. birlik içinde.I acted in accordance with your instructions. sefere hazır (gemi). huk. büyük bir ihtimalle/olas ılıkla. k. basın. hep birlikte/beraber. amir. son olarak. 2. 1. I can work late. k ılını kıpırdatmadan. gerçekten. tamamen aralar ında kalmak üzere. güpegündüz. kötü durumda. ile beraber. çiçek açm ış. şifreli. fazla olarak. çiçekte. işe hazır. acil bir durumda. ambalajsız. tamam ı. uyarı niteliğinde bülten/duyuru. sözün k ısası. Çok miktarda armut vardı. önde. toplam. pe şin olarak. 1. alfabetik sıraya göre. aralarında: two houses with a yard in between aralarında bir bahçe olan iki ev. Her halükârda Billur´un yeme ğinde görüşürüz. kâh d ışarıda. -e uygun olarak: Is this in accordance with your wishes? Bu isteklerinize hakikaten. alfabetik olarak dizilmi ş. gizli celsede. mucibince. soğukkanlılıkla. bir bak ıma. takdirde: In case it´s necessary. 2. Yang ın anında bu düğmeye halinde: In çalışabilirim. toplantıda. k ısaca. toplam olarak. ne olursa orada 1. göre mi? -e ilaveten. kâh içeride. her halde: In any event I´ll see you at Billur´sşekilde. ayr ıca. ileride. birlikte. uyum içinde. -e uygun olarak. 1.

2. dili iyi çok revaçta. ciddi olarak. şüpheli. kuşkulu. aceleyle. önünde: in front of the building binan ın önünde. formda. ayrıntılarıyla. -in taraftar ı. zor durumda. 3. tam çekilme durumunda. 1. iyi arkada şlarla. suçüstü. zamanla. 1. genel olarak. -e meydan okuyarak. biraz erken. 1. ile birlikte. yürürlükte. dili ba şı dertte. ile bir arada. ile ilgili olarak. çok eskiden. keyfi yerinde. tam zaman ında. ciddi. bundan sonra. 2. yokluğundan dolayı. süresi gelince. tehlikede. aslında. gerçekten. aslında. genellikle. cürmü me şhut halinde. doğrusu. ayrıntılı olarak. k. önde. henüz belli olmayan.in conjunction with in connection with in consequence of in danger in days of yore in deep water in deep water in default of in defiance of in despite of in detail in diameter in disrepair in doubt in due course in due course in duplicate in earnest in easy circumstances/on easy street in effect in excess of in fact in fact in favor of in fine fettle in flagrante delicto in flames in focus in front in front of in full retreat in full view in fun in future in general in good company in good faith in good repair in good season in good spirits in good time in good trim in great demand in great request in hand in harness in haste ile beraber. -e karşın. . sonucunda. tamire muhtaç. çap olarak. -in lehine. 2. aslında. durumda/vaziyette. çok. çok aranan. zamanı/vakti gelince. tam göz önünde. iki suret halinde. yokluğunda. şaşkınlık içinde. çok ra ğbette. varl ıklı. iş başında. z. sadece birinin sözüne güvenerek. 2. önceden belirlenen zamanda. -den fazla. tutulan. keyfi yerinde. -e ayk ırı olarak. hali vakti yerinde. 3. elde. alevler içinde. 1. tela şla. 1. bundan böyle. şakadan. nedeniyle. 2. zamanı gelince. -e rağmen. harap. 2. -i geçen. hazırlanmakta. k. -den yana. çok aranan. kontrol altında. iyi durumda. -i hiçe sayarak. iyi odaklanm ış. baya ğı. -in lehinde. 1. büyük ra ğbet gören. başı dertte. gerçekte. vaktinde.

2. bana göre. sapa. bana kalırsa. kesinlikle: He was in no way responsible. bir kerede. sözde. hiç. yol üstü olmayan. rehinde. derhal. ufak çapta. şerefine. çabucak. 1. hemen. eli kelepçeli. ebediyen. ta ki. other words aram ızda. daima. hayatı tehlikede. k ısmen. nüfuzu altında. bana kalırsa. kendisi. kan ımca. bana göre. 2. hareket halinde. -in hatırasına. şahsen. minyatür. zincire vurulmu ş. -in anısına. 1. 2. -e bedel olarak. out of the way in nothing flat in one go in one sense in one´s mind´s eye in one´s pocket in one´s spare time in operation in order that in order that in order to in in in in kendi çevresinde. k. O hiçbir şekilde sorumlu değildi. -e aday. çabucac ık. demek. our midst k ısmen. idam de ğil. sert bir şekilde/açıkça (söylemek). bizzat. kafas ında. -in yerine. şansı açık. bir seferde: He drank all the beer in one go. k ısım kısım. yer yer. bana göre. kanımca. talihli. al ışılmışın dışında. birbirine girmiş. dili çok çabuk. -sin diye: in order that he may see görsün diye. rehinde. 1. avucunun içinde. in particular in parts in passing in patches in pawn in perpetuity in person . tesadüfen. geçerken. -i taklit ederek. bizatihi: In itself it´s not a problem. ismen. boş vaktinde: Do it in your spare time! Onu boş vaktinde yap! yürürlükte. diye. parça parça.bir taraftan. hayalinde. özünde. Kendi ba şına bir problem cezas ı tehlikesiyle karşı karşıya. bir anlamda. bence. için: in order to see görmek için. yani. şaka olarak. çok çabuk.in his/her own backyard in hock in honor of in imitation of in irons in itself/in and of itself in jeopardy of his life in jest in leaf in less than no time/in no time/in no time at all in lieu of in line for in luck in memory of in mesh in miniature in motion in my book in my judgment in my opinion in my opinion in name in no time in no uncertain terms in no way in no way. yapraklanm ış. Biran ın tümünü bir dikişte içti. için s ırada. part özellikle. order to keep up appearances ele güne kar şı rezil olmamak için. her zaman için. fikrimce.

çarçabuk. k ısaca. Zorluklara ra tic. İdeallerinin peşinde bak. kısaca. sözün k ısası. çok mutlu. aramaya. 2. -diği kadar/derecede. tek s ıra halinde. pratikte. çabuk.. Onun yerine Çetin gidebilir. -e oranla. ba şkaları yokken. -in yerine. yapılmakta. aç ıkça. inşa halinde. basılmakta. -e cevap olarak. baş başa.. bir dereceye kadar.´s stead in search of in self-defense in sequence in seventh heaven in shore in short in short course in short order in short order in sight in single file in so far as in so many words in some ways in some measure in spite of in stock in sum in tandem in ten seconds flat in terms of yerinde. aç ıdan: Don´t look at the situation in those terms! Duruma o açıdan bakma! 2. pe şinde koşarken. birbirine bağlı olarak. geçmişe bakarak. gizli olarak. ğmen devam ediyor. 1. koordinasyon içinde. k ısmen. 2. -in karşılığında. ile ilgili. . kendini korumak için. açıkça. s ırayla. k. -e rağmen.in place in place of in plain English in plain English in play in point of in point of fact in position in practice in press in private in process of construction in proportion to in protest against in public in pursuance of in regard to in relation to in reply to in respect of in respect to in response to in retrospect in return for in revenge for in s. O mesele hakk ında hiçbir şey söylemedi. -e karşın: He´s carrying on in spite of the difficulties. 1. bak ımından. 2. gizlice. tam yerinde. şaka olarak. -e göre. aç ıkça. art arda. hakk ında: She said nothing in relation to that matter. 1. k ıyıya yakın. -e karşılık. görünürde. gerçekleştirmeye çalışırken: He sacrificed regard to. aramakta. -e protesto olarak.. uygulamada. sözün kısası. ile ilgili olarak. birinin yerine. 2.o. aslında. yerine getirirken. 1. açıkçası. ortakla şa. in pursuance of his ideals. -ce/-çe: In terms of money she´s well fixed. -den öç almak için. -e karşılık olarak. açıkçası. art arda dizilmiş bir şekilde. -e gelince. -e karşılık olarak. tam on saniyede. 1. herkesin önünde. pe şinde. with his wealth . 2. . bask ıda. açık seçik bir şekilde. 2. k ısaca. birlikte. dili -e gelince. birinin nam ına: Çetin can go in his stead. 1. bazı bakımlardan. mevcut. beraber. ile ilgili olarak. gerçekte. alenen. 1..

yerine. -in ortas ında. 2. garantili. doğal olarak. sonunda.. esnasında. dili muhtemel. için. zamanla. uzun vadede. bütünüyle. eninde sonunda. başlatmak. tam zaman ında (Gecikmeye hiç yer olmayan durumlar için kullanılır. açılmak. Don´t say that in her presence! Onun yan ında zamanla. zamanla. yaymak. k. dalg ın. bizzat. karanlıkta. para kaybetmi ş durumda.. 3. zaman önünde. konusunda. bütün kapsam ı ile. 4. yarar ına. bak. pek uzak olmayan (olay). yaklaşık olarak. adına. çoğunlukla.. çıplak. toplam olarak.in that in that case in the absence of in the abstract in the aggregate in the background in the bag in the cards in the circumstances in the clouds in the course of in the course of in the course of time in the crunch in the dark in the end in the event of in the extreme in the eyes of in the face of in the family way in the flesh in the hole in the interest of in the interim in the land of the living in the large in the light of the facts in the long run in the long run in the long term in the lump in the main in the matter of in the meantime in the midst of in the morning in the name of in the nature of things in the neighborhood of in the nick of time in the nick of time in the nude in the offing in the open in the presence of in the process of time -diğinden.): Reinforcements arrived in the nick of time. esnasında. çantada keklik. sırasında. çoğu. açmak. hamile. tam zaman ında. olas ı. civarında. aradaki zamanda. ikinci planda. f. uzun vadede. namına. kavram olarak: He approves of it in the abstract. dili borçlu. çünkü. Takviyeler tam zaman ında çıplak olarak. madem. karşısında. dili emin.. takdirde. -diğine göre. 1. debdebe. -diğinden dolayı. . Onu uygulamada de ğil. bütün olarak. under the circumstances. -in yoklu ğunda: In the absence of any guidelines this is what we came up with. habersiz. eninde sonunda. -in arasında. başı için. 2. hayatta. mademki. başlamak. sırasında. sağ. k. o/bu arada. (birinin) önünde/yan ında/huzurunda: in the presence of a large company büyük bir topluluk geçtikçe. açık havada. tabiatıyla. aşkına. . 2. pomp and circumtance tantana. sermek. hakkı için. k. olayların gelişmesine göre. 1. . sabahleyin. -in gözünde. kavram olarak beğeniyor. o takdirde. dili gebe. halinde. dili paças ı sıkışınca. son derece. eninde sonunda. but not in practice.. hayal âleminde. olayların ışığı altında. . 1. Bize yol gösterecek bir şeyler olmadığı için ancak bunu yapabildik. aç ığa vurmak. k. yak ında. o/bu süre içinde. k..

kendini iyi ifade edemeyen. gereğinde. s. donuk. dikkatsiz. işlenmemiş. inept. yanına varılmaz. anla şılmaz. s. . dili hemen. devrolunamaz. i. ondan sonra. budalaca. Taksim civarında ında. yetersizlik. kabul olunmaz. 1. 1. bir lahzada. gerektiğinde. 1. i. hareketsiz. 1. etkisiz. dili aşağı yukarı. -den dolayı. boş yere. ortada. nöbetleşe: Each charge was mowed down in turn by their ısma. aptalca. z. beceriksizlik. 2. durgun. 2. i. uygunsuz. kaba taslak durumda. 2. yersiz. iyi ifade edilmemiş. 2. anlamsız. ayn ı zamanda. 1. erişilmez. uygun görülmez. -in peşinde. üç aya kadar. dilsiz. yüzünden. 3. hep bir a ğızdan. s. görünürde. . i. kim. kusurlu. (kişinin) elinden alınamayacak (hak). civarında: She lives in the vicinity of Taksim. 1.. Allahı/Allahını seversen (Soru zamirleriyle kullanılır. -diğine göre. etkisizlik. i. dolaylar ında. ehliyetsizlik. -den sonra. s. doğal halde. -diği derecede/kadar. ikinci olarak. münasebetsiz. hareketsizlik. i şlenmemiş durumda. zaman ında (yetişmek/yetiştirmek): Can you finish this in time? Bunu vaktindebütünüyle. 1. hakikaten. k.. akortlu. s. dikkatsizlik. bir solukta.in the raw in the rough in the same breath in the second place in the short haul/term in the short run in the short term in the thick of the battle in the vicinity of in the wake of in the world in this connection in three months in time in total in tow in triplicate in truth in tune in turn in two in two shakes in unison in vain in view in view of in/at a pinch inability inaccessible inaccurate inaction inactive inactivity inadequate inadmissible inadvertent inalienable inane inanimate inappropriate inapt inarticulate inasmuch inasmuch as inattention inattentive inattentiveness 1. k. k. dili çıplak. muharebenin en şiddetli yerinde. s. mademki. 1. sıkışınca. iki k deadly fire. Beraberinde k ız arkadaşı da vardı. s. dikkatsizlik. is hususta. 2. 4..His salary is in 1. 1. 1. 2. 2. bir ç ırpıda. . s. boş. -in ard oturuyor. s.): What in the world buthat? O ne. 1. k ısa vadede. noksan. 2. 2. yanlış. ölü. yeteneksizlik. ruhsuz. bak. 2. gerçekten. satılamaz. 1. dili beraberinde: He had his girl friend in tow as well. s. ikiye (kesmek/bölmek/ayırmak). 1. tic. hep beraber. Allah ını seversen? How in the world did bu münasebetle. güçsüzlük. elde olmayan. 2. 2. yeti ştirebilir misiniz? We k. boşuna.. 1. toplam olarak. hatalı. yaklaşık olarak: sonucunda. durgunluk. s. s ıra ile. aptal. üç kopya olarak. beraber (yapmak). yetersiz. s. k ısa vadede.. hareketsizlik. tamam ıyla. sönük. 3. can´t get there in time. eksik. -i göz önünde tutarak. s. 2. budala. k ısa vadede. Hücuma kalkan her grup onlar ın öldürücü ateşiyle helak (of a lamb´s tail) k. 3. 2. vaktinde. dili Allah a şkına. kim. sırasıyla. kas ıtsız. cans ız. tic. -in ardından. birlikte.

f. 2. i. dü şüncesiz. 1. güçsüzlük. dürtü. de şme. ile beraber z. hesaplanamayan. kabiliyetsiz. k ızdırmak. başlangıç. (bir şeyi) yapamama. tesadüfi. 2. i. vaka. ardı arkası kesilmeyen. i. f. 2. öfkelendirmek. f. resmen işe başlatmak. yak ıp kül etmek. yavaş yavaş ilerlemek. kesicidiş. s. 1. yangın bombası. kışkırtıcı. s. s. açılış töreni ile ilgili. güdü. doğuştan gelen. s. tütsü. töreni. güçsüz. i.). çöp fırını. 1. 1. to -e ait olan. s. 2. 1. i. uzun zaman boyunca s. teşvik etmek. fırın.inaugural inaugurate inauguration inauspicious inborn inbound inbred incalculable incandescence incandescent incandescent lamp incandescent lamp incapable incapacitate incapacity incapacity for incarcerate incarnate incase incautious incendiary incendiary bomb incense incense incentive incentive pay inception incessant incessantly incest inch inch along incidence incident incidental incidentally incinerate incinerator incipient incise incision incisive incisor incite incitement incivility inclement s. (birini) törenle bir göreve getirmek. özendirici şey. s. yeteneksiz. f. teşvik. i. s. keskin.54 cm. irsi. yavaş yavaş hareket ettirmek. 1. meşum. 2. akkorluk. i ş yapamaz duruma getirmek. başlama.b. encase. dikkatsiz. 2. 2. (birinin) tabiat ında olan. törenle açmak. devamlı. yak ın akraba ile cinsel ilişki kurma. güçsüz duruma getirmek. kalıtsal. i. 2. resmen i töreniyle başlatmak. kasten yang ın çıkaran. oymak. henüz ba şlamakta olan. aklıma meydana f. bak. of (bir şeyin) meydana gelmesi: The incidence of cholera has been declining. yarma. karışıklık çıkaran. başlamak. 1. akkor. buhur. i. 2. 1. k ışkırtma. açılış-in başlangıcı i. yeni başlayan. haddi hesab ı olmayan. teşvik primi. k ışkırtmak. Kolera vakalar ı azalmakta. kundakçı. cisimlenmiş. s. 2. i. sürekli. tesadüfengelmişken. ikinci derecede olan/sayılan: incidental expenses yan masraflar. i. tedbirsiz. olay. yeteneksizlik. hesap edilemez. 3. -e özgü. hapsetmek. f. 1.. ensizyon. 2. i. to -e ait olan. s. s. tahrik. ampul. 3. s. 1. nezaketsizlik. kabalık. hakketmek. tahrik etmek. 2. kaba davranış. f. i. limana/havaalan ına giren (gemi/uçak). z. uğursuz. . günlük. isteklendiren ödül. hadise. 1. âciz. i. sert. insan şekline girmiş. ile beraber gelen. f. tıb.gelen. -e özgü. göreve başlama töreni. s. i. f ırtınalı (hava). otobüs v. s. kaz ımak. sürekli olarak. açılış. i. ard ı arkası kesilmeden. aç ılışşe başlama. s. s. inç. 1. elektrik ampulü. ensest. parmak. 3.edinilegelmi ş. başlatmak. şehir merkezine doğru giden (tren. zeki. 2.

zahmet vermek. i.. 2. i. kusurlu. kavran ılmaz. anla şılmayan. içermek. katmak. gelir vergisi. -e yöneltmek. bak. 3. s. 1. katılan şey. anlaşılmaz (sözler/sesler). bitmemi ş. yads ınamaz. 1. avutulamaz. inand ırıcı olmayan. s. s. yersizlik. i. s. uyuşmaz. emsalsiz. bağlantısız (sözler/fikirler). 2. bağdaşmazlık. z. 1. yetersiz. eğiklik. 2. düşüncesiz. uyuşmazlık. etkisiz. ele geçen. su götürmez. birbirine z ıt. ile kıyaslanamaz. dahil etme. 2. zahmet. dahil etmek. gereken yetenekte olmayan. 2. tutars ızlık. sonuçsuz.inclination incline incline incline one´s ear incline one´s head inclined plane inclose inclosure include included inclusion inclusive incognito incoherence incoherency incoherent income income tax incoming incommensurate incommunicado incommunicative incomparable incompatibility incompatible incompetence incompetency incompetent incomplete incomprehensible incomprehension inconceivable inconclusive incongruity incongruous inconsequent inconsequential inconsiderate inconsistent inconsolable inconspicuous inconstant incontestable incontinent incontrovertible incontrovertibly inconvenience i. bağdaşmaz. yetersizlik. s. s. ılık değiştirerek. tutars ız. 1. içlemci. 3. tesellisi olmayan. dahil. s. i. enclosure. eğri yüzey. yetersiz. 2. i. i. 1. anlayışsızlık. karars ız. 1. bağdaşmazlık. 1. 1. z. 2. 2. . Onu bizi desteklemeye yöneltti. 1. s. s. kulak kabartmak. itiraz edilemez. s. kavrayamama. rabıtasız. tesellisiz. göze çarpmayan. katma. rahatsız etmek. 1. s. i. tutarsız. anlaşılmaz. akıl almaz. önemsiz. orans ız. bildiğini başkalarına söylemeyen. enclose. bak. yeni (hükümet/y ıl). 1. kapsamak. uyu şmaz. 2. ketum. 2. e ğim. adla. yersiz. s. önemsiz. dahil: The charge is thirty million liras inclusive of service. noksan. yaptıkları birbirini tutmayan (kimse). s. anlaşılmaz. başını eğmek. 2. teselli edilemez. eşsiz. uyuşmayan k ısım/şey. kendini tutamayan. k servis dahil otuz z. kazanç. beceriksizlik. 3. incompetence. 1. of -i kapsayan. değişken. bağdaşmaz.. s. içine almak. f. rahats ızlık. meyil. incoherence. 2. to e ğiliminde olmak: His thought inclines to the i. inkâr edilemez. gelir. bak. dahil olma. s. s. eğim. s. meyil. eksik. 1. konu dışı. s. 2. istek. heves. tartışılmaz. 1. mantıksız. uyuşmazlık. f. huk. i. 2. 2. yads ınamayacak şekilde. i. 2. tutars ız. milyon lira tuttu. 2.. -e sebep olmak: It inclined him to support us. s. 1. f. eğilim. bir sonuca varmayan. i. her zaman aynı seviyeyi tutmayan (iş). 2. vefasız. s. 2. uygunsuz. beceriksiz. bak. uygunsuzluk. birbirine uymayan. farkedilmeyen. f. s. s. with/to ile karşılaştırılamaz. 1. 1. 1. içindeleme. s. giren. kat ılma. s.. idrar ını tutamayan. 1. yersiz. takmaHesap. 3. güçlük. ehliyetsiz. i. saygısız.

3. edepsiz. 2. çoğalma. karars ız. ştirmek. f. f. içermek. 1. 2. 1. gerçekten. kuşku. 1. anlatılması imkânsız. şifasız. anonim şirket haline getirmek. . s. 3. i. gittikçe artarak: become increasingly difficult gittikçe zorla şmak. 2. silinmez. i. i. i. s. inanmayan. 2. adam olmaz. öğretmek. hakikaten. bilmez. uygunsuzluk. i. i. dilb. 3. 2. kopya kalemi. 1. belirsiz. toplum töresine aykırı. ilgisiz. f.inconvenient incorporate incorporated incorrect incorrigible incorruptible increase increase increasingly incredible incredulity incredulous incredulousness increment incriminate incrust incubate incubation incubator inculcate incumbency incumbent incur incur a debt incurable incurious incursion indebted indecent indecipherable indecision indecisive indecorous indecorum indeed indefatigable indefensible indefinable indefinite indefinite article indefinite pronoun indefinite pronoun indelible indelible ink indelible pencil indelicacy indelicate s. s. artma. 3. dilb. nezaketsiz. 1. düzeltilmemiş. saldırı. yorulmak s. 3. suçlamak. 2. 2. 3. 2. belgisiz zamir. ahlakı bozulmaz. artırmak. 2. anlatılması zor. 1. yak ışıksız. uygunsuz davran ış/söz.. tanımlanması zor. anonim. yanlış. an). hücum. artma. maruz kalmak. f. şmaz. 2.. uygun olmayan. 2. gerçeği söylemek gerekirse. kaba. 1. 2. z. minnettar. belgisiz s ıfat: bir (İngilizcede a. k. 2. yak ışıksız. mü şkül. 1. yola getirilemez. dilb. meraks ız. giderilmez (leke/iz). f. görev. (--red. 1. münasebetsiz. uygunsuzluk. kapsamak. doğrusu istenirse. i. çürümez. s. te şekkür borçlu. s. uygunsuz olma. karars ızlık. s. 1. 1. 5. 2. 1. s. silinmez. okunmaz. 1. kafasında (plan) kurmak. bozulmaz. i. do ğrusu. kesin olmayan. s. s. bak. -e katmak. bak. büyütmek. 4. 2. cisimlendirmek. akıl almaz. belirsiz. s. u ğramak. kayıtsız. 1. dili harika. --ring) 1. hâsılat. 1.geliürün. kuluçka dönemi. biçimsiz. s. belli olmayan. 2. borçlanmak. sabit (boya/mürekkep). 2. f. incredulity. belgisiz. kaba. kokuartmak. birleşmek. sabit mürekkep. yakışık almayan. ak ın. rüşvet kabul etmez. amans ız. 2. yorulmaz. z. f. borca girmek. 2. onulmaz. nazik olmayan. çoğalma. s. 1. encrust. 4. i. uygunsuzluk. 1. verimli ış. s. art olmak. elverişsiz. sökülmez. into/in -e dahil etmek. kuluçkaya yatmak. 1. uygunsuz. i. ço ğalmak. kuşkulanan. kâr. inan ılmaz. s. savunulamaz. çözülmez. 1. s. ç ıkmaz. 2. s. i. belirsizlik zamiri. inanmazlık. tekrarlayarak kafasına sokmak. birleştirmek. görev süresi. kalıcı (izlenim/etki/duygu). s. kuluçka makinesi. civciv ç ıkarmak. düzelmez (kimse). kuvöz. 2. ku şkulu. gelişmek. üstüne çekmek. borçlu. 2. vazife. büyümek. 1. huk. zahmetli. çoğaltmak. uyandırmak. 3. 1. s. aşılamak. 2. artış. s. uygunsuz. girmek. kabal ık. 1. 1. 2. 3.

dolaşık. 2. zarar ını ödemek. (bir yerde) do ğal olarak bulunan/yetişen. bağımsız. tazminat. 1. i. suçlama. toplu halde. çivitotu. talep. 1. içerlek yazmak. öfke. f.. s. i şaret. (haks ızlıktan dolayı) kızgınlık. 2. for ile suçlamak. savca. 2. s. düşünmeden davranan. 1. düşünmeden davranma. (kitap) için dizin haz ırlamak. i. indeks. f. düşüncesizce söylenen söz. karışık. to (bir yere) özgü. 2. işaretparmağı. ilgisizlik. hazmedilemez. yoksul. --es (în´deksîz)/in. çivit mavisi. dava açma. s. belirti. 2. (for) İng. düşüncesizce yapılan. sıradan. 2. z. 1. çividi. i. 1. delil. z. göstermek. 1. 1. dolaylı vergi. kuşkulu. sindirim güçlü ğü. 2. gelişigüzel. yıkılmaz. dolambaçlı. gösterge. kendi geliri bağımsız olarak. fakir. indigo. yerli. 1. boşboğazlık. çivit rengi. s. s. 1. gösterme. pol. tanımlanamaz. talepte i. i. çivitotu. etmek. imlemek. i. bağımsızlık. 2. bellisiz. ayırt edilmemiş. i. çivit rengi. 1. boşboğaz. dizin. çividi. dolaylı tümleç. ald ırmazlık. 2. 2. bot. ilgisiz. 3. s. mide fesadı. i. belirsiz. 2. s. 3. ba ğımsız. yok edilemez. 3. çivit rengi. 1. İng. başına buyruk. ald ırmaz. onur kırıcı durum. hazımsızlık. kefalet. güvence. dilb. i. -e halindeki isim. küçük dü şürücü hareket. 1. . ile geçinebilen. birbirini etkilemeden. zarar görmeyeceğine dair peşinen kefil olmak. (haks ızlıktan dolayı) kızgın. gösterge. dolaylı masraf. s. 2. çivit mavisi. hakaret. f.. umursamayan. s. çentmek. katalog. vasat. dolaylı ışıklandırma. iddianame. ayırt edilemez. bildirme. s. dolaylı olarak. 2. içerlek yazma. çivit rengi. fihrist. s. anlatılmaz. s. 1. ibre. i. dilb. sipariş. i.ces (în´dısiz) i. ödence. düşüncesiz bir davranış. rasgele. s. 1. kontratla/senetle bağlamak. k ısımlara bölünmemiş. çivit mavisi. Indigofera tinctoria. 2. (sat ır için) içerlek olma.di. dolaylı tümleç. anlatma. paragraf ba şı yapmak. 2. 4. -i sipariş 1. Indigofera tinctoria. pol. vazgeçilmez. 1. 1. i. sipariş vermek. farkedilemeyecek. i. -i talep etmek. s. 2. s ınırsız. işaret etmek. 4. s. sözleşme. zaruri. (for) İng. (ekonomik açıdan) bağımsız. bot. (kitabın) indeksini fiş. öfkeli.indemnify indemnity indent indent indentation indenture independence independent independently indescribable indestructible indeterminate index index card index finger indicate indication indicative indicator indict indictment indifference indifferent indigenous indigent indigestible indigestion indignant indignation indignity indigo indigo plant indigo blue indigo-blue indirect indirect cost indirect lighting indirect object indirect object indirect tax indirectly indiscernible indiscreet indiscrete indiscretion indiscriminate indispensable f. 1. gösterge. seçilemez. 3. çoğ. indigo. i. bağımsız. s. f. teminat. i. 2. s. f. çivit mavisi. dolaylı. s.

su götürmez. endorse. İng. f. s. -in beynini yıkamak. 2. tümevar ım. neden olmak. Bu konuda her i. gayretli. çalışkan. indüksiyon yapan. anlatılmaz. f. s. etkisiz (çare. s. 1.: This decision will be up to the individual agencies. 2. neden. sanayi. etkisiz (çare. i. s ınai. i şçi v. i. i şleyim. s. 1. s.o. ayr ı ayrı.o. 1.). kendi .. bak.b. işçi v. 4. acente kendi karar ını verecek. makine v. hevesini k ırmak. İng.. rahats ız. s. tarifsiz. bir dü şünce sisteminin esaslarını öğretmek. kapalı: indoor She went indoors. işleyimsel. f. 2..indispose indisposed indisposition indisputable indistinct indistinguishable individual individualism individualist individuality individually indivisible indoctrinate indoctrinate s. ayırt edilmesi olanaksız. s. a ğza alınmaz (kutsal). te şvik.. boyun eğmez. f. ağrısız. bak. birini resmen -in üyesi yapmak.). 2. İçeri gitti. 1. 1. with indolent indomitable indoor indoors indorse induce inducement induct induct s.b. birini askere almak. ikna etmek. endüstriyel sanatlar. ilaç v. 2. 2. s. yüz veren. sanayici. s. endüstri. 1.). 1. i. f.. bireysellik. kand ırıp yaptırmak. The individual tiles are each a i. f. 2. 1. tümevar ımsal.. 1.b. s. etkisiz. yenmez. gayret.o. içeride. 2. rahatsız etmek. 1. 2. bölünmez. 2. f. 1. verimsiz. üşengeç. yeme arzusuna kendine in şey yapma) izni verme. 2. sözü edilmez. rahats ızlık.. s. tek tek. randımansız (iş yöntemi. çalışkanlık. keyifsizlik. s. (sak ınılması gereken bir şeye) teslim olmak: She indulged her desire for yüz verme. müsamahakâr. tümevarımlı usavurma. s. endüstri mühendisi. 1. 1. 2. keyifsiz. into the army induction inductive inductive reasoning indulge indulgence indulgent industrial industrial action industrial arts industrial engineer industrial estate industrial school industrialise industrialist industrialize industrious industry inebriate inedible ineffable ineffective ineffectual inefficient f. in yenildi.b. grev. zaman ve enerjiyi ekonomik bir şekilde kullanmayan. işi yavaşlatma. indüksiyon. kesin. birine (bir fikri) a şılamak/telkin etmek. müphem. . vesile. s. 1. bireyci. her . 1. i. ikna. i.b. sanayile ştirmek. elek. 1. soğutmak. into induct s. iç mekânlara uygun. 3. beceriksiz (yönetici. endüstriyel. beceriksiz (yönetici. belirsiz. i. tart ışılmaz. bireycilik. içeriye: Stay ılar. 2. endüstri meslek lisesi. isteksiz. s. isteksizlik. s.(bir kendine bir şey yapma izni s. industrialize. yılmaz. ba şarısız. indükleme. 2. istenilen etkiyi uyand ırmayan. ü şengen. içeri. iyice görülmeyen. elek. 1. göreve getirme.).candy. hasta. man. sarhoş etmek.). f. iç mekânlarda kullan ılan: indoor shoes iç mekânlarda giyilen ayakkab indoors! İçeride kal! tennis court kapalı tenis z. tembel. organize sanayi bölgesi. İng. ilaç v. 1. sonuç çıkarma. 2. s. indükleyen. mest etmek. seçilemez. z. 2. man. tıb. Şekermüsamaha. 2. s.

anlatılamayacak derecede. yorulmaz. rezalet. küçük çocuk. yanılmadan. (tasar ı. 1. hareketsiz. süredurum. i. 1. ruhb. haks ızlık. s. incelikten yoksun. acemilik. 1. 1. s. beceriksiz. ayıp. fiz. değişkenlik. açıklanamaz. anlatılmaz. 2. insafsız. i. yanlış. piyade sınıfı. s. 2. 2. z. 1. 1. z. değiştirilemez. bebek gibi. çocukluk. in. s. i. piyadeler. i. uyu şukluk. çok çirkin. amaca uygun dü şmeyen. s. tecrübesiz. bebeksilik. acemi. 2. 2. 1. kaç ınılmaz. (with) (-e) hayranlık. 3. 1. çok değerli. aç ıklanamayacak şekilde.´nin) başlangıç a bebek. affedilmeyecek şekilde. s.. eşitsizlik. piyade. s. s. 2. beceriksizlik. s. hatalı. i. s. fiz. s. s. s. rezil.felci. uygunsuzluk. i. gaf. bağışlanamaz.tembel. yersiz. içinden ç ıkılamayacak şekilde. şaması. s. s.süreduran..b. alçaklık. deneyimsiz. s. . çözülmez. kaç ınılmaz şekilde. değişebilirlik. 2. 3. esrarengiz. gereksiz. emekleme dönemi. inert. paha biçilmez. farklılık. insafsız. s. yak ışıksız. piyade askeri. 1. s. i. s. tam do ğru olmayan. hesapsız. beceriksiz. çaresiz. i. s. 1. şaşmaz. affedilmez. girift. bitmez tükenmez.fan. elverişsiz. yavaş harekete geçen. yanılmaz. (kötü bir şeyden dolayı) meşhur. piyade s ınıfına ait askerler. kaç ınılmaz. 1. muammalı. atalet. z. s. s. 2.inelegant ineligible ineluctable inept ineptitude inequality inequitable inequity inert inertia inescapable inessential inestimable inevitable inevitably inexact inexcusable inexcusably inexhaustible inexorable inexpedient inexpensive inexpensively inexperience inexperienced inexpert inexplicable inexplicably inexpressible inexpressibly inexpressive inextricable inextricably infallibility infallible infallibly infamous infamy infancy infant infantile infantile paralysis infantilism infantry infantryman infatuate infatuation s. aklını çelmek. nedeni anla şılmaz. uygunsuz. hareket edemeyecek durumda olan. i. haks ız. z. çocu ğa özgü. 3. 3. 2. hata yapmaz. yetersiz. bebeklik. masrafı az. piyade. zarif olmayan. s. hünersiz. adı kötüye çıkmış.try. z. uyuşuk. insafsızlık. amans ız. 2. ucuza. 2. kesin olmayan. 2.. 3. deneyimsizlik. i. s. 3. tembellik. deneyimsiz. pot. s. z. çocukça. kaç ınılmaz. ucuz. tıb. kim. 1. 2. f. usta i şi olmayan. pahalı olmayan. çoğ. hesaba s ığmaz. iş v. çıldırtmak. 2. kim. 4. delicesine âşık olma. tükenmez. 1. ifade edilemez. ufak bir çocuk gibi. çocuk i.men (în´fıntrimîn) i. 2. yava ş işleyen. i. z. içinden ç ıkılmaz. çocuksu. 1. atıl. 1. bebeksi. yanılmazlık. küçüklük. tecrübesiz. bir anlam/dü şünce ifade etmeyen. acımasız. 3. küçük. acemi. tecrübesizlik. ayrılmaz.

klinik. i. daha aşağı bir nitelikte olan.. İng. sert. s ınırsızlık. s. 2. s. i. 1. sonsuz gayret. hastalık. t ıb. kurulu ş v. s. i ğrenç. --ring) (from) (-den) 1. çok büyük bir (sabır. bulaştırmak. s. 3. imans ızlık. f. s. 4. kâfir. para çıkarmak. sonsuz. k ısırlık. çekim. ç ıkarmak. (fiyatları) suni olarak yükseltmek. i. parlayıcı. i. hastane. 1. 2. muazzam bir. tahrik edici.o. 1. (on) (birini) kötü bir şeye uğratmak: inflict pain acı çektirmek. inflection. 2. enflasyon. 1. 1. (to) (-den) a şağı. çiçek durumu.). etraf ı sarmak. etki.´ne) sızmak/gerçek kimliğini gizleyerek girmek. sakatlık f. i. içeriye ak ış. etkilemek. sonuç çıkarmak.infect infection infectious infelicitous infelicity infer inference inferior inferiority inferiority complex inferiority complex infernal inferno infertile infertility infest infestation infested infidel infidelity infiltrate infiltrate s. daha a şağı bir nitelikte olma. 2. dilb. i. bükülmez. 2. i. 1. i. hiç esnek davranmayan. sonsuzluk. sonuç ç ıkarma. i. kuvvetsiz. çorak. 3. iltihaplandırmak. -e ceza vermek/verdirmek. k ışkırtıcı. kızarma. 2. katı. eğilmez. yangı. 2. 2. aşağılık kompleksi.b. . bak. i.. mat. k ısır. küfür. öfkelendirmek. hoş olmayan/nahoş (söz/davranış). piyasaya çok miktarda kâ ğıt i. çekmek. cehennem gibi yer. 2. 1. i. into infiltration infinite infinite pains infinitely infinitesimal infinitive infinity infirm infirmary infirmity inflame inflammable inflammation inflammatory inflate inflation inflect inflection inflexible inflexion inflict inflict punishment on inflorescence inflow influence f. bulaştırma. kalitesizlik. s. i. 2. bot. tıb. s. 1. 1. dikkat v. iltihaplanma. 1. halsiz. iltihap. 1. hoş olmayan/nahoş söz/davranış. 3. f. alevlenmek. 3. 1. 2. zayıf. tutuşmak. alevlendirmek. i. anlamak. tutu şturmak. verimsizlik. kolay kızdırılır.. şişirmek. 1. 2. sadakatsizlik. (örgüt. tahrik etmek. f. i. birini -e s ızdırmak. f. kışkırtmak. cehenneme ait. f. s. zayıflık. bula şıcı. i. 1. geçirmek. s. tükenmez. (bit/kurt/fare) istila etmek. kolay tutu şan. i. 2. f. infinitezimal. 2. cehennem. kalitesiz.. 2. aşağılık duygusu/kompleksi.´ne) sızma/gerçek kimliğini gizleyerek girme. i. 2. zina. (--red. (okulda/fabrikada) revir. man. 3. 3. dilb. i. 1. 1. 1. sözünü geçirmek. 3. 1. i. dilb. 2. i. para şişkinliği.b. z. çıkarım. bitmez. iltihap. bula şma. s ınırsız. nüfuz. (bit/kurt/fare) istila etme. 2. (hava ile) şişirmek. sesin yükselip alçalmas ı. s. s. 1. s. 2. enfeksiyon. tesir. 2. ses tonunu de ğiştirmek. sonsuzküçük. mastar. 2. son derece. 2. 1. 1. tesir etmek.. 1. verimsiz. çok. başkalarına kolay geçen (gülme/neşe).b. kurulu ş v. (örgüt. ölçülemeyecek kadar küçük. 2. etraf ı sarma. f.

kas ıksal. teklifsizlik. (anla şma. z.. 2. mahirane bir şekilde. nefes alma. 2. danışılan yer. haber. with -i a şılamak. nankörlük. 1. f. samimi. s.b. tanınmamış. i. sözü geçen. asıl. i. in (bir şeye/birine) özgü/has. içeriye akma. gayri resmi olarak. f. -e (-den) miras kalmak. içitim. f. (kurallar ı) bozma. Ona . utand ırıcı. resmi olmayan. 1. 1. 3. maharetli. aç ıkyürekli. (sigara duman ı v. 4. ak ın. dan ışma.influential influenza influx inform informal informality informally informant information information booth information desk informative informed informer infraction infrared infrastructure infrequent infringe infringement infuriate infuse infusion ingenious ingeniously ingenuity ingenuous inglorious ingoing ingot ingrate ingratiate ingratiate o. ustalıkla. (bir şeye/birine) özgü olma. s. ihlal etmek. danışma yeri. teklifsiz. altyapı. 2. tıb. (bir şeyin) f. hüner. z. i. (karışımdaki) madde.´ni) içine çekme.o.´ni) içine çekmek. 2. 1. hakk ında bilgi vermek. (from) mirasçısı/vârisi olmak: She inherited it from her grandfather. i.b. 3.´ni) bozmak. ingratitude ingredient ingrowing inguinal inguinal gland inhabit inhabitable inhabitant inhalation inhale inherence inherency inherent inherit s. f. 2. yüz kızartıcı. i. s. danışma. haberli. s. bak. 1. i. çok becerikli. 2. antlaşma v. i. 2. on/upon -e tecavüz etmek. nüfuzlu. f. teklifsizce. candan. gazaba getirmek. hünerli. ustalık. f. demleme. 1. öğretici. 2. i. bilgi. Ona yar ın s. esas. nankör kimse. içine dökme/ak ıtma. damara zerketme. bilgilendirici. 2. ayd ınlatıcı. kabaran (deniz). antlaşma v.´ni) bozma. 1. ihbarc ı. 2. i. s. seyrek. tıb. (çay) demlemek. sakin. malzeme: What are the ingredients in this cake? Buiçe do ğru büyüyen.. -e (-den) kalmak. öz: inherent rights temel haklar. 2. anat. i. i. demlendirme. 2. s. nefes almak. içine dökülme. 1. içinde oturulur. k ızılötesi. enflüanza. into -e aşılamak. iktidara yeni gelen (hükümet). muhbir. kekin malzemesi s. mahirane. masum. maharet. inherence. (bir yerde) oturan kimse. jurnalci. i. -i bildirmek: I informed him that I would not come tomorrow. i. -de oturmak. i. i. i. bilgili. müracaat. i. f. külçe. enfraruj. with s. 1. 1. grip. into içine dökmek/akıtmak. eğitici. i.ne? s. şerefsiz. demlendirmek. saf. bilgi veren kimse. mahir. birinin gözüne girmeye çal ışmak. 1. s. s. 1. 1. birinin gözüne girmek. 3.s. (anla şma. danışma. resmi olmama. s. i. kas ık bezi. usta i şi. ihlal. 1.b. 2.b. on/upon -e tecavüz etme. s. çileden ç ıkarmak. oturmaya elveri şli. enfrastrüktür. (sigara duman ı v. (of/about/that) -den haberdar etmek. demlenmiş içecek (çay/ilaç). kasığa ait. kızılaltı.

1. 1. mirasç ı. zalim. vermek. acımasız. ilk. iç sular. başlangıçta. s. s.. 1. i. 2. ülkenin denizden uzak yerleri. into -e alıştırmak. oturan kimse. s. yara. i. başlatma. üyeliğe kabul töreni. irsi. zalimane. inisiyatif. evde . 3. katmak. teşebbüs. 2. denizdeniçinde tahsil ısımlarda. robot gibi. zarar/ziyan vermek: It could injure your reputation. biyol. s. ket vurma/vurulma. Ad ına halel getirebilir. önce. ak ılsızca. kakmalı. i. koy. f. 1. dokunur. i. ipucu. yurt uzakta. 2. kapalı deniz. kalıt. iç k edilen vergi. inhibe etme. 2. işaret. vâris. kakma yapmak. i. birinci. 2.-e karşıt. 1. İng. adaletsizlik. 3. 2. mürekkeplenmiş. i. konukseverlik göstermeyen. (in. 2. ıstampa. (--ed/--led. 1. i. s. 3. zifiri. baştaki. i. 1. i. haks ızlık. s. düşen. i. s. dolgu.laid) içine kakmak. 2. içdeniz. ya şanması zor olan (yer/iklim). 2. k. i. insaniyetsizlik. i. zarar. ziyan. eza. i. 2. adaletsizlik. zarar. işlemeli. 2. merhametsiz. i. günah. hapishanede/ak ıl hastanesinde bulunan kimse. birinin (bir şey yapmasına) ket vurmak. dili evlilik dolayısıyla yakın akraba olan kimse. to -e ters2. 2. from inhibited inhibition inhospitable inhuman inhumane inhumanity inimical inimitable iniquity initial initially initiate initiate initiation initiative initiator inject injection injudicious injunction injure injured injurious injury injustice ink inkling inkpad inkwell inky inlaid inland inland revenue inland sea inland sea inland waters in-law inlay inlet inmate inn i. 2. s. ilkin. 1. yaralı. aşağılayıcı. başlatan kimse. s. enjeksiyon. mürekkep. 1. 4. taklit2. into -i törenle üyeliğe kabul ğe yeni i. mürekkepli. miras kalan. kötülük. insana göre yap ılmamış/olmayan. s. (bir karar. başlatmak. seziş. s. z. soyaçekim. kırıcı. 2. mahkemece verilen) uzva) f. enjeksiyon yapmak. e şsiz. 1. birinin adı veya soyadının baş harfi. ruhb.o. veraset vergisi. başkası ile aynıotel. i. s. 1. 1. 1. 1. denizden uzak. 1. giriş yeri. -e ket vurmak. to -e dü şman: That village is inimical to strangers. dişçi. duygularını pek dışa vuramayan. 1. girişim. -ing/--ling) parafe etmek. içdeniz. i. O köy yabancılara dü1. i. i.inheritance inheritance tax inherited inheritor inhibit inhibit s. 2. z. i. ba şta. (birinin bir şey yapmasını/yapmamasını emreden. 2. şırınga etmek. aklını kullanmayan.. kabul edilmiş kimse. 1. mürekkep hokkas ı. inhibisyon. 2. edilemez. zarar vermek. miras. insanlıktan çıkmış. birlikte oturan kimse. s. 3. sakin. f. kalıtım. iç kısımlara doğru. iğne. haks ızlık. i. 1. f. ülkenin iç k ısmı. zararlı. üyelietmek. iç. i. f. çok soğuk. kakma. 1. üzgü. kakma i şi. 2. giri ş. haks ızlık. (bir uzvu) yaralamak/incitmek/zedelemek. küçük körfez. yerici. i. han. 3. kalıtsal. şman. -e zararlı: His plan is inimical to our s. huk. 4. -i göstermek. f.

i. yeni metot/alet. mevsimsiz. 3. taş. delice. uygulanamaz. iç.. baskın. iç organlar. s. i. 2.innards innate inner inner city inner resources inner significance inner tube innermost inning innings innkeeper innocence innocent innocent amusement innocuous innovate innovation innovator innuendo innumerable inoculate inoculation inoffensive inoperable inoperative inopportune inordinate inorganic inorganic chemistry inpatient input input data input device input-output inquest inquire inquire after s. girdi. safl ık. 2. s. i. Yeni vergi yasas ı hakkında epey soru soran oldu. 1. anlamsız. masum kimse/çocuk. değişiklik yapmak. 4. ruhsal. incitmeyen. s.. en içerideki.o. 2. başkaları hakkında bilgi edinmeyi seven. ekon. i. sakl ı (anlam v. 1. s. zamans ız. 2. 1.. safdil. pek çok. f. sıra. bilg. bilg. about -i sormak. kinaye. 2. into hakkında soruşturma/tahkikat yapmak. inorganik. 3. iç lastik. en içteki. verme. giriş verileri. s. (nedeni bilinmeyen ölüm hakkında adli) soruşturma. değişiklik yapma. 1. 2. gen. doymazlık. meraklı. i. i. girdi-ç ıktı. incitmeyen. suçsuz. 1. fels. 1. yenilik yapan kimse. ameliyat edilemez. 2. s. kriket bir tak ımdaki on oyuncunun oyun dışı edilinceye kadar vuruş sıraları. öğrenmeye hevesli. katma. sayısız. 1. 2. i. masumluk.. hesapsız. zarars ız. uygunsuz. zarars ız. 1. derin/gizli anlam. i. deli. aşılamak. 2. make i. 2. ço ğ. s. s. deli. beysbol her iki tak ımdaki oyuncuların birer vuruş sırası. 2. hakk ında bilgi almak istemek. yenilik. s. birini sormak. yenilik getirme. çal ıştırılamaz. s. 1. giriş-çıkış. f. 1. (birinin) tabiatında/özünde olan. s. ak ıl hastası. . s. (bir şeyin) temelinde/özünde olan.). 3. girdi. sorguya çekme.. s. yeni şey. bilg. saf. çalışmayan. gizli.b. zarars ız eğlence. girdi. sırasız. 1. k. otelci. akın. nöbet. bilg. delilik. i. s. hanc ı. işlemeyen. şehrin merkezinde yoksulların oturduğu mahalle. 3. i. soruşturma yaparak -i araştırmak. soruşturma. masum. sa ğlığa zararlı. i. 2. 1. 3. i. 4.. s. araştırma. cinnet. i. tahkikat. inorganik kimya. irsi. (resmi) soru şturma. . 1. kalıtsal.. giriş. elek. 2. soru sorar gibi (bak ış/yüz ifadesi). i. dahili. (birinden gelen) dü şünceler/sözler. f. aptal kimse. yenilik ç ıkarmak. 1. aşırı. i. olumsuz bir şey ima eden söz. manevi kuvvet. 3. 2. aşı. 2. inquiring inquiry inquisition inquisitive inroad insane insane person insanitary insanity insatiability i. 1. iç. değişiklik. hastanede yatan hasta. i. çoğ. hijyenik olmayan. aşılama. düzensiz. zarars ız. girdi ayg ıtı. suçsuzluk. açgözlülük.. doğuştan olan. I received a lot of inquiries about the new tax law. (of) (birinin hal ve hatırını sormak. dili iç kısımlar. s. s.

içteki. sa ğlamruhb. s. çözünmez. bir ilanın gazeteye bir kez konması. i. 2. ekleme. halledilmez (problem v. dölleme. başkalarını düşünmeyen. i. değmez. 1. ne anlama geldiği belli olmayan. i. içeride. madalya veya para üzerindeki yazı. üstü kapalı (kötü)you insinuating that söyleme. eklenen şey. emniyetsizlik. 2. 1. yazıt. doymaz. 1. s. içtensizlik. 1. k. iç kısımlar. s. (için) diretmek. 3. kaydetmek. (on/upon) (-de) ısrar etmek. çoğ. i. 3. 2. sönük. f. 2. s. huk. z. küstah. ars ız. kitabe. dili ba ğırsaklar. 1. edat içine. düşüncesiz. kıyıya doğru. samimiyetsizlik. kendine güveni olmayan. z. hakketmek. telkin etmek. s. i. içeriye. s. içeriden biri. i. iç taraf: the inside of the box kutunun içi. 2. i. 1. i. tats ız. iç. 1.). içtenliksiz. demeye getirmek. bak.. çözülmez. 2. 1. aciz hali. 1. f. ithaf. (yaz ıt) yazmak. direngen. iç. böcek ilac ı. Fare o piyanonun içinde saklan ıyor. a şılamak. samimiyetsiz. anlams ız. ısrar. ufak. i. 3. 1. 2.. 1. emniyetsiz.. bayg ın. sinsi. 4. ayak direme. s. 5. ruhb. içeriden s ızan haberler. güveni olmama. i. i. s. insatiability. lezzetsiz. döllemek. i. 1. 3. hilekâr. ayrılmaz. 2. 2. küstahlık. s. -i tutturmak: i. z. ikiyüzlü. ısrar edici. (rütbeyi/makamı simgeleyen) işaretler. yazı.insatiable insatiableness inscribe inscription inscrutable insect insecticide insectivorous insecure insecurity inseminate insemination insensible insensitive inseparable inseparables insert insert insertion inshore inside inside inside inside inside information inside of an hour inside out insider insides insidious insight insignia insignificant insincere insincerity insinuate insinuation insipid insist insistence insistent insofar insofar as insolence insolent insoluble insolvency s. (kötü bir şeyi) üstü kapalı söylemek: Are söz. alametler. doymak bilmez. 1. hain. 1. (-de) ayak diremek. 2. s. bir şeyin iç yüzünü kavrama. tehlikede olma.b. içerisine. i. K ırmızı s. s. tersyüz. ayrılmaz dostlar. 1. 2. . erimez. ne dü şündüğü belli olmayan. anlayış. 1. 2. s. üstü kapalı she´s a liar? O yalancı mı i. f. Burada kendini emniyette hissetmiyor. içinde. 3. kitap ortasına eklenen sayfalar. ısrarlı. hissedilemeyecek kadar ufak. araya eklenen şey. sa ğlam olmayan: He feels insecure here. i. 2. i. açgözlü. değersiz. s. yavan. böcekçil. to/for (bir yapıtı imzalayarak) -e ithaf etmek. (kötü bir şey) demek istemek. dergi/gazete arasına konulan ek. pek az. 2. kendine i. f. f. i. 2. (in) (-e) sokmak. 3. gizlice f ırsat kollayan. böcek. -diği derecede/kadar. içerisinde: The mouse is hiding inside that piano. kanmaz. olmama. bir saate kadar. obur. iç organlar. yazmak. tehlikede olan. k ıyıya yakın. 2. 1. She insisted on buying the red dress. terbiyesiz. aras ına koymak. önemsiz. 2. s.. iç yüzünü bilen kimse. (into) (-e) koymak. (-de) direnmek.

kurulu ş.b. ayağın üst kısmı. yol göstermek. 1. 2. 3. 2. İng. 2. yitimi. senet. elektrik v. -ece ğine: He came here instead. içgüdüsel. müessese. sevgi v. z. eğitmen. i. i. denetleme./Başkasının yerine kendisi buraya geldi. eğitim. i. enstrüman. 2. batkın. uyuyamazlık. su katılarak hemen hazırlanan (yiyecek/içecek). şimdiki. 2.insolvent insomnia insomniac insomuch insomuch as insomuch that inspect inspection inspector inspiration inspire inst instability install install o. uykusuzluk çeken kimse. ivedi. i. İng. -diğine göre. ani. 1. bölüm. 1. 1. (bilgisayar v.. dakika: at this instant bu anda. f. acil. esin. instant. bilimsel kurum. elektrik v. i. ilham. (kalorifer. kurulu ş. kurum haline getirmek. eğitici. 1. denetleyici.. a şılama.öıslahevi v. k ışkırtma. okul. içgüdüsel olarak. hemen olan. 2. hastanesi. ak ıl okutmak. institution. i. defa. öğretici. bak. instill. i. ders.b.b. bak. teftiş etmek. 2. 3. 1. i. bilgi. avukat tutmak. i. öğretmen. okutman. 1. ödeme aczine düşmüş ki uykusuzluk. enstantane. (bilgisayar 2. kere. 4. teftiş. (yeni seçilmiş/atanmış birini) -e oturmak. yoklama. İng. f.. 2. çalg ı. 2. içgüdü. institutionalize. (öfke. 2. k ışkırtıcı. 3.´ne yerleştirmek. tahrik etmek.b. bak. ani. 1. i. atamak. i. taksit usulü. aç ıklama. müessese. sistemi) kurma. örnek. i. ilham etmek. (bir ayg ıtı) (bir yere) takma. kurum. kurumsal. o kadar ki. ask. denetlemek. mademki. f. huk.. esinlemek. hemen. -diği derecede/kadar.b. derhal olan. durum. telkin.s. 2. ağım. şi/şirket. kontrol paneli. 5. s. i. s. 1. uyku i. etmek. iflas etmiş. i. kontrol. institute. pano. tesisyerle şmiş gelenek. 2. Oraya gideceğine buraya geldi. an. i. 3. belge. kontrolör. v. -ecek yerde. alet.. belgit. 1. 2. k ışkırtmak. i. 1. öğrenim. (kalorifer. 1. enstitü. istikrars ızlık. s. solumak. öğretme. . eğitmek. denetçi. yönerge. (bir ayg ıtı) (bir yere) takmak. i. tayin etmek. z. 1. s. sistemi) kurmak. 3. f. 3. talimat f. 1. 3. müfettiş. installment. ödeme aczine dü şmüş. fikir aşılama. kurumla ştırmak. 2. tic. with -i yavaş yavaş aşılamak/telkin etmek. teşvik etmek. k ıs. 1. kurulu şa/kuruma ait. 1. kontrol etmek.b. 2. f. f..) tesisatı döşeme. 1.´ni) uyand ırmak. 4. z. f. direktif. araç. İng. in/into -e yava ş yavaş aşılamak/telkin etmek. 2. müflis kimse. f. i. vermek. ğretmek. i. taksit. âdet haline getirmek.) tesisatı döşemek. k ısım. yoklamak. f. denetimci. s. batkın. i. hemen/an ında meydana gelen. 1. of -in yerine. i. kurmak. tesis. z. asistan. 2.. in/on installation installment installment plan instalment instance instant instantaneous instantly instead instep instigate instigation instigator instil instill instillation instinct instinctive instinctively institute institution institutional institutionalise institutionalize instruct instruct a solicitor instruction instructions instructive instructor instrument instrument panel s. i. derhal.

hafif. oto. f. zeki. i. zihinsel. kafa Itutan. ayd ın. against -e kar şı sigorta etmek. adaya ait. adaya özgü. doğruluk. i. 4. yetersiz derecede. into -e katmak: He bütünle şme. asi. s. yalıtmak. 2. parçalardan oluşan. i. international. internal. yenilmez. 2. itaatsiz. baş kaldırma. 1. s. letters into his book. kavranamaz. 1.Mektuplar ı kitabına kattı.. s. integrasyon. yalıtım sargısı. a şağısamak. yetersiz. f. 2. (yemek) yeme. müz. 2. f. i. interior. yalıtım. istihbarat bürosu. zihin. yalıtkan. sigorta poliçesi. hakaret. entelekt. 1. 1. bozulmam ış. geçilemez. yardımcı. asi. istihbarat te şkilatı. entelektüel. i. temin etmek: called isyancı. ekon. yararlı. as ılsız. istihbarat.. zayıf. yenilemez. bir bütünün ayr ılmaz bir parçası olan. ba ş kaldıran. 1. sigorta simsar ı. üstesinden gelinemez. entelektüel. zekâ sahibi. s. i. temelsiz. akıl sahibi. mat. interval. haber. . 2. emin olmak. isyan. dar görüşlü. with ile birle ştirmek. entelektüalizm. eksik. i. ak ıl. ayd ın. s. hayali. 1. s. sigorta primi. hor görmek. i. kafa tutan. 1. elle tutulamaz. izole etmek. 1. bütünlük. anlayış. insulating tape elek. entegrasyon. 3. 2. zekâ testi. 1. ba ş kaldıran. bilgi. hakaret etmek. zekâ. mat. eksiksiz. intransitive.integrated thebirleşme. ayaklanma. 2. 2. 3. intelektüalizm. s. aşağısama. s. intelekt. katlan ılmaz. mat. etkili. ayr ılmış. k ıs. 3. i. 2. akla ait. başa çıkılmaz. ayrı. 2. 1.the hotel asi. dürüstlük. 2. 2. (bir kuruluşa/camiaya) yeni girenler. integral. i. izolatör. anlık. integral integral denklemi. enstrümantal müzik. intelligence. i. dokunulamaz. anlıkçılık. interjection. sigorta şirketi. f. s. sağlam. bütünlemek. ba şa çıkılmaz. sigorta. 2. ak ıllı. tamamlamak. sağlamak. i. yalıtım maddesi. 1. 1. el sürülmemiş. integrasyon. i. tamsayı. çekilmez. 1. anlayışlı. i. izole bant. 1. izolasyon. aracı olan. i. zekâ bölümü. 2. to insure that I had a s. dokunulmamış. i. i.instrumental instrumental music instrumentalist insubordinate insubordination insubstantial insufferable insufficient insufficiently insular insulate insulation insulator insulin insult insult insuperable insurance insurance broker insurance company insurance policy insurance premium insure insurgent insurmountable insurrection int intact intake intake valve intangible integer integral integral calculus integral equation integrate integration integrity intellect intellectual intellectualism intelligence intelligence bureau intelligence quotient intelligence service intelligence test intelligent s.. İng. 3. emme supab ı/valfı. onur k ırma. geçilemez. ak ıl. s. sigorta olmak. ensülin. entelektüel.hesab ı/kalkülüsü. i. s. s. yüksek zekâ sahibi. z. interest.. 1. idrak. çalgı çalan müzisyen. fiziksel varlığı olmayan. fels. 2. 3. enstrümantal.

2. 1. 2. yoğun. araya girmek. şiddetle.. ilişki. --ring) gömmek. etkile şim. birbirini etkilemek. anlaşılır. 2. -e müdahale etmek. They intensified their search for i. 2. arabirim. 1. ç ıkar. k ıtalararası. iç yerler. in -e kar ışmak. bile bile. ara. i. niyetinde olmak. z. keskin. 3. i. 1. gözelerarası. 3. maksat: His intention is to help you. i. biyol. şiddetli. yolunu kesip yakalamak. with ile çatışmak. s. araya girme. kim. müdahale. konuşma. isteyerek. f. 2. s. i. i. değiştirmek. s. 3. with -e yer yer serpi ştirmek: He interlaced his writings with kenetlenmek. 2. birbirine aç ılan odalar. yolunu kesip durdurmak. 4. 1. merak ını uyandırmak. isteyerek yapılan. kasti. mahsus. i. yoğun bir şekilde. 2. birbiriyle de ğiştirilebilir. f. enteresan. hararetli. arayüzey. (--red. keskinlik. 4. değiş tokuş etme. olan (kimse). 1. f. kastetmek. s. radyo parazit. arac ılık etmek. -e burnunu sokmak. birbirine ba ğlı olan. i. He has maksatlı. bilg. şiddetli (söz). 2. niyet. 1. hisse. 1. in -e ilgi. niyetlenmek. dahili. arada (söz) söylemek. çatışma. Amac ı size yardım etmek. etkileşim. 1. kâr. 2. s. f. arac ılık. 1. görü şme. 1. i. 2. birbirine ba ğlamak. içerideki. 1. 2. f. değiştirme. amaç. şiddet. 1.ğil. şiddetli. i. karşılıklı dayanışma. 2. s. birbirine bağlanmak. ilginç. yoğun bakım. birbirini etkileme. 1. demek istemek: That´s not what she intended to say. engel.intelligible intemperate intend intense intensely intensify intensity intensive intensive care intensive care unit intent intention intentional intentionally inter interact interaction intercede intercellular intercept intercession intercessor interchange interchangeable interconnect interconnecting rooms interconnection intercontinental intercourse interdependence interdependent interdict interdict interest interesting interface interfere interference interim interior interior decoration interior decorator interject interjection interlace interlock interlope s. f. Demek istedikuvvetli. anlam. menetmek. f. F ırtına şiddetleniyor. arac ı. arabulucu. içmimar. taşkın. maksat. yasak. içmimarlık. 1. değiş tokuş etmek. elek. iç. ilgilendirmek. ciddikararlı olmak: I s. f. Gelmek niyetinde de s. birbirine dolamak. birbirine geçirmek. 3. f. iç k ısım. f. karışma. 2. interkoneksiyon. hücreleraras ı. şiddetlenmek. z. yoğunluk. tıb. dahil. interaksiyon. merak. yoğunlaştırmak. bozuk (hava). yoğun bakım servisi. i. 2. defnetmek. birbirine 3. i. no intention of bile yapılan. şiddetlendirmek. birbirine dolanmak. i. aralık. f. cinsel ilişki. s. ünlem. ba ğlamak. s. s. f. 2. i. sert. niyet. birbirine f. birbirine ba ğlı olma. gergin. tıb. bile coming. iç. s. amaç.. 2. f. 2. pay. sert.işine karışmak. geçici. yoğunlaşmak: The storm is intensifying. 1. birbirine kenetlemek. birbirine geçmek. 1. 5. arada söyleme. kasten. aşırı.with -i engellemek. fırtınalı. f. başkasının . fiz. kazanç. 2. 1. 1. 3. ği o değil. kas ıtlı. i. i. fasıla. faiz. yasaklamak. i.

ara dönem. 1. 2. 2. milletlerarası. i. uluslararas ı hukuk. sorguya çekmek. soru sorma. tıb.. mola. iç yak ımlı motor. 2. iç bünye. içişleri. 1. başka bir anlam yüklemeye kalkmamak. 1. orta. i. 2. 2. i. 2. 3. araya girmek. sin. 3. i. sorguya çekme.interloper interlude intermarriage intermediary intermediate interment intermezzo interminable intermission intermittent intermittent current intermittent fever intermittently intern intern internal internal affairs internal combustion engine internal inflection internal medicine internal migration internal organs internal revenue internal structure international international law international law internationalism internationalist interpenetrate interplay interpolate interpolation interpose interpret interpret s. voleybol. 2. ına başka bir şey sokmak. içbükün. bir şeyi tam yazıldığı/söylendiği gibi yorumlamak. 2. enterne etmek. 1. s. içgöç. f. antrakt. sonsuz. dilb. aralıklı. enternasyonalist. s. tıb. tiy. soru soran kimse. engellemek. 1. 1. karşılıklı etkileme. basketbol ara. araya bir şey sokma. uluslararas ıcı. staj yapan kimse. 3. intern. antrakt. belirli aralıklarla gelen ateş. başkasının işine burnunu sokan kimse. staj yapan t ıp öğrencisi. aç ıklama. 1. bitmez tükenmez. çevirmen. 1. (bir gemiyi bir limanda) hapsetmek. yorumlamak. devlet geliri. intermezzo. s. içilir (ilaç). kesik kesik. . s. uluslararas ı. 4. enternasyonalizm. gözalt ına almak. soru zamiri. müz. içten. birbiriyle ilgili. i. konser ara. hayal gücünü kullanarak (bir şeye) i. f. i. (ölüyü) gömme. eklenmiş sözcük/cümle. 3. yakın akrabalar arasında evlenme. s. f. metne i. i. sorgu yarg ıcı. 1. (birinin) sözünü kesmek. iç yap ı. f. nüfuz etmek. iki şey arasyazıya sözcük/cümle ekleyerek asıl metni değiştirme. 2. dahiliye. i. futbol ara. ortadaki.t. defnetme. s. çeşitli aileler/milletler arasında evlenme. i. sorulu. arabulucu. i. iç organlar. kesikli ak ım.. 1. arada s. tercüman. i. 2. sin. soru sözcü ğü. yarıda kesmek. i. yorum. strictly interpretation interpreter interracial interrelated interrelation interrogate interrogation interrogative interrogative pronoun interrogator interrupt i. soru ifade eden. 2. çevirmek. 1. kesik kesik. elek. arac ılık eden. 3. haftaym. dahili. f. yorumcu. 1. 2. f. i. s.. yazıya sözcük/cümle ekleyerek asıl metni değiştirmek. birbirinin içine geçmek. mat. 2. iki şeyin arasına koymak. 1. iç. soru sormak. ırklararası. z. uluslararas ı hukuk. ara oyunu. konser ara. uluslararas ıcılık. 2. s. aracı. 1. 2. 1. çevirmenlik yapmak... aralıklı olarak. 1. tiy. karşılıklı ilişki. enternasyonal. 2. tamamen içine geçmek. tercüme etmek. 3. f. soru zamiri. tiy. aradaki.bulunan. eklenti. i. i.

1. enterval. 2. s. s. samimiyet.ven) 1. samimilik. kesilme. A. 2. birbirine sar ılmak.B. yola getirilemeyen. içeri. inatç ı. çok yakın.ter. s. i. korkusuz. ba ğırsak. geçişsiz fiil. uzlaşması olanaksız. f. geçişsiz. ara. bağırsaklara ait. 2. 2. esas. çapraşık. uzlaşmazlık. z. mest etmek. aralık. i.. kesişme. entonasyon. entrika çevirmek. serkeş. 1. ses tonunun yükselip alçalma şekli. şaşırtmak.D. i. 1. I don´t know him intimately. i. 2. 1. birbirine kar ıştırmak.interruption intersect intersection intersperse interspersion interstate intertwine interuniversity interval intervene intervention interview interweave intestinal intestine intimacy intimate intimate intimately intimation intimidate intimidation into into the bargain intolerable intolerance intolerant intonation intoxicant intoxicate intoxication intractable intramuscular intransigence intransigent intransitive intransitive verb intrauterine device intravenous intrepid intricate intrigue intrigue intrinsic intrinsical intrinsically introduce i. f. to ile tan ıştırmak: She introduced him to her mother. ima. dilb. girift. 3. 3. 1. s. 3. 2. gizli a şk macerası. i. 2. i. tıb. kesinti. i. 2. to -i tanıtmak: This book introduces preschool children to . tıb. i. i. s. 1. çok yak ın (arkadaş). f. i. cesur. s. 1. içtenlikle. serpiştirme. karışma. f. üstelik. intrinsic. titremleme. 2. ilgisini çekmek. dalavere çevirmek. damariçi. i. 2. uzlaşmaz. kolay kontrol edilemeyen. özünde. f. 2..wove. kesişmek. s. girişik. röportaj. müz. arakesit.wo. s. O uzak bir akraba. üstü kapalbetween love and hate. samimi. sarhoş eden madde. geom.. 2. merak ını uyandırmak. with -e sarmak. 2. görü şme. sarhoş edici. kendisini yak ından i. of -e kar şı hoşgörüsüz. ile görüşme/mülakat yapmak. s. karışık. 1. s. s. katetmek. sindirmek. 1. 1. 1. hile. 2. edat içine. tonötüm.. 3. in. çok yak ından: He´s a distant relative. ima etmek. sarho şluk. in -e kar ışmak. karıştırmak. yıldırma.B. zehirlenme. A. kendine özgü. imlemek. f. nesnesiz (fiil). caba. ile röportaj yapmak. -e dolamak. A şk ve nefret arasında çok yakın bir z. yıldırmak. çıtlatmak. bak. üstü kapalı söyleme. müz. zehirlemek. s. 3. f. gözdağı vermek. birbirine geçmek. iki ses arasındaki perde farkı. 1.ter. aslında. 2. kesmek. 1. entrika. sıkı: There is an intimate relationship ı söylemek. çekilmez.. asıl. i. beraber dokumak. 2. i. üniversiteleraras ı. kavşak. arac ılık. ikiye bölmek. (in. eyaletler arasından geçen otoyol. sindirme. -ye. 1. hoşgörüsüzlük. yılmaz. gözdağı verme. f. Onu annesiyle tanıştırdı. gözünü korkutmak. 2. anat. gözünü korkutma. eyaletleraras ı. mülakat. 1. -e. kasiçi. dayan ılmaz. 2. mest olma. süre. s. aras ına serpmek. 1. f. i. spiral. araya girmek. s. tonlanma. f. ara. tıb. samimiyetle.D. gizlice sevi şmek. sarho ş etmek. s. i. f. 1. s.

2. icat etmek. sezgiyle anla şılan/öğrenilen. sezgiyle edinilen bilgi.. zorla içeriye sokmak.. sald ırmak. i. omurgasız hayvan. mat. dedektif. önsöz. fels. yarat ıcı. s. dilb. içebak ışçılık. f. envanter. 1.. deftere kayıtlı eşya. sald ırı. i. ters.. 2. hükümsüz. tersyüz s. sezgiyle. küfür. içebak ış. içedönük kimse. 2. yetki investigating soru şturma. sezgici. icat. 1. 1. s. s. 2. tırnak işaretleri. 1. ters çevirme. 2. s. yatalak. s. 2. 1. s. i.. i. omurgas ız. i. 3. i. izinsiz ve davetsiz girme. z. zorla girme. zorla girmek. müz. i. takdim. i.. değişmeyerek. içebak ışçı. akın. demirbaş. s ırasını değiştirmek. in (bir proje için) (para/emek/zaman) harcamak. i. davetsiz misafir. geçersiz. dilb.etmek. sövüp sayma. . icat eden. garketmek. tersine çalış. izinsiz ve davetsiz giren. inceleme. f. içebak ışçı. zorlagirmek. istila etmek. 2. fels. hasta. müz. 2. ters sonuç. in -e (para) yat ırmak. yaratıcı. sabit kalan. 1. s. f. i. sel basmak. içe do ğma. değişmeyen. tanıtıcı. the murder. geçersizle ştirmek. s. s. istilac ı. i. yaratmak. 1. sırası değiştirilmiş. istila. su basmak. fels. tersine çevrilmiş. 4. sezgi. s. altüst olma. zorla giren. s. müz. 1. -i paylamak. i. istenilmeyen bir yere izinsiz ve davetsiz giren kimse. ters dönme. İng. against -i şiddetle eleştirmek. tersine dönmü ş şey. uydurmak. Dedektif cinayet hakk ında tahkikat yapıyordu. tersyüz edilmiş. 1. sakat. i. ağır hakaret. çok de ğerli. hükümsüz kılmak. 1. tahkikat. başlangıç ile ilgili. f. i. paha biçilmez. i. sezgisel. s. i. 2. sezgicilik. araştırma. enversiyon. 4. 2. tersine çevirmek. i. 2. 1. aynı şekilde. tanıtım.introduction introductory introspection introspectionism introspectionist introspectionistic introspective introvert intrude intruder intrusion intrusive intuition intuitionism intuitionist intuitionistic intuitive intuitive knowledge intuitively inundate invade invader invalid invalid invalidate invaluable invariable invariably invasion invective inveigh invent invention inventive inventor inventory inverse inversion invert invertebrate inverted inverted commas inverted commas invest investigate investigation investigator i. 3. sezgici. 1. s. i. with (sorumluluk. içgözlem. tahkikat/soruşturma yapmak: The detective was f. f. 3.. 2. 1. i. s. 2. 1. 1. 2. buluş. değişmez. 1. 1. hücum etmek. başlangıç. 2. ara ştırıcı. giriş.. 1. hakk ında with (bir makama) getirmek. 1. f. aksi. 2. 3. her zaman. 2. tırnak işaretleri. 3. tırnaklar. sezi. f. İng. tanıştırma. s. içgözlemsel. 2. 2. i. f. z.

o. gerektirmek. bulaşma.. k ıskandırıcı. i. s. ionize. bak. çabuk yok. f. ruhb. iyonlaşmak. 1. bak. hiddetli. iodization. f. cazip. bozulamaz. i. çabuk kestirilemez. 1. süsen. Onda zerre kadar gerçeklik öfkelenen. nebze: There´s not an iota of truth in it. s. 3. 2. fikir veya ruhun derinliğine doğru. iyotlanm ış. güçlendirmek. iyonlaştırmak. başvurmak: He invoked his diplomatic immunity. sinirlendirmek. k ızgınlık. Sergiye sadece en yak ın arkadaşlarını davet etti. k. -e bulaştırmak. öfkeli. davetkâr. gayriihtiyari. 2. iodize. mal. tiksindirici.. yetki v.investment investor inveterate invidious invigorate invincible inviolable inviolate invisibility invisible invisibleness invitation invite invite s. k ızgın.1. i. f. 2. s. 2. davetiye. görünmezlik. 4. 1. i. iyon. iç. görülmez. zerre. ilgi. iyotlamak. i. bozulmam ış. haksız. i.. gayriiradi. 2. bak. iyonlaşma. s. s... s. iyonik. çekici. 1. iradedışı.´ni) istemek. öfke. çiğnenmemiş. ho ş. İng. ele geçirilmez (yer)..kar ıştırmak. kökle şmiş. i. s. 1. faturas ını çıkarmak.. çi ğnenemez. i. huysuz. i. rica etmek: birini buyur etmek. iyot. 2. . istemeyerek yap ılan. bak. -e sokmak: ilişkisi. istemek: Expertise involves practice. f. s. İng. 3. iyonyuvarı. 3. 1. manevi. i. 1. 2. i. zarar görmekten veya yaralanmaktan tamamen korunmu ş. Iris. iç k ısım. s. ionization. f. dili aşk Don´t involve me in your i. 1. düşkün. invisibility. i. 2. 1. 3. 1. koruma v. 3. s.. 2. 1. istençsiz. İng. dokunulmaz. s. 2. İng. iyonlanma. yerleşmiş. gözle seçilemez. f. s. 1. i. bak. ça ğrı. hiddet. yatırımcı. tiryaki. anat. davet etmek. Ustal ık pratik ister.. canland ırmak. 2. canını sıkmak. yalvarmak. fethedilemez. i. s. i. inward 2. bot. 2. 2. davet. 1. 1. içeriye do ğru. f. i. yanardöner. karışma. s.´ni) verme. (yard ım. usandırıcı. iyotlu. bak.b.. in -e ilişki. ruhsal. iris. (Allaha) yakarmak. içeride bulunan. 2. f. iyotlama. f. iris. birini içeriye davet etmek. bak. iodized. İng. f. sinirli. (sorumluluk... s. (ruh) çağırmak. görünmez. bıktırmak. 2. içe doğru. yatırım. 2. ça ğırmak: He invited only his close friends to the exhibit. position in the s. gayet sa ğlam: His z. in inviting invoice invoke involuntary involve involvement invulnerable inward inward inwards iodic iodine iodisation iodise iodised iodization iodize iodized ion ionic ionisation ionise ionization ionize ionosphere iota irascible irate ire iridescent iris irk irksome i. müzmin. 1. bıktırıcı. istemsiz. yenilmez. resmi hesaplarda gözükmeyen.b. fatura. can s ıkıcı. z. s. iyotlu. envestisman. s. usandırmak.

ütüleyerek (buru şuklukları) gidermek. 3. s. s. düzeltilemez. s. s. 2. 1. İng. s. şıbozuk (asker). 2. s. 1. insana alay gibi gelen bir tesadüf. sinirli. 1. 2. kuraldışı. 1. of -e bakmaks ızın. geri al ınamaz. yıkama. 4. sorumsuz. kurtulamaz. . 1. ters çevrilemez. 2. usd ışıcılık. 2. 1. s. dökümhane. 1. dilb. k ızgınlık. (bir şeye ait) demir kısımlar. s. tahri ş edici. i..´ni) gidermek. i. usdışı. f. çarpık. 2. s. ütülemek. 3. zaptolunmaz. nalbur. sinirlendirici şey. uzlaşmaz kimse. karars ız. i. i. s. tedavisi olanaks ız. mantıksız. i. inceden inceye alay eden. geri alınamaz. s.. 2. 3. istihza. s. 2. frenlenemeyen. sorumsuzluk. tamir olunamaz. çaresiz. çürütülemez. s. s. öfke. demirk ırı. lavaj yapmak. bir daha ele geçmez.. sinirlendirici. to ile ilgisi olmayan. i. karşı konulmaz. 1. geri alınamaz. bakonu d ışı. 1. bedeli ödenerek kurtar ılamaz. 2. s. s. sinirlendirici. s. (topra ğı) sulamak. önüne geçilemeyen. tıb. 2. s. düz olmayan. yolsuz. 2. tahriş. çaresiz. aksi iddia edilemez. tahri ş edici. demir gibi. s. ikircimli. onarılamaz. mütereddit. Çok ütü işi var. s. paraya çevrilemez. düzensiz. irrasyonel. gemlenmez. yeri doldurulamaz. 2. 1. 1. bak. z. 5. mantıksızca. s. kurals ız. lavaj. 2. 1. 1. (topra ğı) sulama. ütüleme: Have you done the ironing? Çama şırları ütüledin mi? 2.. demirhane. ada.iron iron foundry iron gray iron out ironic ironical ironing ironing board ironmonger ironwork ironworks irony irony of fate irrational irrationalism irrationally irreconcilable irrecoverable irredeemable irrefutable irregular irrelevant irremediable irreparable irreplaceable irrepressible irreproachable irresistible irresolute irresolvable irrespective irresponsibility irresponsible irretrievable irreverence irreverent irreversible irrevocable irrigate irrigation irritable irritant irritate irritating irritation is island i. 3. i. 1. uyuşmayan fikirler. telafi edilemez. kaşındırma. kusursuz. değişmez. ak ılsız. ironic. kusur bulunamaz. 1. 1. fiz. kim. ironik. 4. kaderin cilvesi. çabuk k ızan. ütü. 2. (pürüz. tersinmez. yıkamak. s. demirden yapılmış. barıştırılamaz. bak. i. tahriş edici şey. 1. çoğ. s. demir. saygısız. onulmaz. i. 1. s. 1. irrasyonalizm. çaresiz. demirhane. akıldışı. i. 3. 2. s. s. tahri ş etmek. çok çekici. be. 2. dayanılmaz. ütü tahtas ı/masası. ütülenecek çama şırlar: She´s got a lot of ironing to do. i. i. fels. f. 2. maden uçlu golf sopas ı. demirler. sinirlendirmek. de ğiştirilemez. sorun v. uzlaştırılamaz. aleyhinde söylenecek bir şey olmayan. s. 2. ironi. tıb. 2. 1. f. 1.b. i. bastırılamayan. 2. çözülemez. alayl ı. saygısızlık. değiştirilemez. demir. su götürmez. usulsüz.

3. i. 1. 4. izole etme. yalnızlık. f. kaşıma isteği duymak. 7. 2. 1. 1. İng. f. f. bak. sarmaşık. onu. yolcu rehberi. 3. s. fildişi. kim. ayırma. 3. İngiliz alfabesinin onuncu harfi. izomer. kald ırıcı. 8. izomorfik. mesele. ağaçsarmaşığı. J. f. 2. etme. i. i. e şbiçimlilik. gezgin. tek tük: isolated instances of1. yalnız bırakma. 6. s. teni dalayan (kumaş/giysi). e şbasınç. . i. 4. 2. tek. seyyar kimse. i. İng. argo para. 3. onun (it´in iyelik hali). 2. yol. ona. kaşıntı. 1. tecrit etmek. kaşınma. gezginci. 2. boşalma.. 2.senedi ı. sorun. s. 2. bocurgat. zam.. çabuk iğne yoluyla anlaşılmayacak şekilde konuşmak. j jab jabber jack jackal jackass i. ayırmak. oğlan. çıkış. i. erkek e şek. dürtme. dürtmek. mahsur bırakmak. 7. i..1. haber. izomerizm. 4. 1. zool. ahmak adam. 2. i. 9. berzah. 4. 5.. (oyunlarda) ebe. arzu. cholera tek tük kolera vakalar ı. 3. fildişi kule. k ıs. i. 2. o. eşek herif. say ihrac ı. i. kaşınan. it will. i. adac ık. i. hesapta tek rakam. adet. tek başına kalmış. zam. kaşınmak. konu. e şbiçim. kim. yaln ız bırakmak. 6. 4. hisse 5. isk. marsıvan eşeği.islander isle islet isn`t isobar isolate isolated isolation isomer isomeric isomerism isomorph isomorphic isomorphism isosceles isosceles triangle isotherm isotope issue issue of shares isthmus it it`d it`ll it`s italic italicise italicize itch itch mite itchy item itemise itemize itinerant itinerary its itself ivory ivory tower ivy J. kaşıntısı olan. italik. 2. it has. i. 1. izobar. tenha. itemize. 8. tecrit i. itmek. 1. gazet. ayrıntılarıyla yazmak. yerde ş. k ıs. it had. köylü. istek. e şsıcak. 1. yolculukla ilgili. 2. seyahat program ı. 2. basım. (--bed. netice. kim. izomerik. yola ait. i. insan ı kaşındıran. gemici. 2. 1. 1. f. dolaşan. i.. boşalma yeri. parça. coğr.. i. dağıtım.tenhalık. priz. kıstak. 2.bacak. it is. kendisi. elek. i.. s. seyyar. 2. --bing) 1. k. i. İng. ikizkenar üçgen. i. izoterm. Canis aureus. izole etmek. bak. bot. izomorf. 9. çakal. yayımlama. 1. italik. k ıs. s. duvarsarma şığı. madde. i. izotop. 2.konu şmak. adalı. f ıkra. 1.verilen ilaç. 3. ayırmak. f. kalem. k ıs. nüsha. 1. saplamak. i. ço ğ. 4. s. 3. ada. çabukdili iğne. italik harflerle basmak. 1. (bazı oyunlarda) top. f. s. ayırma. kendi. i. i.. mahsur kalan. izomorfizm. f. zam. fildişi rengi. f. yaln ız. oto.. s. yayım. e şbiçimli. vale. ikizkenar. it would. gen. 3.. adam. sonuç. saplama. is not. uyuzböceği. 2. kriko. italicize. hedera. geom.

kaba kuvvet. dili 1. 1. i. çoğ. cazcıların bir araya gelip doğaçtan çaldığı caz müziği. marmelat. düldül. i. trabzonhurmas ı. bak. k ıs. sıkıştırmak. 2. Jamaika. Jamaika´ya özgü. Hepimizi o küçük i. jalopy. k ıs. (--med. 4. i. 2. bot. çekişmek. i. keskin dönü ş. kapı veya pencerenin dik yanı veya kenar pervazı. bot.. yenidünya. 2. tıkmak: They are going to jam all of us into that small room. i. i. hapishane. 1. ortada biriken para. zangırdamak. Diospyros kaki. Chaenomeles lagenaria. i. 1. japonakçaa ğacı. yafa. tıklım tıklım. bot. gardiyan. sivri uç. küçükkarga. yafa portakalı. yeniçeri. 1. dayanan. s. 2. (with) (-e) ters düşmek. Jap. i. sivri uçlu. 1. f. 2. şömiz.nese) Japon. cazcıların bir araya gelip doğaçtan çaldığı caz müziği. s. gürültü.jackboot jackdaw jacket jackknife jack-of-all-trades jackpot jade jade jaded Jaffa Jaffa orange jag jagged jaguar jail jailbird jailbreak jailer jailhouse jaloppy jalopy jam jam jam on the brakes jam session jam session Jamaica Jamaican jamb jamboree jam-packed Jan jangle janissary janitor janizary January Jap Japan Japanese Japanese cedar Japanese maple Japanese persimmon Japanese plum Japanese quince japonica jar i. (--ged. isk. kavga etmek.a. yafa portakalı. i. hapishaneden kaçma. jack. elinden her iş gelen kimse. Japonya. argo cümbü ş. i. zangırdatmak. kulak t ırmalayıcı bir ses çıkarmak. 1. k.. f. s. isteksiz. 2. japonayvas ı. jagar. 2. çentmek. hapishane. 2.. argo külüstür otomobil. yeşim. Japan. i. bot.. firar. i. Japanese. i. hıncahınç doldurmak. i. i. 2. f. bitkin. (çoğ. silindir ceketi. t ıkmak. Acer palmatum. on parmağında on marifet olan kimse. hafifme şrep kadın. reçel. s. i.knives (cäk´nayvz) i. çentikli. i. --ging) diş diş etmek. Corvus monedula. January. 2. (vaktiyle hapis yatm ış) sabıkalı. 1. 1. hapsetmek. f. Japonca. f. dopdolu. kaba kuvvet kullanan kimse. f. japonayvas ı. s. frene kuvvetle bas ıvermek. jaguar. Prunus salicina. Chaenomeles lagenaria. Jamaika. viraj. bak. 1. i. kaba kuvvete i. --ming) 1. ahenksiz ses ç ıkarmak. çok yormak. s. zool. mahpushane. mak.. büyük çakı. mahpus. (ile) çatışmak. yaşlı ve işe yaramaz at. b ıkkın. 2. 3. i. Jamaikalı. Cryptomeria japonica. 1. ceket. Jamaikalı. zorba. pot. yafa. düldül. i. gırgır. --ring) 1. çok yorgun. 3. ocak ayı. argo. (--red. odacı. i. kaba kuvvetle başkasını boyun eğmeye zorlamak.. 2. ahenksiz ses. diş. mahkûm.. maltaeriği. Japon. bot. eğlenti. dişli. f. janissary. i. kapıcı. hapse atmak.. i. kriptomerya. i. i. Japonca. on/upon . i. i. mahpushane. cücekarga. 2. bot. h ıncahınç dolu.

dili kararsız kimse. s. 2. laflama. denizanas ı. pelteleşmek. özel dil. jello. 1.. 1. kıskançlık. 1. 1. bot. tehlikeye atmak. yarg ılanan sanığın cezaya çarpılma olasılığı. f. Cavalı.jar jargon jasmine jaundice jaundiced jaunt jauntily jaunty Java Javan Javanese javelin javelin throw jaw jawbone jawbreaker jay jaywalk jaywalker jazz jazz band jazz up jealous jealously jealousy jean jeep jeer jell jello jelly jellybean jellyfish jeopardise jeopardize jeopardy jerboa jerk jerk jerk off jerk out jerkily jerky jerry jerry-built jersey Jerusalem i. 2. 3. Jav. silkip atmak. (reçel veya marmelada benzeyen) jöle. i. 1. 2. tehlike. yasemin. pulover. medüz. i. (meyve tad ında. k ıskançlıkla. huk.. i.. karamsarlık. i. i. burkulma. 2. jarse. İng.. 1. düşmanlık. 3. donmak. i. f. tehlikeye sokmak. Cavaca. 2. nazik durum. f. kötü malzemeyle yap ılmış. --s i. sarılık. hoşnutsuz. dili 1. Cava. cin pantolon. Cavaca. blucin. 2... cin kuma ş. sar önyargılı. 1. sars ıntılı. meslek argosu. i. 4. i. k.. i. İng. kıskançlık dolu. sarsarak. gezinti. f. silkinme. kaygısızca. k. fırlatmak. k. ılık olmuş. i. kestanekargas ı. neşeli. kaygısız. dili pis/aşağılık herif. Cava. k. z. zool. 1. Dipus. s. 1. s. sars ıntılarla. çok sert akide şekeri. çölsıçanı.. bak. i. içi jöleli fasulye biçiminde bir şeker. i. 2. i. alakarga. jeopardize. birdenbire ve şiddetle çekmek. salak. 3. 2. gezmek. argo canland ırmak. 1. Cavalı. önyargı. i. . 2. k ıskanç. argo otuz bir çekmek.. 1. i. i. 2.. k. 2. f. 1. argo 1. s. i. Javanese. şiddetli ve ani çekiş. kazak. i. alaylı bağırış/kahkaha. 2. ağız.. bak. Jasminum. 1.. hoşnutsuzluk. anat. anla şılmaz dil. düşmanca. k ıskançlık. argo tehditle baskı yapmak. zool. z. gösterişli. 1. peltele şmek. ço ğ.. 2. i. i. f. f. İng. cip. argo aptal. d ırlanmak. i. çölfaresi. pelteleştirmek. s. Cava´ya özgü. kavanoz. Garrulus glandarius. 2. (at) ba ğırarak/kahkahalar atarak (ile) alay etmek.nese) Cavalı. çene çalmak. söylenişi zor sözcük. bak. hareketlendirmek. i. i. c ırboğa. abaza çekmek. oturak. İng. 2. büzülme. 4. spazmodik. 2. i. 2. dili lazımlık. Kudüs. dili biçimlenmek. s.. şen. 3. karamsar. cazbant. z. 3. cin. 1. cirit.. cirit atma. caz.a. i. i. 3. cirit. dili (yaya) yaya geçidi olmayan bir yerde kar şıdan karşıya geçmek. f. f. tıb. (yaya) trafik kurallar ına uymadan karşıdan kimse. (çoğ. laflamak. belirginleşmek. şık. s. i. f. süveter. i. sarsıla sarsıla gitmek. mastürbasyon yapmak. fütursuzca. çene. argo çene çalma. s. k. pelteye benzeyen) jöle. silkme. caddeyi trafik kurallar ına uymadan geçenkarşıya geçmek. kesik kesik ve h ızlı söylemek. çenekemiği.

3.. Musevi.Jerusalem artichoke Jerusalem artichoke jessamine jest jester Jesus Jesus! jet jet jet lag jet plane jet propulsion jet setter jet-black jet-propelled jettison jetton jetty Jew jewel jeweled jeweler jewelled jeweller jewellery jewelry jewelry store Jewish jib jibe jiff jiffy jiggered jiggery-pokery jiggle jigsaw jigsaw puzzle jihad jilt jimmy jimsonweed jingle jinks jinni jinx jitters jittery yerelmas ı. İng. (tekerleme gibi) kısa şiir. (--bed. 2. çıngırtı. den. bak. 1. i. yorgunluk v. i. tepkili (uçak). jet gibi h ızlı.. dili katakulli. i. 2. simsiyah. k. argo u ğursuz şey/kimse. alay. i.. f. f ışkırtmak. i. i. şaka. kuyumcu dükkân ı. f. şıngırdatmak. oyma testeresi.. i.. İng. cevher. Yahudi. İsa.. 2. rüzgâr yönünde giderken kavanço f. f. dili -e uymak. bumba ile seren veya yelkeni (bir şey hakkında) tereddüde etmek. i. i. s. jewelry. dingildemek. i. 3. bak. mücevherci. bak. ile uyu şmak. fışkırmak. çıngırdatmak. jiffy. uğursuzluk. soytarı. k. tatula... İng. i. Hz. jeweler. şaka etmek. flok yelkeni. s. 2. f. f.. jet. salınmak.. s. with k. mücevher. i. i. İng. mendirek. (sevgilisini) terketmek. 2. simsiyah. değerli kimse/şey. bak. hafif sallantı. i. (--ed/--led.. 2. itiraz etmek.. (--ted.. yerelmas ı. f. şıngırtı. --bing) İng. 1. dili the a şırı sinirlilik. i. latife etmek. tekerlemeli şarkı. . s. 3. jetle yolculuk yapmak. sallamak. 1. dili çok sinirli. 1. ünlem Allah Allah! s. Yahudi. cihat. şıkırtı. şıkırdatmak. mücevher.b. i. --ing/--ling) değerli taşlarla süslemek. k. i. (hırsızların kullandığı) ufak levye. (at) (-e) karşı gelmek. 3.. i. fışkırma. jasmine. değerli taş. --ting) 1. s. titreme. i. lahza. kuyumcu. i. Musevi. maskara. fıskıye. uğursuzluk getirmek. jet uçağı. i. s. i. ırgalanmak. latife. k. değerli taşla/taşlarla süslü. i. kâgir iskele. kapkara. (tehlike an ında gemiyi hafifletmek için) (yükü) denize atmak. enerjik. şeytanelması. (bir şeyi yapmaktan) çekinmek. dili an. f. jeweled. ğundan sonra) zaman farkından doğan uyku (uzun bir uçak yolculu düzensizliği. 1. 1. s.. jeton. i. s. jet sosyeteden bir kimse. i. f. i. tepkili uçak. şaka söylemek. dalgak ıran. motorlu kesilmiş parçaları birleştirerek oynanan resim-bilmece. tepkili çalıştırma. 1. f. 2. f. hile. i. bak... mücevherat. den. (hırsızların kullandığı) ufak levye ile açmak. cin. jetli sürüş. bot. jet. hareketli. oyun. i. 2. sevgilisini terkeden k ız. cep saatinin içindeki taş.

mülkiyette/tasarrufta ortak. s.b. (--ged. dalavere ile kand ırmak. i. joker. şakalı. toptan dağıtımcı. latife. şaşkına çevirmek. gerçekten: This is yere sevimli bir hava vermek. neşe verici. mafsal. anonim şirket. 3. zerrin. şaka etmek. geçme. görev. birleştirmek. 5. suspansuvar. yava ş koşmak. 2. düğüm. ortakla şa. İng. hatırlatmak içinyava ş koşma. 2. toptan mal satan tüccar. argo gece kulübü. memuriyet. 1. 3. büyük et parças ı. 2. bitişmiş. k. Bir sözü pekiştirmek için kullanılır: He´ll jolly well have to. 2. dili bitişmek. f. asker yazılmak. şen. bir jolly good! İng. 3. boğum. bir yeri ne şelendirmek. 1. i. jujitsu. 2. yava şça sallamak. bot. i. tatlı sözlerle birini (bir şeyden) vazgeçirmek. (kulüp. f.. i. sarsma. 2. parça başına çalşsiz. savaşa girişmek. 1. 1.o. İng. neşeli. 6. 1. 4. birle şmiş. iş. (bir şeyi i. Ürdün. eklemli. el ele tutu şmak. Yapmaktan başka çaresi yok. f. fulya.jiujitsu job job work jobber jobless jockey jockey jockey for position jockstrap jocular jocularity jocularly jog jog s. k. vazife. sallama. isk. z. müteselsil borçlular. 2. dili hoş. birlikte. şaka. 2. 1. dürtmek. 7. jogging yapmak. 3. s. götürü iş. i. sarsmak. i.´s memory jogging joggle join join battle join battle join hands join up joiner joinery joint joint joint account joint account joint creditors joint debtors joint heir joint owner joint surety jointed jointly joist joke joker jokingly jolly jolly a place up jolly s. iışan işçi. 2. 1. dili bayağı. sarsmak. marangoz. 1. Bu bayağı iyi! Jolly good! Çok birini tatlı sözlerle teşvik etmek. geçme ile tutturmak. out of jolly well jolt jonquil Jordan i. f. şaka ederek. şakacılık. parti v. birinin belleğini canlandırmak. i. şakacı kimse. along jolly s. i. bağlamak. Narcissus jonquilla. argo afyon s. şaka olarak. jogging. putrel. birçok derne ğe/gruba üye olan kimse. i. birçok yere üye olma meraklısı. 1. 5.o. müteselsil kefil. şaka yollu. f. . sars ılmak. ipucu vererek) i.. i. şok. ortak. hafifçe sarsmak.. (bir yarışta) daha avantajlı bir yere geçmeye çalışmak. şaka yapmak. in -de yer almak. müşterek hesap. i. 2. toptanc ı. z. kiriş. kat ılmak. payda ş. doğramacılık. buluşmak. sarsıntı. kasap. yavaş koşma. f. dili 1. 2. bak. tatlı sözlerle birini (bir şeye) ikna etmek. tic.´ne) birden dürtme. bar. İng. İng. i. birleşmek. itmek. dürtme. sars ıntı.o. 1.. üye yazılmak. 6. mirasta ortak. marangozluk. lokanta. i. mafsallı. ek yeri. müteselsil alacaklılar. hafifçe sarsılmak/sallanmak. güzel. i.. k. anat.. 2. z. -e çarpışmaya bağlanmak. s. müşterek. 2. bot. nükte. müşterek hesap. şoke etmek. ek. 2. k.o. i. z. şakayla. --ging) 1. 4. s. 1. eklem. 2. doğramacı. 1. cokey. joint-stock company tic. şakacı.başlamak. 1. into jolly s.

s. keyifli. argo hapishane. hakemlik etmek.. 2. i. tahmin etmek. s. i.. Justice of the Peace. it! Bir noktas ını bile değiştirmem! Don´t you miss a jot or a tittle! En i. i.. adliye. gazete. sevinç. bak. görünüşe dayanarak hükme varmak. gazetecilik. seyir defteri. 3. karar. i. sevinçli. Yugoslav. neşeyle. i. hakem. 1. nebze: I won´t change a jot of jul. jour. itip kakmak. 1. . ustabaşı. s. yargıçlar. Yahudi İspanyolcası. hokkabazl ık. hokkabazlık yapmak. --ting) down yazmak. Ürdün. 1. i.ney. neşeli. 2. 1. hilekâr kimse. hokkabaz. 3. tic. k ıs.. i... coşkulu sevinç. 2. i. ne şeli. Ürdünlü. hükmetmek. ne şe. jübile. i. z. i. el çabukluğu ile marifet yapmak. judgment. erguvana ğacı. Junior. 2. Yiddish. adli. k. joviality. i. bak. i. günce. 2. 4. f.. k ıs. Ürdünlü. Musevi âlemi. not etmek. neşe. evlilikte altın yıl. hüküm. zerre. 3. testi. s. adli.. türel. kumanda kolu. s. hâkim. jonglör. çene kemiği. 1. hile. hukuki. sefer. yolculuk. 2. f. s. i. i.Jordanian josh jostle jot joule journal journalism journalist journey journeyman jovial joviality jovialness jowl joy joyful joyfully joyous joyride joystick JP Jr jubilant jubilation jubilee Judaism Judas Judas tree Judeo-German Judeo-Spanish judge judge by externals judgement judgment Judgment Day judicial judiciary judicious judo judoist jug juggle juggle the books juggler Jugoslav Jugoslavia Jugoslavian i. dürtüklemek. i. s. hile yapmak. yarg ıç. yolculuk etmek. i. 3. alay etmek. judo. i. şaka etmek. s. 3. Cercis siliquastrum. i.. 3. seyahat. aldatmak. 2. i. 1. 2. şen. günlük. bak. co şkun. Ürdün´e özgü. 3. çoğ. bilg. 1. i. i. gazeteci. Yugoslavia. (kulplu) sürahi. hüküm vermek. haz. hukuki. i. itip kakma. s. 1. f. judocu. s. bot. coşku. çal ıntı araba ile gezme. 2. aldatmak için hesap i. neşeyle dolu. k ıyamet günü. f. sevinçli. yarg ı. şenlik. bak.defterlerini kar ıştırıp hazırlamak. f. Musevilik. 1. i. Musevilik. f. gezi. otomobil gezintisi. Yugoslavian. i. i. itelemek. dergi. dili tak ılmak. 1. bak. tedbirli. 2. erguvan. keyif. mantıklı. herhangi bir olayın ellinci yıldönümü. ne şeli. 1. 4. 2. s. yarg ılama ile ilgili. yevmiye defteri. bak.. kodes. Musevi olma. sağgörülü. 4. bilirkişi. fiz. yol. 2.. ak ıllıca. günlük defter. i. İng..men (cır´nimîn) i. 1. sevindirici. Musevi dini. (--ted. i. i. sevinçli. uçakta manevra kolu. i. s. alt çene. den. yargılamak.

o. argo benzin. i. s. 3. dili herkesin merak etti ği (ayrıntılar). 2. 1. hoplayıp zıplamak.. enerji. İng. 2. çok büyük. bluz/kazak üzerine giyilen kolsuz elbise. tulum. ğlayarak (aküsü bitmiş olanın motorunu) çalıştırmak. karmakarışık şey. k. 2. 1.´s throat jump down s. şkalarının yaptığı bir eyleme katılmak. f. 2. i şaret verilmeden başlamak. birini terslemek. başlama noktasbabaşlangıç yeri/noktası. 1. diken üstünde. f. s. kefalet altındayken duruşmaya gelmemek. ip atlamak. fırlatmak. July.Jugoslavic jugular jugular vein juice juiceless juicy jujitsu jujube jukebox Jul July jumble jumble sale jumbo jump jump jump a train jump around jump at jump at a conclusion jump down s. oto. s ıçrama. k ıs.o. özü/suyu olmayan. ayağa fırlamak. 3. sıçratmak. (tren) raydan ç ıkmak. ödü patlamak. (tren) hattan ç ıkmak. k. birini haşlamak. jump one´s bail jump out of jump out of one´s skin jump out of the frying pan into the fire jump over jump rope jump seat jump ship jump the gun jump the gun jump the queue jump the track jump the track jump to conclusions jump to one´s feet jump up and down jump/get on the bandwagon jump/skip bail jumper jumper jump-start jumpy Jun s. sebze/meyve/et suyu. (yarışta) hatalı çıkış yapmak. dili hayretle yerinden s ıçramak. boyuna ait. 2. s. 2. i. Yugoslavic. İng. atlatmak. i. s. kuru. elektrik. çok sevinmek. elek. skin! Ödüm koptu!/Yüreğim k.hüküm vermek. aküsü bitmiş motorun aküsünden başka bir motorun aküsüne tel basinirli. kocaman. fırlama. (teklifi/daveti) hemen kabul etmek. i. . özsu. çiğde. dili gelmek: I nearly doluya out of my -in üstünden atlamak. birine sapartayı vermek. temmuz. hünnap. yüreği ağzınaya ğmurdan kaçıp jumped tutulmak. sinirleri gergin. k. birine ç ıkışmak. k. dili birini ha şlamak/azarlamak. Junior. 3. bak. trene atlamak. i. hoplayıp zıplamak. üzerinden atlamak. (fiyat) f ırlamak. dili 1. k ıs. dili ı. -den atlamak. argo cereyan.o. acele k. argo kuvvet. jumping-off place 1. (tayfa) gemiyi haber vermeden terketmek. zıplamak. dünyanın öbür ucu. dini/hayırsever bir kurum yararına satılmak üzere biriktirilen kullanılmış İng. (bir yerden) (d ışarı) atlamak. delgi. s ıçramak. k. para ile plak çalan otomatik pikap. i. atlama. 1. hakkı yokken sırada bekleyenlerin önüne geçmek. vaktinden evvel davranmak. herkesin merak ettiği ayrıntılarla dolu. 4. ödü kopmak. 2. sulu. düzensiz kar ışım. 3. özlü. 1. (parayla ilgili bir miktarda) ani yükselme. geçici olarak kullan ılan bağlantı teli. pulover. atlayan kimse.. zıplatmak. 1.´s throat jump for joy jump on s. 2. dili (kefaletle tahliye edilen san ık) hazır bulunması gereken duruşmaya gelmemek. süveter. k. s. i. i. (fırsattan) hemen faydalanmaya bakmak. bot. çocuklara giydirilen pantolonlu ceket. İng. başlanması gereken zamandan önce başlamak. karışıklık. şahdamarı. dini/hayırsever bir kurum yararına yapılan kullanılmış eşya satışı. 2. düzensizlik.. 3. spor jiujitsu. dili birini sert bir şekilde azarlamak. atlamak. straponten. göbek atmak. her şeyi bilmeden/yeterince düşünmeden hemen bir sonuca/karara varmak. 1. i. June. 5. (kadın için) kazak.

Phyllopertha. seçici kurul. Jüpiter. 5. şimdi. hemen hemen: We´re just abouthis father. cunta. dikiş yeri. ardıç.men (c^ngk´mîn) i. 2. Dairenin durumu hakk ında bilgi tam orada. Just what the fuck do you mean? Ne demek istiyorsun be? i. i. kutu. yine de. spor senelik ile lise aras ındaki 7. 1. hurdacı. dili Bir saniye! 1. yerindelik. adalet. yerinde. sulh hâkimi. elek. makas. eskici. haziran. 5. Evini çok 1. 1. -mek üzere: I was just about to leave. She´s That´s just like Behzat. k. değil mi? tam benim şansıma. O arabanın hurdası çıkmış. s. hak. i. 2. birleşme yeri. i. i. gökb. 2. hükümet. argo hurdas ı çıkmış araba. i. doğru. dili Haydi. junk. i. zool. hakl ı. yaşça küçük.h. Tam ç ıkmak üzereydim. uyuşturucu bağımlısı. bitişme. 1. Onlara inat bunu yap ıyor. Erendiz. birleşme. ilkokul okul. i. cang ıl. Biraz önce buradaydılar. yakala bakal ım! k. huk. ucu ucuna. tam: just across from us tam kar şımızda. tıpkı: Fehmi looks just like finished. i.). yarg ı hakkı. eroinman. çok dikkatli bir şekilde: When you´re with them you belirli bir şekilde/bir sisteme göre düzenlenmiş. argo uyuşturucu maddeler. biraz önce: They were here just now. bot. d. buat. i. tam o anda. ast. bağlantı.y. 1. bir halde: She keeps her house just so. zaman. 3. isn´t it? O tam Behzat´ça bir şey. hurdalık. yargılama hakkı. adaletli. 3. jüri. kavşak. justice justice of the peace justice of the peace sulh hâkimi. gene de. 2. 2. i. hakl ılık. bitişme. i.junction junction box juncture June June bug Juneberry jungle junior junior college junior high school juniper junk junk junk food junk heap junk mail junkie junkman junkyard junta Jupiter jurisdiction jurisprudence jurist juror jury just just Just a sec! just about just like just my luck just now just so just so just the same just the same just then just there Just think! just to spite Just try and catch me! just under the wire i. 2. yarg ıcılar kurulu.. 2. jüri üyesi. hurda deposu.. just in time tam vaktinde. i. seçiciler kurulu. doğruluk. tadı güzel. but just the o s ırada. 4. 1. iki kişiden küçük olanı. besin değeri mal. önemli an. hukuk ilmi. 1. haziranböce ği.hukuk. reklam olarak gelen posta. Çin yelkenlisi. argo ke ş.Hemen tıpkı babasına benziyor. kıdemce aşağı. 1. atılacak eşyalar. cengel. 1. jüri. 3. çoğ.. 2. . hükümetin nüfuz dairesi. i. 2. 8. z. ve 9. sınıfları kapsayan ortaokul. That´s just what I´ve been looking for. kayaarmudu. adil. çok düzenli muntazam tutuyor. buna ra ğmen. yine de: She described the apartment´s condition. hurdalar: That car´s a piece of junk. tamsame I would like to see it for myself. 2. i. 4. b. 3. taponaz olan yiyecek. 3. dili son anda. 1. i. yetki. küçük (Babas ıyla aynı adı taşıyan öğretim programını uygulayan iki genç. Bir düşün!/Düşünsene!: Just think! This time tomorrow we´ll be in Tibet! Düşünsene! Yarın bu saatteto spite them. 2. i. hukuk ilmi uzman ı. 1. 1.. Amelanchier canadensis. hukukçu. tıpatıp aynı. üniversitenin birinci ve ikinci s ınıf kimsenin adına eklenir. oynak yeri. aynı. -e inat: He´s doing this just Tibet´de olacağız! k. aralık. uyuşturucu. Fehmi hemen bitirdik. just at that spot tam o noktada. s. 1. 2.

i. yanyana koyma. dili çok hevesli. Kamboçça. 7. gerekçe. z. Seni s ıcak tutar. uzanmak. s. ac ı. K. İng. s. 3. He içkale. haklı olarak. 3. akıllılık.. Keşmirli. göze batmamaya çalışmak.. kuvvetli. olgunlaşmamış.justification justify justly jut jute juvenile juvenile court juvenile delinquency juvenile delinquent juvenile delinquent juxtapose juxtaposition k K. i.. sert. i. i. birbirine yak ın koymak. bilg. capacity. şiddet. z. şiddetli. elek. i. Kazak. metnin sağ doğrulamak. --ting) 1. düşkünlük. s. merak. mitoz. karyokinez. 8. i. -i your head! Terbiyeni tak ın! keep a close watch on keep a journal keep a low profile keep a low profile keep a secret günlük tutmak. birbirine yak ın koyma. adaletle. the books. k ıs. s. 2. Karelya. i. 1. Kamboçlu. k Kaaba kale kaleidoscope Kampuchea Kampuchean kangaroo kaput karat karate Karelia Karelian karyokinesis Kashmir Kashmir´i Kashmir´ian Kazak Kazakh Kazakhstan Kazakstan keel keel over keelage keen keenly keenness keep keep i. çıkmak. 2. 2. i. dili terbiyeli bir şekilde konuşmak: I´ll thank you to keep a civil tongue in sıkı bir gözetim altında tutmak. biyol. liman resmi. Karelyaca. himaye. She keeps a diary. dili göze çarpmamaya çal ışmak. 1. Kampuçya. Keşmirli. k. 2. 1. 2. Kampuçyalı.. 2. kenarını hizalama. s. s. i. s. Keşmir´e özgü. yoğun. f.It´ll keep you warm. i. keskin (göz/zekâ). Karelyalı. Defter tutuyor. adil bir şekilde. 3. s. Kampuçya´ya özgü. yanyana koymak.. haklı neden. çocuk mahkemesi. Keşmir. Macropodidae. 1.. i. alabora olmak. f. kanguru. f. geçim. gözü aç ık. 1. Kampuçyal ı. matb. gençliğe özgü. çocuk. 1. çıkarmak. Kazakistan. Ke şmirli. Kampuçça. sivri olmamaya çalışmak. Kâbe. sivri. Karelya´ya özgü. birden devrilip dü şmek. metnin sağ kenarını hizalamak. 1. karate. keeps keep a civil tongue in one´s head k. çiçek dürbünü. 2. 2. keskinlik. çocuğun suç işlemesi. 3. 1. 2. 2. ayar. alabora etmek. 1. i. 6. 4. Kamboç. bilg.. 2. Kamboçyalı. İngiliz alfabesinin on birinci harfi. şiddetle. argo mahvolmu ş. Kamboçya. i. out ç ıkıntı yapmak. kilogram. zool.. bak. Karelya. altın ayarı. genç. Günlük tutuyor.. 2. k. çıkık olmak. bak. i. 1. çocuksu. i. tutmak:. haklı çıkarma/çıkma. tutmak. i. 2.. 1. 2. birbirine yakın bulunma/bulundurma. Ke şmir. 1. suçlu çocuk. temize çıkarmak. Kazakh. 3. karat. genç. 2. haklı f. i. 3. f. Kampuçya. (kept) 1. i. 4. Kampuçça. 2. karina. yanyana bulunma/bulundurulma. 5. 1. Karelyalı.. i. Kazakça. jüt. 1. Karelyaca. suçsuzluğunu kanıtlamak. keskin. kaleydoskop. i. i. zeki. muhliye. gemi omurgas ı. s. i. çocuk suçlu. 2. Kazakhstan. 1. . 3. i. i. dili dikkati çekmemeye çal ışmak. (--ted. zekâ. i. şevkle. matb. karalahana. 2. keskin. 1. k. sır saklamak. i.

erken yatmak. 2. k. dengesini kaybetmemek. sab ırsızlanmamak. sürdürmek. -e göz kulak olmak. sinirlenmemek. çenesini tutmak. tetikte olmak. -in kayd ını tutmak. göz önünde tutmak. telaşa kapılmamak. istifini bozmamak. ak ılda tutmak. ilerlemek. . gözünü açmak. unutmamak. durup dinlenmeden çalışmak. devam etmek. patlamamak. kendini -den uzak tutmak. ciddiyetini korumak. 2. kendine düşen payı ödemek. dili ağzını sıkı tutmak. parlamentodaki yerini korumak. sürdürmek. devam ettirmek. gizlemek. 1. k. 2. formunu korumak. ile atba şı (beraber) gitmek. s ır vermemek. gözden kaybetmemek.keep a secret keep a stiff upper lip keep a stiff upper lip keep a straight face keep abreast of keep account of keep an account of keep an ear to the ground keep an eye on keep an eye out for keep away keep back Keep back! keep bankers´ hours keep company with keep count keep dark keep early hours keep fit keep going keep good time keep house keep in keep in mind keep in view keep in with keep it up keep o. sözünü tutmak. -i yakla ştırmamak. dili 1. 1. kendine hâkim olmak. 1. Kol idare etmek. günde pek az saat çalışmak. devam etmek. -den uzak kalmak. cesaretini kaybetmemek. ı hep doğru gösterir. (of) -in sayısını tutmak. devam etmek. 2. sözünü yerine getirmek. kendine dü şen görevi yerine getirmek. fikirlerini kendine saklamak. vücut hatlar ını korumak. 2. dili 1. ile arkada şlık etmek. -i uzak tutmak. dili şikâyet etmeden soğukkanlılıkla karşılamak. 3. gözden uzak tutmamak. -i not etmek. 3.s. k. 2. saklamak. 2. günde pek az saat aç ık olmak. dili hiç gülmemek. (son gelişmeler hakkında) bilgi sahibi olmak. metanet göstermek. gözü -in üstünde olmak. metin olmak. -i kaydetmek. sözünü tutmak. oturdu ğu yerden kalkmamak. ile aras ına mesafe koymak. k. içeride al ıkoymak. Uzak dur! k. 2. 1. 1. (bir şey için) göz kulak olmak. saklamak. ev saatim zaman 1. aloof from keep off keep on keep one´s balance keep one´s balance keep one´s counsel keep one´s distance from keep one´s end up keep one´s eyes open/peeled/skinned keep one´s eyes peeled keep one´s figure keep one´s head keep one´s mouth shut keep one´s nose to the grindstone keep one´s nose to the grindstone keep one´s own counsel keep one´s promise keep one´s promise/word keep one´s seat keep one´s shirt on sır saklamak. -i aklında tutmak. eve erken dönmek. içeride kalmak. sözünden dönmemek. k. kendine hâkim olmak. (son gelişmelerden) haberdar olmak. uzak durmak. kulağı tetikte olmak. dili durmadan çalışmak. gözünü dört açmak. tetikte olmak. (saat) her zaman zaman ı doğru göstermek: My watch keeps good time. saklamak. kulağı kirişte olmak. sır saklamak. dengesini korumak. -den uzak durmak. ile dost kalmak.

birini -den haberdar etmek.o.t. (çağa/zamana) ayak uydurmak.? keep one´s word keep order keep out keep out of mischief keep out of sight Keep out! keep pace with keep s. under one´s hat keep score keep silent keep step with keep tabs on/keep a tab on keep the accounts keep the ball rolling keep the lid on keep the peace keep time keep time keep to keep to the straight and narrow keep touch with keep track of keep track of keep up keep up with öfkeye kap ılmamak. 3. under one´s hat keep s. sulhu bozmamak. birini meşgul etmek. gagas ını kısmak. devam etmek. in sight keep s. Yakla şma! -e ayak uydurmak. ile ayn ı hızda/tempoda gitmek.t. k.o. tempo tutmak.t. from doing s. birini uzak tutmak. -i takip etmek. ak ıllı. maç v. at arm´s length keep s. -i takip etmek. (izlerken) gözünü/gözlerini birinden/bir şeyden ayırmamak.o. down keep s. keep s. dışında kalmak. iyi bir işi sürdürmek. itidalini muhafaza etmek. hiç gözükmemek. -i izleyerek bilgi sahibi olmak. birini bekletmek. bir şeye bir bütün olarak bakmak. hesap tutmak. -e ne dersin/dersiniz?: How about a game of tennis? Tenis oynamaya ne dersin? 2.o. tempo tutmak. k. at a distance keep s. -i gizli tutmak.´nde) zaman tutmak. (ç ığırından çıkmaması için) -i denetim altında tutmak. birini bir şey yapmaktan alıkoymak. (saat) her zaman zaman ı doğru göstermek. 1. k. birine refakat etmek. disiplini korumak. birini pek yakla ştırmamak. k.o. (bir şeyi) aklında tutmak. under surveillance keep s. hiç görünmemek.o. 2.o. birine so ğuk davranmak. birini yaln ız bırakmamak.b.o. yaramazlıktan kaçınmak. defter tutmak. sessiz kalmak. from s. a secret from s. (birinin) izini kaybetmemek: You ought to keep track of what´s 1. k.t. keep s. -e ayak uydurmak.o. öfkesini yenmek. under wraps keep s.t.t. birini bekletmek. 2. birini sürekli olarak gizlice izlemek.. ahlaklı bir şekilde yaşamak. waiting keep s. 3. dili bir şeyi gizli tutmak. 1. (bir şeyi) takip etmek. -e bağlı kalmak. huk. ile ilişkiyi sürdürmek. dışarıda bırakmak.o. 1. susmak. birinden bir haberi saklamak/gizlemek. tedbirli.keep one´s temper keep one´s trap shut keep one´s wits about one.o. 2.o. (bir şeye) dikkat etmek. 4. company keep s. at arm´s length keep s. -i gözetlemek. How about . 2. dili 1.t. dili do ğru yoldan ayrılmamak. ile a şık . birini (bir konuda) bilgilendirmek. 1. yüksek tutmak. spor (bir yar ış. -i gizlemek. 2.. dili çenesini tutmak. 2. guessing keep s./s.o. waiting keep s. in perspective keep s.o. keep s. 1.o. 1. 2. birinin samimi olmasına izin vermemek.t. engaged keep s. -i takip etmek. birini doğru dürüst haberdar etmemek. advised of keep s. (biriyle samimi olmamak için) ona çok mesafeli davranmak. -den ne haber? How about Çetin? What´s he doing? sözünü tutmak. -i izlemek. -i izlemek. dili bir şeyi gizli tutmak. bir şeyi gizli tutmak. bir şeyi birinden saklamak. bir şeyi bir bütünsellik içinde ele almak.o. (puan) saymak. well-advised s. -e ayak uydurmak. birinin ilerlemesine mâni olmak/ket vurmak. Girilmez. away keep s.

1. Hayber. keep. temel taşı. 3. (koyu) bej üniforma. köpek yeti ştirilen yer. i. tutma. bak. seğirdim yapmak. k ırmız. müz. getirmek. cevher... güğüm. anahtar halkas ı. (koyu) bej pantolon. i. 1. to -e göre ayarlamak. k ıs. esmer suyosunu. --ning) İskoç. 2.. s. 1. (içkide) kuvvet. cevap anahtarı. i.. Kenyalı. görüş açısı. bak. tekmeleyerek kovmak. 1. perdesini yükseltmek. temel. i. 3. madde ba şı sözcük. himaye. --s i. 1. birini/bir hayvan ı korkutarak yaklaşıp zarar vermesini önlemek. 2. Kenya´ya özgü. (yol kenarındaki) bordür. f. anahtar deliği. zemberek kurgusu. (--ned. bordür taşı. Celt. öz. i. i. heyecanland ırmak. akortmevki. iç. i. bak. temel dü şünce. (koyu) bej. i. gürültü patırtı. sertlik. s. 1. f. argo 4. 3. dayanak. (sözlükte/ansiklopedide) madde. önemli yer.keep up with the times keep watch keep/hold s. dili şamata. esas. 3. Kenyalı. Kenya. (silah) geri tepmek. bekçi. bak. Kenya. gaz. bekçilik etmek. varil. i. koruma. bilgi alanı. -e uygun duruma 7. tahıl tanesi. geçim. k ırmızmeşesi. kilit taşı. 3. gardiyan. ilke. i. i. hatıra.. madenk ırmız. çoğ. qibla. 2. 2. timbal. i. müz. 6. 4. f. s. şifre cetveli. kilogram(s). 2./an animal at bay keep/stay in the background keeper keeping keepsake keg kelp Kelt Keltic ken kennel Kenya Kenyan kept kerb kerbstone kerchief kerfuffle kermes kermes mineral kermes oak kernel kerosene kerosene lamp kettle kettledrum key key key position key ring key up key word keyboard keyhole keynote keynote address keystone kg khaki khakis Khyber kibla kiblah kick kick çağın gerisinde kalmamak. Celtic. klavye. tekme atmak... geçimini sa ğlama... yadigâr. 3. ruh. i.. 2. toplantıyı açış konuşması. uyum.. coşturmak.. i. çaydanlık. i. çekirdek içi. köpek kulübesi. ana nota. 2. i. 1. İng. anlamak. bilmek. 4. görüş alanı.. 1. çözüm yolu. -e uydurmak. 2. i. 1. 2. İng. tekme. anahtar ta şı. andaç. 2. k. anahtar. kilitlemek. başörtüsü. s. i. i. 2. varek. i. i. eşarp. müz. arka planda kalmak. 1. gazyağı.kardili karşı durmak. bordür taşları. 4. 1. 1. Bu . 2.o. tekmelemek. i. ses perdesi. qibla. 2. 3. 1. yetkili etmek. müz. İng. ana ilke. kurgu. i. k. 1. i. i. f. i. 1. i. tanımak. şı gelme. i. boyun atkısı. i. anahtar. bak ıcı. köpek yetiştirilen yer. dili k. kırmız madeni. anmal ık. nöbet tutmak/beklemek. 2. 3. çifte atmak. keg(s). mendil. telaş. i. i. gaz lambas ı. (klavyede) tuş. 1. bak. kendini göstermemek. 5. 2. küçük f ıçı. çağa ayak uydurmak. (uyuşturucu maddenin) kamçılama etkisi: This drink´s got a kick to it. birini/bir hayvanı sindirmek. 2.

dili şikâyetçi. ölmek. vurgun (av). gülmekten öldürmek. (--ped/--ed. argo rü şvet.. dili çok komik.. dili başlama. kilojul. 2. k. k. k. 1. 2. f. kilo.. eğlenmek. kilogrammetre. i. oğlak. kid-glove. argo konuyu/tartışmayı etkileyecek gizli 2. dili vurgun... i. k. fırın. İng. k ıyameti koparmak. kilokalori. erkek karde ş. 1. katil. kilohertz. diyaliz makinesi. dili tak ılmak. k. böbrek makinesi. ihmal etmek. 1. 4. out kick the bucket kick the habit kick up a row/fuss kick up a row/make a row kick up one´s heels kick up one´s heels kickback kicker kickoff kid kid brother kid sister kiddie kiddy kid-glove kid-gloved kidnap kidney kidney bean kidney machine kill kill off topa vurup gol atmak. fazla nazik. i. dalga geçmek. 4. bak. k. i. dili çocuk. 2. i. kiddy. k. bir tür barbunya fasulyesi. dili çocuk.kick a goal kick around kick ass kick at kick back kick off kick over the traces kick s.. dili altın yumurtlayan kazı kesmek. kendini zevke vermek. keçi yavrusu. 2. argo çok güldürmek. dili kavga ç ıkarmak. 2. düdili baztaşınmak. 2. s. e ğlenceye dalmak. 1. k. k. dili birini kap ı dışarı etmek. 1.. mahvetmek. argo rü şvet vermek. i. y ıpratıcı. fiz. dili büyük bir kar şılama töreni hazırlamak. i. f. ocağı. dili uyu şturucu bağımlılığından/sigara tiryakiliğinden kurtulmak. k. öldürmek. komisyon. oğlak doğurmak. i. mortoyu çekmek. ocakta kurutmak. bak. futbol oyuna ba şlama vuruşu. i. killer killing kiln kiln-dry kilo kilocalory kilocycle kilogram kilogram-force kilogramme kilogram-meter kilohertz kilojoule i. kötüye kullanmak. kilogramkuvvet. öldürücü. argo nalları dikmek. öldüren şey/kimse. --ding) 1. kill two birds with one stone i. 2. 2. 1. öldürme. f. dili ufak k ız kardeş. 2.dizginleri koparmak. i. 3. yakınan kimse. 2. k. 3. k. kilogram. i. hoşça vakit geçirmek. f. 1. i. kill the fatted calf kill the goose that lays the golden k. büyük kazanç. yorucu. tuğla/kireç k. diyar diyar dola şmak. hır çıkarmak. (tüfek) geri tepmek. dili ufakişletmek. 3. tekme vurmak. . etkisiz hale getirmek. yok etmek. nokta. s. s. çıngar çıkarmak. i. kilogram. 3. --ping/--ing) (fidye için) (birini) kaç ırmak. böbrek. kilosikl. argo çok çekici kimse. k. k. kill time bir taşla iki kuş vurmak. k. barbunya. birini işten çıkarmak. iki işi birden görmek.. (--ded. 5. 1. kilogram.. i. kilo. i. fiz. fiz. i. ölmek. mortoyu çekmek. i. dili 1. 3. argo nallar ı dikmek. bak.o. (zaman ı) hepsini öldürmek. katletmek. dili. k ılıçtan geçirmek. şünüp ılarına dünyanın kaç bucak olduğunu göstermek. vuran şey/kimse. egg zaman öldürmek. fiz.. futbol oyuna ba şlamak. 1.

. hafifışmak. akrabalık.. 2.. halat. kink. 2. kilometer. garip fikir. bak. mağlup olmak. akraba olan. (birinin kaldığı) yer/ev/oda. i. bula şık teknesi. s. 1. kinetik.. i. (parkta bulunan ve büyük bir kameriyeye benzeyen) i.. iyilikseverlik. 2. iyilik. mutfak dolab ı. i. i. yakınlık. çeşit. Kırgız. sevecen. iyi kalpli. tutu şturmak. bak.. bak. Kırgızca. 2. Kirghiz. dili ola ğandan daha büyük. s. buse. iyi. i. dili (down) (on) (bir yere) yatıp uyumak.. ğilimleri/fikirleri olan. 1. birbirine benzer. mutfak. dili en nüfuzlu ki şi. 1. çiroz. i. iyilikçi. sebze bahçesi. f. i. Kırgızca. bar temas. uyandırmak. 2. kim. i. 3.. kilovat. kapris. 2. 1. king-size. şekerleme. bak.. iyilikçilik. i.. z. i. İng. i. karışık. dili. s. biyol. yalıçapkını. anaokulu. âlem. kilit noktasında bulunan kimse. lütfen: Will you i. 4. ayn s. sevecenlik. s. k. kilolitre. yakmak. i. boyun e ğmek. en önemli kişi. nevi. fistan. öpüş. 2. (balığı) tuzlayıp tütsülemek/kurutmak. i. i. iyiliksever. mü şfik/merhametli bir şekilde. fiz. iyi niyetli. f. telephone kiosk telefon kulübesi. lütuf. dili seksle ilgili garip e 1. İng. 2. iyilikten kaynaklanan. krallık. akrabalar. akrabal ık.. 1. iyi. vurulup ölmek. merhametli. bak. İng. 2. birbirine benzerlik. tar. (--ped. papaz. Kirghizistan. öpü şmek. iyi. 1. iyilik.. ba şta olan kimse. 3. (bir i. K ırgızistan. k. çok büyük. i. merhametlilik. isk. bak. 2. k ıvırcık (saç). iskelekuşu. eviye. satranç king. 1. i. 1.kiloliter kilolitre kilometer kilometre kilowatt kilt kin kind kind kindergarten kindhearted kindle kindly kindness kindred kinetic kinetic art kinetic energy kinetics king king orange kingdom kingfisher kingpin king-size king-sized kink kinky kinship kiosk kip kipper Kirghiz Kirghizia Kirghizistan Kirgiz Kirgizia Kirgizistan kiss kiss and be friends kiss away the hurt kiss the dust kit kitchen kitchen cabinet kitchen garden kitchen sink i. i. 3. i. 1. dili 1. i. uyanmak. --ping) İng. 1. yanmak. h ızbilim. (çoğ. 1. 2. cins.ghiz) Kırgız. soy. f. İskoç erkeklerinin giydiği eteklik. kindling (wood) ç ıra. ağrıyı öpücükle geçirmek. i. kinetik. ateş almak. kral. kinetik enerji. s. Kyrgyzstan.. monte edilmemiş takım. sevecen. akraba. uyku.. şah. s. i. i. 2. öpücük. şeker. 1. İng. (çoğ. . 2. bir konuda en usta kimse. kinetik sanat. k. kilometre. tel veya ipin dola şması. k. 2. 2. ı soydan. (birinin yattığı) yatak. bak.. 1.. k. (belirli bir iş için kullanılan) malzeme/alet takımı: first-aid kit ilkyardım çantas ı. 5. 1. 1. k. 3. İng. hafifçe dokunmak. kin) akraba. kiloliter. tür. s. öpmek. tutuşmak. f. aynı türden. kulübe: newspaper kiosk gazete kulübesi.. 2. 1. iyiliksever. merhametli. i. Kir. Kirghizia. 2. 2. i.. dolaşık. i. s. i. s..

.. i. İng. ustalıklı iş. 2. i. argo saloz. i. 2. şövalye. Ka şlarını çattı. kitty. bot. argo arkadan vurmak. hoşaf gibi. hüner. çaylak. şiş. k. hilekâr kimse. sırt çantası. k ıs. örgü şişi. i. tokmak ğı. diz boyu derinliğinde. i. 1. 2. i. i. f. knit his brows. f. of butter bir parça tereya gibi. 2. s. (--ted/knit) 1. f. bir düz. 1. 1. (kemik) kaynamak: The örme e He triko eşya. çakı. diz altından büzgülü bol pantolon. 2. isk. (kaşları) çatmak:şya. kivi. k. i. 4. --bing) s. 1. kivi. bacak. 1. örme. f. 2. ufak mutfak. 1. yavru kedi. i. s. i. dangalak. örmek. örgü makinesi. düşünmeden yapılan. dili bitkin. bir ters örmek. 1. knife. pisi. zool.. örgü şişi. (çoğ. İng. i. s. diz. marifet. kivi (meyve). dili çok k ısa boylu.. i. herhangi bir şeyin yok i. f. topuz. 2. diz boyunda. bak.kitchen sink kitchenette kite kitten kitty kittycat kiwi kiwifruit kleptomania kleptomaniac klutz km knack knackered knapsack knave knead knee knee joint knee-deep knee-high knee-high to a grasshopper knee-jerk kneel knell knelt knew knickerbockers knickers knickknack knife knife grinder knife sharpener knight knit knit goods knit one. 2. bıçakla kesmek. i. . çoğ. ı. i. pisipisi. uçurtma. bak. top. i. i. know. kara haber. matem çan olacağı kneel. bıçak bileyici alet. f. enik. zool. i. örülmü ş. satranç at. bak. purl one knitted knitting knitting machine knitting needle knitting needle knitting work knitwear knives knob knobby eviye. 3. s ıkı sıkıya bağlamak. 2. 2. tepke olarak yapılan. i. 1. kleptoman. kadın külotu. vale. masaj yapmak. s. yoğurmak. haberi. golf pantolonu. (--bed. örgü. kedi. i. yuvarlak tepe. knives) bıçak.. diz çökmek. i. s. kilometer(s). ölüm haberi. bıçak bileyici. tokmak. diz eklemi. İng. 2. diz üstü oturmak. biblo.. ufak parça: a knob yumru yumru. örme. bileği. birleştirmek. f. 1. kleptomani. bak. (knelt/--ed) 1. diz büküp selamlamak. 2. 3. 3. i. tepecik. 1. 3. ustalık. dize kadar yükselen. 3. süs e şyası. 1. tav şan yavrusu. 1.. 2. i. 1. encik. örgü işi. yumrulu. çoğ. yumru. 2.. bıçaklamak. golf pantolonu. 4. 2. çok yorgun. o ğlan. i.. örme e şya/giysiler.

bağ. dola şmak. i. by sight only know s.knock knock about knock at the door knock down knock off knock off work knock on the door knock out knock over knock s. bilgi. usulünü bilmek. argo birini hamile b ırakmak. bilgili.. çarpık çan. bak. seçmek.. k. 1. açıkgöz. off the price knock together knock up knock-down-drag-out knocker knock-kneed knockout knoll knot knotty know know know all the wrinkles know how to know one´s own mind know one´s own mind know one´s stuff know one´s way around a place know s. dili (geçici olarak) i şi bırakmak. argo soymak. -e vurmak. yetenek. kasten. uyanık olmak. kapıyı çalmak. 2. -in usulünü bilmek: Do you know how to swim? Yüzmeyi biliyor musun? kendi fikrini bilmek. s. birbirine çarpmak. -i bilmek. i. i. 6. malumat. teslim olmak. boğum boğum. . rabıta. bir şeyi eksiksiz bir şekilde bilmek. kapı tokmağı. know. haberi f. f. düğümlü. boğum.o.b. 6. dili ne yap ılması gerektiğini iyi bilmek. güçlük. bilgisi olan. s. vurmak. k. 1. 1. dili birini hayran etmek/mest etmek. tan ımak. 3. İng. at/on -i çalmak. up knock s. z. dili oradan orayaknock on the door. zorluk. argo (kadında) göğüs. s. 1. deniz mili: twenty knots saatte yirmi mil. k. i. sersemletici. 3. şıpınişi yapıvermek. birinin pestilini/can ını çıkarmak. i. 3. i. olmak. dili demir mu şta.. İng. boyun e ğmek. dili işi bırakmak. 3.. parmağın oynak yeri. budaklı. 2. 4. k. çok bilmi ş. 2. birini sadece yüzünden tan ımak. --n) 1. k. küme. k. bak. çıngırak. mak. i. dü şmana çok zarar veren (saldırı). yürürken dizleri birbirine çarpan. meme. s. --es) alabaş. haber. i. 2. dili işin bütün yönlerini bilmek. (çoğ. oto.t. ne istedi ğini bilmek. bilgi ve tecrübeden do ğan güç. 2. 3. boğum. against/into -e çarpmak. k. bilgi. dili gerçek ç ıkarının nerede olduğunu bilmek. düğüm düğüm. 1.o. tatil etmek.´ni) kesmek. dili dünyada olup bitenleri bilmek. bir şeyleri bildiğini ima eden (bakış). tartaklamak. (knew. birini (bir darbeyle) yere yıkmak/nakavt etmek. 2. den. k. paydos etmek. haberdar k. s. 1. dili ilgilendiği konuyu iyi bilmek. 3. yumrukla yere devirmek. ask. 1. devirmek.. dünyada olup bitenleri bilmek.t. i. çaresini bilmek. 4. k.. k. 5. 3. malumat. 2. 4. 2. budak. ampul. dili k ıran kırana (dövüş). 1. 4. bilmek. dolaşık. (fiyatı) indirmek. tepecik. paydos etmek. 2. i. farketmek. bilerek. f.tekrar vurmak. şiddetle sarsmak. dili bir yerin girdisini ç ıktısını bilmek. dili kıran kırana dövüş. İng. işe koyulmak. mola vermek. karışık. k. şeytan. s. olmak. 5. 2. boks nakavt. 1. çarpmak. düğüm. 4. 2. zeki. k. k.. fiyatta indirim yapmak. cold know the ropes know the ropes know the score know what´s what know which side one´s bread is buttered on know-how knowing knowingly knowledge knowledgeable known knuckle knuckle down knuckle under knuckledusters kohlrabi f. --ting) 1.o. i. k. dili bilgi. i.. mezatta çekici vurup mal ı son fiyatı verenin üzerine b ırakmak. çabucak hazırlamak. 1. 4. k. 1. uyandırmak. s. bile bile. kurnaz. dili (ilaç) birini uyutmak. dili yapıvermek. 2. telefon hattını v. muhteşem. 1. dili (elektriği. dili birini dili birini çok yormak. k. tekrar vuruntu/detonasyon yapmak. far. 3. tokmak. kararlı olmak. (--ted. 3. 2. toku şmak. 3. k. argo öldürmek. bacaklı.. k. k. dili çok güzel. bilinen. emin olmak.. out knock s.