İNGİLİZCE

a a bad egg a bad lot a bad mark a bad sailor a bad turn a bare chance a bit a bitter pill a black eye a bottle of milk a broken reed a can of worms a cappella a cappella a card up one´s sleeve a case in point a chip off the old block a citizen of Turkey a contradiction in terms a couple of a couple of minutes a crack shot a cursory glance a cut above a dab of a dark day a dead loss a demanding boss a demanding job a desperate situation a drain on the resources a drink of water a drive for funds a drop in a bucket a dry speech a fainting fit a fat chance a feast for the gods a feather in one´s cap a feather in one´s cap a feeling of insecurity a few a fifth a figment of the imagination a fine distinction

TÜRKÇE s. (ünsüzlerden önce) 1. bir, herhangi bir: We went on a sunny day. Güneşliğeri günde gittik. They´ve bought a house. Ev aldılar. In this argo ci bir beş para etmez adam. k. dili sa ğlam ayakkabı değil, sütü bozuk; it kopuk. k ırık not, kötü not. deniz tutan kimse. kötülük. zayıf bir ihtimal. biraz. acı bir reçete/ilaç, beraberinde zorluklar getiren bir çözüm yolu. morarm ış göz. bir şişe süt. k. dili güvenilmez kimse/ şey. k. dili içinden ç ıkılması zor bir durum; çözümlenmesi güç bir problem. z. herhangi bir çalg ının eşliği olmadan, çalgısız, enstrümansız (şarkı söylemek). s. 1. çalg ı eşliği olmadan şarkı söyleyen (koro). 2. çalgısız, enstrümansız (müzik). k. dili kurtar ıcı. söz konusu edilen şeyin bir örneği. k. dili hık demiş babasının burnundan düşmüş. Türk vatanda şı. sözlerde çelişme. 1. iki. 2. birkaç. birkaç dakika. keskin nişancı. göz gezdirme. k. dili -den bir gömlek üstün. azıcık: Put a dab of the ointment on the wound. Yaraya merhemden biraz sür. 1. karanlık gün. 2. kötü gün. bir işe yaramayan nesne/kimse. çok iş bekleyen patron. çok emek isteyen iş, zahmetli iş. vahim bir durum. bütçeye yük olan şey. bir bardak su. para toplamak için aç ılan kampanya. k. dili devede kulak. yavan söz, tats ız konuşma. have s.t. dry-cleaned bir şeyi kuru temizleyiciye vermek, bir şeyi temizletmek. baygınlık nöbeti. 2. (güçlü bir duygunun patlak verdiği) an: He threw it away çok zayıf anger. Bir hiddet an ında onu çöpe attı. argo in a fit of bir ihtimal.

şahane bir ziyafet. k. dili koltuklar ı kabartan başarı. övünülecek ba şarı.
güvensizlik duygusu. birkaç. A.B.D. (içki ölçüsü) galonun be şte biri, 84 santilitre. hayal ürünü, hayal mahsulü. ince fark.

a fit of nerves a flight of stairs a fool´s errand a friend of mine a friend of ours a fright a full week a gleam of hope a glimmer of hope a good a good command of a good deal a good deal/a great deal a good distance off a good loser a good many a good provider a good turn a good turn a good way a great many a hard act to follow a hard nut to crack a hard/tough nut to crack a heavy sea a hell of a lot a horse of another color a host of a howling success a kilo of bananas a kind of millionaire a knockout à la carte a labor of love a labor of love a large proportion of the profits a lasting impression a leading question a length of piping a little a little bit a little terror a live issue a long face a long haul a long shot a long shot

sinir krizi. bir kat merdiven. saçma bir iş. bir dostum. dostlarımızdan biri, bir dostumuz. k. dili korkunç derecede çirkin, tuhaf veya insan ı şoke eden kimse: She looked a fright in 2. olaylarla dolu bir hafta. 1. tam bir hafta. that wig. O perukla görünümü korkunçtu. bir ümit ışığı. bir ümit ışığı. 1. epey, epeyi, bir hayli; birçok: He was there a good while. Orada epey kaldı. A good (bir dili) rahatcamellias were in bloom. Birçok kamelya çiçek (a language) many of the konu şabilme. 1. çok: That cost him a good deal. Ona pahal ıya mal oldu. Its climate is a good deal like Cairo´s. Havas ı Kahire´ninkine çok benziyor. 2. k. dili birçok, bir hayli. epey uzakta. oyunu kaybedince k ızmayan kimse. birçok, hayli. ailesine iyi bakan kimse. bir iyilik: He did me a good turn. Bana bir iyilik etti. iyilik. k. dili 1. hayli mesafe. 2. iyi bir çare/yol. pek çok. aşılması/ulaşılması zor bir başarı. k. dili 1. ba şarılması zor iş. 2. çetin ceviz. k. dili çetin ceviz. dalgalı deniz. argo çok fazla. tamam ıyla farklı bir konu. bir sürü. büyük bir ba şarı. bir kilo muz. milyoner gibi bir şey. k. dili çok güzel/fevkalade biri/bir şey. alakart. hatır/zevk için yapılan iş, gönüllü yapılan iş. k. dili hatır için yapılan iş. kârın büyük bir bölümü. derin bir iz; büyük bir etki. verilecek cevab ı belirleyen soru. (belirli uzunlukta) bir boru parças ı. biraz: Give me a little time. Bana biraz zaman verin. azıcık, bir parça. k. dili çok yaramaz/ha şarı çocuk, canavar. günün önemli sorunu. ek şi yüz. 1. uzun ta şıma mesafesi. 2. uzun süren zor bir iş. ufak bir ihtimal. başarı ihtimali az olup gerçekleşince kazancı çok olan bir iş.

a long way off a lot a lot of a man in my position a man of few words a marked difference a marked man a matter of indifference a matter of life and death a matter of life and death a matter of two dollars a mess of a minus quantity a modicum of a month hence a month of Sundays a new lease on life a number of a pack of cards a pack of lies a pair of denims a pair of dungarees a pair of scales a pair of scissors A penny for your thoughts. a piece of cake a pillar of society a play on words a plum job/post a poor shot a pretty penny a priori a private person a proud day for us a quick one a raft of a ray of hope a ready pen a remote chance/possibility a request for help a ripple of conversation A rolling stone gathers no moss. a round peg in a square hole a run of luck a running battle a safe bet a scrap of evidence

çok uzakta. çok: They like her a lot. Ondan çok ho şlanıyorlar. She´s a lot better. O çok dahaçok ( şey): She bought a lot of books. Çok kitap aldı. çok/pek iyi. benim durumumda olan bir adam. az konuşan adam. belirgin bir fark. mimli adam, mimlenmiş adam. ilgilenmeye de ğmeyen sorun. ölüm kalım meselesi. ölüm kalım meselesi. iki dolar meselesi. bir yemeklik (ye şillik). sıfırdan aşağı miktar. 1. zerre kadar, bir nebze: There´s not a modicum of truth in it. Onda zerre kadar hakikat yok. 2. az bir miktar; pek az: He drank only a modicum of bundan bir ay sonra. çok uzun bir zaman. (hastalıktan/üzüntüden sonra) yeniden hayata başlama. birtak ım, birkaç. iskambil destesi. bir sürü yalan. kot pantolon, cin; blucin. blucin, kot. terazi. makas. k. dili Ne dü şünüyorsunuz? k. dili çok kolay bir iş. topluma dayanak olan kimse, nüfuzlu kimse; bir yerin e şrafından olan biri. kelime oyunu. çok iyi bir iş, herkesin istediği bir iş. nişancı olmayan kimse, hedefi iyi vuramayan kimse. k. dili epeyce para, külliyetli miktarda para. s. önsel, apriori. kendinden bahsetmekten kaç ınan kimse. bizim için övünç dolu bir gün. k. dili çabuk içilen/içilmi ş bir içki. bir yığın, bir sürü, pek çok. umut ışığı. iyi yazı yazma yeteneği. uzak bir ihtimal, ufak bir olas ılık. yardım dileme. dalga gibi yükselip alçalan konu şma sesi. Yuvarlanan ta ş yosun tutmaz./İşleyen demir pas tutmaz. bulunduğu yere hiç uygun olmayan kimse. clothes-peg i., İng. çamaşır mandalı. şans zinciri. uzun süren bir ihtilaf. elde bir. çok ufak bir delil.

a sea of faces a sense of responsibility a shade a shot in the arm a shot in the dark a sight a spate of a square deal a stomach upset a stormy passage a tissue of lies a trifle a twist of the wrist a vintage year a wad of gum a wee bit a week off a whale of a a white lie a whole lot of a wodge of a world power A, a A1 AA AB aback abacus abaft abaft abalone abandon abandon abandon hope abandon o.s. to abandon ship abandoned abandonment abase abase o.s. abasement abash abashed abashedly abate abatement abattoir

insan kalabalığı. sorumluluk duygusu. biraz, azıcık: Lower your voice a shade. Sesini biraz alçalt. birine birdenbire moral veren bir şey. körü körüne bir deneme. k. dili çok daha: It´s a sight dirtier than I thought it´d be. Tahmin ettiğimden çok daha kirli. pek çok, bir sürü. k. dili adil bir anla şma. mide bozuklu ğu. fırtınalı deniz yolculuğu. bir sürü yalan. biraz, azıcık. hüner, ustalık. 1. kaliteli şarabın elde edildiği yıl. 2. başarılı bir yıl. pabuç kadar çiklet. k. dili 1. azıcık, birazcık. 2. oldukça. 1. bir haftalık izin. 2. bir hafta sonra. k. dili 1. çok büyük: a whale of a difference çok büyük bir fark. 2. müthi ş, dehşet,ız yalan. zarars çok güzel: a whale of a novel müthiş bir roman. k. dili pek çok: A whole lot of people don´t approve of this. Pek çok ki şi bunu yığın, bir sürü: He laid a wodge of papers on the table. Masaya bir 1. bir hoş görmüyor. sürüdünya çap ında bir güç. bir parça: a wodge of chocolate koca bir pol. evrak koydu. 2. koca/iri i. 1. A, İngiliz alfabesinin birinci harfi. 2. müz. la notası. 3. en yüksek not veya dili birinci s ınıf, klas; çok harf. s., k. en iyi kaliteyi simgeleyen kaliteli. k ıs. Alcoholics Anonymous. i. Adsız Alkolikler (alkolizmle savaşan bir grubun ad ı). k ıs. Artium Baccalaureus. i. lisans. z. i. sayıboncuğu, abaküs, çörkü. z., den. k ıçta, kıç tarafında. edat, den. gerisinde, arkas ında: abaft the beam kemerenin gerisinde. i., zool. abalon (bir deniz kabuklusu), Haliotis. f. 1. terketmek, b ırakmak: Don´t abandon me here! Beni burada bırakma! He abandoned shamanism and kapılma, a Muslim. Şamanizmi bırakıp i. 1. kendini (bir şeye) kaptırma, became kendini bırakma. 2. coşku. ümidi kesmek. kendini (bir şeye) kaptırmak/vermek: She abandoned herself to the music. terketmek. ğe kaptırdı. You´ve abandoned yourself to drink. gemiyi Kendini müzi s. 1. terkedilmiş, bırakılmış, metruk. 2. coşkulu, coşkun. 3. ahlaksız; utanmaz. i. 1. terk, b ırakma. 2. bak. abandon 2. f. -in kibrini k ırmak; alçaltmak. kendini alçaltmak. i. (-in) kibrini k ırma; alçaltma. f. utandırmak, -in gururunu incitmek. s. utandırılmış, gururu incitilmiş. z. utanarak, gururu incitilmi ş bir halde. f. 1. azalmak; hafiflemek: The wind had abated. Rüzgâr hafiflemi şti. 2. azaltmak; hafifletmek: This will abate the fever. Bu ate şi düşürür. i. 1. azalma; indirilme; hafifleme. 2. azaltma; indirme; hafifletme. i., İng. mezbaha, kesimevi.

abbess abbey abbot abbr abbreviate abbreviation ABC´s ABCs abdicate abdication abdomen abdominal abdominal cavity abdominal region abduct abduction abed abelia aberrant aberration abet abetment abetter abettor abeyance abhor abhorrence abhorrent abide abiding ability abject abjure Abkhas Abkhas Abkhasia Abkhasian Abkhasian Abkhaz Abkhaz Abkhazia Abkhazian Abkhazian abl ablative ablative ablaze

i. (kadınlar manastırında) baş rahibe. i. manastır. i. (erkekler manast ırında) başkan, başkeşiş. k ıs. 1. abbreviation kıs. (kısaltma). 2. abbreviated kıs. (kısaltılmış). f. k ısaltmak. i. 1. k ısaltma, bir sözcüğün veya söz grubunun kısaltılmış şekli. 2. k ısaltma, kısaltma işi. alfabe. 2. abece, alfabe, bir işin en önemli bilgileri: i., çoğ., k. dili 1. abece, He still hasn´t bak. ABC´s.ABC´s of the job. İşin abecesini hâlâ sökemedi. i., çoğ., k. dili, learned the f. 1. (kral/kraliçe) tahttan çekilmek, tac ını ve tahtını terketmek; yüksek bir mevkiden çekilmek. tac ını ve tahtını terketme; yüksek (tac ını ve tahtını) i. 1. tahttan çekilme, 2. (kral/kraliçe) (tahttan) çekilmek, bir mevkiden çekilme.1. kar ın. 2. (böcek gövdesinde) karın. i., anat. 2. (tahttan) çekilme; (yüksek bir mevkiden) çekilme. 3. s., anat. 1. karna ait. 2. (böcek gövdesindeki) karna ait. karın boşluğu. karın bölgesi. f. (birini) kaç ırmak. i. (birini) kaç ırma. z., eski yatakta. i., bot. abelya, Abelia. s. 1. anormal. 2. istisnai. i. 1. (doğru/doğal/normal olandan) sapma. 2. ruhb., gökb. sapınç, aberasyon. 3. 1. sapkı. f. (--ted, --ting)tıb. yardakç ılık etmek; kışkırtmak, tahrik etmek. 2. yardımda bulunmak. ılık etme; kışkırtma, tahrik etme. 2. yardımda bulunma. i. 1. yardakç i., bak. abettor. i. 1. yardakç ı; kışkırtıcı. 2. yardımda bulunan biri. i., huk. 1. uygulanmama: That rule has since fallen into abeyance. Sonra o (--red, uygulanmasından vazgeçildi. 2. sahipsiz kalma/olma, f. kuralın--ring) iğrenmek; iğrenip uzak durmak. i. iğrenme; iğrenip uzak durma. s. iğrenç. f. 1. by -e göre hareket etmek/davranmak; (vaade/karara) sad ık kalmak. 2. kalıcı,uymak, baki. s. by -e daimi; -e riayet etmek. 3. çekmek, tahammül etmek; -e i. yetenek, kabiliyet; dirayet. s. 1. rezil, berbat (bir durum); son derece kötü: She had never seen such abject poverty. Hiç öyle bir sefalet görmemi şti. He was an abject liar. Son f. yemin ederek vazgeçmek/reddetmek/inkâr etmek. i. (çoğ. Ab.khas) bak. Abkhaz 1. s., bak. Abkhaz 2. i., bak. Abkhazia. i., bak. Abkhazian 1. s., bak. Abkhazian 2. i. 1. (çoğ. Abkhaz) Abhaz. 2. Abhazca. s. 1. Abhaz. 2. Abhazca. i. Abhazya. i. 1. Abhaz. 2. Abhazca. s. 1. Abhaz. 2. Abhazca. k ıs. ablative. s., dilb. -den haline ait; -den halindeki. i., dilb. -den halindeki sözcük/sözcük grubu. s. 1. yanmakta olan, alevler içinde; tutu şmuş. 2. ışıl ışıl ışıldayan; pırıl pırıl parlayan.

able able-bodied ablute ablution ably ABM abnegate abnegation abnormal abnormality abnormally abnormity abo aboard aboard abode abode abolish abolition A-bomb abominable abominate abomination aboriginal aboriginal aborigine aborigines abort abortion abortionist abortive aboulia abound about about about About face! About ship! about-face about-face about-ship about-turn about-turn above above above above

s. yetenekli, kabiliyetli. s. sağlıklı, sıhhatli. f., şaka y. 1. yıkanmak. 2. yıkamak. i. aptes, gusül, yıkanma. z. ustaca, ustalıkla. k ıs. antiballistic missile. f. 1. feragat etmek; vazgeçmek; feda etmek; (sorumluluktan) kaçmak. 2. inkâr etmek, reddetmek. i. 1. feragat etme; vazgeçme; feda etme; (sorumluluktan) kaçma. 2. inkâr etme, reddetme. s. anormal. i. anormallik. z. anormal bir şekilde. i., bak. abnormality. i., aşağ. yerli, ataları çok eski çağlardan bu yana Avustralya´da yaşamış olan biri. z. (taşıt için) içinde, -de; (taşıt için) içine, -e: All aboard! Haydi binin! edat (taşıt için) içinde, -de: He was aboard the train. Trendeydi. i. 1. ikametgâh, ev. 2. (bir yerde) ikamet etme, oturma. f., bak. abide (4), (5), (6). f. kaldırmak, lağvetmek, ilga etmek; feshetmek. i. kaldırma, lağıv, ilga; fesih. i. atom bombas ı. s. 1. iğrenç, menfur. 2. çok kötü, berbat, pis. f. 1. iğrenmek, nefret etmek. 2. hiç sevmemek, nefret etmek. i. 1. iğrenç/menfur bir şey. 2. iğrenme, nefret etme. i. asıl yerli, ataları çok eski çağlardan bu yana belirli bir yerde yaşamış olan biri. eski ça ğlarda var olan; çok eski çağlardan kalan. 2. ataları çok s. 1. çok eski çağlardan bu1. i., bak. aboriginal yana belirli bir yerde yaşamış olan. i., çoğ. asıl yerliler, ataları çok eski çağlardan bu yana belirli bir yerde ya1. (dölütü) dü şürtmek/almak; -in dölütünü düşürtmek; (dölütü) f. şamış olanlar. düşürmek. 2. (henüz başlanmışken)(dölütü) vermek. 3. düşük yapmak. 4. i. 1. dölüt dü şürtme/alma, kürtaj. 2. -e son düşürtme/alma. 3. başarısızlık. 4. ask., bilg. (uçuşu/işlemi) yarıda kesme. 5. ask., bilg. i. kürtajc ı. s. başarısız. i., İng., ruhb., bak. abulia. f. (in/with) (bir yerde) bol/çok olmak. edat 1. hakk ında, ile ilgili, üzerine, üstüne: I know nothing at all about you. Senin hakk ında hiçbir şey bilmiyorum. I have doubts about them. about z. 1. aşağı yukarı, yaklaşık, az çok; hemen hemen, neredeyse: at Onlar six o´clock saat alt ı sularında. Come about midnight. Gece saat on iki s. ask. Geriye dön! den. Alesta tiramola! i. 1. ask. geriye dönü ş. 2. eskiden savunduğunun tersini savunmaya baask. geriye dönmek. f., şlama. f. (--ped, --ping) den. tiramola etmek. i., İng., bak. about-face 1. f., İng., bak. about-face 2. edat 1. üstünde; üstüne: She was then living in a room above the store. O zamanlar ıda; yukarıdaki: She lives above. Yukarıda oturuyor. He was z. 1. yukardükkân ın üstündeki bir odada oturuyordu.That was above and sitting on the branch above. Yukar ıdaki daldayazıda) eserin bundan A i. 1. the (bir sayfada) yukar ıda yazılanlar; (bir oturuyordu. 2. yukarıya: öncesinde yazıki, yukarıdaki, (sayfanın) yukarısında bulunan; daha önceki s. 1. the yukar ılanlar: As soon as you´ve read the above, give me a call. (bölüm/paragraf/sat ır/sayfa): The above picture depicts the city in 1782.

above all above all above average above average above par above sea level aboveboard aboveboard aboveground above-mentioned abovementioned abovestairs abrade abrasion abrasive abrasive abreast abridge abridgement abridgment abroad abroad abrogate abrogation abrupt abruptly abruptness abscess abscess abscessed abscissa abscond absence absence of mind absence without leave absent absent absent o.s. absent without leave absentee absentee absentee ballot absentee landlord absentee voter absenteeism absently absentminded

her şeyden önce, her şeyden çok. bilhassa, özellikle. ortalaman ın üstünde. vasatın üstünde. tic. yazılı değerin üstünde. deniz seviyesi üstünde. s. 1. dürüst: Be aboveboard with me! Benimle aç ık konuş! 2. yasal, kanuna ayk şekilde. z. dürüst birırı olmayan: It´s completely aboveboard. Tamamen yasal bir s. yerüstü, zemin üstündeki. s. the yukar ıda söz edilen/adı geçen; daha önce söz edilen/adı geçen: It contains an illustration of the above-mentioned picture. İçinde, yukarıda i. the yukar ıda söz edilen/adı geçen şey/kişi; yukarıda adı geçenler; daha önce söz edilen/adupstairs.şey/kişi; daha önce adı geçenler. z., s., i., İng., bak. ı geçen f. aşındırmak. i. 1. s ıyrık. 2. aşındırma; aşınma; abrasyon. s. 1. sinirlendirici, rahats ız edici. 2. aşındırıcı, abrasif. i. aşındırıcı, abrasif. z. yan yana, ayn ı hizada; başabaş. f. 1. (yazılı bir eseri) kısaltmak. 2. azaltmak. i., İng., bak. abridgment. i. 1. yazılı bir eserin kısaltılmış şekli: I don´t read abridgments of novels. Romanların kısaltılmış şeklini okumam. 2. you ever been kısaltma. 3. z. 1. yurtd ışında, dışarıda; yurtdışına: Have(yazılı bir eseri) abroad? Hiç yurtdışına çıktın mı? 2. ev dışında; ortada: That animal ventures abroad i. yurtdışındaki yerler, yurtdışı: Is there any news from abroad? Yurtdışından bir haber varkald ırmak. f. iptal etmek, feshetmek; mı? i. iptal, fesih; kald ırma. s. 1. ani, birdenbire oluveren, apans ız, ansız: They made an abrupt departure. Gitmeleri ani oldu. 2. k k ısa ve ters bir şekilde. an abrupt bir z. 1. aniden, birdenbire, birden. 2.ısa ve ters: He gave me 3. dik/sarpreply. şekilde. 2. k ısa ve ters oluş. 3. diklik, sarplık. i. 1. anilik. i. apse. f. apse olmak. s. apseli, apse olmu ş. çoğ. --s (äbsîs´ız)/--e (äbsîs´i) i., mat. apsis. f. (bir suçtan dolayı) kaçmak, sıvışmak. i. 1. yokluk, bulunmama: We felt her absence. Yoklu ğunu hissettik. He returned after an absence of six months. Alt ı aylık bir aradan sonra dalgınlık. ask. (tekrar dönmek üzere görev yerinden) izinsiz olarak ayr ılma. s. 1. (bir yerde bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan (kişi); (orada art f. ık) bulunmayan (kişi): How many people are absent today? Bugün kaç 1. ç ıkmak, gitmek: I shall absent myself. Çıkacağım. He absented himself for adönmek üzere görev yerinden) izinsiz olarak ayr ılmış olan. ask. (tekrar few days. Birkaç gün yoktu. 2. from -den uzak durmak, -e i. (bir yerde bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan kişi/şey, hazır olmayan kişi.bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan (kişi). s. (bir yerde posta yoluyla verilen oy. kiraya verdiği gayrimenkulden uzakta yaşayıp onunla pek ilgilenmeyen mülk sahibi. oy veren seçmen. posta yoluyla i. 1. (işe, okula v.b.´ne) devamsızlık. 2. kiraya verdiği gayrimenkulden uzakta ya şayıp onunla pek ilgilenmeme. z. dalgın dalgın. s. dalgın.

absinth absinthe absolute absolute majority absolute majority absolutely absolution absolutism absolutist absolutist absolve absorb absorbable absorbed absorbency absorbent absorbent absorber absorbing absorption absorptive abstain abstainer abstemious abstemiously abstemiousness abstention abstinence abstinent abstract abstract abstract abstract art abstract expressionism abstract number abstracted abstraction abstruse absurd absurd absurdity absurdly Abu Dhabi abulia abundance abundant abundantly

i., İng., bak. absinthe. i. apsent. s. 1. tam, eksiksiz: His trust in them was absolute. Onlara olan güveni tamdı. ğunluk.mutlak, saltık, sınırsız: absolute monarchy mutlak monarşi. salt ço 2. pol. salt çoğunluk. z. 1. (äb´s ılutli) (nitelediği sözcükten önce gelince) çok, bayağı: You´re absolutely(günah) Allah taraf ından affedilme; (günah için) af. 2. acıktık! 2. i. 1. Hrist. right! Çok hakl ısın! We´re absolutely famished! Çok aklama, beraat saltç ılık, 3. from (bir sorumlulu ğu/yükümlülüğü) yerine getirmekten i., pol. ettirme. mutlakıyet. s., pol. saltç ı. i., pol. saltç ı. f. 1. Hrist. Allah ad ına (günahı) affetmek. 2. affetmek. 3. aklamak, beraat ettirmek. 4. from (birini) (bir sorumlulu ğu/yükümlülüğü) yerine getirmekten f. 1. (s ıvıyı/gazı/ışığı/sesi) soğurmak, içine çekmek, emmek, absorbe etmek. 2. ö ğrenmek. 3. (dikkati/enerjiyi/zamanı/parayı) almak; (enerjiyi) s. soğurulabilecek, emilebilecek; soğurulabilen, emilebilen. s. tüm dikkatini bir şeye vermiş. i. soğurganlık, emicilik. s. soğurgan, emici, absorban: absorbent cotton hidrofil pamuk. i. soğurgan, emici, absorban. i. soğurucu, emici, absorplayıcı. s. insanın tüm dikkatini toplayan; sürükleyici. i. 1. soğurma; soğrulma; absorpsiyon. 2. öğrenme. 3. (dikkati/enerjiyi/zaman ı/parayı) alma; (enerjiyi) emme. 4. içine alma, s. soğurucu, emici. f. 1. from (bir şeyi) yapmamak: He´s decided to abstain from alcohol. İçki içmemeye karar verdi. 2. oy vermemek, çekimser kalmak. 3. içki i. 1. içki içmeyen biri. 2. oy vermeyen biri, çekimser kalan biri. s. (özellikle yeme içme konusunda) kendini tutan; a şırıya kaçmayan; aşırılıklar bulunmayan. konusunda) kendini tutarak; a şırıya kaçmadan. z. (özellikle yeme içme i. (özellikle yeme içme konusunda) kendini tutma; a şırıya kaçmama, riyazet. i. 1. çekimser oy; oy vermeme, çekimser kalma. 2. from (bir şeyi) kasten yapmama. (bir şeyi) yapmama, riyazet; (yeme içme konusunda) kendini i. 1. (from) tutma. 2. k ıran, riyazetçi. s. nefsini içki içmeme. 3. cinsel riyazet. s. soyut, abstre. i. 1. özet. 2. soyut sanat eseri. f. 1. (äb´sträkt) özetlemek, özet haline getirmek. 2. (äbsträkt´) kafas ını meşgul etmek. 3. (äbsträkt´) çalmak, aşırmak. 4. (äbsträkt´) soyutlamak. soyut sanat. soyut ekspresyonizm. mat. soyut sayı. s. dalgın. i. 1. soyut kavram, soyutlama. 2. soyutlama, soyutlama eylemi. 3. dalgınlık, düşünceye dalmış olma. 4. s. kavranmas ı zor, anlaşılması güç. güz. san. soyutluk. 5. soyut sanat s. saçma, abes, absürd. i. i. 1. saçma olma, saçmal ık, abeslik. 2. saçmalık, saçma söz/davranış. z. 1. saçma bir şekilde. 2. k. dili çok, feci derecede: She´s absurdly rich. Feci derecede zengin. Abu Dabi. i., ruhb. abuli. i. 1. bolluk, çok olma. 2. bereket, bolluk. 3. refah, varl ık ve rahatlık. s. 1. bol, çok. 2. bereketli; feyizli. z. bol/çok miktarda: The fruit trees were now bearing abundantly. Meyve ağaçları artık çok verimli olmuştu.

abuse abuse abuse o.s. abusive abut abutment abysmal abyss AC acacia academic academic academician academy acanthus accede accede to the throne accelerate acceleration accelerator accent accent accentuate accept

i. 1. yetkiyi/görevi kötüye kullanma, suiistimal; do ğru olmayan bir şekilde kullanma; gere ği gibi kullanmama; istismar. 2. kötüleme. 3. kötü f. 1. (yetkiyi/görevi) kötüye kullanmak, suiistimal etmek; do ğru olmayan bir şekilde kullanmak; gereği gibi kullanmamak; istismar etmek. 2. mastürbasyon yapmak. s. 1. kötüleyici; kötü sözlerle dolu; kötü sözler söyleyen. 2. kötü (davran --ting) 1. (on/upon) (-e) biti şmek, bitişik olmak. 2. against -e f. (--ted,ış). dayanmak. i. 1. (köprünün k ıyıya dayandığı yerdeki) ayak. 2. bitişme yeri. 3. bitişme. 4. dayanma. kötü, feci. s., k. dili çok i. dipsiz gibi görünen yer; uçurum. k ıs. alternating current. i. dalgalı akım. i., bot. 1. mimoza, akasya, Acacia. 2. akasya, yalanc ı akasya, Robinia pseudoacacia. 2. teorik, kuramsal. 3. pratik de ğeri/önemi olmayan. 4. s. 1. akademik. resmi, kitabi. ğretim görevlisi. i. üniversite ö i. 1. üniversite ö ğretim görevlisi. 2. akademi üyesi, akademisyen. i. akademi; yüksekokul. i., bot. ayı pençesi, akantus, akant, Acanthus. f. to 1. -e razı olmak. 2. (hükümdar) (tahta) çıkmak. tahta ç ıkmak. f. hızlandırmak; hızlanmak, ivmek. i. hızlandırma; hızlanma, ivme. i. gaz pedalı. i. 1. dilb. vurgu, aksan. 2. dilb. vurgu i şareti. 3. şive. f. vurgulamak. f. vurgulamak.

f. 1. kabul etmek; razı olmak; kabullenmek. 2. (bir şeyi) teslim almak. accept/assume responsibility for -in sorumlulu ğunu üzerine almak. s. kabul edilir, makbul. acceptable i. 1. kabul. 2. (bir şeyi) teslim alma. acceptance i. 1. giriş, geçit. 2. to (biriyle) görüşme imkânı; (bir şeyden) faydalanma access hakk ı/imkânı: He has access ulaşılabilir olma. 3. görüşülebilir olma. 4. i. 1. ulaşılabilirlik. 2. kolaylıkla to him. İstediğinde onunla görüşebilir. 3. accessibility accessible accessible to the public accession accessory accessory after the fact accident accident victims accidental accidentally accident-prone acclaim acclaim acclamation acclimate acclimation acclimatise acclimatization acclimatize kolaylıkla görüşülebilir olma. ulaşılabilen. 3. görüşülebilen. 4. kolaylıkla s. 1. ula şılabilir. 2. kolaylıkla 5. to -den etkilenebilir olma. görüşülebilen. 5. to -den etkilenebilir. halka aç ık.

i. 1. (tahta) ç ıkma. 2. (bir müze veya kütüphanenin koleksiyonuna) yeni al1. aksesuar, eklenti: These are accessories for the new machine. i. ınan eşya, kitap v.b. Bunlar yeni makinenin aksesuarlar ı. 2. (kadın giysisini bütünleyen) huk. suç işlendikten sonra suç ortağı olan kimse. i. 1. kaza (kötü olay). 2. rastlant ı. 3. fels. ilinek, araz. kazaya u ğrayanlar. s. 1. kaza eseri olan, yanl ışlıkla olan. 2. tesadüfen meydana gelen. 3. fels. ilineksel. z. 1. kazara, yanlışlıkla. 2. tesadüfen. s. hep kazaya u ğrayan; sakar. f. 1. bağırarak/alkışlayarak/tezahüratla (birini) (bir şey) ilan etmek: They acclaimed himış. 2. tezahürat. bir tezahüratla onu imparator ilan ettiler. i. 1. övme, alk emperor. Büyük i. 1. bağırarak/alkışlayarak/tezahüratla ilan etme. 2. tezahürat. 3. övme, alk ış. f. 1. alıştırmak, intibak ettirmek: I´m acclimating myself to the customs here. Kendimi intibak ettirme. 2. alışma, intibak2. (to) (-e) alışmak, intibak i. 1. alıştırma, buradaki âdetlere al ıştırıyorum. etme. f., İng., bak. acclimatize. i. 1. alıştırma, intibak ettirme. 2. alışma, intibak etme. f. 1. alıştırmak, intibak ettirmek. 2. alışmak, intibak etmek.

accolade accommodate accommodate o.s. to accommodate one´s pace/step to accommodate their differences accommodating accommodation accommodation ladder accompaniment accompanist accompany accomplice accomplish accomplished accomplishment accord accord accordance accordant according as according to according to all accounts according to Hoyle according to one´s own lights according to plan accordingly accordion accordion accost account account book accountable accountant accounting accounts payable accounts receivable accrue accumulate accumulation accuracy accurate accusation accusative accusative accuse accused accustom

i. 1. ödül. 2. övgü: It received accolades from all the newspapers. Tüm gazetelerden övgüler ald The cell had lastly accommodated a drunkard. f. 1. almak, bar ındırmak: ı. Hücre en son bir ayya şı barındırmıştı. This room can accommodate four -e ayak uydurmak, -e uyum sa ğlamak. birine ayak uydurmak. aralarındaki anlaşmazlıkları uzlaşma yoluyla gidermek. s. uysal, yumu şak başlı. i. 1. kalacak yer: In that region accommodation for the traveler is hard to find. borda iskelesi. den. O bölgede konaklama yeri zor bulunur. 2. uzla şma: Have you i. 1. müz. e şlik. 2. to -e eşlik eden şey: It´s a nice accompaniment to the roast. Rostoyla beraber güzel. i., müz. e şlik eden kişi, eşlikçi. f. 1. eşlik etmek, refakat etmek, beraberinde gitmek. 2. müz. eşlik etmek, refakat etmek. 3. ile beraber (bir şey) yapmak: He accompanied the curse i. suç orta ğı. f. başarmak, becermek, üstesinden gelmek. s. 1. işini iyi bilen, usta. 2. sosyetenin görgü kurallarını ustalıkla uygulayabilen.becerme, üstesinden gelme. 2. başarı, başarılan iş. 3. i. 1. başarma, marifet. devlet aras ında olan) anlaşma. 2. uyum, ahenk. 3. uyuşma, i. 1. (iki mutabakat. uymak, ile ba ğdaşmak, -e uygun olmak/gelmek. 2. with -e f. 1. with -e yak ışmak, -e uygun gelmek/düşmek. 3. vermek:them were delayed for i. verme: The accordance of these privileges to He accorded them that five years. Bu imtiyazlar ın onlara verilmesi beş senelik bir gecikmeye s. bağ. -e göre. z. 1. İki seçeneği olan bir durumu belirtir: You can stay or go, according as you uygun olarak: veya gidebilirsin, nas ıl istersen. It can edat 1. -e göre, -elike. KalabilirsinArrange yourselves according to your height! Boy s ırasına girin! 2. -e göre, (birinin) dediğine/gösterdiğine göre, tüm anlattıklarına göre: He was drunk, according to all accounts. Tüm anlattıklarına göre sarhoştu. usulüne göre, usulen. kendi inançlar ına göre. planlandığı gibi, planlanana uygun bir şekilde. z. 1. ona göre, öyle, öylece: He told me to shoot him, and I acted accordingly. i. akordeon. Kendisini vurmam ı istedi; ben de öyle yaptım. 2. bu yüzden, s. akordeon gibi aç ılıp katlanan, akordeon: accordion door akordeon kapı. f. 1. yakla şıp/gidip (birine) bir şey söylemek. 2. para karşılığında seks teklif etmek. i. 1. hesap. 2. röportaj; (birinin) anlatt ığı. f. for -i anlatmak, -i açıklamak, -i izah etmek. hesap defteri. s. sorumlu. i. muhasebeci. i. muhasebe. tic. alacaklılar hesabı. tic. borçlular hesab ı. f. 1. birikmek. 2. to -e gelmek: What advantages will accrue to us from this? Bunun bize ne gibi faydalar ı olacak? f. toplamak, biriktirmek; toplanmak, birikmek, y ığılmak. i. 1. birikim, birikme. 2. birikinti. i. 1. doğruluk. 2. yanlış yapmamaya özen gösterme. s. 1. doğru, tam. 2. yanlış yapmamaya özen gösteren. i. suçlama. s., dilb. -i haline ait; -i halindeki. i., dilb. -i halindeki sözcük/sözcük grubu. f. suçlamak, itham etmek. s. sanık. f. alıştırmak.

ace ace an exam acetone acetylene ache achieve achievement acid acknowledge acknowledgment acne acorn acoustics acquaint acquaint o.s. with acquaintance acquiesce acquire acquisition acquisitive acquit acquit o.s. well acquittal acre acrid acrobat acrobatic acrobatics acronym across across the board across the way act act as act in unison act on a suggestion act on s.o.´s advice act up acting action activate activation active active service active verb activism activist

i. 1. isk. as, birli. 2. k. dili uzman, eksper. s., k. dili i şinin ehli, as. f. k. dili s ınavda (dokuz ila on arasında) yüksek bir not almak. i. aseton. i. asetilen. i. ağrı, sızı, acı. f. ağrımak, sızlamak, acımak. f. başarmak, yapmak; elde etmek, kazanmak. i. 1. başarı. 2. elde etme, kazanma. i. asit. s. 1. asit. 2. i ğneleyici: an acid remark iğneleyici bir söz. f. 1. (bir gerçe ği) kabul etmek. 2. (bir şeyin alındığını/farkedildiğini) bildirmek. i. 1. (bir gerçe ği) kabul etme. 2. (bir şeyin alındığını/farkedildiğini) bildirme. 3.akne, ındı. i. tic. al ergenlik. i. meşe palamudu. i. akustik. f. 1. bilgi vermek, haberdar etmek. 2. tan ıtmak: This book is designed to acquaint its readers with new developments in the field of genetic hakk ında bilgi edinmek. i. tanıdık, tanış. f. boyun e ğmek, katlanmak, kabullenmek. f. 1. elde etmek, edinmek, almak. 2. kazanmak: acquire a bad reputation kötü bir etme, edinme, alma. 2. kazanma. 3. elde edilen şey, edinti. i. 1. eldeşöhret kazanmak. s. bir şeyler elde etmeye çok hevesli, mal canlısı, açgözlü. f. (--ted, --ting) aklamak, temize ç ıkarmak, beraat ettirmek. yüzünün ak ıyla çıkmak. i. aklanma, beraat. i. 0,404 hektarlık arazi ölçü birimi. s. acı, ekşi, keskin. i. akrobat, cambaz. s. akrobatik. i. akrobatlık, cambazlık. i. birkaç kelimenin ba ş harflerinin veya ilk hecelerinin birleşmesiyle meydana gelenından öbür tarafına: He stretched a rope across the river. edat 1. bir taraf kelime: NATO, UNESCO. Nehrin bir taraf ından öbür tarafına bir ip gerdi. 2. karşısında: Serra lives herkesi ayn ı derecede etkileyen (ücret/vergi). yolun öte taraf ında, karşı tarafta. i. 1. hareket, eylem. 2. kanun, yasa. 3. tiy. bölüm, perde. 4. rol yapma, oyun. f. 1. rol yapmak,yapmak. 2. harekete geçmek. 3. davranmak, başkasının vazifesini oynamak. birlikte hareket etmek. yapılan teklife göre davranmak. birinin sözüne uymak, birinin sözüne göre hareket etmek/davranmak. yaramazlık etmek, gösteriş yapmak. i. oyunculuk. s. vekâlet eden, vekil: acting president ba şkan vekili. i. 1. hareket, eylem. 2. etki. f. 1. harekete geçirmek, hareketlendirmek. 2. harekete geçmek, hareketlenmek. i. 1. harekete geçirme, hareketlendirme. 2. harekete geçme, hareketlenme. s. 1. faal, hareketli, aktif. 2. dilb. etken. askerlik hizmeti. dilb. etken fiil. i. eylemcilik. i. eylemci.

activity actor actress actual actuality actually acumen acupuncture acute acute angle acute angle AD ad adage Adam adamant adamantly adapt adapt o.s. to adaptable adaptation adapter adaptor add add fuel to the flames add spice to add up add up to addendum addict addict adding machine addition additional additive addled address address a remark to addressee adduce adept adequacy adequate adhere adherence adherent adhesion

i. faaliyet, etkinlik. i. aktör, oyuncu. i. aktris, kad ın oyuncu. s. gerçek, do ğru. i. gerçek, hakikat. z. aslında; gerçekten. i. çabuk kavrama yetene ği, keskin zek-â. i. akupunktur. s. 1. keskin. 2. t ıb. akut, hâd. 3. tiz. geom. dar aç ı. geom. dar aç ı. k ıs. Anno Domini M.S. (milattan sonra), İ.S. (İsa´dan sonra). i. ilan, reklam. i. atasözü. i. Âdem Baba, Âdem. Adam´s apple anat. âdemelmas ı. s. son derece kararlı, katı. z. inatla, katı bir şekilde. f. 1. uyarlamak, adapte etmek. 2. al ışmak, intibak etmek. -e kendini alıştırmak. s. yeni ko şullara adapte olabilen/uyarlanabilen. i. 1. uyarlama, adaptasyon. 2. al ışma, intibak. i. 1. elek., mak. adaptör. 2. uyarlay ıcı, adapte eden. i., bak. adapter. f. 1. eklemek, ilave etmek; katmak. 2. toplamak. k. dili yang ına körükle gitmek. k. dili -i canland ırmak, -i ilginçleştirmek. 1. toplamak. 2. k. dili makul olmak, akla yak ın olmak. 1. -e varmak, (bir yekûn) tutmak. 2. k. dili ... anlam ına gelmek: What it adds up to is that you´re not coming. Gelmeyeceksin anlam çoğ. ad.den.da (ıden´dı) i. ilave, ek; ilave edilecek şey/söz. ına geliyor. i. bağımlı, müptela; tiryaki: drug addict uyuşturucu bağımlısı. cigarette addict sigara tiryakisi. f. alıştırmak. hesap makinesi. i. 1. ekleme, ilave. 2. ek, ilave. 3. mat. toplama. s. biraz daha, ilave edilen, eklenilen. i. 1. katk ı. 2. katılan kimyasal madde, katkı maddesi. s. toplamsal, ilave olunacak. s. 1. sersem, şaşkaloz. 2. cılk (yumurta). i. 1. (veya ä´dres) adres. 2. söylev, nutuk. f. 1. hitap etmek. 2. adres yazmak.bir söz yöneltmek. (birine) i. alıcı, kendisine mektup/paket gönderilen kimse. f. (kanıt) ileri sürmek. s. (at/in) usta, çok becerikli; mahir. i. (ä´dept) usta, i şinin ehli. i. yeterlilik, kifayet. s. yeterli, kâfi. f. to 1. -e yap ışmak. 2. -e sadık kalmak, -e bağlı kalmak. i. 1. yapışma. 2. bağlılık. i. taraftar, yanda ş. i. 1. yapışma. 2. to -e bağlı kalma, -e sadık kalma, -e uyma.

adhesive adhesive tape adj. adjacent adjective adjoin adjoining adjourn adjust adjust o.s. to adjustment administer administer an oath administration administrative administrator admirable admiral admiration admire admirer admiring admissible admission Admission free. admit admit of admittance admonish admonition admonitory ado adolescence adolescent adopt adopted child adopted child adoption adorable adoration adore adorn adornment adrift adroit adsorb adsorbent

s., i. yap ışkan, yapıştırıcı. (yapıştırıcı) bant. k ıs. adjacent, adjective, adjustment. s. (to) (-e) bitişik, bitişikteki; komşu. i., dilb. s ıfat. f. bitişik olmak. s. bitişik, bitişikteki, yan, yandaki. f. 1. oturuma son vermek. 2. (toplant ı/oturum) sona ermek, bitmek. 3. (bir başka yere) geçmek. f. ayar etmek, ayarlamak. kendini -e alıştırmak. i. 1. ayarlama. 2. kendini al ıştırma. 3. tic. tazminat miktarının sigortalı ve sigortac ı arasında etmek. f. yönetmek, idare kararlaştırılması. yemin ettirmek, ant içirmek. i. yönetim, idare. s. idari, yönetimle ilgili, yönetimsel. i. yönetici, idareci. s. takdire de ğer, beğenilecek, çok güzel. i. amiral. i. takdir, be ğenme. f. takdir etmek, be ğenmek; hayran olmak, hayran kalmak. i. takdir eden, be ğenen; hayran. s. takdir ettiğini belirten; hayran, hayranlık gösteren. s. kabul edilebilir. i. 1. içeri alma; kabul; giri ş. 2. giriş ücreti, giriş. 3. itiraf. Giriş serbest. f. (--ted, --ting) 1. içeri almak, almak; kabul etmek: They won´t admit you. Seni içeri sokmazlar. 2. itiraf etmek. imkân vermek. i. kabul; giriş. f. tembih etmek; kula ğını çekmek. i. tembih; kula ğını çekme. s. uyarı niteliğinde. i. insanı yoran hazırlıklar; koşuşmalar. i. ergenlik, ergenlik ça ğı. s., i. ergen, ergenlik ça ğında olan (genç). f. 1. evlat edinmek. 2. edinmek, benimsemek. evlatlık, manevi evlat. evlat edinilmiş çocuk, evlatlık. i. 1. evlat edinme. 2. edinme, benimseme. s. tapınılacak, çok güzel ve sevimli. i. tapınma, çılgınca sevme. f. 1. tapınmak, tapmak, çılgınca sevmek. 2. (Allaha) tapınmak, tapmak. f. süslemek, donatmak, donamak. i. 1. süsleme. 2. süs. s. s. usta, çok becerikli. f., kim. adsorbe etmek. i., s. adsorban.

adsorption adult adulterate adulterer adulteress adultery adv. advance advanced advanced in years advanced in years advancement advantage advantageous advent adventure adventurer adventuresome adventurous adverb adversary adverse adversity advertise advertise for s.o. advertisement advertising advertising agency advertize advertizement advertizing advice advisable advise adviser advisor advisory advisory committee advocate advocate adz adze Aegean aerial aerial view aerobics aerodrome

i., kim. adsorpsiyon. s., i. yetişkin; huk. ergin, reşit. f. içine yabanc ı madde katmak. i. zina yapan erkek. i. zina yapan kad ın. i. zina. k ıs. adverb. i. 1. ilerleme, ileri gitme. 2. yakla şım; teklif. 3. tic. avans. f. 1. ilerletmek; ilerlemek.ş, ileri. s. ilerlemi 2. artmak; art ırmak. 3. avans vermek. 4. ileriye almak. 5. yaşlı. a child who´s advanced for his age yaşına göre çok bilgili bir çocuk. yaşlı. i. ilerleme. i. 1. avantaj, üstünlük sa ğlayan şey. 2. yarar, fayda. s. avantajlı, yararlı, faydalı. i. geliş, varış. i. macera, serüven. i. 1. serüvenci, macerac ı. 2. dolandırıcı, dalavereci. s., bak. adventurous. s. 1. macerac ı, maceraperest. 2. maceralı. i., dilb. zarf, belirteç. i. 1. spor, isk. rakip. 2. dü şman. s. 1. kötü, elverişsiz. 2. menfaatine aykırı, aleyhte. i. 1. zorluk, güçlük, s ıkıntı. 2. sıkıntılı bir durum/zaman. f. 1. reklam ını yapmak. 2. ilan etmek. ilan arac ılığıyla eleman aramak. i. ilan, reklam. i. reklamc ılık. reklam ajans ı. f., bak. advertise. i., bak. advertisement. i., bak. advertising. i. nasihat, ö ğüt, tavsiye. s. ak ıllıca, makul, doğru. f. 1. tavsiye etmek, ö ğütlemek. 2. tic. bildirmek. ill-advised s. akılsız, tedbirsiz. i. danışman, müşavir; akıl hocası; rehber, kılavuz. i., bak. adviser. s. danışma kurulu. f. desteklemek, savunmak. i. 1. savunucu. 2. huk. avukat. i. keser. i., bak. adz. s. Ege. i. 1. anten. 2. havai. havadan görünü ş. i., s. aerobik. i., İng. havaalanı, havalimanı.

aerogramme aeroplane aerosol aesthete aesthetic aesthetics aestival afar afar off affable affair affect affect ignorance affectation affected affection affectionate affidavit affiliate affiliate affiliate o.s. with affiliated affiliation affinity affirm affirmation affirmative affix affix afflict afflicted affliction affluence affluent afford affront Afghan Afghanistan afield afire afloat afraid afresh Africa African after after a fashion

i. hava mektubu. i., İng., bak. airplane. i. sprey tüpü, aerosol. i. estet. s., i. estetik. i. estetik. s. yaza özgü. z. çok uzakta. s. rahat, dostça ve sokulgan. i. 1. sorun, mesele, iş. 2. k. dili şey (makine/eşya). 3. k. dili olay, skandal. f. 1. etkilemek, tesir etmek; dokunmak. 2. (hastal ık) zarar vermek: My arm is affected. Hastal ık koluma yayıldı. 3. gibi görünmek, yalancıktan cahillik taslamak, bilmezlikten gelmek. i. sahte tavır, yapmacık. s. 1. (hastalıktan) zarar görmüş. 2. sahte, yapmacık, yapmacıklı. i. muhabbet, şefkat, sevgi. s. sevgisini gösteren; şefkatli, sevecen, sevgi dolu. i., huk. yeminli ve yazılı ifade. f. bağlamak. i. (başka bir şirkete) bağlı olan şirket. ile bağ/ilişki kurmak. s. bağlı. i. bağlantı, ilişki. i. 1. benzerlik, benzer taraf. 2. sempati; sevgi. f. doğrulamak, tasdik etmek. i. doğrulama, tasdik. s. olumlu. i. olumlu cevap. f. 1. takmak; yap ıştırmak. 2. (imza) atmak; (mühür) basmak. i., dilb. önek veya sonek. f. 1. ac ı vermek, ıstırap vermek. 2. başına bela olmak. s. (zihinsel/bedensel bak ımdan) özürlü. i. dert; hastalık. i. zenginlik, refah. s. zengin, gönençli. f. 1. mali gücü yetmek, (bir şey için) parası olmak. 2. (bir şeyi) zarar görmeden küçük dü şüren davranış. f. hakaret etmek, angry. düşürmek. i. hakaret, yapabilmek: You can´t afford to make him küçük Onu i. Afganlı, Afgan. s. 1. Afgan. 2. Afganlı. i. Afganistan. z. k ıra, kırda, evden uzak. s. tutuşmuş; alevler içinde. z. s. z. yeniden. i. Afrika. i. Afrikalı. s. 1. Afrika, Afrika´ya özgü. 2. Afrikalı. edat 1. -den sonra. 2. için, yüzünden; -den dolay ı. 3. ardından: After them came the giraffes. Onlar ın ardından zürafalar geldi. s. sonraki. z. sonra. a şöyle böyle.

after all after all after the dust has settled after the fashion of afterlife aftermath afternoon aftershave aftertaste afterthought afterward afterwards again against against nature against s.o.´s will agave age age limit age limit aged ageless agency agenda agent agent provocateur agglomerate agglomeration aggrandise aggrandisement aggrandize aggrandizement aggravate aggregate aggression aggressive aggressor aggrieved aghast agile agility agility of mind agitate agitated agitation agitator aglow

bununla birlikte, yine de, buna ra ğmen. nihayet. 1. toz da ğıldıktan sonra. 2. ortalık sakinleşip herkes kendine geldikten sonra, ortalık yatıştıktan sonra. ... gibi, ... tarzında. i. ahret, öbür dünya. i. (kötü) sonuç. i. öğleden sonra. i. tıraş losyonu. i. ağızda kalan tat. i. sonradan akla gelen dü şünce. z., bak. afterwards. z. sonra, sonradan. z. tekrar, yine, bir daha. edat 1. kar şı: against the current akıntıya karşı. a vaccine against the flu gribe karaykırı.aşı. 2. aleyhinde, karşı: a vote against the president doğaya şı bir birinin iste ğine karşı. i., bot. agave, agav, Agave. i. 1. yaş. 2. çağ, devir. yaş haddi. yaş haddi. s. 1. (eycd) ya şında: a girl aged four dört yaşında bir kız. 2. (ey´cîd) yaşlı, ihtiyar. 3. (ey´cîd) yıllanmış; eski. 2. eskimeyen. s. 1. yaşlanmayan, ihtiyarlamayan. i. 1. acente; ajans: travel agency seyahat acentesi. news agency haber ajansı. 2. devlet dairesi. i. gündem. i. 1. acente, temsilci. 2. ajan. çoğ. a.gents pro.vo.ca.teurs (^jan´ prôvôk^tör´) provokatör, kışkırtıcı ajan. i. aglomera. i. aglomerasyon. f., İng., bak. aggrandize. i., İng., bak. aggrandizement. f. büyütmek. i. büyütme. f. 1. kötüle ştirmek, zorlaştırmak, ağırlaştırmak, şiddetlendirmek: Don´t scratch that 2. agrega. aggravate it. O yaray ı kaşıma, azdırırsın. i. 1. toplam. sore; you´ll i. saldırganlık. s. saldırgan. i. saldırgan, saldıran. s. incitilmiş; mağdur. s. dehşet içinde, donakalmış. s. çevik. i. çeviklik. zekâ k ıvraklığı. f. 1. çalkalamak, çalkamak; kar ıştırmak. 2. heyecanlandırmak. 3. ruhb. ajite etmek. 4.ı.sallamak.ajite. s. 1. heyecanl 2. ruhb. i. 1. çalkalama, çalkama; ajitasyon. 2. heyecan. 3. ruhb. ajitasyon. 4. sallama. i. 1. k ışkırtıcı, tahrikçi, provokatör; eylemci, kampanyacı. 2. ajitatör, çalkalayıcı, karıştırıcı: washing machine agitator çamaşır makinesi s. parlak.

rıza göstermek. klimalı. hasta olmak. razı olmak. hava üssü. i. i. havayolu. s.). (bir şey) i. ıstırap. hava boşluğu. hava sald ırısı. rahats ız. (bir şeyi) (bir yere) fırlatmak.). Ah! (Özlem/be ğenme/pişmanlık/öfke/sevgi belirtir. yardımcı. amaç. aydınlık.. 2. i. hava bas ıncı. hava filtresi.. havadan nakledilen. anlaşmak. . f. herkese söylemek.). 3.. 1. 3. önce. tavır. i. i. rahatsızlık. ünlem 1. f. hava freni. 1. razı. tıb.. z. bak. ıstırap çekmek. ni şan almak. s. ileri. 2. havaalan ı. toz v. niyetinde olmak. uçmakta olan. 1. maksat. tarım kredisi. çiftçi. İng. hava kuvvetleri.. yolcu uça ğı. havalandırmak. yardım etmek. 1. zirai.b. evvel: a long time ago çok zaman önce. s. 1. hasta. f. i. 4. bak. na ğme. s. hava yoluyla ta şımak/götürmek. rahats ız olmak. iyi2. 2. mutabık olmak. hava kuvvetleri. i. 1. hava kirliliği. agonize. f. i. 3. AIDS. tarım. uçak. ileride. erken. hoş. Anno Hegirae hicri. uçaklar. s. f. i. i. f. anlaşma. i. 3. tarımsal. yard ım. 2. hastalık. Ah!/Of! (Acı belirtir. s. havalı fren. gaye. klima. hava kompresörü.ago agonise agonize agony agree agreeable agreement agricultural agricultural credit agriculture agriculturist aground AH ah ahead ahead of time AIDS aid Aids ail ailing ailment aim aim at aim to aimless air air base air brake air compressor air filter air force air force air pollution air pressure air raid air shaft airborne air-conditioned air-conditioner aircraft aircraft carrier airfield airlift airline airliner airmail z. havadan gelen (mikrop. hava köprüsü. iyi. 2. i. . i. i. (silah ı) (birine/bir yere) doğrultmak. 2. sözleşme. hemfikir olmak. uçak gemisi. hava. i. z. f. (bir şey) (başka bir şeye) uymak. f. tıb.. uçak postas ı. amaçs ız. tic. i.). geçinmek. AIDS.. 2. 1. ziraat. Vay! (Şaşkınlık belirtir. k ıs.

Cezayirli. 1. s. i. dili hiç veren. havadar. . biri.. uyanık. (duvarda bulunan) niş. i. f. . mat. sıraya koyma. i. tehlike işareti: fire alarm yangın zili. i. fantezi. hava gibi hafif. 1. çevik. Söyledikleri şiire benziyor. ba şka ad. 2. with alignment alike alimentary alimentary canal alimony uçak mektubu. huk. beslenmeye ait. nafaka. aynı hizaya getirmek. i. Cezayir´e özgü. ecnebi. yangın alarm ı. i. in short. 1. albeit an educated one. i. 1.airmail letter airplane airplane crash airport airstrip airtight airways airy airy-fairy aisle ajar akin alabaster alacrity alarm alarm clock alarm clock alas Albania Albanian albeit albino album alcohol alcoholic alcoholism alcove ale alembic alert alfresco alga algebra Algeria Algerian alias alibi alien alienate alight align align o. çalar saat. açık havada yapılan. z. korku. de olsa: He is. albatr. alkolizm. alarm. Arnavut. kendine k. inmek. aralık. 2. s. uçak kazas ı. s. çal ım satan.gae (äl´ci) i. i. takma isim. kaymakta şı. s. a boor. albüm. uzaklaştırmak. 1. s. tetikte olan. z. sıraya koymak. hödü ğünçapar. i. albino. geçenek. Birçok bak ımdan birbirimize benziyoruz. şen. havai. f. i. 2. s. hayali. i. havaliman ı. uçak. alkollü içki. i. besleyici. çalar saat. deh şet. Cezayirli. uçuş pisti. 1. i. i. birbirine benzer: We´re alike in many ways. s. al.. 2. hava geçirmez. i.. canl ı. Onlara eşit anat. neşe ve çeviklik. imbik. alkolik. sıralar arası yol. aynı hizaya getirme. i. şevk. hayal mahsulü. benzer. alkol. dehşete düşürmek. f. 2. s. Cezayir. 2. 2. 4. hücre gibi ve kapısız ufak oda. Arnavutluk. İng. Arnavutça. korkutmak. alg. alkol. yak ın: Her speech is akin to poetry. ünlem Eyvah!/Yazık! i. havaalanı. 1. tahsilli de olsa. san ığın. suçun işlendiği sırada başka yerde bulunduğu şeklindeki iddiası. konmak. 5. i... çoğ. albinos. az açık (kapı). 2. She´s learning French. i. 1. sindirim ayg ıtı. Kısacası. i. tehlikeden haberdar etmek. z. i. k. s. 1. bağ.e şit bir şekilde: Treat them alike. soğutmak. i. albeit painfully. olmayan. açık havada. s. i. birinin saff ına geçmek. 2. Cezayir. havayollar ı. 3. namı diğer: Cavit alias the Bear Cavit namı diğer Ayı. 1. f. dili bahane.. alkollü. yabanc ı. oyuk. açık hava. z. s. mazeret. bir hava pratik 6. cebir. i. ak şın. i. i.s. bir çeşit bira.

alive alkali all all along all along all along the line all at once all at once all but all but all day all in a tumble all in one all manner of all night long all of a sudden all of a sudden all over All right! All right. (bir şeyin) girdisi çıktısı. her çeşit. hep böyle.. iddia etmek. 2. aniden. başından sonuna kadar. hem . birdenbire. dili Aferin!/Ya şa be!/Çok iyi!/Harika! k. boyunca. zamans ız. hep birden. bununla birlikte. s. sabaha kadar. alegori. her alanda ba şarılı. hayatta. her şey göz önüne alınırsa. Peki. kalanların hepsi. yekûn olarak. -den ba şka. i. birdenbire./Görünüşe aldanmamalı. pek erken./Tamam. f. s. sağ. dili aklı başında. hafifletmek: allay s. -den gayri hepsi. i. hepsi bir. sıra boyunca. her zaman. k. all round All that glitters is not gold. (bir konunun/işin) tüm ayrıntıları. karmakar ışık.´s fears birinin endişelerini yatıştırmak. ba ğlılık. bütün gün. Adaylar ın ikisi dışında hepsiyle görüştük.. 1. Aşkta ve savaşta her şey mubahtır. f. tüm. alkali. her şey göz önünde tutulursa. ans ızın. yatıştırmak. az daha. 1. Allah all-around allay allegation allege allegiance allegorical allegory all-embracing s. her şeyi saran. Bütün güller dikenlidir. He worked all day. hep. ans ızın. başından beri. Yolun aç ık olsun! daha iyi. altüst. birdenbire. 2. dili Peki.. i. öteden beri. I´ll come. Allah. Parlayan her şey altın değildir. Hepimiz gittik. belirli bir müddetin ba şından sonuna kadar: She wasn´t surprised because she´d known it all the while. ani olarak. kim. Bütün gün çal ıştı. diri. tamamen. s. az kalsın. iddia. i. bütünüyle.. aniden. 2. baştan. canlı. 1..o. dili ba ştan. birden. . tüm yıl boyunca. hepsi: All of us went. bütün. hem de Eğitim Bakanıdır. s. . bütün gece. Ba ştan bildiği için şaşırmamıştı. hiç bitmeyecekmiş gibi gelen bir gece boyunca. 1. hepsi: All roses have thorns. Hem Savunma Bakan ı. 2. daima. d ışında hepsi: We have interviewed all but two of the candidates. bitmiş.(mektubun sonunda) En iyi dileklerimle! 2. pek çok yeteneği olan: an all-around student dört dörtlük bir ö ğrenci. tekrar. alegorik. birden.: He´s the Minister of Defense and the Minister of Education all in one. sadakat. 1. her zaman. hem de . i. i. (bir yerin) her taraf ı/yeri. gelirim. k. All the best! all the better all the ins and outs of all the livelong night all the rest all the same all the same all the time all the way all the while all the year round all there all things considered all told all too soon All´s fair in love and war...: All right. tamamen. k.

anıştırmak. müttefik. ağaç sınırının üstündeki bölgeye özgü. z. i. yüksek da ğlara özgü. ittifak.daha erkeni s. 3. tahsisat. edat 1. z. pay.. 1. s. i. az daha. i. tek başına. yapılmasında sakınca olmayan. pol.. 1. lise veya üniversite. i. İng. i. -i hesaba katmak. yenibahar. all-right. alaşım. s. 2. bir kimsenin mezun oldu ğu okul. yalnız. çekicilik. dar sokak. çekici. with/to alma mater almanac almighty almond almost alms alone along alongside aloof aloud alphabet alphabetic alphabetical alpine already alright s. birleşme. abece. birle şik. i. alfabe s ırasına göre dizilmiş: The words are in alphabetical order. be all right.. k. kafa dengi. albeni. s. i. i. s. müsaade etmek. all-around.). hafifletmek. kimsesiz. All right. ayrılmış/tahsis edilmiş şey. s. tahsis etmek. 2. soğuk. azaltmak. ima etmek. bak. with/to ile beraber. i. yalnız. 2. şimdiden. Bizimle beraber geldi. Beklenenden . f. harçlık. tahsis. müttefik. i. uzak. s. 2. benzer. f. 1. to üstü kapalı bir şekilde -den bahsetmek. hemen hemen: This picture´s almost done. bütün gece süren (bir olay). with/to -e bağlı. z. her şeye gücü yeten. alımlı. z. dili bütün gece süren bir olay. z. f. dili. i. cazibeli. çok kullanışlı..s. 2. 2. s. İng.b. s. yapılması uygun görülen. k. bak. f. yüksek sesle. dükkân v. i. bordasında. kastetmek.. bütün gece aç ık olan (lokanta. alfabetik. f. he´s already gone. her alanda başarılı kimse. az kalsın. izin vermek. k. her şeyi kapsayan. dili iyi. s. badem. 2. s. pek çok işe yarayan.allergic allergy alleviate alley alliance allied alligator all-inclusive all-night all-nighter allocate allocation allot allotment allow allow for allowable allowance alloy all-purpose all-right all-round all-rounder allspice allude allure alluring allusion ally ally o. Geç All right!. (süre) vermek/tanımak. k ısmen gidermek. den. anıştırma. 4. s. i. pol. gitti.. 1. Kelimeler alfabe s ırasına göre dizilmiş. s. s. i. amerika timsah ı. yalnız başına. bordasına. 1. yan ına. alerji.. s. Az kaldı i. kald ın. sadaka. ara yol. Bu resim hemen hemen bitti. uzakta. --ting) ayırmak. cazibe. almanak. with ile beraber: He came along with us. alphabetical. i. mubah. 1. (--ted. kafadar. alfabe. i.. z. uzak duran. i. alerjik. bak. müttefiklik. halen (Türkçede genellikle çevirisiz kalır. neredeyse: He almost died. 2. 1. edat boyunca: along the river ırmak boyunca. tahsis etmek. ayırmak. yanında. anla şma. ayırma. ile birleşmek.): You´re too late.. az kald ı.

1. 1. hayrette b ırakmak. amatör. i. s. değişme. i. alternatif. 3. hava. şık: kalmamalternatör. alternatif. It was cold bilg. seçenek. a. 1. Başka çaremiz i./Yapacak başka bir şey yoktu. değiştirilebilir. yükseklikölçer. hayret.. birden fazla anlama gelebilen. cankurtaran. bak. bütünüyle. insanı hayrete düşüren. s.M. hariç: Everybody came on time always excepting Levent. i. -diği halde. birbirini s ırayla izleme.. (uzun zamandır güdülen) büyük amaç. i. with ile birleşmek. pusuya dü şürme. s. elçi karısı. şaşırtıcı. altimetre. i. şap. i. bir şeyi başarma/elde etme tutkusuyla yanıp tutuşan veya dolu. ambülans. rak ım. atmosfer. Artium Magister (hümaniter bilimlerde master derecesinin k ıs. 2. s. saat 24. alma şık akım. Although I tried hard it didn´t do i. biriktirmek. i. irtifa. amalgam. saat 2. s. değişiklik. elek. 1. s. f. bir de: You´ll need pliers.): 2:30 A. insanı şaşırtan. birleştirmek. i. i. sefire. 1. birbirini s ırayla izleyen (şeyler). ne oldu ğu belirsiz. değişken. değiştirmek. and it was also wet. Bir de bant. çoğ. i. (kad ın) elçi. 1. bir şeyi başarma/elde etme tutkusu. ek karakter tu şu. büyük.. birbirine zıt hisleri olan. i. alternatif. 2. çoğ. bot. değişmek. lise veya üniversite mezunu erkek. am amalgam amalgamate amass amateur amaze amazement amazing ambassador ambassadress amber ambidextrous ambience ambiguity ambiguous ambition ambitious ambivalent amble ambulance ambush z. diğer. yedek. pusuya düşürmek. be. 2. . 2. lise veya üniversite mezunu kız. belirsizlik. We had no alternative. 2. i. f. f. i. ambiyans. sefire. tamam ıyla. ğlamak.also Alt key altar alter alterable alteration alternate alternate alternately alternating current alternation alternative alternator although altimeter altitude altogether alum aluminium aluminum alumna alumnus always always excepting am AM AM.lum. s. yükselti.. f. hayrete düşürmek. elek. ise de. nöbetle şe/sırayla yapma. i. İng. daima. k ıs. i. bağ. i.00 arasındaki saatler için k ısaltması). 1. 2. sırabirbirini sırayla izlemek/takip etmek: In her speech she z. kullanılır. karışık hisleri olan. -i nöbetle şe/sırayla yapmak. başkasının yerine geçebilen kimse. her zaman. başka.00. aluminum. büyük bir amac ın ürünü olan.M. büyükelçi. başka. bir okul. 12 A. Ya şlı olduğu halde iyi dans eder. rahat rahat yürümek.ni (ıl^m´nay) i. olmakla beraber: Although he´s old he´s a good dancer.. her zaman oldu ğu gibi . kehribar. ante meridiem öğleden evvel (24. kim. bir okul. bak. şaşkına çevirmek. Sana kerpeten laz ım. a. birbirini sırayla izlemesini sağlama. f. z. Hava so ğuktu ve bir de i.nae (ıl^m´ni) i... ıştı.lum. f. iki elini ayn ı şekilde kullanabilen. 2. i.00-12. alüminyum. s. birden fazla anlama gelme. malgama. değiştirme. f. sunak. Her zaman oldu ğu gibi Levent hariç herkes vaktinde f. z. i. (with) ile. i.30. almaşık. -in birbirini sırayla izlemesini sanöbetle şe. You´ll also need tape. yükseklik.

zool. s. düzeltmek. elek. the amenities görgü kurallar ı. edat aras ına. s. (kuralı/tasarıyı) değiştirme. kim. rahatlık: This hotel has all sorts of amenities. s. ile e şanlamlı olmak: It amounts to the same thing. amipten ileri gelen.. ammeter. ikna edilebilen. İng. amfibi. Amerikalı. amip. biçimsiz. i. amibe benzeyen. arasında. ortasında. i. i. s. yüzergezer. iyileştirme. daha uzun/ayr ıntılı bir şekilde söyleme. zool. ask. 1. 1. iki ya şayışlı hayvan. i. f. genel af. amibe ait. bak. cephede geçici cephanelik. 2. çıkar. f..ameba ameliorate amelioration amen amenable amend amendment amends amenity America American American leopard amiable amicable amid amidst amiss amity ammeter ammonia ammunition ammunition dump amnesia amnesty amoeba amoebic amok among amongst amoral amorous amorphous amortisation amortise amortization amortize amount ampere amperemeter amphetamine amphibian amphibious amphitheater amphitheatre ample amplification amplifier i. amfiteatr. 1. i. miktar. i.. amplifikasyon. amperölçer. içinde. amfetamin. i. s. Bu otelde her tür konfor var. dostça. mühimmat. bak. ampermetre. i. şehvetli. ünlem âmin. 1.. amortization. amonyak. i. Amerika´ya özgü. hayatı kolaylaştıran şey. 1. 1. 2. 2. bol bol yetecek kadar. s.. 1. i. cephane. ıslah. dostluk.. ahlakd ışı. to 1. among. cana yak ın. amortisman. bak. bellek yitimi. şekilsiz. s. edat. i. zool. sınırları belli olmayan. i. yumu şak başlı. bak. zool. i. düzeltme.. s. arasında. Aynı kapıya amper. i. i. i. i. f. i. İng. amorti etmek.. Amerika. n ışadırruhu. arasına. arkada şça. iki ya şayışlı. yükseltme. i. amortize.. bak. toplamı (belirli bir miktar) olmak: It amounts to fifty i. amphitheater. yükselteç. i. z. İng. sevimli. bak. arkada şlık. geni ş. 2. amid. Amerika. iyileştirmek. 2. 2. edat. . 2. amfibi. f. i. biyol. i. i.. edat ortas ına. amplifikatör... s. amoeba. 2. amorf. s. Amerikan. jaguar. amnezi. i. bol. şehvet dolu. f. (kural ı/tasarıyı) değiştirmek. bak. amipli. uysal..

benzeş. bak. (ünlülerden önce) bir. i. çözümleme. gövdebilim. i. lanetleme. anarşik. çözümlemek. bak. i. i. Anadolulu. Anadolu. eğlendirmek. benzer. i. f. güldürücü.. s. İng. aforoz.. i. paralellik. tıb. z. i. genişlik. anarşist. 2.. İng.amplify amplitude amply amputate amputation amputee amuck amulet amuse amusement amusing an an accomplished fact an odd fish an off street an open question an open question an open secret anachronism anaemia anaesthesia anaesthesiologist anaesthetic anaesthetist anaesthetize anal analgesia analgesic analogous analogue analogue computer analogy analyse analysis analytic analytical analyze anarchic anarchism anarchist anarchy anathema Anatolia Anatolian anatomical anatomy anc f. tahlil. muska. i. anarşizm. çözümsel. tahlil etmek.. f.. 2.. anesthetic. f. örneksel bilgisayar. 2. i. Anadolu´ya özgü. bak. anarşi. Anadolu. İng. s. anesthetist. bak. eğlence. tahlili. i. i. oyalamak. f.. 1. anatomiyle ilgili.... tıb... aforoz edilmi ş kimse. çözülmemiş sorun. dili tuhaf bir adam. i. i. s. 1. anatomi. i. sapa bir sokak. oyalayıcı.. bak. anal. i. s. anemia. analytic. 1. i. s. s. anesthesia. bak. anatomik. gövde yap ısı.. analiz etmek. i.. bir uzvu kesilmiş kimse. benze şen. bak. tıb... güldürmek. i. i. İng. acı yitimi. bak. 2. ancient. bol bol yetecek kadar. anakronizm. analitik. ağrı kesici. benzerlik. analiz.. analyze. i. ampütasyon. k ıs. tılsım.. daha uzun/ayr ıntılı bir şekilde söylemek. (bir uzvu) kesmek. İng. i. 1. s. anesthetize. benze şim. s. anesthesiologist. k. amok. İng. nazarlık. analjezi. bak.. paralel. çözümlenmemiş sorun. bolluk. (sesini) kuvvetlendirmek. Anadolulu. eğlendirici. olmuş bitmiş bir şey. i. s. herkesçe bilinen bir s ır. i.. tıb. s. f. . çözümlemeli. benzer şey.. i. s. analjezik. İng.

i. i. anecdotal anecdote anemia anesthesia anesthesiologist anesthetic anesthetist anesthetize anew angel angelic anger angina angle angle angle iron angler angleworm Anglican angling Anglo-Saxon Angola Angolan i. ve iyi de etti: He scolded him for his negligence. Grek dili. f. dili Balık büyüdükçe tadı yavanlaşır ve tersine. hiddet. ihtiyar.. hikâye. filan. ve benzerleri. ve haklıydı da. i. knife and fork bıçakla çatal. filan. ançüez. i.b. eski Yunanca. s. dili ve K ışın portakal ağaçları. Bakt ı ve kaçtı. anestezi. vesaire. i. and such should be kept under glass in winter.. İhmalkârlığından dolayı onu azarladı ve haklıydı da. kansızlık. Grekçe. Angola. what´s and what´s more more. i. i.s. i. 1. demirleme yeri. He looked and ran away. . Angola. bir çeşit kalp hastalığı. anekdot. TV sunucu. i. i. s. vesaire. melek gibi.benzerleri. falan. i. Anglosakson. gene. s. i. and vice versa. TV (erkek) sunucu. palmiyeler ve benzeri ağaçlar serada ve tersine. yine. .. f. geom. 3.. i. eski Yunan. duyum yitimi. 2. 1. öfkelendirmek. ve benzerleri. TV (kadın) sunucu. k. Greklere özgü. for (bir şeyi) kurnazlıkla elde etmeye çalışmak. 2. 4. i. ve ba şkaları.ancestor ancestral ancestry anchor anchor man anchor person anchor woman anchorage anchovy ancient ancient Greek ancillary and And how! and rightly so and so forth and so forth and so on and so on/forth and such and suchlike and vice versa i. ile: mice and men fareler ve insanlar.. 3. Grek. öfke. Pembe bir pelerin giymi şti ve s. f. s. çok eski bir zamandan kalma. 2. ve. Grek. palms.. s. (bir cisme ait) köşe. fıkra tarzında. ve benzerleri: Orange trees. z. yeniden. bir de. the blander its taste. vesaire.. oltayla balık avlamak. melek. zool. soysal. Angolalı. s. antik. atalara ait. i. demir. ata. lenger. Anglikan. k.. 2. görüş açısı. yeniden fakat de ğişik bir şekilde.. eski Yunanl ı: the ancient Greeks Grekler. tıb. eski s. k. k ızdırmak. hem de. demiri. anemi. and what have you/and what not k. narkozitör. oltayla balık avlama. she was carrying a pink poodle. 1. 1. çok eski. soy. and rightly so. vesaire. Hem de nas ıl! . solucan. cet. yardımcı.. v. bağ. tekrar. uyu şturmak. i. bir daha. v. s.. narkoz vermek. dili bakış açısı. anestezik. Angola´ya özgü. 1. 2. ayr ıca: She was wearing a pink cape and. i. köşebent i. üstelik. tıb. 1. çapa. i. oltayla balık tutan kimse. 3. ve aksine: The bigger the fish. Grekçe. dili ya şlı. anestezi uzman ı. i. Angolal ı. 2. fıkra. aç ı.

sözleşme v. acı. canlıcılık. sözleşme v. kin. f. yıldönümü. bildiri. çizgi film. hayvansal. yıllık. tuhaf. i. i. meshetmek. bela. katmak. ayak bile ği. uygunsuz. s. her bir yıl için. acı dolu. yıllık. 2. hayvan besleme. ankaratavşanı. bir yıllık ömrü olan bitki. k ısa çorap. i. i.. f. çelişkili. i. hayat vermek. anot. 4. 1. bot. (yasa. s ıkıntı vermek. yok etmek. kemikli. ıstırap. i. kurald ışı. (--led. bot. artı uç. köşeli. angora yün. feshetme. keder. 2. s. hayvanca. 1. i. belirli bir süre için her yıl ödenen ve emek karşılığı olmayan maaş. hayvan. yıllık. mat. coşku. eklemek. 2. husumet. neşeli. 1. canlı. s. imha etmek. spiker. 1. fesih. 2. ek bina. yılda bir yapılan. ilhak. feshetmek. canlılık. f. animist. yok etme. hayvanc ılık. kronik. kederli. i.´ni) bozmak. sıkıntı veren şey/kimse. 3. alışılmışın dışında. s. öfkeli. . f. 1. i. sıkıntı veren. 2. ankarakedisi. fiz. hayvanlar âlemi. yarg ı. i. z. canland ırmak. düşmanlık.b. canlıcı. ilan etmek. hiddetli. ilhak etmek. i. anason. i. hayvani. i. 3. ağrı kesici. halhal. anason. anason tohumu. çekicilik. sinirine dokunmak. tarihi olaylar. vakayiname. katma. 2. bildirmek. s.angora angry anguish anguished angular animal animal breeding animal heat animal husbandry animal kingdom animal lover animal magnetism animal spirits animate animated animated cartoon animation animism animistic animosity anise aniseed ankle anklet annals annex annex annexation annihilate annihilation anniversary annotate announce announcement announcer annoy annoyance annoying annual annually annuity annul annulment anode anodyne anoint anomalous i. 1. kemikleri belirgin. (kutsamak için) (ba şına) yağ sürmek. tiftik. s. i. imha. i. i. vücut s ıcaklığı. k ızgınlık. f. animizm. s. f. 1. yarg ı. sinir bozucu. 1. yıl. canlılık. canlıcılıkla ilgili. taciz etmek. i. canlandırma. angora. hayvansever. f.´ni) bozma. dargın. (bir metne) notlar eklemek. k ızgın. f. i. yılda bir. kızdırmak. 2. gücenik. yılın olaylarını anlatan kitap.. i. 1. ankarakeçisi. s. mü ştemilat. 2. s. --ling) (yasa. s. açısal.b. i. sinirlendirmek. baş belası.. i. sinir. şoset. ilan. beklenene ters düşen. her yıl yapılan. 2. yatıştırıcı. i.

antropolojik. antropolog. s. uçaksavar.. k ızdırmak.. 1. ço ğ. zool. . anomali. (to) -den önce olan.. füzesavar. s. tuhaf davranışlar. i. -den önce davranmak. öndeki. -in aleyhinde. kapıya bakmak: Who´ll answer the door? Kapıya kim bakacak? telefona bakmak: The telephone´s ringing. hasım. s. i.. i.. muhalif. s. k. s. 2. Antarktika. i.. panzehir. dili -e kar şı. s. i. bekleme odas ı. 3. s. i. i. 2.. insanbilimsel. antagonize. dü şmanlık. dili dört gözle i. seçki. önceden tahmin edip şeceğini tahmin etmek/kestirmek. (änten´i) duyarga. ön. maskaralıklar. hakk ında teminat vermek. i. Antarktik. s. antihistamin. i. will you answer it? Telefon çalıyor. 1. imzas ız. bak. ikinci bir: This is going to be another karşılık vermek. i. karşılık. başka bir: another time ıt. 2.anonim. cevaplamak.. 2.. i. i. tıb. antifriz. 1. başka. s. yan ba şka sefer. insanbilim.anomaly anonymity anonymous anorak another answer answer back answer for answer in the affirmative answer the door answer the telephone answering machine ant antagonise antagonism antagonist antagonize Antarctic Antarctica antecedent antecedents antelope antenna antennae anterior anteroom anthem anthology anthropological anthropologist anthropology anti antiantiaircraft antiballistic antiballistic missile antibiotic anticipate anticipation anticlockwise anticorrosive antics antidepressant antidote antifreeze antihistamine antiknock i. 3. husumet. karınca. -den önceki. i. atalar. anten. gerçekle ona göre davranma. f. İng. bir. s. k.1. 2. anorak. s. s. i. i. Güvenliğini üstüme alıyorum.. i. k. s. önceden tahmin edip ona göre davranmak. anten. hesabını vermek: You´ll have olumlu cevap vermek. sorumluluğunu üstlenmek: I´ll answer for his safety. cevap vermek. antikorosif. antilop. kin. insanbilimci. ilahi. bakar mısın? telesekreter. i.. detonasyon kesici (madde). f. f. şeyin olabileceğini) önceden tahmin etme. yanıtlamak. 2. i. çoğ. -den önce davranma. (birz. isimsiz. i. bak. gerçek ismini saklama: The writer used a pen name to preserve his anonymity. anti-. çare. to -e uymak: This man does not answer to the küstahça cevap vermek. düşman etmek. 1. i. antropoloji. edat. antoloji. önek karşı. i.. İng. 2. antibiyotik. 1. antidepresan. önceki. Yazar gerçek ismini saklamak için takma ad kulland ı. antidot. counterclockwise. i. 1. f. İng. dili beklemek. bir ( şey) daha: another match bir kibrit daha. cevap.

z. 2. antitez. ruhb. kayıtsız. April. -den başka. h ızla. kendine güvenme. ter kesici. Kitaplar onar dolara özgüven. neyse. antika dükkân ı. 1... i. antiseptik. s. s. 2. ilgisiz. 1. so ğukkanlılık. 2. s. i. sarfınazar edilirse.. zam. antikite. 1. apart from 1. Hiç kimseyi bulamad ım. bir yer: He never goes anywhere. 2. kaygılı. s. z. makat. 2. sayılmazsa. anything. i. antikite. karşıt olarak. her neyse. i. z. bir şey: Do you want anything? Bir şey istiyor musun? I don´t want zaten. bak. hiç: Do you have any candles? Sende hiç mum var m ı? No. i. parça ba şına. z. anybody. daha fazla: bir şey. karşıt olan. sonradan uydurulmuş. Do you need anywhere to stay? Kalacak bir yere ihtiyac ın var mı? I couldn´t find it k ıs. i. endişe.. yine de: I did it anyhow. bir yana: He´s a good houses are his drinking. taklit etmek. s. açıklık. her biri. bir şeyin tam karşıtı. zirve. 1. öykünmek. 2. antik. 2. apartman İçki içmesini saymazsak iyi bir adam. herhangi bir şey: Anything´ll do. süratle: The project is proceeding apace. an. antikac ı. antisosyal. aralık. s. neyse. 2. 2. ilk ça ğlardan kalma. maymun.. gene de. s. tasalı. i. i. i.. i. çabuk. I don´t have any. bak.e. i.. i. insanlardan kaçan. i.antimissile antipathy antiperspirant Antipodes antiquated antique antique dealer antique shop antiquity antiseptic antisocial antithesis antithetical antithetically antlers antonym anus anvil anxiety anxious any any longer any more any old thing anybody anyhow anyone anyplace anything anyway anywhere AP Ap apace apart apart from apartment apartment house apathetic apathy ape aperture apex aphrodisiac apiece aplomb apocryphal s. z. --es (ey´peksız)/a. antipati. Hiç yardım daha fazla. çoğ. ne olursa olsun. karşıt anlamlı sözcük. Proje çabuk ilerliyor. s. bende hiç yok. kayıtsızlık. delik. ilgisizlik.. He did it withoutfazla help. ona ra ğmen. ayrı. çağdışı. 2. antikacı. z. i. örs. bir tarafa.pi. anüs. 2. i. köhne. z. zam. antik çağlardan kalma bir şey. bir tarafta: He stood apart (from the others). 1. Artık Belma burada oturmuyor. Hayır. 1. s. i. antik ça ğlar. f. s. herhangi Don´t give me any more! Bana daha fazla i. k ıs. i. i. Daha any kalamam. lakayt. roketsavar. sahte. herhangi bir kimse. 1. birbirinden ayrı: The two man. daha: I can´t stay any longer. karşı tez. lakaytlık. zam. antika. Hiçbir şey istemem. çoğ. Ona rağmen yaptım.. afrodizyak./Kitapların her biri on dolar.tith. 1. -den apartman. her birine: The books are ten dollars apiece. Associated Press. doğruluğu kabul edilmeyen. kaygı. endişeli. 1. Hiçbir yere gitmez. 1. sat ılıyor. s. her neyse. ilk çağlar. artık: Belma doesn´t live here any more.ces (ey´pısiz) i. kimse: Is anybody at home? Kimse var m ı? I couldn´t find anybody. 1. Apostle. doruk.dairesi. tasa. bir yana. i. antika. i. 2. 1. .ses (äntîth´ısiz) i. z. uydurma. geyiğin çatallı boynuzları. anywhere. Diğerlerinden ayrı duruyordu. 1.

sevimli. bak. 2. 2. i. dili birdenbire ortaya ç ıkmak. 2. özür dileme. belirmek. apostatize. (belli bir amaç için kullanılan) aygıtlar/makineler. s. i. temyiz: the right of appeal temyiz hakk çekici. göze çarpan. yatıştırma. apopleksi. (açlığı) bastırma. görünü ş. 3. s. dergi v. 1. aç ık. alk ış.b. uzantı. i. dili (bir yer) çok düzenli olmak. dili dalkavuk. to -e çekici gelmek. ı. aygıt. (dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönen kimse. s. aşikâr. alk ışlamak. f. hayalet. peydahlanıvermek. önder. gözükme. görünü şe göre. özür dileyerek. i. (to) (-e) uygulanabilir. in (oyunda/filmde) oynamak.. başvurma. Gecikti ğim için ondan özür diledim. berbat. gökb. ek. f. i.apogee apologetic apologetically apologise apologize apology apoplexy apostasy apostate apostatise apostatize apostle apostrophe apothecaries´/troy pound appal appall appalling apparatus apparel apparent apparently apparition appeal appealing appear appear in concert appear out of thin air appearance appease appeasement append appendage appendectomy appendicitis appendix appertain appetite appetizer appetizing applaud applause apple apple polisher applesauce appliance applicability applicable i. f. i. arzu. i.. (12 ounces) 373 gram. on konser vermek. 1. çekicilik. tıb. ba ğlı olmak. İng. 4. 1. f. apandis. giysiler. z. 1. özür dilemek: I apologized to him for being late. müracaatta bulunma. i. taviz vermek. 4. 1. ödün verme. meydana ç ıkmak. 2. f.. zirve. birdenbire peyda olmak. s. i. f. 1. görünüşe bakılırsa. apologize. pol. elma.. görünüm. 2. bak. i. yalvaran (bak ış). belli. iştah. elbiseler. 3. doruk. 1. f. lezzetli. gözükmek. f. 2. İng. 2. 2. i. cazip. bir hareketin lideri. elma püresi. tıb. iştah açıcı. . istek. eklemek. görünürdeki. i. ıştırmak. eklenti. (dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönmek. i. yat i. i. şehvet. İsa´nın on iki havarisinden biri. i. i. (açlığı) bastırmak. dış görünüş. 3. f. 2. i. dehşete düşürmek. özür dileyen. ili ştirmek. i. (bir f. 2. çağrı. i. be in apple-pie order k.´nde) ç ıkmak. anat. aygıt. (to) (-e) uygulanabilme. şoke etmek. 1. kesme işareti. 1. deh şet verici.. bak. 1. k. albenili. İng. dili çok kötü. i. cazibe. çerez. 2. 1. görünme. yeröte. k. cihaz. 3. f. 2. (her şey) yerli yerinde olmak.. sempatik. meydana çıkma. korkunç. 1.. (gazete. Hz. ilave etmek. 2. meze. ödün vermek.. (dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönme. 1. görünmek. s. i. appall. s. z. 3. huk. cihaz. i. apandisit. peydahlayıvermek. ait olmak. taviz verme. ilave. f. k. 1. 3. pol. apandis çıkarımı.

haberdar etmek. yaptırımlarda bulunmak. i. Bu soruna yakla şım f. takdirkâr. tutuklamak. i. kıymet takdir etme. s. 2. 2. uygun bir şekilde. i. atanan kimse. onaylama.applicant application application form applied applied linguistics applied sciences apply apply a match to apply an embargo apply o. aday. 3. bir nisan şakası. i. -e yakın bir şey. (bir şeyin değerini/önemini/gerekliliğini) anlamak. önlük (giysi). . 1. 1. i. f. 2. f. tahsisat. 3. yakla şık olarak değerlendirmek. 2. yaklaşık. takribi. kadirşinas. müracaat formu. i. bütün dikkatini (bir işe) çevirmek. staj. tutuklama. yaklaşmak. takdir. 1. takdir etmek. f. (to) (-e) atamak. 1. başvuran kimse. ayırmak. edat ile ilgili. uygulamalı bilimler. 1. 1. uygulamalı dilbilim. kendine mal etmek. tespit etmek. 1. evham. i. 1. s. i. yakalama. -e ait.b. anlamak. kavrayşeli. 1. -e yak ın olma. pay. uygulamalı. i. bölüp da ğıtma. tayin etmek. ödenek. Ba -i kibritle tutu şturmak. uygun bulma. i. uygun bulmak. -e müracaat etmek: Apply to the head physician´s office. (bir s. 2. kadirşinaslık. 1. gün v. 2. 3. tasvip. i. (bir2. pol. f. yaklaşım tarzı: We need to change our approach to i. 1. bölüştürmek. 2. tahsis etmek. i. endişe. i. 1. nisanbalığı. kendine mal etme. beğenme.s. takdir etmek. 3. nisan. yerinde. tasvip. çıraklık. çırak. z. korku. endiış. uygun. başvuru. farkedilebilecek derecede. şeyin değeri) artma. tahsis etme. yakalamak. 2. to apply sanctions appoint appointee appointment apportion apportionment appraisal appraise appraiser appreciable appreciate appreciation appreciative appreciatory apprehend apprehension apprehensive apprentice apprenticeship apprise approach approbation appropriate appropriate appropriately appropriation approval approve approximate approximate approximately approximation apricot April April fool apron apropos i. f. atan ılan görev/makam. tatbiki. atama. uygulama. bölüştürme. i. oldukça çok. tahmin etmek.´ni) kararla ştırmak.this problem. ayırma. s. şeyin şeyin dedeğerbilir. tasvip etmek. kuruntu. müracaat formu. tayin. paylaştırmak. müracaat. s. s. kendini (bir işe) vermek. hakk ında.ştabipliğe başvurun. saptamak. değer biçme. 1. room closely approximate (to) my z. değer biçmek. uygun. tayin etmek. f. 2. kıymet takdir etmek. uygulamak. randevu. s. (bir değeri) artmak. a actual measurements of this i. i. ba şvurma. yanaşma. 2. i. minnettar. evhamlı. 2. stajyer. 1. yerinde. tahmin. f. f. 3. 2. kavramak. anlayış. yaklaşık olarak. 3. be ğenmek. de ğerbilirlik. ğerini/önemini/gerekliliğini) anlama. tatbik etmek: You ambargo koymak. yaklaşma. kayısı. 2. takdir eden. (tarih. yanaşmak. 3. -e yakın olmak: Theşağı yukarı. değer biçen kimse. f. to/for -e ba şvurmak. onaylamak. f. şükran. s.

1. Arap. Arap. arkaik. i. başdiyakozun makamı/idaresi altındaki bölge. i. 2. sürülüp ekilebilir. ayak kemeri. i. 1. over/above üzerinde kemer oluşturmak. baş düşman. architecture. i. 1. İng. i. i. yay çizmek. işlenebilir (toprak). 2. 2. hakem. f. 1. ba şmelek. i. s. 1. 1. s. mat. 1. (iki taraf aras ında) hakemlik yapmak. s. ark. akıllı istidat testi. archaeological. i. uygunluk. That pile of books is apt to fall. i. i. 2. arkaizm. üzerinde kemer gibi uzanmak. kanun yerine birinin karar ına bağlı olan. 2. i. 1. Arap at ı. i. kartal gagas ı gibi kıvrık.. şeytan. i. s. s. Arapça. Arap at ı. Arap rakamlar ı. bağlayarak halletmek. i. ark. sukemeri. arkat. i. Hrist. i. arkeolog. arabulucu. arboretum. arabuluculuk yapmak. i. f.. arbor. akvaryum. keyfi. s. (havada) kavis çizmek. kabiliyet. i. Arapça.apt aptitude aptitude test aptness aquamarine aquarium Aquarius aquatic aquatic sports aqueduct aquiline aquiline nose Arab Arabia Arabian Arabic Arabic numerals arable arbiter arbitrary arbitrate arbitration arbitrator arbor arboretum arbour arc arc lamp arcade arch arch arch arch one´s eyebrows archaeological archaeologist archaeology archaic archaism archangel archbishop archbishopric archdeacon archdeaconry archduchess archduke archenemy archeological s. s.. Sık s yetenek. su sporlar ı. kavis çizmek. arkeoloji. 1.ık geç kalır. hakem. başpiskopos. to -e e ğilimli olma. archaic. arşidük. i. bak. yay. atari salonu. i. başpiskoposun makamı/idaresi altındaki bölge. ark lambas ı. Arabistan. O kitap yığını devrilir. i. 2.. i.. i. kavis. şeytanca. 2. k ıs. s ırakemerler. kemer. Muhtemel bir durumu belirtmek için kullan ılır: He´s apt to be late. arşidüşes. i. s. 2. 1. 2. Kova burcu. arabulucu karar birinin kararına i. i. archaism. çardak. i. i. Arap. mavimsi ye şil. yay kaşlarını kaldırmak. 1. 2. 2. sucul: aquatic plants sucul bitkiler. 2. 1. i. . Arap. (bir meseleyi) tarafs ızıyla halletme. s. kartal gibi. suda ya şar. gaga burun. tak. f. yay. astrol. arabulucu. arkeolojik. s. 3. bak. başdiyakoz. architect. i. elek.

1.o. Arjantinli. çekişme. aristokrasi. silahlanmak. tak ımada. atışma. çok so ğuk. f. i. 2. mimari. kavga. aristokratik.. Arktik. 1. i. i. Argentinean. iddia. 3. f.archeologist archeology archer archery archetype archfiend archipelago architect architectural architecture archives archivist archway Arctic arctic ardent ardor ardour arduous are Are you serious? area aren`t arena Argentina Argentine Argentinean Argentinian argue argue against argue for argue s. s.. kutu. arşiv. kol kola. (iklim/hava için) kuruluk. münakaşa.. (a. arketip. aristokrat. alan. münakaşa etmek. Arjantinli. 2. s. i. şeytan. -e alamet olmak. mimari. . Arjantin. i. --n) (from) (-den) meydana gelmek. lehinde konu şmak. ç ıkmak. Arjantin´e özgü. s. 1. mimar. 1. 1. 2. kavga etmek. ateşli. 2. arşivci. -e belirti olmak. 2. çekişmek. Arjantinli. archaeology. Koç burcu. kol. güç.o. O çayırı park alanı olarak kullanacağız. aleyhinde 4. çetin. s.rose. ilk örnek. s. kemerli geçit. 2. i. tartışarak birini bir şeyden vazgeçirmek. saha. 1. m ıntıka. that -i savunmak. dal.. gayret. f. kol. bak. bak. i. Arjantinli. i. 1. i. arise. f.t. şevk. okçuluk. asilzade. s. i. 1. bak.. i. out of s. argue s. i. tartışarak birini bir şey yapmaya ikna etmek. içinde çok ada olan deniz. s. be. f. mimarlığa ait. i. s. i. 2. Arjantin´e özgü. ağız dalaşı. 3. bak. i.. i. İng. sandık. kurak (toprak). sav. i. There are a number k ıs. i.. bölge. arya. 1. i. into s. s. -i iddia etmek. argument aria arid aridity Aries arise arisen aristocracy aristocrat aristocratic arithmetic ark arm arm in arm i. Arjantin. i. mimarlık. civar. yöre: We will use that meadow as a parking area.. lehinde olmak. i. silahlandırmak. buz gibi. 1. kemerli giriş/kapı. i. s. astrol. k ısım. 2. arena. (toprakta) kurakl ık. aritmetik. i. ateş. bölüm. kuru (iklim/hava). aleyhinde konu şmak.. şevkli. bak. olmak. tartışma. i. Ciddi misin? i. ardor. tartışmak. bak. archaeologist. müz. i. Arjantin. i. atışmak. i. i.t. 2. are not.. okçu. gayretli.

. 3.. f. huk. koltuk (mobilya). uyandırmak. civarında. kim. 2. arise. Ermenice. silahlanma. düzen. kuvvetli ve ho ş (koku). döneç. new arrival yeni gelen. kucak dolusu: an armful of oranges kucak dolusu portakal. f. f. (kuvvetli ve ho ş) koku. silahlı. f. i. z. çiçek aranjman ı yapmak. giymek. ayarlamak: I´ll arrange for a taxi. çoğ. Bu odan ın mobilyalarını Elif yerleştirecek. 2. i. birinin dikkatini çekmek. s. i. 2. i. i. terz. Bir taksi ayarlar ım. elek. 4. s. 1. s. kara ordusu. i. varış. i. f. 2. i. 3.´s attention arrival arrive arrive at a decision arrogance arrogant arrogate güvenlik kuvvetleri. silahlanma kontrolü. 1. (bir ülkede toplam) askeri güç. 2. silahlar. durdurmak. 2. aromalı. gelmek: When will we arrive? Ne zaman varaca ğız? Has the mail arrived? Posta geldi mi? karara varmak. 5. arrived. silahlanma yar ışı. körfez. arrival. i. zırhlı. tevkif etmek. donanma. düzenleme. tutuklama. aşağı yukarı... silahland ırma. 1. etraf ında: 6 o´clock saat altı sularında. sular 1. 2. ateşkes.. küstah ve kibirli. yaklaşık. s. müz. 1. (eşyayı) (belirli bir şekilde) yerleştirmek: Elif´s going to arrange the furniture in this room. 1. aromatik. silahlı kuvvetler. edat ında: around around the table masanın etrafında. (haks ız yere) benimsemek. zırh. yerle ştirme. (askeri birlikleri) sıralamak.. kol boyu. suçlama. rotor. huk. i. düzen. i. i. geliş. aranjman. i. 1. f. i. elin yetişeceği mesafe. 2. s ıralanış. Etrafına baktı. 6. i. 3. tertip. arranged. 1. (san ığı) mahkemeye çağırmak. 2. i.o. i. varmak. vaktinde ödenmemiş borçlar. k ıs. s. 2. bak. i. i. tevkif. suçlamak. silahlar. i. 1. 2. silahlı kuvvetler. tutuklamak. etraf ına: He looked around. aranjman.. Ermeni. armatür. (san ığı) mahkemeye çağırma. i. 1. etrafında: somewhere around Naples Napoli civarında bir yerde. kolevi. aromatik bile şik.arm of the law arm of the sea arm´s length arm´s reach armada armament armature armchair armed armed forces armed forces Armenia Armenian armful armhole armistice armor armored armpit arms arms control arms race army army of occupation aroma aromatic arose around around arouse arr arraign arraignment arrange arrange flowers arrange for arrangement array arrears arrest arrest s. ordu. kuvvetli ve hoş kokusu olan. endüvi. 2. küstahça bir kibir. 1. kim. 1. s. anlaşma. işgal ordusu. koltuk altı. orada f. f.(çiçek için)giyiniş. Ermenistan. giydirmek. aroma.

as a general rule i. 2. arter. kundakç ılık.. 2. 2. gibi h ızlı.. yapay aydınlatma. 2. hilesizlik. oynak. İng. huk. 1. açık bir 3. oynaklı. kundakç ı. anat. bağ. so genellikle. yapay solunum. s. topçu sınıfı. i. suni/yapay gübre. bir zekâsı var. as ever as .. ok başı. suni/yapay böbrek. 1. . suni. tanımlık (a. i. hilesiz bir şekilde. cephanelik. i. dili son derece. makale. sanatsal yönü olan: She is also i. 1. TIR kamyonu. so . huk. insan eliyle bo ğum. hüner. an. i. sanatkârane. sanat. 2. yapay. i. i. topçu. i.. suni solunum/teneffüs. yapay ışık. makat. hilesiz. s. sanatç ı. 4.. 3.. aç ıksözlü. aç ık bir şekilde dile getirme. suni/yapay dölleme.. büzük. i. eşya: various şüncelerini clothing çe şitli giyim eşyası. tıb. anayol. şekilde ifade/telaffuz etmek.ler. artrit. Zaman azaldıkça heyecanı arttı. arsenal. atardamar. s.. boğumlanma. 2. sanatkârane. bo ğumlu. hile. s. dilb. i. anat. i. She fast smart her zamanki Zehir gibi 1. arter. saflıkla.. beceri.artistic. z. 1. kaba. net telaffuz. ustal ık. kurnaz. saf. ok.: As the time grew shorter so his excitement mounted. i. 3. anat. arteriyoskleroz. yapay tatland ırıcı. Onun sanat yönü de var. -irken. -dikçe: I nabbed him as he was going out the door. arsenik. çoğ. tüzel kişi. yapma. özellikle ilk insanların meydana getirdiği sanat i. her sürüyordu. beceriksizce yapılmış. i.net the). 1. ne kadar . 1. eseri. i.arrow arrowhead arse arsenal arsenic arson arsonist art arterial arteriosclerosis artery artesian well artful arthritis artichoke article articulate articulate articulated lorry articulation artifact artifice artificial artificial fertilizer artificial flower artificial insemination artificial kidney artificial light artificial lighting artificial person artificial respiration artificial sweetener artillery artilleryman artisan artist artistic artistry artless artlessly artlessness arty as as . zanaatç ı. toplar. 1.: As she loves cats.. yapma çiçek. yap ılan şey. i. k ıç. mafsal iltihabı. -dikçe . 2. TIR. oyun. i. açık (ifade). i. i. 4. temren..y..men (artîl´ırimîn) i. as he ı son hızlazamanki gibi: as is asas everas all get-out. damar sertliği. tıb. sanatl ı. artezyen kuyusu. He´s taking life as all get-out. s. atardamara ait.. (top gibi) a ğır silahlar. kaba 1. s..til. mühimmat deposu. f. o kadar . 1. dilb. silahhane. sanatkâr.. sahte. Kapıdan çıkarken çok: He was driving as fast more seriouslyArabaygets k. saflık. 2. as all get-out as .. dü articles of açık bir şekilde ifade edebilen. s. anat. 1. enginar. yazı. sanatç ılık. (bir anlaşmada bulunan) madde.. 2.. anüs. eklem. 2. yakaladım. eklemli. i. (telaffuz). sanatçı ruhuna sahip. sanatsız. ar.

-e (benzemek): He looks as if he´s asleep. -cesine: We behaved as though we´d known each other for years. gücü yettiği kadar. Bana kalırsa . şimdiki haliyle. güya. k. da. şimdiki halde. bir elmanın iki yarısı. 3. ona göre. as quick as a wink ile ilgili olarak. 1. İyi yazıyor. Yıllardır tanışırmış gibi davrandık. o halde. doğal olarak.o. Bitirmi ş gibiyiz. Yeniğlam. tıpkı birbirine benzer. çok kolay.t. -e gelince. but not as well as E şref. as far as in me lies as far as it goes as far as s.. o durumda. bir çırpıda. o zaman. Yaşadığım sürece benden bir kuruş bile alamayacaksın. -miş gibi. -den itibaren.. .. k. ayr ıca.. turp gibi. hep birlikte. bir şeyin altında you propose is good. zift gibi. bir misli daha.. 1. 2.. gibi. kuzu gibi. ise: As for me. as regards as regards/to as safe as houses as soon as as soon as possible as such as the crow flies as though as usual as well as well as as yet -e gelince: as to him ona gelince. sözde. 1. It´s as good as gibi now bundan böyle.. as plain as the nose on your face besbelli. ğim. yakla as olarak. -den ba şlayarak: as from that date o tarihten itibaren. dili dosdo ğru gidecek olursak. apaç ık. O öğretmendir ve herkes onu öyle tan ıyor. uysal. dili büyük bir küstahl ıkla. k. lying down bir şeyi alttan almak. Ben de gidiyorum.. aslında. It was as though he´d never her zamanki gibi. aslında: It´s not a medicine as such. 2.. dili 1. dili çok emniyetli. konusunda. âdeta. ona kalırsa. ama bazı önemli -e göre: It´s fine as far as details.: He gave me money as well as şimdiye kadar. ayr ıca. as far as it goes. de. aslında. şartıyla: şansıma. kadar iyi: He writes well. tüm gücümle. simsiyah. -er -mez: I´ll call you as soon as I reach Istanbul. geri kalan ına gelince. sanki. hem de . hem . k.. 1. dili bir lahzada. dahi: I´m going as well. en k telefon edece bir an 1. . çok terbiyeli. . He was smiling as if he´d received some good güya. çok sa gibi oldu. is concerned as far as that goes as fit as a fiddle as for as for me as for the rest as from as good as as good as gold as if as if as is as it were as like as two peas as long as as luck would have it as meek as a lamb as much again as much as one can as nearly as I can tell as one man gayet tabii olarak. Bense gitmiyorum.. -e göre: as far as I can see gördüğüm kadarıyla. but it aslında. elimden geldiği kadar. Elimden geldi ği kadar yardım edeceğim. kadarıyla. bana gelince. İng. -diği sürece: You won´t get so much as a penny from me as long as I live. sanki. Önerin Bana göre iyi. as far as I´m concerned bana sorarsan. zaten. take s. çok güvenilir. k. asl ında iyi. 2. -cesine. önce. öyle/şöyle/böyle: He´s a teacher and is known as such. İstanbul´a varır varmaz sana ısa zamanda. göz aç ıp kapayıncaya kadar. sa ğlığı yerinde. 2. I´m not going. 2.. hakk ında. as from (olmak): We´ve as good as finished. overlooks some important I´m concerned. new.. Sanki uyuyormuş gibi duruyor.. yapabildiği kadar: I´ll help as much şık I can.as a matter of course as a matter of course as a matter of fact as affairs stand as black as pitch as bold as brass as easy as pie as far as as far as he is concerned As far as I can see . esasen: What kalmak. tic. henüz. sanki. 2. elinden geldiği kadar. olduğu gibi. bildiğim kadarıyla. ama Eşref kadar iyi değil. gibi..

saptamak. çok soluk. f. boğmak. i. kıyıda. sormak. dü şünelim. uykuda: The guards were asleep. s. 1. külrengi.. kül tenekesi. kötü bir karşılık gerektiren bir davranışta bulunmak.as yet as you please as/so long as asbestos ascend ascendancy ascendant ascendent ascension ascent ascertain ascetic asceticism ASCII ascorbic ascorbic acid ascribe aseptic ash ash ash can Ash Wednesday ashamed ashen ashore ashtray Asia Asia Minor Asian Asiatic aside aside from ask ask a favor of ask for it ask for trouble ask/say the blessing askance askew asleep asparagus asparagus spear aspect asphalt asphyxiate aspirant aspiration daha. American Standard Code for Information Interchange bilg. yükseliş. bot. 3. 2. ç ıkış. i. nasıl isterseniz. dili ka şınmak. f. i. ascendant. ku şkonmaz. z. bir yana. istekli. yemek duas ı yapmak. bak. just who are you? Şaka bir şka. dili bela aramak. 2. aside from Esat. . aseptik. s. z. tiy. yükselen. amyant. 1. 1. 2. çarpık. yükselme. henüz. i. k... Asya. i. 2. 1. f. 1. çok solgun. askorbik asit. 1. He asked to be excused from the table. Asya´ya özgü. bir yana: Joking aside. kül tablas ı. ç ıkmak. s. i. üstünlük. hâkim. -mek şartıyla. Asparagus officinalis. Meselenin bu yönünüasfaltlamak. aç ı. dişbudak. f. (araştırma yoluyla) tespit etmek. çöp tenekesi. dişbudak ağacı. kuşkonmaz filizi. 1. yukarı çıkmak. She´s asking a lot for this poodle. itibar. kimsin No one. k. 2. karaya. s. yön. Asian. -den ba yana. 1. i. istemek: Sofradan ayr ılmak için izin istedi. s. s. Asyalı.. s. z. nüfuz. Paskalya´dan önce gelen büyük perhiz süresinin ilk çar şambası. bir yana: sen? i. i. Anadolu. kimse bunu yapamaz. can do this. 2. ufukta görünmeye ba şlayan. asfalt. i. kül. dişbudak.. 2. asbest. f. -mek koşuluyla. z. 2. i. nefsinin isteklerini k ırarak çok sade bir hayat yaşayan kimse. to -e atfetmek. Bekçiler uykudayd ı. ASCII (Bilgi Alışverişi için Standart Amerikan Kodu). sürece. -dikçe. s. 1. küllük. görünüş. 1. eğri. oyuncunun alçak sesle söylediğibir yana. yokuş. Asya. bayır. i. i. i.. 3. riyazet. tırmanış. Bu -e ricada bulunmak. 1. i. i. bot. s. k ıyıya. belirlemek. Amac ı ünlü olmaktı. dişbudak kerestesi. nefsinin isteklerini k ırarak çok sade bir hayat yaşama.. hüküm. 2. (hükümdar) (tahta) çıkmak. bir kenara. 1. i. (uzun zamand ır güdülen) büyük amaç: It was his aspiration to become famous. çileci. karada. bakım: Let´s consider this aspect of the problem. bak. i. i. 2. 2. f. i. oksijensiz bırakmak. çilecilik. üstün. k ıs. Esat söz. Asyalı. uyuşmuş. 2. belayı satın almak. s.

i. ayırmak. -e sahip olmak istemek. azaltmak. monte etmek. aspirin. it herif. analiz etmek. 1. kendini göstermek. 2. değerli bir nitelik/erdem/beceri. rıza. 1. görev. 2. with . çözümlemek.. iş ortağı. hücum etmek. 1. aktif. to/after -i amaçlamak. 2. asistan. kıymet takdir etmek: He assessed their house at eighty ğer biçme. bir araya toplama. kongre. 4. kalabalık. ile görü şmek. onaylama. saldırmak. varl ık. (emin bir şekilde) ileri sürmek. i. suikast yapmak. -i amaç edinmek. çeşitli. tahlil. kaba kıç. tayin etmek. 1. değerlendirme. i. 3. toplantı salonu. 1. 3. öne sürmek. toplanmak. değer biçen: tax assessor tahakkuk memuru. montaj hattı. 4. f. toplantı. 1. f. 2. suikast. i. i. saldırı. s. fikir: What´s your assessment of the situation? Durum i. asimilasyon. a şağılık herif. 4. analiz edilecek bir örnek. topluluk. 1. 1. (para miktarını) tayin etme. 2. servet. i.aspire aspirin ass assail assailant assassin assassinate assassination assault assault and battery assay assay assemblage assemble assembly assembly line assembly room assent assert assert o. analiz. tayin etmek. s. 1. dikkatli ve devamlı çalışan. Eralp´in öyle yapaca ğını farzetmekle pekâlâ yanılmış . muavin. kendini hissettiren. değer biçmek. f. dangalak. i. varsaymak: You´re assuming too much where Eralp´s concerned. i. toplantı. anüs. atamak. büzük. 2. kurum. dethousand dollars. -i hatırlatmak. 2. ile ilişkide bulunmak. 3. 2. yardımcı. 2. i. makat. s. Onu soru i. ya ğmuruna tuttu. O koku i. f. ödev. f. 2. merkep. saldırgan. -i arzu etmek. farzetmek. dindirmek. f. i. doçent.. atama.. f. meclis. 1. çağrışım. to -e razı olmak. montaj. otoritesini kabul ettirmek. f. çözümleme. kaba 1. randevu. kaba büzük. hafifletmek. 2. -i onaylamak. 2. 1. saldıran kimse.s. meclis. eşek. tayin. yat ıştırmak. i. müessir fiil. muhtelif. 2. tahsis etmek. 4. i. asimile etmek. kararlaştırma. dernek. 1. i. anüs. f. f. bezmeyerek çalışan. (bir iddiayı) öne sürme. birlik. i. mevduat. bir araya toplanma. 3. denemek. yağmuruna tutmak: She assailed him with questions. i. f. tic. iddia. Evlerine seksen bin dolar de ğer biçti. 2. puşt. -i akla getirmek: I associate that smell with the back streets of Warsaw. f. yardım etmek. f. (para düşünce. dikkatli ve devamlı (bir çalışma). yardım. suikastç ı. montaj. emval. tahlil etmek. 2. 1. i. k ıymetli şey. (birine) (belirli bir) görev vermek: I assigned you to do i. 2. sald ırmak. 3. 1. i. ayırma. f. kararlaştırmak. türlü çe şitleri içeren bir bütün. toplamak.. 3. i. iş arkadaşı. with 1. f. sınıflandırmak. i. 2. huk. mal. 1. i. 1. ili şki. assertion assertive assess assessment assessor asset assets asshole assiduous assign assignation assignment assimilate assimilation assist assistance assistant assistant professor associate associate associate professor association assort assorted assortment assuage assume f.

astigmatik. gerisinde. varsayım. rahatlatıcı bir şekilde. 2. şoke eden. 1. . Bir yeri belirtmek için kullan ılır: at my office benim büroda. hayali. geminin k ıçına. hayret. i. z.. astrolog. uzak bir yerde. s. lokal olarak doku ve damarları büzen ilaç. hayrette b ırakan. kurnaz. 1. farzolunan. bir hamlede. i. astronomical. rahatlatıcı/ikna edici söz. yıldız işareti (*). müneccimlik. hızla. i. cin fikirli. z. ayakta. bak ışımsız. gökbilim. s. astroloji. uzakta. (ata binmiş gibi) bacakları birbirinden ayrı olarak. astımlı. i. mutlaka. asteroit. 2. sanı. i. astrolojik olarak. demirli. sigorta: life assurance hayat sigortas ı. 2. s. heyecan içinde. 1. sağlama bağlamak. ak ıllı. küçük gezegen. astronomi. s. sa ğlama bağlanmış. z. 1. 2. ne pahas ına olursa olsun. s ığınma yeri. cin. hiç. şoke etmek. s. s. çok büyük. edat 1. bir anda. 2. astım. s. i. 2. şaşkınlık. hayrette bırakmak. astigmatizm. bir bak ışta. astronomik (rakam/büyüklük): astronomical prices astronomik fiyatlar. s. i. den. bak. birbirinden uzak/ayr ı. 2.assumed assumption assurance assure assured assuredly assuringly asterisk astern asteroid asthma asthmatic astigmatic astigmatism astir astonish astonishing astonishment astound astounding astray astride astringent astrologer astrological astrologically astrology astronaut astronomer astronomic astronomical astronomy astute asunder asylum asymmetric asymmetry at at a bound at a clip at a distance at a glance at a stroke at a stroke at all at all costs/at any cost at anchor s. i. sıkıştırıcı. z. at the station istasyonda. 3. s. gökbilimle ilgili. z. geriye. şaşkına çevirmek. astımla ilgili. i. i. kendine güven(me). kendine güvenen. sığınak. 2. İng.. astronot. (rahatlatıcı/ikna edici sözlerle) temin etmek. arkaya. astronom. takma (ad). büzücü. asimetrik. melce. i. tımarhane. asimetri. akıl hastanesi. demir atm ış. hareket halinde. f. i. müneccim. 1. s. Bir zaman ı belirtmek için kullanılır: at five o´clock bir hamlede. z. astrolojiye ait. parça parça. 2. 2. i.. s. astrolojik. i. f. 1. gökb. 1. yıldız falcılığı. i. bak ışımsızlık. gökbilimci. zan. z. yıldız falcısı. 1. faraziye. s. 1. astronomik. f.

aslında. bir aya ğı çukurda. 2. we enjoyed your party immensely. yak ından. göğüs göğüse. evvela. en azından. (bir konuda) bilgili: He´s at home in the business world. zaman buldukça. uzun uzad ıya. hiç olmazsa. 2. tam gazla. esasında. .at any price at any rate at any time at best at best at bottom at close quarters at close quarters at close range at cross-purposes at dark at death´s door at death´s door At ease! at every turn at first at first sight at four o´clock sharp at full blast at full gallop at full length at full speed at full tilt at great length at heart at home at home in at home with at intervals at issue at its zenith at large at large at last at last at least at least at leisure at length at liberty at long last at long last at most at most at no time at odd moments at once her ne pahas ına olursa olsun. en sonunda. hiçbir zaman. fark ında olmadan apayrı amaçlar peşinde (olmak/çalışmak). 1. İş dünyasını yakaşina. çok yak ından. detaylarıyla. son süratle. son sürat. Rahat! her keresinde. 1. derhal. ta ş çatlasa. Her tür -e ından -i iyi bilen: He´s at kendini rahat hisseden. bari. Most of the her an: She could come at any time. aslında. bir ayağı çukurda. ilk bak ışta. son süratle. en fazla. zirvesinde. özgür. 1. en sonunda. 2. en sonunda. evde. serbest. en çok. nihayet. hiç olmazsa. tanır. hava kararırken. en az ından. hemen. bütün ayrıntılarıyla. 3. ortada dola şan. her ne ise. 2. boylu boyunca. olsa olsa. 1. olsa olsa. doruğunda. (bir yerde)home with machines of all kinds. her ne hal ise: At any rate. önce. tam kapasiteyle. olsa olsa. üzerinde konu şulan. ölmek üzere. en az. makineden anlar. 1. ak şam olunca. 2. Her neyse. Her an gelebilir. kendi evinde. çok yak ından. boş zamanı olan. boş zamanlarda. yakın mesafeden. her neyse. söz konusu olan. ask. hakikatte. sonunda. saat tam dörtte. dörtnala. genellikle. 2. en a şağı. serbest. ayrıntılarıyla. neyse. aralarla. sizin parti çok ho şumuza gitti. aralıklı. ölümün e şiğinde. nihayet. 1. ayrıntılarıyla. her defas ında.

aşamaya gelince: At that point add the eggs. şimdilik. halihazırda. en kötü ihtimal: At worst. en kötü yöne çevrilebilir. 2. i. atletik. sporcu. . spora özgü. emrinde. k. k. tesadüfen. başına gelebileceklerden kendisi sorumlu olarak. tehlike sorumluluğu size ait olmak üzere. i. atletizm. k. en az. spor. piyasa fiyatına göre değerlendirilmiş. en aşağı. k. şu an. sportif. (birinin) iste ği üzerine. pahas ına. 2. . mümkün oldu ğu kadar yakın bir zamanda. Anten istenilen ihtimalde. dili en fazla.. s. isteğine göre. 2. k.. dili avazı çıktığı kadar. 1. derhal. Tanr ıtanımaz.. 1. zamanda. zındıklık. ateist. İng. olsa olsa. Tanr ıtanımaz. o 1. bir çırpıda. istedi ğinde. dili hemen. 1. bak. azami. istenilen şekilde: The aerial can be rotated at will. rasgele. ateistik. 2.at once at one blow at one scoop at one whack at one´s command at one´s leisure at one´s peril at one´s pleasure at par at peace at present at random at that at that point at the drop of a hat at the eleventh hour at the end of the day at the expense of at the instance of at the latest at the moment at the outside at the rate of at the risk of at the same time at the sight of at the top of his lungs at the top of one´s lungs/voice at the utmost at the very least at this juncture at times at value at will at worst at worst at your convenience at your risk at/in one fell swoop ate atheism atheist atheistic athlete athlete´s foot athletic athletics 1. ateist.. bir vuruşta. and at that he left. İng. istenilen zamanda. hızla: at the rate of one hundred meters per second saniyede yüz metre hızla. Bir daha reddetti. zındık. -i görünce. f. en geç. o s ırada: At that point I ç ıktı. istediği zaman. madura aya ğı. o noktaya gelince. huzur içinde. all he´ll get is a year in jail. bir darbede. -i görür görmez. son dakikada. 2. En kötü ihtimal. i. dili son anda. O sırada çıktım. 1. olsa olsa. bir vuruşta.. 2. tic. aras ıra. 1. size uygun bir ziyan oldu ğu takdirde sizin hesabınıza. dili eninde sonunda. aynı zamanda. şu ara.. birden. avazı çıktığı kadar. Tanr ıtanımazlık. bir kalemde. en çok. dili bir defada. pahas ına. şu an. barış halinde. zındık (kimse). bu noktada. ayn ı anda. istediği gibi. onun üzerine: Once again she refused. eat. sporcu. hemen. O aşamaya gelince k. başabaş. i. 2. o da onun üzerineleft.. bazen. . ateizm. s. derhal. boş zamanlarında. bir yıl hapis yer.

atlas (harita kitab ı). hücum etmek. 1. ermek. theater attendant biletleri bak ım. Atlantik. 1. 2. iliştirmek. girişimde bulunmak. denemek. 2. i.1. atom sayısı. berbatlık. hazır bulunmak. 2. bir şeye takılabilen parça. atom bombas ı.. hazır bulunanlar. 1.b. i. tavanaras ı. 2. bakmak. atomize. 2. körelme. ask. atomik güç. dumura uğratmak. f. varmak. (bir belgeyi imzalayarak bir şeyin doğruluğuna/gerçekliğine) şahadet etmek. kazanma.. s. i. 4. elde etme. hacizğlılık. azaltmak. tutum. 2. atom. 1. kazanmak. sald ırmak. elde etmek. i. eri şmek. atom çekirde ği. -e sevgi. kabahat v. f. i. nöbet. zerre. ilgi. to -i göstermek. hizmet etmek. f. kefaret etmek. f. 2. (sıvıyı) püskürtmek. tecavüz etmek. tasdik etmek. kefaret. giydirmek. el koyma. 1. 3.´ni) affettirecek harekette bulunmak. inceltmek. bak. çok kötü. atomik ağırlık. nükleer enerji. atmosferik. f. 2. takmak. k ılık. f. nükleer enerji. nükleer reaktör. atmosfer. 2. 3. atom ağırlığı. flight attendant dikkat genişliği. ilişik. elbise. dumura u ğramak. 2. atomlara ayırmak. -e ba koyma. vurmak. 1. dili f. davran ış. tavır. atom reaktörü. 1. f. 1. Aferin sana! ünlem. atom çağı. 1. el koymak. ilişikteki. i. f. aksesuar. i. canavarca. hafifletmek. f. . -e bakmak. iğrençlik. 1. s. f. O etmek. giysi. i. kontrol eden veya yer gösteren görevli. kalkışmak: He attempted to climb that mountain. i. k. körelmek. 3. dikkat eden. berbat. ba şarı. ilgili. 1. bağlı. (bir hizmette bulunan) görevli: shop attendant tezgâhtar. atom enerjisi. i. i. nükleer atıklar. hücum. 2. 3. telafi etmek. iğrenç. -e delalet i. bağlamak. huk. i. i. 2. 3. iltifat. kriz. f. dumur. doğrulamak. çalışmak. zay ıflatmak. dikkatle izleyen: an attentive audience dikkatle izleyen seyirciler. huk.Atlantic atlas atmosphere atmospheric atom atom bomb atomic atomic age atomic bomb atomic energy atomic nucleus atomic number atomic pile atomic power atomic waste atomic weight atomise atomize atomizer atone atonement atrocious atrocity atrophy attaboy attach attaché attaché case attached attachment attachment for/to attack attain attainment attempt attend attend to attendance attendant attention attention span attentive attenuate attest attic attire attitude s. ataşe. tedavi da ğa tırmanmayı denedi. i. (bir suç. atomizör. atomik. 1. değerini düşürmek. dikkat. dikkatli: an attentive worker dikkatli bir i şçi. sevgi bağı. esas duruş/vaziyet. 1. atom bombas ı. s. püskürteç. 1. marifet. haczetmek. 2. canavarlık. 1. İng. 2. i. saldırı. s. Bond çanta. menfur. i. teşebbüs etmek. 2. sevgiyle bağlı. 2. s. köreltmek. You -e dikkat etmek. hazır bulunma.

i. August. denetçi. i. Avustralya. Avusturya´ya özgü. i. 2. gerçek. i. işitilebilecek şekilde. konser salonu. aşındırma. s. i. toplantı salonu. yıpranma. sıfır. sade ve süssüz. 1. cazibe. 1. mezatç ı. 2. 1. 1. anat. işitsel. s. 1. i. f. yıpratma. konforsuz. 2. çekicilik. . müzayede. çoğ. dinleyiciler. i. i. küstahl ık. cüret. odyovizüel. ağustos. kumral. (hesapları) denetlemek. i. 1. (hesaplar ı) denetleme. Avustralya´ya özgü. sert. i. yenge: Aunt Aliye is my uncle´s wife. 1. yüce ve çok sayg ın. f. s. artırma. i. s. 1. sertlik. 2. i. i. (bir nedene) ba ğlamak. Bu bize iyi bir işaret. işitme kanalı. açık artırma. küstah. k ıs. 1. çekim. s. 2. hayırlı. işitilebilir. burgu. to -e uydurmak. başsavcı. f. aşınma. i. 2. delgi. İng. i. to 1. Avusturyalı. konforsuz ve dünyevi zevklerden yoksun bir yaşam. teyze: She is my maternal aunt. nitelik. seyirciler. (off) açık artırma ile satmak. cüretli. 2. Avustralya. i. çekici. ha şinlik. avukat. s. tasdik etmek. f. f. vasıf. alımlılık. cezbetmek. görsel-işitsel. i. patlıcan. i. 2. 3. hakiki. O benim halam.. 1. s. 2. 2. işitme ile ilgili. s. sıfat. (iyi/kötü) bir işaret olmak: This augurs well for us. cazibeli. aunt. artırmak. z. 2. zayiat. s. i. -e yormak. i. duyulabilir. i. sade. fiz. teyp kaseti. 1. s. f. s. bağlama. mezat. O benim teyzem. i. çekmek. i. kontrolör. f.. 2. akort etmek. matkap. uğurlu. Avusturya. 1. alımlı. doğrulamak. güvenilir: How authentic is this news? Ne derece güvenilir bir haber bu? f. Avustralyalı. -e mal etmek. Avustralyalı. Avusturyalı. hala: She is my paternal i. atıf. 2. i. yorma. -e al ıştırmak. alımlılık. i. -e atfetmek. otantik. s. gerçeklemek. izleyiciler.attorney attorney general attract attraction attractive attractiveness attribute attribute attribution attrition attune aubergine auburn auction auctioneer audacious audacity audible audibly audience audiocassette audiovisual audit auditor auditorium auditory auditory canal Aug auger aught aught augment augmentation augur August august aunt auspices auspicious austere austerity Australia Australian Austria Austrian authentic authenticate i. Avusturya.

otobiyografi yazar ı. of availability available avalanche avarice avaricious avenge avenue i. 1. İng. yetkilendirmek. yetke. 1. k. bak. otomatikle ştirmek. 2. otomatikman.. otoriter. para canlısı. 2. authorization. . i. otomasyon. s. özya şamöyküsü. i. cadde. izin. i. authorize. s. s. i. z. izin vermek. otonomi. i. ç ığ. otobiyografik. yardımcı fiil. otantiklik. i. otorite.. öcünü almak. güz ılımı (21 Eylül´e rastlayan ekinoks). yazar. elde edilebilir. f. fayda. çok güvenilir ( şey). güz. 2. i. otomatik pilot. i. 1. heyelan. otomobil. f. otonom. otomat. İng. yetki. autobiographical.authenticity author authorisation authorise authoritarian authoritative authority authorization authorize autistic auto autobiographer autobiographic autobiographical autobiography autocracy autocrat autocratic autograph automat automate automatic automatic pilot automatic transmission automatically automation automobile automotive automotive industry autonomous autonomy autopsy autumn autumnal autumnal equinox auxiliary auxiliary verb auxiliary verb avail avail o. güvenirlik. var.. 2. s. s. 2. gerçeklik. otokratik. hav. otomatik vites. i. 2. sonbahar noktas ı.. sonbahar. i. f. saygı uyandıran. s. -den yararlanmak. i. itaat etmeye yönelten. i. i. s. i. elde edilebilme. yedek.. i. bak. bir kimsenin el yazısı. sonbahara ait. müellif. s. 1. otokrat. dili oto. 3. otobiyografi. bak. otomotiv. otomatik olarak. parayla çalışan yiyecek içecek da ğıtma makinesi.. otoriter. otomobil. otomat. s. i. i. otomatik. imza. dilb. i. yarar. yaramak. yard ımcı fiil. 4. amirane. s. 1. i. otomatik. i. i. f. -den faydalanmak. var olma. bir canlının yapabileceği bazı f. özerk. otomatik tabanca/tüfek. i. otistik. 3. öcünü ç ıkarmak. s. s.s. para hırsı. otomotiv sanayii. s. özerklik. yard ımcı. otomatik transmisyon. otokrasi. otomatlardan yemek al ınan kafeterya.. 1. i. the authorities yetkili ki şiler. otopsi.

tente. f. kundurac ı bizi. zor. k. -i huşu içinde bırakmak. f. orta. i.. dili çok fazla. şuradan. 2. i.bırakan. f. itiraf. i. insan ı huşu içinde bırakan. yamuk. beceriksizlik. . 1. mat. 2. i. sakarlık. z. Bir süre beklemen lazım. berbat. açıkça söylemek. 2. biz. insan ı huşu içinde 2. 1. yön değiştirmek. hobi. to -in farkına varmak. f. i. uyanık. kullan ılması zor. awestruck. huşu içinde. çarpık. f. 2. dehşet verici. of 1. kaç ınılabilir. -den kurtulmak. -i önlemek. i. münasebetsiz. Monarşist olduğunu her zaman söyler. 3. çok. i. açıkça söyleme.aver average averse aversion avert aviary aviate aviation aviator avid avocado avocation avoid avoidable avoidance avoirdupois avoirdupois pound avow avowal avowed await await s. uygunsuz. balta. İngiliz ve Amerikan ağırlık ölçü sistemi. uyanmak. fark ında olma. hevesli. --ring) (emin bir şekilde) ileri sürmek. mat. Pekiştirmek için deplasman. buradan. -i dehşete düşürmek. gözlemek. olağan. 1. ortalama. ax. 3. ödül. i. -den sak ınma. of work. vasat. dehşet. 1. z. 2.t. mat. deplasman away! i. i. fark ında. 1. dehşet. 2. O çok i ş ister. tığ. f. s. i. 1. bir yana: Put thatmaç ı. --d/a. bak. dili müthiş. -i aç ıkça ilan edilmiş olan (biri): He´s an avowed monarchist. müthi ş. uyanmak. hantal bir şekilde. s. s. öne sürmek. f. 1. beklemek. -den çekinme.en) 1. 2. ödüllendirmek. Onu bir yere kald ır! 3. önlemek. -in s./s. s. pek çok: That´ll take an awful lot z. i. i. coşkun. 1. uyanmış. 3. bak. dehşet verici. 2. den sak ınmak. birini/bir şeyi dört gözle beklemek. with anticipation awake awake awaken award aware awareness awash away away game awe awe-inspiring awesome awestricken awestruck awful awfully awhile awkward awkwardly awkwardness awl awning awry ax axe f. bir süre.. havac ılık. 2. başka tarafa çevirmek. 1. s. 1. s. 2. vasati: average annual rainfall yıllık ortalama yağış. huşu. -i önleme. amerikaarmudu. mükâfat. 2. 2. 2. (resmi bir kararla) vermek. s. bir tarafa. birinin as ıl işi dışında yaptığı bir iş. hantal. itiraf etmek.. -den kaç ınma. i. vasati. korkuyla kar ışık saygı.o. f. z. eğri.wok. havac ı. beceriksizce. sakar. avokado. bot.. s. f. 2. i. uyand ırmak. s. -den çekinmek.. (16 ounces) 453 gram. f. uçak kullanmak. bir yere. to -in farkına varmak. ortalama. 1. bir müddet: You´ll have to wait awhile. haz ır olmak. önlenebilir. (--red. hantall ık. i. oradan: Go away! Git buradan! 2. haberdar. dehşet içinde. (a. kuşhane.woke. s. beceriksiz. k. i. hiç hoşlanmama. korkunç. s. z. pilot. 1. s. 3. 1. s. i. 1. -den kurtulma. -den kaç ınmak. s. 1. korkuyla karışık şaşkınlık. uyand ırmak.

k ıs. bak. edebiyat fakültesi diploması.by-sat. s. eksen. Azeri. dili sevgili. k ıs. 3. B. melemek. i. futbol bek.. caymak. i. mihver. i. dili k ız. i. bakara. i. B. bekâr. -i desteklemek. muhakkak. ikinci mevki/rol.. 3. k. mil. geveze.axiom axiomatic axis axle ay aye azalea Azerbaijan Azerbaijani azure B. b BA baa babble babbler babe baboon baby baby blue baby bottle baby carriage/buggy baby farm baby grand baby sitter baby tooth babyhood babyish baby-sit baby-sitter baccara baccarat bachelor Bachelor of Arts degree Bachelor of Science degree bacillus back back and forth back and forth back country back down back number back number back out back pay back scratcher back seat back street i. piliç. i. 1. çoğ. aksiyomatik. z. . ba. çoğ. bekâr erkek. aye. çocuk. çocuk bak ıcısı. açelya. f. s.. --ting) ana babalar ı evde olmadığı zaman çocuğa bakmak. arka koltuk. bo şboğaz. s. f.A. belitsel. -e yard ım etmek: Akif´s company is backing ileri geri. belkemiği. aksiyom. kaşağı. açalya. Azerice. 1. i.. (birine) a şırı bir özenle bakmak. bir derginin eski sayılarından biri. süt mavisi. sütdişi.li (bısîl´ay) i. B. s. İngiliz alfabesinin ikinci harfi. 1. saçmalamak. s ırt. k ısa kuyruklu piyano. i. çocuk arabas ı. k ıs. i. 2. arka. bebeklik devresi. bir iddiadan vazgeçmek. bebek gibi. gökmavisi. anat. 2. 1. bebek. yavru.. arka sokak. k. -e arka olmak.. bak.S. azelya. (su) çağlamak. Rhododendron. isk.. biberon. çocuk bak ıcısı. anla şılmaz sözler söylemek. hay hay.. f. basil. 1. emzik. ücret veya maa şın ödenmesi gecikmiş kısmı. belit. ax. habe şmaymunu. i. her ihtiyac ını karşılamak. 1.cil. 2. taşra. i. kreş. arka yer.es (äk´siz) i. 1. z. aks. boşboğazlık etmek. çocuk ve bebekler için ücretli bak ımevi. 2. meleme. arka taraf. 2. f. i. baccarat. gevezelik etmek. evet. i. s. i. Azerbaycan. isk. dingil. Bachelor of Arts. i. ileri geri. bot. fen fakültesi diploması. f. sözünden dönmek. i. (ba. zool. 2. (dergi/gazete için) eski sayı/nüsha. i. bebek.

arka bahçe. anat. iğneardı dikiş. i. s. 2. tuzlanmış/tütsülenmiş domuz böğrü/sırtı. f. 1. backslide. geri tepmek. geri kalm ışlık. pedalı geri çevirmek. f. f. s. arka taraf. i. 1. (siyasal/toplumsal bir geli şmeye karşı) güçlü tepki. 2.ten) arkas ından çekiştirmek/kötülemek.. O birikmiş mektupları çantasıyla gezmek. temel. i. bakteriyolojik. bir kimsenin geçmi şteki görgü. f. s. 3.. z. 1.). geri geri. i. 3. yedeklemek. geç kavrayan. geldiği yoldan geri dönmek. e şlik eden. 1. i. i. sırt ağrısı. en önemli destek. 1. backbite.slid. arka arkaya. kompliman söz. s. elinin tersiyle. 2. elin tersi öne gelecek şekilde yapılan (vuruş v. fon. s. i. maneviyat. 2.slid. arka çıkmak. i. bakteriyolojik sava ş. f. back. 1. bilg. z. omzunda s ırt çantasıyla gezen kimse. k. dili caymak. geri tepme. geri kalmış. (motorun ate şi) geri tepmek. (saçları) tersine taramak.. tornistan etmek. omurga. çevre ve tahsili. beyk ın. yığılmış iş: You should work on that backlog of unanswered letters. perde arkas ı. s ırt sırta. karakter kuvveti.bit. i. ileri geri. desteklemek. belkemiği. bakterisit. i. 4.. destek. yedek. back. yürek gücü. müz. 2. sırtüstü yüzme. bel bilg. i. s. 1. (daktiloda/bilgisayarda) geri gitmek. arkalık.b. i. backbite. bak. omzunda sırt cevaplamaya bakmalısın. kulis. i. tersine. yedek kopya. f.slid/back. iğneardı dikiş yapmak. z. f. ileri geri. i. zemin. i. lumbago. i. s. (back. elin tersi öne gelecek şekilde yapılan vuruş. 2. f. i. yedek. geri gitmek. gerilik. bakteriye ait. geriye do ğru. 2. 1.back talk back to back back up backache backbit backbite backbitten backbone backbreaking backcomb backdoor backer backfire backgammon background backhand backhanded compliment backing backlash backlog backpack backpacker backpedal backrest backside backslid backslidden backslide backspace backstage backstitch backstroke backtrack backup backup copy backward backward backwardness backwards backwards and forwards backwards and forwards backyard bacon bacterial bactericide bacteriological bacteriological warfare küstahça kar şılık verme. i. bak. 1. makat. sırt çantası. geri sürmek.bit. f. 3. olup olmadığı belli olmayan kompliman gibi gözüken ele ştiri. (back. arka. geç kavrama. bak. destekçi. istenilenin aksi olmak. f. bak. taraftar. yıpratıcı. 2. belkemi ği. 1. backslide. bak. geriye do ğru yapılan. dili yasad ışı... dili k ıç. k. (kan ıtla) desteklemek.den) (iyi yoldayken) kötü yola sapmak. arka plan. f.romatizması. birikmiş iş. tavla. i. . k. f. 2. çok yorucu. evin arkas ındaki bahçe. f. 2. backward 2. i. i.

--ging) 1. is bad blood between them.b. sözlerle eziyet etmek. O s. That child badly needs a new pair of shoes. heybe. 1. tüm eşyasını bir torbada taşıyıp sokaklarda yaşayan kadın. s. şaşırtmak. 2.te. icra memuru. yemlemek. müz. There niteliksiz.a (bäktîr´iyı) i. hasta/sakat alınamayan alacak. fena bir şekilde: The team was badly beaten. torba gibi sarkan. Bahreynli. hoş olmayan. şapşal duran (pantolon). ekmekçi. 2. i. tulum. 2. s. çuval. çanta. ünlem Tu! s. i. out bail s. s. Onlar birbirine dü şman. 2. hiç rahat b ırakmamak. furgon. bakteri. bir sürü yalan dolan. s. fırında pişirmek. i. out bailiff bailiwick bait bake bake sale baked beans baked potato baker baker´s dozen bakery baking baking powder i. i. i.t. i. evde yapılmış kek. s. f. . f. fırında pişirilmiş kuru fasulye. bozulmuş (yiyecek). şaşırtıcı. 1. on üç. s. f. f. uzmanlık alanı. 1. i. çoğ. worst) 1. (san ığın tahliye edilmesi için verilmesi gereken) teminat akçesi. zool. kefaletle tahliye edilme.o. kurabiye.. emanet. Bahamalı. 2. (tekneye giren suyu bo şaltmak için tekneye girenederek tahliyesini sa ğlamak. fena halde.. bakteriyoloji. yolcu e şyası. Bahreyn. Bahama Adaları´na özgü. başının etini yemek. 1. ters. bagaj. hatal ı. f. kötü. boşaltmak. i. şanssızlık. f. porsuk. i. bak. pastane. 4. z. ekmek f ırını. 2. Bahreynli. Bahamalı. bakteriyolog. (--ged. i. bozuk. 1. kese. (bir) pişim.i. 5. f. 2. kötü. 2. ahlaks ız. i. ma şrapa v. Bahama. şüpheli alacak. torbalamak. 1. Bahama. rozet..bacteriologist bacteriology bacterium bad bad blood bad debt bad debt bad luck bade badge badger badly bad-mouth bad-tempered baffle baffling bag bag and baggage bag lady bag of tricks baggage baggage car baggage room baggy bagpipe bah Bahama Bahamas Bahamian Bahrain Bahraini bail bail bail s. engel olmak. kesekâ ğıdı. Bahreyn´e özgü. fırın.b.ri. dili birini/bir şeyi (zor bir durumdan) kurtarmak. ile k. 6. olta yemi. kabartma tozu. fırıncı. aksi. huysuz. i. bakteriye ait. Bahreyn. nişan. yük vagonu..o. i. maşrapa v. kullanılan) kova. 1. Takım fena halde yenildi. yetki alanı. çok: f. dili kötülemek. eldeki imkânlar. f. i. bac. fırında pişirme. çuvala koymak. Bahama Adalar ı´na özgü./s. kapan yemi. i. gayda. bid. kâhya. 2. i. vahim. k. 1. kefalet. out (tekneye) birine kefalet suyu kova. 3. 2. aldatıcı. fırında patates.. kötü. i. (worse. (av ı) yakalamak. 2. 2. bütün eşyasıyla. 1. ciddi. 2. huk. kumpir. 1. torba. pasta gibi şeylerin satışı. 1.

up k. ticaret dengesi. balerin. yumak: a ball of yarn bir yumak iplik. i. meşum. 2. 2. dili i. bak. dazlaklık. bak. bot. 3. balistik. i. lastiğin balans ayarını yapmak. 2.. 1. 3. 1. d.. dazlak. 1. dengelemek. bale. tükenmez. i. zırva. tükenmez kalem. i. i. f. s. heyecanlı ve şamatalı propaganda/reklam. balerin. i. 2.. i. yalın. denge. balast. fasa fiso. dili (bir şeyin) içine etmek. (uluslararas ı ilişkilerde) kuvvetler dengesi. dengeli. i. uğursuz. olarak kullan ılan birkaç çeşit yağ. i. 2. oğulotu. i. ask. güzel koku.y. balon gibi şişmek. s. top. yürümemekte direnmek. k. f. cesaret. s. safra. i. topak: a ball of dough bir topak hamur. i. bilye. 5. f. kokulu merhem. terazi. den. sade. bilanço. balistik e ğrisi. bale trupu. 1. türkü. patırtı. argo 1. ayak parmaklar ının kökü. kabartma tozu. küre. f.. melisa. mak. i. oy pusulas ı. balyalamak. balo. bir engel kar şısında duraklamak. İng. s. oy sandığı. göt. f. ödemeler dengesi. inat eden (hayvan). s. tükenmez kalem. 2. sodyum bikarbonat. 1. s. 2.. 2. İng. 3. gürültü. i. dansör. pranga. 2. 5. rayiha. ilaç velvele. şamandıra ile işleyen kapama valfı. balon lastik. 1. ağrı veya sızıyı dindiren . 4. pelesenk. balistik. borç bakiyesi. dengeli olmak. balya. 1. tüysüz. k. dili 1. balo salonu. i. 3. denklem. i. taşak. dans salonu. balkon.. 3.. i. balad. 1.baking soda baking soda baksheesh balance balance a tire balance of a debt balance of payments balance of power balance of trade balance sheet balanced balcony bald bald-faced baldness bale bale baleful balk balky ball ball ball and chain ball bearing ball cock ball of the foot ballad ballast ballerina ballet ballet dancer ballistic ballistic curve ballistic missile ballistics balloon balloon tire ballot ballot box ballpark ball-point ball-point pen ballroom balls ballsy ballyhoo balm karbonat. i. sodyum bikarbonat. roket. şamata. ithalat ve ihracat aras ındaki değer farkı. k ılsız. s. ta şaklar. 4. bahşiş. husyeler. i. yürümemekte direnen. 2. bail 2. balon. barefaced. atış bilimi. argo baya ğı cesur: She´s one ballsy female! Amma taşaklı karı yahu! i. bakiye. saçma. bilanço.

Bangladeş. be bandied about ağızdan ağıza ile haberi) ile ağız dolaşmak. 3. çemberlemek. can ına şiddetle You can use my car. yara band ı. i. kâ ğıt para. i. yumu şak ve ılık (hava). s ıradan. 2. i. banka. 2. bir araya toplamak. 1. 1. i. k. i. k. 2. İng. muz. uzun çizgi. (bir atışmak. banallik. i. i. 3. çarpık bacaklı. sansasyon. k. f. 2. 2.. söylenmek. i. (bir fikri) ortaya atmak. bayağı. i. dili sosis. heyecan. bant. göl. 1. tırabzan. i. dili saçma. şerit. i. s. f. 2. 1. Banglade ş. y ığmak. menetmek. s. i.okumak: çarpmak/kapanmak. 1. dili geçici: a band-aid solution geçici bir çözüm. f. 1. Baltık. kemer. e şkıya. yat ırmak. s. dili kaçık. bağlamak. bir banka taraf ından diğer bir banka üzerine çekilen poliçe. k ırkma. f. sevinç. s. kayış.balmy baloney balsam Baltic balustrade bamboo bamboozle ban banal banality banana banana pepper banana republic band band band saw band together bandage Band-aid band-aid bandit banditry bandmaster bandstand bandwagon bandy bandy about bandy words with bandy-legged bane baneful bang bang up banger Bangladesh Bangladeshi bangs banish banishment banister bank bank bank account bank bill bank discount bank holiday bank note s. kurdele. yasak. bambu. k. şerit testere. but don´t you şekilde bang it up! Arabam ı kullanabilirsin. f. olay. aldatmak. bando. kavgası yapmak. pat ırtı. banka ıskontosu.. fasa fiso. açık havada çalan müzik topluluklarına özgü ve çoğu zaman üstü kapalı platform. yığılmak. toprak kümesi. Banglade şli. bak. kovmak.´ne ait) k ıyı. 2. i. z ırva. pelesenk. plaster. (nehir. sargı. i. Bangladeş´e özgü. 2. i. i. banknot. . tırabzan küpeştesi. kâkül... (--ned. 1. bant. 2. i. bando şefi. s ıradanlık. yanları hafif meyilli/dik) bankaya (para) 3. birleşmek. doland ırmak. banal söz. sürgüne göndermek. --ning) yasaklamak. çarliston. muz cumhuriyeti. bir senedin banka tarafından kırılması. zümre. banka hesab ı. Bangladeşli. i. dili 1. kenar. s. (set gibi duran. bir araya toplanmak. bir tahtası eksik. kolan. sürgün. gürültü. f. f. zararlı. i. Çat!/Bom! 2. (bulut) kümesi.yaymak. Band-aid. v. i. k. tak ım. 2. f. birleştirmek. ama canına okuyayım deme! i. uzakla ştırmak. banknot. müz. 4. 1. i. 1.. 1. f. s. tırabzan. sürmek. patlama. perçem. sargı. banal şey. 2. korkuluk. şaşırtmak. banal. i. bir cins salam. 3.b. gürültülü birdare mahvetmek. cumartesi ve pazar günleri dışındaki resmi tatil. haydutluk. çarliston biber. i. İng. i. kötü. haydut. (yarayı) sarmak. (bir sözü) çok iyi biliyormu ş gibi kullanmak. i. i.. 1.

(bankan ın çıkardığı) kredi kartı. s. dikenli. z. resmi ziyafet. bak. 2. bak. hesap cüzdanı.. 1. vah şi. i. (et k ızartmak için dışarda kullanılan) ızgara. s. sancak. z. s. eldivensiz. i. vaftiz etmek. --ring) 1. 1. baro. iğneli (söz). ancak yetecek kadar. sürgülemek. iflas etmiş. etin bu şekilde s. barbekü. ozan. ancak. 1. halter. üstüne baharatlı bir kancalı. banka cüzdan ı. bak. tıraş etmek. 3.. vah şi. barbarca. berber dükkân ı. i. s. k. bayrak.. eski. yalınayak. batırmak. k ıt kanaat geçinme. i. f. s. i. ziyafet. man şet. s. Barbados. i. 2. barefoot. f. iflas ettirmek. huk.. i. 1. çengel. 2. 2. batk ı. bankac ı. .. i. ayrıksız.. dili kâr getiren. i ğneleyici söz.. 2. z. sos dökülerek ızgarada dikenli tel. i. banka ıskonto haddi. açmak. f. İng. 3. 1. müflis. vaftiz. 2. medeniyetsiz. f. (--red. 1. s ırık. i. bear 2. z. i. iflas. i. gazet.bank on bank rate bank vault bankable bankbook bankcard banker banking bankrupt bankruptcy banner banns banquet banter baptise baptism baptize bar bar none bar of soap barb Barbadian Barbados barbarian barbaric barbarism barbarity barbarous barbecue barbed barbed wire barbell barber barbershop bard bare bare bare its teeth bare living bareback barefaced barefoot barefooted barehanded bareheaded barelegged barely -e bel ba ğlamak. 4. i. alem. engel. s. düpedüz: That´s a barefaced lie. 5. müz. kızartılan et. 3. i. i. z. i. i. -e güvenmek: We are banking on their support. şakalaşma. f. Barbadoslu. soymak. s. istisnas ız. apaç ık. s. su içindeki kum seti. Barbadoslu. s. 1. barbarlık. i. çoraps ız. f. i. ç ıplak. para getiren. faiz banka kasas ı. aletsiz. batkın. berber. Düpedüz yalan bu. f. 6. 1. s. barbar. çıplak bacaklı. barbar. i. vahşet. saz şairi. (hayvan) dişlerini göstermek. oranı. berber. 2. takılmak. vah şi. Barbados´a özgü. i. f. 2. (gelecek bir tarihe ait) evlenme ilan ı. i. güçbela... baptize. Desteklerine bel ba ğladık. s. başı açık. i. kanca. ölçü çizgisi. silahs ız. Barbados. şakalaşmak. sabun kalıbı. takılma. 2. bankac ılık. bar (içki içilen yer). çubuk.

barf bargain barge barge in bark bark bark up the wrong tree barkeep barkeeper barley barmaid barman barmy barn barnstorm barnyard barnyard fowl barometer baron baroness baroque barracks barrage barred barrel barrel organ barrel vault barren barrette barricade barrier barrister barroom barrow bartender barter base base base of operations base s.t. on baseball baseboard baseless basement baseness bash bashful

f., argo kusmak. i. kusmuk. i. 1. iş anlaşması. 2. kelepir. f. 1. pazarlık etmek. 2. for/on -i ummak, -i beklemek: I hadn´t bargained on that. Öyle bir şey beklememiştim. i. mavna. burnunu sokmak, işe karışmak. i. havlama. f. havlamak. i. kabuk; a ğaç kabuğu. k. dili yanlış kapı çalmak. i., bak. barkeeper. i. barmen. i. arpa. i. barın tezgâhında çalışan kadın, barmeyd. çoğ. bar.men (bar´mîn) i. barmen. s., İng. kafadan kontak, kafası bir hoş, çatlak. i. ahır, çiftlik ambarı. f., k. dili ta şrada temsil vermek. i. çiftlik ambar ı yanındaki avlu. kümes hayvan ı. i. barometre. i. 1. baron. 2. çok zengin i şadamı, kral: an oil baron petrol kralı. i. barones. s. 1. barok. 2. şatafatlı, çok süslü. i. k ışla. i., ask. yo ğun yaylım ateşi, baraj ateşi. s. 1. parmaklıkla kapalı. 2. yasaklanmış. i. fıçı. laterna. mim. be şiktonoz. s. k ısır; meyvesiz; kıraç, verimsiz. i. saç tokas ı. i. barikat. f. barikat yapmak: They barricaded the street. Sokakta barikat yaptılar. i. (çit, duvar, korkuluk gibi) engel; bariyer. i., İng. en yüksek mahkemelerde dava görebilen avukat. i. bar. i., İng. 1. işportacı arabası. 2. el arabası. i. barmen. f. değiş tokuş etmek, takas yapmak, trampa etmek. i. değiş tokuş, takas, trampa. i. 1. temel, esas. 2. ask. üs. 3. kim. baz. s. alçak, adi, rezil. harekât üssü. bir şeyi -e dayandırmak. i. beysbol. i. süpürgelik. s. asılsız, temelsiz. i. bodrum katı, bodrum. i. alçaklık; alçakça bir davranış. f. kuvvetle vurmak, h ızla vurmak. i. 1. hızlı vuruş; kuvvetli darbe. 2. k. dili şatafatlı parti. s. utangaç, s ıkılgan, çekingen.

BASIC basic basically basil basin basis bask basket basketball bass bass bass clef basswood bastard bastardise bastardize baste bastion bat bat batch bated bath bath chair bath towel bathe bathhouse bathing bathing suit bathrobe bathroom bathroom fixtures bathtub baton battalion batten batter batter batter batter s.t. down batter s.t. in battered battery battery-operated batting battle battle cry

k ıs. Beginner´s All-purpose Symbolic Instruction Code bilg. BASIC (bir programlama dili). s. 1. esas, temel. 2. kim. bazal. z. aslında, esasında. i., bot. fesle ğen. i. 1. leğen. 2. havuz. 3. havza. çoğ. ba.ses (bey´siz) i. 1. temel. 2. kaynak. 3. ana ilke. f. güneşlenmek, tatlı bir sıcaklığın karşısında uzanmak. i. 1. sepet; küfe; zembil. 2. spor say ı, basket. i. 1. basketbol, sepettopu. 2. basketbol topu. i., zool. levrek, hani. i., mus. basso, bas. fa anahtar ı. i. ıhlamur ağacı. i. 1. piç, gayrime şru çocuk. 2. alçak herif, it. f., İng., bak. bastardize. f. alçaltmak; de ğerini düşürmek. f. 1. teyellemek. 2. (kurumamas ı için) (pişen etin üstüne) sıvı dökmek/sürmek. i. kale burcu; tabya. i., spor (beysbol, kriket v.b.´nde) sopa. f. (--ted, --ting) 1. spor sopayla topa vurmak. 2. (göz) k ırpmak. i. yarasa. i. 1. bir pişimde pişirilenler. 2. takım; grup; parti: a batch of books bir parti kitap. s. i. 1. banyo. 2. hamam; kapl ıca. 3. film banyosu. f., İng. yıkamak; yıkanmak.bazen kapalı) tekerlekli sandalye. İng. (üstü banyo havlusu. f. 1. yıkamak, banyo etmek; yıkanmak, banyo yapmak. 2. ıslatmak; suya batırmak. i. 1. (plaj, göl v.b. kenar ında) kabinli bina. 2. (halka açık) banyo/hamam. i. 1. banyo yapma, yıkanma. 2. deniz banyosu, yüzme. mayo. i. bornoz. i. 1. banyo. 2. tuvalet. banyoya ait sabit e şya. i. banyo küveti. i. değnek. i., ask. tabur. i. ince tahta parças ı, tiriz. f. sert darbelerle vurmak; h ırpalamak; dövmek. i. sulu hamur. i., spor sopayla vuran oyuncu. (yerle bir etmek için) bir şeye vurmak. (delmek/çökertmek için) bir şeye vurmak; bir şeye vurup delmek; bir şeye vurup çökertmek. s. 1. hurdas ı çıkmış, ezilmiş. 2. dövülmüş (kimse). i. 1. elek. pil; akümülatör, akü. 2. ask. batarya. 3. huk. dövme, dayak. 4. dizi, seri, tak ım. s. pilli. i. tabaka halinde pamuk. i. 1. muharebe; meydan sava şı. 2. mücadele, büyük uğraş. f. 1. savaşmak, dövüşmek. 2. mücadele etmek, çok uğraşmak. 1. savaş narası. 2. herhangi bir kampanyada kullanılan slogan.

battle fatigue battle royal battle-ax battlefield battleground battleship batty bauble baulk bauxite bawdily bawdiness bawdy bawl bawl out bay bay bay bay leaf bay tree bay window bayberry bayonet bayou bazaar BB BB gun BBC BC be BE be vexed with s.o. be (caught) between a rock and a hard place. be ... shy be a bad judge of be a basket case be a big deal be a byword for be a disgrace to be a good judge of be a hard worker be a match for be a nervous wreck be a nuisance to be a part and parcel of be a past master at be a physical wreck

savaş görmüş kimselerde görülen ruhsal çöküntü. 1. (birkaç kişi arasındaki) büyük dövüş. 2. büyük kavga, büyük münakaşa. i. 1. cenk baltas ı, teber. 2. argo huysuz kocakarı. i. savaş alanı. i., bak. battlefield. i. savaş gemisi, zırhlı. s., argo çatlak, kaç ık. i. gösterişli süs, gösterişli fakat kullanışsız şey. f., bak. balk. i. boksit. z. açık saçık bir şekilde. i. açık saçık oluş. s. açık saçık, müstehcen. f. 1. bağırmak. 2. yüksek sesle ağlamak. argo azarlamak, ha şlamak, paylamak. i. koy, küçük körfez. i. uluma. f. ulumak. i., bot. defne, defne a ğacı. defne yapra ğı. bot. defne a ğacı. 1. cumba. 2. k. dili göbek, ya ğ bağlamış karın. i., bot. muma ğacı. i. süngü. i. bir nehir veya gölün batakl ıklı kolu veya çıkış noktası. i. pazar, çar şı; kermes. i. hava tüfe ğinin saçması. hava tüfe ği. k ıs. British Broadcasting Corporation BBC, B.B.C. (İngiliz RadyoTelevizyon Kurumu). k ıs. before Christ M.Ö. (milattan önce), İ.Ö. (İsa´dan önce). f. (--en, --ing) (kurald ışı çekimleri: şimdiki zaman I am; he/she/it is; we/you/they are; eski thou art. geçmi ş zaman I/he/she/it was; eski thou k ıs. bill of exchange. birine k ızmak. k. dili iki ate ş arasında kalmak; iki arada kalmak; iki cami arasında kalmış beynamaza dönmek; iki arada bir derede kalmak.only twenty dollars shy (birinin) (belirli bir miktarda) eksi ği olmak: We´re of a million. Bir milyona varabilmek için yaln ızca yirmi dolar eksiğimiz var. -den anlamamak. k. dili 1. berbat bir halde olmak. 2. ambale olmak, do ğru dürüst düşünemez halde olmak. k. dili çok önemli olmak. mec. ile e şanlamlı olmak. -in yüzkaras ı olmak. -den anlamak, -in ne oldu ğunu bilmek. çok çalışkan olmak. (birinin) dengi olmak. k. dili sinirleri bozulmu ş olmak. -in başının belası olmak. (bir şeyin) önemli bir öğesi olmak: These words are now part and parcel of the language. usta olmak. (bir konuda) çok Bu sözcükler art ık dilin önemli bir parçası oldu. sağlığı bozulmuş olmak.

be a picture of health be a be a be a be a be a

turp gibi olmak.

yenilince k ızıp küsmek. poor loser shadow of one´s former self 1. (biri) epeyce çökmü ş olmak. 2. (biri) epeyce çaptan düşmüş olmak. 3. eskiyabanc ısı çok dü şmüş olmak. -in halinden olmak. stranger to ... konusu olmak: She was a subject of gossip throughout the village. subject of/for Köydeki herkesin dedikodu konusu idi. (bir şey) artık geçmişe ait bir şey olmak. thing of the past k. dili (bir konuda) çok becerikli olmak, (bir i şin) ustası olmak. 1. -e iğrenç gelmek. 2. -e son derece ters/aykırı gelmek. 1. (kötü bir şey) kol gezmek: Smallpox was about in the town. Şehirde çiçek kol geziyordu. 2.olmak. olmak: That morning she was about at the üzere olmak; me şgul ayakta bir şey yapmak, bir şeyle meşgul olmak: What are you about? Sen ne yapıyorsun? olmak: Ibeen aboutenough about door. Kap ıdan çıkmak He -mek üzere You´ve was long to go out the it! Amma uzun sürdü! üzereydim. I olmak. eleştirilemez knew by heart the poems about to be read. O s ırada -den şüphe edilemez olmak: He´s above suspicion; he couldn´t have been there when it happened. Ondan şüphe edilemez; olay sırasında her türlü şüpheden uzak olmak. 1. yurtdışında olmak. 2. artık sır olmaktan çıkmış olmak: How´d it get abroad that I was şeye) vermiş olmak. ğum nasıl keşfedildi? 3. ev dışına tüm dikkatini (bir here? Burada bulundu -de bol/çok olmak: The forest was abundant in game. Ormanda av hayvanı çoktu. ile uyumlu olmak. -e uygun olmak; -e alışkın olmak. 1. ile tan ışmak, -i tanımak. 2. -i bilmek, -e aşina olmak. (of) (-den) beraat etmek, temize ç ıkmak. (bir şeyin) bağımlısı/tiryakisi olmak. ak ıntıyla sürüklenmek. z. Tavsiyeleri pekiştirmek için kullanılır: Great caution is advisable. Son derece dikkat edilmeli. -e bağlı olmak. -den mustarip olmak. 1. su üstünde yüzmek. 2. (mali aç ıdan) ayakta kalmak, zarar etmemek: The firm is afloat. Şirket masrafını çıkarıyor. 3. (söylenti) dolaşmak: (of) (-den) korkmak. kendi gölgesinden korkmak. peşinde olmak. (birine) yabanc ı gelmek. -in fark ında olmak. kaynamak, çok miktarda bulunmak. -den dolayı çok üzgün olmak. kulak kesilmek, dikkatle dinlemek. gözünü dört açmak. -i candan desteklemek, -e taraftar olmak. k. dili pestili ç ıkmak; çok yorgun olmak. çok heyecanlı olmak; endişe içinde olmak. 1. iyi olmak, zarara u ğramamış olmak: Are you all right? İyi misin? 2. iyi olmak,1. elleriyle iş yapmaya gelince beceriksizNotlar ı fena değil. 3. uygun k. dili fena olmamak: His grades are all right. olmak. 2. at (belirli bir konuda) beceriksiz olmak. k. dili çok yan ılmak. k. dili 1. tamamen yanl ış olmak. 2. yanılmak, yanılgıya düşmek. gelmek. k. dili (iş için değil) eğlenmek/vakit geçirmek için (hazır) bulunmak. gerektiği gibi olmamak.

be a whiz at be abhorrent to be about be about be about s.t. be about to be above reproach be above suspicion be above suspicion be abroad be absorbed in be abundant in be accordant with be accustomed to be acquainted with be acquitted be addicted to be adrift be advisable be affiliated with be afflicted with be afloat be afraid be afraid of one´s own shadow be after be alien to be alive to be alive with be all broken up over be all ears be all eyes be all for be all in be all keyed up be all right be all thumbs be all wet be all wet be along be along for the ride be amiss

be an old hand at be anathema to be angry about be angry at be angry with s.o. be annoyed with be answerable for s.t. be answerable to s.o. be anxious about be anxious for s.o. to be anxious to be as good as one´s bond be as good as one´s word be as good as one´s word/promise be as thick as thieves be ashamed be asleep be assailed with doubts be assassinated be associated with be astonished at be at be at a disadvantage be at a loss for words be at a loss for words be at a low ebb be at a standstill be at bay be at cross purposes be at daggers drawn be at fault be at hand be at loggerheads be at loose ends be at loose ends be at odds be at one´s back be at one´s best be at one´s elbow be at one´s wit´s end be at one´s wits´/wit´s end be at rest be at risk be at s.o.´s beck and call be at s.o.´s disposal be at s.o.´s disposition be at s.o.´s service

(bir konuda) baya ğı tecrübeli olmak. ... taraf ından nefret edilen biri olmak: She was anathema to the leftwingers.olmak. ondan nefret ettiler. -e sinir Solcular -e k ızgın olmak, -e kızmak. birine gücenmiş olmak. (birine) k ızgın olmak. bir şeyden sorumlu olmak. birine karşı sorumlu olmak. -i merak etmek. (birinin bir şeyi yapmasını) çok istemek. k. dili -i çok istemek. son derece güvenilir olmak. sözünü tutmak, sözünü yerine getirmek. sözünü tutmak, sözünde durmak, sözünü yerine getirmek. k. dili s ıkı fıkı olmak, canciğer kuzu sarması olmak. utanmak. uyumak. kuşkular içinde olmak. suikasta u ğramak, suikasta kurban gitmek. ile ilişkisi olmak; ile ilgisi olmak. -e hayret etmek. -de bulunmak, -de olmak. dezavantajlı olmak. ne diyece ğini şaşırmak/bilememek. ne diyece ğini şaşırmak, söyleyecek söz bulamamak. 1. (birinin) morali bozuk olmak. 2. çok azalm ış olmak. durmak, durmu ş vaziyette olmak; kesilmek, kesilmiş vaziyette olmak. çok zor bir durumda olmak. -in amaçlar ı birbirine ters düşmek/birbiriyle çelişmek. kanlı bıçaklı olmak. kabahatli olmak. el altında olmak; yakında olmak. (with) (ile) ihtilafa dü şmüş olmak. k. dili 1. me şgul olmamak, boş olmak. 2. boşta gezmek. serbest olmak, (birinin) bir i şi olmamak. 1. (birilerinin) aralar ı açık olmak. 2. with -e aykırı olmak. bir kimseye arka ç ıkmak. en iyi durumda olmak, formunda olmak. yanı başında olmak, yanında olmak. ne yapaca ğını bilmemek, şaşırmak. k. dili ne yapaca ğını şaşırmak. hareketsiz olmak, hareket etmemek. tehlikede olmak. her an birinin emrinde olmak. birinin emrinde olmak: While I´m away my house is at your disposal. Ben yokken emrine amade olmak. birinin evim emrinizde. birinin hizmetinde olmak.

be at sea be at the end of one´s rope be at the end of one´s tether be at the end of one´s tether be at the mercy of be at the point of death be at variance with be at war be at work be averse to be avid for be awake to be aware of be awash be bad for be bad news be badly off be baffled be bang on be based on be behind the eight ball be behind the times be beneath s.o. be bent on/upon be bent out of shape be beset by/with be beside the point be beside the point/question be besotted with be better off be beyond belief be beyond dispute be beyond one´s ken be beyond s.o.´s grasp

1. denizde olmak; (aç ık denizde seyreden) gemide olmak. 2. k. dili şaşkına dönmüş olmak. çaresiz kalmak. son kozunu oynam ış olmak. k. dili çok zor bir durumda olmak, ne yapaca ğını şaşırmış olmak. -in insafına kalmış olmak. ölmek üzere olmak. 1. ile uyu şmamak, ile araları bozuk olmak. 2. -e ters düşmek, ile çelişmek. savaş halinde olmak. işte olmak, iş başında olmak. 1. -den ho şlanmamak: He is averse to hard work. Çok çalışmaktan hoşlanmıyor. 2. -e karşı olmak: They were olmak. to our plan. Planımıza (bir şeyi elde etmek için) çok hırslı/arzulu averse -in fark ında olmak. -in fark ında olmak; -den haberdar olmak. 1. suyla kaplı olmak, sular altında olmak. 2. (bir şey) su içinde yüzmek. 3. with ile dolu olmak; bol miktarda bulunmak. -e zararlı olmak. k. dili hiç iyi biri/bir şey olmamak. k. dili fakir/yoksul olmak. şaşırmak.

İng., k. dili tam isabet etmek, taşı gediğine koymak.
-e dayanmak. argo zor/mü şkül bir durumda olmak. çağın gerisinde kalmak. birine yak ışmamak, birinin tenezzül etmeyeceği bir şey olmak: That´s beneath you. O sana yak olmak. -i kafas ına/aklına koymuşışmaz. k. dili küplere binmek, ç ıldırmak. 1. -in (olumsuz yönleri) çok olmak: This project´s beset with problems. Bu proje problemlerle dolu. 2. şey olmak. -i istila etmek: I was suddenly konuyla ilgisi olmayan bir -i kaplamak, -in (konu şulan şeyle) hiç ilgisi olmamak: That´s beside the point. Onun alakası kapılmak, ... sevdasına kapılmak, kendini -e kaptırmak. İng. -e yok. daha iyi durumda olmak. inanılması mümkün olmamak, inanılmaz olmak. tartışma götürmemek. (birinin) hiç bilmediği bir şey olmak. 1. birinin kavrayışının dışında olmak. 2. birinin elinden kurtulmuş olmak: They´re beyond his grasp now. Obir şey olmamak. hiç kabul olunacak/onaylanacak art ık onlara dokunamaz. 3. birinin elde

be beyond the pale be beyond/without a shadow of a zerre kadar şüphe kalmamak. doubt 1. -in program ı dolu olmak. 2. -in tüm yerleri dolu/rezerve olmak. be booked up k. dili s ıkıntıdan patlamak/çatlamak. be bored stiff be born with a silver spoon in k. dili zengin bir ailenin çocu ğu olmak. one´s mouth -mesi kesin gibi/kesin olmak: He´s bound to win. Kazanmas ı kesin gibi. be bound to paramparça olmak. be broken to smithereens yangın yüzünden sokakta kalmak. be burned/burnt out be cast adrift be caught short be centrally located be chary of be close to

ak ıntıya bırakılmak. 1. paras ı çıkışmamak. 2. of yanında yeterli miktarda (bir şey) olmamak. 3. İng. sıkışmak, aptesi gelmek. merkezinde bulunmak. merkezi bir yerde olmak, şehrin (bir konuda) son derece ihtiyatl ı davranmak/dikkatli olmak: Be chary of investing bir zaman veyathat company.ın olmak. 2.şirkete yatırmadan 1. (belirli your money in yerde) -e yak Paran ızı o -in yakını olmak.

be closeted with be cognizant of be comparable be composed of be concerned about be conditioned by be conducive to be congenial be conscious of be consoled be contrary to be convulsed with laughter be crazy about be cross with be cursed be damaged in shipment be delayed be delighted with be desirous of be destined be destined for be disdainful of s.t. be disenchanted with be disgusted with be disposed to be done for be doomed to be down in the dumps be down on be down to the wire be dressed in tatters be dressed up fit to kill be due be enamored of be encased in be enchanted by/with be encrusted with be encumbered with be endowed with be engrossed in be enmeshed in be enshrined in be entitled to be equal to be equivalent to be exempt be expecting

görüşme amacıyla (birisi) ile odaya kapanmak. -den haberdar olmak, -in fark ında olmak, -i bilmek. 1. to -e benzemek. 2. with ile kar şılaştırılabilir olmak. -den olu şmak, -den ibaret olmak. -den kayg ılanmak, -den endişe duymak, -i merak etmek. (bir şey) (başka bir şeye) bağlı olmak: Your spending capacity is conditioned by the size of your income. Harcamalar ın gelir miktarına insanı -e davet etmek/sevketmek, -e müsait olmak: This is a place that´s conducive gelmek. 2. Burada insan derin 1. to -e ho şto reflection.with -e uygun olmak.dü şüncelere dalabilir. -in fark ında olmak, -i bilmek. avunmak. -e zıt olmak, -e ters düşmek. gülmekten katılmak. -e bayılmak. -e dargın olmak. lanetli olmak. (mal) yoldayken hasar görmek. gecikmek, geç kalmak. -e çok sevinmek. -i arzu etmek, -e can atmak. for/to talih taraf ından bir şeye yöneltilmek: He was destined for greatness. Kader onu büyük bir adam olmaya yöneltti. He was destined to (bir yere do ğru) yol almak/gitmek; (bir yere doğru) gidecek olmak: The ship was destined for China. Gemi Çin´e do ğru yol alıyordu. bir şeyi hor görmek. gözünden dü şmek: I´m disenchanted with him. O, gözümden düştü. -den bıkmak. ... eğiliminde olmak. k. dili 1. mahvolmak; belaya çatmak. 2. pestili ç ıkmak, canı çıkmak. (kötü bir şeye) mahkûm olmak. çok neşesiz olmak, canı sıkkın olmak. -e karşı olmak. k. dili (bir şeyi yapmak için tanınan mühlet) bitmek üzere olmak; (bir işin) sonuna yakla şmış yırtık pırtık olmak, yırtık pırtık giysiler içinde olmak. (birinin) üstü ba şı olmak: We´re down to the wire. Bu işin sonuna iki dirhem bir çekirdek olmak, çok süslenmi ş olmak. 1. to -den kaynaklanmak/ileri gelmek, -e borçlu olmak. 2. -in verilmesi/ödenmesi gerekmek/laz ım olmak: When is this note due? Bu -e âşık olmak. ile kaplı olmak; ile örtülü olmak. -e bayılmak, -i çok sevmek: She is enchanted with her new house. Yeni evine bayılıyor.tabaka) ile kaplı olmak. 2. (mücevherler) ile süslü olmak. 1. (kalınca bir 1. ile yüklü olmak. 2. ile doldurulmu ş olmak. Allah (birine) (bir şeyi) vermek: He´s endowed with a good memory. Allah ona iyiıp gitmek. vermiş. -e dal bir haf ıza (olumsuz bir duruma) dü şmek: He was enmeshed in his own intrigues. Kendi entrikalar ı çok saygın bir yeri olmak: It´s an expression that´s (bir şeyin) içinde ayağına dolanmıştı. enshrined inolmak. 2. -i yapmaya yetkisi olmak.dilinde çok saygın bir yeri 1. -e hakk ı French usage. O deyimin Frans ız (bir işin) üstesinden gelmek. -e eşit olmak. i. 1. karşılık, eşit. 2. dilb. eşanlamlı sözcük, eşanlamlı. (from) -den muaf olmak. f. muaf tutmak. k. dili hamile olmak, gebe olmak.

be fagged out be familiar to be familiar with be famished be fascinated by/with be fast be few and far between be fluent in be flushed with be fond of be for the benefit of be found wanting be free of be free to be free with one´s advice be free with one´s money be from be frozen hard be fucked up be full of beans be given to be going strong be going to be good at be good enough to be good for be good/bad at figures be greedy for be green with envy be guilty of be halfway through be halfway to be hand in/and glove with be happy with be hard at hand be hard at it be hard by be hard hit by be hard of hearing be hard on be hard on the heels of be hard put to be hard put to be hard up be hard up for money be hell on be here to stay

çok yorgun olmak, tur şu gibi olmak. i., argo 1. sigara. 2. homoseksüel erkek, ibne, tekerlek. -e aşina olmak. -i iyi bilmek. çok ac ıkmış olmak. -e kendini kaptırmak. (saat) ileri gitmek/olmak. nadir rastlanmak; çok seyrek olmak. (bir dili) ak ıcı bir şekilde konuşmak. (bir şeyin) verdiği heyecanla dolu olmak. -i sevmek. -in yararına olmak: This concert´s for the benefit of Darüşşafaka. Bu konser Darü şşafaka´nın yararına. kusurlu bulunmak. 1. (birinden) kurtulmu ş olmak. 2. (bir yerden) çıkmış olmak. -ebilmek: She´s now free to marry. Art ık evlenebilir. You´re free to go. Gidebilirsiniz.ö ğüt vermek. sorulmadan paras ını cömertçe harcamak. -den gelmek, -li olmak. donup kaskatı olmak. 1. kafayı yemek, kafayı yemiş olmak; kafayı üşütmüş olmak. 2. (iş/işler) berbatçok canlmahvolmak,olmak. k. dili olmak, ı ve hevesli rezil olmak. (bir şey yapmak) itiyadında olmak. enerjik bir şekilde çalışmak. 1. Niyet gösterir: She´s going to register for that course. O ders için kaydınıbir şeyi) iyi yapmak: He´s good at repairing radios. Radyo tamirini (belirli yaptıracak. 2. Zorunluluk gösterir: You are going to get that job, iyi yapar.edip de (bir yard ımda bulunmak): Will you be good enough to bir iyilik help me? bir süre için) dayanmak: That eder misiniz? another twenty 1. (belirli Bir iyilik edip de bana yard ım rug´s good for years. Oiyi/kötü olmak. daha dayanır. 2. (belirli bir işe) yaramak: It´s hesabı halı bir yirmi yıl gözünü (bir şey) hırsı bürümek. 1. çok k ıskanmak, kıskançlıktan çatlamak. 2. gıpta etmek. -in suçlusu olmak, -den suçlu olmak. -in yarısını bitirmiş olmak. -e giden yolun yar ısında olmak: We were halfway to Alanya. Alanya´ya giden yolun yar ısındaydık. ile yak ın ilişki içinde olmak. -den memnun olmak. kapıda olmak, kapıya dayanmış olmak. k. dili çok çalışmak. -in çok yak ınında olmak; -e çok yakın olmak. -in çok zarar ını görmek: We were hard hit by the cold weather in December. Aralık´taki soğuk bize çok zarar verdi. ağır işitmek/duymak. k. dili 1. (bir şeyi) hor kullanmak. 2. (bir şeyi) çabuk eskitmek/mahvetmek. 3. (birine) sert ından gelmek. -in hemen ard davranmak. (bir şeyi) zorla/çok zor yapmak: They were hard put to finish it on time. Onu vaktinde bitirmeleri çok zor oldu. (bir şeyi) zorlukla/güçlükle (yapmak): I was hard put to give her an answer. Ona zor cevap verdim. k. dili (birinin) pek paras ı olmamak, (biri) züğürt olmak. para s ıkıntısı çekmek. -i hor kullanmak, -i hoyratça kullanmak. kalıcı olmak, vazgeçilmez olmak: Computers are here to stay. Bilgisayar artık hayatımızın vazgeçilmez bir parçası oldu.

be honeycombed with be hooked on be hungry be ignorant of be imbued with be implicit in be in be in the ascendant be in a (tight) spot be in a bad humor be in a bad mood be in a bad way be in a brown study be in a fix be in a flap be in a good humor be in a good mood be in a hurry be in a pickle be in a pinch be in a be in a be in a be in a

ile dopdolu olmak. k. dili 1. -in tiryakisi/ba ğımlısı olmak. 2. -e vurgun/âşık olmak. 1. aç olmak, karn ı aç olmak. 2. for -i çok özlemek; -i çok arzu etmek, -e susamak. olmamak; ... hakk ında bilgisi olmamak. -den haberi ile dolu olmak: He was imbued with a strong sense of duty. Görev a şkıyla doluydu. ı olmak, -in içinde olmak: That´s implicit in what I said. O, -de sakl dediklerimde saklı. 1. evde/ofiste bulunmak. 2. moda olmak. 3. (mevsimi geldi ği için) (sebze/meyve) ç ıkmak. ufkunda görünmek. 2. (birinin) yıldızı parlamak; 1. (yıldız/gezegen) doğu egemen olmak. k. dili zor bir durumda olmak. -in sinirleri/huyu/heyheyleri üstünde olmak. sinirleri tepesinde/üstünde olmak. 1. ağır hasta olmak. 2. çok zor bir durumda olmak. k. dili dalıp gitmek. zor bir duruma dü şmek. k. dili tela ş içinde olmak. -in keyfi yerinde olmak. keyfi yerinde olmak. 1. -in acelesi olmak, acele etmek: I´m in a hurry. Acelem var. Don´t be in too big a bir durumda olmak. k. dili zor hurry. Fazla acele etme. 2. to (bir şeyi) çabuk/bir an evvel

k. dili zor bir durumda olmak. (aslında istenilmeyen/orada bulunması yasak olan biri) (başkasının) place on sufferance müsamahas ı/görmezlikten gelmesidurumda olmak. position to do s.t. (about) (bir konuda) bir şeyler yapabilecek sayesinde bir yerde bulunmak: You ne yapaca ğını bilememek. quandary değişmek, değişim içinde olmak. state of flux k. dili tela ş/endişe içinde olmak. k. dili somurtup durmak. k. dili endişe içinde olmak. k. dili tela ş içinde olmak. k. dili tela ş içinde olmak. k. dili öfkesi burnunda olmak. İng., k. dili endişe/telaş içinde olmak. 1. (with) (ile) anla şmak. 2. with -e uymak; ile uyumlu olmak. hemfikir olmak; mutab ık olmak. aynı hizada olmak. (birinin) vaktinde ödenmemi ş borçları olmak. -in gözünden dü şmek. (bir davran ış) (birinin) karakterine uymak. (of) -in sorumlusu olmak, -e bakmak: Who´s in charge here? Buraya kim bakuygun olmak, -e uymak. -e ıyor? çok güç durumda olmak. çok zor bir durumda olmak. gözden dü şmüş olmak. gözden dü şmüş olmak. görünmek; görünürde olmak. (kötü bir şeyi) geçirmek üzere olmak. yürürlükte olmak. k. dili (bir şey) en hareketli zamanında olmak, hızını almak; yoluna girmek.

be in a stew be in a sulk/be in the sulks/have a fit of the sulks be in a sweat be in a swelter be in a swivet be in a temper be in a twist be in accord be in agreement be in alignment be in arrears be in bad odor with be in character be in charge be in conformity with be in dire straits be in dire/desperate straits be in disfavor be in disgrace be in evidence be in for be in force be in full swing

be in good taste be in good with be in good working order be in high spirits be in hopes of be in hot water be in hysterics be in juxtaposition be in keeping with be in labor be in league with be in limbo be in line with be in low spirits be in need be in need of be in neutral be in no hurry to be in on be in on the secret be in one´s element be in one´s glory be in one´s right mind be in order be in poor health be in possession of be in possession of o.s. be in power be in practice be in print be in progress be in quotes be in rags be in ruins be in rut be in s.o.´s debt be in s.o.´s grasp be in s.o.´s power be in s.o.´s shoes be in s.t. up to one´s eyes be in session be in shape be in short supply be in short supply be in sight be in step be in stitches

(bir şey) uygun düşmek, yakışık almak, yerinde olmak: That remark was notdili good taste. O lafgirmi ş olmak. k. in (birinin) gözüne yak ışıksızdı. iyi işler durumda olmak. keyifli olmak, keyfi yerinde olmak. -i ummak. k. dili ba şı dertte olmak, güç durumda olmak. 1. k. dili gülmekten kat ılmak, gülme krizi geçirmek. 2. isteri krizi geçirmek. birbirine yak ın bulunmak; yanyana bulunmak. -e uygun olmak. doğurmakta olmak. -in müttefiki olmak. iki cami aras ında kalmış beynamaza dönmek. 1. -e uymak. 2. ile bir hizada olmak. keyifsiz olmak. yoksul/fakir olmak. -e ihtiyac ı olmak; istemek.. (motor) bo şta çalışmak, rölantide durmak/çalışmak. (bir şey yapmaya) can atmamak. 1. -e dahil olmak/kat ılmak, -de payı olmak. 2. -i bilmek, -den haberi olmak. sırra ortak olmak. k. dili kendini rahat hissetti ği bir ortamda bulunmak. kendinden çok ho şnut olmak. aklı başında olmak. 1. düzenlenmiş/sıralanmış durumda olmak. 2. (işler) yolunda olmak. -in sağlığı iyi olmamak. -e sahip olmak, -si olmak. kendine hâkim olmak, kendine sahip olmak. (parti) iktidarda olmak. formda olmak. (kitap) yayımcısında mevcut olmak, kitapçılarda bulunmak. devam etmek, sürmek, yap ılmak: The battle was still in progress. Muharebe hâlâ devam ediyordu. The hearing is now in progress. tırnak işaretleri/tırnaklar içinde olmak. (birinin) giysileri yırtık pırtık olmak. 1. harap/yıkık dökük bir halde olmak. 2. mahvedilmiş olmak. (hayvan) k ızışmak, kösnümek. bir kimseye borçlu olmak. birinin pençesine dü şmüş olmak. birinin elinde olmak. k. dili birinin bulundu ğu durumda olmak, birinin yerinde olmak. (yasadışı) bir işin içinde olmak, bir işe fena halde bulaşmış olmak. (mahkeme/toplant ı/kongre/parlamento) toplantı halinde olmak; (okul/üniversite) ö ğretim yılınaolmak, kondisyonu iyi olmak: The right now. (for) (-e) hazır olmak; formda girmiş olmak: Court´s in session players are olmak; az Oyuncular formda. az in shape. bulunmak. az miktarda bulunmak. 1. yak ın olmak, ufukta olmak: Victory is in sight. Ufukta zafer görünüyor. 2. görülmek, gözle seçilmek. 1. (with) (ba şkalarına) adım uydurmak. 2. with -e ayak uydurmak: We´re in stepgülmekten kas ıklarıça ğa ayak uydurduk. k. dili with the times. Biz çatlamak.

be in store for be in straitened circumstances be in substantial agreement be in sympathy with be in sync be in tatters be in tears be in the black be in the clear be in the doldrums be in the employ of be in the know be in the lead be in the limelight be in the making be in the market for be in the mood to/for be in the pink be in the pipeline be in the process of be in the red be in the right be in the running be in the same ballpark be in the soup be in the swim be in the throes of death be in the way be in the wind be in the wrong be in town be in transit be in trouble be in vogue be in with be in with be in work be in/under one´s charge be incapable of be inclined to be included be inconsistent with be incumbent on be indicative of be indifferent to be ineligible for be infatuated with

(bir şey) (birini) beklemek: A surprise is in store for you. Seni bir sürpriz bekliyor. içinde ya şamak, darlık içinde olmak. yoksulluk temelde anla şmak, temel noktalarda hemfikir olmak. (görüşü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek. senkronik olmak, senkronize edilmi ş olmak. 1. lime lime olmak, yırtık pırtık olmak. 2. (ad, şöhret v.b.) mahvolmak. ağlamak. borcu kalmamak, borçlu olmamak. şüphe altında olmamak; masumluğu ispatlanmış olmak. f. 1. (bir şeyi) (bir yerden) kald ırmak/uzaklaştırmak/yok bulunmak. 2. (birinin işleri) kesat 1. den. rüzgâr ın esmediği bir bölgede etmek: Clear the table! Sofrayı olmak.için) çals ıkıntısı çekmek; efkârlı olmak. (birisi 3. can ışmak. (bir konuda) ço ğu kimsenin bilmediği şeyleri bilmek. önde/başta gitmek. ilgi odağı olmak. hazırlanmakta olmak; oluşmakta olmak: There´s a new age in the making. alma niyetindeolu şmakta. -i satın Yeni bir devir olmak. canı (bir şeyi) yapmak istemek: I´m not in the mood to go there. Canım oraya gitmek istemiyor. turp not in the mood for company. Kimseyle 1. sapasa ğlam olmak, I´m gibi olmak. 2. en güzel halinde olmak. k. dili hazırlanmakta olmak. sürecinde olmak, -mekte olmak. borçlu olmak. haklı/doğru olmak. adaylardan biri olmak. -e yak ın olmak. s. kabataslak, yaklaşık: Give me a ballpark figure. Bana kabataslak dertte olmak. k. dili ba şı bir rakam söyle. (of things) k. dili faal bir hayat sürmek; faal bir sosyal hayat ı olmak. can çekişmek. engel olmak, ayak alt ında olmak. k. dili (bir şeyin) (gerçekleştirilmeden önce) sözü edilmek: It´s been in the wind for some time now. Epey zamand ır sözü ediliyordu.sendeydi. suçlu/kabahatli olmak: You were in the wrong. Kabahat

şehirde olmak.
(insanlar/mallar) yolda olmak; (insanlar) bir yerden ba şka bir yere geçmekte olmak; (mallar) bir yerden ba şka bir yere taşınmakta olmak. başı belada olmak. 1. moda olmak. 2. ra ğbette olmak. 1. ile arkada ş olmak, ile arası iyi olmak. 2. (birinin) gözüne girmiş olmak. k. dili (biriyle) çok iyi geçinmek; (birinin) gözüne girmi ş olmak. k. dili çalışmak, işi olmak, iş sahibi olmak: He´s been in work since May. Mayıstan berialtında olmak. sorumlulu ğu çalışıyor. -i yapamamak, ... yetene ğinin dışında olmak. -e meyli olmak. (in) -e dahil olmak/edilmek. ile çelişmek. -in sorumlulu ğu -e ait olmak, -e düşmek: It is incumbent on you to educate your children. Çocuklar ının eğitiminden sen sorumlusun. i. -i göstermek, -e işaret etmek. -e karşı ilgisiz olmak, -e ilgi göstermemek: He´s indifferent to her. Ona karşı ilgisiz. (şartlara uymadığı için) -e alınamamak/katılamamak. -e deli gibi â şık olmak.

be infested with be informed about be inherent in s.t. be insensible be insensitive to be intended for be intent on be interested in be intimate with be into be intrinsic to be involved in be involved with be itching to be jealous of be keen on be lacking be laid up be late be leery of be left holding the bag be left holding the sack be left stranded be liable be littered with be loath to do s.t. be located in be long on be lost on be lousy with be low in be low on be low on one´s list be mad about be mad on be marooned be master of be mindful of be misguided be mistaken be mixed up be mixed up in be mixed up with be mounted on be much sought after be mysterious about be nauseated

-in içinde/üzerinde çok olmak, ile dolu olmak: The area´s infested with bandits. Bölge olmak. dolu. -den haberdar haydut bir şeyin aslında var olmak. 1. to -i hissedememek. 2. to -e kar şı ilgisiz olmak; -e aldırmamak. 3. of (tehlikeden) habersiz olmak; -i farkedememek. 1.-e karşı ilgisiz olmak; -e aldırmamak. 2. -e duyarlı/hassas olmamak. için amaçlanmak, için olmak: This book is intended for children. Bu kitap çocuklar için olmak: He is intent on solving the problem. Sorunu çözmeye 1. -e kararlı yazılmış. kararlı.duymak, -e merakl ı olmak: She intent on his work that he Edebiyata -e ilgi 2. -e dalmış olmak: He was so is interested in literature. lost all ilgi duyuyor. My uncle is interested in reptiles. Amcam sürüngenlere ile samimi olmak. k. dili (bir işle) uğraşmak; merakı (bir şey) olmak. Dividing two into twelve gives six. On iki bölü iki e şittir altı. -e özgü olmak. 1. -e kar ışmak: She was once involved in a scandal. Bir zamanlar bir skandala a şk ışmıştı.olmak. k. dili ile kar ilişkisi 2. ile meşgul olmak, ile uğraşmak: He´s involved in a -e can atmak. -i k ıskanmak.

İng., k. dili -e çok hevesli olmak, -e meraklı olmak, -e düşkün olmak: be keen olmamak; aktörlü ğe hevesli olmak. 1. ... on acting ... eksik olmak: Something´s lacking here. Burada bir eksiklik var. 2. in -de ... olmamak: He´s lacking(hastal ık v.b. nedeniyle) ıl 1. biriktirilmek, ilerisi için saklanmak. 2. (with) in intelligence. Onda ak yatakta/evde kalmak, zorunda olmak, yata ğa mahkûm olmak. (for) (-e) geç kalmak (-e) gecikmek.
-den çekinmek. k. dili 1. kabak ba şına patlamak. 2. avucunu yalamak. k. dili 1. kabak ba şına patlamak. 2. avucunu yalamak. bak. be stranded. 1. for -den sorumlu olmak. 2. to (biri) ... e ğiliminde olmak. 3. to ... ihtimali olmak: He´s liable (şeyler) ile darmadağınık olmak. ihtimali yüksek. gelişigüzel atılmış to get caught. Onun yakalanma 1. bir şeyi yapmayı hiç istememek. 2. bir şeyi yapmaktan çekinmek. -de bulunmak/olmak. -in fazlas ı olmak. -i etkilememek. k. dili 1. ile dolu olmak, ile kaynamak. 2. (birinde) bir şey çok olmak: He´s lousy miktar ı az olmak: It´s lowı in cholesterol. Onun kolesterolü az. -in ... with money. Onun paras çok. k. dili (bir şeyin stoku) az olmak: We´re low on wood. Az odunumuz kaldı. k. dili -in önemli sayd ığı işlerden olmamak: That´s low on my list right now. O şimdi benim gibi sevmek, -e ç ılgınca âşık olmak. 2. -e bayılmak. k. dili 1. -i deli için ön planda değil.

İng., k. dili, bak. be mad about.
(on) (-de) mahsur kalmak. -in ustas ı olmak. 1. -i hatırında tutmak. 2. -e dikkat etmek. 1. (insan) yan ılmak. 2. yanlış olmak. yanılmak. zihni karışmak. -e karışmak, -e bulaşmak. ile ilişkisi olmak. (binek hayvan ına) binmiş olmak. çok aran ılan/istenilen bir şey/biri olmak, çok rağbette olmak, çok rağbet görmek. k. dili -in ne oldu ğunu açıklamaktan kaçınmak; ... hakkında konuşmaktan kaçınmak; ... konusunda doğru dürüst cevap vermemek. midesi bulanmak.

be necessary be no great shakes be no slouch at/as a be noncommittal be none the worse for be nonplussed be notable for be noted for be nothing but skin and bones be noth-ing to write home about be nuts be nuts about be o.s. be obliged be obliged to do s.t. be oblivious of/to be obsessed by/with be of capital importance be of one mind be of prime importance be of service to be of the same mind be of use be of use for s.t. be of value be of/in two minds about be off be off guard be off in one´s calculations be off one´s nut be off one´s rocker be off one´s trolley be off sick be off the air be off the beaten track be offended be OK, OK be on be on a better footing than ever be on a diet be on a par with be on an even keel be on display be on edge be on familiar ground be on fire be on good terms

gerekmek, lazım olmak/gelmek, icap etmek. k. dili üstün biri olmamak. k. dili (belirli bir konuda) hiç fena olmamak, baya ğı iyi olmak: He´s no slouch as an artist. Ressamrengini belli etmemek. belirli bir cevap vermemek; olarak baya ğı iyi. (bir şeyden) (birine) hiç zarar/halel gelmemek: They were none the worse for it. Onlara hiç zarar ı olmadı. şaşkına dönmüş olmak. ile tanınmak, ile meşhur olmak; ... için önemli sayılmak. ile tanınmak, ile meşhur olmak; ... için önemli sayılmak. k. dili bir deri bir kemik kalmak. k. dili tamah edilecek bir matah/mal olmamak. aklını oynatmış olmak, kafadan kontak olmak. 1. -in delisi olmak. 2. -in hayran ı olmak, -e deli olmak. kendisi gibi davranmak, normal bir şekilde hareket etmek. memnun olmak: I´d be obliged if you´d come early. Erken gelirsen memnun olurum. mecbur olmak. bir şeyi yapmaya (etrafında olup bitenlerin) farkında olmamak. -i aklına takmak, aklı -e takılmak. çok önemli olmak, çok önem ta şımak. hemfikir olmak, ayn ı fikirde/düşüncede olmak. çok önemli olmak. -e yardımı dokunmak, -e yardım etmek. hemfikir olmak, ayn ı fikirde/düşüncede olmak. yardım etmek. bir şeye yaramak. değerli olmak. -in hakk ında kesin bir karara varamamak. 1. gitmek; yola ç ıkmak. 2. (elektrik/su/gaz) kesik/kesilmiş olmak; (elektrik/ışık) söndürülmüş/kapalı olmak; (makine/aygıt) kapalı olmak: The tetikte olmamak. hesabında yanılmış olmak. k. dili aklını kaçırmış olmak, aklını oynatmış olmak. k. dili ç ıldırmış olmak. k. dili kafadan kontak olmak. hastalık nedeniyle işe gelmemiş olmak. (radyodan/televizyondan) yayımlanmamak; yayımda olmamak. k. dili her yerden uzak bir yerde olmak, da ğ başında olmak. gücenmiş/alınmış olmak. iyi olmak. 1. (elektrik/su/gaz) aç ık olmak; (elektrik/ışık) açık olmak. 2. (makine/ayg ıt) çalışmak, açık olmak. araları her zamankinden daha iyi olmak. perhiz yapmak, rejim yapmak. ile aynı/eşit derecede/değerde olmak. 1. başta ve kıçta çektiği su aynı olmak, (gemi) dengede olmak. 2. k. dili her şey yolunda olmak. sergilenmek. sinirleri gergin olmak. 1. bildiği bir yerde/yörede bulunmak. 2. bildiği bir konuyla ilgilenmek. yanmak. (with) (biriyle) aras ı iyi olmak: Ece´s on good terms with Ayşen. Ece´nin Ayşen´le arası iyi.

be on guard be on its way out be on one´s hands be on one´s last legs be on one´s mettle be on one´s own be on one´s own responsibility be on one´s toes be on one´s way out be on overtime be on pins and needles be on probation be on s.o.´s side be on s.o.´s trail be on s.t.´s trail be on show be on skid row be on speaking terms be on strike be on tap be on target be on television be on tenterhooks be on the air be on the alert be on the ball be on the decline be on the defensive be on the go be on the high (low) side be on the house be on the level be on the make be on the mend be on the point of be on the right road be on the road be on the safe side be on the shelf be on the skids be on the spot be on the table be on the telephone be on the tip of one´s tongue be on the tip of one´s tongue be on the up-and-up be on the wane

1. nöbet tutmak. 2. tetikte olmak. -in devri kapanmak üzere olmak. (yük sayılan bir şey/biri) -in başında olmak, -in sorumluluğunda olmak. ömrü/miad ı dolmak üzere olmak. elinden geleni yapmaya hazır olmak. 1. başkasından yardım görmeden geçinmek/rızkını kazanmak, kendi kendini geçindirmek, ba şının çaresine bakmak. 2. yalnız başına kalmak. (yaptığı şeyden) kendisi sorumlu olmak. k. dili uyan ık/dikkatli olmak. çıkmak: We were just on our way out. Biz şimdi çıkıyorduk. fazla mesai yapmak, mesaiye kalmak. k. dili diken üstünde olmak, endi şe içinde olmak.

şartlı tahliyeden sonra gözetim altında olmak. 1. birinden yana olmak, birinin taraf ını tutmak. 2. birinin lehinde olmak, birine yararltakip etmek; birinion your side. Genç olman lehinedir. birinin izini ı olmak: Youth is aramak.
1. (av köpe ği) avın izini takip etmek: The dogs´re on the trail. Köpekler iz sürüyor. 2. bir şeyi takip etmek; bir şeyi aramak. sergilenmekte olmak. k. dili serseri ve sefil bir hale dü şmüş olmak. (with) (biriyle) selamla şıp konuşmak. grev yapmak. 1. k. dili hazır bulunmak. 2. (bira) fıçıdan alınıp satılmak. 1. (bir tahmin) do ğru çıkmak. 2. (bir iş) belirlenen süreye uygun olarak ilerlemek. televizyonda olmak; televizyona ç ıkmak. endişe içinde olmak. (radyodan/televizyondan) yayımlanmak; yayımda olmak. tetikte olmak. argo ak ıllı ve dikkatli olmak. (kuvvetli/yüksek bir durumdan) dü şmekte olmak: The birthrate is on the decline. Do ğum oranı olmak. savunma durumunda düşmekte. The Roman Empire was on the decline. birtak ım işlerle meşgul olmak. oldukça pahalı (ucuz) olmak. ... işyerinin ikramı olmak, ... şirketten olmak: Your meal tonight is on the house.do ğruyu söylemek. k. dili Bu geceki yeme ğiniz lokantamızın ikramı. k. dili 1. kö şeyi dönmeye çalışmak; statüsünü yükseltmeye çalışmak. 2. cinsel ilişki için eş aramak. (hasta) iyile şmek. -mek üzere olmak: He was on the point of going. Gitmek üzereydi. doğru yolda olmak. 1. yolda olmak, seyahat etmek. 2. yola ç ıkmış olmak. 3. to -e doğru ilerlemek. ihtiyatlı davranmak. 1. k ızağa çekilmiş olmak; emekliye ayrılmış olmak. 2. (kadın) evde kalmış olmak.kötü bir durumda olmak, kötüye gitmek. k. dili olayın geçtiği yerde bulunmak. 1. teklif edilmiş olmak. 2. (tasarının/meselenin) görüşülmesi/tartışılması ileri birtelefonda olmak/konu şmak. k. dili tarihe b ırakılmış olmak. k. dili dilinin ucunda olmak: It was on the tip of my tongue. Dilimin ucundaydı. ucunda olmak. k. dili dilinin k. dili yalans ız konuşmak; dürüst bir şekilde davranmak: I think he´s on the up-and-up. Bence numara yapm ıyor. azalmakta/batmakta/sönmekte/sonuna yakla şmakta olmak.

be on the watch be on the wing be on to be on top of be on top of the world be on top of the world be on top of things/the news be on trial be on vacation be one jump ahead be one with be one´s own man be one´s own man be one´s own master be onto a good thing be open to dispute be operated on be opposed to s.t. be oriented towards be out be out and about be out for s.o.´s blood be out in force be out in left field be out in one´s reckoning be out of be out of a job be out of character be out of character be out of commission/kilter/whack be out of control be out of earshot be out of favor (with) be out of it be out of line be out of luck be out of one´s mind be out of one´s mind be out of order be out of place be out of place be out of plumb be out of practice be out of practice be out of print be out of print be out of reach

1. tetikte olmak, kulak kesilmek. 2. nöbette olmak. uçmakta olmak, uçmak. k. dili (birinin) ne halt/haltlar yedi ğini/karıştırdığını bilmek. k. dili (duruma) hâkim olmak. k. dili çok mutlu olmak, sevinçten uçmak. k. dili sevinçten uçmak, ayaklar ı yere değmemek, bastığı yeri bilmemek. k. dili olup bitenlerden haberdar olmak. 1. yargılanmak. 2. denenmek. tatilde olmak, tatil olmak: Schools are on vacation. Okullar tatil. k. dili 1. (of) (-den) önce davranarak avantajl ı durumda olmak. 2. of -den iki adımfikirde olmak. ile aynı ileride olmak. başına buyruk olmak. yerini korumak. başına buyruk olmak. k. dili yağlı bir iş bulmuş olmak. (bir şey) tartışılabilmek, tartışmaya açık olmak. ameliyat olmak. bir şeye karşı olmak, bir şeyin aleyhinde olmak. -e yönelmiş olmak. 1. dışarıda olmak: He´s out at the moment. Şu an burada değil. 2. (belirli bir miktar para) gitmek; (para) aç ığı olmak: I had to buy them lunch, and (nekahetten sonra) d ışarı/sokağa çıkıp gezmek. k. dili birinin hakk ından gelmek istemek. k. dili ortalıkta çok olmak. argo çok yan ılmış olmak. hesabında yanılmak. 1. (bir şey) tükenmiş olmak, kalmamak: We´re out of gas. Benzinimiz bitti. By the time he reached the top of the hill he was out of breath. Yoku şun işsiz olmak. (bir davran ış) (birinin) karakterine uymamak. (bir davran ış) birinin her zamanki davranışlarına uymamak. k. dili bozulmu ş olmak. 1. kontrolden ç ıkmış olmak, frenlenemez olmak. 2. (biri) dizginlenemez olmak. oldu ğu için) işitememek, duyamamak. (uzakta (birinin) gözünden dü şmüş olmak. argo başka bir dünyada yaşamak, hayal dünyası içinde olmak. 1. yersiz/uygunsuz/yak ışıksız olmak, yakışık almamak. 2. sıradan çıkmış olmak. şansı olmamak, şansı yaver gitmemek. 1. aklı yerinde olmamak, aklını kaçırmış olmak. 2. çok öfkeli olmak. k. dili aklını kaçırmış olmak, delirmiş olmak, keçileri kaçırmış olmak. 1. (makine/ayg ıt) bozulmuş/bozuk olmak, çalışmamak. 2. düzensiz olmak. zamanki) yerinde olmamak. 2. yersiz/uygunsuz/yak ışıksız olmak, 1. (her 3. usule ayk ırı olmak. 4. uygunsuz olmak. yak ışık almamak.olmamak. 2. uygun dü şmemek. 1. (fiilen) yerinde

şakulünde olmamak, şakulden kaçmak. (uzun zamandan beri bir şeyi yapmadığı için) (onu) iyi yapamamak. formda olmamak; formdan dü şmüş olmak. (kitabın) baskısı tükenmiş olmak. (kitap) yayımcısında mevcut olmamak, kitapçılarda bulunmamak, (kitabın) baskısı tükenmişerişilemez olmak. 1. el altında olmamak. 2. olmak.

be out of season be out of shape be out of shape be out of sorts be out of sorts be out of step be out of stock be out of sync be out of the hole be out of the picture be out of the question be out of the running be out of the running be out of the woods be out of the woods be out of this world be out of this world be out of touch be out of touch with be out of work be out of work be out on maneuvers be out on strike be out on the end of a limb be out on the town be out on the town be out to be out to lunch be over be over and done with be over one´s head be over s.o. be over the hump be overcome by/with be overdrawn be overgrown with be overjoyed be overwhelmed by/with be overwhelmed with be par for the course be parallel with/to be peeved at be peopled by/with be perishing be pertinent to be pissed be pleased to do s.t.

-in mevsimi bitmiş olmak. formunda olmamak. 1. formda olmamak, formdan dü şmüş olmak. 2. şeklini kaybetmiş olmak, kalıpsız olmak. k. dili sinirleri ayakta olmak. k. dili can ı sıkkın olmak, keyfi kaçmak/bozulmak. 1. (with) (ba şkalarına) adım uydurmamak. 2. with -e ayak uydurmamak. stokta bulunmamak. senkronik olmamak, senkronize edilmemi ş olmak. k. dili borçtan kurtulmu ş olmak. k. dili (biri) sahneden çekilmi ş olmak, işin içinde olmamak. k. dili söz konusu olmamak, dü şünülmemek, uygun sayılmamak. (yarışmadan) elenmiş olmak. adaylıktan elenmiş olmak. (hasta) hayati tehlikeyi atlatm ış olmak. k. dili tehlikeyi atlatm ış olmak. argo çok güzel/harika/süper olmak. k. dili süper/fevkalade güzel/fevkalade/harika/harikulade olmak. 1. (with) (biriyle) iletişim içinde olmamak. 2. dünyada olup bitenlerden haberitemasta bulunmamak. konuya) habersizgeli şmeler hakkında bilgisi 1. ile olmamak. 3. with (bir 2. -den ait yeni olmak. işsiz olmak. işsiz olmak. ask. manevra yapmak. grevde olmak. desteksiz kalmak. şehirde yiyip içip eğlenmek. k. dili şehirde zevk peşinde koşmak. (bir amaç) pe şinde olmak; (bir şey) için fırsat kollamak: He´s out to get him. ğle yemeği yemeye çıkmışiçin fırsat kolluyor. They´re out to win the 1. ö Onun hakk ından gelmek olmak. 2. argo kafası izinli olmak. 3. argo kafası olmak, bitmek, sona ermek: The concert´s over. Konser bitti. It´s bitmiş pek çalışmamak. over between us.bitmiş ızda her şey bitti. k. dili tamam ıyla Aram olmak. 1. (su) boyunu geçmek/a şmak. 2. (birinin) bilgisi/yeteneği dışında olmak. birinin amiri olmak; birinden daha yüksek bir görev/makam/rütbe sahibi olmak. zor tarafını atlatmış olmak, düze/düzlüğe çıkmak. işin en -den (kötü bir şekilde) etkilenmek: She was overcome by the smoke. Dumandan dolaygöstermek. 2. hesab ından overcome with emotion. Öyle 1. borç bakiyesi ı kendinden geçti. He was fazla para çekmiş olmak; (hesaptan) fazlav.b.) ile kapl ı/örtülü olmak. (yabani bitkiler para çekilmi ş olmak. çok sevinmek. 1. (duygulara) yenik dü şmek, yenilmek. 2. (sorumluluk, ağır bir iş v.b.) altında ezilmek. garkolmak. -e boğulmak, -e k. dili normal sayılmak. 1. -e paralel olmak. 2. -e benzemek. -e sinirlenmek, -e sinir olmak. (bir yerin) halk ı/personeli -den oluşmak/ibaret olmak. 1. çok ü şümek. 2. (hava) çok soğuk olmak. ile ilgisi olmak, ile ilgili olmak. 1. off k ızmış/sinirlenmiş olmak. 2. İng. fitil/çok sarhoş olmak. (bir şeyi) memnuniyetle yapmak: I´d be pleased to do it. Memnuniyetle yaparım.

birbirine zıt olmak. oldu ık sanılmak. k.. (çukurlar) ile 3. dili keçileri kaçırmış olmak. . fiyatı .s. k. resign o. -den tiksinmek. şakulüne getirmek.´s due -den memnun olmak. k. birinin hakk ı olmak.. zamanı dar olmak. ile iftihar etmek. -in vakti çok daralm ış olmak. -e iyi uymak. 2. Onun dürüst bir insan oldu ğu söyleniyor. f. tutkusuyla yan ıp tutuşmak: He was possessed with a desire to see Africa. . to -ehonest .. 2. 1. . hazır/hazırlıklı olmak. 3. -den olumlu bir şekilde etkilenmek. (kuş) havada hareketsizmiş gibi durmak. a ğızdan ağıza dolaşmak. (bir eylemi) defalarca yapmak: She was profuse in her praise of him. Onu çokeövdü. to tıb. 1.. 2. z. şakulünde olmak. kirli olmak. k. to -e razı olmak. -e sahip olmak.be pleased with be pleased with o. to. olduğu söylenmek: He ilgisi olmak. -den kurtulmu ş olmak.. (-den) emin olmak. çok yayg İng. k. kendinden memnun olmak. k. (to) (ile) akrabalık bağı olmak: He´s not related to them. (tedaviye) cevap vermek. to -e duyarlı/hassas olmak. afallamak. -e k ızmış/sinirlenmiş olmak. -den gurur/k ıvanç/övünç duymak.o. şaşırmak. -e meyilli olmak. -den kurtulmak: We´re rid of them now! Onlardan kurtulduk artık! ile dolu olmak: This building is ridden with rats.. dili It is quite something 1. 1.. birinin s ırdaşı olmak. herkese nasip olmamak. çok iyi bir şey olmak.. iskandil etmek. sıkışık bir durumda olmak. Onlar birer milyona satılıyor. 2. -e zararlı olmak. görme tutkusuyla yanıp tutuşuyordu. -e kendini kaptırmak. Çabuk ol/olun! 1. to be made a countess these days. dili para s ıkıntısı çekmek.. be plugged into be plumb be pocked with be poised for be poised for battle be poised in the sky be poles apart be polluted be positive (of/about) be possessed of be possessed with be predicated on be predisposed to be prejudicial to be prepared be prepossessed by be pressed be pressed for time be pretty well suited to be priced at be privy to s.. delirmiş olmak. düpedüz. şakullemek. bak. -in üzerine kurulmuş olmak. ın olmak. dili gerçekten. be an person. ile övünmek. sıkışık olmak. -e meyilli/e ğilimli/yatkın olmak. -e hazır olmak.´s secrets be profuse in be prone to be proof against be proper to be proud of be provoked at be pushed for money be pushed for time be puzzled Be quick about it! be quite something be quits be related be reputed to be . dolu olmak. Afrika´yı-e dayalı olmak. 1. 2. emekli/tekaüt olmak. olağanüstü bir şey olmak:hesapla şmış olmak. ask. Bu binada fareler kaynıyor. -e satılmak: They´re priced at a million liras each. 2.s. dili (bir sisteme) ba ğlı olmak. söylenilmek. -e ğilimi -e karşı dayanıklı/dirençli olmak.. Onlarla akrabalğu bağı yok. be resigned to be responsive be retired be revolted by be rid of be ridden with be rife be round the bend be rumored be s. olmak.o. -e dayanmak.. -e uygun/özgü/ait olmak. olmak. (ile) is reputed to 3. sava şa hazır bir şekilde beklemek. dili -in az vakti olmak. cevap vermeye istekli olmak. (to) (ile) ilgili olmak.

1. Şehir bir nehrin kenarındaiyi yapmak. k. tamamen birleştiğini belirtir: Alibeyköy is solidly for our man. esirgemek: Don´t be sparing with the butter!ka şınmak: He is spoiling for sparing Dövüşmek için kaşınıyor. (belirli bir konuda) birinin eksikliği olmak: He´s short on smarts.t. Bende beş kitap eksik. İng. I´m scared of spiders. ile dolu olmak. (bir yerde) bulunmak: The town´s situated on a river. Çok az över. be sore about be sorry be soused be sparing in/with be spoiling for be spread-eagled birinin gölgesi olmak. k.. Köy da ğların ortasında bulunuyordu. bulunmak: The village was set deep in the mountains. about -e ilgi göstermek. -i çok özlemek. çıkıştıramamak: I´m short five books. k. 2. olmak: She´s something of a philosopher. ayrılmak. k. (biri)bir şey çapında bir . başını kaşıyacak vakti olmamak. (bir giysi) (birine) k ısa gelmek. He´s one (belirli bir şeyin) kısaltması/kısası olmak. İng. hakk ında hiçbir şey dememek/söylememek/yazmamak: The law is silent on this point. (bir şeyi) bulunuyor. k. 2. bir yana Plana göre in şaat pazartesi günü başlayacak.. (bir işin) ustası olmak. huk. (bir şeyde) (bir öğe) yer yer bulunmak: Her poetry is shot through with humor. kalmak/bulunmak. -i merak etmek. eksik olmak: We´re short of cups. dili -den illallah demek: I´m sick and tired of this! Bundan illallah! midesi bulanmak. 1. k... -in taraf ını tutmak. gibi bir şey Filozof gibi kendi o.. -de personel eksikliği olmak. . 1. İng. Şiirlerinde yer yer mizah var. kusmak. (of) (-den) korkmak: He´s actually a conservative in disguise. be somewhat of a . 2.be s. Onda pek kafa yok. in disguise be scared be scheduled Be seated. üzgün olmak: “Yusuf died. dili iyi durumda Bu konuda kanunda yaz ılı bir şey yok. -den çekinmek. büyük bir Bir yana kayk ılmış oturuyordu. k. -den bahsetmekten çekinmek.o. hasta olmak. in his praise. dili iliklerine kadar ıslanmak. tarifeye göre (belirli bir zamanda) olmak: His flight is scheduled to arrive at three o´clock in the Oturunuz. Fincanlar ımız kâfi değil. ayrı yaşamak. (bir şeyi) çok az yapmak/kullanmak. I´m sorry I´ve k..´s shadow be s. dili Tereya ğını esirgeme! He´s a fight. birinin yan ından ayrılmamak.” “Yusuf öldü. be separated be set be set in one´s ways be shackled by be short be short for be short of be short on be shorthanded be shot of be shot through with be shy about be shy of be sick be sick and tired of be sick at one´s stomach be sick for be sick of be silent on be sitting pretty be sitting pretty be situated be skilled in be slanted towards be slated be slumped to one side be snookered be snowed in be snowed under be soaked in be soaked to the skin be soft on be solicitous be solidly for be something of a .” “Üzüldüm. dili işten başını kaldıramamak.) (birinde) tutsağıydı. 1. üzülmek. Kendi önyargılarının (bir şey) (belirli bir miktarda) eksik olmak.. Örümceklerden korkuyorum. Gitti ğine üzüldüm. k. O gizli bir programa göre (belirli bir zamanda) olmak.. set on going. Gitmeyi kendi kurdu ğu düzenden on aklına koymak: He´s -in tutsa ğı olmak: She was shackled by her prejudices..olmak. to (bir şey) yapmak istemek. dili sarho olmak. .. 1. -den kurtulmak..” Işwas sorry to see her go. (belirli bir miktarı) (s.” “I´m sorry. O aslında Tanrının bir lütfudur. Görüşlerin Alibeyköy´de olmak. programda olmak. pek-işaşmayan biri olmak. 2. k. (bir yerden) (belirli bir uzaklıkta) 1. -den bıkmış olmak. a poet. yetmemek. dili -e fazla yumu şak davranmak. planda olmak: Construction is slated to start on Monday. (varolan şeyler/birileri) kâfi gelmemek. dili çok zor bir durumda kardan mahsur kalmak. olmak: He´s somewhat of . 2.. dili (birinin) her şeyi tıkırında olmak.t. (biri) adam ı tutuyor. kol ve bacaklar ı yana açılmış durumda yatmak... 2.kayk ılmış/yaslanmış olmak: He was sitting slumped to one side. gibi bir şey herkes bizim kendi çapında bir .. olmak. köşeye sıkışmak. Şair gibi bir şey o. bir şey kılığına girmiş olmak: That´s a blessing in disguise. dili -e k ızgın/gücenik olmak. 1. -den yana olmak. .

Bu meclisin (bir şeyden) aşağı kalmak. (bir yer) (birine) yabanc ı olmak. k. 2. söyleyecek sözü kalmamak. starved for affection. çok miktarda . On beş saat boyunca havaalanında mahsur kaldık..s. var olmak: Two hours later the pain was still there. (belirli bir) izlenim bırakmak. 1. (bir şey) (başka tears. (birine) dürüstçe davranmak. gerekmek. -i çok be ğenmek. 2. dili hık demiş (birinin) burnundan düşmüş olmak. yer yer bulunmak. 2. k. be ş parasız olmak. 2. (biriyle) do ğru/yalansız konuşmak. 1. (at/by) hastalanmak.. 1. duvar gibi olmak. 2. k. mahsur kalmak: We were stranded at the airport for fifteen hours. 2. dili (biriyle) aç ık konuşmak.. be surrounded by/with be susceptible to be suspicious of be swamped with be sweet on be sympathetic to/towards be tailor-made for be taken aback be taken ill be taken up with be taken with be talked out be tangent to be tantamount to be the death of be the spitting image of/be the spit and image of be the victim of be there be thick with 1. Onların evi misafirlerle dolup k. oturmuş birbirine zıt oldukları halde belirli bir amaç için 2. ile eşanlamlı olmak. (gemi) karaya 1. (-e) şaşakalmak. beklenmek: You´re supposed to stand up when he walks in. Sevgiden yoksunyapış ış.. -i çok desteklemek. k. dili tamamen sa ğır olmak. 2. Gözleri ya şla doluydu. They´re swamped with guests.be square be starved for be sticky be stir crazy be stone broke be stone cold be stone deaf be straight with be stranded be strange bedfellows be strange to be strong for be strong in be strong on be studded with be subject to be subordinate to be subsequent to be subservient to be sufficient be suffused with be suggestive of be suicidal be suitable for be supportive be supposed to be surcharged with be sure of o. (görüşü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek. olmalı? (belirli bir renge) boyanmak. Çok fazla işi var. İki saat sonra hâlâ ağrı vardı. dili -i çok sevmek. ile meşgul olmak. intihar etmeyi dü şünmek. dili (birine) â şık olmak. lazım olmak: You´re ile dopdolu olmak. hissini vermek. dili tamam ıyla soğumuş olmak. Avlu duman içindeydi. (yüzey) yap ış kalm olmak. buz gibi olmak. -e tabi/ba ğlı olmak: This income is subject to taxation. Bu gelir vergiye tabidir. (bir şey için) kolay bir hedef olmak: This duymak. yeterli olmak. çok şaşırmak. bir olayı) takip etmek. bir olaydan) sonra olmak/vuku (belirli (ba şkasının) emrinde (belirli bulmak. -e teğet geçmek.birlikte çalışmak. dili meteliksiz olmak. -den daha az önemli olmak. etrafı (bir şey/birileri) ile çevrili olmak. Ne zaman ihtiyacın olsa 1.bir yerde uzun 3. -den hoşlanmak. kaplı olmak: This table´s thick needdust. (bir hastalığa) karşı direnci olmamak. 1. (birine) doğru söylemek. ı kaldıktan sonrazorluk ç ıkarmak. -e uygun olmak. k. 2. k. süre kapal dili (bir konuda) bunalmış olmak. . 1. (biri) için biçilmiş kaftan olmak. Bu masa toz içinde. yapışkan olmak. -in hizmetinde olmak: Should faith be subservient to reason? İnanç aklın hizmetinde mi yetmek. (hava) yapış yapış olmak. (biri/bir şey) için özel olarak yapılmış olmak. dili nemli olmak. (bir şeyin) yabancısı olmak. ile kaplanmak. -in ölümüne neden olmak. This is subject to confirmation by the assembly. -den sonra gelmek. 1. -in kurban ı olmak. olmak.susceptible to naval attacks. destek vermek. (belirli bir konuda) iyi/yetenekli olmak. ile dolu olmak: Her eyes were suffused with bir şeyi) akla getirmek. 1. ile aynı olmak. 2. dili (bir hesap) görülmü ş olmak. . aşırı miktarda olmak. Buras ı denizden -den ku şku place is -den şüphe etmek. içinde boğulmak: He´s swamped with work. kendinden emin olmak. O girdiğinde ayağa kalkmanız bekleniyor. 1. The courtyard was thick with smoke. k. with k. about k. (bir şey) çok bulunmak.çok duymak: He´s (iki kişi) hesaplaşmış (bir şeyin) eksikliğini/yokluğunu (iki kişi) fit olmak. -den etkilenmek. ile She´s always there when you with her.

of be unable to get a word in karşısındakinin fazla konuşmasından dolayı ağzını açamamak.) -e tahammül etmek. -den yılmamak. I am unable to make the decision by myself. varsaymak. topa tutulmak. Susad ım. tutuklu olmak. 1. zannetmek. belirli birkaç amaç için kullan ılabilmek. k. dili 1. -den habersiz olmak: He is be unaware of unaware of his duymak.o. -den âciz olmak: She was unable to come. Geleceklerini duymak beni son derece memnun etti. donakalmak. k. be unable to be unable to bear/stand the sight Gelemedi. of -e bağlı olmak. -i hiç dü şünmemek: Don´t be thoughtless of the future! Geleceği düşün!/Geleceği düşünmezlik etme! through? Bitirdin mi? 2. of (organizma v. yere) son derece memnun olmak: I´m tickled to hear they´re coming. saldırılara maruz kalmak. 2.o. görüşülmekte olmak. 1. (of) (-e kar şı) hoşgörülü olmak. kalmak. stres içinde olmak. -in egemenliği altında olmak. birinin zarar ına olmak. 2. yönden) ancak suçlusu olmak. in (para) (belli bir şeye) yatırılmış olmak. k. 1. sanmak. -e dayanmak. çok yorulmuş olmak. -e susamak. (bir şeyin) (belirli bir şeye/yere) verilmesi planlanmak. -den dolayı cesareti kırılmamak: She was undaunted by the difficulty of the task. (of suspicion) şüphe altında olmak. dili pestili ç ıkmak. (para)b(hukuki -den usanmak. yeminli olmak. me şgul olmak. -amamak. tamir edilmek. birinin şerefini lekelemek. İşin zorluğu karşısında cesareti yasaklanmak. -e man. farzetmek. -i çok istemek. tamirde olmak.´s thumb be under stress be under suspicion be under the assumption that be under the influence be under the sway of 1.´s discredit be tolerant be too much for be true to be true to one´s word be tuckered out susamak: I´m thirsty. Çevresindekilerin fark ında değil.b. -e hiç tahammül edememek. -in old sadık Ya şlı bir adamın bu merdivenleri çıkması çok zor. olmak: Sevda yalnızca olmak. (of) (-den) utanmamak/utanç duymamak. sözünü tutmak.´s disadvantage be to s. alkollü olmak. -den ıkmak. turşuya dönmek. (with) (-i) bitirmiş olmak: Are you yaramaz kendi yetenekleriyle idare etmek zorunda kalmak.be thirsty be thirsty for be thoughtless of/for be through be thrown back on one´s own resources be thunderstruck be ticketed for be tickled be tied to be tied to a woman´s apron strings be tied up be tired of be to blame for be to s. Karar ı yalnız -i hiç çekememek. aday gösterilmesi planlanmak. zan altında bulunmak. 2. 3. -den rahats ızlıksurroundings. sözünü yerine getirmek. (yap ı) fazla yük altında bulunmak. Mark ın değeri sterlininkine bağlı. 1. 2. -e tabi olmak: The value of the mark is çok to the value the pound. k. k. birinin aleyhine olmak. -in nüfuzu alt ında olmak. üzerinde dü şünülmek. 2. -ememek. 2. dili 1. tied e ğlenmek. koruma altında olmak. (birinin) (belirli bir dili 1. 2. be -unashamed -in fark ında olmamak. (birinin) (belirli bir yere) uygun bir k. k. 3. . Sabah erken kalkmaya al ışık değil. tutuklu olmak. (biri) işe 1. hayretler içinde kalmak. dili bir kad ının tahakkümü altında olmak. -den haberi olmamak. göz hapsi altında olmak. dili içkili olmak. inşaat halinde olmak.o. gücünü a şmak: These stairs are too much for an için çok zor olmak. (manevi) bask ı altında olmak. (with) k. dili birinin kontrolü alt ında olmak. dili iki ki şi arasındaki ilişki bitmiş şaşırıp kalmak. They are be uncomfortable with be undaunted by be under a ban be under a cloud be under arrest be under attack be under consideration be under construction be under custody be under discussion be under guard be under house arrest be under oath be under pressure be under repair be under s. 2. edgewise -e alışık olmamak: He is unaccustomed to getting up early in the be unaccustomed to morning.

-i göz önüne almamak. 2. 1. -e dikkat etmek. 1. iflas ın eşiğinde olmak. zor bir durumda olmak. k. alabora şmek. 3. -i merak etmemek. dili hasta/rahats ız olmak. -den haberi olmak. k. bir işe uygun niteliklere sahip olmamak. işi bitmiş olmak. ate ş püskürmek. 2. dili hastalıktan kurtulmuş olmak. Bu i ş tam sana göre. Saat kalmak/olmak. 5. (kötü bir şeye) açık/maruz olmak.. isyan halinde olmak. saymaca de ğerini bulmak. altüst olmak. bir işi becerememek. -den endişe duymak. -den şikâyetçi olmamak. Bu ihale öfkelenmek.b. sabahlamak. öngörülen standarda uymak. tükenmek. 2. -in üstesinden gelebilmek: Are you up to this? Bunu 1. şansı olmamak. dili istenilen seviyeye varmak. istenilen derecede olmak. hakk ında kararsız olmak. dili mahvolmu ş olmak.o. He´s unwilling to learn how to dance.. en son olaylardan/geli şmelerden haberdar olmak. be victorious be vulnerable to be wanted by the police be wanting be wary of be washed up k. -e alışık/alışkın olmamak. dili biri için biçilmiş kaftan olmak. (belirli bir şey yapabilmek için) yaşı tutmamak. k.bitmek. k. kapan ın elinde kalır. (-i) istememek: He was unwilling to go. hakkında tereddüt içinde olmak. be unsettled about/as to be unskilled in/at be untroubled by be unused to be unwilling be up be up a creek be up a gum tree be up a gum tree be up against be up against the wall be up all night be up and about/around be up for be up for grabs be up in arms be up in arms be up on be up s. harcanmak. ayağa kalkmış olmak.b. k. dili isteyen var m kontrat v. -e aldırmamak. 1. Dans He´s never up 1. iflasla karşı karşıya olmak. yataktan kalkm ış olmak. k. dili ayaklanm ış olmak. tic. -i dert etmemek. in -den yoksun olmak: That man is wanting 1. tükenmek. dili istenilen düzeyde/nitelikte olmak. dili zor durumda olmak. galip gelmek. polis taraf ından aranmak. 2. She´s never up k.ı? 2. 2. 1.. son modaya uymak. hareket halinde/ilerlemekte/devam etmekte olmak.´s alley be up to be up to date be up to one´s eyes in be up to par be up to scratch be up to snuff/the mark be up to the mark be upset be used up be vested in be vexed at s.) -e verilmi ş olmak. . (uykuya) yatmamış olmak: etmeyi öğrenmek beforezor durumda yediden önce hiç yataktan kalkmaz. (to) (-e) razı olmamak. (tam) birine göre olmak: This job is right yapabilmek. ile çok me şgul olmak. -e ilgi duymamak.contract´s up k. en son de ğişiklikleri kapsamak. hak v. İng. sinirli olmak. 2. dili 1. -e çatmak. 2. grabs.. noksan olmak: A few pages of this book are wanting. Bu kitabın birkaç sayfası eksik. k. . -de iyi/usta olmamak. her zamanki seviyede olmak. k.be under the weather be under way be underage be uneasy about be unequal to a task be unfamiliar with be uninterested in be unlucky be unmindful of be unqualified for a job be unqualified to do s. 1. -e aday olmak: He is up for mayor. 3. dili ile kar şı karşıya olmak/kalmak. . dili 1. Gitmeye razı değildi. k. ne yapacağını şaşırmak. 4. -i iyi bilmek. çok sıkışık bir durumda olmak. (yetki. dili 1.t. bir şeye canı sıkılmak. Bugün onunla 1. -i bilmemek. (favori rakip) yenilmek.t. 2. bir şeyi yapmak için gereken niteliklere sahip olmamak. üzgün olmak.. en son teknolojiye sahip olmak. k.) adaylara açık olmak: This Belediye for ayaklanmak. İng. bitkin dü olmak. -den sak ınmak. 2. k. eksik olmak. köşeye sıkışmak. (mide) bozuk olmak. (bir şey yapmayı) istemek: Who´s up for a movie? Sinemaya gitmek(bo ş bir kadro. dili seven. 1. yapabilir misin? I´m not up to talking to him today. -i up your alley. 2.

sorumluluk v. vazifeden kaçmak. up (karma şık bir durumun) içinden çıkamamak: He´s all tangled up in those intrigues of his own devising. -e bayılmak. i. k. be wiped off the map k. midesi bulanmak. 1. . Kendi entrikalar ının içinden kendi dünyas ında yaşamak. -e razı olmak. (with) (ile) arkada ş olmak. çok endişeli olmak. 2. i. dili 1. plaj. ağırlığınca altın değmek/etmek. 1. iki ateş arasında kalmak. 2. with/by (bir görev. (belirli bir miktar) değerinde olmak:ald ığı candlestick´s worth approximately thirty million liras. be worth one´s/its weight in gold k. 2. by malaria. dili ça olmak. k. ıskalamak. 1.o. dili çok endişeli olmak. yüzünden akmak: His innocence was written all over his face. (düşüncelere) dalmış olmak. 1.. dili 1. dili . 2. -e değmek. -e layık olmak. k. çağı yakalamak. -e ac ımak: I feel sorry for those who work there. nefesi kesilmiş olmak. -den bıkmış/usanmış olmak. hayatını kıyılardan topladığı enkaz ile kazanan kimse. k. be worth s. okulu k ırmak.b.´s while İspanyolca öğrenmeye değer.o. dili (kendini) bir ho ş/tuhaf hissetmek. kumsal.) belini bükmek: hedeften doluydu. (birine) s ırılsıklam âşık olmak. elinin altında olmak.be way out in left field be weary of be weighed down be wide of the mark be wild about be willing to be winded fena halde yan ılmak. be within arm´s reach be within earshot be within reason be within s. heyecanl O genellikle erken gelir. birinin elde edebileceği bir şey gibi olmak. k. çok işe yaramak. dersi asmak. (durumun) ne olduğunun be wise to fark ında ğın hiç gerisinde kalmamak. 1. i. dili birinin harcad ığı zamana değmek. nefes nefese kalm ış olmak. birinin kavrayışı içinde olmak. dili This maaşın karşılığını vermek. Orada çalışanlara acıyorum. dili birinin ne demek istedi ğini anlamak. dü şman kıyıları üzerinde ele geçirilen çıkarma yeri.b. plaj arabas ı. 1. kararından hiç vazgeçmemek. -den çok üstün olmak. birinin vaktini ayırmasına değmek: It´s worth your while to learn Spanish. be wrapped up in be written all over be/feel disinclined be/feel nauseous be/feel sorry for be/feel under the weather be/get chummy with be/get tangled be/live in a world of one´s own be/live on the razor´s edge be/make friends be/play truant be/skate on thin ice be/stand firm be/stand head and shoulders above beach beach buggy beachcomber beachhead 3. kızgın/öfkeli olmak. k.´s grasp be wont to be worked up be worried sick be worried sick be worth be worth one´s keep be worth one´s salt be worth one´s while k. dili tehlikeli/çok rizikolu bir durumda bulunmak. ile ahbap olmak. k. be wiped off the face of the earth yeryüzünden silinmek.o. işinin ehli olmak. şe) kaptırmış olmak. haritadan silinmek. okyanustan k ıyıya vuran büyük dalga.) yüzünden çok çekmek: His body had been be wracked by/with wracked kendini (bir iVücudu s ıtmadan çok çekmişti. k. be worthy of (ağrılar. be with it be with s. k. with/by (dert/keder) yüklü olmak: He was weighed down by his sorrow. k ıyı. ölümle kalım arasında olmak. genellikle (belirli bir şekilde davranmak/hareket etmek): He is wont to come early. hastalık v. Yüreği acıuzak olmak.. duyabilmek. canı istememek. -in k ıymeti/değeri (belirli bir miktar) olmak. ak ıl kârı olmak. dili ald ığı maaşın karşılığını vermek. k. Suçsuzluğu yüzünden akıyordu. 2.. (yak ın olduğu için) işitebilmek. ı olmak. Bu k. ask. dili çok de ğerli olmak. sahil. 2. dili -e hayran olmak. dili (birinin) ne yapt ığının farkında olmak.

(yaygı olarak kullanılan) ayı postu. gaga. dili bin dereden su getirmek. sakal. sırık gibi kimse. 2. f. -in izlenmesi gerekmek. azarlama. tanıklık/şahitlik etmek. s.t. işaret ışığı.b. den. i. fazla bastırmak: Don´t bear da ilgisi olmamak. kaldırmak: It won´t bear your weight. 2. 1. tohum. 2. boncuklar. geri çekilmek. kemere. s.beacon bead beads beady beak beaker beam beam beaming bean beanpole bear bear bear a loss bear down bear down on bear in mind bear no relation to bear no resemblance to bear no responsibility for bear on/upon bear s. galip gelmek. 3. 4. (beat. 2. üzerinde ta şıyan kimse. 1. polis memurunun devriyesi. araba/saban oku. hesaba katmak. --en) 1. parlak. i. 2. hal. -e do ğru gelmek/ilerlemek. i. birini/bir şeyi doğrulamak/gerçeklemek. 2. f. kaçmak. Senin akatlanmak. 4. zarara ğırlığını kaldırmaz. (under) (zor bir duruma) dayanmak: She´s bearing up well. Tarık´ın gazabını en çok o çekti. tempo. ile ilgisi olmak. dili pazarlıkla fiyat indirtmek. fasulye. -in suçunu üzerine almak. -e hiç benzememek. (kalp) atmak. çakar. Bunu -i unutmamak. i. 5. s. 2. azarlama. . s. (bir şeye) delalet etmek. fener. müz. fasulye s ırığı. dövmek. sevinçle parlayan (yüz). (sald the brunt of Tar ık´s wrath. -e sabır göstermek. boncuk gibi: beady eyes boncuk gibi gözler. sakals ız. i. mil yatağı. vazgeçmek. (yüzü sevinçle) parlamak. k. i. darbe. 1. ayı. s. 4. i. elinde bulunduran kimse. vuru ş. i. s. pestili ç ıkmış. s. hatıl. 3. saçmak ( ışık). 1. ışın.. boncuk./s. çekilebilir. geri çekilmek. 2. ipe dizilmiş boncuk. 1. yenmek. davranış. Silah taşıma gayret etmek. vurmak. 1. dili çok yorgun. out bear the blame for bear the brunt of bear the brunt of bear up bear watching bear with bear witness bear witness to bear/keep in mind bearable beard bearded beardless bearer bearing bearskin rug beast beastly beat beat beat beat a retreat beat a retreat beat about/around the bush beat down the price i. geniş ağızlı büyük bardak. 1. 5. i. i. putrel. (bir şeyin) kanıtı/delili olmak. i. baskı v. 2.´nin) en ağır/şiddetli kısmını çekmek: She bore ırı. (yumurta) ç ırpmak. ta şımak. k. -i çok etkilemek: This tax bears down on the poor. (silahta) arpac ık. 2. 1. tane. hayvanca. f. They have the right to bear arms. k. i. -in sorumlusu olmamak. 1. direk. tahammül edilebilir. -in töhmeti alt ında kalmak. Bu vergiak ılda tutmak: You should also bear this in mind. ile unutmamalısın. çalmak (davul). çarpmak. den. 1. borne) 1. İyi dayanıyor.o. 3. kiriş. i. mertek. yatak. tav ır. (bore/eski bare. -i fakirleri baya ğı etkiliyor. unutmamak. (saldırı. yaymak. kerteriz. baskı v. 2. dikkate almak. hayvan. sakallı. aklında tutmak. 3. 2.´nin) en ağır/şiddetli kısmını çekmek. 3. darbe sesi.b. 1.

dövme (metal). become. to -e yak ışan. i. black and blue beat s. güzellik kraliçesi. birini cebinden ç ıkarmak. kastor. el/baş işaretiyle çağırmak. 1. merak etmek. beauty shop. birini tekme tokat dövüp iyice h ırpalamak. orsas ına seyretmek. kuaför.o. 2. dili birini fena halde dövmek. kunduz kürkü. i. beau beautician beautiful beautifully beautify beauty beauty contest beauty parlor beauty queen beauty salon beauty shop beauty sleep beaver became because because of beck beckon become become paralyzed become polarized become/get anxious become/get hysterical (over) become/get suspicious becoming bed bed and board bed and breakfast bedbug bedclothes i. münasip. şüphelenmek. güzelce. 1. beat to windward beat/bang/hit one´s head against k. 3. birinin posas ını/leşini çıkarmak.Beat it! beat off beat off the attack beat s.). 3. s.o. -diği için. dili bo şuna uğraşmak. dili kovmak. beaten çiğnenmiş. kadın berberi. güzellik uykusu. 2. uygun. f. den. i.). down beat s. birini dövüp birinden çok daha üstün olmak.b. saldırıyı tamamen püskürtmek. yaraşmak: That tie becomes you. güzellik salonu/enstitüsü. f. dili birine fiyat indirtmek. i. argo 1. 2. 2. bak. 2. i.came. âşık. . k. beat. endişelenmek.o. 2. bak. nehir yata ğı. birini pes ettirmek. dili bir şeyden çok daha üstün olmak. temize ç ıkmak.u ğramak. all hollow beat the air beat the bushes beat the rap beat time argo Defol! k.. birini ezmek. up beat s. cezadan kurtulmak. down yatıp uyumak. sevgili. güzellik yarışması. s. a stone wall rekoru k ırmak. dili birini öldüresiye dövmek. f. birinin pöstekisini sermek. (kadına) âşık erkek. (down) -e yatacak bir yer vermek. 1. için. 3. (kad ınlar için) kuaför salonu. tempo tutmak. ışıyor. zool. (bahçedeki) tarh. 1.o. güzellik uzmanı. (bir şey) (karşısında) çılgına dönmek. çırpılmış (yumurta v. bak. all hollow beat s. (boz) i. 2. -den dolayı. to a pulp beat s. güzelle ştirmek. dili bo şuna uğraşmak. 1. haybeye kürek çekmek. yatak. k. nedeniyle. defetmek. z. --s/--x üzerinden geçilmiş (patika. k.b. birini büyük bir yenilgiye u ğratmak. 2. (çok) güzel. çoğ. bak. 2. felç olmak. f. meraklanmak. sinirleri boşanmak. 2. 1. karyola.come) 1. k. 1. kuşkulanmak. kötürüm olmak. (be. i. yol v. kunduz. yatak ve kahvalt ı. be. çünkü. güzel şey. k. güzellik. beat/break the record f. güzel kad ın.t. f. O kravat sana yak felce kutuplaşmak. s.. -i yat ırmak. dili her yerde aramak.. k. aklanmak. dövülmü ş. çürükler içinde b ırakmak. çoğ.o. beauty shop. olmak. tahtakurusu. yak ışmak. dili 1. yatak takımı. 1. tam pansiyon. havanda su dövmek. 2. bağ. k.

balarısı. yerine.. z. sefalete düşürmek. 1. 2. 3. meydana başlayanvücut bulmak.. çabuk. dili kuvvetlendirmek.gan. (be. dürülü yatak. f. f. yatalak. bed-sitter. 3. i. i. i...root) İng. evvel. önceden. tek odalı apartman dairesi. önünde. i. bot.). k ınkanatlı böcek. ba şlamak. bak. bira. f. cephesinde. Kıyamet koptu. arıcı. i. zool. i. tarifi imkâns ız olmak. bedpan bedridden bedroll bedroom bedside bed-sit bed-sitter bedsore bedspread bedstead bedtime bee beech beef beef up beefsteak beehive beekeeper beeline been beer beer on draft beeswax beet beet sugar beetle beetroot befall befit befitting before before Christ before long before the wind beforehand befriend beg began beget beggar beggar description begin beginner i. düz hat. 2. balmumu.) milattan önce (M. çapk ın. yol açmak. -den önce. yalvarmak. 2. i.got. dilenmek. i. rüzgâr yönünde. işe yeni gelmek. 2. 1. dilenci. huzurunda. --ting) 1. (çoğ. beeves) sığır. kimse.bedding bedfellow bedlam Bedlam broke loose. be. (--ged. i. 2. --ging) 1. 2. --s) argo şikâyet. yatak odas ı. sızlanıp durmak. s ığır eti. k. 1.. (çoğ. arı kovanı. i. arı yetiştiricisi. s. yak ışan. karyola. 1.. . f. -den rica etmek.). tıb. İng. i. anlatmaya sözcükler yetmemek. of -den dilemek. i. fıçı birası. kestirme yol. f. kayın. i. i. --ning) 1. tımarhane gibi bir yer. i. yard ım etmek. banyosuz. s. İng. i..fell. sakaroz.gun. önce. f. bak. be. arı.. önce. (be.Ö. f. yatma zaman ı. yatağın başucu. i. sebep olmak. (be. ön ayak olmak. yatak yarası. tercihen. z. (--ted. (B. f.. beet.got. i. ba ğ. i.C. (yatakta kullan ılan) sürgü. (çoğ. f. çok gürültülü ve kargaşalı bir yer. İsa´dan önce (İ. i. i. i. edat 1. dostça davranmak. yatak tak ımı.got.Ö. pancar. yak ında. uygun olmak. pancar şekeri. --en) ba şına gelmek. bak. argo şikâyet etmek. begin. başlatmak. babas ı olmak. i. i. 2. i. mahvetmek. i. 2. yatak örtüsü. be. --ting) yak ışmak. düz çizgi. pancar.ten/be. biftek. f. kayın ağacı.

(--d.ly. etrafını çevirmek. O nokta üzerinde fazla durma.beginning begonia begot begotten begrudge beguile begun behalf behave behave o. behold. 2. f. terbiyeli davranmak. i. f. ısrar: She would sometimes sing at the behest of friends. davran ış tarzı. beget. borçlu. Behave yourself! behavior behaviorism behaviour behaviourism behead beheld behest behind behind bars behind bars behind one´s back behind the scenes behind the scenes behind the times behold beholden beholder behoove behove beige being belabor belabour Belarus Belarussian belated belatedly belch beleaguer belfry Belgian Belgium belie belief believable believe i. Belçika´ya özgü. i. 3. içeride. 1. inanç. i. bak. z... f. f. sanmak. bak. cezbetmek. muhasara etmek. perde arkas ında. f. 1... üzerinde fazla durmak: Don´t belabor the point. bak. geç kalmış. s. begin. davranış. bak. Belçikalı. gizlice. seyirci. s. f. f. Onları k. çağın gerisinde. i. 2. i. 1. 2. davranmak. begonya. perde arkas ında. görmek. do you? Bu tatili bana fazla görmüyorsun. geğirme. i. i. kuşatmak. parmakl ıklar arkasında. varoluş. gerekmek. -in gıyabında. 1. Terbiyeni tak ın! i. f. İng. s. 1. i. etrafını sarmak. Beyaz Rusça. 2. Beyaz Rusya. de ğil mi? 2.ing) 1. gecikmiş. bak. f. 1.. -meli. 2. f. dili hapiste. behoove. i. s. i. (bir şeyi) (birine) fazla görmek: You don´t begrudge me this vacation. behavior. 1. Beyaz Rus.. f. kellesini uçurmak. 2.. We left them far behind. bak. içeride. k. 1. baş. Belçika. i. emir. Arkada şlarının ısrarlı The children were running z. (somut anlamda) pe şinden. inanmak. s. hareket etmek. 4. 1. i. dili hapiste.. bej. püskürtmek. bakmak. Belçika. i.. 2. çan kulesi.. geride:istekleri üzerine bazen şarkı behind. İng. belabor. 3. f.held) 1. İng. i. vaktinden sonra. iman etmek. yakışmak. f. bak. 2. yaratık. demode. oluş. f. minnettar.. fırlatmak. 1. s. 1. bot. (be. insan. inanılır. -in arkas ından. aklını çelmek. parmakl ıklar arkasında.. be. (bir şeyi) f. f. behaviorism. (sahte bir şey) (gerçek bir şeyi) örtmek. buyruk. yanlış/sahte olduğunu i. gözlemlemek. saptırmak. bak. varlık.. başlangıç. İng. göstermek. davran ışçılık. 1. gecikerek. Çocuklar pe şinden koşuyordu. ısrarlı istek. 2. geğirmek. 2. esas. kaynak. boynunu vurmak. güçlü bir inanç duymak.. 2. f.s. 2. yak ışık almak. ayartmak. Belçikalı. i. beget. ..

i. 1. s. bak. Aşağıdaki deniz maviydi. kavgac ılık. viraj. mümin. Oryantal dansöz. karın ağrısı. Believe me! believer belittle Belize Belizean bell bell pepper belladonna bellboy belle bellflower bellhop bellicose belligerence belligerent bellow bellows belly belly dancer belly dancer belly dancing bellyache bellybutton belly-up belong belongings Belorussia Belorussian beloved below below average below par belt belt buckle Belt up! bemoan bemused bench bench mark bend bend to/towards bendable bends beneath beneath contempt 1. aşağıya: from below aşağıdan.. dili Sus!/Çeneni kapa! f. 2. aşağıdan. 1. güzel kad ın. z. oryantal dansöz. (birine) ait olmak: That table belongs to çoğ. küçültmek. dolmalık biber. i. şiddetle vurmak. kavgac ı. Beliz. f. karın. dili şikâyet etmek. kayış. 4. aşağıdan. kampana. ölçüt. sızlanmak. O masa eşya.. dili yumruk indirmek. 1... çançiçe ği. aşağıya: The sea beneath was blue. 1. e ğmek. s. Oryantal dans. (bir şeye) aklı yatmak. -e inanmak. birine güvenmek. savaşçı. (bent/eski --ed) 1. göbek çukuru. 3. eğilmek. i. i. küçümsemek. güzelavratotu. i. aziz. . to (bir şey) (birinin) malı olmak. şaşkın. Sözüme inan! i. Belarussian. i. bükülmek. i. belladonna. den. f. those below vasat a altında. bank. aşağıda. k. i. dirsek. to -in üyesi olmak: Bahri belongs to the Moda i.. denektaşı. Belizli. bot. Belarus.. f. 2. A şağıdan bir ses geldi. z. bellboy. bak. i. göbek atma. 1. bükmek. 1. 2. i. bağlamak. From beneath there came a voice. (bir şeyden) ağlayıp sızlayarak şikâyet etmek. eğrilir. k ıvrılmak. i. 1. savaşçılık. seviye işareti. i. kuşak. k. 2. kıstas. Beliz. dövüşkenlik.. f. 1. eğilir. 2. 1. bot. kemerle ba ğlamak. 3. i. bükülür. kuşatmak. i.. 2. rakkase. bağırmak. kıvırmak. dili göbek. s. two floors below iki kat aşağıda. kemer.. 2. s. inleyerek yakınmak. aşağıda. k. kemer tokas ı. 1. dalgın. alçaltmak. 2. i. bak. kavgac ı. s. Beliz´e özgü. sevgili. 2. -e güvenmek. 2. dönemeç. saymaca de ğerinin altında. dövüşken.. edat aşağılık. sıra. k.. i. İng. i. otellerde oda hizmetçisi çocuk.. tic. böğürmek. dilber. i.. dansöz. f. tek. s. 2. çevirmek. (kişisel) benim. rezil. s. röper. i. zil. körük. z. kıvrım. i. kolan. me. f. çan. Belizli.believe in believe in s.o. ç ıngırak. 2. the river flowing below ınşağıda akan nehir. sevgili. röper noktas ı. inanan. dövüşken. ço ğ. üzüntüsünü belirtmek. i.

f. yenmek. dili o biçim. hayırlı. 1. benzin. aptal. -in etrafını sarmak/çevirmek. rıhtımda palamar yeri. yanında. bağış. hakk ından gelmek. 1.). 1. i. hayır işine bağışlanan para. i. 1. 2. 1. manevra alanı. bak. yitirme. kutsama. İng.. yanı sıra. 2. kıvrık. i. f.. --ting) 1. i. bere. -den ba şka. 4. hayır işine para bağışlama. sersem. selim (tümör).. s. 1. i. -e nazaran. bağış. iyi huylu. konu dışı.. yakayı bırakmayan. yumu şak huylu. 2. yarar. 1. 1. beside the mark beside the question besides besiege besmear besotted besought bespoke best best best bet i.. -den yoksun kalm ış: bereft of strength kuvvetten düşmüş. düzenbaz.set.b. yararlanan kimse.benediction benefaction benefactor beneficence beneficent beneficial beneficially beneficiary benefit benefit concert benevolence benevolent benign Benin Beninese bent bent benzene benzine bequeath bequest berate bereaved bereavement bereft bereft of beret berry berserk berth beseech beseechingly beset besetting beside beside o. Benin./I´m willing to bet .. z. (ölüm nedeniyle) kayıp. Be. benzen. yard ımsever. s. rü şvetçi. s. s. edat 1. (taşıtlarda) yatak. Bahse girerim ki en iyi . yararlı bir şekilde. üstelik. f. (be. from ım amacıyla düzenlenenfaydalanmak. i. etrafını almak. 3. azarlamak. eğri. vasiyet. kâr gayesi gütmeyen (kurum v. konu dışı. s. kendinden geçmiş. İng.. yaslı. (gemiyi) rıhtıma f. f. miras olarak b ırakmak. matemliler. hayır işine bağışlanan para. 2. 2. -in yarar ına olmak. f. cömertlik. I´ll bet . cömertlik. bend.. 4. s. dili deli. 1. -i kuşatmak.. en iyisi. beseech. (çoğ. s. 1. Beninli.. -den konser. ranza. f. yas. yard ımsever. matemli. i. bağışçı. k..nin. hırsız. hayırlı.s. f. (good ve well´in enüstünlük derecesi) en iyi. den.. faydalı. yaslılar. -in dışında. -e yararlı olmak. -e yararı dokunmak. geçmek. yararlı. 3. i. (be. bulaştırmak. iyi. 2. ısmarlama iş yapan. ayrıca. sarho ş. 2. 5. bağış. f. 2. z. -i ku şatma altında tutmak. bak. üçkâğıtçı. çılgınca hareket eden. matem. 2. en uygun. 3. 2. yol/çare. i. f. hayırlı. cömert. s. i. etli ve zarlı kabuksuz meyve. i.. 1. yan ına. den. ısmarlama. iş. iyicil. k. görev. çılgın. s. kim. bereketli (toprak)./My bet is . cömert. hiç güvenilmez. bükülmüş. k. mirasç ı. z. i. vasiyet etmek. 1. ha şlamak. 2. 1. yalvararak. hayır işine para bağışlayan.. ı. dili hilekâr. 2. en ho ş. yumuşak (hava). çatlak. ısmarlama yapılmış. kirletmek. yard ımseverlik. s.. -den istifade etmek: This yard -den yararlanmak. vâris.ese) Beninli. -in yanında. gemici ranzas istirham etmek. s. i. 4. -e s ıkıntı vermek. . fayda. edat 1. 2. yard ımseverlik. Benin´e özgü. kaybetme. s. den.. Benin. 2. 3. i. 2.sought/--ed) yalvarmak. başına üşüşmek. f. i. 2. takdis. iyi. baskın çıkmak. i. s.

best man best seller bestial bestially bestir bestow bestow favors on bestride bet Bet your boots. hayvan gibi. edat 1. 2. hain. k. dili söz aram ızda. mama önlü ğü. kalabalık bir grup: That bevy of beauties made the house ring with laughter. hayvana yak ışır şekilde. (birinin) ba şına gelmek: Woe betide them! Başlarına taş yağsın! 2. (birini) (belirli bir şekilde) etkilemek: They tried to s. (--red. 1. Bence orada olmas ı kesin. .tan. 1. i. tartışmasız. 1. Butan. (on/upon) (-e) vermek. f. z. şaşkınlık. i. 1. daha iyi. daha çok. -den sonra: Beyond there there´s nothing but mountains. 2. 2. sak ınmak.strid. z. daha iyisi. şüphesiz.strid) 1. i. paha biçilmez. dili eş. i. --ing/--ling) pahlamak. bahse girmek. k. ötesinde. between the two of them ikisi arasında. O hayra alamet. 1. 3. --ting) 1. dili Emin olun. öbür dünyada. bet he´s there. aldatmak. -e hayıflanmak. pahlanm ış kenar. söz aram ızda. s. be. ihanet etmek. tarafında/yakasında bulunmak/uzanmak: Istanbul bestrides two Ik. hayvanca. ihsan etmek. f. f. kabaca. dili eş (kadın/erkek): Where´s your better half? Eşin nerede? Hiç olmamaktansa vars ın geç olsun. önyargı. iddia. gözünü açmak. sayısız. betide betray betrayal betrayer better better and better better half better half Better late than never. f. f. bias me against him. 2. s. çok dikkat etmek. 3. ele verme. son derece. yerinden oynatmak. büyü yapmak. 2. 2. şev. (çoğ. pah. pahlanm ış. Butan. 2.den/be. kurtarılamaz. Oradan öte da ğdan başka şey yok. f. şaşırtmak. Butan´a özgü. Bhu. f. öteye. 2. hayvana ait. cezbetmek. k. sayılamaz. O güzeller evi(bir şeye) ağlamak. between between you and me between you and me and the gatepost between you and me and the lamppost bevel beveled beverage bevy bewail beware bewilder bewilderment bewitch bewitching beyond beyond doubt beyond measure beyond number beyond price beyond question beyond the veil beyond/out of reach beyond/past redemption Bhutan Bhutanese bias biased bib sağdıç. göstermek.strode. f. 2. z. edat 1. çoksatar. i. verev. 1. e ğilim. kahkahalar ıyla çınlattı. f. f. aras ında: between Kadıköy and Üsküdar Kadıköy ile Üsküdar arasında. ihanet eden. i. s. 1. s. kuvvetle sanmak: f. 1.ese) Butanlı. i. Beni onun aleyhine çevirmeye i. -e alamet olmak: It betides good. arasında. kaba. vahşice. -e ayrıcalık tanımak. i. i. 2. büyüleyici. (--ed/--led. f. şüphe götürmez. bacaklar ını ayırarak binmek. me şrubat. önyarg ılı. (be. (good ve well´in üstünlük derecesi) 1. daha güzel. vah şi. ele vermek. büyülemek. ötede. bahis. 1. gittikçe daha iyi. şüphesiz. --ring) harekete geçirmek. her iki(bet/--ted. sersemletmek. kuşkusuz. hıyanet. ilâ: laf/söz aram ızda. s. kuşkusuz. i. içecek. ötesi. erişilmez. yetişilmez. üstünlük. i. 2. -den öte. Butanlı. daha iyi bir şekilde. -e iltifat etmek. bahis tutu şmak.

i. aksilik. bilingual bilious i. k. terslik. f. kin. demek. dili kodaman. bağnazlık. 1. cömert.. dili bisiklet. k.Bible Biblical biblical Biblically biblically bibliography bicarbonate bicarbonate of soda bicentenary bicentennial biceps bicker bicycle bicycle shed bid bid bid farewell bid s. bicentennial. (bade/bid. eli aç ık. Eski ve Yeni Ahit. öde ait. sabretmek. (bid. bisikletle gitmek. dili kodaman. resmen evliyken ba şka biriyle yasadışı olarak evlenme. i. 2. Kutsal Kitap. 2. bak. f. --d) 1. etmek. münakaşa etmek. bak. i. k. kaynakça. 1. z. çoğ. giri şim. bisiklet kullanarak gitmek. i. çekişmek. (--d/bode. i.. i. bir şeyin zamanını beklemek.2. dayanmak. i. bi. s. 1. i. etkili.önermek. bikini. s. s. ayaklı tabut altlığı. iki yüzüncü yıldönümüne ait. resmen evliyken ba şka biriyle yasadışı olarak evlenen kimse. 2. beklemek. k. tabut taşımak için kullanılan tekerlekli sedye. bibliyografya. huysuzluk. birine veda etmek. önemli. oturmak. s. i.. (çoğ. huk. bifokal gözlük. iki dilli. 2. i. f. bak. bisiklet. 1. öneri. i. i. karbonat. teşebbüs.. i. iki yüzüncü yıldönümü.. Biblically. iki kenarlı. iki yılda bir olan. taassup. f.ceps) anat. i. dili kodaman. emretmek. dev şirketler. kumanda f. 3. --ding) 1.. s. s.. 1. sintine. veda etmek. büyük. Kitabı Mukaddes. i. i. Kitabı Mukaddes´e ait. aç ık artırmada fiyat artırmak. aksi. saçmal ık. s. k. iri. k.. s. mutaassıp. i.. s. bağnaz. çift odaklı. (kapalı) bisiklet park yeri. z. . öd. bifokal. Kitabı Mukaddes´le ilgili olarak. huk. i. s. dili Bilge´nin kazanmas ı kesin. --den/bid. den. pazı. kocaman. mutaassıp. bikarbonat. 2. dili kodaman. büyüklük. farewell bide bide one´s time bide one´s time biennial bier bifocal bifocals big big business big gun big shot big shot/wheel big wheel bigamist bigamy bighearted bigness bigot bigoted bigotry bigwig bike bikini bilateral bile bilge Bilge can´t help but win. karina. i. s. uygun zaman ı beklemek. yıkılmamak. huysuz. Biblical. bağnaz. dar görüşlü kimse. 2. --ding) 1. s. ters. 2. briç deklarasyon yapmak. 3. söylemek. iki taraflı.o. safra. argo kodaman. safraya ait. garaz. atışmak.

biyokimya. İng. (bound) 1. s. i. konşimento. cilt. bağlayıcı. ya şambilimsel. ya şambilim. f. kandırmak. 1. A. dalgalı. 1.B. i. insan haklar ı beyannamesi. dirimbilim. 2. fatura çıkarmak. f. 2. milyar. i. i. (duman) buram buram çıkmak. 1.bilk bill bill bill of exchange bill of exchange bill of fare bill of fare bill of health bill of lading bill of lading bill of rights bill of sale billboard billfold billiard billiards billion billow billowy billy billy goat bimonthly bin binary bind binder bindery binding Bing cherry binge binoculars biochemistry biodegradable biographer biographical sketch biography biological biological clock biological warfare biologically biologist biology biped bipedal birch bird bird cage f. zorlayıcı. 2. bot. i. i. 2 kenarını tutturmak. i. 3. poliçe. teke. tutkal. i. i. kuş kafesi. bilardo.´ni saklamak için) kap. 3. biyografi. i. ilan tahtas ı. cüzdan. çok fazla içki içilen süre: He goes on a weekend binge every now and then. erkek keçi. biyografi yazar ı. 1. biyolog. i. biyolojik.. biyolojik saat. s. doland ırmak. 1. yaşamöyküsü. wood çift. i. i. aldatmak. (kömür. iki ayaklı hayvan. ciltlemek. i. yer: coal bin kömürlük. (iki Aras bak ılabilen) dürbün. s.bin odunluk. trilyon. s. f. i. i. dalgaland ırmak. iki ayda bir olan. (dar bir giysi) 2. çok (duman) s. s. hu ş. i. z. poliçe. biyoloji. i. i. ciltleme. Betula. dirimbilimsel. i. hayat hikâyesinin özeti. (yelkeni) şişirmek. sağlık belgesi. yemek listesi. sarmak. teke. (yelken) şişmek. fazla sıkmak.rahats ız etmek. 2. sandık. 3. ya şambilimci. 1. biyolojik sava ş. menü. 2. kâ ğıt para. çevreye zarar vermeden toprakta çözünebilen. . biyolojik aç ıdan. biçerba ğlar. 1. 2. ciltevi. erkek keçi. ikili. kenar şeridi. dirimbilimci.D. kanun tasarısı. 1. i. 2. kuş. 4. 2. ciltçi. s. dalgalanmak. kambiyo senedi. gaga. gözleıra hafta sonu boyunca içki içmekten başka bir şey yapmaz. k. bilyon. –– hall bilardo salonu. fatura. 3. (büyük) dalga. biyolojik olarak. 1. konşimento. ba ğlamak. manifesto. i. kambiyo senedi. i. Napolyon. dili cop. iki ayaklı. tah ıl v. Napolyon kirazı. fatura. ayda iki kez olan.b. –– ball bilardo topu. yemek listesi. hesap.

kuş evi.ten) 1. satranç i. rüzgâra özgü) (öfkesini/üzüntüsünü belli etmemek için) duda ğını ısırmak. 4. 1. ziftli. işlere/işe girişmek/kalkışmak. 2. bi. biseksüel. bite. (nüfusa göre) do ğum oranı. 1. bo şboğazlık etmek. İng. 2. doğma. 2. bak. k. doğuştan olan özür. i.. k. i. lokma. 1. bilg. kuşbakışı.bird in the hand bird of passage bird of passage bird of prey bird of prey bird sanctuary bird watcher birdcall birdhouse birds of a feather birds of a feather bird's-eye bird's-eye view biro birth birth certificate birth control birth defect birthday birthmark birthplace birthrate biscuit bisexual bishop bison bit bit bit bit by bit bitch bite k. zenci. f. acı. matkap. 1. bit. kuş ötüşü. doğum günü. f. tükenmez kalem. sert. yırtıcı kuş. bak. i. bitüm.´s nose off bite the bullet biting bitten bitter bittersweet bitumen bituminous bituminous coal bizarre blab Black black birine ters cevap vermek. --bing) gevezelik etmek. kaynak. s. i. i. keskin. dırdır etmek. 1. k. siyah. dişi köpek. madenkömürü. zift. yırtıcı kuş. ikicinslikli. doğum. 2. s. kasvetli. dili ba şından büyük (içkide) sertlik. İng. 3.. gem. doğum kontrolü. kara. kuş cenneti. 2. bitümlü. i. i. f. 2. başlangıç. 2. 1.o. ac ı. i. i. i. ısırıcı (rüzgâr). f. i. k. (çoğ. geveze. 1. kirli. i. 1. şekersiz.son) zool. biseksüel. 1.. piskopos. 2. 1. çift cinsiyetli. soy. i. 3. s. 1. keskin. bite. fil. yaş günü. doğum yeri. ikie şeyli. dili (zor bir) karar almak. 1. bizon. her iki cinse karşı erotik istek duyan. s. durmak. çörek. iyi ve kötü. k. s. bitter (çikolata). (--bed. s. . bit. göçebe kimse. i. yava ş yavaş. şboğaz. azar azar. dili elde olan yararlı şey. (bit. 1. kafadarlar. s ızlanıp ısırmak. kuşların avlanması yasak olan yer. bite one´s lip bite s. dili cadaloz kadın. kuş gözlemcisi. dili şikâyet etmek. dili bir yerde ancak geçici bir süre için kalan kimse. k ırıntı. şirret. s. s. zenci. 2. kara. garip. s. kancık. hem ac ı hem tatlı. lokma. acayip. 2. 1. karanl ık. doğuş. nüfus kâ ğıdı. 2. 3. i.. 2. acı (söz). parça. ac ı. bisküvi. zenci. 3. i. şiddetli. (balık) oltaya vurmak. (soğuk) yakmak. katran. (soğuk veya bite off more than one can chew ısırık. göçmen ku ş.. doğum lekesi. parça. tuhaf. delgi. k. 2. 2. biçimsiz. i. 1. siyah. dili huylar ı birbirine benzeyen kimseler. göçmen ku ş. f. 2. elde olan fırsat. zift gibi. bo i. 2. tükenmez.

morarm ış. şantaj yapmak. karaborsa. (kürekte) pala. paluze. bir suç veya ba şarısızlığın sorumluluğu. ince uzun yaprak. karartma. kimsenin dikine gitmeyen. k. 2. 1. 1. s. suç. i. bezdirici. i. i. kara ısırgan. i. 2. 1. i. s. karartmak. dili grev kırıcı.. i. ayıplanacak. bot. (kötü bir amaç için yap ılan) büyü. 1. 2. 1. f. karabiber. f. çürük. böğürtlen. s. töhmet. alçak kimse. çöreotu. smokin. börülce. dili saçma. başı siyah olan sivilce. karabiber. f. i. k. benzi atmak. i. s. i. 2. kara liste. 3. mesane. (bıçak) ağzı. 2. ailenin yüzkaras ı. 2. kara veba. 2. gözü kararmak. sütlü pelte. f. kabahatli. asfalt. karadut. 2. iftira etmek. küfretmek. sütsüz kahve. 1. siyahlık. kara leke. morarm ış göz. tadı bebek maması gibi ve hazmı kolay olan (yemek). i. şantajcı. i. karatavuk. i. s. masum. sidik torbas ı. 1. demirci. cop. köpekotu. hav. suçsuz. 2. --ping) asfaltlamak. kısa süren şuur kaybı. lekelemek. 1. İng. sövüp saymak. siyah beyaz resim. (kabu ğunu soymak için) (bademi) biraz haşlamak. kabahat. judo siyah ku şak. f. şantaj.. nalbant. 2. alçak. edepsiz.. kara tahta. karalık. f. kara kutu. karşı oy kullanmak. siyah pars.. (--ped. karartmak. rezil. anat. i. cowpea blackguard blackhead blackjack blackleg blacklist blackmail blackmailer blackness blackout blacksmith blacktop bladder blade blah blame blameless blameworthy blanch blancmange bland 1. i. i. göz kararmas ı. 4. i. 1. s. k ısa bir süre için şuurunu kaybetmek. karalamak. i. suçu (birinin) üstüne atmak. .black and white black belt black book black box black coffee black cumin black eye black horehound black leopard black list black magic black market black mulberry black out black pepper black pepper black plague black sheep black tie black-and-blue black-and-white blackball blackberry blackbird blackboard blacken black-eyed pea. siyah göz. -i kara listeye almak. kara listedekilerin kayıtlı olduğu defter. f. can s ıkıcı. yazı. 1. 3. i. i. 2. s. siyah beyaz: black-and-white television siyah beyaz televizyon. f. kılıç. siyah papyon kravat. i. kara liste.

out Bless you! blessed blessing i. ilan etmek. drought. boru gibi ses çıkarmak. Çok yaşa! be blessed with (Allah) (birine) belirli bir nimeti bağışlamak: You´re blessed 2. dili çok e ğlendirici bir şey. 1. i. f. Allah kahretsin! s. Allah hakk ında kötü konuşma. yıkmak. 1. 2. kutsal. kutsama. meleme. s. m ızırdanmak. not defteri. sızlanmak. apaç ık. k. küfretmek. alevler: the blaze of the fire yang ının alevleri. 2. yangın. sar ıp sarmalamak. i. kanamak. kusur. 2. 2. açık. k. uymak. i. i. sergilemek. sulanm ış/çok çapaklanmış/kızarmış (göz). 3. i. dinamit tapas ı.with these 3. 5. bak. ile uyumlu olmak. (göze çarpan bir şekilde) ilan etmek. melemek. blazer. karıştırmak. k. k. dili ac ımak. yava şça katmak. dili Allah ın belası. iç aç ıcı olmayan.bezgin. dili s. -i yerini işaretlemek. -e boş boş boru sesi. Allahın Allah sana bu çocuklarher Allahın günü. -e ateş etmek. s. . (yol olmayan bir yerde) yol atın alnındaki beyaz leke. çamaşır suyu. boş gözlerle: look blankly at -e anlamamış gibi bakmak. harmanlamak. 2. (roket) uzaya f ırlatılmak. 3. s. gözleri sulanm ış/çok çapaklanmış/kızarmış. takdis.the İng. rüzgârdan korunmasız. kutsanm ış. i. (göze çarpan bir şeyle) donatmak/kaplamak. kanayan. i. i. f. soğuk ve kasvetli (hava). leke. f. yüzünden akan. 1. 2. 2. bleary. kötü. 2. usanm ış. 1. f. herkese f. 1. 3. 1. 3. i. 1. 2. bleed.o. piyangoda bo ş numara. yazısız. patlama.blandishment blank blank cartridge blank check blank endorsement blank verse blankbook blanket blankly blare blasé blaspheme blasphemy blast blast furnace blast off Blast! blasted blasting cap blatant blaze blaze a trail blaze a trail blaze away at blaze up blazer blazon bleach bleachers bleak blear bleary bleary-eyed bleat bled bleed bleeding bleep blemish blend blend in blender bless bless s. i. kafiyesiz on heceli nazım şekli. (soğuk/sıcak) (bitkiyi) kavurmak. f. parlaklık. f. f. karışım. 2. i. teşhir etmek. yanan şey. beyaz. rüzgâra açık. spor ceket. 2. gürültü yapan. -i hararetle yapmak. açık çek. arma. harap. f. söylemek. Allah hakk ında kötü konuşmak. battaniye. 2. f. sızlanma.. anlamsız.. kar ıştırıcı. açık ciro. alev alev 1. 1. 1. 2. s. K kör kurbanları için içim kan ağlıyor. yapmak. 1. kandırmak için söylenen veya edilen iltifat. borununkine benzer ses. ağaçların gövdelerinde çentikler açarak yeni bir yolun geçişateşe tutmak. 2. bakmak. a ğartmak. s. kan ağlamak: My heart bleeds for the victims of 2. 2. 2. . i. ünlem. bak. (--ed/blest) kutsamak. k. 4. 3. kurus ıkı fişek. yüksek ses.: every blessed day ı ihsan etmiş. 1. dili birini ha şlamak/azarlamak. s. nimet.. 1. i. i. bip. 2. f. 2. k. hayırdua. z. i. maden yakmak. ç ığır açmak. boş boş. yazısız kâğıt. f. eritme oca ğı. i. İng. takdis etmek. dili ıtlık olası. beyazlatmak. ongun. bir tür aç ık tribün. 1. 1. i. f. tahrip etmek. küfür. boş. 1. öfkeli parlama. ç ığır açmak. s. 1. 1. mızırdanma. blender. children. 2. kör olası.. birden parlamak. kurusıkı fişek. harman. 3. (bled) 1. infilak. çok tiz ve anlık elektronik ses. 1. s. hata. bip sesi çıkarmak. 1. 1..

´ne gitme. fiske. şişmiş. kabartmak. i. 2. bak.b. sinyal lambas ı. çakar. i. 3. 2. İng. (kumaşı/kitabı) kalıpla basmak.. at gözlü ğü. şişirmek. (retinada) kör nokta. f. f. kabarmak. 2. kan bankas ı. abluka etmek. büyük parça. s. f.. 2. blok. 2. palanga. k. f. tipi. i. 3. 1. azarlama. f. i. i. parsel. den. neşeli. f. dili kör gibi. 2. büyük mutluluk. afet. 2.. sarışın (erkek). sarı (saç).. jaluzi. kan bankas ı. blow. i. 1. two blobs of pol. çoğ.. İng. 1. çok mutlu. f. gamsız. 2. soy. göz k ırpmak. kamaştırmak. z. küf. katliam. i. kan davas ı. önceden tan ışılmayan biriyle eğlence yeri. 2. bir gözü kör. i. (devamlı) yanıp sönen sinyal lambası. i. mantar. blok. 4. tıkamak. i. kurutmak. avcıların avlarından gizlendiği 1. soldurmak. şişko. 2. kabarc ık... kendi önyarg ısının insanı anlamaktan engellediği konu. su toplamak. sarışın (kadın). i. İng. 1. k. s. i. İng. stor. dangalak. büyük bina: block of flats apartman.blessing out blest blether blew blight blind blind alley blind as a bat blind date blind in one eye blind spot blinder blindfold blindfolded blindly blindness blink blinker bliss blissful blister blithe blithely blitz blitzkrieg blizzard bloat bloated blob bloc block block and tackle block letter block print block up blockade blockage blockhead bloke blond blonde blood blood bank blood bank blood bath blood count blood feud k. f. tıkamak. i. kabartmak. 1. mahvetmek. (deliği/boşluğu) doldurarak kapamak. 1. bak. at gözlüğü. s. blok. tıkama. s. kör etmek. gözlerini ba ğlamak. 1. 2. kesmek. lokanta v. gözü ba ğlı. f. tasasız. dili adam. çıkmaz. s. gözbağı. dili yağ tulumu. k. i. k ıvamı koyu iri bir damla: a blob of paint bir boya damlası. 1. blokaj. i. mustard i. İng. şiş (karın. i. abluka. gözünü almak. tıkanma. ç ıkmaz sokak. f. bak. ç ıkmaz (sokak).. i. arkadaş. oto. dili mankafa. ablukaya almak. anat. 1. kan. kavurmak. bless. kan sayımı. kitap yazısıyla yazılan büyük harf. dili ha şlama.leş).. f. 2. office block (bürolar ın bulunduğu) iş hanı. z. blitz. göz kırpma. açmaz. şen. saçma. 3. pürneşe. neşeli/şen/tasasız bir şekilde. k. 1. s. 1. i. s. . eksiksiz bir mutluluk. âmâ. saçmalamak.iki s ıkım hardal. i. kör. körlük. i. kör gibi. i. yıldırım saldırı.

f. k. bozmak. uçmak: The wind has blown off the chimney2. papyebuvar.´s mind kan davas ı. k. 1. meyve üzerindeki bu ğu. s. 3. dili karars ız olmak. 1. kana susam ış. ateş ederek birini öldürmek. i. dili birinin gerçekte kim oldu ğunu göstermek. kurutma kâ ğıdı. 1. i. 3. k ızmak. k. dili ans ızın gelmek. üflemek. cowl. tüyler ürpertici. 1. away blow s. diyet. k. 3. canlanmak. tansiyon. 2. dili tepesi atmak. birini vurmak. sigortayı attırmak. ile kurutmak. kan nakli.o. tazelik. kan bas ıncı. k. k. 2. kabart ı. dili tepesi atmak. k.. 1. esmek. kan dökme. kan çana ğına dönmüş (göz). s. çok k ızmak. dili 1. kurutma kâ ğıdıortadan silmek. 2. kana susamış. 1. k.. k. 1. dili (rüzgâr) çok sert esmek. gaddar. çiçek vermek. vuru ş. Rüzgâr atmak. k. i. 2. çiçek. i. zalim. dili tepesibacan ınöfkelenmek. lekelemek.´s cover blow s. ba şına kurşun sıkmak. 2. i. kanlı. --n) 1. 2. i. birini çok şaşırtmak. s. kan zehirlenmesi. kan tahlili. sümkürmek. üfleyip söndürmek. (--ted. inatçı. 2. 2. dili kendi borusunu çalmak.blood feud blood group blood money blood poisoning blood pressure blood pressure blood sugar blood test blood transfusion blood transfusion blood type blood vessel bloodcurdling bloodshed bloodshot bloodthirsty bloody bloody-minded bloom blooming blossom blot blot out blotch blotter blotting paper blotting paper blouse blow blow blow a fuse blow great guns blow hot and cold blow in blow one´s brains out blow one´s cool blow one´s nose blow one´s own horn blow one´s own horn blow one´s own trumpet blow one´s top blow one´s top/stack blow out blow over blow s. kusur. birini çok heyecanland ırmak. geçmek. k. lekelemek. --ting) 1. bluz. 2. çiçek açmak.. İng. f. yok etmek. İng. kan gibi. birine çok keyif vermek. kan grubu. solumak. (blew. 1. dili 1. k. blotting paper.. uçurmak. canavar ruhlu. 2. 1. dili kendi reklam ını yapmak. 1. 1. i. 2.o. 4. . düşmek. duraksamak. leke. kiralık katillere verilen para. anat. (lastik) patlamak. aksi. parlamak. k. İng. övünmek. bahar. darbe. kan nakli. k. 2.. kendi reklam ını yapmak. gömlek. f. mürekkep lekesi. dili 1. böbürlenmek. kan damar ı. argo kör olası: That blooming telephone! O kör olası telefon! i. fiske. külahını uçurdu. dili tepesi atmak. (fırtına) dinmek. birini çok şaşırtmak. 2. geli şmek. f. s. leke. (açılmış) çiçek. s. 2. kan şekeri. lekelenmek. bak. başına kurşun sıkarak intihar etmek. dili bayağı. kan grubu. bahar açmak. hunhar. adamakıllı. tansiyon. 4. çiçek açm ış. s. 3.o. kurutma kâ ğıdı. dili kör olası. f. 2. unutulmak. dili k. ayıp. gençlik. k.

(rüzgâr) şiddetle esmek. 2. f. tasarlamak. mavimsi. dili (insan vücudundaki) yağlar. kızartı. k ısa ve kalın sopa. i. 1. 1. soylu kimse. 2. den. 2. yönetim kurulu.. bulanık. göztaşı. birinin aklını başından almak. i. i. 2. pansiyon. gaf yapmak.t. Campanula. 1. mavi renk. i. s. (şiddetli rüzgârın çıkardığı) uğultu. dili büyük parti. f. gaf. f. çivit. i. kurus ıkı atmak. (vapura/trene/otobüse/uça ğa) binmek. blöf. s. 1. i. i. çayüzümü. tahta. balina ya ğı. 4. 5. hüngür hüngür a ğlamak. out ağzından kaçırmak. bulanıklaşmak. 1. tok sözlü. 3. körletmek. 1. bir şeyi/birini paramparça etmek. kaba penisi a ğızla uyarma. aristokrat. kızarıklık. blöf yapmak. 2.. azaltmak. işçi sınıfına ait. f. into doing s. s. tepesi atmak. i.o. dili efkârl ı.o. zool. patlamak. i. i. 1. f. 3. pansiyoner olmak. f. i. mavi. 2. f. kavga. yönetim kurulu. proje. 1. lastik patlamas ı. üzerindeki) tahta yaya kaldırımı. bataklık v. 2. yüzü k ızarmak.t. i. yabandomuzu. herhangi bir alanda en büyük ödül. pot. s. s. dili patlamak. 2. cop. f. i. 1. k. ayrıntılı. 4. birini bir şey yapmaya zorlamak. i.b. bir çeşit küflü peynir. sözünü sak ınmayan. kereste. 2. fart furt etmek. ağır bir cisimle vurmak. pansiyoner. 2. yatılı okul. 1. sarp ve yüksek k ıyı/kaya./s. fart furt. plan. bot. patlama. 2. f. agrandisman yapmak. mavi renkli. asilzade.´s mind blow s. blucin. çivitlemek. 3. f. 1. 1. i. satranç v. supet. kör. f. dili aç ığa vurmak. . kurusıkı. f. büyütmek. mavi kopya ç ıkarmak. i. böbürlenme. (blow-dried) kurutma makinesiyle kurutmak. şatafatlı davet. k. i.o. süpet. pot k ırmak. keskin olmayan. k. borda. mavi. k. (--red. blue blue blood blue blood blue cheese blue jeans blue ribbon blue vitriol bluebell blueberry bluecollar blueprint bluff bluff bluing bluish blunder blunt blunt blur blurry blurt blush bluster boar board board of directors board of managers board up boarder boarding house boarding school boarding school boardwalk k. s. belirsiz bir şekil. yatılı okul. yat ılı öğrenci. i. i. üstüne tahta çakarak kapamak.b. hüngürdemek. yönetim kurulu.. şişirmek. 1. küplere binmek. --ring) bulan ıklaştırmak. i. s. pürmüz. (kum. 2. to smithereens blow the lid off blow up blow-by-blow blow-dry blowjob blowout blowtorch blowup blubber blubber bludgeon bludgeon s. havaya uçurmak. i. patlatmak. mavimt ırak. f. dili birini hayrete dü şürmek/şaşkına çevirmek. aristokrat. pürmüz lambas ı. çançiçe ği. 2. oyun tahtas ı. mavi kopya.blow s. k. 2. 1.

.. demiri. sahte. kilit i. i. k. olta mantarı. vücut. çabuk eğilip kalkmak. Bu otel iki yüzme havuzu ve bir saunas ıyla s. 4. çekülün ucundaki a ğırlık. sürgülemek. 2. beden.. Bolivya´ya özgü. kötüye işaret/delalet etmek. çabuk eğip kaldırma veya eğilip kalkma hareketi. yüreklilik. 3. 1. sık sık f. yapma.boast boastful boat boathouse bob bob bob bobbin bobby bobby pin bobsled bode bode bode ill bode well bodice bodily body body bag body building body count bodyguard bog boggle boggle the mind bogus boil boil boil away boil down boil over boiler boiler suit boiling point boisterous bold boldface boldfaced boldly boldness Bolivia Bolivian boloney bolshy bolster bolt bolt of lightning f. arka arkaya bağlı çifte kızak. Bolivyalı. 2. İng. 3. haşlamak. siyah harfler. 1. i... i. bak. (up) 1. k. dili şilin. at/over -e tak ılıp tereddüde düşmek. ceset taşımayamiktarfermuarlı torba. i. buhar kazan ı. -e işaret etmek. i. (gemi. sandal. Yeni bir sandalım var. fırtınalı. k. kaynamak. -e delalet etmek. tulum (giysi). 2. çabuk e ğip kaldırmak. f. i. bobin. 2. f. dili. kaynatmak. dili polis. ölü sayısı. s. madeni saç tokas ı. çıban. siyah (harf).. uzun yastık. 2. karoser. f. matb. kütle. 2. i. düzme. k. f. 1. kad ın yeleği. 2. hela. 1. 1. How i. yastık. (--ged. 3. i. 4. -e sahip olmaktan gurur duymak: This hotel boasts two swimming pools and a sauna. 1. 1. bide. İng. dili asi. i. 1. dili tepesi atmak. 2. tuvalet. s. miktar: a body of information bir özgü bilgi. z. ask.. kolgüçlendirmek. bataklık. (saçı) alagarson i. (--bed. 2. cüretli. tamamen. ceset. vapur. s. kısmak. matb. kazan. övüngen. fırlama. yastıkla beslemek. sallanmak. cesur. --bing) 1. s. i. 2. 1. sİng. baloney. yüznumara. i. yat gibi) tekne: What time does the boat leave? Vapur kaçta kalk ıyor? I´ve got a new boat. s. i. 1. f ırlamak. bilg. kayıkhane.. s. bak. c ıvata. 1. 1. i. ceset lake is a body of water. bilg. matb. 3. i.. 2. ufak i ğ. şiddetli. 5. alagarson saç. k ısaltmak. bedensel. minder. kaynayarak suyunu çekmek. tümüyle. cesaretle. bilg. kaynama noktas ı. gövde. iyiye işaret/delalet etmek. övünmek.. insanı hayrete düşürmek. 2. 4. bob) ık sık alçalıp yükselmek. . yarışta kullanılan kızak. f. f. at ılgan. İng. 2. desteklemek. kaba kenef. İng. gürültülü. 2.. kaçış. i. bütünüyle. kaynayarak buharla şıp yok olmak. özü kalana kadar kaynamak. köpürmek. makara. fırlayıp kaçmak: When the pickpocket saw the yıldırım. (kaynarken) ta şmak. i. korsaj. Göl bir vücut geliştirme.. koruma görevlisi. sürgü. kitle: A torbası. 1. serkeş. cesaret. Bolivya. gözüpek. 2. (çoğ. i. s. siyah (harf). z. koruma. -ging) f. Bolivya.. ha şlanmak. Bolivyalı. kurallara karşı gelen.

4. bombard ıman uçağı. s. 1. 1. gürbüz. şenlik ateşi. açık havada yakılan ateş. topa tutmak... 2. memeler. bonds. bombalamak. bombalamak. tumturaklı. içine kemik sınava hazırlanmak. f.. köle. salak. 1. k. prim. anlaşmazlık sebebi. darbe. kemiklerini/k ılçıklarını ayıklamak. i. i. 2. kemiksi. 1. kitap. ş. aptal. vuru k. argo -i sikmek. kemik.. beklenmedik kazanç. s. 1. kaput. argo televizyon. dili vurmak. falso. falso.. ampuller. iyi cins yazı kâğıdı. f. s. i. f. çıkıkçı. bombard ıman. f. göze hoş görünen. oto..bolt upright bomb bombard bombardier bombardment bombastic bomber bombshell bon voyage bona fide bonanza bond bond paper bondage bonded warehouse bondholder bondsman bone bone bone china bone for an exam bone meal bone of contention bone up on a subject bone-dry bonehead boneless boner bonesetter bonfire bonito bonk bonkers bonnet bonny bonus bony boo boob boob tube boo-boo boobs booby booby prize booby trap book book club dimdik. 2. sevişme. topa tutma. i. i. ikizler. kefalet. çoğ. f. i. 2. s.. bir deri bir kemik. 1. 1.men (bandz´mîn) i.. balina (çubuk)... i. kemiksiz. güzel. kefil. 2. 2. rezervasyon yaptırmak. İng. f. 3. s. ilişki. dili İng... falso yapmak. kölelik. bağ. aptalca hata.. i. 1. İng. 2.. (bir yere) bomba atan/yerleştiren kimse. kaporta. İng. dili aptalca hata. k ılçıksız. i. bomba. s. hoş. k. sevişmek. İng. en kötü oyuncuya verilen ödül. tahvil. 3. i. 2. argo aptal. kuşlamak. zool. kılçıklı. çatlak. hakiki. gümrük antreposu. dili çok çalışmak. kitap (yer) ayırtmak. i. sıhhatli. 2. argo ayvalar. cilt. argo büyük gaf/pot. ikramiye. yolunuz aç ık olsun. leh. f. çoğ. argo aptalca hata yapmak. 3. iyi yolculuklar. sıkıştırmak. 4. dili kafadan kontak. (polis) (san ığı/cezaya çarptırılan birini) kayda geçirmek. i. budala. 1. falso yapmak. s ıska.. k. bubi tuza ğı. . kefil olmak. k.. külü kat ılarak yapılan porselen tabak. senet. ask. 2. ahmak. 2. (bombard ıman uçağında görevli) bombacı. argo sikme. bombac bomba etkisi yapan. dili ı. i. k ısa zamanda bir konuyu çalışıp öğrenmek. yuhalamak.. mankafa. i. 1. palamut. k. f. gerçek. bombard ıman etmek. i. 1. i. İng. kupkuru. 2. farlar. bono. 2. aşk yapmak. İng. zarif. kırıkçı. 1. i. kemikli. k ılçık. üzerine varmak. f. i.. i. k. tahvil sahibi. argo 1. i. 1. İng. i. bomba: blonde bombshell sar ışın bomba. kemik tozu.kulübü. i. 2. dili aptalca hata yapmak. bağcıklı bone. hafızlamak. i.

2. artma. kitaplık. (fuarda/sergide) stand. to s.. itelemek. 3. 2. i.o. i. yaltaklanmak.. çanak yalayıcı. kurdele v. kitapç ı. kaba ve görgüsüz kimse. 2. bilgisayar ın belleğine komutlar okutarak sistemi f. f. patlama yak ın arkadaş. (ticaret) hızla artmak.b. defterde kayıtlı. check in. i. sınırlamak. İng. i. vuru ş. i. çapul. İng.. propagandac ı. 1. 2. 1.2.. dalkavuk. i. f. s ınır. i. kitap ele ştirisi. gürlemek. k. 1. (birinin hesabına) yazma. patlamak i. bilet gişesi. yard ım. biri için otelde rezervasyon yapmak. dili içki. İng. gazete kulübesi. biletçi. ganimet. ciltçi.b. defter de ğeri. kitap raf ı. 2. i. f. into a hotel book s. maliyet. defter tutan kimse.o. kitapta son okunan sayfayı bulmak için araya konulan karton. rezervasyon yapma. --ping) vurmak. k.. bir şeyi birinin hesabına yazmak. i. kaba. f. 1.. 1. (fiyat) artırmak. k.´s account book value bookbinder bookcase booked bookie booking booking clerk booking office bookkeeper bookkeeping booklet bookmaker bookmark bookseller bookshelf bookshop bookstall bookstore boom boon boon companion boondock boonies boor boorish boorishly boorishness boost booster boot boot boot booth bootlegger bootlick bootlicker booty booze bop borax border İng. i. i.. 1. sayfa işareti. f. artış. i. içki kaçakç ısı. lehinde konu şarak yardımcı olmak. i..t. nimet. kitap konulan raflı mobilya. muh. (--ped. kenar. (olumlu bir şekilde). i. broşür. köylü. yaltakçı. ya ğma. 2. i. kitabevi. gümbürdemek. bot. nüfus v. alkollü içecek. nota kitab ı. 1. s. 3. 3. 1. bahisleri kabul eden bayi. darbe. (rokette) ek i. s. kitapçık. 1. i.book in book of matches book of music book review book s. destek. kim. 4. çizme şeklindeki aletle işkence yapmak. .) h ızla yükselmek. 2. rezervasyon. 2. i. i. ayrılmış. (bir yerin ticaret. rezerve edilmiş. kenar süsü. dalkavukluk etmek. i. z. kitabevi. f. kabalık. muh. bahisleri kabul eden bayi. i. hudut. İng. dili kafa/kafay ı çekmek. i. i. 1. çardak. i. çizme.. i. boraks. motor. i. dili ganyan bayii. bak. iyilik. i. 2. İng. argo tekmelemek. lütuf. i. ganyan bayii. i. çanak yalamak. yaltak. kaba bir şekilde.. defter tutma. İng. f. çizme giydirmek. kibrit paketi.

Bosnalı. 2. kalibre. can yolda şı. and as . şişelemek. şişe açacağı. borç almak. bak. amirane. around bossy botanical botanical garden botanist botany botch both 1. f. i. kaynak.. i. dar geçit. 2. Bosna. olarak: ´´Yes. bor. Bosna-Hersek. zam. i. 1. i.3. i. sınır. botanik. 2. Hem ikinizinhem insan tartışılıyor. koyun. i. Botsvana. botanik. şef. zahmet. -de delik açmak. samimi. kaza. Boşnakça. . Boğaziçi. 1. i. bear 2. s. samimi dost. birine karşı amirane davranmak. ödünç alan. i. 4. 1.. 2. i. ıslahevi. both came. f. temel. i. ikisi de: both of them her ikisi. doğuştan: a born preacher doğuştan vaiz. bitkibilimci. . Her hoca. f. yabancı sözcük/kelime. eğiliminde olmak. i. fail him as we f. bitkibilim. both as . Bosnia-Herzegovina. bak. 1. Boşnakça. 2. both of us her ikimiz. i. 2. sıkıntı. 1. canını sıkmak. kasaba. s. yabanc ı bir dilden alınan sözcük/kelime. birinin canını çok sıkmak. canını sıkmak. f.border on borderline borderline case bore bore bore bore a hole in bore s. bother bothersome Botswana Botswanan bottle bottle opener bottleneck bottom s. i. Botsvanalı. dar bo ğaz. bear 2. her iki kategoriye de girebilecek bir durum: Hasan´s a borderline case. s.. doğmuş. oymak. 2. biberon. Bosna. çap. i. Boğaz. i. tekne. birine emir yağdırmak. esas. delmek. patronvari. s. s... botanist. 1.o. can s ıkıntısı. Botsvana. 2. alt. Boşnak. i. rahatsız edici. 1. Botsvanalı. s. to death/tears boredom boring born born to the purple borne boron borough borrow borrow trouble borrower borrowing borstal Bosnia Bosnia and Herzegovina Bosnia-Herzegovina Bosnian bosom bosom friend Bosphorus Bosporus boss boss s.. i. Botsvana´ya özgü. (ç ıkarma işleminde) ödünç almak. yönetmek. 2. ´´Did the packages. i. i. (bir fikri) az ıcık çürütmek. bitkibilimsel. her ikisi. Both your lives are in the scales. de hayat ı olarak ona i. 1. s. i. ödünç almak. Boşnak. f. f. ilçe. hudut. başını ağrıtmak. İng. karina. Boşnak. dip. bağır.. botanik bahçesi. i. 3. can s ıkıcı. bitkisel.. 2. (bir işi) berbat/rezil etmek. hem come?´´ I respect her both as a teacher and mi?´´ ´´ Evet. ıslahhane..o. Bosna´ya özgü. sine. f. 1. Hasan tam s ınırda. kim. Bosnalı.. mat. 2. engel.f. k. sayg ı duyuyorum. hem .. i. sıkıcı. bak. s ınır komşusu olmak. bak. botanikçi.. vadi. asil bir aileden gelen. 1. s. rahatsız etmek. dili önceden tasas ını çekmek.göğüs.. can sıkıcı kimse. şişe.´´ ´´Paketler geldi as a person. we could as easily i. başkalarına hükmetmeyi seven. i. could pass him. patron. Bosporus.

i. kiriş. s. i. f. geri tepme. 1. barço ba ğı. f. boks yapmak. for -e giden. i. bol. birini şaşırtmak.o. çok derin. sığır cinsinden. 2. k. f. f. birini şaşkına çevirmek. fiyonk. yakalanmas ı için devletçe verilen) para. f. 2. i. 1. 1. ba ğırsaklar. emekliye ayr ılmak. bak. s ınırsız. iple boğmak. prim. bowling. 2. 1. 1. 1. birini yere devirmek. i. 1. Zatürreeden yeni kalkt ı. 3. derinlikleri. 2. reverans yapma. s.bottom dollar bottom land bottomless Bottoms up! bough bought boulder boulevard bounce bound bound bound bound boundary boundless bounds bounteous bounteously bounteousness bountiful bounty bouquet bourgeois bout boutique bovine bow bow bow bow and scrape bow out bow tie bowel bowels bower bowl bowl bowl along bowl s. 2. kâse. den. i. bolluk. sıçrayış. kutuya koymak. i. 2. sıçramak. i. i. fırlamak.. zıplayış. 2. box s. ovalık arazi. kutu.. 2. s. s. den. burjuva. 1. f. 1. bulvar. i. i. 2. sekmek. bağlı. ok menzili. 3. 1. sand ık. i. ciltlenmiş. anat. baş eğerek selamlama. f. s ıçramak. 1. dili Fondip! i. 2. buy. cömertçe. sonsuz. 2. i. (yayl ı çalgı için) yay.ıkmak. 1. over bowlegged bowline bowling bowshot bowstring box box box number son kuru ş. bol. el pençe divan durmak. reverans yapmak. k. s. cömert. i. s. 1. 2. nöbet. güreş. cömertlik. ba ğırsak. tas. canlılık. (zararlı bir hayvanın yok edilmesi veyabuket. ciltli.. f. z.. (ağaçta) büyük dal. posta kutusu numaras ı. çok. bir şaraba özgü koku. sınır. bowling oynamak. çok. derinlikler: the bowels of the earth yeryüzünün çardak. sonsuz. i. sınırlar. butik. f. 1. kutulamak. 2. zıplama. 2. sınır. i.. eli aç ık. 1. borina. baş eğerek selamlamak. f. papyon. hudut. i. i. 2. dipsiz. bir suçlunun 2. eli aç ık. sınırsız. dili (çek) karşılıksız ç sıçrayış. eli aç ıklık. of -den çekilmek. kriket top atmak. i. papyon kravat. demet. i. anat. s. 3. (ok atmak için) yay. on the ear birinin kula ğına tokat atmak. i. birini yere yıkmak. iri kaya parças ı. . aşırı saygı gösterisinde bulunmak. bak. 1. a ğır bir topla oynanan bir oyun. zıplamak. bind. cadde. kuşatmak. i. zıplatmak. s ınırlamak. i. ba ş. s. süratle gitmek. kısa süren hummalı faaliyet. kameriye. loca.o. cömertlik. kayıtlı. sektirmek. hastalık: He´s just recovered from a bout of pneumonia. 2. pruva. kentsoylu. 3. sekmek. iç kısımlar. çarpık bacaklı. 1. 2. i. boks. cömert. 1.

3. destek. kö şeli parantez. matkap kolu. parantez. . boks eldiveni. f. k. bir grup dan ışman.. bilezik. i. 2. i. örmek. yumrukoyunu. 1. boykot yapmak. delikanlı. ak ıl. böğürtlen (yemişi/çalısı). i.. İng. 1. 1. f. f. sütyen. çoğ. yirmi altı Aralık. destek. i. şimşir. i. f. 3.. kuşak. i. fren yağı. i.y. dal budak salmak. ayraç. beynini yıkamak. 2. dili aniden gelen parlak fikir. boks. kol. 2. i. dal. raptetmek. 1. pantolon askısı. dirsek. i. kafalı. i. i. 2. i. fren pedalı. f. boykot etmek. 2. oğlan gibi. kafasız. i. (ağaca ait) dal. (nehre ait) kol. erkek arkada ş. yüksekten atan kimse. o ğlan. akılsız. (asıl faaliyetine devam ederken) (yeni bir faaliyete) girmek. saç örgüsü. (üniformaya tak ılan) kordon. (böğürtlen gibi) dikenli bitki. -den övünerek bahsetmek. ku ş beyinli. f. ac f. s. 1. İng. f. kafas ına ağır bir darbe indirmek. dili birinin kafas ından çıkan düşünce. s. örülmü i. fren balatas ı. i. 2.ş. İng.box office boxcar boxer boxing Boxing Day boxing glove boxing match boxwood boy boy friend boy scout boy scout boycott boyhood boyish bra brace bracelet braces bracing bracket brackish brag brag about/of braggart braid braided brain brain trust brain wave brainchild brainless brains brainstorm brainwash brainy brake brake drum brake fluid brake lining brake pedal brake shoe bramble bran branch branch off branch out into (tiyatroda/sinemada/stadyumda) bilet gi şesi. bu ğday kepeği. birbirine tutturmak.ı (su). (kol olarak) ayr ılmak.. i. d. sağlamlaştırmak. (erkek için) çocukluk. s. beyin. 1. zekâ. s. desteklemek. örgü. branş. övüngen kimse. genç uşak. (--ged. bağ. fren. örgülü. boks maç ı. akıllı. boykot. s. --ging) övünmek. kısım. kollara ayrılmak. kepek. 2. dayanak. köşeli ayraç. i. tel. 3. i. i. kenet. erkek izci. i. k. hafif tuzlu. i. kapalı yük vagonu. bölüm. şube. erkek çocuk. çocukluk dönemi. fren yapmak. fren kampanas ı/tamburu. 2. İng. beyinsiz. 3. yumrukoyuncusu. i. i. dili aniden gelen parlak fikir. zinde yapan: bracing mountain air insan ı zindeleştiren dağ havası. fren pabucu. ask. dişçi. boksör. erkek izci.. örülmüş şey. 1. 1. s. k.

1. ç ığır açmak. 1. i. velet. i. Brezilyalı. f. ekmek tahtas ı. 2. sallamak. i. pirinç. bro.ken) 1. f. sar ı. i. i. i. s. ihlal. konyakla konserve edilmi ş (meyve). en. anırma. utanmaz. mec. s. ünlem Aferin!/Bravo! i. küstah.brand brand name brand spanking new brandied brandish brand-new brandy brash brass brass band brass knuckles brassed off brassiere brassy brat bravado brave brave the elements bravely bravery bravo brawl brawny bray brazen brazier Brazil Brazil nut Brazilian breach bread bread and butter bread bin bread box bread crumb breadbasket breadboard breadth breadwinner break break a habit break a promise break a record break cover break down break even break ground i. ekmek kutusu. i. mangal. 1. açıklık. f ırsat. 2. anırtı. kötü havada d ışarıda bulunmak. fazla at ılgan. kırmak. k. 1. cesaret. huk. Mola verdiler. damgalamak. ruhen yıkılmak. 2. pirinç. hamur tahtası. gizlendiği yerden çıkmak. bir aileyi geçindiren kimse. şımarık çocuk. kötü alışkanlıktan kurtulmak. 2. Brezilya´ya özgü. (bir ürüne ait) özel ad. 4. ekmek k ırıntısı. dili gıcır gıcır. tah ıl ambarı. arsız çocuk. sözünde durmamak. f. i. yepyeni. i. 2. bread box. ekmek sepeti. cesaretli. 2. marka. cesur. i. ekmek. biraz sinirlenmiş. İng. İng. Brezilya kestanesi. yüzsüz. 1. i. çatlak. z. i. dili ekmek kap ısı. s. 1. cesaretle. aralık. argo mide. g ıcır gıcır. m ızıka. bak. f. dağlamak. ancak masrafını karşılamak. sütyen. yarık. 1. rekor k ırmak. s.. genişlik. i. 2. piç kurusu. 3. kasları gelişmiş. sar ı. (broke. i. k. bando. arbede. 1. konyak. ara. s. kâr ve zarar ı eşit olmak. fasıla. törenle temel atmak. 2. Brezilya. s. insanı geçindiren iş/para. i. yüzsüz. pirinç mu şta. s. kurusıkı atma. savurma. anırmak. k ırık. şans. s. pirinç gibi. yepyeni. (bir ürüne 2. s. savurmak. . i. bozulmak. k. kabadayılık. sallama. 1. gö ğüs germek. sözünden dönmek. 2.. Brezilyalı. adaleli. 2.. yüzsüz. i. iş molası: They took a break. 1. lekelemek. f. k ırık. gürültücü ve kaba (kad ın). (k ızgın demirle yapılan) dağ. 1. 3. Brezilya. gedik. ait) özel ad. marka. dili biraz kızgın. i.

orucunu açmak/bozmak. s. f. (breast. çok heyecan verici. 2. i. sinir bozuklu ğu. canlı. -e zorla girmek. 2. (bred) 1. 1. sabah kahvalt ısı. kırılma. f. 3. bozuşmak. osurmak. 1. soluk almak. k ırılır.fed) (bebe ği) emzirerek beslemek. pantolon. 2. durmak. 2. yol açmak. breed. 2. anat. 3. 2. bak. ölmek. i. Bunu sak ın şında dikilip durmak. 3. ayrıntılı hesap. 3. üremek. kopmak. i. f. i.. 2. 2. i. k ırma. 1. 1. havayı kaplanmak. nefes. s takip etmek. 1. çoğ. imbat. tür. 1. (aralarında sevgi bağı olan iki kişi) ayrılmak. 2. zorla girmek. i. dili 1. 3. f. . başında beklemek. (bilimde) büyük buluş. hafif rüzgâr. nefes kesici. 3. 1. araya girmek. k ıyıya vuran büyük dalga. 2. teneffüs etmek. patlak vermek. 2. ilk defa bir işe girişmek. s. alıştırmak. hareketli. göğüs. tutmamak. 2. sözünü k ırmak. çökme. soluk. 1. in ile yumuşatmak. gaz çıkarmak. yetiştirme. Don´t breathe a word of this to anyone. 2. sona erme. mendirek.. from -den kopmak. son nefesini vermek. çok hızlı. gönül. 3. resmiyeti gidermek. 2. meme. dişini tırnağına takmak. meltem. kırılan şeylerin tutarı. s. -den ayr ılmak. birdenbire 3.break in break into break loose break off break one´s faith break one´s fast break one´s neck break one´s word break open break out break the ice break the law break the news to break to pieces break up break wind break wind break with breakable breakage breakdown breaker breakfast breaking breakneck breakthrough breakup breakwater breast breast stroke breastbone breast-feed breath breathe breathe down one´s neck breathe hard breathe in breathe one´s last breathe out breathless breathtaking bred breeches breed breeding breeze breezy 1. dağıtmak. solu ğu kesilmiş. (birine) (kötü) haber vermek. i. rahat bırakmamak. dalgak ıran. k ırılma.. dağılmak. i. 1. 1. . dökmek: She´s broken out suç işlemek. sine. kahvaltı. esinti. ba kimseye söyleme. umursamaz. den ırılıp ayrılmak. kendini kurtar ıp kaçmak. i. 2. parça parça etmek. 1. durma. i. cepheyi yar ıp geçme. birden -e ba şlamak: The horse broke into a run. kendini paralamak. kurbağalama (yüzme tekniği). sözünde durmamak. parçalanmak. yellenmek. solumak. 2. k kopup sarkmak/sallanmak. lafa kar ışmak. zorla açmak. 1. ilgisini kesmek. s. bozulma. i. teklifsiz.. terbiye. i. i. s. rüzgârlı. sebep olmak. ask. yeti ştirmek. kendini kurtarmak. büyük (bir hız): a breakneck pace çok hızlı bir tempo. lakayt. 2. patlamak. nefes nefese.. nefes vermek. boynu k ırılmak. 1. cins. 1. kopmak: War has broken out in Asia. bozulma. 4. parçalanma. paralanmak. i. 2. i. yak ındanık ve kesik soluklar alıp vermek. kalp. gö ğüs kemiği. 1. gaz çıkarmak. Asya´da sava ş patladı. kanuna karşı gelmek. k. nefes almak. (k ıyamet)ilişiğini kesmek. At birden ko şmaya başladı.

davanıngem vurmak. mükemmellik. tu ğgeneral. 2. (bira/kahve) yapmak. f. i.. evrak çantas ı. (otomobil farlar ına ait) uzunlar. ask. 1. 2. köprüba şı. i. ak ıllı. s. bak. huk. 1. brik. i. neşe katmak.. köprü kurmak. i. çoğ. 1. harika. (ata) başlık takmak. i. 3.. i. 2. tuğgeneral... gelinin nedimesi. s. kükürt. f. gelin. bot. ve sevimli bir hava i. neşelendirmek. özeti. 1. 3. frenlemek. brifing. tertiplemek. slip (erkek külotu). f. tugay.. i. parlak. rüşvet vermek. hazırlanmak. tuzlu su. 1. i. (brought) getirmek. i. 3. mükemmel. 1. dili tam formunda. 1.. (bir yere) canl ılık vermek. 2. i. göz alıcılık.k. f. 3. 1. ağzına kadar dolu. 2. 2. duvak. salamura. 2. i. brier. kardeşler. ayd ınlanmak. tuğla örücü. çoğ. k ısa. i. ask. i. i.yapmak. (gen. parlaklık. parlak. dâhice. i.brethren brevity brew brewer brewery brewski briar bribe bribery brick brick red brick up bricklayer brickyard bridal bridal veil bride bridegroom bridesmaid bridge bridge bridgehead bridle brief briefcase briefing briefly briefs brier brig brigade brigadier brigadier general brigand bright bright color bright lights brighten brights brilliance brilliant brilliantly brim brimful brimstone brine bring i. köprü. gemi hapishanesi. k. şapka kenarı. s. geline ait. dili (otomobil farlarına ait) uzunlar. bright-eyed and bushy-tailed k. tuğla örerek kapatmak.. köprü yapmak. brifing ba şını hafifçe kaldırarak öfkesini s. i.. bira yap ımcısı. i. çoğ. kiremit rengi. gemlemek. parlak. 4. i. dili bira: He bought me two brewskies. parlak bir i. k ısalık. k ısaca. s. i. zeki. i. parlayan. z. pırlanta. 2. i. (herhangi bir) dikenli yabani çal ı. i. 1. (gem ve dizginlerin tak ıldığı) at başlığı. bardak a ğzı. . 2. ask. (kötü bir şey) hazırlamak. deniz suyu. 1. briç. bira fabrikas ı. olmak. f... silme. rüşvetçilik. i. nedime. (çay/kahve) içmeye haz ır olmak. i. i. bot. güvey. daha hoş i. i. duvarc ı. para yedirmek. i. deliksiz/bo şluksuz) tuğla. i. haydut. f.. i. şekilde. aydınlık olmak. 2. parlak renk. tuğla harmanı.. e şkıya. 3. deha. nikâha ait. (çay) demlemek. den. harikuladelik. z. göz alıcı. f. Bana iki bira ısmarladı. pırıl pırıl. rüşvet. harikulade. parlatmak.

-e gölge sıraya sokmak. i. akla getirmek. 3. Britanya. birinin (bir işe) katılmasını sağlamak. 1. -i dava etmek. (yeni bir şeyi) yapmak/yayımlamak. -i açmak.´s throat bring a unit up to strength bring about bring along bring an action/suit against bring around/round bring down the house bring down the house bring forth bring forth bring forward bring home the bacon bring in bring into disrepute bring into line bring into relief bring off bring on bring out bring pressure to bear on bring s. to justice bring s.o. arzetmek. 1. hatırlatmak. geli ştirmek.o. s. z. 1. birini (bir işe) katmak. karar noktas ına getirmek. bahsetmek. dili bir alk ış tufanı kopartmak. birinin aklını başına getirmek.t. . büyütmek. 2. (para) kazand ırmak. 1.t.o. dili 1. canlı/hareketli bir şekilde. ayıltmak. birinin (bir hastalığı/zor bir durumu) atlatmasını sağlamak. 1. 2. tüylerini kabartmak. açığa çıkarmak.o. to his/her knees bring s. (yargılanmak üzere) birini mahkemenin önüne çıkartmak. 2. hakk ında birine haber getirmek. (hoş olmayan bir şeyle) dolu olmak. sebep olmak. 2. 3. gün ışığına çıkarmak. en önemli dayanaklar ı/kanıtları ileri sürmek. yetiştirmek. ileri bir tarihe almak. birinin yüreğini burkmak. canlı. birine boyun e ğdirmek. 2. sebep olmak. (çekingen birinin) konu şup rahat davranmasına sebep olmak. -i zorlamak. kıyı. meydana getirmek. doğurmak.t. kazanmak. meydana çıkarmak. (doktor/ebe) (çocuğu) doğurtmak. k. aydınlatmak. bring s. .o. dikleşmek. i.o. bir şeyi sonuçlandırmak. 1. birine diz çöktürmek. 2. ailesini geçindirmek. 1.o. başarıyla yapmak. getirmek. dili 1. home to s. k. bir grubun mevcudunu tamamlamak. istenilen hızda hareket eden. 2. meydana getirmek. seyircileri kırıp geçirmek/çok güldürmek. 1. domuz kılı. ileri sürmek. in on bring s. hareketli. birini çok duyguland ırmak. 1. (felaket için) e şik. dili birinin keyfini bozmak. 3. kızmak. istenilen hızda. -i rezil etmek. huk. Generale biraz bask ı yaptırdı. dü şürmek. birini yola getirmek. s. en önemli destekçileri getirmek. word of bring s. k. k. down bring s.bring (a child) into the world bring a lump to s. sert k ıl. k ıllı. çok alkış toplamak.ailesinin geçimini sa ğlamak. birini ayıltmak. ikna etmek. to pass bring shame on bring through bring to a head bring to light bring to mind bring up bring up one´s big guns bring/file suit against brink brisk briskly bristle bristle with bristly Britain (anne) (çocu ğu) dünyaya getirmek. doğurmak. i. k. f. 1. dili bir şeyi birinin kafasına dank ettirmek. 2. k. 2. 2. (jüri) karara varmak. meydana ç ıkarmak. sebep olmak. -i sıkıştırmak.o. yanında getirmek.. çok alk ışlanmak. belli etmek. hatırlamak. hesap toplam ını nakletmek. -i dava etmek. up to date bring s. to bring s. birini en son olaylardan/geli şmelerden haberdar etmek.o. to reason bring s. (uçurum için) kenar.o. meydana getirmek. -e bir şeyi uygulatmak: He brought some pressure to bear on the general.. to bear on bring s. 2. 2. sertçe esen (rüzgâr). dili ba şarmak.

dili pantolon. s. argo eksik etek.. f. i. kuluçkaya yatmak isteyen. bozuk. y ıldırmak. i. 2. birlik. i. i. 2. kuluçkaya yatmak. derin derin dü şünmek. i. f. s. kırılmış. dili (hava) çok sıcak olmak. yaymak. i.harap. süpürge sopas ı. enişte. bring. f. hoşgörülü. gevrek. tıb. s. bot. . alın. İngiliz. karde şlik. i. i. birader. i. s. katlanmak. et/balık suyu. i. k. 1. bakla. bronşit. i. 4. çay. bitik. 1. ırmak. i. 2. kayınbirader. açık fikirli. s. radyo/televizyon yay ını. f. herkese söylemek. 3. geniş. ızgaralık piliç. 2. spor uzun atlama. banker.britches British Briton brittle broach broad broad bean broad jump broad jump broadcast broaden broadly speaking broad-minded brocade brochure brogue broil broiler broiling hot broke broke broken broken-down broken-hearted broker bronchial tubes bronchitis bronco bronze brooch brood brooder broody brook brook broom broomstick broth brothel brother brotherhood brother-in-law brotherly brought brow browbeat brown i. s. f. kaş. z.. bir çeşit erkek ayakkabısı. (kötü bir olaydan sonra) umudunu yitirmiş. i. ağabeyce. çoğ. bak. beraberlik. k. saplı süpürge. 4. i. i. dili çok s ıcak (hava). i.. erkek karde şe özgü. yakla şık. (radyo/televizyon arac ılığıyla) yayımlamak.. i. yüz.. i. ızgara yapmak. k. katırtırnağı. Britanyalı. --en) gözünü korkutmak. (tohum) saçmak.cast) 1. kararmak. bak. kabaca. 1. 1. broş.beat. 2. bacanak.. 1. erkek karde ş. k ırılgan. 2. 1. 1. brokar. kuluçka. 2. kadın. tunç. çehre. 3. f. 3. bozulmuş. ızgarada kızartmak. kalbi k ırık. genişlemek. i. k ırık. kitapçık. 1. f. dilbilgisi kurallarına uymayan (bir yabancının s. 2. i. i. kuluçka makinesi. yamaç. break. s. karartmak. ayrıntılara girmeyen. çekmek. bronz. (broad. s. düşünceye dalmak. broşür.. f. fırında et kızartmaya özgü ızgaralı kap. 2. komisyoncu. kahverengi. genişletmek. s. i. yabani at. 2. işi bitmiş. genelev. dili paras ız. (bir konuyu) açmak. anat. uzun atlama. k. dü şünceye dalan. Britanya´ya ait. tahammül etmek. bron şlar. ehlile ştirilmemiş at. 2. dayanmak. f. genel. f. şive. 1. bir kuruluşun üyeleri. (brow. 1. meteliksiz. engin. i.

i. Brunei. (at) s ıçramak. i. merhametsiz. dili dolar. (--ded. i. ald ırmamak. 1. -e sürtünmek. . f. kabarc ık. fırçalamak. s. zam v. z. 2. i. Brunei. tozunu almak. karşı gelmek. sık çalılık. f. vahşilik.. --ding) tomurcuklanmak. 1. f. i. 2. 2. bak. hafifçe dokunmak. i. toka. i.b. 1. başından atmak. i. kaynamak. bot. (tokalı bir kayışla) (bir şeyi) takmak/giymek.´ni) elde etmeye çal ışmak. k. fundalık. 2. Bruneili. i. dili ne şelenmek. f. i. 2. ters. vah şi. i. Brunei´ye özgü. 2. 1. sert. f. -e göz gezdirmek. dili ç ırılçıplak. esmer kad ın. İng. s. gonca vermek. buru şma. değinmek. i. 2. i. s. dili ö ğleye doğru yenen ve kahvaltı ile öğle yemeği yerine geçen yemek. frenklahanası. savmak. k. s. (saldırı. s. kaba. i. i. çürük. Budizm. önemsememek. through -i şöyle bir okumak/karıştırmak. kahverengimsi. Budist. berelemek. 2. f. 1. kova. s. 2. 2. fundalık.. k. brusque. azarlama. erkek geyik. 3. i. i. çökmeye ba şlamak. ku şluk yemeği. vah şi adam. i. 1. yetişmekte olan: a budding physicist yetişmekte olan bir fizikçi. kaba kuvvet. (bilgiyi) tazelemek. fokurdamak. 1.´nin) en ağır/şiddetli kısmı. ciddiyetle/gayretle çalışmak. çalı çırpı. z. hayvan.. k. esmerşeker. burkulma.b.brown sugar brown sugar brownish browse bruise brunch Brunei Bruneian brunette brunt brush brush brush against brush aside brush off brush up brush up on brushoff brushwood brusk brusque Brussels Brussels sprouts brutal brutality brutally brute brute force bubble buccaneer buck buck buck buck for buck naked buck up bucket buckle buckle down buckle on buckling buckshot buckwheat bud Buddhism Buddhist budding esmerşeker. vahşice. yabani. i.. brüksellahanas ı. ret. (terfi. (tüfek için) saçma. i. erkek hayvan. i. 1. (bilgiyi) tazelemek. s. flambaj. Brüksel. ezik. 1. i. fırça. baskı v. geri çevirme. i. yer yer kabarmak/kamburlaşmak. tomurcuk. f. çalılık.. ezmek. bere. Bruneili. 3. karabu ğday. 1. gonca. çürütmek. otlamak. korsan. mek. (tokal ı bir şeyi) bağlamak. i.

muhabbetkuşu. argo saçma.o. İng. f. k. inşaat ruhsatı. f. s. s.. (bir şeyi) yumuşak bir şeyle parlatmak. tampon. boru işareti. k. bina. argo hiçbir şey.. build. kaba arkadan sikmek. argo bir şeyin içine etmek. İng. hareket etmek. i. 2. i. tampon devlet. (araba. yarenlik. dili gizli dinleme ayg ıtı. kımıldatmak. fizik. İng. i.. up Bugger you! buggy buggy bughouse bugle bugle call bugler build builder building building complex building permit built bulb Bulgaria Bulgarian bulge bulk bulky bull bull session bulldog bulldoze bulldozer bullet i. İng. dili 1. boğa. i. 1. f. argo birine zorluk çıkarmak. site. Bulgaristan. (--ged. örselemek. i. f.. söyle şi. argo zor kullanarak bir şeyi yapmaya mecbur etmek. böcek.. büfe. ar ıza.. i. İng. 2. kurdu. böcek dolu. bel vermek. i.t. İng. 3. 2. 1. mikrop. hacim. müz. i. s. argo Siktir! s. yoldüzer. i. f. argo sıvışmak. bak. herif. 2. br ıçka.. k ımıldamak. i. üstünden buldozer geçirmek. inşaat. --ging) k. müteahhit. 2. hantal. inşa. i. İng. 2. mermi. boru (askerlere işaret vermek için kullanılan çalgı). Bulgar. f. kurşun. hacimli. kurmak. cüsseli. buldozer. (bir k.. i. (insan için) yapşaatçı. zool. bünye. bizon. zırva. çok zor bir şey. 2. i. i. yapım.) merakl ısı. iri.. i. argo oyalanarak vakit geçirmek. radyo v. toz olmak.. in ı.. argo 1. i. İng. ahbap. about bugger s. virüs. f. i. bü ğlü. 4. dili muhabbetkuşu.b. bilg. i. i. hata. bütçe. 1. (about) h ırpalamak. i.. 1. 5. elektrik ampulü. Bulgarca. İng.. i. 1. i. arkada ş. borazanc ı. yap ı yapmak.. dili patlak gözlü. f. dili (makinede) bozukluk. tampon bölge.. oylum. İng. k. buldok. dozer. borazan... yaratmak. 1. . çiçek so ğanı. yap ı. k.buddy budge budgerigar budget budgie buff buff buffalo buffer buffer state buffer zone buffet buffet bug bug off bug-eyed bugger bugger about bugger all bugger off bugger s.. i.. i. dili toz olmak. böcekli. gitmek. fayton. (built) 1. yapmak. 1. 2. zool. f. inşa etmek. 2.. ço ğunluk. argo tımarhane.

dili hamburger. siper ile korumak. --ming) 1. k.. vurmak... yüklenmek. bohça. grup.. külçe altın/gümüş. ne şeli. 2. i. --s/--x (byûr´oz) i. deste. 1. çoğ. İng. 1. saçma. i.2. bungalov. ilan tahtas ı. h ırpalamak. f. burglarize. zool. 2. kıç. siper. i. külfetli. topuz: She wears her hair in a bun. f. ini şli çıkışlı. i. makat. bak. serseri. 2. İng. sıkı giyinsen 1. mebzul.bulletin bulletin board bulletproof bullfight bullhorn bullion bully bulwark bulwarks bum bumblebee bumf bump bumper bumper crop bumph bumpy bun bunch bundle bundle s. ağırlık.. den. zorba. f. i.. belleten. s. dili 1. k. 2. 2. tampon. ba şıboş adam. i. you´d better tasdik Dışarısı soğuk. saçma. hevenk. k. (ayak parma ğında oluşan) şiş. yığın. yazıhane. s. İng. f. kan ıtlama zorunluğu. i. dili 1. toplamak. off bundle up bung bung up bungalow bungle bunion bunk bunk bunny buoy buoy s. tapa. 2. f. i. zırva. tapalamak.. s. i. huk. şiş. kabadayı. takım. sarınıp sarmalanmak: It´s cold out. 1. bohçalamak. k ırtasiyecilik. alışılandan çok daha bol. -i yara bere içinde b ırakmak. argo 1.. i. sıkıntı vermek. tümsek. i. tavşan.ıyor. yumru. k. i. i. ev/bina h ırsızı. daire. k. i. dövmek. i. i.o. 1. i. bürokrat. f. f. çarpma. i. . i. i. i. 1. toslamak. 2. up buoyant burden burden of proof burdensome bureau bureaucracy bureaucrat bureaucratic burette burger burglar burglarise burglarize burglary burgle i. fıçı deliği. bildiri. otlakçı.. çörek. i. (--med. 2. ev/bina soyma. Kar ısının deliliği resmen bundle up. (aynalı ve alçak) şifoniyer. s ıkıcı. 2. muhafaza alt ına almak. tıpalamak. devlet memurları. f. kabadayılık etmek. çarpmak. i. 1. 1. şamandıra. engebeli. i. dili (evi/binayı) soymak. serseri i. f. zorbalık etmek. s. i.. bürokratik. 2. kim. büret. yüklemek. a ğzına kadar dolu kadeh/bardak.. k. bereketli mahsul. 1. bindirmek. f. 1. boğa güreşi. İng. bak.iyi olur. yük. 3. altın/gümüş çubuk. 1. saçma laflar. -e epey hasar vermek.. bumf. Saç ını hep topuz yap salk i. küpe şte.. 1. f.o. Berkant bundled her off to an asylum. sıkı giyinmek. anaforcu. tıpa. hiçbir işe yaramayan kâğıtlar. kurşun geçirmez. dili. s. batmaz. ım. 2. 2. f. yüzen. k. bürokrasi. büro. 2. aptalca hatalar yaparak (bir şeyi) becerememek. dili (evi/binayı) soymak. tavşancık. dili. ağzını tapa/tıpa ile kapamak. k ırtasiyeci. ranza. oto. s. toprak yabanar ısı. tümsekli. istihkâm. 2. birini neşelendirmek. dili megafon. k. bülten. demet. birini apar topar göndermek: As soon as his wife was certified insane. i. i. vuru ş.. h ırsızlık. başkalarının sırtından geçinen kimse.

up burn the candle at both ends burn the midnight oil burn up burn/hang s. Birmanya´ya özgü. i. gür (saç. (çoğ. dili birini çok k ızdırmak/sinirlendirmek. meslek. yanmış. defnetmek. f. . f. out burn out burn s. cila. çalı gibi olma. iş. s. çalılık. gizlenmek. defin. iş saatleri. s. 3. cüsseli. otobüs. yan ık. hararetli.. 5. 1. kadar çalışmak. 1. 4/5 kile. kendini tüketmek. yak ıp yok etmek. oyuk. 3. i. i. i. Birman. f.o.). birden ağlamaya başlamak. Zengin ve i. 2. perdahçı. 2. birden ağlamaya başlamak. s. yanmak. 2.ünlü olmak için yan ıp tutuşuyor. become rich and famous. yanan. bak.o. 2. kaş. Birmanyal ı. mühre. i. Birman. geğirme. mahvolmak. mesele. i. Onun eline su dökemez. yanıp kül olmak. 1. örtmek. tamamen yanıp (kendi kendine) sönmek. 2. parlakl ık. s. Burkina Fasolu. (--ed/--t) yanmak.mese) 1. tünel kazmak. iriyarı. Bur. brülör. kile.. bozulmak. f. Birmanya. İng. s. içini yakmak. Myanmar. Bur.b. muhasebeci. 2. gece yarısına 1. i. Burundi. oyuk açmak. 1. şiddetli. i. Burundi´ye özgü. s. i. patlam ış. 1. in. Burkina Faso´ya özgü. Ev yan ıp kül oldu. cilac ı. i. 1.burial Burkina Faso Burkinese Burkinian burlap burly Burma Burmese burn burn down burn o. çalı. tamamen yanmak. 1. 2. kahkahayı koyuvermek. perdah kalemi. yanıp kül olmuş. f. saklamak. i. çatlama. (burst) patlamak. 2. Burkina Fasolu. (çoğ.. geğirtmek. i.nese) Burkina Fasolu. protesto olarak sevilmeyen birinin kuklas ını yakmak/asmak. bak. bir oyukta/yuvada okul veznedar ı. geğirmek. görev. otobüs terminali. problem. 1.s. Burkina Faso. kuyruk v. i. Burkina Faso´ya özgü. parlatmak. 1. yan ık. patlama. 4. büyük: She has a burning desire tocilalamak. (ticari) iş. The house burned down. i. yak ıp yok etmek. tar. ileri atılma. i. 2. fazla çalışmak. 2. Burundili. Burundi. in effigy burned down burned to a crisp burner burning burnish burnisher burnt burp burrow bursar burst burst in on/upon burst into flames burst into laughter burst into tears burst out crying Burundi Burundian bury bury the hatchet bus bus station bus stop bush bushel bushiness bushy business business hours business transaction i. s. alev almak. f. 1. çalı gibi. s. yuva yapmak. çalıyla kaplı. bezi. k. i. yakmak. gizlemek. yar ılmak.ki. hold a –– He doesn´t hold a candle to her. ticaret. f. barışmak. 2. gömmek. 2. 2. i. gömme. otobüs dura ğı. 1. yan ıcı. Burkina Faso. Burkina Fasolu. i. Birmanyalı. burn. çuval s. 2. pat diye girmek: What do you mean bursting in on us like this? Ne diye odam ıza böyle pat diye giriyorsun? tutuşmak. patlak. yuva. 1. yakıp kül etmek. 3. yanık yeri. Burkina Faso. Burundili. yakmak. Birmanca. i. Birmanca.

. berbat etmek. sıfırışuşturma. 2. 2. eşek gibi çalışmak. busi. konu şmamak. iflas etmiş. kasap. kırılmış.. pencere silmek hariç. dili 1. bozuk. k. kaba k ıçını yırtmak. çoğ. çekici. patlak. 3. up (bir çift) k. 4. with the hemen her i şi . kasapl ık hayvan kesmek. dili -e ya ğ çekmek. 1. bir evin ba ş hizmetkârı. araya girmek. 1.. buton. süsmek. f. 3. i. f. ki. 2. dipçik. ortak olmak. ciddi. f. edat -den gayri.. dü ğünçiçeği. i. alış. ko tüketmiş. -e dalkavukluk etmek. dili malı görmeden satın almak. dili eşek gibi çalışmak. kapamak. 2. birbirinden ayrılma. dili 1. k ırık. -i yağlamak. sıhhatli. k ırım. k. i. bozulmuş. . destek. f. i. yakasına yapışmak. baş uşak. hisse almak. -e burnunu sokmak. uç. kelepir. 1. meşgul işareti. izmarit. f. bak. bir şeyi görmeden satın almak. 2. alma. satın almak. (bought) satın almak. hareketli. iri gö ğüslü (kadın). dili sakar kimse. bo şanma. but. s. 1. k. k ıç. işadamı. kar ışmak. katliam. kaba et. kafa atmak. f. 1. -e karışmak. çok meşgul.. 2. 3. i. kalça. i. almak. dili. iliklenmek. k ıç. argo popo. i. 4.business trip businesslike businessman businesswoman bust bust bust a gut bust one´s ass bust out of busted bustle bust-up busy busy as a bee busy signal busy signal but but for but what butane butcher butchery butler butt butt butt butt in butt in on butter butter up buttercup butterfat butterfingers butterfly buttermilk buttocks button button one´s lip button up buttonhole buttress buxom buy buy a pig in a poke buy a pig in a poke buy in buy off iş seyahati. i. payanda. (up) iliklemek. elektrik düğmesi. 2. telefon me şgul sesi. button one´s lip. k ırmak.ness. etmek. tereyağı sürmek. ayak. bozmak. have been fired long ago. canlı. dili (bir yerden) s ıvışıp kaçmak. f. 2. 2.. f. sap. k. salhane. i. 3. i. susmak.. büst. iş kadını. etmek. popo. 2. i. çenesinidüğmelenmek: Button your shirt! Gömleğini k.men (bîz´nîsmen) i. 2. . olmasayd ı: But for her relationship hemen boss she would gene de. boynuzlamak.. bütan. körü körüne alışveriş etmek. bot. çoğ. katletmek. sır vermemek. rüşvetle defetmek. aceleyle hareket i. (askerin rütbesini) indirmek.en (bîz´nîswîmîn) i. sistemli. düğme iliği. girip aramak. Bugün çok meşguldüm. yayık ayranı. k. düğmelemek. 1. neşeli. k. i. savuşturmak. i.. etli butlu. süt kayma ğı. aceleyle hareket etme. desteklemek. busi. topu atmış. patlatmak. 2.ness. tereyağı. 5. patlamış. i. kelebek. dili 1.. alay konusu kimse. tos vurmak. 1. ilik. meşgul: I´ve had a busy day. -den ba şka: The new maid will do almost anything but wash windows. s. 1.wom. 1. dili s. düğme. düğme. i. sayesinde. tutuklamak. k. f. Yeni hizmetçi. i. 2. i. 1. kâhya. göğüs. rezil mezbaha. koşuşturmak.. burnunu sokmak. ra ğmen. işlek. Şefle ilişkisi olmasaydı çoktan işten i. (--ed/bust) k. s. i. rüşvetle elde etmek.

ile. her ne pahas ına olursa olsun. alıcı piyasası. f. oybirliğiyle. dili toz olmak. ezbere. vasıtasıyla. on credit buy s. 7. müşteri. Vallahi! çok fazla. i. hakkında. z. ne pahasına olursa olsun. -den. yan ında. bağırarak. 1. sayesinde. Evi ortaklaşa satın aldılar. bütün hisselerini almak.t. bir kenara. kendi kendine. edat 1. yak ın.: They´re by far the best. sight unseen buy up buyer buyer´s market buzz buzz off buzzard buzzer By golly! by (main) force by by by a hair´s breadth by a narrow majority by a vote of thirteen to twelve by accident by acclamation by air by all accounts by all means by and by by and large by any means by chance by common consent by courtesy of by day by degrees by dint of by ear by fair means or foul by far by fits and starts by fits and starts By gosh! by half by hand by heart by herself by hook or by crook düşünmeden satın almak. yakında. -e kadar. rastlantı sonucu. az kaldı.. bir şeyi hiç görmeden satın almak. bir tür akbaba. bir şeyi ortaklaşa satın almak: They bought the house between them. yanlışlıkla. yalnız ihtiyat akçesi yatırarak satın almak. uçakla. vibratör. çok geçmeden.. dili bir yolunu bulup. k. 3. 2. 2. -in sayesinde. k. alıcı. tesadüfen. 1. . sıvışmak.. genellikle. 2. ne yap ıp yapıp. tedricen. i. vızıltı. alkışlayarak. tarafından. düzensiz gayet düzensiz bir şekilde: I´ve worked on this by fits and starts for twenty years. taksitle satın almak. Onu tezahüratla ba şkan seçtiler.t. az bir ço ğunlukla. nezdinde. bir tempo ile. bir yana. 1. kapatmak. zool. müz. kazara. -e göre. İng. yanından. Bunun üzerinde gayet düzensiz bir şekilde yirmi yıl çalıştım. derece derece. kulaktan. herkesin dediğine göre. hiç. notas ız. (birini) rü şvetle satın almak. vızıltılı elektrik zili. ne şekilde olursa olsun. yakınında.t.buy on impulse buy on installment buy on margin buy out buy over buy s.. rasgele çal ışarak. i. yakınından. hakkı k ıl payı. Onlar kat kat daha iyi. tesadüfen. tümünü satın almak. izniyle. 2. 6. tezahüratla: They elected her president by acclamation. between themselves buy s. Vallahi! zorla. (öbürlerinden) kat kat daha . i. 4. vızıldamak. elle. kendi ba şına. elbette. bir şeyi veresiye almak. gündüzün. on ikiye kar şı on üç oyla. 5. kazara.

ezberden. eski. baypas yoluyla -den . elek. genel istek üzerine. kendi kendine. kendi kendinize. bak.. baypas yol. nedeniyle. ilk posta ile (cevap). baypas: heart bypass kalp baypası... dili aln ının teriyle.. katiyen. aslında. very friendly to him. 1. 2.. haftalığına. baypas ameliyatı. rica/istek üzerine.. -in emri gere ğince. 1. ünlem 1. izninizle. . ünlem... geçmiş şey. (yard ım görmeden) kendi başına: That cat can open the window by itself. yolu ile. nöbetle.. aracılığıyla. -in emrine göre. büyük kedi pencereyi kendi ba şına açabilir. i. yazar ad ının verildiği satır. but by the same token we dili k ıl payı. Hiç de zahmet değil! ha aklıma gelmişken . 1. i. İng. Hiç problem değil!/Çok kolay! 2. bye-bye. . ilk posta ile. geçmiş. vasıtasıyla. fakat biz k. baypas. 2. çevre yolu. baypas. Obir h ızla. nöbetleşe. dikkati çekmeden. dü şünmeden. aklıma gelmişken. bak. i. kendi kendine. 3. 2. nedeniyle. s. Belarus.s. ismiyle: He called me by name. mekanik olarak. doğuştan. asla. hırsızlama. ara seçim. götürü. nöbetle. tic. . acele. sırası gelmişken. sıra ile. by order of by popular demand by reason of by request by return mail by return of post by return post by rights by rota by rote by stealth by the gross by the job by the piece by the same token by the skin of one´s teeth by the sweat of one´s brow by the way by the way by the week by turns by twos by virtue of by way of by weight by your leave by yourself bye bye-bye by-election Byelorussia Byelorussian bygone bylaw by-line bypass ne yapıp edip. ikişer ikişer. t ıb. i. çoğ. Bana ismimle hitap etti. s. yüzünden. (tüzükte) ek madde. yavaş yavaş. -den dolayı. yaradılıştan.. adıyla. toptan. kendiliğinden: The var gücüyle. It´s no sweat!/No sweat! k.. aynen: He hasn´t been friendly to us. ağır ağır. Onu ancak ismen tan ıyorum. hafta hesabına göre. ismen: I know him by name only. aynı şekilde. haven´t been k. dili 1. 2. sebebiyle. güle güle. geceleyin. nöbetleşe. yalnız. f.. O bize s ıcak davranmadı. Belarussian. gizlice. doğrusu. i. İng. i. tartı ile.by hook or by crook by inches by itself by leaps and bounds by main force by means of by name by nature by night by no means by o. i. parça ba şına. Allaha ısmarladık. -den./Hoşça kal. bak.

i. gürültülü bir şekilde konuşmak. Bizans. i. C c/f ca cab cabbage cabin cabin boy cabin class cabinet cabinetmaker cabinetmaker´s glue cabinetwork cable cable car cable television cablegram caboose cabstand cacao cacao bean cacao butter cackle cactus cad cadaver caddie cadence cadet caesarean café cafeteria caffeine caftan cage cagey cajole i. 3.. hintbademi. kafeterya. 2. 2. 1. tutkal. çok kullan ılan bir deyim. k ıs. copy. ahenk. atasözü. Celsius. Bizanslı. kablo ile çekilen araba. en i. 1. tek atl ı binek arabası. k ıs. telgraf. 3. 2. na ğmenin sonu. bakanlar kurulu. copyright. 2. kablolu televizyon. küçük erkek çocuk. i. C. aşağılık herif. i. i. marşandizin arkasına takılan ve demiryolu görevlilerini taşıyan cumbalı vagon. kabin veya kamarada ya şamak. cent. s. . dolaşık yol. palamar. sesin yava şlaması. gevezelik. yan yol. kafes. i. 2. türev ürün. asansör. (camlı ve raflı) dolap. tahdit etmek. golf oyuncunun sopalarını taşımak. kafein. kurnaz.küçük erkek kardeş veya oğul. hapishane. c c. i. perdenin derece derece inmesi. 1. 1. i. bak. 3. uyan ık. 2. tatlı sözlerle kandırmak. i. Bizans´a özgü. 2. 1.. gizli/özel/karanlık yol. circa. i. k ıs. 4. sualtı kablosu ile çekilen telgraf. askeri lise/okul ö ğrencisi. s. city.. 2. f. 3. i. küçük bir yere kapamak. Bizanslı. k ıs. 3. taksi. kakao çekirdeği. century. kadans. 1. kabine. i. 2. kafese kapamak. 1.. bayt. 1. kablo. i. İngiliz alfabesinin üçüncü harfi. 1. i. 2. kaftan. 2. i. 1. 2. gıdaklamak. çok dikkatli. i. yan ürün. i. (in şaatlarda) iskele. kamara. f. 2. C. ince marangozluk. 1. gevezelik etmek. ritim.by-product bystander byte by-way byword Byzantine Byzantium C C C of C C. f. ikinci s ınıf. küçük özel oda. golf oyuncunun sopalar ını taşıyan kimse. carried forward. i. f. kamarot. Chamber of Commerce. kakao ya ğı. i. lokomotif veya kamyon sürücüsünün oturdu ğu kapalı bölüm.. 3. kabin. kaktüs. gomene. ince iş yapan marangoz. i. i. lahana. kesik kesik gülmek. kakao çekirde ği. bot. i. f. i. kakao a ğacı. s. hapsetmek. 1. i. Romen rakamlar ı dizisinde 100 sayısı. bilg. teleferik. i. 1. i. cesarean. 2. ceset. g ıdaklama. 1. Bizans. i. kadavra. küçük lokanta. müz. den. seyirci kalan. 3. bot. centigrade. circa. k ıs. taksi dura ğı (taksilerin bekleme yeri). i.. i. i. kulübe.

kireçleşme. hesap eden kimse.. eğriye eğri demek. telefon etmek. İng. kütüphanelerde kitaplar ı sınıflandıran numara. halife. 1.´ni) devreye sokmak. -i iptal etmek. 1. kalkerleşme. caliber. telek ız. bak. 3. ça ğırmak. basmadan yapılmış. . grevcileri v. k. 2. Birinin ´´İmdat!´´ seslenmek. bağırma. --es/--s) 1. 1. call number call off call on the carpet call out call s. i. yetenek. 1. beyaz. 1. 1. kalsiyum. 2. 3. patiska. bak. hesaplamak. kireçlenme. k. hesap etmek. -in do ğruluğundan (borcun) ödenmesini istemek. tıb. jeol. 3. kalibre. vidala. kireçleşmek. haykırma: I heard a call for help. takvim yılı. -i mi? He -e son vermek. long-distance i. down call s. i. felaketli. halifelik... 1. (a name) for short call s. i. telefon kulübesi. i. i. 3. -i durdurmak. çoğ. Ne derseniz deyin. birine k ısaca . -i icap ettirmek. caliph. i.. dili çocukluk a şkı. 1. tatlı sözlerle kandırma. 3. Ona kısaca Memo diyorlar. hilafet. birine tekrar telefon etmek. küspe. 2. vahim. kireçlendirmek. f. bağırmak: Did you just call me? Bana f. s. jeol. -i istemek. tahmin. hesap. 1.şüphe etmek. felaket getiren. çoğ.. 1. hesaplama. 4. (çoğ. patiska. f. cajolement.o. ğırmak. konu şmak. bela. 1. İng. back call s. k. -i gerektirmek. -e gölge düşürmek. telefon konuşması. felaket.cajolement cajolery cake cake rack calamitous calamity calcification calcify calcium calculate calculation calculator calendar calendar year calendar year calf calf calf love calfskin caliber calibre calico calico cat calif caliph caliphate call call call a halt to call a spade a spade call box call for call forth call girl call in call in question call into being call it a day Call it what you want.turuncu patiskadan yapılmış. çörek. hesap cetveli. belal ı. gerçekleri sakınmadan söylemek. k. dana. konuşma. i. kek.o. kireçleştirmek. renkli di şi kedi.called out for help. takvim. (paray ı) yaratmak. demek: They call him “Memo” for short. 2. siyah ve 2. i. buzağı. demin seslendin kesmek. 3. pamuklu bez. 2. birini geri ça arayıp birini azarlamak. (out) diye bağırdığını duydum. (bir şeyin) iade edilmesini istemek.b. (yard ımcı/danışman olarak) (birini) çağırmak. kabiliyet. çap. dili bulamayan birine şehirlerarası/uluslararası telefonla birini aramak. hesap makinesi. felaket. 2. 3. dili do ğruya doğru.o. i. i. paydos etmek. kal ıp. ortaya çıkarmak. i. ayarlamak. pasta. çok kötü. kendisini telefonla 1. i. 2... baldır. üstüne s ıcak kek konulan çubuklu altlık. çıkarmak. halketmek. calves (kävz) i. i. bağırış. bak. basma. kapasite.o. i. kalkerleştirmek. kim. İng. i. anat. i. 2. 2. s. saymak. ´´ İmdat!´´ diye bağırdı. 2. vaketa. benekli. calves (kävz) i. (askerleri. 2. takvim yılı. çağırma. 2. basma. kireçlenmek. kalsifikasyon. 1. dobra dobra İng. 2. kalkerleşmek. afet. 2. dili azarlamak. tıb. 1.

(bir yerin) amiri olmak: He calls the shots around here. s. i. ordugâh. birinin dikkatini (bir şeye) çekmek. f. dinginlik.. köpek gibi) kötü sözler söylemek: He´s calling her names. i. i. bak. 2.o. Kamerunlu. gizlemek. i. i. bak. . ald ırış etmeden. names call s.o.. to account call s. kam. i. i. deve. yatıştırıcı (ilaç).t. i. kamp yapmak. z. yatışmak. i. deveci. kaligraf. duyarsızca. 1. toy. kameraman. ince beyaz pamuklu/keten kuma ş. oyunu iptal etmek. 2. calf 1. bak. k. i.call s. bak. i. buzağılamak. bak. hatırlatmak. 1. duyarsız.t. buzağı doğurmak. birinden hesap sormak. i. iftira. Kampuchean. deve tüyü. i. kamera. f.. sıcak su ile süt ve şeker karışımı bir içecek (bazen çay da katılır). sakince. i. iftira etmek. Kamerun. into question call s. 3.. sözü geçmek. f. ın şefi o. durgunluk. Kamerun. chamomile.. 2.. bak. katı. hüsnühat.. yat ıştırmak.. Kamerun´a özgü. bir şeyden şüphe duymak. 1.. i. hat sanat ı. hattat. 2.o. 1. i. kartvizit. tecrübesizlik. Kampuchea. tüyleri bitmemi ş (kuş). cam. basık arazi. kamp. birine telefon etmek. bak. yatıştırmak. umursamayarak.. s. hat. tecrübesiz. hissiz. s. (birine) bir şeyi hatırlatmak. kamelya. kalori. i. birini askere ça ğırmak. nasır tutmuş...men (käm´ırımen) i. f. dingin. korkak. to mind call the game off call the shots call to mind call to order calligrapher calligraphy calling card callous callously callousness callow callowness calm calm down calmative calmly calorie calory calumniate calumny calve calves cam Cambodia Cambodian cambric cambric tea came camel camel hair cameleer cameleon camellia camera cameraman Cameroon Cameroonian camomile camouflage camp camp birine/biri için (yalanc ı. aldırışsızlık.a. i.o. i... nasırlı.er. 1. ask. i. sükûnet. i. sakin. nasırlanmak. durgun. 2. hatırlamak. 1. s. mak. f. (fırtına) dinmek. basık. up call s. sakinleşmek. i. Ona kötü şeyler söylüyor. i. bot. 1. dili borusu ötmek. fotoğraf makinesi. z. i. çoğ.. saklama.. kamuflaj. calorie. Buranakla getirmek. zool. s. (deniz) yatışmak. f. heyecan göstermeden. toyluk. Kamerunlu. (toplantıyı) açmak. f. 2. kaligrafi.´s attention to call s. gizleme. s. ask. patiska. sakinleştirmek. 2. çoğ. kara çalma. kamufle etmek. calf 2. kara çalmak. bot. i. chameleon. come. duyars ızlık. çamur atmak.

f. f. şekerle kaplı. içtenlik.. kamp sahas ı. şekerli: candied orange peel portakal kabuğu şekerlemesi. 2. samimiyetle. bak. kampus. kanal.. baston. kam mili. 1. ufak kamp karavanı. kampanyaya katılan mücadele etmek. kanepe. 2. 2. (--ned. i. 1. 1. (Can tuvalet. f. i. 3. i. i.camp chair campaign campaigner camper campfire campground camphor camping campsite campus camshaft can can Can he sit a horse? Can it! can opener Can you drop by tonight? can`t can´t help Canada Canadian canal canapé canary cancel cancelation cancellation Cancer cancer cancerous candid candidacy candidate candidateship candidly candidness candied candle candlelight candlestick candor candour candy candy store cane cane sugar canine portatif sandalye. candor. açık yüreklilik. i. huyu öyle. tarafs ızlık. namzetlik. 2. iptal. i. 1. 3. okulda kalma cezas ı vermek. 1.. Kanadalı. şekerleme. asıl fikrini gizlemeyen. f. 1. 1. k cancellation. i. çikolata. f. (could) 1. namzet. 1. adaylık. s. bambu. kampanya yapmak. şamdan. kam ışla kaplamak. açıklık. köpekgillerden bir hayvan. şerbet içinde kaynatmak. i. . mak. samimiyet. i. kanser gibi. i. hasırlamak. şekerkamışından elde edilen şeker. aday. yapmak imkânı olmak: Can you do this work? Bu konserve misin? I couldn´t find my hat. eksantrik mili. kodes. şekerleme haline getirmek. 1.. şeker. aç ık. s. i. kâfuru. i. anat. iptal etme. for . i. s. 2. bonbon. mum. i. i.ısaltmak. -ebil-. 2. bak. i. i. açık yürekli.. köpekgillere özgü. Kanada´ya özgü. --ing/--ling) 1. kamp yeri.. i. silmek. açık yürekle. i. ahç ı. iptal olunan şey. 1. memişhane. i. kanarya. kampç ılık. 4. 1. samimi. kamış. sefer. (--ed/--led. aç ıklık. yardımcı f. i. iptal etmek. helabulamadım. it´s just the way she is. asıl fikrini söyleme. 3. i. zool. i. astrol. 4. -Ata binmeyi biliyor mu? argo Kes artık! konserve açaca ğı. i. samimiyet. 2. şekerci dükkânı. i.. köpekdi şine ait. adaylık. 3. kampanya. i. 3. f.işi yapabilirkutusu. tarafsız. 2. kanser. z. Şapkamı ta şı. üstüne çizgi çekmek. seferberlik. kâfur. 3. içtenlik. kampanyac katılmak. s.. kamp ate şi. asıl (fikir). şekerci. için kimse. mum ışığı. asıl fikrini söyleme. 2. dürüstlük. argo klozet. Bu gece bize u ğrar mısın? k ıs. baston ile dövmek. şekerleme yapmak. 1. mat. Kanada. s. She can´t help shouting at people.. Yengeç burcu. Kanada. gerçek. argo hapishane. 2. i. kanserli. İng. cannot. içtenlikle. karavan gibi kullanılan minibüs/kamyonet. de ğnek. argo i. kampanyaya ı. zool. şekerkamışı. i. açık yüreklilik. teneke kutu. kampç ı. kamp yapma. Kanadalı. 2. i. dürüst. 2. i. içten. 1. i. yüznumara. tatlı dilli. 2. 1. 2.. Onun insanlara ba ğırması elinde değil. 2.

matara. ehliyet.. büyük harf. aft. Hrist. konserve yapılan yer. 1. huysuzluk. başkent. -amazsın(ız). 3. kasket. kapital. i. majüskül. burun. konserve yapma. 1. 2. coğr. i. bak.. Hrist. büyük. yetenekli. -amam. . 2. konuşma dilinde çoğu s. -amazlar (Anlamı vurgulamak gerektiğinde can not olarak ayrılır. 1. 1. konserve fabrikas ı. --ping) i. istiap haddi.canine tooth canister canker canned cannery cannibal cannibalism canning cannon cannonball cannot canny canoe canon canon law canonical canonisation canonise canonization canonize canopy cant cantankerous cantankerously cantankerousness canteen canter canvas canvass canyon cap capability capable capacious capacity cape cape caper caper capillary capital capital account capital assets capital crime capital dividend capital expenditure capital letter köpekdişi. kapak. aksi. i. bir katedrale bağlı olan papaz. i. i. tuval. kapsül. s ıfat: He did this in his capacity as president. geniş. eşkin gitmek.. k. azizlik mertebesine yükseltmek. iktidar. -amaz. 1. (anket yapmak/oy toplamak amac ıyla) (birçok kimseye) gidip konuşmak.. eşkin sürmek. i. 1. laf. kahve v. top. boş laf. İng. 2. argo iş. s. 2. ask. dili sermaye sütun ba sabit aktifler. 4. majüskül. büyük (harf). güç. derin vadi. Hrist. kurallara uygun. kantin. i. sermaye kâr ı. f. yamyamlık. anamal. sermaye. tapa. i. ehliyetli. k ılcal damar. kano.. konserve: canned chickpeas konserve nohut. 3. kapari. canonization. geleneklere uygun. i. 4. huysuz. k. 2. i. s. sayvan. i. bak. i. tabanca mantar ı. kapasite. 1. zirve. 2. yetenek. 2. eşkin gidiş. geçimsiz.. kilise hukukuna ait. f. suç. i. kabiliyetli. dikkatli. bot. branda. açıkgöz. 1. 1. s. 2. şı. dili yaramazlık. istidat. mevki. 2. i. kabiliyet. s. 3. s. huysuzluk yaparak. 2. sermayeye ait. 5. yamyam. kebere. 2.. tepe. görev. 1. kap. s. pelerin. azizlik mertebesine yükseltme. i. i. kapari. kilise yetkililerinin ç ıkardığı bir kanun. hırsızlık. tedbirli. gebre. 4. kanyon. sabit varl ıklar. İng. i. 3. i. 3. oylum. f. failini ölüm cezas ına çarptırabilen suç. karyola sayvan ı. 3. yardımcı f. büfe. 1.. kep. i. Hrist. hacim. büyük harf. hoplayıp zıplamak.. 1. 2. canonize. 1. 2. takke. i.b. f. f. -amayız. 1. 3. branda bezi. i. markiz. i. top güllesi. ince boru. 5. gebreotu. i. i. 2. baldaken. (çay.. aksilik. uyan ık. f. pamukçuk. büyük harf. 4. kilise hukuku. anat. ba şlık. başşehir. kural. 1. gebreotunun yemi şi. hesab ı. z. gök kubbe. doruk. 1. konulan) teneke kutu. majüskül. güç. i. i. (--ped. yetenek. 2. içi çok şey alan. iktidar. sermaye masraf ı. Bunu başkan sıfatıyla i.

karpit. anamalc ılık. 1. karbon. vagon. s. f. O ğlak burcu. karbonmonoksit. büyülemek. capital letters. astrol. karbonatla ştırmak. karabina. i. alabora etmek. -e sermaye sa ğlamak. üstü kapal ı yolcu veya yük arabası. otomobil. alabora olmak. İng. karbon kopyas ı. karbondioksit. 2. f. karavan. 2. i. ölüm cezas ı. zoraki dinleyiciler. araba. f. kim. esas sermaye hisse senedi. başlık. s. i. i. teslim olmak. 3. kopya kâğıdı. şartlı teslim. i. -i büyük harfle yazmak. ayar (1 kırat = 200 mg. otopark. 2. kopya. i.. kervan. tutsak. 2. f. -i kendi menfaatine çevirmek. reis. 2. bocurgat. kapitalizm. İng. zaptetmek. 1. i. çoğ. -i sermayeye çevirmek. i. 1.. kaptan. f. 1. ırgat. kaptanlık etmek. manşet. k ısa tüfek. kumanda etmek. yanm ış şeker. yüzbaşı. frenkkimyonu. dili büyük harfler. . gazlı içecek. silahlar ı bırakmak. 1. i. karbonhidrat. i. esir. f. 2.. devrilmek. 2. esir dü şmüş. kapitülasyonlar. k ıs. İng. i. tutsak etmek. 2. i. i. f. k ırat. 1. 2. devirmek.. 3. deniz albayı. sermaye vergisi. 1. i. i. i. ele geçirme. tutsak eden kimse. kapris. ele geçirmek. i. zaptetme. karbon kâ ğıdı. i. i. lamba isi. 1. kaprisli. i. tutsaklık. f. Karaman kimyonu. anamalc ı. capitalize. karbon kâ ğıdı. kopya kâğıdı. oto yıkama yeri. i. cezbetmek. bak. i.capital letter capital levy capital punishment capital stock capitalise capitalism capitalist capitalize capitalize on capitulate capitulation capitulations caprice capricious Capricorn caps caps capsize capstan capsule captain caption captivate captive captive audience captivity captor capture car car park car wash caramel carat caravan caravansary caraway carbide carbine carbohydrate carbon carbon black carbon copy carbon dioxide carbon monoxide carbon paper carbonate carbonated drink büyük harf. is. i. kapitalist.. 3. karamela. i.. k. karbonat. i. majüskül. kapsül. -den faydalanmak. çoğ.. 1. kervansaray. ele geçiren kimse.). i.

leş. İng. i. left him in his sister´s care. endişeden bitkin. itina. 1. (motorlu araç) bir yandan bir yana hafifçe sallanarak ilerlemek. 1. dert. den. 3. s. kalbi uyaran. Bana some tea? Çay içmek ister eliyle: Write me istemek: Would you care for mektup postalad ığında zarftaki ismimin alt ına yandan Göksel eliyle diye yaz. kalp hastalığı. kalp kas ı. 4. 1. kalple ilgili. 3. kartotek. kariyer. 1. i.. kalbe ait. care of Cengiz Göksel. 1. O yoğun bakımda. (otobüste) bilet paras ı. kalp hastas ı. s. s. dikkatli olma. bilgisiz. 2. i. ceket. enkaz (gemi v.. i. hileci. şirpençe. kart. yük. karikatürist. anat. i. . dikkatsizlik. 1. dikkat.b. geçici hükümet. kumar masas ı. 2. i. z. parlak kırmızı. Karayip. 1. kucaklama. i. s. 3. i. kart katalo ğu. kapıcı. 3. i. f. 2.b. kucaklamak. (sahibi yokken malikâne. kalp krizi. kardiyoloji. kardinal. itinal ı. 2.. kayg ı. mukavva.carbonated water carbuncle carburetor carburettor carcass card card catalog card index card index card table cardamom cardboard cardiac cardiac arrest cardiac disease cardiac failure cardiac muscle cardigan cardinal cardinal numbers cardiogram cardiologist cardiology cardsharp care care for care of careen careen around the corner careen down the road career carefree careful carefully carefulness careless carelessly carelessness caress caretaker caretaker government careworn carfare cargo Caribbean caricature caricaturist soda. i. sevmek. ölçülü. ihmal. dikkatsiz. 1. itinayla. i. bak. dikkatle. çıban. kart fihristi. İng. i. i. dikkat. i. i. dertsiz. asal sayılar. kakule. i. s. karikatürünü çizmek. 2. ev v. 1. Onu k our old age? Ya şlılığımızda bize kim bakacak? 2. özen. kardiyolog. kalp ilacı. ok şama. 2. karikatürcü. i. s. üçkâ ğıtçı. karikatür. 1.). maden sodas ı. kayıtsız. i. kardiyak. (h ızla giderken) bir yana yatmak. 1. önemli. 1. mide a ğzına ait. 3. i. karton. bakım: He´s in intensive care. i. 2. kaygısız. tasa. belli ba şlı. carburetor. iskambil kâ ğıdı. z. tasas ız. özenli. 2. i. kardiyogram. bina iskeleti. dikkatli. 2. karbüratör. f. ana. i. kargo. 1. (motorlu araç) bir Cengiz bir yana hafifçe sallanarak gitmek/ilerlemek. i. s.´ne bakan) bekçi. okşamak. 2. hırka. dikkatsizce. He -e bakmak: Who will care for us inız kardeşine emanet etti. f. kalp krizi. özenle. isk. i. 2. tedbirli. 2. karina (motorlu araç) yan yatarak kö şeyi dönmek. ceset.

get carried away kendini kapt ırmak. kazanmak. i. marangozluk. 5.caries carload carmine carnage carnal carnation carnival carnivore carnivorous carob carol carouse carp carpenter carpentry carpet carpet sweeper carport carriage carriageway carrier carrier bag carrier pigeon carrion carrot carry carry an amount forward carry away carry coals to Newcastle carry on carry one through carry one´s point carry out carry out/take reprisals carry s.. galip gelmek. 3. yanları açık garaj. marangoz. i. nakliye. misilleme yapmak. cart götürmek. i. sürüklemek. (to) hesaptaki bir miktar ı (başka sütuna/sayfaya/deftere) nakletmek. halı. devam etmek. uygulamak. -i bitirmek: She carried through on her promise. 1. etobur. yerine getirmek. 2. i. 1. i. nakliye şirketi. taşıt şeridi. yol. at arabası ile taşımak. kartografi. keçiboynuzu. Bu kamyon yirmi tonluk bir yük ta şıyabilir. taşıyan. tatbik etmek. içki âlemi yapmak. üstün gitmek. posta güvercini. gerçekten yapmak. nakliye ücreti. i. 1. 2. 4. gırgır (süpürge). (saplı) portbebe. İng. i. çürümüş et. kapılıp gelmek. etçil. gerçekten yapmak. (kara ta şıtının sallanmasından ileri gelen) mide bulantısı. İng. 1. Onlar ı etkilemez o. istediğini elde etmek. through carry s. 2. i. duruş. karanfil. i.. heyecanlanıp aşırıya kaçmak. 2. too far carry the day carry the day carry through i. Noel ilahisi söylemek. k. etobur. i. k ızıl. taşıma. amacına ulaşmak. 1. 1. i. Sabr ı sayesinde bu işi başarır. dili tereciye tere satmak. i. Sözünü yerine carry no weight with them.. k.t. i. katliam. 4. 3. cartilage cartographer cartography i. f. 1. aşırı gitmek. i. atlı yük arabası. k ırım. s. f.ulaştırmak. 2. i. İng. k. etkili/önemli olmak: It´ll getirdi. (karayolunda) şerit. (on) -i yerine getirmek. İng. s. zool. haritac ı. taşımak. 2. i. nakliyeci. carrycot i. f. (işi) sürdürmek. dili kazanmak. duruş biçimi. vagon dolusu. alıp götürmek. yenirce. İng. i. şehevi. k ıkırdak. bot. 3. karanfil çiçe ği.. lal.t. k. dülger. el arabası. araba dolusu. kan dökme.. i. sızlanıp durmak. taşıyıcı. 2. karnaval. haritac ılık. dili 1. 2. bedensel. içki içip şamata yapmak. carsickness i. dili bir şeyin dozunu kaçırmak. (k ızgınlıktan) bağırıp çağırmak. 1. bir şeyi yerine getirmek. i. at arabas ı. s. zool. işi sürdürmek. (birini/bir şeyi) dışarıya taşımak. 2. 2. 2. 1. leş. (bir şey) birini ayakta tutmak: (bir şey) birini başarılı bir sonuca aşırı bir şekilde davranmak. şamata Her patience will carry her through. do ğramacı. f. (bir şeyin) sayesinde (bir işi) carry weight carry/bear/have a grudge against birine karşı kin beslemek. i. i. 1.. cinsel. havuç. kartograf. harnup.. büyük torba/poşet. (dişte/kemikte) çürüme. . bot. Noel ilahisi. yolcu vagonu. sazan. taşımak: Carry her on your back! Onu sırtında taşı! This truck can carry a load of twenty tons.

3. (kızarmış eti) dilim dilim kesmek. veznedar. kanatlı pencere. 6. matb. 2.carton cartoon cartoonist cartridge cartridge belt cartridge case cartridge pen cartwheel carve carver carving carving knife casaba casaba melon cascade case case case ending casement cash cash cash dispenser cash in on cash on delivery cash on the barrelhead cash point cash register cashew cashier cashmere casing casino cask casket Caspian cassava casserole cassette cassette player/deck cassock cast cast cast a horoscope cast a shadow cast a slur on cast a spell on cast a spell upon i. 1. paraya çevirmek. -e büyü yapmak. mukavva kutu. hal. f. 3. durum. 3. 2. foto. 3. savurmak. oyularak yap ılmış eser. 4. çağlayan. v. büyü yapmak. 2. 4. mücevher kutusu. 5. 1. i. yazarkasa. oynayanlar. kutu. i. İng. -i lekelemek. i. i. kartuş. dili -den yararlanmak/faydalanmak. 1. palaska. i. k ıs. 2. (ağaç. biladerağacı. (büyük bir satış yerinde) kasa yeri. i. foto ğraf makinesi mahfazası. f ırlatmak. -den kazanç sa ğlamak. güveç. taş dilimlemek. -i büyülemek. i. oymacılık. zayiçesine bakmak. kasa. 1. 1.O. kasiyer.b. 1. fıçı. mahuncevizi. kasetçalar. hasta: I had five cases of syphilis this morning. i. 1. dış görünüş. camera case tak ı. (sofrada kullan ılan) et bıçağı. f. küçük kutu. kaşmir kumaş. atmak. yöneltmek. karikatürcü. fişeklik. kumarhane. k. 2. kaşmir: cashmere sweater kaşmir kazak. f. 3. 2.b. amerikaelmas ı. bankamatik. kasa.´ni) çevirmek. 2. çerçeve. 4. çemberleme. bot. tapyoka. i. kavun. s. kutu. kutuya koymak. 2. manyok kökünden ç ıkarılan nişasta. 2. büyük resim tasla ğı. 2. 2. . dili nakit para. dilb. 1. karikatür. (cast) 1. 1. i. çerçeve. 1. 2. yana dayanmalı aşma. Bu sabah sandfrengili hastaya baktım. oyma. (k ırık kemiğe) alçı. 1. bir varil dolusu. i. 1. tahsil etmek. bot. vaka: a murder case cinayet i. oyma. be ş ık. tesliminde ödenecek. i. karikatürist. k. gölge yapmak. i. çizgi film. çizgi film çizen sanatç ı. manyok. -e leke sürmek. i. 3. İng. i. 2. i. pencere kanadı. 1. şelale. 3. C. toprak/cam kapta pişirilen yemek. 2. i. (oy) vermek. 1. i. kartuşlu dolmakalem. 1. i. rol taksimi yapmak. 2. pe şin para. kaşmir. 1. (bakış v. kasadar.´ni) oymak. 3. film kutusu. 2. varil. (mermi için) kovan. bir fıçı dolusu. 2. 5. nakit para. kasa. mahfaza: violin case keman kutusu. vaziyet. (çek) bozdurmak. ödemeli. kavun. 2. kal ıp. 2.D. oymac ı. kaplama. para. (bir tiyatro oyununda/filmde) rol alan kimseler. kaşmir yün. (bankada) vezneci. 1. i. i. f. karton kutu. el yard ımı ile yanlamasına atılan takla. tabut. i. atfetmek. atma. maket. 1. kaset. kın. papaz cüppesi. s. fişek. fırında kullanılan toprak/cam kap. kaset. i.

mancınık. Ona şöyle bir göz attı. -i tasarlamak. İng. bak. i. kale. cat-and-dog fight kedi köpek kavgas ı. İng. (mobilyaya tak ılan) küçük tekerlek. i.cast a vote cast about cast anchor cast away cast down cast in one´s lot with cast iron cast iron cast loose cast lots cast of mind cast off cast one´s bread upon the waters cast one´s lot in with s. iğdiş etme. düşünüş şekli. İspanyol çalparası. s. i. iğdiş etmek. can ını sıkmak. kayıtsızlık. 2. 1. 2./cast in one´s lot with s. hadım etmek. f. demirlemek. paylamak. dili kar şılığını beklemeden iyilik etmek. k.. demir atmak. 3. k ınamak. pikten yap ılmış. 1. yaralanan. şelale. 1. 2. Katalonya. i. k ıs.o. Katalanca.. tıb. ilgisizlik. İng. 2. 4. katalo ğunu hazırlamak.. 2. i. (kazada/sava şta) ölen. dili -in kaderine ba ğlanmak. azarlama./cast one´s lot cast s. i. hayal. hadım etme. 3. pik. biriyle işbirliği yapmak/bir olmak. demir atmak. bir şeyi akıntıya bırakmak. çöpe atmak. pik. hulya. i. şekerleme. katapult. dökümcü. f. 2. büyük çağlayan. 2. acil servis. -i düşünmek. sapan. 2. 2. tesadüfen olan. çok sağlam. kedi. kas ıtlı olmayan. lakayt. yaralı. 1. pudraşekeri. pudraşeker. 1.o. i.. 1. i. f. den. casualty of the spending cutback. s. f. perde. bak. rasgele. 1. günlük elbiseler. ince tozşeker. katarakt. i. font. i. alarga etmek. 1. catalog/catalogue. i. s. adrift cast/drop anchor castanet castaway caste caster caster sugar caster/castor sugar castigate castigation cast-iron castle castle in the air/castle in Spain castor castor castor oil castrate castration casual casual clothes casualness casualty casualty ward/department cat cat cat nap catafalque Catalan catalog catalogue Catalonia catapult cataract oy vermek. 2. azarlamak.t. aksu. i. paylama. He was a İng. i. çözmek. catalog. acil servis. kast. i. ayırmak. İng. 1. çok dayanıklı. katalog yapmak. i. 1. deniz kazas ına uğrayıp ıssız bir kıyıda mahsur kalan kimse. k. katalog. . kaza. i. akbasma. kayıtsız. 1. kastanyet. Tasarrufun ucu ona i. reddetmek. 2. catechism. i. pek dikkatli olmayan: He gave it a casual glance. caster. devirmek. hintyağı. ilgisiz. şato. kura çekmek. 2. ölü. ıssız adada bırakmak. İng. Katalan.. satranç kale. dökme demir. 1. çavlan. katafalk.

kurt. Katolik. tak ılmak. parça. dili papara/zılgıt yemek. tutma. f. kategorik. vasıflandırmak. yayınbalığı. beysbol vurucunun arkasında durup topu tutan oyuncu. s. bölüm. f. hoş ve kolaylıkla akılda kalan.. red-handed catch s. 2. f. O anda gözüme gözüne ilişti. kategorik olarak. zümre. s. yiyecek tedarik etmek. nefes almak. i. tırtıl.o. (trene/vapura/uça ğa) yetişmek. tırtıl..o. ateş almak. felaket. yakalayan şey/kimse. yemeklerin haz ırlanmasını ve servisini üstüne almak. unawares catcher catching catchy catechise catechism catechize categorical categorically categorise categorize category cater caterpillar caterpillar tread catfish catgut catharsis cathartic cathedral Catholic i.o. kiriş. 6. soluklanmak. bula şıcı. dinlenmek. -in gözüne ilişmek. afet. sleevebir partide yakalanan Gömleğimin k.. Hrist. bölüm. katarsisle ilgili. k ısa bir süre uyumak. soluk almak. k. dili fena halde o şlanmak. ilmihal. av. tabaka. müshil. k. İng. i. tutmak. şuna gitmek. i. sâri. birini haz ırlıksız yakalamak. diliyakalamaya/tutmaya çal ışmak. 1.. in the act catch s. 2. yakalama. i. katarsise yol açan. . kati. dili -i müstakbel e ş olarak düşünülen nezle olmak. f. sıkışmak: I 2. felaketli. i. birini gafil avlamak. 3. feci. (caught) 1.. 2. f. Hrist. i. ilişti. bak. gözüne çarpmak. dili 1. katedral. 1. 2. uygun kişi. napping catch s. katarsis. boğaz veya burunda balgam/sümük toplanma. i. i. felaket.. birinin dikkatini çekmek.. s ınıflandırmak. dili kestirmek. 4. -in ho 1.catarrh catastrophe catastrophic catch catch catch at catch cold catch fire catch fire catch forty winks catch it catch on catch one´s breath catch one´s breath catch one´s eye catch s. 1. kategori. categorize.o. birini gafil avlamak. dikkatini çekmek. tutmak. s. 1.´s attention/eye catch sight of catch sight of catch the fancy of catch up catch/get hell catch/take s. f. birini suçüstü yakalamak.o. on the door handle. s.caught dili. birdenbire farketmek: I caught sight of Seda. zool. çakmak.. müshil. i. s ınıf. off guard catch s. 5.o. rahats ız edici duyguları dışa vurarak onlardan kurtulma. Hrist. ilmihale dayanarak din dersi vermek. tutuşmak. tutuşmak. kesin. yakalamak. catechize. 2. birini gafil avlamak. Seda gözüme ilişmek: At that moment I caught sight of her. birini suçüstü yakalamak. kilit my 3.. av/bal ık.o. off guard catch s. i. tırtıllı palet. k. with -e yetişmek: He´s so far ahead of me I can´t possibly catch up with him. bak. soluk almak. 2. z. müz. s. i. i. on k.. anlamak. k. s. Benden hakadar ileride ki ona yeti şmemin imkânı yok. moda olmak. dinlenmek. birini gafil avlamak. adamakıllı bir zılgıt yemek. İng.

cubic centimeters. f. uyar ı. dili i ğneli (söz). tıb. uyarmak. dağlamak. gaklamak. liberal. ihtiyatlılık. ihtiyatlı. çoğ. i. mağara adamı.catholic Catholicism catsup cattle catty Caucasia Caucasian Caucasus caught caught in the act cauldron cauliflower causal causality cause cause cause s. çoğ. s. gaye. cürmü meşhut halinde yakalanmış. 2. 2. herkesin ilgisini çekmek. uyarıcı. amaç. s. ihtar. genel.al. i. nedensellik. Kafkasyal ı. atlı şövalye. 2. s. karnabahar. iki kara parçasını birbirine bağlayan ve deniz kabardığında suyla kaplanan i. ihtiyatla. acı (söz). cauterize. f. k ıs.. evrensel. 2. caviar. nedensel. Katoliklik.. 1. at -e itiraz etmek: I won´t cavil about it with anat. 4. i. i. ülkü: That´s a cause worthy of one´s olmak. ikaz. 2. süvariler. f. dişçi. dili iğneli söz söyleyen. huk. cave. sansasyon yaratmak. compact disk. ikaz. oyuk. . f. bak. büyük ma ğara. kavite. birini günaha it really cause my camellias to bloom earlier? Gerçekten 1.men (keyv´men) i. kostik madde. 1. 1. sebep. bak. oynamak. gak. k. suçüstü yakalanm ış. s. 3. heyecan yaratmak. kendini beğenmiş. Kendini adamayacausedbir dava. 1. İng. dava. 1. 2.. (önemsiz şeyler üzerinde) tartışmak. sığırlar. neden olmak. ikaz etmek. Kafkas. neden olu şturan. i. kibirli. 2. k. i. f.men (käv´ılrimîn) i.ry. i. 2. çürük. umumi. tedbirli. cav. süvari s ınıfı.o. f.. 1. bak. süvari. aç ık fikirli. neden.. kostik. kazan. ihtiyat. İng. i. 1. yak ıcı. tıb. s. nedeni olan. laubali. çökmek. i. ambar gibi (yer). Kafkasya. k ıs. 2. 2. karga gibi ötmek. mağara. yakmak. i. hedef. (göl/bataklık üzerinden geçen) uzun köprü/kazıklı yol. i. i. i.. oyuk. kompakt disk çalar. ketchup. you. yol açmak: What´s de ğer this? Buna yol f. illet. çoğ. Seninle bo şluk. arnavutbiberi. z. i. to sin cause/create a stir causeway caustic cauterise cauterize caution cautionary cautious cautiously cautiousness cavalier cavalry cavalryman cave cave in caveat caveman cavern cavernous caviar caviare cavil cavity cavort caw cayenne cayenne pepper cc CD CD player s. Katolik kilisesi.. s. i. s. tedbir. 1. açan ne? Will sokmak. sebep devotion. ışmam. uyarma. arnavutbiberi. i. sakıngan.. i. f. bak.. havyar. i. i. kedi gibi. carbon copy. i. karga sesi. i. catch. dikkatli. serbest. kocaman. 3. i. onu tart 3. sıçramak. i. 1. f. s.

1. göğe ait. ortas 2. kereviz. aralıksız. (gen. 2. sansür. 1. 3. 3. kınama. f.. 2. bot. sansür işleri. 2. i. i. 3. me şhur. hız. bayram yapmak. i. spor santr. göçermek. 1. ate şkes. Church of England. f. bırakmak. merkezi. i. k. gözesel. tavan.. 1. da ğservisi. selüloit. 1. terketmek.. gözeli. . 5. 1. merkez. i. semavi. betonyer. ara vermeden. göksel. kesilmek. bak. 1. kutsal. devam etmemek. mezarlık. i. i. sansürlemek. sayım. 2. Chemical Engineer. 2. dikkat ortalamak. s. kutlama. 1. bodrum. şöhret. Civil Engineer. ilahi. s. i. viyolonselist. i. ile dostluk kurmak. kökkerevizi. k ıs. sansür memuru. 1. 3. i. 2. göze. hücresel. s. sürat. selüloz. dini nedenlerden dolayı) evlenmeyen ve cinsel ilişkide bulunmayan (kimse). yüz yıllık. s. cep telefonu. centigrade. sent (Amerikan dolar ının yüzde biri). ortaya gelmek. küçük oda. asır. i. s. 2. hücre. i. gökkutbu. f. century. sürekli. i. çimento. i. 4. z. betonkarar. viyolonsel. tavan fiyatı.CE cease cease fire cease-fire ceaseless ceaselessly cedar cede ceiling ceiling price celebrate celebrated celebration celebrity celerity celery celery root celestial celestial pole celibacy celibate cell cellar cellist cello cellophane cellular cellular phone/telephone celluloid cellulose Celsius thermometer Celt Celtic cement cement good relations with cement mixer cemetery censor censorship censure census cent cent centenary centennial center center of attraction k ıs. Kelt. durmadan. i. sapkerevizi. eleştirme. f. Kelt. Keltlere özgü. i. selofan. ünlü. devretmek. i. 3. ateş kesmek. 1. ortaya almak. i. pil. (gen. sedir. i. i. i. bitmek. i. bir merkezde toplamak. 1. 2.ını almak. i. ün. çimentolamak. son vermek. dili cep telefonu. sağlamlaştırmak. i. s. i.. şöhretli. durmak. central. kabristan.merkezi. çekim 2. kiler. yap ıştırmak. i. s. orta. ask. çimento ile s ıvamak. kutlamak.. yüz yılda bir olan.. 2. i. şarap mahzeni. 4. sona ermek. 2. Keltçe. f. hücreli. 1. nüfus sayımı. ünlü. sansürden geçirmek. dini nedenlerden dolayı) evlenmeme ve cinsel ilişkide bulunmama. elek. 2. yüzüncü yıldönümü. 1. sansürcü. i. me şhur. eleştirmek. santigrat termometresi. f. centennial. ortada olmak. bodrum kat. b ırakmak. ünite. 2. mahzen. şarap stoku. Keltçe. 4. s. 3. azami fiyat. f. i. k ınamak. 1. beton ile kaplamak. 1. Corps of Engineers. 2. yüzyıl. beton kar ıştırıcı.

tahıl. anat. s. seramik sanat ı ve tekniği. karo fayans. i. anat.. i. ba i. hububat. ana. çok resmi bir şekilde. i. center. bak.. i. i. 1. 1.. certificate. şüphesiz. 3. resmiyet. tasdikname. çıyan. i. certify. törensel. çinicilik. s. 1. z. kaç ınılmaz. ayin. merkeze do ğru yaklaşan. şahadetname. kesinlik. ayin. i. beyincik. s. i. i. e şya. . tahıl türünden. 3. s. do ğrulamak. 2. 2. 2. merkezi. santimetre. boyun.. bak. belli ba şlı. katiyet. f. tahıl bitkisi. 4. 6. merkezi ısıtma. i. entel. s. elbette. tören.. 2. tasdik etmek. merkezkaç kuvveti. çini. merkezile ştirmek. İng. ağırlık merkezi. s. vesika. asır. i. Orta Amerika. santigrat. muhakkak. z. tek. santigrat termometresi. kesinlik.. bazı.. zool. belge. f. 2. 1.. 1. (m ısır gevreği gibi) tahıldan yapılmış kahvaltılık yiyecek. i. anat. törensel. s. k. teklifli. merasim. merkezde toplamak.. i. çanak çömlek. z. bak. törensel olarak. santrifüj. yüzyıl.. s. i. anat. resmi. centralization. 2. sertifika. merkezileştirilme. ş üstüne.. orta. centimeter. kati. merkezcil. z. i.center of gravity center of gravity centigrade centigrade thermometer centigram centigramme centiliter centilitre centimeter centimetre centipede Central central Central America central bank central heating centralisation centralise centralization centralize centrally centre centrifugal centrifugal force centripetal century ceramic ceramic tile ceramics ceramist cereal cerebellum cerebral cerebrum ceremonial ceremonially ceremonious ceremoniously ceremony cert certain certainly certainty certificate certify certitude cervix ağırlık merkezi. santral memuru. 4. bak. i. seramik seramikçi. emin. 2. dili entelektüel.. 5. ruhsat. (-in doğruluğunu/gerekliliğini) belgelemek. i. merkezileştirilmek. fayans. k ıs. i. kesin. certified. i. 1. k. 2. 2. 3. i. diploma. merkezkaç. resmi. rahim boynu. tören. 1. centralize. kalorifer. 2.. centigram. İng. 1. muayyen. i. s. tabii. 3. bak. f. seramik. merkezile ştirme. çinici. merasimle ilgili. centiliter. İng. beyinsel. santigram.. zahire. merkez bankas ı. protokol. tahıla ait. teyit etmek. merasim. i. 3. telefon santralı. çini işleri. 4. ussal.. s. katiyet. çini. s. 3.. k ırkayak. bak.. çoğ. İng. İng. i. beyin. 1. 1. santilitre. 2. 1.. İng. dili -in ak ıl hastası olduğunu resmen tasdik etmek. 2. belirli. f.

zincirle bağlamak. peş peşe sigara içmek. 2. 2. özel oda. aynı mağazalar zincirine bağlı mağaza. compare. i. kalseduan. kürsü.. 1. sandalye. kurul ba şkanı. 4. cost and freight. chain. i. 5. i. centigram(s). Sri Lanka. 1. komisyon. (kadın) kurul başkanı. tebeşir. sigara tiryakisi. başkan. i. telesiyej. k ıs. i. zincirlemek. ticaret odas ı. i. yatak odas ı. oda hizmetçisi. kesilme. lağım çukuru. hayal k ırıklığı. chair. i. f. başkan. şezlong. i. (ayakkabı) vurmak. Sri Lankan. i. k ıs. (ayinde kullan ılan) kadeh. komuta zinciri. cgm ch Chad Chadian chafe chafe at the bit chaff chagrin chain chain letter chain of command chain reaction chain smoker chain store chain-smoke chair chair lift chairman chairmanship chairperson chairwoman chaise longue chalcedony chalice chalk challenge challenge match challenger chamber chamber music chamber music chamber of commerce chamber of commerce chamber orchestra chamber pot chambermaid chambers i.. 3. lazımlık. İngiliz yasama meclisi. Çad´a özgü. sezaryen. oda müziği. chair. 2. başkanlık. ink ıta.. child. Çat. and insurance. çoğ. sezyum. chafing dish (sofrada kullanılan) yemek ısıtıcısı. mahkeme. fişek yatağı. k ıs. s. 4. s.. i. i. ovarak aşındırmak. i. 1. 2. utandırmak. Çadlı. utanç. f. 3. i.men (çer´mîn) i. kurul ba şkanı. makam. iç sıkıntısı. i. spor çelenç. chancery.cesarean cesarean section cesium cessation cesspool Ceylon Ceylonese cf CF CFI cg. chapter. zincir. ovarak ısıtmak. zincirleme mektup. çöp. kim. çoğ. daire. saman. chief. oda müziği. silsile (da i.. ğ). hayal k 1. Hrist. i. bak. başkan.. f. i. k ıs. Çad. church. (erkek) kurul başkanı. hâkimin oturum dışı konularda çalıştığı yer. i. oda. oda orkestras ı. bak. durma. rezil etmek. i. zincirleme reaksiyon. sezaryen. s.wom. k ıs. tahıl kabuğu.en (çer´wîmîn) i. f. f. meydan okuma. 3. meydan okuyan kimse. meydan okumak. 2. ticaret odas ı. iskemle. kamara. 4. kad ıköytaşı. Çad. cost. dili işlerin gecikmesinden dolayı huzursuz olmak. i. up (sayı/puan) kazanmak/kaydetmek. k. ırıklığına uğratmak.. çoğ. sinirlendirmek. başkan. f. Çadlı. freight. peş peşe (sigara) içmek. . i. 1.

1. (madeni yüzeyleri parlatmak için kullanılan) güderi parçaspapatya. avize. monoton ses tonu. s. changeability. yenilik. çatlatmak. s. 3. 2. 2. 5. 1. k. yüzü k ızarmak. bir şeyi (bir yere) vermek/dökmek/akıtmak/kanalize etmek. (--red. 2. nöbet de ğiştirmek. i. 2. yol. talih. (taşıtta) f. şampiyona. bozuk. bukalemun. s.b. 1. 3. şarkı söylemek. 1. kavrulmak. dönüşme. i. İng. paranın üstü. i. 3. f. 2. kavurmak.kadın. şans eseri olan.tahta v. bozuk tahvil etmek. yüzü solmak. şapel. değişim. şampanya rengi. adres de ğişikliği. risk. (bir uygulamadan ba şka bir uygulamaya) geçiş. tutmak. 1. 1. kararsız. 1. sahip de ğiştirmek. değişiklik. şaperon. fikrini/karar ını değiştirmek. (from/to) (bir uygulamadan ba şka bir uygulamaya) geçmek. dönüşüm. monoton bir melodi. hizmetçi yanarak kömürleşmek. dili kesin olmayan. değişmek. kaos. tilavet. ı. TV kanal. 3. s. 2. şarkı söyleyerek kutlamak. şampiyon. istikrarsız. fırsat. i. 2. hizmetçi. değişikliğe uğramak. şanjanlı. ateşe . f. bozukluk. 3. değiştirmek. karmakar ışık. --ring) 1. 2. yanardöner. ordu veya hastanede) papaz..´ni) yarmak. rizikolu. 1. 5. (ciltte) çatlak. k. 4. dili (bir riski) göze almak. küçük kilise. i. müdafi.. rektör. yakarak kömürle ştirmek. s. aktarma yapmak: You´ll have to change trains in Ankara. değişkenlik. 2. tesadüfen olmak: She chanced to be there.. s. Tesadüf eseri oradayd ı.. (Almanya´da) şansölye. bot. k. 1. f. akak. 1.4. monoton bir melodi e şliğinde söylenen sözler. su yolu. i. i. yar ık. kar ışıklık. (toprak. i. katır kutur/kıtır kıtır/hart hurt/çıtır çıtır yemek. i.t. i. ihtimal. bo ğaz. -e rastlamak. da ğkeçisi.. f. 1. üstünü başını değiştirmek. düzensiz. 4. f. yüzü k ızarmak. i. hiç de ğişmeyen. i. başbakan. k ısım. şampanya rengi. i. ufakl ık. (kadın) hademe. ask. değişken. şampanya. taraf ını i. i. 3. kargaşa. 6. savunmak. 1. (soğuk) (cildi) çatlatmak. destek olmak. müdafaa etmek. k. -e tesadüf etmek. oymak. kader. i. radyo. caymak. -in dışını yakarak kömürleştirmek. delikanlı. nehir yatağı. i. değişme. --ping) 1. çocuk. şampiyon.chameleon chamois chamomile champ champ at the bit champagne champion championship chance chance chance on/upon chancellor chancy chandelier change change change clothes change color change color change hands change hands change of address change of air change one´s mind change one´s tune change over change purse change the guard changeability changeable changeableness changeless changeover channel channel s. i. f. 2..1. 1. hava de ğişimi. mecra. savunucu. 2. k ızartmak. (kitapta) bölüm. 2. kanal açmak. Ankara´da üstünü de ğiştirmek. 2. sertleştirmek. (--ped. el değiştirmek. el değiştirmek. çok sab ırsızlanmak. 2. i. i. bak. dili ağız değiştirmek. 1. riziko. tahavvül. 2. 3. dili adam. şans. i. (okul. para. şampiyonluk. bozuk para çantas ı. 2. s. into chant chant chaos chaotic chap chap chapel chaperon chaplain chapter char char i. i.. 2. başkasının eline geçmek. zool. zool. İng. f. monoton bir melodiyle söylemek.

i. menkul. f. 1. geveze. 2. saf. 1. characterization. derin yarık. 2. 2. suçlamak. tip bir kimse. iffetli.´nde) kişi. sevimli. 1. f. merhamet. 3. i. şarj. karakter.v. 1.character characterisation characterise characteristic characterization characterize characterless charcoal chard charge charge charge account chargé d`affaires chariot charisma charitable charity charlady charlatan charm charming chart charter charter flight charter member charter plane charwoman chary chase chasm chassis chaste chasten chastise chastity chat château chattel chatter chatterbox chattiness chatty chauffeur chauvinism chauvinist chauvinistic cheap i. s. vas ıf. karakalem.. i. şarj etmek. top kızağı. hoşbeş. çekicilik. 1. gevezelik etmek. ucuz. plan yapmak. nevi şahsına münhasır bir f. s. chas. gemi plan kiralamak. i. f. bak. yasaklanm ış cinsel ilişkilerde bulunmayan. karakter. konuşkan. bak. karizma. derneği.. pe şine düşmek. çekici. hamle. kovalama. s. şato. dillidüdük. yola getirmek. 1. i. şoven. 3. büyü. i. s. yardımsever. 3. lekesiz.b. kadın. gevezelik. döverek cezalandırmak. harf. uslandırmak. s. itham etmek. 2. suçlama. 3. i. basit. f. 2. yasaklanmış cinsel ilişkilerde bulunmama. hayır cemiyeti. --ting) sohbet etmek. ihtiyatl ı. kiralanm ış ucuz tarifeli uçak. şarlatan. gemi kira kontrat ı. (hizmet kar şılığında ödenen) ücret. portolon. 1.en (çar´wîmîn) i. 4. i. sili. hizmetçi kadın. taşınır mal. hikâye. namuslu. i. 5. takip etmek. hücum. tipik. berat. İng. kaydetmek. 4. i. çoğ. s. peşine düşme. hizmetçi. aç ık hesap. İng. 5. takip. iki tekerlekli sava ş/yarış arabası. konuşkanlık. berat/imtiyaz/patent vermek. (roman. çene çalmak. (kadın) hademe. şovence. şahıs. 4. of -i esirgeyen. nitelemek. çene çalmak.1. hayırseverlik.. cana yakın. hücum etmek. char. 2. tutmak. (--ted. özellik. itham.faires (şarjeyz dıfer´) maslahatgüzar.. dikkatli. sohbet.. i. 2. kurucu üye. i. karakter. i. büyülemek. oto. 3. 2. mangal kömürü. 1.b. baya ğı. 2. görevlendirmek. ıslah etmek için cezalandırmak. şasi.3.sis (şäs´iz) i. oyun v. 3. grafik. işgüder. karaktersiz. i. -in haritas ını yapmak. 2. kanyon. i. hayırsever.gés d´af. i. kovalamak. 2. 2. bozulmam ış. hizmetçiyardım hizmetçi. i. çarter seferi. İng. hususiyet. f. tic. 1. f. 2. 2. 1. deniz haritas ı. cezbetmek. imtiyaz. yardımseverlik. dar bo ğaz. izlemek. özyap ı. (bir masraf ı birinin hesabına) geçirmek. patent. characterize. çizge. f. i. barut hakkı. elek. tablo.wom. i. nitelendirmek. nitelendirme. sade. 4. çoğ. 1. 3. char. i.. 2. karakterize etmek. şarjedafer.´ni) i. i. s. özel şoför. hayır işi. f. cezaland ırmak. çizelge. cazibe. çenebaz. pazı. karakteristik. i. temizlik. karakterize etme. adi.. f. İng. . izleme. göstermek. muska. 1. 1. tar.. iffet. çoğ. 1. s. i. 4. şovenizm. saflık. i. elek. tedbirli. s. ho ş. sadaka. (uçak. t ılsım. (kadın) hademe. ho şbeş etmek. f. 5. i. bot.

İlk ını yaptırıp bir oda tutmak. yanak.. 2. Keyfine bak!/Geçmiş olsun! s. 1. birini/bir hayvan ı (sözlü) tezahüratla teşvik etmek..b. kopya çeken. i.. cimri. kareli. dili yüzsüz. i.b. 1.. 2. çedar (bir çe şit peynir). 1. i. yan yana. yavadurdurmak. şlatma. keyifli. O yenilgi ilerlemelerini durdurdu. 2. v. gözden geçirme. i. de ğişik olaylarla dolu. engelleme. çek olmad 1. gem vurmak. göz atmak. muayene. s. Dam ın akıp akmadığını kontrol ediyorum. . i. i.o. şen.şelendirmek.. amigo. küstah. s. genel sa ğlık kontrolü. tam yenilgi. (bir şeyin)bir 1. ucuzlamak. satranç mat. i. ığını öğrenmeye çalışmak. i. dili cüret. i. 2. dili yüzsüzce. ket. ne şelendirmek.. durdurma. yenmek. ekose. neşeyle. yan yana. aldatmak. s.´nde) kayd önce otelin resepsiyonunda 1. sıkı fıkı. (sözle yap ılan) tezahürat. dili yüzsüzlük. dama oyunu.´ne girince) kayd ını yaptırmak: First you have to check in at 1. küstahlıkla. ket yava şlatmak. kaydını (otel. çıkış tezgâhı. engel. pansiyon doğru olup olmadığını öğrenmeye çalışmak. i. 1. çekap. neşeli. 2. ı. İng. cik cik ötmek. keyif. kopyac ı. (birinden) izin almak. gem vurma. neşesiz. 2. argo pinti. i.gözwith (bir 2. kontrol listesi. k. çek hesab ı. şey) (başka doğru olup valf ı. İng. (bir şeyin) doğru olup olmadığını öğrenmeye çalışmak. avurt. 2. kontrol. 2. ket yapan That defeat checked their advance. 1. 2. İng. 1. İng. (süpermarketteki gibi) al ınan malların hesabının yapılıp ödendiği tezgâh. engellemek. 1. f. birini ne 2. z. f. arsızlık. anat. (kontrol etmek amac ıyla) bakmak.. i. f. i. 3. ünlem. yüzsüzlük.. k. üçkâğıtçı. i. (kontrol etmek amac ıyla) -e bakmak. vurma. hesab ını ödeyip (otel. neşelenmek. Hoşça kal! i. satranç mat etmek. roof. hilekâr. 1. kontrol noktas i. 1. k. vestiyer. neşe.. ucuzlatmak. İng. f. up cheer s. fren görevivurmak: f./an animal on cheer up Cheer up! cheerful cheerfully cheerfulness cheerio cheerleader cheerless f.o.b. elmac ıkkemiği. i. çek defteri. i. hava terminalinde bilet ve bagaj ın kontrol edildiği tezgâh. (sözle) tezahürat yapmak. kopya çekmek. z. i. cıvıltı. i. -e 3.´nden) ayrılmak. arsız. i.cheapen cheapskate cheat cheater check check check for check in check into check on check out check up on check valve check with checkbook checkered checkers check-in check-in counter/desk checking account checklist checkmate check-out check-out counter checkpoint checkroom checkup cheddar cheek cheek by jowl cheek by jowl cheekbone cheekily cheekiness cheeky cheep cheer cheer s. (bir şeyin) 1. cıvıldamak. k. emanet. This (belirli bir şeyi) arayarak (bir şeyi) kontrol etmek: I´m checking for leaks in the(otel v. 2. doland ırmak. dolandırıcı. the hotel´s reception desk. pansiyon v. atmak. neşelilik. keyifsiz. (birine) dan ışmak. küstahlık.

kimyasal madde. s. Acinonyx jubatus. s. peynir k ıvamında. peynirli hamburger. kestane rengi. göğüs. keyifli. sandık. argo çene çalmak. peynirli kek. neşeli. güne ğik. kad ın iç gömleği. çiğnemek. 1. piliç. chess. kestane rengi. chid. i. chemistry. kimya mühendisi. (chid/--d. ahçı. vişne.. kemoterapi. üzerine titremek. i. 2.den/--d) azarlamak. kimyasal reaksiyon. şike. i. hile. peynire benzeyen. bot. dili derin derin düşünmek. satranç. i. İng. k.men (çes´mîn) i. i. i. şen. kimyevi. satranç taşı. i. 2. i. s.Cheers! cheery cheese cheeseburger cheesecake cheesecloth cheesy cheetah chef chem chemical chemical compound chemical compound chemical engineer chemical engineering chemical reaction chemical warfare chemise chemist chemistry chemistry major chemotherapy cheque chequered cherish cherry chess chessboard chessman chest chest of drawers chestnut chew chew s. eczacı. . korkak. k ıs. kutu. i. 1. şef. 3. çoğ. i. civciv. piliç. az para. f. nohut. s. ödlek. kimya mühendisliği. kimyasal bile şim. kimyasal bile şim. İng. i. out argo korkudan çekinmek. kimyasal sava ş. suçiçeği. kusur bulmak. Hoşça kal! 3. i. zool. 2. i. ba ğrına basmak. aziz tutmak. 2. i. kimya. i..o. kestane. tavuk eti. i. (teşekkür olarak) Sağ ol! s. peynir. asıl branşı kimya olan öğrenci. kestane.. çiklet. i. i. f. argo bozuk para. 3. ahçıbaşı. i. i. İng. i. kombinezon. hindiba. 2. satranç tahtas ı. şifoniyer. geviş getirmek. şıklık. 1. i. İng. chemist. kiraz. şık. chemical. çizburger. k. çita. 1. i. modaya uygun. bak. 2. 1. 1. f. argo genç k ız. gütmek. dili birini azarlamak. out chew the cud chew the fat chewing gum chic chicanery chick chicken chicken feed chicken pox chicken-hearted chickpea chicory chide ünlem. çek. checkered. tülbent. Şerefe! 2. tıb. 1. beslemek. f. kimyasal... s. s.. kimyager.

3. huk.. s. s. f. 1. en yüksek rütbede olan. Çinli. çocuk oyuncağı. chili.dren (çîl´drın) i. i. child. çocu ğu olmayan. Anthropopithecus troglodytes. yonga. i. çene. 1. çini. k. bak. evlat. en çok. i. uyum. budamak. Çin. baca.. cömertlik. i. f. çene çalma: Enough of this chitchat. titreme. ço ğ. üşüme. (soğuktan dolayı) el/ayak parmağındaki şişkinlik. 2. zool.. 2. cırlamak. ba şkan. 2. üşümek. baş. i. Çin´e özgü. i. 1. çok kolay iş. s. . çocu ğumsu. 1. ürpermek. amerikasincab ı. z. cips.nese) Çinli. çocukluk. k ırmızıbiber. yontmak. krater. i. ahenk. i. 1. f. doğum. üşütücü. s. 1. 1.. anat.. (--ped. nazik.. belli başlı. i. madeni çubuklardan olu şan zil. 2. 1. yanardağ ağzı. s. 2. yarenlik. melodi. 2.. cömert. üşütmek. cesaret. s. Çince. 1.. cırıltı. dili (sohbette geçen) sözler. çip. bak. soğuk. gerçek olmayan. ürperme. (yiyecek/içecek) soğutmak. 2. (saat/zil/çan) ahenkli bir sesle çalmak. i. çocuk gibi. İng.chief chief justice chief rabbi chiefly chieftain chilblain child child´s play child´s play childbirth childhood childish childishly childless childlike childminder children Chile Chilean chili chili pepper chill chilled to the marrow chilli chilliness chilly chime chime in chimerical chimney chimney sweep chimpanzee chin China china china closet Chinese chink chip chip in chipmunk chirp chisel chitchat chivalric chivalrous chivalry i. çatlak. çoğ. ba ğışta bulunmak. baca temizleyicisi. şövalye gibi. çocuk ruhlu. centilmen. i.karışmak. muhabbet. dili lafa kar f. çocukluk dönemi. ana. k. Şili. i. ufak aç ıklık/yarık. keski. soğuk iliğine geçmiş. s. so ğuk. 2. 1. kabile reisi. 3. Şilili. cırıldamak. Bu kadar muhabbet s. kızarmış patates. başlıca. chil. soğuk. s. 2. 2. s. çoğ. seramik. şef. cıvıltı. 1. üşütücü. şempanze. çocuksu kimse. Çin. çocukça. i. çan sesi. 1. 2. amir. chivalrous. nezaket. lamba şişesi. Çince. 1. çocuk. zool. 1. 2. İng. --ping) 1. şef. 1. 2. f. hahamba şı. kolay çocuk oyunca ğı. 3. çocuksu. soğuk bir şekilde. 2. i. çocuksu. 4.. iliğine kadar üşümüş. yürekli. çocuk bakıcısı. (çoğ. 2. i. çocuk. yonga. lafa çentmek. i. çocukça. patates kızartması. 2. i. Tamias. dan ıştay başkanı. Chi. cesur. şövalyelik. bak. i. z. bebek. 1. şekil i. porselen. İng. we´d better get to work. 1. 2. soğuk. centilmenlik.. para vermek.ışmak. Şili´ye özgü. i. z. hayali. i. 2. i. i. i. soğuk davranış. c ıvıldamak. zil sesi. iş. yüreklilik. 3. Şilili. Şili. tabak dolab ı. 1. kalemle oymak. bilg. İng. 3. 3. i. i. 2. çentik. çocuksuz.. baş. serin. s. reis. 3. kalem. 1.

dopdolu. boğmak. 1. ık. 2. (Uzakdo ğuda kullanılan) yemek çubuğu. kloroformla uyutmak. champ.sen) 1. pirzola: lamb chop kuzu pirzolas ı. and her family name is Burney. vaftiz etme. satır. klorlamak. Hristiyanlık. . çalg ı teli. seçmek. 3. i. kim. koro için yazılmış. nefesini kesmek. seçilen kimse/şey: He was our choice. tıkanmak. --ping) 1. 3. vaftiz töreni. f. i. tıkanmak. s. çikolatal ı. boğulmak. argo helikopter. 3. değişken. i. f. k. oto. 3. ıkanma. s. bir evin/çiftliğin günlük işleri. 2. koro ile ilgili. 1. i. bak. Noel günü. çoğ. akort. 1. Bizim seçtiğimiz oydu. (up) ince ince kıymak/doğramak.. kiriş. 1. bak.. Hristiyan. dopdolu. i. kloroform. isim: Her Christian name is Fanny. s. choose. 2. İng. 2. s.. i. i. (chose. k. bak. kilise korosu. f. (balta ile) k ırmak. 1. koro toplulu ğu. f. s. vaftiz etmek. f. k ısa saplı balta. koro. f. alternatif. f. çare: You´ve no other choice. koregrafi. tgözyaşlarını tutmak. (ağacı) kesmek. choose. şarkının koro bölümü.chive chlorinate chlorine chloroform chock chock full chockablock chockfull chocolate chocolate cake choice choir choke choke back one´s tears choke down one´s rage choke up cholera cholesterol chomp choose choosey choosy chop chop down chopper choppy chopstick choral chorale chord chore choreographer choreography chorus chose chosen chow Christ christen Christendom christening Christian Christian name Christian name Christianity Christmas Christmas Day i. ağzına kadar dolu. takoz. i. i. dili yemek. klor.. cho. f. İng. küçük bir iş. i. jikle. i. boğulma. k. 1. (müzik eseri) koro.koro. i. koreograf. Adı Fanny. 2. i. i. şık. 2. koro taraf ından söylenen.. i. i. tıkamak. öfkesini bastırmak. frenkso ğanı. s. çikolata: a piece of chocolate candy bir çikolata. dili titiz. i. ad. kolesterol. i. istemek. dili. 3. nutku tutulmak. i. Mesih. müz. seçilmi ş. f. 2. çırpıntılı (deniz/göl). yön değiştiren (rüzgâr). heyecandan konuşamamak. 1. s. s.. müşkülpesent. i.. i. i.. 2. 2. İsa. bak. kolera. (--ped.. 2. Hristiyan âlemi. müz. 1. Hristiyanl soyadı Burney. koro. tercih etmek. Noel. 2.. i. i. ilk ad. 1. choosy. seçiş. s. zor be ğenen. çikolatalı kek. i. seçenek. koral. koreografi. güç ve tatsız iş. seçme. koregraf.. kim.

k ıs. 2. i.. atmak. 1. kronik. i. terbiyesiz. kaba adam. f. ayini. topak. dili aptal. k. i. dili mutlu. out chuckhole chuckle chuffed chum chummy chump chump chunk church church service churchwarden churchyard churl churlish churn chute CIA CIF cicada cider cigar cigarette cigarette lighter cinch cinder cinder block Cinderella cinecamera cinema Noel arifesi. 2. kıkırdama. (--med. Onu b ırak!/Ondan vazgeç! k.. çok memnun. kromatik. Onu çöpe at!/At onu!/At gitsin! 2.. dili elde bir. s. and freight sif.tıknaz adam.. 4. s. İng. ayin. kaba. i. mezhep. 2. f. puro. külçe.. i. i. k ıkır kıkır gülmek. Külkedisi. kronoloji. i. cost. i. kavrama. 1. krizantem. köylü. 3. i. 1. s.. kronolojik. s. k. 1. kromatik. sinema salonu. kilise idame amiri. tarih s ırasına göre. dili 1. müz.Christmas Eve Christmas tree chromatic chrome chromium chromosome chronic chronicle chronological chronologically chronology chronometer chrysanthemum chubby chuck chuck it up Chuck it! chuck s. k. İng. kamera. zool. i. i. 1. yak ın arkadaş. k. k. dili sıkıca tutma. bir işten ayrılmak/vazgeçmek. k ıs. sinema. kilise avlusu/bahçesi. tombul. kıkır kıkır gülme. i. kronometre. kilise i. 2. kas ımpatı. 3. birini d ışarı atmak/kapı dışarı etmek/sepetlemek. i.. krom. Noel ağacı. dili kilise. s. i. --ming) 1. i. i. Central Intelligence Agency. f. süreölçer. 2. 1. 2. yığın. birini işten atmak. 2.o. kalın bir parça. elma suyu. aynı odayı paylaşmak. güzelli ği ve değeri anlaşılmamış kız. insurance. süt kabı. 1. dili 1. 1. çantada keklik. z. . Hrist. (üst kattan alt kata inen. dili bir işi bırakmak. süre ğen. i. k. 2. ibadet. (out) çöpe atmak.. kromozom. tarih. i. çakmak. elma şarabı. i. 4. dost. i. k. 2. i. kıkırdamak. s. cemaat. f. f. 2. kim. müzmin. yayık. İng. budala. (sütü) yayıkta çalkalamak. kronik. 3. 2. 2. i. f ırlatmak. çiğnemek. 1. sigara. dost olmak. ahbap. k. (yolda olu şan) çukur. a ğustosböceği. s. dili 1. i. k. yanm ış kömür artığı. at kolan ı. dili büyük bir miktar. renklerle ilgili. i. i. kül. krom. cüruf. kütük. çama şır/çöp atılan) baca. bot. cüruf briketi. i. çoğ.

kader. dikkatli. i. f. tabiiyet. atlatmak. ça ğrı. -in etrafını dönmek. kent. hemşeri. dolaylı. 4. -i kaynak/örnek olarak gösterme. 1. i. (havan ın/sıvının) akımı/dolaşımı olmak. çember. 1. ayr ıntılı. ikinci derecede önemi olan. hiç. gösteri. tebaa. ikinci derecede kan ıt. dolambaçlı. yuvarlak testere.. kent merkezi. i. 1. i. dolaylılık. grup. şart. sarnıç. turunçgillerden bir meyve. site. 2. i. i. devre kesici anahtar. (hava/s ıvı için) akım. 3. denizden etraf ını dolaşmak. belediye meclisi. 3. s. etraf ring seferi. solda sıfır. kale. i. i. halka. s. belediye binas ı/konağı. durum. 2. Çerkezce. sirküler. z. takdirname. uyruk. meydan. s. dolayl ı. sürüm. vatanda ş. tarç ın. i. 1. i. uyrukluk. 3. keyfiyet. dolaylı olarak. Çerkez. genelge. vatanda şlık. devir. dolambaçlı. huk. s. (bir yerin üstünde i. f. şehir mimarı. turunçgillere ait. daire. aşağı yukarı: It was built circa 1650. kösteklemek. sünnet etmek.rus) turunçgillere ait ağaç/meyve. vaka. yurttaşlık. devre. k ısıtlamak. bir tür kredi mektubu. yuvarlak. 2. elek. yurttaş. s. (motordaki sıvı için) devridaim. sünnet. daire çevresi. (motordaki s ıvı) devridaim(kan/hava (havanın/sıvının) akımını/dolaşımını i. sirküler. 2. -in etraf ına daire çizmek. i. i. 1. i. kesişen sokaklarla ayrılan blok. 1. 1. olay. mahzen. i. tedbirli. tekerine çomak sokmak. 3. kaç ınmak.ını çizmek. 1. (kan/hava) dolaşmak. -in2. i. (nüfuz açısından) önemsiz biri. ko şul. citizen. takriben. şehir. 1. belediye ba şkanı. 1650 dolaylarında yapılmış. yapmak. durumla ilgili. 2. 3. 1. citation. i. çevre. i. celp. 3. 1. i. k ıs. 1. huk. f. ihtiyatlı. 2. f. 1. şehir devleti. 3. 2. ihtiyat. hisar. İng. belediye. (ço ğ. . 2. huk. cit. sitrik asit. 2. İng. 2. uzatma işareti. daire. (para için) tedavül. dairesel. inceltme işareti. şifre. çember. muhit. için) dolaşım. vaziyet. i. 1. sirk. 3. 2. 2. tamim. -in etrafına daire çizmek. sak ıngan. edat dolaylar ında. celp kâğıdı. daire çizen yol. f. genelge. cited. numara. i. 3. f. 1. 2. 2. 1. ağaçkavunu. dikkat. 1. 4. tur. s ıfır. 1.cinnamon cipher circa Circassian circle circuit circuit breaker circuitous circuitously circuitousness circular circular note circular saw circulate circulation circumcise circumcision circumference circumflex circumnavigate circumscribe circumspect circumspection circumstance circumstantial circumstantial evidence circumvent circus cistern cit citadel citation citizen citizenship citric acid citron citrus citrus fruit city city block city centre city council city councilor/father city hall city manager city planner city-state i. s. 2. 2. su deposu. belediye meclisi üyesi. tiraj. hal.

hükümete ait. bak. el çırpmak. kibar. 2. ç ınlama. iddia. tangırtı. 2. İng. 1.ınlatmak. sivil devlet memurlar ı. civilized. yaygara. s. kütüphane v. 1. deniz tara ğı. belediye ile ilgili. 1. şehre ait. s. i. 2. s. 2. ç şıngırtı. haykırmak. aydınlatmak. bilgisi. talep. İng. yaygara koparmak. davac ı. z. bak. bak. medeni nikâh. el ç ırpma. hak.. f. gürültülü. 1. tırmanmak. soğuk ve nemli. i. f. s. clothe.. i. İng. çınlamak. kehanet. 1. uygar. boy. 2. tazminat davas ı. tazminat talebi. gizlice. kenet. yurttaşlık s. 1. gaipten haber verme. bak. istemek. hükümet binalar ı. 2. i. iç savaş. elle vuruş. . i... uygar. gizli. kabile. i. i. 3. tarak. medeni hukuk.. f. alk i. feryat etmek. insan haklar ı.. --ping) 1. sahip ç ıkmak. bireysel. kıskaç. el alt ından.. medeni hukuk. mengene ile sıkıştırmak. terbiyeli. 2. sivil savunma. f. şaplak indirmek. nazik. medeni nikâh. 1. i. madeni ses. 2. gürültü. gök gürlemesi/gürültüsü. kâhin.. i. milli. kibarl ık. inşaat mühendisliği. uygarla ştırmak. sigorta poliçesi üstünden ödenecek para. şaplak. i. devlet memuru. clamor. medeni. nezaket. 6. i. sivil. i. medeniyet. güçlükle tırmanmak. i. 1. edep. İng. 2. inşaat mühendisi. hayk ırma.civic civic center civics civil civil defense civil engineer civil engineering civil law civil law civil liberty civil marriage civil marriage civil rights civil servant civil service civil service civil war civilian civilisation civilise civilised civility civilization civilize civilized clad claim claim for damages claimant clairvoyance clairvoyant clam clamber clammy clamor clamorous clamour clamp clan clandestine clandestinely clang clank clap clap clap eyes on clap of thunder s. 4. hak iddia eden. devlet memurlu ğu. f. terbiyeli. civilize. İng. 1. edepli. nazik. mengene. uygarlık. f. ışlamak. kibar. medeni. tangırdamak. İng. 1. klan. Roma hukuku. sivil. f. f. yap ış yapış. (--ped. yurttaşlık ile ilgili. madeni ses çıkarmak. 2.. civilization. terbiye. feryat. şıngırdamak.b. 1. k. hak talep etmek. ferdi. bak. yurt bilgisi. mahkeme. 2. f. f. elle vurmak. 3. vatanda şlarla ilgili. 1. 3. talep sahibi. i.. s. dili -i görmek. el altından yapılan. vatanda şlık hakları. 2. i.´nin bulunduğu şehir merkezi.. i. 2. f. i. s ıkıştırıcı. 2. medenileştirmek. ho ş. iddia etmek. 1.. 5. zool.

2. s ınıflama. tasnif. 1. i sınıf arkadaşı. sar ılmak. 2. -i tasnif etmek. (gazetede) küçük ilanlar. 5. balç ık. 1. 1. 3. -i s ınıflamak. 1. (madeni şeyler) birbirine çarpmak. 2. açık (gök). köprücük. sınıflandırma. 3. s. kolaylıkla anlaşılan/duyulan. temiz. 1.clapped-out claret clarification clarify clarinet clarinetist clarity clash clasp clasp knife class class classic classical classification classified classified ads classified advertisements classifieds classify classmate classroom clatter clause clavicle claw claw hammer clay clean clean out clean up cleaner cleaning cleaning fluid cleaning woman cleanliness cleanly cleanse cleanser clear clear conscience clear off clear out clear the air clear the table clear thinker clear up s. i. açıklığa i. açıklığa kavuşma. i. 2. sınıflanmış. saf. temizlemek. temizleyici madde. k.ıs. k. temizleyici madde. 1. 2. (hastalığı) gidermek. şart. 2. açıklığa kavuşturmak. halis. 2. aydınlatmak. 1. 7. pürüzsüz (cilt). yırtmak. mücadeleye i. kil. pençe atmak. ş. tırnak. temizlemek. f. -i (belirli bir grubun içinde) saymak. şeffaf. vicdan rahatlığı. açıklanma. açıklık. f. toplayıp atmak. f. f. aydınlatma. berraklık.. dili (gazetede) küçük ilanlar. sınıf.bölümlemek. çarpışmak. kucaklama. tasnif edilmiş. 3. hüküm. İng. 2. klarnetçi. derslik. 1. kuru temizleyici.dövüşmek. i. 2. (madeni şeyleri) birbirine çarpmak. i. k. bölümleme. i.. kucaklamak. 1. sar ılma. temiz ahlaklı. i. sabun. z. i. temizlikçi. -i sınıflamak. 1. 3. düzgün. kategorilere ayr ılmış. zümre. mantıklı düşünen kimse. çok yorgun. tak ırdatmak. çatışmak. tüymek. k. kast. tür. ders. müz. bak. 6. tabaka. takım. 2.1. aç ık bir şekilde anlatmak. s ınıf. dershane. patırtı. domuz tırnağı çekiç. 4. 2. dilb. 2. çeşit. engelsiz. temizlik. i. leke giderici (s ıvı) ilaç. çözmek. 4. temizlemek. külüstür. f. pak.b. kategori. f. pençe. açıklığa kavuşturma. . kopça. 3.. temizlikçi kad ın. hurdası ç k ırmızı i. k. büyük çak ı. klasik. aç ıklama. -i (kategorilere) ayırmak. dili s ıvışmak. i. dili s ıvışmak. 1. i. 5. bent. kuru temizleyiciye gönderilen giysi v. (hastalık) geçmek. bölümlenmiclassified (bilgi). 1. kopçalamak. yenebilir (av eti v. 3. çözülmek. klarnet. pestili çıkmış.b.sustalı bıçak. i. s. gürültü. 1. grup. klasik. madde. net. 4. -i (kategorilere) s. açıklanmak. dili. i. açık: His instructions were quite clear. sofrayı kaldırmak. bulutsuz. sınıflandırılmış. temizce. 2. i. classify. açıklamak. temizlemek. k 1. toka. biçimli. sınıf. i.). açıklık kazanma. vuzuh. f.ıkmış. Bordo şarabı. 2. açık. kusursuz. -i sınıflandırmak. bitkin. anat. f ıkra. tüymek. classic. masum. i. dili 1. sınıf. 2. ar ı. aç ıklığa kavuşturmak. takırtı. şüpheleri gidermek. klasik. i. 2. 2. i. temizleme. saydam. klasik eser. tırmalamak. temiz bir şekilde. f. açıklık getirmek. takırdamak. 1. s. köprücükkemi ği.. classification. gizli advertisements. temizlik. cümle veya yancümle ya da bazı geçmiş zaman sıfat-fiilleri gibi bir özne ve ona ait bir fiilden oluşan i. halletmek. 1. açıklık getirme. s. çatırdatmak. duru. çarpışıp savaşmak. açıklık kazanmak.. 2. toka ile tutturmak. f. aydınlanma.

2. i.´nden) kupür şarjör. i. 1. ak ıllıca. çoğ. koçboynuzu. streç film. 2. 2. (ceza olarak) birinin hareket alan ını sınırlamak. bak. tırmanacak yer. i. şıngırtı. çıkmak. boks birbirine sarılma. 4. ak ıllılık. f. 1. ayrık. sekreterlik. 1. i. 2. 4. s. f. orgazm. uçlarını kesmek. 3. k ırkmak. 1.b. 2. balta. (--d/clove/cleft. 2. temizleme. 2. merhamet. hızlı bir yelkenli gemi. 4. doruk. i. merhametli. f. tık. 1.men (klır´cimîn) i.´s wings clip s. kupür. f. 3. tırmanma. f. 1. i. f. takoz. sıkıca yakalamak. 2. (ağaçlık bir alandaki) tüm ağaç ve çalıları kesmek.. 2. 6. klişe. 2. 3. 2. iklim. k . çoğ. İng. 3. çatlama. 2. s. çıt. müz. i. çıtırtı. mandal. papaz. kırpmak. i.gy. tezgâhtar. 2. z. tutunmak.ş. i. şıngırdamak. i..ışmak. i. net. açığa tıraşlama kesmek. açıklık. f. 1. i. meydan.. 1. mü şteriler.b. papazlar. 1. -e yap ışmak. sekreter. f. 2. tırmanmak. aç ıklık yer. klipsli kâ ğıt altlığı. zeki. i. anahtar. hava. sarp kayalık. i. 2. geminin limanı terketme izni. 1. kliring. 3. --ping) 1. 2. (clung) 1. tırmanış. 5. (gazete. tokuşturma. 2. aç ık. den. papaza ait. i. 2. i. cleave. 2. 1. 3. klişe. çarpmak. k. 1. 1. s. doruk noktas ı. --d/clo. 1. 2. 1. dili toplumda yükselmek isteyen kimse. f. kama. klinikle ilgili. i. müvekkiller. kavramak. i. i. 1. i. yar ık. yap 2. i. (hatıra v. bölünmek. perçinleme.. onto clipboard clipper clipping i. -e sadık kalmak.clearance clear-cut clearing cleat cleavage cleave cleave cleaver clef cleft clemency clement clench clergy clergyman cleric clerical clerk clever cleverly cleverness clew cliché click client clientele cliff climate climax climb climb down climber clinch cling cling film clinic clinical clink clink clinker clip clip clip s. 3. 1. (saç/tırnak/çim kesmek için) makas. i. bir şeyi -e ataşla/klipsle tutturmak. uçurum. kırpma. (--ped. cüruf parças ı.t. (a ğaçlık bir alanı) çıkarma. 1. çatlak. ak ıllı. yakınında olmak. i. perçinlemek. kesik. 1. i. müvekkil. bot. klips. temizleme işi. klinik. inmek. havanın güneşli ve ılık olması. f. 1. i. 2. sıkıca sarılmak. 2. tıklatmak. ata 5. aydınlatma. gümrük muayene belgesi. tırmanıcı sarmaşık. 3. dili hızla gitmek. zekice. i. yar ılmak. 1. 2. 2. 2. 3. 1. beceriklilik. 1. i. tık sesi çıkarmak. 1. vurmak. takas. f. 2. 2.´ne) bağlı olmak. tık sesi. (--d/clove/clave) to 1. maşa. f. -den ayrılmamak/çıkmamak. sekretere ait. cler. perçinlenmiş çivi. çıt sesi. kesin. tıkırdatmak. 1. i. clue. i. boks birbirine sarılmak. k ıskı. 1. şıngırdatmak. doruğa ulaşmak. k. tek. tıkırtı. şefkat. i. sa ğlama bağlamak. 2. güreş. yarılma. klinik. (bardak/kadeh) tokuşturmak. 1. güre ş.o.ven/cleft) yarmak. matb. tıklamak. bölmek. (tüfekte) kesmek. dergi v. s. şefkatli. s. tıkırdamak. i.ırkma. çıt sesi çıkarmak. (yumru ğunu/dişlerini) sıkmak. 2. kesme. basmakalıp söz. güneşli ve ılık (hava). s. mü şteri. 1. papaz. (kadının) göğüs arası. satır. 2. 3. becerikli. zirve. doruğa ulaştırmak. yarık. 4. bak. f.

f. sabo. i. (süt) kesilmek. t ıkamak. kapalı devre. saat.t. hemen hemen. 1. engel. f. tecrit etmek. -in etraf ını çevirmek. göğüs göğüse çarpışma. gizli homoseksüel.. (gard ırop işlevi gören sandık odası gibi) gömme dolap. manastıra kapatmak. sıkı. yak ın. 3. 1. kapanmak. i.. anlaşmaya varmak. yak ında. 2. birbirine yaklaşmak. 1. ağzı sıkı. s. 1. beraberliğe yakın oyun/yarış. 2. 2. klik. pelerin. yüklük. tıkanmak. birbirine yakın. kapatmak. k. dili paçayı zor kurtarma. dar. hizip. sinekkayd ı tıraş. sersem. i. 3. in a guise of cloakroom clock clock in clock out clockmaker clockwise clockwork clod clog clog cloister close close close by close call close call close combat close contest/game close down close haircut close in on close on close out close resemblance close shave close shave close the deal close to close up close up shop closed closed circuit closed circuit closed season closed shop close-fisted close-fitting close-mouthed closet closet communist closet homosexual close-up clot i. s. 2. b ızır. (işyeri) kapanmak. i. --ting) 1. dar kurtulma. 3. dar. f. i. (--ged. ayırmak. s. bir şeyi (başka bir şeyin) kisvesine büründürmek. 2. engellemek. kapamak. puantöre kaydettirerek paydos etmek. 2. puantöre kaydettirerek i şbaşı yapmak. f. tahta ayakkabı.. kapanmak. i. lavabo. cimri. engel olmak. 1. aleni olmayan. i. pıhtılaştırmak. pıhtı. k ısa saç tıraşı. üste oturan (giysi). klitoris. 7. i. s. f. dili paçayı zor kurtarma. kapatmak. kapatılmış. yak ın benzerlik. takunya. k. kapalı. İng. avlanman ın yasak olduğu mevsim. dili gizli. havasız. k. 2. --ging) 1. i. anat. 2. 1. 2. kapalı. nalın. yak ından. kapalı devre. revak.clique clitoris cloak cloak s. 1. saat yelkovan ı yönünde. i. eli s ıkı. manastır. yakın (arkadaş). samimi. (i şyerini) kapamak/kapatmak. 1. gizli komünist. 1. k. yalnız sendika üyelerini çalıştıran fabrika. sıkı ağızlı. kapamak. 1. i. (--ted. vestiyer. . gizli tutulan. i. 5. kemeraltı. (iş gününün bitiminde) işyerini kapatmak. hepsini satmak. köstek. 1. dili paydos etmek. saat tutmak. (i şyerini) kapamak/kapatmak. dili budala. i. pıhtılaşmak. yak ından çekilen fotoğraf. z. sıkı ağızlı. İng. s. 1. 2. toprak/çamur parças ı. indirimli satmak. k. köstek vurmak. saatin makinesi. 6. s. 2. (işyeri) kapanmak. 2. top top olmak. klozet. tuvalet. 2. 2. revaklı avlu. hemen hemen. f. 4. saatçi. helata şı. s. sinekkayd ı tıraş. kesek.

kavrama. üstünü örtmek. s ıkıca2. düzensizce yayılmış eşya. sinek. soytarı gibi. 2. cop. çamaşır ipi. hantalca. ipucu. 2. 1. sakar. centimeter(s). güve. -i yetiştirmek. duman veya toz bulutu. dalgal ı (mermer). mak. i. mandal. giysiler. çamaşır sepeti. bulanık. soytarılık. f.. cling. i. i. bulutlu. tokat. soytar ı. bulutsuz. yolcu otobüsü. 2. çoğ. i. isk. 3. k ıs. debriyaj pedalâmin demek. karartmak. ağır ağır atılan adımların sesi. yonca.tutmak. 2. şüphe altında. f. s. demet. hantallık. giyim eşyası. kümelenmek. 2. yığın. f. 3. i. dili 1. i. sakarlık. giydirmek. leke. company. pıhtılaşmak. 2. dili ümitsizlik içinde her çareye ba şvurmak. 3. i. f. -bing) coplamak. 1. bak. İng. i. ambreyaj. f. s. çal ıştırıcı. (--d/clad) 1.y. debriyaj. düzensizce atmak. kaplamak. c/o coach coagulate i. gıdaklama. i. dili olmayacak duaya ı. bulutlu. at -i k. f. 2. i. i. hantal. karışıklık. 1. bulutlarla kapl ı (dağ tepesi). 2. bak.. bulut. beysbol (topa) h ızla vurmak.6. 1. bez ciltli. s. (--bed. buland ırmak. örtü. dumanlı. i. i. bez. 1. palyaço. spor antrenör. -i çalıştırmak. ispati. sakarca. beceriksiz. 2. f. pıhtılaştırmak. küme. dağınıklık. gıdaklamak.. s. debriyaj pedalı. bir araya toplanmak. yumru ayaklı. beceriksizlik. yolcu vagonu. salkım haline getirmek. i. çomak. i. kavramak. f. sağanak. karanfil (baharat). k.. grup. i. f. salk ım. yığmak. kenet. bulanmak. özel öğretmen. f. 1. s. gölge i. i. f.. s. töhmet altında. f. açık olmayan. i.cloth clothbound clothe clothes clothes basket clothes moth clothes moth clotheshorse clothesline clothes-peg clothespin clothing cloud cloudburst cloud-capped cloudless cloudy clout clove clove clove clover clown clownish clownishness club clubfoot clubfooted cluck clue clump clumsily clumsiness clumsy clung cluster clutch clutch at straws clutch at straws clutch pedal clutter cm CO Co co. i.dili yumruk indirmek. 4.. 4. 3. k ıs.2. bulutla kaplamak. f. . iz. i. 2. i. kararmak. a ğır adımlarla yürümek. cleave. i. 2. 2. oto. k ıs. carried over muh. nüfuz. 1. care of eliyle. tutam. bulutlanmak. f. sonraki sayfaya/sütuna nakledilen (toplam). k. karanlık. İng. tutma. oto. vasıtasıyla. örtmek. darmadağınık etmek. 1. yığmak. i. küme. 1. 1. hevenk. yumruk. 3. d. k ıs. İng. kumaş. elbiseler. Commanding Officer. county. 2. demet yapmak. sıkıca k. 3. yumru ayak. 5. 1. kavrama. sopalamak. 3. çamaşır askısı. kulüp. 2. güve. elbiseler. otobüs. tokat atmak. sopa. 1. 1. soytarılık etmek. beceriksizce. 2. 1. 2. anahtar. (sarımsakta) diş. dernek. giysiler. s. düzensiz bir şekilde doldurmak. mandal. 1. kümelemek. z. 1. 3.

s. tabanca horozu. 2. kobalt. i. kobra yılanı.. tüfek horozu. tabaka. i. i. f. kakao ya ğı. 2. kabala şmak. bardak altl ığı. kendine fazla güvenen. kam ış. 5. s. horoz ibiği. f. kömür oca ğı. out of s. i. hindistancevizi. 3. portmanto. i. i. şaşı gözlü. paltoluk kuma ş. 3. terbiyesizlik.) sürmek. 2. pilot kabini. s. zool. 1. i. birleşme. koalisyon.. yavru horoz. 1. 4. kendinden fazla emin. kokpit. 1. 3. kaba (dokunmu ş kumaş). örümcek a ğı. 2. koster. 4. i. 1. bot. adi. kokpit. elbise ask bir askı.o. erkek (kuş). kabaca. birleşim. kakao. kaba. kakao rengi. f. i. kaba. i. (hayvan ın derisindeki) tüyler. kukuriku. 2. f. i. baya ğı. sütlü kakao. 1. cob cobalt cobble cobbler cobblestone cobra cobweb cocaine cock cock one´s hat cock-a-doodle-doo cockchafer cockerel cockeyed cockfight cockpit cockroach cockscomb cocksure cocktail cocky coco cocoa cocoa bean cocoa butter i. kabalaştırmak. bir olmak. 1. i. 3. 3. kabalık. birini tatlı sözlerle kandırarak bir şey elde etmek. kat. olmayan. 1. kat.t. i. horoz ötü şü. 1. horoz dövü şlerinin yapıldığı yer. f. hamamböce i. i. i. sahil. 1. kaba saba. dili kendini be ğenmiş. horozibiği. 4. tatlı sözlerle kandırmak. mayısböceği. 2. horoz dövü şü. 2. s. 1. 2. sahil. kömür. erkek ku ş. den. görgüsüz. 2. s. tabaka (boya v. 1. . kaldırım taşı. 2. 1. i. kokain. argo penis. 3. ği. i. tabaka. i. vana. f. iri taneli. i. i. k. 3. musluk. birleşmek üzere olan. dil dökmek. deniz k ıyısı. 1. kaldırım taşı. k ıyı boyunca gitmek. s. eğri. 2. m ısır koçanı. argo saçma. f. den. tüfek horozunu çekmek. kor. ayakkab ı tamircisi. i. yekvücut olmak. kıyısal. birle şme. altlık. ısı. alçak güverte. i. argo küfelik. kaplamak. k ıyı. ince z.b. züppe.coal coal mine coalesce coalescence coalescent coalition coarse coarsely coarsen coarseness coast coast guard coastal coaster coastline coat coat hanger coat of paint coat rack coating coax coax s. i. birleşmek. kakao tohumu. ceket. k ıyı boyu. sahil çevirmeden bisiklet sürmek. kaldırım taşı döşemek. kokteyl. 2. 1. 3. horoz. ayakkabı tamir etmek. valf. parke ta şı. i. gönlünü yapmak. i. i. 2. (kayakla/bisikletle) yokuş aşağı kaymak/inmek. palto. bir kat boya. pedal koruma. ask ılık. den. şapkayı yana yatırmak. i. çarpık. 2.

i. ruhb. i. 1. 1. 2. dişli çark. konyak. ğitim uygulayan. zorlamak. ikna edici. bask ı. kodein. cash on delivery. kaynaşmak. cognizant. ihtimam göstermek. karma e katsayı. bir sisteme ba ğlamak. i. k ıs. sehpa. cod coddle code code of honor codeine codger codification codify coed coeducation coeducational coefficient coequal coerce coercion coercive coexist coexistence coffee coffee bean coffee cup coffee grounds coffee mill coffee of a kind coffee shop coffee spoon coffee store coffee table coffeepot coffer coffin cog cogency cogent cogitate cognac cognisance cognisant cognition cognizance cognizant cogwheel cohere i. üstüne titremek. 1. kanunname. kahveye benzer bir şey. fark ına varma. dili moruk. bir arada var olu ş. tatlı. düşünüp taşınmak. i. büyük hindistancevizi. i. 1. şifre ile yazmak. karma eğitimin uygulandığı bir okulda okuyan. tasarlamak. s. i. 2. kurukahveci. . i. f. uyuşmak. düşünmek. f. i. i. çay. coeducational. sandviç ve hafif yemekler sunan lokanta. kahve telvesi. kanun halinde toplamak. f. i.. 2. yapışmak. tatlı kaşığı. 2. bir arada var olmak. 2. morina. s. birbirini tutmak. f. 3. i. müsavi. s. hindistancevizi a ğacı. kurukahveci dükkân ı. kahve çekirde ği. cod-liver oil bal ıkyağı. 1. koza. kanun haline getirmek. ahlak kurallar ı. kanun. 1. hindistancevizi. denk. tabut. i.. s. cognizance. k. kavrama. uyum içinde olmak. s. i. dili. 2. sandık. f. kanun halinde toplama. ikna kuvveti. i. kasa. kahve.. karma e ğitim. eş. f. mecbur etmek.coconut coconut palm cocoon cod COD.. i. (alafranga) kahve fincan ı. 2.. f. i. İng. kahve demliği. diş.. kahve. kod. s. s. İng. bak. kahve de ğirmeni. i. i. pinpon adam. kodlamak. kutu. şifre. eşit. biliş. bak. k. çark dişi. i.. i. 1. zorlama. zorlayıcı. i. k. inandırıcılık. hafif ate şte kaynatmak. akran. karma e ğitime ait. kanyak. bak. i. collect on delivery. dili karma bir üniversitede okuyan k ız öğrenci. inandırıcı.. i. tutarlı olmak.

den. f. i. s. 1. aynı soydan gelen.coherence coherent coherently cohesion cohesive cohort coiffeur coiffure coil coin coincide coincidence coincidental coincidentally coition coitus coke coke colander cold cold cream cold cream cold cuts cold fish cold snap cold snap cold sore cold war cold wave cold-blooded coldhearted coleslaw colic colitis collaborate collaboration collaborationist collaborator collage collapse collapsible collar collar stud collarbone collate collateral collateral security i. 2. kad i.b. katlanabilir. fiz. yaka takmak. i. f. 5. s. gerdanl ık. taraftar. yapışıklık.. 3. i. s. rastlant mat. anat. 2. 1. 3. 3. (borca kar şı ve bir mülk. birlikte çalışan kimse. soğuk dalgası. tutarlılık.. kolaboratör. lahana salatas ı. duygusuz.ın berberi olan erkek. k. açılır olmak. 1. 1. saç tuvaleti. aynı zamana rastlamak. kolaboratör. 1. frigo. i. kangallamak. yakas yakalık düğmesi. köprücükkemi ği. 3. tasma. birlikte çalışmak. uyuşma. 2. kok kömürü. tutarlı. tıb. ıvrılmış saç. karşı teminat. kolaj. mantıklı. tahvil. çökertmek. 2. senet v. kok. basmak. 2. ına yapışmak. kolit. 1. soğukkanlı. f. kohezif. i. f. dili kolalı içecek. çökmek. köprücük. kalınbağırsakta ve karın boşluğunda duyulan sancı. i. 1. ac ımasız. soğuk. i. tutarlık. tahvil. birleşmiş. tamamlayıcı. hempa. 3. saç biçimi. olarak. soğuk. rastlantı eseri olan. 2. tesadüf. yıkılmak. söğüş et. çatışmak. s. 1. biyol. 3. suç orta ğı. çak ışmak. soğuk savaş. kolik. fiz. yandaş. uymak. 3. 2. 3. 2. 1. bobin. madeni para sarmak. f.´ne dayalı) teminat. kevgir.. tasma takmak. i. kangal. i. 1. cilt kremi. i. şans eseri.. ani soğuk. yakalamak. (insanlardan oluşan) grup. kangal şeklinde boru. sarılmak.kar şı gösterilen gösterilen ve bir mülk. tutarlı i. katı yürekli.´ne dayalı) (borca 1. işbirlikçi. (formaları) harman etmek. (proje/plan) i. 2. tesadüfi. işbirliği yapmak. tesadüfen. harmanlamak. eşevreli. yıkmak. s. 1. with ile rastla şmak. merhametsiz. (iskemle/masa) açılır kapanır kapanır. yap ışmış. (sayfalar ı) sıraya koymak. 1. 3. coitus. s. işbirlikçi. i. mantıklılık. yan yana olan. elek. kolay anlaşılır. yüz kremi. tali. soğuk kimse. i. yaka. 1. i. birlikte çalışma. işbirliği yapan kimse. 1. halka. soğukluk. bir sonuca bağlanmadan s. işbirliği.ı. 2. i. 2. z. yağlı krem. fiz. cinsel ilişki. kalınbağırsak iltihabı. 1. yap ışkan. kolaboratör. havanın aniden soğuması. süzgeç. 1. kuaför. (sözcük/söz) türetmek. roda. karşılaştırarak okumak. 2. i. i. 2. yard ımcı. halka şeklinde k madeni para. . kohezyon. f. z. s. bir olmak.b. aniden gelen so ğuk hava. yapışma. suya düşmek.f. 2. senet v. i. nezle. 4. 4. uçuk. uyum sağlayan. merhametsiz. bak. destekçi. 2. 2. i. i. i. ikincil. koherent. argo kokain. tıb. uyum içinde olma. 1.

i. hep bir arada. kömür madeni işçisi. s. f. biriktirmek. koleksiyoncu. bayrak. i. i. renkli foto ğraf. konuşma dilinde kullanılan sözcük/söz. boya. s. 1. i. -de koloni/koloniler kurmak. matb. sömürgeleşme. 2. i. 1. mimari v. (işverenle işçi temsilcileri arasında) toplu görüşme. 3. colloquial. s. i. 1. 2. sömürgecilik yanl ısı. s. sömürge. toplanm ış: the collected works of Shakespeare Shakespeare´in toplu eserleri. derlemek. i. renkli bask ı.. topluluk ismi. sancak. 3. kolonyal (sanat.. foto. ortaklaşa iyelik. 1. ortak. İskoç çoban köpeği. f.colleague collect collect call collect call collect o. topluluk ad ı. i. anat. koloni haline gelme. renkli televizyon. renk. toplanmak. collect one´s thoughts collected collection collective collective agreement collective bargaining collective farm collective memory collective noun collective noun collective ownership collector college collide collie collier collision colloq colloquial colloquialism colloquially colloquy Colombia Colombian colon colon colonel colonial colonialism colonialist colonise colonist colonization colonize colony color color filter color photograph color photograph color photography color printing color television/TV i. f. 1. i. f. sömürgecilik. İng. yüksekokul. ortak bellek. 1. koloni. 3. iş arkadaşı. koloni haline getirmek. i. with -e çarpmak. kolektif çiftlik. çarpışmak. koloni kuran. İng. karşılıklı konuşma. akl ı başında. ödemeli telefon konu şması. i. s. toplu. kafas ını toplamak. toplu sözle şme. boyamak. kolonide ya şayan. sömürgele ştirme. Kolombiyalı. (kilisede toplanan) para. birikmek:telefon konustamps. s. sömürgeci. 2. koloni haline getirme. i. toparlamak. mükâleme. bak. iane. . sömürgele ştirmek. dilb. z. Kolombiya´ya özgü.. i. 1. konuşma diliyle. colloquialism. toplama. ortakla şa. 2. (anayurdundan ayr ı) bir kolonide ya şayana özgü. 1. renk. 4. i.s. 3. i. 1. renk de ğiştirmek. kolektif. koleksiyon. meslekta ş. Pul biriktiriyor. al ımcı. Kolombiya. 2. 3. -de koloni/koloniler kurma. 3. fakülte. üniversite.). 1. renklendirmek. i. k ıs. koloni. renkli foto ğraf çekme. They don´t collect trash on ödemeli He collects şması. renk filtresi. çarpışma. 2. renklenmek. konuşma diline özgü. ruhb.b. toplaç. kolon. kendini toparlamak. 3. 1. renkli foto ğraf. 1. i. dev şirmek. ortak mülkiyet. kolektör. 2. canl ılık.. 1. f. albay. sömürgeci. 2. Kolombiya. 2.. 3. çoğ. toplamak. Kolombiyalı. 2. i. kömür gemisi. colonize. 2. 2. i. iki nokta üst üste (:). tahsildar. yüzü kızarmak.

1. 2. sağlığı gittikçe düzelmek. come around come at come back come between come by come close to come down come down in one´s opinion come down in one´s price come down in price come down in the world come down to earth s. fıkra. fıkra yazarı. 1. kendine gelmek. üstüne yürümek. soluk. renksiz. tic. dövüşçü. iyile şmek. i. i. saldırmak. Hadi can ım. i. ayırmak. He came close to losing his temper. dövüşme. -e varmak. 2. tutu şma. renkli. -e ulaşmak. i. renk. şifreli kilit. 1. f. (--ted. s ıpa. dili beli gelmek. i. i. 1. s. kartel. devasa. ask. (bir şeyin) fiyatı düşmek. -e rast gelmek. 3. s. 3. 1. to (bir kişiden/bir zamandan) (başka birine/başka bir zamana) kalmak. i. 2. yar ı baygın. yansız. renkkörü. sava şçı. sava şma. kolon. koma. sütun. donuk. bak. Temmuz geldiğinde denize gelmek. 1. savaş. anlams ız. f. renkkörlü ğü. 2. muharip. renksiz. çarpışma. 4. muharip birlikler. 1. (birini) eskisi kadar çökmek. 5. komada. biçerdöver. 2. akla gelmek. 2. ilerlemek. kombinezon. 2. 2. muharebe. dövüşken.color-blind color-blindness colored colorfast colorful coloring coloring book colorless colossal colour colt column columnist coma comatose comb comb out combat combat combat troops combat zone combat zone combatant combative combination combination lock combine combine combustible combustion come come about come across come along Come along. (came. solmaz. olmak. dövüşmek. i. elde etmek. İng. mim. savaş alanı. -i keşfetmek. 1. birleşim. 3. 2. 1. beraber gelmek. sava şmak. s. 3. 5. i. muazzam. 3. k. 3. i. ateşli bir tartışma. --ting) 1. 2. 3. kavgac ı. come) 1. 2. 3. kolay tutu şan. f. dediğine gelmek. 1. 2. kaba zenci. birleştirmek. yanıcı. 1. silik. 3. u ğramak. 4. yıkılmak. kim. 1. 1. 2. (kilitte) şifre. i. (horoz v. petek. (fırsat) çıkmak. 1. s.. color. taramak. boşalmak. (fiyat) dü şmek. birleştirme. bal pete ği. 2. 2. s. gerçekçi olmak. kolay tutuşan madde. . tekdüze. i. meydana girmiş olacağız. kö şe yazısı. gazet. (biri) (eskiden sahip oldu ğu) para ve prestijini kaybetmek. aralarına girmek. s. renksiz. hayal kurmaktan vazgeçmek. tarafsız. 4. i. bileşim. 3. Az kald ı tepesi atacaktı. birlik. tay. (kendi malının) fiyatını düşürmek. boyama kitab ı. boya. akromatopsi. ateşli bir tartışmaya katılan kimse. 2. 2. mücadele etmek. 4. taramak. renkli. gazet. yanma. gelmek. 1. renkli. Come July and we´ll be swimming. -e erişmek. ile kar şılaşmak. s. monoton.b. canl ı. s. kö şe yazarı. kocaman. daltonizm. orgazm -e rastlamak. ask. siyah. vuruşma. çok büyük.. 1. saymamak. birle şme.´nde) ibik. düşmek. u ğramak. muharebe alan ı. geri dönmek.. f. direk. geri gelmek. tarak. 3. birleşmek. kol. s ıkıcı. solgun.. i. f. 2.

1. gerçekle şmek. 2. fermaya oturmak. 1. 3. dili 1. yumruk yumru ğa gelmek. başarısızlığa uğramak. dili (beklenileni) yapmak. kullanılmaya başlamak. -e özen göstermek. ortaya ç ıkmak. belli olmak. sahneye ç ıkmak. gözükmek. ne olursa olsun. çok uzaklardan kedi benim demedi. Haydi! 2. dili Yalan ı bırak!/Bırak! k. suskunluğu bırakmak. -den ç ıkmak. 2. görünmek. felakete u ğramak. Kimse ç ıkıp da ogelmek. -e özenmek. (yarışma sonunda) (belirli bir sşe yaramak. ön plana çıkmak. (belirli bir amaçla) ortaya ç ıkmak: Nobody came forward to claim that cat. 1. meydana gelmek. 2. meydana ç ıkmak. ç ıkmak. kopmak. başkalarını hayal kırıklığına uğratmamak. He came in first. dönüm noktas ına varmak. iş başına geçmek. olmak. do ğmak. ile çarpışmak. belasını bulmak. 2. başarılı olmak. 2. son noktaya varmak. tamamen durmak. dünyaya gelmek. girmek: Come in! İçeri gir!/Buyrun! 2. (yayın) yayılmak. dört ayak üstüne düşmek. . 3. iktidara geçmek. 3. kat ılmak. Yok can ım! k. bir karara varmak. k. 2. (av köpe ği) ferma yapmak. karara varmak. dili 1. stop/istop etmek. görünmek. ayılmak. başarılı bir sonuç almak. yenilmek. yürürlüğe girmek. (bir şeyi) bilhassa yapmak. uyu şmak. -in sahibi olmak. dili 1. kendine gelmek. etkili olmak. k. altta kalmak.come down with a cold come forward come from afar come hell or high water come home to come in come in handy come into come into collision with come into force come into play come into possession of come into power come into prominence come into sight come into the picture come into the world come into use come into view come of come off Come off it! come off worst/get the worst of it come on Come on! come one´s way come out come out of one´s shell come out on top come through come through come through with come to come to a dead stop come to a decision come to a head come to a head come to a point come to a point/ make a point of come to a stop come to an agreement come to blows come to blows come to close quarters come to fruition come to grief come to grief nezle olmak. kafas ına dank etmek. kendinden bekleneni yapmak. yumruk yumru ğa gelmek. cenkleşmek. ç ıkmak. başı darda olmak. kullanılmaya başlamak. 3. durmak. 1. görünmeye ba şlamak. (haber) yayılmak. dili (f ırsat) eline geçmek. 1. k. 2. birinci olmak. kendini göstermek. en çok zarara u ğramak. göğüs göğüse dövüşmek. 1. 1. 2. (zor bir durumdan) sağ olarak k. varmak. girmek. herkesin dikkatini çekmeye ba şlamak. aç ımlanmak. gerekeni/beklenileni yapmak/becermek. (leke) çıkmak. 2. gelmek: Has the iırada) olmak: 1. bütün zorluklara ra ğmen. muzaffer ç ıkmak. düşmek. ortaya ç ıkmak. (mirasa) konmak. Birinci oldu.

s. argo zekice ve yerinde cevap. (bir yere) devamlı yaşamak amacıyla gelmek: He´s come to stay. konfor. rahat ettirmek. (belirli bir hizaya) kadar gelmek. 1. i. etekleri tutuşmak. rahatlık. 1. with (sevmediği bir şeyi) güçlükle kabul etmek. öne geçmek. aklını başına toplamak. sadede gelmek.´ni) bulmak. kuyrukluyıldız.b. 2. 1.come to grips come to grips with come to grips with come to hand come to life come to life come to light come to mind come to naught come to nothing come to nothing/naught come to one´s senses come to pass come to rest come to s. varmak. -in esaslar ını ele almak. ile kar şılaşmak. çözülmek. doğru çıkmak. 2. ne olursa olsun. 2. sivrilmek. açılmak. comedian i. ferahlık. Artık burada kalacak. comedienne comedown comedy comely come-on comet comfort comfort station i. hayal kırıklığı. comeback i. (kabul edilmesi zor olan bir şeyi) kabul etmek/kabullenmek. aç ılmak. (birinin) para ve prestiji artmak. bulunmak. keşfedilmek. umumi . f. alımlı. anlaşmak. gerçekleşmek. cevap v. teselli etmek. düşüş. canlanmak. açmaza düşmek. sona ermek. 2. olmak. ile ciddi bir şekilde ilgilenmek. mutabık kalmak. hatırlamak. başarısız kalmak. i. çare. i. komedyen.´s rescue come to stay come to terms come to terms come to terms with come to the fore come to the point come true come true come under come undone come unglued come untied come up against come up in the world come up to come up with come upon come what may come what may come/draw to a close come/run across (with) (ile) kap ışmak. suya düşmek. dövüşmeye başlamak. eski formunu bulma. (with) anla şmaya varmak. itidalini kaybetmek. gelmek. birinin imdad ına yetişmek. mutabık kalmak. çözülmek. aklına gelmek. ayılmak. 2. boşa çıkmak. komedi yazar ı. gerçekle şmek. hela. dili (bir plan. 1. ç ıkmak. k.o. (-in yetki alan ına) girmek. come/run up against a blank wall k. meydana gelmek. 1. kadın komedyen. 1. -e rastlamak. aklı başına gelmek. i. 2. k. -e çatmak. 2. dili tela şa kapılmak. bitmek. durmak. i. 1. teselli. dili ç ıkmaza girmek. (belirli bir seviyeyi) tutturmak. 1. 2. komedi. -e tesadüf etmek. -e rastlamak. ne olursa olsun.

3.comfortable comfortably comforter comic comic book comic opera comic strip comical comics coming comma command commandeer commander commander in chief commanding commandment commando commemorate commemoration commemorative commemorative stamp commence commencement commend commendable commensurate comment commentary commentator commerce commercial commercial law commercial law commercial traveller commercialise commercialize commingle commiserate commiseration commission commissioned commissioned officer commissioner commit commit an impiety commit an offense s. etkili. kaşkol. övgüye de ğer. kurul. tefsir. rahat. buyruk. i. i ş. görev. komut: search command arama komutu. 2. konforlu. s. 3. 1. komut. f. 3. kumandanlık: Air f. f. İng. 1. ticaret hukuku. eleştiri. 2. 2. 4. i. kauçuk meme. ac ıma. 2. söz vererek ba ğlamak. i. 3. yorum. başkomutan. subay. 2. 2. yüzdelik. 2. i. tefsir. virgül. . 1. orantılı. eylem. (askeri hizmette kullanmak üzere) el koymak. i. komisyon ücreti. komando birliği. aç ımlama. 3. 6. hatıra pulu. f. eşit. yorgan. işleme. yorumcu. 1. başlamak. tavsiye etmek. ticaret hukuku. 1. bant-karikatür. emanet etmek. 2. 1. s. bilg. yaklaşma. 1. anma töreni. kumandan. gelen. 2. karıştırmak. emanet etmek. komik. 3. i. 3. anmak. 3. emreden. emzik. görevlendirmek. 2. başlangıç. gelecek. f. s.. emir. övmek. 2. 1. 2. gülünç. ele ştirmen. komedi oyuncusu. alım satım. söylemek. hatırasını yad etme. 1. bant-karikatür. etmek. Allaha kar şı saygısızlık suç işlemek. 4. başlama. i. İng. komutan. önümüzdeki. -i ticaret arac ı yaparak bayağılaştırmak. i. ticaret. i. s. İng.. rahatça. f. hakkında yorumda bulunmak. yaklaşan. karışmak. askeri bir hizmete mecbur etmek. İng. tayin etmek. f. komutanl ık. i. 2. radyo. 1. s. operakomik. teselli. tenkit. (birinin/bir şeyin) anısına yapılan. emir. i şlemek. 1. f. çizgi roman. (gezici) satış temsilcisi. s. sal ık vermek. i. 2. commercialize. on hakk ında fikrini i. anma. -in derdini payla şmak. ticari. teslim etmek. hükümranl ık. komedi ile ilgili. bak. komisyon. i. geliş. teselli edici kimse/şey. yetki. atamak. egemenlik. f. komando. i. diploma töreni.. 1. 1. yorum. i. 4. f. atkı. 2. vazife. katmak. yapmak. s. s. --ting) 1. komisyon üyesi. TV reklam. söz söylemek. 1. i. 1. şube müdürü. s. 5. i. f. rahatlatıcı şey. komik. hâkim. 2. deniz binba şısı. i. z. güldürücü. (--ted. i. 5.

kamu. karışıklık. küçük araba. i. sıkı. s. i. olağan. komünizm. ulus. 4. oto. i. (hastal ığı) bulaştırmak. konuşkan.(mektup. 2. 3. bayağı. i. 3. 3. nakletmek. beylik laf. 2. çoğ. 2. söz. umumun mal ı olan. pudralık. 3. basmakalıp söz. payla şma. topluluk. 2. vaat. i. mü şterek tasarruf. common mat. kısa. i. sözleşme. halka ait. complete. 2. i. bildirmek. mal. (bir konuda) ne dü şündüğünü söylemek. companion. fikrini söylemek. f. ortak mal sahipliçevirmek. sözleşmek. i. encümen. 1. k ıs. common kesir. 2. klişe. eyalet. eşya. çoğunlukla. komünist. common-law marriage resmi nikâhs ız beraber ya şama. sıradan insan. ortak bir zevk. z. mezhep. dilb. ulaşım. teslim olma. komünyon. f. sadakat. 1. s. iletili ş. sözlü anlaşma. sirayet ettirmek. beraber yapılan: common defense ortak savunma. i. i. bilinen gerçek. heyet.b. to söz vermek: You´ve committed yourself to doing this. cins ad ı. sokaktaki adam. (ile) iletişim kurmak. toplumla ilgili. sıradan bir şey. 1. kesif. komisyon. i. banliyödeki ev ile şehirdeki işyeri f. iletişim. 2. toplum.commit o. adi hisse senetleri. görü ş. sohbet etmek. i. genellikle. taahhüt. i. not. amme. baya ğı dü şman. müşterek.: There´s no common ground between them. Hrist. yoğun. cemiyet. sağduyu. cins isim. s ıradan. . 4. compare. haberleşme. Onlar ın hiçbir ortak yanı yok. s.komite. banliyödeki evi gidip gelmek. (cezayı) hafifletmek. halk. iletmek. 1. komünikasyon. s. common grave ortak bir mezar. gürültü patırtı. adi enemy ortak kesir. özlü. 1. kesin karar. örf ve âdete dayanan hukuk. yazmak. kurul. 3. katılma. cins ismi. cumhuriyet. sağduyu. söyle şmek. 1. 4. ezberlemek. 2. compiled. örf ve âdet hukuku. sempatiklik. 1. 1. teslim etme. (k ısa ve resmi) bildiri. 4. 1. aklıselim. 2. 1. i. 2. i. Hrist.. (ile) haberle şmek. Bunu yapmaya söz intihar etmek. staple commodities başlıca satış ürünleri. haberleşme. klozet. ği. f. sık. i. ba ğlılık. i. 1. iletim. tutku v. toplumsal. iletişmek. telgraf gibi iletilen) haber. lazımlık iskemlesi. iletme. üstenme. 2. 2. 1. geniş. bulaşıcı. s. commit suicide commit to memory commit to prison commit to writing commitment committee commode commodious commodity common common fraction common ground common knowledge common law common law common man Common Market common noun common noun common property common sense common sense common stock common touch commonly commonplace commonwealth commotion communal commune commune communicable communicate communication communicative communion communiqué communism communist community commute commuter comp compact compact compact 1.s. 2. Ortak Pazar. 1. 2. 1. 4. pudriyer. şamata. ortak mal. arasında her günile şehirdeki işyeri arasında her gün gidip gelen kimse. komün. hapsetmek. s. 2. ortak. s. 3. ferah. 1. s. (with) iletilme.

yetkili. kendinden ho şnut olma. topluluk. olumlu compensation taraf. (with) (ile) kar şılaştırmak. fikir alışverişinde bulunmak. benzer. karşılaştırmalı. çevre. 1. (with) (ile) uyumlu. dilb. rekabete dayanan. (--led. 3. 3. 1. vatanda ş. f. pusula iğnesi. cana yak ın. 3. üstünlük derecesi. s. 1. -in bedelini by frequently making us laugh. tazminat. i. i. 3. i. takdimci. s. şefkatli. ehil. i. 2. 1. bedelini ödemek. i. mukayese. i. yalpak. kendinden ho şnut. görüş alışverişinde bulunmak. orantılı. sevecen. i. f. acıma. davacı. --ling) zorlamak. 2. 3. s. alan. yetenekli. 2. yetenek. ba şkalarıyla rekabet edebilir. yakınma. pergel. i. şirket. sunucu. elkitabı. 3. telafi. şikâyetçi. 2. d. arkada ş. . karşılaştırmalı dilbilim. i. 2. 4. 6. yar ışmacı. for i. 1. kifayet. 1. görüş alışverişinde bulunmak. to -e benzetmek. rehber. fayda. 1. 2. mukayeseli. 3. s. şikâyet. dilb. kumpanya. s. telafi etmek. 2.y. yumuşak. s. 2. refakatçi. uyumluluk. 2. beraberindekiler. eş. i. Bizi s ık sık güldürerek arasıra compensate s. i. eşlik. şefkat. yoldaş. f. 1. arkadaşlık.1. karşılaştırma. 2. bölmelere ayırmak. 1. yakınmak. faydalı taraf. hastalık. geçimli. 2. 5.o. karşılaştırmalı anatomi. 1. kumpanya. s ınır. f. bölüm. yumuşak başlılık. -e benzemek. tic.compact disk compact disk player companion companionable companionship company comparable comparative comparative anatomy comparative degree comparative linguistics comparative linguistics compare compare notes compare notes comparison compartment compartmentalize compass compass needle compassion compassionate compatibility compatible compatriot compel kompakt disk. s. yurttaş. refakat. ortaklık. başkalarına acıyan. yumuşak başlı. tic. 1. i. misafirler. misafir. yeterlik. ask. mecbur etmek. tazminat paras ı. s. ehliyet. yeterli. i. şikâyet etmek. kompakt disk çalar. dilb. f. saha. merhametli. 1. yumuşaklık. tamamlamak. tazmin etmek. f. ba ğdaşma. rakip. 4. sevecenlik. tamamlayıcı. compensate compensate for one thing by/with bir şeyi başka bir şeyle telafi etmek: She compensates for her occasional another rudenesses birine ödemek. with ile yar ışmak. (ile) ba ğdaşan. pusula. 4. 2. 2. yetki. i. tümleç. merhamet. pusula ibresi. i. karşılaştırılabilir. 1. arkada şlık. compere compete competence competent competition competitive competitor compile complacency complacent complain complainant complaint complaisance complaisant complement complement f. i. arkadaşlar. nispi. ile rekabet etmek. f. 1. kabiliyet. (sıfat veya zarfların) üstünlük derecesini gösteren. for için yarışmak. uyma. 2. yarışma. s. with tic. bölme. eşlik. i şin üstesinden gelebilen. i. 2. i. 2. i. 1. uyum. 5. rekabet. kompart ıman. 1. karşılaştırmalı dilbilim. derlemek. 2. sokulgan.

Kitaplar ı. tebrikler. kavranabilir. 2. şıklık. terkip. bir kitaplıkla beraber beş Rahmi liraya alabilirsiniz. suç ortaklığı. 4. karışık. eleman. sıkıştırmak. yerine getirme. güçleştirmek. kompozisyon. zorlaştırmak. 3. bileşimde bulunan. tam. 4. 2. birle şik cümle. i. riayet. i. s. pürüz. besteci. beste. tebrikler. with -e uymak. cüz. kompliman yapmak. bileşim. karmaşıklık. dilb. s. dilb. 3. çözülmesi güç. i. 3. f. ücretsiz. kompres. şiir yazma. girişik cümle. s. s. kendine gelmek. anlayış. s. geniş. composer composite composition compositor compost composure compote compound compound compound interest compound sentence compound word comprehend comprehensible comprehension comprehensive compress compress s. boyun e ğme. ho şaf. s. bitme. (bir işe giriştikten sonra ortaya çıkan) engel. i. cilt. 2. uyma. z. f. 1. kutlamak. i. tamamlanma. O her zaman a ğırbaşlı bir şekilde davranır. bileşik. i. karma şık. (yazılı ödev olarak) kompozisyon. It came as book case for five ile beraber: You tamam the books complete with a a complete surprise. tamamlayıcı. sakinlik. 5. kavramak.dizgici. çetrefil. tamamen. i. beste yapmak. 2. kat ıksız: I´m in complete sympathy with what you´re saying. birle şik sözcük. itaat. . 6. karma şık. 1. kim. zorluk. itidal. kompleks. çetrefilleştirmek. çürümü ş yaprakla karışık gübre. sayg ılar. komposto. s. davranmak. karmaşa. kapsamlı. kompozitör. (müzik/şiir) yazmak. karma i. soğukkanlılık. komposto. tamamlayan. 1. bile kompleks. 2. etraflı. 2. 3. bileşik faiz. anlamak. i. uyma. f. ılımlılık. i.şik/karışık şey. kapsamak. 2. 1. f. bestekâr. karmaşa. iltifat etmek. compose compose o. içine almak. i. i. san. içinde binalar bulunan etraf ı duvarla çevrili yer. bitirme. sona erme. kompleks. hareket etmek: She always comports herself with dignity. yumu şak başlı. tümleyici. çapraşık. i. görünü ş. i. i. 2. 1. 2. i. billion liras. bile şim. tıb. oluşum. i. 1. öğe. görünüm. kavrayış. s. ten. ruhb. övgü dolu. bütün eserler: the complete works of Hüseyin milyar Hüseyin Rahmi´nin bütün eserleri. itaatkâr. çetrefil. -e riayet etmek. anla şılabilir. bile şik. kompleks. 2. 4. karma. 1. 1. i. 1. tamamlama. kendine hâkim gidermek. 1. Senin dediklerinecan buyıyla katılıyorum. -e uygun olmak: The results comport with our expectations. 1. karma şık. parça. güçlük. iltifat eden. bütünüyle. with -e uymak. şiir yazmak.complementary complete complete with complete works completely completion complex complex complex sentence complexion complexity compliance compliant complicate complicate complicated complication complicity compliment compliment complimentary compliments compliments of the season comply component comport comport o. i. karmaşa. paras ız. f. İng. güz. uysal. kompliman. anlaşılması güç. Sonuçlar bekledi ğimiz gibi oldu. anlaşmazlıkları) olmak. 3. 2. i. karma ştırmak. mürettip. s.s. (on) tebrik etmek. dilb. iltifat.beste yapma. karışıklık. uysallık. 2. 1. 1. komplikasyon. 2.s. ekon. tenin rengi. mat. (aralarındaki f. karmaşık. unsur. hediye olarak verilen. selamlar. s. kapsam. f. 1. karma şık hale getirme. 1. övücü. s. 2.

2. gurur. içbükey yüzey. örtmek. ortak merkezli. 2. i. 2. deriştirmek. 2. konsantrasyon. 3. anlamak. bak. s. hakk ında. i. bilgisayara geçirmek. dü şünmek. içbükey.. z. f. konsantre. tasarlamak. hesap etmek. bilgisayar donan ımı. f.compressed air compression compressor comprise compromise compromise on compromise with compulsion compulsive compulsory compunction compute computer computer chip computer engineer computer engineering computer hardware computer operator computer program computer programmer computer programming computer software computerise computerize comrade con con concave concave conceal concede conceit conceited conceivable conceive conceive of concentrate concentrated concentration concentration camp concentric concept conception concern concern o. zorgulu. 1. yoğun.. i. kabul etmek. bilgisayar program ı. 1. f. kand ırmak. 1. f. merkezleri bir. 2. bilgisayar yazılımı. ruhb. Ona karşı içimde bir nefret uyand ı. bilgisayar. 2.deri şik. i. 1. yoğunlaştırmak. toplamak. kompüter. akla gelebilir. görü ş. 2. s. kavram. mecburi. karşı. bilgisayar mühendisi. i. b ırakmak. i. anlaşmaya varmak. (birini) ilgilendiren şey: It´s one of our major concerns. karşılıklı ödün şmak. dikkati bir noktada toplama. ilgi: s. f. s. koyulaştırmak. düşünceyi/dikkati/gücü bir i. kibirli. kavram. ba şlangıç. aleyhte. (taraflar ın karşılıklı ödün vererek yaptığı) anlaşma. y ığmak. toplama. kibir. ilgili. 3. ile uyuşmak. toplanmak. 4. gebe kalma. düşünmek.s. mefhum. İng. hayal edilebilir. dayan ılmaz bir istek. i. (--ned. düşünce. sıkıştırma. f. bir araya getirmek. 3. edat ile ilgili olarak. I understand the reason for your concern. 1. vermek. yoldaş. uzlaşma. toplanma. i. sistem operatörü. teslim etmek. computerize. kapsamak. gebe kalmak. içtepi. 2. bilgisayar programlamas ı. toplama kamp ı. i. bilgisayarla donatmak. ile meşgul şeylerden biri. -e dair. bilgisayar operatörü. uzlaşmak. uzlaştırmak. ile ilgilenmek.––d 4. kavramak. tazyik. kompresör. gizli tutmak. f. yığma. 1. zorunlu. i. vicdan rahats ızlığı/azabı. derişim. saklamak. 2. f. hesaplamak. --ning) aldatmak. i. f. . görüş. s. bilgisayar programc ısı. s. -den olu şmak. tasavvur etmek. arkadaş. zorlama. dü şünülebilir. düşünceli. bilgisayar mühendisliği. i. Bizi en çok ilgilendiren olmak. 1. s. bilgisayar çipi. toplaşım. gizlemek. zorlayıcı. kendini be ğenme. kompresyon. idrak etmek. 1. içermek. 4. with concerned concerning sıkıştırılmış hava. zorgu. uyuşma. itiraf etmek. basınç. alakalı. fikir. 2. 1. fikir. 2. kendini be ğenmiş. 1. konsantrasyon. ruhb. yoğunlaşmak. obruk. konkav. s. 1. 2. endişeli. 1. conceived a dislike for him. 3. 3. oluşturmak.a dislike I haveakl ına gelmek. 2. (bir konuda) uzla vererek ile uzlaşmak. bir araya getirme. f. 1.

2. k ınamak. düzmek. prezervatif. betonkarar. uyuşma. az ve öz. 5. imtiyaz. itiraf. 2. yemeğe çeşni veren şey. with ba şsağlığı dilemek. Anlaşmanın şartlarından biri. aynı zamana rastlama. görmezlikten gelmek. dinleti. (bir işin) sonunu getirmek. i. birlikte planlanmış. mahkûm etme. huk. kim. veciz. koşullu. 2. s. kesin. antlaşma. f. s. kaput. ayıplama. kamula ştırma. dilb. What are living conditions like there? Oradaki hayat dilb. 2. çatışmak. 1. ayıplamak. karar s. izdiham. şarta bağlı satış. yoğuşturucu. f. 2. 1. ğu. mahkûm etmek. ayn ı fikirde olmak. ayn ı olma. 5. 1. i. bumahkûmiyet.yoğunlaştırma. son. bitmek. 1.. kondansatör. 1. i. 1. f. uyum. 3. 4. kabahatli bulma. koşul: It´s one of the conditions of the agreement. s. beyin sars ıntısı. 2. 2. yat ıştırmak. z. 4. to/toward -e neden olmak. 2. karışım. koyulaştırmak.. s. sonuç. 1. f. 1. istimlak. 3. uzlaştırmak. 2. i. f. tertip etmek. şiddetli sarsıntı. yoğunlaşmak. 2. 1. (yazıyı/sözü) şekerli konsantre süt. 3. ayn ı zamana rastlayan. yatıştırıcı. 2. konser. f. bitirmek. gönlünü alma. son. özet. aynı zamana rastlamak. 1. özlü. 2. gönül alıcı. şarta bağlı. i. 2. koyulaşmak. 2. 1. meydan. i. f. 1. beton. bir araya gelme. ğunlaştırmak.. sözde alçakgönüllülük göstermek. tenezzül. birlik. 3. s ıvılaştırma. 2. (--red. uyum. az ve öz. 1. 1. ödün. 2. şartlı olarak. nihayet. yo ğunlaç. 2. birlikte yap ılmış. i. şartlı. beton. 1. 1. i. kati. 2. i. i.kısaltma. sona ermek. suçlu çıkarmak. malaksör. buğulaşma. 2. kim. i. fiz. başsağlığı. uyuşmak. 2. aynı zamanda. 1. s. . yo 4.concert concerted concerto concession conch conciliate conciliation conciliatory concise concisely conclude concluding conclusion conclusive concoct concoction concord concourse concrete concrete mixer concur concurrence concurrent concurrently concussion condemn condemn to death condemnation condensation condense condensed milk condenser condescend condescending condescension condiment condition conditional conditional mood conditional sale conditionally condole condolence condom condone conduce conducive i. 3. somut. k ısaca. uzlaştırma. z. 5. sonuç ç ıkarmak. i. i. betonyer. fiz. şart. şart kipi. yapmak. toplanma. 2. 3. lütfetmek. taziye. kabul. suçlu çıkarma. sona erdirmek. bar ış. kim.uydurmak. in kullanılmasını etmek. (hikâye/yalan) karıştırma. i. 1. k ınama. kondansasyon. ahenk. fiz. 1. gönlünü almak. nihai. bitiş. bir karara varmak. teslim. (buhar/gaz) sıvılaşmak. 3. 4. anlaşma. yoğunlaşma. göz yummak. 1. s. taviz. tenezzül etmek. ahenk. i. kalabal ık. z. istimlak idama mahkûm resmen i. konçerto. sıvılaşma. uyuşan. şart kipi. 3. f. izin. --ring) 1. sonuca varmak. -e vesile olmak. s. son. i. aynı olan. kamulaştırmak. büyük deniz kabu ğu. huk. birbirine kar ıştırarak hazırlamak. kayıtlı. k ısa. 1. beton kar ıştırıcı. karar. s. yat ıştırma. (buharı/gazı) sıvılaştırmak. i. tenezzül eden. i. 2. yasaklamak. f. (havaalanında/garda) büyük yolcu salonu. i. (fikir) s. f. 1. taziyede bulunmak. birlik. netice.

ittifak. papazın verdiği ilmihal derslerine devam etme ve kiliseye üye f. inanan. istimlak. 3. 3. 1. fiz. büyük yang ın. birleştirmek. görü şme. itiraf etmek. 2. geçirgenlik. (--red. to -e hasretmek. geçirgen. sınırlandırma. 3. bağlamak.. (dondurma için) külah. istimlak etmek. konfedere. 1. to (bir hastal ık) (birini eve/yatağa) bağlamak. birle şik devletler. 4. bağlaşmak. s. 2. sınırlamak. düzen. (mala) el koymak. 2. bağlaşık. (silahlı) çatışma. müzmin 3. i. 2. harp. i. iletme. i. tasdik. konfederasyon. konfederasyon. 2. sağlama bağlama. iletkenlik. 1. 4. geom.s. f.y. (birini) kutsayarak kiliseye i. davran ış. kamulaştırma. müzakere etmek. (orkestra/koro için) şef. suç ortağı. ruhb. i. iletici.conduct conduct conduct o. (with) (ile) görü şmek. güven. i. i. yönetim. (rezervasyonu) konfirme f. i. 1. i. fiz. itiraf. . Bu kuşatmayı çok iyi yürüttünüz.. dolandırıcılık. fiz. (eve/yata ğa) bağlı kalma. 3. 1. kondüktör. şekerleme imalathanesi. sır olarak. dert ortağı. şef. kozak. sağlamakonfirmasyon. etmek. yönetmek.o. 3. f. toplantı. idare. sırdaş. Meseleyi onunla görü ştüm. hapsedilme. him on the matter. 3. ile çatışmak. 1. k ılavuz. geom. i. 2. yürütmek. conduction conductive conductivity conductor cone confection confectionary confectioner confectioner´s sugar confectioners´ sugar confectionery confederacy confederate confederate confederated confederation confer conference confess confession confessional confessor confidant confide confide in s. ihtilaf. f. 1. geçirme. görünüm. idare etmek: You´ve conducted this siege well. bak. lider. f. 1. (yasaklanm ış şeyi) toplamak. --ring) 1. birlik. -e haciz koymak. i. bağlaşık. f. 1. teyit etmek.1. birleşmek.. iletken. 2. 2.. You can´t conduct such experiments (belirli bir şekilde) davranmak: He conducted himself well at the party. sınırlama. tavır. kozalak. günah ç ıkartmak. 2. 3. uyuşmazlık. iletken mak. anlaşmazlık. 3. ile çelişmek. şekerci. s. 1. 3. with ile uyu şmamak.ğrulama. i. 1. 1. iletken. hapis. -i müsadere etmek. koni. kongre. confidence confidence game confidence in confidence man confident confidential confidentially confidently configuration confine confinement confirm confirmation confirmed bachelor confiscate confiscation conflagration conflict conflict i. günah ç ıkartma. müzakere yapmak: I conferred with konferans. haciz. teyit. pudraşeker. dolandırıcı. 1. biletçi. güvenle. bot. to (s ırrını) -e söylemek. s. i. i. gizli: This is confidential. konfigürasyon. Partide iyi davrand ı. koni biçiminde makara. i. birleşik. Bu aramızda kalsın. kamula ştırmak./Ona itimad ım var. 2. geçirici. 2. 2. i. şekerleme. to -e hapsetmek. s. şeker. 2. itimat. mala el koyma. i. -i haczetmek. (yasaklanm ış şeyi) toplama. tasdik sonrası yatakta kalma süresi. üçkâğıtçı. günah ç ıkartan papaz. savaş. confectionery. I have confidence in him. i. birleşik. nakletme. konfedere. kesinleştirme. çatışma. pudra şekeri. birine s ırrını söylemek. i. i. doğrulamak. 4. do kesinle ştirmek. şekerleme. müsadere. doğum etmek.sınırlandırmak. 1. z. düzenleniş. -e kapatmak. d. i. 1. üçkâğıtçılık. biçim. f. z. madde. i. önder. 2.bekâr. Ona güvenirim. emin. s. 4. bilg. 2. f. i. pudraşekeri. hareket. günah ç ıkartma hücresi.. 2. gizli kalmas ı gereken.

1.. Allah kahretsin! s.go. tıb. mat. s. karışık. 1. tıkanık. s. i. uyma. i. ayırt edilemez.. 3. tahmin. uymac ı. huk.. 1. s. i. i. 3. 2. seçilemez. f. 1. yığın. kafas ını karıştırmak. 2. konjonktivit. benzer. kan hücumu. birleşme.. şeyle/biriyle) karıştırmak. Tebrikler!/Tebrik ederim. s. i. bak. with -e gidip söylemek/anlatmak: He confronted me with the problem. jeol.. i. yerinde. 2.en (kang´grıswîmîn) i. -in i.gress. ba ğlaç. sevimli. 3. 2.. sanmak. 2. karman çorman. kutlama. hokkabazlık yaparak -i yapmak: She conjured a dove out of the box.men (kang´grısmîn) i. karışıklık. izdiham. (çoğ. 3. f. 2. f. doğuştan. fiil çekimi. 2. (to) (-e) uymak. Kongolu. 1. i. dilb. kar şılıklı karşısına çıkmak. i. (-e) riayet etmek. 1. kongreye ait. kan toplamış. şaşırtmak. Temsilciler Meclisi üyesicon. p ıhtılaştırmak. uygunluk. gökb. i. 1. f. uygunluk. san ı.lese) Kongolu. toplama. 2. 3. çekmek. şaşırtmak. 2. Kongo. 1. 1. i. i. i. evlilik ile f.B. kahrolası. yaradılıştan. şaşkına dönmüş. kongre. sempatik. 2. düzensizlik. bir araya gelmek. i. konformist. tıb. kar ıkocalığa ait. kutlamak.meydan okuma. şaşkına çevirmek. birlik. şirketler grubu. birikinti. bir şeyi/birini başka şey/biri sanma. s. 2. with (bir şeyi/birini) (başka f. k.gress. Con. varsayım. Kongo´ya özgü. tic. congruent. çelişkili. dilb. bir araya getirmek.D. s. uygun. con. i. meydan okuma. pol. f. mat...wom. dilb. kendisini suçlayanla) yüzle ştirme. tıb.conflict of interest conflict of laws conflicting conform conformism conformist conformity confound Confound it! confounded confront confrontation confuse confused confusion congeal congenial congeniality congenital congested congestion conglomerate conglomeration Congo Congolese congratulate congratulation Congratulations! congregate congregation congress congressional congressman congresswoman congruent congruous conic conifer conjectural conjecture conjugal conjugate conjugation conjunction conjunctive conjunctivitis conjure çıkar çatışması. 2. konjonktiv iltihabı. 2. toplanmak. dilb. ilgili. pıhtılaşmak. Bana gelip meseleyi anlatt ı. A. yığışım. dondurmak. 3. kalabalık. 2. f. s. dili kör olas ı. i. s. büyü yoluyla (ruh) . kafas ı karışmış. 2. 1. f. pol. kan toplanması. toplamak. s. konglomera. zannetmek. bot. ba ğlayıcı. (erkek). A. 1. tıkanıklık. tebrik etmek. . i. Temsilciler çoğ. farz. düzensiz. kavuşum. kanuni ihtilaf. münasip. Meclisi üyesi (kad ın). çoğ. konformizm. birikmek. tahmin etmek.D. i..B. 1. uymac ılık. 1. donmak. s. s. şaşkınlık. f. 3. kafa kar ışıklığı. konik. farzetmek. ho ş. önünü kesmek. tıklım tıklım.. küme. (sanığı. 2. sevimlilik. cemaat. tebrik. farazi. 1. kalabalık. küme. tahmini. s. kozalaklı ağaç. toplant ı. sempatiklik. i. zan. 1. varsayımsal. Hokkabazlık yaparak kutudan güvercin çıkardı.. s.. 1.

Nihayet rıza gösterdiler. -i bilme. askere alınmış (kimse). dikkate almak. vicdan ına dayanarak. itina ile. ile ilgili. 1. 2. 3. We connived i. we gain her consent? Onun önem. s. ilgi. do ğal kaynakları koruma. f. arka arkaya gelen. ardışık. şuuru yerinde. 1. sayg ınlık. düşünce. vicdanen. tutuculuk. 1. dolayısıyla. 1. 2. oto. bağlantı. (birine) dini bir törenle (belirli bir unvan) vermek. i. -i uyandırmak. i. bilinci yerinde. dili her şey göz önünde tutulursa. özenli. s.. 3. 1. 6. kutsama. 2. uzman. 4. bilinçli olarak. i. 1. bedel. bilinç. özenle. reçel. i. 1. with ile dolap/entrika çevirmek. i. demeye gelmek.together in the plot. with 3. 1. hürmetkâr. 1. i. vicdanlı. i. bile bile. 2. etken. göz önünde tutmak. 3. fikir birliği.. hokkabaz. fatih. of -in fark ında olma. nazik. bilinçli. -e ait. -i akla getirmek. edat. 1. itinalı. arka arkaya. 3. ilişki. İng. 2. mat. akraba. to -e adamak. f. 2. 1. 2. saygılı. ifade etmek. düşünmek. mecburi askerlik. saymak. sayg ı. epeyce. 1. i. 1. 2. 2. doğal kaynakları koruma yanlısı. h ısım. ba arasında) bağ kurmak. i. oldukça. z. art arda. fethetmek. korumak. zapt.. 2. fazla. bağlantılı i. semere.gibi -i yapıvermek. oldukça çok. at -i görmezlikten gelmek. faktör. halka. 1. -i an ımsatmak. konservatuvar. (with) (iki şey ğlı. önem. 1. askere alma. 2. (iki şey arasındaki) bağlantı. tanıdık. 1. i. kutsamak. ard ışık olarak. üzerinde dü şünmek. tutucu kimse. f. i. f. (with) (belirli bir seferle) bağlantılı olmak. 1. f. 2. 2. töreni. muhafaza etmek. ard ıl. askere almak. önemli. anlam ına gelmek. s. biyel. 1. göstermek. vazifeşinas. 2. i. s. himaye. f. birleştirmek. şuur. z. arkadaş. göz önünde tutulursa. 2. 1. How can sonuç. itibar. z. -e bağlı. büyük. 5. savaşa karşı olduğu için askerlik yapmayı reddeden kimse. sihirbaz. kutsama s. z. i. 2. zaptetmek. 3. birleştirilmiş. 2. 2. yananlam. 2. 3. vicdan. s. 1. işine bağlı. 2. farkında olan. birleşmek. i. i. tutucu. bağlanmak. nezaket. 2. bu/o nedenle. takdis etmek. bağ. düşünceli. 1. icat etmek. limonluk. netice. hayli.conjure up conjurer connect connected connecting link connecting rod connection connexion connivance connive connoisseur connotation connote conquer conqueror conquest conscience conscientious conscientious objector conscientiously conscious consciously consciousness conscript conscript conscription consecrate consecration consecutive consecutively consensus consent consequence consequently conservation conservationist conservatism conservative conservatory conserve conserve consider considerable considerably considerate consideration considering 1. erbap. 1. connection. i. 3. birleştirme. fetih. k. r ızasını nasıl alabiliriz? She can´t do it i. f. suç ortakl ığı. i. . i. 1. 2. bir sözcü ğün çağrıştırdığı şey. bağlı olmak. 2. hesaba katmak. f. hiç a şırıya kaçmayan. z. 3. üzerinde düşünme. 2. 1. ücret. ılımlı. hayal etmek. 5. eksper. -e göz yummak. sera. s. bu/o yüzden. karşılık. bağlamak. z. koruma. s. addetmek. rıza: They´ve finally given their consent. sefer. hat ırı sayılır. i. 2. oybirliği. bak. muhafazakârl ık. binaenaleyh. i. akla getirmek. hokkabaz büyücü. Komployu birlikte haz ırladık. 2. muhafazakâr.bağ. 1. bağlama.. vicdanl ılık. biyel/piston kolu. göz yumma. 2. 1. 4. yenmek. zafer.

3. 2. 2. tutarlı bir şekilde. 2. (cümleyi) tahlil etmek. s. i. . 1. sessiz. teşkil etmek. 2. s. avundurmak. 1. olumlu. geom. f. dehşet. -e ba ğlı olmak. mal gönderme. insicam. konsolos. ğişmez daima. tesis etmek. kıvam. 2. anlamak. i. 3. f. s. ahenkli. 1. sağlık için yapılan yürüyüş. 1. tertip. i. i. -den olu şmak. 4. i. 2. yapım. 1. bileşim. atamak. büzmek. yapmak. 1. yap ısal. yapısal. 1. sadık. komplocu. değişmez. sürekli olarak. pekiştirmek. of -den meydana gelmek. s. teselli etmek. 2. konsolosa ait. öğe. 2. f. to/withkonsolide etmek. kendini tutma. (eski Roma´da) konsül. -e uygun. kabızlık. i. anayasa. bünyesel. konsüle ait. 2. tic. bir seçim bölgesindeki seçmenler. 1. ile uyumlu. 1. tefsir. koyuluk. şaşkınlık. bak. s. polis. 1. 2.. 1. devamlı olarak. başkonsolos. İng. inşaat. 2. konson. 4. 5. seçmen. sabit sayı. çizim. tertip etmek. mütemadiyen. zoraki. tak ımyıldız. s. with ile arkada i. bütünü olu şturan. teslim etmek. sağlamlaşmak. f. 1. mana vermek. göndermek. 1. sıkmak. hayret. 2. avutmak. yap ı. s. fahri konsolos. 3. i. 1. tutarlık. yapı. 2. mat. 2. teselli mükâfatı.. İng. gõkb. i. tutarlılık. korku. vefa. nizamname. 1.consign consignee consigner consignment consignor consist consistency consistent consistently consolation consolation prize console consolidate consonant consort consortium conspicuous conspiracy conspirator conspire constable constabulary constancy constant constantly constellation consternation constipation constituency constituent constitute constitution constitutional constrain constrained constraint constrict constriction construct construction construction site constructive construe consul consul general consular consular agent f. i. 2. mecbur etmek. takviye etmek. 1. meydana getirmek. i. s ıkma. müspet. büzme. daraltmak. z. polis memuru. yapı. i. 2. komplo kurmak. dilb. yorumlamak. 1. i. 1. 2. boğaz. seçim bölgesi. s ınırlama. şlık etmek. nicelik. f. çizmek. vermek. sevk ıyat. consignor. in -e dayanmak. i. f. f. komplo. f. bina etmek. de ğişmezlik. in şa etmek. menetmek. 2. sağlamlaştırmak. inşa. sebat. dar geçit. 2. i. 3. peklik. 1. pekişmek. uyumlu. avunç. gönderilen mal. 2. dikkati çeken. inşaat. i. i. yap ıcı. i. tutarlı. göze çarpan. zorlamak. yoğunluk. konsonant. 1. 1. tüzük. polis teşkilatı. inşa. kurmak. sıkıştırmak. 3. devamlı. 1. teselli. i. tahdit. i. i. 2. 2. tayin etmek. i. 2. s. i. terkip.. sabite. emanet etmek. 1. -den ibaret olmak. bünye. sabit şey. malın gönderildiği kimse. birleşmek. f. 1. engellemek. desürekli. kurmak. i. olu şturmak. z. unsur. sürekli. s. inşaat alanı/sahası. yorum. i. konsorsiyum. sabit. ünsüz.. birleştirmek. f. 3. 2. anayasal. mal gönderen kimse. geom. tefsir etmek.

1. kontekst. bağlantı: Have you kontakt hiç temas kontakt lens. çağdaş. 2. çağdaş. s. i. dört dörtlük. Bu v. iddia etmek. 2. 2. tüketim maddeleri. s. 2. 1. lens. rahatlık. 2. çabuk yayılan. 2. hor görme. konsolosluk. 1. içerik. 2. uzun uzun dü s. 1. zehir v. müracaat etmek. temas. i. 1. dikkatle seyretme/izleme. kontrol alt ına almak. memnuniyet. danışmanlıkla ilgili. hoşnut etmek. tasarlama. 2. iddia. memnun s. mücadele etmek. içermek. tefekkür. i. 2. i. bulaşkan. muhteviyat. mükemmel. i. sâri. çağdaş.) kap. konsültasyon. (mikrop. memnuniyet. mutlu. s. şünmeyi seven. hor gören. yarışmacı. s. düşünmek. tez. danışma kurulu.. yo ğaltma. düşünceye dalmış. 2. muasır. bulaşıcı. 3. kapsamak. dalgın. temas. akran. danışmak. s.b. 1. coal has a high sulfur content. başvurmak. hakir gören. (mikrop.ı olmamalı. 1. yar ışma. ilişki. rezil. f. . etmek. 3. çekişmek. şişe hikâyede siyasi bir hava var. tüketici. içindekiler. memnun. müzakere. içerik. yo ğaltmak. mükemmel. i. mahkemeye itaatsizlik. i. f. f. bağlam. hesaba katmak. i. irtibat. continent. i. ile çağdaş.b. kavga. f. miktar: This i. i. ileri sürmek. -de . with ile uğraşmak. konteyner. i. de ğme. (bir şeye) itiraz edip yanlış olduğunu ispatlamaya çalışmak. konsoloshane. 1. k ıs. for için yar ışmak. k ıskançlıktan deliye dönmüş. f. 3. düşünüp taşınmak. f. memnun. ile) kirletmek. contents.b. dört dörtlük. s. danışman. müşavir. i. with ile görü şmek. çoğ. alçak. 1.. yarışma. i. 1. istihlak. rahat. izleri ta şımak. 2. izleri/havası olmak: This story has political overtones. 3.. istişare. 1. f. tam.consulate consult consultant consultation consultative consultative committee consume consumed with jealousy consumer consumer durables consumer goods consumer nondurables consummate consummate consummate consumption cont contact contact lens contact lens contagious contain contain/have overtones container contaminate contamination contemplate contemplation contemplative contemporaneous contemporary contemporary with contempt contempt of court contemptible contemptuous contend content content contented contention contentment contents contest contest contestant context i. f. dikkatle seyretmek/izlemek. tam. münakaşa. aynı zamanda olan. dayanıklı tüketim malları. 3. 1. sav. i. yarışmak. 1. aşağılık. dokunma: It mustn´t have any contact with the air. 2. danışma. bula ştırma. lens. dayanıksız tüketim malları.. tatmin etmek.. küçük görme. tamamlamak. göz önünde tutmak. huk. hoşnutluk. i. ikmal etmek. 2. tüketmek. düşünme. 2. 2. düşünüp taşınma. mücadele. continue. zehir v. içine almak. tüketim. 2. i. tutmak. s. (kutu. çekişme. yakıp yok etmek. Havayla lens. müsabaka. tıb. . istişari. hoşnut. yo ğaltıcı. i. yaşıt. istihlak etmek. sormak. 1. 1. Bu kömürün kükürt miktar ı yüksek. hoşnut. s. tasarlamak. ile) kirletme/kirletilme/kirlenme. tıb. f. s. bula ştırmak. niyetinde olmak. 1.

s. kaçakçılık. i.şmek. pay. 1. bağırsaklarına hâkim olabilen. i. z. kontrol s. kas ılma. 2. 2. buruşuk. 1. i. katkıda bulunmak. 2. çelişik. --ling) 1. s. s. z. on/upon -e ba ğlı. (a way of/a means of) -in yolunu bulmak. aksi. (hastalık) kapmak. 2. idare. (kan´treri) ters yönden esen (rüzgâr). f. düşmek. olas ılık. şekil. karşıt.çekilme. 1. mukayese etmek. z. i. 2. doğum sırasında rahim kaslar ının kasılması. 2. idare etmek. gebeliği önleyici (hap/alet). sürme.way to get herself invited to the party. durmadan. Avrupa k ıtasındaki ülkelere özgü. i. yazı. (aradaki fark ı göstermek üzere) karşılaştırmak. bükük.´ne) 3. devam etmek. sözleşme metni. ba 3. i. k ıtasal.Continent continent continent Continental continental contingency contingency fund contingent continual continually continuation continue continuity continuous continuously contort contorted contortion contour contracontraband contraception contraceptive contract contract contraction contractor contradict contradiction contradictory contrary contrary to contrast contrast contribute contribution contributor contrite contrive contrived control control control tower controversial controversy convalesce convalescence i. yaz ı vermek. s. f. k (to) 1. yalanlamak. s. 1. idrarını tutabilen. s. habire. 2. aksi. gebelikten korunma. devamlı. s. kaçak mal. 1. devamlılık. bağışçı. daralma. sürekli. tutarsızlık. f. 2. çevre. sık sık. (kan´treri) z ıt.ıyas etmek. akit. aykırı. devam etme. anlaşmazlık. 3. dergi v. f. anakara. iyile şmek. i. s. 1. i. -in tersine/aksine. f. çarpıtmak. hâkim olmak. kontrat. Kendisini partiye davet i. aksi. i. ithal veya ihrac ı yasaklanmış. çelişkili. egemenlik. mukavele. k ısalmak. tartışma. sözle şme. (-e) ters2. çekişmeli. 1. müteahhit. zıt. 1. dergi v. yalanlama.ğış. 2. (kan´treri) karşıt. büzmek. burmak. (gazete. nadim. 2. daralmak. zıt.b. 1. i. çekişme. tövbekâr. i. yüklenici. f. s. f. devamlı. hâkimiyet. -in payı olmak. karşıtlık. makale. aralıksız. 1. üstenci. 1. -i çarpıtarak tuhaf/anormal bir şekle sokmak. yardım. (bir veya birkaç harf atılarak yapılan) i. tutarsız. devamlı. katkıda bulunan kimse. tartışmalı. dilb. büzülmek. f. kontrast. bükmek. tekzip etmek. katkı. 2. sözleşme yapmak. s. 3. kontrol etmek.3.´ne) yazı yazan kimse. kaçak. önek karşı. i. sürekli. 2. e ğilme. k ıta. yönetim. 1..(gazete. 1. kasılmak. sürmek. büzülme. çeli ayk ırılık.b. s. süreklilik. nekahet döneminde olmak. pişman. uydurma. 2. kısalma. i. zıtlık. (ba ğış (with) vermek. üstlenici. kasmak. k ıntrer´i) aksi (kimse). e ğmek. ihtimal. beklenmedik olay. devam. nekahet. k ısaltmak. s. ters dü şmek. i. aralıksız. i. daraltmak. burulma. i.olarak)(ile) çelişmek. i. çekmek. -i çarpıtarak tuhaf/anormal bir şekle sokma. çelişme. bükülme. için bir yol bulmak: She contrived a uyduruk. bağışlamak. devamlı. çelişki. aksini iddia etmek. dış hatlar. s. . denetlemek. foto. 1. (--led. 2. denetim. ihtiyat fonu. ters. i. boyuna. kontrol. mukavelename. f. 3. kulesi. sürekli. sürekli.

şen. i. k. f. konfor. konvoy. mahkûmiyet. (-e) de ğiştirmek. ba şka duruma getirilebilir. kullanışlı. üstü aç ılabilen araba. 1. dili işini bozmak. 2. iletmek. s. f. 1. s. kolaylık. huk. feragatname. bak. 3. 1. konveksiyon. konveyör. i. 1. i. konveks. iletmek. bantlı konveyör. taşıyıcı kayış/bant. eğlence. mahkûm. (-e) dönüştürmek. 2. mahkûm etmek. f. i. i. i. f. f. s. s. 2. biri. suçlu bulmak. lavabo. çevrilebilir. 1. keyifli. 3. WC. f. sıradan. taşımak. değişme. kim. din de ğiştiren kimse. i. sohbet etmek. 1. dili -i mahvetmek. beylik. 1. dönüştürme. s. k. elverişli. conveyor. rahatlık.o. çoğ. fiz. (toplantıya çağırarak) toplamak. ikna etmek. geom. k. toplantıya davet etmek. iletim. i. kadınlar manastırı. müsait. konu şmaya özgü. eğlenti. 1. s. dışbükey. değiştirilebilir. i. ters. inandırıcı. (toplantı) yapılmak. toplanmak. götürmek. 3. i. ku ğurmak. İng. f. s. 2. 2. 1. i. f. zıt. i. mühtedi. çevirgeç. basmakal ıp. bir noktaya yönelmek. i. i.. i. karşıt anlamlı söz/sözcük. çevirme. s. dönme. 1. 3. aşçı. taşıt. dili uydurmak. i. nakil. i. 2. şiddetle sarsmak. 1. uygunluk. hoşsohbet f. nekahet dönemindeki hasta. f. i. nakletme. bir durumdan ba şka duruma getirme. dili (hesaplar) üzerinde oynamak. kongre. huk. taşıma kayışı. yemek kitab ı. değiştirme. konvertibl (para).. hükümlü. 4. with -e a şina. 2. ihtilaç. uygun. k.. konuşmaya hazır. 3. bildirmek. (kumru/güvercin) ötmek. hüküm giydirme. kumru ötüşü. nakletmek. 3. çırpınma. 2.convalescent convection convene convenience convenient convent convention conventional conventional weapons converge conversant conversation conversational conversationalist converse converse conversion convert convert converter convertible convex convey conveyance conveyer conveyor conveyor belt convict convict conviction convince convincing convivial conviviality convoke convolution convoy convulse convulsion convulsive coo cook cook cook one´s goose cook s. i. çekyat. 2. yak ınsamak. devretmek. âdet. taşıyıcı. devretme. f. 2. taşıma. neşeli. 1. konuşma dilinde. 1. 2. ıspazmoz. elek. sohbet. i. gelenek. çevrilme. karşıt. konvansiyon. tuvalet. -in can ına okumak. inanç. 1. ısı yayımı. konuşkan. mahkûm etme. ihtida. elverişlilik. kanaat. konvansiyon. dönüşme. i. konvansiyonel silahlar. i. -i iyi bilen. . hüküm giydirmek. 2. pişmek. 1. nekahet döneminde olan. 3. din değiştirme. inand ırmak.´s goose cook up cookbook s. devir. (from) (to/into) (-den) (-e) çevirmek. s. çırpınmalı. anla şma. aksi. 2. (with) (ile) konu şmak. rahat. şenlik ve ziyafet. temlikname. konuşma.. i. geleneksel. 2. i. s. 2. 1. (bir durumdan) (ba şka duruma) getirmek. üveymek. 2. ahçı. pişirmek. k ıvrım.

yürekten. z. koordinat. bak ırcı. i.. işbirliği. kordon. bolca. i. adet. e şgüdüm. fettan. 2. i. iple bağlamak. telif hakk ı. f. 2.. a ğaçlık. dili -e kapatmak. samimiyetle. ip. (with) (ile) ba ş etmek. i. gökb. (çalg ı için) tel. . i. candan. dili Sakin ol!/A ğır ol! k. f. çiftleşmek. aynas ız. 2. i. 2. aynı derecede. koru.. (tatlı) çörek. şirmede kullanılan. kümese k ırk beş i. -e hapsetmek.. samimi. i. ortak. taklit etmek. 4. sakin. yemeklik. correspondence. i. corpus. bak ır.. dili kooperatif. coroner. telif hakkı almak. dili polis. s. kordon (görevli veya araçlardan olu şan dizi). 1. i. i. aşçılık. 1. dili beklemek: He made me cool my heels for at least forty-five minutes. 2. i. 1. birlikte çalışmak. i. kaytan. k ıs. bereketli. kopya.. s. kim. kadife pantolon. 3. bol miktarda. yemek pişirme/pişme. bakır renginde. cool water serin su. birbirine göre ayarlamak. 2. yemek pişirme sanatı. 4. İng. z. s. (yaz ılı eserler için) nüsha. 2. 1. candan. i.. k.. s. bilg. baltalık. bak. müşterek. (tatlı) kuru pasta. fırın (üstü ocak. 1. (tatlı) bisküvi. 1. altı fırın olan mutfak aleti). i. f. -e t ıkmak. dili serinkanlı. (ile) başa çıkmak. s. çok. den. samimiyet. 1. altı fırın olan mutfak aleti). insan ı serin tutan (giysi). likör. sicim. ilgisiz: He gave me k. s. f. kooperatif. bak. eşit. i. copse. koordinasyon.. soğukkanlı. i. 3. f. kurabiye. i.cooked rice cooker cookery cookie cooking cookstove cooky cool cool as a cucumber Cool it! cool one´s heels coop co-op coop up in cooperate cooperation cooperative coordinate coordinate coordination cop cope copier copious copiously copper coppersmith coppice copse copter copulate copy copy copyright coquette coquettish cor coral coral reef cord cordial cordiality cordially cordon cordon off corduroy corduroys pilav. i. correct. cookie. corner. f. i. i. dili helikopter. mercan kayalığı. birlikte çalışma. fotokopi makinesi. fettan kad ın. çoğ. bakır. soğukkanlı. i. k. tane. i. koordine etmek. içten. serin: a cool wind serin bir rüzgâr. kopya etmek. mat. 1. k. işbirliği yapmak. soğuk. 2. serinkanl ı. (-in) üstesinden gelmek. s. kümes. (fitilli) kadife. i. i. i. s. i. yemek pişirme sanatı. dakika bekletti. içtenlik. s. fitilli kadifeden yap ılmış. s. k. işbirliği yapan. bol. cilveli.. (s ınavda) kopya çekmek. yemek pifırın (üstü ocak. ufak para. f. k.f. kordon altına almak.. mercan. Beni en az sokmak. i.. i. e şgüdümlemek. birbirine göre ayarlama. kopyalamak.

i. 1. s. hububat. 1. mat. İng. saçak silmesi. birleşik.. düzeltici. i. yanlışsız. korner vuruşu. m ısır pekmezi. i. s. futbol korner. yerinde kullanma. 1. 2. iç. koroner oklüzyon. Phalacrocorax. i. ıslah edici. 1. i.core coriander cork corkscrew cormorant corn corn corn bread corn muffin corn silk corn syrup corncob cornea cornelian cherry corner corner kick cornet cornetist cornflakes cornflour cornhusk cornice cornmeal cornstarch corny coronary coronation coroner coronet corporal corporal corporal punishment corporate corporation corps Corps of Engineers corpse corpuscle correct correct correct usage correction corrective correctly correctness correlate correlation i. i. ölü. nasır. 2. öz. ortak. m ısır unundan yapılan ufak.. İstihkâm Sınıfı. 1. s ınıf. i. düzeltme. z. iri taneli m ısır unu. saydam tabaka. i. i. 2. birleanonim şirket. köşe atışı. ıslah etmek. m ısır gevreği. m ısır ekmeği. yuvar. kalple ilgili. karşılıklı ilişki. i.. s. f. tashih. 1. m ısır püskülü. bedensel. köşeye sıkıştırmak. i. karabatak. zool. aralarında uygunluk sağlamak. doğru olarak. tıb. (mantarme şesinin kabuğu olan) mantar. mantar tapa. İng. (iki şey/sonuç/rakam) arasında ilişki kurmak. 2. futbol oyun vuru şu. 2. korniş. mısır nişastası. i. i. 1. i. f. do ğrultmak. ceset. i. korniş. i. koroner. 2. yerinde. (etli meyvelerde) göbek. i. i. kolektif. s. 1. mim. korelasyon. i. s. kornet. düzeltmek. koroner tromboz. 1. f. 1. şmiş. mantarla tapalamak. i. m ısır nişastası. i. 4. doğru kullanış. onba şı. koroner damar. s. i. 2. 1. esas. 1. doğru. futbol korner. bedeni. tirbuşon. buğday. 2. köşe. karşılıklı ilişkisi olmak. 1. dayak. müz.. tapa burgusu. küçük taç. yuvarlak ve tuzlu bir ekmek türü. merkez. anonim şirkete ait. i. i. i. doğru. kişniş. ask. anat.korneralan ının köşeköşesinden biri. dört atışı. 3. nüve. m ısır. mantar. ask. i. i. tahıl. kornetçi. m ısır koçanı. 2. 2. k ızılcık. İng. 1. ıslah. belediye. kornea. taç giyme töreni. 3. anat. şirketleştirilmiş. birbiriyle ilgisi olan şeylerin her i. cismani. f. tashih etmek. 2. . taçdamar. köşe başı. şüpheli ölüm olaylarını araştıran memur. tüzelkişi. doğruluk. 2. m ısır kabuğu. (dondurma için) külah. i. İng. kolordu. 1. i. bağlılaşım. teşkilat. aptal. 3. 2. bedensel ceza.... 2.

2.. (cost) 1. 1. 2. rüşvet almaya hazır. rüşvetçi. Kosta Rika.´ni) pekiştirmek. f. desteklemek. s. Kosta Rika´ya özgü. f. doğrulamak. benzerlik.correspond correspondence correspondent corresponding corridor corroborate corrode corrosion corrosive corrugate corrugated corrugated iron corrupt corruptible corruption corsage corset cortege cortex cortisone cos cos lettuce cos/romaine lettuce cosine cosmetic cosmic cosmonaut cosmopolitan cosmos cost cost cost a bomb cost a pretty penny cost an arm and a leg cost of living cost of living cost price cost price cost sheet cost.. beyinzar ı. geçim indeksi. ahlak kurallarına uymayan. 2. (to/with) (-e) uymak. aşınma/aşındırma. kâinat.). hayat pahalılığı.. karton v. (dili) yozlaştırma.. dehliz. İng. f. kozmonot. 3. bak. 3. kortej. i. i. korteks. k ıyafet balosu. rüşvet yiyen. 3.b. masraf. to (biri/bir şey) (başka birinin/başka bir i. 1. ayartılabilir. s. tekabül etmek: It corresponds with what she said. bozuk. (pas korozyona u ğramak. 2. 1. harcanan para. 1. benzer taraf. yemek. korozyona u ğratmak. i. 1.. teyitmadde) çürütmek. s. korse. yanlış dolu (metin). f. That -e uygun: It was correspondent with her s. s. kortizon. güçlendirmek.. s. k ırıştırmak.. kozmetik. 4. i. mektuplar. sigortası ve navlunu ile birlikte maliyeti.. masraflı. maliyet fiyatı. rüşvetçilik. ayartma. 1.b. s. kozmopolit. i. maliyet. muhabir: Does your paper have a correspondent in Paris? Gazetenizin Paris´te muhabiri var m ı? s. 2. cenaze alayı. (bir şeye) karşılık olan: with century saw a lessening of Spain´s influence and a corresponding rise in that of Holland. çürütücü. i. yozlaşmış (dil). marul. Onun dediklerine uyuyor. 2.. cozy. 1. buruşturmak. (birini) do ğru yoldan saptırma. i. anat. 1. ahlaksız olma. insurance and freight Costa Rica Costa Rican costly cost-of-living index costume costume ball cosy f. maliyet fiyatı. 4. i. korozyon. i. 1. i. tic. soysuz. k. maliyet cetveli. geçit. kosinüs. Fiyatı on epey pahalıya mal olmak. ahlaksızlık. i. (bir dü şünce. yaşam maliyeti. evren. 1. i. (kad ınların süs olarak göğüs veya bele taktığı) çiçek/çiçek demeti. i. i. korozif. i. kozmik. dili pahalıya patlamak. 2. k ıyafet. . ı ne? It costs ten million liras. 2. (bir şeyin) fiyatı (belirli bir miktar) olmak: How much does this cost? Bunun fiyat İng. -e mal olmak. fiyat. s.veya kimyasal maddeden ileri gelen) çürüme. f. dili çok pahalı olmak. marul. (birini) doğru s. koridor. buruşmak. kimyasal etmek. evrensel. çürümek. elbise. i. (pas. kozmos. k. ahlaks ız. s. bir malın bedeli. 1. i. i. mat. oluklu (saç. sif. 1. korozyon. i. mektupla şma. çok pahalı. s. ifade v. oluklu saç. Kosta Rikalı. jeol. korsaj. kostüm. 2. O yüzy ılda i. i. Kosta Rika. 2. Kosta Rikalı.

i. kurul. Felis concolor. divan. kurul üyesi. öksürük pastili. . avukat. konsey üyesi. dili bir yerde hazır bulunanları saymak. Ancak birden ona kadar sayılan) suçlama. 3. tasvip etmek.. can. . Banyo yapsa iyi olur. -e güvenmek. İng. (kaun´t ırbälıns) eş ağırlık. bak. karşı. i. coun. huk. destek. karşıt şey. ters.cil. dan ışman.. k. uçlanmak. zool. dili ayıyı vurmadan postunu satmak. -i beklemek. denk.ors-at-law (kaun´sılırz. karşı saldırı. pamuklu kumaş. komisyon. f.ätlô´) i. belediye meclisi üyesi (kadın). 1. f. 2. i. 1. çoğ. 1. pamuk ipliği. i. 1. . i. İng. out countdown countenance counter counter counteract counterattack counterbalance countercharge counterclockwise countercurrent i. fikir. argo vermek. ihtiyar heyeti. saat yelkovan ının ters yönünde. ise iyi olur. k. çoğ. 2. 2. kont. (kauntırbäl´ıns) 1. belediye meclisi üyesi. f. öğüt vermek. komisyon üyesi. -in fark ına ketenhelva. z.sel. komisyon üyesi. öksürük. karşı koymak. 1. k ıs. (üzerine bez gerili) portatif karyola. on saniye içinde birden ona kadar sayarak boksörün nakavt i. pamuklu. zümre. İng. görü ş. bebek karyolası. k. i. f. karşılık. 1. pamuklu. grup. 1. k. beyan etmek. f. 1. (dava dilekçesi veya iddianamedesayabiliyor. kar -in tersine. i. görünü ş. ihtiyar heyeti üyesi. karşı suçlama. yüz ifadesi. i. belediye meclisi. çırçır. sayım. tasvip. 3. aksine. öğüt. (hidrofil) pamuk. tavsiye. coun. kanepe. 2. coun. onamak. 1. aksi yönde. 1.cot coterie cottage cotton cotton candy cotton gin cotton wool cottonseed couch couch cougar cough cough drop cough up could could do with couldn`t council Council of Ministers Council of State councillor councilman councilor councilwoman counsel counselor counselor-at-law count count count count down count noses count on count one´s chickens before they´re hatched count out money count s.şı koymak. sökülmek. i. tersine. fiş. dili planladığınız oysa beni o işe can count işe katma! 2.. z. 2. uygun bulmak. mukabil. belediye meclisi üyesi (erkek). onama. geriye do k.. puma. dili birini (bir işe) katmak: If that´s what you´re up to. denkleştirmek. i. avukat. 3. 2. sayaç. öksürmek. Devlet Şûrası. i. 1. 3.could not. ketenhelvas ı. 1. önlemek. 1. i. 2. İng. yüz.. sayı saymak: Do you know how to count? Saymayı biliyor musun? She sayma. tezgâh. yazl ık ev.cil. müsamaha etmek. i. İng. 2. i. paraları birer birer saymak. yardımcı f. don´t count me in! Yapmayıbirini (bir işe) katmamak: Youkatmayın! me out of that! Beni o 1. Danıştay. i. avukat. f. s. i. i. ters ak ıntı. çehre.en (kaun´sılwîmîn) i.. i. ğru saymak. marka. 1. -e denk olmak. sayfiye evi. i. konsey üyesi. sayıcı. 2. 2. Bakanlar Kurulu. küçük ev. councilor. nasihat. Kabine.o. desteklemek. bak. 1. s. 2.men (kaun´sılmîn) i. çiğit. dan ışma kurulu. kulübe. pamuk. 1. çoğ. dili kurul üyesi. aksi. i. in count s. sima. rehber. sola (dönmek).o. can only count from one to ten. zıt. f. (hidrofil) pamuk. nasihat vermek. i. (on) (to) -i kavramak/anlamak. -i hesaba katmak. geriye do ğru sayma. sedir. f. s. f. konsey. 1.. etkisiz hale getirmek. (to) -e karşı. 2.wom. 2. 2. 2.. 2. ise fena olmaz: He could do with a bath. İng. (karşılıklı olarak) dengelemek. ifade etmek.

1. müz. 2. ikinci nüsha. ilçe. 1. i. s. f. yi ğit. huk. incelik. taklit etmek. hızla akmak. İng. çoğ. karşı gösteri.try. 3. 3. huk. sayg ılı. askeri mahkeme. i. çoğ. cesaretli. k ırsal yerler/bölgeler. ile flört etmek. yol. i. mahkeme. i. (kaun´tırmänd) iptal emri. kontrpuan. f. on alt ı kişi i. 2. 1. s. 1. . hastal ık v. nezaket. yön. Ben dahil on ki şi eder. cesur. yurt. i. ince. dahil: That makes ten. ilçe merkezi. (tehlike. taklit. (kauntırmänd´) (yeni bir emir ile) (önceki emri) iptal etmek.. i.. yemek. kontes. rota. taşralı. sahte.. bağlama. 2. kopya. suret. bak. nazik.D. karşı öneri. kalp. izlenen yol. 2. taşraya özgü. s. hükümet darbesi. f. 1. 2. köpekle (av) kovalamak. karşı casus. nazik. gidi ş. i. karşı casusluk. çiftleştirmek.ısı. f. 4. sayısız. 1. f. ülke. i. 1. kar ı koca. kupon. istinaf mahkemesi. i. i. bağlantı kurmak. That´s sixteen people. mert. i. A. çift.1. mertlik. zenginlerle dü şüp kalkan fahişe. i. 2. countless country countryman countryside county county seat county town coup coup d´état couple coupling coupon courage courageous courageously courgette courier course court court fool court of appeals court of common pleas court of first instance court of first instance courteous courtesan courtesy courthouse courtier courtly court-martial courtroom i. huk. cesaret. askeri mahkemedesalonu. 2. 1. darbe. kur yapmak. ask. kar şı saldırı. coun. asliye mahkemesi. kırsal. pek çok. zarif. kurye. seyir. s. yi ğitlik. i. i. sahtesini yapmak. kalp para basmak. yürekli. yürek.counterdemonstration counterespionage counterfeit counterfeiter countermand countermeasure counteroffensive counterpane counterpart counterpoint counterproposal countersign counterspy countess counting . i. 1. plan. yatak örtüsü. iç bahçe. i. Çocuklar hariç. hesapsız. 2. ilçe merkezi. memleket. i. karşılık. kırsal bölgede bulunan. cesaretle. i. i. mukabil. .. z. huk. i. mahkeme yarg ılamak. (tasdik için) (bir belgeye) imza atmak. kontluk. i.men (k^n´trimîn) i. 3. tayda ş. asliye mahkemesi. i. i.. bağlamak. children. mahkeme binası. 3. i.. 1. mertçe. 4. bitiştirmek. i. counting me.servis. sarayla ilgili. huk. zucchini. (ku deyta´) hükümet darbesi. i. kort. karşı tedbir. hükümdar ve maiyeti.b. f.. avlu. İng. ilçe hükümet binası. courts-martial (kôrts´marşıl) i. kurs (dersler dizisi).. 2. 2. kavrama. birleştirmek. 2. i. vatandaş. kibarlık. f. jüri. adliye sarayı. 1. askeri darbe. yüreklilik. not counting the s. ulak. 2. 3. kap. hükümdar ın maiyetinde bulunan kimse. huk.´ni) saray soytar 1. vatan. hemşeri. İng. 2. arazi. s. kalpazan. medeni hukuk mahkemesi. çift. yarg ıcılar kurulu.B. kibar. i.saray. ahç ı.

gizli. 3. f. Yengeç burcu. i. amca oğlu/kızı. kırmak. yar şaka etmek. yarmak. i. i. İng. 1. maske. örtülü. örtü. Certified Public Accountant. 2. tic. Primula veris. i. dik yamaçlarla çevrili koy/körfez/vadi. yapmak. . i. 2. 3. kapak. i. i. gazet. s. (birinin) hatas ını/suçunu gizlemek. inek. samimi. örtbas etmek. O tencereyi birparavana. g ıpta etmek. açıklayıcı mektup. takılmak.courtship courtyard cousin cove covenant cover cover cover charge cover girl cover ground cover letter cover one´s tracks cover to cover cover up cover up for coverage coveralls covering covering letter coverlet covert covertly covet covetous covetousness cow cow coward cowardice cowardliness cowardly cowboy cower cowslip coxcomb coxswain coy cozy cp CPA Crab crab crab louse crabby crack crack a joke crack a joke i. 5. kılbiti. h ızlı gitmek. yol katetmek. cilt. h ırslı. çatırtı. i. i.. imrenmek. sinmek. kırılmak. compare. ödleklik. 2. k ıs. f. s. Cover that s ığınak. 1. şaka yapmak.. f. örtü. sızıldanmak. akit. rahat. barınak. teyze oğlu/kızı. kapak. çaydanlık örtüsü.. I´ve got you covered! K 1. dümenci. Kitab ı başından sonuna kadar He read the book from okudu. i. göz dikmek. 2. haris. çekingen. kovboy.pan with a lid. korkup çekilmek. dayı oğlu/kızı. korkak. hoş. bot. bak.ılmak. f. s ıcak. s. pavurya. ile kapatmak/kapamak: Cover the bread with a cloth. bir çeşit eroin. açgözlülük. homurdanmak. k. kapakla perde. ödlek. 2. yıldırmak. züppe. sözle şme. i. huysuz. (--bed. z. TV bir konuya/olaya ayrılan yer ve zaman. açgözlü. bak. i. yar ık. hala oğlu/kızı. yengeç. f. gizlemek. the astrol. kapak k ızı. f. (lokantaya/gece kulübüne) giri ş ücreti. 3. ıpırdama. --bing) m ızırdanmak. kur yapma. 1. miktar ı ve kapsamı. Don´t move. i. çatlak. dili 1. i. ödlek. k ıs. 1. yüreksiz. den.. cowardice. 1. akdetmek. 1. sindirmek. avlu. 1.. kasıkbiti. çatlatmak. çuhaçiçe ği. yatak örtüsü. mahcup. i. i. şaklama. hızlı darbe. s. şaka f. (belirli bir) konu hakkında bilgi vermek. 4. 4. s ığırtmaç. çatlamak. kuzen. gizlice. i. utangaç. with ile örtmek. s. cilveli. mukavele. korkaklık. 2. örtü. 2. kuzin. kendini ele verebilecek şeyleri gizlemek. i. sözleşmek. Ekmeği bir bezle 2. ört. gözünü korkutmak. i. ne yaptığını/ne yapacağını gizlemek. cover to cover. s. kar şılık. iç bahçe. filika veya kik serdümeni. i. sızlanmak. korkak. cover letter. sigorta elimdesin! i. (giysi olarak) tulum. i. nazlı. çarpma.

1. oynatmak. bisküvi. i. yüzü ş. vinçle kald ırmak. (boynunu) uzatmak. istirham etmek.. zool. s. tuhaf. 1. pastel. rica etmek.. --ming) 1. 2. f. gürleme. sürünme. i. karoser tamiratı. çatlak. sürünmek. i. çıtırtı. kurnazca. 2. hüner. şiddetli i. dili (son vermek için) -in üstüne gitme. şeytanca. z. sandık. zool. tıkınmak. 3. büyük bir gürültü. krepon. f. çoğ. sıkı rejim. (uçak) zorunlu iniş yapmak. kurnaz. tıkıştırmak. i. emekleme.yapbilg. yarma buğday. bomban ın açtığı çukur. pastel. 1. 1. kraker. çatlak. zanaatkâr. yabanmersini. s. (kaza sonucu olarak) i. f. özlem. şiddetli karın i. krankla hareket ettirmek.. 1. i. zanaat. i. f. mum boya ile yap ılan resim.men (kräfts´mîn) i. (hareketi/geli şimi) kısıtlamak. ağrısı. k. 1. mak. f. f. --ping) argo s ıçmak. sarp kayalık. huysuz. i. manivela. kenet.. keçiyemişi. zanaatç ılık. ücret vermeden girmek. gemiler. hilekâr. (arabayı) kazada paramparça etmek. tatl ısuıstakozu. ––ed with The rock crawled with insects. f. çatırdamak. gülmekten kat ılmak. . f. 2. kerevides. sıkıştırmak. 1. -e içi gitmek. kaza geçirmek. araba kazası. turna. aldatmakta usta olan. krater. şeytan. 2. (--ped. incelikten yoksun.crack down crack up crackdown cracked cracked wheat cracker crackle cradle craft craftily craftiness craftsman craftsmanship crafty crag cram cramp cramp cranberry crane crank crank up crankshaft cranky cranny crap crape craps crash crash crash course crash diet crash helmet crash of thunder crash repairs crash the gate crash-land crass crate crater crave craving crawfish crawl crawl stroke crayfish crayon (on) k. acayip. kasalamak. 1. karavide. el sanat ı. i. Astacus fluviatilis. i. i. 2. dili 1. 2. ınav öncesi ineklemek. 1. tekne. çatlak. 2. İng. 1. böcekler kayn ıyordu. emeklemek. k. gök gürültüsü. havlu ve perde 4. tıka basa yemek. görgüsüz. i. kaba. k. 1. i. gemi. kasılmak. krank mili. beşiğe yatırmak. çift zarla oynanan bir oyun. i. ar ıza. 2. f. müsamaha etmekten vazgeçip delirmek. 2. f. i. 2. çatırtı. crayfish. sınırlandırmak. s. f. s kramp. kasa. hareket ettirmek. beşik. s. 2. t ıkmak. yoğun kurs. kasmak. Taşın kulaçlama üstündekerevit. 1. i. bak. yarık. 1. 1. i. kol. mum boya. f. kravl. crafts. maçuna. f. 2. şlamak. krank. i. kurnazlık. sandıklamak. 4. şangırtı. kas 3. mum boya ile resim yapmak. mengene. -e can atmak. i.. İng. eksantrik. argo bok. garip. 3. ımında kullanılan kaba bez. i. dili (motoru/makineyi) fayrap etmek. çok istemek. dili garip fikirleri olan kimse. i. i. 2. i. 1. hızla gelen büyük iflas. 2. zanaatçı. f. dili sert davranmaya ba 2. dili kaç ık. kask. 2. (son vermek için) -in üstüne gitmek. ınç. (--med. k. deli. i. arzu. i. dalkavukluk etmek. ters. vinç. izinsiz/davetsiz girmek/kat ılmak. k..

koy. kimliği gösteren belgeler. i. gıcırtı. s. Allah.craze crazily craziness crazy creak cream cream cheese cream of tartar cream of tartar cream of the crop cream of the crop cream pitcher cream sauce creamer creamery creamy crease create creation creative creatively creativity Creator creator creature crèche credence credentials credibility credible credit credit credit an amount to s. küçük körfez. güvenirlik. i. 2. tic. 3. f. matlup bakiyesi. meydana getirmek. beyaz tartar. puan. ç ılgınlık. bir tür krem rengi. 3. pli. itimat. s. yaratıcılık. çay. dere. i. i. the Yaradan. yaratıcı. gıcırdamak. bir miktar parayı birinin hesabına geçirmek. 1. 1. sevilmeyen birinde (olumlu bir niteli ğin olduğunu) kabul etmek. kredi kartı. balık sepeti. uyuz karı. 5. alacak ve verecek. kreş. i. sin. yaratı. i. mahluk. kredi açan kimse/kuruluş. her şeye inanan. i. sayg ınlık. güvenilirlik. kredi de ğerlendirmesi. bir şeyin en âlâsı. tic. ütü çizgisi.o.. en iyisi. i. s. k ırma.´s account credit and debit credit balance credit card credit line credit rating credit s. krem tartar. bir dinin temel ilkelerini içeren ifade. en iyisi. yaratan. 1. itibar. with credit to creditor credulity credulous creed creek creel creep f.. çılgın. sütçü dükkân ı. i. yaratmak. Annen baban seninle iftihar edebilir. itimat. (crept) 1. k 1. 2. kremal ı tatlı. mucit. emeklemek. güven. 2. 4. kat yeri. delilik. yarat ılış. kreasyon. emniyet. 2. f. i. i. çıldırtmak. aç ık bej. birinin veya bir grubun felsefesini yans ıtan ilkeler. z. yaratıcı. ürpermek. 1. 2. krema. delice. kat. i. tic. kaymaklı. kaç ık. yumu şak beyaz peynir. güvenilir. katlanmak. sessizce gitmek/hareket etmek.ırma yapmak. i. tic. evren. f. süthane. sütlük. 2.o. yaratma. 2. i. s. 3. güven. İng. kâinat. i. deli. kredi limiti. çoğ. her şeye inanma. argo k ıl/gıcık/pis herif. sürünmek. 2. çocuk yuvası. buruşmak. i. beyaz sos. (ufak sürahi biçiminde) sütlük. kaymak kıvamında olan. . 3. 3. f. çizgi.2. yaratıcı bir şekilde. tic. yapmak. kaymak. i. çılgınca. öz. i. 2. f. 3. i. 1. 3. alacaklı. buruşuk. s. amentü. buruşturmak. 1. kaymak gibi. i. 1. (üniversitede ders geçme sonucunda verilen) kredi. i. You´re a credit to your parents. saf. i. i. geçici moda. yaratık. 4. (merhem olarak) krem. olu şturmak. yuva. krem tartar. pasta. 1. saflık. ço ğ. 5. z. Tanr ı. tic. kreatör. inanılır.. kredi.

2. ele ştirmen. 3.a (kraytîr´iyı) i. sakat etmek. krematoryum. günah. nöbet. 2. . sorguç. ayça. --bing) 1. ceza kanunu. kırışmak. suç. koyu k ırmızı. i. tepelik. gevrek. 1. suçbilimci. ac ımaya yol açacak kötü davranış. (dağ için) sırt. kriter. cürüm. tıb. 2.. s. (yokuş/dalga için) düşük. sinmek. i.ölçüt. süngüsü tepe. 1. i. mürettebat. f. ibik. 2. tak ım. 2. olumsuz noktalar üzerinde duran kimse. ar ızalı. kıvırmak. kriminolog. s. ırışıklık. i. s. çaprazlama kesi cri. 2. gevrekleşmek. bunalım. suçlu. kösteklemek. sakat.. kas ılma. çaprazlama gidip gelmek. sakatlamak. krep. c ırcırböceği. yılgın. kötürüm. tere. 1. hilal şeklinde. yemlik. tutulma. taptaze ve sulu (meyve/sebze). tenkitçi.creep up on creeper cremate cremation crematorium crepe crepe paper crept Crescent crescent cress crest crestfallen crevasse crevice crew crew crew cut crib crib crib sheet crick cricket cricket crime Crimea Crimean criminal criminal code criminal court criminal law criminologist criminology crimp crimson cringe crinkle cripple crippled crisis crisp crisper crispy crisscross criterion critic critical -e hissettirmeden yakla şmak. i. sınavda kopya çekmek için hazırlanan kopyakopya etmek. 3. kusur bulmak amac ıyla söylenen/yap ılan. suça ait. f. cre. (mi ğfere takılan) sorguç.. buruşmak. (s ınavda) kopya çekmek. aşırmak. çaprazlama kesişen doğrular. kâğıdı. kuru ve so ğuk (hava). suçbilim. kusur bulmaya meyilli. i. çoğ. ölüyü yakma. 2.ri. f.ri. korkuyla çekilmek. zool. i. sürüngen bitki. 1. topal. 2. i. tahıl ambarı. the İslam âlemi. s. 3. 1.. hilal. crow. 2. 4. 1. i. tayfa. fesrengi. kriz. i. 1. buz yarığı. k ıvrım. (--bed. buhran. 1. çatlak. f. i. kritik. İng. kopya çekmek için hazırlanan kopya kâğıdı. i. f. i. sakat. 2. gevrek. bak.ma. i. bak. 1.. i. 1. i. buruşturmak. ekip. Gryllus. çoğ. 4.. çalmak. i.(buzdolab ında) sebzelik.a (krimıtor´iyı)/--s (krimıtor´iyımz) i.to. krepon kâ ğıdı. ağır ceza mahkemesi. kriz. 4. k topal. 1. çaprazlama kesişen. çoğ. 3. yarık.. 2. dalgalandırmak. i. i.şen doğrular çizmek. dalga. (bir parça) cips. İng. cri. creep. eleştirel. s. kızıl. f. s. büyük yar ık. i. 1. alabros tıraş. i. kırışık. i. 1.te. Crucifer. 2. Kırım´a özgü. 2. kıstas. hotoz. s. Kırım. yaltaklanmak. f. i. s. (yanlar ı yüksek) bebek karyolası. i. asker tıraşı. s. kriminoloji. buruşukluk. s. tepe. f. tenkitçi.ses (kray´siz) i. spor kriket. f.. kırıştırmak. i. i. 2. çabuk ve kendinden emin. bot. sınavda i. taptaze ve sulu (meyve/sebze). ceza hukuku. f. değerlendirme amacıyla yapılan. (ölüyü) yakmak.

çanak çömlek. vırak. (iş). 2. 1. 1. Kar şıdan karşıya geçmeden önce iki s. 1. kar şıdan karşıya geçmek. i. i. the 1. rekolte. 3. ele ştiri. ağız kavgası etmek.. ele ştirmek. zool. cefa. ile çekişmek. s. kursak. f. binici k ırbacı. tenkit. 2. kırpmak. . huysuzlanm ış. (kontrolden geçirilmi ş bir şeyi) kontrol etmek. 1. 2. f. Haç (Hristiyanlığın simgesi). k. bir uçtan öbür uca. -i geçmek: Look both ways before crossing the street. tığ. karalamak. Hz. kritik nokta. sahte gözya şları. i. yak ın arkadaş. 3. 1. tığ işi. dili dolandırıcı. haç. kayak krosu. s. f. i. 1. üstünü çizerek iptal etmek. 2. i. kros. 2. 1. m ırıldanmak. 2. haç çıkarmak. -de kusur bulmak. dili dolandırıcı. sorguya çekmek. 4. 1. aksi. hilekâr. 2. hatırına gelmek. f. melez. düzenbaz. 1. çaprazlamak. k.. tığ ile işlemek. z. tenkit. i. i. 2. şans dilemek. -in olumsuz noktalar ı üzerinde durmak. mahsul. tenkit etmek. dönülmeyecek bir karar vermek. i. düzenbaz. 3. (cross. 1. i. f. i. değerini belirtmek için -i incelemek. virajlı. kesmek. çarpık.. kocakar ı. birdenbire olu şmak/ortaya çıkmak. i. vıraklamak. kros kayağı. kusur bulma. melez. i. s. çiğdem. hilekâr. mat.. Croatian. bak. 1. kol demiri. bacak bacak üstüne atmak. sürgü. ekin. H ırvat. kros kaya ğı. kafadar. çoban de ğneği.. cavlamak. asa. 2. sapı kıvrık baston. silmek. çapraz işareti. dili içindedalavereci. 1. H ırvatistan. timsah gözyaşları. 2. ayçöreği. 4. i. i. argo cartayı çekmek. Crocus. f. gaklamak. çarmıh. kollarını kavuşturmak. ıstavroz çıkarmak. hileli bükmek. (with) (biriyle) atışmak. madrabaz. kıvrım. -i tenkit etmek. tığ. f. ğıtçı. f. ayak ayak üstüne atmak. üçkâğıtçı. gaklama sesi. kritik.bred) melezlemek. s. i. put. İsa´nın çarmıhta ölümü. k ır koşusu. kayak krosu. ülkeyi baştan başa kateden. kroşe yapmak. alçak sesle şarkı söylemek. f. 2. ürün. eleştiri. aklından geçmek. i. kroşe. 3. bak. i. kesit. melez. sağlamasını yapmak. i. i. öfkeli. Hırvatça. gak. 2.critical point criticise criticism criticize critique croak Croat Croatia Croatian crochet crochet hook crochet needle crockery crocodile crocodile tears crocus croissant crone crony crook crooked croon crop crop crop up Cross cross cross cross cross my heart cross o. çaprazlamak. --ping) k ırkmak. (--ped. bot. ters. çile. f. kurba ğa sesi. vallahi. k. 2. criticize. ıstavroz.s. 2. olan. 1. ile kavga etmek. kesip kısaltmak. tığla işlenen dantel. ölmek. bir dalavere kıvırmak. i. üçkâ eğri. geminin/uçağın rotasına ayk ırı esen (rüzgâr). cross one´s arms cross one´s fingers cross one´s legs cross one´s mind cross out cross section cross swords cross swords with cross the Rubicon crossbar crossbred crossbreed crosscheck cross-country cross-country skiing cross-examine nazik nokta. f. 3. kızgın. timsah. İng.

bir davanın hararetli taraftarı. buruşmak. dayanılmaz. s. tepe. -e doluşmak. s. parça. terz. i. (çorbaya konulan) küp biçiminde do ğranmış kızarmış ekmek. can kuron. 2.bak. ç ıtır çıtır yemek. ezmek. 2. geçiş. cihat. ufalamak. i. (over) (-den dolayı) çok sevinmek. 2. 1. ham petrol. 3. izdiham. f. ac ımasızlık. 2. sıkıştırmak. 1. 1. üstünkörü yapılmış. 1. f. çok önemli. 1. bak. 3. hart hurt yemek. s. çarm ıha germek. 3. f. kıtır kıtır yemek. 3. 3. i. i. tepesini i. zalimce. İng. 2.din çatırdamak. Haçl f. k ırıntı. i. çökmek. çatal. ğı. krup hastalığı. Hz. 2. yaya geçidi. at cross-purpose. 2. ufalanmak. ekmek kırıntısı. polis arabası) (etrafı kolaçan i. 2. dolanmak. (birine) yer bırakmamak. 2. geçiş yeri. ham petrol. tuhaflık. 2. Corvus. s. ekmek içi. 1. dişçi. d ırdırcı. hükümdar. derme çatma. 2. uğruna yapılan çatırtı. 1. kaba. kron (para birimi). 2. s. (--ed/İng. yan yol. 1. z. i. f. güç durum. ezme. kalabalık. f. dörtlük nota. doluşmak. taç giydirmek. kalabalık. dörtyol. 2. kabalık. alıcı. f. doldurmak. ara yol. i. dolaşmak. i. 1. çökmek. çarm ıha germe. pantolon a 1. 1. çapraz. i. buru şturmak. 1. 1. i. tamamlamak. s ıkıştırarak çıkarmak. acı. un ufak olmak. toplanmak. krupiye. manivela. 1. 1. i. geçit. 1. savaşım. ham. i. i. 1. s. aynı hızla uzunca bir süre gitmek. şaşı. z. i. k. diştacı. 4. 2. 1. i. (kitapta) gönderme. ar ıtılmamış. 2. 2. çömelmek. parçalanmak. kav şak. çarm ıha gerilmiş İsa heykeli. (polis. 1. 2.kritik. harap olmak. hükümdarl ık. dışarıya itelemek. 3. çömelme. tuhaf. karga.savaş. çaprazlama. crew) 1. 2. çatırtı seferi. anat. dönüm noktası. 3. 2. 5. f. i. z. 7. katır kutur yemek. 3. bulmaca. 3.1. İsa´nın çarmıhta ölümünü gösteren resim. kruvazör. (horoz) ötmek. ac ımasızca. taç. 2. huysuz. yaya geçidi. boğak. i. dilikampanya. i. haçlıile ezmek. f. ac ımasız. f. 2. i. kasık. dal ile gövdenin birle ştiği yer. f. birikmek. krüsifi. . gezinmek. zool. zulüm. baş. (gemiyle) dolaşmak. zalim. insafsızca. i. f. ufalamak. garip dü şünce. 3.cross-eyed crossing cross-legged cross-purpose cross-reference crossroad crossroads crosswalk crosswise crossword puzzle crossword puzzle crotch crotchet crotchety crouch croup croupier crouton crow crow crowbar crowd crowd into crowd out crowded crown crucial crucifix crucifixion crucify crude crude oil crudely crudeness cruel cruelly cruelty cruise cruiser crumb crumble crumple crunch crusade crusader crush crush s. bulmaca. z. levye. 6. 1. kırıştırmak. 2. 4. kırışmak. i. ı. i.. kalabalık. acayip. dörtlük. zerre. i. i. kabaca. kald ıraç. i. sit cross-legged. against -e karşı savaşım vermek.

s. küp biçiminde kesmek. 2. 2. dönüm noktas ı. 2. boynuzlanm ış koca. (--bed. --bing) yavrulamak. (yazıhanede/dolapta) önü açık ufak göz. salatalık. billurla ştırmak. f. 1. billurlaşmak. i. zool. İng. yeter artık demek. küp. 2. cry for. s. ekmek kabu ğu. kripta. i.o. (kocasını) boynuzlamak. s. -e sokulup yaslanmak. kristal. mim. i. billurdan yap ılmış. gizemli. i. . kabuklanmak. hıyar. f. yerkabuğu. mat. i. kabuklu (hayvan). i. leader. billur gibi. kabukla kaplamak. 2. 2. 1. s.crust crust of the earth crustacean crusty crutch crux cry cry for cry on s. 1. çözülmesi zor sorun/durum. haykırış. kesmeşeker. gizli. kristal. 1. f.. küp şeker.028 m3). 3. deli. kübik. guguklu saat. Küba´ya özgü. i. crystallize. kabuklu. i. 2. Kübalı. kuca ğına alıp okşamak.. küpşeker. ayak küp (. i. bağırmak. Kübalı. mat. 1. 1. f. 2. i. f. 1. f. i.dert ülkenin bir lidere büyük bir ihtiyac ı var. (birbirine) sokulmak. (hayvan) bağırmak. -e sokulup sar ılmak. argo kaçık. yavrukurt. sopa. 1. i. billur. örtülü. 1. destek. 2. kriptos. i. bak. 2. 2. 2. birine Bu yanmak. s. küp biçiminde nesne. kabuk. f. f. feryat.4 cm3). sopalamak. yavru (tilki/ayı/aslan). 2. sopa atmak. kabin. -e çok ihtiyac ı olmak: This country is crying for a -i çok gerektirmek. haykırı. -e karşı yüksek sesle protestoda bulunmak. bilardo isteka. kritik an. 2. 3. cubic. hücre. odac ık. Cuculus canorus. 1. kapal ı. kuyruk. 1.. metre küp. bak. s. çomak. yalandan imdat istemek. i. şifreli. küp. i. geviş.. geom. 1. k ıs. i.. s. küp biçiminde. inç küp (16. boynuzlu koca. (birbirine/birine) sokulmak.´s shoulder cry one´s heart out cry out cry out against cry out for cry quits cry wolf crypt cryptic crystal crystalline crystallise crystallize cu cub cub scout Cuba Cuban cubbyhole cube cube sugar cube sugar cubic cubic centimeter cubic foot cubic inch cubic meter cubical cubicle cuckold cuckoo cuckoo clock cucumber cud cuddle cuddle up cuddle up to cudgel cue i. kübik. kabine. 1. 2. (hayvana ait) ses. guguk. odac ık. Küba. i. (bir sayının) kübünü almak. kabuk bağlamak. kesmeşeker. 1... aksi. yalandan imdat diye ba ğırmak. s ıra. sopa çekmek. koltuk de ğneği. 2. püf noktas ı. hüngür hüngür a ğlamak. f. Küba. santimetre küp. 1. gugukku şu. berrak. 1. huysuz. i. saat cam ı. ağlamak. s.

f. manşet. döküm oca ğı.bitiş. hantal. f. kült. ağır. s. 4. sonuç. hırs. i. yemek pişirme sanatı. (tarlayı) sürmek. kabahat. zirve. vantuz çekmek.. kurnazlık. doruk.. yetiştirilebilir. kusur. f. (--ped. litrenin dörtte biri. kültürel. 1. s. kolluk. durdurmak. f. 4. 2. kültürlü. tiy.. ufak kubbe. i. havaleli. şirin. hacamat yapmak. kültür yapmak. kümülatif. avuçlarını bitiştirerek çanak gibi açmak. i. 2. 2. kültürlü. kupa galibi. i. kupa finali. en yüksek nokta. i. . 2. kupa. ekici. bardak. 3. 1. işlenmiş (toprak). hâkim olmak. i. cultivable. 1. mutfak. s. s.cue cue ball cuff cuff link cuisine cul-de-sac culinary culminate culmination culottes culpability culpable culprit cult cultivable cultivatable cultivate cultivate a friendship cultivated cultivation cultivator cultural culture culture gap culture shock cultured cultured pearl cumbersome cumin cumulative cumulus cuneiform cunning cunt cup cup cup final cup one´s hands cup winner cupboard cupidity cupola cur curable curate curator curb i. 2. dostluk kurmaya çalışmak. sufle. ile son bulmak. tedavi edilebilir. kabahatli. in ile sonuçlanmak. 236 cm3. yetiştirici. şeytanlık. gem zinciri. s. İng. birikmi ş. çiviyazısı. kol düğmesi. i. bilardo topu. sufle etmek. 2. (topra ğı) işleme. kald ırımın kenar taşı. şeytan. yemek pişirme ile ilgili. i. i. kültür. oyuncunun sözü arkada şına bırakmadan önceki son söz veya hareketi. bak. 3. sille. pantolon-etek. görgü. i. yetiştirmek. müze/kütüphane müdürü. 1. 3. tokat. tokatlamak. i. son. görgülü. geliştirme. kültür şoku. 4. i. 2. yetiştirme. zaptetmek. sokak köpe ği. it. elverişsiz. doru ğuna yükselmek. birikerek artan. kaba 1. kültür. i. 2. tokat atmak. 2. 4. kültür. i. laboratuvarda mikrop üretmek. geliştirmek. f. s. çıkmaz sokak. it. kol a ğzı. i. fincan. *am. (toprağı) işlemek. 1. kümebulut. f. stajyer papaz. 3. en yüksek noktaya varmak. i. 2. kusurlu. açgözlülük. 1. s. s kimyon. ile sona ermek. suçlu. 3. s. 1. s. frenlemek. suluk. f. i. kadeh. suçluluk. it herif. yetiştirme. spor kupa. yüklük. i. s. geliştirme. 2. 1. 1. i. i. yenmek. mutfakla ilgili. dolap. mücrim. 1. lenduha gibi. 1. hin. i. kurnaz. 2. biyol. i. (biriyle) dostluk kurmaya çal ışmak. *siki şme.ıkıcı. ekilebilir. 1. sevimli. tamah. --ping) şişe çekmek. i. fren.. kültür fark ı. 1. kullan ışsız. kültive inci. iyile şebilir. i. 2. tarım. 1. yemekte/mutfakta kullanılan. 3. engel. tutmak. s. 2. 2.

bukle yapmak. sağaltmak. sa ğaltım. 2. müfredat program ı. 2. hediyelik e şya dükkânı. eğrilik. şimdiki. 3. 1. akıntı. s.kıvırmak. i. kuşüzümü. sürüm. pıhtılaşmak. gelişigüzel. ters ve k ısa (söz). f. nadir şey. ışıklı gösterge. saç ını bükülmek. kıvırmak. nakit. geçerlik. 2. çare. i. 3. 1. korkutmak. 1. perde rayı. derman. 1. üstünkörü. k ıvrılmak. baharat karışımı. sövüp saymak. tedavi etmek. beddua etmek. frenküzümü. nakit para. tuhaf şey. s. sövme. i. kişniş. bugünlerde. bükmek. büklüm. halen. f. melun. dili yüreğini oynatmak. 2. ilenç. 2. i. 1. güncel olaylar. lanet. i. meraklı. kurutmak. bilg. 2. körolas ı. bukle. reverans yapmak. şifa. i. küfür. k ıvırcık. bela.sövgü. 1. s. 1. yaltaklanarak (birinin) gözüne girmeye çal ışmak. kaşağılamak. reverans. k. -e çözüm getirmek. lanet etmek. kesmek. i. özgeçmiş. f. k ısaltmak. k. 1. ak ım. cari hesap. geçer. çıkma yasağı. f. şu anda. i. kesilmek. tuhaf. i. toz haline getirilmiş kimyon. k ıvrılmak. i. saç maşası. imleç. beddua. perde halkas ı. cari hesap. korniş. bigudi. f. . kür. 3. şifa vermek. 4. cari. iyile ştirmek. 1. bugünkü. kesmik. ilenme. tütsülemek. s. 2. perde. dili deh şete düşürmek. sokağa -e çare bulmak. 2. k. i. f. tic. lor peyniri. i. tuzlamak. 1. i. garip. tedavi. eğrilme. lanetli. lüle. f. acayip. sövmek. z. i. tedavül. dili -e yaranmak. piyasa fiyat ı.b. f. günlük masraflar. sürüm de ğeri. küfretmek. 2. kürsör. lanetlenmiş. 2. s. 1. s. k ıvrım. 1. yürürlükte olan. zerdeçal v. yaltaklanarak (birinin) gözüne girmeye çal ışmak. kaşağı. cari fiyat. revaç. i. 2. güncel. ilenmek. cereyan. 2. tımar etmek. azaltmak. rayiç. perdelemek. aktüel. günlük giderler. kıvır kıvır. lor. ilaç. para. 1. s. 2. kanını dondurmak. merak. pıhtılaştırmak..curd curd cheese curdle curdle one´s blood cure cure curfew curiosity curiosity shop curious curl curl one´s hair curl up curler curling iron curly currant currency current current current account current account current events current expenses current market rate current price currently curriculum curriculum vitae curry curry curry favor with curry favor with curry powder currycomb curse cursed cursed cursor cursory curt curtail curtain curtain ring curtain rod curtsy curvature i. i.

bükmek.b.. 3. kesinti. tırnaklarını dibine kadar kesmek. süt. 2. k. (ders. This stone cuts easily. k. bükülmek. pay. araya girmek. i. (cut. 2. i. f. 2. muhaf ız. biçim. 1. . kesim. Bu ta ş kolayca kesiliyor. gümrük. krem karamele benzeyen bir tatlı. âdet. içkiyi suland ırmak. altına/arkasına i. k. kavis. It set my teeth on edge. dili önemli olmamak. vesayet. dili önemi/etkisi olmamak. 2. 2. 1. geçirmek için aç ılan yar. eski bir giysiden (yeni bir şey) yapmak. 3. 3. 2. k. 3. dili yeterince -i azaltmak. kesik. from (bir yerden/gruptan) ayr ılmak. azaltmak. k. hem aleyhine olmak. i. kıvırmak. 4. fason. Dişlerimi kamaştırdı. kıvrım. köpekdişi. dili gâvura k ızıp oruç bozmak. kesme. i. koruyucu. yarıya bölmek. kristal. itiyat. yarma. 4. 3. 1. azaltmak. 7. 1. k. 5.. yolazaltmak. dilim. bilardo masasının lastikli iç kenarı. i. (bir müşterinin yaptığı) alışveriş. parça. hem lehine. dili gâvura k ızıp oruç bozmak. şeker ve yumurta ile hazırlanan bir sos. i.´ni) s. -i azaltmak. 2. dili gayrete gelmek. -i kesmek. dili en kolay ve en ucuz yollara ba şvurarak yapmak. dili 1. mutat.curve curve cushion cuspid cuss custard custodian custody custom customary customary usage customer custom-made customs customshouse cut cut cut cut a big/wide swath cut a tooth cut a tooth cut across cut across all boundaries cut an alcoholic drink with water cut and run cut back cut both ways cut corners cut corners cut down a piece of clothing into cut down a tree cut down on cut glass cut in cut in half/cut into halves cut in on cut into Cut it out! cut loose cut loose cut no ice cut no ice cut of meat cut off cut off one´s nose to spite one´s face one´s nose to spite one´s cut off face cut one´s nails to the quick i. herif. 2. 8. 6. 2. k. i. s. sövgü. i. al ışkanlık. kesip k ısaltmak. i. çok nüfuzlu olmak. 2. alışılmış. viraj. sınır tanımamak. 2.b. kestirmeden gitmek. kıvrılmak. (birinin) sözünü kesmek. âdet olan. k. minder. do a thing by halves bir işi yarımyamalak yapmak. 2. gelenek. kesmek. i. diş çıkarmak. 3. (denetim. ağaç kesmek. kesme cam. konferans v. bırakıp kaçmak. aşka gelmek. kesmek. küfür. eğri. 1. dili 1. indirim. kesik. (kasaplık hayvanın gövdesinden belirli bir şekilde kesilen) et parçası. 1. k. go off half-cocked k. k. geri dönmek. yastık. kesilmiş. 5. koruma. f. 1. kesilmek: f. biçmek. küfretmek. dili sövmek. baskı v. hafifletmek. f. âdet. (bir işte) kestirme yollara başvurmak. 1. ısmarlama. 2. sorumlu kimse.´nden) yakasını kurtarmak/sıyırmak. s. bir darbenin hızını kesen tampon. -i azaltmak. (çocuk) diş çıkarmak. k. 3. k. eğilmek. dili hisse. kesim. kapıcı. eğmek. gözetim. gümrük resmi. 1. ilişkiyi kesmek. çok dikkat çekmek. gümrük. dili Yapma!/B ırak! 1. 2. --ting) 1. müşteri. 1. go halves yarı yarıya bölüşmek.

(birinin) dayanak noktalar ını çürütmek. ını kesmek. 3. i. 2. dönme. siyanür. 1. 1. 1. do ğramak. silindir. kotlet. komik şeyler yapmak. parça parça kesmek. (of an automobile) sol yapmak.. sinizm. 1. kalitesiz. down cut s. short cut s. servi. 2. i. 2. i. zool. i. -i kesmek. 1. i. i. anat. 1. 112 libre. i. 2. eksiltme. k. (giysi) biçmek.t. indirimli. i. (belirli bir şeyi) kesen kimse. into slices cut short cut the ground (out) from under one´s feet cut the ground from under s. A. f. yaklaşık 50 kg..o. motosiklet. birinin yolunu kesmek. i. kesinti. aşı kalemi. bak. birinin savundu ğu noktaları çürütmek. indirimli mal satan. acı. cani. keskin.o. s.´s feet cut the melon cut the wheels cut to the quick cut up cutback cute cuticle cutlery cutlet cutoff cutoff point cut-price cut-rate cutter cutthroat cutting cuttlefish cutup cwt -cy cyanide cybernetics cyclamen cycle cyclist cyclone cylinder cylindrical cymbal cynic cynical cynicism cypress Cyprian Cypriot Cyprus Cyrillic k. k. kiklon. bir şeyi dilim dilim kesmek. indirimli mal satan. geriye dönü ş. s. 1. 2. s. 2. s. . üstderi. İng. k ırıcı (söz). acı. siklon.o. kinik. -i kesip ç ıkarmak. kesici: wire cutters tel makas ı. kesme. k ıs. siklamen. sert i. bot. azaltma. Cyclamen. müz. birinin laf birini (ac ı sözlerle) derinden yaralamak. şaklaban. 2. devir. sinik. 2. i. bahç. Kıbrıslı. 3. tenzilatlı. bir şeyi dilimlemek. 1. şakacı. 1.o. büyük zil. sevimli. niteliksiz. i. s. sibernetik. s. i. dili şirin. 1. k. silindirik. sona erme tarihi. bisikletçi. s. hundredweight 1. 3. Kıbrıs. indirimli.. kinizm.5 belirten sonek: fluency ak ıcılık. Kıbrıslı. 1.. Kıbrıs´a özgü. i. kibernetik. 100 libre. kesici alet. amansız. 3. sinik. dili kendi kendine zarar vermek. k ıyasıya. 2. 2.o.. i. dili içine işlemek. i. bisiklete binmek. dili şaklabanlık yapmak. katil. tırnakların etrafını çevreleyen deri. 45. tenzilatlı. Kıbrıs. off cut s. Sepia. i. 2. elek. k ısa kesmek. 1. Cypriot. içini yakmak. sona erme noktas ı. 2. incitici. sin. kestirme yol. den. isim kg. s. sa ğ yapmak. dili -i kesmek. 1. kesim. i. kinik. 2. i. Cupressus. devre. dönü ş. s.cut one´s own throat cut out cut s. i. -i bırakmak. çatal b ıçak takımı. s. bisiklet.. sin.. i. i. buhurumeryem.B. kesiş. 2. 3. kotra. argo kârı paylaşmak. i. k. birini öldürmek. acı vermek. mürekkepbalığı.D.. selvi. birine miras olarak on para/hiç para b ırakmamak. bindi ği dalı kesmek. motosikletçi. kasap. tav şankulağı. silindirsel. bot. to the quick cut s.(rüzgâr). i..

1. 2. bak. oyalanmak. tazminat. tıb. hevesli. narin.. s. zarar. fulya. Dahlia.. i. --bing) hafifçe vurmak.y. re notası. zarif. d DA da dab dabble dabbler dachshund dad daddy daddy-longlegs daffodil daft dagger dahlia Dahoman Dahomean Dahomey Dahomeyan daily daintily daintiness dainty dairy dairy cattle dairy farm dairy products dairyman daisy dale dally dally away dally with dam dam up damage damages Kiril alfabesi. bozmak. i. December.. D. D. yıldızçiçeği. 2. 2. İngiliz alfabesinin dördüncü harfi.. Dutch. z. sütçü dükkânı. vakit öldürmek. s. titiz. nergis. dokunma. bot. bak. k. Çekoslovakyalı. k. kafadan kontak. s.. Çek. k ıs. date. --ming) -e set çekmek. k ıs. i. i. s. k ıs. titizlik. hafif vuru ş. bir işe heves duyup girişme eğiliminde olan kimse. çar. Doctor. mastı. day. i. i. küçük vadi. kist. dair. hasar yapmak. haylazl ık etmek. i. çoğ. Beninese. 2. i. i. (--med. i.. days. i. i. s. i. 1. baraj. Çekoslovak. sistit. i. zarar vermek. i. İngiliz alfabesinin dördüncü harfi. dili masraf. i. zool. d D.. Çekoslovakyalı... süthane. 1. zerrin. Czechoslovakian. mandıra. 1. bak. sütçü. i. hasar. Çekoslovakya. dili baba. zarafetle. bak. k. cilveleşmek. 2. i. Department.. babac ığım. tar. set. s. İng. i. f.... s. s. 1. fiyat. i. f. 1. i. -i frenlemek. Beninese. tar. amatör.Cyrillic alphabet cyst cystitis czar Czech Czechoslovak Czechoslovakia Czechoslovakian D d D. i... z. i. su serpmek. District Attorney.men (der´imîn) i. f. papatya.. i. her gün. deli. k ıs. -i bast ırmak. mand ıra. 2. (--bed. tar. s. i. Çekoslovak. bak. süt ürünleri. tıb. f. hançer.. sağmal inekler. 2. daughter. oynaşmak. kaç ık. huk. Benin. 2.. day(s). kama. 2.. i. dili baba. died. i. dokunmak. 2. Beninese. gündelik gazete. günlük. saçma. hafifçe ıslatmak. 2. zarafet. i. i. 1. i. f. 1. müz. gündelikçi (hizmetçi). daughter.. 1. dead. babac ığım. in ile amatörce uğraşmak. 1. 1. vakit öldürmek. ziyan. nezaket. nazik. diameter.. Çekçe. su bendi. tipula sine ği. . gündelik. tar.

tehlikeli. 2. benekli hayvan. i. tehlike. i. i. nemlendirmek. s. lanet. koyulaşmak. ıslatmak. f. gizli. mükemmel. 3. k ırmak. cesaret etmek. i. gözü pek.´s enthusiasm k. grizu. kadınlara verilen şövalyelik ayarında bir asalet unvanı. en acayip. boğmak. rutubet. kararmak. 2. cüretkâr. s. 1. 1. çok iyi. atılmak. 2. çok. 4. s. (titreşimi) f. 1. i. rutubet. dans. lanet okumak. 2. karahindiba. yiğitlik. beddua etmek. f. 5. hatun. konak. nemlendirmek. sarkıtmak. f. 2. ıslanmak. 1. iğneyle örerek onarmak. s. esmerleşmek. gölge. 1. 2. Biliyorsam kahrolayım. asıp sallamak. ıslatmak. Danca. benekli. cici. foto. 2. 2. böceğin iğnesi. lanetli.1. bot. s. 3. f. ya ş. 2. karanlık oda. nem.. Lanet olsun! s. benek. 1. karartmak. 1. yiğit. Tuna nehri. s. i. 2. s. 1. oynamak. lanetlemek. Allah belas ını versin!/Allah kahretsin! i. i. Tuna. i. karanlık. alaca kır (at). bakla k ırı. 3. 2. dansör. bela. Danimarka. defne. f. i. 3. i. küf kokulu. 4. Allah ın belası. z. söndürmek. eski han ım. i. Danimarka´ya özgü. akşam. çapraşık. Danimarkal ı. dansç ı. lanet.Damascus damask dame damn Damn!/Damn it!/Damn him!/Damn her! damnation Damnation! damned Damned if I know. 2. raks. 3. i. yaşlı kadın. 2. hamle. argo kad ın. i. sevgili. en iyisi. 1. durdurmak. rutubetli. fırlatmak. zıplatmak. en tuhaf. sevimli. i. z. harika. oyun. beneklemek. nemli. 3. kaçırmak: dampen s. i. as ılı durup sallanmak. i. nemli. s. terz. f. f. yaş. i. kalk ışmak. kör olası. dili birinin i. i. sevgili. 1. f. 2. i. Danimarkalı. koyu renk. f. dansöz. . 1. i. 1. muğlak. cehennem cezas ı. rutubetli. atmak. 1. i. dans ettirmek. ho ş. cüret. Taraxacum officinale. i. 1. lacivert. 2. melun. s. pens. nem. 2. lanet. 1. sevgilim. 3. azaltmak. anla şılması zor hale getirmek. Lanet olsun! i. 6. 3. züppe. Danca. esmer. koyu. dans etmek.o. f. dans. hoplatmak. cehalet içinde. fırlama. damnedest damp dampen dampness dance dancer dancing dandelion dandle dandruff dandy Dane danger dangerous dangerously dangle Danish dank Danube daphne dapper dapple dapple-gray Dardanelles dare daredevil daring dark dark dark blue darken darkness darkroom darling darn darn Darn it! dart i. cüret etmek. nemlenmek. kepek. pek. zarif. balo. yava şlatmak. oynatmak. cesaret. tehlikeli bir şekilde. s. s. lanet etmek. esrarlı. ileri at ılma. küçük ok. ok gibi f ırlamak. dans etme. Şam. örülerek onarılmış delik. i. kahrolası. karanlık. 2. f. şık. 3. s. 1. sarkmak. damasko (kuma ş). karanlık.. i.

dartboard darts dash dash off dash off a letter dash s.o.´s hopes dash to pieces dash water on one´s face dashboard dashing data data bank data base data file data processing date date date date line date palm dated dative datum daub daughter daughter-in-law daunt dauntless davenport dawdle dawn dawn on day day after day day by day day by day day in day out day laborer day of reckoning day school daybreak daydream daylight daytime daze dazed dazzle

i. ok atma oyununda kullan ılan nişan tahtası. i. ok atma oyunu. f. 1. hızla koşmak: She dashed to the child´s rescue. Çocuğun imdadına koştu. 2. hızla ilerlemek, atılmak, fırlamak: I dashed to the window but acele gitmek, f ırlamak. bir mektup karalamak. bir kimsenin ümitlerini k ırmak, birini hayal kırıklığına uğratmak. çarpıp paramparça etmek. yüzüne su çarpmak. i., oto. kontrol paneli, pano. s. 1. atak, atılgan, cesur. 2. gösterişli, şık. i. 1. çoğ. veya tek. bilgi. 2. veriler, data. bilg. veri bankas ı, bilgi bankası. bilg. veri taban ı, bilgi tabanı. bilg. veri dosyas ı. bilg. bilgiişlem. i. hurma, arabistanhurmas ı. i. 1. tarih, zaman. 2. randevu. 3. flört, flört edilen ki şi. f. 1. tarih koymak, tarih atmak. 2. tarihlendirmek. 3. ile ç ıkmak, ile flört etmek. coğr. gündeğişme çizgisi. hurma a ğacı. s. 1. tarihli. 2. modas ı geçmiş, demode. s., dilb. -e halindeki. i. -e halindeki sözcük. çoğ. da.ta (dey´tı, dä´tı) i. veri. f. 1. sürmek, s ıvamak. 2. bulaştırmak. 3. lekelemek, kirletmek. i. 1. harç, çamur. 2. leke. i. k ız evlat, kız. i. gelin. f. yıldırmak, gözünü korkutmak. s. gözü pek, yılmaz, korkusuz. i. kanepe, sedir, divan; çekyat. f. işini ağırdan alarak vakit kaybetmek, ağır davranmak, oyalanmak. i. 1. seher, tan vakti. 2. şafak, tan. f. görünmeye başlamak, aydınlanmak. anlaşılmak, sezilmek. i. 1. gündüz: We´ve been working night and day on this project. Bu proje üzerinde gece gündüz çalışıyoruz. 2. gün: the second day of the month her gün, günlerce. günden güne. günbegün, günden güne. her gün. gündelikçi. hesap günü, k ıyamet günü. gündüzlü okul. i. seher, tan vakti. i. hayal. f. hayal kurmak, dalmak. i. gün ışığı.daylight-saving time yaz saati. i. gündüz. f. sersemletmek, sersem etmek, serseme çevirmek. i. sersem bir hal, sersemlik. s. sersemlemiş, serseme çevrilmiş. f. göz kama ştırmak.

deacon deaconess dead dead ahead dead beat dead center dead end dead heat dead language dead letter dead loss dead set dead set against dead tired deaden deadline deadlock deadly deaf deaf mute deafen deaf-mute deal deal in deal with dealer dealings dealt dean dear Dear me! dearly dearly love to dearth death death rate death sentence death squad death toll death warrant deathbed deathless deathlike deathly deathly cold deathly pale deathly silence

i. diyakoz. i. kilisenin hayır işleriyle görevlendirdiği kadın. s. 1. ölmü ş, ölü. 2. cansız, hareketsiz; sönük. 3. ölü (renk). dosdoğru. çok yorgun, bitkin. tam merkez, tam orta. 1. ç ıkmaz sokak. 2. çıkmaz. spor berabere biten yar ış. ölü dil. 1. geçersiz yasa. 2. sahibine ula ştırılamayan mektup. bir işe yaramayan nesne/kimse. k. dili kararlı. -e tamamen kar şı, -e muhalif. bitkin, yorgun. f. 1. hafifletmek, azaltmak, zayıflatmak; (ses, ağrı v.b.´ni) kesmek. 2. parlaklığını tarihi. i. son teslimgidermek, donuklaştırmak. i. çıkmaz. f. çıkmaza sokmak; çıkmaza girmek. s. 1. öldürücü; ölümcül. 2. ölü gibi. s. 1. sağır. 2. kulak asmayan. sağır ve dilsiz kimse. f. sağır etmek. i. sağır ve dilsiz kimse. i. 1. anla şma, mukavele. 2. iş. 3. miktar. 4. iskambil kâğıtlarını dağıtma. f. (--t) (iskambil kâ ğıtlarını) dağıtmak. ... ticareti yapmak. 1. ile ilgilenmek. 2. -i idare etmek. 3. -in üstesinden gelmek, -in hakk ından bir şeyin)4. -e değinmek, -den bahsetmek. 5. -in müşterisi old i. 1. (belirli gelmek. ticaretini yapan kimse, tüccar, satıcı: a dealer in stamps eski pul sat ıcısı. 2. ilişki. i. 1. iş, alışveriş. 2. iş ilişkisi; iskambil kâğıtlarını dağıtan kimse. f., bak. deal. i. 1. katedralin ba şrahibi. 2. dekan. i. sevgili. s. 1. sevgili, aziz. 2. de ğerli, kıymetli. 3. pahalı. Olur şey değil! z. (bir şeyi) çok arzu etmek. i. yokluk, k ıtlık. i. ölüm. ölüm oran ı. idam hükmü. ölüm mangas ı. ölü sayısı. huk. idam hükmü. i. ölüm dö şeği. s. baki, ölümsüz. s. ölüm gibi. s. ölümsü. çok soğuk: It´s deathly cold outside. Dışarısı çok soğuk. beti benzi atm ış. ölümsü bir sessizlik.

debacle debar debase debatable debate debilitate debility debit debit an account debit and credit debit balance debris debt debt of gratitude debt of honor debtor debug debunk debut Dec dec decade decadence decadent decaffeinate decaffeinated coffee decal decamp decanter decapitate decathlon decay decease deceit deceitful deceitfully deceitfulness deceive deceiver December decency decent decently deception deceptive deceptively deceptiveness

i. çöküş, yenilgi, yıkım. f. (--red, --ring) (from) engellemek; menetmek. f. 1. değerini düşürmek, ayarını bozmak. 2. alçaltmak, şerefini lekelemek. 3. tartışılabilir. s. yozlaştırmak. f. 1. tartışmak. 2. çok düşünmek, düşünüp taşınmak: He debated with himself before şürmek, zayıflatmak, takatiniını vermeden önce çok f. kuvvetten dü reaching the decision. Karar kesmek. i. halsizlik, bitkinlik, güçsüzlük, zayıflık. i. borç. f. 1. borç kaydetmek. 2. birinin borcuna kaydetmek. bir hesab ı borcuna kaydetmek. borç ve kredi. borç bakiyesi. i. yıkıntı, enkaz; döküntü. i. borç. teşekkür borcu, gönül borcu. namus borcu. i. borçlu. f. (--ged, --ging) 1. (bir yerden) gizli dinleme ayg ıtını sökmek. 2. (bir aygıt veya sistemin) kusurlar ını gidermek. 3. bilg. hatasızlaştırmak, ayıklamak. f., k. dili (bir şeyin) yanlış taraflarını açığa vurmak. i. 1. başlangıç. 2. (sahneye) ilk çıkış. 3. bir genç kızın sosyeteye ilk defa takdimi. k ıs. December. k ıs. deceased, decrescendo. i. on yıl. i. çökme, çökü ş, yıkılış. s. çökmü ş. f. kafeinini ç ıkarmak. kafeinsiz kahve. i. çıkartma. f. 1. kamp ı bozup ayrılmak. 2. k. dili sıvışmak, savuşmak, tüymek, kaçmak. i. sürahi. f. başını kesmek, boynunu vurmak. i., spor dekatlon. f. 1. çürümek, bozulmak; çürütmek. 2. azalmak. i. 1. çürüme, bozulma. 2. azalma.ölme, vefat. f. ölmek. i. ölüm, i. 1. aldatma; hile, yalan. 2. hilekârl ık, düzenbazlık, dolandırıcılık. s. 1. hilekâr, hileci. 2. aldat ıcı. s. hilekârlıkla, yalancılıkla. i. hilekârlık, yalancılık. f. aldatmak. i. aldatıcı, hilekâr. i. aralık. i. 1. terbiye, edep, nezaket. 2. ılımlılık. 3. iffet, namus. s. terbiyeli, nazik; temiz, iyi. z. 1. terbiye ölçüsünde. 2. yeterince. i. 1. aldatma; aldanma. 2. yalanc ılık. 3. hile, düzen, dolap. s. aldatan, aldatıcı. z. aldatarak, aldat ıcı bir biçimde. i. aldatıcılık, düzenbazlık, hilekârlık.

decide decide against s.t. decide for s.t./decide in favor of s.t. decide to take the plunge decided decidedly deciduous decigram decigramme deciliter decilitre decimal decimal fraction decimal fraction decimal point decimal scale decimal system decimate decimation decimeter decimetre decipher decision decisive decisively decisiveness deck deck deck chair deck of cards deck out declaim declaration declaration of residence declare declare bankruptcy declare war on declension decline declivity declutch decode decompose decomposition decorate decoration decorative

f. karar vermek, kararla ştırmak, hüküm vermek. bir şeyin aleyhinde karar vermek. bir şeyin lehinde karar vermek. (bir şeyi) yapmaya karar vermek. s. 1. kesin. 2. kararl ı, azimli. 3. kararlı, ölçülü. z. kesinlikle, katiyetle. s. k ışın yapraklarını döken (bitki). i. desigram. i., İng., bak. decigram. i. desilitre. i., İng., bak. deciliter. s., mat. ondalık. i. 1. ondalık sayı. 2. ondalık kesir. ondalık kesir. mat. ondalık kesir. ondalık virgülü: 1.07 (Türk sistemine göre 1,07). ondalık hesap cetveli. ondalık sistem. f. büyük bir k ısmını yok etmek. i. büyük bir k ısmını yok etme; büyük bir kısmı yok olma. i. desimetre. i., İng., bak. decimeter. f. (şifreyi) çözmek. i. karar; hüküm. s. 1. kesin, kati. 2. kesin sonuca ula ştıran: the decisive victory in that war o savaşı kesin sonuca ulaştıran zafer. 3. kararlı. z. 1. kesin olarak. 2. kararl ı bir biçimde. i. 1. kesinlik. 2. kararl ılık. i., den. güverte. f. donatmak, süslemek. şezlong. isk. deste. donatmak, süslemek. f. 1. hararetle söylemek/konu şmak. 2. (hitabet kurallarına göre) söylemek; resmi bir 2. demeç. 3. bildiri, deklarasyon. i. 1. ilan. şekilde söylemek. ikamet beyannamesi. f. 1. ilan etmek. 2. bildirmek, deklare etmek. iflas ilan etmek. -e savaş açmak/ilan etmek. i. 1. dilb. ad çekimi. 2. çökü ş, çökme. f. 1. aşağıya meyletmek. 2. azalmak, düşmek. 3. çökmek. 4. reddetmek, geri çevirmek. i. iniş, meyil. 5. dilb. çekmek. i. 1. meyil, ini ş. 2. azalma, düşüş; gerileme, f. debriyaj yapmak. f. (şifreyi) çözmek. f. 1. ayrıştırmak. 2. çürütmek; çürümek. i. 1. ayrışma. 2. bozulma. f. 1. süslemek, dekore etmek. 2. ni şan vermek. i. 1. süsleme, dekorasyon. 2. süs. 3. ni şan, madalya. s. süsleyici, süslü.

decorator decorous decorously decorum decoy decrease decree decrepit dedicate dedicated dedication deduce deduct deduction deductive reasoning deed deem de-emphasise de-emphasize deep deep in debt deep in thought deep sea deep trouble deepen deepfreeze deep-fry deep-rooted deep-seated deer def deface defamation defame default defeat defecate defect defective defector defence defend defendant defender defense defenseless defensive

i. dekoratör. s. görgü kurallar ına uygun. z. görgü kurallar ına uygun bir biçimde. i. adaba uygun olma, terbiyeli olma. i. tuzak yemi. f. 1. away from -den hile ile uzakla ştırmak; into -e hile ile çekmek. 2. dü şmek, küçülmek; azaltmak, düşürmek. i. azalma, düşüş. f. azalmak, tuza ğa düşürmek. i. 1. resmi emir. 2. karar. 3. kararname. f. 1. emretmek, buyurmak. 2. karar vermek. s. eskimiş, yıpranmış. f. 1. adamak, vakfetmek. 2. to -in ad ına sunmak, -e ithaf etmek. s. 1. ithaf olunmu ş. 2. adanmış. 3. kendini işine adamış. i. adama, ithaf. f. sonuç ç ıkarmak. f. çıkarmak, hesaptan düşmek. i. 1. sonuç ç ıkarma. 2. man. tümdengelim. 3. sonuç. 4. hesaptan düşme. 5. kesinti: tümdengelimli usavurma. i. 1. eylem, iş, fiil. 2. huk. senet, tapu senedi. f. to -e senetle devretmek. f. saymak, addetmek. f., İng., bak. de-emphasize. f. önemini azaltmak. s. 1. derin. 2. anla şılmaz. 3. şiddetli, ağır. 4. koyu (renk). 5. kalın, boğuk, pes (ses). z.ış. 1. derinlerine kadar; derinliklerine kadar: It sank deep borca batm into derin dü şünceye dalmış. derin deniz. vahim bir durum. f. 1. derinle şmek; derinleştirmek. 2. artırmak. 3. (rengi) koyulaştırmak. i. 1. dipfriz. 2. dondurup saklama. f. (deep.froze, deep.fro.zen) dondurup saklamak. f. bol yağda kızartmak. s. 1. kökleri derinlere inen (a ğaç/çalı). 2. köklü, kökleşmiş (âdet/inanç). s. 1. derin, derinden gelen; derinde olan. 2. köklü, kökle şmiş. i. (çoğ. deer) geyik; karaca. k ıs. defective, defendant, defense, deferred, defined, definite, definition. f. (bir şeyin yüzeyine) zarar vermek. i. karalama, kara çalma, lekeleme. f. karalamak, kara çalmak, lekelemek. i. 1. (bir yükümlülü ğü) yerine getirmeme. 2. bilg. varsayım. f. (bir yükümlülü ğü) yerine u ğratmak. i. bozgun, yenilgi. on their loan. Borçlarını f. yenmek, bozguna getirmemek: They defaulted f. büyük aptesini yapmak, d ışkılamak. i. kusur, noksan, eksiklik. s. 1. kusurlu, sakat, eksik, noksan. 2. dilb. baz ı çekim şekilleri olmayan. i. karşı tarafa kaçan kimse. i., İng., bak. defense. f. 1. savunmak. 2. from -den korumak. i., huk. davalı. i. savunucu, savunan; koruyucu. i. 1. savunma, korunma. 2. spor savunma, defans. s. savunmas ız, korunmasız. s. 1. savunmayla ilgili. 2. (hedef al ındığını zannederek) savunmaya geçen. 3. koruyucu. 4. spor defansif.

defensive alliance defer deference deferential deferment deferred defiance defiant deficiency deficient deficit defile define definite definite article definitely definition definitive deflate deflation deflect

savunma anla şması. f. (--red, --ring) 1. sonraya b ırakmak, ertelemek. 2. to -e boyun eğmek. i. riayet, (sayg ıdan kaynaklanan) itaat. s. riayetkâr; sayg ı ve itaat gösteren. i. erteleme. s. ertelenmiş. i. 1. meydan okuma. 2. kar şı koyma. s. 1. meydan okuyan. 2. kar şı koyan. i. eksiklik, noksanlık; yetersizlik. s. eksik, noksan; yetersiz. i. (bütçe, hesap v.b.´nde) aç ık; zarar. f. kirletmek, pisletmek, lekelemek, bozmak. f. 1. tanımlamak, tarif etmek. 2. belirlemek, sınırlamak, tayin etmek. s. 1. kesin. 2. belirli, belli. dilb. belirli tan ımlık: the. z. kesinlikle. i. 1. tanım, tarif. 2. tanımlama. s. kesin, son, tam. f. 1. havas ını/gazını boşaltmak, söndürmek; sönmek. 2. gururunu kırmak. 3.1. havas ını/gazını azaltmak. söndürme; sönme. 2. gururunu kırma. 3. i. ekon. para arzını boşaltma,

ekon. deflasyon. f. yönünü de ğiştirmek; başka yöne çevirmek; yönü değişmek. deflect s.o. from his/her purpose birini amac ından çevirmek. yönünü de ğiştirip -e çevirmek. deflect s.t. into f. biçimini bozmak, biçimsizle ştirmek. deform i. 1. biçimsizlik. 2. t ıb. biçim bozukluğu, bozunum. deformity defraud defray defrost deft defunct defy degenerate degenerate degradation degrade degrading degree dehumidifier dehumidify dehydrate dehydrated deify deign deity dejected dejection delay f. doland ırmak, elinden almak. f. ödemek; (giderleri) kar şılamak. f. buzlarını çözmek/eritmek; buzları çözülmek/erimek. s. becerikli, usta, marifetli. s. 1. ölü. 2. feshedilmi ş. f. meydan okumak, kar şı gelmek, karşı koymak. s. yoz, yozla şmış, soysuz, dejenere. f. yozlaşmak, soysuzlaşmak, bozulmak, dejenere olmak. i. 1. aşağılık bir durum; itibarsızlık. 2. aşağılaşma. 3. rütbeyi indirme. f. 1. alçak bir duruma dü şürmek. 2. rütbesini indirmek. s. alçaltıcı, onur kırıcı. i. 1. fiz., geom. derece. 2. derece, basamak, a şama, rütbe, mertebe. 3. diploma. i. nem gideren alet. f. nemini gidermek. f. 1. suyunu almak, kurutmak. 2. su kaybetmek. s. susuz, kurumu ş. f. tanrılaştırmak. f. tenezzül etmek. i. 1. tanrı, ilah. 2. tanrısal varlık. s. keyifsiz, morali bozuk; hüzünlü. i. keyifsizlik, moral bozuklu ğu; hüzün. f. 1. ertelemek, sonraya b ırakmak. 2. geciktirmek. 3. oyalanmak. i. gecikme, geç kalma.

delegate delegation delete deletion deliberate deliberate deliberately deliberation delicacy delicate delicately delicatessen delicious delight delightful delimit delineate delinquency delinquent delirious delirium deliver deliver the goods deliverance deliverer delivery delivery note delivery order delivery receipt delivery time deliveryman dell delta delude deluge delusion delusive deluxe delve demagogue demagogy demand demand deposit demean demeanor demeanour demented

i. (del´ıgît, del´ıgeyt) delege, temsilci; elçi; vekil. f. (del´ıgeyt) 1. havale etmek, devretmek. yetki verme. i. 1. delegasyon. 2. 2. görevlendirmek. f. silmek, ç ıkarmak. i. 1. silme, ç ıkarma. 2. yazıdan çıkarılan parça. s. 1. kas ıtlı, maksatlı, önceden tasarlanmış. 2. temkinli, ölçülü, dikkatli. f. 1. düşünüp taşınmak, ölçünmek, tartmak. 2. görüşmek, müzakere etmek. z. kasten, mahsus, bile bile. i. 1. üzerinde dü şünme, düşünüp taşınma. 2. görüşme, müzakere. i. 1. incelik, kibarlık. 2. lezzetli şey. s. 1. kolaylıkla kırılabilen, kırılgan, nazik. 2. hassas (alet). 3. hassas (konu); nazik (durum). 4. ince (yapbüyük bir5. hafif (koku/tat). 6. hafif, z. 1. incelikle. 2. dikkatle, ihtiyatla, ı), narin. özenle. i. şarküteri, mezeci. s. lezzetli, leziz, nefis. f. 1. sevindirmek; sevinmek. 2. in -den zevk almak. i. 1. sevinç, zevk, keyif,ş, güzel; sevinç veren şey. s. ho haz. 2. zevkli. f. sınırlandırmak, tahdit etmek. f. 1. şeklini çizmek. 2. betimlemek. i. 1. (çocuklarda) suç i şleme. 2. borçların ödenmemesi. s. 1. suçlu, suç işleyen (çocuk). 2. ödenmemiş (hesap, vergi, borç v.b.). 3. borçlarını ödememiş. i. çocuk suçlu. s. 1. sayıklayan. 2. çılgına dönmüş. i. 1. sayıklama. 2. çılgınlık. f. 1. teslim etmek, b ırakmak, vermek: They will deliver the furniture tomorrow morning. Mobilyayı yarın sabah teslim edecekler. 2. (gazete, k. dili istenilen şeyi yapmak. i. 1. kurtarma; kurtulu ş. 2. hüküm. i. 1. kurtar ıcı. 2. teslim eden kimse. 3. dağıtıcı. i. 1. teslim; da ğıtım. 2. doğurma; doğum. 3. konuşma tarzı. 4. beysbol topateslim beyan ı. tic. vuru ş, servis. tic. teslim emri. tic. teslim makbuzu. tic. siparişlerin teslim süresi. çoğ. de.liv.er.y.men (dîlîv´ırimen) i. satılan malı eve teslim eden kimse. i. küçük vadi, korulu vadi. i. delta, çatala ğız. f. aldatmak, yan ıltmak. i. 1. sel, tufan. 2. şiddetli yağmur. i. 1. aldanma, yan ılma. 2. ruhb. sabuklama. s. aldatıcı, yanıltıcı. s. lüks, ihtişamlı. f. into -i ara ştırmak. i. demagog, halkavc ısı. i. demagoji, halkavc ılığı. i. 1. istem, istek; talep. 2. tic., ekon. talep, ra ğbet. 3. huk. talep, hak iddia etme. f. 1. talep etmek, istemek. 2. gerektirmek. 3. huk. mahkemeye vadesiz mevduat. f. alçaltmak, küçültmek. i. davran ış, tavır. i., İng., bak. demeanor. s. deli, kaç ık, çılgın.

demerit demidemijohn demilitarise demilitarize demilitarized zone demise demobilisation demobilise demobilization demobilize democracy democrat democratic democratically demolish demolition demon demonstrate demonstration demonstrative demonstrative adjective demonstrative pronoun demonstrative pronoun demonstrator demoralise demoralize demote demotion demur demure den denatured alcohol denial denigrate denim denims Denmark denomination denominator denote denounce dense density dent dental dental floss

i. (okulda) ihtar, tembih. önek yarım, yarı. i. damacana. f., İng., bak. demilitarize. f. askerden ar ındırmak. askerden ar ındırılmış bölge. i. ölüm, vefat. i., İng., bak. demobilization. f., İng., bak. demobilize. i. seferberliğin bitmesi; terhis. f. terhis etmek. i. demokrasi, elerki. i. demokrat. s. demokratik, halkç ı. z. demokratik olarak. f. yıkmak. i. yıkma; yıkılma. i. 1. cin, kötü ruh, şeytan, iblis. 2. kötü kimse, iblis. 3. enerjik kimse. f. 1. kanıtlamak, ispat etmek: He has demonstrated his loyalty to the firm. Şirkete olan bağlılığını2. gösteri. 3. tanıtım gösterisi. i. 1. kanıtlama, ispat. kanıtladı. 2. göstererek tanıtmak: demonstrate a s. 1. kan ıtlayan, gösteren. 2. duygularını açığa vuran. dilb. işaret sıfatı. dilb. işaret zamiri. işaret zamiri. i. 1. göstererek tan ıtan kimse. 2. uygulama öğretmeni. 3. gösterici. f., İng., bak. demoralize. f. cesaretini k ırmak, moralini bozmak, yıldırmak. f. aşağı dereceye indirmek, rütbesini indirmek. i. indirme. f. (--red, --ring) kabul etmemek, itiraz etmek. i. s. 1. çekingen. 2. a ğırbaşlı, ciddi. i. 1. in, ma ğara. 2. k. dili tekke, yatak. 3. k. dili dinlenme odası, sığınak. mavi ispirto, kar ışık ispirto. i. 1. inkâr, yads ıma. 2. yalanlama. 3. ret. f. iftira etmek, leke sürmek, karalamak, kara çalmak, çamur atmak. i. kot (kuma ş). i., çoğ. kot pantolon, cin; blucin. i. Danimarka. i. 1. ad, isim. 2. mezhep. 3. adland ırma. 4. değer/ölçü birimi. i. payda. f. göstermek, belirtmek. f. 1. (insan, fikir, davran ış v.b.´nin) kötü/zararlı taraflarını açığa vurmak. 2. ihbar etmek. 3. (anla şmanın) kaldırılacağını anlaşılması s. 1. yoğun, kesif. 2. sık (orman, saç v.b.). 3.duyurmak. güç, ağır (yazı). 4.1. yoğunluk, kesafet. 2.5. foto. koyu (negatif). sıklık. 3. (yazıda) ağırlık. i. kalın kafalı, mankafa. (orman, saç v.b. için) 4.ufak çukur; çentik, çöküntü, girinti. f. çentmek; çökertmek. i. foto. koyuluk. s. 1. dişlerle ilgili. 2. dişçilikle ilgili. 3. dilb. dişsel. i. dişsel ünsüz. diş ipliği.

dental surgery dentist dentistry dentures denude denunciation deny deodorant deodorise deodorize depart department department store departure departure gate departure lounge departure terminal depend depend from Depend upon it. dependable dependence dependency depict depilate depilation depilatory deplete deplorable deplorably deplore deploy deployment deport deport o.s. deportation deportment depose deposit deposit account deposition depositor depository depot deprave depraved depravity

diş cerrahisi. i. diş hekimi, diş tabibi, dişçi. i. diş hekimliği, dişçilik. i. takma diş. f. soymak; ç ıplaklaştırmak, çıplak bırakmak. i. 1. (insan, fikir, davran ış v.b.´nin) kötü/zararlı taraflarını açığa vurma. 2. ihbar. 3. (anla şmanın) ımak. 2. yalanlamak. 3. reddetmek. 4. -den yoksun f. 1. inkâr etmek, yads kaldırılacağını duyurma. bırakmak, esirgemek, vermemek. s., i. deodoran, koku giderici. f., İng., bak. deodorize. f. kokusunu gidermek. f. 1. ayrılmak, gitmek. 2. hareket etmek, kalkmak: At what time does the bus departman, bölüm, k ısım, şube,ıyor? 3.kol. 2. bakanlık, vekâlet. i. 1. depart? Otobüs saat kaçta kalk daire, ölmek, vefat etmek. 4. from büyük ma ğaza, bonmarşe. i. 1. gidiş, ayrılış, terk. 2. hareket etme, kalkış. 3. değişiklik, yenilik. 4. sapma, ayr ılma. 5. vazgeçme. çıkış kapısı. çıkış salonu. çıkış terminali. f. on/upon 1. -e güvenmek. 2. -e ba ğlı olmak: The number of people who will come depends on how many tickets we can sell. Geleceklerin say ısı -den sarkmak. Emin olunuz. s. güvenilir. i. 1. güven, güvenme. 2. ba ğlılık. 3. bağımlılık. i. 1. bağımlılık. 2. sömürge. 3. ek bina. f. 1. resmetmek, resmini çizmek. 2. betimlemek, anlatmak. f. tüyleri gidermek/dökmek. i. depilasyon, depilaj, tüyleri giderme/dökme; epilasyon. i. depilatuar, depilatif, tüy dökücü krem. s. depilatif, tüy giderici/dökücü. f. tüketmek, bitirmek. s. acınacak durumda, içler acısı. z. acınacak biçimde. f. 1. -e çok üzülmek, -den ac ı duymak. 2. -e yerinmek, -e yazıklanmak. f. 1. plana göre yerle ştirmek. 2. ask. yayılmak. i. 1. plana göre yerle ştirme. 2. ask. yayılma f. sınırdışı etmek. davranmak, hareket etmek. i. sınırdışı etme. i. davran ış, tavır. f. 1. tahttan indirmek. 2. görevden almak, azletmek. 3. yeminli ifade vermek. i. 1. emanet. 2. depozit, depozito; kaparo, pey akçesi: The salesman asked for hesab ı.million lira deposit. Sat ıcı otuz milyon lira depozit istedi. mevduat a thirty i. 1. tahttan indirme. 2. görevden alma. 3. yeminle yaz ılı ifade. 4. depozit olarak verme. 5.ıran kimse. i. mudi, para yat (tortu) b ırakma. i. depo, ardiye. i. 1. depo, ardiye. 2. istasyon; durak. 3. ask. depo. f. baştan çıkarmak, ahlakını bozmak. s. ahlak ı bozuk, baştan çıkmış. i. 1. ahlak bozuklu ğu. 2. doğru yoldan ayrılma.

deprecate depreciate depreciation depress depressed depression deprive dept depth depth of winter deputation deputise deputize deputy derail derailment derange deranged derangement derelict deride derision derisive derisory derivation derivative derive dermatitis dermatologist dermatology derogatory dervish descend descendant descendent descent describe description descriptive desecrate desecration desegregate desegregation desensitise desensitize desert desert

f. onaylamamak, protesto etmek. f. 1. fiyatını kırmak, değerini düşürmek. 2. ucuzlatmak; amortize etmek. i. 1. değerini düşürme; değeri düşme. 2. aşınma payı, amortisman. f. 1. -i bastırmak, -e basmak. 2. üzmek, canını sıkmak, moralini bozmak. 3. kuvvetten dü şürmek, zayıflatmak. düşürülmüş. 3. durgun s. 1. morali bozuk, keyifsiz. 2. de ğeri 4. değerini/miktarını azaltmak. (piyasa/ekonomi). ğu, keyifsizlik. 2. piyasada durgunluk, ekonomik kriz. 3. i. 1. moral bozuklu ruhb. depresyon, b ırakmak, -den mahrum etmek, -den etmek: This work f. of -den yoksun çöküntü. 4. alçak bas ınç alanı. will department. k ıs. deprive us of our health. Bu i ş bizi sağlığımızdan edecek. i. 1. derinlik. 2. derin yer. k ış ortası, karakış. i. 1. temsilciler heyeti, delegasyon. 2. temsilci atama. f., İng., bak. deputize. f. 1. vekil olarak atamak. 2. for (bir kimsenin) yerini doldurmak. i. 1. vekil; yard ımcı, muavin. 2. polis. 3. milletvekili. f. (treni) raydan ç ıkarmak; (tren) raydan çıkmak. i. (treni) raydan ç ıkarma; (tren) raydan çıkma. f. 1. düzenini bozmak, altüst etmek, kar ıştırmak. 2. delirtmek. s. deli. i. 1. düzensizlik, kar ışıklık. 2. delilik. s. 1. terkedilmiş, sahipsiz. 2. kayıtsız, ilgisiz, ihmalkâr. f. alay etmek, alaya almak. i. alay, istihza. s. alaylı, alaycı. s. 1. alaylı, alaycı. 2. gülünç, kepaze, devede kulak gibi. i. 1. türetme. 2. köken, kaynak. i. türev. f. from 1. -den sa ğlamak, -den elde etmek, -den almak: He derives his income from his investments. Gelirini yat ırımlarından sağlıyor. He derives i., tıb. deri yangısı. i. dermatolog, deri hastal ıkları uzmanı, cildiyeci. i. dermatoloji, cildiye. s. küçültücü, küçük dü şürücü, aşağılayıcı. i. derviş. f. 1. inmek; (ku ş, uçak v.b.) alçalmak; (karanlık, sis v.b.) çökmek. 2. from intorun; of (birinin) soyundan gelen kimse. ırmak; -e sökün etmek, i. soyundan gelmek. 3. on/upon inip -e sald i., bak. descendant. i. 1. iniş; alçalma; çökme. 2. on/upon inip -e saldırma; -e sökün etme; bask ın. 3. soy. f. 1. tanımlamak, betimlemek, tarif etmek. 2. anlatmak. i. 1. tanımlama, betimleme, tarif. 2. cins, çeşit, tür. 3. eşkâl: The police were unable tobetimsel. description of the thief. Polis h ırsızın eşkâlini s. tanımlayıcı, obtain a f. (kutsal bir şeye) saygısızlık etmek. i. (kutsal bir şeye karşı) saygısızlık. f. ırk ayrımını kaldırmak. i. ırk ayrımının kaldırılması. f., İng., bak. desensitize. f. uyuşturmak. i. hak edilen şey, layık olunan şey. He got his deserts. Hak ettiğini buldu. i. çöl, sahra. s. 1. çorak, çöllük. 2. bo ş, ıssız.

desert deserter desertion deserve deservedly deserving deserving of praise design designate designation designer desirable desire desirous desist desk desktop desktop computer desktop publishing desolate desolate desolation despair despairingly desperate desperately desperation despicable despicably despise despite despondent despot despotic despotical despotism dessert dessert spoon destination destined destiny destitute destitution destroy destroyer destruction destructive

f. 1. terketmek, b ırakmak. 2. ask. askerlikten kaçmak. 3. kaçmak, firar etmek. i. asker kaça ğı. i. 1. terketme, terk. 2. askerlikten kaçma, firar. f. hak etmek, layık olmak. z. haklı olarak; hak ettiği gibi. s. of -i hak eden, -e layık. övülmeye layık. i. 1. tasar ım, dizayn, tasar çizim. 2. tasarlama. 3. plan, proje. 4. desen. 5. amaç, maksat, hedef. etmek, belirtmek. 2. adlandırmak, isimlendirmek. 3. f. 1. göstermek, işaret 6. entrika, komplo. f. 1. tasar ımını yapmak: Selda (to/for) -e atamak,atanma, tayin edilme. 2. ad, isim, unvan, s ıfat. -e tahsis i. 1. atama, tayin; -e tayin etmek. 4. for için ay ırmak, -e ayırmak, i. 1. tasar ımcı. 2. desinatör. 3. modelist, stilist. s. arzu edilen, istek uyand ıran, çekici, cazip. i. 1. arzu, istek. 2. rica, dilek. 3. şehvet. f. 1. arzu etmek, arzulamak, istemek. 2. rica etmek. s. istekli, arzu eden. f. from -den vazgeçmek, -i b ırakmak. i. 1. yazı masası. 2. sıra. 3. kürsü. 4. daire, şube, masa. From her desk the teacher could see the desks of all her students. Ö ğretmen i. masaüstü. masaüstü bilgisayar. masaüstü yayımcılık. s. 1. terkedilmiş, metruk; ıssız, tenha, boş. 2. harap, perişan. 3. kimsesiz, yalnız. f. harap etmek, perişan etmek. i. 1. haraplık, perişanlık. 2. kimsesizlik, yalnızlık. 3. keder. i. umutsuzluk, ümitsizlik. f. of -den umutsuz olmak, -den ümitsiz olmak. z. umutsuzca, ümitsizce. s. 1. umutsuz, ümitsiz. 2. her şeyi göze alabilen; gözü dönmüş. z. umutsuzca, ümitsizce. i. umutsuzluk, ümitsizlik. s. alçak, a şağılık, rezil. z. alçakça. f. küçümsemek, hor görmek, adam yerine koymamak. i. nefret, kin, garaz. edat -e kar şın, -e rağmen: He was generous despite his poverty. ümitsiz, ğuna karşın eli açıktı. s. umutsuz, Yoksullumeyus. i. despot, tiran. s. despotik, despotça. s., bak. despotic. i. despotluk, despotizm. i. (yemeğin sonunda yenen) tatlı, yemiş, soğukluk. tatlı kaşığı. i. 1. gidilecek yer. 2. var ış yeri. 3. hedef. s. i. talih, k ısmet, kader, alınyazısı, yazgı. s. 1. yoksul, muhtaç, fakir. 2. of -den yoksun. i. yoksulluk, fakirlik. f. yıkmak, harap etmek, yok etmek, ortadan kaldırmak; öldürmek. i. 1. yok edici şey/kimse. 2. destroyer, muhrip. i. 1. yıkma, yok etme; yıkılma, yok olma. 2. yıkım. s. yıkıcı, zararlı.

desultory detach detachable detached detachment detail detailed detain detect detection detective detective story detector detention deter detergent deteriorate deterioration determinant determination determinative determine determined deterrence deterrent detest detestable dethrone detonate detour detract detriment detrimental deuce devaluation devalue devastate devastation develop developing developing country development developments deviate deviation device devil

s. 1. gelişigüzel, rasgele. 2. rabıtasız, bağlantısız. 3. amaçsız, gayesiz. f. ayırmak, çıkarmak, sökmek. s. ayrılabilir, çıkarılabilir, yerinden sökülebilir. s. 1. tarafs ız, yansız, objektif. 2. müstakil (ev). i. 1. ayırma, çıkarma, sökme. 2. ask. müfreze, müfrez birlik. 3. tarafsızlık, yansayrıntı, detay. 2. ayrıntılar, detaylar, tafsilat, teferruat. 3. ask. özel bir i. 1. ızlık, objektiflik. iş içinıntılı, detaylı. müfreze. s. ayr seçilmiş grup, f. 1. alıkoymak. 2. geciktirmek. 3. gözaltına almak. f. 1. sezmek, farketmek. 2. bulmak, ke şfetmek. i. bulma, ke şif. i. dedektif, hafiye. polisiye roman. i. dedektör, detektör, bulucu: mine detector may ın dedektörü/detektörü. i. 1. alıkoyma. 2. gecikme. 3. gözaltına alma. f. (--red, --ring) from -den vazgeçirmek, -den cayd ırmak. i. deterjan. f. kötüle şmek, kötüye gitmek, fenalaşmak, bozulmak. i. kötüleşme, kötüye gitme, fenalaşma, bozulma. s. belirleyici, tayin eden. i. belirleyici etken. i. 1. azim, kararlılık. 2. belirleme, tayin; tespit, saptama. s. belirleyici, tayin eden. i. belirleyici şey. f. 1. belirlemek, tayin etmek; tespit etmek, saptamak: We have not yet determined the ı. s. azimli, kararl price of that book. O kitab ın fiyatını henüz saptamadık. i. 1. cayd ırma. 2. caydırıcılık. s. caydırıcı. i. caydırıcı şey. f. nefret etmek, iğrenmek, tiksinmek. s. nefret uyand ıran, iğrenç, tiksindirici. f. tahttan indirmek. f. patlamak, infilak etmek; patlatmak, infilak ettirmek. i. varyant (yol). f. varyanttan gitmek. f. from -i azaltmak, -e gölge dü şürmek. i. zarar, ziyan. s. zarar veren, zararlı, muzır. i. 1. isk. ikili. 2. (zarda) dü. 3. tenis beraberlik, berabere kalma. i., ekon. devalüasyon, de ğer düşürümü. f., ekon. devalüe etmek, de ğerini düşürmek. f. 1. harap etmek, mahvetmek, viraneye çevirmek. 2. peri şan etmek. i. 1. harap etme, mahvetme; harap olma, mahvolma. 2. peri şan olma. 3. yıkım, zarar. f. 1. geliştirmek; gelişmek: He is working hard to develop his Italian.

İtalyancasını geliştirmek için çok çalışıyor. develop an idea bir fikri s. gelişmekte olan. gelişmekte olan ülke.
i. 1. geliştirme; gelişme, gelişim. 2. genişletme; genişleme. 3. (âdet) edinme. i. olaylar.4. (f ırtına, basınç alanı v.b.) oluşma, oluşum. 5. kalkınma, f. sapmak, ayr ılmak. i. sapma, ayr ılma. i. 1. alet; ayg ıt. 2. plan, yol, yöntem. 3. hile, oyun. 4. arma, ongun. i. şeytan, iblis.

devil´s advocate devilish devil-may-care devilment devious devise devoid devolve devote devoted devotee devotion devotional devotions devour devout dew dewdrop dewy dexterity dexterous dextrous diabetes diabetic diabolic diabolical diagnose diagnosis diagonal diagram dial dial direct to dial tone dialect dialectics dialing tone dialog dialogue dialysis diameter diametrically diametrically opposite diamond diamond cutter diamond jubilee diaper diaphragm

tartışma olsun diye zayıf tarafı savunan kimse. s. şeytanca, şeytan gibi. s. kimseye ald ırmayan, pervasız. i. muzırlık, yaramazlık. s. 1. dola şık, dolambaçlı. 2. sinsi, hilekâr. 3. hileli. f. tasarlamak, planlamak, düzenlemek, tertiplemek. s. of -den yoksun, -den mahrum. f. on -e geçmek, -e kalmak, -e devrolmak. f. to -e adamak, -e vakfetmek; -e ay ırmak, -e hasretmek: He has devoted himself -e sad ık, -e poor. Kendini yoksullar ın seven. s. (to) 1.to serving theiçten bağlı. 2. -e düşkün; -i hizmetine adadı. He i. 1. düşkün, meraklı, tutkun. 2. dinine çok bağlı olan kimse, zahit. i. 1. sadakat, içten ba ğlılık. 2. adama, vakfetme; hasretme. s. ibadete özgü, ibadetle ilgili. i. k ısa bir ibadet. i. ibadet. f. 1. (yeme ği) silip süpürmek, bir çırpıda yiyip bitirmek; (avı) parçalayıp yutmak. 2. bir solukta okumak. 3. (bir samimi, içten, yürekten. s. 1. dindar, dini bütün, mütedeyyin. 2.duygu) (birini) yiyip bitirmek. 4. i. çiy, şebnem. i. çiy damlas ı. s. üzerine çiy dü şmüş, çiyle kaplı. i. el çabuklu ğu, beceri, ustalık. s. eli çabuk, eli uz, usta. s., bak. dexterous. i., tıb. şeker hastalığı, diyabet. s., tıb. diyabetik. i., tıb. şeker hastası. s. şeytani, şeytanca. s., bak. diabolic. f. teşhis etmek, tanılamak. i. teşhis, tanı. s. köşegenel. i. köşegen, diyagonal. i. 1. diyagram, grafik. 2. plan, şema. f. diyagram ile göstermek; diyagram ını çizmek. mine, kadran. f. (--ed/--led, --ing/--ling) (telefon i. 1. kadran. 2. (saatte) numarasaramak. -i direkt ını) çevirmek. (telefonda) çevir sesi. i. diyalekt, lehçe, a ğız. i. eytişim, diyalektik. İng. (telefonda) çevir sesi. i. diyalog. i., İng., bak. dialog. çoğ. di.al.y.ses (dayäl´ısiz) i., tıb. diyaliz. i. çap, kutur. z. 1. çap boyunca. 2. tamamen. taban tabana zıt. i. 1. elmas. 2. baklava biçimi. 3. isk. karo. 4. beysbol iç alan; oyun alan ı. elmastıraş. altm ışıncı veya yetmiş beşinci yıldönümü. i. çocuk bezi. f. çocuk bezini sarmak/de ğiştirmek. i. 1. anat. diyafram kas ı, diyafram. 2. zar, böleç. 3. diyafram.

diarrhea diary dice dicebox dicker dictate dictation dictator dictatorial dictatorship diction dictionary dictum did Did she hurt herself? Did you ever? Did your ears burn? didactic didn`t die die die away die down die of boredom die off die out diehard diet dietician dietitian differ difference difference of opinion different differential differentiate differently difficult difficulty diffidence diffident diffraction diffuse diffuse diffusion dig dig down

i. ishal, sürgün. i. 1. günce, günlük. 2. hat ıra defteri. i., çoğ. oyun zarları. f. 1. küp şeklinde doğramak. 2. zar atmak. i. zar atma kab ı. f. (with) (ile) pazarlık etmek. f. 1. dikte etmek, yazd ırmak. 2. emretmek. 3. zorla kabul ettirmek. 4. gerektirmek. emir. i. 1. dikte. 2. 5. belirlemek. i. diktatör. s. diktatörce, amirane. i. diktatörlük. i. 1. diksiyon, söyleyim. 2. sözcük seçimi, sözcükleri kullanma şekli. i. sözlük, lügat. çoğ. dic.ta (dîk´tı)/--s (dîk´tımz) i. 1. otoriter hüküm/söz. 2. özdeyiş, atasözü. 3. huk. mütalaa. f., bak. do. Bir yerini mi incitti? k. dili Allah Allah! Kulaklarınız çınladı mı? s. didaktik. k ıs. did not. f. (--d, dy.ing) 1. ölmek, vefat etmek. 2. (makine) birdenbire durmak, stop etmek. 3. matris. 2. (çoğ. dice) atmak, çok i. 1. kalıp, (ate ş) sönmek. 4. canoyun zarı. istemek: Altan is dying to (gürültü) yava ş yavaş kesilmek, (ses) azalmak. (rüzgâr/f ırtına/yağmur) hafiflemek; (ateş/yangın) sönmeye yüz tutmak; (alev) azalmak. sıkıntıdan patlamak. birer birer ölmek. yok olmak, ortadan kalkmak. i. inatla tutuculu ğunu sürdüren kimse. i. 1. diyet, rejim, perhiz. 2. beslenme biçimi. 3. yiyecek. f. perhiz yapmak, rejim yapmak. i., bak. dietitian. i. diyet uzman ı, diyetisyen. f. 1. from -den ba şka olmak, -e benzememek, -den farklı olmak, -den ayrılmak. 2. with ile aynı fikirde i. 1. ayrılık, fark. 2. anlaşmazlık.olmamak. fikir ayrılığı. s. 1. (from) farklı, başka, ayrı. 2. çeşitli, değişik. i. diferansiyel. f. 1. ayırmak, ayırt etmek. 2. farklılaşmak, farklı olmak. z. başka şekilde, başka türlü. s. 1. güç, zor. 2. geçimsiz. i. 1. güçlük, zorluk. 2. s ıkıntı, problem. make difficulties zorluk çıkarmak. i. çekinme, utangaçlık, çekingenlik. s. çekingen, utangaç, s ıkılgan. i., fiz. k ırınım, difraksiyon. s. 1. fiz. da ğınık, yayınık, difüzyona uğramış. 2. zaman zaman konu dışına çıkarak meseleyi uzun uzadıya anlatan. f. yaymak, da ğıtmak; yayılmak, dağılmak. i., fiz. yayınma, yayınım, difüzyon. f. (dug, --ging) 1. kazmak, bellemek. 2. kaz ı yapmak. 3. dürtmek. 4. argo beğenmek,cebine atmak, sökülmek, kendi paras1. (arkeolojik) kazı. 2. k. dili elini hoşlanmak. 5. argo -den anlamak. i. ını ödemek.

dig in dig one´s heels in dig out dig up digest digest digestion digestive digestive troubles digit digital digital computer digital computer dignified dignify dignitary dignity digress digression dike dilapidate dilapidated dilapidation dilate dilatory dilemma dilettante diligence diligent diligently dill dillydally dilute diluted dim dime dimension diminish diminishing returns diminutive dimmer dimple dimwit din dine dine out diner

1. ask. siper kazmak, avc ı çukuru kazmak. 2. (bir şeyi) kürekle toprağa kardili inat edip k. dili yemek yemeye başlamak, yumulmak: Dig in! Haydi k. ıştırmak. 3. hiç yapmamaya karar vermek. 1. arayıp çıkarmak. 2. (gömülmüş birini/bir şeyi) kürekleyerek çıkarmak. kazıp çıkarmak. i. 1. özet. 2. derleme. f. 1. sindirmek, hazmetmek; sindirilmek. 2. özümlemek, özümsemek: I´ve read the poem, but I haven´t yet digested it. Şiiri okudum fakat henüz i. sindirim, hazım. s. 1. sindirime ait, sindirim. 2. sindirimi kolayla ştıran. i. sindirimi kolaylaştıran ilaç.ğu, hazımsızlık. sindirim bozuklu i. 1. parmak. 2. s ıfırdan dokuza kadar tamsayıların her biri, rakam. s. dijital, sayısal. dijital bilgisayar. dijital bilgisayar. s. ağırbaşlı. f. 1. onurland ırmak, şeref vermek. 2. büyütmek, yüceltmek. i. rütbe/mevki sahibi, kodaman. i. 1. itibar, sayg ınlık. 2. vakar, asalet. f. konu d ışına çıkmak, konudan ayrılmak. i. 1. konudan ayr ılma. 2. konu dışı söz, arasöz. i. 1. hendek, suyolu, ark, kanal. 2. set, bent. 3. argo lezbiyen, sevici. f. harap etmek, tahrip etmek; harap olmak. s. harap, köhne, yıkık dökük, yıkkın, viran. i. harap olma. f. genişletmek, büyütmek; genişlemek, büyümek. s. 1. işi ağırdan alan, geciktiren. 2. ağır, yavaş. i. 1. man. ikilem, dilemma. 2. güç durum, ç ıkmaz, açmaz. i. hevesli, heveskâr, amatör. i. özenle ve sebat ederek çal ışma. s. özenle ve sebat ederek çal ışan (kimse); özenle ve sebat edilerek yapılan (iş). sebat ederek. z. özenle ve i., bot. dereotu, yabant ırak, Anethum graveolens. f., k. dili oyalanmak; karars ızlık yüzünden vakit kaybetmek; ıvır zıvırla vakit kaybetmek. katmak; hafifletmek. f. suland ırmak, su s. suland ırılmış, su katılmış. s. (--mer, --mest) 1. lo ş, donuk, sönük. 2. belirsiz. 3. bulanık. f. (--med, -ming) 1. ( ışığı) azaltmak; (ışık) azalmak. 2. söndürmek, azaltmak; i. on sent. i. 1. boyut. 2. ço ğ. ebat, boyutlar. f. azaltmak, eksiltmek, küçültmek; azalmak, eksilmek. ekon. azalan verim. s. küçücük, ufac ık, minicik. i., dilb. 1. küçültme. 2. küçültme eki. i., elek. dimmer, azalt ıcı. i. gamze. i., k. dili aptal, budala, al ık. i. gürültü, patırtı. f. 1. günün esas yeme ğini yemek. 2. akşam yemeği yemek. 3. ziyafet vermek. 4. yemeyemek. dining car vagonvermek. dining hall yemek dışarıda yemek ğe davet etmek, yemek restoran. salonu. dining room yemek vagon restoran. 3. vagon restorana benzer i. 1. yemek yiyen kimse. 2. odas ı. lokanta.

dingy dinner dinner jacket dinner party dinner service/set dinner table dinnertime dinnerware dinosaur dint dip dip into a book diphtheria diphthong diploma diplomacy diplomat diplomatic diplomatic corps diplomatic immunity diplomatic relations diplomatic service diplomatically dipper dipstick dire direct direct direct call direct current direct current direct dialing direct object direct object direct tax direction directions directive directly director directory dirge dirt dirt cheap dirt cheap dirt poor dirt road

s. 1. rengi atm ış, kirli. 2. karanlık, sönük. i. 1. günün esas yeme ği. 2. akşam yemeği. 3. ziyafet. smokin. yemekli davet. sofra tak ımı, yemek takımı. sofra. i. yemek vakti. i. yemek tak ımı. i. dinozor. i. f. (--ped, --ping) 1. bat ırmak, daldırmak, banmak; batmak, dalmak. 2. aşağıya doğru meyletmek. i. 1. dalma, batma. 2. ani iniş, çukur. bir kitab ı gözden geçirmek. i., tıb. difteri, kuşpalazı. i. ikili ünlü, diftong. i. diploma. i. 1. diplomasi. 2. ba şkalarıyla ilişkide ustalık. i. 1. diplomat. 2. ilişkilerinde ustalık gösteren kimse, diplomat. s. 1. diplomatik. 2. ba şkalarıyla ilişkide usta. kordiplomatik. diplomatik dokunulmazlık. diplomatik ilişkiler. dışişleri memurluğu, hariciyecilik. z. diplomatça, diplomatik bir şekilde. i. kepçe. i., oto. ya ğ çubuğu. s. 1. korkunç, deh şetli, müthiş. 2. acil. s. 1. direkt, do ğrudan, dolaysız. 2. açık, kesin. 3. toksözlü. z. doğrudan doğruya, doğruca, direkt. f. 1. yönetmek, idare etmek. 2. yöneltmek, çevirmek, do ğrultmak: The astronomer directed his telescope toward the Milky Way. Astronom otomatik/direkt konu şma. elek. do ğru akım. doğru akım. direkt arama. dilb. nesne, dolays ız tümleç, düz tümleç. dilb. nesne. dolaysız vergi. i. 1. yön, istikamet, taraf. 2. yönetim, idare. i. 1. talimat. 2. kullanma talimat ı. i. direktif, yönerge, talimat. z. 1. doğrudan, doğrudan doğruya. 2. hemen. i. 1. yönetici, müdür, direktör. 2. yönetmen, rejisör. i. 1. rehber. 2. bilg. rehber, dizin. i. ağıt, mersiye. i. kir, pislik; çamur; toz. k. dili çok ucuz, sudan ucuz. k. dili sudan ucuz, bedava. k. dili çok yoksul, çok fakir. toprak yol.

sakatlamak. 3. (para) da ğıtmak. ıskartaya çıkarmak. into the river. anlayışlı. f. i. 1. 2. barodan ihraç etmek. elektrik akımını boşaltma. f. 1. the accident. of -i do ğru bulmamak. yok olmak: Too many forests have disappeared. k. f. boşaltma. Raporlar kazan ın 2. yok olma. -i kınamak. 2. hile. f. kaybolmak. çömez. with -e s. naho ş. ortadan kaybolmak: My pen has f.boşalma. 1. aksi. mahzurlu. ateş borç ödemek. dökülme. akma. uymamak. çekişme. -i onaylamamak. tediye etmek. f. de şarj olma. 1. ümidi kırılmış. uyuşmazlık. i. f. i. tatsız işler. mürit. insanı pisleten iş. 3. feci halde. pisletmek. silahs ızlanma. düzensizlik. boşaltmak. dağılmak. dili 1. f. f. --ring) huk. f. onaylamama.pipe is discharging sewage2. hayal k ırıklığı. i. s. 1. anlamak. görülebilir. f. karışıklık. yetersizlik. i. çirkin. s. s. f. sakatlık. ters. i. zeki. huysuz. sak ınca. (para) harcamak. (birini) (yanlış düşüncesinden) vazgeçirmek. 2. dışarı verme. sert. afet. 1. elek. felaket getiren. zarar. doğru bulmama. Pek çok orman yok oldu. s. inanmayış. hoşa gitmeyen. anla şmazlık. uyuşmamak. görmek. i. mahzur. dezavantaj. 3. 3. tan ımamak. tatsız. gözden kaybolmak. 2. ayırt etme. i. elverişsiz. ödenen para. 3. güvenini kazanmak. i. f. sahtekârlık. afet bölgesi. 2. dağıtmak. gözden kaybolma. hayal k ırıklığına uğramış. f. ödeme. bak. sak ıncalı. akıtmak. O boru i. maluliyet. 1. i. atmak. 2.dirty dirty look dirty work disability disable disabled disabuse disadvantage disadvantageous disagree disagreeable disagreement disappear disappearance disappoint disappointed disappointment disapproval disapprove disarm disarmament disarrange disarray disaster disaster area disastrous disastrously disavow disavowal disband disbar disbelief disbelieve disburse disbursement disc disc harrow disc jockey discard discern discernible discerning discernment discharge discharge discharge/pay a debt disciple s. karıştırmak. (tarım makinelerinde) disk. diskli tırmık makinesi. feci. farkedilebilir. 2. Ona kötü kötü baktı. That boşalma.ortadan kaybolma. f. düzenini bozmak. f. 2. reddetmek. dağıtmak. anlayış. 1. 1. diskcokey. silahsızlanmak. pis iş. havari.nedeni konusunda çelişiyor. 1. akmak. 2. silahs ızlandırmak. z. dökülmek: discharge cargo yükü boşaltmak. 1. iğrenç. dezavantajlı. s. 1. 2. 1. i. (in) -e inanmamak. hayal k ırıklığına uğratmak. zararsız duruma getirmek. ret. 2. kirli. seziş. inanmama. i. f. kirletmek. 2. i. pis. farkına varmak. 4. felaket. 1. sezmek. çelişmek: The reports disagree on the cause of 1. i. i. dili kötü bir bak ış: He gave her a dirty look. . k. bela. çıkarma. (--red. ayırt etmek. kınama. akıtma. sakat. s. 2. yıkım. boşalmak. disk. diskaro.

1. vazgeçirmek. 2. 2. ifşa. ciddi ve ayr ıntılı bir şekilde konuşmak/yazmak. s. anlaşmazlık. soldurmak. uyuşmazlık. 1. fark gözetmek. ayrı tutmak. kaba. s. f. indirim.. rahats ızlık. zevk. gözünü korkutmak.etmek. sıkıntı. disiplin f. dili disko. yalanlama. 1. çok kesmek. açığa çıkarmak.sıkı. f. 1.. tekzip etmek. zevk sahibi. sağduyu. bulmak. ifşa etmek: disclose a secret bir sırrı ifşa etmek. --es (dîs´kısız)/dis. disk. itimatsızlık. spor diskçi.1. 1. f. 1. avutulamaz. ayırt eden. kesmek. 3. f. 5. i. f. sayg ısızca. disiplinle ilgili. ortaya Our investigations have disclosed the i. söylev. ayrı. i. ayırmak. kabul etmemek. ortaya çıkarmak. f. kabaca. s ıkıdüzen: military discipline askeri disiplin. a ğzı şüpheye düşürmek. küçük görmek. talim. 2. vazgeçmek. beğeni. çoğ. s. f. devam etmemek. s. hevesini kırmak. 1. ayırım -e karşı ayırım yapmak. f. 1. sert amir. i. 3. boyun inkâr 4. ile ba ğlantısını kesmek. disko müziği. disiplin.e ğme. ciddi ve ayr ıntılı bir konuşma/yazı. keşfetmek. huzursuzluk. (telefon. ayırt etmek. s. cezalandırma. 1. disiplin yanl ısı. i. titiz. 2. müz. i. z. 1. ayırım yapma. durdurmak. hoşnutsuz. ihtiyari. İng. s. yads ımak. cesaretsizlik. 1. ayırt etme. denli. -i ele almak. tartışmak. f. ayrım. 1. fark. f. buluş. bulgu. nezaketsiz. mak. 2. farklılık.. s. sayg ısız. saygısızlık. muh. rengini bozmak. görüşme. aç ığa çıkarma. i. s.´ni)kederli. (from) -den f. ağız sıkılığı.ci (dîs´ay) i. s. tenzilat. 3. i. çelişme. hoşnutsuzluk. 2. reddetmek. 2. akortsuz. hesaptan düşmek.disciplinarian disciplinary discipline disclaim disclaimer disclose disclosure disco disco music discolor discolour discomfort disconcert disconnect disconsolate discontent discontented discontinue discord discordant discothèque discount discount discourage discouragement discourse discourse discourteous discourteously discourtesy discover discovery discredit discreet discrepancy discrete discretion discretionary discriminate discriminate against discriminating discrimination discus discus thrower discuss discussion disdain i. cereyan. yar ıda bırakmak.b. zor beğenen. ağzından çıkana dikkat eden. f. tepeden bakmak. 2. 3. tedbirli. kabalık. itibars ızlık. nutuk. itaat.ırmak. sıkıntı vermek. meydana çıkarmak. ortaya çıkarmak: çıkarılan şey. 1. ahenksiz. şüphe. . k. düzence. 2. f. nezaketsizlik. akortsuzluk. isteğe bağlı. 2. bak. ıskonto. güzeli çirkinden ayırabilme yetisi. güvensizlik. 2. İyi kitapları kötülerinden ayırt edemez. 2. 1. i. -den söz etmek. farklı.. hevesin k ırılması. 2. ayırmak: He can´t discriminate good books from bad. 1. 2. 2. indirim yapmak. i. i. i. from -den i. ıskonto etmek. keşif.. meydana çıkarma. yalanlamak. ayrılık. i. i. disiplin. uyumsuz. tepeden bakma. diskotek. f. 1. ayırım. hor görme. 3. lekelemek. i. gaz v. altüst etmek. aç ığa vurmak. tartışma. disk atma. (bono/senet) k 1. itibardan düşürmek. 2. 3. takdir yetkisi. küçük görme. tekzip. rahatsız etmek. şaşırtmak. ayıran. spor 1. tutarsızlık. cesaretini k ırmak. 2. discolor. i. 1. gözden düşürmek. hor görmek. i. bilim dalı.1. uyuşmazlık. fark. güvenini sarsmak. 2. i. görü şmek. from elek.. f. s. f. düzenini bozmak. fark gözetme. müz. 2. 3. 2. 3.

i.. illet. gözden dü şme. disdainful disease diseased disembark disenchant disenchantment disengage disengaged disentangle disfavor disfavour disfigure disgrace disgraceful disgruntled disguise disgust disgusting dish dish drainer/rack dish rack disharmony dishcloth dishearten dishevel disheveled dishful dishonest dishonesty dishonor dishonorable dishonour dishpan dishwasher dishwater disillusion disillusionment disincline disinfect disinfectant disinherit disinheritance disintegrate disintegration disinterested disk bir şey yapmaya tenezzül etmemek. tabak. f. karmakarışık. f. iğrendirmek. karmakarışık etmek. alçaklık. gözünü açmak. sayrılık. bölünmek. rezil. yalanc ı. s. gözünü açmak. gözden düşürmek. şürmek. dezenfekte etmek. 1. bir konuyla hiçbir ilgisi olmayan. f. çirkinleştirmek. s.. caydırmak. itibardan düutanç verici. bulaşık tası.. i. bozunma. tarafs ız. f. hasta. umudunu kırmak. mirastan yoksun b ırakmak. hayal k ırıklığına uğratmak. s. vermek. yüz k ızartıcı. 1. yansız. 1. saklamak: 2. s. 2. disk. i. 2. 2. gözünü açma. cesaretini k ırmak. f. i. gözden dü şme. tiksindirmek. 1. rezalet. çanak.rezil etmek. sahtekâr. i. from -den kurtarmak. utanç kaynağı. s. ba ğlantısını kesmek. bilg. güvenilmez. dürüst olmayan. up tabağa koymak.. iğrenme. itibardan düşme. 2. biçimsizle ştirmek. s. mirastan yoksunluk. b ıktırmak. 2. i. bıkkınlık. bölmek. parçalama. kurs. f. s.t. f. parçalanmak. i. 1. parçalanma.. 2. i. tabak dolusu. i. çözmek. canı sıkkın. i. (bir şeyden/birinden) soğutmak. out da ğıtmak. 1. gözü açılma. 1. ba ğlantısız. giyim v. mikroplardan ar ındırmak.´ni) darmada ğınık etmek. fiz. f.. açmak. f. s. uyumsuzluk. parçalamak. f. aç ılmak. hastalıklı. bulaşık suyu. 2. yüzkaras ı. dezenfektan. 1. hayal k ırıklığı. i. bula şıkçı. 1. f. i. teker. i. hevesini kırmak. i. a ğırşak. hoşnutsuz. 1. f. bak. gizlemek. spor.tan ınmamak için dilenci kılığına girdi. sahtekârlık. bezginlik. bulaşık makinesi. olarak k ılık değiştirmek: The king disguised himself as a beggar. Kral tiksinti. s. s. i. bulaşık bezi. 2. (askerleri) savaş alanından çekmek. 1. iğrenç. as . serbest bırakmak. İng. serbest. hastalık.. anat.b. i. f. dürüst olmayan. --ing/--ling) (saç. s. (seyyar) bulaşıklık. yemek.. f.. bozunum. fiz. 2. f. i. tiksindirici. 1. İng. ilgisini kesmek. sayr ı. f.disdain to do s.. salıvermek. yalancılık. şerefini lekelemek. bezdirmek. karaya ç ıkarmak/çıkmak. i. 2. bulaşık damlalığı. müz. 2. yüzkarası. i. 2. bozunmak. 1. alçak. i. . 2. biçimini bozmak. damlalık. f. bak. ahenksizlik. 1. i. disfavor. dishonor. çözülmek. 3. 1. f. 2. darmada ğınık. bir konuda hiçbir ç ıkarı olmayan (kimse). (--ed/--led. mikropsuzlandırmak.

mafsaldan çıkarmak. from headquarters. disket.. mak. (bir dinin etkili oldu ğu) dönem. bilg. 2. Karargâhtan bir mesaj ald ık. (--led. huk. zorunlu olmayan. i. itaatsizlik etmek. verme. disorganization. i. uzuvlarını kesmek. düzenini bozmak. 1. başkalarının huzurunu kaçıran davranış. kar ışıklık. rapor: We have received a dispatch defetmek. parçalara ayırmak. --ling) da ğıtmak. 2.. soğukkanlı. f. yerinden etmek. 2. küçük dü şürmek. 1. 2. sevketme. 1. 3. i. 2. -i dinlememek. eşyasını boşaltmak. 1. i. altüst etmek. asi. sakin. f. 4. 2. İng. uzuvlar ı bedenden ayırmak. yansız. dağıtmak. apayrı. evlatlıktan reddetmek. tıb. 2. yerinden ç ıkarmak. 1. s.b. (hayvan. işten çıkarmak. kasvetli. i. gitmesine izin verme. bak. bilg. kargaşa. sökmek. f. s. 2. 5. 3. düzensiz. hastalık. s. gidermek. 2. 2. f. of/for -i sevmeme. -i sevmemek. kötülemek. 1. i. perişan etmek. kavga çıkararak) başkalarının huzurunu kaçıran. 1.disk brake disk crash disk drive disk jockey diskette dislike dislocate dislocation dislodge disloyal disloyalty dismal dismantle dismay dismember dismiss dismiss from one´s mind dismissal dismount disobedience disobedient disobediently disobey disorder disorderly disorderly conduct disorderly house disorganisation disorganise disorganization disorganize disorient disown disparage disparagement disparate disparity dispassionate dispassionately dispatch dispel dispensable dispensary dispensation dispense dispense with dispense with the need for disk freni. bozukluk. i. (birinin) yolunu şaşırtmak. bozmak. (kuraldışı bir şeyin yapılması için verilen) özel izin. i.has dismissed two members of her cabinet. parçalamak. ciddiye almayı reddetme. dehşete düşürmek. f. . i. huk. dehşet. karmakar ışık etmek. 1.. düzensizlik. çıkık. -den hoşlanmama. bisiklet aklından çıkarma. genelev. 1.. kovmak. f. f. İng. tıb. vefas ız.. s.´nden) inmek/indirmek. hıyanet. altüst f. -den ho şlanmamak. f. -i gereksiz k ılmak. -i ekarte etmek. yadsımak. itaatsiz. f. bak. s. farklı. intizams ız. 2. 1. s. kar ışıklık. v. -e uymamak. işten çıkarma. düzensizlik. sadakatsiz. f. 1. vermek. 1. 1. itaatsizlik. Ba şbakan akl Prime Minister düşünmemek. f. z. sökmek. (telgraf/faks) çekme. ç ıkarmak. f. küçük dü şürme. diskcokey. (bağırıp çağırarak. 2. işten çıkarılma. hain. gönderme. dispanser. ne şesiz. 1. vazgeçilebilir. 3. i. tanımamak. 2. itaatsizce. (ilaç) hazırlamak. zihnini karıştırmak. f. 3. disorganize. kederli. fark. i. i. 2. 2.. i. disk kazas ı. 3. bilg. 1. z. ihanet. f. serinkanlı. vefas ızlık. -den vazgeçmek. dağıtma. 1. i. f. sadakatsizlik. karıştırmak. tarafs ız. ba şkaldırma. i. tarafs ızlıkla. eşitsizlik. disk sürücü. 1. 2. görevden uzaklaştırmak: Theından çıkarmak. (davayı) reddetme. -e itaat etmemek. yerinden atmak. s. mesaj. kötüleme. sönük. görevden almak.

dağılmak. i. i. i. 3. 2. yerle ştirme. -den ayr ı görüşte olmak. 1. tartışma. i. farklı. 1. i. f. f. i. 2. tartışmak. birliği bozan. 1. kesilme. 2. 1. 1. soyunmak. (toplantının) kesilmesine yol açmak. hoşnutsuzluk. tatmin edememek. dağılma. s. ho şnut etmemek. 1. f. 1. f. gerçeği gizlemek. kullanım. çöp öğütücü. dağıtıcı. işleri aksatan. (belirli bir düzene göre) yerle ştirmek. endişe vermek. 4. resmi giysisini çıkarmak. i. farklılık. hazırlamak.t. saçmak. elden çıkarma. bilg. satmak. endişe. i. spor diskalifiye etmek. morali bozuk. f. from 1. yok etmek. ihtilaf. kabalık. 2. dağıtmak. i. zarar. 4. ziyan. 1. tabiat. (gerçeği) gizlemek. i. ayrı görüşte olan kimse. yetkisini elinden almak. doğruluğundan şüphe etmek. görüntüleme. tahliye etmek. aksatan. (resmi giysisini) ç ıkarmak. 2. gösterme. f. i. önemsememek. 2. tez.´ni) (belirli bir biçimde) harcamak. kullan ıldıktan sonra atılabilen. hürmetsizlik. muhalif. 1. münakaşa etmek. muhalif. i. aksini kan ıtlamak. 2. satma. 1. i. kabul etmeyiş. (ışınları) ayırmak. saygısız. (gerçeği) gizlemek. çürütmek. . f. yerleştirme. dağıtma aracı/makinesi. i. hoşnutsuz. 1. görüntülemek. be dissatisfied with s. ayrılık. huk. 2. hiçe saymak. f. sinirlendirmek. huzursuzluk. s. imha etmek. f. ald ırmamak. ne şretmek. (ceza olarak) yarışdışıız etmek. hiçe sayma. diskalifiye olma. spor diskalifiye etme. dağıtan kimse. bir şeyden memnun olmamak. bilg. f. i. karışıklığa/kargaşaya yol açan. mal yoksun bırakmak. yaymak. s. karşıt görüşlü. bozulmas ına yol açmak. s. yerleştirme düzeni. aksama. ho şnutsuzluk. fiz. gerçeği gizlemek. boş verme. s. yerinden ç ıkarmak.ve mülküne el koymak. s. sergilemek. saygısızlık. satış. cesareti k ırık. 2. i. yok etme.dispenser dispersal disperse dispirited displace display displease displeased displeasure disposable disposal disposal unit dispose dispose of disposition dispossess disproportionate disprove dispute disqualification disqualify disquiet disregard disrepair disreputable disrepute disrespect disrespectful disrobe disrupt disruption disruptive dissatisfaction dissatisfy dissect dissemble disseminate dissension dissent dissenter dissertation disservice dissident dissimilar dissimilarity dissimulate dissimulation i. i. 1. anlaşmazlık. elden ç ıkarma. (zaman. to ile orantılı olmayan. bölücü. huzurunu kaçırmak. yerini almak.b. 2. 3. 1. 1. münakaşa. 2. sergileme. 2. i. s. altüst etmek. para v. to -den farklı. 2. gerçeği gizleme. önemsememe. dağıtma. 1. tatminsizlik. 3. inceden inceye incelemek. bak ımsızlık. orans ız. ayrı görüşte olan. dağıtma. 2. huk. memnuniyetsizlik. ayrımlı. 3. değişik. öfke. s. f. parçalara ayırmak. yerle ştirmek. (ceza olarak) yetkisini elinden alma. i. 2. evinden ç ıkarmak. f. yarad ılış. ayrı görüşte olan kimse. f. aksatmak. f. s. 2. yaymak. 1. 2. yerini değiştirmek. f. -i kabul etmemek. f. 1. i. 2. i. ald ırmazlık. -den ayrılmak. rahats bırakmak. f. travay. f. adı kötüye çıkmış. i. f. 2. 3. elden verme. memnun etmemek. 2. gösteri ş. boş vermek. mizaç. tasarruf. canını sıkmak. 1. 1. imha etme. 4. göstermek.

dağılmak. oyalayıcı dönmüş. savcı. çapkın. çözmek. 1. 1. israf. üzüntü. sefahat. soğuk.dissipate dissipated dissipation dissociate dissociate o. me (-den dolay endidikkati with -den dolayı deliyeşey. 1. 3. 1. i. 2. 2. 2. seçkin. 1. rahats ızlık. dam ıtık içki fabrikası. ahlaks ız. i. eritmek. i. 2. yok olmak. ı) dikkati dağılmış. 1. eğlence. ara. geride bırakmak. altüst etmek. dikkatini dağıtmak: Don´t distract me. s. ac ıklı. s. huzurunu kaçırmak. s. hoşlanmama. f.. dikkatini başka yöne i. s. dam ıtmak. uzak yer. 1. 2. da ğıtmak. ayırmak. kolaylıkla ayırt edilebilen. -den vazgeçirmek. şişirmek. farklı. dağıtım. 2. üstünlük. ayrı. dağıtmak. 4. f. uyumsuz. s. dağıtmak. 3. f. paye. i. farklı. açık. dam ıtık. (ruhen/aklen) dengesiz. endişelendirmek. erimek. 2. from -den cayd ırmak. 1. 4. imbikten çekmek. s. 1. dağılım. i. s. sivrilmi ş. 2. 3. i. resmiyet. 2. i. güvensizlik. üzmek. from dissolute dissolve dissonance dissonant dissuade distance distant distant relative distaste distasteful distemper distemper distend distil distill distillation distilled distillery distinct distinction distinctive distinguish distinguish o. f. i. badana. şeli. karışıklık. (with) (-den dolayı) çılgına dönmüş. f. endişe. çok endişeli. m ıntıka. dağıtma. beğenmeme. şaşkına dönmüş. 2. 2. belli. s. çarpıtmak. 3. itimat etmemek. saptırma. 1.s. uyumsuzluk. fark. 2. son vermek. kireç boya. i. dikkatini da ğıtma. 2. uzak akraba. ac ı. israf etmek. 1. 2. i. distill. 2. kireç boya sürmek. hoşa gitmeyen. gerçek anlam ından bozma. 1. yaymak. oto. tats ız. ayırmak. s. İng. mesafe. kargaşa. üzücü. dam ıtma. f. çok s. dikkatini Beni (by)şgul etme. f. güzide. başka. başkalarına güvenmeyen. dağılma. endişelendirmek. çekme. uzak. bulaşıcı bir köpek hastalığı. 4. distribütör. bölge. i. 1. f. s. f. i. 1. huzursuzluk. 3. biçimini saptırmak. badanalamak. 2. s. mesafe. 1. f. f. ba şka yöne çekmek. i. 2. 1. zor bir durum. kendine özgü. mahalle. şişmek. dağıtılmış. s. 2. dağıtıcı. distinguished distort distortion distract distracted distraction distraught distress distressing distribute distribution distributor district district attorney distrust distrustful disturb disturbance disturbed f. f. bak. ırak (yer/zaman). nahoş. zamanla kaybolmak. güvenmemek. israf edilmiş. ayırt etme. i. (yüzünü) çarp ıtma. bayi. itimatsız. imbikten çekilmek. 1. sefih. s. da ğıtan şey. çarpıtma. akortsuz.s. uzaklık. i. feshetmek. f. f. damıtılmış. . itimats ızlık. karıştırmak. tehlikeli bir durum. ahenksiz. (yüzünü) çarp ıtmak. gerçek anlamından i. f. uzak. mesafeli (kimse). -den ayrılmak. ayırt etmek. 2. 3. biçimini bozmak.. sivrilmek. 1. ahenksizlik. rahats ız etmek. sefih. 1. başka anlam vermek. güvensiz.

s. hav. suya dalmak. 1. kopukluk. bölüm. 2. 2. tamamlamak. bak. 3. baş döndürücü. büyük meclis. dikkatini ba şka yöne çekmek. f. tanrıça. boşamak. sersemletici. 2. bölünen. ilahi. mat. i. ayrılmak. ilah. i. işbölümü. deoxyribonucleic acid DNA. bölünmü ş. eğlendirmek. boşanma. i. 2. ayrılma. çeşit çeşit. teoloji. mat. ayırmak. 1. 1. i. among -e da ğıtmak. (--d/dove. başı dönen. boşanmış erkek. 9. kanal. --d) f. ayrılmak. bölme. i. tramplen. ilahilik. bir yemeğin hakkından gelmek. 8. kâr payı. farklı. 2. diving board atlama tahtas ı. f. yapmak. bölücü. çeşitlendirmek. 1. f. tanrısallık. eğlence. i. (bir kimseye. dikkati başka yöne çeken şey. s. bölme işareti. 2. 2. ayrı. becermek. i. s. ayrılma. 2. yanıltmaca. 2. i. oyalayıcı şey. etmek. bölünebilir. şaşkın. sersem. seksiyon. ba şa çıkmak. divergence. 2. sedir. çeşitlilik. şka yöne çeken. 1. i. ikiye bölmek. dörde bölmek. i. ilahiyat. of ırmak. 3. dal ış. 4. i. i. bölünmek. Hrist. i. i.. tanrı. boşanmak. kehanette bulunmak. sapt -den yoksun b ırakmak. şaşırtmaca.dalgıç. i. açığa vurmak. sezmek. bölünme. durumu kötü olmak. 2. bitirmek. i. departman. ilahe. farklılık. pike yapmak. s. 1.ilahiyat fakültesi. f. 5. 2. 1. başarmak. 2. f. çeşitli. -i ortadan kaldırmak. oyalamak. dikkatini dağıtmak. taksim. f. dört k ısma ayırmak. ark. pike. kullanılmazlık. tıb. mat. 4. 1. -i yok etmek. k ıs. s. davranmak. -e dağıtmak. Tanrıbilim. 6. yetmek. -i ortadan kald ırmak. saptırma. kullanılmama. boşama. varyant (yol). papaz. f. ülkeye v. İng. 1. hav. gözü kararmış. --ne) 1. ayrılık. tanrısal. sersemlik. i. divan. implantasyon yapmak. 7. i. (did. divan. 1. i. -i öldürmek. 1.. dili batakhane.´ne) zarar vermek. 2. farklı. f. mat. ayrılık. i. çevirmek. 1. ifşa etmek. dikkati ba 3.disunity disuse ditch ditto divan dive diver diverge divergence divergency divergent diverse diversify diversion diversionary diversity divert divest divide divide down the middle divide into quarters divide up among divided dividend dividers divine divinity divinity school divisible division division of labor division sign divisive divisor divorce divorcé divorcée divulge dizziness dizzy DNA do do a food justice do an implant do away with do badly do disservice to i. bölmek. s. s. hazırlamak. boşanmış kadın. 2. k ısım. 3.. i. hendek. 1. baş dönmesi.b. 4. pergel. bölme. 2. 3. dalmak. birbirinden uzaklaşmak. . 1. 3. taksim etmek. bölüm. 1. bölen. denden. denden işareti. 3. şiir divan. f. s. hissetmek. k. uzaklaşma.

2. dili 1. (kötü birtat vermek. do/work wonders for docile dock dock dockyard doctor doctor up doctor´s degree -i şereflendirmek. gemi havuzu. birine kalle şlik etmek. 3. k. doktora sahibi.t. f. adil bir şekilde davranmak.t. 2. f.o. havuz. birine haks ızlık etmek. k. 1. 2. suç/günah i şlemek. saçını yapmak. dirt do s. O tablo her zamanki painting doesn´t do justice didn´t do himself justice in the concert last night. birinden gizli yapmak. argo öldürmek. f. dili ba şkalarına pek aldırış etmeden kendi seçtiği bir yolda gitmek. uysal. justice do o. dili birine kötülük etmek. havuza girmek. adalet dağıtmak. s.t. tamir etmek. justice do s. behind one´s back do s. birini çok iyi a ğırlamak. i.o. birine iyi gelmek. elinden geleni yapmak. dili (birine) çok misin? If çok iyi gelmek. 1. 3. 2. birinin haberi olmadan bir şey yapmak. a favor do s. you don´t have the money to buy a parrot. (kuyru ğunu) kısaltmak. çok yardımı dokunmak. 1. ğiştirmek. doktor. a dirt do s.o.t. to (bir şeyi) gerektiği gibi yapmak: Thatperformans ı göstermek: Heto the valley´s beauty. süslenip püslenmek. hekim. kesmek. rıhtıma yanaşmak. (ücretten) kesmek. Piyanoyu duyarak yapmak. yumu şak başlı. elinden geleni yapmak. . 1.do honor to do in do justice do o. yeni baştan yapmak. sanık yeri. (daha kolay bir çözüm varken) bir şeyi zor bir şekilde yapmak. durumu iyi olmak. birine hakça davranmak. 2.t. temizlik çalıyor. elinden geleni yapmak. k. proud do s. tabip. 1. birine gurur vermek.o.o. elinden geleni yapmak. bulaşık/bulaşıkları yıkamak./s. bir günah ı bağışlatmak için papazın önerdiği kefareti yerine getirmek. tedavi etmek.t. birinin hakk ını vermek. doktor. -i yapmak: What have you done with my book? Kitab ımı ne yaptın? 2. İng. -i bozmak. unbeknown to s. up do one´s best do one´s best do one´s damnedest do one´s duty do one´s hair do one´s own thing do one´s shopping do one´s stuff do one´s utmost do over again do penance do s. (biriyle) baetmek.s. do s. 1. i.o. the hard way do s. with feeling do the cleaning do the washing-up do violence to do well do with do without do wrong do yeoman service Do you have any practical experience? do/go without do/go without s.s. çok yard ım etmek. k. huk. 1. 2. Hiç tecrübeniz var m ı? onsuz yapabilmek. good do s.o. 2. iskele. r ıhtım. i. k.o. birine bir iyilik etmek/yapmak. k. -e şeref kazandırmak. bir şeyi gizlice yapmak. saçlarını düzeltmek. an injustice do s. Dün geceki konserde her zamanki performans ını k. What are we going to do with you? Seninle nasıl baş -siz idare ş etmek: kötülük etmek/yapmak. in secret do s. havuza çekmek. tersane. halim selim.o. (with) (yeme ğe) (bir şey katarak) amaçla) de doktora. bir şeyi duyarak yapmak: He plays the piano with feeling. dili birine kahpelik etmek. dok. dili marifetini göstermek. görevini yerine getirmek. dili süslenmek. alışverişini yapmak. biri/bir şey olmadan idare etmek/yapmak: Can you do without meat? Et yemeden yapabilir yaramak. onarmak.

f. belgeleme. 1. s. k. i. keçi. direngen.. nüfuz alan ı. bir yana kaç ıp -den kurtulmak. belgesel. 4. inaksal. İyi iş yapar. 2. tamir/yap ı işlerini kendi yapan kimse. i. nüfuz bölgesi. k. bitkin. durgunluk. tekerlekli kriko. inak. dogmatik. doggy. tic. 3. 3. giyinip ku şanmak. i. s. dokümanter. okyanusların ekvator dolaylarındaki durgun veya az rüzgârlı yardımı. mankafa. O benim alan ım dışında. O işi yapmaya cesareti var mı? k ıs. . ho şaf gibi. i. s. i. hizmetçi. k. çoğ. 2. tamir/yap ı işlerini kendi başına yapmak isteyenlere göre malzeme ve alet satılan dükkân. out dağıtmak. it. belgesel. belgesel. eşleksel durgunluk alanı.. budala. dokümanter film. kederli.peşini bırakmamak. dili havhav. i. s. oyuncak bebek. s. kukla. s. do fiilinin geniş zamandaki üçüncü şahıs tekil şekli: He does good work. i.o. 2. kubbeli. belge. dili yavru köpek. inatç ı. bir yana kaçma. ahmak. hüzünlü. dolar. (--ged. i. evcil hayvan. bir yana kaçmak. s. sayfa kö şeleri kıvrık/buruşuk. k ıran kırana rekabet. i. i. 3. süslenip püslenmek. dogma. ac ılı. yunusbalığı. bilgi alanı. birinin kendi ba şına yapabileceği/monte edebileceği (şey). s. 2. i. 1. aile ile ilgili. i. up dollar dolly dolphin dolt domain dome domed domestic domestic animal domestic animal domestic flight i. i. i.b. s. belgesel film. (kötütasmas ı. dili köpek. s. i. 1. kıran kırana rekabet edilen. yurtiçi. f. i.doctorate doctrine document documental documentary documentary film documentation dodge doe does Does he dare do it? doesn`t dog dog dog collar dog-ear dog-eared dog-eat-dog dogged doggie doggy dogma dogmatic dogmatism dog-tired doily doings do-it-yourself do-it-yourself store do-it-yourselfer doldrums dole doleful doll doll o. belgelemek. yurtiçi uçu ş. i. tav şan v. ç. --ging) 1. i. işsizlik kısımları. doküman. birini süsleyip püslemek. geyik. ilgi alanı: It´s not in my domain. inakç ılık. işler. does not. ehli hayvan. dik kafalı. i. 3. 1. ev ile ilgili..s. i. 1. bak. evcimen. 2. i. i. evcil hayvan. iki tekerlekli yük ta şıyıcısı. dantel/işlemeli altlık. den. bebek. iç. dili çok yorgun. köpek bir şey) f. up doll s. 2. aile içi. öğreti. hayvanların dişisi. i. i. yunus. köpek. evcil. f. kesatlık. f. f. 3. dogmatizm. 1. sayfa kö şelerini kıvırmak/buruşturmak. doktrin. i. 2. s. doktora. (bir iste ğin üstüne düşerek) (birini) rahat bırakmamak. kubbe. kurnazl ıkla/hileyle atlatma. 2. 1. kurnazlıkla/hileyle atlatmak. dokümanter. kaçamak f.

Don´t mention it. do. Şansına fazla güvenme. Dominikli. Dominik Cumhuriyeti vatandadominyon. (bir yere) hâkim olmak. tıb. iyi pişmiş (et). egemenlik. Dominikli.. hükmetmek. 2. hükmetme. iç pazar. i. i. i./Şansını zorlama. i. 2. verici. Don´t you have any manners? donate donation done done in done through done to a turn done to a turn Done! donkey donor doom doomsday door door salesman door service doorbell doorkeeper doorknob doorman doormat doorstep iç hatlar. paspas. hâkimiyet. üstünlük. i. hâkim durumda olmak. 2. 2. ikametgâh. dili çok yorgun. bağışlama. hükmeden. s.domestic flights domestic industries domestic market domestic politics domestic trade domesticate domicile dominance dominant dominate domination domineer domineering Dominican dominion dominoes don`t Don´t bother! Don´t look a gift horse in the mouth. Dominik.. 1. i. evcille ştirmek. kapıdan kapıya servis. şı. biyol. Zahmet etmeyin! Bahşiş atın dişine bakılmaz. i. k ıvamında pişmiş. Kıpırdama!/Kımıldama! Yeteneklerini abartma. ba şatlık. tam karar ında pişmiş. i. bitmiş. Bir şey değil. bağışçı. ev ev dola şarak satış yapan satıcı. egemen olmak. 1./Estağfurullah. eşik. f. Orada ya ğmurun altında durma! Zahmet etmeyin. hâkim. yerli sanayi. hâkimiyet. Sende hiç terbiye yok mu? f. s. i. domino oyunu. 2. k ıyamet günü. egemenlik. Dominik Cumhuriyeti´ne özgü. i. hâkim olmak. 2. ba şat. kapı tokmağı. Don´t push your luck. Don´t stand out there in the wet! Don´t trouble yourself. bitkin. 1. f. iç ticaret. korkunç son. i. f. doorman. hibe. kapı. mesken. f. bağışlamak. otoriter. 2. despotça hükmetmek. konut. (talihin belirlediği) kötü son. egemen. tamamlanm ış. kapıcı. k ıs. tepeden bakmak. 1. 1. i. i. . i. Tamam!/Oldu!/Kabul! i. bak. 1. hâkimiyet. f. 1. k. i. dor´mın) i. i. bak. s.men (dor´men. iç politika. çoğ. door. 2./Zahmete girmeyin. 1. iyi pişmiş. bağış. kapı zili. s. hibe etmek. eşek. dominant. biyol. do not. Don´t move a muscle! Don´t overestimate his abilities.

benek. aynı. yatakhane. 2. i. i. narkotik. uyu s. iki büklüm etmek. çift kayıt iki film birden. iki misli yapmak. 1. f. çifte kontrol yapmak. doland ırıcı. ikiz: Ayşe so resembles her mother that she could be her double. ikircil bilg. puan. iki yüzlü.. spor üst üste yap ılan iki karşılaşma. çifte söz. i.. budala. şturucu etkisinde. 4. 1. doz. i. s. iki misli olmak. argo budala. dili yatakhane. (insanda) gerdan: She´s developing a double chin. 2. i. sahtekâr. uyuşturucu madde. eğilmek. --ting) noktalamak. (--ted. s. e ş. kapı tamponu. muh. bilg. -in dublörlü ğünü yapmak. argo bilgi. iki katlı otobüs. argo sözünden dönerek aldatmak. çift camlı. k. çatı penceresi. f. i. s. i. kruvaze (ceket). makine ya ğı. ev ev dola şarak yapılan. aynı yoldan geri katlamak.sistemi. cansız. iki tarafl ı (kumaş). s. 1. huk. 2. evrak dosyas ı. i.. fare dü ğmesine iki kez basmak. ahmak. öğrenci yurdu. i. 3. ikiye dönmek. iki ile çarpmak. 2. benmari. bunak. i. bunaklık. i. bunamak.doorstop door-to-door doorway dope dopey dorm dormant dormer dormer window dormitory dosage dose dossier dot dot the i´s and cross the t´s dotage dotard dote dotted line double double double back double bed double boiler double boiler double chin double density double entry double feature double for double header double jeopardy double pneumonia double room double standard double up double-breasted double-check double-click double-cross double-dealer double-decker double-density double-edged double-edged compliment double-faced double-glazed i. benzer. nokta. ikiyüzlü. 2. 1. f. argo kazık atma. on/upon -in üstüne titremek. i. 1. iki kişilik karyola/yatak. 2. double entendre iki tarafa çekilebilecek söz. ko ğuş. 2. with ile aynı odayı paylaşmak. argo 1. 1. s. bilg. Gerdan ı çıkmaya başladı. f. 1. iğneli kompliman. hem lehte hem aleyhte olan. i. 3. iki kat. 2. 2. (otelde) çift yataklı oda.. bir belgenin imza yeri. çift. kaz ık atmak. f. 1. iki katlı tencere. Ay şe annesine o kadar benziyor ki f. benmari. . ayn ı suç için ikinci defa yargılanma. tekrar kontrol etmek. çifte standart. s. çifte yo ğunluklu. kapıdan kapıya. iki misli. ranza. 1. i. s. k. yo ğunluk. lastikli söz. dili en ufak ayr ıntıların üzerinde titizlikle durmak. iki katına çıkarmak. nokta. i. uyu şuk. iki büklüm olmak. dozaj. 2.. uykuda. 1. 1. kapı aralığı. iki taraflı zatürree.. 2. -e çok dü şkün olmak. iki taraf ı keskin. 2. giriş.

yıkılış. bak. muhakkak. pejmürde. i. kaparo. kuşkusuz. çarşıya. çarşı tarafında. pey akçesi. 2. indirmek. i. alt katta. downtrodden. aşağı. . talihsiz. f. z. morali bozuk. geçme. s. dili üzüntülü. 1. 2. s. alt kat. yonda. yağda kızarmış şekerli çörek. bilg. (daktiloda/bilgisayarda) çift aral ıkla yazmak. s. haşin. düşüş. çöküş. aç ıksözlü. . s. kuşkulandıran. z.! downcast downfall downgrade downhearted downhill download download downpour downright downstairs downstream down-to-earth downtown downtrod downtrodden downward downwards downwind dowry çift camlı pencere. kuşkulu.. i. i. kuşku duymak. karamsar. aksi. kuşkulu. 2. 3. hızlı yürüyüş. 1. tıb.´s word doubtful doubtless douche dough doughnut doughy dour dove dove dowel down down down and out down at the heel down at the heels down in the mouth down in the mouth/dumps down on his luck down on one´s luck down payment down to the wire Down with . şüpheli. s.o. 1. hayatta yenilgiye u aşağısına doğru. f. ezilmiş. şırınga etmek. z. hızlı yürümek. belirsiz. şehrin merkezinde olan. karanlık. i. 2. 1. bak. talihsiz. 1. dürüst. aşağı katta.. alaşağı etmek.. ince ku ş tüyü. z. derecesini indirmek.. downward. kumru. ayaklar alt ında çiğnenmiş. bezgin. kuşku duyan. gerçekle ştirilebilir. bahts ız. sava ş aleyhtarı. i. gerçekçi. mang ır. kata. çok çabuk. z. i. aç ık. perişan bir durumda. Dürüstlüğünden kuşku birinin dediklerinden şüphe I doubt s. 1. çökme.. 2. ilk ödeme. rüzgâr yönüne. tamamen. f. düpedüz: a downright insult düpedüz bir hakaret. morali bozuk. s. 2. rüzgârla birlikte. 2. şehrin merkezi. aşağıya. k.. 2. s. h ızlı. s. aşağıda. şüphelenmek. 1.! Kahrolsun s. 1. argo para. 2. sağanak. barışçı. dili son ana kadar: They worked right down to the wire. z. hamur. z. kuşku uyandıran. s. f. (yağmur) boşanma. i. şırınga. bitkin. alt kata. asık yüzlü.. edat -in aşağısında: down the mountain da ğınğramış. i. f. drahoma. şüpheli durum. 3. 2. s. aşağı doğru. (İnternet üzerinden bilgisayara program) yüklemek.ıntı aşağı. aşağıya.double-glazed window double-quick doubles double-space doubt doubt s. 2. tenis çiftler. şüphe. his integrity. 2. üzgün.. 1. barış yanlısı. Son ana kadar çalıştılar. bak. i. kesinlikle. f. aşağı3. pol. 1. i. 1. hamur gibi. 1. 1. şüphesiz. akış aşağı. 1. inişli. uygulanabilir. beyaz güvercin. sözünü esirgemeyen. büsbütün: He´s olan. i. z. güneye doğru. aşağı indirmek. meyilli. perişan kılıklı.. dive. i. f. s. kuşkulanmak. alt katta z. tam. ak aşağıdaki. ters. aşağıya yönelmiş. kuşku. f. k. yokuş aşağı. hayal k ırıklığına uğramış. z. çarşı. üzgün. aşağıda. şüphe etmek:etmek. 1. hırpani. çeyiz. i. herhalde. cesareti k ırılmış.. aşağıya. haksızlığa uğramış. a ğaç çivi. aşağı kat. f. alçaltmak.

uykuya dalmak. 4. k ıs. dramatik.. sert. 1. tasarım. zorunlu askerlik. 1. askere almak. buldozer. (drew. 2.. i. bulaşık damlalığı. 3. tiyatro ile ilgili. i. dramatize. 3. suna. oyun. i. çekicilik. f. f. şekerleme. güz. ejderha. yudum. --ging) 1. f. dramatikco şku veren. dramlaştırmak. çekme. 2. bak. sürüklemek. kanalizasyon. (topra ğı) taramak. i. 1. uyuklamak. hava almak. 1. f. i. çekme. i. zorlayıcı. --best) 1. f. çek. 4. sürmek.teknik resim. akaç. istemeyerek gitmek veya kabul etmek. s. lağım i. dram. i. sürükleme. ölü (renk). dramatize etmek. drenaj. oluk. 1. draft 1. çekiş. tray of food closer to his plate. taslak. -i benzetmek. i. ak 3. i. bak. k.. Doctor. hafif uyku. eli boş dönmek. çekmek: He drew theberabere biten oyun. i. çekme. s. k. tiyatro edebiyat ı.. çekilmek. damlalık. f. geride kalmak. süzülmek. yavaş yavaş öne geçmek.men (dräfts´mîn) i. 6. uyuklama. büyük k ızböceği. boşaltma. fıçıdan çekilen (bira). geri çekilmek. kestirmek. uyuklamak. soba borusunun çekmesi. başarısızlığa uğramak. şekerleme yapmak. suyunu döşemi. uzayıp gitmek. kurutmak. dramatik durum. 3. kestirme. (silah) çekme. 2. ejder. İng. müsveddesini hazırlamak. f. f. akmak. geri çekmek. drama.bir biçimde. i. 3. 1. bulaşık damlalığı. 1. draftsman. (sabit) damlalık.. f. atık su borusu. i. 2. -e nişan almak. (sabit) İng. ilgi çeken şey/olay/kimse. kumaşla örtmek. 1. i. . 1. 2. drape. başarısız olmak. Yemek tepsisini taba ğına doğru çekti. kalın perde. f.. beraberlik. i. (su) çekmek. 2. akaçlama. tiyatro sanatı. (piyangoda) çekiliş. (--ber. i. teknik ressam. 2. z. süzmek. çekmek.. 2. çoğ. uzatmak. bitirmek. ayaklar ı geri geri gitmek. kendini çekmek. 5. k. drama. piyes yazarı. 3. dram.. -i kar şılaştırmak. dramatize etmek. s ıkıcı. İng. örtü. olaylar dizisi. drafts. dili sonuç alamamak. İng. 2. Drive. 1.men (dräfts´mîn) i. i. s. i. draughts. cereyanlı. çoğ. draft 3. oyunla ştırmak. drink. yusufçuk. tasarlamak. san. 2. çarp ıcı biçimde. s. dramatik kamçılayan. perde. bak. dili hiçbir cevap sonuç ç ıkarmak. 4. akaçlamak. 3. dili dozer. oyun yazar ı. suyunu çekmek. draft 2. tüketmek.. kura. çizim. f. ıtma. ödeme emri. cereyan. (piyangoda) bo ş çıkmak. sürünmek. sürümek. 1. (--ged. sürüklenmek. kasvetli. çekmek. dili işi ağırdan almak. poliçe. 3.doze doze off dozen dozer Dr drab draft draft draft drafting drafting board draftsman drafty drag drag on drag one´s feet drag one´s heels drag out dragon dragonfly drain drainage drainboard draining board drainpipe drake drama dramatic dramatically dramatise dramatist dramatize drank drape drapery drastic draught draughtsman draw draw draw a bead on draw a blank draw a conclusion draw a parallel between draw ahead draw away draw back i. 1. düzine. dramatik. drenaj yapmak.. 2. --n) 1. şiddetli. bak. piyes. müsvedde. 2. dramatik f. tasla ğını çizmek. dramatik hale sokmak. i. dram. ak ıtmak. 2. i. s. çizim tahtas ı. çoğ. duyguları özellik. çekim. k. gen. hava ak ımı. 3.. erkek ördek. soğuk hava akımı olan. s. sürüklemek.

tortu. (saça) şekil vermek. 2. mak. resim pergeli. draw. s ıkıcı. senet v. dream. i.. giyinip süslenmek. 3. hayal. 1. i. i. 5. robdöşambr. f. sabahlık. tarama aygıtı. çöp. düzenlemek. sızıntı. pansuman. t ırmık. i. rüya görmek. f. kaldırma köprü.tarakla temizlemek.t. damla damla ak ıtmak. 3. ha pansuman yapmak. göl. (--ed/--t) 1. uçkur. yaklaşmak. 1. i. hayal gibi. 2. ufak akıntı.. hesap v. 2. çizim. dili azarlamak. hayalperest.b. hayal kurmak. k. -i reddetmek. kadın terzisi. (salata için) sos. ask. salyas ı akmak. 3. tarak. ırmak v. -i yapmamak. i. giydirmek. 1. deh şetli. 2. (yaraya)şlamak. çok korkmak. faiz getirmek. k. açmak. i. f. bak. (bir fon. çizim tahtas ı./s. dream that dream up dreamer dreamlike dreamt dreary dredge dregs drench dress dress down dress rehearsal dress up dressed up fit to kill dresser dressing dressing gown dressing table dressmaker dressmaking drew dribble kan ak ıtmak. İng. f. uzatmak. resim. kasvetli.´nin) dibini taramak. Kö şkün önüne bir limuzin i. kostümlü prova. i. i. dili hayalinde yaratmak. tiy. 1. birini/bir şeyi rüyasında görmek. raptiye. telve. kura çekmek. karakalem resim. dü şçü. korkunç. şifoniyer. draw. 2. hayalci. 2. f. 1. 1. İng. spor dripling yapmak. -i rüyas ında görmek. i.b. konu şturmak. . 2. büyük korku. dili berbat. söyletmek.b. çok kötü. i. (kontrat. 3. (topu) sürmek. don. f. çekmece. giyinmek. rüya gibi. çekili ş. bak. 2. göz.´ni) haz ırlamak. damlatmak. dili iki dirhem bir çekirdek. dehşet. i. (k ızarmış hindi ile yenilen) ekmek kırıntılarıyla yapılan baharatlı bir yemek. s. s. tarak dubası. sak ınca. sırılsıklam etmek. (deniz. terzilik. 1. korku ve endi şe duymak. yaklaşmak. (at) bir s ınır koymak. i. külot. dezavantaj. hulya. 1. 1. i.. yazmak. piyango. rüya. tuvalet masas ı. eskiz. i. mahzur..o. k. s. 2. bir hizaya getirmek. k. süslemek.´nden) para çekmek. f. f. bak. 4. 2.süprüntü. yaklaşıp durmak: A limousine drew up in front of the mansion. (liman ı) f. 6. düş.draw blood draw close draw interest draw lots draw near draw on draw out draw the line draw the line at draw up drawback drawbridge drawer drawers drawing drawing board drawing compass drawing pin drawn drawstring dread dreadful dream dream dream about s.

dinamik. (drove. f. 2. 1. i. kuru. arabayla geri dönmek. sürme.. i.. birini deliye çevirmek. birini kö şeye sıkıştırmak. kadeh. damla. f. talim yapmak. ape drive s. 2. kovmak. 2. 2. ehliyet. drive s. . f. drive. müşterilerine arabalarında hizmet veren açık hava sineması. dry. canlı. (drank. 2. yağmur suyunu akıtan çıkıntı/yiv. defetmek. --n) 1. 2. sürükleniş. 2. çıldırtmak. içki. sürüklenme. 1. dili birini birini döndürmek. k. kullanmak: He doesn´t know how to drivebircar. müşterilerine arabalarında servis yapan lokanta. eriyerek yapılmış (giysi). fazla içki içmek. köşeye sıkıştırmak. süzülmek. birini ç ıldırtmak. dili sarho ş olmadan içki içebilme konusunda birini gölgede bırakmak. amaçsızca sürüklenme. talim. i. k. demek istemek. i. 3. dili 1. s. birini iflasa sürüklemek. bilg. . --ing/--ling) 1. s. (içkiyi) sek içmek. kurutulmu ş. şoför. talim drunk) 1. 1. drive s. delgi. damlama. arabayla uzakla şmak/ayrılmak. 3. k. 3. 3. yaptırmak. geri dönmek zorunda b ırakmak. 1. şiddetli yağmur. 1. to -in şerefine içmek. 4. ask. 1. sırılsıklam. birini iflas ettirmek. içkiyi fazla kaç ırmak. kayma. sürü ş. 2. dili birini ç ıldırtmak. 2. wild drive-in drive-in window drivel driven driver driver´s license driveway driving driving rain i. --ping) damlatmak. s. birini iflas ın eşiğine against the wall getirmek.o. al ıştırma. evin garaj ını sokağa bağlayan yol. matkap..anlam. içki içmek. bak. 2. i. seyircilerin arabaları içinde oturarak film seyrettikleri banka gişesi. bananas (damlalar) akmak. 2. araba sıkı bir pazarlık yaparak fiyatı çok indirmek. içecek. kam ış. birini ıvanadan çıkarmak. sert.o. 3. Araba kullanmas ınışey elde etmek. suların sürüklediği ağaç dalları. -i kastetmek. bak. kovmak. i. şiddetli. bir (birinin) s ıhhatine/şerefine içmek. dryer. 1. içme suyu. (--ped/--t. drive s. i. 3. kurutucu madde. i. uyumcu.t. ütü istemeyen (kumaş). k.o. damlalık. under the table drink s. i. f. (--ed/--led. i.deliye çok zor bir durumazsokmak. to distraction drive s. saçmalamak. f. up k. up the wall 1. (araba) sürmek. alıştırma seyretmek/dinlemek.uzakla şmak. f. 1. damlamak. püskürtmek. i. ütü istemeyen kumaştan ak ıp donmuş yağ damlası. 1. içmek.o. defetmek. birini çok kızdırmak.o. 1. salyas ı akmak.o. 2. birini çılgına çevirmek. suyu s ıkılmadan kurumak. sürücü. i. (su) s ızmak. enerjik. demek istenilen sürüklenmek. ask. ile gitmek: I drive to and sıkı a pazarlık sonucu birçok bilmiyor. alıştırma yaptırmak. f. yönelim. yöneli ş. kurutucu. (rüzgâr ın yığdığı) kar birikintisi.o. 4. in büyük bir zevkle f. bak. sırsıklam. arabayla önünden geçmek. tedricen ayrı düşmek. 5. straight drink to excess drinking drinking cup drinking straw drinking water drip drip-dry dripping dripping wet drive drive a hard bargain drive a hard bargain drive at drive away/off drive back drive by drive into a corner drive mad drive out drive s. saçma sapan söz. 2. 2. dili birini delirtmek. 1.. kıstırmak. 2. çok az miktar. (matkapla) delmek. to the wall/drive s. s. i. sürücü belgesi. 1.dribble down driblet dried drier drift drift apart driftwood drill drink drink a toast to drink like a fish drink s. arabayla geçmek. 2.o. içki içme. birini deli etmek.

2. 2. i. 3. 7.. boğmak. s. uyku veren. kulakzar ı. ağır ve sıkıcı iş. kurak. davul sesi. i. i. f. (yiyeceğe/içeceğe) uyuşturucu ilaç katmak. bak. anat. 1. ağır ve sıkıcı bir işte çalışan kimse. susuzluk. artık. s. (bitki/çiçek) boynunu bükmek. baget. f. i. i. 2. 1.drizzle drone drool droop drop drop a brick drop a hint drop a line/note drop asleep drop behind drop down drop in at drop in on drop off drop out drop-off dropout dross drought drove drove drown drown out drowse drowsiness drowsy drudge drudgery drug drug addict drug habit druggist drugstore drum drumbeat drummer drumstick drunk drunk with success drunkard drunken drunkenness dry dry cell dry cell dry cleaner dry cleaning f. inmek. i. . susamış. kuru temizleme. susuz.. 2. cüruf. 1. iniş: a drop in prices k. süprüntü. dü şüş. davul. 1. i. trampet değneği. 4. ahçı. (suda) bo ğulmak. i. uyuşturucu bağımlılığı. ekti. uyu şukluk. kör (kuyu). f. i. okulu b ırakan öğrenci. f. (bir sesi) (daha yüksek bir sesle) bast ırmak. e ğilmek. i. sarho ş. dümbelek. 2. 2. s. uyu şturucu madde. vızıldamak. imada bulunmak. i. f. okula devam etmemek. i. eczac ı. kuru pil. (kümes hayvan drink. angarya. i. 1. sarkıtmak. i. bir damla su. i. 1. i. düşmek. maden posas ı. f. dü şme. uykulu olma. 3. hap. kuru temizleyici. hapçı. azalmak. 1. -e uğramak. içkili. ilaç. ecza. çisenti. 4. süt vermeyen. i. dik iniş.. dışık. ağır ve sıkıcı bir iş yapmak. kuru pil. 2. s. f. drive. dü şmek. monoton ses. asalak. vızıltı. (--ged. trampetçi. 2. ilaçla uyuşturmak. sarhoşluk. -i ziyaret etmek. dili pot k ırmak. uyuyakalmak. 2. sütü kesilmiş (inek). i. ya ğmursuz. homurdanmak. kulakdavulu. içkici. 2. dokundurmak. kurumuş. sarhoş. trampet. 2. içkili. uykulu. damla: a drop of water su damlas ı. serpiştirmek. --ging) 1. davul sesi. f. (üyelikten) ayr ılmak. 2. davul tokma ğı. 1. davulcu. 3. sürü. pusula göndermek. geri kalmak. i. azalma. bak. sert. uyuşturucu 2. çiseleme. 1. 2. eczane. uyuklamak. ağzı sulanmak.bağımlısı. ında) bacak. fışkın. kuru. erkek ar ı. pineklemek. f. 1. kuraklık. 1. (--med. ayyaş. bükülmek. f. 1. parazit. Would you like a drop of brandy? Bir konyak ister misiniz? 2. iki satır yazıvermek. 1. varil. çam devirmek. 1. sarkmak. gaf yapmak. eğmek. değersiz şeyler. 5. 6. (yağmur) çiselemek. i. suyu çekilmiş. i. çıkmak. başarı sevinciyle kendinden geçmiş. --ming) davul çalmak.

k. kuru havuz. i. terz. 2. dük. f. 2. 1. kot. i. 3. tam zamanında. zindan. mus. hakkıyla. s. 5. 2. i. tüketmek. duygusuz. gabi. i. kararsız. 3. manken. i. kesmez (bıçak. Bu mesele i. 1. bak. --ning) alaca ğını istemek.B. suretini ç ık.). 1. atmak. düo. anat. toptan ucuza satmak. i. 1..kamyon. ördek yavrusu. clothes dryer çamaşır kurutma makinesi. blucin pantolon. f. i. suya daldırmak. çoğ. makas v.b. İng. 2. i. çift.101 litre. düet. uygun olarak. manifatura. dig.. hayretler içinde b ırakmak. filmi çekimden sonra seslendirmek. (--ned. 4.düzenbazlıkarmak. hayvan tersi.D. k. i. 1. ördek. blucin. i. tüp. (--bed. f. kafasız. i..dry cough dry dock dry goods dry mustard dry quart dry up dryer drying rack dual dual-purpose dub dubious duchess duck duckling duct dud duds due duel dues duet dug duke dull duly dumb dumbfound dumfound dummy dump dump truck dumping dumps dun dunce dune dung dungarees dungeon dunk duo duodenum dupe duplex duplicate duplicity kuru öksürük. taklit. anlayışsız. s. s. fiyasko. (akla/kanunlara/toplumca makbul say ılana) uygun olan.. kurutucu. damperli çöplük.. doland ırmak. sahte şey. 3. s. şaşırtmak. dili giysiler. 1. 2. 1. toz hardal. f. gübre. kalın kafalı.. ikili. 4. 5. boşaltmak. emzik. kuşkulu. 1. s. kurumak. hile. s gibi. suya dalmak. 2. 2. . i. çöp yığını. 2. i. dubleks. 3. kasvetli... 1. --bing) dublaj yapmak. f. tükenmek. 1. ödenti. i. patlamayan mermi/bomba.. damping. This matter is at i. enayi. kör. düo. s. borçluyu sıkıştırmak. sönük (renk). donuk. 1. dişi ördek. sahte. (du´plıkeyt) 1. kanal. yapay. s. aldatmak. f. i. f. kot pantolon. f. düello. f. çamaşır askısı. çoğ. çifte. maket. matb. eş. bak. tic. last being given due attention. i. sessiz. gereken: f. düşes. i. (du´plıkît) 1. i. z. f. onikiparmak ba ğırsağı. kopya.. 2.. 2. hak ettiği. kopyasını yapmak. 2. den. çift yönlü. banmak. çoğ. 2. budala. safdil. çift amaçlı. i. s. (başını/vücudunu) suya sokup çıkarmak. ikili. hardal tozu. batırmak. sersemlemek. gere ğince. i. duo. aptal. s. i. palaz. kurutma makinesi: hair dryer saç kurutucusu. düello etmek. mensucat. çift. mankafa. 4. budala. dili sersem. tic. kurutmak. 1. çift. kopya etmek. f. ba şarısız kimse. blucin tulum. gübrelemek. belirsiz. A. dilsiz. ikiyüzlülük. aidat. 2. meme. i. i. çoğ. başını çabucak eğip kaldırmak. dumbfound. dampingtaklit. şüpheli. gerektiğiıkıcı. yapmak. dili tutulmu ş. f. kumul. ahmak. güvenilmez. 1.

ikametgâh. toz bezi. f. English. gümrük vergisi.. 2. 3. zam. vazife. her. 2. sağlam. can atan. k ıs. cücele ştirmek. 2. edat boyunca. (dwelt/--ed) 1. f. 3. 1. 1. East. 2. oldukça karanlık. f. -de. hazımsızlık. süreklilik. renk. istekli. 2. s. zarfında. Hollandalı. Hollanda. Hollandalı. 2. each. i. boyamak. şömiz. süre.. s. toz serpmek: dust a cake with sugar keke şeker serpmek. oturmak. argo görevine fazlas ıyla bağlı kimse. dustcloth dustheap dustpan dusty Dutch Dutch treat Dutchman Dutchwoman dutiful duty duty to/towards duty-free dwarf dwell dwell in dweller dwelling dwindle dye dyestuff dying dyke dynamic dynamite dynamo dynasty dysentery dyspepsia E E. two million liras each tanesi iki milyon lira. devamlı. oturan. cüce. 1. i. dinamik. Dutch. 1. z. ikamet etmek.. dizanteri. s. s. i. canl ı. sayg ılı. ödevcil. Eastern. 1. gümrük resmi. sürekli. i. i. i. boya maddesi. önemini kaybetmek. mekanik gücü olan. i. akşam karanlığı. i. i. -de oturmak. 2. on (bir konu) üzerinde durmak. dili masraf çoğ. s. s.wom. f ırçalamak: She is dusting the furniture. canlılık. şevk. hanedan. eskimez. her birbirini. 2. 2. s. ev. hareketli. i. devam. 2. her biri. bak. toz/süprüntü yığını. . konut. i. Hollandaca. süreklilik. dinamit. çoğ. cüce. tıb. esnas ında. koyu esmer. e ea each each one each other eager eager beaver eagerness i. 1. giderek küçülmek. boyanmak. die. kanlı basur. toprak.. dayan ıklılık. 1. devam. k ıs. tozunu almak. E. Hollandaca.. s. dinamo. Dutch. i. dinamitle havaya uçurmak. 1. tozlu. 1. toz gibi. biri. s. 2. i. bak. dispepsi. i. 1. Her şey tozlandı. ceket. i. gümrüksüz. 2. -de ikamet etmek. ödev. f. dayan ıklı. bodur. 1. 2. mesken. süresince. ın Alman usulü bölüşüldüğü eğlenti. arzu. Hollandalı erkek. bask ı. İngiliz alfabesinin beşinci harfi. i. tanesi.en (d^ç´wîmîn) i. yava ş yavaş azalmak. k. -e karşı sorumluluk. dinamitlemek. toz.durability durable duration duress during dusk dusky dust dust cover/jacket Dust has settled on everything. devimsel. f. küçük göstermek. s. boya. Hollandal ı. f. i. f. Hollanda´ya özgü. 2. i. istek. görev. i.men (d^ç´mîn) i. i. i. zorlama. tıb. dike. i. faraş. hevesli. 1. alacakaranlık. Hollandalı kadın. 1. dinamik. her bir. gittikçe ufalmak. sakin.

i. i.. i. ilk. sağır edici (ses). fikirleri altüst eden. kazanmak. s. Paskalya. 1. kolaylıkla. 3. kulakmemesi. şark. kolay. i. doğu. ciddi. i. i. s. vaktinden evvel. kazand ırmak. topraktan yap ılmış. kartal. s. s. k. doğudan esen. Paskalya yortusu. dili kolayca. gevşetmek. f. 2. 3. 2. rahat rahat. i. yumuşak davranış. kolayca. dünyaya ait. kolaylık. s. s. bak. i. maa ş. İng. i. i. kaba. küpe. deprem. zamans ız. doğudan. k. doğudan.. kâr. f. z. doğuya doğru. 2. Paskalya yumurtas ı. incelikten yoksun. i. vakitsiz. rahat ettirmek. doğu. topra ğa benzer. z. yer solucan ı. 4.. z. doğuya doğru. headphone. 1. 1. 2. toprak. azar. i. bir sürü dedikodu. i. z. 3. 1. z. 1. 1. doğuya ait. s. dili 1. z ılgıt. doğuya yönelen.. beklenmedik bir sürü laf. 1. doğuya yönelen. rahat. hayvanlar ın kulaklarına takılan marka. s.eagle eagle-eyed ear ear eardrum earful earl earlobe early early riser early warning system earmark earn earn one´s keep earnest earnest earnest money earnings earphone earring earshot earsplitting earth earthen earthenware earthly earthquake earthshaking earthworm earthy earwax ease ease ease off/up easel easily easiness east Easter Easter egg easterly eastern eastward eastwardly eastwards easy easy i. 2. pey akçesi. i. i. (biri/bir hayvan) yapt ığı hizmetle kendi masrafını çıkarmak/karşılamak. erken kalkan kimse. yumuşaklık. anat. 1. s. yavaş yavaş hareket ettirmek. çanak çömlek. s. (bir şeyin) esas niteliği. a ğırbaşlı. rahatça. belirli bir maksat için ayırmak. inançları kökünden sarsan. kont. doğuya doğru. kolaylaştırmak. doğuya bakan. 1. yersars ıntısı. z. . 2. 2. i. 1. kulak kiri. doğu yönünde. karaku ş. doğudan esen (rüzgâr). kolaylık. dünyevi. rahat. keskin gözlü. toprak. kazanç. s ıkıntıdan kurtarmak. erken. topraktan yap ılmış. eski. erken uyar ı sistemi. 2. doğu yönünde. (ağrıyı) yatıştırmak. s. 5. elek. gündoğusuna bakan. toprak. doğuya. z. 1. s. i. 2. doğusal. topraksı. kulakzar ı. s. gelir. i. kulakdavulu. 2. f. 2. papara. 2. teminat akçesi. dünya. doğuya doğru.. 2. toprak. ressam sehpas ı. sıkıntısızlık. zelzele. z. i. şövale. kulak. i. 1. s. işitme duyusu. doğu. bir yana koymak. i. başak. i. dikkatle yerleştirmek. s. doğuya doğru.

gökb. dışmerkezlilik. 2. 1. ekonomi yapmak. deniz sular ının çekilmesi. k. dili sözünü geri almak. eksantriklik. s. cezir.. i. i. i. s. d ışmerkezli. i. vecit. 2. s. abanoz. 2. ekonomi. ekolojist. egzama. the European Community. i. 2. 1. ekonomi. burnu sürtülmek. bak. inik deniz. bak. 2. tüm kiliselerin kabul etti ği. papaz. out of house and home eat up eaves eavesdrop ebb ebb tide ebony ebullient EC eccentric eccentricity ecclesiastic echelon echo éclair eclectic eclecticism eclipse ecological ecologist ecology econ economic economical economics economise economist economize economy ecosystem ecstasy ecstatic Ecuador Ecuadoran Ecuadorean Ecuadorian ecumenical eczema rahat koltuk. şevkli. 1. uysal. çevrebilim. kademe... aksetmek. i. çevrebilimsel. economics.easy chair easy mark easy money easygoing eat eat humble pie eat one´s fill eat one´s heart out eat one´s words eat s. (on) -e kulak misafiri olmak. k. tutumluluk. ekolojik. 2. .. economy. seçmeci. s.. i. rahip. k ıs. tüm kiliselerin birle şmesini amaçlayan. f. ask. dili kendi kendini yemek. tasarruf etmek. iktisat. dili aşırı miktarda yiyerek birinin bütçesini altüst etmek. bak. 1. kiliselerin tümünü temsil eden. i. s. kabahatini itiraf edip af dilemek. 1. çok mutlu. kibri k ırılmak. mayasıl. i. Ekvador. ekonomik.. iktisat yapmak. iktisadi. tuhaflık. 2. s. dini. ekonomiyle ilgili. f. --es) yankı. tasarruf. i. yankılanmak. iktisat. k ıs. yemek. 2. 2. i. kiliseye veya kilise örgütüne ait. eksantrik. co şkun. f. kaynayan. hesaplı. f. fels.. (deniz) çekilmek. i. i. economic. esrik. Ekvadorlu. f. esrime. (çoğ. ekler (bir çe şit pasta). taşan (sıvı). 2. iktisatç ı. ekoloji. çok üzülmek. kendinden geçmi ş. i.. s.o. sevinç dolu. içi içini yemek. (birinden) üstün çıkmak.. kendinden geçme. 1. f. acayip. s. garip. yiyip bitirmek. (ate. Ecuadorian. tutulma. i. f. Ekvador´a özgü. i. s. seçmecilik. garip bir kişi. 1. co şu. eksantrik. tutumlu. k. ekonomi bilimi. dili kolayca aldat ılabilen kimse. s. ekosistem. Ekvador. çeşitli sistem ve kaynaklardan derlenmiş. --en) 1. i. i. tekrarlanmak.. ekonomik. s. s. 2. (birini) gölgede bırakmak. seçmeciliğe ait. tıb. i. seçmeci. çevrebilimci. tekrarlamak. i. Ecuadorian. economize. kolay kazan ılmış para. tükürdüğünü yalamak. fels. k. s. i. saçak. ışığını karartmak. içi kaynayan. yemek yemek. yumu şak başlı. 1. s. karnını doyurmak. fels. i. ekonomist. 1. 1. eksantriklik. tuhaf. İng. i. Ekvadorlu... eksantrik. i.

burgaç. redaktörlük. (çoğ. i. --s/eel) yılanbalığı. yan yan. kenar. i. 2. effect effective effects effectual effeminate effervesce effervescent effete efficacious efficacy efficiency efficient effigy effluence effluent effort effortless k ıs. s. s. the European Economic Community. i. . s. sonuç. eğitmen. güçsüz. dışarı akma. kadınsı. okutmak. gidermek.. i. yok etmek. i. 1. akıntı. 2. i. 1. redaktör. yanlamas ına. f. eğitsel. redaksiyon. s. eğitim. efemine. e ğrim. dantel. atık madde. başarmak. bak. 2. burgaçlanmak. fayda. edam. edisyon. tesirli. başmakale. etkili. atık su. çevri. 1. dili avantaj. kolay. atık su. eğitici. tahsilli. f. etkili. emir. s. eşya. i. suta şı. (bir tarafa do ğru) yavaş yavaşyandan. çaba. etki. yerine getirmek. ferman. etkili. i. k ısır. eğitmek. s. sinirli. dikkatleri üstüne çekmemeye çal ışmak. k ıs. s. editor. i. atık madde. köpürmek. 2. f. sinirleri gergin. eğitimci. bozmak. 2. i. tic. ahlakça yükselten. anaforlanmak. f. redaksiyon yapmak. i. f. gayret. s. mal. kabarmak. yiyecek. i. 2. tesirli. Edam. 2. efervesan. i. gitmek. s. i. i. i.ed Edam Edam cheese eddy edema edge edgewise edginess edging edgy edible edict edifice edify edifying edit editing edition editor editorial editorship educate educated education educational educator EEC eel efface efface o. istenen sonucu veren. anafor. 2. bas ım. verimsiz. yürürlükte. nakit. 1. istenilen sonucu veren. s. randımanlı. s. hızlı ve verimli çalışan. edited. 3. 1. i. girdap.. i. i. 1. halsiz. f. f. i. 1. hızlı ve verimli çalışma. z. f. Hollanda peyniri. k. editör. üstünlük. edition. eğitimsel. yarar. efor. editörlük. 1.. efektif. s. i. bitkin. zahmetsiz. i. efemine. i. kenar ına bordür yapmak. i. kenar suyu.s. gerçekle ştirmek. çoğ. yenebilir. silmek. s. i. tıb. eğitimli. etki. ahlakça yükseltmek. i. büyük yap ı. sinirlilik. ödem.

onsekiz. dışarı atmak. benlikçilik. egoist. El Salvador.. şevk. müz. esnek. i. elastik. 2. lastikli. k ıt kanaat geçinmek. entelektüel. eight-hour day günde sekiz saat çalışma sistemi. yumurta ak ı. kovmak. s. bo şalma. i. girişik. s. LXXX). karmaşık. 1. s. 2. i. 1. s. bencillik. 1. 2. i. defetmek. i. egoizm. 2. 2. s. s. sekizlik. (zaman) geçmek. yumurtalık. sekiz. yüzsüzlük. onsekizde bir. canlılık. argo entel. k. f. küstahlık. 1. . ego.. sekseninci. i. sekizinci. i. ünlem. sekizde bir. zam. bencil.effrontery effusive eg egg egg egg white egg white eggbeater eggcup egghead eggplant eggshell ego egocentric egocentricity egoism egoist egotism egotist egregious Egypt Egyptian eh eiderdown eight eighteen eighteenth eighth eighth note eightieth eighty Eire either either this or that ejaculate ejaculation eject ejector eke eke out eke out a living El Salvador elaborate elaborate élan elapse elastic i. çıkarmak. s. ejektör. Mısırlı. . 2. yumurta kabı.. egosantrik. 2. meni gelmek. egosantrizm. de ğil mi?: He´s a lucky guy. f. s. i. benlik. İkisini de sevmiyor. egotizm. f. 1. (on) ayr ıntılarına girmek. (bir şey yapmakla) (yetersiz bir şeyi) artırmak. i. s. s. coşkun. sekizlik nota. i. i. i. yumurta. k ışkırtmak. i. birdenbire yüksek bir sesle söylemek. XVIII).. exempli gratia (for example) mesela. Mısır. yumurta ak ı. kuştüyü yorgan. yumurta ç ırpacağı.. i. seksen rakam ı (80. f. 2. bo şalmak. akmak. beniçinci. s. lastikli şerit. on tahrik etmek.. patlıcan. yumurta kabu ğu. mak. i. ben. 1. ikisi de. çok ayr ıntılı ve çok iş isteyen. taşkın. s. sekiz rakam ı (8. değil mi? 2. i. bencil. seksende bir. fışkırtmak. Ne?/Ha?: ´´Come here!´´ ´´Eh?´´ ´´I said ´Come here!´ ´´ ´´Buraya i. fevkalade kötü. k ıs. f. elastiki. f ışkırtıcı. korkunç: an egregious mistake korkunç bir yanl ış. onsekiz rakam ı (18. beniçincilik. seksen. i. f. Mısır´a özgü. i. i. 2. meninin atılması. i. M ısırlı. M ısır. her iki: She doesn´t like either one. girift. İrlanda Cumhuriyeti. i. eh? Şanslı bir herif. ünlem. Her iki taraf ında bir kedi oturuyordu. i. VIII). i. dili 1. On either side of him sat a cat. 1. i. her ya bu ya o. örneğin. s. 1. onsekizinci. lastik. 1.

elektrik lambas ı. elektrik yayı. 3. rahatça hareket edilebilecek yer. elektrolit. 1. s. elektrik ark ı. i. 1. sevinçli. i. i. 1.. . seçmek. elektrot. i. seçmenler. elektrikli sandalye. dirsek. k. dirsekle itmek/vurmak. mürver. elektrik tesisatç ısı. dirseklemek. ite kaka yol açmak. esneklik. seçimle elde edilen (bir makam). elektriklendirmek. elektrikle ilgili. elastiklik. i. heyecan vermek. 2. i. heyecanland ırmak. elektriklemek. i.. elektrikli ayg ıt. s. elektrik ark ı. çok ne şelendirmek. çoğ. elektrik mühendisliği. elektrik saati. elektrokardiyogram. f. abla. seçim propagandas ı yapmak. f. sevinç. i. i. 2. elektrikli göz. seçmeli ders. f. i. ağabey. elektrik ak ımı. elektroliz. elektrik cereyanı. fiz. oldukça ya şlı. elektrikle ilgili. elektrikli tıraş makinesi. i. elastisite. elektrik mühendisi. dili alın teri. i. 1. abla. iste ğe bağlı. mürver a ğacı. i. 1. elektrikli alet.elasticity elate elated elation elbow elbow grease elbowroom elder elder elder brother elder sister elder sister elderly elders eldest elect election electioneer elective elector electorate electric electric arc electric arc electric chair electric current electric eye electric fan electric guitar electric light electric meter electric motor electric power electric shaver electrical electrical appliance electrical engineer electrical engineering electrician electricity electrification electrify electrocardiogram electrocute electrode electrolysis electrolyte i. elektrikçi. 2. f. elektrifikasyon. i. s. vantilatör. elektrogitar. s. 2. elektrik. elektrikli sandalyede idam etmek. s. seçmen. (yaşça) büyükler. (yaşça) en büyük. tıb. geni ş yer. yaşça büyük. i. k ıvançlı. i. elektrik motoru. i. s. büyük. elektrikle öldürmek. k ıvanç. f. s. elektrikli. emek. elektrikli. elektriklendirme. yaşlı/itibarlı kişi. çok sevindirmek. seçim. elektrik kuvveti. f. 2.

tıb. i. (yar ışçıyı) eleme. terfi ettirmek. s. 1. i.. s. çoğ. -e yol açmak. s. ilköğretim okulu. 2. söz söyleme sanat ı. son dakika. s. yükseltmek. s. yok etme. temel. on birde bir. i. 2. z. 1. s. i. s. etkili ve güzel söz söyleme yetene ği. i. -e neden olmak. 2. s. 2. i. yükseltme.. uygunluk. fil. dilb. f. i. el. eleman. eleji. elektronik müzik. f. f. kald ırma. ilkel. etkili ve güzel söz söyleyen. 2. terfi. 1. evlenmek için evden kaçmak.electromagnet electromagnetic electron electronic electronic music electronic music electronics electropositive electroshock elegance elegant elegy element elemental elementary elementary education elementary school elements elephant elevate elevation elevator elevator shaft eleven eleventh eleventh hour elf elicit eligibility eligible eliminate elimination elite elixir elk ellipse ellipsis elliptical elm elocution elongate elongation elope eloquence eloquent else elsewhere i. dili öldürmek. uzatmak. uzatma. frenlenmemi ş. 1. elektropozitif. etkili ve güzel konuşma tarzı.. (bir yar ışçıyı) elemek. başka: What else can he do? Başka ne yapabilir? Who else was there? Orada başka kim vardı? Where else can they be? Başka nerede z. i. 2. avrupamusu. karaağaç. yok etmek. başka yerde. element. i. XI). 1. (bilgi) edinmek. 2. eksiltili anlatım. on bir. elektron. başka yere. 1. öğe. silo. 1. elektronik. öğe. kolay. s. 3. elektrom ıknatıs. asansör bo şluğu. eksilti. kim. (for) -e uygun. 1. başlayanlar için: elementary French course yeni başlayanlar için Fransızca kursu. asansör. 3. the doğa güçleri. elit. s. 1. doğal. coğr.. on bir rakam ı (11. 3. unsur. elit. yükselti. çoğ. elektronik müzik. elves (elvz) i. etkili ve güzel (sözler. f. i. i. seçkinler. doğadaki güçlere özgü. ilköğretim. s. i. on birinci. 1. f. temizlemek. çoğ. elips. a ğıt.lip. zarif. . i. dizginsiz. 2. eliptik. temel ilkeler. 2. konu şma tarzı). 2. 4. 3. sağlamak. cüce ve yaramaz cin. 3. basit. i. i. 1. gruplar. (gerçe ği) ortaya çıkarmak. zool. i. gidermek. kanadageyiği. â şığıyla kaçmak. i. elektroşok. 3. elektromanyetik. 1. seçkin. i. parça. iksir. 2.ses (îlîp´siz) i. giderme. k. i. 1. kald ırmak. elektronik. zarafet. i. i. s. 2. 2. ilkel.

(metne ait) düzeltme. açıklamada bulunmak. eludes me. mahcup etmek. işleme.-den ç ıkmak.. o ğulcuk. (çoğ. f. 2. f. acil durum. i. f. i. azat etmek. kutlamak. amboli. in (belirli/somut f. kakmak. mahcup olma. f. aklına gelmemek: The name 2. -den akmak. f. f. serbest b ırakmak. s. özgürlük. s. 2. f. çabucak geçen. i. utandırmak. utanma. 2. sunucu. amblem. karıştırmak. 1. f. f. yüreklendirmek. 3. Zarafetin ta kendisi. i. f. kabartma desenle süslemek. (--ded.ısımları çıkararak veya sansür ederek) (bir yazıyı) kuşa i. (emanet para veya mülkü) zimmetine geçirmek. sefaret. zümrüt yeşili. i. cesaret vermek. kor. 1. (bir program ın) sunuculuğunu yapmak. f. serbest b ırakma. tıb. 3. i. i. 2. (bazı k tahnit etmek. elçilik. bak. enemek. süslemek. 2. 1. sıskası çıkmış. 1.elucidate elude elusive elves emaciated emanate emancipate emancipation emasculate embalm embankment embargo embark embark on/upon embarkation embarrass embarrassment embassy embattled embed embellish embellishment ember embezzle embezzlement embezzler embitter emblazon emblem embodiment embody embolden embolism emboss embrace embroider embroidery embroidery frame embroil embryo emcee emend emendation emerald emerge emergency emergency door/exit f. f. 1. i. . 2. i.. 1. -den fışkırmak. f. i. özgürlüğüne kavuşturmak. armalarla donatmak. izahat vermek. meydana çıkmak. kurtuluş. kendisi: She is the embodiment of elegance. burmak. süsleme. i. i. 2. acil ç ıkış kapısı. bir (bir teklifi) kabul etmek. utanç duyma. Şehrin adı aklıma gelmiyor. hayata küstürmek. f. gömmek. çıkmak. --ding) (in) (içine) iyice yerle ştirmek. mumyalamak. hadım etmek. 1. (bir dini) kabul etmek. (izleyenleri. i. bir tehlikeyi) atlatmak. -e girişmek. i. toprak set. f. f. i. süslemek. açıklamak. embriyon. of the town anlaşılması zor. (anlatılan 4. güç durumda. tezyin etmek.. f. from den kurtarmak. f. biyol. hat ırlayamamak. üzerine nak ış işlemek. 3. i. (açlıktan/hastalıktan) çok zayıflamış. zimmetine para geçiren kimse. yakalanmas ı zor. 2. 1. tarifi zor. kapsamak. (birine) sar ılmak. 3. azat etme. simge. f. from f. 1. çoğ. kucaklaşmak. (bir şeyin) somut hali. gemiye binme. i. nak ış. kapsamak. --es) ambargo. s. kabartmak. zimmete geçirme. bir deri bir kemik kalm ış. s ıkışmış. 2. -den yayılmak. öykü veya olayı) hayalinden bir şeyler katarak süslemek. s. (bir dine) girmek. köz. (birini) (zor bir işe) sokmak. kasnak. bir halde) d ışa vurmak. (bir metnin) yanlışlarını düzeltmek. -e başlamak. kuvvetten düşürmek.. gemiye binmek. elf. 1. 2. süs. zümrüt ye şili. i. zümrüt. i. 2. 1. 1. (birini) kucaklamak. i.

önem.. maa ş. yüksek (mevki). tıb. mal. 3. (--ted. zımpara. dili aç. 2. bir hizmet veya i şte kullanmak. yayma. iş ve işçi bulma kurumu. yüksek (yer). 2. acil tedavi. ücret. i.. f. f. ısrarlı. yüksek yer. 2.pha. imparatoriçe. göç etmek. 1. kullanmak. deneyci. iş verme. i. em. yumuşatıcı ve acıyı dindiren merhem. vurgulanarak söylenen. ünlü (kişi). i. imparatorluk. 1. i. f. i. emphasize. işçi. i. 2. (hastanede) acil servis. 2. . i. kazanç. göçmen. taklit etmeye çalışmak. i. i. i. emeritus (emekli bir üniversite ö ğretim görevlisine verilen unvan). patron. boş. s. emülsiyon. tepe. boşaltmak. istihdam etmek. özel bir görevle gönderilen ki şi. ampirizm. s. s. zımparalı tırnak törpüsü. i. duygusal.. 2. 1. yumuşatıcı. s.ses (em´fısiz) i. fışkırtmak. i. --ting) ç ıkarmak. 3. boşluk. k. his. bir ba şkasının duygularını anlayabilme. s. i. boş. s. frapan. deneycilik. s. boş şey. f. ç ıkarma. boş laf. giderken. işveren. kusturucu (ilaç). duygu. i. of -den yoksun. göze çarpan. bak. yetki vermek. eli boş. imparator. 1. 3. s. f. çoğ. tan ınmış ve üstün. yüksek bir mevki.emergency landing emergency treatment emergency ward emergent emeritus emery emery board emetic emigrant emigrate emigration émigré eminence eminent emissary emission emit emollient emolument emotion emotional empathy emperor emphasis emphasise emphasize emphatic emphatically emphysema empire empirical empiricism empiricist employ employee employer employment employment agency empower empress emptiness empty empty words empty-handed emulate emulsion en route mecburi iniş. i. z. heyecan. i. göç. üzerinde durarak. 1. deneysel. 1. yaymak. f. 1. ampirist. i. i. 2. i. ruhb. f. i. f. heyecanl ı. yolda. i. i. i. anfizem. istihdam. dökülmek. çalışan.. İng. emisyon. siyasi göçmen. 2. vurgulama. iş bulma bürosu. ampirik. 1. meydana çıkan. benzerini veya daha iyisini yapmaya çal ışmak. dökmek. çıkan. duygulu. duygu sezgisi.. bo şalmak. vurgu. i. i. s. vurgulamak. yükseklik. kesin olarak. görevli. s.

çok güzel. i. çocuk. 2. f. dili (birinin) çok ho şuna gitmek. yüreklendirme. gaye. kuşatmak. s. 2. i. özendirmek. son. ciro etmek. f. yüreklendirici. 3.. yer. 1. i. f. çit v. örtmek. bitmek tükenmek bilmeksizin. (bir yeri) (duvar. 1. f. 1. mümkün k ılmak. f. 2. 2.b. ciro. 2. büyülemek. dili harika. yabanimarul. imkân vermek. 1. ünlem Bravo! i. ümitlendirici. minelemek. 1. hindiba. (başkasının hakkına) tecavüzde bulunma. i. 2. f. sevdirmek. ipotek. f. 1. (--ed/--led. 2. enclosed. 2. s. 1. f. gayret. s. 2. 2. mec. özgü. 3. (di şlere ait) mine.. kapsamak.. in (bir yer veya halka) özgü: That disease is endemic in India.s. huk. tehlikeye atmak. sona ermek. yetki vermek. with -e ba ğışta bulunmak. f. cesaret vermek. 1. kaplamak. i. f. i. 3. çeki ciro etmek. bak. f. f. enclosure. tak ı. gönderiyorum. yapmaya çalışmak. --ing/-ling) 1. nihayet. 1. tatlı. ak ıbet. son. rastlamak. son. sağlamak. ansiklopedi. f.b. ölüm. İng. onay. emaye. İng. uç. i. 1. emaylamak. to s. bis. özendirme. f. z. gayret etmek. f. f. i. Meksika mutfa ğına özgü böreğe benzeyen acılı bir yemek. 1. küçük masa. cesaret verme. 2. durmadan. 3. 5. nihayet. amaç. onaylamak. f. mine. O hastalık Hindistan´a dilb.Bu mektupla birlikte bir foto ğrafile) çevrili olan i. (bir tehlike veya zorlukla) kar şı karşıya gelmek. çaba. umut verici. ku şatmak. acımarul. sonsuz. özendirici. te şvik edici. 2. 1. endearing endeavor endemic ending endive endless endlessly endlessness endorse endorse a bill endorsement endow (an rut´) yolda. bitirmek. teşvik etmek. k ıs. i. 1. 2. büyüleyici. encyclopedia. upon (ba şkasının hakkına) tecavüzde bulunmak. k. kendini birine sevdirmek.o. i. sevimli. ile) çevirme. s. sehpa. yüreklendirmek. sonsuzluk. 2. f. s. çalışmak.. f. etraf ını çevirmek. bak. i. cesaret verici. letter. 4. teşvik etme. emay. . enamor. fevkalade. i. emaye. 1. s. bitmek. (bir şeyi) (bir mektupla aynı zarf içine) koymak: I´ve enclosed a photograph with this çit v. s. i. ansiklopedik. (duvar. f. yasala ştırmak. i. maksat. 2. f. 2. 1. k. niyet.en route enable enact enamel enameled enamor enamour encase enchant enchanting enchilada encircle encl enclose enclosure enclosures encompass encore encounter encourage encouragement encouraging encroach encroachment encrust encumber encumbrance encyclopaedia encyclopedia encyclopedic end end table endanger endear endear o. sonek. (mektupla ayn ı zarf içinde) gönderilen şeyler. s. 1. yük. ilişiktekiler. son vermek. 3.

d. do ğuştan gelen özel yetenek. çarkç ı. z. dövüşme. makinist. i. 2..o. endways. etmek. 1. çekici. emretmek: I enjoined him to leave. lokomotif. (dü şünce. hoş. uygulanabilir. makinist. f. ba ğrına basmak. i. f. kazımak. çarpışmak. den. 1. z.endowment endurable endurance endure enduring endways endwise enema enemy energetic energise energize energy energy crisis enervate enfold enforce enforceable enforcement enfranchise Eng engage engage in engage s. 3. hakkâk. dayanılabilir. İngiliz. 1. yükseltmek. çarpışma. sarmak.wom. i. içine çekmek. 1. uç uca. f. güç vermek. zayıflatmak. Eng. yerine getirmek. İngilizce. meydana getirmek. 2. i. vaat. belirli bir süre için ücretli i ş. lavman. i. Allah vergisi. 3. 2. film v. k ıs. mak. 2. enerji. f. gravür. 2. f. 2. 1. uygulamak. 2. oymacılık.men (îng´glîşmîn) i. gravürcü. nişanlanma. f. f. 1. i. d. 2. 3. planlayıp düzenlemek. sürekli. 2. f.. İngiliz. oymac ı. enerji krizi. tahammül.. kafas ını bütünüyle işgal etmek. yasaklamak. İngilizce.y. i. angaje etmek. kald ırmak. energize. tembih etmek. tatbik etmek. yutmak. 2. dik. tutmak. devamlı. enerjik. İng. meşgul (telefon). dikine. mühendis. 2.b. f. 2. uzunluğuna. 2.. çok sürükleyici (roman. bilmece. 4. i. ucu ileriye do ğru. 1. Eng. 2. uygulama.en (îng´glîşwîmîn) i. İngiliz. İngiltere. taahhüt birinin kafas ını meşgul etmek. hakketmek. birbirine geçmek. 1. 2. çoğ. alışkanlık v. sevimli. enerji vermek. olu şturmak. s. fiyat v. 5. 2. randevu. muamma.lish. 1. i. (değer. .´s attention engaged engagement engaging engender engine engine driver engineer engineering England English Englishman Englishwoman engrain engrave engraver engraving engross engross one´s thoughts engrossing engulf enhance enigma enjoin i. f.´ni) artırmak. in 1. İngiliz kadın. taahhüt. İng. nişanlı. çekmek. birbirine girmek.). dayan ıklı. 1. i.lish. erke. tıb. katlamak.. i. faal. i. söz. s. İngiliz erkek. s. Gitmesini tembih ettim. dayanmak. işe almak. 3. f. kuvvet. i.b. motor. f. tahammül etmek. English. tenkıye. sözmeşgul olmak. ile vermek.´ni) -e aşılamak. düşman. 1. s. hakkâkl ık. kuvvetten düşürmek. çoğ. -in içine iyice çektirmek/geçirtmek. ba ğışta bulunma. 3. England. i. 1. s. f. güç. f. enerji. s. bak. hakkâk işi. s. dayanma gücü. oy hakk ı vermek. 1. bağışlardan oluşan toplu sermaye. 1. f. 4. s.y. birbirine geçirmek. bak. mühendislik. doğurmak. 3.b. 1. kucaklamak. f.

yeter de artar bile. 2. büyüme. agrandisör. esir etmek. başlamak. i. 2. dola ştırmak. aydınlatmak. bayrak. i. kaydolmak. f. 2. in ensemble enshrine ensign ensign enslave ensnare ensue ensure entail entangle entanglement enter enter into enter into an agreement enter on/upon enter one´s head enterprise f. kaydetmek.. band ıra. 2. i. 1. zevk. 2. yerleştirmek. yüceltmek. 2. büyülteç. ardından gelmek. 1. muazzam. 2. 4.the ensuing year ertesi sene. 4. .s. sağlığı yerinde olmak. f. daha ayrıntılı bir şekilde anlatmak. zengin etmek. çıkmak. eğlenmek. kocaman. f. kâfi. hiddetlendirmek. asalet unvanı vermek. değerini artırmak. bilgilendirme. öfkelendirmek. f. -e yerleşmek. döpiyes. girmek. 2. kâfi derecede. sancak. aste ğmen. den. ünlem Yeter! Yeter artık! f. f. f. askere kaydolmak/yaz ılmak. bilgilendirmek. zenginleştirmek. zevkli. şer. dolaşıklık. girişim. 1. -in aklına gelmek. i. f. zenginle ştirmek. büyüklük. 2. enquire enrage enrich enroll enrollment ensconce ensconce o. 1. f. kaydını yapmak. müz. büyümek. in (birini) (olumsuz bir duruma) dü şürmek. hoşça vakit geçirmek. kaydetme. i. kaydetmek. içine girmek. inquire. foto. z. f. aydın (kimse). deftere yazmak.ırmak. genişlemek. birkaç parçadan olu şan kadın kostümü.enjoy enjoy good health enjoy o. i. temin etmek. tiy. canland f. -e girişmek. kayıt. 1. i. s. “Enter” tu şuna basarak (bir komutu) gerçekleştirmek. f. -e girişmek. yeterli miktar. gerektirmek. husumet. büyütme. yardımını sağlamak. düşmanlık. f. f. 1. soylular s ınıfına almak.s. sağlamak. i. s. -i -in içinde ım. meydana gelmek. tak sayg ın bir yere koymak. hoş. s. i.. bak. giri şmek. izlemek. enjoyable enjoyment enlarge enlarge upon enlargement enlarger enlighten enlightened enlightenment enlist enliven enmesh enmity ennoble enormity enormous enough enough and to spare Enough! Enough´s enough. aydınlanma. yazılmak. tatlı. garanti etmek. -e başlamak. karmakarışık etmek. 1. f. topluluk. 3. i. büyütmek. bilgilenme. büyük kötülük. i. ho şlanmak. teşebbüs. bütün. agrandisman. zevk almak. 3. anlaşmaya girmek. in (olumsuz bir şeye) karıştırmak. foto. aydınlatma. f. 1. bilg. muazzamlık. f. askere kaydetmek/yazmak. trup. f. 1. engel. eğlenceli. s. genişletmek. i. yeterli. i. 1. karışıklık. -e başlamak. 2.. bulaştırmak. mânia. köle yapmak. tuzağa düşürmek. f.

f. k ıskanç. sağlam yenilen yemek. i. 2. açıkgöz. giriş yeri. çok övmek. ağırlamak. --ping) tuza ğa düşürmek. siper.b. antrepo. büyülemek. entomolojist. uyanık. baştan çıkarma. girme. f. i. antre. tamamen. çekicilik. parti. . i. yakarış. f. tüm. f. 1. entomoloji. yalvarma. (birini) tatlılıkla (kötü bir şey yapmaya) ikna etmek. baş yemek. istek. çekici ancak tehlikeli şey. telaffuz etmek. f.) (bir şeyin) etrafına dolanmak. i.t. şevk. 1. cazip. saymak. gıpta edilecek. 3. müteşebbis. balo. 3. s. eğlendirmek. i. 2. f. heves. giriş. çekici. f. yalvarmak. varlık. birer birer saymak/söylemek.. giriş. f. (about/over) göklere ç ıkarmak. 1. 1. hak vermek. örtmek. (başkan) bir teklifi kabul edip kurula sunmak. f. yılan v. sarmak. s. enumerate enunciate envelop envelope enviable envious s. bütün. giriş yeri. müteşebbis. f. 2.enterprising entertain entertain a motion entertaining entertainment enthrall enthrone enthuse enthusiasm enthusiastic entice enticement enticing entire entirely entirety entitle entity entomb entomologist entomology entourage entrails entrance entrance entrance examination entrance fee entrap entreat entreaty entrée entrench entrenchment entrepôt entrepreneur entrust entry entryway entwine entwine itself around entwine s. i. giriş ücreti. 3. giriş hakkı. böcekbilimci. yakalamak. 3. i. misafir etmek. balıkla baş yemek arasında bir şekilde yerleştirmek. i. s. gömmek. zarf. tahta ç ıkarmak. bağırsaklar. ask. davet. i. i. maiyet. 1. i. f. giriş. giriş. f. f. i. 1. 2. beraberindekiler. i. f. ku şatmak. mektup zarf ı. (--ped. büsbütün. 2. giriş yeri. hararetli. tamam ıyla. s. girişimci. 2. mezara koymak. böcekbilim. girme. eğlenceli. i. şevkli. giriş ücreti. kayıt. z. hepsi: the entire group grubun hepsi. girişken. ikram etmek. bütün. emanet etmek. i. f. eğlendirici. giriş. f. yetki vermek. (around) bir şeyi (başka bir şeye) dolamak. giriş. tamam. s. büyülemek. i. i. giriş kapısı. giriş. yalvar ış. giriş sınavı. ziyafet. (bitki. s. giriş izni. İng. i.

. salgın. depremin merkezi. 1... İng. i. 1. elçi. 1. (Yeni Ahit´te yer alan) mektup. edeb. 2. i.. kıskanmak. jeol. bak. çevre. civar. apolet.. i. 1.. Hrist. kafas ında canlandırmak. kolayca k ızmayan. s. sara hastalığına özgü. s. 1. i. bak. s. eşit olmak: Two plus two equals four. edeb. f. piskoposlara ait. ile eşit saymak.. i. epilog. epilog. s. eşit. denklem. nükte. TV (dizide) bölüm. 1. 6 Ocak´ta kutlanan bir yortu. ça ğ. s. 2. destans ı. aynı düzeyde olmak. f. 1. saralı. aynı düzeyde. s. salgınlaşmış. i. i. laf. i. ekvatoral. delege. i. sakin. dolay. f. eşitlemek. i. i. f. s. i. s. eşit işareti (=). ılıman (iklim). eşitlik. i. i. çevrecilik. biyokim. epizodik.. Emsali yok. mektup. İngiliz tuzu. i. i. ılım. deprem öze ği. tasavvur etmek. 2. i. 2. salgın: flu epidemic grip salgını. 2. epaulet. f. i. kafas ında canlandırmak. i. i. epik.. gelip geçici. . gıpta. k ıskançlık. tasavvur etmek. epik. 2. çoğ. çok k ısa süren.. çevresel. diplomat. temkin. nükteli söz. ekvator. i. temsilci.. mezar kitabesi. i. 1. sara. bak. İki artı iki eşit dört. (övücü veya hakaret edici) söz. emsali olmak: No one equals her. saralı. f. f. Ekvator Ginesi. i. i. i. s. i. equalize. enzim. i. radyo. eşit. destan. çevreci. sonsöz.. epizot.environment environmental environmentalism environmentalist environs envisage envision envoy envy enzyme epaulet epaulette ephemeral epic epicenter epidemic epidermis epigram epilepsy epileptic epilog epilogue Epiphany episcopal episode episodic Epistle epistle epitaph epithet epitome epoch Epsom salts equable equal equal equal sign equalise equality equalize equanimity equate equation equator Equatorial equatorial Equatorial Guinea i. devir. itidal. i. haset. i. (olaylar zincirinde) olay. s. gıpta etmek. 1. 2. muhit. İng. tıb. rahat. 2. s. piskoposlarca yönetilen. i. çok kısa ömürlü. epiderm. 2. Hrist.

patlak vermek. silgi. Eritrealı. macera. yanlış. hata etmek. s. 1. f. (fiyat v. muh. eşkenar üçgen. anlaşmazlık v. 1. s. i. dimdik. gözünden . i. 2. dikilmiş. denge. in şa etmek.´ni) yükseltmek. ılım. a şındırmak. as. kızışmak. i. birinin pençesinden 3. 3. yok etmek. i. kaçmak. f. gökb. f. 1. şiir evvel. 2. silinmiş yer. yükselmek. Eritrea. 2. atlatmak. 1. jeol. dikelmiş. atlı (heykel/portre): an equestrian statue of Napoleon Napolyon´un atlı aynı mesafede olan. i. önce. 3. f. direk. i. a şınma.. çok geçmeden. f. net varl ık. gün tün eşitliği. 1. iki anlama gelebilen. adaletli. --ping) donatmak. 1. s. f. i. --s/er. Ekvator Gineli. i. eşit uzaklıkta. s. biniciliğe ait. erozyon. 1. bilgin. erotik.Equatorial Guinean equestrian equidistant equilateral equilibrium equinox equip equipment equitable equity equivalence equivalent equivocal equivocate era eradicate erase eraser erasure ere ere long ere now erect erection Eritrea Eritrean ermine erode erosion erosive erotic eroticism err errand errand boy erratic erroneous error erudite erudition erupt eruption escalate escalator escapade escape escape from s. i. kurmak. paçayı kurtarmak. tıb.mine) ermin. yanlışlık. ça ğ. yapma. 2. yürüyen merdiven. Eritrealı. firar etmek. 1. patlak verme. s. döküntü.b. 3. istikrars ız.. 1. Eritrea. gereçler. 1. jeol. Eritre.´ni) dikme. (heykel. ayakçı. kaçma. s.´ni) k ızıştırmak. 1. bağ. bilginlik. 2. in şa etme. i. 1. s. i. 2. dengesiz.´ni) dikmek. tic. Ekvator Ginesi´ne özgü. 2. 2. i. s. 2. hata. Eritrea´ya özgü. birden değişiveren. s. 2. (heykel. silmek. eşitlik. adil. heykeli. donatım. s. f. (çoğ. s. s. akl ından çıkmak. Ekvator Ginesi.kurtulmak. aya ğa kalkmış. s. (yanarda ğ) püskürmek. i. i. kaçamaklı. 2. yanlış. ayak işlerine bakan kimse. ekinoks. i. kaç ış. aşındırıcı. (yanarda ğ) püskürme. edat. hatalı.´s grasp i. 2. devir.b. 1. erotizm. âlim. kökünden söküp atmak. kurma. aşınmak. ne evet ne de hayır demek. f. yok etmek. muvazene. f. i..b. i.b. kaçmak. direk v. çok bilgili. eşkenar: equilateral triangle. aşındırma. 1. gidermek. s. f. ayak işi. adalet. firar. ayakta duran. yapmak. silinti. âlimlik. penisin sertleşmesi. i.o. kurtulmak. kaçamaklı konuşmak. i. özsermaye. (--ped. 2. v. Ekvator Gineli. (sava ş.. 2. bundan önce. dik. i. i.

k ıs. bana göre. müessese. kavalyelik etmek. aestival. kurmak. Estçe. eşlik edenler. saygıdeğer. yapmaya kalkışma. değerlendirme. soğutmak. s. v. as ıl. bat ıni. coğr. bak. İng. içrek. s. birbirinden ayr ılmış. temel. düşünce: in my estimation takdir. i. esas. mektup zarfı üzerine isim ve soyadından sonra kısaltılarak yazılan ve “bay” anlam ına gelenı bir unvan: Marmaduke Wigglesworth. kestirme. -den kaçınmak. i.. 1. (birisi hakk ındaki) fikir. s. ufak bir gruba özgü. v. 2. Eskimo köpe ği. s. i. açmak. 2. 2. kavalye. anat. 1. emlakçı. esans. ana. 1. i. z. s. kordon. anlaşılması zor. deneme. (es´tımeyt) 1. temel. destekleme. -e sayg ı duymak. f. ayrı yaşayan. tespit etmek. i.b. s. aslında. i. ekspreso kahve. Estonya´ya özgü. i. f. 2. İng. yapmaya kalk ışmak. i. 2. ancak ufak bir grupça bilinen. Eskimo dili. s. i. bence. i.. vesaire. tahmin. saptamak. gezi. tespit edilme. armalı kalkan. 1. Eskimoca. desteklemek. (koruma/gözetim için) e şlik eden.. denemek. Eskimo. 1. (desen hakketmek için) (madeni bir yüzeyi) asitle oymak. tahmin etmek. değerlendirmek. öz. naneruhu. i. gizli inançları olan. olağandışı. f. as ıl. 2. Estonya. f. 2. (bir grup içindeki) birlik ruhu. (korumak/gözetmek amac ıyla) eşlik etmek.s. kurulu ş. özel. i. (es´tımît) 1. 1. 2. i. benim gözümde. f. kurum. tereke. Estonya. i. f.. i. haliç. i. bilhassa. 2. Eskimoca. kurma.. saygı. 4. bak. itibar. esas. i. (kıymetini) takdir etmek. 2. nadir. k ıs. f. aesthete. 2. 1. gezinti yeri. Esq. Eskimo. kuruluş. tespit etme. kestirmek. 1.. 2. i. ve benzeri. Estçe.. 2.. 1.. yemek borusu. Estonyalı. . s. huk. bak.escapist eschew escort escort escort vessel escutcheon Eskimo Eskimo dog esophagus esoteric especial especially espionage esplanade espousal espouse espresso esprit esprit de corps Esq Esquire essay essay essence essence/spirit of peppermint essential essentially establish establishment estate estate agent estate car esteem esthete esthetic estimable estimate estimation estival Estonia Estonian estrange estranged estuary et cetera etc etch s. casusluk. 1. -den sak ınmak. 2. b ırakıt. 2. gerekli. et cetera. f. 3.. Estonyalı. 1. deneme (bir düzyaz türü). 3. ıtır. f. malikâne. 1. steyşın. i. zaruri. ekspreso. insana gündelik hayat ı ve dertlerini unutturan çok sürükleyici (roman/film). hususi. i. refakat gemisi. z. 3. i. itibarlı. i. aralarını s. 1. Esquire. özellikle. aesthetic. İng. i.

. f. s. 3. i. ahlak sistemi. 3. 2. övgü. etik. evangelize. 1.t. Habeş. f. İng. buharlaşmak. Avrasya. i. buharla ştırıcı. buharla şma. 3. i. ahlaki. okaliptüs. ı. kökenbilim. Habe şistan. f. İng. değerlendirme. eulogize. i. ses ahengi. ebediyet. 2. İncil´in mesajını yaymaya çalışan kimse. hararetli. i.etch a design on etching eternal eternally eternity ether ethereal ethic ethical ethics Ethiopia Ethiopian ethnic ethnography ethnology ethos etiquette etymological etymology EU eucalyptus Eucharist eulogise eulogize eulogy eunuch euphemism euphony Euphrates Eur Eurasia Europe European Eustachian tube evacuate evacuation evade evaluate evaluate s. Etiyopya. İncil´in mesajını bildirmek/öğretmek/yaymak. İncil´de bulunan. belirli bir mesajı yaymaya çalışan kimse. ba şı ve sonu olmayan. daima. İncil´e ait. European. i. Avrupai. Europe. i. 2. etnoloji. k ıs. (bir yeri) boşaltmak. i. i. etnik.. etik. 2. i. 1. i. 1. i. i. (bağırsakları)ı)boşaltmak. i. Etyopya. övmek. Etyopyalı. methiye. görgü kurallar ı. göksel. bak.). edebi kelam. adabımuaşeret. i.. yaklaşım v. asitle oyulmu ş resim. k ıs. değerlendirmek. i. dünya görüşü.(bir bahaneyle) kendini (bir yükümlülükten) f. on his/her/its own merits evaluation evangelical evangelise evangelist evangelize evaporate evaporation evaporator asitle oyarak (madeni bir yüzeye) desen hakketmek. Etyopya. 2. törebilim. i. etimoloji. (bir birini/bir şeyi kendi yeteneklerine/özelliklerine göre değerlendirmek. alma. f. ateşli. boşaltım. lokmanruhu. (insanlar ı) (bir yerden) almak. i. değer ve inançlar sistemi. (bir yeri) boşaltma. s. i. i. örtmece. ahlak bilimi. etimolojik. Etyopyal s.. ateşli vaazlar veren gezici Protestan. 1. s. ebediyen. de ğerler sistemi. kökenbilimsel. östaki borusu. i. z. kim. son derece Protestanca (bir ö ğreti. i. i. ruh. (insanlar (bir yerden) (bağırsakları) boşaltma. s. 1. the European Union. (birinin f. 1.b. f.. kurtarmak. hadım. 1. sorusuna. s./s. Avrupa. buharlaştırma. i. ebedi ve ezeli. eter. i. anat. semavi. i. Avrupalı. bak. i. İncil´in mesajına uyan/sadık. s.o. 2. buharla ştırmak. ölümsüz. i. Habeş. . f. Etiyopyalı. götürmek. birine) cevap vermekten kaçmak. evaporatör. 2. Avrupa´ya özgü. Avrupa. boşaltım. s. -den kurtulmak. etnografya. Etyopya´ya özgü.

vaka. hatta. arada bir.. s. her tarafa. 2. s. zam. Çok çalıştığı halde sınavı veremedi. meydana gelmek. (bir işte) yan çizen. olmak. her dem taze (ağaç/çalı). birkaç günde bir. gene de. 2. ak şam. ilelebet. temkinli. bile. ile son bulmak. güna şırı. i. sonunda. herkes. 1. . 1. ğişen. i. yine de. 1. tam (sayı). hadiseli. kaçamaklı. düz. kör olası: You and your everlasting typewriter! Sen ve z. tesviye etmek. -den kurtulma. bir düzeyde. 1. daima. en ufak her şey: She´s particular about every jot and tittle. iki günde bir. dili her yöne. it´s still worthğmen. i. arife gecesi. f. çok dayan ıklı. günaşırı. düzlemek. -diği halde: Evenıthough he studied hard. herkes. her bir. 2. sonsuz. s. her günkü. herkes. arife. 3. zam. 4. tuvalet. z. başkaları. in ile sonuçlanmak. En ufak noktaya dikkat eder. her gün. i. cevap vermekten kaçan. iki günde bir. s. itidal sahibi. 1.” “Olsun. her biri. itidalli. öbürleri. 1. z. senin kör olas ı daktilon! s. yapra ğını dökmeyen. ara s hatırlıyor. arada bir. yine de. dört günde bir. f. hadise. er geç. smokin. frak. olsa bile.” “Even so. tarafs ız. herhangi bir kimse. her iki kişiden biri. i. 2. 3. her: She remembers every single mistake they made. z. i. (bir bahaneyle) kendini bir yükümlülükten kurtarma. hiç: Have you ever been to Eyüp? Hiç Eyüp´e gittin mi? ondan sonra. 3. arada sırada. s. 2. tepeden tırnağa. ak şam gazetesi. ihtimal. yansız. nihayet. 2. he de almaya -e ra buying. engebesiz. er geç olan. ak şam. düzleştirmek. gene de: “That book contains some mistakes. s.” “O kitapta baz yanlışlar var. daima de s. Ondan sonra hep mutlu yaşadılar. yine couldn´t pass the exam. en sonunda olan. gece elbisesi. sürekli. ara s ıra. gün aşırı. Yapt ıkları her hatayııra. s. olaylı. sokaktaki adam. k. ebediyen. hep: They lived happily ever after. çift (say ı).evasion evasive eve even even even if even so even so even though evenhanded evening evening dress evening paper event even-tempered eventful eventual eventuality eventually eventuate ever ever after ever changing evergreen everlasting evermore every every few days every four days every inch every jot and tittle every man jack every now and then/every now and again every once in a while every one every other day every other day every other day every other person every single every so often every which way everybody everybody else everyday Everyman everyone i. her. i. s. nihai. olay.

yüceltmek. zorla/tehditle almak. her yere. f. i. titizlik isteyen (bir i ş). i. 1. sorguya çekmek. s. evrimci. birtakım çağrışımlar yapan. s ınav. 1. örnek. ibrik. ulu. k ızgınlık. çağrıştırmak. a şmak. kötülük. i. f. kazıyıp ortaya çıkarmak. 2. işin titizlikle yapılmasını isteyen (kimse). çileden ç ıkarmak. huk. her şey. muayene etmek. eksiksizlik. çok kötü. abartma. --ling) -den üstün olmak. i. kem göz. hafriyat yapmak. i. delil. evrim. evrimcilik. vecit. s. açığa vurmak.. koparmak. tahliye ettirmek. daha kötü bir duruma sokmak. i. fazlas ıyla. f. dişi koyun. i. f. açık. göstermek. sorgu. i. abart ı. i. f. 2. s. examination. marya. aklına getirmek. . mübalağa. f. i. 4. şerir. mübalağalı. tamamen. huk. incelemek. 1. şerir.. kazı yapmak. kötülük eden kimse. s. kazı makinesi. except. f. s. 1. s. mübala ğa etmek. çok kızdırmak. imtihan. kazı. yavaş yavaş gelişmek. çok. i. imtihan eden kimse. f. huk. f. aynen. abartılı. i. sorguya çeken kimse. (kötü durumdaki bir şeyi) artırmak. huk. f. abartılmış. example. doğru (bir şey). belli. abartmak. tam. s. i. kazı yeri. dikkatle gözden geçirmek. kesin. kesinlik. 2. dili s ınav.. geçmek. tam. i. k ıs. i. z. yüce. her yerde. f. her yer. 2. s. co şkunluk. kusursuzluk. (--led. huk. (of) (birtak ım şeyleri) akla getiren. hatas ız. z. kusursuzluk. son derece. i. eksiksizlik.everything everywhere evict eviction evidence evident evil evil eye evildoer evil-minded evince evocative evoke evolution evolutionary evolutionism evolutionist evolve ewe ewer ex exacerbate exact exact exacting exactitude exactly exactness exaggerate exaggerated exaggeration exalt exaltation exalted exam examination examine examiner example exasperate exasperation excavate excavation excavator exceed exceedingly excel zam. misal. imtihan. 2. şer. nazar. i. 1. f. 3. z. yüceltme. f. i. yavaş yavaş geliştirmek. kötü niyetli. 2. i. göstermek. ekskavatör. i. k. 2. 1. s. kanıt. 1. tetkik etmek. kesinlik. f. evrimsel. tahliye ettirme.

. heyecanla. istisna. ünlem işareti (!). s. (from) -in d ışında bırakmak. telefon santralı. çok iyi. Everyone was there except for him. gezinti. i. i. s. s. değiştirme. s.. değiş tokuş etmek. 2. değiştirilebilir. 3. 1. 2. a şırı. heyecanlı. değiştirmek. i.Excellence excellence Excellency excellent except except except for excepting exception exceptional excerpt excess excessive excessively exchange exchange exchange blows exchange rate exchange shots exchangeable exchequer excise excise excitable excite excited excitedly excitement exciting exclaim exclamation exclamation point/mark exclude exclusion exclusive excommunicate excommunication excrement excrete excretion excruciating excursion excursion ticket excusable excuse excuse excuse from i. (birini) (bir şeyi yapmaktan) muaf tutmak. ziyade. döviz kuru. kolay tela şa kapılır. tic. affedilebilir. kışkırtmak. heyecan. ünlem. 2. dayanılmaz derecede acı veren. -in dışında tutmak: He excepted Harun from this. heyecan verici. üstün.ba şka. bağ. i. i. aşırı olarak. borsa. s. s. i. s. Excellency. mazur görmek. ifrazat. i. 1. s. i. telaşa vermek. (from) (bir şeyin) dışında bırakılma.. 1. f. trampa. fazlalık. karşılıklı olarak birer el silah atmak. indirimli gidiş dönüş bileti. (bir duygu/tepki) s. f. salgılama. kolay heyecanlanan. kambiyo. diye bağırmak. (vücuttan) ç ıkarmak. Çince konufor this. 1. heyecanland ırmak. ç ığlık atmak. tahrik etmek. ziyadesiyle. Harun´u bunun dışında tuttu. ola ğanüstü. f. dışkı. tüketim vergisi. i. pasaj. hariç. aforoz. yumrukla şmak. (bir şeyin) dışında bırakma. aşırılık. ifrat. f. 2. i. f. mükemmel. f. s. k ısa yolculuk. f. 1. i. i. Your Excellency Ekselans. . mazeret. kesmek. z. except şmaktan başka her şeyi yapabilir. . olacaktım. salg ı. değiş tokuş. kesip ç ıkarmak. dışında. 1. -den başka: He can do everything edat -den ba except speak Chinese. s. f. 2.. olmasayd ı: I´d be there. i. ancak özel seçilmiş bazı kişilere açık olan.şka. fazla. bak. dışında. özür. Ekselans: His Excellency Ekselanslar ı. f. -den başka: i. z. artan. hariç. dışında. Bu olmasaydı orada 1. edat -den 2. uyand ırmak. 3. affetmek. üstünlük. i. 2. kiliseden aforoz etmek. fazla. i. trampa etmek. (bir kitaptan/yazıdan) seçilmiş parça.

(gayret) sarfetmek. icrai. egzotik. idam etmek.. al ıştırma. s. i. yerine getirmek. sürgün. 1. çıkış. izin istemek. 1. 1. infaz. ç ıkış. varlık. s. i. -e örnek olmak. i. u ğraşmak. fels. büyümek. uygulamak. tükenme. i. fahiş (fiyat). fels. yerine getirmek. yerine getirme. 2. mevcut olmak. i. f. yorgun. s. f. 2. duman v. 2. exertion exhale exhaust exhaust exhaust pipe exhausted exhaustion exhaustive exhibit exhibition exhilarate exhilaration exhort exhortation exhume exile exist existence existential existentialism existentialist exit exodus exonerate exorbitant exorcise exotic exp expand Özür dilerim. genleştirmek. bitkin. beraat ettirmek. bütün kuvvetini tüketmek. uygulama. i. 2. 2. yöneticiye ait. i. nefes vermek. gayret sarfetmek.s. 1. teşvik etme. 1. express. i. f. f. sergi. çok ne şelendirip zindeleştirmek. çok keyiflendirmek. 2. export.´ni) dualarla defetmek. 1. egzoz duman ı. örnek. (dava s ırasında belge/kanıt) ibrazği) gösterme. genleşmek. -i örnekle göstermek. (bir duygu veya niteli ği) göstermek. tüketmek. i. bitirmek. (cin. yorgunluk. 2./Affedersiniz.s. ba ğışıklık. (dava sırasında i. uygulamak. yürütme kurulu. f. sergi. f. s.b.1. f. f. büyütmek. hareket ettirmek. f. çıkış. 1. 2. var olmak. 2. genişlemek. idam ın infazı. i. gitmek. cellat. hayat. varolu şçu. gayret. çok yormak. s. 1. yönetici. 1.b. 3. f. tükenmiş. s. emek. s. 3. çıkmak. huk. temize ç ıkarmak. (manevra/hareket) yapma. sürgüne göndermek. kullanma. idam. egzoz borusu. i. i.´ni) ç ıkarmak. i. kötü ruh v./Beni ba ğışlayın. . 2. s. s. (manevra/hareket) yapmak. fiz. sürgün edilen kimse. varoluş. teşvik etmek. fels. egzistansiyalizm. 2. yerine getirme. 1. 1. (egzoz. i.. i. f. i. 3. geniş kapsamlı ve ayrıntılı. 1. (bir duygu veya niteli etmek. 3. yönetimsel. f. egzoz. icra eden.Excuse me. f. çabalamak.. yabanc ıl. çaba. varolu şsal.. idareci. (güç) kullanmak. idari. aklamak. yürütme yetkisi. 1. örnek. sergilemek. 2. yaşam. muafiyet. 3. 2. f. egzistansiyalist. 2. 1. varolu şçuluk. f. aşırı yüksek. i. egzersiz. kullanmak. teşvik edici söz. uygulama. çal ıştırmak. f. i. 2. execute execution executioner executive executive committee executive power executor executory exemplar exemplary exemplify exempt exemption exercise exert exert o. i. 2. örnek niteliğinde olan. neşe ve zindelik. excuse o. bitkinlik. mezardan ç ıkarmak. huk. k ıs. genişletmek. s. tüketme. çıkış kapısı. belge/kan ıt) ibraz etme. 1. 2. 1. (bir yarg ıyı) infaz etmek.

(belki do ğru olmayan fakat) elverişli (bir çare). büyüme. samimi. sanmak. 1. genişletme. 1. f. explanation explanatory explicable explicate explicit explicitly explode exploit exploit exploitation exploiter exploration explore explorer i. kendi ç ıkarına kullanma. sarfetmek. i. umut. sona erme. (bir konuyu) araştırmak. anlatılabilir. f. deneysel. dili. (keşifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşan kimse. kahramanlık. (belki do ğru olmayan fakat) elverişli bir çareye başvurma. 2. izahat. kahramanca davranış. (kendi ç ıkarı için) kullanmak. sömürme. i. sömürücü. 1. f. kendisinin ne demek istedi ğini anlatmak. s. bilirki şi. açılan. sürenin f. i. 2. geniş alan. f. son nefesini vermek. beklemek. eksper. ç ıkarmak. i. izahat vermek. harcamak. i. s. s. ümit. bitiş. f. 2. uzmanl ık. i. sona erme. 1. f. beklenti. i. acı v. dü şünmek. (keşifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşmak. atmak. anlatmak. pahalı. s. büyütme. sömürü. i. 2. açıklayıcı. izahat vermek. istismar. zannetmek. açıklamada bulunmak.´ni) çekmek. bak. (bahane 1. s. sona ermek. (belirli bir alandaki) bilgi. 2. Benden en kötü ihtimalin gerçekle şeceğini ummak. gider. i. 1. açık bir şekilde. s. harcama. i. i. genleşme. 3. uzman. deneme. f. açık. deney.expanse expansion expansive expat expatriate expect expect the worst expectancy expectant expectant mother expectation expedience expedient expedite expedition expel expend expenditure expense expense account expensive experience experienced experiment experimental expert expertise expiration expire expiry explain explain away explain o. s. (süre) dolmak. istismar etmek. tecrübeli. --ling) 1. 2. (birinden) (bir şeyin yapılmasını) beklemek: He expects me to carry out the garbage. dolmas ı. patlatmak. i. (keşifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşma. (özel bir amaçla yap ılan) uzun yolculuk. tecrübe. İng. kendisinin niye öyle davrandığınıizah. 1. kendi vatan ından başka bir ülkede yaşayan kimse. 2. i. (belki doğru olmayan fakat) elverişli bir çare. i. deney yapmak. i. (sıkıntı. genişleme. deneyim. masraf. genişleyen. k. sarih. f. i. 1. açıklama. engin.b. sömüren. ölmek. masraf. deneyimli. ümitle bekleyen. s. enginlik. kovmak. fiz. i. incelemek. 2. (bizzat) ya şamak. başından geçmek. f. 1. yanl ış olduğunu göstermek. .. sömürmek. kolaylaştırmak. bitiş. 2. inceleme. beklenen şey. izah etmek. 3. gider hesab ı. f. i. 1. hızlandırmak. beklenti. anlatmak. 2. masraf hesabı.. aç ıklamak. i. i. içten. z. s. i.s. i. öne sürerek bir şeyi) mazur/makul göstermek. açıkça. geniş. genleştirme. 2. patlamak. tecrübe. (bir konuyu) araştırma. hamile kad ın. usta. f. süresi dolmak. sürenin dolmas ı. (--led. s. açıklanabilir. expatriate. çürütmek. masraflı. (ayrıntılı bir şekilde) açıklamada bulunmak. sınırdışı etmek.

ask. başka sözlerle anlatmak. f.The house has a southern exposure. f. pozometre. kapsamlı. vurmak. i. anlat ım. özel. ihraç etmek. uzama.b. uzatma s. çıkarmak. acele posta. 2.explosion explosion of laughter explosive exponent exponential export export export duty export license exportation exporter expose exposé exposition exposure exposure meter exposure time expound express express express delivery express in other terms express o. fuar. sergilemek. patlama. 4. açabilen (konu).´nin) müstehcen/sak ıncalı bölümlerini çıkarmak. express one´s sympathy express one´s thanks expression expressionless expressive expressly expressway expropriate expropriation expulsion expunge expurgate exquisite extant extemporaneous extemporaneously extempore extend extended order extension extension cord extensive extent extenuate i. 2. 3. bilhassa. ışaekspresle. deyim. büyük. açıklamak. istimlak etmek. 1. ihraç malı. ince bir güzelliğe sahip. mat. f. ifadesiz. 3. s. üst. f. ihracat. 2. ekspres tren. (malı) yurtdışına satmak. tam. ışıklama süresi. f. i. oyun v. infilak. ihracatç ılık. doğaçlamayla. acele. 3. doğaçlamayla söylenen/yapılan. yorumlamak. i. manalı. 2. i. 5. f. mat. (bir kitap. 4. ihraç etme. şiddetli tartışmalara yoltaraftar. ekspres. kamula ştırmak. anlamlı. . ihracatç ı. kovma. 3. etkisine açık bırakmak. ekspres yol. irticalen.) verme. ihraç edilme. anlams ız. 1. i. i. uzatma kordonu. aç ık. s. s. 1. i.. Evin cephesi güneye bak ıyor. çok büyük (ac ı/mutluluk). ihracat vergisi. (sat ış için) sergilemek. 1. irticalen. üs. (yard ım. kahkaha tufan ı. deyim. for (görü şü/fikri) anlayıp paylaşmak. 3. otoyol. tıpkı. uzatma. etkisine açık bırakma. i. z. kablosu. ifade etmek. hafifletici sebepler. mükemmel. özellikle. doğaçlamayla. 1. sergileme. patlayıcı. ifade. maksadını anlatmak. d z.s. man. sürmek. doğaçtan. sergi. 1. maruz b ırakma. 1.. 2. gizli işleri açığa vuran makale/kitap. manasız. foto. anlatmak. doğaçlamayla söylenen/yapılan. foto. s.b. kredi v. ihraç etme. geniş. i. i. mevcut. süper. teşhir etmek. 4. pozlandırma süresi. s. belli. 1. dışarıya mal göndermek. istimlak. beyan etmek. 1. İng. maruz kalma. (filmi) ışıklamak. kovulma. İng. ekspres (taşıt). f. i. 2. to (birine) taziyede bulunmak. i. ifade. etmek. i. izah etmek. üstün. 2. d ışsatım. dışavurum. (yüzdeki) ifade. İng. herkese duyurmak. savunucu. f. (birinin) ac ısını paylaştığını şekkir olduğunu belirtmek. ihracat lisans ı. poz süresi. şükranlarını ifade (to) (birine) minnettar/müte belirtmek. i. 1. ihracat yapmak. boyut. aç ıkça. uzamak. patlayıcı. kredi v. tabir. uzatmak.) vermek. s. doğaçtan. dağınık düzen. 2. 1. meramını ifade etmek. silmek. f. hakkında şiddetli tartışmalar yapılan (konu). 2. maruz b ırakmak. s. 2. f. 2. foto. extenuating circumstances huk. z.b. acele posta. paralel. i. z. üstel. s. 3. s. 2. mat. 4. 1. özel ulak. (yard ım. kamula ştırma. paralel telefon. 2. 1.patlayıcı madde.

i. 2. s. dışlar. i. kökünü kaz ımak. yabancı (madde/cisim). ifrata kaçan kimse. dışadönük.exterior exterior angle exterminate external external affairs externals extinct extinct volcano extinguish extinguisher extirpate extol extoll extort extortion extortionate extortioner extortionist extra extraextract extract extraction extracurricular extradite extradition extraneous extraordinarily extraordinary extrapolation extravagance extravagant extravagantly extreme extreme case extreme point extremely extremes extremist extremity extricate extroversion extrovert extrude exuberance exuberant exudation s. dış açı. dış taraf. abartılı. 1. i. bak. (to) (suçluyu) (suç i şlediği ülkeye) iade etmek/ettirmek. çoğ. kurtarmak..´nden i. (diş) çekme. --ling) övmek. f. f. extol. gür (bitkiler). f. uzatmak. (para) koparmak. sızıntı. bak. müsrif. (özünü/suyunu) ç öz. zorla almak. i. imha etmek. harici. yangın söndürme aleti. para sızdıran.. dış. esans. 4. fevkalade. 1. haraçç ı. (para) s ızdırmak. mat. haraca kesme.b. s. i. ders program ı dışında kalan. f. d ışadönük kimse. a şırı. çok fazla. 1. abartı. ruhb. 2. zorla alma. sönmüş yanardağ. s ınır. i. 2. 2. (--led. ç ıkarmak. (haraç) almak. 3. olağanüstü bir örnek. 2. f. fazla: Do you have an extra pencil? Fazla kalemin var m ı? 2. extortioner. fevkalade.1. uçta olan. f. s. i. 2. ekstrapolasyon. savurgan. konu d ışı. i. z. mat. 1. 2. d ışadönüklük. 1. zahiri. israf. zorla alan kimse. aşırılık. s. ç ıkarmak. fazla. s. itiraf ettirmek. a şırı. 1. yüzeysel. i. harici. ıkarmak. s. fahiş (fiyat). canlılık ve neşelilik. 5. (bitkilerde) gürlük. f. 2. yok etmek. 1. ruhb. i. 2. f. çok. öz.. 1. hariç. dış. insanı haraca kesen. söyletmek. ç ıkarma. uç. fevkalade: Work extraevlilikdışı. 1. z. sınır. 2. uç. a şırı. 1. i. 2. 2. savurganlık. aşırı. 1. müsrifçe. 2. s. para s ızdırma. har vurup harman savurarak. 1. mat. s. aşırı uçlar. i. çok canlı ve neşeli. kökünden sökmek. önek dışında: extramarital hard! Çok i. suçluların iadesi. z. s. 1. dışişleri. ekstrem nokta. 2. nesli tükenmiş. çok çal ış! i. i. d ışdeğerbiçim. seçmek. 1. the extremities eller ve ayaklar. aşırı derecede. 2. 1.. i. s. dışarı sızan şey. 2. özet. çıkmak.. (bilgi) almak. ruh.. söndürmek. i. ek ücrete tabi şey. aşıt noktası. f. i. 1. söküp atmak. s. çok çok. dış. ola ğanüstü: extraordinarily beautiful fevkalade güzel. 3. ç ıkarmak. f. olağanüstü. . i. (bir kitap v. fazlalık.

far. i. göz banyosu. göz çukuru. F. i. dili 1. masal. çehre. 3. 1. f. 2. yapmak. inan ılmaz. i. kuma ş. i. Friday. yüze ait. sızmak. imal. yapı. gözlük. 2.. k. süper. i. 1. uydurmacı. göz yuvarlağı. 2. cephe. süper. 2. üretim. sevinme. z. kaş kalemi. bünye. 1. karşısında olmak/durmak. vaziyeti kurtaran. s. olağanüstü. France. doku. anat. dokuma. feminine. İngiliz alfabesinin altıncı harfi. i. s. (saatte) mine. . süzmek. tic. çok güzel. 5. Fellow. göz alıcı şey. 2. 1. mad. göz küresi. fabl. üretmek. frequency. bir durumu oldu ğu gibi kabul edip ona göre davranmak. 2. şakacı. 4. s. argo kendisini ele ştirecek/cezalandıracak insanların önüne çıkmak. fine.exude exult exultation eye eye eye shadow eyeball eyebrow eyebrow pencil eye-catching eyeful eyeglasses eyelash eyelid eyeliner eye-opener eyesight eyesocket eyestrain eyewash eyewitness F F f F. aydınlatıcı/şaşırtıcı olay/haber. 2. imalatç ı. yalan. k ıs. i. i. k. i. i. sima. (bir duruma) dayanmak. Fahrenheit. kaplamak. fluid. alımlı. efsanevi. i. following. gözalıcı. yüz masaj ı. f. yüz. i. bakmak. kolayla ştırmak. göz kalemi. 2. uydurmasyon. kirpik. folio. yüz. karşılamak. 3. fa notası. i. f fable fabric fabricate fabrication fabricator fabulous fabulously face face face down face the issue face the music face to face face up to face value facedown face-saving facet facetious facial facile facilitate f. surat. i. uydurmak. gözyuvas ı.. al ın. 5. gözkapa ğı. k ıs. i. z. astarlamak. i. 2. 1. imal etmek. yap ım. göz yorgunlu ğu. görme duyusu. f. güzel kız. kadran. i. f. ön yüz. kolay. yüz yüze. yüzüstü. gözyuvar ı. s. kaş. 1. ayna. (ta şın) yüzünü yontup (karşısındakini) sindirmek. dili inan ılmaz derecede. façeta. i. enfes. müz. 1.. k ıs. i. gözevi. (bir zaferden sonra) çok sevinmek. i. yalan söylemek. faseta. i. February. yalancı. göz. 1. 3. s. geom. görgü tan ığı. i. itibari değer. göz far ı. anat. s. bez. tahammül etmek. yüzükoyun. görü ş.. 4. -i cesaretle kar şılamak. f. harika. nominal de ğer. i.

başarısızlık. i. s. geçici bir f. i. fuar alanı. sin. çarpan. 1. solmak. dürüstçe. s. fiyat ı. iflas etmek. 1. soldurmak. sin. sin. k. (bir ö ğretim kurumundaki) tüm (yap ılarda) ön yüz. duyu. kolaylık. s. i. 4. i. kurallara uygun. becerememek. fabrika. mesleğinde/iş hayatında hiç baygın. hizipçi. temiz (kopya). bayılma. arıza: power s. çini.. kurallara uygunluk. moda/heves. sar ışınlık. fair-weather friend iyi gün dostu. 2. sınıfta kalmak.. 1. i. kavgac ı. oldukça: fairly big oldukça büyük. bak. i. beceremeyiş. i.. s. belirsiz. sin. i. f. bak. baygınlık. uydurma. TV aç ılma. çarpanlara ayırmak. f. hizipler aras ı. 2.5. 1. i. s. birinin tur şusunu çıkarmak.o. peri gibi.facility facsimile fact fact-finding faction factional factionalism factious factitious factor factor cost factory factual faculty façade fad fade fade away fade in fade out fade-in fade-out faecal faeces fag fag s. çalı çırpı demeti. 4. 2. 7. 1. TV kararmak. duyum. 2. s. 1.başarı gösteremeyenbayılma. 1. güzellik. 2. zayıf. tambölen. iflas. güzel. argo homoseksüel erkek.. i.. --ging) birini çok yormak. 2. kimse. mat. 2. 3. 2. i.. fuar. Merdivenlerden âdeta uçarak indi. dürüst bir ve güneşli (hava). 2. etken. 4. fahrenhayt. fiyasko. al1. s. (gerçeği kadrosu. i. z. ımlılık. kopya. gerçeklere dayanan. adaletli/adil bir şekilde. yapmayış. s. i. mat.. f. 2. hizip. sahte. 1. güçten dü şmek. 2. kolaylıkla eleştirilebilecek veya alay konusu olabilecek kimse/durum. i. 3. . faks. i. yer. 1. İng. grup. 6. aç ıkşekilde. adaletli. 3. gerçek. 4. yetenek. 2. 1. i. 2. (bir cephe. dili fena olmayan. TV kararma. fena olmayan. i. He failed to come. hizipçilik.. zaaf. kanıt toplayan. fayans. âdeta: He adaletlilik. yavaş yavaş yok olmak. adil. edat olmad ığı takdirde. 3. ön okulun) öğretmen maskeleyen üniversitenin) görünüş. faktör i. peri. öğretim personeli. faksimile. oldukça iyi. fecal. etmen. i. kusur. 5. 1. rengi atmak.. feces. (açıkta olan) fuar yeri. kuvveti kesilmek. i. İng. kabiliyet. açık tenlilik. out fagot Fahrenheit faience fail failing failing failing that failure faint fainthearted faintness fair fair fair and square fair game fair to middling fair wind fairground fairly fairness fairy i. çekingen. (--ged.. bayılmak. sınıfta i. Gelmedi. tic. s. 3. baygınlık. sarışın. faktör. (özel bir hizmet için yap tıpkıbasım. TV aç ılmak. ibne. perilere ait. aksi takdirde.. 3. yeti. ihmal. 1. i. 1. donuk.fairly flew down the stairs. (özel bir) hizmet.ılmış) tesis. yetenek. başaramamak. 2. yüreksiz. s. servis.. f. açık tenli. 4. uygun rüzgâr. (bir bir) dış i.

atlatmak. dü şmek. dü şmek. dü şmek. sava şırken ölmek. yağmak. uykuya dalmak. (kale) zaptolunmak. 1. sadık. emrivaki. başarmak. i. 3.en) 1. Hz. düşmek. yüzüstü dü şmek. yıkılmak. başkasının cezasını çeken kimse. 6.b. olupbitti. 6. bayılmak. üçkâğıtçı. sadık olmayan. sahte. gerilemek. i. sahte bir şey. i. -e kapılmak. çok beğenmek. aldatılmak. adı kötüye çıkmak. (gemiden) denize dü şmek. 1. ile çatışmak. din. terkedilmek. sadakatsiz. 2. düşmek. s ıraya girmek. ask. 3.´nde) düşüş. aldatıcı. s. 4. güven. sıradan çıkmak. kullanılmaz olmak. i. uykuya dalmak. . güz. oldubitti. düşme. 2. 5. çökme. doğan. geri kalmak. fenalık geçirerek yere düşmek. sonbahar. inanç. (güvenilecek bir kimseye/yere) ba şvurmak. i. enayi. dolandırıcı. yüzükoyun kapaklanmak. dolandırılan kimse. hataya dü şmek. azalmak.s. 1. çökmek. sözüne sad ık. -e hücum etmek. vefakâr. dört aya ğının cumaya rastladı. tuzağa düşmek. yağış. i. k. dili -in pençesine dü şmek. vefas ız. güre ş düşüş. talep. üçkâğıtçı. uydurma.fairy tale fait accompli faith faithful faithful to his word faithfulness faithless fake faker falcon fall fall fall asleep fall asleep fall away fall back fall back on fall back upon fall behind fall by the wayside fall down fall down fall down in a fit fall flat fall for fall foul of fall guy fall ill fall in fall in battle fall in love fall into a trap fall into disfavor fall into disrepute fall into disuse fall into error fall into the clutches of fall of man/the Fall fall off fall on fall on one´s feet fall out fall over fall over o. kavga etmek. itikat. 2. bozulmak. 2. Âdem ve Havva´n ın işlediği günah ve sonuçları. sahtekâr. keriz. f. ısı v. bozu şmak. kapanmak. s. (fiyat. k. This month the twentieth fell on a Friday. dili işi bırakmak. -e sald ırmak. işten vazgeçmek. gözden dü şmek. (fell. şahin. düşüş. geri çekilmek. bırakılmak. fall overboard fall prey to fall prostrate peri masalı. dizilmek. iman. umulan ra ğbeti hiç görmemek. sıyrılmak. uydurmak. 1. 2. s. 2. hastalanmak. 1. 1. sadakat. âşık olmak. -in tutsağı olmak. 3. argo 1. 5. i. itimat. vefakârlık. 2. 3. ask. fall. kendini çok istekli göstermek. 2. çekilmek. Bu ayın yirmisiüstüne düşmek. f. dökülmek. (çare olarak) -e ba şvurmak. 4.

titrek bir sesle s. şelale. falso. açlık.fall short fall short fall sick fall through fall through fall to fall upon fall victim to fall/be in love with fallacious fallacy fallen fallen woman fallible falling star fallout fallow fallow fallow deer falls false false pride false step false teeth falsehood falseness falsify falter fame famed familial familiar familiarise familiarity familiarize familiarize o. yanlış fikirlere dayanan. (bir şeyi) herkese tanıtmak. yanlış düşünce/inanç. k ıtlık. s ığın. hataya düşebilir. ailevi. suya düşmek.. mantık kurallarına ayk ırı sav. i. soyağacı. tanıdık. sendeleyereknam. 3. ünlü. f. yeme -e saldırmak. 1. ünlü. radyoaktif to my lot. s. -e başlamak. takma dişler. 2. bildik. -e âşık olmak. man. 1. umdu ğu gibi çıkmamak. soyadı. aşina. gerçekleşmemek. bak. dili suya dü şmek. aile çevresi. 2. fall. i.s. sendelemek. yanlış davranış. 1. ğe/savaşa başlamak. s. bak. i. k. fahişe. teklifsiz.b. (bir şey) hakkında bilgi edinmek. i. 1. f. bot. familya. 2. 4. dü şmek. -e kurban gitmek. ekilmemiş. 2. laubalilik. i. şecere. s. devetüyü rengi. f. Benim payıma düştü. akrabalar. İng. temelsiz. ıtmak. aile. nadasa b ırakılmış. belge v. akanyıldız. yanıltmaca. aile babas ı. zool. çoluk çocuk. (hesap. güvenilmez. gücünü/hızını kaybetmek. düşmüş kadın. 1. 3. s. aileye ait. boş gurur. ev bark sahibi. His face fell. i.. ün. (ses) titremek. 2. çürük. eksik gelmek. şöhret. aile planlamas ı. gerçekleşememek: The plan fell through.. 1. aile muhiti. (gerçekleri) çarptereddüt etmek. me şhur. aile adı. s. f. Plan suya düştü. dili çok iyi. s. iyi bilinen. sahtelik. i. k. safsata. kayıt. -e koyulmak. Suratı asıldı. s. f. . yürümek. yalan. It fell serpinti. tanınmış. z. His eye fell upon me. 2. me şhur. f. 1. alageyik. i. s. vefas ız. yalan söyleme. azalmak. Gözü bana ilişti. samimi. i. teklifsizlik. yetmemek.. iyi tan ınan. soyadı. çağlayan. devetüyü. yanılabilir. sahte. 1. aşinalık. (of) yeterli olmamak.. samimiyet. with family family circle family man family name family name family planning family tree famine famish famous famously (of) 1. iyi arkadaş. 2. 2. i. hastalanmak. familiarize. 2.´nde) tahrifat yapmak.

2. far off faraway farce farcical fare fare fare badly fare well farewell farewell dinner far-famed farfetched far-flung farina farm farm farmer farmhand farmhouse farming farmost farmstead farmyard far-reaching farsighted fart i. --ning) yelpazelemek. f. 2. f.s. Uzağa konu dışında. baseball fan beysbol meraklkayışı. fanatik. They didn´t go far. irmik. s. (öbürlerinden) kat kat daha . mak. (yırtıcı hayvanlarda) köpekdişi. Hayranlar ınızdandır. ünlem Elveda! i. 1. 1.. 1. 1. dü şünmek. ba ğnaz. 1.fan fan fan fan belt fan blade fan the flames fanatic fanatical fanciful fancy fancy fancy dress ball fancy o. yılanın zehirli dişi. uza ğa.. süper. 1. yiyecekler. hayal gücü. taksi müşterisi. İstanbul´dan uzağa hiç seyahat etmedi. hayal etmek. i. i./Tersine. 3. i. s. veda. yelpaze. dili k ıç. 2. yemekler. dili hayran: She´s one of your fans. fantastik. s. hayalperest. (birisi) için kötü olmak: He fared badly. kat daha iyi. i. i. 1. 1. hayal. 2.ıyafet balosu. tiy. f. 3.. i. 4. uzakta: He´s never journeyed far from Istanbul. rençper. k ışkırtmak. çiftçi. i. k. körüklemek. k. s. çok kişi veya şeyi etkileyen. 1. 4. -den hoşlanmak. uzak. fantezi. s. s. çiftçilik. ak ıldışı. 1. çok me şhur. 1. gülünç. 2. ba ğnaz. s. i. fars. enfes. f. i. i. s. sanmak.. (--ned. i. 2. fanatik. Onun için kötüydü. 3. 2. pervane ısı./Bilakis. . ırgat.: He´s far and away the best. yelpaze biçimindeki herhangi bir şey. bilet ücreti. fantezi. harika. uzaklara yayılmış. tıb. s. 2. saçmal ık. inan ılmayacak kadar büyük (miktar). f. i. k. 1. bak. 1. hayallerinde kendini ( şöyle veya böyle) görmek. çiftlik ve içindeki binalar. i. dalg ın (bakış). gerçek payı çok az olan. 2. hayali. mutaassıp. çiftlik avlusu. dü şlem. müz. hipermetrop.. s. mutaassıp. kaba osuruk. ileri görü şlü. z. i. öngörülü. -den uzak. popo. lüks. üstün kaliteli (g ıda maddeleri). fang fanny fantastic fantasy far far afield far and away Far from it. çiftlik binalar ı arasındaki meydan. vantilatör. maskaralık. zannetmek. çiftlik evi. i. (birisi) için iyi gitmek. yol paras ı. s. veda yeme ği. dü gerçekdışı. çiftlik. çok süslü. fantezi. k istemek. akıl almaz. sınırsız hayal veya hayali. osurmak. 2. pervane kanad ı.şlem. Öbürlerinden katdili Ne münasebet. hayal düşlemsel. çok uzak. farthest. 2.. s. s. 2. mak.. i.gücü. 3. 3. çiftçilik yapmak. i.

bağlamak. f. z. fatalist. kopça. solmaz renk. i. 1. moda. 1. s. 2. 2. 2. yağlı. 1. 2. kavramak. f. cazibe. i. f. mukadderat. semiz. şık. ölümcüllük. -i kafasına takmak. s. (hamburger. Noel Baba. bağ. iskandil etmek. 2. . fatalite. ücra --test) 1. i. arka kaportas ı yatık spor araba. i. en ötedeki. i. anavatan. yağ. s. 2. (--ter. s. çok ilginç. korunak. s. tutturulmak. çeyrek peni (eski bir İngiliz parası). ötedeki. büyük merak. solmaz. yormak. baba. bitkinlik. s. sabit (renk). fatalizm. fast-food restaurant hazır yiyecek satan lokanta. en uza ğa.. mahfuz yer.farther farthermost farthest farthing fascicle fascinate fascinating fascination fascism fascist fashion fashion designer fashion model fashion show fashionable fast fast fast asleep fast color fast food fast lane fastback fasten fasten on/upon fasten the blame on s. moda olan. (kuma ş boyası için) sabitlik. i. f. 1. çabuk. faşist. 1. i. çengellemek. suçu birinin üstüne atmak. semirmek. daha uzaktaki. -e saplanmak. şişmanlatmak. vahim. s. s. i. i. üstünde durmak. en ötede. i. tutturmak. 3. kayınpeder. i. i. alınyazısı. kaderci. 2. s. f. 3.yer. kader. i. 1. 1. hızlı yaşayan. s. zor be ğenen. kadercilik. kalın. faşizm. revaçta olan. en ilerde. hızlı. f. 2. 3. suçu birine yüklemek. fasikül. s. pizza gibi) hazır yiyecekler. çıtçıt. bağlayan şey. i. rağbette olan. i. semirtmek. i. Peder (papazlara verilen unvan). yazg ıcı. çok enteresan. s. yazg ıcı. 2. 4. 1. fastener fastidious fastness fat fat cat fatal fatalism fatalist fatalistic fatality fate fated fateful father Father Father Christmas father-in-law fatherland fatherless fathom fatigue fatten s. (kaza sonucu olan) ölüm. titiz. şekil. (birinin) ilgisini/merak ını çok çekmek. argo zengin adam. z. anayurt. öldürücülük. 2. derin uykuya dalm ış. şişmanlamak. seri. anlamak. yapmak. en uzak. tez. i. 1. babas ız. hafifmeşrep. kaderci. yorgunluk. i. bağlanmak. şekil vermek. çengelle bağlamak. yazg ıcılık. kulaç (uzunluk ölçü birimi). yazg ı. s. f. en uzak. daha ilerdeki. tarz. öteki. oruç. i. 3. daha uzak. on (gözü) (bir yere) dikmek. defile. daha ötedeki. süratli. kaderde olan. biçim. şişman. fatalist. -e tak ılmak. sabitlik derecesi. İng. modac ı. vahim. en uzakta. öldürücü. i. i. 1. uçarı. 2. 1. ölümcül. manken. 2. (otoyolda) sürat şeridi. dolgun. oruç tutmak.o. peder.

sevgi. yaltaklanmak. i. 4. uzun makale. s. i. çürük. kabahat. . fay. 1. geyik yavrusu. 2. i. bak. tüys ıklet. sevgili. iyilik. çok sevilen kimse/ şey. i. 1. s. kuş beyinli. beğenme. müsait. i. 4. i. fakslamak. uygulanabilir.. budalalık. kusurlu. kusursuz. (cesaret veya bedensel i. Onu hiç etkilemedi. f. şubat. 1. i. yanlışsızlık. 2. noksans ı. sempati. s. tenis servis hatasız. sima. i. özellik. i. kazanacağına inanılan yarışçı. i. f. i. İng. jeol. kırık. s. 1. çoğ. 3. 2. faksla gelen mesaj. February. 2. yap ılabilirlik. film. 1. i. 2. k. (birinin karakterinde) kusur. i. f. yüz hatları. 2. f. s. yüz. 3. 2. broad bean.. yılmadan. ho şa giden. dalkavukluk etmek. çehre. dili etkilemek: It didn´t faze him at all. 1. 2. f. s. onay. s. s. s. 2. i. s. yüzdeki organlardan biri. fizibilite. falso.. dili küpünü doldurmak. direy. kendini ak ıllı sanan budala. tüy. kuştüyü yatak. uygun. favori. korku veren. dışkıya ait. yap ılabilir. en kötü ihtimalin gerçekle şmesinden korkmak. f. as ıl k ıs. en çok sevilen. iltimas. yanl ış. 2. tercih i. 1. kayırıcılık. gözde. the Federal Bureau of Investigation. ziyafet vermek. 2.fatty fatty acid fatuity fatuous faucet fault faultless faultlessness faulty fauna faux pas fava fava bean favor favorable favorite favoritism favour fawn fawn fax faze FBI fear fear fear the worst fearful fearless fearlessly fearlessness fearsome feasibility feasibility study feasible feast feat feather feather feather bed feather one´s nest featherbrained feathered featherweight feature Feb February fecal s. korkusuz. 2. defolu. 2. -de kusur bulmak. alageyik yavrusu. i. fizibilite raporu. f. hebenneka. 1. korku.. ziyafet. s. 1. bak. pot. 5. budalaca. sa ğlam bir temele dayanmayan. f. yağlı. yanlışsız. yortu. 1. mümkün. korkak. 1. hediye. 1. güç isteyen) ba şarı. lütuf. hebennekalık. kayırma. z. i. 1. şişko. aşağ. ku ştüyü ile kaplamak. tarafını tutmak. tüylü. f. yağ asidi. kim. dehşetli. favor.. noksans ızlık. korkmak. broad bean. k ıs. 4. 3. Hrist. ço ğ. 2. 1. sar ımsı kahverengi. s. yılmaz. tüy takmak.. noksan. 2. (bir davete katılanlara verilen) ufak iyi. bayram. faks. faks. s. i. --s (fô´nız)/--e (fô´ni) i. fauna. k. korkusuzca. gözde. 1. faks makinesi. favori. -de önemli bir rolü olmak: This i. korkunç. korkusuzluk. doyas ıya yemek. dobiş. 1. i.f. korkunç. gözü pek. musluk. bak. ziyafette yiyip içmek.

vizite. yem kab ı. kendini beğenmek. 2. kendini iyi hissetmek. federalist. bak. i. 1. s. feel low feel no pain feel no pain feel o. federasyon haline getirmek. kuvvetsizlik..feces feckless fed federal federalise federalism federalist federalize federate federation fedora fee feeble feeble-minded feebleness feebly feed feed feedback feedbag feeder feeding bottle feel feel feel an affinity for feel at ease feel at home feel bad feel for feel giddy feel in one´s bones feel keenly feel like a fish out of water feel like doing feel like o. elleri ile yoklamak.. yad ırgamamak. pol. zayıf. beceriksiz. fötr şapka. federalize. f. 2. (for) -den utanç duymak. f. kuvvetle hissetmek. 2. i. fidbek. duymak: I feel good. k. i. (fed) 1. 1. 2. elinden i ş gelmeyen. fötr. ücret. (birini) çok çekici bulmak. i. yem torbas geribildirim. i. illallah demek. f. 1. s. (bir şeyin dokununca uyandırdığı) his. dili 1. canı yapmak istemek. f. el sürmek. hissetmek. giriş ücreti. birinin bir şey hakkındaki düşündükleri/izlenimleri. argo sarho ş olmak. 3. 1. -e çok üzgün olmak. 2.. -in çektiklerini anlamak. k. 1. içi rahat etmek. (hayvan) beslenmek. (felt) 1.. federal. feed. i. 2. morali bozuk olmak. i. geribesleme. cansız. keyfi olmamak. kuvvetsizce. 4. f. 4. biberon. zayıf bir şekilde. çok ihtiyatlı davranmak. kuvvetsiz. 2. on ıda. amirane tavırlar içinde olmak. on ile beslemek. yemek vermek. k.. .s. zilzurna sarhoş olmak. 1. başı dönmek. dışkı. 2. el yordam ıyla ilerlemek.. kendini iyi hissetmemek. be fed up with argo -den b ıkmış olmak. gyemek. i. 1. yem. zayıflık. İng. federalizm. yemek.. kendini rahat hissetmek. 2. hafifçe. 2. k ıpır kıpır olmak. . dili baya ğı sarhoş olmak. gibi i. yiyecek. anlamak. beslemek. i. bak. fiz. doktor ücreti. s. s. ile beslenmek. obliged to feel one´s oats feel one´s oats feel one´s way feel pity for feel queasy feel rotten feel shame feel sick at/about i.ı. sudan/denizden ç ıkmış balığa dönmek. Kendimi iyi hissediyorum. z. dokunma. kendini tur şu gibi hissetmek. yedirmek. i. midesi bulanmak. f. s. kendini (bir şeyi yapmaya) mecbur hissetmek. dokunmak. geri zekâlı.s. yerinde duramamak. federasyon. coşmak. -e ac ımak. içine doğmak. (devletleri) federasyon haline getirmek. 3. dili üzülmek. zayıf. yemlik.

üyelik. -i parmaklıkla/tahta perdeyle/çitle ayırmak. mutluluk. female. yanıltma hareketi yapmak... min. huk. bataklık. hem şeri. isabetli. . üzülmek. ask. bak. i. yurttaş. f. 2. çamurluk. k ıs. feminist. s. 1. his. s. bak. numaras ı yapmak. i. 3. feminine. i. 2. mutlu. merak etmek. kişi. saadet. 2. dokunaç. kadınsı. i. 4. parmaklık. s. 2. i. -i uzakla ştırmak. başı dönmek.. i. a ğır suç. çit veya parmakl ık malzemesi. huk. mayalanma. 2. dişil. maya. 1. mesut. kad ına özgü. i. 1. rezene. çoğ. 2. midesi bulanmak. bot. 2.. f. 1. münasip. yan ıltma hareketi. (bir şey yapmayı) çok istemek: He suddenly got the urge to make money. dü şürmek.. 1. mahcup olmak. çit. ek şime. para kazanma tutkusu uyand ı. (bir bilim kurumunda) i. arkada şlık. i. 2. ba şının çaresine bakmak. s. . eskrim. bak. yere sermek. f. f. eskrim yapmak. dişilik. (bir bilim kurumunda) üye. i. 2. suçlu. i. adam. 1. raziyane. çemen. deli numaras ı yapmak. tahta perde. kendini (belirli bir şeyi) yapacak kadar güçlü hissetmek. çalıntı mal alıp satan kimse. foot. i. sersemlemek.. kesip devirmek.. grup. ço ğ. keçeli kalem. 1. f. şöminenin önüne konulan alçak parmaklık.. -i kovmak. i. intihar etme arzusu duymak. i. i. 2. arkadaş.. burs. kardeşlik.. 1. i. dişi.. fend off fender fennel fenugreek ferment utanmak. 1. f. 1. 2. uygun. cemaat. i. keçe. his dünyası. feel. (yapar) gibi görünmek. Birdenbire içinde i. dili kendini iyi hissetmek. k. fötr. eskrimci. hemşehri. kendini geçindirmek. i. i... dert orta ğı. dilb.. 1. vatanda ş. fall. i. 1. feldispat.s. 2.feel small feel suicidal feel up to feel up to par feel woozy feel/be troubled feel/get/have an/the urge to feeler feeling feet feign feign madness feint feldspar felicitous felicity fell fell fellow fellow citizen/countryman fellow sufferer fellow townsman fellowship felon felony felt felt felt-tipped pen/felt pen fem female feminine femininity feminism feminist fen fence fence fence off fencer fencing fend fend for o. yanıltma. i. iç âlemi. yerinde. zool. kadınlık. f. feminizm. i. duygu. (in) -i parmaklıkla/tahta perdeyle/çitle çevirmek.

f.. arayıp tarayıp bulmak. 1. feodalite. çekici. bak. ateşli. bot. hararet.b. 2. feston. vahşet. 2. irinlenmek. i. i. 1. i. azmak. vahşi. 3. humma. feodal. (çoğ. gelir sağlamak. eril nişanlı. 2. fetiş. 1. bereketli. ateşi çıkmış. i. i. bayrama ait. kutlama: What kind of festivities will there be? Ne gibi kutlamalar olacak? i. İng. kavga etmek. ateş. buka ğı.. zool. kayık. hararetli. i. i. Duygu yoğunluğu belirtir: He was shouting in a fever of excitement. 1. araba vapuru. i.. feodalizm. 2. --zes) fes. i. döllemek. f. 1. 1. i. 1. ayağına zincir vurmak.. da ğgelinciği. i. telaşlı. i. bayram. hâsılat getirmek. i. dişil nişanlı. s. mayalanma. şenlik. hararet. gen. vapur. f.. f. . Büyük bir heyecanla ba ğırıyordu.ferment ferment trouble among fermentation fern ferocious ferocity ferret ferret ferret out Ferris wheel ferroconcrete ferry ferryboat fertile fertilise fertility fertilize fertilizer fervent fervid fervor fester festival festive festivity festoon fetal fetch fetching fetid fetish fetishism fetter fettle fetus feud feudal feudalism feudality fever fevered feverish few few and far between fez fiancé fiancée f.. ateş. ateşli. elini ayağını bağlamak. i. ateşli. ihtilaflı olmak. fetişizm. f. hararetli. engellemek. festival. aşk merdiveni. arayıp taramak. s. ate şli. arasında araba/insan bir ta şıtın işlediği yer. 2. neşeli. uzun süren dü şmanlık. engel. sal v. 2. i. s. hararetlilik. çok nadir.. iltihaplanmak. i. fertilize. s. s. 1. böyle bir taşıtla i. 2. 3. ek şimek. hararetli olan. i. k. 2. getirmek. fermantasyon. böyle taşıyan tekne. ate şli. e ğreltiotu. heyecanlı. koku şmuş. s. dönme dolap. f. kan davası. iki k ıyı arasında araba/insan taşıyan gemi. s. betonarme. f. 1.. şen. s. vahşilik. verimlilik. i. bağlamak. hararetli. s. 1. i. 2. cenine ait. verimli. iki k ıyı feribot. 2. mayalanmak. az. al ımlı. i. gübrelemek. alıp getirmek. f. s. i. füjer. ate şlilik. az miktar. yırtıcı. cenin. i. gübre. pis kokan. yortu. s. s. i. çoğ. dili cazibeli. (birilerini) k ışkırtmak. i.

bak. deli. lifli. alan. (zamanı) boş geçirmek. i. sahra talimatnamesi. sert. 1.. dili düşkün. kızgın. s. 2. rahat oturamamak. yortu. i. 5. s. s. keman çalmak. çim hokeyi. İng. i. meraklı. zırva. cam elyaf ı. s. oyalanmak. 1. i. vefa. atmak. çabuk öfkelenen. fırdöndü. k ıta tatbikatı.fiasco fiat fib fiber fiberglass fibre fibrous fickle fiction fictionalise fictionalize fictitious fiddle fiddle around fiddle away Fiddle! fiddle-faddle fidelity fidget fidgety fief field field artillery field day field events field exercise field glasses field hockey field hospital field maneuver field manual field marshal field mouse field officer field officer field trip fieldpiece fieldwork fiend fiendish fierce fiery fiesta fifteen fifteenth fifth fifth wheel i. dönek. üstsubay. 2. vakit geçirmek. uydurmak. an opium fiend afyonkeş. şeytan. hayali. sahra spor bayram ı. fiyasko. i. i. s. sahra hastanesi. sahra topu. kaypak. tarla faresi. hasta. zeamet. on beş. --bing) yalan söylemek. 1. ateşli. 2. f. on beş rakamı (15.getiren. üstsubay. karar. s. bayram. i. saha. f. 2. s. 3. alan yarışları. 2. 4. galeyana festival. emir. çayır. 2. 1... (bilgi toplamak için yap ılan) alan araştırması. beşte bir. f. şeytanca. küçük yalan. mevhume. 2. (aşkta) vefasız.. f. f. be şinci. yerinde duramamak. k. (bir spor takımını) sahaya çıkarmak. (--bed. i. fictionalize. k. hikâye/roman şekline sokmak. ateş gibi. i. s.. ask. k ıpır kıpır. dili 1. şehvet dolu. ask. i. s. dili keman. sadakat.. 2. otlak. 1. hercai. ifrit. tiryaki: a tennis fiend tenis hastas ı. i. coşturucu. İng. on be şinci.. şiddetli. tımar. tarla. mera. ateşli. lif. rahat durmayan. gereksiz şey/kimse. ask. hercai. on beş. 2. barut gibi. uydurma. oyalanmak.. vahşi. fiber. saçma sapan sözler. . ask. kara manevras ı. i. huk. i. i. on beşte bir. XV). k. (çifte) dürbün. durmadan k ımıldamak. f. topçu s ınıfı. feldmareşal. 1. ünlem Hay Allah! i. ask. 2. 1. değişken. 2. 3. 1. 1. zebani. s. 1. roman ve hikâye edebiyat ı. (öğretimde) gezi. kolaylık olsun diye gerçek gibi farzolunan şey. i. şeytani. i. bak. i. vakit geçirmek.

fındık. i. 3. artistik patinajc ı. Fiji Adalar ı´na özgü. 1. eğe talaşı. zannetmek. 2. toplamak. törpü. Durumu bana aç ıkla. sayı. f. gemi aslan ı. 3. k ıs. (bir hesab ı) toplamak. evrak/dosya dolab ı. dolgu. boy bos. mecaz. i. i. u ğraşmak. figurative. i. 2. mücadele etmek. 2. 1. incir a ğacı. elek. fileminyon. (birinin) yerine çalışmak. -i planlamak. i. fill out fill s. avc ı bombardıman uçağı. -i çözmek. f. kavga. avcı uçağı. 1. evrakları dosyalayan görevli. 2. 2. k. i. oto. dövü ş. -i hesaba katmak. ihtiyac ını karşılamak. 2. -i anlamak. i. önemli bir rol oynamak. Fijili. sava şçı. . kavga etmek.. elli rakam ı (50. dolgu toprak. ellinci. savaş. elli. 2. dili sanmak. elli. dosya. Fijili. 1. eğe. uçağı. 1. 1. yarı yarıya. dolgu. evlada yak ışır. i. numara. dolguyla meydana getirilmi ş yer. bot. f. 3. dövüş horozu. yazılı olarak şikâyet etmek. (formu) doldurmak. i. i. artistik patinaj. Fiji. boksör. a şırmak. ercik sap ı. 2. törpülemek. i. i. i. -e güvenmek. f. L).´s shoes fill the bill s. 1. s. 2. lif. reçetedeki ilaçlar ı vermek. İşimizi görür bu. 2.o. 2. çalmak. 1. dosya (bir şeyle/kişiyle ilgili belgeler). filing cabinet evrak/dosya dolabı. i. 1. mecaz. filaman. rakam. klasör. kilo almak. 1. tel. dosyaya koymak. f. mücadele. 2. s. avcı savaşmak. doyurmak. geçici olarak bir i şte çalışmak. doldurmak. çoğ. ellide bir. mecazi. figure. fileto. 1. k. 3. 2. dolmak.. dolgu maddesi. 4. (fought) 1. s. dili birinin yerini doldurmak. s. incir. k. figür. dolgu yapmak. 2. Fiji. doldurmak. i. 3. bilg. Fiji´ye özgü. huk. 2. dosya. 3. 1. evlada ait. endam. eğelemek. dövüşmek. dili 1. iplik. f. 1. i. figür pateni. s. i. işini görmek: This´ll fill the bill.fiftieth fifty fifty-fifty fig fig fight fighter fighter plane fighter-bomber fighting fighting cock figment figurative figure figure figure of speech figure of speech figure on figure out figure skater figure skating figure up figurehead Fiji Fijian filament filbert filch file file file a complaint file clerk filet filet mignon filial filings fill fill a prescription fill a tooth fill dirt Fill her up! fill in fill in for Fill me in on the situation. Depoyu doldur! 1. i. dosyalamak. i. yürütmek. 2.

O benim tuhafıma gidiyor. 2. i. dolma. sonuncu. film çekmek. 2. bulunmu ş/keşfedilmiş şey. f. foto. fileto. f. 1. f. i. 1. 2. final. i. 2. iş bulmak. aç ık. 2. di şçi. ince. sin. finansman. i. zool. doldurma. kendini (biriyle) ba ş başa bulmak. 2. zarif. (with) kusur bulmak. 1. son. (found) bulmak.t. f. strange find s. 2. mali yıl. 4. i. 2.o. tête-à-tête with find out Find out if he came. 2. Onun bir şey davranışları hoşuna gitmedi. film. 1. 1. ince ruhlu. i. 1.fill the bill fill up filler fillet filling filling station filly film film speed film star filter filter paper filter paper filter tip filter-tipped filth filthy filtrate fin final final heat finale finalise finalist finality finalize finally finance finances financial financial pressure financial year financier financing finch find find employment find fault find fault with find guilty find o. i. 3. yıl sonu. saç band ı. spor final: final match final maç ı. doldurmak. finansman. filtre kâğıdı. bitirmek. i. suçlu ç ıkarmak. mali.. spor final. 2. filme almak. find s. i. kesin. filtre kâğıdı. finalist. finanse etmek. ince. 1. bak. 6. i. ke şfetmek. çok pis. kesinlik. filtreli sigara. huk. final spor sömestr sonu i. sigara filtresi. dolgu. i. mali durum: His finances are in good shape. boyacılık filler. k ısrak.. (jürinin verdiği) karar. ço ğ. 1. ince tabaka. yüzgeç. 1. 2.s. finalize. k.. son şeklini vermek../s. 2. filtreden geçirmek. final ko şusu. İng. nihayet. sonunda.t. f. dolgu macunu. katk ı maddesi. kat ışıksız. s. kemiksiz et/balık. 5. öğrenmek. Gelip gelmediğini öğren. birinin hoşuna gitmek: She didn´t find his ways sympathetic. sympathetic finding fine k. s. güzel. finans: ministry of finance maliye bakanl ığı. film duyarl film yıldızı. dili ihtiyac ı karşılamak. maliye. benzin istasyonu.. müz. üstün. 1. f. ispinoz. -e kusur bulmak. âlâ. veya kurs sonu s ınavı. 1. 1. süzüntü. yatırımcı. dili. s. z. 1. Onun mali durumu iyi. bütçe yılı. saf. filtreli sigaralar. hassas. pislik. ince örtü. güzel (hava). ığı. filtrat. Problem paras ızlıktı. i. i. filtre. i. dolgu. 1. i. i. s. duygulu. s. para: A lack of finances was the problem. . i. halis. filtreli (sigara). finansç ı. zar. i. mükemmel. biri/bir şey (birinin) tuhafına gitmek: I find him strange. para s ıkıntısı. 2. 2.

ustalıkla durumu idare etmek. parmak izi. 2. 2. fjord. yangın merdiveni. 1. el sürmek. i. I´d like to use it. fine-toothed comb ince di şli tarak. spor finiş. with enthusiasm for fire s.. itfaiye.o. yangın alarmı. para cezas ı. bitiş. (kurşun. up fire station fire the first shot fire tower fire truck firearms fireboat i. itfaiye te şkilatı. (birini) soru ya ğmuruna tutmak. ellemek. tamamlamak.b. güzel sanatlar.o.b. 3. bitirmek. 1. yangın kulesi.´ni) fayrap etmek. k. dili öldürmek. i. 1. itfaiye. itfaiye arabas ı. Finlandiyalı. i. i. bak. çekimli fiil. s. k. fine-toothed i. (motoru) çal ıştırmak. ateş. k ılı kırk yaran. i. 2. f. dilb. kalorifer v. (soba. . 2. i. up fire s. ile ilişkisini s. s ınırlı. parmak tırnağı. 1. ateşli silahlar.´ni) ate şlemek. parmakla dokunmak. itfaiye arabas ı. parmak ucu. ispiyon. argo 1. i. ustalık. ihbarc ı. incelik. ile işi bitmek: If you´ve finished with that computer. Fin. 1. (birini) gayrete getirmek. Fince. tamamlanmak. Fince. yangın söndürme gemisi. f. s. yangın zili. hain. (toprak e şyayı) (fırında) pişirmek. parmak. 2. i. tırnak. i. i. gammaz. f. top. güzel sanatlar. s. go over the matter with a süslü giyim. ispiyoncu. yangın söndürme aleti. top. i. 1. f. i şini bitirmek. yangın merdiveni. O bilgisayarla mahdut. sona ermek. yangın.t. 4. v. dili bitirmek. sona erdirmek. yangın hortumu. (bir iş için) (birini) şevke getirmek. k. dili işten top atışıyla selamlamak.fine fine arts fine arts finery finesse finger fingernail fingerprint fingertip finicky finish finish line finish off/up finish with finite finite verb fink Finland Finlander Finn Finnish fiord fir fire fire fire a salute fire a shot fire alarm fire brigade fire department fire engine fire escape fire escape fire extinguisher fire hose fire hydrant fire insurance fire questions at fire s. bitirmek. grev kırıcı. 2. 2. i. kullanmak istiyorum. bir el silah atmak. comb ince eleyip s ık dokumak. belirli bir el silah) atmak. i. işin bittiyse onu sonlu. itfaiye binas ı. 1. Fin. bitmek. köknar. yangın sigortası. mat. ilk silah atan olmak. 3. yangın musluğu.. (silah) ateş almak. i. (tüfek. Finlandiya. para cezasına çarptırmak. İng. 2. Finli. i. f. titiz.

i. dilb. atış alanı.b. 1. gök kubbe. ask. i. üstün. sağlamlık. firma. (İskoçya´da) haliç. yanan odun parças ı. birinci s ınıf. belirli hattı. ateşböceği. 2. evvela. ba ş. i. itfaiyeci. s. ilk. ateşleme pimi. kestanefişekleri. birinci kat. dili ateş bir el ateşleme mekanizması. 4. i. z. ferman. pişim. ateşleme iğnesi. üsteğmen. ocak. i. top v. sağlam. 3. birinci şahıs. mükemmel. i. top. i. birinci mevki. s. üstün. ilk izlenim. çatapatlar v. i. (jöle. ocak ba şı. birinci. 1. s.B. ateşleme tertibatı. k. . ilk do ğan.´ne özgü) donmu şluk. 2. 4. i. donmu ş (jöle. i.b. (A. aç ılış gecesi. When we first came here it was a village.). at ış. şömine. s. fire. birinci mevkide.D. havai fişekler. A. 1. en büyük.b. ortalığı karıştıran delifişek. ekstra. (toprak eşyayı) pişirme. kesin teklif. ateş alma.b. ask. 4. birinci s ınıf. i. 1. i. fiyatı değişiklik göstermeyen (hisse senedi. 2.B. (fiyatlarda) istikrar. ilk çocuk. 2. birinci tekil veya ço ğul şahıs. i. birinci mevki.´ni) ate şleme. birinci. 2. ilkin. s. mükemmel. idam mangas ı. kestanefişeği. odun.men (fay´ırmîn) i. kaymayan. i. i. ekstra. ilk yardım. evvela. 1. ilkin. silah) atma. pelte. ilk. ilkönce. gecenin ilk nöbeti. birinci s ınıf. poligon. 1. (kurşun. ilk ad. 3. çikolata v. birinci kat. önce.ım. z. en başta. İng. 2.firebrand firebrick firebug firecracker firefly fireman fireplace fireplug fireproof fireside firewood fireworks firing firing line firing mechanism firing pin firing range firing squad firing squad firm firm firm offer firmament firman firmness first first aid first aid first and foremost first class first class first floor first floor first impression first lady first lieutenant first lieutenant first name first night first person first person first watch firstborn first-class firstly first-rate firth i. (taşıtta) birinci mevki. üste ğmen. çikolata v.´de) cumhurba şkanının karısı. ilkönce. yangın tuğlası. kundakç ı. sallanmayan. gala. İng. tahvil tic. dilb. 2. i.D. 1. z. İlk geldiğimiz ilk yard ilk: tıb. sıkılık. (tüfek. atış mangası. önce. yangın musluğu. 2. pelte. çoğ. s ıkı. zemin kat. yanmaz. s. ateşlenme. birinci mevkie ait. 3. i. zemin kat. 1.

o. balık kılçığı. 3. balık ağı. 2. mali. s. olta ipi. (bedenen) formda olan. dili bir şeyi yapmak ya da ondan tamamıyla vazgeçmek: You must either fish or cut hikâye. f. balık kokan. aşırı düşkünlük. f. dövüşme. i.para etmez. i. birinin hakk ından gelmek. (tarih. 1. 1. k. 1. düzensiz. -e uygun olmak.men (fîş´ırmîn) i. fish. k.er. prova.s. 2. 2. de ğişmeyen. masal. zıvanadan çıkmış. değişik türler için fish.´ni) kararla ştırmak. balıkçı. (rakor. bu deveyi güdersin. 1. k ılçık. 2. --ting) 1. 4. i. 3. ya da bu diyardan gidersin! palavra. -e karar vermek. (bir) aksesuar. beşli. gözünü -e dikmek. 1. beş rakamı (5. balık tutmak. sabit. -e göre olmak. yar ılabilir. uygun.b. 3. (çoğ.. kriz: a fit of coughing öksürük nöbeti. fish.o. olta çubu ğu. beş. beş misli. (bedenen) formda olma. olta kam ışı. dili şüphe uyandıran: There´s something fishy about this. befitings. dikkatini -e çevirmek. i. mali yıl. birini mahvetmek.. kendini süslemek. i.fiscal fiscal year fiscal year fish fish fish for fish in troubled waters fish or cut bait fish story fishbone fisherman fishing line fishing pole fishing rod fishing tackle fishnet fishnet stocking fishy fissile fission fissure fist fisticuffs fit fit fit fit for nothing fit like a glove fit s. nöbet. dili birine (bir şey) ayarlamak/sağlamak. s. spor yapmaya hazır olma. borucu. tesisatç ı. (kahvaltı/öğle bir yeri tamir etmek. k ısa aralıklarla bölünen. 1. bölünüm. i. dolaylı bir şekilde istemek/aramak. k. i. 2. dili 1. dili şike/rüşvet yoluyla ayarlanmış. uygun olma. s. beş kat. file çorap. V). f. out for fit to be tied fitful fitness fitter fitting five fivefold fix fix fix a place up fix o. birine (bir şey için) gerekli şeyleri sağlamak/tedarik etmek. sağlamak: This job fits you hiçbir işe yaramaz. up with fix s. -e yak ışmak. Bu işte bir bityeniği var. süslenmek. 2. (--ted. 1. -i ayarlamak. terz. i. s. dili çok öfkeli. man şon gibi) tesisat işlerinde kullanılan parça. s. bulanık suda balık avlamak. mali yıl. balık avlamak. ince çatlak. çoğ. s. tamir etmek. uygun. yar ılım. 2. kesintili. beş -in uymas ını tıpatıp uymak. fiz. z. balığı çok. babalar ı tutmuş. i. up fix on fix one´s attention on fix one´s eyes on fix s. k. miktar v. five-and-ten-cent store/tencent store/dime store/five-and-ten ucuz e şya satılan mağaza. s. s. -i uydurmak. -i seçmek. isk. uygunluk. i. misina. . i. olta tak ımı. bait! Ya i. olta. aşırı bağlılık. i. 1. küplere binmiş. ş.o. spor yapmaya haz ır. tayin etmek. (sabitle ştirecek bir şekilde) takmak. yumruk. bölünebilir. yerleştirmek. i.´s wagon fixation fixed s. çoğ.es) balık. k. 2. k. içinde balık tadı olan. yumrukla şma.

fışırdamak.´nin çıkardığı) fışırtılı ses. spor müsabaka. 1. pazen. i. göze çarpan (renk). birden aklından geçmek. çoğ. ask. içgüdü. 1. büyük bir hpar ıldama. . i. yan taarruzu yapmak. pervasız (suç işleyen kimse). bak. ask. ruhsuz. i. i. zambak. ask. (--ged. flaş.) kabarıp dökülmek. büyük ve yass ı kaldırım taşı. taksi çevirmek. k. elbezi. 4. 2. f. geriye dönü ş. (kaskette) parlamak. --ging) yorulmaya badurdurmak. 2. (gazoz.b. fışırtı. bot. band ıra. 1. flanel. 1. İng. f. i. 3. i. yan taarruzu. fluid ounce(s). bir şirket grubundaki en önemli şirket: The Chicago Hilton is the flagship of the Hilton chain of hotels.. saçma. çırpış. süsen. 2. bayrak. karbonatlı (içecek). k.. foto. çırpıntı.(off/away) (boya tabakalar ı v. saman alevi gibi bir şey.b. kabiliyet. sabit fiyat. 1. dili (bir et yemeğini tamamlayan) diğer yemekler. (zarfa ait) kapak. 1. ışık saçmak. büyük ve yass ı kaldırım taşı. tabaka s. 2. (ışıkları) yakıp söndürmek. dili i. yandan kuşatmak. out k. flaş i. i.. i. gevşemiş. 2. f. yan sald ırısı. göze batan (kötülük/ahlaks ızlık). flabby. a şırı davranışlarından dolayı göze çarpan (kimse).b. (kanat) ç ırpma. yan hareketi. bir vas ıtayı) şlamak. 1. i. --ging) (down) bayrak/el sallayarak (birini. 2. yan. parlamak. 1. fışıldamak. i. f.etek. yalaz. 2. f. 1. i. dili sevgili. f. 2. gönder. k.. dili çok şaşırtmak. alevlenmek. fiyort. amiral gemisi. 4. s. çakmak. 3. saplantı. bayrak dire ği. böğür. kulakl ık. f. --ging) bu taşlarla döşemek. 3.. sabunluk. ayd ınlatma cephanesi. i. 2. Flandra. 1.. i. z. (köpüren gazoz. alev makinesi. ba şlayıp sonradan suya düşmek. bayrak dire ği.. 2. aniden gelen sel. İng. i. 1. 2. palavra. aygıtı.fixed asset fixed idea fixed price fixings fixture fizz fizzle fizzy fjord fl oz flabbergast flabby flaccid flag (down) a taxi flag flag flag flag flagpole flagrant flagrante delicto flagship flagstaff flagstone flair flake flambeau flamboyant flame flamethrower flamingo flammable Flanders flange flank flank attack flanking action flannel flannelette flap flare flash flash flash flood flash in the pan flash through one´s mind flashback sabit de ğer. i. öfkelenmek. ani bir ızla geçmek.3. s. (şimşek) up parlamak. 5. İng. s. i. i.b. (işaret vermek için) ask. soda.) fış fış/fışır fışır köpürdemek. 6. (--ged. sabun bezi. soda v. i. meşale.. 4. (çadıra ait) 3. bak. flamingo. (--ged. küçük dilini yutturmak. 1. gönder. yan saldırısı yapmak. (bir yap ıya/odaya ait) sabit eşya. alev.) dalgalanma. f.. 2. i. f. 1. Hilton i. 2. iyi1. sancak. an için göstermek. flama. yetenek. i. (etekler) kabarmak. ince bir tabaka halinde olan parça. --s/--es) zool. ask. (bayrak. kuvveti kesilmek. ince bir tabaka halindeki kar tanesi. flaş. i. 2. s. i. yelken v. 4. frapan. (çoğ. güçsüz. Şikago Hiltonu. cep feneri. cansız. 1. gevşek (adale/doku). alev alev yanmak. den. (uçağın f. pazen. k ıs. f. yanıcı. i. şampanya v. 1. in flagrante delicto. 4. sönük. bir kısa fakat önemli bir haber. flanş. s.

2. f. 1. lezzetli bir tat. 1. 1. düzlük. pohpohlama. lezzetli. 1. 2. bak. 1.. 4. cep şişesi. müz. i. i. Onlar ın dondurmasının yirmi çeşidi var. i. uçup giden. Flaman. yassıltmak. bak. 2.. i. k. pohpohlamak. i. çabuk geçen. 2. uzun tüylü yün kümelerine benzeyen. dili (hile ile) soyup soğana s. --test) 1. i. i. hızlı. İng. bemol. göze çarpan. çeşit: Their ice cream comes in twenty flavors. . nokta. leke.. s. aç ık yük vagonu. gazı gitmiş (meşrubat/bira/şampanya). i. defolu. müz. f. dili meteliksiz. flavor.. 3. s. zü ğürt. yass ı. 1. yavan. f. s. flütçü. frapan. bot. dili acemi çaylak. 3. (fled) kaçmak. ütü. ha şlamak.. balon (cam kap). bir işe yeni başlayan kimse. 1. f. i. sergilemek. apartman dairesi. 2. f. i. bemol. et. f.flashbulb flashgun flashing flashlight flashy flask flat flat flat flat broke flat on one´s back flat rate flat tire flatcar flat-footed flatiron flatten flatter flatterer flattery flattop flaunt flautist flavor flavorful flavoring flavour flaw flawed flawless flax flaxen flaxseed flay flea fleck fled fledgling flee fleece fleecy fleet fleet fleeting Fleming Flemish flesh i. koltuklamak. yemeğe tat veren şey. tatlandırıcı. müz. 2. yassılatmak. çok ufak parça. s. benek.. i. ya ğmur sularına karşı konulan saç örtü. geniş düz yer. lezzet. i. daire. 1. uzun tüylü yünle kapl ı. foto. s.. fani. s. yatalak. Flamanca. flee. 1. (--ter. i. filo. samimi olmayan iltifatlarda bulunmak. i. tüyleri henüz bitmiş yavru kuş. el feneri. 2. fena halde azarlamak. s. patlak lastik.. i. s. geçici. 2. alabros saç. Flaman. i. i. (koyunu) k ırkmak. donanma. fla ş lambası. pire. i. keten. k. pohpohçu. s. matara. defosuz. 1. 4. Flamanca. (duyum olarak) tat. kusur. 2. kim. kusurlu. (bir koyundan k ırkılan) yünün tümü. fla ş ampulü. i. foto. lepiska. i. tek fiyat. f. (derisini) yüzmek. i. tatsız.y. çe şni. i.. i. firar etmek. göz önüne sermek. ezmek. i. i. d. (bir koyunun üstünde biten) yünün tümü. f. kusursuz. 2. ketentohumu. i. düztaban. flaş. düz. k. etek. s. yass ılaştırmak. (kuma şta/giyside) defo. 2. sarı.

havai. taşkın.--ting) ınlara âşık oraya uçmak.flesh color flew flex flexibility flexible flick flick one´s fingers flick one´s wrist flicker flier flight flight of fancy flight of stairs flighty flimsy flinch fling fling back open fling o. çabuk ve kesik bir şekilde elini sallamak. 1. mim. dili 1.taşkın yatağı. 2. flotör. k. i. 2. i. (kas ı) bükmek. 2. (bir kattan ba şka bir kata giden) merdiven. f.. dili şaşırtmak. erkeklere cilve f. firar. kabarma. i. küstah. 1. küstah. --ging) k ırbaçlamak. 1. uydurma olduğu belli. küplere binmek. a flick of the wrist çabuk ve kesik bir el sallama. su basmak. hayal. met. (binadaki) kat. kaçış. saygısız. f. esneklik. i. denizde yüzen üstü düz buz kütlesi. sürü. 2. çakmakta şı. taş/tahta döşemek. çürük. 2. 2. vurup yere yıkmak. f. (yüzmek için kullan ılan) palet. overı k.s. titreme. k. . pilot. 3. yüzer havuz. f. i. 1. seven erkek.. projektör. (--ped. dili sayg ısız. (darbe yememek için) (vücudunu. i. hayal kurma. i. 1. su yüzünde/havada yüzmek/gitmek. keçileri kaçırmak. su yüzünde/havada yüzen. s. çabuk bir sallama hareketi: a flick of the fingers bir fiske. f. (deniz kaplumba ğalarında ve yüzen memelilerde) yüzgeç. f. (motoru) ambale etmek. fiske atmak. dayan ıksız. s. 2. into flint flip flip a coin flip one´s lid flip one´s lid flip-flop flippant flipper flirt flit float floating floating assets floating capital floating dock floating population flock floe flog flood flood plain flood tide floodgate floodlight floor floor lamp floor plan floor show ten rengi. su bask ını. tic. f. i. 2. 2. 1. i. elastiki. çıldırmak. kad 1. ufacık bir belirti: He suddenly felt a flicker of hope. 3. sürü halinde toplanmak. uydurmasyon. gelip geçici nüfus. titreyen i. (gemiyi) yüzdürmek. küçük dilini ayaklı lamba. uçuş. f. 3. dili ç ıldırmak. bent kapa ğı. 1. bak. (with) (erkek) (kad yapmak. 3. i. f ırlatmak. tokyo. 2. i. k. kat plan ı. s. f. tepesi atmak. el ilanbir umut duydu. 1. over -e hayran olmak. sel. hercai. kaprisli. (--ged. uçma. (--ted. argo ç ıldırmak. derme çatma. (ışık/gölge) oynamak. i. 1. cari aktifler. (kadın) (erkeğe) cilve f. uyduruk. f. dili (sinema salonunda fiske atmak. taş/tahta döşeme. 3. (kollarını) savurmak. duba. 1. eğlence programı. tic. elastikiyet. 2. yer. 1. k. döner sermaye. zemin. oto. 2. 1. (pencereyi/kap ıyı) hızla açmak. s. i. balıklama dalmak. Birdenbire ufac ık ı. 1. (bir şeyin) su yüzünde yüzerek s. i. hızla atmak. sel basmak. 2. oradan rolü yapmayı 2. sel gibi akmak. s. -den h ızla geçmek. abajur. (bir kattan merdiven sahanlığına kadar giden) merdiven bölümü. esnek. fly. çok k ızmak. olta mantar ı. keçileri kaçırmak. 3. 2. titreşim. coğr. f.ına) âşık gibi davranmak. i. 2. şamandıra. vücudunun bir parças ını) geri veya bir yana çekmek. (flung) 1. diliatmak. i. (bir işe) dört elle sarılmak. yaz tura -e hayran olmak. 2. --ping) 1. k.

(elbise/kuma ş) (belirli bir şekilde) dökülmek. değişme. 2. yurt. bocalamak. (bir şeyi) birden sertçe bırakıvermek. 1. yüzme. f.B. 3.. i. i. tic. z. tüyleri kabar ık. i. ak ıcı. sıvı. --s (flor´ız)/--e (flor´i) i. i. bak. reddetmek. k. 2. şans eseri. (diş aralarını) iplikle temizlemek. f. 2. i. çiçeklere ait. A. s. 2. i. i. 1. 2. (dilde) ak ıcılık. farbala. 2. dili şatafatlı. i. otel. berduşlarınfiyasko. büyük ma ğazalarda işi idare eden ve müşterilere yardımcı olmak üzere dolaşan hayat kad ını. disket. 1. döşemelik. inip ç ıkmak. f. f.. s. saks ı. dalgalanmak. i. out bir hışımla çıkmak. k. 2. çiçek. akıcı bir şekilde konuşan (biri). çoğ. tic. 2. çiçek tarh ı. i. un. (sokakta çiçek satan) çiçekçi.41 cc. f. f. f. hor görmek. 1. (senetleri) ihraç etme.. gösterişli bir hareket. debelenmek. s. berduşların kalabileceği dili başarısızlık. dü şmek. fahişe. ç ırpınmak. i. vermek. 1. döşeme tahtası. nikâh töreninde çiçek taşıyan küçük kız. 1. --ping) 1.. 2. 2. bilg. f. i. k. i. dili görevli. f. i. dalgalanma. diş ipliği. kırmızı (yüz/yanak). bak. i. tumturaklı (yazı). fırfır. (halıdan/kumaştan dökülmüş) hav. bitki örtüsü. i. i. çiçekoturmak.. (--ped. i. f. 1. 1. kükürtçiçe ği. 1. duman yolu.floorboard flooring floorwalker floozy flop flophouse floppy floppy disk flora floral florid florist floss flossy flotation flotsam flotsam and jetsam flounce flounce flounder flounder flour flourish flout flow flower flower bed flower girl flowerpot flowers of sulfur flower-seller flowery flowing flown flu fluctuate fluctuation flue fluency fluent fluently fluff fluffy fluid fluid ounce fluke flung i. dili (motorlu taşıtın) gaz pedalına sonuna kadar basmak. ak ıcı (yazı/üslup). akmak. 3. s. i. k. bitey. fly. s. s. ak ıcı. 1. çiçeklenmek. (tüylerini/saçını) kabartmak. f. durmak. akışkan. süslü (yazı/sözler/üslup). tic. büyük bir baca içindeki birkaç ayr ı duman yolunun her biri. . ç ırpınmak. i.D. değişmek. yükselip alçalmak. (saç) sarkmak. çiçekçi k ız. dilbalığı. akan. f. alabildiğine gazlamak. ilerlemek. çiçekli. dili başaramamak. 3. i. (bir) şans. yükselip alçalma.. bata çıka ilerlemek. k. into -e bir h ışımla girmek. i. fling. 3.. s. inip ç ıkma. 2. i. denizde yüzen veya k ıyıya vuran şeyler. gelişmek. i. İng. 29. fazla süslü. 1. f. ak ıcı bir şekilde. kesme çiçek sat ılan dükkânı işleten kimse.57 cc. kaldığı s. flora. esnek disk. sallamak. çiçek açmak. itaat etmemek. büyümek. akış. 3. s. yumuşak ve kenarları sarkık. grip. 28. çiçe ği çok. akışkan. çiçekçi. 2. yüzdürme.

f. 2. 2. flavta. borsada ısa hizada olan. amaçtan sapmak.t. heyecanlı ve şaşkın bir hal. dili 1.. (sınıfta) kalmak. (bayrak) dalgalanmak. 1. 1. ak ış. 5. s.kayn ısüren bir fiyat 2. uçurtma uçurmak. k. (sınıfta) bırakmak. 3. sifonu çekmek. 2. f. çok k ızmak. 1. tepesi atmak. sineksıklet. boks sineka ğırlık. düzenteker. uçakla gitmek. tüymek. i.flunk flunk out flunky fluorescent fluorescent light fluoride flurry flush flush s. 2. (s ınavda) çakmak. bir şeyi tuvalete atıp sifonu çekmek. (av kuşunu) ürkütüp uçurmak. tay do ğurmak. dalkavuk. s. i. 1. mim. sinek kâ ğıdı. 2. 1. flüorür. out flush s. erkek pantolonunun önündeki fermuar veya dü ğmelerle açılıp kapanan1. f. dalgalanmak. s ıvışmak. mim. i. i. uçurmak. (tuvalete ait) rezervuar.´s throat fly away fly blind fly by the seat of one´s pants fly in the face of fly into a rage fly into a tantrum fly into a temper fly low fly off fly off the handle fly off the handle fly swatter fly the coop fly/go off on a tangent fly-by-night flyer flying flying buttress flying saucer flypaper flyweight flywheel foal foam f. flier. volan. uçan. i. i. dili üzerinde bol para olan. birdenbire üstüne sald ırmak. dili (önemsiz/ilgisiz bir şeye takılarak) asıl konudan ayrılmak/uzaklaşmak. küplere binmek. dili hemen öfkelenmek. k. (yüzü) kızarmak. 2. müz. başarısızlıktan dolayı okulu bırakmak zorunda kalmak. uçup gitmek.. uçurma. (zaman) ak ıp gitmek. (flew. hiddetlenmek. floresan. 2. 2. 4. birini sakland ığı yerden çıkarmak. dili kaçmak. çaktırmak. 4. k. kısa süren bir heyecan/telaş.. (kanatlar ını) çırpmak. (sütundaki) yiv. güvenilmez. sineklik. pilotaj. pilotluk. s. 2. tepesi atmak. f. flown) bölüm: Your fly´s open. birine birdenbire (sözlerle) sald ırmak. çabuk çabuk sallamak. köpük. 3. dayanma uçan daire. kemeri. 2. 1. (tecrübesizlik veya birtak ım eksiklikler yüzünden) sadece içgüdülerinebirtak ım eksiklikler yüzünden) sadece içgüdülerine (tecrübesizlik veya dayanarak idare etmek. 1. i. i.. i. 1. k. 2. Pantolonunun önü açık. dayanarak idare etmek. s. floresan. -i hiçe saymak. 1. (birini) heyecanland ırıp şaşırtmak. 1. mim. 2. kim. havacılık. 5. köpürmek. köpürmek. i. uçup gitmek. bak. sinek. düz. flüt. havacılıkla ilgili. alçaktan uçmak. uçma. . uçu ş. floresan lamba.o. birinin emirlerine ko şan. yivli sütun. uşak. i. i. dili zıvanadan çıkmak. kör uçmak. küplere binmek. i. uçmak. çırpınmak. floresan ışık. i. (hiddetten) ba ğırıp çağırıp tepinmeye başlamak. k ısa süren hafif bir kar yağışı. f. (yanaklarını) kızartmak. k. i. i.. piyon. yükselişi/inişi. (rüzgârda) titremek veya hafifçe i. k. ç ırpınır gibi düşmek. 1. tay. mim.o. (sütundaki) yiv/yivler. down the toilet flush tank flush the toilet fluster flute fluted column fluting flutter flux fly fly fly a kite fly at fly at s. f. 3. tic. çok çabuk gitmek.

2. beş kat. i. odaksal. mihraki.. harekete geçerek düşmanı sıkı 1. sis düdü ğü. fetal. örümcek kafalı kimse. I don´t have the foggiest idea. aşağıdaki. Deryaından gitmek. 1. i. -den sonraki.o. f. kollarını kavuşturmak. i. halk halk edebiyatı. madenleri döverek oluşturulan) varak. izlemek. eskrim flöre. 1. kere: fivefold on -e misli. --es (fo´kısız)/fo. ana baba. dosdo ğru gitmek.. -i müteakip. i. k. i. (bir şeyi) tamamlamak.ci (fo´say) i. yaprak. çevirmek. 2. 3. birinin sözünü dinlemek. (--ged. kalay v. 3. topu atmak. 2.. kimseler. 1. sezgileriyle/sezgilerine dayanarak hareket etmek.. 2. k. i. s. (--ed/--sed. sisli. s. katlanır kapı. folklor.. ağzı köpürmek. 4. fiz.o. 1. akordeon kapı. f. zaaf. odak noktas ı. halk şarkısı. armonik kapı.foam at the mouth foam rubber foamy fob focal focal point focus focus one´s attention on fodder foe foetal foetid foetus fog foggy foghorn fogy foible foil foil foil foist -fold fold fold fold one´s arms folder folding chair folding door foliage foliage plant folk folk dance folk literature folk song folklore follow follow in s. kavramak.b. bir şekilde takip etmek. sonek kat. in/into -e sokuşturmak. hasım. dili akrabalar. aynı şeyi yapmak: When Derya got herself a telephone. yapraklarının güzelliği için yetiştirilen süs bitkisi. 2. körüklü kapı. 2. set çekmek. bitki yapraklar ı. bir kimsenin izinde olmak. (alt ın. Hiç fikrim yok. on yapmak. önlemek. birinin ard kendine telefon 1. s. fetid. kat. . f. free on board tic. buğulandırmak. f. spor (belirli bir beden hareketini) sonuna kadar (bir işin) sonunu getirmek.´s footsteps follow one´s nose follow s. 2. (başka bir şey yaparak) i. ağıl. dili (işyeri) temelli kapanmak. edat -den sonra. -in ba şına yıkmak: foist a job (off) on s.o. bak. k ıs. Hülya followed suit. 2. köpürmek. i. aile. al ınca Hülya da aynı şeyi yaptı. odak. anlamak. ço ğ.oyunu. jeol. on -e zorla kabul ettirmek. katlanmak. 2. -e dikkatini i. fob (gemide/trende teslim). katlanır iskemle. --ing/--sing) odaklamak. köpüklü. bir işi birinin başına yıkmak.o. i. (bir işin) sonunu getirmek. f. koyun sürüsü. be ş kakalamak. sünger. bro şür. sis. taraftarlar. iflas etmek. dosya. s. i. i. i. 2. ask. zayıf yön. fetus. (saman/ot gibi) hayvan yemi. i. yanda şlar. i. yeşillik. 2. halk. f. yanda ş. 3. takip etmek. 1. alüminyum folyo. taraftar. follow through follow through follow up follower following 1. 1.. --ging) bu ğulanmak. insanlar. kıvrım. misil.´s advice follow suit follow the lead of s. s. 1. 2. sarmak. 1. bak. çoğ. 1. çok öfkeli olmak. bak. folyo. i. yava ş yavaş katmak. i. s. düşman. çoğ. katlamak. s.

s. -e karşı. Amerikan futbolu. aldatmak. with ile oynamak. i. sevgiyle. 1. ayak basacak yer. i. I wouldn´t touch that with a ten-foot pole. yürümekten ayaklar ı şişmiş/yaralanmış/ağrıyan.. küçük sand ık. matb. tiy. 4. i. ayak. ayak sesi. i. budala. 3. f. dört dörtlük. ahmak. sıradağların veya bir dağın uzantısı olan tepeler. Ona hiç yaya gitmek.folly foment fomenter fond fond memories fondle fondly fondness fondue font font food foodstuff fool fool fool around fool´s gold fool´s paradise foolhardy foolish foolishness foolproof foot foot foot it foot the bill foot the bill football footboard footbridge footed foothills foothold footing footlights footlocker footloose footnote footpath footprint footsore footstep footway footwear fop for for (all) the world i. ayak izi. fazla müsamahakâr. dipnot koymak. s. i. çoğ. patika. ayaklı: a four-footed animal dört ayaklı bir hayvan. i. i. 1. düşkünlük. züppe. s. 2. 2. bilg. i. dili dünyay verseler onu yapmaz. zira. 3. i. i. aptallık. kaldırım. tahrikçi. yiyecek. i. z. u ğruna. hayaller üzerine kurulmu ş mutluluk. k ışkırtmak. kendini/diğerlerini boş yere tehlikeye atan. i. f. s. edat 1. k. s. i. vaktini bo şa geçirmek. adım. ayak izi. dili paras ını vermek. aptal. f. çoğ. i. için. İng. sevgi dolu. 2. teşvik etmek. . ayak basacak yer. k.. yemek. sağlam ve kullanılması kolay. fondü. 2. 2. s. futbol. with bir hobi olarak (bir şey) ile pirit. Dünyayı k. yaya köprüsü. dipnot. font. ramp ışıkları.. (dağ/tepe için) dip. dili 1. şaka yapmak. 1. i. budalalık. -e. aptal (kimse). sevmek. 1. serbest. ahmaklık. ayakkab ılar. 1. 4. i. i. 2. ı verseler: She wouldn´t do that for the world. 2. ahmakça. ahmak. 2. fazla müsamaha. 1. f. i. 5. vaftiz kurnas ı. i. budalaca. şefkatle. enayi. bağ. budala. çünkü. yiyecek. 2. güzel hatıralar. i. 3. g ıda. vaktini çalışacağına eğlenmekle geçirmek. g ıda maddesi. feet (fit) fut f.. s. ayağa giyilen şeyler.4 cm. ba şıboş. i.). budalalık. ok şamak. (30. k ışkırtıcı. İng. 1.. i. besin. şerefine. i. (karyolan ın) ayakucundaki tahta. -den dolayı. hesabı ödemek. i. yaya kaldırımı. i. 1. çok sağlam. delilik. aptalca ( şey). (karyolanın) ayakucu. 2. 3. mükemmel.

. for once For one thing . anca beraber kanca beraber. dili ilkin. bir kerelik.. Gitmek istemiyorum. k. to be impractical satılık.. sonuna kadar. for s. mesela. dili ilelebet. boşuna. gösteriş için. zevk için. 1.. kötü de olsa. örneğin. dili bedava.. yok pahas ına. beni hiç ilgilendirmez: He can do it for aught I care! Vars ın yapsın.. her şeye ko şuyordu. k. ebediyen. örneğin. korkusuyla. fazladan. her zaman için. mesela. bana kalırsa. sonsuza kadar. . Allah aşkına! Allah aşkına. kesinlikle. bir kere. k. görünüşü kurtarmak için. dili var kuvvetiyle/gücüyle: She was running for all she was worth. kendi hesab ıma.o. for pity´s sake pratik davranmamak. uğur getirsin diye. uzun bir zaman.. iyi de Benim bildiğime göre hâlâ Roma´da..for a change for a song for a variety of reasons for ages for all one is worth for all that for all the world like for appearances´ sake for aught I care for aught I know for better or for worse for certain for dear life for effect for ever for ever and a day for ever and ever for example for fear of for free for fun for good for good for good measure For goodness sake! for heaven´s sake For heaven´s sake! for hire for instance for keeps for life for luck For mercy´s sake! for months for my part for my part for my sake for nothing for once değişiklik olsun diye. senelerce.. muhakkak. bildiğime göre. and for another Sebepler s ıralanırken kullanılır: I don´t want to go. bildiğim kadarıyla: She´s still in Rome for aught I benim bana ne! know. çeşitli nedenlerden dolayı. 2. 1.. Allah aşkına! kiralık. k. bana ne. bedava. ilelebet. ömür boyu.. For one thing it´s too . ebediyen. daima. T ıpkı büyükbabasına benziyor. Aman!/Allah a şkına! aylarca. gibi: He looks for all the world like his grandfather. Evvela d ışarısı fazla Allah aşkına. çoktan beri. kesinlikle. sonsuza dek. paras ız. boş yere. olsa. resmen. -den korkarak. temelli olarak. hatırım için. temelli olarak. dili gerçekten/hakikaten .: cold. 2. Var kuvvetiylerağmen. dili vargücüyle. bence. şakadan. paras ız. bu sefer. korkusundan. and for another I´m tired.. 2. for sale For shame! for starters for sure Ne ayıp! k. 1. bana kalırsa. ek olarak. çok ucuza. evvela. kesin: That´s for sure! Oras ı kesin! . k.

at gunpoint force the door forced labor forced labor forced landing forced march forced sale forceful forceps forcible forcibly ford fore foreforearm forebear forebode 1. f. aramak. f. f. Teknemi pazartesileri kullanmak k. zorlamak. forbear. umumun refah ı için. ürkütücü. mecburi satış. . 2. korku veren.. 1. şimdilik. dili işinize yarar mı.o. kamu yararına. i. farz edelim ki. şimdilik. İşinize yarar mı. önceki. cebri yürüyü ş. (merhametten/ şefkatten dolayı) (bir şeyi) yapmamak. bak. zora dayanan. angarya. bak. güçlü. bilmiyorum. hav. ırmakta yürüyerek geçilen sığ yer. tıb. i. bak. ask. cet. 2. zor. ön. s... i. toplamak. istersen: It´s yours for the asking. haftalarca. 1. k. i. for the most part for the most part for the present for the public weal for the purpose of for the sake of argument for the sake of clarity for the time being for weeks for what/whatever it´s worth for/on sale forage foray forbade forbear forbid forbidden forbidding forbore forborne force force force a smile force majeure force s. girme. genellikle. i. baskın. hatırı için. (for. yasak etmek. geçit.. . 1.. (for. ha şin. anat. yasaklanm ış. kuvvetli. çoğunlukla.. satılık. Mondays. i.: If you want to use my boat on dili saçma.. Alabilirsin.it´s yours for the asking. 1. forbear. aşkına. forseps. güçlü. karıştırarak aramak. hiç.. angarya. kapıyı zorlamak.bade. zorla gülümsemek. s. for whatever it´s worth. anlaşılsın diye. f. sert.borne) 1. önceden haber vermek. s. varsayalım ki. 1. sığ yerden yürüyerek geçmek.bore. f. yasak. etkili. ata. öndeki. for. tabancayla/tüfekle birini zorlamak. -mek amac ıyla. s. 2. vallahi. f. hatta. 2. kolun dirsekle bilek aras ındaki bölümü. f. zorla. (özellikle u ğursuz bir şeyi) önceden hissetmek. güç. ama duyduğum bu. önek ön. ona gelince. mecburi iniş. 1.. dalma. önkol. . bilmiyorum: Here´s what I heard. f. 2. zorlayıcı neden. ne yaptıysam. 2. --ding) yasaklamak. s.. önceden. (from) kendini (bir şey yapmaktan) alıkoymak. f. --den. mecbur etmek. forbid. kuvvet. z. ak ın. 2. zorla çalıştırma.. 2. fors majör. i.for that matter for the asking for the birds for the life of me for the life of me for the love of .

i. ön oyun. peşrev. cet. 2.. 1. tenis sa ğ vuruş. ba ş kasarası. döviz. adli tıp. f.cast/--ed) önceden tahmin etmek. önceden sezmek. i. erken davran ıp önlemek. en öndeki. münazara sanatı. başta gelen. hitabetle ilgili. ecnebi. f. i. işçibaşı. i. çoğ.saw. dışişleri bakanı. önsezi. i. önceden alınan tat. i. ebediyen. i. (birinin/bir şeyin) habercisi olmak. ormanc ı. . i.. orman mühendisi. huk. (fore. i. i. i. döviz. parayı ödemediği için ipotekli malı sahibinin elinden almak. i.ında görevli ormancı. i. f. (fore. hep. i. s.foreboding forecast forecastle foreclose forefather forefinger forefoot forefront foregone foregone conclusion foreground forehand forehead foreign Foreign Affairs foreign affairs foreign exchange foreign exchange foreign minister foreign parts foreign trade foreigner foreknowledge forelady foreleg foreman foremost forename forensic forensic medicine forensics foreplay forerunner foresee foreshadow foresight foreskin forest forest ranger forestall forester forestry foretaste foretell forethought forever forewarn i. başta.men (for´mîn) i. ileri görü ş.feet (for´fit) i. yabanc ı/dış ülkeler. sağ vuruşla yapılan. anat. --n) önceden görmek. önceden belli olan sonuç. münazaraya ait. orman mühendisliği. z. Dışişleri. i. f. kehanette bulunmak. ormanla ştırmak. (fore. önden gelen. en öndeki yer. 1. fore. selef. küçük isim. yabanc ı. i. ecnebi. ormancılık. i. ön plan. i. basiret. önceden uyarmak/ikaz etmek. s. dış. s. s. mahkemeye ait. f. haberci. alın. 2. ön ayak.. yabanc ı. a ğaç dikip orman haline getirmek. ağaçlandırmak. ön plan. s. z. i. 2. i. dışişleri. 2. cinsel ilişkiden önce oynaşma. öngörü. 1. ustabaşı. sünnet derisi. 1. orman. çoğ. huk. sağgörü. işçibaşı kadın. önceden bilme. öncel. jüri başkanı. işaret parmağı. f. i. den. sonsuza kadar. (hayvanlarda) ön ayak. fore. tahmin. ata. i. i. kötü bir şeyin meydana geleceğini önceden hissetme.told) önceden haber vermek. önceden dü şünme. devlet ormanlar f.. durmadan. dış ticaret. ilk isim. f.

çatal. i. biçim/şekil vermek. 2. f. --ing/--ting) bilg. 2. i. . 1. 1. i. sahtekârlık. kalpazan. i. 2. çoğ. ceza. 2.. kesin ve aç ık olarak belirtmek. i. (--ed/--ted.en) 1.sak. 1. unutkan. f. biçim verme.. bak. ümitsiz ve üzgün. ilk söylenen. f. s. şekil verme. 1. i. i. alışkanlık edinmek. demiri ocakta kızdırıp işlemek. çatallı. s. 2. i.. 3. güç. 2. sahtesini yapmak.. formalite. biçim. bellemek. s. ba ğışlamak. f. bahç. oluşma. b ırakmak. İng. yapıp orijinal olduğunu ileri sürme. biçimlendiren. bak. şekil vermek. 1. terketmek. forgive. 2. terkedilmiş ve harap. bak. forklift. s. önceki. demirhane. hükümet kurmak. i. reçete. bahç. resmile ştirmek.went. (for. bilg. 1. 2. sıraya girmek. 2. 2. kadın jüri başkanı. ask. Formozalı. s. 2. 1. resmiyete dökmek. i. ilk. biçimsel. the birinci. 1. yolun/nehrin çatalla şan yer veya kolu. z. 3. Formoza´ya özgü. eskiden. forget. biçimlendirme. yaln ız. forgive. f. Formoza. f.. i. i. bak. f. yüzüstü b ırakmak. bir şeyin sahtesini kalpazanlık.sook. forget. 3. tek s ıra olmak.en (for´wîmîn) i. (okullarda) sınıf. 2. eski. i. oluşturmak. f.. format. zor. f. f. demirci oca ğı. bak.ten.wom. 1. format etmek. 1. Formoza. s. kim. (for.got. 1. for. ceza olarak kaybetmek.. 1.gone) vazgeçmek. s. doldurulmak üzere hazırlanmış basılı belge. f. işçibaşı kadın. biçimlemek. form. 1. 2. 3. ıformatlamak. 4. öne geçmek. (for. dövmek. bel. zina etmek. i. bir şeyin sahtesini yapıp orijinal olduğunu ileri süren kimse. 3. 1. unutmabeni. sahtekâr. bak. evlilik d ışı cinsel ilişkide bulunmak. aşılması zor. f. f. 1. bot. bağışlama. huk. veren. biçim. yapmak... spor form. f. çatal. f.got. i. --ting) s. resmi. for. fore. vazgeçmek. biçim vermek. çatallaşmak. f. 2. unutkanlık. sıra olmak. 2. bedel. sahte şey. i. mü şkül. formül. Formozalı. for. biçimlendirmek. şekil düzen. f. --s (fôr´myılız)/--e (fôr´myıli) i. birbiri ardınca sıralanmak. 1. şekil..gave. (for. işçibaşı. âdet edinmek. mat. fikir edinmek. formatl disket. formalize. 1. hızla ilerlemek. --n) affetmek. teşkil. resmiyet. forgo. f. 2. önsöz.forewoman foreword forfeit forgave forge forge forge ahead forger forgery forget forgetful forgetfulness forget-me-not forgive forgiven forgivingness forgo forgone forgot forgotten fork forked forklift forlorn form form a government form a habit form a line form a single file form an opinion formal formalise formality formalize format formated diskette formation formative former formerly formidable Formosa Formosan formula formulate fornicate forsake çoğ. biçim veren. İng. oluşturma. unutmak. 2. af. f.

büyük kale. zincirler pisletmek. XL). Allahtan. bak.. k ısmet. 1.sworn) b ırakmak için yemin etmek. göndermek. i. tiksindirici. spor faul yapmak. şımarık.. z. 1. 1. nakliye acentesi. küstah. 2. fossilize. 2.. suikast. içten. 2. kırkta bir. 2. 2. s. i. forward. s. 3. 1. hisar. spor faul. forswear. i. f. 4. ileride olan. --s (for´ımz)/fo.. esas. f. i. i. tahkimat. sevketmek. bak. 3. öndeki. f. şans. d ışarı. 3. vak ıf. ileri. metanet. k ırk. 1. i. önümüzdeki.. ağzı bozuk. cinayet. ön. 1. f. i. bak. birinin asıl uzmanlık alanı. f. bereket versin. fosil.. falc ı.). 4. 2. kırk rakamı (40. 1. s.forsaken forsook forswear forswore forsworn fort forte forth forthcoming forthright forthwith fortieth fortification fortify fortitude fortnight fortress fortuitous fortunate fortunately fortune fortuneteller forty forty winks forum forward forward forward forwarding agent forwards forwent fossil fossilise fossilize foster foster child foster parents fought foul foul foul play foulmouthed found found found foundation founder f. 2. hemen. tesis etme. -e moral vermek. s. aç ıksözlü. f. s. birbirine karışmış (ipler. şekerleme. on be ş gün. evlatlığa bakan ana baba. küfürbaz. i. k ısa süren uyku. for. f. tahkimat yapma. temel.. f. ask. i. ışmak. kötü. ta şıl. i. f. büyük hisar.ra (for´ı) i. rastlantı sonucu olan. z.. 1. 3. doğrudan.. find. i. k ırkıncı. bak. kalıba dökmek. taşıllaşmak. fondöten. (for. talih. 5. tövbe etmek. evlatlık. fight. bak. forum. gelecek. yeni adrese göndermek. bak. pis. servet. ileri. bak. fosilleştirmek. bak. iğrenç. 1. forsake.. iyi ki. temel. kırk. ileri. z. i. 2. iki hafta. şanslı. İng. i. beslemek. 2. samimi. forsake. s. ilerletmek. tesadüfi. kale.swore. kurucu. f. birinin en iyi yaptığı iş. derhal. kurum. kirletmek.. f. fosilleşmek. z. bak.b. 2. talihli. f. i. s. -de tahkimat yapmak. dışarıya doğru. f. çok şükür. i. kader. çoğ.. f. z. futbol forvet. kurma. forswear. taşıllaştırmak. ileri do ğru. s.. fena.. kirli. . 1. v. kurmak. büyütmek. bakmak. s. ile kar f. forgo.

Belçika. güzel kokulu. ince ve zayıf nahif. s. z. bot. 2. 2. çerçeve. (otomobil. 3. 1. 2. irade zayıflığı. 3. k. (ruhi) hal. kırılma.. (Fransa.). güzel koku. i. düşüncelerini/duygularını açıkça gösteren. i. i. k ırma. i. tilki gibi. s.. kumpas kurma. frankfurter. mat. i. dolmakalem. gürültülü kavga. 2. kolay k ırılma. s. (vücudaI ait) bünye. kolay k ırılan. f. 1. kardeşlere özgü. dört rakam ı (4. şansince ve zayıf nahif olma. tilki. tasarlamak. hafif ve kırılgan. s.´nde) zayıflık. on dört. kurnaz kimse. Onu ne şeli bir halde bıraktım.b. bak. kumpas. çerçeveletmek. a cheerful frame ofkamyon v. 3. açıksözlülük. çok acele ve telaşlı. çeşme. i. hafif ve kırılgan olma. s. k ırık parça. dala ş. 2. kesir. f. 2. (şirketin bayie tanıdığı) imtiyaz. 1. güvenilir ve inançl ı. pınar. fuaye. i.. dört. fowl/--s) 1. samimi. 4.b.b. (pencereye/kap(aslait) kasa. i. dili.´nde) şasi. s. IV). şans v. yapmak. argo suçu ıya ında suçsuz olan birine) yıkmak. düzenlemek. karkas. dünyanın dört bucağı. i. telaro. karde şçe. i. ında suçsuz olan birine) yıkma. dolmakalem. kırık. kaynak. 2. i. argo suçu (asl tuzak. 2. 2. i. arbede. kırılgan. v. (çoğ. (binaya ait) iskelet. i. tertipzaaf. dördüncü. s. s. dört. yüksükotu. içten. pınar başı. . 1. i. 2. i. durum: left him in yap ı. cesur. s. 1. (zarf ın üstüne) posta damgasını veya posta ücretinin ödenmiş olduğunu gösteren bir işareti basmak. av tüfeği. 2. dökümcü. memba. s. stilo. (umut. i.founder foundling foundry fount fountain fountain pen fountain pen fountainhead four four corners of the earth foursquare fourteen fourth fowl fowling piece fox foxglove foxy foyer fracas fraction fractious fracture fragile fragility fragment fragrance fragrant frail frailty frame frame frame of mind frame-up framework framing franc France franchise frank frank frank frankfurter frankly frankness frantic fraternal i. açıksözlü. i. (binaya ait) iskelet. i. fıskıye. asıl kaynak. açıkyürekli. (posta pulunu) damgalamak. i. 2. the oy hakk ı. i. (binaya ait) iskelet. on dört.1. aksi. zayıf (umut. naziklik. tilki kürkü. 2. mind. i. i. huysuz. ince ve güçsüz olma. ç ılgına dönmüş. XIV). 1. 1. tavuk/hindi/ördek eti. 2. 1. i. çılgın. kuş. i. karkas. buluntu. i. İsviçre para birimi) frank. i. f. çerçevelemek. 1. dökümhane. 1. 2. dörtte bir. bir çeşit sosis. s. aldatmak. kümes hayvanı. çeşme.. on dört rakam ı (14. 1. 1. kaynak. i. bir şeyin kırılan yeri. tilki. etmek. 3. açıkkalpli. terkedilip sokakta veya ba şka bir yerde bulunan bebek. açıkça. karkas. ince ve güçsüz. Fransa. kurnaz. 1. kırılganlık. i. kırık. (bir şeyden) küçük bir parça. mis kokulu. dökmeci. s. i.

İng. dövüşme. i. huk.. nakliyecinin arac ına ücretsiz teslim. saçaklanmak. (froze. 2. otlakçı kimse. dili otlamak. serbestçe. i. f. frezya. k. garabet. çılgına i. free from pain ağrısız. s. fels. (gazeteci/yazar/fotoğrafçı) serbest çalışmak. hür irade. hür irade. saygb ırakmak. arkada şlık etmek: Officers are forbidden to fraternize with enlisted men.. tapu sahibi. i. buz tutmak.. hür teşebbüs. 1. paras ız giriş kartı. serbest vuru ş. . serbest bölge. azatlı.men (frid´men) i. laubali. serbest yüzme. 4. f. hür. frikik. hilkat garibesi. -den muaf: free of tax vergiden muaf. paras ız. 2.. çok üşümek.arkadaşlık etmesi aldatma. teklifsiz. 1. hürriyet. (ile) dolu: a journey fraught with danger tehlike dolu bir seyahat. s. rahat. i. spor frikik. bedava. otoyol. f. z. hileli muamele. out argo 1. dolandırıcı. argo hastas ı. mason. serbestlik. 2. arbede. 1.. kölelikten azat edilmiş kimse. serbest liman. boş. desise. 1. huk. k. etrafa ald ırmadan hareket etmek. z. bedava. çılgına döndürmek. delisi: a soccer freak futbol hastas ı. fraternize.otlakç ılık etmek. serbest. bot. hileci. 3. 1. mülk sahibi. çok toleranslı. parasız. atışma. s. çoğ. f. i. i. çok hoşgörülü. s. 2. bak. azat etmek. serbest ısız. 1. çok 2. arka tekerle ği zincirden güç almadan serbest dönen bisikletle gitmek. bo ğuşma. donmak: I´m freezing! Donuyorum! i. ekon. -siz: free from error hatas ız. i. i. hileli. 2. sahtekâr. doland eratla sahtekârlık. s. erkek üniversite öğrencilerine ait birlik. donma. fob. buz ba ğlamak. çevre yolu. pedal çevirmeden gitmek. farmason. s. çok korkutmak. özgür. freed. 1. garip bir olay. tic. fro. serbest güre ş. 3. dili bedavac ı kimse. kurtarmak. i. çil. dondurmak. hafifme şrep (kadın). hileli iflas.zen) 1. kanını dondurmak. münakaşa. f. serbest vuru ş.. özel girişim. serbest. fels. 2. f. aç ık liman. basın özgürlüğü. f. (kuma şı/ipi) yıpratmak. f. 1. özgürlük.fraternise fraternity fraternize fraud fraudulent fraudulent bankruptcy fraudulent bankruptcy fraudulent transaction fraught fray fray frazzle freak freckle freckled free free free and easy free enterprise free from free kick free kick free of free of charge free on board free pass free port free will free will free zone freedman freedom freedom of the press freeholder free-lance freeload freeloader freely freemason freesia freestyle freestyle swimming freestyle wrestling freeway freewheel freeze freeze one´s blood f. çilli. hile. mezhebi geniş. yasak. Subayların ırıcılık. yıpranmak. bedava. tic. i. i. meşgul olmayan. serbest çalışan (gazeteci/yazar/fotoğrafçı). karde şlik. savaşma. sert olmayan. 2. donmak. 3. İng. 2. hileli iflas.

i. s. ihtilaf. ücretle taşınan mal. nakliye. yeniden yapılan. uyuşmazlık. 2. s. sulu. 2. i. donma noktas ı.. tela şlı. sahanda yumurta. Fransız erkek. i. i. (kolejde/üniversitede) birinci sınıf öğrencisi. yeni. yağda kızartılmış. (telli çalg ıların sapı üzerindeki) perde. müz. f. f. s. fretleme i şi. Frans ız kornosu. kızartılmış. sürtünüm. 2. Fransız Guyanası. rahip. 2.freeze over freeze-dry freezer freezing freezing compartment freezing point freight freight car freight train freighter French French doors French fried French fries French Guiana French horn French toast French windows Frenchman Frenchwoman frenetic frenzied frenzy frequency frequent frequent frequently fresco fresh fresh air freshen freshen up freshman freshwater fret fret fretful fretsaw fretwork Fri friar friction friction tape Friday fridge fried fried egg üstü buz tutmak. . çılgın. ters. Fransız. kızmak. mim. (rüzgâr) kuvvetlenmek. 2. fresk. s. sık sık tekrarlanan. sık sık. i. 1. fiz. 3. --ting) 1. dondurucu. Friday. 1.menbir hale sokmak. izole bant. fretaj. cuma. yumurtaya batırılıp tavada kızartılmış ekmek. f. i.en (frenç´wîmîn) i. tatlı su. s. s. taze. k. 1. i. (buzdolab ının içindeki) buzluk. z. fretler. (bir yeri) daha güzel ve ğ. k ızarmış patates.. yağda pişirilmiş. dondurarak kurutmak. 2. friksiyon. (erkeklere özgü baz ı dini tarikatlarda) frer. Fransız. fresh. çılgınlık. taze hava. 3. i. yeni yap ılmış. 4.men (frenç´mîn) i.wom. French. French. --ting) mim. sürtünme. sapak. dili fazla samimi davranan. çılgın (bir olay). artmak. k. korno. 1. s. endişeyehuysuz. i. anlaşmazlık. navlun. navlun.. düşürmek. (balkon. (küçük şeyler için) endişe etmek. yük vagonu. Hrist. Frans ızca. şilep. Fransızca. sıklık. frekans. s. fretlemek. i. i. yük treni. çılgın bir hal. elek. f. ço daha çekici (freş´mîn) i. i. s. yüzünü yıkayıp kendine bir çekidüzen vermek. t ıb. (--ted. i. canlı. camlı ve çift kanatlı kapının kanatları. çok so ğuk. (buzdolabının içindeki) buzluk. 2. c ıvık. çok heyecanlı. ovuşturma. (bir yere) s ık sık gitmek. 1. Fransız. 1. ovma. çoğ. teras veya bahçeye aç ılan) camlı ve çift kanatlı kapının kanatları. taze (hava). endişelendirmek. dipfriz. k ıl testere. 2. i. (-ted. taşıma ücreti. mim. 2. marşandiz. 5. tatlı suya ait. dili buzdolab ı. sapaklar. çoğ. patates tava. 1. sürtüşme. zinde. s ık sık tekrarlanma. sinirli. f. fret. aksi. k ıs. (küçük şeyler yüzünden) sinirlenmek. 1. Fransız kadın. müz.

arkada ş.men (frag´men) i. eğlence. fryer. 1. 2. yerinde duramayan. içten olmayan. i. püsküllü saçak. frizzy. mim. 2. bo ş. sıçrayıp oynamak. oynak. (birinin) üstünü aramak. gülüp geçmek. f. i. i. korkunç bir şekilde. ahbaplık. friz. away azar azar çarçur etmek. şen. i. s. (bir yer)den. bir uçtan bir uca. k. önemsiz. delişmenlik.o. kurbağa adam.. buzdolab ı. 1. z. 2. arkadaşça. from the word go from time to time i. i. edat 1. frijider. saçak. soğuk. dili ta ba şından beri. firkateyn. i.. kadın elbisesi. gözlemeye benzer bir çe şit börek. out of his/her wits/frighten the wits out of s. parça parça harcamak. bir güçlükten diğer bir güçlüğe. emeklilik sigortas ı gibi) işçiye ücreti dışında sağlanan herhangi bir şey. bak. 2. 2. z. korkunç. uzaktan. i. tıb. baştan sona kadar. saçak takmak. He jumped from the branch. müthiş. s. kapı kapı (dolaşma). i. maaş dışında verilen haklar. çok so ğuk. efriz. f. f. soğuk. s. çoğ. s. 1. neşeli. zaman zaman. buz gibi. korkutmak.. 3. ın). f. 2. k. (--ked. dostça. havailik. . i. dili Anlad ığım kadarıyla durum vahim. s. i. frijit. korkutucu. 2. O Manisalı. korku. redingot. rop. frightening frightful frightfully frigid frigidaire frill fringe fringe benefit fringe benefits frisk frisky fritter fritter frivolity frivolous frizzle frizzly frizzy fro frock frock coat frog frogman frolic frolicsome from from a distance from afar from beginning to end from day to day from end to end from head to foot from mouth to mouth from pillar to post from the first From the sound of it things are pretty bad. s. birinin ödünü koparmak/patlatmak. --king) 1. ahbap. s. baştan aşağı. arada s ırada. tepeden tırnağa (kadar). eğlence.friend friendly friendship frier frieze frigate fright frighten frighten s. 2. 1. deh şet. (bir ba şlangıç noktasın)dan: He´s from Manisa. i. cızırdatarak kızartmak. saçma. kâkül. Her ranking rose uzaktan. 1. baştan itibaren. bak. f. k ıvırcık. s. 3. sıcakkanlı. dili çok. hoppa (kadc ızırdamak. perçem. 1. dostluk. s. i. kenar. dost. 2. Daldan atladı. 2. a ğızdan ağıza.o. frog. havai (kimse). kıvır kıvır (saç). cana yak ın. kurbağa. 3. den. ciddi olmayan. (mutlu bir şekilde) sıçrayıp oynamak.. farbala. kanı sıcak. fırfır. 1. k. arkada şlık. 1. i. günden güne. f. dilden dile. (sosyal sigorta. cana yakın olmayan. 1. ciddiyetten yoksun hareket/söz.

s. tepeden tırnağa. gazet. gerçekle şme. baştan ayağa. s. i. cepheye ait. 2. 2. kösteklenme. (tüfekte) arpac ık. üstü köpükçüklerle kapl ı. öne ait. keklerin üzerine konulan şekerli karışım. buzlucam. s.. dondurulmu ş yiyecek. 2. tutumlu. İng. ön. öndeki. (bir uzuv) so ğuktan yanma.´ne ait) k ı. yeraltı don i. alna ait. set çekmek. 1. cephe. donmu ş. ask. deniz v. bir i engellenme. (keki) şekerli bir karışımla kaplamak. kitabın başındaki resimli/süslü sayfa. 2. f. f. 1. i. s. ön cephe. kaş çatma. 3. demode giyimli. ayaz. s. 2. s ınır. i. 3. binanın cephesi. hüsrana uğratmak. k ırağı. 1. s. 1. meyvemsi. ket vurmak. 1. içeriden: We´ll take the city from within.an (göl. edat 1. i. 1. i. şekerli bir karışımla kaplı (kek). engellenmiş. istekleriwork is very frustrating. 1. i.ş. verimlilik. i. baştan aşağı. hüsran. gösteri şsiz. i. ileri hat. 3. tepeden tırnağa. soğuk (tavır. köpükçükler. soğuktan yanmış (uzuv). kösteklenmiş. seviyesi. küçük. set çekilme. i. cephe hatt ıyı. hudut. hüsranı yansıtan. 2. Şehri içten fethedece ğiz. 2. k ırağılı. s.). cephe taarruzu. soğuktan donma. ön. (evin iç dekorasyonunda) ufak f. s. sade ve ucuz. (havaya ait) within 4. 1. meyve. i. 3. hüsran dolu. bak. i. don.b. front-wheel drive oto. -i uygun görmemek. cephe. içten. soğuktan donmuş. 2. ba ş sayfa. s. Bu çok sinir s. köpükçük kümesi. kırağılı.b. kaşlarını çatmak. freeze. bütünüyle. i. on -e bakmak. verimli. fazla na ğmeli (insan sesi). içinden. s. bak.. faydas ız.. cevap v. tül veya aksesuarlardan olu şan) aşırı süs. 4. s. kösteklemek. netice. arsanın sokağa/denize/göle/nehre bakan tarafı. f. 2. nafile. 1. 3. set çekilmiş. freeze. s. 1. 2. s. hudut bölgesi. k ılıksız kadın. (fırfır. f. f. . f.from top to bottom from top to toe from top to toe from within front front line front page front sight frontage frontal frontal attack frontier frontispiece frost frost line frostbite frostbitten frosted frosted glass frosting frosty froth frothy froufrou frown frown on froze frozen frozen food frozen prices frugal frugality fruit fruiterer fruitful fruitfulness fruition fruitless fruity frump frumpish frumpy frustrate frustrated frustrating frustration fry baştan başa. (sava şta) içinde: They´ll be here cephe. bak. i. i. hışırtı. i. ön (belirli2. (eteklerin ç ıkardığı) hışırtılı ses. direkt.. dona çekmiş (hava). demode giyimli kadın. f. ön. 2. bir zaman) cephe. frumpy. manav. engellemek. önden çekişli: This car´s got frontwheel drive. s. ket vurulmuş. Bu araba önden çeki şli. kenar. meyve vermek. i. sinir bozucu. tutumluluk. sonuç. taraf. 1. dondurulmu ş fiyatlar. i. ümitleri suya dü şmüş. 1. moral bozucu: This gerçekleşmemiş. köpükçükler ç ıkmak/akmak. kırağı düşmek.

nokta. a full hour çok resmi toplant ılarda giyilen 2. feet.t. içine etmek. tam ölçü. tatmin 2. s.memnuniyet. isli. (of) (ile) dolu: The glass was full. vakit geçirmek/öldürmek. firari. i. is renkli. i.. yak ıt pompası. yozlaşmış. yapma. 3. yerine getirmek. yanmasını almamak. Bardak suyla doluydu. içindeki potansiyelini iyi kullanmaktan i. piliç. berbat. kaçan. bir şeyin işin içine etmek. yapmak: fulfill an obligation bir görevi yerine getirmek. f. müz. up fuck up Fuck you!/Get fucked! Fuck! fucked-up fucker fucking Fucking hell! fuckup fud fuddy-duddy fudge fuel fuel gauge fuel oil fuel pump fuel tank fugitive fugue fulfil fulfill fulfilling fulfillment fulfilment fuliginous full full dress full fare full general full measure full membership full moon full speed full stop full stop f. kafayı üşütmüş. is renginde. füg. doyurucu: Dopotansiyelini kendinifulfilling? İşin seni tatmin s. aşırı titiz ve örümcek kafalı.elbise. dili a şırı titiz ve örümcek kafalı kimse. kesin bir tav ır sağlamak.. i. f. s. hiçbir şey. foot. İng.. full to overflowing/full to the brim ağzına kadar dolu. fulfill.. Siktir git! ünlem Allah kahretsin! s. i. kaçak. bak. rezil. over fuck s. ufak çapta bir yalan söylemek.. k. 1. kaba tam bir fiyasko. kaba 1. --ing/--ling) 1. f. yak ıt. yakmak. i. kaçak. 1. bir şeyi berbat etmek.. full member tam üye. bot. f. kaba sikişme. birine çok a şağılık bir şey/bir kahpelik/bir puştluk yapmak. fuel-oil. mak. kafayı yemiş.edici. i. firari. Bardak doluydu. s. 1. 2.. i. Siktir git! birini sikmek/düzmek. nokta (noktalama işareti). İng. yak ıt deposu. şakalaşmak. biraz uydurmak. düzüşme. işi berbat etmek. i. i. Allah kahretsin! i. 1. kaba herif.. fulfillment.. 2. s.o. orgeneral. is dolu. 2. ğan bak.. akaryak up yakıt almak. bayağı problemli/kompleksli. (insan) içindeki you find your work tatmin edecek bir şekilde ediyor mu?getirme. tam: tam bilet. Vurgulamak için kullan ılır: You´re a fucking idiot! Tam bir dangalaks ın! 2. İng.. dolunay. (--ed/--led. kahrolası. koku şmuş. 2. yumuşak ve çikolatalı şekerleme. kaba sikmek. 2.. k ıs. bir şeyin içine sıçmak. . küpeçiçe ği. tam sürat..fry fryer frying pan ft fuchsia fuck fuck fuck about/around fuck all Fuck off! fuck s. 2. f. i. ya ğyakıt. tam üyelik. The glass was full of water. -den çalıştırmak. İng. i. k. dopdolu. dili a şırı titiz ve örümcek kafalı kimse. s. tava. 1.. ıt göstergesi. yerine doİng. tavada k ızartmak/kızarmak. ufak bir hile yapmak. düzmek. 1. kaba 1.

i. 3. fonksiyon. iş. s. 1. s. tam bir. mobilyalı. s. özünde. s. esaslı. 1.. kürkçü. dili şaka etmek. sert. fonksiyon. işlev. f. mat. (--ned. pis kokulu gazlar. saban izi yapmak. huni. asıl. küplere binmi ş. i. 2. şüpheli. 2.. 2. s. lunapark. --ning) k. 1. 1. çoğ. kürk. tamam ıyla. vazife.fullback full-blooded full-blown full-fledged full-grown full-length full-time full-time job fully fulminate fumble fume fumes fumigate fun fun fair function functional functionary functioning fund fundamental fundamentally funeral funeral march funereal fungicide fungus funicular funnel funnies funny funny bone funny business funny paper fur furbish furious furl furlough furnace furnish furnished furnishings furniture furrier furrow i. s. 1. i. z. tam gelişmiş. temel. i. f. vazifeden izinle ayr ılma. eğlence. temel. futbol bek. 1. 2. f. fon. ço ğ. 3. görev. 1. i. olmak. (bir iş/kimse için) para sağlamak. s. komik. sağlamak. safkan. kürklü giysi. 2. görevli. uyandıran. ehliyetli. f. yer. kırıştırmak. 2. tamamen açm ış. z. garip. s. yoklamak. f. i. faal. . i. tamamen. e ğlendirici. (against) (-e) ate ş püskürmek. çalışmak. füniküler. tam. i. şiddetli. mobilya. çoğ. 1. with ile döşeli. 1. 3. döşemek. i. i. s. şlev. 1. işlevsel. 2. i. s. tamgün bir çalışma gerektiren iş. gerçek bir. topu düşürme. sinirin geçtiği hilecilik. möble. kırışık. kürk. temelde. 3. f. tam boy (portre). zevk. 2. el yordam ıyla aramak. yenile ştirmek. cenaze töreni. i. tuhaf. möbleli. tamam ıyla büyümüş. 2. öfkeli i. f. 1. 1. s.. parlatmak. gözü dönmüş. f. 2. fultaym. i. f. gerçek. 1. güldürücü. bot. (gazetede) bant-karikatürlerin bulundu ğu sayfa. f^ng´gay)/--es (f^ng´gısız) i. acayip. fun. tören. 2. yalan dolan. i. tamgün. kalorifer oca ğı. düzenbazl ık. esas. fonlar. (çaydanl ıkta/borularda oluşan) kireç. donatmak. (yelken/bayrak) sarmak. s. ifonksiyonel. 2. i. merasim. s. i. işlemek. 1. yetişkin. (vapurda) baca. mefruşat. izin. f. (demirhanede) ocak.gi (f^n´cay. (baz ı yumuşak tüylü hayvanlara ait) tüyler: the cat´s fur kedinin tüyleri. büyük ocak. kasvetli. (oyunda) topu düşürmek. işler durumda. memur.. pis kokulu gazlar ı yaymak. 2. mantar veya mantar türünden bitki. 2. i. çoğ. çoğ. mantar öldürücü ilaç. 4. cenaze mar şı. saban ın açtığı iz. f. çok öfkeli. şüphe dirsekte bir şeye çarpınca kolun karıncalanmasına sebep olan anat. İng. cenaze törenine yak ışan. buharla dezenfekte etmek. para. i.

küflü. gabardin. (--ded. 1. 4. ayrıca. i. gazap. gelecek. demode. tüyleri kabar ık. 2. 2. müz. en uzak. atsineği. G. susturmak için a ğıza sokulan tıkaç. (--bed. h ızı artmak. rağbet kazanmak. k ıvırcık saç. eriyip kayna şma. 1. (hastan ın durumu) iyiye gitmek. s. eritme. elek. ılmasına engel olmak. f. argo polis. nafile. deli. ilerlemesini sa ğlama. i. 3. s. f. ince tüyler.bon. 2. 1. 2. sigorta. şiddet. gizli.. alet. daha i. bak. 2. k. (haberin) yay i. hatları belirsiz. büyük öfke. 1. 2. cüppe. küflenmi ş. k ılı kırk yaran. bina duvar ının beşikçatı ile birleştiği yerdeki üçgen bölüm. i. ağzını tıkamak. s. daha uzak. neşe. 4. i. ufak meseleleri sorun yapmak. gaf. ince tüylerle kaplı. 5. Gaelce. istikbal. havlanmak. kazanç. argo bin dolar. i. i. --ging) 1. i. s. İngiliz alfabesinin yedinci harfi. sol notası. Gabon´a özgü. (askerler) ilerlemek. yaygara. çene çalma. --bing) k. (çoğ. i. 1. çok titiz. 1.). Ga. i. beşikçatı. (bir başkasından) daha kuvvetli olmak. s. eriyip birbiriyle kayna şmak. i. gauge. ayva tüyü. 1. i. Gabonlu. küçük ayg ıt. i. en çok. 1. s. . flu. i. s. çabuk ve anlaşılmaz konuşma. artma. k. erime. i. --ding) about/around ba şıboş dolaşmak. (top mermisine ait) tapa. Gabon. kâr. erimek. uçak gövdesi. i. s. s. tüylü. susturmak. i. 1. 3. dili çene çalma. boş. g gab gabardine gabble gaberdine gabfest gable gable roof Gabon Gabonese gad gadfly gadget Gaelic gaffe gag gag gag on gaga gage gaiety gain gain an advantage over gain ground gain ground gain momentum s. İrlandaca. i. çabuk ve anla şılamayacak bir şekilde konuşmak. şaka. çok tüylü (köpek v. büyümek. s. fitil. 2. f. sinsi. hav.) z. kazanç sağlamak. kıvırcık (saç). f. i. i. Gabon. dili çene çalmak. dili budala. (bir şey) boğazını tıkamak. şenlik. ötedeki. 2. f. -e sahip olmak. 2. müstakbel.. (Further ço ğunlukla miktar ve derece. s.. gelecek. i. eritmek. abes. f. fiz. 2. uzaktaki. aradaki mesafeyi kapatmak. i. i. İskoçça. i. çok havlı (kumaş). 2. -i elde etmek. 1. ufak şeyler yüzünden telaşa düşmek.furry further furtherance furthermore furthermost furthest furtive fury fuse fuse fuselage fusion fuss fussy fusty futile futility future fuze fuzz fuzzy G.. 1. 1. abes olma. 2.b. daha öteye. en ötedeki. s. gülüt. 1. f. f. 3. i. 2.ese) Gabonlu. art ış. 1. bundan ba şka. füzyon. 2. neşelilik. z. (--ged. farther ise mesafe için kullan ılır. 1. i. küf kokan. gereksiz tela ş/heyecan/öfke. boşuna olma. 3. 2. i. eski. on (takip eden kişi/şey) yaklaşmak. ilave olunan. f..

i. tozluk. yürüyüş. gemi mutfağı. Gambiyalı. (saat) ileri gitmek. s. mad. faaliyet. av hayvanı. dili iş. Gambiya. i.B. 1. bol: You can find blackberries galore there. galvanizlemek. kilo almak. i. f. f. s. bak. bora. Gambiyalı. safra. i. A. sinirlendirmek. 2. galaksi. f. f ırtına. (bazı oyunlarda) parti.2. s. dili kad ın. 3. (of) her çe şit. oyun. 1. i. i. İng. İsteklilik belirtir: We´re going to play football. i.. Gambiya. hemen harekete geçirmek. (domuz budundan yapılmış) jambon. 4. gökada. 3. k. avlak bekçisi.gain the upper hand gain time gain weight gain weight/put on weight gainsay gait gaiter gal gal galaxy gale gall gall gallant gallantry gallbladder galleon gallery galley galling gallivant gallon gallop gallows gallstone galore galosh galvanise galvanize Gambia Gambian gamble gamble for high stakes gambler gambling gambling den gambol game game game game preserve gamekeeper gamma gamma rays gammon gammy gamut avantaj (birine) geçmek. sinir etmek. galoş. sanat galerisi. dörtnala gidi ş. İng. her tür. i. 1.. gamma ışınları... i. Gambiya´ya özgü. galeri. safra ta şı. kumar oynama. İng. galon. i. av hayvanlar ı için ayrılmış yer. oyun. f. i. (--ed/--led. dörtnala gitmek. kaloş. şişmanlamak.. k. 2. 1.55 litre. gökb. --ing/--ling) s ıçrayıp oynamak. sinirlendirici.geçilmiyor. zıplama. f. kuvvetli rüzgâr. i. Are you s. i. sıçrayış. game? Biz futbol oynayaca ğız. getr. 1. 2. 2. i.said) inkâr etmek. gallon. . cesur.. anat. i. kahramanlık. (gain. yiğitlik. kilo almak. i. kumar oynamak. darağacı. i. vakit kazanmak. kadırga. meslek. 1. çok miktarda. sakat (bacak). galvanize.. i. i. sinir edici. e ğlence.78 litre. gidiş. balkon. i. i. efendi. i. spor. safra kesesi. s. i.D. centilmen. f. Sen de var mısın? s. f. dili çok riskli i ş. kumar. 2. karşılaşma. kumarhane. kumarbaz. 2. s. 3. i. i. kumar.. k. sakat (bacak). av. Orada böğürtlenden lastik. k ıs. i. yiğit. avantaj (birinde) olmak. 4. 1. İng. gezip tozmak. büyük para için kumar oynamak. f. galeri. kalyon. i.

gargara... benzin..D. bot. 4. cart. tıb. bak. dili bak ış. gargara yapmak. i. bahç ıvan. f. 2.. dili çene çalmak. çöp kamyonu. gaz saati. . i. (--sed. bahçe. erkek kaz. gardenparti. i. gardenya. çöp. çiçeklerle uğraşmak. s. havagazı. çete.gander gang gang up on gangling gangplank gangrene gangrenous gangster gangway gantlet gaol gaoler gap gape garage garage sale garb garbage garbage can garbage man garbage truck garbanzo garble garden garden party gardener gardenia gargantuan gargle garish garland garlic garment garner garnet garnish garret garrison garrulous garter gas gas mask gas meter gas meter gas station gas station gas up i. f. i. i.. gedik. benzin istasyonu. k. i. A. evde istenilmeyen e şyayı satmak amacıyla garajda/bahçede düzenlenen satılık. İng. sürme iskele. garnitür. çelenk. gangster. tavanaras ı. i. ağzı açık bir şekilde hayretle/şaşkınlıkla bakmak. i. s. bahçede çal ışmak. garajda b ırakmak. parlak (renk). (birine) kar şı cephe oluşturmak. i. cafcaflı. 3. (çoğ. s. 1. i. elbise. kangren. giysi. i.. i. i. bostan. çöp tenekesi. f. grena. açılmak. bak. 2. gazla zehirlemek. tavanarasındaki oda. 2. 1.. 1. çok büyük. i.. leylek gibi. geveze. İng. toplamak. garaj. s. garnitürle süslemek. --es/--ses) 1. iskele. sarmısak.. 2. benzin istasyonu. i. bak. 2. havagazı/doğalgaz sayacı. s. f. i. gaz sayac ı. çöp arabas ı. sarımsak. iskele tahtas ı.. 2. gauntlet. 1. ünlem Destur!/Yol ver! i. kıyafet. yanlış bir şekilde anlatmak/nakletmek. i. benzin deposunu doldurmak. giysiler. i. jail. i. i. i. doğalgaz. 1. lafazan. jailer. çenebaz. gaz. f. f. pis ve de ğersiz şey. 1. 1. f. kocaman. çöpçü. gaz maskesi. 2.B. fasulye s hazırlanmak. k. nohut. 2. güruh. çiğ. --sing) 1. cırlak. garnizon. i. aralık. ask. i. jartiyer. 2. k ış. f. f. lal ta şı. kangrenli. (midede) gaz. eksiklik. tak ım. i. (birkaç kişi) toplanıp (birine) karşı saldırmaya ırığı gibi. i. boşluk. süprüntü.

3. gaz bezi. s. 2. ölçümlemek. 3. d. konser. i. nefesi kesilmek. 2. vites kolu. gazal. gastrit. s. 1. i. çiğ renkli. benzin. i. gazhane. parlak ve güzel (renk). k ıs. şanjman. 4. kapı. 3. 1. i. solumak. pavyon. eşcinsel. vitesi çark. f. aval aval bakmak. dik bak i. pot k ıran.b. ölçme aleti. 1. sonuç çıkarmak. canlı. ray açıklığı. şanzıman. kalınlık. neşeli. soluk solu ğa kalmak. ahu. gaz ışığı. münasebetsiz. (maç. bir araya getirmek. s. toplamak. homoseksüel. yer adlar ı sözlüğü. mideye söylemek. soluk solu ğaait. k ıs. vitesi yükseltmek. i. devşirmek. 2. 2. gastronomi. seyretmek. nefesi daralmak. f. bacakları uzun. midevi. -i kesmek. çok zayıf ve kuru.. (irin) hız kazanmak. i.) Deh!/Haydi! . ış. parlak ve güzel renkli. Great Britain.y. 2. bak. vites. kapı dikmesi. 5. biçimsiz ve hantal. ünlem (At/öküz sürerken “Sa ğa git!” veya “İleri git!” anlamında kullanılır. General Agreement on Tariffs and Trade. f. giriş.. resmi gazete. tıb. i. bir yapının üzerindeki teras/pavyon. güzel manzaral ı kameriye. tıb. s. i. 1. i. gastronom. conta. 2. f. (belirli bir iş için kullanılan) eşya/takım/giysi. aygıt. i. aşırı ve zevksiz bir şekilde süslü. f.. iş eldiveni. i. sirk v. kanal kapağı. gaf yapan. bön bön bakmak. (at) gözünü dikip bakmak. iyi yemek yeme ve yemekten anlama sanat ı. ölçü. i. sıska. dili paras ız/davetiyesiz sağlanan) hâsılat. aval aval bakmak. eşcinsel. i. i.. nefes. 3. gazlı. s. homoseksüel. f. i. i. çiğ (renk). uygunsuz. 2. i. i. şen. 1. i. 1. bir araya gelmek. dişli azaltmak. belveder. derin yara. s. tertibat.´nde bilet sat ışındangiren kimse. vites. toplanmak. i. 1. kolları. 2. 3. vites kutusu. gazlı bez. 1. anlamak. dişli çark. 4. f. i. soluma. 1. s. k. gişe hâsılatı. i. f. 2. i. düzen. kapı (kapı aralığını kapayan kanat). i. çardak. toplantı. 3. give. i. (toplantıda oturumun açıldığını ilan etmek için başkanın masaya vurduğu) tokmak. 1. toplamak. bön bön bakmak. çap.gaseous gash gasket gaslight gasoline gasp gastric gastritis gastronome gastronomic gastronomy gasworks gate gatecrasher gatepost gateway gather gather speed gathering GATT gauche gaudy gauge gaunt gauntlet gauntlet gauze gave gavel gawk gawky gawp gay gaze gazebo gazelle gazette gazetteer GB gear gear down gear up gear wheel gearbox gearshift gearshift lever gee s. ceylan. 1. (at) ağzı açık bir şekilde seyretmek. i. 2. (atlasta) yer adları dizini. 2. ölçmek. kapı aralığı. -de derin yara açmak. i. kapı sövesi. gastronomik. gaz gibi. büzmek.

tıb. pratisyen. genelle ştirme. değerli nesne.ses (cen´ısiz) i. çoğ. (çoğ. İng.. 2. Sen bir i.. jel. i. bak. i. general. i. s. tıb. bak. üreme organları. kuşak farkı. 2. kuşaklar arasındaki fark. çoğ. k.swell! goose. -in halindeki. iğdiş edilmiş at. genellikle. 2. eli aç ık. i. s. i. genel.. 1. biyol. değerli kişi.gee geese Geiger Geiger counter geisha gel gelatin gelatine geld gelding gem Gemini gemstone gendarme gender gene genealogy general General Agreement on Tariffs and Trade general election general of the army general practice general practitioner general practitioner general staff general strike generalisation generalise generality generalization generalize generally generate generation generation gap generator generic generosity generous genesis genetic genetics genial genital genitals genitive genius ünlem 1. kurmay s ınıfı. i.. Gayger sayac ı. İkizler burcu. z. i. 2. i.. i. s. cins. biyol. genel seçim. meydana getirme. 3. deha.. 1. i.. s. 1. özellik. i. genetik. genel grev. jeneratör.. değerli taş. İng. 1..e. --es) 1. s.... jandarma. meydana getirmek. harikas ın! i. rütbesi orgeneralden yüksek bir general. s. yontulmam ış değerli taş.. gen. i. i. genelleme içeren söz. genelle ştirmek. 2. nesil. pelte. cana yak ın. i. istidat. cinsel organlar. ço ğunluk. dinamo. generalization. gelatin. f. ask. i. pratisyen hekimlik. dilb. 3. 4. i. çoğ. 1. ambalaj ında üreticinin adı/markası bulunmayan (gıda maddesi). astrol. i. kuşak. dilb. i. i. soyağacı. -in halindeki sözcük. i. cömert. üreme organlarına ait. tıb. mücevher. i. f. pratisyen hekim. -e yol açmak.. cevher. i.. . tıb. Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anla şması. gen. pratisyen.. iğdiş etmek. genelleme. üretim. s. üretmek. Allah Allah! 2. i. generalize. güleryüzlü. jelatin. dili cinsiyet. ask. enemek. Birinin veya bir şeyin beğenildiğini gösterir: Gee you´re bak. cömertlik. dâhi. geyşa. iyi huylu. şecere. genetik. genelleme. genellik. f. İng. i. genelleme içeren söz. yumuşak (iklim). pratisyen doktor. 2. başlangıç. arkadaşça davranan. f. biyol. 2. bak.. 1. yetenek.

i. Gürcistan. meyli çok az (yokuş). yavaşça (yükselen yoku ğ.genocide genome genre gent genteel gentian gentile gentle gentleman gentlemanly gentleness gently gentry genuflect genuflection genuine genus geodesic geodesic dome geodesy geographer geographic geographical geography geologic geological geologist geology geometric geometry geophysics geopolitics georgette Georgia Georgian geranium Gerber Gerber daisy geriatric geriatrics germ German German measles germander germane Germany germicide i. 3. genom. centilmen.. centilmene yak ışan. gen. tohum.. i. i. centiyana. yumuşaklık. geodezik kubbe. sardunya. yerbilimsel. 1. geographical. i. bot. 3. centilmence. (özellikle ibadet ederken) diz çökme. s. kurtluca. i.tle. gerbera. ba şlangıç. i.. coğrafya uzmanı. i. tohumun özü. biyol.. e şçarpanlı: geometric series geometrik seri. i. coğrafyacı. 2. Hrist. jeriyatrik. i. jenosit. geometrik. jeodezi. yerpalamudu. hakiki. 3. k. 1. nevi. i. gentleman´s/gentlemen´s agreement centilmenlik anla şması. i. hafifçe (esen). mikrop. çoğ. i.. geometri. i. (birkaç türden meydana gelen) cins. Gürcüce. yerme (ile) s. z. bot. 1. s. gerçek. i. geriatrik. centiyan. s. 2. i.. i. bak. i.ilgili. i. dalakotu. i. s. 2. s. (ibadette) diz çökmek. çoğ. bak.ra (cen´ırı) i. uzambilgisi. 1. biyol. 1. i.. Gürcü. geriatri. samimi. yumu şak ve nazik bir şekilde. jeodezik. geological.. s. coğrafya. i.. coğrafi. içten. yerpalamudu. s. tür. s. içten gelen. 1. . mikrop öldürücü. bot. adam. geodezik. yerbilim. gen. çoş). i. i.e. dili erkek. s.sosyal statüsü iyi olanlar. 2.. s.. i. 1. Almanya. s. antiseptik. uzambilgisel: geometric figure geometrik şekil. jeolojik. geodezi. jeopolitik. 2. 2. jeolog. tarz. (to) şesi. jorjet. i. s. Alman.men (cen´tılmîn) i. yerme şesi. 2. i. nezaket. 3. Musevi olmayan. efendice. geometrik. 2. s. s. soyk ırım. efendilik/kibarlık taslayan. bot. i. Musevi olmayan kimse.. f. yumu şak ve nazik. jeoloji. Almanca. k ızamıkçık. geodeziyle ilgili. jeofizik. hafif (rüzgâr/yağmur). kantaron. efendi. jeriyatri. 1.

ünlem Çok yayapmak. para biriktirmek. idare etmek. Badili -ebir darbe yedi. dili (yap ılan iş) yanına kâr kalmak: He´s gotten away with it. yakalamak. 2. 1. 1. 3. k. dili darbe yemek: She got a bang on her head. 3. hareket etmek. (tohum) çimlenme. 2. yürümek. (çok ilginç/güzel/tuhafbo ğazı düğümlenmek. (seçim bölgesini) bir siyasi partinin ç ıkarlarına uygun düşecek şekilde ayarlamak. dili 1. 2. şımarmak. dili kendini bir şey zannetmek. jestler yapmak. 2. (tohumu) çimlendirme. aç ıklamak: He couldn´t get his point across. jest şayın! (Hapşıran bir kimseye söylenir. (maddi aç ıdan) daha iyi bir duruma girmek. bir yol bulup (birini) atlatmak. başarılı olmak. k. (bir hastalıktan sonra yeniden) çıkıp dolaşmak. dili acele etmek. 1. Her penisi 4. Ne demek istediğini anlatamadı. 1. sertle şmek. get across get after get ahead get ahead get along in/on in/up in years get along with get along/on get an erection get around get around to get at get away get away with f. ile anla şmak. gezmek. dili birinin bamteline dokunup a ğzını açtırmak. iş hayatında ilerlemek. elde etmek. kendine hâkim olmak. Bunu yanına . -e korkmak. şına bayılmak. gebelik.ten/got. başlamak. (belirli bir 1. f. şekilde) olmak. jest. (tohumu) çimlendirmek. 1. k. 2. paylamak. -in penisi beton olmak/dikelmek. I won´t let him get away with this. k. kastetmek. Zorla elde (birinin) ba şını belaya sokmak. --ting) 1. i. (haber) yay ılmak. i. zarar vermek. k. almak. k. şlanmak. çıkışmak. acele etmek. 1. dili dalga geçerek birini k ızdırmak.) into hot water get a bang on get a bang out of get a fright get a good press get a grasp on o. kendine gelmek. fiilden i. (got. of (rakibi) geçmek.. ge ştalt. 2. 2. ele geçirmek: He got it with difficulty. dili ya ile geçinmek. şgul olmak. dilb. 1. (üzüntüden) -in bir şeyi) dinlemek. 2. geçinmek. Yaptığı yanına kâr kaldı. el/kol/baş hareketi yapmak. gitmek: I´m getting along just fine. kendini bir şey sanmak. dili bir kad ını hamile bırakmak. get a hard-on get a hustle on get a kick out of get a load of get a load of get a lump in one´s throat get a lump in one´s throat get a move on get a move on get a rise out of s. jest. get a sniff of get a swelled head get a whipping get a woman into trouble get about get above o. türetilen isim. dili çok duygulanmak. vakit -den (bir şeyi) yapmak: When will you get around to answering my letter? Ne zaman vakit ayırıp mektubuma cevap yazacaksın? (bir şeyle) 1. güzel davranış. (s. başı dönmek. -e ula şmak.o. -den zevk almak. k.).t. dili acele etmek. jest. seyahat etmek. ruhb. (çok ilginç/güzel/tuhaf birine veya bir şeye) bakmak. basında/medyada iyi bir şekilde yansıtılmak. 2. 2. f. (tohum) çimlenmek. çabuk olmak. 3. el/kol/ba ş hareketleri yapmak. (haber/söylenti) yayılmak. ayr ılıp gitmek. k. el/kol/ba ş hareketi. got. satın almak. get a rise out of s. gebelik süresi. ç ıkmak. i. f. k. 1. 3. What he said obviously didn´t get across to them. kazanmak. -e erişmek. argo -e göz atmak. k. jestler yapma. 4. kötülük etmek. (zaman/yaş) ilerlemek.s. tasarruf etmek. bo ğazı düğümlenmek.bitmek.s. mekaçmak. 3. gitmek. edinmek. anlatmak. i. f.. 4. çok gezmek. (a part of one´s body) k.o. -den bir nefes çekmek. 1. demek istemek.germinate germination gerrymander gerund gestalt gestation gesticulate gesticulation gesture Gesundheit get get (s.o. -in kuşu kalkmak/uyanmak. bir yol bulup ayırıpkurtulmak. 1. dayak yemek. 2. 2. el/kol/ba ş hareketi. i. ima etmek.) k.

asıl işi ele almak. 2. ile atlatmak. dili meselenin esaslar ını ele almak.s. k. dili 1. dili 1. dili birine bir şeyi ödetmek. k. 2. dili bir kötülü ğün cezasını çekmemek. k. dili -den öç almak. ile idare etmek. (bir işin) gerisinde kalmak: He´s gotten behind in his payments. dili as ıl işe gelmek/bakmak. (birini) cezadan kurtarmak: How can we get him off? Onu cezadan nas ıl kurtarabiliriz? 4. kaçmak. gününü görmek: We´re going to get it now! Şimdi çattık belaya!bir darbe yemek. from (i şten) izin almak. başlatmak. 2. dili tela şa/endişeye düşmek. Ateşten yatağa düşmüş. k.. ile geçirmek. 2. k. -i eline geçirmek.get away with murder get back at s. dili bir işin havasına girmek. belaya çatmak. dili (birinin) arkada şlığını kazanmak. olduğunu kavramak.. zor duruma dü şmek. 3. dili bir işe başlangıçta katılmak. k. ısınmak. gereksiz yere tela şlanmak/heyecanlanmak. k. kendini zor bir duruma sokmak. ciddi olarak işe koyulmak. alabandayı yemek. (bir şeyi) durumu kurtaracak şlamak. dili 1. k. put in one´s two cents worth. fırçayı yemek. kızdırmak: Don´t get him going! Onu ba şlatma! (birini) bulmak. -den intikam almak. with -in arkadaşlığını kazanmak. öfkelenmek. ne yapmak istedi ğine karar verip ona göre yaşamak. get behind in get better get bogged down in get by get cracking get dark get down off one´s high horse get down to get down to brass tacks get down to brass tacks get down to brass tacks/get down to business get down to work get even with get even with get going get hold of get hot get in get in a state get in a stew get in a tizzy get in good with get in on the ground floor get in one´s hair get in one´s two cents worth get in one´s way get in s. k. dili çok endişeli/heyecanlı/sinirli bir hale girmek. k. 2. k. inmek. get it together get loose get lost get no credit for get o. k. He got no credit for what he had done. Ödemelerinde gecikti. 3. eteği ayağına dolaşmak. (birinin) gözüne girmek. k.. k. dili 1. (bir yere) girmek/gelmek/gitmek. k. kızmak. k. 2. for s. k. -in i şlerini aksatmak. dili -e musallat olmak. dili -e torpille girmek. yolunu kaybetmek.o. dili as ıl konuya geçmek. 1. . hayatın ne gevşemek. dili (birinin) gözüne girmek. dili zılgıt yemek. in a fix get off k. geçmek. k. They´ve gotten behind in their work. couthed up get o. 1. 2. dili (gayretle) ba kadar yapmak: I can get by this year with these ak şam olmak. kibirli davranmaktan vazgeçmek. k. k. yaramazlık etmek. (bir yerde) saplan ıp kalmak. 1. dili kibiri b ırakmak. iyileşmek. dili işlere alışmak. İng.t.´s hair get in through/by the back door get in with get into a predicament get into a scrape get into mischief get into one´s stride/hit one´s stride get into the swing of things get into trouble get it get it in the neck get it into one´s head that . k. birini rahats ız etmek. dili süslenip püslenmek.s. 1. dili -e engel olmak. paçayı kurtarmak. 1. –– with a fever He is down with a fever. ba şı belaya girmek. (arabaya) binmek.o. k. k. sıkıya gelmek. Onun o i şteki rolü hiç dikkate alınmadı. eli ayağı dolaşmak. (gayretle) ba şlamak. asıl meseleye gelmek. 2. bak. birinden bir şeyin öcünü almak. k. (bir işte) gecikmek. dili. 1. 2. ba şından ayrılmayarak -i rahatsız etmek. hava kararmak. dili (bir işe) bakmak/başlamak. k. a ğır -i kafas ına koymak.

(for) birini/bir şeyi hazırlamak. k ızdırmak.o. ç ıkmak. 2. korkuya kap ılmak. under one´s thumb get s.b. denemek./s. k. dili birini kö şeye sıkıştırmak. idare edilememek. -i ba şından savmak/atmak.o. k.o. (bir hastal ık) geçmek: Have you gotten over your cold? Nezlen geçti mi? 3. dili birini get off s. couthed up get s. 1.o. geçinmek: They get on well.. of them? kald ırmak. -i yakalamak. birini kenara çekmek. (koşucu v. k. dili dikkat etmek. into trouble get s. k. 1. (bir işe) bakmak. (bir işle) meşgul olmak. get one´s second wind get one´s back up get one´s ducks in a row get one´s feet wet get one´s goat get one´s hands on get one´s knickers in a twist get one´s knickers in a twist get one´s money´s worth get one´s number get one´s way get one´s wind up get one´s wits about one get onto get oriented get out get out of a scrape get out of debt get out of hand Get out! get over get ready for get rid of get rid of get s. -i defetmek/kovmak: How did you get rid-i ortadan Onlar ı nasıl-ibaşından etmek. dili birini süsleyip püslemek. bertaraf savdın? k. dili heyecanlanmak. k. 2. k. birini devred ışı etmek. borçtan kurtulmak. dikkatli olmak.k.t. dili birinin moralini bozmak. -i yok etmek. dili birçok kişinin yaptığı bir şeye katılmak. 3. over a barrel get s. (bir konuya) girmek. etkisiz hale getirmek. 2. (bir i ş) başlamak. . yayımlamak. in shape get s. dili sinirlendirmek. aklını başına toplamak. 2. k. k. -den kurtulmak. -e sahip olmak. üstünden geçmek. kazanmak. k. -i eline geçirmek. birinin gözüne girmek. azarlamak. (bir konudan) bahsetmeye ba şlamak. k.´s tail 1./s. yakayı kurtarmak. k. (taşıta) binmek.´s good side get on the ball get on the bandwagon Get on the stick! get on the wrong side of s. ( şaşırtıcı bir olaya) için/-e hazırlanmak. 2. (biriyle) temasa bir yere/çevreye alışmak/intibak etmek. dili eski formunu k. Hep onun istediği olur.o.o. dili toparlan ıp yeniden gayrete k.o.rahat b ırakmak. birinin ba şını belaya sokmak. sinirlenmek. 1. dili birini (zor bir durumdan) kurtarmak. dili ba şlamak. 3. İng. (uçak) havalanmak. off the hook get s. k.o. birinin sinirine -i sinir etmek. 2. çıkarmak. get off on the wrong foot with s.) (ilk kez yorulup soluğu kesildikten sonra) soluklanıp tekrar öfkelenmek. korkmak. birini/bir şeyi yanlış anlamak. dili ba şarılı bir şekilde başlamak.o. ucuz kurtulmak. dili birini istediği gibi idare etmek/kullanmak.t.o. dokunmak. Defol! 1. 1. çığırından çıkmak. birini azarlamaktan/eleştirmekten get off s. beladan kurtulmak. (bir işi) ele almak. wrong k. dili birinin ne menem biri oldu ğunu anlamak.o. k. get off the ground get off easy get off the ground get on get on one´s nerves get on one´s nerves get on s. İng. k. dili birini k ızdırmak.o.. istediğini yaptırmak: She always gets her way. (bir üzüntüyü) unutmak.o. uyan ık olmak. 2. 2. k. dili birini rahat b ırakmak.´s back vazgeçmek. dili endişeye/telaşa kapılmak. dili hazırlıklarını yapmak. Birbiriyle iyi geçiniyorlar. out of the way get s. dili hafif bir cezayla veya cezas ız olarak kurtulmak. 4. dili 1. k. dili ba şlangıçta birini kızdırmak. 2. k. O dükkânda ödedi ğin paranın karşılığında iyi mal k. down get s.o. Çabuk ol! k. k. 1. dili 1. dili 1. dili ödenen paran ın karşılığında iyi mal almak: You get your money´s worth in that store. Dikkat et!/Akl ını başına topla!/Kendine gel!/Uyan! 2.

argo kaçamak cevap almak. out of one´s system get s. get s. soğuk bir karşılık almak. k. k.t. get the message/get the picture get the nod get the push get the red carpet treatment get the runaround get the sack get the sack get the shaft get the shakes k. dili ya ğmura yakalanmak. 1. bir şeyi bitirmek. kap ı dışarı edilmek. galip gelmek. k.t.´s goat get s. k. off one´s chest get s. 2. dili ba şlamak. bir şeyi ezberlemek. 2. 1. k.get s. 2. dili so ğuk bir davranışla karşılaşmak: I got the cold shoulder. . off one´s chest get s. bir şeyi kenara çekmek. dili bir got the brush off from k. dili -den önce davranmak. içini dökmek/bo şaltmak. k. over with get s. dili işten atılmak. işten çıkarılmak. right get s. çakmak. dili bir şeyi birine anlatabilmek. Bana so ğuk davrandı. k. 1.t. hazırlanmak. sepetlenmek.t. -i alt etmek. titreme nöbetine tutulmak. seçilmek.o. izin almak. -e alışmak. dili derdini dökmek. Bunu tam istediğim gibi yapamıyorum. dili sepetlenmek/işten atılmak.t. argo sepetlenmek. yılan sokmak. bir şeyi bitirmek.t. k. dili işten kovulmak. dili -den kurtulmak. bir şeyi bitirmek. Bunu onun kafas ına sokamıyor. out of the way get s.t. dili içini dökmek.. bir ıyor? this through her head. sepetlenmek.o. korku duymak. k. through one´s head get s. across to s. üstün olmak. over get s. Bana karğuk bir şekilde karşılanmak.t. k. bir şeyi tam istenilen şekilde yapmak: I can´t get this right. k. through s. dili biri hakk ında elinde kuvvetli deliller olmak: We´ve got the goods on him. -in esasını kavramak. sepetlenmek. Onun hakk ında elimizde kuvvetli deliller var. sinirlenmek. by heart get s. k. so ğuk bir davranışla/sözle kovulmak.t. argo 1.t. k. işleri başlatmak. dili birinden önce davranarak avantajl ı duruma girmek. dili birini sinir etmek/k ızdırmak.t. -i kavramak. straight get s. k. k. (biralmak: Why can´t you get this through your bir şeyi anlamak/kafası yeri) bir düzene/düzenli bir hale sokmak. k. -i yenmek.o. argo (birinin) can ı yanmak. soğuk bir karşılık k.´s head get set get shot of get showered on get shut of get snakebit get steamed up about get the ax get the ball rolling get the best of get the better of get the better of/get the best of get the blues get the boot get the brush off get the cart before the horse get the cold shoulder get the cold shoulder get the feel of get the feel of get the goods on s. You´ve got itthis straight now? Şimdi bunu 1. k.t. her. -den kazançlı çıkmak. kıçına tekmeyi yemek. dili (from) görmek: Iişi tersinden yapmak. -i alt etmek. dili (bir şeye) kızmak. -i yenmek. k. get the hang of get the hang of get the jitters get the jump on get the jump on s. Yirmi dört saat içinde vücudun bu zehri atar. dili işten/okuldan atılmak. head? Kafan niçin bunu alm şeyi birinin kafasına sokmak: He can´t get bir şeyi birine anlatmak. dili şatafatlı bir şekilde karşılanıp ağırlanmak. so şı soğuktu.o. -in s ırtını yere getirmek. -in usulünü ö ğrenmek. argo anlamak. dili efkârlanmak. -in havas ına girmek. sinirli olmak. (birinin) vücudu bir şeyi atmak: You´ll get this poison out of your system in twenty-four hours. bir şeyi yapıp bitirmek. bir şeyi doğru anlamak: Have you got right this time! Bu kez doğru anladın mı? 2. dili titremeye ba şlamak. -i anlamak. dili -den kurtulmak.o. İng. k. -e alışmak.

dili payına pek az bir şey düşmek. 2. işe başlamak: Get to work! Haydi. (meselenin) özünü ö ğrenmek: How can we get to the bottom of this? Bu meselenin özünü nas ıl öğrenebiliriz? kökenine inmek. i. -den kazançlı çıkmamak. korkunç. 4. k. Gana. sadede gelmek. get the show on the road galip gelmek. Gana. dili birinin sinirine dokunmak. dili (birinin) ne yapt ığının farkına varmak. hortlak. 2. get/put s. k. (birini) nutuk çekmeye ba şlamak.o. dili tereddüde dü şmek. (havagazıyla/doğalgazla çalışan) şofben. s ırtı yere getirilmek. k. dili ba şlamak (Mastarla to him./s. Bugün kar yüzünden buraya hiçbir Ona bir varamad ı. 1. get the upper hand dizginleri ele geçirmek. gazi. i. She got herself up as a mouse. -e ula şmak: Owing to the snow no buses have gotten through today.k.o. durumun) ne oldu ğunun farkına varmak. biriktirmek. hayalet. k. out of one´s mind birini/bir şeyi aklından çıkarmak/unutmak. toplamak. 2. (bir şeyin) asıl sebebini bulmak. kararsızlığa kapılmak. k. 1. dili berbat. adaylık seçimlerini kazanmak. 3. uyumak. Konu şmaya başladılar. 3. hazırlamak. kendi istedi birinin ne mal oldu ğunu öğrenmek/anlamak. Ganalı. dili ters taraf ından kalkmak. (to) k.).): 1. Ganalı. işleri başlatmak. (bir şey yapmak için) cesaretini toplamak. mutabık kalmak. -i sinir etmek. Gana´ya özgü. lazım olmak. (bir durumun) ne olduğunu daha kötü olmak. 3. --s/--es) getto. dili (-in) fark ına varmak. üstün ç ıkmak. bulu şmak. layığını bulmak: She got what was coming to her! Müstahaktır! k.´s skin get up get up on one´s soapbox get up on the wrong side of the bed get up the nerve to get what´s coming to one get what´s coming to one get wind of get wind of get wise get wise to get with it get worse get/catch a whiff of get/go to sleep get/have cold feet get/have one´s way get/have s. beti benzi atm ış. -in kokusunu duymak. iş başına! 1. kafas ına girmek: I think it´s finally gotten throughbirlikte kullanılır. dili (belirli bir k ıyafete) sokmak: k. 2. get the upper hand 1. -i duymak. 3. getup geyser Ghana Ghanaian ghastly ghazi gherkin ghetto ghost i. k ıyafet. -e varmak/gelmek. i. 2. 1. (çoğ. -i k ızdırmak. -i duymak. -i ö ğrenmek.´s number 1. aya ğa kalkmak. şüpheler duymaya başlamak. şart -i tanımak. 1. çok kötü. İng. i. En dili ba şlamak. otobüs şey anlatamam. öne geçmek. kendine gelmek (Mecazen söylenir. (birdili uyanmak. 1. 2. k. get the worst of get the short end of the stick get through get through to get to get to know get to the bottom of get to the bottom of get to the finals/make it to the finals get to the heart of get to the point get to work get together get under one´s skin get under s. cezasını bulmak. i. dili -den haber almak. kaynaç. Nihayet anladı They got to talking. (to) -e varmak. bir araya gelmek. yenilmek. s. müstahakk ını bulmak.t. get/win the nomination i. get the short end of the stick/of it k. kılık. k. -e bir şey anlatmak: I can´t get through to her. 2. 2. düzenlemek. gerekmek. . ğini yaptırmak. yataktan kalkmak. k. (birinin) ne yaptığını çakmak. kötü pay bana dü ştü. hak ettiği cezayı yemek. kornişon. alt edilmek. s. (on) (üzerinde) anla şmaya varmak. 2. -in esas anlam ını kavramak. dili en az be ğenilen şey birine düşmek: I got the short end of the stick. (işin) finale kalmak -in özüne inmek.o. i. gayzer. -den haberdar olmak.

.ghost town ghostwriter ghoul GHQ GI giant giaour gibber gibberish gibbet gibe giblets Gibraltar Gibraltarian giddiness giddy gift gifted gigantic giggle gigolo gild gild gilding gill gilt gimmick gin gin ginger ginger ale gingerbread gingerly gingham ginkgo ginseng Gipsy gipsy giraffe gird gird o. f. bak. 2. 2. havai.s. -i kuşanmak. 1. ginko. kıkırdama. solungaç. (kümes hayvanlarından elde edilen) sakatat. -i tak ınmak. i.. kocaman. potrel. 1. i. kendini -e iyice hazırlamak. s. 2. i. i. yaldız. cin (içki). Cebelitar ık.´ni) kuşanmak. i. terelellilik. çevrelemek. i. i. . çizgili/damalı pamuklu kumaş. bir diğerinin hesabına ve onun ismi altında kitap yazan kimse. s. i. for gird o. merkez. yaldız. hoppa.o. k. f. putrel. büyük bir dikkatle. (zor bir işe) hazırlanmak. havailik. zencefil. baş döndürücü (yükseklik veya dönme hareketi). i. terkedilmiş yerleşim yeri. istidat. s.. i. Cebelitarıklı. korse. hoppalık. zürafa. dev gibi. darağacı. 1. i. (--ed/gilt) yald ızlamak. trük. bak. i. çoğ. i. with gird one´s loins gird one´s loins gird s. i. i.. arma ğan. alay etmek. f. zencefilli gazoz. s. ku şak. konuşmaya benzeyen anlamsız sesler. f. i. i. zencefilli. 2. 1. (--ned. gypsy.b. z. Cebelitarık´a özgü. General Headquarters 1. i. 2. i. f. i. istidatlı. kolları sıvamak. alet.s. i. s. ku şatmak. (on) (kılıç v. f. s. Cebelitar ıklı. 1. paçaları sıvamak. gâvur. pekmezli kurabiye. bak. k ızsaçı. i. i. başkumandanlık karargâhı. 2. -i takmak. dev gibi. 2. kocaman. 2. s. gulyabani. ask. konuşmaya benzeyen anlamsız sesler çıkarmak.. kıkır kıkır gülmek. dili Amerikan askeri/eri. bak. yetenek. yetenekli. guild. k ızıl (saç). ginseng. i. jigolo. pekmezli kek. baş dönmesi. Gypsy. with girder girdle ölü kent. s. i. idare merkezi. 1.. 1. k ıs. Amerikan erlerine özgü. birine (bir şeyi) vermek/bahşetmek. numara. dokunaklı/incitici söz söylemek. yald ızlı. çırçır (makine). hediye. 2. i. i. dev. Cebelitarık. --ning) (pamuğu) çırçırdan geçirmek. i. (--ed/girt) 1. Allah vergisi. i. kemer. terelelli. i. i. gild. i. zencefilli. f. k ıkırdamak. dokunaklı/incitici söz.

b.girl girl friend girl guide girl scout girl scout girlhood girlish girth gismo gist give give give a good account of o. 1. i. (keyif. çevre: The tree´s girth was ninety centimeters. -i gıcıklamak. -e gıcık vermek. tutunacak bir dal b ırakmamak. -i gücendirmek. -e kulak vermek. buhar v. dili s ıvışarak birinin elinden kurtulmak. bir piyes oynamak. kabul etmek. k ız izci. esneklik. k ızlık çağı.en) 1. geri ğini birine hediye etti.b. Bugün iyi sava ştı. 1.´ni) artırmak. i. sinirlendirmek. -e şlamak. -i doğurmak. çevre ölçüsü. hediye olarak vermek. k ız arkadaş. bildirmek. f. teslim olmak. sebep olmak: Her presence gives him pleasure. airs give o. s. (semere ait) kolan. Kendine dü şen işi iyi yapmak anlamına gelir: He gave a good account of himself on the battlefield today. ba şlıca fikirler. 2. -i başıboş bırakmak.s. ele vermek. geri vermek. in order of priorities önem sırasına göre. 1. Varlığı ona mutluluk veriyor. elinden geleni yapmak. razı olmak. i. k ız. bel ölçüsü. ç ıkarmak: Plants give off oxygen. Bitkiler havaya oksijen verir. Köpevermek. 2. kendisi hakk ında hesap vermek. kızlık. k. A ğacın çevresi doksan santimetreydi. 1. k ız izci. öfke v. şeytana uymak. (av köpe ği) avın kokusunu alıp peşine düşmek. 1. -i k ızdırmak. gizmo. -in dizginini salıvermek. incitmek. 2. önemli haberleri özet halinde vermek. 2. dili kız arkadaş. (gave. i. -i dinlemek. esas anlam.s. airs give off give offense give offense give one a black eye give one a tickle in one´s throat give out give preference to give priority to give rein to give rise to i. It gave him a shock. 1. kızlara özgü. (koku. kız izci. 2. Ona sevgilerimi söyle! Ona benden selam söyle.. gücendirmek. iade etmek. (iştahı) açmak.s. 2. 3. İng. give in give in to temptation/yield to temptation give it one´s best shot give no leg to stand on give notice give o. (çocuk/yavru) do ğurmak. ana fikir. -e öncelik tan ımak. k.s. -den kaç ınmaya dikkat etmek. giv. k ız gibi. -i bilemek. i. Onu şoke etti. kovalamaya ba inanmak. 1. hediye etmek: She gave her dog away. çok yorulmak. burnu havada olmak. meydana getirmek. vermek. çalım satmak. give a play give a roundup of the news give a slip give a wide berth to give affront to give an account of o. bitmek. bel. bak. . -e sebebiyet vermek. gücendirmek. -e yol açmak. 2. bir gözünü patlatmak.´ni) yaymak. doğurmak. 2. give an edge to give away give back give back give birth to give birth to give chase give credence to give ear to Give her my love! Give her my regards. dar ıltmak. -i tercih etmek.

a lift give s. birini kap ı dışarı etmek. birinin k ıçına şaplak atmak. birine zevk/haz/keyif vermek. birine verip veriştirmek.o. birinin düşünmesine yol açmak. k. birine geniş yetki vermek.o. rope give s.o. dili birine rü şvet vermek.o.o. birine verip veriştirmek.o. birinin hayata atılmasını sağlamak. a hard time give s. birini serbest b ırakmak.o. 1. birine adaletli/dürüst bir şekilde davranmak. birinin ağzının payını vermek.o. . birinin kıçına tekmeyi atmak. birini (at/bisiklet/araba ile) götürmek: Will you give me a ride to Bursa? Beni Bursa´ya etmek. pleasure give s. hell give s. dili birine a ğzına geleni söylemek. birine çullanmak.o. (birinin) arabas ının motorunu çalıştırmak. one´s illness give s. a hand give s. k. a start give s. birini soğuk karşılamak. shelter give s. a scare give s. dili birini yaka paça çıkarmak.o. a blowjob give s.o.o. birini arabas ına almak. birini korumak.o. birinin saç ını şampuanla yıkamak. argo birini sepetlemek.o.o. 2. birinin penisini a ğızla uyarmak. birini korkutmak. a fright give s. a cold welcome give s. (bir şeyden dolayı) birini takdir etmek.o. birini yıkamak. pause give s. credit for give s. birini şımartmak. 1. k. dili İşleri birine telefon kadar birini alk ışlamak. credit for give s. a bath give s.o. a warm welcome give s. a fair shake give s. 1. birine adamakıllı bir zılgıt vermek.o. dili birine sapartayı çekmek/vermek. saksofon çalmak. a shampoo give s.o.o.o.o. a spanking give s. a free hand give s.o. pol. the bum´s rush give s.. birine aman vermemek. birine haks ızlık etmemek. birine s ığınma hakkı tanımak. birini nezaket ve içtenlikle kar şılamak. k. birine bir f ırsat vermek/bir şans tanımak.give rise to give s.o.o. birini korkutmak. custody of give s. birini kendi haline bırakmak. dili birini yaka paça etmek/götürmek.o. 2. a swelled head give s. a sporting chance give s. a ring give s. birini işten çıkarmak. birini gıdıklamak. (alay/tenkit etmek için) biriyle u ğraşmak. the bum´s rush -e yol açmak. the benefit of the doubt give s. his due give s. dili birine kazanma imkân ı tanımak.o. 2.o. dili birini fena halde ha şlamak. a ride give s. k.o. asylum give s. the boot give s. k.o. dili 1.o. dili birinin ba şını döndürmek.o. a tickle give s. a start in life give s. a raw deal give s. birini irkiltmek.o.o.o.o. birine hastalığını bulaştırmak/geçirmek: Don´t give me your cold! Nezleni bana bula ştırma! birine söz vermek.o. birine haks ızlık etmek. birine yard ım etmek. k. birini âdeta kapı dışarı etmek. supet/süpet yapmak. money under the table give s. -e neden olmak. İng. dili birinin kötü/olumsuz bir şey yapmadığını farzetmek.o. birini çok u ğraştırmak. -in hakk ını vermek. k. -i meydana getirmek. a piece of one´s mind give s.o. a break give s.o.o. birini alkışlamak. a blessing out give s. a piece of one´s mind give s. a round of applause give s. birini düşündürmek. k. k.götürür müsünüz? He is riding high. birine (birinin) vesayetini vermek. k. 2. dili birine yumruk indirmek.o. birini pişman ettirmek.o. a belt on give s. k. one´s word give s. k.o. no quarter give s.o. the bird give s. dili el işaretiyle birine ´´Siktir!´´ demek.o.

son nefesini vermek.o. birine zılgıt vermek.give s. the push give s. 1. spor start vermek.o. bir şeyi iyice düşünmek. the red carpet treatment k. some thought give s. ölmek. son nefesini vermek.t. what for give s.t. dili 1. -in yalan/yanlış olduğunu göstermek.t. k. the pip k. 2.. 2.o.o. -i dile getirmek. 1. birini/bir şeyi denemek. the third degree give s. birinin tüylerini diken diken etmek. birinin tüylerini ürpertmek. k. bir şeyi çabucak/şöyle bir ütülemek. birinin tüylerini ürpertmek. karadan çok uzakta bulunmak. bir şeyi gözden geçirmek. one´s consideration give s.o.t.o. the shivers give s. 2. the glad eye give s. İng. (bir işin yapılması için) çok az zaman vermek. birinin tüylerini ürpertmek/diken diken etmek. dili bir şeyi denemek: Give it a whirl! Onu bir dene! bir şey üzerinde düşünmek. dili birini sepetlemek/i şten atmak.o. 1. a press give s. bir şeyi yalapşap/yalap şalap yapmak. give s. the benefit of the doubt give s. birinin sinirine dokunmak. k.o.t. (makine/motor) bozulmak. a trial give s. birine ayn ı biçimde karşılık vermek. -i belli etmek. -i teselli etmek.t. k. the shirt off one´s back give s. birini konu şturmak için işkence yapmak. k. bak.o. bir şeyi ön plana çıkarmak. a swirl give s. dili birine misilleme yapmak. birini sıkı bir sorguya çekmek. the willies give s. birini sepetlemek. a stir give s. 2.o. birine bir şeyi ima etmek.o. -i aklından çıkarmak.o. the come-on give s.o. to understand s. k. tit for tat give s. etrafı şöyle bir düzeltmek.o. the slip give s. 2.t.t. (makine/motor) bozulmak. şükretmek.t. ölmek.o. -e teselli vermek.o. tehlike işareti vermek. the cold shoulder give s. birine pas vermek.o. the once-over give s. give s. a whirl give s. 1. the sack argo birinin can ını yakmak. dili birini işten atmak. birinin canını sıkmak. 2. pes etmek. the shaft give s. 1. the creeps give s. İng. give s. bir şeyi karıştırmak: Give that stew a stir! O güveci bir karıştır! bir şeyi çalkalayarak döndürmek. birini ha şlamak.o. -e pas vermek.o. birine so ğuk davranmak. -i gücendirmek.t. dili birine so ğuk davranmak. -i anlatmak. birine davetkâr bir bak ış yöneltmek. vazgeçmek.t. dili bir şeyin kötü/olumsuz bir sonuç vermediğini farzetmek. a lick and a promise give s. birini tepeden tırnağa süzmek. bear witness. give s./s. -i göstermek.o. the jumps give s. 1. birine dayak atmak.t. dili s ıvışarak birinden kaçmak/kurtulmak. 2. sahte bir s ıcaklıkla el sıkmak/selam vermek. the cold shoulder give s. -i ifade etmek. k. the once-over give short notice give solace to give thanks give the alarm give the land a wide berth give the lie to give the start signal give umbrage to give up give up the ghost give up the ghost give up thought of give vent to give voice to give witness çok cömert olmak. argo birini çok sinirlendirmek.o. birinin tepesini att ırmak. .o. the glad hand give s. prominence give s. dili birini şatafatlı bir şekilde karşılayıp ağırlamak.

ters cam. romantik ve çekici bir şekilde tarif etmek. i. çekiciliği olan. glayöl. s. k.. zücaciye. 3. belirli. 2.. küçük isim. bak. f. -i sıyırıp geçmek. aygıt. İng. I´ll be en iyito do it.. f.. at -e ters ters bakmak. göz kama ştırıcı. memnuniyetle. bir konu şma yapmak. glamorous. bez. dili kar şılıklı özveri. 1. karşılıklı fedakârlık. biyol. bak. 1. gudde. Onu memnuniyetle yapar ım. gladiolus. 2. glamorize. İng. 2. s. glamorize.o.. gözlük çerçevesi. dili. 2. 1. üfleyerek cam ve şişe yapan kimse. bardak dolusu. glamor. Bizi gördü ğüne sevindi. glad giysiler. i. i. bak. i. I´m glad to meet you. 2. f. İng. dili süslü giysiler. romantik bir i. . kuzgunkılıcı.. buzullara ait: glacial lake buzul gölü. cam fabrikas ı. İng. bak. gladyatör. f. i. cam takmak. bak. bot. 1. sahte bir s ıcaklıkla el sıkmak/selam vermek. buz gibi. f. i. 1.. s. glad. çok parlak. elmastıraş.. memnun: He was glad to see us. 4.. alet. s. ters bakış. sera. i. romantik ve çekici bir hava vermek. i. elmas. 3. donuk (bakış). f. bak ış. cam fabrikas ı. (--der. camlamak. i. f. çoğ. s. katı. bardak: a glass of water bir bardak su. i. k. 2. şaka mide. 1. veri. göz kama ştıracak bir şekilde parlamak. 2. 1. göz kamaştırıcı parıltı. z... i.. at -e göz atmak. İng.. 2. memnuniyet. çok so ğuk. romantik bir çekicilik. çoğ. 2.b.o.. 1. k. i. İng. çok göze çarpan. orman içindeki aç ık alan. -i camla kapatmak. anat. s.). f. durgun ve par ıldayan (deniz. f. beze.give/lend s. f. Tan ıştığımıza memnun oldum. --dest) mutlu. 1.çiğ (renk). ters s. bakan. buzul. glamorize. muayyen. bak. i. gözlük. cam gibi. i. ta şlık. give. i. göl v. i. a water glass su i. a helping hand give/make a speech give-and-take given given name gizmo gizzard glacial glacier glad glad glad rags glad rags glad to meet you gladden glade glad-hand gladiator gladiolus gladly gladness glamor glamorise glamorize glamorous glamour glamourise glamourize glamourous glance glance off gland glare glaring glass glass glass cutter glass in glass wool glassblower glasses glasses frames glassful glasshouse glassware glassworks glassy birine yard ım elini uzatmak. i. sevindirmek. bardağı. i.li (glädiyo´lay) i.. bayramlıklar. i. bak. cam yünü.i..

2. obur. 2. pırıltı. loş. eldiven. parıldamak. f. i. (pencereye) cam takmak. i. damla. i. f. 2. 2. 2. süzülmek. şan ve şeref. f.s. planörcülük. i. 1. sessizce ve kay ıyormuş gibi gitmek. parıltı. “Oh olsun!” s. sık sık simgeleyen model. s. (seramikte) sır. glikoz. hüzünlü. parıldamak. 1. i. f. i. in 1. tutkala benzer. planör. harikulade. 3. yüceltilmeye değer. 2. --best) 1. bot. lügatçe. aşırı miktar: There´s a glut of turnips on the market. i. s.şti. (birini/bir şeyi) bir an için görmek. Piyasay yap ış yapış. yeryuvarı. karanlık. parıldamak. -e çok sevinmek. i. 3. i. s. i. parlamak. kitab ın sonundaki sözlük bölümü. 2. 3. i. parlak. . Piyasa şalgama botıka basa yemek: They glutted themselves on pears. f. f. 2. parıldamak. 2. küre. yuvarlak. 1. yüceltmek. i. somurtuk. süzülerek gitme. over -den şeytanca bir zevk duymak. muhteşem. (bakış) donuklaşmak. 2. kısa bakış. yüceltme. ters ters bakmak. koro. f. zamk. Onun nezaketi sadece açıklamak. 1. i. with/on glut the market with glutinous glutton i. ihtişam. yorum. doğru i. 1. medarı iftihar. 1. i. 1. f. i. pırıldamak. f. hüzün. kasvet veren. 2. hamdederek (Allah ı) yüceltmek. glokom. 1. 4. neşe. fevkalade güzel. torpido gözü. kasvet. neşeli. yerküre. zamklamak. (--mer. 1. ateşböceği. hasattan sonra ekin toplamak. yeryuvarla ğı. 1. 1. 2. açıklayıcı yanlışı. f. (yüzü/yanakları) i. tüm dünyayı kapsayan/ilgilendiren. f. anlık bakış. pırıldamak. 2. f. i. karanlık. 1. global. görkem. küre. miktarda mala) boğmak: He glutted the market with piyasayı (aşırı bananas.glaucoma glaze glazier gleam glean glee glee club gleeful glen glib glide glider gliding glimmer glimpse glint glisten glitter gloat glob global globe globe-trotter gloom gloomy glorification glorify glorious glory gloss gloss glossary glossy glove glove compartment glow glower glowworm gloxinia glucose glue glum glut glut o. 1. pırıldamak. i. s. f. (birinin başarısızlığını) zevkle seyretmek.. 2. s. i. Armutları tıka -i ğuldu.. i. --mest) 1. over (bir yazı eklemek. hafif pırıltı. neşe dolu. dere. gloksinya. (kor) parlamak. kor gibi parlamak: The cat´s eyes glowed in the dark. bir gösteri 2. 2. (seramik nesneleri) s ırlamak. sahte bir dış görünüm: Her politeness was merely a gloss. --ting) basa yediler. i. topak. ıkta kor gibi parlıyordu. i. demek. camc ı. yerküreyidünyayı dolaşan kimse. 1. hamdederek (Allah ı) yüceltme. hasattan sonra (tarladaki) ekinleri toplamak. as ık suratlı. f. i. s. aç ıklama. süzülme. 2. ı muza boğdu. cerbezeli. pırıltı. i. (--ted. pırıltı. küçük vadi. s. yuvar. 1. loşluk. çok şerefli. (--ber. süzülerek gitmek. azar azar (bilgi) toplamak. pırıldamak. 2. (lamba için) karpuz. i. hafifçe p ırıldamak. tıb. karasu. f. i. i. i. ile çok övünmek. parlaklık. f. kasvetli. 2. f. Kedinin gözleri karanl ters bak ış. 1. f. kolaya kaçan ve içtenliksiz (cevap/söz).

için deli olmak. i. 3. ile birlikte olmak. (with) -e devam etmek. 3. ayr ılmak. (diş) gıcırdatmak. i. -i kabul etmek. ile beraber gitmek. Onlar (bir şey) çok katkıda bulunmak. 2. i. i. -e sald kötü yola sapmak. dili elinden geleni yapmak. They´ve gone for aSıra sende. f. (peri masallar ında) cüce. walk. . gliserin. devam etmek. herkese yetmek. -e kar şı gelmek. 2. with ile arkada ş olmak. dili -e bayılmak. sevişmek: They´ve gone all the way. (yakalamak/almak için) pe şinden gitmek. -e ç ıkmak: She´s gone shopping. yurtdışına gitmek. titrersinek. 2. Devam et! 2. 1. glycerin. (bir işi) tam yapmak. (bir şeyin) yeri i. 1. Bu. çok yararlı olmak: This´ll go a long way towards making up for what you did. do ğru yoldan sapmak.. (with) 1. 2. 1. sigaran ı iç! 1. hata gitmek. kemirmek. hiçbir şeyi atlamadan yapmak. -e karşı olmak. 1.. 3. (hastal ç ıkmak. dönmek. i. tamam ıyla hemfikir olmak. 3. Buyur. Alışverişe çıktı. yanlış yapmak. birine ihanet etmek. kovalamak. (sonuç) -in aleyhinde olmak. f. cinsel ilişkide bulunmak. (of) -den önce gitmek. (hayvan) sürüden ç ıkıp kendi başına gitmek. (went. git! Hadi git. dışarı gitmek. . k ıs. 1. gross national product. 3. obur. İng. 1. -e aykırı olmak.o. 2. sürüden ayrılmak. f. sözünden dönmek. s. 2. bir işe başlamak. esaslı bir şekilde yapmak. s. 2. 2. (birinin) tüm isteklerini yerine getirmek. k. 1. 2. (insan) ırmak. sözünden dönmek. karaya ık) çok kişiye bulaşmak. her naneyi yemek. Buyur! Devam et! k. -e raz ı olmak. sözünden dönmek. k ıs. yürüyüşe çıktı. bak. sıra: It´s your go. 1.. gone) 1. tiramola etmek. tatarc ık.gluttonous gluttony glycerin glycerine GMT gnarled gnash gnat gnaw gnome GNP go (the) whole hog go (the) whole hog go go go a long way towards go aboard go about go about a task go abroad go after go against go against the grain go aground go ahead go ahead Go ahead and smoke! Go ahead! Go ahead! go all out go all the way go all the way go along with Go along! Go along. (birinin) tabiatına karaya oturmak. Greenwich Mean Time. den. of -den önce gitmek. boğum boğum. (bir işi) tamamıyla yapmak. son haddine varmak. yapt ığını affettirmeye bayağı binmek. Haydi. 2. aykırı olmak.. oburluk. bir işi ele almak. ters gitmek. gitmek. go ape over go around go ashore go astray go at go away go awry go back go back on one´s promise/word go back on one´s word go back on one´s word go back on s.

-e kefil olmak. uymak. Evinin önünden hiç geçmedim. (lastik) sönmek. bırakılmak. vazgeçilmek. 2. -in üstüne varmak. yürürlüğe girmek. iflas etmek. dili benzi atmak. delirmek. topu atmak. istenilmemek. k. dili topu atmak. bozulmak. dili ç ılgınlaşmak. geçip gitmek. tasarı v. k. (bir şey için) deli olmak. -i seçmek. ayrıntılara girmek. yürüyüşe çıkmak. üleşmek. 3. dili payla şmak. 1. Çek araban ı! 1. dili ç ıldırmak.) düşüş göstermek. 4. çok başarılı olmak. yürüyüşe çıkmak. iflas etmek. 2. bozulmak. kötüye gitmek. k. dili 1. gitmek. Bu projeyi kuvvetten dü have (araba) kaymaya ba şlamak. sağlık v. -i tercih etmek. I´ve never gone by yourırsat) kaçmak. k. iyice azmak. -in ötesine geçmek. geçmek: Several hours went by. (bir şeyin) meraklısı olmak. . 2. -den ho şlanmak. k. s ıfırı tüketmek. dili (bir e ğlentide) masrafı Alman usulü bölüşmek. 1. çılgınca davranmak. 5. 1. 1. (şiş/sular) inmek. -i elde etmeye çalışmak. (güne ş/ay) bulutla örtülmek. kötüyken daha kötü olmak. girmek.go bad go bad go bail for go bananas go bankrupt go begging go belly-up go berserk go beyond go beyond reason go bust go by go by go by the board go by the board go down go down in history go down the drain go down the drain go downhill go Dutch go far go far Go fly a kite! go for go for a song go for a walk go for a walk/take a walk Go for it! go for nothing go from bad to worse go from bad to worse go gaga over go green around the gills go halves go haywire go hog wild go in go in for go in with s. bozulmak.o. harekete geçmek.) suya düşmek. gezmeye gitmek. Yallah! boşa gitmek. 2. (başarı. baş aşağı gitmek. -e sald ırmak. çok başarılı olmak.b. 4. batmak. (bir mesle ğe) girmek. (fırsat) kaçırılmak. (bir şeyde) biriyle ortak olmak. (bir iş) için (belirli bir süre) harcanmak: Five years of work şmek. 1. Don´t let that chance go by! O (iyi şeyler) yok olmak. 2. boşa gitmek. k. dili (para) bo şuna harcanmak. ayrıntılara girmek. çıldırarak etrafı kırıp geçirmek. (iş. girmek. on go into go into a decline go into a skid go into action go into detail go into details go into effect (yiyecek) bozulmak. (f house. heder olmak.b. ra ğbet görmemek. k. Teklif iyi tarihe geçmek. boşa gitmek. (bir şeyi) yapmaktan hoşlanmak. 3. gone into the preparation of this project. Birkaç saat geçti. (seviye/kalite) dü şmek. kar şılanmak: The proposal went down well. 3. ziyan olmak. için geçerli olmak: I´m fed çok ucuza satılmak. k. gittikçe/giderek kötüle şmek. batmak. k. dili iflas etmek. 2. makul s ınırların dışına çıkmak. sap ıtmak.

ek şimek. 1. k. go around. boyunca devam etti. dili ba şarıya ulaşmak. k. birini geçmek. doğru yoldan ayrılmamak. dili aklını 1. devam etmek: What´s going on? Ne oluyor? The party went on all night. devamlı olarak tek bir kişi ile flört etmek. yürürlüğe girmek. k. (evlilik) bozulmak. eğlenmek için dışarı çıkıp insanlarla buluşmak. çalmaya ba şlamak. oynatmak. dili aklını oynatmak. ile üleşmek. k. k. dili (işler) çok iyi/tıkırında gitmek. 2. with ancak (belirli biriyle) çıkmak/gezmek. (reçel.t. 1. tiyatrocu olmak. olmak. dili 1. kötüye gitmek. tiyatro oyuncusu olmak. 2. 2. kaçırmak/oynatmak. 5. k. (ışıklar/kalorifer) sönmek. (tiyatro toplulu ğu) turneye çıkmak. dili birbirinden k. mesleğinde ilerlemek. -i tekrar açıklamak. kendi ba şına hareket etmek/yaşamak. Bunu seninle paylaşırım. 1. kudurmak. dili özel ile gezmek. (bir aygıt) durmak. 1. Amaçlad ığımızdan yetmiş milyon lira fazla elde ettik. gözden kaybolmak. k. kendini bir i şe fazlasıyla kaptırmak. ile payla şmak. -i tekrar gözden geçirmek. köpürmek. 2.aklını oynatmak. dili kendini fazlas ıyla kaptırmak. çok kızmak.kadar ekmek var. k. 2. greve gitmek. başarılı olmak.go into one´s shell go into operation go it alone Go it! go native go off go off at half cock go off one´s chump go off the air go off the deep end go off the deep end go off the rails go on go on a diet go on strike go on strike go on the rampage go on the road go on the rocks go on the stage go on the stage go on tour Go on! go one´s way go out go out of one´s way to do s. (belirli top şekilde) k. dili sadece (belirli biriyle) ç ıkmak/flört etmek. (through) (-i) yak ıp yıkmak. (of) (birine) yeterli miktarda (bir şey) olmamak: They won´t go short of bread. 2. go out of sight go over go over the top go overboard for/about go places go places go round go s. bal k. -i incelemek. Haydi gayret! yerliler gibi davranmaya/dü şünmeye/giymeye başlamak. . 3.çkendini kaybetmek. (with) ile flört etmek. 1. ba şka kimseyle çıkmamak/flört etmemek. -i tekrar anlatmak. iflas etmek. kafayı üşütmek. 1. bozulmak.. alışverişe çıkmak.bir çaba sarfederek bir şeyi yapmak. dili 1. 2. radyo. (bir hazırlıksız iş görmek. Aman sen de!/Haydi can ım sen de! kendi yoluna gitmek. k. dili (bir erkek) (bir e ğlenceye/partiye) damsız gitmek. (i şyeri) topu atmak. k. bildi ğini okumak. (yemek) bozulmak. k. düz/do ğru gitmek. susup insanlarla konuşmamak. one better go shares go shares with go shopping go short go soft in the head go sour go stag go steady go steady go steady with go straight go sugary go swimmingly kabuğuna çekilmek. dili -e fazla tutkun olmak. dili amaçlanan s ınırı aşmak: We went over the bir by seventy million liras. çalışmamak. İng. birinin yaptığından daha iyisini yapmak. çarşıya çıkmak. -i kontrol etmek. (-i) kasıp kavurmak. ba şlamak. 4. çıkmak. 3. patlamak. dili Onlara yetecek oynatmak. 1. bak. paylaşmak: I´ll go shares with you in this. işlemez olmak. 4. 2. 2. ahlaklı bir şekilde yaşamak.o. TV yayına son vermek.) şekerlenmek. turneye ç ıkmak. oyuncu olmak. v.b. Koş! 2. ile ç ıkmak: Tarık´s started to go out with Derya. ( ışıklar/kalorifer) yanmaya perhize Parti gece grev yapmak. raydan ıkmak.

kendini bir şey zannetmesine sebep olmak. 2. büyük masrafa girmek. yatmak. k. 2. harabeye dönmek. iflas ın eşiğinde olmak. (parayı) harcamak. bo şa gitmek. -i gözden geçirmek. (belirli bir amaç için) (bir yere) gitmek: I went to see what I could find there. 1.b. ileri gitmek. küplere binmek. dili bozulmak. 1. 1. 1. batmak. mahvolmak. mahvolmak. onaylanmak. geçmek.´ni) geçirmek. teklif v.b. iflas etmek. f. 2. Cehennem ol! ölmek. etmek. k. k. batmak. 1. tohuma kaçmak. sinemaya gitmek. sıkıntı v. batmak. her çareyi kullanmak. k. Orada neler bulabilirim diye bir bakmaya gittim. parçalanmak. bask ıya girmek. 1. -i 1. tahsil/e ğitim görmek. batmak. 2. (gece uykusuna yatmak üzere) yatmak. birbirine uymak. 1. dili iflas etmek. fazla olmak. k. 2. (bir kanun tasarısı v. -i kontrol(bir taşıt) 1. dili (film seyretmek için) sinemaya gitmek. 2. -i incelemek. şehre gitmek. dili 1. deniz yolculu ğuna çıkmak. heder olmak. 3.go the round go through go through go through the mill go through the roof go through with go to all lengths/go to any length/go to great lengths go to any extent go to bed go to bed go to bed with Go to blazes! go to extremes go to great expense go to great expense go to hell Go to hell! go to one´s glory go to one´s head go to one´s head go to pieces go to pieces go to pot go to pot go to press go to press go to rack and ruin go to school go to sea go to sea go to see go to seed go to seed go to sugar go to the dogs go to the dogs go to the flicks go to the movies go to the wall go to town go to town go to waste go to wrack and ruin go together go too far go under go under ağızdan ağıza dolaşmak. etmeye başlamak. iflas etmek. ile sevişmek. cehennemin dibine gitmek. büyük ı gereken bir yerden) durmadan geçmek. (bir şeyi yapmak için) çok masraf etmek. fele ğin çemberinden 3. büyük bir gayretle çalışmak.) şekerlenmek. 2. gerçekleştirmek. 4.b. (içki) başına vurmak. 2. 2. her çareye ba şvurmak. denizci olmak. k. çok masrafa girmek. bal v. çok başarılı olmak. (reçel.) onaylanmak. harap olmak. okula/üniversiteye devam etmek. ziyan bak ımsızlıktan harabeye dönüşmek. 2.b. dili tuttu ğu da şeyi ifşa berbat olmak. dili Cehennem ol! ifrata kaçmak. her şeye başvurmak: He´ll go to any extent to get it. ahlaken çökmek. (hastalık. k. (bir olay kar şısında) kendini tutamayıp ağlamaya. k. 2. dili çok k ızmak. başını döndürmek. 2. 1. (tasar ı. rezil olmak. -in ziyaretine çaptan dü şmek.) (meclisten) geçmek. çok olmak. 1. (planlanm ış bir şeyi) gerçekten yapmak. fenalıklar geçirmeye veya o zamana kadar gizli(kendini)her ğıtmak. okula gitmek. hızlı çalışmak. dili 1. dili hız ve gayretle çalışmak. bozulmak. dili çok başarılı olmak. (gazete v. (durulmaszorluklar atlatmak.olmak. Onu elde etmek için her şeye başvurur.b. k. başını döndürmek. 3. ile cinsel ilişkide bulunmak. denizci olmak. 2.) bask ıya girmek. . k.

i. uluhiyet. dili kaleci. f. kale. i. 2. ço ğ. yok olmak. tanrılık. Sigara içilmez. artmak. beti benzi atmak.gaye. teke. enerji ve girişim. dürtmek. 2. mütedeyyin. baba hindi. kale vuru şu. (sanığın) kefaletini yatırmak. 1. müsaade. dini bütün. çıldırmak. 2. 2. üvendire ile dürtmek. kadeh. parça. grubun iste ğine uymak. 2.. 2. dili (san ık) hiçbir ceza yemeden serbest bırakılmak. 2. 1. i. s. i. faaliyetlerini gizli olarak sürdürmeye ba şlamak. 2. spor kale direkleri. 2. amaç. Vaktinde gelmenizinthat everything began to go wrong. yanıp kül olmak. . 1. cinlerin cirit oynad ığı (yer). aksamak: After gerekli oldu ğunu söylemeye lüzum yok. Allah senden razı olsun! Allah korusun! Allah yard ımcımız olsun! Allah bilir! inşallah. k. k ışkırtmak. i. keçisakalı. f. (perde) kalkmak. tanrıça. 3. çok tenha. spor gol. gol çizgisi. f.go under the name of go underground go up go up in flames/smoke go up in smoke go white as a sheet go wild go with go with the crowd go without go without saying go wrong go/be on the dole go/get off scot-free go/run counter to go/stand bail for go/work on the assumption that goad go-ahead goal goal kick goal line goal posts goalie goalkeeper goat goatee gob gobble gobble gobbler go-between goblet goblin god God bless you! God forbid! God help us! God only knows! God willing godchild goddamn goddess godfather God-fearing godforsaken godhead adıyla tanınmak. sonra her şey aksamaya başladı. dili 1. 1. i. What went wrong? Aksayan neydi? 2. enerji ve inisiyatif. (bir şeyin olacağını) zannederek harekete geçmek/harekete geçmiş olmak. dindar. cin (göze görünmeyen efsanevi yarat ık). -e yak ışmak. aut atışı. itmek. i. ç ıkmak. 1. -den mahrum kalmak: He´s gone without food for three days. büyük miktar. hedef. i. i. Ondan 1. yükselmek. enerjik ve inisiyatifini kullanan. Üç gün yemekten mahrumolmamak: It goes without saying yapabilmek: She söylemeye lüzum kald ı. -e uymak. ünlem Kahrolsun! s. hindi sesi. sefil. 1. bozulmak. (sanığa) kefil olmak. 1. çok. tamam ıyla yanmak. s. enerjik ve girişken. i. k. vaftiz babas ı. üvendire. 3. yeraltına kaymak. i. keçi. erek. i. maksat. -e zıt gitmek. 1. benzi atmak/uçmak. dili sapsar ı/bembeyaz kesilmek. i. 2. -siz yaşayabilmek. tanrı. 1. ile flört etmek. kahrolas ı. i. 1.. sporyeni yöntem veya i. 2. i. ilahe. k. -e ayk ırı düşmek. vaftiz çocu ğu. k. s. arac ı. at ıştırmak. acele yemek. 1. ilah. işsizlik yardımı almak. hindi gibi sesler ç ıkarmak. kaleci. -siz that you must be punctual. the izin. arabulucu. i. -e uygun olmak. tiy. 2. No smoking. i. -e uymamak.

vaftiz anas ı. Paskalya yortusundan önceki cuma. Bayağı kızmıştı. menfaat. galosh. bak. olup bitenler. iyilik.. (bet. taze. i. Tanrısal. beklenmedik nimet. best) 1. 2. gonk. 1. belsoğukluğu. golfçü. gondol. altından yapılmış. f. kaytarmak. ünlem 1. 3. işten kaçmak.. Allah yard ımcın olsun! 2... k. ünlem Hay Allah! i. iyi. f. odacı. kendi işini ba1. 1. iyi... gözleri toz.. Allahs ız. go. altından yapılmış. yapışkan madde. i.and mad. altın.. dili yerf ıstığı. iyilik. 2. i. Yolun o bölümünden geçmek zor. s. golf oyuncusu. What are you going to be when you grow up? Büyüyünce ne olacaks ın? i. Aman yarabbi! Allah Allah! Allah Allah! Aman yarabbi! . This book´s heavy going. Aferin! Hrist. hayır.ter.. bak. kar veya rüzgârdan koruyan gözlük. i. bak. i. golf alanı. tıb. dindar. golf sopas ı. itimat. i. i. goiter.godless godlike godly godmother godsend Godspeed gofer go-getter goggles going going concern going price going to be goings-on goiter goitre gold gold digger goldbrick golden goldfinch goldfish goldsmith golf golf club golf course/links golfer golly golosh gondola gone gong gonorrhea goo goober good good and Good day! Good evening! Good evening. Tanrısız. k ırmızıbalık. işini üstünkörü yapmak. çürümüş olmayan. golf kulübü. altın. niyetin ciddiliği. s. i. hizmetli. i. guatr. saka. 2. İng. 2. 2. 2. argo (işyerinde) ayak işlerini yapan kimse. s. i. altın. dili iyice. i. gidiş. i. k. havuzbalığı. tıb. altın renginde. zool. zool. baya ğı: She was good İyi günler! İyi akşamlar! İyi akşamlar. i.. golf. 1. tıb. Bu kitab ı kâr eden ticari kurulu ş. argo erkeklerden para s ızdırmaya çalışan kadın. i. çoğ. ilerleme hızı: That part of the road is hard going.. good faith Good for you! Good Friday Good God! Good gracious! Good grief! Good heavens! s. i. sa ğlam. f. sakaku şu. su. H ızır gibi yetişen devlet kuşu. gayretli ve tuttu ğunu koparan kimse. Carassius auratus. i.. i. çoğ. İyi yolculuklar! i. i. şimdiki fiyat. golf oynamak.. s. (birine kar şı beslenen) güven. s. iyi. ayrılış. 1. i. yarar. altın kuyumcusu. şkalarına bırakmak.

i. 2. s. 2. 1.bilir! Allah i. İng. güzel şey. s. s. menkuller. s. iki dağ arasındaki geçit/boğaz. kan. çok güzel.Good Heavens! good looks Good morning! Good night! good offices Good riddance! Good riddance! good sense Good show! good sport good works good-by good-bye good-for-nothing good-looking goodly good-natured goodness Goodness knows! goods goods train good-tempered goodwill goody gooey goof goof off goofy gook goon goop goose gooseberry gooseflesh GOP gopher gore gore gorge gorge gorge o. s. İyi geceler! 2.. 1. k. çoğ. 2... goril. boynuzla yaralamak. faziletlilik. aptalca bir hata yaparak ık etmek. k.. fedai. f. 1. odac ı. i. yak ışıklı. dili aptalca bir hata. 1. i. argo (işyerinde) ayak işlerini yapan kimse. ünlem Allaha ısmarladık. iyi niyet. (bir yemekteki) besleyici de ğer veya lezzet. i.marşandiz. Aferin! şaka kaldırabilen kimse. lezzetli (özellikle tatl ı) bir yiyecek. Günaydın! 1. dili poposuna parmak atmak. k. iyilik. menkuller ve gayrimenkuller. işi yavaşlatma. (up) k. midesini (bir şey) ile tıka basa doldurmak. i. erdemlilik. iyi huylu. iyi huylu. f. İyi ki gitti!/İyi ki gittiler! Hele şükür kurtulduk!/Oh olsun! ak ıllılık. dili adam. i. i. argo goril. harika. çoğ. 3. i. vıcık vıcık. f. kaz palazı. 2. yapışkan. güzel. aylaklık etmek. mallar. güzellik. yapış yapış. f. 1. çok ho ş. 2. s. kargo. ünlem. (ticari) itibar. zool. s.. 4. dili yap ışkan madde. s. bak. i. dili aptal. 3. the Grand Old Party (the Republican Party).. i. s. dili haylazl her şeyi bozmak. Allah Allah! arabuluculuk. geese (gis) i. good -bye. kaz yavrusu. i.. koruyucu. tüyleri diken diken olmu ş deri. ünlem Hay Allah! i. k. 2. yük. İng. kumaş. İng. hiçbir işe yaramayan/yaramaz. k. yük katarı. yumu şak başlı... dili aptalca bir hata yapmak. epey büyük (bir miktar). ahmak. İng. dili çamur gibi yap ışkan bir karışım. 1. hizmetli. eşya. on gorgeous gorilla gory gosh gosling go-slow Aman yarabbi!/Allah Allah! yak ışıklılık. k. işi yavaşlatma grevi. hayır işleri. k ıs. k. i. i. taşınırlar.s. goril. i. 2. Amerikan yersincab ı. bektaşiüzümü. kaz. kanlı. dili 1. güzel. istenilen bir şey. k. .

1. 1.´ni yolsuzlukla (doku) nakledilmek. 1. uzun etekli kad ın elbisesi. yönetmek. yönetici. i. yolsuzlukla elde edilen para.. hükümete ait. f. kibar.. idare etmek. dedikoducu kimse. graffiti. tanesi. (--bed. i. f. kaba. makam ğday. latif. bahç. nakledilen doku. rü şvet. yavaş. mezuniyet töreni. f. yönetim. idare.b. bir inanç sisteminin temel ilkeleri. 2. yava ş yavaş olan. mezun olma. (ilköğretimde) sınıf: He´s six years old and in the first grade. k ıs. from -den mezun olmak. hükümet. derece derece.. i. 2. yönetme. s. 1. 4. zarafet. f. İsa´nın öğrettikleri. 2. 2. ho ş. dili mezun. group. (doku) nakletmek. 1. grammar. 2. siyah Amerikal as ıl gerçek. (arpa. 2. 1. about -in i. 1. elde etme. bahç. 2. inayet. (öğretmenin hemzemin geçit. Hrist. a 1. 3. iskarpela. dedikodu yapmak. tıb. Hrist. i. bu v. dört İncil´den biri. doku nakli. 1. iskarpelayla oymak. grafiti. f. yönetim. i. idari... gravity. get. çabucak ve zorla elinden almak. s. 1. eğim. derece derece olan. lisansüstü ö ğrencisi. 1. i. asıl gerçek.b. -i mezun etmek. 3.. 2. a şama. z. (elle) tutmak. k. 1. (yemekten önce/sonra söylenen) şükran duası. para. kalite. i. 3. i. (bir üniversiteye ait) lisansüstü e ğitim birimi. 2. get. mürebbiye. 2. i. 2. iktidarda bulunmak. mezuniyet töreni. şılanmak. idareci. bak. i. mim. 3. f. Gotik. rütbe. (bir ağaç parçasının içindeki) . ill-gotten gains haks ız kazanç. duvardaki yazılar. valilik. greyder. s. 2. Hristiyanlığın esasları. great. 2. 3.ılara özgü dini müzik türü. mak. --bing) 1. ince. 1. i. bak. idare. meyil. i. oyma kalemi. tıb. Alt ı yaşında ve birinci sınıfta. gecelik. dedikodusunu yapmak. cins. vali. 2. i. havada uçan ince örümcek a ğı. zerre. 3. regülatör.b. 1. f. f. zarafetten yoksun. 2. ertelenme süresi: I´ll give you a s. kapmak. derece. i. 1. zarif. i. s ınıf. a şı. gross. tah ıl. gross weight. devlet yönetimi. 2. 1. s. sabahlık (giysi). geçiş. 3. dedikodu. gut. mısır v. hafif. makam v. gittikçe. damla hastalığı. derece. İncil. mezun kimse. incecik.Gospel gospel gospel music gospel truth gossamer gossip got Gothic gotten gouge gourd gout govern governance governess government governmental governor governorship gown gr gr wt grab grace graceful graceless gracious grad gradation grade grade crossing grade school grader gradient gradual gradually graduate graduate graduate school graduate school graduate student graduation graduation ceremony graffiti graft graft grain i. çirkin. k ıs. 3. tıb. (bir üniversiteye ait) lisansüstü e ğitim birimi. bir tondan diğer bir tona geçme. 2. 4. yavaş yavaş.) tane: three grains of wheat üç buğday i. grade. s. 1. ilköğretim okulu. grain(s). giderek. i. gram(s). i. çal ışmak. 1. letafet. görgüsüz. sukaba ğı. cüppe. hububat. Hz. 3. ünlem Hay Allah!/Allah Allah! i. 2. aşılamak. 4. çok ince bir tür bürümcük. i. i. mezun. s. i. (sukabağından yapılmış) su kabı. i. at -i (elle) tutmaya (Allaha özgü) i. incelik. 2.

1. s. k. i. büyük jüri. granddaddy. torun. i. büyüklük. ihtişamlı. büyükbaba. 2. şatafatlı. İng. 2.. s. i. harika. büyükbaba. dede. i. k. dili çok güzel. 2. (öğrencileri üniversiteye hazırlayan) lise. nine. bak. i. grandüşes. 2. 2. Granting the truth of what you´re saying. k. büyükbaba.chil. k. gram. anneanne. I bir ricay kabul etmek. ilkö 1. tahıl ambarı. en büyük. gramer kurallar ına uygun. s. birini kefaletle/kefaleten tahliye etmek. gramer aç ısından ifade. 3. yerine getirmek: She granted his request. 1. i.. (cevaben) Evet. huk. k. cafcaflı. i. i. .. İng. ıRicas ını yerine getirdi. büyükanne. bak. dili. İng. i. i. ğretim okulu.. dili nine. tozşeker. büyükanne. 2. tumturaklı. büyükbaba. i. erkek torun. dede. büyükanne. babaanne. kabul etmek. çoğ. dolaplı saat. muhte şem. fazlas ıyla büyük ve görkemli. gramofon. bak. k ız torun. i. s. dilbilgisi kitabı... k. dili nine. görkem.. grandük.. k. i. r ıza göstermek.. 1. dili 1. i. heybet. 2. s.. pikap. dili (bebek) torun. sadrazam. gramatikal.. gramere ait. k. büyükbaba.dren (gränd´çîldrın) i. bak. dili dede. argo bin dolar. k. ayaklı duvar saati. ihtişam. fonograf. dili nine. granit. 1. spor kapalı tribün. tozşeker.gram grammar grammar school grammar school grammatical gramme gramme gramophone gramophone record gramps gran granary grand grand duchess grand duke grand jury grand piano grand total grand vizier Grand Vizier grandad grandaddy grandbaby grandchild granddad granddaddy granddaughter grandeur grandfather grandfather clock grandiloquent grandiose grandma grandmother grandpa grandparent grandson grandstand granite granny grant grant a request grant s. i.o. 1. mühim... gramer. İng. gram. 1. en eski. i. dilbilgisi. dili. granulated granulated sugar granulated sugar i. büyük. dili kuyruklu piyano. k. kuyruklu piyano. k. gramer kitabı. büyükanne. büyükbaba. dili dede. i. i. i. dilbilgisel. 3. İng. soru şturma kurulu. görkemli. bail Granted. tahkikat heyeti. dili dede. sadrazam. k. i. 1. i. grand. ilkokul. plak. i. granddad. gram. 2... (genel) toplam. f. i.. (öğrencileri üniversiteye hazırlayan) lise. büyükanne. i. sandıklı saat. azamet.

--ing/--ling) çakıl döşemek. çökme. f. dişlerini gıcırdatmak. a ğırbaşlılık. i. minnetle. 1. 2. çekirge. i. 2. k. (towards/to) -e yönelmek. i. s. çökelme. 3. yerçekimiyle hareket etme. paras ız. tanecik. 2. paras ız. ot. 2. pençe.. i. kavramak. 2. at kapmaya çalışmak. . ho şnut etmek. kavrayış. bedava. argo (sigara halinde içilen) hintkenevirinin kurutulmu ş yaprakları. s. f. kocası geçici olarak 1. üzüm. demir parmaklık. f. yere gitmi veya kadın. fiz. zevk veren şey.. i. sıradan insanlara yönelik. vahamet. 3. yerçekimiyle ilgili. asma. ağırbaşlı. anlayış. graphic designer. 2. alt ıntop. -e sürtünerek/çarparak ses ç ıkarmak. tamahkâr. 2. haz. a ğır. 2. 1. 1. 2. mezarlık. ciddi. ızgara. i. (--ed/--led. 2. kareli kâ ğıt. ızgara. 1. z. bir yere gitmiş olan adam. boşanmış veya kocasından ayrı kaplamak. graphic graphic design. minnettarlık. bedava. yakalamak. i. s ıkı tutmak. yönelme. çimenlik. çökelmek. greypfrut. i. 1. grafiker. vahim. zevk. anlamak. i. çimen. tatmin etmek. k. with ile bo ğuşmak. grafik grafik dizayn. i. mezarc ı. f. yerçekimiyle hareket etmek.. i. i. yazılmış/çizilmiş/kazılmış. minnettar. 1. 1. açgözlü. çökmek. 1. i. yerçekimi. s. grafikle ilgili. sokaktaki kişiler. 1. i. i. 1. tüm ayrıntıları gösteren. çimenle yaşayan kadın. i. dili uçan ku ştan medet ummak. grafik. ask. s. memnun etmek. i. 1. zor bir probleme çözüm yolu bulmak. f. çimenli. bir boşanmış ş olankarısından ayrı yaşayan adam. graphite grapple grasp grasp at straws grasp the nettle grasping grass grass widow grass widower grasshopper grassroots grassy grate grate grate on grate on one´s nerves grate one´s teeth grateful gratefully grater gratification gratify grating gratis gratitude gratuitous gratuity grave grave gravedigger gravel gravestone graveyard gravitate gravitation gravitational gravity i. sinirine dokunmak. greyfrut. (bomba/ şarapnel içindeki) misket. f. s. i. haris. çak ıl. 3. 3. 2. grafit.granule grape grapefruit grapeshot grapevine graph graph paper. 1. çimlemek. rendelemek. z. kızmemesi. çizge. i. i. çim. 2.. ortadirek. canl ı ve net. 2. dili s ıradan insanlar. gereksiz. rende. f. mezar. s ıradan insanlardan kaynaklanan. s. s. ciddiyet. 2. mezar ta şı. s. 4. kavramak. yerçekimi. i. çarpıcı. s. i. 2. i. memnuniyet. 3. greyfurt. 4. 5. karısı geçici olarak 1. canlı ve açık seçik bir şekilde yazan. 1. bahşiş. demir parmaklık.

2. gri. Yunanca. i. yağlamak. manav. i. dolmalık biber. 3. fevkalade. Yeşiller Partisineşil fasulye. 2. 3. Yunanca. 4. i. Grönlandlı. Yunanlı. Rum. i. taze fasulye. çok.o. çok. 2. yeşil biber (olgunlaşmamış biber). makineyağı. Grönland. 1. 1. henüz olgunlaşmamış. 2.´s palm grease s. i. s. i. yeşillik. k. f. selam vermek. ser. s. k. Grönland´a özgü. great-grand. 2. sıyırmak. i. içyağı. 2. i. büyük (derece/miktar). i. girgin. kar şılamak. 1. s. dolar. k. 1. 2. k. i. 1.´s palm greasy great Great Britain Great Dane great-grandchild great-grandfather great-grandmother great-hearted greatly greatness Greece greed greedy Greek green green bean green light green onion green onion green pea green pepper green pepper greenback greenery greengrocer greenhorn greenhouse Greenland Greenlander Greenlandic greens Greenwich Greenwich Mean Time Greenwich Mean Time greet greeting greeting card gregarious gremlin i. açgözlü. k. dili acemi. . f. Danua cinsi köpek. ak ıl. Grönlandca. (makineleri bozdu ğuna inanılan) cin. 1. 2. açgözlülük. i. yağlı. f. Rum. Rumca. dili müsaade. sürücül. s. dolmalık biber. i. dili beyin.o. k. sos. yeşil renk. 2. et yağı.chil. s. 2. selam. Greenwich ortalama zaman ı. h ırslı. Grönlandlı. sıyrılmak. yağ. Yunan. Yunanlı. 1. büyük dede. 1. limonluk.. harika. Yeşiller Partisi 1. cömert. i. s. ye şil. 1. dili birine birine rü şvet vermek. acemi kimse. muazzam. f. büyüklük. torun çocuğu. 2. yeşil biber (olgunlaşmamış biber). 3. gresyağı. z. cesur. otlatmak. rü şvet vermek. İng. sıyrık. Grönlandca. yeşil ışık. et suyu. bezelye. tamahkâr. sera. çoğ.. acemi çaylak. 1. ham (meyve). önemli. sıyırıp geçmek. Rumca. büyük. ye ait. 3. otlamak. izin. hırs. Büyük Britanya. yeşil soğan. Grönland. tamah. 3. k. i. (trafik lambas ında) yeşil ışık.dren (greyt´gränd´çîldrın) i.gravy gray gray matter graze graze grease grease s. 2. i. i. büyük nine. s. fazlas ıyla. s. başkalarıyla beraber olmayı seven. i. i. gres. taze soğan. dili mükemmel. Greenwich. i. sürü halinde yaşamayı seven. yağ sürmek.. yeşil. yiğit. pek çok. selamlamak. Greenwich ortalama zaman ı. dili papel. tebrik kartı. toy. çimenlik. i. selamlaşmak. i. dili (yapraklar ı çiğ/haşlanmış olarak yenilen) yeşil yapraklı sebzeler. 1. yağlanmış. s. Yunanistan. i. yeşil..

(--ned. korkunç. 2. zihni kar ışık. 2. f. rutin. i. sert. s. boz. idare: Get a grip on yourself! Kendine -i alıp götürmek. dili Amerikan futbol sahası. büyük üzüntü. Ursus horribilis. (mide) sancımak. f. değirmentaşı. 2. s. i. 1. 3. --ping) 1. 1. içki sersemi. k. 2. 3. 1. (alçak kenarlı. i. bakkal. çoğ. (aletle/makineyle bir şeyi) öğüten/çeken/döven kimse. i. ğitaşı. f. i.. f. gri. sersem. i. deh şetsancı. tutma/kavrama şekli. ızgarada pişirmek. dibek v. amansız s. (çark ile döndürülen) diş. büyük bir üzüntü içinde olan. bakkal. dili metin olmak. bakkaldan alınan gıda maddeleri. uyku sersemi. bak. demir) tava. 1. . kumlu gibi. di şini sıkmak. 2. f. 2. metin. i. s. ızgara (alet). 1. kirli.. şikâyet. 2..o. büyük bir üzüntü içinde olmak. inilti. i. çok büyük (yanlış/zarar/kayıp/acı). i. i. kirlilik. metanet. 2. s. i. sırıtma. yakınma. 2. k ıkırdak. dayan ıklı. kontrol. dili şikâyet etmek. ac ı. yüz buru şturma/çarpıtma. (--ted. 2. yiv açmak. gıcırdayarak yavaş yavaş 2. öğütülecek/öğütülmüş tahıl. 1. el bombas ı. i. aman bilmez. bakkal dükkân ı. i. güvey. 2.stop etmek.. zool. -e büyük üzüntü vermek. 2. gruesome. havan. s. grid. f. -e ac ı vermek. ağır (masraf).´s imagination gripe grisly grist gristle grit grit one´s teeth grits gritty grizzly grizzly bear groan grocer groceries grocery grocery store groggy groin groom groove grope grope for words i. şikâyet. 1. bakkal dükkân ı. (mutfak i. k. --ting) k. i. kavramak. kas ık. f. 1. mahmur. bakkaliye. s. tazı. s. (ground) 1. zool. (alçak kenarlı. --mest) 1. i.´nde) öğütmek/çekmek/dövmek. dilitüyler ürpertici. s ıkı tutmak. i. kir. (midede) verici. f. bileği çarkı. --ning) s ırıtmak. kur şuni.. korkunç. 1... grizzly bear. gray. ızgara. el yordam ıyla aramak/ilerlemek. 2. çoğ. (Kuzey Amerika´ya özgü) korkunçay ı. bak. i. 1. i. i. ufak lokanta.grenade grew grewsome grey greyhound grid griddle gridiron grief grief-stricken grievance grieve grievous grill grim grimace grime grimy grin Grin and bear it! grind grind to a halt grinder grindstone grip grip s. i. ö ğütücü bile 4. i. 2. kum tanesi. yüzünü buruşturmak/çarpıtmak. kabuksuz mısır tanelerini kaba bir şekilde öğüterek yapılan ezme. k. öğütücü (alet/makine). (de ğirmen. 1. f. 2. (--mer. kat ı. i. kumlu.. şikâyete yol açan durum. (--ped. 2. i. 1. (birinin) dikkatini çekmek. grow. Gülümseyip sineye çek! f. (elle) sarkıntılık etmek. keder. f. yakınmak. yiv. anat. 3. f. ızgara. i. durmak. demir) tava. kum tanesi gibi ta ş parçacığı. bileyici. kelimeleri zor bulmak. 1. bakkaliye.. (mücadele). (about/at) k. inlemek. bak. tımar etmek. s.b. 1. (kıyma makinesinde) (et) çekmek. s. bak. yakınma. dili sorguya çekmek. bakkal. f. stop etmek. i. i.

f. 1. temel kural. küme sa ğaltımı. i. yerde sürünmek. 4. f. brüt kâr.gross gross gross income gross national product gross profit gross weight grotesque grotty grouch grouchy ground ground ground ground beef ground crew ground floor ground floor ground forces ground glass ground meat ground rule ground s. büyümek. ğersiz. olmak. on iki düzine. grind. 1. İng. i. grupland ırmak. yer (yerin yüzü): He fell to the ground. kıtıpiyoz. grup terapisi. grosa. yaltaklanmak. zool. dırdırcı. -den uzaklaşmak. brüt para toplamı. k ıyma. 1.. çok garip. 2.. 2. dırdırcı. gülünç. dili yumurtadan ç 3. kaba. temel atma töreni./Çirkin oldu. i. alışmak. 2.). pis. vuku bulmak.b. 2. 3.. i. (uçağı) uçurtmamak. f. walnut grove cevizlik. grow out of grow too big for one´s boots grow up Grow up! grower i. kıtıpiyos.. 2. s.azalmak. s. ile ilişkileri yetişmek. f. ekon. kırtıpil. i.. k. (bir işe)yaşlanmak. in ground wire groundbreaking groundbreaking ceremony groundhog groundless groundnut groundwork group group insurance group therapy groupie grouse grouse grove grovel grow grow away from grow into grow old grow on s. zamanla büyüyüp (bir giysinin) ölçülerine uymak. hata v.ıkıp-den kaynaklanmak. elek. 4. 2. kara kuvvetleri. 1. meydana gelmek. zemin kat. s. gayrisafi milli hâs ıla. . i. brüt gelir. . Çirkinleşti. toprak. (bitki/sebze/meyve) f. büyümek. kendini alçaltmak. 3. zemin katı. dili 1. ço ğ. bak. 2. 6. 1. k. zamanla birinin ho şuna gitmeye başlamak. Yere dü ştü. elek. kırtıpil. kirli. sinirli. koru. karaya oturtmak.b. Çocuklu ğu bırak! i. brüt. s.. i. görgüsüz. k. grup. gayri safi (miktar/a ğırlık). s. eskimek. f. (havaalan ında) yer mürettebatı. 1.).. büyüdü ğü için (bir giysiyi) giyememek. i. i. dili 1. buzlucam. dili şikâyet etmek. çığır açan (olay v. (birini) (ceza olarak) (ev. grup sigortas ı. 3. (bir binaya/kuruluşa (hava ko şullarından dolayı) uçamamak. (grew.o. çok şişman. okul. --ing/--ling) 1.o. --n) yetiştirmek. 3. brüt ağırlık.. olmak: She´s 1. toprak teli. i. 1. sığır kıyması. dili her zaman şikâyetçi olan kimse. karaya oturmak. 5. s. gruplaşmak. geli şmek. güldürecek kadar acayip. 1. (meyve a ğaçlarından oluşan) bahçe: orange grove portakal bahçesi. 2. büyüyüp/olgunlaşıp (kötü bir şeyden) vazgeçmek. ormantavu ğu. yerfıstığı. pasaklı. k. fon.. (--ed/--led. şikâyetçi. 3. birine (bir konunun) temel ilkelerini ö ğretmek. temelsiz. 2. dek. 2. toprak. da ğsıçanı. ihtiyarlamak. i. kabuğunu beğenmemek. (uçak)ait) arazi/bahçeler. 2. İng. göze batan veya tahammül edilmez (kusur. ön hazırlıklar. pop müzik toplulu ğu üyelerinin peşinde koşan kız. artmak. s. üretici. zemin.. f. asılsız.grown ugly. zool.. 2. yetiştirici.

k. istemeyerek. korkunç.b. Guatemala. misafir. muhaf ız. z. i. i. zannetmek. tümör. i. gözetim(trende) biletçi. i. çok zor. şeref konuğu/misafiri. sulu yulaf v. bak. zorlu. çeteci. s. vasi. 2. tahmini iş. korumak. gerillac ı. yiyecek. (bir tutukluyu) 5. katı. i. s. vesayet. şikâyet etmek. garaz. garanti. --bing) 1. nöbetçi. bir bitkiden süren dallar/sürgünler/yapraklar. grueling. guards. büyüme. 1. s. 2. koruyucu melek. 2. f. guerrilla. . s. 2. i. Guatemala. sevimsiz.. domuz gibi ses ç ıkarmak. vasilik. muhafızlar. hırlama. 3. f. i. rapor v. 2. hırlamak. İng. 2. ur. kin. lapas ı. f. tahminde bulunmak. 1. bak. dili3. grow. gerilla sava şı. pis. tahmine dayanan sonuç/sonuçlar. homurdanmak. şeref kıtası. f. gelişme. garanti. i. i. kurtçuk. İng. 1. pansiyon. f. 1. 3. 2. kefil. artma. cevap.. gerilla. korkuluk. i. ihtiyatlı (söz. i. tahmin. (bir şeyi) (birine) çok görmek. i. 1. bellemek. çoğ.. konuk. i. huk. deh şet verici. davetli. ask. 1. koruyucu.). s. ağzını sıkı tutmak. s.. (--bed.. bak.growl grown grown-up growth grub grub grubby grudge grudgingly gruel grueling gruelling gruesome gruff grumble grumpy grunt G-string guarantee guarantor guaranty guard guard guard a secret guard against guard of honor guard one´s tongue guard´s van guarded guardian guardian angel guardianship guardrail guardsman Guatemala Guatemalan gubernatorial guerilla guerrilla guerrilla warfare guess guesswork guest guest artist guest of honor guest room guesthouse f. i. tahmin etmek.men (gardz´mîn) i. i. (bir yerdeki) kökleri kazarak sökmek. i. i. kıskanmak: Do you grudge me this? Bunu bana çok mu görüyorsun? i. alt ında tutmak. 1. dili ( şovlarda dansçıların giydiği) minicik tanga. i. huk. k.b. homurtu. 2. sanmak. hırçınlığı üstünde.. -e karşı önlem almak. aksiliği tutmuş.1. 2. boks gard. Guatemalalı. marşandizin arkasına takılan ve demiryolu görevlilerini taşıyan cumbalı vagon. muhafız. i. 1. sert. yeti şkin. f. h ınç. i. f. (yol kenar ındaki) bariyer. sır tutmak. s. s. İng. s. basketbol gard. larva. 2. i. kirli. şikâyet. garanti etmek. misafir odas ı. i. konuk sanatç ı. otel/pansiyon mü şterisi. up kazarak/belleyerek -i ç ıkarmak/sökmek. koruma görevlisi. 4. f. dilini tutmak. i.. Guatemala´ya özgü.savunma duru şu. s. kazmak. Guatemalalı. s. yetişkin. valiye/valiliğe ait.

--ming) zamk sürmek. gitarist. yol göstermek. 2. Guyana. esnaf birliği. küçük kanyon. dili bo ş laf. gen. i.köpek. Gine-Bisav.. i. rehber kitab ı.a. s. k ılık. aç ıkgöz. Gui. 2. f.nese) Fransız Guyanası´na özgü. i. 2. Gine-Bisavlı. s. Guyanalı. bir şeyi yutuvermek. i. saf. saflık. suçluluk. yirmi bir şilin değerindeki eski İngiliz altını. i. Frans ız Guyanalı. i. vicdan azab ı. i. ço ğ. i. Gine-Bisav´a özgü. Gine. Fransız Guyanası. yutuvermek. 2. rehber ö ğretmen. i. martı. i. 1. down gum gum gum gum mastic gum tree gumbo i. i. 2. i. k. kolay aldatılabilir. . nahoş bir kahkaha. 2. rehberlik etmek. 2. i. Gineli. yönetmek. suçsuz. f. s. 1. i. 2. 2. 2. rehber. dişeti. okaliptüs. (çam reçinesinden ba şka herhangi bir) reçine. açıkgözlük. suçlu. 1. 1. i. i. Gine-Bisav. zamklamak. 1. Gine-Bisavlı. Frans ız Guyanası. 1. güdüm. 1. palavra. rehber k ılavuz. i. gözleri görmeyen birine rehberlik eden köpek. Guyana. s. 1. s. i. yutuverme. martaval. gitar. kobay. giyotin ile idam etmek.. rehber kitabı. s. 2. nahoş kahkaha atmak. boğaz. f. 1. i. çiklet. i. rehber.. s.guff guffaw Guiana Guianan Guianese guidance guidance counselor guide guide dog guidebook guided missile guideline guild guile guileful guileless guillotine guilt guiltless guilty guilty conscience Guinea guinea guinea fowl guinea fowl guinea pig Guinea-Bissau Guinea-Bissauan Guinean guise guitar guitarist gulch gulf gull gullet gullibility gullible gully gulp gulp s. 1. lonca. bak. kolay aldatılma. giyotin. 2. i. f. kurnazlık. 1. 1. (çamdan başka herhangi bir) reçineli ağaç. Gineli. rehberlik. beçtavuğu. s. Gine´ye özgü. Guyana i. yol gösterme. bamyalı yahni. beçtavu ğu. ask. Guianan. (bir projedeki) ana hatlar. beçtavu ğu. Guyana bölgesi. gırtlak. sel yata ğı. rehber. sak ız. s. i. 2. çok derin kanyon. Gine. 1. dış görünüş. kurnaz. (çoğ. s ıtmaağacı.t. art niyetsiz. i. Guyana bölgesi halkından biri. idare etmek. i. i. i. i. (--med. güdümlü mermi. i. körfez. f. i.

1. (about) hayranlığını abartılı bir şekilde anlatmak. fışkırış. atış ilmi. silah kaçakç ısı. k. dünden hazır. i. dili -i süslemek. 2. (okullarda) beden e ğitimi. 1.gumboot gumdrop gummed gumption gun gun for gun rack gun s. bak. yağlayıp ballamak. gunk. 2. mür şit. birini (ate şli silahla) vurmak. rüzgârın ani ve sert esmesi. dili inisiyatif ve cesaret. fışkırtı. topçuluk. i. dili cesur. yürekli. i. --ning) (motoru) birdenbire tam gazla çalıştırmak. agu.. 2. i. s. Guyana bölgesi halkından biri. çoğ. 2. 1. s. ateşli silah. s. s. i. çoğ. 1. (belirli bir yeri) elde etmek için bütün gayretiyle çal ışmak. i. silahlı kimse. tüfeklik. bağırsaklar. tüfek. down gunboat gunfight gunfire gunge gung-ho gunk gunman gunner gunnery gunnysack gunpoint gunpowder gunrunner gunrunning gunshot gunsmith gurgle guru gush gusset gussy gussy o. k. f.o. (iki kişi arasındaki) silahlı çatışma. . guru. i. i. tüfek ve tabanca yapan veya tamir eden kimse. s. 2. 1. k. (kaldırım kenarındaki) oluk. (çoğ. i. tat alma duyusuyla ilgili. Guy. i. dili cesaret. i. zevk. (arabayı) birdenbire tam gaz sürmek. Guyana. i. jimnastikçi. kuş. erim. jelatinli şekerleme.men (g^n´mîn) i. jimnastik salonu. rehber. gun. ateş etme. tüfekçi. dili vıcık vıcık şey. Guyana bölgesi. Guyanalı. f ışkırmak. top. i.. i. jimnastiğe ait. i. Guyana. spor salonu.. dili fazlas ıyla istekli. süslenip püslenmek. eski İngiliz Guyanası. (birinin) çan ına ot tıkamak için fırsat kollamak. eski İngiliz f. çuval.. f. s. atım. (--ned. up k. i.. silah kaçakç ılığı.kumaş parçası. gırtlaksı (ses). i. gambot. f. 2. dili adam. zamklı. İng. barut. i. i. 1. 2. f. i. i. i. 1. k. k. Guyana.nese) 1. lastik çizme. İng. silah atışı. verev takılan fışkırma.s. (ateşli silaha ait) menzil.. tabanca. i.a. topçu. 1. (çatı/dam kenarındaki) oluk. eski İngiliz Guyanası halkından biri. çağıldamak. çağıltı. 2.. 2. dili yüreksiz. 2. kanivo. s. ateş. (içki) çokça içmek. 1. up gust gustatory gusto gut gutless guts gutsy gutter guttural guy Guyana Guyanese guzzle gym gymnasium gymnast gymnastic i... jimnastik salonu. i. bağırsak. k. yürek: He´s got guts. i. i. i. Bayağı cesur o. i. spor salonu. i. s. (bebek) agulamak. k. i. ateşli silah taşıyan kimse. Guyanalı. 1. i. i.

3. alışılmış. herb gibi bazı kelimelerin ba şında ve herhangi bir kelime veya hecenin sonunda telaffuz i. i. dolu. hav. daimi. f. âdet. klişe. 2. bak. i. jinekolog. dili taksi. i. İng. i. i. f. taksi dura ğı. İng. f. kocakarı. hayvan veya bitkinin yeti ştiği doğal ortam. i.. f. hour. i. nisaiye. jinekoloji. 1. Çingene. bilgisayar korsan ı. i. yontmak. bayat. i. habitat. Roman. k ıymak. hileci. kih-kih (gülme sesi). seslenmek. argın. tuhafiye. at. alışıldığı şekilde.. den. 1.. ça ğırmak. i. 1. basmakalıp. k. İngiliz alfabesinin sekizinci harfi (Honor.gymnastics gynaecologist gynaecology gynecologist gynecology gyp gyp joint gypsum Gypsy gypsy gyrate gyration gyropilot gyroscope H. s. . 2. have. gynecology. niteliksiz yazar. had not. bir şeyin doğal yeri. İng. i. büyücü kadın. mutat. H.. k ıs. melengiç. 2. 1. saç. mezgit. İng. dili üçkâ ğıtçı. bak. itiyat. hac. çitlembik. bak. dolu tanesi. dönerek sallanma. 1.. 1. İng. --s çoğ. dönmek. i. k ıl. (--ped. i. i. 2. yaşlı çirkin kadın. yapsa daha iyi olur. sıkı pazarlık etmek. niteliksiz (iş). f. i. çekişe çekişe pazarlık etmek.. (hayvan dövüşmeye hazırlanınca dikleşen/kabaran) tüyler. tüy. i. liman ından kalkmak. 2. i. gynecologist. i. h haberdasher haberdashery habit habitat habit-forming habitual habitually hack hack hack hack stand hackberry hacker hackle hackneyed had had best do haddock hadj hadji hadn`t hag haggard haggle ha-ha hail hail hail fellow well met hail from hailstone hailstorm hair i. tuhafiye dükkânı. ısmarlama yazı yazan yazar. sahtekâr. kiralık atlı i. din görevlilerine özgü kıyafet. 2. vasat. 3. dönerek sallanmak. bak. yak ın arkadaş. i. tuhafiyeci. dönme. dolu fırtınası. 3. 1. kazık bir yer. 2. erkek giyimi satan ma ğaza. i. 2. i. yapmalı. i. hacı.. jimnastik. çoğ. al s. f. ünlem kah-kah. i. i. âdet üzere.. 2. kiralık binek atı. alç ıtaşı. 1. z. s. yorgunluk ve açlıktan bitkin. jips. çentmek. kazıkçı. herkesle çabuk ahbap olan kimse. f. i. argo becermek. yarmak. 2. 2. 1.ışkanlık meydana getiren. araba. k. i. dolu halinde ya ğmak. 1. alışkanlık. bitkin. selamlamak. cayroskop. s. kazık atmak. --ping) aldatmak. 1. çentik. Hrist.. Roman gibi ya şayan kimse. s. i.. şapka dükkânı. i. jiroskop. automatic pilot. . kuru kuru öksürmek.. yaşlı kuru öksürük.

i. tüylü. 3. k ılı kırk yarma. kutsalla ştırmak. i. saçın kesilme biçimi. k ılsız. kadın kuaförü. s.. i. i. 2. İki yarım bir bütün eder. sapasa ğlam. i. işin yarısı. yetersiz. saç kurutma makinesi. 1. melez. 3. saçsız. üvey k ızkardeş. saç spreyi. yar ım ağız. Half the students have come. s. k ıllı. s. U şeklinde kıvrılan. Haiti. 1. üvey erkek karde ş. malikâne. çiftlikteki kö şk. iyi düşünülmemiş. bayrağın yarıya indirilmesi. s. 2. kutsamak. yeterli olmayan tedbirler. istemeye istemeye. yarım ağızla. 4. i. üvey k ızkardeş. Haitili. tüyler ürpertici. Bodrum. s. s. erkek berberi. okul/üniversite binas ı. İng. Haitili. isteksizce. Halikarnas. korkunç. 2. Haiti. hayaletlerin. hortlakların ortalığa çıktığı gece (31 Ekim). s. yarım günlük (iş/çalışma). keskin viraj. i. salon. ahmak. saç tıraşı. s. i. 1. 2. yar ı yolda. işin çoğu. saç kurutucusu. s. 1. yetersiz olarak. (ayakkab ıya) yarım pençe vurmak. 2. f. 1. s. 1. turp gibi. hol. 2. koridor. ortada. i. saç şekli. i. yarı yolda bulunan (yer). yar ılanma süresi. yarım gözlük. saç filesi. yarım boy. isteksiz. 2. 2. 1. s. z. yarım. i. budala. i. vücudun yukarı kısmını gösteren resim. 1. s. f. i. half an apple yar ım elma. halves (hävz) i. Haiti´ye özgü. (çoğ. fiz. argo tehlikeli. i. 2. spor haftaym. --s) saç tuvaleti. 5. yarım pençe. yarımay. yarı pişmiş. s. (eski bir inan ışa göre) cadıların. saç tokas ı. i. k ılı kırk yaran kimse. i. saç fırçası. 1. i. kılı kırk yaran. s. 1. yarım düzine. firkete. çoğ.. i. 1. argo çok zor. 2. gönülsüzce. gönülsüz. Orada yarım gün çalışıyor. 2. spor hafbek. z.. .hair curler hair dryer hair net hair spray hairbrush haircut hairdo hairdresser hairless hairpin hairpin turn hair-raising hairsplitter hairsplitting hairy Haiti Haitian hale hale and hearty half half a dozen half brother half fare half glasses half measures half sister half sister half sole half the battle half time halfback half-baked half-breed halfhearted halfheartedly half-length half-life half-mast half-moon half-sole half-time halfway half-witted Halicarnassus hall hallow Halloween bigudi. kadın berberi. yar ım gün: She works there half time. işin en zor tarafı. ara. yarım bilet. yarı: Two halves make a whole. tüysüz.

el yazısı. sakat. el çantas ı. kösteklemek. ele avuca sığmaz çocuk. 4. 1. dili idare edilmesi zor biri. i. 6. hamak. z. 1. vermek. 1. f. devretmek. hammer an idea into s. mezra. i. 2. 3. isk. 2. hammer out spor çekiç atma. i. i. 2. f. ufak köy. 1. tabanca. 2. sanrılamak. f. jambon.. bak.strung) 1. (saatte) akrep/yelkovan. çekiçle dövmek. dağıtmak. s ığır kıyması. koridor. elle vermek. işçi. i. elverişli bir şekilde. (ham. hamster.. el ilanı.o. hamstring. i.hallucinate hallucination hallway halo halogen halt halter halve halves ham hamburger hamlet hammer hammer f. i. m ısınız? kuşağa devretmek. 3. ırgat. hand me that book. f. çekiçle vurmak. el. yular. sakatl ık. engel olmak. ayla. çekiçle çakmak. kuşaktan el bombas ı. hol. i. engellemek. durmak. f. --ming) argo i. 2. çekiçlemek. bak. kelepçe vurmak. 1. 1. el ele. (--med. halojen. f. handikap. çekiç. teslim etmek. yarıya bölmek. dizardı kirişini koparmak/kesmek. s. spor handikap. f.. . k. --s/--es) hale. hammer away -e şekil vermek. i. dili amatör radyo operatörü. durma. c ırlaksıçan. kapaklı büyük sepet. kelepçelemek. i. spor hentbol. i. i. (çoğ. kelepçe. yarıya indirmek. 1. engel. 1. i. half. 2. k. sanr ı. çamaşır sepeti. tayfadan biri. uzatmak: Pleaseel. 5. i.. -ping) engel olmak. rençper. tokmak. az miktar. bir fikri şlemek. 3. güçle ştirmek. i. durdurmak. f. laterna. 2. eltopu. ağıl. tayfa. abartarak oynamak. den. i. 2. el sanatı. 4. durmadan çalışmak. başkasına vermek. beceriklilik.. ruhb. i. el ile yap ılan iş. i. (--ped. hamburger. i. el freni. hammer throw hammock hamper hamper hamster hamstring hamstrung hand hand hand down hand grenade hand in hand in hand hand labor hand on hand organ hand out hand over handbag handball handbill handbrake handcuff handful handgun handicap handicapped handicraft handily handiness i. vermek. argo abartarak oynayan oyuncu. 2. avuç dolusu. 1. dizardı kirişi. 1. çoğ. özürlü. 2. i. babadan o ğula geçirmek. i. i. duru ş. teslim etmek.´s head çekiçle ibirinin kafas ına sokmak. kolayca. f. i. 3. mola. özür. i. O kitab ı bana uzatır f. 2.

anlam. rasgele. satmak. muallakta olmak. gelmek. sarkan. rastlantı.´s every word Hang on. as ılı. 2. elişi. i. hung up on 1. s. yapıştırmak. 2. i. be için yanıp tutuşmak. elişi. 1. cömert. apaçık: He was hands down the best. asılı olmak.birine) son derece tutamaç. (çoğ. i. eli işe yatkın. s. talihsiz. elişi. Bekle. (bisiklette/motosiklette) gidon. 2. şanssız. k. dili ba şıboş gezerek beklemek. 2. sarkmak. 2. (avukat) kendi yazıhanesini açmak. 2. kulp.handiwork handkerchief handle handle s. i. 3. takmak. kullanışlı. (to) (-e) s ıkı tutunmak. çoğ. i. u ğramak. asma. olmak. marifetli. asmak. i. özlemini çekmek. 1. 1. kaplamak. merdiven parmaklığı. hang. dili (tıp doktoru) özel muayenehanesini açmak. kullanılmış elbise/eşya. el yazısı. 4.3. el s ıkma. engel. idam edilmek. habis.o. 1. hazır. i. as ılmak. kolaylıkla. asılış. tehlikede olmak. elverişli. dayanmak. 1. k. 2. 2.y.ers-on) beleşçi kimse. sap. hang out/up one´s shingle hang up hangar hangdog hanger hanger-on hanging hangman hangnail hangover hangup hank hanker haphazard hapless happen happen across/on/upon happen by i. içki sersemliği. 1. i. salland ırmak. idam etmek. 1. dili birinin her dediğini can kulağıyla dinlemek. s. i. i. şüphesiz. çile. katlanmak. iş. askı kancası.1. tereddüt etmek. alçak. el altında. bol. (hung) 3. ürkek. parma ğını kıpırdatmadan. 3. güçlük. Onun en iyi oldu ğu apaçıktı. nazik bir durumda olmak. Dokunma!/Elini sürme! Eller yukar ı! i. eğmek. hand. k. dikkatli davranmak. f. kullan ılmış. -e rastlamak. kangal. meydana gelmek. yakın. el sürmek. 3. s. yak ışıklı. (after/for) arzulamak. çekinmek. 1. i. ask ı. şans. duru ş. sallanmak. usta. şeytantırnağı. 2. i şleme tarzı. sinsi adam. bahtsız. 2. el yapımı. çengel. geçmek. gelişigüzel. i. -e tesadüf etmek. 4.men (hän´dimen) i. kullanılış tarzı. i. -e tutulmak. 2. elden düşme. elle dokunma. idam. tak ınak. sarkma.o. 1. telefonu kapamak. mendil. tırabzan. çoğ. cellat.men (häng´mîn) i. büyük. i. kullanmak. s. geri kalmak. i. 2. f. idare etmek.. -i çok beğenmek. -e bayılmak. s. s. i. 2. korkak. asılmak. (çok k 5. elinden her iş gelen işçi. 3. f.ırılgan/sinirlii. . ipe çekme. z. dokunmak./Bir dakika. çok. -e kafas ını takmak. (başını) döküm. with kid gloves handlebar handling handmade hand-me-down handrail hands down Hands off! Hands up! handshake handsome handwork handwriting handy handyman hang hang hang hang around hang back hang fire hang in the balance hang in the balance hang on hang on s. asma. (--ed) ipe çekmek. f. hang. 1. i. kabza. ellemek. 1. 1. s. ele almak. i. yün/ipek çilesi. hangar. asmak. f. 2. becerikli.

2. s. sabit disk. s. katı. 1. 2. katı. şiddetli. Çok çal ıştılar. tirat söylemek. rahats ız etmek. harem. girmek. bak. 4. i. şiddetle. aralıksız saldırılarla taciz etmek. i. 1. i. sert. çok. çok meşgul olmak. -e tesadüf etmek. sağlam döviz/para. 1. . güçlük. huk. sertleşmek. f. f. Tanışıklığımız i. 3.. çetin. cinsel organları ve sevi sertle ştirmek. acımasız. sert. iyi. k. katılaşmak. -e rastlamak. çok soğuk (mevsim/hava). 3. yarık dudak. zorluk. güçbela. i. 3. kuru fasulye. kararlı. s. taciz etmek.. mutlu. 2. i. katılaştırmak. şiddetli. Çok gayret et! 2. darlık. 5. 1. s. dirençli. kuş beyinli. neşeli. şanssızlık. ağır. kask. şen. 1. neşeli. donanım. ackendi ç ıkarını düşünen. hemen hemen: Hardly anything was left. f. mesut. liman. (çimento) donmak. sertlik. 1.bak. f. 1. bilg. ağır iş cezası. olmak. 2. (fiziksel olarak) kat ılık. tirat. madeni e şya. s. i. sertlik. I hardly knew her. İng. misafir etmek. yabani tavşan. tavşandudağı. 1. kuvvetle: The wind´s blowing hard. s. 2. güçlükle. yerinde.happen in happen to happen to meet happening happily happiness happy happy-go-lucky harangue harass harbor harbour hard hard hard cash hard currency hard disk hard drink hard hat hard labor hard labor hard luck hard row to hoe hard-boiled hard-core harden hardheaded hardhearted hard-line hardly hardly to have time to breathe hardness hard-nosed hard-on hardship hardware hardware store hardwood hardy hare harebrained harelip harem haricot haricot bean hark hark back to uğramak. güçlük. ba şına gelmek. çok şükür. kurt. sert içki. Allahtan. ask. kafasız. acımasız. s. 1. (geçmişten. s. katı yürekli. ımasızlık. zorla. eski olaylardan) söz etmek. pekişmek. çıkarcı. lop. ağır iş cezası. zor. s. sert (söz). pek. beslemek. kuvvetlenmek. tedirgin etmek. zor iş. z. i. bar ınak. ünlem Dinle!/Dur!/Sus! (geçmişe. güç. Rüzgâr nakit para. i. boyun eğmez. makul dü şünen. i. 1. 3. uzlaşmaz. dili kül yutmaz. çetin ceviz. 2. inatçı. harbor. kuvvetlendirmek. dinlemek. s. sert kereste.. Hemen hemennefes alacak zaman ı bile olmamak. 6. kaygısız. f. sert. katılık. i. kuvvetli. önceki konuya) dönmek. 2. uzun ve tumturaklı bir şekilde konuşmak. sevinçle. 2. pekiştirmek. miğfer. 3. acı. katı (yumurta). vaka. 2. i. bir şeye aldırmaz. sıkıntı. 2. 2. 1. 2. s. hırdavat.. haricot. Try hard! z. bereket versin ki. 1. bilg. bizar etmek.büyük bir gayretle: They worked hard. 3. nalbur dükkân ı.. f. barındırmak. yolundan şaşmaz. z. dili (birinin) hiçbir şey kalmamıştı. i. kerestesi sert a ğaç. silah. uzun ve tumturaklı konuşma. 1. dayanıklı. k. rahat vermemek. katı. 3. şme hareketlerini yakından gösteren. kalpsiz. sığınak. 2. olay. 1. i. mutlulukla. delisi: girl-happy kız delisi. . mutluluk.

uyumlu. 1. armoniye ait. i. ivedilik. çabuk. i.. i. armoni. bak. i. aceleyle. ambar a ğzı. 2. kuşbaşı doğramak. (öküzleri) (sabana) ko şmak. den. harp. kötülük. hasat etmek. i. ahenkli. çekiş. nefret dolu. ziyan. kötülük etmek. harp çalmak. kesek k ırma makinesi. 1. bak. bak. mahsul. i.ha şlamak/azarlamak. 1. (ayn ı şeyleri) tekrarlayıp durmak. tapan. k ızıl geyiğin erkeği. ürün. karmakarışık şey. 2. dili tartışmak. tapanlamak. f. bozulmu ş şey. 1. (ata) koşum takmak. 1. uyumlu. to (atı) (arabaya) koşmak. 2. hasten hastily hasty hat hat press hatch hatch hatchback hatchet hatchway hate hateful hatred haughtiness haughty haul haul s. 2. uymak. i. i. İng. harmonize. i. aceleci. hasar. 1. Acele işe şeytan karışır. k ıs. koşum takımı. arp. 2. s. telaşçı. sonuç. nefret. 2. f. i. over the coals i. tırmık çekmek. 2. nefret etmek. s. 3. haşiş. şapka kalıbı. 2. s. 3. i. armonik. (plan) yapmak. sert. kesek kırmak. rekolte. altüst k. tapan çekmek. f. (rüzgâr/gemi) yön değiştirmek. ahenk. semere.. 1. 1. 3. s. biçmek. 2. çekme. ahenkli. 1. 4. arkada kap ısı olan küçük araba. i. hashish. 3. m ızıka. 1. zararlı. i. i. şapka. s. zarars ız. 1. orospu. k. i.o.harlot harm harmful harmless harmonic harmonica harmonious harmonise harmonize harmony harness harp harp on harpoon harpsichord harrow harrowing harsh hart harvest has hash hash over hasheesh hashish hasn`t hasp hassle haste Haste makes waste. 2. f. 1. oto. -in üzerinde çok durmak. uyum. has not. tartışma. i. 1. üzücü. huysuz. argo haşiş. civciv ç ıkarmak. acele. . ambar kapağı. kendini be ğenmiş. 2. yumurtadan çıkmak. fahişe. den. bir ağda çıkarılan balıklar. ac ı. i. s. 2. hintkenevirinden çıkarılan esrar. 1. 3. ambar a ğzı. 1. f. den. nefret edilen. vira etmek. ta şımak. müz.. zarar vermek. i.. i. (doğal bir gücü dizginleyerek) i. acele ettirmek. 2. zorluk. f. i. kuşbaşı doğranarak yeniden pişirilen et yemeği. i. kin. 3. armonika... müz. dü şüncesiz.. güçlük. f. f. bozmak.. i. uyum sa ğlamak. have. (kumpas) kurmak. 2. zıpkın. f. hasat. asma kilit köprüsü. f. 4. hasat. tez. 3. orak mevsimi. 3. acele. 2. zarar. z. hasat zaman ı. mağrur. i. f. 2. 1. s. dü şmanlık. 1. küçük balta. dili birini dönmek. ters. haşin. kendini be ğenmişlik. kibirlilik. asap bozucu. 1. acele etmek. lombar ağzı. erkek geyik. zıpkınlamak. kibirli. s. 2. f. kaba. çekmek. f. armonize etmek. nefret. 2. i. f. s. müz. müz. klavsen. 4.

1. kurtlarını mest olmak. kalça. -si olmak. k... zor unutulan. deli olmak. sahip olmak. . k.dili çokhas. usandırmak. almak. argo çok yüzsüz olmak. k. bak. sürekli yanında bulunmak. çok (bir şey yapmayı) denemek.o. sık perili. 1. ile payla şılacak kozu olmak. dili uyumak. s. 2. k. dili biriyle payla şacak kozu olmak. dili .dökmek. popo. k. dadanmak. (had. (öfkeden) deli olmak.haul s. k. bayram etmek. aklı başında biri olmak. çok alıngan olmak. ço ğ. sağduyu sahibi olmak. geçmiş zaman had 1. -eceği gelmek. büyük aptes bozmak. 4. çorbada tuzu bulunmak. -e bakmak. with -i makaraya almak.ing) kurald ışı çekimleri: şimdiki zaman I. 1. have a bowel movement/have a BM have a change of heart have a chip on one´s shoulder have a chip on one´s shoulder have a crush on s. (bir işte) parmağı olmak. -i etkilemek. -in dilinden anlamak: She has a feeling for animals. -eceği gelmek. sık gitmek. Eşyaları tamir etmeye meraklı. 5. k. kıç. Oraya hemen gidesim geliyor. dili bitkileri iyi yetiştirebilen biri olmak. 2. neredeyse zil takıp oynamak. kibir.o. 1. dili her zaman kavgaya haz ır olmak. fikir veya davran ışlarını değiştirmek. k. i. (at) denemek: Have a go! Bir dene! -i iyi kavramak. hakk ında bilgi almak/bilgisi olmak. 3. İnsaf be! İng. -e iyice vâk ıf olmak. k. We had a puncture. -esi gelmek: I have a mind to go there this instant. Akl ın fikrin hep onda. -e eğilimi/meyli olmak: He has a penchant for fixing things. -i sarakaya almak. you. 2. Lasti ğimiz patladı. akıldan çıkmamak.. bir konuyu tutturmak: You´ve got a one-track mind. zıvanadan çıkmak. -e niyeti olmak. 3. f. (hortlaklar/ruhlar) s ık sık uğramak. we. they have. -esi gelmek: I´ve a good mind to tell him off right now. f. bitkilerden iyi anlayan biri olmak. sağrı. babalar ı tutmak. s. i. dili çok e ğlenmek. insaflı davranmak.o. k. halledilecek davası olmak. over the coals haunch haunt haunted haunting hauteur have have a ball have a bearing on have a bee in one´s bonnet have a big lead have a blast have a bone to pick with have a bone to pick with s. ak ıldan çıkmayan. ucuz kurtulmak. ile ilgisi olmak. he. have a feeling for have a field day have a finger in the pie have a fit have a fling have a fling at have a gander at have a go have a good grasp of have a good head on one´s shoulders head on one´s have a good shoulders have a good mind to have a good press have a green thumb have a hand in have a heart Have a heart! have a kip have a line on have a losing streak have a lot of brass have a lucky/winning streak have a mind to have a mind to have a narrow escape have a one-track mind have a penchant for have a puncture birini azarlamak/ha şlamak. but. k. Hemen a good press. küplere binmek. hav. dili (birinin) şansı rast gitmemek. gurur. dili (birinin) şansı rast gitmek. getgidip terbiyesini verece ğim geliyor. dili bir fikri kafas ına takmış olmak. i. tekin olmayan. dili birine fena halde tutulmak. çok önde olmak. she it e ğlenmek. Hayvanlar ın dilinden anlar. 2. 2.

t. anjin olmak. have a way with s. -e yetene ği olmak. (birinin) bo ğazı gıcıklanmak.o. k. I am going to divorce my husband. kaza geçirmek. -den nefret etmek. aklı başında olmak. -de söz sahibi olmak. artık yetmek: He´s been cheating me . dili bir şeyden anlamak. k. k. dili çok e ğlenmek. (bir şeyi) iyi kötü kullanabilecek kadar bilmek: They have a working knowledge of geçirmek. have a working knowledge of have a wreck have a yearning to/for have a yen to have an abortion have an accident have an ace up one´s sleeve/have an ace in the hole have an advantage over s. k.. 2. k. 1. dili çok e ğlenmek. gıcık duymak. k. deli olmak. dili (bir şey yapmayı) arzu etmek. bo ğazı yanmak. dili 1. k. zor bir hayat benden birer bardak içki. have a screw loose have a screw loose have a share in have a shit have a short memory have a soft heart have a soft spot for have a soft spot for have a sore throat have a sore throat have a stiff neck have a stomachache have a strong stomach have a sweet tooth have a temper have a thing about have a tickle in one´s throat have a voice in have a way with s. argo 1. -de sözü geçmek. dili görmü ş geçirmiş olmak.o. dili bir tahtas ı eksik olmak. dili çabuk öfkelenen biri olmak: He´s got a temper. kocamdan boşanacağım. bak. -i hiç sevmemek. -de payı olmak. dili (birine/bir şeye) (birinin) zaafı olmak. aklından zoru olmak. have a whale of a time have a whale of a time have a whip-round have a word with s. -i çok sevmek. k. a rough time right now. have an affair with have an aptitude for have an in have an itching palm have an option on s. k. elinde kozu olmak. boynu tutulmak. (birinin) midesi a ğrımak. k. kürtaj olmak. dili bir tahtas ı eksik olmak. have bats in the belfry have been around have both one´s feet on the ground have designs on have done with have green fingers have had it zor/sıkıntılı bir dönem geçirmek. anjin olmak. haf ızası zayıf olmak. dili (birine) zaaf ı olmak. İng.have a rough time Have a round of drinks on me.t.o. sıçmak. midesi sağlam olmak. boğazı ağrımak/yanmak. müşfik olmak. kafadan kontak olmak. (birinin) midesi kolaylıkla bulanmamak/bozulmamak. gerçekçi ve pratik bir şekilde düşünmek. b ıkmak: I´ve had it. para toplamak. çocuk ald ırmak. biriyle konu şmak. have a run-in with s. para hırsı olmak. -de gözü olmak. işi tamamlamak. Artık bıktım. başkasına göre avantajlı bir durumda olmak. k. k. (kendisiyle evli olmayan biriyle) bir a şk ilişkisinde bulunmak. dili yumu şak kalpli olmak. -i arzu etmek. bitirmek. have a green thumb. 2. k. dili 2. sevmek. olmak. zor/sıkıntılı bir dönemden geçmek. (bir yerde) torpili olmak. dili biriyle kolaylıkla arkadaş olabilmek/iletişim kurabilmek. Şimdi zor bir Herkese geçirmek: They´re having biriyle atışmak. çabuk unutmak.tatlıkorkunç görüntülere kar şısevmek. Çabuk öfkelenir.o. bir şeyi belirli bir süre içinde alma/reddetme hakkı olmak.Bir Rusla iyi kötü anla şabilecek kadar Rusça trafik kazas ı Russian. kazaya u ğramak. tatlı yiyecekleri dayanıklı k.

under one´s thumb -eceği gelmek. k. -i kabul etmemek. tetikte olmamak. elleri bo ş olmak. -e ihtiyac ı olmamak. ile hiçbir ilgisi olmamak: This has nothing to do with you. -den hoşlanmamak. dili birini parma ğında oynatmak: Sevda has Kâzım on a string. argo işi iş olmak. Kâzım´ı parmağında borçlu olmak: We´ve her to thank for this. dili kafadan kontak olmak. (birinde) hiç istek/arzu sokmaya . tetikte olmak. Sevda. s. 1. 1. -esi gelmek. Siz bilirsiniz. başka bir işi olmak.o.o. ile hiçbir ilişkisi olmamak. k. to thank for have on have one foot in the grave have one´s back to the wall have one´s eyes on have one´s fill of have one´s guard down have one´s guard up have one´s hands free have one´s hands full have one´s hands full have one´s head screwed on have one´s wits about one have one´s wits about one have one´s work cut out for one have other fish to fry have preference have recourse to have resort to have rocks in one´s head have s. bir ayağı çukurda olmak. (birine) kin beslemek. -e başvurmak.şlanmamak. k. on a string have s.. -e izin vermemek. elinde ne yok. dili. (birinin) -e 1. under one´s thumb. dili çaresiz kalmak. dili -den hiç ho Ö ğretmen olmak hiç aklından geçmemişti. (bir şeyin) suçlusu olmak: If he didn´t succeed.o. dili -e gücenmiş olmak. -i hak etmek. bir davayı kavga ederek/tartışarak sonuçlandırmak. işi başından aşkın olmak. boş olmak. 2. -den nefret etmek/tiksinmek. k. hiç aklından geçmemek. he´s only got himself to thank for it! Ba şarılı olamadıysa suçlu olan sadece kendisi! 1. doğru dürüst düşünebilmek. -den illallah demek. 2. Bir yandan onu vuraca ğım geliyor. 2. dili k ırk tarakta bezi olmak. dokuz do ğurmak.have half a mind to have half a mind to have hard feelings about have in mind have it coming have it in for have it in for have it in one have it made have it out Have it your own way. ısmarlamak. k. bak. işleri tıkırında olmak. 2. (birinin) bir şey yapmaya hakkı olmamak: You have no business interfering in bir şey için)Benim i şlerime burnunuolmamak. get .o. bak. dili (birinin) önünde zor bir i ş olmak. tercih hakk ına sahip olmak. Bunun seninle hiçbir ilgisiyaptığını gösterecek hiçbir şey olmamak. k. kafas ı yerinde olmak. ona borçluyuz. to thank for have s. 2.. çok meşgul olmak. harcayacak vakti olmamak. hiç hakkın yok. fazla me şgul olmak.t. have no stomach for have no thought of have no time for have no use for have no use for have none of have nothing to do with have nothing to do with have nothing to show for it have o. -e başvurmak. Nasıl istersen öyle yap! argo içini kurt kemirmek. bir taraftan -ece ği/-esi gelmek: I´ve half a mind to shoot him. k. 1. k. (right/the right way) akl ı başında biri olmak. Bunun için (bir şey için) (birine) oynatıyor.s. k. Have it your way! have kittens have many irons in the fire have no business doing s. aklında olmak. k. 1. (birinin) (biri/bir şey) için vakti olmamak. meşgul olmamak. -e hiç niyeti olmamak: He´d had no thought of becoming a teacher. -i hiç sevmemek. dili -e kin beslemek. -i gereksememek. hatırında tutmak. k. giyinmek. -e göz koymak. gözü -in üzerinde olmak. yeteneği olmak./Nas ıl isterseniz öyle olsun. dili -den b ıkmak. şaka etmek. 2. dili (belirli my affairs.

t. 2. sonunda 1. kestirmek. liman. İshal olmuş. üstün olmak. on the brain have scruples about doing s. kısa bir uyku çekmek. mecliste söz söyleme hakk ı olmak. daha elverişli durumda olmak. k. (bir tartışmanın/ağız kavgasının sonunda) son söz birinin olmak: He always has the last word. dili ishal olmak. dili bir şeyi kafasına takmak. biri/bir şey aklında olmak. k. on one´s mind have s. zarar ziyan. ilgisi olmak. k. (bir şeyden) dolayı vicdanı rahatsız olmak/sızlamak. dili efkârlı olmak. 2. dibi tutmamak. Onda iyi bir avukat olma potansiyeli var. 1. bir şeyi çok iyi bilmek. (görü şü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek. dili içi sürmek.have s. dili (belirli bir şeyi) yapacak kadar küstah olmak. 2. on s. 1. dili birini çok güldürmek. k. have second thoughts have sex have shadows around one´s eyes have some say in have stars in one´s eyes have sympathy for have the best of it have the blues have the courage of one´s convictions have the face to do s.o.o. had better -se iyi olur: I had better -meli. ishal olmak. ba şarmak. çoğ. yapmak. ihtiyat olarak saklamak. in (bir konuda) nihai good -de (belirli bir şey olma) potansiyeli olmak: He has the makings of a lawyer. içi sürmek/gitmek: He´s got the runs. atın sırtından düşmek. dili gereken niteliklere sahip olmak: She´s got what it takes to be numberetmek. çok sevinçli olmak. galip gelmek. s ığınak.t. as Plato has it Eflatun´un deyi şiyle. 1.o. dili ishal olmak. 2. -malı: go. k. dili ortalığı toz pembe görmek. içi gitmek. 2. at one´s fingertips have s.t. (birinin) halini anlamak. ishal olmak.t. I have to go. yıkanmak. 2. elinde suçlayıcı delil bulunmak. aklı birine/bir şeye takılmak. (bir mülkün) tapusunun sahibi olmak. have the floor have the gall to have the inside track have the last laugh have the last word have the makings of have the run of have the runs have the shits have the squirts have the time of one´s life have the time of one´s life have the trots have title to have to have to do with have what it takes have words have/feel qualms about have/hold/keep in reserve have/put s. birine isteri krizi geçirtmek. gözleri mor halkalarla çevrili olmak. çocuk düşürmek. at ışmak. argo s ıçmak. (bir yere) rahatça girip ç ıkabilmek. hasar. çok güzel bir vakit geçirmek. Son söz hep onun. tahribat. in mind have s. birini gülmekten öldürmek. yarış alanının en iç kısmına yakın olmak. bir şey yapmaya yüzü olmak/cüret etmek. 1. have not. ile Gitsem iyi olur. biri/bir şey kafasını meşgul etmek. k. have s. (istem dışı) düşük banyo yapmak. 2. inandığı şeyi yapma/söyleme cesaretini göstermek./s. dili şekerleme yapmak. k ıs. bir şey elinin altında bulunmak. eğlenceli vakit geçirmek. seks yapmak.t. k.t. Gitmeliyim. dili çok e ğlenmek. i. 1. vicdani nedenle bir şeyi yapmaktan çekinmek. (bir yerde) (birinin) mülkiyet hakk ı olmak. i. (about) (daha önce verilen bir karar hakk ında) tereddüt etmeye başlamak. k. S ınıfının birincisi olmak için gerekli niteliklere kavga one in her class. in hysterics have/suffer a miscarriage have/take a bath have/take a crap have/take a spill have/take a zizz haven haven`t haves havoc birini/bir şeyi düşünmek.. biriyle bir şeyi paylaşmak: I have nothing in common with him./s. k. i. (bir yeri) serbestçe kullanabilmek. . sevişmek.o. 1.o.t. k. in common with s. have s. k. -de söz sahibi olmak. Onunla ortak hiçbir şeyim yok.t.

Ezilmekten zor kurtuldu. eril o. şansa bırakmak. He had. He walks home to save carfare. Ona vız gelir. saman nezlesi. s. Kendinde de ğil. 1. Hiç vakit kaybetmedi. He little knows . He was the life of the party. puslu. rizikolu. Ödediğin para karşılığında sana iyi mal verir. Artık buraya gelmiyor. Diyelim ki bin dolar ı vardı. He no longer comes here. say. kuru ot yığını. f. -e cesaret etmek.. s. Ümitsiz durumda. Ayrıntılara takılıp kaldığı için durumu bir bütün olarak göremiyor. He said it in an unguarded moment. tehlikeye atmak. 2. alıç. belirsiz. i./Umurunda değil. i. kestane rengi. He is past hope. He looked me through and through. tehlike. f. i. İstediği zaman gelip gidebilir. 1. He tilted back in his chair. saman. i. He just missed being run over. otluk. 2. ince duman. He did what little he could. kuru ot yığını. şans. Seksen ya şında. He has a good head on his shoulders. 1. erkek: he-goat teke. He is welcome to come and go at his pleasure. işportacılık yapmak. 2. He numbers eighty years. He doesn´t give a damn. ela (göz). kuru ot konulan parmakl ıklı raf/tekne. Toplantıyı canlandıran o idi. fındık. . Bilmiyor ki . i. a thousand dollars./Aklı başında biri. dumanlı.. He is not himself. riziko. fındık ağacı. kafadan atmak. He gives you good value for your money./Yetmiş yaşına bastı. Kayk ılarak sandalyesini arkaya doğru yatırdı. 1. He didn´t let any grass grow under his feet. He had better not. i.haw hawk hawk hawker hawthorn hay hay fever hay rack hayloft hayrick haystack haywire hazard hazard a guess hazardous haze hazel hazelnut hazy he He can´t see the woods for the trees. tahmin s. etmek. Beni iyice inceledi. He treated me to a beer. k. otluk./Kötü şöhreti var. şahin. f./İplemez. hafif sis.. tınaz. have known better He should than to do it. i. i. Belasını arıyor. He takes his whisky on the rocks. dili Viskiyi buzlu içer. He has a bad name. (kurutmak için) ot biçmek. Elinden geleni yapt ı. Bana bir bira ısmarladı. sisli. bulanık. s. tınaz. tehlikeli. otu biçip kurutmak./Beni süzdü. i. Boş bulunup ağzından kaçırdı. otluk. alıç. Yol paras ından tasarruf etmek için eve yürüyerek gider. Ölümü korkunçtu. 3. s. Yaşı yetmişi geçti. Onun kafas ı çalışıyor. samanlık. çaylak. Yapmazsa daha iyi eder. zam.. otluk. kuru ot. i. O işi yapmayacak kadar aklı olmalıydı. 2. i. 2. He is riding for a fall. anlaşılmaz.... He has turned seventy. i. He suffered a violent death. pus. işportacı. atmaca. Adı kötüye çıkmış. 1. doğan.

he had. baştan (çarpma). pruva rüzgâr ı. oto. i. kumanda merkezi.. karargâh. i. -i iddia ediyor. başlık. merkezde çalışanlar. 1. 1. pervas ızca. . inatç ı. bir şeyin ilerlemesini engellemek. 1. sayfa ba şlığı. He will come to no good. i. head.. 4. kafa kafaya. Ondan ba şkası yok mu bu dünyada? i. 3. z. i. burun. tura mı? s. birinin ilerlemesini engellemek. burun buruna (çarpışma). baş. bir şeyi engellemek. He´s/She´s not the only fish in the sea! head head head honcho head over heels head over heels head over heels in love head s. baş ağrısı. başlık. off head start head up head wind headache headband headboard headdress header headfirst headgear heading headland headlight headline headlong headmaster headmistress head-on headphone headquarters headrest Heads or tails? headstrong headwaiter Başarılı bir adam olacak. i. başta olan. I had rather go. şef garson. şlığı. başkan: the head of the math department matematik bölümü başa ait. baş. O noktada onu mat ettim. Onun imlas ı iyi. -in birincisi olmak: tepetaklak perende atma. ön taraf. Prensip sahibi bir adam. 2. i. “Yok” sözünden anlamaz. 2. i. dili ba şkanlık etmek. (biryer. bak.. z. 2.. sakınmadan. i. 2. i. (yazıda) başlık. apar topar. özel okul müdürü. He´s a man of few words. bir şeyin yolunu kesmek. he is. birini kösteklemek. k. başkan. 1. s. bildiğini okuyan. birinin yolunu kesmek. he has. balıklama (dalma). ba şkanı. 2. He will not take nay. z. 2.o. Onun sonu iyi olmaz. coğr. dik başlı. i. 2. 1. He will have it that . başbaşkanlığını yapmak/başkanı s. He/She can stew in his/her own juice! he`d he`ll he`s He´s a good speller. k ıs. i. Kibrinden geçilmiyor. this outfit? Buran ın başkanı kim? 2. I had him there. i. 1. şef. i. baş: Go to the olmak: Who heads argo şef. sırılsıklam âşık. Herkes onu hor görüyor. kelle. karyolan ın başucundaki tahta. He´s a man of principle. he would. i. spor avantaj. 1. özel okul müdiresi. dili Ne hali varsa görsün! k ıs. He´s always thinking about sex.. i. başlık. Aklı fikri sekste. off head s. Gitmeyi tercih ederdim. balıklama. 2. He´s puffed up with pride.He will amount to something. manşet. Az konu şan biri o. k ıs. f. baş belası. far. bant. telefon/radyo kulaklığı. i. 1. he will.t.. baş şeyin) taraf. baş. koltuk ba Yazı mı. başı önde. kafa. saç band ı. merkez büro. He´s an object of scorn. dert. 3. k. 1.

2. celse. f. aile ocağı. insanları iyileştirdiğini öne süren kişi. mektup almak. kümelemek. i. şömine. acı. i. keder. sağlık memuru. sağlam. üzüntü. sonuna kadar dinlemek. çoğ. can. k. iyileştirmek. ısı. 2. oturum. i. 4. kuvvetli. merhametsiz. -i duymak. başkalarından işitilerek öne sürülen delil. huk. sağlıklı. ac ımasız. 7.headwaters headway heady heal healer health health certificate health food health insurance health insurance health officer healthful healthy heap hear hear a shot hear of/about hear out heard hearing hearing aid hearsay hearsay evidence hearse heart heart attack heart disease heart failure heart transplant heartache heartbeat heartbreak heartbreaking heartburn hearten heartfelt hearth heartless heart-rending heartstrings heart-to-heart hearty heat heat heat conduction heat rash heat rash i. 4.. sağlığa yararlı. sağlıklı. (heard) 1. 3. ifadesini almak. 3. s. kalp yetmezliği. büyük ac ı veren. kafa tutan. doğal besin. yürek parçalayıcı. kulak vermek. 2. yürekten. büyük acı veren kimse/şey. silah sesi işitmek. eleme koşusu/yarışı. sa ğlam. yığın. yürekler acısı. yığmak. f. kuvvetli. 1. sağlık sigortası. s. hiddet. sağlığa yararlı. kulaklık. sağlığa yararlı. çarp ıcı (esans/içki). 2. 1. dili kalabalık. merkez. 5. 2. can damar ı. kalp nakli. 2. huk. kösnü. 3. -den haberi olmak. 1. i. cesaretlendirmek. f. büyük ac ı/keder. tav. s. duymak. 1. s. i. s ıcaklık. 8. gönül. Hear! Hear! İng. f. 6. kızışma. 1. ısıtmak. söylenti. i. i. sert. kalp. öz. i. kalp hastalığı. çok acıklı.. orta. 1. (hediye/hakaret) ya ğdırmak. katkısız. enginar v. duruşma. kalpsiz. 5. k. üfürükçü.. işitme. tıb. 2. . mide ekşimesinden dolayı yemek borusunda veya midede duyulan yanma hissi. f. sağlıklı. 1. enerji. 1. sağlık sigortası. yüreklendirmek. 3. küme. isilik. samimi. kalp atışı. hear. içten. 4. inatçı. işitme cihazı. s.. sorguya çekmek. bak.´nde) göbek. yürek vuruşu. öfke. s. f. dinlemek. ırmağı besleyen kaynaklar. 2. 2. 2. iyileşmek. i. aç ık. yurt. 1. s. candan. kalp ağrısı. kalp krizi. sağlık belgesi. içten. sağlık. s. cesaret. i. 1. ocak. işitim. i. yürek. spor eleme. ısınmak. yürek. kuvvet. isilik.işitmek. haber almak. candan. s. yol alma. 2. ilerleme.b. çoğ. cenaze arabas ı. i. dili çok miktar. i. yürekten. (marul. 2. i. kasap. ısı iletimi. i. dedikodu. 1.

s. (konuşmacının) sözünü kesmek. kirpi. 3. hararetli (tartışma). i. (--d/hove) 1. 2. hektar. boy. i. fırlatma. art ırmak. çok miktarda (oy kullanımı). 1. i. i. çalı ile i. faça edip durmak. 1.. sıcak dalgası. 1. 2. . kâfirlere özgü. 1. ısıtma. çoğalmak. 1. kâfir. i. 2. kuşatmak. Yisa!/Vira salpa! 1. yükselti. 2. k. dayanıklı. yeğinlik. 1. dinlemek. cennet gibi. küffar. 3. eli ağır. dikkat etmek. çevirmek. ağırlık. kederli. kızışık. 2. sakar. s. çoğaltmak. kuvvetli. 4. kâfirler. s. ağır su. üzgün. kald ırma. 2. gökle ilgili. i. 5. s. pervas ız. 2. kuvvetli (yağmur/rüzgâr/fırtına). süpürgeotuna benzer bir çal ı. şiddetli. artmak. doruk. kabartmak. 1. ağır sanayi. önemsemek. gö ğe ilişkin. topuk. (çoğ. 3. en yüksek nokta. i. f. fundalık. rüzgârı başa alıp gemiyi durdurmak. ökçe. heyecanlı.. 1.then/--s) 1. elek. fırın. ilahi. kaldırmak. telaşlı. yükseltmek. İbrani. sarmak. hea. kaçamak cevap i. s. ah çekmek. çalı çit. do ğurmamış genç inek. 3. 5. 1. kim.heat stroke heat wave heat wave heated heater heath heathen heather heating heating coil heave heave heave a sigh Heave ho! heave to heaven heavenly heavenly body heavily heaviness heavy heavy guns heavy industry heavy industry heavy metals heavy water heavy-duty heavy-handed heavy-hearted heavyweight Hebrew heck heckle hectare hectic hedge hedgehog hedgerow heed heedless heehaw heel heel hefty heifer height heighten sıcak çarpması. yukarı kaldırmak. k ızışmış. 2. i. 2. 1. eşek anırması. 4. İbranice. i. kefere. öfkeli. sıkıştırmak. s. i. soba. f. 2. 4. cennet. 3. önemseme. çevirmek. s. beceriksiz. 3. f. ısıtıcı. kâfir. i. rezistans. içini çekmek. düve. i. dikkat. anırma. 4. çok güzel. i. 2. ağır metaller. ağırsıklet. yükselmek. i. (deniz) kabarmak. i. (borsada) çok miktarda (alım ağır silahlar. yükseklik. soru yağmuruna tutmak. oldukça a ğır. etrafına çalı dikmek. dikkatsiz. den. ocak. ökçe takmak. f. funda. 2. 2. s. 2. ağır iş için elverişli. 1. s. süpürge çalısı. s. şiddet. 2. i. süpürgeotu. ağır. ağır sanayi. 6. s. s. yükseltmek. göksel. gökcismi. 2. f. şiddetle. 3. z. iriyarı. s. argo Kahrolas ı. 1. büyük bir güçle atmak/f ırlatmak. Tanrısal. i. f. ünlem.. sık ağaçlardan/çalılardan oluşan çit. dili 1. argo alçak herif. bol. 2. ısıtıcı. ağır bir şekilde. kalın (kar tabakas ı). çekmek. ekilmiş çalılardan/ağaçlardan oluşan çit. 1. sıcak dalgası.

i. (kendi kendine servis yaparak) (yiyeceklerden) almak: He helped himself to a piece of the cake. 1. i.men (helmz´mîn) i. antika. helms. bak. s. bu nedenle. bot. i. bak. etek. kuşaktan kuşağa geçen değerli şey. savunmas ızlık. 2. dır dır etmek. miğfer. . içine almak. baskı. hemofil. yard ım etme. baldıran. tiksindirici. i. i. s. Yard ımcı katkıda bulunma. bundan z. mirasç ı. z. kanama. aciz. s ıçandişi. i. çevirmek. tavuk. i. i. kendir. i. 1.. çöpleme. tıb. elbise veya paltonun etek kenar ı. i. kötü. i. faydalı. tıb. buradan. s. çırak. bundan dolayı. i. yardımcı: You´re not being helpful. yarıküre. helikopter. çirkin. emoroit. karaciğer iltihabı. tıb. dişi kuş. birine yard ım etmek: Can you help her out with her French? Fransızcasına yardım edebilir misin? Eleman aran ıyor. out Help wanted. dolayısıyla. fayda etmek. z. i. 1. Kekten bir dilim ald ı. karmakarışık. hold. kuşatmak.s. âcizlik. tolga. ajur. 2.. kenevir. tıb. i. 2. basur. 3. başının etini yemek. vâris. kask. katkıda bulunmak: I don´t see how I can help you. âciz.heinous heir heiress heirloom held helicopter heliotrope helium hell hellebore hellish hello helm helmet helmsman help help o. iğrenç. i. f. z. den. 2. çoğ. i. elbise kenar ı.. hepatit. (belirli bir zaman) sonra. s. i.. ünlem İmdat! i. Sana nas ıl yardım edeyim bilemiyorum. dümen yekesi. helyum. cehennem. kadın mirasçı. 2. berbat. i. i. 2. korkunç. bundan sonra. ünlem 1. k ılıbık. to help out help s. (--med. 2... i.. bot. 1. i. olmuyorsun. gelişigüzel. vır vır etmek. s. --ming) kıvırıp kenarını bastırmak. faydası olmak. tela şla.. i. ünlem Kahrolsun! i. f. f.. Merhaba. savunmas ız. hemofili. kullanışlı. yardımcı. ağıotu. 1.o. kötü. yardımsever. yardımda bulunmak. porsiyon. yararlı.. s. muavin. henceforth. i. hemoglobin. terz. dümenci. dümen. 1. apar topar. Help! helper helpful helping helpless helplessness helter-skelter hem hem in/about hemisphere hemline hemlock hemoglobin hemophilia hemophiliac hemorrhage hemorrhoid hemp hemstitch hen hence henceforth henceforward hencoop henpeck henpecked hepatitis s. 1. 2. alelacele. i. böyle. kümes. yard ım etmek. etek boyu.. Alo. f. i. kalıtçı. ahçı. bambulotu.

That dişil goat of hers is eating zam. kadın kahraman. i. s. kendi. çekinmek. i. i. kalıtımsal. sürü içgüdüsü. bundan önce. s.damnkendisi. kalıt. Buyur. kavlıç. zool. san. i. my roses. buras ı. kabul olunmu ş doktrinlereşı gelen düşünce. Vicdanı kendisini rahatsız etti. haber vermek. kahramanlarla ilgili. hâkim olan felsefi/siyasi doktrinlere kar karşı olan kimse. Herkül. burada. 3. bu vesile ile. ikircikli. baş karakter.. kahraman. i. tereddütle. çavşırotu. i.her Her conscience pricked her. kahraman. fıtık. ayaktak ımı. bunun içinde. (çoğ. gerçek boyutlarheroic.. avam. i. hertz/--es) fiz. balıkçıl. He looked at her. karars ız. protokol görevlisi. şimdiye kadar. i. herald herb herbal herbicide herbivore herbivorous Hercules Hercules´ allheal herd herd instinct herdsman here here and there Here goes! Here goes! Here you are. z. duraksamak. ondan. eroin. ileride. i. bunun üzerine. 3. dince kabul olunmu ş inançlara aykırı düşünce. i. edeb. f. ikircimli. z. Onu seviyor. bundan sonra. s. 1.. sürü. (çoğ. i. hertz. ından çok büyük (heykel/resim). 1. onun: Take hers. bak. That´s hers. müjdeci. otçul. --es) 1. 2. İşte başlıyorum. ot. soyaçekim. edeb. duraksayarak.men (hırdz´mîn) i. Ona bakt ı. s. bitkisel. i. i. yaln ız başına yaşayan kimse. i. geldin mi? 3. gütmek. miras. i. f. dişil onu. 2. 1. buralarda. kalıtım. 1.. 2. O onun. 1. ona. güz. İşte! z. z. sürü halinde gitmek. f. çoğ. s. yiğit. Onun o kör olas ı keçisi i. kahramanca. 2. bizzat. They hated her. herbisit. It pleased her. yabanc ı ot öldürücü. i. kabul olunmu ş doktrinlere karşı olan. çavşır. çoban. z. ilişikte. miras yoluyla geçen. . tereddütlü. hayvan sürüsü. 2. al. te şrifatçı. 2. otçul hayvan. z. şifalı bitki. s. 1. orada burada. Ha. z.. ringa. duruksun. şurada burada. ilan etmek. haberci. 1. zam. s. bunda. irsi. bununla. z. 1. buraya. münzevi. z. yemeklere tat vermek için kullan ılan bitki. 2. 2. kahramanlık. kahraman. kal ıtsal. 2. otlara ait. Onunkini al. onun: He loves her. otlardan yap ılan. dişil onunki. tereddüt etmek. i. i. dalalet. irsiyet. cesur. muazzam. Başlıyoruz!/Haydi bakalım! 1. topluluktan kaçan. 2. herds. hereabouts hereafter hereby hereditary heredity herein heresy heretic heretical heretofore hereupon herewith heritage hermit hernia hero heroic heroical heroin heroine heroism heron herring hers herself hertz hesitant hesitantly hesitate zam. Ondan nefret ettiler.

bot.. bak. 2. --es/hi.. f. bak.a. hanzo. i. yüksek frekans. (ağacı) kesip devirmek. f. 8. dar görü şlü. ünlem 1. 2. kesmek. kutuplara yakın. s. yüksek atlama.. iğrenç. high fidelity. oto.. coğr.den) saklamak. zengin fakir. ara. çingülü. 2. kokmuş (et). 2. k ıs. sesi çok do ğal bir şekilde verme. hid. yüksek yo ğunluk. f. (polisten) saklanmak. hödük. hewn) 1. fasıla. s. i. i. bak. A! i. 4. geom. İng. hiyeroglif. (hid. sesi çok doğal bir şekilde veren (radyo/pikap/hoparlör). 1. 3. heteroseksüel. 1. saklambaç. s. kıro.. 6. 2. herkes. i. karya. kapal ı. i. müz. (--ed. gizli. korkunç. gizlenecek yer. zahmetle meydana getirmek. yontmak... altıgen. hayvan derisi. hıçkırık. 1. His/Her Highness. Merhaba! 2. lüks (ya şantı). saklanmak. Haydi! 3. yontarak şekil vermek. yüksek. in hiding sakl ı.. 3. 1. post. altın çağ. her yerde. şamata. k ış uykusu. yatak. 5. (çoğ. karşı cinse ilgi duyan. Hey!/Baksana! 2. i. s. i.. ünlem 1. balta ile kesmek. zula. tereddüt. f.hesitation heterogeneous heterophyte heterosexual hew hew down hew out hewn hexagon hey heyday HH hi hiatus hibernate hibernation hibiscus hiccough hiccup hick hickory hid hidden hide hide hide away hide out hide-and-seek hideaway hidebound hideous hide-out hiding-place hierarchical hierarchy hieroglyph hi-fi high high and low high density high fidelity high frequency high gear high jinks high jump high jump high latitudes i. saklamak. tamasalak. bak. i. yüksek atlama. çok çirkin. hiyerarşik. Hey! i. hide 2. 1. k ış uykusuna yatmak. s. açıklık. gizlenmek. en h ızlı vites.tus) aralık. His Holiness. 2. s. (polisten) saklanacak yer. eski kafalı. bak. saklanmak. 1. f.. en parlak dönem. f. i. s. tiz. i. deri. yüce. heterojen. dili ta şralı.. 7. yarmak. i. hiccup. duraksama. kibirli. kutuplara yak ın yerler. hideaway. s. saklanacak yer. ikircim. cümbüş. ikircik. i. i. hide 2. hew. kendini be ğenmiş. yüksek perdeden. bak. . hiyerarşi. hıçkırmak. f. boş yer. k. bilg. i. i. f. i. gizlemek. 2.

denizin kabarması.´ni durdurarak soyan) soyguncu. pek f. s. aç ık deniz. i. birinci s ınıf. yüksekö ğrenim.way.. son derece. uzun ve çetin yürüyüş. i.´ni) soymak. neşe. anayol. met hali.. çok. tren v. s. 1. met zaman ı. s. 1. s. 1. 3. yücelik. met. met hareketi. i..çok. (yüksek) mama iskemlesi. çok tiz. suyun azami kabarma noktas ı. ilgi çekici olay.men (hay´weymîn) i. tepelik. yüksek mertebeler. anayol. i. yokuş. sinirleri gergin. yüksek kabartma. zorlayıcı. çoğ. i. i. s. z. yüce gönüllü. k ılıç kabzası. tren v. high. yüksek oktanlı benzin. i. san. kabarma. yüksek yo ğunluklu. kabza. i. 2. i. 2. s. hızlı tren. 1. 2. en önemli/heyecanlı nokta. gürültülü ve ne şeli. çokalt ını çizmek. dili ileri teknoloji. 2. en önemli bölüm. (kamyon. kahkaha. 1. s. yüksek bas ınç. (uçak/gemi) kaç ırmak. i.b. dili kaliteli. artış.. artırmak.. ta şkın. s. -in iyi. zorla yapılan (satış). yüksek fiyat. i. 1. s. güz. 2. 1. uçak korsan ı. 2. kaliteli.high living high octane gasoline high places high point high price high relief high school high school high seas high tech high tide high tide highbrow highchair high-class high-density higher higher education high-grade highlands highlight highly high-minded highness high-pitched high-pressure high-rise highroad high-speed high-speed train high-strung high-tech high-water high-water mark highway highwayman hijack hijacker hike hiker hilarious hilarity hill hillside hilltop hilly hilt lüks hayat. (resimde) ışıklı bölüm. ekstra. yükselme. uzun yürüyü ş yapmak. azami kabarma. -i vurgulamak. (eteğini) toplamak. 2. s. en üstün başarı düzeyi. 2. lise. enginler.. daha yüksek. -ebir şekilde. bayır. dili ileri teknolojinin ürünleriyle donat ılmış/yapılmış. (kamyon. sinirli. haydut. i. çoğ. f. s. 1. . s. yamaç. 1. 2. 3. foto. tepe. 2. eşkıya. bilg. 1. uzun yürüyü ş yapan kimse. i. f. doruk. 1. k. 1. k. büyük h ızla giden. s. s. lise. i. (fiyatı) yükseltmek. k. i. 2. yüksek (bina/apartman). i. i. entelektüel. dağlık yer. üstün nitelikli. 2. çok olumlu dikkati çekmek.b. i. doruk. parlak nokta.

Onunkini istemiyorum. historian. i. 2. iç bölge. i. kira ile tutmak. dokubilim. 1. tarihi an. His blood is up. i. birini ıslıklayarak sahneden kovmak. Patrik his. ücret. tıslama. dini Hinduizm olan kimse.pot.a. His head is spinning. -i üstü kapal ı söylemek. zam. on/upon e ima. eril onunki. etmek. i. çoğ. s. saçlı sakallı. eril kendisi. Ekselanslar ı. f. f. history. en gerideki. Hintçe. His face was wreathed in smiles. menteşe takmak. bak. önemli. art. i. f. dili suayg ırı. Papa Cenaplar ı. dili Ne varsa dilindedir. -i ima etmek. k. en sondaki. reze. hindmost. 2. tarihsel. onun kuvvetli taraf ı. . Yüzünde büyük bir tebessüm vard ı. kiralamak.mi (hîpıpat´ımay) i. Tüyleri ürperdi. f. engellemek. i.. --es (hîpıpat´ımısız)/hip. ıslık. tarihçi. tarihi.. (--er. k ıs. tüylü. -e söz. s. --most/--er.. but (et). 1. i. i. off the stage hist histoid histology historian historic historic moment İyi niyetlidir. s. k. i. s. zam. O köpek onun. His hair stood on end. 1. His face became purple. s.).most) arkadaki. Hindu. Gözleri ona dikildi. engelleme. mente şe. ıslıklamak. s.. hippi. i. 1. ücretle çalışmak. Hinduizme özgü. His heart is in the right place. That dog´s Cenaplar ı (Ekümenik Patrik outside. i. f. kira. Öfkeden mosmor kesildi. geride olan. eril onu. bağlı olmak. Hindu. arka ayaklar. s. 2. i. i. engel. karşı tarafta aynı yeri işgal eden kimse. kalça. historical. 2. His Holiness his opposite number his strong point His/Your Highness hiss hiss s. 2. k. 1. bizzat. 2. 2. hinterlant. anat.po. histoloji. dili Baya ğı kızdı. ıslık çalarak yuhalamak..s. ona. dini Hinduizm olan.. i. His eyes rested on it. onun: I don´t want his. 1. çıtlatmak. kalça kemiği. suaygırı.. 2. Take his için kullanılır.him himself hind hind hind legs hind quarter hinder hindermost Hindi hindmost hindrance Hindu hinge hint hint at hinterland hip hipbone hippie hippo hippopotamus hire hire o. -i dokundurmak. s. zam. -i kiraya vermek. dişi geyik. kendi. tıslamak. dayanak noktası. out hire out hirsute his His All Holiness His bark is worse than his bite. Başı dönüyor. dönüm noktas ı. Onunkini d ışarıya çıkar. i. 1. en arkadaki. ima -i hissettirmek.o. 1. üstü kapalıdayanmak. dokusal. ücretle tutmak. s. k ıllı.

2. rasgele bulmak. dili turnayı gözünden vurmak. ancak en önemli noktalara de ğinmek. 1. dili (bir şeyi arayan biri) aradığını bulmak/kendisini çok umutlandıran bir şeydili ineklemek. darbe. tarihsel. i. f. boğuk sesle. dili en yüksek h ıza/dereceye ulaşmak. 2. k ır. bulmak. k. tarihe göre. horehound. bir ileri bir geri. otostopçu. argo şişeyi devirmek. taşı gediğine koymak. 1. istiflemek. çarpıp kaçan (şoför). 1. f. k ıs. 2. 1. oraya buraya. s. k.. iliştirmek. k. 3. buraya. i.. 2. 1. z. vurma. i. 2. ip ile ba ğlamak. isabet etmek. 4. topallamak. etmek. k ırağı. dili kiralık katil. stok etmek. i. ürtiker. beri yandaki. k. . 3. (birine) kahpelik 1. ağarmış. s.historical historical novel historically history hit hit below the belt hit below the belt hit it off hit man hit one´s stride hit pay dirt hit the books hit the bottle hit the ceiling hit the deck hit the high spots hit the jackpot hit the jackpot hit the mark hit the nail on the head hit the roof hit the sack hit the sack/sack out hit the spot hit the trail hit upon hit-and-run hitch hitch on to hitch up hitchhike hitchhiker hither hither and thither/yon hitherto hive hives HMS hoard hoarder hoarding hoarfrost hoarhound hoarse hoarsely hoarseness hoary s. boks kemerden a 2. dili 1. z. boğuk. 2. başarı. z. f.şağı usulsüz olarak vurmak. kurdeşen. i. yerinde mec. --ting) 1. i. şimdiye kadar. 2. argo 1. dili yola koyulmak. vurmak. söz. 1. tepesi atmak. bağ. kovan. tam bilmek. 3. iki/bir seksen uzanmak. istif. biriktirip saklayan kimse. i. tarihi roman. hedefi vurmak. beriki. boğuk sesli. k. bak. adi -e bağlamak. 2. umulmad k. tarihi. ba ğlantı parçası. ık bir anda başarı kazanmak. 2. otostop yapmak. çekelemek. tıb. k. kalleşlik etmek. engel. i. vuruş. i. aksama. 2. 4. büyük bir başarı kazanmak. k. s. volta. 1. takmak. ancak en önemli şeyleri görmek. dili (yiyecek/içecek) çok makbule geçmek. dili yatmak. i. yukarı çekmek. 1. argo tepesi atmak. isabet. 2. dili küplere binmek. boğukluk. tarih. ar ı kovanı. haksızlık anlaşmak. to (atı) -e koşmak. f. istifçilik. şuraya buraya. turnayı gözünden vurmak. istifçi. biriktirmek. yataktan kalkmak. bağlamak. His/Her Majesty´s Ship. boğuk seslilik. 3. i. i. tahmini do ğru olmak. His/Her Majesty´s Service. ak. z. k. şimdiye dek. tam isabet kaydetmek. isabet ettirmek. çarpmak. biriktirilmiş şey. k. 2. (hit. uyuşmak. 1. etmek. s. tarihle ilgili. argo yatmak.

i. yüzüne vurmak. 2. 1. i. zaptetmek. 2. topallama. 2. büyük domuz. 3. (suçu) -e yüklemek. sayg ı göstermek. 1. 1. nutuk söylemek. 1. yakla şmamak. dili Dur!/Bekle! durumunu korumak. içinegemi ambar ı. ifrit. bir şey söylememek. uzun uzad ıya konuşmak. topallamak. 2. hakir görmek. glass hold? Bu bardak ne kadar su i. buka ğı vurmak. b ırakmamak. serseri. kösteklemek. 1. latife. hobi. much wateriç tarafı. inanmak. hokey. gezici rençper. karmakar ışık şey. (bayrak) çekmek. k. yetmek. gulyabani. 3. aksayarak yürümek. birini bir şey ile durmadan tehdit etmek. şaka. --es/--s) 1. oyun etmek. f. dili (bir işi) yürütmek. k. i. birinden gizlemek. kalabalığı zaptetmek. dü şkü. 2. konu şmamak. dert. i. dayanmak. rehin olarak tutmak. boş gezenin boş kalfası. ileri sürmek. i. zaptetmek. dili dilini tutmak. 2. tutmak. saplant ı.o. back i. yersiz korku. hile. k. 1. 4. yularını elden bırakmamak. f. 1. çapa. (telefonda)-e tutunmak. Elimi tut. 4. yaklaştırmamak. 1. i. yukarı çekmek. saymak. . 1. 4. topal etmek. 1. ayak i. f. oyun. 2. 2. uzak durmak. 2. özel zevk. i. devam etmek. işletmek. öne sürmek. ayak diremek. 1. tutmak: Hold my hand. i.hoax hobble hobby hobgoblin hobo hock hockey hodgepodge hoe hog hog wild hoist hold hold hold a child back a year hold a crowd back hold a postmortem hold a thing over s. beklemek. -in savunucusu olmamak. hold against hold aloof hold at bay hold by hold down hold forth hold good hold good hold in hold in contempt hold in esteem hold in leash hold in pledge hold incommunicado hold no brief for hold off hold on hold on to Hold on! hold one´s ground hold one´s own hold one´s own hold one´s peace hold one´s peace/tongue hold one´s tongue hold out hold out on one hold over hold s. -i tutmak. tutmak. arada mesafe b ırakmak. konu şmamak. yukar ı kaldırmak. rehin. dili i. 2. süregelmek. türlü yemeği. kimseyle görü ştürmemek.o. aksama. rehine koymak. başkalarıyla görüşmesine izin vermemek. buka ğı. ertelemek. geçerli olmak. yakla ştırmamak. f. aylak. (çoğ. 3.. geçerli olmak. k. 3. almak: How 2. ilişki kurmamak. eski durumunu korumak. hor görmek. f. (held) 1. direnmek. 2. önermek. yük asansörü. baskı altında tutmak. -in taraftar ı olmamak. 1. 1. köstek. uzakta tutmak. susmak. dayanmak. 3. 2. argo ç ılgın. ertelemek. 2. çapalamak. birinin ilerlemesini durdurmak/engellemek. f. geminin will this çocuğa (okulda) aynı sınıfı tekrarlatmak. aldatmak. k. 2. dili tutmak. (başarısız bir durumu) ameliyat masasına yatırmak. yerini korumak. dilini tutmak.

i. tatil. . boşluktan gelen (ses). demirleme liman ı. dili berbat yer. ışmadan geçirilen süre. rahat. 1.´ne gösterilen) sayg ı. 4. 1. 3. 2. 2.. (birinin/bir kurulu şun sahip olduğu) i. 3. bayram günü. 1. İng. 2. İçişleri Bakanlığı. İng. s. 1. s. i. (ifade) tutarlı olmak. evsiz barks ız. 3. Hollanda. s. k. k ıpırdamamak. f.b. i. 1. cigarette holder sigara ağızlığı. memleket. kaldırmak. İçişleri Bakanı.o. kutsallık. 3. bağırış. İng. 1.. birine/bir şeye saygı duymak. haykırmak. i. i. makul olmak. dinlenmek için çaltatile çıkmış kimse. f. 4. korumak. içişlerine ait. eve özgü. 2. İng. ile aynı fikirde olmak. üstünlüğünü korumak. bir şeye yaramayan zafer. aile oca ğı. anavatan. k. (şirketin) idare merkezi. dili Dur!/Bekle! i.hold s. tutmak. i. mukaddes. İng. yardımda bulunmak. 2. i. yalan. gecikme. boş başarı. 1.o. in one´s arms hold s. candle holder şamdan. imha. Paskalyadan önceki hafta. tabanca k ılıfı. soygun. delik açmak. 1. çukur. telefonu kapatmamak. i. çukur./s. engellemek. yankı yapan. içi bo ş. i. delmek. değişikliğe karşı olmak. 4. i. dili -den kalma bir şey/kimse. kutsal. dili ba ğırmak. vatan. 2. arzetmek. 2. oyuk. s. (hükümdara v. bo şluk. cana yakın. büyük yang ın. hisseler/emlak/mülk/mallar. hürmet. geciktirmek. ev ile ilgili. merkez. gülhatmi. 2. evde oturmayı tercih eden kimse. tatil. evsiz. kira ile tutulmu ş arazi. dili geçerli olmak. 5. i. oyuk. k. derin. içine bir şey konulan nesne/kap. s. basit. 3. i. 1. kasanın anahtarı (birinde) olmak. bot. yolunu kesip soymak. egemen olmak. 3. 1. sade. in high regard hold still hold sway hold the field hold the line hold the pass hold the purse strings of hold together hold up hold water hold with Hold your horses! holder holding holding company holdover holdup hole hole up holiday holidaymaker holiness Holland holler hollow hollow victory holly hollyhock holocaust holster holy Holy Scripture Holy Week homage home home base home economics Home Office home office home port Home Secretary homebody homeland homeless homelike homely birini kuca ğında tutmak. İng. anayurt. ev gibi. bir arada tutmak.. çobanpüskülü. i. k. göstermek. çökük. çukur. kutsiyet. haykırış. i. ev ekonomisi. sahte. 2. tatil günü. geçidi tutmak. out oymak. ayr ılmamak.. 1. üs. 1. çirkin. i.t. yurt. içinde bir şey saklanabilen nesne/kap: 2. f. tutma. holding. 1. 2. Kitabı Mukaddes. delik. 2. bot. i. from k. para (birinin) elinde olmak. gösterişsiz. 2. saklanmak. kulp. rahat. yuva. i. 3. yortu günü. s. ev.

mansiyon. cinayet. 1. dilb. dili sevgilim. onda dürüstlük namına bir şey yoktu. bilemek. ev ödevi. can ım. i.. fahri.. i. homoseksüel. 1. namuslu. 2. s. eve do ğru. balarısı. homolog.a (anırer´iyı)/--s (anırer´iyımz) i. s. s. homogenize. klakson sesi. Honesty is the best policy. dürüst. i. Honduras. 2. 2. şılığında verilen para. e şcinsel. basit. sahiden. Honduraslı.. i. bağdaşık hale getirmek. iffet... şöhret. f. balayı. mansiyon. balayına çıkmak. s ıla hasreti. Honesty. . was not Şeref şöyle dursun. evde yap ılmış. i. ödev. 1. İng. çiftlik ve eklentileri. i. f. homojenlik. şerefli. Honduras´a özgü. namus. hilesiz. serbest meslek sahibine hizmet kar2. pavyon. 2. i. i. iftihar listesi. 1. Dürüstlük en iyi yoldur. onursal. s. i.. homojen. kaz sesi çıkarmak.o. e şeref vermek. sade. onur. homojenle ştirici. klakson çalmak. f.rar. 1. i. in him. 1. gurbet çekme.i. z. bal. Honduras. katil. dürüstlük. gurbet çeken. (okulda) esas dershane. 2. honey in the comb honeybee honeycomb honeymoon honeysuckle honk honky-tonk honor honor a debt honor roll honorable honorable mention honorable mention honorarium honorary i. 1. 1. hilesizce. evde dokunmu ş. dürüstçe. honey petek balı. bak. i. şeref. homojenle ştirmek. adi bar. i. ba ğdaşık. evine/vatan ına dönmekte olan. s. i. 2. han ımeli. f. ev ve eklentileri. i. (ballı/balsız) petek. honorary. z. k.homemade homemaker homeroom homesick homesickness homespun homestead homeward homeward bound homeward bound homework homicide homogeneity homogeneous homogenise homogenize homogenized homogenizer homologous homonym homosexual Hon hon Honduran Honduras hone honest honestly honesty s. 2. f. s. i. ücretsiz yap ılan. borcunu ödemek. gerçekten. Honduraslı. dövüp kıvamına getirmek. 1. 2. k ıs. türdeşlik. (bono/çek) kabul edip karşılığını ödemek. s. bot. -i şereflendirmek. i. hon. e şadlı. k. s. 2. vatan/ev hasreti çeken. nam. adam öldürme. ün. dili i. Honorable. 1. i. 3. let alone honor. ücret. 1. çoğ. ba ğdaşıklık. i. k ıs. f. türdeş. 2. ev kad ını. yabankazı sesi. s. namus. honorably. i. s. homojenize: homogenized milk homojenize süt. memleket yolunda. 1. f. 2.

korna. (korna. 2. klakson. dili çok öfkeli. i. çalmak. kukuleta. hüthüt. oto. nargile..o. i. ümitli. 2. i. yatay. hoopoe. 1. kabadayı. i. hoof. 1. 1.. kabadayı.2. 1. 2. İng. i. 1. köpekayası. f. i. tutmak. 2. s. bak. hormon. dili şamata. bak. bak. vapur/tren/sis düdüğü) ötmek. zool. çengel şekline sokmak. bak. f. kalabal ık. i. k. dünyasından biri. orak. kopça. z. (bayku ş. k.. i. honor.. gaga burun. çoğ. oldu ğu gibi: He swallowed my story hook. çengel. ufuk. motor kapağı. toynak. kah kah gülmek. k. vapur/tren/sis düdüğü için) ötüş. 2. müz. . i. i. 2. kasnak. kancayla ba ğlamak. 3. dans etmek. çember. birini yuhalayarak susturmak. (bayku ş) ötmek. honorable. f. ümitle. İng. her şeye rağmen ümitli olmak. hayırlısı demek. 2. hurrah. yatay düzlem/çizgi. seksek oyunu. bak. çengelsi. ünlem. kabadayı. dili tamamen. umut. 2.. ümit vermeyen. kanca. s. çengel ile yakalamak. --ping) sekmek.honour honourable hood hoodlum hoodwink hoof hoof it hoo-ha hook hook and eye hook up hook up with hook. f. çavu şkuşu. ile evlenmek. i. yeraltı dünyasından biri. 3. s ıçramak. i. ümit etmek. boynuz. 2. sarp ın.. line and sinker. bak. --s (hûfs)/hooves (huvz) i. kahkaha. ümitsiz. 1. sekme. argo 1. f. 2. i. taban tepmek. kaput. 1. 4. umutsuz. 1. çekmek. ümit. i.. 2. Upupa epops. aldatmak. uçak seferi. i. erkek ve di ğlamak. i. birleştirmek. k. ibibik. köpekotu. i.. göz boyamak. i. i. olduğu gibi yuttu.. s. i. s. horda... başi kopça. k. fahi şe. k. olta ile (balık) tutmak. dili uçuş. çengel şeklindeki.. down hoover hooves hop hop hope hope against hope hope for the best hopeful hopefully hopeless hopper hopping mad hopping mad hopscotch horde horehound horizon horizontal hormone horn i. bot. yaya gitmek. çengelli. f. dili çok k ızmış. k. korna. 2. 3.. kara ısırgan. i. i.. i. 1. s. ümit verici. i. 2. elektrikli süpürge ile temizlemek. dili in şallah. k. dili orospu.. ba şlık. ile ilişki kurmak. ummak. İng. elektrikli süpürge.. çemberlemek. çevren.. İng. sıçrama. hookah. patırtı. yeraltı f. 1. silo.. 3. k. dili 1. 2. köpürmüş. boru. 1. 1. f. i. f. line and sinker hooka hookah hooked hooked nose hooker hooky hooligan hoop hoopoe hoopoo hooray hoot hoot of laughter hoot s. çoğ. 1. zool. (--ped. İng. Masalımı i. şerbetçiotu. f.. dili serseri.

beygir. i. at k ılı. --s) hortum. beygirgücü. hastaneye yatırmak. at. 2. i. i. zayiçe. s. çerez.. berbat. 2. konuksever. i.. davet veren kimse. 1. i. i. 2. fena ğrenç. i. dehşet. gürgen. f. bayırturpu. çoğ. binicilik. at nalı. ölümcül hastalar ın ölene kadar bakıldığı s. i. çok kaba ve kırıcı. korkutmak. i. i. hose) çorap. boynuzlu. ırlı. atkestanesi. Hrist. i. gayret verici. f. dehşetli. 1. 3. korkunç. 4. binici. meze. ev sahibi. bahçecilik. çok kötü. 2. 2. 1. çiçekçilik.. çoraplar.horn of plenty hornbeam hornet horns of a dilemma horny horoscope horrendous horrible horribly horrid horridly horrific horrify horror hors d'oeuvre horse horse chestnut horse mackerel horseback horsebean horsehair horseman horsemanship horseplay horsepower horseradish horseshoe horsewhip hort hortative hortatory horticulture hose hose hosier hosiery hospice hospitable hospital hospitalise hospitality hospitalize Host host host hostage hostel bereket boynuzu. 1. çok fena. hortative. 2. 2. i. nal şeklinde şey. deh şet verici. i. nal ile oynanılan oyun.. korkunç. yılgı. özellikle rahipler/rahibeler taraf ından idare edilen misafirhane/yurt. hoyratlık. çok kötü. i. hastane. mensucat. ikramc ı. ikramc ılık. dili çok kötü. 1. yüreklendirici.. misafirperverlik. i. 2. abaza. abazan. ev sahipli ği yapmak. . 1. at kılından dokunmuş kumaş. 1. 2.. bot. k ıs. konukseverlik. çok s. a şırı bir şekilde. 3. k. i. 2. z. s. misafirperver. konuk etmek. k. f. ve k ırıcı. rehine. i. çok kaba kötü. i.. s. öğüt veren. s. 1. 1. i. tutak. ihalde. iğrenç.. çoğ.. s. çok fena. 3. 1. i. (--ped. 3. Fr. birinin seçilmesi gereken iki güç seçenek. 2. çok fena. i. teşvik edici. 1. (ekmek ve şarap ayinindeki) ekmek. horse. beygir. k. korkunç/dehşetli bir şekilde. hospitalize. kırbaç. nasihat dolu. kamç ı. (çoğ. i. istavrit. f. bakla. (çoğ. çokluk. z. çorapçı. 2. i. öğrenci yurdu.. bak. büyük e şekarısı. dili berbat. genç turistler için ucuz otel. çok kaba ve k ırıcı bir şekilde. dili çok kötü. çorap fabrikas ı. 2. İng. --ping) kamçılamak. mensucat fabrikası. korku. mak. davet vermek. at s ırtı. nasyıldız falı. korkunç. dili korkunç. bahç ıvanlık. k. sunuculuk yapmak. çok kaba ve k ırıcı dili şekilde. spor atlama beygiri. eşek şakası. 1. k. i. 2. argo seks yapma arzusuyla yan ıp tutuşan. i. bir 1. çok fena. i. süvari. İng. k. 3.men (hôrs´mîn) i. korkunç. s. ordövr. dehşete düşüren. ğırlamak. sunucu. İng. 1. bak. f. bakımevi. horticulture. a kalabalık. i. dili çok kötü.

5. ev idaresi. çoğ. i. acı biber. acı (biber v. ev halk ı. 2. bak. eve ait. radyoaktif. i. 1. i. 1. barındırmak.wives (h^z´îfs) İng. ev hırsızı. 1. silahlı çatışmalar.). elektrikli ocak. z. s ıcak. kâhya kad ın. s. konutlar. camekânda bulunan gübreli toprak. dam. hodgepodge. martaval. çoğ.b. i. 3. kaplıca. çabuk k ızan kimse. 2. 1. her zaman cevap veren imdat telefonu. i. tazı ile ava gitmek. taze (haber v.hostess hostile hostility hot hot air hot chocolate hot dog hot line hot pepper hot plate hot spring hotbed hot-blooded hotchpot hotchpotch hotel hothead hothouse hound hour hour hand hourglass hourly house house house dog house martin house of cards housebound housebreaker housecoat housedress houseguest household household word householder housekeeper housekeeping houseman housetop housewarming housewife housework housing housing estate housing project hove i. zaman. öfkeli kimse. i. ev. s. 1. mak. house. i. argo bo ş laf. çatı. sert. k. hükümet meclisi. k. 2. 1. i. i. (--ter. i. stajyer doktor. 3. 1. hot-water bottle sıcak su torbası. i. house. hanedan. (saatte) akrep. toplu karteri. 1. sera.b. yüksek gerilimli ak ım taşıyan (tel). sabahlık (giysi). derme çatma şey. 2. saat ba şı. s. saldırgan. izlemek. (evde temizlik v. 1. ser. 2. 1. çoğ. dili peşini bırakmamak. pencerekırlangıcı. ticarethane. yeni. 4.). f. düşmanlık. 2. saat. dili it. evk ırlangıcı. garson kad ın. barınacak yer. aile. 4. 2. 2. i.. 3.h. 1. düşman. i. s. tiyatro. iskân. otel. .wives (haus´wayvz) ev hanımı. i. 2. i. çoğ. gen. elektrik oca ğı. 4. bak. nedeniyle) evde hapis olan. bu sosisle yapılan sandviç. i. dikiş kutusu.. (h^z´îf). her gün kullan ılan kelime. i. i. (fesat/kötülük/huzursuzluk) kaynağı/yuvası. 2. sosyal konutlar. 1. av köpeği. 2. kızgın. atmasyon. kum saati. 2. i. İng. tazı. aile reisi. b.b. f. i. --test) 1. 3. ev. house. İng. limonluk. (hastalık v. bak. ev sahibi. saatte bir.. sosisli sandviç. s.men (haus´mîn) i. 5. kutu. (cinsel aç ıdan) ateşli. karter: clutch housing debriyajkonutlar. gece yatısına gelen misafir. 2. buyot. i. yeni bir eve ta şınmanın kutlanışı. sütlü kakao. ev halk ı. 1. 2. alçak herif. direkt telefon hatt ı (özellikle devlet başkanları arasında). i. vakit. heave. çabuk parlayan (kimse). i. konut sitesi. barındırma. Hükümet s ığınmacıları çadırlara yerleştirdi. -de bulunmak: That ev köpe ği. hodgepodge. 4. yerleştirmek: The government housed the refugees in tents. dayanıksız iş. ev sahibesi. düşmanca. 2. işleri yapan erkek) hizmetkâr. ev işi. 1. i. 6. f. konsomatris. 6. hostes. ev k ıyafeti.b. aile. şiddetli. bir çe şit sosis.

Çok ilginç. yaln ız. hayhuy. i. değil mi? 3. 1. bezelye v. i.b. jant kapa ğı. oto. sımsıkı tutmak. tereddüt etmek.?: How ever did it come about? Nasıl oldu? Ne var ne yok?/Ne âlemdesiniz?/ İşler nasıl? Çok naziksiniz. i. bak. dili merhaba. çok büyük ve kaba gemi. 2.. 2. sar ılma. horsepower.. hoverkraft. --ging) 1. bağrışma. 2. 1. 1. çe şit. bağrış çağrış. ünlem 1. dili.. ulumak. i. up hantal bir hantal. Çok şaşırtıcı. How about . k ıs. k ıs.. 2. f ıstık. ne kadar: How long must Ne dersiniz? 1. lenduha s. budalaca yanl ışlık. poyra. dev gibi. fıstık. Ne kadar uğraşırsam ıl olabilir? yine de yapamam. 1. 1. f. k. 3. tekerlek göbe ği. dili Niye?/Nas ıl olur? Diğerlerine göre nasıldı o? Nasılsınız? Nasılsınız? Nasıl . k ıs. k ıs. muazzam. dili gülünç hata.). 3. i. şamata. durmak. curcuna. (renk için) ton. 3. bir tüccar. 1. i.. i. s. hour. gibi.). Çok kötü. fazla hareket etmeden üzerinde ve etraf ında uçmak. How much money do you Niçin?/Nas uğraşayım.. 1. heat. i. inleme. Home Secretary. Çok güzel. z. de ğil mi? Nasılsınız? k.. öfke: She left the room in a huff. 2. uluma. den. (--ged. bununla birlikte.! (Küçümseme belirtir. Ne olacak. i. i. inlemek. iriyar ı veşekilde doğrulmak. i. Headquarters. 3. kucaklama. high school. 2.? How´s it going? howdy however howl howler HP HQ hr hrs HS ht hub hubble-bubble hubbub hubby hubcap huckleberry huckster huddle hue hue hue and cry huff hug huge huh hulk hulking hull i. i. f.b. etrafında dolaşıp hovercraft. bezelye v. e ş. değil mi? 4. birbirine sokulup sarılmak. başlıca amacı para kazanmak olan kimse. Hışımla odayı terketti.hovel hover Hovercraft hovercraft how How about it? How about that? How are you? How come? How did he measure up? How do you do? How do you do? How ever . f. iri ve hantal kimse/ şey.. kamburüzüm. sat ıcı. nasıl. i. k ıs. nas ıl: How did it happen? Nasıl oldu? How will he do this? Bunu nasıl yapacak? How does it work? Nas ıl çalışıyor? 2. kucaklamak. k.? (1). hurda gemi. 2. tür.. high pressure. ancak. (ceviz. z. f. k ızgınlık. f...s3. dili koca.. 3. sar ılmak. reklamc ı (Küçümseme belirtir.. k ıs. . f. (of) merkez.´nin) kabuğunu . bak. i. i. derme çatma ev. nargile. renk. benimsemek. kocaman.. 2. ne kadar.? How goes it?/How is it going? How good of you! how much How so? How´s about . height. 1. ama. de ğil mi? 2. hours. (içini ç ıkarmak için) (ceviz. (tahta) baraka. i. aç ık ağıl. seyyar 2. I just can´t do it. 1. ne kadar: No matter how much I try. i. 1. 1. tekne (geminin temel bölümü). bağrına basmak. 1. k. 2. Ne? 2. araya ıkışmak. İşler nasıl gidiyor? ünlem. k.´ne ait) kabuk. 2.

i. insana yak ışan bir şekilde. monoton.). bak. 2.. s.. güldürü yazarı. İng. dilibeşeri. 2. insanoğlu. bak. insani. 3. alçakgönüllü. tevazu ile. tabiat. s. yalan dolan. âciz. tevazu. insanca. dili sezinleme. 2. i. bahç. i. s. i. insanc ılık.. . 1. f. resources insan kaynaklar ı. human rights insan insan tabiatı. human beşer. insan sevgisi. içedoğuş. vuruşmak. 2. z. i. nüktedan.). mırıldanmak. s ırtını kamburlaştırmak. 3. komiklik. hile. gülünç. küçük dü şürme. hümanist. f. --ming) 1. mizah. s. sezinleyi ş. insanlık. kambur s ırt.. 2. i. 2. i. f. hörgüç. sahtekârl ık. rutubetli. taşımak. insan haklar ı. 4. kambur. 2. içedoğma. k. insanca. Büroda herkes ar ıinsan s. rutubetlendirici. f. olağanüstü şey/kimse: That was one humdinger of a storm! O ne fırtınaydı öyle! s. i. kaprisine boyun e ğmek. kambur s ırt. 1. 2. insanın doğasını oluşturan niteliklerin hepsi. keyif. argo çok büyük. alçakgönüllülük. 2. gülünçlük. rutubet. s ıradan. insano insaniyet. insanlığa yakışan. insanlara yard ım etmek isteyen. 3. pat ırtı. sezinme. 1. üstünden/üzerinden geçmek. 1.. suyuna gitmek. nüktedanl ık. humus. argo sikişmek. i. hayhuy. humor. utandırma. s. (Düşündürücü bir durumla karşılaşınca söylenir. i. 6.. 1. 3.. küçük dü şürmek. huy. i. dolap. nemlendirici. insanlık. z. insanoğlu. i.hullabaloo hum hum human human being human nature human rights humane humanely humanism humanist humanitarian humanity humankind humanly humble humble apology humble s. alçakgönüllülükle. binmek. 2. yavan. şakacı. insan kalabalığı. i. s. Hım! (Kuşku belirtir.. mizahi. f. s. k. alçakgönüllülükle özür dileme. humidity. k. -in üstüne abanmak. i. insanlara yardım etmek isteyen kimse. hümanizm. gürültü. (şarkı) mırıldamak. kambur kimse. f. tepe. insani.´s pride humbleness humbly humbug humdinger humdrum humid humidifier humidify humidity humidness humiliate humiliation humility hummingbird humongous humor humorist humorous humour hump humpback humpbacked humph humus hunch hunch one´s shoulders/back hunch over hunchback hunchbacked i. 3. hakir. çok utandırmak. faaliyette olmak: The office insan tabiatı.. insanlık. 1. saçma.). rezil etme. tekdüze.. the z./Hı . kapris. sahtekâr. kambur. 2. f. ğlu. i. ayak i. İng. i. ünlem 1. v ızıldamak. yeknesak. (--med. sezinti. komik. insan olarak. i. s. kambur. yaş. 3. kibrini kırmak..o. sikmek. 1. ünlem H ım . burnunu k ırmak. kambur durmak. nemli. i. i. sinekku şu. velvele. nem. nemlendirmek. kambur kimse. s. f. tümsek yer. birinin kibrini k ırmak. insani: human nature was humming. zırva. i. human psychology gibi psikolojisi. rezil etmek. insanlık. alçakgönüllülük. 5. güldürü. 1. tevazu. mütevaz ı. 1. insan. 4. kocaman. H ıh! (Bir şeyin/birinin hiç beğenilmediğini belirtir. i..

i. for -e duyulan büyük özlem/hasret. k.´s pride hurtful hurtle husband husbandry hush hush money hush up Hush! hush-hush husk husky husky s. açlık. (tehdit. ünlem Yaşa! f. f ırlatmak. -i çokık grevi. dili iriyarı. susturmak. susmak. i. rüzgâr feneri.. i. çoğ.´ni) savurmak. 3. “Yaşa!” diye bağırmak. yüzüncü. yaralayıcı. 1. i. yakalayıncaya kadar peşini bırakmamak.. acele. 1. i.. 3. acıkmış.o. iri parça. aramak. i. hızlandırmak. i. 2. av mevsimi. for -i çok özlemek. i. 2. (mısır başağının) s. 2. engelli yarış: high hurdles 1. çiftçilik.o. 2. s. 3. kapatmak. 1. kuvvetle/h ızla fırlatmak/atmak/uçurmak. derin sessizlik. hat ırını kırmak. hunting knife av bıçağı. boylu boslu. acele ettirmek. . acele etmek. hang 2.. i.hundred hundredfold hundredth hung hung jury Hungarian Hungary hunger hunger strike hungrily hungry hunk hunt hunt down hunt out of season hunt up/out hunter hunting hunting season hurdle hurdle race hurdler hurdy-gurdy hurl hurrah hurray hurricane hurricane lamp hurried hurry Hurry up! hurt hurt one´s feelings hurt s. s. avc ı. 3. büyük gizlilik. yüz rakam ı (100. bo ğuk. bak. s. m ısır başağının dış yaprakları. f. laterna. metrelik ko şu. güçlü kuvvetli. 1. av: hunting dog av köpeği.. bak. av atı/köpeği. açl arzu etmek. f. 1. avc ılık. aç. f. f. yak ışıklı adam. s. f. 2. son sürat gitmek. koca. asılı. dili 1. f. 2.. yüz misli. yüksek engel. dili çok gizli. (hurt) 1. kabuklu. hurrah. z. kasırga. 1. 1. k. idarecilik. küfür v. 2. Macaristan. aceleyle yap ılan. urağan. s. f. k. bir şeyin işe yaramayan dış kısmı. 2. yüz kat. kapç ık. ünlem Susun! s.b. s. Acele et!/Çabuk ol!/Haydi! f. gemici feneri. 3. 2. engelli. 2. yağdırmak. arayıcı. 1. (gelecek zamana kalmas ı için) kullanmamak. k ırıcı. 1. idareli kullanmak. 1. örtbas etmek. alçak engel. 2. 1. engelli ko şuya katılan yarışmacı. yüksek engelli 110 engelli/manialı koşu. mania. birinin onuruna/haysiyetine dokunmak. av mevsimi d ışında avlanmak. engelci. idareli kullanma. birini k ırmak/yaralamak. -e susamak. f. i. as ılmış. kısık (ses). yüzde bir. i. low hurdles 1. susmalık. i. çabuklaştırmak. güçlü kuvvetli kimse. açlıkla.´s feelings hurt s. 2. 2. 2. bulmak. kararında oybirliğine varamayan jüri. 1. büyük bir arzuyla. i. uçmak. Macarca. aceleyle götürmek/getirmek. acı veren. i. i. f. hızla düşmek/yuvarlanmak. C). birinin gururunu k ırmak. s. 1. (bir uzva) zarar vermek. z. (bir uzvu) yaralamak/incitmek/zedelemek: Are you hurt? Sana bir şey oldu mu? Is gücendirmek. 2. (bazı tohum ve meyvelerde) (dış) kabuk. avlamak. Macar. savurmak. i. maniacı. i. yüz. for -i aramak. (yarışlarda) engel. eskimoköpe ği. i. 2. f. sus payı. yüz. 3. s. ünlem. 1. acele içinde olan. 2. avlanmak. i. karn ı aç. i.

ko şuşturma. ahlaksız kadın. into hustle s. dili gözünü dört aç ıp i. melezleşme. i. tıb. i. melez. bak. s. s. 3. hidrojen bombas ı. su ile kar ıştırarak bileşik meydana getirmek. İng. hidrolik.. çabuk olmak. i. baraka. hidrodinamik. s. hibrit. i. acele ettirmek. hibrit. f. çok çalışan kimse. melez hayvan/bitki. suküre. i. kim. dümenci. f. . hidrokarbon. i. bak. hidrobiyoloji. i. i. 2. hidroloji. tıb. bak. hidrojen peroksit. melezle şmek.. fındıkçı. i. hidroelektrik. 1. i. acele etmek. i. suyuvar ı. 1. tıb. s. argo fahişe. i. k. hareketlilik. i. s. hidrometre. subilim. suölçer. i. off to hustle s. bak. hidroterapi. s. i.. hidrosfer.hussy hustle hustle and bustle hustle s. argo üçkâ ğıtçı.. i. ko şuşturma. 1. dili gözünü dört aç ıp çok çalışmak. hidroliz. önek suya ait. birini apar topar (bir yere) götürmek. birini apar topar (bir yerden) ç ıkarmak. iki ayağını bir pabuca sokmak. hyena. i. deniz uça ğı. su korkusu. hybridization. i. yangın musluğu. f. hidrosefal.o. civelek kız.. i. su içinde bitki yetiştirme. numaracı. 2. i. hybridize. İng. i. hidrat. melezlemek. hidrodinamik. i. kulübe. i.. i.o. hidrolik. hydrocephalus. subilimci. sırtlan. ortanca. 2. hidrosefali. tavşan kafesi. hidrofobi.. deniz otobüsü. hidro-. hileci. f. out of hustler hut hutch hyacinth hyaena hybrid hybridisation hybridise hybridization hybridize hydrangea hydrant hydrate hydraulic hydraulics hydrohydrobiology hydrocarbon hydrocephalic hydrocephalus hydrocephaly hydrochloric hydrochloric acid hydrodynamic hydrodynamics hydroelectric hydrofoil hydrogen hydrogen bomb hydrogen peroxide hydrologist hydrology hydrolysis hydromechanics hydrometer hydrophobia hydroplane hydroponics hydrosphere hydrotherapy hyena i.. hidroklorik asit. hareketlilik. oksijenli su. i. hidrolog. i. bot. hidrojen. hidromekanik. birini apar topar (bir yere) sokmak.. su tedavisi. klorhidrik. i. i. k. hibritleşme. suya inebilen uçak.. i.o.. şırfıntı. sümbül.. i. i.

. hyperbolic 1. i. aşırı duyarlı. ilahi. s. mübala ğa. hiperbol. tıb. i. sa ğlık bilgisi. bak. hiperbolik. bot. İng.. higroskop. 1. hiper-. histeri. bak. i. s. f.. s. bak. geom.. i. i. tıb. s. irileşmek. önek aşırı. hipotetik.hygiene hygienic hygrometer hygroscope hymen hymn hymnal hyperhyperbola hyperbole hyperbolic hyperbolic hyperbolical hyperbolical hyperboloid hyperboloidal hypercritical hypersensitive hypertension hyperthermia hypertrophy hyphen hyphenate hyphenated hypnosis hypnotic hypnotise hypnotism hypnotist hypnotize hypochondria hypochondriac hypocrisy hypocrite hypocritical hypodermic hypodermic needle hypodermic needle hypodermic syringe hypoglycemia hypotension hypotenuse hypothesis hypothetical hypothetically hyssop hysteria i.e. hijyen. irileşme... uyutucu. tire ile birle ştirmek/ayırmak. ikiyüzlü kimse. geom. irileşim. i. i. hastalık hastalığı.. hipotez. z. i. f. i. farazi. hipoglisemi. s. hipotansiyon. ikiyüzlü. anat. geom. s. abartmalı. hijyenik. i. s. hipertrofi. f. aşırı derecede eleştiren.. çoğ. varsayımsal.. tıb. çördükotu. yüksek tansiyon. tire. ipnotizma. hyperbolic 2. i.. yüksek.. hastalık hastası. 1. i. enjektör şırıngası.poth. geom. iğne. i. i. hipnoz. sa ğlıksal. ilahi kitab ı. s. k ısa çizgi. i. iğne. f. hiperboloit. hipotenüs. faraziye. hiperboloidal. tıb. tireli. enjeksiyon iğnesi. çoğ. 1. hipnotizma. hipertermi.. 2. s. s. enjektör... ipnotize etmek. geom. enjektör. tıb. i. i. 2. i... higrometre.. geom. enjektör iğnesi. hiperboloit. varsayımlı. ilahi okuyarak kutlamak veya ifade etmek.ses (haypath´ısiz) i. f. hipertansiyon. i. hipodermik. zufaotu. i. i. ikiyüzlülük. himen. varsayım. s. ipnoz. abartma. hy. i. uyu şturucu. i. varsayımlı olarak. s. 1. 2. hypnotize. i. isteri. --e (haypır´bıli)/--s (haypır´bılız) i. aşı iğnesi. . 2. k ızlık zarı. ipnotizmac ı. alerjik. ilahi okumak. s.

.. I am much obliged. I am proud to know him. diyebilirim ki.. Çok minnettar ım. İyi değilim.. I don´t give a darn. Bunu biraz da bekliyordum. k.. dili çok komik: a hysterical joke çok komik bir şaka. I kind of expected it. Canım dinlenmek istiyor. I don´t think he´s all there.nas ıl! Hem de I should say so! . dili Kula ğıma geldi./. dili çok komik. Kendimi gülümsemekten alamad ım. Roman almak tell you I´m sorry. bak.. Kendime geldim. isteri krizi.: I to be like to Senden özür dilemek istiyorum. Onu tan ımakla iftihar ediyorum. 1. I´d like to buy a novel. Haydi yap bakalım.. i. bana kalırsa.. Hiç ku şkum yok ki .. dili Bence bir tahtas ı eksik. dili Bana iyi bir şey gibi gelmiyor.. Gitsem iyi olacak. Burama kadar geldi. 2. Bana çok pahalıya mal oldu. I should have liked .. have thought hershouldolder./Keyfim yok. hysterical. 2. Bu sorunu çözebilece ğimi sanmıyorum. dili 1. İnşallah. I feel refreshed. benden söylemesi/sana söyleyeyim: This plan . dili Bana ne!/Bana v ız gelir! k... işitir gibi oluyorum. Romen rakamlar ı dizisinde 1 sayısı. dili Dinle ./İşin içinden çıkamıyorum. Orası kesin! 3.. I don´t doubt that I don´t feel like myself. I haven´t a penny to my name. Yemin ederim!/Vallahi do ğru! 2.: I should I should have to have known Daha yaşlı olduğunu zannederdim. I can´t make head or tail of it... Affedersiniz. I don´t give a toot! I don´t like the sound of it. İng.. have liked youthought . k. I can´t make heads or tails of it. 1. isterik bir şekilde. kriz. I dare say I dare say I dare you.. deli gibi.: I should Onu tan ımış olmanızı isterdim. I hope so. histerik. zannedersem.. İzi tozu yok. I couldn´t help smiling. Hiçbir fikrim yok. I say! s. Hiç param yok.hysteric hysterical hysterically hysterically funny hysterics I I I shouldn´t think so.!/Bak ... Ondan hiçbir şey anlayamıyorum. Benim için farketmez. . 1. pek sanm ıyorum. I for one I had better go.. Fevkalade!/Harika! 2. . Bana vız gelir. ben... .. I don´t mind. Hiçbir şey anlayamıyorum.. s.. istiyorum.. I doubt whether .! İng. san ırım. Hayret! . Kendi hesab ıma ben inanmıyorum. I haven´t seen hide or hair of him. k.. I can´t seem to solve this problem. belki.. I should like . I promise you! I say . I have no idea. isterik. 2. I heard it on the grapevine. İtirazım yok. I promise you! Bu plan İng... ılgınca. k. ç k.!/Baksana won´t work... çoğ.. Ben bile ku şkulanıyorum. z.. k. k. zam.. I feel like resting. I seem to hear . Zannetmiyorum.. I for one do not believe it. 1. I have had enough of him. I myself am doubtful./Umarım öyle olur.. I paid through the nose for it. pek sanmam. I beg your pardon.

I´m surprised at you. yine ayn ı şeyi yaptı. k ıs. Tanıştığımıza memnun oldum.. Öyle zannediyorum. 2. k. Iceland Icelander Icelandic ID card If he hasn´t done it again! If I only knew! i. I was on the verge of leaving when he arrived. Korkarım haklısın. Öyle zannediyorum. I swear . beğenmesen de. I had. k.. Keşke bilseydim! Siz olmasayd ınız . it./Sözü uzatma. with them. never saw the likes of it./Hiç şaşırmadım. i./İzninizle . I was under the impression that ./ İzin verirseniz . Elimden geleni yapar ım. yukarı tükürsem bıyığım... 1.. 1. Bir sözü pekiştirmek için kullanılır: I swear I didn´t do it! Vallahi yapmadım! Öyle zannediyorum.I should say so. I will not labor the point. If you don´t mind. ... İş teklifimizi kabul etmek üzere. İngiliz alfabesinin dokuzuncu harfi. I won´t hear of it. I would like to take this occasion to thank you all. If it´s just the same to you. Aşkolsun! I´ve a sinking feeling you´re right.. Öyle zannediyordum ki .. dili Üçkâğıda igeldim. dili Bu şe burnunu sokmazsan iyi olur! İng. I want no more of it. İşin ayrıntılarına girmeyeceğim. dili Kellesini uçuraca ğım!/Derisini yüzeceğim! I´ve been had. argo Pestilim çıktı!/Bittim! Aşağı tükürsem sakalım. I´ll do my level best.. Burada kalmayı tercih ederim. İzlandaca. k ıs... İzlanda.. İzlanda´ya özgü. I. argo Hay Allah! Olur şey değil!/Allah Allah! k. I will/shall. I´m pleased to meet you. kimlik kartı.. İzlandaca. I think so. I´ve half a notion to give you a Sana dayak atas ım geliyor! hiding! I´ve never seen the like of it.. I treated myself to a new dress../Bilmiyorum. I would not know! I wouldn´t know... İ.. I´ll go Senin için farketmezse onlarla giderim. kimlik. İzlandalı. She is on the verge of accepting our job offer. dili Vay anas ına! Bir iki dakikaya kadar gelece ğim. 2. i. Zaten bunu bekliyordum. I´d sooner die! I´ll be buggered! I´ll be damned! I´ll be jiggered! I´ll come in a minute or two. I´ll have his head/hide! I´ll thank you to keep out of this! I´m buggered! I´m on the horns of a dilemma. Paraya k ıyıp kendime yeni bir elbise aldım./Herhalde. O geldiğinde ben gitmek üzereydim. Ne bileyim ben! Hiçbir bilgim yok. İzlanda. k ıs. Hay Allah. Bu vesileyle hepinize te şekkür etmek istiyorum. 1.. Müsaade ederseniz . s. dili Be ğensen de bir. Yaptığına şaşırıyorum../Bana öyle geliyordu ki . k. Kabul etmem. i I`d I`ll I`m I`ve I´d just as soon stay here.. 3. I thought as much. I have.. I would/should.. k ıs. Saçımı kestirmek istiyorum./Herhalde. If it weren´t for you . . I should think so. i. like it you can lump If you don´t k..... Ölmeyi tercih ederim! İng. Bu kadar ı yeter. 2. İzlandalı. I am./I Benzerini hiç görmedim. I´ll go along now. Gidiyorum artık. I want a haircut...

İsrail´e özgü. 4. 3. İrlanda. İslamize. i. Kızılderililere özgü. İsrail. i. İrlandalı erkek. Iraklı.B. i. (çoğ. pastırma yazı. Çinhindi. tar. i. K ızılderili. i. 1. İran. İslam. i. İsrail. International Labor Organization (Uluslararası Çalışma Örgütü). Hindistan.D. Ba ğımsızlık Günü (4 Temmuz). Irak. Hint-Avrupa dil ailesine ait. s. İsrailli. Hintli. 2. 2. İç Moğolistan. Hintli. i. İran´a özgü. Öyle mi? A. Çinhindi´ne özgü. hintfulü. i.wom.ILO IMF Indeed! Independence Day India India ink Indian Indian corn Indian file Indian hemp Indian lotus Indian meal Indian rice Indian summer Indian yellow Indochina Indochinese Indo-European Indo-European languages Indonesia Indonesian Inner Mongolia International Standard Book Number Internet Interpol IOU Iran Iranian Iraq Iraqi Ireland Irish Irish coffee Irish Gaelic Irishman Irishwoman Iron Curtain Is he the man for the job? ISBN Islam Islamic Islamise Islamize Israel Israeli It appeals to the eye. O bu işin adamı mı? k ıs.rish.. İrlanda´ya özgü. I.chi. Müslümanlık. Göze hoş geliyor.men (ay´rîşmîn) i. i. s. Hint-Avrupa dilleri. f. İndonezya. i. the International Monetary Fund (Uluslararası Para Fonu). In. çini mürekkebi. 1. Endonezya. k ıs. İrlandaca. s. . 2. çoğ. İrlandalı. İng. İranlı. It comes to the same thing. Endonezyalı. Demirperde. i. 1. hintkeneviri. s. s. Kızılderili. çoğ. Endonezya. Aynı kapıya çıkar. Hint. 2. 2. İrlanda kahvesi. k ıs. s. Müslüman. İrlandaca. İng. hintpirinci. borç senedi. İrlandalı kadın. Irak. Hindistan. uluslararas ı standart kitap numarası. İrlandalı. Çinhindi. International Standard Book Number (Uluslararası Standart Kitap Numaras ı). s. 2. f. İslamlaşmak.nese) Çinhintli. Iraklı. İslamlaştırmak. i.do. i. i. mısır.en (ay´rîşwîmîn) i. 1. İslam. k ıs.. s. Endonezyalı. s. İrlandalı. I owe you size olan borcum. mıısır unu. i. İran. İrlandaca. İng. 2. bak. 1. İslami. üstüne krem şantiyi konulan viskili ve şekerli kahve./Göze güzel görünüyor. tek s ıra (yürüyüş). I. Hindistan´a özgü. 1. İsrailli. İnterpol. İrlanda. Endonezya´ya özgü. 1. i. i. 3. 2. İranlı. İslamiyet.rish. Çinhintli. hintsarısı. Kızılderili. 1. Irak´a özgü.

Hiç de öyle de ğildi! . It´s become indispensable.. Beni etkilemiyor.b.It dawned on me. Saat bir buçuk.. dili Tan ıdık gibi geliyor. Ne yapalım? Kısmet! Böyleydi./Ho şuma gidiyor... Böyle yapmak âdettir. It doesn´t matter. Aksilikler hep üst üste gelir. It´s anybody´s guess. gibi görünüyor. dili Jeton hâlâ dü şmedi./Her şey iyi güzel de .. It still hasn´t penetrated... Beş para etmez. It has seen better days. It´s a bit thick of you to ask me to İng.. Tüylerimi ürpertiyor. ../Farketmez... dili Benden bunu istemen biraz fazla. k. It rings a bell It says here that . It is usual to do so... Onun önemi yok../Bana v ız gelir.. k. It is neither here nor there. Müstahaktır!/Oh olsun! Müstahaktır!/Oh olsun!/Ettiğini buldu! (that) ./Galiba .. Mantık diyor ki .. It is rumored that . dili Yüzde yüz olacak bir şey!/Sağlam bir iş bu! Onun hayatta kalmas ı bir mucize. It makes no difference... It was like this.. (with me). Çok yazık! k. Söylentiye göre .. Büyük bir olas ılıkla .. Kuvvetle tahmin edilen bir şey için kullanılır: “Will she come?” “It stands to reason she göre “Gelecek mi?” “Tabii.)..: Unless you pay him a decent it stands to reason he won´t work hard. dili Çok kolay bir şey!/İşten bile değil! It´s a cinch! Yazıklar olsun! It´s a crying shame! It´s a deal! It´s a pleasure.. It has seen better days.. It is an ill wind that blows nobody good. Önemi yok.” tabii ki .´nde) diyor ki ./Rumor has it that . Hepsi iyi ho ş ama . imi ş gibi. Yağmur yağacağa benziyor. Kısmen doğru. It makes my flesh creep. It gives me a kick.... It is half past one. It´s about time! It´s all very well but .. Sadece bir zaman meselesi... Yak ışık almaz. It is beyond my power. Eskisi kadar işe yaramaz. Bana zevk veriyor.. It would seem that . It was nothing of the kind! Kafama dank etti./Hiç hoş bir şey değil. Artık eskidi. Farketmez... Elimde de ğil.. Kesin olarak kimse bilmiyor. It seems as if/as though . It serves him right! It serves him right! It stands to reason It stands to reason that . It is more than probable that ..... It requires qualification. It never rains but it pours. Sanki ... neden gelmesin?” salary. Artık onsuz olmaz. Ona makul bir maa ş vermedikçe k. Anlaştık! Benim için bir zevktir.. It was just one of those things. kitap v. It isn´t done. değil mi? do this. It looks like rain. Nihayet! (Sitem belirtir. 2. It leaves me cold. It is reported that . It isn´t worth a farthing. k. -diği söyleniyor./Bana bir şey hatırlatıyor... Her işte bir hayır vardır. Burada (gazete.../../Mesele onda de ğil... Allah verince ya ğdırır. isn´t it? İyi ettiniz! (Cevaben söylenir. It is only a question of time..). -e will. It´s a real pity! It´s a sure thing! It´s a wonder she´s still alive...... 1.... It´s a change for the better.

k. 1. s. O kadar pahalı ki kimse alamaz. buz torbas ı. buzlu: iced tea buzlu çay. buz pateni alan ı. 1. 1. buz. 1. It´s time for Sıra sende. It´s no joke./Şakaya gelmez./Yanına yaklaşılmaz. dondurmayla dolu dondurma. Pek bir özelliği yok.It´s Greek to me. It´s not within her capacity. Saat bir. It´s prohibitively expensive. It´s not within reach. so ğutmak. It´s no skin off my nose! It´s no wonder he took to drink. i. s. It´s outside the city proper./Şakaya gelmez. s. he won´t change his mind. It´s no go. Kolay iş değil. intrauterine device. It´s not humanly possible. Kapasitesi ona yetmez. ice-cream cone 1. dili Bana ne! Kendini içkiye vermesi şaşılacak bir şey değil. üstüne soda dökülmü ş dondurma. uzun saplı tatlı kaşığı. Fildişi Kıyısı. buzlu şerbetten yapılan tatlı. k. dili O bana göre de ğil. (over/up) buzlanmak. Italian Italy IUD Ivorian Ivory ice ice cream ice cube ice field ice hockey ice hockey ice pack ice pick ice rink iceberg icebound icebox icebreaker icecap ice-cold ice-cream soda iced iced-tea iced-tea spoon i. It´s six of one and half a dozen of k./Şakası yok. etraf ı buzlarla çevrili (gemi). Fildişi Kıyılı. dili Aralar ında hiç fark yok aslında. buz hokeyi. 2. İtalya. İşin şakası yok. k. dili Bundan sonras ı kolay. üzerine krema sürmek./Zaman ı geldi de geçti bile. s. i. It´s not my cup of tea. Fildişi Kıyısı´na özgü. Olmuyor. buzda ğı. buz hokeyi. It´s no joke. buzlarla kaplı. s. 2. It´s your turn. dili İnsanoğlu bunu yapamaz. s./İkisi aynı kapıya çıkar. i. Aslında şehrin sınırları dışında. 2. dondurmak. Şakaya gelmez./Ahım şahım bir şey değil. 3. aysberg. donmak. i. dili buzdolab ı. 4. buzul. buzk ıran. It´s no laughing matter.: It´s no go. It´s high time. k./Ha Ali Hoca. İtalyanca. İtalyan. k ıs. . 2. 2. isfilt. 1.. buz gibi. Külah içinde dondurma küçük buz kalıbı. 5. f. It´s one o'clock. It´s nothing special. It´s just the thing! It´s my treat.. i. El altında değil. karar ından vazgeçmiyor. buz k ıracağı. i. k. It´s plain sailing from here on. the other. i. k. Tam vakti. Hiç anlayam ıyorum. 2. üzerine krema sürülmü ş (pasta/kek). i. haşimdi çok moda! O Hoca Ali. buzda dondurma külah ı. It´s the rage these days! It´s time for school. külah: She was eating an ice-cream cone. 1. Olmuyor. Okul zaman ı geldi. dili Tam arad ığımız şey! Ben ısmarlıyorum. buz tutmuş (liman). Fildişi Kıyılı. 2.

i. saçak buzu. idealist. kapl ı. idyll. s. özdeş ikizler.. (bir dilin) ifade tarzına uygun. ülkü. pastoral. idealizm. idealle ştirmek. i. buz saça ğı. ikon. 2. f.. özdeş. işsiz. sanem. özde şlik. 2. -in kim/ne/kimin oldu ğunu tespit etmek/saptamak/söylemek. i. ruhb. ikonoklast. a ğız.. ideal olarak. s. with kendini (biriyle) . b. f. 1. deyim. bak. mat. i. ask. idefiks. fikir.t.h. 1. ideal. s.b. tar. 5. boş vakit. birinin/bir şeyin özde ilgili olduğunu düşünmek. ülkücü. 2. buz gibi.gelenek veya kurumlara karşı çıkan/saldıran kimse. ayn ı şekilde. sanki bir idilden al ınmış. dangalak. s. f. künye. yerleikonoklazm. ayrıksılık. buz salkımı. avara kasnağı. kimlik cüzdanı. i. ideal.. ikon k ırıcı. s. kar dişi. put. sabit fikir. avara dişlisi. İng. ülkücü. 1. asılsız (söz/vaat/tehdit).. 1. i. yerle şmiş inanç. ideolojik.. dü şünce. boşta. hüviyet. b. 1. i. 1. 2. 1. (kolye zincirine tak ılı) künye../s. 2. idil. tapınmak. i. i. f. boş gezen kimse. i. bak.. (with/to) (ile) ayn ı.. geri zekâlı. f. 2. z. s.h.. dangalak. s. ask. şmiş inanç.h. idolize. tembel. i. f. mak. aynen. 3. tar.. 4. çok sevilen kimse/ şey.o. boş (vakit). 2. 1. ikon k ırıcı. s. idilik. buz i. 1. i. (biriyle) özdeşleşmek. kimlik bunalımı. yerle şmiş inanç. buzlu. 2. fels. tuhaf özellik. 2. s. i. ülküsel. 1. ülkücülük. idealize. z. aylak. (bir dilin) ifade tarzına uygun olarak. boş. i.icicle icing icon iconoclasm iconoclast iconoclastic icy idea ideal idealise idealism idealist idealistic idealize ideally idée fixe identical identical twins identically identification tag identify identify s.. ikon k ırıcılık. İng.. i. geri zekâlı. işlemeyen (makine). tabir. mat. putlaştırmak. tuhaflık. ikonoklast. i. idealist. bak. i. putperest. buz. 2. putperestlik. kimlik. 1. 1. ideoloji. . tar. gelenek veya kurumlara karşı çıkan/saldıran. gelenek veya kurumlara karşı çıkma/saldırma. 2. i. 1. 3. eksantriklik. with identity identity card identity crisis identity disk ideological ideologist ideology idiom idiomatic idiomatically idiosyncracy idiot idiotic idle idle away time idle hours idler idol idolater idolatry idolise idolize idyl idyll idyllic i. 2. fels. ile şleştirmek. i. zaman öldürmek. fels. mak. mükemmel. ideal. kimlik kartı. ikona. 2. (bir gruba özgü) dil. ideolog. z. (pasta ve kek üzerine sürülen) krema v. s. b. (motor) rölantide/avarada çalışmak. saplantı.

ateşlemek. i. cahil. ise. yolsuz. terbiyesiz. alçakça. yanmak. s. rahats ız. 1. yüz k ızartıcı. illegal. ters. boş vermek. kontak anahtar ı. en kötü ihtimal gerçekle şecek olursa/gerçekleşirse: If worst comes to worst. yanlış. fena. kültürsüz. 3. s. çoğ. s. we rica ederim. şayet. i. uymayan. s. belirsiz. okumam ış. in the cave. s. tutuşturma. ters. 2.. içi rahat olmayan. serke ş. s. 1. 2. 1. bilgisiz. anat. 2. 1. düzensiz. talihsiz. 2. namussuzca. f. id est yani. il. bağ. evlilikdışı. 1. s. mantığa aykırı. bot. i. 2. aksi takdirde. (worse. ateşleme tertibatı. yeşilmeşe. s. keşke: If only I had known. s. s. zool. s. rezalet. k. püskürük (kütle). yolsuz. 2. gayrime şru. s. 2. hasta. caiz olmayan. ateşleme. rahatsızlık. s. okuma yazma bilmeyen. 1. En kötü ihtimal gerçekle şecek 1. yanlış düşünülmüş/tasarlanmış. s. dar görü şlü. çobanpüskülü. 1. s. uğursuz. kötü niyet. cahillik. pırnar. liveisterseniz. 2. yasadışı. Iguana iguana. tutuşturmak. oto. kıvrımbağırsak. ald ırmamak. 1. bayağı. s. uygun olmayan. yanlış. sakıncalı. 3.e. hastalık. bahts ız. lütfen. 1. bilgisizlik. 2. 2.ie if if ever if need be if not if only if perchance if push comes to shove/if it comes to the push if worst comes to worst if you please iffy igneous ignite ignition ignition key ignition switch ignoble ignominious ignominy ignoramus ignorance ignorant ignore iguana ileum ilex ill ill at ease ill will ill will ill-adapted ill-advised ill-bred ill-disposed illegal illegibility illegible illegitimate ill-fated illiberal illicit illiterate ill-judged ill-mannered ill-natured illness illogical k ıs. s. cahil. s. yakmak. okunaks ızlık. i. yasad ışı. alçaklık. şerefsiz. mantıksız. şart.. dili şüpheli.. hintkertenkelesi. i.. dili çok gerekirse. oto. cimri.a (îl´iyı) i. terbiye görmemiş. 1. bilgisizlikten ileri gelen. i. i. iguana. huysuz. okunaks ız. demek ki. husumet. kötü huylu. olmazsa. a şağılık. yasad ışı. eğer. şayet. kaba. ateş almak. 2. s. zarar. s. kötü. kötülük. i. 1. huzursuz. f. eğer. gerekirse. kontak. 2. alçak. i. ate şleme düzeninin açılıp kapanmasını sağlayan aygıt. oto. haram. bilgisiz. şayet. kara cahil. . fenalık. soysuz. p ırnal. k. Keşke bilseydim. i. tutuşmak. cehalet. tutu şma. de ğilse. can always 2. s. worst) 1. bilmezlikten gelmek. pek bilgisi olmayan.

2. 1. i. 1. 2. (kitabı/yazıyı) tezhip etmek. s. pek çok. 2. taklit etme. 2. hayal gücüne dayanarak. 3. 2. önemsiz. 1. i. 1. hayal etmek. emmek. 4. s. 3. f. (birini/bir konuyu) ayd ınlatmak. i. 1. hayal gücü. şerefli. olmamış. i. ölçülemeyecek kadar büyük/çok. yanılsama. sanmak. 2. olgunla şmamış. tertemiz bir şekilde. 3. resim. aldatıcı. çok büyük. s. içkin. 1. tasar ımlamak. hayali. aptallık. illüstratör. z. sonsuz. asılsız. çizer. me şhur. betimleme. imge. do ğrudan doğruya. göz önüne getirilebilir. f. uğursuz. dengesizlik. öğrenmek. so ğurmak. asılsız. şimdiki. 2. uçsuz bucaks ız olma. imgelemek. imgesel. s. s. f. örnekleyen. tertemiz. i. zamans ız. 3. yakın. i. ilüvyon. 1. görüntü. 2. taklit etmek. f. haml ık. örnek. 2. 3. 3. z. i. gayet. çoğ. içkinlik. with (fikir) a şılamak. i. 2. i. fels. ölçülemez.a (îlu´viyı)/--s (îlu´viyımz) i. olgun olmama.. i. illüzyon. 1. kuruntu. 3. s.. 3.. içmek. kötü davranmak. 1. acil. imaj. s. 2. s. vakitsiz. 1. toy. 2. iyi planlanmış. aptal. s. jeol. şanlı. hayal. 2. 2. toyluk. (birini) örnek almak. s. ışıklandırmak. 1. s. s. aydınlatma. put. i. s. s. resimlemek. f. tezhip. 2. z. hayal. geri zekâlı. hayal. hayal gücü kuvvetli. i. yarat ıcı. ünlü. 1. s. taklidini yapmak. f. lekesiz. maddi olmayan. 1. s.. imgeci. ham. s. 1. 2. . i. konu d ışı. il.. 4. talihsiz. zannetmek. i. 1. çok büyük olma. uçsuz bucaks ız. 1. hemen. kocaman. geri zekâlılık. özümsemek. hayal edilebilir. 2. örneklemek. imgecilik. z. kusursuz. lekesiz olarak. s. gelişmemiş. aydınlatıcı. tahmin edilemeyecek boyutlarda. 1. bahtı kara.vi. 1. kapmak. mevsimsiz. 2. 1. hayal ürünü. fels.lu. illüstrasyon. f. s. (bir şeye) doğrudan yol açan neden. imgelem. aldatıcı. i.ill-omened ill-starred ill-timed ill-treat illuminate illuminating illumination illusion illusive illusory illustrate illustration illustrative illustrator illustrious illuvium image imagery imaginable imaginary imagination imaginative imaginatively imagine imagism imagist imbalance imbecile imbecility imbibe imbue imitate imitation immaculate immaculately immanence immanent immaterial immature immaturity immeasurable immediate immediate cause immediately immense immensely immensity s. taklit. i. aydınlatmak. derhal. 2.

çene kemiğine kaynamış diş. elektrikli su ısıtıcısı. ölümsüzle ştirmek. s. to -e vermek. i. i. f. sıkıştırmak. pekiştirmek. aşırı. hırslandırmak. 1. kördüğüm. çıkmaz. çarpışma. İng. s. i. s. i. s. 2. f. ahlaks ız. 1. etki. i. f. utanmaz. 2.. ölümsüz varl ık. ölümsüzlük. tez canlı. 1. dalma. bozmak. huk. 2. . s. ahlaka aykırı. suya batırmak. göç etmek. sabırsız. ölümsüz. kazığa vurmak. sabit. s. duygularını açığa vurmayan. 1. f. f. kazığa oturtmak. z. 2. kolay etkilenmez. i. i. İng. f. immunize. paras ız. hareketsizlik. sonsuz. haddini bilmez. coşkulu. 1. heyecanland ırmak. İng. yansızlık. k. dişçi. vuru ş. 1. from/to -den muaf. tespit etmek. tarafs ızlık. 1. sabırsızlık.. s. ölçüsüz. engellemek. f. muhacir. afacan çocuk. i. k ımıldamaz. ebedi. (against) (-e kar şı) bağışık kılmak. değişmez. ahlaks ızlık. 2. i. 1. s. immobilize.. heyecanlı. dalgın. s. i. kızdırmak. küçük şeytan. yerinden oynamaz. f. kusursuz. yakın. geçilmez. derin düşüncelere dalmış. yansız.immerse immersed in thought immersion immersion heater immigrant immigrate immigration imminent immobile immobilise immobility immobilize immoderate immodest immoral immorality immortal immortalise immortality immortalize immovable immune immunise immunity immunize immutable imp impact impact impacted tooth impair impale impart impartial impartiality impassable impasse impassion impassioned impassive impatience impatient impatiently impeach impeccable impecunious impede f. bak. geçit vermez. 3. dokunulmazlık. 2. s. 2. batma. i. açmaz.. göçmen.. k ımıldatılamaz. edepsiz. göç etme. hareketsiz. İng. daldırmak. s. f. huk. f. sabit. ta şınmaz. 1. f. (devlet memurunu) mahkeme önünde suçland ırmak. söylemek. a şılmaz. açık saçık.. 1. bak. f. 3. s. batırma. s. 3. suçlamak. şeytanın art ayağı. ebedileştirmek. s. 2. ars ız. 2. (to) (-e) bildirmek. dili elektrikli su ısıtıcısı. çileden çıkarmak. değişmez. f. immortalize. İng. gayrimenkul. yak ında olmasından korkulan. i. 2. ateşli. tarafs ız. dald ırma. to -e kar şı bağışık. sabırsızlıkla. f.. coşturmak. kazıklamak. zayıflatmak. s. s. 4. bağışıklık. bak. k ımıldayamaz duruma getirmek. i.

).b. (yasa. f.´ne) kulak asmaz. bozulmaz. dolaylı tam. i. istifini bozmayan. implantasyon yoluyla aşılamak/dikmek. 3. dilb. imparatorlu ğa ait. 2. (--led. içermek: Smoke implies fire. to (korku. şiddet. to (ya ğmur/hava) geçirmez. kalıcı olmayan. delinmez. --ling) sürmek. şahane. karar v. i. bitmemi ş bir eylemi gösteren (zaman/fiil). 1. araç. s. s.b.edilmeden anla şılan. z. imparatora özgü. (dolaylı olarak) göstermek. 2. terbiyesiz. s. bak. münasebetsizlik. saklı. 1. çabuk. 1. 1. ima etmek. eksik. . (bir şeyin içinde) saklı olan anlam. küstah. 1. yatıştırılmaz (öfke. sert. geçici. aplikasyon. 1. aşılamak. 4. yürürlü ğe koyma. beraberinde getirmek: z. emperyalizm. f. ima edilen. s. s. tamamıyla. to (ö ğüt. taklit etmek.´ni) dinlemez. soğukkanlı. i. dü şünmeden yapılan. -e işaret etmek. canland ırma. hissedilmez.´ni) geçirmez. 2. s. 1. kişisel olmayan. i. emreden. i. 2. (öğüt. uygulamak. eleştiri v.b. yalvarmak. 1. mecburi. s. 2. f. 2. (--ed/--led. eksiklik.. engel. dürtü. zorunluk. seçilmez. 1. hızlı. 1. s. temkinli. f. küstahlık. itmek.b. 3. yerine getirme. (birini) (olumsuz bir şeye) karıştırmak. yayılımcı. 1. kusur. 1. yay ılımcılık. emretmeyi seven. tıb. imparatorluk sistemi. s. amirane. kişilikdışı. 2. dolaylı olarak s. emir. i. engel. implantasyon. pişmanlık duymama. uyarı. zorunlu. plan v. yayılımcı. belli belirsiz. tıb. 1. to (su. güç. Duman ate şi içerir. buyurgan. f. s. pişman 4. ifade anlaşılan. implantasyon. 2.zorunluluk. yok olmaz. 1. 3. i.). s. i. 1. söz.olarak. i.impediment impel impending impenetrable impenitence impenitent imperative imperceptible imperfect imperfection imperial imperialism imperialist imperialistic imperil imperious imperishable impermanent impermeable impersonal impersonate impersonation impertinence impertinency impertinent imperturbable impervious impetuous impetus impiety impinge impious implacable implant implant implantation implement implement implementation implicate implication implicit implicitly implore imply impolite impolitely i. f. 1. dikmek. i. s. özür. i. i. 1. terbiyesizce. s. i. sugeçirmez. emperyalist. kusurlu. 1. Allaha kar şı saygısız. f. hava geçirmez. görülmez. 2.b. nüfuz edilemeyen. f. 1. 2. şiddetli. s. 2. (taahhüt. geçirimsiz (toprak). 2. 3. 2. s. i. f. temsil etmek. i. tıb. 3.´ni) yürürlü ğe koymak. mim. on/upon -i etkilemek. s. 3. s. 1. Allaha kar şı saygısızlık. 5. mâni. çözülemeyen (sav. güdü. alet. 3. nefret v. i. taklit etme. 3.b. noksan. pişman olmayan. eleştiri v. canland ırmak. girilmesi imkâns ız (kale). olmas ı yakın. 2. 2.. zor. dilb. 2. ağırbaşlı. s. s. emir belirten. zorunlu şey. hava v. akl ına sokmak. 2. 2. kaba. defolu.´ni) yerine getirmek. s. 3. terbiyesiz. aceleci. olmama. münasebetsiz. 2. 2. 2. keçisakalı. içinden geçilmez (orman). i. 1. 4.farkedilmez.b. yürütme. kaba bir şekilde. impertinence. sır v. çürümez. 1. 2. emperyalist. pişmanlık duymayan. amansız (düşman). (birini) (olumsuz bir şeye) karıştırma. kesin: implicit trust tam güven. --ing/--ling) tehlikeye atmak. sevketmek.

görkemli. hapsetmek. s. imkâns ız bir şekilde. hapsetme. duyguları etkileyen. hile. pratik olmayan. 1. 3. a ğıla kapamak. i. 1. ithalat ve ihracat. s. iktidars ızlık. vergi. olanaks ız. i. haczetmek. zayıf. 2. permi. 4. bask ı. i. 3. s. (ceza) vermek. izlenimci.impoliteness impolitic imponderable import import import duty import license/permit import permit import quota importance important importation importer imports and exports importunate importune impose imposing imposition impossibility impossible impossibly impost impost impostor impotence impotency impotent impound impoverish impracticable impractical imprecise impregnable impregnate impress impression impressionable impressionism impressionist impressionistic impressive impressively imprint imprint imprison imprisonment i. 2. 2. ithalat vergisi. 6. 2. i. harç. 6. i. 1. yap ılamaz. damga. i. önemli. 5. âciz. zaptedilemez. 6. 2. nak şetmek. f. bask ı. önem. 3. isteğinde çok ısrar eden. 4. fakirleştirmek.(yol). i. 1. ithalatç ı. geçilmez. (vergi) koyma. etki. zahmet. kullanışsız. elverişsiz. i. s. 2. ithalat. kazan ılamaz. 4. şaşırtıcı derecede. izlenim. 3.. etki. 2. s. i. gebe b ırakmak. (damga/mühür) basmak. güçsüz. bak. hapis. 1. 2. resim. s. terbiyesizlik. empresyonist. s. 1. itibar. elverişsiz. izlenim. rahats ız etmek. çetin uygulanamaz. i. izlenimci. 5. 4. kim. tartıya gelmez. 2. çok ısrarlı. 2. emprenye etmek. heybetli. empresyonist. s. i. i. 1. f. on/upon akl ına sokmak. 5. etki. güçsüzlük. 1. i. 1. dikkatsiz. (kitapta) yayınevinin adı. i. 3. imkânsız. f. iktidarsız (erkek). 2. ithal etmek. etkileyici bir şekilde. isabetsiz. s. önem. f. zorla kabul ettirmek. kanunen el koymak. -e (vergi) koymak. aşırı duyarlı. ithalat izni. f. ısrarla istemek. 7. pratik olmayan. ithalat kotas ı. (zihnine) sokmak. yap ılamaz. 2. empresyonizm. zahmet vermek. (fikir) a şılamak. izlenimcilik. 1. 4. kabalık. uygunsuz. 2. (zorla) yüklemek. kesin olmayan. etkili. ithal malı. titiz olmayan. i. anlam. f.. 2. iz. ceza. beceriksiz. 3. 1. kolayca etkilenen. yoksulla ştırmak. s. s. 1. 4. (damga) basmak. s. ithal izni. ölçülemeyen. emdirmek. mantıksız. kuvvetini kesmek. s. 2. . uygulanamaz. 1. nüfuzlu. on/upon 1. empoze etmek. 1. 2. 1. i. zorla kabul ettirme. döllemek. sahtekâr. doland ırıcı. 2. d ışalım. 3. özensiz. f. (on) 1. 2. z. hassas. z. damga. i. 2. nüfuz. 3. mim. f. impotence. 2. with etkilemek. imkânsızlık. 1. üzengita şı. önceden kestirilemeyen etken. etkileyici. s. ağırlığı olmayan. 1. f. 1. itibarl ı. yük. 3. olanaks ızlık. haks ız talep.

tedbirsiz. geliştirmek. sersem sepelek.pocket. 1. düzelme. i. ihtiyats ızlık. i. bir anlamda. bir ç ırpıda. 1. k. i. itici güç. i. çıplak. ihtimal d ışı. anında uydurmak. tedbirsizlik. .improbable impromptu improper impropriety improve improvement improvise imprudence imprudent imprudent impudence impudent impugn impulse impulsive impulsively impunity impure impurity impute in acknowledgment of in in in in in a bad way in a big way in a breeze in a coon´s age in a daze in a ferment in a flash in a good light in a hurry in a jiffy in a lather in a lump sum in a manner of speaking in a monotone in a nutshell in a roundabout way in a sense in a slapdash manner in a small way in a small way in a state of undress in a trice s. uygunsuz. kirlilik. baştan savma. elinde. 3. (bir şeyi) iyimser olarak (görmek). içeri do ğru yönelen. dili torpil. hazırlıksız. iffetsiz. edat 1. your 2. 2. -da: olarak. 2. uydurup yapmak. k. çok hasta. ihtiyats ız. uygunsuzluk. k. s. küstahlık. vermek. 3. yüzsüzlük. k. saflığı bozan şey. -a: içeriye. yüklemek. irticalen. ihtiyats ız. katışık. -e. iç. dili bir anda. 1. z. 3. 5. atfetmek. tepi. -in karşılığı olarak: in acknowledgment of his years of service yıllarca verdiği hizmetin karşılığıin the box kutuda. tepisel. Put it in içine. (hazırlık yapılmadan) o anda yapılan. 4. dolambaçlı yoldan. yani. f. murdar. hazırlıksız olarak. -de. yüzsüz. çok moda olan. 1. geli ştirme. 3. düzeltmek. 2. z. dolaylı olarak. s. küstah. çabuk çabuk. 1. 2. yıldırım hızıyla. s. içine. mevsimi gelmiş. epeydir. 2. dili 1. 2. doğaçtan çalmak. dili heyecanlı. ars ız. ruhb. 2. ilerleme. 2. dili küçük çapta. 2. -da. 5. gelişigüzel. 1. 1. peşin ve taksitsiz olarak: I can pay for it in a lump sum. 1. dolaylı yoldan. dili büyük çapta. 2. cezadan muaf olma. 4. yetkili kişi. çirkin.gözde. pislik. doğaçtan. k. gelişmek. Parasının hepsini peşinen ödeyebilirim. katışkı. 2.içeride. dili çoktand ır. üstüne yıkmak. 1. kolaylıkla. Özhan´ ın sağlığı düzeliyor. s. piston. azıcık. gelişme. katışıklık. bir anlamda. 1. düşünmeden. i. yalanc ı çıkarmak. içinde. kar ışık. itki. f. s. 3. düzeltme. birdenbire. 3. düzelmek. yoluna koymak. ani bir istek. aceleyle. iktidardaki. k. sesini alçaltıp yükseltmeden. 1. ilerletmek. s. 1. k. içinde. görev ba şında. doğaçtan/irticalen yapılan. kötü bir durumda. kirli. i. olmayacak. az ve öz olarak. 1. i. Cebine koy. 2. yabancı madde. pis. tedbirsiz. 3. yola girmek: Özhan´s health is improving. f. monoton bir şekilde. tehlikede. 2. 2. düşüncesizce davranan. hemen. evde. dili karga şalık içinde. arsızlık. 3. in the envelope zarf ın içinde. yak ışıksız. -de. f. moda. 3. çabucak. s. hazırlıksız. z. i. karınca kararınca. s. murdarl ık. k.

1. fazla olarak. her halükârda. amir. ol. 2. soğukkanlılıkla. 1. k ılını kıpırdatmadan. yararına. -e göre. zaten: In hiçbir dinner. 2. sefere hazır (gemi). meşgul. gerçekten. Gerekti ği takdirde geç vakte kadarcase of fire press this button. ayr ıca. Her halükârda Billur´un yeme ğinde görüşürüz. -e yardım için. 2. önde. 1. toplam olarak. Çok miktarda armut vardı. -e uyarak. I can work late. güpegündüz. göre mi? -e ilaveten. tamamen aralar ında kalmak üzere. . kâh d ışarıda. Ne olursa olsun sen olsun. huk. işe hazır. tamam ı. mucibince. aralarında: two houses with a yard in between aralarında bir bahçe olan iki ev. kâh içeride. uyum içinde. toplam.in a twitter/all in a twitter in a way in a word in a/one body in absolute privacy in abundance in accord with in accordance with in actuality in addition to in advance in aid of in all in all in all probability in alphabetical order in an advisory capacity in and out in anticipation of in any case in any case in any event in any shape or form in apple-pie order in bad/ill repair in between in black and white in bloom in brief in broad daylight in broad daylight in bulk in camera in case in case of in case of emergency in cipher in cold blood in cold blood in command in commission in company with in comparison with in compliance with in concert in conclusion in conference k. 1. acil bir durumda. zaten: In any case you couldn´t have herhalde. çiçekte. birlikte. 2. -e uygun olarak. ileride. açık. dili heyecan içinde. büyük bir ihtimalle/olas ılıkla. -e uygun olarak: Is this in accordance with your wishes? Bu isteklerinize hakikaten. bol/çok miktarda: There were pears in abundance. güpegündüz. -e göre. şifreli. (bir şeyin gerçekleşebileceği) düşüncesiyle. her halde: In any event I´ll see you at Billur´sşekilde. basın. ne olursa olsun. son olarak. sözün k ısası. 2. danışman olarak.I acted in accordance with your instructions. sözü geçen. ambalajsız. her halde: In any case you be there. hep birlikte/beraber. her halükârda. alfabetik olarak dizilmi ş. ile beraber. bir bak ıma. ne olursa olsun. alfabetik sıraya göre. k. kötü durumda. hepsi. çok düzenli bir şekilde. 2. pe şin olarak. gizli celsede. ne olursa orada 1. k ısaca. birlik içinde. menfaatine. takdirde: In case it´s necessary. çiçek açm ış. toptan. in case of emergency acil durumda. toplantıda. -e ek olarak. Yang ın anında bu düğmeye halinde: In çalışabilirim. dili yazılı olarak. uyarı niteliğinde bülten/duyuru. özetle. -e nazaran. 1. i.

tam çekilme durumunda. zamanı gelince. çok aranan. 1. dili ba şı dertte. yokluğunda. ayrıntılı olarak. hali vakti yerinde.in conjunction with in connection with in consequence of in danger in days of yore in deep water in deep water in default of in defiance of in despite of in detail in diameter in disrepair in doubt in due course in due course in duplicate in earnest in easy circumstances/on easy street in effect in excess of in fact in fact in favor of in fine fettle in flagrante delicto in flames in focus in front in front of in full retreat in full view in fun in future in general in good company in good faith in good repair in good season in good spirits in good time in good trim in great demand in great request in hand in harness in haste ile beraber. 2. aslında. sadece birinin sözüne güvenerek. çap olarak. suçüstü. iki suret halinde. -e meydan okuyarak. aslında. -e rağmen. durumda/vaziyette. gerçekten. kontrol altında. iyi odaklanm ış. önceden belirlenen zamanda. iş başında. dili iyi çok revaçta. yürürlükte. elde. -e karşın. tutulan. varl ıklı. -den fazla. hazırlanmakta. çok. iyi durumda. tela şla. 2. yokluğundan dolayı. tam zaman ında. sonucunda. ciddi olarak. vaktinde. baya ğı. genellikle. başı dertte. keyfi yerinde. cürmü me şhut halinde. biraz erken. -in lehine. süresi gelince. z. ayrıntılarıyla. ile bir arada. 1. tam göz önünde. 2. tamire muhtaç. nedeniyle. -i hiçe sayarak. genel olarak. -e ayk ırı olarak. henüz belli olmayan. harap. zamanı/vakti gelince. k. -i geçen. çok ra ğbette. 3. aslında. alevler içinde. 2. zor durumda. çok eskiden. 1. 2. . -den yana. bundan böyle. -in lehinde. k. önde. büyük ra ğbet gören. aceleyle. tehlikede. çok aranan. formda. şaşkınlık içinde. ile ilgili olarak. kuşkulu. ile birlikte. 1. şakadan. iyi arkada şlarla. bundan sonra. zamanla. 3. ciddi. şüpheli. keyfi yerinde. 2. 1. önünde: in front of the building binan ın önünde. 1. gerçekte. doğrusu. -in taraftar ı.

sözde. out of the way in nothing flat in one go in one sense in one´s mind´s eye in one´s pocket in one´s spare time in operation in order that in order that in order to in in in in kendi çevresinde. ebediyen. bana göre. 2. geçerken. -in hatırasına. diye. tesadüfen. şahsen. idam de ğil. -sin diye: in order that he may see görsün diye. 2. Biran ın tümünü bir dikişte içti. kafas ında. demek. hareket halinde. bence. çok çabuk. bana göre. birbirine girmiş. al ışılmışın dışında. k ısım kısım. kesinlikle: He was in no way responsible. 1. -in yerine. yer yer. bizzat. bana göre. eli kelepçeli. O hiçbir şekilde sorumlu değildi. -i taklit ederek. k. hayatı tehlikede.in his/her own backyard in hock in honor of in imitation of in irons in itself/in and of itself in jeopardy of his life in jest in leaf in less than no time/in no time/in no time at all in lieu of in line for in luck in memory of in mesh in miniature in motion in my book in my judgment in my opinion in my opinion in name in no time in no uncertain terms in no way in no way. talihli. özünde. avucunun içinde. çabucak. derhal. kendisi. yapraklanm ış. şansı açık. zincire vurulmu ş. our midst k ısmen. part özellikle. yani. boş vaktinde: Do it in your spare time! Onu boş vaktinde yap! yürürlükte. Kendi ba şına bir problem cezas ı tehlikesiyle karşı karşıya. için: in order to see görmek için. -in anısına. nüfuzu altında. bizatihi: In itself it´s not a problem.bir taraftan. ta ki. bir kerede. ufak çapta. -e bedel olarak. kan ımca. şaka olarak. sert bir şekilde/açıkça (söylemek). minyatür. sapa. order to keep up appearances ele güne kar şı rezil olmamak için. -e aday. şerefine. dili çok çabuk. bir seferde: He drank all the beer in one go. k ısmen. yol üstü olmayan. daima. in particular in parts in passing in patches in pawn in perpetuity in person . her zaman için. parça parça. bir anlamda. 1. bana kalırsa. rehinde. bana kalırsa. ismen. rehinde. other words aram ızda. hiç. fikrimce. çabucac ık. 2. 1. için s ırada. hemen. hayalinde. kanımca.

beraber. O mesele hakk ında hiçbir şey söylemedi. s ırayla. Zorluklara ra tic. bir dereceye kadar. in pursuance of his ideals. tam yerinde. açık seçik bir şekilde. -diği kadar/derecede. 1. 1. ile ilgili. -ce/-çe: In terms of money she´s well fixed. ba şkaları yokken. aramaya. inşa halinde. birlikte.o. çok mutlu. . birbirine bağlı olarak. -e karşılık. bazı bakımlardan. İdeallerinin peşinde bak. tek s ıra halinde. yerine getirirken. -e cevap olarak.in place in place of in plain English in plain English in play in point of in point of fact in position in practice in press in private in process of construction in proportion to in protest against in public in pursuance of in regard to in relation to in reply to in respect of in respect to in response to in retrospect in return for in revenge for in s. aç ıkça. açıkça.. bask ıda. aç ıkça. birinin yerine. -e gelince. 1.. k ısaca. dili -e gelince. gerçekte. 2.´s stead in search of in self-defense in sequence in seventh heaven in shore in short in short course in short order in short order in sight in single file in so far as in so many words in some ways in some measure in spite of in stock in sum in tandem in ten seconds flat in terms of yerinde. ile ilgili olarak. alenen. 2. açıkçası. birinin nam ına: Çetin can go in his stead. yapılmakta. pe şinde. çarçabuk. açıkçası. with his wealth . gizli olarak. ğmen devam ediyor. ile ilgili olarak. tam on saniyede. aramakta. gizlice. aslında. k. geçmişe bakarak. -e karşılık olarak. k ısmen. k ısaca. -e protesto olarak. -e oranla. 1. -in karşılığında. gerçekleştirmeye çalışırken: He sacrificed regard to.. basılmakta. pratikte. 2. ortakla şa. Onun yerine Çetin gidebilir. kendini korumak için. herkesin önünde. aç ıdan: Don´t look at the situation in those terms! Duruma o açıdan bakma! 2. 2. mevcut. pe şinde koşarken. şaka olarak. bak ımından. uygulamada. kısaca. k ıyıya yakın.. baş başa. -den öç almak için. sözün k ısası. 1. -e karşın: He´s carrying on in spite of the difficulties. . çabuk. koordinasyon içinde. 2. sözün kısası. art arda dizilmiş bir şekilde. -e göre. 1. hakk ında: She said nothing in relation to that matter. art arda. -in yerine. 2. 1. -e rağmen. -e karşılık olarak. görünürde.

1. sırasında. olas ı. -in arasında. Onu uygulamada de ğil. uzun vadede. under the circumstances.. açılmak. Takviyeler tam zaman ında çıplak olarak. çıplak. çantada keklik. . o/bu süre içinde. 2. yak ında. -in gözünde. bütünüyle.. yarar ına. hayal âleminde. dili muhtemel. aşkına. zamanla. çoğunlukla. tabiatıyla. Bize yol gösterecek bir şeyler olmadığı için ancak bunu yapabildik. çünkü. uzun vadede. başlatmak. .): Reinforcements arrived in the nick of time. pek uzak olmayan (olay). son derece. aradaki zamanda. konusunda. mademki. -in yoklu ğunda: In the absence of any guidelines this is what we came up with. sırasında. dili borçlu. . yaklaşık olarak. takdirde. hamile.in that in that case in the absence of in the abstract in the aggregate in the background in the bag in the cards in the circumstances in the clouds in the course of in the course of in the course of time in the crunch in the dark in the end in the event of in the extreme in the eyes of in the face of in the family way in the flesh in the hole in the interest of in the interim in the land of the living in the large in the light of the facts in the long run in the long run in the long term in the lump in the main in the matter of in the meantime in the midst of in the morning in the name of in the nature of things in the neighborhood of in the nick of time in the nick of time in the nude in the offing in the open in the presence of in the process of time -diğinden. Don´t say that in her presence! Onun yan ında zamanla. k. yaymak. dalg ın. -in ortas ında. k. zamanla. olayların gelişmesine göre. eninde sonunda. başı için. esnasında. 2. para kaybetmi ş durumda. (birinin) önünde/yan ında/huzurunda: in the presence of a large company büyük bir topluluk geçtikçe. halinde. bizzat.. kavram olarak: He approves of it in the abstract. doğal olarak. namına. aç ığa vurmak. toplam olarak. o takdirde. hakkı için.. civarında. 4. 3. sağ. çoğu. başlamak. olayların ışığı altında. karanlıkta. f. için. bütün kapsam ı ile. bak. eninde sonunda. esnasında. kavram olarak beğeniyor. tam zaman ında (Gecikmeye hiç yer olmayan durumlar için kullanılır. dili paças ı sıkışınca. garantili. but not in practice.. habersiz. 1. adına. k. k. o/bu arada. 2. hayatta. eninde sonunda. . dili emin. yerine. ikinci planda. 1. karşısında. açık havada. zaman önünde. k. madem. -diğine göre. sonunda. tam zaman ında. dili gebe.. debdebe. bütün olarak. sermek. pomp and circumtance tantana. sabahleyin. -diğinden dolayı. açmak.

nöbetleşe: Each charge was mowed down in turn by their ısma. boş. s. 2.in the raw in the rough in the same breath in the second place in the short haul/term in the short run in the short term in the thick of the battle in the vicinity of in the wake of in the world in this connection in three months in time in total in tow in triplicate in truth in tune in turn in two in two shakes in unison in vain in view in view of in/at a pinch inability inaccessible inaccurate inaction inactive inactivity inadequate inadmissible inadvertent inalienable inane inanimate inappropriate inapt inarticulate inasmuch inasmuch as inattention inattentive inattentiveness 1. dili çıplak. görünürde. hareketsizlik.His salary is in 1. s. . 2. can´t get there in time. elde olmayan. 2. beraber (yapmak). ruhsuz. -in ardından. 1. boş yere. sıkışınca. s. dili beraberinde: He had his girl friend in tow as well. -in peşinde. doğal halde. dikkatsizlik. s. Hücuma kalkan her grup onlar ın öldürücü ateşiyle helak (of a lamb´s tail) k. Beraberinde k ız arkadaşı da vardı. s. gerektiğinde. 2. hep beraber. yeteneksizlik. 2. Allahı/Allahını seversen (Soru zamirleriyle kullanılır. gereğinde. aptalca. ikiye (kesmek/bölmek/ayırmak). 2. s. s. ondan sonra. uygunsuz. dili hemen. yanlış. bir ç ırpıda. ehliyetsizlik. 2. 1. s ıra ile. anlamsız. ikinci olarak. tamam ıyla. işlenmemiş. bir lahzada. gerçekten. tic. dikkatsiz. birlikte. hep bir a ğızdan. ayn ı zamanda. etkisiz. 2. aptal. vaktinde. satılamaz. s. durgunluk. kim. -in ard oturuyor. dilsiz. dikkatsizlik.. k ısa vadede.. 3. hareketsizlik. donuk. i. k ısa vadede. 1. anla şılmaz. yeti ştirebilir misiniz? We k. erişilmez. i.): What in the world buthat? O ne. iyi ifade edilmemiş.. muharebenin en şiddetli yerinde. k. durgun. (kişinin) elinden alınamayacak (hak). sırasıyla. k. civarında: She lives in the vicinity of Taksim. 3. 2. i. bir solukta. 4. 2. 1. toplam olarak.. i. münasebetsiz. hatalı. hakikaten. akortlu. iki k deadly fire. 1. . üç aya kadar. etkisizlik. ortada. . budalaca. yersiz. 2. yaklaşık olarak: sonucunda. 1. 1. devrolunamaz. yanına varılmaz. k. mademki. boşuna. kusurlu. 1. kim. 2. 3. budala. eksik. 1. noksan. s. dili Allah a şkına. cans ız. ölü. bak. 2. 1. k ısa vadede. -den dolayı. i şlenmemiş durumda. 1. s. beceriksizlik. -diği derecede/kadar. kendini iyi ifade edemeyen. dili aşağı yukarı. yetersizlik. kabul olunmaz. i. z. güçsüzlük. tic. -i göz önünde tutarak. kas ıtsız. is hususta. -den sonra. sönük. uygun görülmez. 2. s. 1. kaba taslak durumda. Taksim civarında ında. üç kopya olarak. inept. 1. s. -diğine göre. zaman ında (yetişmek/yetiştirmek): Can you finish this in time? Bunu vaktindebütünüyle. Allah ını seversen? How in the world did bu münasebetle. hareketsiz. dolaylar ında. 1. yüzünden. yetersiz.. s.

kabalık. dürtü. f ırtınalı (hava). s. of (bir şeyin) meydana gelmesi: The incidence of cholera has been declining. 1. başlama. to -e ait olan. teşvik.inaugural inaugurate inauguration inauspicious inborn inbound inbred incalculable incandescence incandescent incandescent lamp incandescent lamp incapable incapacitate incapacity incapacity for incarcerate incarnate incase incautious incendiary incendiary bomb incense incense incentive incentive pay inception incessant incessantly incest inch inch along incidence incident incidental incidentally incinerate incinerator incipient incise incision incisive incisor incite incitement incivility inclement s. s. ile beraber gelen. k ızdırmak. yeni başlayan. hakketmek.gelen. güçsüzlük. törenle açmak. z. tahrik.). s. dikkatsiz. 1. şehir merkezine doğru giden (tren. olay. kaz ımak. çöp fırını. i. sert. 2. oymak. s. ampul. devamlı. başlamak. f. 2. ardı arkası kesilmeyen. kalıtsal. s. k ışkırtma. 2. tedbirsiz. tahrik etmek. 3. i. kundakçı. 2. yak ın akraba ile cinsel ilişki kurma. meşum. açılış-in başlangıcı i. zeki. nezaketsizlik. uzun zaman boyunca s. haddi hesab ı olmayan. uğursuz. teşvik etmek. kesicidiş. aklıma meydana f. kaba davranış. akkor. to -e ait olan. i. 2. i. 1.. yak ıp kül etmek. yarma.b. s. s. göreve başlama töreni. 2. isteklendiren ödül. hapsetmek. karışıklık çıkaran. hesaplanamayan. (bir şeyi) yapamama. 2.edinilegelmi ş. yeteneksizlik. keskin. günlük. s. yavaş yavaş ilerlemek. k ışkırtmak. s. güdü. kasten yang ın çıkaran. 2. 2. f. i ş yapamaz duruma getirmek. dü şüncesiz. 1. doğuştan gelen. i. s. i. tesadüfengelmişken. vaka. tütsü. 1. âciz. (birinin) tabiat ında olan. kabiliyetsiz. 1. resmen işe başlatmak. f. f. 1. i. i. f. elektrik ampulü. Kolera vakalar ı azalmakta. tesadüfi. fırın. ensest. i. ile beraber z. sürekli. insan şekline girmiş. kışkırtıcı. güçsüz. akkorluk. i. 2. yavaş yavaş hareket ettirmek. s. buhur. yangın bombası. parmak. . 3. henüz ba şlamakta olan. 3. ard ı arkası kesilmeden.54 cm. 2. aç ılışşe başlama. ensizyon. i. -e özgü. açılış. otobüs v. özendirici şey. 1. (birini) törenle bir göreve getirmek. cisimlenmiş. s. başlatmak. bak. limana/havaalan ına giren (gemi/uçak). f. 1. encase. s. -e özgü. güçsüz duruma getirmek. öfkelendirmek. i. f. 1. 2. i. ikinci derecede olan/sayılan: incidental expenses yan masraflar. inç. 2. tıb. sürekli olarak. hesap edilemez. de şme. açılış töreni ile ilgili. resmen i töreniyle başlatmak. töreni. teşvik primi. i. irsi. s. 1. s. hadise. i. 1. yeteneksiz. başlangıç.

Onu bizi desteklemeye yöneltti. 1. göze çarpmayan. vefasız. anlaşılmaz (sözler/sesler). saygısız. yeni (hükümet/y ıl). i. 2. katma. konu dışı. i.inclination incline incline incline one´s ear incline one´s head inclined plane inclose inclosure include included inclusion inclusive incognito incoherence incoherency incoherent income income tax incoming incommensurate incommunicado incommunicative incomparable incompatibility incompatible incompetence incompetency incompetent incomplete incomprehensible incomprehension inconceivable inconclusive incongruity incongruous inconsequent inconsequential inconsiderate inconsistent inconsolable inconspicuous inconstant incontestable incontinent incontrovertible incontrovertibly inconvenience i. rahatsız etmek. yaptıkları birbirini tutmayan (kimse). s. s. 2. i. 3. anlaşılmaz. mantıksız. zahmet vermek. bak. istek. kavrayamama. uyuşmaz. güçlük. eğri yüzey. s. içlemci. bak. 2. katılan şey. 1. s. tutarsız. yetersiz. s. milyon lira tuttu. anlayışsızlık. değişken. kendini tutamayan. ılık değiştirerek. anlaşılmaz. gereken yetenekte olmayan. 3. meyil. 1. inand ırıcı olmayan. eğilim. yads ınamaz. katmak. i. enclosure. başını eğmek. 1. tutars ız.. birbirine z ıt. dahil etmek. inkâr edilemez. 1. tutars ız. s. bağdaşmaz. teselli edilemez. 1. s. adla. akıl almaz. kat ılma. eğim. s. yersizlik. itiraz edilemez. 2. 2. -e yöneltmek. s. bak. i. of -i kapsayan. 2. bağdaşmazlık. 2. 1. her zaman aynı seviyeyi tutmayan (iş). içindeleme. kapsamak. tartışılmaz. önemsiz. f. 2. bildiğini başkalarına söylemeyen. s. e ğim. tesellisiz. s. bak. z. gelir vergisi. 1. incompetence. 1. giren. heves. 2. ele geçen. s.. s. 1. s. su götürmez. yetersiz. kulak kabartmak. zahmet. karars ız. 2. s. with/to ile karşılaştırılamaz. 2. 2. i. uyuşmayan k ısım/şey. ehliyetsiz. kusurlu. tutars ızlık. içine almak. 1. dahil: The charge is thirty million liras inclusive of service. beceriksizlik. dahil. noksan. ile kıyaslanamaz. 2. birbirine uymayan. 2. yetersizlik. tesellisi olmayan. farkedilmeyen. s. bağdaşmazlık. eksik. emsalsiz. i. düşüncesiz.. k servis dahil otuz z. beceriksiz. gelir. bir sonuca varmayan. incoherence. 1. 3. yads ınamayacak şekilde. 3. -e sebep olmak: It inclined him to support us. yersiz. i. dahil olma. s. 2. orans ız. uygunsuzluk. içermek. meyil. i. 1. 1. takmaHesap. eğiklik. bağlantısız (sözler/fikirler). 1. z. 1. s. etkisiz. 1. önemsiz. rabıtasız. bağdaşmaz. s. dahil etme. to e ğiliminde olmak: His thought inclines to the i. sonuçsuz. f. huk. f. f. 2. anla şılmayan. 2. kavran ılmaz. 1. i. bitmemi ş. enclose. uyuşmazlık. 2. uygunsuz. 1. kazanç.. eşsiz. idrar ını tutamayan. s. ketum. s. yersiz. i. 2. s. uyu şmaz. avutulamaz. rahats ızlık. s. s. uyuşmazlık. .

verimli ış. 1. 1. gelişmek. 1. uygunsuz davran ış/söz. içermek. borçlanmak. kapsamak. belirsiz. i. z.inconvenient incorporate incorporated incorrect incorrigible incorruptible increase increase increasingly incredible incredulity incredulous incredulousness increment incriminate incrust incubate incubation incubator inculcate incumbency incumbent incur incur a debt incurable incurious incursion indebted indecent indecipherable indecision indecisive indecorous indecorum indeed indefatigable indefensible indefinable indefinite indefinite article indefinite pronoun indefinite pronoun indelible indelible ink indelible pencil indelicacy indelicate s. 3. te şekkür borçlu. f. 5. kuluçka dönemi. görev. civciv ç ıkarmak. i. s. 1. çoğaltmak. minnettar. anlatılması zor. 2. s. 3. s. tanımlanması zor. kokuartmak. ilgisiz. 2. kesin olmayan. hücum. 2. şifasız. biçimsiz. s. belgisiz zamir. 1. 1. f. 2. i. huk. do ğrusu. çözülmez. f. silinmez. üstüne çekmek. inanmayan. i. s. i. encrust. kaba. s. cisimlendirmek. 1. kafasında (plan) kurmak. 1. u ğramak. karars ız. 2. s. 2. ştirmek. girmek. tekrarlayarak kafasına sokmak. suçlamak. onulmaz. f. 2. gerçekten. 2. okunmaz. 1. art olmak. f. belirsizlik zamiri. savunulamaz. inanmazlık. 2. 2. inan ılmaz. artırmak. silinmez. s. bozulmaz. doğrusu istenirse. 1. ç ıkmaz. yola getirilemez. ku şkulu. münasebetsiz. i. edepsiz. --ring) 1. 2. görev süresi. nezaketsiz. borca girmek. 2. 1. kâr. kalıcı (izlenim/etki/duygu). uygunsuz. kuşku. elverişsiz. artma. anlatılması imkânsız. into/in -e dahil etmek. 2. anonim şirket haline getirmek. 1. belgisiz. s. 2. 2. büyümek. birleştirmek. yorulmaz.. maruz kalmak. belgisiz s ıfat: bir (İngilizcede a. 1. büyütmek. yak ışıksız. akıl almaz. 2. sabit (boya/mürekkep). bilmez. s. anonim. i. uygunsuz olma. çürümez. dili harika. dilb. vazife. 1. 1. uygunsuz. giderilmez (leke/iz). kopya kalemi. öğretmek. 2. bak. düzelmez (kimse). meraks ız. belirsiz. 3. s. sökülmez. 3. karars ızlık. s. 1. çoğalma. dilb. şmaz. bak. 1. uygunsuzluk. ço ğalmak. uyandırmak.geliürün. 3. borçlu. uygunsuzluk. uygunsuzluk. i. hâsılat. 4. 2. 1. 3. 1. s. s. 2. 1. i. ak ın. düzeltilmemiş. 1. 3. 4. birleşmek. gittikçe artarak: become increasingly difficult gittikçe zorla şmak. s. uygun olmayan. toplum töresine aykırı. yak ışıksız. yanlış. z. 2. i. kayıtsız. an). 2. 2. kuluçkaya yatmak. k. sabit mürekkep. gerçeği söylemek gerekirse. adam olmaz. . 2. nazik olmayan. f. çoğalma. zahmetli. 3. kaba. mü şkül. incredulity. kabal ık. kuvöz. dilb. 1. s. s. yorulmak s. kuluçka makinesi. rüşvet kabul etmez. -e katmak. kuşkulanan. s. (--red.. belli olmayan. f. s. aşılamak. 1. amans ız. artış. i. saldırı. 2. artma. ahlakı bozulmaz. yakışık almayan. hakikaten.

2. i. z. vasat. dolambaçlı. k ısımlara bölünmemiş. 1. boşboğaz. vazgeçilmez. anlatma. 1. teminat. dolaylı tümleç. hazımsızlık. çivit rengi. (for) İng. f. hakaret. s. başına buyruk. ödence. 1. s. i. (for) İng. s. Indigofera tinctoria. zaruri. hazmedilemez. gösterge. s. tanımlanamaz. göstermek. kendi geliri bağımsız olarak. 1. 2. s. fakir. düşüncesizce yapılan. 2. -e halindeki isim. Indigofera tinctoria. yok edilemez. bildirme. dolaylı olarak. -i talep etmek. 2. i. s. . etmek. -i sipariş 1. s. i. 3. 1. i. sipariş vermek. s. (kitabın) indeksini fiş. 3. f. seçilemez. gösterge. 4. ilgisiz. çivit mavisi. s. 2. 2. s. çividi. tazminat. dolaylı vergi. bağımsız. yıkılmaz. farkedilemeyecek. ayırt edilemez. çivitotu. İng. ald ırmaz. 1. karışık. imlemek. i. z. 1. i. s. ald ırmazlık. sindirim güçlü ğü. s. 1. düşüncesiz bir davranış.. rasgele. indigo. dilb. boşboğazlık. 1. çivitotu. dilb. s. f. 2. (kitap) için dizin haz ırlamak. gösterge. belirsiz. 2. s. 1. pol. 1. 2. toplu halde. yoksul.. (sat ır için) içerlek olma. mide fesadı. 2. birbirini etkilemeden. i. 2. iddianame. gelişigüzel. düşünmeden davranan. katalog. 2. s. savca. 1. 1. çivit rengi. ile geçinebilen. 2. bağımsızlık. pol. belirti. (haks ızlıktan dolayı) kızgınlık. dolaylı masraf. paragraf ba şı yapmak. düşünmeden davranma.indemnify indemnity indent indent indentation indenture independence independent independently indescribable indestructible indeterminate index index card index finger indicate indication indicative indicator indict indictment indifference indifferent indigenous indigent indigestible indigestion indignant indignation indignity indigo indigo plant indigo blue indigo-blue indirect indirect cost indirect lighting indirect object indirect object indirect tax indirectly indiscernible indiscreet indiscrete indiscretion indiscriminate indispensable f. 3. dava açma. dolaşık. yerli. i. anlatılmaz. bot. 2. küçük dü şürücü hareket. öfke. (ekonomik açıdan) bağımsız. s. gösterme. sipariş. 1. çivit mavisi. kuşkulu. işaret etmek. s. indeks. dolaylı ışıklandırma. ba ğımsız. 2. zarar görmeyeceğine dair peşinen kefil olmak. i. 1. içerlek yazmak. 1. f. talepte i. onur kırıcı durum. çivit rengi. to (bir yere) özgü.ces (în´dısiz) i. ayırt edilmemiş. umursamayan. indigo. çivit mavisi. delil. düşüncesizce söylenen söz. işaretparmağı. sözleşme. çentmek. bağımsız. çivit rengi. sıradan. güvence. öfkeli. kontratla/senetle bağlamak. suçlama. 3. 1. çividi. --es (în´deksîz)/in. dizin. s. s ınırsız. (haks ızlıktan dolayı) kızgın. dolaylı tümleç.di. içerlek yazma. (bir yerde) do ğal olarak bulunan/yetişen. ilgisizlik. çivit mavisi. i. for ile suçlamak. kefalet. i. i. bellisiz. bot. talep. zarar ını ödemek. f. i. fihrist. i şaret. 4. 2. 2. ibre. çoğ. dolaylı.

soğutmak. endüstriyel. rahatsız etmek. içeri. industrialize. s. çalışkanlık. endüstri mühendisi.o. seçilemez. 2. işi yavaşlatma. with indolent indomitable indoor indoors indorse induce inducement induct induct s. 4. s. 2. işçi v. i. elek. i. mest etmek. su götürmez. tıb. 1. tarifsiz. iç mekânlara uygun. s. f. s.candy. vesile. 1. ü şengen. elek. makine v. 1. birine (bir fikri) a şılamak/telkin etmek. acente kendi karar ını verecek. neden olmak. ikna. beceriksiz (yönetici. etkisiz. içeriye: Stay ılar. s ınai. sözü edilmez. birini askere almak. 1. beceriksiz (yönetici. 2.). i. 2. 1. içeride. z. bak. anlatılmaz. 2. 1.indispose indisposed indisposition indisputable indistinct indistinguishable individual individualism individualist individuality individually indivisible indoctrinate indoctrinate s. gayretli. 2.. etkisiz (çare.b. into induct s. iyice görülmeyen. randımansız (iş yöntemi. 1. Bu konuda her i. hevesini k ırmak. 2. sonuç çıkarma. müsamahakâr. indüksiyon. rahats ız. 2. 1. kand ırıp yaptırmak.b. ba şarısız. s. tek tek. keyifsizlik. neden. zaman ve enerjiyi ekonomik bir şekilde kullanmayan. . istenilen etkiyi uyand ırmayan. İng. a ğza alınmaz (kutsal). 1. 1. sarhoş etmek. sanayici. rahats ızlık. f. f. s..). grev. ikna etmek. bölünmez. müphem. boyun eğmez. f. s.. isteksiz. i.). 1. 2. 2. 1. iç mekânlarda kullan ılan: indoor shoes iç mekânlarda giyilen ayakkab indoors! İçeride kal! tennis court kapalı tenis z. kapalı: indoor She went indoors. man. endüstri meslek lisesi.b. (sak ınılması gereken bir şeye) teslim olmak: She indulged her desire for yüz verme. into the army induction inductive inductive reasoning indulge indulgence indulgent industrial industrial action industrial arts industrial engineer industrial estate industrial school industrialise industrialist industrialize industrious industry inebriate inedible ineffable ineffective ineffectual inefficient f. s. yılmaz. işleyimsel. s. kendi . ilaç v. indüksiyon yapan.). f.b. i. indükleyen. 1. gayret. indükleme. 2. endorse. 2. bak. 1. İçeri gitti. tümevar ımsal. tümevar ım. bir dü şünce sisteminin esaslarını öğretmek. verimsiz. isteksizlik. belirsiz. te şvik. bireyci. s. ağrısız. ayırt edilmesi olanaksız. İng. organize sanayi bölgesi. i şçi v. 1. tembel. endüstriyel sanatlar. bireysellik. etkisiz (çare. s.o.: This decision will be up to the individual agencies. ilaç v. f. yeme arzusuna kendine in şey yapma) izni verme. bireycilik. çalışkan. f. i. sanayi.b. 2. 2. endüstri. 1. göreve getirme. hasta. man. tart ışılmaz. 2.o. Şekermüsamaha. f. 1.. birini resmen -in üyesi yapmak. 3. tümevarımlı usavurma. yenmez. s. i şleyim.. kesin.(bir kendine bir şey yapma izni s. s. 1. s. üşengeç. yüz veren. 2.). her . 2. s. s. İng. sanayile ştirmek. The individual tiles are each a i. ayr ı ayrı.. -in beynini yıkamak. s. keyifsiz. s. in yenildi..

yak ışıksız. ayrılmaz. kaç ınılmaz. esrarengiz. z. insafsız. 3. (tasar ı. s. s. s. s. s. gereksiz. uyuşuk. s. deneyimsizlik. 3. tam do ğru olmayan. küçüklük. muammalı. fiz. çocuksu. affedilmeyecek şekilde. anlatılamayacak derecede. i. 2. yetersiz. ucuza. piyade sınıfı. uygunsuzluk. atıl. 2. s.´nin) başlangıç a bebek. 1. (kötü bir şeyden dolayı) meşhur. beceriksiz. acemilik. piyade s ınıfına ait askerler. haks ız. z. çocukluk. s. 2.inelegant ineligible ineluctable inept ineptitude inequality inequitable inequity inert inertia inescapable inessential inestimable inevitable inevitably inexact inexcusable inexcusably inexhaustible inexorable inexpedient inexpensive inexpensively inexperience inexperienced inexpert inexplicable inexplicably inexpressible inexpressibly inexpressive inextricable inextricably infallibility infallible infallibly infamous infamy infancy infant infantile infantile paralysis infantilism infantry infantryman infatuate infatuation s. affedilmez. 2. f. i. 1. in. i. 1. . bir anlam/dü şünce ifade etmeyen. 1. yanılmaz. s. 1. yanlış. z. kim. 2. süredurum. 3. gaf. 1. bağışlanamaz. z. tecrübesizlik. s. 3. acemi. i. amans ız. değişebilirlik. piyade. farklılık. s. 2. hesapsız. 2. şaması. deneyimsiz. hata yapmaz. piyade askeri. 1. piyade. değiştirilemez. masrafı az. incelikten yoksun. hatalı. s. yersiz. elverişsiz.b. s. 1.. 2. yorulmaz. s. tecrübesiz. acemi. s. uygunsuz. hareketsiz. çocuk i. aklını çelmek. hareket edemeyecek durumda olan. pahalı olmayan. tükenmez. kaç ınılmaz. çözülmez. i. bebeklik. şaşmaz. içinden ç ıkılamayacak şekilde. adı kötüye çıkmış. tıb. çaresiz. 2. bitmez tükenmez. yavaş harekete geçen. beceriksiz.süreduran. 1. girift. anlatılmaz.men (în´fıntrimîn) i. insafsızlık. çocu ğa özgü. usta i şi olmayan. bebeksilik. zarif olmayan.try.. nedeni anla şılmaz. iş v. çıldırtmak. i. çocukça. i. 3.fan. çok çirkin.felci. bebek gibi. 2. amaca uygun dü şmeyen. küçük. ufak bir çocuk gibi. 4. ucuz. kim. yava ş işleyen. çoğ. i. deneyimsiz.. emekleme dönemi. 1. eşitsizlik. uyu şukluk. z. hesaba s ığmaz. aç ıklanamayacak şekilde. fiz. s. 2. i. tecrübesiz. z. 3. açıklanamaz. rezalet. s. ayıp. haks ızlık. 3. yanılmazlık. değişkenlik. acımasız. 1. 1. 1. ruhb. atalet. z. insafsız. alçaklık. s. 2. 1. piyadeler. yanılmadan. ifade edilemez.tembel. 2. i. rezil. i. 2. kaç ınılmaz. s. inert. delicesine âşık olma. s. paha biçilmez. içinden ç ıkılmaz. kaç ınılmaz şekilde. bebeksi. 1. s. çok değerli. s. tembellik. (with) (-e) hayranlık. küçük çocuk. 2. s. pot. s. beceriksizlik. hünersiz. s. kesin olmayan.

. 3. 2. 1. 3. s ınırsız. dilb. çekmek. hiç esnek davranmayan. 2. cehennem. 1. tıb. (on) (birini) kötü bir şeye uğratmak: inflict pain acı çektirmek. into infiltration infinite infinite pains infinitely infinitesimal infinitive infinity infirm infirmary infirmity inflame inflammable inflammation inflammatory inflate inflation inflect inflection inflexible inflexion inflict inflict punishment on inflorescence inflow influence f. sakatlık f. sözünü geçirmek. 1.b. geçirmek.. s. klinik. çok. 1. --ring) (from) (-den) 1. 1. enfeksiyon. bükülmez. s. i. iltihap. bak. kâfir. 2. zina. 1. kızarma. bula şma. i. 3. 3. 1. kolay tutu şan. iltihaplanma. s. zayıf. (bit/kurt/fare) istila etme. t ıb. son derece.b. mastar. tutuşmak. (to) (-den) a şağı. hoş olmayan/nahoş (söz/davranış). (okulda/fabrikada) revir. dilb. çıkarım. 2. bitmez. sonsuz gayret. dilb. etki. para çıkarmak. (--red. alevlendirmek. 3. zayıflık. mat. f. f. 2.´ne) sızma/gerçek kimliğini gizleyerek girme. i. kışkırtmak. aşağılık duygusu/kompleksi. daha aşağı bir nitelikte olan. 2. 1. 2. tükenmez. 3. tesir etmek. s. tutu şturmak. (hava ile) şişirmek. 1. anlamak. sonuç çıkarmak. çok büyük bir (sabır. (örgüt. 3. imans ızlık. f. etkilemek. alevlenmek. sert. i. 1. cehennem gibi yer. sonsuzküçük.infect infection infectious infelicitous infelicity infer inference inferior inferiority inferiority complex inferiority complex infernal inferno infertile infertility infest infestation infested infidel infidelity infiltrate infiltrate s. iltihap. piyasaya çok miktarda kâ ğıt i. 1. birini -e s ızdırmak. nüfuz. kuvvetsiz. para şişkinliği. f. şişirmek. etraf ı sarma. dikkat v. bulaştırma. aşağılık kompleksi. s. 4. öfkelendirmek.. kalitesizlik. . çorak. ç ıkarmak. enflasyon. i. cehenneme ait. inflection. 2. k ışkırtıcı. kurulu ş v. ses tonunu de ğiştirmek. sonsuzluk. s. kalitesiz. i. i. f. s. 2. i. i. 2. 2. 2. daha a şağı bir nitelikte olma. 1. 1. 2. 2. 2. 1. hastane. hastalık. etraf ı sarmak. 2. katı. 1. halsiz. verimsizlik. sonsuz. 1. sesin yükselip alçalmas ı. tahrik edici. i. i. z. i. bulaştırmak. başkalarına kolay geçen (gülme/neşe). 2. sadakatsizlik. s. İng. 2. 2. i. 2. (örgüt. 1. 2. s.o. verimsiz. tesir. bula şıcı. i. (bit/kurt/fare) istila etmek. i. hoş olmayan/nahoş söz/davranış. bot. i. çekim. çiçek durumu. f. 2. kolay kızdırılır. i. s.). i ğrenç. parlayıcı. k ısır. f. (fiyatları) suni olarak yükseltmek. 1. sonuç ç ıkarma. -e ceza vermek/verdirmek. i. yangı. eğilmez. s. 2. küfür. 1. k ısırlık. s. kurulu ş v. 1.´ne) sızmak/gerçek kimliğini gizleyerek girmek. ölçülemeyecek kadar küçük.. tahrik etmek. içeriye ak ış. i. i. s ınırsızlık.b. man. infinitezimal. muazzam bir. iltihaplandırmak. 1.. 1.

altyapı. ak ın. 1. kekin malzemesi s. maharet. 1. z. 2. bilgi. öz: inherent rights temel haklar. nefes alma. s. 2. (anla şma. (kurallar ı) bozma. müracaat. i. (bir şeyin) f. s. demlenmiş içecek (çay/ilaç). usta i şi. 2. demleme. ustalıkla. anat. ustalık. i. 1. kızılaltı. nüfuzlu. i. resmi olmayan. (çay) demlemek. çok becerikli. damara zerketme. 2. maharetli. 2. i. -e (-den) kalmak. içeriye akma. tıb. i. dan ışma.´ni) içine çekme. s. antlaşma v. (sigara duman ı v. tıb. antlaşma v.´ni) bozmak. teklifsizlik. esas. teklifsiz. f. i.o. asıl. (of/about/that) -den haberdar etmek. (bir şeye/birine) özgü olma. saf. enflüanza. öğretici. z. külçe. s. nankör kimse.. i. teklifsizce.b. kas ıksal. malzeme: What are the ingredients in this cake? Buiçe do ğru büyüyen. aç ıkyürekli. grip. enfrastrüktür. i. hünerli. demlendirme. (from) mirasçısı/vârisi olmak: She inherited it from her grandfather. (anla şma. masum. i. tanınmamış. with -i a şılamak. i. f. danışılan yer. in (bir şeye/birine) özgü/has. eğitici. 2. s. candan. çileden ç ıkarmak. 1. -de oturmak. bilgilendirici. ihlal etmek. seyrek. (sigara duman ı v. Ona yar ın s. i. 2. 1. s. i. on/upon -e tecavüz etmek. bilgili. s. i. s. into içine dökmek/akıtmak. utand ırıcı. f. birinin gözüne girmek. 3.b. ihlal. on/upon -e tecavüz etme. bak. 1. nankörlük. jurnalci. içine dökme/ak ıtma. ihbarc ı. birinin gözüne girmeye çal ışmak. i. kabaran (deniz). s. kas ık bezi.´ni) bozma. i. 1. haberli.b. muhbir. yüz kızartıcı. 2. enfraruj.´ni) içine çekmek. oturmaya elveri şli. sakin. i. -i bildirmek: I informed him that I would not come tomorrow. 1. ingratitude ingredient ingrowing inguinal inguinal gland inhabit inhabitable inhabitant inhalation inhale inherence inherency inherent inherit s. mahir. 2. i. 2. danışma yeri. 1.ne? s. kasığa ait. 1. hakk ında bilgi vermek. içitim. 1. f. hüner. mahirane. i. 3..s. içinde oturulur. inherence. with s. gazaba getirmek. samimi. resmi olmama. iktidara yeni gelen (hükümet). mahirane bir şekilde. (bir yerde) oturan kimse. demlendirmek. 1. nefes almak. danışma. 4. (karışımdaki) madde. 3. -e (-den) miras kalmak. 2. haber. 1. danışma.b.influential influenza influx inform informal informality informally informant information information booth information desk informative informed informer infraction infrared infrastructure infrequent infringe infringement infuriate infuse infusion ingenious ingeniously ingenuity ingenuous inglorious ingoing ingot ingrate ingratiate ingratiate o. sözü geçen. 1. k ızılötesi. i. gayri resmi olarak. f. 2. into -e aşılamak. Ona . f. 2. ayd ınlatıcı. f. şerefsiz. bilgi veren kimse. s. içine dökülme.

2. i. i. mürekkeplenmiş. 3. i. s. konukseverlik göstermeyen. 2. ket vurma/vurulma. sakin. miras kalan. robot gibi. önce. 2. çok soğuk. enjeksiyon. 3. kabul edilmiş kimse. veraset vergisi. f. 1. s. kakma. i. adaletsizlik. mirasç ı. (in. kalıtım. haks ızlık. i. 3. zalim. zarar.o. kalıtsal. düşen. irsi. to -e ters2. to -e dü şman: That village is inimical to strangers. i. baştaki. 3. denizdeniçinde tahsil ısımlarda.laid) içine kakmak. f. 3. i. başlatan kimse. (--ed/--led. z. kakma i şi. i. 1. kalıt. inhibe etme. zalimane. (bir uzvu) yaralamak/incitmek/zedelemek. 2. kırıcı. 2. 2. (bir karar. Ad ına halel getirebilir. zarar/ziyan vermek: It could injure your reputation. şman. enjeksiyon yapmak. -i göstermek. 2. k. birinin adı veya soyadının baş harfi. zifiri. ilk. z. 2. ruhb. huk. dokunur. 1. küçük körfez. (birinin bir şey yapmasını/yapmamasını emreden. oturan kimse. mürekkepli. 2. s. s. kakma yapmak. insanlıktan çıkmış. iç kısımlara doğru. 2. 2. aşağılayıcı. vermek. ak ılsızca. from inhibited inhibition inhospitable inhuman inhumane inhumanity inimical inimitable iniquity initial initially initiate initiate initiation initiative initiator inject injection injudicious injunction injure injured injurious injury injustice ink inkling inkpad inkwell inky inlaid inland inland revenue inland sea inland sea inland waters in-law inlay inlet inmate inn i. birinci. i. ziyan. üyeliğe kabul töreni. kakmalı. i. evde . kötülük. vâris. birinin (bir şey yapmasına) ket vurmak. yara. e şsiz. birlikte oturan kimse. f.inheritance inheritance tax inherited inheritor inhibit inhibit s. zarar.-e karşıt. 4. 2. i. mahkemece verilen) uzva) f. yaralı. 1. biyol. i. 2. -e zararlı: His plan is inimical to our s. teşebbüs. s. 1. içdeniz.. haks ızlık. yerici. başlangıçta. s. s. han. i. -ing/--ling) parafe etmek. -e ket vurmak. 1. ba şta. soyaçekim. 4. denizden uzak. giriş yeri. insaniyetsizlik. edilemez. s. koy. iç k edilen vergi. f. dişçi. i. haks ızlık.. merhametsiz. i. i. başlatma. 1. aklını kullanmayan. katmak. giri ş. ülkenin denizden uzak yerleri. 1. iç. taklit2. işlemeli. s. mürekkep hokkas ı. i. into -i törenle üyeliğe kabul ğe yeni i. i. başlatmak. 2. günah. i. ya şanması zor olan (yer/iklim). 1. 1. 1. miras. girişim. iğne. s. i. 1. f. 2. insana göre yap ılmamış/olmayan. adaletsizlik. başkası ile aynıotel. i. içdeniz. O köy yabancılara dü1. ilkin. ipucu. iç sular. ülkenin iç k ısmı. mürekkep. üzgü. 1. İng. acımasız. s. 1. 1. inisiyatif. dili evlilik dolayısıyla yakın akraba olan kimse. eza. inhibisyon. yurt uzakta. üyelietmek. i. into -e alıştırmak. şırınga etmek. işaret. 2. seziş. zararlı. dolgu. 2. 1. s. kapalı deniz. hapishanede/ak ıl hastanesinde bulunan kimse. zarar vermek. 1. 2. 1. ıstampa. 1. s. duygularını pek dışa vuramayan.

doğuştan olan. safdil. k. soruşturma yaparak -i araştırmak. s. into hakkında soruşturma/tahkikat yapmak. s. 2. sa ğlığa zararlı. f. dahili. zarars ız. zarars ız. ameliyat edilemez.. I received a lot of inquiries about the new tax law. s. iç organlar. nöbet. dili iç kısımlar. 2. Yeni vergi yasas ı hakkında epey soru soran oldu. 2. inorganik. 2. s. 3. bilg. girdi-ç ıktı.. 3. s.o. girdi. elek. hakk ında bilgi almak istemek. i. zamans ız. i. zarars ız eğlence.. i. i. masum kimse/çocuk. yeni şey. sorguya çekme. inquiring inquiry inquisition inquisitive inroad insane insane person insanitary insanity insatiability i. hanc ı. cinnet. make i. 2.. doymazlık. s. araştırma. s. 1. i. 1. çoğ. girdi ayg ıtı. hijyenik olmayan. s. giriş. i. giriş-çıkış. 2. ekon. 4. (nedeni bilinmeyen ölüm hakkında adli) soruşturma. iç. i. (birinin) tabiatında/özünde olan. bilg. giriş verileri. işlemeyen. 4. s. . 1. masum. zarars ız. değişiklik. 2. about -i sormak. aşılamak. aptal kimse. s. yeni metot/alet. derin/gizli anlam. uygulanamaz. tahkikat.. 2. ço ğ. aşılama.innards innate inner inner city inner resources inner significance inner tube innermost inning innings innkeeper innocence innocent innocent amusement innocuous innovate innovation innovator innuendo innumerable inoculate inoculation inoffensive inoperable inoperative inopportune inordinate inorganic inorganic chemistry inpatient input input data input device input-output inquest inquire inquire after s. delice. 1. iç lastik. 1. fels. başkaları hakkında bilgi edinmeyi seven. delilik. yenilik ç ıkarmak. manevi kuvvet. i. katma. yenilik yapan kimse. (bir şeyin) temelinde/özünde olan. f. i. yenilik getirme. uygunsuz. birini sormak. (resmi) soru şturma.. 3. girdi. aşı. gen. verme.b. 1. en içteki. . 2. 3. düzensiz. gizli. girdi. 1. s. değişiklik yapmak. 1. s. i. bilg. 2. deli. soru sorar gibi (bak ış/yüz ifadesi). (birinden gelen) dü şünceler/sözler. 1. i. baskın. s. anlamsız. öğrenmeye hevesli. meraklı. hesapsız. s. 2. 1. aşırı. 3. deli. sakl ı (anlam v. 1. taş. iç. bilg. 1. 3. kalıtsal. değişiklik yapma. 2. akın. f. otelci. masumluk. çalışmayan. i. s. irsi. kriket bir tak ımdaki on oyuncunun oyun dışı edilinceye kadar vuruş sıraları. soruşturma. sayısız. en içerideki. beysbol her iki tak ımdaki oyuncuların birer vuruş sırası. olumsuz bir şey ima eden söz.. (of) (birinin hal ve hatırını sormak. suçsuz. sırasız. şehrin merkezinde yoksulların oturduğu mahalle. 2. pek çok. 1. mevsimsiz. 2. safl ık. incitmeyen. ruhsal. s. i. suçsuzluk. sıra. ak ıl hastası. i.. inorganik kimya. açgözlülük. saf. 1. i.). yenilik. 2. çal ıştırılamaz. i. hastanede yatan hasta. s. kinaye. incitmeyen. 1.

içteki.insatiable insatiableness inscribe inscription inscrutable insect insecticide insectivorous insecure insecurity inseminate insemination insensible insensitive inseparable inseparables insert insert insertion inshore inside inside inside inside inside information inside of an hour inside out insider insides insidious insight insignia insignificant insincere insincerity insinuate insinuation insipid insist insistence insistent insofar insofar as insolence insolent insoluble insolvency s. ithaf. tersyüz. 1. yazı. içerisine. sa ğlam olmayan: He feels insecure here. f. sönük. s. üstü kapalı (kötü)you insinuating that söyleme. içeriden s ızan haberler. doymak bilmez. Fare o piyanonun içinde saklan ıyor. 2. önemsiz. tehlikede olma. 4. sinsi. f. (için) diretmek. iç yüzünü bilen kimse. ısrar. 1. 3.. f. i. s. i. 1. bir saate kadar. demeye getirmek. ekleme. i. (on/upon) (-de) ısrar etmek. 1. ısrar edici. s. başkalarını düşünmeyen. s. 2. ufak. iç organlar. üstü kapalı she´s a liar? O yalancı mı i. i. 1. 2. (kötü bir şeyi) üstü kapalı söylemek: Are söz. içeriden biri. çözülmez. ne dü şündüğü belli olmayan. (-de) ayak diremek. emniyetsizlik. z. kitap ortasına eklenen sayfalar. 3. yavan. tehlikede olan. to/for (bir yapıtı imzalayarak) -e ithaf etmek. s. 2. dergi/gazete arasına konulan ek. madalya veya para üzerindeki yazı. i. 2. emniyetsiz. 1. lezzetsiz. 2. ne anlama geldiği belli olmayan. s. z. i. s. anlams ız. 1.. 2. çözünmez. düşüncesiz. samimiyetsiz. 3. k. z. terbiyesiz. pek az. 1. K ırmızı s. içtensizlik. iç. araya eklenen şey. huk. kendine i. 2. 1. yazıt. hilekâr. s. 2. i. ayrılmaz dostlar. (in) (-e) sokmak. 3. 1. değersiz. tats ız.. She insisted on buying the red dress. telkin etmek. içeriye. 2. i. olmama. -diği derecede/kadar. döllemek. 2. 5. 1. (into) (-e) koymak. içerisinde: The mouse is hiding inside that piano. k ıyıya yakın. i. (kötü bir şey) demek istemek. i. eklenen şey. dölleme. halledilmez (problem v. i. 2. 2. anlayış. 2. (rütbeyi/makamı simgeleyen) işaretler. ars ız. iç kısımlar. güveni olmama. yazmak. insatiability. çoğ. samimiyetsizlik. (-de) direnmek. ayrılmaz. 2. içtenliksiz. -i tutturmak: i. . kıyıya doğru. bir ilanın gazeteye bir kez konması. s. ayak direme. 1. i. i. böcek. kitabe. f. 3. i. kaydetmek. gizlice f ırsat kollayan. aciz hali. direngen. (yaz ıt) yazmak. bak. böcekçil. bir şeyin iç yüzünü kavrama. s. hissedilemeyecek kadar ufak. hain. dili ba ğırsaklar. aras ına koymak. kanmaz. ruhb. 1. doymaz.. i. kendine güveni olmayan. a şılamak. 3. alametler. bayg ın. iç. 1. içinde. 1. Burada kendini emniyette hissetmiyor. içeride. s. hakketmek. erimez. 2. s. 1. i. açgözlü. ikiyüzlü. böcek ilac ı.). obur. 1. iç taraf: the inside of the box kutunun içi. küstah. s.b. küstahlık. 2. s. sa ğlamruhb. değmez. edat içine. ısrarlı. f.

2. i. ğretmek. 2. iflas etmiş. 2. hemen. şi/şirket. uykusuzluk çeken kimse. İng. installment. f. f. telkin. institution. tic. denetleyici. eğitim. direktif. aç ıklama. araç. 1. bilgi. bak. solumak. denetçi. esinlemek. a şılama. with -i yavaş yavaş aşılamak/telkin etmek. senet. i. 1. durum. z. Oraya gideceğine buraya geldi. denetlemek. 2. kurumla ştırmak. müfettiş. alet. (bir ayg ıtı) (bir yere) takma. kere. (kalorifer. 2. 5.s. 1. 1. f. atamak. an. öğretmen. âdet haline getirmek. ödeme aczine düşmüş ki uykusuzluk. denetimci. f. of -in yerine. kontrolör. . hemen olan.. -diği derecede/kadar. müflis kimse. kontrol. s. belge. (öfke. sistemi) kurma. in/into -e yava ş yavaş aşılamak/telkin etmek. ivedi. 1. batkın. i. 1. derhal. batkın. okul. bak. -ece ğine: He came here instead. elektrik v. ilham etmek. i. yönerge.insolvent insomnia insomniac insomuch insomuch as insomuch that inspect inspection inspector inspiration inspire inst instability install install o.. 2. defa. instant.b. taksit usulü. yoklamak. yitimi.. enstantane. f. mademki. ak ıl okutmak. i. vermek. institute. -diğine göre. eğitmen. ani. 2./Başkasının yerine kendisi buraya geldi. bölüm.b. i. i. 4. f. ödeme aczine dü şmüş.) tesisatı döşemek. hemen/an ında meydana gelen. bilimsel kurum. s.. ders. k ışkırtma. ağım. 2.b. i.. istikrars ızlık. i. yol göstermek. (yeni seçilmiş/atanmış birini) -e oturmak.b. teşvik etmek. huk. 2. enstrüman. i. 3. ani. i. okutman. tahrik etmek. İng. v. i. in/on installation installment installment plan instalment instance instant instantaneous instantly instead instep instigate instigation instigator instil instill instillation instinct instinctive instinctively institute institution institutional institutionalise institutionalize instruct instruct a solicitor instruction instructions instructive instructor instrument instrument panel s. (bir ayg ıtı) (bir yere) takmak. k ısım.b.´ni) uyand ırmak. 2. 2. f. 1. i. çalg ı.b. denetleme. 1. kurum. 2. 1. 3. i. öğretici. elektrik v. enstitü. teftiş etmek. 1. i. İng. i. tesis. öğrenim. 1. i. kurulu şa/kuruma ait. 1.. İng. 1. instill. i. 2. sevgi v. 4. kurumsal. şimdiki. teftiş. o kadar ki. z. asistan. i. 1. 1. uyku i. öğretme. 3. 2. derhal olan. k ışkırtmak. kontrol etmek. 2. k ıs. 2. kurulu ş. k ışkırtıcı. kurum haline getirmek.öıslahevi v. (kalorifer. eğitici. 1. ilham. esin. s. 3. 2. kurulu ş. fikir aşılama. talimat f. 3. (bilgisayar 2. hastanesi. f. örnek. ayağın üst kısmı. 1.. avukat tutmak. tayin etmek. eğitmek. i. bak. ask. kontrol paneli. içgüdü. institutionalize. -ecek yerde. müessese. sistemi) kurmak. pano. acil.´ne yerleştirmek. 3.) tesisatı döşeme. belgit. (bilgisayar v. s. içgüdüsel olarak. tesisyerle şmiş gelenek. etmek. 1. f. yoklama. s. uyuyamazlık. dakika: at this instant bu anda. i. z. i. z. müessese. kurmak. 3. su katılarak hemen hazırlanan (yiyecek/içecek). içgüdüsel. taksit.

bozulmam ış. akıl sahibi. etkili. sigorta şirketi. geçilemez. anlıkçılık. 1. hakaret etmek. bilgi. üstesinden gelinemez. internal. İng. tamamlamak. sigorta poliçesi. kavranamaz. s. f. asi. bütünlemek. tamsayı. zihinsel. i. 2. onur k ırma. letters into his book. çalgı çalan müzisyen. s. ensülin. (yemek) yeme. aracı olan. i. entegrasyon. zekâ sahibi. aşağısama. dürüstlük. interior. sigorta olmak. insulating tape elek. intelligence. ayd ın. intransitive. oto. s. anlayışlı. 3. with ile birle ştirmek. yalıtkan. s.integrated thebirleşme. international. el sürülmemiş. zayıf. sağlam. integral integral denklemi. yetersiz. hayali. 2. enstrümantal. yalıtmak. 1. dokunulamaz. 2. 2. izolasyon. sigorta primi. katlan ılmaz. temin etmek: called isyancı. s. 2. yardımcı. yalıtım. ba ş kaldıran. parçalardan oluşan. emme supab ı/valfı. 3. 1. 2. f. yalıtım sargısı. i. 3.Mektuplar ı kitabına kattı. hor görmek. müz.. istihbarat bürosu. geçilemez. ba şa çıkılmaz. i. yenilemez. izole bant. 1. 1. izole etmek. başa çıkılmaz. sigorta simsar ı. 2. interjection. s. sigorta. 1. isyan. i. i. istihbarat. entelektüel. yüksek zekâ sahibi. haber. akla ait. mat. integrasyon. entelektüalizm. adaya özgü. i. kafa Itutan. çekilmez. asi.the hotel asi. (bir kuruluşa/camiaya) yeni girenler. hakaret. 2. zihin. enstrümantal müzik. i. 1. kafa tutan. zekâ bölümü. ayd ın.. i. 1. mat.. into -e katmak: He bütünle şme. 2. 2. integrasyon. ayaklanma. i. 1. k ıs. z. 1. 1. ak ıllı. s. idrak. fels. dokunulmamış. 1. to insure that I had a s. yenilmez. dar görüşlü. entelektüel.hesab ı/kalkülüsü. s. fiziksel varlığı olmayan. eksiksiz. i. 1. intelekt. f.instrumental instrumental music instrumentalist insubordinate insubordination insubstantial insufferable insufficient insufficiently insular insulate insulation insulator insulin insult insult insuperable insurance insurance broker insurance company insurance policy insurance premium insure insurgent insurmountable insurrection int intact intake intake valve intangible integer integral integral calculus integral equation integrate integration integrity intellect intellectual intellectualism intelligence intelligence bureau intelligence quotient intelligence service intelligence test intelligent s. ayr ılmış.. 1. 2. ba ş kaldıran. s. yetersiz derecede. 2. temelsiz. f. ak ıl. baş kaldırma. intelektüalizm. elle tutulamaz. entelektüel. 2. s. ak ıl. s. 3. i. 2. a şağısamak. sağlamak. anlayış. adaya ait. i. itaatsiz. zeki. interest. bir bütünün ayr ılmaz bir parçası olan. izolatör. zekâ. i. anlık. doğruluk. 4. against -e kar şı sigorta etmek. ekon. . 3. ayrı. integral. mat. entelekt. interval. i. bütünlük. i. i. i. zekâ testi. yalıtım maddesi. s. istihbarat te şkilatı. hafif. emin olmak. as ılsız. 2. yararlı. 1. eksik.

s. s. 2. merak. çatışma. ünlem. hücreleraras ı. kasti. elek. araya girme. 3. birbirini etkilemek. s. radyo parazit. yasak.intelligible intemperate intend intense intensely intensify intensity intensive intensive care intensive care unit intent intention intentional intentionally inter interact interaction intercede intercellular intercept intercession intercessor interchange interchangeable interconnect interconnecting rooms interconnection intercontinental intercourse interdependence interdependent interdict interdict interest interesting interface interfere interference interim interior interior decoration interior decorator interject interjection interlace interlock interlope s. --ring) gömmek. dahili. in -e kar ışmak. geçici. 1. 1. olan (kimse). f. birbirine ba ğlamak. yoğun bir şekilde. 2. 2. f. Amac ı size yardım etmek. kim. i. f. içmimar. değiş tokuş etmek. faiz. pay. 1. tıb. birbirine dolamak. hisse. tıb. ç ıkar. değiş tokuş etme. fiz.işine karışmak. 2. 1. amaç. 3. biyol. f. s. k ıtalararası. isteyerek. interkoneksiyon. etkileşim. aşırı. 1. f. ilgilendirmek. i. i. arac ılık. s. yoğun. müdahale. mahsus. birbirine f. 2. f. 2. f. with ile çatışmak. niyet. keskin. 1. iç. engel. merak ını uyandırmak. f. arac ılık etmek. ciddikararlı olmak: I s. f. şiddet. niyetlenmek. 2. cinsel ilişki. 4. taşkın. iç. Demek istedikuvvetli. 2. interaksiyon. birbirine 3. konuşma. ba ğlamak. etkile şim. z. birbirine geçirmek. i. 3. arayüzey. f. görü şme. 1. anlaşılır. 1. yolunu kesip yakalamak. bile bile. i. maksat: His intention is to help you. yoğunlaşmak: The storm is intensifying. 2. başkasının . (--red. ilginç. -e burnunu sokmak. kâr. 3. niyetinde olmak. birbirini etkileme. değiştirme. s. araya girmek. dahil. karışma. şiddetli.. 1. kastetmek. 1. i. i. 3. 1. şiddetle. bilg. 2. ği o değil. menetmek. 2. Gelmek niyetinde de s. kasten. hararetli. birbiriyle de ğiştirilebilir. birbirine geçmek. amaç. sert. 4.. şiddetlendirmek. sert. 1. enteresan. karşılıklı dayanışma. arabirim. kas ıtlı. F ırtına şiddetleniyor. isteyerek yapılan. kazanç. aralık. yoğun bakım servisi. 1. birbirine kenetlemek. 5. i. s. keskinlik. maksat. gergin. şiddetlenmek. bile coming. i. birbirine bağlanmak. f. defnetmek. 2. 1. i. s. iç k ısım. He has maksatlı. yolunu kesip durdurmak. i. 2. ilişki. değiştirmek. şiddetli (söz). 2. 1. 2. s. with -e yer yer serpi ştirmek: He interlaced his writings with kenetlenmek. f. i. 2. yoğun bakım. içerideki. 1. 1. They intensified their search for i. demek istemek: That´s not what she intended to say. yoğunlaştırmak. birbirine ba ğlı olan. arada söyleme. f. arac ı. f. 2. birbirine dolanmak. arabulucu. fırtınalı. 1. ara. i. yoğunluk. birbirine aç ılan odalar. birbirine ba ğlı olma. i. no intention of bile yapılan. şiddetli.with -i engellemek. niyet. in -e ilgi. i. z. yasaklamak. arada (söz) söylemek. i. s. anlam. iç yerler. 2. bozuk (hava). içmimarlık. gözelerarası. fasıla. -e müdahale etmek.ğil.

mat. soru sormak. yorum. sorulu. karşılıklı ilişki. kesikli ak ım. ırklararası. aç ıklama. s. soru sözcü ğü. f. voleybol. antrakt. aradaki. uluslararas ı hukuk. 3. dahiliye. soru zamiri. 2. 2. sorguya çekmek. staj yapan t ıp öğrencisi. nüfuz etmek. içgöç. metne i. devlet geliri. araya bir şey sokma. konser ara. i. 1. soru ifade eden. z. aralıklı olarak. i. i. f. elek.t. s. ortadaki. içilir (ilaç). yorumlamak. f. 3.bulunan. 2. engellemek. haftaym. 1. iç yak ımlı motor. tercüman. müz. çeşitli aileler/milletler arasında evlenme. başka bir anlam yüklemeye kalkmamak. sonsuz. tiy. enternasyonalizm. soru zamiri. i. sin. tiy. ına başka bir şey sokmak. 2. i. 2. 2. arac ılık eden.interloper interlude intermarriage intermediary intermediate interment intermezzo interminable intermission intermittent intermittent current intermittent fever intermittently intern intern internal internal affairs internal combustion engine internal inflection internal medicine internal migration internal organs internal revenue internal structure international international law international law internationalism internationalist interpenetrate interplay interpolate interpolation interpose interpret interpret s. sorguya çekme. (ölüyü) gömme. bitmez tükenmez. yakın akrabalar arasında evlenme. enternasyonal. i. ara dönem. antrakt. birbiriyle ilgili. çevirmek. yarıda kesmek. i. 1. uluslararas ı hukuk. 3. içişleri. kesik kesik. bir şeyi tam yazıldığı/söylendiği gibi yorumlamak. iki şey arasyazıya sözcük/cümle ekleyerek asıl metni değiştirme. dilb. f. tercüme etmek. 1. f. aracı. eklenmiş sözcük/cümle. 3. çevirmenlik yapmak. sin. aralıklı. 1. eklenti. başkasının işine burnunu sokan kimse. uluslararas ıcı. 3. i. 2. i. (bir gemiyi bir limanda) hapsetmek. soru sorma. 1. 1. intermezzo. 2. belirli aralıklarla gelen ateş. 1. arada s. s.. basketbol ara. 2. iç organlar. i. hayal gücünü kullanarak (bir şeye) i. (birinin) sözünü kesmek. sorgu yarg ıcı. i. arabulucu. 1. iç bünye. i. 1. 1. defnetme. ara oyunu. s. enterne etmek. tiy.. iç. i. orta. 1. çevirmen. 2. s. milletlerarası. 1. 2. enternasyonalist.. dahili. tıb. futbol ara. 1. i. f. uluslararas ı. uluslararas ıcılık. iç yap ı. 4. 2. içbükün. tamamen içine geçmek. iki şeyin arasına koymak. 1. 2. s. birbirinin içine geçmek. mola. strictly interpretation interpreter interracial interrelated interrelation interrogate interrogation interrogative interrogative pronoun interrogator interrupt i. 2. 2. intern. i. soru soran kimse. staj yapan kimse. . araya girmek... karşılıklı etkileme. içten. 1. konser ara. 2. 3. s. s. gözalt ına almak. f. yazıya sözcük/cümle ekleyerek asıl metni değiştirmek. tıb. yorumcu. kesik kesik.

1. s.ven) 1. 2. f. kasiçi. 1. esas.. i. 1.ter. gözdağı vermek. 2.ter. f. 1. girift.. nesnesiz (fiil). s. tıb.B. entrika çevirmek. f. eyaletler arasından geçen otoyol. edat içine. to ile tan ıştırmak: She introduced him to her mother. mest etmek. 1. serkeş. f. 1. karışık. s. 3. aslında. çok yakın. sarho şluk. ses tonunun yükselip alçalma şekli. uzlaşmaz. of -e kar şı hoşgörüsüz. 2. arakesit. kavşak. 1. çıtlatmak. gizli a şk macerası. eyaletleraras ı. 1. gizlice sevi şmek. A. s. yılmaz. üstü kapalbetween love and hate. 1. mülakat. kesilme. i.D. A. birbirine kar ıştırmak. with -e sarmak. s. i. araya girmek. damariçi. ba ğırsak.. içeri. dayan ılmaz. sarhoş eden madde. caba. entonasyon. i. inatç ı. spiral. ima. zehirlemek. s. mest olma. serpiştirme. 3. 2. geçişsiz. kesinti. üstelik. samimiyetle. birbirine sar ılmak. 1. s. 2. bağırsaklara ait. hile. f. gözünü korkutmak. karıştırmak. i. 1. 2. -e dolamak. s. 2. 3. geçişsiz fiil. yıldırma. gözünü korkutma. dalavere çevirmek. müz. bak. cesur. 2. (in. i. çekilmez. f. 1. 2. kesmek. girişik. s. A şk ve nefret arasında çok yakın bir z. -ye. 2. Onu annesiyle tanıştırdı. uzlaşmazlık. s. s. ima etmek. yıldırmak. z. ikiye bölmek. in -e kar ışmak. 3.D. 1. to -i tanıtmak: This book introduces preschool children to . tonlanma. 2. ara. geom. i. zehirlenme. iki ses arasındaki perde farkı.. imlemek. i. i. s. -e. enterval. asıl. f. müz. s. i. samimilik. görü şme. kolay kontrol edilemeyen. özünde. hoşgörüsüzlük. arac ılık. s. çok yak ından: He´s a distant relative. samimi. merak ını uyandırmak. titremleme. i. I don´t know him intimately.interruption intersect intersection intersperse interspersion interstate intertwine interuniversity interval intervene intervention interview interweave intestinal intestine intimacy intimate intimate intimately intimation intimidate intimidation into into the bargain intolerable intolerance intolerant intonation intoxicant intoxicate intoxication intractable intramuscular intransigence intransigent intransitive intransitive verb intrauterine device intravenous intrepid intricate intrigue intrigue intrinsic intrinsical intrinsically introduce i. çok yak ın (arkadaş). 2. beraber dokumak. 2. karışma. 1.wove.B. f. s. şaşırtmak. entrika. f. aralık. s. kesişmek. uzlaşması olanaksız. tıb. sarho ş etmek.wo. üstü kapalı söyleme. i. 1. kendine özgü. ara. in. intrinsic. röportaj. katetmek. yola getirilemeyen. içtenlikle. f. sindirmek. ile röportaj yapmak. ilgisini çekmek. i. 3. f. O uzak bir akraba. tonötüm. üniversiteleraras ı. kesişme. 2. çapraşık. birbirine geçmek. gözdağı verme. ile görüşme/mülakat yapmak. 2. samimiyet. sıkı: There is an intimate relationship ı söylemek. süre. anat. 2. dilb. i. kendisini yak ından i. 2. i. tıb. sarhoş edici. 2. 1. korkusuz.. aras ına serpmek. sindirme. 1.

1. sezgiyle. tahkikat. sakat. 2. içe do ğma. i. 1. başlangıç. zorla içeriye sokmak. hücum etmek. 1. ters dönme. ara ştırıcı. mat. f. in (bir proje için) (para/emek/zaman) harcamak. içebak ışçı. s. i. i. istenilmeyen bir yere izinsiz ve davetsiz giren kimse. hükümsüz. f. 2. 2. f. İng. değişmez. buluş. i. . f. değişmeyen. zorla girmek. takdim. 2.. tırnaklar. s. tahkikat/soruşturma yapmak: The detective was f. garketmek. yarat ıcı. demirbaş. 2.. hükümsüz kılmak. 1. istilac ı. 1. z. araştırma. i. sezgici. s. 2. against -i şiddetle eleştirmek. i. aynı şekilde. 4. 2. 2. tersyüz s. çok de ğerli. yatalak. i. içebak ış. tersyüz edilmiş. s. i. tırnak işaretleri. f. with (sorumluluk. enversiyon. s. 1. sald ırı. akın. geçersiz. s ırasını değiştirmek. omurgasız hayvan. fels. her zaman. izinsiz ve davetsiz giren. dilb. s. s. dilb. 3. izinsiz ve davetsiz girme. 1.. s. sald ırmak. sabit kalan. 2. Dedektif cinayet hakk ında tahkikat yapıyordu. içgözlem. ters sonuç. zorla girme. 3. in -e (para) yat ırmak. giriş. sezgiyle anla şılan/öğrenilen. 1. 3. 2. tanıtım. 1. su basmak.. sırası değiştirilmiş. sezgisel. sezgi. ağır hakaret. s. sezgici. 1. tanıştırma. 1. s. 1. i. 1. 1. tersine çevrilmiş. istila etmek. müz. i. 2. i. 1. i. hasta. inceleme. önsöz. sel basmak. içedönük kimse. küfür. müz. 2. altüst olma. yaratıcı. i. icat. -i paylamak.introduction introductory introspection introspectionism introspectionist introspectionistic introspective introvert intrude intruder intrusion intrusive intuition intuitionism intuitionist intuitionistic intuitive intuitive knowledge intuitively inundate invade invader invalid invalid invalidate invaluable invariable invariably invasion invective inveigh invent invention inventive inventor inventory inverse inversion invert invertebrate inverted inverted commas inverted commas invest investigate investigation investigator i. ters çevirme. dedektif. 3. yetki investigating soru şturma. içebak ışçı. 2. deftere kayıtlı eşya. sezgiyle edinilen bilgi. fels. hakk ında with (bir makama) getirmek. s. omurgas ız. f. i. sövüp sayma. 3. İng. 1. envanter. s. başlangıç ile ilgili. 2. s. sezgicilik. f. içebak ışçılık. 1. z. ters. tersine dönmü ş şey. istila. s. zorlagirmek. i. s. sezi. i. davetsiz misafir. zorla giren. the murder. i. i... tersine çevirmek.etmek. 1. yaratmak. 1. tanıtıcı. değişmeyerek.. icat etmek. müz. aksi. içgözlemsel. icat eden.. 4. fels. 2. i. 2. geçersizle ştirmek. f. 2. tırnak işaretleri. tersine çalış. i. 2. paha biçilmez. 2. uydurmak.

bak. çiğnenmemiş. 2. görünmezlik. iyonyuvarı. f. Ustal ık pratik ister. ça ğırmak: He invited only his close friends to the exhibit. yetki v.´ni) verme. bak. hiddetli. iodized. i. yatırımcı. f. i. -e sokmak: ilişkisi. iç. i. haksız. resmi hesaplarda gözükmeyen. iç k ısım. f. i. zarar görmekten veya yaralanmaktan tamamen korunmu ş. bak. k ızgın. iris. iyonlaştırmak. 1. anat. position in the s. -e bulaştırmak. bot. 3. faturas ını çıkarmak. i. s. canland ırmak. ionize. 3. çi ğnenemez. s. 2. 1. 2.kar ıştırmak. iyonlaşma. çekici. s. manevi.. 2. 1. 1. bulaşma.´ni) istemek. s. iyotlamak. k ızgınlık. ruhsal. i. f. 2.investment investor inveterate invidious invigorate invincible inviolable inviolate invisibility invisible invisibleness invitation invite invite s. İng.. karışma. yalvarmak. İng. hiddet. iyonlaşmak. yanardöner. s. iris. süsen. 1. usandırıcı. (ruh) çağırmak. envestisman. ça ğrı. davetkâr. başvurmak: He invoked his diplomatic immunity. 2. iyotlu. s.. yenilmez. gözle seçilemez. f. (sorumluluk. ilgi.b. dokunulmaz.o. f. tiksindirici. istemeyerek yap ılan. fatura. sinirlendirmek. s. iyotlanm ış. 2. bak. 1. inward 2. yatırım. (yard ım. çabuk kestirilemez. can s ıkıcı. iradedışı.. 3. iyot. öfkeli. k.. içe doğru.1. davet etmek. i.b. 1. i. 1. mal. 1. iyon. nebze: There´s not an iota of truth in it. gayriihtiyari. k ıskandırıcı. in -e ilişki. 2. ho ş. 1. içeriye do ğru. istemek: Expertise involves practice. Sergiye sadece en yak ın arkadaşlarını davet etti. iyonlanma. (Allaha) yakarmak. z. birini içeriye davet etmek. iyotlama. 2. bak. ionization. 4. koruma v. i. 1. gerektirmek. 1. i. s. çabuk yok. Iris. f. s. i. f. 1. s. canını sıkmak. iyotlu. 3. 2.. fikir veya ruhun derinliğine doğru... güçlendirmek. huysuz. dili aşk Don´t involve me in your i. 3. kökle şmiş. iyonik. bozulamaz. yerleşmiş. s. invisibility. gayet sa ğlam: His z. tiryaki. fethedilemez. i. i. s. . usandırmak. Onda zerre kadar gerçeklik öfkelenen. görülmez. bak. bak. rica etmek: birini buyur etmek. cazip. f. 2.. i. sinirli. içeride bulunan. öfke. 2. gayriiradi. s. İng. müzmin. 2. davet. s. 1. görünmez. İng. iodize.. s. istençsiz. İng. davetiye. s. 2. bıktırmak. in inviting invoice invoke involuntary involve involvement invulnerable inward inward inwards iodic iodine iodisation iodise iodised iodization iodize iodized ion ionic ionisation ionise ionization ionize ionosphere iota irascible irate ire iridescent iris irk irksome i. istemsiz. bozulmam ış. 1. ele geçirilmez (yer). düşkün. s. i. iodization. i. f. 2. 2. bıktırıcı.. zerre.. ruhb.

geri alınamaz. 2. i. alayl ı. s. s. yolsuz. 2. maden uçlu golf sopas ı. i. düzeltilemez. yıkama. tahriş. bak.. 1. demirhane. değiştirilemez. tıb. demirk ırı. 1. 2. be. ütüleyerek (buru şuklukları) gidermek. tahri ş edici. çoğ. i. sorun v. Çok ütü işi var. s. ütülemek. onarılamaz. 2. lavaj yapmak. s. usdışı. s. kusursuz. 1. sinirlendirmek. geri al ınamaz. inceden inceye alay eden. s. paraya çevrilemez. k ızgınlık. 2. bastırılamayan. saygısızlık. (bir şeye ait) demir kısımlar. karşı konulmaz. 3. frenlenemeyen. ironi. i. 1. çabuk k ızan. sinirlendirici şey. 1. s. 2. s. çürütülemez. irrasyonalizm. kuraldışı. s. barıştırılamaz. ütülenecek çama şırlar: She´s got a lot of ironing to do. (topra ğı) sulamak. uzlaştırılamaz. 2. bak. uzlaşmaz kimse. tahri ş etmek. s. s. . 2. 2. telafi edilemez. 4. 2. dökümhane. saygısız. s. çaresiz. tersinmez. çözülemez. ters çevrilemez. 1. i. bakonu d ışı. aksi iddia edilemez. tahriş edici şey. çaresiz. s. ironik. 2. 3. yeri doldurulamaz. s. 3. düzensiz. kaşındırma. kim. sinirlendirici. 2. tamir olunamaz. tıb. 2. zaptolunmaz. 1. sinirli. sinirlendirici. dilb. f. i. sorumsuz. usd ışıcılık. z. 1. s.. fels. demir. 2. 1. f. demir gibi. 1. öfke. 1. s. i. 2. s. i. 2. şıbozuk (asker). demirhane. (topra ğı) sulama. uyuşmayan fikirler. fiz. i. tedavisi olanaks ız. çok çekici. 4. kusur bulunamaz. bir daha ele geçmez. değişmez. s. 2. de ğiştirilemez. irrasyonel. sorumsuzluk. demir. demirden yapılmış. onulmaz. nalbur. insana alay gibi gelen bir tesadüf. 1. 1.. 1. gemlenmez. İng. dayanılmaz. düz olmayan. istihza. 2. 1. lavaj. 1. 1. s. bedeli ödenerek kurtar ılamaz. i. ada. s. kurtulamaz. 2. s. mantıksız. 1. to ile ilgisi olmayan. su götürmez. s. çaresiz. 5. önüne geçilemeyen.´ni) gidermek. geri alınamaz. yıkamak. (pürüz. tahri ş edici.. ütüleme: Have you done the ironing? Çama şırları ütüledin mi? 2. ironic. s.iron iron foundry iron gray iron out ironic ironical ironing ironing board ironmonger ironwork ironworks irony irony of fate irrational irrationalism irrationally irreconcilable irrecoverable irredeemable irrefutable irregular irrelevant irremediable irreparable irreplaceable irrepressible irreproachable irresistible irresolute irresolvable irrespective irresponsibility irresponsible irretrievable irreverence irreverent irreversible irrevocable irrigate irrigation irritable irritant irritate irritating irritation is island i. mantıksızca. s. of -e bakmaks ızın. 1. i. 2. i. s. demirler.b. ütü. i. ikircimli. s. 3. aleyhinde söylenecek bir şey olmayan. kurals ız. f. 1. çarpık. ütü tahtas ı/masası. 1. ak ılsız. s. akıldışı. mütereddit. usulsüz. kaderin cilvesi. 3. karars ız.

bot. 4. 4. 6. 2. gemici. 4. f. madde. it had. adac ık. i.. fildişi. İngiliz alfabesinin onuncu harfi. i. 8.. kald ırıcı. i.. 4. 1. sorun. i. f. 1. ahmak adam. i. ağaçsarmaşığı. ço ğ.. tek başına kalmış. izoterm. 1. 4. i. 2. izomerik. italik. bocurgat. köylü. yaln ız bırakmak. 6. 2. 3. 2. İng. cholera tek tük kolera vakalar ı. bak. e şbiçimli. çabuk iğne yoluyla anlaşılmayacak şekilde konuşmak. fildişi rengi. i. 7. 7. it has. tenha. yol. 1. i. 3. itmek. konu. gazet. e şbiçimlilik. teni dalayan (kumaş/giysi). ayrıntılarıyla yazmak. sonuç. ada. uyuzböceği. izomerizm. 1. seyyar. izomorfik. saplamak. gezginci. kaşınan. izobar. ona. italik harflerle basmak. çıkış. arzu. i. i. dolaşan. i. 2. eşek herif.. i. kim. f ıkra. 1. 3. çakal. etme. i.verilen ilaç. i. it is. --bing) 1. kıstak. i. zam. zool. ayırmak. s. yerde ş. f. s. yolcu rehberi. yaln ız. onu. k ıs. kendisi. yalnızlık. s. e şbasınç. çabukdili iğne. kaşınma. kaşıma isteği duymak. 8. kaşınmak. 2. istek. 1. yayımlama. mesele. adet. yayım. onun (it´in iyelik hali). Canis aureus. vale. f. İng. (--bed.bacak. s. s. haber.. i. i. j jab jabber jack jackal jackass i. k ıs. adam. 1. k. dürtmek. İng. 3. J. adalı. 3. yolculukla ilgili. tecrit etmek. italicize. izomorfizm. 1. dağıtım. izole etme.1. i. erkek e şek. f. 1. i. italik. f. f. hedera. i. elek. hesapta tek rakam. k ıs. gezgin. kaşıntı. 2. it would. tek tük: isolated instances of1. geom. izole etmek. tek. itemize. 2. mahsur bırakmak. 2. oto. basım. 2. o. 1. ayırmak. kaşıntısı olan. boşalma yeri. izomorf. marsıvan eşeği. 2. parça. gen. oğlan. tecrit i. kim. zam. duvarsarma şığı. 5. 9. yola ait.senedi ı.. it will. 2. dürtme. argo para. isk. kriko. 1. bak. is not. seyahat program ı. 3. . netice. ayırma. nüsha. kalem. 3. i. k ıs. hisse 5. yalnız bırakma. insan ı kaşındıran.. i. s.konu şmak. berzah. mahsur kalan. izotop. ikizkenar. izomer. ikizkenar üçgen. e şsıcak. kim. (oyunlarda) ebe. priz. (bazı oyunlarda) top. zam. 2.tenhalık. ayırma. f. 2. s. fildişi kule. 9. 3. 1. coğr. say ihrac ı. seyyar kimse. i. 2. sarmaşık. kendi. s. e şbiçim. 1.. 4.. 2. boşalma. saplama. 2. f.islander isle islet isn`t isobar isolate isolated isolation isomer isomeric isomerism isomorph isomorphic isomorphism isosceles isosceles triangle isotherm isotope issue issue of shares isthmus it it`d it`ll it`s italic italicise italicize itch itch mite itchy item itemise itemize itinerant itinerary its itself ivory ivory tower ivy J.

(--red.a. kulak t ırmalayıcı bir ses çıkarmak.jackboot jackdaw jacket jackknife jack-of-all-trades jackpot jade jade jaded Jaffa Jaffa orange jag jagged jaguar jail jailbird jailbreak jailer jailhouse jaloppy jalopy jam jam jam on the brakes jam session jam session Jamaica Jamaican jamb jamboree jam-packed Jan jangle janissary janitor janizary January Jap Japan Japanese Japanese cedar Japanese maple Japanese persimmon Japanese plum Japanese quince japonica jar i. --ring) 1. viraj. kriptomerya. elinden her iş gelen kimse. bak. f. zool. japonakçaa ğacı. i. ahenksiz ses ç ıkarmak. dopdolu. silindir ceketi.knives (cäk´nayvz) i. i. 2. i. 2.. i. sıkıştırmak. yafa. gırgır. kaba kuvvet kullanan kimse. (--med. s. ocak ayı. 2. dişli. i. i. jalopy. argo. Jamaika´ya özgü. (--ged. sivri uç. --ging) diş diş etmek. odacı. argo külüstür otomobil. çekişmek. firar. kavga etmek. 4. Jamaikalı. 2. i. i. bot. bot. on/upon . küçükkarga. s. cazcıların bir araya gelip doğaçtan çaldığı caz müziği. mahkûm. Cryptomeria japonica. 2. k. çoğ. zangırdatmak. tıklım tıklım. s.. Japonca. bot. Corvus monedula. çentmek. i. (ile) çatışmak. b ıkkın. Diospyros kaki. f. kaba kuvvete i. yafa portakalı. şömiz. cücekarga. 1. hafifme şrep kadın. k ıs. gürültü.. yenidünya. ortada biriken para. hapishaneden kaçma. 2. jagar. --ming) 1. Jamaika. i. çentikli. jaguar. kapı veya pencerenin dik yanı veya kenar pervazı. japonayvas ı. Jamaikalı. (vaktiyle hapis yatm ış) sabıkalı. dili 1. keskin dönü ş.nese) Japon. bitkin. i. 2. jack. zangırdamak. i. on parmağında on marifet olan kimse. i. gardiyan. yaşlı ve işe yaramaz at. Japon. 2. Japan. f. January. s. Japonca.. i. Jap. büyük çakı. hapishane. 2. i. isk. yafa portakalı. çok yorgun. i. i. 3. k ıs. bak. tıkmak: They are going to jam all of us into that small room. Japonya. 2. zorba. Prunus salicina. hıncahınç doldurmak. reçel. i. i. yeniçeri. f. hapse atmak. eğlenti. çok yormak. kaba kuvvet. i. i. 1. 1. pot. hapishane. bot. ceket. 3. diş. japonayvas ı. 2. i. argo cümbü ş. h ıncahınç dolu. sivri uçlu. Acer palmatum. yafa. f. 1. düldül. i. 1. 1.. f. (çoğ. bot.. 1. trabzonhurmas ı. düldül. yeşim. kapıcı. f. bot. marmelat. i. 1. maltaeriği. dayanan. Jamaika. isteksiz. Japanese. Chaenomeles lagenaria. hapsetmek. i. mahpushane. kaba kuvvetle başkasını boyun eğmeye zorlamak. (with) (-e) ters düşmek. 2. janissary. i. i. frene kuvvetle bas ıvermek.. Hepimizi o küçük i. mahpushane.. s. mahpus. t ıkmak. mak. s. 1. 2. Chaenomeles lagenaria. 1. cazcıların bir araya gelip doğaçtan çaldığı caz müziği. ahenksiz ses.

laflamak. 2. cin pantolon. alaylı bağırış/kahkaha. s. Kudüs. i. z. bak. argo tehditle baskı yapmak. 2. s. Jav. i. içi jöleli fasulye biçiminde bir şeker. şık. i. s. yarg ılanan sanığın cezaya çarpılma olasılığı. i. kestanekargas ı. f. çölsıçanı. i. i. dili 1. i. meslek argosu. k. Cavalı. 3. kötü malzemeyle yap ılmış. Jasminum.. i. Cavaca. karamsarlık. cin kuma ş.nese) Cavalı. kazak. Cava. jello. argo çene çalma. salak. silkme. 1. i. 2. Javanese. k ıskanç. dili pis/aşağılık herif. burkulma. ço ğ. önyargı. k ıskançlık. 1.. f. 1. 2. denizanas ı. k. caddeyi trafik kurallar ına uymadan geçenkarşıya geçmek. fütursuzca. çok sert akide şekeri. i. kıskançlık. Cavaca. 1. 1. tehlike. i. f. i.. s. cirit. 2. i. laflama. argo canland ırmak. 3. 2. bak. jarse. şen. birdenbire ve şiddetle çekmek. zool. Garrulus glandarius. silkip atmak. sarsıla sarsıla gitmek. k. i. çenekemiği. bot. Cavalı. i. 3. 1. 2. düşmanca. cirit.a.jar jargon jasmine jaundice jaundiced jaunt jauntily jaunty Java Javan Javanese javelin javelin throw jaw jawbone jawbreaker jay jaywalk jaywalker jazz jazz band jazz up jealous jealously jealousy jean jeep jeer jell jello jelly jellybean jellyfish jeopardise jeopardize jeopardy jerboa jerk jerk jerk off jerk out jerkily jerky jerry jerry-built jersey Jerusalem i. c ırboğa. medüz. Dipus. 1. özel dil. f. cin. f. i. jeopardize. 2. anla şılmaz dil. i. 2. çene. --s i. sarılık. hareketlendirmek. silkinme. 2. 3. dili lazımlık. dili (yaya) yaya geçidi olmayan bir yerde kar şıdan karşıya geçmek.. s. 2. tıb. neşeli. k. 2.. mastürbasyon yapmak. i. kavanoz.. sar önyargılı. İng. i. İng. Cava. 1. 1. (at) ba ğırarak/kahkahalar atarak (ile) alay etmek. karamsar. pulover. 3. kaygısız. düşmanlık. nazik durum. abaza çekmek. sarsarak. zool. kaygısızca. f. bak. sars ıntılarla. caz. i. i. sars ıntılı. i. s. 2. i. donmak.. k. 2. 2. pelteleşmek. söylenişi zor sözcük. tehlikeye sokmak. blucin. i. 4. pelteleştirmek. i. z. cip. çölfaresi. hoşnutsuz. ağız. argo aptal.. argo otuz bir çekmek. 1. k. büzülme. alakarga. oturak. peltele şmek. kıskançlık dolu. k ıskançlıkla. 1. 4. gezmek. 2. cirit atma... 1.. f. kesik kesik ve h ızlı söylemek. (çoğ. f. Cava´ya özgü. cazbant. (yaya) trafik kurallar ına uymadan karşıdan kimse. (reçel veya marmelada benzeyen) jöle. ılık olmuş. İng. i. gösterişli.. hoşnutsuzluk.. . tehlikeye atmak. pelteye benzeyen) jöle. fırlatmak.. argo 1. İng. şiddetli ve ani çekiş. yasemin. 1. d ırlanmak. (meyve tad ında. huk. dili biçimlenmek. 1. dili kararsız kimse. gezinti. z.. 1. f. s. belirginleşmek. f. anat. 2. s. i. süveter. i. çene çalmak. spazmodik. 3.

--bing) İng. jasmine.. oyma testeresi. i. (--ed/--led. f. i. (tekerleme gibi) kısa şiir. f. değerli kimse/şey. dalgak ıran. i. çıngırdatmak. i. hareketli. rüzgâr yönünde giderken kavanço f.. 3. şıkırdatmak. bak. s. sevgilisini terkeden k ız. soytarı. (--bed. 3. Musevi. 1. jeweler.. dili the a şırı sinirlilik. kapkara. --ting) 1. i. dili çok sinirli. s. mendirek. 1. jet uçağı. f. f. Yahudi. değerli taşla/taşlarla süslü. s. f. latife etmek. Yahudi. den. i. bak. k. dili an. maskara. s. bot. ırgalanmak. fışkırma. İng. fıskıye. şeytanelması. 2. 2.. sallamak. i. hafif sallantı. i. jiffy. dili katakulli. i. i. (hırsızların kullandığı) ufak levye ile açmak. tepkili uçak. i. (--ted. 1. bumba ile seren veya yelkeni (bir şey hakkında) tereddüde etmek. Hz.. i. (at) (-e) karşı gelmek... f. İng. yorgunluk v. 3. i. f. 2. i. i. 1. s. ile uyu şmak. jeton. (hırsızların kullandığı) ufak levye.. bak. jetli sürüş. İng. tepkili çalıştırma. i.. cihat. k. mücevherat. 3. s.Jerusalem artichoke Jerusalem artichoke jessamine jest jester Jesus Jesus! jet jet jet lag jet plane jet propulsion jet setter jet-black jet-propelled jettison jetton jetty Jew jewel jeweled jeweler jewelled jeweller jewellery jewelry jewelry store Jewish jib jibe jiff jiffy jiggered jiggery-pokery jiggle jigsaw jigsaw puzzle jihad jilt jimmy jimsonweed jingle jinks jinni jinx jitters jittery yerelmas ı. f. salınmak. (sevgilisini) terketmek. değerli taş. i. flok yelkeni. şaka etmek. tekerlemeli şarkı. i. simsiyah. uğursuzluk. jet. i. şaka.. mücevher. (tehlike an ında gemiyi hafifletmek için) (yükü) denize atmak. i. tepkili (uçak). latife. jewelry. dili -e uymak. simsiyah. şıkırtı. i.. i. fışkırmak. hile. jet.. İng. 2. den. lahza. yerelmas ı. tatula. f ışkırtmak. i. Musevi. titreme. uğursuzluk getirmek. cin. i.. kuyumcu dükkân ı. jeweled. şaka söylemek. 1. mücevherci. --ing/--ling) değerli taşlarla süslemek. bak. 1. cep saatinin içindeki taş. with k. i.b. alay. argo u ğursuz şey/kimse. 2. ünlem Allah Allah! s. 1. s. f.. motorlu kesilmiş parçaları birleştirerek oynanan resim-bilmece. ğundan sonra) zaman farkından doğan uyku (uzun bir uçak yolculu düzensizliği. s. kâgir iskele. i.. cevher. çıngırtı.. 2. kuyumcu. jet gibi h ızlı. şıngırtı. 2.. itiraz etmek. jetle yolculuk yapmak. (bir şeyi yapmaktan) çekinmek. jet sosyeteden bir kimse. i. şıngırdatmak. . k. oyun. dingildemek. enerjik. i. mücevher. 2. bak. İsa. f. k.

i. şakacılık. k. toptan mal satan tüccar. s. anonim şirket. 1. nükte. -e çarpışmaya bağlanmak. jogging. (bir yarışta) daha avantajlı bir yere geçmeye çalışmak. bağlamak. dili hoş. 2. birlikte. z. bar. 6. 1. s. memuriyet. müşterek hesap. f. sarsma. 2. --ging) 1. 2.. i.´s memory jogging joggle join join battle join battle join hands join up joiner joinery joint joint joint account joint account joint creditors joint debtors joint heir joint owner joint surety jointed jointly joist joke joker jokingly jolly jolly a place up jolly s. görev.jiujitsu job job work jobber jobless jockey jockey jockey for position jockstrap jocular jocularity jocularly jog jog s. (--ged. kasap. s. argo gece kulübü. cokey. şok. suspansuvar. birçok yere üye olma meraklısı. 2. hatırlatmak içinyava ş koşma. (bir şeyi i. 3. 2. şaka etmek. i. müteselsil alacaklılar. f. 1. 1. şakayla. şakacı. doğramacı. 1. Bir sözü pekiştirmek için kullanılır: He´ll jolly well have to. şen. z. i. 1. 2. lokanta. doğramacılık. neşe verici. bot. 1. z. 2. birleştirmek. 3. i. dürtme. i. i. 4. hafifçe sarsmak. 2. sars ıntı. sallama. 1. jogging yapmak. yava şça sallamak. 2. sarsmak. 1.´ne) birden dürtme. 2. sarsmak. şaka yapmak. bir jolly good! İng. jujitsu. şoke etmek. i. müteselsil borçlular. anat. neşeli..o. eklemli. 1. 3. i. . şakacı kimse.. buluşmak. el ele tutu şmak. i. parça başına çalşsiz. mafsallı. Ürdün. kiriş. birinin belleğini canlandırmak. birle şmiş. 2. toptanc ı.o. 2.b. dürtmek. argo afyon s. üye yazılmak. toptan dağıtımcı. bitişmiş. along jolly s. şaka olarak. geçme. ek. geçme ile tutturmak. dili bayağı. isk. putrel. dili bitişmek. yava ş koşmak. mafsal. 5. s. şaşkına çevirmek. f. dalavere ile kand ırmak. dili 1. şakalı. mülkiyette/tasarrufta ortak. güzel. şaka. 4. 2. Narcissus jonquilla. mirasta ortak. müşterek hesap. k. Yapmaktan başka çaresi yok. z. 6. eklem. 5. 3. İng. into jolly s. joint-stock company tic. İng. bak. sars ılmak. payda ş. 1. ortak. out of jolly well jolt jonquil Jordan i. f. latife. bir yeri ne şelendirmek. 1. k. i. parti v. gerçekten: This is yere sevimli bir hava vermek.. tatlı sözlerle birini (bir şeyden) vazgeçirmek. bot. i. ipucu vererek) i.. büyük et parças ı.. in -de yer almak. hafifçe sarsılmak/sallanmak. savaşa girişmek. vazife. birçok derne ğe/gruba üye olan kimse. 2. k. i. götürü iş. (kulüp. itmek. zerrin. joker. kat ılmak. şaka ederek. düğüm. boğum. f. iışan işçi. şaka yollu. İng. marangoz. müşterek. f. tatlı sözlerle birini (bir şeye) ikna etmek. Bu bayağı iyi! Jolly good! Çok birini tatlı sözlerle teşvik etmek. i. ortakla şa.başlamak. İng. marangozluk.o. asker yazılmak. birleşmek. i. 2. 7. iş.o. 1. tic. fulya. yavaş koşma. müteselsil kefil. ek yeri. sarsıntı.

judgment. neşeyle dolu. itip kakma. i. 2. bilg. günlük defter. not etmek.men (cır´nimîn) i. argo hapishane. bak. k. sefer. s. 1. 2. Musevi dini. neşeli. Yiddish. Musevi âlemi. i. i. adli. bilirkişi. 2. hükmetmek. 2. karar. i. s. haz. k ıs.ney. f. mantıklı. kumanda kolu. i. 4. tic.. testi. günlük. f. gezi. i. --ting) down yazmak. s. gazetecilik. sevindirici. dergi. s. i. i. alt çene.. gazeteci. (kulplu) sürahi. Ürdünlü. hakemlik etmek. gazete. Musevi olma. aldatmak. 1.Jordanian josh jostle jot joule journal journalism journalist journey journeyman jovial joviality jovialness jowl joy joyful joyfully joyous joyride joystick JP Jr jubilant jubilation jubilee Judaism Judas Judas tree Judeo-German Judeo-Spanish judge judge by externals judgement judgment Judgment Day judicial judiciary judicious judo judoist jug juggle juggle the books juggler Jugoslav Jugoslavia Jugoslavian i. i. i. itelemek. nebze: I won´t change a jot of jul. evlilikte altın yıl. sevinçli. 1. çoğ. hukuki. z. 2. bak. hokkabazl ık. bot. uçakta manevra kolu. yargıçlar. (--ted. judo. jour. 2. 3. 3. 3. joviality. 4. neşeyle.. yolculuk. i. 2. i. 1. coşku. şenlik... alay etmek. sevinçli. i. judocu. i. çene kemiği. herhangi bir olayın ellinci yıldönümü. 2. şaka etmek. 3. sevinçli. sağgörülü. yolculuk etmek. ne şeli. i. yarg ı. 2. s. co şkun. çal ıntı araba ile gezme. itip kakmak. 1. günce.. s. s. s. ne şe. yevmiye defteri.. Yahudi İspanyolcası. 3. coşkulu sevinç. hukuki. f. i. Yugoslav.. bak. adliye. Musevilik. hokkabaz. jonglör. tedbirli. 1. i. Ürdün. 4. dili tak ılmak.. seyahat. yarg ılama ile ilgili. s. İng. 1. i. seyir defteri. bak. 1. 1. f. Musevilik. f. otomobil gezintisi. s. Ürdünlü. bak.. i. i. Junior. şen. dürtüklemek. i. i. i. neşe. jübile. yargılamak. s. erguvan. hile. Cercis siliquastrum. i. Justice of the Peace. keyif. i. k ıyamet günü. tahmin etmek. adli. i. ustabaşı. 1. bak. keyifli. hile yapmak. el çabukluğu ile marifet yapmak. 2. kodes. hüküm. k ıs. i. Ürdün´e özgü.defterlerini kar ıştırıp hazırlamak. i. hakem. 3. . ak ıllıca. erguvana ğacı. 1. sevinç. zerre. yol. görünüşe dayanarak hükme varmak. 1. hokkabazlık yapmak. 3. yarg ıç. Yugoslavian. Yugoslavia. f. ne şeli. hüküm vermek. aldatmak için hesap i. türel.. i. 2.. hilekâr kimse. 2. it! Bir noktas ını bile değiştirmem! Don´t you miss a jot or a tittle! En i. den. hâkim. fiz. s.

düzensizlik. zıplatmak. 2. çocuklara giydirilen pantolonlu ceket. jumping-off place 1. düzensiz kar ışım. 1. süveter. atlatmak. aküsü bitmiş motorun aküsünden başka bir motorun aküsüne tel basinirli. 1. -den atlamak. göbek atmak.. çok büyük. argo kuvvet. delgi. 5. (fiyat) f ırlamak. oto.o. spor jiujitsu. 4. i. 1. s ıçramak. skin! Ödüm koptu!/Yüreğim k. (tayfa) gemiyi haber vermeden terketmek. i. k. geçici olarak kullan ılan bağlantı teli. f. vaktinden evvel davranmak. hoplayıp zıplamak. dili herkesin merak etti ği (ayrıntılar). i. 1. 2. 2. karmakarışık şey. hakkı yokken sırada bekleyenlerin önüne geçmek. s.´s throat jump down s. pulover. tulum. (fırsattan) hemen faydalanmaya bakmak. dünyanın öbür ucu.Jugoslavic jugular jugular vein juice juiceless juicy jujitsu jujube jukebox Jul July jumble jumble sale jumbo jump jump jump a train jump around jump at jump at a conclusion jump down s.. July. 2. birine ç ıkışmak. 3. i. yüreği ağzınaya ğmurdan kaçıp jumped tutulmak.o. İng. i. dini/hayırsever bir kurum yararına yapılan kullanılmış eşya satışı. çok sevinmek. s ıçrama. kefalet altındayken duruşmaya gelmemek. dili birini sert bir şekilde azarlamak. boyuna ait. dili (kefaletle tahliye edilen san ık) hazır bulunması gereken duruşmaya gelmemek. 2. 2. f. sinirleri gergin. (tren) hattan ç ıkmak. birini haşlamak. 1. argo cereyan. herkesin merak ettiği ayrıntılarla dolu.hüküm vermek. 3. acele k. özsu. . özlü. 1. k ıs. k. fırlatmak. atlayan kimse. 2. hoplayıp zıplamak. k. dili birini ha şlamak/azarlamak. dili gelmek: I nearly doluya out of my -in üstünden atlamak. i. sıçratmak. s. başlama noktasbabaşlangıç yeri/noktası. birini terslemek. k. 1. ödü kopmak. kuru. 3. i. (tren) raydan ç ıkmak.´s throat jump for joy jump on s. k ıs. bluz/kazak üzerine giyilen kolsuz elbise. (bir yerden) (d ışarı) atlamak. elek. enerji. hünnap. atlamak. başlanması gereken zamandan önce başlamak. ayağa fırlamak. i şaret verilmeden başlamak. 3. çiğde. straponten. Yugoslavic. şkalarının yaptığı bir eyleme katılmak. fırlama. her şeyi bilmeden/yeterince düşünmeden hemen bir sonuca/karara varmak. trene atlamak. atlama. June. sulu. kocaman. k. ödü patlamak. İng. dili 1. birine sapartayı vermek. 2. sebze/meyve/et suyu. s. argo benzin. üzerinden atlamak. i. s. zıplamak. para ile plak çalan otomatik pikap. dili ı. İng. k. Junior. s. özü/suyu olmayan. dini/hayırsever bir kurum yararına satılmak üzere biriktirilen kullanılmış İng. (kadın için) kazak. (yarışta) hatalı çıkış yapmak. elektrik. diken üstünde. bot. bak. jump one´s bail jump out of jump out of one´s skin jump out of the frying pan into the fire jump over jump rope jump seat jump ship jump the gun jump the gun jump the queue jump the track jump the track jump to conclusions jump to one´s feet jump up and down jump/get on the bandwagon jump/skip bail jumper jumper jump-start jumpy Jun s. 3. (parayla ilgili bir miktarda) ani yükselme. ip atlamak. temmuz. (teklifi/daveti) hemen kabul etmek. dili hayretle yerinden s ıçramak. karışıklık.o. i. ğlayarak (aküsü bitmiş olanın motorunu) çalıştırmak.. şahdamarı. 2.

i. doğruluk. 4. gene de. adaletli. bitişme. Amelanchier canadensis. jüri üyesi. 2. bağlantı. oynak yeri. i. yarg ıcılar kurulu. s. 2. isn´t it? O tam Behzat´ça bir şey. 1. 1. taponaz olan yiyecek. hukuk ilmi.h. hurdalar: That car´s a piece of junk. 5. b. Jüpiter. tıpatıp aynı. 2. iki kişiden küçük olanı.. 1. tam o anda. seçici kurul. Erendiz. kutu. 3. 2. yaşça küçük. küçük (Babas ıyla aynı adı taşıyan öğretim programını uygulayan iki genç. doğru. zaman. hemen hemen: We´re just abouthis father. argo uyuşturucu maddeler. hükümetin nüfuz dairesi. i. hakl ılık.y. just at that spot tam o noktada. d. 2. hükümet. dikiş yeri. hukuk ilmi uzman ı. dili Bir saniye! 1. haziran. 1. 8. cang ıl. reklam olarak gelen posta. aynı.junction junction box juncture June June bug Juneberry jungle junior junior college junior high school juniper junk junk junk food junk heap junk mail junkie junkman junkyard junta Jupiter jurisdiction jurisprudence jurist juror jury just just Just a sec! just about just like just my luck just now just so just so just the same just the same just then just there Just think! just to spite Just try and catch me! just under the wire i. tıpkı: Fehmi looks just like finished. hukukçu. yine de. 4. tadı güzel. i. jüri. çok dikkatli bir şekilde: When you´re with them you belirli bir şekilde/bir sisteme göre düzenlenmiş. i. dili Haydi. kavşak. sınıfları kapsayan ortaokul. 1. 2. 2. 1. i. jüri. 1. hurda deposu. huk. -e inat: He´s doing this just Tibet´de olacağız! k. argo hurdas ı çıkmış araba.Hemen tıpkı babasına benziyor. argo ke ş. hurdacı. yerinde. eroinman. i. Biraz önce buradaydılar. çok düzenli muntazam tutuyor. kıdemce aşağı. hurdalık. yargılama hakkı. ilkokul okul. önemli an. 1. yarg ı hakkı. eskici. i. bir halde: She keeps her house just so. Tam ç ıkmak üzereydim. She´s That´s just like Behzat. yerindelik. tamsame I would like to see it for myself. hakl ı. atılacak eşyalar. besin değeri mal. junk. Onlara inat bunu yap ıyor.. -mek üzere: I was just about to leave. çoğ. 2. makas. 2. şimdi. justice justice of the peace justice of the peace sulh hâkimi. seçiciler kurulu. ve 9. cengel. That´s just what I´ve been looking for. but just the o s ırada. z. adalet. i. 2. Dairenin durumu hakk ında bilgi tam orada. kayaarmudu. Bir düşün!/Düşünsene!: Just think! This time tomorrow we´ll be in Tibet! Düşünsene! Yarın bu saatteto spite them. . tam: just across from us tam kar şımızda. 3. hak. yine de: She described the apartment´s condition. zool. 2. i. i. i. Phyllopertha. ardıç. haziranböce ği. ast. adil. yakala bakal ım! k. i. gökb. 1. uyuşturucu. birleşme yeri. just in time tam vaktinde. i. buat. k.men (c^ngk´mîn) i. dili son anda. O arabanın hurdası çıkmış. s. Fehmi hemen bitirdik. Çin yelkenlisi. Just what the fuck do you mean? Ne demek istiyorsun be? i. i. 2. cunta. 1. ucu ucuna. 1. 1. bitişme. birleşme. 3. elek. 3. değil mi? tam benim şansıma. Evini çok 1. aralık. yetki. uyuşturucu bağımlısı.. spor senelik ile lise aras ındaki 7.). 5.hukuk. bot. biraz önce: They were here just now. üniversitenin birinci ve ikinci s ınıf kimsenin adına eklenir. 3. buna ra ğmen.. sulh hâkimi. i.

alabora etmek. 1. 2. i.. muhliye. 2. i. 2. i. Keşmir´e özgü. k. i. 2. i. s. birden devrilip dü şmek. 3. gemi omurgas ı. zekâ. 1. Kazakhstan. k. adil bir şekilde. Kamboçya. elek. akıllılık. 8. Karelyaca. keskin (göz/zekâ). i. çiçek dürbünü. z. Kampuçça. 2. 2. i. i. Macropodidae. (--ted. 3. 1. 2. Keşmir. temize çıkarmak. keskinlik. 3. 7. s. liman resmi. s. keskin. dili çok hevesli. Karelyalı. Kampuçyalı. ayar. biyol. uzanmak. çıkarmak. İngiliz alfabesinin on birinci harfi. çocuk suçlu. 1. kanguru. i. 1. capacity. s. zool. Kampuçya. k ıs. çocuksu. i. . Kazakh. i. çıkık olmak. çocuğun suç işlemesi. şiddetle. 1. alabora olmak. keeps keep a civil tongue in one´s head k. geçim. Kazakistan. Kampuçça. adaletle. Günlük tutuyor. kilogram. bilg. haklı çıkarma/çıkma. Keşmirli. i. i. 2. 1. birbirine yakın bulunma/bulundurma. mitoz. kenarını hizalama. Kâbe. karyokinez. Karelyalı. keskin. düşkünlük. -i your head! Terbiyeni tak ın! keep a close watch on keep a journal keep a low profile keep a low profile keep a secret günlük tutmak. Kamboç. i. gençliğe özgü. birbirine yak ın koyma. k. 6. 2. i. Karelya. genç. Kampuçya´ya özgü. Karelya´ya özgü. argo mahvolmu ş. yanyana bulunma/bulundurulma. haklı olarak. 2. 4. k Kaaba kale kaleidoscope Kampuchea Kampuchean kangaroo kaput karat karate Karelia Karelian karyokinesis Kashmir Kashmir´i Kashmir´ian Kazak Kazakh Kazakhstan Kazakstan keel keel over keelage keen keenly keenness keep keep i. i. 1. Ke şmir. i. --ting) 1. f. Kampuçyal ı. Kazak.. karat. suçlu çocuk. karate. s. çıkmak. gerekçe. şiddetli. Kamboçyalı. suçsuzluğunu kanıtlamak. 2. 1. İng. i. 4. dili göze çarpmamaya çal ışmak. Defter tutuyor. Keşmirli. i. yoğun. 3. yanyana koyma. bak. matb. bak. s. i. jüt. birbirine yak ın koymak. i. i. olgunlaşmamış. Karelyaca. kuvvetli. himaye. tutmak:. s. metnin sağ kenarını hizalamak.It´ll keep you warm. tutmak. i. s. 1. f. merak. sivri olmamaya çalışmak.justification justify justly jut jute juvenile juvenile court juvenile delinquency juvenile delinquent juvenile delinquent juxtapose juxtaposition k K. i. karina. 2.. metnin sağ doğrulamak. 2.. 1. f. sert. (kept) 1. çocuk mahkemesi. 3. 2. göze batmamaya çalışmak. 2. He içkale. s. 2. 1.. gözü aç ık. i. z. sivri. ac ı.. out ç ıkıntı yapmak. şevkle. genç. She keeps a diary. K. bilg. 3. yanyana koymak. zeki. Kamboçlu.. şiddet. 2. sır saklamak. 3.. Kamboçça. dili dikkati çekmemeye çal ışmak. çocuk. 1. 5. haklı f. i. 1. Karelya. 1.. Ke şmirli.. haklı neden. Kampuçya. f. 2. dili terbiyeli bir şekilde konuşmak: I´ll thank you to keep a civil tongue in sıkı bir gözetim altında tutmak. kaleydoskop. Kazakça. karalahana. Seni s ıcak tutar. altın ayarı.. 1. the books. matb.

sözünü tutmak. (bir şey için) göz kulak olmak. 2. içeride kalmak. gözden kaybetmemek. k. 2. gözü -in üstünde olmak. ciddiyetini korumak. kendini -den uzak tutmak. ile aras ına mesafe koymak. 1. kendine hâkim olmak. ile dost kalmak. k. 2. eve erken dönmek. sab ırsızlanmamak. içeride al ıkoymak. ilerlemek. dili 1. erken yatmak. gözden uzak tutmamak. k. devam etmek. k. aloof from keep off keep on keep one´s balance keep one´s balance keep one´s counsel keep one´s distance from keep one´s end up keep one´s eyes open/peeled/skinned keep one´s eyes peeled keep one´s figure keep one´s head keep one´s mouth shut keep one´s nose to the grindstone keep one´s nose to the grindstone keep one´s own counsel keep one´s promise keep one´s promise/word keep one´s seat keep one´s shirt on sır saklamak. s ır vermemek. devam ettirmek. istifini bozmamak. sürdürmek. uzak durmak. -e göz kulak olmak. saklamak. dili durmadan çalışmak. 2. -i aklında tutmak. 2. ile atba şı (beraber) gitmek. -i yakla ştırmamak. kulağı tetikte olmak. tetikte olmak. devam etmek. kendine düşen payı ödemek. . 2. kendine dü şen görevi yerine getirmek. Kol idare etmek. ile arkada şlık etmek. sır saklamak. dili 1. metin olmak. fikirlerini kendine saklamak. parlamentodaki yerini korumak. metanet göstermek. kulağı kirişte olmak. devam etmek. çenesini tutmak. 1. dengesini korumak. -i uzak tutmak. sözünü yerine getirmek. sinirlenmemek. vücut hatlar ını korumak. 3. saklamak. formunu korumak. 2. -in kayd ını tutmak. -den uzak durmak. -i kaydetmek. (son gelişmeler hakkında) bilgi sahibi olmak. günde pek az saat aç ık olmak. cesaretini kaybetmemek. oturdu ğu yerden kalkmamak. tetikte olmak. ı hep doğru gösterir. telaşa kapılmamak. patlamamak. gözünü dört açmak. 2. sözünden dönmemek. unutmamak. kendine hâkim olmak. dili ağzını sıkı tutmak. durup dinlenmeden çalışmak. (saat) her zaman zaman ı doğru göstermek: My watch keeps good time. (of) -in sayısını tutmak. 1. -den uzak kalmak. dengesini kaybetmemek.s. gizlemek. sözünü tutmak. dili şikâyet etmeden soğukkanlılıkla karşılamak. göz önünde tutmak. k. ev saatim zaman 1. 1. -i not etmek. 1. saklamak. ak ılda tutmak. (son gelişmelerden) haberdar olmak. gözünü açmak. sürdürmek. Uzak dur! k. dili hiç gülmemek. günde pek az saat çalışmak. 3.keep a secret keep a stiff upper lip keep a stiff upper lip keep a straight face keep abreast of keep account of keep an account of keep an ear to the ground keep an eye on keep an eye out for keep away keep back Keep back! keep bankers´ hours keep company with keep count keep dark keep early hours keep fit keep going keep good time keep house keep in keep in mind keep in view keep in with keep it up keep o.

guessing keep s. bir şeyi bir bütünsellik içinde ele almak. birini -den haberdar etmek. bir şeyi gizli tutmak. birini bekletmek.o.? keep one´s word keep order keep out keep out of mischief keep out of sight Keep out! keep pace with keep s. 2. keep s. from doing s. 3.. huk. away keep s. ak ıllı. birini meşgul etmek.o. -i takip etmek. iyi bir işi sürdürmek. company keep s. -e ayak uydurmak. under surveillance keep s. dili çenesini tutmak. defter tutmak.o. (bir şeye) dikkat etmek. at arm´s length keep s.o. (bir şeyi) takip etmek. birini bir şey yapmaktan alıkoymak.o. birinin samimi olmasına izin vermemek. disiplini korumak. tempo tutmak. birini uzak tutmak. k. itidalini muhafaza etmek. under wraps keep s.t.o.t. bir şeyi birinden saklamak.t. -den ne haber? How about Çetin? What´s he doing? sözünü tutmak. -e bağlı kalmak. hesap tutmak. ahlaklı bir şekilde yaşamak. dili bir şeyi gizli tutmak. in sight keep s. 2. k. (biriyle samimi olmamak için) ona çok mesafeli davranmak. dili bir şeyi gizli tutmak. -e ne dersin/dersiniz?: How about a game of tennis? Tenis oynamaya ne dersin? 2. from s. engaged keep s. 2.. k. birinden bir haberi saklamak/gizlemek. birine so ğuk davranmak. dışarıda bırakmak. dili do ğru yoldan ayrılmamak.o.t.´nde) zaman tutmak.t. tempo tutmak. ile ayn ı hızda/tempoda gitmek. -i gizlemek. (puan) saymak. under one´s hat keep s. bir şeye bir bütün olarak bakmak. yüksek tutmak. maç v. 4. birini sürekli olarak gizlice izlemek. birini bekletmek. -i izlemek. birini (bir konuda) bilgilendirmek. How about . 1. -i izleyerek bilgi sahibi olmak. ile a şık .o.o. öfkesini yenmek. k. waiting keep s. Girilmez. dışında kalmak. dili 1./s. (ç ığırından çıkmaması için) -i denetim altında tutmak. sulhu bozmamak. 2. (saat) her zaman zaman ı doğru göstermek. gagas ını kısmak. keep s. at arm´s length keep s. (izlerken) gözünü/gözlerini birinden/bir şeyden ayırmamak. 1. k. 1. yaramazlıktan kaçınmak. waiting keep s. sessiz kalmak. birini doğru dürüst haberdar etmemek.o. -i izlemek.o.o.t. 1. spor (bir yar ış. -i gözetlemek. devam etmek. -i takip etmek.b. (birinin) izini kaybetmemek: You ought to keep track of what´s 1. 2. birini pek yakla ştırmamak. keep s. -i takip etmek. at a distance keep s.keep one´s temper keep one´s trap shut keep one´s wits about one. 2. (bir şeyi) aklında tutmak.t. ile ilişkiyi sürdürmek. well-advised s. a secret from s. 1. -i gizli tutmak. 1. -e ayak uydurmak. birine refakat etmek. susmak.o. birinin ilerlemesine mâni olmak/ket vurmak.o. hiç gözükmemek.o. hiç görünmemek. advised of keep s. (çağa/zamana) ayak uydurmak.t. 2.o. 3. Yakla şma! -e ayak uydurmak. under one´s hat keep score keep silent keep step with keep tabs on/keep a tab on keep the accounts keep the ball rolling keep the lid on keep the peace keep time keep time keep to keep to the straight and narrow keep touch with keep track of keep track of keep up keep up with öfkeye kap ılmamak. tedbirli. in perspective keep s. down keep s. birini yaln ız bırakmamak.

köpek yeti ştirilen yer. gazyağı. ana ilke. koruma. dayanak. k ıs. anahtar ta şı. bekçilik etmek. birini/bir hayvan ı korkutarak yaklaşıp zarar vermesini önlemek. cevap anahtarı. i. i. (içkide) kuvvet. --ning) İskoç. i. gaz. 1. 1. bordür taşı.. 2. cevher. çekirdek içi. 1. s. (yol kenarındaki) bordür. temel dü şünce. anahtar halkas ı. anlamak. f. boyun atkısı. toplantıyı açış konuşması. i. tanımak. 3. şifre cetveli. f. mendil. Hayber. köpek yetiştirilen yer. (sözlükte/ansiklopedide) madde. 1. tekme. i. seğirdim yapmak. to -e göre ayarlamak. müz. (koyu) bej. öz. 1.. 1. müz. i.. müz. 1. yetkili etmek. kurgu.. bilmek. k ırmızmeşesi. geçim. tekmelemek. i. i. i. anahtar. anahtar. 2. 3. 6. s. varil. bak. 2. (klavyede) tuş.. 1. yadigâr. bak. güğüm. 3. bilgi alanı. 2. küçük f ıçı. şı gelme. i. i. akortmevki. varek. 3. i. i. telaş. görüş açısı. uyum. qibla. i. bak. arka planda kalmak.. ana nota. 1. i. zemberek kurgusu. 2. keep. 1. görüş alanı. Kenya. i. 2. kilitlemek. 1. Kenyalı.. i. i. kırmız madeni. çözüm yolu. madenk ırmız. s. Kenyalı. temel taşı. 2. tekmeleyerek kovmak. çoğ. 4.o. 1. i. keg(s).. 3. geçimini sa ğlama.. (silah) geri tepmek. 3. qibla. Celtic. İng. i. perdesini yükseltmek. k. 3. esas. bak. çifte atmak. 2. -e uygun duruma 7. İng. i. iç./an animal at bay keep/stay in the background keeper keeping keepsake keg kelp Kelt Keltic ken kennel Kenya Kenyan kept kerb kerbstone kerchief kerfuffle kermes kermes mineral kermes oak kernel kerosene kerosene lamp kettle kettledrum key key key position key ring key up key word keyboard keyhole keynote keynote address keystone kg khaki khakis Khyber kibla kiblah kick kick çağın gerisinde kalmamak. 2. bak. getirmek. i. esmer suyosunu. f. bak ıcı. ses perdesi. birini/bir hayvanı sindirmek. coşturmak. i. i. -e uydurmak. sertlik. 5. nöbet tutmak/beklemek. kilogram(s). i. i. gaz lambas ı. eşarp. 1.. (koyu) bej pantolon. gürültü patırtı. (--ned. k. 2. hatıra. İng. başörtüsü. 2. 2. s. gardiyan.kardili karşı durmak. ilke. 1. 4. i. bordür taşları. 4. dili şamata.. himaye. ruh. 3. müz. 1. tekme atmak. (uyuşturucu maddenin) kamçılama etkisi: This drink´s got a kick to it. dili k.. i. heyecanland ırmak. köpek kulübesi. Kenya´ya özgü. --s i. k ırmız. tutma. i. 2. kendini göstermemek. bekçi. önemli yer. temel. 1. anahtar deliği. 2.. tahıl tanesi. timbal. f. 2. (koyu) bej üniforma. klavye. çağa ayak uydurmak. Bu . Kenya. andaç.keep up with the times keep watch keep/hold s. i. argo 4. madde ba şı sözcük. Celt. i. çaydanlık. 2. anmal ık. kilit taşı.

kilogramkuvvet. gülmekten öldürmek. k. fiz. i. öldürmek. . dili uyu şturucu bağımlılığından/sigara tiryakiliğinden kurtulmak. dili çocuk. kilogram. 1. i. 2. i. k. 1. komisyon. fiz. 1. y ıpratıcı. kilojul. i. futbol oyuna ba şlamak. kid-glove. f. 2. kilokalori. 1. argo rü şvet vermek.dizginleri koparmak. 1. kilo. kilohertz. böbrek makinesi. 2. dili şikâyetçi. iki işi birden görmek. i. bak. kiddy. dili çocuk. (zaman ı) hepsini öldürmek. dalga geçmek. 2. bak. 4. 2. öldüren şey/kimse. nokta. f. s. tekme vurmak. --ding) 1. dili 1.. erkek karde ş. birini işten çıkarmak. dili tak ılmak. 2. diyaliz makinesi. kilo. katletmek. kendini zevke vermek. dili ufak k ız kardeş.. dili birini kap ı dışarı etmek. out kick the bucket kick the habit kick up a row/fuss kick up a row/make a row kick up one´s heels kick up one´s heels kickback kicker kickoff kid kid brother kid sister kiddie kiddy kid-glove kid-gloved kidnap kidney kidney bean kidney machine kill kill off topa vurup gol atmak. --ping/--ing) (fidye için) (birini) kaç ırmak. eğlenmek. fazla nazik.. 3. ölmek. dili ufakişletmek. ihmal etmek. i. ocağı. i. f. hoşça vakit geçirmek.. k. yorucu. oğlak. i. oğlak doğurmak. e ğlenceye dalmak.. 3. 2. düdili baztaşınmak. şünüp ılarına dünyanın kaç bucak olduğunu göstermek. 3. kilogram. k. kötüye kullanmak. 3. killer killing kiln kiln-dry kilo kilocalory kilocycle kilogram kilogram-force kilogramme kilogram-meter kilohertz kilojoule i. böbrek. kill time bir taşla iki kuş vurmak. fiz. k. argo konuyu/tartışmayı etkileyecek gizli 2.. k. kilosikl. k ıyameti koparmak. mahvetmek. ölmek. ocakta kurutmak. dili büyük bir kar şılama töreni hazırlamak.. dili başlama.. bak. dili vurgun. dili çok komik. s. 3. 5. yakınan kimse. fırın. etkisiz hale getirmek. vurgun (av). (--ded. 1. 2. 1. kilogrammetre. 1. hır çıkarmak. i. öldürme. büyük kazanç. k. i. argo çok çekici kimse. tuğla/kireç k. İng. keçi yavrusu. k. (--ped/--ed. mortoyu çekmek. dili. diyar diyar dola şmak. k... i. i.o. i. vuran şey/kimse. argo nallar ı dikmek. yok etmek. kill the fatted calf kill the goose that lays the golden k. k. i. 4. s. k. i. k. f. egg zaman öldürmek. i. futbol oyuna ba şlama vuruşu. i. öldürücü. (tüfek) geri tepmek. kill two birds with one stone i.kick a goal kick around kick ass kick at kick back kick off kick over the traces kick s. katil. 2. dili altın yumurtlayan kazı kesmek. mortoyu çekmek. k. kilogram. argo rü şvet. fiz. dili kavga ç ıkarmak. k. 2. k. k ılıçtan geçirmek. 1. argo çok güldürmek. argo nalları dikmek. çıngar çıkarmak. bir tür barbunya fasulyesi. barbunya.

soy. (--ped. kilit noktasında bulunan kimse. (bir i. uyku. 1. bula şık teknesi. s. 2. i. 2. lütfen: Will you i. 1. (çoğ. yalıçapkını. ateş almak. k ıvırcık (saç). halat. i. dili ola ğandan daha büyük. kral. Kırgızca.. i. ba şta olan kimse. öpücük. 1. biyol. iyilikten kaynaklanan. çeşit. i.. uyandırmak.. 2. f.. 1. Kırgızca. kilolitre. yakmak. f. İng.. (belirli bir iş için kullanılan) malzeme/alet takımı: first-aid kit ilkyardım çantas ı.. k. âlem. ağrıyı öpücükle geçirmek. şah. kindling (wood) ç ıra. tutu şturmak. telephone kiosk telefon kulübesi. Kırgız. krallık. 1. 2. bir konuda en usta kimse. öpü şmek. k. k. 1. 1. sevecen. k. hafifçe dokunmak. şeker. i.. aynı türden. i. king-size. çok büyük. s. 1. i. papaz. kapris. uyanmak. şekerleme. bak. İng. 1.. mutfak dolab ı. i.. 2. 2. mutfak. 3. iyilikseverlik. iyi. akrabalık. i. nevi. kilometer. iyi. 1. f. 2. çiroz. vurulup ölmek. dili (down) (on) (bir yere) yatıp uyumak.. 1. 2. kinetik sanat. monte edilmemiş takım. mağlup olmak. İng. İskoç erkeklerinin giydiği eteklik. s. z. kinetik. (birinin yattığı) yatak. merhametli. 4. iskelekuşu. i. kilometre. öpmek.. İng.. isk. eviye. iyiliksever. i. i. bak. --ping) İng. İng. bak. s. lütuf. dili seksle ilgili garip e 1. karışık. 2.. sevecenlik. iyilik. bak.. sebze bahçesi.. akrabalar. 2. 5. iyi kalpli. kulübe: newspaper kiosk gazete kulübesi. kin) akraba.. bak.ghiz) Kırgız. tar. iyi. iyilik. birbirine benzer. merhametli. ayn s.. k. dili. i. iyi niyetli. tel veya ipin dola şması. 2. 2. s. i. fiz. s. (birinin kaldığı) yer/ev/oda. 1. kinetik enerji. Kyrgyzstan. 1. (parkta bulunan ve büyük bir kameriyeye benzeyen) i.. 1. akraba olan.kiloliter kilolitre kilometer kilometre kilowatt kilt kin kind kind kindergarten kindhearted kindle kindly kindness kindred kinetic kinetic art kinetic energy kinetics king king orange kingdom kingfisher kingpin king-size king-sized kink kinky kinship kiosk kip kipper Kirghiz Kirghizia Kirghizistan Kirgiz Kirgizia Kirgizistan kiss kiss and be friends kiss away the hurt kiss the dust kit kitchen kitchen cabinet kitchen garden kitchen sink i. kinetik. dili 1. K ırgızistan. dolaşık. . yanmak. 2. 1. i. ğilimleri/fikirleri olan. hafifışmak. iyilikçilik. sevecen. en önemli kişi. i. i. k. buse. ı soydan. i. 2. Kirghizia. dili en nüfuzlu ki şi. anaokulu. s. satranç king. (çoğ. Kirghiz. 2. i. 2. cins. i. bak. kim.. 3. garip fikir. 2. 1. akraba. Kirghizistan. tür. kiloliter. birbirine benzerlik. i. i. 3. i. i. tutuşmak. fistan. boyun e ğmek. öpüş. yakınlık. 2. 3. i. s. bar temas. akrabal ık. merhametlilik. Kir. iyiliksever. kink. f. i. s. iyilikçi. mü şfik/merhametli bir şekilde. h ızbilim. bak. kilovat. (balığı) tuzlayıp tütsülemek/kurutmak.

kleptomani. 3. biblo. yuvarlak tepe. hoşaf gibi. bıçaklamak. o ğlan. çoğ. 1. topuz. i. i. golf pantolonu. şiş. i. isk. 1. 1. satranç at. knife. kivi. k ıs. ı. bıçak bileyici. 2. bak. argo arkadan vurmak. i. ufak mutfak. i. ufak parça: a knob yumru yumru. yumru. İng. haberi. örmek. 1. örgü işi. diz eklemi. birleştirmek. of butter bir parça tereya gibi. 1. encik. . s ıkı sıkıya bağlamak. i. İng. i. bot. ustalıklı iş. yumrulu. diz üstü oturmak. top. herhangi bir şeyin yok i. zool. f. tokmak ğı. 1. i. dangalak. s. i. i. bak. 2. bileği. enik. çaylak.. i. s. (knelt/--ed) 1. i. knives) bıçak. 3. 2.. 1. --bing) s. 1. 3. diz. k. çoğ. dili bitkin. 2. örgü şişi. 2... örülmü ş. örme e şya/giysiler. diz boyunda. diz boyu derinliğinde. 2. i. i. bacak. çakı. i. (çoğ. örgü. pisi. kara haber. 2. golf pantolonu. 1. matem çan olacağı kneel. şövalye.. bir düz. hilekâr kimse. i. 1.. yoğurmak. 2. tepke olarak yapılan. f. i. (kaşları) çatmak:şya.. f. kitty. Ka şlarını çattı. örgü makinesi. ustalık. tav şan yavrusu. bıçakla kesmek.. (kemik) kaynamak: The örme e He triko eşya. i. kedi. marifet. 1. kivi (meyve). (--ted/knit) 1. 2. s. 3. kilometer(s). s. 2. i.. tokmak. argo saloz. süs e şyası. f. tepecik. know. f. örme. İng. diz büküp selamlamak. yavru kedi. knit his brows. bir ters örmek. i. i. 2. diz altından büzgülü bol pantolon. uçurtma. 1. 2. 4. 4. masaj yapmak. bak. dili çok k ısa boylu. k. f. 3. vale.kitchen sink kitchenette kite kitten kitty kittycat kiwi kiwifruit kleptomania kleptomaniac klutz km knack knackered knapsack knave knead knee knee joint knee-deep knee-high knee-high to a grasshopper knee-jerk kneel knell knelt knew knickerbockers knickers knickknack knife knife grinder knife sharpener knight knit knit goods knit one. i. zool. 2. sırt çantası. purl one knitted knitting knitting machine knitting needle knitting needle knitting work knitwear knives knob knobby eviye. diz çökmek. f. 2. çok yorgun. örme. pisipisi. dize kadar yükselen. hüner. s. bak. (--bed. düşünmeden yapılan. örgü şişi. 2. kleptoman. i. 1. kadın külotu. ölüm haberi. kivi. bıçak bileyici alet.

. k. budaklı. dili kıran kırana dövüş. 6.´ni) kesmek. 2. k. kararlı olmak. i. tan ımak. i. haber. k. boks nakavt. işe koyulmak. k. 3. açıkgöz. 6. şeytan. 3. dola şmak. ampul. know. --ting) 1. k. boğum. yürürken dizleri birbirine çarpan. yetenek. dili ne yap ılması gerektiğini iyi bilmek. dili bilgi.t. dili dünyada olup bitenleri bilmek. düğümlü. haberi f. s. -e vurmak. dili (geçici olarak) i şi bırakmak. uyanık olmak. bir şeyi eksiksiz bir şekilde bilmek. k. 4. 4.o. emin olmak. çaresini bilmek.o. 4. 2. argo öldürmek. muhteşem. dili bir yerin girdisini ç ıktısını bilmek. 2. 5. s. up knock s. zorluk. devirmek. haberdar k. uyandırmak. i. against/into -e çarpmak. 2. at/on -i çalmak. usulünü bilmek. 1. malumat. (çoğ. çarpmak. 1. bile bile. 1. birini sadece yüzünden tan ımak.t. i. tokmak. olmak. 4. 1. off the price knock together knock up knock-down-drag-out knocker knock-kneed knockout knoll knot knotty know know know all the wrinkles know how to know one´s own mind know one´s own mind know one´s stuff know one´s way around a place know s. 1. -in usulünü bilmek: Do you know how to swim? Yüzmeyi biliyor musun? kendi fikrini bilmek. 1. budak. İng. vurmak. dili işin bütün yönlerini bilmek. çarpık çan. dili gerçek ç ıkarının nerede olduğunu bilmek. dili yapıvermek. 1. kapı tokmağı. tartaklamak. bilinen. mola vermek. k. -i bilmek. s. kurnaz. parmağın oynak yeri. bilgili. s.b. 3. düğüm düğüm. ask. kasten. f. 3. boğum. boyun e ğmek. mak. k. by sight only know s. dili oradan orayaknock on the door.tekrar vurmak. dili birini dili birini çok yormak. çabucak hazırlamak. 2. 3. dili ilgilendiği konuyu iyi bilmek. argo (kadında) göğüs. bir şeyleri bildiğini ima eden (bakış). yumrukla yere devirmek. güçlük. cold know the ropes know the ropes know the score know what´s what know which side one´s bread is buttered on know-how knowing knowingly knowledge knowledgeable known knuckle knuckle down knuckle under knuckledusters kohlrabi f. telefon hattını v. küme. 1. argo birini hamile b ırakmak. 2. şıpınişi yapıvermek. karışık. 3. i. farketmek. den. tatil etmek. (fiyatı) indirmek. 1. s. 3.. rabıta. bilgisi olan. kapıyı çalmak. olmak. bilmek. dili çok güzel. 2. k.. dili k ıran kırana (dövüş).. paydos etmek. i.. dili işi bırakmak. seçmek. --es) alabaş. düğüm. i.o. oto. 1. sersemletici... 1. dili demir mu şta. 3. zeki. İng. malumat. i. 2. 3. k. s. meme. dolaşık. dünyada olup bitenleri bilmek. i. tepecik. (knew. . 4. k. f. dili (ilaç) birini uyutmak. out knock s. (--ted. fiyatta indirim yapmak. deniz mili: twenty knots saatte yirmi mil. ne istedi ğini bilmek. s. --n) 1. toku şmak. dili birini hayran etmek/mest etmek. boğum boğum. i. birbirine çarpmak. k. k. birinin pestilini/can ını çıkarmak. teslim olmak. bilerek. bacaklı. 1. birini (bir darbeyle) yere yıkmak/nakavt etmek. bilgi. paydos etmek. k. k. bak. z. k. şiddetle sarsmak. far. 2. tekrar vuruntu/detonasyon yapmak. çıngırak. dü şmana çok zarar veren (saldırı). dili (elektriği. 4.knock knock about knock at the door knock down knock off knock off work knock on the door knock out knock over knock s. 2. 3. çok bilmi ş. İng. k. k. bağ.. k. bilgi. argo soymak. 2. i. 2. bak.. bilgi ve tecrübeden do ğan güç. 2. 5.. mezatta çekici vurup mal ı son fiyatı verenin üzerine b ırakmak. i.

s. i. şiddetle çalkalanması. bot. z. çabalamak. 4. sınıfı. 2. 3. to -e yaltaklanmak. rahat/tabii olmayan. Kırgızca. s.. 2. 3. liter(s). ka şer. lira. i. line. bak. i. Labrador. Kore. daha az emek isteyen. f. müz. 2. Kuveytli. 2. Kuran´a ait. Kuran´ ın buyurduklarına göre/uygun. etiketlemek. 3. dili dürüst. 1.. İngiliz alfabesinin on ikinci harfi. Romen rakamlar ı dizisinde 50 sayısı. L. i. ırtınada geminin fiş anlaşmazlığı. kumkat. s. k