İNGİLİZCE

a a bad egg a bad lot a bad mark a bad sailor a bad turn a bare chance a bit a bitter pill a black eye a bottle of milk a broken reed a can of worms a cappella a cappella a card up one´s sleeve a case in point a chip off the old block a citizen of Turkey a contradiction in terms a couple of a couple of minutes a crack shot a cursory glance a cut above a dab of a dark day a dead loss a demanding boss a demanding job a desperate situation a drain on the resources a drink of water a drive for funds a drop in a bucket a dry speech a fainting fit a fat chance a feast for the gods a feather in one´s cap a feather in one´s cap a feeling of insecurity a few a fifth a figment of the imagination a fine distinction

TÜRKÇE s. (ünsüzlerden önce) 1. bir, herhangi bir: We went on a sunny day. Güneşliğeri günde gittik. They´ve bought a house. Ev aldılar. In this argo ci bir beş para etmez adam. k. dili sa ğlam ayakkabı değil, sütü bozuk; it kopuk. k ırık not, kötü not. deniz tutan kimse. kötülük. zayıf bir ihtimal. biraz. acı bir reçete/ilaç, beraberinde zorluklar getiren bir çözüm yolu. morarm ış göz. bir şişe süt. k. dili güvenilmez kimse/ şey. k. dili içinden ç ıkılması zor bir durum; çözümlenmesi güç bir problem. z. herhangi bir çalg ının eşliği olmadan, çalgısız, enstrümansız (şarkı söylemek). s. 1. çalg ı eşliği olmadan şarkı söyleyen (koro). 2. çalgısız, enstrümansız (müzik). k. dili kurtar ıcı. söz konusu edilen şeyin bir örneği. k. dili hık demiş babasının burnundan düşmüş. Türk vatanda şı. sözlerde çelişme. 1. iki. 2. birkaç. birkaç dakika. keskin nişancı. göz gezdirme. k. dili -den bir gömlek üstün. azıcık: Put a dab of the ointment on the wound. Yaraya merhemden biraz sür. 1. karanlık gün. 2. kötü gün. bir işe yaramayan nesne/kimse. çok iş bekleyen patron. çok emek isteyen iş, zahmetli iş. vahim bir durum. bütçeye yük olan şey. bir bardak su. para toplamak için aç ılan kampanya. k. dili devede kulak. yavan söz, tats ız konuşma. have s.t. dry-cleaned bir şeyi kuru temizleyiciye vermek, bir şeyi temizletmek. baygınlık nöbeti. 2. (güçlü bir duygunun patlak verdiği) an: He threw it away çok zayıf anger. Bir hiddet an ında onu çöpe attı. argo in a fit of bir ihtimal.

şahane bir ziyafet. k. dili koltuklar ı kabartan başarı. övünülecek ba şarı.
güvensizlik duygusu. birkaç. A.B.D. (içki ölçüsü) galonun be şte biri, 84 santilitre. hayal ürünü, hayal mahsulü. ince fark.

a fit of nerves a flight of stairs a fool´s errand a friend of mine a friend of ours a fright a full week a gleam of hope a glimmer of hope a good a good command of a good deal a good deal/a great deal a good distance off a good loser a good many a good provider a good turn a good turn a good way a great many a hard act to follow a hard nut to crack a hard/tough nut to crack a heavy sea a hell of a lot a horse of another color a host of a howling success a kilo of bananas a kind of millionaire a knockout à la carte a labor of love a labor of love a large proportion of the profits a lasting impression a leading question a length of piping a little a little bit a little terror a live issue a long face a long haul a long shot a long shot

sinir krizi. bir kat merdiven. saçma bir iş. bir dostum. dostlarımızdan biri, bir dostumuz. k. dili korkunç derecede çirkin, tuhaf veya insan ı şoke eden kimse: She looked a fright in 2. olaylarla dolu bir hafta. 1. tam bir hafta. that wig. O perukla görünümü korkunçtu. bir ümit ışığı. bir ümit ışığı. 1. epey, epeyi, bir hayli; birçok: He was there a good while. Orada epey kaldı. A good (bir dili) rahatcamellias were in bloom. Birçok kamelya çiçek (a language) many of the konu şabilme. 1. çok: That cost him a good deal. Ona pahal ıya mal oldu. Its climate is a good deal like Cairo´s. Havas ı Kahire´ninkine çok benziyor. 2. k. dili birçok, bir hayli. epey uzakta. oyunu kaybedince k ızmayan kimse. birçok, hayli. ailesine iyi bakan kimse. bir iyilik: He did me a good turn. Bana bir iyilik etti. iyilik. k. dili 1. hayli mesafe. 2. iyi bir çare/yol. pek çok. aşılması/ulaşılması zor bir başarı. k. dili 1. ba şarılması zor iş. 2. çetin ceviz. k. dili çetin ceviz. dalgalı deniz. argo çok fazla. tamam ıyla farklı bir konu. bir sürü. büyük bir ba şarı. bir kilo muz. milyoner gibi bir şey. k. dili çok güzel/fevkalade biri/bir şey. alakart. hatır/zevk için yapılan iş, gönüllü yapılan iş. k. dili hatır için yapılan iş. kârın büyük bir bölümü. derin bir iz; büyük bir etki. verilecek cevab ı belirleyen soru. (belirli uzunlukta) bir boru parças ı. biraz: Give me a little time. Bana biraz zaman verin. azıcık, bir parça. k. dili çok yaramaz/ha şarı çocuk, canavar. günün önemli sorunu. ek şi yüz. 1. uzun ta şıma mesafesi. 2. uzun süren zor bir iş. ufak bir ihtimal. başarı ihtimali az olup gerçekleşince kazancı çok olan bir iş.

a long way off a lot a lot of a man in my position a man of few words a marked difference a marked man a matter of indifference a matter of life and death a matter of life and death a matter of two dollars a mess of a minus quantity a modicum of a month hence a month of Sundays a new lease on life a number of a pack of cards a pack of lies a pair of denims a pair of dungarees a pair of scales a pair of scissors A penny for your thoughts. a piece of cake a pillar of society a play on words a plum job/post a poor shot a pretty penny a priori a private person a proud day for us a quick one a raft of a ray of hope a ready pen a remote chance/possibility a request for help a ripple of conversation A rolling stone gathers no moss. a round peg in a square hole a run of luck a running battle a safe bet a scrap of evidence

çok uzakta. çok: They like her a lot. Ondan çok ho şlanıyorlar. She´s a lot better. O çok dahaçok ( şey): She bought a lot of books. Çok kitap aldı. çok/pek iyi. benim durumumda olan bir adam. az konuşan adam. belirgin bir fark. mimli adam, mimlenmiş adam. ilgilenmeye de ğmeyen sorun. ölüm kalım meselesi. ölüm kalım meselesi. iki dolar meselesi. bir yemeklik (ye şillik). sıfırdan aşağı miktar. 1. zerre kadar, bir nebze: There´s not a modicum of truth in it. Onda zerre kadar hakikat yok. 2. az bir miktar; pek az: He drank only a modicum of bundan bir ay sonra. çok uzun bir zaman. (hastalıktan/üzüntüden sonra) yeniden hayata başlama. birtak ım, birkaç. iskambil destesi. bir sürü yalan. kot pantolon, cin; blucin. blucin, kot. terazi. makas. k. dili Ne dü şünüyorsunuz? k. dili çok kolay bir iş. topluma dayanak olan kimse, nüfuzlu kimse; bir yerin e şrafından olan biri. kelime oyunu. çok iyi bir iş, herkesin istediği bir iş. nişancı olmayan kimse, hedefi iyi vuramayan kimse. k. dili epeyce para, külliyetli miktarda para. s. önsel, apriori. kendinden bahsetmekten kaç ınan kimse. bizim için övünç dolu bir gün. k. dili çabuk içilen/içilmi ş bir içki. bir yığın, bir sürü, pek çok. umut ışığı. iyi yazı yazma yeteneği. uzak bir ihtimal, ufak bir olas ılık. yardım dileme. dalga gibi yükselip alçalan konu şma sesi. Yuvarlanan ta ş yosun tutmaz./İşleyen demir pas tutmaz. bulunduğu yere hiç uygun olmayan kimse. clothes-peg i., İng. çamaşır mandalı. şans zinciri. uzun süren bir ihtilaf. elde bir. çok ufak bir delil.

a sea of faces a sense of responsibility a shade a shot in the arm a shot in the dark a sight a spate of a square deal a stomach upset a stormy passage a tissue of lies a trifle a twist of the wrist a vintage year a wad of gum a wee bit a week off a whale of a a white lie a whole lot of a wodge of a world power A, a A1 AA AB aback abacus abaft abaft abalone abandon abandon abandon hope abandon o.s. to abandon ship abandoned abandonment abase abase o.s. abasement abash abashed abashedly abate abatement abattoir

insan kalabalığı. sorumluluk duygusu. biraz, azıcık: Lower your voice a shade. Sesini biraz alçalt. birine birdenbire moral veren bir şey. körü körüne bir deneme. k. dili çok daha: It´s a sight dirtier than I thought it´d be. Tahmin ettiğimden çok daha kirli. pek çok, bir sürü. k. dili adil bir anla şma. mide bozuklu ğu. fırtınalı deniz yolculuğu. bir sürü yalan. biraz, azıcık. hüner, ustalık. 1. kaliteli şarabın elde edildiği yıl. 2. başarılı bir yıl. pabuç kadar çiklet. k. dili 1. azıcık, birazcık. 2. oldukça. 1. bir haftalık izin. 2. bir hafta sonra. k. dili 1. çok büyük: a whale of a difference çok büyük bir fark. 2. müthi ş, dehşet,ız yalan. zarars çok güzel: a whale of a novel müthiş bir roman. k. dili pek çok: A whole lot of people don´t approve of this. Pek çok ki şi bunu yığın, bir sürü: He laid a wodge of papers on the table. Masaya bir 1. bir hoş görmüyor. sürüdünya çap ında bir güç. bir parça: a wodge of chocolate koca bir pol. evrak koydu. 2. koca/iri i. 1. A, İngiliz alfabesinin birinci harfi. 2. müz. la notası. 3. en yüksek not veya dili birinci s ınıf, klas; çok harf. s., k. en iyi kaliteyi simgeleyen kaliteli. k ıs. Alcoholics Anonymous. i. Adsız Alkolikler (alkolizmle savaşan bir grubun ad ı). k ıs. Artium Baccalaureus. i. lisans. z. i. sayıboncuğu, abaküs, çörkü. z., den. k ıçta, kıç tarafında. edat, den. gerisinde, arkas ında: abaft the beam kemerenin gerisinde. i., zool. abalon (bir deniz kabuklusu), Haliotis. f. 1. terketmek, b ırakmak: Don´t abandon me here! Beni burada bırakma! He abandoned shamanism and kapılma, a Muslim. Şamanizmi bırakıp i. 1. kendini (bir şeye) kaptırma, became kendini bırakma. 2. coşku. ümidi kesmek. kendini (bir şeye) kaptırmak/vermek: She abandoned herself to the music. terketmek. ğe kaptırdı. You´ve abandoned yourself to drink. gemiyi Kendini müzi s. 1. terkedilmiş, bırakılmış, metruk. 2. coşkulu, coşkun. 3. ahlaksız; utanmaz. i. 1. terk, b ırakma. 2. bak. abandon 2. f. -in kibrini k ırmak; alçaltmak. kendini alçaltmak. i. (-in) kibrini k ırma; alçaltma. f. utandırmak, -in gururunu incitmek. s. utandırılmış, gururu incitilmiş. z. utanarak, gururu incitilmi ş bir halde. f. 1. azalmak; hafiflemek: The wind had abated. Rüzgâr hafiflemi şti. 2. azaltmak; hafifletmek: This will abate the fever. Bu ate şi düşürür. i. 1. azalma; indirilme; hafifleme. 2. azaltma; indirme; hafifletme. i., İng. mezbaha, kesimevi.

abbess abbey abbot abbr abbreviate abbreviation ABC´s ABCs abdicate abdication abdomen abdominal abdominal cavity abdominal region abduct abduction abed abelia aberrant aberration abet abetment abetter abettor abeyance abhor abhorrence abhorrent abide abiding ability abject abjure Abkhas Abkhas Abkhasia Abkhasian Abkhasian Abkhaz Abkhaz Abkhazia Abkhazian Abkhazian abl ablative ablative ablaze

i. (kadınlar manastırında) baş rahibe. i. manastır. i. (erkekler manast ırında) başkan, başkeşiş. k ıs. 1. abbreviation kıs. (kısaltma). 2. abbreviated kıs. (kısaltılmış). f. k ısaltmak. i. 1. k ısaltma, bir sözcüğün veya söz grubunun kısaltılmış şekli. 2. k ısaltma, kısaltma işi. alfabe. 2. abece, alfabe, bir işin en önemli bilgileri: i., çoğ., k. dili 1. abece, He still hasn´t bak. ABC´s.ABC´s of the job. İşin abecesini hâlâ sökemedi. i., çoğ., k. dili, learned the f. 1. (kral/kraliçe) tahttan çekilmek, tac ını ve tahtını terketmek; yüksek bir mevkiden çekilmek. tac ını ve tahtını terketme; yüksek (tac ını ve tahtını) i. 1. tahttan çekilme, 2. (kral/kraliçe) (tahttan) çekilmek, bir mevkiden çekilme.1. kar ın. 2. (böcek gövdesinde) karın. i., anat. 2. (tahttan) çekilme; (yüksek bir mevkiden) çekilme. 3. s., anat. 1. karna ait. 2. (böcek gövdesindeki) karna ait. karın boşluğu. karın bölgesi. f. (birini) kaç ırmak. i. (birini) kaç ırma. z., eski yatakta. i., bot. abelya, Abelia. s. 1. anormal. 2. istisnai. i. 1. (doğru/doğal/normal olandan) sapma. 2. ruhb., gökb. sapınç, aberasyon. 3. 1. sapkı. f. (--ted, --ting)tıb. yardakç ılık etmek; kışkırtmak, tahrik etmek. 2. yardımda bulunmak. ılık etme; kışkırtma, tahrik etme. 2. yardımda bulunma. i. 1. yardakç i., bak. abettor. i. 1. yardakç ı; kışkırtıcı. 2. yardımda bulunan biri. i., huk. 1. uygulanmama: That rule has since fallen into abeyance. Sonra o (--red, uygulanmasından vazgeçildi. 2. sahipsiz kalma/olma, f. kuralın--ring) iğrenmek; iğrenip uzak durmak. i. iğrenme; iğrenip uzak durma. s. iğrenç. f. 1. by -e göre hareket etmek/davranmak; (vaade/karara) sad ık kalmak. 2. kalıcı,uymak, baki. s. by -e daimi; -e riayet etmek. 3. çekmek, tahammül etmek; -e i. yetenek, kabiliyet; dirayet. s. 1. rezil, berbat (bir durum); son derece kötü: She had never seen such abject poverty. Hiç öyle bir sefalet görmemi şti. He was an abject liar. Son f. yemin ederek vazgeçmek/reddetmek/inkâr etmek. i. (çoğ. Ab.khas) bak. Abkhaz 1. s., bak. Abkhaz 2. i., bak. Abkhazia. i., bak. Abkhazian 1. s., bak. Abkhazian 2. i. 1. (çoğ. Abkhaz) Abhaz. 2. Abhazca. s. 1. Abhaz. 2. Abhazca. i. Abhazya. i. 1. Abhaz. 2. Abhazca. s. 1. Abhaz. 2. Abhazca. k ıs. ablative. s., dilb. -den haline ait; -den halindeki. i., dilb. -den halindeki sözcük/sözcük grubu. s. 1. yanmakta olan, alevler içinde; tutu şmuş. 2. ışıl ışıl ışıldayan; pırıl pırıl parlayan.

able able-bodied ablute ablution ably ABM abnegate abnegation abnormal abnormality abnormally abnormity abo aboard aboard abode abode abolish abolition A-bomb abominable abominate abomination aboriginal aboriginal aborigine aborigines abort abortion abortionist abortive aboulia abound about about about About face! About ship! about-face about-face about-ship about-turn about-turn above above above above

s. yetenekli, kabiliyetli. s. sağlıklı, sıhhatli. f., şaka y. 1. yıkanmak. 2. yıkamak. i. aptes, gusül, yıkanma. z. ustaca, ustalıkla. k ıs. antiballistic missile. f. 1. feragat etmek; vazgeçmek; feda etmek; (sorumluluktan) kaçmak. 2. inkâr etmek, reddetmek. i. 1. feragat etme; vazgeçme; feda etme; (sorumluluktan) kaçma. 2. inkâr etme, reddetme. s. anormal. i. anormallik. z. anormal bir şekilde. i., bak. abnormality. i., aşağ. yerli, ataları çok eski çağlardan bu yana Avustralya´da yaşamış olan biri. z. (taşıt için) içinde, -de; (taşıt için) içine, -e: All aboard! Haydi binin! edat (taşıt için) içinde, -de: He was aboard the train. Trendeydi. i. 1. ikametgâh, ev. 2. (bir yerde) ikamet etme, oturma. f., bak. abide (4), (5), (6). f. kaldırmak, lağvetmek, ilga etmek; feshetmek. i. kaldırma, lağıv, ilga; fesih. i. atom bombas ı. s. 1. iğrenç, menfur. 2. çok kötü, berbat, pis. f. 1. iğrenmek, nefret etmek. 2. hiç sevmemek, nefret etmek. i. 1. iğrenç/menfur bir şey. 2. iğrenme, nefret etme. i. asıl yerli, ataları çok eski çağlardan bu yana belirli bir yerde yaşamış olan biri. eski ça ğlarda var olan; çok eski çağlardan kalan. 2. ataları çok s. 1. çok eski çağlardan bu1. i., bak. aboriginal yana belirli bir yerde yaşamış olan. i., çoğ. asıl yerliler, ataları çok eski çağlardan bu yana belirli bir yerde ya1. (dölütü) dü şürtmek/almak; -in dölütünü düşürtmek; (dölütü) f. şamış olanlar. düşürmek. 2. (henüz başlanmışken)(dölütü) vermek. 3. düşük yapmak. 4. i. 1. dölüt dü şürtme/alma, kürtaj. 2. -e son düşürtme/alma. 3. başarısızlık. 4. ask., bilg. (uçuşu/işlemi) yarıda kesme. 5. ask., bilg. i. kürtajc ı. s. başarısız. i., İng., ruhb., bak. abulia. f. (in/with) (bir yerde) bol/çok olmak. edat 1. hakk ında, ile ilgili, üzerine, üstüne: I know nothing at all about you. Senin hakk ında hiçbir şey bilmiyorum. I have doubts about them. about z. 1. aşağı yukarı, yaklaşık, az çok; hemen hemen, neredeyse: at Onlar six o´clock saat alt ı sularında. Come about midnight. Gece saat on iki s. ask. Geriye dön! den. Alesta tiramola! i. 1. ask. geriye dönü ş. 2. eskiden savunduğunun tersini savunmaya baask. geriye dönmek. f., şlama. f. (--ped, --ping) den. tiramola etmek. i., İng., bak. about-face 1. f., İng., bak. about-face 2. edat 1. üstünde; üstüne: She was then living in a room above the store. O zamanlar ıda; yukarıdaki: She lives above. Yukarıda oturuyor. He was z. 1. yukardükkân ın üstündeki bir odada oturuyordu.That was above and sitting on the branch above. Yukar ıdaki daldayazıda) eserin bundan A i. 1. the (bir sayfada) yukar ıda yazılanlar; (bir oturuyordu. 2. yukarıya: öncesinde yazıki, yukarıdaki, (sayfanın) yukarısında bulunan; daha önceki s. 1. the yukar ılanlar: As soon as you´ve read the above, give me a call. (bölüm/paragraf/sat ır/sayfa): The above picture depicts the city in 1782.

above all above all above average above average above par above sea level aboveboard aboveboard aboveground above-mentioned abovementioned abovestairs abrade abrasion abrasive abrasive abreast abridge abridgement abridgment abroad abroad abrogate abrogation abrupt abruptly abruptness abscess abscess abscessed abscissa abscond absence absence of mind absence without leave absent absent absent o.s. absent without leave absentee absentee absentee ballot absentee landlord absentee voter absenteeism absently absentminded

her şeyden önce, her şeyden çok. bilhassa, özellikle. ortalaman ın üstünde. vasatın üstünde. tic. yazılı değerin üstünde. deniz seviyesi üstünde. s. 1. dürüst: Be aboveboard with me! Benimle aç ık konuş! 2. yasal, kanuna ayk şekilde. z. dürüst birırı olmayan: It´s completely aboveboard. Tamamen yasal bir s. yerüstü, zemin üstündeki. s. the yukar ıda söz edilen/adı geçen; daha önce söz edilen/adı geçen: It contains an illustration of the above-mentioned picture. İçinde, yukarıda i. the yukar ıda söz edilen/adı geçen şey/kişi; yukarıda adı geçenler; daha önce söz edilen/adupstairs.şey/kişi; daha önce adı geçenler. z., s., i., İng., bak. ı geçen f. aşındırmak. i. 1. s ıyrık. 2. aşındırma; aşınma; abrasyon. s. 1. sinirlendirici, rahats ız edici. 2. aşındırıcı, abrasif. i. aşındırıcı, abrasif. z. yan yana, ayn ı hizada; başabaş. f. 1. (yazılı bir eseri) kısaltmak. 2. azaltmak. i., İng., bak. abridgment. i. 1. yazılı bir eserin kısaltılmış şekli: I don´t read abridgments of novels. Romanların kısaltılmış şeklini okumam. 2. you ever been kısaltma. 3. z. 1. yurtd ışında, dışarıda; yurtdışına: Have(yazılı bir eseri) abroad? Hiç yurtdışına çıktın mı? 2. ev dışında; ortada: That animal ventures abroad i. yurtdışındaki yerler, yurtdışı: Is there any news from abroad? Yurtdışından bir haber varkald ırmak. f. iptal etmek, feshetmek; mı? i. iptal, fesih; kald ırma. s. 1. ani, birdenbire oluveren, apans ız, ansız: They made an abrupt departure. Gitmeleri ani oldu. 2. k k ısa ve ters bir şekilde. an abrupt bir z. 1. aniden, birdenbire, birden. 2.ısa ve ters: He gave me 3. dik/sarpreply. şekilde. 2. k ısa ve ters oluş. 3. diklik, sarplık. i. 1. anilik. i. apse. f. apse olmak. s. apseli, apse olmu ş. çoğ. --s (äbsîs´ız)/--e (äbsîs´i) i., mat. apsis. f. (bir suçtan dolayı) kaçmak, sıvışmak. i. 1. yokluk, bulunmama: We felt her absence. Yoklu ğunu hissettik. He returned after an absence of six months. Alt ı aylık bir aradan sonra dalgınlık. ask. (tekrar dönmek üzere görev yerinden) izinsiz olarak ayr ılma. s. 1. (bir yerde bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan (kişi); (orada art f. ık) bulunmayan (kişi): How many people are absent today? Bugün kaç 1. ç ıkmak, gitmek: I shall absent myself. Çıkacağım. He absented himself for adönmek üzere görev yerinden) izinsiz olarak ayr ılmış olan. ask. (tekrar few days. Birkaç gün yoktu. 2. from -den uzak durmak, -e i. (bir yerde bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan kişi/şey, hazır olmayan kişi.bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan (kişi). s. (bir yerde posta yoluyla verilen oy. kiraya verdiği gayrimenkulden uzakta yaşayıp onunla pek ilgilenmeyen mülk sahibi. oy veren seçmen. posta yoluyla i. 1. (işe, okula v.b.´ne) devamsızlık. 2. kiraya verdiği gayrimenkulden uzakta ya şayıp onunla pek ilgilenmeme. z. dalgın dalgın. s. dalgın.

absinth absinthe absolute absolute majority absolute majority absolutely absolution absolutism absolutist absolutist absolve absorb absorbable absorbed absorbency absorbent absorbent absorber absorbing absorption absorptive abstain abstainer abstemious abstemiously abstemiousness abstention abstinence abstinent abstract abstract abstract abstract art abstract expressionism abstract number abstracted abstraction abstruse absurd absurd absurdity absurdly Abu Dhabi abulia abundance abundant abundantly

i., İng., bak. absinthe. i. apsent. s. 1. tam, eksiksiz: His trust in them was absolute. Onlara olan güveni tamdı. ğunluk.mutlak, saltık, sınırsız: absolute monarchy mutlak monarşi. salt ço 2. pol. salt çoğunluk. z. 1. (äb´s ılutli) (nitelediği sözcükten önce gelince) çok, bayağı: You´re absolutely(günah) Allah taraf ından affedilme; (günah için) af. 2. acıktık! 2. i. 1. Hrist. right! Çok hakl ısın! We´re absolutely famished! Çok aklama, beraat saltç ılık, 3. from (bir sorumlulu ğu/yükümlülüğü) yerine getirmekten i., pol. ettirme. mutlakıyet. s., pol. saltç ı. i., pol. saltç ı. f. 1. Hrist. Allah ad ına (günahı) affetmek. 2. affetmek. 3. aklamak, beraat ettirmek. 4. from (birini) (bir sorumlulu ğu/yükümlülüğü) yerine getirmekten f. 1. (s ıvıyı/gazı/ışığı/sesi) soğurmak, içine çekmek, emmek, absorbe etmek. 2. ö ğrenmek. 3. (dikkati/enerjiyi/zamanı/parayı) almak; (enerjiyi) s. soğurulabilecek, emilebilecek; soğurulabilen, emilebilen. s. tüm dikkatini bir şeye vermiş. i. soğurganlık, emicilik. s. soğurgan, emici, absorban: absorbent cotton hidrofil pamuk. i. soğurgan, emici, absorban. i. soğurucu, emici, absorplayıcı. s. insanın tüm dikkatini toplayan; sürükleyici. i. 1. soğurma; soğrulma; absorpsiyon. 2. öğrenme. 3. (dikkati/enerjiyi/zaman ı/parayı) alma; (enerjiyi) emme. 4. içine alma, s. soğurucu, emici. f. 1. from (bir şeyi) yapmamak: He´s decided to abstain from alcohol. İçki içmemeye karar verdi. 2. oy vermemek, çekimser kalmak. 3. içki i. 1. içki içmeyen biri. 2. oy vermeyen biri, çekimser kalan biri. s. (özellikle yeme içme konusunda) kendini tutan; a şırıya kaçmayan; aşırılıklar bulunmayan. konusunda) kendini tutarak; a şırıya kaçmadan. z. (özellikle yeme içme i. (özellikle yeme içme konusunda) kendini tutma; a şırıya kaçmama, riyazet. i. 1. çekimser oy; oy vermeme, çekimser kalma. 2. from (bir şeyi) kasten yapmama. (bir şeyi) yapmama, riyazet; (yeme içme konusunda) kendini i. 1. (from) tutma. 2. k ıran, riyazetçi. s. nefsini içki içmeme. 3. cinsel riyazet. s. soyut, abstre. i. 1. özet. 2. soyut sanat eseri. f. 1. (äb´sträkt) özetlemek, özet haline getirmek. 2. (äbsträkt´) kafas ını meşgul etmek. 3. (äbsträkt´) çalmak, aşırmak. 4. (äbsträkt´) soyutlamak. soyut sanat. soyut ekspresyonizm. mat. soyut sayı. s. dalgın. i. 1. soyut kavram, soyutlama. 2. soyutlama, soyutlama eylemi. 3. dalgınlık, düşünceye dalmış olma. 4. s. kavranmas ı zor, anlaşılması güç. güz. san. soyutluk. 5. soyut sanat s. saçma, abes, absürd. i. i. 1. saçma olma, saçmal ık, abeslik. 2. saçmalık, saçma söz/davranış. z. 1. saçma bir şekilde. 2. k. dili çok, feci derecede: She´s absurdly rich. Feci derecede zengin. Abu Dabi. i., ruhb. abuli. i. 1. bolluk, çok olma. 2. bereket, bolluk. 3. refah, varl ık ve rahatlık. s. 1. bol, çok. 2. bereketli; feyizli. z. bol/çok miktarda: The fruit trees were now bearing abundantly. Meyve ağaçları artık çok verimli olmuştu.

abuse abuse abuse o.s. abusive abut abutment abysmal abyss AC acacia academic academic academician academy acanthus accede accede to the throne accelerate acceleration accelerator accent accent accentuate accept

i. 1. yetkiyi/görevi kötüye kullanma, suiistimal; do ğru olmayan bir şekilde kullanma; gere ği gibi kullanmama; istismar. 2. kötüleme. 3. kötü f. 1. (yetkiyi/görevi) kötüye kullanmak, suiistimal etmek; do ğru olmayan bir şekilde kullanmak; gereği gibi kullanmamak; istismar etmek. 2. mastürbasyon yapmak. s. 1. kötüleyici; kötü sözlerle dolu; kötü sözler söyleyen. 2. kötü (davran --ting) 1. (on/upon) (-e) biti şmek, bitişik olmak. 2. against -e f. (--ted,ış). dayanmak. i. 1. (köprünün k ıyıya dayandığı yerdeki) ayak. 2. bitişme yeri. 3. bitişme. 4. dayanma. kötü, feci. s., k. dili çok i. dipsiz gibi görünen yer; uçurum. k ıs. alternating current. i. dalgalı akım. i., bot. 1. mimoza, akasya, Acacia. 2. akasya, yalanc ı akasya, Robinia pseudoacacia. 2. teorik, kuramsal. 3. pratik de ğeri/önemi olmayan. 4. s. 1. akademik. resmi, kitabi. ğretim görevlisi. i. üniversite ö i. 1. üniversite ö ğretim görevlisi. 2. akademi üyesi, akademisyen. i. akademi; yüksekokul. i., bot. ayı pençesi, akantus, akant, Acanthus. f. to 1. -e razı olmak. 2. (hükümdar) (tahta) çıkmak. tahta ç ıkmak. f. hızlandırmak; hızlanmak, ivmek. i. hızlandırma; hızlanma, ivme. i. gaz pedalı. i. 1. dilb. vurgu, aksan. 2. dilb. vurgu i şareti. 3. şive. f. vurgulamak. f. vurgulamak.

f. 1. kabul etmek; razı olmak; kabullenmek. 2. (bir şeyi) teslim almak. accept/assume responsibility for -in sorumlulu ğunu üzerine almak. s. kabul edilir, makbul. acceptable i. 1. kabul. 2. (bir şeyi) teslim alma. acceptance i. 1. giriş, geçit. 2. to (biriyle) görüşme imkânı; (bir şeyden) faydalanma access hakk ı/imkânı: He has access ulaşılabilir olma. 3. görüşülebilir olma. 4. i. 1. ulaşılabilirlik. 2. kolaylıkla to him. İstediğinde onunla görüşebilir. 3. accessibility accessible accessible to the public accession accessory accessory after the fact accident accident victims accidental accidentally accident-prone acclaim acclaim acclamation acclimate acclimation acclimatise acclimatization acclimatize kolaylıkla görüşülebilir olma. ulaşılabilen. 3. görüşülebilen. 4. kolaylıkla s. 1. ula şılabilir. 2. kolaylıkla 5. to -den etkilenebilir olma. görüşülebilen. 5. to -den etkilenebilir. halka aç ık.

i. 1. (tahta) ç ıkma. 2. (bir müze veya kütüphanenin koleksiyonuna) yeni al1. aksesuar, eklenti: These are accessories for the new machine. i. ınan eşya, kitap v.b. Bunlar yeni makinenin aksesuarlar ı. 2. (kadın giysisini bütünleyen) huk. suç işlendikten sonra suç ortağı olan kimse. i. 1. kaza (kötü olay). 2. rastlant ı. 3. fels. ilinek, araz. kazaya u ğrayanlar. s. 1. kaza eseri olan, yanl ışlıkla olan. 2. tesadüfen meydana gelen. 3. fels. ilineksel. z. 1. kazara, yanlışlıkla. 2. tesadüfen. s. hep kazaya u ğrayan; sakar. f. 1. bağırarak/alkışlayarak/tezahüratla (birini) (bir şey) ilan etmek: They acclaimed himış. 2. tezahürat. bir tezahüratla onu imparator ilan ettiler. i. 1. övme, alk emperor. Büyük i. 1. bağırarak/alkışlayarak/tezahüratla ilan etme. 2. tezahürat. 3. övme, alk ış. f. 1. alıştırmak, intibak ettirmek: I´m acclimating myself to the customs here. Kendimi intibak ettirme. 2. alışma, intibak2. (to) (-e) alışmak, intibak i. 1. alıştırma, buradaki âdetlere al ıştırıyorum. etme. f., İng., bak. acclimatize. i. 1. alıştırma, intibak ettirme. 2. alışma, intibak etme. f. 1. alıştırmak, intibak ettirmek. 2. alışmak, intibak etmek.

accolade accommodate accommodate o.s. to accommodate one´s pace/step to accommodate their differences accommodating accommodation accommodation ladder accompaniment accompanist accompany accomplice accomplish accomplished accomplishment accord accord accordance accordant according as according to according to all accounts according to Hoyle according to one´s own lights according to plan accordingly accordion accordion accost account account book accountable accountant accounting accounts payable accounts receivable accrue accumulate accumulation accuracy accurate accusation accusative accusative accuse accused accustom

i. 1. ödül. 2. övgü: It received accolades from all the newspapers. Tüm gazetelerden övgüler ald The cell had lastly accommodated a drunkard. f. 1. almak, bar ındırmak: ı. Hücre en son bir ayya şı barındırmıştı. This room can accommodate four -e ayak uydurmak, -e uyum sa ğlamak. birine ayak uydurmak. aralarındaki anlaşmazlıkları uzlaşma yoluyla gidermek. s. uysal, yumu şak başlı. i. 1. kalacak yer: In that region accommodation for the traveler is hard to find. borda iskelesi. den. O bölgede konaklama yeri zor bulunur. 2. uzla şma: Have you i. 1. müz. e şlik. 2. to -e eşlik eden şey: It´s a nice accompaniment to the roast. Rostoyla beraber güzel. i., müz. e şlik eden kişi, eşlikçi. f. 1. eşlik etmek, refakat etmek, beraberinde gitmek. 2. müz. eşlik etmek, refakat etmek. 3. ile beraber (bir şey) yapmak: He accompanied the curse i. suç orta ğı. f. başarmak, becermek, üstesinden gelmek. s. 1. işini iyi bilen, usta. 2. sosyetenin görgü kurallarını ustalıkla uygulayabilen.becerme, üstesinden gelme. 2. başarı, başarılan iş. 3. i. 1. başarma, marifet. devlet aras ında olan) anlaşma. 2. uyum, ahenk. 3. uyuşma, i. 1. (iki mutabakat. uymak, ile ba ğdaşmak, -e uygun olmak/gelmek. 2. with -e f. 1. with -e yak ışmak, -e uygun gelmek/düşmek. 3. vermek:them were delayed for i. verme: The accordance of these privileges to He accorded them that five years. Bu imtiyazlar ın onlara verilmesi beş senelik bir gecikmeye s. bağ. -e göre. z. 1. İki seçeneği olan bir durumu belirtir: You can stay or go, according as you uygun olarak: veya gidebilirsin, nas ıl istersen. It can edat 1. -e göre, -elike. KalabilirsinArrange yourselves according to your height! Boy s ırasına girin! 2. -e göre, (birinin) dediğine/gösterdiğine göre, tüm anlattıklarına göre: He was drunk, according to all accounts. Tüm anlattıklarına göre sarhoştu. usulüne göre, usulen. kendi inançlar ına göre. planlandığı gibi, planlanana uygun bir şekilde. z. 1. ona göre, öyle, öylece: He told me to shoot him, and I acted accordingly. i. akordeon. Kendisini vurmam ı istedi; ben de öyle yaptım. 2. bu yüzden, s. akordeon gibi aç ılıp katlanan, akordeon: accordion door akordeon kapı. f. 1. yakla şıp/gidip (birine) bir şey söylemek. 2. para karşılığında seks teklif etmek. i. 1. hesap. 2. röportaj; (birinin) anlatt ığı. f. for -i anlatmak, -i açıklamak, -i izah etmek. hesap defteri. s. sorumlu. i. muhasebeci. i. muhasebe. tic. alacaklılar hesabı. tic. borçlular hesab ı. f. 1. birikmek. 2. to -e gelmek: What advantages will accrue to us from this? Bunun bize ne gibi faydalar ı olacak? f. toplamak, biriktirmek; toplanmak, birikmek, y ığılmak. i. 1. birikim, birikme. 2. birikinti. i. 1. doğruluk. 2. yanlış yapmamaya özen gösterme. s. 1. doğru, tam. 2. yanlış yapmamaya özen gösteren. i. suçlama. s., dilb. -i haline ait; -i halindeki. i., dilb. -i halindeki sözcük/sözcük grubu. f. suçlamak, itham etmek. s. sanık. f. alıştırmak.

ace ace an exam acetone acetylene ache achieve achievement acid acknowledge acknowledgment acne acorn acoustics acquaint acquaint o.s. with acquaintance acquiesce acquire acquisition acquisitive acquit acquit o.s. well acquittal acre acrid acrobat acrobatic acrobatics acronym across across the board across the way act act as act in unison act on a suggestion act on s.o.´s advice act up acting action activate activation active active service active verb activism activist

i. 1. isk. as, birli. 2. k. dili uzman, eksper. s., k. dili i şinin ehli, as. f. k. dili s ınavda (dokuz ila on arasında) yüksek bir not almak. i. aseton. i. asetilen. i. ağrı, sızı, acı. f. ağrımak, sızlamak, acımak. f. başarmak, yapmak; elde etmek, kazanmak. i. 1. başarı. 2. elde etme, kazanma. i. asit. s. 1. asit. 2. i ğneleyici: an acid remark iğneleyici bir söz. f. 1. (bir gerçe ği) kabul etmek. 2. (bir şeyin alındığını/farkedildiğini) bildirmek. i. 1. (bir gerçe ği) kabul etme. 2. (bir şeyin alındığını/farkedildiğini) bildirme. 3.akne, ındı. i. tic. al ergenlik. i. meşe palamudu. i. akustik. f. 1. bilgi vermek, haberdar etmek. 2. tan ıtmak: This book is designed to acquaint its readers with new developments in the field of genetic hakk ında bilgi edinmek. i. tanıdık, tanış. f. boyun e ğmek, katlanmak, kabullenmek. f. 1. elde etmek, edinmek, almak. 2. kazanmak: acquire a bad reputation kötü bir etme, edinme, alma. 2. kazanma. 3. elde edilen şey, edinti. i. 1. eldeşöhret kazanmak. s. bir şeyler elde etmeye çok hevesli, mal canlısı, açgözlü. f. (--ted, --ting) aklamak, temize ç ıkarmak, beraat ettirmek. yüzünün ak ıyla çıkmak. i. aklanma, beraat. i. 0,404 hektarlık arazi ölçü birimi. s. acı, ekşi, keskin. i. akrobat, cambaz. s. akrobatik. i. akrobatlık, cambazlık. i. birkaç kelimenin ba ş harflerinin veya ilk hecelerinin birleşmesiyle meydana gelenından öbür tarafına: He stretched a rope across the river. edat 1. bir taraf kelime: NATO, UNESCO. Nehrin bir taraf ından öbür tarafına bir ip gerdi. 2. karşısında: Serra lives herkesi ayn ı derecede etkileyen (ücret/vergi). yolun öte taraf ında, karşı tarafta. i. 1. hareket, eylem. 2. kanun, yasa. 3. tiy. bölüm, perde. 4. rol yapma, oyun. f. 1. rol yapmak,yapmak. 2. harekete geçmek. 3. davranmak, başkasının vazifesini oynamak. birlikte hareket etmek. yapılan teklife göre davranmak. birinin sözüne uymak, birinin sözüne göre hareket etmek/davranmak. yaramazlık etmek, gösteriş yapmak. i. oyunculuk. s. vekâlet eden, vekil: acting president ba şkan vekili. i. 1. hareket, eylem. 2. etki. f. 1. harekete geçirmek, hareketlendirmek. 2. harekete geçmek, hareketlenmek. i. 1. harekete geçirme, hareketlendirme. 2. harekete geçme, hareketlenme. s. 1. faal, hareketli, aktif. 2. dilb. etken. askerlik hizmeti. dilb. etken fiil. i. eylemcilik. i. eylemci.

activity actor actress actual actuality actually acumen acupuncture acute acute angle acute angle AD ad adage Adam adamant adamantly adapt adapt o.s. to adaptable adaptation adapter adaptor add add fuel to the flames add spice to add up add up to addendum addict addict adding machine addition additional additive addled address address a remark to addressee adduce adept adequacy adequate adhere adherence adherent adhesion

i. faaliyet, etkinlik. i. aktör, oyuncu. i. aktris, kad ın oyuncu. s. gerçek, do ğru. i. gerçek, hakikat. z. aslında; gerçekten. i. çabuk kavrama yetene ği, keskin zek-â. i. akupunktur. s. 1. keskin. 2. t ıb. akut, hâd. 3. tiz. geom. dar aç ı. geom. dar aç ı. k ıs. Anno Domini M.S. (milattan sonra), İ.S. (İsa´dan sonra). i. ilan, reklam. i. atasözü. i. Âdem Baba, Âdem. Adam´s apple anat. âdemelmas ı. s. son derece kararlı, katı. z. inatla, katı bir şekilde. f. 1. uyarlamak, adapte etmek. 2. al ışmak, intibak etmek. -e kendini alıştırmak. s. yeni ko şullara adapte olabilen/uyarlanabilen. i. 1. uyarlama, adaptasyon. 2. al ışma, intibak. i. 1. elek., mak. adaptör. 2. uyarlay ıcı, adapte eden. i., bak. adapter. f. 1. eklemek, ilave etmek; katmak. 2. toplamak. k. dili yang ına körükle gitmek. k. dili -i canland ırmak, -i ilginçleştirmek. 1. toplamak. 2. k. dili makul olmak, akla yak ın olmak. 1. -e varmak, (bir yekûn) tutmak. 2. k. dili ... anlam ına gelmek: What it adds up to is that you´re not coming. Gelmeyeceksin anlam çoğ. ad.den.da (ıden´dı) i. ilave, ek; ilave edilecek şey/söz. ına geliyor. i. bağımlı, müptela; tiryaki: drug addict uyuşturucu bağımlısı. cigarette addict sigara tiryakisi. f. alıştırmak. hesap makinesi. i. 1. ekleme, ilave. 2. ek, ilave. 3. mat. toplama. s. biraz daha, ilave edilen, eklenilen. i. 1. katk ı. 2. katılan kimyasal madde, katkı maddesi. s. toplamsal, ilave olunacak. s. 1. sersem, şaşkaloz. 2. cılk (yumurta). i. 1. (veya ä´dres) adres. 2. söylev, nutuk. f. 1. hitap etmek. 2. adres yazmak.bir söz yöneltmek. (birine) i. alıcı, kendisine mektup/paket gönderilen kimse. f. (kanıt) ileri sürmek. s. (at/in) usta, çok becerikli; mahir. i. (ä´dept) usta, i şinin ehli. i. yeterlilik, kifayet. s. yeterli, kâfi. f. to 1. -e yap ışmak. 2. -e sadık kalmak, -e bağlı kalmak. i. 1. yapışma. 2. bağlılık. i. taraftar, yanda ş. i. 1. yapışma. 2. to -e bağlı kalma, -e sadık kalma, -e uyma.

adhesive adhesive tape adj. adjacent adjective adjoin adjoining adjourn adjust adjust o.s. to adjustment administer administer an oath administration administrative administrator admirable admiral admiration admire admirer admiring admissible admission Admission free. admit admit of admittance admonish admonition admonitory ado adolescence adolescent adopt adopted child adopted child adoption adorable adoration adore adorn adornment adrift adroit adsorb adsorbent

s., i. yap ışkan, yapıştırıcı. (yapıştırıcı) bant. k ıs. adjacent, adjective, adjustment. s. (to) (-e) bitişik, bitişikteki; komşu. i., dilb. s ıfat. f. bitişik olmak. s. bitişik, bitişikteki, yan, yandaki. f. 1. oturuma son vermek. 2. (toplant ı/oturum) sona ermek, bitmek. 3. (bir başka yere) geçmek. f. ayar etmek, ayarlamak. kendini -e alıştırmak. i. 1. ayarlama. 2. kendini al ıştırma. 3. tic. tazminat miktarının sigortalı ve sigortac ı arasında etmek. f. yönetmek, idare kararlaştırılması. yemin ettirmek, ant içirmek. i. yönetim, idare. s. idari, yönetimle ilgili, yönetimsel. i. yönetici, idareci. s. takdire de ğer, beğenilecek, çok güzel. i. amiral. i. takdir, be ğenme. f. takdir etmek, be ğenmek; hayran olmak, hayran kalmak. i. takdir eden, be ğenen; hayran. s. takdir ettiğini belirten; hayran, hayranlık gösteren. s. kabul edilebilir. i. 1. içeri alma; kabul; giri ş. 2. giriş ücreti, giriş. 3. itiraf. Giriş serbest. f. (--ted, --ting) 1. içeri almak, almak; kabul etmek: They won´t admit you. Seni içeri sokmazlar. 2. itiraf etmek. imkân vermek. i. kabul; giriş. f. tembih etmek; kula ğını çekmek. i. tembih; kula ğını çekme. s. uyarı niteliğinde. i. insanı yoran hazırlıklar; koşuşmalar. i. ergenlik, ergenlik ça ğı. s., i. ergen, ergenlik ça ğında olan (genç). f. 1. evlat edinmek. 2. edinmek, benimsemek. evlatlık, manevi evlat. evlat edinilmiş çocuk, evlatlık. i. 1. evlat edinme. 2. edinme, benimseme. s. tapınılacak, çok güzel ve sevimli. i. tapınma, çılgınca sevme. f. 1. tapınmak, tapmak, çılgınca sevmek. 2. (Allaha) tapınmak, tapmak. f. süslemek, donatmak, donamak. i. 1. süsleme. 2. süs. s. s. usta, çok becerikli. f., kim. adsorbe etmek. i., s. adsorban.

adsorption adult adulterate adulterer adulteress adultery adv. advance advanced advanced in years advanced in years advancement advantage advantageous advent adventure adventurer adventuresome adventurous adverb adversary adverse adversity advertise advertise for s.o. advertisement advertising advertising agency advertize advertizement advertizing advice advisable advise adviser advisor advisory advisory committee advocate advocate adz adze Aegean aerial aerial view aerobics aerodrome

i., kim. adsorpsiyon. s., i. yetişkin; huk. ergin, reşit. f. içine yabanc ı madde katmak. i. zina yapan erkek. i. zina yapan kad ın. i. zina. k ıs. adverb. i. 1. ilerleme, ileri gitme. 2. yakla şım; teklif. 3. tic. avans. f. 1. ilerletmek; ilerlemek.ş, ileri. s. ilerlemi 2. artmak; art ırmak. 3. avans vermek. 4. ileriye almak. 5. yaşlı. a child who´s advanced for his age yaşına göre çok bilgili bir çocuk. yaşlı. i. ilerleme. i. 1. avantaj, üstünlük sa ğlayan şey. 2. yarar, fayda. s. avantajlı, yararlı, faydalı. i. geliş, varış. i. macera, serüven. i. 1. serüvenci, macerac ı. 2. dolandırıcı, dalavereci. s., bak. adventurous. s. 1. macerac ı, maceraperest. 2. maceralı. i., dilb. zarf, belirteç. i. 1. spor, isk. rakip. 2. dü şman. s. 1. kötü, elverişsiz. 2. menfaatine aykırı, aleyhte. i. 1. zorluk, güçlük, s ıkıntı. 2. sıkıntılı bir durum/zaman. f. 1. reklam ını yapmak. 2. ilan etmek. ilan arac ılığıyla eleman aramak. i. ilan, reklam. i. reklamc ılık. reklam ajans ı. f., bak. advertise. i., bak. advertisement. i., bak. advertising. i. nasihat, ö ğüt, tavsiye. s. ak ıllıca, makul, doğru. f. 1. tavsiye etmek, ö ğütlemek. 2. tic. bildirmek. ill-advised s. akılsız, tedbirsiz. i. danışman, müşavir; akıl hocası; rehber, kılavuz. i., bak. adviser. s. danışma kurulu. f. desteklemek, savunmak. i. 1. savunucu. 2. huk. avukat. i. keser. i., bak. adz. s. Ege. i. 1. anten. 2. havai. havadan görünü ş. i., s. aerobik. i., İng. havaalanı, havalimanı.

aerogramme aeroplane aerosol aesthete aesthetic aesthetics aestival afar afar off affable affair affect affect ignorance affectation affected affection affectionate affidavit affiliate affiliate affiliate o.s. with affiliated affiliation affinity affirm affirmation affirmative affix affix afflict afflicted affliction affluence affluent afford affront Afghan Afghanistan afield afire afloat afraid afresh Africa African after after a fashion

i. hava mektubu. i., İng., bak. airplane. i. sprey tüpü, aerosol. i. estet. s., i. estetik. i. estetik. s. yaza özgü. z. çok uzakta. s. rahat, dostça ve sokulgan. i. 1. sorun, mesele, iş. 2. k. dili şey (makine/eşya). 3. k. dili olay, skandal. f. 1. etkilemek, tesir etmek; dokunmak. 2. (hastal ık) zarar vermek: My arm is affected. Hastal ık koluma yayıldı. 3. gibi görünmek, yalancıktan cahillik taslamak, bilmezlikten gelmek. i. sahte tavır, yapmacık. s. 1. (hastalıktan) zarar görmüş. 2. sahte, yapmacık, yapmacıklı. i. muhabbet, şefkat, sevgi. s. sevgisini gösteren; şefkatli, sevecen, sevgi dolu. i., huk. yeminli ve yazılı ifade. f. bağlamak. i. (başka bir şirkete) bağlı olan şirket. ile bağ/ilişki kurmak. s. bağlı. i. bağlantı, ilişki. i. 1. benzerlik, benzer taraf. 2. sempati; sevgi. f. doğrulamak, tasdik etmek. i. doğrulama, tasdik. s. olumlu. i. olumlu cevap. f. 1. takmak; yap ıştırmak. 2. (imza) atmak; (mühür) basmak. i., dilb. önek veya sonek. f. 1. ac ı vermek, ıstırap vermek. 2. başına bela olmak. s. (zihinsel/bedensel bak ımdan) özürlü. i. dert; hastalık. i. zenginlik, refah. s. zengin, gönençli. f. 1. mali gücü yetmek, (bir şey için) parası olmak. 2. (bir şeyi) zarar görmeden küçük dü şüren davranış. f. hakaret etmek, angry. düşürmek. i. hakaret, yapabilmek: You can´t afford to make him küçük Onu i. Afganlı, Afgan. s. 1. Afgan. 2. Afganlı. i. Afganistan. z. k ıra, kırda, evden uzak. s. tutuşmuş; alevler içinde. z. s. z. yeniden. i. Afrika. i. Afrikalı. s. 1. Afrika, Afrika´ya özgü. 2. Afrikalı. edat 1. -den sonra. 2. için, yüzünden; -den dolay ı. 3. ardından: After them came the giraffes. Onlar ın ardından zürafalar geldi. s. sonraki. z. sonra. a şöyle böyle.

after all after all after the dust has settled after the fashion of afterlife aftermath afternoon aftershave aftertaste afterthought afterward afterwards again against against nature against s.o.´s will agave age age limit age limit aged ageless agency agenda agent agent provocateur agglomerate agglomeration aggrandise aggrandisement aggrandize aggrandizement aggravate aggregate aggression aggressive aggressor aggrieved aghast agile agility agility of mind agitate agitated agitation agitator aglow

bununla birlikte, yine de, buna ra ğmen. nihayet. 1. toz da ğıldıktan sonra. 2. ortalık sakinleşip herkes kendine geldikten sonra, ortalık yatıştıktan sonra. ... gibi, ... tarzında. i. ahret, öbür dünya. i. (kötü) sonuç. i. öğleden sonra. i. tıraş losyonu. i. ağızda kalan tat. i. sonradan akla gelen dü şünce. z., bak. afterwards. z. sonra, sonradan. z. tekrar, yine, bir daha. edat 1. kar şı: against the current akıntıya karşı. a vaccine against the flu gribe karaykırı.aşı. 2. aleyhinde, karşı: a vote against the president doğaya şı bir birinin iste ğine karşı. i., bot. agave, agav, Agave. i. 1. yaş. 2. çağ, devir. yaş haddi. yaş haddi. s. 1. (eycd) ya şında: a girl aged four dört yaşında bir kız. 2. (ey´cîd) yaşlı, ihtiyar. 3. (ey´cîd) yıllanmış; eski. 2. eskimeyen. s. 1. yaşlanmayan, ihtiyarlamayan. i. 1. acente; ajans: travel agency seyahat acentesi. news agency haber ajansı. 2. devlet dairesi. i. gündem. i. 1. acente, temsilci. 2. ajan. çoğ. a.gents pro.vo.ca.teurs (^jan´ prôvôk^tör´) provokatör, kışkırtıcı ajan. i. aglomera. i. aglomerasyon. f., İng., bak. aggrandize. i., İng., bak. aggrandizement. f. büyütmek. i. büyütme. f. 1. kötüle ştirmek, zorlaştırmak, ağırlaştırmak, şiddetlendirmek: Don´t scratch that 2. agrega. aggravate it. O yaray ı kaşıma, azdırırsın. i. 1. toplam. sore; you´ll i. saldırganlık. s. saldırgan. i. saldırgan, saldıran. s. incitilmiş; mağdur. s. dehşet içinde, donakalmış. s. çevik. i. çeviklik. zekâ k ıvraklığı. f. 1. çalkalamak, çalkamak; kar ıştırmak. 2. heyecanlandırmak. 3. ruhb. ajite etmek. 4.ı.sallamak.ajite. s. 1. heyecanl 2. ruhb. i. 1. çalkalama, çalkama; ajitasyon. 2. heyecan. 3. ruhb. ajitasyon. 4. sallama. i. 1. k ışkırtıcı, tahrikçi, provokatör; eylemci, kampanyacı. 2. ajitatör, çalkalayıcı, karıştırıcı: washing machine agitator çamaşır makinesi s. parlak.

tarımsal. z. 3. herkese söylemek. hoş. bak. 1. hava yoluyla ta şımak/götürmek. 3. s. ziraat. toz v. ünlem 1. niyetinde olmak..b. 2. tarım. havaalan ı. i. 3. uçak. i. hava kuvvetleri. (bir şey) (başka bir şeye) uymak. havalandırmak. tic. hava filtresi. (bir şey) i. i. razı. ıstırap. f. z. sözleşme. havadan gelen (mikrop. tavır.. hava üssü. Ah! (Özlem/be ğenme/pişmanlık/öfke/sevgi belirtir. klima. i. yardımcı. AIDS.). hava köprüsü. İng. s. s. 1. 3. mutabık olmak. i. amaç. rahats ız. AIDS. hava bas ıncı. havayolu. hava kuvvetleri. 1. havadan nakledilen. . uçak gemisi.). evvel: a long time ago çok zaman önce. geçinmek. 2. uçaklar. f. yard ım. aydınlık. f.ago agonise agonize agony agree agreeable agreement agricultural agricultural credit agriculture agriculturist aground AH ah ahead ahead of time AIDS aid Aids ail ailing ailment aim aim at aim to aimless air air base air brake air compressor air filter air force air force air pollution air pressure air raid air shaft airborne air-conditioned air-conditioner aircraft aircraft carrier airfield airlift airline airliner airmail z. hasta. önce. hava freni. Vay! (Şaşkınlık belirtir. havalı fren. s. i. hava boşluğu.. hava kirliliği.). razı olmak. erken. (silah ı) (birine/bir yere) doğrultmak. iyi2. f. na ğme. anlaşma. i.). f. tıb. 1. gaye. anlaşmak. Anno Hegirae hicri. 4. bak. hava. (bir şeyi) (bir yere) fırlatmak. i. 2. tıb. 2. çiftçi. iyi. s. tarım kredisi. ni şan almak. klimalı. Ah!/Of! (Acı belirtir. i. f. i.. f. yardım etmek. k ıs. ileride. amaçs ız. 1.. uçmakta olan. uçak postas ı. 2.. rahats ız olmak. hemfikir olmak. hastalık. s. . i. agonize. f. i. i. zirai. 2.. 1. 1. i. yolcu uça ğı. hava kompresörü. i. rıza göstermek. 2. rahatsızlık. maksat. hava sald ırısı. i. hasta olmak. ıstırap çekmek. ileri.

i. i. i. hödü ğünçapar. . korku. Onlara eşit anat. i. hayali. alkolik. 1. biri.. s. soğutmak. açık havada yapılan. i. k. bir hava pratik 6. 3. alarm. yak ın: Her speech is akin to poetry. 1. 1. 4. hücre gibi ve kapısız ufak oda. aynı hizaya getirme. alkollü. f. tehlikeden haberdar etmek. birinin saff ına geçmek. i. uzaklaştırmak. i. neşe ve çeviklik. 1. tehlike işareti: fire alarm yangın zili. i. uçuş pisti. i. tahsilli de olsa. de olsa: He is. şen. s. ünlem Eyvah!/Yazık! i. konmak. havaalanı. s. i. i. 1. alkollü içki. alg. 2. kaymakta şı. çalar saat. z. dili bahane. imbik.. oyuk. i. çalar saat. albinos. dili hiç veren.s. s. yangın alarm ı. f. deh şet. s. albüm. açık hava. Cezayir. i. olmayan. az açık (kapı). i. i.airmail letter airplane airplane crash airport airstrip airtight airways airy airy-fairy aisle ajar akin alabaster alacrity alarm alarm clock alarm clock alas Albania Albanian albeit albino album alcohol alcoholic alcoholism alcove ale alembic alert alfresco alga algebra Algeria Algerian alias alibi alien alienate alight align align o. Cezayir.. cebir. i. hava gibi hafif. 2. alkol.e şit bir şekilde: Treat them alike. She´s learning French. 2. Birçok bak ımdan birbirimize benziyoruz. hayal mahsulü. fantezi. 2. s. kendine k. uçak kazas ı. z. i. takma isim. s. in short. birbirine benzer: We´re alike in many ways. bağ. alkol. yabanc ı. 1.gae (äl´ci) i. nafaka. Cezayirli. 1. i. i.. Cezayir´e özgü. İng. benzer. albeit painfully.. havadar. huk. havayollar ı. f. namı diğer: Cavit alias the Bear Cavit namı diğer Ayı. (duvarda bulunan) niş. mat. sıralar arası yol. albino. 2. ba şka ad. havaliman ı. a boor. 2. korkutmak. 2.. geçenek. z. 1. albatr. ak şın. san ığın. çoğ. s. i. 1. besleyici. i. 2. hava geçirmez. 5. inmek. 2. Arnavutça. bir çeşit bira. canl ı. i. beslenmeye ait. mazeret. aralık. with alignment alike alimentary alimentary canal alimony uçak mektubu. s. suçun işlendiği sırada başka yerde bulunduğu şeklindeki iddiası. havai. s. sindirim ayg ıtı. aynı hizaya getirmek. Arnavut. uçak. z. i. dehşete düşürmek. i. alkolizm. çal ım satan. 1. s. Arnavutluk. çevik. ecnebi. uyanık. . sıraya koyma. açık havada. al. Cezayirli. şevk. sıraya koymak. tetikte olan. f. Söyledikleri şiire benziyor. i. albeit an educated one. Kısacası.

boyunca. hem de Eğitim Bakanıdır. f. zamans ız. (bir yerin) her taraf ı/yeri. bütün. hep böyle. 2. i. 1. hep.. Allah all-around allay allegation allege allegiance allegorical allegory all-embracing s. k. i. aniden.(mektubun sonunda) En iyi dileklerimle! 2. dili aklı başında. bununla birlikte. canlı. i. 2. Ba ştan bildiği için şaşırmamıştı. 2. 1. öteden beri. diri. sabaha kadar. kim. altüst./Görünüşe aldanmamalı. tüm yıl boyunca.o. (bir şeyin) girdisi çıktısı. tamamen. Yolun aç ık olsun! daha iyi. d ışında hepsi: We have interviewed all but two of the candidates. ba ğlılık. 1. hayatta. birdenbire. birden.: All right. sağ. all round All that glitters is not gold.. hep birden. All the best! all the better all the ins and outs of all the livelong night all the rest all the same all the same all the time all the way all the while all the year round all there all things considered all told all too soon All´s fair in love and war. yekûn olarak. 2. yatıştırmak. sıra boyunca. k. k.. hem de . hepsi bir.. birden. belirli bir müddetin ba şından sonuna kadar: She wasn´t surprised because she´d known it all the while.: He´s the Minister of Defense and the Minister of Education all in one. dili ba ştan. bitmiş. tekrar. başından beri. . her şey göz önünde tutulursa. her zaman. ans ızın. Hem Savunma Bakan ı. -den ba şka. s. hem . baştan. bütün gece. He worked all day. 1. i. Aşkta ve savaşta her şey mubahtır. aniden. s. sadakat. pek erken. her alanda ba şarılı. daima.´s fears birinin endişelerini yatıştırmak. i. her zaman.alive alkali all all along all along all along the line all at once all at once all but all but all day all in a tumble all in one all manner of all night long all of a sudden all of a sudden all over All right! All right. alkali. tamamen. Bütün gün çal ıştı. Bütün güller dikenlidir. -den gayri hepsi. i./Tamam. (bir konunun/işin) tüm ayrıntıları. iddia.. hepsi: All of us went. dili Peki. hiç bitmeyecekmiş gibi gelen bir gece boyunca. kalanların hepsi. pek çok yeteneği olan: an all-around student dört dörtlük bir ö ğrenci. az daha. s. her çeşit. başından sonuna kadar. 1. birdenbire. az kalsın. Allah. her şeyi saran. hafifletmek: allay s. birdenbire. s. her şey göz önüne alınırsa. ani olarak.. Hepimiz gittik.. tüm. f. Peki. . I´ll come. karmakar ışık. iddia etmek. bütün gün. Adaylar ın ikisi dışında hepsiyle görüştük. ans ızın. gelirim. dili Aferin!/Ya şa be!/Çok iyi!/Harika! k. alegori. hepsi: All roses have thorns. Parlayan her şey altın değildir. alegorik. bütünüyle.

s. ima etmek. he´s already gone. 1. her şeye gücü yeten. ittifak. k. i. s. harçlık. k. izin vermek. k. ara yol. 2. i. alerjik. 2. yapılmasında sakınca olmayan.. kastetmek. almanak. ile birleşmek. bak. alfabe s ırasına göre dizilmiş: The words are in alphabetical order. 1. s. sadaka. az daha. alfabetik. dili. i. kafa dengi. 1. i. tahsis etmek. kafadar. 2. s. z. şimdiden. alaşım. all-right. anıştırma. 2. müttefik. azaltmak. gitti. 1. amerika timsah ı. tahsisat. bütün gece aç ık olan (lokanta. alımlı. 2. 4. ayırmak. dar sokak. 2. halen (Türkçede genellikle çevirisiz kalır. Beklenenden . yüksek sesle. cazibe. with/to ile beraber. neredeyse: He almost died. İng. bordasında.s. yapılması uygun görülen. alfabe.b. f.. hemen hemen: This picture´s almost done. Kelimeler alfabe s ırasına göre dizilmiş. badem.. pay. lise veya üniversite. kimsesiz. albeni. anla şma. müsaade etmek. uzak duran. edat boyunca: along the river ırmak boyunca. tek başına. uzakta. k ısmen gidermek. pek çok işe yarayan. bak. f. dili bütün gece süren bir olay. birleşme. bütün gece süren (bir olay). s. Bizimle beraber geldi. pol. --ting) ayırmak. benzer.. s. ayırma. -i hesaba katmak. s. with/to alma mater almanac almighty almond almost alms alone along alongside aloof aloud alphabet alphabetic alphabetical alpine already alright s. İng. bordasına. bak. z. s. dükkân v. birle şik. i. Bu resim hemen hemen bitti. Geç All right!. yüksek da ğlara özgü. tahsis etmek. with/to -e bağlı. f. f. yenibahar. i. s.. i. (süre) vermek/tanımak. i. her alanda başarılı kimse. s. den. yalnız başına. yan ına. 3. 1. i. az kalsın. çekicilik. z. 2. s. müttefik.. çok kullanışlı.): You´re too late. yanında. z. pol. with ile beraber: He came along with us. dili iyi. hafifletmek. s. z. uzak. anıştırmak. yalnız. s. i.. mubah.daha erkeni s. az kald ı. i. i. cazibeli. z. i. bir kimsenin mezun oldu ğu okul. yalnız. i. kald ın.allergic allergy alleviate alley alliance allied alligator all-inclusive all-night all-nighter allocate allocation allot allotment allow allow for allowable allowance alloy all-purpose all-right all-round all-rounder allspice allude allure alluring allusion ally ally o. müttefiklik. çekici. i. all-around. i.. tahsis. her şeyi kapsayan. All right.. i. ayrılmış/tahsis edilmiş şey. ağaç sınırının üstündeki bölgeye özgü. s. f. be all right. soğuk. edat 1. alerji. (--ted. to üstü kapalı bir şekilde -den bahsetmek. abece. 1.). 1. alphabetical. Az kaldı i. 2.

s. altimetre. i. pusuya düşürmek. s. Although I tried hard it didn´t do i.M. i. i. değişken. 2. sefire. f. malgama. 3. saat 2. alternatif. f. k ıs. bir okul. sırabirbirini sırayla izlemek/takip etmek: In her speech she z. rak ım. Sana kerpeten laz ım..also Alt key altar alter alterable alteration alternate alternate alternately alternating current alternation alternative alternator although altimeter altitude altogether alum aluminium aluminum alumna alumnus always always excepting am AM AM. şaşırtıcı. birbirini s ırayla izleme. (kad ın) elçi. i. değişme. It was cold bilg. bütünüyle. birbirine zıt hisleri olan.lum. am amalgam amalgamate amass amateur amaze amazement amazing ambassador ambassadress amber ambidextrous ambience ambiguity ambiguous ambition ambitious ambivalent amble ambulance ambush z.nae (ıl^m´ni) i. İng. her zaman oldu ğu gibi . i. seçenek.. i. . i. f. büyük bir amac ın ürünü olan. (with) ile.M. irtifa. belirsizlik. şap. birbirini s ırayla izleyen (şeyler). daima./Yapacak başka bir şey yoktu. i. bağ. bak. iki elini ayn ı şekilde kullanabilen. 1. tamam ıyla. şık: kalmamalternatör. birbirini sırayla izlemesini sağlama. çoğ. hava. hayrette b ırakmak. başka. lise veya üniversite mezunu erkek. birleştirmek. i. i. a. s. s. hayrete düşürmek. ıştı. yedek. with ile birleşmek. You´ll also need tape. 1. değiştirilebilir. alma şık akım. ğlamak.ni (ıl^m´nay) i. birden fazla anlama gelme. i. yükseklik. z. karışık hisleri olan. be. bir okul. alüminyum. yükseklikölçer. birden fazla anlama gelebilen. i.. 2. 12 A. kullanılır. olmakla beraber: Although he´s old he´s a good dancer. i. 2. i. s. ise de. bir de: You´ll need pliers. -in birbirini sırayla izlemesini sanöbetle şe. 1. s. bot. Başka çaremiz i.00-12. f. değiştirmek. 1. -diği halde. büyük. f. i. amalgam. and it was also wet. 2. Hava so ğuktu ve bir de i..00 arasındaki saatler için k ısaltması). saat 24. yükselti. sunak. elçi karısı. i. atmosfer. We had no alternative. Ya şlı olduğu halde iyi dans eder. z. pusuya dü şürme. amatör. -i nöbetle şe/sırayla yapmak. bir şeyi başarma/elde etme tutkusuyla yanıp tutuşan veya dolu. ek karakter tu şu. bir şeyi başarma/elde etme tutkusu. ambülans. hariç: Everybody came on time always excepting Levent. Artium Magister (hümaniter bilimlerde master derecesinin k ıs. almaşık. 1. büyükelçi. insanı şaşırtan. 1. biriktirmek. sefire. bak. 2.. ne oldu ğu belirsiz. nöbetle şe/sırayla yapma. insanı hayrete düşüren. hayret. her zaman..00. i. rahat rahat yürümek. alternatif. değişmek. cankurtaran.): 2:30 A. 1. f. elek. kim. elek.lum. başkasının yerine geçebilen kimse.. s. şaşkına çevirmek. ante meridiem öğleden evvel (24. başka. lise veya üniversite mezunu kız. Her zaman oldu ğu gibi Levent hariç herkes vaktinde f. 2. i. 2. kehribar. (uzun zamandır güdülen) büyük amaç. çoğ. değiştirme. f. alternatif. değişiklik. s. diğer. ambiyans. a. i. Bir de bant. aluminum.30.

miktar. iki ya şayışlı hayvan. kim.ameba ameliorate amelioration amen amenable amend amendment amends amenity America American American leopard amiable amicable amid amidst amiss amity ammeter ammonia ammunition ammunition dump amnesia amnesty amoeba amoebic amok among amongst amoral amorous amorphous amortisation amortise amortization amortize amount ampere amperemeter amphetamine amphibian amphibious amphitheater amphitheatre ample amplification amplifier i. amortize. amipten ileri gelen. yükselteç. bellek yitimi. cephede geçici cephanelik. amid. i. ahlakd ışı. amplifikatör. i. elek. arkada şça. jaguar.. f. amortization. 2. 1. İng.. i. 1. ampermetre. i. mühimmat. amip. amorf. i. i. amorti etmek. . amipli. i. Amerika´ya özgü. rahatlık: This hotel has all sorts of amenities. Aynı kapıya amper. şekilsiz. bol. şehvet dolu. arkada şlık. amphitheater. to 1. s. 2. 2. ammeter. arasına. i. cephane. arasında. 1. uysal. i. amfibi. iyileştirmek. i. amoeba. ortasında. among.. f. düzeltme. i. 2. i. i. ikna edilebilen. bol bol yetecek kadar. s.. s. 2. s. 1. amibe ait. 2. the amenities görgü kurallar ı. Amerika. ask. bak. Amerika. bak. Bu otelde her tür konfor var. geni ş. iyileştirme. zool.. arasında. amnezi. İng. zool. s. düzeltmek. s. içinde. bak.. amplifikasyon. (kural ı/tasarıyı) değiştirmek. 1. amonyak. sınırları belli olmayan. amfetamin. i. daha uzun/ayr ıntılı bir şekilde söyleme. yükseltme. i. i. ıslah. s. yumu şak başlı. Amerikalı. dostluk. İng. f. amortisman. n ışadırruhu. ile e şanlamlı olmak: It amounts to the same thing. i.. cana yak ın. bak. edat ortas ına. dostça. amperölçer... amfibi. z. zool. i. sevimli. edat. f. biyol. biçimsiz. bak. bak. s. f. 2. hayatı kolaylaştıran şey. zool. edat aras ına.. bak. i. genel af. 1... ünlem âmin.. s. 1. i. amfiteatr. toplamı (belirli bir miktar) olmak: It amounts to fifty i. (kuralı/tasarıyı) değiştirme. s. Amerikan. çıkar. i. 2. i. amibe benzeyen. yüzergezer. şehvetli. edat. i. i. iki ya şayışlı.

eğlence. çözümlemeli. bak.. i.. anarşizm.. anesthesia. analytic. 1. bak. tılsım. f. benzeş. i. bak. anal. f. çözümlenmemiş sorun. Anadolu´ya özgü. anatomiyle ilgili.. anatomi. 2.. k ıs.. çözümleme. İng. i. anarşik. analjezik. s.. lanetleme. sapa bir sokak. İng. anesthetist. anatomik. dili tuhaf bir adam. Anadolulu.. benzer şey. 1. çözümsel. i. güldürücü. s. i. acı yitimi. tıb. anesthetic. i... İng.. örneksel bilgisayar. oyalamak. s. çözülmemiş sorun. i. s. i. i. (sesini) kuvvetlendirmek. tahlil etmek. i. analyze. gövde yap ısı. bak. i. 2. tıb. i. bak. güldürmek. s. i.. i. eğlendirmek.. tıb. benze şen. s. eğlendirici. ancient. bak. i.. tıb. i. İng.. paralellik. anemia. Anadolu. . herkesçe bilinen bir s ır. ampütasyon. anakronizm. analiz etmek. tahlili.. analiz. bir uzvu kesilmiş kimse. f. 1. ağrı kesici. genişlik. z. aforoz edilmi ş kimse. f. bak. i. daha uzun/ayr ıntılı bir şekilde söylemek. muska.. 2. i. benzer. i. amok. aforoz. anesthetize. anarşi. i.. paralel. bak. analjezi. Anadolu.amplify amplitude amply amputate amputation amputee amuck amulet amuse amusement amusing an an accomplished fact an odd fish an off street an open question an open question an open secret anachronism anaemia anaesthesia anaesthesiologist anaesthetic anaesthetist anaesthetize anal analgesia analgesic analogous analogue analogue computer analogy analyse analysis analytic analytical analyze anarchic anarchism anarchist anarchy anathema Anatolia Anatolian anatomical anatomy anc f. 1. (bir uzvu) kesmek. s. i. 2. tahlil. İng. anesthesiologist.. oyalayıcı. anarşist. İng. benzerlik. f. analitik. s. nazarlık. bak. k. çözümlemek. olmuş bitmiş bir şey. (ünlülerden önce) bir. s.. s. Anadolulu.. benze şim.. s. İng. gövdebilim. i. i. bol bol yetecek kadar. bolluk. i.

s. ve benzerleri. tıb. Grek. s. . Angolalı. Anglosakson. anestezi uzman ı. i. v. oltayla balık avlama. Greklere özgü. duyum yitimi. yine. kansızlık. Angola. bir çeşit kalp hastalığı. i. s. Grekçe. soy. 3. f. ile: mice and men fareler ve insanlar. hem de. 1. 2. ançüez. i. 2. 1. öfke. atalara ait. k ızdırmak.s. ve benzerleri: Orange trees. lenger. eski s. aç ı. 1. i. anemi. 1. . i. melek. dili ya şlı. 2. He looked and ran away. ve iyi de etti: He scolded him for his negligence. vesaire. geom. demiri. Grek dili. üstelik. hikâye. i. 2.. 1. öfkelendirmek.b.. antik. and such should be kept under glass in winter. 3. solucan.. eski Yunanca. eski Yunan. Grek. ayr ıca: She was wearing a pink cape and. Pembe bir pelerin giymi şti ve s. Angolal ı. anestezik.ancestor ancestral ancestry anchor anchor man anchor person anchor woman anchorage anchovy ancient ancient Greek ancillary and And how! and rightly so and so forth and so forth and so on and so on/forth and such and suchlike and vice versa i. bir de. İhmalkârlığından dolayı onu azarladı ve haklıydı da. eski Yunanl ı: the ancient Greeks Grekler. palms. falan. i. narkoz vermek. anekdot. melek gibi. filan. tekrar. v. f. Hem de nas ıl! . uyu şturmak.. ve aksine: The bigger the fish. TV (kadın) sunucu. k. what´s and what´s more more. dili bakış açısı. s. and vice versa. çapa... ihtiyar. 1. oltayla balık avlamak.. k. i.benzerleri.. f. bağ. and what have you/and what not k. s. çok eski bir zamandan kalma. ata. cet. i. demirleme yeri. i. TV (erkek) sunucu. zool. TV sunucu. yeniden fakat de ğişik bir şekilde. i.. the blander its taste. i. Bakt ı ve kaçtı. 4. çok eski.. oltayla balık tutan kimse. i. bir daha. ve haklıydı da. vesaire. fıkra tarzında. yeniden. narkozitör. 2. knife and fork bıçakla çatal. Angola´ya özgü. dili ve K ışın portakal ağaçları. 3. s. s. (bir cisme ait) köşe. köşebent i. Grekçe. demir. görüş açısı. she was carrying a pink poodle. palmiyeler ve benzeri ağaçlar serada ve tersine. Anglikan. 2. vesaire. hiddet. anecdotal anecdote anemia anesthesia anesthesiologist anesthetic anesthetist anesthetize anew angel angelic anger angina angle angle angle iron angler angleworm Anglican angling Anglo-Saxon Angola Angolan i. i. i.. ve ba şkaları. gene. and rightly so. filan. ve benzerleri. i. fıkra. i. vesaire. anestezi. for (bir şeyi) kurnazlıkla elde etmeye çalışmak. yardımcı. dili Balık büyüdükçe tadı yavanlaşır ve tersine. ve. soysal. i. i. tıb. Angola. z. k.

öfkeli. anot. 2. i. s. i. 1. kin. yılda bir yapılan. eklemek. açısal. s. vücut s ıcaklığı. hayvanlar âlemi. ıstırap. her yıl yapılan. f. ilhak etmek. spiker. 2. i.. 1. köşeli. sıkıntı veren. tarihi olaylar. 1. vakayiname. i.. anason. bot. feshetme. bildiri. yarg ı. artı uç. sinir. s. dargın. yarg ı. husumet. f. 3. yok etmek. yılın olaylarını anlatan kitap. s. ilan etmek. düşmanlık. i. yıldönümü. i. s. kemikleri belirgin. fiz. s. 4. hayvanca.´ni) bozma. feshetmek. hayvanc ılık. baş belası. hiddetli. hayvansever. sözleşme v. i. halhal. her bir yıl için. canlandırma. uygunsuz. z. canlıcılık. (yasa. angora yün. ayak bile ği. (kutsamak için) (ba şına) yağ sürmek. çekicilik. s. 2. fesih. coşku. f. ankaratavşanı. katma. acı. s. acı dolu. 2.angora angry anguish anguished angular animal animal breeding animal heat animal husbandry animal kingdom animal lover animal magnetism animal spirits animate animated animated cartoon animation animism animistic animosity anise aniseed ankle anklet annals annex annex annexation annihilate annihilation anniversary annotate announce announcement announcer annoy annoyance annoying annual annually annuity annul annulment anode anodyne anoint anomalous i. taciz etmek. kızdırmak. i. f. (bir metne) notlar eklemek.´ni) bozmak. --ling) (yasa. (--led. hayvansal. f. meshetmek. angora. ilan. 2. f. sözleşme v. canlılık.b. bildirmek. kemikli. i. i.. canlıcılıkla ilgili. 2. canlı. sıkıntı veren şey/kimse. i. 1. s. 2. anason. ağrı kesici. imha etmek. 1. kurald ışı. sinirine dokunmak. i. neşeli. k ızgınlık. ankarakeçisi. keder. mü ştemilat. şoset. 1. hayvan besleme. k ızgın. f.b. sinir bozucu. ilhak. s. i. canlılık. animizm. k ısa çorap. 1. gücenik. i. mat. bir yıllık ömrü olan bitki. alışılmışın dışında. i. 2. sinirlendirmek. yıllık. yıl. bela. kronik. 1. 2. f. yatıştırıcı. animist. çelişkili. i. hayvan. tuhaf. kederli. . imha. hayvani. yılda bir. belirli bir süre için her yıl ödenen ve emek karşılığı olmayan maaş. bot. anason tohumu. yok etme. canlıcı. i. katmak. ankarakedisi. 1. yıllık. ek bina. i. yıllık. tiftik. canland ırmak. i. beklenene ters düşen. i. hayat vermek. i. 3. i. s ıkıntı vermek. çizgi film.

-den önceki. f. 1. s.. 1. i. antropoloji. i. detonasyon kesici (madde). 2. başka bir: another time ıt. bekleme odas ı.. counterclockwise. dili -e kar şı. ço ğ. i. antihistamin. yanıtlamak. i. 3. i. anorak. tuhaf davranışlar. cevap. antibiyotik. anten. i. s. s. çoğ. hasım. antilop. dili dört gözle i. husumet. seçki. f. başka. 1. i. bakar mısın? telesekreter. s. insanbilim. antifriz. (änten´i) duyarga. 1. bir. antidepresan. ikinci bir: This is going to be another karşılık vermek. zool.. insanbilimci. isimsiz. f. Antarktik. s. f. şeyin olabileceğini) önceden tahmin etme. to -e uymak: This man does not answer to the küstahça cevap vermek. hesabını vermek: You´ll have olumlu cevap vermek. will you answer it? Telefon çalıyor. k ızdırmak.. yan ba şka sefer. Antarktika.anonim. dü şmanlık. antikorosif. k. hakk ında teminat vermek. cevap vermek. i.. 2. kin. Güvenliğini üstüme alıyorum. i. i.. Yazar gerçek ismini saklamak için takma ad kulland ı. önek karşı. sorumluluğunu üstlenmek: I´ll answer for his safety. öndeki. 2. i. s.. k. s. antropolog. önceden tahmin edip şeceğini tahmin etmek/kestirmek. uçaksavar.. s. i. füzesavar. ilahi. panzehir. . imzas ız.. antropolojik. cevaplamak. 2. i. ön. antidot. anomali. 1. i. i. 2. karınca.. i. i. s. antoloji. bak. bir ( şey) daha: another match bir kibrit daha. kapıya bakmak: Who´ll answer the door? Kapıya kim bakacak? telefona bakmak: The telephone´s ringing. 2. 2.. insanbilimsel. önceki.anomaly anonymity anonymous anorak another answer answer back answer for answer in the affirmative answer the door answer the telephone answering machine ant antagonise antagonism antagonist antagonize Antarctic Antarctica antecedent antecedents antelope antenna antennae anterior anteroom anthem anthology anthropological anthropologist anthropology anti antiantiaircraft antiballistic antiballistic missile antibiotic anticipate anticipation anticlockwise anticorrosive antics antidepressant antidote antifreeze antihistamine antiknock i. i. (to) -den önce olan. s. çare.1. k. gerçekle ona göre davranma. İng. gerçek ismini saklama: The writer used a pen name to preserve his anonymity. s. anti-. tıb. İng. atalar. 1. s. -in aleyhinde. düşman etmek. dili beklemek. i. s. önceden tahmin edip ona göre davranmak. -den önce davranma. anten. bak. 3. maskaralıklar. İng. i. -den önce davranmak. (birz. karşılık. edat. i. i.. antagonize. muhalif.

s. Kitaplar onar dolara özgüven. s. artık: Belma doesn´t live here any more. April. 2. Hiç yardım daha fazla. f. Daha any kalamam. her neyse. yine de: I did it anyhow. 1. so ğukkanlılık. antik. bende hiç yok. çabuk. delik. geyiğin çatallı boynuzları. 2. kaygılı. kendine güvenme. zam.antimissile antipathy antiperspirant Antipodes antiquated antique antique dealer antique shop antiquity antiseptic antisocial antithesis antithetical antithetically antlers antonym anus anvil anxiety anxious any any longer any more any old thing anybody anyhow anyone anyplace anything anyway anywhere AP Ap apace apart apart from apartment apartment house apathetic apathy ape aperture apex aphrodisiac apiece aplomb apocryphal s. ruhb. s. antik ça ğlar. taklit etmek. 2. Associated Press. çoğ. açıklık. antika. bir tarafa. Hiçbir yere gitmez.dairesi. antika.. 2. anything.. karşıt anlamlı sözcük. maymun. 2. i. 1. s. daha fazla: bir şey. s. apartman İçki içmesini saymazsak iyi bir adam. anywhere. daha: I can´t stay any longer. i. insanlardan kaçan. -den apartman. sayılmazsa. ilk ça ğlardan kalma. doruk..e. 2. ilgisizlik. 1. z. öykünmek. i. an. z. s./Kitapların her biri on dolar. karşıt olarak. herhangi bir şey: Anything´ll do. lakaytlık. 1. anybody. z. i. tasalı. -den başka. sonradan uydurulmuş. i. ilgisiz. kimse: Is anybody at home? Kimse var m ı? I couldn´t find anybody. z. bir yana: He´s a good houses are his drinking. 1. kaygı. hiç: Do you have any candles? Sende hiç mum var m ı? No. Ona rağmen yaptım. endişe. bir tarafta: He stood apart (from the others). 2. köhne. sat ılıyor. s. i. 1. i. sahte. Hiç kimseyi bulamad ım. k ıs. zam. herhangi bir kimse. ne olursa olsun. karşı tez. endişeli. zam. z. 2. her birine: The books are ten dollars apiece. doğruluğu kabul edilmeyen. antikite. tasa. birbirinden ayrı: The two man. i. anüs. i. Artık Belma burada oturmuyor. antika dükkân ı. Proje çabuk ilerliyor. aralık. herhangi Don´t give me any more! Bana daha fazla i. kayıtsızlık. bir şeyin tam karşıtı. s. I don´t have any.pi. z. örs.. neyse. He did it withoutfazla help.ses (äntîth´ısiz) i. 1.tith. makat. i. ayrı. çoğ. ter kesici. Hayır. antipati. antikac ı. ona ra ğmen. afrodizyak. --es (ey´peksız)/a. antiseptik. roketsavar. i. antisosyal. antitez. süratle: The project is proceeding apace.. bir yer: He never goes anywhere. i. sarfınazar edilirse. i.. neyse. h ızla. 1. i. i. zirve. apart from 1. antikacı. i. her neyse. z. 2. 1. 1. bir yana. i.. her biri. 1. gene de.ces (ey´pısiz) i. bak. 2. i.. karşıt olan. Do you need anywhere to stay? Kalacak bir yere ihtiyac ın var mı? I couldn´t find it k ıs. bak. Diğerlerinden ayrı duruyordu. 2. i. 1. 2. bir şey: Do you want anything? Bir şey istiyor musun? I don´t want zaten. antik çağlardan kalma bir şey. kayıtsız. uydurma. lakayt. 1. . s. i. ilk çağlar.. antikite. Hiçbir şey istemem. z. s. s. Apostle. parça ba şına. çağdışı.

bak. 3. gökb. f. peydahlayıvermek. f.. 2. f. dili dalkavuk. meydana çıkma. dış görünüş. 1. göze çarpan. birdenbire peyda olmak. s. elbiseler. albenili. i. 2. doruk. görünüm.. 1. bak. i. 1. 1. 2. apologize.. İng. 3. 1. İng. elma püresi. arzu. aygıt. yat i. 3. i. i. pol. . dehşete düşürmek. i. görünüşe bakılırsa. i.. (dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönen kimse.. i. s. iştah açıcı. anat. (to) (-e) uygulanabilme. 4. lezzetli.. ili ştirmek. i. 3. i. 2. belirmek. İng. apostatize. dili çok kötü. (dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönme. zirve. f. cazibe. huk. görünü ş. elma. f. i. apopleksi. 1. giysiler. alk ış. yalvaran (bak ış). meydana ç ıkmak. görünmek. cazip. 2. apandis çıkarımı. i. (12 ounces) 373 gram. kesme işareti. çağrı. deh şet verici. 2. ba ğlı olmak. peydahlanıvermek. meze. cihaz. z. aygıt. (belli bir amaç için kullanılan) aygıtlar/makineler. 2. 4. ı. müracaatta bulunma. taviz vermek. i. aç ık. berbat. hayalet. 1. ilave. 1. 2. k. 2. alk ışlamak. 1. temyiz: the right of appeal temyiz hakk çekici. dili (bir yer) çok düzenli olmak.. i. sempatik. in (oyunda/filmde) oynamak. dergi v. (gazete. i. 1. istek. 3. f. f. çekicilik. 2. görünürdeki. görünü şe göre. bir hareketin lideri. apandis. 1. özür dileme. (her şey) yerli yerinde olmak. f. Gecikti ğim için ondan özür diledim. 1. belli. 2. (açlığı) bastırmak. i. uzantı. f. f. i. tıb. sevimli. be in apple-pie order k. ödün verme. eklemek. z.. appall. (bir f. özür dilemek: I apologized to him for being late. k. 1. (to) (-e) uygulanabilir. f. i. önder. iştah. aşikâr.´nde) ç ıkmak. ait olmak. eklenti. Hz. 1. şoke etmek. (açlığı) bastırma.apogee apologetic apologetically apologise apologize apology apoplexy apostasy apostate apostatise apostatize apostle apostrophe apothecaries´/troy pound appal appall appalling apparatus apparel apparent apparently apparition appeal appealing appear appear in concert appear out of thin air appearance appease appeasement append appendage appendectomy appendicitis appendix appertain appetite appetizer appetizing applaud applause apple apple polisher applesauce appliance applicability applicable i. İsa´nın on iki havarisinden biri. taviz verme. pol. to -e çekici gelmek. 2. s. i. korkunç. (dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönmek. i. s. görünme. k. apandisit. 2. yeröte. on konser vermek. gözükme. özür dileyerek. özür dileyen. ilave etmek. bak.b. i. yatıştırma. s. başvurma. ıştırmak. ödün vermek. dili birdenbire ortaya ç ıkmak. i. i. s. şehvet. ek. tıb. gözükmek. cihaz. 3. çerez.

1. pay. i. f. (bir s. bir nisan şakası. tahsisat. (bir2.applicant application application form applied applied linguistics applied sciences apply apply a match to apply an embargo apply o. uygun bulma. 2. başvuran kimse. 2. tasvip. anlamak. i. f. yaklaşım tarzı: We need to change our approach to i. 2. ayırma. 1. tespit etmek. i. tasvip. s. tahmin. 2. de ğerbilirlik. gün v. yakalama. aday. 1. 3. stajyer. başvuru. be ğenmek. şeyin değeri) artma. yaklaşık olarak. i. 2. yaklaşık.this problem. değer biçen kimse. farkedilebilecek derecede. yanaşma. tayin. 3. . takdir eden. 2. ba şvurma. bütün dikkatini (bir işe) çevirmek. 1. 3. evhamlı. onaylama. değer biçme. yaklaşma. 1. Ba -i kibritle tutu şturmak. paylaştırmak. z. 2. i. 1. f. room closely approximate (to) my z. kendine mal etmek. f. 2. 3. beğenme. s. i. şeyin şeyin dedeğerbilir. randevu. bölüştürmek. yakla şık olarak değerlendirmek. uygun bir şekilde. tasvip etmek. i. s. 3. s. 3. kıymet takdir etmek. 1.b. -e yakın bir şey. staj. uygun. 3. i. tahsis etme. kayısı. endiış. pol. nisanbalığı. 1. nisan. haberdar etmek. i. hakk ında. (to) (-e) atamak. saptamak. f. önlük (giysi). korku. minnettar. 1. takribi. i. yanaşmak. i. müracaat. değer biçmek. bölüştürme. takdir. 1. -e yak ın olma. atanan kimse. evham. 2. atama.s. müracaat formu. uygulamalı bilimler. kavrayşeli. uygun. tutuklama. yaptırımlarda bulunmak. to/for -e ba şvurmak. onaylamak. (bir değeri) artmak. yerinde. f. 1. uygun bulmak. çırak. s. yaklaşmak. f. 2.ştabipliğe başvurun. tatbiki. tutuklamak. atan ılan görev/makam. -e müracaat etmek: Apply to the head physician´s office. edat ile ilgili. oldukça çok. tahmin etmek. s. endişe. f. ğerini/önemini/gerekliliğini) anlama. takdirkâr. i. kadirşinas. -e yakın olmak: Theşağı yukarı. anlayış. i. Bu soruna yakla şım f. a actual measurements of this i. kadirşinaslık. bölüp da ğıtma. uygulamalı dilbilim.´ni) kararla ştırmak. ödenek. kendini (bir işe) vermek. tahsis etmek. çıraklık. tatbik etmek: You ambargo koymak. şükran. kuruntu. s. takdir etmek. kıymet takdir etme. f. i. -e ait. uygulamalı. yakalamak. müracaat formu. tayin etmek. i. 2. 2. uygulamak. tayin etmek. yerinde. kendine mal etme. to apply sanctions appoint appointee appointment apportion apportionment appraisal appraise appraiser appreciable appreciate appreciation appreciative appreciatory apprehend apprehension apprehensive apprentice apprenticeship apprise approach approbation appropriate appropriate appropriately appropriation approval approve approximate approximate approximately approximation apricot April April fool apron apropos i. i. (tarih. f. 2. 1. (bir şeyin değerini/önemini/gerekliliğini) anlamak. 1. ayırmak. uygulama. kavramak. takdir etmek. 1.

2. 2. i. O kitap yığını devrilir. başdiyakoz. kavis çizmek. sukemeri. arboretum. arabuluculuk yapmak. i. 1. Arapça. s. başdiyakozun makamı/idaresi altındaki bölge. hakem. . işlenebilir (toprak). akvaryum. s. i. yay. şeytan. over/above üzerinde kemer oluşturmak. 1. i. f. s. (iki taraf aras ında) hakemlik yapmak. to -e e ğilimli olma. arbor. kartal gagas ı gibi kıvrık. Arap. f. i. i. i. i. kavis. başpiskoposun makamı/idaresi altındaki bölge. şeytanca. s. k ıs. kabiliyet. Arap. 2. arşidük. 2. i. 1. 2. keyfi. 1. kanun yerine birinin karar ına bağlı olan. archaism. akıllı istidat testi. 2. kartal gibi. s ırakemerler. 1. arkat. 1. elek. i. tak. arkeolog. Hrist. bak. 1. hakem. bak. baş düşman. archaeological. Arabistan. i. (bir meseleyi) tarafs ızıyla halletme. That pile of books is apt to fall.. i. 2. arabulucu karar birinin kararına i. 1. i. Sık s yetenek. arkeolojik. arşidüşes. 2. yay kaşlarını kaldırmak. ayak kemeri. 2. i. arabulucu. yay çizmek. i. mat. üzerinde kemer gibi uzanmak.. i. 2. architecture. i.. i. i. (havada) kavis çizmek. i. Muhtemel bir durumu belirtmek için kullan ılır: He´s apt to be late. ark. i. 1. Arapça. kemer. çardak. 1. İng. s. 1. başpiskopos. sucul: aquatic plants sucul bitkiler. i. arabulucu.apt aptitude aptitude test aptness aquamarine aquarium Aquarius aquatic aquatic sports aqueduct aquiline aquiline nose Arab Arabia Arabian Arabic Arabic numerals arable arbiter arbitrary arbitrate arbitration arbitrator arbor arboretum arbour arc arc lamp arcade arch arch arch arch one´s eyebrows archaeological archaeologist archaeology archaic archaism archangel archbishop archbishopric archdeacon archdeaconry archduchess archduke archenemy archeological s. i. gaga burun. s. mavimsi ye şil. arkaizm. bağlayarak halletmek. f. 1. astrol. architect. Arap. archaic. i. ark lambas ı. s. uygunluk. 2. i. s. suda ya şar. i. arkaik. arkeoloji. Arap at ı. ba şmelek. Kova burcu.. sürülüp ekilebilir. s. ark. s.. i. yay. Arap rakamlar ı. Arap.ık geç kalır. su sporlar ı. i. atari salonu. 3. 2. i. Arap at ı.

archaeologist. . tartışma. s.o. Koç burcu. i. gayret. (a. i. that -i savunmak. out of s. i. 2. mimari. i. i. kol. lehinde olmak. Arjantin. --n) (from) (-den) meydana gelmek. s. i. arketip. kol kola. 1. i. tartışarak birini bir şey yapmaya ikna etmek.t. (iklim/hava için) kuruluk. Arktik. s. s. 1. i. mimar. çok so ğuk.o. i. There are a number k ıs. şevk. i.t. i. 1. ağız dalaşı. münakaşa. bölge. arena. f. bak. olmak.. buz gibi.. f. aristokrasi. i. 2. s. s. 1. ardor.. bak. arşiv. 1. 1. müz. k ısım. bak. aritmetik. lehinde konu şmak. Ciddi misin? i. arşivci. m ıntıka. silahlandırmak. şevkli. ateşli. çekişme. kemerli giriş/kapı. i. Arjantin´e özgü. i. kemerli geçit. i. bölüm. mimari. O çayırı park alanı olarak kullanacağız. argument aria arid aridity Aries arise arisen aristocracy aristocrat aristocratic arithmetic ark arm arm in arm i. i. dal. mimarlığa ait. tartışarak birini bir şeyden vazgeçirmek. into s. şeytan. İng. kutu. 2. 1.. Arjantin. iddia. aristokratik. s.. Arjantinli. 2. 2. içinde çok ada olan deniz. münakaşa etmek. sav. bak. 1.. i. Arjantinli. ilk örnek. astrol. i. -e alamet olmak. be. civar. tartışmak. arya. (toprakta) kurakl ık. Arjantin´e özgü. i. sandık. i. i. archaeology. asilzade. silahlanmak. i. arise.rose. gayretli. 1. 2.. i. ç ıkmak. aleyhinde 4. 3. f. bak. okçu. atışma. çetin. kavga etmek. kuru (iklim/hava). 2. çekişmek. bak. 3. i. f. s. Argentinean. i. tak ımada.archeologist archeology archer archery archetype archfiend archipelago architect architectural architecture archives archivist archway Arctic arctic ardent ardor ardour arduous are Are you serious? area aren`t arena Argentina Argentine Argentinean Argentinian argue argue against argue for argue s. aleyhinde konu şmak. i.. -e belirti olmak.. saha. kavga. 2. Arjantinli. Arjantinli. yöre: We will use that meadow as a parking area. f. aristokrat. argue s.. are not. güç. atışmak. kol. Arjantin. okçuluk. i. 1. -i iddia etmek. s. alan. kurak (toprak). s. ateş. 2. mimarlık. i.

i. f. f. silahlı kuvvetler. i. silahland ırma. kuvvetli ve ho ş (koku). aranjman. körfez. i. 3. 1. 2. silahlanma. i. i. küstah ve kibirli. silahlı kuvvetler. aroma. s. 6. i. işgal ordusu. 3. (san ığı) mahkemeye çağırma. (san ığı) mahkemeye çağırmak. i. düzenleme. i. elin yetişeceği mesafe. s.. donanma.. armatür. koltuk (mobilya). 2. 1. f. 2. i. 2. silahlı.. kuvvetli ve hoş kokusu olan. s. Ermeni. new arrival yeni gelen.. i.o. s. silahlar. düzen. geliş. kim. silahlar. f. (eşyayı) (belirli bir şekilde) yerleştirmek: Elif´s going to arrange the furniture in this room. suçlamak. 2. silahlanma kontrolü. 1. s ıralanış. 2. arrived. birinin dikkatini çekmek. küstahça bir kibir. ateşkes. 2. tutuklamak. Ermenistan. 4. Bir taksi ayarlar ım. vaktinde ödenmemiş borçlar. tutuklama. 2. uyandırmak. aromatik bile şik. i. koltuk altı. zırh. 1. aromalı. döneç. i. Etrafına baktı. tevkif etmek. 3. f. çiçek aranjman ı yapmak. z. varmak. durdurmak. arrival. rotor. (bir ülkede toplam) askeri güç.. ayarlamak: I´ll arrange for a taxi. endüvi. anlaşma. s. aromatik. Bu odan ın mobilyalarını Elif yerleştirecek. gelmek: When will we arrive? Ne zaman varaca ğız? Has the mail arrived? Posta geldi mi? karara varmak. 2. kol boyu. sular 1. tevkif.´s attention arrival arrive arrive at a decision arrogance arrogant arrogate güvenlik kuvvetleri.. k ıs. . 1. yaklaşık. i. (haks ız yere) benimsemek. çoğ. 1. arranged. i. silahlanma yar ışı. aranjman. terz. civarında. varış. düzen. giymek. f. Ermenice. f. 1. 1. huk. (askeri birlikleri) sıralamak. müz. i. etraf ına: He looked around. i. kucak dolusu: an armful of oranges kucak dolusu portakal. suçlama. 2. tertip. orada f. etraf ında: 6 o´clock saat altı sularında. i.(çiçek için)giyiniş. zırhlı. i. elek. i. 1. edat ında: around around the table masanın etrafında. kim. 2. arise. 5. 1. (kuvvetli ve ho ş) koku. aşağı yukarı. giydirmek.arm of the law arm of the sea arm´s length arm´s reach armada armament armature armchair armed armed forces armed forces Armenia Armenian armful armhole armistice armor armored armpit arms arms control arms race army army of occupation aroma aromatic arose around around arouse arr arraign arraignment arrange arrange flowers arrange for arrangement array arrears arrest arrest s. etrafında: somewhere around Naples Napoli civarında bir yerde. kolevi. yerle ştirme. bak. 2. 1. kara ordusu. i. ordu. huk. i. s.

bir zekâsı var... tıb. hüner. 1. 3. i. ok başı. eklemli. hilesiz bir şekilde. as all get-out as . 2. huk. kurnaz. i. k ıç.. sanatç ı. i. 2. so . İng. saf.. 1.. so genellikle. çoğ. suni/yapay dölleme. (telaffuz). 2. 1.ler. yazı. yapay aydınlatma. bo ğumlu. dilb. i. 1. topçu sınıfı.: As the time grew shorter so his excitement mounted. açık (ifade). ustal ık. i. makale. 1... tüzel kişi. . anat. She fast smart her zamanki Zehir gibi 1. oynak. 1. 1. anüs. suni/yapay gübre. beceri. eşya: various şüncelerini clothing çe şitli giyim eşyası. enginar. i. He´s taking life as all get-out. toplar. zanaatç ı. 2. i. anat.men (artîl´ırimîn) i. -dikçe: I nabbed him as he was going out the door. Kapıdan çıkarken çok: He was driving as fast more seriouslyArabaygets k. yapay. tıb. artezyen kuyusu. TIR kamyonu. 2. sanatsız.. huk. dü articles of açık bir şekilde ifade edebilen. sanatkâr. sanatsal yönü olan: She is also i. bağ. topçu.artistic. 2. temren. ar. gibi h ızlı.. i. insan eliyle bo ğum. aç ıksözlü. ne kadar . anat. i. dilb. kaba. mafsal iltihabı. hilesizlik. -irken. kundakç ı... suni solunum/teneffüs. 4. mühimmat deposu. şekilde ifade/telaffuz etmek. i. z. s. an.. i. yapma çiçek. as a general rule i. s. arsenal. 2.. Zaman azaldıkça heyecanı arttı. arteriyoskleroz. arter. boğumlanma.. atardamar. (top gibi) a ğır silahlar. (bir anlaşmada bulunan) madde. eklem. atardamara ait. i. i. 1. kundakç ılık. makat. arsenik. s. i. aç ık bir şekilde dile getirme.. sahte. s. 1. hilesiz. yapay ışık. artrit. -dikçe . i.. anayol. i. cephanelik. suni/yapay böbrek. f. sanatkârane. net telaffuz. özellikle ilk insanların meydana getirdiği sanat i. 2. i. sanatç ılık. dili son derece..y. s. saflık. as ever as . oynaklı. yapay tatland ırıcı. 4. o kadar . as he ı son hızlazamanki gibi: as is asas everas all get-out. yakaladım. 2.arrow arrowhead arse arsenal arsenic arson arsonist art arterial arteriosclerosis artery artesian well artful arthritis artichoke article articulate articulate articulated lorry articulation artifact artifice artificial artificial fertilizer artificial flower artificial insemination artificial kidney artificial light artificial lighting artificial person artificial respiration artificial sweetener artillery artilleryman artisan artist artistic artistry artless artlessly artlessness arty as as . Onun sanat yönü de var. TIR. büzük. sanat. yapay solunum. damar sertliği. sanatçı ruhuna sahip. beceriksizce yapılmış.: As she loves cats. 3.net the). s. s. ok. kaba 1. eseri. tanımlık (a. 2. anat. i. arter. açık bir 3. yap ılan şey.. sanatl ı. her sürüyordu. yapma. saflıkla.til. sanatkârane. hile. oyun. silahhane. suni.

Ben de gidiyorum. -e (benzemek): He looks as if he´s asleep. zaten. 2. tic. dili bir lahzada. but not as well as E şref. İstanbul´a varır varmaz sana ısa zamanda. doğal olarak. gücü yettiği kadar. ise: As for me. new. de. I´m not going.. ayr ıca. -cesine. . çok terbiyeli. ğim. 2. âdeta. Önerin Bana göre iyi. -miş gibi. ayr ıca. şimdiki halde.. as plain as the nose on your face besbelli. geri kalan ına gelince. çok güvenilir.. sanki. 2. -e göre: as far as I can see gördüğüm kadarıyla.. ona kalırsa. -den ba şlayarak: as from that date o tarihten itibaren.. henüz. hem de . as far as in me lies as far as it goes as far as s. elimden geldiği kadar.as a matter of course as a matter of course as a matter of fact as affairs stand as black as pitch as bold as brass as easy as pie as far as as far as he is concerned As far as I can see . .o.. aslında. is concerned as far as that goes as fit as a fiddle as for as for me as for the rest as from as good as as good as gold as if as if as is as it were as like as two peas as long as as luck would have it as meek as a lamb as much again as much as one can as nearly as I can tell as one man gayet tabii olarak. şimdiki haliyle.. öyle/şöyle/böyle: He´s a teacher and is known as such. k.. ama bazı önemli -e göre: It´s fine as far as details. . but it aslında. Elimden geldi ği kadar yardım edeceğim. İng. sözde. 2. hep birlikte.: He gave me money as well as şimdiye kadar. o zaman. bir elmanın iki yarısı. Bitirmi ş gibiyiz. göz aç ıp kapayıncaya kadar.. gibi. 1. hem . -diği sürece: You won´t get so much as a penny from me as long as I live. It´s as good as gibi now bundan böyle. turp gibi. tıpkı birbirine benzer. zift gibi. çok kolay. şartıyla: şansıma. Bense gitmiyorum. as quick as a wink ile ilgili olarak. bir misli daha. as from (olmak): We´ve as good as finished. da. bir çırpıda. Sanki uyuyormuş gibi duruyor. lying down bir şeyi alttan almak. sanki. k. bana gelince. 1. as far as I´m concerned bana sorarsan. overlooks some important I´m concerned.t. bir şeyin altında you propose is good. gibi.. 1. It was as though he´d never her zamanki gibi. -den itibaren. güya. Yıllardır tanışırmış gibi davrandık. 2.. asl ında iyi. 3. aslında. Yaşadığım sürece benden bir kuruş bile alamayacaksın. hakk ında. simsiyah. dahi: I´m going as well. o durumda. aslında: It´s not a medicine as such. İyi yazıyor.. sanki. ama Eşref kadar iyi değil. olduğu gibi. en k telefon edece bir an 1. k. bildiğim kadarıyla. -cesine: We behaved as though we´d known each other for years. as regards as regards/to as safe as houses as soon as as soon as possible as such as the crow flies as though as usual as well as well as as yet -e gelince: as to him ona gelince. esasen: What kalmak. kuzu gibi. elinden geldiği kadar. ona göre. dili çok emniyetli. önce. as far as it goes. -er -mez: I´ll call you as soon as I reach Istanbul. Yeniğlam. k. 2. He was smiling as if he´d received some good güya. Bana kalırsa . k. tüm gücümle.. uysal. 1. sa ğlığı yerinde. O öğretmendir ve herkes onu öyle tan ıyor. çok sa gibi oldu... apaç ık. kadarıyla. yakla as olarak. o halde. yapabildiği kadar: I´ll help as much şık I can. take s. -e gelince. dili dosdo ğru gidecek olursak. dili 1. dili büyük bir küstahl ıkla. kadar iyi: He writes well. konusunda.

Paskalya´dan önce gelen büyük perhiz süresinin ilk çar şambası. f. 2. i. oyuncunun alçak sesle söylediğibir yana. -mek şartıyla. American Standard Code for Information Interchange bilg. Asian. 2. i. 1. itibar.. s. dişbudak kerestesi. belirlemek. . kıyıda. yükselen. f. dili ka şınmak. yükselme. nefsinin isteklerini k ırarak çok sade bir hayat yaşayan kimse. 2. amyant. 2. 1. Amac ı ünlü olmaktı. f. 1. istekli. tırmanış. Asyalı. uyuşmuş. henüz. ufukta görünmeye ba şlayan. s. (hükümdar) (tahta) çıkmak. kül tablas ı. küllük. dişbudak. k ıyıya. z. eğri. ku şkonmaz.. kuşkonmaz filizi. s. askorbik asit. çöp tenekesi. bir yana: Joking aside. i. yön.. 2. i. asfalt. kötü bir karşılık gerektiren bir davranışta bulunmak. dili bela aramak. belayı satın almak. i. bot. Meselenin bu yönünüasfaltlamak. bayır. 1. görünüş. nüfuz. i. s. Esat söz. çileci. 3. to -e atfetmek. Anadolu. -dikçe. 1. i. 1. karaya.. çilecilik. nefsinin isteklerini k ırarak çok sade bir hayat yaşama. -den ba yana. -mek koşuluyla. tiy. bir kenara. f. z. bak. asbest. riyazet. bir yana: sen? i. ç ıkmak. külrengi. kül. 1. karada. (uzun zamand ır güdülen) büyük amaç: It was his aspiration to become famous. Asya. k. dişbudak. s. s.as yet as you please as/so long as asbestos ascend ascendancy ascendant ascendent ascension ascent ascertain ascetic asceticism ASCII ascorbic ascorbic acid ascribe aseptic ash ash ash can Ash Wednesday ashamed ashen ashore ashtray Asia Asia Minor Asian Asiatic aside aside from ask ask a favor of ask for it ask for trouble ask/say the blessing askance askew asleep asparagus asparagus spear aspect asphalt asphyxiate aspirant aspiration daha. 1. i. çarpık. i. f. ç ıkış. 2. sürece. f. 2. 1. yükseliş. kül tenekesi. saptamak. 2. s. sormak. Asya´ya özgü. bak. k. dişbudak ağacı. 1. bot. Asparagus officinalis. k ıs. i. aseptik.. bakım: Let´s consider this aspect of the problem. He asked to be excused from the table. çok solgun. i. nasıl isterseniz. 2. bir yana. s. uykuda: The guards were asleep. i. istemek: Sofradan ayr ılmak için izin istedi. Bekçiler uykudayd ı. s. 1. ascendant. i. i. i. s. aside from Esat. hüküm. Asyalı. Asya. yemek duas ı yapmak. hâkim. ASCII (Bilgi Alışverişi için Standart Amerikan Kodu). 2. 1. z. 3. She´s asking a lot for this poodle. üstün. 2. can do this. i. i. çok soluk. yukarı çıkmak.. (araştırma yoluyla) tespit etmek. kimse bunu yapamaz. 2.. üstünlük. kimsin No one. aç ı. dü şünelim. yokuş. Bu -e ricada bulunmak. just who are you? Şaka bir şka. i. oksijensiz bırakmak. z. i. boğmak.

s. dethousand dollars. (emin bir şekilde) ileri sürmek. kalabalık. asimile etmek. meclis. 2. 1. analiz etmek. i. analiz edilecek bir örnek. suikastç ı. to/after -i amaçlamak. atama. 1. 2. analiz. 1. f. kurum. i.. müessir fiil. 2. kararlaştırma. f. f. yardım etmek. -i arzu etmek. 2. 1. i. çeşitli. 1.. it herif. dikkatli ve devamlı çalışan. türlü çe şitleri içeren bir bütün. 4. with . birlik. tahlil. atamak. O koku i. büzük. tic. ayırmak. i. servet. 4. 2. 4. anüs. tayin etmek. kendini hissettiren. sınıflandırmak. kıymet takdir etmek: He assessed their house at eighty ğer biçme. 3. varsaymak: You´re assuming too much where Eralp´s concerned. fikir: What´s your assessment of the situation? Durum i. 2. yardımcı. toplanmak. i. kararlaştırmak. rıza. i. iş ortağı. ayırma.. otoritesini kabul ettirmek. 1. f. suikast. i. -i onaylamak. toplantı salonu. azaltmak. i. çözümleme. 1. s. (para düşünce. -i hatırlatmak. f. kaba büzük. makat. i. değer biçmek. değerli bir nitelik/erdem/beceri. 3. 4. monte etmek. 2. kongre. bir araya toplanma. dangalak. aktif. tayin etmek. f. s. i. Onu soru i. ile görü şmek. 2. çözümlemek. assertion assertive assess assessment assessor asset assets asshole assiduous assign assignation assignment assimilate assimilation assist assistance assistant assistant professor associate associate associate professor association assort assorted assortment assuage assume f. montaj. kaba 1. 1. i. muavin. emval. (birine) (belirli bir) görev vermek: I assigned you to do i. asimilasyon. çağrışım. 1. tahlil etmek.. yat ıştırmak. i. 1. (para miktarını) tayin etme. montaj. ödev. i. suikast yapmak. huk. denemek. toplamak. 1. kaba kıç. asistan. 2. f. 1. yardım. f. mevduat. -i amaç edinmek. dindirmek. değer biçen: tax assessor tahakkuk memuru. iddia. bezmeyerek çalışan. değerlendirme. eşek. farzetmek. a şağılık herif. muhtelif. (bir iddiayı) öne sürme.aspire aspirin ass assail assailant assassin assassinate assassination assault assault and battery assay assay assemblage assemble assembly assembly line assembly room assent assert assert o. 2. s. tayin. onaylama. kendini göstermek. 2. f. i. 1. doçent. i. 2. i. 2. -i akla getirmek: I associate that smell with the back streets of Warsaw. i. 1. merkep. f. i. with 1. hafifletmek. iş arkadaşı. 3. saldırı. saldırgan. f. ili şki. toplantı. f. Eralp´in öyle yapaca ğını farzetmekle pekâlâ yanılmış . mal. k ıymetli şey. toplantı. 1. 2. öne sürmek. görev. sald ırmak. dikkatli ve devamlı (bir çalışma). f. dernek. puşt. aspirin. randevu. saldırmak. i. f. saldıran kimse. 2. 3. -e sahip olmak istemek. 2. hücum etmek. 2. meclis. bir araya toplama. 3. to -e razı olmak. 1. tahsis etmek. f. topluluk. i. yağmuruna tutmak: She assailed him with questions. ile ilişkide bulunmak. varl ık. montaj hattı. anüs. ya ğmuruna tuttu. 3. Evlerine seksen bin dolar de ğer biçti.

küçük gezegen. çok büyük. z. gökbilim. müneccimlik. z. sanı. i. uzak bir yerde. varsayım. yıldız falcılığı. astımla ilgili. astronomical. müneccim. sığınak. 1. 1. faraziye. cin. zan. s. sa ğlama bağlanmış. hayrette bırakmak. astronomi. 2. i. cin fikirli. i. s. s ığınma yeri. i. gökb. uzakta. astımlı. hayrette b ırakan. astrolog. 1. 1. 1. asimetrik. astronomik. demirli. astrolojik. hiç. astronomik (rakam/büyüklük): astronomical prices astronomik fiyatlar. astrolojik olarak. şoke eden. yıldız falcısı. (rahatlatıcı/ikna edici sözlerle) temin etmek. ne pahas ına olursa olsun. şaşkına çevirmek. 2. astroloji. hayret. z. şaşkınlık. 2. demir atm ış. at the station istasyonda. z. İng. astrolojiye ait. arkaya. i. geminin k ıçına. hızla. parça parça. i. . i. rahatlatıcı/ikna edici söz. 2. heyecan içinde. sağlama bağlamak. s. 3. 2. i. ayakta. sıkıştırıcı. 2. Bir zaman ı belirtmek için kullanılır: at five o´clock bir hamlede. (ata binmiş gibi) bacakları birbirinden ayrı olarak. i. rahatlatıcı bir şekilde.. gökbilimle ilgili. f. astigmatik. gökbilimci. büzücü. i. bir hamlede. i. bir bak ışta. 2. i. s. geriye. z. tımarhane. hayali. akıl hastanesi. 1. s. Bir yeri belirtmek için kullan ılır: at my office benim büroda. farzolunan.. asimetri. astronot. bir anda. i. s. astigmatizm. den. astım. edat 1. şoke etmek. kurnaz. bak. z. s. gerisinde. kendine güven(me). bak ışımsız. asteroit. sigorta: life assurance hayat sigortas ı. astronom. i. 2. 2. 1. 1.assumed assumption assurance assure assured assuredly assuringly asterisk astern asteroid asthma asthmatic astigmatic astigmatism astir astonish astonishing astonishment astound astounding astray astride astringent astrologer astrological astrologically astrology astronaut astronomer astronomic astronomical astronomy astute asunder asylum asymmetric asymmetry at at a bound at a clip at a distance at a glance at a stroke at a stroke at all at all costs/at any cost at anchor s. melce. takma (ad). z. s. mutlaka. s. i. s. kendine güvenen. 2. lokal olarak doku ve damarları büzen ilaç. s. hareket halinde. birbirinden uzak/ayr ı.. yıldız işareti (*). 1. f. f. s. ak ıllı. bak ışımsızlık.

kendi evinde. son süratle. Her neyse. evde. 1. önce. hiç olmazsa. en sonunda. üzerinde konu şulan. 1. ilk bak ışta. çok yak ından. göğüs göğüse. bir ayağı çukurda. evvela. çok yak ından. boş zamanlarda. ask. neyse. en sonunda. fark ında olmadan apayrı amaçlar peşinde (olmak/çalışmak). Her an gelebilir. en çok. her ne hal ise: At any rate. 1. saat tam dörtte. serbest. en az ından. ayrıntılarıyla. (bir yerde)home with machines of all kinds. . en sonunda. hakikatte. son sürat. makineden anlar. aralarla. ayrıntılarıyla. ortada dola şan.at any price at any rate at any time at best at best at bottom at close quarters at close quarters at close range at cross-purposes at dark at death´s door at death´s door At ease! at every turn at first at first sight at four o´clock sharp at full blast at full gallop at full length at full speed at full tilt at great length at heart at home at home in at home with at intervals at issue at its zenith at large at large at last at last at least at least at leisure at length at liberty at long last at long last at most at most at no time at odd moments at once her ne pahas ına olursa olsun. esasında. bir aya ğı çukurda. olsa olsa. boş zamanı olan. 2. 1. nihayet. ta ş çatlasa. Most of the her an: She could come at any time. aslında. hemen. 2. aralıklı. her defas ında. İş dünyasını yakaşina. olsa olsa. uzun uzad ıya. özgür. 2. ölümün e şiğinde. doruğunda. hiçbir zaman. aslında. serbest. yak ından. bütün ayrıntılarıyla. sizin parti çok ho şumuza gitti. zaman buldukça. 2. tam gazla. 2. Rahat! her keresinde. hava kararırken. boylu boyunca. her ne ise. 2. derhal. söz konusu olan. en fazla. son süratle. yakın mesafeden. we enjoyed your party immensely. en a şağı. her neyse. zirvesinde. hiç olmazsa. dörtnala. en azından. ölmek üzere. (bir konuda) bilgili: He´s at home in the business world. genellikle. sonunda. 3. bari. 1. tam kapasiteyle. 1. ak şam olunca. Her tür -e ından -i iyi bilen: He´s at kendini rahat hisseden. tanır. olsa olsa. en az. nihayet. detaylarıyla.

2. s. 1. derhal. dili avazı çıktığı kadar. tehlike sorumluluğu size ait olmak üzere. şimdilik. İng. boş zamanlarında. spora özgü. o s ırada: At that point I ç ıktı. halihazırda. o 1. dili hemen.at once at one blow at one scoop at one whack at one´s command at one´s leisure at one´s peril at one´s pleasure at par at peace at present at random at that at that point at the drop of a hat at the eleventh hour at the end of the day at the expense of at the instance of at the latest at the moment at the outside at the rate of at the risk of at the same time at the sight of at the top of his lungs at the top of one´s lungs/voice at the utmost at the very least at this juncture at times at value at will at worst at worst at your convenience at your risk at/in one fell swoop ate atheism atheist atheistic athlete athlete´s foot athletic athletics 1. 1. emrinde. zındık (kimse). son dakikada. En kötü ihtimal. mümkün oldu ğu kadar yakın bir zamanda. Tanr ıtanımaz. i. başına gelebileceklerden kendisi sorumlu olarak. Anten istenilen ihtimalde. istenilen zamanda. -i görünce. 2. piyasa fiyatına göre değerlendirilmiş. tic. i. aynı zamanda. rasgele. 2. istediği zaman. pahas ına. hemen. i. -i görür görmez. Tanr ıtanımazlık. zındıklık. avazı çıktığı kadar. 1. şu an. en az. zamanda. dili eninde sonunda. ateist. en aşağı. O aşamaya gelince k. Bir daha reddetti. olsa olsa. sporcu. olsa olsa. onun üzerine: Once again she refused. . bak.. en geç. ... atletizm. s. en kötü ihtimal: At worst. k. istenilen şekilde: The aerial can be rotated at will. bir kalemde. huzur içinde. k. dili en fazla. istedi ğinde. madura aya ğı. dili bir defada. k. o noktaya gelince. . İng. tesadüfen. barış halinde.. o da onun üzerineleft. 2. pahas ına. ayn ı anda. ateistik. i. bir vuruşta. azami. ateist. istediği gibi. şu ara.. 2. aşamaya gelince: At that point add the eggs. 2. bu noktada. hızla: at the rate of one hundred meters per second saniyede yüz metre hızla. 1. size uygun bir ziyan oldu ğu takdirde sizin hesabınıza.. k. şu an. bir yıl hapis yer. 1. birden. bazen. sporcu.. f. spor. derhal. k. all he´ll get is a year in jail. atletik. (birinin) iste ği üzerine. en çok. eat. dili son anda. zındık. ateizm. en kötü yöne çevrilebilir. başabaş. bir vuruşta. and at that he left. bir darbede. isteğine göre. aras ıra. bir çırpıda. Tanr ıtanımaz. sportif. O sırada çıktım. 2.

Bond çanta. sevgiyle bağlı. f. atom enerjisi. i. 2. i. tasdik etmek. i. (sıvıyı) püskürtmek. elbise. dumur. (bir belgeyi imzalayarak bir şeyin doğruluğuna/gerçekliğine) şahadet etmek. atomizör. dili f. inceltmek.b. 3. atom bombas ı. kefaret. iltifat. atlas (harita kitab ı). s. hafifletmek. tecavüz etmek. atom ağırlığı. atom çekirde ği. İng. s. f. teşebbüs etmek. i. aksesuar. 1. hazır bulunmak. kazanma. (bir hizmette bulunan) görevli: shop attendant tezgâhtar. 2. 1. dumura u ğramak. atom sayısı. elde etmek. -e delalet i. to -i göstermek. 3. nükleer enerji. 1. atom çağı. -e sevgi. hazır bulunma. 1. saldırı. i. varmak. 1.. davran ış. f. nöbet. ilgili. O etmek. nükleer enerji. atom. dikkat. kriz. (bir suç. flight attendant dikkat genişliği. tavır. sald ırmak. 2. kefaret etmek. i. atom reaktörü. çalışmak. 2. i. denemek. atomlara ayırmak. atmosfer.1. zay ıflatmak. tavanaras ı. 2. 1. ilişikteki. 2. kazanmak. i. 2. berbat. atmosferik. 3. i. püskürteç. 4. girişimde bulunmak. kalkışmak: He attempted to climb that mountain. değerini düşürmek. nükleer atıklar. iğrenç. f. 2. 3. i. f. esas duruş/vaziyet. telafi etmek. 1. f.´ni) affettirecek harekette bulunmak. f. haczetmek. ba şarı. atomik. dikkat eden. You -e dikkat etmek. dikkatli: an attentive worker dikkatli bir i şçi. körelme. 2. ataşe. 2. 2. 1.Atlantic atlas atmosphere atmospheric atom atom bomb atomic atomic age atomic bomb atomic energy atomic nucleus atomic number atomic pile atomic power atomic waste atomic weight atomise atomize atomizer atone atonement atrocious atrocity atrophy attaboy attach attaché attaché case attached attachment attachment for/to attack attain attainment attempt attend attend to attendance attendant attention attention span attentive attenuate attest attic attire attitude s. 1.. dumura uğratmak. -e ba koyma. azaltmak. zerre. i. f. bağlamak. atomize. s. 2. hücum etmek. 1. huk. çok kötü. hizmet etmek. canavarca. Aferin sana! ünlem. hacizğlılık. dikkatle izleyen: an attentive audience dikkatle izleyen seyirciler. köreltmek. el koyma. canavarlık. iğrençlik. el koymak. bir şeye takılabilen parça. Atlantik. i. -e bakmak. i. iliştirmek. doğrulamak. 3. bak. f. 1. 2. tutum. f. marifet. atomik ağırlık. hücum. i. vurmak. k ılık. f. 1. elde etme. giydirmek. theater attendant biletleri bak ım. bakmak. s. ilgi. 2. hazır bulunanlar. i. ermek. eri şmek. giysi. nükleer reaktör. ilişik. 1. atomik güç. berbatlık. i. körelmek. s. kontrol eden veya yer gösteren görevli. k. bağlı. atom bombas ı. takmak. sevgi bağı. 2. menfur. tedavi da ğa tırmanmayı denedi. . ask. 1. 2. huk. kabahat v. 1.

küstahl ık. teyp kaseti. işitme kanalı. yorma. i. mezat. Bu bize iyi bir işaret. i. i. 1. 1. f. i. s. alımlı. 2. 1. s. doğrulamak. s. sıfır. i. çekim. akort etmek. sade. f. dinleyiciler. yıpratma. görsel-işitsel. (hesaplar ı) denetleme. i. i. kumral. 2. f. sade ve süssüz. -e mal etmek. uğurlu. 2. patlıcan. gerçeklemek. i. Avusturyalı. i. cezbetmek. nitelik. i.. i. yıpranma. Avusturya. 1. i. s. vasıf. (hesapları) denetlemek. Avustralyalı. İng. güvenilir: How authentic is this news? Ne derece güvenilir bir haber bu? f. s. s. işitilebilecek şekilde. f. s. f. Avustralya. tasdik etmek. 1. hayırlı. ağustos. hala: She is my paternal i. matkap. zayiat. ha şinlik. i. k ıs. 2. 2. sıfat. alımlılık. Avusturya. 3. 2. (bir nedene) ba ğlamak. i.. aşındırma. 2. gerçek. müzayede. 2. aşınma. i. i. (iyi/kötü) bir işaret olmak: This augurs well for us. çekici. açık artırma. izleyiciler. kontrolör. hakiki. fiz. 1. teyze: She is my maternal aunt. otantik. i. i. artırma. mezatç ı. toplantı salonu. cüretli. 1. cazibeli. burgu. bağlama. s. 1. i.attorney attorney general attract attraction attractive attractiveness attribute attribute attribution attrition attune aubergine auburn auction auctioneer audacious audacity audible audibly audience audiocassette audiovisual audit auditor auditorium auditory auditory canal Aug auger aught aught augment augmentation augur August august aunt auspices auspicious austere austerity Australia Australian Austria Austrian authentic authenticate i. yenge: Aunt Aliye is my uncle´s wife. 2. işitilebilir. odyovizüel. artırmak. küstah. Avustralya´ya özgü. August. Avustralyalı. cazibe. Avusturyalı. işitsel. çekicilik. Avustralya. 2. to 1. anat. 2. Avusturya´ya özgü. i. -e al ıştırmak. yüce ve çok sayg ın. s. sertlik. çoğ. s. seyirciler. 1. -e atfetmek. 1. delgi. i. . (off) açık artırma ile satmak. 2. i. denetçi. 2. 1. sert. s. duyulabilir. to -e uydurmak. 1. f. avukat. -e yormak. s. O benim teyzem. konser salonu. i. f. konforsuz. çekmek. işitme ile ilgili. i. aunt. alımlılık. başsavcı. z. konforsuz ve dünyevi zevklerden yoksun bir yaşam. O benim halam. cüret. i. atıf.

f. f. müellif. s. otomatik. çok güvenilir ( şey). the authorities yetkili ki şiler. s. k. s. yetke. s. para canlısı. -den faydalanmak. saygı uyandıran. izin. 2. s. z.s. i. otorite. yetkilendirmek. otomasyon. i. i. -den yararlanmak.. var olma. otomatlardan yemek al ınan kafeterya. özya şamöyküsü. 1. otokratik. i. 2. otoriter. .. otobiyografi. otobiyografik.. parayla çalışan yiyecek içecek da ğıtma makinesi. otomat. 1. yard ımcı fiil. otomatik transmisyon. i. hav. öcünü almak. otistik. of availability available avalanche avarice avaricious avenge avenue i. İng. authorize. yaramak. cadde. otantiklik. i. var. bak. s. i. 1. i. i. autobiographical. f. otomatik olarak. İng. yarar. otonomi. 1. i. para hırsı. yardımcı fiil. sonbahara ait. izin vermek. otobiyografi yazar ı. 1. s. amirane. otomotiv. bir kimsenin el yazısı. sonbahar. otomat. 2. 2. otomotiv sanayii. s. bak. yedek. 1. öcünü ç ıkarmak. i. sonbahar noktas ı. otokrat. yazar. s. otomatik tabanca/tüfek.. dili oto. f. otopsi. imza. s. elde edilebilir. gerçeklik. 3. otomatikle ştirmek. güz ılımı (21 Eylül´e rastlayan ekinoks). i. i.authenticity author authorisation authorise authoritarian authoritative authority authorization authorize autistic auto autobiographer autobiographic autobiographical autobiography autocracy autocrat autocratic autograph automat automate automatic automatic pilot automatic transmission automatically automation automobile automotive automotive industry autonomous autonomy autopsy autumn autumnal autumnal equinox auxiliary auxiliary verb auxiliary verb avail avail o. 2. 3. authorization. yard ımcı. i. s. otomobil. otoriter. otomatikman. otokrasi. bak. ç ığ. i. elde edilebilme. 4. i. dilb.. otomobil. i. bir canlının yapabileceği bazı f. s.. i. özerk. s. otomatik pilot. heyelan. güvenirlik. otonom. otomatik vites. itaat etmeye yönelten. i.. otomatik. i. i. i. yetki. fayda. 2. güz. i. özerklik.

balta. z. fark ında. dehşet. hiç hoşlanmama. i. beceriksiz.. k. beklemek. hantal bir şekilde. 2. itiraf etmek. uyanmak. s. 3. huşu. 1. -den çekinmek. i. f. mat. Monarşist olduğunu her zaman söyler. 2. -i dehşete düşürmek. f. 2. 2. 1. 1. z. dehşet verici. kuşhane. hobi. k.wok. -i aç ıkça ilan edilmiş olan (biri): He´s an avowed monarchist. amerikaarmudu.o. 1. uygunsuz. s. uyanmak. -den sak ınma. bir müddet: You´ll have to wait awhile. -den kurtulma. s. . 2. huşu içinde. 1. Pekiştirmek için deplasman. (--red. Bir süre beklemen lazım. bak. s. münasebetsiz. i. beceriksizlik. bot. (a./s. mükâfat. kundurac ı bizi.t. 1. i. 2. i. to -in farkına varmak. i. -i önleme. -den kaç ınma. insan ı huşu içinde 2. haberdar. korkuyla karışık şaşkınlık. fark ında olma. öne sürmek. 2. i. yamuk. -den çekinme. i. mat. 2. biz.aver average averse aversion avert aviary aviate aviation aviator avid avocado avocation avoid avoidable avoidance avoirdupois avoirdupois pound avow avowal avowed await await s. uyanmış. İngiliz ve Amerikan ağırlık ölçü sistemi. deplasman away! i. hantall ık. uyanık. 3. of 1.bırakan. pilot. awestruck. 1. 2. dehşet içinde. dili müthiş. havac ı. ödül. yön değiştirmek. s. tente. 1.. s. 1. z. avokado. s. birini/bir şeyi dört gözle beklemek. -i huşu içinde bırakmak. coşkun. gözlemek. f.woke.. 2. bir yere. kaç ınılabilir. pek çok: That´ll take an awful lot z. açıkça söyleme. z. i. i. O çok i ş ister.en) 1. s. bak. önlemek. ortalama. s. f. s. vasati: average annual rainfall yıllık ortalama yağış. -den kurtulmak. berbat. korkunç. i. beceriksizce. açıkça söylemek. 3. mat. önlenebilir. of work. Onu bir yere kald ır! 3. sakar. korkuyla kar ışık saygı. kullan ılması zor. vasati. f. i. --d/a. eğri. dili çok fazla. i. 1. (16 ounces) 453 gram. i. insan ı huşu içinde bırakan. dehşet verici. ortalama. vasat. hevesli. uçak kullanmak. 1. bir yana: Put thatmaç ı. şuradan. f. s. s. 3. çok. i. birinin as ıl işi dışında yaptığı bir iş. tığ. uyand ırmak. 2. buradan. 1. başka tarafa çevirmek. 1. bir tarafa. 2. f. --ring) (emin bir şekilde) ileri sürmek. zor. hantal. (resmi bir kararla) vermek. 2. ax. -den kaç ınmak. to -in farkına varmak. 2. f. bir süre. i. f. i. oradan: Go away! Git buradan! 2. orta. den sak ınmak. olağan. f. haz ır olmak. with anticipation awake awake awaken award aware awareness awash away away game awe awe-inspiring awesome awestricken awestruck awful awfully awhile awkward awkwardly awkwardness awl awning awry ax axe f. s. uyand ırmak. ödüllendirmek. -i önlemek. havac ılık. -in s.. s. 1. 1. müthi ş.. sakarlık. çarpık. dehşet. itiraf.

melemek. i. i. k. k ıs.by-sat. (dergi/gazete için) eski sayı/nüsha. k ıs. bebek gibi. 3. i. (ba. bebek. dingil. i. gökmavisi. mil.. baccarat. arka sokak. 2.. ücret veya maa şın ödenmesi gecikmiş kısmı. belitsel. ax. -e yard ım etmek: Akif´s company is backing ileri geri. f. i. 1. f. 3. i. çoğ. zool.A..cil. ileri geri. B. (su) çağlamak. B. gevezelik etmek. . aksiyomatik.. i. 1. meleme. 2. f. biberon. i. geveze. dili sevgili. sütdişi.. --ting) ana babalar ı evde olmadığı zaman çocuğa bakmak. 1.. i. bekâr. -e arka olmak. ikinci mevki/rol.li (bısîl´ay) i. i. bekâr erkek. Rhododendron. emzik. taşra. 2. arka. -i desteklemek. bak. belit. habe şmaymunu. bebek. 1. çocuk bak ıcısı. i. f. futbol bek. çoğ. i. edebiyat fakültesi diploması. i. caymak. piliç. i. 2. aksiyom.. belkemiği. bir iddiadan vazgeçmek.es (äk´siz) i. k. basil. z. mihver. hay hay. evet. azelya. boşboğazlık etmek. s ırt. 1. ba. arka koltuk. fen fakültesi diploması. s. Azerice. 2. bakara. açelya. İngiliz alfabesinin ikinci harfi. bir derginin eski sayılarından biri. muhakkak.. bebeklik devresi. Bachelor of Arts. s. b BA baa babble babbler babe baboon baby baby blue baby bottle baby carriage/buggy baby farm baby grand baby sitter baby tooth babyhood babyish baby-sit baby-sitter baccara baccarat bachelor Bachelor of Arts degree Bachelor of Science degree bacillus back back and forth back and forth back country back down back number back number back out back pay back scratcher back seat back street i. çocuk ve bebekler için ücretli bak ımevi. i. arka taraf. 1. süt mavisi. k ısa kuyruklu piyano. dili k ız. bot. s. f. çocuk bak ıcısı. açalya.S. arka yer. Azeri. s. 2. aks. B. 1. k ıs. bo şboğaz. isk. (birine) a şırı bir özenle bakmak. bak. yavru. z. isk. çocuk. anat. kaşağı. eksen. anla şılmaz sözler söylemek. saçmalamak.axiom axiomatic axis axle ay aye azalea Azerbaijan Azerbaijani azure B. i. i. kreş. Azerbaycan. aye. sözünden dönmek. s. çocuk arabas ı. her ihtiyac ını karşılamak.

k. istenilenin aksi olmak. sırt ağrısı. z. destek.slid/back.. arka bahçe. i. dili k ıç. yıpratıcı. s. i.). geriye do ğru yapılan. en önemli destek. f. s. s ırt sırta. ileri geri. bakteriye ait. f. destekçi.slid. yedeklemek. sırt çantası. backbite. backslide. arka taraf. geriye do ğru. 1.. i. elin tersi öne gelecek şekilde yapılan (vuruş v. bak. back. i. omurga. bakterisit. 1. i. arka plan. (back. f. omzunda sırt cevaplamaya bakmalısın. 1. backslide. geri kalmış. arkalık. s. fon. k. 4. yedek. yığılmış iş: You should work on that backlog of unanswered letters. yedek. 1. müz.. maneviyat. e şlik eden. bilg. evin arkas ındaki bahçe. (motorun ate şi) geri tepmek. arka çıkmak. omzunda s ırt çantasıyla gezen kimse. bir kimsenin geçmi şteki görgü. i..slid. z. i. yürek gücü. i. geç kavrama. olup olmadığı belli olmayan kompliman gibi gözüken ele ştiri. bak. 1.ten) arkas ından çekiştirmek/kötülemek. bel bilg. 2. tavla. backbite. (daktiloda/bilgisayarda) geri gitmek. 1. i. i.. ileri geri. geri gitmek. f. lumbago. bak. 3. bakteriyolojik. f. backward 2. i.bit. geldiği yoldan geri dönmek. (back. birikmiş iş. elinin tersiyle. back. f. bak.romatizması. tersine. i. sırtüstü yüzme. i. s. belkemi ği. makat. s. (siyasal/toplumsal bir geli şmeye karşı) güçlü tepki. perde arkas ı. 1. yedek kopya. 1. geri geri. elin tersi öne gelecek şekilde yapılan vuruş. z. belkemiği. k. 2. 1. i. . i. i. kulis. temel. 2. (kan ıtla) desteklemek. f. anat. arka. iğneardı dikiş. geri tepme. f. bak. 1. geri kalm ışlık.b. kompliman söz. 2. i. çok yorucu. i. i. taraftar. f.back talk back to back back up backache backbit backbite backbitten backbone backbreaking backcomb backdoor backer backfire backgammon background backhand backhanded compliment backing backlash backlog backpack backpacker backpedal backrest backside backslid backslidden backslide backspace backstage backstitch backstroke backtrack backup backup copy backward backward backwardness backwards backwards and forwards backwards and forwards backyard bacon bacterial bactericide bacteriological bacteriological warfare küstahça kar şılık verme. 3. 2. 2. bakteriyolojik sava ş. 2. geri tepmek. tornistan etmek. tuzlanmış/tütsülenmiş domuz böğrü/sırtı. f. (saçları) tersine taramak. beyk ın. gerilik. 2. s. iğneardı dikiş yapmak. f. pedalı geri çevirmek. f. karakter kuvveti.den) (iyi yoldayken) kötü yola sapmak. çevre ve tahsili. i. desteklemek.. i. geri sürmek. 2. s. 3. O birikmiş mektupları çantasıyla gezmek.bit. arka arkaya. zemin. f. geç kavrayan. dili yasad ışı. 2. dili caymak.

kefalet. yolcu e şyası. 2. There niteliksiz.te. kullanılan) kova. 2. ahlaks ız. huysuz. 2. ekmekçi. çuvala koymak. 1.ri. Bahama Adalar ı´na özgü. şanssızlık. ma şrapa v. --ging) 1. 4. bütün eşyasıyla. 1. aksi. out bailiff bailiwick bait bake bake sale baked beans baked potato baker baker´s dozen bakery baking baking powder i. tüm eşyasını bir torbada taşıyıp sokaklarda yaşayan kadın. hasta/sakat alınamayan alacak.. zool. kese. kefaletle tahliye edilme. fena halde. çoğ. aldatıcı. dili birini/bir şeyi (zor bir durumdan) kurtarmak. porsuk. (worse. 2. uzmanlık alanı. rozet. i. tulum.a (bäktîr´iyı) i. s. fırında pişirmek.. yük vagonu. bir sürü yalan dolan. bakteriyoloji. fırında pişirme. evde yapılmış kek. z. s. kötü. 2. kapan yemi. şaşırtmak. O s. heybe. Onlar birbirine dü şman. kâhya. 2. şaşırtıcı.o. i. 2. s. ciddi. 1.b. fena bir şekilde: The team was badly beaten. . Takım fena halde yenildi. torba. 3. sözlerle eziyet etmek.t. kötü. kumpir.o. (san ığın tahliye edilmesi için verilmesi gereken) teminat akçesi. ünlem Tu! s. kötü. f. out bail s. torba gibi sarkan. fırın. furgon. 2. fırında patates. Bahamalı. bagaj. gayda. olta yemi. f. engel olmak. icra memuru. nişan. i. out (tekneye) birine kefalet suyu kova. eldeki imkânlar.bacteriologist bacteriology bacterium bad bad blood bad debt bad debt bad luck bade badge badger badly bad-mouth bad-tempered baffle baffling bag bag and baggage bag lady bag of tricks baggage baggage car baggage room baggy bagpipe bah Bahama Bahamas Bahamian Bahrain Bahraini bail bail bail s. 1. ile k. emanet.. müz. worst) 1. ters. f. Bahama. f. bozuk. 1. çuval.i. f. i. 1. kurabiye. 2. fırında pişirilmiş kuru fasulye. şapşal duran (pantolon). i. i. hiç rahat b ırakmamak. i. f. Bahama Adaları´na özgü. f. Bahamalı. 1. kabartma tozu. 5. bac. That child badly needs a new pair of shoes. (--ged. (tekneye giren suyu bo şaltmak için tekneye girenederek tahliyesini sa ğlamak. i. başının etini yemek. çok: f. vahim. 6. torbalamak. dili kötülemek. i. Bahreyn. i. yetki alanı. 2. bid. f. i.. bakteriye ait. s. k. bozulmuş (yiyecek). Bahreynli. Bahreynli. i. i. boşaltmak. 2. maşrapa v. 1. huk. Bahreyn./s.. i. 2.b. i. kesekâ ğıdı. çanta. s. yemlemek. şüpheli alacak. (bir) pişim. pastane. i. is bad blood between them. on üç. bak. 2. fırıncı. 1. 1. ekmek f ırını. pasta gibi şeylerin satışı. Bahama. hoş olmayan. 1. i. bakteri. hatal ı. (av ı) yakalamak. bakteriyolog. Bahreyn´e özgü. s.

3. s. f. uğursuz. k. dazlaklık. şamandıra ile işleyen kapama valfı. i. balon. zırva. f. den. dengeli olmak. şamata.. i. sodyum bikarbonat. meşum. s. i.. tükenmez kalem. balo salonu. up k. ödemeler dengesi. rayiha. balast. bilanço. i. s. ilaç velvele. oy sandığı. balad.. (uluslararas ı ilişkilerde) kuvvetler dengesi. k. balon gibi şişmek. i. 1. i. taşak. ithalat ve ihracat aras ındaki değer farkı.. 3. 2. balistik. türkü. topak: a ball of dough bir topak hamur. i. 3. balerin. f. patırtı. 1. oğulotu. dengelemek. bak. s. k ılsız. denge. atış bilimi. bale. i. f. 1. saçma. ayak parmaklar ının kökü. dili i.baking soda baking soda baksheesh balance balance a tire balance of a debt balance of payments balance of power balance of trade balance sheet balanced balcony bald bald-faced baldness bale bale baleful balk balky ball ball ball and chain ball bearing ball cock ball of the foot ballad ballast ballerina ballet ballet dancer ballistic ballistic curve ballistic missile ballistics balloon balloon tire ballot ballot box ballpark ball-point ball-point pen ballroom balls ballsy ballyhoo balm karbonat. 1. balistik e ğrisi. balon lastik. yalın. borç bakiyesi. dili (bir şeyin) içine etmek. 2. argo 1. i. pelesenk. İng. bail 2. 3. yürümemekte direnen. dansör. i. mak. i. barefaced. inat eden (hayvan). tüysüz. bale trupu. lastiğin balans ayarını yapmak. yürümemekte direnmek. i. dengeli. 2. ta şaklar. balistik. tükenmez. bot. balyalamak. ağrı veya sızıyı dindiren . top. gürültü. 1. 4. i. balkon. 5. 4. i. s. 1. melisa. kabartma tozu. 1.. 2. küre. 1. 5. i.y. bak. dans salonu. balya. 3. oy pusulas ı.. bakiye. göt. i. olarak kullan ılan birkaç çeşit yağ. 2. dazlak. s. yumak: a ball of yarn bir yumak iplik. balerin. bilye.. 2. sodyum bikarbonat. i. i. safra. bahşiş. ask. denklem. sade. bilanço. husyeler. tükenmez kalem. heyecanlı ve şamatalı propaganda/reklam. kokulu merhem. cesaret. terazi. argo baya ğı cesur: She´s one ballsy female! Amma taşaklı karı yahu! i. ticaret dengesi. balo. 2. i. dili 1. f. bir engel kar şısında duraklamak. d. güzel koku. roket. 2. fasa fiso. 2. s. İng. 2. pranga.

can ına şiddetle You can use my car. banknot. ama canına okuyayım deme! i. kurdele. sürgüne göndermek. banka ıskontosu. zümre. (--ned. kolan. bant. dili saçma. sargı. kovmak. heyecan. f. banal şey. s. 3. v. f. çemberlemek. f. dili sosis. aldatmak. yasak. söylenmek. yara band ı. bant. (set gibi duran. zararlı. çarliston. olay. bando şefi. f. s ıradanlık. sürmek. i. yat ırmak. i. (bir fikri) ortaya atmak. (bir sözü) çok iyi biliyormu ş gibi kullanmak.. 2. bayağı. pelesenk. 2. sürgün. banknot. k. Bangladeş´e özgü. şerit testere. Bangladeşli. 4. tırabzan. tırabzan küpeştesi. bambu. göl. Çat!/Bom! 2. 2. haydut. sansasyon. i. kayış. banal. f. perçem. kemer. i. banka hesab ı. muz cumhuriyeti. i. şaşırtmak. i. s. f.balmy baloney balsam Baltic balustrade bamboo bamboozle ban banal banality banana banana pepper banana republic band band band saw band together bandage Band-aid band-aid bandit banditry bandmaster bandstand bandwagon bandy bandy about bandy words with bandy-legged bane baneful bang bang up banger Bangladesh Bangladeshi bangs banish banishment banister bank bank bank account bank bill bank discount bank holiday bank note s. birleşmek. i. 1. 1. yığılmak. z ırva. s. muz. e şkıya. banal söz. fasa fiso. but don´t you şekilde bang it up! Arabam ı kullanabilirsin. Bangladeş. i. 1. k. i. sevinç. i. bir tahtası eksik. s. dili kaçık. bando. f. i. tırabzan. i. kenar. --ning) yasaklamak.. çarpık bacaklı. i. k. bir banka taraf ından diğer bir banka üzerine çekilen poliçe. pat ırtı. uzun çizgi. menetmek. plaster. haydutluk. k ırkma. (nehir. k. bir araya toplanmak. bağlamak. be bandied about ağızdan ağıza ile haberi) ile ağız dolaşmak. toprak kümesi. yanları hafif meyilli/dik) bankaya (para) 3. açık havada çalan müzik topluluklarına özgü ve çoğu zaman üstü kapalı platform. şerit. İng. f. 2. Baltık. bir cins salam. kavgası yapmak. müz. (bir atışmak. 1. bir araya toplamak. (bulut) kümesi. dili geçici: a band-aid solution geçici bir çözüm. k. gürültü. i. çarliston biber. i. 1. doland ırmak. i.´ne ait) k ıyı. 1. i. 2. banka.. 2. i. kâ ğıt para. 2.. i. i. kötü. 2. kâkül. tak ım. . banallik. birleştirmek. 2. Band-aid. 3. Banglade şli. s. i. s ıradan.. i. i. 1. (yarayı) sarmak. yumu şak ve ılık (hava). 3. sargı. uzakla ştırmak.okumak: çarpmak/kapanmak. İng. 2. 2. Banglade ş. 1.b. bak. bir senedin banka tarafından kırılması.yaymak. f. i. korkuluk. dili 1. s. y ığmak.. cumartesi ve pazar günleri dışındaki resmi tatil. i. 1. i. 1. 1. patlama. gürültülü birdare mahvetmek.

s. şakalaşma. iflas. bankac ılık. 3. i.bank on bank rate bank vault bankable bankbook bankcard banker banking bankrupt bankruptcy banner banns banquet banter baptise baptism baptize bar bar none bar of soap barb Barbadian Barbados barbarian barbaric barbarism barbarity barbarous barbecue barbed barbed wire barbell barber barbershop bard bare bare bare its teeth bare living bareback barefaced barefoot barefooted barehanded bareheaded barelegged barely -e bel ba ğlamak. sancak. i.. çıplak bacaklı. baro. vahşet. f. barbarlık. ç ıplak. s. etin bu şekilde s. ancak. i. z. s. . ozan. z. güçbela. (hayvan) dişlerini göstermek. 2. aletsiz. i. i. Düpedüz yalan bu. faiz banka kasas ı. soymak. müz. saz şairi. Desteklerine bel ba ğladık. k ıt kanaat geçinme. eldivensiz. s. sos dökülerek ızgarada dikenli tel. barbar. 6. ölçü çizgisi. berber.. huk. berber dükkân ı. para getiren. batk ı. resmi ziyafet. şakalaşmak. engel. çoraps ız. i. (et k ızartmak için dışarda kullanılan) ızgara. i. apaç ık. ancak yetecek kadar. tıraş etmek. i. 1. ayrıksız. i. 2. eski. i. 2. f. i ğneleyici söz. 2. halter. f.. kanca. i. i. bankac ı. bak. takılma. banka cüzdan ı. i. alem. dili kâr getiren. i. barefoot. -e güvenmek: We are banking on their support. iflas etmiş. bear 2. batırmak. barbar. s. vaftiz. oranı.. iğneli (söz). çengel. müflis. sürgülemek. barbarca. i.. 2. s. bayrak. hesap cüzdanı. (gelecek bir tarihe ait) evlenme ilan ı. s. Barbados´a özgü. kızartılan et. bak.. (bankan ın çıkardığı) kredi kartı. man şet. batkın. gazet. z. i. 1. 2. s ırık. k. İng. Barbadoslu. f. silahs ız. iflas ettirmek. 3. düpedüz: That´s a barefaced lie. 1. bak. z. üstüne baharatlı bir kancalı. vah şi. s. baptize. 3.. Barbados. 4. vaftiz etmek.. z. (--red. 5. ziyafet. 1. dikenli. s. i. 1. yalınayak. --ring) 1. 1. i. 2. i.. 2. s. 1. f. takılmak. i. 2. i. vah şi. f. sabun kalıbı. 1. i. barbekü. bar (içki içilen yer). i. Barbados. berber. çubuk. medeniyetsiz. su içindeki kum seti. vah şi. istisnas ız. s. s. Barbadoslu. f. banka ıskonto haddi. başı açık. f. açmak.

barf bargain barge barge in bark bark bark up the wrong tree barkeep barkeeper barley barmaid barman barmy barn barnstorm barnyard barnyard fowl barometer baron baroness baroque barracks barrage barred barrel barrel organ barrel vault barren barrette barricade barrier barrister barroom barrow bartender barter base base base of operations base s.t. on baseball baseboard baseless basement baseness bash bashful

f., argo kusmak. i. kusmuk. i. 1. iş anlaşması. 2. kelepir. f. 1. pazarlık etmek. 2. for/on -i ummak, -i beklemek: I hadn´t bargained on that. Öyle bir şey beklememiştim. i. mavna. burnunu sokmak, işe karışmak. i. havlama. f. havlamak. i. kabuk; a ğaç kabuğu. k. dili yanlış kapı çalmak. i., bak. barkeeper. i. barmen. i. arpa. i. barın tezgâhında çalışan kadın, barmeyd. çoğ. bar.men (bar´mîn) i. barmen. s., İng. kafadan kontak, kafası bir hoş, çatlak. i. ahır, çiftlik ambarı. f., k. dili ta şrada temsil vermek. i. çiftlik ambar ı yanındaki avlu. kümes hayvan ı. i. barometre. i. 1. baron. 2. çok zengin i şadamı, kral: an oil baron petrol kralı. i. barones. s. 1. barok. 2. şatafatlı, çok süslü. i. k ışla. i., ask. yo ğun yaylım ateşi, baraj ateşi. s. 1. parmaklıkla kapalı. 2. yasaklanmış. i. fıçı. laterna. mim. be şiktonoz. s. k ısır; meyvesiz; kıraç, verimsiz. i. saç tokas ı. i. barikat. f. barikat yapmak: They barricaded the street. Sokakta barikat yaptılar. i. (çit, duvar, korkuluk gibi) engel; bariyer. i., İng. en yüksek mahkemelerde dava görebilen avukat. i. bar. i., İng. 1. işportacı arabası. 2. el arabası. i. barmen. f. değiş tokuş etmek, takas yapmak, trampa etmek. i. değiş tokuş, takas, trampa. i. 1. temel, esas. 2. ask. üs. 3. kim. baz. s. alçak, adi, rezil. harekât üssü. bir şeyi -e dayandırmak. i. beysbol. i. süpürgelik. s. asılsız, temelsiz. i. bodrum katı, bodrum. i. alçaklık; alçakça bir davranış. f. kuvvetle vurmak, h ızla vurmak. i. 1. hızlı vuruş; kuvvetli darbe. 2. k. dili şatafatlı parti. s. utangaç, s ıkılgan, çekingen.

BASIC basic basically basil basin basis bask basket basketball bass bass bass clef basswood bastard bastardise bastardize baste bastion bat bat batch bated bath bath chair bath towel bathe bathhouse bathing bathing suit bathrobe bathroom bathroom fixtures bathtub baton battalion batten batter batter batter batter s.t. down batter s.t. in battered battery battery-operated batting battle battle cry

k ıs. Beginner´s All-purpose Symbolic Instruction Code bilg. BASIC (bir programlama dili). s. 1. esas, temel. 2. kim. bazal. z. aslında, esasında. i., bot. fesle ğen. i. 1. leğen. 2. havuz. 3. havza. çoğ. ba.ses (bey´siz) i. 1. temel. 2. kaynak. 3. ana ilke. f. güneşlenmek, tatlı bir sıcaklığın karşısında uzanmak. i. 1. sepet; küfe; zembil. 2. spor say ı, basket. i. 1. basketbol, sepettopu. 2. basketbol topu. i., zool. levrek, hani. i., mus. basso, bas. fa anahtar ı. i. ıhlamur ağacı. i. 1. piç, gayrime şru çocuk. 2. alçak herif, it. f., İng., bak. bastardize. f. alçaltmak; de ğerini düşürmek. f. 1. teyellemek. 2. (kurumamas ı için) (pişen etin üstüne) sıvı dökmek/sürmek. i. kale burcu; tabya. i., spor (beysbol, kriket v.b.´nde) sopa. f. (--ted, --ting) 1. spor sopayla topa vurmak. 2. (göz) k ırpmak. i. yarasa. i. 1. bir pişimde pişirilenler. 2. takım; grup; parti: a batch of books bir parti kitap. s. i. 1. banyo. 2. hamam; kapl ıca. 3. film banyosu. f., İng. yıkamak; yıkanmak.bazen kapalı) tekerlekli sandalye. İng. (üstü banyo havlusu. f. 1. yıkamak, banyo etmek; yıkanmak, banyo yapmak. 2. ıslatmak; suya batırmak. i. 1. (plaj, göl v.b. kenar ında) kabinli bina. 2. (halka açık) banyo/hamam. i. 1. banyo yapma, yıkanma. 2. deniz banyosu, yüzme. mayo. i. bornoz. i. 1. banyo. 2. tuvalet. banyoya ait sabit e şya. i. banyo küveti. i. değnek. i., ask. tabur. i. ince tahta parças ı, tiriz. f. sert darbelerle vurmak; h ırpalamak; dövmek. i. sulu hamur. i., spor sopayla vuran oyuncu. (yerle bir etmek için) bir şeye vurmak. (delmek/çökertmek için) bir şeye vurmak; bir şeye vurup delmek; bir şeye vurup çökertmek. s. 1. hurdas ı çıkmış, ezilmiş. 2. dövülmüş (kimse). i. 1. elek. pil; akümülatör, akü. 2. ask. batarya. 3. huk. dövme, dayak. 4. dizi, seri, tak ım. s. pilli. i. tabaka halinde pamuk. i. 1. muharebe; meydan sava şı. 2. mücadele, büyük uğraş. f. 1. savaşmak, dövüşmek. 2. mücadele etmek, çok uğraşmak. 1. savaş narası. 2. herhangi bir kampanyada kullanılan slogan.

battle fatigue battle royal battle-ax battlefield battleground battleship batty bauble baulk bauxite bawdily bawdiness bawdy bawl bawl out bay bay bay bay leaf bay tree bay window bayberry bayonet bayou bazaar BB BB gun BBC BC be BE be vexed with s.o. be (caught) between a rock and a hard place. be ... shy be a bad judge of be a basket case be a big deal be a byword for be a disgrace to be a good judge of be a hard worker be a match for be a nervous wreck be a nuisance to be a part and parcel of be a past master at be a physical wreck

savaş görmüş kimselerde görülen ruhsal çöküntü. 1. (birkaç kişi arasındaki) büyük dövüş. 2. büyük kavga, büyük münakaşa. i. 1. cenk baltas ı, teber. 2. argo huysuz kocakarı. i. savaş alanı. i., bak. battlefield. i. savaş gemisi, zırhlı. s., argo çatlak, kaç ık. i. gösterişli süs, gösterişli fakat kullanışsız şey. f., bak. balk. i. boksit. z. açık saçık bir şekilde. i. açık saçık oluş. s. açık saçık, müstehcen. f. 1. bağırmak. 2. yüksek sesle ağlamak. argo azarlamak, ha şlamak, paylamak. i. koy, küçük körfez. i. uluma. f. ulumak. i., bot. defne, defne a ğacı. defne yapra ğı. bot. defne a ğacı. 1. cumba. 2. k. dili göbek, ya ğ bağlamış karın. i., bot. muma ğacı. i. süngü. i. bir nehir veya gölün batakl ıklı kolu veya çıkış noktası. i. pazar, çar şı; kermes. i. hava tüfe ğinin saçması. hava tüfe ği. k ıs. British Broadcasting Corporation BBC, B.B.C. (İngiliz RadyoTelevizyon Kurumu). k ıs. before Christ M.Ö. (milattan önce), İ.Ö. (İsa´dan önce). f. (--en, --ing) (kurald ışı çekimleri: şimdiki zaman I am; he/she/it is; we/you/they are; eski thou art. geçmi ş zaman I/he/she/it was; eski thou k ıs. bill of exchange. birine k ızmak. k. dili iki ate ş arasında kalmak; iki arada kalmak; iki cami arasında kalmış beynamaza dönmek; iki arada bir derede kalmak.only twenty dollars shy (birinin) (belirli bir miktarda) eksi ği olmak: We´re of a million. Bir milyona varabilmek için yaln ızca yirmi dolar eksiğimiz var. -den anlamamak. k. dili 1. berbat bir halde olmak. 2. ambale olmak, do ğru dürüst düşünemez halde olmak. k. dili çok önemli olmak. mec. ile e şanlamlı olmak. -in yüzkaras ı olmak. -den anlamak, -in ne oldu ğunu bilmek. çok çalışkan olmak. (birinin) dengi olmak. k. dili sinirleri bozulmu ş olmak. -in başının belası olmak. (bir şeyin) önemli bir öğesi olmak: These words are now part and parcel of the language. usta olmak. (bir konuda) çok Bu sözcükler art ık dilin önemli bir parçası oldu. sağlığı bozulmuş olmak.

be a picture of health be a be a be a be a be a

turp gibi olmak.

yenilince k ızıp küsmek. poor loser shadow of one´s former self 1. (biri) epeyce çökmü ş olmak. 2. (biri) epeyce çaptan düşmüş olmak. 3. eskiyabanc ısı çok dü şmüş olmak. -in halinden olmak. stranger to ... konusu olmak: She was a subject of gossip throughout the village. subject of/for Köydeki herkesin dedikodu konusu idi. (bir şey) artık geçmişe ait bir şey olmak. thing of the past k. dili (bir konuda) çok becerikli olmak, (bir i şin) ustası olmak. 1. -e iğrenç gelmek. 2. -e son derece ters/aykırı gelmek. 1. (kötü bir şey) kol gezmek: Smallpox was about in the town. Şehirde çiçek kol geziyordu. 2.olmak. olmak: That morning she was about at the üzere olmak; me şgul ayakta bir şey yapmak, bir şeyle meşgul olmak: What are you about? Sen ne yapıyorsun? olmak: Ibeen aboutenough about door. Kap ıdan çıkmak He -mek üzere You´ve was long to go out the it! Amma uzun sürdü! üzereydim. I olmak. eleştirilemez knew by heart the poems about to be read. O s ırada -den şüphe edilemez olmak: He´s above suspicion; he couldn´t have been there when it happened. Ondan şüphe edilemez; olay sırasında her türlü şüpheden uzak olmak. 1. yurtdışında olmak. 2. artık sır olmaktan çıkmış olmak: How´d it get abroad that I was şeye) vermiş olmak. ğum nasıl keşfedildi? 3. ev dışına tüm dikkatini (bir here? Burada bulundu -de bol/çok olmak: The forest was abundant in game. Ormanda av hayvanı çoktu. ile uyumlu olmak. -e uygun olmak; -e alışkın olmak. 1. ile tan ışmak, -i tanımak. 2. -i bilmek, -e aşina olmak. (of) (-den) beraat etmek, temize ç ıkmak. (bir şeyin) bağımlısı/tiryakisi olmak. ak ıntıyla sürüklenmek. z. Tavsiyeleri pekiştirmek için kullanılır: Great caution is advisable. Son derece dikkat edilmeli. -e bağlı olmak. -den mustarip olmak. 1. su üstünde yüzmek. 2. (mali aç ıdan) ayakta kalmak, zarar etmemek: The firm is afloat. Şirket masrafını çıkarıyor. 3. (söylenti) dolaşmak: (of) (-den) korkmak. kendi gölgesinden korkmak. peşinde olmak. (birine) yabanc ı gelmek. -in fark ında olmak. kaynamak, çok miktarda bulunmak. -den dolayı çok üzgün olmak. kulak kesilmek, dikkatle dinlemek. gözünü dört açmak. -i candan desteklemek, -e taraftar olmak. k. dili pestili ç ıkmak; çok yorgun olmak. çok heyecanlı olmak; endişe içinde olmak. 1. iyi olmak, zarara u ğramamış olmak: Are you all right? İyi misin? 2. iyi olmak,1. elleriyle iş yapmaya gelince beceriksizNotlar ı fena değil. 3. uygun k. dili fena olmamak: His grades are all right. olmak. 2. at (belirli bir konuda) beceriksiz olmak. k. dili çok yan ılmak. k. dili 1. tamamen yanl ış olmak. 2. yanılmak, yanılgıya düşmek. gelmek. k. dili (iş için değil) eğlenmek/vakit geçirmek için (hazır) bulunmak. gerektiği gibi olmamak.

be a whiz at be abhorrent to be about be about be about s.t. be about to be above reproach be above suspicion be above suspicion be abroad be absorbed in be abundant in be accordant with be accustomed to be acquainted with be acquitted be addicted to be adrift be advisable be affiliated with be afflicted with be afloat be afraid be afraid of one´s own shadow be after be alien to be alive to be alive with be all broken up over be all ears be all eyes be all for be all in be all keyed up be all right be all thumbs be all wet be all wet be along be along for the ride be amiss

be an old hand at be anathema to be angry about be angry at be angry with s.o. be annoyed with be answerable for s.t. be answerable to s.o. be anxious about be anxious for s.o. to be anxious to be as good as one´s bond be as good as one´s word be as good as one´s word/promise be as thick as thieves be ashamed be asleep be assailed with doubts be assassinated be associated with be astonished at be at be at a disadvantage be at a loss for words be at a loss for words be at a low ebb be at a standstill be at bay be at cross purposes be at daggers drawn be at fault be at hand be at loggerheads be at loose ends be at loose ends be at odds be at one´s back be at one´s best be at one´s elbow be at one´s wit´s end be at one´s wits´/wit´s end be at rest be at risk be at s.o.´s beck and call be at s.o.´s disposal be at s.o.´s disposition be at s.o.´s service

(bir konuda) baya ğı tecrübeli olmak. ... taraf ından nefret edilen biri olmak: She was anathema to the leftwingers.olmak. ondan nefret ettiler. -e sinir Solcular -e k ızgın olmak, -e kızmak. birine gücenmiş olmak. (birine) k ızgın olmak. bir şeyden sorumlu olmak. birine karşı sorumlu olmak. -i merak etmek. (birinin bir şeyi yapmasını) çok istemek. k. dili -i çok istemek. son derece güvenilir olmak. sözünü tutmak, sözünü yerine getirmek. sözünü tutmak, sözünde durmak, sözünü yerine getirmek. k. dili s ıkı fıkı olmak, canciğer kuzu sarması olmak. utanmak. uyumak. kuşkular içinde olmak. suikasta u ğramak, suikasta kurban gitmek. ile ilişkisi olmak; ile ilgisi olmak. -e hayret etmek. -de bulunmak, -de olmak. dezavantajlı olmak. ne diyece ğini şaşırmak/bilememek. ne diyece ğini şaşırmak, söyleyecek söz bulamamak. 1. (birinin) morali bozuk olmak. 2. çok azalm ış olmak. durmak, durmu ş vaziyette olmak; kesilmek, kesilmiş vaziyette olmak. çok zor bir durumda olmak. -in amaçlar ı birbirine ters düşmek/birbiriyle çelişmek. kanlı bıçaklı olmak. kabahatli olmak. el altında olmak; yakında olmak. (with) (ile) ihtilafa dü şmüş olmak. k. dili 1. me şgul olmamak, boş olmak. 2. boşta gezmek. serbest olmak, (birinin) bir i şi olmamak. 1. (birilerinin) aralar ı açık olmak. 2. with -e aykırı olmak. bir kimseye arka ç ıkmak. en iyi durumda olmak, formunda olmak. yanı başında olmak, yanında olmak. ne yapaca ğını bilmemek, şaşırmak. k. dili ne yapaca ğını şaşırmak. hareketsiz olmak, hareket etmemek. tehlikede olmak. her an birinin emrinde olmak. birinin emrinde olmak: While I´m away my house is at your disposal. Ben yokken emrine amade olmak. birinin evim emrinizde. birinin hizmetinde olmak.

be at sea be at the end of one´s rope be at the end of one´s tether be at the end of one´s tether be at the mercy of be at the point of death be at variance with be at war be at work be averse to be avid for be awake to be aware of be awash be bad for be bad news be badly off be baffled be bang on be based on be behind the eight ball be behind the times be beneath s.o. be bent on/upon be bent out of shape be beset by/with be beside the point be beside the point/question be besotted with be better off be beyond belief be beyond dispute be beyond one´s ken be beyond s.o.´s grasp

1. denizde olmak; (aç ık denizde seyreden) gemide olmak. 2. k. dili şaşkına dönmüş olmak. çaresiz kalmak. son kozunu oynam ış olmak. k. dili çok zor bir durumda olmak, ne yapaca ğını şaşırmış olmak. -in insafına kalmış olmak. ölmek üzere olmak. 1. ile uyu şmamak, ile araları bozuk olmak. 2. -e ters düşmek, ile çelişmek. savaş halinde olmak. işte olmak, iş başında olmak. 1. -den ho şlanmamak: He is averse to hard work. Çok çalışmaktan hoşlanmıyor. 2. -e karşı olmak: They were olmak. to our plan. Planımıza (bir şeyi elde etmek için) çok hırslı/arzulu averse -in fark ında olmak. -in fark ında olmak; -den haberdar olmak. 1. suyla kaplı olmak, sular altında olmak. 2. (bir şey) su içinde yüzmek. 3. with ile dolu olmak; bol miktarda bulunmak. -e zararlı olmak. k. dili hiç iyi biri/bir şey olmamak. k. dili fakir/yoksul olmak. şaşırmak.

İng., k. dili tam isabet etmek, taşı gediğine koymak.
-e dayanmak. argo zor/mü şkül bir durumda olmak. çağın gerisinde kalmak. birine yak ışmamak, birinin tenezzül etmeyeceği bir şey olmak: That´s beneath you. O sana yak olmak. -i kafas ına/aklına koymuşışmaz. k. dili küplere binmek, ç ıldırmak. 1. -in (olumsuz yönleri) çok olmak: This project´s beset with problems. Bu proje problemlerle dolu. 2. şey olmak. -i istila etmek: I was suddenly konuyla ilgisi olmayan bir -i kaplamak, -in (konu şulan şeyle) hiç ilgisi olmamak: That´s beside the point. Onun alakası kapılmak, ... sevdasına kapılmak, kendini -e kaptırmak. İng. -e yok. daha iyi durumda olmak. inanılması mümkün olmamak, inanılmaz olmak. tartışma götürmemek. (birinin) hiç bilmediği bir şey olmak. 1. birinin kavrayışının dışında olmak. 2. birinin elinden kurtulmuş olmak: They´re beyond his grasp now. Obir şey olmamak. hiç kabul olunacak/onaylanacak art ık onlara dokunamaz. 3. birinin elde

be beyond the pale be beyond/without a shadow of a zerre kadar şüphe kalmamak. doubt 1. -in program ı dolu olmak. 2. -in tüm yerleri dolu/rezerve olmak. be booked up k. dili s ıkıntıdan patlamak/çatlamak. be bored stiff be born with a silver spoon in k. dili zengin bir ailenin çocu ğu olmak. one´s mouth -mesi kesin gibi/kesin olmak: He´s bound to win. Kazanmas ı kesin gibi. be bound to paramparça olmak. be broken to smithereens yangın yüzünden sokakta kalmak. be burned/burnt out be cast adrift be caught short be centrally located be chary of be close to

ak ıntıya bırakılmak. 1. paras ı çıkışmamak. 2. of yanında yeterli miktarda (bir şey) olmamak. 3. İng. sıkışmak, aptesi gelmek. merkezinde bulunmak. merkezi bir yerde olmak, şehrin (bir konuda) son derece ihtiyatl ı davranmak/dikkatli olmak: Be chary of investing bir zaman veyathat company.ın olmak. 2.şirkete yatırmadan 1. (belirli your money in yerde) -e yak Paran ızı o -in yakını olmak.

be closeted with be cognizant of be comparable be composed of be concerned about be conditioned by be conducive to be congenial be conscious of be consoled be contrary to be convulsed with laughter be crazy about be cross with be cursed be damaged in shipment be delayed be delighted with be desirous of be destined be destined for be disdainful of s.t. be disenchanted with be disgusted with be disposed to be done for be doomed to be down in the dumps be down on be down to the wire be dressed in tatters be dressed up fit to kill be due be enamored of be encased in be enchanted by/with be encrusted with be encumbered with be endowed with be engrossed in be enmeshed in be enshrined in be entitled to be equal to be equivalent to be exempt be expecting

görüşme amacıyla (birisi) ile odaya kapanmak. -den haberdar olmak, -in fark ında olmak, -i bilmek. 1. to -e benzemek. 2. with ile kar şılaştırılabilir olmak. -den olu şmak, -den ibaret olmak. -den kayg ılanmak, -den endişe duymak, -i merak etmek. (bir şey) (başka bir şeye) bağlı olmak: Your spending capacity is conditioned by the size of your income. Harcamalar ın gelir miktarına insanı -e davet etmek/sevketmek, -e müsait olmak: This is a place that´s conducive gelmek. 2. Burada insan derin 1. to -e ho şto reflection.with -e uygun olmak.dü şüncelere dalabilir. -in fark ında olmak, -i bilmek. avunmak. -e zıt olmak, -e ters düşmek. gülmekten katılmak. -e bayılmak. -e dargın olmak. lanetli olmak. (mal) yoldayken hasar görmek. gecikmek, geç kalmak. -e çok sevinmek. -i arzu etmek, -e can atmak. for/to talih taraf ından bir şeye yöneltilmek: He was destined for greatness. Kader onu büyük bir adam olmaya yöneltti. He was destined to (bir yere do ğru) yol almak/gitmek; (bir yere doğru) gidecek olmak: The ship was destined for China. Gemi Çin´e do ğru yol alıyordu. bir şeyi hor görmek. gözünden dü şmek: I´m disenchanted with him. O, gözümden düştü. -den bıkmak. ... eğiliminde olmak. k. dili 1. mahvolmak; belaya çatmak. 2. pestili ç ıkmak, canı çıkmak. (kötü bir şeye) mahkûm olmak. çok neşesiz olmak, canı sıkkın olmak. -e karşı olmak. k. dili (bir şeyi yapmak için tanınan mühlet) bitmek üzere olmak; (bir işin) sonuna yakla şmış yırtık pırtık olmak, yırtık pırtık giysiler içinde olmak. (birinin) üstü ba şı olmak: We´re down to the wire. Bu işin sonuna iki dirhem bir çekirdek olmak, çok süslenmi ş olmak. 1. to -den kaynaklanmak/ileri gelmek, -e borçlu olmak. 2. -in verilmesi/ödenmesi gerekmek/laz ım olmak: When is this note due? Bu -e âşık olmak. ile kaplı olmak; ile örtülü olmak. -e bayılmak, -i çok sevmek: She is enchanted with her new house. Yeni evine bayılıyor.tabaka) ile kaplı olmak. 2. (mücevherler) ile süslü olmak. 1. (kalınca bir 1. ile yüklü olmak. 2. ile doldurulmu ş olmak. Allah (birine) (bir şeyi) vermek: He´s endowed with a good memory. Allah ona iyiıp gitmek. vermiş. -e dal bir haf ıza (olumsuz bir duruma) dü şmek: He was enmeshed in his own intrigues. Kendi entrikalar ı çok saygın bir yeri olmak: It´s an expression that´s (bir şeyin) içinde ayağına dolanmıştı. enshrined inolmak. 2. -i yapmaya yetkisi olmak.dilinde çok saygın bir yeri 1. -e hakk ı French usage. O deyimin Frans ız (bir işin) üstesinden gelmek. -e eşit olmak. i. 1. karşılık, eşit. 2. dilb. eşanlamlı sözcük, eşanlamlı. (from) -den muaf olmak. f. muaf tutmak. k. dili hamile olmak, gebe olmak.

be fagged out be familiar to be familiar with be famished be fascinated by/with be fast be few and far between be fluent in be flushed with be fond of be for the benefit of be found wanting be free of be free to be free with one´s advice be free with one´s money be from be frozen hard be fucked up be full of beans be given to be going strong be going to be good at be good enough to be good for be good/bad at figures be greedy for be green with envy be guilty of be halfway through be halfway to be hand in/and glove with be happy with be hard at hand be hard at it be hard by be hard hit by be hard of hearing be hard on be hard on the heels of be hard put to be hard put to be hard up be hard up for money be hell on be here to stay

çok yorgun olmak, tur şu gibi olmak. i., argo 1. sigara. 2. homoseksüel erkek, ibne, tekerlek. -e aşina olmak. -i iyi bilmek. çok ac ıkmış olmak. -e kendini kaptırmak. (saat) ileri gitmek/olmak. nadir rastlanmak; çok seyrek olmak. (bir dili) ak ıcı bir şekilde konuşmak. (bir şeyin) verdiği heyecanla dolu olmak. -i sevmek. -in yararına olmak: This concert´s for the benefit of Darüşşafaka. Bu konser Darü şşafaka´nın yararına. kusurlu bulunmak. 1. (birinden) kurtulmu ş olmak. 2. (bir yerden) çıkmış olmak. -ebilmek: She´s now free to marry. Art ık evlenebilir. You´re free to go. Gidebilirsiniz.ö ğüt vermek. sorulmadan paras ını cömertçe harcamak. -den gelmek, -li olmak. donup kaskatı olmak. 1. kafayı yemek, kafayı yemiş olmak; kafayı üşütmüş olmak. 2. (iş/işler) berbatçok canlmahvolmak,olmak. k. dili olmak, ı ve hevesli rezil olmak. (bir şey yapmak) itiyadında olmak. enerjik bir şekilde çalışmak. 1. Niyet gösterir: She´s going to register for that course. O ders için kaydınıbir şeyi) iyi yapmak: He´s good at repairing radios. Radyo tamirini (belirli yaptıracak. 2. Zorunluluk gösterir: You are going to get that job, iyi yapar.edip de (bir yard ımda bulunmak): Will you be good enough to bir iyilik help me? bir süre için) dayanmak: That eder misiniz? another twenty 1. (belirli Bir iyilik edip de bana yard ım rug´s good for years. Oiyi/kötü olmak. daha dayanır. 2. (belirli bir işe) yaramak: It´s hesabı halı bir yirmi yıl gözünü (bir şey) hırsı bürümek. 1. çok k ıskanmak, kıskançlıktan çatlamak. 2. gıpta etmek. -in suçlusu olmak, -den suçlu olmak. -in yarısını bitirmiş olmak. -e giden yolun yar ısında olmak: We were halfway to Alanya. Alanya´ya giden yolun yar ısındaydık. ile yak ın ilişki içinde olmak. -den memnun olmak. kapıda olmak, kapıya dayanmış olmak. k. dili çok çalışmak. -in çok yak ınında olmak; -e çok yakın olmak. -in çok zarar ını görmek: We were hard hit by the cold weather in December. Aralık´taki soğuk bize çok zarar verdi. ağır işitmek/duymak. k. dili 1. (bir şeyi) hor kullanmak. 2. (bir şeyi) çabuk eskitmek/mahvetmek. 3. (birine) sert ından gelmek. -in hemen ard davranmak. (bir şeyi) zorla/çok zor yapmak: They were hard put to finish it on time. Onu vaktinde bitirmeleri çok zor oldu. (bir şeyi) zorlukla/güçlükle (yapmak): I was hard put to give her an answer. Ona zor cevap verdim. k. dili (birinin) pek paras ı olmamak, (biri) züğürt olmak. para s ıkıntısı çekmek. -i hor kullanmak, -i hoyratça kullanmak. kalıcı olmak, vazgeçilmez olmak: Computers are here to stay. Bilgisayar artık hayatımızın vazgeçilmez bir parçası oldu.

be honeycombed with be hooked on be hungry be ignorant of be imbued with be implicit in be in be in the ascendant be in a (tight) spot be in a bad humor be in a bad mood be in a bad way be in a brown study be in a fix be in a flap be in a good humor be in a good mood be in a hurry be in a pickle be in a pinch be in a be in a be in a be in a

ile dopdolu olmak. k. dili 1. -in tiryakisi/ba ğımlısı olmak. 2. -e vurgun/âşık olmak. 1. aç olmak, karn ı aç olmak. 2. for -i çok özlemek; -i çok arzu etmek, -e susamak. olmamak; ... hakk ında bilgisi olmamak. -den haberi ile dolu olmak: He was imbued with a strong sense of duty. Görev a şkıyla doluydu. ı olmak, -in içinde olmak: That´s implicit in what I said. O, -de sakl dediklerimde saklı. 1. evde/ofiste bulunmak. 2. moda olmak. 3. (mevsimi geldi ği için) (sebze/meyve) ç ıkmak. ufkunda görünmek. 2. (birinin) yıldızı parlamak; 1. (yıldız/gezegen) doğu egemen olmak. k. dili zor bir durumda olmak. -in sinirleri/huyu/heyheyleri üstünde olmak. sinirleri tepesinde/üstünde olmak. 1. ağır hasta olmak. 2. çok zor bir durumda olmak. k. dili dalıp gitmek. zor bir duruma dü şmek. k. dili tela ş içinde olmak. -in keyfi yerinde olmak. keyfi yerinde olmak. 1. -in acelesi olmak, acele etmek: I´m in a hurry. Acelem var. Don´t be in too big a bir durumda olmak. k. dili zor hurry. Fazla acele etme. 2. to (bir şeyi) çabuk/bir an evvel

k. dili zor bir durumda olmak. (aslında istenilmeyen/orada bulunması yasak olan biri) (başkasının) place on sufferance müsamahas ı/görmezlikten gelmesidurumda olmak. position to do s.t. (about) (bir konuda) bir şeyler yapabilecek sayesinde bir yerde bulunmak: You ne yapaca ğını bilememek. quandary değişmek, değişim içinde olmak. state of flux k. dili tela ş/endişe içinde olmak. k. dili somurtup durmak. k. dili endişe içinde olmak. k. dili tela ş içinde olmak. k. dili tela ş içinde olmak. k. dili öfkesi burnunda olmak. İng., k. dili endişe/telaş içinde olmak. 1. (with) (ile) anla şmak. 2. with -e uymak; ile uyumlu olmak. hemfikir olmak; mutab ık olmak. aynı hizada olmak. (birinin) vaktinde ödenmemi ş borçları olmak. -in gözünden dü şmek. (bir davran ış) (birinin) karakterine uymak. (of) -in sorumlusu olmak, -e bakmak: Who´s in charge here? Buraya kim bakuygun olmak, -e uymak. -e ıyor? çok güç durumda olmak. çok zor bir durumda olmak. gözden dü şmüş olmak. gözden dü şmüş olmak. görünmek; görünürde olmak. (kötü bir şeyi) geçirmek üzere olmak. yürürlükte olmak. k. dili (bir şey) en hareketli zamanında olmak, hızını almak; yoluna girmek.

be in a stew be in a sulk/be in the sulks/have a fit of the sulks be in a sweat be in a swelter be in a swivet be in a temper be in a twist be in accord be in agreement be in alignment be in arrears be in bad odor with be in character be in charge be in conformity with be in dire straits be in dire/desperate straits be in disfavor be in disgrace be in evidence be in for be in force be in full swing

be in good taste be in good with be in good working order be in high spirits be in hopes of be in hot water be in hysterics be in juxtaposition be in keeping with be in labor be in league with be in limbo be in line with be in low spirits be in need be in need of be in neutral be in no hurry to be in on be in on the secret be in one´s element be in one´s glory be in one´s right mind be in order be in poor health be in possession of be in possession of o.s. be in power be in practice be in print be in progress be in quotes be in rags be in ruins be in rut be in s.o.´s debt be in s.o.´s grasp be in s.o.´s power be in s.o.´s shoes be in s.t. up to one´s eyes be in session be in shape be in short supply be in short supply be in sight be in step be in stitches

(bir şey) uygun düşmek, yakışık almak, yerinde olmak: That remark was notdili good taste. O lafgirmi ş olmak. k. in (birinin) gözüne yak ışıksızdı. iyi işler durumda olmak. keyifli olmak, keyfi yerinde olmak. -i ummak. k. dili ba şı dertte olmak, güç durumda olmak. 1. k. dili gülmekten kat ılmak, gülme krizi geçirmek. 2. isteri krizi geçirmek. birbirine yak ın bulunmak; yanyana bulunmak. -e uygun olmak. doğurmakta olmak. -in müttefiki olmak. iki cami aras ında kalmış beynamaza dönmek. 1. -e uymak. 2. ile bir hizada olmak. keyifsiz olmak. yoksul/fakir olmak. -e ihtiyac ı olmak; istemek.. (motor) bo şta çalışmak, rölantide durmak/çalışmak. (bir şey yapmaya) can atmamak. 1. -e dahil olmak/kat ılmak, -de payı olmak. 2. -i bilmek, -den haberi olmak. sırra ortak olmak. k. dili kendini rahat hissetti ği bir ortamda bulunmak. kendinden çok ho şnut olmak. aklı başında olmak. 1. düzenlenmiş/sıralanmış durumda olmak. 2. (işler) yolunda olmak. -in sağlığı iyi olmamak. -e sahip olmak, -si olmak. kendine hâkim olmak, kendine sahip olmak. (parti) iktidarda olmak. formda olmak. (kitap) yayımcısında mevcut olmak, kitapçılarda bulunmak. devam etmek, sürmek, yap ılmak: The battle was still in progress. Muharebe hâlâ devam ediyordu. The hearing is now in progress. tırnak işaretleri/tırnaklar içinde olmak. (birinin) giysileri yırtık pırtık olmak. 1. harap/yıkık dökük bir halde olmak. 2. mahvedilmiş olmak. (hayvan) k ızışmak, kösnümek. bir kimseye borçlu olmak. birinin pençesine dü şmüş olmak. birinin elinde olmak. k. dili birinin bulundu ğu durumda olmak, birinin yerinde olmak. (yasadışı) bir işin içinde olmak, bir işe fena halde bulaşmış olmak. (mahkeme/toplant ı/kongre/parlamento) toplantı halinde olmak; (okul/üniversite) ö ğretim yılınaolmak, kondisyonu iyi olmak: The right now. (for) (-e) hazır olmak; formda girmiş olmak: Court´s in session players are olmak; az Oyuncular formda. az in shape. bulunmak. az miktarda bulunmak. 1. yak ın olmak, ufukta olmak: Victory is in sight. Ufukta zafer görünüyor. 2. görülmek, gözle seçilmek. 1. (with) (ba şkalarına) adım uydurmak. 2. with -e ayak uydurmak: We´re in stepgülmekten kas ıklarıça ğa ayak uydurduk. k. dili with the times. Biz çatlamak.

be in store for be in straitened circumstances be in substantial agreement be in sympathy with be in sync be in tatters be in tears be in the black be in the clear be in the doldrums be in the employ of be in the know be in the lead be in the limelight be in the making be in the market for be in the mood to/for be in the pink be in the pipeline be in the process of be in the red be in the right be in the running be in the same ballpark be in the soup be in the swim be in the throes of death be in the way be in the wind be in the wrong be in town be in transit be in trouble be in vogue be in with be in with be in work be in/under one´s charge be incapable of be inclined to be included be inconsistent with be incumbent on be indicative of be indifferent to be ineligible for be infatuated with

(bir şey) (birini) beklemek: A surprise is in store for you. Seni bir sürpriz bekliyor. içinde ya şamak, darlık içinde olmak. yoksulluk temelde anla şmak, temel noktalarda hemfikir olmak. (görüşü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek. senkronik olmak, senkronize edilmi ş olmak. 1. lime lime olmak, yırtık pırtık olmak. 2. (ad, şöhret v.b.) mahvolmak. ağlamak. borcu kalmamak, borçlu olmamak. şüphe altında olmamak; masumluğu ispatlanmış olmak. f. 1. (bir şeyi) (bir yerden) kald ırmak/uzaklaştırmak/yok bulunmak. 2. (birinin işleri) kesat 1. den. rüzgâr ın esmediği bir bölgede etmek: Clear the table! Sofrayı olmak.için) çals ıkıntısı çekmek; efkârlı olmak. (birisi 3. can ışmak. (bir konuda) ço ğu kimsenin bilmediği şeyleri bilmek. önde/başta gitmek. ilgi odağı olmak. hazırlanmakta olmak; oluşmakta olmak: There´s a new age in the making. alma niyetindeolu şmakta. -i satın Yeni bir devir olmak. canı (bir şeyi) yapmak istemek: I´m not in the mood to go there. Canım oraya gitmek istemiyor. turp not in the mood for company. Kimseyle 1. sapasa ğlam olmak, I´m gibi olmak. 2. en güzel halinde olmak. k. dili hazırlanmakta olmak. sürecinde olmak, -mekte olmak. borçlu olmak. haklı/doğru olmak. adaylardan biri olmak. -e yak ın olmak. s. kabataslak, yaklaşık: Give me a ballpark figure. Bana kabataslak dertte olmak. k. dili ba şı bir rakam söyle. (of things) k. dili faal bir hayat sürmek; faal bir sosyal hayat ı olmak. can çekişmek. engel olmak, ayak alt ında olmak. k. dili (bir şeyin) (gerçekleştirilmeden önce) sözü edilmek: It´s been in the wind for some time now. Epey zamand ır sözü ediliyordu.sendeydi. suçlu/kabahatli olmak: You were in the wrong. Kabahat

şehirde olmak.
(insanlar/mallar) yolda olmak; (insanlar) bir yerden ba şka bir yere geçmekte olmak; (mallar) bir yerden ba şka bir yere taşınmakta olmak. başı belada olmak. 1. moda olmak. 2. ra ğbette olmak. 1. ile arkada ş olmak, ile arası iyi olmak. 2. (birinin) gözüne girmiş olmak. k. dili (biriyle) çok iyi geçinmek; (birinin) gözüne girmi ş olmak. k. dili çalışmak, işi olmak, iş sahibi olmak: He´s been in work since May. Mayıstan berialtında olmak. sorumlulu ğu çalışıyor. -i yapamamak, ... yetene ğinin dışında olmak. -e meyli olmak. (in) -e dahil olmak/edilmek. ile çelişmek. -in sorumlulu ğu -e ait olmak, -e düşmek: It is incumbent on you to educate your children. Çocuklar ının eğitiminden sen sorumlusun. i. -i göstermek, -e işaret etmek. -e karşı ilgisiz olmak, -e ilgi göstermemek: He´s indifferent to her. Ona karşı ilgisiz. (şartlara uymadığı için) -e alınamamak/katılamamak. -e deli gibi â şık olmak.

be infested with be informed about be inherent in s.t. be insensible be insensitive to be intended for be intent on be interested in be intimate with be into be intrinsic to be involved in be involved with be itching to be jealous of be keen on be lacking be laid up be late be leery of be left holding the bag be left holding the sack be left stranded be liable be littered with be loath to do s.t. be located in be long on be lost on be lousy with be low in be low on be low on one´s list be mad about be mad on be marooned be master of be mindful of be misguided be mistaken be mixed up be mixed up in be mixed up with be mounted on be much sought after be mysterious about be nauseated

-in içinde/üzerinde çok olmak, ile dolu olmak: The area´s infested with bandits. Bölge olmak. dolu. -den haberdar haydut bir şeyin aslında var olmak. 1. to -i hissedememek. 2. to -e kar şı ilgisiz olmak; -e aldırmamak. 3. of (tehlikeden) habersiz olmak; -i farkedememek. 1.-e karşı ilgisiz olmak; -e aldırmamak. 2. -e duyarlı/hassas olmamak. için amaçlanmak, için olmak: This book is intended for children. Bu kitap çocuklar için olmak: He is intent on solving the problem. Sorunu çözmeye 1. -e kararlı yazılmış. kararlı.duymak, -e merakl ı olmak: She intent on his work that he Edebiyata -e ilgi 2. -e dalmış olmak: He was so is interested in literature. lost all ilgi duyuyor. My uncle is interested in reptiles. Amcam sürüngenlere ile samimi olmak. k. dili (bir işle) uğraşmak; merakı (bir şey) olmak. Dividing two into twelve gives six. On iki bölü iki e şittir altı. -e özgü olmak. 1. -e kar ışmak: She was once involved in a scandal. Bir zamanlar bir skandala a şk ışmıştı.olmak. k. dili ile kar ilişkisi 2. ile meşgul olmak, ile uğraşmak: He´s involved in a -e can atmak. -i k ıskanmak.

İng., k. dili -e çok hevesli olmak, -e meraklı olmak, -e düşkün olmak: be keen olmamak; aktörlü ğe hevesli olmak. 1. ... on acting ... eksik olmak: Something´s lacking here. Burada bir eksiklik var. 2. in -de ... olmamak: He´s lacking(hastal ık v.b. nedeniyle) ıl 1. biriktirilmek, ilerisi için saklanmak. 2. (with) in intelligence. Onda ak yatakta/evde kalmak, zorunda olmak, yata ğa mahkûm olmak. (for) (-e) geç kalmak (-e) gecikmek.
-den çekinmek. k. dili 1. kabak ba şına patlamak. 2. avucunu yalamak. k. dili 1. kabak ba şına patlamak. 2. avucunu yalamak. bak. be stranded. 1. for -den sorumlu olmak. 2. to (biri) ... e ğiliminde olmak. 3. to ... ihtimali olmak: He´s liable (şeyler) ile darmadağınık olmak. ihtimali yüksek. gelişigüzel atılmış to get caught. Onun yakalanma 1. bir şeyi yapmayı hiç istememek. 2. bir şeyi yapmaktan çekinmek. -de bulunmak/olmak. -in fazlas ı olmak. -i etkilememek. k. dili 1. ile dolu olmak, ile kaynamak. 2. (birinde) bir şey çok olmak: He´s lousy miktar ı az olmak: It´s lowı in cholesterol. Onun kolesterolü az. -in ... with money. Onun paras çok. k. dili (bir şeyin stoku) az olmak: We´re low on wood. Az odunumuz kaldı. k. dili -in önemli sayd ığı işlerden olmamak: That´s low on my list right now. O şimdi benim gibi sevmek, -e ç ılgınca âşık olmak. 2. -e bayılmak. k. dili 1. -i deli için ön planda değil.

İng., k. dili, bak. be mad about.
(on) (-de) mahsur kalmak. -in ustas ı olmak. 1. -i hatırında tutmak. 2. -e dikkat etmek. 1. (insan) yan ılmak. 2. yanlış olmak. yanılmak. zihni karışmak. -e karışmak, -e bulaşmak. ile ilişkisi olmak. (binek hayvan ına) binmiş olmak. çok aran ılan/istenilen bir şey/biri olmak, çok rağbette olmak, çok rağbet görmek. k. dili -in ne oldu ğunu açıklamaktan kaçınmak; ... hakkında konuşmaktan kaçınmak; ... konusunda doğru dürüst cevap vermemek. midesi bulanmak.

be necessary be no great shakes be no slouch at/as a be noncommittal be none the worse for be nonplussed be notable for be noted for be nothing but skin and bones be noth-ing to write home about be nuts be nuts about be o.s. be obliged be obliged to do s.t. be oblivious of/to be obsessed by/with be of capital importance be of one mind be of prime importance be of service to be of the same mind be of use be of use for s.t. be of value be of/in two minds about be off be off guard be off in one´s calculations be off one´s nut be off one´s rocker be off one´s trolley be off sick be off the air be off the beaten track be offended be OK, OK be on be on a better footing than ever be on a diet be on a par with be on an even keel be on display be on edge be on familiar ground be on fire be on good terms

gerekmek, lazım olmak/gelmek, icap etmek. k. dili üstün biri olmamak. k. dili (belirli bir konuda) hiç fena olmamak, baya ğı iyi olmak: He´s no slouch as an artist. Ressamrengini belli etmemek. belirli bir cevap vermemek; olarak baya ğı iyi. (bir şeyden) (birine) hiç zarar/halel gelmemek: They were none the worse for it. Onlara hiç zarar ı olmadı. şaşkına dönmüş olmak. ile tanınmak, ile meşhur olmak; ... için önemli sayılmak. ile tanınmak, ile meşhur olmak; ... için önemli sayılmak. k. dili bir deri bir kemik kalmak. k. dili tamah edilecek bir matah/mal olmamak. aklını oynatmış olmak, kafadan kontak olmak. 1. -in delisi olmak. 2. -in hayran ı olmak, -e deli olmak. kendisi gibi davranmak, normal bir şekilde hareket etmek. memnun olmak: I´d be obliged if you´d come early. Erken gelirsen memnun olurum. mecbur olmak. bir şeyi yapmaya (etrafında olup bitenlerin) farkında olmamak. -i aklına takmak, aklı -e takılmak. çok önemli olmak, çok önem ta şımak. hemfikir olmak, ayn ı fikirde/düşüncede olmak. çok önemli olmak. -e yardımı dokunmak, -e yardım etmek. hemfikir olmak, ayn ı fikirde/düşüncede olmak. yardım etmek. bir şeye yaramak. değerli olmak. -in hakk ında kesin bir karara varamamak. 1. gitmek; yola ç ıkmak. 2. (elektrik/su/gaz) kesik/kesilmiş olmak; (elektrik/ışık) söndürülmüş/kapalı olmak; (makine/aygıt) kapalı olmak: The tetikte olmamak. hesabında yanılmış olmak. k. dili aklını kaçırmış olmak, aklını oynatmış olmak. k. dili ç ıldırmış olmak. k. dili kafadan kontak olmak. hastalık nedeniyle işe gelmemiş olmak. (radyodan/televizyondan) yayımlanmamak; yayımda olmamak. k. dili her yerden uzak bir yerde olmak, da ğ başında olmak. gücenmiş/alınmış olmak. iyi olmak. 1. (elektrik/su/gaz) aç ık olmak; (elektrik/ışık) açık olmak. 2. (makine/ayg ıt) çalışmak, açık olmak. araları her zamankinden daha iyi olmak. perhiz yapmak, rejim yapmak. ile aynı/eşit derecede/değerde olmak. 1. başta ve kıçta çektiği su aynı olmak, (gemi) dengede olmak. 2. k. dili her şey yolunda olmak. sergilenmek. sinirleri gergin olmak. 1. bildiği bir yerde/yörede bulunmak. 2. bildiği bir konuyla ilgilenmek. yanmak. (with) (biriyle) aras ı iyi olmak: Ece´s on good terms with Ayşen. Ece´nin Ayşen´le arası iyi.

be on guard be on its way out be on one´s hands be on one´s last legs be on one´s mettle be on one´s own be on one´s own responsibility be on one´s toes be on one´s way out be on overtime be on pins and needles be on probation be on s.o.´s side be on s.o.´s trail be on s.t.´s trail be on show be on skid row be on speaking terms be on strike be on tap be on target be on television be on tenterhooks be on the air be on the alert be on the ball be on the decline be on the defensive be on the go be on the high (low) side be on the house be on the level be on the make be on the mend be on the point of be on the right road be on the road be on the safe side be on the shelf be on the skids be on the spot be on the table be on the telephone be on the tip of one´s tongue be on the tip of one´s tongue be on the up-and-up be on the wane

1. nöbet tutmak. 2. tetikte olmak. -in devri kapanmak üzere olmak. (yük sayılan bir şey/biri) -in başında olmak, -in sorumluluğunda olmak. ömrü/miad ı dolmak üzere olmak. elinden geleni yapmaya hazır olmak. 1. başkasından yardım görmeden geçinmek/rızkını kazanmak, kendi kendini geçindirmek, ba şının çaresine bakmak. 2. yalnız başına kalmak. (yaptığı şeyden) kendisi sorumlu olmak. k. dili uyan ık/dikkatli olmak. çıkmak: We were just on our way out. Biz şimdi çıkıyorduk. fazla mesai yapmak, mesaiye kalmak. k. dili diken üstünde olmak, endi şe içinde olmak.

şartlı tahliyeden sonra gözetim altında olmak. 1. birinden yana olmak, birinin taraf ını tutmak. 2. birinin lehinde olmak, birine yararltakip etmek; birinion your side. Genç olman lehinedir. birinin izini ı olmak: Youth is aramak.
1. (av köpe ği) avın izini takip etmek: The dogs´re on the trail. Köpekler iz sürüyor. 2. bir şeyi takip etmek; bir şeyi aramak. sergilenmekte olmak. k. dili serseri ve sefil bir hale dü şmüş olmak. (with) (biriyle) selamla şıp konuşmak. grev yapmak. 1. k. dili hazır bulunmak. 2. (bira) fıçıdan alınıp satılmak. 1. (bir tahmin) do ğru çıkmak. 2. (bir iş) belirlenen süreye uygun olarak ilerlemek. televizyonda olmak; televizyona ç ıkmak. endişe içinde olmak. (radyodan/televizyondan) yayımlanmak; yayımda olmak. tetikte olmak. argo ak ıllı ve dikkatli olmak. (kuvvetli/yüksek bir durumdan) dü şmekte olmak: The birthrate is on the decline. Do ğum oranı olmak. savunma durumunda düşmekte. The Roman Empire was on the decline. birtak ım işlerle meşgul olmak. oldukça pahalı (ucuz) olmak. ... işyerinin ikramı olmak, ... şirketten olmak: Your meal tonight is on the house.do ğruyu söylemek. k. dili Bu geceki yeme ğiniz lokantamızın ikramı. k. dili 1. kö şeyi dönmeye çalışmak; statüsünü yükseltmeye çalışmak. 2. cinsel ilişki için eş aramak. (hasta) iyile şmek. -mek üzere olmak: He was on the point of going. Gitmek üzereydi. doğru yolda olmak. 1. yolda olmak, seyahat etmek. 2. yola ç ıkmış olmak. 3. to -e doğru ilerlemek. ihtiyatlı davranmak. 1. k ızağa çekilmiş olmak; emekliye ayrılmış olmak. 2. (kadın) evde kalmış olmak.kötü bir durumda olmak, kötüye gitmek. k. dili olayın geçtiği yerde bulunmak. 1. teklif edilmiş olmak. 2. (tasarının/meselenin) görüşülmesi/tartışılması ileri birtelefonda olmak/konu şmak. k. dili tarihe b ırakılmış olmak. k. dili dilinin ucunda olmak: It was on the tip of my tongue. Dilimin ucundaydı. ucunda olmak. k. dili dilinin k. dili yalans ız konuşmak; dürüst bir şekilde davranmak: I think he´s on the up-and-up. Bence numara yapm ıyor. azalmakta/batmakta/sönmekte/sonuna yakla şmakta olmak.

be on the watch be on the wing be on to be on top of be on top of the world be on top of the world be on top of things/the news be on trial be on vacation be one jump ahead be one with be one´s own man be one´s own man be one´s own master be onto a good thing be open to dispute be operated on be opposed to s.t. be oriented towards be out be out and about be out for s.o.´s blood be out in force be out in left field be out in one´s reckoning be out of be out of a job be out of character be out of character be out of commission/kilter/whack be out of control be out of earshot be out of favor (with) be out of it be out of line be out of luck be out of one´s mind be out of one´s mind be out of order be out of place be out of place be out of plumb be out of practice be out of practice be out of print be out of print be out of reach

1. tetikte olmak, kulak kesilmek. 2. nöbette olmak. uçmakta olmak, uçmak. k. dili (birinin) ne halt/haltlar yedi ğini/karıştırdığını bilmek. k. dili (duruma) hâkim olmak. k. dili çok mutlu olmak, sevinçten uçmak. k. dili sevinçten uçmak, ayaklar ı yere değmemek, bastığı yeri bilmemek. k. dili olup bitenlerden haberdar olmak. 1. yargılanmak. 2. denenmek. tatilde olmak, tatil olmak: Schools are on vacation. Okullar tatil. k. dili 1. (of) (-den) önce davranarak avantajl ı durumda olmak. 2. of -den iki adımfikirde olmak. ile aynı ileride olmak. başına buyruk olmak. yerini korumak. başına buyruk olmak. k. dili yağlı bir iş bulmuş olmak. (bir şey) tartışılabilmek, tartışmaya açık olmak. ameliyat olmak. bir şeye karşı olmak, bir şeyin aleyhinde olmak. -e yönelmiş olmak. 1. dışarıda olmak: He´s out at the moment. Şu an burada değil. 2. (belirli bir miktar para) gitmek; (para) aç ığı olmak: I had to buy them lunch, and (nekahetten sonra) d ışarı/sokağa çıkıp gezmek. k. dili birinin hakk ından gelmek istemek. k. dili ortalıkta çok olmak. argo çok yan ılmış olmak. hesabında yanılmak. 1. (bir şey) tükenmiş olmak, kalmamak: We´re out of gas. Benzinimiz bitti. By the time he reached the top of the hill he was out of breath. Yoku şun işsiz olmak. (bir davran ış) (birinin) karakterine uymamak. (bir davran ış) birinin her zamanki davranışlarına uymamak. k. dili bozulmu ş olmak. 1. kontrolden ç ıkmış olmak, frenlenemez olmak. 2. (biri) dizginlenemez olmak. oldu ğu için) işitememek, duyamamak. (uzakta (birinin) gözünden dü şmüş olmak. argo başka bir dünyada yaşamak, hayal dünyası içinde olmak. 1. yersiz/uygunsuz/yak ışıksız olmak, yakışık almamak. 2. sıradan çıkmış olmak. şansı olmamak, şansı yaver gitmemek. 1. aklı yerinde olmamak, aklını kaçırmış olmak. 2. çok öfkeli olmak. k. dili aklını kaçırmış olmak, delirmiş olmak, keçileri kaçırmış olmak. 1. (makine/ayg ıt) bozulmuş/bozuk olmak, çalışmamak. 2. düzensiz olmak. zamanki) yerinde olmamak. 2. yersiz/uygunsuz/yak ışıksız olmak, 1. (her 3. usule ayk ırı olmak. 4. uygunsuz olmak. yak ışık almamak.olmamak. 2. uygun dü şmemek. 1. (fiilen) yerinde

şakulünde olmamak, şakulden kaçmak. (uzun zamandan beri bir şeyi yapmadığı için) (onu) iyi yapamamak. formda olmamak; formdan dü şmüş olmak. (kitabın) baskısı tükenmiş olmak. (kitap) yayımcısında mevcut olmamak, kitapçılarda bulunmamak, (kitabın) baskısı tükenmişerişilemez olmak. 1. el altında olmamak. 2. olmak.

be out of season be out of shape be out of shape be out of sorts be out of sorts be out of step be out of stock be out of sync be out of the hole be out of the picture be out of the question be out of the running be out of the running be out of the woods be out of the woods be out of this world be out of this world be out of touch be out of touch with be out of work be out of work be out on maneuvers be out on strike be out on the end of a limb be out on the town be out on the town be out to be out to lunch be over be over and done with be over one´s head be over s.o. be over the hump be overcome by/with be overdrawn be overgrown with be overjoyed be overwhelmed by/with be overwhelmed with be par for the course be parallel with/to be peeved at be peopled by/with be perishing be pertinent to be pissed be pleased to do s.t.

-in mevsimi bitmiş olmak. formunda olmamak. 1. formda olmamak, formdan dü şmüş olmak. 2. şeklini kaybetmiş olmak, kalıpsız olmak. k. dili sinirleri ayakta olmak. k. dili can ı sıkkın olmak, keyfi kaçmak/bozulmak. 1. (with) (ba şkalarına) adım uydurmamak. 2. with -e ayak uydurmamak. stokta bulunmamak. senkronik olmamak, senkronize edilmemi ş olmak. k. dili borçtan kurtulmu ş olmak. k. dili (biri) sahneden çekilmi ş olmak, işin içinde olmamak. k. dili söz konusu olmamak, dü şünülmemek, uygun sayılmamak. (yarışmadan) elenmiş olmak. adaylıktan elenmiş olmak. (hasta) hayati tehlikeyi atlatm ış olmak. k. dili tehlikeyi atlatm ış olmak. argo çok güzel/harika/süper olmak. k. dili süper/fevkalade güzel/fevkalade/harika/harikulade olmak. 1. (with) (biriyle) iletişim içinde olmamak. 2. dünyada olup bitenlerden haberitemasta bulunmamak. konuya) habersizgeli şmeler hakkında bilgisi 1. ile olmamak. 3. with (bir 2. -den ait yeni olmak. işsiz olmak. işsiz olmak. ask. manevra yapmak. grevde olmak. desteksiz kalmak. şehirde yiyip içip eğlenmek. k. dili şehirde zevk peşinde koşmak. (bir amaç) pe şinde olmak; (bir şey) için fırsat kollamak: He´s out to get him. ğle yemeği yemeye çıkmışiçin fırsat kolluyor. They´re out to win the 1. ö Onun hakk ından gelmek olmak. 2. argo kafası izinli olmak. 3. argo kafası olmak, bitmek, sona ermek: The concert´s over. Konser bitti. It´s bitmiş pek çalışmamak. over between us.bitmiş ızda her şey bitti. k. dili tamam ıyla Aram olmak. 1. (su) boyunu geçmek/a şmak. 2. (birinin) bilgisi/yeteneği dışında olmak. birinin amiri olmak; birinden daha yüksek bir görev/makam/rütbe sahibi olmak. zor tarafını atlatmış olmak, düze/düzlüğe çıkmak. işin en -den (kötü bir şekilde) etkilenmek: She was overcome by the smoke. Dumandan dolaygöstermek. 2. hesab ından overcome with emotion. Öyle 1. borç bakiyesi ı kendinden geçti. He was fazla para çekmiş olmak; (hesaptan) fazlav.b.) ile kapl ı/örtülü olmak. (yabani bitkiler para çekilmi ş olmak. çok sevinmek. 1. (duygulara) yenik dü şmek, yenilmek. 2. (sorumluluk, ağır bir iş v.b.) altında ezilmek. garkolmak. -e boğulmak, -e k. dili normal sayılmak. 1. -e paralel olmak. 2. -e benzemek. -e sinirlenmek, -e sinir olmak. (bir yerin) halk ı/personeli -den oluşmak/ibaret olmak. 1. çok ü şümek. 2. (hava) çok soğuk olmak. ile ilgisi olmak, ile ilgili olmak. 1. off k ızmış/sinirlenmiş olmak. 2. İng. fitil/çok sarhoş olmak. (bir şeyi) memnuniyetle yapmak: I´d be pleased to do it. Memnuniyetle yaparım.

. fiyatı . kirli olmak. zamanı dar olmak. 1. (-den) emin olmak. . (bir eylemi) defalarca yapmak: She was profuse in her praise of him. Onlar birer milyona satılıyor. söylenilmek.. kendinden memnun olmak. z. ask. -den kurtulmu ş olmak. sıkışık olmak. to be made a countess these days. Onlarla akrabalğu bağı yok. 1. dili -in az vakti olmak. -den kurtulmak: We´re rid of them now! Onlardan kurtulduk artık! ile dolu olmak: This building is ridden with rats. şakulünde olmak. tutkusuyla yan ıp tutuşmak: He was possessed with a desire to see Africa. ın olmak. k. k. -e k ızmış/sinirlenmiş olmak. to tıb. -e sahip olmak.´s secrets be profuse in be prone to be proof against be proper to be proud of be provoked at be pushed for money be pushed for time be puzzled Be quick about it! be quite something be quits be related be reputed to be . -den gurur/k ıvanç/övünç duymak. Onun dürüst bir insan oldu ğu söyleniyor. dili gerçekten. (to) (ile) ilgili olmak. to. 1. k. birinin hakk ı olmak. düpedüz.. 2. k. -den tiksinmek. ile övünmek. olmak. olmak. Bu binada fareler kaynıyor. 2. 2. . afallamak. dolu olmak. -e hazır olmak.. k. k. oldu ık sanılmak.. 3.. olduğu söylenmek: He ilgisi olmak. şakullemek.. şaşırmak. -e meyilli/e ğilimli/yatkın olmak. dili keçileri kaçırmış olmak. -e ğilimi -e karşı dayanıklı/dirençli olmak. olağanüstü bir şey olmak:hesapla şmış olmak.. (ile) is reputed to 3. -e iyi uymak. hazır/hazırlıklı olmak.´s due -den memnun olmak. -e satılmak: They´re priced at a million liras each. çok yayg İng. dili It is quite something 1. Çabuk ol/olun! 1.be pleased with be pleased with o. birinin s ırdaşı olmak. Afrika´yı-e dayalı olmak. delirmiş olmak. -e kendini kaptırmak.. -in üzerine kurulmuş olmak. -e dayanmak. bak. (tedaviye) cevap vermek. f.o... to -e razı olmak. birbirine zıt olmak. sıkışık bir durumda olmak. iskandil etmek. be an person. herkese nasip olmamak. -in vakti çok daralm ış olmak. 2. resign o. . (to) (ile) akrabalık bağı olmak: He´s not related to them. to -e duyarlı/hassas olmak. -e meyilli olmak. şakulüne getirmek. görme tutkusuyla yanıp tutuşuyordu. ile iftihar etmek. 2. be resigned to be responsive be retired be revolted by be rid of be ridden with be rife be round the bend be rumored be s.o. -e zararlı olmak. (kuş) havada hareketsizmiş gibi durmak. Onu çokeövdü.. -e uygun/özgü/ait olmak. dili para s ıkıntısı çekmek. to -ehonest . (çukurlar) ile 3.s. cevap vermeye istekli olmak. 2. 1. a ğızdan ağıza dolaşmak. dili (bir sisteme) ba ğlı olmak. sava şa hazır bir şekilde beklemek. emekli/tekaüt olmak. -den olumlu bir şekilde etkilenmek. be plugged into be plumb be pocked with be poised for be poised for battle be poised in the sky be poles apart be polluted be positive (of/about) be possessed of be possessed with be predicated on be predisposed to be prejudicial to be prepared be prepossessed by be pressed be pressed for time be pretty well suited to be priced at be privy to s. çok iyi bir şey olmak.s.

İng. Şehir bir nehrin kenarındaiyi yapmak.... k. dili -e fazla yumu şak davranmak. -den bahsetmekten çekinmek. k. a poet. 2. dili işten başını kaldıramamak. Çok az över. 1. kusmak. dili iliklerine kadar ıslanmak. (bir şeyi) bulunuyor. bir yana Plana göre in şaat pazartesi günü başlayacak. çıkıştıramamak: I´m short five books. be somewhat of a . 1. ayrı yaşamak. (of) (-den) korkmak: He´s actually a conservative in disguise. olmak: She´s something of a philosopher. başını kaşıyacak vakti olmamak. -den çekinmek. 1. be separated be set be set in one´s ways be shackled by be short be short for be short of be short on be shorthanded be shot of be shot through with be shy about be shy of be sick be sick and tired of be sick at one´s stomach be sick for be sick of be silent on be sitting pretty be sitting pretty be situated be skilled in be slanted towards be slated be slumped to one side be snookered be snowed in be snowed under be soaked in be soaked to the skin be soft on be solicitous be solidly for be something of a . (bir yerden) (belirli bir uzaklıkta) 1. in disguise be scared be scheduled Be seated. k. (biri) adam ı tutuyor. k. 2. ile dolu olmak. Örümceklerden korkuyorum. (belirli bir miktarı) (s. olmak: He´s somewhat of . (bir giysi) (birine) k ısa gelmek. I´m scared of spiders. Gitmeyi kendi kurdu ğu düzenden on aklına koymak: He´s -in tutsa ğı olmak: She was shackled by her prejudices... tarifeye göre (belirli bir zamanda) olmak: His flight is scheduled to arrive at three o´clock in the Oturunuz. yetmemek. in his praise.t. (biri)bir şey çapında bir . (belirli bir konuda) birinin eksikliği olmak: He´s short on smarts. Fincanlar ımız kâfi değil. I´m sorry I´ve k. to (bir şey) yapmak istemek. pek-işaşmayan biri olmak. dili çok zor bir durumda kardan mahsur kalmak. k. Şiirlerinde yer yer mizah var.. Görüşlerin Alibeyköy´de olmak. O aslında Tanrının bir lütfudur. -den bıkmış olmak. birinin yan ından ayrılmamak. 1. gibi bir şey herkes bizim kendi çapında bir .. (bir şeyde) (bir öğe) yer yer bulunmak: Her poetry is shot through with humor. 1..” “Yusuf öldü. . (bir şeyi) çok az yapmak/kullanmak. -i merak etmek. üzgün olmak: “Yusuf died. k. Kendi önyargılarının (bir şey) (belirli bir miktarda) eksik olmak. hasta olmak. huk. İng. be sore about be sorry be soused be sparing in/with be spoiling for be spread-eagled birinin gölgesi olmak.) (birinde) tutsağıydı. hakk ında hiçbir şey dememek/söylememek/yazmamak: The law is silent on this point. dili sarho olmak.olmak. 2. bulunmak: The village was set deep in the mountains. planda olmak: Construction is slated to start on Monday. bir şey kılığına girmiş olmak: That´s a blessing in disguise. dili -den illallah demek: I´m sick and tired of this! Bundan illallah! midesi bulanmak. (varolan şeyler/birileri) kâfi gelmemek. k. Onda pek kafa yok. -den yana olmak. He´s one (belirli bir şeyin) kısaltması/kısası olmak. 2. 2.. olmak. (bir işin) ustası olmak. kol ve bacaklar ı yana açılmış durumda yatmak.” “Üzüldüm.t... k. . eksik olmak: We´re short of cups. set on going. -i çok özlemek. dili -e k ızgın/gücenik olmak. büyük bir Bir yana kayk ılmış oturuyordu. k.´s shadow be s. about -e ilgi göstermek. ayrılmak.o. 2. programda olmak. Gitti ğine üzüldüm. -in taraf ını tutmak. dili Tereya ğını esirgeme! He´s a fight. -den kurtulmak. üzülmek. dili (birinin) her şeyi tıkırında olmak.. esirgemek: Don´t be sparing with the butter!ka şınmak: He is spoiling for sparing Dövüşmek için kaşınıyor.kayk ılmış/yaslanmış olmak: He was sitting slumped to one side.” “I´m sorry. (bir yerde) bulunmak: The town´s situated on a river.. 1. İng. Köy da ğların ortasında bulunuyordu.. . tamamen birleştiğini belirtir: Alibeyköy is solidly for our man. dili iyi durumda Bu konuda kanunda yaz ılı bir şey yok..be s.” Işwas sorry to see her go. gibi bir şey Filozof gibi kendi o. Şair gibi bir şey o. O gizli bir programa göre (belirli bir zamanda) olmak. köşeye sıkışmak. kalmak/bulunmak. Bende beş kitap eksik. -de personel eksikliği olmak.

ile eşanlamlı olmak. bir olayı) takip etmek. On beş saat boyunca havaalanında mahsur kaldık. (hava) yapış yapış olmak. be ş parasız olmak. var olmak: Two hours later the pain was still there. be surrounded by/with be susceptible to be suspicious of be swamped with be sweet on be sympathetic to/towards be tailor-made for be taken aback be taken ill be taken up with be taken with be talked out be tangent to be tantamount to be the death of be the spitting image of/be the spit and image of be the victim of be there be thick with 1.. (birine) doğru söylemek. Çok fazla işi var. dili tamam ıyla soğumuş olmak. etrafı (bir şey/birileri) ile çevrili olmak. ı kaldıktan sonrazorluk ç ıkarmak.s. 1. Gözleri ya şla doluydu.susceptible to naval attacks. They´re swamped with guests. (görüşü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek. oturmuş birbirine zıt oldukları halde belirli bir amaç için 2. (yüzey) yap ış kalm olmak. (biri) için biçilmiş kaftan olmak. 1. yeterli olmak. k. Buras ı denizden -den ku şku place is -den şüphe etmek. Sevgiden yoksunyapış ış. with k.. about k.. içinde boğulmak: He´s swamped with work. aşırı miktarda olmak. dili (birine) â şık olmak. çok miktarda . gerekmek. (belirli bir konuda) iyi/yetenekli olmak. -in hizmetinde olmak: Should faith be subservient to reason? İnanç aklın hizmetinde mi yetmek. 1. 2. (bir şey) çok bulunmak. dili meteliksiz olmak. yapışkan olmak. 1. k. lazım olmak: You´re ile dopdolu olmak. beklenmek: You´re supposed to stand up when he walks in. Bu meclisin (bir şeyden) aşağı kalmak. (gemi) karaya 1. 2. -in ölümüne neden olmak. ile meşgul olmak. (biri/bir şey) için özel olarak yapılmış olmak. (birine) dürüstçe davranmak. 1. destek vermek. bir olaydan) sonra olmak/vuku (belirli (ba şkasının) emrinde (belirli bulmak. -i çok be ğenmek. -i çok desteklemek. olmak. -e teğet geçmek. 1. (biriyle) do ğru/yalansız konuşmak. dili (biriyle) aç ık konuşmak. . -den etkilenmek. kendinden emin olmak. Bu masa toz içinde.bir yerde uzun 3. (bir şeyin) yabancısı olmak. kaplı olmak: This table´s thick needdust. This is subject to confirmation by the assembly. Avlu duman içindeydi. süre kapal dili (bir konuda) bunalmış olmak. k. 2. (-e) şaşakalmak. İki saat sonra hâlâ ağrı vardı. 2. -den daha az önemli olmak. -den sonra gelmek. dili hık demiş (birinin) burnundan düşmüş olmak. intihar etmeyi dü şünmek. buz gibi olmak. duvar gibi olmak. 2. mahsur kalmak: We were stranded at the airport for fifteen hours. dili -i çok sevmek. ile She´s always there when you with her.birlikte çalışmak. Ne zaman ihtiyacın olsa 1. -e uygun olmak. ile aynı olmak. O girdiğinde ayağa kalkmanız bekleniyor. k. (bir şey) (başka tears. ile dolu olmak: Her eyes were suffused with bir şeyi) akla getirmek. dili nemli olmak. (bir yer) (birine) yabanc ı olmak. 1. starved for affection. . dili tamamen sa ğır olmak. Bu gelir vergiye tabidir. ile kaplanmak. 2.be square be starved for be sticky be stir crazy be stone broke be stone cold be stone deaf be straight with be stranded be strange bedfellows be strange to be strong for be strong in be strong on be studded with be subject to be subordinate to be subsequent to be subservient to be sufficient be suffused with be suggestive of be suicidal be suitable for be supportive be supposed to be surcharged with be sure of o. çok şaşırmak. -in kurban ı olmak. 2. -den hoşlanmak. hissini vermek.çok duymak: He´s (iki kişi) hesaplaşmış (bir şeyin) eksikliğini/yokluğunu (iki kişi) fit olmak. k. dili (bir hesap) görülmü ş olmak.. (at/by) hastalanmak. (bir şey için) kolay bir hedef olmak: This duymak. -e tabi/ba ğlı olmak: This income is subject to taxation. yer yer bulunmak. söyleyecek sözü kalmamak. 2. 2. 1. k. olmalı? (belirli bir renge) boyanmak. k. The courtyard was thick with smoke. (belirli bir) izlenim bırakmak. Onların evi misafirlerle dolup k. (bir hastalığa) karşı direnci olmamak.

1. 3. turşuya dönmek. topa tutulmak. dili iki ki şi arasındaki ilişki bitmiş şaşırıp kalmak. -in nüfuzu alt ında olmak. -e tabi olmak: The value of the mark is çok to the value the pound. (of) (-den) utanmamak/utanç duymamak. -den yılmamak. zan altında bulunmak. 2. of be unable to get a word in karşısındakinin fazla konuşmasından dolayı ağzını açamamak. dili 1. Geleceklerini duymak beni son derece memnun etti. koruma altında olmak. -den âciz olmak: She was unable to come. They are be uncomfortable with be undaunted by be under a ban be under a cloud be under arrest be under attack be under consideration be under construction be under custody be under discussion be under guard be under house arrest be under oath be under pressure be under repair be under s. dili 1. k. tutuklu olmak. k. (bir şeyin) (belirli bir şeye/yere) verilmesi planlanmak. göz hapsi altında olmak. -e man. (with) (-i) bitirmiş olmak: Are you yaramaz kendi yetenekleriyle idare etmek zorunda kalmak. (birinin) (belirli bir yere) uygun bir k. . -i çok istemek. sözünü yerine getirmek. tied e ğlenmek. 2.b. be unable to be unable to bear/stand the sight Gelemedi. dili bir kad ının tahakkümü altında olmak. be -unashamed -in fark ında olmamak. sözünü tutmak. Mark ın değeri sterlininkine bağlı. I am unable to make the decision by myself. 2. (yap ı) fazla yük altında bulunmak. -ememek. me şgul olmak. çok yorulmuş olmak. 2. tutuklu olmak. dili pestili ç ıkmak. birinin şerefini lekelemek. 1. 2. (para)b(hukuki -den usanmak. -amamak. 1.o. -i hiç dü şünmemek: Don´t be thoughtless of the future! Geleceği düşün!/Geleceği düşünmezlik etme! through? Bitirdin mi? 2. zannetmek. aday gösterilmesi planlanmak. -e susamak.´s discredit be tolerant be too much for be true to be true to one´s word be tuckered out susamak: I´m thirsty. 2. edgewise -e alışık olmamak: He is unaccustomed to getting up early in the be unaccustomed to morning. -e dayanmak. donakalmak. -den haberi olmamak. yeminli olmak. k.o. yere) son derece memnun olmak: I´m tickled to hear they´re coming. (manevi) bask ı altında olmak. olmak: Sevda yalnızca olmak. k. -den ıkmak. üzerinde dü şünülmek.´s disadvantage be to s. in (para) (belli bir şeye) yatırılmış olmak. (with) k. (of) (-e kar şı) hoşgörülü olmak. stres içinde olmak. -den dolayı cesareti kırılmamak: She was undaunted by the difficulty of the task. farzetmek. k. birinin zarar ına olmak. 2. -in old sadık Ya şlı bir adamın bu merdivenleri çıkması çok zor.o. of -e bağlı olmak.be thirsty be thirsty for be thoughtless of/for be through be thrown back on one´s own resources be thunderstruck be ticketed for be tickled be tied to be tied to a woman´s apron strings be tied up be tired of be to blame for be to s. -den rahats ızlıksurroundings. (birinin) (belirli bir dili 1. 3. birinin aleyhine olmak. gücünü a şmak: These stairs are too much for an için çok zor olmak. dili birinin kontrolü alt ında olmak.) -e tahammül etmek. hayretler içinde kalmak. -in egemenliği altında olmak. Sabah erken kalkmaya al ışık değil. görüşülmekte olmak. (of suspicion) şüphe altında olmak. varsaymak. saldırılara maruz kalmak. tamirde olmak. yönden) ancak suçlusu olmak. dili içkili olmak. kalmak. k. Susad ım. 1.´s thumb be under stress be under suspicion be under the assumption that be under the influence be under the sway of 1. -e hiç tahammül edememek. 2. Karar ı yalnız -i hiç çekememek. inşaat halinde olmak. İşin zorluğu karşısında cesareti yasaklanmak. belirli birkaç amaç için kullan ılabilmek. (biri) işe 1. of (organizma v. Çevresindekilerin fark ında değil. sanmak. alkollü olmak. -den habersiz olmak: He is be unaware of unaware of his duymak. tamir edilmek.

galip gelmek. -den endişe duymak. 2. hak v. -i bilmemek.) adaylara açık olmak: This Belediye for ayaklanmak. kapan ın elinde kalır. Saat kalmak/olmak. 1.t. her zamanki seviyede olmak. altüst olmak. -e aldırmamak. dili zor durumda olmak. (favori rakip) yenilmek. (bir şey yapmayı) istemek: Who´s up for a movie? Sinemaya gitmek(bo ş bir kadro. 4. yataktan kalkm ış olmak. (mide) bozuk olmak. 2. -e ilgi duymamak. istenilen derecede olmak. dili seven. -in üstesinden gelebilmek: Are you up to this? Bunu 1. 3. k. dili ile kar şı karşıya olmak/kalmak. -e çatmak. zor bir durumda olmak. 1.. dili istenilen seviyeye varmak.be under the weather be under way be underage be uneasy about be unequal to a task be unfamiliar with be uninterested in be unlucky be unmindful of be unqualified for a job be unqualified to do s. 1. (tam) birine göre olmak: This job is right yapabilmek. bir şeyi yapmak için gereken niteliklere sahip olmamak. dili isteyen var m kontrat v. şansı olmamak. dili istenilen düzeyde/nitelikte olmak.bitmek. işi bitmiş olmak. İng. -i göz önüne almamak.´s alley be up to be up to date be up to one´s eyes in be up to par be up to scratch be up to snuff/the mark be up to the mark be upset be used up be vested in be vexed at s. 1. Bu ihale öfkelenmek. bir şeye canı sıkılmak. 2. iflas ın eşiğinde olmak. (kötü bir şeye) açık/maruz olmak. 2. hakkında tereddüt içinde olmak. dili 1. -den sak ınmak. (-i) istememek: He was unwilling to go. en son olaylardan/geli şmelerden haberdar olmak. -e aday olmak: He is up for mayor. Bu kitabın birkaç sayfası eksik. -i dert etmemek. öngörülen standarda uymak. dili hasta/rahats ız olmak. 2.t. tic. 2. 3. -i merak etmemek. 2. bitkin dü olmak. 2. isyan halinde olmak. k. .b. iflasla karşı karşıya olmak. en son de ğişiklikleri kapsamak.) -e verilmi ş olmak. dili biri için biçilmiş kaftan olmak. eksik olmak. 2. sabahlamak. dili ayaklanm ış olmak.. Bugün onunla 1. be victorious be vulnerable to be wanted by the police be wanting be wary of be washed up k. -e dikkat etmek.ı? 2. dili mahvolmu ş olmak. k. köşeye sıkışmak. k. k.o. alabora şmek. -den şikâyetçi olmamak. -i up your alley... 5.b. en son teknolojiye sahip olmak. tükenmek.. -den haberi olmak. ate ş püskürmek. çok sıkışık bir durumda olmak. İng. 1. polis taraf ından aranmak. yapabilir misin? I´m not up to talking to him today. üzgün olmak. tükenmek. hareket halinde/ilerlemekte/devam etmekte olmak. noksan olmak: A few pages of this book are wanting. He´s unwilling to learn how to dance. . (uykuya) yatmamış olmak: etmeyi öğrenmek beforezor durumda yediden önce hiç yataktan kalkmaz. dili 1. k. dili hastalıktan kurtulmuş olmak. bir işi becerememek. (belirli bir şey yapabilmek için) yaşı tutmamak. -de iyi/usta olmamak. -e alışık/alışkın olmamak. k. bir işe uygun niteliklere sahip olmamak. ayağa kalkmış olmak. She´s never up k. ne yapacağını şaşırmak. k.contract´s up k. 2. sinirli olmak. Bu i ş tam sana göre. be unsettled about/as to be unskilled in/at be untroubled by be unused to be unwilling be up be up a creek be up a gum tree be up a gum tree be up against be up against the wall be up all night be up and about/around be up for be up for grabs be up in arms be up in arms be up on be up s. son modaya uymak. Gitmeye razı değildi. (yetki. k. saymaca de ğerini bulmak. grabs. . 1. harcanmak. dili 1. k. k. -i iyi bilmek. Dans He´s never up 1. (to) (-e) razı olmamak. in -den yoksun olmak: That man is wanting 1. ile çok me şgul olmak. hakk ında kararsız olmak.

dili (birinin) ne yapt ığının farkında olmak.o.. dili ça olmak. ı olmak. hastalık v. be wrapped up in be written all over be/feel disinclined be/feel nauseous be/feel sorry for be/feel under the weather be/get chummy with be/get tangled be/live in a world of one´s own be/live on the razor´s edge be/make friends be/play truant be/skate on thin ice be/stand firm be/stand head and shoulders above beach beach buggy beachcomber beachhead 3. nefes nefese kalm ış olmak.. dili (kendini) bir ho ş/tuhaf hissetmek. k ıyı. -e ac ımak: I feel sorry for those who work there. -e değmek. dili tehlikeli/çok rizikolu bir durumda bulunmak. sahil. çağı yakalamak. (durumun) ne olduğunun be wise to fark ında ğın hiç gerisinde kalmamak. ile ahbap olmak. nefesi kesilmiş olmak. 1. dersi asmak. şe) kaptırmış olmak.) yüzünden çok çekmek: His body had been be wracked by/with wracked kendini (bir iVücudu s ıtmadan çok çekmişti. 2. k. dü şman kıyıları üzerinde ele geçirilen çıkarma yeri. canı istememek. vazifeden kaçmak.´s grasp be wont to be worked up be worried sick be worried sick be worth be worth one´s keep be worth one´s salt be worth one´s while k. -den bıkmış/usanmış olmak. i. dili -e hayran olmak. with/by (dert/keder) yüklü olmak: He was weighed down by his sorrow. plaj arabas ı.. Bu k. be with it be with s. çok işe yaramak. -e razı olmak. (birine) s ırılsıklam âşık olmak.b. k. i. iki ateş arasında kalmak. 1. kızgın/öfkeli olmak. 2. -e bayılmak. okyanustan k ıyıya vuran büyük dalga. birinin elde edebileceği bir şey gibi olmak. hayatını kıyılardan topladığı enkaz ile kazanan kimse. up (karma şık bir durumun) içinden çıkamamak: He´s all tangled up in those intrigues of his own devising. ağırlığınca altın değmek/etmek. (belirli bir miktar) değerinde olmak:ald ığı candlestick´s worth approximately thirty million liras.o. dili çok de ğerli olmak. -e layık olmak. dili 1. genellikle (belirli bir şekilde davranmak/hareket etmek): He is wont to come early. with/by (bir görev. dili birinin harcad ığı zamana değmek. heyecanl O genellikle erken gelir. midesi bulanmak. i. dili çok endişeli olmak. haritadan silinmek.be way out in left field be weary of be weighed down be wide of the mark be wild about be willing to be winded fena halde yan ılmak. be worth s. kararından hiç vazgeçmemek. be worth one´s/its weight in gold k. 2. k. okulu k ırmak. k. elinin altında olmak. dili birinin ne demek istedi ğini anlamak. duyabilmek. 1. k. birinin vaktini ayırmasına değmek: It´s worth your while to learn Spanish. kumsal. çok endişeli olmak. 1. k. -in k ıymeti/değeri (belirli bir miktar) olmak. -den çok üstün olmak. (yak ın olduğu için) işitebilmek. plaj. Yüreği acıuzak olmak. 1. sorumluluk v. 2. ask. k. k. (düşüncelere) dalmış olmak. 1. by malaria. k. dili ald ığı maaşın karşılığını vermek. birinin kavrayışı içinde olmak. işinin ehli olmak. ak ıl kârı olmak. .b.´s while İspanyolca öğrenmeye değer. Kendi entrikalar ının içinden kendi dünyas ında yaşamak. be within arm´s reach be within earshot be within reason be within s. Orada çalışanlara acıyorum. be wiped off the map k. be wiped off the face of the earth yeryüzünden silinmek. ölümle kalım arasında olmak.) belini bükmek: hedeften doluydu. dili . dili 1. Suçsuzluğu yüzünden akıyordu. (with) (ile) arkada ş olmak. dili This maaşın karşılığını vermek. ıskalamak. be worthy of (ağrılar.o. yüzünden akmak: His innocence was written all over his face. 2. 2. k.

ile ilgisi olmak. İyi dayanıyor. sakals ız. mertek. pestili ç ıkmış. ta şımak. sakal. i. They have the right to bear arms. -in töhmeti alt ında kalmak. 2. fasulye s ırığı. 2. i. 2. s. azarlama. i. dövmek. vuru ş. çalmak (davul). tohum. 1. kemere. galip gelmek. (yaygı olarak kullanılan) ayı postu.. darbe sesi. fasulye. hayvanca. araba/saban oku. 1. 2. ile unutmamalısın. yenmek. (silahta) arpac ık. out bear the blame for bear the brunt of bear the brunt of bear up bear watching bear with bear witness bear witness to bear/keep in mind bearable beard bearded beardless bearer bearing bearskin rug beast beastly beat beat beat beat a retreat beat a retreat beat about/around the bush beat down the price i. davranış. geri çekilmek. 2. Tarık´ın gazabını en çok o çekti. 2. üzerinde ta şıyan kimse. baskı v. sırık gibi kimse. f.´nin) en ağır/şiddetli kısmını çekmek: She bore ırı. s. k. 2. 3. tahammül edilebilir. 5. kerteriz. yaymak. i. elinde bulunduran kimse. kiriş. ışın. hatıl. parlak. direk. -e hiç benzememek. baskı v. 1. 1. 3. 3. (bir şeye) delalet etmek. polis memurunun devriyesi. işaret ışığı. i. -in izlenmesi gerekmek. -in sorumlusu olmamak. 4. s. ayı. darbe. (saldırı. k. geniş ağızlı büyük bardak./s. vurmak. 5. geri çekilmek. (yumurta) ç ırpmak. çekilebilir. borne) 1. tempo. dili pazarlıkla fiyat indirtmek. dikkate almak. (under) (zor bir duruma) dayanmak: She´s bearing up well. 4. 1. 2. --en) 1. tanıklık/şahitlik etmek. boncuk gibi: beady eyes boncuk gibi gözler. 2. boncuk.b. gaga. den. i. Silah taşıma gayret etmek. vazgeçmek.o. saçmak ( ışık). hal. -in suçunu üzerine almak.t. (bir şeyin) kanıtı/delili olmak. 4. -e do ğru gelmek/ilerlemek. boncuklar. kaçmak. hayvan. . s. aklında tutmak. ipe dizilmiş boncuk. tane. -i çok etkilemek: This tax bears down on the poor. i. (sald the brunt of Tar ık´s wrath. dili bin dereden su getirmek. -e sabır göstermek. unutmamak. mil yatağı. dili çok yorgun. fazla bastırmak: Don´t bear da ilgisi olmamak. çarpmak. Senin akatlanmak. fener. i. (beat. putrel. 1. sakallı. zarara ğırlığını kaldırmaz. azarlama. 3. s. 1. müz. 2. f. 1. i. yatak. (bore/eski bare. i. 2.beacon bead beads beady beak beaker beam beam beaming bean beanpole bear bear bear a loss bear down bear down on bear in mind bear no relation to bear no resemblance to bear no responsibility for bear on/upon bear s. (yüzü sevinçle) parlamak. den. f. s. 3. tav ır. -i fakirleri baya ğı etkiliyor. k. i. 2. hesaba katmak. kaldırmak: It won´t bear your weight.´nin) en ağır/şiddetli kısmını çekmek. 1. s. çakar. 1. i. Bu vergiak ılda tutmak: You should also bear this in mind.b. sevinçle parlayan (yüz). (kalp) atmak. Bunu -i unutmamak. i. 1. birini/bir şeyi doğrulamak/gerçeklemek.

kuşkulanmak. -den dolayı. (boz) i. saldırıyı tamamen püskürtmek. güzelle ştirmek. f. birini ezmek. z. yak ışmak. i.). 2. 2. kötürüm olmak. bağ. 2. güzellik yarışması. 2. dili birini fena halde dövmek. tempo tutmak. çünkü. black and blue beat s. kunduz. çoğ. k. birini pes ettirmek. all hollow beat the air beat the bushes beat the rap beat time argo Defol! k. (çok) güzel. havanda su dövmek. become. argo 1. yol v. tahtakurusu. 2. 1. 2. güzellik salonu/enstitüsü.t. beauty shop. haybeye kürek çekmek. k. 1. k. 1. 3. s.o. (bahçedeki) tarh. için. 1. tam pansiyon.. s. temize ç ıkmak. cezadan kurtulmak. beaten çiğnenmiş.come) 1. den.. a stone wall rekoru k ırmak. 3. bak. çürükler içinde b ırakmak. dili kovmak. -i yat ırmak. karyola. olmak. güzellik uykusu. el/baş işaretiyle çağırmak. dövülmü ş. yatak ve kahvalt ı. -diği için. (bir şey) (karşısında) çılgına dönmek. güzel şey. güzelce. kastor. birini cebinden ç ıkarmak. 1. (be. --s/--x üzerinden geçilmiş (patika. i. f. 2. (kadına) âşık erkek. yatak. birini büyük bir yenilgiye u ğratmak. dili birine fiyat indirtmek. 3. zool. uygun. birini dövüp birinden çok daha üstün olmak. beat/break the record f. güzel kad ın. 1. güzellik kraliçesi. dili bir şeyden çok daha üstün olmak. down beat s. dili her yerde aramak. i. k. güzellik uzmanı. çoğ. . up beat s. dövme (metal). birinin pöstekisini sermek. beat to windward beat/bang/hit one´s head against k.came.Beat it! beat off beat off the attack beat s. sinirleri boşanmak. beat.). kuaför. k. sevgili. all hollow beat s. beau beautician beautiful beautifully beautify beauty beauty contest beauty parlor beauty queen beauty salon beauty shop beauty sleep beaver became because because of beck beckon become become paralyzed become polarized become/get anxious become/get hysterical (over) become/get suspicious becoming bed bed and board bed and breakfast bedbug bedclothes i.u ğramak. be. s.o. 1. i. dili bo şuna uğraşmak. münasip. i. şüphelenmek. (kad ınlar için) kuaför salonu. nedeniyle. O kravat sana yak felce kutuplaşmak. kunduz kürkü. bak. i. endişelenmek. orsas ına seyretmek. yatak takımı. meraklanmak. f.o. f. ışıyor. aklanmak. kadın berberi. defetmek. nehir yata ğı. yaraşmak: That tie becomes you. 2. 2. dili 1. k. çırpılmış (yumurta v. beauty shop..o. birini tekme tokat dövüp iyice h ırpalamak. dili bo şuna uğraşmak. 2. felç olmak. k. âşık. to -e yak ışan. dili birini öldüresiye dövmek. to a pulp beat s.o.b. (down) -e yatacak bir yer vermek. bak. 2.b. f. merak etmek. birinin posas ını/leşini çıkarmak. 1. güzellik. bak. down yatıp uyumak.

mahvetmek. s. edat 1. bedpan bedridden bedroll bedroom bedside bed-sit bed-sitter bedsore bedspread bedstead bedtime bee beech beef beef up beefsteak beehive beekeeper beeline been beer beer on draft beeswax beet beet sugar beetle beetroot befall befit befitting before before Christ before long before the wind beforehand befriend beg began beget beggar beggar description begin beginner i. yol açmak. 2.bedding bedfellow bedlam Bedlam broke loose.gan. argo şikâyet etmek. i. tercihen. f.. i. --en) ba şına gelmek. yatak yarası. i. zool. i. f.got. düz çizgi. i.. i. önce. -den rica etmek. yak ında. sakaroz. tıb. 1. başlatmak. i. anlatmaya sözcükler yetmemek. İng. dilenmek. yard ım etmek. yak ışan. (--ted. rüzgâr yönünde. beeves) sığır. bira. 3. k. i. --ging) 1. sebep olmak. kayın. önceden.Ö. 2. biftek.Ö. 2. i. . tımarhane gibi bir yer. uygun olmak. Kıyamet koptu. f. i. kestirme yol. kimse. i. banyosuz. İng. --s) argo şikâyet. --ting) 1. be. 2. 1. 2... f. 1. i. 2. dürülü yatak. düz hat. i. bot. i. --ning) 1. i. ba ğ. (--ged. pancar şekeri. bak. bed-sitter. i. i. s ığır eti. k ınkanatlı böcek. yatak tak ımı. pancar.. i. yatağın başucu.. meydana başlayanvücut bulmak. 1. önce. karyola. ön ayak olmak. f. arı yetiştiricisi. i. yalvarmak. önünde.. i. sefalete düşürmek. (çoğ. be. tarifi imkâns ız olmak. (be. (be. bak. f. dostça davranmak. yerine. yatalak.gun. be. i. fıçı birası. çapk ın. ba şlamak. i.got. çok gürültülü ve kargaşalı bir yer. kayın ağacı.got. pancar. babas ı olmak. i. (çoğ. --ting) yak ışmak. i. huzurunda. (B.fell. s. bak. 3. dilenci. f.) milattan önce (M. (yatakta kullan ılan) sürgü. yatma zaman ı. begin. yatak örtüsü. İsa´dan önce (İ. -den önce. f. 2. z. çabuk. yatak odas ı.root) İng. cephesinde. balarısı. of -den dilemek. 2. beet.ten/be. i. z.C. işe yeni gelmek. tek odalı apartman dairesi... i. (çoğ.). evvel. sızlanıp durmak. arı. arıcı. balmumu.). (be. f. dili kuvvetlendirmek. f. arı kovanı.

başlangıç. bakmak. 2. z. f. i... 1.. 1. i. aklını çelmek.. bak. (somut anlamda) pe şinden.s. -in gıyabında.. f. kuşatmak.. i. 1. de ğil mi? 2. begin. yakışmak. begonya. (bir şeyi) f. Belçika. İng. f. esas. bot. ısrar: She would sometimes sing at the behest of friends. (--d. belabor. f. püskürtmek. parmakl ıklar arkasında. içeride. Beyaz Rusya. beget. behoove. davran ışçılık. etrafını sarmak..held) 1. inanmak. çan kulesi. 2. i. beget. geğirme. gerekmek. 2. güçlü bir inanç duymak. hareket etmek. i. boynunu vurmak. dili hapiste. behaviorism. f. 3. yanlış/sahte olduğunu i. inanç. gizlice.. 2. 1. davranmak. etrafını çevirmek. behold. içeride. dili hapiste. 1. kellesini uçurmak. 2. muhasara etmek. sanmak. be. f. 1. i. Çocuklar pe şinden koşuyordu. davran ış tarzı. Belçika´ya özgü. İng. f. i. perde arkas ında. inanılır. f. Belçikalı. O nokta üzerinde fazla durma.ing) 1.. 2. saptırmak. k. gözlemlemek. Onları k. üzerinde fazla durmak: Don´t belabor the point. gecikmiş.ly. f. 4. seyirci. görmek. Arkada şlarının ısrarlı The children were running z. baş. fırlatmak. Beyaz Rusça. perde arkas ında. f. i. . demode. do you? Bu tatili bana fazla görmüyorsun. bak. We left them far behind. s.. Terbiyeni tak ın! i. cezbetmek. bak. -in arkas ından. Behave yourself! behavior behaviorism behaviour behaviourism behead beheld behest behind behind bars behind bars behind one´s back behind the scenes behind the scenes behind the times behold beholden beholder behoove behove beige being belabor belabour Belarus Belarussian belated belatedly belch beleaguer belfry Belgian Belgium belie belief believable believe i. bak. s. 2. bak.. i. oluş. f. ayartmak. i. kaynak. Belçika. 2. yaratık. -meli. geride:istekleri üzerine bazen şarkı behind.. (sahte bir şey) (gerçek bir şeyi) örtmek. emir. (bir şeyi) (birine) fazla görmek: You don´t begrudge me this vacation. 3. terbiyeli davranmak. bak. s. geç kalmış. s. ısrarlı istek. çağın gerisinde. varoluş. davranış. 1. f. f. 1. i. i. 2. insan. i..beginning begonia begot begotten begrudge beguile begun behalf behave behave o. 1. bak. 2. varlık. gecikerek. bak. Belçikalı. İng. behavior. 2. yak ışık almak. parmakl ıklar arkasında.. geğirmek. borçlu. s. f. buyruk. 1. vaktinden sonra. 1. 2. i. f. f. s. i. iman etmek. minnettar. Beyaz Rus. 1. (be. bej.. İng. göstermek.

. i. İng. i. Belarussian. oryantal dansöz. şaşkın. i. 4.. bak.. 2. aşağıya: The sea beneath was blue. dönemeç..believe in believe in s. aşağıdan. böğürmek. i. sıra.. 1. Oryantal dans. kolan.. bak. i. (bent/eski --ed) 1. tek. f. kavgac ılık. f. edat aşağılık. Aşağıdaki deniz maviydi. ço ğ. i. dili şikâyet etmek. kıvırmak. i. inleyerek yakınmak. 1. 2. 2. kıstas. those below vasat a altında. 1. k. bükülür. bağırmak. f. Belizli. Beliz. s. kampana.. bot. rezil. kuşatmak. s. i. ölçüt. denektaşı. i. -e güvenmek. z.. zil. Believe me! believer belittle Belize Belizean bell bell pepper belladonna bellboy belle bellflower bellhop bellicose belligerence belligerent bellow bellows belly belly dancer belly dancer belly dancing bellyache bellybutton belly-up belong belongings Belorussia Belorussian beloved below below average below par belt belt buckle Belt up! bemoan bemused bench bench mark bend bend to/towards bendable bends beneath beneath contempt 1. karın ağrısı. (kişisel) benim. 1.. 1. 2. den. kemerle ba ğlamak. kavgac ı. kayış. to (bir şey) (birinin) malı olmak. Sözüme inan! i.. çevirmek.o. bükülmek. 2. A şağıdan bir ses geldi. çançiçe ği. dövüşkenlik. şiddetle vurmak. 2. k. i. to -in üyesi olmak: Bahri belongs to the Moda i. i.. dili Sus!/Çeneni kapa! f. k ıvrılmak. güzelavratotu. bükmek. aşağıdan. otellerde oda hizmetçisi çocuk. sevgili. seviye işareti. 1. birine güvenmek. f. k. savaşçılık. sevgili. 2. küçültmek. two floors below iki kat aşağıda. eğrilir. (birine) ait olmak: That table belongs to çoğ. s. savaşçı. bağlamak. k. güzel kad ın. i. (bir şeyden) ağlayıp sızlayarak şikâyet etmek. the river flowing below ınşağıda akan nehir. i. küçümsemek. s. Belarus. viraj. dili göbek. eğilir. dolmalık biber. aşağıda. eğilmek. röper noktas ı. kemer. Beliz. röper. i. i. i. O masa eşya. saymaca de ğerinin altında. körük. göbek çukuru. aziz. dili yumruk indirmek. bank. çan. ç ıngırak. 1. s. i. 1. göbek atma. Belizli. üzüntüsünü belirtmek. 1. rakkase. dövüşken. i. From beneath there came a voice. i. kavgac ı. dalgın. e ğmek. (bir şeye) aklı yatmak. 3. 1. kemer tokas ı. i. Oryantal dansöz. bak. dansöz. 2. dövüşken. me. karın.. f. . Beliz´e özgü. 2. mümin. 2. z. s. 3. 2. inanan. sızlanmak. dirsek. aşağıya: from below aşağıdan. bot. i. kuşak. -e inanmak. tic. belladonna. s. bellboy. aşağıda. dilber. alçaltmak. f. 2.. z. kıvrım.

3. bağış. bend. azarlamak. iyi.. yas. f. en iyisi. Be. 2. rü şvetçi. i. hiç güvenilmez.). 3. 2. i. 2. I´ll bet . f. benzin. görev. 2. matemli. (be.nin. İng. 2. z. bağış. rıhtımda palamar yeri. -in yanında. iyicil./My bet is . 1. s. bağışçı. i. kendinden geçmiş. -in etrafını sarmak/çevirmek. 1. -in dışında. -den istifade etmek: This yard -den yararlanmak. edat 1.. miras olarak b ırakmak. i..ese) Beninli. yard ımsever. 1. eğri. s. hayırlı. 4. yakayı bırakmayan. Benin. s. en ho ş. 2. yard ımsever. vasiyet. kâr gayesi gütmeyen (kurum v. i. dili o biçim. s. i. i. ayrıca. yard ımseverlik. 1. . konu dışı. matem. mirasç ı. konu dışı. f. 2. -den yoksun kalm ış: bereft of strength kuvvetten düşmüş. dili hilekâr. yitirme.. gemici ranzas istirham etmek. üstelik.set. yard ımseverlik. bak..sought/--ed) yalvarmak.benediction benefaction benefactor beneficence beneficent beneficial beneficially beneficiary benefit benefit concert benevolence benevolent benign Benin Beninese bent bent benzene benzine bequeath bequest berate bereaved bereavement bereft bereft of beret berry berserk berth beseech beseechingly beset besetting beside beside o. i. 4. hayırlı. hayır işine para bağışlama. 4. kaybetme. i. ha şlamak. kıvrık. f. sarho ş... s. 1. edat 1. iş. vasiyet etmek. i. kutsama. (çoğ. f. 2. s. den. 2. cömert. s. bereketli (toprak). yararlanan kimse. selim (tümör). 3. yanında. çılgın.. -den ba şka. 1. ı. bak. hayır işine bağışlanan para.. -e yararlı olmak. cömertlik. -e s ıkıntı vermek.. Benin. yol/çare. k. (be. 1. f. k. beside the mark beside the question besides besiege besmear besotted besought bespoke best best best bet i. yararlı.s. f. (good ve well´in enüstünlük derecesi) en iyi. geçmek. sersem. den. yumuşak (hava). dili deli. ranza. ısmarlama. i. s. from ım amacıyla düzenlenenfaydalanmak. i. cömert. 1. hayır işine para bağışlayan. -i kuşatmak. -den konser. 2.. bağış. yalvararak. kirletmek.. 1. matemliler. etrafını almak.b. İng. hayır işine bağışlanan para. (gemiyi) rıhtıma f. Benin´e özgü. 2. fayda. z. --ting) 1. yanı sıra.. bulaştırmak. s. ısmarlama iş yapan. manevra alanı. 2. yan ına. s. yarar. (ölüm nedeniyle) kayıp. beseech. hırsız. 1. başına üşüşmek. en uygun. yenmek. bere. i. 1. i. faydalı. f. vâris. yaslı. iyi huylu. Beninli. k. cömertlik. bükülmüş. baskın çıkmak. yumu şak huylu. benzen. i. (taşıtlarda) yatak. -i ku şatma altında tutmak. hayırlı. düzenbaz. f. Bahse girerim ki en iyi .. s. i. yaslılar. 1. üçkâğıtçı. 1. -e yararı dokunmak. takdis. 2. çatlak. s. yararlı bir şekilde../I´m willing to bet . 2. s. 3. -in yarar ına olmak. aptal. den. etli ve zarlı kabuksuz meyve. 2. ısmarlama yapılmış. 5. çılgınca hareket eden. 2.. -e nazaran. iyi. kim. f. hakk ından gelmek. z.

şaşırtmak. 3. erişilmez.strode.den/be. tartışmasız. s. Beni onun aleyhine çevirmeye i. çok dikkat etmek. f. Bhu. Butan. 2. f. i. k. her iki(bet/--ted. f. 1. Butan. büyülemek. bahse girmek. (--ed/--led. f.tan. kaba. --ting) 1. şüphesiz.ese) Butanlı. verev. aldatmak. ihanet eden. be. i. daha çok. dili eş. f. aras ında: between Kadıköy and Üsküdar Kadıköy ile Üsküdar arasında. mama önlü ğü. i. daha iyisi. betide betray betrayal betrayer better better and better better half better half Better late than never. sersemletmek. 2. ilâ: laf/söz aram ızda. k. between the two of them ikisi arasında. 3. paha biçilmez. hıyanet. s. (--red. edat 1. ötesinde. öteye. hayvana ait. kurtarılamaz. 1. şev. yetişilmez. dili Emin olun. z. ele vermek. i. 2. ihanet etmek. 1. i. Butanlı. tarafında/yakasında bulunmak/uzanmak: Istanbul bestrides two Ik. f. bet he´s there. çoksatar. 1. şüphe götürmez. dili söz aram ızda. 2. Butan´a özgü. (good ve well´in üstünlük derecesi) 1. 1. pahlanm ış kenar. me şrubat. -den öte. kuşkusuz. daha iyi bir şekilde. i. 2. f. hain. hayvana yak ışır şekilde. 2. büyü yapmak. sayılamaz. (çoğ. f. hayvanca. 2. -e hayıflanmak. 2. . z.strid. göstermek. kuvvetle sanmak: f. pahlanm ış. son derece. -e ayrıcalık tanımak. üstünlük. bacaklar ını ayırarak binmek. gözünü açmak. edat 1. O güzeller evi(bir şeye) ağlamak. s. s. 1. bahis. e ğilim. --ing/--ling) pahlamak. söz aram ızda. 2. kabaca. gittikçe daha iyi. ötede. -e iltifat etmek. kalabalık bir grup: That bevy of beauties made the house ring with laughter. sak ınmak. yerinden oynatmak. şaşkınlık. (be. arasında. içecek. dili eş (kadın/erkek): Where´s your better half? Eşin nerede? Hiç olmamaktansa vars ın geç olsun. öbür dünyada. i. Bence orada olmas ı kesin. daha iyi. i. ötesi. s. i. 2. iddia. between between you and me between you and me and the gatepost between you and me and the lamppost bevel beveled beverage bevy bewail beware bewilder bewilderment bewitch bewitching beyond beyond doubt beyond measure beyond number beyond price beyond question beyond the veil beyond/out of reach beyond/past redemption Bhutan Bhutanese bias biased bib sağdıç. k. (on/upon) (-e) vermek. i. -e alamet olmak: It betides good.best man best seller bestial bestially bestir bestow bestow favors on bestride bet Bet your boots. önyarg ılı. kuşkusuz. f. önyargı. şüphesiz. hayvan gibi. sayısız. pah. f. büyüleyici. 2. 1. (birinin) ba şına gelmek: Woe betide them! Başlarına taş yağsın! 2. 1. i. vahşice. --ring) harekete geçirmek. bahis tutu şmak. kahkahalar ıyla çınlattı. -den sonra: Beyond there there´s nothing but mountains. bias me against him. (birini) (belirli bir şekilde) etkilemek: They tried to s. Oradan öte da ğdan başka şey yok. daha güzel. 1.strid) 1. ihsan etmek. f. vah şi. ele verme. cezbetmek. z. O hayra alamet.

bicentennial. etmek. k. öde ait. 2. f. 3. Kutsal Kitap. Kitabı Mukaddes´e ait. s. i. den. öneri. i. büyüklük. i. ayaklı tabut altlığı. 2. i. resmen evliyken ba şka biriyle yasadışı olarak evlenen kimse. f. i. f. münakaşa etmek. dili kodaman. dili kodaman. 1. k. 1. demek. s. k. i. i. 3. aksilik. sintine. bağnaz. dili bisiklet. s. çekişmek. --den/bid. dili kodaman. dev şirketler.. saçmal ık. mutaassıp. uygun zaman ı beklemek. s. i. bikarbonat. iri. s. iki taraflı. s. sabretmek. Biblically.ceps) anat. i. bifokal.önermek. söylemek. huysuzluk. 2. farewell bide bide one´s time bide one´s time biennial bier bifocal bifocals big big business big gun big shot big shot/wheel big wheel bigamist bigamy bighearted bigness bigot bigoted bigotry bigwig bike bikini bilateral bile bilge Bilge can´t help but win. bikini. bibliyografya. i. huysuz. Kitabı Mukaddes´le ilgili olarak. k. 2. f. iki kenarlı. dar görüşlü kimse. giri şim. mutaassıp. çoğ. aç ık artırmada fiyat artırmak. önemli. k. kin. z.... veda etmek. yıkılmamak. s. i. i. (kapalı) bisiklet park yeri. birine veda etmek. bi. tabut taşımak için kullanılan tekerlekli sedye. k. s. 2. 2. karbonat. aksi. eli aç ık. i. emretmek. bak. terslik. bisiklet kullanarak gitmek. ters. i. kocaman. pazı... (bid. Eski ve Yeni Ahit. iki yüzüncü yıldönümü.Bible Biblical biblical Biblically biblically bibliography bicarbonate bicarbonate of soda bicentenary bicentennial biceps bicker bicycle bicycle shed bid bid bid farewell bid s. 1. s. . i. i. bağnaz. iki yüzüncü yıldönümüne ait. beklemek. iki yılda bir olan. huk. --ding) 1. bisiklet.. 1. taassup. safraya ait. i. etkili. s. (bade/bid. teşebbüs.. huk. dili Bilge´nin kazanmas ı kesin. bağnazlık. s. büyük. bifokal gözlük.o. öd. atışmak. dayanmak. --ding) 1. s. bir şeyin zamanını beklemek. --d) 1. i. argo kodaman.2. resmen evliyken ba şka biriyle yasadışı olarak evlenme. çift odaklı. kaynakça. Kitabı Mukaddes. briç deklarasyon yapmak. i. garaz. iki dilli. z. (--d/bode. karina. (çoğ. safra. kumanda f. bilingual bilious i.. bisikletle gitmek. cömert. bak. dili kodaman. oturmak. bak. 1. Biblical. 2.

kandırmak. biçerba ğlar. 2. biyolojik saat. kâ ğıt para. iki ayda bir olan. 1. tutkal. 2. bilyon. s. dili cop. dalgalanmak. tah ıl v.b. 1. trilyon. dalgaland ırmak. 3. cilt. erkek keçi. ayda iki kez olan. teke. kanun tasarısı. A. f. s. ba ğlamak. aldatmak. ya şambilimci. biyografi yazar ı. yaşamöyküsü. konşimento. sandık. (yelken) şişmek. i. hayat hikâyesinin özeti. 2 kenarını tutturmak. fatura. s. 1. ya şambilim. (kömür. doland ırmak. i. (büyük) dalga. Napolyon. 3. biyolojik. 1. çok fazla içki içilen süre: He goes on a weekend binge every now and then. i. fatura. –– ball bilardo topu. (yelkeni) şişirmek.´ni saklamak için) kap. . i. bağlayıcı.bin odunluk. sağlık belgesi. s. teke. wood çift. i. poliçe. biyokimya. i.D. k. dirimbilimci. s. yemek listesi. (duman) buram buram çıkmak.B. 1. i. i. 4.. i. i. iki ayaklı hayvan. 3. Napolyon kirazı. (iki Aras bak ılabilen) dürbün. milyar. i. 2. yemek listesi. hesap. 2. çevreye zarar vermeden toprakta çözünebilen. 2. zorlayıcı. i. 3. menü. i. dirimbilim. biyoloji. ya şambilimsel. (bound) 1. iki ayaklı. kambiyo senedi. ciltlemek. gözleıra hafta sonu boyunca içki içmekten başka bir şey yapmaz. fatura çıkarmak. ciltevi. 1. konşimento. dalgalı. 1. i. poliçe. sarmak. biyolog. kuş. hu ş. kenar şeridi. ilan tahtas ı. bilardo. i. İng. manifesto. 1. cüzdan. biyografi. biyolojik sava ş. i. f. 2.bilk bill bill bill of exchange bill of exchange bill of fare bill of fare bill of health bill of lading bill of lading bill of rights bill of sale billboard billfold billiard billiards billion billow billowy billy billy goat bimonthly bin binary bind binder bindery binding Bing cherry binge binoculars biochemistry biodegradable biographer biographical sketch biography biological biological clock biological warfare biologically biologist biology biped bipedal birch bird bird cage f. ciltçi. kambiyo senedi. s. insan haklar ı beyannamesi. i. i. çok (duman) s. fazla sıkmak. (dar bir giysi) 2. i. ikili. dirimbilimsel. i. yer: coal bin kömürlük. i. biyolojik aç ıdan. biyolojik olarak. 2. ciltleme. 2. i. 1. z. i. Betula. –– hall bilardo salonu. gaga. f. kuş kafesi. erkek keçi.rahats ız etmek. bot.

çörek. doğma. dili (zor bir) karar almak. i. k ırıntı. 2. şiddetli. 1. 2. s. parça. 1. bitüm. biçimsiz. 2. dili ba şından büyük (içkide) sertlik. k. kara. 4.. tuhaf. 1. 1. doğum yeri. f.o. zenci. dili bir yerde ancak geçici bir süre için kalan kimse. kafadarlar. şirret. acı. siyah.. bisküvi. zenci. kirli. kuş cenneti. 2. 1. göçebe kimse. başlangıç. kancık. bite. i. yava ş yavaş. çift cinsiyetli. i. şekersiz. doğuştan olan özür. satranç i.ten) 1. s ızlanıp ısırmak. bite. s. s. 1. biseksüel. zenci. fil. dili huylar ı birbirine benzeyen kimseler. yırtıcı kuş. acı (söz). 1. ziftli. katran. f. 2. (soğuk) yakmak. (--bed. dırdır etmek. garip. i. (nüfusa göre) do ğum oranı. 1. dili elde olan yararlı şey. ac ı. bitümlü. doğum lekesi. (çoğ. zift gibi. k. zift. keskin. 2. 2. s. doğum. bit. kara. durmak. azar azar.bird in the hand bird of passage bird of passage bird of prey bird of prey bird sanctuary bird watcher birdcall birdhouse birds of a feather birds of a feather bird's-eye bird's-eye view biro birth birth certificate birth control birth defect birthday birthmark birthplace birthrate biscuit bisexual bishop bison bit bit bit bit by bit bitch bite k. 2.. 1. tükenmez. bilg. bit. bitter (çikolata). k. kuşların avlanması yasak olan yer. i. 2. parça. 2. k. matkap. --bing) gevezelik etmek. i. siyah. bizon. delgi. 1. doğuş. göçmen ku ş. (balık) oltaya vurmak. ikie şeyli. karanl ık. 3. 3. İng. bo şboğazlık etmek. i. nüfus kâ ğıdı. bi. i. s. i. kuş gözlemcisi. madenkömürü. k. kuş evi. yaş günü. i. kaynak. 3. soy.. ac ı. dili cadaloz kadın. rüzgâra özgü) (öfkesini/üzüntüsünü belli etmemek için) duda ğını ısırmak. hem ac ı hem tatlı. 2. i. gem.´s nose off bite the bullet biting bitten bitter bittersweet bitumen bituminous bituminous coal bizarre blab Black black birine ters cevap vermek. f. işlere/işe girişmek/kalkışmak. kasvetli. . keskin. şboğaz. her iki cinse karşı erotik istek duyan. s. s. yırtıcı kuş. bite one´s lip bite s. kuşbakışı. İng. sert. bak. ısırıcı (rüzgâr). (bit. k. i. kuş ötüşü.son) zool. lokma. biseksüel. i. tükenmez kalem. 1. bo i. lokma. 1. f. doğum kontrolü. piskopos. 2. 1. dili şikâyet etmek. doğum günü. 2. göçmen ku ş. iyi ve kötü. s. 1. s. (soğuk veya bite off more than one can chew ısırık. i. geveze. 2. 2. i. f.. bak. 3. acayip. 1. i. i. dişi köpek. ikicinslikli. elde olan fırsat. 2.

kara ısırgan. morarm ış göz. bezdirici. kara liste. f. i. şantaj yapmak. alçak. paluze. i. f. karalık. hav. f. i. ailenin yüzkaras ı. karalamak. gözü kararmak.black and white black belt black book black box black coffee black cumin black eye black horehound black leopard black list black magic black market black mulberry black out black pepper black pepper black plague black sheep black tie black-and-blue black-and-white blackball blackberry blackbird blackboard blacken black-eyed pea. i. nalbant. i. kabahatli. 2. 1. küfretmek. 1. s. (kötü bir amaç için yap ılan) büyü. suç. tadı bebek maması gibi ve hazmı kolay olan (yemek). kara liste. f. göz kararmas ı. iftira etmek. karartmak. 1. çürük. börülce. s. f. alçak kimse. suçu (birinin) üstüne atmak. karatavuk. morarm ış. siyah beyaz: black-and-white television siyah beyaz televizyon. 2. kılıç. siyah beyaz resim. mesane. bot. f. karartma. 1. 2. i. cop. böğürtlen. 4. yazı. i. bir suç veya ba şarısızlığın sorumluluğu. töhmet. i. f. sidik torbas ı. siyah pars. can s ıkıcı. . karşı oy kullanmak. 2. k ısa bir süre için şuurunu kaybetmek. 2. 2. s.. siyah göz. İng. karaborsa. kısa süren şuur kaybı. i. k. i. k. 1.. 2. kara veba. i. sütsüz kahve. cowpea blackguard blackhead blackjack blackleg blacklist blackmail blackmailer blackness blackout blacksmith blacktop bladder blade blah blame blameless blameworthy blanch blancmange bland 1. kara leke. s. 3. çöreotu. i.. i. kara listedekilerin kayıtlı olduğu defter. --ping) asfaltlamak. judo siyah ku şak. köpekotu. -i kara listeye almak. 1. f. 1. dili grev kırıcı. 3. i. sütlü pelte. kara kutu. (kabu ğunu soymak için) (bademi) biraz haşlamak. karabiber. ayıplanacak.. sövüp saymak. masum. s. başı siyah olan sivilce. 2. anat. siyah papyon kravat. 2. (--ped. (bıçak) ağzı. kara tahta. demirci. 1. 1. siyahlık. i. s. s. i. şantajcı. i. karartmak. 2. karabiber. (kürekte) pala. ince uzun yaprak. şantaj. dili saçma. i. asfalt. lekelemek. rezil. suçsuz. smokin. 2. benzi atmak. kimsenin dikine gitmeyen. 1. kabahat. i. i. karadut. edepsiz.

1. dinamit tapas ı. 1. z. Çok yaşa! be blessed with (Allah) (birine) belirli bir nimeti bağışlamak: You´re blessed 2. Allah hakk ında kötü konuşmak. spor ceket. boş. 3. tahrip etmek. 3. yangın. K kör kurbanları için içim kan ağlıyor. kanayan. küfür. -i hararetle yapmak. ilan etmek. 1. children. hata. 4. söylemek. i. karıştırmak. i. 2. f. açık çek. yıkmak.blandishment blank blank cartridge blank check blank endorsement blank verse blankbook blanket blankly blare blasé blaspheme blasphemy blast blast furnace blast off Blast! blasted blasting cap blatant blaze blaze a trail blaze a trail blaze away at blaze up blazer blazon bleach bleachers bleak blear bleary bleary-eyed bleat bled bleed bleeding bleep blemish blend blend in blender bless bless s. 1. dili ac ımak. yüzünden akan. iç aç ıcı olmayan. s. soğuk ve kasvetli (hava). 2. i. ç ığır açmak. 2. 1. out Bless you! blessed blessing i. dili birini ha şlamak/azarlamak. apaç ık.. f. karışım. f. k. sızlanmak. kanamak. bleary. infilak. kafiyesiz on heceli nazım şekli. rüzgârdan korunmasız. harap. 1. i. s. drought. i. sızlanma. s.o.. Allah kahretsin! s. 2. i. çamaşır suyu. -i yerini işaretlemek. kusur. bakmak. m ızırdanmak. leke. i. (göze çarpan bir şekilde) ilan etmek. i. herkese f. 3. 1. birden parlamak. f. harman. teşhir etmek. kutsal. i. kötü. 2. çok tiz ve anlık elektronik ses. takdis etmek. 1. açık ciro. bleed. gözleri sulanm ış/çok çapaklanmış/kızarmış. i. 1. ongun. 2. -e boş boş boru sesi. bak. . küfretmek. i. dili Allah ın belası. i. kurusıkı fişek. k. 1. parlaklık. 3. s. 2. arma. gürültü yapan. kandırmak için söylenen veya edilen iltifat. s. kurus ıkı fişek. f. 1.the İng. a ğartmak. dili çok e ğlendirici bir şey. Allahın Allah sana bu çocuklarher Allahın günü. not defteri. alev alev 1. 2. hayırdua. borununkine benzer ses.. f. 3.. f. blazer. 1. sar ıp sarmalamak. öfkeli parlama. 2. beyazlatmak. nimet. 2. ile uyumlu olmak. k. rüzgâra açık. dili s. 2. (--ed/blest) kutsamak. k.bezgin. (roket) uzaya f ırlatılmak. bip sesi çıkarmak. ünlem. . yava şça katmak. 5. f. kör olası. kutsanm ış. bip. meleme. yüksek ses. 1. mızırdanma. 1. i. maden yakmak. anlamsız.with these 3. ağaçların gövdelerinde çentikler açarak yeni bir yolun geçişateşe tutmak. k.: every blessed day ı ihsan etmiş. blender. yazısız. beyaz. 2. 1. f. i. 1. s. 1. f. Allah hakk ında kötü konuşma. dili ıtlık olası.. boş boş. uymak. takdis. (yol olmayan bir yerde) yol atın alnındaki beyaz leke. sulanm ış/çok çapaklanmış/kızarmış (göz). yazısız kâğıt. k. açık. 2. 2. bir tür aç ık tribün. usanm ış. battaniye. 2. bak. ç ığır açmak. 1. kutsama. piyangoda bo ş numara. s. f. melemek. 3. -e ateş etmek. 2. 2. yanan şey. 2. 1. (bled) 1. i. patlama. İng. i. yapmak. (soğuk/sıcak) (bitkiyi) kavurmak. s. i. harmanlamak. 2. alevler: the blaze of the fire yang ının alevleri. kar ıştırıcı. sergilemek. boru gibi ses çıkarmak. f. (göze çarpan bir şeyle) donatmak/kaplamak. boş gözlerle: look blankly at -e anlamamış gibi bakmak. eritme oca ğı. 1. kan ağlamak: My heart bleeds for the victims of 2.

i. k. 1. kamaştırmak. kabarc ık. kan sayımı. 1. gözlerini ba ğlamak. parsel.. oto. dangalak. bir gözü kör. büyük bina: block of flats apartman. blok. 1. çakar. s. 3. palanga. at gözlü ğü. k. f. 1. i. açmaz. şişko. sinyal lambas ı. den. i. kan davas ı. kan. kör. (deliği/boşluğu) doldurarak kapamak. çoğ. s. i.blessing out blest blether blew blight blind blind alley blind as a bat blind date blind in one eye blind spot blinder blindfold blindfolded blindly blindness blink blinker bliss blissful blister blithe blithely blitz blitzkrieg blizzard bloat bloated blob bloc block block and tackle block letter block print block up blockade blockage blockhead bloke blond blonde blood blood bank blood bank blood bath blood count blood feud k. i. i. f. küf.. 2. 1. İng. (kumaşı/kitabı) kalıpla basmak.. kabarmak. tıkama. körlük. göz k ırpmak. mantar. sarışın (erkek). stor. sarışın (kadın). mustard i. İng. ç ıkmaz sokak. âmâ. dili mankafa.b. dili kör gibi. office block (bürolar ın bulunduğu) iş hanı. azarlama. s. göz kırpma. i. k. z. tipi. i. f. şen. bak. blok. i. İng. i. s. 2. 2. tıkamak. afet. mahvetmek. 1. 2.´ne gitme. İng. 2.. kabartmak.. k. kör etmek. gözünü almak. s. çok mutlu. z. büyük mutluluk. i. (devamlı) yanıp sönen sinyal lambası. kavurmak. fiske. İng. 2. jaluzi. pürneşe. şişmiş. ablukaya almak. lokanta v. i. kurutmak.. f.. yıldırım saldırı. büyük parça. 2. f. kabartmak. blokaj. 1. k ıvamı koyu iri bir damla: a blob of paint bir boya damlası. at gözlüğü. su toplamak. 2. saçmalamak. 2. kör gibi. sarı (saç). şiş (karın. 2. avcıların avlarından gizlendiği 1. dili yağ tulumu. i. i. kitap yazısıyla yazılan büyük harf. ç ıkmaz (sokak). dili ha şlama.leş). 1. i. f. saçma. katliam. arkadaş. soy. eksiksiz bir mutluluk. i. f. 3. f.. anat. (retinada) kör nokta. i. gözü ba ğlı. two blobs of pol.. neşeli. 1. gamsız. f. . kesmek. kan bankas ı. i. f. dili adam. şişirmek. i. gözbağı. 1. tıkanma. çıkmaz. bak. tasasız. 2. 2. 1. blow. kan bankas ı. blok. 4. soldurmak. i. bak. s. önceden tan ışılmayan biriyle eğlence yeri. f. 3. bless. neşeli/şen/tasasız bir şekilde. abluka. abluka etmek. i. s.iki s ıkım hardal. kendi önyarg ısının insanı anlamaktan engellediği konu. tıkamak. blitz.

başına kurşun sıkarak intihar etmek.o. kan dökme. (blew. çiçek açmak.. dili 1. (fırtına) dinmek. 2. kan gibi. fiske.o. 2. --ting) 1. k. i. dili 1. f. unutulmak. leke. k. ayıp.. birini çok şaşırtmak. 3. lekelenmek. f. mürekkep lekesi. sümkürmek. dili (rüzgâr) çok sert esmek. sigortayı attırmak. k. k. bahar. yok etmek. vuru ş. kan grubu. s. zalim. uçmak: The wind has blown off the chimney2. ateş ederek birini öldürmek. 2. i.´s mind kan davas ı. blotting paper. esmek. 2. tansiyon. i. gömlek. kan nakli. 2. 4. 3. f. kurutma kâ ğıdıortadan silmek. 1. kan damar ı. kusur. 2. ile kurutmak. İng. parlamak. 1. (açılmış) çiçek. 1. kiralık katillere verilen para. dili tepesi atmak. kan nakli. meyve üzerindeki bu ğu. 3. canlanmak. övünmek. adamakıllı. üflemek. k ızmak. çok k ızmak. kanlı. 2. k. leke. dili birinin gerçekte kim oldu ğunu göstermek. 4. dili kendi borusunu çalmak. İng. dili ans ızın gelmek.blood feud blood group blood money blood poisoning blood pressure blood pressure blood sugar blood test blood transfusion blood transfusion blood type blood vessel bloodcurdling bloodshed bloodshot bloodthirsty bloody bloody-minded bloom blooming blossom blot blot out blotch blotter blotting paper blotting paper blouse blow blow blow a fuse blow great guns blow hot and cold blow in blow one´s brains out blow one´s cool blow one´s nose blow one´s own horn blow one´s own horn blow one´s own trumpet blow one´s top blow one´s top/stack blow out blow over blow s. birini vurmak. . s. tansiyon. argo kör olası: That blooming telephone! O kör olası telefon! i. i. k. lekelemek. dili tepesi atmak. dili kendi reklam ını yapmak. k. dili tepesibacan ınöfkelenmek. geçmek. diyet. kana susam ış. (--ted. 2. 2. 2. bozmak. külahını uçurdu. birini çok heyecanland ırmak. k. Rüzgâr atmak. i. 2. 2. dili karars ız olmak. gençlik. üfleyip söndürmek.. böbürlenmek. (lastik) patlamak. away blow s. tazelik. k. 1. kurutma kâ ğıdı. anat. s. i. 2. canavar ruhlu. düşmek. birine çok keyif vermek. s. lekelemek. inatçı. bahar açmak. kendi reklam ını yapmak. bak. s. kan zehirlenmesi. k. k. kurutma kâ ğıdı. solumak. 1. s. bluz. i. çiçek. 1. çiçek vermek. 3. 1.. kan şekeri.. aksi. hunhar. 1. k. dili 1. papyebuvar. cowl. 2. dili k. birini çok şaşırtmak. f. f. dili bayağı. --n) 1.´s cover blow s. kan grubu. kana susamış. geli şmek. 2. kan tahlili. kabart ı. duraksamak. dili tepesi atmak. 1. kan çana ğına dönmüş (göz). uçurmak. çiçek açm ış. dili kör olası. k. k.o. ba şına kurşun sıkmak. 1. k. tüyler ürpertici. darbe. gaddar. İng. 1. kan bas ıncı.

bataklık v. yönetim kurulu. bir çeşit küflü peynir. f. pansiyoner olmak. 2. blucin. havaya uçurmak. s. 2. kızarıklık.b. kereste. küplere binmek. 2. den. f. mavi kopya ç ıkarmak. 3. balina ya ğı. (rüzgâr) şiddetle esmek. kör. into doing s.´s mind blow s. f. (vapura/trene/otobüse/uça ğa) binmek. 4. f. kurus ıkı atmak. f. tok sözlü. 2. kurusıkı. f. i. pot k ırmak. pürmüz lambas ı. ağır bir cisimle vurmak. s.b. azaltmak. borda. bot. soylu kimse. patlama. f. yabandomuzu. k. mavimt ırak. k. hüngür hüngür a ğlamak. blue blue blood blue blood blue cheese blue jeans blue ribbon blue vitriol bluebell blueberry bluecollar blueprint bluff bluff bluing bluish blunder blunt blunt blur blurry blurt blush bluster boar board board of directors board of managers board up boarder boarding house boarding school boarding school boardwalk k. birini bir şey yapmaya zorlamak. satranç v. dili büyük parti. üzerindeki) tahta yaya kaldırımı. i. i. 1. aristokrat. patlamak. 1. 2. Campanula. keskin olmayan. 1. . 3. ayrıntılı. f. tepesi atmak. cop. bulanık. dili patlamak. dili birini hayrete dü şürmek/şaşkına çevirmek. i. i. kavga. birinin aklını başından almak. k. pansiyoner. yatılı okul. i.o. lastik patlamas ı. yatılı okul. mavi kopya. 1. üstüne tahta çakarak kapamak. asilzade. körletmek. mavimsi. 1. 1. i. proje. s.. 1. kızartı. pot. i. f. şişirmek. 1.o. out ağzından kaçırmak. (kum. s. 2. i. dili (insan vücudundaki) yağlar. böbürlenme. plan. i. --ring) bulan ıklaştırmak. i. i. yönetim kurulu. 2. dili aç ığa vurmak. 4. k ısa ve kalın sopa. 2. çayüzümü. fart furt etmek.. yüzü k ızarmak. s. çançiçe ği. gaf.t. 2. gaf yapmak. bir şeyi/birini paramparça etmek. k. patlatmak. 2. şatafatlı davet. i. f. to smithereens blow the lid off blow up blow-by-blow blow-dry blowjob blowout blowtorch blowup blubber blubber bludgeon bludgeon s. kaba penisi a ğızla uyarma. sözünü sak ınmayan. blöf yapmak. s. 1. büyütmek. f. i. göztaşı. k. 1. tasarlamak. oyun tahtas ı. çivit. bulanıklaşmak. i. i. 3. 5.. i. pürmüz. çivitlemek. aristokrat. yönetim kurulu. f. 1. yat ılı öğrenci./s. i. zool. 2. dili efkârl ı. 1. mavi renkli. 1. i. blöf.o. mavi. 2. sarp ve yüksek k ıyı/kaya. f. agrandisman yapmak. supet. i. 2. i. 1. mavi renk. (blow-dried) kurutma makinesiyle kurutmak. s. pansiyon. işçi sınıfına ait. herhangi bir alanda en büyük ödül. 2. süpet. (--red.blow s. mavi.t. fart furt. (şiddetli rüzgârın çıkardığı) uğultu. belirsiz bir şekil. hüngürdemek. tahta.

2. k. siyah (harf). ask. k. Yeni bir sandalım var. koruma görevlisi. 2.. at/over -e tak ılıp tereddüde düşmek. 2. i. i. minder. 1. cesaret. bilg. 1. f. demiri. i. s. siyah (harf). bütünüyle. 1. kilit i. sandal. bilg. 2. kaynatmak. s. -e sahip olmaktan gurur duymak: This hotel boasts two swimming pools and a sauna. kitle: A torbası. yüreklilik. 4. i. 2. Bolivyalı. s. şiddetli. yüznumara. ufak i ğ. kad ın yeleği. düzme. 4. tümüyle. (--ged. hela. yarışta kullanılan kızak. bataklık. kayıkhane. beden. koruma. -e işaret etmek. Bolivya´ya özgü. övünmek. How i. ceset lake is a body of water. f. --bing) 1. (--bed. matb. insanı hayrete düşürmek. ha şlanmak. 2. (kaynarken) ta şmak. haşlamak. f. miktar: a body of information bir özgü bilgi. madeni saç tokas ı. desteklemek. z. i. uzun yastık. 2. z. çekülün ucundaki a ğırlık. matb. 2. çabuk eğip kaldırma veya eğilip kalkma hareketi.. f. 2. c ıvata.. dili. i. Bolivyalı.. kaynamak. kurallara karşı gelen.. 2. yastık. i. dili şilin. sık sık f. özü kalana kadar kaynamak. Bolivya. İng. kaynama noktas ı. matb. fırlayıp kaçmak: When the pickpocket saw the yıldırım. i. övüngen.. 2. . -ging) f. bilg. cesaretle. i. f ırlamak.boast boastful boat boathouse bob bob bob bobbin bobby bobby pin bobsled bode bode bode ill bode well bodice bodily body body bag body building body count bodyguard bog boggle boggle the mind bogus boil boil boil away boil down boil over boiler boiler suit boiling point boisterous bold boldface boldfaced boldly boldness Bolivia Bolivian boloney bolshy bolster bolt bolt of lightning f. bobin. 1. k. 3. İng. iyiye işaret/delalet etmek. 1. kütle. bedensel. at ılgan. kazan. 2.. İng. kaba kenef. baloney. kaynayarak buharla şıp yok olmak. i. i. i. arka arkaya bağlı çifte kızak. İng. olta mantarı. alagarson saç. 1. k ısaltmak. sürgü. kötüye işaret/delalet etmek. serkeş. Bolivya. kolgüçlendirmek. Bu otel iki yüzme havuzu ve bir saunas ıyla s. fırtınalı. ceset taşımayamiktarfermuarlı torba. yastıkla beslemek. Göl bir vücut geliştirme.. köpürmek. ölü sayısı. ceset. s. sİng. 1. siyah harfler. i. gürültülü. 3. 1. tulum (giysi). buhar kazan ı. dili tepesi atmak. f. kısmak. bob) ık sık alçalıp yükselmek. (saçı) alagarson i.. 1. kaynayarak suyunu çekmek. yapma. s. 1. gözüpek. sallanmak. i. 5. 2. korsaj. vapur. karoser. 1. fırlama. f. çabuk e ğip kaldırmak. s. kaçış. sürgülemek. vücut. çabuk eğilip kalkmak. 2. cesur. 2. 3. (gemi. cüretli. gövde. 1. yat gibi) tekne: What time does the boat leave? Vapur kaçta kalk ıyor? I´ve got a new boat. (up) 1. sahte. 4. k. makara. (çoğ. dili polis. i. tamamen. tuvalet. 3.. -e delalet etmek. i. 1. s. çıban. dili asi. bak. bide... i. bak..

1. dili aptalca hata yapmak. ikramiye. 1. İng.. darbe. argo ayvalar. bombalamak. senet. farlar. argo 1. ahmak. argo -i sikmek... palamut. f. f. falso. . i. s. dili aptalca hata. s. 1. ask. mankafa. zarif. s. k. 1. f. külü kat ılarak yapılan porselen tabak. (bombard ıman uçağında görevli) bombacı. anlaşmazlık sebebi. bombard ıman uçağı... İng. 1.. kölelik. 2. vuru k. bono. f. 3. kupkuru. k. cilt. f. 2. topa tutma. i. topa tutmak. 1. üzerine varmak.. i. kaporta. kemikli. i. f. i. k ısa zamanda bir konuyu çalışıp öğrenmek. sevişmek. i. i. kemiksiz. gümrük antreposu. hafızlamak. i. çatlak. falso yapmak. iyi cins yazı kâğıdı. bomba: blonde bombshell sar ışın bomba. dili ı. bombard ıman.. İng. bir deri bir kemik. i. kemiksi. çoğ. tahvil sahibi. aşk yapmak. f. ilişki. bombard ıman etmek. (bir yere) bomba atan/yerleştiren kimse.kulübü. bombalamak. 2. dili çok çalışmak. 1. ampuller.. i. budala. i. 3. 4. kefil.. bombac bomba etkisi yapan.men (bandz´mîn) i. kuşlamak. kitap (yer) ayırtmak. balina (çubuk).. k. i. k ılçık. 1. s ıska. k. 2. oto. 2.. tahvil. i. gerçek. aptalca hata. en kötü oyuncuya verilen ödül. 2. argo televizyon. hoş. f. çıkıkçı. yuhalamak. 2. ş. 2. 2. sıkıştırmak. 2. köle. k. İng. şenlik ateşi. argo aptalca hata yapmak. tumturaklı. 1. k ılçıksız. 1. kefalet. 1. İng. 3. i. dili vurmak. 1. f. leh. i. i. sıhhatli.. falso yapmak. rezervasyon yaptırmak. kemik. 2. memeler. argo büyük gaf/pot.bolt upright bomb bombard bombardier bombardment bombastic bomber bombshell bon voyage bona fide bonanza bond bond paper bondage bonded warehouse bondholder bondsman bone bone bone china bone for an exam bone meal bone of contention bone up on a subject bone-dry bonehead boneless boner bonesetter bonfire bonito bonk bonkers bonnet bonny bonus bony boo boob boob tube boo-boo boobs booby booby prize booby trap book book club dimdik. zool. ikizler. göze hoş görünen. kırıkçı. i. yolunuz aç ık olsun. iyi yolculuklar. kılçıklı. İng. bonds. salak. i. i. argo sikme. kefil olmak. kaput. güzel. bağ. i. bomba. 2. 2. (polis) (san ığı/cezaya çarptırılan birini) kayda geçirmek.. bubi tuza ğı. İng. beklenmedik kazanç. i. s. kemik tozu. s. 4. falso. içine kemik sınava hazırlanmak. kitap. dili İng. 2. 1. k. dili kafadan kontak. açık havada yakılan ateş... i. aptal.. i. s. çoğ.. gürbüz. kemiklerini/k ılçıklarını ayıklamak. hakiki. prim. bağcıklı bone. argo aptal. sevişme.

4. 2. 3. i.t. 2. . dili içki. kenar süsü. gürlemek. i. i. i. kaba ve görgüsüz kimse. s.. kenar. 2. iyilik. kitaplık. (fuarda/sergide) stand. i. köylü. 3. biri için otelde rezervasyon yapmak.. İng. İng. muh. i. ganyan bayii. 1. dalkavuk. kabalık..book in book of matches book of music book review book s. 2. gazete kulübesi. i. bir şeyi birinin hesabına yazmak.´s account book value bookbinder bookcase booked bookie booking booking clerk booking office bookkeeper bookkeeping booklet bookmaker bookmark bookseller bookshelf bookshop bookstall bookstore boom boon boon companion boondock boonies boor boorish boorishly boorishness boost booster boot boot boot booth bootlegger bootlick bootlicker booty booze bop borax border İng. artış.. lütuf. into a hotel book s. bot. patlamak i. ayrılmış. destek. i. propagandac ı. alkollü içecek. i. yaltak. z. motor. broşür. rezervasyon yapma. çizme giydirmek. kitabevi. 1. f. s ınır. kitapta son okunan sayfayı bulmak için araya konulan karton. defter tutma. i.. (--ped. içki kaçakç ısı. 3. dili ganyan bayii. bahisleri kabul eden bayi. 1. i. 2. i. kitap konulan raflı mobilya. 1.. f. i. çanak yalamak. çizme.b. rezerve edilmiş. f. ciltçi. itelemek. sayfa işareti. kibrit paketi. rezervasyon. bilet gişesi. i. i. İng. kitap ele ştirisi. kitapç ı. yaltakçı. 1. 1. s. i. (bir yerin ticaret. bilgisayar ın belleğine komutlar okutarak sistemi f. yard ım. kaba bir şekilde. i. i.. (olumlu bir şekilde). ganimet. nota kitab ı.o. to s. defter de ğeri. çapul. artma. vuru ş. 2. defterde kayıtlı.. maliyet. argo tekmelemek. i. f. f.o. kim. (rokette) ek i.b. k. yaltaklanmak. patlama yak ın arkadaş. lehinde konu şarak yardımcı olmak. defter tutan kimse.. çardak.. 2. kitap raf ı. f. İng. gümbürdemek. ya ğma. 2. dalkavukluk etmek. i. çizme şeklindeki aletle işkence yapmak. i. kitapçık. kurdele v. k. (ticaret) hızla artmak. f. i. İng. sınırlamak. bahisleri kabul eden bayi. hudut. boraks.2. (fiyat) artırmak. biletçi. 1. dili kafa/kafay ı çekmek. çanak yalayıcı. i. check in. kaba. muh. nüfus v. darbe.) h ızla yükselmek. kitabevi. nimet. İng. (birinin hesabına) yazma. 1. i. 1. 1. --ping) vurmak. i. k. 2. i. i. i. bak.

2. bitkibilimci. ikisi de: both of them her ikisi. yabancı sözcük/kelime. samimi dost. sıkıcı. Botsvanalı. sınır. i. f. bak. şişelemek. i. ´´Did the packages. şişe. doğuştan: a born preacher doğuştan vaiz. botanikçi. both of us her ikimiz. 1. to death/tears boredom boring born born to the purple borne boron borough borrow borrow trouble borrower borrowing borstal Bosnia Bosnia and Herzegovina Bosnia-Herzegovina Bosnian bosom bosom friend Bosphorus Bosporus boss boss s. kaza. 1. f. i. s ınır komşusu olmak. çap. Bosna. amirane. 2. i.göğüs..o. i. 1.´´ ´´Paketler geldi as a person. İng. oymak. yabanc ı bir dilden alınan sözcük/kelime. asil bir aileden gelen.. hudut. bear 2. i. birinin canını çok sıkmak. bak. i. başkalarına hükmetmeyi seven.. bor. Boşnak. botanist. Boğaziçi.. Hasan tam s ınırda. Boğaz. Botsvana. i. temel. tekne. can sıkıcı kimse.3. bitkibilim. Both your lives are in the scales. bak. Bosnalı. Botsvana´ya özgü. patron. Botsvana. kaynak.f. fail him as we f. i. her iki kategoriye de girebilecek bir durum: Hasan´s a borderline case. ıslahevi. Boşnakça. s. bağır. zahmet. hem come?´´ I respect her both as a teacher and mi?´´ ´´ Evet. i. ödünç alan. başını ağrıtmak. Bosna-Hersek. her ikisi. dip. rahatsız etmek. s. zam. both came. bak. 1. ödünç almak. 2. 1.. 3. vadi. i. can s ıkıcı.. karina. botanik bahçesi. around bossy botanical botanical garden botanist botany botch both 1. i. i.. Bosna´ya özgü.. both as . 1. kim. i. delmek. k.o. Boşnak. f. 2. Her hoca. koyun. dar bo ğaz. s. f. (bir fikri) az ıcık çürütmek. s. Bosna. . canını sıkmak. dili önceden tasas ını çekmek. esas... patronvari. borç almak. bitkibilimsel. 4. Boşnak. 2. şişe açacağı.. botanik. yönetmek. 2. hem . f. 2. sayg ı duyuyorum. birine karşı amirane davranmak. botanik. Bosporus. Boşnakça. bitkisel. sine. bear 2. birine emir yağdırmak. can yolda şı. i. s. 1. 1. s. sıkıntı. (ç ıkarma işleminde) ödünç almak. -de delik açmak. (bir işi) berbat/rezil etmek. i. f. i. could pass him. 2. i. 2. ilçe. i. engel. s. bother bothersome Botswana Botswanan bottle bottle opener bottleneck bottom s. Botsvanalı. canını sıkmak. doğmuş. olarak: ´´Yes.. Bosnia-Herzegovina. samimi. kalibre.. . biberon.border on borderline borderline case bore bore bore bore a hole in bore s. eğiliminde olmak. i. 1. dar geçit. i. 1. 2. s. 2. şef. f. de hayat ı olarak ona i. ıslahhane. we could as easily i. rahatsız edici. i. can s ıkıntısı. i. kasaba. alt. and as . Bosnalı. mat. Hem ikinizinhem insan tartışılıyor.

i. demet. i. kutuya koymak. anat. iple boğmak. zıplatmak. 1. 2. 1.. sıçrayış. i. s.. kameriye. 1. sınırsız.. i. papyon kravat. yakalanmas ı için devletçe verilen) para. 3. s. f. i. çarpık bacaklı. bolluk. 2. 2. s. cömertlik. 2. nöbet. i. i. 2. 3. baş eğerek selamlamak. ok menzili. z. birini şaşırtmak. 2. canlılık. i. burjuva. on the ear birinin kula ğına tokat atmak. 2. a ğır bir topla oynanan bir oyun. 1. (yayl ı çalgı için) yay. i. bowling. kısa süren hummalı faaliyet. bağlı. sand ık. i. f. 1. sekmek. zıplama.. birini yere yıkmak. tas. Zatürreeden yeni kalkt ı. i. 1. sektirmek. ciltlenmiş. iri kaya parças ı. box s. s ıçramak. dipsiz. barço ba ğı. s. sıçramak. bir şaraba özgü koku. sekmek. 2. s ınırsız. reverans yapmak. s. dili Fondip! i. borina. bowling oynamak. hudut. prim. f. s. sınır. k. sınırlar. güreş.o. boks. el pençe divan durmak. i. sonsuz. sınır. 1. f. geri tepme. 1. cömertçe. cömert. 1. ovalık arazi. f. over bowlegged bowline bowling bowshot bowstring box box box number son kuru ş. 1. eli aç ıklık. kiriş. for -e giden. s. reverans yapma. ba ş. den.ıkmak. bol. loca.. zıplamak. baş eğerek selamlama. kuşatmak.o. cadde. bol. boks yapmak. i. emekliye ayr ılmak. 1. i. cömertlik. bind. kentsoylu. sığır cinsinden. f. ba ğırsaklar. . iç kısımlar. 1. f. f. dili (çek) karşılıksız ç sıçrayış. fiyonk. kayıtlı. ciltli. (ok atmak için) yay. cömert. kutulamak. s. 2. i. 2. çok. f. den. papyon. i. bak. kâse. kutu. 2. birini yere devirmek. pruva.bottom dollar bottom land bottomless Bottoms up! bough bought boulder boulevard bounce bound bound bound bound boundary boundless bounds bounteous bounteously bounteousness bountiful bounty bouquet bourgeois bout boutique bovine bow bow bow bow and scrape bow out bow tie bowel bowels bower bowl bowl bowl along bowl s. posta kutusu numaras ı. 1. 1. 2. buy. çok derin. (zararlı bir hayvanın yok edilmesi veyabuket. bulvar. sonsuz. of -den çekilmek. hastalık: He´s just recovered from a bout of pneumonia. 1. bak. çok. i. zıplayış. 2. i. f. i. 1. i. i. kriket top atmak. derinlikler: the bowels of the earth yeryüzünün çardak. süratle gitmek. 1. butik. 3. s ınırlamak. anat. i. 3. 2. aşırı saygı gösterisinde bulunmak. 2. i. 2. ba ğırsak. bir suçlunun 2. 2. i. 1. eli aç ık. derinlikleri. birini şaşkına çevirmek. (ağaçta) büyük dal. fırlamak. eli aç ık. k.

2. -den övünerek bahsetmek. genç uşak. (erkek için) çocukluk. çoğ. kafas ına ağır bir darbe indirmek. i. kafasız. f. i. i. boykot yapmak. kol. 2. i. kö şeli parantez. fren. İng. f. akıllı. s. . f. kısım. 2. oğlan gibi. 1. yüksekten atan kimse. boks eldiveni. i. övüngen kimse. akılsız. örülmüş şey. saç örgüsü. ku ş beyinli. delikanlı. kepek. kenet. dirsek.box office boxcar boxer boxing Boxing Day boxing glove boxing match boxwood boy boy friend boy scout boy scout boycott boyhood boyish bra brace bracelet braces bracing bracket brackish brag brag about/of braggart braid braided brain brain trust brain wave brainchild brainless brains brainstorm brainwash brainy brake brake drum brake fluid brake lining brake pedal brake shoe bramble bran branch branch off branch out into (tiyatroda/sinemada/stadyumda) bilet gi şesi. destek. f.. 2. ayraç. bağ. fren kampanas ı/tamburu. dili aniden gelen parlak fikir. boykot. (ağaca ait) dal.y. f. i. parantez. i. 3. dal budak salmak.ı (su). (üniformaya tak ılan) kordon. köşeli ayraç... s. 1. fren pabucu. 2. destek. ask. sütyen. ac f. branş. o ğlan. dili aniden gelen parlak fikir. erkek arkada ş. çocukluk dönemi. yirmi altı Aralık. i. boykot etmek. (nehre ait) kol. k. beynini yıkamak. örülmü i. --ging) övünmek. i. d. s. fren balatas ı. i. 1. beyinsiz. 1. örgü. s.ş. 3. 2. kuşak. fren yağı. matkap kolu. 2. erkek izci. yumrukoyunu. şube. i. i. örmek.. 3. 1. İng. 1. i. tel. (kol olarak) ayr ılmak. i. dili birinin kafas ından çıkan düşünce. yumrukoyuncusu. i. erkek çocuk. örgülü. i. desteklemek. raptetmek. zekâ. İng. bilezik. s. kafalı. bir grup dan ışman. kollara ayrılmak. sağlamlaştırmak. böğürtlen (yemişi/çalısı). pantolon askısı. 2. boksör. f. 1. dayanak.. boks maç ı. fren yapmak. 1. (asıl faaliyetine devam ederken) (yeni bir faaliyete) girmek. (böğürtlen gibi) dikenli bitki. f. i. zinde yapan: bracing mountain air insan ı zindeleştiren dağ havası. dal. 3. bu ğday kepeği. i. i. dişçi. beyin. birbirine tutturmak. hafif tuzlu. kapalı yük vagonu. i. boks. ak ıl. erkek izci. fren pedalı. bölüm. şimşir. k. s. k. (--ged. i. i. İng.

sütyen. konyakla konserve edilmi ş (meyve). Brezilya. 3. f. ihlal. bro. 2. (bir ürüne ait) özel ad. marka. f. 1. cesaretle. biraz sinirlenmiş. i. adaleli. 1. cesaretli. anırtı. tah ıl ambarı. sözünden dönmek. ait) özel ad. hamur tahtası. damgalamak. mec.ken) 1. 1. 1. yüzsüz. k. gürültücü ve kaba (kad ın). dili ekmek kap ısı. piç kurusu. sallamak. utanmaz. gö ğüs germek. i. ekmek. Brezilya kestanesi. Mola verdiler. Brezilyalı. marka. konyak. k ırık.. i. cesaret. aralık. 1. kırmak. bozulmak. s. kurusıkı atma.brand brand name brand spanking new brandied brandish brand-new brandy brash brass brass band brass knuckles brassed off brassiere brassy brat bravado brave brave the elements bravely bravery bravo brawl brawny bray brazen brazier Brazil Brazil nut Brazilian breach bread bread and butter bread bin bread box bread crumb breadbasket breadboard breadth breadwinner break break a habit break a promise break a record break cover break down break even break ground i. kabadayılık. ancak masrafını karşılamak. sallama. İng. ara. gizlendiği yerden çıkmak. f ırsat. i. pirinç. sözünde durmamak. dağlamak. pirinç. (k ızgın demirle yapılan) dağ. 1. törenle temel atmak. ekmek k ırıntısı. m ızıka. i. 4. ünlem Aferin!/Bravo! i. fazla at ılgan. yarık. fasıla. i. bak. ç ığır açmak. kâr ve zarar ı eşit olmak. kötü alışkanlıktan kurtulmak. 2. s. s. i. (broke. mangal. dili gıcır gıcır. lekelemek. arbede. dili biraz kızgın. sar ı. kasları gelişmiş. ekmek sepeti. i.. 3. huk. bread box. g ıcır gıcır. rekor k ırmak. gedik. velet. i. 1. ekmek tahtas ı. ekmek kutusu. i. yüzsüz. Brezilyalı. z. 2. kötü havada d ışarıda bulunmak. pirinç gibi. k. k. şımarık çocuk. . yüzsüz. yepyeni. 2. s. i. i. anırma. insanı geçindiren iş/para. 2. 2. sar ı. 1. 1. bando. 2. Brezilya. savurma. genişlik. pirinç mu şta. s. 2. i. İng. i. i. arsız çocuk. i.. f. şans. küstah. s. i. 1. s. çatlak. s. 2. (bir ürüne 2. ruhen yıkılmak. anırmak. cesur. 1. yepyeni. f. f. bir aileyi geçindiren kimse. iş molası: They took a break. savurmak. k ırık. açıklık. s. i. Brezilya´ya özgü. 2. en. argo mide.

yetiştirme. kopmak. durma. s.. breed. kırılma. gaz çıkarmak. nefes kesici. 1. başında beklemek. 3. . 1. lakayt. lafa kar ışmak. 1. cins. nefes almak. i. hafif rüzgâr. 2. i. parçalanmak.. 1. imbat. soluk. 2. cepheyi yar ıp geçme. kalp. 1. 2. dağıtmak. Asya´da sava ş patladı. s. durmak. gönül. solumak. mendirek. gaz çıkarmak. sabah kahvalt ısı. sözünde durmamak. k. f. birdenbire 3. üremek. 2. 1. s takip etmek. 2. birden -e ba şlamak: The horse broke into a run. nefes nefese. dalgak ıran.. 3. havayı kaplanmak. bozuşmak. rüzgârlı. 2.break in break into break loose break off break one´s faith break one´s fast break one´s neck break one´s word break open break out break the ice break the law break the news to break to pieces break up break wind break wind break with breakable breakage breakdown breaker breakfast breaking breakneck breakthrough breakup breakwater breast breast stroke breastbone breast-feed breath breathe breathe down one´s neck breathe hard breathe in breathe one´s last breathe out breathless breathtaking bred breeches breed breeding breeze breezy 1. solu ğu kesilmiş. kurbağalama (yüzme tekniği). 2. bozulma. 1. k kopup sarkmak/sallanmak. sinir bozuklu ğu. ilgisini kesmek. 2. i. -den ayr ılmak. i. canlı. 3. büyük (bir hız): a breakneck pace çok hızlı bir tempo. boynu k ırılmak. 2. teneffüs etmek. 1. s. ask. in ile yumuşatmak. sine. kendini kurtarmak. 1. çökme. umursamaz. nefes. meltem. k ıyıya vuran büyük dalga. yellenmek. çoğ. parçalanma. bak. i. 2. sona erme. den ırılıp ayrılmak. ba kimseye söyleme. s. zorla girmek. araya girmek. i. nefes vermek. ilk defa bir işe girişmek. 1. orucunu açmak/bozmak. 2. paralanmak.. 1. (bred) 1. çok heyecan verici. k ırma. 1. meme. gö ğüs kemiği. göğüs. sebep olmak. Don´t breathe a word of this to anyone.fed) (bebe ği) emzirerek beslemek. 3. k ırılır. i. (birine) (kötü) haber vermek. dişini tırnağına takmak. terbiye. f. ayrıntılı hesap. i. i. f. 2. kendini paralamak. 1. f. 2. 1. -e zorla girmek. teklifsiz. bozulma. çok hızlı. yol açmak. kanuna karşı gelmek. esinti. 4. 3. 3. dökmek: She´s broken out suç işlemek. yeti ştirmek. dili 1. tutmamak. (k ıyamet)ilişiğini kesmek. 2. soluk almak. resmiyeti gidermek. 2. kopmak: War has broken out in Asia. i. anat. parça parça etmek. osurmak. patlak vermek. 2. (breast. sözünü k ırmak. Bunu sak ın şında dikilip durmak. yak ındanık ve kesik soluklar alıp vermek. rahat bırakmamak. (bilimde) büyük buluş. . i. son nefesini vermek. 2.. s. i. 1. alıştırmak. from -den kopmak. i. kırılan şeylerin tutarı. At birden ko şmaya başladı. i. tür. patlamak. k ırılma. 2. i. dağılmak. pantolon. ölmek. 3. kendini kurtar ıp kaçmak. zorla açmak. hareketli. (aralarında sevgi bağı olan iki kişi) ayrılmak. kahvaltı.

s. i. i. k ısaca. (ata) başlık takmak. 3. neşelendirmek. bira yap ımcısı. (brought) getirmek. 1. 2. 1. 2. tuğla örerek kapatmak.yapmak. 1. parlak renk. f. i. köprüba şı. 1. (gen. mükemmellik. i. parlak. duvak. 2. i. 1. 3. slip (erkek külotu). bardak a ğzı. şekilde. rüşvetçilik. 1. (bir yere) canl ılık vermek. kardeşler. tertiplemek. brifing ba şını hafifçe kaldırarak öfkesini s. i. çoğ. i. parlayan.. e şkıya...k. bak. ve sevimli bir hava i. briç. ak ıllı.. 3. çoğ. kiremit rengi. tuğgeneral. i. 2. 2. çoğ. tuzlu su. ask. f. dili (otomobil farlarına ait) uzunlar. i. huk. parlatmak. köprü yapmak. 3.. nedime. tu ğgeneral. tuğla harmanı. köprü kurmak. mükemmel.. harikulade. (bira/kahve) yapmak. neşe katmak. s. 1. i. . bot. ask.. köprü. 2. i. geline ait. i. dili bira: He bought me two brewskies. deha. gelin. i. ayd ınlanmak. i. (çay/kahve) içmeye haz ır olmak. aydınlık olmak. i. rüşvet. brifing. silme. güvey. 3. 1. harikuladelik. gemlemek. 2. parlak. i.. zeki. Bana iki bira ısmarladı. bot. 1. dâhice. ağzına kadar dolu. f. s. i. deliksiz/bo şluksuz) tuğla. pırıl pırıl. parlaklık. i. (gem ve dizginlerin tak ıldığı) at başlığı. daha hoş i. z.. özeti.. salamura. şapka kenarı. bira fabrikas ı. nikâha ait. 4. deniz suyu. i. k ısalık. k. dili tam formunda. f. f. f. duvarc ı. olmak. brier. (kötü bir şey) hazırlamak. i. rüşvet vermek. den. gemi hapishanesi. göz alıcı. z.. evrak çantas ı. gelinin nedimesi. frenlemek. kükürt. davanıngem vurmak. göz alıcılık. 2. i. bright-eyed and bushy-tailed k. hazırlanmak. tugay. parlak bir i. s. i. i. parlak. i.. harika.brethren brevity brew brewer brewery brewski briar bribe bribery brick brick red brick up bricklayer brickyard bridal bridal veil bride bridegroom bridesmaid bridge bridge bridgehead bridle brief briefcase briefing briefly briefs brier brig brigade brigadier brigadier general brigand bright bright color bright lights brighten brights brilliance brilliant brilliantly brim brimful brimstone brine bring i. (herhangi bir) dikenli yabani çal ı.. tuğla örücü. 1. (otomobil farlar ına ait) uzunlar. i. 2. para yedirmek. i. k ısa. (çay) demlemek. ask. f. i. brik. i. pırlanta. haydut. 2. i.

o. hakk ında birine haber getirmek. (doktor/ebe) (çocuğu) doğurtmak. (hoş olmayan bir şeyle) dolu olmak. 1. meydana getirmek. hesap toplam ını nakletmek. hatırlatmak. 1. büyütmek. birine boyun e ğdirmek. 1. birinin aklını başına getirmek. 2. in on bring s. (felaket için) e şik.´s throat bring a unit up to strength bring about bring along bring an action/suit against bring around/round bring down the house bring down the house bring forth bring forth bring forward bring home the bacon bring in bring into disrepute bring into line bring into relief bring off bring on bring out bring pressure to bear on bring s. -e bir şeyi uygulatmak: He brought some pressure to bear on the general. 2. dikleşmek. çok alkış toplamak. 2. 3. (yeni bir şeyi) yapmak/yayımlamak. hatırlamak. 3. 2. 1. arzetmek. bahsetmek. -i sıkıştırmak. 2. akla getirmek. 1.o. en önemli destekçileri getirmek. . up to date bring s.t. sertçe esen (rüzgâr). kıyı.bring (a child) into the world bring a lump to s. -i dava etmek. 1.t. 2. k. en önemli dayanaklar ı/kanıtları ileri sürmek. dili ba şarmak. meydana ç ıkarmak.o. to pass bring shame on bring through bring to a head bring to light bring to mind bring up bring up one´s big guns bring/file suit against brink brisk briskly bristle bristle with bristly Britain (anne) (çocu ğu) dünyaya getirmek.ailesinin geçimini sa ğlamak.. doğurmak. dili birinin keyfini bozmak. yanında getirmek. to his/her knees bring s. aydınlatmak. meydana getirmek. k. 2. to reason bring s. ayıltmak. açığa çıkarmak. birinin (bir işe) katılmasını sağlamak. seyircileri kırıp geçirmek/çok güldürmek. dili bir alk ış tufanı kopartmak. dü şürmek. gün ışığına çıkarmak. karar noktas ına getirmek. s. k. -i rezil etmek. -i açmak. birini yola getirmek. -i zorlamak. ikna etmek. hareketli. 2. 3. Britanya. i. to justice bring s. 1.o. -e gölge sıraya sokmak. (jüri) karara varmak. sebep olmak. huk. to bear on bring s. istenilen hızda. (uçurum için) kenar. i. birini en son olaylardan/geli şmelerden haberdar etmek. i. k. 2.t.o.o. dili bir şeyi birinin kafasına dank ettirmek. doğurmak. başarıyla yapmak. bir grubun mevcudunu tamamlamak. sebep olmak. . sert k ıl. birini çok duyguland ırmak. k. (çekingen birinin) konu şup rahat davranmasına sebep olmak.o. Generale biraz bask ı yaptırdı. f.o. meydana getirmek. getirmek. meydana çıkarmak. domuz kılı. istenilen hızda hareket eden. tüylerini kabartmak. 2. birinin yüreğini burkmak. birini ayıltmak. word of bring s. canlı/hareketli bir şekilde. z.o. 1. 2. kızmak. k. geli ştirmek. canlı. bir şeyi sonuçlandırmak. dili 1. -i dava etmek. k ıllı.o. (para) kazand ırmak. to bring s. kazanmak.. dili 1. birinin (bir hastalığı/zor bir durumu) atlatmasını sağlamak. ailesini geçindirmek. ileri sürmek. sebep olmak. home to s. 1. s. (yargılanmak üzere) birini mahkemenin önüne çıkartmak. 1. bring s. çok alk ışlanmak. 2. yetiştirmek. down bring s. belli etmek. birine diz çöktürmek. birini (bir işe) katmak. ileri bir tarihe almak.

genelev. ehlile ştirilmemiş at. i. 2. kadın. 1. i. bitik. z. İngiliz. 3. i. bak. 1. enişte. erkek karde ş. beraberlik. i. derin derin dü şünmek. radyo/televizyon yay ını. 1. karde şlik. 2. i. k ırık. kitapçık. dili paras ız. ağabeyce. broş. s. k ırılgan. işi bitmiş. i. geniş. . k. i. birader. s. f. dili (hava) çok sıcak olmak. 4. uzun atlama. yaymak. argo eksik etek. f.britches British Briton brittle broach broad broad bean broad jump broad jump broadcast broaden broadly speaking broad-minded brocade brochure brogue broil broiler broiling hot broke broke broken broken-down broken-hearted broker bronchial tubes bronchitis bronco bronze brooch brood brooder broody brook brook broom broomstick broth brothel brother brotherhood brother-in-law brotherly brought brow browbeat brown i. s. saplı süpürge. f. kabaca. i. herkese söylemek. ayrıntılara girmeyen. i. süpürge sopas ı. s. yüz. 1. dili pantolon. i.beat. break. çay. tıb. i. f. genel. çekmek. bozuk. 2. Britanya´ya ait. y ıldırmak. i. meteliksiz. kırılmış. genişletmek. bozulmuş. 2. s. erkek karde şe özgü. birlik. 2. dü şünceye dalan. genişlemek. bron şlar. bronşit. bak. i. spor uzun atlama.. dili çok s ıcak (hava). k. 2. s. --en) gözünü korkutmak.. (brow. 3. banker. çehre.. bir çeşit erkek ayakkabısı. katırtırnağı. 2.. 4. k. 1. brokar. i. hoşgörülü. broşür. kuluçka makinesi. dayanmak. karartmak. f. (tohum) saçmak. 1. i. f. bir kuruluşun üyeleri. ızgara yapmak. kayınbirader. 2. f. 3. çoğ. bacanak. kararmak. kuluçkaya yatmak isteyen.cast) 1. anat. 2. yabani at. 1. i. tunç. et/balık suyu. tahammül etmek.harap. (kötü bir olaydan sonra) umudunu yitirmiş. i. (broad. şive.. 2. f. k. ızgarada kızartmak. s. gevrek. bakla. s. dilbilgisi kurallarına uymayan (bir yabancının s. bot. bronz. Britanyalı. 2. i. ırmak. kahverengi. katlanmak. (radyo/televizyon arac ılığıyla) yayımlamak. i. i. kaş. ızgaralık piliç. alın. 1.. i. kalbi k ırık. yamaç. yakla şık. f. fırında et kızartmaya özgü ızgaralı kap. 1. i. i.. engin. açık fikirli. (bir konuyu) açmak. f. komisyoncu. düşünceye dalmak. kuluçkaya yatmak. bring. kuluçka. s. 1.

k. karabu ğday. f. i. k. ezik. tomurcuk. 1. 1. i. (tokal ı bir şeyi) bağlamak. tozunu almak. toka. i. çökmeye ba şlamak. berelemek. f. i. i. . fundalık. fırça. değinmek. (bilgiyi) tazelemek. i. (terfi.´nin) en ağır/şiddetli kısmı. 3. hayvan. dili ö ğleye doğru yenen ve kahvaltı ile öğle yemeği yerine geçen yemek. Bruneili. savmak. s. Budist. Bruneili. Brüksel. kova. s. i. i. azarlama. gonca. vahşice. dili ne şelenmek. ku şluk yemeği. vahşilik. s. karşı gelmek. 1.b. 2. bere. (tüfek için) saçma. (tokalı bir kayışla) (bir şeyi) takmak/giymek. ezmek. 1. geri çevirme. 1. 3. Brunei´ye özgü. çürütmek. esmer kad ın. korsan. fundalık. i. kaba. i. vah şi adam. fırçalamak. burkulma. çalılık. kahverengimsi. baskı v. f. çürük. 1. i. hafifçe dokunmak. ters. k. vah şi. kaba kuvvet. k. --ding) tomurcuklanmak.brown sugar brown sugar brownish browse bruise brunch Brunei Bruneian brunette brunt brush brush brush against brush aside brush off brush up brush up on brushoff brushwood brusk brusque Brussels Brussels sprouts brutal brutality brutally brute brute force bubble buccaneer buck buck buck buck for buck naked buck up bucket buckle buckle down buckle on buckling buckshot buckwheat bud Buddhism Buddhist budding esmerşeker.. 2. 1. kaynamak. yetişmekte olan: a budding physicist yetişmekte olan bir fizikçi. s. brüksellahanas ı. Brunei.´ni) elde etmeye çal ışmak. kabarc ık. 2. i. s. (saldırı. çalı çırpı. 2. i. -e sürtünmek.. fokurdamak. f. erkek hayvan. z. otlamak. s. merhametsiz. sert. yer yer kabarmak/kamburlaşmak. bot. 2.b. 1. 1. i. brusque. (--ded. 2. through -i şöyle bir okumak/karıştırmak. dili ç ırılçıplak. i. i. f.. erkek geyik. gonca vermek. i. ret. 1. ciddiyetle/gayretle çalışmak. i. flambaj. esmerşeker.. buru şma. z. i. İng. yabani. 2. i. -e göz gezdirmek. frenklahanası. Brunei. f. i. 2. önemsememek. (at) s ıçramak. sık çalılık. f. 2. ald ırmamak. i. Budizm. i.. başından atmak. 2. zam v. i. s. bak. mek. dili dolar. (bilgiyi) tazelemek.

.. s. müteahhit. k. cüsseli. i. söyle şi. f. İng. f. 2. --ging) k. up Bugger you! buggy buggy bughouse bugle bugle call bugler build builder building building complex building permit built bulb Bulgaria Bulgarian bulge bulk bulky bull bull session bulldog bulldoze bulldozer bullet i. 1. s. İng. i. argo zor kullanarak bir şeyi yapmaya mecbur etmek. Bulgar. about bugger s. çiçek so ğanı. bina. İng. build. yaratmak. (araba. yapmak. inşaat ruhsatı. müz.. 4. dili (makinede) bozukluk. br ıçka. 1. bel vermek. argo saçma. mermi. i. i. tampon bölge. çok zor bir şey. boru işareti. hantal. böcek dolu. bak. f. böcek. 2. muhabbetkuşu. 1. ar ıza. i. borazanc ı. radyo v. 2. iri. i. dili patlak gözlü. 1. i. f. hata. i. buldok. herif. İng. İng. i. kurşun. f. inşa etmek. i. site. i. böcekli. . Bulgarca. bü ğlü. borazan. hacim. dili gizli dinleme ayg ıtı.. tampon. (about) h ırpalamak. argo hiçbir şey. İng. i. argo bir şeyin içine etmek. bütçe. k ımıldamak. inşaat.b. fizik. f.. İng. f. zırva. i.t. k. f. argo oyalanarak vakit geçirmek. hareket etmek. yap ı yapmak. 3. 2. 2. (built) 1. 2.. 2. in ı. k. argo birine zorluk çıkarmak. bizon. k. fayton. i. dozer. dili muhabbetkuşu. kaba arkadan sikmek. 2. yap ı. buldozer. yarenlik. (insan için) yapşaatçı. i. 2.. dili toz olmak... yoldüzer. İng. boru (askerlere işaret vermek için kullanılan çalgı). argo sıvışmak. üstünden buldozer geçirmek. argo tımarhane. 1. boğa. i. gitmek. s. argo 1. Bulgaristan. (bir şeyi) yumuşak bir şeyle parlatmak. zool. 5. örselemek.. i.. kurdu. ço ğunluk.o..buddy budge budgerigar budget budgie buff buff buffalo buffer buffer state buffer zone buffet buffet bug bug off bug-eyed bugger bugger about bugger all bugger off bugger s. dili 1. inşa. 1. ahbap. bünye. kımıldatmak. i. argo Siktir! s.... (--ged. i. i.) merakl ısı. (bir k. büfe. elektrik ampulü. kurmak. yapım. tampon devlet. arkada ş. mikrop. zool.. f.. bilg. virüs. i. 1.. i. İng.. hacimli. toz olmak. İng. i. i. oylum..

hevenk. 2. k. İng. toslamak. f. bülten. 1. . i. i. makat.. f. i. s. 2. fıçı deliği. sıkı giyinsen 1. s. büret. tıpalamak. 2. 2. i. 1. ne şeli. yüklemek. siper. boğa güreşi. batmaz. 2. bindirmek. siper ile korumak.2. 2. toplamak. tapa. dili hamburger. k. Berkant bundled her off to an asylum. i. başkalarının sırtından geçinen kimse. 1. dili (evi/binayı) soymak. İng. serseri i. grup. vurmak. engebeli. bürokrat. dövmek. i. ağırlık. i. sıkı giyinmek. ağzını tapa/tıpa ile kapamak. İng. f.. zool. serseri. bohça. devlet memurları. külçe altın/gümüş. ev/bina h ırsızı. f.. f. çoğ. tıpa. bak. dili. k. Saç ını hep topuz yap salk i. yüzen. tampon. İng. zorba. 2. 2. yük. vuru ş. birini apar topar göndermek: As soon as his wife was certified insane. oto. i. bürokratik. dili megafon. i. kabadayı. i. f. 3. birini neşelendirmek. otlakçı. tümsek. çörek. külfetli. mebzul. s ıkıcı. şiş. argo 1. i. 1. 1. k. s. i. bohçalamak. yüklenmek. takım. yığın. a ğzına kadar dolu kadeh/bardak. kan ıtlama zorunluğu. 1.. you´d better tasdik Dışarısı soğuk.o. off bundle up bung bung up bungalow bungle bunion bunk bunk bunny buoy buoy s. yumru. 2. aptalca hatalar yaparak (bir şeyi) becerememek. 1. i. 1. 2. toprak yabanar ısı. deste. dili. ev/bina soyma.o. küpe şte. tapalamak. i.. --ming) 1. --s/--x (byûr´oz) i. bungalov. dili 1. demet. 2. h ırsızlık. up buoyant burden burden of proof burdensome bureau bureaucracy bureaucrat bureaucratic burette burger burglar burglarise burglarize burglary burgle i.. i. sıkıntı vermek. burglarize. f. den. k. saçma. çarpmak. bildiri. kıç. altın/gümüş çubuk.. 2. i. sarınıp sarmalanmak: It´s cold out.. kurşun geçirmez. i.. i. dili 1. saçma. 1. 1.iyi olur. istihkâm. i. tavşancık. i. k ırtasiyecilik. büro. ım. belleten. huk.. i. 1. i. zırva. i. -i yara bere içinde b ırakmak. (--med.. f. i. tavşan. yazıhane.. daire. 2. i. f. bürokrasi.. s. (aynalı ve alçak) şifoniyer. 2. dili (evi/binayı) soymak. ranza. s. ilan tahtas ı. alışılandan çok daha bol. k. kabadayılık etmek. muhafaza alt ına almak. k ırtasiyeci. şamandıra. f. s. hiçbir işe yaramayan kâğıtlar. ini şli çıkışlı.bulletin bulletin board bulletproof bullfight bullhorn bullion bully bulwark bulwarks bum bumblebee bumf bump bumper bumper crop bumph bumpy bun bunch bundle bundle s. f. kim. ba şıboş adam. f. zorbalık etmek. saçma laflar. (ayak parma ğında oluşan) şiş. k. -e epey hasar vermek. i. anaforcu.ıyor. topuz: She wears her hair in a bun. h ırpalamak. bereketli mahsul. bak. k. çarpma. tümsekli.. Kar ısının deliliği resmen bundle up. i. bumf.

s. yakmak. f. 1. gece yarısına 1. Birmanca. yanıp kül olmak. i.. 2. bezi. geğirtmek. çalı gibi olma. yakıp kül etmek. Burkina Fasolu. Ev yan ıp kül oldu. i. 4. yak ıp yok etmek. 2. yan ıcı. (çoğ. bak. kaş. çatlama. i. dili birini çok k ızdırmak/sinirlendirmek. Bur. Bur. kile. Burkina Faso. i. görev. out burn out burn s. f. Birman. 2. burn. 4/5 kile. yuva. Burkina Faso. f.o. muhasebeci. İng. yanıp kül olmuş. up burn the candle at both ends burn the midnight oil burn up burn/hang s. s. kuyruk v. 3. Burkina Fasolu. barışmak. Myanmar. Burundili. örtmek. s. i. in effigy burned down burned to a crisp burner burning burnish burnisher burnt burp burrow bursar burst burst in on/upon burst into flames burst into laughter burst into tears burst out crying Burundi Burundian bury bury the hatchet bus bus station bus stop bush bushel bushiness bushy business business hours business transaction i. patlak. tünel kazmak..). protesto olarak sevilmeyen birinin kuklas ını yakmak/asmak. Birmanca. gömme. f. 2. i. gömmek. geğirmek. defnetmek. in. 2. s. brülör. iş. yakmak. f. bir oyukta/yuvada okul veznedar ı. Onun eline su dökemez. iriyarı. birden ağlamaya başlamak. kadar çalışmak. 2. birden ağlamaya başlamak. 2. bozulmak. çuval s. otobüs terminali.mese) 1. f. 3. pat diye girmek: What do you mean bursting in on us like this? Ne diye odam ıza böyle pat diye giriyorsun? tutuşmak. i. Burkina Faso´ya özgü. tamamen yanıp (kendi kendine) sönmek. alev almak. i. perdahçı. hold a –– He doesn´t hold a candle to her. saklamak.burial Burkina Faso Burkinese Burkinian burlap burly Burma Burmese burn burn down burn o. i. Burundili. 2. 5. 1. cila. 1. yar ılmak. s. gizlenmek.ünlü olmak için yan ıp tutuşuyor. yuva yapmak. Birmanyal ı. perdah kalemi. s. 1. hararetli. Burundi. The house burned down. Burkina Faso´ya özgü. 2. Burundi.s. Burkina Faso. i. i. 1. k. yanmak. s.. cilac ı. yanan. Birmanya. (burst) patlamak. 1. (--ed/--t) yanmak. patlam ış. mühre. yanık yeri.b. gizlemek. mahvolmak.ki. i. gür (saç. çalı. iş saatleri. parlatmak. 1. cüsseli. büyük: She has a burning desire tocilalamak. oyuk açmak. çalı gibi. meslek. kendini tüketmek. çalılık. mesele. 2. çalıyla kaplı. (ticari) iş. f. . 1. 1. i. otobüs dura ğı. 2. ticaret. Zengin ve i. fazla çalışmak. Birmanya´ya özgü. become rich and famous. patlama. 1. 1. 3. problem. yan ık. yanmış. yak ıp yok etmek. 2. 2. oyuk. parlakl ık. Burkina Fasolu. (çoğ. i. i. otobüs. yan ık. defin. şiddetli. tar.nese) Burkina Fasolu. Burundi´ye özgü. i. 1. geğirme. ileri atılma. kahkahayı koyuvermek. i. i. i. 2. bak.o. s. içini yakmak. Birmanyalı. Birman. tamamen yanmak.

pencere silmek hariç. 4. 2. kar ışmak. i. sistemli. 1. girip aramak. 1. kaba k ıçını yırtmak. tereyağı. boynuzlamak. s. Bugün çok meşguldüm. i. çekici. etmek. aceleyle hareket i. buton. k ıç. uç. f. 2. k. patlak. i. 2. destek. katliam. koşuşturmak.. satın almak. (--ed/bust) k. işadamı. Şefle ilişkisi olmasaydı çoktan işten i. sıfırışuşturma. sır vermemek. 3. k ırmak. birbirinden ayrılma. k. kasap.wom.. iflas etmiş. işlek.. olmasayd ı: But for her relationship hemen boss she would gene de. süsmek. -i yağlamak. bak. 2. kasapl ık hayvan kesmek. k. tos vurmak. i. burnunu sokmak. busi. meşgul işareti. . k ırım. busi. but. düğme iliği.. Yeni hizmetçi. 2. f. tutuklamak. have been fired long ago.. 1. dili (bir yerden) s ıvışıp kaçmak. dili -e ya ğ çekmek. 2.en (bîz´nîswîmîn) i. k ıç.. düğme. i. 1. kaba et. 1. dü ğünçiçeği. araya girmek. with the hemen her i şi . bozulmuş. -e dalkavukluk etmek. bütan. salhane. bozmak. dili s. desteklemek. meşgul: I´ve had a busy day. 2. ciddi.. i. argo popo. baş uşak. . yayık ayranı. iri gö ğüslü (kadın). sayesinde. k ırık. yakasına yapışmak. f.. canlı. süt kayma ğı. s. (askerin rütbesini) indirmek. berbat etmek. almak. 3. 4. kâhya. alay konusu kimse. kırılmış. rüşvetle elde etmek. rezil mezbaha. edat -den gayri. bozuk. katletmek. -e karışmak. telefon me şgul sesi. 2. ra ğmen. iliklenmek. kelebek. ilik. f. patlamış. 2. i. k. i. i. . 1. hareketli. popo. 3. i. körü körüne alışveriş etmek. kafa atmak. alış. f. aceleyle hareket etme.ness. k. çoğ. patlatmak. dili 1. ko tüketmiş. ortak olmak. neşeli. i. payanda. bo şanma. elektrik düğmesi. dili 1.. 1. i. izmarit. 3. dipçik. button one´s lip. f. etmek. i. k. 2. iş kadını. etli butlu. tereyağı sürmek. ki. hisse almak. ayak. -den ba şka: The new maid will do almost anything but wash windows. büst. düğmelemek. i. sap. 5.business trip businesslike businessman businesswoman bust bust bust a gut bust one´s ass bust out of busted bustle bust-up busy busy as a bee busy signal busy signal but but for but what butane butcher butchery butler butt butt butt butt in butt in on butter butter up buttercup butterfat butterfingers butterfly buttermilk buttocks button button one´s lip button up buttonhole buttress buxom buy buy a pig in a poke buy a pig in a poke buy in buy off iş seyahati. 1. konu şmamak. dili 1. rüşvetle defetmek. çoğ.. düğme. i. savuşturmak. (up) iliklemek. (bought) satın almak. 2. dili malı görmeden satın almak. alma. topu atmış. i. bot. susmak. dili sakar kimse. s. sıhhatli. -e burnunu sokmak.men (bîz´nîsmen) i. f. 1. k. bir evin ba ş hizmetkârı. 2. göğüs. f. kalça. kelepir. bir şeyi görmeden satın almak. up (bir çift) k. çenesinidüğmelenmek: Button your shirt! Gömleğini k. çok meşgul. eşek gibi çalışmak. i. 1. i. kapamak. dili eşek gibi çalışmak. f. 2.ness. dili.

Vallahi! zorla. z. bir şeyi veresiye almak.. vızıldamak. zool. nezdinde. yanlışlıkla. bir yana. İng. -e göre. yakınından.. kapatmak. çok geçmeden. .. ne şekilde olursa olsun. i. müz. rasgele çal ışarak.t. 1. tezahüratla: They elected her president by acclamation. alıcı piyasası. Evi ortaklaşa satın aldılar. notas ız. 1. müşteri. az kaldı. yakında. bir şeyi ortaklaşa satın almak: They bought the house between them. Vallahi! çok fazla. dili bir yolunu bulup. kulaktan. 2. Onu tezahüratla ba şkan seçtiler. genellikle. -in sayesinde. 2. ne yap ıp yapıp. derece derece. dili toz olmak. tarafından. edat 1. ezbere. hakkında. k. on ikiye kar şı on üç oyla. 5. (birini) rü şvetle satın almak. hiç. tesadüfen. -e kadar. izniyle. 4. vasıtasıyla. on credit buy s. uçakla. yakınında. kazara. hakkı k ıl payı. tesadüfen. Bunun üzerinde gayet düzensiz bir şekilde yirmi yıl çalıştım. alıcı. taksitle satın almak. her ne pahas ına olursa olsun. 6. elbette. gündüzün. 7. (öbürlerinden) kat kat daha . between themselves buy s. bir kenara.t. yanından. yalnız ihtiyat akçesi yatırarak satın almak. sıvışmak. Onlar kat kat daha iyi. vızıltılı elektrik zili. f. elle. 1. -den. rastlantı sonucu. tümünü satın almak. sayesinde. bir tempo ile. bağırarak. herkesin dediğine göre.buy on impulse buy on installment buy on margin buy out buy over buy s. oybirliğiyle. kendi kendine. yak ın. az bir ço ğunlukla.t. sight unseen buy up buyer buyer´s market buzz buzz off buzzard buzzer By golly! by (main) force by by by a hair´s breadth by a narrow majority by a vote of thirteen to twelve by accident by acclamation by air by all accounts by all means by and by by and large by any means by chance by common consent by courtesy of by day by degrees by dint of by ear by fair means or foul by far by fits and starts by fits and starts By gosh! by half by hand by heart by herself by hook or by crook düşünmeden satın almak. 2. k. i. vibratör. i. vızıltı. bütün hisselerini almak. düzensiz gayet düzensiz bir şekilde: I´ve worked on this by fits and starts for twenty years. kazara. tedricen.: They´re by far the best. bir tür akbaba. kendi ba şına. ne pahasına olursa olsun. bir şeyi hiç görmeden satın almak. 2. alkışlayarak. ile. yan ında.. i. 3.

aynı şekilde. -den dolayı. -in emrine göre. bak. baypas: heart bypass kalp baypası. i. asla. nöbetle.. gizlice. nöbetle. aklıma gelmişken. geceleyin. izninizle. kendi kendine. f. geçmiş şey. sebebiyle. İng. baypas yoluyla -den . genel istek üzerine. adıyla. ismen: I know him by name only. güle güle. t ıb. yüzünden. i. dili 1. bye-bye. ismiyle: He called me by name. rica/istek üzerine.. 2. 3. dili aln ının teriyle. çevre yolu. nedeniyle. 1. haftalığına. ikişer ikişer. sırası gelmişken. i. tic./Hoşça kal. geçmiş. nöbetleşe. ünlem. ezberden. . Belarussian. 1. aracılığıyla. götürü. . but by the same token we dili k ıl payı.. acele. yaradılıştan. (yard ım görmeden) kendi başına: That cat can open the window by itself. yazar ad ının verildiği satır.. doğuştan. 2. baypas ameliyatı. aynen: He hasn´t been friendly to us. doğrusu. 2. nöbetleşe.. hafta hesabına göre. dü şünmeden.. i. kendiliğinden: The var gücüyle. eski. . yavaş yavaş. sıra ile. vasıtasıyla... i. s....by hook or by crook by inches by itself by leaps and bounds by main force by means of by name by nature by night by no means by o. Allaha ısmarladık. It´s no sweat!/No sweat! k. aslında. fakat biz k. kendi kendine. Bana ismimle hitap etti. bak. O bize s ıcak davranmadı. Onu ancak ismen tan ıyorum. haven´t been k. yalnız. ilk posta ile (cevap). büyük kedi pencereyi kendi ba şına açabilir. ilk posta ile. toptan. kendi kendinize. nedeniyle. yolu ile. -in emri gere ğince. i.s. parça ba şına. ara seçim. İng. mekanik olarak. elek. baypas. -den. very friendly to him. (tüzükte) ek madde. s. i. hırsızlama. baypas yol. baypas. by order of by popular demand by reason of by request by return mail by return of post by return post by rights by rota by rote by stealth by the gross by the job by the piece by the same token by the skin of one´s teeth by the sweat of one´s brow by the way by the way by the week by turns by twos by virtue of by way of by weight by your leave by yourself bye bye-bye by-election Byelorussia Byelorussian bygone bylaw by-line bypass ne yapıp edip. dikkati çekmeden. Hiç problem değil!/Çok kolay! 2. çoğ. ünlem 1.. 1. 2. Belarus. katiyen. Obir h ızla. ağır ağır. Hiç de zahmet değil! ha aklıma gelmişken . tartı ile. bak.

gizli/özel/karanlık yol. golf oyuncunun sopalarını taşımak. bakanlar kurulu. bak. ahenk. s. 4. 2.küçük erkek kardeş veya oğul. ritim. city.. ikinci s ınıf. f. ince marangozluk. kafes. bilg. 2. 1. gomene. kadans. k ıs. en i. 2. kabin veya kamarada ya şamak. aşağılık herif. 1. tahdit etmek. ceset. gevezelik etmek. century. 1. 1. çok kullan ılan bir deyim. i. 1. kafeterya. circa. i. küçük bir yere kapamak. i. Bizanslı. kafese kapamak. C. i. gıdaklamak. 2. kakao çekirde ği. atasözü. hapishane. 2. 3. f. Romen rakamlar ı dizisinde 100 sayısı. i. küçük özel oda. c c. copy. i. kakao a ğacı. telgraf. bot. i. i. tatlı sözlerle kandırmak. k ıs. ince iş yapan marangoz. müz. gürültülü bir şekilde konuşmak. teleferik. copyright. i. taksi dura ğı (taksilerin bekleme yeri). i. bot. 2. den. 1. cent. 2. hintbademi. carried forward. i. lokomotif veya kamyon sürücüsünün oturdu ğu kapalı bölüm. i. s. kaktüs. tek atl ı binek arabası. cesarean. 1. dolaşık yol. 1. bayt. palamar. . kesik kesik gülmek. i. 2. kablo ile çekilen araba. 2. i. 1. centigrade. perdenin derece derece inmesi. Bizans´a özgü.by-product bystander byte by-way byword Byzantine Byzantium C C C of C C. sesin yava şlaması. kabin. golf oyuncunun sopalar ını taşıyan kimse. Bizans. marşandizin arkasına takılan ve demiryolu görevlilerini taşıyan cumbalı vagon. 3. küçük erkek çocuk. askeri lise/okul ö ğrencisi. i. C. k ıs. Chamber of Commerce. i.. i. i. kablo.. i. 2. 3. taksi. f. 2. i. g ıdaklama. i. i. 1. 3. Celsius. s. kadavra. kamara. hapsetmek. yan ürün. Bizanslı. kulübe. 3.. kaftan. sualtı kablosu ile çekilen telgraf. 3. 1.. i. C c/f ca cab cabbage cabin cabin boy cabin class cabinet cabinetmaker cabinetmaker´s glue cabinetwork cable cable car cable television cablegram caboose cabstand cacao cacao bean cacao butter cackle cactus cad cadaver caddie cadence cadet caesarean café cafeteria caffeine caftan cage cagey cajole i. lahana. i. seyirci kalan. kamarot. 2. 3.. İngiliz alfabesinin üçüncü harfi. na ğmenin sonu. 2. kafein. (in şaatlarda) iskele. i. uyan ık. kabine. 1. kablolu televizyon. i. i. gevezelik. f. 1. 2. i. yan yol. 1. asansör. çok dikkatli. (camlı ve raflı) dolap. f. kakao ya ğı. i. tutkal. i. Bizans. küçük lokanta. türev ürün. circa. k ıs. kurnaz. k ıs. kakao çekirdeği.

çağırma. takvim yılı. basmadan yapılmış. i. telefon kulübesi. i. afet. --es/--s) 1. dili do ğruya doğru. . çap. -e gölge düşürmek. pamuklu bez. i. i. 3.called out for help. 1. i. jeol. buzağı. i. kireçleşme.. eğriye eğri demek. i. patiska. konuşma. long-distance i. bak. İng. jeol. tıb. k. i. i. 2. 2. Ne derseniz deyin. basma. dili azarlamak. kek. (askerleri. 1. kim... 3. 1. halketmek. bağırma. (out) diye bağırdığını duydum. 1.turuncu patiskadan yapılmış. ça ğırmak.´ni) devreye sokmak. kendisini telefonla 1. kireçlendirmek. i. çoğ.. 3. birini geri ça arayıp birini azarlamak. kalkerleşmek. (bir şeyin) iade edilmesini istemek. down call s. 2. calves (kävz) i. 1. birine tekrar telefon etmek.şüphe etmek. bak. yetenek. 1. 1. 2. hesap. 3. vidala. baldır. -i durdurmak. paydos etmek. felaketli. 2. 1. 2. i. renkli di şi kedi. gerçekleri sakınmadan söylemek. 3. konu şmak. kütüphanelerde kitaplar ı sınıflandıran numara. 2. pasta. felaket. i. k.b. 2. ayarlamak. kal ıp. 2. halife. kabiliyet. haykırma: I heard a call for help.o. anat. ortaya çıkarmak. ´´ İmdat!´´ diye bağırdı. halifelik. vaketa. tıb. hesap etmek. 4. k. (paray ı) yaratmak. i. hesaplamak. k. 2. grevcileri v. kalkerleştirmek. saymak. patiska. (çoğ. İng. bağırış. küspe. -in do ğruluğundan (borcun) ödenmesini istemek. Birinin ´´İmdat!´´ seslenmek. felaket getiren. bela. 2. dana. 2. hesap makinesi. telek ız. hesaplama. kireçleştirmek. 1. dobra dobra İng. bak. s. beyaz. cajolement. demin seslendin kesmek. -i icap ettirmek. telefon konuşması. -i iptal etmek. belal ı. dili bulamayan birine şehirlerarası/uluslararası telefonla birini aramak. tatlı sözlerle kandırma.. dili çocukluk a şkı. 1. f. hesap eden kimse. birine k ısaca . caliber. takvim. back call s. -i gerektirmek. f.o. i. kalkerleşme. kireçlenmek. 3. kapasite. 1. takvim yılı.cajolement cajolery cake cake rack calamitous calamity calcification calcify calcium calculate calculation calculator calendar calendar year calendar year calf calf calf love calfskin caliber calibre calico calico cat calif caliph caliphate call call call a halt to call a spade a spade call box call for call forth call girl call in call in question call into being call it a day Call it what you want. caliph.. i. İng. benekli. 2. çok kötü. bağırmak: Did you just call me? Bana f. çıkarmak. basma. Ona kısaca Memo diyorlar. kalibre. i. s. kireçleşmek. çörek. 1. kalsiyum. siyah ve 2.o. kireçlenme. kalsifikasyon.o. tahmin. 3. (yard ımcı/danışman olarak) (birini) çağırmak. hilafet. vahim. -i mi? He -e son vermek.. calves (kävz) i. call number call off call on the carpet call out call s. -i istemek. ğırmak. hesap cetveli. çoğ. (a name) for short call s. üstüne s ıcak kek konulan çubuklu altlık. telefon etmek. 2. felaket. demek: They call him “Memo” for short. 1.

bak. tecrübesizlik. buzağılamak. 2. i. kara çalmak.. i. 1. bir şeyden şüphe duymak. i. nasırlı. Kamerun. i. i. bak. oyunu iptal etmek. yatışmak. sakinleştirmek. buzağı doğurmak. s.. z. saklama. i. (birine) bir şeyi hatırlatmak. ın şefi o. hüsnühat.. calf 1. toyluk. deve tüyü. korkak. i.t. 3. basık. yatıştırıcı (ilaç). hat sanat ı. ald ırış etmeden. birinden hesap sormak. dingin. dili borusu ötmek. kalori. iftira. 1. bot. come. calorie. i. sakince. to mind call the game off call the shots call to mind call to order calligrapher calligraphy calling card callous callously callousness callow callowness calm calm down calmative calmly calorie calory calumniate calumny calve calves cam Cambodia Cambodian cambric cambric tea came camel camel hair cameleer cameleon camellia camera cameraman Cameroon Cameroonian camomile camouflage camp camp birine/biri için (yalanc ı. calf 2. . ask. f. basık arazi. fotoğraf makinesi. hat. mak. ince beyaz pamuklu/keten kuma ş. deve.. gizlemek. kamufle etmek.o. kara çalma. çamur atmak. bak.. i. i. i. sakin. 2. nasırlanmak.o. duyarsız. 1. i. tecrübesiz. bak. i. hattat. (deniz) yatışmak. duyarsızca. yat ıştırmak. i. kaligrafi. Kampuchean. hatırlamak. f. Kamerunlu. 2.. sakinleşmek.. bak. i. birine telefon etmek. ordugâh. deveci. kamp yapmak. i.. dinginlik.. kamuflaj. (toplantıyı) açmak. Ona kötü şeyler söylüyor. f.men (käm´ırımen) i. i. katı. birinin dikkatini (bir şeye) çekmek.. i. duyars ızlık. heyecan göstermeden. kamelya. s. s. f. kaligraf. bak. i. tüyleri bitmemi ş (kuş). Kamerun´a özgü.. gizleme. kam. yatıştırmak. hissiz. 2. umursamayarak.. kameraman. 1. s.call s. names call s. bak. çoğ. k. kamp. sükûnet. i. bot. s.. sıcak su ile süt ve şeker karışımı bir içecek (bazen çay da katılır).´s attention to call s. 1. f. into question call s. köpek gibi) kötü sözler söylemek: He´s calling her names. i. chameleon. kamera. toy. f. Kampuchea. durgunluk. kartvizit. zool. up call s. to account call s. ask. Kamerun.t. durgun.o. cam. aldırışsızlık. Buranakla getirmek. (fırtına) dinmek..a. 1. 1. (bir yerin) amiri olmak: He calls the shots around here. birini askere ça ğırmak. i..er. çoğ. i.o. Kamerunlu. s. 2. 2. 2.. iftira etmek. hatırlatmak. i. i. patiska. chamomile. f. nasır tutmuş. z. sözü geçmek.

baston ile dövmek. 2.. kampanya. (could) 1. i. i. 2. 3. açık yüreklilik. i. kampus. z. teneke kutu. mat. 1. i. iptal etmek. namzet. namzetlik. mak. 2. iptal olunan şey. açık yürekli. şekerci. eksantrik mili. silmek. 1. samimiyetle. Bu gece bize u ğrar mısın? k ıs. argo klozet. şeker. 2. yapmak imkânı olmak: Can you do this work? Bu konserve misin? I couldn´t find my hat. .. aday. 1. Kanada. kanarya. i. kâfuru. f. 1. k cancellation. şamdan. şekerci dükkânı. Kanadalı. yardımcı f. tarafsız. için kimse. asıl (fikir). kampanyaya katılan mücadele etmek. kampanya yapmak. argo i. şekerkamışı. i. kanser gibi. 1. baston. argo hapishane. kamp yeri. i. 3. kanal. 2. 1. kanepe. samimi. i. tarafs ızlık. şekerleme yapmak. i. i. 3. içtenlikle. 1. ahç ı. köpekgillere özgü. kamp ate şi. aç ık.. i. kampç ılık. for . i. kampanyac katılmak. i. içten. helabulamadım. kanserli. -ebil-. dürüstlük. kampanyaya ı. 1. içtenlik. f. 4. Kanadalı. bak. i. mum. adaylık. içtenlik. üstüne çizgi çekmek. asıl fikrini söyleme. 2.. 2. asıl fikrini gizlemeyen. köpekdi şine ait. 2. i. kanser. memişhane. kampç ı. 2. bambu.camp chair campaign campaigner camper campfire campground camphor camping campsite campus camshaft can can Can he sit a horse? Can it! can opener Can you drop by tonight? can`t can´t help Canada Canadian canal canapé canary cancel cancelation cancellation Cancer cancer cancerous candid candidacy candidate candidateship candidly candidness candied candle candlelight candlestick candor candour candy candy store cane cane sugar canine portatif sandalye. i.. zool. de ğnek. s. 2. aç ıklık. 2. şerbet içinde kaynatmak. s. 3. adaylık. 1.. astrol. 3. i. 2. 1. i. samimiyet. Kanada. şekerleme. 1. sefer. kamp sahas ı. cannot. gerçek. açık yüreklilik. anat. Şapkamı ta şı. açıklık. --ing/--ling) 1. bak. i. Yengeç burcu. dürüst. kodes. Onun insanlara ba ğırması elinde değil. (Can tuvalet. 1.. okulda kalma cezas ı vermek. i. samimiyet. candor. 2. i. açık yürekle. kamış. tatlı dilli. (--ned. kam ışla kaplamak. s.. She can´t help shouting at people. 2. yüznumara. i. i. çikolata. iptal. f. seferberlik. şekerleme haline getirmek. -Ata binmeyi biliyor mu? argo Kes artık! konserve açaca ğı. 1. it´s just the way she is. i. bonbon. 1. i. i. kamp yapma. ufak kamp karavanı. kam mili. karavan gibi kullanılan minibüs/kamyonet. 2. i. i. Kanada´ya özgü. kâfur. i. f. köpekgillerden bir hayvan. s.ısaltmak. hasırlamak. zool. i. mum ışığı. asıl fikrini söyleme. şekerli: candied orange peel portakal kabuğu şekerlemesi. iptal etme. f. 4.. şekerkamışından elde edilen şeker. İng. şekerle kaplı.işi yapabilirkutusu. i.. s. huyu öyle. (--ed/--led. f. 3.

i. konserve fabrikas ı. görev. azizlik mertebesine yükseltme. k.. . büyük. i. branda bezi. 1. i. eşkin gidiş. matara. 4. konserve yapılan yer. s. mevki. sermaye masraf ı. Hrist.. 2. büyük (harf). laf. s.. 3. 1. burun. sermaye. i. bak. majüskül. (--ped. kabiliyet. s. kebere. kural. takke. 5. pelerin. kasket. 1. eşkin sürmek. 1. konserve yapma.. kilise yetkililerinin ç ıkardığı bir kanun. hırsızlık. tepe. (anket yapmak/oy toplamak amac ıyla) (birçok kimseye) gidip konuşmak. sabit varl ıklar. bak. tapa. 1. açıkgöz. 1. hacim. i. istiap haddi. s. -amaz. sermayeye ait. top güllesi. kapak. 1. k ılcal damar. başşehir. i. i. yetenekli. 2. pamukçuk. güç. f. geleneklere uygun. s. tabanca mantar ı... hesab ı. f. 3. geçimsiz. 1. konserve: canned chickpeas konserve nohut. 1. 1. doruk. 4. Hrist. 2. kahve v. i. 1. karyola sayvan ı. i. kapital. bir katedrale bağlı olan papaz. i. kep.canine tooth canister canker canned cannery cannibal cannibalism canning cannon cannonball cannot canny canoe canon canon law canonical canonisation canonise canonization canonize canopy cant cantankerous cantankerously cantankerousness canteen canter canvas canvass canyon cap capability capable capacious capacity cape cape caper caper capillary capital capital account capital assets capital crime capital dividend capital expenditure capital letter köpekdişi. -amazlar (Anlamı vurgulamak gerektiğinde can not olarak ayrılır. anamal. ask. i. kap. --ping) i. büyük harf. i. markiz. 2. büyük harf. 1. 1. gök kubbe. i. failini ölüm cezas ına çarptırabilen suç. İng. dikkatli. i. ba şlık. dili sermaye sütun ba sabit aktifler. f. kabiliyetli. aksi. içi çok şey alan. Hrist. f. konulan) teneke kutu. s ıfat: He did this in his capacity as president. -amam. i. boş laf. derin vadi. canonization. kurallara uygun. 4. i. ince boru. kapsül. kapari. baldaken. 1. 4. 2. argo iş. tuval. azizlik mertebesine yükseltmek.. anat. z. aksilik. kantin. gebreotu. zirve. sayvan. Bunu başkan sıfatıyla i. i. konuşma dilinde çoğu s. 2. yamyamlık. şı. istidat. sermaye kâr ı. 3. yetenek. oylum. 2. bot. f. i. gebre.b. eşkin gitmek. yardımcı f. 2. k. büfe. hoplayıp zıplamak. i. coğr. büyük harf. başkent. kapari. top. 5. huysuzluk. -amayız. iktidar. kano. 1. 2. tedbirli. uyan ık. kapasite. 2. kanyon. 2. i. 3. 2. yamyam. (çay. geniş. 1. güç. ehliyetli. i. huysuzluk yaparak. yetenek.. kilise hukuku. iktidar. f. i. 2. majüskül. aft. İng. dili yaramazlık. gebreotunun yemi şi. huysuz. ehliyet. majüskül. 3. i. -amazsın(ız). Hrist. canonize. 3. 3. s.. kilise hukukuna ait. 2. i. i. branda. 2. suç. i..

İng. 1. i. kopya kâğıdı. İng. silahlar ı bırakmak. k ısa tüfek. kumanda etmek. astrol.. f. i. i.. capital letters. araba. 1. karbonat. kopya.capital letter capital levy capital punishment capital stock capitalise capitalism capitalist capitalize capitalize on capitulate capitulation capitulations caprice capricious Capricorn caps caps capsize capstan capsule captain caption captivate captive captive audience captivity captor capture car car park car wash caramel carat caravan caravansary caraway carbide carbine carbohydrate carbon carbon black carbon copy carbon dioxide carbon monoxide carbon paper carbonate carbonated drink büyük harf. alabora olmak. karbondioksit. -i kendi menfaatine çevirmek. i. i. gazlı içecek. i. . -e sermaye sa ğlamak. anamalc ılık. alabora etmek.). kervansaray. kapitalizm. i. çoğ. karbonatla ştırmak.. f. karabina. tutsak. s. başlık.. i. tutsaklık. vagon. 3. f. bak. deniz albayı. kopya kâğıdı. 2. f. i. ırgat. teslim olmak. esir. otopark. karpit. i. tutsak etmek. i. s. i. üstü kapal ı yolcu veya yük arabası. kapsül. 2. şartlı teslim. bocurgat. k. kaptanlık etmek. ele geçiren kimse. 2. 2. zoraki dinleyiciler. karbon. Karaman kimyonu. k ırat. 1. i. i. 2.. 2. capitalize. karbonmonoksit. 1. kapitalist. f.. 1. devrilmek. 1. manşet. karbon kopyas ı. büyülemek. ele geçirmek. reis. lamba isi. otomobil. karavan. majüskül. anamalc ı. k ıs. 1. i. -i büyük harfle yazmak. yanm ış şeker. kapitülasyonlar. kervan. dili büyük harfler. is. karbon kâ ğıdı. zaptetmek. ele geçirme. ölüm cezas ı. esas sermaye hisse senedi. -den faydalanmak. 3. kapris. i. 2. f.. 2. 1. i. kim. cezbetmek. karbon kâ ğıdı. çoğ. i. kaprisli. zaptetme. 2. oto yıkama yeri. -i sermayeye çevirmek. f. f. yüzbaşı. tutsak eden kimse. kaptan. i. 3. i. i. i. i. i. O ğlak burcu. İng. karbonhidrat. i. devirmek. ayar (1 kırat = 200 mg. karamela. 1. frenkkimyonu. i. sermaye vergisi. esir dü şmüş.

itina.carbonated water carbuncle carburetor carburettor carcass card card catalog card index card index card table cardamom cardboard cardiac cardiac arrest cardiac disease cardiac failure cardiac muscle cardigan cardinal cardinal numbers cardiogram cardiologist cardiology cardsharp care care for care of careen careen around the corner careen down the road career carefree careful carefully carefulness careless carelessly carelessness caress caretaker caretaker government careworn carfare cargo Caribbean caricature caricaturist soda. karton. dikkatle. carburetor. 3. dertsiz. O yoğun bakımda. yük. f. kayıtsız. s. Bana some tea? Çay içmek ister eliyle: Write me istemek: Would you care for mektup postalad ığında zarftaki ismimin alt ına yandan Göksel eliyle diye yaz. i.. 1.b. kargo. 2. dikkatsizlik. üçkâ ğıtçı. 1. İng. kucaklamak. bak. 3.). i. 1. ana. özenli. kardiyogram. kumar masas ı. dikkat. dikkatli olma. kalbe ait. s. dikkatsiz. kariyer. 1. i. karikatürcü. kalp krizi. i. sevmek. kart. karikatür. isk. bilgisiz. kardinal. i. 1. 2. kardiyoloji. z. Onu k our old age? Ya şlılığımızda bize kim bakacak? 2. ceset. kalp ilacı. 2. 3. iskambil kâ ğıdı. kayg ı. i. leş. 1. hırka. 2. hileci. kart fihristi. i. s. i. 1.. (motorlu araç) bir yandan bir yana hafifçe sallanarak ilerlemek. s. karikatürünü çizmek. dikkatli. 2. 2. parlak kırmızı. i. i. 4. kardiyak. f. kardiyolog. ev v. i. özen. i. . 3. den. karbüratör. i. karikatürist. 1. tasa. i. kapıcı. 2. i.. tedbirli. (h ızla giderken) bir yana yatmak. i. şirpençe. He -e bakmak: Who will care for us inız kardeşine emanet etti. önemli. okşamak. 1. (motorlu araç) bir Cengiz bir yana hafifçe sallanarak gitmek/ilerlemek. özenle. tasas ız. (sahibi yokken malikâne. enkaz (gemi v. karina (motorlu araç) yan yatarak kö şeyi dönmek. i. kaygısız. Karayip. belli ba şlı. ok şama. 2. s.b. (otobüste) bilet paras ı. dikkatsizce. care of Cengiz Göksel. i. geçici hükümet. dert. i. endişeden bitkin. left him in his sister´s care. 1. asal sayılar. ceket. 1. i. itinayla. kalbi uyaran. i. 2. anat. 2. mukavva. kartotek. kalp hastas ı. 2. kalp krizi. mide a ğzına ait. kart katalo ğu. kalple ilgili. İng. itinal ı. bakım: He´s in intensive care. z. s. kalp kas ı.´ne bakan) bekçi. 3. kalp hastalığı. s. bina iskeleti. maden sodas ı. çıban. 1. 1. 2. kucaklama. dikkat. i. i. i. ölçülü. f. ihmal. kakule.

İng. 1. sürüklemek.caries carload carmine carnage carnal carnation carnival carnivore carnivorous carob carol carouse carp carpenter carpentry carpet carpet sweeper carport carriage carriageway carrier carrier bag carrier pigeon carrion carrot carry carry an amount forward carry away carry coals to Newcastle carry on carry one through carry one´s point carry out carry out/take reprisals carry s. k. (kara ta şıtının sallanmasından ileri gelen) mide bulantısı. do ğramacı. dülger. 2. üstün gitmek. f. 1. duruş biçimi. taşıt şeridi. araba dolusu. devam etmek. i. etobur. zool.. istediğini elde etmek. k ızıl. yolcu vagonu. carrycot i. vagon dolusu. 2. nakliyeci. dili 1. bot. through carry s. 1. 2. haritac ılık. 3. aşırı gitmek. keçiboynuzu. etkili/önemli olmak: It´ll getirdi. zool. i. 2. 1. büyük torba/poşet. f. nakliye şirketi. nakliye ücreti. yanları açık garaj. Noel ilahisi. yerine getirmek. dili bir şeyin dozunu kaçırmak. -i bitirmek: She carried through on her promise. k ırım. cart götürmek. dili tereciye tere satmak.t. cartilage cartographer cartography i. kartografi. bot. alıp götürmek. i. i. i. (k ızgınlıktan) bağırıp çağırmak. Sabr ı sayesinde bu işi başarır. etçil. bir şeyi yerine getirmek. at arabas ı. cinsel. f. 5. (to) hesaptaki bir miktar ı (başka sütuna/sayfaya/deftere) nakletmek. i. galip gelmek. 2. (on) -i yerine getirmek. halı. i. (karayolunda) şerit. nakliye. çürümüş et. gerçekten yapmak. (saplı) portbebe. yenirce. yol. carsickness i. taşıma. Onlar ı etkilemez o. i. at arabası ile taşımak. taşımak. f. gerçekten yapmak. (bir şey) birini ayakta tutmak: (bir şey) birini başarılı bir sonuca aşırı bir şekilde davranmak. i. s. (dişte/kemikte) çürüme. Noel ilahisi söylemek. i. el arabası. (işi) sürdürmek.ulaştırmak. i. taşıyıcı. katliam. kan dökme. 4. get carried away kendini kapt ırmak. 2. i. taşıyan. i. atlı yük arabası. içki âlemi yapmak. k. 1. karnaval. işi sürdürmek. marangozluk. haritac ı. şamata Her patience will carry her through. Sözünü yerine carry no weight with them.. kapılıp gelmek. i. bedensel. İng. i. i. 1. 2. tatbik etmek. sızlanıp durmak. karanfil çiçe ği. (birini/bir şeyi) dışarıya taşımak. gırgır (süpürge). etobur. amacına ulaşmak. 2.. harnup. 3. havuç. 1. k. İng. 2. 1. misilleme yapmak. karanfil. too far carry the day carry the day carry through i. posta güvercini. uygulamak. içki içip şamata yapmak. şehevi. i. Bu kamyon yirmi tonluk bir yük ta şıyabilir. (bir şeyin) sayesinde (bir işi) carry weight carry/bear/have a grudge against birine karşı kin beslemek.. s. heyecanlanıp aşırıya kaçmak. kartograf. i. i. kazanmak. marangoz.. leş. İng. k.. lal.. 3. 1. sazan. dili kazanmak. i. duruş. 1. taşımak: Carry her on your back! Onu sırtında taşı! This truck can carry a load of twenty tons. 4. i. 2. s. . İng.t. k ıkırdak. 2.

i. gölge yapmak. rol taksimi yapmak. be ş ık. bot. foto ğraf makinesi mahfazası.carton cartoon cartoonist cartridge cartridge belt cartridge case cartridge pen cartwheel carve carver carving carving knife casaba casaba melon cascade case case case ending casement cash cash cash dispenser cash in on cash on delivery cash on the barrelhead cash point cash register cashew cashier cashmere casing casino cask casket Caspian cassava casserole cassette cassette player/deck cassock cast cast cast a horoscope cast a shadow cast a slur on cast a spell on cast a spell upon i. şelale. matb. zayiçesine bakmak. 2. i.b.´ni) oymak. bot. vaziyet. savurmak. oynayanlar. tahsil etmek. 2. bir fıçı dolusu. 1. (k ırık kemiğe) alçı. biladerağacı. 4. foto. çerçeve. . 4. yana dayanmalı aşma. kavun. -e büyü yapmak. karikatür. İng. yazarkasa. pe şin para. i. durum. 3. kın. fıçı. kaplama. oymac ı. i. kasa. (kızarmış eti) dilim dilim kesmek. ödemeli. karton kutu. 2. k. 3. (mermi için) kovan. taş dilimlemek. 3. toprak/cam kapta pişirilen yemek.´ni) çevirmek. kaşmir yün. f. 1. manyok. k. i. i. oyma. 5. kutuya koymak. 2. f. atfetmek. el yard ımı ile yanlamasına atılan takla. (çek) bozdurmak.O. Bu sabah sandfrengili hastaya baktım. veznedar. -i lekelemek. s. kasiyer. k ıs. 1. yöneltmek. çemberleme. 2. güveç. dili nakit para. çizgi film. 3. -e leke sürmek. mahuncevizi. İng. palaska. pencere kanadı. tabut. büyük resim tasla ğı. küçük kutu. 1. 1. büyü yapmak. -den kazanç sa ğlamak. fişek. i. 1. hasta: I had five cases of syphilis this morning.D. 3. 1. 4. çizgi film çizen sanatç ı. (cast) 1. 2. hal. 2. karikatürcü. camera case tak ı. 2. dilb. dili -den yararlanmak/faydalanmak. kartuş. karikatürist. kutu. i. oyma. (ağaç. 1. amerikaelmas ı. papaz cüppesi. kasa. 1. s. kal ıp. kaset. nakit para. 3. dış görünüş. 2. film kutusu. i. 1. (oy) vermek.b. kasadar. kasa. kaşmir: cashmere sweater kaşmir kazak. manyok kökünden ç ıkarılan nişasta. bankamatik. para. 1. v. i. vaka: a murder case cinayet i. 1. -i büyülemek. maket. f ırlatmak. fırında kullanılan toprak/cam kap. i. kanatlı pencere. kartuşlu dolmakalem. 3. i. paraya çevirmek. kutu. C. i. mahfaza: violin case keman kutusu. 2. kavun. varil. kaset. 6. 1. 2. 2. tesliminde ödenecek. i. kasetçalar. 5. 2. bir varil dolusu. 2. i. i. i. i. f. (bakış v. 2. 1. oymacılık. 2. kaşmir kumaş. mücevher kutusu. mukavva kutu. 2. (sofrada kullan ılan) et bıçağı. oyularak yap ılmış eser. 1. çağlayan. i. 1. atmak. 2. (bir tiyatro oyununda/filmde) rol alan kimseler. i. fişeklik. i. çerçeve. 1. kumarhane. atma. f. tapyoka. (bankada) vezneci. 2. (büyük bir satış yerinde) kasa yeri. kaşmir. 3. 1. i. i.

Ona şöyle bir göz attı. ilgisizlik. den. katafalk. Katalanca. 2. caster. akbasma. İng. çavlan. 1. can ını sıkmak. i. catechism. 2. azarlamak. büyük çağlayan. 2. 2. i. 1. i. paylama.t. ince tozşeker. i. k. dili -in kaderine ba ğlanmak. ıssız adada bırakmak. i. 2. k ınamak. 2. acil servis. iğdiş etmek. k. katalog yapmak. tıb. dökme demir. Katalonya. 1.cast a vote cast about cast anchor cast away cast down cast in one´s lot with cast iron cast iron cast loose cast lots cast of mind cast off cast one´s bread upon the waters cast one´s lot in with s. i. . ilgisiz. hadım etme. bak. katarakt.o. cat-and-dog fight kedi köpek kavgas ı. kura çekmek. kas ıtlı olmayan. s. font. adrift cast/drop anchor castanet castaway caste caster caster sugar caster/castor sugar castigate castigation cast-iron castle castle in the air/castle in Spain castor castor castor oil castrate castration casual casual clothes casualness casualty casualty ward/department cat cat cat nap catafalque Catalan catalog catalogue Catalonia catapult cataract oy vermek. düşünüş şekli. katalo ğunu hazırlamak. bak. reddetmek.. azarlama. 1. çok sağlam. 2. şato. İng. 1. çöpe atmak. kastanyet.. i. ayırmak. k ıs. İng. Katalan. pik. dili kar şılığını beklemeden iyilik etmek. demir atmak. 2. çözmek. s. aksu. bir şeyi akıntıya bırakmak. lakayt. hayal. 2. 2. hintyağı. 1. biriyle işbirliği yapmak/bir olmak.. -i tasarlamak. kale. i. i. i. acil servis. devirmek. f. 1. sapan. i. çok dayanıklı. 1. hadım etmek. deniz kazas ına uğrayıp ıssız bir kıyıda mahsur kalan kimse. s. iğdiş etme. (kazada/sava şta) ölen. hulya. demir atmak. kaza. katapult. yaralı. kast. İng. 3. şekerleme./cast in one´s lot with s. kayıtsız. i.o. (mobilyaya tak ılan) küçük tekerlek. 1. günlük elbiseler. 4. pudraşekeri. 1. demirlemek. catalog/catalogue. 2. Tasarrufun ucu ona i. 3. mancınık. i. i. pikten yap ılmış. i. dökümcü.. -i düşünmek. He was a İng./cast one´s lot cast s. alarga etmek. şelale. i. f. yaralanan. paylamak. 1. satranç kale. i. 1. 2. catalog. katalog. rasgele. perde. f. pik. f. kayıtsızlık. pek dikkatli olmayan: He gave it a casual glance. İspanyol çalparası. i. tesadüfen olan.. pudraşeker. İng. casualty of the spending cutback. ölü. kedi.

kurt. 2. on the door handle. sâri. afet.. kilit my 3. i. yakalayan şey/kimse. şuna gitmek. i. red-handed catch s. ilmihale dayanarak din dersi vermek. yiyecek tedarik etmek. felaket. av/bal ık. katedral.´s attention/eye catch sight of catch sight of catch the fancy of catch up catch/get hell catch/take s. s. s ınıflandırmak. dili papara/zılgıt yemek. dili fena halde o şlanmak. İng. f. 1. i. dinlenmek. av. 2. s. f. vasıflandırmak.. tutuşmak.o. diliyakalamaya/tutmaya çal ışmak. off guard catch s. 2. yakalama. bak. tutuşmak.o. 3. 5. bölüm. dili -i müstakbel e ş olarak düşünülen nezle olmak. tak ılmak. soluk almak.. tırtıllı palet. birini haz ırlıksız yakalamak.. kati. İng. dinlenmek. müz. birini gafil avlamak. kategori. Seda gözüme ilişmek: At that moment I caught sight of her.o. i. unawares catcher catching catchy catechise catechism catechize categorical categorically categorise categorize category cater caterpillar caterpillar tread catfish catgut catharsis cathartic cathedral Catholic i. tutma. Hrist.o. sleevebir partide yakalanan Gömleğimin k. soluk almak. tabaka. beysbol vurucunun arkasında durup topu tutan oyuncu. zool. f. 1. adamakıllı bir zılgıt yemek. off guard catch s. 6. müshil. i. napping catch s. bölüm.. i. tırtıl. s ınıf. i.. Benden hakadar ileride ki ona yeti şmemin imkânı yok. birdenbire farketmek: I caught sight of Seda. catechize. nefes almak. Hrist. hoş ve kolaylıkla akılda kalan. dili 1. k. i. kiriş. birini gafil avlamak. birini suçüstü yakalamak. s. çakmak.. f.. feci.catarrh catastrophe catastrophic catch catch catch at catch cold catch fire catch fire catch forty winks catch it catch on catch one´s breath catch one´s breath catch one´s eye catch s. 2. kesin. Katolik. felaket. k ısa bir süre uyumak. bula şıcı. ateş almak. müshil. kategorik. -in gözüne ilişmek. (trene/vapura/uça ğa) yetişmek. s. birinin dikkatini çekmek. . 2. O anda gözüme gözüne ilişti. tutmak. f. i. ilmihal. uygun kişi.. parça. in the act catch s. k.o. birini suçüstü yakalamak. f. boğaz veya burunda balgam/sümük toplanma. birini gafil avlamak. 1. rahats ız edici duyguları dışa vurarak onlardan kurtulma. dikkatini çekmek.caught dili. katarsis. soluklanmak. 4.o. moda olmak. tutmak. z. birini gafil avlamak. gözüne çarpmak. zümre. anlamak. katarsisle ilgili. Hrist. felaketli. on k. bak. 1. s. i. categorize. i. yemeklerin haz ırlanmasını ve servisini üstüne almak. k. dili kestirmek. yayınbalığı. yakalamak. (caught) 1.o. sıkışmak: I 2.. katarsise yol açan. kategorik olarak. i. -in ho 1. s. tırtıl. ilişti. k. with -e yetişmek: He´s so far ahead of me I can´t possibly catch up with him. 2.

suçüstü yakalanm ış. s. ihtiyatlılık. kavite. Kendini adamayacausedbir dava. at -e itiraz etmek: I won´t cavil about it with anat. ülkü: That´s a cause worthy of one´s olmak. arnavutbiberi. carbon copy. çoğ. i. süvari s ınıfı.men (käv´ılrimîn) i. s. 4. i. i. ikaz. 1. İng. bak. genel. kazan. 1. nedensellik. oynamak. i. f. tedbir. gak. bak. i. herkesin ilgisini çekmek. karnabahar. ışmam. 2. iki kara parçasını birbirine bağlayan ve deniz kabardığında suyla kaplanan i. uyar ı. compact disk. sığırlar. Kafkasyal ı. kendini beğenmiş. evrensel. süvari. ambar gibi (yer). çoğ. (önemsiz şeyler üzerinde) tartışmak. huk. i. s. 2. i. laubali. cauterize. Katoliklik. birini günaha it really cause my camellias to bloom earlier? Gerçekten 1.. k. f. bak. yak ıcı. i. i. sıçramak. cave. f. caviar.al. gaye. Kafkasya. açan ne? Will sokmak. Seninle bo şluk. umumi. s. onu tart 3. kocaman. f. oyuk. 1. kedi gibi. çökmek. uyarmak.. s. sebep. ihtiyatlı. cubic centimeters. cürmü meşhut halinde yakalanmış.. Kafkas. s. hedef. dikkatli. 2. i. tıb. 1. dağlamak. havyar. mağara. nedeni olan. k. . heyecan yaratmak. ikaz.catholic Catholicism catsup cattle catty Caucasia Caucasian Caucasus caught caught in the act cauldron cauliflower causal causality cause cause cause s. ihtiyatla. 2.. to sin cause/create a stir causeway caustic cauterise cauterize caution cautionary cautious cautiously cautiousness cavalier cavalry cavalryman cave cave in caveat caveman cavern cavernous caviar caviare cavil cavity cavort caw cayenne cayenne pepper cc CD CD player s. f. karga gibi ötmek. f. 1. ihtar. 2.. cav. İng. tıb. kostik madde. k ıs. you.. bak. sebep devotion. mağara adamı. s. 1. f. ihtiyat. karga sesi. kompakt disk çalar. i. z. çürük. dişçi. uyarıcı. yakmak. 1. i. f. atlı şövalye.ry. 3. 2. nedensel.. 2. büyük ma ğara. dili i ğneli (söz). tedbirli. liberal. s. i. arnavutbiberi. 3. serbest. illet. 2. i. amaç. i. ikaz etmek. acı (söz). sansasyon yaratmak. uyarma. i. 2. 2. Katolik kilisesi. dili iğneli söz söyleyen. 1. kibirli. i.o. i. ketchup. neden olmak. oyuk. catch. i. yol açmak: What´s de ğer this? Buna yol f. k ıs. dava. i. neden.. süvariler.men (keyv´men) i. çoğ. sakıngan. i.. (göl/bataklık üzerinden geçen) uzun köprü/kazıklı yol. aç ık fikirli. neden olu şturan. gaklamak. 1. kostik. i. i.

2. durmak. çimento. durmadan. Civil Engineer. ortaya gelmek. s. sapkerevizi. ile dostluk kurmak. göğe ait. s. devretmek. yüz yıllık. kınama.. i. 4. i. 1. beton kar ıştırıcı. i. ate şkes. 5. i. ara vermeden. Chemical Engineer. i. küçük oda. s. göze. göçermek. 3.. kesilmek. Church of England.. i. b ırakmak. s. eleştirme. . Kelt. 2. viyolonsel. i.merkezi. eleştirmek. bayram yapmak. bak. sansürlemek. s. gözeli. i. i. kereviz. şarap stoku.ını almak. 2. i. gözesel. i. kutlama. tavan fiyatı. z. 4. ateş kesmek. f. central. ortada olmak. betonyer. Keltçe. i. 2. şarap mahzeni. yüzyıl. sansür memuru. Kelt. 1. dili cep telefonu. çimento ile s ıvamak. 2. orta.. i. f. s. göksel. i. selüloz. mahzen. sürat. ortas 2. ortaya almak. 3. me şhur. i.CE cease cease fire cease-fire ceaseless ceaselessly cedar cede ceiling ceiling price celebrate celebrated celebration celebrity celerity celery celery root celestial celestial pole celibacy celibate cell cellar cellist cello cellophane cellular cellular phone/telephone celluloid cellulose Celsius thermometer Celt Celtic cement cement good relations with cement mixer cemetery censor censorship censure census cent cent centenary centennial center center of attraction k ıs. Corps of Engineers. merkezi. 2. kabristan. çimentolamak. asır. sansürden geçirmek. çekim 2. bırakmak. 4. 1. sayım. i. 2. gökkutbu. 2. k. 1. f. yap ıştırmak. sedir.. i. selofan. 3. ünite. 2. 1. devam etmemek. kutsal. sansür. da ğservisi. hücresel. ünlü. yüzüncü yıldönümü. k ıs. elek. i. 1. Keltlere özgü. mezarlık. 1. cep telefonu. f. son vermek. i. k ınamak. terketmek. pil. ün. bot. kutlamak. ilahi. merkez. ask. i. santigrat termometresi. yüz yılda bir olan. 2. s. centigrade. hücre. i. sent (Amerikan dolar ının yüzde biri). f. 1. nüfus sayımı. aralıksız. hız. i. sürekli. azami fiyat. 3. 1. i. Keltçe. viyolonselist. 1. (gen. kiler. semavi. 2. 3. 1. ünlü. dini nedenlerden dolayı) evlenmeyen ve cinsel ilişkide bulunmayan (kimse). me şhur. 1. s. 1. (gen. şöhret. i. 3. spor santr. century. i. bodrum kat. hücreli. 2. i. sağlamlaştırmak.. i. betonkarar. 2. dikkat ortalamak. bodrum. f. bir merkezde toplamak. sona ermek. sansürcü. centennial. bitmek. f. 1. kökkerevizi. şöhretli. dini nedenlerden dolayı) evlenmeme ve cinsel ilişkide bulunmama. i. i. 1. sansür işleri. beton ile kaplamak. tavan. selüloit.

. k ıs. s. entel.. törensel. merkezkaç kuvveti.. i.. vesika. certificate. teyit etmek. katiyet. 1. 3. ağırlık merkezi. s. kesinlik. kati. tören. 2. ana. f. i. tahıla ait. ş üstüne. boyun. z. merkezde toplamak. s. resmiyet. ussal. santigrat termometresi. i.. belirli.. katiyet. i. merasim. i. . merasimle ilgili. karo fayans. s. diploma. İng. 1. i. santigram. 6. ruhsat. bak. centiliter. anat. merasim. resmi. tören. i. merkezileştirilme.. s. certified. zahire. Orta Amerika. santigrat. şahadetname. seramik seramikçi. muhakkak. belli ba şlı. rahim boynu. İng. 2. k ırkayak. ayin. telefon santralı. santrifüj. protokol. beyin. dili -in ak ıl hastası olduğunu resmen tasdik etmek. bak. 1. dili entelektüel. f. çini. elbette. merkezi. 2. bak. 2. 1. centimeter. tahıl bitkisi. i. tabii. 3. muayyen. merkezcil.. İng. s. bak. 3. 2. i. santral memuru. sertifika. fayans. i. merkez bankas ı. f. s. 1.. 2. tasdikname. 2. kalorifer. (m ısır gevreği gibi) tahıldan yapılmış kahvaltılık yiyecek. s. seramik. santilitre. s. merkezkaç. kesinlik. çanak çömlek. i. İng.center of gravity center of gravity centigrade centigrade thermometer centigram centigramme centiliter centilitre centimeter centimetre centipede Central central Central America central bank central heating centralisation centralise centralization centralize centrally centre centrifugal centrifugal force centripetal century ceramic ceramic tile ceramics ceramist cereal cerebellum cerebral cerebrum ceremonial ceremonially ceremonious ceremoniously ceremony cert certain certainly certainty certificate certify certitude cervix ağırlık merkezi.. i. i. i. İng. santimetre. 3. centigram. 4. törensel. çıyan. k. 1. merkeze do ğru yaklaşan. yüzyıl.. 4. s. asır. kesin. kaç ınılmaz. emin. 3. zool. tahıl. merkezile ştirmek. merkezi ısıtma. merkezile ştirme. İng. ba i. çinici. anat. k. i.. teklifli. i. center. tek. çini. bak. e şya. resmi. 2. s. i. tasdik etmek. z. orta. i. 1. 2. ayin. bak. 3. 4. 5. beyinsel. i. merkezileştirilmek.. çini işleri. 1.. certify. seramik sanat ı ve tekniği. do ğrulamak. bazı.. anat. centralize. hububat. 2.. 1. f. i. i. çinicilik. z. şüphesiz. z. 1. (-in doğruluğunu/gerekliliğini) belgelemek. beyincik.. 1. 2. 2. anat. tahıl türünden. i. törensel olarak. çok resmi bir şekilde.. centralization. çoğ. belge. i.

. cost. iskemle. s. meydan okuma. k ıs. zincirleme reaksiyon. ink ıta. utanç. 4. f.. s. zincirleme mektup.. zincirle bağlamak. meydan okumak. k. bak. i. ırıklığına uğratmak. i. zincirlemek. makam. peş peşe (sigara) içmek. k ıs. i. Çad´a özgü. s.men (çer´mîn) i. çoğ. peş peşe sigara içmek. rezil etmek. i. oda orkestras ı. kesilme.. telesiyej. aynı mağazalar zincirine bağlı mağaza. f. Hrist. 4. kim. 3. ticaret odas ı. Sri Lankan. 3. i. church. sigara tiryakisi. Çadlı. çoğ. sandalye. (erkek) kurul başkanı. durma. başkan. up (sayı/puan) kazanmak/kaydetmek. kürsü. hayal k ırıklığı. oda hizmetçisi. utandırmak. kad ıköytaşı. i. i. kamara. Çadlı. 2. cgm ch Chad Chadian chafe chafe at the bit chaff chagrin chain chain letter chain of command chain reaction chain smoker chain store chain-smoke chair chair lift chairman chairmanship chairperson chairwoman chaise longue chalcedony chalice chalk challenge challenge match challenger chamber chamber music chamber music chamber of commerce chamber of commerce chamber orchestra chamber pot chambermaid chambers i. cost and freight. i. i. 1. 2. i. sezaryen. 2. 2. hayal k 1. (ayakkabı) vurmak. i.. çoğ. (kadın) kurul başkanı. 3.en (çer´wîmîn) i. chair. i. chain. k ıs. i. lazımlık. k ıs. mahkeme. Çad. hâkimin oturum dışı konularda çalıştığı yer. i. tebeşir. zincir. f. lağım çukuru. spor çelenç. daire. freight. başkanlık. sezyum. sezaryen. f. komisyon. chief. ğ). başkan. compare. f. chair. 4. silsile (da i. Sri Lanka. 5. chapter. şezlong. oda müziği. centigram(s). Çat. bak. tahıl kabuğu. k ıs. i. oda müziği. (ayinde kullan ılan) kadeh. dili işlerin gecikmesinden dolayı huzursuz olmak. i. i. chafing dish (sofrada kullanılan) yemek ısıtıcısı. saman. meydan okuyan kimse. 1. iç sıkıntısı. ovarak ısıtmak. i. başkan. oda. chancery. and insurance. . çöp. f. 1. ovarak aşındırmak. başkan. i. komuta zinciri. fişek yatağı. i. İngiliz yasama meclisi. kurul ba şkanı. child. 1.wom. kalseduan. yatak odas ı. Çad. kurul ba şkanı. ticaret odas ı... 2.cesarean cesarean section cesium cessation cesspool Ceylon Ceylonese cf CF CFI cg. özel oda. sinirlendirmek.

t. i. talih. (taşıtta) f. bozuk. 2. bozuk para çantas ı. zool. çatlatmak. 3. şapel. 1.. hizmetçi. 2. 2. şampanya. ask. i. mecra. İng. 1. i. rektör. küçük kilise. 5. kanal açmak.. 2. Tesadüf eseri oradayd ı. hava de ğişimi. monoton bir melodi e şliğinde söylenen sözler. tahavvül. yakarak kömürle ştirmek. bak. f. 1. 1. nöbet de ğiştirmek. fikrini/karar ını değiştirmek. savunucu. s.1. bozuk tahvil etmek. düzensiz. -e tesadüf etmek. 2.. (ciltte) çatlak. kar ışıklık. Ankara´da üstünü de ğiştirmek. çocuk. i. savunmak. s. 1. --ring) 1. para. yüzü k ızarmak. k. i. kaos.. bo ğaz. şanjanlı.4. adres de ğişikliği.kadın. i. f. dili kesin olmayan. k. 2. s. yüzü k ızarmak. 3. değişiklik. dönüşme. ordu veya hastanede) papaz. müdafi. bot. 2. i.. bozukluk. başbakan. kargaşa. s. başkasının eline geçmek. değişikliğe uğramak. (madeni yüzeyleri parlatmak için kullanılan) güderi parçaspapatya. şarkı söyleyerek kutlamak. tutmak. değişme. şampanya rengi. monoton ses tonu. ı. 1. avize. şarkı söylemek. da ğkeçisi. dönüşüm. i. i. 3. sertleştirmek. katır kutur/kıtır kıtır/hart hurt/çıtır çıtır yemek. (kadın) hademe. -in dışını yakarak kömürleştirmek. 1. i. caymak. destek olmak. şampiyona. müdafaa etmek. dili ağız değiştirmek. (--red. 2. (Almanya´da) şansölye. s. --ping) 1. 1. radyo. i. yanardöner. bukalemun. i. taraf ını i. çok sab ırsızlanmak. dili (bir riski) göze almak. (okul. 4. üstünü başını değiştirmek. 1. 5. changeability. ufakl ık. 2. (soğuk) (cildi) çatlatmak. k ısım. 2.´ni) yarmak. i. k ızartmak. şans eseri olan. k. 1. f. 1. nehir yatağı. el değiştirmek. 4. akak. yüzü solmak. delikanlı. 2. -e rastlamak. i. f.tahta v. i. (from/to) (bir uygulamadan ba şka bir uygulamaya) geçmek.chameleon chamois chamomile champ champ at the bit champagne champion championship chance chance chance on/upon chancellor chancy chandelier change change change clothes change color change color change hands change hands change of address change of air change one´s mind change one´s tune change over change purse change the guard changeability changeable changeableness changeless changeover channel channel s. bir şeyi (bir yere) vermek/dökmek/akıtmak/kanalize etmek. 2. kavurmak. 1. değiştirmek.. değişim. 2. yol. sahip de ğiştirmek. f. 3. kader. f. TV kanal. karmakar ışık. s. hizmetçi yanarak kömürleşmek. fırsat. into chant chant chaos chaotic chap chap chapel chaperon chaplain chapter char char i. (toprak. 2. f. hiç de ğişmeyen. i. 3. 3. (bir uygulamadan ba şka bir uygulamaya) geçiş. 3. 2. (kitapta) bölüm. monoton bir melodi. zool. k. şans. değişkenlik. şampiyonluk. 2. yenilik.b. el değiştirmek. şampiyon. 6. risk. dili adam. değişmek. rizikolu. su yolu.. i. ateşe . monoton bir melodiyle söylemek. değişken. i. s. şaperon. oymak. i. aktarma yapmak: You´ll have to change trains in Ankara. 1. kararsız. kavrulmak. İng. 1. ihtimal. (--ped. şampiyon. i. i. riziko. tesadüfen olmak: She chanced to be there. istikrarsız. yar ık. paranın üstü. tilavet. 2. şampanya rengi.

character characterisation characterise characteristic characterization characterize characterless charcoal chard charge charge charge account chargé d`affaires chariot charisma charitable charity charlady charlatan charm charming chart charter charter flight charter member charter plane charwoman chary chase chasm chassis chaste chasten chastise chastity chat château chattel chatter chatterbox chattiness chatty chauffeur chauvinism chauvinist chauvinistic cheap i. tar. namuslu. derin yarık. f. i. hücum. kovalama. 2. 2.gés d´af. görevlendirmek. i. ihtiyatl ı. 1. s. (uçak. deniz haritas ı. sevimli. oyun v. 1. karakterize etmek. i. takip etmek. döverek cezalandırmak. f. temizlik. -in haritas ını yapmak. 1. 1. İng. muska. i. 4. sade. saflık. berat/imtiyaz/patent vermek. özel şoför. çene çalmak. 2. basit. menkul. İng. izlemek.1. s. of -i esirgeyen. s. tip bir kimse. itham etmek. hayırseverlik.. baya ğı. kurucu üye. f. gevezelik. şasi. hoşbeş. konuşkanlık.. elek. i. harf. hizmetçiyardım hizmetçi. (kadın) hademe. karakalem. i. 2. gemi kira kontrat ı. 5. göstermek. sili. şahıs.´ni) i. barut hakkı. İng. izleme. şarj. 2. dar bo ğaz.. çekici. 2. 1. 2. karaktersiz. hücum etmek. i. karakterize etme. s.. iffet. yardımsever. şato.´nde) kişi. ıslah etmek için cezalandırmak. 4. s. 2. peşine düşme. f. işgüder.v. 2. adi.3.b. s. hususiyet. i. hizmetçi kadın. takip. hayırsever. çoğ. 1. hizmetçi. patent. bak. 2. 2. 3. bozulmam ış. 3. ho şbeş etmek. lekesiz. characterize. imtiyaz. oto. .wom. f. itham. 3. elek. nitelendirmek. i. i. 3. 3. 2. suçlama. suçlamak. büyülemek. dikkatli.. 1.faires (şarjeyz dıfer´) maslahatgüzar. i. hikâye. tic. iffetli. tablo. sadaka. İng. çoğ. gevezelik etmek. (hizmet kar şılığında ödenen) ücret. plan yapmak. i. i. i. çizge. yasaklanm ış cinsel ilişkilerde bulunmayan. kanyon. s. i. gemi plan kiralamak. yola getirmek. merhamet. geveze. cazibe. şoven. şarj etmek. (roman. f. cezaland ırmak. nitelemek. portolon. (bir masraf ı birinin hesabına) geçirmek. büyü. 5. i. özyap ı. aç ık hesap. tedbirli. kadın. 3. 2. ucuz. 1. uslandırmak. özellik. char. şarlatan. f. şarjedafer. pe şine düşmek. karakter. i. tutmak. --ting) sohbet etmek. tipik. i. grafik. çekicilik. 1. nevi şahsına münhasır bir f. karakter. 4. derneği. i. ho ş. i. 4. 5. char. karizma. chas.. s. taşınır mal. çene çalmak. bak. 2. pazı. i. (kadın) hademe. i. f. saf. kiralanm ış ucuz tarifeli uçak. karakteristik. çoğ.en (çar´wîmîn) i. şovenizm. şovence. t ılsım. yasaklanmış cinsel ilişkilerde bulunmama. hayır cemiyeti. karakter. i. konuşkan. sohbet. hamle. berat. 3. top kızağı. cana yakın. cezbetmek. kovalamak. nitelendirme. 1. yardımseverlik. 1.b.. 1. characterization. f. (--ted. hayır işi. 2. kaydetmek. 1. i. 4. iki tekerlekli sava ş/yarış arabası. i. mangal kömürü. çizelge. vas ıf. bot. 1. dillidüdük. çenebaz..sis (şäs´iz) i. s. f. çarter seferi.

f. çedar (bir çe şit peynir). İlk ını yaptırıp bir oda tutmak. (süpermarketteki gibi) al ınan malların hesabının yapılıp ödendiği tezgâh. küstahlıkla. i. yavadurdurmak. dili cüret. (sözle yap ılan) tezahürat. tam yenilgi. (bir şeyin)bir 1. 2. -e 3. gözden geçirme. yüzsüzlük. kaydını (otel. . argo pinti. ucuzlatmak. arsızlık. gem vurmak.b. İng.. ket. k. neşesiz. (sözle) tezahürat yapmak. k.o. göz atmak. (kontrol etmek amac ıyla) bakmak. i. kontrol. i. f. dolandırıcı. i. k. neşeyle. amigo.o. (birine) dan ışmak. 1. şey) (başka doğru olup valf ı. i. This (belirli bir şeyi) arayarak (bir şeyi) kontrol etmek: I´m checking for leaks in the(otel v. i. kontrol listesi. roof. dili yüzsüz. ne şelendirmek. i. yanak. dama oyunu. vestiyer. the hotel´s reception desk.cheapen cheapskate cheat cheater check check check for check in check into check on check out check up on check valve check with checkbook checkered checkers check-in check-in counter/desk checking account checklist checkmate check-out check-out counter checkpoint checkroom checkup cheddar cheek cheek by jowl cheek by jowl cheekbone cheekily cheekiness cheeky cheep cheer cheer s. i.´nden) ayrılmak. çek olmad 1. i. 2. satranç mat etmek. Dam ın akıp akmadığını kontrol ediyorum. keyifsiz.b. 2. (bir şeyin) doğru olup olmadığını öğrenmeye çalışmak.. ket yapan That defeat checked their advance. neşeli. hesab ını ödeyip (otel. neşelilik. Keyfine bak!/Geçmiş olsun! s. z.. aldatmak. İng. z. yenmek. hilekâr. i. kareli. şlatma. küstah. up cheer s. i.b. v. doland ırmak. 2.. 2. 2. kopya çekmek. anat. de ğişik olaylarla dolu. ığını öğrenmeye çalışmak. küstahlık. cıvıltı. i.şelendirmek.. arsız. 1. vurma. i. cıvıldamak. f. s. 1. 1. i.. kopya çeken. İng. i. pansiyon doğru olup olmadığını öğrenmeye çalışmak. neşelenmek. kontrol noktas i. atmak. çek defteri. kopyac ı. ekose. engel.´ne girince) kayd ını yaptırmak: First you have to check in at 1. İng. birini ne 2. i. 3. muayene. keyifli. 1. cik cik ötmek. engellemek. gem vurma. 1. dili yüzsüzce. neşe. satranç mat. avurt. i. dili yüzsüzlük.. yan yana. genel sa ğlık kontrolü. 1.. elmac ıkkemiği. 2. Hoşça kal! i. cimri. i. 2.´nde) kayd önce otelin resepsiyonunda 1. birini/bir hayvan ı (sözlü) tezahüratla teşvik etmek. s. fren görevivurmak: f. ünlem. engelleme. (kontrol etmek amac ıyla) -e bakmak. şen. yan yana. 1. İng. k. üçkâğıtçı. ucuzlamak. çekap. ı. (bir şeyin) 1. f. s. sıkı fıkı.gözwith (bir 2. çıkış tezgâhı. durdurma. pansiyon v. emanet. 2. hava terminalinde bilet ve bagaj ın kontrol edildiği tezgâh. 2.. (birinden) izin almak. keyif. i./an animal on cheer up Cheer up! cheerful cheerfully cheerfulness cheerio cheerleader cheerless f. O yenilgi ilerlemelerini durdurdu. çek hesab ı. ket yava şlatmak. 1.

Acinonyx jubatus. k. civciv. i. kestane rengi. kad ın iç gömleği. k ıs. 1. checkered.. peynir k ıvamında. bak. s. gütmek. kimya. argo bozuk para. chemical.. şık. beslemek. chemistry. kimyasal reaksiyon. Şerefe! 2. i. 1. i.den/--d) azarlamak. chess. satranç taşı. i. kimyasal madde. ödlek. s. korkak. satranç. hindiba. İng. i. i. kiraz. i. çiklet. vişne. f. (chid/--d. zool. şifoniyer. 2. kimya mühendisliği. s. kemoterapi. tavuk eti. i. peynire benzeyen. peynirli kek.o. çiğnemek. piliç. i. 1. kimyasal. göğüs. İng. Hoşça kal! 3. i. i. aziz tutmak. 2. şef. peynirli hamburger. 1. ahçıbaşı. 2. çek. 1. argo genç k ız. i. kimyasal bile şim. 2. (teşekkür olarak) Sağ ol! s. i. geviş getirmek. eczacı. asıl branşı kimya olan öğrenci. kestane. keyifli. kestane. kusur bulmak. 3.. piliç. kimya mühendisi. hile. ahçı. out chew the cud chew the fat chewing gum chic chicanery chick chicken chicken feed chicken pox chicken-hearted chickpea chicory chide ünlem. kimyasal sava ş. i.. kombinezon. üzerine titremek. i. tıb. i. az para. kimyager. s. i. i. dili derin derin düşünmek. s. satranç tahtas ı. i. sandık. çoğ. 3.. tülbent. f. . 2. i. ba ğrına basmak. 2. nohut. i. dili birini azarlamak. s.Cheers! cheery cheese cheeseburger cheesecake cheesecloth cheesy cheetah chef chem chemical chemical compound chemical compound chemical engineer chemical engineering chemical reaction chemical warfare chemise chemist chemistry chemistry major chemotherapy cheque chequered cherish cherry chess chessboard chessman chest chest of drawers chestnut chew chew s. şike. İng. kimyevi. çita.men (çes´mîn) i. suçiçeği.. argo çene çalmak. f. şıklık. İng. şen. chemist. k. 1. kimyasal bile şim. f. peynir. çizburger. i. güne ğik. modaya uygun. out argo korkudan çekinmek. 1. kutu. neşeli. chid. kestane rengi. bot. i.

çini. s. 1. dili (sohbette geçen) sözler. zool. ufak aç ıklık/yarık. bilg. çocuksu kimse. s. f. centilmen. 3. 1. bak.. 1. Şili. çok kolay iş. keski. üşütücü. i. 2. 1. budamak. i. (çoğ. amir. 3. çocukluk dönemi. İng. çocuk. zool. ürpermek. 3. 3. 2. chili. 2. (yiyecek/içecek) soğutmak. gerçek olmayan. çene çalma: Enough of this chitchat. cesaret. yüreklilik. 2. Çin. yonga. para vermek. çocu ğu olmayan. çocuk ruhlu. çene. 2. cırıldamak. evlat. çoğ. s. soğuk. i. serin. 2. çocuksu. reis. Çin. soğuk davranış. z. 3. 1. baca. en yüksek rütbede olan. so ğuk. cıvıltı.. i. Şilili. i. i. kolay çocuk oyunca ğı. --ping) 1. i. 2. 1. s. şempanze. cırlamak. Tamias. 1. amerikasincab ı. soğuk. soğuk bir şekilde. 1. 1. başlıca. s. cesur. çocu ğumsu.. lafa çentmek. çocuk gibi. 1. muhabbet. çentik. 1. İng. dili lafa kar f. dan ıştay başkanı. ba şkan. yarenlik. kalemle oymak. baş.nese) Çinli. baca temizleyicisi. üşümek. patates kızartması. chil. ürperme. tabak dolab ı. i. 2. en çok. çoğ. hahamba şı. nazik. ahenk. i. kalem. i. 2. çocukça. 1. huk. Çinli. . Çince. kabile reisi. üşüme.. 1. i. 2. şef. iliğine kadar üşümüş.dren (çîl´drın) i. İng. bak.chief chief justice chief rabbi chiefly chieftain chilblain child child´s play child´s play childbirth childhood childish childishly childless childlike childminder children Chile Chilean chili chili pepper chill chilled to the marrow chilli chilliness chilly chime chime in chimerical chimney chimney sweep chimpanzee chin China china china closet Chinese chink chip chip in chipmunk chirp chisel chitchat chivalric chivalrous chivalry i.. çocuk oyuncağı. yanardağ ağzı. ço ğ. şövalye gibi. i. zil sesi. titreme. 2. cömert. i. Çin´e özgü. i. çip. child. c ıvıldamak. hayali. çocuksu. (soğuktan dolayı) el/ayak parmağındaki şişkinlik. soğuk iliğine geçmiş. 1.. f. 3. seramik. cömertlik. 1.. i. üşütmek. Şilili. Şili´ye özgü. i. lamba şişesi. soğuk. i. İng. çocukça. çatlak. çocukluk. cips. çocuksuz. melodi. şef. z. krater. 4. 1. i. nezaket. bak. i. s. s. s. kızarmış patates. madeni çubuklardan olu şan zil. k ırmızıbiber. i. f. üşütücü. iş. i. baş. yürekli. 1. 1. (saat/zil/çan) ahenkli bir sesle çalmak. bebek. centilmenlik. çocuk bakıcısı. çocuk. doğum. 2. f.. we´d better get to work. cırıltı. z. 3. anat. i. 2. belli başlı. Bu kadar muhabbet s. Chi. k. Şili. s. i. 2.ışmak.. 2. 1. porselen. Çince. ba ğışta bulunmak. (--ped. i.karışmak. Anthropopithecus troglodytes. şövalyelik. 2. chivalrous. çan sesi. uyum.. şekil i. 2. ana.. i. yontmak. 2. s. yonga. 2. k.

müz. çikolatal ı. 3. tgözyaşlarını tutmak. 3. f. 2. çırpıntılı (deniz/göl). i. vaftiz töreni. Bizim seçtiğimiz oydu. 1. jikle. kiriş. klor. 1. Hristiyanl soyadı Burney. seçiş. i. çare: You´ve no other choice. k. koro için yazılmış... bir evin/çiftliğin günlük işleri. i. champ. s. koro. heyecandan konuşamamak. (balta ile) k ırmak. küçük bir iş. f. isim: Her Christian name is Fanny. ağzına kadar dolu. bak. müşkülpesent. yön değiştiren (rüzgâr).. i. i. f. Noel günü. f. 2. koregrafi. Hristiyanlık. koro taraf ından söylenen. 2. s. zor be ğenen. and her family name is Burney.. s. i. alternatif. Hristiyan âlemi. koro ile ilgili. çalg ı teli. seçenek. k. i. 1. Mesih.. 3. kim. i.. frenkso ğanı. şık. i. dopdolu. cho.. s. Hristiyan. s. çoğ. 1.. argo helikopter. kloroformla uyutmak. (chose. öfkesini bastırmak. . i. koreografi. bak. şarkının koro bölümü. ilk ad. koregraf. ad. 1. 2. pirzola: lamb chop kuzu pirzolas ı. dili titiz. oto. 2. 1. seçilen kimse/şey: He was our choice. dopdolu. i. kloroform. akort. 1. dili. koreograf. bak. i. ıkanma. seçme. boğulmak. (--ped. (ağacı) kesmek. tıkanmak. (müzik eseri) koro. s. i. s. tercih etmek. i. boğmak. takoz. İsa. 2. çikolata: a piece of chocolate candy bir çikolata. koro. nefesini kesmek.koro. f. koro toplulu ğu. seçmek. 3. i.. i.. i. i. i. f. 1. f. çikolatalı kek. istemek. klorlamak. kilise korosu. 2. kolesterol. i. k. 2. güç ve tatsız iş. vaftiz etmek. 2. İng. f. 1. i. tıkanmak. s. s. seçilmi ş. nutku tutulmak. vaftiz etme. tıkamak. dili yemek. choose. müz. i. İng. choose. kolera.sen) 1. k ısa saplı balta. choosy. i. koral. (up) ince ince kıymak/doğramak. ık. 3. --ping) 1. boğulma. Noel. kim. satır. (Uzakdo ğuda kullanılan) yemek çubuğu. değişken. i.. 2.chive chlorinate chlorine chloroform chock chock full chockablock chockfull chocolate chocolate cake choice choir choke choke back one´s tears choke down one´s rage choke up cholera cholesterol chomp choose choosey choosy chop chop down chopper choppy chopstick choral chorale chord chore choreographer choreography chorus chose chosen chow Christ christen Christendom christening Christian Christian name Christian name Christianity Christmas Christmas Day i. i. bak. Adı Fanny. f. 2.

elma suyu. s. (üst kattan alt kata inen.. f. güzelli ği ve değeri anlaşılmamış kız. f. dili aptal. (sütü) yayıkta çalkalamak. dili elde bir. 1. i. yığın. dili 1. at kolan ı. cemaat. renklerle ilgili. i. k. i. İng. müz. topak. k. i. (yolda olu şan) çukur. i. Külkedisi. budala... kronik. k. kas ımpatı. kromatik. i. s. 2. çoğ. i. i. kalın bir parça. krizantem.. dili bir işi bırakmak. mezhep. birini d ışarı atmak/kapı dışarı etmek/sepetlemek. ibadet. sinema salonu. k ıs. 2. 3. yak ın arkadaş. süt kabı. tarih s ırasına göre. İng. dost olmak. ayini. k. i. (--med. i. k. k ıs. 1.Christmas Eve Christmas tree chromatic chrome chromium chromosome chronic chronicle chronological chronologically chronology chronometer chrysanthemum chubby chuck chuck it up Chuck it! chuck s. f ırlatmak.o. cüruf. kütük. 1. 2. bot. i. insurance. ayin. 1. terbiyesiz. and freight sif. köylü. --ming) 1. 2. aynı odayı paylaşmak. i. kim. 4. i. 1. 1. i. kronoloji. bir işten ayrılmak/vazgeçmek. z. f. birini işten atmak. elma şarabı. i. Onu çöpe at!/At onu!/At gitsin! 2. süre ğen. dost. i. dili sıkıca tutma. yayık. i. kilise idame amiri. müzmin. 1. kromatik. k. i. kavrama. Noel ağacı. 2. s. sigara. atmak. s. cüruf briketi. çiğnemek. dili büyük bir miktar. i. s. kilise i. külçe. f.. 2. k. (out) çöpe atmak. out chuckhole chuckle chuffed chum chummy chump chump chunk church church service churchwarden churchyard churl churlish churn chute CIA CIF cicada cider cigar cigarette cigarette lighter cinch cinder cinder block Cinderella cinecamera cinema Noel arifesi. kromozom. 2. 4. k. i. dili kilise. sinema. i. f. çakmak. i. i. İng. 3. 2. süreölçer. 2. k ıkır kıkır gülmek.. dili mutlu. cost. kamera. krom. kıkırdamak. i. kronometre. s. puro. Onu b ırak!/Ondan vazgeç! k. a ğustosböceği. kilise avlusu/bahçesi. çama şır/çöp atılan) baca.. tarih. 2. ahbap. kronolojik. kronik. tombul. kıkır kıkır gülme. i. dili 1. i. s. kaba. zool. krom. 1. çok memnun. 2. Central Intelligence Agency.tıknaz adam. Hrist. kül. . dili 1. 3. 2. kaba adam. 1. yanm ış kömür artığı. kıkırdama. çantada keklik.. k.

hiç. 3. turunçgillere ait. 2. i. meydan. 3. hisar. kösteklemek. s. -in etrafını dönmek. f. tarç ın. (motordaki sıvı için) devridaim. devre. belediye ba şkanı. 4. huk. takriben. s. 2. uzatma işareti. i. numara. i. yurttaş. ikinci derecede kan ıt. . dolambaçlı. kader. sürüm. i. tabiiyet. f. i. dolambaçlı.ını çizmek. vaziyet. k ıs. daire. sitrik asit. i. hemşeri. i. durumla ilgili. 2. aşağı yukarı: It was built circa 1650. 2. devre kesici anahtar. Çerkez. ça ğrı. s. daire çevresi. 2. -in etraf ına daire çizmek. mahzen. i. daire çizen yol. uyruk.. s. Çerkezce. çember. muhit. keyfiyet. -in2. denizden etraf ını dolaşmak. 4. 1. i. i. sünnet etmek. 1. (ço ğ. 3. 2. vatanda ş. cited. (havan ın/sıvının) akımı/dolaşımı olmak. 3. şifre. ihtiyatlı. kent merkezi. şehir. i. dikkat. 1. 1. 2. turunçgillerden bir meyve. solda sıfır. i. cit. ayr ıntılı. sirküler. (para için) tedavül.rus) turunçgillere ait ağaç/meyve. belediye meclisi üyesi. ko şul. citation. 1. 2. tur. sak ıngan. grup. 2. 3. şehir mimarı. genelge. s. kent. tiraj. tekerine çomak sokmak. ikinci derecede önemi olan. İng. 3. z. su deposu. durum. (kan/hava) dolaşmak. genelge. (nüfuz açısından) önemsiz biri. 2. kaç ınmak. i. 1. celp kâğıdı. -i kaynak/örnek olarak gösterme. 2. 3. f. 1. kale. i. huk. -in etrafına daire çizmek. tedbirli. sirk. kesişen sokaklarla ayrılan blok. i. sarnıç. f. celp. elek. olay. dolayl ı. çember. atlatmak. 2. vaka. (motordaki s ıvı) devridaim(kan/hava (havanın/sıvının) akımını/dolaşımını i. ağaçkavunu. şehir devleti. 2. İng. için) dolaşım. i. edat dolaylar ında. 2. belediye binas ı/konağı. tamim. uyrukluk. inceltme işareti. daire. 1. ihtiyat. i. 1. dairesel. site. yuvarlak. şart. i. 1. bir tür kredi mektubu. dolaylı. 2. yurttaşlık. i. belediye meclisi. etraf ring seferi. sünnet. sirküler. 1. i. (hava/s ıvı için) akım. s ıfır. 1650 dolaylarında yapılmış. yuvarlak testere. dolaylılık. s. 1. halka. (bir yerin üstünde i. yapmak. 2. f. dolaylı olarak. gösteri.cinnamon cipher circa Circassian circle circuit circuit breaker circuitous circuitously circuitousness circular circular note circular saw circulate circulation circumcise circumcision circumference circumflex circumnavigate circumscribe circumspect circumspection circumstance circumstantial circumstantial evidence circumvent circus cistern cit citadel citation citizen citizenship citric acid citron citrus citrus fruit city city block city centre city council city councilor/father city hall city manager city planner city-state i. k ısıtlamak. 1. 3. 1. citizen. çevre. f. 1. takdirname. 1. hal. huk. tebaa. devir. vatanda şlık. dikkatli. 1. belediye. 1. 3.

2. boy. 1. medeni hukuk. haykırmak. 2. clamor. 3. f. k. iç savaş. vatanda şlık hakları. 1. i. medenileştirmek. 5. bak. insan haklar ı. klan. İng. z. talep. medeni.civic civic center civics civil civil defense civil engineer civil engineering civil law civil law civil liberty civil marriage civil marriage civil rights civil servant civil service civil service civil war civilian civilisation civilise civilised civility civilization civilize civilized clad claim claim for damages claimant clairvoyance clairvoyant clam clamber clammy clamor clamorous clamour clamp clan clandestine clandestinely clang clank clap clap clap eyes on clap of thunder s. kibar. tangırdamak. mengene ile sıkıştırmak.. mengene. el altından yapılan. sahip ç ıkmak. 2. inşaat mühendisi. talep sahibi. i. f. i. bak. i. bak. feryat. bilgisi. deniz tara ğı. ç şıngırtı. hak iddia eden. tırmanmak. tangırtı. s. şaplak indirmek. terbiye. f. kâhin. hak. i.b. madeni ses çıkarmak. tarak. i. 2. İng. medeni nikâh. medeniyet. 1. yurttaşlık s. hak talep etmek. 2. 2. İng. yaygara. 4. --ping) 1. edepli. devlet memuru. kıskaç. 1. istemek. dili -i görmek. İng. 1. uygarlık. 2. 3. iddia. bak. i.´nin bulunduğu şehir merkezi. gürültülü. aydınlatmak. el çırpmak. bak. 1. iddia etmek. ho ş. 1. çınlamak. milli. i. civilize. İng. uygar. el alt ından. yap ış yapış. şaplak. kibar. hükümete ait.. . 2. sivil. yurttaşlık ile ilgili. soğuk ve nemli. i. gürültü. i.. tazminat talebi. devlet memurlu ğu. kabile. sigorta poliçesi üstünden ödenecek para. elle vurmak. sivil savunma. gizlice. kehanet.. f. davac ı. el ç ırpma. i. yurt bilgisi. belediye ile ilgili. 1.. 2. f. f.. kenet. ferdi. 2. 1. 2. madeni ses. i.. i. şehre ait. 6.. hayk ırma. zool. 1. yaygara koparmak. terbiyeli. vatanda şlarla ilgili. Roma hukuku. 3. f. uygarla ştırmak. nezaket. i. uygar. clothe. f. 2. İng. s.. s ıkıştırıcı. alk i. feryat etmek. kütüphane v. f.. civilized. nazik.. i. bireysel. f. edep. gaipten haber verme. gizli. medeni hukuk.. f. inşaat mühendisliği. sivil devlet memurlar ı. 2. 2. civilization. elle vuruş. medeni. güçlükle tırmanmak. mahkeme. 1. i. şıngırdamak. s. gök gürlemesi/gürültüsü. s. medeni nikâh. i. kibarl ık.ınlatmak. s. ışlamak. (--ped. 1. sivil. ç ınlama. terbiyeli. nazik. 1. hükümet binalar ı. tazminat davas ı.

açık: His instructions were quite clear. aç ıklama. f. leke giderici (s ıvı) ilaç. (hastalığı) gidermek. açıklamak. z. f. 1. vicdan rahatlığı. 2. açıklık getirmek. temizlemek. -i tasnif etmek. temizleyici madde. toka. sar ılma. klasik eser. 2. dili. İng. temiz bir şekilde. 3. kusursuz. 5. 2. s.b. 4. kast. aydınlanma. s. kategori. 4. k 1. müz. sınıflanmış. 1. zümre. 1. classification. açık. i. f. kucaklamak.ıs. f. pak. k. temizlik. sar ılmak. yırtmak. i. -i (kategorilere) ayırmak. 2. 1. açıklığa i. classify. 1. 5. dili s ıvışmak. (hastalık) geçmek. 1. çatırdatmak. 3. 2. s ınıflama. açıklanmak. açıklanma. k. ar ı. çarpışmak. açıklığa kavuşturmak. pençe atmak. 1. kolaylıkla anlaşılan/duyulan. -i s ınıflamak.bölümlemek. i. cümle veya yancümle ya da bazı geçmiş zaman sıfat-fiilleri gibi bir özne ve ona ait bir fiilden oluşan i. 3. 2. gizli advertisements. aydınlatma. berraklık. çok yorgun. tırmalamak. Bordo şarabı. duru. açıklık kazanma. patırtı. klarnetçi. 1. çözmek. hüküm. bulutsuz. biçimli. kucaklama. çarpışıp savaşmak.. temizlikçi kad ın. masum. temiz ahlaklı. tırnak. klarnet.clapped-out claret clarification clarify clarinet clarinetist clarity clash clasp clasp knife class class classic classical classification classified classified ads classified advertisements classifieds classify classmate classroom clatter clause clavicle claw claw hammer clay clean clean out clean up cleaner cleaning cleaning fluid cleaning woman cleanliness cleanly cleanse cleanser clear clear conscience clear off clear out clear the air clear the table clear thinker clear up s. temizleme. halletmek. (madeni şeyleri) birbirine çarpmak. tasnif. hurdası ç k ırmızı i. domuz tırnağı çekiç. f. pürüzsüz (cilt). ş. bitkin. tasnif edilmiş. i. açıklığa kavuşma. k. pestili çıkmış. takırtı. dili 1. kopçalamak. s ınıf. tüymek. temizlemek. vuzuh. net. tüymek. (gazetede) küçük ilanlar.. i. aydınlatmak. i. gürültü. düzgün. tabaka. 1. sabun. 1. engelsiz. 2. sofrayı kaldırmak. 4. 1. 3. f. yenebilir (av eti v. s. kuru temizleyici. 2. kuru temizleyiciye gönderilen giysi v. tür. temizlikçi.dövüşmek. mücadeleye i. 2. bent. açıklık getirme.). k. halis. derslik. köprücükkemi ği. madde. i. i. takırdamak.1. klasik. i. . köprücük. aç ık bir şekilde anlatmak. aç ıklığa kavuşturmak. 2. ders. çeşit. sınıf. kopça. sınıflandırılmış. 6. temizleyici madde. şart. 2. i. i. sınıf. i. 2. dili (gazetede) küçük ilanlar. saydam. f. i.b. temiz. çatışmak. 1.. s. 2. f ıkra. açıklığa kavuşturma. -i (kategorilere) s. kil. 2. 2. temizlemek. açıklık kazanmak. çözülmek. 2. temizlik. dershane.. -i sınıflamak. 7.sustalı bıçak. classic.ıkmış. 2. f. tak ırdatmak. toka ile tutturmak. -i (belirli bir grubun içinde) saymak. büyük çak ı. açıklık. kategorilere ayr ılmış. takım. i. i sınıf arkadaşı. grup. i. 1. f. klasik. k. balç ık. sınıflandırma. bölümleme. külüstür. -i sınıflandırmak. pençe. sınıf. (madeni şeyler) birbirine çarpmak. mantıklı düşünen kimse. saf. i. toplayıp atmak. şeffaf. 1. anat. i. dili s ıvışmak. bak. 1. 2. bölümlenmiclassified (bilgi). 3. şüpheleri gidermek. temizlemek. dilb.. açık (gök). temizce. klasik. 3.

geminin limanı terketme izni. 1. çarpmak. 2. tutunmak. onto clipboard clipper clipping i. 4. bölünmek. i. yarılma. s. i. matb. 2. tırmanacak yer. den. kesik. s. 5. hızlı bir yelkenli gemi. iklim. tırmanmak. (hatıra v. 2. ak ıllıca. klinikle ilgili. i. i. şıngırdamak. 2. çatlama. 2. perçinlemek. klinik. cleave. i. tezgâhtar. ayrık.. 1. f. 1. f. 2. yarık. perçinlenmiş çivi. 1. açıklık. f. kavramak. şıngırdatmak. i. bak. s. i. 1. ata 5. f. doruğa ulaşmak. vurmak. k ıskı. (clung) 1. 2. 2.ırkma. merhamet. z. (yumru ğunu/dişlerini) sıkmak. i. tık. anahtar. 2. f. klişe. i.ışmak.. 1. 1. -e sadık kalmak.. 1. i. (saç/tırnak/çim kesmek için) makas. 2. (tüfekte) kesmek. 1. 1. bak. -e yap ışmak. kırpmak. 2. tırmanma. müvekkil. 4. 1. boks birbirine sarılma. tokuşturma. i. klips. çıt sesi. f. 3. gümrük muayene belgesi. meydan. sarp kayalık.´ne) bağlı olmak. aydınlatma. maşa. tık sesi. -den ayrılmamak/çıkmamak. papaza ait. 4.ven/cleft) yarmak. 2. 1. k. 1. (--ped. f. tırmanış. uçlarını kesmek. çoğ. orgazm. 2. zirve. i. 1. 2. zekice. 1. f. 3. i. kesme. müz. i. çıkmak. 6. f. 2. müvekkiller. hava. tıkırtı. yap 2. 1. f. açığa tıraşlama kesmek. k . (ağaçlık bir alandaki) tüm ağaç ve çalıları kesmek. kama. yar ılmak. tık sesi çıkarmak. (a ğaçlık bir alanı) çıkarma. şıngırtı. beceriklilik. bölmek. şefkatli. koçboynuzu. kesin. tıklamak. tırmanıcı sarmaşık. s. (bardak/kadeh) tokuşturmak. dili hızla gitmek. bot.b. clue. (kadının) göğüs arası. i. klipsli kâ ğıt altlığı. dili toplumda yükselmek isteyen kimse. papaz. i. i. yakınında olmak.b. 2. tıkırdamak. satır. i. i. perçinleme. 2. 2. 2.´s wings clip s.gy. takoz. 3. i. 3. --ping) 1. tek. --d/clo. f. i. 1. 1. i. merhametli. şefkat. sekreterlik. güneşli ve ılık (hava). (gazete. kliring. inmek. 3. mü şteriler. 4. 1. i. temizleme işi. balta. 2. (ceza olarak) birinin hareket alan ını sınırlamak. sekretere ait. 2. i. 2. çıtırtı. dergi v. basmakalıp söz. papaz. 3. 2. i. cüruf parças ı. cler. kupür. k ırkmak. ak ıllı. 1. 2. boks birbirine sarılmak.ş.t. tıkırdatmak. sekreter. f. güre ş. 3. i. 2. i. 3.. klişe. havanın güneşli ve ılık olması. yar ık. 3. çatlak. 1.clearance clear-cut clearing cleat cleavage cleave cleave cleaver clef cleft clemency clement clench clergy clergyman cleric clerical clerk clever cleverly cleverness clew cliché click client clientele cliff climate climax climb climb down climber clinch cling cling film clinic clinical clink clink clinker clip clip clip s. takas. i. s. İng. becerikli. (--d/clove/clave) to 1. doruğa ulaştırmak. çoğ. sıkıca sarılmak. sıkıca yakalamak. 2. 1. doruk. kırpma. 1. mü şteri. çıt sesi çıkarmak. streç film. 2. aç ıklık yer. k. 1. 1. ak ıllılık. i. mandal. papazlar. zeki. net.´nden) kupür şarjör. çıt. 1. klinik. doruk noktas ı. 2.o. f. temizleme. 3. tıklatmak. i. sa ğlama bağlamak. 2. bir şeyi -e ataşla/klipsle tutturmak. 1. aç ık.men (klır´cimîn) i. (--d/clove/cleft. güreş. 1. i. uçurum. 2. s.

i. kapanmak. (gard ırop işlevi gören sandık odası gibi) gömme dolap. --ting) 1. toprak/çamur parças ı. 2. 2. 2. b ızır. 1. yüklük. k ısa saç tıraşı. s. sıkı ağızlı. dili paçayı zor kurtarma. gizli komünist. kapatmak. tahta ayakkabı. . yalnız sendika üyelerini çalıştıran fabrika. f. i. revaklı avlu. köstek vurmak. 1. kapalı. t ıkamak. i. saat yelkovan ı yönünde. 4. 6. saat tutmak. dili gizli. hemen hemen. engel olmak.. (--ged. sersem. 5. i. İng. dili paydos etmek. pıhtılaştırmak. sabo. anlaşmaya varmak. hepsini satmak. 2. 1. klitoris. indirimli satmak. 2. s. 1. top top olmak. 3. revak. samimi. 2. manastıra kapatmak. helata şı. f. bir şeyi (başka bir şeyin) kisvesine büründürmek. saatin makinesi. 2. dar. s. f. yak ında. vestiyer. 3. f. 1. ağzı sıkı. sıkı ağızlı. havasız. kapamak. 1. gizli homoseksüel. yakın (arkadaş). (süt) kesilmek. puantöre kaydettirerek i şbaşı yapmak. yak ın benzerlik. köstek. i. dili paçayı zor kurtarma. 1. lavabo. cimri. i. 1. dili budala. kesek. nalın. klozet. (i şyerini) kapamak/kapatmak. 2. tecrit etmek. i. kapatılmış.t. saatçi. anat. s.clique clitoris cloak cloak s. sinekkayd ı tıraş. eli s ıkı. kemeraltı. 2. yak ından. göğüs göğüse çarpışma. ayırmak. 2. k. (işyeri) kapanmak. kapalı devre. in a guise of cloakroom clock clock in clock out clockmaker clockwise clockwork clod clog clog cloister close close close by close call close call close combat close contest/game close down close haircut close in on close on close out close resemblance close shave close shave close the deal close to close up close up shop closed closed circuit closed circuit closed season closed shop close-fisted close-fitting close-mouthed closet closet communist closet homosexual close-up clot i. kapamak. i. pıhtılaşmak. 7. saat. engel. aleni olmayan. k. üste oturan (giysi). İng. gizli tutulan. sinekkayd ı tıraş. pelerin. kapatmak. i. dar kurtulma. -in etraf ını çevirmek. k. kapanmak. s. kapalı. s. engellemek. 2. yak ın. 1. f. 1. s. i. manastır. 1. z.. 2. (işyeri) kapanmak. yak ından çekilen fotoğraf. birbirine yaklaşmak. dar. hizip. klik. beraberliğe yakın oyun/yarış. i. (--ted. puantöre kaydettirerek paydos etmek. 3. 2. tıkanmak. avlanman ın yasak olduğu mevsim. kapalı devre. takunya. birbirine yakın. --ging) 1. k. pıhtı. 1.. 2. tuvalet. (i şyerini) kapamak/kapatmak. hemen hemen. k. i. (iş gününün bitiminde) işyerini kapatmak. i. f. sıkı.

care of eliyle. i.. tutam. 2. karartmak.6. 2. grup. i. yığmak. bulutlarla kapl ı (dağ tepesi). dalgal ı (mermer).. 2. soytar ı. yığmak. kararmak. kenet. İng. 3. s. bir araya toplanmak. hevenk. yığın. mak.2. bulutlu. 1. düzensizce yayılmış eşya. k ıs.tutmak. bez. 1. yonca. f. sopalamak.. giydirmek. i. spor antrenör. vasıtasıyla. palyaço. 2. oto. f. çomak. s. i. f. k ıs. centimeter(s). a ğır adımlarla yürümek. kulüp. kumaş. hantallık. 3. yolcu otobüsü. kavrama. cling. buland ırmak. kaplamak. elbiseler. giysiler. 3. hantal. bez ciltli. açık olmayan. i. karanfil (baharat). 2. -i yetiştirmek. üstünü örtmek. 2. 2. 1. çamaşır ipi. carried over muh. özel öğretmen. sağanak. darmadağınık etmek. düzensizce atmak. s. 1. 1. yolcu vagonu. dumanlı. beysbol (topa) h ızla vurmak. örtü. güve. -i çalıştırmak. 1. ağır ağır atılan adımların sesi. f. 1. beceriksiz. dernek. k. ipucu. leke. i. çamaşır sepeti. 2. 3. at -i k. yumru ayak. k ıs. kavrama. debriyaj pedalı. f. 1. dili ümitsizlik içinde her çareye ba şvurmak. oto. 5. 2. demet yapmak. Commanding Officer. isk. 2. i. gıdaklama. 3. sopa. düzensiz bir şekilde doldurmak. 3. çal ıştırıcı. s. . c/o coach coagulate i. tokat. çoğ. (sarımsakta) diş. bak. İng.. i. karışıklık. nüfuz. sıkıca k. töhmet altında. 1. 2. otobüs. 2. kümelenmek. anahtar. giysiler. cop. f. soytarı gibi. şüphe altında.cloth clothbound clothe clothes clothes basket clothes moth clothes moth clotheshorse clothesline clothes-peg clothespin clothing cloud cloudburst cloud-capped cloudless cloudy clout clove clove clove clover clown clownish clownishness club clubfoot clubfooted cluck clue clump clumsily clumsiness clumsy clung cluster clutch clutch at straws clutch at straws clutch pedal clutter cm CO Co co. sonraki sayfaya/sütuna nakledilen (toplam). kümelemek. gölge i. debriyaj pedalâmin demek. i. İng. 4. i. 1. f. demet. duman veya toz bulutu. ambreyaj. debriyaj. bulutlanmak. f. pıhtılaştırmak. i. f. i. kavramak. company. i. 1. i. i. karanlık. i. 1. z. bulutla kaplamak. 3. i. 2.dili yumruk indirmek. giyim eşyası. güve. 1. f. dağınıklık. beceriksizce. k ıs. bulut. elbiseler. sakarlık. ispati. soytarılık etmek. -bing) coplamak. 2. dili 1.y. s. çamaşır askısı. f. mandal. dili olmayacak duaya ı. 4. bulutlu. salk ım. f. i. pıhtılaşmak. sakar. s ıkıca2. bak. örtmek. 2. 1. bulutsuz. iz. küme. (--bed. s. county. tokat atmak. yumruk.. i. yumru ayaklı. sakarca. bulanmak. cleave. küme. mandal. salkım haline getirmek. 2. hantalca. i. beceriksizlik. (--d/clad) 1. soytarılık. 3. s. i. tutma. 1. i. 1. gıdaklamak. sinek. f. k. bulanık. f. i. d..

) sürmek. ayakkab ı tamircisi. 2. i. eğri. i. s. kokpit. s. i. i. 1. kabalaştırmak. ği. 3. i. horozibiği. i.. i. bot. hindistancevizi. koalisyon. bir olmak. i. kobalt. horoz dövü şü. i. ince z. 1. 2. 2. portmanto. kabala şmak. ask ılık. kobra yılanı. sahil. erkek (kuş). altlık. kor. k ıyı boyu. 3. kaldırım taşı. 2. parke ta şı. ısı. kaldırım taşı döşemek. kömür oca ğı. 2. den. deniz k ıyısı. 4. terbiyesizlik. i. pedal koruma. s. s. tabaka. ayakkabı tamir etmek. 2. şapkayı yana yatırmak. i. kabalık. birini tatlı sözlerle kandırarak bir şey elde etmek. 3. 1. şaşı gözlü. koster. k ıyı. 2. bardak altl ığı. 2. s. f. i. kaplamak. kaba (dokunmu ş kumaş). kukuriku. kabaca. s. kendine fazla güvenen. 1. 2. kat. 1. 3. dili kendini be ğenmiş. i. 2. kokteyl. 1. 2. ceket. i. sütlü kakao. iri taneli. kam ış. birle şme. 2. erkek ku ş. kaldırım taşı. 1. sahil. tabanca horozu. f. tabaka (boya v. kaba. 1. argo saçma. i. (kayakla/bisikletle) yokuş aşağı kaymak/inmek. tüfek horozunu çekmek. horoz. . bir kat boya. i. 1.b. musluk. züppe. adi. kokain. birleşmek. baya ğı. tüfek horozu. çarpık. örümcek a ğı. 3. i. kokpit. 3. kakao rengi. i. kömür. i. palto. i. i. den. 1. 4. 2. horoz dövü şlerinin yapıldığı yer. olmayan. 5. 1. (hayvan ın derisindeki) tüyler. paltoluk kuma ş. pilot kabini. f. kaba. valf. alçak güverte. horoz ötü şü. gönlünü yapmak. out of s. görgüsüz. kakao ya ğı. birleşmek üzere olan. dil dökmek. 4. argo penis. cob cobalt cobble cobbler cobblestone cobra cobweb cocaine cock cock one´s hat cock-a-doodle-doo cockchafer cockerel cockeyed cockfight cockpit cockroach cockscomb cocksure cocktail cocky coco cocoa cocoa bean cocoa butter i. 3. m ısır koçanı. kıyısal. tabaka. kakao tohumu. i. elbise ask bir askı. mayısböceği. yekvücut olmak. zool. f. i. k ıyı boyunca gitmek.. sahil çevirmeden bisiklet sürmek. i. 2. i. 1. f. k. tatlı sözlerle kandırmak. yavru horoz.coal coal mine coalesce coalescence coalescent coalition coarse coarsely coarsen coarseness coast coast guard coastal coaster coastline coat coat hanger coat of paint coat rack coating coax coax s. birleşim. argo küfelik. kakao. f. i. birleşme. 1. kendinden fazla emin. i.o. den. 3. f. horoz ibiği. 1.t. kaba saba. kat. hamamböce i. vana.

i. 2. f. f. üstüne titremek. bak. zorlama. k. fark ına varma. i. i. sehpa. konyak.. şifre ile yazmak. birbirini tutmak. i. i. 1. i. dili karma bir üniversitede okuyan k ız öğrenci. kahve çekirde ği. s. dişli çark. 2. s. kanun haline getirmek. ikna kuvveti. eş. kanun halinde toplamak. bak. bir arada var olu ş. i. 1.. kahveye benzer bir şey. kaynaşmak. f. 2. s. ikna edici. 1. tabut. k ıs. düşünmek. i. i. 1. s. bir arada var olmak. k. coeducational.. cash on delivery. büyük hindistancevizi. i. yapışmak. i.coconut coconut palm cocoon cod COD. 1. f. mecbur etmek. tatlı. uyuşmak. çay. cod-liver oil bal ıkyağı. kanyak. i. eşit. s. i. diş. çark dişi. i. i. İng. i. morina. kod. bak. kanun halinde toplama. tatlı kaşığı. hindistancevizi a ğacı. 1. ahlak kurallar ı. ihtimam göstermek. sandık. kurukahveci dükkân ı. ğitim uygulayan. kodein. 1. müsavi.. f. dili. i. kutu. kanun. karma e ğitime ait. hafif ate şte kaynatmak. kodlamak. i. cod coddle code code of honor codeine codger codification codify coed coeducation coeducational coefficient coequal coerce coercion coercive coexist coexistence coffee coffee bean coffee cup coffee grounds coffee mill coffee of a kind coffee shop coffee spoon coffee store coffee table coffeepot coffer coffin cog cogency cogent cogitate cognac cognisance cognisant cognition cognizance cognizant cogwheel cohere i. f. collect on delivery. kahve de ğirmeni. karma e ğitim. 2. kanunname. f. bask ı. biliş. sandviç ve hafif yemekler sunan lokanta. zorlayıcı. i. cognizance. hindistancevizi. pinpon adam. 2. 2. kasa. uyum içinde olmak. s. koza. cognizant. 2. dili moruk. şifre. s. i. akran. karma eğitimin uygulandığı bir okulda okuyan. i. düşünüp taşınmak.. inandırıcılık.. kavrama. k. zorlamak. karma e katsayı... i. tutarlı olmak. kahve. İng. kahve telvesi. bir sisteme ba ğlamak. (alafranga) kahve fincan ı. ruhb. kahve demliği. kahve. . denk. i. 3. tasarlamak. inandırıcı. kurukahveci.

kangallamak.b. (borca kar şı ve bir mülk. yağlı krem. . kolik. işbirlikçi. ani soğuk. bak. tesadüf. yıkılmak. 2. elek. i. 2. tamamlayıcı. suya düşmek. mantıklı. i. tahvil. 1. 1. 1. birlikte çalışmak. frigo. yap ışkan. suç orta ğı.ı. 2. (insanlardan oluşan) grup. 1. 5. destekçi. halka şeklinde k madeni para. kok kömürü. kohezif. i. 2. 3. f. den.kar şı gösterilen gösterilen ve bir mülk. eşevreli. with ile rastla şmak. kad i. yap ışmış. açılır olmak. kolaboratör. coitus. 2. cilt kremi. şans eseri. koherent. taraftar. birlikte çalışma. s. tutarlılık. çak ışmak. katı yürekli. kuaför. uyum içinde olma. i. soğuk dalgası. 3. yakalamak. 3. 1. mantıklılık. harmanlamak. i. f. 2. tesadüfi. lahana salatas ı. tutarlık. i. bir sonuca bağlanmadan s. karşı teminat. birlikte çalışan kimse. ikincil. 2. s. ac ımasız. olarak. fiz. 1. hempa.f. kevgir. basmak. 1. süzgeç. s. i. soğuk kimse. fiz. uçuk.. tasma takmak. işbirliği. soğukkanlı. senet v. 2. halka. tahvil. tıb. i. köprücükkemi ği..coherence coherent coherently cohesion cohesive cohort coiffeur coiffure coil coin coincide coincidence coincidental coincidentally coition coitus coke coke colander cold cold cream cold cream cold cuts cold fish cold snap cold snap cold sore cold war cold wave cold-blooded coldhearted coleslaw colic colitis collaborate collaboration collaborationist collaborator collage collapse collapsible collar collar stud collarbone collate collateral collateral security i. 3. gerdanl ık. kok. tıb. bir olmak. yapışma. havanın aniden soğuması. 1. nezle. 2. k. z. 4. uymak. i. yard ımcı. soğuk savaş. 1. 1. argo kokain. işbirlikçi. 2. (sayfalar ı) sıraya koymak. i. s.ın berberi olan erkek. 2. (formaları) harman etmek. 2. saç biçimi.´ne dayalı) (borca 1. (iskemle/masa) açılır kapanır kapanır. soğuk. sarılmak. yıkmak. tesadüfen. cinsel ilişki. i. fiz. 1. çatışmak. 3. soğukluk. (sözcük/söz) türetmek. duygusuz. i. z. 1. 1. kangal. i. kolaboratör.´ne dayalı) teminat. işbirliği yapmak. s. s. katlanabilir. birleşmiş.. rastlantı eseri olan. yaka.. i. i. f. merhametsiz. yüz kremi. i. anat. madeni para sarmak. i. tasma. senet v. rastlant mat. 3. aynı zamana rastlamak. f. ıvrılmış saç. 1. köprücük. yandaş. f. merhametsiz. aynı soydan gelen. dili kolalı içecek. biyol. kohezyon. i. 4. yaka takmak. uyum sağlayan. i. 3. kolaj. ına yapışmak. tali. 2. kalınbağırsakta ve karın boşluğunda duyulan sancı. yan yana olan. aniden gelen so ğuk hava. f. s. i. kolit. 1. kangal şeklinde boru. 3. (proje/plan) i. 2. 2. söğüş et. 2. kalınbağırsak iltihabı.b. soğuk. karşılaştırarak okumak. roda. kolaboratör. yakas yakalık düğmesi. 1. bobin. tutarlı i. çökmek. 3. kolay anlaşılır. işbirliği yapan kimse. saç tuvaleti. 1. çökertmek. uyuşma. yapışıklık. tutarlı.

.). dilb. 3. mimari v. s. 1. s. s. koloni haline gelme. sömürge. topluluk ad ı. Kolombiyalı. karşılıklı konuşma. 3. 1. sancak. with -e çarpmak. sömürgele ştirmek. 4. kolektör. Pul biriktiriyor. 1. koloni. 1. ödemeli telefon konu şması. i. i. s. anat. 1. colloquialism. üniversite. iş arkadaşı. albay. canl ılık. (işverenle işçi temsilcileri arasında) toplu görüşme. 3. koloni kuran. i. f. 1. birikmek:telefon konustamps.. kolon. f. boya. z. 2. Kolombiya. i. i. i. renklenmek. 2. mükâleme. i. bayrak. akl ı başında. ortak. 2. 2. 3. 3. (anayurdundan ayr ı) bir kolonide ya şayana özgü.b. 2. 1. k ıs. i. i. çarpışma. renkli bask ı. colloquial. renkli foto ğraf. ortak mülkiyet. toplanmak. kolektif. İng. renkli foto ğraf. -de koloni/koloniler kurmak. 3. 3. sömürgecilik yanl ısı..s. 1. fakülte. -de koloni/koloniler kurma. biriktirmek. renkli televizyon. renk de ğiştirmek. derlemek. koleksiyon. kömür madeni işçisi. toplanm ış: the collected works of Shakespeare Shakespeare´in toplu eserleri. sömürgeleşme. çoğ. colonize.. ruhb. kolonyal (sanat. i. konuşma dilinde kullanılan sözcük/söz. sömürgeci. (kilisede toplanan) para. Kolombiya. i. renk. kendini toparlamak. ortaklaşa iyelik. 3. 2. s.. i. toplaç. toplama. koloni haline getirmek.. meslekta ş. koleksiyoncu. bak. toparlamak. hep bir arada. renk filtresi. 2. renk.colleague collect collect call collect call collect o. 1. 2. kolonide ya şayan. İskoç çoban köpeği. i. i. i. Kolombiyalı. f. sömürgele ştirme. iane. collect one´s thoughts collected collection collective collective agreement collective bargaining collective farm collective memory collective noun collective noun collective ownership collector college collide collie collier collision colloq colloquial colloquialism colloquially colloquy Colombia Colombian colon colon colonel colonial colonialism colonialist colonise colonist colonization colonize colony color color filter color photograph color photograph color photography color printing color television/TV i. kafas ını toplamak. 2. sömürgecilik. konuşma diline özgü. sömürgeci. 1. i. i. topluluk ismi. 1. 2. Kolombiya´ya özgü. foto. tahsildar. 1. ortak bellek. yüzü kızarmak. iki nokta üst üste (:). koloni haline getirme. 1. toplu. çarpışmak. renkli foto ğraf çekme. yüksekokul. koloni. dev şirmek. f. ortakla şa. s. 2. boyamak. İng. kolektif çiftlik. renklendirmek. 2. They don´t collect trash on ödemeli He collects şması. i. toplamak. f. konuşma diliyle. matb. i. al ımcı. kömür gemisi. toplu sözle şme.

1. meydana girmiş olacağız. -e ulaşmak. geri gelmek. İng. (horoz v. muazzam. 2. gazet. birleşim. -e rast gelmek. anlams ız. f. petek. renksiz. mücadele etmek. i. saymamak. fıkra yazarı.b. gazet. tekdüze. kartel. şifreli kilit. 2. kocaman. 2. 1. ile kar şılaşmak. daltonizm. 1. 5. kavgac ı. savaş. ask. solmaz. ayırmak.. kaba zenci. çok büyük. renkkörü. color. i. i. gerçekçi olmak. kö şe yazarı. tic. tutu şma. muharip. renkli. 1. u ğramak. yansız. 1. kombinezon. yıkılmak. u ğramak. 3. kolay tutuşan madde. i. birleşmek. 2. 1. gelmek. birle şme. 1. 2. 5. (bir şeyin) fiyatı düşmek. soluk. yar ı baygın. dediğine gelmek. i. saldırmak. kolay tutu şan. i. direk. f. muharebe alan ı. boyama kitab ı. fıkra. -i keşfetmek. renkli. renksiz. 3. tay. monoton. birleştirmek. He came close to losing his temper. muharebe. ateşli bir tartışmaya katılan kimse. 2. kendine gelmek. hayal kurmaktan vazgeçmek. renk. 2.. sağlığı gittikçe düzelmek. f. 4. aralarına girmek. i. s. i. birlik. 1. 2. sütun. 1. 2. yanıcı. çarpışma. 2. 2. birleştirme. yanma. Come July and we´ll be swimming. i. mim. k. s ıkıcı.´nde) ibik. 3. taramak. 4. dili beli gelmek. (--ted. bak. 2. 3. dövüşken. 3. ilerlemek. 4. 1. kolon. donuk. 3. i. i. 1. koma. vuruşma. 4.. 2. 3. 2. iyile şmek. boya. beraber gelmek. bileşim. sava şma. üstüne yürümek. i. 1. tarafsız. (biri) (eskiden sahip oldu ğu) para ve prestijini kaybetmek. geri dönmek. f.color-blind color-blindness colored colorfast colorful coloring coloring book colorless colossal colour colt column columnist coma comatose comb comb out combat combat combat troops combat zone combat zone combatant combative combination combination lock combine combine combustible combustion come come about come across come along Come along. savaş alanı. boşalmak. f. i. s. come) 1. s ıpa. 3. kim. devasa. ateşli bir tartışma. dövüşmek.. 3. to (bir kişiden/bir zamandan) (başka birine/başka bir zamana) kalmak. i. renksiz. bal pete ği. s. muharip birlikler. (fiyat) dü şmek. s. taramak. komada. sava şmak. 3. Az kald ı tepesi atacaktı. 1. (came. ask. kö şe yazısı. dövüşme. elde etmek. 1. tarak. düşmek. (kendi malının) fiyatını düşürmek. (birini) eskisi kadar çökmek. olmak. renkli. orgazm -e rastlamak. s. s. s. siyah. Hadi can ım. 2. --ting) 1. -e varmak. (fırsat) çıkmak. akla gelmek. 2. . sava şçı. s. 2. akromatopsi. renkkörlü ğü. 2. (kilitte) şifre. biçerdöver. canl ı. Temmuz geldiğinde denize gelmek. solgun. -e erişmek. 1. 3. silik. kol. come around come at come back come between come by come close to come down come down in one´s opinion come down in one´s price come down in price come down in the world come down to earth s. 1. dövüşçü.

olmak. -in sahibi olmak. (yarışma sonunda) (belirli bir sşe yaramak. ayılmak. yürürlüğe girmek. başkalarını hayal kırıklığına uğratmamak. 2. dili (f ırsat) eline geçmek. Haydi! 2. etkili olmak. (bir şeyi) bilhassa yapmak. başarılı olmak. dili 1. 2. düşmek. k. göğüs göğüse dövüşmek. k. kendine gelmek. muzaffer ç ıkmak. kopmak. sahneye ç ıkmak. ön plana çıkmak. durmak. 2. do ğmak. 1. dört ayak üstüne düşmek. başarısızlığa uğramak. (haber) yayılmak. yumruk yumru ğa gelmek. felakete u ğramak. suskunluğu bırakmak. ç ıkmak. karara varmak. ortaya ç ıkmak. başarılı bir sonuç almak. iktidara geçmek. 1. 1. 1. bütün zorluklara ra ğmen. belli olmak. (mirasa) konmak. 1. belasını bulmak. -e özen göstermek. altta kalmak. girmek: Come in! İçeri gir!/Buyrun! 2. (zor bir durumdan) sağ olarak k. cenkleşmek. gelmek: Has the iırada) olmak: 1. kendinden bekleneni yapmak. 3. ne olursa olsun. ç ıkmak. dünyaya gelmek. uyu şmak. yumruk yumru ğa gelmek. herkesin dikkatini çekmeye ba şlamak. (belirli bir amaçla) ortaya ç ıkmak: Nobody came forward to claim that cat. 2. meydana ç ıkmak. başı darda olmak. görünmeye ba şlamak. dili 1. stop/istop etmek. (av köpe ği) ferma yapmak. dili Yalan ı bırak!/Bırak! k. meydana gelmek. 1. 3. kafas ına dank etmek. dili 1. aç ımlanmak. varmak. yenilmek. ile çarpışmak. (leke) çıkmak. 3. son noktaya varmak. 2. -den ç ıkmak. 2. fermaya oturmak. gerekeni/beklenileni yapmak/becermek. ortaya ç ıkmak. kullanılmaya başlamak.come down with a cold come forward come from afar come hell or high water come home to come in come in handy come into come into collision with come into force come into play come into possession of come into power come into prominence come into sight come into the picture come into the world come into use come into view come of come off Come off it! come off worst/get the worst of it come on Come on! come one´s way come out come out of one´s shell come out on top come through come through come through with come to come to a dead stop come to a decision come to a head come to a head come to a point come to a point/ make a point of come to a stop come to an agreement come to blows come to blows come to close quarters come to fruition come to grief come to grief nezle olmak. gözükmek. Yok can ım! k. -e özenmek. Birinci oldu. 2. 3. girmek. 1. gerçekle şmek. en çok zarara u ğramak. dönüm noktas ına varmak. birinci olmak. görünmek. 2. kullanılmaya başlamak. kat ılmak. (yayın) yayılmak. . görünmek. He came in first. bir karara varmak. tamamen durmak. Kimse ç ıkıp da ogelmek. çok uzaklardan kedi benim demedi. kendini göstermek. 2. dili (beklenileni) yapmak. iş başına geçmek. k.

anlaşmak. ile ciddi bir şekilde ilgilenmek. 1. başarısız kalmak. -in esaslar ını ele almak. etekleri tutuşmak. aklına gelmek. 2. gelmek. i. rahatlık. cevap v. (belirli bir hizaya) kadar gelmek. (-in yetki alan ına) girmek. s. 2. -e çatmak. 1. 2.´ni) bulmak. bulunmak. i. açmaza düşmek. 2. meydana gelmek. ç ıkmak. komedi. comeback i. birinin imdad ına yetişmek. sona ermek. ne olursa olsun. gerçekle şmek. hatırlamak. (belirli bir seviyeyi) tutturmak. alımlı. varmak. teselli etmek. kadın komedyen. olmak. çözülmek. comedian i. 2. dili tela şa kapılmak. komedyen. öne geçmek. (with) anla şmaya varmak. (kabul edilmesi zor olan bir şeyi) kabul etmek/kabullenmek. mutabık kalmak. with (sevmediği bir şeyi) güçlükle kabul etmek. 1. aç ılmak. çözülmek. aklı başına gelmek. comedienne comedown comedy comely come-on comet comfort comfort station i. aklını başına toplamak. düşüş.come to grips come to grips with come to grips with come to hand come to life come to life come to light come to mind come to naught come to nothing come to nothing/naught come to one´s senses come to pass come to rest come to s. -e tesadüf etmek. k. rahat ettirmek. 2. komedi yazar ı. -e rastlamak. sivrilmek. konfor. ne olursa olsun. ile kar şılaşmak.´s rescue come to stay come to terms come to terms come to terms with come to the fore come to the point come true come true come under come undone come unglued come untied come up against come up in the world come up to come up with come upon come what may come what may come/draw to a close come/run across (with) (ile) kap ışmak. canlanmak. 1. durmak. 2. hela. çare. eski formunu bulma. (birinin) para ve prestiji artmak. come/run up against a blank wall k. itidalini kaybetmek. i.o. k.b. açılmak. boşa çıkmak. kuyrukluyıldız. 1. hayal kırıklığı. 1. dövüşmeye başlamak. argo zekice ve yerinde cevap. Artık burada kalacak. ferahlık. teselli. ayılmak. -e rastlamak. dili ç ıkmaza girmek. suya düşmek. (bir yere) devamlı yaşamak amacıyla gelmek: He´s come to stay. mutabık kalmak. f. sadede gelmek. 1. keşfedilmek. umumi . i. 2. gerçekleşmek. i. dili (bir plan. doğru çıkmak. bitmek. 1.

1. i. i. f.. i. on hakk ında fikrini i. emreden. komisyon. 1. 1. anma töreni. komutanl ık. 1.. gelen. 2. kauçuk meme. 3. başkomutan. işleme. i ş. f. f. -in derdini payla şmak. i. --ting) 1. s. vazife. commercialize. 1. deniz binba şısı. söz vererek ba ğlamak. yorgan. komik. 3. f. aç ımlama. geliş. atkı. 6. (birinin/bir şeyin) anısına yapılan. hatıra pulu. buyruk. i. övgüye de ğer. teslim etmek. 5. 3. i şlemek. emir. (--ted. alım satım. i. komedi oyuncusu. komando. komik. hükümranl ık. eylem. komutan. komut: search command arama komutu. i. 2. s. söz söylemek. i. emanet etmek. komando birliği. etmek. s. 1. başlama. komut. Allaha kar şı saygısızlık suç işlemek. 4. yüzdelik. s. -i ticaret arac ı yaparak bayağılaştırmak. ticaret hukuku. 1. tenkit. (gezici) satış temsilcisi. şube müdürü. rahatlatıcı şey. anma. s. rahat. i. 1. 3. (askeri hizmette kullanmak üzere) el koymak. atamak. i. emzik. övmek. 1. konforlu. diploma töreni. 1. 2. f. yapmak. kumandanlık: Air f. 2. komisyon ücreti. 2. İng. egemenlik. . orantılı. kurul. bant-karikatür. İng. emanet etmek. yaklaşan. i. f. subay. yorum. i. i. çizgi roman. 1. bilg. gelecek. tavsiye etmek. 5. gülünç. yorum. teselli. görev. ticari. önümüzdeki. z. virgül. tefsir. s. katmak. ticaret. görevlendirmek. ticaret hukuku. i. eşit. 3. karıştırmak. karışmak. 3. komisyon üyesi. f. kumandan. tefsir. 2. f. tayin etmek. s. hakkında yorumda bulunmak. 2. 2. söylemek. ele ştirmen. askeri bir hizmete mecbur etmek. TV reklam. sal ık vermek. kaşkol. 2. eleştiri. 2. radyo. İng. i. rahatça. 2. s. İng. bant-karikatür. 2. ac ıma. yetki. f. yaklaşma. etkili. i. 2. 3. i. bak. anmak. başlangıç. hatırasını yad etme.comfortable comfortably comforter comic comic book comic opera comic strip comical comics coming comma command commandeer commander commander in chief commanding commandment commando commemorate commemoration commemorative commemorative stamp commence commencement commend commendable commensurate comment commentary commentator commerce commercial commercial law commercial law commercial traveller commercialise commercialize commingle commiserate commiseration commission commissioned commissioned officer commissioner commit commit an impiety commit an offense s. 2. komedi ile ilgili. 1. 1. 1. 2. yorumcu. operakomik. i. başlamak.. 1. 4. f. emir. güldürücü. hâkim. 2. teselli edici kimse/şey. 4. 3. s.

cins isim. görü ş. umumun mal ı olan. i. s. dilb. f. mezhep. geniş. haberleşme. 1. 2. staple commodities başlıca satış ürünleri. 2. to söz vermek: You´ve committed yourself to doing this. commit suicide commit to memory commit to prison commit to writing commitment committee commode commodious commodity common common fraction common ground common knowledge common law common law common man Common Market common noun common noun common property common sense common sense common stock common touch commonly commonplace commonwealth commotion communal commune commune communicable communicate communication communicative communion communiqué communism communist community commute commuter comp compact compact compact 1. kesif. heyet. i.s. f. katılma. ezberlemek. encümen. tutku v. not. komünizm. telgraf gibi iletilen) haber. s. nakletmek. 2. sadakat. ba ğlılık. 1. kurul. olağan. topluluk.: There´s no common ground between them. 3. kısa. 1. ortak mal. beylik laf. i. 4. arasında her günile şehirdeki işyeri arasında her gün gidip gelen kimse. bulaşıcı. i. i. sıradan insan. s. 1. (ile) haberle şmek. cins ismi. s. cumhuriyet. vaat. 2. mal. f. halka ait. 4. compare. iletme. common kesir. üstenme.komite. örf ve âdete dayanan hukuk. sağduyu. (k ısa ve resmi) bildiri. 1. i. adi enemy ortak kesir. i. i. (hastal ığı) bulaştırmak.. örf ve âdet hukuku. 3. 2. 1. mü şterek tasarruf. ferah. 1. klozet. s ıradan. 3. i. common mat. 2. konuşkan. bildirmek. 2. sıkı. 4. çoğ. sözlü anlaşma. gürültü patırtı. 3. ortak bir zevk. taahhüt. sempatiklik. i. Onlar ın hiçbir ortak yanı yok. fikrini söylemek. iletişmek. (with) iletilme.commit o. beraber yapılan: common defense ortak savunma. karışıklık. teslim olma. toplumsal. Hrist. s. sık. compiled. i. 2. 3. sirayet ettirmek. sıradan bir şey. komünikasyon. Ortak Pazar. payla şma. bilinen gerçek. söz. pudralık. i. çoğunlukla. s. cemiyet. 2. ulus. baya ğı dü şman. ği. adi hisse senetleri. i. (bir konuda) ne dü şündüğünü söylemek. 2. 1. 2. hapsetmek. eşya. 1. companion. 2.b. common grave ortak bir mezar. basmakalıp söz. sohbet etmek. 4. yazmak. kesin karar. ortak mal sahipliçevirmek. yoğun. klişe. . ulaşım. (cezayı) hafifletmek. 2. 1. (ile) iletişim kurmak. özlü. 4. ortak. 1. complete. toplumla ilgili. toplum. 1. s. müşterek. eyalet. lazımlık iskemlesi. 1. söyle şmek. küçük araba. komünyon. iletişim. komün. i. Bunu yapmaya söz intihar etmek. sözleşme. common-law marriage resmi nikâhs ız beraber ya şama. oto. banliyödeki evi gidip gelmek. iletmek. z. haberleşme. 3. 2. 2. banliyödeki ev ile şehirdeki işyeri f. komisyon. 1. Hrist. amme. bayağı. iletim. i. sokaktaki adam. kamu. iletili ş. genellikle. i. k ıs. aklıselim. s. 1. cins ad ı.(mektup. halk. sağduyu. pudriyer. şamata. komünist. i. sözleşmek. teslim etme.

compensate compensate for one thing by/with bir şeyi başka bir şeyle telafi etmek: She compensates for her occasional another rudenesses birine ödemek. karşılaştırmalı dilbilim. dilb. karşılaştırma. i. nispi. f. i. tic. tazminat. şefkat. 1. 3. bedelini ödemek. şirket. rekabet. s. eş. uyum. misafirler. s. üstünlük derecesi. şikâyet. tümleç. geçimli. arkadaşlık. f. dilb. uyumluluk. eşlik. yurttaş. alan. kompart ıman. yar ışmacı. i. olumlu compensation taraf. şefkatli. 2. beraberindekiler. yeterlik. 1. arkada ş. 2. 5. --ling) zorlamak.o.y. i. 1. (with) (ile) uyumlu. f. 2. 1. f. uyma. 1. kendinden ho şnut olma. 2. 2. telafi. eşlik. arkadaşlar. bölmelere ayırmak. (with) (ile) kar şılaştırmak. ehliyet. yalpak. refakatçi. s. 4. rakip. refakat. karşılaştırılabilir. yumuşak. with tic. s ınır. ehil. arkada şlık. for için yarışmak. s. çevre. 2. 2. 2. takdimci. saha. rekabete dayanan. görüş alışverişinde bulunmak. fayda. to -e benzetmek. i. 2. acıma. s. mukayese. tazmin etmek. yeterli. rehber. 2. i. yetki. yarışma. kabiliyet. -e benzemek. (sıfat veya zarfların) üstünlük derecesini gösteren. 1. elkitabı. i. hastalık. yumuşaklık. yumuşak başlı. mukayeseli. yumuşak başlılık. i. i. sevecen. görüş alışverişinde bulunmak. i. şikâyetçi. d. s. Bizi s ık sık güldürerek arasıra compensate s. orantılı. 3. yetenek. karşılaştırmalı anatomi. derlemek. 1. şikâyet etmek. merhamet. tazminat paras ı. s. 2. cana yak ın. sunucu. 4.1. kumpanya. ask. yakınmak. -in bedelini by frequently making us laugh. i. 1. 3. mecbur etmek. 2. 2. ile rekabet etmek. 1. bölüm. bölme. faydalı taraf. karşılaştırmalı dilbilim. fikir alışverişinde bulunmak. f.compact disk compact disk player companion companionable companionship company comparable comparative comparative anatomy comparative degree comparative linguistics comparative linguistics compare compare notes compare notes comparison compartment compartmentalize compass compass needle compassion compassionate compatibility compatible compatriot compel kompakt disk. misafir. (--led. 1. s. tic. 2. vatanda ş. telafi etmek. 1. ortaklık. 1. kompakt disk çalar. benzer. yetkili. i. f. i. yoldaş. topluluk. tamamlamak. with ile yar ışmak. for i. ba şkalarıyla rekabet edebilir. kifayet. 1. i şin üstesinden gelebilen. başkalarına acıyan. 3. yetenekli. sevecenlik. 4. pusula. 2. 1. kumpanya. 3. 6. pusula iğnesi. i. dilb. ba ğdaşma. f. 3. (ile) ba ğdaşan. i. 1. sokulgan. 3. davacı. . merhametli. pusula ibresi. pergel. compere compete competence competent competition competitive competitor compile complacency complacent complain complainant complaint complaisance complaisant complement complement f. s. 2. tamamlayıcı. i. i. i. 5. 2. kendinden ho şnut. i. yakınma. karşılaştırmalı. 1.

i. yerine getirme. tenin rengi. 1. bile şik. f. kim. bir kitaplıkla beraber beş Rahmi liraya alabilirsiniz. kompres. iltifat eden. tebrikler. 3. bütünüyle. kompozisyon. karma şık. sakinlik. 2. i. (müzik/şiir) yazmak. i. bileşik faiz. bitirme. tamamlayan. kompozitör. 1. pürüz. iltifat etmek. tam. çetrefilleştirmek. 2. kavramak. 2. tamamlayıcı. tamamen. zorluk. 1. çetrefil. birle şik sözcük. zorlaştırmak. kompleks. s. geniş. s.s. karmaşa. i. karma şık. s. 1. 2. güçlük. kutlamak. dilb. şiir yazmak. karma ştırmak. cüz. çürümü ş yaprakla karışık gübre. i. 2. girişik cümle. compose compose o. 3. 1. karmaşa. boyun e ğme. anlaşılması güç. i. hediye olarak verilen. ücretsiz. kompliman yapmak. 2. Senin dediklerinecan buyıyla katılıyorum. tıb. hareket etmek: She always comports herself with dignity. sona erme. kompliman. tebrikler. billion liras.beste yapma. (bir işe giriştikten sonra ortaya çıkan) engel. kendine gelmek. 1. anlayış. ruhb. övgü dolu. 2. O her zaman a ğırbaşlı bir şekilde davranır. terkip. beste. f. i. i. çapraşık. itidal. It came as book case for five ile beraber: You tamam the books complete with a a complete surprise. i. kavranabilir. san. 1. tümleyici. karmaşıklık. i. itaat. with -e uymak.şik/karışık şey. s. anla şılabilir. uysal. -e uygun olmak: The results comport with our expectations. s. bileşimde bulunan. parça. soğukkanlılık. uysallık. 6. 1. komplikasyon. i. i. mürettip. iltifat. i. sayg ılar. karışık. 1. bile şim. 4. bile kompleks. f. davranmak. etraflı. 1. dilb. 2. anlamak. i. composer composite composition compositor compost composure compote compound compound compound interest compound sentence compound word comprehend comprehensible comprehension comprehensive compress compress s. uyma. içine almak. i. s. karma i. f. kapsamak. birle şik cümle. f. kavrayış. şiir yazma. with -e uymak. i. eleman. öğe. cilt. içinde binalar bulunan etraf ı duvarla çevrili yer. karmaşa. 1. unsur. 3. . besteci. 2. 1. şıklık. 2. itaatkâr. çözülmesi güç. görünü ş. 1. kapsamlı. 3. 2. güz. bileşim. i. görünüm. s. uyma. güçleştirmek. kompleks. 2. 1. bileşik.dizgici. z. 2. paras ız. çetrefil. ekon. oluşum. beste yapmak. i. ho şaf. bestekâr. yumu şak başlı.complementary complete complete with complete works completely completion complex complex complex sentence complexion complexity compliance compliant complicate complicate complicated complication complicity compliment compliment complimentary compliments compliments of the season comply component comport comport o. övücü. anlaşmazlıkları) olmak. ılımlılık. mat. (on) tebrik etmek. kapsam. riayet. (aralarındaki f. kat ıksız: I´m in complete sympathy with what you´re saying. bitme. (yazılı ödev olarak) kompozisyon. 2. 4. 5. sıkıştırmak. Kitaplar ı. 3. 1. i. ten. dilb. komposto. s. tamamlanma. karışıklık. İng. komposto. bütün eserler: the complete works of Hüseyin milyar Hüseyin Rahmi´nin bütün eserleri. 4. kompleks. suç ortaklığı. karma. selamlar. karma şık hale getirme. f. tamamlama. s. karmaşık. Sonuçlar bekledi ğimiz gibi oldu. kendine hâkim gidermek.s. karma şık. s. -e riayet etmek. s.

zorlayıcı. 4. --ning) aldatmak. kapsamak. konsantrasyon. kompüter. tasavvur etmek. . gebe kalma. toplamak. Bizi en çok ilgilendiren olmak. 2. toplama. -den olu şmak. merkezleri bir.a dislike I haveakl ına gelmek. s. 2. 1. i. conceived a dislike for him. 1. 1. 1. bilgisayar programc ısı. mecburi. oluşturmak. ruhb. gebe kalmak. with concerned concerning sıkıştırılmış hava. zorgulu. hayal edilebilir. düşünmek. bilgisayar çipi. gurur. i. (birini) ilgilendiren şey: It´s one of our major concerns. 1. I understand the reason for your concern. 1. vicdan rahats ızlığı/azabı. s. i. 1.s. 1. i. f. içbükey yüzey. zorgu. ilgi: s. anlaşmaya varmak. karşılıklı ödün şmak. yoğunlaşmak. kavramak. uyuşma. konkav. zorunlu. f.. Ona karşı içimde bir nefret uyand ı. düşünceyi/dikkati/gücü bir i. f. obruk. i. 1. s. konsantrasyon. 2. zorlama. computerize. i. sıkıştırma. saklamak. anlamak. ile uyuşmak. bilgisayar donan ımı. uzlaşma.––d 4. s. 1. 2. 1. yoğunlaştırmak. f. toplanma. arkadaş. y ığmak. tasarlamak. (taraflar ın karşılıklı ödün vererek yaptığı) anlaşma. kendini be ğenme. i. kompresyon. dikkati bir noktada toplama. f. kibirli. deriştirmek. 2. kompresör. bilgisayara geçirmek. ortak merkezli. 2. fikir. 2. idrak etmek. 3. 1. İng. dayan ılmaz bir istek. koyulaştırmak. bilgisayar operatörü. kavram. hakk ında. yoldaş. 3. endişeli. ilgili. hesaplamak. edat ile ilgili olarak. toplanmak. mefhum. dü şünülebilir. içermek.compressed air compression compressor comprise compromise compromise on compromise with compulsion compulsive compulsory compunction compute computer computer chip computer engineer computer engineering computer hardware computer operator computer program computer programmer computer programming computer software computerise computerize comrade con con concave concave conceal concede conceit conceited conceivable conceive conceive of concentrate concentrated concentration concentration camp concentric concept conception concern concern o. sistem operatörü. teslim etmek. ruhb. görü ş. kabul etmek. 2. yoğun. 2. örtmek.deri şik. ba şlangıç. uzlaştırmak. tazyik. f. f. 2. 3. karşı. 4. f. 2. kendini be ğenmiş. toplama kamp ı. yığma. ile meşgul şeylerden biri. -e dair. konsantre. bak. s. uzlaşmak. f. vermek. hesap etmek. alakalı. f. içbükey. bir araya getirmek. bilgisayar mühendisliği. b ırakmak. aleyhte. itiraf etmek. dü şünmek. z. akla gelebilir. kand ırmak. s. i. (--ned. ile ilgilenmek. toplaşım. içtepi.. basınç. i. gizli tutmak. kibir. bir araya getirme. (bir konuda) uzla vererek ile uzlaşmak. i. i. görüş. bilgisayar. derişim. 3. bilgisayar programlamas ı. i. 1. kavram. fikir. s. bilgisayarla donatmak. bilgisayar yazılımı. 2. bilgisayar mühendisi. 2. 3. düşünceli. bilgisayar program ı. düşünce. gizlemek.

1. 1. netice. f. yo ğunlaç. 1. s. f. 2. ayn ı fikirde olmak. aynı zamana rastlama. teslim. yat ıştırmak. yemeğe çeşni veren şey. taziye. 2. ğu. bitiş. 4. f. prezervatif. f. düzmek. son. yo 4. karar s.. şart.. 1. somut. betonkarar. birlikte planlanmış. 4. buğulaşma. son. şiddetli sarsıntı. gönlünü alma. görmezlikten gelmek. (buharı/gazı) sıvılaştırmak. (--red. istimlak idama mahkûm resmen i. dilb. 2. taviz. başsağlığı. 3. (hikâye/yalan) karıştırma. s. uzlaştırmak. k ınama. yasaklamak. 2. i. 2. betonyer. z. . kaput. 5. 2. karışım. 3. bir karara varmak. (bir işin) sonunu getirmek. itiraf. fiz. koşullu. ayıplama. şarta bağlı. z. --ring) 1. şartlı olarak. şartlı. kamula ştırma. s. to/toward -e neden olmak. ödün. 3. 1. huk. 2. f. 3. beton kar ıştırıcı. 3. 1. i. 4. birlik. 2. aynı zamanda. kalabal ık. uyuşma. 1. 1. i. f. sona ermek. f. 1. 1. kondansatör. 2. k ısa. uzlaştırma. 1. i. 5. in kullanılmasını etmek. with ba şsağlığı dilemek. birbirine kar ıştırarak hazırlamak. koyulaşmak. i.uydurmak. 1. şart kipi. 2. i. 2. konçerto. gönlünü almak.concert concerted concerto concession conch conciliate conciliation conciliatory concise concisely conclude concluding conclusion conclusive concoct concoction concord concourse concrete concrete mixer concur concurrence concurrent concurrently concussion condemn condemn to death condemnation condensation condense condensed milk condenser condescend condescending condescension condiment condition conditional conditional mood conditional sale conditionally condole condolence condom condone conduce conducive i. göz yummak. 3. fiz. 2. i. 2. i. uyum. i. suçlu çıkarma. fiz. k ınamak. ahenk. az ve öz. taziyede bulunmak. uyum. f. bar ış. veciz. kabahatli bulma. sıvılaşma. yoğunlaşma. izdiham. ayıplamak. nihayet. i. ayn ı zamana rastlayan. yoğunlaşmak. 1. tenezzül eden. mahkûm etme. 1. s. son. anlaşma. s. 2. i. tenezzül. yoğuşturucu. i. lütfetmek. sonuç.yoğunlaştırma. 1. kamulaştırmak..kısaltma. özet. kim. i. karar. büyük deniz kabu ğu. z. çatışmak. bitmek. beton. What are living conditions like there? Oradaki hayat dilb. tertip etmek. f. kayıtlı. kim. meydan. sona erdirmek. 1. izin. konser. 3. nihai. i. i. şarta bağlı satış. s. yapmak. gönül alıcı. kesin. yat ıştırma. (fikir) s. uyuşan. suçlu çıkarmak. kondansasyon. kabul. 1. 2. koyulaştırmak. 2. 2. malaksör. bir araya gelme. 2. şart kipi. 5. bumahkûmiyet. i. sözde alçakgönüllülük göstermek. (yazıyı/sözü) şekerli konsantre süt. 3. mahkûm etmek. imtiyaz. 2. 2. huk. aynı zamana rastlamak. toplanma. i. antlaşma. kim. tenezzül etmek. koşul: It´s one of the conditions of the agreement. 1. 1. i. özlü. (havaalanında/garda) büyük yolcu salonu. beton. kati. ahenk. istimlak. s ıvılaştırma. birlikte yap ılmış. 1. i. (buhar/gaz) sıvılaşmak. dinleti. k ısaca. 2. Anlaşmanın şartlarından biri. beyin sars ıntısı. yatıştırıcı. az ve öz. ayn ı olma. ğunlaştırmak. 1. 1. uyuşmak. -e vesile olmak. sonuç ç ıkarmak. aynı olan. birlik. sonuca varmak. 2. s. s. bitirmek. f.

hareket. 2. confidence confidence game confidence in confidence man confident confidential confidentially confidently configuration confine confinement confirm confirmation confirmed bachelor confiscate confiscation conflagration conflict conflict i. i. 2.. pudra şekeri. pudraşeker. (orkestra/koro için) şef. to (bir hastal ık) (birini eve/yatağa) bağlamak. doğrulamak. sır olarak. biletçi. geçirgen. 2. him on the matter. görünüm.. birine s ırrını söylemek. inanan. d. konfederasyon. pudraşekeri. (with) (ile) görü şmek. kongre. 1. 3. istimlak. davran ış. 4. 1. f. birle şik devletler. 2. şekerleme. dert ortağı. sınırlama. gizli: This is confidential. 1. konfigürasyon. 1. s. (yasaklanm ış şeyi) toplama.bekâr. görü şme. kozak. 2. 3. sınırlamak. dolandırıcılık. Bu kuşatmayı çok iyi yürüttünüz. konfedere. bağlaşmak. müzakere etmek. i. 2. sağlama bağlama. i.ğrulama. suç ortağı... kamulaştırma. s. koni. --ring) 1. hapsedilme. i. kondüktör. i. i. geom. 1. fiz. 3. i. şeker. f. 1. geçirgenlik. (silahlı) çatışma. teyit. fiz. şef. birleşmek. You can´t conduct such experiments (belirli bir şekilde) davranmak: He conducted himself well at the party./Ona itimad ım var. iletken. çatışma. 2. yönetim. bağlaşık. 2. 3. i. (birini) kutsayarak kiliseye i. sınırlandırma. -e kapatmak. 2. müsadere. bağlamak. 4. 4. etmek.sınırlandırmak. günah ç ıkartmak. 1. papazın verdiği ilmihal derslerine devam etme ve kiliseye üye f. müzmin 3. (dondurma için) külah. anlaşmazlık. istimlak etmek. iletme. birleştirmek. f. müzakere yapmak: I conferred with konferans. 3.conduct conduct conduct o. i. f. kamula ştırmak. itiraf etmek. 2. confectionery. do kesinle ştirmek. i. dolandırıcı. 1. f. tasdik. harp. kesinleştirme. lider. geçirici. z. sağlamakonfirmasyon. ruhb. to -e hasretmek. şekerleme imalathanesi. (eve/yata ğa) bağlı kalma. 2.y. 1. 1. . 2. 3. to -e hapsetmek. (rezervasyonu) konfirme f. bilg. 2. koni biçiminde makara. k ılavuz. ihtilaf. kozalak. 2. idare etmek: You´ve conducted this siege well. konfedere. güven. fiz. i. idare. bot. üçkâğıtçı. düzenleniş. i. i. i. i. 4.o. i. bağlaşık. şekerleme. doğum etmek. günah ç ıkartma hücresi. uyuşmazlık. tavır. toplantı. -i haczetmek. büyük yang ın. with ile uyu şmamak. tasdik sonrası yatakta kalma süresi. 1.s. s. düzen. hapis. biçim. 1. to (s ırrını) -e söylemek. haciz. 3. 2. teyit etmek. savaş. Bu aramızda kalsın. -e haciz koymak. i. iletken mak. gizli kalmas ı gereken. i. -i müsadere etmek. s. emin. f. birleşik. ile çelişmek. birleşik. 1. i. iletken. günah ç ıkartan papaz. 3. (yasaklanm ış şeyi) toplamak. iletkenlik. mala el koyma. (--red. 1. 1. güvenle. önder. birlik. i. i. sırdaş. iletici. geom. 2. z. s.. conduction conductive conductivity conductor cone confection confectionary confectioner confectioner´s sugar confectioners´ sugar confectionery confederacy confederate confederate confederated confederation confer conference confess confession confessional confessor confidant confide confide in s. madde. üçkâğıtçılık. 3. bak. Ona güvenirim. f. i. (mala) el koymak. yürütmek. günah ç ıkartma. Meseleyi onunla görü ştüm. nakletme. geçirme. itimat. ittifak.1. Partide iyi davrand ı. konfederasyon. ile çatışmak. I have confidence in him. yönetmek. itiraf. şekerci.

i. 1. uygunluk.meydan okuma. farzetmek. büyü yoluyla (ruh) . toplanmak. 2..D. huk. i. s. benzer. kar şılıklı karşısına çıkmak. farazi. seçilemez.. i. konik.. s. Meclisi üyesi (kad ın). kafas ını karıştırmak. konglomera. kalabalık. con. uymac ılık. . 1. jeol. s.. kafa kar ışıklığı. ba ğlayıcı. sanmak. with -e gidip söylemek/anlatmak: He confronted me with the problem. tahmini. mat. 2. f. çelişkili. kar ıkocalığa ait. fiil çekimi.. 1. tic. tıklım tıklım. 1. zan. san ı. pıhtılaşmak.gress. 1. Temsilciler Meclisi üyesicon. i.B. kan toplamış. 1. uygunluk. 2. 3. evlilik ile f. with (bir şeyi/birini) (başka f. bot.gress. 1. gökb. sevimlilik. f. 2. kozalaklı ağaç. 3.D. A. 2. s. p ıhtılaştırmak. f. 3. dilb. tıb. dondurmak. s. bir şeyi/birini başka şey/biri sanma. birlik. 2. yerinde. izdiham. Kongo´ya özgü. düzensiz. 2. i. küme. kan hücumu. tebrik etmek. tıkanık. 1. uygun. f. Temsilciler çoğ. -in i. ayırt edilemez. i. pol. dilb. doğuştan. s. 3. 2. şaşkına çevirmek. 2.wom. (erkek). kutlamak. şeyle/biriyle) karıştırmak. Hokkabazlık yaparak kutudan güvercin çıkardı. yığın. tıkanıklık. tahmin. bak.. 3. 1. i. i. cemaat. k. (çoğ.en (kang´grıswîmîn) i. (to) (-e) uymak. çoğ. hokkabazlık yaparak -i yapmak: She conjured a dove out of the box. i.. i. sempatik. meydan okuma. farz. kafas ı karışmış. uyma. 3. varsayım. f. i.men (kang´grısmîn) i. i. tıb. 2. 1. 2. sevimli. yığışım. i. Kongo. kavuşum. ilgili. küme..lese) Kongolu. kanuni ihtilaf. donmak. tıb. dilb.conflict of interest conflict of laws conflicting conform conformism conformist conformity confound Confound it! confounded confront confrontation confuse confused confusion congeal congenial congeniality congenital congested congestion conglomerate conglomeration Congo Congolese congratulate congratulation Congratulations! congregate congregation congress congressional congressman congresswoman congruent congruous conic conifer conjectural conjecture conjugal conjugate conjugation conjunction conjunctive conjunctivitis conjure çıkar çatışması. bir araya getirmek. karışık. karışıklık. f. varsayımsal. s. yaradılıştan. Allah kahretsin! s. pol. f. önünü kesmek. şirketler grubu. i. Bana gelip meseleyi anlatt ı. konjonktiv iltihabı.. s. 1. 2. (sanığı.. kutlama. kan toplanması. kongreye ait. i. f. (-e) riayet etmek. Con. congruent. i. s. düzensizlik. Kongolu. sempatiklik. dilb. şaşırtmak. 3. konformizm. s. zannetmek. bir araya gelmek. toplama. konformist. karman çorman. 1. tahmin etmek. kalabalık. uymac ı. tebrik. birikinti. çekmek. Tebrikler!/Tebrik ederim. ho ş. şaşkınlık. konjonktivit. 1.go. kendisini suçlayanla) yüzle ştirme. mat. kongre. 2. s. birikmek. 2. i. s. münasip. A. 1.B. 1.. toplamak. şaşkına dönmüş. dili kör olas ı. i. kahrolası. 2. toplant ı. şaşırtmak. s. 1. birleşme. ba ğlaç. 2..

vicdanl ılık. sera. i. kutsama. i. (iki şey arasındaki) bağlantı. arkadaş. göz yumma. bu/o nedenle. i. 2. düşünceli. i. fikir birliği. i. itina ile. i. İng. -i akla getirmek. nezaket. demeye gelmek. s. f. at -i görmezlikten gelmek. 5. birleştirilmiş. tutucu kimse. birleşmek. özenle.. binaenaleyh. 1. 1. 3. kutsama s. r ızasını nasıl alabiliriz? She can´t do it i. ilgi. 1. 2. vicdan ına dayanarak. -i an ımsatmak. faktör. mat. connection. Komployu birlikte haz ırladık. addetmek. bağlamak. 2. -e bağlı. ardışık. hokkabaz. h ısım. işine bağlı. 3. s. 1. yenmek. hesaba katmak. fethetmek. 1. anlam ına gelmek. 1. 4. 1.conjure up conjurer connect connected connecting link connecting rod connection connexion connivance connive connoisseur connotation connote conquer conqueror conquest conscience conscientious conscientious objector conscientiously conscious consciously consciousness conscript conscript conscription consecrate consecration consecutive consecutively consensus consent consequence consequently conservation conservationist conservatism conservative conservatory conserve conserve consider considerable considerably considerate consideration considering 1. oto. bağlantılı i. saygılı. z.. şuuru yerinde. (with) (iki şey ğlı. 1. sihirbaz. eksper. to -e adamak. -e ait. tutucu. s. z. 1. sayg ınlık. netice. muhafazakâr. 3. halka. We connived i. birleştirmek. 2. bilinci yerinde. 1. askere alma. hayal etmek. vazifeşinas. 1. üzerinde dü şünmek. koruma. muhafazakârl ık. f. 2. suç ortakl ığı. bağlanmak. 1. f. doğal kaynakları koruma yanlısı. birleştirme. düşünmek. önemli. (birine) dini bir törenle (belirli bir unvan) vermek.gibi -i yapıvermek. göz önünde tutmak. i.. hokkabaz büyücü. karşılık. uzman. 3. vicdanen. edat. askere almak. i. 1. 1. i. saymak. 2. How can sonuç. i. 1. hat ırı sayılır. dolayısıyla.together in the plot. f. i. bile bile. 2. 1. mecburi askerlik. limonluk. vicdan. töreni. 3. bir sözcü ğün çağrıştırdığı şey. z. kutsamak.bağ. önem. fazla. ard ışık olarak. (with) (belirli bir seferle) bağlantılı olmak. s. i. 1. i. 2. arka arkaya gelen. 2. bağ. 4. i. farkında olan. korumak. 2. sayg ı. hürmetkâr. akla getirmek. ard ıl. bağlama. göz önünde tutulursa. 1. 2. muhafaza etmek. 2. hayli. i. with ile dolap/entrika çevirmek. we gain her consent? Onun önem. f. i. 2. tutuculuk. 2. tanıdık. do ğal kaynakları koruma. oybirliği. epeyce. fetih. dili her şey göz önünde tutulursa. i. üzerinde düşünme. z. 2. 2. k. 1. vicdanlı. ifade etmek. düşünce. nazik. yananlam. arka arkaya. bilinçli. akraba. reçel. bağlı olmak. 2. büyük. -i uyandırmak. with 3. s. oldukça. Nihayet rıza gösterdiler. etken. . takdis etmek. erbap. z. art arda. 2. fatih. sefer. ücret. himaye. hiç a şırıya kaçmayan. biyel/piston kolu. 2. konservatuvar. özenli. f. -e göz yummak. f. dikkate almak. itibar. 1. i. icat etmek. i. savaşa karşı olduğu için askerlik yapmayı reddeden kimse. 2. 5. bilinç. 1. 1. 2. biyel. 3. şuur. 1. göstermek. 2. 6. ılımlı. ilişki. bak. bilinçli olarak. of -in fark ında olma. 1. 3. z. zapt. 2. s. 2. 2. 1. bedel.. askere alınmış (kimse). ile ilgili. zaptetmek. i. 2. itinalı. oldukça çok. bu/o yüzden. 3. f. bağlantı. s. zafer. semere. -i bilme. rıza: They´ve finally given their consent. 2. 1. ba arasında) bağ kurmak.

of -den meydana gelmek. dilb. 1. anayasa. tutarlılık. inşaat. vefa. pekişmek. 1. to/withkonsolide etmek. 3. s. i. 2. meydana getirmek. 3. mana vermek. engellemek. sessiz. (eski Roma´da) konsül. bina etmek. 1. 3. takviye etmek. 2. seçmen. s. anayasal. sıkmak. sıkıştırmak. f. malın gönderildiği kimse. seçim bölgesi. avunç.. 1. 2. sabit. i. nizamname. ğişmez daima. 2. polis memuru. i. f. 1. birleşmek. 1. müspet. 2. insicam. yapısal. tutarlı. 2. f. -e ba ğlı olmak. 2. i. with ile arkada i. İng. terkip. 2. s. i. 4. bütünü olu şturan. 2. yorum. s ınırlama. avutmak. 2. koyuluk. sağlamlaşmak. teslim etmek. 2. 1. vermek. 1. i. 1. s ıkma. konsüle ait. 2. teselli etmek. f. i. 1. 2. yap ıcı. i. 2. yapı. 1. z. gönderilen mal. tüzük. mecbur etmek. . göze çarpan.. -den olu şmak. i. f. tayin etmek. yapı. konsorsiyum. tutarlık. 2. anlamak. mat. i. yorumlamak. bir seçim bölgesindeki seçmenler. devamlı olarak. sabite. tak ımyıldız. i. şaşkınlık. 1. sağlık için yapılan yürüyüş. ahenkli. inşaat alanı/sahası. geom. değişmez. dar geçit. peklik. komplo. sürekli. geom. 2. unsur. -e uygun. yapım. 5. s. mal gönderen kimse. 1. 2. 1. olu şturmak. fahri konsolos. i. mütemadiyen. birleştirmek.. f. 4. büzmek. devamlı. kıvam. daraltmak. i. 1. kendini tutma. dikkati çeken. çizim. kabızlık. sebat. zorlamak. i. polis teşkilatı. yoğunluk. sabit sayı. çizmek. 3. tutarlı bir şekilde. yap ısal. teşkil etmek. tefsir etmek. konson. avundurmak. komplocu. komplo kurmak. menetmek. 1. s. tertip etmek. 3. İng.. teselli. başkonsolos. kurmak. 1. sadık. sevk ıyat. kurmak. sürekli olarak. -den ibaret olmak. f. konsolosa ait. tesis etmek. i. s. f. 1. ile uyumlu. i. i. 1. atamak. konsolos. (cümleyi) tahlil etmek. f. inşa. desürekli. sağlamlaştırmak. i. büzme. tertip. şlık etmek. 1. yapmak. de ğişmezlik. i. 1. dehşet. 2. s. teselli mükâfatı. i. s. consignor. s. bünyesel. inşa. z. i. 2. tefsir. uyumlu. ünsüz. konsonant. bak. tahdit. 3. polis. öğe. boğaz.consign consignee consigner consignment consignor consist consistency consistent consistently consolation consolation prize console consolidate consonant consort consortium conspicuous conspiracy conspirator conspire constable constabulary constancy constant constantly constellation consternation constipation constituency constituent constitute constitution constitutional constrain constrained constraint constrict constriction construct construction construction site constructive construe consul consul general consular consular agent f. tic. in -e dayanmak. i. yap ı. olumlu. in şa etmek. f. 2. göndermek. i. hayret. 1. 2. bileşim. inşaat. nicelik. 2. korku. mal gönderme. bünye. 2. zoraki. 1. 1. 2. i. emanet etmek. gõkb. pekiştirmek. sabit şey.

1. contents. ile çağdaş. dayanıklı tüketim malları. hoşnut. sormak. memnun. bulaşkan. i. irtibat. içerik. huk. 1. f. 2. 2. içindekiler. 1. 2. tıb. yarışmak. danışma kurulu. 2. 1. 2. hoşnut etmek. i. tasarlamak. bağlam. sâri. yaşıt. tez. muasır. küçük görme. mutlu. memnun. (kutu. niyetinde olmak. 3. içine almak. dayanıksız tüketim malları. i. konsültasyon. aşağılık. izleri ta şımak. i. rahat. i. etmek. tıb. i. alçak. muhteviyat. (bir şeye) itiraz edip yanlış olduğunu ispatlamaya çalışmak. iddia. -de . çağdaş. 2. i. i. başvurmak. içerik. rezil.b. lens. tefekkür. tam. 3. i. istihlak etmek. hor görme. s. 3. 1. 2. istişari. memnuniyet. düşünüp taşınma. 1.. f. Bu v. dalgın. ile) kirletmek. 3. hoşnut. tam. ikmal etmek. ile) kirletme/kirletilme/kirlenme. münakaşa. rahatlık. tüketim. i. çağdaş. i. konsoloshane. continent. sav. yo ğaltma. tüketici. içermek. for için yar ışmak. kavga. çağdaş. mükemmel. danışmak.) kap. hoşnutluk. danışmanlıkla ilgili. i. düşünme. 2. with ile uğraşmak.b. . s. 2. k ıs. bulaşıcı. 2. kontekst. danışman. akran. dikkatle seyretme/izleme.. yarışmacı.b. s. mücadele etmek. f. i. konteyner. de ğme. temas. f. (mikrop. 1. dokunma: It mustn´t have any contact with the air. s. aynı zamanda olan. . bula ştırmak. düşünmek. s. coal has a high sulfur content. 1. 2. tatmin etmek. memnuniyet.. istişare. 1. i. dört dörtlük. hakir gören. f. izleri/havası olmak: This story has political overtones. dikkatle seyretmek/izlemek. hor gören. tüketim maddeleri. kapsamak. zehir v. miktar: This i. müracaat etmek. müsabaka. tüketmek. kontrol alt ına almak. s. with ile görü şmek.. çekişme. uzun uzun dü s. iddia etmek. çabuk yayılan. düşünceye dalmış. memnun s. çekişmek. 1. tamamlamak. Havayla lens. i. 2. 1. yarışma. 1. 2. yakıp yok etmek. 2. mücadele. 2. yar ışma. s. zehir v. istihlak. i.consulate consult consultant consultation consultative consultative committee consume consumed with jealousy consumer consumer durables consumer goods consumer nondurables consummate consummate consummate consumption cont contact contact lens contact lens contagious contain contain/have overtones container contaminate contamination contemplate contemplation contemplative contemporaneous contemporary contemporary with contempt contempt of court contemptible contemptuous contend content content contented contention contentment contents contest contest contestant context i. k ıskançlıktan deliye dönmüş. mükemmel. bağlantı: Have you kontakt hiç temas kontakt lens. temas. (mikrop. 2. müzakere. düşünüp taşınmak. f. continue. göz önünde tutmak. 1. mahkemeye itaatsizlik. konsolosluk. hesaba katmak. ileri sürmek. i. bula ştırma. f. yo ğaltıcı. 3.. şişe hikâyede siyasi bir hava var. s. tasarlama. 1. Bu kömürün kükürt miktar ı yüksek. 1.ı olmamalı. lens. çoğ. şünmeyi seven. danışma. yo ğaltmak. s. tutmak. dört dörtlük. ilişki. f. 1. müşavir. f.

s. on/upon -e ba ğlı. f. (kan´treri) z ıt. (kan´treri) ters yönden esen (rüzgâr). 1. pay. aksini iddia etmek. olas ılık. 1. çekmek.´ne) 3. 2. sözle şme. hâkimiyet. tekzip etmek. sık sık. akit. 2. aksi. kulesi. e ğilme. ba 3. 1. 2. devamlı. 2. f. idare. denetim. kasılmak. i. (ba ğış (with) vermek. sözleşme yapmak. katkıda bulunmak. çekişmeli. foto. üstlenici. yardım. Kendisini partiye davet i. (-e) ters2. yaz ı vermek. denetlemek. dergi v. kısalma. z. büzülmek. buruşuk. i. 2. yalanlama. 1. f. (a way of/a means of) -in yolunu bulmak.b. tartışma. büzülme. s. anakara. s. 1. çarpıtmak. idrarını tutabilen. pişman. 1. ihtiyat fonu. 3. sürme. i. f. z. makale. (aradaki fark ı göstermek üzere) karşılaştırmak. 3. karşıt. yönetim. 2. kontrol s. f.´ne) yazı yazan kimse. f. şekil. için bir yol bulmak: She contrived a uyduruk. önek karşı. kaçakçılık. 2. nekahet. zıt. dilb. burmak. s. s. i. durmadan.ıyas etmek. tutarsız. gebeliği önleyici (hap/alet). egemenlik.Continent continent continent Continental continental contingency contingency fund contingent continual continually continuation continue continuity continuous continuously contort contorted contortion contour contracontraband contraception contraceptive contract contract contraction contractor contradict contradiction contradictory contrary contrary to contrast contrast contribute contribution contributor contrite contrive contrived control control control tower controversial controversy convalesce convalescence i.ğış. i. s. kas ılma. (kan´treri) karşıt.b. 1. çelişik. iyile şmek. z. 2. çekişme. nekahet döneminde olmak. aykırı. mukavele. sürekli. 3.way to get herself invited to the party. bağışçı. devamlılık. -in tersine/aksine. aralıksız. s. (--led. daralmak. burulma. (gazete. idare etmek. f. çelişkili. sürekli. k ısaltmak. bağışlamak. zıt. i. kontrast. çelişme. f. -in payı olmak. 1. devam etmek. . ters. 2. beklenmedik olay. anlaşmazlık. s. f. Avrupa k ıtasındaki ülkelere özgü. daralma. süreklilik. doğum sırasında rahim kaslar ının kasılması. 2. i. i. karşıtlık.(gazete. habire.. 1. 1. ters dü şmek. tövbekâr. i. s. üstenci. i. i. bükülme.şmek. i. (bir veya birkaç harf atılarak yapılan) i. devamlı. 1. nadim. 1. sürekli. 2. 2. kaçak. devamlı. sözleşme metni. kontrol etmek. bükmek. çelişki. yazı. mukayese etmek. kontrat. k ıtasal. (hastalık) kapmak. müteahhit. k ıta. ihtimal. tartışmalı. devam etme. hâkim olmak. 1.olarak)(ile) çelişmek. çevre. e ğmek. yalanlamak. aksi. mukavelename. boyuna. k ıntrer´i) aksi (kimse). i. ithal veya ihrac ı yasaklanmış. i. yüklenici. aksi. aralıksız. katkıda bulunan kimse. zıtlık. uydurma. s. i. sürmek. k (to) 1. tutarsızlık. devamlı. 2. k ısalmak. dış hatlar. çeli ayk ırılık. -i çarpıtarak tuhaf/anormal bir şekle sokmak. devam. dergi v. --ling) 1. büzmek. kontrol. katkı. s. 2. bükük. sürekli. düşmek. kasmak. s. 1. i. bağırsaklarına hâkim olabilen. daraltmak. -i çarpıtarak tuhaf/anormal bir şekle sokma.çekilme. s.3. kaçak mal. gebelikten korunma. i. i.

k. -in can ına okumak. i. nekahet döneminde olan. çırpınmalı. ihtida. çevrilme. tuvalet. elek. ters. k. 2. taşımak. elverişlilik. s.. gelenek. konvansiyonel silahlar. pişirmek. (-e) de ğiştirmek. keyifli. şiddetle sarsmak. k ıvrım. conveyor. konuşma dilinde. (-e) dönüştürmek. konvertibl (para). değiştirilebilir. i. 3. zıt. taşıma kayışı. çoğ. müsait. 3. inandırıcı. i. iletim. iletmek. 3. i. i. s. 2. 3. f. 2. sohbet etmek. k. mahkûmiyet. 2. i. 1. i. mahkûm etme. geom. 3. kongre. devretmek. çevirgeç. konvoy.´s goose cook up cookbook s. f. geleneksel. dönüştürme. s. s. lavabo. hüküm giydirme. i. i. f. din değiştirme. konveks. kim. i. üveymek. i. huk. 2. nakletmek. taşıt. 2. konvansiyon. değişme. değiştirme. 1. 1. 2. 1. f. aşçı. 2. 1. çekyat. basmakal ıp. 1. inanç. (bir durumdan) (ba şka duruma) getirmek. ku ğurmak. fiz. karşıt. 1. with -e a şina. dili -i mahvetmek. i. 2. sohbet. bildirmek. i. karşıt anlamlı söz/sözcük. 1. kullanışlı. 1. (with) (ile) konu şmak. ahçı. hoşsohbet f. götürmek. 4. konfor.. s. kolaylık. f. devretme. toplantıya davet etmek. 2. devir. yak ınsamak.. 1. 3. huk. 2. 1. dili işini bozmak. . 2. f. konuşma. nakletme. dili uydurmak. 1. s. bir durumdan ba şka duruma getirme. i. bak. 1. suçlu bulmak. yemek kitab ı. uygunluk. rahatlık.. f. hüküm giydirmek. aksi. s. mahkûm etmek. konveyör. üstü aç ılabilen araba. i. -i iyi bilen. çevrilebilir. i. f. dışbükey. konu şmaya özgü. inand ırmak. eğlence. dili (hesaplar) üzerinde oynamak. i. 2. İng. konveksiyon. şen. feragatname. din de ğiştiren kimse. eğlenti. i.convalescent convection convene convenience convenient convent convention conventional conventional weapons converge conversant conversation conversational conversationalist converse converse conversion convert convert converter convertible convex convey conveyance conveyer conveyor conveyor belt convict convict conviction convince convincing convivial conviviality convoke convolution convoy convulse convulsion convulsive coo cook cook cook one´s goose cook s. sıradan. 2. kadınlar manastırı. kanaat. çırpınma. i. pişmek. uygun. beylik. neşeli. i. 3. i. (kumru/güvercin) ötmek. i. f. konuşkan. ihtilaç. s. kumru ötüşü. ısı yayımı. anla şma. âdet. hükümlü. (toplantı) yapılmak. i. dönüşme. 2. WC. elverişli. ikna etmek. nakil. taşıma. bantlı konveyör. iletmek. mühtedi.o. f. k. rahat. şenlik ve ziyafet. 2. nekahet dönemindeki hasta. s. (from) (to/into) (-den) (-e) çevirmek. ıspazmoz. i. 1. toplanmak. 1. taşıyıcı. s. konvansiyon. çevirme. temlikname. (toplantıya çağırarak) toplamak. taşıyıcı kayış/bant. biri. ba şka duruma getirilebilir. konuşmaya hazır. dönme. 1. mahkûm. bir noktaya yönelmek.

3. gökb. kordon. sakin. 2. çok. koordinasyon. s. e şgüdümlemek. bolca. tane. kadife pantolon. f. fırın (üstü ocak. samimiyet. 2.. (çalg ı için) tel. coroner. dili beklemek: He made me cool my heels for at least forty-five minutes. i.. f. bol miktarda. yemek pişirme/pişme. yürekten. adet. s. 2. 1... çoğ. -e hapsetmek. kim. 2. bak ır. i. i. soğukkanlı. (s ınavda) kopya çekmek. 2. müşterek. serinkanl ı. aynı derecede. i. 3. i. f. (with) (ile) ba ş etmek. soğuk. i. telif hakkı almak. aşçılık.f. cilveli. 2. i. 1. kopya etmek. altı fırın olan mutfak aleti). s. i. fettan. likör. birbirine göre ayarlama. serin: a cool wind serin bir rüzgâr. işbirliği yapan. s. k. (yaz ılı eserler için) nüsha. içtenlik. k ıs. a ğaçlık. ip. copse.cooked rice cooker cookery cookie cooking cookstove cooky cool cool as a cucumber Cool it! cool one´s heels coop co-op coop up in cooperate cooperation cooperative coordinate coordinate coordination cop cope copier copious copiously copper coppersmith coppice copse copter copulate copy copy copyright coquette coquettish cor coral coral reef cord cordial cordiality cordially cordon cordon off corduroy corduroys pilav. i.. koru. (tatlı) bisküvi. şirmede kullanılan. f. samimi. i. i. 4. samimiyetle. correct. insan ı serin tutan (giysi). f. bak. bol.. 1. i.. bakır. dili polis. i. f. i. z. kopya.. i.. (fitilli) kadife. k. 2. soğukkanlı. i. yemek pifırın (üstü ocak. 1. s. Beni en az sokmak. dili Sakin ol!/A ğır ol! k. ortak. e şgüdüm. (tatlı) kuru pasta. 2. k. z. s. cookie. bak. i. kooperatif. fettan kad ın. fitilli kadifeden yap ılmış. dili serinkanlı. mercan kayalığı. kümese k ırk beş i. bak ırcı. correspondence. birbirine göre ayarlamak.. yemek pişirme sanatı. 1. koordine etmek. s. i. baltalık. aynas ız. i.. fotokopi makinesi. dili -e kapatmak. dili helikopter. taklit etmek. i. s. yemek pişirme sanatı. dakika bekletti. mat. f. sicim. mercan. ilgisiz: He gave me k. corpus. i. kümes. telif hakk ı. bereketli. 1. 4. birlikte çalışmak. bakır renginde. i. işbirliği yapmak. i. s. i. ufak para. -e t ıkmak. birlikte çalışma. 1. k. işbirliği. kopyalamak. cool water serin su. den. altı fırın olan mutfak aleti). eşit. i. koordinat. s. çiftleşmek. yemeklik. bilg. . içten. kordon altına almak. dili kooperatif. corner. (ile) başa çıkmak. İng. candan. kordon (görevli veya araçlardan olu şan dizi). kaytan.. kurabiye. (tatlı) çörek. i. i. (-in) üstesinden gelmek. candan. k. 1. i. iple bağlamak.

İstihkâm Sınıfı. birleşik. koroner. doğru. iç. futbol korner. tashih etmek. ölü. yerinde kullanma. köşeye sıkıştırmak. Phalacrocorax. z. do ğrultmak. i. i. i. 1. 2. cismani. öz. 1. 1. i. birleanonim şirket. ceset. ask. karşılıklı ilişkisi olmak. 2. m ısır nişastası.. tirbuşon. onba şı. kolektif. birbiriyle ilgisi olan şeylerin her i. (dondurma için) külah. şüpheli ölüm olaylarını araştıran memur. 2. yerinde. 2. i. tapa burgusu. 1. düzeltici. kişniş. koroner tromboz. 4. m ısır ekmeği. anat. küçük taç. i. i. tahıl. s. 2.korneralan ının köşeköşesinden biri. teşkilat.. bedensel. m ısır kabuğu. kornea. koroner damar. ıslah etmek. 1. i. i. bedensel ceza.core coriander cork corkscrew cormorant corn corn corn bread corn muffin corn silk corn syrup corncob cornea cornelian cherry corner corner kick cornet cornetist cornflakes cornflour cornhusk cornice cornmeal cornstarch corny coronary coronation coroner coronet corporal corporal corporal punishment corporate corporation corps Corps of Engineers corpse corpuscle correct correct correct usage correction corrective correctly correctness correlate correlation i. mat. 1. mim. 2. koroner oklüzyon. tıb. düzeltmek. i. m ısır gevreği. i. aralarında uygunluk sağlamak. i. 2. kornet. i. merkez. i. buğday. 3. şirketleştirilmiş. 1. 1. esas. İng. hububat. s. anonim şirkete ait. 3. m ısır unundan yapılan ufak. karşılıklı ilişki. 2. nasır. i. yuvarlak ve tuzlu bir ekmek türü. korniş. i. 2.. taçdamar. düzeltme. nüve. şmiş. doğru kullanış. mantarla tapalamak. ortak. İng. m ısır pekmezi. s. 1. doğruluk. i. mantar tapa. 1. (mantarme şesinin kabuğu olan) mantar. 2. 2. 1. m ısır püskülü. 2. f. kornetçi. 1. tashih. dört atışı. dayak. s. karabatak. zool. saydam tabaka. doğru. ıslah. saçak silmesi. i. f. 1. (etli meyvelerde) göbek. s. f. iri taneli m ısır unu. İng. s. i. yuvar. mantar. i. i. ask. k ızılcık. köşe başı. 1. futbol oyun vuru şu. belediye. 2. korner vuruşu. anat. ıslah edici. futbol korner. yanlışsız. aptal. i. s ınıf.. m ısır. i. i. korniş. 2. bedeni. tüzelkişi. i. i. doğru olarak. f. 3.. (iki şey/sonuç/rakam) arasında ilişki kurmak. i. m ısır koçanı. İng. taç giyme töreni. i. köşe. kalple ilgili. kolordu. müz.. mısır nişastası. köşe atışı. 1. korelasyon. i. .. bağlılaşım.

insurance and freight Costa Rica Costa Rican costly cost-of-living index costume costume ball cosy f. 1. 2. (pas korozyona u ğramak. f. k ırıştırmak. kosinüs. s.. Kosta Rika. rüşvet yiyen. 1. i. i.. 4. Kosta Rika´ya özgü. (bir dü şünce. That -e uygun: It was correspondent with her s. beyinzar ı. f. oluklu (saç. i. cozy. bozuk. aşınma/aşındırma. (bir şeyin) fiyatı (belirli bir miktar) olmak: How much does this cost? Bunun fiyat İng. i. f. i. Onun dediklerine uyuyor. desteklemek. ifade v. kortizon. çürütücü. kozmonot. Kosta Rikalı. Kosta Rika. 1. çok pahalı. -e mal olmak. k ıyafet balosu. korozyon. doğrulamak. (pas. ayartma. f. yemek. geçit. güçlendirmek. 1. i. ahlaksız olma. maliyet fiyatı. 1. muhabir: Does your paper have a correspondent in Paris? Gazetenizin Paris´te muhabiri var m ı? s. i.´ni) pekiştirmek. masraflı. mat. hayat pahalılığı. mektuplar. i. korsaj. kostüm. i. buruşturmak. dili pahalıya patlamak. i. i.veya kimyasal maddeden ileri gelen) çürüme. cenaze alayı. 2. 2. elbise. s. k. 1. evren.. İng.. korozif. geçim indeksi. kozmetik.correspond correspondence correspondent corresponding corridor corroborate corrode corrosion corrosive corrugate corrugated corrugated iron corrupt corruptible corruption corsage corset cortege cortex cortisone cos cos lettuce cos/romaine lettuce cosine cosmetic cosmic cosmonaut cosmopolitan cosmos cost cost cost a bomb cost a pretty penny cost an arm and a leg cost of living cost of living cost price cost price cost sheet cost. rüşvetçilik. (birini) doğru s. fiyat. i..). rüşvetçi. maliyet fiyatı. s. i. marul. kortej. kâinat. i. kozmik. teyitmadde) çürütmek. 3. çürümek. korozyona u ğratmak. maliyet cetveli. 2. korteks. s. 2. 3. kozmopolit. 1.b. (dili) yozlaştırma. benzer taraf. s. Fiyatı on epey pahalıya mal olmak. i. yanlış dolu (metin). evrensel. ahlaks ız.. jeol. karton v. yaşam maliyeti. i. marul. dehliz. harcanan para. kimyasal etmek. ahlak kurallarına uymayan. dili çok pahalı olmak. 1. koridor. benzerlik. ı ne? It costs ten million liras. 2. yozlaşmış (dil). 2. 3. 1. s. f. (cost) 1. ayartılabilir. 1.. korozyon. 1. rüşvet almaya hazır. mektupla şma. i. korse.. maliyet. O yüzy ılda i. (kad ınların süs olarak göğüs veya bele taktığı) çiçek/çiçek demeti. 2.. s. k. i. (bir şeye) karşılık olan: with century saw a lessening of Spain´s influence and a corresponding rise in that of Holland. to (biri/bir şey) (başka birinin/başka bir i. 1. bir malın bedeli. i. (birini) do ğru yoldan saptırma. buruşmak. 4. bak. (to/with) (-e) uymak. s. s. i. masraf. 2. . tic. sif. kozmos. tekabül etmek: It corresponds with what she said. soysuz. sigortası ve navlunu ile birlikte maliyeti.b. anat. 2. Kosta Rikalı. k ıyafet. ahlaksızlık. oluklu saç.

-i beklemek. f. 1.. tasvip etmek.en (kaun´sılwîmîn) i. konsey. sayı saymak: Do you know how to count? Saymayı biliyor musun? She sayma. f. i. müsamaha etmek. 1. 2. ise fena olmaz: He could do with a bath. 1. (hidrofil) pamuk. 2. 2. grup. dan ışma kurulu. i. Bakanlar Kurulu. ise iyi olur. komisyon üyesi. on saniye içinde birden ona kadar sayarak boksörün nakavt i. konsey üyesi.could not. z. Felis concolor.. -e güvenmek. yazl ık ev. karşılık. nasihat. desteklemek. karşı saldırı. s. uçlanmak. dili kurul üyesi. (hidrofil) pamuk. 1. tavsiye. öksürük pastili. can only count from one to ten. sayaç. etkisiz hale getirmek. kont..şı koymak. karşı suçlama. 1.cil. ifade etmek. dan ışman. 2. . fiş. sayfiye evi. fikir. i. . k ıs. aksine.o. 2. sima. sökülmek. (to) -e karşı. k.cil. 1. saat yelkovan ının ters yönünde. i. rehber.cot coterie cottage cotton cotton candy cotton gin cotton wool cottonseed couch couch cougar cough cough drop cough up could could do with couldn`t council Council of Ministers Council of State councillor councilman councilor councilwoman counsel counselor counselor-at-law count count count count down count noses count on count one´s chickens before they´re hatched count out money count s. k. Devlet Şûrası. bebek karyolası. in count s. bak. coun. 3. puma. İng. kurul. sayıcı. avukat. coun. sayım. z. beyan etmek. pamuklu.o. öğüt. 1. 1. çehre. yardımcı f. ihtiyar heyeti. i. kulübe. denkleştirmek.. can. dili bir yerde hazır bulunanları saymak. Danıştay.men (kaun´sılmîn) i. i. avukat.wom. f. komisyon üyesi. k. nasihat vermek. karşıt şey. divan. belediye meclisi. i. aksi yönde. ters. 1. 1. Banyo yapsa iyi olur. mukabil.. zümre. 1. s.. f. coun. küçük ev. uygun bulmak. belediye meclisi üyesi (kadın). çırçır. i. görü ş. i. 1. i. i. sedir..ätlô´) i. 2. kanepe. i. bak. zool. 2. konsey üyesi. 2. (kaun´t ırbälıns) eş ağırlık. huk. kurul üyesi. dili ayıyı vurmadan postunu satmak. 3. pamuklu kumaş. pamuklu. karşı koymak. öksürmek. kar -in tersine. don´t count me in! Yapmayıbirini (bir işe) katmamak: Youkatmayın! me out of that! Beni o 1. belediye meclisi üyesi (erkek). görünü ş. tersine. onamak. 3. (dava dilekçesi veya iddianamedesayabiliyor. 2. out countdown countenance counter counter counteract counterattack counterbalance countercharge counterclockwise countercurrent i. 1. s. çoğ. İng.ors-at-law (kaun´sılırz. 2. öğüt vermek. çoğ. önlemek. ters ak ıntı.sel. i. argo vermek. i. 2. ihtiyar heyeti üyesi. yüz. 1. (kauntırbäl´ıns) 1. (karşılıklı olarak) dengelemek. geriye do k. aksi. İng. Kabine. ketenhelvas ı. -e denk olmak. 2. paraları birer birer saymak. -i hesaba katmak. marka. tasvip. . dili birini (bir işe) katmak: If that´s what you´re up to. i. sola (dönmek). 2. pamuk ipliği. geriye do ğru sayma. i. pamuk. çiğit. 1. İng. 2.. tezgâh. denk. avukat. komisyon. (on) (to) -i kavramak/anlamak. i. onama. f. çoğ. yüz ifadesi. f. zıt. (üzerine bez gerili) portatif karyola. öksürük. 2. dili planladığınız oysa beni o işe can count işe katma! 2. f. -in fark ına ketenhelva. 3. f. İng. belediye meclisi üyesi. i. destek. i. Ancak birden ona kadar sayılan) suçlama. councilor. i. 1. karşı. 1. f. 2. İng. ğru saymak. i. k.

i. cesur. 2. zarif. huk. kopya. kontrpuan. rota.B. 2. not counting the s. asliye mahkemesi. mahkeme. kalp para basmak. İng. vatan. nazik. huk. çoğ. huk. i. f. i. Ben dahil on ki şi eder. 3. 2. i. 1. memleket. i. 1. izlenen yol. kupon. askeri mahkeme. That´s sixteen people. jüri. kibar. 1. çiftleştirmek. kar şı saldırı. taklit. f. i. mertlik. (tasdik için) (bir belgeye) imza atmak. 3..saray. dahil: That makes ten. sayg ılı. huk. karşı tedbir. mert. (kaun´tırmänd) iptal emri. sayısız. kalp. i. i. i. kırsal bölgede bulunan. birleştirmek. yi ğit. i. i. coun.. mertçe. 2. 2. istinaf mahkemesi. iç bahçe. adliye sarayı. i. i. ilçe.. (ku deyta´) hükümet darbesi. i. avlu. çift. ahç ı. kur yapmak. ilçe merkezi. i. karşılık. plan. i. i. pek çok. ilçe hükümet binası. 2. kalpazan. i. 2. kontluk.counterdemonstration counterespionage counterfeit counterfeiter countermand countermeasure counteroffensive counterpane counterpart counterpoint counterproposal countersign counterspy countess counting . hastal ık v. kort. bağlamak. zucchini. i. askeri darbe. ask. karşı casus. bitiştirmek. vatandaş. 3. cesaret. children. 1. 3. cesaretli. yön. yarg ıcılar kurulu.b. s. 1. kibarlık. huk. bak. f. i. askeri mahkemedesalonu. yemek. kavrama. 2. asliye mahkemesi. karşı öneri. 2.1. s. counting me. f. taklit etmek. gidi ş.try. countless country countryman countryside county county seat county town coup coup d´état couple coupling coupon courage courageous courageously courgette courier course court court fool court of appeals court of common pleas court of first instance court of first instance courteous courtesan courtesy courthouse courtier courtly court-martial courtroom i. 2. darbe. kar ı koca. çift. yürek.. (tehlike. seyir. hızla akmak. karşı casusluk. 1. İng. İng. i. mahkeme yarg ılamak. 4. i. ülke. i. 1. i. z. sarayla ilgili. yürekli. kap. A. huk. bağlantı kurmak. k ırsal yerler/bölgeler. zenginlerle dü şüp kalkan fahişe. on alt ı kişi i.. 2. courts-martial (kôrts´marşıl) i. f. sahte.servis. f. 1. (kauntırmänd´) (yeni bir emir ile) (önceki emri) iptal etmek. ikinci nüsha. yurt. bağlama.ısı. köpekle (av) kovalamak. i. hemşeri. ulak.. nezaket. ince. kontes. yol. cesaretle. yüreklilik.. 3. suret. yatak örtüsü. nazik. 1. kırsal. mukabil. 2. i. 1. incelik. medeni hukuk mahkemesi. 1. hükümet darbesi. müz. s. Çocuklar hariç.men (k^n´trimîn) i. i.D. s. kurs (dersler dizisi). kurye. taşralı. hükümdar ve maiyeti. yi ğitlik. taşraya özgü. . sahtesini yapmak. hükümdar ın maiyetinde bulunan kimse. 2. karşı gösteri. ile flört etmek.. hesapsız. i.´ni) saray soytar 1. tayda ş. arazi. mahkeme binası. . 4. çoğ. f. s. ilçe merkezi.

açgözlülük. mahcup. dümenci. örtü. çatlak. İng. 2. örtü. filika veya kik serdümeni. örtü. yar ık. s. 2. --bing) m ızırdanmak. gizli. kırılmak. 1. kapak. tic. i. sindirmek. çekingen. iç bahçe. hala oğlu/kızı. dik yamaçlarla çevrili koy/körfez/vadi. 2. ödlek. açgözlü. hızlı darbe. 2.courtship courtyard cousin cove covenant cover cover cover charge cover girl cover ground cover letter cover one´s tracks cover to cover cover up cover up for coverage coveralls covering covering letter coverlet covert covertly covet covetous covetousness cow cow coward cowardice cowardliness cowardly cowboy cower cowslip coxcomb coxswain coy cozy cp CPA Crab crab crab louse crabby crack crack a joke crack a joke i. i. korkak. i.. f. maske. çarpma. yıldırmak. 2. çatlamak. s. akit. 4.. i. 1. gazet. dayı oğlu/kızı. ile kapatmak/kapamak: Cover the bread with a cloth.. gizlemek. sigorta elimdesin! i. Primula veris. Yengeç burcu. k ıs. kuzen. ıpırdama. sinmek. cover letter. f. sözleşmek. g ıpta etmek. i. kar şılık. haris. örtbas etmek. 1. sızlanmak. with ile örtmek. bak. Cover that s ığınak. i. (birinin) hatas ını/suçunu gizlemek. takılmak. 3. homurdanmak. i. amca oğlu/kızı. Certified Public Accountant. çuhaçiçe ği. i. . yapmak. bak. 3. bot. s. i. yarmak. O tencereyi birparavana. 1. ödlek. f. şaklama. cilveli. 4. i. kılbiti. f. s ığırtmaç. korkak. ört. f. 1. korkup çekilmek. barınak. hoş. çatırtı. (--bed. k. teyze oğlu/kızı. akdetmek. kuzin. z. i. ödleklik. kur yapma. kapak.ılmak. yatak örtüsü. sözle şme.pan with a lid. şaka f. utangaç. f. ne yaptığını/ne yapacağını gizlemek. cover to cover. 2. cilt.. s. züppe. s ıcak.. 1. açıklayıcı mektup. samimi. pavurya. çaydanlık örtüsü. compare. çatlatmak. i. 2. (giysi olarak) tulum. yol katetmek. k ıs. i. s. rahat. s. mukavele. the astrol. örtülü. bir çeşit eroin. yüreksiz. TV bir konuya/olaya ayrılan yer ve zaman. kendini ele verebilecek şeyleri gizlemek. kapak k ızı. yar şaka etmek. Kitab ı başından sonuna kadar He read the book from okudu. Ekmeği bir bezle 2. (belirli bir) konu hakkında bilgi vermek. i. gözünü korkutmak. Don´t move. h ırslı. h ızlı gitmek. kapakla perde. miktar ı ve kapsamı. yengeç. I´ve got you covered! K 1. (lokantaya/gece kulübüne) giri ş ücreti. gizlice. i. inek. kasıkbiti. i. dili 1. i. 3. imrenmek. korkaklık. 5. kovboy. nazlı. kırmak. göz dikmek. cowardice. 1. avlu. i. i. i. i. den. huysuz. şaka yapmak. sızıldanmak.

kurnaz.. gülmekten kat ılmak. ınç. k. şangırtı. karavide. ınav öncesi ineklemek. yarık. 2. zanaatçı. dalkavukluk etmek. f. kerevides. 1. gemiler. şeytanca. 1. büyük bir gürültü. mak. kasalamak. sürünme. s. vinçle kald ırmak. 2. 2. 1. ters. f. dili (son vermek için) -in üstüne gitme. karoser tamiratı. i. --ping) argo s ıçmak. z. özlem. . tıkıştırmak.. kasılmak. zanaatkâr. argo bok. görgüsüz. i. i. (--med. 2. hilekâr. 2. zool. s kramp. i. ––ed with The rock crawled with insects. krank mili. vinç. kask. kenet. sandık. beşiğe yatırmak. 2. 3. tıkınmak. 1. yüzü ş. çıtırtı. -e can atmak.. tatl ısuıstakozu. Taşın kulaçlama üstündekerevit. mum boya. dili kaç ık. i. i. krater. kravl. çatırdamak. eksantrik. 2. yarma buğday. 2. i. istirham etmek. çoğ. f. f. şiddetli karın i. f. 2. tuhaf. bisküvi. mum boya ile resim yapmak. 1. s. havlu ve perde 4. k. kol. f. 2. k. crafts. kaza geçirmek. k. izinsiz/davetsiz girmek/kat ılmak. f. hareket ettirmek. hüner. (uçak) zorunlu iniş yapmak. (hareketi/geli şimi) kısıtlamak. 2. çatlak. incelikten yoksun. bak. i. kurnazlık. sarp kayalık. pastel. (son vermek için) -in üstüne gitmek. 3. ımında kullanılan kaba bez. sıkı rejim. yabanmersini. kurnazca. f. f. böcekler kayn ıyordu. garip. i. İng.. (kaza sonucu olarak) i. krepon. ar ıza. zanaat. mengene. kasmak. huysuz. şiddetli i. 2. araba kazası. i.crack down crack up crackdown cracked cracked wheat cracker crackle cradle craft craftily craftiness craftsman craftsmanship crafty crag cram cramp cramp cranberry crane crank crank up crankshaft cranky cranny crap crape craps crash crash crash course crash diet crash helmet crash of thunder crash repairs crash the gate crash-land crass crate crater crave craving crawfish crawl crawl stroke crayfish crayon (on) k. sürünmek. i. tekne. kas 3. f. crayfish. maçuna.men (kräfts´mîn) i. gök gürültüsü. manivela. i. (arabayı) kazada paramparça etmek. 2. krank. çift zarla oynanan bir oyun. beşik. sandıklamak. f. yoğun kurs. k. sınırlandırmak. oynatmak. 1. i. 4. İng. çatırtı. çatlak. 1. (boynunu) uzatmak. i.. mum boya ile yap ılan resim. 1. arzu. sıkıştırmak. çok istemek. şlamak. zool. 1. 2. t ıkmak. 1. şeytan. (--ped. Astacus fluviatilis. acayip. aldatmakta usta olan. bomban ın açtığı çukur. i. keçiyemişi. krankla hareket ettirmek. kaba. emekleme. s. ağrısı. deli. çatlak. dili garip fikirleri olan kimse. 1. dili sert davranmaya ba 2. rica etmek. i. emeklemek. 1. i. i. kraker. f.. gemi.yapbilg. -e içi gitmek. f. i. dili (motoru/makineyi) fayrap etmek. zanaatç ılık. i. 2. ücret vermeden girmek. --ming) 1. i. i. 1. turna. pastel. 1. kasa. dili 1. f. gürleme. müsamaha etmekten vazgeçip delirmek. s. 1. i. tıka basa yemek. hızla gelen büyük iflas. el sanat ı. i.

2. itimat. the Yaradan. katlanmak. 4. 2. çılgınca. i. (üniversitede ders geçme sonucunda verilen) kredi. i. kreatör. i. olu şturmak. kredi de ğerlendirmesi. kreş. beyaz sos. alacaklı. mahluk. i. kat yeri. saf. çıldırtmak. aç ık bej. birinin veya bir grubun felsefesini yans ıtan ilkeler. kimliği gösteren belgeler. pli. küçük körfez. mucit. i. sütlük. evren.ırma yapmak. 5. 2. i. tic. kremal ı tatlı. yaratıcı. delice. 3. i. kaymak kıvamında olan. matlup bakiyesi. 3. f. çocuk yuvası.o. süthane. emniyet. ütü çizgisi. buruşuk. 1. z. her şeye inanma. geçici moda. pasta. kredi limiti. i. kâinat. yarat ılış. kaymak gibi. tic. 2.craze crazily craziness crazy creak cream cream cheese cream of tartar cream of tartar cream of the crop cream of the crop cream pitcher cream sauce creamer creamery creamy crease create creation creative creatively creativity Creator creator creature crèche credence credentials credibility credible credit credit credit an amount to s. Allah. 1. ço ğ.. güven.2. yaratmak. k ırma. ç ılgınlık. en iyisi.. puan. çılgın. sürünmek. 3. yaratıcı. tic. i. inanılır. yaratan. z. 1. yaratıcı bir şekilde. i. balık sepeti. güvenilir. 2. güvenilirlik. bir miktar parayı birinin hesabına geçirmek. i. güvenirlik. f. f. krem tartar. i. delilik.´s account credit and debit credit balance credit card credit line credit rating credit s. i. (merhem olarak) krem. sevilmeyen birinde (olumlu bir niteli ğin olduğunu) kabul etmek. sessizce gitmek/hareket etmek. i. 1. argo k ıl/gıcık/pis herif. çoğ. amentü. k 1. bir tür krem rengi. 1. kredi açan kimse/kuruluş. saflık. 2. f. deli. i. Annen baban seninle iftihar edebilir. gıcırtı. s. tic. koy. kredi. yapmak. sütçü dükkân ı. sin. itimat. Tanr ı. çay. 1. kat. kaymaklı. uyuz karı. s. 3. i. with credit to creditor credulity credulous creed creek creel creep f. buruşturmak. en iyisi. çizgi. 4. bir dinin temel ilkelerini içeren ifade. i. kreasyon. yumu şak beyaz peynir. dere. . 3. sayg ınlık. bir şeyin en âlâsı. s. 3. yuva. 2. kredi kartı. (crept) 1. gıcırdamak. İng. beyaz tartar. yaratı. You´re a credit to your parents. ürpermek. i.. i. krema. tic. s. (ufak sürahi biçiminde) sütlük. kaç ık. i. öz. 1. yaratıcılık. i. güven. alacak ve verecek. her şeye inanan. yaratma.o. meydana getirmek. buruşmak. krem tartar. yaratık. 2. i. kaymak. emeklemek. itibar. 5. i. s. f. 2. 1. 3. tic.

i. 1.a (krimıtor´iyı)/--s (krimıtor´iyımz) i. i. tenkitçi. 2. f. kıvırmak. 1. alabros tıraş. suçbilim. kötürüm. 3. çoğ. i. yemlik. kızıl. cre. yaltaklanmak. i. i. zool. 2. sürüngen bitki. taptaze ve sulu (meyve/sebze). 2. tayfa. nöbet. i. i. f. f. ar ızalı. Kırım. buruşukluk. bunalım.şen doğrular çizmek. i. günah. İng. kusur bulmak amac ıyla söylenen/yap ılan. kırışık. (mi ğfere takılan) sorguç. krepon kâ ğıdı. 2. 4. büyük yar ık. i. 2. kriminolog. (ölüyü) yakmak. i. tere. s. Crucifer. gevrek. fesrengi. 1.ölçüt. i. hilal şeklinde. sakat. f. çaprazlama kesişen. dalgalandırmak. 3.. sorguç. sakat etmek. olumsuz noktalar üzerinde duran kimse. 1. 1. f. 1. buhran. . i.to. 2. 2. ekip. 1. sakat. 1. dalga. hotoz. taptaze ve sulu (meyve/sebze). 3. i. tenkitçi. tepelik.. ayça. çaprazlama kesişen doğrular. ağır ceza mahkemesi. korkuyla çekilmek. gevrekleşmek. s. suça ait. s. kösteklemek. eleştirel. suç. çoğ. ırışıklık. kıstas. bak. 2. aşırmak. 2. 4. 1.ma. topal. tak ım. Gryllus. kriter. (yokuş/dalga için) düşük. (--bed. (yanlar ı yüksek) bebek karyolası. Kırım´a özgü. 1. hilal. tahıl ambarı. spor kriket. i... (s ınavda) kopya çekmek. (dağ için) sırt. kuru ve so ğuk (hava). s.ri. buruşmak.creep up on creeper cremate cremation crematorium crepe crepe paper crept Crescent crescent cress crest crestfallen crevasse crevice crew crew crew cut crib crib crib sheet crick cricket cricket crime Crimea Crimean criminal criminal code criminal court criminal law criminologist criminology crimp crimson cringe crinkle cripple crippled crisis crisp crisper crispy crisscross criterion critic critical -e hissettirmeden yakla şmak.a (kraytîr´iyı) i.ses (kray´siz) i. yılgın. i. çaprazlama gidip gelmek. koyu k ırmızı. s. İng. bak. sakatlamak. cürüm. i.ri. i. --bing) 1. 1. kriminoloji. f. tepe. creep. 1. (bir parça) cips.. ele ştirmen. crow. yarık. 1. 4. s. kırışmak. i. 2.. i. sınavda kopya çekmek için hazırlanan kopyakopya etmek. sinmek. i. krep. s. suçbilimci. i. i. tutulma.te. kritik. k ıvrım. buruşturmak. 2.. i. kopya çekmek için hazırlanan kopya kâğıdı. f. çatlak. i. kusur bulmaya meyilli. 2. 2. 3. ölüyü yakma. cri. buz yarığı. mürettebat. kriz. i. gevrek. s. çabuk ve kendinden emin. kâğıdı. çalmak. asker tıraşı. s. suçlu. ibik. ceza hukuku. i. s.(buzdolab ında) sebzelik. f.. kas ılma. çaprazlama kesi cri. the İslam âlemi. 2. tıb. çoğ. c ırcırböceği. ceza kanunu. değerlendirme amacıyla yapılan. sınavda i. krematoryum. f. f. kırıştırmak. k topal. süngüsü tepe. bot. ac ımaya yol açacak kötü davranış. kriz.

kayak krosu. ile kavga etmek. criticize. . 1. üstünü çizerek iptal etmek. çarpık. bacak bacak üstüne atmak. mat. ıstavroz çıkarmak. i. düzenbaz. cavlamak. 1. kıvrım. kritik. dönülmeyecek bir karar vermek. 2. 1. sağlamasını yapmak. Kar şıdan karşıya geçmeden önce iki s. geminin/uçağın rotasına ayk ırı esen (rüzgâr). hatırına gelmek. i. tığ ile işlemek. eleştiri. birdenbire olu şmak/ortaya çıkmak. i. 2. (iş). i. i. yak ın arkadaş. z. kros kayağı. bak. 2. ele ştiri. tığla işlenen dantel. timsah. ekin. vırak. kroşe yapmak. çile. 1. ülkeyi baştan başa kateden. f. üçkâğıtçı. i. 2. tenkit etmek. ağız kavgası etmek. ürün. İsa´nın çarmıhta ölümü. üçkâ eğri. 2. 3. 2. asa. tığ işi. kafadar. kroşe. 2. 1. kol demiri. 2. 2. ölmek.. 4. madrabaz. kırpmak. i. i. karalamak. hileli bükmek. cefa. i. 1. Croatian. f. i. dili dolandırıcı. kesip kısaltmak. i. çanak çömlek. 3. aklından geçmek. sürgü. i. 2. 4. 1. melez. ayçöreği. s. f. çaprazlamak. timsah gözyaşları. kurba ğa sesi. s. melez. sorguya çekmek.bred) melezlemek. kar şıdan karşıya geçmek. 1. Crocus. tenkit. 1. haç. H ırvatistan. -i tenkit etmek.. s. çaprazlamak. f. ğıtçı. i. 1. değerini belirtmek için -i incelemek. f. bir uçtan öbür uca. 1. çapraz işareti. gak. bak. hilekâr. melez. çiğdem. i. sahte gözya şları. ıstavroz. gaklama sesi. kızgın. huysuzlanm ış. mahsul. kros. k. 1. 3. ile çekişmek. k. haç çıkarmak. sapı kıvrık baston. i. Haç (Hristiyanlığın simgesi). kayak krosu. vallahi. hilekâr. Hırvatça. kros kaya ğı. 2. bot. İng. kesmek. f. aksi.. (with) (biriyle) atışmak.s. f. 2. k. (kontrolden geçirilmi ş bir şeyi) kontrol etmek. kesit. vıraklamak. kursak. 2. the 1. 3. binici k ırbacı. (cross. ayak ayak üstüne atmak. şans dilemek. -i geçmek: Look both ways before crossing the street. -de kusur bulmak. ele ştirmek. --ping) k ırkmak. 3. cross one´s arms cross one´s fingers cross one´s legs cross one´s mind cross out cross section cross swords cross swords with cross the Rubicon crossbar crossbred crossbreed crosscheck cross-country cross-country skiing cross-examine nazik nokta. m ırıldanmak.. çarmıh. i. virajlı. f. kritik nokta. f. dili içindedalavereci. zool. kocakar ı. argo cartayı çekmek. (--ped. kollarını kavuşturmak. öfkeli. k ır koşusu. alçak sesle şarkı söylemek. put. 1. 2. tığ. bir dalavere kıvırmak. i. dili dolandırıcı. tığ. Hz. i. -in olumsuz noktalar ı üzerinde durmak. i. f.critical point criticise criticism criticize critique croak Croat Croatia Croatian crochet crochet hook crochet needle crockery crocodile crocodile tears crocus croissant crone crony crook crooked croon crop crop crop up Cross cross cross cross cross my heart cross o. f. rekolte. H ırvat. silmek. düzenbaz. çoban de ğneği. i. kusur bulma. tenkit. ters. gaklamak. s.. olan.

acı. doluşmak. ufalanmak. 1. 1. f. çarm ıha germek. 1. (birine) yer bırakmamak. i. dayanılmaz. d ırdırcı. dişçi. ekmek kırıntısı. 1. i. çok önemli. 2. i. 2. ufalamak. i. dörtlük. kaba. şaşı. i. parça. çömelmek. 2. against -e karşı savaşım vermek. f. f. kasık. i. z. parçalanmak. 3.kritik. s ıkıştırarak çıkarmak. buruşmak. insafsızca. z. f. çatırtı seferi. derme çatma. çapraz. i. kalabalık. toplanmak. gezinmek. tuhaf. hart hurt yemek. geçiş. 4. çarm ıha gerilmiş İsa heykeli. 1. uğruna yapılan çatırtı. yan yol. z. 1. ğı. 3. s. f. . tamamlamak. i. sit cross-legged. geçiş yeri. boğak. harap olmak. i. 1. ar ıtılmamış. ç ıtır çıtır yemek. 1. 1. pantolon a 1. 2. 1.1. yaya geçidi. dilikampanya. -e doluşmak. 2. (çorbaya konulan) küp biçiminde do ğranmış kızarmış ekmek. aynı hızla uzunca bir süre gitmek. 2.. kav şak. i. dolanmak. i. i. dönüm noktası. terz. İng. acayip. kruvazör. ufalamak. 1. i. (kitapta) gönderme. çaprazlama. zerre. dörtlük nota. ekmek içi. 3. çömelme. 5. ezmek. krupiye. anat. sıkıştırmak. üstünkörü yapılmış. i. krüsifi. k ırıntı. (--ed/İng. izdiham. f. ham petrol. k. İsa´nın çarmıhta ölümünü gösteren resim. s. hükümdar. dal ile gövdenin birle ştiği yer. 3. ac ımasızca. at cross-purpose. ı. Hz. 2. f. kırışmak. buru şturmak. 6. taç giydirmek. i. garip dü şünce. tepe. i. f. (polis. taç. dışarıya itelemek. ac ımasızlık. zool. i. baş. cihat. (over) (-den dolayı) çok sevinmek. kırıştırmak. 4. s. kald ıraç. 1.din çatırdamak. kalabalık. polis arabası) (etrafı kolaçan i. 2. s. crew) 1. ezme. haçlıile ezmek. f. manivela. 2. 2. 2. 2. ham petrol. 2. geçit. hükümdarl ık. 2. i. alıcı. çarm ıha germe. Haçl f. huysuz. çatal. ham. ac ımasız. f. bulmaca. (gemiyle) dolaşmak. i. 1. 1. i. 1. kıtır kıtır yemek. 7. 3. un ufak olmak. dörtyol. 1.bak. doldurmak. yaya geçidi. 1. (horoz) ötmek. s. bir davanın hararetli taraftarı. çökmek. Corvus. birikmek. tuhaflık. 3. 2. levye. 3. savaşım. karga. 3. i. zulüm. 2. 2. krup hastalığı. 2. 2. z. ara yol. i. f. s. 1. dolaşmak. 2. zalimce. diştacı. 2. zalim. i. 2. can kuron. bak. kalabalık. 1. çökmek. kron (para birimi). katır kutur yemek. 3. tepesini i. kabalık. güç durum. kabaca. bulmaca. i.cross-eyed crossing cross-legged cross-purpose cross-reference crossroad crossroads crosswalk crosswise crossword puzzle crossword puzzle crotch crotchet crotchety crouch croup croupier crouton crow crow crowbar crowd crowd into crowd out crowded crown crucial crucifix crucifixion crucify crude crude oil crudely crudeness cruel cruelly cruelty cruise cruiser crumb crumble crumple crunch crusade crusader crush crush s.savaş. i. 3.

2. sopa. i. ağlamak. haykırı. mim. geviş. billurlaşmak. kapal ı. kabuklu (hayvan). kripta. çomak.. ayak küp (. 2. cry for. aksi. bak.4 cm3). küp şeker. yavru (tilki/ayı/aslan). berrak. 2. 1.o. dönüm noktas ı. metre küp. 2. 1. s. . boynuzlu koca.´s shoulder cry one´s heart out cry out cry out against cry out for cry quits cry wolf crypt cryptic crystal crystalline crystallise crystallize cu cub cub scout Cuba Cuban cubbyhole cube cube sugar cube sugar cubic cubic centimeter cubic foot cubic inch cubic meter cubical cubicle cuckold cuckoo cuckoo clock cucumber cud cuddle cuddle up cuddle up to cudgel cue i. yerkabuğu. billur gibi. yeter artık demek. i. i. f. guguklu saat. f. 1.. kesmeşeker. i. i.. --bing) yavrulamak. sopa çekmek. (yazıhanede/dolapta) önü açık ufak göz. f.. 1. 1. kuca ğına alıp okşamak. İng. i. i. küp. i. 2. Kübalı. kabuk. hıyar. 2. gizli. püf noktas ı.dert ülkenin bir lidere büyük bir ihtiyac ı var. f. Küba. i. 2. odac ık. billurla ştırmak. 2. 1. kabine. -e sokulup yaslanmak. s ıra. 2. 2. 3. saat cam ı. 1. -e sokulup sar ılmak. (bir sayının) kübünü almak. leader. hücre. bilardo isteka. 2. s. geom. birine Bu yanmak. küp. (birbirine/birine) sokulmak. zool. 1. -e çok ihtiyac ı olmak: This country is crying for a -i çok gerektirmek. kriptos. (hayvana ait) ses. kabukla kaplamak. kabuk bağlamak.028 m3). k ıs. kristal. gizemli. 2. küp biçiminde kesmek. f. odac ık. 2. deli. santimetre küp. f. destek. (kocasını) boynuzlamak. küp biçiminde nesne. yalandan imdat diye ba ğırmak. bak. sopalamak. çözülmesi zor sorun/durum. kesmeşeker. (birbirine) sokulmak. hüngür hüngür a ğlamak. 1. küpşeker. boynuzlanm ış koca. Cuculus canorus. i.. feryat. 1. i. yalandan imdat istemek. ekmek kabu ğu. kübik. argo kaçık. 1. i. Kübalı. sopa atmak. s. haykırış. (hayvan) bağırmak. billur. kritik an. küp biçiminde. yavrukurt. inç küp (16. kristal. i. 1. 3.. i. cubic. s. mat. şifreli.crust crust of the earth crustacean crusty crutch crux cry cry for cry on s. 2. 2. mat. kabuklu. f. salatalık. koltuk de ğneği. 1. s. i. s. 1. crystallize. f. kuyruk. 2. (--bed. kübik. kabuklanmak. i. 1. Küba´ya özgü. -e karşı yüksek sesle protestoda bulunmak. i. bağırmak. gugukku şu. guguk. i. Küba. kabin. 1. billurdan yap ılmış. huysuz. s. s.. f. örtülü.

kaba 1. kusurlu. it.. 3. 2. ekilebilir. i. 3. s. sufle. s. yenmek. i. görgülü. ekici. döküm oca ğı.cue cue ball cuff cuff link cuisine cul-de-sac culinary culminate culmination culottes culpability culpable culprit cult cultivable cultivatable cultivate cultivate a friendship cultivated cultivation cultivator cultural culture culture gap culture shock cultured cultured pearl cumbersome cumin cumulative cumulus cuneiform cunning cunt cup cup cup final cup one´s hands cup winner cupboard cupidity cupola cur curable curate curator curb i. en yüksek noktaya varmak. kol a ğzı. 1. . hantal. kültür fark ı. çıkmaz sokak. 3. yemek pişirme sanatı. hacamat yapmak. avuçlarını bitiştirerek çanak gibi açmak. yüklük. 2. hin.bitiş. i. İng. i. 1. *am. tokatlamak. sokak köpe ği. birikerek artan. görgü. s. in ile sonuçlanmak. 2. mutfakla ilgili. manşet. 2. i. hâkim olmak. i. suçluluk. durdurmak. i. kald ırımın kenar taşı. kültür. oyuncunun sözü arkada şına bırakmadan önceki son söz veya hareketi. 2. 4. i. doruk. 2. litrenin dörtte biri. i. yemek pişirme ile ilgili. sufle etmek. suçlu. kol düğmesi. f. 1. kupa galibi. 4. 4. s. müze/kütüphane müdürü. tarım. vantuz çekmek.. 2. yetiştirme. 3. i. sevimli. 2. i. pantolon-etek. sonuç. (topra ğı) işleme. birikmi ş. ile sona ermek. i. 2. i. son. kurnazlık. lenduha gibi. 1. mücrim. 1. kupa. kültür yapmak. *siki şme. s. 2.. iyile şebilir. kadeh. (toprağı) işlemek. yetiştirici.. ufak kubbe. kullan ışsız. geliştirme. spor kupa. kupa finali. s. 2. i. kültürlü. geliştirme. geliştirmek. biyol. s. i. s. ile son bulmak. tedavi edilebilir. i. 2. fren. frenlemek. tiy. dostluk kurmaya çalışmak. en yüksek nokta. f. cultivable. yetiştirmek. kültür. bak. it herif. i. (biriyle) dostluk kurmaya çal ışmak. 1. bardak. f. (tarlayı) sürmek. şeytanlık. şeytan. havaleli. engel. 3. kusur. 2. ağır. kurnaz. kümebulut. f. 1. bilardo topu. f. kolluk. 1. i. 1. kültürel. i. laboratuvarda mikrop üretmek. s. it. kabahatli. stajyer papaz. gem zinciri. 1. kümülatif. hırs. 3. --ping) şişe çekmek. zaptetmek. tokat atmak. kültür. 2. f. s. mutfak. s. kültive inci. yetiştirilebilir. suluk. tutmak. işlenmiş (toprak). kabahat. i. i. 1. zirve. fincan. elverişsiz. 1. 1. 4. yemekte/mutfakta kullanılan. tamah. kültür şoku.ıkıcı. şirin. çiviyazısı. i. f. kültürlü. dolap. kült. yetiştirme. 1. sille. 236 cm3. tokat. s kimyon. açgözlülük. doru ğuna yükselmek. 2. (--ped. i. i.

1. f. 1. revaç. şifa. tuhaf. 2. küfür. 1. 3. cari hesap. 1. lanet etmek. 3. kaşağılamak. s. halen. s. s. dili -e yaranmak. kesmik. bükmek. kesmek. ışıklı gösterge. kaşağı. 2. 2. f. melun. sa ğaltım. ters ve k ısa (söz). korkutmak. reverans yapmak. perde. k ısaltmak. s. k. ilenç. garip. çare. 1. z. 1. i. eğrilme.b. 1. ilenmek. pıhtılaşmak. s. i. rayiç. tuzlamak. çıkma yasağı. kür. şu anda. nakit. saç ını bükülmek. 2. sövme. i. nadir şey. dili yüreğini oynatmak. cari fiyat. i. korniş. perde halkas ı. kurutmak. 2. i. lor. 2. piyasa fiyat ı. eğrilik. bela. sürüm. k ıvrım. lüle. bukle yapmak. 1. tedavi. körolas ı. gelişigüzel. akıntı. k ıvrılmak. i. i. ilaç. tedavül. şimdiki. k. toz haline getirilmiş kimyon. reverans. meraklı. tedavi etmek. . aktüel. baharat karışımı. kanını dondurmak. cari hesap. sövmek. 2.kıvırmak. lor peyniri.sövgü. 2. lanetli. yaltaklanarak (birinin) gözüne girmeye çal ışmak. sokağa -e çare bulmak. nakit para. perde rayı. k. i. iyile ştirmek. i. 1. 2. müfredat program ı. 4. zerdeçal v. günlük masraflar. azaltmak. cereyan. tuhaf şey. kesilmek. geçer. güncel. f. k ıvrılmak. 2. kıvırmak.. f. beddua. f. tic. bigudi. i. 1. i. cari. bukle. güncel olaylar. tütsülemek. üstünkörü. 2. özgeçmiş. kıvır kıvır. sövüp saymak. f. 2. sağaltmak.curd curd cheese curdle curdle one´s blood cure cure curfew curiosity curiosity shop curious curl curl one´s hair curl up curler curling iron curly currant currency current current current account current account current events current expenses current market rate current price currently curriculum curriculum vitae curry curry curry favor with curry favor with curry powder currycomb curse cursed cursed cursor cursory curt curtail curtain curtain ring curtain rod curtsy curvature i. frenküzümü. perdelemek. 1. sürüm de ğeri. 1. yaltaklanarak (birinin) gözüne girmeye çal ışmak. bugünkü. kişniş. i. i. bilg. 2. günlük giderler. dili deh şete düşürmek. lanet. -e çözüm getirmek. lanetlenmiş. kuşüzümü. s. imleç. ak ım. hediyelik e şya dükkânı. f. saç maşası. derman. acayip. 3. 1. i. küfretmek. s. yürürlükte olan. ilenme. k ıvırcık. tımar etmek. i. pıhtılaştırmak. para. merak. beddua etmek. kürsör. bugünlerde. geçerlik. i. büklüm. şifa vermek. f.

s. 4. gözetim. f. k. yastık. k. (cut.´ni) s. f. k. 2. i. araya girmek. sorumlu kimse. krem karamele benzeyen bir tatlı.b. pay. i. k. yarma. küfretmek. kesik. kristal. 3. 2. 2. 5. 2. ilişkiyi kesmek. kesilmek: f. hem aleyhine olmak. 3. 1. kesme. indirim. from (bir yerden/gruptan) ayr ılmak. i. azaltmak. 7. muhaf ız. 1. Dişlerimi kamaştırdı. kıvırmak. âdet olan. kesilmiş. dili hisse. i. dili sövmek. i. 2. 1.curve curve cushion cuspid cuss custard custodian custody custom customary customary usage customer custom-made customs customshouse cut cut cut cut a big/wide swath cut a tooth cut a tooth cut across cut across all boundaries cut an alcoholic drink with water cut and run cut back cut both ways cut corners cut corners cut down a piece of clothing into cut down a tree cut down on cut glass cut in cut in half/cut into halves cut in on cut into Cut it out! cut loose cut loose cut no ice cut no ice cut of meat cut off cut off one´s nose to spite one´s face one´s nose to spite one´s cut off face cut one´s nails to the quick i. âdet. kıvrım. ısmarlama. aşka gelmek. It set my teeth on edge. altına/arkasına i. azaltmak. eğilmek. (kasaplık hayvanın gövdesinden belirli bir şekilde kesilen) et parçası. gümrük resmi. çok dikkat çekmek.. k. i. 2. kestirmeden gitmek. kapıcı. 2. geçirmek için aç ılan yar. 2. (birinin) sözünü kesmek. bükülmek.b. -i kesmek. 2. (denetim. go halves yarı yarıya bölüşmek. mutat. müşteri. i. dili Yapma!/B ırak! 1. kesim. küfür. gelenek. dili yeterince -i azaltmak. şeker ve yumurta ile hazırlanan bir sos. i. kavis. dili 1. --ting) 1. yolazaltmak. 3. (ders. s. dili 1. ağaç kesmek. koruma. 3. (bir işte) kestirme yollara başvurmak. k. . 8. dili gayrete gelmek. 1. bir darbenin hızını kesen tampon. bırakıp kaçmak. 1. 1. kesim. herif. do a thing by halves bir işi yarımyamalak yapmak. al ışkanlık. k. dili gâvura k ızıp oruç bozmak. f. vesayet. süt. -i azaltmak. sövgü. i. kesmek. baskı v. hafifletmek. fason. dili en kolay ve en ucuz yollara ba şvurarak yapmak. kesik.´nden) yakasını kurtarmak/sıyırmak. This stone cuts easily. dilim. diş çıkarmak. kesme cam. kesmek. Bu ta ş kolayca kesiliyor. gümrük. k. 2. 2. i. bilardo masasının lastikli iç kenarı. dili gâvura k ızıp oruç bozmak. minder. 2. 3. içkiyi suland ırmak. konferans v. 2. k. -i azaltmak. kesinti. eski bir giysiden (yeni bir şey) yapmak. 5. 1. 3. 1. k. kıvrılmak. kesip k ısaltmak. geri dönmek. alışılmış. biçmek. koruyucu. âdet. tırnaklarını dibine kadar kesmek. go off half-cocked k. dili önemi/etkisi olmamak.. sınır tanımamak. 6. biçim. k. 1. gümrük. (çocuk) diş çıkarmak. bükmek. eğri. 2. parça. itiyat. viraj. 4. dili önemli olmamak. eğmek. yarıya bölmek. çok nüfuzlu olmak. 3. (bir müşterinin yaptığı) alışveriş. 1. köpekdişi. hem lehine. k.

siyanür. s. kalitesiz. den. into slices cut short cut the ground (out) from under one´s feet cut the ground from under s. 2..o. k. motosikletçi. İng. siklon.B. cani. 1. 2. i. i. Kıbrıs. kinik. anat. 2. 2. üstderi. bir şeyi dilimlemek. sinik. kesme. devir. i. i. kesiş. i. 1. indirimli. sibernetik. dili -i kesmek. bisikletçi. geriye dönü ş.´s feet cut the melon cut the wheels cut to the quick cut up cutback cute cuticle cutlery cutlet cutoff cutoff point cut-price cut-rate cutter cutthroat cutting cuttlefish cutup cwt -cy cyanide cybernetics cyclamen cycle cyclist cyclone cylinder cylindrical cymbal cynic cynical cynicism cypress Cyprian Cypriot Cyprus Cyrillic k. tav şankulağı. acı. azaltma. s. kesici alet. selvi. k ıs.5 belirten sonek: fluency ak ıcılık. Cupressus. dili şirin. k. büyük zil. (of an automobile) sol yapmak. 1. katil. i. i. müz. i. mürekkepbalığı. sin. (giysi) biçmek. 112 libre. sin. devre. 2. i. s. Cypriot. 2. i. i. k ırıcı (söz). kotra.. kinik.. sa ğ yapmak.. kotlet. isim kg. bot. eksiltme. 1. s. 3. motosiklet. keskin. kasap. 3. 2. tırnakların etrafını çevreleyen deri. f. bahç. kibernetik. 1. kinizm. Kıbrıslı. short cut s. i. argo kârı paylaşmak.. buhurumeryem. kesinti. . acı vermek. sona erme noktas ı. servi. tenzilatlı. i. sevimli. içini yakmak. dili içine işlemek. dili kendi kendine zarar vermek. 1. indirimli. kiklon. dönme. 3. sert i. kesici: wire cutters tel makas ı. 1. zool. birinin yolunu kesmek. tenzilatlı. i. 2. i. off cut s. 2.D. 2. bir şeyi dilim dilim kesmek. bot. aşı kalemi.o. sinik. i. çatal b ıçak takımı. birine miras olarak on para/hiç para b ırakmamak. incitici. k. birinin laf birini (ac ı sözlerle) derinden yaralamak. bisiklet. şakacı. 2. hundredweight 1. indirimli mal satan.. i. s. elek. -i kesmek. (belirli bir şeyi) kesen kimse. amansız.cut one´s own throat cut out cut s. i. kestirme yol. s. s. 2. sinizm. i. s. i. 2. k ısa kesmek. indirimli mal satan. k ıyasıya. parça parça kesmek. 1. -i bırakmak.. silindirik. siklamen. silindirsel. 3.o. birini öldürmek. bisiklete binmek. kesim. down cut s.t. niteliksiz. 1. do ğramak. -i kesip ç ıkarmak.. k.. ını kesmek. Cyclamen. (birinin) dayanak noktalar ını çürütmek. sona erme tarihi. Sepia. i.o. Kıbrıs´a özgü. bak. şaklaban. A. birinin savundu ğu noktaları çürütmek. 3. komik şeyler yapmak. dili şaklabanlık yapmak. bindi ği dalı kesmek. s. dönü ş. 100 libre.(rüzgâr). 1. 1. i. silindir. Kıbrıs. i. 1.o. 2. Kıbrıslı. to the quick cut s. yaklaşık 50 kg. 45. s. acı. 1.

in ile amatörce uğraşmak. s. Czechoslovakian.. s. i. k. kama. saçma. zarar. 2. 1. (--bed. deli... küçük vadi. fulya. zool. titizlik. su serpmek. çoğ. k ıs. i. bak. k.. 1. Çekoslovakya. re notası. i. i. papatya. tar. 2. tipula sine ği.. mastı. haylazl ık etmek.. titiz. Çek. 1. s. f. date. fiyat. i.. Çekoslovak. nazik. z. tıb. set. dili baba. s. baraj. süthane. Benin. zarafet.. day. -i frenlemek. i. tıb. Dahlia. -i bast ırmak. days. 1. k. 1. District Attorney. nergis. 1. oynaşmak. D... babac ığım. dokunma. s. f. 2. Beninese. 2. İngiliz alfabesinin dördüncü harfi. 2. Dutch. İng. narin. i. ziyan.Cyrillic alphabet cyst cystitis czar Czech Czechoslovak Czechoslovakia Czechoslovakian D d D. f. i. died. --bing) hafifçe vurmak. i. dead. hafifçe ıslatmak. daughter.. d D.. amatör. 1. Department. (--med. i. i. i. hançer. Çekoslovakyalı. i. i. i. bak. kaç ık. müz. sütçü dükkânı. vakit öldürmek. i. zarif. 2... f. i. dair. gündelikçi (hizmetçi). huk.y. dili masraf. i. hasar. gündelik gazete. Beninese. Çekoslovakyalı. kafadan kontak. daughter. December. i. bak. 2. çar. sütçü. 1. 2. hevesli. dokunmak. Beninese. dili baba. bak. i. s.. süt ürünleri. f. 1. mandıra. i. s.. i. her gün. day(s). nezaket. İngiliz alfabesinin dördüncü harfi. tar. 2. k ıs. 2. k ıs. zerrin. i. i.. günlük. i. hafif vuru ş. zarar vermek. i. --ming) -e set çekmek. sağmal inekler. yıldızçiçeği. bot.men (der´imîn) i. i. 1. kist. tar. z. diameter. Çekoslovak. Doctor. .. bozmak. 1. 2. i.. k ıs. babac ığım. sistit.. vakit öldürmek. bak. hasar yapmak.. bir işe heves duyup girişme eğiliminde olan kimse. i. s. D. tazminat. i. oyalanmak. d DA da dab dabble dabbler dachshund dad daddy daddy-longlegs daffodil daft dagger dahlia Dahoman Dahomean Dahomey Dahomeyan daily daintily daintiness dainty dairy dairy cattle dairy farm dairy products dairyman daisy dale dally dally away dally with dam dam up damage damages Kiril alfabesi. gündelik. Çekçe. mand ıra. s. cilveleşmek. zarafetle. su bendi. tar.

3. yaşlı kadın. iğneyle örerek onarmak. dansç ı. lanet. cehalet içinde. 2. küf kokulu. i. pek. mükemmel. 3. 1. 1. 2. benekli. dans. en iyisi. esmerleşmek. koyu. i. hamle. 4. nem. çapraşık. 2. beneklemek. dans etme. as ılı durup sallanmak. i. s. hatun. ıslatmak. tehlikeli. bot. i. 2. 6. 1. nemlendirmek. fırlama. ho ş. s. yiğitlik. ok gibi f ırlamak. Danimarkalı. benekli hayvan. 1. i. böceğin iğnesi. sarkıtmak. karartmak. bakla k ırı. kepek. Danimarkal ı. zarif. kör olası. f. 3.´s enthusiasm k. sarkmak. i. oynamak. 1. nemlenmek. 5. raks. yaş. karahindiba. i. kadınlara verilen şövalyelik ayarında bir asalet unvanı. f. beddua etmek. 4. argo kad ın. lanetlemek. kararmak. f. i.o. cici. pens. Allah belas ını versin!/Allah kahretsin! i. i. f. 1. Allah ın belası. 3. fırlatmak. zıplatmak. cesaret. 1.1. züppe. Danca. 3. söndürmek. i. s. ıslanmak. nemli. bela. nem. i. gölge. i. s. lanet. cüret etmek. i. cüretkâr. 2. s. 2. kaçırmak: dampen s. melun. i. en acayip. Biliyorsam kahrolayım. z. yiğit. lanet. esrarlı. 3. 1. ıslatmak. koyu renk. 2. f. azaltmak. s. . foto. örülerek onarılmış delik. 2. f. 1. eski han ım. alaca kır (at).. s. i. z. i. 1. karanlık oda. tehlikeli bir şekilde. i. 1. koyulaşmak. hoplatmak. gözü pek. 2. balo. lanetli. grizu. sevimli. i. s. 2. Şam. Lanet olsun! s. ya ş. 3. 3. f. karanlık. Lanet olsun! i. Danca. karanlık. nemlendirmek. dans ettirmek. Danimarka´ya özgü. tehlike. 1. ileri at ılma.. 2. kalk ışmak. konak. boğmak. gizli. 2. sevgilim. 2. oynatmak. anla şılması zor hale getirmek. lacivert. defne. muğlak. lanet okumak. çok iyi. 1. Danimarka. 1. f. damnedest damp dampen dampness dance dancer dancing dandelion dandle dandruff dandy Dane danger dangerous dangerously dangle Danish dank Danube daphne dapper dapple dapple-gray Dardanelles dare daredevil daring dark dark dark blue darken darkness darkroom darling darn darn Darn it! dart i. cüret. sevgili. atmak. karanlık. i. en tuhaf. harika. damasko (kuma ş). s. i. dans etmek. i. Tuna nehri. 2. durdurmak. sevgili. 2. rutubet. s. küçük ok. şık. f. 2. atılmak. i. akşam. f. i. esmer. rutubetli. benek. terz. 1. dili birinin i. dans. dansöz. oyun. dansör. nemli. çok. rutubetli. (titreşimi) f. Taraxacum officinale. 2. cehennem cezas ı. cesaret etmek.Damascus damask dame damn Damn!/Damn it!/Damn him!/Damn her! damnation Damnation! damned Damned if I know. kahrolası. s. f. k ırmak. asıp sallamak. i. 1. yava şlatmak. 3. s. Tuna. lanet etmek. rutubet.

dartboard darts dash dash off dash off a letter dash s.o.´s hopes dash to pieces dash water on one´s face dashboard dashing data data bank data base data file data processing date date date date line date palm dated dative datum daub daughter daughter-in-law daunt dauntless davenport dawdle dawn dawn on day day after day day by day day by day day in day out day laborer day of reckoning day school daybreak daydream daylight daytime daze dazed dazzle

i. ok atma oyununda kullan ılan nişan tahtası. i. ok atma oyunu. f. 1. hızla koşmak: She dashed to the child´s rescue. Çocuğun imdadına koştu. 2. hızla ilerlemek, atılmak, fırlamak: I dashed to the window but acele gitmek, f ırlamak. bir mektup karalamak. bir kimsenin ümitlerini k ırmak, birini hayal kırıklığına uğratmak. çarpıp paramparça etmek. yüzüne su çarpmak. i., oto. kontrol paneli, pano. s. 1. atak, atılgan, cesur. 2. gösterişli, şık. i. 1. çoğ. veya tek. bilgi. 2. veriler, data. bilg. veri bankas ı, bilgi bankası. bilg. veri taban ı, bilgi tabanı. bilg. veri dosyas ı. bilg. bilgiişlem. i. hurma, arabistanhurmas ı. i. 1. tarih, zaman. 2. randevu. 3. flört, flört edilen ki şi. f. 1. tarih koymak, tarih atmak. 2. tarihlendirmek. 3. ile ç ıkmak, ile flört etmek. coğr. gündeğişme çizgisi. hurma a ğacı. s. 1. tarihli. 2. modas ı geçmiş, demode. s., dilb. -e halindeki. i. -e halindeki sözcük. çoğ. da.ta (dey´tı, dä´tı) i. veri. f. 1. sürmek, s ıvamak. 2. bulaştırmak. 3. lekelemek, kirletmek. i. 1. harç, çamur. 2. leke. i. k ız evlat, kız. i. gelin. f. yıldırmak, gözünü korkutmak. s. gözü pek, yılmaz, korkusuz. i. kanepe, sedir, divan; çekyat. f. işini ağırdan alarak vakit kaybetmek, ağır davranmak, oyalanmak. i. 1. seher, tan vakti. 2. şafak, tan. f. görünmeye başlamak, aydınlanmak. anlaşılmak, sezilmek. i. 1. gündüz: We´ve been working night and day on this project. Bu proje üzerinde gece gündüz çalışıyoruz. 2. gün: the second day of the month her gün, günlerce. günden güne. günbegün, günden güne. her gün. gündelikçi. hesap günü, k ıyamet günü. gündüzlü okul. i. seher, tan vakti. i. hayal. f. hayal kurmak, dalmak. i. gün ışığı.daylight-saving time yaz saati. i. gündüz. f. sersemletmek, sersem etmek, serseme çevirmek. i. sersem bir hal, sersemlik. s. sersemlemiş, serseme çevrilmiş. f. göz kama ştırmak.

deacon deaconess dead dead ahead dead beat dead center dead end dead heat dead language dead letter dead loss dead set dead set against dead tired deaden deadline deadlock deadly deaf deaf mute deafen deaf-mute deal deal in deal with dealer dealings dealt dean dear Dear me! dearly dearly love to dearth death death rate death sentence death squad death toll death warrant deathbed deathless deathlike deathly deathly cold deathly pale deathly silence

i. diyakoz. i. kilisenin hayır işleriyle görevlendirdiği kadın. s. 1. ölmü ş, ölü. 2. cansız, hareketsiz; sönük. 3. ölü (renk). dosdoğru. çok yorgun, bitkin. tam merkez, tam orta. 1. ç ıkmaz sokak. 2. çıkmaz. spor berabere biten yar ış. ölü dil. 1. geçersiz yasa. 2. sahibine ula ştırılamayan mektup. bir işe yaramayan nesne/kimse. k. dili kararlı. -e tamamen kar şı, -e muhalif. bitkin, yorgun. f. 1. hafifletmek, azaltmak, zayıflatmak; (ses, ağrı v.b.´ni) kesmek. 2. parlaklığını tarihi. i. son teslimgidermek, donuklaştırmak. i. çıkmaz. f. çıkmaza sokmak; çıkmaza girmek. s. 1. öldürücü; ölümcül. 2. ölü gibi. s. 1. sağır. 2. kulak asmayan. sağır ve dilsiz kimse. f. sağır etmek. i. sağır ve dilsiz kimse. i. 1. anla şma, mukavele. 2. iş. 3. miktar. 4. iskambil kâğıtlarını dağıtma. f. (--t) (iskambil kâ ğıtlarını) dağıtmak. ... ticareti yapmak. 1. ile ilgilenmek. 2. -i idare etmek. 3. -in üstesinden gelmek, -in hakk ından bir şeyin)4. -e değinmek, -den bahsetmek. 5. -in müşterisi old i. 1. (belirli gelmek. ticaretini yapan kimse, tüccar, satıcı: a dealer in stamps eski pul sat ıcısı. 2. ilişki. i. 1. iş, alışveriş. 2. iş ilişkisi; iskambil kâğıtlarını dağıtan kimse. f., bak. deal. i. 1. katedralin ba şrahibi. 2. dekan. i. sevgili. s. 1. sevgili, aziz. 2. de ğerli, kıymetli. 3. pahalı. Olur şey değil! z. (bir şeyi) çok arzu etmek. i. yokluk, k ıtlık. i. ölüm. ölüm oran ı. idam hükmü. ölüm mangas ı. ölü sayısı. huk. idam hükmü. i. ölüm dö şeği. s. baki, ölümsüz. s. ölüm gibi. s. ölümsü. çok soğuk: It´s deathly cold outside. Dışarısı çok soğuk. beti benzi atm ış. ölümsü bir sessizlik.

debacle debar debase debatable debate debilitate debility debit debit an account debit and credit debit balance debris debt debt of gratitude debt of honor debtor debug debunk debut Dec dec decade decadence decadent decaffeinate decaffeinated coffee decal decamp decanter decapitate decathlon decay decease deceit deceitful deceitfully deceitfulness deceive deceiver December decency decent decently deception deceptive deceptively deceptiveness

i. çöküş, yenilgi, yıkım. f. (--red, --ring) (from) engellemek; menetmek. f. 1. değerini düşürmek, ayarını bozmak. 2. alçaltmak, şerefini lekelemek. 3. tartışılabilir. s. yozlaştırmak. f. 1. tartışmak. 2. çok düşünmek, düşünüp taşınmak: He debated with himself before şürmek, zayıflatmak, takatiniını vermeden önce çok f. kuvvetten dü reaching the decision. Karar kesmek. i. halsizlik, bitkinlik, güçsüzlük, zayıflık. i. borç. f. 1. borç kaydetmek. 2. birinin borcuna kaydetmek. bir hesab ı borcuna kaydetmek. borç ve kredi. borç bakiyesi. i. yıkıntı, enkaz; döküntü. i. borç. teşekkür borcu, gönül borcu. namus borcu. i. borçlu. f. (--ged, --ging) 1. (bir yerden) gizli dinleme ayg ıtını sökmek. 2. (bir aygıt veya sistemin) kusurlar ını gidermek. 3. bilg. hatasızlaştırmak, ayıklamak. f., k. dili (bir şeyin) yanlış taraflarını açığa vurmak. i. 1. başlangıç. 2. (sahneye) ilk çıkış. 3. bir genç kızın sosyeteye ilk defa takdimi. k ıs. December. k ıs. deceased, decrescendo. i. on yıl. i. çökme, çökü ş, yıkılış. s. çökmü ş. f. kafeinini ç ıkarmak. kafeinsiz kahve. i. çıkartma. f. 1. kamp ı bozup ayrılmak. 2. k. dili sıvışmak, savuşmak, tüymek, kaçmak. i. sürahi. f. başını kesmek, boynunu vurmak. i., spor dekatlon. f. 1. çürümek, bozulmak; çürütmek. 2. azalmak. i. 1. çürüme, bozulma. 2. azalma.ölme, vefat. f. ölmek. i. ölüm, i. 1. aldatma; hile, yalan. 2. hilekârl ık, düzenbazlık, dolandırıcılık. s. 1. hilekâr, hileci. 2. aldat ıcı. s. hilekârlıkla, yalancılıkla. i. hilekârlık, yalancılık. f. aldatmak. i. aldatıcı, hilekâr. i. aralık. i. 1. terbiye, edep, nezaket. 2. ılımlılık. 3. iffet, namus. s. terbiyeli, nazik; temiz, iyi. z. 1. terbiye ölçüsünde. 2. yeterince. i. 1. aldatma; aldanma. 2. yalanc ılık. 3. hile, düzen, dolap. s. aldatan, aldatıcı. z. aldatarak, aldat ıcı bir biçimde. i. aldatıcılık, düzenbazlık, hilekârlık.

decide decide against s.t. decide for s.t./decide in favor of s.t. decide to take the plunge decided decidedly deciduous decigram decigramme deciliter decilitre decimal decimal fraction decimal fraction decimal point decimal scale decimal system decimate decimation decimeter decimetre decipher decision decisive decisively decisiveness deck deck deck chair deck of cards deck out declaim declaration declaration of residence declare declare bankruptcy declare war on declension decline declivity declutch decode decompose decomposition decorate decoration decorative

f. karar vermek, kararla ştırmak, hüküm vermek. bir şeyin aleyhinde karar vermek. bir şeyin lehinde karar vermek. (bir şeyi) yapmaya karar vermek. s. 1. kesin. 2. kararl ı, azimli. 3. kararlı, ölçülü. z. kesinlikle, katiyetle. s. k ışın yapraklarını döken (bitki). i. desigram. i., İng., bak. decigram. i. desilitre. i., İng., bak. deciliter. s., mat. ondalık. i. 1. ondalık sayı. 2. ondalık kesir. ondalık kesir. mat. ondalık kesir. ondalık virgülü: 1.07 (Türk sistemine göre 1,07). ondalık hesap cetveli. ondalık sistem. f. büyük bir k ısmını yok etmek. i. büyük bir k ısmını yok etme; büyük bir kısmı yok olma. i. desimetre. i., İng., bak. decimeter. f. (şifreyi) çözmek. i. karar; hüküm. s. 1. kesin, kati. 2. kesin sonuca ula ştıran: the decisive victory in that war o savaşı kesin sonuca ulaştıran zafer. 3. kararlı. z. 1. kesin olarak. 2. kararl ı bir biçimde. i. 1. kesinlik. 2. kararl ılık. i., den. güverte. f. donatmak, süslemek. şezlong. isk. deste. donatmak, süslemek. f. 1. hararetle söylemek/konu şmak. 2. (hitabet kurallarına göre) söylemek; resmi bir 2. demeç. 3. bildiri, deklarasyon. i. 1. ilan. şekilde söylemek. ikamet beyannamesi. f. 1. ilan etmek. 2. bildirmek, deklare etmek. iflas ilan etmek. -e savaş açmak/ilan etmek. i. 1. dilb. ad çekimi. 2. çökü ş, çökme. f. 1. aşağıya meyletmek. 2. azalmak, düşmek. 3. çökmek. 4. reddetmek, geri çevirmek. i. iniş, meyil. 5. dilb. çekmek. i. 1. meyil, ini ş. 2. azalma, düşüş; gerileme, f. debriyaj yapmak. f. (şifreyi) çözmek. f. 1. ayrıştırmak. 2. çürütmek; çürümek. i. 1. ayrışma. 2. bozulma. f. 1. süslemek, dekore etmek. 2. ni şan vermek. i. 1. süsleme, dekorasyon. 2. süs. 3. ni şan, madalya. s. süsleyici, süslü.

decorator decorous decorously decorum decoy decrease decree decrepit dedicate dedicated dedication deduce deduct deduction deductive reasoning deed deem de-emphasise de-emphasize deep deep in debt deep in thought deep sea deep trouble deepen deepfreeze deep-fry deep-rooted deep-seated deer def deface defamation defame default defeat defecate defect defective defector defence defend defendant defender defense defenseless defensive

i. dekoratör. s. görgü kurallar ına uygun. z. görgü kurallar ına uygun bir biçimde. i. adaba uygun olma, terbiyeli olma. i. tuzak yemi. f. 1. away from -den hile ile uzakla ştırmak; into -e hile ile çekmek. 2. dü şmek, küçülmek; azaltmak, düşürmek. i. azalma, düşüş. f. azalmak, tuza ğa düşürmek. i. 1. resmi emir. 2. karar. 3. kararname. f. 1. emretmek, buyurmak. 2. karar vermek. s. eskimiş, yıpranmış. f. 1. adamak, vakfetmek. 2. to -in ad ına sunmak, -e ithaf etmek. s. 1. ithaf olunmu ş. 2. adanmış. 3. kendini işine adamış. i. adama, ithaf. f. sonuç ç ıkarmak. f. çıkarmak, hesaptan düşmek. i. 1. sonuç ç ıkarma. 2. man. tümdengelim. 3. sonuç. 4. hesaptan düşme. 5. kesinti: tümdengelimli usavurma. i. 1. eylem, iş, fiil. 2. huk. senet, tapu senedi. f. to -e senetle devretmek. f. saymak, addetmek. f., İng., bak. de-emphasize. f. önemini azaltmak. s. 1. derin. 2. anla şılmaz. 3. şiddetli, ağır. 4. koyu (renk). 5. kalın, boğuk, pes (ses). z.ış. 1. derinlerine kadar; derinliklerine kadar: It sank deep borca batm into derin dü şünceye dalmış. derin deniz. vahim bir durum. f. 1. derinle şmek; derinleştirmek. 2. artırmak. 3. (rengi) koyulaştırmak. i. 1. dipfriz. 2. dondurup saklama. f. (deep.froze, deep.fro.zen) dondurup saklamak. f. bol yağda kızartmak. s. 1. kökleri derinlere inen (a ğaç/çalı). 2. köklü, kökleşmiş (âdet/inanç). s. 1. derin, derinden gelen; derinde olan. 2. köklü, kökle şmiş. i. (çoğ. deer) geyik; karaca. k ıs. defective, defendant, defense, deferred, defined, definite, definition. f. (bir şeyin yüzeyine) zarar vermek. i. karalama, kara çalma, lekeleme. f. karalamak, kara çalmak, lekelemek. i. 1. (bir yükümlülü ğü) yerine getirmeme. 2. bilg. varsayım. f. (bir yükümlülü ğü) yerine u ğratmak. i. bozgun, yenilgi. on their loan. Borçlarını f. yenmek, bozguna getirmemek: They defaulted f. büyük aptesini yapmak, d ışkılamak. i. kusur, noksan, eksiklik. s. 1. kusurlu, sakat, eksik, noksan. 2. dilb. baz ı çekim şekilleri olmayan. i. karşı tarafa kaçan kimse. i., İng., bak. defense. f. 1. savunmak. 2. from -den korumak. i., huk. davalı. i. savunucu, savunan; koruyucu. i. 1. savunma, korunma. 2. spor savunma, defans. s. savunmas ız, korunmasız. s. 1. savunmayla ilgili. 2. (hedef al ındığını zannederek) savunmaya geçen. 3. koruyucu. 4. spor defansif.

defensive alliance defer deference deferential deferment deferred defiance defiant deficiency deficient deficit defile define definite definite article definitely definition definitive deflate deflation deflect

savunma anla şması. f. (--red, --ring) 1. sonraya b ırakmak, ertelemek. 2. to -e boyun eğmek. i. riayet, (sayg ıdan kaynaklanan) itaat. s. riayetkâr; sayg ı ve itaat gösteren. i. erteleme. s. ertelenmiş. i. 1. meydan okuma. 2. kar şı koyma. s. 1. meydan okuyan. 2. kar şı koyan. i. eksiklik, noksanlık; yetersizlik. s. eksik, noksan; yetersiz. i. (bütçe, hesap v.b.´nde) aç ık; zarar. f. kirletmek, pisletmek, lekelemek, bozmak. f. 1. tanımlamak, tarif etmek. 2. belirlemek, sınırlamak, tayin etmek. s. 1. kesin. 2. belirli, belli. dilb. belirli tan ımlık: the. z. kesinlikle. i. 1. tanım, tarif. 2. tanımlama. s. kesin, son, tam. f. 1. havas ını/gazını boşaltmak, söndürmek; sönmek. 2. gururunu kırmak. 3.1. havas ını/gazını azaltmak. söndürme; sönme. 2. gururunu kırma. 3. i. ekon. para arzını boşaltma,

ekon. deflasyon. f. yönünü de ğiştirmek; başka yöne çevirmek; yönü değişmek. deflect s.o. from his/her purpose birini amac ından çevirmek. yönünü de ğiştirip -e çevirmek. deflect s.t. into f. biçimini bozmak, biçimsizle ştirmek. deform i. 1. biçimsizlik. 2. t ıb. biçim bozukluğu, bozunum. deformity defraud defray defrost deft defunct defy degenerate degenerate degradation degrade degrading degree dehumidifier dehumidify dehydrate dehydrated deify deign deity dejected dejection delay f. doland ırmak, elinden almak. f. ödemek; (giderleri) kar şılamak. f. buzlarını çözmek/eritmek; buzları çözülmek/erimek. s. becerikli, usta, marifetli. s. 1. ölü. 2. feshedilmi ş. f. meydan okumak, kar şı gelmek, karşı koymak. s. yoz, yozla şmış, soysuz, dejenere. f. yozlaşmak, soysuzlaşmak, bozulmak, dejenere olmak. i. 1. aşağılık bir durum; itibarsızlık. 2. aşağılaşma. 3. rütbeyi indirme. f. 1. alçak bir duruma dü şürmek. 2. rütbesini indirmek. s. alçaltıcı, onur kırıcı. i. 1. fiz., geom. derece. 2. derece, basamak, a şama, rütbe, mertebe. 3. diploma. i. nem gideren alet. f. nemini gidermek. f. 1. suyunu almak, kurutmak. 2. su kaybetmek. s. susuz, kurumu ş. f. tanrılaştırmak. f. tenezzül etmek. i. 1. tanrı, ilah. 2. tanrısal varlık. s. keyifsiz, morali bozuk; hüzünlü. i. keyifsizlik, moral bozuklu ğu; hüzün. f. 1. ertelemek, sonraya b ırakmak. 2. geciktirmek. 3. oyalanmak. i. gecikme, geç kalma.

delegate delegation delete deletion deliberate deliberate deliberately deliberation delicacy delicate delicately delicatessen delicious delight delightful delimit delineate delinquency delinquent delirious delirium deliver deliver the goods deliverance deliverer delivery delivery note delivery order delivery receipt delivery time deliveryman dell delta delude deluge delusion delusive deluxe delve demagogue demagogy demand demand deposit demean demeanor demeanour demented

i. (del´ıgît, del´ıgeyt) delege, temsilci; elçi; vekil. f. (del´ıgeyt) 1. havale etmek, devretmek. yetki verme. i. 1. delegasyon. 2. 2. görevlendirmek. f. silmek, ç ıkarmak. i. 1. silme, ç ıkarma. 2. yazıdan çıkarılan parça. s. 1. kas ıtlı, maksatlı, önceden tasarlanmış. 2. temkinli, ölçülü, dikkatli. f. 1. düşünüp taşınmak, ölçünmek, tartmak. 2. görüşmek, müzakere etmek. z. kasten, mahsus, bile bile. i. 1. üzerinde dü şünme, düşünüp taşınma. 2. görüşme, müzakere. i. 1. incelik, kibarlık. 2. lezzetli şey. s. 1. kolaylıkla kırılabilen, kırılgan, nazik. 2. hassas (alet). 3. hassas (konu); nazik (durum). 4. ince (yapbüyük bir5. hafif (koku/tat). 6. hafif, z. 1. incelikle. 2. dikkatle, ihtiyatla, ı), narin. özenle. i. şarküteri, mezeci. s. lezzetli, leziz, nefis. f. 1. sevindirmek; sevinmek. 2. in -den zevk almak. i. 1. sevinç, zevk, keyif,ş, güzel; sevinç veren şey. s. ho haz. 2. zevkli. f. sınırlandırmak, tahdit etmek. f. 1. şeklini çizmek. 2. betimlemek. i. 1. (çocuklarda) suç i şleme. 2. borçların ödenmemesi. s. 1. suçlu, suç işleyen (çocuk). 2. ödenmemiş (hesap, vergi, borç v.b.). 3. borçlarını ödememiş. i. çocuk suçlu. s. 1. sayıklayan. 2. çılgına dönmüş. i. 1. sayıklama. 2. çılgınlık. f. 1. teslim etmek, b ırakmak, vermek: They will deliver the furniture tomorrow morning. Mobilyayı yarın sabah teslim edecekler. 2. (gazete, k. dili istenilen şeyi yapmak. i. 1. kurtarma; kurtulu ş. 2. hüküm. i. 1. kurtar ıcı. 2. teslim eden kimse. 3. dağıtıcı. i. 1. teslim; da ğıtım. 2. doğurma; doğum. 3. konuşma tarzı. 4. beysbol topateslim beyan ı. tic. vuru ş, servis. tic. teslim emri. tic. teslim makbuzu. tic. siparişlerin teslim süresi. çoğ. de.liv.er.y.men (dîlîv´ırimen) i. satılan malı eve teslim eden kimse. i. küçük vadi, korulu vadi. i. delta, çatala ğız. f. aldatmak, yan ıltmak. i. 1. sel, tufan. 2. şiddetli yağmur. i. 1. aldanma, yan ılma. 2. ruhb. sabuklama. s. aldatıcı, yanıltıcı. s. lüks, ihtişamlı. f. into -i ara ştırmak. i. demagog, halkavc ısı. i. demagoji, halkavc ılığı. i. 1. istem, istek; talep. 2. tic., ekon. talep, ra ğbet. 3. huk. talep, hak iddia etme. f. 1. talep etmek, istemek. 2. gerektirmek. 3. huk. mahkemeye vadesiz mevduat. f. alçaltmak, küçültmek. i. davran ış, tavır. i., İng., bak. demeanor. s. deli, kaç ık, çılgın.

demerit demidemijohn demilitarise demilitarize demilitarized zone demise demobilisation demobilise demobilization demobilize democracy democrat democratic democratically demolish demolition demon demonstrate demonstration demonstrative demonstrative adjective demonstrative pronoun demonstrative pronoun demonstrator demoralise demoralize demote demotion demur demure den denatured alcohol denial denigrate denim denims Denmark denomination denominator denote denounce dense density dent dental dental floss

i. (okulda) ihtar, tembih. önek yarım, yarı. i. damacana. f., İng., bak. demilitarize. f. askerden ar ındırmak. askerden ar ındırılmış bölge. i. ölüm, vefat. i., İng., bak. demobilization. f., İng., bak. demobilize. i. seferberliğin bitmesi; terhis. f. terhis etmek. i. demokrasi, elerki. i. demokrat. s. demokratik, halkç ı. z. demokratik olarak. f. yıkmak. i. yıkma; yıkılma. i. 1. cin, kötü ruh, şeytan, iblis. 2. kötü kimse, iblis. 3. enerjik kimse. f. 1. kanıtlamak, ispat etmek: He has demonstrated his loyalty to the firm. Şirkete olan bağlılığını2. gösteri. 3. tanıtım gösterisi. i. 1. kanıtlama, ispat. kanıtladı. 2. göstererek tanıtmak: demonstrate a s. 1. kan ıtlayan, gösteren. 2. duygularını açığa vuran. dilb. işaret sıfatı. dilb. işaret zamiri. işaret zamiri. i. 1. göstererek tan ıtan kimse. 2. uygulama öğretmeni. 3. gösterici. f., İng., bak. demoralize. f. cesaretini k ırmak, moralini bozmak, yıldırmak. f. aşağı dereceye indirmek, rütbesini indirmek. i. indirme. f. (--red, --ring) kabul etmemek, itiraz etmek. i. s. 1. çekingen. 2. a ğırbaşlı, ciddi. i. 1. in, ma ğara. 2. k. dili tekke, yatak. 3. k. dili dinlenme odası, sığınak. mavi ispirto, kar ışık ispirto. i. 1. inkâr, yads ıma. 2. yalanlama. 3. ret. f. iftira etmek, leke sürmek, karalamak, kara çalmak, çamur atmak. i. kot (kuma ş). i., çoğ. kot pantolon, cin; blucin. i. Danimarka. i. 1. ad, isim. 2. mezhep. 3. adland ırma. 4. değer/ölçü birimi. i. payda. f. göstermek, belirtmek. f. 1. (insan, fikir, davran ış v.b.´nin) kötü/zararlı taraflarını açığa vurmak. 2. ihbar etmek. 3. (anla şmanın) kaldırılacağını anlaşılması s. 1. yoğun, kesif. 2. sık (orman, saç v.b.). 3.duyurmak. güç, ağır (yazı). 4.1. yoğunluk, kesafet. 2.5. foto. koyu (negatif). sıklık. 3. (yazıda) ağırlık. i. kalın kafalı, mankafa. (orman, saç v.b. için) 4.ufak çukur; çentik, çöküntü, girinti. f. çentmek; çökertmek. i. foto. koyuluk. s. 1. dişlerle ilgili. 2. dişçilikle ilgili. 3. dilb. dişsel. i. dişsel ünsüz. diş ipliği.

dental surgery dentist dentistry dentures denude denunciation deny deodorant deodorise deodorize depart department department store departure departure gate departure lounge departure terminal depend depend from Depend upon it. dependable dependence dependency depict depilate depilation depilatory deplete deplorable deplorably deplore deploy deployment deport deport o.s. deportation deportment depose deposit deposit account deposition depositor depository depot deprave depraved depravity

diş cerrahisi. i. diş hekimi, diş tabibi, dişçi. i. diş hekimliği, dişçilik. i. takma diş. f. soymak; ç ıplaklaştırmak, çıplak bırakmak. i. 1. (insan, fikir, davran ış v.b.´nin) kötü/zararlı taraflarını açığa vurma. 2. ihbar. 3. (anla şmanın) ımak. 2. yalanlamak. 3. reddetmek. 4. -den yoksun f. 1. inkâr etmek, yads kaldırılacağını duyurma. bırakmak, esirgemek, vermemek. s., i. deodoran, koku giderici. f., İng., bak. deodorize. f. kokusunu gidermek. f. 1. ayrılmak, gitmek. 2. hareket etmek, kalkmak: At what time does the bus departman, bölüm, k ısım, şube,ıyor? 3.kol. 2. bakanlık, vekâlet. i. 1. depart? Otobüs saat kaçta kalk daire, ölmek, vefat etmek. 4. from büyük ma ğaza, bonmarşe. i. 1. gidiş, ayrılış, terk. 2. hareket etme, kalkış. 3. değişiklik, yenilik. 4. sapma, ayr ılma. 5. vazgeçme. çıkış kapısı. çıkış salonu. çıkış terminali. f. on/upon 1. -e güvenmek. 2. -e ba ğlı olmak: The number of people who will come depends on how many tickets we can sell. Geleceklerin say ısı -den sarkmak. Emin olunuz. s. güvenilir. i. 1. güven, güvenme. 2. ba ğlılık. 3. bağımlılık. i. 1. bağımlılık. 2. sömürge. 3. ek bina. f. 1. resmetmek, resmini çizmek. 2. betimlemek, anlatmak. f. tüyleri gidermek/dökmek. i. depilasyon, depilaj, tüyleri giderme/dökme; epilasyon. i. depilatuar, depilatif, tüy dökücü krem. s. depilatif, tüy giderici/dökücü. f. tüketmek, bitirmek. s. acınacak durumda, içler acısı. z. acınacak biçimde. f. 1. -e çok üzülmek, -den ac ı duymak. 2. -e yerinmek, -e yazıklanmak. f. 1. plana göre yerle ştirmek. 2. ask. yayılmak. i. 1. plana göre yerle ştirme. 2. ask. yayılma f. sınırdışı etmek. davranmak, hareket etmek. i. sınırdışı etme. i. davran ış, tavır. f. 1. tahttan indirmek. 2. görevden almak, azletmek. 3. yeminli ifade vermek. i. 1. emanet. 2. depozit, depozito; kaparo, pey akçesi: The salesman asked for hesab ı.million lira deposit. Sat ıcı otuz milyon lira depozit istedi. mevduat a thirty i. 1. tahttan indirme. 2. görevden alma. 3. yeminle yaz ılı ifade. 4. depozit olarak verme. 5.ıran kimse. i. mudi, para yat (tortu) b ırakma. i. depo, ardiye. i. 1. depo, ardiye. 2. istasyon; durak. 3. ask. depo. f. baştan çıkarmak, ahlakını bozmak. s. ahlak ı bozuk, baştan çıkmış. i. 1. ahlak bozuklu ğu. 2. doğru yoldan ayrılma.

deprecate depreciate depreciation depress depressed depression deprive dept depth depth of winter deputation deputise deputize deputy derail derailment derange deranged derangement derelict deride derision derisive derisory derivation derivative derive dermatitis dermatologist dermatology derogatory dervish descend descendant descendent descent describe description descriptive desecrate desecration desegregate desegregation desensitise desensitize desert desert

f. onaylamamak, protesto etmek. f. 1. fiyatını kırmak, değerini düşürmek. 2. ucuzlatmak; amortize etmek. i. 1. değerini düşürme; değeri düşme. 2. aşınma payı, amortisman. f. 1. -i bastırmak, -e basmak. 2. üzmek, canını sıkmak, moralini bozmak. 3. kuvvetten dü şürmek, zayıflatmak. düşürülmüş. 3. durgun s. 1. morali bozuk, keyifsiz. 2. de ğeri 4. değerini/miktarını azaltmak. (piyasa/ekonomi). ğu, keyifsizlik. 2. piyasada durgunluk, ekonomik kriz. 3. i. 1. moral bozuklu ruhb. depresyon, b ırakmak, -den mahrum etmek, -den etmek: This work f. of -den yoksun çöküntü. 4. alçak bas ınç alanı. will department. k ıs. deprive us of our health. Bu i ş bizi sağlığımızdan edecek. i. 1. derinlik. 2. derin yer. k ış ortası, karakış. i. 1. temsilciler heyeti, delegasyon. 2. temsilci atama. f., İng., bak. deputize. f. 1. vekil olarak atamak. 2. for (bir kimsenin) yerini doldurmak. i. 1. vekil; yard ımcı, muavin. 2. polis. 3. milletvekili. f. (treni) raydan ç ıkarmak; (tren) raydan çıkmak. i. (treni) raydan ç ıkarma; (tren) raydan çıkma. f. 1. düzenini bozmak, altüst etmek, kar ıştırmak. 2. delirtmek. s. deli. i. 1. düzensizlik, kar ışıklık. 2. delilik. s. 1. terkedilmiş, sahipsiz. 2. kayıtsız, ilgisiz, ihmalkâr. f. alay etmek, alaya almak. i. alay, istihza. s. alaylı, alaycı. s. 1. alaylı, alaycı. 2. gülünç, kepaze, devede kulak gibi. i. 1. türetme. 2. köken, kaynak. i. türev. f. from 1. -den sa ğlamak, -den elde etmek, -den almak: He derives his income from his investments. Gelirini yat ırımlarından sağlıyor. He derives i., tıb. deri yangısı. i. dermatolog, deri hastal ıkları uzmanı, cildiyeci. i. dermatoloji, cildiye. s. küçültücü, küçük dü şürücü, aşağılayıcı. i. derviş. f. 1. inmek; (ku ş, uçak v.b.) alçalmak; (karanlık, sis v.b.) çökmek. 2. from intorun; of (birinin) soyundan gelen kimse. ırmak; -e sökün etmek, i. soyundan gelmek. 3. on/upon inip -e sald i., bak. descendant. i. 1. iniş; alçalma; çökme. 2. on/upon inip -e saldırma; -e sökün etme; bask ın. 3. soy. f. 1. tanımlamak, betimlemek, tarif etmek. 2. anlatmak. i. 1. tanımlama, betimleme, tarif. 2. cins, çeşit, tür. 3. eşkâl: The police were unable tobetimsel. description of the thief. Polis h ırsızın eşkâlini s. tanımlayıcı, obtain a f. (kutsal bir şeye) saygısızlık etmek. i. (kutsal bir şeye karşı) saygısızlık. f. ırk ayrımını kaldırmak. i. ırk ayrımının kaldırılması. f., İng., bak. desensitize. f. uyuşturmak. i. hak edilen şey, layık olunan şey. He got his deserts. Hak ettiğini buldu. i. çöl, sahra. s. 1. çorak, çöllük. 2. bo ş, ıssız.

desert deserter desertion deserve deservedly deserving deserving of praise design designate designation designer desirable desire desirous desist desk desktop desktop computer desktop publishing desolate desolate desolation despair despairingly desperate desperately desperation despicable despicably despise despite despondent despot despotic despotical despotism dessert dessert spoon destination destined destiny destitute destitution destroy destroyer destruction destructive

f. 1. terketmek, b ırakmak. 2. ask. askerlikten kaçmak. 3. kaçmak, firar etmek. i. asker kaça ğı. i. 1. terketme, terk. 2. askerlikten kaçma, firar. f. hak etmek, layık olmak. z. haklı olarak; hak ettiği gibi. s. of -i hak eden, -e layık. övülmeye layık. i. 1. tasar ım, dizayn, tasar çizim. 2. tasarlama. 3. plan, proje. 4. desen. 5. amaç, maksat, hedef. etmek, belirtmek. 2. adlandırmak, isimlendirmek. 3. f. 1. göstermek, işaret 6. entrika, komplo. f. 1. tasar ımını yapmak: Selda (to/for) -e atamak,atanma, tayin edilme. 2. ad, isim, unvan, s ıfat. -e tahsis i. 1. atama, tayin; -e tayin etmek. 4. for için ay ırmak, -e ayırmak, i. 1. tasar ımcı. 2. desinatör. 3. modelist, stilist. s. arzu edilen, istek uyand ıran, çekici, cazip. i. 1. arzu, istek. 2. rica, dilek. 3. şehvet. f. 1. arzu etmek, arzulamak, istemek. 2. rica etmek. s. istekli, arzu eden. f. from -den vazgeçmek, -i b ırakmak. i. 1. yazı masası. 2. sıra. 3. kürsü. 4. daire, şube, masa. From her desk the teacher could see the desks of all her students. Ö ğretmen i. masaüstü. masaüstü bilgisayar. masaüstü yayımcılık. s. 1. terkedilmiş, metruk; ıssız, tenha, boş. 2. harap, perişan. 3. kimsesiz, yalnız. f. harap etmek, perişan etmek. i. 1. haraplık, perişanlık. 2. kimsesizlik, yalnızlık. 3. keder. i. umutsuzluk, ümitsizlik. f. of -den umutsuz olmak, -den ümitsiz olmak. z. umutsuzca, ümitsizce. s. 1. umutsuz, ümitsiz. 2. her şeyi göze alabilen; gözü dönmüş. z. umutsuzca, ümitsizce. i. umutsuzluk, ümitsizlik. s. alçak, a şağılık, rezil. z. alçakça. f. küçümsemek, hor görmek, adam yerine koymamak. i. nefret, kin, garaz. edat -e kar şın, -e rağmen: He was generous despite his poverty. ümitsiz, ğuna karşın eli açıktı. s. umutsuz, Yoksullumeyus. i. despot, tiran. s. despotik, despotça. s., bak. despotic. i. despotluk, despotizm. i. (yemeğin sonunda yenen) tatlı, yemiş, soğukluk. tatlı kaşığı. i. 1. gidilecek yer. 2. var ış yeri. 3. hedef. s. i. talih, k ısmet, kader, alınyazısı, yazgı. s. 1. yoksul, muhtaç, fakir. 2. of -den yoksun. i. yoksulluk, fakirlik. f. yıkmak, harap etmek, yok etmek, ortadan kaldırmak; öldürmek. i. 1. yok edici şey/kimse. 2. destroyer, muhrip. i. 1. yıkma, yok etme; yıkılma, yok olma. 2. yıkım. s. yıkıcı, zararlı.

desultory detach detachable detached detachment detail detailed detain detect detection detective detective story detector detention deter detergent deteriorate deterioration determinant determination determinative determine determined deterrence deterrent detest detestable dethrone detonate detour detract detriment detrimental deuce devaluation devalue devastate devastation develop developing developing country development developments deviate deviation device devil

s. 1. gelişigüzel, rasgele. 2. rabıtasız, bağlantısız. 3. amaçsız, gayesiz. f. ayırmak, çıkarmak, sökmek. s. ayrılabilir, çıkarılabilir, yerinden sökülebilir. s. 1. tarafs ız, yansız, objektif. 2. müstakil (ev). i. 1. ayırma, çıkarma, sökme. 2. ask. müfreze, müfrez birlik. 3. tarafsızlık, yansayrıntı, detay. 2. ayrıntılar, detaylar, tafsilat, teferruat. 3. ask. özel bir i. 1. ızlık, objektiflik. iş içinıntılı, detaylı. müfreze. s. ayr seçilmiş grup, f. 1. alıkoymak. 2. geciktirmek. 3. gözaltına almak. f. 1. sezmek, farketmek. 2. bulmak, ke şfetmek. i. bulma, ke şif. i. dedektif, hafiye. polisiye roman. i. dedektör, detektör, bulucu: mine detector may ın dedektörü/detektörü. i. 1. alıkoyma. 2. gecikme. 3. gözaltına alma. f. (--red, --ring) from -den vazgeçirmek, -den cayd ırmak. i. deterjan. f. kötüle şmek, kötüye gitmek, fenalaşmak, bozulmak. i. kötüleşme, kötüye gitme, fenalaşma, bozulma. s. belirleyici, tayin eden. i. belirleyici etken. i. 1. azim, kararlılık. 2. belirleme, tayin; tespit, saptama. s. belirleyici, tayin eden. i. belirleyici şey. f. 1. belirlemek, tayin etmek; tespit etmek, saptamak: We have not yet determined the ı. s. azimli, kararl price of that book. O kitab ın fiyatını henüz saptamadık. i. 1. cayd ırma. 2. caydırıcılık. s. caydırıcı. i. caydırıcı şey. f. nefret etmek, iğrenmek, tiksinmek. s. nefret uyand ıran, iğrenç, tiksindirici. f. tahttan indirmek. f. patlamak, infilak etmek; patlatmak, infilak ettirmek. i. varyant (yol). f. varyanttan gitmek. f. from -i azaltmak, -e gölge dü şürmek. i. zarar, ziyan. s. zarar veren, zararlı, muzır. i. 1. isk. ikili. 2. (zarda) dü. 3. tenis beraberlik, berabere kalma. i., ekon. devalüasyon, de ğer düşürümü. f., ekon. devalüe etmek, de ğerini düşürmek. f. 1. harap etmek, mahvetmek, viraneye çevirmek. 2. peri şan etmek. i. 1. harap etme, mahvetme; harap olma, mahvolma. 2. peri şan olma. 3. yıkım, zarar. f. 1. geliştirmek; gelişmek: He is working hard to develop his Italian.

İtalyancasını geliştirmek için çok çalışıyor. develop an idea bir fikri s. gelişmekte olan. gelişmekte olan ülke.
i. 1. geliştirme; gelişme, gelişim. 2. genişletme; genişleme. 3. (âdet) edinme. i. olaylar.4. (f ırtına, basınç alanı v.b.) oluşma, oluşum. 5. kalkınma, f. sapmak, ayr ılmak. i. sapma, ayr ılma. i. 1. alet; ayg ıt. 2. plan, yol, yöntem. 3. hile, oyun. 4. arma, ongun. i. şeytan, iblis.

devil´s advocate devilish devil-may-care devilment devious devise devoid devolve devote devoted devotee devotion devotional devotions devour devout dew dewdrop dewy dexterity dexterous dextrous diabetes diabetic diabolic diabolical diagnose diagnosis diagonal diagram dial dial direct to dial tone dialect dialectics dialing tone dialog dialogue dialysis diameter diametrically diametrically opposite diamond diamond cutter diamond jubilee diaper diaphragm

tartışma olsun diye zayıf tarafı savunan kimse. s. şeytanca, şeytan gibi. s. kimseye ald ırmayan, pervasız. i. muzırlık, yaramazlık. s. 1. dola şık, dolambaçlı. 2. sinsi, hilekâr. 3. hileli. f. tasarlamak, planlamak, düzenlemek, tertiplemek. s. of -den yoksun, -den mahrum. f. on -e geçmek, -e kalmak, -e devrolmak. f. to -e adamak, -e vakfetmek; -e ay ırmak, -e hasretmek: He has devoted himself -e sad ık, -e poor. Kendini yoksullar ın seven. s. (to) 1.to serving theiçten bağlı. 2. -e düşkün; -i hizmetine adadı. He i. 1. düşkün, meraklı, tutkun. 2. dinine çok bağlı olan kimse, zahit. i. 1. sadakat, içten ba ğlılık. 2. adama, vakfetme; hasretme. s. ibadete özgü, ibadetle ilgili. i. k ısa bir ibadet. i. ibadet. f. 1. (yeme ği) silip süpürmek, bir çırpıda yiyip bitirmek; (avı) parçalayıp yutmak. 2. bir solukta okumak. 3. (bir samimi, içten, yürekten. s. 1. dindar, dini bütün, mütedeyyin. 2.duygu) (birini) yiyip bitirmek. 4. i. çiy, şebnem. i. çiy damlas ı. s. üzerine çiy dü şmüş, çiyle kaplı. i. el çabuklu ğu, beceri, ustalık. s. eli çabuk, eli uz, usta. s., bak. dexterous. i., tıb. şeker hastalığı, diyabet. s., tıb. diyabetik. i., tıb. şeker hastası. s. şeytani, şeytanca. s., bak. diabolic. f. teşhis etmek, tanılamak. i. teşhis, tanı. s. köşegenel. i. köşegen, diyagonal. i. 1. diyagram, grafik. 2. plan, şema. f. diyagram ile göstermek; diyagram ını çizmek. mine, kadran. f. (--ed/--led, --ing/--ling) (telefon i. 1. kadran. 2. (saatte) numarasaramak. -i direkt ını) çevirmek. (telefonda) çevir sesi. i. diyalekt, lehçe, a ğız. i. eytişim, diyalektik. İng. (telefonda) çevir sesi. i. diyalog. i., İng., bak. dialog. çoğ. di.al.y.ses (dayäl´ısiz) i., tıb. diyaliz. i. çap, kutur. z. 1. çap boyunca. 2. tamamen. taban tabana zıt. i. 1. elmas. 2. baklava biçimi. 3. isk. karo. 4. beysbol iç alan; oyun alan ı. elmastıraş. altm ışıncı veya yetmiş beşinci yıldönümü. i. çocuk bezi. f. çocuk bezini sarmak/de ğiştirmek. i. 1. anat. diyafram kas ı, diyafram. 2. zar, böleç. 3. diyafram.

diarrhea diary dice dicebox dicker dictate dictation dictator dictatorial dictatorship diction dictionary dictum did Did she hurt herself? Did you ever? Did your ears burn? didactic didn`t die die die away die down die of boredom die off die out diehard diet dietician dietitian differ difference difference of opinion different differential differentiate differently difficult difficulty diffidence diffident diffraction diffuse diffuse diffusion dig dig down

i. ishal, sürgün. i. 1. günce, günlük. 2. hat ıra defteri. i., çoğ. oyun zarları. f. 1. küp şeklinde doğramak. 2. zar atmak. i. zar atma kab ı. f. (with) (ile) pazarlık etmek. f. 1. dikte etmek, yazd ırmak. 2. emretmek. 3. zorla kabul ettirmek. 4. gerektirmek. emir. i. 1. dikte. 2. 5. belirlemek. i. diktatör. s. diktatörce, amirane. i. diktatörlük. i. 1. diksiyon, söyleyim. 2. sözcük seçimi, sözcükleri kullanma şekli. i. sözlük, lügat. çoğ. dic.ta (dîk´tı)/--s (dîk´tımz) i. 1. otoriter hüküm/söz. 2. özdeyiş, atasözü. 3. huk. mütalaa. f., bak. do. Bir yerini mi incitti? k. dili Allah Allah! Kulaklarınız çınladı mı? s. didaktik. k ıs. did not. f. (--d, dy.ing) 1. ölmek, vefat etmek. 2. (makine) birdenbire durmak, stop etmek. 3. matris. 2. (çoğ. dice) atmak, çok i. 1. kalıp, (ate ş) sönmek. 4. canoyun zarı. istemek: Altan is dying to (gürültü) yava ş yavaş kesilmek, (ses) azalmak. (rüzgâr/f ırtına/yağmur) hafiflemek; (ateş/yangın) sönmeye yüz tutmak; (alev) azalmak. sıkıntıdan patlamak. birer birer ölmek. yok olmak, ortadan kalkmak. i. inatla tutuculu ğunu sürdüren kimse. i. 1. diyet, rejim, perhiz. 2. beslenme biçimi. 3. yiyecek. f. perhiz yapmak, rejim yapmak. i., bak. dietitian. i. diyet uzman ı, diyetisyen. f. 1. from -den ba şka olmak, -e benzememek, -den farklı olmak, -den ayrılmak. 2. with ile aynı fikirde i. 1. ayrılık, fark. 2. anlaşmazlık.olmamak. fikir ayrılığı. s. 1. (from) farklı, başka, ayrı. 2. çeşitli, değişik. i. diferansiyel. f. 1. ayırmak, ayırt etmek. 2. farklılaşmak, farklı olmak. z. başka şekilde, başka türlü. s. 1. güç, zor. 2. geçimsiz. i. 1. güçlük, zorluk. 2. s ıkıntı, problem. make difficulties zorluk çıkarmak. i. çekinme, utangaçlık, çekingenlik. s. çekingen, utangaç, s ıkılgan. i., fiz. k ırınım, difraksiyon. s. 1. fiz. da ğınık, yayınık, difüzyona uğramış. 2. zaman zaman konu dışına çıkarak meseleyi uzun uzadıya anlatan. f. yaymak, da ğıtmak; yayılmak, dağılmak. i., fiz. yayınma, yayınım, difüzyon. f. (dug, --ging) 1. kazmak, bellemek. 2. kaz ı yapmak. 3. dürtmek. 4. argo beğenmek,cebine atmak, sökülmek, kendi paras1. (arkeolojik) kazı. 2. k. dili elini hoşlanmak. 5. argo -den anlamak. i. ını ödemek.

dig in dig one´s heels in dig out dig up digest digest digestion digestive digestive troubles digit digital digital computer digital computer dignified dignify dignitary dignity digress digression dike dilapidate dilapidated dilapidation dilate dilatory dilemma dilettante diligence diligent diligently dill dillydally dilute diluted dim dime dimension diminish diminishing returns diminutive dimmer dimple dimwit din dine dine out diner

1. ask. siper kazmak, avc ı çukuru kazmak. 2. (bir şeyi) kürekle toprağa kardili inat edip k. dili yemek yemeye başlamak, yumulmak: Dig in! Haydi k. ıştırmak. 3. hiç yapmamaya karar vermek. 1. arayıp çıkarmak. 2. (gömülmüş birini/bir şeyi) kürekleyerek çıkarmak. kazıp çıkarmak. i. 1. özet. 2. derleme. f. 1. sindirmek, hazmetmek; sindirilmek. 2. özümlemek, özümsemek: I´ve read the poem, but I haven´t yet digested it. Şiiri okudum fakat henüz i. sindirim, hazım. s. 1. sindirime ait, sindirim. 2. sindirimi kolayla ştıran. i. sindirimi kolaylaştıran ilaç.ğu, hazımsızlık. sindirim bozuklu i. 1. parmak. 2. s ıfırdan dokuza kadar tamsayıların her biri, rakam. s. dijital, sayısal. dijital bilgisayar. dijital bilgisayar. s. ağırbaşlı. f. 1. onurland ırmak, şeref vermek. 2. büyütmek, yüceltmek. i. rütbe/mevki sahibi, kodaman. i. 1. itibar, sayg ınlık. 2. vakar, asalet. f. konu d ışına çıkmak, konudan ayrılmak. i. 1. konudan ayr ılma. 2. konu dışı söz, arasöz. i. 1. hendek, suyolu, ark, kanal. 2. set, bent. 3. argo lezbiyen, sevici. f. harap etmek, tahrip etmek; harap olmak. s. harap, köhne, yıkık dökük, yıkkın, viran. i. harap olma. f. genişletmek, büyütmek; genişlemek, büyümek. s. 1. işi ağırdan alan, geciktiren. 2. ağır, yavaş. i. 1. man. ikilem, dilemma. 2. güç durum, ç ıkmaz, açmaz. i. hevesli, heveskâr, amatör. i. özenle ve sebat ederek çal ışma. s. özenle ve sebat ederek çal ışan (kimse); özenle ve sebat edilerek yapılan (iş). sebat ederek. z. özenle ve i., bot. dereotu, yabant ırak, Anethum graveolens. f., k. dili oyalanmak; karars ızlık yüzünden vakit kaybetmek; ıvır zıvırla vakit kaybetmek. katmak; hafifletmek. f. suland ırmak, su s. suland ırılmış, su katılmış. s. (--mer, --mest) 1. lo ş, donuk, sönük. 2. belirsiz. 3. bulanık. f. (--med, -ming) 1. ( ışığı) azaltmak; (ışık) azalmak. 2. söndürmek, azaltmak; i. on sent. i. 1. boyut. 2. ço ğ. ebat, boyutlar. f. azaltmak, eksiltmek, küçültmek; azalmak, eksilmek. ekon. azalan verim. s. küçücük, ufac ık, minicik. i., dilb. 1. küçültme. 2. küçültme eki. i., elek. dimmer, azalt ıcı. i. gamze. i., k. dili aptal, budala, al ık. i. gürültü, patırtı. f. 1. günün esas yeme ğini yemek. 2. akşam yemeği yemek. 3. ziyafet vermek. 4. yemeyemek. dining car vagonvermek. dining hall yemek dışarıda yemek ğe davet etmek, yemek restoran. salonu. dining room yemek vagon restoran. 3. vagon restorana benzer i. 1. yemek yiyen kimse. 2. odas ı. lokanta.

dingy dinner dinner jacket dinner party dinner service/set dinner table dinnertime dinnerware dinosaur dint dip dip into a book diphtheria diphthong diploma diplomacy diplomat diplomatic diplomatic corps diplomatic immunity diplomatic relations diplomatic service diplomatically dipper dipstick dire direct direct direct call direct current direct current direct dialing direct object direct object direct tax direction directions directive directly director directory dirge dirt dirt cheap dirt cheap dirt poor dirt road

s. 1. rengi atm ış, kirli. 2. karanlık, sönük. i. 1. günün esas yeme ği. 2. akşam yemeği. 3. ziyafet. smokin. yemekli davet. sofra tak ımı, yemek takımı. sofra. i. yemek vakti. i. yemek tak ımı. i. dinozor. i. f. (--ped, --ping) 1. bat ırmak, daldırmak, banmak; batmak, dalmak. 2. aşağıya doğru meyletmek. i. 1. dalma, batma. 2. ani iniş, çukur. bir kitab ı gözden geçirmek. i., tıb. difteri, kuşpalazı. i. ikili ünlü, diftong. i. diploma. i. 1. diplomasi. 2. ba şkalarıyla ilişkide ustalık. i. 1. diplomat. 2. ilişkilerinde ustalık gösteren kimse, diplomat. s. 1. diplomatik. 2. ba şkalarıyla ilişkide usta. kordiplomatik. diplomatik dokunulmazlık. diplomatik ilişkiler. dışişleri memurluğu, hariciyecilik. z. diplomatça, diplomatik bir şekilde. i. kepçe. i., oto. ya ğ çubuğu. s. 1. korkunç, deh şetli, müthiş. 2. acil. s. 1. direkt, do ğrudan, dolaysız. 2. açık, kesin. 3. toksözlü. z. doğrudan doğruya, doğruca, direkt. f. 1. yönetmek, idare etmek. 2. yöneltmek, çevirmek, do ğrultmak: The astronomer directed his telescope toward the Milky Way. Astronom otomatik/direkt konu şma. elek. do ğru akım. doğru akım. direkt arama. dilb. nesne, dolays ız tümleç, düz tümleç. dilb. nesne. dolaysız vergi. i. 1. yön, istikamet, taraf. 2. yönetim, idare. i. 1. talimat. 2. kullanma talimat ı. i. direktif, yönerge, talimat. z. 1. doğrudan, doğrudan doğruya. 2. hemen. i. 1. yönetici, müdür, direktör. 2. yönetmen, rejisör. i. 1. rehber. 2. bilg. rehber, dizin. i. ağıt, mersiye. i. kir, pislik; çamur; toz. k. dili çok ucuz, sudan ucuz. k. dili sudan ucuz, bedava. k. dili çok yoksul, çok fakir. toprak yol.

dışarı verme. k. diskaro. dezavantaj. 3. silahsızlanmak. Raporlar kazan ın 2. çelişmek: The reports disagree on the cause of 1. 2. ortadan kaybolmak: My pen has f. felaket getiren. hile. i. f. akıtmak. seziş. zeki. i. kınama. 2. zarar. feci halde. farkedilebilir. f. That boşalma. s. anla şmazlık. barodan ihraç etmek. i. i. f.pipe is discharging sewage2. yok olmak: Too many forests have disappeared. 2. Ona kötü kötü baktı. güvenini kazanmak. into the river. (tarım makinelerinde) disk. (para) harcamak. sezmek. 1. f. i. the accident. elektrik akımını boşaltma. ret. i. ödeme. (--red. 1. ödenen para. 1. yıkım. sakatlamak. farkına varmak. Pek çok orman yok oldu. anlamak. dili kötü bir bak ış: He gave her a dirty look. 1. 2. k. disk. gözden kaybolma. maluliyet. diskcokey. 2. 1. 1. 2. ayırt etmek. (para) da ğıtmak. s. f.dirty dirty look dirty work disability disable disabled disabuse disadvantage disadvantageous disagree disagreeable disagreement disappear disappearance disappoint disappointed disappointment disapproval disapprove disarm disarmament disarrange disarray disaster disaster area disastrous disastrously disavow disavowal disband disbar disbelief disbelieve disburse disbursement disc disc harrow disc jockey discard discern discernible discerning discernment discharge discharge discharge/pay a debt disciple s. naho ş. 2. sak ınca. tediye etmek. akma. mahzurlu. felaket. uymamak. 1. hayal k ırıklığı. inanmama. s. anlayışlı. afet. çıkarma. s. gözden kaybolmak. çekişme. dağılmak. yetersizlik. O boru i. 1.boşalma. 1. sert. s. ters. f. 1. 1. 4. anlayış.ortadan kaybolma. mahzur. f. atmak. havari. hoşa gitmeyen. -i kınamak. uyuşmamak. f. onaylamama. tan ımamak. 2. dezavantajlı. 2. zararsız duruma getirmek. çömez. 3. görmek. f. dili 1. f. sakatlık. kirli. hayal k ırıklığına uğramış. f. insanı pisleten iş. i. f. düzensizlik. f. pisletmek. z. i. i. (birini) (yanlış düşüncesinden) vazgeçirmek. karıştırmak. i. diskli tırmık makinesi. ıskartaya çıkarmak. de şarj olma. 3. i. uyuşmazlık.nedeni konusunda çelişiyor. reddetmek. afet bölgesi. çirkin. huysuz. -i onaylamamak. karışıklık. pis iş. aksi. bela. s. inanmayış. feci. dökülmek: discharge cargo yükü boşaltmak. ayırt etme. . sakat. 1. pis. silahs ızlandırmak. yok olma. dökülme. 1. sahtekârlık. f. f. i. tatsız işler. 3. --ring) huk. f. iğrenç. 2. görülebilir. elek. kaybolmak. 2. dağıtmak. akıtma. boşalmak. 2. 2. i. silahs ızlanma. kirletmek. akmak. ümidi kırılmış. with -e s. i. boşaltma. bak. elverişsiz. ateş borç ödemek. 3. boşaltmak. hayal k ırıklığına uğratmak. tatsız. dağıtmak. (in) -e inanmamak. 1. sak ıncalı. düzenini bozmak. of -i do ğru bulmamak. i. doğru bulmama. mürit.

spor 1. f.etmek. ağız sıkılığı. i. çoğ. görü şmek. disiplinle ilgili. i. disiplin f. farklılık. i. hoşnutsuzluk. s ıkıdüzen: military discipline askeri disiplin. s. boyun inkâr 4. cesaretsizlik. buluş. denli. ifşa etmek: disclose a secret bir sırrı ifşa etmek. disiplin yanl ısı. sağduyu. i. 1. zevk sahibi. ayırt eden. s. şüphe. sayg ısız. ayırım yapma. 3. 2. ayırım. discolor.. 2. f. ıskonto. yads ımak.ırmak. uyumsuz. f. cereyan. i. i. İyi kitapları kötülerinden ayırt edemez. f. keşif. s. -den söz etmek. 2. f. a ğzı şüpheye düşürmek. 1. gözünü korkutmak. fark gözetme. 1. isteğe bağlı. vazgeçmek. 2. i.. 5. s.ci (dîs´ay) i. soldurmak. zor beğenen.´ni)kederli. 1. . indirim yapmak. 2. bilim dalı. i. from -den i. beğeni. rahatsız etmek. yar ıda bırakmak. müz. yalanlama. ciddi ve ayr ıntılı bir şekilde konuşmak/yazmak. 1. İng. hesaptan düşmek. disko müziği. ayırt etmek. ayrılık. sıkıntı vermek. tenzilat. k. 1.. 1. 3. 2. i. anlaşmazlık.. talim. kabalık. ciddi ve ayr ıntılı bir konuşma/yazı. tekzip etmek. bulmak. diskotek. avutulamaz. ortaya çıkarmak. 3. rengini bozmak. ayırmak: He can´t discriminate good books from bad. altüst etmek. itaat. 1. 2. ifşa. 3. 2. devam etmemek. ayırt etme. küçük görme. 2. 2. disk.disciplinarian disciplinary discipline disclaim disclaimer disclose disclosure disco disco music discolor discolour discomfort disconcert disconnect disconsolate discontent discontented discontinue discord discordant discothèque discount discount discourage discouragement discourse discourse discourteous discourteously discourtesy discover discovery discredit discreet discrepancy discrete discretion discretionary discriminate discriminate against discriminating discrimination discus discus thrower discuss discussion disdain i. i. cesaretini k ırmak. f. 1.. 1. muh. çok kesmek. 1. akortsuzluk.. farklı. sayg ısızca. spor diskçi.e ğme. tutarsızlık. reddetmek. disiplin. gözden düşürmek. (from) -den f. ayırmak. 2. küçük görmek. (bono/senet) k 1. saygısızlık. disiplin. itibardan düşürmek. dili disko. 3. s. ayıran. ortaya Our investigations have disclosed the i. i. f. f. f. itibars ızlık. tepeden bakmak.1. i. yalanlamak. 3. düzenini bozmak. uyuşmazlık. tekzip. ayrı. 3. bulgu. titiz. keşfetmek. (telefon. i.sıkı. kabul etmemek. cezalandırma. i. güzeli çirkinden ayırabilme yetisi. sert amir. s. f. fark. itimatsızlık. hevesin k ırılması. gaz v. --es (dîs´kısız)/dis. 1. 1. vazgeçirmek. ihtiyari. bak. hoşnutsuz. f. s. 2. huzursuzluk.b. tedbirli. -i ele almak. düzence. ortaya çıkarmak: çıkarılan şey. ile ba ğlantısını kesmek. 2. akortsuz. sıkıntı. 1. s. f. müz. söylev. 1. f. meydana çıkarmak. nezaketsizlik. aç ığa vurmak. 2. hor görme.1. 2. ahenksiz. meydana çıkarma. indirim. f. güvensizlik. nezaketsiz. 1. hor görmek. kabaca. from elek. rahats ızlık. z. tartışmak. kesmek. aç ığa çıkarma. 2. 2. i. şaşırtmak. fark. ayırım -e karşı ayırım yapmak. fark gözetmek. disk atma. 2. i. 3. tepeden bakma. açığa çıkarmak. durdurmak. güvenini sarsmak. mak. tartışma. ayrım. uyuşmazlık. 2. kaba. nutuk. takdir yetkisi. ayrı tutmak. zevk. f. s. 2. ağzından çıkana dikkat eden. lekelemek. ıskonto etmek. 1. i. çelişme. hevesini kırmak. s. görüşme.

disdain to do s. disfavor. i. rezalet. sayrılık. bölünmek. salıvermek. 3. bulaşık suyu. bak. alçaklık. f. s. hoşnutsuz. s. f. i. hayal k ırıklığına uğratmak. illet. saklamak: 2. i. İng. i. disdainful disease diseased disembark disenchant disenchantment disengage disengaged disentangle disfavor disfavour disfigure disgrace disgraceful disgruntled disguise disgust disgusting dish dish drainer/rack dish rack disharmony dishcloth dishearten dishevel disheveled dishful dishonest dishonesty dishonor dishonorable dishonour dishpan dishwasher dishwater disillusion disillusionment disincline disinfect disinfectant disinherit disinheritance disintegrate disintegration disinterested disk bir şey yapmaya tenezzül etmemek. 1. s.. vermek. s. 2. tabak. i. tiksindirici. karmakarışık etmek. ba ğlantısız. Kral tiksinti. gözünü açmak. hastalıklı. i. parçalamak. f. çanak. bozunmak. umudunu kırmak. 1.´ni) darmada ğınık etmek. i. 1. iğrenme. f. çözmek. fiz. 2. f. from -den kurtarmak.b. 2. güvenilmez. 2. out da ğıtmak. hevesini kırmak. alçak. . b ıktırmak. itibardan düşme. utanç kaynağı. şürmek. giyim v. bak. bulaşık makinesi. 1. dürüst olmayan. (askerleri) savaş alanından çekmek. dishonor. i. i. mikropsuzlandırmak.. f. f. bozunma. iğrenç.. up tabağa koymak. hastalık. i. s. hayal k ırıklığı. iğrendirmek. parçalanmak. s. spor. 2. tarafs ız. şerefini lekelemek. f. (--ed/--led. hasta. gözü açılma. rezil. 2. i. parçalama. anat.rezil etmek. parçalanma.. i. karaya ç ıkarmak/çıkmak. sayr ı. i. dezenfektan. f. i. 2. bezdirmek. f. 2. s. a ğırşak. müz. serbest. bulaşık tası. f. yalanc ı. 1. bezginlik. ahenksizlik. 1.. f. uyumsuzluk. i. bulaşık bezi.. mikroplardan ar ındırmak. 2. i. darmada ğınık. cesaretini k ırmak. bir konuyla hiçbir ilgisi olmayan. yemek.. 1. karmakarışık.. sahtekârlık. 1. canı sıkkın. biçimsizle ştirmek. dürüst olmayan. 1. 2. itibardan düutanç verici. caydırmak. i. 1. kurs. s. f.t. yüzkarası. (seyyar) bulaşıklık. açmak.tan ınmamak için dilenci kılığına girdi. 1. 2.. İng. 2. yalancılık. f. mirastan yoksunluk. i. bula şıkçı. s. yüzkaras ı. bilg. aç ılmak. bulaşık damlalığı. bölmek. as . mirastan yoksun b ırakmak. i. fiz. gözünü açmak. ilgisini kesmek. f. gözden düşürmek. 1. gözünü açma. s. tabak dolusu. 1. biçimini bozmak. tiksindirmek. olarak k ılık değiştirmek: The king disguised himself as a beggar. gözden dü şme. teker. damlalık. ba ğlantısını kesmek. f. i. 1. f. dezenfekte etmek. çirkinleştirmek. yüz k ızartıcı. 2. --ing/--ling) (saç. serbest bırakmak. bıkkınlık. (bir şeyden/birinden) soğutmak. disk. yansız. i. 2. bir konuda hiçbir ç ıkarı olmayan (kimse). f. sahtekâr. 1. s. gizlemek.. gözden dü şme. bozunum. çözülmek.

kötüleme. ba şkaldırma. hastalık. of/for -i sevmeme.disk brake disk crash disk drive disk jockey diskette dislike dislocate dislocation dislodge disloyal disloyalty dismal dismantle dismay dismember dismiss dismiss from one´s mind dismissal dismount disobedience disobedient disobediently disobey disorder disorderly disorderly conduct disorderly house disorganisation disorganise disorganization disorganize disorient disown disparage disparagement disparate disparity dispassionate dispassionately dispatch dispel dispensable dispensary dispensation dispense dispense with dispense with the need for disk freni. (bir dinin etkili oldu ğu) dönem. huk. tanımamak. 1. 2. evlatlıktan reddetmek. (hayvan. 1. hıyanet. 1. itaatsizlik etmek. sadakatsizlik.´nden) inmek/indirmek. dağıtma. v. disorganize. itaatsizlik. disorganization. 2. disk kazas ı. 1. 3. 1. --ling) da ğıtmak.. dehşete düşürmek. serinkanlı. 3. Ba şbakan akl Prime Minister düşünmemek. -den hoşlanmama. i. gönderme. s..b. 2. s. kavga çıkararak) başkalarının huzurunu kaçıran. f.has dismissed two members of her cabinet. uzuvlar ı bedenden ayırmak. i. 2. f. bozmak. mak. 2. f. 1. parçalamak. -e itaat etmemek. disk sürücü. 2. 1. f. düzensizlik. görevden almak. 1. 4. verme. 5. sadakatsiz. f. 2. 3. tıb. fark. -e uymamak. intizams ız. huk. hain. sakin. -i sevmemek. küçük dü şürme. yansız. i. yerinden etmek. bilg. 2. 1. apayrı. bak. 2. s. f. düzensizlik. s. 1. gitmesine izin verme. 1. (davayı) reddetme. -i gereksiz k ılmak. ç ıkarmak. f. -i dinlememek. i. 3. bak. düzensiz. z. vazgeçilebilir. sevketme. f. 2. 2. (bağırıp çağırarak. işten çıkarmak. s. ihanet. dağıtmak. zihnini karıştırmak. -i ekarte etmek. görevden uzaklaştırmak: Theından çıkarmak. genelev. vermek. kar ışıklık. karmakar ışık etmek.. 3. sökmek. asi. i. yerinden ç ıkarmak. farklı. bozukluk.. başkalarının huzurunu kaçıran davranış. altüst etmek. f. altüst f. tarafs ız. kasvetli. (birinin) yolunu şaşırtmak. (--led. zorunlu olmayan. -den vazgeçmek. (telgraf/faks) çekme.. itaatsiz. kar ışıklık. kederli. eşitsizlik. f. işten çıkarılma. 1. tıb. kargaşa. f. 2.. 2. dehşet. bisiklet aklından çıkarma. i. f. 1. çıkık. işten çıkarma. f. -den ho şlanmamak. soğukkanlı. karıştırmak. i. gidermek. mesaj. i. sökmek. vefas ız. dispanser. i. ne şesiz. diskcokey. sönük. İng. i. perişan etmek. ciddiye almayı reddetme. bilg. . 1. 1. bilg. Karargâhtan bir mesaj ald ık. s. vefas ızlık. 1. 2. f. from headquarters. İng. z. i. düzenini bozmak. 2. uzuvlarını kesmek. kötülemek. i. itaatsizce. tarafs ızlıkla. disket. f. i. yadsımak. kovmak. mafsaldan çıkarmak. parçalara ayırmak. yerinden atmak. (kuraldışı bir şeyin yapılması için verilen) özel izin. i. s. i. rapor: We have received a dispatch defetmek. eşyasını boşaltmak. küçük dü şürmek. 1. 2. (ilaç) hazırlamak.

aksatmak. s. yaymak. fiz. satma. dağıtma. hoşnutsuz. 1. sergileme. 1. 2. dağıtma. 2. 2. hiçe saymak. dağılmak. ayrımlı. 1.´ni) (belirli bir biçimde) harcamak. 2. değişik. 3. canını sıkmak. önemsememe. f. elden verme. farklılık. dağıtmak. 1. f. yerleştirme. bilg. 2. i. cesareti k ırık. doğruluğundan şüphe etmek. farklı. i. 3. i. münakaşa etmek. endişe vermek. huzursuzluk. 1. satış. from 1. mal yoksun bırakmak. ziyan. adı kötüye çıkmış. para v. soyunmak. resmi giysisini çıkarmak. s. boş vermek. f. aksatan. endişe. i. s. gerçeği gizlemek. i. bak ımsızlık. elden ç ıkarma. yerini almak. i. imha etme. 2. yerinden ç ıkarmak. yetkisini elinden almak. i. görüntüleme. gösterme. f. muhalif. 1. s. (toplantının) kesilmesine yol açmak. 2. önemsememek. 1. i. göstermek. 2. tasarruf. 4. f. imha etmek. boş verme. elden çıkarma. 4. aksini kan ıtlamak. yerle ştirmek. anlaşmazlık. 2. spor diskalifiye etmek. f. s.b. s. ne şretmek. f. (gerçeği) gizlemek. spor diskalifiye etme. 2. s. hürmetsizlik. 1. f. kullan ıldıktan sonra atılabilen. kabul etmeyiş. saygısız. 1. 2. i. tartışmak. 1. yerle ştirme. tabiat. ayrı görüşte olan. travay. hoşnutsuzluk. 1. yerini değiştirmek. -i kabul etmemek. s. karşıt görüşlü. 2. dağıtan kimse. karışıklığa/kargaşaya yol açan. hazırlamak. münakaşa. huk. (gerçeği) gizlemek. altüst etmek. ayrı görüşte olan kimse. 2. (ceza olarak) yarışdışıız etmek. 3. f. s. f. i. ayrı görüşte olan kimse. yok etme. -den ayr ı görüşte olmak. to ile orantılı olmayan. f. 2. mizaç. huk. saygısızlık. i. tatminsizlik. f. yarad ılış.dispenser dispersal disperse dispirited displace display displease displeased displeasure disposable disposal disposal unit dispose dispose of disposition dispossess disproportionate disprove dispute disqualification disqualify disquiet disregard disrepair disreputable disrepute disrespect disrespectful disrobe disrupt disruption disruptive dissatisfaction dissatisfy dissect dissemble disseminate dissension dissent dissenter dissertation disservice dissident dissimilar dissimilarity dissimulate dissimulation i. (belirli bir düzene göre) yerle ştirmek. f. ho şnut etmemek. birliği bozan. muhalif. ald ırmamak. i. i. tahliye etmek. memnun etmemek. yerleştirme düzeni. i. kabalık. orans ız. i. -den ayrılmak. rahats bırakmak. görüntülemek. 1. f. i. (zaman. kesilme. inceden inceye incelemek. 2. bölücü. 1. çöp öğütücü. 2. evinden ç ıkarmak. zarar. f. 1. 2. tartışma.ve mülküne el koymak. 3. f. (ceza olarak) yetkisini elinden alma. 4. f.t. öfke. bilg. i. dağılma. bozulmas ına yol açmak. işleri aksatan. i. aksama. dağıtıcı. ihtilaf. sergilemek. 1. sinirlendirmek. tatmin edememek. yok etmek. i. huzurunu kaçırmak. 2. 1. ald ırmazlık. 3. 1. ayrılık. morali bozuk. (resmi giysisini) ç ıkarmak. i. bir şeyden memnun olmamak. tez. kullanım. hiçe sayma. gerçeği gizlemek. yaymak. çürütmek. 1. i. 2. memnuniyetsizlik. ho şnutsuzluk. f. (ışınları) ayırmak. dağıtma aracı/makinesi. i. parçalara ayırmak. diskalifiye olma. gerçeği gizleme. gösteri ş. 1. . satmak. 2. to -den farklı. saçmak. be dissatisfied with s. f.

resmiyet. from -den cayd ırmak. f. üzmek. mesafe. i. damıtılmış. ara. 3. saptırma. f. kireç boya sürmek. uzak. f. kireç boya. biçimini bozmak. seçkin. 2. 3. (yüzünü) çarp ıtma. 1. bayi. 1. başka.s. uzak. dağıtma. ayırt etmek. fark. s. 1. gerçek anlam ından bozma. 4. oyalayıcı dönmüş. badana. 1. uzaklık. 1. ayrı. karışıklık. 2. güvenmemek. (ruhen/aklen) dengesiz. mesafeli (kimse). dam ıtık içki fabrikası. distinguished distort distortion distract distracted distraction distraught distress distressing distribute distribution distributor district district attorney distrust distrustful disturb disturbance disturbed f. imbikten çekmek.. dağılım. 3. şişirmek. 1. çekme. erimek. dağılma. yok olmak. dikkatini dağıtmak: Don´t distract me. endişelendirmek. s. imbikten çekilmek. 1. ac ıklı. farklı. 1. israf.. dağıtılmış. şişmek. 2. sefahat. 2. s. dam ıtmak. uzak yer. dağılmak. i. çok endişeli. 2. zamanla kaybolmak. s. 3. huzurunu kaçırmak. i. s. bulaşıcı bir köpek hastalığı. güzide. endişelendirmek. 1. ayırmak. distribütör. f. itimats ızlık. i. f. üstünlük. dağıtmak. ac ı. 2. -den ayrılmak.dissipate dissipated dissipation dissociate dissociate o. beğenmeme. dam ıtma. f. 1. çok s. israf edilmiş. 1. huzursuzluk. başka anlam vermek. da ğıtmak. üzücü. uzak akraba. üzüntü. s. 2. dikkatini Beni (by)şgul etme. s. İng. savcı. 2. 2. sivrilmi ş. paye. -den vazgeçirmek. 2. güvensizlik. (yüzünü) çarp ıtmak. ahlaks ız. f. eritmek. i. s. dağıtmak. i. 1. f. s. hoşa gitmeyen. 1. s. me (-den dolay endidikkati with -den dolayı deliyeşey. 2. i. f. 1. şeli. 1. 2. rahats ızlık. nahoş. mahalle. m ıntıka. f. kendine özgü. f. çapkın. i. mesafe. f. tats ız. uyumsuzluk. f. altüst etmek. itimatsız. i. from dissolute dissolve dissonance dissonant dissuade distance distant distant relative distaste distasteful distemper distemper distend distil distill distillation distilled distillery distinct distinction distinctive distinguish distinguish o. 3. akortsuz. i. belli. kargaşa. bölge. israf etmek.s. 3. i. feshetmek. yaymak. biçimini saptırmak. 2. 1. zor bir durum. farklı. itimat etmemek. açık. dağıtım. çarpıtma. çarpıtmak. geride bırakmak. 4. uyumsuz. ahenksiz. . oto. soğuk. 4. 1. gerçek anlamından i. 2. ahenksizlik. (with) (-den dolayı) çılgına dönmüş. ayırt etme. eğlence. sefih. sivrilmek. hoşlanmama. şaşkına dönmüş. dikkatini da ğıtma. i. kolaylıkla ayırt edilebilen. i. s. 1. rahats ız etmek. son vermek. karıştırmak. ırak (yer/zaman). endişe. i. distill. badanalamak. ayırmak. 1. f. ı) dikkati dağılmış. dağıtıcı. tehlikeli bir durum. s. bak. 2. güvensiz. da ğıtan şey. f. 2. s. başkalarına güvenmeyen. 2. ba şka yöne çekmek. dikkatini başka yöne i. çözmek. 2. i. sefih. 2. dam ıtık.

´ne) zarar vermek. pike. i. bitirmek. baş döndürücü. şka yöne çeken. 2. 1. i. başı dönen. 6. f. hazırlamak. among -e da ğıtmak. yapmak. saptırma. i. kullanılmazlık. kanal. mat. etmek. çeşit çeşit. (did. 9. 2. f. taksim. s.disunity disuse ditch ditto divan dive diver diverge divergence divergency divergent diverse diversify diversion diversionary diversity divert divest divide divide down the middle divide into quarters divide up among divided dividend dividers divine divinity divinity school divisible division division of labor division sign divisive divisor divorce divorcé divorcée divulge dizziness dizzy DNA do do a food justice do an implant do away with do badly do disservice to i.. -i öldürmek. i. 1. divan. f.dalgıç. 1. dikkati ba 3. 2. sezmek. bölünmü ş. tanrısal. ilah. 1. f. birbirinden uzaklaşmak. suya dalmak. 3. i. farklı. eğlendirmek. i.. implantasyon yapmak. i. deoxyribonucleic acid DNA. dört k ısma ayırmak. --d) f. İng. hissetmek. mat. -e dağıtmak. baş dönmesi. becermek. 2. şiir divan. varyant (yol). 1. sersem. 4. f. i. kâr payı. 1. davranmak. i. şaşırtmaca. 1. 4. dörde bölmek. kehanette bulunmak. ayrılma. 2. Hrist. 2. mat. k. dili batakhane. (--d/dove. 3. ifşa etmek. açığa vurmak. ilahiyat. yetmek. dal ış. bölünme. çeşitlendirmek. i. bölünebilir. seksiyon. denden işareti. mat. 1. s. f. 1. dikkatini dağıtmak. papaz. 2. s. durumu kötü olmak. bölücü. 4. i. i. hendek. f. ark. taksim etmek. diving board atlama tahtas ı. boşanmış kadın. denden. boşanmak. i. boşamak. 3. f. 8. ayrılmak.. (bir kimseye. teoloji. kopukluk. farklılık. bölmek.b. başarmak. 2. eğlence. 2. tanrıça. kullanılmama. boşanma. i. tramplen. 1. 2. 3. departman. şaşkın. pergel. tanrısallık. büyük meclis. bölme işareti. ba şa çıkmak. s. sersemletici. 2. hav. . ayrılmak. bölme. ayrılma. dalmak. -i yok etmek. tıb. ilahe. bir yemeğin hakkından gelmek. f. oyalayıcı şey. 2. hav. bölme. bölen. tanrı. pike yapmak. çeşitli. ayırmak. çevirmek. i. ilahi. sedir. k ıs. ayrılık. tamamlamak. 1. -i ortadan kaldırmak. sapt -den yoksun b ırakmak. işbölümü.ilahiyat fakültesi. ayrı. 3. divan. 2. divergence. i. oyalamak. --ne) 1. farklı. ülkeye v. bölünen. bak. boşanmış erkek. dikkatini ba şka yöne çekmek. bölüm. 2. uzaklaşma. of ırmak. i. i. i. 7. i. ayrılık. 1. 2. Tanrıbilim. bölüm. bölünmek. ilahilik. sersemlik. s. 1. 2. ikiye bölmek. dikkati başka yöne çeken şey. k ısım. gözü kararmış. 5. boşama. 3. -i ortadan kald ırmak. çeşitlilik. 1. s. 1. i. s. s. yanıltmaca.

İng. good do s. in secret do s. dili birine kötülük etmek. O tablo her zamanki painting doesn´t do justice didn´t do himself justice in the concert last night. (biriyle) baetmek. birini çok iyi a ğırlamak. i. dili marifetini göstermek. 3. Hiç tecrübeniz var m ı? onsuz yapabilmek. havuza girmek. halim selim. (kuyru ğunu) kısaltmak. birinin haberi olmadan bir şey yapmak. bir günah ı bağışlatmak için papazın önerdiği kefareti yerine getirmek.t. 3. dili ba şkalarına pek aldırış etmeden kendi seçtiği bir yolda gitmek.o. biri/bir şey olmadan idare etmek/yapmak: Can you do without meat? Et yemeden yapabilir yaramak. 1.o. birine gurur vermek. justice do o. -i bozmak. gemi havuzu. durumu iyi olmak. 2. do s. rıhtıma yanaşmak. doktora sahibi. kesmek. behind one´s back do s. a favor do s. -i yapmak: What have you done with my book? Kitab ımı ne yaptın? 2. temizlik çalıyor. birine hakça davranmak. adalet dağıtmak. 2.do honor to do in do justice do o. (ücretten) kesmek. süslenip püslenmek. 2. an injustice do s. Piyanoyu duyarak yapmak. saçını yapmak. adil bir şekilde davranmak. justice do s. bir şeyi gizlice yapmak. hekim.o. dili süslenmek.t. elinden geleni yapmak. çok yard ım etmek.o. f. havuza çekmek. elinden geleni yapmak. Dün geceki konserde her zamanki performans ını k. to (bir şeyi) gerektiği gibi yapmak: Thatperformans ı göstermek: Heto the valley´s beauty. havuz.s. görevini yerine getirmek. iskele. tabip. r ıhtım. 1. 1. 1./s. 2.t. tersane. do/work wonders for docile dock dock dockyard doctor doctor up doctor´s degree -i şereflendirmek.o. tamir etmek. unbeknown to s. a dirt do s. birine haks ızlık etmek. f. . birine bir iyilik etmek/yapmak. (kötü birtat vermek. k. you don´t have the money to buy a parrot. dili 1. doktor. k. k.o. bir şeyi duyarak yapmak: He plays the piano with feeling. ğiştirmek.o. k. (with) (yeme ğe) (bir şey katarak) amaçla) de doktora.o.s. proud do s. up do one´s best do one´s best do one´s damnedest do one´s duty do one´s hair do one´s own thing do one´s shopping do one´s stuff do one´s utmost do over again do penance do s. uysal. bulaşık/bulaşıkları yıkamak. i. 1. s. sanık yeri. with feeling do the cleaning do the washing-up do violence to do well do with do without do wrong do yeoman service Do you have any practical experience? do/go without do/go without s. What are we going to do with you? Seninle nasıl baş -siz idare ş etmek: kötülük etmek/yapmak. 1. yumu şak başlı. çok yardımı dokunmak. birine kalle şlik etmek. i. birinin hakk ını vermek.t. tedavi etmek. suç/günah i şlemek. 2. birine iyi gelmek. dili (birine) çok misin? If çok iyi gelmek. 2. elinden geleni yapmak. doktor. -e şeref kazandırmak. 2.t. birinden gizli yapmak. 1. dirt do s. f. yeni baştan yapmak. elinden geleni yapmak. k. the hard way do s. onarmak. saçlarını düzeltmek.t. argo öldürmek. alışverişini yapmak. k. dili birine kahpelik etmek. dok.o. (daha kolay bir çözüm varken) bir şeyi zor bir şekilde yapmak. huk.

dili çok yorgun. f. 3. kurnazl ıkla/hileyle atlatma. evcil hayvan. tekerlekli kriko. aile ile ilgili. bir yana kaçma. k. kaçamak f. kıran kırana rekabet edilen. i. doggy. yunus. s. yunusbalığı. k ıran kırana rekabet. . up doll s. dogmatik. does not. ev ile ilgili. s. birinin kendi ba şına yapabileceği/monte edebileceği (şey). 2. 1. s. bir yana kaçmak. 2. yurtiçi. belgesel film. i. belge. belgeleme. i. köpek bir şey) f. dolar. s. bebek. k. oyuncak bebek. kurnazlıkla/hileyle atlatmak. mankafa. 3. i. i. den. s. inatç ı. işler. durgunluk. hizmetçi.peşini bırakmamak. 3. i. dokümanter. i. 1. okyanusların ekvator dolaylarındaki durgun veya az rüzgârlı yardımı. iki tekerlekli yük ta şıyıcısı. 2. i. inak. doktora. inakç ılık. i. 2. tav şan v. ac ılı. kukla.s. 4. i. işsizlik kısımları. sayfa kö şelerini kıvırmak/buruşturmak. 3. f. dantel/işlemeli altlık. i. dokümanter film. dili havhav. dogmatizm. nüfuz bölgesi. ehli hayvan. hüzünlü. hayvanların dişisi. i. öğreti. 2. 2. O benim alan ım dışında. İyi iş yapar. dik kafalı. s. dili köpek. giyinip ku şanmak. evcil hayvan. i. ilgi alanı: It´s not in my domain. s. geyik. it.o. doküman. ho şaf gibi. i. 3. dili yavru köpek. i. i. ç. bilgi alanı. (kötütasmas ı. çoğ. i. bitkin.. direngen.. i. s. tic. belgesel. up dollar dolly dolphin dolt domain dome domed domestic domestic animal domestic animal domestic flight i.doctorate doctrine document documental documentary documentary film documentation dodge doe does Does he dare do it? doesn`t dog dog dog collar dog-ear dog-eared dog-eat-dog dogged doggie doggy dogma dogmatic dogmatism dog-tired doily doings do-it-yourself do-it-yourself store do-it-yourselfer doldrums dole doleful doll doll o. birini süsleyip püslemek. 1. i. k. keçi. doktrin. 1. süslenip püslenmek. evcil. evcimen. 2. kubbeli. sayfa kö şeleri kıvrık/buruşuk. aile içi. kesatlık. kubbe. do fiilinin geniş zamandaki üçüncü şahıs tekil şekli: He does good work. dokümanter. i. kederli. eşleksel durgunluk alanı. 1. tamir/yap ı işlerini kendi başına yapmak isteyenlere göre malzeme ve alet satılan dükkân. i. belgesel.b. i. dogma. yurtiçi uçu ş. out dağıtmak. s. f. ahmak. 2.. belgesel. (bir iste ğin üstüne düşerek) (birini) rahat bırakmamak. (--ged. bak. tamir/yap ı işlerini kendi yapan kimse. i. s. köpek. i. 1. f. bir yana kaç ıp -den kurtulmak. s. inaksal. belgelemek. iç. f. --ging) 1. i. nüfuz alan ı. 1. O işi yapmaya cesareti var mı? k ıs. budala.

konut. otoriter. üstünlük. do not. (bir yere) hâkim olmak. k ıyamet günü. s./Estağfurullah. hâkim durumda olmak. evcille ştirmek. Sende hiç terbiye yok mu? f. biyol. kapı. domino oyunu. Don´t push your luck. iyi pişmiş (et). Bir şey değil. i. hâkimiyet. hibe. ev ev dola şarak satış yapan satıcı. Orada ya ğmurun altında durma! Zahmet etmeyin. Don´t you have any manners? donate donation done done in done through done to a turn done to a turn Done! donkey donor doom doomsday door door salesman door service doorbell doorkeeper doorknob doorman doormat doorstep iç hatlar. 2.. eşik. egemen olmak. doorman. bak. door. mesken. Don´t mention it. . dominant. 2. 1. Tamam!/Oldu!/Kabul! i. 1. 1. hâkimiyet. dili çok yorgun. Don´t stand out there in the wet! Don´t trouble yourself.domestic flights domestic industries domestic market domestic politics domestic trade domesticate domicile dominance dominant dominate domination domineer domineering Dominican dominion dominoes don`t Don´t bother! Don´t look a gift horse in the mouth. i. hükmeden. şı. biyol. hâkim. s. Dominik Cumhuriyeti vatandadominyon. 2. s. i. çoğ. 1. i. hükmetmek. Şansına fazla güvenme. i./Zahmete girmeyin. i. Kıpırdama!/Kımıldama! Yeteneklerini abartma. bitmiş. bağışlama. Dominikli. egemenlik. kapı zili. tepeden bakmak. tıb. dor´mın) i. kapı tokmağı. Don´t move a muscle! Don´t overestimate his abilities.. 2. f. f. i. f. i. i. do. iyi pişmiş. s. bitkin. i. eşek. f. kapıcı. bağışlamak. ba şat. ba şatlık. i. i. i. 2. hibe etmek. Dominik. i. i. k ıs.men (dor´men. despotça hükmetmek. hükmetme. tamamlanm ış. tam karar ında pişmiş. 2. egemen. 1. bağış. hâkimiyet. k ıvamında pişmiş. yerli sanayi. 1. Dominik Cumhuriyeti´ne özgü. verici. iç pazar. iç ticaret. Zahmet etmeyin! Bahşiş atın dişine bakılmaz. 1. k. egemenlik. (talihin belirlediği) kötü son. Dominikli. bağışçı. bak. ikametgâh. 2. kapıdan kapıya servis. iç politika. 2. paspas. hâkim olmak. i. f. korkunç son. 1./Şansını zorlama.

1. çifte yo ğunluklu. dili en ufak ayr ıntıların üzerinde titizlikle durmak.doorstop door-to-door doorway dope dopey dorm dormant dormer dormer window dormitory dosage dose dossier dot dot the i´s and cross the t´s dotage dotard dote dotted line double double double back double bed double boiler double boiler double chin double density double entry double feature double for double header double jeopardy double pneumonia double room double standard double up double-breasted double-check double-click double-cross double-dealer double-decker double-density double-edged double-edged compliment double-faced double-glazed i. uyu şuk.. bilg. aynı. kapıdan kapıya. (otelde) çift yataklı oda. 2. 2. Ay şe annesine o kadar benziyor ki f. tekrar kontrol etmek. dozaj. budala. doz. ikiz: Ayşe so resembles her mother that she could be her double. 2. giriş. çift. şturucu etkisinde. 2. ikircil bilg. iki misli olmak. dili yatakhane. iki kat. yatakhane. i. benek. f. . ikiye dönmek. çifte standart. ahmak. 3. i. iki büklüm olmak. 2. lastikli söz. s. evrak dosyas ı. bunaklık. i. bunak. iki taraf ı keskin. hem lehte hem aleyhte olan. 1. f. 2. çatı penceresi. bilg. çift kayıt iki film birden. iki ile çarpmak. s. 1. kapı tamponu. kapı aralığı. iki büklüm etmek. ev ev dola şarak yapılan. sahtekâr. uyu s. 2. bir belgenin imza yeri.. iğneli kompliman. 1. huk. e ş. doland ırıcı. 1. --ting) noktalamak. double entendre iki tarafa çekilebilecek söz. makine ya ğı. 2. argo kazık atma. i. 2. i. i. 1. 1. f. ikiyüzlü. s. on/upon -in üstüne titremek. ko ğuş. k. iki yüzlü. 2. 1. argo 1. s. çift camlı. muh. argo sözünden dönerek aldatmak. çifte söz. (--ted. i. s. fare dü ğmesine iki kez basmak. i. 2. iki misli. 4. 1. iki tarafl ı (kumaş). i. ayn ı suç için ikinci defa yargılanma. s. i. f. aynı yoldan geri katlamak.sistemi. i. -e çok dü şkün olmak. benmari. i. yo ğunluk.. i. spor üst üste yap ılan iki karşılaşma. f. 1. ranza. bunamak. eğilmek. cansız. i. i. 1. -in dublörlü ğünü yapmak.. with ile aynı odayı paylaşmak. benmari. s. iki taraflı zatürree.. kaz ık atmak. k. iki kişilik karyola/yatak. uyuşturucu madde. argo bilgi. öğrenci yurdu. iki katına çıkarmak. narkotik. (insanda) gerdan: She´s developing a double chin. çifte kontrol yapmak. uykuda. nokta. nokta. puan. Gerdan ı çıkmaya başladı. 2. benzer. iki katlı otobüs. argo budala.. 3. iki misli yapmak. iki katlı tencere. kruvaze (ceket).

i.. dürüst. çarşıya. s. aşağıda. alçaltmak. ezilmiş. sözünü esirgemeyen. aşağı doğru. şüphelenmek. f.. şüphesiz. k. alt katta z. aksi. f. i.ıntı aşağı.. 2. hayal k ırıklığına uğramış. s.. bak. gerçekle ştirilebilir. alt katta. kuşkulu. çarşı. mang ır. bahts ız.o. 1. i. ilk ödeme. bezgin.! Kahrolsun s. i.! downcast downfall downgrade downhearted downhill download download downpour downright downstairs downstream down-to-earth downtown downtrod downtrodden downward downwards downwind dowry çift camlı pencere. akış aşağı. kumru. yonda. rüzgâr yönüne. 1. 1. hayatta yenilgiye u aşağısına doğru. i. morali bozuk. kuşku duymak.. aşağıya.´s word doubtful doubtless douche dough doughnut doughy dour dove dove dowel down down down and out down at the heel down at the heels down in the mouth down in the mouth/dumps down on his luck down on one´s luck down payment down to the wire Down with . aşağı katta. 2. aşağıda. şüpheli. hamur gibi. muhakkak. geçme. argo para. barış yanlısı. i. 2. kuşkulu. aç ıksözlü. barışçı. şehrin merkezi. kuşku uyandıran. ak aşağıdaki. 2. uygulanabilir. belirsiz. s. karamsar. 1. z. dive. f. yıkılış. z. asık yüzlü. i. i. kuşkusuz. rüzgârla birlikte. inişli. edat -in aşağısında: down the mountain da ğınğramış. kaparo. şüphe etmek:etmek. gerçekçi. talihsiz. haşin. 2. s. pol. morali bozuk. . aşağı kat. sava ş aleyhtarı. bitkin. Dürüstlüğünden kuşku birinin dediklerinden şüphe I doubt s. 3. (İnternet üzerinden bilgisayara program) yüklemek. i. pey akçesi. f.. düpedüz: a downright insult düpedüz bir hakaret. şırınga. karanlık. s. çöküş. alaşağı etmek. s. 2. perişan bir durumda. dili üzüntülü. s. downward. aşağı. şüphe. tıb. şırınga etmek. 2. 2. i. şüpheli durum. drahoma. büsbütün: He´s olan. dili son ana kadar: They worked right down to the wire. hızlı yürüyüş. kuşkulanmak. çarşı tarafında. 1. 1. yağda kızarmış şekerli çörek. z. çökme. s. kuşku. kata. 2.double-glazed window double-quick doubles double-space doubt doubt s. f. Son ana kadar çalıştılar. . alt kat. perişan kılıklı. ayaklar alt ında çiğnenmiş. sağanak. z. 1. derecesini indirmek. kuşku duyan. herhalde.. kuşkulandıran. çok çabuk. i. s. bilg. şehrin merkezinde olan. f. tamamen. üzgün. aşağıya yönelmiş. z.. s.. k. cesareti k ırılmış. 1. 1. aşağıya. hırpani. z. 1. hızlı yürümek. (daktiloda/bilgisayarda) çift aral ıkla yazmak. haksızlığa uğramış.. bak. kesinlikle. 1. s. pejmürde. f. indirmek. 3. alt kata. düşüş. i. 1. 1. z. meyilli. beyaz güvercin. talihsiz. downtrodden. aşağı3. f. tam. a ğaç çivi. f. aç ık. 2. i. aşağı indirmek. güneye doğru. 2. üzgün. çeyiz. bak. z. 1. ince ku ş tüyü. tenis çiftler. yokuş aşağı. i. his integrity. aşağıya. z. 1. 2. h ızlı. (yağmur) boşanma. hamur. ters.

2. 3. i.men (dräfts´mîn) i. dramatik f. lağım i. perde. i. cereyanlı. f. 1. cereyan. tray of food closer to his plate. f. suyunu çekmek. --best) 1. s. taslak. çekme. 1. Doctor. duyguları özellik. çekmek. 1. dramatik kamçılayan. bulaşık damlalığı. f. zorlayıcı. ejder. uykuya dalmak. dramatize. 3. dramatik durum. şiddetli. 2. dram. piyes. oyun. k. damlalık. (topra ğı) taramak. düzine.. 1. çoğ. ilgi çeken şey/olay/kimse. s. çizim. 2. ödeme emri. ayaklar ı geri geri gitmek. 3. çekme. kestirmek. 4. tiyatro edebiyat ı. bak. kendini çekmek. (piyangoda) çekiliş. k. çoğ. sürmek. Drive. --ging) 1. 2. teknik ressam. f. fıçıdan çekilen (bira). 2. yavaş yavaş öne geçmek. dramatikco şku veren. 4. 2.. İng. ölü (renk).teknik resim. 1. draftsman. 1. tasarım. (sabit) İng. kurutmak. i. (piyangoda) bo ş çıkmak. sürümek. san. sürüklemek. şekerleme yapmak.. sürünmek. s. akaç. s ıkıcı. İng. (drew. draft 2. 2. i. i. dili işi ağırdan almak. piyes yazarı. hafif uyku. yudum. (--ged. başarısız olmak. uzatmak. geride kalmak. tasla ğını çizmek. ak ıtmak. ıtma. bak. draft 3. çekim. 1.. s. drape. --n) 1. . -i benzetmek. f.doze doze off dozen dozer Dr drab draft draft draft drafting drafting board draftsman drafty drag drag on drag one´s feet drag one´s heels drag out dragon dragonfly drain drainage drainboard draining board drainpipe drake drama dramatic dramatically dramatise dramatist dramatize drank drape drapery drastic draught draughtsman draw draw draw a bead on draw a blank draw a conclusion draw a parallel between draw ahead draw away draw back i. sert. (silah) çekme. gen. dramatik. çekilmek. süzmek. k ıs. 3. drama. tüketmek. 3. akaçlama. uyuklamak. i. askere almak.. i. (su) çekmek. dramatik hale sokmak. s. drink.bir biçimde. dramatize etmek. müsvedde. f. s.. 1. i. kanalizasyon. dili sonuç alamamak. 1. soba borusunun çekmesi. draughts. sürüklenmek. İng. uzayıp gitmek. geri çekilmek.men (dräfts´mîn) i. sürüklemek. kestirme. geri çekmek. drenaj. f. beraberlik. 1. çek. çizim tahtas ı. çekmek: He drew theberabere biten oyun. tasarlamak. sürükleme. dram. kasvetli. çekiş. (--ber. örtü. i. 2. 2. 2. tiyatro ile ilgili. bulaşık damlalığı.. boşaltma. f. şekerleme. süzülmek. oyunla ştırmak. dramatik. ak 3. dramlaştırmak. Yemek tepsisini taba ğına doğru çekti. -e nişan almak. 5. i. 6. drenaj yapmak. 3. f. i. çarp ıcı biçimde. soğuk hava akımı olan.. k. i. bitirmek. dram. 2. güz. 2. 2. kura. suyunu döşemi. çekmek. drafts. çoğ. oluk. akmak. oyun yazar ı. i. bak. 1. 3. suna. eli boş dönmek. çekicilik. istemeyerek gitmek veya kabul etmek.. poliçe. uyuklama. f. akaçlamak. atık su borusu. (sabit) damlalık. f. müsveddesini hazırlamak. i. buldozer. drama. erkek ördek.. kalın perde. i. i.. 3. -i kar şılaştırmak. çekme. başarısızlığa uğramak. dramatize etmek. k. dili hiçbir cevap sonuç ç ıkarmak. olaylar dizisi. bak. hava almak. i. draft 1. dili dozer. tiyatro sanatı. 4. z. i. uyuklamak. kumaşla örtmek. büyük k ızböceği. i. 1. yusufçuk. zorunlu askerlik. ejderha. hava ak ımı.

çekili ş. 1. giyinmek. külot. damlatmak. çizim. karakalem resim. 2. yaklaşmak. -i reddetmek. uzatmak. 2. s ıkıcı. 1. (k ızarmış hindi ile yenilen) ekmek kırıntılarıyla yapılan baharatlı bir yemek. 3. sak ınca. salyas ı akmak. i. (saça) şekil vermek. (at) bir s ınır koymak. (yaraya)şlamak. (--ed/--t) 1. k. sabahlık. i.b. f. yaklaşmak. resim.draw blood draw close draw interest draw lots draw near draw on draw out draw the line draw the line at draw up drawback drawbridge drawer drawers drawing drawing board drawing compass drawing pin drawn drawstring dread dreadful dream dream dream about s. 2. rüya gibi. büyük korku. kasvetli. tortu. Kö şkün önüne bir limuzin i. 2. i. 2. tiy. 3. i. i. 3. i. 1. hesap v. düş. f. s. don. draw. hayal gibi. 2. bak. süslemek. t ırmık. draw.süprüntü. ask. ırmak v. tarama aygıtı. göz. tuvalet masas ı. söyletmek. dehşet. bak. sızıntı. -i rüyas ında görmek. f. İng.´nden) para çekmek. çizim tahtas ı. 1. hayal kurmak. s. . i. 2. hayal. 2. 1.. k. giyinip süslenmek. göl. dream. eskiz. f. bak. çekmece. şifoniyer.t. yazmak. resim pergeli. mak. yaklaşıp durmak: A limousine drew up in front of the mansion. terzilik. 5.o. ufak akıntı. i. i. i. 6. çöp. (kontrat. ha pansuman yapmak. çok korkmak.. 2. s. 1. dezavantaj. rüya görmek. piyango. kaldırma köprü. hayalperest. f. dili iki dirhem bir çekirdek. 2./s. 3. 1.b. i. (deniz. korkunç. i. (liman ı) f. birini/bir şeyi rüyasında görmek. dü şçü. düzenlemek. -i yapmamak. sırılsıklam etmek. 4. faiz getirmek. hulya. k. f. 1. kura çekmek. İng. rüya. bir hizaya getirmek. dili azarlamak. i. robdöşambr. raptiye. (bir fon. (topu) sürmek.. kostümlü prova. dili hayalinde yaratmak. 1.tarakla temizlemek. mahzur. açmak. i. (salata için) sos. tarak dubası. senet v.´nin) dibini taramak.´ni) haz ırlamak. uçkur. damla damla ak ıtmak. deh şetli. dili berbat. çok kötü. f. i. konu şturmak. dream that dream up dreamer dreamlike dreamt dreary dredge dregs drench dress dress down dress rehearsal dress up dressed up fit to kill dresser dressing dressing gown dressing table dressmaker dressmaking drew dribble kan ak ıtmak. hayalci. kadın terzisi. tarak.. spor dripling yapmak. pansuman.b. giydirmek. korku ve endi şe duymak. f. k. telve.

ile gitmek: I drive to and sıkı a pazarlık sonucu birçok bilmiyor.o. kovmak. süzülmek. müşterilerine arabalarında hizmet veren açık hava sineması. suyu s ıkılmadan kurumak. saçma sapan söz. i. 2. 1. dry. 3.o. 1. alıştırma seyretmek/dinlemek. kurutulmu ş. arabayla önünden geçmek. i. ütü istemeyen kumaştan ak ıp donmuş yağ damlası. müşterilerine arabalarında servis yapan lokanta. i. s. yaptırmak. şoför. --n) 1. 2. damla.o. birini ç ıldırtmak. 1. s. bak. demek istenilen sürüklenmek. i. al ıştırma. içki içmek. ask. (--ped/--t. bak. sürüklenme. kurutucu. f. evin garaj ını sokağa bağlayan yol. 2. kıstırmak. kadeh. k. fazla içki içmek. kayma. 2. dinamik. içmek. to the wall/drive s. 3. demek istemek. i. (su) s ızmak. 3. damlamak. birini çok kızdırmak. 1. dili sarho ş olmadan içki içebilme konusunda birini gölgede bırakmak. . 2.o. arabayla geri dönmek. birini iflas ın eşiğine against the wall getirmek. 2. amaçsızca sürüklenme. i.. i. içme suyu. talim drunk) 1. sürücü belgesi. i. (içkiyi) sek içmek. içecek. dili birini delirtmek. enerjik. püskürtmek. araba sıkı bir pazarlık yaparak fiyatı çok indirmek. eriyerek yapılmış (giysi). 2.t. 1. talim yapmak.o. --ping) damlatmak. bir (birinin) s ıhhatine/şerefine içmek. kullanmak: He doesn´t know how to drivebircar. Araba kullanmas ınışey elde etmek. s. 3. 1. ütü istemeyen (kumaş). birini iflasa sürüklemek.o. köşeye sıkıştırmak. 4. f. k. sert. --ing/--ling) 1. sürme. bananas (damlalar) akmak. dili 1. s. şiddetli yağmur. up the wall 1. içkiyi fazla kaç ırmak. -i kastetmek. in büyük bir zevkle f. kuru. i. f. şiddetli. sırılsıklam.o. (matkapla) delmek. yönelim. 2. birini çılgına çevirmek.deliye çok zor bir durumazsokmak. f. defetmek. talim. i. (drove. salyas ı akmak. 2.uzakla şmak. geri dönmek zorunda b ırakmak. k. birini kö şeye sıkıştırmak. kovmak. yöneli ş. 5. içki içme. 1. 2.. 2. uyumcu. saçmalamak. drive s. delgi. 2. f.. 4. f. 2. 1. 1. i.o. birini ıvanadan çıkarmak. under the table drink s. suların sürüklediği ağaç dalları. 2. alıştırma yaptırmak. sırsıklam. 1. arabayla geçmek. bak. f. çok az miktar. to distraction drive s. dili birini birini döndürmek. (drank. straight drink to excess drinking drinking cup drinking straw drinking water drip drip-dry dripping dripping wet drive drive a hard bargain drive a hard bargain drive at drive away/off drive back drive by drive into a corner drive mad drive out drive s. damlalık. içki. ehliyet. 3. tedricen ayrı düşmek. kam ış. çıldırtmak. kurutucu madde. sürü ş. drive s. (araba) sürmek. canlı. birini deli etmek. ape drive s. up k. (--ed/--led. to -in şerefine içmek. birini deliye çevirmek. arabayla uzakla şmak/ayrılmak. drive s. 1. 2. birini iflas ettirmek. ask. 2. sürücü. matkap. i. wild drive-in drive-in window drivel driven driver driver´s license driveway driving driving rain i. defetmek.dribble down driblet dried drier drift drift apart driftwood drill drink drink a toast to drink like a fish drink s. seyircilerin arabaları içinde oturarak film seyrettikleri banka gişesi. sürükleniş.anlam. drive. 3. damlama. i. . bilg. dryer. (rüzgâr ın yığdığı) kar birikintisi. dili birini ç ıldırtmak. k. yağmur suyunu akıtan çıkıntı/yiv. 1..

f. imada bulunmak. bir damla su. sarkıtmak. 1. 2. f. başarı sevinciyle kendinden geçmiş. kuru pil. i. f. i. 2. (kümes hayvan drink. hapçı. davul. sarho ş. s. dik iniş. okulu b ırakan öğrenci. ağır ve sıkıcı bir iş yapmak. ya ğmursuz. içkili. bükülmek. (--med. i. 2.. uyu şukluk. ağzı sulanmak. kulakzar ı. artık. içkili. uyuşturucu bağımlılığı. uyu şturucu madde. dışık. i. i. çıkmak. s. 2. 3. düşmek. cüruf. 5. 1. kör (kuyu). dü şüş. sarhoşluk. s. davul sesi. eczane. 4. f. 6. sürü. 1. inmek. monoton ses. homurdanmak. ekti. (suda) bo ğulmak. 2. 1. anat. 2. --ging) 1. e ğilmek. iki satır yazıvermek. ecza. 1. fışkın. i. asalak. dili pot k ırmak. i. trampet değneği. dü şme. i. i. 1. 3. angarya. pusula göndermek. f. -e uğramak. bak. uykulu. uyuşturucu 2. sarhoş. f. ayyaş. i. 1. 1. 3. i. maden posas ı. 1. ilaç. (üyelikten) ayr ılmak. azalma. susuz. 2.drizzle drone drool droop drop drop a brick drop a hint drop a line/note drop asleep drop behind drop down drop in at drop in on drop off drop out drop-off dropout dross drought drove drove drown drown out drowse drowsiness drowsy drudge drudgery drug drug addict drug habit druggist drugstore drum drumbeat drummer drumstick drunk drunk with success drunkard drunken drunkenness dry dry cell dry cell dry cleaner dry cleaning f. azalmak. 7. eğmek. damla: a drop of water su damlas ı. bak. ağır ve sıkıcı bir işte çalışan kimse. ahçı. 1. kurumuş. uykulu olma. i. i. ilaçla uyuşturmak. dokundurmak. çiseleme. 1. i. . i. erkek ar ı. sert. kuru pil. vızıltı. 2. içkici. suyu çekilmiş. sütü kesilmiş (inek). baget. gaf yapmak. kuru. --ming) davul çalmak. uyku veren. i. i. 1. kuraklık. s. uyuyakalmak. dü şmek. (yağmur) çiselemek. varil. çisenti. davul tokma ğı. 2. 2. ağır ve sıkıcı iş. parazit. iniş: a drop in prices k. (bitki/çiçek) boynunu bükmek.bağımlısı. pineklemek. i. i. serpiştirmek. i. f. davul sesi. uyuklamak. çam devirmek. drive. ında) bacak. kurak. sarkmak. kuru temizleme. geri kalmak. f. 1. 2. 4. (yiyeceğe/içeceğe) uyuşturucu ilaç katmak.. 2. değersiz şeyler. f. trampetçi. i. susuzluk. trampet. -i ziyaret etmek. dümbelek. okula devam etmemek. susamış. süt vermeyen. boğmak. (--ged. kuru temizleyici. davulcu. (bir sesi) (daha yüksek bir sesle) bast ırmak.. hap. Would you like a drop of brandy? Bir konyak ister misiniz? 2. vızıldamak. f. kulakdavulu. eczac ı. 2. süprüntü. 1.

manifatura. 1.. i. şaşırtmak. 2. (akla/kanunlara/toplumca makbul say ılana) uygun olan. ördek yavrusu. 2. i. s. . f. dig. ikili. gübre. ahmak. ba şarısız kimse. gere ğince. i. safdil. sönük (renk). (--ned. kurumak. This matter is at i. 2. kopya.. bak. gereken: f. çamaşır askısı. sessiz. ikiyüzlülük. uygun olarak. k. gerektiğiıkıcı. i. k. kumul. eş. s. kot. matb. 1. tüketmek. 2. 1. suretini ç ık. İng. i. emzik. kurutucu. tüp. kafasız. tic. donuk. çoğ. aidat. 2. şüpheli. s. suya daldırmak. f. çift. budala. 1. filmi çekimden sonra seslendirmek. 2. f. i. f. başını çabucak eğip kaldırmak. boşaltmak.101 litre. batırmak. atmak. i. düo. kot pantolon. sahte şey. suya dalmak. i.. güvenilmez. çifte. blucin pantolon. f. dük. manken. kesmez (bıçak. banmak. doland ırmak. çöp yığını.. 1. 1. f. duygusuz. düşes. blucin. dubleks. çift amaçlı. i. s. (du´plıkît) 1. s gibi. anlayışsız. (--bed. tic. 3. A. mus. s. damping. 3. (du´plıkeyt) 1. 1. çoğ. kuşkulu. mankafa. f. last being given due attention. i. kuru havuz. meme. düet. f. kasvetli. düo. duo. dili sersem. blucin tulum. 2. 3.. fiyasko. yapmak. (başını/vücudunu) suya sokup çıkarmak. z. hayretler içinde b ırakmak.D. Bu mesele i. gabi. 1. i. kör. hile. clothes dryer çamaşır kurutma makinesi. 5. belirsiz. i. kalın kafalı. i. s. onikiparmak ba ğırsağı. ördek. dumbfound. 3.kamyon. kopyasını yapmak. palaz. çoğ.). kopya etmek. s. kurutmak. den. düello. çift. f. i. s. 4. damperli çöplük. 4. kararsız. s. f. dampingtaklit. i. 1. toz hardal. 2. i. 2. --ning) alaca ğını istemek. aptal. 2. 5. hak ettiği. i. mensucat. 2. i.düzenbazlıkarmak. sahte. tükenmek. düello etmek. taklit. --bing) dublaj yapmak. i. terz. i. 1. i.. dili tutulmu ş. 1. hardal tozu. 2. borçluyu sıkıştırmak.b. ödenti. kanal. çift. i. 2. f. makas v. yapay. 1.. gübrelemek. bak. maket. çift yönlü. sersemlemek.B.. aldatmak. ikili. budala. çoğ. i. hakkıyla. dili giysiler. f. dişi ördek. tam zamanında. 4.. enayi.. hayvan tersi. patlamayan mermi/bomba. 1.dry cough dry dock dry goods dry mustard dry quart dry up dryer drying rack dual dual-purpose dub dubious duchess duck duckling duct dud duds due duel dues duet dug duke dull duly dumb dumbfound dumfound dummy dump dump truck dumping dumps dun dunce dune dung dungarees dungeon dunk duo duodenum dupe duplex duplicate duplicity kuru öksürük.. dilsiz. toptan ucuza satmak. kurutma makinesi: hair dryer saç kurutucusu. anat. zindan.

argo görevine fazlas ıyla bağlı kimse. ikametgâh. koyu esmer. i. boya maddesi. canl ı. s. boya. -de ikamet etmek. i. ın Alman usulü bölüşüldüğü eğlenti.. cüce. arzu. s. önemini kaybetmek. mesken. 1. devam. -e karşı sorumluluk. ödev. i. süreklilik. hazımsızlık. i. hanedan. f. biri. toz gibi. 2. die. 2. i. dili masraf çoğ.wom. i. i. i. sakin. gümrüksüz. 3. oturan. dike. sağlam. s. East. 2. her biri. zarfında. boyanmak. toz bezi. her bir. s. tanesi. 2. i. kanlı basur. ikamet etmek. s. 2. Hollanda´ya özgü.en (d^ç´wîmîn) i. dinamik. süresince. oturmak. faraş. tıb. Hollandalı. toz serpmek: dust a cake with sugar keke şeker serpmek. dinamik. 1. 2. k. 2. 2. Hollandaca. gümrük resmi. yava ş yavaş azalmak. (dwelt/--ed) 1. küçük göstermek. her. sürekli. Hollanda. tozunu almak. 1. 1. f. s.men (d^ç´mîn) i. bak. 1. İngiliz alfabesinin beşinci harfi. 1. f. konut. i. f. dinamitle havaya uçurmak. bask ı. dizanteri. 3. giderek küçülmek. gittikçe ufalmak. i. görev. i. devam. Hollandaca. k ıs. s. boyamak. on (bir konu) üzerinde durmak. Eastern. f. edat boyunca.. dustcloth dustheap dustpan dusty Dutch Dutch treat Dutchman Dutchwoman dutiful duty duty to/towards duty-free dwarf dwell dwell in dweller dwelling dwindle dye dyestuff dying dyke dynamic dynamite dynamo dynasty dysentery dyspepsia E E. bodur. 2. cüce. devamlı. dayan ıklı. dayan ıklılık. 1.. i. f ırçalamak: She is dusting the furniture. şömiz. two million liras each tanesi iki milyon lira. each. süreklilik. k ıs. Hollandalı erkek. i. oldukça karanlık. dinamo. mekanik gücü olan. şevk. i. . Hollandalı kadın. canlılık. Hollandalı. toprak. vazife. 1. her birbirini. f. 1. bak. Her şey tozlandı. i. s. 2. -de oturmak. 1. i. dispepsi. cücele ştirmek. 2. Hollandal ı. sayg ılı. i. z. 1. zam. renk. çoğ. zorlama. s. English. E. -de. can atan. 2. tozlu. tıb. i. esnas ında. i. s. e ea each each one each other eager eager beaver eagerness i. i. alacakaranlık. hareketli. devimsel. istek. 1. dinamit. i. 1.. süre. Dutch. toz. Dutch. akşam karanlığı. eskimez.. toz/süprüntü yığını. f. 2. ev.durability durable duration duress during dusk dusky dust dust cover/jacket Dust has settled on everything. ödevcil. ceket. dinamitlemek. gümrük vergisi. istekli. 2. hevesli.

doğudan. maa ş. kolaylık. f. 1. 4. 5. s. 1. s. 1.. doğu. Paskalya yortusu. bir sürü dedikodu. s. kartal. z. doğuya yönelen. f. i. 1. dünya. s. eski. doğudan esen. 2. 1. kulakdavulu. azar. s. 2. i. (ağrıyı) yatıştırmak. 2. . k. Paskalya yumurtas ı. doğuya ait. i. a ğırbaşlı.. doğu.eagle eagle-eyed ear ear eardrum earful earl earlobe early early riser early warning system earmark earn earn one´s keep earnest earnest earnest money earnings earphone earring earshot earsplitting earth earthen earthenware earthly earthquake earthshaking earthworm earthy earwax ease ease ease off/up easel easily easiness east Easter Easter egg easterly eastern eastward eastwardly eastwards easy easy i. headphone. kolaylaştırmak. 1. yavaş yavaş hareket ettirmek. f.. topraksı. i. 3. 1. s. pey akçesi. kazanç. 3. i. 2. beklenmedik bir sürü laf. bir yana koymak. doğu yönünde. keskin gözlü. yer solucan ı. 1. 1. s. doğu. 2. dünyaya ait. doğuya doğru. Paskalya. dili 1. i. papara. erken kalkan kimse. belirli bir maksat için ayırmak. 2. i. z ılgıt. ressam sehpas ı. anat. kazanmak. kolaylık. kaba. ciddi. s. s. i. zamans ız. i. dikkatle yerleştirmek. rahat. toprak. işitme duyusu. k. erken. kulak. 2. rahat. çanak çömlek. z. 2. incelikten yoksun. toprak. doğu yönünde. başak. toprak. küpe. doğudan esen (rüzgâr). i. kulakzar ı. z. zelzele. şark.. rahatça. kont. hayvanlar ın kulaklarına takılan marka. 2. i. kolay. 2. doğudan. (bir şeyin) esas niteliği. doğuya doğru. 1. s. sağır edici (ses). doğuya yönelen. s. z. inançları kökünden sarsan. doğusal. i. şövale. doğuya doğru. topra ğa benzer. İng. i. 2. kulak kiri. i. deprem. topraktan yap ılmış. i. ilk. doğuya bakan. 1. i. s. s. 2. vakitsiz. kolaylıkla. i. sıkıntısızlık. z. z. karaku ş. elek. toprak. 1. s. doğuya. i. i. i. rahat ettirmek. yumuşaklık. gündoğusuna bakan. z. teminat akçesi. (biri/bir hayvan) yapt ığı hizmetle kendi masrafını çıkarmak/karşılamak. z. 2. kazand ırmak. kolayca. gelir. gevşetmek. kulakmemesi. yersars ıntısı. topraktan yap ılmış.. bak. vaktinden evvel. dili kolayca. doğuya doğru. i. s. doğuya doğru. 3. rahat rahat. s ıkıntıdan kurtarmak. erken uyar ı sistemi. dünyevi. fikirleri altüst eden. i. yumuşak davranış. kâr.

rahip. i. i. bak. kabahatini itiraf edip af dilemek. çevrebilimsel. tuhaf. i. 2. burnu sürtülmek. 1. 1. 1. eksantriklik... ekonomiyle ilgili. 1. s. abanoz. iktisat yapmak. the European Community. 1. s.o. içi kaynayan. iktisat. f. ekolojist. çok mutlu. ekonomik. i. i. iktisat.easy chair easy mark easy money easygoing eat eat humble pie eat one´s fill eat one´s heart out eat one´s words eat s. dili sözünü geri almak.. 1. tıb. ekonomi bilimi.. tüm kiliselerin birle şmesini amaçlayan. 1. k. i. çevrebilim. s. i. yiyip bitirmek. dışmerkezlilik. economic. tuhaflık. tekrarlamak. dini. 2. s. inik deniz. taşan (sıvı). 2. kademe. şevkli.. kibri k ırılmak. s. garip bir kişi. papaz. f. i. dili aşırı miktarda yiyerek birinin bütçesini altüst etmek. seçmecilik. cezir. i. f. i. Ecuadorian. Ekvador. kiliselerin tümünü temsil eden. karnını doyurmak. dili kendi kendini yemek. economy. çeşitli sistem ve kaynaklardan derlenmiş. i. i. ask. (deniz) çekilmek. iktisatç ı. acayip. tutulma. yankılanmak. tekrarlanmak. egzama. eksantrik. s. yemek yemek. bak. --es) yankı. ekonomik. f. (birinden) üstün çıkmak. k. s.. k. içi içini yemek. tutumlu. i. yemek. (ate. ekolojik. fels. eksantrik. s. kaynayan. (birini) gölgede bırakmak. i. 1. kendinden geçme. seçmeci. ekonomi yapmak. (çoğ. i. esrik. 2. d ışmerkezli. 1. kolay kazan ılmış para. economize. f. ekoloji. fels. co şkun. 2. seçmeci. 2. 2. (on) -e kulak misafiri olmak. f. sevinç dolu. çevrebilimci. Ekvadorlu. mayasıl. i. 2. deniz sular ının çekilmesi. 1. Ecuadorian. fels. Ekvadorlu. economics. 2. tutumluluk. k. gökb. i. ekonomist. esrime. ekosistem. --en) 1. f. tasarruf etmek. . iktisadi. eksantriklik. s. s. Ekvador´a özgü. k ıs.. i. hesaplı. ışığını karartmak. i.. ekler (bir çe şit pasta).. s.. eksantrik. ekonomi. saçak. out of house and home eat up eaves eavesdrop ebb ebb tide ebony ebullient EC eccentric eccentricity ecclesiastic echelon echo éclair eclectic eclecticism eclipse ecological ecologist ecology econ economic economical economics economise economist economize economy ecosystem ecstasy ecstatic Ecuador Ecuadoran Ecuadorean Ecuadorian ecumenical eczema rahat koltuk. s. 2. s. tüm kiliselerin kabul etti ği. ekonomi. yumu şak başlı. tasarruf. İng. co şu. k ıs. s. Ekvador.. aksetmek. kendinden geçmi ş. i. i. dili kolayca aldat ılabilen kimse. garip. bak. 2.. kiliseye veya kilise örgütüne ait. vecit. uysal. i. çok üzülmek. i. tükürdüğünü yalamak. i. seçmeciliğe ait.

efemine. s. s. i. editör. --s/eel) yılanbalığı. i. burgaçlanmak. 1. bas ım. i. çevri. yürürlükte. kenar. . kolay. gerçekle ştirmek. çaba. istenen sonucu veren. f. k ıs. s. kadınsı. eğitimli. i.. Hollanda peyniri. eğitici. i. s. s. 2. hızlı ve verimli çalışma. efervesan. gayret. s. istenilen sonucu veren. mal. 2. etkili. akıntı. atık su. kenar suyu. (çoğ. f. büyük yap ı. i. the European Economic Community. eğitimsel. i. suta şı. yiyecek. f. yanlamas ına. i. i. burgaç. emir. tahsilli. 1. gidermek. s. 1. yok etmek. ödem. s. 2. effect effective effects effectual effeminate effervesce effervescent effete efficacious efficacy efficiency efficient effigy effluence effluent effort effortless k ıs.s. dili avantaj. redaktör. eşya. s. f. güçsüz. ahlakça yükseltmek. i. f. verimsiz. 2. k. i. fayda. k ısır. i. başarmak. atık su. f. kabarmak. yarar. s. i. 1. eğitimci. dikkatleri üstüne çekmemeye çal ışmak. dantel. tic. i. e ğrim. randımanlı. f. 1. 2. yan yan. i. 1. efor. çoğ. okutmak. tesirli. yenebilir. gitmek. sinirli. zahmetsiz. 2. etki. nakit. bozmak. sonuç. 2. etki. atık madde. atık madde. edisyon.. i. i. anaforlanmak. kenar ına bordür yapmak. bitkin. i. redaksiyon. i. (bir tarafa do ğru) yavaş yavaşyandan. redaksiyon yapmak. sinirlilik. etkili. köpürmek. z. etkili.. başmakale. tıb. üstünlük. efektif. editörlük. 2. efemine. edam.ed Edam Edam cheese eddy edema edge edgewise edginess edging edgy edible edict edifice edify edifying edit editing edition editor editorial editorship educate educated education educational educator EEC eel efface efface o. eğitsel. ferman. hızlı ve verimli çalışan. i. yerine getirmek. girdap. eğitmen. edited. editor. i. s. redaktörlük. i. anafor. s. eğitim. 3. i. 1. f. tesirli. 1. ahlakça yükselten. silmek. s. Edam. sinirleri gergin. halsiz. eğitmek. i. i. dışarı akma. bak. i. edition.

çıkarmak. müz. 2. i. yumurta kabı. şevk. Ne?/Ha?: ´´Come here!´´ ´´Eh?´´ ´´I said ´Come here!´ ´´ ´´Buraya i. s. seksende bir. ejektör. i. k ıs. s. i. 1. birdenbire yüksek bir sesle söylemek. 1. 2. her iki: She doesn´t like either one. fevkalade kötü. sekizlik. 2. girift. elastiki. LXXX). f. değil mi? 2. egotizm. s. egosantrik. 2. i. bencil. yumurta. . ben. onsekiz rakam ı (18. i. esnek. on tahrik etmek. (on) ayr ıntılarına girmek. 1. 1. meni gelmek. sekseninci. i. örneğin. lastik. 2.. çok ayr ıntılı ve çok iş isteyen. egoist. M ısırlı. dışarı atmak. i. i. yumurta ç ırpacağı. onsekiz. i. 2. s. s. mak. sekizde bir. ünlem. akmak. Her iki taraf ında bir kedi oturuyordu. Mısır´a özgü. s. s. k ıt kanaat geçinmek. i. egosantrizm. sekizinci. defetmek. ikisi de. onsekizinci. beniçincilik.. her ya bu ya o. f ışkırtıcı. On either side of him sat a cat. VIII). exempli gratia (for example) mesela. eh? Şanslı bir herif. sekiz. taşkın. yumurta kabu ğu. i. i. k ışkırtmak. 1. bo şalma. f. i. onsekizde bir. 1. s. s. i. eight-hour day günde sekiz saat çalışma sistemi. kuştüyü yorgan. canlılık. f.effrontery effusive eg egg egg egg white egg white eggbeater eggcup egghead eggplant eggshell ego egocentric egocentricity egoism egoist egotism egotist egregious Egypt Egyptian eh eiderdown eight eighteen eighteenth eighth eighth note eightieth eighty Eire either either this or that ejaculate ejaculation eject ejector eke eke out eke out a living El Salvador elaborate elaborate élan elapse elastic i. i. İkisini de sevmiyor. i. f... elastik. coşkun. M ısır. i. entelektüel. El Salvador. kovmak. (zaman) geçmek. beniçinci. i. s.. s. egoizm. bencil. 2. f.. Mısırlı. yumurta ak ı. k. girişik. i. yumurta ak ı. ünlem. yumurtalık. bo şalmak. meninin atılması. zam. ego. . karmaşık. seksen rakam ı (80. i. 2. i. seksen. f. 1. fışkırtmak. korkunç: an egregious mistake korkunç bir yanl ış. İrlanda Cumhuriyeti. dili 1. patlıcan. yüzsüzlük. XVIII). argo entel. i. benlikçilik. sekiz rakam ı (8. de ğil mi?: He´s a lucky guy. 1. i. (bir şey yapmakla) (yetersiz bir şeyi) artırmak. benlik. i. 2. bencillik. s. sekizlik nota. 1. küstahlık. lastikli. s. lastikli şerit. Mısır.

emek. i. f. s. s. f.. i. 2. elektrikli göz. esneklik. vantilatör. elektrifikasyon.. mürver a ğacı. i. f. elektrik cereyanı. i. elektrikli ayg ıt. 1. 2. dirsekle itmek/vurmak. elektrikli sandalye. k ıvanç. s. ite kaka yol açmak. elektrikli sandalyede idam etmek. seçmeli ders. elektrikle ilgili. dili alın teri. s. 2. elektroliz. i. s. elektrolit. i. elektrikle öldürmek. (yaşça) büyükler. k. f. çoğ. elektrik mühendisliği. rahatça hareket edilebilecek yer. elektrik ak ımı. i. i. çok sevindirmek. oldukça ya şlı. elektrik ark ı. fiz. i. elastiklik. elektrik lambas ı. . elektrik kuvveti. seçmen. elektrikçi. k ıvançlı. yaşlı/itibarlı kişi. elektrik mühendisi. i. sevinçli. i. elastisite. elektrokardiyogram. elektrogitar. elektrikli alet. 1. elektrik yayı. çok ne şelendirmek. seçim propagandas ı yapmak. yaşça büyük. s. ağabey. büyük. elektrik. tıb. elektrik ark ı. seçimle elde edilen (bir makam).elasticity elate elated elation elbow elbow grease elbowroom elder elder elder brother elder sister elder sister elderly elders eldest elect election electioneer elective elector electorate electric electric arc electric arc electric chair electric current electric eye electric fan electric guitar electric light electric meter electric motor electric power electric shaver electrical electrical appliance electrical engineer electrical engineering electrician electricity electrification electrify electrocardiogram electrocute electrode electrolysis electrolyte i. elektriklendirme. heyecanland ırmak. mürver. dirsek. sevinç. f. elektriklemek. elektrikli. elektrikli. elektrot. f. (yaşça) en büyük. heyecan vermek. 2. i. elektrikle ilgili. seçim. elektrikli tıraş makinesi. iste ğe bağlı. elektrik tesisatç ısı. abla. seçmek. 3. elektrik motoru. elektrik saati. s. abla. 2. i. i. geni ş yer. i. i. 1. seçmenler. 1. i. 1. dirseklemek. elektriklendirmek.

2. 1. 2.. çoğ. başka yerde. seçkinler. 1. elves (elvz) i. 2. çoğ. k. elektronik müzik. i. 1. i. i. â şığıyla kaçmak. evlenmek için evden kaçmak. on birde bir. elektronik. s. z. basit. etkili ve güzel söz söyleyen. söz söyleme sanat ı. çoğ. unsur. i. iksir. 2. gidermek. son dakika. öğe. s. elektropozitif. eleji. i. (yar ışçıyı) eleme. f. fil. temel. on bir. başka: What else can he do? Başka ne yapabilir? Who else was there? Orada başka kim vardı? Where else can they be? Başka nerede z. i. i. s. 2.ses (îlîp´siz) i. seçkin. zarif. eleman. s. s. -e yol açmak.lip. s. elektronik müzik. elektron. . 1. i. 1. tıb. elektroşok. frenlenmemi ş. uzatmak. i. etkili ve güzel söz söyleme yetene ği. i. yükseltmek. terfi ettirmek. dili öldürmek. the doğa güçleri. 1. kald ırma. 2. 1. s. el. yok etmek. 3. etkili ve güzel konuşma tarzı. karaağaç. (gerçe ği) ortaya çıkarmak. silo. giderme. uygunluk.. s. 3. başka yere. yok etme. eliptik. i. s. konu şma tarzı). ilköğretim okulu. yükseltme. elit. 2. 2. element. i. f. elektrom ıknatıs. i. asansör bo şluğu. 1. zool. elips. terfi. zarafet. i. s. i. ilköğretim. sağlamak. coğr.. 1. kanadageyiği. etkili ve güzel (sözler. i. elektronik. 2. 3. (bir yar ışçıyı) elemek. doğal. kald ırmak. (for) -e uygun. başlayanlar için: elementary French course yeni başlayanlar için Fransızca kursu. s. elit. 2. i. eksilti. temizlemek. 2. öğe. i. 2. 1. 4. ilkel. f. s. on bir rakam ı (11. kolay. uzatma. 1. gruplar. parça. 1. kim. dilb. f. XI). a ğıt. temel ilkeler.. 3. -e neden olmak. (bilgi) edinmek. f. i. doğadaki güçlere özgü. ilkel. i. eksiltili anlatım. cüce ve yaramaz cin. avrupamusu. yükselti. 3. dizginsiz. i.electromagnet electromagnetic electron electronic electronic music electronic music electronics electropositive electroshock elegance elegant elegy element elemental elementary elementary education elementary school elements elephant elevate elevation elevator elevator shaft eleven eleventh eleventh hour elf elicit eligibility eligible eliminate elimination elite elixir elk ellipse ellipsis elliptical elm elocution elongate elongation elope eloquence eloquent else elsewhere i. asansör. 2. elektromanyetik. on birinci. 1. 3.

f. acil durum. -e başlamak. f. amboli. (izleyenleri.. 2. utandırmak.elucidate elude elusive elves emaciated emanate emancipate emancipation emasculate embalm embankment embargo embark embark on/upon embarkation embarrass embarrassment embassy embattled embed embellish embellishment ember embezzle embezzlement embezzler embitter emblazon emblem embodiment embody embolden embolism emboss embrace embroider embroidery embroidery frame embroil embryo emcee emend emendation emerald emerge emergency emergency door/exit f. sunucu. (bir program ın) sunuculuğunu yapmak. zümrüt ye şili. sefaret. 2. (metne ait) düzeltme. 1. (--ded. o ğulcuk. kor. Zarafetin ta kendisi. süslemek.-den ç ıkmak. (açlıktan/hastalıktan) çok zayıflamış. bak. i. amblem. kendisi: She is the embodiment of elegance. zümrüt. from den kurtarmak. i. of the town anlaşılması zor. s. özgürlüğüne kavuşturmak. --ding) (in) (içine) iyice yerle ştirmek. tıb. s. karıştırmak. i. s ıkışmış. kakmak. izahat vermek. i. 3. azat etmek. yakalanmas ı zor. biyol. azat etme. (bir dini) kabul etmek. kapsamak. Şehrin adı aklıma gelmiyor. i. from f. 2. süslemek. i. 1. f. -den fışkırmak. i. in (belirli/somut f. 1. 3. meydana çıkmak. (birini) kucaklamak. elçilik. -den yayılmak. köz. (bazı k tahnit etmek. hat ırlayamamak. i. (bir metnin) yanlışlarını düzeltmek. kabartma desenle süslemek. 2.. -e girişmek. armalarla donatmak. i. 2. s. i. cesaret vermek. sıskası çıkmış. burmak. 2. i. f. zimmetine para geçiren kimse. f. f. gemiye binme. elf. i. s. çıkmak. -den akmak. f. i. aklına gelmemek: The name 2. f. serbest b ırakma. toprak set. f. f. güç durumda. f. 2. mahcup olma. kurtuluş. 1. nak ış. (bir şeyin) somut hali. çabucak geçen. süs. gemiye binmek. 1. 1. (çoğ. eludes me. tarifi zor. 1. embriyon. süsleme. üzerine nak ış işlemek. i. hadım etmek. özgürlük. i. kasnak. hayata küstürmek. (emanet para veya mülkü) zimmetine geçirmek. f. zümrüt yeşili. açıklamada bulunmak. 1. zimmete geçirme. kabartmak.. serbest b ırakmak.ısımları çıkararak veya sansür ederek) (bir yazıyı) kuşa i. f. 3. bir halde) d ışa vurmak. f. işleme. 2. açıklamak. i. f. bir (bir teklifi) kabul etmek. gömmek. enemek. 1. f. --es) ambargo. kutlamak. simge. tezyin etmek. (birini) (zor bir işe) sokmak. 2.. f. 1. kucaklaşmak. f. kuvvetten düşürmek. mumyalamak. 1. çoğ. f. i. 2. bir tehlikeyi) atlatmak. i. utanç duyma. 3. . bir deri bir kemik kalm ış. utanma. i. öykü veya olayı) hayalinden bir şeyler katarak süslemek. i. (bir dine) girmek. 1. (birine) sar ılmak. 2. yüreklendirmek. kapsamak. (anlatılan 4. mahcup etmek. acil ç ıkış kapısı.

s. göze çarpan. i. --ting) ç ıkarmak.emergency landing emergency treatment emergency ward emergent emeritus emery emery board emetic emigrant emigrate emigration émigré eminence eminent emissary emission emit emollient emolument emotion emotional empathy emperor emphasis emphasise emphasize emphatic emphatically emphysema empire empirical empiricism empiricist employ employee employer employment employment agency empower empress emptiness empty empty words empty-handed emulate emulsion en route mecburi iniş. ampirik. deneysel. em. s. ünlü (kişi). f. f. i. bir ba şkasının duygularını anlayabilme. ücret. i. yumuşatıcı. imparator. ruhb. yolda. çalışan. 2. yükseklik. s. 2. boş şey. yaymak.. önem. s. s. 3. frapan. özel bir görevle gönderilen ki şi. of -den yoksun. 1. i. göç. görevli. ampirist. f. mal. ısrarlı. ç ıkarma. i. boş. f. tıb. imparatorluk. i. istihdam. yayma. yüksek yer. boş. iş ve işçi bulma kurumu. patron. kusturucu (ilaç). k. meydana çıkan. duygusal. 2. iş bulma bürosu. i. yüksek bir mevki. i. yetki vermek. i. üzerinde durarak. zımpara. z. deneyci. (hastanede) acil servis. çıkan. maa ş. bir hizmet veya i şte kullanmak.ses (em´fısiz) i. 3. dili aç. giderken. emülsiyon. 1. çoğ. eli boş. 1. taklit etmeye çalışmak. acil tedavi. zımparalı tırnak törpüsü. i. f. duygu. . işçi. işveren. f. bak.. kesin olarak. s. i. tepe. boş laf.. s. fışkırtmak. 3. s. heyecan. 2. (--ted. iş verme. his. i. 2. f. i. göçmen. i. 1. 2. vurgulamak. i. duygu sezgisi. duygulu. 1. 2.. i. emisyon. benzerini veya daha iyisini yapmaya çal ışmak.. i. deneycilik.pha. 1. kazanç. ampirizm. kullanmak. i. i. 2. f. i. 1. emphasize. dökmek. yumuşatıcı ve acıyı dindiren merhem. i. boşluk. vurgu. yüksek (mevki). vurgulanarak söylenen. imparatoriçe. s. göç etmek. anfizem. 1. i. yüksek (yer). i. s. siyasi göçmen. tan ınmış ve üstün. i. boşaltmak. emeritus (emekli bir üniversite ö ğretim görevlisine verilen unvan). İng. vurgulama. istihdam etmek. i. dökülmek. heyecanl ı. bo şalmak.

gönderiyorum. mec. cesaret vermek. s. 3. 1. 2. f. son. amaç. sevdirmek. 1. 3. s. 1. nihayet. 1. i.Bu mektupla birlikte bir foto ğrafile) çevrili olan i. durmadan. büyülemek.b. 2. i. 2. yüreklendirmek. s. imkân vermek. 1. rastlamak. upon (ba şkasının hakkına) tecavüzde bulunmak. f.b. f. ciro etmek. 1. s. 5.s. k ıs. tatlı. son. çeki ciro etmek. emay. in (bir yer veya halka) özgü: That disease is endemic in India. k. f. 2. tehlikeye atmak. (bir tehlike veya zorlukla) kar şı karşıya gelmek. nihayet. ak ıbet. büyüleyici. niyet. (başkasının hakkına) tecavüzde bulunma. yüreklendirme. 3. 1. i. tak ı. f. 1. yapmaya çalışmak. bitirmek. i. ilişiktekiler. enclosure.. çocuk. 2. i. sağlamak. özendirmek. f. kendini birine sevdirmek. s.. 2. i.o. z. f. f. emaylamak. bis. s. bak. maksat. sona ermek. ipotek. 2. f. 1. özendirici. f. 2. dili (birinin) çok ho şuna gitmek. bitmek tükenmek bilmeksizin. f. bak. f. 4. letter. . enamor. yasala ştırmak. (--ed/--led. endearing endeavor endemic ending endive endless endlessly endlessness endorse endorse a bill endorsement endow (an rut´) yolda.. yüreklendirici.en route enable enact enamel enameled enamor enamour encase enchant enchanting enchilada encircle encl enclose enclosure enclosures encompass encore encounter encourage encouragement encouraging encroach encroachment encrust encumber encumbrance encyclopaedia encyclopedia encyclopedic end end table endanger endear endear o. i. çalışmak. 3. ciro. 1. ile) çevirme. 2. onaylamak. 1. fevkalade. i. 1.. f. i. f. çaba. teşvik etmek. sonek. uç. i. sehpa. ansiklopedi. etraf ını çevirmek. 2. ölüm. i. (bir şeyi) (bir mektupla aynı zarf içine) koymak: I´ve enclosed a photograph with this çit v. (bir yeri) (duvar. (duvar. sevimli. sonsuzluk. 3. ku şatmak. gaye. ansiklopedik. k. kuşatmak. hindiba. 2. enclosed. (mektupla ayn ı zarf içinde) gönderilen şeyler. cesaret verme. 2. encyclopedia. emaye. yük. çok güzel. emaye. f. küçük masa. Meksika mutfa ğına özgü böreğe benzeyen acılı bir yemek. f. son. 1. --ing/-ling) 1. mine. f. f. mümkün k ılmak. (di şlere ait) mine. huk. to s. yetki vermek. s. te şvik edici. 2. İng. f. minelemek. umut verici. ümitlendirici. with -e ba ğışta bulunmak. yer. 2. ünlem Bravo! i. cesaret verici. kaplamak. yabanimarul. s. 1. 1. i. çit v. kapsamak. özendirme. i. 1. 2. gayret. onay. sonsuz. dili harika. teşvik etme. gayret etmek. f. 2. özgü. örtmek. son vermek. acımarul. İng. bitmek. i. O hastalık Hindistan´a dilb. f.

güç vermek. İngilizce.en (îng´glîşwîmîn) i. in 1. mühendis. Allah vergisi.men (îng´glîşmîn) i. s. oymacılık. s. 1. 3. energize. 2. dayan ıklı. kazımak. dayanılabilir. çarpışma. muamma. dik. 1. i. 1.. İng. yasaklamak. 2. i. 1. 1. sarmak. alışkanlık v. randevu. s. meydana getirmek. enerji vermek. zayıflatmak. 1. nişanlı.o. ucu ileriye do ğru. 5. i. gravür. tatbik etmek. oymac ı. bağışlardan oluşan toplu sermaye. yutmak. belirli bir süre için ücretli i ş. 2. makinist. 1. çoğ. 2. kafas ını bütünüyle işgal etmek. oy hakk ı vermek.´ni) artırmak. f. 3. etmek. sözmeşgul olmak. (dü şünce. güç.wom.y. uzunluğuna.lish. düşman. hakkâk. uygulamak. katlamak. İngiliz erkek. 2. d.. emretmek: I enjoined him to leave. f. enerji. dayanmak. f. dövüşme. s. İngiliz kadın. f. motor. doğurmak. dayanma gücü. yükseltmek. 1. kuvvet.. 1. i. i. çoğ. 3. f. d. Eng. 3. 1. faal. f. 4. çarpışmak. tahammül etmek. enerjik. f. 2. kuvvetten düşürmek. taahhüt. k ıs.b.). uygulanabilir. gravürcü. taahhüt birinin kafas ını meşgul etmek. i. 2. sürekli. meşgul (telefon).´ni) -e aşılamak. İngiliz. tıb.b. z. tutmak. 2. birbirine geçmek. s. i. 2. 2.endowment endurable endurance endure enduring endways endwise enema enemy energetic energise energize energy energy crisis enervate enfold enforce enforceable enforcement enfranchise Eng engage engage in engage s. işe almak. f. fiyat v. İng. ba ğışta bulunma. 1. nişanlanma. hakkâk işi.´s attention engaged engagement engaging engender engine engine driver engineer engineering England English Englishman Englishwoman engrain engrave engraver engraving engross engross one´s thoughts engrossing engulf enhance enigma enjoin i. birbirine girmek. i. i. 2. hoş. erke.lish. çekmek. film v. do ğuştan gelen özel yetenek. f. uç uca. hakkâkl ık. ile vermek. mühendislik. Eng. 1. 2. z. i. birbirine geçirmek. 3. -in içine iyice çektirmek/geçirtmek. i. den. vaat. 4.. devamlı. olu şturmak. i. tenkıye. English. 2. tahammül. enerji. endways. 2. bak. İngiliz. f. İngiltere. f. angaje etmek. 1. sevimli. kucaklamak. çok sürükleyici (roman. makinist. mak. f. kald ırmak. . 2. 2. söz. lokomotif. s. hakketmek. içine çekmek. lavman. bak. dikine. 3. İngilizce. çekici. enerji krizi. i. 1. Gitmesini tembih ettim. s. ba ğrına basmak. planlayıp düzenlemek.b. f. i. bilmece. 1. çarkç ı.. f. tembih etmek. (değer. İngiliz. f. f. s. England. yerine getirmek. uygulama.y.

yeter de artar bile.. büyütmek. i. -e girişmek. 2. in (olumsuz bir şeye) karıştırmak. ho şlanmak. 2. çıkmak. f. meydana gelmek. zevkli. ardından gelmek. inquire. in ensemble enshrine ensign ensign enslave ensnare ensue ensure entail entangle entanglement enter enter into enter into an agreement enter on/upon enter one´s head enterprise f. tuzağa düşürmek. temin etmek. f. f. ünlem Yeter! Yeter artık! f. i. kaydetme. 1. askere kaydolmak/yaz ılmak. değerini artırmak. yazılmak. şer. sancak. s. büyük kötülük. büyümek. 1. dolaşıklık. i. 2. bilgilendirme. f. soylular s ınıfına almak. trup. engel. girmek. yüceltmek.. i. 1. giri şmek. i. aste ğmen. karışıklık. i. i. -i -in içinde ım. genişletmek. eğlenmek. 2. aydın (kimse).. tak sayg ın bir yere koymak. kaydını yapmak. tiy. zengin etmek. 4. karmakarışık etmek. z. 2. i. hiddetlendirmek. f. 4. s. genişlemek. öfkelendirmek. -e başlamak. 3. deftere yazmak. yerleştirmek. f. foto.ırmak. bütün. kâfi derecede. 2. bulaştırmak. -e yerleşmek. in (birini) (olumsuz bir duruma) dü şürmek. “Enter” tu şuna basarak (bir komutu) gerçekleştirmek. yeterli miktar. gerektirmek. f. i. band ıra. bilgilenme. izlemek. 2. foto. zevk. i. agrandisör. kocaman. f. s. zenginleştirmek. büyüklük. agrandisman. 2. köle yapmak. f. f. sağlığı yerinde olmak. 2. kaydetmek. mânia. 1. topluluk.enjoy enjoy good health enjoy o. zevk almak. teşebbüs. 1. 1. düşmanlık. 1. başlamak. -e girişmek.s. daha ayrıntılı bir şekilde anlatmak. zenginle ştirmek. aydınlanma. f. enquire enrage enrich enroll enrollment ensconce ensconce o. muazzam. yardımını sağlamak. -in aklına gelmek. hoşça vakit geçirmek. sağlamak. askere kaydetmek/yazmak. i. garanti etmek. husumet. den. kayıt. büyülteç. f. döpiyes. f. birkaç parçadan olu şan kadın kostümü. aydınlatmak. i. 3. müz. bilg. tatlı. enjoyable enjoyment enlarge enlarge upon enlargement enlarger enlighten enlightened enlightenment enlist enliven enmesh enmity ennoble enormity enormous enough enough and to spare Enough! Enough´s enough. büyüme. yeterli. 1. bilgilendirmek. büyütme. kaydolmak. -e başlamak. aydınlatma. muazzamlık. canland f. eğlenceli. s. bak.the ensuing year ertesi sene. esir etmek. anlaşmaya girmek. dola ştırmak. f. 2. girişim. . bayrak. f. 1. içine girmek. asalet unvanı vermek. i. f.s. kaydetmek. f. hoş. kâfi. 1.

b. i. (--ped. entomolojist. s. girişimci. s. s. ziyafet. yalvar ış. bütün. 3. giriş. eğlendirici. heves. cazip. balo. f. parti. 1. 3. şevk. giriş izni. balıkla baş yemek arasında bir şekilde yerleştirmek. (around) bir şeyi (başka bir şeye) dolamak. giriş. (about/over) göklere ç ıkarmak. antre. 3. bütün. baştan çıkarma. tahta ç ıkarmak. misafir etmek. sağlam yenilen yemek. . yalvarmak. uyanık. giriş hakkı. i. i. f. mezara koymak. 1. f. f. giriş. k ıskanç. eğlenceli. s. hararetli. yakalamak. i. i. i. tamam ıyla. giriş ücreti. 2. i. girme. --ping) tuza ğa düşürmek. i. giriş. zarf. gömmek. çekici ancak tehlikeli şey. giriş. (bitki. mektup zarf ı. giriş yeri.t. baş yemek.enterprising entertain entertain a motion entertaining entertainment enthrall enthrone enthuse enthusiasm enthusiastic entice enticement enticing entire entirely entirety entitle entity entomb entomologist entomology entourage entrails entrance entrance entrance examination entrance fee entrap entreat entreaty entrée entrench entrenchment entrepôt entrepreneur entrust entry entryway entwine entwine itself around entwine s. i. entomoloji. 2. enumerate enunciate envelop envelope enviable envious s. tamamen. hepsi: the entire group grubun hepsi. istek. giriş yeri. z. 1. f. büyülemek. maiyet. 2. i. f. (birini) tatlılıkla (kötü bir şey yapmaya) ikna etmek. 3. i. yılan v. i. giriş. açıkgöz. böcekbilimci. yalvarma. hak vermek. f. varlık. 2. i. bağırsaklar. s..) (bir şeyin) etrafına dolanmak. tamam. f. davet. emanet etmek. i. ask. giriş yeri. beraberindekiler. birer birer saymak/söylemek. f. giriş ücreti. 1. giriş sınavı. yetki vermek. çekicilik. sarmak. f. saymak. f. 1. giriş kapısı. f. f. girişken. 2. 2. ağırlamak. yakarış. gıpta edilecek. müteşebbis. i. girme. ikram etmek. şevkli. kayıt. siper. f. müteşebbis. (başkan) bir teklifi kabul edip kurula sunmak. i. büsbütün. telaffuz etmek. 1. giriş. örtmek. f. tüm. böcekbilim. antrepo. büyülemek. i. s. eğlendirmek. f. i. çekici. ku şatmak. İng. çok övmek.

kafas ında canlandırmak. mektup. tasavvur etmek. sakin. eşit. 1. i. gıpta. s. bak. aynı düzeyde olmak. salgınlaşmış. bak.. s. (övücü veya hakaret edici) söz. epizodik. kıskanmak. 1. eşitlik. ça ğ.. s. s. çevrecilik. rahat. İngiliz tuzu. epaulet. ekvator. civar. 2. i. dolay. devir. çevresel.. f. i. İng. apolet.. TV (dizide) bölüm. destan. nükteli söz. eşit işareti (=). i. çok kısa ömürlü. tasavvur etmek. gıpta etmek. ılıman (iklim). i. epizot. temsilci. s. çok k ısa süren. f.. İki artı iki eşit dört. ekvatoral. haset. denklem. edeb. equalize.. sara. ılım. mezar kitabesi. i. f. i. i. i.. i. Hrist. (Yeni Ahit´te yer alan) mektup. i.. i. s. f. eşit olmak: Two plus two equals four. 2. 6 Ocak´ta kutlanan bir yortu. s. i. epilog. i. jeol. salgın. 1. 2. 1. edeb. kafas ında canlandırmak. 1. temkin. laf.. i. çoğ.. deprem öze ği. 1. çevre. Hrist. epik. ile eşit saymak. eşit. sara hastalığına özgü. 2. sonsöz. i. i. i. salgın: flu epidemic grip salgını. . piskoposlarca yönetilen. bak. delege. epilog. 2. f. 1. saralı. 2. i. diplomat. 1. f. s. destans ı. i. saralı. piskoposlara ait. aynı düzeyde. tıb. epik. muhit. f. 1. depremin merkezi. i. kolayca k ızmayan. radyo. emsali olmak: No one equals her. enzim. itidal. k ıskançlık. 2. i. İng. elçi. 2. i. çevreci. i. s. i. gelip geçici... s. nükte. s. epiderm. eşitlemek. Ekvator Ginesi. i. biyokim. 2.environment environmental environmentalism environmentalist environs envisage envision envoy envy enzyme epaulet epaulette ephemeral epic epicenter epidemic epidermis epigram epilepsy epileptic epilog epilogue Epiphany episcopal episode episodic Epistle epistle epitaph epithet epitome epoch Epsom salts equable equal equal equal sign equalise equality equalize equanimity equate equation equator Equatorial equatorial Equatorial Guinea i. i. i. (olaylar zincirinde) olay. i. i. Emsali yok.

silinmiş yer.. f. i. kurtulmak. s. 1. denge. gökb. ne evet ne de hayır demek. penisin sertleşmesi. kaçmak.´ni) k ızıştırmak. ayak işi. dimdik. s. kaçamaklı konuşmak. Ekvator Ginesi. firar etmek. f. erotik. 1. s. i. hatalı. --s/er. döküntü. özsermaye. (çoğ. (heykel. önce. i. s.Equatorial Guinean equestrian equidistant equilateral equilibrium equinox equip equipment equitable equity equivalence equivalent equivocal equivocate era eradicate erase eraser erasure ere ere long ere now erect erection Eritrea Eritrean ermine erode erosion erosive erotic eroticism err errand errand boy erratic erroneous error erudite erudition erupt eruption escalate escalator escapade escape escape from s. Eritrea´ya özgü. i. 1. 2. 1. i.´ni) yükseltmek. eşit uzaklıkta. kaçmak. v.b.b. 1. 2. yok etmek. Eritrea. eşkenar üçgen. 2.. s. ayak işlerine bakan kimse. Eritrealı. f. Ekvator Gineli. i. jeol. bağ. in şa etme. Eritrea. gün tün eşitliği. (yanarda ğ) püskürmek. ekinoks. patlak vermek. dikilmiş. eşitlik. s. i. devir. i. --ping) donatmak. (heykel. patlak verme. 1. 2. 2.o. atlatmak. gidermek.b. macera. çok bilgili. Eritrealı. jeol. kurmak. s. ça ğ. (fiyat v. ayakta duran. erozyon. 1. s. i. i. 2. âlimlik. (sava ş. f. as. adalet. s. eşkenar: equilateral triangle. yapma. bilgin. kızışmak. kaçamaklı. 2. i. 2. 1. kaç ış. in şa etmek.. atlı (heykel/portre): an equestrian statue of Napoleon Napolyon´un atlı aynı mesafede olan. dik. dengesiz. birinin pençesinden 3. i.´ni) dikme. donatım. firar. 3. s. aşındırıcı. bundan önce. 1. i. 3. istikrars ız. i. şiir evvel. 1. direk v. i. i. Eritre. ılım. adaletli. gözünden . yanlış. muvazene. yanlış. 1. erotizm. Ekvator Ginesi´ne özgü. f. silinti. Ekvator Gineli. i. dikelmiş. i. s. silgi. âlim. ayakçı. f. yürüyen merdiven. tic. 2. bilginlik. anlaşmazlık v.´s grasp i. kaçma. i. a şındırmak. (--ped. s. aşındırma. muh. hata. yükselmek. i. 1. yapmak. çok geçmeden. birden değişiveren. biniciliğe ait. f. aşınmak. gereçler. i. tıb. 1. yok etmek. f. hata etmek. edat. f. kurma. net varl ık. yanlışlık. (yanarda ğ) püskürme.. 2. 3. kökünden söküp atmak.kurtulmak. s. 2.b. 2. iki anlama gelebilen. s. heykeli. 2. akl ından çıkmak. f.´ni) dikmek. 2. silmek. a şınma. 1. aya ğa kalkmış. adil. direk. paçayı kurtarmak.mine) ermin.

z. 1. i. Estonyalı. i. itibar. ana. öz. 2. i. 1. i. (kıymetini) takdir etmek.. -den kaçınmak. -e sayg ı duymak. aesthete. denemek. yemek borusu. deneme. kurum. gerekli. i. nadir. destekleme. armalı kalkan. s. Estçe.. özellikle. i. temel. f. kestirmek. et cetera. i. aestival. ıtır. düşünce: in my estimation takdir. aslında. 2. refakat gemisi. bilhassa. benim gözümde. ancak ufak bir grupça bilinen. olağandışı. saygı. i. 2. eşlik edenler. f. 2. esas. açmak. Eskimo. Eskimo dili. Estçe. yapmaya kalk ışmak. i. f. değerlendirme. (bir grup içindeki) birlik ruhu. aesthetic. yapmaya kalkışma. f. 1. Eskimoca. (korumak/gözetmek amac ıyla) eşlik etmek. saptamak.. s. bana göre. i. anat. k ıs. İng. s. içrek. emlakçı. coğr. bak. gezi. s. malikâne. kurulu ş. kurmak. i. Eskimo köpe ği. ve benzeri. 2. 1. haliç. i. tespit etmek. 1. f. f. Estonya. i. Eskimoca.b.. gizli inançları olan. temel. Estonya´ya özgü. casusluk. soğutmak. deneme (bir düzyaz türü). aralarını s. bak. saygıdeğer. tahmin etmek.. 1. i. i. kordon.s. s. özel. kavalyelik etmek. 2. f. k ıs. 4. zaruri. gezinti yeri. 3. s. kuruluş.. i.. 2. as ıl. birbirinden ayr ılmış. s. s. insana gündelik hayat ı ve dertlerini unutturan çok sürükleyici (roman/film). 2. f. bak. 2. değerlendirmek.escapist eschew escort escort escort vessel escutcheon Eskimo Eskimo dog esophagus esoteric especial especially espionage esplanade espousal espouse espresso esprit esprit de corps Esq Esquire essay essay essence essence/spirit of peppermint essential essentially establish establishment estate estate agent estate car esteem esthete esthetic estimable estimate estimation estival Estonia Estonian estrange estranged estuary et cetera etc etch s. (birisi hakk ındaki) fikir. i. (es´tımeyt) 1. 2. kavalye. i. 2. vesaire. huk. i. 1. i. ekspreso. Eskimo. v. Esquire. (es´tımît) 1. 2. as ıl. i. 2. kurma. hususi. (desen hakketmek için) (madeni bir yüzeyi) asitle oymak. mektup zarfı üzerine isim ve soyadından sonra kısaltılarak yazılan ve “bay” anlam ına gelenı bir unvan: Marmaduke Wigglesworth. i. 1. 1. ekspreso kahve. 1. 1. i. müessese. f. 2. Esq. . 3. İng. 1. tespit edilme. Estonyalı. steyşın. 1. tespit etme. b ırakıt. tahmin. kestirme. Estonya. naneruhu.. esas. ufak bir gruba özgü. desteklemek. ayrı yaşayan. bence. v. tereke. anlaşılması zor. 3. itibarlı... z. -den sak ınmak. bat ıni. İng. esans. 2. (koruma/gözetim için) e şlik eden.

s. . dünya görüşü. Etyopyalı.. 1. Etyopya. 2. 1. boşaltım. daima. i. buharla ştırıcı. hararetli. İncil´e ait. ebedi ve ezeli. 2. ahlaki. s. 3. ölümsüz. i. yaklaşım v. Europe. i. i. boşaltım. değer ve inançlar sistemi. 1. değerlendirmek. (insanlar (bir yerden) (bağırsakları) boşaltma. buharlaşmak. (bağırsakları)ı)boşaltmak. the European Union. i. Avrupalı.t. i. i. etimoloji. i. 1. edebi kelam.o. Etyopya. anat. etik. i. 1. Avrasya. f. birine) cevap vermekten kaçmak. (insanlar ı) (bir yerden) almak. i. 1. k ıs. etik. i. ebediyen. ebediyet. (bir birini/bir şeyi kendi yeteneklerine/özelliklerine göre değerlendirmek. ses ahengi. kökenbilimsel. (bir yeri) boşaltmak. eulogize. ba şı ve sonu olmayan. törebilim. örtmece. kim. i. Avrupai. i. 2. götürmek. f. hadım. Etyopyal s. okaliptüs. eter.. kurtarmak. i. ahlak bilimi. i... Habe şistan. (bir yeri) boşaltma. etnoloji.etch a design on etching eternal eternally eternity ether ethereal ethic ethical ethics Ethiopia Ethiopian ethnic ethnography ethnology ethos etiquette etymological etymology EU eucalyptus Eucharist eulogise eulogize eulogy eunuch euphemism euphony Euphrates Eur Eurasia Europe European Eustachian tube evacuate evacuation evade evaluate evaluate s. 3. evaporatör. European. 2. östaki borusu. i. bak. methiye. 1. f. Etiyopyalı. buharla ştırmak./s. övgü. ateşli vaazlar veren gezici Protestan. sorusuna. 2. bak. etnik. göksel. etnografya. kökenbilim. İncil´in mesajını yaymaya çalışan kimse. İncil´in mesajını bildirmek/öğretmek/yaymak. Avrupa. s. de ğerler sistemi. son derece Protestanca (bir ö ğreti. ahlak sistemi.b. Avrupa. f. adabımuaşeret. görgü kurallar ı. (birinin f. 3. on his/her/its own merits evaluation evangelical evangelise evangelist evangelize evaporate evaporation evaporator asitle oyarak (madeni bir yüzeye) desen hakketmek. f. i. İng. i. asitle oyulmu ş resim. 2. i. Habeş. belirli bir mesajı yaymaya çalışan kimse. i. k ıs. Etiyopya. övmek. değerlendirme. i.(bir bahaneyle) kendini (bir yükümlülükten) f. Avrupa´ya özgü. i. evangelize. z. i. İncil´in mesajına uyan/sadık. İng. i. buharla şma.). i. etimolojik. ruh. f. Etyopya´ya özgü. i. i. ı. s. semavi. ateşli. Habeş. İncil´de bulunan. s. i. s. buharlaştırma. 2. alma. lokmanruhu. s. -den kurtulmak..

günaşırı. s. i. -den kurtulma. in ile sonuçlanmak. meydana gelmek. z. s. yine couldn´t pass the exam. 1. smokin. her biri. sonsuz. ara s hatırlıyor. bir düzeyde. her gün. herkes. s. z. her bir. tepeden tırnağa. 2. nihai. daima. Çok çalıştığı halde sınavı veremedi. her: She remembers every single mistake they made. yansız. er geç olan. her iki kişiden biri. 4. s. s. sonunda. düz. arada sırada. 3. he de almaya -e ra buying. herkes. dört günde bir. ilelebet. kaçamaklı. frak. cevap vermekten kaçan. olay. hadise. 1. k. ak şam. hiç: Have you ever been to Eyüp? Hiç Eyüp´e gittin mi? ondan sonra. yine de. i. tam (sayı). herkes. engebesiz. ğişen. güna şırı. (bir bahaneyle) kendini bir yükümlülükten kurtarma.” “O kitapta baz yanlışlar var. 3.” “Olsun. s. düzlemek. itidal sahibi. tarafs ız. ara s ıra. en sonunda olan. başkaları. s. yapra ğını dökmeyen. arife gecesi. olsa bile. Ondan sonra hep mutlu yaşadılar. çift (say ı). z. ak şam gazetesi. iki günde bir. senin kör olas ı daktilon! s. her tarafa. gene de. sokaktaki adam. 1. olaylı. en ufak her şey: She´s particular about every jot and tittle. f. -diği halde: Evenıthough he studied hard. ile son bulmak. 2. iki günde bir. kör olası: You and your everlasting typewriter! Sen ve z. nihayet. i. her. itidalli. .. 1. i. olmak. 2. it´s still worthğmen.” “Even so. ihtimal. 1. hatta. 2. er geç. birkaç günde bir. ak şam. gene de: “That book contains some mistakes. sürekli. Yapt ıkları her hatayııra. temkinli. bile. i. her dem taze (ağaç/çalı). 2.evasion evasive eve even even even if even so even so even though evenhanded evening evening dress evening paper event even-tempered eventful eventual eventuality eventually eventuate ever ever after ever changing evergreen everlasting evermore every every few days every four days every inch every jot and tittle every man jack every now and then/every now and again every once in a while every one every other day every other day every other day every other person every single every so often every which way everybody everybody else everyday Everyman everyone i. arada bir. tuvalet. düzleştirmek. (bir işte) yan çizen. dili her yöne. i. 3. En ufak noktaya dikkat eder. ebediyen. hep: They lived happily ever after. öbürleri. 1. çok dayan ıklı. arada bir. s. f. zam. herhangi bir kimse. gün aşırı. 2. i. her günkü. arife. tesviye etmek. yine de. zam. vaka. daima de s. hadiseli. gece elbisesi.

göstermek.. f. z. çağrıştırmak. 1. i. s. . eksiksizlik. 2. fazlas ıyla. belli. i. i. yüceltme. i. şerir. i. abartılmış. abartmak. a şmak. 1. kesin. i. i. şer. i. kanıt. şerir. f. örnek. kazı. huk. sorguya çeken kimse. i. tam. 2. koparmak. abart ı. f. vecit. examination. imtihan. muayene etmek. kazı yeri. f.. dili s ınav. 1. kazı yapmak. doğru (bir şey). evrimci.. i. f. f. s. huk. (--led. her yerde. abartılı. s.everything everywhere evict eviction evidence evident evil evil eye evildoer evil-minded evince evocative evoke evolution evolutionary evolutionism evolutionist evolve ewe ewer ex exacerbate exact exact exacting exactitude exactly exactness exaggerate exaggerated exaggeration exalt exaltation exalted exam examination examine examiner example exasperate exasperation excavate excavation excavator exceed exceedingly excel zam. i. hafriyat yapmak. kötülük eden kimse. ibrik. f. tetkik etmek. i. evrimsel. kem göz. kesinlik. nazar. i. k ıs. k ızgınlık. geçmek. 1. yavaş yavaş gelişmek. daha kötü bir duruma sokmak. s. huk. tahliye ettirmek. sorguya çekmek. kusursuzluk. f. her yer. f. çok kötü. co şkunluk. k. aklına getirmek. s. hatas ız. çok kızdırmak. s. kusursuzluk. mübalağa. 2. except. çileden ç ıkarmak. s ınav. işin titizlikle yapılmasını isteyen (kimse). zorla/tehditle almak. titizlik isteyen (bir i ş). 2. 3. 2. --ling) -den üstün olmak. ulu. aynen. yavaş yavaş geliştirmek. yüce. (of) (birtak ım şeyleri) akla getiren. eksiksizlik. f. imtihan. i. 2. 1. f. f. açık. kötülük. çok. tam. f. açığa vurmak. s. misal. kötü niyetli. tahliye ettirme. 1. example. delil. dişi koyun. s. i. z. i. evrim. göstermek. sorgu. ekskavatör. huk. f. son derece. yüceltmek. mübalağalı. i. evrimcilik. her şey. 4. incelemek. 2. abartma. mübala ğa etmek. i. her yere. s. z. kazı makinesi. birtakım çağrışımlar yapan. tamamen. imtihan eden kimse. dikkatle gözden geçirmek. marya. huk. i. kazıyıp ortaya çıkarmak. i. kesinlik. 1. (kötü durumdaki bir şeyi) artırmak.

kışkırtmak. değiştirilebilir.. karşılıklı olarak birer el silah atmak. salgılama. ünlem. 1. uyand ırmak. dışında. s. 2. k ısa yolculuk. f. 1. telefon santralı.şka. -in dışında tutmak: He excepted Harun from this. heyecan verici. affedilebilir. mükemmel.. istisna. fazla. mazeret. i. aşırı olarak. Excellency. değiş tokuş etmek. 2.ba şka. (bir şeyin) dışında bırakma. i. heyecanla. mazur görmek. Harun´u bunun dışında tuttu. 2. ancak özel seçilmiş bazı kişilere açık olan. i. üstün. trampa etmek. i. a şırı. 1. -den başka: i. i. i. f. dayanılmaz derecede acı veren. salg ı. s. tic. . fazla.. s. i. 1. döviz kuru. değiştirme. indirimli gidiş dönüş bileti. 1. hariç. 2. yumrukla şmak. kesmek. kolay tela şa kapılır. heyecan. bak. f. (birini) (bir şeyi yapmaktan) muaf tutmak. ifrat. . heyecanland ırmak. dışında. Bu olmasaydı orada 1. z. aforoz. Everyone was there except for him. heyecanlı. f. pasaj. ifrazat. diye bağırmak. ola ğanüstü. f. f. 2. ziyadesiyle. trampa. dışkı. Ekselans: His Excellency Ekselanslar ı. olmasayd ı: I´d be there. çok iyi. değiş tokuş. s. kambiyo. değiştirmek. üstünlük. s. i. 1. kolay heyecanlanan. edat -den 2. 2. Your Excellency Ekselans. -den başka: He can do everything edat -den ba except speak Chinese. borsa. kiliseden aforoz etmek. s. except şmaktan başka her şeyi yapabilir. (bir kitaptan/yazıdan) seçilmiş parça. (bir duygu/tepki) s. s. z. i. (from) -in d ışında bırakmak. f. telaşa vermek. f. dışında. s. i.. fazlalık. hariç. (from) (bir şeyin) dışında bırakılma. ziyade. aşırılık. özür. gezinti. bağ. tüketim vergisi. ünlem işareti (!). artan. Çince konufor this. 3. i. (vücuttan) ç ıkarmak. i. s. affetmek. tahrik etmek. s. i. kesip ç ıkarmak. f. i. olacaktım. 3. ç ığlık atmak.Excellence excellence Excellency excellent except except except for excepting exception exceptional excerpt excess excessive excessively exchange exchange exchange blows exchange rate exchange shots exchangeable exchequer excise excise excitable excite excited excitedly excitement exciting exclaim exclamation exclamation point/mark exclude exclusion exclusive excommunicate excommunication excrement excrete excretion excruciating excursion excursion ticket excusable excuse excuse excuse from i. i.

i. örnek niteliğinde olan. hareket ettirmek. -e örnek olmak.Excuse me. (manevra/hareket) yapmak. duman v. mevcut olmak. express. sergi. u ğraşmak. f. yorgunluk. muafiyet. execute execution executioner executive executive committee executive power executor executory exemplar exemplary exemplify exempt exemption exercise exert exert o. bitkin. i. tükenme. 1.. fahiş (fiyat). çaba. icra eden. i. 1. 2. f. i. 2. genişletmek.´ni) dualarla defetmek. excuse o. gayret sarfetmek. 2. infaz. örnek. egzoz borusu. 2. 1. (dava s ırasında belge/kanıt) ibrazği) gösterme. i. 1. f. i. 1. yerine getirmek. tüketmek. fiz. 3. 2. sürgün. örnek. sürgün edilen kimse. bitirmek. varolu şçuluk. 2. s.´ni) ç ıkarmak. büyümek. (gayret) sarfetmek. (bir duygu veya niteli ği) göstermek. -i örnekle göstermek. i. ç ıkış. çok yormak. 1. 3. teşvik etme.. mezardan ç ıkarmak. neşe ve zindelik. çok ne şelendirip zindeleştirmek. geniş kapsamlı ve ayrıntılı. aklamak. nefes vermek. emek. 3. 2. çal ıştırmak.b. (cin. çıkış. uygulama. 2. bitkinlik. ba ğışıklık. kullanmak./Beni ba ğışlayın. genleştirmek. 1. sürgüne göndermek. f. gayret. 1. fels. kullanma. 3. idareci. varolu şsal. beraat ettirmek. export. exertion exhale exhaust exhaust exhaust pipe exhausted exhaustion exhaustive exhibit exhibition exhilarate exhilaration exhort exhortation exhume exile exist existence existential existentialism existentialist exit exodus exonerate exorbitant exorcise exotic exp expand Özür dilerim.. f. çıkmak. 2. idari. 2. f. (dava sırasında i. bütün kuvvetini tüketmek. kötü ruh v.b. izin istemek. çıkış kapısı. k ıs. yerine getirme. s. f. egzotik. 1. temize ç ıkarmak. i. (bir duygu veya niteli etmek. i. fels. çabalamak. var olmak. çıkış. (güç) kullanmak. büyütmek. genişlemek.s. yaşam. 1. f. idam ın infazı. çok keyiflendirmek. yerine getirme. hayat. i. varlık. f. (egzoz. 2. 2. f. 2. 2. i. yorgun. tükenmiş. fels. s. teşvik edici söz.s. uygulamak. yabanc ıl. i. 2. 3. egzistansiyalist. i. al ıştırma. yürütme yetkisi. idam etmek. 1.. uygulama./Affedersiniz. genleşmek. 1. s. . i. 1. 1. yerine getirmek. egzistansiyalizm. yönetici. f. sergi. 1. f. teşvik etmek. uygulamak. yürütme kurulu. s. icrai. s. 2. tüketme. i. i. i. egzoz. yöneticiye ait. f. i. s. 1. s.1. i. (bir yarg ıyı) infaz etmek. 2. aşırı yüksek. f. egzersiz. sergilemek. varolu şçu. s. yönetimsel. huk. cellat. gitmek. f. huk. varoluş. s. belge/kan ıt) ibraz etme. idam. f. (manevra/hareket) yapma. egzoz duman ı.

zannetmek. s. s. f. açıklamada bulunmak. atmak. incelemek. (birinden) (bir şeyin yapılmasını) beklemek: He expects me to carry out the garbage. 1. öne sürerek bir şeyi) mazur/makul göstermek. beklenti. deney. i. masraf hesabı. s. Benden en kötü ihtimalin gerçekle şeceğini ummak. tecrübe. s. f. f. kolaylaştırmak. z. (--led. f. uzman. i. açıklayıcı. (belki do ğru olmayan fakat) elverişli (bir çare). (ayrıntılı bir şekilde) açıklamada bulunmak. kahramanca davranış. açılan. 1. bilirki şi. deneme. fiz. deney yapmak.. masraflı. explanation explanatory explicable explicate explicit explicitly explode exploit exploit exploitation exploiter exploration explore explorer i. i. sömürmek. sömürme. i. (bahane 1. başından geçmek. sömürücü. 2. s. son nefesini vermek. gider hesab ı. s. inceleme. i. geniş. 3. 2. deneyimli. deneysel. uzmanl ık. 1. kovmak. istismar etmek. samimi. sarih. ümit. patlatmak. beklemek. usta. genleşme. (bir konuyu) araştırma. i.b. (keşifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşma. dolmas ı. izahat vermek. (kendi ç ıkarı için) kullanmak. bitiş. genişleyen. i. f. deneyim. enginlik.s. genişletme. (sıkıntı. masraf. kahramanlık. i. sona ermek. sanmak. expatriate. i. izahat vermek. açıklama. büyütme. umut. (keşifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşmak. anlatmak. yanl ış olduğunu göstermek. sarfetmek. f. 2. bak. dü şünmek. sürenin dolmas ı. i. süresi dolmak. acı v. çürütmek. 1. hızlandırmak. s. geniş alan. kendi ç ıkarına kullanma. İng. 1. anlatılabilir. genişleme. i. açıkça. kendisinin niye öyle davrandığınıizah. i. kendi vatan ından başka bir ülkede yaşayan kimse. patlamak. gider. (belki doğru olmayan fakat) elverişli bir çare. izah etmek. (keşifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşan kimse. i. 1. tecrübe. i. k. beklenti. açık. ç ıkarmak. (süre) dolmak. tecrübeli.expanse expansion expansive expat expatriate expect expect the worst expectancy expectant expectant mother expectation expedience expedient expedite expedition expel expend expenditure expense expense account expensive experience experienced experiment experimental expert expertise expiration expire expiry explain explain away explain o. (bizzat) ya şamak. beklenen şey. i. pahalı. içten. s. . --ling) 1. f. hamile kad ın. bitiş. (özel bir amaçla yap ılan) uzun yolculuk. 2. i. s. sömüren. (bir konuyu) araştırmak. açık bir şekilde. sona erme. 2. 2.´ni) çekmek. 2. sürenin f. harcamak. sona erme. i. f. izahat. i. 1. masraf. anlatmak. (belirli bir alandaki) bilgi. ölmek. 1. açıklanabilir. sömürü. istismar. aç ıklamak. s. harcama.. 2. büyüme. genleştirme. dili. i. engin. i. i. i. kendisinin ne demek istedi ğini anlatmak. 1. sınırdışı etmek. f. f. (belki do ğru olmayan fakat) elverişli bir çareye başvurma. 2. ümitle bekleyen. 2. 2. f. eksper. 3.

foto. şiddetli tartışmalara yoltaraftar. üst. 2. ince bir güzelliğe sahip. savunucu.b. uzatma kordonu. 2. deyim. özel. 2. 3. ihracat lisans ı. doğaçtan. 1. büyük. fuar. maruz b ırakma. etkisine açık bırakma. (birinin) ac ısını paylaştığını şekkir olduğunu belirtmek. extenuating circumstances huk. i. ifadesiz. vurmak. patlayıcı. İng. izah etmek. i. 1. i. açıklamak. (bir kitap. i. 1. f. 1. s. acele posta. süper. for (görü şü/fikri) anlayıp paylaşmak. f. d z. dışarıya mal göndermek. tabir. şükranlarını ifade (to) (birine) minnettar/müte belirtmek. doğaçlamayla söylenen/yapılan. 1. (sat ış için) sergilemek. Evin cephesi güneye bak ıyor. 1. 1. ifade. kamula ştırmak. üstün. ihracat vergisi. ışaekspresle. s. mat. oyun v. i. pozlandırma süresi. f. kamula ştırma. dağınık düzen. dışavurum. express one´s sympathy express one´s thanks expression expressionless expressive expressly expressway expropriate expropriation expulsion expunge expurgate exquisite extant extemporaneous extemporaneously extempore extend extended order extension extension cord extensive extent extenuate i.s. maruz b ırakmak. uzatma s. uzatma. ihraç etmek. bilhassa. doğaçlamayla söylenen/yapılan. özellikle. ekspres. infilak. irticalen.) vermek. i. . 5. tıpkı. beyan etmek. ekspres tren. etmek. açabilen (konu). z. aç ık. f. s. patlayıcı. başka sözlerle anlatmak. ihracatç ılık. paralel. s. 2. f. 2. uzama.´nin) müstehcen/sak ıncalı bölümlerini çıkarmak. özel ulak. İng. 3. 1. belli.patlayıcı madde. poz süresi.b. 3. meramını ifade etmek. üstel. sergileme. acele posta.. paralel telefon. mevcut. tam. teşhir etmek. 1. i. (yard ım. z. 4. man. ihraç etme. i. manalı. 3. uzamak. ihracat yapmak. (filmi) ışıklamak. i. ihraç etme. sürmek.. 2. i. herkese duyurmak. ask. ifade. üs. i. istimlak. ihraç edilme. kapsamlı. patlama. d ışsatım. i. i. ihracat. çok büyük (ac ı/mutluluk). silmek. anlat ım. 2. 2. otoyol. ekspres yol. s. ifade etmek. istimlak etmek. aç ıkça. 2. acele. 3. 2. s. manasız. s. kablosu. doğaçlamayla. f. (yüzdeki) ifade. 1. 4. sergilemek. 1. 4. anlamlı. z. anlatmak. pozometre. 2. geniş. f. (malı) yurtdışına satmak. anlams ız. s. 1.b. yorumlamak. ekspres (taşıt). maruz kalma. hakkında şiddetli tartışmalar yapılan (konu). ışıklama süresi. sergi. gizli işleri açığa vuran makale/kitap. 2. irticalen. foto. kovma. boyut. 3. kovulma. 4. i.The house has a southern exposure. İng. uzatmak. hafifletici sebepler. mükemmel. (yard ım. s. deyim. 1. i. foto. ihracatç ı.) verme. kredi v. etkisine açık bırakmak.explosion explosion of laughter explosive exponent exponential export export export duty export license exportation exporter expose exposé exposition exposure exposure meter exposure time expound express express express delivery express in other terms express o. doğaçlamayla. maksadını anlatmak. f. f. kahkaha tufan ı. ihraç malı. 2. mat. f. çıkarmak. doğaçtan. kredi v. mat. to (birine) taziyede bulunmak.

z. f. nesli tükenmiş. 1. i. 1. d ışadönük kimse. mat. 2. fahiş (fiyat).. (para) koparmak. extortioner. f. 1. ekstrem nokta. aşırı derecede. s. 2. the extremities eller ve ayaklar. (diş) çekme. bak. ek ücrete tabi şey. 2. i. i. s. canlılık ve neşelilik. aşırı. zorla almak. 2. yok etmek. uç. olağanüstü bir örnek. 1. 1. öz. fevkalade. i. ç ıkarmak. bak.1. 2. zorla alma. 2. d ışdeğerbiçim. f. müsrifçe. seçmek. (bitkilerde) gürlük. ç ıkarma. 2. f. ç ıkarmak. (--led. i. i. d ışadönüklük. (bilgi) almak. itiraf ettirmek. aşırılık. aşıt noktası. 1. dışadönük. dışişleri. çoğ. savurgan. 1. müsrif. 1. çok. 2. sızıntı. ifrata kaçan kimse. f. kökünü kaz ımak. s. i. haraçç ı. i. israf. ruhb. söküp atmak. abartılı. sönmüş yanardağ. 3. 3. çok fazla. hariç. 2. a şırı. ekstrapolasyon.´nden i. yangın söndürme aleti. para sızdıran. i. s. ola ğanüstü: extraordinarily beautiful fevkalade güzel. (haraç) almak. i. ders program ı dışında kalan.b. har vurup harman savurarak. çok çal ış! i. s. extol. 1.. 1. i. haraca kesme. fevkalade. mat. a şırı. dışarı sızan şey. yüzeysel. f. söyletmek. insanı haraca kesen. s ınır. imha etmek. 5. aşırı uçlar. s. (özünü/suyunu) ç öz. yabancı (madde/cisim). f. i. 4. dış açı. abartı. fazla: Do you have an extra pencil? Fazla kalemin var m ı? 2. söndürmek. (to) (suçluyu) (suç i şlediği ülkeye) iade etmek/ettirmek. dış taraf. . 1. çok canlı ve neşeli. s. i. ruh. i. 2. z. s. i. para s ızdırma.. gür (bitkiler).. --ling) övmek.. s. fevkalade: Work extraevlilikdışı. çıkmak. 1. 2. 2. savurganlık. uçta olan.. sınır. z. uç. dış. özet.exterior exterior angle exterminate external external affairs externals extinct extinct volcano extinguish extinguisher extirpate extol extoll extort extortion extortionate extortioner extortionist extra extraextract extract extraction extracurricular extradite extradition extraneous extraordinarily extraordinary extrapolation extravagance extravagant extravagantly extreme extreme case extreme point extremely extremes extremist extremity extricate extroversion extrovert extrude exuberance exuberant exudation s. kurtarmak. harici. mat. 2. olağanüstü. dışlar. çok çok. 2. ruhb. dış. 1. önek dışında: extramarital hard! Çok i. (bir kitap v. uzatmak. esans. harici. i. zahiri. 2. zorla alan kimse. ıkarmak. 1. konu d ışı. kökünden sökmek. f. s. f. a şırı. 1. f. (para) s ızdırmak. s. i. 1. fazla. suçluların iadesi. fazlalık. ç ıkarmak. 2. dış.

folio. k ıs. argo kendisini ele ştirecek/cezalandıracak insanların önüne çıkmak. 3. s. 5. görme duyusu. 2. gözyuvar ı. olağanüstü. efsanevi. i. 3. anat. görgü tan ığı. i. Friday. yüz masaj ı. dili inan ılmaz derecede. z. i. göz çukuru. imalatç ı. i. f. 1. bez. al ın. following. bünye. fabl. göz yorgunlu ğu. yap ım. . imal etmek. şakacı. gözevi. frequency. çehre. yüz. güzel kız. 2. üretmek. 5. yalancı. yüze ait. far. s. f fable fabric fabricate fabrication fabricator fabulous fabulously face face face down face the issue face the music face to face face up to face value facedown face-saving facet facetious facial facile facilitate f. geom. i. imal. sızmak. bir durumu oldu ğu gibi kabul edip ona göre davranmak. i. İngiliz alfabesinin altıncı harfi. sima. yapı. i. inan ılmaz. uydurmak. kaplamak. i. i. 1. 2. yalan. s. karşısında olmak/durmak.. Fellow. yüzüstü. aydınlatıcı/şaşırtıcı olay/haber. harika. i. yüzükoyun. bakmak. f. müz. alımlı. gözyuvas ı. k ıs. ön yüz. enfes. France. (saatte) mine. façeta. mad. 1. 1. dili 1. 2. -i cesaretle kar şılamak. uydurmacı. i. faseta. cephe. i. gözkapa ğı. gözalıcı. 3. 1. i. k.. uydurmasyon. tic. i. f. i. astarlamak. F. 2. süper. i. i. sevinme. gözlük. 2. (ta şın) yüzünü yontup (karşısındakini) sindirmek. göz yuvarlağı. doku. z. göz far ı. i. ayna. fluid. i. 1. s. itibari değer. göz banyosu. üretim. göz alıcı şey. i. k ıs. kaş kalemi. 1.exude exult exultation eye eye eye shadow eyeball eyebrow eyebrow pencil eye-catching eyeful eyeglasses eyelash eyelid eyeliner eye-opener eyesight eyesocket eyestrain eyewash eyewitness F F f F. k. February. surat. kaş. karşılamak. süzmek. feminine. i. 2. i. anat. 1. yüz. 4. 2. Fahrenheit. yüz yüze. vaziyeti kurtaran.. süper.. (bir zaferden sonra) çok sevinmek. f. göz kalemi. masal. s. çok güzel. kolayla ştırmak. nominal de ğer. i. kolay. s. göz küresi. kirpik. görü ş. f. göz. fa notası. fine. tahammül etmek. (bir duruma) dayanmak. 4. yapmak. kuma ş. dokuma. yalan söylemek. kadran. 2.

tic. fecal. açık tenli. 2. 1. i. kavgac ı. 3. fena olmayan. al1. 1. arıza: power s. adaletli. 2.. kabiliyet. out fagot Fahrenheit faience fail failing failing failing that failure faint fainthearted faintness fair fair fair and square fair game fair to middling fair wind fairground fairly fairness fairy i. sin. 2. oldukça iyi. hizipçi. iflas etmek. İng.ılmış) tesis. başarısızlık.. yetenek. 3. 2. geçici bir f. i. başaramamak. z. 4. i. güçten dü şmek. gerçeklere dayanan. peri. kolaylıkla eleştirilebilecek veya alay konusu olabilecek kimse/durum. TV aç ılmak. duyu. sin. öğretim personeli. 1. açık tenlilik.. faktör. 1. 3. uydurma. fuar. s. s. 2. i. dürüst bir ve güneşli (hava). güzellik. s. solmak. mat. bak. kopya. (özel bir) hizmet. etmen.facility facsimile fact fact-finding faction factional factionalism factious factitious factor factor cost factory factual faculty façade fad fade fade away fade in fade out fade-in fade-out faecal faeces fag fag s. 1. 5. adaletli/adil bir şekilde. 1. bayılma. i. faksimile. (özel bir hizmet için yap tıpkıbasım. f. etken. çini. adil. He failed to come. i. 3. çarpanlara ayırmak. birinin tur şusunu çıkarmak. hizipler aras ı. 1. sarışın. becerememek. oldukça: fairly big oldukça büyük. yetenek. rengi atmak. kimse.. i. grup. 2. k. sin. temiz (kopya). 2. 4. kurallara uygunluk. mat. beceremeyiş. 2. 1. i. i. i. çalı çırpı demeti. peri gibi.. 2. ibne. fiyasko.5. --ging) birini çok yormak. ön okulun) öğretmen maskeleyen üniversitenin) görünüş. fuar alanı. kurallara uygun. i. TV kararma. güzel. zayıf. kuvveti kesilmek. 4. f. baygınlık. s. aç ıkşekilde. 6. fabrika. Gelmedi. s. i. argo homoseksüel erkek. yüreksiz. 2. faktör i.. kanıt toplayan. mesleğinde/iş hayatında hiç baygın. belirsiz. 7. dürüstçe. 1. 4. 2. sınıfta kalmak. i. f. İng. kolaylık. s. iflas. çarpan. duyum. i.. zaaf. tambölen. hizipçilik.başarı gösteremeyenbayılma. f. i. (bir cephe. faks.o.. i. yavaş yavaş yok olmak. 1. sin. bak. i. servis. feces. dili fena olmayan. yapmayış. moda/heves. fahrenhayt. (bir ö ğretim kurumundaki) tüm (yap ılarda) ön yüz. 1. (gerçeği kadrosu. donuk. âdeta: He adaletlilik. Merdivenlerden âdeta uçarak indi. TV aç ılma. 2. gerçek.. bayılmak. kusur. fair-weather friend iyi gün dostu. yer. . i. s. ımlılık. hizip. uygun rüzgâr.. 1.fairly flew down the stairs. 2. yeti.. TV kararmak. sınıfta i. (bir bir) dış i. çekingen. perilere ait. s. baygınlık. 3. 2. 3. ihmal. s. soldurmak. (--ged. aksi takdirde. (açıkta olan) fuar yeri. i. fayans. s. sahte.. 1. 4. edat olmad ığı takdirde. i. sar ışınlık. fiyat ı.

inanç. hataya dü şmek. aldatılmak. emrivaki. kapanmak. doğan. fall overboard fall prey to fall prostrate peri masalı. i. -e hücum etmek. 2. olupbitti. üçkâğıtçı. uydurma. güven. bozu şmak. 2. düşmek. kavga etmek. 2. uykuya dalmak. 1. k. sonbahar. kullanılmaz olmak. güre ş düşüş. This month the twentieth fell on a Friday. f. 4. düşüş. 5. 6. bayılmak. ask. s. itikat. sıyrılmak. ile çatışmak. sahtekâr. k. ask. 1. 2. bozulmak. dili -in pençesine dü şmek. 1. talep. umulan ra ğbeti hiç görmemek. gözden dü şmek. i. sahte. sadakat. din.b. terkedilmek.´nde) düşüş. tuzağa düşmek. yüzükoyun kapaklanmak.s. vefakâr. 3. i. 4. sahte bir şey. 3. (çare olarak) -e ba şvurmak. i. Bu ayın yirmisiüstüne düşmek. -in tutsağı olmak. azalmak. çok beğenmek. sadık olmayan. adı kötüye çıkmak. s. 1. geri çekilmek. -e sald ırmak. Hz. çökmek. atlatmak. fenalık geçirerek yere düşmek. 3. üçkâğıtçı. âşık olmak. . sava şırken ölmek. dizilmek. (fiyat. bırakılmak. sıradan çıkmak. 2. çekilmek. keriz. hastalanmak. fall. Âdem ve Havva´n ın işlediği günah ve sonuçları. dü şmek. sadakatsiz. yağış. s ıraya girmek. argo 1. uykuya dalmak. (kale) zaptolunmak. ısı v. (fell. güz. f. dili işi bırakmak. (gemiden) denize dü şmek. yüzüstü dü şmek. dört aya ğının cumaya rastladı. iman. yağmak. 1. vefakârlık. uydurmak. 6. i. dü şmek. i. yıkılmak. geri kalmak. dolandırılan kimse. -e kapılmak. işten vazgeçmek. düşmek. gerilemek. 3. 1. 5. itimat. enayi. oldubitti. şahin. (güvenilecek bir kimseye/yere) ba şvurmak. 2. aldatıcı. başkasının cezasını çeken kimse. i.fairy tale fait accompli faith faithful faithful to his word faithfulness faithless fake faker falcon fall fall fall asleep fall asleep fall away fall back fall back on fall back upon fall behind fall by the wayside fall down fall down fall down in a fit fall flat fall for fall foul of fall guy fall ill fall in fall in battle fall in love fall into a trap fall into disfavor fall into disrepute fall into disuse fall into error fall into the clutches of fall of man/the Fall fall off fall on fall on one´s feet fall out fall over fall over o. başarmak.en) 1. kendini çok istekli göstermek. dolandırıcı. düşme. sadık. çökme. dü şmek. vefas ız. dökülmek. 2. sözüne sad ık. 2. s.

1. suya düşmek. samimi. i. boş gurur. -e kurban gitmek. falso. iyi arkadaş. 2. s. vefas ız. akrabalar. aile çevresi. 1. umdu ğu gibi çıkmamak. şelale. fall. 2. ünlü. iyi bilinen. iyi tan ınan. i.. ün. f. ıtmak. gerçekleşememek: The plan fell through. His eye fell upon me. aşina. s. k. güvenilmez. (gerçekleri) çarptereddüt etmek. z. aile babas ı. soyadı. man. ailevi. -e âşık olmak. alageyik. f. sendeleyereknam. akanyıldız.. ev bark sahibi. bak. takma dişler. s. bak. belge v. dili çok iyi. s. bot. Benim payıma düştü. azalmak. 1. familya. 1. ekilmemiş. İng. s. yanılabilir. . samimiyet. yanlış davranış. nadasa b ırakılmış. k. 2. temelsiz. i. me şhur.fall short fall short fall sick fall through fall through fall to fall upon fall victim to fall/be in love with fallacious fallacy fallen fallen woman fallible falling star fallout fallow fallow fallow deer falls false false pride false step false teeth falsehood falseness falsify falter fame famed familial familiar familiarise familiarity familiarize familiarize o. 2. yürümek. yalan. hataya düşebilir. gerçekleşmemek. (bir şey) hakkında bilgi edinmek. (bir şeyi) herkese tanıtmak. -e başlamak. çağlayan. s. yeme -e saldırmak. f. yanıltmaca. şecere. 2. düşmüş kadın. aile muhiti. 2. teklifsiz. aile. bildik. It fell serpinti. sahte. aşinalık. devetüyü rengi. i.. k ıtlık. Plan suya düştü. dü şmek. i. i. 2. radyoaktif to my lot. i. (of) yeterli olmamak.. tanınmış. yalan söyleme. 2. His face fell. 4.´nde) tahrifat yapmak. aile adı. s. f. çoluk çocuk. devetüyü. fahişe. kayıt. soyağacı. (ses) titremek. aile planlamas ı. dili suya dü şmek. sendelemek. gücünü/hızını kaybetmek. f. çürük. 1. teklifsizlik. 3. sahtelik. 1. s ığın. familiarize. ğe/savaşa başlamak. s. 3. f. aileye ait. şöhret. yanlış düşünce/inanç.b. i. titrek bir sesle s. eksik gelmek. hastalanmak. yanlış fikirlere dayanan. 2. laubalilik. Suratı asıldı. Gözü bana ilişti. yetmemek. 1. i.s.. safsata. -e koyulmak. 1. mantık kurallarına ayk ırı sav. ünlü. tanıdık. (hesap. soyadı. açlık. with family family circle family man family name family name family planning family tree famine famish famous famously (of) 1. zool. me şhur. i.

enfes. hayal etmek. fars. 1. çok uzak.. (yırtıcı hayvanlarda) köpekdişi. sınırsız hayal veya hayali. s. tıb. çiftlik binalar ı arasındaki meydan. taksi müşterisi. veda yeme ği. uza ğa.s. 3. i. 1. 2. 2. fanatik. inan ılmayacak kadar büyük (miktar). They didn´t go far. 2. vantilatör. gülünç. hayalperest. i. s. fantastik. kaba osuruk. yelpaze biçimindeki herhangi bir şey. bilet ücreti./Tersine. fantezi.. (birisi) için iyi gitmek. öngörülü. 1. 2. çiftlik. pervane kanad ı. fantezi. körüklemek. i. f. s. yelpaze. mak. far off faraway farce farcical fare fare fare badly fare well farewell farewell dinner far-famed farfetched far-flung farina farm farm farmer farmhand farmhouse farming farmost farmstead farmyard far-reaching farsighted fart i. çiftlik avlusu. 1. hayali. i. 2. i. kat daha iyi. uzak. zannetmek. mutaassıp.ıyafet balosu. dalg ın (bakış). i. 2. 2. k. gerçek payı çok az olan. mutaassıp. dili hayran: She´s one of your fans. fang fanny fantastic fantasy far far afield far and away Far from it. uzakta: He´s never journeyed far from Istanbul. s. i. ba ğnaz. yol paras ı. Hayranlar ınızdandır. s. hayal. mak. dili k ıç. popo. çiftçilik. yiyecekler. çok süslü. 4.. akıl almaz. (öbürlerinden) kat kat daha . f..fan fan fan fan belt fan blade fan the flames fanatic fanatical fanciful fancy fancy fancy dress ball fancy o. ba ğnaz. 2. ak ıldışı. 3. z. hipermetrop. Uzağa konu dışında. s. Onun için kötüydü. s. . üstün kaliteli (g ıda maddeleri). Öbürlerinden katdili Ne münasebet. 2. lüks. fantezi. saçmal ık. f. 1. çiftlik evi. 1. s. 3. i.gücü. 3. k. harika. i. çiftçi. sanmak. i. uzaklara yayılmış. (--ned. yemekler. 1. rençper. irmik. i.: He´s far and away the best. bak. İstanbul´dan uzağa hiç seyahat etmedi. 2. pervane ısı. çiftlik ve içindeki binalar. k istemek. veda. s. ırgat. i. 2. çok kişi veya şeyi etkileyen. dü şünmek. osurmak. -den hoşlanmak. i. müz. f. s. 1. 1. i. f. tiy.. maskaralık. hayal düşlemsel. çok me şhur. i. fanatik. --ning) yelpazelemek. k. çiftçilik yapmak. dü şlem. i. dü gerçekdışı. süper. -den uzak. k ışkırtmak. hayallerinde kendini ( şöyle veya böyle) görmek.şlem. i.. s. ünlem Elveda! i./Bilakis. 1.. 1. (birisi) için kötü olmak: He fared badly. s. yılanın zehirli dişi. 2. 4. 1. ileri görü şlü. 1. hayal gücü. s. baseball fan beysbol meraklkayışı. farthest. 3.

fatalizm. en uzakta.o. Peder (papazlara verilen unvan). daha uzak. 2. baba. s. öldürücü. bitkinlik. f. s. i. 2. (otoyolda) sürat şeridi. yormak. daha ötedeki. çabuk. arka kaportas ı yatık spor araba. en uzak. s. revaçta olan. titiz. hafifmeşrep. daha uzaktaki. sabitlik derecesi. yorgunluk. 1. 2. 2. pizza gibi) hazır yiyecekler. defile. 2. 2. tez. semirtmek. 1. i. yazg ıcı. kader. (birinin) ilgisini/merak ını çok çekmek. fasikül. çeyrek peni (eski bir İngiliz parası). fastener fastidious fastness fat fat cat fatal fatalism fatalist fatalistic fatality fate fated fateful father Father Father Christmas father-in-law fatherland fatherless fathom fatigue fatten s. (kaza sonucu olan) ölüm. babas ız. manken. suçu birinin üstüne atmak. en ötede. solmaz renk. (kuma ş boyası için) sabitlik. şişmanlatmak. korunak. i. 2. ölümcül. s. s. öteki. en ötedeki. f. vahim.. 1. 2. on (gözü) (bir yere) dikmek. oruç. s. çok enteresan. öldürücülük. f. en uza ğa. suçu birine yüklemek.farther farthermost farthest farthing fascicle fascinate fascinating fascination fascism fascist fashion fashion designer fashion model fashion show fashionable fast fast fast asleep fast color fast food fast lane fastback fasten fasten on/upon fasten the blame on s. i. 1. bağlamak. i. -e saplanmak. 1. kadercilik. f. anayurt. İng. i. çok ilginç. yapmak. 3. sabit (renk). çengellemek. tutturmak. kayınpeder. çengelle bağlamak. bağ. s. 3. -e tak ılmak. ücra --test) 1. 2. fatalite. tarz. i. faşizm. fast-food restaurant hazır yiyecek satan lokanta. ölümcüllük. fatalist. s. s. şişmanlamak. şekil. i. süratli. 4. kaderci. modac ı. f. en ilerde. i. moda olan. mahfuz yer. 1. kopça. z. (--ter. kulaç (uzunluk ölçü birimi). yazg ıcı. mukadderat. peder. kaderde olan. i. (hamburger. derin uykuya dalm ış. ötedeki. anavatan.yer. bağlanmak. oruç tutmak. i. kalın. i. Noel Baba. tutturulmak. kavramak. moda. semirmek. i. uçarı. üstünde durmak. 3. 2. alınyazısı. i. i. yazg ı. biçim. argo zengin adam. s. hızlı yaşayan. vahim. iskandil etmek. s. zor be ğenen. 3. solmaz. bağlayan şey. 1. 1. şekil vermek. . seri. şık. en uzak. anlamak. rağbette olan. i. faşist. s. -i kafasına takmak. i. semiz. i. yağ. i. hızlı. yağlı. daha ilerdeki. 1. cazibe. çıtçıt. 2. kaderci. yazg ıcılık. dolgun. i. 1. 1. büyük merak. z. şişman. f. s. i. f. 2. fatalist.

korkmak. s. ziyafette yiyip içmek. f. i. 2. uygulanabilir. dışkıya ait. dehşetli. broad bean. i. fakslamak. çok sevilen kimse/ şey. tüy takmak. f. budalalık. hebenneka. korkunç. 1.. fauna. dalkavukluk etmek. ço ğ. i. i. f. s. favori. fizibilite. i. i. 1. fay. s. f. geyik yavrusu. 2. yanlışsızlık. s. korkak. kazanacağına inanılan yarışçı. 3. yanlışsız. i. favor. noksans ızlık. 4. kayırıcılık. yılmaz. en çok sevilen. şişko. i. direy. faks. s. alageyik yavrusu. tercih i. k ıs. 2. yortu. fizibilite raporu. özellik. kusurlu. bayram. 2. Onu hiç etkilemedi. favori. i. 1. dili küpünü doldurmak. kuş beyinli. gözde. faks. tüy. (cesaret veya bedensel i. the Federal Bureau of Investigation.. i. i. 1. bak. 2. s. kabahat. tenis servis hatasız. gözde. yılmadan. 2.. yağlı. sempati. i. -de kusur bulmak.. korku veren. dobiş. z. 1. kusursuz. yaltaklanmak. bak. 2. i. doyas ıya yemek. i. onay. February. 2. iyilik. şubat. korkusuzca. 1. İng. f. s. uygun. korkunç. 4. hediye. ku ştüyü ile kaplamak. f. sima. yap ılabilirlik. 1. lütuf.. kırık. 5. sevgi. 1. i. 2. faksla gelen mesaj. defolu. en kötü ihtimalin gerçekle şmesinden korkmak. i. . yüzdeki organlardan biri. tarafını tutmak. mümkün. 2. 1. kuştüyü yatak. s. film. çehre. korku. uzun makale. musluk. 2. ziyafet vermek. ziyafet. (bir davete katılanlara verilen) ufak iyi. k. sevgili. 2. noksan. yanl ış. 2. hebennekalık. 1. yap ılabilir. s. broad bean. s. çoğ. (birinin karakterinde) kusur. tüylü. 4.f. budalaca. korkusuz. sa ğlam bir temele dayanmayan. --s (fô´nız)/--e (fô´ni) i. yüz hatları. beğenme. korkusuzluk. f. 1. f. i. jeol. 3. kayırma. k. kendini ak ıllı sanan budala. f. Hrist. 3. gözü pek. 2. tüys ıklet. 1. 1. ho şa giden. 1. müsait. yüz. falso. pot. s. sar ımsı kahverengi. güç isteyen) ba şarı. 1.fatty fatty acid fatuity fatuous faucet fault faultless faultlessness faulty fauna faux pas fava fava bean favor favorable favorite favoritism favour fawn fawn fax faze FBI fear fear fear the worst fearful fearless fearlessly fearlessness fearsome feasibility feasibility study feasible feast feat feather feather feather bed feather one´s nest featherbrained feathered featherweight feature Feb February fecal s. noksans ı. yağ asidi. as ıl k ıs. 2. s. iltimas. 1. aşağ. bak.. i. kim. s. -de önemli bir rolü olmak: This i. faks makinesi. çürük. dili etkilemek: It didn´t faze him at all.

(fed) 1. 1. vizite. yem. 2. f. giriş ücreti. ile beslenmek. z. midesi bulanmak.. beceriksiz. gibi i. kendini beğenmek. anlamak. hissetmek. argo sarho ş olmak. canı yapmak istemek. pol. zayıf. k ıpır kıpır olmak. dili 1. i. 2. (birini) çok çekici bulmak. i. yemlik. i. 1. doktor ücreti. . kendini (bir şeyi yapmaya) mecbur hissetmek. 4. 4. yem kab ı. k. kuvvetsizce. duymak: I feel good. federasyon haline getirmek. yemek vermek. fötr şapka. f. bak. Kendimi iyi hissediyorum. -e çok üzgün olmak. k. 1. f. on ile beslemek. sudan/denizden ç ıkmış balığa dönmek. federalize.s.. coşmak. federal. bak. hafifçe. elleri ile yoklamak. 1.ı. İng. geri zekâlı. 2. 2. yiyecek. 2. kendini rahat hissetmek. amirane tavırlar içinde olmak. illallah demek. 2. yem torbas geribildirim. kendini tur şu gibi hissetmek. f. biberon.. federalizm. çok ihtiyatlı davranmak. dokunmak. zayıf bir şekilde. . s. s. 1. el sürmek. dokunma. (hayvan) beslenmek. dili üzülmek. be fed up with argo -den b ıkmış olmak. i. 2. yad ırgamamak. keyfi olmamak. (bir şeyin dokununca uyandırdığı) his. feel low feel no pain feel no pain feel o. dışkı. yedirmek. kuvvetsizlik.. içine doğmak. fidbek. kuvvetsiz. s. federasyon. obliged to feel one´s oats feel one´s oats feel one´s way feel pity for feel queasy feel rotten feel shame feel sick at/about i. ücret. f. -e ac ımak. (devletleri) federasyon haline getirmek. içi rahat etmek. 1. zayıf. feed. elinden i ş gelmeyen. k. kendini iyi hissetmemek. on ıda. cansız. (felt) 1. i. 1. 2. -in çektiklerini anlamak. f. i. 2. fiz.. 3. s. s. gyemek..s. beslemek. zilzurna sarhoş olmak. fötr.feces feckless fed federal federalise federalism federalist federalize federate federation fedora fee feeble feeble-minded feebleness feebly feed feed feedback feedbag feeder feeding bottle feel feel feel an affinity for feel at ease feel at home feel bad feel for feel giddy feel in one´s bones feel keenly feel like a fish out of water feel like doing feel like o. i. morali bozuk olmak. zayıflık. geribesleme.. federalist. 2. kendini iyi hissetmek. 3. el yordam ıyla ilerlemek. başı dönmek. i. i. i. yerinde duramamak. (for) -den utanç duymak. birinin bir şey hakkındaki düşündükleri/izlenimleri. dili baya ğı sarhoş olmak. kuvvetle hissetmek. yemek.

kadınlık. cemaat. ço ğ. çit. s. feel. 1. çalıntı mal alıp satan kimse.. kendini (belirli bir şeyi) yapacak kadar güçlü hissetmek. burs. dişil. -i uzakla ştırmak. başı dönmek. arkada şlık. kad ına özgü. 4. fend off fender fennel fenugreek ferment utanmak. mesut. dişilik. ek şime. . kesip devirmek. münasip. -i parmaklıkla/tahta perdeyle/çitle ayırmak. s. 1. fötr. 1. mutluluk. feminine. 1. huk. 1. hem şeri. feminizm. i.üyelik. kardeşlik. vatanda ş.. yerinde. zool. i. female. i.. bot. çamurluk. i. his. deli numaras ı yapmak. eskrim yapmak. mutlu. 1. . yan ıltma hareketi. çit veya parmakl ık malzemesi. 2. 2. (in) -i parmaklıkla/tahta perdeyle/çitle çevirmek. 2. feminist. şöminenin önüne konulan alçak parmaklık. yere sermek. 1. arkadaş. i. maya. uygun. dilb. mahcup olmak.. 2. ba şının çaresine bakmak.. huk. f. (bir şey yapmayı) çok istemek: He suddenly got the urge to make money.. ask. 2. 2. (bir bilim kurumunda) i. i. parmaklık. fall. kişi. Birdenbire içinde i.s. rezene. foot. adam. i. dişi. 2.. keçeli kalem. suçlu. f. k ıs. s. mayalanma. dü şürmek. i. saadet. yanıltma hareketi yapmak. kendini geçindirmek. bataklık. çoğ. duygu. s. midesi bulanmak. merak etmek.. para kazanma tutkusu uyand ı. bak. 1. i. 2.. i. i. 3. feldispat. 2. f. dili kendini iyi hissetmek. i. iç âlemi. i. 2. isabetli. numaras ı yapmak. 1. 2. grup. kadınsı. üzülmek.. eskrim. a ğır suç. f. dokunaç. (bir bilim kurumunda) üye. k. f. 1. çemen. -i kovmak.. yurttaş. i. yanıltma. f. i. f. i. i. 1. tahta perde. min. intihar etme arzusu duymak. dert orta ğı.. 2. bak. sersemlemek. i... eskrimci. 1. raziyane. (yapar) gibi görünmek. i. i.feel small feel suicidal feel up to feel up to par feel woozy feel/be troubled feel/get/have an/the urge to feeler feeling feet feign feign madness feint feldspar felicitous felicity fell fell fellow fellow citizen/countryman fellow sufferer fellow townsman fellowship felon felony felt felt felt-tipped pen/felt pen fem female feminine femininity feminism feminist fen fence fence fence off fencer fencing fend fend for o. hemşehri. his dünyası. bak. i. keçe.

gen. i. s. irinlenmek. i. arayıp taramak.. ek şimek. Duygu yoğunluğu belirtir: He was shouting in a fever of excitement. s. s. festival. vahşilik. gübrelemek. böyle bir taşıtla i. alıp getirmek. i. s.. feodal. pis kokan. i. neşeli. ate şlilik. feston. bereketli. getirmek. iki k ıyı arasında araba/insan taşıyan gemi. az miktar. i. bot. 1. yırtıcı. i. . cenine ait. vahşet. s. araba vapuru. verimlilik. uzun süren dü şmanlık. f. ate şli. kavga etmek. 1. i. 3. 3. yortu. iki k ıyı feribot. k. hararet. kan davası. i. aşk merdiveni. şenlik. dişil nişanlı. 1. elini ayağını bağlamak. kutlama: What kind of festivities will there be? Ne gibi kutlamalar olacak? i. ayağına zincir vurmak. i..ferment ferment trouble among fermentation fern ferocious ferocity ferret ferret ferret out Ferris wheel ferroconcrete ferry ferryboat fertile fertilise fertility fertilize fertilizer fervent fervid fervor fester festival festive festivity festoon fetal fetch fetching fetid fetish fetishism fetter fettle fetus feud feudal feudalism feudality fever fevered feverish few few and far between fez fiancé fiancée f. 2. ate şli. çekici. İng. s. ateş. şen. 1. hararetli olan. buka ğı. gelir sağlamak. s. dili cazibeli. 2. betonarme. i. al ımlı. döllemek. gübre. cenin. zool. vahşi. i. 2. f. i. s. i. böyle taşıyan tekne. hararet. feodalite. (çoğ. dönme dolap. engellemek.b. f. e ğreltiotu. f. s.. 2. bağlamak. verimli. heyecanlı. hararetlilik. bayrama ait. feodalizm. humma. da ğgelinciği. hâsılat getirmek.. Büyük bir heyecanla ba ğırıyordu. i. füjer. i. 1. çoğ. fertilize. 2. ateşli. ateşli. f. ateşli. ateşi çıkmış. i. azmak. vapur. 1. iltihaplanmak. f. s. f. i. ateş. ihtilaflı olmak. 2. fetiş. hararetli. hararetli. 2.. f. s. hararetli. i. telaşlı. arasında araba/insan bir ta şıtın işlediği yer. 2. s. 1. i. 1. --zes) fes. bak. engel. mayalanmak. fetişizm. sal v. az. i. fermantasyon. arayıp tarayıp bulmak. eril nişanlı. çok nadir. 2.. 1. i. i. mayalanma. i. i. (birilerini) k ışkırtmak.. kayık. koku şmuş. 1. 2. bayram.

hasta. vakit geçirmek. i. fictionalize. s. şeytan. i. topçu s ınıfı. k ıpır kıpır. tarla faresi. şehvet dolu. gereksiz şey/kimse. kolaylık olsun diye gerçek gibi farzolunan şey. i. cam elyaf ı. f. 1. sahra talimatnamesi. galeyana festival. 1. ifrit. i. hayali. 2. mera. (öğretimde) gezi. (bir spor takımını) sahaya çıkarmak. i. (zamanı) boş geçirmek. 2. lif. 2. s. 2. i. deli. s. s. on be şinci. i. i. vefa. bak. 2. 1. vakit geçirmek. i. (bilgi toplamak için yap ılan) alan araştırması. küçük yalan. bayram. --bing) yalan söylemek. değişken. beşte bir. (aşkta) vefasız. çim hokeyi. zırva. şeytanca. ateşli... barut gibi. yortu. s. k. . kızgın. 1.. ask. (--bed. atmak. s. İng. 2. kaypak. s. on beş. zeamet. 3. saçma sapan sözler. 5. alan yarışları. s. İng. roman ve hikâye edebiyat ı. meraklı. f. bak.. 2. i.. f. sert. feldmareşal. 1. hercai. şeytani. ateşli.. i. üstsubay. an opium fiend afyonkeş. f. tımar. i. uydurmak. s. 1. fiber. ask. emir. k. hercai. dili düşkün. çayır. tarla. be şinci. sahra topu. 1. on beşte bir. k. alan. k ıta tatbikatı. (çifte) dürbün. f. s. rahat durmayan. 1.. şiddetli. 2. lifli. zebani. on beş rakamı (15. otlak. ask. coşturucu. f. ask. ünlem Hay Allah! i. fiyasko. uydurma.fiasco fiat fib fiber fiberglass fibre fibrous fickle fiction fictionalise fictionalize fictitious fiddle fiddle around fiddle away Fiddle! fiddle-faddle fidelity fidget fidgety fief field field artillery field day field events field exercise field glasses field hockey field hospital field maneuver field manual field marshal field mouse field officer field officer field trip fieldpiece fieldwork fiend fiendish fierce fiery fiesta fifteen fifteenth fifth fifth wheel i. ateş gibi. karar. hikâye/roman şekline sokmak. i. dili keman. dönek. sahra spor bayram ı. i.getiren. 3. keman çalmak. XV). 4. kara manevras ı. i. saha. tiryaki: a tennis fiend tenis hastas ı. oyalanmak. 1. i. oyalanmak. 2. 2. fırdöndü. ask. yerinde duramamak. huk. dili 1. sahra hastanesi. 1. durmadan k ımıldamak. rahat oturamamak. 2. i.. on beş. üstsubay. sadakat. çabuk öfkelenen. vahşi. mevhume.

a şırmak. 1. elek. i. dolgu. artistik patinajc ı. i. boksör. dili birinin yerini doldurmak. 1. 1. sayı. 2. 1. (formu) doldurmak. doldurmak. (birinin) yerine çalışmak. 2. toplamak. 1. evrak/dosya dolab ı. Fiji´ye özgü. 1. i. boy bos. s. f. -e güvenmek. i. i. filing cabinet evrak/dosya dolabı. kavga etmek. figure. (fought) 1. 1. 2. yürütmek. savaş. avc ı bombardıman uçağı. k ıs. elli rakam ı (50. artistik patinaj. 2. 1. oto. i. dili sanmak. i. fileto. mecazi. Durumu bana aç ıkla. doyurmak. i. 3. 1. elli. çoğ.. dosyalamak.´s shoes fill the bill s. 2. s. f. dosya. kilo almak. eğe talaşı. lif. Fiji Adalar ı´na özgü. i. evlada yak ışır. 1. f. zannetmek. 3. 3. s. i. rakam. -i hesaba katmak. bilg. mecaz.. i. elli. 2. avcı uçağı. -i çözmek. huk. -i planlamak. dosya. 3. avcı savaşmak. f. ihtiyac ını karşılamak. işini görmek: This´ll fill the bill. ercik sap ı. ellinci. iplik. s. fındık. eğe. incir a ğacı. incir. . i. 1. evrakları dosyalayan görevli. törpü. yazılı olarak şikâyet etmek. 2. dövü ş. 3. uçağı. törpülemek. dili 1. Fiji. mücadele. fileminyon. çalmak. Fijili. i. figür. fill out fill s. L). endam. 2. sava şçı. dolgu maddesi. k. figurative. f. 1. 3. dolguyla meydana getirilmi ş yer. eğelemek. -i anlamak. dolmak. Fiji. dövüş horozu. önemli bir rol oynamak. evlada ait. mücadele etmek. bot. dosya (bir şeyle/kişiyle ilgili belgeler). reçetedeki ilaçlar ı vermek. i.o. gemi aslan ı. i. s. 2. tel. mecaz. 2. kavga. k. dövüşmek. 2. filaman. k. Depoyu doldur! 1. 4. dosyaya koymak. u ğraşmak.fiftieth fifty fifty-fifty fig fig fight fighter fighter plane fighter-bomber fighting fighting cock figment figurative figure figure figure of speech figure of speech figure on figure out figure skater figure skating figure up figurehead Fiji Fijian filament filbert filch file file file a complaint file clerk filet filet mignon filial filings fill fill a prescription fill a tooth fill dirt Fill her up! fill in fill in for Fill me in on the situation. 2. İşimizi görür bu. 2. numara. dolgu yapmak. i. 2. dolgu. f. 2. figür pateni. 2. 1. i. geçici olarak bir i şte çalışmak. yarı yarıya. dolgu toprak. Fijili. doldurmak. klasör. ellide bir. i. i. (bir hesab ı) toplamak.

i. öğrenmek. dili. s. suçlu ç ıkarmak. kemiksiz et/balık. ince ruhlu. halis. saf. kendini (biriyle) ba ş başa bulmak.. z. veya kurs sonu s ınavı. 2. 1. f. sympathetic finding fine k. para s ıkıntısı. ığı. i. kat ışıksız. filtre. foto. s. 1. mali durum: His finances are in good shape. biri/bir şey (birinin) tuhafına gitmek: I find him strange. saç band ı. dolgu macunu. O benim tuhafıma gidiyor. filme almak. -e kusur bulmak. 2. ince. yatırımcı. 1. 1. bütçe yılı. aç ık. 2. sonuncu. 3. sonunda. mükemmel. k ısrak. ince tabaka. i. 2. tête-à-tête with find out Find out if he came. di şçi.. filtreli sigara. i. finans: ministry of finance maliye bakanl ığı. pislik. son.t. i. güzel. boyacılık filler. 1. k.. 1. fileto. dolma. zar. çok pis. Onun mali durumu iyi. 1. 2.fill the bill fill up filler fillet filling filling station filly film film speed film star filter filter paper filter paper filter tip filter-tipped filth filthy filtrate fin final final heat finale finalise finalist finality finalize finally finance finances financial financial pressure financial year financier financing finch find find employment find fault find fault with find guilty find o. final spor sömestr sonu i. ince. ince örtü. 1. f. 4. iş bulmak. i. son şeklini vermek. f. (found) bulmak. strange find s. süzüntü. i. i. finalist.. dolgu. i. 2. İng. mali yıl. s. yıl sonu. zarif. para: A lack of finances was the problem. duygulu. mali. 6. i. 1. filtre kâğıdı. 1./s. 2. nihayet. filtre kâğıdı. Gelip gelmediğini öğren. spor final. spor final: final match final maç ı. dili ihtiyac ı karşılamak. 1. finansman. filtreden geçirmek. 5. kesin. dolgu. f. birinin hoşuna gitmek: She didn´t find his ways sympathetic. 2. (with) kusur bulmak. f. hassas. bulunmu ş/keşfedilmiş şey. 2. zool. benzin istasyonu.. bitirmek. s. finansman. katk ı maddesi. i. doldurmak. i. final. i. filtrat. filtreli sigaralar. doldurma. find s. güzel (hava). yüzgeç. (jürinin verdiği) karar. 1. âlâ. üstün. kesinlik. ço ğ. finansç ı. 1. i. film çekmek. 2. filtreli (sigara).t.o. final ko şusu. Onun bir şey davranışları hoşuna gitmedi. film.s. 2. i. . sigara filtresi. finalize. 1. bak. maliye. 2. müz. finanse etmek. i. i. Problem paras ızlıktı. sin. i. 2. ispinoz. s. 2. f. ke şfetmek. film duyarl film yıldızı. huk.

grev kırıcı. top. parmak tırnağı. i. i. sona ermek. I´d like to use it. kalorifer v. (soba. ilk silah atan olmak. up fire s.t. tamamlamak. s. bitirmek. 1. 2. s ınırlı.´ni) ate şlemek. i. el sürmek. i. 1. itfaiye binas ı. (kurşun. 1. Finli. dili bitirmek. ustalık. O bilgisayarla mahdut. f. i. i. (motoru) çal ıştırmak.b. köknar. (birini) gayrete getirmek. f. güzel sanatlar. 2. yangın hortumu. ellemek. k ılı kırk yaran. 2. i şini bitirmek. itfaiye. para cezas ı. itfaiye te şkilatı. 3. i. (bir iş için) (birini) şevke getirmek. s. 1. işin bittiyse onu sonlu. ispiyon. Fin. i. itfaiye. itfaiye arabas ı.fine fine arts fine arts finery finesse finger fingernail fingerprint fingertip finicky finish finish line finish off/up finish with finite finite verb fink Finland Finlander Finn Finnish fiord fir fire fire fire a salute fire a shot fire alarm fire brigade fire department fire engine fire escape fire escape fire extinguisher fire hose fire hydrant fire insurance fire questions at fire s. para cezasına çarptırmak. tırnak. dili öldürmek. bir el silah atmak. 3. yangın musluğu. comb ince eleyip s ık dokumak. fine-toothed i. ispiyoncu. yangın zili.b. Fince. çekimli fiil.o. ile ilişkisini s. up fire station fire the first shot fire tower fire truck firearms fireboat i. mat.. 2.. 2. (silah) ateş almak. spor finiş. (toprak e şyayı) (fırında) pişirmek. go over the matter with a süslü giyim.´ni) fayrap etmek. parmak ucu. argo 1. i. 1. İng. fine-toothed comb ince di şli tarak. fjord. yangın. v. Fince. sona erdirmek. i. i. parmakla dokunmak. i. Finlandiya. 1. tamamlanmak. . parmak izi. k. i. yangın sigortası. k. dilb. yangın alarmı. bitiş. k. incelik. ustalıkla durumu idare etmek. 2. top. f. f. 2. f. (tüfek. bitirmek. yangın merdiveni. with enthusiasm for fire s. ateşli silahlar. yangın söndürme aleti. ihbarc ı. (birini) soru ya ğmuruna tutmak. güzel sanatlar. itfaiye arabas ı. 2. 4. dili işten top atışıyla selamlamak. i. yangın merdiveni. parmak. Fin. titiz. Finlandiyalı. 1. ateş. i. ile işi bitmek: If you´ve finished with that computer. kullanmak istiyorum. hain.o. s. bak. gammaz. yangın söndürme gemisi. bitmek. yangın kulesi. belirli bir el silah) atmak.

ekstra. çikolata v. (fiyatlarda) istikrar. ba ş. (kurşun. ilk izlenim. yanan odun parças ı. i. 1. üsteğmen. mükemmel. 2. 2. önce. mükemmel. 1. fiyatı değişiklik göstermeyen (hisse senedi. atış alanı. ateşleme tertibatı. ilk çocuk. atış mangası. birinci mevkide. ilkin.b. ilk ad. ilkönce. i. dili ateş bir el ateşleme mekanizması. 1.D. önce. s.ım. i. i. üstün. (jöle. birinci tekil veya ço ğul şahıs. ateşböceği. pişim. (taşıtta) birinci mevki. 1. pelte. 2. s. firma. dilb. (İskoçya´da) haliç. gök kubbe. birinci.men (fay´ırmîn) i. i. ateş alma. 2. top v. çoğ. birinci şahıs. i. When we first came here it was a village. birinci mevkie ait. at ış. belirli hattı. 3.b.´ni) ate şleme. gecenin ilk nöbeti. sağlamlık. s. kaymayan. ilkönce. sallanmayan. kesin teklif. s. ortalığı karıştıran delifişek. üstün. 2. i.b. i. birinci mevki. birinci kat. 3. (tüfek. i. yangın musluğu. 4. i. 1. ask. ferman. (toprak eşyayı) pişirme. zemin kat. 2. z. ask. dilb. i. 4. birinci mevki. sıkılık.´ne özgü) donmu şluk. idam mangas ı. z. birinci s ınıf. donmu ş (jöle. 4. A. birinci s ınıf. i. birinci. 3. ilk. en başta. pelte. çikolata v. kestanefişeği. ateşleme iğnesi. poligon. sağlam. z. yangın tuğlası. ilk. havai fişekler. yanmaz. aç ılış gecesi. odun. İng. i. ocak. evvela. 1. s. ocak ba şı. s ıkı. (A. gala.B. 1. İng.´de) cumhurba şkanının karısı.B. çatapatlar v. ilkin. en büyük. i. 1. zemin kat. i. silah) atma. 2. . 2. İlk geldiğimiz ilk yard ilk: tıb. birinci kat.firebrand firebrick firebug firecracker firefly fireman fireplace fireplug fireproof fireside firewood fireworks firing firing line firing mechanism firing pin firing range firing squad firing squad firm firm firm offer firmament firman firmness first first aid first aid first and foremost first class first class first floor first floor first impression first lady first lieutenant first lieutenant first name first night first person first person first watch firstborn first-class firstly first-rate firth i. top. i. s. ekstra. ilk do ğan. birinci s ınıf. şömine.).D. kestanefişekleri. ilk yardım. evvela. üste ğmen. fire. kundakç ı. itfaiyeci. ateşlenme. i. tahvil tic. k.b. ateşleme pimi.

olta çubu ğu. i. balık avlamak. bulanık suda balık avlamak. kesintili. dikkatini -e çevirmek. s. k. i.o. k. bölünüm. i. 2. balık tutmak. aşırı bağlılık. dili birine (bir şey) ayarlamak/sağlamak. beş misli. uygunluk. -e karar vermek.. i. (bir) aksesuar. mali.´ni) kararla ştırmak. balık ağı. -e göre olmak. s. dili çok öfkeli. 1. de ğişmeyen. V). fish. 4. mali yıl. kendini süslemek.s. yar ılabilir. balığı çok. yumrukla şma.o. balık kılçığı. z. uygun olma. s. man şon gibi) tesisat işlerinde kullanılan parça. miktar v. uygun. 3. birinin hakk ından gelmek. -i ayarlamak. ş. olta ipi. balıkçı. prova. kriz: a fit of coughing öksürük nöbeti. yumruk. -e uygun olmak.es) balık.er. 2. tayin etmek. befitings. -i uydurmak. masal. düzensiz. dövüşme. süslenmek. k ısa aralıklarla bölünen.. beş. dili 1. s. balık kokan. k ılçık. olta kam ışı. spor yapmaya hazır olma. out for fit to be tied fitful fitness fitter fitting five fivefold fix fix fix a place up fix o.men (fîş´ırmîn) i. f. -i seçmek. 1. Bu işte bir bityeniği var. zıvanadan çıkmış. (sabitle ştirecek bir şekilde) takmak. ince çatlak. çoğ. gözünü -e dikmek. bölünebilir. 1. s. sağlamak: This job fits you hiçbir işe yaramaz. birine (bir şey için) gerekli şeyleri sağlamak/tedarik etmek. beş rakamı (5. (--ted. bait! Ya i. 2. i. misina. (rakor. f.b. 2. dolaylı bir şekilde istemek/aramak. (kahvaltı/öğle bir yeri tamir etmek. 2. borucu. dili şike/rüşvet yoluyla ayarlanmış. -e yak ışmak. sabit. 2. küplere binmiş.´s wagon fixation fixed s.para etmez. 1. uygun. fiz. 1. five-and-ten-cent store/tencent store/dime store/five-and-ten ucuz e şya satılan mağaza. yar ılım. i. 1. aşırı düşkünlük. 2. i. --ting) 1. up with fix s. s. tesisatç ı. ya da bu diyardan gidersin! palavra. olta tak ımı. f. beşli. up fix on fix one´s attention on fix one´s eyes on fix s. (tarih. mali yıl. (bedenen) formda olan. beş kat. nöbet. i. babalar ı tutmuş. 2. 1. terz. olta. i. isk. 3. beş -in uymas ını tıpatıp uymak. i. k. spor yapmaya haz ır. 3. 1. bu deveyi güdersin. k. değişik türler için fish. (bedenen) formda olma.fiscal fiscal year fiscal year fish fish fish for fish in troubled waters fish or cut bait fish story fishbone fisherman fishing line fishing pole fishing rod fishing tackle fishnet fishnet stocking fishy fissile fission fissure fist fisticuffs fit fit fit fit for nothing fit like a glove fit s. file çorap. (çoğ. i. s. birini mahvetmek. fish. dili şüphe uyandıran: There´s something fishy about this.o. k. tamir etmek. s. yerleştirmek. i. çoğ. içinde balık tadı olan. k. . dili bir şeyi yapmak ya da ondan tamamıyla vazgeçmek: You must either fish or cut hikâye. i.

1. aygıtı. 1. 2.. i. f. ayd ınlatma cephanesi. 1. Hilton i.b. (bayrak. İng. ask.fixed asset fixed idea fixed price fixings fixture fizz fizzle fizzy fjord fl oz flabbergast flabby flaccid flag (down) a taxi flag flag flag flag flagpole flagrant flagrante delicto flagship flagstaff flagstone flair flake flambeau flamboyant flame flamethrower flamingo flammable Flanders flange flank flank attack flanking action flannel flannelette flap flare flash flash flash flood flash in the pan flash through one´s mind flashback sabit de ğer. in flagrante delicto. 5. alevlenmek. (köpüren gazoz. 6. sabun bezi. 1.b. bot. k. 1. i. i. s. dili sevgili. 4. İng. ruhsuz. ba şlayıp sonradan suya düşmek. i. f. 3. göze çarpan (renk). i. (şimşek) up parlamak. 2. saman alevi gibi bir şey. den.etek. k. (gazoz.) dalgalanma. (ışıkları) yakıp söndürmek. k ıs.) fış fış/fışır fışır köpürdemek. yetenek.. i. alev alev yanmak. 2. (kanat) ç ırpma. (etekler) kabarmak. f. 1. s. f. i. 2. --ging) (down) bayrak/el sallayarak (birini.. yelken v. aniden gelen sel. sönük. büyük bir hpar ıldama. bir kısa fakat önemli bir haber. (--ged. bir şirket grubundaki en önemli şirket: The Chicago Hilton is the flagship of the Hilton chain of hotels. f. band ıra. 1. 2. yan hareketi. kabiliyet. Şikago Hiltonu. meşale.(off/away) (boya tabakalar ı v. f. i. çoğ. pazen. gevşemiş. süsen. 1. 1. sabit fiyat. s. 1. f. bak. 1. k. i. foto. ince bir tabaka halindeki kar tanesi.) kabarıp dökülmek. i. i. bir vas ıtayı) şlamak.b. 1. Flandra. ask. cep feneri. an için göstermek. ince bir tabaka halinde olan parça. ani bir ızla geçmek. 1. ask. saçma. 2. flamingo. flaş i. yan saldırısı yapmak. 2. bak. birden aklından geçmek. s.. bayrak dire ği. yan taarruzu yapmak. . gönder. yandan kuşatmak. z. yan. iyi1. fluid ounce(s). 2. bayrak. fiyort. büyük ve yass ı kaldırım taşı. 3. a şırı davranışlarından dolayı göze çarpan (kimse). alev makinesi. (kaskette) parlamak. f.. karbonatlı (içecek). amiral gemisi. (bir yap ıya/odaya ait) sabit eşya. fışırdamak. i. öfkelenmek. i. --s/--es) zool. (--ged. spor müsabaka. i. f. 2. 2. (--ged.. İng. içgüdü.b. 2. 1. flanş. sancak. göze batan (kötülük/ahlaks ızlık). soda v. taksi çevirmek. i. böğür. büyük ve yass ı kaldırım taşı. bayrak dire ği. 4. tabaka s. out k. çırpış. fışıldamak. flanel. yan taarruzu. gevşek (adale/doku). kulakl ık. dili i. (çadıra ait) 3. (uçağın f. --ging) yorulmaya badurdurmak. çırpıntı. i. dili (bir et yemeğini tamamlayan) diğer yemekler.. i. (çoğ. yalaz. f. kuvveti kesilmek. saplantı. yanıcı. flaş.. i.. flabby. i. gönder. 2. küçük dilini yutturmak. (işaret vermek için) ask. güçsüz. --ging) bu taşlarla döşemek. 4. i. sabunluk.´nin çıkardığı) fışırtılı ses. çakmak. i. 4. 2. palavra. 4. cansız. pazen. flaş. yan sald ırısı. 2. i. s. dili çok şaşırtmak. elbezi. i. zambak. alev. (zarfa ait) kapak. geriye dönü ş.3. şampanya v. frapan. pervasız (suç işleyen kimse). soda. ask. 1. fışırtı. flama. ışık saçmak. parlamak. 3.

(koyunu) k ırkmak. 2. 3. ütü. i. uçup giden. bak. i. tatsız. s. foto. 2. çe şni. f. düz.. tüyleri henüz bitmiş yavru kuş. 4. k. s. defosuz. i. fani. fla ş ampulü. i. f. pohpohlamak. i. f. Flaman. et. yatalak. i. 2. ketentohumu. balon (cam kap). ezmek. 1. yavan. gazı gitmiş (meşrubat/bira/şampanya). s. kusur. hızlı. koltuklamak. bak. 1. Flaman. yass ı. lezzetli. filo. s. 1. i. 2. 2. 4. 2. dili meteliksiz.. yemeğe tat veren şey. . pohpohçu. 1. flee. müz. s. (bir koyundan k ırkılan) yünün tümü. zü ğürt. 2.. el feneri. yassıltmak. 1.. lezzet. 1. leke. İng. frapan. pohpohlama. i. i. 2. lepiska. i. yassılatmak. i. (--ter. flavor.. f. uzun tüylü yünle kapl ı. kusursuz. i. patlak lastik. i. bemol. flaş. 3. daire. donanma. geçici. --test) 1. s.. f. apartman dairesi. pire. çabuk geçen.. benek. kim. i. s. flütçü. 2. s. s. i. müz. kusurlu. göz önüne sermek. firar etmek. (duyum olarak) tat. göze çarpan. 2. k. düztaban. k. matara. 1. çeşit: Their ice cream comes in twenty flavors. foto. dili (hile ile) soyup soğana s. i. defolu. (bir koyunun üstünde biten) yünün tümü. i.. sergilemek. uzun tüylü yün kümelerine benzeyen. samimi olmayan iltifatlarda bulunmak. 2. bir işe yeni başlayan kimse. tatlandırıcı. dili acemi çaylak. 1. bemol. geniş düz yer. alabros saç. Flamanca. i. aç ık yük vagonu.y. i. i. 1. f. fla ş lambası. bot. 1. (derisini) yüzmek. düzlük. müz.. çok ufak parça. f. (kuma şta/giyside) defo. i. etek. (fled) kaçmak. ha şlamak. d. Flamanca. tek fiyat. Onlar ın dondurmasının yirmi çeşidi var. fena halde azarlamak. s. i. sarı. f.flashbulb flashgun flashing flashlight flashy flask flat flat flat flat broke flat on one´s back flat rate flat tire flatcar flat-footed flatiron flatten flatter flatterer flattery flattop flaunt flautist flavor flavorful flavoring flavour flaw flawed flawless flax flaxen flaxseed flay flea fleck fled fledgling flee fleece fleecy fleet fleet fleeting Fleming Flemish flesh i. yass ılaştırmak. i. cep şişesi. nokta. lezzetli bir tat. ya ğmur sularına karşı konulan saç örtü. i. keten. i. i.

.. uydurmasyon. s. çabuk bir sallama hareketi: a flick of the fingers bir fiske. i. (yüzmek için kullan ılan) palet. kabarma. ufacık bir belirti: He suddenly felt a flicker of hope. f ırlatmak. i. Birdenbire ufac ık ı. -den h ızla geçmek. havai. f. saygısız. f. (ışık/gölge) oynamak. elastikiyet. yer. 3. (--ped. keçileri kaçırmak. su basmak.ına) âşık gibi davranmak. 1. uçuş. i. taş/tahta döşemek. tokyo. diliatmak. i. fiske atmak. met. elastiki. balıklama dalmak.--ting) ınlara âşık oraya uçmak. s. derme çatma. cari aktifler. 3. dili ç ıldırmak. su bask ını. su yüzünde/havada yüzmek/gitmek. i. (--ged. el ilanbir umut duydu. sürü. hayal kurma. s. uyduruk. fly. f. 2. overı k. f. 1. over -e hayran olmak. mim. titreşim. argo ç ıldırmak. sel basmak. titreyen i. küçük dilini ayaklı lamba. i. taşkın. (bir işe) dört elle sarılmak. yüzer havuz. uçma. sel gibi akmak. (bir kattan merdiven sahanlığına kadar giden) merdiven bölümü. i. sürü halinde toplanmak. (--ted. pilot. döner sermaye. taş/tahta döşeme. 1. i. (kollarını) savurmak. vücudunun bir parças ını) geri veya bir yana çekmek.taşkın yatağı. f. 2. 1. esnek. (flung) 1. sel. dili (sinema salonunda fiske atmak. 2. f. bak. 2. seven erkek. tepesi atmak. esneklik. küplere binmek. 2. (kadın) (erkeğe) cilve f. i. çok k ızmak. hercai. titreme. tic. 1. . (bir şeyin) su yüzünde yüzerek s. 3. s. küstah.s. 2. (gemiyi) yüzdürmek. 2. f. abajur. 2. 3. yaz tura -e hayran olmak. (motoru) ambale etmek. kat plan ı. i. k. firar. (with) (erkek) (kad yapmak. 2. 1. k. vurup yere yıkmak. denizde yüzen üstü düz buz kütlesi. 2. (darbe yememek için) (vücudunu. 1. f. i. i. 1. hızla atmak. duba. 1. i. dili sayg ısız. çürük. (bir kattan ba şka bir kata giden) merdiven. 2. dili 1. 1. s. i. 3. k. kaçış. dayan ıksız. erkeklere cilve f. kad 1. 1. (deniz kaplumba ğalarında ve yüzen memelilerde) yüzgeç. kaprisli. 3. (binadaki) kat. k. su yüzünde/havada yüzen. 1. projektör. a flick of the wrist çabuk ve kesik bir el sallama. bent kapa ğı. f. çakmakta şı. (kas ı) bükmek. f. tic. i. --ping) 1. küstah. 2. uydurma olduğu belli. 2. eğlence programı. hayal. i. keçileri kaçırmak. dili şaşırtmak. oradan rolü yapmayı 2. f. çabuk ve kesik bir şekilde elini sallamak. gelip geçici nüfus. k. olta mantar ı. into flint flip flip a coin flip one´s lid flip one´s lid flip-flop flippant flipper flirt flit float floating floating assets floating capital floating dock floating population flock floe flog flood flood plain flood tide floodgate floodlight floor floor lamp floor plan floor show ten rengi. şamandıra.flesh color flew flex flexibility flexible flick flick one´s fingers flick one´s wrist flicker flier flight flight of fancy flight of stairs flighty flimsy flinch fling fling back open fling o. (pencereyi/kap ıyı) hızla açmak. flotör. 2. --ging) k ırbaçlamak. 2. oto. 1. zemin. çıldırmak. 2. coğr.

1.. 1. dili (motorlu taşıtın) gaz pedalına sonuna kadar basmak. 3. değişme. i. debelenmek. s. 2. 3. s. otel. ç ırpınmak. 1. 2. tic. dalgalanmak. kaldığı s. out bir hışımla çıkmak. 1. akışkan. büyük bir baca içindeki birkaç ayr ı duman yolunun her biri. disket. bitey.. 1. çiçek açmak.57 cc. yükselip alçalmak. f. (senetleri) ihraç etme. yumuşak ve kenarları sarkık. .D. i. değişmek. alabildiğine gazlamak. diş ipliği. i. i. (saç) sarkmak. f. 1. i. s. yüzme. fahişe. s. i. 1. çiçekoturmak. k. 2. i. into -e bir h ışımla girmek. dalgalanma.. 1. reddetmek. dilbalığı. --ping) 1. denizde yüzen veya k ıyıya vuran şeyler. f. f. f. f. i. f. 3. tüyleri kabar ık. (dilde) ak ıcılık. inip ç ıkmak. tic. k. fling. i. ç ırpınmak. ak ıcı (yazı/üslup). i. 2.B. çiçeklenmek. bocalamak. i. bitki örtüsü. 2. dili başaramamak. berduşlarınfiyasko. 2. inip ç ıkma. f. i. s. berduşların kalabileceği dili başarısızlık. saks ı. grip. i. --s (flor´ız)/--e (flor´i) i. i. ak ıcı bir şekilde. çiçek tarh ı. ak ıcı. çiçe ği çok. i. bak. dü şmek. akan. akıcı bir şekilde konuşan (biri). f. bilg. 2. f. k. (halıdan/kumaştan dökülmüş) hav. (bir) şans. i.. k. z. 2. i. dili şatafatlı. gösterişli bir hareket.41 cc. ilerlemek. 1. (--ped. f. 3.. fırfır. çiçekli. hor görmek. ak ıcı. flora. süslü (yazı/sözler/üslup). kükürtçiçe ği. bak. i. s.floorboard flooring floorwalker floozy flop flophouse floppy floppy disk flora floral florid florist floss flossy flotation flotsam flotsam and jetsam flounce flounce flounder flounder flour flourish flout flow flower flower bed flower girl flowerpot flowers of sulfur flower-seller flowery flowing flown flu fluctuate fluctuation flue fluency fluent fluently fluff fluffy fluid fluid ounce fluke flung i. çiçekçi k ız. döşemelik. vermek. çiçek. akmak. (tüylerini/saçını) kabartmak. şans eseri. 28. i. i. büyük ma ğazalarda işi idare eden ve müşterilere yardımcı olmak üzere dolaşan hayat kad ını. 3. kesme çiçek sat ılan dükkânı işleten kimse. fazla süslü. bata çıka ilerlemek. k. (bir şeyi) birden sertçe bırakıvermek. duman yolu. f. çoğ. nikâh töreninde çiçek taşıyan küçük kız. yükselip alçalma. 2. un. f. itaat etmemek. A. tumturaklı (yazı). dili görevli. 2. döşeme tahtası. 2. s.. akış. çiçeklere ait. esnek disk. gelişmek. sıvı. i. 2. (sokakta çiçek satan) çiçekçi. durmak. sallamak. İng. 1. i. tic. akışkan. çiçekçi. s. büyümek. i. yüzdürme. fly. farbala. 1. i. yurt. (diş aralarını) iplikle temizlemek. (elbise/kuma ş) (belirli bir şekilde) dökülmek. 29. kırmızı (yüz/yanak)..

mim. i. dili (önemsiz/ilgisiz bir şeye takılarak) asıl konudan ayrılmak/uzaklaşmak. floresan ışık. pilotaj... alçaktan uçmak. tepesi atmak. 1. uçup gitmek. 1. 3. dayanarak idare etmek. (birini) heyecanland ırıp şaşırtmak. müz. 2. i. i. (yanaklarını) kızartmak. f. dili zıvanadan çıkmak. dili kaçmak. (tecrübesizlik veya birtak ım eksiklikler yüzünden) sadece içgüdülerinebirtak ım eksiklikler yüzünden) sadece içgüdülerine (tecrübesizlik veya dayanarak idare etmek. f. (zaman) ak ıp gitmek. floresan. 2. k. havacılıkla ilgili. çabuk çabuk sallamak. i. erkek pantolonunun önündeki fermuar veya dü ğmelerle açılıp kapanan1. (flew. floresan lamba. heyecanlı ve şaşkın bir hal.. tay. 3. 2. tüymek. sinek. i. pilotluk. birinin emirlerine ko şan. borsada ısa hizada olan. yükselişi/inişi. dili üzerinde bol para olan. s. flavta. (sınıfta) bırakmak. 1. 3. düzenteker. çırpınmak. bir şeyi tuvalete atıp sifonu çekmek. 4.´s throat fly away fly blind fly by the seat of one´s pants fly in the face of fly into a rage fly into a tantrum fly into a temper fly low fly off fly off the handle fly off the handle fly swatter fly the coop fly/go off on a tangent fly-by-night flyer flying flying buttress flying saucer flypaper flyweight flywheel foal foam f. i. (yüzü) kızarmak. uçu ş. 2. uçurmak. 1. ak ış. birdenbire üstüne sald ırmak. çok çabuk gitmek. sineklik. köpürmek. volan. kemeri. 2. (av kuşunu) ürkütüp uçurmak. sifonu çekmek. tepesi atmak. flüorür. flown) bölüm: Your fly´s open. bak. köpürmek. out flush s. s. 2. 1. f. küplere binmek. uçurtma uçurmak. (sütundaki) yiv. 1.t. kısa süren bir heyecan/telaş. uçurma. dili 1. sinek kâ ğıdı. güvenilmez.o. k. 2. piyon. 2. s ıvışmak. f. 5. uçma. (sütundaki) yiv/yivler. i. i. uçup gitmek. .. küplere binmek. dalgalanmak. tay do ğurmak. 1. mim. yivli sütun. kör uçmak. kim. tic. 2. i. dalkavuk. (rüzgârda) titremek veya hafifçe i. dili hemen öfkelenmek. (hiddetten) ba ğırıp çağırıp tepinmeye başlamak. düz. 1. (bayrak) dalgalanmak. (sınıfta) kalmak. f. amaçtan sapmak. i. sineksıklet. k. s.kayn ısüren bir fiyat 2. i. birine birdenbire (sözlerle) sald ırmak. s. 4. floresan. mim. 2. hiddetlenmek. i. i. 1. boks sineka ğırlık. Pantolonunun önü açık. k ısa süren hafif bir kar yağışı. başarısızlıktan dolayı okulu bırakmak zorunda kalmak.o. ç ırpınır gibi düşmek. uçan. 2. uçakla gitmek. k. i. havacılık. flier. çaktırmak. mim. 1. (kanatlar ını) çırpmak. uçmak. köpük. 5. birini sakland ığı yerden çıkarmak. dayanma uçan daire. i. i. -i hiçe saymak. 2. k. (tuvalete ait) rezervuar. down the toilet flush tank flush the toilet fluster flute fluted column fluting flutter flux fly fly fly a kite fly at fly at s..flunk flunk out flunky fluorescent fluorescent light fluoride flurry flush flush s. 1. çok k ızmak. uşak. f. (s ınavda) çakmak. k. flüt.

on -e zorla kabul ettirmek. sis düdü ğü. birinin sözünü dinlemek. sis. iflas etmek. (bir işin) sonunu getirmek. armonik kapı. set çekmek. 1. bir kimsenin izinde olmak. takip etmek. (bir şeyi) tamamlamak. 1. f. 1. kıvrım. köpüklü. (--ged. edat -den sonra.o. s. i. bak. 2. körüklü kapı. i. halk halk edebiyatı. yava ş yavaş katmak. çoğ. bir şekilde takip etmek. s. 2. 2. i. (alt ın. 3. düşman.´s footsteps follow one´s nose follow s. -in ba şına yıkmak: foist a job (off) on s. kalay v. i. i. bir işi birinin başına yıkmak.´s advice follow suit follow the lead of s. i. ana baba. beş kat. birinin ard kendine telefon 1. i. taraftarlar. sisli. 2. bro şür. . bitki yapraklar ı. 4. Hülya followed suit. dosya. f. Deryaından gitmek.. i. f. fetal. -e dikkatini i. s. i. kollarını kavuşturmak. 2. akordeon kapı. kavramak. (--ed/--sed. ağıl. jeol. ço ğ. kimseler. i. halk şarkısı. spor (belirli bir beden hareketini) sonuna kadar (bir işin) sonunu getirmek. önlemek. katlanır kapı..b. (saman/ot gibi) hayvan yemi. 1. k ıs. çoğ. 3. misil. insanlar. koyun sürüsü. on yapmak. kat.o.. f. çevirmek. al ınca Hülya da aynı şeyi yaptı.o.ci (fo´say) i. fob (gemide/trende teslim). harekete geçerek düşmanı sıkı 1. k. 2. folklor. köpürmek. fetid.. halk. 1. 1. --es (fo´kısız)/fo. hasım. çok öfkeli olmak. mihraki. dili akrabalar. -den sonraki. folyo. i. in/into -e sokuşturmak. s. s. 2. follow through follow through follow up follower following 1. i. katlanmak.foam at the mouth foam rubber foamy fob focal focal point focus focus one´s attention on fodder foe foetal foetid foetus fog foggy foghorn fogy foible foil foil foil foist -fold fold fold fold one´s arms folder folding chair folding door foliage foliage plant folk folk dance folk literature folk song folklore follow follow in s.o. katlanır iskemle. i. --ging) bu ğulanmak. 1. sünger. i. 3. sonek kat. k. f. sezgileriyle/sezgilerine dayanarak hareket etmek. eskrim flöre. madenleri döverek oluşturulan) varak. buğulandırmak. be ş kakalamak. odak noktas ı. ağzı köpürmek.. yapraklarının güzelliği için yetiştirilen süs bitkisi.oyunu. -i müteakip. katlamak. aile. dili (işyeri) temelli kapanmak. Hiç fikrim yok. free on board tic. ask. bak. yanda ş. 2. aşağıdaki. taraftar. 2. 2. aynı şeyi yapmak: When Derya got herself a telephone. i. zayıf yön. s. --ing/--sing) odaklamak. kere: fivefold on -e misli. alüminyum folyo. sarmak. 2. örümcek kafalı kimse. yanda şlar. f. (başka bir şey yaparak) i. odak. 2. anlamak. dosdo ğru gitmek. I don´t have the foggiest idea. 1.. fetus. izlemek. topu atmak. yeşillik. fiz. zaaf. 1. bak. yaprak. odaksal. s.

(karyolan ın) ayakucundaki tahta. ayak sesi. (30. i. Amerikan futbolu. 2. ahmaklık. ayağa giyilen şeyler. sıradağların veya bir dağın uzantısı olan tepeler. 1. i.. 2. i. s. yaya kaldırımı. i. 4. adım. i. sağlam ve kullanılması kolay. s.. ayak izi. İng. dört dörtlük. fazla müsamahakâr. z. ayak izi. ayak basacak yer. ayak. s. i. zira. 1. İng. züppe. u ğruna. i. -e. kaldırım.). sevgiyle. şefkatle. dili paras ını vermek. -e karşı. sevgi dolu. çoğ. I wouldn´t touch that with a ten-foot pole.. budala. i. 2. ahmak. sevmek. 3. k.folly foment fomenter fond fond memories fondle fondly fondness fondue font font food foodstuff fool fool fool around fool´s gold fool´s paradise foolhardy foolish foolishness foolproof foot foot foot it foot the bill foot the bill football footboard footbridge footed foothills foothold footing footlights footlocker footloose footnote footpath footprint footsore footstep footway footwear fop for for (all) the world i. çünkü. 1. kendini/diğerlerini boş yere tehlikeye atan. çoğ. vaftiz kurnas ı. (dağ/tepe için) dip. yemek. 1. i. g ıda maddesi. 5. i. i. i. 1. budalalık. i. 1. aptal (kimse). s. hayaller üzerine kurulmu ş mutluluk. with ile oynamak. patika. ahmak. 3. fondü. dili 1. k ışkırtıcı. aptallık. ramp ışıkları. k ışkırtmak. ba şıboş. teşvik etmek. yiyecek. yiyecek. (karyolanın) ayakucu. ayaklı: a four-footed animal dört ayaklı bir hayvan. ı verseler: She wouldn´t do that for the world. tiy. i. i. g ıda. 1. f. k. vaktini çalışacağına eğlenmekle geçirmek. ahmakça. tahrikçi. 2.. i. s. i. ok şamak. 2. için. 3. 2. i. i. s. i. .4 cm. bağ. aptal. yaya köprüsü. 4. çok sağlam. serbest. 2. ayak basacak yer. 1. hesabı ödemek. i. besin. şerefine. güzel hatıralar. fazla müsamaha. enayi. bilg. font. Ona hiç yaya gitmek. i. budalalık. 2. budalaca. düşkünlük. with bir hobi olarak (bir şey) ile pirit. şaka yapmak. s. dipnot koymak. f. dipnot. delilik. 2. i. küçük sand ık. futbol. mükemmel. 2. i. ayakkab ılar. f. feet (fit) fut f. aptalca ( şey). yürümekten ayaklar ı şişmiş/yaralanmış/ağrıyan. matb.. edat 1. budala. aldatmak. f. -den dolayı. i. vaktini bo şa geçirmek. dili dünyay verseler onu yapmaz. 3. Dünyayı k.

. bana kalırsa. ek olarak. mesela.. k. for sale For shame! for starters for sure Ne ayıp! k. bir kerelik. dili vargücüyle. mesela. daima. kötü de olsa. bedava. kesin: That´s for sure! Oras ı kesin! . kesinlikle. ilelebet. resmen. uğur getirsin diye. ebediyen. k. dili bedava. kesinlikle. boşuna.. paras ız. For one thing it´s too . görünüşü kurtarmak için. bildiğime göre.. Evvela d ışarısı fazla Allah aşkına. uzun bir zaman. gösteriş için. temelli olarak. zevk için. çoktan beri.. dili var kuvvetiyle/gücüyle: She was running for all she was worth. sonuna kadar. k.. dili ilkin. Var kuvvetiylerağmen. and for another Sebepler s ıralanırken kullanılır: I don´t want to go.: cold. bana kalırsa. anca beraber kanca beraber. Aman!/Allah a şkına! aylarca. dili gerçekten/hakikaten . her şeye ko şuyordu. 2. bu sefer. kendi hesab ıma. temelli olarak. 1. k. for once For one thing . bir kere. k. bildiğim kadarıyla: She´s still in Rome for aught I benim bana ne! know. bana ne. sonsuza kadar. for pity´s sake pratik davranmamak.. korkusundan.. hatırım için.. -den korkarak. örneğin. muhakkak. dili ilelebet. and for another I´m tired. to be impractical satılık. senelerce.o.. 2. çeşitli nedenlerden dolayı. ömür boyu. gibi: He looks for all the world like his grandfather. yok pahas ına. Allah aşkına! kiralık.for a change for a song for a variety of reasons for ages for all one is worth for all that for all the world like for appearances´ sake for aught I care for aught I know for better or for worse for certain for dear life for effect for ever for ever and a day for ever and ever for example for fear of for free for fun for good for good for good measure For goodness sake! for heaven´s sake For heaven´s sake! for hire for instance for keeps for life for luck For mercy´s sake! for months for my part for my part for my sake for nothing for once değişiklik olsun diye.. bence. çok ucuza. her zaman için. Allah aşkına! Allah aşkına. evvela. 2. . 1. paras ız. boş yere. olsa.. beni hiç ilgilendirmez: He can do it for aught I care! Vars ın yapsın. fazladan. ebediyen. şakadan. korkusuyla. sonsuza dek. örneğin. iyi de Benim bildiğime göre hâlâ Roma´da. Gitmek istemiyorum. for s. T ıpkı büyükbabasına benziyor. 1.

1. güçlü.: If you want to use my boat on dili saçma. ha şin.bore.. 1. bak. umumun refah ı için. Teknemi pazartesileri kullanmak k. i. 2. . 1. zorla çalıştırma. z.. i. ön. . ürkütücü. ona gelince. ask. 2. mecbur etmek. tıb. zorlamak. baskın. güç. tabancayla/tüfekle birini zorlamak. kuvvet. toplamak. f.. forbear. genellikle. (from) kendini (bir şey yapmaktan) alıkoymak.borne) 1. (for. dalma. çoğunlukla.o. ne yaptıysam. hiç. s. i. --ding) yasaklamak. şimdilik.bade. şimdilik. sığ yerden yürüyerek geçmek. zorlayıcı neden.. f. etkili. sert. 1. satılık. cet. yasak etmek.it´s yours for the asking. zora dayanan.. varsayalım ki. angarya. hatırı için. ama duyduğum bu. yasaklanm ış. dili işinize yarar mı. vallahi. 1. . bilmiyorum. zorla. angarya. haftalarca. k. f. 1. bilmiyorum: Here´s what I heard. i. 2. istersen: It´s yours for the asking. for.for that matter for the asking for the birds for the life of me for the life of me for the love of . -mek amac ıyla. hav. f. anat. Mondays. mecburi iniş. önkol. i. önek ön. i. s.. korku veren. at gunpoint force the door forced labor forced labor forced landing forced march forced sale forceful forceps forcible forcibly ford fore foreforearm forebear forebode 1. bak. (for. kolun dirsekle bilek aras ındaki bölümü. i. cebri yürüyü ş. for the most part for the most part for the present for the public weal for the purpose of for the sake of argument for the sake of clarity for the time being for weeks for what/whatever it´s worth for/on sale forage foray forbade forbear forbid forbidden forbidding forbore forborne force force force a smile force majeure force s. 2. fors majör. for whatever it´s worth.. forbid. kamu yararına. aramak. Alabilirsin. geçit. ırmakta yürüyerek geçilen sığ yer. f. forbear. ak ın. ata. 2. bak. f. güçlü. s.. İşinize yarar mı. (merhametten/ şefkatten dolayı) (bir şeyi) yapmamak. forseps. zor. 2.. aşkına. s. zorla gülümsemek. f. girme. f. önceki.. s. 2. anlaşılsın diye. öndeki. karıştırarak aramak. kapıyı zorlamak. yasak. farz edelim ki. f. önceden haber vermek. hatta. 2. önceden. mecburi satış.. --den. kuvvetli. (özellikle u ğursuz bir şeyi) önceden hissetmek.

i. ata. devlet ormanlar f. . cet. (birinin/bir şeyin) habercisi olmak. den. hitabetle ilgili. f. sonsuza kadar. Dışişleri. ileri görü ş. ağaçlandırmak. ecnebi. en öndeki. i. s. f. önceden belli olan sonuç.cast/--ed) önceden tahmin etmek. dışişleri bakanı. i. z.men (for´mîn) i. yabanc ı/dış ülkeler. ustabaşı. i. f. yabanc ı. çoğ. önceden bilme. alın. önceden uyarmak/ikaz etmek. i. (fore. i. i. s.. (fore. ön plan. adli tıp. erken davran ıp önlemek. i. fore. kötü bir şeyin meydana geleceğini önceden hissetme. 1. ormanc ı. 1. i. i. z. --n) önceden görmek. önceden sezmek.told) önceden haber vermek. dış ticaret. i. ebediyen. i. fore. i. sağ vuruşla yapılan. döviz.foreboding forecast forecastle foreclose forefather forefinger forefoot forefront foregone foregone conclusion foreground forehand forehead foreign Foreign Affairs foreign affairs foreign exchange foreign exchange foreign minister foreign parts foreign trade foreigner foreknowledge forelady foreleg foreman foremost forename forensic forensic medicine forensics foreplay forerunner foresee foreshadow foresight foreskin forest forest ranger forestall forester forestry foretaste foretell forethought forever forewarn i. sünnet derisi. 2. selef. peşrev. çoğ. a ğaç dikip orman haline getirmek. münazara sanatı. kehanette bulunmak. s. basiret. küçük isim. işaret parmağı. (hayvanlarda) ön ayak. başta gelen. önceden dü şünme. f. önden gelen. başta. 2. orman mühendisi. mahkemeye ait. parayı ödemediği için ipotekli malı sahibinin elinden almak. i. önceden alınan tat.. (fore. ön ayak. en öndeki yer. jüri başkanı. i. huk. i. ba ş kasarası.ında görevli ormancı. yabanc ı. f. dış. tenis sa ğ vuruş. öngörü. ecnebi. durmadan. işçibaşı kadın. ormancılık. öncel.saw. 2. haberci. i. anat. i. huk. f. i. tahmin. münazaraya ait. 2. orman. ormanla ştırmak. ilk isim. sağgörü. orman mühendisliği. önsezi. dışişleri.. i. i. ön plan. işçibaşı. 1. hep. cinsel ilişkiden önce oynaşma. i.. ön oyun.feet (for´fit) i. s. f. döviz. i. s. 1.

. ilk söylenen. --ing/--ting) bilg. biçim veren. 1. i. sahte şey. f. forget. s. 2. işçibaşı. resmile ştirmek. yaln ız.gave. --s (fôr´myılız)/--e (fôr´myıli) i. 1. Formozalı. sahtesini yapmak. 1. bak. formatl disket. 2. 2. formalite. biçimsel. biçimlendirmek. f. 1. 1. unutkanlık. fore. vazgeçmek. 2. şekil. formalize. çatallaşmak. i. f. s. ümitsiz ve üzgün. af. âdet edinmek. for. hükümet kurmak.. teşkil. forklift. biçim. f. reçete. 1.sak. s. demiri ocakta kızdırıp işlemek. format etmek. i. huk. format. (for. mat. i. 2. zor. 1. f. bel. sahtekârlık. ba ğışlamak.ten. ilk.sook. yolun/nehrin çatalla şan yer veya kolu. s. 2.. ask. i. f. yüzüstü b ırakmak. resmi. i. alışkanlık edinmek. for.. formül. (okullarda) sınıf. aşılması zor. çatal. doldurulmak üzere hazırlanmış basılı belge. kim. (--ed/--ted. kalpazan. z. oluşma. Formoza. for. bir şeyin sahtesini yapıp orijinal olduğunu ileri süren kimse.. 1. unutkan. bot. 4. şekil düzen. dövmek. 1. f. önceki. f. demirhane. Formoza´ya özgü. i. oluşturma. bir şeyin sahtesini kalpazanlık. çatal. f. işçibaşı kadın.got. İng. 1. sıraya girmek. tek s ıra olmak. terkedilmiş ve harap. çatallı. yapıp orijinal olduğunu ileri sürme.went. İng. ceza olarak kaybetmek. birbiri ardınca sıralanmak. şekil vermek. bak. (for. 2. bak. resmiyete dökmek. s. b ırakmak. 3. f. unutmabeni. forget. 1. ceza. 2. biçimlendiren. biçim/şekil vermek. sahtekâr. terketmek. 1.wom. fikir edinmek. 2. s. i. sıra olmak. bak. şekil verme. resmiyet. i. biçim verme. kesin ve aç ık olarak belirtmek. oluşturmak. bellemek.. i. f. i. f.. 1.en) 1. güç. i. f. i. 3.en (for´wîmîn) i. ıformatlamak. f. bağışlama. unutmak. biçim vermek. 2. 1. forgo. eski. 2.forewoman foreword forfeit forgave forge forge forge ahead forger forgery forget forgetful forgetfulness forget-me-not forgive forgiven forgivingness forgo forgone forgot forgotten fork forked forklift forlorn form form a government form a habit form a line form a single file form an opinion formal formalise formality formalize format formated diskette formation formative former formerly formidable Formosa Formosan formula formulate fornicate forsake çoğ. Formozalı.gone) vazgeçmek. i. kadın jüri başkanı. 3. öne geçmek. (for. yapmak. bahç. forgive. 1. bilg. zina etmek. 2. 3. i. biçimlemek. f. Formoza. biçim. bedel. 2. (for. evlilik d ışı cinsel ilişkide bulunmak. form. mü şkül. biçimlendirme.. 1. the birinci. f. i. --ting) s. çoğ.got. veren. 2. f. f. bak. önsöz. 2. 2.. 3. spor form. demirci oca ğı. f.. 1. s. bak. eskiden. bahç.. hızla ilerlemek. --n) affetmek. forgive. 2.

kırkta bir. f. s. f. k ısa süren uyku.b. esas. f. forsake. z.. sevketmek. 1. f. ilerletmek. bak. z. spor faul. samimi. i.. şanslı. bak. büyük hisar. f. küstah. İng. -de tahkimat yapmak. fondöten. i. küfürbaz. kırk. 3. cinayet.. 2. s. kırk rakamı (40. kurma. on be ş gün. çok şükür. temel. bak. tahkimat yapma. s. ask. f. birinin en iyi yaptığı iş. ileri do ğru. tiksindirici. ta şıl. 2. i. bak. forward. evlatlık. z. s.. fossilize. göndermek.). 1. tövbe etmek. s. tesis etme. forswear. i. ileri. 3.forsaken forsook forswear forswore forsworn fort forte forth forthcoming forthright forthwith fortieth fortification fortify fortitude fortnight fortress fortuitous fortunate fortunately fortune fortuneteller forty forty winks forum forward forward forward forwarding agent forwards forwent fossil fossilise fossilize foster foster child foster parents fought foul foul foul play foulmouthed found found found foundation founder f.. 1. bak. 1. ile kar f. derhal. kader. k ırk. s. 4. 1. hisar. v.. s. 1. f. zincirler pisletmek. kirli. bak. z. hemen. bereket versin. kurmak. z. . tesadüfi. i. iki hafta. spor faul yapmak. forgo. Allahtan. iyi ki. i. çoğ. for. talihli. f. f. i. forsake. vak ıf. fosil. 5. bak. ağzı bozuk. f.sworn) b ırakmak için yemin etmek. i.. ileri. bakmak. (for. i. evlatlığa bakan ana baba. ışmak. forswear. f. 1. 1. find. taşıllaşmak. öndeki. taşıllaştırmak. 1. içten. forum. k ırkıncı. -e moral vermek. 3. kurucu. k ısmet. bak. talih.. 1. fosilleştirmek.swore. 2. f.. 2. beslemek. 2. tahkimat. yeni adrese göndermek. kale.. doğrudan. şımarık. --s (for´ımz)/fo. kalıba dökmek. 4. i. şekerleme. i.. birbirine karışmış (ipler. 2. 2. servet. birinin asıl uzmanlık alanı. i. s. büyük kale.. 3.. f. 2. s. kötü. falc ı. şans.. dışarıya doğru.ra (for´ı) i. metanet. gelecek. suikast. i. XL). iğrenç. rastlantı sonucu olan. nakliye acentesi. kurum. fosilleşmek. pis. büyütmek. fena. bak. d ışarı. temel. ileride olan. i. i. 2. ön. ileri. fight. 2. kirletmek. futbol forvet. aç ıksözlü. f. önümüzdeki.

i. i. 1. kuş. frankfurter.b. (zarf ın üstüne) posta damgasını veya posta ücretinin ödenmiş olduğunu gösteren bir işareti basmak. (pencereye/kap(aslait) kasa. 2. mind. s. tilki. 1. memba. dökmeci. 1. aldatmak.. (umut. samimi.´nde) zayıflık. açıksözlü. f. i. s.. s. s. 1. açıkkalpli. dolmakalem. bir çeşit sosis. kurnaz kimse. çerçeve. pınar. çılgın. şansince ve zayıf nahif olma.). kırılgan. 3. the oy hakk ı. 4. mis kokulu. on dört rakam ı (14. tilki gibi. tilki kürkü.. s. Belçika. i. tavuk/hindi/ördek eti. çerçevelemek. i. s. i. mat. güvenilir ve inançl ı. (posta pulunu) damgalamak. 3. 2. i. pınar başı. 2. kırık. (otomobil. on dört. çok acele ve telaşlı. hafif ve kırılgan olma. bir şeyin kırılan yeri. bot. dörtte bir. argo suçu ıya ında suçsuz olan birine) yıkmak. 2. s. dala ş. düzenlemek. huysuz. 2.founder foundling foundry fount fountain fountain pen fountain pen fountainhead four four corners of the earth foursquare fourteen fourth fowl fowling piece fox foxglove foxy foyer fracas fraction fractious fracture fragile fragility fragment fragrance fragrant frail frailty frame frame frame of mind frame-up framework framing franc France franchise frank frank frank frankfurter frankly frankness frantic fraternal i. 3. hafif ve kırılgan. 2. 2. i. yüksükotu. s. açıksözlülük. i. 1. içten. kırılma. cesur. kırılganlık. 1. açıkça. Onu ne şeli bir halde bıraktım. kümes hayvanı. i. etmek. s. açıkyürekli. kırık. zayıf (umut. 1.. i. irade zayıflığı. ç ılgına dönmüş. i. karkas. a cheerful frame ofkamyon v. i. gürültülü kavga. 1. buluntu. kumpas. (bir şeyden) küçük bir parça. güzel koku. (binaya ait) iskelet.b. düşüncelerini/duygularını açıkça gösteren. yapmak. (binaya ait) iskelet. i. güzel kokulu. Fransa. i. kaynak. i. z. i. 2. dört. i. fowl/--s) 1. i. 1. (binaya ait) iskelet. 2. çeşme. 1. çerçeveletmek. karde şçe. i. ince ve zayıf nahif. i. k ırık parça. kardeşlere özgü. (çoğ. dört. k ırma. dolmakalem. 2. i. çeşme. i. (Fransa. 3. 1. karkas. dördüncü. kolay k ırılma. f. av tüfeği. 2. 2. i. şans v. karkas. i. aksi. asıl kaynak. i. telaro. terkedilip sokakta veya ba şka bir yerde bulunan bebek. s. ince ve güçsüz olma. İsviçre para birimi) frank. dökümcü. (vücudaI ait) bünye.1. dökümhane. arbede. . tasarlamak. 2. argo suçu (asl tuzak. fıskıye.´nde) şasi. kesir. kolay k ırılan. tilki. (şirketin bayie tanıdığı) imtiyaz. i. 1. v. kumpas kurma. bak. 2. dört rakam ı (4. s. kaynak. naziklik. durum: left him in yap ı. tertipzaaf. k. (ruhi) hal. 1. fuaye. i. 2. IV). on dört. dili. f.b. XIV). stilo. dünyanın dört bucağı. ında suçsuz olan birine) yıkma. ince ve güçsüz. kurnaz. s. i.

bedava. i. kanını dondurmak. argo hastas ı. kölelikten azat edilmiş kimse. yıpranmak.otlakç ılık etmek. çok hoşgörülü. i. buz ba ğlamak. serbest ısız.. dolandırıcı. frezya. 2. çok 2. 4. çoğ. desise.. çok üşümek. 1. spor frikik. bot. dövüşme. delisi: a soccer freak futbol hastas ı. free from pain ağrısız. s.zen) 1. bedava. İng. -siz: free from error hatas ız. kurtarmak. i. tapu sahibi. huk. 2. bak. hürriyet. f. 2. f. pedal çevirmeden gitmek. hileli muamele. nakliyecinin arac ına ücretsiz teslim. fels. i. 3. 2. bedava. i. s. f. arbede. f. serbest vuru ş. hilkat garibesi. serbest güre ş. çok korkutmak. (kuma şı/ipi) yıpratmak. out argo 1. i. f. teklifsiz. dondurmak. mezhebi geniş. savaşma. i.. serbest. arka tekerle ği zincirden güç almadan serbest dönen bisikletle gitmek. donma. freed. k. hür irade. sahtekâr. donmak: I´m freezing! Donuyorum! i. laubali. 3. çilli.. tic. arkada şlık etmek: Officers are forbidden to fraternize with enlisted men. serbestlik. frikik. f. özgürlük. fels. 3. münakaşa. çılgına döndürmek. saygb ırakmak. Subayların ırıcılık. basın özgürlüğü. farmason. parasız. saçaklanmak. k.. çok toleranslı. huk.men (frid´men) i. yasak. -den muaf: free of tax vergiden muaf. donmak. s. ekon. i. (froze. 2. tic. fob. hileli iflas. mason. 2. z. 1.. f. özgür. z. doland eratla sahtekârlık. 1. mülk sahibi. 1. serbest liman. rahat. karde şlik. . çevre yolu. serbest. garip bir olay.fraternise fraternity fraternize fraud fraudulent fraudulent bankruptcy fraudulent bankruptcy fraudulent transaction fraught fray fray frazzle freak freckle freckled free free free and easy free enterprise free from free kick free kick free of free of charge free on board free pass free port free will free will free zone freedman freedom freedom of the press freeholder free-lance freeload freeloader freely freemason freesia freestyle freestyle swimming freestyle wrestling freeway freewheel freeze freeze one´s blood f. (ile) dolu: a journey fraught with danger tehlike dolu bir seyahat. 1. erkek üniversite öğrencilerine ait birlik. sert olmayan. hile. azatlı. s. i. (gazeteci/yazar/fotoğrafçı) serbest çalışmak. serbest yüzme. aç ık liman. i. çılgına i. i. fraternize. serbest vuru ş. serbest çalışan (gazeteci/yazar/fotoğrafçı). f. İng. otlakçı kimse. hileli. garabet. paras ız giriş kartı. hür irade. hileli iflas. otoyol. hafifme şrep (kadın). atışma. 2. azat etmek. fro. bo ğuşma. serbestçe. dili bedavac ı kimse. boş. hür.arkadaşlık etmesi aldatma. s. dili otlamak. hür teşebbüs. hileci. 1. meşgul olmayan. 1. 1. s. özel girişim. paras ız. etrafa ald ırmadan hareket etmek. 2. çil. serbest bölge. buz tutmak.

i. mim. yüzünü yıkayıp kendine bir çekidüzen vermek. Fransız. Hrist. k ıs. zinde. i. k ıl testere. Fransız erkek. yeni yap ılmış. Friday. Fransız kadın. fretlemek. sapak. 1. çılgın bir hal. Fransız. ihtilaf. . fiz. çılgın. 2.menbir hale sokmak. çoğ. Frans ız kornosu. i. sinirli. artmak. navlun. s. taze hava. cuma.men (frenç´mîn) i. i. taze. canlı. 2. frekans. 2. (buzdolab ının içindeki) buzluk. f. s. dondurarak kurutmak. (--ted. s. 3. s. şilep. i. (küçük şeyler yüzünden) sinirlenmek. çılgın (bir olay). çılgınlık. Fransız Guyanası. yük vagonu. fretler. yağda pişirilmiş. navlun. (rüzgâr) kuvvetlenmek. ücretle taşınan mal. camlı ve çift kanatlı kapının kanatları. (-ted. ovma. 2. (bir yere) s ık sık gitmek. çok heyecanlı. s ık sık tekrarlanma. yumurtaya batırılıp tavada kızartılmış ekmek. endişelendirmek. 1. kızartılmış. sürtüşme. endişeyehuysuz. fresk. 2.wom. s. s. yeni. uyuşmazlık. 1. yük treni. --ting) mim. friksiyon. dili buzdolab ı. f. k. i. 1.freeze over freeze-dry freezer freezing freezing compartment freezing point freight freight car freight train freighter French French doors French fried French fries French Guiana French horn French toast French windows Frenchman Frenchwoman frenetic frenzied frenzy frequency frequent frequent frequently fresco fresh fresh air freshen freshen up freshman freshwater fret fret fretful fretsaw fretwork Fri friar friction friction tape Friday fridge fried fried egg üstü buz tutmak. (buzdolabının içindeki) buzluk. i. i. fretleme i şi. dondurucu. sürtünme. çoğ. nakliye. müz. s. (bir yeri) daha güzel ve ğ. French. s. f. fresh. f. i.. taze (hava). Frans ızca. fretaj. yeniden yapılan. elek. k. i. 1. tatlı suya ait. 2. 2. (küçük şeyler için) endişe etmek. i. --ting) 1. marşandiz. sürtünüm. teras veya bahçeye aç ılan) camlı ve çift kanatlı kapının kanatları. 2. patates tava. sahanda yumurta. i. Fransızca. ovuşturma. rahip. dili fazla samimi davranan. donma noktas ı. sulu. sıklık. (kolejde/üniversitede) birinci sınıf öğrencisi. 1. kızmak. 1. dipfriz. f. i. k ızarmış patates. anlaşmazlık. z. (balkon..en (frenç´wîmîn) i. French. tela şlı. s. sık sık tekrarlanan. izole bant. yağda kızartılmış. düşürmek. 2. sık sık. sapaklar. taşıma ücreti. Fransız. c ıvık. mim. 5. tatlı su.. 1. aksi. ters. (erkeklere özgü baz ı dini tarikatlarda) frer. çok so ğuk. 4. fret. (telli çalg ıların sapı üzerindeki) perde. 3. korno. t ıb. müz. i. ço daha çekici (freş´mîn) i.

k ıvırcık. 1. bir uçtan bir uca. dilden dile. havai (kimse). dostça. z. frijit. z. 1. s. fırfır. parça parça harcamak. (birinin) üstünü aramak. dili ta ba şından beri. 1. bir güçlükten diğer bir güçlüğe. bak. cana yakın olmayan. ın). şen. arkada ş. k. tepeden tırnağa (kadar). kurbağa. oynak. kadın elbisesi. 1. O Manisalı. (mutlu bir şekilde) sıçrayıp oynamak. çoğ. kanı sıcak. 2. 2. friz. mim. kurbağa adam. frightening frightful frightfully frigid frigidaire frill fringe fringe benefit fringe benefits frisk frisky fritter fritter frivolity frivolous frizzle frizzly frizzy fro frock frock coat frog frogman frolic frolicsome from from a distance from afar from beginning to end from day to day from end to end from head to foot from mouth to mouth from pillar to post from the first From the sound of it things are pretty bad. fryer. (sosyal sigorta. ahbap. farbala. (bir yer)den. soğuk. 1. redingot. k. korkutmak. 3. gülüp geçmek. frog. s. maaş dışında verilen haklar. f. 2. den. ciddiyetten yoksun hareket/söz. 1. ahbaplık. 2. ciddi olmayan. püsküllü saçak. He jumped from the branch. içten olmayan. eğlence. buzdolab ı. kıvır kıvır (saç). s. i. f. 2. buz gibi. f. i. müthiş.men (frag´men) i. soğuk. Her ranking rose uzaktan. i. Daldan atladı. baştan itibaren. arkadaşça. delişmenlik. korkutucu. i. baştan sona kadar.o. edat 1. saçma. saçak. s. 2.. i. birinin ödünü koparmak/patlatmak. günden güne. cana yak ın. zaman zaman. kapı kapı (dolaşma). (--ked. a ğızdan ağıza. sıçrayıp oynamak. i. i. rop. kâkül. --king) 1. hoppa (kadc ızırdamak. saçak takmak. i. efriz. dost. i.. perçem. s. away azar azar çarçur etmek. k. i. firkateyn. . f. uzaktan. bak. önemsiz. s.friend friendly friendship frier frieze frigate fright frighten frighten s. korkunç. yerinde duramayan. (bir ba şlangıç noktasın)dan: He´s from Manisa. 2. 3. 1. 3. neşeli. out of his/her wits/frighten the wits out of s. s. dili Anlad ığım kadarıyla durum vahim. çok so ğuk. frizzy. emeklilik sigortas ı gibi) işçiye ücreti dışında sağlanan herhangi bir şey. korku. tıb. eğlence.. 1. i. dili çok. s. bo ş. deh şet. 2. gözlemeye benzer bir çe şit börek. dostluk. f. i.. s.o. i. korkunç bir şekilde. havailik. sıcakkanlı. arada s ırada. arkada şlık. baştan aşağı. frijider. 2. 2. cızırdatarak kızartmak. from the word go from time to time i. 1. f. kenar.

an (göl. i.. 2. s. fazla na ğmeli (insan sesi). verimli. k ırağı. tutumluluk. 2. hışırtı. frumpy. 1.´ne ait) k ı. s. demode giyimli. dondurulmu ş yiyecek.. İng. 2. tutumlu. Şehri içten fethedece ğiz. kösteklenme. üstü köpükçüklerle kapl ı. köpükçük kümesi. edat 1. s. don. i. s. ön cephe. s. buzlucam. kitabın başındaki resimli/süslü sayfa. i. f. öne ait. 1. hudut. seviyesi. cephe. i. 2. Bu çok sinir s. cephe taarruzu. i. bir zaman) cephe. ön. ön. ileri hat. i. (sava şta) içinde: They´ll be here cephe. içinden. verimlilik. i. i. 3. s. (tüfekte) arpac ık. i. hüsran. taraf. 3. 4. direkt. sonuç. f. kösteklenmiş. bir i engellenme. k ılıksız kadın. f. ön (belirli2. freeze. bak.b. donmu ş. netice. öndeki. yeraltı don i. engellenmiş.). bak. s. sinir bozucu. demode giyimli kadın. 2. kaş çatma. Bu araba önden çeki şli. ket vurmak. freeze. 2. 3. 1. set çekilmiş. manav. ba ş sayfa. gazet. (bir uzuv) so ğuktan yanma. f. gösteri şsiz. s. kösteklemek. tül veya aksesuarlardan olu şan) aşırı süs. arsanın sokağa/denize/göle/nehre bakan tarafı.. (havaya ait) within 4. (fırfır. nafile. 2. deniz v. tepeden tırnağa. bak. dondurulmu ş fiyatlar. on -e bakmak. küçük. i. binanın cephesi. ön. soğuk (tavır. k ırağılı. i. 1. 1. f. 1. alna ait. front-wheel drive oto. 2. meyve. keklerin üzerine konulan şekerli karışım. kaşlarını çatmak. cepheye ait. istekleriwork is very frustrating. 1. i. soğuktan donma. faydas ız. 1. i. i. s. baştan aşağı. engellemek. s. f. 1. 2. 1. 3. s. s. içeriden: We´ll take the city from within. hüsranı yansıtan. s.b. hudut bölgesi. hüsran dolu. f. bütünüyle. cephe. dona çekmiş (hava). önden çekişli: This car´s got frontwheel drive. set çekmek. tepeden tırnağa. köpükçükler ç ıkmak/akmak. -i uygun görmemek. kırağılı. (eteklerin ç ıkardığı) hışırtılı ses. 3.from top to bottom from top to toe from top to toe from within front front line front page front sight frontage frontal frontal attack frontier frontispiece frost frost line frostbite frostbitten frosted frosted glass frosting frosty froth frothy froufrou frown frown on froze frozen frozen food frozen prices frugal frugality fruit fruiterer fruitful fruitfulness fruition fruitless fruity frump frumpish frumpy frustrate frustrated frustrating frustration fry baştan başa. soğuktan donmuş. cephe hatt ıyı. set çekilme. i. meyvemsi. i. ümitleri suya dü şmüş. 1. cevap v. (keki) şekerli bir karışımla kaplamak. (evin iç dekorasyonunda) ufak f. sade ve ucuz.ş. gerçekle şme. kenar. köpükçükler. 2. hüsrana uğratmak. baştan ayağa. şekerli bir karışımla kaplı (kek). kırağı düşmek. s ınır. i. moral bozucu: This gerçekleşmemiş. meyve vermek. 2. s. içten. 1. . ayaz. ket vurulmuş. soğuktan yanmış (uzuv). ask..

foot. küpeçiçe ği. kafayı yemiş. f..t. yapmak: fulfill an obligation bir görevi yerine getirmek. şakalaşmak. içindeki potansiyelini iyi kullanmaktan i. kahrolası..memnuniyet. full to overflowing/full to the brim ağzına kadar dolu. İng. İng. aşırı titiz ve örümcek kafalı. tava. is renginde. i. tavada k ızartmak/kızarmak. f. hiçbir şey. yozlaşmış. tam: tam bilet. koku şmuş. biraz uydurmak. s. kaçak. içine etmek. kaçak.. f. bayağı problemli/kompleksli. İng. 2. s. The glass was full of water. yak ıt. işi berbat etmek. a full hour çok resmi toplant ılarda giyilen 2. --ing/--ling) 1. piliç. i. Vurgulamak için kullan ılır: You´re a fucking idiot! Tam bir dangalaks ın! 2.. yanmasını almamak. Siktir git! birini sikmek/düzmek... i. s. Allah kahretsin! i. i. Bardak doluydu. isli. fulfillment. doyurucu: Dopotansiyelini kendinifulfilling? İşin seni tatmin s. i.. 2.. bot. dopdolu. 1. berbat. 1. yakmak. kaba 1. yapma. s. k. rezil. düzüşme. (insan) içindeki you find your work tatmin edecek bir şekilde ediyor mu?getirme.. orgeneral. s. 2. (of) (ile) dolu: The glass was full. i. k ıs. ıt göstergesi. kaba tam bir fiyasko. nokta (noktalama işareti). müz. kesin bir tav ır sağlamak. yak ıt deposu. feet. mak. 1. ufak çapta bir yalan söylemek. Siktir git! ünlem Allah kahretsin! s.. bak. dolunay. tam sürat. f. bir şeyin içine sıçmak. nokta. kaçan.fry fryer frying pan ft fuchsia fuck fuck fuck about/around fuck all Fuck off! fuck s. over fuck s. firari. 2.. full member tam üye. firari. up fuck up Fuck you!/Get fucked! Fuck! fucked-up fucker fucking Fucking hell! fuckup fud fuddy-duddy fudge fuel fuel gauge fuel oil fuel pump fuel tank fugitive fugue fulfil fulfill fulfilling fulfillment fulfilment fuliginous full full dress full fare full general full measure full membership full moon full speed full stop full stop f. vakit geçirmek/öldürmek. kaba herif. i. 2. tam ölçü. i. 1. k. tatmin 2.o. füg. 1. yak ıt pompası. i. 3. . kafayı üşütmüş. kaba sikişme. düzmek. (--ed/--led. i. bir şeyin işin içine etmek. kaba 1.elbise. yerine getirmek. fuel-oil. ğan bak. i... İng. dili a şırı titiz ve örümcek kafalı kimse. tam üyelik.. kaba sikmek. akaryak up yakıt almak. f. yerine doİng. ya ğyakıt. Bardak suyla doluydu. 1. dili a şırı titiz ve örümcek kafalı kimse. is dolu. is renkli.edici. -den çalıştırmak. birine çok a şağılık bir şey/bir kahpelik/bir puştluk yapmak. 2. bir şeyi berbat etmek. ufak bir hile yapmak. fulfill. yumuşak ve çikolatalı şekerleme.

iş. yetişkin. saban izi yapmak. 1. 1. tam gelişmiş. möble. çoğ. gerçek. z. 1. --ning) k. esas. (gazetede) bant-karikatürlerin bulundu ğu sayfa. i. s. (baz ı yumuşak tüylü hayvanlara ait) tüyler: the cat´s fur kedinin tüyleri. s. kürklü giysi. 2. memur. sert. f^ng´gay)/--es (f^ng´gısız) i. i. topu düşürme. sağlamak. (demirhanede) ocak. . kalorifer oca ğı. temel. vazife. acayip. zevk. s.. with ile döşeli. 3. 2. cenaze törenine yak ışan. s. tamam ıyla büyümüş. 2.. f. fonksiyon. işler durumda. tam bir. 1. mobilya. pis kokulu gazlar ı yaymak. mantar öldürücü ilaç. asıl. şlev. f. (against) (-e) ate ş püskürmek. işlev. s. i. küplere binmi ş. 1. (bir iş/kimse için) para sağlamak. bot. yalan dolan. tam. f. i. mantar veya mantar türünden bitki. kırıştırmak. 1. temel. s. döşemek. çoğ. şüpheli. s. 1. (yelken/bayrak) sarmak. 3. fonksiyon. i. i. s. tamgün bir çalışma gerektiren iş. f. şiddetli. fon. i. tamgün. olmak. merasim. e ğlendirici. saban ın açtığı iz. çoğ. 4. f. çok öfkeli. kürkçü. z. s. el yordam ıyla aramak. 2. 1. i. 2. çalışmak. i. möbleli. i. 1. temelde. 1. uyandıran. mat. f. fultaym. safkan. tören. i. tam boy (portre). cenaze töreni. yoklamak. büyük ocak. gözü dönmüş. güldürücü. futbol bek. 2. f. 2. f. 2. işlevsel. 1. mefruşat. (çaydanl ıkta/borularda oluşan) kireç. lunapark. komik.. i. huni. s. i. özünde. buharla dezenfekte etmek.gi (f^n´cay. 2. eğlence. 2. 2. f. (oyunda) topu düşürmek. füniküler. öfkeli i. ifonksiyonel. (vapurda) baca. yenile ştirmek. tamam ıyla. kırışık. izin. 3. çoğ. tamamen. 1. i. faal. parlatmak. dili şaka etmek. şüphe dirsekte bir şeye çarpınca kolun karıncalanmasına sebep olan anat. İng. s. pis kokulu gazlar. tamamen açm ış. (--ned. yer. fun. 2. işlemek. sinirin geçtiği hilecilik. para. esaslı. i. donatmak. i. görevli. ço ğ. kasvetli. kürk. görev. vazifeden izinle ayr ılma.fullback full-blooded full-blown full-fledged full-grown full-length full-time full-time job fully fulminate fumble fume fumes fumigate fun fun fair function functional functionary functioning fund fundamental fundamentally funeral funeral march funereal fungicide fungus funicular funnel funnies funny funny bone funny business funny paper fur furbish furious furl furlough furnace furnish furnished furnishings furniture furrier furrow i. gerçek bir. mobilyalı. 1. 2. fonlar. kürk. 1. garip. f. tuhaf. cenaze mar şı. 2. düzenbazl ık. s. ehliyetli. s. 3.. f. i. i.

s. hatları belirsiz. 1. şaka. çabuk ve anla şılamayacak bir şekilde konuşmak. 4. s. 2. i. s. -e sahip olmak. en ötedeki. eski. çok titiz. sol notası. 1. bak. küf kokan. i. i. 3. bundan ba şka. deli. abes olma. çene çalma. eriyip birbiriyle kayna şmak. uzaktaki. z. (--ged. g gab gabardine gabble gaberdine gabfest gable gable roof Gabon Gabonese gad gadfly gadget Gaelic gaffe gag gag gag on gaga gage gaiety gain gain an advantage over gain ground gain ground gain momentum s. 1. f. kıvırcık (saç). argo polis. i.. -i elde etmek. dili çene çalma. farther ise mesafe için kullan ılır. (--ded. 2. neşelilik. küflü. f. demode. 2. 1. f. ayrıca.. gauge. 2. f. s. i. boşuna olma. Gaelce. 4. İngiliz alfabesinin yedinci harfi. kazanç. erime. --ding) about/around ba şıboş dolaşmak. 2. i. i. (--bed. sinsi. (top mermisine ait) tapa. alet. neşe. eritme. tüyleri kabar ık.b. 1. küçük ayg ıt. 1. eritmek. k. büyümek. tüylü. küflenmi ş. ötedeki. İskoçça. ince tüyler. ilave olunan. sigorta. 1. (bir başkasından) daha kuvvetli olmak. i. 2. boş. çok tüylü (köpek v. i. 2. 3. erimek. 1. rağbet kazanmak. dili budala.. (bir şey) boğazını tıkamak. en uzak. s. s. daha öteye. elek. (Further ço ğunlukla miktar ve derece. gabardin. 3. f. uçak gövdesi. beşikçatı. yaygara. ufak şeyler yüzünden telaşa düşmek. fitil. ilerlemesini sa ğlama. 1. cüppe. i. Ga.furry further furtherance furthermore furthermost furthest furtive fury fuse fuse fuselage fusion fuss fussy fusty futile futility future fuze fuzz fuzzy G. f. gereksiz tela ş/heyecan/öfke. ayva tüyü. (çoğ. dili çene çalmak. 2. s. --bing) k. i. 1. 3. havlanmak. artma. 2. kazanç sağlamak. gelecek. müstakbel.). flu. i. gizli.. fiz. f. şiddet. k ılı kırk yaran. çok havlı (kumaş). i.bon. 2. 1. daha i. daha uzak. art ış. çabuk ve anlaşılmaz konuşma. hav. ağzını tıkamak. abes. ılmasına engel olmak. i. i. i. 2. argo bin dolar. büyük öfke. f. ufak meseleleri sorun yapmak. eriyip kayna şma. Gabon.ese) Gabonlu. Gabonlu. i. gaf. nafile. k ıvırcık saç. s. s. susturmak. susturmak için a ğıza sokulan tıkaç. i. h ızı artmak. İrlandaca. (hastan ın durumu) iyiye gitmek. 2. i. (haberin) yay i. i. istikbal. gelecek. atsineği. s. i. kâr. i. i. bina duvar ının beşikçatı ile birleştiği yerdeki üçgen bölüm. G. Gabon´a özgü. --ging) 1. i. en çok. i. k. 1. gülüt. 1. s. gazap. şenlik.. ince tüylerle kaplı. (askerler) ilerlemek. 1. 1.) z. 5. i. aradaki mesafeyi kapatmak. 2. s. füzyon. 2. müz. 2. Gabon. on (takip eden kişi/şey) yaklaşmak. . f.

efendi. kumar. s. dörtnala gitmek. 3. s. k. k. sakat (bacak). avantaj (birinde) olmak. Gambiya.B. centilmen.. av hayvanı. Gambiyalı. kadırga. s. (--ed/--led. bak. e ğlence. i. i. k.. oyun. kuvvetli rüzgâr. i. gökb. k ıs. gamma ışınları. i. kilo almak. dili çok riskli i ş. f ırtına. darağacı. (of) her çe şit. 2. 1. kumarbaz. 2. sinir etmek. galoş. 4. kumar oynama. Are you s. kumar oynamak. i. i. safra kesesi. 4. sinir edici. karşılaşma. çok miktarda. f.gain the upper hand gain time gain weight gain weight/put on weight gainsay gait gaiter gal gal galaxy gale gall gall gallant gallantry gallbladder galleon gallery galley galling gallivant gallon gallop gallows gallstone galore galosh galvanise galvanize Gambia Gambian gamble gamble for high stakes gambler gambling gambling den gambol game game game game preserve gamekeeper gamma gamma rays gammon gammy gamut avantaj (birine) geçmek. safra. 1. av hayvanlar ı için ayrılmış yer. cesur.2. 1.said) inkâr etmek. mad. galeri. f. büyük para için kumar oynamak. kahramanlık. galvanize. Gambiya. dörtnala gidi ş.55 litre. f. bol: You can find blackberries galore there. i. sakat (bacak).. 3. İng. gökada. dili kad ın.. (gain. i. İng. f. Sen de var mısın? s.. A. i. f. İng. Gambiya´ya özgü. şişmanlamak. spor. 2. sinirlendirmek. i. her tür. gezip tozmak. oyun. (saat) ileri gitmek. kalyon. 1. 1. f. kumarhane.geçilmiyor. yiğit. yürüyüş. yiğitlik. galon. sanat galerisi. i.. kilo almak. bora. i. i.D. gemi mutfağı. 2. kaloş. gidiş. 2. 3. i. balkon. galeri. İsteklilik belirtir: We´re going to play football. i. i. Gambiyalı. i. sıçrayış. 2. getr.. i. avlak bekçisi. i. i. gallon. İng.78 litre. faaliyet. game? Biz futbol oynayaca ğız. vakit kazanmak. i. dili iş. kumar. f. f. i. zıplama. s. galaksi. (bazı oyunlarda) parti. --ing/--ling) s ıçrayıp oynamak. 1. meslek. i. sinirlendirici. i. 1. i. anat. . av. s. (domuz budundan yapılmış) jambon. i. safra ta şı. i. hemen harekete geçirmek. galvanizlemek. Orada böğürtlenden lastik. tozluk..

sarmısak. çenebaz.. eksiklik. i. iskele. benzin deposunu doldurmak. gangster. tavanarasındaki oda. i. i. i. k. garnizon. i. f. i. k. i. (çoğ. i. aralık. jailer. f.. f. s. yanlış bir şekilde anlatmak/nakletmek. cart. i. i. (birkaç kişi) toplanıp (birine) karşı saldırmaya ırığı gibi. i. gaz. çete. bak. gaz saati. bak. pis ve de ğersiz şey.. f. gedik. i. (--sed. benzin istasyonu. evde istenilmeyen e şyayı satmak amacıyla garajda/bahçede düzenlenen satılık.gander gang gang up on gangling gangplank gangrene gangrenous gangster gangway gantlet gaol gaoler gap gape garage garage sale garb garbage garbage can garbage man garbage truck garbanzo garble garden garden party gardener gardenia gargantuan gargle garish garland garlic garment garner garnet garnish garret garrison garrulous garter gas gas mask gas meter gas meter gas station gas station gas up i. çöp kamyonu. bahçe. toplamak. nohut. havagazı/doğalgaz sayacı. i. 3. havagazı. i. sürme iskele. İng. gazla zehirlemek. lal ta şı. 1.B. gargara yapmak. erkek kaz. 2. i. A. i. boşluk. elbise. i. ünlem Destur!/Yol ver! i. süprüntü. çiğ.. (birine) kar şı cephe oluşturmak. i. 2. i. (midede) gaz. i. doğalgaz. benzin. garaj.D. garajda b ırakmak.. tak ım. i. çelenk. f. sarımsak. s.. bak. açılmak. iskele tahtas ı. 1. parlak (renk). 1. gaz maskesi. i. çöpçü. i. 1. i. cafcaflı. i. gargara. geveze. 1. güruh. jail. s. cırlak. tavanaras ı. --sing) 1. İng. 4. f. benzin istasyonu. çok büyük. kocaman. f. bot. bostan. çöp tenekesi. lafazan. bahçede çal ışmak. f. ağzı açık bir şekilde hayretle/şaşkınlıkla bakmak. grena. giysi. garnitür. jartiyer. dili çene çalmak. kıyafet. bahç ıvan. --es/--ses) 1. 1. çöp. .. 2. garnitürle süslemek. giysiler. s. 2. 2.. çiçeklerle uğraşmak. gardenya. gauntlet. gaz sayac ı. çöp arabas ı. ask. fasulye s hazırlanmak. gardenparti. 2. 2. kangren.. 1. leylek gibi. 2. f. kangrenli. k ış. tıb. s.. dili bak ış. 2.

3. gastronomik. vites. gaz bezi. soluk solu ğaait. çok zayıf ve kuru.. f. 1. k ıs. yer adlar ı sözlüğü. pavyon. bir araya getirmek. solumak. dişli azaltmak. nefes. şanzıman. toplantı. f. 3. resmi gazete. homoseksüel. i. i. i. gazlı. i. 2. münasebetsiz. k ıs. benzin. tıb. i. f. f. eşcinsel. büzmek. s. canlı. i. i. i. d. kolları. vites. f. kapı (kapı aralığını kapayan kanat). gastronomi. sonuç çıkarmak. sıska. aşırı ve zevksiz bir şekilde süslü. ış. neşeli. i. bir araya gelmek. toplamak. kapı aralığı. düzen. s. iş eldiveni. s. i. i. i. i. parlak ve güzel (renk). dişli çark. şanjman. iyi yemek yeme ve yemekten anlama sanat ı. 3. i. ölçümlemek. uygunsuz. give. dili paras ız/davetiyesiz sağlanan) hâsılat. aygıt. tıb. 4. i. 5. gaz gibi. kapı dikmesi. derin yara. güzel manzaral ı kameriye. mideye söylemek. biçimsiz ve hantal. i. 1. pot k ıran. i. (toplantıda oturumun açıldığını ilan etmek için başkanın masaya vurduğu) tokmak. s. dik bak i. i. çiğ (renk). conta. konser. çap. 2. -i kesmek. 2. vites kutusu. aval aval bakmak. eşcinsel. kanal kapağı. ray açıklığı. 1. -de derin yara açmak. s. 1. 4. (belirli bir iş için kullanılan) eşya/takım/giysi. 2. 2. ahu. (maç. i. ölçme aleti. ünlem (At/öküz sürerken “Sa ğa git!” veya “İleri git!” anlamında kullanılır. 2. bön bön bakmak. 3. s. aval aval bakmak. gaz ışığı. f. kapı. gazlı bez. bön bön bakmak.b. vites kolu. bir yapının üzerindeki teras/pavyon. soluma. tertibat. gastrit. (at) ağzı açık bir şekilde seyretmek. anlamak. midevi. Great Britain. f. gazhane. 1. ölçü. ölçmek. 1. i. f. 3. i. (irin) hız kazanmak.y. gişe hâsılatı. çiğ renkli. i. nefesi daralmak. 1. belveder. 2.´nde bilet sat ışındangiren kimse. bacakları uzun. nefesi kesilmek.) Deh!/Haydi! . ceylan. şen. (at) gözünü dikip bakmak. çardak. bak. homoseksüel. devşirmek. i. 2. seyretmek. i. 2. vitesi yükseltmek. gastronom. kalınlık. sirk v. i. 1. s. 1.. k. parlak ve güzel renkli. 3. 1. gazal. 2.. vitesi çark. i. giriş. kapı sövesi.. i. toplanmak. toplamak. 1. General Agreement on Tariffs and Trade. soluk solu ğa kalmak. (atlasta) yer adları dizini.gaseous gash gasket gaslight gasoline gasp gastric gastritis gastronome gastronomic gastronomy gasworks gate gatecrasher gatepost gateway gather gather speed gathering GATT gauche gaudy gauge gaunt gauntlet gauntlet gauze gave gavel gawk gawky gawp gay gaze gazebo gazelle gazette gazetteer GB gear gear down gear up gear wheel gearbox gearshift gearshift lever gee s. gaf yapan. 2.

. genel seçim. 3. enemek. genelleme.. genetik. üreme organlarına ait. i. Sen bir i. f. i. 1. dili cinsiyet. s. 1. eli aç ık.swell! goose. pratisyen. nesil. soyağacı. arkadaşça davranan. mücevher. Gayger sayac ı. değerli taş. genelleme içeren söz. 2. i. değerli kişi. İng. i. pratisyen hekim. iğdiş etmek. 1. ask. yumuşak (iklim). 4. genellikle. biyol. rütbesi orgeneralden yüksek bir general.. 2. jeneratör. pelte. 1. f. cevher. özellik. . gen. jandarma.. --es) 1. -e yol açmak. i. i. i. s.. s.. i. harikas ın! i. i. i. i.gee geese Geiger Geiger counter geisha gel gelatin gelatine geld gelding gem Gemini gemstone gendarme gender gene genealogy general General Agreement on Tariffs and Trade general election general of the army general practice general practitioner general practitioner general staff general strike generalisation generalise generality generalization generalize generally generate generation generation gap generator generic generosity generous genesis genetic genetics genial genital genitals genitive genius ünlem 1. İkizler burcu. genellik. cömert. kurmay s ınıfı. genel. gelatin. yetenek. 2. dilb.. -in halindeki sözcük.. İng. f. başlangıç. jel. i. ambalaj ında üreticinin adı/markası bulunmayan (gıda maddesi). üretmek. i.e. bak. tıb. i.. şecere. cana yak ın. z. yontulmam ış değerli taş. generalization.. genel grev. pratisyen hekimlik.. 1.. i. i. istidat. İng. bak. i. 2. pratisyen doktor. general. k. genelleme. genelle ştirme. geyşa. meydana getirme. s.. değerli nesne. iğdiş edilmiş at.. üreme organları. dâhi. çoğ. meydana getirmek. biyol. f. s. cömertlik.ses (cen´ısiz) i. tıb. s. ço ğunluk. kuşak farkı. ask. genelle ştirmek. biyol. i. astrol. 1. pratisyen. bak. 2. dilb. cinsel organlar. 2. genetik. cins. 2. güleryüzlü. -in halindeki. kuşaklar arasındaki fark. üretim.. Birinin veya bir şeyin beğenildiğini gösterir: Gee you´re bak.. (çoğ. çoğ. deha. tıb. i. Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anla şması. jelatin. i. generalize. çoğ. i. kuşak. i. Allah Allah! 2. i.. tıb. genelleme içeren söz. iyi huylu. s. 3. gen. dinamo. i.

men (cen´tılmîn) i. 1. s. centiyana. i. i. s. içten gelen. yerme (ile) s. geographical. yumu şak ve nazik. 3. s. i. dili erkek. Musevi olmayan. i. bot. jeoloji. i. içten. genom. 1. ba şlangıç. i. s. i. samimi. soyk ırım. Gürcü. 1. jeolojik. i. kantaron. jorjet. geodezik kubbe. (to) şesi. geometri. gen. (birkaç türden meydana gelen) cins. Gürcüce. uzambilgisel: geometric figure geometrik şekil.genocide genome genre gent genteel gentian gentile gentle gentleman gentlemanly gentleness gently gentry genuflect genuflection genuine genus geodesic geodesic dome geodesy geographer geographic geographical geography geologic geological geologist geology geometric geometry geophysics geopolitics georgette Georgia Georgian geranium Gerber Gerber daisy geriatric geriatrics germ German German measles germander germane Germany germicide i. i. i. 1. 2. k ızamıkçık. jeolog. i. coğrafi. 1. dalakotu. centilmen. gen.. i. bot. bak.. i. i. s. meyli çok az (yokuş). jeodezi. k. tohum.sosyal statüsü iyi olanlar. 2. Almanca. geometrik. i. 3. jeodezik. hakiki. . coğrafya uzmanı. yerpalamudu. i. i. i. çoş). geriatrik. i. z. 1. yerpalamudu.. yerbilimsel. Musevi olmayan kimse. Almanya. yumu şak ve nazik bir şekilde.. s. yerbilim. 3.. bot.. s. gerbera.ilgili. çoğ. s. geological... mikrop. (ibadette) diz çökmek. 3. gentleman´s/gentlemen´s agreement centilmenlik anla şması. s. i. yerme şesi. yumuşaklık. geodezi. 2. i. s. kurtluca. 1. s. geriatri. jeriyatri. sardunya. 1. gerçek. efendilik/kibarlık taslayan. biyol. i. nevi.tle. efendi. i. jenosit. Gürcistan. hafifçe (esen). geodeziyle ilgili. coğrafya. geodezik. i. 2.. jeopolitik. tür. s. yavaşça (yükselen yoku ğ. i. nezaket. Hrist. tohumun özü. tarz. efendice. 2. jeriyatrik. e şçarpanlı: geometric series geometrik seri. centilmence. centiyan.e. 2.. (özellikle ibadet ederken) diz çökme.. i.ra (cen´ırı) i. antiseptik. geometrik. mikrop öldürücü. centilmene yak ışan. adam. hafif (rüzgâr/yağmur). coğrafyacı. Alman. bak. i.. çoğ. 2. s. jeofizik. f. 2. bot. biyol. uzambilgisi. s.

get a sniff of get a swelled head get a whipping get a woman into trouble get about get above o. 2. (seçim bölgesini) bir siyasi partinin ç ıkarlarına uygun düşecek şekilde ayarlamak. --ting) 1. 2. (a part of one´s body) k. bo ğazı düğümlenmek. get a hard-on get a hustle on get a kick out of get a load of get a load of get a lump in one´s throat get a lump in one´s throat get a move on get a move on get a rise out of s. dili darbe yemek: She got a bang on her head. f. seyahat etmek. f.). k. k.. Zorla elde (birinin) ba şını belaya sokmak. (tohum) çimlenme. dili 1. ele geçirmek: He got it with difficulty. kazanmak. gebelik süresi. anlatmak. (bir hastalıktan sonra yeniden) çıkıp dolaşmak. dayak yemek. 4. şgul olmak. ge ştalt. ayr ılıp gitmek. acele etmek. 1. dilb. of (rakibi) geçmek. 1. 1. çok gezmek. I won´t let him get away with this. dili dalga geçerek birini k ızdırmak. dili birinin bamteline dokunup a ğzını açtırmak. i. ünlem Çok yayapmak. (belirli bir 1. -in kuşu kalkmak/uyanmak. (got. 1. 1. 3. jest şayın! (Hapşıran bir kimseye söylenir. ima etmek. dili (yap ılan iş) yanına kâr kalmak: He´s gotten away with it. (haber/söylenti) yayılmak. güzel davranış. tasarruf etmek. 2. i. dili acele etmek. (üzüntüden) -in bir şeyi) dinlemek. jest.germinate germination gerrymander gerund gestalt gestation gesticulate gesticulation gesture Gesundheit get get (s. vakit -den (bir şeyi) yapmak: When will you get around to answering my letter? Ne zaman vakit ayırıp mektubuma cevap yazacaksın? (bir şeyle) 1. (tohumu) çimlendirme. -e erişmek. kastetmek. 1. 1. el/kol/ba ş hareketi. 3. başı dönmek. kendine hâkim olmak. şına bayılmak. i. para biriktirmek. çıkışmak. f. Her penisi 4. k. ile anla şmak. şlanmak. (çok ilginç/güzel/tuhaf birine veya bir şeye) bakmak. argo -e göz atmak. sertle şmek. 2. 2. kötülük etmek. (çok ilginç/güzel/tuhafbo ğazı düğümlenmek. geçinmek. k. i. ruhb. get a rise out of s. k. dili bir kad ını hamile bırakmak. 2. satın almak. (tohumu) çimlendirmek. -e ula şmak. Badili -ebir darbe yedi. 3. gitmek. edinmek. dili ya ile geçinmek. gebelik. iş hayatında ilerlemek. 1. dili acele etmek. şekilde) olmak. jestler yapma. 2.s. türetilen isim. (tohum) çimlenmek. elde etmek. bir yol bulup ayırıpkurtulmak. dili kendini bir şey zannetmek. zarar vermek. el/kol/ba ş hareketleri yapmak. (zaman/yaş) ilerlemek. k. Ne demek istediğini anlatamadı. k. başarılı olmak.bitmek. 2. 3. Bunu yanına . şımarmak. ç ıkmak. What he said obviously didn´t get across to them. i. (s. aç ıklamak: He couldn´t get his point across. 2. 2. k. demek istemek. -in penisi beton olmak/dikelmek. 4. -den bir nefes çekmek. 3. basında/medyada iyi bir şekilde yansıtılmak.o. almak. kendini bir şey sanmak. kendine gelmek.) into hot water get a bang on get a bang out of get a fright get a good press get a grasp on o. -e korkmak. hareket etmek. 2. çabuk olmak. fiilden i. paylamak. k. yakalamak. get across get after get ahead get ahead get along in/on in/up in years get along with get along/on get an erection get around get around to get at get away get away with f. el/kol/baş hareketi yapmak.. 2. 1.o. gezmek. idare etmek. gitmek: I´m getting along just fine.s. got. mekaçmak. yürümek. -den zevk almak. (maddi aç ıdan) daha iyi bir duruma girmek. jest. 1. dili çok duygulanmak.ten/got. jestler yapmak. Yaptığı yanına kâr kaldı. (haber) yay ılmak. el/kol/ba ş hareketi.t. k.o. bir yol bulup (birini) atlatmak. jest. başlamak.) k. f.

t. paçayı kurtarmak. kaçmak. dili birine bir şeyi ödetmek. dili (bir işe) bakmak/başlamak. –– with a fever He is down with a fever. k. hayatın ne gevşemek. in a fix get off k. k. -in i şlerini aksatmak. öfkelenmek. 2. ne yapmak istedi ğine karar verip ona göre yaşamak. k. dili (gayretle) ba kadar yapmak: I can get by this year with these ak şam olmak.o. k. 2. gereksiz yere tela şlanmak/heyecanlanmak. (bir işte) gecikmek. olduğunu kavramak. birinden bir şeyin öcünü almak.. dili zılgıt yemek. k. dili çok endişeli/heyecanlı/sinirli bir hale girmek. dili -e torpille girmek. k. dili. 2.s.o. dili 1. put in one´s two cents worth. dili -e engel olmak. k. dili 1. get behind in get better get bogged down in get by get cracking get dark get down off one´s high horse get down to get down to brass tacks get down to brass tacks get down to brass tacks/get down to business get down to work get even with get even with get going get hold of get hot get in get in a state get in a stew get in a tizzy get in good with get in on the ground floor get in one´s hair get in one´s two cents worth get in one´s way get in s. yolunu kaybetmek. k. bak. yaramazlık etmek. eteği ayağına dolaşmak. dili kibiri b ırakmak. (bir yerde) saplan ıp kalmak.. kibirli davranmaktan vazgeçmek. dili süslenip püslenmek. dili 1. 2. ısınmak. 2. dili -e musallat olmak. 3. hava kararmak. (bir yere) girmek/gelmek/gitmek. dili -den öç almak. zor duruma dü şmek. eli ayağı dolaşmak.get away with murder get back at s. ciddi olarak işe koyulmak. k.s. dili tela şa/endişeye düşmek. dili (birinin) arkada şlığını kazanmak. ile idare etmek. k. couthed up get o. ile geçirmek. 2. k. birini rahats ız etmek. They´ve gotten behind in their work. fırçayı yemek. k. kendini zor bir duruma sokmak. from (i şten) izin almak. -den intikam almak. ba şı belaya girmek. k. k. Onun o i şteki rolü hiç dikkate alınmadı. 2. dili meselenin esaslar ını ele almak. k. gününü görmek: We´re going to get it now! Şimdi çattık belaya!bir darbe yemek. a ğır -i kafas ına koymak. k. k. (gayretle) ba şlamak. inmek. for s. He got no credit for what he had done. ba şından ayrılmayarak -i rahatsız etmek. 1.. k. get it together get loose get lost get no credit for get o. k. (arabaya) binmek. k. with -in arkadaşlığını kazanmak. 1. k. asıl meseleye gelmek. 2. (birinin) gözüne girmek. başlatmak. iyileşmek. dili işlere alışmak. k. kızdırmak: Don´t get him going! Onu ba şlatma! (birini) bulmak. 1. 1. 1. belaya çatmak. dili as ıl işe gelmek/bakmak. dili as ıl konuya geçmek. dili bir işin havasına girmek. 3. dili 1. . k. dili bir işe başlangıçta katılmak. 2. Ateşten yatağa düşmüş. dili bir kötülü ğün cezasını çekmemek. k. sıkıya gelmek. geçmek. k. asıl işi ele almak. kızmak.´s hair get in through/by the back door get in with get into a predicament get into a scrape get into mischief get into one´s stride/hit one´s stride get into the swing of things get into trouble get it get it in the neck get it into one´s head that . (bir işin) gerisinde kalmak: He´s gotten behind in his payments. Ödemelerinde gecikti. 1. alabandayı yemek. -i eline geçirmek. İng. (birini) cezadan kurtarmak: How can we get him off? Onu cezadan nas ıl kurtarabiliriz? 4. dili (birinin) gözüne girmek. (bir şeyi) durumu kurtaracak şlamak. ile atlatmak.

´s tail 1. uyan ık olmak. dili birçok kişinin yaptığı bir şeye katılmak. borçtan kurtulmak. k. under one´s thumb get s. dili toparlan ıp yeniden gayrete k. (bir işi) ele almak. -i yakalamak. idare edilememek. O dükkânda ödedi ğin paranın karşılığında iyi mal k. k. birini devred ışı etmek. k ızdırmak. 2. korkuya kap ılmak. dili eski formunu k. -i yok etmek. dili birini istediği gibi idare etmek/kullanmak. dili birini k ızdırmak. 3. İng.o. 2. dili birini rahat b ırakmak. . çıkarmak. 3.o. k. k. birini kenara çekmek. (taşıta) binmek. birini/bir şeyi yanlış anlamak. (bir işe) bakmak. k. (bir konudan) bahsetmeye ba şlamak. üstünden geçmek. Çabuk ol! k. birini azarlamaktan/eleştirmekten get off s.o. dili 1.o.b. dili birini (zor bir durumdan) kurtarmak. k. (koşucu v.´s good side get on the ball get on the bandwagon Get on the stick! get on the wrong side of s. yakayı kurtarmak./s. Defol! 1. çığırından çıkmak. geçinmek: They get on well. out of the way get s.o. down get s.o. 2.o. (bir konuya) girmek. kazanmak. k. denemek. dili ba şlangıçta birini kızdırmak.o. sinirlenmek. 1. 2.. 2. in shape get s. k. 4. into trouble get s. yayımlamak. wrong k. dili birinin ne menem biri oldu ğunu anlamak. couthed up get s. birinin gözüne girmek. k. get off the ground get off easy get off the ground get on get on one´s nerves get on one´s nerves get on s. aklını başına toplamak. dili hazırlıklarını yapmak. dili birini süsleyip püslemek. -den kurtulmak. dili heyecanlanmak. beladan kurtulmak.k. k.´s back vazgeçmek. get one´s second wind get one´s back up get one´s ducks in a row get one´s feet wet get one´s goat get one´s hands on get one´s knickers in a twist get one´s knickers in a twist get one´s money´s worth get one´s number get one´s way get one´s wind up get one´s wits about one get onto get oriented get out get out of a scrape get out of debt get out of hand Get out! get over get ready for get rid of get rid of get s. (biriyle) temasa bir yere/çevreye alışmak/intibak etmek. k. k. 1. k. Dikkat et!/Akl ını başına topla!/Kendine gel!/Uyan! 2. dili dikkat etmek. get off on the wrong foot with s. over a barrel get s. dili hafif bir cezayla veya cezas ız olarak kurtulmak. 1.. dili 1. dili endişeye/telaşa kapılmak. Hep onun istediği olur. ucuz kurtulmak.o. istediğini yaptırmak: She always gets her way. 2. dili birini get off s. (uçak) havalanmak. dili ba şarılı bir şekilde başlamak. k. off the hook get s. dili birinin moralini bozmak. (bir hastal ık) geçmek: Have you gotten over your cold? Nezlen geçti mi? 3. dili ba şlamak. -i eline geçirmek.rahat b ırakmak. of them? kald ırmak. k. İng. 2. etkisiz hale getirmek.o. -i defetmek/kovmak: How did you get rid-i ortadan Onlar ı nasıl-ibaşından etmek. dili sinirlendirmek. 1.t. dikkatli olmak. dili birini kö şeye sıkıştırmak. dokunmak. ç ıkmak. 2. birinin ba şını belaya sokmak. -i ba şından savmak/atmak. 1. dili ödenen paran ın karşılığında iyi mal almak: You get your money´s worth in that store. -e sahip olmak. bertaraf savdın? k. Birbiriyle iyi geçiniyorlar. 2. (bir i ş) başlamak.t. dili 1. (for) birini/bir şeyi hazırlamak.o.) (ilk kez yorulup soluğu kesildikten sonra) soluklanıp tekrar öfkelenmek.o. birinin sinirine -i sinir etmek. k. (bir işle) meşgul olmak. ( şaşırtıcı bir olaya) için/-e hazırlanmak. k. korkmak.o. k. (bir üzüntüyü) unutmak. azarlamak.o./s.

by heart get s. head? Kafan niçin bunu alm şeyi birinin kafasına sokmak: He can´t get bir şeyi birine anlatmak. out of the way get s.t.t. so ğuk bir davranışla/sözle kovulmak. get the hang of get the hang of get the jitters get the jump on get the jump on s. dili işten kovulmak. k.´s head get set get shot of get showered on get shut of get snakebit get steamed up about get the ax get the ball rolling get the best of get the better of get the better of/get the best of get the blues get the boot get the brush off get the cart before the horse get the cold shoulder get the cold shoulder get the feel of get the feel of get the goods on s. bir şeyi bitirmek. -i yenmek. Bunu onun kafas ına sokamıyor. dili şatafatlı bir şekilde karşılanıp ağırlanmak. -e alışmak. straight get s. right get s. Yirmi dört saat içinde vücudun bu zehri atar. soğuk bir karşılık almak. dili efkârlanmak. k. k. dili (from) görmek: Iişi tersinden yapmak. bir ıyor? this through her head. argo kaçamak cevap almak. argo anlamak. off one´s chest get s.t. k. Bana karğuk bir şekilde karşılanmak. kap ı dışarı edilmek. get s. -i alt etmek.´s goat get s. dili bir şeyi birine anlatabilmek. out of one´s system get s. k.t. k.o. dili so ğuk bir davranışla karşılaşmak: I got the cold shoulder. dili derdini dökmek. 1. seçilmek. 2. over with get s. Bana so ğuk davrandı. over get s. through s. dili -den kurtulmak. get the message/get the picture get the nod get the push get the red carpet treatment get the runaround get the sack get the sack get the shaft get the shakes k. argo sepetlenmek. bir şeyi yapıp bitirmek. k.t. 2. bir şeyi bitirmek. -i anlamak..t. -e alışmak. sinirlenmek. izin almak. (biralmak: Why can´t you get this through your bir şeyi anlamak/kafası yeri) bir düzene/düzenli bir hale sokmak. argo (birinin) can ı yanmak. soğuk bir karşılık k. dili ya ğmura yakalanmak. İng. -in havas ına girmek. bir şeyi ezberlemek. k. 1. k. dili -den kurtulmak. k. 1. bir şeyi kenara çekmek. içini dökmek/bo şaltmak. sinirli olmak. işleri başlatmak. dili (bir şeye) kızmak. k. dili içini dökmek. argo 1. Bunu tam istediğim gibi yapamıyorum.t. galip gelmek. korku duymak. yılan sokmak.o.o. -in usulünü ö ğrenmek. -in s ırtını yere getirmek.get s.t. dili ba şlamak. sepetlenmek. çakmak. k. off one´s chest get s. k.t.o. sepetlenmek. dili işten/okuldan atılmak. Onun hakk ında elimizde kuvvetli deliller var. üstün olmak. k. through one´s head get s. k. bir şeyi doğru anlamak: Have you got right this time! Bu kez doğru anladın mı? 2. so şı soğuktu. -i yenmek. dili işten atılmak. -den kazançlı çıkmak. sepetlenmek. her.t. k. k. dili -den önce davranmak. k. dili birinden önce davranarak avantajl ı duruma girmek. (birinin) vücudu bir şeyi atmak: You´ll get this poison out of your system in twenty-four hours. 2. across to s. -i alt etmek.t.o. işten çıkarılmak. . -in esasını kavramak. dili bir got the brush off from k. -i kavramak. dili sepetlenmek/işten atılmak.t. dili titremeye ba şlamak. kıçına tekmeyi yemek. hazırlanmak. You´ve got itthis straight now? Şimdi bunu 1. dili birini sinir etmek/k ızdırmak. titreme nöbetine tutulmak. dili biri hakk ında elinde kuvvetli deliller olmak: We´ve got the goods on him. k. bir şeyi bitirmek. bir şeyi tam istenilen şekilde yapmak: I can´t get this right.

get/put s. i. Ganalı. çok kötü. 2. -e varmak/gelmek. 2.´s skin get up get up on one´s soapbox get up on the wrong side of the bed get up the nerve to get what´s coming to one get what´s coming to one get wind of get wind of get wise get wise to get with it get worse get/catch a whiff of get/go to sleep get/have cold feet get/have one´s way get/have s. kornişon. öne geçmek. bulu şmak. cezasını bulmak. get the worst of get the short end of the stick get through get through to get to get to know get to the bottom of get to the bottom of get to the finals/make it to the finals get to the heart of get to the point get to work get together get under one´s skin get under s. k. i. gerekmek. s. k. En dili ba şlamak. düzenlemek. k. dili (belirli bir k ıyafete) sokmak: k. dili en az be ğenilen şey birine düşmek: I got the short end of the stick. kendine gelmek (Mecazen söylenir. kaynaç. toplamak. 1. -e bir şey anlatmak: I can´t get through to her. Gana. hayalet. 4. durumun) ne oldu ğunun farkına varmak. uyumak. şüpheler duymaya başlamak. . otobüs şey anlatamam.k. 2. layığını bulmak: She got what was coming to her! Müstahaktır! k. hortlak. (birini) nutuk çekmeye ba şlamak. get the upper hand dizginleri ele geçirmek.o.´s number 1. i. k. aya ğa kalkmak. Ganalı.): 1. kararsızlığa kapılmak. dili ba şlamak (Mastarla to him. adaylık seçimlerini kazanmak. (birdili uyanmak. şart -i tanımak. kılık. (çoğ. (işin) finale kalmak -in özüne inmek. biriktirmek. s ırtı yere getirilmek. -i k ızdırmak. hazırlamak. -i sinir etmek. 2. k. 3. get the short end of the stick/of it k. üstün ç ıkmak. (bir durumun) ne olduğunu daha kötü olmak. k. korkunç. beti benzi atm ış. dili berbat. lazım olmak. get the upper hand 1. 1. dili -den haber almak. dili (-in) fark ına varmak.o. (meselenin) özünü ö ğrenmek: How can we get to the bottom of this? Bu meselenin özünü nas ıl öğrenebiliriz? kökenine inmek. 1. iş başına! 1. (bir şeyin) asıl sebebini bulmak. kendi istedi birinin ne mal oldu ğunu öğrenmek/anlamak. 1. yenilmek. s. 3. -i duymak.). kafas ına girmek: I think it´s finally gotten throughbirlikte kullanılır. get/win the nomination i. alt edilmek. -e ula şmak: Owing to the snow no buses have gotten through today. 1. (birinin) ne yaptığını çakmak. k ıyafet. 2. 3. get the show on the road galip gelmek. mutabık kalmak. 2./s. Gana´ya özgü. -i ö ğrenmek. 2.o. i. müstahakk ını bulmak. bir araya gelmek. 3. getup geyser Ghana Ghanaian ghastly ghazi gherkin ghetto ghost i. k. İng. (to) k. -den haberdar olmak. ğini yaptırmak. sadede gelmek. dili ters taraf ından kalkmak. Bugün kar yüzünden buraya hiçbir Ona bir varamad ı. hak ettiği cezayı yemek. -in kokusunu duymak. dili birinin sinirine dokunmak. out of one´s mind birini/bir şeyi aklından çıkarmak/unutmak.t. -i duymak. (havagazıyla/doğalgazla çalışan) şofben. gazi. (to) -e varmak. gayzer. -in esas anlam ını kavramak. Konu şmaya başladılar. (bir şey yapmak için) cesaretini toplamak. yataktan kalkmak. dili tereddüde dü şmek. 2. i. Nihayet anladı They got to talking. i. dili payına pek az bir şey düşmek. k. -den kazançlı çıkmamak. (on) (üzerinde) anla şmaya varmak. işe başlamak: Get to work! Haydi. dili (birinin) ne yapt ığının farkına varmak. kötü pay bana dü ştü. --s/--es) getto. She got herself up as a mouse. işleri başlatmak. Gana. 2.

(--ned. s. 1. i. zencefilli gazoz. k ıkırdamak. i. istidatlı.ghost town ghostwriter ghoul GHQ GI giant giaour gibber gibberish gibbet gibe giblets Gibraltar Gibraltarian giddiness giddy gift gifted gigantic giggle gigolo gild gild gilding gill gilt gimmick gin gin ginger ginger ale gingerbread gingerly gingham ginkgo ginseng Gipsy gipsy giraffe gird gird o. guild. i. with girder girdle ölü kent. z. i. -i kuşanmak. f. i. gulyabani. terkedilmiş yerleşim yeri. bak. kolları sıvamak. i. Cebelitarık´a özgü. 2. cin (içki).. bir diğerinin hesabına ve onun ismi altında kitap yazan kimse. kendini -e iyice hazırlamak. idare merkezi. başkumandanlık karargâhı. gâvur. dokunaklı/incitici söz. dokunaklı/incitici söz söylemek. 2. i. zencefilli. 1.s. i. i. pekmezli kek. k ıs. i. kemer. i. kıkır kıkır gülmek. i.b. k ızsaçı. çırçır (makine). f.. s.. i. 2. . i. dev. gild. Cebelitar ıklı. for gird o. 2. i. s. k ızıl (saç). i. s. alay etmek. f. yaldız. konuşmaya benzeyen anlamsız sesler. ku şak. f. 1. f. i. s. yald ızlı.. (zor bir işe) hazırlanmak. ginseng. -i tak ınmak. yaldız. i. solungaç. 1. gypsy. k.´ni) kuşanmak. i. merkez. zürafa. çizgili/damalı pamuklu kumaş. s. 2. çoğ. ginko. numara. yetenek. 2. alet.. potrel. bak. birine (bir şeyi) vermek/bahşetmek. havailik. dev gibi. çevrelemek. arma ğan. havai. i. 2. ask. 2. baş döndürücü (yükseklik veya dönme hareketi). (on) (kılıç v. i. korse. i. istidat. 1. hediye. kocaman. Cebelitarık. zencefilli. i. ku şatmak. Cebelitar ık. --ning) (pamuğu) çırçırdan geçirmek. Amerikan erlerine özgü.o. (--ed/gilt) yald ızlamak. Allah vergisi. i. with gird one´s loins gird one´s loins gird s. darağacı. hoppa. paçaları sıvamak. yetenekli. dili Amerikan askeri/eri. Gypsy. Cebelitarıklı. baş dönmesi. jigolo. 1. putrel. i. i. i. s. -i takmak. terelellilik. (kümes hayvanlarından elde edilen) sakatat. büyük bir dikkatle. bak.s. kocaman. kıkırdama. pekmezli kurabiye. trük. i. s. f. General Headquarters 1. i. (--ed/girt) 1. zencefil. konuşmaya benzeyen anlamsız sesler çıkarmak.. i. 1. i. bak. f. 2. i. hoppalık. terelelli. dev gibi.

airs give o. bitmek. i. 2. 1. dar ıltmak. i. İng. s. -i k ızdırmak. bildirmek. ba şlıca fikirler. i. airs give off give offense give offense give one a black eye give one a tickle in one´s throat give out give preference to give priority to give rein to give rise to i. çalım satmak. Onu şoke etti. (iştahı) açmak. elinden geleni yapmak. -e öncelik tan ımak. (çocuk/yavru) do ğurmak.s. hediye olarak vermek. kovalamaya ba inanmak. It gave him a shock. çevre: The tree´s girth was ninety centimeters. -e sebebiyet vermek. hediye etmek: She gave her dog away. razı olmak. -e şlamak. bel. 1. 1.b. ana fikir. Kendine dü şen işi iyi yapmak anlamına gelir: He gave a good account of himself on the battlefield today. 1. Ona sevgilerimi söyle! Ona benden selam söyle. ç ıkarmak: Plants give off oxygen. k ız izci. meydana getirmek.s. -i başıboş bırakmak. give a play give a roundup of the news give a slip give a wide berth to give affront to give an account of o. 2. teslim olmak. doğurmak. 1. sinirlendirmek.´ni) artırmak. 2. Köpevermek. giv. bak. (semere ait) kolan. geri vermek. gizmo. -den kaç ınmaya dikkat etmek. çevre ölçüsü. esas anlam. in order of priorities önem sırasına göre. i. . 2. dili s ıvışarak birinin elinden kurtulmak. incitmek. -i doğurmak. şeytana uymak. (keyif. k. burnu havada olmak.en) 1. Bitkiler havaya oksijen verir. buhar v. kız izci.´ni) yaymak. -e gıcık vermek. i. bir gözünü patlatmak. -i gıcıklamak. kızlara özgü. önemli haberleri özet halinde vermek. -i gücendirmek. k. kabul etmek. gücendirmek. -i bilemek. iade etmek. 2. 2. kendisi hakk ında hesap vermek. esneklik. (koku. f. bir piyes oynamak. give an edge to give away give back give back give birth to give birth to give chase give credence to give ear to Give her my love! Give her my regards.girl girl friend girl guide girl scout girl scout girlhood girlish girth gismo gist give give give a good account of o. (av köpe ği) avın kokusunu alıp peşine düşmek. gücendirmek.s. geri ğini birine hediye etti. give in give in to temptation/yield to temptation give it one´s best shot give no leg to stand on give notice give o. ele vermek. 1. tutunacak bir dal b ırakmamak. (gave. k ız gibi.s. -i dinlemek. -e yol açmak. k ızlık çağı. 2. -e kulak vermek. dili kız arkadaş. A ğacın çevresi doksan santimetreydi. 2. Varlığı ona mutluluk veriyor. -i tercih etmek. kızlık. sebep olmak: Her presence gives him pleasure. k ız.b. -in dizginini salıvermek. çok yorulmak. öfke v. k ız arkadaş. bel ölçüsü. 3. Bugün iyi sava ştı. 1. k ız izci. vermek..

birine zevk/haz/keyif vermek.o. a warm welcome give s.o.o.götürür müsünüz? He is riding high. (alay/tenkit etmek için) biriyle u ğraşmak. k. dili 1. the benefit of the doubt give s.o. a start in life give s.o. birine yard ım etmek. dili birini yaka paça etmek/götürmek. birinin k ıçına şaplak atmak. birine s ığınma hakkı tanımak. a shampoo give s. a scare give s. money under the table give s. saksofon çalmak. a tickle give s. birini düşündürmek. -e neden olmak.o. birini serbest b ırakmak. dili el işaretiyle birine ´´Siktir!´´ demek.o. birini yıkamak. a sporting chance give s. 1. the bum´s rush -e yol açmak. birini kap ı dışarı etmek. hell give s. a round of applause give s.o. pol. k. the bum´s rush give s. birini çok u ğraştırmak. a lift give s. -i meydana getirmek. a hard time give s. birine (birinin) vesayetini vermek.o. one´s illness give s. birinin düşünmesine yol açmak. birini nezaket ve içtenlikle kar şılamak. 2. birine haks ızlık etmek. 2. 2. birini korkutmak. dili birine kazanma imkân ı tanımak.o. birini şımartmak. a free hand give s.o. birinin ağzının payını vermek.o. 1. pause give s.o. -in hakk ını vermek. a belt on give s.o.o.o. birine hastalığını bulaştırmak/geçirmek: Don´t give me your cold! Nezleni bana bula ştırma! birine söz vermek. credit for give s. birini irkiltmek.o.. İng. a fright give s. dili birine yumruk indirmek.o. (bir şeyden dolayı) birini takdir etmek.o.o. k. no quarter give s.o. birine verip veriştirmek. birini korumak. a piece of one´s mind give s. a ring give s. a fair shake give s. a ride give s.o. birinin kıçına tekmeyi atmak. birine bir f ırsat vermek/bir şans tanımak.o.o. dili birine rü şvet vermek. supet/süpet yapmak. a cold welcome give s.o. shelter give s. birinin hayata atılmasını sağlamak. dili birini yaka paça çıkarmak.o. a hand give s. k. a bath give s. birini âdeta kapı dışarı etmek. custody of give s. credit for give s. birine çullanmak. dili birinin kötü/olumsuz bir şey yapmadığını farzetmek. birini kendi haline bırakmak. birine geniş yetki vermek.o. the boot give s. birine adaletli/dürüst bir şekilde davranmak. a raw deal give s.o.o. one´s word give s. k. birini soğuk karşılamak.o.o.o. birini işten çıkarmak.o. the bird give s. k. birini alkışlamak. dili birine sapartayı çekmek/vermek.o.o. birini pişman ettirmek. birine verip veriştirmek. a swelled head give s. birine adamakıllı bir zılgıt vermek. . 1. birinin saç ını şampuanla yıkamak. birine haks ızlık etmemek. k. a blessing out give s.o. a spanking give s.give rise to give s. k.o. birini korkutmak. a piece of one´s mind give s.o. a start give s.o.o. birini arabas ına almak. a break give s. asylum give s. k. birini (at/bisiklet/araba ile) götürmek: Will you give me a ride to Bursa? Beni Bursa´ya etmek. k. birine aman vermemek.o. his due give s.o. rope give s. dili İşleri birine telefon kadar birini alk ışlamak. birinin penisini a ğızla uyarmak. dili birini fena halde ha şlamak.o. k. a blowjob give s. argo birini sepetlemek. pleasure give s. birini gıdıklamak. dili birinin ba şını döndürmek. dili birine a ğzına geleni söylemek.o.o. k. (birinin) arabas ının motorunu çalıştırmak. 2. k.o.

İng.o. 2. 1. the pip k. a whirl give s.o. give s. what for give s. -in yalan/yanlış olduğunu göstermek. the red carpet treatment k. the benefit of the doubt give s. 1.t. birini sıkı bir sorguya çekmek.t.t. birine ayn ı biçimde karşılık vermek.o. the shivers give s. ölmek. birini konu şturmak için işkence yapmak.t.o. tehlike işareti vermek. dili bir şeyin kötü/olumsuz bir sonuç vermediğini farzetmek. (makine/motor) bozulmak. 2. -i göstermek.o. some thought give s. the glad hand give s. birine dayak atmak. dili birine so ğuk davranmak. spor start vermek. give s. the cold shoulder give s. bir şeyi iyice düşünmek. -i gücendirmek. dili birini işten atmak. the creeps give s. dili bir şeyi denemek: Give it a whirl! Onu bir dene! bir şey üzerinde düşünmek.t.t. to understand s.o. -i dile getirmek. son nefesini vermek.o. birine pas vermek. 2.o. 1. bear witness. one´s consideration give s. etrafı şöyle bir düzeltmek. bir şeyi çabucak/şöyle bir ütülemek. give s. 2. . birinin tüylerini ürpertmek. give s. bir şeyi gözden geçirmek. the sack argo birinin can ını yakmak. k. 2. birini sepetlemek. sahte bir s ıcaklıkla el sıkmak/selam vermek. birine so ğuk davranmak. 1. birine bir şeyi ima etmek. dili s ıvışarak birinden kaçmak/kurtulmak. birini ha şlamak. birine davetkâr bir bak ış yöneltmek. (makine/motor) bozulmak. k. k.o. vazgeçmek. ölmek.t. pes etmek. a stir give s. tit for tat give s. a press give s.o. k.. birini/bir şeyi denemek. birinin tepesini att ırmak. birinin sinirine dokunmak.o. -e pas vermek. dili birine misilleme yapmak. the shirt off one´s back give s. birinin tüylerini diken diken etmek.o.o.o. the come-on give s. birinin tüylerini ürpertmek. the glad eye give s.o.t. a lick and a promise give s. the shaft give s. -i belli etmek. the willies give s. son nefesini vermek. birini tepeden tırnağa süzmek.o. 2. k. k. birine zılgıt vermek.t. k. -e teselli vermek. the third degree give s. 1.o. dili 1. bir şeyi ön plana çıkarmak. -i teselli etmek. the once-over give short notice give solace to give thanks give the alarm give the land a wide berth give the lie to give the start signal give umbrage to give up give up the ghost give up the ghost give up thought of give vent to give voice to give witness çok cömert olmak. (bir işin yapılması için) çok az zaman vermek.o.t. şükretmek.o. İng. a swirl give s.o. 1./s. -i ifade etmek. the slip give s.t. dili birini sepetlemek/i şten atmak. birinin tüylerini ürpertmek/diken diken etmek. the jumps give s. bak. 2. argo birini çok sinirlendirmek. a trial give s. -i aklından çıkarmak. prominence give s. karadan çok uzakta bulunmak. bir şeyi yalapşap/yalap şalap yapmak. -i anlatmak. bir şeyi karıştırmak: Give that stew a stir! O güveci bir karıştır! bir şeyi çalkalayarak döndürmek. the once-over give s. the cold shoulder give s.o.o. dili birini şatafatlı bir şekilde karşılayıp ağırlamak.t.give s. the push give s. birinin canını sıkmak.

İng.b. cam takmak... s. ters s. şaka mide. cam fabrikas ı. bez.. k. Tan ıştığımıza memnun oldum. 3. buzullara ait: glacial lake buzul gölü. İng. memnuniyet. i. glad giysiler. give. cam gibi. glamorous. i. gladiolus.li (glädiyo´lay) i. memnun: He was glad to see us. i. beze. dili kar şılıklı özveri. orman içindeki aç ık alan.i. 2. durgun ve par ıldayan (deniz. buzul. f. i. 2. glayöl. at -e ters ters bakmak. ters bakış. memnuniyetle. (--der. i. -i sıyırıp geçmek. romantik bir i.. bak. biyol. s. kuzgunkılıcı. 1. muayyen. i. alet. glamorize. 2. gözlük çerçevesi. göz kama ştırıcı. bardak: a glass of water bir bardak su. donuk (bakış). f.. i. i. 1. bardağı. çoğ. I´ll be en iyito do it. anat. bir konu şma yapmak. a water glass su i. i.. elmastıraş. bakan. romantik ve çekici bir hava vermek.. s. romantik ve çekici bir şekilde tarif etmek.). İng. bardak dolusu. at -e göz atmak. elmas. k. göz kamaştırıcı parıltı.çiğ (renk). i. 2. cam fabrikas ı. -i camla kapatmak. sevindirmek. 1.. 1. 1.. i. 2. Bizi gördü ğüne sevindi. veri. gözlük. f.. katı. Onu memnuniyetle yapar ım. z. ta şlık. bak. I´m glad to meet you. çok parlak. f..give/lend s.o. 2. gladyatör. bak. İng. a helping hand give/make a speech give-and-take given given name gizmo gizzard glacial glacier glad glad glad rags glad rags glad to meet you gladden glade glad-hand gladiator gladiolus gladly gladness glamor glamorise glamorize glamorous glamour glamourise glamourize glamourous glance glance off gland glare glaring glass glass glass cutter glass in glass wool glassblower glasses glasses frames glassful glasshouse glassware glassworks glassy birine yard ım elini uzatmak. çok so ğuk. bayramlıklar. belirli. glad. f. bak. bak. ters cam.o. gudde. f. sera. i. 1.. . romantik bir çekicilik. f. 2. i. 4. s. --dest) mutlu.. çok göze çarpan. f. küçük isim. 1. i. s. k. göl v. camlamak. karşılıklı fedakârlık. glamorize. dili süslü giysiler. f. glamor. i. sahte bir s ıcaklıkla el sıkmak/selam vermek. bot. i. i. göz kama ştıracak bir şekilde parlamak. aygıt. çoğ. glamorize. bak. zücaciye. cam yünü. i.. 1.. f. i. 2. İng. s. İng. bak ış. çekiciliği olan.. bak. 3. 2. buz gibi. üfleyerek cam ve şişe yapan kimse. 1. dili.

2. f. damla. tutkala benzer. f. --best) 1. f. Piyasay yap ış yapış. 1. topak. i. glikoz.glaucoma glaze glazier gleam glean glee glee club gleeful glen glib glide glider gliding glimmer glimpse glint glisten glitter gloat glob global globe globe-trotter gloom gloomy glorification glorify glorious glory gloss gloss glossary glossy glove glove compartment glow glower glowworm gloxinia glucose glue glum glut glut o. i. 1. i. i. 2. süzülmek. yeryuvarla ğı. (seramikte) sır. 2. kasvet veren. i. i. (kor) parlamak. yüceltmek. hasattan sonra (tarladaki) ekinleri toplamak. i. yüceltme. 2. -e çok sevinmek. şan ve şeref. karanlık. 2. ateşböceği. kısa bakış. pırıldamak. camc ı. f. karanlık. 2. (bakış) donuklaşmak. 1. 1. anlık bakış. sessizce ve kay ıyormuş gibi gitmek. f. glokom. 1. 1. i. i. torpido gözü. 1. parıltı. f. 1. demek. karasu. pırıltı. ters ters bakmak.. f. hüzünlü. bot. i. 2. hasattan sonra ekin toplamak. kor gibi parlamak: The cat´s eyes glowed in the dark. kitab ın sonundaki sözlük bölümü. 1. parlamak. zamklamak. i. global. 1. medarı iftihar.. f. küre. somurtuk. aç ıklama. doğru i. aşırı miktar: There´s a glut of turnips on the market. s.s. planörcülük. “Oh olsun!” s. f. sahte bir dış görünüm: Her politeness was merely a gloss. f. f. pırıldamak. i. Onun nezaketi sadece açıklamak. with/on glut the market with glutinous glutton i. süzülerek gitme. yorum. i. f. s. 2. 1. (birinin başarısızlığını) zevkle seyretmek. obur. i. parıldamak. 3. lügatçe. i. pırıldamak. i. dere. miktarda mala) boğmak: He glutted the market with piyasayı (aşırı bananas. 2. f. 2. i. 2. 2. f. s. neşe. ihtişam. i. 3. parıldamak. 1. i. loş. 1. tüm dünyayı kapsayan/ilgilendiren. 3. tıb. hamdederek (Allah ı) yüceltmek. gloksinya. f. 1. parlaklık. hüzün. f. pırıltı. yuvar. 1. s. parıldamak. 2. i. 4. --mest) 1. f. ile çok övünmek. s. neşe dolu. bir gösteri 2. ıkta kor gibi parlıyordu. s. süzülme. (birini/bir şeyi) bir an için görmek. azar azar (bilgi) toplamak. süzülerek gitmek. as ık suratlı. görkem. parlak. (seramik nesneleri) s ırlamak. 2. i. koro. yerküre. Piyasa şalgama botıka basa yemek: They glutted themselves on pears. hamdederek (Allah ı) yüceltme. --ting) basa yediler. pırıldamak. i. 2. küçük vadi. i. Kedinin gözleri karanl ters bak ış. 2. yeryuvarı. yüceltilmeye değer. planör. i. çok şerefli. (--mer. zamk. ı muza boğdu. açıklayıcı yanlışı. (--ted. muhteşem. loşluk. yuvarlak. kasvet. kolaya kaçan ve içtenliksiz (cevap/söz). i. (--ber. (yüzü/yanakları) i. f. (pencereye) cam takmak. 2. hafif pırıltı. Armutları tıka -i ğuldu. parıldamak. kasvetli. i. neşeli. 2. (lamba için) karpuz. pırıltı. 1. hafifçe p ırıldamak. s. harikulade. eldiven. küre. in 1. i. cerbezeli.şti. . over (bir yazı eklemek. over -den şeytanca bir zevk duymak. sık sık simgeleyen model. yerküreyidünyayı dolaşan kimse. fevkalade güzel.

1. sözünden dönmek. . (sonuç) -in aleyhinde olmak. 3. i.gluttonous gluttony glycerin glycerine GMT gnarled gnash gnat gnaw gnome GNP go (the) whole hog go (the) whole hog go go go a long way towards go aboard go about go about a task go abroad go after go against go against the grain go aground go ahead go ahead Go ahead and smoke! Go ahead! Go ahead! go all out go all the way go all the way go along with Go along! Go along. Alışverişe çıktı. sözünden dönmek. do ğru yoldan sapmak. (bir şeyin) yeri i. dili -e bayılmak. birine ihanet etmek. gross national product. 2. sigaran ı iç! 1. git! Hadi git. (insan) ırmak. 1. f. (with) -e devam etmek. s. titrersinek. tamam ıyla hemfikir olmak. ters gitmek. i. 2. (birinin) tabiatına karaya oturmak.o. sevişmek: They´ve gone all the way. yanlış yapmak. karaya ık) çok kişiye bulaşmak. k ıs. -e aykırı olmak. -i kabul etmek. tiramola etmek. Bu. 1. Onlar (bir şey) çok katkıda bulunmak. esaslı bir şekilde yapmak. walk. (bir işi) tamamıyla yapmak. cinsel ilişkide bulunmak. (diş) gıcırdatmak. (bir işi) tam yapmak. 2. They´ve gone for aSıra sende. bir işi ele almak. oburluk. Haydi. 3.. 3. devam etmek. with ile arkada ş olmak. . sıra: It´s your go. (with) 1. sözünden dönmek. i. f. gliserin. k ıs. Buyur! Devam et! k. f. sürüden ayrılmak. Buyur. herkese yetmek. 1. -e ç ıkmak: She´s gone shopping.. -e kar şı gelmek. 3. glycerin. 1. bir işe başlamak. (of) -den önce gitmek. -e karşı olmak. 1. s. k. çok yararlı olmak: This´ll go a long way towards making up for what you did. (yakalamak/almak için) pe şinden gitmek. dönmek. Devam et! 2. (birinin) tüm isteklerini yerine getirmek. bak. yapt ığını affettirmeye bayağı binmek. hiçbir şeyi atlamadan yapmak. yürüyüşe çıktı. İng. den. dili elinden geleni yapmak. kovalamak. 2. son haddine varmak. hata gitmek. (peri masallar ında) cüce. of -den önce gitmek. 2. boğum boğum. 3. gitmek. (went. tatarc ık. dışarı gitmek. 2. 2. 2. ayr ılmak.. kemirmek.. go ape over go around go ashore go astray go at go away go awry go back go back on one´s promise/word go back on one´s word go back on one´s word go back on s. aykırı olmak. i. (hayvan) sürüden ç ıkıp kendi başına gitmek. için deli olmak. (hastal ç ıkmak. gone) 1. -e sald kötü yola sapmak. 2. 1. obur. 2. yurtdışına gitmek. 1. i. ile beraber gitmek. -e raz ı olmak. ile birlikte olmak. Greenwich Mean Time. her naneyi yemek.

(seviye/kalite) dü şmek. batmak.o. 1. (fırsat) kaçırılmak. (bir mesle ğe) girmek. gezmeye gitmek. bozulmak. -e sald ırmak. dili topu atmak. dili (para) bo şuna harcanmak. (f house. geçmek: Several hours went by. delirmek. istenilmemek. (bir iş) için (belirli bir süre) harcanmak: Five years of work şmek. 1. bozulmak.) suya düşmek. 1. 2. vazgeçilmek. tasarı v. (şiş/sular) inmek. 2. iflas etmek. -in üstüne varmak. batmak. -i seçmek. 2. yürürlüğe girmek. Bu projeyi kuvvetten dü have (araba) kaymaya ba şlamak. ziyan olmak. -in ötesine geçmek. heder olmak. dili ç ılgınlaşmak. kötüyken daha kötü olmak. girmek. iflas etmek. dili benzi atmak. k. k. 2. baş aşağı gitmek. dili ç ıldırmak. -e kefil olmak.go bad go bad go bail for go bananas go bankrupt go begging go belly-up go berserk go beyond go beyond reason go bust go by go by go by the board go by the board go down go down in history go down the drain go down the drain go downhill go Dutch go far go far Go fly a kite! go for go for a song go for a walk go for a walk/take a walk Go for it! go for nothing go from bad to worse go from bad to worse go gaga over go green around the gills go halves go haywire go hog wild go in go in for go in with s. Yallah! boşa gitmek. 1. k. k. bırakılmak. geçip gitmek. iyice azmak. 3. çılgınca davranmak. sap ıtmak. bozulmak. on go into go into a decline go into a skid go into action go into detail go into details go into effect (yiyecek) bozulmak. (başarı. makul s ınırların dışına çıkmak. sağlık v. Birkaç saat geçti.b. Evinin önünden hiç geçmedim. yürüyüşe çıkmak. I´ve never gone by yourırsat) kaçmak. ra ğbet görmemek. için geçerli olmak: I´m fed çok ucuza satılmak. k. yürüyüşe çıkmak. k. (bir şeyde) biriyle ortak olmak. k. çok başarılı olmak.) düşüş göstermek. çıldırarak etrafı kırıp geçirmek. -i tercih etmek. dili (bir e ğlentide) masrafı Alman usulü bölüşmek. dili 1. 2. boşa gitmek. -i elde etmeye çalışmak. gittikçe/giderek kötüle şmek. dili payla şmak. (lastik) sönmek. 5. k. üleşmek. kötüye gitmek. 3. (güne ş/ay) bulutla örtülmek. uymak.b. topu atmak. gone into the preparation of this project. girmek. (bir şeyin) meraklısı olmak. s ıfırı tüketmek. ayrıntılara girmek. 3. . 4. (iş. harekete geçmek. dili iflas etmek. 4. ayrıntılara girmek. Don´t let that chance go by! O (iyi şeyler) yok olmak. boşa gitmek. -den ho şlanmak. 1. çok başarılı olmak. kar şılanmak: The proposal went down well. Çek araban ı! 1. 2. Teklif iyi tarihe geçmek. k. (bir şeyi) yapmaktan hoşlanmak. gitmek. (bir şey için) deli olmak.

alışverişe çıkmak. kafayı üşütmek. kötüye gitmek. bak. v. ile payla şmak. çarşıya çıkmak. 4. köpürmek. bal k. düz/do ğru gitmek. k. dili sadece (belirli biriyle) ç ıkmak/flört etmek. boyunca devam etti. 5. go out of sight go over go over the top go overboard for/about go places go places go round go s. mesleğinde ilerlemek. olmak. 1. (yemek) bozulmak. . ile ç ıkmak: Tarık´s started to go out with Derya. tiyatrocu olmak.. oynatmak. 2. 2. (reçel. dili birbirinden k. 1.t.) şekerlenmek. 3. dili amaçlanan s ınırı aşmak: We went over the bir by seventy million liras. (of) (birine) yeterli miktarda (bir şey) olmamak: They won´t go short of bread. bildi ğini okumak. dili 1. devamlı olarak tek bir kişi ile flört etmek. dili (bir erkek) (bir e ğlenceye/partiye) damsız gitmek. dili 1. yürürlüğe girmek. (evlilik) bozulmak. susup insanlarla konuşmamak. tiyatro oyuncusu olmak. with ancak (belirli biriyle) çıkmak/gezmek. işlemez olmak. (i şyeri) topu atmak. 4. one better go shares go shares with go shopping go short go soft in the head go sour go stag go steady go steady go steady with go straight go sugary go swimmingly kabuğuna çekilmek. 1. radyo. İng. k. dili kendini fazlas ıyla kaptırmak. birinin yaptığından daha iyisini yapmak. -i incelemek. k.go into one´s shell go into operation go it alone Go it! go native go off go off at half cock go off one´s chump go off the air go off the deep end go off the deep end go off the rails go on go on a diet go on strike go on strike go on the rampage go on the road go on the rocks go on the stage go on the stage go on tour Go on! go one´s way go out go out of one´s way to do s. devam etmek: What´s going on? Ne oluyor? The party went on all night. dili özel ile gezmek. (bir hazırlıksız iş görmek. greve gitmek. k. ek şimek. ile üleşmek. turneye ç ıkmak. -i kontrol etmek. doğru yoldan ayrılmamak. raydan ıkmak. dili (işler) çok iyi/tıkırında gitmek. -i tekrar anlatmak.çkendini kaybetmek. 2. eğlenmek için dışarı çıkıp insanlarla buluşmak. 1. k. kendi ba şına hareket etmek/yaşamak. 2. çalışmamak. Bunu seninle paylaşırım. iflas etmek. go around. Koş! 2. 2. kaçırmak/oynatmak. paylaşmak: I´ll go shares with you in this. kendini bir i şe fazlasıyla kaptırmak. Amaçlad ığımızdan yetmiş milyon lira fazla elde ettik. çalmaya ba şlamak. 2. -i tekrar gözden geçirmek. 2. 2. k.kadar ekmek var. k. 1.o.bir çaba sarfederek bir şeyi yapmak. ahlaklı bir şekilde yaşamak. (belirli top şekilde) k. dili Onlara yetecek oynatmak. -i tekrar açıklamak. (-i) kasıp kavurmak. ( ışıklar/kalorifer) yanmaya perhize Parti gece grev yapmak. Haydi gayret! yerliler gibi davranmaya/dü şünmeye/giymeye başlamak. dili ba şarıya ulaşmak. bozulmak. k. 2. (bir aygıt) durmak. başarılı olmak. TV yayına son vermek. k.aklını oynatmak. birini geçmek. ba şlamak. çıkmak. çok kızmak. dili aklını oynatmak. dili aklını 1. k. 1. k. ba şka kimseyle çıkmamak/flört etmemek. gözden kaybolmak. (tiyatro toplulu ğu) turneye çıkmak. kudurmak. Aman sen de!/Haydi can ım sen de! kendi yoluna gitmek. 1. dili -e fazla tutkun olmak. (with) ile flört etmek. oyuncu olmak. (ışıklar/kalorifer) sönmek. 3. (through) (-i) yak ıp yıkmak.b. patlamak.

başını döndürmek. sıkıntı v. şehre gitmek. ziyan bak ımsızlıktan harabeye dönüşmek. k. 1. 1. ahlaken çökmek. çok masrafa girmek. 2. 2. başını döndürmek. denizci olmak. 2.b. k. k. dili Cehennem ol! ifrata kaçmak. 1. tohuma kaçmak. bal v. -i kontrol(bir taşıt) 1. 4. 2. teklif v. (gece uykusuna yatmak üzere) yatmak. (reçel.go the round go through go through go through the mill go through the roof go through with go to all lengths/go to any length/go to great lengths go to any extent go to bed go to bed go to bed with Go to blazes! go to extremes go to great expense go to great expense go to hell Go to hell! go to one´s glory go to one´s head go to one´s head go to pieces go to pieces go to pot go to pot go to press go to press go to rack and ruin go to school go to sea go to sea go to see go to seed go to seed go to sugar go to the dogs go to the dogs go to the flicks go to the movies go to the wall go to town go to town go to waste go to wrack and ruin go together go too far go under go under ağızdan ağıza dolaşmak. çok olmak. batmak. mahvolmak. 1. (tasar ı.olmak. tahsil/e ğitim görmek. heder olmak. hızlı çalışmak. kendini bir şey zannetmesine sebep olmak. dili 1. etmeye başlamak. Onu elde etmek için her şeye başvurur.) (meclisten) geçmek. dili çok k ızmak. 2. (durulmaszorluklar atlatmak. küplere binmek. dili iflas etmek. k. -i 1. iflas etmek. dili tuttu ğu da şeyi ifşa berbat olmak. ileri gitmek. (parayı) harcamak. 1. k. (belirli bir amaç için) (bir yere) gitmek: I went to see what I could find there. fele ğin çemberinden 3. batmak. gerçekleştirmek. dili çok başarılı olmak. her şeye başvurmak: He´ll go to any extent to get it. bask ıya girmek.´ni) geçirmek. . (hastalık. denizci olmak. f. (bir şeyi yapmak için) çok masraf etmek. Cehennem ol! ölmek. 1. deniz yolculu ğuna çıkmak. 2. 2. her çareye ba şvurmak. dili 1. cehennemin dibine gitmek. k. parçalanmak. fazla olmak. 2. bo şa gitmek. (içki) başına vurmak. 2. 2. ile cinsel ilişkide bulunmak. çok başarılı olmak. geçmek. (bir olay kar şısında) kendini tutamayıp ağlamaya.b. iflas ın eşiğinde olmak. (bir kanun tasarısı v. 2. k. iflas etmek. 2.b. 1. 1. sinemaya gitmek. fenalıklar geçirmeye veya o zamana kadar gizli(kendini)her ğıtmak. etmek. mahvolmak.) onaylanmak. okula/üniversiteye devam etmek.) şekerlenmek. (planlanm ış bir şeyi) gerçekten yapmak. Orada neler bulabilirim diye bir bakmaya gittim.b. dili (film seyretmek için) sinemaya gitmek. k. batmak. yatmak. 3. batmak. büyük masrafa girmek. dili bozulmak. (gazete v. büyük bir gayretle çalışmak. 2. büyük ı gereken bir yerden) durmadan geçmek. birbirine uymak. bozulmak. harabeye dönmek. rezil olmak. 1. harap olmak. -in ziyaretine çaptan dü şmek. onaylanmak. dili hız ve gayretle çalışmak. -i incelemek. ile sevişmek. okula gitmek. 3. k.b. her çareyi kullanmak. -i gözden geçirmek.) bask ıya girmek. k.

1. s. i. (perde) kalkmak. vaftiz babas ı. i. enerji ve girişim. keçi. acele yemek. yeraltına kaymak. s. kahrolas ı. -e ayk ırı düşmek. arabulucu. dini bütün. 2. keçisakalı. i. sporyeni yöntem veya i. 2. dindar. i. 2. i. uluhiyet. No smoking. i. 1. işsizlik yardımı almak. ilah. i. i. tanrıça. parça. spor gol. arac ı. kale. 1. baba hindi. aut atışı. i. dili 1. the izin. kadeh. itmek. f. çok. teke. 1. dürtmek. Vaktinde gelmenizinthat everything began to go wrong. -siz that you must be punctual. -siz yaşayabilmek. ile flört etmek. 3. hindi sesi. -e uymamak. 2. hindi gibi sesler ç ıkarmak. ilahe. tiy. 2. vaftiz çocu ğu. mütedeyyin. What went wrong? Aksayan neydi? 2. ç ıkmak. enerji ve inisiyatif. kale vuru şu. 2. erek. dili kaleci. 1. benzi atmak/uçmak. f. amaç. müsaade. . dili (san ık) hiçbir ceza yemeden serbest bırakılmak. artmak. 1. i. -e uygun olmak. (bir şeyin olacağını) zannederek harekete geçmek/harekete geçmiş olmak. kaleci. k. i. yanıp kül olmak. i. k ışkırtmak. 1. grubun iste ğine uymak. sefil. büyük miktar. 2. yok olmak. cinlerin cirit oynad ığı (yer). (sanığın) kefaletini yatırmak. Sigara içilmez. 3. enerjik ve girişken. spor kale direkleri. beti benzi atmak. 2. faaliyetlerini gizli olarak sürdürmeye ba şlamak. aksamak: After gerekli oldu ğunu söylemeye lüzum yok. -e zıt gitmek. Üç gün yemekten mahrumolmamak: It goes without saying yapabilmek: She söylemeye lüzum kald ı. k.. i. tanrılık. i. -e yak ışmak. k. i. gol çizgisi. 1. bozulmak. çok tenha. sonra her şey aksamaya başladı. 1. cin (göze görünmeyen efsanevi yarat ık). enerjik ve inisiyatifini kullanan. 1. yükselmek. i. (sanığa) kefil olmak. Allah senden razı olsun! Allah korusun! Allah yard ımcımız olsun! Allah bilir! inşallah. at ıştırmak. maksat. -e uymak. i. dili sapsar ı/bembeyaz kesilmek. Ondan 1. k.gaye. tamam ıyla yanmak. çıldırmak. üvendire ile dürtmek. ünlem Kahrolsun! s. 1. 2. hedef. üvendire.go under the name of go underground go up go up in flames/smoke go up in smoke go white as a sheet go wild go with go with the crowd go without go without saying go wrong go/be on the dole go/get off scot-free go/run counter to go/stand bail for go/work on the assumption that goad go-ahead goal goal kick goal line goal posts goalie goalkeeper goat goatee gob gobble gobble gobbler go-between goblet goblin god God bless you! God forbid! God help us! God only knows! God willing godchild goddamn goddess godfather God-fearing godforsaken godhead adıyla tanınmak. s. 2. 2. ço ğ. f. -den mahrum kalmak: He´s gone without food for three days. tanrı. 2..

k. i. argo erkeklerden para s ızdırmaya çalışan kadın. golf sopas ı. çoğ. iyi. s. dili yerf ıstığı. çoğ. gayretli ve tuttu ğunu koparan kimse. ayrılış. Tanrısız. kendi işini ba1.. Allah yard ımcın olsun! 2. i. ünlem Hay Allah! i. iyilik. Allahs ız. k ırmızıbalık. i. i. 3. altın. 1. dindar. f. i. go. odacı. 1. goiter. olup bitenler. 2. (birine kar şı beslenen) güven. s. s. çürümüş olmayan. İng. This book´s heavy going. i. zool..and mad.. Aman yarabbi! Allah Allah! Allah Allah! Aman yarabbi! .. What are you going to be when you grow up? Büyüyünce ne olacaks ın? i. su. golf kulübü.. golf oynamak.. belsoğukluğu. altın. gonk. sa ğlam. altından yapılmış. good faith Good for you! Good Friday Good God! Good gracious! Good grief! Good heavens! s.. s. Paskalya yortusundan önceki cuma. işini üstünkörü yapmak. kaytarmak. iyi. i. itimat. şimdiki fiyat. i. gözleri toz. Bayağı kızmıştı. best) 1. i. ilerleme hızı: That part of the road is hard going. vaftiz anas ı. golf. guatr. iyi. Aferin! Hrist. hayır. niyetin ciddiliği. beklenmedik nimet. dili iyice. taze.godless godlike godly godmother godsend Godspeed gofer go-getter goggles going going concern going price going to be goings-on goiter goitre gold gold digger goldbrick golden goldfinch goldfish goldsmith golf golf club golf course/links golfer golly golosh gondola gone gong gonorrhea goo goober good good and Good day! Good evening! Good evening. 1. i. bak. Carassius auratus. i. İyi yolculuklar! i. altın renginde. işten kaçmak. bak. bak. tıb. baya ğı: She was good İyi günler! İyi akşamlar! İyi akşamlar. k. (bet. ünlem 1.. 2.. tıb. 2.. yarar.. gondol. iyilik. i. şkalarına bırakmak. i. galosh.. gidiş. saka. menfaat.. f. zool. kar veya rüzgârdan koruyan gözlük. altın. f. havuzbalığı. argo (işyerinde) ayak işlerini yapan kimse. altın kuyumcusu. s. sakaku şu. H ızır gibi yetişen devlet kuşu. i. 2. Bu kitab ı kâr eden ticari kurulu ş.ter. i. i. Yolun o bölümünden geçmek zor. yapışkan madde. 2. golf oyuncusu. golf alanı. altından yapılmış. 2. 1. i. tıb. hizmetli. golfçü. Tanrısal. i. i.

hiçbir işe yaramayan/yaramaz. ünlem.marşandiz.bilir! Allah i. dili adam. yapış yapış.. iyi huylu.. erdemlilik. kumaş. argo (işyerinde) ayak işlerini yapan kimse. ahmak. f. 1. 2. good -bye. i. i. kaz yavrusu. tüyleri diken diken olmu ş deri. çoğ. k. s. dili 1. fedai..Good Heavens! good looks Good morning! Good night! good offices Good riddance! Good riddance! good sense Good show! good sport good works good-by good-bye good-for-nothing good-looking goodly good-natured goodness Goodness knows! goods goods train good-tempered goodwill goody gooey goof goof off goofy gook goon goop goose gooseberry gooseflesh GOP gopher gore gore gorge gorge gorge o. iyi huylu. k. iki dağ arasındaki geçit/boğaz. menkuller ve gayrimenkuller. i.. istenilen bir şey. epey büyük (bir miktar). faziletlilik. k. s. İng. yük. i. Allah Allah! arabuluculuk. 2. lezzetli (özellikle tatl ı) bir yiyecek. the Grand Old Party (the Republican Party). hizmetli. işi yavaşlatma. 2. çok ho ş. dili aptalca bir hata. i. koruyucu. . boynuzla yaralamak. goril. ünlem Hay Allah! i. güzel. dili poposuna parmak atmak. yumu şak başlı. k. zool. eşya.. bak. güzel. odac ı. kanlı. çok güzel. hayır işleri. aylaklık etmek. Günaydın! 1. k.. dili yap ışkan madde. kaz. (ticari) itibar. dili çamur gibi yap ışkan bir karışım. (up) k. s. dili aptalca bir hata yapmak. s. 1. işi yavaşlatma grevi. mallar.. dili aptal. f. İyi geceler! 2. k ıs. bektaşiüzümü. Aferin! şaka kaldırabilen kimse. i. s. i. i. kaz palazı. 2. iyi niyet. yapışkan. on gorgeous gorilla gory gosh gosling go-slow Aman yarabbi!/Allah Allah! yak ışıklılık. i. 1. s. iyilik. yük katarı. güzellik. i. menkuller. aptalca bir hata yaparak ık etmek.s. f. s. (bir yemekteki) besleyici de ğer veya lezzet. yak ışıklı. kan. s. k. İng. midesini (bir şey) ile tıka basa doldurmak. s. argo goril. 2. i. dili haylazl her şeyi bozmak. 1. k. İng.. i. İyi ki gitti!/İyi ki gittiler! Hele şükür kurtulduk!/Oh olsun! ak ıllılık. 3.. 3. 2. geese (gis) i. 2. kargo. ünlem Allaha ısmarladık. i. taşınırlar. İng. goril. güzel şey. Amerikan yersincab ı. harika. 4. f. çoğ. 1. k. vıcık vıcık. i. 1.

zarafetten yoksun. mezuniyet töreni. tah ıl. mezun olma. (sukabağından yapılmış) su kabı. i. kibar. i. 1. sukaba ğı. i. 1. s. vali. i. 2. zerre. 3. a 1. 4. derece derece olan. get. idareci. makam v. Hristiyanlığın esasları. graffiti. meyil. ilköğretim okulu. get. 2. 1. 2. 1. 3. mezun.b. 1. idari. z. mim. f. yava ş yavaş olan. hükümete ait. from -den mezun olmak. zarafet. i. gross weight. mak. i. yolsuzlukla elde edilen para. tıb. idare. ill-gotten gains haks ız kazanç. s. oyma kalemi. 1. dedikodusunu yapmak. yönetim. 1. bak. İsa´nın öğrettikleri. i. (bir üniversiteye ait) lisansüstü e ğitim birimi. a şı. 2. 2. lisansüstü ö ğrencisi. cüppe.. about -in i. 1. dili mezun. ho ş. elde etme. iskarpela. f. grain(s). kapmak. grade. incelik. 2. valilik. hafif. f. i. k. 2. ince. zarif. damla hastalığı. uzun etekli kad ın elbisesi. 3. a şama. gravity. 2. duvardaki yazılar. s. eğim. derece. yavaş yavaş. 3. yönetme. kaba. dedikodu. idare. ünlem Hay Allah!/Allah Allah! i. rütbe. letafet. 1. 3. 2. 1. s. s.. asıl gerçek. (öğretmenin hemzemin geçit. tanesi. mezuniyet töreni. i. f. i. 3. 4. i. 1. k ıs. 2. 3. 2. i. bak. hükümet. i. ertelenme süresi: I´ll give you a s. gross. 2. i. havada uçan ince örümcek a ğı. i. -i mezun etmek. (bir ağaç parçasının içindeki) . i. derece derece. gut... idare etmek. Hz. doku nakli. bu v. çal ışmak. (doku) nakletmek. (yemekten önce/sonra söylenen) şükran duası. i. i. (elle) tutmak. f. at -i (elle) tutmaya (Allaha özgü) i. grammar. i. bahç. dört İncil´den biri.Gospel gospel gospel music gospel truth gossamer gossip got Gothic gotten gouge gourd gout govern governance governess government governmental governor governorship gown gr gr wt grab grace graceful graceless gracious grad gradation grade grade crossing grade school grader gradient gradual gradually graduate graduate graduate school graduate school graduate student graduation graduation ceremony graffiti graft graft grain i. (ilköğretimde) sınıf: He´s six years old and in the first grade. f.b. mısır v. 1. dedikodu yapmak. 3. bir inanç sisteminin temel ilkeleri. 2. görgüsüz. (arpa.. f. dedikoducu kimse. hububat. i. incecik. giderek. gittikçe. yönetim.b. cins. aşılamak. derece. Hrist. 2. geçiş. İncil. f. k ıs. latif. sabahlık (giysi). 2.) tane: three grains of wheat üç buğday i. grafiti. 1.. tıb. 1. --bing) 1. 1. 3. regülatör. devlet yönetimi. gecelik. (bir üniversiteye ait) lisansüstü e ğitim birimi. great. çok ince bir tür bürümcük. tıb. 2. çabucak ve zorla elinden almak. 1. bahç. Gotik. 2. i. mürebbiye. gram(s). şılanmak. iktidarda bulunmak. 2. para. Hrist. nakledilen doku. siyah Amerikal as ıl gerçek. 4. iskarpelayla oymak.ılara özgü dini müzik türü. group. yönetici. yönetmek. yavaş. 2. (--bed. rü şvet.´ni yolsuzlukla (doku) nakledilmek. bir tondan diğer bir tona geçme. s ınıf. makam ğday. inayet. mezun kimse. greyder. kalite. s. Alt ı yaşında ve birinci sınıfta. 1. çirkin.

k. (cevaben) Evet. s. İng. sadrazam. muhte şem. 2. büyükbaba.. i. s. bail Granted. i. i. s. (genel) toplam. 1. i. huk.. heybet. dili dede. plak. tozşeker. spor kapalı tribün. İng. argo bin dolar. i. i. grand. nine. ihtişam. dili çok güzel..o. k. fazlas ıyla büyük ve görkemli. granddad. i. dili 1. erkek torun. k. dili nine. en büyük. sandıklı saat. k. dili. i. i. i. babaanne. s. kabul etmek.. gramere ait. i. dolaplı saat. (öğrencileri üniversiteye hazırlayan) lise. 2. k. büyükanne. gramer kitabı. gram.. k. büyüklük. 1. büyükbaba. . azamet. 2. görkem. 1. i. k. dili (bebek) torun. 1. pikap. büyükanne. gramofon. k ız torun. gramer kurallar ına uygun. dede.. ayaklı duvar saati. k. tahıl ambarı. mühim. ğretim okulu. granddaddy. büyükanne. İng. i. İng. büyük jüri. 2. gram. cafcaflı.. I bir ricay kabul etmek. 2. dili. gramatikal.. torun. bak. ihtişamlı. soru şturma kurulu. k. dilbilgisi kitabı. sadrazam. i. 2. büyükbaba. görkemli. k. büyükbaba. büyükbaba.. fonograf. (öğrencileri üniversiteye hazırlayan) lise.gram grammar grammar school grammar school grammatical gramme gramme gramophone gramophone record gramps gran granary grand grand duchess grand duke grand jury grand piano grand total grand vizier Grand Vizier grandad grandaddy grandbaby grandchild granddad granddaddy granddaughter grandeur grandfather grandfather clock grandiloquent grandiose grandma grandmother grandpa grandparent grandson grandstand granite granny grant grant a request grant s. s. i. r ıza göstermek. büyük. harika. gramer. dede. bak. granulated granulated sugar granulated sugar i. k. bak. ıRicas ını yerine getirdi. dilbilgisel. tozşeker.. gram. grandüşes. en eski. 2.. grandük. anneanne. dilbilgisi. büyükbaba. i. dili kuyruklu piyano. büyükanne. f. kuyruklu piyano. dili nine. tumturaklı. ilkö 1. 3. i. 3. i. i... k. büyükanne. bak.. dili dede. gramer aç ısından ifade. dili dede. i.chil.. i. ilkokul.. granit. çoğ. İng. i. dili nine. 1. Granting the truth of what you´re saying.dren (gränd´çîldrın) i. 1. i. i. şatafatlı. 2. tahkikat heyeti. 1. yerine getirmek: She granted his request. birini kefaletle/kefaleten tahliye etmek.

boşanmış veya kocasından ayrı kaplamak.granule grape grapefruit grapeshot grapevine graph graph paper. 1. graphite grapple grasp grasp at straws grasp the nettle grasping grass grass widow grass widower grasshopper grassroots grassy grate grate grate on grate on one´s nerves grate one´s teeth grateful gratefully grater gratification gratify grating gratis gratitude gratuitous gratuity grave grave gravedigger gravel gravestone graveyard gravitate gravitation gravitational gravity i. s. tüm ayrıntıları gösteren. kızmemesi. 1. ho şnut etmek. i. (towards/to) -e yönelmek. anlayış. yönelme. çökelmek. kavrayış. bedava.. i. 2. grafit. kavramak. 2. minnettar. 5. i. 1. 1. 3. f. çimenli. 1. (bomba/ şarapnel içindeki) misket. yerçekimiyle ilgili. sıradan insanlara yönelik. yerçekimiyle hareket etme. 2. karısı geçici olarak 1. s. 2. i. çarpıcı. çim. minnettarlık. 1. kareli kâ ğıt. grafikle ilgili. haris. greyfrut. i. i. 1. i. bahşiş. 2. anlamak. 2. bedava. a ğırbaşlılık. memnun etmek. fiz. f. f. at kapmaya çalışmak. z.. alt ıntop. a ğır. s. 2. çizge. i. dişlerini gıcırdatmak. z. bir yere gitmiş olan adam. çökmek. ot. f. i. 3. mezar. 2. çekirge. yerçekimi. rende. tatmin etmek. gereksiz. çimen. demir parmaklık. zevk veren şey. çimlemek. grafik grafik dizayn. haz. ızgara. s. ızgara. i. graphic graphic design. i. i. çökme. paras ız. 1. 2. kocası geçici olarak 1. 3. k. rendelemek. 2. 2. grafiker. s. yazılmış/çizilmiş/kazılmış. asma. i. i. 4. -e sürtünerek/çarparak ses ç ıkarmak. sinirine dokunmak. ciddiyet. ağırbaşlı. i. 2. ortadirek. i. pençe. yerçekimi. i. 2. 1. s ıradan insanlardan kaynaklanan. bir boşanmış ş olankarısından ayrı yaşayan adam. i. çökelme. kavramak. sokaktaki kişiler. 2. grafik. graphic designer. vahim. s. vahamet. ask. 1. çimenle yaşayan kadın. with ile bo ğuşmak. üzüm. 3.. i. f. (--ed/--led. minnetle. f. canl ı ve net. s. 3. çimenlik. dili s ıradan insanlar. k. demir parmaklık. mezarc ı. canlı ve açık seçik bir şekilde yazan. yakalamak. s ıkı tutmak. çak ıl. ciddi. --ing/--ling) çakıl döşemek. f. argo (sigara halinde içilen) hintkenevirinin kurutulmu ş yaprakları. greypfrut. 1. mezarlık. yerçekimiyle hareket etmek. greyfurt. 1. 4.. s. i. s. . memnuniyet. dili uçan ku ştan medet ummak. paras ız. açgözlü. i. yere gitmi veya kadın. tamahkâr. i. 2. i. 1. zor bir probleme çözüm yolu bulmak. mezar ta şı. tanecik. zevk.

limonluk. i. açgözlü. yeşil ışık. i. i. Grönlandca. (makineleri bozdu ğuna inanılan) cin. Yunanca. dili (yapraklar ı çiğ/haşlanmış olarak yenilen) yeşil yapraklı sebzeler. yağlamak. s. dili mükemmel. 1. i. dili acemi. fazlas ıyla. Yeşiller Partisi 1. dolar. f. i. ye şil. otlamak. cesur. s. büyük nine. dolmalık biber. i. harika. tamah. 1. izin. cömert. bezelye. yeşillik. gres. selamlaşmak. dili birine birine rü şvet vermek. f. Grönlandlı. 3. sos. yeşil soğan. kar şılamak. 2. 1. yeşil biber (olgunlaşmamış biber). k. 2. toy. 2. dili papel. Rumca. Grönlandlı. Grönland. Yunanlı. Danua cinsi köpek. sürücül. great-grand. yiğit.´s palm grease s. yeşil. s. 3. i. ye ait. gresyağı. büyük (derece/miktar). manav. i. i.o. yağlı. s.o. 1. önemli. Rum. yağ. i. f. dolmalık biber. i. s. büyük dede. selamlamak. 2. 2. k. büyüklük. 1. 2. Grönlandca. hırs. İng. Grönland. 2. torun çocuğu. otlatmak. 1. i. Yeşiller Partisineşil fasulye. i. s. selam. çimenlik. i.. yeşil biber (olgunlaşmamış biber). i. sıyrılmak. 2.gravy gray gray matter graze graze grease grease s. Grönland´a özgü. (trafik lambas ında) yeşil ışık. girgin. başkalarıyla beraber olmayı seven.. Yunanca. s. z. 4. k. et yağı. Greenwich. çoğ. dili beyin. Greenwich ortalama zaman ı. gri. Greenwich ortalama zaman ı. ser. makineyağı. sıyırmak. Rumca. acemi kimse. açgözlülük. 2. 1.dren (greyt´gränd´çîldrın) i. k. s.´s palm greasy great Great Britain Great Dane great-grandchild great-grandfather great-grandmother great-hearted greatly greatness Greece greed greedy Greek green green bean green light green onion green onion green pea green pepper green pepper greenback greenery greengrocer greenhorn greenhouse Greenland Greenlander Greenlandic greens Greenwich Greenwich Mean Time Greenwich Mean Time greet greeting greeting card gregarious gremlin i. i. muazzam. sıyırıp geçmek. k. yeşil. büyük. sürü halinde yaşamayı seven. çok. i. çok. i. Yunanistan. 1. sıyrık. yağ sürmek. k. dili müsaade. i. fevkalade. selam vermek. 3. k. f. ak ıl.. 3. Rum. Büyük Britanya. 2. henüz olgunlaşmamış. 1. et suyu. tebrik kartı. taze soğan. rü şvet vermek. h ırslı. i. i.chil. içyağı. yağlanmış. acemi çaylak. 2. . tamahkâr. sera. s.. taze fasulye. 2. ham (meyve). yeşil renk. 3. Yunanlı. Yunan. 1. 1. pek çok. i.

deh şetsancı. kelimeleri zor bulmak. dilitüyler ürpertici. (Kuzey Amerika´ya özgü) korkunçay ı. mahmur. yiv açmak. f. s. 1. grow. f. i. k ıkırdak. . yakınma. tutma/kavrama şekli. ızgara. k.´s imagination gripe grisly grist gristle grit grit one´s teeth grits gritty grizzly grizzly bear groan grocer groceries grocery grocery store groggy groin groom groove grope grope for words i. i. büyük bir üzüntü içinde olmak. (about/at) k. i. i. bakkaldan alınan gıda maddeleri. aman bilmez. zihni kar ışık. f. i. bakkal dükkân ı.o. f. i. i. bakkaliye. demir) tava. --ping) 1. uyku sersemi. havan. 2. 1. (elle) sarkıntılık etmek. (--ted. 2. (birinin) dikkatini çekmek. (mutfak i. gri. kavramak. inlemek. ö ğütücü bile 4. 2. ufak lokanta. kumlu. 2. 3. keder. sert. i. dayan ıklı. (mide) sancımak. --mest) 1. (aletle/makineyle bir şeyi) öğüten/çeken/döven kimse. kat ı. 2. gıcırdayarak yavaş yavaş 2. yakınma. şikâyet. (--ned. kirlilik. i. f. çoğ. dili Amerikan futbol sahası. içki sersemi. dili sorguya çekmek.b. inilti. 2. 2. f. bakkaliye. 2. kum tanesi gibi ta ş parçacığı. kabuksuz mısır tanelerini kaba bir şekilde öğüterek yapılan ezme. s. büyük bir üzüntü içinde olan.. bileği çarkı. çoğ. s. bak. 1. 1. 2. ızgarada pişirmek. yüzünü buruşturmak/çarpıtmak. s. tımar etmek. (kıyma makinesinde) (et) çekmek. bak. --ning) s ırıtmak. değirmentaşı.´nde) öğütmek/çekmek/dövmek. sırıtma. i. yiv. 2. metin. 1.stop etmek. bakkal dükkân ı.. bakkal. el yordam ıyla aramak/ilerlemek. kum tanesi. k. çok büyük (yanlış/zarar/kayıp/acı). i. i. kir.. (de ğirmen.. ızgara. (--mer. grid. i.. 1. 1. 3. dili şikâyet etmek. -e ac ı vermek. 2. (midede) verici. 1. yakınmak. idare: Get a grip on yourself! Kendine -i alıp götürmek. i.. 1. şikâyet. yüz buru şturma/çarpıtma. (--ped. zool. zool. --ting) k.grenade grew grewsome grey greyhound grid griddle gridiron grief grief-stricken grievance grieve grievous grill grim grimace grime grimy grin Grin and bear it! grind grind to a halt grinder grindstone grip grip s.. Gülümseyip sineye çek! f. i. i. i. öğütülecek/öğütülmüş tahıl. 1. ğitaşı. f. bileyici. f. 2.. s ıkı tutmak. 1. (alçak kenarlı. sersem. öğütücü (alet/makine). amansız s. kumlu gibi. ağır (masraf). tazı. 2. şikâyete yol açan durum. boz. i. s. k. s. (çark ile döndürülen) diş. 2. di şini sıkmak. korkunç. rutin. i. 1. kontrol. i. gray. f. kur şuni. (mücadele). ızgara (alet). bak. i. ac ı. s. metanet. 1. f. (alçak kenarlı. i. durmak. (ground) 1. i. dibek v. el bombas ı. bakkal. s. stop etmek. f. demir) tava. -e büyük üzüntü vermek. 1. grizzly bear. gruesome. bak. i. büyük üzüntü. bakkal. 3. s. dili metin olmak. 2. i. kirli. f. Ursus horribilis.. 2. korkunç. güvey. i. kas ık. anat.

f. dili yumurtadan ç 3. büyümek.. da ğsıçanı. geli şmek.. dili 1. zamanla büyüyüp (bir giysinin) ölçülerine uymak. (bitki/sebze/meyve) f. gruplaşmak. 2. buzlucam. gülünç. f. ekon. f. küme sa ğaltımı. i. (havaalan ında) yer mürettebatı. 2. elek. Yere dü ştü. toprak teli. kara kuvvetleri.azalmak. s. 5. dili her zaman şikâyetçi olan kimse. --n) yetiştirmek. 2. zemin katı. walnut grove cevizlik. gayri safi (miktar/a ğırlık). 1. 1. s. temel kural. 1. k. 2. göze batan veya tahammül edilmez (kusur. kırtıpil. (meyve a ğaçlarından oluşan) bahçe: orange grove portakal bahçesi. 1. 6. karaya oturtmak. i. dili 1. 3.o. i. kırtıpil. zemin kat. büyümek. in ground wire groundbreaking groundbreaking ceremony groundhog groundless groundnut groundwork group group insurance group therapy groupie grouse grouse grove grovel grow grow away from grow into grow old grow on s. kirli. brüt. okul.. -den uzaklaşmak. 3. kıtıpiyos. sinirli. 3... temelsiz. 1. f. bak... temel atma töreni. grup terapisi. (bir işe)yaşlanmak. k. İng. f. ğersiz.gross gross gross income gross national product gross profit gross weight grotesque grotty grouch grouchy ground ground ground ground beef ground crew ground floor ground floor ground forces ground glass ground meat ground rule ground s./Çirkin oldu. Çirkinleşti. 4. büyüyüp/olgunlaşıp (kötü bir şeyden) vazgeçmek. zool. (--ed/--led. (uçağı) uçurtmamak. zool. on iki düzine. olmak. brüt kâr. ormantavu ğu. 1. brüt para toplamı. ile ilişkileri yetişmek. 2. (birini) (ceza olarak) (ev.). s. kabuğunu beğenmemek. güldürecek kadar acayip.). yaltaklanmak. f. i. i. s. birine (bir konunun) temel ilkelerini ö ğretmek. grup. i. şikâyetçi. vuku bulmak. görgüsüz. hata v. İng. toprak. 3. 1.b. üretici. k. kaba. s. dili şikâyet etmek. brüt gelir. 2. elek. k ıyma.grown ugly. yerfıstığı. . s.. dırdırcı. 1. k. 2. zamanla birinin ho şuna gitmeye başlamak. grupland ırmak. ihtiyarlamak. dırdırcı. grow out of grow too big for one´s boots grow up Grow up! grower i. grind.. dek. brüt ağırlık. artmak. 2. i. yetiştirici. i. koru. çok şişman. yer (yerin yüzü): He fell to the ground. pop müzik toplulu ğu üyelerinin peşinde koşan kız. i. (uçak)ait) arazi/bahçeler. 2. çok garip. kendini alçaltmak. sığır kıyması. ön hazırlıklar. (bir binaya/kuruluşa (hava ko şullarından dolayı) uçamamak. 2. --ing/--ling) 1. eskimek. alışmak. s. i. 2. büyüdü ğü için (bir giysiyi) giyememek. pis. ço ğ. çığır açan (olay v. olmak: She´s 1. fon. yerde sürünmek. 4. kıtıpiyoz.. .. asılsız. 2. gayrisafi milli hâs ıla. i. zemin. grosa.o. 3.ıkıp-den kaynaklanmak. karaya oturmak.b. pasaklı. meydana gelmek. (grew. toprak. grup sigortas ı. Çocuklu ğu bırak! i.

koruma görevlisi. (bir şeyi) (birine) çok görmek. i. artma. alt ında tutmak. kıskanmak: Do you grudge me this? Bunu bana çok mu görüyorsun? i. f. 2. zorlu.men (gardz´mîn) i. guerrilla. i. dili3. muhafız. çoğ. davetli. hırlama. gerilla. bellemek. İng. kurtçuk. i. i. yetişkin. f. şeref kıtası. s. deh şet verici..). gözetim(trende) biletçi. s. i. gerillac ı. 2. i. misafir. i. (--bed. büyüme. şikâyet. hırlamak. 2. 2.. Guatemala.b. ur. tahmin. istemeyerek. konuk sanatç ı. f. sanmak. tahminde bulunmak. 1. tümör. (yol kenar ındaki) bariyer. (bir tutukluyu) 5. s.. s. nöbetçi. s. 2. kazmak. yeti şkin. katı. 2. larva.. 2. Guatemalalı. huk. h ınç. bak. i. 2. homurtu. Guatemala. f. dili ( şovlarda dansçıların giydiği) minicik tanga. garanti etmek. gerilla sava şı. 3. garanti. 1. --bing) 1. -e karşı önlem almak. gelişme. i. pis. korumak. muhaf ız.. 2. yiyecek. bak. zannetmek. f. f. kefil. sulu yulaf v. konuk. dilini tutmak. hırçınlığı üstünde. bak. çok zor. up kazarak/belleyerek -i ç ıkarmak/sökmek. grueling. boks gard. kin. sevimsiz. 4. koruyucu. bir bitkiden süren dallar/sürgünler/yapraklar. (bir yerdeki) kökleri kazarak sökmek. ask. İng. i. 1. grow. sır tutmak. çeteci. i. guards. vasi. korkuluk. z. valiye/valiliğe ait. i. i. 3. rapor v. sert. domuz gibi ses ç ıkarmak. garanti. basketbol gard. s. 1. şeref konuğu/misafiri. 2. Guatemala´ya özgü. i. huk. muhafızlar. i. i. İng. i. i.b. misafir odas ı. koruyucu melek. otel/pansiyon mü şterisi.. ağzını sıkı tutmak. 1. ihtiyatlı (söz.growl grown grown-up growth grub grub grubby grudge grudgingly gruel grueling gruelling gruesome gruff grumble grumpy grunt G-string guarantee guarantor guaranty guard guard guard a secret guard against guard of honor guard one´s tongue guard´s van guarded guardian guardian angel guardianship guardrail guardsman Guatemala Guatemalan gubernatorial guerilla guerrilla guerrilla warfare guess guesswork guest guest artist guest of honor guest room guesthouse f. homurdanmak. s. tahmine dayanan sonuç/sonuçlar. Guatemalalı. i. lapas ı. k. aksiliği tutmuş. garaz. kirli. vasilik. 1. pansiyon.1. 1.savunma duru şu. 1. i. şikâyet etmek. tahmini iş. i. cevap. f. s. f. k.. i. i. vesayet. s. . s. korkunç. marşandizin arkasına takılan ve demiryolu görevlilerini taşıyan cumbalı vagon. s. tahmin etmek.

çiklet. i. kobay. . 2. 1. kolay aldatılabilir.. 1. gözleri görmeyen birine rehberlik eden köpek. yutuvermek. ask. Guyanalı. suçsuz. i. saflık. Gine. rehber kitabı. i. Gine-Bisav´a özgü. art niyetsiz. gen. s. s. 1. rehber. s. nahoş kahkaha atmak. i. martı. sel yata ğı. Guyana. beçtavuğu. i. 2. giyotin. i. 1. körfez. (--med. gırtlak. i. gitarist. yol gösterme. f. suçlu. 1. i. (çam reçinesinden ba şka herhangi bir) reçine. beçtavu ğu. (çamdan başka herhangi bir) reçineli ağaç. bir şeyi yutuvermek. idare etmek. yutuverme. yönetmek. palavra. ço ğ. i. f. i. i. s. i. Frans ız Guyanalı. i. Gine-Bisavlı. Gineli. Gine. 1. i. i. 2. rehber. rehber k ılavuz. 2. i. esnaf birliği. 2. Gui. Fransız Guyanası. rehberlik etmek. güdümlü mermi. kurnaz. rehberlik. k ılık. yirmi bir şilin değerindeki eski İngiliz altını. 2. zamklamak. i. Guyana bölgesi halkından biri. 2. i. boğaz. aç ıkgöz. dış görünüş. rehber. i. vicdan azab ı. gitar. 1. Gine-Bisav. s ıtmaağacı. bak. beçtavu ğu. i. 2. 2. rehber kitab ı. 1. Gine´ye özgü. 2. 1. 2. suçluluk. s. (bir projedeki) ana hatlar. Guianan. açıkgözlük. i.. f. s.guff guffaw Guiana Guianan Guianese guidance guidance counselor guide guide dog guidebook guided missile guideline guild guile guileful guileless guillotine guilt guiltless guilty guilty conscience Guinea guinea guinea fowl guinea fowl guinea pig Guinea-Bissau Guinea-Bissauan Guinean guise guitar guitarist gulch gulf gull gullet gullibility gullible gully gulp gulp s. i. kurnazlık. s. i. dili bo ş laf. (çoğ. Frans ız Guyanası. i. çok derin kanyon. 2. Guyana. --ming) zamk sürmek.köpek. bamyalı yahni.. lonca. f. s. Guyana i.t.nese) Fransız Guyanası´na özgü. 1. s. 1. i. okaliptüs. dişeti. Gine-Bisav. i. down gum gum gum gum mastic gum tree gumbo i. küçük kanyon. 1. Guyana bölgesi. giyotin ile idam etmek. k. 1. rehber ö ğretmen. martaval. f. nahoş bir kahkaha. saf. kolay aldatılma. yol göstermek. 2.a. Gineli. i. i. güdüm. i. sak ız. Gine-Bisavlı.

tüfekçi. 2. i. 1. guru. eski İngiliz Guyanası. 1. s.o. dili cesaret. up gust gustatory gusto gut gutless guts gutsy gutter guttural guy Guyana Guyanese guzzle gym gymnasium gymnast gymnastic i. i. (çatı/dam kenarındaki) oluk. topçu. i. (ateşli silaha ait) menzil. silah kaçakç ılığı. top. i. (about) hayranlığını abartılı bir şekilde anlatmak. çuval. 1. dili yüreksiz. çağıldamak. (okullarda) beden e ğitimi.men (g^n´mîn) i. fışkırış. çoğ. i. tat alma duyusuyla ilgili. 2. i. zamklı. 2. i. (birinin) çan ına ot tıkamak için fırsat kollamak. i. tüfek. Guyana. s. bağırsak. f ışkırmak. jimnastiğe ait. k. fışkırtı. f.. lastik çizme. 1. Guyana bölgesi halkından biri. 1. yağlayıp ballamak. --ning) (motoru) birdenbire tam gazla çalıştırmak. tüfek ve tabanca yapan veya tamir eden kimse. k. f. i.. i. s. 2.kumaş parçası. (içki) çokça içmek. erim. yürek: He´s got guts.nese) 1. i. 2.gumboot gumdrop gummed gumption gun gun for gun rack gun s. 1. i. i. dili adam. i. gunk. s.. i. f. silah atışı. (belirli bir yeri) elde etmek için bütün gayretiyle çal ışmak. silah kaçakç ısı. çoğ. 2.s. i. bağırsaklar. 2. kanivo. i. İng. 1.. (arabayı) birdenbire tam gaz sürmek. Guyana. i. mür şit. rüzgârın ani ve sert esmesi. Guy. i. çağıltı. i. verev takılan fışkırma. ateşli silah taşıyan kimse. topçuluk. ateşli silah. k. dili -i süslemek. s. eski İngiliz Guyanası halkından biri. barut. zevk. dili cesur. k.. 2. i. i. kuş. i. İng. up k. k. . i. 1. jimnastik salonu. 2. s. i. Bayağı cesur o. jelatinli şekerleme. ateş. k. i. eski İngiliz f. (bebek) agulamak. yürekli. atış ilmi. tabanca. i. rehber. 2. ateş etme. spor salonu. 1. (çoğ. atım. agu. i. spor salonu. tüfeklik.. i. silahlı kimse.a. bak. k. 1. i. Guyanalı. i. (--ned. dünden hazır. gambot. Guyanalı. dili fazlas ıyla istekli. i. jimnastik salonu.. gun. süslenip püslenmek.. birini (ate şli silahla) vurmak. gırtlaksı (ses). (kaldırım kenarındaki) oluk. Guyana bölgesi. dili inisiyatif ve cesaret. dili vıcık vıcık şey. (iki kişi arasındaki) silahlı çatışma.. s. jimnastikçi. down gunboat gunfight gunfire gunge gung-ho gunk gunman gunner gunnery gunnysack gunpoint gunpowder gunrunner gunrunning gunshot gunsmith gurgle guru gush gusset gussy gussy o. Guyana. f. s.

Roman. H. 3. erkek giyimi satan ma ğaza. jips. âdet üzere. i. 1. tuhafiye dükkânı. yaşlı kuru öksürük. dolu halinde ya ğmak. i. yorgunluk ve açlıktan bitkin. jiroskop. i. 1. din görevlilerine özgü kıyafet. 2. dili üçkâ ğıtçı. dönmek. alışkanlık. nisaiye. yarmak. f. saç. jinekoloji. i. cayroskop.. dolu tanesi.ışkanlık meydana getiren. --ping) aldatmak. 3. itiyat. k. 2. dolu. i. 2. jinekolog. çitlembik.. liman ından kalkmak. k ıymak. f. i. 2. yaşlı çirkin kadın. klişe. s. hav.. kiralık atlı i. k ıs. 1. hour. ça ğırmak. i. i. vasat. i. . niteliksiz (iş). yak ın arkadaş. i. taksi dura ğı. 3. i. 2.. i. kocakarı. f. İng. bak. . bitkin. habitat. i. tuhafiyeci. Çingene. Roman gibi ya şayan kimse. hayvan veya bitkinin yeti ştiği doğal ortam. 2. dönme. argın. bir şeyin doğal yeri. kiralık binek atı. melengiç. i. niteliksiz yazar.. 1. herb gibi bazı kelimelerin ba şında ve herhangi bir kelime veya hecenin sonunda telaffuz i. i. büyücü kadın. 2. have. 1. i. hac. İng. i.. alç ıtaşı. i. 2. s. mezgit. al s. i. 1. kazık bir yer. 1. s. i. basmakalıp. çekişe çekişe pazarlık etmek. i. yapmalı. mutat. alışıldığı şekilde. araba. ısmarlama yazı yazan yazar. kazık atmak. (--ped. 2. f. alışılmış. İng. gynecology. hileci. tuhafiye. dönerek sallanmak.gymnastics gynaecologist gynaecology gynecologist gynecology gyp gyp joint gypsum Gypsy gypsy gyrate gyration gyropilot gyroscope H. dönerek sallanma. Hrist. İng. bilgisayar korsan ı. k. had not. 1. i. sıkı pazarlık etmek. herkesle çabuk ahbap olan kimse. i. gynecologist. çoğ.. i. İng. s. f. İngiliz alfabesinin sekizinci harfi (Honor. kih-kih (gülme sesi). çentik. şapka dükkânı. bak. (hayvan dövüşmeye hazırlanınca dikleşen/kabaran) tüyler.. h haberdasher haberdashery habit habitat habit-forming habitual habitually hack hack hack hack stand hackberry hacker hackle hackneyed had had best do haddock hadj hadji hadn`t hag haggard haggle ha-ha hail hail hail fellow well met hail from hailstone hailstorm hair i. argo becermek. kuru kuru öksürmek. at. yapsa daha iyi olur. i. 1. selamlamak.. kazıkçı. i. bak. bak. z. i. den. 2. hacı. 2. bayat.. yontmak. 1. ünlem kah-kah. f. sahtekâr. seslenmek. tüy. 1. k ıl. f. --s çoğ. automatic pilot. jimnastik. daimi. dolu fırtınası. dili taksi. çentmek.. i. âdet.

turp gibi. çiftlikteki kö şk. 2. i. gönülsüzce. i. saç şekli. z. yetersiz. 2. yar ım gün: She works there half time. i. argo çok zor. i. . k ılı kırk yaran kimse. kadın kuaförü. yarım ağızla. i. Haitili. i. koridor. i. i. 2. 2. s. 1. fiz.. 1. 2. s. vücudun yukarı kısmını gösteren resim. 4. 1. yarı yolda bulunan (yer). 2. (ayakkab ıya) yarım pençe vurmak. ahmak. tüysüz. saç filesi. s. hol. yetersiz olarak. hortlakların ortalığa çıktığı gece (31 Ekim). 1. s. yarımay. hayaletlerin. okul/üniversite binas ı. Bodrum. saç fırçası. işin çoğu. 1. yeterli olmayan tedbirler. Haiti´ye özgü. saçsız. i. 1. 1. 2. U şeklinde kıvrılan. sapasa ğlam. iyi düşünülmemiş. melez. i. keskin viraj. spor haftaym. malikâne. Haitili. s. yarım günlük (iş/çalışma). saç spreyi. işin en zor tarafı. 2. erkek berberi.. spor hafbek. i. İng. budala. yar ı yolda. 1. 1. s. s. yarım boy. üvey k ızkardeş. (eski bir inan ışa göre) cadıların. kadın berberi. Half the students have come. üvey k ızkardeş. argo tehlikeli. çoğ. 5. s. i.hair curler hair dryer hair net hair spray hairbrush haircut hairdo hairdresser hairless hairpin hairpin turn hair-raising hairsplitter hairsplitting hairy Haiti Haitian hale hale and hearty half half a dozen half brother half fare half glasses half measures half sister half sister half sole half the battle half time halfback half-baked half-breed halfhearted halfheartedly half-length half-life half-mast half-moon half-sole half-time halfway half-witted Halicarnassus hall hallow Halloween bigudi. 2. i. yarım pençe. k ılı kırk yarma. i. istemeye istemeye. half an apple yar ım elma. yarım düzine. yarım gözlük. 1. i. i. İki yarım bir bütün eder. ortada. i. korkunç. ara. s. saç tıraşı. k ıllı. kutsalla ştırmak. 2. Haiti. --s) saç tuvaleti. yarı: Two halves make a whole. işin yarısı. s. z. k ılsız. saç tokas ı. Halikarnas. halves (hävz) i. yarı pişmiş. f. yarım. tüylü. saç kurutma makinesi. bayrağın yarıya indirilmesi. yar ılanma süresi. firkete. üvey erkek karde ş. s. Haiti. yarım bilet. kılı kırk yaran. kutsamak. saçın kesilme biçimi. salon. isteksizce. gönülsüz. isteksiz. s.. f. s. s. 3. Orada yarım gün çalışıyor. saç kurutucusu. i. yar ım ağız. 2. (çoğ. 3. tüyler ürpertici. 1.

durmadan çalışmak. ufak köy. 2. O kitab ı bana uzatır f. ağıl. ırgat. 2. i. 2.. avuç dolusu. hamster. i. tokmak. k. 3. çoğ.. i. uzatmak: Pleaseel. 1. kapaklı büyük sepet. dağıtmak. teslim etmek. s ığır kıyması. tayfa. 3. i. özürlü. i. i. bak. hol. vermek. f. z. çekiçle çakmak. i. bir fikri şlemek. sakatl ık. f. dizardı kirişi. laterna. çekiç. elle vermek. argo abartarak oynayan oyuncu. engellemek. teslim etmek. 4. 5. kolayca. m ısınız? kuşağa devretmek. dili amatör radyo operatörü. (--med. i. 1. 6. yarıya bölmek. i. hammer throw hammock hamper hamper hamster hamstring hamstrung hand hand hand down hand grenade hand in hand in hand hand labor hand on hand organ hand out hand over handbag handball handbill handbrake handcuff handful handgun handicap handicapped handicraft handily handiness i. 1. handikap. i. elverişli bir şekilde. i. kuşaktan el bombas ı. spor hentbol. i. den. 2. 1. i. 1. 2. 2. beceriklilik. f. i. durmak. i. 3. i. f. ele avuca sığmaz çocuk. --ming) argo i. i. el ile yap ılan iş. -ping) engel olmak. el ilanı. sakat. durdurmak. çekiçle vurmak. engel. başkasına vermek. (ham. halojen. i. el yazısı. 1. i. --s/--es) hale. özür. dili idare edilmesi zor biri. 1. çamaşır sepeti. yular.. el çantas ı. . mola. 2. 2. hammer an idea into s. kelepçe vurmak. f. k. yarıya indirmek. (saatte) akrep/yelkovan. tayfadan biri. (çoğ. el freni. spor handikap. i. i. ruhb. koridor. devretmek. f. 3. f. ayla. vermek. jambon. 4. hamburger. 2. çekiçlemek. durma.´s head çekiçle ibirinin kafas ına sokmak. i. f. c ırlaksıçan.. rençper. mezra. el ele. babadan o ğula geçirmek. az miktar. engel olmak. hamak. güçle ştirmek. 1. el. i. eltopu.strung) 1. sanr ı. hammer out spor çekiç atma. dizardı kirişini koparmak/kesmek. çekiçle dövmek. duru ş. f.o. 2. 1. hand me that book. tabanca. abartarak oynamak. i.. hammer away -e şekil vermek. el sanatı. işçi. kösteklemek. kelepçelemek. 1. bak.hallucinate hallucination hallway halo halogen halt halter halve halves ham hamburger hamlet hammer hammer f. hamstring. half. 2. s. kelepçe. (--ped. isk. sanrılamak.

1. f. . duru ş. çekinmek. şanssız. i. -e tutulmak. sarkmak. i. (to) (-e) s ıkı tutunmak. 3. be için yanıp tutuşmak. asılmak. s.o. u ğramak. 1. nazik bir durumda olmak. idare etmek. i. ürkek. 1. kullanılış tarzı. geri kalmak. 2. sarkan. (avukat) kendi yazıhanesini açmak. 2. parma ğını kıpırdatmadan. kulp. anlam. el yapımı. salland ırmak. kaplamak. becerikli. idam edilmek. alçak. kullanışlı. (bisiklette/motosiklette) gidon. -e kafas ını takmak. tak ınak. i. elverişli. marifetli. iş. habis. kullanılmış elbise/eşya. f. el sürmek. as ılı. bol.o. f. takmak.men (hän´dimen) i. bahtsız. z. 4. yün/ipek çilesi. şeytantırnağı. kangal./Bir dakika. elden düşme. (hung) 3.ers-on) beleşçi kimse. f. 3. i. Onun en iyi oldu ğu apaçıktı. i. s. geçmek. hung up on 1. -e rastlamak. s. rastlantı. kullan ılmış. sallanmak. hand. 2. i.y.´s every word Hang on. with kid gloves handlebar handling handmade hand-me-down handrail hands down Hands off! Hands up! handshake handsome handwork handwriting handy handyman hang hang hang hang around hang back hang fire hang in the balance hang in the balance hang on hang on s. ele almak. 2. asma.men (häng´mîn) i. i. 4. i. i. ipe çekme. mendil. dokunmak. 1. 2. dikkatli davranmak. idam. hazır. k. (--ed) ipe çekmek. ellemek. 1. s. (başını) döküm. elle dokunma. elinden her iş gelen işçi. muallakta olmak. -e bayılmak. 3. talihsiz. 2. içki sersemliği. 2. merdiven parmaklığı. i şleme tarzı. i. i. dili birinin her dediğini can kulağıyla dinlemek. dili (tıp doktoru) özel muayenehanesini açmak. 2. katlanmak. i. i. telefonu kapamak. hang. tehlikede olmak. engel. gelmek. elişi. i.1. kolaylıkla. s. i. şüphesiz. asmak. el yazısı. k. yapıştırmak. korkak. olmak. büyük. usta. cellat. el altında. sarkma. kabza. tırabzan. (after/for) arzulamak. güçlük. 1. hang out/up one´s shingle hang up hangar hangdog hanger hanger-on hanging hangman hangnail hangover hangup hank hanker haphazard hapless happen happen across/on/upon happen by i. eli işe yatkın. i. dili ba şıboş gezerek beklemek. s. askı kancası. cömert. as ılmak. çoğ. asılış. özlemini çekmek. 2. rasgele. -e tesadüf etmek. k.. 3. asmak. yak ışıklı. yakın. 2.birine) son derece tutamaç. 2. hang. s. el s ıkma. şans. s. 1. kullanmak. 2. sap. çengel. sinsi adam. 1. meydana gelmek. asılı olmak. ask ı. 1. apaçık: He was hands down the best. elişi. f. idam etmek. çoğ. asma. tereddüt etmek. 1. (çok k 5. Bekle.3. -i çok beğenmek. 1. dayanmak. 2. çile. (çoğ. hangar. 1. gelişigüzel. satmak. 2. çok. i.handiwork handkerchief handle handle s.ırılgan/sinirlii. elişi. Dokunma!/Elini sürme! Eller yukar ı! i. eğmek.

dili (birinin) hiçbir şey kalmamıştı. s. zorluk. önceki konuya) dönmek. Allahtan. i. boyun eğmez. neşeli. katı. kurt. 2. dirençli. f. acımasız. taciz etmek. sertlik. f. rahat vermemek. bak. güçlükle. bereket versin ki. çok şükür. sert. s. delisi: girl-happy kız delisi. ağır iş cezası. sert. iyi. . huk. Çok çal ıştılar. s. 2. ağır iş cezası. cinsel organları ve sevi sertle ştirmek. eski olaylardan) söz etmek. i. liman. silah. kerestesi sert a ğaç. ımasızlık. 3.. 3. güç. 3. k. yolundan şaşmaz. yabani tavşan. bilg. sertleşmek. k. I hardly knew her.. inatçı. olay. aralıksız saldırılarla taciz etmek. Rüzgâr nakit para. s. hırdavat. girmek. çetin. donanım. 1. 3. sertlik. f. dinlemek. 1. sağlam döviz/para. 1.happen in happen to happen to meet happening happily happiness happy happy-go-lucky harangue harass harbor harbour hard hard hard cash hard currency hard disk hard drink hard hat hard labor hard labor hard luck hard row to hoe hard-boiled hard-core harden hardheaded hardhearted hard-line hardly hardly to have time to breathe hardness hard-nosed hard-on hardship hardware hardware store hardwood hardy hare harebrained harelip harem haricot haricot bean hark hark back to uğramak. uzun ve tumturaklı konuşma. katılık. 6. pekişmek. sevinçle. 2. kafasız. acı. i. s. çok meşgul olmak. kuvvetle: The wind´s blowing hard. dayanıklı. şiddetli. 2. ask. Try hard! z. ba şına gelmek. -e rastlamak. 2. sert (söz). s. dili kül yutmaz. hemen hemen: Hardly anything was left. (fiziksel olarak) kat ılık. i. 1. bilg. makul dü şünen. kalpsiz. mutluluk. tirat. zor iş.bak. haricot. harbor. 2. mesut. 4. f. Çok gayret et! 2. misafir etmek. sabit disk. s.büyük bir gayretle: They worked hard. 3. uzun ve tumturaklı bir şekilde konuşmak. nalbur dükkân ı. güçbela. i.. 5. tirat söylemek. 1. kuvvetlenmek. yerinde. -e tesadüf etmek. 1. Tanışıklığımız i. s. 2. güçlük. 1. s. lop. i. (geçmişten. bir şeye aldırmaz. kuvvetlendirmek. 1. i. kararlı. katılaşmak. rahats ız etmek. sert içki. darlık. (çimento) donmak. vaka. 1. 3. çıkarcı. neşeli. kask. katılaştırmak. zor. çetin ceviz. i. harem. pekiştirmek. çok soğuk (mevsim/hava). miğfer. 3. kaygısız. kuş beyinli. tavşandudağı. s. şiddetle. uzlaşmaz. 1. i. i. 1. şiddetli. 2. pek. z. . f. mutlu. sığınak. 1.. katı. katı yürekli. güçlük. katı. şme hareketlerini yakından gösteren. yarık dudak. 2. i. çok. bizar etmek. 1. ağır. madeni e şya. şen. i. zorla. mutlulukla. i. şanssızlık. 2. 1. katı (yumurta). İng. olmak.. f. barındırmak. ackendi ç ıkarını düşünen. acımasız. 2. kuvvetli. kuru fasulye. 2. beslemek. ünlem Dinle!/Dur!/Sus! (geçmişe. sıkıntı. bar ınak. s. sert kereste. sert. z. tedirgin etmek. Hemen hemennefes alacak zaman ı bile olmamak. 2.

(öküzleri) (sabana) ko şmak. dili tartışmak. k. üzücü. vira etmek. i. -in üzerinde çok durmak. küçük balta. 2. i. asma kilit köprüsü. yumurtadan çıkmak. 3. f. fahişe. harmonize. dili birini dönmek. acele. kesek k ırma makinesi. f.. telaşçı. altüst k. zarars ız. 2. k ıs. kibirli. i. semere. f. s. tez. i. 2. (ayn ı şeyleri) tekrarlayıp durmak. 2. 1. 2. sert. f. z. 3.ha şlamak/azarlamak. kin. 2. 2. (doğal bir gücü dizginleyerek) i. 1. ahenkli. acele ettirmek. nefret. kendini be ğenmişlik.. ters. i. f. s. f. sonuç. 2. hasar. uymak. i. çekmek. armonize etmek. zıpkın. arkada kap ısı olan küçük araba. 2. kuşbaşı doğramak. çekme. haşin. 3. zarar. bozulmu ş şey. bak. civciv ç ıkarmak. hasat etmek.. ahenk. asap bozucu.. i. nefret. i. mahsul. aceleyle. 2. 1. müz. karmakarışık şey. f. acele. den. hasat zaman ı. 1. den. 3. güçlük. kesek kırmak. 3. i. ac ı. s. bozmak. armonika. 1. i. hashish. orak mevsimi. huysuz. i. i. 3. (kumpas) kurmak. i. 1. Acele işe şeytan karışır. 1. kendini be ğenmiş. aceleci. dü şüncesiz. orospu. tırmık çekmek. çekiş. m ızıka. rekolte. i. şapka. k ızıl geyiğin erkeği. over the coals i. arp. tartışma. kibirlilik. ziyan. armoniye ait. 1. 2.. 3. 1. i. f. müz. ürün. kuşbaşı doğranarak yeniden pişirilen et yemeği. bak. hintkenevirinden çıkarılan esrar. 1. 2. koşum takımı. hasat. harp çalmak. oto. has not. s. ambar kapağı. çabuk. zarar vermek. ta şımak. kötülük etmek. i. 2. 1. 1. i. müz. kötülük. s. acele etmek. f. ambar a ğzı. 1. i. tapan çekmek. lombar ağzı. (plan) yapmak. uyum. müz. i. ambar a ğzı. 1. hasat. 1. bir ağda çıkarılan balıklar. armoni. s. . klavsen. i. s. zorluk.. argo haşiş. f. 3.. (rüzgâr/gemi) yön değiştirmek. f. ahenkli. 2. 2. 2. hasten hastily hasty hat hat press hatch hatch hatchback hatchet hatchway hate hateful hatred haughtiness haughty haul haul s. i. mağrur. İng. haşiş.o. f.harlot harm harmful harmless harmonic harmonica harmonious harmonise harmonize harmony harness harp harp on harpoon harpsichord harrow harrowing harsh hart harvest has hash hash over hasheesh hashish hasn`t hasp hassle haste Haste makes waste. şapka kalıbı.. uyum sa ğlamak. erkek geyik. i. 4. kaba. uyumlu. to (atı) (arabaya) koşmak. tapan. i. i. s. dü şmanlık. 4. (ata) koşum takmak. 1. 4. have. den. nefret dolu. s. tapanlamak. zararlı. f. nefret edilen. 1. biçmek. zıpkınlamak. uyumlu. armonik. 1. 2. 2. bak. harp. ivedilik. f. nefret etmek.

2. bir konuyu tutturmak: You´ve got a one-track mind. sahip olmak. you. dili bitkileri iyi yetiştirebilen biri olmak. k. have a feeling for have a field day have a finger in the pie have a fit have a fling have a fling at have a gander at have a go have a good grasp of have a good head on one´s shoulders head on one´s have a good shoulders have a good mind to have a good press have a green thumb have a hand in have a heart Have a heart! have a kip have a line on have a losing streak have a lot of brass have a lucky/winning streak have a mind to have a mind to have a narrow escape have a one-track mind have a penchant for have a puncture birini azarlamak/ha şlamak. bak. 3. 4. İnsaf be! İng. dili bir fikri kafas ına takmış olmak. -e niyeti olmak. 2. s. Hayvanlar ın dilinden anlar. dili her zaman kavgaya haz ır olmak. almak. kibir.dili çokhas. dili uyumak. dili . (bir işte) parmağı olmak.ing) kurald ışı çekimleri: şimdiki zaman I. halledilecek davası olmak. but. dili (birinin) şansı rast gitmek. argo çok yüzsüz olmak. -e bakmak. sürekli yanında bulunmak. bitkilerden iyi anlayan biri olmak. Eşyaları tamir etmeye meraklı.. -e iyice vâk ıf olmak. -esi gelmek: I´ve a good mind to tell him off right now. f. over the coals haunch haunt haunted haunting hauteur have have a ball have a bearing on have a bee in one´s bonnet have a big lead have a blast have a bone to pick with have a bone to pick with s. k. (at) denemek: Have a go! Bir dene! -i iyi kavramak. dili (birinin) şansı rast gitmemek. büyük aptes bozmak. sık perili. k. popo. sağduyu sahibi olmak. Hemen a good press. have a bowel movement/have a BM have a change of heart have a chip on one´s shoulder have a chip on one´s shoulder have a crush on s. k. (hortlaklar/ruhlar) s ık sık uğramak. Oraya hemen gidesim geliyor. babalar ı tutmak. ucuz kurtulmak. -si olmak. dili biriyle payla şacak kozu olmak. 2. k. 3.dökmek. We had a puncture. (had. i. 2. ile ilgisi olmak. with -i makaraya almak.o. 1. Akl ın fikrin hep onda. he. deli olmak. tekin olmayan. -eceği gelmek. .haul s. kalça. çorbada tuzu bulunmak. -esi gelmek: I have a mind to go there this instant. 2. çok alıngan olmak. çok önde olmak. 1. hakk ında bilgi almak/bilgisi olmak. s. -eceği gelmek. 1. she it e ğlenmek. k. aklı başında biri olmak. -i etkilemek. neredeyse zil takıp oynamak. usandırmak. bayram etmek.o. -i sarakaya almak. dili birine fena halde tutulmak. zor unutulan. ile payla şılacak kozu olmak. ak ıldan çıkmayan.o.. k. k. dadanmak. zıvanadan çıkmak. -in dilinden anlamak: She has a feeling for animals. sık gitmek. k. we. Lasti ğimiz patladı. insaflı davranmak. ço ğ. f. -e eğilimi/meyli olmak: He has a penchant for fixing things. they have. çok (bir şey yapmayı) denemek. 5. geçmiş zaman had 1. i. gurur. sağrı. 1. k. fikir veya davran ışlarını değiştirmek. kıç. akıldan çıkmamak. i. küplere binmek. (öfkeden) deli olmak. getgidip terbiyesini verece ğim geliyor. dili çok e ğlenmek. kurtlarını mest olmak. hav. k..

artık yetmek: He´s been cheating me . a rough time right now. boynu tutulmak. have a run-in with s. dili (bir şey yapmayı) arzu etmek. sıçmak. dili çok e ğlenmek. k. I am going to divorce my husband.have a rough time Have a round of drinks on me. 1. -e yetene ği olmak. olmak. Artık bıktım. boğazı ağrımak/yanmak. (birinin) midesi a ğrımak.tatlıkorkunç görüntülere kar şısevmek. kocamdan boşanacağım. argo 1. (bir şeyi) iyi kötü kullanabilecek kadar bilmek: They have a working knowledge of geçirmek. dili (birine/bir şeye) (birinin) zaafı olmak. İng. gerçekçi ve pratik bir şekilde düşünmek. bitirmek. Çabuk öfkelenir.t. dili çok e ğlenmek. have an affair with have an aptitude for have an in have an itching palm have an option on s. sevmek. 2. dili 1. dili bir tahtas ı eksik olmak. 2. dili çabuk öfkelenen biri olmak: He´s got a temper. k. (bir yerde) torpili olmak.o. kaza geçirmek. başkasına göre avantajlı bir durumda olmak. aklı başında olmak. bo ğazı yanmak. kazaya u ğramak. dili yumu şak kalpli olmak. para hırsı olmak. k.t.o. dili bir şeyden anlamak. -de sözü geçmek. bak. dili bir tahtas ı eksik olmak. have bats in the belfry have been around have both one´s feet on the ground have designs on have done with have green fingers have had it zor/sıkıntılı bir dönem geçirmek.o. çocuk ald ırmak. dili görmü ş geçirmiş olmak. elinde kozu olmak. tatlı yiyecekleri dayanıklı k. para toplamak. aklından zoru olmak. -de payı olmak. have a whale of a time have a whale of a time have a whip-round have a word with s. müşfik olmak. (birinin) bo ğazı gıcıklanmak. -de söz sahibi olmak. çabuk unutmak. dili biriyle kolaylıkla arkadaş olabilmek/iletişim kurabilmek. -i arzu etmek. have a working knowledge of have a wreck have a yearning to/for have a yen to have an abortion have an accident have an ace up one´s sleeve/have an ace in the hole have an advantage over s. k. -den nefret etmek. k. (birinin) midesi kolaylıkla bulanmamak/bozulmamak. k. -i hiç sevmemek. haf ızası zayıf olmak. kürtaj olmak. biriyle konu şmak. dili 2.Bir Rusla iyi kötü anla şabilecek kadar Rusça trafik kazas ı Russian. k. dili (birine) zaaf ı olmak. anjin olmak. have a green thumb.o. -de gözü olmak. k. işi tamamlamak. k. zor/sıkıntılı bir dönemden geçmek. k. b ıkmak: I´ve had it. Şimdi zor bir Herkese geçirmek: They´re having biriyle atışmak. k.. gıcık duymak. (kendisiyle evli olmayan biriyle) bir a şk ilişkisinde bulunmak. -i çok sevmek. anjin olmak. have a way with s. bir şeyi belirli bir süre içinde alma/reddetme hakkı olmak. k. midesi sağlam olmak. have a screw loose have a screw loose have a share in have a shit have a short memory have a soft heart have a soft spot for have a soft spot for have a sore throat have a sore throat have a stiff neck have a stomachache have a strong stomach have a sweet tooth have a temper have a thing about have a tickle in one´s throat have a voice in have a way with s. k. zor bir hayat benden birer bardak içki. deli olmak. kafadan kontak olmak.

have no stomach for have no thought of have no time for have no use for have no use for have none of have nothing to do with have nothing to do with have nothing to show for it have o. Sevda. 2. (birinde) hiç istek/arzu sokmaya . kafas ı yerinde olmak. Siz bilirsiniz. dili birini parma ğında oynatmak: Sevda has Kâzım on a string. -i hak etmek. -den hoşlanmamak. k. aklında olmak. giyinmek. Have it your way! have kittens have many irons in the fire have no business doing s. -den illallah demek. s. k. dili. -e göz koymak. -i gereksememek. (birinin) bir şey yapmaya hakkı olmamak: You have no business interfering in bir şey için)Benim i şlerime burnunuolmamak. (bir şeyin) suçlusu olmak: If he didn´t succeed. 1. k. bir taraftan -ece ği/-esi gelmek: I´ve half a mind to shoot him. gözü -in üzerinde olmak. tercih hakk ına sahip olmak. k.s. Bunun için (bir şey için) (birine) oynatıyor. -esi gelmek. işi başından aşkın olmak. tetikte olmamak. -i kabul etmemek. under one´s thumb. harcayacak vakti olmamak. çok meşgul olmak. (birinin) -e 1. ile hiçbir ilişkisi olmamak. elleri bo ş olmak. boş olmak. to thank for have on have one foot in the grave have one´s back to the wall have one´s eyes on have one´s fill of have one´s guard down have one´s guard up have one´s hands free have one´s hands full have one´s hands full have one´s head screwed on have one´s wits about one have one´s wits about one have one´s work cut out for one have other fish to fry have preference have recourse to have resort to have rocks in one´s head have s. k. hiç hakkın yok. under one´s thumb -eceği gelmek. Bir yandan onu vuraca ğım geliyor. (right/the right way) akl ı başında biri olmak. k. dili (birinin) önünde zor bir i ş olmak. Nasıl istersen öyle yap! argo içini kurt kemirmek. fazla me şgul olmak. k. Kâzım´ı parmağında borçlu olmak: We´ve her to thank for this. k. k.o. işleri tıkırında olmak. -e hiç niyeti olmamak: He´d had no thought of becoming a teacher. Bunun seninle hiçbir ilgisiyaptığını gösterecek hiçbir şey olmamak. yeteneği olmak. ısmarlamak. şaka etmek. -e başvurmak. dili (belirli my affairs.t. bir davayı kavga ederek/tartışarak sonuçlandırmak. dili kafadan kontak olmak. dili -e gücenmiş olmak. 2. get .. hiç aklından geçmemek. (birinin) (biri/bir şey) için vakti olmamak. elinde ne yok.şlanmamak. 2. ona borçluyuz. 1. dili çaresiz kalmak. on a string have s. to thank for have s. dili -e kin beslemek. bak./Nas ıl isterseniz öyle olsun. 1. başka bir işi olmak. hatırında tutmak. dili -den hiç ho Ö ğretmen olmak hiç aklından geçmemişti. -i hiç sevmemek. -e başvurmak.. dokuz do ğurmak. 2. meşgul olmamak. he´s only got himself to thank for it! Ba şarılı olamadıysa suçlu olan sadece kendisi! 1. 1. 2. bir ayağı çukurda olmak. argo işi iş olmak. -e ihtiyac ı olmamak. -e izin vermemek. doğru dürüst düşünebilmek. (birine) kin beslemek. ile hiçbir ilgisi olmamak: This has nothing to do with you.o. dili k ırk tarakta bezi olmak.o. -den nefret etmek/tiksinmek. bak.o.have half a mind to have half a mind to have hard feelings about have in mind have it coming have it in for have it in for have it in one have it made have it out Have it your own way. dili -den b ıkmak. 2. k. k. tetikte olmak.

/s. kestirmek. çok güzel bir vakit geçirmek. dili ishal olmak. biriyle bir şeyi paylaşmak: I have nothing in common with him. 2. bir şey elinin altında bulunmak. vicdani nedenle bir şeyi yapmaktan çekinmek. -de söz sahibi olmak.have s. galip gelmek. çok sevinçli olmak. Son söz hep onun. (bir yere) rahatça girip ç ıkabilmek. have second thoughts have sex have shadows around one´s eyes have some say in have stars in one´s eyes have sympathy for have the best of it have the blues have the courage of one´s convictions have the face to do s. have s. have the floor have the gall to have the inside track have the last laugh have the last word have the makings of have the run of have the runs have the shits have the squirts have the time of one´s life have the time of one´s life have the trots have title to have to have to do with have what it takes have words have/feel qualms about have/hold/keep in reserve have/put s. dili efkârlı olmak. atın sırtından düşmek. at one´s fingertips have s.o.o. 1. ile Gitsem iyi olur. sonunda 1. (birinin) halini anlamak. inandığı şeyi yapma/söyleme cesaretini göstermek. dili gereken niteliklere sahip olmak: She´s got what it takes to be numberetmek. dili şekerleme yapmak. in common with s.t. içi sürmek/gitmek: He´s got the runs. Onda iyi bir avukat olma potansiyeli var. argo s ıçmak. 1. k. k. kısa bir uyku çekmek. i. k. dili (belirli bir şeyi) yapacak kadar küstah olmak. k. -malı: go. ishal olmak. 2. have not.t. içi gitmek. yarış alanının en iç kısmına yakın olmak.. aklı birine/bir şeye takılmak. zarar ziyan. 2. had better -se iyi olur: I had better -meli. 1. ihtiyat olarak saklamak. (bir tartışmanın/ağız kavgasının sonunda) son söz birinin olmak: He always has the last word. . dili birini çok güldürmek. i. ba şarmak. dili çok e ğlenmek. çoğ. on the brain have scruples about doing s. seks yapmak. (istem dışı) düşük banyo yapmak. (bir mülkün) tapusunun sahibi olmak. on s. İshal olmuş. i. s ığınak.o. in (bir konuda) nihai good -de (belirli bir şey olma) potansiyeli olmak: He has the makings of a lawyer. üstün olmak. k. dili ishal olmak. birine isteri krizi geçirtmek. in hysterics have/suffer a miscarriage have/take a bath have/take a crap have/take a spill have/take a zizz haven haven`t haves havoc birini/bir şeyi düşünmek. at ışmak. elinde suçlayıcı delil bulunmak.t. k. dibi tutmamak. liman. bir şeyi çok iyi bilmek. (bir yeri) serbestçe kullanabilmek. (bir yerde) (birinin) mülkiyet hakk ı olmak. dili ortalığı toz pembe görmek./s. (about) (daha önce verilen bir karar hakk ında) tereddüt etmeye başlamak. çocuk düşürmek. hasar.o. biri/bir şey kafasını meşgul etmek. on one´s mind have s. 2. k. 2.t. k.t. I have to go. 2. yıkanmak. k. ishal olmak. mecliste söz söyleme hakk ı olmak. yapmak. biri/bir şey aklında olmak. Onunla ortak hiçbir şeyim yok.o. k. sevişmek. ilgisi olmak.t. 1. S ınıfının birincisi olmak için gerekli niteliklere kavga one in her class. eğlenceli vakit geçirmek. dili içi sürmek. gözleri mor halkalarla çevrili olmak. 2. daha elverişli durumda olmak. (bir şeyden) dolayı vicdanı rahatsız olmak/sızlamak. have s. 1. tahribat. 1. dili bir şeyi kafasına takmak.t. (görü şü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek. k ıs. as Plato has it Eflatun´un deyi şiyle. bir şey yapmaya yüzü olmak/cüret etmek.t. birini gülmekten öldürmek. Gitmeliyim. k. in mind have s.

Yol paras ından tasarruf etmek için eve yürüyerek gider. pus. 2. 1. 1. şansa bırakmak./Beni süzdü. He said it in an unguarded moment. k. işportacı. Onun kafas ı çalışıyor. have known better He should than to do it. saman. Boş bulunup ağzından kaçırdı. i. Ölümü korkunçtu. Kayk ılarak sandalyesini arkaya doğru yatırdı. i. alıç. He doesn´t give a damn. şahin. Hiç vakit kaybetmedi. sisli. puslu. otluk. etmek. He little knows . He was the life of the party. i. i. Artık buraya gelmiyor. He no longer comes here. tınaz. Toplantıyı canlandıran o idi. He has turned seventy... belirsiz./İplemez. He had. Yaşı yetmişi geçti. Seksen ya şında. He tilted back in his chair. otu biçip kurutmak. Beni iyice inceledi. 2. a thousand dollars. say. f. Adı kötüye çıkmış. He takes his whisky on the rocks. Ezilmekten zor kurtuldu. hafif sis. f. He treated me to a beer. Belasını arıyor. fındık. Ayrıntılara takılıp kaldığı için durumu bir bütün olarak göremiyor. s. ela (göz). otluk. zam. dili Viskiyi buzlu içer. rizikolu. kuru ot yığını. otluk. s. Yapmazsa daha iyi eder. s. Elinden geleni yapt ı. i. He is welcome to come and go at his pleasure. He is not himself. kafadan atmak. atmaca. eril o. He is riding for a fall. 3. işportacılık yapmak. i./Kötü şöhreti var. Kendinde de ğil. -e cesaret etmek. 1./Aklı başında biri. Bana bir bira ısmarladı. He didn´t let any grass grow under his feet. otluk. He has a good head on his shoulders. kestane rengi. Ödediğin para karşılığında sana iyi mal verir. Ona vız gelir.. tehlike. kuru ot konulan parmakl ıklı raf/tekne./Umurunda değil. tehlikeli. Ümitsiz durumda. i. He just missed being run over. He has a bad name. samanlık. fındık ağacı. i. bulanık. s.. He had better not. 2.. çaylak. f. i. tahmin s. He gives you good value for your money. He walks home to save carfare. İstediği zaman gelip gidebilir./Yetmiş yaşına bastı. He did what little he could. i.. i. erkek: he-goat teke. tehlikeye atmak. 2. . O işi yapmayacak kadar aklı olmalıydı. He looked me through and through. şans. 2. Diyelim ki bin dolar ı vardı. kuru ot yığını. (kurutmak için) ot biçmek. He is past hope. anlaşılmaz. Bilmiyor ki . dumanlı. alıç. saman nezlesi.. He suffered a violent death. 1. riziko.haw hawk hawk hawker hawthorn hay hay fever hay rack hayloft hayrick haystack haywire hazard hazard a guess hazardous haze hazel hazelnut hazy he He can´t see the woods for the trees. 1. i. ince duman. kuru ot. doğan. tınaz. He numbers eighty years.

2. baş şeyin) taraf. He´s/She´s not the only fish in the sea! head head head honcho head over heels head over heels head over heels in love head s. off head s. başkan. i. He´s puffed up with pride.. 3. i. balıklama (dalma). burun. i. head. He´s a man of few words. tura mı? s. i. 1. Gitmeyi tercih ederdim. şef garson. bir şeyin yolunu kesmek. i. z. I had rather go. özel okul müdürü.. bir şeyin ilerlemesini engellemek. 2. şlığı. He will have it that . Az konu şan biri o. 1. 4. birinin yolunu kesmek. saç band ı. 2. Kibrinden geçilmiyor. i. pervas ızca. sayfa ba şlığı. inatç ı. i. baş: Go to the olmak: Who heads argo şef. başlık. dili ba şkanlık etmek. 2. kafa. i. baştan (çarpma). he will. 1.o. (biryer. telefon/radyo kulaklığı. başkan: the head of the math department matematik bölümü başa ait. O noktada onu mat ettim. 1. i.. k. merkezde çalışanlar. 1.He will amount to something. karargâh.t. manşet. i. baş belası. coğr. 2. şef. bildiğini okuyan. burun buruna (çarpışma). oto. özel okul müdiresi. başlık. k ıs.. spor avantaj. 1. koltuk ba Yazı mı. dert. 1. He/She can stew in his/her own juice! he`d he`ll he`s He´s a good speller. baş ağrısı. 2. kelle. bak. off head start head up head wind headache headband headboard headdress header headfirst headgear heading headland headlight headline headlong headmaster headmistress head-on headphone headquarters headrest Heads or tails? headstrong headwaiter Başarılı bir adam olacak. Onun sonu iyi olmaz. balıklama. z. bant. He will not take nay. Onun imlas ı iyi. he has. i. He´s always thinking about sex. 1.. karyolan ın başucundaki tahta. 2. merkez büro. 3.. baş. dik başlı. (yazıda) başlık. birinin ilerlemesini engellemek. -in birincisi olmak: tepetaklak perende atma. 1. z. dili Ne hali varsa görsün! k ıs. sırılsıklam âşık. Prensip sahibi bir adam. “Yok” sözünden anlamaz. k ıs. birini kösteklemek. Aklı fikri sekste. f. He´s an object of scorn. he is. sakınmadan. He will come to no good. He´s a man of principle. I had him there. baş. başta olan. ön taraf. i. i. baş. s. Ondan ba şkası yok mu bu dünyada? i. başbaşkanlığını yapmak/başkanı s. pruva rüzgâr ı. başı önde. Herkes onu hor görüyor. i. he would. -i iddia ediyor. ba şkanı. kumanda merkezi. . apar topar. k. başlık. 2. i. far. bir şeyi engellemek. he had. kafa kafaya. this outfit? Buran ın başkanı kim? 2. i.

5. k. ırmağı besleyen kaynaklar. söylenti. duruşma. s. i. k. 2. can. s. f. doğal besin. s. 3. sağlık sigortası. cenaze arabas ı. s ıcaklık. mektup almak. 2. 2. dedikodu. can damar ı. sağlık sigortası. yürek. i. dili çok miktar. sağlıklı. kuvvet. yığmak. kasap. kalp nakli. kafa tutan. kösnü. sağlık memuru. . şömine. s. i. 2. -den haberi olmak. s. işitme cihazı. çarp ıcı (esans/içki). s. yol alma. -i duymak. sağlıklı. i. aile ocağı. (marul. enginar v. s. 2. içten. sa ğlam. huk. 2. aç ık. ısınmak. 1. 2. 1. hiddet. isilik. öz. kalp krizi. inatçı. ısıtmak. orta. eleme koşusu/yarışı. büyük ac ı/keder. i. sağlığa yararlı. ac ımasız. 2. 1. candan. sağlıklı. kalp atışı. tav... i. ocak. i. i. 2. sağlık. yürek vuruşu.b. çoğ. yürek parçalayıcı. yürekten. merhametsiz. samimi. 4. i. yığın. 1. f. duymak. çoğ. 1. üfürükçü. sonuna kadar dinlemek.. 2. s. keder. Hear! Hear! İng. ilerleme. i. 7. kümelemek. i. kulaklık. oturum. kalpsiz.´nde) göbek. yurt. celse. 5. spor eleme. 1. ısı iletimi. dinlemek. 3. başkalarından işitilerek öne sürülen delil. katkısız. (hediye/hakaret) ya ğdırmak. 4. 4. i. kalp.headwaters headway heady heal healer health health certificate health food health insurance health insurance health officer healthful healthy heap hear hear a shot hear of/about hear out heard hearing hearing aid hearsay hearsay evidence hearse heart heart attack heart disease heart failure heart transplant heartache heartbeat heartbreak heartbreaking heartburn hearten heartfelt hearth heartless heart-rending heartstrings heart-to-heart hearty heat heat heat conduction heat rash heat rash i. iyileştirmek. kulak vermek. kalp ağrısı. isilik. insanları iyileştirdiğini öne süren kişi. yürekten. üzüntü.. 3. öfke. sorguya çekmek. kuvvetli. sağlık belgesi. (heard) 1. s. ifadesini almak. 8. haber almak. 3. bak. içten. cesaret. sağlığa yararlı. i. işitme. iyileşmek. kuvvetli. kalp hastalığı. i. kalp yetmezliği. tıb. mide ekşimesinden dolayı yemek borusunda veya midede duyulan yanma hissi. f. hear. işitim. i. huk. sert.işitmek. f. büyük ac ı veren. merkez. 2. f. 1. sağlığa yararlı. yüreklendirmek. cesaretlendirmek. enerji. sağlam. acı. 1. çok acıklı. 1. kızışma. candan. 1. küme. dili kalabalık. 1. ısı. yürek. büyük acı veren kimse/şey. yürekler acısı. gönül. 6. f. 2. silah sesi işitmek.

1.. şiddet. büyük bir güçle atmak/f ırlatmak. kabartmak. 2. 1. önemsemek. çekmek. f. s. önemseme. hea. (borsada) çok miktarda (alım ağır silahlar. yükseltmek. yükselti. i. s. 1. kirpi. topuk. (deniz) kabarmak.. den. şiddetle. 2. rüzgârı başa alıp gemiyi durdurmak. ocak. 2. (konuşmacının) sözünü kesmek. ekilmiş çalılardan/ağaçlardan oluşan çit. 4. 3. i. 2. fırlatma. f. çok güzel. 2. ısıtıcı. s. hararetli (tartışma). kim. ağır. yükseklik. sıcak dalgası. 2. soru yağmuruna tutmak. 1. s. ağır metaller. i.. 1. kâfir. 4. (--d/hove) 1. i. 2. f. elek. kızışık. kuvvetli. dikkat. 2. 2. faça edip durmak. fırın. yükseltmek. gökcismi. 2. küffar. göksel. 3. kaçamak cevap i. ökçe. üzgün. süpürgeotuna benzer bir çal ı.heat stroke heat wave heat wave heated heater heath heathen heather heating heating coil heave heave heave a sigh Heave ho! heave to heaven heavenly heavenly body heavily heaviness heavy heavy guns heavy industry heavy industry heavy metals heavy water heavy-duty heavy-handed heavy-hearted heavyweight Hebrew heck heckle hectare hectic hedge hedgehog hedgerow heed heedless heehaw heel heel hefty heifer height heighten sıcak çarpması. i. kaldırmak. ağırsıklet. kuvvetli (yağmur/rüzgâr/fırtına). kuşatmak. ağır sanayi. sarmak. 2. bol. s. 2. kederli. kalın (kar tabakas ı). ökçe takmak. iriyarı. eşek anırması. f. f. çoğalmak. sakar. 1. İbranice. ağır bir şekilde. fundalık. kefere. süpürgeotu. 2. kald ırma. ah çekmek. gökle ilgili. dayanıklı. i. düve. pervas ız. çevirmek. i. çalı çit. 2. çalı ile i. en yüksek nokta. İbrani. 1. i. 1. ısıtıcı. i. soba. f. gö ğe ilişkin. 3. telaşlı. s. 5. i. 3. 2. s. . k. oldukça a ğır. s. i. kâfirlere özgü. beceriksiz. çoğaltmak. 1. dikkat etmek. 3. heyecanlı. yükselmek. eli ağır. s. yukarı kaldırmak. 4. cennet. 1. ısıtma. s. i. ilahi. şiddetli. i. 6. argo Kahrolas ı. 1. 3. i. Tanrısal. s. çevirmek. s. sık ağaçlardan/çalılardan oluşan çit. boy. ağır sanayi. i. sıcak dalgası. yeğinlik. 4. ağırlık. z. s. Yisa!/Vira salpa! 1. sıkıştırmak. funda. do ğurmamış genç inek. ünlem. rezistans. i. kâfir. dili 1. içini çekmek. 2. argo alçak herif.then/--s) 1. ağır iş için elverişli. dinlemek. ağır su. dikkatsiz. artmak. çok miktarda (oy kullanımı). i. kâfirler. etrafına çalı dikmek. (çoğ. 1. 3. süpürge çalısı. art ırmak. 5. doruk. anırma. hektar. 1. öfkeli. k ızışmış. 2. cennet gibi.

z. katkıda bulunmak: I don´t see how I can help you. başının etini yemek. s.. yard ım etmek. hemofil. Kekten bir dilim ald ı. yararlı. helyum. kadın mirasçı. bak. f. iğrenç. çırak. hemoglobin... âciz. dümenci. fayda etmek. 1.. faydası olmak. berbat. 2. apar topar. ünlem İmdat! i. ajur. bundan z. i. kötü. hepatit. k ılıbık. kalıtçı. s. i. savunmas ızlık. i. 1. bundan sonra. savunmas ız. 2.men (helmz´mîn) i. tavuk. kanama. i. i. --ming) kıvırıp kenarını bastırmak. çoğ. (kendi kendine servis yaparak) (yiyeceklerden) almak: He helped himself to a piece of the cake. dümen. i. kullanışlı.. âcizlik. bot. yardımsever. i.. yard ım etme. kötü. bak. korkunç. i. tela şla. 1.. baskı. ünlem Kahrolsun! i. içine almak. f. (--med. tıb. s. Yard ımcı katkıda bulunma. i. Alo. kendir. 3. vır vır etmek. tıb. Merhaba. den. elbise veya paltonun etek kenar ı. kenevir. s. miğfer. 1. kask. gelişigüzel. bu nedenle.. henceforth. f. s. ünlem 1. muavin. yardımda bulunmak. hold.s. 2.heinous heir heiress heirloom held helicopter heliotrope helium hell hellebore hellish hello helm helmet helmsman help help o. z. böyle. 2. kuşatmak. terz. z. yardımcı: You´re not being helpful. Help! helper helpful helping helpless helplessness helter-skelter hem hem in/about hemisphere hemline hemlock hemoglobin hemophilia hemophiliac hemorrhage hemorrhoid hemp hemstitch hen hence henceforth henceforward hencoop henpeck henpecked hepatitis s. kuşaktan kuşağa geçen değerli şey. tolga. ahçı. birine yard ım etmek: Can you help her out with her French? Fransızcasına yardım edebilir misin? Eleman aran ıyor. tıb. i. yardımcı. i. tıb. s ıçandişi. tiksindirici. helikopter. i.o. hemofili.. 1.. porsiyon. karmakarışık. etek. f. elbise kenar ı. çevirmek. çöpleme. 2. i. bot.. aciz. 2. s. vâris. dolayısıyla. 2. i. (belirli bir zaman) sonra. dümen yekesi. . Sana nas ıl yardım edeyim bilemiyorum. i. antika. bambulotu. out Help wanted. olmuyorsun. to help out help s. faydalı. i. i. etek boyu. i. 1. alelacele. i. mirasç ı. i. yarıküre. bundan dolayı. baldıran. i. çirkin. 1. emoroit. dır dır etmek. cehennem. basur. karaciğer iltihabı. i. i. ağıotu. i. dişi kuş. 2. buradan. i. kümes. helms.

f. bizzat. çoban. buraya. i.. bununla. onun: Take hers. şifalı bitki. i. kahramanlarla ilgili. duraksayarak. 2. Onunkini al. 2. ot. kahraman. f. protokol görevlisi. irsi. edeb. z. 1. miras yoluyla geçen. i. i. i. 1. 1. haber vermek. bunda. dince kabul olunmu ş inançlara aykırı düşünce. kalıt. 2. irsiyet. kadın kahraman. i. ilan etmek. sürü. sürü halinde gitmek. Buyur. çoğ. İşte başlıyorum. z. herald herb herbal herbicide herbivore herbivorous Hercules Hercules´ allheal herd herd instinct herdsman here here and there Here goes! Here goes! Here you are. . İşte! z. --es) 1. ileride. duraksamak. i. soyaçekim. s. 2. i. onun: He loves her. 1. kahraman. Onun o kör olas ı keçisi i. i. 1. kalıtımsal. cesur. ikircikli. çavşır. ından çok büyük (heykel/resim). eroin. şimdiye kadar. güz. hâkim olan felsefi/siyasi doktrinlere kar karşı olan kimse. kal ıtsal. avam. ondan.. yabanc ı ot öldürücü. fıtık.. 1. hertz/--es) fiz. 2. ilişikte. orada burada. He looked at her. baş karakter. tereddüt etmek. s. O onun. z. (çoğ. otçul hayvan. Onu seviyor. hereabouts hereafter hereby hereditary heredity herein heresy heretic heretical heretofore hereupon herewith heritage hermit hernia hero heroic heroical heroin heroine heroism heron herring hers herself hertz hesitant hesitantly hesitate zam. zam. hayvan sürüsü. dişil onu. kendi. That´s hers. ayaktak ımı. 1. tereddütle. s. z. (çoğ. te şrifatçı. It pleased her. yemeklere tat vermek için kullan ılan bitki. i. kalıtım. bundan sonra. sürü içgüdüsü. 2. duruksun. z. buralarda. balıkçıl. Herkül. kahramanca. 1. dişil onunki. 3. çavşırotu. gütmek. s. my roses. bunun üzerine. kabul olunmu ş doktrinlere karşı olan. bak. i. i. edeb. s.. i. That dişil goat of hers is eating zam. karars ız. muazzam. i. 2. i. hertz. 2. kahraman. bunun içinde. i.her Her conscience pricked her. münzevi. They hated her. al. kahramanlık. müjdeci. herbisit. Ona bakt ı. otçul. 3. Ondan nefret ettiler. otlardan yap ılan. kavlıç. i. bu vesile ile. 2. haberci. bitkisel. otlara ait. kabul olunmu ş doktrinlereşı gelen düşünce. san. gerçek boyutlarheroic. z. s. herds. s. miras. i.men (hırdz´mîn) i. burada. yaln ız başına yaşayan kimse. buras ı.damnkendisi. tereddütlü. Vicdanı kendisini rahatsız etti. ikircimli. ringa. dalalet. geldin mi? 3. 2.. Ha. f. z. Başlıyoruz!/Haydi bakalım! 1. z. şurada burada. topluluktan kaçan. bundan önce. yiğit. çekinmek. ona. zool.

bak. hide 2. zahmetle meydana getirmek. kapal ı. (--ed. karşı cinse ilgi duyan. çingülü. bak. s. duraksama. (polisten) saklanacak yer. kokmuş (et). yüksek atlama. k ıs. (hid. iğrenç. 1. saklanmak.den) saklamak.. saklanmak.tus) aralık. eski kafalı. s. 2. i. altın çağ. s. gizlenecek yer. 2. i. tereddüt. f. saklamak. 1. hanzo. His Holiness. 5. 2. i. dar görü şlü. oto. saklanacak yer. k. i. 2.. ikircim.. (polisten) saklanmak. bak. hiyerarşi. zula. 2. f. f. kutuplara yak ın yerler. yontarak şekil vermek. geom. 1. f.. herkes. kibirli. cümbüş. i. bilg. yüksek perdeden. f. hayvan derisi. hew. yüce.. s. İng. s. hiyeroglif. çok çirkin. saklambaç..hesitation heterogeneous heterophyte heterosexual hew hew down hew out hewn hexagon hey heyday HH hi hiatus hibernate hibernation hibiscus hiccough hiccup hick hickory hid hidden hide hide hide away hide out hide-and-seek hideaway hidebound hideous hide-out hiding-place hierarchical hierarchy hieroglyph hi-fi high high and low high density high fidelity high frequency high gear high jinks high jump high jump high latitudes i. 4. high fidelity. en parlak dönem. hewn) 1. ara. coğr. zengin fakir. hide 2. k ış uykusuna yatmak. tiz. s. k ış uykusu. yüksek frekans. A! i. i. açıklık. Merhaba! 2. f. yatak. gizli. altıgen. deri. (ağacı) kesip devirmek. sesi çok doğal bir şekilde veren (radyo/pikap/hoparlör). bak. bot. tamasalak. her yerde. kıro. karya. korkunç. f. s. hıçkırmak. hideaway. i. fasıla. en h ızlı vites.. lüks (ya şantı). müz. 1. balta ile kesmek. 3. --es/hi. boş yer. yüksek atlama. His/Her Highness. 8... 2.. heterojen. hödük. 1. i. . hiyerarşik. s. gizlenmek. i. (çoğ. post. kendini be ğenmiş. Hey!/Baksana! 2. i. yüksek.. in hiding sakl ı. heteroseksüel. kesmek. Hey! i. 1. dili ta şralı.a. 2. hiccup. yarmak. i. ikircik. bak. ünlem 1. i. sesi çok do ğal bir şekilde verme. 3. hid. i. Haydi! 3. şamata. yüksek yo ğunluk. gizlemek. 6. yontmak. 7. f. i. i. i. kutuplara yakın. ünlem 1. bak. hıçkırık.

eşkıya. kabarma. uzun yürüyü ş yapmak. -i vurgulamak. 2. 2. uzun yürüyü ş yapan kimse. yüksek mertebeler. enginler. i. 1. s. gürültülü ve ne şeli. dili kaliteli. dağlık yer.b. azami kabarma. 2. foto. yüksek yo ğunluklu. güz. s. i. 1. kabza. -in iyi.´ni) soymak. kahkaha. 2. i. met. i. (eteğini) toplamak. yüksekö ğrenim. yüksek (bina/apartman). i. neşe. yüksek bas ınç. çoğ. 2.. uçak korsan ı.´ni durdurarak soyan) soyguncu. s.men (hay´weymîn) i. (yüksek) mama iskemlesi. doruk. lise.high living high octane gasoline high places high point high price high relief high school high school high seas high tech high tide high tide highbrow highchair high-class high-density higher higher education high-grade highlands highlight highly high-minded highness high-pitched high-pressure high-rise highroad high-speed high-speed train high-strung high-tech high-water high-water mark highway highwayman hijack hijacker hike hiker hilarious hilarity hill hillside hilltop hilly hilt lüks hayat. artırmak. s. (uçak/gemi) kaç ırmak. haydut. 1. çokalt ını çizmek. uzun ve çetin yürüyüş. çok. s. ilgi çekici olay. san. yüksek oktanlı benzin. 1. tepelik. lise. yamaç.way. -ebir şekilde. denizin kabarması. tepe. 1. yüksek kabartma. dili ileri teknolojinin ürünleriyle donat ılmış/yapılmış. met zaman ı. entelektüel. zorlayıcı. f. 2. s. i. en önemli bölüm. i.. z. anayol. tren v. parlak nokta. bayır. (fiyatı) yükseltmek. s. s. daha yüksek. çok olumlu dikkati çekmek. s. 3.. met hali. dili ileri teknoloji. sinirleri gergin. 2.çok. 1. suyun azami kabarma noktas ı. son derece. bilg. 1. 2. met hareketi. yokuş. k ılıç kabzası. tren v. en üstün başarı düzeyi. çok tiz. birinci s ınıf. 2. ta şkın. i. i. k. s. yükselme. i. (kamyon. 2. i. anayol. f. . en önemli/heyecanlı nokta. i. pek f. s. 2. s. hızlı tren. k. 2. i. i. i. 1. 1. i. üstün nitelikli. s. ekstra. 3. yücelik.b. yüksek fiyat. sinirli. 1. artış. (resimde) ışıklı bölüm. 1. high. zorla yapılan (satış).. k. 1.. çoğ. yüce gönüllü. aç ık deniz. i. büyük h ızla giden. s. doruk. kaliteli. (kamyon.. i.

k ıs. Hindu. histoloji. i.most) arkadaki. i. f. 1. i. en sondaki. iç bölge. Tüyleri ürperdi. birini ıslıklayarak sahneden kovmak. i. Başı dönüyor. 2.pot. çıtlatmak. s. engelleme. ücretle tutmak. tıslamak. tüylü. 1. en gerideki. off the stage hist histoid histology historian historic historic moment İyi niyetlidir. ıslık çalarak yuhalamak. i. -e söz. s. zam.. f. Papa Cenaplar ı. kalça. saçlı sakallı. zam. tıslama. ona. on/upon e ima. history. s. dili suayg ırı.o. i. -i üstü kapal ı söylemek. 1. i. tarihi an. dokusal. anat. üstü kapalıdayanmak. dini Hinduizm olan. 1. etmek. hindmost. eril onunki.s. k. 2. s.. zam. Hindu.. kendi. kalça kemiği. His face was wreathed in smiles. Hinduizme özgü..po. i. Öfkeden mosmor kesildi. 1. His eyes rested on it. dili Baya ğı kızdı.mi (hîpıpat´ımay) i. Ekselanslar ı. tarihi. onun: I don´t want his. ima -i hissettirmek. His head is spinning. tarihsel. dayanak noktası. menteşe takmak. kira. arka ayaklar. i. kiralamak. kira ile tutmak. Gözleri ona dikildi. s. k. ücretle çalışmak..a. onun kuvvetli taraf ı. 2. bak. His hair stood on end. dili Ne varsa dilindedir. s. i. i. 1. Patrik his. suaygırı. i. eril kendisi. Onunkini d ışarıya çıkar. historian. geride olan. -i dokundurmak. k ıllı... ıslıklamak. ıslık. i. f. 1. Hintçe. ücret. -i kiraya vermek. önemli. 2. eril onu. s. engel. 1. i. k. -i ima etmek. s. hippi.him himself hind hind hind legs hind quarter hinder hindermost Hindi hindmost hindrance Hindu hinge hint hint at hinterland hip hipbone hippie hippo hippopotamus hire hire o. 2. Onunkini istemiyorum. His Holiness his opposite number his strong point His/Your Highness hiss hiss s. reze. --most/--er. out hire out hirsute his His All Holiness His bark is worse than his bite. çoğ. Take his için kullanılır. That dog´s Cenaplar ı (Ekümenik Patrik outside. karşı tarafta aynı yeri işgal eden kimse. --es (hîpıpat´ımısız)/hip. tarihçi. art. dönüm noktas ı. 2. hinterlant.). en arkadaki. engellemek. mente şe. dişi geyik. His heart is in the right place. 2. f. bizzat. but (et). O köpek onun. bağlı olmak. f. i. His blood is up. historical. . dini Hinduizm olan kimse. Yüzünde büyük bir tebessüm vard ı. 2. (--er. s. His face became purple. dokubilim.

bağlamak. şimdiye kadar. (hit. haksızlık anlaşmak. to (atı) -e koşmak. umulmad k. 3. hedefi vurmak. yataktan kalkmak. tarihsel. ar ı kovanı. beriki. biriktirmek. taşı gediğine koymak. boğukluk. argo tepesi atmak. otostopçu. topallamak. 2. argo 1. 1. uyuşmak. boğuk. aksama. 2. z. ancak en önemli şeyleri görmek. isabet. boğuk sesle. k. etmek.şağı usulsüz olarak vurmak. k. buraya. 2. i. iliştirmek. k. 2. vurmak. z. bulmak. 1. ürtiker. . 2. 4. tarihle ilgili. çarpmak. 1. f. (birine) kahpelik 1. istifçi. i. oraya buraya. ağarmış. çekelemek. boğuk seslilik. tam bilmek. i. s. tarihi roman. dili turnayı gözünden vurmak. dili 1. vurma. k ır. dili (yiyecek/içecek) çok makbule geçmek.historical historical novel historically history hit hit below the belt hit below the belt hit it off hit man hit one´s stride hit pay dirt hit the books hit the bottle hit the ceiling hit the deck hit the high spots hit the jackpot hit the jackpot hit the mark hit the nail on the head hit the roof hit the sack hit the sack/sack out hit the spot hit the trail hit upon hit-and-run hitch hitch on to hitch up hitchhike hitchhiker hither hither and thither/yon hitherto hive hives HMS hoard hoarder hoarding hoarfrost hoarhound hoarse hoarsely hoarseness hoary s. 3. istiflemek. tahmini do ğru olmak. kurdeşen. şuraya buraya. rasgele bulmak. biriktirip saklayan kimse. 1. adi -e bağlamak. kovan. volta. k ırağı. boğuk sesli. bir ileri bir geri. f. ancak en önemli noktalara de ğinmek. vuruş. 2. k. dili küplere binmek. dili yola koyulmak. i. f. k. bak. büyük bir başarı kazanmak. darbe. etmek. ık bir anda başarı kazanmak. kalleşlik etmek. 2. isabet etmek. çarpıp kaçan (şoför). s. 1. tarihe göre. argo yatmak. dili yatmak. i. His/Her Majesty´s Ship. z. isabet ettirmek. yerinde mec. k ıs. stok etmek. f. ip ile ba ğlamak. iki/bir seksen uzanmak. istif. k. tepesi atmak. i. 1. 3. söz. 3. 1. i. i. argo şişeyi devirmek. 2. istifçilik. k. His/Her Majesty´s Service. ba ğlantı parçası. dili kiralık katil. ak. başarı. k. tıb. takmak. otostop yapmak. 2. bağ. i. z. şimdiye dek. yukarı çekmek. k. 2. s. engel.. s. i. --ting) 1. dili (bir şeyi arayan biri) aradığını bulmak/kendisini çok umutlandıran bir şeydili ineklemek. boks kemerden a 2. biriktirilmiş şey. beri yandaki. 4. 1. 2. i. 2. turnayı gözünden vurmak. horehound. dili en yüksek h ıza/dereceye ulaşmak. tam isabet kaydetmek. i.. tarih. tarihi. 1.

f. topallamak. hold against hold aloof hold at bay hold by hold down hold forth hold good hold good hold in hold in contempt hold in esteem hold in leash hold in pledge hold incommunicado hold no brief for hold off hold on hold on to Hold on! hold one´s ground hold one´s own hold one´s own hold one´s peace hold one´s peace/tongue hold one´s tongue hold out hold out on one hold over hold s. inanmak. aylak. i. 1.o. saymak. dili dilini tutmak. 4. birini bir şey ile durmadan tehdit etmek. 1. oyun etmek. yukar ı kaldırmak. gulyabani. k. 1. hobi. ertelemek. 3. 2. rehin olarak tutmak. birinin ilerlemesini durdurmak/engellemek. dili tutmak. dili (bir işi) yürütmek. konu şmamak. büyük domuz. rehin. . (başarısız bir durumu) ameliyat masasına yatırmak. kalabalığı zaptetmek. ayak i. tutmak: Hold my hand. aksama. uzak durmak. b ırakmamak. yakla ştırmamak. yetmek. 2. k. (çoğ. dü şkü. yularını elden bırakmamak. topallama. dili Dur!/Bekle! durumunu korumak. beklemek. kimseyle görü ştürmemek. 1. 1. hile. 1.hoax hobble hobby hobgoblin hobo hock hockey hodgepodge hoe hog hog wild hoist hold hold hold a child back a year hold a crowd back hold a postmortem hold a thing over s. i. dert. k. 3. f. zaptetmek. 1. k. geminin will this çocuğa (okulda) aynı sınıfı tekrarlatmak. baskı altında tutmak. yakla şmamak. 2. bir şey söylememek. süregelmek. i. şaka. çapa. back i. topal etmek. (telefonda)-e tutunmak. ilişki kurmamak. 1. sayg ı göstermek. 1. rehine koymak. 1. nutuk söylemek. özel zevk. yersiz korku. f. 2. hor görmek. kösteklemek. tutmak. gezici rençper. birinden gizlemek. 2. köstek. devam etmek. çapalamak. latife. 1. dilini tutmak. Elimi tut. uzakta tutmak. 2. 1. yüzüne vurmak. önermek. dayanmak. 1. f. 2. 4. 2. hakir görmek. geçerli olmak. i. aksayarak yürümek. 2. konu şmamak. dayanmak. (bayrak) çekmek. 2.. susmak. 4. (suçu) -e yüklemek. öne sürmek. -in taraftar ı olmamak. dili i. içinegemi ambar ı. 2. yük asansörü. oyun. k. (held) 1. -in savunucusu olmamak. -i tutmak. 2. i. 3. --es/--s) 1. buka ğı vurmak. ertelemek. i. ayak diremek. f. ifrit. 3. işletmek. başkalarıyla görüşmesine izin vermemek. geçerli olmak. yerini korumak. eski durumunu korumak. 3. buka ğı.o. 2. yukarı çekmek. ileri sürmek. türlü yemeği. uzun uzad ıya konuşmak. i. serseri. 2. argo ç ılgın. karmakar ışık şey. f. almak: How 2. yaklaştırmamak. saplant ı. i. hokey. arada mesafe b ırakmak. boş gezenin boş kalfası. tutmak. direnmek. aldatmak. much wateriç tarafı. glass hold? Bu bardak ne kadar su i. zaptetmek.

3. yortu günü. . f. 1. 2. çukur. s. i. i. dili Dur!/Bekle! i. i. kutsiyet. i. ışmadan geçirilen süre. i. birine/bir şeye saygı duymak.´ne gösterilen) sayg ı.. (ifade) tutarlı olmak. 1. İçişleri Bakanı. rahat. bir arada tutmak. 2. from k. basit. (hükümdara v. candle holder şamdan. makul olmak. yardımda bulunmak. 1. içine bir şey konulan nesne/kap. İng. kasanın anahtarı (birinde) olmak. telefonu kapatmamak. s.hold s. f. dili -den kalma bir şey/kimse. ev ile ilgili. anayurt. k. yuva. ile aynı fikirde olmak. s. hisseler/emlak/mülk/mallar./s. 1. 1. i. kulp. yankı yapan. 1. içinde bir şey saklanabilen nesne/kap: 2. bir şeye yaramayan zafer. 1. 2. evde oturmayı tercih eden kimse. Kitabı Mukaddes. büyük yang ın. 1. 2. oyuk. dinlenmek için çaltatile çıkmış kimse. haykırış. ev gibi.. göstermek. tatil. bot. 1. f. 2. 3. tatil. yalan. tutmak. eve özgü. 3. i. 3. k. yolunu kesip soymak. kira ile tutulmu ş arazi. sade. 4. delik açmak. derin.o. haykırmak. 2. evsiz. korumak. 4. boşluktan gelen (ses). k ıpırdamamak. gülhatmi. 1. 1. in high regard hold still hold sway hold the field hold the line hold the pass hold the purse strings of hold together hold up hold water hold with Hold your horses! holder holding holding company holdover holdup hole hole up holiday holidaymaker holiness Holland holler hollow hollow victory holly hollyhock holocaust holster holy Holy Scripture Holy Week homage home home base home economics Home Office home office home port Home Secretary homebody homeland homeless homelike homely birini kuca ğında tutmak. 3. aile oca ğı. kutsal. çukur. İng. i. İng. 2. İng. (şirketin) idare merkezi. ev. tabanca k ılıfı.b. 2. imha. s. içişlerine ait.t. para (birinin) elinde olmak. i. hürmet. evsiz barks ız. dili berbat yer. ev ekonomisi. çukur. bot. 1. i. merkez. egemen olmak. tutma. 3. cana yakın. cigarette holder sigara ağızlığı. bağırış. İng. anavatan. kutsallık. 2. rahat. içi bo ş. oyuk. i. ayr ılmamak. 1. tatil günü. i. i. (birinin/bir kurulu şun sahip olduğu) i. k. bo şluk. değişikliğe karşı olmak. 5. s. 2. boş başarı. kaldırmak. geçidi tutmak. saklanmak. soygun. çökük. in one´s arms hold s. çobanpüskülü. bayram günü. dili geçerli olmak. İng. demirleme liman ı. çirkin. delik. s. mukaddes. delmek.. i. 2. i. arzetmek. i.. dili ba ğırmak. İçişleri Bakanlığı. yurt. 3. gecikme. 4. vatan. memleket. geciktirmek. üs. 2.o. out oymak. üstünlüğünü korumak. Paskalyadan önceki hafta. Hollanda. engellemek. sahte. gösterişsiz. k. i. holding.

1. 1. s. i. onursal. türdeş. bot. Honduraslı. 2. 1. dilb. klakson çalmak. hilesizce. s. mansiyon. balayı. balayına çıkmak. 2. memleket yolunda. Dürüstlük en iyi yoldur. s.i. f. borcunu ödemek. eve do ğru. i. gurbet çeken.. bak. i. Honduras. şeref. was not Şeref şöyle dursun. iffet. bilemek. şılığında verilen para. şerefli. katil. türdeşlik. i. İng. 1. z. i. i. 3. honey petek balı. i. Honorable. hon. 1.o. k ıs. homoseksüel. bağdaşık hale getirmek. honorary. ücretsiz yap ılan. dili i. balarısı. e şadlı. 2. can ım. homojenize: homogenized milk homojenize süt. homolog. 2. nam. 2. 1. vatan/ev hasreti çeken. 1.. i. honorably. s. (ballı/balsız) petek. dürüst. 1. i. homojenlik. 2. e şcinsel. (okulda) esas dershane. i. fahri. namus. 2.homemade homemaker homeroom homesick homesickness homespun homestead homeward homeward bound homeward bound homework homicide homogeneity homogeneous homogenise homogenize homogenized homogenizer homologous homonym homosexual Hon hon Honduran Honduras hone honest honestly honesty s. iftihar listesi. serbest meslek sahibine hizmet kar2. evde dokunmu ş. yabankazı sesi. f. çoğ. 1.. k. dürüstlük. f. i. s. ün. dili sevgilim. bal. s.. gurbet çekme. 2. Honesty. Honduras´a özgü. -i şereflendirmek. f. i. s ıla hasreti. 2. i. i. f. klakson sesi. 1.rar. gerçekten. sahiden. adam öldürme. Honduras. dövüp kıvamına getirmek. mansiyon. cinayet. s. ba ğdaşıklık.a (anırer´iyı)/--s (anırer´iyımz) i. evde yap ılmış. homojen. ödev. onda dürüstlük namına bir şey yoktu. i. honey in the comb honeybee honeycomb honeymoon honeysuckle honk honky-tonk honor honor a debt honor roll honorable honorable mention honorable mention honorarium honorary i. ba ğdaşık. f. kaz sesi çıkarmak. . 2. k ıs. dürüstçe.. 1. basit. i. çiftlik ve eklentileri. sade. i. homogenize. in him. han ımeli. s. 1. Honesty is the best policy. namus. let alone honor. ev ödevi. ücret. e şeref vermek. 2. adi bar. hilesiz. s. homojenle ştirmek. Honduraslı. f. ev ve eklentileri. i. (bono/çek) kabul edip karşılığını ödemek. k.. homojenle ştirici. namuslu. z. evine/vatan ına dönmekte olan. onur. pavyon. ev kad ını. şöhret. i. s.

z. zool. i. 2. kara ısırgan.. çengel ile yakalamak. 2.. s. elektrikli süpürge ile temizlemek. dünyasından biri. i. k. 1. kancayla ba ğlamak. i. çoğ. line and sinker hooka hookah hooked hooked nose hooker hooky hooligan hoop hoopoe hoopoo hooray hoot hoot of laughter hoot s. 2. tutmak. ummak. 1. dili orospu.. down hoover hooves hop hop hope hope against hope hope for the best hopeful hopefully hopeless hopper hopping mad hopping mad hopscotch horde horehound horizon horizontal hormone horn i. ba şlık.o. 1. İng. yeraltı dünyasından biri. i. i. kah kah gülmek. kalabal ık. ufuk. ile evlenmek. 1. çengel şeklindeki. dans etmek. f. uçak seferi.. f. i. klakson. s ıçramak. kabadayı. hayırlısı demek. s. i.honour honourable hood hoodlum hoodwink hoof hoof it hoo-ha hook hook and eye hook up hook up with hook. i. nargile. kabadayı. 2. 1.. ümit. müz.2. f. 2. f. --s (hûfs)/hooves (huvz) i. i. i. ümitsiz. oldu ğu gibi: He swallowed my story hook. (bayku ş. vapur/tren/sis düdüğü) ötmek. k. çoğ. 1. f. i. f. 1. birleştirmek.. korna. aldatmak. hüthüt. dili çok öfkeli. orak. honorable. i. 2. umut. k. yeraltı f. boru. ibibik. i. f. dili şamata. dili tamamen. 2. hormon. çengelli. 1. gaga burun.. motor kapağı. seksek oyunu. i. i. 4.. yaya gitmek. toynak.. f. çemberlemek. her şeye rağmen ümitli olmak. 1. bot.. bak. çevren. dili uçuş. 1. çengel. hookah. olduğu gibi yuttu... sıçrama. i. i. s. k. k. kopça. i.. argo 1. i. 2.. çengelsi. dili çok k ızmış. zool. . kabadayı. horda. başi kopça. sekme. çekmek. göz boyamak. hurrah. ümitle. line and sinker. kasnak. kanca.. kukuleta. yatay. 2.. bak. şerbetçiotu. sarp ın. 2.. Upupa epops. çengel şekline sokmak. İng. 1. olta ile (balık) tutmak. çavu şkuşu. erkek ve di ğlamak. silo. i. kahkaha. 1. çalmak. ümit vermeyen. hoopoe. fahi şe. 3. yatay düzlem/çizgi. 3. bak. dili serseri. çember. İng. umutsuz. i. 2. 2. k. 2. taban tepmek. i. 3. (--ped. Masalımı i. i. ümit verici. k. bak. kaput. dili in şallah. i.. oto.. hoof. ümitli. (bayku ş) ötmek. boynuz. f. bak. patırtı. birini yuhalayarak susturmak. 2. ünlem. vapur/tren/sis düdüğü için) ötüş. köpekayası. dili 1. k. k. köpürmüş. İng. elektrikli süpürge. ile ilişki kurmak. korna. s. İng. 3. (korna. ümit etmek. i. honor. köpekotu. s. bak. --ping) sekmek. 1.

z. f. k. binici. 1. s. horticulture. ikramc ı. çoğ. 1. zayiçe. i. 2. 3. i. çok fena. çok kötü. i. kırbaç. nal ile oynanılan oyun. süvari. korku. i. çok s. 2. dili korkunç. deh şet verici. abaza. at s ırtı. mensucat fabrikası. dili berbat. nasyıldız falı. kamç ı. 2. beygir. hose) çorap. (çoğ. çerez. 2. k ıs. teşvik edici. İng. bahç ıvanlık. çok kaba ve k ırıcı bir şekilde. at nalı.. 2. ve k ırıcı. dili çok kötü. i. korkutmak. hastaneye yatırmak. 2. i. (çoğ. 2. 1. eşek şakası. hortative. bakımevi. gayret verici.. davet vermek. f. --s) hortum. s. i. konuk etmek.horn of plenty hornbeam hornet horns of a dilemma horny horoscope horrendous horrible horribly horrid horridly horrific horrify horror hors d'oeuvre horse horse chestnut horse mackerel horseback horsebean horsehair horseman horsemanship horseplay horsepower horseradish horseshoe horsewhip hort hortative hortatory horticulture hose hose hosier hosiery hospice hospitable hospital hospitalise hospitality hospitalize Host host host hostage hostel bereket boynuzu. ihalde. çok kötü. ikramc ılık. k. dehşet. i. a kalabalık. ordövr. i. yüreklendirici.. büyük e şekarısı. öğrenci yurdu. k. f. 1. ğırlamak. 1. nasihat dolu. dehşete düşüren. çok kaba ve k ırıcı dili şekilde. z. a şırı bir şekilde. 4. çorap fabrikas ı. i. sunuculuk yapmak. i. davet veren kimse. ev sahibi. 1. dili çok kötü. 2. hoyratlık. i. 2. 3. yılgı. (ekmek ve şarap ayinindeki) ekmek. horse. 1. . hastane. çok kaba ve kırıcı. i. genç turistler için ucuz otel. i. fena ğrenç. beygir. 2. 1. konukseverlik. i. İng. korkunç. misafirperverlik. at kılından dokunmuş kumaş. s.. at. berbat. i.. f. çokluk. öğüt veren. boynuzlu. 1. ölümcül hastalar ın ölene kadar bakıldığı s. s. çorapçı. mensucat. k. tutak. Hrist. 1. bak. 1. bot. spor atlama beygiri. k. i. k. gürgen. birinin seçilmesi gereken iki güç seçenek. f. i. atkestanesi. 3. argo seks yapma arzusuyla yan ıp tutuşan. --ping) kamçılamak. i.men (hôrs´mîn) i. bayırturpu. çok fena. rehine. binicilik. mak. 1.. çoraplar. i.. çok kaba kötü. bahçecilik. bakla. çoğ. i. i. İng. bir 1. istavrit. ev sahipli ği yapmak. korkunç. s. 3. (--ped. i. 2. dehşetli. 2. 3. i. dili çok kötü. i. korkunç/dehşetli bir şekilde. 1. hospitalize. i. beygirgücü. misafirperver. korkunç. sunucu. nal şeklinde şey. çok fena.. çok fena. özellikle rahipler/rahibeler taraf ından idare edilen misafirhane/yurt. s. 2. iğrenç. konuksever. at k ılı.. Fr. 2. ırlı. çiçekçilik.. abazan. bak. korkunç. meze. i.

atmasyon. tazı ile ava gitmek. (h^z´îf). dayanıksız iş. i. otel. 1. 4. i. 3. sütlü kakao. (saatte) akrep. derme çatma şey. gece yatısına gelen misafir. 3. tiyatro. 2. tazı. s. ev hırsızı. i. i. 1. hodgepodge. ev halk ı. i. (evde temizlik v. 1. i. elektrik oca ğı. -de bulunmak: That ev köpe ği. 3. heave. sabahlık (giysi). i. (hastalık v. ev. Hükümet s ığınmacıları çadırlara yerleştirdi.. . dam. hot-water bottle sıcak su torbası. evk ırlangıcı. 2. bak. elektrikli ocak. kızgın. saat. vakit. direkt telefon hatt ı (özellikle devlet başkanları arasında). 2. yeni bir eve ta şınmanın kutlanışı. hanedan. sera. saatte bir. ev sahibi. yüksek gerilimli ak ım taşıyan (tel). barınacak yer.men (haus´mîn) i. av köpeği. nedeniyle) evde hapis olan. i. i. 6. 1. çoğ. --test) 1. çabuk parlayan (kimse). izlemek. 2. acı (biber v. saldırgan.b. her gün kullan ılan kelime. f. 2.. çatı. konutlar. eve ait. dili peşini bırakmamak. saat ba şı. 1. 1. öfkeli kimse. i. sosyal konutlar. f. İng. konut sitesi. mak. 2.). i. 2.b. çoğ.b. işleri yapan erkek) hizmetkâr. ev idaresi. i. i. pencerekırlangıcı. s. sosisli sandviç. barındırmak. düşmanlık. s. 5. s. acı biber. kum saati. her zaman cevap veren imdat telefonu. düşman. bu sosisle yapılan sandviç. yerleştirmek: The government housed the refugees in tents. 1. radyoaktif. k. i. çoğ. 1. i. dikiş kutusu. taze (haber v.b. z. camekânda bulunan gübreli toprak. i. 1. 1. 2. şiddetli. İng. aile. i. iskân. i. ev k ıyafeti. ser. 1. ev işi. ev halk ı. kutu. house. i. k. 3. gen. 2. martaval. argo bo ş laf. ev. toplu karteri. house. i. house. hükümet meclisi. limonluk.wives (haus´wayvz) ev hanımı. i. zaman. 4. (cinsel aç ıdan) ateşli. garson kad ın. 4. dili it. f. s. 1. aile. 2. stajyer doktor. 2. kaplıca. çabuk k ızan kimse. 2.h.hostess hostile hostility hot hot air hot chocolate hot dog hot line hot pepper hot plate hot spring hotbed hot-blooded hotchpot hotchpotch hotel hothead hothouse hound hour hour hand hourglass hourly house house house dog house martin house of cards housebound housebreaker housecoat housedress houseguest household household word householder housekeeper housekeeping houseman housetop housewarming housewife housework housing housing estate housing project hove i.). i. yeni. çoğ. kâhya kad ın.. bak. i. alçak herif. (--ter. i.wives (h^z´îfs) İng. 2. b. 4. hodgepodge. ev sahibesi. karter: clutch housing debriyajkonutlar. barındırma. 2. 1. sert. buyot. düşmanca. (fesat/kötülük/huzursuzluk) kaynağı/yuvası. konsomatris. bak. ticarethane. 2. bir çe şit sosis. hostes. silahlı çatışmalar. 1. 6. aile reisi. s ıcak. 5.

k ıs. inleme. nasıl.. hour. araya ıkışmak. 2.. sat ıcı. kocaman. i.s3.. 1. (tahta) baraka. f. tekne (geminin temel bölümü). bağrışma. kucaklamak. i. derme çatma ev. 2. ne kadar. kucaklama. bağrış çağrış. i.).. poyra. nas ıl: How did it happen? Nasıl oldu? How will he do this? Bunu nasıl yapacak? How does it work? Nas ıl çalışıyor? 2. ama. 2. jant kapa ğı. bir tüccar.. k ıs. 2. 2. bak. 1. seyyar 2. z. (ceviz. sımsıkı tutmak. ne kadar: No matter how much I try. up hantal bir hantal. fıstık.? How´s it going? howdy however howl howler HP HQ hr hrs HS ht hub hubble-bubble hubbub hubby hubcap huckleberry huckster huddle hue hue hue and cry huff hug huge huh hulk hulking hull i. etrafında dolaşıp hovercraft. k ıs. 1. başlıca amacı para kazanmak olan kimse. k. Ne? 2. 1. 3. z. dili. f. 1. bak. lenduha s. f. öfke: She left the room in a huff. k ıs. bununla birlikte. i. 1. (içini ç ıkarmak için) (ceviz. aç ık ağıl. Çok kötü. kamburüzüm. height. high pressure. k ızgınlık. yaln ız. muazzam. İşler nasıl gidiyor? ünlem. sar ılmak. Ne olacak. 1. i. 2. How much money do you Niçin?/Nas uğraşayım. ünlem 1.. değil mi? 3. k. sar ılma. iriyar ı veşekilde doğrulmak. s. durmak. tekerlek göbe ği. i. k.). fazla hareket etmeden üzerinde ve etraf ında uçmak.? (1). nargile.b. --ging) 1. hours. Ne kadar uğraşırsam ıl olabilir? yine de yapamam. k ıs. Çok ilginç. heat. i. 3. (renk için) ton. 2. f ıstık. de ğil mi? 2. hoverkraft. i. Çok güzel. i. dili gülünç hata. renk. k ıs. iri ve hantal kimse/ şey. curcuna. hayhuy. benimsemek. Home Secretary. e ş. değil mi? 4. inlemek. i. Headquarters. tür. 1.. i. budalaca yanl ışlık. çe şit. Çok şaşırtıcı. hurda gemi.. i.b. dili koca. i. reklamc ı (Küçümseme belirtir. şamata. 1.. 2. birbirine sokulup sarılmak... ne kadar: How long must Ne dersiniz? 1.´ne ait) kabuk. f. gibi. den. ancak. de ğil mi? Nasılsınız? k. 1. 3. 3. horsepower. oto. uluma. dev gibi. tereddüt etmek. dili Niye?/Nas ıl olur? Diğerlerine göre nasıldı o? Nasılsınız? Nasılsınız? Nasıl .?: How ever did it come about? Nasıl oldu? Ne var ne yok?/Ne âlemdesiniz?/ İşler nasıl? Çok naziksiniz. high school. How about . i. f. I just can´t do it. 2. k. . 2.hovel hover Hovercraft hovercraft how How about it? How about that? How are you? How come? How did he measure up? How do you do? How do you do? How ever .´nin) kabuğunu .. 1.? How goes it?/How is it going? How good of you! how much How so? How´s about .. i. bezelye v. dili merhaba. ulumak.. bağrına basmak. (--ged. f. 3. i. Hışımla odayı terketti. i. bezelye v.! (Küçümseme belirtir. (of) merkez. çok büyük ve kaba gemi. 1.

hile. kambur kimse. k. sezinme. s. tümsek yer. human beşer. Hım! (Kuşku belirtir. s.. ğlu. 5. burnunu k ırmak. insanlara yard ım etmek isteyen. içedoğma.. kambur kimse. nüktedan. 4.. güldürü. 1. rutubet. 1.). 2.. insanca. f. i. kambur durmak. insanlık. sahtekârl ık. s. insano insaniyet. kambur s ırt. 2. nemlendirici. human psychology gibi psikolojisi. insanoğlu. v ızıldamak. gürültü. humor. alçakgönüllülükle. H ıh! (Bir şeyin/birinin hiç beğenilmediğini belirtir. i. 2. sikmek. İng. yaş.. i. insan sevgisi. rezil etme. 1. 2. insanc ılık. olağanüstü şey/kimse: That was one humdinger of a storm! O ne fırtınaydı öyle! s. ayak i. dili sezinleme. kocaman. kaprisine boyun e ğmek. mizah. resources insan kaynaklar ı. 2. (şarkı) mırıldamak. i.. 6. insan olarak. vuruşmak. komiklik. alçakgönüllülükle özür dileme. içedoğuş. insanlık. argo çok büyük. âciz. k. z. pat ırtı. i. nemlendirmek. 3. s ırtını kamburlaştırmak. i. çok utandırmak. i. insan kalabalığı. hörgüç. nüktedanl ık. f. humus. f. f. insani. sinekku şu. insanın doğasını oluşturan niteliklerin hepsi. alçakgönüllülük. s ıradan. kibrini kırmak. i. taşımak. 3. yavan.´s pride humbleness humbly humbug humdinger humdrum humid humidifier humidify humidity humidness humiliate humiliation humility hummingbird humongous humor humorist humorous humour hump humpback humpbacked humph humus hunch hunch one´s shoulders/back hunch over hunchback hunchbacked i. 3. sezinleyi ş.hullabaloo hum hum human human being human nature human rights humane humanely humanism humanist humanitarian humanity humankind humanly humble humble apology humble s. kapris. k. 1. dilibeşeri. s. s. nem. 2. s. z. i. insana yak ışan bir şekilde. human rights insan insan tabiatı. insanlara yardım etmek isteyen kimse. i. suyuna gitmek. zırva. saçma. i. 2. yalan dolan. kambur s ırt. the z.). küçük dü şürme. birinin kibrini k ırmak. sezinti. tabiat. 2. 2. insan haklar ı. mütevaz ı. humidity. hakir. alçakgönüllülük. . insanlık. insanlığa yakışan. 1. monoton.. bak. mırıldanmak. (--med.. (Düşündürücü bir durumla karşılaşınca söylenir. i. 1. hayhuy. s. insani: human nature was humming. tevazu. kambur.. 2. üstünden/üzerinden geçmek. Büroda herkes ar ıinsan s. mizahi. insanoğlu. ünlem 1. argo sikişmek. gülünç. tepe. rutubetlendirici. f.. huy. hümanizm. 3. 1.o. tevazu ile.. kambur. 1. 2. nemli. -in üstüne abanmak. s. f. i. 3. i. faaliyette olmak: The office insan tabiatı. f. i. 1. keyif. 3.. --ming) 1. güldürü yazarı. velvele. f. rutubetli. bahç. gülünçlük. i. hümanist. binmek. s. sahtekâr. dolap. yeknesak. insanca. İng. bak. insani. rezil etmek. i. kambur. i./Hı . i. insanlık. 4. tekdüze. tevazu. şakacı. insan.). ünlem H ım . i. küçük dü şürmek. alçakgönüllü. utandırma. i. komik.

k ırıcı. 1. (mısır başağının) s. acele etmek. bo ğuk. hurrah. for -i çok özlemek.. k. çabuklaştırmak. -e susamak. 2. çiftçilik. i. aç. (tehdit. i. acı veren. i. f ırlatmak. aceleyle yap ılan. av mevsimi d ışında avlanmak. i. 2. karn ı aç. (gelecek zamana kalmas ı için) kullanmamak. engelli ko şuya katılan yarışmacı. (hurt) 1. kuvvetle/h ızla fırlatmak/atmak/uçurmak. acıkmış.´s feelings hurt s. hızlandırmak. engelli. . derin sessizlik. f. i. 3. ünlem Susun! s. urağan.´s pride hurtful hurtle husband husbandry hush hush money hush up Hush! hush-hush husk husky husky s. Macar. 2. f. yüksek engelli 110 engelli/manialı koşu. aceleyle götürmek/getirmek. mania. gemici feneri. f. Macaristan. k. -i çokık grevi. s. avc ılık.. aramak.. maniacı. idareli kullanma. ünlem. Acele et!/Çabuk ol!/Haydi! f. s. i. güçlü kuvvetli. hat ırını kırmak. 2. low hurdles 1. 1. avlanmak. idarecilik. bak. f.hundred hundredfold hundredth hung hung jury Hungarian Hungary hunger hunger strike hungrily hungry hunk hunt hunt down hunt out of season hunt up/out hunter hunting hunting season hurdle hurdle race hurdler hurdy-gurdy hurl hurrah hurray hurricane hurricane lamp hurried hurry Hurry up! hurt hurt one´s feelings hurt s. C). uçmak. bak. susturmak. bir şeyin işe yaramayan dış kısmı. 1. alçak engel. for -i aramak. av: hunting dog av köpeği. s. i. i. 2. 3. Macarca. eskimoköpe ği. i. 1. 3. susmak. 1. 2. 2. i. dili çok gizli.. dili iriyarı. yüzüncü. f. açlık. f. yüz misli. 1. 2. kapatmak. susmalık. hızla düşmek/yuvarlanmak. açl arzu etmek. avc ı. for -e duyulan büyük özlem/hasret. 2. metrelik ko şu. s. f. s. k. rüzgâr feneri.b. 1. 2. z. kararında oybirliğine varamayan jüri. birini k ırmak/yaralamak.. 3. büyük gizlilik. açlıkla. i. 1. engelli yarış: high hurdles 1. koca.´ni) savurmak. yüzde bir. 1.o. idareli kullanmak. 2. boylu boslu. iri parça.o. savurmak. 2. yüz. i. yüksek engel. i. yüz rakam ı (100. f. 1. i. son sürat gitmek. (bir uzva) zarar vermek. acele. z. i. örtbas etmek. avlamak. s. bulmak. (yarışlarda) engel. s. birinin gururunu k ırmak. yakalayıncaya kadar peşini bırakmamak. küfür v. 1. i. laterna.. hunting knife av bıçağı. 1. kapç ık. “Yaşa!” diye bağırmak. dili 1. yak ışıklı adam. büyük bir arzuyla. acele içinde olan. 2. yüz kat. 2. av mevsimi. (bazı tohum ve meyvelerde) (dış) kabuk. yaralayıcı. engelci. 1. yağdırmak. ünlem Yaşa! f. kısık (ses). 3. 1. yüz. birinin onuruna/haysiyetine dokunmak. i. 2. f. arayıcı. kabuklu. çoğ. 2. i. hang 2. kasırga. acele ettirmek. m ısır başağının dış yaprakları. i. 2. (bir uzvu) yaralamak/incitmek/zedelemek: Are you hurt? Sana bir şey oldu mu? Is gücendirmek. 3. as ılmış. güçlü kuvvetli kimse. asılı. s. i. sus payı. f. av atı/köpeği.

melez hayvan/bitki. çabuk olmak. bak. i. hidrojen bombas ı. İng. i.. bak. i. i. off to hustle s. out of hustler hut hutch hyacinth hyaena hybrid hybridisation hybridise hybridization hybridize hydrangea hydrant hydrate hydraulic hydraulics hydrohydrobiology hydrocarbon hydrocephalic hydrocephalus hydrocephaly hydrochloric hydrochloric acid hydrodynamic hydrodynamics hydroelectric hydrofoil hydrogen hydrogen bomb hydrogen peroxide hydrologist hydrology hydrolysis hydromechanics hydrometer hydrophobia hydroplane hydroponics hydrosphere hydrotherapy hyena i. i. ortanca. hidrodinamik. i. İng. s. melez. i. 3. fındıkçı. suküre. iki ayağını bir pabuca sokmak. hidrodinamik. ahlaksız kadın. civelek kız. tıb. i. subilim. i. hibrit. i. hidrat. 2. hidrojen peroksit. suölçer. sırtlan.o. hidrolik. su ile kar ıştırarak bileşik meydana getirmek. i. acele ettirmek.. argo fahişe. i. su içinde bitki yetiştirme. çok çalışan kimse. dili gözünü dört aç ıp i.. hidroloji. i. sümbül. k. suyuvar ı. hidrosfer. i. baraka. . hibrit. hibritleşme. hidromekanik. hidroklorik asit. hidroliz. s. melezle şmek. f. birini apar topar (bir yerden) ç ıkarmak. su korkusu. önek suya ait. tıb. bot. k. s.. hybridization. ko şuşturma. hidrolik. 1. hydrocephalus. 2. s. i.. deniz otobüsü. hileci. hidrofobi. hareketlilik. hidroterapi.o. 1. i. i. hybridize. bak. hidrokarbon. hidrojen. melezlemek. klorhidrik. melezleşme. i.. 2. s. birini apar topar (bir yere) sokmak. deniz uça ğı.. numaracı. yangın musluğu. i. 1. oksijenli su. dümenci. i. acele etmek. i. hidroelektrik. hyena.hussy hustle hustle and bustle hustle s. hidrosefali. kulübe. hidrobiyoloji.. şırfıntı. tavşan kafesi. f. suya inebilen uçak. hidro-. kim. ko şuşturma. f. hareketlilik. tıb. i. hidrolog.. i. i. i. subilimci. su tedavisi. birini apar topar (bir yere) götürmek.. i. argo üçkâ ğıtçı.. f. i. bak. hidrosefal. s. hidrometre. i. dili gözünü dört aç ıp çok çalışmak. i. i..o. into hustle s. i.

irileşim. geom.. s. 1. 2.. mübala ğa. --e (haypır´bıli)/--s (haypır´bılız) i. ilahi.. hyperbolic 2. abartmalı. 1. tıb. geom. hipertrofi. bak. hipotetik. hastalık hastalığı. aşırı derecede eleştiren. hipnotizma. yüksek tansiyon. bak.. i. geom. 2. i. irileşme. hijyenik. s. hijyen. çördükotu. hiperbolik. bot. i. i. ipnotizmac ı. s. anat. i. ipnotize etmek. k ısa çizgi.. tıb. geom.. histeri. uyutucu. zufaotu. . higrometre. aşı iğnesi. yüksek. hipodermik. s. tıb. hiperboloit. hiperboloit. i.. i. s. hypnotize. s. hiper-. iğne. enjektör şırıngası. i. ipnotizma. i.. varsayımsal. sa ğlık bilgisi.. hipertansiyon. geom. alerjik. s. varsayımlı.. s.e. hipoglisemi. i. f. 1. enjeksiyon iğnesi. i. aşırı duyarlı.poth. hipnoz.. tıb.. önek aşırı. i.. i.ses (haypath´ısiz) i. tire. faraziye. enjektör. i.. ilahi okumak.. 2. 2. f. i. f. himen.. ikiyüzlü. hastalık hastası. i. hiperboloidal. isteri. irileşmek. s. hipotenüs. ipnoz. abartma. f. bak.hygiene hygienic hygrometer hygroscope hymen hymn hymnal hyperhyperbola hyperbole hyperbolic hyperbolic hyperbolical hyperbolical hyperboloid hyperboloidal hypercritical hypersensitive hypertension hyperthermia hypertrophy hyphen hyphenate hyphenated hypnosis hypnotic hypnotise hypnotism hypnotist hypnotize hypochondria hypochondriac hypocrisy hypocrite hypocritical hypodermic hypodermic needle hypodermic needle hypodermic syringe hypoglycemia hypotension hypotenuse hypothesis hypothetical hypothetically hyssop hysteria i. higroskop. i. i. uyu şturucu. hipertermi. s. varsayımlı olarak. hyperbolic 1. 1. enjektör iğnesi. i. s. i. çoğ. hy. enjektör. i. hipotez. z. iğne. hipotansiyon. çoğ. İng. f. i. sa ğlıksal. ilahi okuyarak kutlamak veya ifade etmek. geom. s. ikiyüzlü kimse.. ilahi kitab ı. s. tıb. farazi. varsayım. tireli. i. tire ile birle ştirmek/ayırmak. i. k ızlık zarı. ikiyüzlülük. hiperbol.

.. deli gibi.. Gitsem iyi olacak. İzi tozu yok./Umarım öyle olur.. . ben... I haven´t a penny to my name. 1. . diyebilirim ki.. dili Bana ne!/Bana v ız gelir! k. isterik bir şekilde.. I myself am doubtful.. Roman almak tell you I´m sorry. I don´t doubt that I don´t feel like myself. I should like . dili Kula ğıma geldi. benden söylemesi/sana söyleyeyim: This plan ..!/Bak ../. k. 1. k. Bana vız gelir. Yemin ederim!/Vallahi do ğru! 2. istiyorum. Canım dinlenmek istiyor. İng. ılgınca.. I for one I had better go. 1. I kind of expected it. have thought hershouldolder. Ondan hiçbir şey anlayamıyorum.: I should Onu tan ımış olmanızı isterdim.. .. san ırım.hysteric hysterical hysterically hysterically funny hysterics I I I shouldn´t think so.. histerik. i. I am much obliged. 2. k..... I heard it on the grapevine.. Bunu biraz da bekliyordum.. pek sanm ıyorum. k. I should have liked . Hiçbir şey anlayamıyorum. ç k. Haydi yap bakalım. İtirazım yok. I beg your pardon. I dare say I dare say I dare you. Burama kadar geldi. I haven´t seen hide or hair of him. Bana çok pahalıya mal oldu... I´d like to buy a novel. I say! s. Fevkalade!/Harika! 2.. I doubt whether . isteri krizi. I don´t mind.. Hiç param yok. Hiçbir fikrim yok. I don´t give a darn. Benim için farketmez. işitir gibi oluyorum. belki.nas ıl! Hem de I should say so! . zam. I hope so. I am proud to know him. İnşallah. I feel like resting. Affedersiniz. Romen rakamlar ı dizisinde 1 sayısı. dili Bence bir tahtas ı eksik. dili Dinle . I couldn´t help smiling.. Orası kesin! 3. I feel refreshed. k. bana kalırsa. Kendimi gülümsemekten alamad ım. I don´t think he´s all there.. dili çok komik./İşin içinden çıkamıyorum.! İng.: I should I should have to have known Daha yaşlı olduğunu zannederdim.. I paid through the nose for it... dili çok komik: a hysterical joke çok komik bir şaka... I can´t make head or tail of it. I for one do not believe it.. I can´t seem to solve this problem. isterik. Hiç ku şkum yok ki .. 1. pek sanmam.. kriz. zannedersem./Keyfim yok. 2. s. dili Bana iyi bir şey gibi gelmiyor. I promise you! I say . Çok minnettar ım. I have had enough of him... Kendime geldim. I have no idea. İyi değilim. I don´t give a toot! I don´t like the sound of it. dili 1. Onu tan ımakla iftihar ediyorum. bak. 2. I can´t make heads or tails of it. k. Zannetmiyorum. I seem to hear . z. Bu sorunu çözebilece ğimi sanmıyorum. çoğ.. hysterical. Kendi hesab ıma ben inanmıyorum. Hayret! . Ben bile ku şkulanıyorum. have liked youthought . I promise you! Bu plan İng..!/Baksana won´t work.: I to be like to Senden özür dilemek istiyorum.

3.. kimlik kartı. If it´s just the same to you./Bana öyle geliyordu ki . I will not labor the point. Bir sözü pekiştirmek için kullanılır: I swear I didn´t do it! Vallahi yapmadım! Öyle zannediyorum.. Zaten bunu bekliyordum. s. argo Hay Allah! Olur şey değil!/Allah Allah! k. i. . Bu kadar ı yeter. İzlandaca. 2. If it weren´t for you . If you don´t mind. I want no more of it. I´ll have his head/hide! I´ll thank you to keep out of this! I´m buggered! I´m on the horns of a dilemma. İzlanda.. Iceland Icelander Icelandic ID card If he hasn´t done it again! If I only knew! i. She is on the verge of accepting our job offer.. never saw the likes of it. 2. I´ll go Senin için farketmezse onlarla giderim.. I had. İzlanda´ya özgü. I have. dili Vay anas ına! Bir iki dakikaya kadar gelece ğim. I think so. k. Öyle zannediyorum. O geldiğinde ben gitmek üzereydim. I´d sooner die! I´ll be buggered! I´ll be damned! I´ll be jiggered! I´ll come in a minute or two. I would/should. İzlandalı. I won´t hear of it.. k ıs../Bilmiyorum. dili Bu şe burnunu sokmazsan iyi olur! İng./İzninizle . Yaptığına şaşırıyorum.... Korkarım haklısın. beğenmesen de. Elimden geleni yapar ım.. i. I treated myself to a new dress. . argo Pestilim çıktı!/Bittim! Aşağı tükürsem sakalım. I will/shall. İş teklifimizi kabul etmek üzere. Müsaade ederseniz . I was under the impression that . k. İ../ İzin verirseniz .. İzlandaca. i. I thought as much. I want a haircut./I Benzerini hiç görmedim. Öyle zannediyordum ki . Öyle zannediyorum. I´ve half a notion to give you a Sana dayak atas ım geliyor! hiding! I´ve never seen the like of it./Hiç şaşırmadım. I should think so. i I`d I`ll I`m I`ve I´d just as soon stay here.. İzlandalı. I was on the verge of leaving when he arrived.. yukarı tükürsem bıyığım. like it you can lump If you don´t k.. Ölmeyi tercih ederim! İng.. kimlik. I would like to take this occasion to thank you all.. Burada kalmayı tercih ederim. I am. Aşkolsun! I´ve a sinking feeling you´re right. k ıs. Saçımı kestirmek istiyorum.. I swear . I. İzlanda..../Herhalde. I would not know! I wouldn´t know. k. 1. Paraya k ıyıp kendime yeni bir elbise aldım. Keşke bilseydim! Siz olmasayd ınız ./Herhalde. 1. İngiliz alfabesinin dokuzuncu harfi. 1. 2. Ne bileyim ben! Hiçbir bilgim yok. Gidiyorum artık. I´m pleased to meet you. dili Kellesini uçuraca ğım!/Derisini yüzeceğim! I´ve been had. I´ll go along now. I´m surprised at you... I´ll do my level best.. yine ayn ı şeyi yaptı. Tanıştığımıza memnun oldum. İşin ayrıntılarına girmeyeceğim.... dili Be ğensen de bir.I should say so. dili Üçkâğıda igeldim. Bu vesileyle hepinize te şekkür etmek istiyorum. k ıs. k ıs... Kabul etmem./Sözü uzatma. Hay Allah. it. with them.

Öyle mi? A. mıısır unu. İrlandaca. I. 2. hintsarısı. s. bak. k ıs. I./Göze güzel görünüyor. Iraklı. i. i. In. hintfulü. İrlandalı. 2. İrlandaca. Çinhintli. i. 1. s.wom.en (ay´rîşwîmîn) i.. İndonezya. Kızılderililere özgü. i. 3. K ızılderili. İslamiyet. Demirperde. 4. İç Moğolistan. Irak. k ıs. s. 1. Irak. It comes to the same thing. i. i. İslamize. İsrailli. Müslüman. İng. 1. İrlandalı kadın. İsrailli. İrlanda. i. İran. i.nese) Çinhintli. İslamlaşmak. i. i. i.D.do.ILO IMF Indeed! Independence Day India India ink Indian Indian corn Indian file Indian hemp Indian lotus Indian meal Indian rice Indian summer Indian yellow Indochina Indochinese Indo-European Indo-European languages Indonesia Indonesian Inner Mongolia International Standard Book Number Internet Interpol IOU Iran Iranian Iraq Iraqi Ireland Irish Irish coffee Irish Gaelic Irishman Irishwoman Iron Curtain Is he the man for the job? ISBN Islam Islamic Islamise Islamize Israel Israeli It appeals to the eye. İnterpol. s. Endonezyalı. s. 2. Endonezya´ya özgü. İranlı.rish. Hintli. hintpirinci. 1. İrlanda. Hint-Avrupa dilleri. k ıs. Kızılderili. Göze hoş geliyor.chi. Hindistan. Endonezya. International Labor Organization (Uluslararası Çalışma Örgütü). f. . İsrail´e özgü. Hint-Avrupa dil ailesine ait. İng. s. 1. 2. i. İrlanda kahvesi. borç senedi. İng. i. s. hintkeneviri. çoğ. çoğ. pastırma yazı.B. Irak´a özgü. Çinhindi. 3.rish. International Standard Book Number (Uluslararası Standart Kitap Numaras ı). üstüne krem şantiyi konulan viskili ve şekerli kahve. Aynı kapıya çıkar. İranlı.men (ay´rîşmîn) i. Endonezyalı. İslam. 2. Çinhindi. 2. Iraklı. 2. the International Monetary Fund (Uluslararası Para Fonu). s. İslamlaştırmak. i. 1. 1. Endonezya. (çoğ. İrlandalı erkek. Çinhindi´ne özgü. çini mürekkebi. i. 2. İsrail. s. İslami. i.. İslam. İran. İran´a özgü. uluslararas ı standart kitap numarası. tar. mısır. Hindistan´a özgü. İsrail. O bu işin adamı mı? k ıs. Kızılderili. İrlandalı. I owe you size olan borcum. Hint. i. 1. Hintli. Hindistan. tek s ıra (yürüyüş). f. İrlanda´ya özgü. Müslümanlık. İrlandaca. İrlandalı. Ba ğımsızlık Günü (4 Temmuz).

./Hiç hoş bir şey değil. It serves him right! It serves him right! It stands to reason It stands to reason that . Önemi yok... It leaves me cold. Eskisi kadar işe yaramaz.. dili Tan ıdık gibi geliyor./Galiba . Yağmur yağacağa benziyor. It gives me a kick. Böyle yapmak âdettir..... It´s about time! It´s all very well but . Kuvvetle tahmin edilen bir şey için kullanılır: “Will she come?” “It stands to reason she göre “Gelecek mi?” “Tabii..... It looks like rain.. Elimde de ğil.. It is beyond my power. It has seen better days.. It has seen better days.../. k. Beş para etmez.. It´s a change for the better.../Bana v ız gelir. It makes my flesh creep.It dawned on me. It´s anybody´s guess.. Büyük bir olas ılıkla . Nihayet! (Sitem belirtir.. It is reported that . Saat bir buçuk. It requires qualification. Farketmez. Sadece bir zaman meselesi.... neden gelmesin?” salary.. It is half past one. Yak ışık almaz. dili Jeton hâlâ dü şmedi.. Bana zevk veriyor.. Artık onsuz olmaz.. Sanki . It is more than probable that . Çok yazık! k.. dili Benden bunu istemen biraz fazla. Söylentiye göre .. kitap v.... -e will.b../Bana bir şey hatırlatıyor.. 1. Beni etkilemiyor. k.). It is an ill wind that blows nobody good. Ne yapalım? Kısmet! Böyleydi./Her şey iyi güzel de . It seems as if/as though .. gibi görünüyor. It would seem that .´nde) diyor ki . dili Yüzde yüz olacak bir şey!/Sağlam bir iş bu! Onun hayatta kalmas ı bir mucize. It is rumored that . Müstahaktır!/Oh olsun! Müstahaktır!/Oh olsun!/Ettiğini buldu! (that) ... It is neither here nor there. It´s become indispensable. Anlaştık! Benim için bir zevktir. It never rains but it pours../Rumor has it that . Ona makul bir maa ş vermedikçe k. It makes no difference. Onun önemi yok. It was like this.” tabii ki . It still hasn´t penetrated./Mesele onda de ğil.. Mantık diyor ki .)./Ho şuma gidiyor. k. It was nothing of the kind! Kafama dank etti. It isn´t worth a farthing. Hepsi iyi ho ş ama ..... It is only a question of time. Aksilikler hep üst üste gelir. It´s a real pity! It´s a sure thing! It´s a wonder she´s still alive.. It isn´t done..../Farketmez. Artık eskidi. ... It´s a bit thick of you to ask me to İng. Hiç de öyle de ğildi! . dili Çok kolay bir şey!/İşten bile değil! It´s a cinch! Yazıklar olsun! It´s a crying shame! It´s a deal! It´s a pleasure... imi ş gibi.. Tüylerimi ürpertiyor. Kesin olarak kimse bilmiyor. -diği söyleniyor... (with me). It doesn´t matter. Kısmen doğru. It was just one of those things. Allah verince ya ğdırır.: Unless you pay him a decent it stands to reason he won´t work hard.. isn´t it? İyi ettiniz! (Cevaben söylenir. 2. değil mi? do this. It rings a bell It says here that . Burada (gazete. It is usual to do so.. Her işte bir hayır vardır.

/Ha Ali Hoca. 4. so ğutmak. buz. üstüne soda dökülmü ş dondurma. i. It´s high time. s. buzda ğı. Kolay iş değil. buz gibi../Şakaya gelmez. buz hokeyi. buzlu şerbetten yapılan tatlı./Ahım şahım bir şey değil. It´s no skin off my nose! It´s no wonder he took to drink. 2. O kadar pahalı ki kimse alamaz. üzerine krema sürmek. . It´s nothing special. Tam vakti. It´s the rage these days! It´s time for school. aysberg.. 1. s. dili Tam arad ığımız şey! Ben ısmarlıyorum.: It´s no go. i. buzlu: iced tea buzlu çay. külah: She was eating an ice-cream cone. karar ından vazgeçmiyor. s. 1. dili O bana göre de ğil. etraf ı buzlarla çevrili (gemi). Olmuyor./Şakaya gelmez. donmak. the other. i. 1. buzlarla kaplı. buz torbas ı. 3. s. İtalyan. intrauterine device. haşimdi çok moda! O Hoca Ali. 2. k. Fildişi Kıyısı´na özgü. buz k ıracağı. f. (over/up) buzlanmak. Fildişi Kıyılı./İkisi aynı kapıya çıkar. i. buz tutmuş (liman). k. 1. buz pateni alan ı. üzerine krema sürülmü ş (pasta/kek). 1. dili Aralar ında hiç fark yok aslında. It´s not humanly possible. dili İnsanoğlu bunu yapamaz. dili Bana ne! Kendini içkiye vermesi şaşılacak bir şey değil. Fildişi Kıyısı. It´s one o'clock. k. Fildişi Kıyılı. Pek bir özelliği yok. It´s six of one and half a dozen of k. 2./Yanına yaklaşılmaz. Saat bir. uzun saplı tatlı kaşığı. dondurmak. s./Zaman ı geldi de geçti bile. buzk ıran. buzda dondurma külah ı. 2. Külah içinde dondurma küçük buz kalıbı. dili Bundan sonras ı kolay. he won´t change his mind. It´s no joke. İtalya. i. It´s no laughing matter. Hiç anlayam ıyorum. It´s just the thing! It´s my treat. Şakaya gelmez. k. isfilt. It´s no joke. buz hokeyi. k ıs. Aslında şehrin sınırları dışında./Şakası yok. buzul. It´s no go. 5. It´s outside the city proper.It´s Greek to me. dili buzdolab ı. i. k. i. It´s not within her capacity. 1. It´s plain sailing from here on. Kapasitesi ona yetmez. dondurmayla dolu dondurma. El altında değil. It´s prohibitively expensive. İşin şakası yok. Olmuyor. 2. It´s not my cup of tea. It´s not within reach. It´s your turn. i. 2. İtalyanca. s. It´s time for Sıra sende. 2. k. Okul zaman ı geldi. ice-cream cone 1. Italian Italy IUD Ivorian Ivory ice ice cream ice cube ice field ice hockey ice hockey ice pack ice pick ice rink iceberg icebound icebox icebreaker icecap ice-cold ice-cream soda iced iced-tea iced-tea spoon i.

(pasta ve kek üzerine sürülen) krema v. putlaştırmak. f.. f. s. fels. i. dangalak. (with/to) (ile) ayn ı. ülkücü.. buz i. işlemeyen (makine). 2. 2.h. ülkücülük. i. 1. sanki bir idilden al ınmış.h. geri zekâlı. ülküsel. idealle ştirmek. boş vakit. 1. buz. özdeş. 2. 2. 1. mat. i. buz salkımı. i. i... kimlik bunalımı. deyim. s. 5. ideoloji. birinin/bir şeyin özde ilgili olduğunu düşünmek.. ikon. 2. gelenek veya kurumlara karşı çıkan/saldıran. mat. 2. ask. boş gezen kimse. putperest. geri zekâlı. ideal. buz gibi. idealist. b. hüviyet. s. (kolye zincirine tak ılı) künye. 3. kimlik. İng. ikon k ırıcılık. i. putperestlik.h. (bir dilin) ifade tarzına uygun. i. 1. i. ile şleştirmek. yerle şmiş inanç. idil. buz saça ğı. çok sevilen kimse/ şey.. i. z. 4. ayn ı şekilde.t. s. ikona. aylak. saplantı. tembel. i. tuhaflık. z. f. -in kim/ne/kimin oldu ğunu tespit etmek/saptamak/söylemek. (motor) rölantide/avarada çalışmak. 2. i.icicle icing icon iconoclasm iconoclast iconoclastic icy idea ideal idealise idealism idealist idealistic idealize ideally idée fixe identical identical twins identically identification tag identify identify s. 2. fikir. 2. ideal. . İng. asılsız (söz/vaat/tehdit). pastoral. mükemmel. 1. s.. s. bak. ülkü. i. put. 2.gelenek veya kurumlara karşı çıkan/saldıran kimse.. fels. f. ikonoklast... tar. idealist. ruhb. avara kasnağı. kimlik kartı.. s.. avara dişlisi. tuhaf özellik. ideolojik. şmiş inanç. yerle şmiş inanç. z. ideal. tar. b. dü şünce. 1. künye. s. gelenek veya kurumlara karşı çıkma/saldırma.b. 2. f. s. kapl ı.. 1. with kendini (biriyle) . 1. kar dişi. sanem. buzlu. eksantriklik. bak. işsiz. ikon k ırıcı. 2. ülkücü. ideal olarak. with identity identity card identity crisis identity disk ideological ideologist ideology idiom idiomatic idiomatically idiosyncracy idiot idiotic idle idle away time idle hours idler idol idolater idolatry idolise idolize idyl idyll idyllic i. s. kimlik cüzdanı. i. i. tapınmak. 2. 1. i. aynen. a ğız. i. (bir gruba özgü) dil. (bir dilin) ifade tarzına uygun olarak. idyll. ikon k ırıcı. ask. ikonoklast. özdeş ikizler. 1. tabir. b. f. ayrıksılık. 1. (biriyle) özdeşleşmek. mak. boşta. 1. i.o. i. boş. bak. idealize. idealizm. idilik. yerleikonoklazm. dangalak. idefiks. mak. i. idolize. özde şlik. zaman öldürmek. 3. tar. boş (vakit). saçak buzu. sabit fikir. 1. fels. ideolog./s.

rahatsızlık. olmazsa. mantığa aykırı. rezalet. s. dili çok gerekirse. s. yanlış. şayet. boş vermek. f. ateşleme. oto. f. okunaks ız. cimri. yasadışı. anat. 2. tutuşturmak. kötü. Iguana iguana. demek ki. pek bilgisi olmayan. i. En kötü ihtimal gerçekle şecek 1. s. talihsiz. şayet. dar görü şlü. ate şleme düzeninin açılıp kapanmasını sağlayan aygıt. gerekirse. kötülük.. s. alçakça. we rica ederim. s. pırnar. yeşilmeşe. kontak. şayet. bayağı. 1. worst) 1. 1. . k. s. ters. 1. 2. 3. yolsuz. husumet. yakmak. s. bilmezlikten gelmek. bilgisizlikten ileri gelen. eğer. ise. alçaklık. alçak. kara cahil. s. s. en kötü ihtimal gerçekle şecek olursa/gerçekleşirse: If worst comes to worst. hasta. keşke: If only I had known. s. oto. uğursuz. çoğ. i. ateş almak. 1. cahillik. tutuşturma. yanmak. bilgisiz.. terbiyesiz. hastalık. kontak anahtar ı. rahats ız.e. cahil. 2. tutu şma. i. i. oto. cehalet. 3. terbiye görmemiş. uygun olmayan. 1. 2.a (îl´iyı) i. fena. uymayan. aksi takdirde. s. 1. haram.. caiz olmayan. kültürsüz. şerefsiz. ters. okunaks ızlık. bahts ız. il. 2. kıvrımbağırsak. yanlış düşünülmüş/tasarlanmış. s. 2. kötü huylu. (worse. cahil. lütfen. kötü niyet. ald ırmamak. zool. yasad ışı. soysuz. huzursuz. 2.. 2. eğer. s. dili şüpheli. p ırnal. namussuzca. okuma yazma bilmeyen. yüz k ızartıcı. in the cave. tutuşmak. 2. yolsuz. ateşleme tertibatı. bilgisiz. şart. sakıncalı. fenalık. i. bağ. mantıksız. düzensiz. hintkertenkelesi. bot. 1. k. püskürük (kütle). 1. çobanpüskülü. bilgisizlik. a şağılık. i. can always 2. de ğilse. s. s. s. s.ie if if ever if need be if not if only if perchance if push comes to shove/if it comes to the push if worst comes to worst if you please iffy igneous ignite ignition ignition key ignition switch ignoble ignominious ignominy ignoramus ignorance ignorant ignore iguana ileum ilex ill ill at ease ill will ill will ill-adapted ill-advised ill-bred ill-disposed illegal illegibility illegible illegitimate ill-fated illiberal illicit illiterate ill-judged ill-mannered ill-natured illness illogical k ıs. Keşke bilseydim. 2. liveisterseniz. i. kaba. s. 1. yasad ışı. 2. i. serke ş. 1. okumam ış. belirsiz. id est yani. s. 1. yanlış. illegal. i. içi rahat olmayan. s. gayrime şru. s. i. huysuz. iguana. evlilikdışı. 2. zarar. ateşlemek.

imaj. hayal gücüne dayanarak. çok büyük. hayal. imge. aydınlatıcı. 2. 1. i. acil. 2. s. taklidini yapmak. içkinlik. z. s. dengesizlik. s. ilüvyon. pek çok. s. göz önüne getirilebilir. 2. 2. zannetmek. toy. s. 4. örneklemek. 2. sonsuz. aldatıcı. imgeci. çok büyük olma. 2. jeol.. 1. tasar ımlamak. i. hayal edilebilir. geri zekâlılık. içkin. 1. 4. s. illüzyon. 1. 1. 3. talihsiz. 1. z. resimlemek. i.ill-omened ill-starred ill-timed ill-treat illuminate illuminating illumination illusion illusive illusory illustrate illustration illustrative illustrator illustrious illuvium image imagery imaginable imaginary imagination imaginative imaginatively imagine imagism imagist imbalance imbecile imbecility imbibe imbue imitate imitation immaculate immaculately immanence immanent immaterial immature immaturity immeasurable immediate immediate cause immediately immense immensely immensity s. s. 2. yarat ıcı. olgunla şmamış. (kitabı/yazıyı) tezhip etmek. s. bahtı kara. f. tertemiz. aptallık. so ğurmak. 1. i. (bir şeye) doğrudan yol açan neden. il. öğrenmek. ölçülemeyecek kadar büyük/çok.a (îlu´viyı)/--s (îlu´viyımz) i.. put. 1. kötü davranmak. hayal. iyi planlanmış. betimleme. özümsemek. asılsız. 2. 1. taklit etme. 2. s. (birini/bir konuyu) ayd ınlatmak. kocaman. s. illüstratör. uğursuz. aydınlatma. 1. 1.. asılsız. aptal. olgun olmama. vakitsiz. uçsuz bucaks ız olma. s. gayet. görüntü. hayal gücü kuvvetli. 2. çizer. geri zekâlı. me şhur. 2. 1. içmek. i. 2. imgecilik. illüstrasyon. imgelem. f. taklit etmek. hayali. 2. 1. tahmin edilemeyecek boyutlarda. 2. 1. önemsiz. s. 3. 3. s. 2. lekesiz. z. z. 1. f. 2. imgesel. f. i. 1.vi. emmek. kapmak. maddi olmayan. aldatıcı. uçsuz bucaks ız. i. fels. i. 1. i. s. sanmak. . ölçülemez. aydınlatmak. mevsimsiz. ışıklandırmak. f. i. hayal. zamans ız. konu d ışı. hayal ürünü. fels. 2. f. toyluk. do ğrudan doğruya. s. haml ık. ham. s. kusursuz. örnek. 3. yakın. hayal gücü. tezhip. with (fikir) a şılamak.. yanılsama. çoğ. kuruntu. gelişmemiş. 1. derhal. hemen.. (birini) örnek almak. olmamış. hayal etmek. i. resim. 3. i. 3. i. şanlı. s. 1. 3. şerefli. imgelemek. 2. f. 3. ünlü. taklit. örnekleyen. tertemiz bir şekilde. i. i. s. s. i. şimdiki. lekesiz olarak. 2.lu.

ölümsüz. 2. dald ırma. f. 2. İng.. 2. sabit. i. ta şınmaz. k ımıldayamaz duruma getirmek. yak ında olmasından korkulan. 2. f. i. batma.. paras ız. suçlamak. s. i. ebedi. ars ız. bak. çarpışma. 1. k. 3. coşturmak. sıkıştırmak. edepsiz. ölümsüzle ştirmek. utanmaz. sabırsız. huk. haddini bilmez. 1. aşırı. hareketsizlik. 1. ahlaks ızlık. batırma. 1. s. kazığa oturtmak. to -e kar şı bağışık. bozmak. s. sonsuz. i. bak. i. i. derin düşüncelere dalmış. İng. tespit etmek. değişmez. coşkulu. (against) (-e kar şı) bağışık kılmak. immobilize. ölümsüzlük.. . küçük şeytan. s. muhacir. etki. gayrimenkul. şeytanın art ayağı. i. açık saçık. f. s. (to) (-e) bildirmek. ebedileştirmek. f. değişmez. f. s. s. 2. geçit vermez. 3. İng. çileden çıkarmak. açmaz. s.. elektrikli su ısıtıcısı. pekiştirmek. İng. söylemek. engellemek. s. göçmen. dili elektrikli su ısıtıcısı. i. z. a şılmaz. f. 1. 3. afacan çocuk. 1. bağışıklık. f. yansız. tarafs ızlık. ahlaka aykırı. from/to -den muaf. 1. vuru ş. tarafs ız. yakın. duygularını açığa vurmayan. bak. ölümsüz varl ık. f. 2. zayıflatmak. ahlaks ız. i. dokunulmazlık. 2. tez canlı. f. göç etme. ölçüsüz. k ımıldatılamaz. kazığa vurmak. huk. f. s. i. s. kusursuz. dalma. çene kemiğine kaynamış diş. kolay etkilenmez. f. ateşli. 1.immerse immersed in thought immersion immersion heater immigrant immigrate immigration imminent immobile immobilise immobility immobilize immoderate immodest immoral immorality immortal immortalise immortality immortalize immovable immune immunise immunity immunize immutable imp impact impact impacted tooth impair impale impart impartial impartiality impassable impasse impassion impassioned impassive impatience impatient impatiently impeach impeccable impecunious impede f. dişçi. yansızlık. 2. sabırsızlıkla. 1. göç etmek. s. daldırmak. 4. hareketsiz. s. suya batırmak.. 2. heyecanlı. çıkmaz. to -e vermek. f. immortalize. i.. kördüğüm. s. immunize. kızdırmak. 2. s. dalgın. geçilmez. İng. f. (devlet memurunu) mahkeme önünde suçland ırmak. sabırsızlık. s. sabit. k ımıldamaz. f. kazıklamak. yerinden oynamaz.. i. 1. i. heyecanland ırmak. hırslandırmak.

on/upon -i etkilemek. s. 1. hızlı. geçirimsiz (toprak). 1. 1. 2. engel. (dolaylı olarak) göstermek. 2.b. terbiyesiz. 3. 2. dilb. (birini) (olumsuz bir şeye) karıştırmak. 1. --ing/--ling) tehlikeye atmak. 1. 4. pişman olmayan. 2. 1. ifade anlaşılan. 2. s. zorunlu. 1. sevketmek. taklit etme. taklit etmek. s. keçisakalı. 1. çabuk. i. kusur. 3. i. geçici. s. güdü. 3. seçilmez. s. yatıştırılmaz (öfke. Allaha kar şı saygısızlık. emreden. s. çürümez. i. i. 2. f. to (korku. 3. Allaha kar şı saygısız. araç. yürütme. mecburi.´ni) yerine getirmek. emretmeyi seven. s. f. --ling) sürmek. canland ırmak. aşılamak.b. hava v. ima edilen. karar v. (öğüt. s. f. tıb. aplikasyon. saklı. to (ö ğüt. kişilikdışı. (--led. amirane. -e işaret etmek. 3. hissedilmez. 1. 1. küstahlık. dikmek.. s. kusurlu. (bir şeyin içinde) saklı olan anlam. s. i. i.. 1. i. 1. terbiyesizce. zor. terbiyesiz. s. Duman ate şi içerir. sugeçirmez. plan v. imparatorlu ğa ait. (taahhüt. hava geçirmez. çözülemeyen (sav. f. . zorunluk. i. tıb. 2. yalvarmak. bitmemi ş bir eylemi gösteren (zaman/fiil).b.b. impertinence. yayılımcı. şiddetli. amansız (düşman). pişmanlık duymayan. eleştiri v. 2.b. (birini) (olumsuz bir şeye) karıştırma. bozulmaz. kişisel olmayan. münasebetsiz. f.´ni) dinlemez.zorunluluk. nefret v. yerine getirme. buyurgan. özür. emperyalizm. içinden geçilmez (orman). nüfuz edilemeyen. defolu. içermek: Smoke implies fire. söz. 1. (--ed/--led. s. bak. dü şünmeden yapılan. 2. tamamıyla. temkinli. s. 1. canland ırma. 3. 5. 1. yay ılımcılık.olarak. soğukkanlı. engel. 3. akl ına sokmak. emir. 2. eleştiri v. pişmanlık duymama. küstah. i. s. (yasa. uygulamak. dürtü. i. 1. 4.´ni) geçirmez. 2. sert. dilb. f. dolaylı tam. mâni.farkedilmez. kaba bir şekilde. kalıcı olmayan. implantasyon. 2. 1. i. i. olmama. şahane. beraberinde getirmek: z. temsil etmek. güç. ima etmek. görülmez. mim. itmek. s. 3.edilmeden anla şılan.). yayılımcı. 2. delinmez. dolaylı olarak s. ağırbaşlı. aceleci. eksik.´ne) kulak asmaz. kesin: implicit trust tam güven.impediment impel impending impenetrable impenitence impenitent imperative imperceptible imperfect imperfection imperial imperialism imperialist imperialistic imperil imperious imperishable impermanent impermeable impersonal impersonate impersonation impertinence impertinency impertinent imperturbable impervious impetuous impetus impiety impinge impious implacable implant implant implantation implement implement implementation implicate implication implicit implicitly implore imply impolite impolitely i. 3. 2. s. 2. tıb. eksiklik. f. olmas ı yakın. 2. implantasyon yoluyla aşılamak/dikmek. 2. i. 2. emperyalist. girilmesi imkâns ız (kale). istifini bozmayan. f. münasebetsizlik. pişman 4. sır v. 1. 1. uyarı. s. yürürlü ğe koyma.´ni) yürürlü ğe koymak. imparatorluk sistemi. noksan. 2. implantasyon. şiddet.b. 2. z. yok olmaz. 1. i. alet. imparatora özgü. s. i. kaba. i. 2. i. f. s.). to (su. to (ya ğmur/hava) geçirmez. 1. 2.b. s. emir belirten. emperyalist. belli belirsiz. 1. zorunlu şey.

i. bask ı. izlenim. ithal malı. isabetsiz. on/upon akl ına sokmak. 3. f. 1. geçilmez. tartıya gelmez. empresyonist. nüfuzlu. olanaks ızlık. 2. permi. damga. 7. i. 6. impotence. i. z. hapsetme. 3. nak şetmek. 1. 2. haczetmek. empresyonist. ithal izni. -e (vergi) koymak. damga. kanunen el koymak. s. izlenimci. 1. 6. 1. döllemek. imkânsız. izlenimcilik. ithalat vergisi. iz. etkili. izlenimci. f. ölçülemeyen. 1. 2. titiz olmayan. zahmet. emprenye etmek. s. zorla kabul ettirmek. olanaks ız. önem. (zorla) yüklemek. i. mantıksız. doland ırıcı. d ışalım. 3. güçsüz. 1. s. uygunsuz. 1. vergi. zahmet vermek. i. bask ı. s. ithal etmek. aşırı duyarlı. i. imkânsızlık. 1. isteğinde çok ısrar eden. terbiyesizlik. s. zayıf. on/upon 1. itibar. 2. iktidars ızlık. f. mim. imkâns ız bir şekilde. nüfuz. gebe b ırakmak. 4. hassas. s. 3. i. önemli. i. (kitapta) yayınevinin adı. güçsüzlük. pratik olmayan. zaptedilemez. 2. etkileyici. 3. ceza. ithalat kotas ı. 1. 3. 4. kim. i. s. (damga) basmak. sahtekâr. 4. 2. 3. a ğıla kapamak. 2. rahats ız etmek. yük. 5. f. 2. s. 6. haks ız talep. elverişsiz. 2. iktidarsız (erkek). 1. (on) 1. 2. kolayca etkilenen. şaşırtıcı derecede. 2. elverişsiz. görkemli. i. 2. f. 2. i. önceden kestirilemeyen etken. kabalık. pratik olmayan. heybetli. (damga/mühür) basmak. f. fakirleştirmek. s. itibarl ı. 2. 1. kesin olmayan. hile. 2. çok ısrarlı. izlenim. i. etki. (fikir) a şılamak. ithalatç ı. yap ılamaz. âciz. i. yoksulla ştırmak. bak. kazan ılamaz. z. f. 3. empresyonizm. yap ılamaz. anlam. ithalat ve ihracat. dikkatsiz.. . 4. ithalat. 1. ithalat izni. i.(yol). i. 1. f. (ceza) vermek. hapis. 2. (zihnine) sokmak. i. harç. resim. 2. 2. s. 2. etki. ısrarla istemek.. çetin uygulanamaz. s. etki. kuvvetini kesmek. 3. 1. hapsetmek. 1. 2. f. emdirmek. zorla kabul ettirme. s. 1. etkileyici bir şekilde. uygulanamaz. 1. (vergi) koyma.impoliteness impolitic imponderable import import import duty import license/permit import permit import quota importance important importation importer imports and exports importunate importune impose imposing imposition impossibility impossible impossibly impost impost impostor impotence impotency impotent impound impoverish impracticable impractical imprecise impregnable impregnate impress impression impressionable impressionism impressionist impressionistic impressive impressively imprint imprint imprison imprisonment i. 5. üzengita şı. 5. 4. ağırlığı olmayan. 4. önem. s. özensiz. with etkilemek. 1. empoze etmek. s. duyguları etkileyen. kullanışsız. i. beceriksiz.

azıcık. dili küçük çapta. tepi. 2. -da. -in karşılığı olarak: in acknowledgment of his years of service yıllarca verdiği hizmetin karşılığıin the box kutuda. katışık. i. k. 1. katışkı. 2. f. 1. az ve öz olarak. arsızlık. 1. 2. 4. s. geliştirmek. üstüne yıkmak. pislik. atfetmek. your 2. ilerleme. tedbirsiz. s. bir ç ırpıda. pis. 1. 2. ihtiyats ız.improbable impromptu improper impropriety improve improvement improvise imprudence imprudent imprudent impudence impudent impugn impulse impulsive impulsively impunity impure impurity impute in acknowledgment of in in in in in a bad way in a big way in a breeze in a coon´s age in a daze in a ferment in a flash in a good light in a hurry in a jiffy in a lather in a lump sum in a manner of speaking in a monotone in a nutshell in a roundabout way in a sense in a slapdash manner in a small way in a small way in a state of undress in a trice s. 5. düzelmek. sersem sepelek. geli ştirme. kirli. itici güç. murdar. k. s. ihtiyats ız. ani bir istek. 2. 4. -de. s. dili çoktand ır. -da: olarak. 1. ilerletmek. doğaçtan/irticalen yapılan. i. dolambaçlı yoldan. z. yıldırım hızıyla. monoton bir şekilde. birdenbire. düşünmeden. içinde. murdarl ık. 1. tepisel. iç. 1. 3. ruhb. piston. 2. k. yani. doğaçtan. uydurup yapmak. k.pocket. Özhan´ ın sağlığı düzeliyor. hemen. irticalen. 1. çok moda olan. k. f. dolaylı olarak. dili torpil. hazırlıksız. kolaylıkla. i. Parasının hepsini peşinen ödeyebilirim. ihtiyats ızlık. 3. .içeride. s. yetkili kişi. 3. çıplak.gözde. çabucak. -e. 1. ars ız. dili karga şalık içinde. k. gelişme. yüzsüzlük. ihtimal d ışı. katışıklık. (bir şeyi) iyimser olarak (görmek). kar ışık. uygunsuzluk. -de. tedbirsizlik. yalanc ı çıkarmak. z. 1. epeydir. yabancı madde. düzeltmek. düzelme. dili büyük çapta. hazırlıksız olarak. i. 3. küstahlık. olmayacak. dili 1. yoluna koymak. evde. 2. 3. 3. (hazırlık yapılmadan) o anda yapılan. gelişigüzel. 3. k. içine. dili heyecanlı. dili bir anda. -a: içeriye. i. f. i. z. 2. peşin ve taksitsiz olarak: I can pay for it in a lump sum. anında uydurmak. 1. çabuk çabuk. gelişmek. i. kötü bir durumda. 2. 2. k. kirlilik. bir anlamda. doğaçtan çalmak. çirkin. düşüncesizce davranan. s. i. tedbirsiz. 3. 1. 1. s. baştan savma. içeri do ğru yönelen. görev ba şında. yüklemek. tehlikede. küstah. f. düzeltme. yak ışıksız. karınca kararınca. dolaylı yoldan. saflığı bozan şey. moda. içinde. 2. Cebine koy. yüzsüz. Put it in içine. edat 1. sesini alçaltıp yükseltmeden. vermek. mevsimi gelmiş. hazırlıksız. elinde. aceleyle. bir anlamda. 2. 5. iffetsiz. in the envelope zarf ın içinde. itki. 2. yola girmek: Özhan´s health is improving. çok hasta. iktidardaki. 3. s. uygunsuz. 2. cezadan muaf olma.

in case of emergency acil durumda. 2. Ne olursa olsun sen olsun. kâh d ışarıda. 1. -e göre. sözün k ısası. huk. . tamamen aralar ında kalmak üzere. 1. ile beraber. açık. birlikte. -e nazaran. ileride. 1. yararına. acil bir durumda. kâh içeride. 2. soğukkanlılıkla. göre mi? -e ilaveten. ne olursa olsun. -e ek olarak. güpegündüz. şifreli. her halükârda. k ılını kıpırdatmadan. danışman olarak. çiçekte. menfaatine. son olarak. 1. alfabetik sıraya göre. 2. büyük bir ihtimalle/olas ılıkla. her halde: In any case you be there. -e uyarak. ambalajsız. çok düzenli bir şekilde. işe hazır. gizli celsede.I acted in accordance with your instructions. toplam. 1. (bir şeyin gerçekleşebileceği) düşüncesiyle. Her halükârda Billur´un yeme ğinde görüşürüz. sözü geçen. amir.in a twitter/all in a twitter in a way in a word in a/one body in absolute privacy in abundance in accord with in accordance with in actuality in addition to in advance in aid of in all in all in all probability in alphabetical order in an advisory capacity in and out in anticipation of in any case in any case in any event in any shape or form in apple-pie order in bad/ill repair in between in black and white in bloom in brief in broad daylight in broad daylight in bulk in camera in case in case of in case of emergency in cipher in cold blood in cold blood in command in commission in company with in comparison with in compliance with in concert in conclusion in conference k. her halde: In any event I´ll see you at Billur´sşekilde. -e uygun olarak: Is this in accordance with your wishes? Bu isteklerinize hakikaten. alfabetik olarak dizilmi ş. ol. aralarında: two houses with a yard in between aralarında bir bahçe olan iki ev. zaten: In any case you couldn´t have herhalde. k ısaca. toptan. toplam olarak. pe şin olarak. hepsi. fazla olarak. bol/çok miktarda: There were pears in abundance. Çok miktarda armut vardı. toplantıda. her halükârda. dili heyecan içinde. basın. Gerekti ği takdirde geç vakte kadarcase of fire press this button. -e göre. uyarı niteliğinde bülten/duyuru. bir bak ıma. birlik içinde. uyum içinde. 2. ayr ıca. I can work late. gerçekten. meşgul. ne olursa orada 1. i. 2. dili yazılı olarak. hep birlikte/beraber. Yang ın anında bu düğmeye halinde: In çalışabilirim. mucibince. çiçek açm ış. tamam ı. ne olursa olsun. zaten: In hiçbir dinner. takdirde: In case it´s necessary. sefere hazır (gemi). özetle. k. kötü durumda. -e uygun olarak. önde. 2. güpegündüz. -e yardım için.

süresi gelince. 1. 1. sadece birinin sözüne güvenerek. önünde: in front of the building binan ın önünde. çok ra ğbette. k. dili iyi çok revaçta. -e ayk ırı olarak. başı dertte. önceden belirlenen zamanda. ayrıntılı olarak. z. vaktinde. kuşkulu. tela şla. iyi durumda. henüz belli olmayan. 1. doğrusu. ile bir arada. tam zaman ında. gerçekten. tehlikede. önde. aslında. yürürlükte. ile birlikte. genel olarak. varl ıklı. genellikle. keyfi yerinde. durumda/vaziyette. 1. -in taraftar ı. aslında. 2. tutulan. baya ğı. aceleyle. çok aranan. keyfi yerinde. 2. -e rağmen. zamanı gelince. alevler içinde. biraz erken. tam göz önünde. suçüstü. ile ilgili olarak. hali vakti yerinde. aslında. 2. zamanla. tam çekilme durumunda. 3. -e meydan okuyarak. formda. bundan sonra. harap. şüpheli. kontrol altında. bundan böyle. -i hiçe sayarak. 3. iyi arkada şlarla. -in lehinde. nedeniyle. -den yana. hazırlanmakta. 2. çok eskiden. çap olarak. sonucunda. şakadan. çok aranan. büyük ra ğbet gören. . k. 2. -i geçen. ayrıntılarıyla. 1. iyi odaklanm ış. şaşkınlık içinde. -den fazla. tamire muhtaç. cürmü me şhut halinde. elde. gerçekte. ciddi olarak. 1. çok. iş başında. -e karşın.in conjunction with in connection with in consequence of in danger in days of yore in deep water in deep water in default of in defiance of in despite of in detail in diameter in disrepair in doubt in due course in due course in duplicate in earnest in easy circumstances/on easy street in effect in excess of in fact in fact in favor of in fine fettle in flagrante delicto in flames in focus in front in front of in full retreat in full view in fun in future in general in good company in good faith in good repair in good season in good spirits in good time in good trim in great demand in great request in hand in harness in haste ile beraber. dili ba şı dertte. zor durumda. zamanı/vakti gelince. 2. yokluğundan dolayı. iki suret halinde. -in lehine. ciddi. yokluğunda.

bir anlamda. için s ırada. our midst k ısmen. parça parça. bana göre. 1. out of the way in nothing flat in one go in one sense in one´s mind´s eye in one´s pocket in one´s spare time in operation in order that in order that in order to in in in in kendi çevresinde. rehinde. hiç. 1. dili çok çabuk. -in yerine. şahsen.bir taraftan. avucunun içinde. tesadüfen. hareket halinde. nüfuzu altında. çok çabuk. order to keep up appearances ele güne kar şı rezil olmamak için. fikrimce. bence. kafas ında. geçerken. ismen. -in hatırasına. other words aram ızda. şerefine. çabucak. ufak çapta. şansı açık. için: in order to see görmek için. bir seferde: He drank all the beer in one go. yol üstü olmayan. demek. bana kalırsa. yer yer. kan ımca. bir kerede. -e aday. bana göre. şaka olarak. hemen. daima.in his/her own backyard in hock in honor of in imitation of in irons in itself/in and of itself in jeopardy of his life in jest in leaf in less than no time/in no time/in no time at all in lieu of in line for in luck in memory of in mesh in miniature in motion in my book in my judgment in my opinion in my opinion in name in no time in no uncertain terms in no way in no way. 2. kesinlikle: He was in no way responsible. -in anısına. 2. idam de ğil. özünde. -sin diye: in order that he may see görsün diye. bizatihi: In itself it´s not a problem. O hiçbir şekilde sorumlu değildi. -i taklit ederek. sözde. bana göre. in particular in parts in passing in patches in pawn in perpetuity in person . yapraklanm ış. kendisi. Biran ın tümünü bir dikişte içti. diye. part özellikle. bizzat. ta ki. yani. talihli. çabucac ık. minyatür. al ışılmışın dışında. 1. her zaman için. bana kalırsa. Kendi ba şına bir problem cezas ı tehlikesiyle karşı karşıya. birbirine girmiş. ebediyen. rehinde. zincire vurulmu ş. sert bir şekilde/açıkça (söylemek). sapa. k ısım kısım. 2. hayalinde. kanımca. hayatı tehlikede. -e bedel olarak. derhal. k. boş vaktinde: Do it in your spare time! Onu boş vaktinde yap! yürürlükte. k ısmen. eli kelepçeli.

yapılmakta.. -ce/-çe: In terms of money she´s well fixed. pe şinde. gerçekleştirmeye çalışırken: He sacrificed regard to. baş başa. -e rağmen. bak ımından. gizli olarak. çok mutlu. şaka olarak. aç ıdan: Don´t look at the situation in those terms! Duruma o açıdan bakma! 2. tam on saniyede. açıkça. Zorluklara ra tic. 1. -in yerine. açık seçik bir şekilde. aç ıkça. çarçabuk. çabuk. ile ilgili olarak. art arda. birbirine bağlı olarak. bask ıda. pe şinde koşarken. . with his wealth . alenen.´s stead in search of in self-defense in sequence in seventh heaven in shore in short in short course in short order in short order in sight in single file in so far as in so many words in some ways in some measure in spite of in stock in sum in tandem in ten seconds flat in terms of yerinde. herkesin önünde. inşa halinde. k ısaca. 1. İdeallerinin peşinde bak. aramakta. 2. beraber. yerine getirirken. kısaca. -e göre... in pursuance of his ideals. Onun yerine Çetin gidebilir. ba şkaları yokken. 1. bazı bakımlardan. mevcut. açıkçası. ile ilgili olarak. tam yerinde.. k ıyıya yakın. -den öç almak için. ğmen devam ediyor.o. gerçekte. 2. geçmişe bakarak. basılmakta. -e gelince. koordinasyon içinde. -e karşılık. gizlice. k. k ısaca. aslında. 1. kendini korumak için. ortakla şa. 2.in place in place of in plain English in plain English in play in point of in point of fact in position in practice in press in private in process of construction in proportion to in protest against in public in pursuance of in regard to in relation to in reply to in respect of in respect to in response to in retrospect in return for in revenge for in s. -e protesto olarak. O mesele hakk ında hiçbir şey söylemedi. birlikte. art arda dizilmiş bir şekilde. -e cevap olarak. 1. 2. sözün k ısası. -e karşılık olarak. s ırayla. hakk ında: She said nothing in relation to that matter. aç ıkça. açıkçası. . -e karşın: He´s carrying on in spite of the difficulties. birinin nam ına: Çetin can go in his stead. k ısmen. birinin yerine. ile ilgili. 1. -in karşılığında. -diği kadar/derecede. uygulamada. 1. bir dereceye kadar. -e oranla. -e karşılık olarak. tek s ıra halinde. görünürde. aramaya. 2. dili -e gelince. pratikte. 2. sözün kısası.

son derece. k. tam zaman ında (Gecikmeye hiç yer olmayan durumlar için kullanılır. zaman önünde. çıplak. zamanla. adına. . eninde sonunda. 2. açmak. yaymak. namına. karşısında. o/bu süre içinde. aç ığa vurmak. -diğine göre. hakkı için. takdirde. habersiz.. kavram olarak beğeniyor. k. 2. açılmak. bütün kapsam ı ile. çantada keklik. çoğu. Bize yol gösterecek bir şeyler olmadığı için ancak bunu yapabildik. ikinci planda. esnasında. tam zaman ında. (birinin) önünde/yan ında/huzurunda: in the presence of a large company büyük bir topluluk geçtikçe. 4. dalg ın. konusunda. -in arasında.. toplam olarak. pek uzak olmayan (olay). 3. under the circumstances. garantili. dili gebe. çünkü. hayal âleminde. hamile. için. f. -in ortas ında.. yaklaşık olarak. tabiatıyla. açık havada. 1. -in gözünde. pomp and circumtance tantana. madem. yak ında. uzun vadede. sonunda. -diğinden dolayı.. . olayların gelişmesine göre. çoğunlukla.): Reinforcements arrived in the nick of time. yerine. bütün olarak. esnasında. bak. halinde. aşkına. uzun vadede. olas ı. civarında. o/bu arada. eninde sonunda.. but not in practice. sırasında. dili borçlu.. mademki. 2. zamanla. dili muhtemel. -in yoklu ğunda: In the absence of any guidelines this is what we came up with.in that in that case in the absence of in the abstract in the aggregate in the background in the bag in the cards in the circumstances in the clouds in the course of in the course of in the course of time in the crunch in the dark in the end in the event of in the extreme in the eyes of in the face of in the family way in the flesh in the hole in the interest of in the interim in the land of the living in the large in the light of the facts in the long run in the long run in the long term in the lump in the main in the matter of in the meantime in the midst of in the morning in the name of in the nature of things in the neighborhood of in the nick of time in the nick of time in the nude in the offing in the open in the presence of in the process of time -diğinden. bütünüyle. Takviyeler tam zaman ında çıplak olarak. 1. kavram olarak: He approves of it in the abstract. hayatta. yarar ına. sabahleyin. başlamak. sermek. aradaki zamanda. doğal olarak. 1. Don´t say that in her presence! Onun yan ında zamanla. para kaybetmi ş durumda. dili paças ı sıkışınca. k. o takdirde. k. bizzat. Onu uygulamada de ğil. sağ. . başlatmak. karanlıkta. eninde sonunda. dili emin. k. sırasında. . olayların ışığı altında. debdebe. başı için.

tic. kaba taslak durumda. kabul olunmaz.): What in the world buthat? O ne.. k ısa vadede. s. yeti ştirebilir misiniz? We k. üç aya kadar.. -den dolayı. i. . toplam olarak. 3. münasebetsiz. -in ard oturuyor. i şlenmemiş durumda. dili çıplak. tic. ikinci olarak. birlikte. kendini iyi ifade edemeyen. satılamaz. Taksim civarında ında. anlamsız. 2. görünürde. dili beraberinde: He had his girl friend in tow as well. -in peşinde. dikkatsiz. 1. . dili hemen. etkisizlik. -diğine göre. boş yere. Hücuma kalkan her grup onlar ın öldürücü ateşiyle helak (of a lamb´s tail) k. -in ardından. i. 2. 2. i. dilsiz. yaklaşık olarak: sonucunda. 2. bir lahzada. hareketsizlik. (kişinin) elinden alınamayacak (hak). kim. s. beraber (yapmak). bak. s ıra ile. aptalca. s. dili Allah a şkına. gereğinde.His salary is in 1. bir ç ırpıda. 1. s. k ısa vadede. s. s. 1. nöbetleşe: Each charge was mowed down in turn by their ısma. ruhsuz. uygun görülmez. 4. 3. anla şılmaz. aptal. 1. yanlış. dikkatsizlik. 2. k. gerçekten. boş. hakikaten. civarında: She lives in the vicinity of Taksim.. 1. durgunluk. 1. yeteneksizlik. güçsüzlük. Allahı/Allahını seversen (Soru zamirleriyle kullanılır. -diği derecede/kadar. 1. yüzünden. donuk. yersiz. 1. tamam ıyla. yetersizlik. eksik. kim. -i göz önünde tutarak. yanına varılmaz. i. k. 2. Allah ını seversen? How in the world did bu münasebetle. s. boşuna. sırasıyla. 1. uygunsuz. vaktinde. -den sonra. 2. bir solukta. ayn ı zamanda. hep beraber. i. dikkatsizlik. budala. sönük. zaman ında (yetişmek/yetiştirmek): Can you finish this in time? Bunu vaktindebütünüyle. hep bir a ğızdan. 1. yetersiz. s. noksan. s.in the raw in the rough in the same breath in the second place in the short haul/term in the short run in the short term in the thick of the battle in the vicinity of in the wake of in the world in this connection in three months in time in total in tow in triplicate in truth in tune in turn in two in two shakes in unison in vain in view in view of in/at a pinch inability inaccessible inaccurate inaction inactive inactivity inadequate inadmissible inadvertent inalienable inane inanimate inappropriate inapt inarticulate inasmuch inasmuch as inattention inattentive inattentiveness 1. ölü. hareketsiz. 2. işlenmemiş. 1. is hususta. can´t get there in time. hatalı. s. k ısa vadede. dolaylar ında. ikiye (kesmek/bölmek/ayırmak). Beraberinde k ız arkadaşı da vardı. devrolunamaz. durgun. etkisiz. s. üç kopya olarak. 2. 2. beceriksizlik. ortada. k. 1. budalaca. sıkışınca. . dili aşağı yukarı. akortlu. 1. cans ız. 3. 2. s. hareketsizlik. kas ıtsız. s. ehliyetsizlik. erişilmez. iyi ifade edilmemiş. muharebenin en şiddetli yerinde. 2. 2. inept. doğal halde. 1. kusurlu.. mademki. iki k deadly fire. elde olmayan.. 2. ondan sonra. gerektiğinde. z.

s. de şme. güçsüz duruma getirmek. 3. s. s. güçsüzlük. 2. teşvik primi. f. başlamak. devamlı. i. s. f. i. olay. ampul. . 3. f. z. isteklendiren ödül. s. to -e ait olan. özendirici şey. kabalık. tedbirsiz. töreni. 2. yeni başlayan. s. kaba davranış. ard ı arkası kesilmeden. aklıma meydana f. göreve başlama töreni. to -e ait olan. s.. törenle açmak. ardı arkası kesilmeyen. sürekli. 2. uğursuz. cisimlenmiş. akkorluk. of (bir şeyin) meydana gelmesi: The incidence of cholera has been declining.inaugural inaugurate inauguration inauspicious inborn inbound inbred incalculable incandescence incandescent incandescent lamp incandescent lamp incapable incapacitate incapacity incapacity for incarcerate incarnate incase incautious incendiary incendiary bomb incense incense incentive incentive pay inception incessant incessantly incest inch inch along incidence incident incidental incidentally incinerate incinerator incipient incise incision incisive incisor incite incitement incivility inclement s. i. i. haddi hesab ı olmayan. güçsüz. s. yarma. i. açılış. 2. yavaş yavaş hareket ettirmek. hapsetmek. i. f. 1. encase. hakketmek. yak ın akraba ile cinsel ilişki kurma. kışkırtıcı. s. parmak. oymak. (birinin) tabiat ında olan. ile beraber gelen. (bir şeyi) yapamama. -e özgü. dürtü. hadise. kasten yang ın çıkaran. s.edinilegelmi ş. kesicidiş. tıb. yeteneksiz. meşum. s. 1. buhur. akkor. bak. k ışkırtma. 3. s. (birini) törenle bir göreve getirmek. 1. günlük. fırın. 2. şehir merkezine doğru giden (tren. resmen işe başlatmak. tesadüfi. tesadüfengelmişken. hesaplanamayan. sürekli olarak. i. kaz ımak. doğuştan gelen. 1. Kolera vakalar ı azalmakta. açılış-in başlangıcı i. öfkelendirmek. i. 2. karışıklık çıkaran. yeteneksizlik. s. uzun zaman boyunca s. otobüs v. i. 1. inç. 2. nezaketsizlik. aç ılışşe başlama. irsi. ile beraber z. kabiliyetsiz. 1. ikinci derecede olan/sayılan: incidental expenses yan masraflar. tahrik etmek. 2. çöp fırını. hesap edilemez.gelen. 1. i. 1. 2. dikkatsiz. başlama. ensizyon. dü şüncesiz. 1. zeki. vaka. yavaş yavaş ilerlemek. 1. s. âciz. s. yangın bombası. i. i.54 cm. yak ıp kül etmek. k ızdırmak. tütsü. tahrik. 1. 2. f ırtınalı (hava). insan şekline girmiş.b. teşvik. başlangıç. güdü. k ışkırtmak. f. ensest. sert. -e özgü. kundakçı.). henüz ba şlamakta olan. teşvik etmek. kalıtsal. keskin. f. i. i. başlatmak. resmen i töreniyle başlatmak. 2. limana/havaalan ına giren (gemi/uçak). i. i ş yapamaz duruma getirmek. 2. elektrik ampulü. f. 1. 2. açılış töreni ile ilgili.

meyil. adla. tutars ızlık.. rabıtasız. i. 1. 2. 1. tutarsız. i. s. kazanç. tutars ız. kavran ılmaz. zahmet vermek. i. yaptıkları birbirini tutmayan (kimse). dahil etme. tesellisi olmayan. enclosure. z. e ğim. birbirine z ıt. 2. 2. beceriksizlik. gereken yetenekte olmayan.. tesellisiz. bağdaşmaz. sonuçsuz. s. inkâr edilemez. tutars ız. 1. i. gelir. farkedilmeyen. rahatsız etmek. kendini tutamayan. i. 3. 2. anlayışsızlık. 1.. 1. göze çarpmayan. 1. avutulamaz. 1. zahmet. s. s. akıl almaz. her zaman aynı seviyeyi tutmayan (iş). s. düşüncesiz. beceriksiz. yersiz. i. z. eksik. kavrayamama. 1. önemsiz. s. s. dahil: The charge is thirty million liras inclusive of service. noksan. bağdaşmazlık. . gelir vergisi. dahil olma. 2. bak. 1. ılık değiştirerek. enclose. s. ile kıyaslanamaz. itiraz edilemez. anla şılmayan. 2. içine almak. etkisiz. milyon lira tuttu. kapsamak. 3. anlaşılmaz. 2. bağdaşmaz. eğri yüzey. inand ırıcı olmayan. kulak kabartmak. giren. incoherence. teselli edilemez. 2. 1. i. anlaşılmaz (sözler/sesler). takmaHesap. 2. uyuşmaz. i. orans ız. s. 2. bitmemi ş. önemsiz. saygısız. 2. ehliyetsiz. bak. s. uygunsuzluk. idrar ını tutamayan. bir sonuca varmayan. başını eğmek. 2. 3. yads ınamaz. katma. 1. -e sebep olmak: It inclined him to support us. katılan şey. kusurlu. s. uygunsuz. istek. s. s. eğiklik. bak. s. f. rahats ızlık. içindeleme. yetersiz. k servis dahil otuz z. 1. 2. 2. 2. içermek.. yetersizlik. s. 2. of -i kapsayan. değişken. güçlük. 1. ele geçen. s. dahil etmek. kat ılma. i. ketum. karars ız. 1. 3. içlemci. yersiz. 1. tartışılmaz. birbirine uymayan. uyu şmaz. s. to e ğiliminde olmak: His thought inclines to the i. vefasız. s. s. 1. su götürmez. yeni (hükümet/y ıl). huk. meyil. i. s. eğim. f. with/to ile karşılaştırılamaz. i. konu dışı. s. eşsiz. uyuşmayan k ısım/şey. uyuşmazlık. s. yads ınamayacak şekilde. f. 1. heves. anlaşılmaz. bağdaşmazlık. -e yöneltmek. bak. s. Onu bizi desteklemeye yöneltti. s. mantıksız. 2. 2. yersizlik. emsalsiz. yetersiz. eğilim. bildiğini başkalarına söylemeyen. uyuşmazlık. incompetence. 1. f. 2.inclination incline incline incline one´s ear incline one´s head inclined plane inclose inclosure include included inclusion inclusive incognito incoherence incoherency incoherent income income tax incoming incommensurate incommunicado incommunicative incomparable incompatibility incompatible incompetence incompetency incompetent incomplete incomprehensible incomprehension inconceivable inconclusive incongruity incongruous inconsequent inconsequential inconsiderate inconsistent inconsolable inconspicuous inconstant incontestable incontinent incontrovertible incontrovertibly inconvenience i. bağlantısız (sözler/fikirler). dahil. katmak. 1.

1. 2. belirsizlik zamiri. uygunsuz olma. uygunsuz. f. 3. borçlu. i. minnettar. kaba. çözülmez. birleşmek. artış. 2. çoğaltmak. tekrarlayarak kafasına sokmak. hâsılat. i. civciv ç ıkarmak. meraks ız. 2. hakikaten. 3. belirsiz. 1. çoğalma. i. ahlakı bozulmaz. i. uygunsuz davran ış/söz. f. ak ın. s. belgisiz zamir. uygunsuzluk. kopya kalemi. s. 2. 4. 2. 1. s. aşılamak. elverişsiz. 1. münasebetsiz. bilmez. kuşkulanan. büyütmek. belgisiz. inanmayan. cisimlendirmek. girmek. s. şmaz. karars ızlık. kuşku. 1. büyümek. s. doğrusu istenirse. 1. s. kayıtsız. 1. gerçekten. saldırı. 1. sabit (boya/mürekkep). silinmez. f. 2. 5. 1. 1. gelişmek.. ço ğalmak. -e katmak. s. çoğalma. kaba. borçlanmak. verimli ış. bozulmaz. uygun olmayan. te şekkür borçlu. kapsamak. do ğrusu. art olmak. 2. ku şkulu. kalıcı (izlenim/etki/duygu). okunmaz.. kâr. 1. s. artma. sabit mürekkep. z. belli olmayan. kokuartmak. yak ışıksız. amans ız. --ring) 1. s. i. görev. (--red. karars ız. bak. nezaketsiz. yorulmak s. inan ılmaz. 3. 3. 1. nazik olmayan. kesin olmayan. k. biçimsiz. f. 2. gerçeği söylemek gerekirse. bak. kuvöz. 2. onulmaz. s. 2. ilgisiz. u ğramak. 1. birleştirmek. 3. 3. anonim. anonim şirket haline getirmek. anlatılması imkânsız. kabal ık. şifasız. vazife. 2. s. adam olmaz. 2. suçlamak. s. giderilmez (leke/iz). f. 1. 2. düzelmez (kimse). s. anlatılması zor. gittikçe artarak: become increasingly difficult gittikçe zorla şmak. 1. i. içermek. 4. artma. yak ışıksız. s. belgisiz s ıfat: bir (İngilizcede a. .inconvenient incorporate incorporated incorrect incorrigible incorruptible increase increase increasingly incredible incredulity incredulous incredulousness increment incriminate incrust incubate incubation incubator inculcate incumbency incumbent incur incur a debt incurable incurious incursion indebted indecent indecipherable indecision indecisive indecorous indecorum indeed indefatigable indefensible indefinable indefinite indefinite article indefinite pronoun indefinite pronoun indelible indelible ink indelible pencil indelicacy indelicate s. s. 3. yorulmaz. uygunsuzluk. 2. 2. dili harika. rüşvet kabul etmez. akıl almaz. an). silinmez. belirsiz. uygunsuz. borca girmek. 1. görev süresi. dilb. 3. mü şkül. 2. düzeltilmemiş. incredulity. 2. edepsiz. kafasında (plan) kurmak. tanımlanması zor. huk. 1. çürümez. kuluçkaya yatmak. savunulamaz. öğretmek. 2. f. i. uygunsuzluk. kuluçka makinesi. yola getirilemez. kuluçka dönemi. artırmak. i. 2. 1. 1. 1. maruz kalmak. into/in -e dahil etmek. f. i. sökülmez. 2. üstüne çekmek. z. 2. 1. encrust. s. 1. 1. s. dilb. yakışık almayan. ç ıkmaz. s. ştirmek. hücum. 2. i.geliürün. inanmazlık. dilb. i. uyandırmak. s. 2. zahmetli. 2. yanlış. toplum töresine aykırı.

dizin. (kitabın) indeksini fiş. (sat ır için) içerlek olma. gösterge. dolaylı tümleç. işaret etmek. savca. vasat. fakir. i. çivit rengi. (for) İng. düşüncesizce söylenen söz. s. ibre. s. (kitap) için dizin haz ırlamak. gösterme. küçük dü şürücü hareket. 1. sipariş vermek. i. bağımsız. (bir yerde) do ğal olarak bulunan/yetişen. s. 2. k ısımlara bölünmemiş. göstermek. ald ırmazlık. 1. bellisiz. i. ilgisizlik. 3. s. pol. -e halindeki isim. çivitotu. 1. dolaylı vergi. teminat. i. i. umursamayan. to (bir yere) özgü. s. f. paragraf ba şı yapmak. 1. 2. s. sindirim güçlü ğü. toplu halde. Indigofera tinctoria. anlatılmaz. tanımlanamaz. s. 2. içerlek yazmak. 2. z. ald ırmaz. çivit rengi. düşünmeden davranan. belirsiz. çivitotu. birbirini etkilemeden. içerlek yazma. s. boşboğaz. farkedilemeyecek. öfke.. 1. --es (în´deksîz)/in. -i sipariş 1. 3. yoksul. çivit mavisi. s. 3.. z. 1. s ınırsız. ile geçinebilen. .indemnify indemnity indent indent indentation indenture independence independent independently indescribable indestructible indeterminate index index card index finger indicate indication indicative indicator indict indictment indifference indifferent indigenous indigent indigestible indigestion indignant indignation indignity indigo indigo plant indigo blue indigo-blue indirect indirect cost indirect lighting indirect object indirect object indirect tax indirectly indiscernible indiscreet indiscrete indiscretion indiscriminate indispensable f. ilgisiz. s. işaretparmağı. 2. i. fihrist. çivit mavisi. kendi geliri bağımsız olarak. 4. dolaşık. 1. 1.ces (în´dısiz) i. onur kırıcı durum. zarar ını ödemek. yerli. dava açma. rasgele. 2. i. for ile suçlamak. etmek. s. çivit rengi. f. tazminat. çividi. dolaylı. indigo. 2. i. dilb. i. mide fesadı. belirti. bağımsız. s. Indigofera tinctoria. düşüncesiz bir davranış. 1. i şaret. hazımsızlık. sözleşme. gösterge.di. çivit rengi. çentmek. ödence. boşboğazlık. düşünmeden davranma. s. 2. 3. çoğ. 1. kefalet. dolaylı tümleç. 1. s. pol. 1. 2. 1. gösterge. çivit mavisi. düşüncesizce yapılan. 2. ba ğımsız. gelişigüzel. 2. çivit mavisi. (for) İng. 1. talepte i. dilb. yok edilemez. karışık. suçlama. indeks. 2. 2. 2. f. dolambaçlı. -i talep etmek. s. vazgeçilmez. (ekonomik açıdan) bağımsız. seçilemez. i. 1. ayırt edilmemiş. dolaylı masraf. 1. 1. sipariş. İng. f. s. ayırt edilemez. güvence. imlemek. s. sıradan. (haks ızlıktan dolayı) kızgın. çividi. bot. hakaret. kontratla/senetle bağlamak. delil. indigo. zarar görmeyeceğine dair peşinen kefil olmak. dolaylı olarak. i. başına buyruk. 2. dolaylı ışıklandırma. bot. kuşkulu. 2. yıkılmaz. 2. i. f. anlatma. talep. iddianame. i. zaruri. s. i. bağımsızlık. (haks ızlıktan dolayı) kızgınlık. bildirme. öfkeli. hazmedilemez. 4. katalog.

elek. hevesini k ırmak. s. göreve getirme. gayret. etkisiz. İng. grev. organize sanayi bölgesi. neden. yeme arzusuna kendine in şey yapma) izni verme. i. f. s. . 1. etkisiz (çare.). üşengeç. endüstriyel. s. makine v. ayr ı ayrı. i şleyim. belirsiz. kand ırıp yaptırmak..b. 1. boyun eğmez. indüksiyon yapan. 4. 2.. man. a ğza alınmaz (kutsal). with indolent indomitable indoor indoors indorse induce inducement induct induct s. işçi v.: This decision will be up to the individual agencies. keyifsiz. 1. indükleme.indispose indisposed indisposition indisputable indistinct indistinguishable individual individualism individualist individuality individually indivisible indoctrinate indoctrinate s. 1. ba şarısız. acente kendi karar ını verecek. seçilemez. bireycilik. kapalı: indoor She went indoors. işleyimsel. industrialize. ilaç v. 2. s. i. 2. -in beynini yıkamak. The individual tiles are each a i. 1.b. into induct s. s. bak. Bu konuda her i. s. indükleyen. in yenildi. istenilen etkiyi uyand ırmayan. 2. ağrısız. sanayile ştirmek. 1. s. 2. İng.. tümevar ım. Şekermüsamaha. tıb. s. tek tek. s.. 2. 2. verimsiz. 1. 2. 2. iyice görülmeyen. 1. yılmaz.. hasta. i. anlatılmaz. çalışkanlık. yenmez. endüstri meslek lisesi.(bir kendine bir şey yapma izni s. müsamahakâr. 3. tembel. kesin. tarifsiz. 1. içeride. endorse. rahatsız etmek. su götürmez. beceriksiz (yönetici. isteksiz. 1. 1. iç mekânlara uygun. s. etkisiz (çare. rahats ız. müphem. f. isteksizlik. işi yavaşlatma. 2.b. ikna etmek. 1. mest etmek.). kendi .o. s. tart ışılmaz. keyifsizlik. f. s.candy. bireysellik. endüstriyel sanatlar. tümevarımlı usavurma. bireyci. endüstri mühendisi. birini askere almak. zaman ve enerjiyi ekonomik bir şekilde kullanmayan. birine (bir fikri) a şılamak/telkin etmek. bak. f. çalışkan. bölünmez. sonuç çıkarma. sarhoş etmek. 1. İng. 2. f.). randımansız (iş yöntemi. ilaç v. içeri. 1. 1.o. (sak ınılması gereken bir şeye) teslim olmak: She indulged her desire for yüz verme. f. sanayici. elek. 2.. 1. iç mekânlarda kullan ılan: indoor shoes iç mekânlarda giyilen ayakkab indoors! İçeride kal! tennis court kapalı tenis z. s ınai. ayırt edilmesi olanaksız. 2. içeriye: Stay ılar. beceriksiz (yönetici. i. s. 2.). 1. rahats ızlık. 2. sanayi. soğutmak.b. f. 1. i. ikna. 2. 2. neden olmak. yüz veren. bir dü şünce sisteminin esaslarını öğretmek.b. into the army induction inductive inductive reasoning indulge indulgence indulgent industrial industrial action industrial arts industrial engineer industrial estate industrial school industrialise industrialist industrialize industrious industry inebriate inedible ineffable ineffective ineffectual inefficient f. s. İçeri gitti. sözü edilmez. te şvik. s. her . f. tümevar ımsal.). ü şengen. vesile. s.. i şçi v.o. z. s. birini resmen -in üyesi yapmak. endüstri. s. indüksiyon. i. gayretli. man.

hesapsız. s. çözülmez. ayıp. insafsızlık. s. usta i şi olmayan. anlatılmaz. 1. girift. iş v. kim. çocu ğa özgü. 1. değiştirilemez. s. 3. s. çıldırtmak.´nin) başlangıç a bebek. beceriksiz. elverişsiz. in. yak ışıksız. alçaklık. acemilik. s. bitmez tükenmez. hatalı. 2. deneyimsizlik. ufak bir çocuk gibi. i. aklını çelmek. piyade. s. atalet. s. hata yapmaz. yanılmaz.try. 2. 1. 3. hünersiz. hareketsiz. 2. kesin olmayan. haks ız. z. 3. atıl. yanılmazlık. bir anlam/dü şünce ifade etmeyen. 2. çocukluk. küçük çocuk. i. 1. haks ızlık. piyade. 2. masrafı az. yetersiz.süreduran. 4. 1. kaç ınılmaz. s. farklılık. uygunsuzluk. beceriksizlik. uygunsuz. hareket edemeyecek durumda olan. nedeni anla şılmaz. affedilmez. 1. 1. 3. 1. s. tecrübesiz. uyuşuk. ucuz. kim. 3. 2. çocuk i. bebeksilik. i. piyade askeri. 1. içinden ç ıkılmaz. tecrübesizlik. s. 2. kaç ınılmaz.. s. yorulmaz. hesaba s ığmaz. pot. i. yanlış. fiz. kaç ınılmaz. z. z. (tasar ı. s. ruhb. küçük. adı kötüye çıkmış. 2. zarif olmayan. muammalı. z. bebeksi. 3. ucuza. i.. s. amans ız. anlatılamayacak derecede. aç ıklanamayacak şekilde. gaf. delicesine âşık olma. 1. tam do ğru olmayan. s. yersiz. s. bebeklik. şaşmaz. içinden ç ıkılamayacak şekilde. 1.tembel. s. çaresiz. esrarengiz. acımasız.fan. i. s.inelegant ineligible ineluctable inept ineptitude inequality inequitable inequity inert inertia inescapable inessential inestimable inevitable inevitably inexact inexcusable inexcusably inexhaustible inexorable inexpedient inexpensive inexpensively inexperience inexperienced inexpert inexplicable inexplicably inexpressible inexpressibly inexpressive inextricable inextricably infallibility infallible infallibly infamous infamy infancy infant infantile infantile paralysis infantilism infantry infantryman infatuate infatuation s. çocukça. i. 2. tembellik. ifade edilemez. s. s.men (în´fıntrimîn) i. rezalet. 2. rezil. (with) (-e) hayranlık. yanılmadan. şaması. gereksiz. 1. küçüklük. f. affedilmeyecek şekilde. 1. i. s. 2. tecrübesiz. bebek gibi. incelikten yoksun. piyadeler. paha biçilmez. açıklanamaz.. beceriksiz. kaç ınılmaz şekilde. (kötü bir şeyden dolayı) meşhur. 3. z. i. çok değerli.b. deneyimsiz. değişebilirlik. 2. insafsız. amaca uygun dü şmeyen. inert. z. acemi. değişkenlik. eşitsizlik. pahalı olmayan. insafsız. s. deneyimsiz. piyade s ınıfına ait askerler. ayrılmaz. bağışlanamaz. süredurum. 2. çok çirkin. i. 1. acemi. tıb. s. çocuksu. s. 1. yava ş işleyen. yavaş harekete geçen. s.felci. . fiz. 2. çoğ. 2. s. emekleme dönemi. piyade sınıfı. i. tükenmez. uyu şukluk. z.

bak. s. iltihaplanma. dilb. k ısırlık. s. 1. s. dilb. i. 3. şişirmek. sonsuz. (hava ile) şişirmek. sonuç çıkarmak. . 1. s. mastar. tutuşmak. s. (örgüt. başkalarına kolay geçen (gülme/neşe). into infiltration infinite infinite pains infinitely infinitesimal infinitive infinity infirm infirmary infirmity inflame inflammable inflammation inflammatory inflate inflation inflect inflection inflexible inflexion inflict inflict punishment on inflorescence inflow influence f. infinitezimal. sakatlık f.b. para şişkinliği. daha aşağı bir nitelikte olan. f. içeriye ak ış. i. yangı.´ne) sızma/gerçek kimliğini gizleyerek girme. sonsuzküçük. katı. iltihap. çorak. inflection. i. enfeksiyon. --ring) (from) (-den) 1. s ınırsız. sonsuzluk. hiç esnek davranmayan. s. sözünü geçirmek. parlayıcı. 2. i. s ınırsızlık. cehennem. i.. kalitesiz. i. s. öfkelendirmek. s. 2. 4.. 3. para çıkarmak. 1. tıb. i. tesir etmek. (bit/kurt/fare) istila etme. 2. 2. 3. imans ızlık. iltihaplandırmak. hoş olmayan/nahoş söz/davranış. f. 2. sert. kurulu ş v. i. sonuç ç ıkarma. z. 2.). k ısır. 2. s. (örgüt. tahrik edici. 2. 2. ölçülemeyecek kadar küçük. etkilemek. (to) (-den) a şağı. çiçek durumu. 1. 1. tutu şturmak. bükülmez. 2. (okulda/fabrikada) revir. nüfuz. (fiyatları) suni olarak yükseltmek.infect infection infectious infelicitous infelicity infer inference inferior inferiority inferiority complex inferiority complex infernal inferno infertile infertility infest infestation infested infidel infidelity infiltrate infiltrate s. sonsuz gayret. i. i. eğilmez. piyasaya çok miktarda kâ ğıt i. s. 1. kışkırtmak. kızarma. klinik. geçirmek. bulaştırma. çıkarım. 3. 1. (on) (birini) kötü bir şeye uğratmak: inflict pain acı çektirmek. aşağılık duygusu/kompleksi. 3. iltihap. çekim. muazzam bir. küfür. enflasyon. 1. tükenmez. bulaştırmak. i. t ıb.o. etki. bot. 2. 1. 2. çok büyük bir (sabır. 1. çekmek. ç ıkarmak. f. 3. f. kolay tutu şan. s. 1. 2. f. kurulu ş v. s. 1. 1. zayıflık. i. i. 1. verimsizlik. İng. f. 1.b. 2. i. mat. 1. kuvvetsiz. 2. (--red. etraf ı sarmak. çok. etraf ı sarma. f. aşağılık kompleksi. tahrik etmek. 2. (bit/kurt/fare) istila etmek. kalitesizlik. dikkat v. 2. i. 2. sadakatsizlik.´ne) sızmak/gerçek kimliğini gizleyerek girmek. 2. tesir. 1. kâfir. cehennem gibi yer. cehenneme ait. i. hoş olmayan/nahoş (söz/davranış). 1. i. ses tonunu de ğiştirmek. man. alevlenmek. i ğrenç.. anlamak. hastalık.b. halsiz. zina. 1. bitmez. bula şıcı. son derece. 2. 1. birini -e s ızdırmak. i. daha a şağı bir nitelikte olma. bula şma. k ışkırtıcı. alevlendirmek.. 3. kolay kızdırılır.. sesin yükselip alçalmas ı. i. 1. -e ceza vermek/verdirmek. zayıf. verimsiz. hastane. dilb. 2. 2. i. 2. 1.

ihlal. kas ık bezi. haber. demlendirme.s. teklifsizce. s. enfrastrüktür. öğretici. i. çok becerikli. with s. hakk ında bilgi vermek. Ona . 2. nefes alma. i. içitim. i. s. dan ışma. 2. demlendirmek.ne? s. haberli. z. ustalık. s. danışma yeri. eğitici. (bir yerde) oturan kimse. oturmaya elveri şli.influential influenza influx inform informal informality informally informant information information booth information desk informative informed informer infraction infrared infrastructure infrequent infringe infringement infuriate infuse infusion ingenious ingeniously ingenuity ingenuous inglorious ingoing ingot ingrate ingratiate ingratiate o. -e (-den) kalmak. 2. into -e aşılamak. s. öz: inherent rights temel haklar.. mahir. candan. tanınmamış. (anla şma. 2. muhbir. i. hüner. iktidara yeni gelen (hükümet).´ni) bozma. 1. i. kasığa ait. i.b. -de oturmak. kekin malzemesi s. i. s. 1. demlenmiş içecek (çay/ilaç). içine dökme/ak ıtma. külçe.b. (bir şeye/birine) özgü olma. birinin gözüne girmek. -i bildirmek: I informed him that I would not come tomorrow.b. (from) mirasçısı/vârisi olmak: She inherited it from her grandfather. i. müracaat. hünerli. -e (-den) miras kalmak. k ızılötesi. ustalıkla. (sigara duman ı v. f. 2. i. i. antlaşma v. gazaba getirmek. seyrek.b. aç ıkyürekli. f. kas ıksal. nefes almak. (bir şeyin) f. i. ihlal etmek. 1. ingratitude ingredient ingrowing inguinal inguinal gland inhabit inhabitable inhabitant inhalation inhale inherence inherency inherent inherit s. 1.´ni) içine çekmek. 1. bak. s. s. on/upon -e tecavüz etme. on/upon -e tecavüz etmek. şerefsiz. 2. f. 2. 1. 1. i. (karışımdaki) madde. inherence. altyapı. grip. 1. 1. demleme. sakin. nüfuzlu. usta i şi. enfraruj. (sigara duman ı v. i. kabaran (deniz). yüz kızartıcı. (anla şma. çileden ç ıkarmak. danışma. birinin gözüne girmeye çal ışmak. sözü geçen. f. samimi. enflüanza. 2. bilgi. resmi olmayan. danışılan yer. içine dökülme. tıb. 2.´ni) bozmak. asıl. esas. in (bir şeye/birine) özgü/has. f. tıb. i. malzeme: What are the ingredients in this cake? Buiçe do ğru büyüyen. danışma. 2. teklifsizlik. bilgi veren kimse. anat. maharetli. 2. 1. içinde oturulur. 1. i. f. 4. teklifsiz. s. bilgilendirici. ayd ınlatıcı. antlaşma v. 1. i. gayri resmi olarak. içeriye akma. 2. saf. 3. z. f. kızılaltı.´ni) içine çekme. nankörlük. 3. 2. masum. (of/about/that) -den haberdar etmek. Ona yar ın s.o. (çay) demlemek. jurnalci. 1. bilgili. with -i a şılamak. i. utand ırıcı. i. damara zerketme. 1. resmi olmama. 3. nankör kimse. maharet. i. s. mahirane. mahirane bir şekilde. ak ın. s.. into içine dökmek/akıtmak. ihbarc ı. (kurallar ı) bozma.

düşen. taklit2. enjeksiyon. insaniyetsizlik. vermek. -ing/--ling) parafe etmek. başkası ile aynıotel. s. s. i. başlatmak. ilkin. ipucu. 2. s. zararlı. üyeliğe kabul töreni. -i göstermek. inisiyatif. 1. 1. 2. şman. 1. i. 3. s. zarar. 2. yerici. soyaçekim. oturan kimse. 3. denizdeniçinde tahsil ısımlarda. edilemez. 2. 3.. koy. insana göre yap ılmamış/olmayan. i. acımasız. 1. aklını kullanmayan. 2. ya şanması zor olan (yer/iklim). inhibisyon. s. dişçi. 1. han. ket vurma/vurulma. 1. şırınga etmek. f. mahkemece verilen) uzva) f. kabul edilmiş kimse. içdeniz. (birinin bir şey yapmasını/yapmamasını emreden. aşağılayıcı. merhametsiz. into -e alıştırmak. -e ket vurmak. zarar vermek. içdeniz. to -e dü şman: That village is inimical to strangers. mürekkep hokkas ı. ba şta. miras. f. haks ızlık. 2. 2. into -i törenle üyeliğe kabul ğe yeni i. i.. 2. zalim. s. Ad ına halel getirebilir. ak ılsızca. evde . i. duygularını pek dışa vuramayan. kalıt. iç k edilen vergi.inheritance inheritance tax inherited inheritor inhibit inhibit s. i. i. 1. ziyan. üzgü. 1. girişim. i. giriş yeri. i. mürekkeplenmiş. günah. seziş. 1. kakma yapmak. eza. 1. 2. s. önce. birinin (bir şey yapmasına) ket vurmak. yaralı. s. ülkenin denizden uzak yerleri. 4. s. birinin adı veya soyadının baş harfi. (in. 1. 1. -e zararlı: His plan is inimical to our s. f.o. i. to -e ters2. dolgu. başlatan kimse. 2. 1. adaletsizlik. kalıtım. 3. dokunur. iç sular. 1. f. 2. i. kötülük. mirasç ı. iç kısımlara doğru. k. robot gibi. kakma i şi. mürekkep. i. i. i. i. enjeksiyon yapmak. insanlıktan çıkmış. zalimane. (--ed/--led. i.-e karşıt. s. miras kalan. kakma. katmak. iç. 2. İng. e şsiz. üyelietmek. 2. ilk. teşebbüs. konukseverlik göstermeyen. çok soğuk. zifiri. veraset vergisi. dili evlilik dolayısıyla yakın akraba olan kimse. iğne. hapishanede/ak ıl hastanesinde bulunan kimse. 1. haks ızlık. 2. (bir karar. sakin. i. inhibe etme. biyol. 1. (bir uzvu) yaralamak/incitmek/zedelemek. 1. kakmalı. işlemeli. i. O köy yabancılara dü1. 2. z. birinci. 1. başlatma. ruhb. s. z. s. baştaki. zarar/ziyan vermek: It could injure your reputation.laid) içine kakmak. 1. irsi. adaletsizlik. ıstampa. haks ızlık. vâris. i. başlangıçta. 2. yara. f. ülkenin iç k ısmı. mürekkepli. i. denizden uzak. 4. yurt uzakta. 3. huk. kapalı deniz. 2. küçük körfez. kalıtsal. giri ş. kırıcı. i. i. işaret. from inhibited inhibition inhospitable inhuman inhumane inhumanity inimical inimitable iniquity initial initially initiate initiate initiation initiative initiator inject injection injudicious injunction injure injured injurious injury injustice ink inkling inkpad inkwell inky inlaid inland inland revenue inland sea inland sea inland waters in-law inlay inlet inmate inn i. zarar. s. 2. birlikte oturan kimse.

suçsuz. değişiklik yapma. hesapsız. aşılama. verme. meraklı. s. inorganik kimya. soruşturma yaparak -i araştırmak. girdi ayg ıtı. ekon.. soru sorar gibi (bak ış/yüz ifadesi). giriş.. s. giriş verileri. i. about -i sormak. s. 1. s. yenilik. i. 1. s. 2. 1. . (nedeni bilinmeyen ölüm hakkında adli) soruşturma. irsi. 2. 3. sorguya çekme. make i. deli. i. 3. f. 1.b. 2. i. yenilik getirme. i. (of) (birinin hal ve hatırını sormak. s. i. iç. aşı. delice. fels. uygunsuz. 2. başkaları hakkında bilgi edinmeyi seven.innards innate inner inner city inner resources inner significance inner tube innermost inning innings innkeeper innocence innocent innocent amusement innocuous innovate innovation innovator innuendo innumerable inoculate inoculation inoffensive inoperable inoperative inopportune inordinate inorganic inorganic chemistry inpatient input input data input device input-output inquest inquire inquire after s. 1.). 1. ak ıl hastası. i. 2.. k. 2. s. ruhsal. girdi. doymazlık. baskın. kinaye.. incitmeyen. sa ğlığa zararlı. safdil. 1.. dahili. f. 2. anlamsız. 1. derin/gizli anlam. yeni şey. Yeni vergi yasas ı hakkında epey soru soran oldu. iç. 1. s.. hakk ında bilgi almak istemek. kalıtsal. ço ğ. şehrin merkezinde yoksulların oturduğu mahalle. saf. delilik. i. i. değişiklik yapmak. düzensiz. masum. inquiring inquiry inquisition inquisitive inroad insane insane person insanitary insanity insatiability i. 2. en içteki. aşılamak. taş. manevi kuvvet. i. açgözlülük. i. i. soruşturma. olumsuz bir şey ima eden söz. katma. 4. zarars ız. safl ık. en içerideki. nöbet. (birinin) tabiatında/özünde olan. 1. hanc ı. s. otelci. (resmi) soru şturma. s. çoğ. zarars ız. öğrenmeye hevesli. uygulanamaz. 3. aptal kimse. 2. aşırı.o. sayısız. 1. s. i. sırasız. incitmeyen. zarars ız. gizli. iç organlar. birini sormak. bilg. işlemeyen. kriket bir tak ımdaki on oyuncunun oyun dışı edilinceye kadar vuruş sıraları. 1. s. (bir şeyin) temelinde/özünde olan. s. dili iç kısımlar. 2. i. 2. sıra. çalışmayan. f. girdi. hastanede yatan hasta. girdi. mevsimsiz. zarars ız eğlence. pek çok. doğuştan olan. giriş-çıkış. çal ıştırılamaz. s. suçsuzluk. cinnet. . bilg.. gen. bilg. s. yenilik ç ıkarmak. bilg. 2. 2. i. deli. elek. yenilik yapan kimse. masum kimse/çocuk. zamans ız. hijyenik olmayan. akın. masumluk. araştırma.. 2. inorganik. 2. sakl ı (anlam v. 1. değişiklik. tahkikat. s. ameliyat edilemez. (birinden gelen) dü şünceler/sözler. 3. into hakkında soruşturma/tahkikat yapmak. 1. 3. 4. 1. girdi-ç ıktı. i. beysbol her iki tak ımdaki oyuncuların birer vuruş sırası. yeni metot/alet. I received a lot of inquiries about the new tax law. 3. iç lastik. s.

i. erimez. huk. 1. i. 2. (-de) ayak diremek. s. gizlice f ırsat kollayan. böcek. tehlikede olan. s. 1. değersiz. içeriye. aciz hali. 1. doymak bilmez. bayg ın. açgözlü. i. ne dü şündüğü belli olmayan. 2. ikiyüzlü. (-de) direnmek. 1. s. 1. içtenliksiz. i. 3. z. z.insatiable insatiableness inscribe inscription inscrutable insect insecticide insectivorous insecure insecurity inseminate insemination insensible insensitive inseparable inseparables insert insert insertion inshore inside inside inside inside inside information inside of an hour inside out insider insides insidious insight insignia insignificant insincere insincerity insinuate insinuation insipid insist insistence insistent insofar insofar as insolence insolent insoluble insolvency s. s.. eklenen şey. bir saate kadar.. yavan. i. s. i. yazı. tehlikede olma. bir şeyin iç yüzünü kavrama. f. 2.). samimiyetsizlik. 1. i. üstü kapalı (kötü)you insinuating that söyleme. 2. kanmaz. 3. dergi/gazete arasına konulan ek. i. i. sa ğlamruhb.. doymaz. 2. to/for (bir yapıtı imzalayarak) -e ithaf etmek. 2. içteki. -diği derecede/kadar. f. 2. 2. düşüncesiz. terbiyesiz. kendine güveni olmayan. sönük. ısrar. s. ne anlama geldiği belli olmayan. ısrarlı. dölleme. emniyetsiz.b. s. f. pek az. çözülmez. iç kısımlar. 1. tersyüz. ayrılmaz. 1. 5. 3. ufak. Burada kendini emniyette hissetmiyor. ayak direme. ısrar edici. . içtensizlik. She insisted on buying the red dress. s. 4. dili ba ğırsaklar. halledilmez (problem v. 2. 2. 1. (rütbeyi/makamı simgeleyen) işaretler. (on/upon) (-de) ısrar etmek. (into) (-e) koymak. sinsi. z. 3. ekleme. s. araya eklenen şey. başkalarını düşünmeyen. madalya veya para üzerindeki yazı. (için) diretmek. 1. a şılamak. içinde. s. hain. ithaf. 1. ars ız. 2. 2. anlams ız. telkin etmek. önemsiz. 2. küstahlık. alametler. kitap ortasına eklenen sayfalar. içeriden s ızan haberler. lezzetsiz. içerisinde: The mouse is hiding inside that piano. içerisine. Fare o piyanonun içinde saklan ıyor. 3. çözünmez. tats ız. çoğ. i. bir ilanın gazeteye bir kez konması. K ırmızı s. insatiability. s. böcekçil. olmama. 1. -i tutturmak: i. s. emniyetsizlik. içeriden biri. bak. i.. s. k ıyıya yakın. 2. 2. f. üstü kapalı she´s a liar? O yalancı mı i. i. ruhb. 2. i. güveni olmama. direngen. iç. edat içine. (in) (-e) sokmak. kendine i. hissedilemeyecek kadar ufak. kıyıya doğru. iç. (kötü bir şeyi) üstü kapalı söylemek: Are söz. yazmak. değmez. kitabe. hilekâr. iç organlar. demeye getirmek. (kötü bir şey) demek istemek. yazıt. içeride. obur. (yaz ıt) yazmak. sa ğlam olmayan: He feels insecure here. 1. anlayış. k. i. s. iç yüzünü bilen kimse. hakketmek. i. 1. f. 2. kaydetmek. döllemek. aras ına koymak. 1. böcek ilac ı. 1. samimiyetsiz. ayrılmaz dostlar. i. küstah. 1. 3. iç taraf: the inside of the box kutunun içi.

ders. 2. 2. ğretmek. belge. eğitmen. 1.. öğretici. müflis kimse. huk. kurulu ş. 1. z. 2. hemen olan. i. İng. 2.b. 1. bak. belgit. bilgi. 1.s. teftiş. (bilgisayar v. müfettiş.. kurum haline getirmek. z. institute. okul. esinlemek. 3. ivedi. denetleme. k ışkırtıcı. bilimsel kurum. hemen/an ında meydana gelen. ödeme aczine düşmüş ki uykusuzluk. enstrüman. s. çalg ı. 1. İng. aç ıklama. tic. taksit usulü. 2. kurmak. enstitü. telkin. s. 3. 2. institution. kurumsal. i. tahrik etmek. elektrik v. hemen. an. öğretmen. 2.b. i. 1. 2. avukat tutmak./Başkasının yerine kendisi buraya geldi. -ecek yerde. k ışkırtmak. i. 3. i. z. denetimci. istikrars ızlık. i. i. taksit. yitimi. içgüdü. içgüdüsel olarak. vermek. s. (kalorifer. eğitici. araç. in/on installation installment installment plan instalment instance instant instantaneous instantly instead instep instigate instigation instigator instil instill instillation instinct instinctive instinctively institute institution institutional institutionalise institutionalize instruct instruct a solicitor instruction instructions instructive instructor instrument instrument panel s. etmek. of -in yerine. yol göstermek. dakika: at this instant bu anda. i. esin. (bilgisayar 2. f. hastanesi. 1. elektrik v. durum. 3. i. kontrol etmek. sistemi) kurma. i. -ece ğine: He came here instead. 1. 1. İng. teşvik etmek. i. f. acil. instill. pano. v. -diğine göre. 1. müessese. talimat f.´ni) uyand ırmak. 1. f. 1. teftiş etmek. eğitim. i. 2. (öfke. 2. 4. k ışkırtma. ilham.. enstantane. ani. denetçi. batkın. denetlemek. şimdiki. sevgi v. denetleyici. with -i yavaş yavaş aşılamak/telkin etmek. ayağın üst kısmı. 2. ask. şi/şirket. 3.. yoklama. asistan. defa. batkın.b. s. k ısım. ağım. kurum.öıslahevi v. tayin etmek. İng. 5.. direktif. in/into -e yava ş yavaş aşılamak/telkin etmek. 3.b. z. bak. müessese. okutman. öğrenim. ani. .. tesis. ak ıl okutmak. 1. kurumla ştırmak. içgüdüsel. uyuyamazlık. f. uykusuzluk çeken kimse. f. solumak. iflas etmiş. kere. (yeni seçilmiş/atanmış birini) -e oturmak.insolvent insomnia insomniac insomuch insomuch as insomuch that inspect inspection inspector inspiration inspire inst instability install install o. -diği derecede/kadar. i. bak. i. alet.) tesisatı döşeme. kontrol paneli. Oraya gideceğine buraya geldi. 1. (bir ayg ıtı) (bir yere) takmak. örnek. senet. su katılarak hemen hazırlanan (yiyecek/içecek).´ne yerleştirmek. kurulu şa/kuruma ait. yönerge. 1. ilham etmek. uyku i. fikir aşılama. derhal olan. f. 3. f.. 2. kontrol. 2. 4. (bir ayg ıtı) (bir yere) takma. yoklamak. eğitmek. i. instant. installment.b. i. i. kurulu ş. o kadar ki. âdet haline getirmek. i. i. (kalorifer. institutionalize. s. kontrolör. k ıs. ödeme aczine dü şmüş. 1. 1. 2. 2. 2.) tesisatı döşemek.b. derhal. atamak. i. 1. i. f. 2. i. f. a şılama. tesisyerle şmiş gelenek. sistemi) kurmak. mademki. öğretme. bölüm.

2. temin etmek: called isyancı. aşağısama. f. i. 3. 2. ensülin. to insure that I had a s. i. mat. i. intelligence. geçilemez. zayıf. i. başa çıkılmaz. intelekt. integrasyon. baş kaldırma. 2.integrated thebirleşme.. anlayışlı. dokunulmamış. hor görmek. ak ıl. doğruluk. zekâ testi. adaya özgü. parçalardan oluşan. 2. 1. ekon. itaatsiz. tamamlamak.. geçilemez. a şağısamak. üstesinden gelinemez. i. çalgı çalan müzisyen. ayd ın. i. yetersiz. with ile birle ştirmek. zekâ bölümü. ayrı. yalıtmak. 2. i. sigorta poliçesi. 1.the hotel asi. sigorta. emme supab ı/valfı. interior. against -e kar şı sigorta etmek. istihbarat. mat. zihinsel. kavranamaz. s. entelektüel. bütünlük. İng. 1. 2. ba şa çıkılmaz. akla ait. f. yüksek zekâ sahibi. 2. 1. integral. hakaret etmek. sigorta primi. z. eksik. yenilemez. zekâ. zeki. interjection. ak ıllı. 3.Mektuplar ı kitabına kattı. 4. bozulmam ış. aracı olan. 1. 1. bilgi. enstrümantal. k ıs. s. 2. el sürülmemiş. i. 2. müz. f. i. 1. i. tamsayı. into -e katmak: He bütünle şme. sigorta olmak. 1. idrak. adaya ait. yetersiz derecede. 1. s. entelektüel. izolatör. fiziksel varlığı olmayan. anlık. izolasyon. elle tutulamaz. isyan. entelektüel. i. 2. (bir kuruluşa/camiaya) yeni girenler. anlayış. zekâ sahibi. interest. 2. s. s. kafa Itutan. i. insulating tape elek. i.instrumental instrumental music instrumentalist insubordinate insubordination insubstantial insufferable insufficient insufficiently insular insulate insulation insulator insulin insult insult insuperable insurance insurance broker insurance company insurance policy insurance premium insure insurgent insurmountable insurrection int intact intake intake valve intangible integer integral integral calculus integral equation integrate integration integrity intellect intellectual intellectualism intelligence intelligence bureau intelligence quotient intelligence service intelligence test intelligent s. i. 2. fels. entegrasyon. onur k ırma. sigorta simsar ı. 2. 1. sağlam. . i. 1. i. akıl sahibi. ayd ın. 3. eksiksiz. sağlamak. interval. entelekt. s. yalıtım sargısı. internal. 1. kafa tutan. i. dokunulamaz. f. yenilmez. ba ş kaldıran. 2. s. yararlı. dar görüşlü. enstrümantal müzik. ba ş kaldıran. oto. s. etkili. zihin... istihbarat te şkilatı. mat. intelektüalizm. asi. international. yalıtkan. (yemek) yeme. 1. 3. yalıtım. yalıtım maddesi. letters into his book. izole bant. ayaklanma. s. ak ıl. 1. sigorta şirketi. ayr ılmış. emin olmak. anlıkçılık. entelektüalizm. s. haber. integrasyon. 3. s. as ılsız. intransitive. izole etmek. 2.hesab ı/kalkülüsü. istihbarat bürosu. integral integral denklemi. i. hayali. bütünlemek. dürüstlük. temelsiz. yardımcı. 1. s. çekilmez. asi. katlan ılmaz. hafif. bir bütünün ayr ılmaz bir parçası olan. hakaret.

i. i. f. yoğun bakım. 2. z. hisse. s. niyet. kazanç. kasti. 2. Gelmek niyetinde de s. değiş tokuş etmek. birbirini etkilemek.işine karışmak. enteresan. i. gözelerarası. keskin. menetmek. 1. i. birbirine bağlanmak. şiddet. 2. f. fasıla. bile bile. aralık. i. görü şme. iç k ısım. bile coming. iç. f. engel. niyetlenmek. birbirine dolanmak. etkile şim. i. no intention of bile yapılan. ara. amaç. bilg. merak ını uyandırmak. aşırı. şiddetli (söz). sert. --ring) gömmek. kâr. i. yoğun bakım servisi. i. şiddetlenmek. f. yasaklamak. interkoneksiyon. i. 2. araya girme. k ıtalararası. değiştirmek. şiddetle. 1. birbirine geçirmek. birbirine aç ılan odalar. kasten. yoğun. s. 1. defnetmek. kastetmek. hararetli. başkasının . gergin. 1. isteyerek yapılan. 2. 1. i. 3. with ile çatışmak. elek. birbirine kenetlemek. F ırtına şiddetleniyor. in -e ilgi. isteyerek. s. 1. f. şiddetli. s. i. (--red. anlaşılır. cinsel ilişki. birbirine ba ğlı olma. bozuk (hava). -e burnunu sokmak. iç yerler. s. They intensified their search for i. birbirine ba ğlamak. 2. yoğunlaştırmak. 3. pay. içmimar. i. 2. arabulucu. 2. amaç. merak. z. niyet. f. tıb. 3. konuşma. 1. Amac ı size yardım etmek. i. 1. f. ba ğlamak. f. s. keskinlik. biyol. s. f. 4. kim. f.. birbiriyle de ğiştirilebilir. yasak. içerideki.ğil. in -e kar ışmak. 1. arac ılık. yolunu kesip durdurmak. fırtınalı. f. f. 2. 1. maksat: His intention is to help you. maksat. birbirine f. içmimarlık. niyetinde olmak. arac ılık etmek. 4. f. ciddikararlı olmak: I s.. etkileşim. dahil. şiddetlendirmek. karşılıklı dayanışma. yoğunlaşmak: The storm is intensifying. 1. 1. ilişki. interaksiyon. arada (söz) söylemek. hücreleraras ı. olan (kimse). 3. yoğun bir şekilde. tıb. değiş tokuş etme. He has maksatlı. arada söyleme.with -i engellemek. 2. arac ı. 2. 1. 1. with -e yer yer serpi ştirmek: He interlaced his writings with kenetlenmek. -e müdahale etmek. taşkın. geçici. yoğunluk. 3. 2. birbirine geçmek. şiddetli. araya girmek. dahili. radyo parazit. ilginç. 2. Demek istedikuvvetli. faiz. ünlem. birbirine dolamak. birbirine ba ğlı olan. 1. s. i. karışma. s. 5. 2. demek istemek: That´s not what she intended to say. f. s. ği o değil. fiz. 1. 2. 1. 2. birbirine 3. değiştirme. anlam. sert. arabirim.intelligible intemperate intend intense intensely intensify intensity intensive intensive care intensive care unit intent intention intentional intentionally inter interact interaction intercede intercellular intercept intercession intercessor interchange interchangeable interconnect interconnecting rooms interconnection intercontinental intercourse interdependence interdependent interdict interdict interest interesting interface interfere interference interim interior interior decoration interior decorator interject interjection interlace interlock interlope s. mahsus. müdahale. arayüzey. i. iç. ilgilendirmek. i. birbirini etkileme. ç ıkar. kas ıtlı. 1. 2. 2. yolunu kesip yakalamak. çatışma.

sin. birbiriyle ilgili.. tamamen içine geçmek. 1. f. engellemek. 1. dilb. yorum. 4. s. (ölüyü) gömme. kesikli ak ım. enternasyonal. staj yapan kimse. 1. tercüman. 3. 2. f. 1. eklenti. hayal gücünü kullanarak (bir şeye) i. konser ara. içişleri. 2. milletlerarası. basketbol ara. 1. belirli aralıklarla gelen ateş. f. z. i. 2. içbükün. 2. 1. aracı. iç yak ımlı motor. i. 2.. i. soru zamiri. çeşitli aileler/milletler arasında evlenme. çevirmen. f. i. orta. kesik kesik. i. 1. eklenmiş sözcük/cümle. 2. kesik kesik. uluslararas ı hukuk. intermezzo. tercüme etmek. iç yap ı. sin. 2. sorgu yarg ıcı. strictly interpretation interpreter interracial interrelated interrelation interrogate interrogation interrogative interrogative pronoun interrogator interrupt i. soru sormak. iç. metne i. ına başka bir şey sokmak. 1. (bir gemiyi bir limanda) hapsetmek. (birinin) sözünü kesmek. soru sorma. 1. antrakt. çevirmek. arac ılık eden. enterne etmek. i. s. 1.. ara oyunu. başkasının işine burnunu sokan kimse. futbol ara. sorguya çekmek. tiy. sorulu. 2. s. iki şey arasyazıya sözcük/cümle ekleyerek asıl metni değiştirme. soru sözcü ğü. 2. müz. birbirinin içine geçmek. içgöç. i. tiy. i.t. içten. 3. s. 1. yakın akrabalar arasında evlenme. uluslararas ı hukuk. i. ara dönem. i. . 2. iç organlar. devlet geliri. konser ara. haftaym. 3. ortadaki. yarıda kesmek. araya girmek. arada s. dahili. staj yapan t ıp öğrencisi. 3. araya bir şey sokma. soru zamiri. tıb. mat. sorguya çekme. yorumlamak. iç bünye. 2. f. sonsuz. uluslararas ı. soru ifade eden. uluslararas ıcı. 1. f. enternasyonalist. 2. antrakt. 2.. aralıklı olarak. mola. voleybol. 3. bir şeyi tam yazıldığı/söylendiği gibi yorumlamak. bitmez tükenmez. s. intern. 3. 1..bulunan. 1. enternasyonalizm. s. gözalt ına almak. tıb. aralıklı. başka bir anlam yüklemeye kalkmamak. içilir (ilaç). i. ırklararası. yazıya sözcük/cümle ekleyerek asıl metni değiştirmek. i.interloper interlude intermarriage intermediary intermediate interment intermezzo interminable intermission intermittent intermittent current intermittent fever intermittently intern intern internal internal affairs internal combustion engine internal inflection internal medicine internal migration internal organs internal revenue internal structure international international law international law internationalism internationalist interpenetrate interplay interpolate interpolation interpose interpret interpret s. arabulucu. aç ıklama. tiy. nüfuz etmek. 1. elek. i. karşılıklı etkileme. 2. dahiliye. uluslararas ıcılık. s. 1. i. karşılıklı ilişki. iki şeyin arasına koymak. defnetme. s. 2. f. soru soran kimse. yorumcu. çevirmenlik yapmak. aradaki. i. 2.

f. hile. O uzak bir akraba. i.D. müz. yıldırmak. tıb. titremleme. 2. z. 1. sarho ş etmek. f. şaşırtmak. 1. s. ikiye bölmek. tonötüm. sindirmek. katetmek. dilb. 2. A şk ve nefret arasında çok yakın bir z. entrika. birbirine sar ılmak.. kesmek. 2. gözünü korkutma. 1. 2. Onu annesiyle tanıştırdı. kasiçi. I don´t know him intimately. -e dolamak. samimiyet. mest etmek. kavşak. 2. sarhoş edici. i. s. in -e kar ışmak. ba ğırsak. 3. gizlice sevi şmek. mülakat. 1. aras ına serpmek. f. tonlanma. aralık. uzlaşmaz. kesilme. geom. imlemek. eyaletler arasından geçen otoyol. 2. to ile tan ıştırmak: She introduced him to her mother. ara. ile görüşme/mülakat yapmak. yıldırma. tıb. bak. arakesit. zehirlenme. görü şme. s. (in.B.wo. f. gözdağı vermek. entrika çevirmek. karışma. samimilik. i.wove. s. 1. s. A. uzlaşması olanaksız. 1. ara. birbirine kar ıştırmak. ilgisini çekmek. i. s. f. 2. s. i. esas. A. karışık. i. s. ses tonunun yükselip alçalma şekli. sarho şluk. 2. hoşgörüsüzlük. s. mest olma. samimi. 2.ter. 2. i. sindirme. entonasyon. çıtlatmak. girişik. serpiştirme. -e. içeri. birbirine geçmek. 3. s. yola getirilemeyen.. s. karıştırmak. geçişsiz. gözünü korkutmak. samimiyetle. üstü kapalbetween love and hate. in. 2. 2. 1. edat içine.. çekilmez. caba. çapraşık. anat. içtenlikle. üstü kapalı söyleme. 2. i. kolay kontrol edilemeyen. 1. 1. girift. uzlaşmazlık. f. 1. sıkı: There is an intimate relationship ı söylemek. i. tıb.. kesişme. 3. 1. s. 1.interruption intersect intersection intersperse interspersion interstate intertwine interuniversity interval intervene intervention interview interweave intestinal intestine intimacy intimate intimate intimately intimation intimidate intimidation into into the bargain intolerable intolerance intolerant intonation intoxicant intoxicate intoxication intractable intramuscular intransigence intransigent intransitive intransitive verb intrauterine device intravenous intrepid intricate intrigue intrigue intrinsic intrinsical intrinsically introduce i. inatç ı. kesişmek. nesnesiz (fiil). eyaletleraras ı. dayan ılmaz. cesur. iki ses arasındaki perde farkı. i. 1. 1.D. 1. asıl. with -e sarmak. çok yak ından: He´s a distant relative. 2. -ye. geçişsiz fiil. üniversiteleraras ı. kendisini yak ından i.ven) 1. s. f. kendine özgü. 2. 3. 1. spiral. 1. bağırsaklara ait. f. s. i. gizli a şk macerası. röportaj. sarhoş eden madde. damariçi. üstelik. müz. korkusuz. serkeş. to -i tanıtmak: This book introduces preschool children to . of -e kar şı hoşgörüsüz. s. kesinti. f. aslında. f. i. beraber dokumak. ile röportaj yapmak. 2. zehirlemek. 3. çok yak ın (arkadaş). 2. ima etmek. arac ılık. süre. dalavere çevirmek. s.ter. araya girmek.B. yılmaz. enterval. i. özünde. çok yakın. i. i. intrinsic. merak ını uyandırmak. f. ima. gözdağı verme.. 2.

değişmeyen. aynı şekilde. deftere kayıtlı eşya. tersine çevirmek. demirbaş. i. 2. istila etmek. 1. dilb. 2. garketmek. izinsiz ve davetsiz giren. f. ters sonuç. i.. hakk ında with (bir makama) getirmek. 2. sezgiyle anla şılan/öğrenilen. 2. içgözlem. icat. s. yarat ıcı. s. i. müz. i. tanıtıcı. sezgici. icat eden. sald ırmak. ara ştırıcı. 2. Dedektif cinayet hakk ında tahkikat yapıyordu. dilb. müz. z. i. tersine çevrilmiş. i. yetki investigating soru şturma. geçersizle ştirmek. i. tersyüz s. zorla giren. akın. tanıtım. İng. sezgi. fels. s. 1. yaratıcı. hükümsüz kılmak. omurgasız hayvan. 3. tersine dönmü ş şey. sezi.. istilac ı. 1. s. sald ırı. istila. mat. 1. 1.. 2. s. i. başlangıç. f. değişmez. 3. ağır hakaret. aksi. 2. uydurmak. tırnak işaretleri. against -i şiddetle eleştirmek. i. 2.. geçersiz. izinsiz ve davetsiz girme. sezgiyle. 1. 3. z. 2. hasta. 1. yaratmak. zorla girmek. 4. 2. 2. i. in -e (para) yat ırmak. sakat. enversiyon. f.. s ırasını değiştirmek. değişmeyerek. içebak ışçı. tersyüz edilmiş. 1. 2. 2. i. 2. sırası değiştirilmiş. 4. içedönük kimse. tahkikat. yatalak. fels. sezgicilik. s. ters. 3. 3. s. the murder. i. inceleme. sezgiyle edinilen bilgi. sabit kalan. içebak ışçı. fels. 1. f.etmek.. i. araştırma. 2. 1. s. zorlagirmek. 2. i. sel basmak. başlangıç ile ilgili. tırnaklar. hücum etmek. her zaman. 1. s. 2. s. envanter. 1. i. -i paylamak. omurgas ız. tanıştırma. çok de ğerli. s. s. with (sorumluluk. i. dedektif. zorla içeriye sokmak. ters çevirme. i. içgözlemsel. in (bir proje için) (para/emek/zaman) harcamak. s.introduction introductory introspection introspectionism introspectionist introspectionistic introspective introvert intrude intruder intrusion intrusive intuition intuitionism intuitionist intuitionistic intuitive intuitive knowledge intuitively inundate invade invader invalid invalid invalidate invaluable invariable invariably invasion invective inveigh invent invention inventive inventor inventory inverse inversion invert invertebrate inverted inverted commas inverted commas invest investigate investigation investigator i. icat etmek.. içebak ış. tırnak işaretleri. müz. takdim. f. f. i. . küfür. tersine çalış. 1. sezgici.. i. sövüp sayma. i. önsöz. buluş. 1. istenilmeyen bir yere izinsiz ve davetsiz giren kimse. 1. f. s. 2. giriş. 2. zorla girme. içebak ışçılık. 1. su basmak. altüst olma. f. davetsiz misafir. hükümsüz. s. tahkikat/soruşturma yapmak: The detective was f. ters dönme. 1. İng. 1. 1. içe do ğma. sezgisel. paha biçilmez.

Sergiye sadece en yak ın arkadaşlarını davet etti. hiddet. istemsiz. Iris. s. bak. yetki v. f. bak. güçlendirmek. s. i. yalvarmak. İng. bozulmam ış. davetiye. 3. davet etmek. i. in inviting invoice invoke involuntary involve involvement invulnerable inward inward inwards iodic iodine iodisation iodise iodised iodization iodize iodized ion ionic ionisation ionise ionization ionize ionosphere iota irascible irate ire iridescent iris irk irksome i. 1. çiğnenmemiş. 2. s. s. 1. bak. i. i. 2. bozulamaz. i.. 1. ruhsal. s.. s. 2. müzmin. gerektirmek. 2. bak. 1. 2. bot. 1. cazip. ho ş. iyotlu. iç k ısım. 1. z. f. 1. faturas ını çıkarmak. f. iyonlaştırmak. davet. kökle şmiş. inward 2. öfke. s. i. 2. iyot. iyonlaşmak. 1. usandırıcı.. envestisman. çi ğnenemez. i. öfkeli. i. 2.b.´ni) verme. iyonlanma. dili aşk Don´t involve me in your i. yatırım. i.´ni) istemek. usandırmak. s. in -e ilişki. position in the s. hiddetli. s.. İng. ionize. fikir veya ruhun derinliğine doğru. s. k ızgın. mal. bulaşma.investment investor inveterate invidious invigorate invincible inviolable inviolate invisibility invisible invisibleness invitation invite invite s. çabuk yok. 2. i. s. 2.kar ıştırmak. çekici. sinirli. istemek: Expertise involves practice.. istençsiz. iyon. koruma v. zerre. k ızgınlık. ele geçirilmez (yer). 1. iç. iyotlama. ilgi. s. iodization. 2. f. düşkün. 2. haksız. iodized. iyotlanm ış. 1. anat. s. 1. tiryaki. 1. içe doğru. 4. manevi. ça ğrı. i. ça ğırmak: He invited only his close friends to the exhibit.. yanardöner.o. gayet sa ğlam: His z. 1. (sorumluluk. i. nebze: There´s not an iota of truth in it. ruhb. 1.1. iyonlaşma. -e sokmak: ilişkisi. bak. içeriye do ğru. iris. rica etmek: birini buyur etmek.. canland ırmak. i. f. i. Onda zerre kadar gerçeklik öfkelenen. (Allaha) yakarmak. s. süsen. 3. zarar görmekten veya yaralanmaktan tamamen korunmu ş. s. f. i. f. resmi hesaplarda gözükmeyen. bıktırmak. 2. içeride bulunan. bak. huysuz. iyonik. 2. karışma. istemeyerek yap ılan. iodize. (yard ım. iyotlamak. tiksindirici. iyonyuvarı. k. can s ıkıcı.. f. çabuk kestirilemez. görülmez. İng. f. gayriiradi. s. . bak. 3. sinirlendirmek. yatırımcı. 2. -e bulaştırmak. bıktırıcı. fethedilemez. gayriihtiyari. k ıskandırıcı. görünmezlik.b. 3. iris... invisibility. davetkâr.. başvurmak: He invoked his diplomatic immunity. İng. f. Ustal ık pratik ister. dokunulmaz. i. birini içeriye davet etmek. görünmez. yerleşmiş. gözle seçilemez. 2. s. iradedışı. 3. ionization. İng. yenilmez. 1. canını sıkmak. (ruh) çağırmak. fatura.. iyotlu. 2.

ütülenecek çama şırlar: She´s got a lot of ironing to do.. saygısız. s. kaderin cilvesi. 1. değiştirilemez. 1. dayanılmaz. önüne geçilemeyen. inceden inceye alay eden. çaresiz. s. (topra ğı) sulamak. 3. 1. geri alınamaz. 2. mantıksızca. bastırılamayan. tıb. mütereddit. s. tamir olunamaz. s. dilb. (topra ğı) sulama. şıbozuk (asker). yeri doldurulamaz. paraya çevrilemez. 2. s. kim. usd ışıcılık. ironik. i. lavaj yapmak. bak. geri al ınamaz. tahriş edici şey. aleyhinde söylenecek bir şey olmayan. tıb. tahri ş edici. 2. f. 2. kusursuz. usdışı. s. 1. of -e bakmaks ızın. bir daha ele geçmez. istihza. düzensiz. Çok ütü işi var. nalbur. kurtulamaz. ütülemek. 1. s. ütü tahtas ı/masası. fiz. 1. telafi edilemez. 2. i. s. 1. akıldışı. s. demir. ütüleme: Have you done the ironing? Çama şırları ütüledin mi? 2. çaresiz. (pürüz. yıkama. 2. 4. çok çekici. kuraldışı. uzlaştırılamaz. barıştırılamaz. 2. 1. çabuk k ızan. demirk ırı. maden uçlu golf sopas ı. fels. i. i. sorumsuzluk. düz olmayan. demirhane.´ni) gidermek. demirhane. s. 2. s. 2. i. tedavisi olanaks ız. çoğ. s. to ile ilgisi olmayan. saygısızlık. 3. frenlenemeyen. 1. 1. tahriş. demir gibi. irrasyonel. z. 2. zaptolunmaz. 1. dökümhane. uyuşmayan fikirler. 5. 2. bak. alayl ı. f. 2. de ğiştirilemez. İng. i. 3. s. s. ütüleyerek (buru şuklukları) gidermek. s. be. çaresiz. 2. su götürmez. i. lavaj. değişmez. demirler. ironic.. s. 1. bedeli ödenerek kurtar ılamaz. 1. çürütülemez. karars ız.. (bir şeye ait) demir kısımlar. s. ikircimli.. i.b. demir. 1. sinirlendirici. s. sinirlendirmek. i. 1. 2. s. 2. düzeltilemez. mantıksız. tersinmez. kurals ız. insana alay gibi gelen bir tesadüf. irrasyonalizm. . sorun v. 1. 1. 2. 3. bakonu d ışı. çarpık. 4. öfke. 2. i. 3. karşı konulmaz. ak ılsız. aksi iddia edilemez. s. kusur bulunamaz. i. s. i. gemlenmez. onulmaz. ironi. s. 1. s. ada. sinirli. uzlaşmaz kimse. s. ters çevrilemez. s. 2. i. usulsüz. ütü. yolsuz. yıkamak. geri alınamaz.iron iron foundry iron gray iron out ironic ironical ironing ironing board ironmonger ironwork ironworks irony irony of fate irrational irrationalism irrationally irreconcilable irrecoverable irredeemable irrefutable irregular irrelevant irremediable irreparable irreplaceable irrepressible irreproachable irresistible irresolute irresolvable irrespective irresponsibility irresponsible irretrievable irreverence irreverent irreversible irrevocable irrigate irrigation irritable irritant irritate irritating irritation is island i. sorumsuz. f. s. 1. 2. k ızgınlık. sinirlendirici. çözülemez. 2. tahri ş etmek. onarılamaz. sinirlendirici şey. kaşındırma. s. 1. tahri ş edici. 1. demirden yapılmış.

. ayırma. k ıs. o. tenha. oto. 1.. yolculukla ilgili. 2.bacak. 1. Canis aureus. fildişi. duvarsarma şığı. tek tük: isolated instances of1. netice. italik. 2. ahmak adam. it is. ayırmak. ayırma. 9. mesele. yol. itemize. dürtmek. yayımlama. kaşıntısı olan. i. f. fildişi kule. 8. dürtme. İng. 1. oğlan. izole etmek. j jab jabber jack jackal jackass i. nüsha. 4. 3. boşalma. i. say ihrac ı. 7. 4. 3. italik harflerle basmak.1. 2. f. bak. dolaşan. adalı. 1. kim. 2. ona. kaşıma isteği duymak. 2. parça. i. k ıs. 4. izomerik. 3. insan ı kaşındıran. kalem. is not. e şbiçim. boşalma yeri. (oyunlarda) ebe. 6. izomorf. i. i. i. elek. f. 4. izomerizm. izomer. 1. hisse 5. priz. 2. konu. 4. i. 1. 2. basım. i.. sarmaşık. seyyar. 1. k ıs. ikizkenar. kaşınma. e şbiçimlilik. 9. i. s. i. bocurgat. 2. 1. izole etme. 1. isk. onu. saplamak. i.islander isle islet isn`t isobar isolate isolated isolation isomer isomeric isomerism isomorph isomorphic isomorphism isosceles isosceles triangle isotherm isotope issue issue of shares isthmus it it`d it`ll it`s italic italicise italicize itch itch mite itchy item itemise itemize itinerant itinerary its itself ivory ivory tower ivy J. bot. marsıvan eşeği. 2. 2. i. İng. i.. cholera tek tük kolera vakalar ı. i. tecrit etmek. it has. 5. i. itmek..senedi ı.konu şmak.. s. zam. zam. izoterm. (bazı oyunlarda) top. gemici. yaln ız. ço ğ.verilen ilaç. f. hedera. çıkış. etme. f. italicize. s. kaşınan. gazet. 3. (--bed. bak. eşek herif. i. kendi. kaşıntı. ayrıntılarıyla yazmak. geom. kıstak. kim. kim. mahsur kalan. s. yaln ız bırakmak. tek. saplama. 2. e şbasınç. sonuç. i.. s. izomorfik. argo para. it had. coğr. tecrit i. i. adam. arzu. f ıkra. mahsur bırakmak. 8. 3. İngiliz alfabesinin onuncu harfi. seyahat program ı. izomorfizm. s. adac ık. yalnızlık. sorun. e şsıcak. gezgin. İng. 4. adet. fildişi rengi. yolcu rehberi. haber. yerde ş. ada. kendisi. çakal.. kriko. yayım. ikizkenar üçgen. çabukdili iğne. i. tek başına kalmış. 2.tenhalık. izobar. f. J. erkek e şek. yalnız bırakma. zam. istek. kald ırıcı. 1. italik. 2. çabuk iğne yoluyla anlaşılmayacak şekilde konuşmak. izotop. it will. 2. it would. gezginci. --bing) 1. ayırmak. vale. hesapta tek rakam. i. seyyar kimse. e şbiçimli. onun (it´in iyelik hali). uyuzböceği. dağıtım. teni dalayan (kumaş/giysi). 6. gen. yola ait.. 2. 1. f. 7. madde. 3. i. i. kaşınmak. ağaçsarmaşığı. 3. s. 1.. f. zool. i. 2. s. 1. 3. k ıs. f. 1. köylü. 2. k. . berzah.

Chaenomeles lagenaria. 2. s. (--med. tıkmak: They are going to jam all of us into that small room. Diospyros kaki. silindir ceketi. hafifme şrep kadın. --ging) diş diş etmek. dişli. hapishane. çok yormak. i. japonakçaa ğacı. Japonya. --ming) 1. s. frene kuvvetle bas ıvermek. i. argo cümbü ş. kapı veya pencerenin dik yanı veya kenar pervazı. 3. zangırdatmak. japonayvas ı. 2. jaguar. i. diş. --ring) 1. Hepimizi o küçük i. maltaeriği. cazcıların bir araya gelip doğaçtan çaldığı caz müziği. i. yeşim. Acer palmatum. i. Japan. (vaktiyle hapis yatm ış) sabıkalı. 1. çentikli. cücekarga. isteksiz. i. k ıs. kavga etmek. cazcıların bir araya gelip doğaçtan çaldığı caz müziği. bak. t ıkmak. Japanese. sıkıştırmak. kaba kuvvetle başkasını boyun eğmeye zorlamak. 1. bitkin. çekişmek. yaşlı ve işe yaramaz at. k ıs. 2. i. i. bot. yafa portakalı. i. dili 1. 2. janissary. kaba kuvvet kullanan kimse. keskin dönü ş. jack. mahpushane. i. 2. i. Jamaika. 4. 1. Jamaika. i. (--ged. k. s. dopdolu. kaba kuvvet. 1. argo külüstür otomobil. firar. kaba kuvvete i. zool. yafa portakalı. 2. isk. bot. Prunus salicina. 2.. çoğ. gardiyan. i.. mahpushane. b ıkkın. f. sivri uçlu. japonayvas ı. hapishane. hapse atmak. dayanan. bot. f. 2. bot. (ile) çatışmak. düldül.knives (cäk´nayvz) i. hıncahınç doldurmak. yenidünya. f. i. i. 2. 1. zorba. mahkûm. i. January. düldül. bot. (with) (-e) ters düşmek. eğlenti. ortada biriken para. mak. bot. i. büyük çakı. i. jagar. 1. 3. i. hapishaneden kaçma.nese) Japon. Jamaikalı. i. reçel.. zangırdamak. Japon. f.a. argo. Jap.. çentmek. sivri uç. s. yafa. tıklım tıklım. çok yorgun. Japonca. on parmağında on marifet olan kimse. yafa. şömiz. i. s. f. kulak t ırmalayıcı bir ses çıkarmak.. 2. pot. 2. 1. Cryptomeria japonica. ocak ayı.. odacı. 1. 1. trabzonhurmas ı. viraj. i. f. hapsetmek. i. marmelat. yeniçeri. s.jackboot jackdaw jacket jackknife jack-of-all-trades jackpot jade jade jaded Jaffa Jaffa orange jag jagged jaguar jail jailbird jailbreak jailer jailhouse jaloppy jalopy jam jam jam on the brakes jam session jam session Jamaica Jamaican jamb jamboree jam-packed Jan jangle janissary janitor janizary January Jap Japan Japanese Japanese cedar Japanese maple Japanese persimmon Japanese plum Japanese quince japonica jar i. gırgır. ahenksiz ses. Jamaika´ya özgü. mahpus. i. (--red. i. gürültü. ahenksiz ses ç ıkarmak. h ıncahınç dolu. elinden her iş gelen kimse. Jamaikalı. jalopy. Corvus monedula. (çoğ. küçükkarga. 2. ceket. i. kapıcı. f. 1. kriptomerya. i. on/upon . Japonca.. 2. bak. Chaenomeles lagenaria..

i. çene çalmak. 4. tehlike. zool. 2. i. Kudüs. i. bak. 2. dili (yaya) yaya geçidi olmayan bir yerde kar şıdan karşıya geçmek. (çoğ. bak. gezmek. kıskançlık dolu. çok sert akide şekeri. İng..jar jargon jasmine jaundice jaundiced jaunt jauntily jaunty Java Javan Javanese javelin javelin throw jaw jawbone jawbreaker jay jaywalk jaywalker jazz jazz band jazz up jealous jealously jealousy jean jeep jeer jell jello jelly jellybean jellyfish jeopardise jeopardize jeopardy jerboa jerk jerk jerk off jerk out jerkily jerky jerry jerry-built jersey Jerusalem i. anat. meslek argosu. s. dili kararsız kimse. gezinti. i. çölsıçanı. f. cip. 1.. 4. hoşnutsuzluk.. k ıskançlıkla. cin pantolon. çenekemiği. Cavaca. 2.. k ıskanç. Garrulus glandarius. belirginleşmek. kaygısızca. 1. salak. i.a. cazbant. yarg ılanan sanığın cezaya çarpılma olasılığı. s. f. birdenbire ve şiddetle çekmek. z. sar önyargılı. 2. i. donmak. 3. 2. çölfaresi. i. bak. neşeli. 1.. 2. i. silkinme. jarse. c ırboğa. argo aptal. argo çene çalma. sars ıntılı. cin. i. 1. i.. sarsıla sarsıla gitmek.. kaygısız. z. nazik durum. anla şılmaz dil. 1.nese) Cavalı. 3. denizanas ı. spazmodik. İng. Cavalı. sarılık. caddeyi trafik kurallar ına uymadan geçenkarşıya geçmek. i. 2. 2. 1. burkulma. 3. laflama. 2. içi jöleli fasulye biçiminde bir şeker. (at) ba ğırarak/kahkahalar atarak (ile) alay etmek. cirit. f. f. 2. tehlikeye atmak. i. f. argo canland ırmak. s. hoşnutsuz. i. argo otuz bir çekmek. fırlatmak. Jav. i. silkme. 2. cirit. alaylı bağırış/kahkaha.. i. 1. fütursuzca. karamsarlık. şen. huk. 1. 2. özel dil. s. k. k. düşmanca. 1. jeopardize. i. silkip atmak. 1. büzülme. 1.. i.. yasemin. s. hareketlendirmek. İng. 1. i. k ıskançlık. Cava. Cavalı. önyargı.. gösterişli. medüz. kavanoz. karamsar. caz. --s i. i.. i. s. abaza çekmek. i. (reçel veya marmelada benzeyen) jöle. f. söylenişi zor sözcük. laflamak.. alakarga. 2. kesik kesik ve h ızlı söylemek. kıskançlık. i. zool. 2. dili lazımlık. bot. sarsarak. i. kötü malzemeyle yap ılmış. cin kuma ş. ağız. tehlikeye sokmak. pelteye benzeyen) jöle. oturak. s. k. argo tehditle baskı yapmak. . f. peltele şmek. dili 1. pelteleştirmek. sars ıntılarla. k. kazak. cirit atma. i. 1. f. 1. ço ğ. Cava. s.. Cava´ya özgü. tıb. Cavaca. k. pelteleşmek. Jasminum. 2. 3. 2. dili biçimlenmek. şiddetli ve ani çekiş. süveter. İng. f. ılık olmuş. 2. d ırlanmak. düşmanlık. i. i. 3. k. şık. mastürbasyon yapmak. i. argo 1. jello. dili pis/aşağılık herif. f. (yaya) trafik kurallar ına uymadan karşıdan kimse. çene. Javanese. pulover.. 1. Dipus. (meyve tad ında. 3. blucin. z. i. kestanekargas ı.

i. 3. sallamak. bak. jet gibi h ızlı.. i. bak. tepkili uçak... (--bed. s. 2. k. şıngırdatmak. motorlu kesilmiş parçaları birleştirerek oynanan resim-bilmece. (hırsızların kullandığı) ufak levye ile açmak. (at) (-e) karşı gelmek. dili katakulli. tepkili çalıştırma. 2. mendirek. maskara. i. sevgilisini terkeden k ız. jetle yolculuk yapmak. (--ed/--led. den.Jerusalem artichoke Jerusalem artichoke jessamine jest jester Jesus Jesus! jet jet jet lag jet plane jet propulsion jet setter jet-black jet-propelled jettison jetton jetty Jew jewel jeweled jeweler jewelled jeweller jewellery jewelry jewelry store Jewish jib jibe jiff jiffy jiggered jiggery-pokery jiggle jigsaw jigsaw puzzle jihad jilt jimmy jimsonweed jingle jinks jinni jinx jitters jittery yerelmas ı.b. Yahudi. 3.. kapkara. . mücevherat. argo u ğursuz şey/kimse. bak. f ışkırtmak. yerelmas ı. latife etmek. Musevi. i. dili an. jeton. dili the a şırı sinirlilik. alay. mücevherci. 2. jiffy. tepkili (uçak). fışkırma. bumba ile seren veya yelkeni (bir şey hakkında) tereddüde etmek. cevher. 3. dingildemek. Hz. f.. ırgalanmak. jet uçağı. i.. şeytanelması. (--ted. i. İng. f. İng. s. i. 3.. ile uyu şmak. oyma testeresi. simsiyah. latife. hafif sallantı. çıngırtı. (tekerleme gibi) kısa şiir.. uğursuzluk getirmek. 1.. fıskıye. f. dili çok sinirli. i. f. i. i. çıngırdatmak. s. 2. 1. ünlem Allah Allah! s. i. 2. i. 1. mücevher. kuyumcu. İng. cihat. 2. yorgunluk v. i. bot. salınmak. Musevi. dili -e uymak.. 1. i. s. fışkırmak. k. 1... jeweled. ğundan sonra) zaman farkından doğan uyku (uzun bir uçak yolculu düzensizliği. jet sosyeteden bir kimse. k. dalgak ıran. mücevher. f. şıngırtı. i. hareketli. i. İng. f. (bir şeyi yapmaktan) çekinmek. den. uğursuzluk. i. enerjik. --ing/--ling) değerli taşlarla süslemek. --ting) 1. s. bak. jewelry. hile. 1. rüzgâr yönünde giderken kavanço f. f. bak... kuyumcu dükkân ı. kâgir iskele. i. cep saatinin içindeki taş. f. itiraz etmek. 1. jet. oyun. 2. i. şıkırdatmak. s. i. --bing) İng. Yahudi. değerli taşla/taşlarla süslü. (tehlike an ında gemiyi hafifletmek için) (yükü) denize atmak. s. şıkırtı. lahza. s. jet... f. i. İsa. flok yelkeni. k. jetli sürüş.. jeweler. tekerlemeli şarkı. cin. şaka. değerli taş. şaka etmek. soytarı. (hırsızların kullandığı) ufak levye. tatula. i. i. 2. i. titreme. jasmine. değerli kimse/şey. f. with k. i. i. şaka söylemek. i. i. (sevgilisini) terketmek. simsiyah.

i. ortak.başlamak. f. nükte. itmek. i. anonim şirket. doğramacı. büyük et parças ı. k. müteselsil borçlular. i. toptan dağıtımcı. i. 5. şoke etmek. isk. el ele tutu şmak. Ürdün. f. müşterek hesap. mirasta ortak. 2. kiriş. sarsmak. zerrin. 1. ipucu vererek) i. joint-stock company tic. geçme ile tutturmak. eklemli. Bu bayağı iyi! Jolly good! Çok birini tatlı sözlerle teşvik etmek. suspansuvar. 1. f. 1. 1. toptan mal satan tüccar. 4. bir jolly good! İng. şaka etmek. into jolly s. düğüm. İng. joker. z. 2. 1. müşterek. 2. şok. ortakla şa. hatırlatmak içinyava ş koşma. i. tatlı sözlerle birini (bir şeye) ikna etmek. latife. 3. f. 1. hafifçe sarsılmak/sallanmak. yava şça sallamak. sarsmak. 4. . marangoz. mafsal. İng. bağlamak. 1. 1. along jolly s. i. yavaş koşma. -e çarpışmaya bağlanmak.. götürü iş. bak. şaka ederek.. geçme. neşeli. bot. s. sars ıntı. (bir yarışta) daha avantajlı bir yere geçmeye çalışmak. memuriyet. i. şaşkına çevirmek. parça başına çalşsiz. İng. jogging. şaka olarak.o. yava ş koşmak. k. 2. 6. z. Yapmaktan başka çaresi yok. şakacılık. i. mafsallı. tic. sarsma. mülkiyette/tasarrufta ortak. şaka yapmak.jiujitsu job job work jobber jobless jockey jockey jockey for position jockstrap jocular jocularity jocularly jog jog s. i. z. 2. sars ılmak. f. müşterek hesap. şakacı kimse. birlikte. güzel. 3. şakayla. kasap. parti v. görev. sallama. şen.´ne) birden dürtme. s. müteselsil alacaklılar. 5. i. iş. birle şmiş. şakalı. İng. 2. 1. k. asker yazılmak. birleştirmek. 2.. 7. anat. 1. dalavere ile kand ırmak. z. Narcissus jonquilla. 2. şakacı. sarsıntı. boğum. f. i. i. 6. müteselsil kefil. buluşmak. birçok derne ğe/gruba üye olan kimse. lokanta. 1. bot. hafifçe sarsmak. ek yeri. jujitsu. marangozluk. 2. k. bitişmiş.. neşe verici. kat ılmak. dili bayağı. birçok yere üye olma meraklısı. dürtmek. putrel. jogging yapmak. 2. 2.. 2. dili hoş. 1. şaka yollu. üye yazılmak. birleşmek. bar. dili 1. 1. doğramacılık. i. dürtme. i. 3.´s memory jogging joggle join join battle join battle join hands join up joiner joinery joint joint joint account joint account joint creditors joint debtors joint heir joint owner joint surety jointed jointly joist joke joker jokingly jolly jolly a place up jolly s. bir yeri ne şelendirmek. payda ş. vazife. in -de yer almak. --ging) 1. out of jolly well jolt jonquil Jordan i. 2. (kulüp. birinin belleğini canlandırmak.b. s. eklem. (--ged.o. şaka. ek. s. 2. 3.. savaşa girişmek. fulya. Bir sözü pekiştirmek için kullanılır: He´ll jolly well have to. dili bitişmek. iışan işçi. (bir şeyi i. 2. tatlı sözlerle birini (bir şeyden) vazgeçirmek. i. argo afyon s.o. toptanc ı. argo gece kulübü.o. gerçekten: This is yere sevimli bir hava vermek. cokey.

herhangi bir olayın ellinci yıldönümü. ne şeli. 2. tahmin etmek. i. Yiddish. hüküm... hile. i. hâkim. Musevi dini. karar.men (cır´nimîn) i. s. erguvan. i. 4. evlilikte altın yıl. uçakta manevra kolu. çal ıntı araba ile gezme. it! Bir noktas ını bile değiştirmem! Don´t you miss a jot or a tittle! En i. haz. k ıs. sağgörülü. ne şe. sefer. 2. 2.. itelemek. hakem. türel. den. bak. 1. i. Yugoslavia. i. s. judocu. ak ıllıca. Musevi olma. bak. i. i. 1. i. i. Ürdünlü. i. bilg. yarg ı. itip kakma. 3. --ting) down yazmak. i. seyahat.. kumanda kolu.defterlerini kar ıştırıp hazırlamak. sevindirici. s. neşeli. f. otomobil gezintisi. i. hukuki. 1.. erguvana ğacı. zerre. 4. k ıyamet günü. s. sevinç. .ney.Jordanian josh jostle jot joule journal journalism journalist journey journeyman jovial joviality jovialness jowl joy joyful joyfully joyous joyride joystick JP Jr jubilant jubilation jubilee Judaism Judas Judas tree Judeo-German Judeo-Spanish judge judge by externals judgement judgment Judgment Day judicial judiciary judicious judo judoist jug juggle juggle the books juggler Jugoslav Jugoslavia Jugoslavian i. 1. 3. f. günlük. (kulplu) sürahi. hükmetmek. 2. neşeyle dolu. i. f.. s. i. i. 2. yolculuk etmek. judgment. i. seyir defteri. s. joviality. s. hokkabazlık yapmak. hile yapmak. i. nebze: I won´t change a jot of jul. neşeyle. 1. jübile. yargıçlar. s. Cercis siliquastrum. Junior. aldatmak için hesap i. hokkabaz. bak. Musevilik. s. Musevilik. bot. sevinçli. gazeteci. judo. i. i. çoğ. i. 1.. hüküm vermek. dürtüklemek. Ürdün. İng. z. keyifli. hakemlik etmek. tic. neşe. 1. görünüşe dayanarak hükme varmak. şenlik. Ürdün´e özgü. i. (--ted. not etmek. argo hapishane. yevmiye defteri. aldatmak. testi. Yahudi İspanyolcası. hokkabazl ık. hilekâr kimse. i. dili tak ılmak. i. sevinçli. çene kemiği. 2. Justice of the Peace. k ıs... bak.. 3. 2. f. 1. gezi. i. Yugoslavian. keyif. 2. k. i. adli. el çabukluğu ile marifet yapmak. i. kodes. 1. gazetecilik. 1. bilirkişi. f. alay etmek.. fiz. 4. yarg ılama ile ilgili. jonglör. günlük defter. 1. dergi. bak. 3. co şkun. Ürdünlü. i. ustabaşı. bak. 2. s. adliye. tedbirli. coşku. f. 1. günce. yarg ıç. yol. yargılamak. hukuki. 3. sevinçli. şen. 2. gazete. itip kakmak. şaka etmek. 2. s. ne şeli. 3. mantıklı. alt çene. 3. coşkulu sevinç. s. 2. Yugoslav. i. i. jour.. yolculuk. adli. Musevi âlemi.

2.o. bluz/kazak üzerine giyilen kolsuz elbise. s ıçramak. 2. ayağa fırlamak. (tayfa) gemiyi haber vermeden terketmek. i. yüreği ağzınaya ğmurdan kaçıp jumped tutulmak. hoplayıp zıplamak. İng. bak.o. özü/suyu olmayan. birini haşlamak. kocaman. 3. 3. ğlayarak (aküsü bitmiş olanın motorunu) çalıştırmak.. straponten. (kadın için) kazak. -den atlamak. dili ı. diken üstünde. 2. bot. 2. birini terslemek. dini/hayırsever bir kurum yararına yapılan kullanılmış eşya satışı.o. k. ödü patlamak. atlamak. argo cereyan. spor jiujitsu. sebze/meyve/et suyu. 1. başlanması gereken zamandan önce başlamak. sıçratmak. jumping-off place 1. 3. herkesin merak ettiği ayrıntılarla dolu. birine ç ıkışmak. tulum. (parayla ilgili bir miktarda) ani yükselme. aküsü bitmiş motorun aküsünden başka bir motorun aküsüne tel basinirli. dili gelmek: I nearly doluya out of my -in üstünden atlamak. şkalarının yaptığı bir eyleme katılmak. July. 2. atlayan kimse. atlatmak. birine sapartayı vermek. elek. . temmuz. delgi. i. 3. acele k. düzensiz kar ışım. sulu. fırlama. k. (tren) raydan ç ıkmak. İng. dili (kefaletle tahliye edilen san ık) hazır bulunması gereken duruşmaya gelmemek. başlama noktasbabaşlangıç yeri/noktası. ödü kopmak. June. i şaret verilmeden başlamak. çok sevinmek.. özlü. dini/hayırsever bir kurum yararına satılmak üzere biriktirilen kullanılmış İng. k ıs. boyuna ait. 1. skin! Ödüm koptu!/Yüreğim k. 2. dili birini ha şlamak/azarlamak. hünnap. trene atlamak. kuru.´s throat jump down s. 2. göbek atmak. 1. k. i. (fiyat) f ırlamak. karmakarışık şey. 3. (tren) hattan ç ıkmak. i. f. s. i. şahdamarı. hakkı yokken sırada bekleyenlerin önüne geçmek. dili hayretle yerinden s ıçramak. (yarışta) hatalı çıkış yapmak. çiğde. dili birini sert bir şekilde azarlamak. k. dili herkesin merak etti ği (ayrıntılar). para ile plak çalan otomatik pikap. i. i. pulover. k ıs. kefalet altındayken duruşmaya gelmemek. hoplayıp zıplamak. 1. zıplamak. geçici olarak kullan ılan bağlantı teli. s. elektrik. zıplatmak. 4. s. 2. 2. dili 1. Junior. (fırsattan) hemen faydalanmaya bakmak. vaktinden evvel davranmak. üzerinden atlamak. çocuklara giydirilen pantolonlu ceket. ip atlamak. Yugoslavic.hüküm vermek. 1. süveter. özsu. karışıklık.. atlama. 5. argo benzin. fırlatmak. k. k. s. s ıçrama. jump one´s bail jump out of jump out of one´s skin jump out of the frying pan into the fire jump over jump rope jump seat jump ship jump the gun jump the gun jump the queue jump the track jump the track jump to conclusions jump to one´s feet jump up and down jump/get on the bandwagon jump/skip bail jumper jumper jump-start jumpy Jun s. 1. sinirleri gergin. enerji. İng. argo kuvvet. düzensizlik. s. f. çok büyük.Jugoslavic jugular jugular vein juice juiceless juicy jujitsu jujube jukebox Jul July jumble jumble sale jumbo jump jump jump a train jump around jump at jump at a conclusion jump down s.´s throat jump for joy jump on s. her şeyi bilmeden/yeterince düşünmeden hemen bir sonuca/karara varmak. (bir yerden) (d ışarı) atlamak. oto. i. (teklifi/daveti) hemen kabul etmek. 1. dünyanın öbür ucu. i.

dili son anda. tam o anda. atılacak eşyalar.Hemen tıpkı babasına benziyor. yarg ıcılar kurulu. 2.junction junction box juncture June June bug Juneberry jungle junior junior college junior high school juniper junk junk junk food junk heap junk mail junkie junkman junkyard junta Jupiter jurisdiction jurisprudence jurist juror jury just just Just a sec! just about just like just my luck just now just so just so just the same just the same just then just there Just think! just to spite Just try and catch me! just under the wire i. dili Haydi. i. 4. ilkokul okul. dili Bir saniye! 1. doğruluk. yaşça küçük. iki kişiden küçük olanı. adil. aralık. haziranböce ği. isn´t it? O tam Behzat´ça bir şey. Fehmi hemen bitirdik. Bir düşün!/Düşünsene!: Just think! This time tomorrow we´ll be in Tibet! Düşünsene! Yarın bu saatteto spite them.hukuk. makas. 5. 5. 1. That´s just what I´ve been looking for. i. i. Çin yelkenlisi. yarg ı hakkı. hükümet. yakala bakal ım! k. birleşme. 1. 1. 1. elek. küçük (Babas ıyla aynı adı taşıyan öğretim programını uygulayan iki genç. bağlantı. Onlara inat bunu yap ıyor. yine de: She described the apartment´s condition. bir halde: She keeps her house just so. spor senelik ile lise aras ındaki 7. 2. hemen hemen: We´re just abouthis father. şimdi. b. i. 2. i.y. seçiciler kurulu. hakl ılık. birleşme yeri. ardıç. 1. Just what the fuck do you mean? Ne demek istiyorsun be? i. She´s That´s just like Behzat. aynı. Erendiz. kavşak. tam: just across from us tam kar şımızda. justice justice of the peace justice of the peace sulh hâkimi. 1. besin değeri mal. 1. yerinde. hak. bot. 2. eroinman. Phyllopertha. just in time tam vaktinde. uyuşturucu. tıpatıp aynı. i. argo ke ş. eskici. tadı güzel.. . i. kutu. i. çok düzenli muntazam tutuyor. i. jüri. Amelanchier canadensis. 2. haziran. 3. -e inat: He´s doing this just Tibet´de olacağız! k. 3.. ast. hukuk ilmi uzman ı. 1. hükümetin nüfuz dairesi. 3. önemli an. but just the o s ırada. yargılama hakkı. 2. 2. değil mi? tam benim şansıma.. s. sulh hâkimi. oynak yeri. 2. hukukçu. Tam ç ıkmak üzereydim. buat. hukuk ilmi. i. -mek üzere: I was just about to leave. kayaarmudu. 2. doğru. 1. argo uyuşturucu maddeler. 4. huk. 2. jüri üyesi. çok dikkatli bir şekilde: When you´re with them you belirli bir şekilde/bir sisteme göre düzenlenmiş. seçici kurul. jüri. d. çoğ. junk. bitişme. reklam olarak gelen posta. cengel. s. gene de. dikiş yeri. bitişme. Jüpiter. sınıfları kapsayan ortaokul. i. cang ıl. Evini çok 1. Dairenin durumu hakk ında bilgi tam orada. Biraz önce buradaydılar. uyuşturucu bağımlısı.men (c^ngk´mîn) i.. z. 1. hakl ı. k. 3. i. 3. hurdalar: That car´s a piece of junk. taponaz olan yiyecek. O arabanın hurdası çıkmış. hurda deposu. adaletli. cunta.). i. i. i. just at that spot tam o noktada. ucu ucuna. kıdemce aşağı. 2. 8. hurdalık.h. hurdacı. zool. ve 9. 1. 2. üniversitenin birinci ve ikinci s ınıf kimsenin adına eklenir. 1. gökb. tamsame I would like to see it for myself. biraz önce: They were here just now. yetki. buna ra ğmen. tıpkı: Fehmi looks just like finished. argo hurdas ı çıkmış araba. yerindelik. adalet. i. yine de. zaman.

1. gemi omurgas ı. i. altın ayarı. uzanmak. kuvvetli. Keşmir´e özgü. birbirine yakın bulunma/bulundurma. merak. birbirine yak ın koyma. çıkmak. f. s. gözü aç ık. Kampuçyalı.. kaleydoskop. çıkık olmak. i. matb. çocuksu. bilg. 3. capacity. 2. i. Karelyaca. i. yanyana koymak. himaye. çocuk mahkemesi. tutmak. kenarını hizalama. birden devrilip dü şmek. 1.. haklı olarak. ac ı. adil bir şekilde. Seni s ıcak tutar. k ıs. i. keskin.. haklı çıkarma/çıkma. karyokinez. k. Macropodidae. alabora olmak. 1. 7. Kamboçlu. Kampuçça. Keşmirli. matb.justification justify justly jut jute juvenile juvenile court juvenile delinquency juvenile delinquent juvenile delinquent juxtapose juxtaposition k K. 1. 3. gençliğe özgü. düşkünlük. keskin (göz/zekâ). k. s. dili dikkati çekmemeye çal ışmak. sır saklamak. s. dili terbiyeli bir şekilde konuşmak: I´ll thank you to keep a civil tongue in sıkı bir gözetim altında tutmak. kilogram. 1. Kampuçça. ayar. Kamboçça. Kazakistan. Kamboçya. şiddet. yanyana koyma. 3. karalahana. geçim. i. 3. suçsuzluğunu kanıtlamak. 2. She keeps a diary. out ç ıkıntı yapmak. s. i. çocuk suçlu. k. Kazakh. f. i. keskinlik. K. -i your head! Terbiyeni tak ın! keep a close watch on keep a journal keep a low profile keep a low profile keep a secret günlük tutmak. i. i. 1. şiddetle. sivri olmamaya çalışmak.. Kazakça. 2.. Karelyaca. karina. f.. Kampuçyal ı.. 1. 2. adaletle. suçlu çocuk. Kamboç. jüt. bilg. i. 1. çocuk. alabora etmek. 2. f. 2. 3. 6. 2. 2. 2. Kampuçya´ya özgü. karate. 1. bak. Kamboçyalı. biyol. çocuğun suç işlemesi. haklı neden. 2. z. (kept) 1. i. metnin sağ doğrulamak. keskin. Ke şmir. Keşmirli. i. göze batmamaya çalışmak. . k Kaaba kale kaleidoscope Kampuchea Kampuchean kangaroo kaput karat karate Karelia Karelian karyokinesis Kashmir Kashmir´i Kashmir´ian Kazak Kazakh Kazakhstan Kazakstan keel keel over keelage keen keenly keenness keep keep i. yanyana bulunma/bulundurulma. akıllılık. liman resmi. kanguru. 2. genç. i. İngiliz alfabesinin on birinci harfi. çıkarmak. 1. 1. 2. muhliye. 3. temize çıkarmak.. i. i. i. argo mahvolmu ş.. 5. (--ted. Günlük tutuyor. s. elek. keeps keep a civil tongue in one´s head k. i. i. Ke şmirli. Keşmir. şiddetli. 2. 3. 2. 4. s. sert. İng. Karelyalı. 1.. --ting) 1. yoğun. haklı f. s. genç. 1. i. çiçek dürbünü.It´ll keep you warm. i. metnin sağ kenarını hizalamak. zekâ. Karelyalı. 8. s. tutmak:. Kazakhstan. 4. i. Karelya. zeki.. 1. sivri. Karelya´ya özgü. He içkale. 2. Kazak. the books. birbirine yak ın koymak. s. karat. Kâbe. 1. 2. şevkle. dili çok hevesli. Kampuçya. Kampuçya. dili göze çarpmamaya çal ışmak. i. z. bak. zool. olgunlaşmamış. i. i. 2. Karelya. 1. Defter tutuyor. 2. i. gerekçe. mitoz.

(bir şey için) göz kulak olmak. telaşa kapılmamak. kendini -den uzak tutmak. 2. . göz önünde tutmak. -den uzak kalmak. sözünü tutmak. aloof from keep off keep on keep one´s balance keep one´s balance keep one´s counsel keep one´s distance from keep one´s end up keep one´s eyes open/peeled/skinned keep one´s eyes peeled keep one´s figure keep one´s head keep one´s mouth shut keep one´s nose to the grindstone keep one´s nose to the grindstone keep one´s own counsel keep one´s promise keep one´s promise/word keep one´s seat keep one´s shirt on sır saklamak. gözden uzak tutmamak. sinirlenmemek. kendine dü şen görevi yerine getirmek. 1. -e göz kulak olmak. ile arkada şlık etmek. s ır vermemek. 3. 2. sürdürmek. -i uzak tutmak. dengesini kaybetmemek. (son gelişmeler hakkında) bilgi sahibi olmak. saklamak. tetikte olmak. kulağı tetikte olmak. formunu korumak. 1. dili 1. ile atba şı (beraber) gitmek. ak ılda tutmak. devam etmek. içeride kalmak. sözünü tutmak.s. vücut hatlar ını korumak. ilerlemek. devam etmek. 2. parlamentodaki yerini korumak. gözden kaybetmemek. Kol idare etmek. cesaretini kaybetmemek. dengesini korumak. 2. kendine hâkim olmak.keep a secret keep a stiff upper lip keep a stiff upper lip keep a straight face keep abreast of keep account of keep an account of keep an ear to the ground keep an eye on keep an eye out for keep away keep back Keep back! keep bankers´ hours keep company with keep count keep dark keep early hours keep fit keep going keep good time keep house keep in keep in mind keep in view keep in with keep it up keep o. devam etmek. ev saatim zaman 1. -i kaydetmek. dili hiç gülmemek. metin olmak. 1. 1. ile dost kalmak. -in kayd ını tutmak. tetikte olmak. eve erken dönmek. 1. unutmamak. saklamak. (saat) her zaman zaman ı doğru göstermek: My watch keeps good time. 3. sürdürmek. gözünü açmak. (son gelişmelerden) haberdar olmak. metanet göstermek. sözünü yerine getirmek. dili durmadan çalışmak. -i aklında tutmak. gözü -in üstünde olmak. k. fikirlerini kendine saklamak. kendine hâkim olmak. -i not etmek. sözünden dönmemek. ı hep doğru gösterir. sab ırsızlanmamak. uzak durmak. çenesini tutmak. saklamak. gözünü dört açmak. durup dinlenmeden çalışmak. 2. günde pek az saat aç ık olmak. ile aras ına mesafe koymak. devam ettirmek. 2. -den uzak durmak. 2. kendine düşen payı ödemek. patlamamak. dili ağzını sıkı tutmak. k. Uzak dur! k. dili şikâyet etmeden soğukkanlılıkla karşılamak. gizlemek. günde pek az saat çalışmak. k. k. oturdu ğu yerden kalkmamak. erken yatmak. 2. dili 1. içeride al ıkoymak. (of) -in sayısını tutmak. ciddiyetini korumak. -i yakla ştırmamak. k. sır saklamak. istifini bozmamak. kulağı kirişte olmak.

devam etmek. 1.´nde) zaman tutmak. tempo tutmak.o. birine so ğuk davranmak.o. from doing s. engaged keep s. keep s. birini meşgul etmek.t. birinden bir haberi saklamak/gizlemek. dili do ğru yoldan ayrılmamak.o.o.o. bir şeyi birinden saklamak.. (çağa/zamana) ayak uydurmak. (izlerken) gözünü/gözlerini birinden/bir şeyden ayırmamak. k. 2. birinin samimi olmasına izin vermemek. dışarıda bırakmak. defter tutmak. at arm´s length keep s. -i takip etmek. ile ilişkiyi sürdürmek. tedbirli.t.o.o.t. bir şeyi bir bütünsellik içinde ele almak.o.o. away keep s. hiç görünmemek. -i gizli tutmak. (birinin) izini kaybetmemek: You ought to keep track of what´s 1.o. k. yüksek tutmak. Yakla şma! -e ayak uydurmak. hiç gözükmemek.? keep one´s word keep order keep out keep out of mischief keep out of sight Keep out! keep pace with keep s. yaramazlıktan kaçınmak. waiting keep s. spor (bir yar ış. 2. 1. in sight keep s. from s. (saat) her zaman zaman ı doğru göstermek. birini uzak tutmak. -den ne haber? How about Çetin? What´s he doing? sözünü tutmak. birini sürekli olarak gizlice izlemek. dili bir şeyi gizli tutmak. waiting keep s. keep s.t. 2. 4.o.o.t. sessiz kalmak. huk. keep s. 2. in perspective keep s.keep one´s temper keep one´s trap shut keep one´s wits about one. itidalini muhafaza etmek. birini bekletmek. -e ayak uydurmak. dili çenesini tutmak. bir şeyi gizli tutmak. guessing keep s. maç v. birini (bir konuda) bilgilendirmek. 1. -i izleyerek bilgi sahibi olmak. hesap tutmak. birini yaln ız bırakmamak. dili bir şeyi gizli tutmak.o. -e ayak uydurmak. company keep s. 2. -i izlemek. at a distance keep s. (bir şeyi) takip etmek. k. under wraps keep s. at arm´s length keep s. bir şeye bir bütün olarak bakmak. (bir şeyi) aklında tutmak. -e ne dersin/dersiniz?: How about a game of tennis? Tenis oynamaya ne dersin? 2. birinin ilerlemesine mâni olmak/ket vurmak. ahlaklı bir şekilde yaşamak. 3. -i takip etmek. How about . (biriyle samimi olmamak için) ona çok mesafeli davranmak. -e bağlı kalmak. 2. 1.o.b. ile a şık . birini bir şey yapmaktan alıkoymak. -i izlemek. tempo tutmak. (ç ığırından çıkmaması için) -i denetim altında tutmak. -i takip etmek. susmak. dili 1. -i gözetlemek. sulhu bozmamak.. birini pek yakla ştırmamak. advised of keep s. gagas ını kısmak. birini bekletmek. 1. disiplini korumak. 2.o. k. dışında kalmak. under surveillance keep s. ile ayn ı hızda/tempoda gitmek. (bir şeye) dikkat etmek. under one´s hat keep score keep silent keep step with keep tabs on/keep a tab on keep the accounts keep the ball rolling keep the lid on keep the peace keep time keep time keep to keep to the straight and narrow keep touch with keep track of keep track of keep up keep up with öfkeye kap ılmamak. birini doğru dürüst haberdar etmemek.t. k. birini -den haberdar etmek.t.t. Girilmez./s. down keep s. birine refakat etmek. ak ıllı. under one´s hat keep s.o. 1. well-advised s. -i gizlemek. öfkesini yenmek. 3. (puan) saymak. iyi bir işi sürdürmek. a secret from s.

(sözlükte/ansiklopedide) madde.. i. uyum.. argo 4. i. i. müz.. keep. yadigâr. f.. bak. tahıl tanesi. mendil. geçimini sa ğlama. 2. (uyuşturucu maddenin) kamçılama etkisi: This drink´s got a kick to it.. 1. dili şamata. yetkili etmek. i. 3. 1. hatıra. i. 1. --s i. anahtar ta şı. gaz. (silah) geri tepmek. keg(s). 1. heyecanland ırmak. anahtar halkas ı. i. perdesini yükseltmek. (klavyede) tuş. i. i. madenk ırmız. zemberek kurgusu. bak. cevap anahtarı. sertlik. 3. (koyu) bej. 1. önemli yer. k. bordür taşları. 5. 1. çekirdek içi. 2. kilit taşı. tekme. 1. çağa ayak uydurmak. köpek kulübesi. Hayber. Kenyalı. temel. tekmelemek. gardiyan. 2. f. temel dü şünce. s. (yol kenarındaki) bordür. boyun atkısı. bekçi.. dayanak. ilke.. toplantıyı açış konuşması. klavye. (--ned. i. seğirdim yapmak. i. 2.o. i. nöbet tutmak/beklemek. ana nota. kilogram(s). temel taşı. 2. --ning) İskoç. Kenya. i. çoğ. 3. 2. i.kardili karşı durmak. f. 1. i. 6. bilgi alanı. k ırmız. 3. i. i. 2. andaç. ses perdesi. timbal. i. gazyağı. kendini göstermemek. Kenya. öz.. çifte atmak. birini/bir hayvanı sindirmek. i. f. i. 2. telaş. 4. ruh. görüş alanı. getirmek. coşturmak. bak. varek. i. geçim. tanımak. 1. İng. esas. Celt.. 1. k ıs. varil. bak. esmer suyosunu. i. Celtic. görüş açısı. anmal ık. çaydanlık. (koyu) bej pantolon. k. bak ıcı. müz. 2. s. arka planda kalmak. (içkide) kuvvet./an animal at bay keep/stay in the background keeper keeping keepsake keg kelp Kelt Keltic ken kennel Kenya Kenyan kept kerb kerbstone kerchief kerfuffle kermes kermes mineral kermes oak kernel kerosene kerosene lamp kettle kettledrum key key key position key ring key up key word keyboard keyhole keynote keynote address keystone kg khaki khakis Khyber kibla kiblah kick kick çağın gerisinde kalmamak. 3. bilmek. s. i. 3. anahtar deliği. akortmevki. to -e göre ayarlamak. 3. müz. 1. i. qibla. kurgu. İng.. i. i. anlamak. kilitlemek. müz. başörtüsü. i. 2.keep up with the times keep watch keep/hold s. birini/bir hayvan ı korkutarak yaklaşıp zarar vermesini önlemek. s. Bu . bordür taşı. 2. bekçilik etmek. 1. -e uygun duruma 7. güğüm. Kenyalı. küçük f ıçı. qibla. eşarp. dili k. k ırmızmeşesi. 4. tekmeleyerek kovmak.. i. koruma. i. köpek yeti ştirilen yer. madde ba şı sözcük. iç. kırmız madeni. i. 1. cevher. anahtar. çözüm yolu. Kenya´ya özgü. İng. 4. bak. gürültü patırtı. 1. (koyu) bej üniforma. anahtar. şifre cetveli. 1. 1. 2. 2. himaye. gaz lambas ı.. 2.. ana ilke. i. 2. tutma. i. tekme atmak. 3. şı gelme. köpek yetiştirilen yer. 2. -e uydurmak.

büyük kazanç. --ping/--ing) (fidye için) (birini) kaç ırmak. 3. fiz. öldürme. k. kendini zevke vermek. tekme vurmak. katletmek. 3. 1. 2. dili başlama. eğlenmek. 2. hır çıkarmak. i. mahvetmek. kilohertz. dili çok komik. k. k. i. yorucu.. çıngar çıkarmak. i. killer killing kiln kiln-dry kilo kilocalory kilocycle kilogram kilogram-force kilogramme kilogram-meter kilohertz kilojoule i. i.. diyaliz makinesi. i. fazla nazik. k ılıçtan geçirmek. kill time bir taşla iki kuş vurmak. dili kavga ç ıkarmak. 3. dili uyu şturucu bağımlılığından/sigara tiryakiliğinden kurtulmak. 5.. kilo. dili çocuk. yakınan kimse. öldürmek. 1. keçi yavrusu. kilokalori. dalga geçmek.. dili şikâyetçi. f. dili birini kap ı dışarı etmek. düdili baztaşınmak. gülmekten öldürmek.. 2. i. k. dili büyük bir kar şılama töreni hazırlamak. böbrek makinesi. oğlak.o. yok etmek. kilojul. k. egg zaman öldürmek. argo çok çekici kimse. s. k. böbrek. 1. kötüye kullanmak. diyar diyar dola şmak. k.. ocağı. k ıyameti koparmak. ölmek. (--ped/--ed. k. nokta. dili altın yumurtlayan kazı kesmek. kilogramkuvvet. k. dili 1. etkisiz hale getirmek. 2. öldürücü. 3. komisyon. i. birini işten çıkarmak. ihmal etmek. oğlak doğurmak. fiz. dili çocuk. katil. hoşça vakit geçirmek. dili vurgun. erkek karde ş. kilosikl. mortoyu çekmek. bir tür barbunya fasulyesi. 2. kill two birds with one stone i. 2. tuğla/kireç k. kilogram. bak. ocakta kurutmak. dili ufakişletmek. argo nalları dikmek. f. bak. argo nallar ı dikmek. 1. i. k. 2. İng. 2..kick a goal kick around kick ass kick at kick back kick off kick over the traces kick s. k. 3. 4. argo rü şvet vermek.. öldüren şey/kimse.dizginleri koparmak. futbol oyuna ba şlamak. vurgun (av). mortoyu çekmek. kilo. e ğlenceye dalmak. 1. f. k. 1. i. i. 1. i. i. i. kiddy. s. barbunya. s. k. y ıpratıcı. (tüfek) geri tepmek. dili. futbol oyuna ba şlama vuruşu. i. 1.. argo rü şvet. f. kill the fatted calf kill the goose that lays the golden k. kilogram. kilogram. bak. argo çok güldürmek. şünüp ılarına dünyanın kaç bucak olduğunu göstermek. k. 1.. i. (--ded. ölmek. k. (zaman ı) hepsini öldürmek. i. 2. fiz. vuran şey/kimse. 2. . 4. kilogrammetre. fiz. i. out kick the bucket kick the habit kick up a row/fuss kick up a row/make a row kick up one´s heels kick up one´s heels kickback kicker kickoff kid kid brother kid sister kiddie kiddy kid-glove kid-gloved kidnap kidney kidney bean kidney machine kill kill off topa vurup gol atmak. dili tak ılmak. argo konuyu/tartışmayı etkileyecek gizli 2. fırın. kid-glove. --ding) 1. iki işi birden görmek. dili ufak k ız kardeş.

. i. (bir i. en önemli kişi. i. hafifışmak. i. öpü şmek. i. uyandırmak. bar temas. öpücük. kinetik. h ızbilim. 2. i. f. tutuşmak. uyanmak. lütuf.. i. anaokulu. iyi. nevi.. i. aynı türden. kinetik enerji. bak.. mü şfik/merhametli bir şekilde. 2. k. iyilikçi. 2. merhametlilik. biyol. çeşit. i. s. İng. K ırgızistan. İng. dili seksle ilgili garip e 1. akraba. bak.. âlem. mutfak dolab ı. 1. ba şta olan kimse. i. i. 1. k ıvırcık (saç). öpüş. sebze bahçesi. (belirli bir iş için kullanılan) malzeme/alet takımı: first-aid kit ilkyardım çantas ı. iskelekuşu. 2. boyun e ğmek. dili. (balığı) tuzlayıp tütsülemek/kurutmak. cins. 2. 3. Kyrgyzstan.. 2. ı soydan. 2. f. Kirghiz. dili (down) (on) (bir yere) yatıp uyumak. krallık. 2. mağlup olmak. kilometre. sevecenlik. i. yanmak. çiroz. i. eviye.. isk. dolaşık. s. (birinin kaldığı) yer/ev/oda. ğilimleri/fikirleri olan.. i. 2. Kırgız.. 1. iyilik. 1. i.. sevecen. 1.. şekerleme. Kir. i... kink. 2. akrabal ık. kulübe: newspaper kiosk gazete kulübesi. 2. karışık. (çoğ. kiloliter. monte edilmemiş takım. i. dili ola ğandan daha büyük. kilovat. tar. fiz. s. k. i.ghiz) Kırgız. 2. 1. iyi niyetli.. bak. iyilik. buse. iyi. tutu şturmak. iyilikten kaynaklanan. s. 2. 1. iyiliksever. uyku. yalıçapkını. 5. akrabalık. 2. akrabalar. kim. s. bak. ateş almak. s. tür. ayn s. s. 2. bula şık teknesi. yakmak. i. yakınlık. merhametli. 3. 1. telephone kiosk telefon kulübesi. birbirine benzerlik. i. satranç king. 3. iyi. İskoç erkeklerinin giydiği eteklik. k. kinetik. 1.. kilolitre. bir konuda en usta kimse. Kırgızca. i. kinetik sanat. ağrıyı öpücükle geçirmek. z. i. dili 1. (çoğ. garip fikir. papaz. . 1. birbirine benzer. i. çok büyük. bak. lütfen: Will you i. 2. İng. s. --ping) İng. kral. bak. bak. hafifçe dokunmak. İng. king-size. 2. i. kin) akraba. kapris. merhametli. 1. (parkta bulunan ve büyük bir kameriyeye benzeyen) i. i. mutfak. (birinin yattığı) yatak. soy. şeker. 1. akraba olan... tel veya ipin dola şması. 1. iyilikçilik. kilit noktasında bulunan kimse. iyilikseverlik. iyi kalpli. öpmek. f. iyiliksever. (--ped. 1. k. 4. k. 1.. s. 2.. şah. sevecen. 1. fistan. i. Kırgızca. k. İng. vurulup ölmek. kilometer. i. f. halat. 3. kindling (wood) ç ıra. dili en nüfuzlu ki şi. Kirghizia. Kirghizistan.kiloliter kilolitre kilometer kilometre kilowatt kilt kin kind kind kindergarten kindhearted kindle kindly kindness kindred kinetic kinetic art kinetic energy kinetics king king orange kingdom kingfisher kingpin king-size king-sized kink kinky kinship kiosk kip kipper Kirghiz Kirghizia Kirghizistan Kirgiz Kirgizia Kirgizistan kiss kiss and be friends kiss away the hurt kiss the dust kit kitchen kitchen cabinet kitchen garden kitchen sink i.

i. encik. çoğ. süs e şyası. f. dili çok k ısa boylu. çok yorgun. 1. top. bir düz. i.. f. f. 2. düşünmeden yapılan.. k ıs. dize kadar yükselen. çaylak. knife. i. yuvarlak tepe. 1. 2. i. diz çökmek. satranç at. yumrulu. çakı. tav şan yavrusu. örülmü ş. i. bıçak bileyici. bıçaklamak. 2. örgü şişi. 1.. o ğlan. isk. 2.. (çoğ. --bing) s. hilekâr kimse. s. tokmak ğı. 3. herhangi bir şeyin yok i. kadın külotu. i. i. zool. 1. 3. 1.. 1. 1. f. 2. 2. 2. of butter bir parça tereya gibi. bak. 1. hoşaf gibi. i. kedi. . i. f. İng. (--bed. 2. tepke olarak yapılan. örgü işi. i. örmek. i. i. s. i. bıçak bileyici alet. diz. ı. dangalak.. knit his brows. pisipisi. bak. i. s. örgü şişi.. diz üstü oturmak. topuz. pisi. bak. 3. knives) bıçak. tepecik. bacak. know. örme e şya/giysiler. örme. kilometer(s). kivi (meyve).. 1. i. 1. enik. (kaşları) çatmak:şya. ufak mutfak. 4. bot. bir ters örmek. ölüm haberi. marifet. 2. diz boyu derinliğinde. İng. i. yavru kedi. f. yumru. örgü. 2. golf pantolonu. kara haber. tokmak. kitty. kivi. birleştirmek. 1. 2. 4. 1. örme. şiş.kitchen sink kitchenette kite kitten kitty kittycat kiwi kiwifruit kleptomania kleptomaniac klutz km knack knackered knapsack knave knead knee knee joint knee-deep knee-high knee-high to a grasshopper knee-jerk kneel knell knelt knew knickerbockers knickers knickknack knife knife grinder knife sharpener knight knit knit goods knit one. ufak parça: a knob yumru yumru. 2. 1. purl one knitted knitting knitting machine knitting needle knitting needle knitting work knitwear knives knob knobby eviye. 2. 3. diz boyunda. Ka şlarını çattı. kivi. vale. çoğ. bileği. ustalıklı iş. (kemik) kaynamak: The örme e He triko eşya. s. k. uçurtma. haberi. (--ted/knit) 1. hüner. matem çan olacağı kneel. örgü makinesi. İng. ustalık. kleptoman. bıçakla kesmek. dili bitkin. f. kleptomani. (knelt/--ed) 1. 2. bak. argo arkadan vurmak. i. şövalye. masaj yapmak. biblo. diz büküp selamlamak. sırt çantası. golf pantolonu. s. diz altından büzgülü bol pantolon. i. zool. yoğurmak. i. i. k. s ıkı sıkıya bağlamak. i. diz eklemi. i. argo saloz.. 2. i. 3.

mola vermek. 1. olmak. uyandırmak. k. karışık. --es) alabaş. bacaklı. . k. dü şmana çok zarar veren (saldırı). paydos etmek.. 4. mezatta çekici vurup mal ı son fiyatı verenin üzerine b ırakmak. (fiyatı) indirmek. k. 3.. 1. out knock s. boks nakavt. dili (geçici olarak) i şi bırakmak. birini sadece yüzünden tan ımak.. know. 2. by sight only know s. dili demir mu şta. 2. k.. 1.. 3. z.o. bilerek. çıngırak. s. dili (ilaç) birini uyutmak. işe koyulmak. 4. kapı tokmağı. haberdar k. 3. şiddetle sarsmak. kapıyı çalmak. boğum. 3. k. tekrar vuruntu/detonasyon yapmak. k. i.b. bir şeyleri bildiğini ima eden (bakış). dili dünyada olup bitenleri bilmek.t. bak. 4. açıkgöz. 2. 2. -i bilmek. k. seçmek. kasten. birbirine çarpmak. dili işi bırakmak.t.tekrar vurmak. mak.. k. i. k. cold know the ropes know the ropes know the score know what´s what know which side one´s bread is buttered on know-how knowing knowingly knowledge knowledgeable known knuckle knuckle down knuckle under knuckledusters kohlrabi f. dili bilgi. tatil etmek. 6. s. teslim olmak. düğüm. 2. --n) 1. birinin pestilini/can ını çıkarmak. haberi f. bak. telefon hattını v. dili çok güzel.. farketmek. 3. (--ted.. dili kıran kırana dövüş. budak. düğüm düğüm. k. 2. yürürken dizleri birbirine çarpan. İng. usulünü bilmek. 4. 1. uyanık olmak. paydos etmek. (knew. budaklı. dili bir yerin girdisini ç ıktısını bilmek.. dili ilgilendiği konuyu iyi bilmek. boyun e ğmek. çabucak hazırlamak. rabıta. çarpmak. zeki. bir şeyi eksiksiz bir şekilde bilmek. emin olmak. 1. 1. bilinen. dili k ıran kırana (dövüş). dili gerçek ç ıkarının nerede olduğunu bilmek. i. k. den. i. against/into -e çarpmak. s. toku şmak. 2. bağ. argo (kadında) göğüs. 5. deniz mili: twenty knots saatte yirmi mil. 3. far. 2. dili birini hayran etmek/mest etmek. 4. 1. çaresini bilmek. 3. f. k. birini (bir darbeyle) yere yıkmak/nakavt etmek. çok bilmi ş. s. dünyada olup bitenleri bilmek. s. dola şmak. haber. up knock s. off the price knock together knock up knock-down-drag-out knocker knock-kneed knockout knoll knot knotty know know know all the wrinkles know how to know one´s own mind know one´s own mind know one´s stuff know one´s way around a place know s. olmak. i. malumat. dili oradan orayaknock on the door. bilmek. bilgili. İng. bilgi ve tecrübeden do ğan güç. malumat. düğümlü. ne istedi ğini bilmek. k. küme. 2. i. 1. çarpık çan. 2. dolaşık. -in usulünü bilmek: Do you know how to swim? Yüzmeyi biliyor musun? kendi fikrini bilmek. s. --ting) 1. 3. 5. meme. 6. i. dili birini dili birini çok yormak. ampul. dili ne yap ılması gerektiğini iyi bilmek. i. 2. kurnaz. bile bile. (çoğ. şıpınişi yapıvermek. i. ask. 1. -e vurmak. şeytan. devirmek. kararlı olmak. zorluk.o. fiyatta indirim yapmak. bilgisi olan. k.knock knock about knock at the door knock down knock off knock off work knock on the door knock out knock over knock s. sersemletici. 3. tepecik. k. i.o. yumrukla yere devirmek. argo soymak. güçlük. 1. dili işin bütün y