P. 1
21038517-İngilizce-Turkce-Excel-Sozluk (1)

21038517-İngilizce-Turkce-Excel-Sozluk (1)

|Views: 1,185|Likes:
Yayınlayan: kayaozgur

More info:

Published by: kayaozgur on May 08, 2012
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as XLSX, PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

12/14/2012

pdf

text

original

İNGİLİZCE

a a bad egg a bad lot a bad mark a bad sailor a bad turn a bare chance a bit a bitter pill a black eye a bottle of milk a broken reed a can of worms a cappella a cappella a card up one´s sleeve a case in point a chip off the old block a citizen of Turkey a contradiction in terms a couple of a couple of minutes a crack shot a cursory glance a cut above a dab of a dark day a dead loss a demanding boss a demanding job a desperate situation a drain on the resources a drink of water a drive for funds a drop in a bucket a dry speech a fainting fit a fat chance a feast for the gods a feather in one´s cap a feather in one´s cap a feeling of insecurity a few a fifth a figment of the imagination a fine distinction

TÜRKÇE s. (ünsüzlerden önce) 1. bir, herhangi bir: We went on a sunny day. Güneşliğeri günde gittik. They´ve bought a house. Ev aldılar. In this argo ci bir beş para etmez adam. k. dili sa ğlam ayakkabı değil, sütü bozuk; it kopuk. k ırık not, kötü not. deniz tutan kimse. kötülük. zayıf bir ihtimal. biraz. acı bir reçete/ilaç, beraberinde zorluklar getiren bir çözüm yolu. morarm ış göz. bir şişe süt. k. dili güvenilmez kimse/ şey. k. dili içinden ç ıkılması zor bir durum; çözümlenmesi güç bir problem. z. herhangi bir çalg ının eşliği olmadan, çalgısız, enstrümansız (şarkı söylemek). s. 1. çalg ı eşliği olmadan şarkı söyleyen (koro). 2. çalgısız, enstrümansız (müzik). k. dili kurtar ıcı. söz konusu edilen şeyin bir örneği. k. dili hık demiş babasının burnundan düşmüş. Türk vatanda şı. sözlerde çelişme. 1. iki. 2. birkaç. birkaç dakika. keskin nişancı. göz gezdirme. k. dili -den bir gömlek üstün. azıcık: Put a dab of the ointment on the wound. Yaraya merhemden biraz sür. 1. karanlık gün. 2. kötü gün. bir işe yaramayan nesne/kimse. çok iş bekleyen patron. çok emek isteyen iş, zahmetli iş. vahim bir durum. bütçeye yük olan şey. bir bardak su. para toplamak için aç ılan kampanya. k. dili devede kulak. yavan söz, tats ız konuşma. have s.t. dry-cleaned bir şeyi kuru temizleyiciye vermek, bir şeyi temizletmek. baygınlık nöbeti. 2. (güçlü bir duygunun patlak verdiği) an: He threw it away çok zayıf anger. Bir hiddet an ında onu çöpe attı. argo in a fit of bir ihtimal.

şahane bir ziyafet. k. dili koltuklar ı kabartan başarı. övünülecek ba şarı.
güvensizlik duygusu. birkaç. A.B.D. (içki ölçüsü) galonun be şte biri, 84 santilitre. hayal ürünü, hayal mahsulü. ince fark.

a fit of nerves a flight of stairs a fool´s errand a friend of mine a friend of ours a fright a full week a gleam of hope a glimmer of hope a good a good command of a good deal a good deal/a great deal a good distance off a good loser a good many a good provider a good turn a good turn a good way a great many a hard act to follow a hard nut to crack a hard/tough nut to crack a heavy sea a hell of a lot a horse of another color a host of a howling success a kilo of bananas a kind of millionaire a knockout à la carte a labor of love a labor of love a large proportion of the profits a lasting impression a leading question a length of piping a little a little bit a little terror a live issue a long face a long haul a long shot a long shot

sinir krizi. bir kat merdiven. saçma bir iş. bir dostum. dostlarımızdan biri, bir dostumuz. k. dili korkunç derecede çirkin, tuhaf veya insan ı şoke eden kimse: She looked a fright in 2. olaylarla dolu bir hafta. 1. tam bir hafta. that wig. O perukla görünümü korkunçtu. bir ümit ışığı. bir ümit ışığı. 1. epey, epeyi, bir hayli; birçok: He was there a good while. Orada epey kaldı. A good (bir dili) rahatcamellias were in bloom. Birçok kamelya çiçek (a language) many of the konu şabilme. 1. çok: That cost him a good deal. Ona pahal ıya mal oldu. Its climate is a good deal like Cairo´s. Havas ı Kahire´ninkine çok benziyor. 2. k. dili birçok, bir hayli. epey uzakta. oyunu kaybedince k ızmayan kimse. birçok, hayli. ailesine iyi bakan kimse. bir iyilik: He did me a good turn. Bana bir iyilik etti. iyilik. k. dili 1. hayli mesafe. 2. iyi bir çare/yol. pek çok. aşılması/ulaşılması zor bir başarı. k. dili 1. ba şarılması zor iş. 2. çetin ceviz. k. dili çetin ceviz. dalgalı deniz. argo çok fazla. tamam ıyla farklı bir konu. bir sürü. büyük bir ba şarı. bir kilo muz. milyoner gibi bir şey. k. dili çok güzel/fevkalade biri/bir şey. alakart. hatır/zevk için yapılan iş, gönüllü yapılan iş. k. dili hatır için yapılan iş. kârın büyük bir bölümü. derin bir iz; büyük bir etki. verilecek cevab ı belirleyen soru. (belirli uzunlukta) bir boru parças ı. biraz: Give me a little time. Bana biraz zaman verin. azıcık, bir parça. k. dili çok yaramaz/ha şarı çocuk, canavar. günün önemli sorunu. ek şi yüz. 1. uzun ta şıma mesafesi. 2. uzun süren zor bir iş. ufak bir ihtimal. başarı ihtimali az olup gerçekleşince kazancı çok olan bir iş.

a long way off a lot a lot of a man in my position a man of few words a marked difference a marked man a matter of indifference a matter of life and death a matter of life and death a matter of two dollars a mess of a minus quantity a modicum of a month hence a month of Sundays a new lease on life a number of a pack of cards a pack of lies a pair of denims a pair of dungarees a pair of scales a pair of scissors A penny for your thoughts. a piece of cake a pillar of society a play on words a plum job/post a poor shot a pretty penny a priori a private person a proud day for us a quick one a raft of a ray of hope a ready pen a remote chance/possibility a request for help a ripple of conversation A rolling stone gathers no moss. a round peg in a square hole a run of luck a running battle a safe bet a scrap of evidence

çok uzakta. çok: They like her a lot. Ondan çok ho şlanıyorlar. She´s a lot better. O çok dahaçok ( şey): She bought a lot of books. Çok kitap aldı. çok/pek iyi. benim durumumda olan bir adam. az konuşan adam. belirgin bir fark. mimli adam, mimlenmiş adam. ilgilenmeye de ğmeyen sorun. ölüm kalım meselesi. ölüm kalım meselesi. iki dolar meselesi. bir yemeklik (ye şillik). sıfırdan aşağı miktar. 1. zerre kadar, bir nebze: There´s not a modicum of truth in it. Onda zerre kadar hakikat yok. 2. az bir miktar; pek az: He drank only a modicum of bundan bir ay sonra. çok uzun bir zaman. (hastalıktan/üzüntüden sonra) yeniden hayata başlama. birtak ım, birkaç. iskambil destesi. bir sürü yalan. kot pantolon, cin; blucin. blucin, kot. terazi. makas. k. dili Ne dü şünüyorsunuz? k. dili çok kolay bir iş. topluma dayanak olan kimse, nüfuzlu kimse; bir yerin e şrafından olan biri. kelime oyunu. çok iyi bir iş, herkesin istediği bir iş. nişancı olmayan kimse, hedefi iyi vuramayan kimse. k. dili epeyce para, külliyetli miktarda para. s. önsel, apriori. kendinden bahsetmekten kaç ınan kimse. bizim için övünç dolu bir gün. k. dili çabuk içilen/içilmi ş bir içki. bir yığın, bir sürü, pek çok. umut ışığı. iyi yazı yazma yeteneği. uzak bir ihtimal, ufak bir olas ılık. yardım dileme. dalga gibi yükselip alçalan konu şma sesi. Yuvarlanan ta ş yosun tutmaz./İşleyen demir pas tutmaz. bulunduğu yere hiç uygun olmayan kimse. clothes-peg i., İng. çamaşır mandalı. şans zinciri. uzun süren bir ihtilaf. elde bir. çok ufak bir delil.

a sea of faces a sense of responsibility a shade a shot in the arm a shot in the dark a sight a spate of a square deal a stomach upset a stormy passage a tissue of lies a trifle a twist of the wrist a vintage year a wad of gum a wee bit a week off a whale of a a white lie a whole lot of a wodge of a world power A, a A1 AA AB aback abacus abaft abaft abalone abandon abandon abandon hope abandon o.s. to abandon ship abandoned abandonment abase abase o.s. abasement abash abashed abashedly abate abatement abattoir

insan kalabalığı. sorumluluk duygusu. biraz, azıcık: Lower your voice a shade. Sesini biraz alçalt. birine birdenbire moral veren bir şey. körü körüne bir deneme. k. dili çok daha: It´s a sight dirtier than I thought it´d be. Tahmin ettiğimden çok daha kirli. pek çok, bir sürü. k. dili adil bir anla şma. mide bozuklu ğu. fırtınalı deniz yolculuğu. bir sürü yalan. biraz, azıcık. hüner, ustalık. 1. kaliteli şarabın elde edildiği yıl. 2. başarılı bir yıl. pabuç kadar çiklet. k. dili 1. azıcık, birazcık. 2. oldukça. 1. bir haftalık izin. 2. bir hafta sonra. k. dili 1. çok büyük: a whale of a difference çok büyük bir fark. 2. müthi ş, dehşet,ız yalan. zarars çok güzel: a whale of a novel müthiş bir roman. k. dili pek çok: A whole lot of people don´t approve of this. Pek çok ki şi bunu yığın, bir sürü: He laid a wodge of papers on the table. Masaya bir 1. bir hoş görmüyor. sürüdünya çap ında bir güç. bir parça: a wodge of chocolate koca bir pol. evrak koydu. 2. koca/iri i. 1. A, İngiliz alfabesinin birinci harfi. 2. müz. la notası. 3. en yüksek not veya dili birinci s ınıf, klas; çok harf. s., k. en iyi kaliteyi simgeleyen kaliteli. k ıs. Alcoholics Anonymous. i. Adsız Alkolikler (alkolizmle savaşan bir grubun ad ı). k ıs. Artium Baccalaureus. i. lisans. z. i. sayıboncuğu, abaküs, çörkü. z., den. k ıçta, kıç tarafında. edat, den. gerisinde, arkas ında: abaft the beam kemerenin gerisinde. i., zool. abalon (bir deniz kabuklusu), Haliotis. f. 1. terketmek, b ırakmak: Don´t abandon me here! Beni burada bırakma! He abandoned shamanism and kapılma, a Muslim. Şamanizmi bırakıp i. 1. kendini (bir şeye) kaptırma, became kendini bırakma. 2. coşku. ümidi kesmek. kendini (bir şeye) kaptırmak/vermek: She abandoned herself to the music. terketmek. ğe kaptırdı. You´ve abandoned yourself to drink. gemiyi Kendini müzi s. 1. terkedilmiş, bırakılmış, metruk. 2. coşkulu, coşkun. 3. ahlaksız; utanmaz. i. 1. terk, b ırakma. 2. bak. abandon 2. f. -in kibrini k ırmak; alçaltmak. kendini alçaltmak. i. (-in) kibrini k ırma; alçaltma. f. utandırmak, -in gururunu incitmek. s. utandırılmış, gururu incitilmiş. z. utanarak, gururu incitilmi ş bir halde. f. 1. azalmak; hafiflemek: The wind had abated. Rüzgâr hafiflemi şti. 2. azaltmak; hafifletmek: This will abate the fever. Bu ate şi düşürür. i. 1. azalma; indirilme; hafifleme. 2. azaltma; indirme; hafifletme. i., İng. mezbaha, kesimevi.

abbess abbey abbot abbr abbreviate abbreviation ABC´s ABCs abdicate abdication abdomen abdominal abdominal cavity abdominal region abduct abduction abed abelia aberrant aberration abet abetment abetter abettor abeyance abhor abhorrence abhorrent abide abiding ability abject abjure Abkhas Abkhas Abkhasia Abkhasian Abkhasian Abkhaz Abkhaz Abkhazia Abkhazian Abkhazian abl ablative ablative ablaze

i. (kadınlar manastırında) baş rahibe. i. manastır. i. (erkekler manast ırında) başkan, başkeşiş. k ıs. 1. abbreviation kıs. (kısaltma). 2. abbreviated kıs. (kısaltılmış). f. k ısaltmak. i. 1. k ısaltma, bir sözcüğün veya söz grubunun kısaltılmış şekli. 2. k ısaltma, kısaltma işi. alfabe. 2. abece, alfabe, bir işin en önemli bilgileri: i., çoğ., k. dili 1. abece, He still hasn´t bak. ABC´s.ABC´s of the job. İşin abecesini hâlâ sökemedi. i., çoğ., k. dili, learned the f. 1. (kral/kraliçe) tahttan çekilmek, tac ını ve tahtını terketmek; yüksek bir mevkiden çekilmek. tac ını ve tahtını terketme; yüksek (tac ını ve tahtını) i. 1. tahttan çekilme, 2. (kral/kraliçe) (tahttan) çekilmek, bir mevkiden çekilme.1. kar ın. 2. (böcek gövdesinde) karın. i., anat. 2. (tahttan) çekilme; (yüksek bir mevkiden) çekilme. 3. s., anat. 1. karna ait. 2. (böcek gövdesindeki) karna ait. karın boşluğu. karın bölgesi. f. (birini) kaç ırmak. i. (birini) kaç ırma. z., eski yatakta. i., bot. abelya, Abelia. s. 1. anormal. 2. istisnai. i. 1. (doğru/doğal/normal olandan) sapma. 2. ruhb., gökb. sapınç, aberasyon. 3. 1. sapkı. f. (--ted, --ting)tıb. yardakç ılık etmek; kışkırtmak, tahrik etmek. 2. yardımda bulunmak. ılık etme; kışkırtma, tahrik etme. 2. yardımda bulunma. i. 1. yardakç i., bak. abettor. i. 1. yardakç ı; kışkırtıcı. 2. yardımda bulunan biri. i., huk. 1. uygulanmama: That rule has since fallen into abeyance. Sonra o (--red, uygulanmasından vazgeçildi. 2. sahipsiz kalma/olma, f. kuralın--ring) iğrenmek; iğrenip uzak durmak. i. iğrenme; iğrenip uzak durma. s. iğrenç. f. 1. by -e göre hareket etmek/davranmak; (vaade/karara) sad ık kalmak. 2. kalıcı,uymak, baki. s. by -e daimi; -e riayet etmek. 3. çekmek, tahammül etmek; -e i. yetenek, kabiliyet; dirayet. s. 1. rezil, berbat (bir durum); son derece kötü: She had never seen such abject poverty. Hiç öyle bir sefalet görmemi şti. He was an abject liar. Son f. yemin ederek vazgeçmek/reddetmek/inkâr etmek. i. (çoğ. Ab.khas) bak. Abkhaz 1. s., bak. Abkhaz 2. i., bak. Abkhazia. i., bak. Abkhazian 1. s., bak. Abkhazian 2. i. 1. (çoğ. Abkhaz) Abhaz. 2. Abhazca. s. 1. Abhaz. 2. Abhazca. i. Abhazya. i. 1. Abhaz. 2. Abhazca. s. 1. Abhaz. 2. Abhazca. k ıs. ablative. s., dilb. -den haline ait; -den halindeki. i., dilb. -den halindeki sözcük/sözcük grubu. s. 1. yanmakta olan, alevler içinde; tutu şmuş. 2. ışıl ışıl ışıldayan; pırıl pırıl parlayan.

able able-bodied ablute ablution ably ABM abnegate abnegation abnormal abnormality abnormally abnormity abo aboard aboard abode abode abolish abolition A-bomb abominable abominate abomination aboriginal aboriginal aborigine aborigines abort abortion abortionist abortive aboulia abound about about about About face! About ship! about-face about-face about-ship about-turn about-turn above above above above

s. yetenekli, kabiliyetli. s. sağlıklı, sıhhatli. f., şaka y. 1. yıkanmak. 2. yıkamak. i. aptes, gusül, yıkanma. z. ustaca, ustalıkla. k ıs. antiballistic missile. f. 1. feragat etmek; vazgeçmek; feda etmek; (sorumluluktan) kaçmak. 2. inkâr etmek, reddetmek. i. 1. feragat etme; vazgeçme; feda etme; (sorumluluktan) kaçma. 2. inkâr etme, reddetme. s. anormal. i. anormallik. z. anormal bir şekilde. i., bak. abnormality. i., aşağ. yerli, ataları çok eski çağlardan bu yana Avustralya´da yaşamış olan biri. z. (taşıt için) içinde, -de; (taşıt için) içine, -e: All aboard! Haydi binin! edat (taşıt için) içinde, -de: He was aboard the train. Trendeydi. i. 1. ikametgâh, ev. 2. (bir yerde) ikamet etme, oturma. f., bak. abide (4), (5), (6). f. kaldırmak, lağvetmek, ilga etmek; feshetmek. i. kaldırma, lağıv, ilga; fesih. i. atom bombas ı. s. 1. iğrenç, menfur. 2. çok kötü, berbat, pis. f. 1. iğrenmek, nefret etmek. 2. hiç sevmemek, nefret etmek. i. 1. iğrenç/menfur bir şey. 2. iğrenme, nefret etme. i. asıl yerli, ataları çok eski çağlardan bu yana belirli bir yerde yaşamış olan biri. eski ça ğlarda var olan; çok eski çağlardan kalan. 2. ataları çok s. 1. çok eski çağlardan bu1. i., bak. aboriginal yana belirli bir yerde yaşamış olan. i., çoğ. asıl yerliler, ataları çok eski çağlardan bu yana belirli bir yerde ya1. (dölütü) dü şürtmek/almak; -in dölütünü düşürtmek; (dölütü) f. şamış olanlar. düşürmek. 2. (henüz başlanmışken)(dölütü) vermek. 3. düşük yapmak. 4. i. 1. dölüt dü şürtme/alma, kürtaj. 2. -e son düşürtme/alma. 3. başarısızlık. 4. ask., bilg. (uçuşu/işlemi) yarıda kesme. 5. ask., bilg. i. kürtajc ı. s. başarısız. i., İng., ruhb., bak. abulia. f. (in/with) (bir yerde) bol/çok olmak. edat 1. hakk ında, ile ilgili, üzerine, üstüne: I know nothing at all about you. Senin hakk ında hiçbir şey bilmiyorum. I have doubts about them. about z. 1. aşağı yukarı, yaklaşık, az çok; hemen hemen, neredeyse: at Onlar six o´clock saat alt ı sularında. Come about midnight. Gece saat on iki s. ask. Geriye dön! den. Alesta tiramola! i. 1. ask. geriye dönü ş. 2. eskiden savunduğunun tersini savunmaya baask. geriye dönmek. f., şlama. f. (--ped, --ping) den. tiramola etmek. i., İng., bak. about-face 1. f., İng., bak. about-face 2. edat 1. üstünde; üstüne: She was then living in a room above the store. O zamanlar ıda; yukarıdaki: She lives above. Yukarıda oturuyor. He was z. 1. yukardükkân ın üstündeki bir odada oturuyordu.That was above and sitting on the branch above. Yukar ıdaki daldayazıda) eserin bundan A i. 1. the (bir sayfada) yukar ıda yazılanlar; (bir oturuyordu. 2. yukarıya: öncesinde yazıki, yukarıdaki, (sayfanın) yukarısında bulunan; daha önceki s. 1. the yukar ılanlar: As soon as you´ve read the above, give me a call. (bölüm/paragraf/sat ır/sayfa): The above picture depicts the city in 1782.

above all above all above average above average above par above sea level aboveboard aboveboard aboveground above-mentioned abovementioned abovestairs abrade abrasion abrasive abrasive abreast abridge abridgement abridgment abroad abroad abrogate abrogation abrupt abruptly abruptness abscess abscess abscessed abscissa abscond absence absence of mind absence without leave absent absent absent o.s. absent without leave absentee absentee absentee ballot absentee landlord absentee voter absenteeism absently absentminded

her şeyden önce, her şeyden çok. bilhassa, özellikle. ortalaman ın üstünde. vasatın üstünde. tic. yazılı değerin üstünde. deniz seviyesi üstünde. s. 1. dürüst: Be aboveboard with me! Benimle aç ık konuş! 2. yasal, kanuna ayk şekilde. z. dürüst birırı olmayan: It´s completely aboveboard. Tamamen yasal bir s. yerüstü, zemin üstündeki. s. the yukar ıda söz edilen/adı geçen; daha önce söz edilen/adı geçen: It contains an illustration of the above-mentioned picture. İçinde, yukarıda i. the yukar ıda söz edilen/adı geçen şey/kişi; yukarıda adı geçenler; daha önce söz edilen/adupstairs.şey/kişi; daha önce adı geçenler. z., s., i., İng., bak. ı geçen f. aşındırmak. i. 1. s ıyrık. 2. aşındırma; aşınma; abrasyon. s. 1. sinirlendirici, rahats ız edici. 2. aşındırıcı, abrasif. i. aşındırıcı, abrasif. z. yan yana, ayn ı hizada; başabaş. f. 1. (yazılı bir eseri) kısaltmak. 2. azaltmak. i., İng., bak. abridgment. i. 1. yazılı bir eserin kısaltılmış şekli: I don´t read abridgments of novels. Romanların kısaltılmış şeklini okumam. 2. you ever been kısaltma. 3. z. 1. yurtd ışında, dışarıda; yurtdışına: Have(yazılı bir eseri) abroad? Hiç yurtdışına çıktın mı? 2. ev dışında; ortada: That animal ventures abroad i. yurtdışındaki yerler, yurtdışı: Is there any news from abroad? Yurtdışından bir haber varkald ırmak. f. iptal etmek, feshetmek; mı? i. iptal, fesih; kald ırma. s. 1. ani, birdenbire oluveren, apans ız, ansız: They made an abrupt departure. Gitmeleri ani oldu. 2. k k ısa ve ters bir şekilde. an abrupt bir z. 1. aniden, birdenbire, birden. 2.ısa ve ters: He gave me 3. dik/sarpreply. şekilde. 2. k ısa ve ters oluş. 3. diklik, sarplık. i. 1. anilik. i. apse. f. apse olmak. s. apseli, apse olmu ş. çoğ. --s (äbsîs´ız)/--e (äbsîs´i) i., mat. apsis. f. (bir suçtan dolayı) kaçmak, sıvışmak. i. 1. yokluk, bulunmama: We felt her absence. Yoklu ğunu hissettik. He returned after an absence of six months. Alt ı aylık bir aradan sonra dalgınlık. ask. (tekrar dönmek üzere görev yerinden) izinsiz olarak ayr ılma. s. 1. (bir yerde bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan (kişi); (orada art f. ık) bulunmayan (kişi): How many people are absent today? Bugün kaç 1. ç ıkmak, gitmek: I shall absent myself. Çıkacağım. He absented himself for adönmek üzere görev yerinden) izinsiz olarak ayr ılmış olan. ask. (tekrar few days. Birkaç gün yoktu. 2. from -den uzak durmak, -e i. (bir yerde bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan kişi/şey, hazır olmayan kişi.bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan (kişi). s. (bir yerde posta yoluyla verilen oy. kiraya verdiği gayrimenkulden uzakta yaşayıp onunla pek ilgilenmeyen mülk sahibi. oy veren seçmen. posta yoluyla i. 1. (işe, okula v.b.´ne) devamsızlık. 2. kiraya verdiği gayrimenkulden uzakta ya şayıp onunla pek ilgilenmeme. z. dalgın dalgın. s. dalgın.

absinth absinthe absolute absolute majority absolute majority absolutely absolution absolutism absolutist absolutist absolve absorb absorbable absorbed absorbency absorbent absorbent absorber absorbing absorption absorptive abstain abstainer abstemious abstemiously abstemiousness abstention abstinence abstinent abstract abstract abstract abstract art abstract expressionism abstract number abstracted abstraction abstruse absurd absurd absurdity absurdly Abu Dhabi abulia abundance abundant abundantly

i., İng., bak. absinthe. i. apsent. s. 1. tam, eksiksiz: His trust in them was absolute. Onlara olan güveni tamdı. ğunluk.mutlak, saltık, sınırsız: absolute monarchy mutlak monarşi. salt ço 2. pol. salt çoğunluk. z. 1. (äb´s ılutli) (nitelediği sözcükten önce gelince) çok, bayağı: You´re absolutely(günah) Allah taraf ından affedilme; (günah için) af. 2. acıktık! 2. i. 1. Hrist. right! Çok hakl ısın! We´re absolutely famished! Çok aklama, beraat saltç ılık, 3. from (bir sorumlulu ğu/yükümlülüğü) yerine getirmekten i., pol. ettirme. mutlakıyet. s., pol. saltç ı. i., pol. saltç ı. f. 1. Hrist. Allah ad ına (günahı) affetmek. 2. affetmek. 3. aklamak, beraat ettirmek. 4. from (birini) (bir sorumlulu ğu/yükümlülüğü) yerine getirmekten f. 1. (s ıvıyı/gazı/ışığı/sesi) soğurmak, içine çekmek, emmek, absorbe etmek. 2. ö ğrenmek. 3. (dikkati/enerjiyi/zamanı/parayı) almak; (enerjiyi) s. soğurulabilecek, emilebilecek; soğurulabilen, emilebilen. s. tüm dikkatini bir şeye vermiş. i. soğurganlık, emicilik. s. soğurgan, emici, absorban: absorbent cotton hidrofil pamuk. i. soğurgan, emici, absorban. i. soğurucu, emici, absorplayıcı. s. insanın tüm dikkatini toplayan; sürükleyici. i. 1. soğurma; soğrulma; absorpsiyon. 2. öğrenme. 3. (dikkati/enerjiyi/zaman ı/parayı) alma; (enerjiyi) emme. 4. içine alma, s. soğurucu, emici. f. 1. from (bir şeyi) yapmamak: He´s decided to abstain from alcohol. İçki içmemeye karar verdi. 2. oy vermemek, çekimser kalmak. 3. içki i. 1. içki içmeyen biri. 2. oy vermeyen biri, çekimser kalan biri. s. (özellikle yeme içme konusunda) kendini tutan; a şırıya kaçmayan; aşırılıklar bulunmayan. konusunda) kendini tutarak; a şırıya kaçmadan. z. (özellikle yeme içme i. (özellikle yeme içme konusunda) kendini tutma; a şırıya kaçmama, riyazet. i. 1. çekimser oy; oy vermeme, çekimser kalma. 2. from (bir şeyi) kasten yapmama. (bir şeyi) yapmama, riyazet; (yeme içme konusunda) kendini i. 1. (from) tutma. 2. k ıran, riyazetçi. s. nefsini içki içmeme. 3. cinsel riyazet. s. soyut, abstre. i. 1. özet. 2. soyut sanat eseri. f. 1. (äb´sträkt) özetlemek, özet haline getirmek. 2. (äbsträkt´) kafas ını meşgul etmek. 3. (äbsträkt´) çalmak, aşırmak. 4. (äbsträkt´) soyutlamak. soyut sanat. soyut ekspresyonizm. mat. soyut sayı. s. dalgın. i. 1. soyut kavram, soyutlama. 2. soyutlama, soyutlama eylemi. 3. dalgınlık, düşünceye dalmış olma. 4. s. kavranmas ı zor, anlaşılması güç. güz. san. soyutluk. 5. soyut sanat s. saçma, abes, absürd. i. i. 1. saçma olma, saçmal ık, abeslik. 2. saçmalık, saçma söz/davranış. z. 1. saçma bir şekilde. 2. k. dili çok, feci derecede: She´s absurdly rich. Feci derecede zengin. Abu Dabi. i., ruhb. abuli. i. 1. bolluk, çok olma. 2. bereket, bolluk. 3. refah, varl ık ve rahatlık. s. 1. bol, çok. 2. bereketli; feyizli. z. bol/çok miktarda: The fruit trees were now bearing abundantly. Meyve ağaçları artık çok verimli olmuştu.

abuse abuse abuse o.s. abusive abut abutment abysmal abyss AC acacia academic academic academician academy acanthus accede accede to the throne accelerate acceleration accelerator accent accent accentuate accept

i. 1. yetkiyi/görevi kötüye kullanma, suiistimal; do ğru olmayan bir şekilde kullanma; gere ği gibi kullanmama; istismar. 2. kötüleme. 3. kötü f. 1. (yetkiyi/görevi) kötüye kullanmak, suiistimal etmek; do ğru olmayan bir şekilde kullanmak; gereği gibi kullanmamak; istismar etmek. 2. mastürbasyon yapmak. s. 1. kötüleyici; kötü sözlerle dolu; kötü sözler söyleyen. 2. kötü (davran --ting) 1. (on/upon) (-e) biti şmek, bitişik olmak. 2. against -e f. (--ted,ış). dayanmak. i. 1. (köprünün k ıyıya dayandığı yerdeki) ayak. 2. bitişme yeri. 3. bitişme. 4. dayanma. kötü, feci. s., k. dili çok i. dipsiz gibi görünen yer; uçurum. k ıs. alternating current. i. dalgalı akım. i., bot. 1. mimoza, akasya, Acacia. 2. akasya, yalanc ı akasya, Robinia pseudoacacia. 2. teorik, kuramsal. 3. pratik de ğeri/önemi olmayan. 4. s. 1. akademik. resmi, kitabi. ğretim görevlisi. i. üniversite ö i. 1. üniversite ö ğretim görevlisi. 2. akademi üyesi, akademisyen. i. akademi; yüksekokul. i., bot. ayı pençesi, akantus, akant, Acanthus. f. to 1. -e razı olmak. 2. (hükümdar) (tahta) çıkmak. tahta ç ıkmak. f. hızlandırmak; hızlanmak, ivmek. i. hızlandırma; hızlanma, ivme. i. gaz pedalı. i. 1. dilb. vurgu, aksan. 2. dilb. vurgu i şareti. 3. şive. f. vurgulamak. f. vurgulamak.

f. 1. kabul etmek; razı olmak; kabullenmek. 2. (bir şeyi) teslim almak. accept/assume responsibility for -in sorumlulu ğunu üzerine almak. s. kabul edilir, makbul. acceptable i. 1. kabul. 2. (bir şeyi) teslim alma. acceptance i. 1. giriş, geçit. 2. to (biriyle) görüşme imkânı; (bir şeyden) faydalanma access hakk ı/imkânı: He has access ulaşılabilir olma. 3. görüşülebilir olma. 4. i. 1. ulaşılabilirlik. 2. kolaylıkla to him. İstediğinde onunla görüşebilir. 3. accessibility accessible accessible to the public accession accessory accessory after the fact accident accident victims accidental accidentally accident-prone acclaim acclaim acclamation acclimate acclimation acclimatise acclimatization acclimatize kolaylıkla görüşülebilir olma. ulaşılabilen. 3. görüşülebilen. 4. kolaylıkla s. 1. ula şılabilir. 2. kolaylıkla 5. to -den etkilenebilir olma. görüşülebilen. 5. to -den etkilenebilir. halka aç ık.

i. 1. (tahta) ç ıkma. 2. (bir müze veya kütüphanenin koleksiyonuna) yeni al1. aksesuar, eklenti: These are accessories for the new machine. i. ınan eşya, kitap v.b. Bunlar yeni makinenin aksesuarlar ı. 2. (kadın giysisini bütünleyen) huk. suç işlendikten sonra suç ortağı olan kimse. i. 1. kaza (kötü olay). 2. rastlant ı. 3. fels. ilinek, araz. kazaya u ğrayanlar. s. 1. kaza eseri olan, yanl ışlıkla olan. 2. tesadüfen meydana gelen. 3. fels. ilineksel. z. 1. kazara, yanlışlıkla. 2. tesadüfen. s. hep kazaya u ğrayan; sakar. f. 1. bağırarak/alkışlayarak/tezahüratla (birini) (bir şey) ilan etmek: They acclaimed himış. 2. tezahürat. bir tezahüratla onu imparator ilan ettiler. i. 1. övme, alk emperor. Büyük i. 1. bağırarak/alkışlayarak/tezahüratla ilan etme. 2. tezahürat. 3. övme, alk ış. f. 1. alıştırmak, intibak ettirmek: I´m acclimating myself to the customs here. Kendimi intibak ettirme. 2. alışma, intibak2. (to) (-e) alışmak, intibak i. 1. alıştırma, buradaki âdetlere al ıştırıyorum. etme. f., İng., bak. acclimatize. i. 1. alıştırma, intibak ettirme. 2. alışma, intibak etme. f. 1. alıştırmak, intibak ettirmek. 2. alışmak, intibak etmek.

accolade accommodate accommodate o.s. to accommodate one´s pace/step to accommodate their differences accommodating accommodation accommodation ladder accompaniment accompanist accompany accomplice accomplish accomplished accomplishment accord accord accordance accordant according as according to according to all accounts according to Hoyle according to one´s own lights according to plan accordingly accordion accordion accost account account book accountable accountant accounting accounts payable accounts receivable accrue accumulate accumulation accuracy accurate accusation accusative accusative accuse accused accustom

i. 1. ödül. 2. övgü: It received accolades from all the newspapers. Tüm gazetelerden övgüler ald The cell had lastly accommodated a drunkard. f. 1. almak, bar ındırmak: ı. Hücre en son bir ayya şı barındırmıştı. This room can accommodate four -e ayak uydurmak, -e uyum sa ğlamak. birine ayak uydurmak. aralarındaki anlaşmazlıkları uzlaşma yoluyla gidermek. s. uysal, yumu şak başlı. i. 1. kalacak yer: In that region accommodation for the traveler is hard to find. borda iskelesi. den. O bölgede konaklama yeri zor bulunur. 2. uzla şma: Have you i. 1. müz. e şlik. 2. to -e eşlik eden şey: It´s a nice accompaniment to the roast. Rostoyla beraber güzel. i., müz. e şlik eden kişi, eşlikçi. f. 1. eşlik etmek, refakat etmek, beraberinde gitmek. 2. müz. eşlik etmek, refakat etmek. 3. ile beraber (bir şey) yapmak: He accompanied the curse i. suç orta ğı. f. başarmak, becermek, üstesinden gelmek. s. 1. işini iyi bilen, usta. 2. sosyetenin görgü kurallarını ustalıkla uygulayabilen.becerme, üstesinden gelme. 2. başarı, başarılan iş. 3. i. 1. başarma, marifet. devlet aras ında olan) anlaşma. 2. uyum, ahenk. 3. uyuşma, i. 1. (iki mutabakat. uymak, ile ba ğdaşmak, -e uygun olmak/gelmek. 2. with -e f. 1. with -e yak ışmak, -e uygun gelmek/düşmek. 3. vermek:them were delayed for i. verme: The accordance of these privileges to He accorded them that five years. Bu imtiyazlar ın onlara verilmesi beş senelik bir gecikmeye s. bağ. -e göre. z. 1. İki seçeneği olan bir durumu belirtir: You can stay or go, according as you uygun olarak: veya gidebilirsin, nas ıl istersen. It can edat 1. -e göre, -elike. KalabilirsinArrange yourselves according to your height! Boy s ırasına girin! 2. -e göre, (birinin) dediğine/gösterdiğine göre, tüm anlattıklarına göre: He was drunk, according to all accounts. Tüm anlattıklarına göre sarhoştu. usulüne göre, usulen. kendi inançlar ına göre. planlandığı gibi, planlanana uygun bir şekilde. z. 1. ona göre, öyle, öylece: He told me to shoot him, and I acted accordingly. i. akordeon. Kendisini vurmam ı istedi; ben de öyle yaptım. 2. bu yüzden, s. akordeon gibi aç ılıp katlanan, akordeon: accordion door akordeon kapı. f. 1. yakla şıp/gidip (birine) bir şey söylemek. 2. para karşılığında seks teklif etmek. i. 1. hesap. 2. röportaj; (birinin) anlatt ığı. f. for -i anlatmak, -i açıklamak, -i izah etmek. hesap defteri. s. sorumlu. i. muhasebeci. i. muhasebe. tic. alacaklılar hesabı. tic. borçlular hesab ı. f. 1. birikmek. 2. to -e gelmek: What advantages will accrue to us from this? Bunun bize ne gibi faydalar ı olacak? f. toplamak, biriktirmek; toplanmak, birikmek, y ığılmak. i. 1. birikim, birikme. 2. birikinti. i. 1. doğruluk. 2. yanlış yapmamaya özen gösterme. s. 1. doğru, tam. 2. yanlış yapmamaya özen gösteren. i. suçlama. s., dilb. -i haline ait; -i halindeki. i., dilb. -i halindeki sözcük/sözcük grubu. f. suçlamak, itham etmek. s. sanık. f. alıştırmak.

ace ace an exam acetone acetylene ache achieve achievement acid acknowledge acknowledgment acne acorn acoustics acquaint acquaint o.s. with acquaintance acquiesce acquire acquisition acquisitive acquit acquit o.s. well acquittal acre acrid acrobat acrobatic acrobatics acronym across across the board across the way act act as act in unison act on a suggestion act on s.o.´s advice act up acting action activate activation active active service active verb activism activist

i. 1. isk. as, birli. 2. k. dili uzman, eksper. s., k. dili i şinin ehli, as. f. k. dili s ınavda (dokuz ila on arasında) yüksek bir not almak. i. aseton. i. asetilen. i. ağrı, sızı, acı. f. ağrımak, sızlamak, acımak. f. başarmak, yapmak; elde etmek, kazanmak. i. 1. başarı. 2. elde etme, kazanma. i. asit. s. 1. asit. 2. i ğneleyici: an acid remark iğneleyici bir söz. f. 1. (bir gerçe ği) kabul etmek. 2. (bir şeyin alındığını/farkedildiğini) bildirmek. i. 1. (bir gerçe ği) kabul etme. 2. (bir şeyin alındığını/farkedildiğini) bildirme. 3.akne, ındı. i. tic. al ergenlik. i. meşe palamudu. i. akustik. f. 1. bilgi vermek, haberdar etmek. 2. tan ıtmak: This book is designed to acquaint its readers with new developments in the field of genetic hakk ında bilgi edinmek. i. tanıdık, tanış. f. boyun e ğmek, katlanmak, kabullenmek. f. 1. elde etmek, edinmek, almak. 2. kazanmak: acquire a bad reputation kötü bir etme, edinme, alma. 2. kazanma. 3. elde edilen şey, edinti. i. 1. eldeşöhret kazanmak. s. bir şeyler elde etmeye çok hevesli, mal canlısı, açgözlü. f. (--ted, --ting) aklamak, temize ç ıkarmak, beraat ettirmek. yüzünün ak ıyla çıkmak. i. aklanma, beraat. i. 0,404 hektarlık arazi ölçü birimi. s. acı, ekşi, keskin. i. akrobat, cambaz. s. akrobatik. i. akrobatlık, cambazlık. i. birkaç kelimenin ba ş harflerinin veya ilk hecelerinin birleşmesiyle meydana gelenından öbür tarafına: He stretched a rope across the river. edat 1. bir taraf kelime: NATO, UNESCO. Nehrin bir taraf ından öbür tarafına bir ip gerdi. 2. karşısında: Serra lives herkesi ayn ı derecede etkileyen (ücret/vergi). yolun öte taraf ında, karşı tarafta. i. 1. hareket, eylem. 2. kanun, yasa. 3. tiy. bölüm, perde. 4. rol yapma, oyun. f. 1. rol yapmak,yapmak. 2. harekete geçmek. 3. davranmak, başkasının vazifesini oynamak. birlikte hareket etmek. yapılan teklife göre davranmak. birinin sözüne uymak, birinin sözüne göre hareket etmek/davranmak. yaramazlık etmek, gösteriş yapmak. i. oyunculuk. s. vekâlet eden, vekil: acting president ba şkan vekili. i. 1. hareket, eylem. 2. etki. f. 1. harekete geçirmek, hareketlendirmek. 2. harekete geçmek, hareketlenmek. i. 1. harekete geçirme, hareketlendirme. 2. harekete geçme, hareketlenme. s. 1. faal, hareketli, aktif. 2. dilb. etken. askerlik hizmeti. dilb. etken fiil. i. eylemcilik. i. eylemci.

activity actor actress actual actuality actually acumen acupuncture acute acute angle acute angle AD ad adage Adam adamant adamantly adapt adapt o.s. to adaptable adaptation adapter adaptor add add fuel to the flames add spice to add up add up to addendum addict addict adding machine addition additional additive addled address address a remark to addressee adduce adept adequacy adequate adhere adherence adherent adhesion

i. faaliyet, etkinlik. i. aktör, oyuncu. i. aktris, kad ın oyuncu. s. gerçek, do ğru. i. gerçek, hakikat. z. aslında; gerçekten. i. çabuk kavrama yetene ği, keskin zek-â. i. akupunktur. s. 1. keskin. 2. t ıb. akut, hâd. 3. tiz. geom. dar aç ı. geom. dar aç ı. k ıs. Anno Domini M.S. (milattan sonra), İ.S. (İsa´dan sonra). i. ilan, reklam. i. atasözü. i. Âdem Baba, Âdem. Adam´s apple anat. âdemelmas ı. s. son derece kararlı, katı. z. inatla, katı bir şekilde. f. 1. uyarlamak, adapte etmek. 2. al ışmak, intibak etmek. -e kendini alıştırmak. s. yeni ko şullara adapte olabilen/uyarlanabilen. i. 1. uyarlama, adaptasyon. 2. al ışma, intibak. i. 1. elek., mak. adaptör. 2. uyarlay ıcı, adapte eden. i., bak. adapter. f. 1. eklemek, ilave etmek; katmak. 2. toplamak. k. dili yang ına körükle gitmek. k. dili -i canland ırmak, -i ilginçleştirmek. 1. toplamak. 2. k. dili makul olmak, akla yak ın olmak. 1. -e varmak, (bir yekûn) tutmak. 2. k. dili ... anlam ına gelmek: What it adds up to is that you´re not coming. Gelmeyeceksin anlam çoğ. ad.den.da (ıden´dı) i. ilave, ek; ilave edilecek şey/söz. ına geliyor. i. bağımlı, müptela; tiryaki: drug addict uyuşturucu bağımlısı. cigarette addict sigara tiryakisi. f. alıştırmak. hesap makinesi. i. 1. ekleme, ilave. 2. ek, ilave. 3. mat. toplama. s. biraz daha, ilave edilen, eklenilen. i. 1. katk ı. 2. katılan kimyasal madde, katkı maddesi. s. toplamsal, ilave olunacak. s. 1. sersem, şaşkaloz. 2. cılk (yumurta). i. 1. (veya ä´dres) adres. 2. söylev, nutuk. f. 1. hitap etmek. 2. adres yazmak.bir söz yöneltmek. (birine) i. alıcı, kendisine mektup/paket gönderilen kimse. f. (kanıt) ileri sürmek. s. (at/in) usta, çok becerikli; mahir. i. (ä´dept) usta, i şinin ehli. i. yeterlilik, kifayet. s. yeterli, kâfi. f. to 1. -e yap ışmak. 2. -e sadık kalmak, -e bağlı kalmak. i. 1. yapışma. 2. bağlılık. i. taraftar, yanda ş. i. 1. yapışma. 2. to -e bağlı kalma, -e sadık kalma, -e uyma.

adhesive adhesive tape adj. adjacent adjective adjoin adjoining adjourn adjust adjust o.s. to adjustment administer administer an oath administration administrative administrator admirable admiral admiration admire admirer admiring admissible admission Admission free. admit admit of admittance admonish admonition admonitory ado adolescence adolescent adopt adopted child adopted child adoption adorable adoration adore adorn adornment adrift adroit adsorb adsorbent

s., i. yap ışkan, yapıştırıcı. (yapıştırıcı) bant. k ıs. adjacent, adjective, adjustment. s. (to) (-e) bitişik, bitişikteki; komşu. i., dilb. s ıfat. f. bitişik olmak. s. bitişik, bitişikteki, yan, yandaki. f. 1. oturuma son vermek. 2. (toplant ı/oturum) sona ermek, bitmek. 3. (bir başka yere) geçmek. f. ayar etmek, ayarlamak. kendini -e alıştırmak. i. 1. ayarlama. 2. kendini al ıştırma. 3. tic. tazminat miktarının sigortalı ve sigortac ı arasında etmek. f. yönetmek, idare kararlaştırılması. yemin ettirmek, ant içirmek. i. yönetim, idare. s. idari, yönetimle ilgili, yönetimsel. i. yönetici, idareci. s. takdire de ğer, beğenilecek, çok güzel. i. amiral. i. takdir, be ğenme. f. takdir etmek, be ğenmek; hayran olmak, hayran kalmak. i. takdir eden, be ğenen; hayran. s. takdir ettiğini belirten; hayran, hayranlık gösteren. s. kabul edilebilir. i. 1. içeri alma; kabul; giri ş. 2. giriş ücreti, giriş. 3. itiraf. Giriş serbest. f. (--ted, --ting) 1. içeri almak, almak; kabul etmek: They won´t admit you. Seni içeri sokmazlar. 2. itiraf etmek. imkân vermek. i. kabul; giriş. f. tembih etmek; kula ğını çekmek. i. tembih; kula ğını çekme. s. uyarı niteliğinde. i. insanı yoran hazırlıklar; koşuşmalar. i. ergenlik, ergenlik ça ğı. s., i. ergen, ergenlik ça ğında olan (genç). f. 1. evlat edinmek. 2. edinmek, benimsemek. evlatlık, manevi evlat. evlat edinilmiş çocuk, evlatlık. i. 1. evlat edinme. 2. edinme, benimseme. s. tapınılacak, çok güzel ve sevimli. i. tapınma, çılgınca sevme. f. 1. tapınmak, tapmak, çılgınca sevmek. 2. (Allaha) tapınmak, tapmak. f. süslemek, donatmak, donamak. i. 1. süsleme. 2. süs. s. s. usta, çok becerikli. f., kim. adsorbe etmek. i., s. adsorban.

adsorption adult adulterate adulterer adulteress adultery adv. advance advanced advanced in years advanced in years advancement advantage advantageous advent adventure adventurer adventuresome adventurous adverb adversary adverse adversity advertise advertise for s.o. advertisement advertising advertising agency advertize advertizement advertizing advice advisable advise adviser advisor advisory advisory committee advocate advocate adz adze Aegean aerial aerial view aerobics aerodrome

i., kim. adsorpsiyon. s., i. yetişkin; huk. ergin, reşit. f. içine yabanc ı madde katmak. i. zina yapan erkek. i. zina yapan kad ın. i. zina. k ıs. adverb. i. 1. ilerleme, ileri gitme. 2. yakla şım; teklif. 3. tic. avans. f. 1. ilerletmek; ilerlemek.ş, ileri. s. ilerlemi 2. artmak; art ırmak. 3. avans vermek. 4. ileriye almak. 5. yaşlı. a child who´s advanced for his age yaşına göre çok bilgili bir çocuk. yaşlı. i. ilerleme. i. 1. avantaj, üstünlük sa ğlayan şey. 2. yarar, fayda. s. avantajlı, yararlı, faydalı. i. geliş, varış. i. macera, serüven. i. 1. serüvenci, macerac ı. 2. dolandırıcı, dalavereci. s., bak. adventurous. s. 1. macerac ı, maceraperest. 2. maceralı. i., dilb. zarf, belirteç. i. 1. spor, isk. rakip. 2. dü şman. s. 1. kötü, elverişsiz. 2. menfaatine aykırı, aleyhte. i. 1. zorluk, güçlük, s ıkıntı. 2. sıkıntılı bir durum/zaman. f. 1. reklam ını yapmak. 2. ilan etmek. ilan arac ılığıyla eleman aramak. i. ilan, reklam. i. reklamc ılık. reklam ajans ı. f., bak. advertise. i., bak. advertisement. i., bak. advertising. i. nasihat, ö ğüt, tavsiye. s. ak ıllıca, makul, doğru. f. 1. tavsiye etmek, ö ğütlemek. 2. tic. bildirmek. ill-advised s. akılsız, tedbirsiz. i. danışman, müşavir; akıl hocası; rehber, kılavuz. i., bak. adviser. s. danışma kurulu. f. desteklemek, savunmak. i. 1. savunucu. 2. huk. avukat. i. keser. i., bak. adz. s. Ege. i. 1. anten. 2. havai. havadan görünü ş. i., s. aerobik. i., İng. havaalanı, havalimanı.

aerogramme aeroplane aerosol aesthete aesthetic aesthetics aestival afar afar off affable affair affect affect ignorance affectation affected affection affectionate affidavit affiliate affiliate affiliate o.s. with affiliated affiliation affinity affirm affirmation affirmative affix affix afflict afflicted affliction affluence affluent afford affront Afghan Afghanistan afield afire afloat afraid afresh Africa African after after a fashion

i. hava mektubu. i., İng., bak. airplane. i. sprey tüpü, aerosol. i. estet. s., i. estetik. i. estetik. s. yaza özgü. z. çok uzakta. s. rahat, dostça ve sokulgan. i. 1. sorun, mesele, iş. 2. k. dili şey (makine/eşya). 3. k. dili olay, skandal. f. 1. etkilemek, tesir etmek; dokunmak. 2. (hastal ık) zarar vermek: My arm is affected. Hastal ık koluma yayıldı. 3. gibi görünmek, yalancıktan cahillik taslamak, bilmezlikten gelmek. i. sahte tavır, yapmacık. s. 1. (hastalıktan) zarar görmüş. 2. sahte, yapmacık, yapmacıklı. i. muhabbet, şefkat, sevgi. s. sevgisini gösteren; şefkatli, sevecen, sevgi dolu. i., huk. yeminli ve yazılı ifade. f. bağlamak. i. (başka bir şirkete) bağlı olan şirket. ile bağ/ilişki kurmak. s. bağlı. i. bağlantı, ilişki. i. 1. benzerlik, benzer taraf. 2. sempati; sevgi. f. doğrulamak, tasdik etmek. i. doğrulama, tasdik. s. olumlu. i. olumlu cevap. f. 1. takmak; yap ıştırmak. 2. (imza) atmak; (mühür) basmak. i., dilb. önek veya sonek. f. 1. ac ı vermek, ıstırap vermek. 2. başına bela olmak. s. (zihinsel/bedensel bak ımdan) özürlü. i. dert; hastalık. i. zenginlik, refah. s. zengin, gönençli. f. 1. mali gücü yetmek, (bir şey için) parası olmak. 2. (bir şeyi) zarar görmeden küçük dü şüren davranış. f. hakaret etmek, angry. düşürmek. i. hakaret, yapabilmek: You can´t afford to make him küçük Onu i. Afganlı, Afgan. s. 1. Afgan. 2. Afganlı. i. Afganistan. z. k ıra, kırda, evden uzak. s. tutuşmuş; alevler içinde. z. s. z. yeniden. i. Afrika. i. Afrikalı. s. 1. Afrika, Afrika´ya özgü. 2. Afrikalı. edat 1. -den sonra. 2. için, yüzünden; -den dolay ı. 3. ardından: After them came the giraffes. Onlar ın ardından zürafalar geldi. s. sonraki. z. sonra. a şöyle böyle.

after all after all after the dust has settled after the fashion of afterlife aftermath afternoon aftershave aftertaste afterthought afterward afterwards again against against nature against s.o.´s will agave age age limit age limit aged ageless agency agenda agent agent provocateur agglomerate agglomeration aggrandise aggrandisement aggrandize aggrandizement aggravate aggregate aggression aggressive aggressor aggrieved aghast agile agility agility of mind agitate agitated agitation agitator aglow

bununla birlikte, yine de, buna ra ğmen. nihayet. 1. toz da ğıldıktan sonra. 2. ortalık sakinleşip herkes kendine geldikten sonra, ortalık yatıştıktan sonra. ... gibi, ... tarzında. i. ahret, öbür dünya. i. (kötü) sonuç. i. öğleden sonra. i. tıraş losyonu. i. ağızda kalan tat. i. sonradan akla gelen dü şünce. z., bak. afterwards. z. sonra, sonradan. z. tekrar, yine, bir daha. edat 1. kar şı: against the current akıntıya karşı. a vaccine against the flu gribe karaykırı.aşı. 2. aleyhinde, karşı: a vote against the president doğaya şı bir birinin iste ğine karşı. i., bot. agave, agav, Agave. i. 1. yaş. 2. çağ, devir. yaş haddi. yaş haddi. s. 1. (eycd) ya şında: a girl aged four dört yaşında bir kız. 2. (ey´cîd) yaşlı, ihtiyar. 3. (ey´cîd) yıllanmış; eski. 2. eskimeyen. s. 1. yaşlanmayan, ihtiyarlamayan. i. 1. acente; ajans: travel agency seyahat acentesi. news agency haber ajansı. 2. devlet dairesi. i. gündem. i. 1. acente, temsilci. 2. ajan. çoğ. a.gents pro.vo.ca.teurs (^jan´ prôvôk^tör´) provokatör, kışkırtıcı ajan. i. aglomera. i. aglomerasyon. f., İng., bak. aggrandize. i., İng., bak. aggrandizement. f. büyütmek. i. büyütme. f. 1. kötüle ştirmek, zorlaştırmak, ağırlaştırmak, şiddetlendirmek: Don´t scratch that 2. agrega. aggravate it. O yaray ı kaşıma, azdırırsın. i. 1. toplam. sore; you´ll i. saldırganlık. s. saldırgan. i. saldırgan, saldıran. s. incitilmiş; mağdur. s. dehşet içinde, donakalmış. s. çevik. i. çeviklik. zekâ k ıvraklığı. f. 1. çalkalamak, çalkamak; kar ıştırmak. 2. heyecanlandırmak. 3. ruhb. ajite etmek. 4.ı.sallamak.ajite. s. 1. heyecanl 2. ruhb. i. 1. çalkalama, çalkama; ajitasyon. 2. heyecan. 3. ruhb. ajitasyon. 4. sallama. i. 1. k ışkırtıcı, tahrikçi, provokatör; eylemci, kampanyacı. 2. ajitatör, çalkalayıcı, karıştırıcı: washing machine agitator çamaşır makinesi s. parlak.

4. uçak gemisi. uçak postas ı. i. i. hasta olmak. bak. tıb. razı olmak. 3. herkese söylemek. s. i.. havalandırmak. hava freni. 1. i. aydınlık. uçaklar. . amaçs ız. ziraat. yardımcı. s. sözleşme. ıstırap çekmek. tarım. Anno Hegirae hicri. hava köprüsü.. yolcu uça ğı. razı. f. hasta. klimalı. ünlem 1. bak. havaalan ı. hava yoluyla ta şımak/götürmek. . Ah! (Özlem/be ğenme/pişmanlık/öfke/sevgi belirtir. i. havadan gelen (mikrop. önce. (bir şey) i. f. 2. iyi. z. klima. f. 1. havadan nakledilen. anlaşma. k ıs. hava kirliliği. hava kompresörü.). havayolu.). 1.. 2. tarım kredisi. hava üssü. iyi2. i. i. s. f. hoş. gaye. z. i. niyetinde olmak. i. 2. tic. na ğme. uçmakta olan. hastalık. zirai. anlaşmak. s. Ah!/Of! (Acı belirtir. agonize. İng. 1. 2. erken. 2. i.. hava filtresi. hava kuvvetleri. maksat. i. ni şan almak. i. 2. i. hava boşluğu..ago agonise agonize agony agree agreeable agreement agricultural agricultural credit agriculture agriculturist aground AH ah ahead ahead of time AIDS aid Aids ail ailing ailment aim aim at aim to aimless air air base air brake air compressor air filter air force air force air pollution air pressure air raid air shaft airborne air-conditioned air-conditioner aircraft aircraft carrier airfield airlift airline airliner airmail z. AIDS. ıstırap. i. 2. f. (bir şey) (başka bir şeye) uymak. yardım etmek. i. çiftçi. rahats ız. 3. Vay! (Şaşkınlık belirtir. 1. i. 1. s. rahatsızlık.b. hava bas ıncı. geçinmek. AIDS. ileride. tıb. yard ım. rıza göstermek. f.. f. evvel: a long time ago çok zaman önce. tarımsal. rahats ız olmak. hava kuvvetleri. uçak. (silah ı) (birine/bir yere) doğrultmak. havalı fren.). ileri. amaç. 3. hemfikir olmak. mutabık olmak. hava. s. (bir şeyi) (bir yere) fırlatmak. hava sald ırısı.. toz v. 1.). 3. tavır. f.

2. albeit an educated one. bir çeşit bira. uçak. z. namı diğer: Cavit alias the Bear Cavit namı diğer Ayı. uyanık. 5. neşe ve çeviklik. s. alkollü içki. sıraya koyma. korku. alg. bağ. soğutmak. havayollar ı.e şit bir şekilde: Treat them alike. z. 1. i. Arnavut. İng. açık hava. Birçok bak ımdan birbirimize benziyoruz. 1. dehşete düşürmek. Cezayir´e özgü. cebir. 2. oyuk. s. de olsa: He is. z. 3. Onlara eşit anat. 2. deh şet. alkolik. geçenek. i. s. k. birbirine benzer: We´re alike in many ways. 1. imbik.gae (äl´ci) i. i. i.. çal ım satan. çalar saat. Arnavutça. i.. aralık. alkolizm. s.. i. i. dili hiç veren. i. az açık (kapı). dili bahane. i. uzaklaştırmak. kaymakta şı. ak şın. . s. . hödü ğünçapar.. s. i. albüm. Cezayirli. 1. f. Arnavutluk. i. alkol. Cezayir.airmail letter airplane airplane crash airport airstrip airtight airways airy airy-fairy aisle ajar akin alabaster alacrity alarm alarm clock alarm clock alas Albania Albanian albeit albino album alcohol alcoholic alcoholism alcove ale alembic alert alfresco alga algebra Algeria Algerian alias alibi alien alienate alight align align o. i. albino. alkollü. nafaka. hava gibi hafif. canl ı. f. Söyledikleri şiire benziyor. i. 1. 1.. fantezi. i. havaliman ı. i. alarm. i. huk. Kısacası. yangın alarm ı. Cezayir. i. san ığın. tahsilli de olsa. şen. 1. 4. mazeret. a boor. 1. aynı hizaya getirme. yak ın: Her speech is akin to poetry. f. 1. s. 2. uçak kazas ı. inmek. al. çoğ. sıralar arası yol. uçuş pisti. hava geçirmez. açık havada yapılan. şevk. sindirim ayg ıtı. alkol. z. i. ünlem Eyvah!/Yazık! i. (duvarda bulunan) niş. 2. bir hava pratik 6. 1. i. albatr. Cezayirli. albeit painfully. i. ecnebi. olmayan. s. beslenmeye ait. s. birinin saff ına geçmek. biri.. havaalanı. i. with alignment alike alimentary alimentary canal alimony uçak mektubu. f. hayali. aynı hizaya getirmek. mat. konmak. 2. i. açık havada. 2. tehlikeden haberdar etmek. sıraya koymak. in short. tetikte olan. suçun işlendiği sırada başka yerde bulunduğu şeklindeki iddiası. çalar saat. havadar. kendine k. yabanc ı. s. i. havai. besleyici. ba şka ad. She´s learning French. takma isim. i. 2.s. korkutmak. s. tehlike işareti: fire alarm yangın zili. 2. hayal mahsulü. i. albinos. hücre gibi ve kapısız ufak oda. çevik. benzer.

dili Peki. i. s. Hepimiz gittik. dili ba ştan. (bir şeyin) girdisi çıktısı. bununla birlikte. yekûn olarak. hiç bitmeyecekmiş gibi gelen bir gece boyunca. canlı. aniden. s. 1. i. Hem Savunma Bakan ı. 2. alegori. hem de Eğitim Bakanıdır. 2. birden. Parlayan her şey altın değildir. her zaman. gelirim. her şeyi saran. 2. k. alkali. hafifletmek: allay s. all round All that glitters is not gold. öteden beri. 1. . hem .o. Yolun aç ık olsun! daha iyi. hayatta. altüst. bütün gece. hepsi: All of us went. 1. Bütün güller dikenlidir. .. tüm. her şey göz önünde tutulursa./Tamam. f. hep. birden. Peki. ans ızın. -den ba şka. Bütün gün çal ıştı. ani olarak. az daha. i. bütünüyle. karmakar ışık. (bir konunun/işin) tüm ayrıntıları.: He´s the Minister of Defense and the Minister of Education all in one. bütün. i. 1. sıra boyunca.. az kalsın. k. her alanda ba şarılı. kim. kalanların hepsi.´s fears birinin endişelerini yatıştırmak. başından beri. All the best! all the better all the ins and outs of all the livelong night all the rest all the same all the same all the time all the way all the while all the year round all there all things considered all told all too soon All´s fair in love and war. boyunca.: All right. s.. her zaman. pek erken. Allah all-around allay allegation allege allegiance allegorical allegory all-embracing s. He worked all day. Adaylar ın ikisi dışında hepsiyle görüştük. hem de . zamans ız. Allah. birdenbire. birdenbire. başından sonuna kadar.. pek çok yeteneği olan: an all-around student dört dörtlük bir ö ğrenci. sabaha kadar. diri. tüm yıl boyunca. her çeşit. -den gayri hepsi. 1. d ışında hepsi: We have interviewed all but two of the candidates. hepsi bir. aniden. ans ızın. k. alegorik. belirli bir müddetin ba şından sonuna kadar: She wasn´t surprised because she´d known it all the while. daima. tamamen. 2. i. tamamen. dili aklı başında. Ba ştan bildiği için şaşırmamıştı. s. hepsi: All roses have thorns./Görünüşe aldanmamalı. hep böyle. birdenbire. tekrar. iddia. bitmiş. sağ. I´ll come. ba ğlılık. baştan. (bir yerin) her taraf ı/yeri.alive alkali all all along all along all along the line all at once all at once all but all but all day all in a tumble all in one all manner of all night long all of a sudden all of a sudden all over All right! All right... i. hep birden.(mektubun sonunda) En iyi dileklerimle! 2. sadakat. dili Aferin!/Ya şa be!/Çok iyi!/Harika! k. iddia etmek. f. Aşkta ve savaşta her şey mubahtır. bütün gün. her şey göz önüne alınırsa.. yatıştırmak.

z. i.. badem. dili bütün gece süren bir olay. k. f. az kald ı. Bizimle beraber geldi. i. 1.. 2. hemen hemen: This picture´s almost done. be all right. ayırma. Az kaldı i.. kafadar. den. s. lise veya üniversite. z. 2.daha erkeni s. s. İng.allergic allergy alleviate alley alliance allied alligator all-inclusive all-night all-nighter allocate allocation allot allotment allow allow for allowable allowance alloy all-purpose all-right all-round all-rounder allspice allude allure alluring allusion ally ally o. bordasında.s. tahsis etmek. cazibe. müttefiklik. izin vermek. s. all-around. Geç All right!. s. hafifletmek. halen (Türkçede genellikle çevirisiz kalır. kald ın. to üstü kapalı bir şekilde -den bahsetmek.). he´s already gone. ağaç sınırının üstündeki bölgeye özgü. i.. -i hesaba katmak. k. müttefik. alaşım. uzakta. almanak. yalnız. anıştırmak. all-right. her şeyi kapsayan.b. z. s. z. i. yapılması uygun görülen. harçlık. amerika timsah ı. (süre) vermek/tanımak. Beklenenden . birleşme. 1. i. with/to -e bağlı. yapılmasında sakınca olmayan. s. i. neredeyse: He almost died. s. 2. s. i. z. azaltmak. tek başına. tahsisat. 2.. f. edat 1. z. ayırmak. s. dili iyi. albeni... birle şik. anla şma. with/to alma mater almanac almighty almond almost alms alone along alongside aloof aloud alphabet alphabetic alphabetical alpine already alright s. 1. 2. bordasına. mubah. ayrılmış/tahsis edilmiş şey. i. çekicilik. benzer. az daha. abece. i. müttefik. bir kimsenin mezun oldu ğu okul.): You´re too late. anıştırma. i. All right. çok kullanışlı.. 4. f.. dar sokak. yenibahar. yan ına. i. yalnız başına. bütün gece aç ık olan (lokanta. pol. s. i. 1. dili. alfabe. s. k. s. yanında. alfabetik. bak. sadaka. yüksek sesle. pek çok işe yarayan. edat boyunca: along the river ırmak boyunca. 3. pol. ile birleşmek. yüksek da ğlara özgü. müsaade etmek. s. with/to ile beraber. --ting) ayırmak. alerjik. alımlı. soğuk. az kalsın. bak. uzak. i. bütün gece süren (bir olay). cazibeli. bak. i. 2. ara yol. with ile beraber: He came along with us. çekici. pay. alfabe s ırasına göre dizilmiş: The words are in alphabetical order. uzak duran. f. tahsis. şimdiden. tahsis etmek. i. 2. dükkân v. Bu resim hemen hemen bitti. (--ted. i. 1. i. her şeye gücü yeten. Kelimeler alfabe s ırasına göre dizilmiş. ittifak. ima etmek. s. 2. 1. İng. k ısmen gidermek. her alanda başarılı kimse. f. kafa dengi. alerji. kastetmek. gitti. kimsesiz. 1. alphabetical. yalnız.

değişken. i. pusuya dü şürme. atmosfer. a. alternatif. am amalgam amalgamate amass amateur amaze amazement amazing ambassador ambassadress amber ambidextrous ambience ambiguity ambiguous ambition ambitious ambivalent amble ambulance ambush z. rahat rahat yürümek. çoğ. değişme. i. z..30. 2. birbirini s ırayla izleyen (şeyler). başkasının yerine geçebilen kimse. malgama. tamam ıyla. değiştirme. 1. nöbetle şe/sırayla yapma. a.): 2:30 A. f. (kad ın) elçi.nae (ıl^m´ni) i. s. alternatif. başka..lum. cankurtaran. s. with ile birleşmek. yükselti. amalgam. i. birleştirmek. karışık hisleri olan. birden fazla anlama gelme. Hava so ğuktu ve bir de i.M. 2. bak.also Alt key altar alter alterable alteration alternate alternate alternately alternating current alternation alternative alternator although altimeter altitude altogether alum aluminium aluminum alumna alumnus always always excepting am AM AM. (with) ile. elçi karısı. i. s. i.. 1. bir de: You´ll need pliers. (uzun zamandır güdülen) büyük amaç.lum. k ıs. insanı hayrete düşüren. elek. ante meridiem öğleden evvel (24. f. değişmek. her zaman. 1. büyükelçi. i. You´ll also need tape. şap. 1. i. aluminum.. hayrette b ırakmak. Sana kerpeten laz ım. hariç: Everybody came on time always excepting Levent. lise veya üniversite mezunu erkek.00. rak ım. bot. i. seçenek.. It was cold bilg. belirsizlik. ambülans. bir okul. hayrete düşürmek./Yapacak başka bir şey yoktu. irtifa. pusuya düşürmek. 3. Her zaman oldu ğu gibi Levent hariç herkes vaktinde f. 2. bak. 1. alüminyum. başka. sefire. 2. değişiklik. s. amatör. i. hava. i. Artium Magister (hümaniter bilimlerde master derecesinin k ıs. f. f. bir şeyi başarma/elde etme tutkusuyla yanıp tutuşan veya dolu. i. birbirine zıt hisleri olan. ambiyans. kehribar. 1. s. biriktirmek. i. .00 arasındaki saatler için k ısaltması).00-12. sefire. i.. çoğ. şık: kalmamalternatör. birbirini sırayla izlemesini sağlama. şaşırtıcı. 1. and it was also wet. iki elini ayn ı şekilde kullanabilen. alma şık akım. yükseklikölçer.. Although I tried hard it didn´t do i. lise veya üniversite mezunu kız. Başka çaremiz i. i. her zaman oldu ğu gibi . ğlamak. We had no alternative. kullanılır. f. altimetre. almaşık. be. olmakla beraber: Although he´s old he´s a good dancer. s. İng. sırabirbirini sırayla izlemek/takip etmek: In her speech she z. saat 24. Ya şlı olduğu halde iyi dans eder. -in birbirini sırayla izlemesini sanöbetle şe. şaşkına çevirmek. diğer.M. f. i. sunak. elek. ise de. ek karakter tu şu. insanı şaşırtan. yedek. i. değiştirmek. bağ. 2. büyük bir amac ın ürünü olan. bütünüyle. yükseklik. birden fazla anlama gelebilen. ne oldu ğu belirsiz. f. 12 A. birbirini s ırayla izleme. ıştı. alternatif. büyük. -diği halde. daima. 2. Bir de bant. 2. bir şeyi başarma/elde etme tutkusu. hayret. değiştirilebilir. i. kim. s.ni (ıl^m´nay) i. i. s. i. saat 2. z. bir okul. -i nöbetle şe/sırayla yapmak.

biçimsiz. amortization. sınırları belli olmayan.. elek.. rahatlık: This hotel has all sorts of amenities. Amerikalı. ile e şanlamlı olmak: It amounts to the same thing. edat. i. i. amibe ait. ikna edilebilen. zool. s. miktar. bak. 2. bak.. mühimmat. amfiteatr. arasında. i. İng. i. 2. edat. iki ya şayışlı. f. amipten ileri gelen. uysal. 2. n ışadırruhu. i. geni ş. 2. s. zool.. toplamı (belirli bir miktar) olmak: It amounts to fifty i. amorf. . amperölçer. amortisman. düzeltme. arkada şça. bak. 2. jaguar. bak. Aynı kapıya amper. içinde. i. amoeba. amfibi. İng. i. f. i. cephede geçici cephanelik. bol bol yetecek kadar. i. yumu şak başlı. amipli. iyileştirme. ünlem âmin. arasında. f. Amerikan. amonyak. çıkar.. biyol. yükselteç. Amerika´ya özgü. among. ıslah. s. s.. i. arkada şlık. ahlakd ışı. f. edat ortas ına. İng.. yüzergezer. 2. amorti etmek. s. ammeter.. s. i. amnezi. amfetamin. zool.. kim. amphitheater. amplifikatör. s. i. Amerika. amortize. f. şehvet dolu. bak. hayatı kolaylaştıran şey.. i. to 1. şekilsiz. i. (kural ı/tasarıyı) değiştirmek. arasına. Amerika. iyileştirmek. z. 1. amplifikasyon. genel af. düzeltmek. zool.ameba ameliorate amelioration amen amenable amend amendment amends amenity America American American leopard amiable amicable amid amidst amiss amity ammeter ammonia ammunition ammunition dump amnesia amnesty amoeba amoebic amok among amongst amoral amorous amorphous amortisation amortise amortization amortize amount ampere amperemeter amphetamine amphibian amphibious amphitheater amphitheatre ample amplification amplifier i. amid. ask. i. s. edat aras ına. 1. i. ortasında.. cana yak ın. (kuralı/tasarıyı) değiştirme. daha uzun/ayr ıntılı bir şekilde söyleme. s. amip. i. amibe benzeyen. dostça. iki ya şayışlı hayvan. i. bak. bak. cephane. 1. Bu otelde her tür konfor var... i. amfibi. 2. i. s. the amenities görgü kurallar ı. dostluk. 1. 1. i. 2. ampermetre. bol. sevimli. i. i. 1. 1. yükseltme. bellek yitimi. şehvetli. i.

i. gövdebilim. i. Anadolulu. ancient. s.. 2. benzeş. z.. tahlil etmek.. i. İng. s. i. çözülmemiş sorun. bak. i. i.amplify amplitude amply amputate amputation amputee amuck amulet amuse amusement amusing an an accomplished fact an odd fish an off street an open question an open question an open secret anachronism anaemia anaesthesia anaesthesiologist anaesthetic anaesthetist anaesthetize anal analgesia analgesic analogous analogue analogue computer analogy analyse analysis analytic analytical analyze anarchic anarchism anarchist anarchy anathema Anatolia Anatolian anatomical anatomy anc f. analjezik. anatomi. gövde yap ısı. anarşik. daha uzun/ayr ıntılı bir şekilde söylemek. i. oyalamak. bir uzvu kesilmiş kimse. k ıs. i... güldürücü. anarşist. herkesçe bilinen bir s ır. çözümlenmemiş sorun. İng. analitik. tıb. İng. anatomiyle ilgili. i.. i. s.. i. anesthetic. İng. bak. i. Anadolu. tıb. örneksel bilgisayar. 1. . benzer şey. i. sapa bir sokak. (bir uzvu) kesmek. anesthetize. analjezi.. f. analytic. paralellik. nazarlık. ampütasyon. Anadolu´ya özgü. s. anemia. benzer. s. tahlil.. 1. çözümlemeli. Anadolu. anarşizm. eğlence. i.. olmuş bitmiş bir şey.. s.. anal. acı yitimi. i. amok. ağrı kesici. bak. eğlendirmek. i. muska.. bak. anarşi. çözümlemek. tahlili.. bak. tıb. 1.. 1. çözümsel. 2. benzerlik. tıb. bolluk. bak. f.. oyalayıcı. lanetleme. tılsım.. i. aforoz. bak. f. anatomik. s.. s. 2. i. i. çözümleme.. dili tuhaf bir adam. genişlik. anakronizm. s. i. güldürmek. İng. 2. bol bol yetecek kadar. f. i. s. paralel.. k. benze şim. İng. analiz etmek.. İng. i. analiz. bak. aforoz edilmi ş kimse. i. anesthetist. Anadolulu. benze şen. eğlendirici. (sesini) kuvvetlendirmek. bak. f. anesthesiologist. analyze. i. anesthesia. (ünlülerden önce) bir.. s.

k ızdırmak. solucan. geom.s.. demirleme yeri. antik. tekrar. ayr ıca: She was wearing a pink cape and. 2. i. she was carrying a pink poodle. atalara ait. v. 1. 1. i. what´s and what´s more more.. vesaire. 2. fıkra. oltayla balık avlamak. palms. cet. palmiyeler ve benzeri ağaçlar serada ve tersine. eski Yunanca. narkoz vermek. dili ve K ışın portakal ağaçları.ancestor ancestral ancestry anchor anchor man anchor person anchor woman anchorage anchovy ancient ancient Greek ancillary and And how! and rightly so and so forth and so forth and so on and so on/forth and such and suchlike and vice versa i. dili Balık büyüdükçe tadı yavanlaşır ve tersine. Grek. ve aksine: The bigger the fish. dili bakış açısı. Grek dili. ve iyi de etti: He scolded him for his negligence. i. k.. TV (erkek) sunucu. i. Greklere özgü. i. dili ya şlı. aç ı. eski Yunan. tıb. demir. the blander its taste. i. k.. Anglosakson. çok eski bir zamandan kalma. f. Grek. eski Yunanl ı: the ancient Greeks Grekler. i. anestezi. i. bir de. vesaire.. i. 2. 2. yardımcı. filan. i. Grekçe. i. f.. öfke. s.. öfkelendirmek. gene. f. s. 4. and rightly so. Hem de nas ıl! . k. anestezik. yeniden fakat de ğişik bir şekilde. çapa. and what have you/and what not k. and vice versa. anemi. ve haklıydı da. vesaire. s.. anecdotal anecdote anemia anesthesia anesthesiologist anesthetic anesthetist anesthetize anew angel angelic anger angina angle angle angle iron angler angleworm Anglican angling Anglo-Saxon Angola Angolan i. oltayla balık avlama. bir daha. ihtiyar. demiri. (bir cisme ait) köşe. kansızlık. Angola. bağ. 2. hem de. anestezi uzman ı. i. duyum yitimi. . z. 1. oltayla balık tutan kimse. i. yine. melek gibi. Angola. ançüez. s. TV sunucu. zool. 3. i. Angolalı.benzerleri. v. ata. s. Angola´ya özgü. ile: mice and men fareler ve insanlar.. i. 2. i. s. 1. çok eski. vesaire. üstelik. Anglikan. s. knife and fork bıçakla çatal..b. i. i. ve benzerleri: Orange trees. hiddet. yeniden. Grekçe. lenger. He looked and ran away. tıb. ve ba şkaları. köşebent i. for (bir şeyi) kurnazlıkla elde etmeye çalışmak. Bakt ı ve kaçtı. anekdot. filan. İhmalkârlığından dolayı onu azarladı ve haklıydı da. görüş açısı. TV (kadın) sunucu. 1. and such should be kept under glass in winter. 3. melek. hikâye. . ve. i. uyu şturmak. ve benzerleri. soy. Angolal ı. 1. eski s. soysal. fıkra tarzında. falan. Pembe bir pelerin giymi şti ve s. narkozitör. bir çeşit kalp hastalığı.. ve benzerleri. 3.

i. i. taciz etmek. dargın. i. canlıcılık. meshetmek.angora angry anguish anguished angular animal animal breeding animal heat animal husbandry animal kingdom animal lover animal magnetism animal spirits animate animated animated cartoon animation animism animistic animosity anise aniseed ankle anklet annals annex annex annexation annihilate annihilation anniversary annotate announce announcement announcer annoy annoyance annoying annual annually annuity annul annulment anode anodyne anoint anomalous i. i. yılda bir yapılan. ayak bile ği. sıkıntı veren şey/kimse. ankarakedisi. i. bot. fiz. s. (yasa. ilan. yıldönümü. bot. s. düşmanlık. yılda bir. şoset. 1. canlılık. i. katmak. angora yün. 2. i. f. bildiri. sinir. gücenik. hayat vermek. 4. anot. vücut s ıcaklığı. 1. anason. yılın olaylarını anlatan kitap. f. sinirine dokunmak. çelişkili. 1. hayvanca. artı uç. (--led.. vakayiname. neşeli. baş belası. uygunsuz. 1. 1. 1. kızdırmak. canlı. hayvani. tuhaf. hayvansal. (kutsamak için) (ba şına) yağ sürmek. sinir bozucu. sözleşme v. anason. çekicilik. tiftik. kin. mat. yarg ı.´ni) bozmak. f. acı. i. çizgi film. 1. i. (bir metne) notlar eklemek. i. feshetme. ilhak etmek. öfkeli. canland ırmak. s.b. imha. kurald ışı. --ling) (yasa. 2. yatıştırıcı. 3. i. i. yıllık. belirli bir süre için her yıl ödenen ve emek karşılığı olmayan maaş. f. yok etme. anason tohumu. i. hayvanlar âlemi. angora. i. animist. i. 2.. 1. i. f. 2. bildirmek. hayvansever. yok etmek. coşku. köşeli. s. k ızgın. her bir yıl için. yıl. ek bina. sözleşme v. 2. eklemek. i. beklenene ters düşen.´ni) bozma. i. s. f. 2. ilhak. ankarakeçisi. husumet. yıllık. i. spiker. sıkıntı veren. keder. feshetmek. s ıkıntı vermek. ıstırap. i. kemikleri belirgin. hayvan. i. 2. bir yıllık ömrü olan bitki. s. f. hiddetli. ankaratavşanı. 2. ağrı kesici. f. kederli. hayvanc ılık. canlandırma. bela. z. kemikli. 1. s. s. 2. acı dolu. canlıcı. fesih. yarg ı. yıllık. s.. k ısa çorap. . canlıcılıkla ilgili. açısal. s. ilan etmek. animizm. tarihi olaylar. k ızgınlık. canlılık. kronik. her yıl yapılan. mü ştemilat. hayvan besleme. 3. imha etmek. sinirlendirmek. i.b. katma. alışılmışın dışında. halhal.

i. antilop. bak. 2. i. anomali. çoğ.1. 1. antropoloji. s. . i. s. 1. k. antropolojik. antagonize. -den önce davranma. antropolog. zool.. antidot. önek karşı. i. 2. s. dili -e kar şı. gerçek ismini saklama: The writer used a pen name to preserve his anonymity. i. antihistamin. Güvenliğini üstüme alıyorum. will you answer it? Telefon çalıyor.. 2. bir. -in aleyhinde. antikorosif. karşılık. i. i.. gerçekle ona göre davranma. f. i. i. öndeki. 3. i. tuhaf davranışlar. ço ğ. İng. ikinci bir: This is going to be another karşılık vermek. f. k. anten. şeyin olabileceğini) önceden tahmin etme.. antifriz. 1. s. insanbilimci. önceki. hakk ında teminat vermek. edat. -den önce davranmak. s. i. i. tıb. önceden tahmin edip ona göre davranmak.. 1. panzehir. -den önceki.anomaly anonymity anonymous anorak another answer answer back answer for answer in the affirmative answer the door answer the telephone answering machine ant antagonise antagonism antagonist antagonize Antarctic Antarctica antecedent antecedents antelope antenna antennae anterior anteroom anthem anthology anthropological anthropologist anthropology anti antiantiaircraft antiballistic antiballistic missile antibiotic anticipate anticipation anticlockwise anticorrosive antics antidepressant antidote antifreeze antihistamine antiknock i. i. başka. s. 1. anti-. insanbilim. İng. f. 2. detonasyon kesici (madde). 3. bakar mısın? telesekreter. başka bir: another time ıt. i. çare.. bir ( şey) daha: another match bir kibrit daha. f. i. Yazar gerçek ismini saklamak için takma ad kulland ı. i. İng. anorak. ilahi. yan ba şka sefer. sorumluluğunu üstlenmek: I´ll answer for his safety. antoloji. atalar. imzas ız. s. 1. cevaplamak. kapıya bakmak: Who´ll answer the door? Kapıya kim bakacak? telefona bakmak: The telephone´s ringing. counterclockwise... i. i. i. (to) -den önce olan. k. karınca. husumet. i. anten. ön. seçki. to -e uymak: This man does not answer to the küstahça cevap vermek. bekleme odas ı. dü şmanlık. 2. k ızdırmak. uçaksavar. 2.. Antarktika. füzesavar. insanbilimsel. i. (änten´i) duyarga. dili beklemek. s. antidepresan. hasım. yanıtlamak. i. önceden tahmin edip şeceğini tahmin etmek/kestirmek. cevap vermek. cevap. s. antibiyotik.anonim. s. 2. isimsiz.. s. muhalif. düşman etmek.. s. s.. Antarktik. (birz. kin. hesabını vermek: You´ll have olumlu cevap vermek. maskaralıklar. dili dört gözle i. bak.

-den apartman. daha fazla: bir şey. aralık. endişe. s. her biri. 2. hiç: Do you have any candles? Sende hiç mum var m ı? No. kendine güvenme. Kitaplar onar dolara özgüven. kayıtsız. herhangi bir kimse. insanlardan kaçan. ilgisiz. lakayt. her birine: The books are ten dollars apiece. z. maymun. i. tasa. sarfınazar edilirse. Hiçbir şey istemem. s. antisosyal. i. sonradan uydurulmuş. sayılmazsa. her neyse. anywhere. apart from 1. ruhb. -den başka. bir yer: He never goes anywhere. delik. anybody. i. s. antikite. 2. herhangi Don´t give me any more! Bana daha fazla i. antika. endişeli. kimse: Is anybody at home? Kimse var m ı? I couldn´t find anybody. k ıs. z. Daha any kalamam. 1. 1. makat. çabuk.ses (äntîth´ısiz) i. 2. s. s. i. bak. Diğerlerinden ayrı duruyordu. sahte. Hiçbir yere gitmez. s. Hayır. Hiç kimseyi bulamad ım. açıklık. bir tarafa. s. ne olursa olsun. roketsavar. bir şeyin tam karşıtı. i. 2.ces (ey´pısiz) i. i. z. f. i. bir şey: Do you want anything? Bir şey istiyor musun? I don´t want zaten. i. ilgisizlik. bende hiç yok. z. her neyse. z. birbirinden ayrı: The two man. ter kesici.dairesi. sat ılıyor. antiseptik. uydurma. 2. antik ça ğlar. i.e. Associated Press.. 2. daha: I can´t stay any longer. taklit etmek. apartman İçki içmesini saymazsak iyi bir adam.. 1. ona ra ğmen. tasalı. 1. bir yana. an. yine de: I did it anyhow. h ızla. çağdışı. örs. antipati. 1.. herhangi bir şey: Anything´ll do. 2.tith. s. 2. karşıt anlamlı sözcük. antikacı. antik. s. karşıt olarak. I don´t have any. 2. Apostle. neyse. ilk çağlar. antika dükkân ı. antika. i. afrodizyak. He did it withoutfazla help. 2. i. 2. antik çağlardan kalma bir şey.antimissile antipathy antiperspirant Antipodes antiquated antique antique dealer antique shop antiquity antiseptic antisocial antithesis antithetical antithetically antlers antonym anus anvil anxiety anxious any any longer any more any old thing anybody anyhow anyone anyplace anything anyway anywhere AP Ap apace apart apart from apartment apartment house apathetic apathy ape aperture apex aphrodisiac apiece aplomb apocryphal s. zam.. köhne. 1. anything. --es (ey´peksız)/a. doruk. öykünmek. Hiç yardım daha fazla./Kitapların her biri on dolar. bir yana: He´s a good houses are his drinking. zam. 1. i. i. antikite. 1. z. anüs. 1. karşı tez.. i. i. s. Proje çabuk ilerliyor. April.. karşıt olan. 2. geyiğin çatallı boynuzları. ilk ça ğlardan kalma. kayıtsızlık. doğruluğu kabul edilmeyen. çoğ. 1. neyse. z. lakaytlık. gene de. 1. s. kaygı. artık: Belma doesn´t live here any more. zam. z. bak. süratle: The project is proceeding apace. i.. antikac ı.. parça ba şına. kaygılı..pi. Do you need anywhere to stay? Kalacak bir yere ihtiyac ın var mı? I couldn´t find it k ıs. zirve. i. i. i. ayrı. so ğukkanlılık. i. Ona rağmen yaptım. 1. çoğ. 1. bir tarafta: He stood apart (from the others). antitez. . Artık Belma burada oturmuyor.

.. görünmek. i. 4. aç ık. i. görünüm. apologize. 2. uzantı. elma püresi. İng. k. iştah. appall. i. k. İng. 1. 2. İsa´nın on iki havarisinden biri. cihaz. s. gökb.´nde) ç ıkmak.. dili birdenbire ortaya ç ıkmak. tıb. ilave. dili çok kötü. 3. müracaatta bulunma. 1. s. tıb. 1. (belli bir amaç için kullanılan) aygıtlar/makineler. korkunç. Gecikti ğim için ondan özür diledim.. giysiler. 2. İng. cihaz. i. 3. görünüşe bakılırsa. çekicilik. i. i. alk ış. (her şey) yerli yerinde olmak. 1. 1. 2. peydahlayıvermek. bak. (to) (-e) uygulanabilme. şoke etmek. f. alk ışlamak. s. . 2. deh şet verici. gözükme. 2. 1. apandis çıkarımı. aygıt. gözükmek. on konser vermek. görünü ş. apostatize. i. i. 2. i. 3. i. dehşete düşürmek. f. i. (to) (-e) uygulanabilir. pol. berbat. f. sevimli. apandisit.. 4. apopleksi. belli. önder. 1. meydana ç ıkmak. (dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönme. (açlığı) bastırmak. dergi v. i. Hz. arzu. f. 1. taviz vermek. 2. (bir f. ödün verme. eklenti. i. yat i. in (oyunda/filmde) oynamak. ba ğlı olmak. dili (bir yer) çok düzenli olmak. belirmek. bak. ı. dış görünüş. i. ek. i.. (açlığı) bastırma. aygıt. 1. peydahlanıvermek. 1. pol. (dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönen kimse. eklemek. göze çarpan. 2. huk. bak. görünme. f. 3. lezzetli. görünü şe göre. f. be in apple-pie order k. (dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönmek. dili dalkavuk. albenili. f. z. z. taviz verme. cazibe. doruk. 2. aşikâr.. yatıştırma. özür dilemek: I apologized to him for being late. s. istek. k. 1. hayalet.apogee apologetic apologetically apologise apologize apology apoplexy apostasy apostate apostatise apostatize apostle apostrophe apothecaries´/troy pound appal appall appalling apparatus apparel apparent apparently apparition appeal appealing appear appear in concert appear out of thin air appearance appease appeasement append appendage appendectomy appendicitis appendix appertain appetite appetizer appetizing applaud applause apple apple polisher applesauce appliance applicability applicable i. ili ştirmek. bir hareketin lideri. i. şehvet. 3. 1. 1. elbiseler. f. to -e çekici gelmek. 2. özür dileyen. i. i. 2. apandis. (12 ounces) 373 gram. i. (gazete. çerez. i. başvurma. kesme işareti. 1. f.b. iştah açıcı. görünürdeki. ıştırmak. zirve. yalvaran (bak ış). ödün vermek. ilave etmek. f. birdenbire peyda olmak. cazip. i. anat. özür dileyerek. çağrı. özür dileme. temyiz: the right of appeal temyiz hakk çekici. 2. i. 3. ait olmak.. s. elma. s. f. sempatik. meydana çıkma. yeröte. meze.

ştabipliğe başvurun. yaklaşmak. bütün dikkatini (bir işe) çevirmek. bölüştürme.s. onaylamak. 3. uygulamak. tahmin. saptamak. f. 1. f. s. bölüp da ğıtma. tasvip etmek. (tarih. tayin etmek. takdir eden. f. s. i. edat ile ilgili. tatbiki. müracaat formu. tutuklamak. to apply sanctions appoint appointee appointment apportion apportionment appraisal appraise appraiser appreciable appreciate appreciation appreciative appreciatory apprehend apprehension apprehensive apprentice apprenticeship apprise approach approbation appropriate appropriate appropriately appropriation approval approve approximate approximate approximately approximation apricot April April fool apron apropos i. 1. 3. tahsis etme. evham. tahmin etmek. 3. yaklaşık. tasvip. endiış. endişe. 2. tatbik etmek: You ambargo koymak. müracaat formu. pay. yakla şık olarak değerlendirmek. yerinde. kendine mal etmek. -e yakın bir şey. takdir etmek. (bir değeri) artmak. 2. bölüştürmek.applicant application application form applied applied linguistics applied sciences apply apply a match to apply an embargo apply o. i. 1. (bir2. yanaşma. kadirşinas. i. 1. takdir etmek. staj. i. yaklaşım tarzı: We need to change our approach to i. tasvip. çıraklık. 1. stajyer. yaptırımlarda bulunmak. 1. (bir şeyin değerini/önemini/gerekliliğini) anlamak. yerinde. i. tayin. i. takribi. i. 2. s. 2. to/for -e ba şvurmak. i. i. onaylama. s. 2.´ni) kararla ştırmak. 2. f. s. oldukça çok.this problem. yanaşmak. 2. kuruntu. kayısı. i. gün v. de ğerbilirlik. i. f. kıymet takdir etmek. ba şvurma. paylaştırmak. tutuklama. be ğenmek. korku. uygulama. kavramak. takdirkâr. nisanbalığı. hakk ında. i. değer biçme. 1. tahsis etmek. bir nisan şakası. s. uygun. -e yak ın olma. minnettar. randevu. 3. (to) (-e) atamak. uygun. s. room closely approximate (to) my z. z. aday. i. şeyin değeri) artma. uygulamalı bilimler. çırak. -e ait. yaklaşma. f. yakalama. beğenme. başvuran kimse. değer biçen kimse. uygulamalı. tayin etmek. atama. 2. takdir. 1. f. şükran. i. -e yakın olmak: Theşağı yukarı. evhamlı. değer biçmek. -e müracaat etmek: Apply to the head physician´s office. f. f. ödenek. Ba -i kibritle tutu şturmak. 2. müracaat. i. başvuru. 3. f. kıymet takdir etme. (bir s. ğerini/önemini/gerekliliğini) anlama. 1. anlamak. ayırmak. atanan kimse. atan ılan görev/makam. önlük (giysi). uygun bir şekilde.b. uygun bulma. 1. yaklaşık olarak. farkedilebilecek derecede. uygulamalı dilbilim. ayırma. haberdar etmek. tahsisat. i. yakalamak. şeyin şeyin dedeğerbilir. 2. 1. 1. 1. 3. kendini (bir işe) vermek. 2. Bu soruna yakla şım f. kavrayşeli. 2. . tespit etmek. a actual measurements of this i. kadirşinaslık. 1. kendine mal etme. nisan. uygun bulmak. 3. anlayış. pol. 2.

architecture. atari salonu. O kitap yığını devrilir. (havada) kavis çizmek. kemer. That pile of books is apt to fall. bak. gaga burun. arşidüşes. k ıs. to -e e ğilimli olma. kanun yerine birinin karar ına bağlı olan. Sık s yetenek.apt aptitude aptitude test aptness aquamarine aquarium Aquarius aquatic aquatic sports aqueduct aquiline aquiline nose Arab Arabia Arabian Arabic Arabic numerals arable arbiter arbitrary arbitrate arbitration arbitrator arbor arboretum arbour arc arc lamp arcade arch arch arch arch one´s eyebrows archaeological archaeologist archaeology archaic archaism archangel archbishop archbishopric archdeacon archdeaconry archduchess archduke archenemy archeological s. arabulucu. s. 1. başdiyakoz.. tak. 1. over/above üzerinde kemer oluşturmak. i. architect. s. İng. şeytan. mavimsi ye şil. i. hakem. Muhtemel bir durumu belirtmek için kullan ılır: He´s apt to be late. i. akvaryum. sukemeri. üzerinde kemer gibi uzanmak.ık geç kalır. çardak. 2.. s. sürülüp ekilebilir.. i. 2. i.. kabiliyet. i. i. . f. kavis. başdiyakozun makamı/idaresi altındaki bölge. arkat. i. baş düşman. f. i. başpiskoposun makamı/idaresi altındaki bölge. 1. i. s. Arap. 1. arkaik. işlenebilir (toprak). 2. i. 1. i. 1. kartal gagas ı gibi kıvrık. Arap rakamlar ı. 2. arabuluculuk yapmak. i. ark. arkeolog. hakem. i. i. 2. Arap. 2. i. 2. Arapça. s ırakemerler. Arap at ı. (iki taraf aras ında) hakemlik yapmak. i. 1. s. archaeological. yay çizmek. 2. 1. arkeoloji. i.. archaism. Arap. Hrist. s. 1. s. astrol. keyfi. arkeolojik. Kova burcu. 1. yay. i. Arap at ı. i. elek. arşidük. s. 2. başpiskopos. arboretum. kartal gibi. i. bak. yay kaşlarını kaldırmak. ark lambas ı. s. i. Arabistan. 1. i. i. sucul: aquatic plants sucul bitkiler. suda ya şar. Arap. arabulucu. i. archaic. (bir meseleyi) tarafs ızıyla halletme. 3. kavis çizmek. ayak kemeri. 2. arbor. arabulucu karar birinin kararına i. su sporlar ı. ark. mat. akıllı istidat testi. 2. i. f. ba şmelek. bağlayarak halletmek. i. 1. yay. 2. Arapça. s. şeytanca. arkaizm. uygunluk. i. i.

kol kola. arena. tartışarak birini bir şey yapmaya ikna etmek. Arjantinli. yöre: We will use that meadow as a parking area. i. 2. lehinde konu şmak. bak. silahlanmak. out of s. kutu. kavga. 2.. i. 1. Arjantin´e özgü. into s. okçuluk. i. Arjantinli. münakaşa etmek. Ciddi misin? i. kemerli giriş/kapı. kol. içinde çok ada olan deniz. i. 2. tartışarak birini bir şeyden vazgeçirmek. 1. s. -e alamet olmak. tartışma. arya. Arjantin. f. i. ilk örnek.o. bak. şevkli. i. -i iddia etmek. mimarlık.t. f. i. s. s. 1. 1. 2. saha. -e belirti olmak. i. be. Arjantin´e özgü. i. İng. s. 2. mimari... 1. asilzade. lehinde olmak. iddia. sav. 3. s. 1. i. bölüm. Arjantin. Argentinean.archeologist archeology archer archery archetype archfiend archipelago architect architectural architecture archives archivist archway Arctic arctic ardent ardor ardour arduous are Are you serious? area aren`t arena Argentina Argentine Argentinean Argentinian argue argue against argue for argue s. tak ımada. i. are not. i. olmak. buz gibi. gayretli. i. alan. bak. that -i savunmak. i. O çayırı park alanı olarak kullanacağız. gayret. aristokrat. silahlandırmak. i. ağız dalaşı. kurak (toprak). aritmetik. f. kol. k ısım. s. (a. mimarlığa ait. şevk. çok so ğuk. kuru (iklim/hava).. Arjantinli. arketip. aristokratik. 1. Koç burcu. 2. ateş. Arjantin. archaeologist. bak. aleyhinde 4. f.. bak.t. 1. i.. archaeology. 3. astrol. i. sandık. m ıntıka. i. Arjantinli..o. şeytan. . mimari. f. (iklim/hava için) kuruluk. 2. Arktik. i. i. ç ıkmak. bölge. There are a number k ıs. i. s. güç. 1. müz. aristokrasi. i. dal. mimar. i. i. i. i. argument aria arid aridity Aries arise arisen aristocracy aristocrat aristocratic arithmetic ark arm arm in arm i. s. (toprakta) kurakl ık. arşiv. atışmak. s. çekişme.rose. ateşli... 1. i. 2. münakaşa. 2. ardor. civar. tartışmak. atışma. arşivci. kemerli geçit. çekişmek. kavga etmek. okçu. arise. aleyhinde konu şmak. --n) (from) (-den) meydana gelmek. s. çetin.. i. bak. argue s.

(san ığı) mahkemeye çağırmak. tevkif. işgal ordusu. 1. z. çiçek aranjman ı yapmak. i. varmak. düzen. i. kuvvetli ve ho ş (koku). düzen. s. Ermenice. f. kuvvetli ve hoş kokusu olan. 2. f. silahlı kuvvetler. new arrival yeni gelen. kol boyu. yaklaşık. sular 1. i. bak. durdurmak. i. 2. vaktinde ödenmemiş borçlar. silahlanma yar ışı. 2. küstahça bir kibir. zırhlı. i. kim. silahlı kuvvetler. 1. i.. i. etrafında: somewhere around Naples Napoli civarında bir yerde. orada f. 2. küstah ve kibirli. endüvi. arranged. donanma. huk. edat ında: around around the table masanın etrafında. i. kucak dolusu: an armful of oranges kucak dolusu portakal. giymek. s. terz. silahlı. i. zırh. 1. i.. silahlar. kim. s. kolevi. gelmek: When will we arrive? Ne zaman varaca ğız? Has the mail arrived? Posta geldi mi? karara varmak. i. silahlanma kontrolü. f. 5. 1.. i. Bu odan ın mobilyalarını Elif yerleştirecek. huk. etraf ına: He looked around. s ıralanış. s. i. s. 1. aromatik. döneç. . 1. 1. tutuklamak. armatür. 2.. silahlar. 1. (bir ülkede toplam) askeri güç. kara ordusu. ordu. arrived. 2. 2. i. f. suçlamak. 3. aranjman. Bir taksi ayarlar ım. tevkif etmek. aşağı yukarı. (eşyayı) (belirli bir şekilde) yerleştirmek: Elif´s going to arrange the furniture in this room.. elin yetişeceği mesafe. koltuk altı. çoğ. körfez. civarında. birinin dikkatini çekmek. 3.. i.arm of the law arm of the sea arm´s length arm´s reach armada armament armature armchair armed armed forces armed forces Armenia Armenian armful armhole armistice armor armored armpit arms arms control arms race army army of occupation aroma aromatic arose around around arouse arr arraign arraignment arrange arrange flowers arrange for arrangement array arrears arrest arrest s. müz. geliş. etraf ında: 6 o´clock saat altı sularında. i.(çiçek için)giyiniş. ateşkes. s. i. uyandırmak. 1. 6. silahland ırma. (kuvvetli ve ho ş) koku. yerle ştirme. aranjman. 2. Ermeni. giydirmek. (askeri birlikleri) sıralamak. tutuklama. elek.o. Ermenistan. i. anlaşma. (haks ız yere) benimsemek. f. 2. rotor. 1. 3. f. arrival. suçlama. varış. f. i. aroma. 1. (san ığı) mahkemeye çağırma. 2. silahlanma. ayarlamak: I´ll arrange for a taxi. aromalı. aromatik bile şik. Etrafına baktı. arise. 2. k ıs. 4. 2. i. düzenleme.´s attention arrival arrive arrive at a decision arrogance arrogant arrogate güvenlik kuvvetleri. i. koltuk (mobilya). tertip.

sanat. kundakç ılık. çoğ. eseri. 2. hilesizlik. huk.ler. eklem. i.. 2. (bir anlaşmada bulunan) madde. oyun. oynaklı. sanatkârane. açık (ifade). yapay aydınlatma. s. mafsal iltihabı. dü articles of açık bir şekilde ifade edebilen. özellikle ilk insanların meydana getirdiği sanat i. bir zekâsı var. arter. o kadar . beceri. -irken. aç ıksözlü. oynak. 2. 1.arrow arrowhead arse arsenal arsenic arson arsonist art arterial arteriosclerosis artery artesian well artful arthritis artichoke article articulate articulate articulated lorry articulation artifact artifice artificial artificial fertilizer artificial flower artificial insemination artificial kidney artificial light artificial lighting artificial person artificial respiration artificial sweetener artillery artilleryman artisan artist artistic artistry artless artlessly artlessness arty as as .. 2. as a general rule i. She fast smart her zamanki Zehir gibi 1. i.. yapay ışık.til. net telaffuz. 4. z. an. 1. insan eliyle bo ğum. anayol. arter. i. suni/yapay dölleme. 3. cephanelik.men (artîl´ırimîn) i. 4. He´s taking life as all get-out.: As the time grew shorter so his excitement mounted. atardamara ait. 3. tanımlık (a. i. i. aç ık bir şekilde dile getirme. i. gibi h ızlı. (top gibi) a ğır silahlar. topçu sınıfı.y. hüner. hilesiz. makat. boğumlanma.. as ever as . s. anüs. kaba 1.. . yapay solunum. sanatl ı. anat. 1. temren. İng. 2. anat. i. toplar. damar sertliği. sanatkârane.. i. bağ. k ıç. ne kadar . ok. i.. s. dilb.: As she loves cats. -dikçe: I nabbed him as he was going out the door. arsenik. dili son derece. i. -dikçe . atardamar. sahte.. huk. i. so genellikle.. yazı. tıb. artrit. (telaffuz). hile. yapma. tüzel kişi. ar. ok başı. beceriksizce yapılmış. sanatsal yönü olan: She is also i. yapma çiçek. suni solunum/teneffüs. saflıkla. anat. artezyen kuyusu.net the). yapay. zanaatç ı. as all get-out as . s. sanatçı ruhuna sahip... mühimmat deposu. i. hilesiz bir şekilde. 2. arsenal. anat.. so .. topçu. 1.. TIR kamyonu. 1. arteriyoskleroz.. f. saf. 1. saflık. 1. TIR. 1. 2. Onun sanat yönü de var. suni/yapay gübre. eşya: various şüncelerini clothing çe şitli giyim eşyası. dilb. kundakç ı. s. yakaladım. şekilde ifade/telaffuz etmek. suni. kaba. Kapıdan çıkarken çok: He was driving as fast more seriouslyArabaygets k. açık bir 3. ustal ık. as he ı son hızlazamanki gibi: as is asas everas all get-out. büzük. yapay tatland ırıcı. her sürüyordu. sanatç ı. eklemli. i. yap ılan şey. suni/yapay böbrek. silahhane. 2. sanatç ılık. Zaman azaldıkça heyecanı arttı. 2. enginar. 1. makale. kurnaz. sanatkâr. 2. bo ğumlu. s. i. tıb. sanatsız. s.artistic. i. i. i.. i...

o halde. şartıyla: şansıma. 2. uysal. dili 1. as regards as regards/to as safe as houses as soon as as soon as possible as such as the crow flies as though as usual as well as well as as yet -e gelince: as to him ona gelince. sanki. overlooks some important I´m concerned. şimdiki haliyle. ona göre. Ben de gidiyorum. -den ba şlayarak: as from that date o tarihten itibaren. but it aslında. is concerned as far as that goes as fit as a fiddle as for as for me as for the rest as from as good as as good as gold as if as if as is as it were as like as two peas as long as as luck would have it as meek as a lamb as much again as much as one can as nearly as I can tell as one man gayet tabii olarak. çok güvenilir. k. önce. 2. Elimden geldi ği kadar yardım edeceğim.. tıpkı birbirine benzer. yapabildiği kadar: I´ll help as much şık I can. Bitirmi ş gibiyiz. öyle/şöyle/böyle: He´s a teacher and is known as such.. -cesine. . kuzu gibi.t. gibi. as from (olmak): We´ve as good as finished. bir misli daha. Yeniğlam. -diği sürece: You won´t get so much as a penny from me as long as I live. aslında: It´s not a medicine as such. ise: As for me. apaç ık. -er -mez: I´ll call you as soon as I reach Istanbul. tüm gücümle. hem de . dahi: I´m going as well. 3. ayr ıca. -e (benzemek): He looks as if he´s asleep. ama bazı önemli -e göre: It´s fine as far as details. I´m not going. aslında. -miş gibi. He was smiling as if he´d received some good güya. çok sa gibi oldu. as quick as a wink ile ilgili olarak.. bir elmanın iki yarısı. kadar iyi: He writes well. o durumda. doğal olarak... but not as well as E şref. çok kolay. 2. gücü yettiği kadar. k. asl ında iyi. as plain as the nose on your face besbelli. İstanbul´a varır varmaz sana ısa zamanda. dili bir lahzada. de. sa ğlığı yerinde. konusunda. as far as in me lies as far as it goes as far as s. k. ona kalırsa. 1. -cesine: We behaved as though we´d known each other for years. O öğretmendir ve herkes onu öyle tan ıyor. çok terbiyeli. sözde.. güya.. Bense gitmiyorum.o. en k telefon edece bir an 1.. ğim.as a matter of course as a matter of course as a matter of fact as affairs stand as black as pitch as bold as brass as easy as pie as far as as far as he is concerned As far as I can see . Yaşadığım sürece benden bir kuruş bile alamayacaksın. take s. -den itibaren. hep birlikte.. İng. k.. -e göre: as far as I can see gördüğüm kadarıyla. It´s as good as gibi now bundan böyle. as far as I´m concerned bana sorarsan. zift gibi. 1. o zaman. tic. hem . dili büyük bir küstahl ıkla.: He gave me money as well as şimdiye kadar. yakla as olarak. göz aç ıp kapayıncaya kadar. ayr ıca. . Sanki uyuyormuş gibi duruyor. elinden geldiği kadar. dili dosdo ğru gidecek olursak. zaten. da. 2. simsiyah. lying down bir şeyi alttan almak. hakk ında.. ama Eşref kadar iyi değil. geri kalan ına gelince. -e gelince. gibi. elimden geldiği kadar. 2. . şimdiki halde. k. İyi yazıyor. Yıllardır tanışırmış gibi davrandık. as far as it goes. 2... It was as though he´d never her zamanki gibi. aslında. bildiğim kadarıyla. âdeta. Önerin Bana göre iyi. bir şeyin altında you propose is good. dili çok emniyetli. bir çırpıda. sanki. kadarıyla. bana gelince. olduğu gibi. henüz... 1. 1. Bana kalırsa . new. esasen: What kalmak. sanki. turp gibi.

eğri. tiy. i. küllük. bir yana. i. 1. nasıl isterseniz. s. ç ıkmak. istemek: Sofradan ayr ılmak için izin istedi. görünüş. to -e atfetmek.. 2. nefsinin isteklerini k ırarak çok sade bir hayat yaşayan kimse. 1. z. i. asfalt. i. (uzun zamand ır güdülen) büyük amaç: It was his aspiration to become famous. 2. ç ıkış. (araştırma yoluyla) tespit etmek. bakım: Let´s consider this aspect of the problem. amyant. karada. -dikçe. s. 2. hüküm. dü şünelim. çarpık. yokuş. yemek duas ı yapmak. kimsin No one. kimse bunu yapamaz. aç ı. s. 3. s. -mek şartıyla. s. American Standard Code for Information Interchange bilg. istekli. s. askorbik asit. itibar. külrengi. 2. z. sürece. ASCII (Bilgi Alışverişi için Standart Amerikan Kodu).. çok solgun. uyuşmuş. She´s asking a lot for this poodle. Asya. Esat söz. s. Anadolu. 1. 2. yön. bak. Asian. i. z. kıyıda. 1. 1. can do this. dişbudak ağacı. riyazet. -den ba yana. henüz. saptamak. Bekçiler uykudayd ı. aside from Esat. Amac ı ünlü olmaktı. 1. dili ka şınmak. 1. Asya. aseptik. bir kenara. çok soluk. ufukta görünmeye ba şlayan. 2. f. i. yükselme. Asya´ya özgü. Asyalı. i. 2. nefsinin isteklerini k ırarak çok sade bir hayat yaşama.. sormak. kül tenekesi. tırmanış. k. i.. kuşkonmaz filizi. i. çileci. dişbudak. Asyalı. z. dişbudak kerestesi. 3. 2. 2. f. dişbudak. ku şkonmaz. çöp tenekesi.. just who are you? Şaka bir şka. belirlemek. -mek koşuluyla. 1. nüfuz. bot. s. k ıs. yükselen. belayı satın almak. s. 2. k ıyıya.. i. Meselenin bu yönünüasfaltlamak. 2. (hükümdar) (tahta) çıkmak. dili bela aramak. kül. boğmak. Paskalya´dan önce gelen büyük perhiz süresinin ilk çar şambası. 1. hâkim.. bak. f. kötü bir karşılık gerektiren bir davranışta bulunmak. yükseliş.as yet as you please as/so long as asbestos ascend ascendancy ascendant ascendent ascension ascent ascertain ascetic asceticism ASCII ascorbic ascorbic acid ascribe aseptic ash ash ash can Ash Wednesday ashamed ashen ashore ashtray Asia Asia Minor Asian Asiatic aside aside from ask ask a favor of ask for it ask for trouble ask/say the blessing askance askew asleep asparagus asparagus spear aspect asphalt asphyxiate aspirant aspiration daha. i. f. He asked to be excused from the table. i. 1. ascendant. k. f. Bu -e ricada bulunmak. üstün. üstünlük. i. karaya. f. 2. bir yana: sen? i. çilecilik. i. kül tablas ı. i. oyuncunun alçak sesle söylediğibir yana. i. 1. bot. s. Asparagus officinalis. 1. i. bayır. oksijensiz bırakmak. uykuda: The guards were asleep. i. asbest. bir yana: Joking aside. i. yukarı çıkmak. .

emval. i. toplamak. to -e razı olmak. 3. 2. bir araya toplanma. 1. sınıflandırmak. i.. meclis. iddia. hafifletmek. i. anüs. 2. kaba büzük. f. iş arkadaşı. mevduat. 1. i. i. monte etmek. ile görü şmek. suikast yapmak. 3. 2. s. tayin etmek. bezmeyerek çalışan. 4. 2. 2. asistan. 1. f. f. montaj hattı. toplanmak. asimile etmek. onaylama. kendini göstermek. i. kaba kıç. it herif. k ıymetli şey.. saldıran kimse. Onu soru i. görev. tayin. saldırgan. büzük. 2. f. suikast. denemek. kendini hissettiren. ile ilişkide bulunmak. 4.s. varl ık. i.. toplantı salonu. (bir iddiayı) öne sürme. 2. yat ıştırmak. Eralp´in öyle yapaca ğını farzetmekle pekâlâ yanılmış . muhtelif. dernek. ödev. aktif. montaj. f. with 1. 1. dikkatli ve devamlı çalışan. çeşitli. farzetmek. f. yardım etmek. 3. tahlil etmek. -e sahip olmak istemek. (para miktarını) tayin etme. f. O koku i. öne sürmek. tahlil. 1. 3. 2. çözümleme. 1. s. Evlerine seksen bin dolar de ğer biçti. toplantı. aspirin. f. yağmuruna tutmak: She assailed him with questions. atamak. meclis. mal. (para düşünce. iş ortağı. 2. anüs. doçent. sald ırmak. asimilasyon. 1. 1. topluluk. 2. i. ya ğmuruna tuttu. bir araya toplama. hücum etmek. değer biçmek. çözümlemek. i. tahsis etmek. kararlaştırmak. 3. 4. analiz. -i amaç edinmek. 1. suikastç ı. yardım. kongre. 1. 1. müessir fiil. s. 3. rıza. 2. montaj. i. birlik. çağrışım. f. a şağılık herif. 1. f. azaltmak. with . i. değerli bir nitelik/erdem/beceri. -i arzu etmek. saldırı. kıymet takdir etmek: He assessed their house at eighty ğer biçme. türlü çe şitleri içeren bir bütün. 1. kararlaştırma. huk. i. f. atama. muavin. saldırmak. eşek. servet. 4. randevu. (birine) (belirli bir) görev vermek: I assigned you to do i. 1. (emin bir şekilde) ileri sürmek. i. kurum. varsaymak: You´re assuming too much where Eralp´s concerned. 2. f. ayırma. değer biçen: tax assessor tahakkuk memuru. makat. 2. 2. kalabalık. i. i.aspire aspirin ass assail assailant assassin assassinate assassination assault assault and battery assay assay assemblage assemble assembly assembly line assembly room assent assert assert o. -i hatırlatmak. otoritesini kabul ettirmek. i. analiz etmek. f. dangalak. kaba 1. değerlendirme. -i akla getirmek: I associate that smell with the back streets of Warsaw. ili şki. i. i. to/after -i amaçlamak. 2. yardımcı. 2. dindirmek. tic. ayırmak. -i onaylamak. dethousand dollars.. 2. i. f. 1. fikir: What´s your assessment of the situation? Durum i. toplantı. 1. i. dikkatli ve devamlı (bir çalışma). puşt. assertion assertive assess assessment assessor asset assets asshole assiduous assign assignation assignment assimilate assimilation assist assistance assistant assistant professor associate associate associate professor association assort assorted assortment assuage assume f. merkep. tayin etmek. f. analiz edilecek bir örnek.

bak ışımsız. gökbilim. asteroit. kendine güvenen. 1.. sa ğlama bağlanmış. 2. z. gökbilimci. parça parça. varsayım. s ığınma yeri. astrolojiye ait. gerisinde. sığınak. bak ışımsızlık. 2. hareket halinde. gökb. f. f. z. tımarhane. i. 2. astrolojik olarak. 2. 1. hayrette b ırakan. sigorta: life assurance hayat sigortas ı. astım. şaşkına çevirmek. kurnaz. hayrette bırakmak. sanı. astronom. 2.. s. 1. sağlama bağlamak. farzolunan. büzücü. uzakta. s. heyecan içinde. 1. astronomik (rakam/büyüklük): astronomical prices astronomik fiyatlar. ayakta. s. geminin k ıçına. melce. astigmatik. müneccimlik. i. astronomik. şoke etmek. (rahatlatıcı/ikna edici sözlerle) temin etmek. şoke eden. 2. kendine güven(me). s. astrolog. z. s. faraziye. 2. astronomi. i. s. (ata binmiş gibi) bacakları birbirinden ayrı olarak.. s. ak ıllı. i. i. den. yıldız falcısı. astronot. edat 1. demir atm ış. mutlaka. cin fikirli. i. bak. f. hayali. küçük gezegen. Bir zaman ı belirtmek için kullanılır: at five o´clock bir hamlede. hızla. bir anda. lokal olarak doku ve damarları büzen ilaç. akıl hastanesi. s. z. i. . İng. 3. i. i. i. şaşkınlık. 1. uzak bir yerde. z. z. yıldız işareti (*). 1. Bir yeri belirtmek için kullan ılır: at my office benim büroda. 1. yıldız falcılığı. 2. at the station istasyonda. s. astımla ilgili. bir bak ışta. demirli. 2. i. s. 2. astroloji. i. çok büyük. rahatlatıcı bir şekilde. 1. asimetri. gökbilimle ilgili. i. rahatlatıcı/ikna edici söz. z. ne pahas ına olursa olsun. hiç. cin. sıkıştırıcı. i. birbirinden uzak/ayr ı. s. hayret. bir hamlede. asimetrik.assumed assumption assurance assure assured assuredly assuringly asterisk astern asteroid asthma asthmatic astigmatic astigmatism astir astonish astonishing astonishment astound astounding astray astride astringent astrologer astrological astrologically astrology astronaut astronomer astronomic astronomical astronomy astute asunder asylum asymmetric asymmetry at at a bound at a clip at a distance at a glance at a stroke at a stroke at all at all costs/at any cost at anchor s. zan. 1. geriye. astımlı. s. astronomical. i. müneccim. takma (ad). arkaya. astrolojik. astigmatizm.

sonunda. en sonunda. 3. nihayet. aralarla. serbest. hakikatte. genellikle. en sonunda. ölmek üzere. dörtnala. boylu boyunca. ak şam olunca. yak ından.at any price at any rate at any time at best at best at bottom at close quarters at close quarters at close range at cross-purposes at dark at death´s door at death´s door At ease! at every turn at first at first sight at four o´clock sharp at full blast at full gallop at full length at full speed at full tilt at great length at heart at home at home in at home with at intervals at issue at its zenith at large at large at last at last at least at least at leisure at length at liberty at long last at long last at most at most at no time at odd moments at once her ne pahas ına olursa olsun. en az ından. 1. en az. hava kararırken. evde. Rahat! her keresinde. hiç olmazsa. aslında. en sonunda. tam kapasiteyle. olsa olsa. her defas ında. sizin parti çok ho şumuza gitti. serbest. olsa olsa. esasında. Her an gelebilir. yakın mesafeden. detaylarıyla. bir ayağı çukurda. önce. hiçbir zaman. ilk bak ışta. 1. aralıklı. aslında. 2. her neyse. en çok. 2. en fazla. fark ında olmadan apayrı amaçlar peşinde (olmak/çalışmak). (bir yerde)home with machines of all kinds. en a şağı. söz konusu olan. her ne ise. zaman buldukça. nihayet. 1. doruğunda. neyse. olsa olsa. saat tam dörtte. 2. 2. evvela. Her neyse. her ne hal ise: At any rate. İş dünyasını yakaşina. son süratle. ayrıntılarıyla. uzun uzad ıya. makineden anlar. en azından. . derhal. tanır. bir aya ğı çukurda. 2. çok yak ından. 2. 1. üzerinde konu şulan. zirvesinde. ölümün e şiğinde. son sürat. hiç olmazsa. boş zamanı olan. tam gazla. özgür. Her tür -e ından -i iyi bilen: He´s at kendini rahat hisseden. boş zamanlarda. göğüs göğüse. ask. 1. bütün ayrıntılarıyla. 1. çok yak ından. bari. ortada dola şan. Most of the her an: She could come at any time. ayrıntılarıyla. hemen. kendi evinde. we enjoyed your party immensely. son süratle. (bir konuda) bilgili: He´s at home in the business world. ta ş çatlasa.

spor. İng. derhal.. dili bir defada. . başına gelebileceklerden kendisi sorumlu olarak. olsa olsa. o da onun üzerineleft. istenilen şekilde: The aerial can be rotated at will. i. 1. pahas ına.. 2. o s ırada: At that point I ç ıktı. derhal. hemen. ayn ı anda.. pahas ına. dili en fazla. 1. 2. and at that he left. azami. 2. istediği zaman. en kötü ihtimal: At worst. i. istediği gibi. en az. şu ara. en kötü yöne çevrilebilir. onun üzerine: Once again she refused. ateizm. zındık. bazen. piyasa fiyatına göre değerlendirilmiş. son dakikada. i. aynı zamanda. En kötü ihtimal. şimdilik. 2. spora özgü. . -i görünce. tic. s. şu an. aras ıra. s. all he´ll get is a year in jail. atletizm. başabaş. Tanr ıtanımaz.at once at one blow at one scoop at one whack at one´s command at one´s leisure at one´s peril at one´s pleasure at par at peace at present at random at that at that point at the drop of a hat at the eleventh hour at the end of the day at the expense of at the instance of at the latest at the moment at the outside at the rate of at the risk of at the same time at the sight of at the top of his lungs at the top of one´s lungs/voice at the utmost at the very least at this juncture at times at value at will at worst at worst at your convenience at your risk at/in one fell swoop ate atheism atheist atheistic athlete athlete´s foot athletic athletics 1. bir çırpıda. Tanr ıtanımazlık. 2. tehlike sorumluluğu size ait olmak üzere. k. dili avazı çıktığı kadar. zındıklık. dili son anda. eat. o 1.. f. isteğine göre. en geç. tesadüfen. i. sporcu. 1. ateist. avazı çıktığı kadar. dili hemen. ateist.. madura aya ğı.. istedi ğinde. şu an. rasgele. Bir daha reddetti. 2. bir vuruşta. 1. halihazırda. bir kalemde. size uygun bir ziyan oldu ğu takdirde sizin hesabınıza. bak. atletik. hızla: at the rate of one hundred meters per second saniyede yüz metre hızla. sporcu. ateistik. birden. . boş zamanlarında. olsa olsa. Anten istenilen ihtimalde. sportif. aşamaya gelince: At that point add the eggs. 1. bir yıl hapis yer. mümkün oldu ğu kadar yakın bir zamanda. (birinin) iste ği üzerine. k. barış halinde. o noktaya gelince. en çok. zındık (kimse). İng. -i görür görmez. k. en aşağı. O sırada çıktım.. bu noktada. Tanr ıtanımaz. dili eninde sonunda. emrinde. k. O aşamaya gelince k. bir vuruşta. zamanda. k. bir darbede. 2. istenilen zamanda. huzur içinde.

iğrençlik. 2. iltifat. dikkat. tutum. hazır bulunanlar. aksesuar. 3. 3. haczetmek. atom. ermek. hazır bulunmak. çok kötü. 2. 1. atmosferik. (sıvıyı) püskürtmek. i. s. iliştirmek. dumura uğratmak. f. 1. berbatlık. varmak. nükleer reaktör. dili f. 1. bağlamak. atomik ağırlık. elde etme. . to -i göstermek. girişimde bulunmak. f. i. teşebbüs etmek. 2. (bir hizmette bulunan) görevli: shop attendant tezgâhtar. 1. 2. s. ask. -e bakmak. atom ağırlığı. zay ıflatmak. f. tedavi da ğa tırmanmayı denedi. körelme. 4. inceltmek. nükleer enerji. f. çalışmak. nükleer enerji. atom enerjisi.. i. kalkışmak: He attempted to climb that mountain. 2. k ılık. i. azaltmak. menfur. kabahat v. hizmet etmek..Atlantic atlas atmosphere atmospheric atom atom bomb atomic atomic age atomic bomb atomic energy atomic nucleus atomic number atomic pile atomic power atomic waste atomic weight atomise atomize atomizer atone atonement atrocious atrocity atrophy attaboy attach attaché attaché case attached attachment attachment for/to attack attain attainment attempt attend attend to attendance attendant attention attention span attentive attenuate attest attic attire attitude s. dumur. atmosfer. s. elbise. berbat. atom sayısı. hücum. 1. atom bombas ı. atom çağı. kefaret etmek. atom bombas ı. doğrulamak. 1. f. atomlara ayırmak. vurmak. tavır. s. kontrol eden veya yer gösteren görevli. davran ış. 3. sevgiyle bağlı. i. 2. nükleer atıklar. i. i. elde etmek. -e ba koyma. sevgi bağı.b.´ni) affettirecek harekette bulunmak. 1. tecavüz etmek. püskürteç. ilgili. 2. 1. s. canavarlık. i. 2. i. (bir belgeyi imzalayarak bir şeyin doğruluğuna/gerçekliğine) şahadet etmek. kazanmak. kefaret. bak. dikkatle izleyen: an attentive audience dikkatle izleyen seyirciler. i. ataşe. tavanaras ı. 1. atomik. 2. hazır bulunma. körelmek. hafifletmek. sald ırmak. 1. dumura u ğramak. giydirmek. köreltmek. huk. O etmek. f. (bir suç. Atlantik. 1. bağlı. Aferin sana! ünlem. esas duruş/vaziyet. hücum etmek. dikkat eden. takmak. ba şarı. bir şeye takılabilen parça. atomizör. tasdik etmek. i. f. f. i. theater attendant biletleri bak ım. marifet. ilgi. denemek. saldırı. hacizğlılık. i. f. atom reaktörü. atomize. k. kriz. -e delalet i. ilişikteki. 1. eri şmek. i. el koyma. f. bakmak. 3. 2. flight attendant dikkat genişliği. 1. nöbet. el koymak. zerre. 2. 3. 2. You -e dikkat etmek. İng. huk.1. atlas (harita kitab ı). f. canavarca. 2. 2. atom çekirde ği. telafi etmek. giysi. 1. dikkatli: an attentive worker dikkatli bir i şçi. değerini düşürmek. 1. -e sevgi. i. Bond çanta. kazanma. i. ilişik. atomik güç. iğrenç. 2. 2.

patlıcan. Avustralya. i. f. i. s. f. s. mezat. 2. işitme ile ilgili. cezbetmek. hala: She is my paternal i. s. aşındırma. i. i. konser salonu. vasıf. izleyiciler. aşınma. teyp kaseti. cüret. s. otantik. s. i. 1. 1. matkap. artırmak. (hesapları) denetlemek. 1. ağustos. İng. konforsuz. aunt. odyovizüel. f. Avustralya. müzayede. Avustralyalı. doğrulamak. güvenilir: How authentic is this news? Ne derece güvenilir bir haber bu? f. i. çekici. s. işitme kanalı. seyirciler. (bir nedene) ba ğlamak. cazibe.. hakiki. 1. denetçi. işitsel. i. kumral. yenge: Aunt Aliye is my uncle´s wife. i. fiz. f. açık artırma. konforsuz ve dünyevi zevklerden yoksun bir yaşam. bağlama. (iyi/kötü) bir işaret olmak: This augurs well for us. Avustralyalı. i. çekmek. alımlılık.attorney attorney general attract attraction attractive attractiveness attribute attribute attribution attrition attune aubergine auburn auction auctioneer audacious audacity audible audibly audience audiocassette audiovisual audit auditor auditorium auditory auditory canal Aug auger aught aught augment augmentation augur August august aunt auspices auspicious austere austerity Australia Australian Austria Austrian authentic authenticate i. 1. alımlılık. sertlik. . işitilebilir. çekicilik. -e yormak. i. delgi. Avusturyalı. to 1. anat. sade. zayiat. -e mal etmek. 1. uğurlu.. Avusturya. f. i. 2. 2. s. avukat. f. O benim halam. alımlı. (hesaplar ı) denetleme. i. Bu bize iyi bir işaret. i. küstah. s. Avusturya´ya özgü. i. s. i. -e atfetmek. z. sıfır. tasdik etmek. 2. cazibeli. cüretli. gerçek. çekim. artırma. kontrolör. -e al ıştırmak. 1. i. k ıs. başsavcı. 2. yıpratma. atıf. 2. duyulabilir. Avustralya´ya özgü. toplantı salonu. sade ve süssüz. 1. çoğ. i. sıfat. yorma. O benim teyzem. burgu. i. i. s. 2. i. ha şinlik. nitelik. 2. 1. 1. s. to -e uydurmak. görsel-işitsel. i. akort etmek. i. yıpranma. 2. 2. (off) açık artırma ile satmak. Avusturya. işitilebilecek şekilde. mezatç ı. 1. 3. teyze: She is my maternal aunt. i. August. i. gerçeklemek. yüce ve çok sayg ın. sert. hayırlı. 2. i. 1. 2. s. küstahl ık. Avusturyalı. dinleyiciler. 2. f.

i. 1.s. s. 1. i. 3. 2. otomat. yard ımcı. izin. s. otomatik transmisyon. 2. otobiyografi yazar ı. otomatikle ştirmek. çok güvenilir ( şey). of availability available avalanche avarice avaricious avenge avenue i. 2. gerçeklik. otomatik. hav. i. ç ığ. otobiyografi. elde edilebilme. 4. otistik. otorite. otomatik pilot. bir canlının yapabileceği bazı f. i. s. bak. otantiklik. otomat. sonbahar.. otomatik olarak. i. s. i. dilb. yedek. s. otonomi. s. bir kimsenin el yazısı. özerklik. otobiyografik. otomatikman. 2. 3. s. sonbahar noktas ı. 1. dili oto. otomatik vites. i. s. otomatik tabanca/tüfek. otokrat. f. bak. İng. özerk. imza. para hırsı. itaat etmeye yönelten. güvenirlik. i. var. parayla çalışan yiyecek içecek da ğıtma makinesi. f. f. güz ılımı (21 Eylül´e rastlayan ekinoks). otomobil. i. s. i. otonom.. yardımcı fiil. fayda. s. authorize.authenticity author authorisation authorise authoritarian authoritative authority authorization authorize autistic auto autobiographer autobiographic autobiographical autobiography autocracy autocrat autocratic autograph automat automate automatic automatic pilot automatic transmission automatically automation automobile automotive automotive industry autonomous autonomy autopsy autumn autumnal autumnal equinox auxiliary auxiliary verb auxiliary verb avail avail o. otomasyon. i.. amirane. -den yararlanmak. otokrasi. özya şamöyküsü. izin vermek. k. yetkilendirmek.. i. saygı uyandıran. 1. -den faydalanmak. yarar. otomatik. yazar. i. yetke. i. var olma. öcünü ç ıkarmak. i.. s. i. otopsi. 2. otomotiv. sonbahara ait.. öcünü almak. i. yaramak. otoriter. f. bak. otomotiv sanayii. 2. i.. 1. i. i. . güz. s. otokratik. yard ımcı fiil. authorization. otoriter. z. İng. s. the authorities yetkili ki şiler. autobiographical. 1. yetki. otomobil. heyelan. cadde. elde edilebilir. i. para canlısı. müellif. otomatlardan yemek al ınan kafeterya. i. i.

1. ax. uyand ırmak. to -in farkına varmak. O çok i ş ister. İngiliz ve Amerikan ağırlık ölçü sistemi. 1. uçak kullanmak. itiraf. beceriksizce. 1. ortalama. müthi ş. bir yere. berbat. i. 2. mat. s. -i dehşete düşürmek. s.. 1. 2. s. (16 ounces) 453 gram. dili çok fazla. i. 2. i. beceriksizlik. uyanık. korkuyla karışık şaşkınlık.o. i. 1. 1. önlemek. kullan ılması zor. -i huşu içinde bırakmak. f.bırakan. bir süre. ortalama. 1. hobi. hevesli. s. insan ı huşu içinde 2. i. --ring) (emin bir şekilde) ileri sürmek. 2. dehşet içinde. . coşkun. f. bir yana: Put thatmaç ı. yön değiştirmek. 1. i. 1.en) 1. s. kaç ınılabilir. z. i. yamuk. f. vasati. 2. kuşhane. dehşet. fark ında. 2. çok. f. i. 3. itiraf etmek. f. 2. bak. Bir süre beklemen lazım. sakar. mat. haz ır olmak. havac ılık. s. şuradan. mükâfat. önlenebilir. uyanmak. biz. 2. 2. 1. f. çarpık.wok. -den kaç ınmak. insan ı huşu içinde bırakan. vasati: average annual rainfall yıllık ortalama yağış. dehşet. hiç hoşlanmama. s. uyanmış. başka tarafa çevirmek. tığ. with anticipation awake awake awaken award aware awareness awash away away game awe awe-inspiring awesome awestricken awestruck awful awfully awhile awkward awkwardly awkwardness awl awning awry ax axe f. z. awestruck. Monarşist olduğunu her zaman söyler. hantal bir şekilde. münasebetsiz. uyand ırmak. bir müddet: You´ll have to wait awhile. s.aver average averse aversion avert aviary aviate aviation aviator avid avocado avocation avoid avoidable avoidance avoirdupois avoirdupois pound avow avowal avowed await await s. k. korkunç. beklemek. pek çok: That´ll take an awful lot z. i. --d/a. öne sürmek. buradan. avokado. 1. zor. haberdar. f. 2. -i önlemek. 2. kundurac ı bizi. 3. dili müthiş. (resmi bir kararla) vermek. -in s. açıkça söylemek. dehşet verici. huşu. birini/bir şeyi dört gözle beklemek. balta. f. i. of work. of 1. f. 3. -den sak ınma. i. 1. deplasman away! i. sakarlık. to -in farkına varmak. bir tarafa. s. uyanmak. beceriksiz.t. oradan: Go away! Git buradan! 2.. i. vasat. z. den sak ınmak. fark ında olma.. 1. s. ödül. i. k. dehşet verici. huşu içinde. f. 3. -den kurtulmak. hantal. orta. (--red. korkuyla kar ışık saygı.woke. s. 2. i. i. i. Pekiştirmek için deplasman. i. ödüllendirmek. (a. 2. tente. -den çekinmek. s. 1. -den kaç ınma. eğri. açıkça söyleme. uygunsuz. z. hantall ık. birinin as ıl işi dışında yaptığı bir iş. -i önleme. -den kurtulma. bak. -den çekinme./s. 2. 1. Onu bir yere kald ır! 3. bot. s. gözlemek. -i aç ıkça ilan edilmiş olan (biri): He´s an avowed monarchist. amerikaarmudu.. olağan.. pilot. havac ı. s. mat.

i. Azerice. arka sokak. 1. B. bir iddiadan vazgeçmek. çocuk bak ıcısı. boşboğazlık etmek. isk. bot. (su) çağlamak. s. sözünden dönmek. s. eksen. 2. b BA baa babble babbler babe baboon baby baby blue baby bottle baby carriage/buggy baby farm baby grand baby sitter baby tooth babyhood babyish baby-sit baby-sitter baccara baccarat bachelor Bachelor of Arts degree Bachelor of Science degree bacillus back back and forth back and forth back country back down back number back number back out back pay back scratcher back seat back street i. f. 1.li (bısîl´ay) i. (ba. çocuk bak ıcısı. i. 3. bekâr erkek. i. geveze.axiom axiomatic axis axle ay aye azalea Azerbaijan Azerbaijani azure B.. 1. f. aksiyom. mihver. ileri geri. habe şmaymunu. melemek. bekâr. s. ikinci mevki/rol. zool. s. arka taraf. çocuk. 1. 1. bak. k ıs. evet. i. 1. azelya. -e arka olmak. k ısa kuyruklu piyano. açalya. -e yard ım etmek: Akif´s company is backing ileri geri. . ba. bebeklik devresi. f. hay hay.. muhakkak. k. çoğ. gökmavisi.A. caymak. bebek. mil. isk. -i desteklemek. çocuk arabas ı. k ıs.es (äk´siz) i. f. i. anla şılmaz sözler söylemek. dili k ız. s ırt. 2. i. aye. taşra. her ihtiyac ını karşılamak... bebek gibi. i. i. gevezelik etmek. çoğ. anat. fen fakültesi diploması. z. aks. süt mavisi.by-sat. futbol bek. bo şboğaz. i. 2. ax. i. k ıs. i. belkemiği. Azeri. yavru. dili sevgili. belit. B. 2. i. bak.. edebiyat fakültesi diploması. bakara. (birine) a şırı bir özenle bakmak. k. 2. 3.S.cil. i. i. i. i.. Azerbaycan.. f. sütdişi. baccarat. Bachelor of Arts. basil. bebek. z. i. 1. meleme. (dergi/gazete için) eski sayı/nüsha. arka koltuk. İngiliz alfabesinin ikinci harfi. belitsel. kaşağı. ücret veya maa şın ödenmesi gecikmiş kısmı. saçmalamak. arka. çocuk ve bebekler için ücretli bak ımevi. dingil. emzik. --ting) ana babalar ı evde olmadığı zaman çocuğa bakmak. açelya. 2. s. kreş.. arka yer. piliç. biberon. aksiyomatik. Rhododendron. B. bir derginin eski sayılarından biri.

f.. geç kavrayan. 4. yedek. i. tavla. i. f. f. geri sürmek. i. geç kavrama. kompliman söz. (saçları) tersine taramak.b. i. kulis. geri geri. backbite. arkalık.bit. bakteriyolojik sava ş. .. maneviyat. i. 3. karakter kuvveti. 1. z. lumbago. (motorun ate şi) geri tepmek. sırt ağrısı. omurga. bak.back talk back to back back up backache backbit backbite backbitten backbone backbreaking backcomb backdoor backer backfire backgammon background backhand backhanded compliment backing backlash backlog backpack backpacker backpedal backrest backside backslid backslidden backslide backspace backstage backstitch backstroke backtrack backup backup copy backward backward backwardness backwards backwards and forwards backwards and forwards backyard bacon bacterial bactericide bacteriological bacteriological warfare küstahça kar şılık verme. k. bakterisit. (siyasal/toplumsal bir geli şmeye karşı) güçlü tepki. f. yedek kopya. z. geri tepmek. 1. i. i. çevre ve tahsili. arka plan. arka. fon. geri kalm ışlık. 2. sırt çantası. omzunda sırt cevaplamaya bakmalısın. destek. müz. (daktiloda/bilgisayarda) geri gitmek. temel.). f. anat. 1. e şlik eden. 2. bir kimsenin geçmi şteki görgü. beyk ın. f. istenilenin aksi olmak.slid. i. dili k ıç. elin tersi öne gelecek şekilde yapılan (vuruş v.den) (iyi yoldayken) kötü yola sapmak. makat. olup olmadığı belli olmayan kompliman gibi gözüken ele ştiri. bakteriye ait. i. evin arkas ındaki bahçe. backslide. i. geriye do ğru. arka taraf. s. yıpratıcı.. 1. 2. 2.. s. elinin tersiyle. elin tersi öne gelecek şekilde yapılan vuruş. i. i. f. i. arka bahçe. 2.. geri gitmek. 3. yürek gücü. gerilik. backbite. 1. f. tornistan etmek. yedeklemek.. bak. s. 2. i. (back. zemin. f. s. i. omzunda s ırt çantasıyla gezen kimse. f. çok yorucu. iğneardı dikiş. 1. k. bilg. geri tepme.romatizması.slid. i. ileri geri. sırtüstü yüzme. belkemi ği. geri kalmış. O birikmiş mektupları çantasıyla gezmek. pedalı geri çevirmek.bit. taraftar. dili yasad ışı. (back. 1. s. arka arkaya. 3. 1. belkemiği. dili caymak. arka çıkmak.slid/back. i. backward 2. geldiği yoldan geri dönmek. 2. geriye do ğru yapılan. i. yığılmış iş: You should work on that backlog of unanswered letters. f. (kan ıtla) desteklemek. z. 2. ileri geri. backslide. iğneardı dikiş yapmak. s ırt sırta. yedek. s. bakteriyolojik. tuzlanmış/tütsülenmiş domuz böğrü/sırtı. i. desteklemek. s. birikmiş iş. bak. 2. bel bilg. tersine. destekçi. 1. perde arkas ı. i. k. f. back. 1. 2. bak. bak. back. f.ten) arkas ından çekiştirmek/kötülemek. en önemli destek. i.

Bahreyn. f. 1. kullanılan) kova. 1. i. ciddi. fırıncı. There niteliksiz. Bahreynli. 1. zool.. i. kâhya. Onlar birbirine dü şman. kabartma tozu. emanet. ekmek f ırını. Bahama Adaları´na özgü. Bahama Adalar ı´na özgü. 2. heybe. pasta gibi şeylerin satışı.. kefaletle tahliye edilme. fırında pişirmek. f. Bahreyn. pastane. is bad blood between them. bakteriye ait. çanta. bozulmuş (yiyecek). 2. i. s.t. aldatıcı. 2. çuvala koymak. i. porsuk. 1. gayda. i. maşrapa v. kumpir. ters. hatal ı. çok: f. bozuk. şaşırtmak.ri. tulum. i. 3. fena halde.. z. ünlem Tu! s. olta yemi. kötü. ekmekçi. kefalet. yemlemek.o. (--ged. 2. 2. evde yapılmış kek. 2. fırın.. dili kötülemek. ile k.b. . bakteri. fırında pişirme. f.i. i. Bahreyn´e özgü. Takım fena halde yenildi. bakteriyolog.o. 4. nişan. 1. s. --ging) 1. worst) 1. kötü. 1. That child badly needs a new pair of shoes. s. hiç rahat b ırakmamak.b. s. şanssızlık. s. engel olmak. (worse. on üç. 5. fırında pişirilmiş kuru fasulye. 1. torbalamak. 2. torba. ahlaks ız. rozet. kötü. i. fena bir şekilde: The team was badly beaten. fırında patates. yük vagonu. out (tekneye) birine kefalet suyu kova. 2. Bahama.. huysuz. kapan yemi. 2. yetki alanı. f. dili birini/bir şeyi (zor bir durumdan) kurtarmak. vahim. Bahreynli. müz. aksi. k. tüm eşyasını bir torbada taşıyıp sokaklarda yaşayan kadın. bakteriyoloji. yolcu e şyası.a (bäktîr´iyı) i.te. Bahama. O s. 1. bac./s. 6. (tekneye giren suyu bo şaltmak için tekneye girenederek tahliyesini sa ğlamak. eldeki imkânlar. 2. 1. s. hasta/sakat alınamayan alacak. 1. kese. out bail s. i. şüpheli alacak. f. i. out bailiff bailiwick bait bake bake sale baked beans baked potato baker baker´s dozen bakery baking baking powder i. hoş olmayan. çuval. i. i. f. çoğ. bak. (av ı) yakalamak. ma şrapa v. başının etini yemek. uzmanlık alanı. furgon. bütün eşyasıyla. i. sözlerle eziyet etmek. şapşal duran (pantolon). kesekâ ğıdı. şaşırtıcı. i. i. 2. icra memuru. bir sürü yalan dolan. kurabiye. 2. Bahamalı. huk. f. 1. boşaltmak. i.bacteriologist bacteriology bacterium bad bad blood bad debt bad debt bad luck bade badge badger badly bad-mouth bad-tempered baffle baffling bag bag and baggage bag lady bag of tricks baggage baggage car baggage room baggy bagpipe bah Bahama Bahamas Bahamian Bahrain Bahraini bail bail bail s. (san ığın tahliye edilmesi için verilmesi gereken) teminat akçesi. 2. bid. Bahamalı. torba gibi sarkan. (bir) pişim. bagaj. i. f.

balistik. dansör. argo 1. yürümemekte direnen. 1. 2. 2. husyeler. roket. i. i. 4. fasa fiso. pranga. 2. rayiha. yumak: a ball of yarn bir yumak iplik. s. i. 1. kabartma tozu. s.. güzel koku. sodyum bikarbonat. balerin. balad. ithalat ve ihracat aras ındaki değer farkı. dengeli. barefaced. şamandıra ile işleyen kapama valfı. sodyum bikarbonat. top. f. 3. 2. balerin. bir engel kar şısında duraklamak. tükenmez kalem. oğulotu. 2.baking soda baking soda baksheesh balance balance a tire balance of a debt balance of payments balance of power balance of trade balance sheet balanced balcony bald bald-faced baldness bale bale baleful balk balky ball ball ball and chain ball bearing ball cock ball of the foot ballad ballast ballerina ballet ballet dancer ballistic ballistic curve ballistic missile ballistics balloon balloon tire ballot ballot box ballpark ball-point ball-point pen ballroom balls ballsy ballyhoo balm karbonat. i. i. taşak. up k. zırva. lastiğin balans ayarını yapmak. balistik. i. bak. ticaret dengesi. 1.. dili (bir şeyin) içine etmek. bilanço. k.y. bilanço. kokulu merhem. s. 1. 3. balo salonu. 2. dili 1. yürümemekte direnmek. i. ta şaklar. balkon. balast. 1. yalın. ilaç velvele. gürültü. i. 1.. küre. safra. s. i. topak: a ball of dough bir topak hamur. meşum. i. şamata. tükenmez. denge. 4. ask. cesaret. 2. İng. f. den. i. 2. s. balon. f. inat eden (hayvan). i. balyalamak. türkü. f. i. dili i. argo baya ğı cesur: She´s one ballsy female! Amma taşaklı karı yahu! i. i. balistik e ğrisi. 5. dengelemek. i.. bilye. saçma. 2. uğursuz. tüysüz. melisa. bot. heyecanlı ve şamatalı propaganda/reklam. (uluslararas ı ilişkilerde) kuvvetler dengesi. bail 2. 5. bakiye. s. 3. d. balya. oy pusulas ı. patırtı. k. mak. göt. balon lastik.. bale trupu. ayak parmaklar ının kökü. i. borç bakiyesi. 1. balon gibi şişmek. bak. 1. pelesenk. olarak kullan ılan birkaç çeşit yağ. i. k ılsız. balo. İng. dazlak. f. oy sandığı. 2. ödemeler dengesi.. dans salonu. s. dazlaklık. i. atış bilimi.. sade. tükenmez kalem. i. bale. ağrı veya sızıyı dindiren . dengeli olmak. bahşiş. 3. terazi. 3. denklem.

2. kayış. 2. 2. 1. muz cumhuriyeti. cumartesi ve pazar günleri dışındaki resmi tatil. çarliston. zararlı. kolan. i. gürültü. bant. s ıradanlık. yanları hafif meyilli/dik) bankaya (para) 3. İng. Banglade şli. e şkıya. i. k ırkma. i. i. dili saçma. . (bir atışmak. banka. banal şey. i. tırabzan. zümre. s. f. --ning) yasaklamak. s. f. k. i. şerit testere. 2. menetmek. 2. gürültülü birdare mahvetmek. banal. banallik. tak ım. banal söz. 2. (nehir. 1. bir cins salam. 1. 2.´ne ait) k ıyı. perçem. s ıradan.. kâ ğıt para. kötü. sargı. s. be bandied about ağızdan ağıza ile haberi) ile ağız dolaşmak. k. (bir sözü) çok iyi biliyormu ş gibi kullanmak. i. kovmak. f. bir tahtası eksik. muz. 2. sürmek. 1.okumak: çarpmak/kapanmak. 3. şaşırtmak. sürgüne göndermek. müz. açık havada çalan müzik topluluklarına özgü ve çoğu zaman üstü kapalı platform. tırabzan küpeştesi. plaster. i. pat ırtı. bando. banka hesab ı. 2. s. dili 1. aldatmak. uzun çizgi. fasa fiso. kemer. birleşmek. Baltık. s. i. Çat!/Bom! 2. f. uzakla ştırmak. çemberlemek. banknot. f. göl. yat ırmak.. (bir fikri) ortaya atmak. Bangladeş´e özgü. Bangladeş. i. patlama. f. 1. bayağı. (bulut) kümesi. 1. 1. k. heyecan. haydut. s. Banglade ş. bant. kurdele. kavgası yapmak. 2. bambu. k. sansasyon. yumu şak ve ılık (hava). i. sevinç. f. 1. i. banka ıskontosu. i.balmy baloney balsam Baltic balustrade bamboo bamboozle ban banal banality banana banana pepper banana republic band band band saw band together bandage Band-aid band-aid bandit banditry bandmaster bandstand bandwagon bandy bandy about bandy words with bandy-legged bane baneful bang bang up banger Bangladesh Bangladeshi bangs banish banishment banister bank bank bank account bank bill bank discount bank holiday bank note s. can ına şiddetle You can use my car. birleştirmek. v. haydutluk. İng. yara band ı. sargı. bando şefi. olay.. Bangladeşli. ama canına okuyayım deme! i. yasak. (--ned. f. i. (set gibi duran. i. f. i. z ırva. i. söylenmek. i. i. k. yığılmak. 1. banknot. tırabzan. bak. kâkül. 3. şerit. bir araya toplamak.. bağlamak. doland ırmak. çarliston biber. dili kaçık. bir senedin banka tarafından kırılması. bir araya toplanmak.b. i. 4. Band-aid. (yarayı) sarmak. 1. i. çarpık bacaklı. kenar.. pelesenk. sürgün. i.yaymak. korkuluk. i. dili sosis.. bir banka taraf ından diğer bir banka üzerine çekilen poliçe. 2. i. toprak kümesi. i. dili geçici: a band-aid solution geçici bir çözüm. 3. 1. i. but don´t you şekilde bang it up! Arabam ı kullanabilirsin. y ığmak.

saz şairi. bak. barbar. 1. hesap cüzdanı. barefoot. k ıt kanaat geçinme. i. s... batırmak. batk ı. (hayvan) dişlerini göstermek. s. şakalaşma. i. Barbadoslu. eldivensiz. f. müz. 2. iflas ettirmek. s. iflas. 1. vah şi. düpedüz: That´s a barefaced lie. 5. s. su içindeki kum seti. 1.. ayrıksız. 1. para getiren. berber. vah şi. bankac ılık. (et k ızartmak için dışarda kullanılan) ızgara. 1. s. baro. (gelecek bir tarihe ait) evlenme ilan ı. s. i. i.. barbarlık. çoraps ız. 2. 4. şakalaşmak. s. i. i. banka cüzdan ı. başı açık. i. f. 2. f. takılma. barbar. apaç ık. barbekü. eski. i. 3. huk. resmi ziyafet. i. yalınayak. bak. Barbadoslu. s. medeniyetsiz. i. i. iğneli (söz). z.. iflas etmiş. üstüne baharatlı bir kancalı. i. . (bankan ın çıkardığı) kredi kartı. Desteklerine bel ba ğladık. 3. ziyafet. 2. i. müflis.. çengel. f. vahşet. f. man şet. Barbados. bayrak. i. sabun kalıbı. ancak. z. s ırık. -e güvenmek: We are banking on their support. i. 6. dili kâr getiren. batkın. f. sürgülemek. vaftiz etmek. barbarca. kanca. alem. İng. berber dükkân ı. i. engel.bank on bank rate bank vault bankable bankbook bankcard banker banking bankrupt bankruptcy banner banns banquet banter baptise baptism baptize bar bar none bar of soap barb Barbadian Barbados barbarian barbaric barbarism barbarity barbarous barbecue barbed barbed wire barbell barber barbershop bard bare bare bare its teeth bare living bareback barefaced barefoot barefooted barehanded bareheaded barelegged barely -e bel ba ğlamak. güçbela. bear 2. 2. i. (--red.. aletsiz. k. 2. f. Barbados. soymak. tıraş etmek. ç ıplak.. ölçü çizgisi. kızartılan et. takılmak. z. dikenli. s. banka ıskonto haddi. vaftiz. 3. s. bankac ı. sos dökülerek ızgarada dikenli tel. 2. istisnas ız. i. 2. bar (içki içilen yer). sancak. 2. oranı. ozan. i. z. 1. Barbados´a özgü. 1. --ring) 1. i. silahs ız. ancak yetecek kadar.. bak. i. baptize. açmak. i. halter. faiz banka kasas ı. i. z. çıplak bacaklı. çubuk. f. 1. i ğneleyici söz. berber. gazet. s. vah şi. s. etin bu şekilde s. Düpedüz yalan bu.

barf bargain barge barge in bark bark bark up the wrong tree barkeep barkeeper barley barmaid barman barmy barn barnstorm barnyard barnyard fowl barometer baron baroness baroque barracks barrage barred barrel barrel organ barrel vault barren barrette barricade barrier barrister barroom barrow bartender barter base base base of operations base s.t. on baseball baseboard baseless basement baseness bash bashful

f., argo kusmak. i. kusmuk. i. 1. iş anlaşması. 2. kelepir. f. 1. pazarlık etmek. 2. for/on -i ummak, -i beklemek: I hadn´t bargained on that. Öyle bir şey beklememiştim. i. mavna. burnunu sokmak, işe karışmak. i. havlama. f. havlamak. i. kabuk; a ğaç kabuğu. k. dili yanlış kapı çalmak. i., bak. barkeeper. i. barmen. i. arpa. i. barın tezgâhında çalışan kadın, barmeyd. çoğ. bar.men (bar´mîn) i. barmen. s., İng. kafadan kontak, kafası bir hoş, çatlak. i. ahır, çiftlik ambarı. f., k. dili ta şrada temsil vermek. i. çiftlik ambar ı yanındaki avlu. kümes hayvan ı. i. barometre. i. 1. baron. 2. çok zengin i şadamı, kral: an oil baron petrol kralı. i. barones. s. 1. barok. 2. şatafatlı, çok süslü. i. k ışla. i., ask. yo ğun yaylım ateşi, baraj ateşi. s. 1. parmaklıkla kapalı. 2. yasaklanmış. i. fıçı. laterna. mim. be şiktonoz. s. k ısır; meyvesiz; kıraç, verimsiz. i. saç tokas ı. i. barikat. f. barikat yapmak: They barricaded the street. Sokakta barikat yaptılar. i. (çit, duvar, korkuluk gibi) engel; bariyer. i., İng. en yüksek mahkemelerde dava görebilen avukat. i. bar. i., İng. 1. işportacı arabası. 2. el arabası. i. barmen. f. değiş tokuş etmek, takas yapmak, trampa etmek. i. değiş tokuş, takas, trampa. i. 1. temel, esas. 2. ask. üs. 3. kim. baz. s. alçak, adi, rezil. harekât üssü. bir şeyi -e dayandırmak. i. beysbol. i. süpürgelik. s. asılsız, temelsiz. i. bodrum katı, bodrum. i. alçaklık; alçakça bir davranış. f. kuvvetle vurmak, h ızla vurmak. i. 1. hızlı vuruş; kuvvetli darbe. 2. k. dili şatafatlı parti. s. utangaç, s ıkılgan, çekingen.

BASIC basic basically basil basin basis bask basket basketball bass bass bass clef basswood bastard bastardise bastardize baste bastion bat bat batch bated bath bath chair bath towel bathe bathhouse bathing bathing suit bathrobe bathroom bathroom fixtures bathtub baton battalion batten batter batter batter batter s.t. down batter s.t. in battered battery battery-operated batting battle battle cry

k ıs. Beginner´s All-purpose Symbolic Instruction Code bilg. BASIC (bir programlama dili). s. 1. esas, temel. 2. kim. bazal. z. aslında, esasında. i., bot. fesle ğen. i. 1. leğen. 2. havuz. 3. havza. çoğ. ba.ses (bey´siz) i. 1. temel. 2. kaynak. 3. ana ilke. f. güneşlenmek, tatlı bir sıcaklığın karşısında uzanmak. i. 1. sepet; küfe; zembil. 2. spor say ı, basket. i. 1. basketbol, sepettopu. 2. basketbol topu. i., zool. levrek, hani. i., mus. basso, bas. fa anahtar ı. i. ıhlamur ağacı. i. 1. piç, gayrime şru çocuk. 2. alçak herif, it. f., İng., bak. bastardize. f. alçaltmak; de ğerini düşürmek. f. 1. teyellemek. 2. (kurumamas ı için) (pişen etin üstüne) sıvı dökmek/sürmek. i. kale burcu; tabya. i., spor (beysbol, kriket v.b.´nde) sopa. f. (--ted, --ting) 1. spor sopayla topa vurmak. 2. (göz) k ırpmak. i. yarasa. i. 1. bir pişimde pişirilenler. 2. takım; grup; parti: a batch of books bir parti kitap. s. i. 1. banyo. 2. hamam; kapl ıca. 3. film banyosu. f., İng. yıkamak; yıkanmak.bazen kapalı) tekerlekli sandalye. İng. (üstü banyo havlusu. f. 1. yıkamak, banyo etmek; yıkanmak, banyo yapmak. 2. ıslatmak; suya batırmak. i. 1. (plaj, göl v.b. kenar ında) kabinli bina. 2. (halka açık) banyo/hamam. i. 1. banyo yapma, yıkanma. 2. deniz banyosu, yüzme. mayo. i. bornoz. i. 1. banyo. 2. tuvalet. banyoya ait sabit e şya. i. banyo küveti. i. değnek. i., ask. tabur. i. ince tahta parças ı, tiriz. f. sert darbelerle vurmak; h ırpalamak; dövmek. i. sulu hamur. i., spor sopayla vuran oyuncu. (yerle bir etmek için) bir şeye vurmak. (delmek/çökertmek için) bir şeye vurmak; bir şeye vurup delmek; bir şeye vurup çökertmek. s. 1. hurdas ı çıkmış, ezilmiş. 2. dövülmüş (kimse). i. 1. elek. pil; akümülatör, akü. 2. ask. batarya. 3. huk. dövme, dayak. 4. dizi, seri, tak ım. s. pilli. i. tabaka halinde pamuk. i. 1. muharebe; meydan sava şı. 2. mücadele, büyük uğraş. f. 1. savaşmak, dövüşmek. 2. mücadele etmek, çok uğraşmak. 1. savaş narası. 2. herhangi bir kampanyada kullanılan slogan.

battle fatigue battle royal battle-ax battlefield battleground battleship batty bauble baulk bauxite bawdily bawdiness bawdy bawl bawl out bay bay bay bay leaf bay tree bay window bayberry bayonet bayou bazaar BB BB gun BBC BC be BE be vexed with s.o. be (caught) between a rock and a hard place. be ... shy be a bad judge of be a basket case be a big deal be a byword for be a disgrace to be a good judge of be a hard worker be a match for be a nervous wreck be a nuisance to be a part and parcel of be a past master at be a physical wreck

savaş görmüş kimselerde görülen ruhsal çöküntü. 1. (birkaç kişi arasındaki) büyük dövüş. 2. büyük kavga, büyük münakaşa. i. 1. cenk baltas ı, teber. 2. argo huysuz kocakarı. i. savaş alanı. i., bak. battlefield. i. savaş gemisi, zırhlı. s., argo çatlak, kaç ık. i. gösterişli süs, gösterişli fakat kullanışsız şey. f., bak. balk. i. boksit. z. açık saçık bir şekilde. i. açık saçık oluş. s. açık saçık, müstehcen. f. 1. bağırmak. 2. yüksek sesle ağlamak. argo azarlamak, ha şlamak, paylamak. i. koy, küçük körfez. i. uluma. f. ulumak. i., bot. defne, defne a ğacı. defne yapra ğı. bot. defne a ğacı. 1. cumba. 2. k. dili göbek, ya ğ bağlamış karın. i., bot. muma ğacı. i. süngü. i. bir nehir veya gölün batakl ıklı kolu veya çıkış noktası. i. pazar, çar şı; kermes. i. hava tüfe ğinin saçması. hava tüfe ği. k ıs. British Broadcasting Corporation BBC, B.B.C. (İngiliz RadyoTelevizyon Kurumu). k ıs. before Christ M.Ö. (milattan önce), İ.Ö. (İsa´dan önce). f. (--en, --ing) (kurald ışı çekimleri: şimdiki zaman I am; he/she/it is; we/you/they are; eski thou art. geçmi ş zaman I/he/she/it was; eski thou k ıs. bill of exchange. birine k ızmak. k. dili iki ate ş arasında kalmak; iki arada kalmak; iki cami arasında kalmış beynamaza dönmek; iki arada bir derede kalmak.only twenty dollars shy (birinin) (belirli bir miktarda) eksi ği olmak: We´re of a million. Bir milyona varabilmek için yaln ızca yirmi dolar eksiğimiz var. -den anlamamak. k. dili 1. berbat bir halde olmak. 2. ambale olmak, do ğru dürüst düşünemez halde olmak. k. dili çok önemli olmak. mec. ile e şanlamlı olmak. -in yüzkaras ı olmak. -den anlamak, -in ne oldu ğunu bilmek. çok çalışkan olmak. (birinin) dengi olmak. k. dili sinirleri bozulmu ş olmak. -in başının belası olmak. (bir şeyin) önemli bir öğesi olmak: These words are now part and parcel of the language. usta olmak. (bir konuda) çok Bu sözcükler art ık dilin önemli bir parçası oldu. sağlığı bozulmuş olmak.

be a picture of health be a be a be a be a be a

turp gibi olmak.

yenilince k ızıp küsmek. poor loser shadow of one´s former self 1. (biri) epeyce çökmü ş olmak. 2. (biri) epeyce çaptan düşmüş olmak. 3. eskiyabanc ısı çok dü şmüş olmak. -in halinden olmak. stranger to ... konusu olmak: She was a subject of gossip throughout the village. subject of/for Köydeki herkesin dedikodu konusu idi. (bir şey) artık geçmişe ait bir şey olmak. thing of the past k. dili (bir konuda) çok becerikli olmak, (bir i şin) ustası olmak. 1. -e iğrenç gelmek. 2. -e son derece ters/aykırı gelmek. 1. (kötü bir şey) kol gezmek: Smallpox was about in the town. Şehirde çiçek kol geziyordu. 2.olmak. olmak: That morning she was about at the üzere olmak; me şgul ayakta bir şey yapmak, bir şeyle meşgul olmak: What are you about? Sen ne yapıyorsun? olmak: Ibeen aboutenough about door. Kap ıdan çıkmak He -mek üzere You´ve was long to go out the it! Amma uzun sürdü! üzereydim. I olmak. eleştirilemez knew by heart the poems about to be read. O s ırada -den şüphe edilemez olmak: He´s above suspicion; he couldn´t have been there when it happened. Ondan şüphe edilemez; olay sırasında her türlü şüpheden uzak olmak. 1. yurtdışında olmak. 2. artık sır olmaktan çıkmış olmak: How´d it get abroad that I was şeye) vermiş olmak. ğum nasıl keşfedildi? 3. ev dışına tüm dikkatini (bir here? Burada bulundu -de bol/çok olmak: The forest was abundant in game. Ormanda av hayvanı çoktu. ile uyumlu olmak. -e uygun olmak; -e alışkın olmak. 1. ile tan ışmak, -i tanımak. 2. -i bilmek, -e aşina olmak. (of) (-den) beraat etmek, temize ç ıkmak. (bir şeyin) bağımlısı/tiryakisi olmak. ak ıntıyla sürüklenmek. z. Tavsiyeleri pekiştirmek için kullanılır: Great caution is advisable. Son derece dikkat edilmeli. -e bağlı olmak. -den mustarip olmak. 1. su üstünde yüzmek. 2. (mali aç ıdan) ayakta kalmak, zarar etmemek: The firm is afloat. Şirket masrafını çıkarıyor. 3. (söylenti) dolaşmak: (of) (-den) korkmak. kendi gölgesinden korkmak. peşinde olmak. (birine) yabanc ı gelmek. -in fark ında olmak. kaynamak, çok miktarda bulunmak. -den dolayı çok üzgün olmak. kulak kesilmek, dikkatle dinlemek. gözünü dört açmak. -i candan desteklemek, -e taraftar olmak. k. dili pestili ç ıkmak; çok yorgun olmak. çok heyecanlı olmak; endişe içinde olmak. 1. iyi olmak, zarara u ğramamış olmak: Are you all right? İyi misin? 2. iyi olmak,1. elleriyle iş yapmaya gelince beceriksizNotlar ı fena değil. 3. uygun k. dili fena olmamak: His grades are all right. olmak. 2. at (belirli bir konuda) beceriksiz olmak. k. dili çok yan ılmak. k. dili 1. tamamen yanl ış olmak. 2. yanılmak, yanılgıya düşmek. gelmek. k. dili (iş için değil) eğlenmek/vakit geçirmek için (hazır) bulunmak. gerektiği gibi olmamak.

be a whiz at be abhorrent to be about be about be about s.t. be about to be above reproach be above suspicion be above suspicion be abroad be absorbed in be abundant in be accordant with be accustomed to be acquainted with be acquitted be addicted to be adrift be advisable be affiliated with be afflicted with be afloat be afraid be afraid of one´s own shadow be after be alien to be alive to be alive with be all broken up over be all ears be all eyes be all for be all in be all keyed up be all right be all thumbs be all wet be all wet be along be along for the ride be amiss

be an old hand at be anathema to be angry about be angry at be angry with s.o. be annoyed with be answerable for s.t. be answerable to s.o. be anxious about be anxious for s.o. to be anxious to be as good as one´s bond be as good as one´s word be as good as one´s word/promise be as thick as thieves be ashamed be asleep be assailed with doubts be assassinated be associated with be astonished at be at be at a disadvantage be at a loss for words be at a loss for words be at a low ebb be at a standstill be at bay be at cross purposes be at daggers drawn be at fault be at hand be at loggerheads be at loose ends be at loose ends be at odds be at one´s back be at one´s best be at one´s elbow be at one´s wit´s end be at one´s wits´/wit´s end be at rest be at risk be at s.o.´s beck and call be at s.o.´s disposal be at s.o.´s disposition be at s.o.´s service

(bir konuda) baya ğı tecrübeli olmak. ... taraf ından nefret edilen biri olmak: She was anathema to the leftwingers.olmak. ondan nefret ettiler. -e sinir Solcular -e k ızgın olmak, -e kızmak. birine gücenmiş olmak. (birine) k ızgın olmak. bir şeyden sorumlu olmak. birine karşı sorumlu olmak. -i merak etmek. (birinin bir şeyi yapmasını) çok istemek. k. dili -i çok istemek. son derece güvenilir olmak. sözünü tutmak, sözünü yerine getirmek. sözünü tutmak, sözünde durmak, sözünü yerine getirmek. k. dili s ıkı fıkı olmak, canciğer kuzu sarması olmak. utanmak. uyumak. kuşkular içinde olmak. suikasta u ğramak, suikasta kurban gitmek. ile ilişkisi olmak; ile ilgisi olmak. -e hayret etmek. -de bulunmak, -de olmak. dezavantajlı olmak. ne diyece ğini şaşırmak/bilememek. ne diyece ğini şaşırmak, söyleyecek söz bulamamak. 1. (birinin) morali bozuk olmak. 2. çok azalm ış olmak. durmak, durmu ş vaziyette olmak; kesilmek, kesilmiş vaziyette olmak. çok zor bir durumda olmak. -in amaçlar ı birbirine ters düşmek/birbiriyle çelişmek. kanlı bıçaklı olmak. kabahatli olmak. el altında olmak; yakında olmak. (with) (ile) ihtilafa dü şmüş olmak. k. dili 1. me şgul olmamak, boş olmak. 2. boşta gezmek. serbest olmak, (birinin) bir i şi olmamak. 1. (birilerinin) aralar ı açık olmak. 2. with -e aykırı olmak. bir kimseye arka ç ıkmak. en iyi durumda olmak, formunda olmak. yanı başında olmak, yanında olmak. ne yapaca ğını bilmemek, şaşırmak. k. dili ne yapaca ğını şaşırmak. hareketsiz olmak, hareket etmemek. tehlikede olmak. her an birinin emrinde olmak. birinin emrinde olmak: While I´m away my house is at your disposal. Ben yokken emrine amade olmak. birinin evim emrinizde. birinin hizmetinde olmak.

be at sea be at the end of one´s rope be at the end of one´s tether be at the end of one´s tether be at the mercy of be at the point of death be at variance with be at war be at work be averse to be avid for be awake to be aware of be awash be bad for be bad news be badly off be baffled be bang on be based on be behind the eight ball be behind the times be beneath s.o. be bent on/upon be bent out of shape be beset by/with be beside the point be beside the point/question be besotted with be better off be beyond belief be beyond dispute be beyond one´s ken be beyond s.o.´s grasp

1. denizde olmak; (aç ık denizde seyreden) gemide olmak. 2. k. dili şaşkına dönmüş olmak. çaresiz kalmak. son kozunu oynam ış olmak. k. dili çok zor bir durumda olmak, ne yapaca ğını şaşırmış olmak. -in insafına kalmış olmak. ölmek üzere olmak. 1. ile uyu şmamak, ile araları bozuk olmak. 2. -e ters düşmek, ile çelişmek. savaş halinde olmak. işte olmak, iş başında olmak. 1. -den ho şlanmamak: He is averse to hard work. Çok çalışmaktan hoşlanmıyor. 2. -e karşı olmak: They were olmak. to our plan. Planımıza (bir şeyi elde etmek için) çok hırslı/arzulu averse -in fark ında olmak. -in fark ında olmak; -den haberdar olmak. 1. suyla kaplı olmak, sular altında olmak. 2. (bir şey) su içinde yüzmek. 3. with ile dolu olmak; bol miktarda bulunmak. -e zararlı olmak. k. dili hiç iyi biri/bir şey olmamak. k. dili fakir/yoksul olmak. şaşırmak.

İng., k. dili tam isabet etmek, taşı gediğine koymak.
-e dayanmak. argo zor/mü şkül bir durumda olmak. çağın gerisinde kalmak. birine yak ışmamak, birinin tenezzül etmeyeceği bir şey olmak: That´s beneath you. O sana yak olmak. -i kafas ına/aklına koymuşışmaz. k. dili küplere binmek, ç ıldırmak. 1. -in (olumsuz yönleri) çok olmak: This project´s beset with problems. Bu proje problemlerle dolu. 2. şey olmak. -i istila etmek: I was suddenly konuyla ilgisi olmayan bir -i kaplamak, -in (konu şulan şeyle) hiç ilgisi olmamak: That´s beside the point. Onun alakası kapılmak, ... sevdasına kapılmak, kendini -e kaptırmak. İng. -e yok. daha iyi durumda olmak. inanılması mümkün olmamak, inanılmaz olmak. tartışma götürmemek. (birinin) hiç bilmediği bir şey olmak. 1. birinin kavrayışının dışında olmak. 2. birinin elinden kurtulmuş olmak: They´re beyond his grasp now. Obir şey olmamak. hiç kabul olunacak/onaylanacak art ık onlara dokunamaz. 3. birinin elde

be beyond the pale be beyond/without a shadow of a zerre kadar şüphe kalmamak. doubt 1. -in program ı dolu olmak. 2. -in tüm yerleri dolu/rezerve olmak. be booked up k. dili s ıkıntıdan patlamak/çatlamak. be bored stiff be born with a silver spoon in k. dili zengin bir ailenin çocu ğu olmak. one´s mouth -mesi kesin gibi/kesin olmak: He´s bound to win. Kazanmas ı kesin gibi. be bound to paramparça olmak. be broken to smithereens yangın yüzünden sokakta kalmak. be burned/burnt out be cast adrift be caught short be centrally located be chary of be close to

ak ıntıya bırakılmak. 1. paras ı çıkışmamak. 2. of yanında yeterli miktarda (bir şey) olmamak. 3. İng. sıkışmak, aptesi gelmek. merkezinde bulunmak. merkezi bir yerde olmak, şehrin (bir konuda) son derece ihtiyatl ı davranmak/dikkatli olmak: Be chary of investing bir zaman veyathat company.ın olmak. 2.şirkete yatırmadan 1. (belirli your money in yerde) -e yak Paran ızı o -in yakını olmak.

be closeted with be cognizant of be comparable be composed of be concerned about be conditioned by be conducive to be congenial be conscious of be consoled be contrary to be convulsed with laughter be crazy about be cross with be cursed be damaged in shipment be delayed be delighted with be desirous of be destined be destined for be disdainful of s.t. be disenchanted with be disgusted with be disposed to be done for be doomed to be down in the dumps be down on be down to the wire be dressed in tatters be dressed up fit to kill be due be enamored of be encased in be enchanted by/with be encrusted with be encumbered with be endowed with be engrossed in be enmeshed in be enshrined in be entitled to be equal to be equivalent to be exempt be expecting

görüşme amacıyla (birisi) ile odaya kapanmak. -den haberdar olmak, -in fark ında olmak, -i bilmek. 1. to -e benzemek. 2. with ile kar şılaştırılabilir olmak. -den olu şmak, -den ibaret olmak. -den kayg ılanmak, -den endişe duymak, -i merak etmek. (bir şey) (başka bir şeye) bağlı olmak: Your spending capacity is conditioned by the size of your income. Harcamalar ın gelir miktarına insanı -e davet etmek/sevketmek, -e müsait olmak: This is a place that´s conducive gelmek. 2. Burada insan derin 1. to -e ho şto reflection.with -e uygun olmak.dü şüncelere dalabilir. -in fark ında olmak, -i bilmek. avunmak. -e zıt olmak, -e ters düşmek. gülmekten katılmak. -e bayılmak. -e dargın olmak. lanetli olmak. (mal) yoldayken hasar görmek. gecikmek, geç kalmak. -e çok sevinmek. -i arzu etmek, -e can atmak. for/to talih taraf ından bir şeye yöneltilmek: He was destined for greatness. Kader onu büyük bir adam olmaya yöneltti. He was destined to (bir yere do ğru) yol almak/gitmek; (bir yere doğru) gidecek olmak: The ship was destined for China. Gemi Çin´e do ğru yol alıyordu. bir şeyi hor görmek. gözünden dü şmek: I´m disenchanted with him. O, gözümden düştü. -den bıkmak. ... eğiliminde olmak. k. dili 1. mahvolmak; belaya çatmak. 2. pestili ç ıkmak, canı çıkmak. (kötü bir şeye) mahkûm olmak. çok neşesiz olmak, canı sıkkın olmak. -e karşı olmak. k. dili (bir şeyi yapmak için tanınan mühlet) bitmek üzere olmak; (bir işin) sonuna yakla şmış yırtık pırtık olmak, yırtık pırtık giysiler içinde olmak. (birinin) üstü ba şı olmak: We´re down to the wire. Bu işin sonuna iki dirhem bir çekirdek olmak, çok süslenmi ş olmak. 1. to -den kaynaklanmak/ileri gelmek, -e borçlu olmak. 2. -in verilmesi/ödenmesi gerekmek/laz ım olmak: When is this note due? Bu -e âşık olmak. ile kaplı olmak; ile örtülü olmak. -e bayılmak, -i çok sevmek: She is enchanted with her new house. Yeni evine bayılıyor.tabaka) ile kaplı olmak. 2. (mücevherler) ile süslü olmak. 1. (kalınca bir 1. ile yüklü olmak. 2. ile doldurulmu ş olmak. Allah (birine) (bir şeyi) vermek: He´s endowed with a good memory. Allah ona iyiıp gitmek. vermiş. -e dal bir haf ıza (olumsuz bir duruma) dü şmek: He was enmeshed in his own intrigues. Kendi entrikalar ı çok saygın bir yeri olmak: It´s an expression that´s (bir şeyin) içinde ayağına dolanmıştı. enshrined inolmak. 2. -i yapmaya yetkisi olmak.dilinde çok saygın bir yeri 1. -e hakk ı French usage. O deyimin Frans ız (bir işin) üstesinden gelmek. -e eşit olmak. i. 1. karşılık, eşit. 2. dilb. eşanlamlı sözcük, eşanlamlı. (from) -den muaf olmak. f. muaf tutmak. k. dili hamile olmak, gebe olmak.

be fagged out be familiar to be familiar with be famished be fascinated by/with be fast be few and far between be fluent in be flushed with be fond of be for the benefit of be found wanting be free of be free to be free with one´s advice be free with one´s money be from be frozen hard be fucked up be full of beans be given to be going strong be going to be good at be good enough to be good for be good/bad at figures be greedy for be green with envy be guilty of be halfway through be halfway to be hand in/and glove with be happy with be hard at hand be hard at it be hard by be hard hit by be hard of hearing be hard on be hard on the heels of be hard put to be hard put to be hard up be hard up for money be hell on be here to stay

çok yorgun olmak, tur şu gibi olmak. i., argo 1. sigara. 2. homoseksüel erkek, ibne, tekerlek. -e aşina olmak. -i iyi bilmek. çok ac ıkmış olmak. -e kendini kaptırmak. (saat) ileri gitmek/olmak. nadir rastlanmak; çok seyrek olmak. (bir dili) ak ıcı bir şekilde konuşmak. (bir şeyin) verdiği heyecanla dolu olmak. -i sevmek. -in yararına olmak: This concert´s for the benefit of Darüşşafaka. Bu konser Darü şşafaka´nın yararına. kusurlu bulunmak. 1. (birinden) kurtulmu ş olmak. 2. (bir yerden) çıkmış olmak. -ebilmek: She´s now free to marry. Art ık evlenebilir. You´re free to go. Gidebilirsiniz.ö ğüt vermek. sorulmadan paras ını cömertçe harcamak. -den gelmek, -li olmak. donup kaskatı olmak. 1. kafayı yemek, kafayı yemiş olmak; kafayı üşütmüş olmak. 2. (iş/işler) berbatçok canlmahvolmak,olmak. k. dili olmak, ı ve hevesli rezil olmak. (bir şey yapmak) itiyadında olmak. enerjik bir şekilde çalışmak. 1. Niyet gösterir: She´s going to register for that course. O ders için kaydınıbir şeyi) iyi yapmak: He´s good at repairing radios. Radyo tamirini (belirli yaptıracak. 2. Zorunluluk gösterir: You are going to get that job, iyi yapar.edip de (bir yard ımda bulunmak): Will you be good enough to bir iyilik help me? bir süre için) dayanmak: That eder misiniz? another twenty 1. (belirli Bir iyilik edip de bana yard ım rug´s good for years. Oiyi/kötü olmak. daha dayanır. 2. (belirli bir işe) yaramak: It´s hesabı halı bir yirmi yıl gözünü (bir şey) hırsı bürümek. 1. çok k ıskanmak, kıskançlıktan çatlamak. 2. gıpta etmek. -in suçlusu olmak, -den suçlu olmak. -in yarısını bitirmiş olmak. -e giden yolun yar ısında olmak: We were halfway to Alanya. Alanya´ya giden yolun yar ısındaydık. ile yak ın ilişki içinde olmak. -den memnun olmak. kapıda olmak, kapıya dayanmış olmak. k. dili çok çalışmak. -in çok yak ınında olmak; -e çok yakın olmak. -in çok zarar ını görmek: We were hard hit by the cold weather in December. Aralık´taki soğuk bize çok zarar verdi. ağır işitmek/duymak. k. dili 1. (bir şeyi) hor kullanmak. 2. (bir şeyi) çabuk eskitmek/mahvetmek. 3. (birine) sert ından gelmek. -in hemen ard davranmak. (bir şeyi) zorla/çok zor yapmak: They were hard put to finish it on time. Onu vaktinde bitirmeleri çok zor oldu. (bir şeyi) zorlukla/güçlükle (yapmak): I was hard put to give her an answer. Ona zor cevap verdim. k. dili (birinin) pek paras ı olmamak, (biri) züğürt olmak. para s ıkıntısı çekmek. -i hor kullanmak, -i hoyratça kullanmak. kalıcı olmak, vazgeçilmez olmak: Computers are here to stay. Bilgisayar artık hayatımızın vazgeçilmez bir parçası oldu.

be honeycombed with be hooked on be hungry be ignorant of be imbued with be implicit in be in be in the ascendant be in a (tight) spot be in a bad humor be in a bad mood be in a bad way be in a brown study be in a fix be in a flap be in a good humor be in a good mood be in a hurry be in a pickle be in a pinch be in a be in a be in a be in a

ile dopdolu olmak. k. dili 1. -in tiryakisi/ba ğımlısı olmak. 2. -e vurgun/âşık olmak. 1. aç olmak, karn ı aç olmak. 2. for -i çok özlemek; -i çok arzu etmek, -e susamak. olmamak; ... hakk ında bilgisi olmamak. -den haberi ile dolu olmak: He was imbued with a strong sense of duty. Görev a şkıyla doluydu. ı olmak, -in içinde olmak: That´s implicit in what I said. O, -de sakl dediklerimde saklı. 1. evde/ofiste bulunmak. 2. moda olmak. 3. (mevsimi geldi ği için) (sebze/meyve) ç ıkmak. ufkunda görünmek. 2. (birinin) yıldızı parlamak; 1. (yıldız/gezegen) doğu egemen olmak. k. dili zor bir durumda olmak. -in sinirleri/huyu/heyheyleri üstünde olmak. sinirleri tepesinde/üstünde olmak. 1. ağır hasta olmak. 2. çok zor bir durumda olmak. k. dili dalıp gitmek. zor bir duruma dü şmek. k. dili tela ş içinde olmak. -in keyfi yerinde olmak. keyfi yerinde olmak. 1. -in acelesi olmak, acele etmek: I´m in a hurry. Acelem var. Don´t be in too big a bir durumda olmak. k. dili zor hurry. Fazla acele etme. 2. to (bir şeyi) çabuk/bir an evvel

k. dili zor bir durumda olmak. (aslında istenilmeyen/orada bulunması yasak olan biri) (başkasının) place on sufferance müsamahas ı/görmezlikten gelmesidurumda olmak. position to do s.t. (about) (bir konuda) bir şeyler yapabilecek sayesinde bir yerde bulunmak: You ne yapaca ğını bilememek. quandary değişmek, değişim içinde olmak. state of flux k. dili tela ş/endişe içinde olmak. k. dili somurtup durmak. k. dili endişe içinde olmak. k. dili tela ş içinde olmak. k. dili tela ş içinde olmak. k. dili öfkesi burnunda olmak. İng., k. dili endişe/telaş içinde olmak. 1. (with) (ile) anla şmak. 2. with -e uymak; ile uyumlu olmak. hemfikir olmak; mutab ık olmak. aynı hizada olmak. (birinin) vaktinde ödenmemi ş borçları olmak. -in gözünden dü şmek. (bir davran ış) (birinin) karakterine uymak. (of) -in sorumlusu olmak, -e bakmak: Who´s in charge here? Buraya kim bakuygun olmak, -e uymak. -e ıyor? çok güç durumda olmak. çok zor bir durumda olmak. gözden dü şmüş olmak. gözden dü şmüş olmak. görünmek; görünürde olmak. (kötü bir şeyi) geçirmek üzere olmak. yürürlükte olmak. k. dili (bir şey) en hareketli zamanında olmak, hızını almak; yoluna girmek.

be in a stew be in a sulk/be in the sulks/have a fit of the sulks be in a sweat be in a swelter be in a swivet be in a temper be in a twist be in accord be in agreement be in alignment be in arrears be in bad odor with be in character be in charge be in conformity with be in dire straits be in dire/desperate straits be in disfavor be in disgrace be in evidence be in for be in force be in full swing

be in good taste be in good with be in good working order be in high spirits be in hopes of be in hot water be in hysterics be in juxtaposition be in keeping with be in labor be in league with be in limbo be in line with be in low spirits be in need be in need of be in neutral be in no hurry to be in on be in on the secret be in one´s element be in one´s glory be in one´s right mind be in order be in poor health be in possession of be in possession of o.s. be in power be in practice be in print be in progress be in quotes be in rags be in ruins be in rut be in s.o.´s debt be in s.o.´s grasp be in s.o.´s power be in s.o.´s shoes be in s.t. up to one´s eyes be in session be in shape be in short supply be in short supply be in sight be in step be in stitches

(bir şey) uygun düşmek, yakışık almak, yerinde olmak: That remark was notdili good taste. O lafgirmi ş olmak. k. in (birinin) gözüne yak ışıksızdı. iyi işler durumda olmak. keyifli olmak, keyfi yerinde olmak. -i ummak. k. dili ba şı dertte olmak, güç durumda olmak. 1. k. dili gülmekten kat ılmak, gülme krizi geçirmek. 2. isteri krizi geçirmek. birbirine yak ın bulunmak; yanyana bulunmak. -e uygun olmak. doğurmakta olmak. -in müttefiki olmak. iki cami aras ında kalmış beynamaza dönmek. 1. -e uymak. 2. ile bir hizada olmak. keyifsiz olmak. yoksul/fakir olmak. -e ihtiyac ı olmak; istemek.. (motor) bo şta çalışmak, rölantide durmak/çalışmak. (bir şey yapmaya) can atmamak. 1. -e dahil olmak/kat ılmak, -de payı olmak. 2. -i bilmek, -den haberi olmak. sırra ortak olmak. k. dili kendini rahat hissetti ği bir ortamda bulunmak. kendinden çok ho şnut olmak. aklı başında olmak. 1. düzenlenmiş/sıralanmış durumda olmak. 2. (işler) yolunda olmak. -in sağlığı iyi olmamak. -e sahip olmak, -si olmak. kendine hâkim olmak, kendine sahip olmak. (parti) iktidarda olmak. formda olmak. (kitap) yayımcısında mevcut olmak, kitapçılarda bulunmak. devam etmek, sürmek, yap ılmak: The battle was still in progress. Muharebe hâlâ devam ediyordu. The hearing is now in progress. tırnak işaretleri/tırnaklar içinde olmak. (birinin) giysileri yırtık pırtık olmak. 1. harap/yıkık dökük bir halde olmak. 2. mahvedilmiş olmak. (hayvan) k ızışmak, kösnümek. bir kimseye borçlu olmak. birinin pençesine dü şmüş olmak. birinin elinde olmak. k. dili birinin bulundu ğu durumda olmak, birinin yerinde olmak. (yasadışı) bir işin içinde olmak, bir işe fena halde bulaşmış olmak. (mahkeme/toplant ı/kongre/parlamento) toplantı halinde olmak; (okul/üniversite) ö ğretim yılınaolmak, kondisyonu iyi olmak: The right now. (for) (-e) hazır olmak; formda girmiş olmak: Court´s in session players are olmak; az Oyuncular formda. az in shape. bulunmak. az miktarda bulunmak. 1. yak ın olmak, ufukta olmak: Victory is in sight. Ufukta zafer görünüyor. 2. görülmek, gözle seçilmek. 1. (with) (ba şkalarına) adım uydurmak. 2. with -e ayak uydurmak: We´re in stepgülmekten kas ıklarıça ğa ayak uydurduk. k. dili with the times. Biz çatlamak.

be in store for be in straitened circumstances be in substantial agreement be in sympathy with be in sync be in tatters be in tears be in the black be in the clear be in the doldrums be in the employ of be in the know be in the lead be in the limelight be in the making be in the market for be in the mood to/for be in the pink be in the pipeline be in the process of be in the red be in the right be in the running be in the same ballpark be in the soup be in the swim be in the throes of death be in the way be in the wind be in the wrong be in town be in transit be in trouble be in vogue be in with be in with be in work be in/under one´s charge be incapable of be inclined to be included be inconsistent with be incumbent on be indicative of be indifferent to be ineligible for be infatuated with

(bir şey) (birini) beklemek: A surprise is in store for you. Seni bir sürpriz bekliyor. içinde ya şamak, darlık içinde olmak. yoksulluk temelde anla şmak, temel noktalarda hemfikir olmak. (görüşü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek. senkronik olmak, senkronize edilmi ş olmak. 1. lime lime olmak, yırtık pırtık olmak. 2. (ad, şöhret v.b.) mahvolmak. ağlamak. borcu kalmamak, borçlu olmamak. şüphe altında olmamak; masumluğu ispatlanmış olmak. f. 1. (bir şeyi) (bir yerden) kald ırmak/uzaklaştırmak/yok bulunmak. 2. (birinin işleri) kesat 1. den. rüzgâr ın esmediği bir bölgede etmek: Clear the table! Sofrayı olmak.için) çals ıkıntısı çekmek; efkârlı olmak. (birisi 3. can ışmak. (bir konuda) ço ğu kimsenin bilmediği şeyleri bilmek. önde/başta gitmek. ilgi odağı olmak. hazırlanmakta olmak; oluşmakta olmak: There´s a new age in the making. alma niyetindeolu şmakta. -i satın Yeni bir devir olmak. canı (bir şeyi) yapmak istemek: I´m not in the mood to go there. Canım oraya gitmek istemiyor. turp not in the mood for company. Kimseyle 1. sapasa ğlam olmak, I´m gibi olmak. 2. en güzel halinde olmak. k. dili hazırlanmakta olmak. sürecinde olmak, -mekte olmak. borçlu olmak. haklı/doğru olmak. adaylardan biri olmak. -e yak ın olmak. s. kabataslak, yaklaşık: Give me a ballpark figure. Bana kabataslak dertte olmak. k. dili ba şı bir rakam söyle. (of things) k. dili faal bir hayat sürmek; faal bir sosyal hayat ı olmak. can çekişmek. engel olmak, ayak alt ında olmak. k. dili (bir şeyin) (gerçekleştirilmeden önce) sözü edilmek: It´s been in the wind for some time now. Epey zamand ır sözü ediliyordu.sendeydi. suçlu/kabahatli olmak: You were in the wrong. Kabahat

şehirde olmak.
(insanlar/mallar) yolda olmak; (insanlar) bir yerden ba şka bir yere geçmekte olmak; (mallar) bir yerden ba şka bir yere taşınmakta olmak. başı belada olmak. 1. moda olmak. 2. ra ğbette olmak. 1. ile arkada ş olmak, ile arası iyi olmak. 2. (birinin) gözüne girmiş olmak. k. dili (biriyle) çok iyi geçinmek; (birinin) gözüne girmi ş olmak. k. dili çalışmak, işi olmak, iş sahibi olmak: He´s been in work since May. Mayıstan berialtında olmak. sorumlulu ğu çalışıyor. -i yapamamak, ... yetene ğinin dışında olmak. -e meyli olmak. (in) -e dahil olmak/edilmek. ile çelişmek. -in sorumlulu ğu -e ait olmak, -e düşmek: It is incumbent on you to educate your children. Çocuklar ının eğitiminden sen sorumlusun. i. -i göstermek, -e işaret etmek. -e karşı ilgisiz olmak, -e ilgi göstermemek: He´s indifferent to her. Ona karşı ilgisiz. (şartlara uymadığı için) -e alınamamak/katılamamak. -e deli gibi â şık olmak.

be infested with be informed about be inherent in s.t. be insensible be insensitive to be intended for be intent on be interested in be intimate with be into be intrinsic to be involved in be involved with be itching to be jealous of be keen on be lacking be laid up be late be leery of be left holding the bag be left holding the sack be left stranded be liable be littered with be loath to do s.t. be located in be long on be lost on be lousy with be low in be low on be low on one´s list be mad about be mad on be marooned be master of be mindful of be misguided be mistaken be mixed up be mixed up in be mixed up with be mounted on be much sought after be mysterious about be nauseated

-in içinde/üzerinde çok olmak, ile dolu olmak: The area´s infested with bandits. Bölge olmak. dolu. -den haberdar haydut bir şeyin aslında var olmak. 1. to -i hissedememek. 2. to -e kar şı ilgisiz olmak; -e aldırmamak. 3. of (tehlikeden) habersiz olmak; -i farkedememek. 1.-e karşı ilgisiz olmak; -e aldırmamak. 2. -e duyarlı/hassas olmamak. için amaçlanmak, için olmak: This book is intended for children. Bu kitap çocuklar için olmak: He is intent on solving the problem. Sorunu çözmeye 1. -e kararlı yazılmış. kararlı.duymak, -e merakl ı olmak: She intent on his work that he Edebiyata -e ilgi 2. -e dalmış olmak: He was so is interested in literature. lost all ilgi duyuyor. My uncle is interested in reptiles. Amcam sürüngenlere ile samimi olmak. k. dili (bir işle) uğraşmak; merakı (bir şey) olmak. Dividing two into twelve gives six. On iki bölü iki e şittir altı. -e özgü olmak. 1. -e kar ışmak: She was once involved in a scandal. Bir zamanlar bir skandala a şk ışmıştı.olmak. k. dili ile kar ilişkisi 2. ile meşgul olmak, ile uğraşmak: He´s involved in a -e can atmak. -i k ıskanmak.

İng., k. dili -e çok hevesli olmak, -e meraklı olmak, -e düşkün olmak: be keen olmamak; aktörlü ğe hevesli olmak. 1. ... on acting ... eksik olmak: Something´s lacking here. Burada bir eksiklik var. 2. in -de ... olmamak: He´s lacking(hastal ık v.b. nedeniyle) ıl 1. biriktirilmek, ilerisi için saklanmak. 2. (with) in intelligence. Onda ak yatakta/evde kalmak, zorunda olmak, yata ğa mahkûm olmak. (for) (-e) geç kalmak (-e) gecikmek.
-den çekinmek. k. dili 1. kabak ba şına patlamak. 2. avucunu yalamak. k. dili 1. kabak ba şına patlamak. 2. avucunu yalamak. bak. be stranded. 1. for -den sorumlu olmak. 2. to (biri) ... e ğiliminde olmak. 3. to ... ihtimali olmak: He´s liable (şeyler) ile darmadağınık olmak. ihtimali yüksek. gelişigüzel atılmış to get caught. Onun yakalanma 1. bir şeyi yapmayı hiç istememek. 2. bir şeyi yapmaktan çekinmek. -de bulunmak/olmak. -in fazlas ı olmak. -i etkilememek. k. dili 1. ile dolu olmak, ile kaynamak. 2. (birinde) bir şey çok olmak: He´s lousy miktar ı az olmak: It´s lowı in cholesterol. Onun kolesterolü az. -in ... with money. Onun paras çok. k. dili (bir şeyin stoku) az olmak: We´re low on wood. Az odunumuz kaldı. k. dili -in önemli sayd ığı işlerden olmamak: That´s low on my list right now. O şimdi benim gibi sevmek, -e ç ılgınca âşık olmak. 2. -e bayılmak. k. dili 1. -i deli için ön planda değil.

İng., k. dili, bak. be mad about.
(on) (-de) mahsur kalmak. -in ustas ı olmak. 1. -i hatırında tutmak. 2. -e dikkat etmek. 1. (insan) yan ılmak. 2. yanlış olmak. yanılmak. zihni karışmak. -e karışmak, -e bulaşmak. ile ilişkisi olmak. (binek hayvan ına) binmiş olmak. çok aran ılan/istenilen bir şey/biri olmak, çok rağbette olmak, çok rağbet görmek. k. dili -in ne oldu ğunu açıklamaktan kaçınmak; ... hakkında konuşmaktan kaçınmak; ... konusunda doğru dürüst cevap vermemek. midesi bulanmak.

be necessary be no great shakes be no slouch at/as a be noncommittal be none the worse for be nonplussed be notable for be noted for be nothing but skin and bones be noth-ing to write home about be nuts be nuts about be o.s. be obliged be obliged to do s.t. be oblivious of/to be obsessed by/with be of capital importance be of one mind be of prime importance be of service to be of the same mind be of use be of use for s.t. be of value be of/in two minds about be off be off guard be off in one´s calculations be off one´s nut be off one´s rocker be off one´s trolley be off sick be off the air be off the beaten track be offended be OK, OK be on be on a better footing than ever be on a diet be on a par with be on an even keel be on display be on edge be on familiar ground be on fire be on good terms

gerekmek, lazım olmak/gelmek, icap etmek. k. dili üstün biri olmamak. k. dili (belirli bir konuda) hiç fena olmamak, baya ğı iyi olmak: He´s no slouch as an artist. Ressamrengini belli etmemek. belirli bir cevap vermemek; olarak baya ğı iyi. (bir şeyden) (birine) hiç zarar/halel gelmemek: They were none the worse for it. Onlara hiç zarar ı olmadı. şaşkına dönmüş olmak. ile tanınmak, ile meşhur olmak; ... için önemli sayılmak. ile tanınmak, ile meşhur olmak; ... için önemli sayılmak. k. dili bir deri bir kemik kalmak. k. dili tamah edilecek bir matah/mal olmamak. aklını oynatmış olmak, kafadan kontak olmak. 1. -in delisi olmak. 2. -in hayran ı olmak, -e deli olmak. kendisi gibi davranmak, normal bir şekilde hareket etmek. memnun olmak: I´d be obliged if you´d come early. Erken gelirsen memnun olurum. mecbur olmak. bir şeyi yapmaya (etrafında olup bitenlerin) farkında olmamak. -i aklına takmak, aklı -e takılmak. çok önemli olmak, çok önem ta şımak. hemfikir olmak, ayn ı fikirde/düşüncede olmak. çok önemli olmak. -e yardımı dokunmak, -e yardım etmek. hemfikir olmak, ayn ı fikirde/düşüncede olmak. yardım etmek. bir şeye yaramak. değerli olmak. -in hakk ında kesin bir karara varamamak. 1. gitmek; yola ç ıkmak. 2. (elektrik/su/gaz) kesik/kesilmiş olmak; (elektrik/ışık) söndürülmüş/kapalı olmak; (makine/aygıt) kapalı olmak: The tetikte olmamak. hesabında yanılmış olmak. k. dili aklını kaçırmış olmak, aklını oynatmış olmak. k. dili ç ıldırmış olmak. k. dili kafadan kontak olmak. hastalık nedeniyle işe gelmemiş olmak. (radyodan/televizyondan) yayımlanmamak; yayımda olmamak. k. dili her yerden uzak bir yerde olmak, da ğ başında olmak. gücenmiş/alınmış olmak. iyi olmak. 1. (elektrik/su/gaz) aç ık olmak; (elektrik/ışık) açık olmak. 2. (makine/ayg ıt) çalışmak, açık olmak. araları her zamankinden daha iyi olmak. perhiz yapmak, rejim yapmak. ile aynı/eşit derecede/değerde olmak. 1. başta ve kıçta çektiği su aynı olmak, (gemi) dengede olmak. 2. k. dili her şey yolunda olmak. sergilenmek. sinirleri gergin olmak. 1. bildiği bir yerde/yörede bulunmak. 2. bildiği bir konuyla ilgilenmek. yanmak. (with) (biriyle) aras ı iyi olmak: Ece´s on good terms with Ayşen. Ece´nin Ayşen´le arası iyi.

be on guard be on its way out be on one´s hands be on one´s last legs be on one´s mettle be on one´s own be on one´s own responsibility be on one´s toes be on one´s way out be on overtime be on pins and needles be on probation be on s.o.´s side be on s.o.´s trail be on s.t.´s trail be on show be on skid row be on speaking terms be on strike be on tap be on target be on television be on tenterhooks be on the air be on the alert be on the ball be on the decline be on the defensive be on the go be on the high (low) side be on the house be on the level be on the make be on the mend be on the point of be on the right road be on the road be on the safe side be on the shelf be on the skids be on the spot be on the table be on the telephone be on the tip of one´s tongue be on the tip of one´s tongue be on the up-and-up be on the wane

1. nöbet tutmak. 2. tetikte olmak. -in devri kapanmak üzere olmak. (yük sayılan bir şey/biri) -in başında olmak, -in sorumluluğunda olmak. ömrü/miad ı dolmak üzere olmak. elinden geleni yapmaya hazır olmak. 1. başkasından yardım görmeden geçinmek/rızkını kazanmak, kendi kendini geçindirmek, ba şının çaresine bakmak. 2. yalnız başına kalmak. (yaptığı şeyden) kendisi sorumlu olmak. k. dili uyan ık/dikkatli olmak. çıkmak: We were just on our way out. Biz şimdi çıkıyorduk. fazla mesai yapmak, mesaiye kalmak. k. dili diken üstünde olmak, endi şe içinde olmak.

şartlı tahliyeden sonra gözetim altında olmak. 1. birinden yana olmak, birinin taraf ını tutmak. 2. birinin lehinde olmak, birine yararltakip etmek; birinion your side. Genç olman lehinedir. birinin izini ı olmak: Youth is aramak.
1. (av köpe ği) avın izini takip etmek: The dogs´re on the trail. Köpekler iz sürüyor. 2. bir şeyi takip etmek; bir şeyi aramak. sergilenmekte olmak. k. dili serseri ve sefil bir hale dü şmüş olmak. (with) (biriyle) selamla şıp konuşmak. grev yapmak. 1. k. dili hazır bulunmak. 2. (bira) fıçıdan alınıp satılmak. 1. (bir tahmin) do ğru çıkmak. 2. (bir iş) belirlenen süreye uygun olarak ilerlemek. televizyonda olmak; televizyona ç ıkmak. endişe içinde olmak. (radyodan/televizyondan) yayımlanmak; yayımda olmak. tetikte olmak. argo ak ıllı ve dikkatli olmak. (kuvvetli/yüksek bir durumdan) dü şmekte olmak: The birthrate is on the decline. Do ğum oranı olmak. savunma durumunda düşmekte. The Roman Empire was on the decline. birtak ım işlerle meşgul olmak. oldukça pahalı (ucuz) olmak. ... işyerinin ikramı olmak, ... şirketten olmak: Your meal tonight is on the house.do ğruyu söylemek. k. dili Bu geceki yeme ğiniz lokantamızın ikramı. k. dili 1. kö şeyi dönmeye çalışmak; statüsünü yükseltmeye çalışmak. 2. cinsel ilişki için eş aramak. (hasta) iyile şmek. -mek üzere olmak: He was on the point of going. Gitmek üzereydi. doğru yolda olmak. 1. yolda olmak, seyahat etmek. 2. yola ç ıkmış olmak. 3. to -e doğru ilerlemek. ihtiyatlı davranmak. 1. k ızağa çekilmiş olmak; emekliye ayrılmış olmak. 2. (kadın) evde kalmış olmak.kötü bir durumda olmak, kötüye gitmek. k. dili olayın geçtiği yerde bulunmak. 1. teklif edilmiş olmak. 2. (tasarının/meselenin) görüşülmesi/tartışılması ileri birtelefonda olmak/konu şmak. k. dili tarihe b ırakılmış olmak. k. dili dilinin ucunda olmak: It was on the tip of my tongue. Dilimin ucundaydı. ucunda olmak. k. dili dilinin k. dili yalans ız konuşmak; dürüst bir şekilde davranmak: I think he´s on the up-and-up. Bence numara yapm ıyor. azalmakta/batmakta/sönmekte/sonuna yakla şmakta olmak.

be on the watch be on the wing be on to be on top of be on top of the world be on top of the world be on top of things/the news be on trial be on vacation be one jump ahead be one with be one´s own man be one´s own man be one´s own master be onto a good thing be open to dispute be operated on be opposed to s.t. be oriented towards be out be out and about be out for s.o.´s blood be out in force be out in left field be out in one´s reckoning be out of be out of a job be out of character be out of character be out of commission/kilter/whack be out of control be out of earshot be out of favor (with) be out of it be out of line be out of luck be out of one´s mind be out of one´s mind be out of order be out of place be out of place be out of plumb be out of practice be out of practice be out of print be out of print be out of reach

1. tetikte olmak, kulak kesilmek. 2. nöbette olmak. uçmakta olmak, uçmak. k. dili (birinin) ne halt/haltlar yedi ğini/karıştırdığını bilmek. k. dili (duruma) hâkim olmak. k. dili çok mutlu olmak, sevinçten uçmak. k. dili sevinçten uçmak, ayaklar ı yere değmemek, bastığı yeri bilmemek. k. dili olup bitenlerden haberdar olmak. 1. yargılanmak. 2. denenmek. tatilde olmak, tatil olmak: Schools are on vacation. Okullar tatil. k. dili 1. (of) (-den) önce davranarak avantajl ı durumda olmak. 2. of -den iki adımfikirde olmak. ile aynı ileride olmak. başına buyruk olmak. yerini korumak. başına buyruk olmak. k. dili yağlı bir iş bulmuş olmak. (bir şey) tartışılabilmek, tartışmaya açık olmak. ameliyat olmak. bir şeye karşı olmak, bir şeyin aleyhinde olmak. -e yönelmiş olmak. 1. dışarıda olmak: He´s out at the moment. Şu an burada değil. 2. (belirli bir miktar para) gitmek; (para) aç ığı olmak: I had to buy them lunch, and (nekahetten sonra) d ışarı/sokağa çıkıp gezmek. k. dili birinin hakk ından gelmek istemek. k. dili ortalıkta çok olmak. argo çok yan ılmış olmak. hesabında yanılmak. 1. (bir şey) tükenmiş olmak, kalmamak: We´re out of gas. Benzinimiz bitti. By the time he reached the top of the hill he was out of breath. Yoku şun işsiz olmak. (bir davran ış) (birinin) karakterine uymamak. (bir davran ış) birinin her zamanki davranışlarına uymamak. k. dili bozulmu ş olmak. 1. kontrolden ç ıkmış olmak, frenlenemez olmak. 2. (biri) dizginlenemez olmak. oldu ğu için) işitememek, duyamamak. (uzakta (birinin) gözünden dü şmüş olmak. argo başka bir dünyada yaşamak, hayal dünyası içinde olmak. 1. yersiz/uygunsuz/yak ışıksız olmak, yakışık almamak. 2. sıradan çıkmış olmak. şansı olmamak, şansı yaver gitmemek. 1. aklı yerinde olmamak, aklını kaçırmış olmak. 2. çok öfkeli olmak. k. dili aklını kaçırmış olmak, delirmiş olmak, keçileri kaçırmış olmak. 1. (makine/ayg ıt) bozulmuş/bozuk olmak, çalışmamak. 2. düzensiz olmak. zamanki) yerinde olmamak. 2. yersiz/uygunsuz/yak ışıksız olmak, 1. (her 3. usule ayk ırı olmak. 4. uygunsuz olmak. yak ışık almamak.olmamak. 2. uygun dü şmemek. 1. (fiilen) yerinde

şakulünde olmamak, şakulden kaçmak. (uzun zamandan beri bir şeyi yapmadığı için) (onu) iyi yapamamak. formda olmamak; formdan dü şmüş olmak. (kitabın) baskısı tükenmiş olmak. (kitap) yayımcısında mevcut olmamak, kitapçılarda bulunmamak, (kitabın) baskısı tükenmişerişilemez olmak. 1. el altında olmamak. 2. olmak.

be out of season be out of shape be out of shape be out of sorts be out of sorts be out of step be out of stock be out of sync be out of the hole be out of the picture be out of the question be out of the running be out of the running be out of the woods be out of the woods be out of this world be out of this world be out of touch be out of touch with be out of work be out of work be out on maneuvers be out on strike be out on the end of a limb be out on the town be out on the town be out to be out to lunch be over be over and done with be over one´s head be over s.o. be over the hump be overcome by/with be overdrawn be overgrown with be overjoyed be overwhelmed by/with be overwhelmed with be par for the course be parallel with/to be peeved at be peopled by/with be perishing be pertinent to be pissed be pleased to do s.t.

-in mevsimi bitmiş olmak. formunda olmamak. 1. formda olmamak, formdan dü şmüş olmak. 2. şeklini kaybetmiş olmak, kalıpsız olmak. k. dili sinirleri ayakta olmak. k. dili can ı sıkkın olmak, keyfi kaçmak/bozulmak. 1. (with) (ba şkalarına) adım uydurmamak. 2. with -e ayak uydurmamak. stokta bulunmamak. senkronik olmamak, senkronize edilmemi ş olmak. k. dili borçtan kurtulmu ş olmak. k. dili (biri) sahneden çekilmi ş olmak, işin içinde olmamak. k. dili söz konusu olmamak, dü şünülmemek, uygun sayılmamak. (yarışmadan) elenmiş olmak. adaylıktan elenmiş olmak. (hasta) hayati tehlikeyi atlatm ış olmak. k. dili tehlikeyi atlatm ış olmak. argo çok güzel/harika/süper olmak. k. dili süper/fevkalade güzel/fevkalade/harika/harikulade olmak. 1. (with) (biriyle) iletişim içinde olmamak. 2. dünyada olup bitenlerden haberitemasta bulunmamak. konuya) habersizgeli şmeler hakkında bilgisi 1. ile olmamak. 3. with (bir 2. -den ait yeni olmak. işsiz olmak. işsiz olmak. ask. manevra yapmak. grevde olmak. desteksiz kalmak. şehirde yiyip içip eğlenmek. k. dili şehirde zevk peşinde koşmak. (bir amaç) pe şinde olmak; (bir şey) için fırsat kollamak: He´s out to get him. ğle yemeği yemeye çıkmışiçin fırsat kolluyor. They´re out to win the 1. ö Onun hakk ından gelmek olmak. 2. argo kafası izinli olmak. 3. argo kafası olmak, bitmek, sona ermek: The concert´s over. Konser bitti. It´s bitmiş pek çalışmamak. over between us.bitmiş ızda her şey bitti. k. dili tamam ıyla Aram olmak. 1. (su) boyunu geçmek/a şmak. 2. (birinin) bilgisi/yeteneği dışında olmak. birinin amiri olmak; birinden daha yüksek bir görev/makam/rütbe sahibi olmak. zor tarafını atlatmış olmak, düze/düzlüğe çıkmak. işin en -den (kötü bir şekilde) etkilenmek: She was overcome by the smoke. Dumandan dolaygöstermek. 2. hesab ından overcome with emotion. Öyle 1. borç bakiyesi ı kendinden geçti. He was fazla para çekmiş olmak; (hesaptan) fazlav.b.) ile kapl ı/örtülü olmak. (yabani bitkiler para çekilmi ş olmak. çok sevinmek. 1. (duygulara) yenik dü şmek, yenilmek. 2. (sorumluluk, ağır bir iş v.b.) altında ezilmek. garkolmak. -e boğulmak, -e k. dili normal sayılmak. 1. -e paralel olmak. 2. -e benzemek. -e sinirlenmek, -e sinir olmak. (bir yerin) halk ı/personeli -den oluşmak/ibaret olmak. 1. çok ü şümek. 2. (hava) çok soğuk olmak. ile ilgisi olmak, ile ilgili olmak. 1. off k ızmış/sinirlenmiş olmak. 2. İng. fitil/çok sarhoş olmak. (bir şeyi) memnuniyetle yapmak: I´d be pleased to do it. Memnuniyetle yaparım.

-e dayanmak.. düpedüz. şakullemek. be an person. be resigned to be responsive be retired be revolted by be rid of be ridden with be rife be round the bend be rumored be s. to. -e satılmak: They´re priced at a million liras each.. Onun dürüst bir insan oldu ğu söyleniyor. Çabuk ol/olun! 1. -e hazır olmak. -e zararlı olmak. 2.be pleased with be pleased with o. (-den) emin olmak. birinin hakk ı olmak. emekli/tekaüt olmak. kendinden memnun olmak. çok yayg İng. zamanı dar olmak. iskandil etmek. -e uygun/özgü/ait olmak. afallamak. k. (to) (ile) ilgili olmak. -den kurtulmu ş olmak. 1.. (to) (ile) akrabalık bağı olmak: He´s not related to them. kirli olmak.o.. -in üzerine kurulmuş olmak.. birbirine zıt olmak. 2. (çukurlar) ile 3. 2. -den olumlu bir şekilde etkilenmek. olmak.. delirmiş olmak. ile iftihar etmek. 2. 2. -e kendini kaptırmak. (ile) is reputed to 3.s. to be made a countess these days. to -e razı olmak. k. k. (bir eylemi) defalarca yapmak: She was profuse in her praise of him. resign o. a ğızdan ağıza dolaşmak.. bak. dili para s ıkıntısı çekmek. dili keçileri kaçırmış olmak. olağanüstü bir şey olmak:hesapla şmış olmak. dili gerçekten. dili It is quite something 1. sava şa hazır bir şekilde beklemek. ın olmak. söylenilmek. f. ile övünmek. Bu binada fareler kaynıyor.o. -e meyilli/e ğilimli/yatkın olmak. 3.. Onlar birer milyona satılıyor. Afrika´yı-e dayalı olmak. olduğu söylenmek: He ilgisi olmak. hazır/hazırlıklı olmak. -den gurur/k ıvanç/övünç duymak. oldu ık sanılmak. . 1. . k. -e meyilli olmak. şakulünde olmak.´s due -den memnun olmak. z. çok iyi bir şey olmak.´s secrets be profuse in be prone to be proof against be proper to be proud of be provoked at be pushed for money be pushed for time be puzzled Be quick about it! be quite something be quits be related be reputed to be . k.. 1. sıkışık olmak. k. -den kurtulmak: We´re rid of them now! Onlardan kurtulduk artık! ile dolu olmak: This building is ridden with rats.. to -ehonest . 2. -e iyi uymak. -e k ızmış/sinirlenmiş olmak. dili (bir sisteme) ba ğlı olmak. to -e duyarlı/hassas olmak. şaşırmak. fiyatı . olmak. ask. (kuş) havada hareketsizmiş gibi durmak. herkese nasip olmamak. şakulüne getirmek. tutkusuyla yan ıp tutuşmak: He was possessed with a desire to see Africa. dili -in az vakti olmak. -in vakti çok daralm ış olmak. dolu olmak. -e sahip olmak. sıkışık bir durumda olmak. -den tiksinmek. (tedaviye) cevap vermek. 1. . -e ğilimi -e karşı dayanıklı/dirençli olmak. Onu çokeövdü. birinin s ırdaşı olmak. to tıb. görme tutkusuyla yanıp tutuşuyordu. Onlarla akrabalğu bağı yok. cevap vermeye istekli olmak... be plugged into be plumb be pocked with be poised for be poised for battle be poised in the sky be poles apart be polluted be positive (of/about) be possessed of be possessed with be predicated on be predisposed to be prejudicial to be prepared be prepossessed by be pressed be pressed for time be pretty well suited to be priced at be privy to s.s.

k. dili iyi durumda Bu konuda kanunda yaz ılı bir şey yok. (belirli bir miktarı) (s. in his praise. Gitti ğine üzüldüm. kol ve bacaklar ı yana açılmış durumda yatmak.. . to (bir şey) yapmak istemek. k. (belirli bir konuda) birinin eksikliği olmak: He´s short on smarts. olmak. -i çok özlemek. (bir yerden) (belirli bir uzaklıkta) 1. 2. 2. -den kurtulmak. I´m scared of spiders. çıkıştıramamak: I´m short five books. Onda pek kafa yok. dili çok zor bir durumda kardan mahsur kalmak. (biri)bir şey çapında bir . İng..” “Yusuf öldü. k.´s shadow be s. programda olmak. eksik olmak: We´re short of cups. esirgemek: Don´t be sparing with the butter!ka şınmak: He is spoiling for sparing Dövüşmek için kaşınıyor. ile dolu olmak.) (birinde) tutsağıydı. -de personel eksikliği olmak. tamamen birleştiğini belirtir: Alibeyköy is solidly for our man. köşeye sıkışmak. olmak: He´s somewhat of . a poet. huk. (bir yerde) bulunmak: The town´s situated on a river. 1. O aslında Tanrının bir lütfudur. Örümceklerden korkuyorum. dili (birinin) her şeyi tıkırında olmak. -in taraf ını tutmak. hakk ında hiçbir şey dememek/söylememek/yazmamak: The law is silent on this point.olmak. (bir işin) ustası olmak.t. Kendi önyargılarının (bir şey) (belirli bir miktarda) eksik olmak. birinin yan ından ayrılmamak. about -e ilgi göstermek. 1. in disguise be scared be scheduled Be seated. k. k. gibi bir şey herkes bizim kendi çapında bir .o.. dili -den illallah demek: I´m sick and tired of this! Bundan illallah! midesi bulanmak. (bir şeyde) (bir öğe) yer yer bulunmak: Her poetry is shot through with humor. Fincanlar ımız kâfi değil. Şair gibi bir şey o. başını kaşıyacak vakti olmamak. ayrılmak. Çok az över..” “Üzüldüm.. -den bahsetmekten çekinmek. k. I´m sorry I´ve k.kayk ılmış/yaslanmış olmak: He was sitting slumped to one side. dili sarho olmak. O gizli bir programa göre (belirli bir zamanda) olmak. dili -e fazla yumu şak davranmak.. tarifeye göre (belirli bir zamanda) olmak: His flight is scheduled to arrive at three o´clock in the Oturunuz.. kusmak.. 1. . ayrı yaşamak.” “I´m sorry. bulunmak: The village was set deep in the mountains. Köy da ğların ortasında bulunuyordu. 1. planda olmak: Construction is slated to start on Monday. üzgün olmak: “Yusuf died. 1. Bende beş kitap eksik. yetmemek. dili işten başını kaldıramamak. (bir şeyi) bulunuyor. k. -den çekinmek. büyük bir Bir yana kayk ılmış oturuyordu. (varolan şeyler/birileri) kâfi gelmemek. 2. He´s one (belirli bir şeyin) kısaltması/kısası olmak. (bir şeyi) çok az yapmak/kullanmak.. 2. 2. (biri) adam ı tutuyor.be s. be somewhat of a . üzülmek. gibi bir şey Filozof gibi kendi o. hasta olmak. olmak: She´s something of a philosopher. set on going. (of) (-den) korkmak: He´s actually a conservative in disguise. bir şey kılığına girmiş olmak: That´s a blessing in disguise. be separated be set be set in one´s ways be shackled by be short be short for be short of be short on be shorthanded be shot of be shot through with be shy about be shy of be sick be sick and tired of be sick at one´s stomach be sick for be sick of be silent on be sitting pretty be sitting pretty be situated be skilled in be slanted towards be slated be slumped to one side be snookered be snowed in be snowed under be soaked in be soaked to the skin be soft on be solicitous be solidly for be something of a . 1. dili -e k ızgın/gücenik olmak.t.. -den yana olmak. pek-işaşmayan biri olmak. Görüşlerin Alibeyköy´de olmak. bir yana Plana göre in şaat pazartesi günü başlayacak. dili iliklerine kadar ıslanmak. İng.. . Şiirlerinde yer yer mizah var. İng. -i merak etmek. kalmak/bulunmak. dili Tereya ğını esirgeme! He´s a fight. be sore about be sorry be soused be sparing in/with be spoiling for be spread-eagled birinin gölgesi olmak.” Işwas sorry to see her go.. -den bıkmış olmak... k. 2.. Gitmeyi kendi kurdu ğu düzenden on aklına koymak: He´s -in tutsa ğı olmak: She was shackled by her prejudices. k. Şehir bir nehrin kenarındaiyi yapmak. (bir giysi) (birine) k ısa gelmek.

(gemi) karaya 1. (bir hastalığa) karşı direnci olmamak. 2. olmalı? (belirli bir renge) boyanmak. 2. 2. ile dolu olmak: Her eyes were suffused with bir şeyi) akla getirmek. dili (biriyle) aç ık konuşmak. dili tamam ıyla soğumuş olmak. (biriyle) do ğru/yalansız konuşmak. dili tamamen sa ğır olmak. Gözleri ya şla doluydu. Ne zaman ihtiyacın olsa 1. k. -i çok be ğenmek. 1. ile She´s always there when you with her.s. aşırı miktarda olmak. (belirli bir konuda) iyi/yetenekli olmak. 1. (bir şey için) kolay bir hedef olmak: This duymak. k. dili hık demiş (birinin) burnundan düşmüş olmak. dili (birine) â şık olmak. var olmak: Two hours later the pain was still there. Bu masa toz içinde. Sevgiden yoksunyapış ış. k. 2. olmak. (birine) doğru söylemek. buz gibi olmak. -den sonra gelmek. (bir yer) (birine) yabanc ı olmak. duvar gibi olmak. 2. (belirli bir) izlenim bırakmak. gerekmek. k.. Onların evi misafirlerle dolup k. 2. -den daha az önemli olmak. dili -i çok sevmek. k. Bu meclisin (bir şeyden) aşağı kalmak. (bir şey) (başka tears.bir yerde uzun 3. -den hoşlanmak.çok duymak: He´s (iki kişi) hesaplaşmış (bir şeyin) eksikliğini/yokluğunu (iki kişi) fit olmak. -in hizmetinde olmak: Should faith be subservient to reason? İnanç aklın hizmetinde mi yetmek. süre kapal dili (bir konuda) bunalmış olmak. (-e) şaşakalmak. lazım olmak: You´re ile dopdolu olmak. 2. çok miktarda . about k. be surrounded by/with be susceptible to be suspicious of be swamped with be sweet on be sympathetic to/towards be tailor-made for be taken aback be taken ill be taken up with be taken with be talked out be tangent to be tantamount to be the death of be the spitting image of/be the spit and image of be the victim of be there be thick with 1. intihar etmeyi dü şünmek. 1. çok şaşırmak. oturmuş birbirine zıt oldukları halde belirli bir amaç için 2. kaplı olmak: This table´s thick needdust. içinde boğulmak: He´s swamped with work. O girdiğinde ayağa kalkmanız bekleniyor. İki saat sonra hâlâ ağrı vardı. starved for affection. 2. -e teğet geçmek. . Avlu duman içindeydi. The courtyard was thick with smoke. -in ölümüne neden olmak. -e uygun olmak. ile kaplanmak. k. (biri) için biçilmiş kaftan olmak. ile eşanlamlı olmak. with k. bir olaydan) sonra olmak/vuku (belirli (ba şkasının) emrinde (belirli bulmak. be ş parasız olmak. 2. (bir şey) çok bulunmak. kendinden emin olmak. söyleyecek sözü kalmamak. k. . 1. Çok fazla işi var. This is subject to confirmation by the assembly. (yüzey) yap ış kalm olmak. beklenmek: You´re supposed to stand up when he walks in. (at/by) hastalanmak. yer yer bulunmak. On beş saat boyunca havaalanında mahsur kaldık. 1. (görüşü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek. yapışkan olmak. dili nemli olmak. (birine) dürüstçe davranmak. mahsur kalmak: We were stranded at the airport for fifteen hours.be square be starved for be sticky be stir crazy be stone broke be stone cold be stone deaf be straight with be stranded be strange bedfellows be strange to be strong for be strong in be strong on be studded with be subject to be subordinate to be subsequent to be subservient to be sufficient be suffused with be suggestive of be suicidal be suitable for be supportive be supposed to be surcharged with be sure of o. destek vermek.. -in kurban ı olmak. ile meşgul olmak. 1. (bir şeyin) yabancısı olmak. They´re swamped with guests. -i çok desteklemek. -den etkilenmek. Bu gelir vergiye tabidir. ı kaldıktan sonrazorluk ç ıkarmak. hissini vermek. (hava) yapış yapış olmak. yeterli olmak. dili meteliksiz olmak. 1. (biri/bir şey) için özel olarak yapılmış olmak.birlikte çalışmak. bir olayı) takip etmek. -e tabi/ba ğlı olmak: This income is subject to taxation. etrafı (bir şey/birileri) ile çevrili olmak.susceptible to naval attacks. 1. Buras ı denizden -den ku şku place is -den şüphe etmek. ile aynı olmak... dili (bir hesap) görülmü ş olmak.

k. (with) (-i) bitirmiş olmak: Are you yaramaz kendi yetenekleriyle idare etmek zorunda kalmak. 1. of (organizma v. 3. in (para) (belli bir şeye) yatırılmış olmak. (biri) işe 1. (of suspicion) şüphe altında olmak. (with) k. -e susamak. be unable to be unable to bear/stand the sight Gelemedi. (para)b(hukuki -den usanmak. koruma altında olmak. hayretler içinde kalmak. -i çok istemek. saldırılara maruz kalmak. belirli birkaç amaç için kullan ılabilmek.) -e tahammül etmek. tamir edilmek. (manevi) bask ı altında olmak. (of) (-den) utanmamak/utanç duymamak.o. . Çevresindekilerin fark ında değil. (of) (-e kar şı) hoşgörülü olmak. sözünü tutmak. İşin zorluğu karşısında cesareti yasaklanmak. donakalmak. -den haberi olmamak.o. 2. (birinin) (belirli bir yere) uygun bir k. of be unable to get a word in karşısındakinin fazla konuşmasından dolayı ağzını açamamak. tutuklu olmak. stres içinde olmak. dili bir kad ının tahakkümü altında olmak. sanmak. Geleceklerini duymak beni son derece memnun etti. 1. k. k. göz hapsi altında olmak. -in egemenliği altında olmak. edgewise -e alışık olmamak: He is unaccustomed to getting up early in the be unaccustomed to morning. Karar ı yalnız -i hiç çekememek. dili 1. tutuklu olmak. varsaymak. Susad ım.be thirsty be thirsty for be thoughtless of/for be through be thrown back on one´s own resources be thunderstruck be ticketed for be tickled be tied to be tied to a woman´s apron strings be tied up be tired of be to blame for be to s.b. 2. 2. zan altında bulunmak. -den yılmamak. alkollü olmak. -amamak. -in old sadık Ya şlı bir adamın bu merdivenleri çıkması çok zor. They are be uncomfortable with be undaunted by be under a ban be under a cloud be under arrest be under attack be under consideration be under construction be under custody be under discussion be under guard be under house arrest be under oath be under pressure be under repair be under s. görüşülmekte olmak. k. tamirde olmak. Sabah erken kalkmaya al ışık değil. olmak: Sevda yalnızca olmak. I am unable to make the decision by myself. -in nüfuzu alt ında olmak. me şgul olmak. -i hiç dü şünmemek: Don´t be thoughtless of the future! Geleceği düşün!/Geleceği düşünmezlik etme! through? Bitirdin mi? 2.´s thumb be under stress be under suspicion be under the assumption that be under the influence be under the sway of 1. of -e bağlı olmak. inşaat halinde olmak.´s disadvantage be to s. 1. 2. -den âciz olmak: She was unable to come. k. dili içkili olmak.´s discredit be tolerant be too much for be true to be true to one´s word be tuckered out susamak: I´m thirsty. Mark ın değeri sterlininkine bağlı. k. birinin aleyhine olmak. topa tutulmak. -den rahats ızlıksurroundings. -den ıkmak. (yap ı) fazla yük altında bulunmak. 2. tied e ğlenmek. -e man. üzerinde dü şünülmek. 3. aday gösterilmesi planlanmak. zannetmek. (bir şeyin) (belirli bir şeye/yere) verilmesi planlanmak. dili 1.o. dili birinin kontrolü alt ında olmak. -e hiç tahammül edememek. farzetmek. be -unashamed -in fark ında olmamak. dili iki ki şi arasındaki ilişki bitmiş şaşırıp kalmak. turşuya dönmek. birinin şerefini lekelemek. yeminli olmak. -e dayanmak. yere) son derece memnun olmak: I´m tickled to hear they´re coming. -ememek. dili pestili ç ıkmak. (birinin) (belirli bir dili 1. 2. yönden) ancak suçlusu olmak. sözünü yerine getirmek. gücünü a şmak: These stairs are too much for an için çok zor olmak. 2. -den habersiz olmak: He is be unaware of unaware of his duymak. çok yorulmuş olmak. -e tabi olmak: The value of the mark is çok to the value the pound. 2. -den dolayı cesareti kırılmamak: She was undaunted by the difficulty of the task. birinin zarar ına olmak. kalmak. 1.

dili 1. hak v. bir işe uygun niteliklere sahip olmamak.b. k. dili 1. -i iyi bilmek. yataktan kalkm ış olmak.. dili istenilen seviyeye varmak. be unsettled about/as to be unskilled in/at be untroubled by be unused to be unwilling be up be up a creek be up a gum tree be up a gum tree be up against be up against the wall be up all night be up and about/around be up for be up for grabs be up in arms be up in arms be up on be up s. eksik olmak. Gitmeye razı değildi. (belirli bir şey yapabilmek için) yaşı tutmamak. 2. alabora şmek. 1. 5.´s alley be up to be up to date be up to one´s eyes in be up to par be up to scratch be up to snuff/the mark be up to the mark be upset be used up be vested in be vexed at s. bitkin dü olmak. (favori rakip) yenilmek. -den endişe duymak. k.bitmek. dili hasta/rahats ız olmak. k. her zamanki seviyede olmak. Dans He´s never up 1. 2. -e çatmak. (uykuya) yatmamış olmak: etmeyi öğrenmek beforezor durumda yediden önce hiç yataktan kalkmaz. dili zor durumda olmak. 2. sinirli olmak. -i bilmemek. 1. zor bir durumda olmak. şansı olmamak. harcanmak. Bu ihale öfkelenmek. He´s unwilling to learn how to dance.) -e verilmi ş olmak. dili ayaklanm ış olmak. yapabilir misin? I´m not up to talking to him today. tükenmek. (to) (-e) razı olmamak. k. -e aldırmamak. sabahlamak. -den şikâyetçi olmamak. saymaca de ğerini bulmak. hakk ında kararsız olmak. k. dili seven.t. . öngörülen standarda uymak. k. tic. dili biri için biçilmiş kaftan olmak. 1. (yetki. tükenmek. bir işi becerememek. altüst olmak. İng.. bir şeyi yapmak için gereken niteliklere sahip olmamak. 4. -i up your alley. -e aday olmak: He is up for mayor. 1. k. iflasla karşı karşıya olmak. be victorious be vulnerable to be wanted by the police be wanting be wary of be washed up k. 2. galip gelmek. (bir şey yapmayı) istemek: Who´s up for a movie? Sinemaya gitmek(bo ş bir kadro. ayağa kalkmış olmak.. 3.t. noksan olmak: A few pages of this book are wanting. ne yapacağını şaşırmak. kapan ın elinde kalır. istenilen derecede olmak. polis taraf ından aranmak. k. 2. 2. . 2. -i dert etmemek. dili mahvolmu ş olmak. k. çok sıkışık bir durumda olmak. k. -i göz önüne almamak. hareket halinde/ilerlemekte/devam etmekte olmak. (tam) birine göre olmak: This job is right yapabilmek.ı? 2. 1. (mide) bozuk olmak.. k. 2. dili 1. en son de ğişiklikleri kapsamak. 2. . son modaya uymak. Bugün onunla 1. isyan halinde olmak. Saat kalmak/olmak. işi bitmiş olmak. bir şeye canı sıkılmak. Bu kitabın birkaç sayfası eksik. (-i) istememek: He was unwilling to go. hakkında tereddüt içinde olmak.contract´s up k. grabs. dili hastalıktan kurtulmuş olmak. -den haberi olmak. -e dikkat etmek. İng. -i merak etmemek.be under the weather be under way be underage be uneasy about be unequal to a task be unfamiliar with be uninterested in be unlucky be unmindful of be unqualified for a job be unqualified to do s. ile çok me şgul olmak. -de iyi/usta olmamak. She´s never up k. 2. -den sak ınmak. (kötü bir şeye) açık/maruz olmak. Bu i ş tam sana göre. -e alışık/alışkın olmamak.. -in üstesinden gelebilmek: Are you up to this? Bunu 1. ate ş püskürmek. köşeye sıkışmak. iflas ın eşiğinde olmak. dili isteyen var m kontrat v.o. dili ile kar şı karşıya olmak/kalmak. in -den yoksun olmak: That man is wanting 1. 1.) adaylara açık olmak: This Belediye for ayaklanmak. en son teknolojiye sahip olmak.b. dili istenilen düzeyde/nitelikte olmak. -e ilgi duymamak. 3. en son olaylardan/geli şmelerden haberdar olmak. üzgün olmak.

-e bayılmak. be worthy of (ağrılar. 2.) yüzünden çok çekmek: His body had been be wracked by/with wracked kendini (bir iVücudu s ıtmadan çok çekmişti. be wiped off the map k. 1. şe) kaptırmış olmak. kumsal. dili . haritadan silinmek. i. dili çok endişeli olmak. ı olmak. up (karma şık bir durumun) içinden çıkamamak: He´s all tangled up in those intrigues of his own devising.o.. ak ıl kârı olmak. Bu k. dili 1. birinin vaktini ayırmasına değmek: It´s worth your while to learn Spanish. (belirli bir miktar) değerinde olmak:ald ığı candlestick´s worth approximately thirty million liras. . Orada çalışanlara acıyorum. k. ile ahbap olmak.) belini bükmek: hedeften doluydu. -e değmek. Yüreği acıuzak olmak. canı istememek. (yak ın olduğu için) işitebilmek. ölümle kalım arasında olmak. -e layık olmak. i. hastalık v. dili tehlikeli/çok rizikolu bir durumda bulunmak. nefes nefese kalm ış olmak. (düşüncelere) dalmış olmak. 1. dili birinin ne demek istedi ğini anlamak. -in k ıymeti/değeri (belirli bir miktar) olmak. with/by (dert/keder) yüklü olmak: He was weighed down by his sorrow. dili ald ığı maaşın karşılığını vermek. dili birinin harcad ığı zamana değmek.o. işinin ehli olmak. with/by (bir görev. 1. 2. 2.o. be wrapped up in be written all over be/feel disinclined be/feel nauseous be/feel sorry for be/feel under the weather be/get chummy with be/get tangled be/live in a world of one´s own be/live on the razor´s edge be/make friends be/play truant be/skate on thin ice be/stand firm be/stand head and shoulders above beach beach buggy beachcomber beachhead 3. kızgın/öfkeli olmak. k. kararından hiç vazgeçmemek. 2. duyabilmek. çağı yakalamak. be worth s.´s grasp be wont to be worked up be worried sick be worried sick be worth be worth one´s keep be worth one´s salt be worth one´s while k. k. 2.be way out in left field be weary of be weighed down be wide of the mark be wild about be willing to be winded fena halde yan ılmak. ıskalamak. i. -e razı olmak. dili This maaşın karşılığını vermek. be within arm´s reach be within earshot be within reason be within s. dili (birinin) ne yapt ığının farkında olmak. ask. vazifeden kaçmak. elinin altında olmak. hayatını kıyılardan topladığı enkaz ile kazanan kimse. dili ça olmak. plaj. sorumluluk v. be wiped off the face of the earth yeryüzünden silinmek. Suçsuzluğu yüzünden akıyordu. (durumun) ne olduğunun be wise to fark ında ğın hiç gerisinde kalmamak. (with) (ile) arkada ş olmak. -den çok üstün olmak.. dili (kendini) bir ho ş/tuhaf hissetmek. ağırlığınca altın değmek/etmek.. nefesi kesilmiş olmak. 1. çok endişeli olmak. Kendi entrikalar ının içinden kendi dünyas ında yaşamak. 1. k. k. k. be with it be with s. midesi bulanmak. dili 1. yüzünden akmak: His innocence was written all over his face. by malaria. çok işe yaramak. okulu k ırmak.´s while İspanyolca öğrenmeye değer. genellikle (belirli bir şekilde davranmak/hareket etmek): He is wont to come early. heyecanl O genellikle erken gelir. birinin elde edebileceği bir şey gibi olmak. k. sahil. 2.b.b. 1. (birine) s ırılsıklam âşık olmak. dili çok de ğerli olmak. iki ateş arasında kalmak. birinin kavrayışı içinde olmak. okyanustan k ıyıya vuran büyük dalga. k. plaj arabas ı. k. k. k ıyı. dü şman kıyıları üzerinde ele geçirilen çıkarma yeri. be worth one´s/its weight in gold k. -den bıkmış/usanmış olmak. dersi asmak. dili -e hayran olmak. -e ac ımak: I feel sorry for those who work there.

putrel. -in sorumlusu olmamak. birini/bir şeyi doğrulamak/gerçeklemek. 1. elinde bulunduran kimse. 2. s. (bore/eski bare. f. (yumurta) ç ırpmak. polis memurunun devriyesi. fasulye. saçmak ( ışık). geri çekilmek. işaret ışığı. i. s. 3. i. vuru ş. ışın. s. kemere. davranış. --en) 1. f. (silahta) arpac ık. Bunu -i unutmamak. They have the right to bear arms.b. i.beacon bead beads beady beak beaker beam beam beaming bean beanpole bear bear bear a loss bear down bear down on bear in mind bear no relation to bear no resemblance to bear no responsibility for bear on/upon bear s. geri çekilmek. i. -in töhmeti alt ında kalmak. 1. çarpmak. 4. darbe. gaga. 1. 1. tane. 1. -i çok etkilemek: This tax bears down on the poor. 2. 2. 2. darbe sesi. s. hatıl. (under) (zor bir duruma) dayanmak: She´s bearing up well. direk. (saldırı. tanıklık/şahitlik etmek. i. 1. yatak. den. s. 2. -in izlenmesi gerekmek. 4. mertek. parlak. yaymak. dövmek. dili pazarlıkla fiyat indirtmek. 3. i. 3. sakal. kaldırmak: It won´t bear your weight. ta şımak. ayı. zarara ğırlığını kaldırmaz. üzerinde ta şıyan kimse. 2.t. yenmek. i. k. Senin akatlanmak. hal. fener. galip gelmek. tohum. 1. f.o. 2. azarlama. unutmamak. (sald the brunt of Tar ık´s wrath. 4. vurmak. s. i. baskı v.b. kerteriz. (bir şeyin) kanıtı/delili olmak. aklında tutmak. boncuk. fazla bastırmak: Don´t bear da ilgisi olmamak. müz. sakallı. den. ipe dizilmiş boncuk. -i fakirleri baya ğı etkiliyor. 1. out bear the blame for bear the brunt of bear the brunt of bear up bear watching bear with bear witness bear witness to bear/keep in mind bearable beard bearded beardless bearer bearing bearskin rug beast beastly beat beat beat beat a retreat beat a retreat beat about/around the bush beat down the price i. çakar. 5. baskı v. geniş ağızlı büyük bardak. 3. i. Tarık´ın gazabını en çok o çekti. araba/saban oku. hayvanca. k. çalmak (davul). 1. boncuk gibi: beady eyes boncuk gibi gözler. (yüzü sevinçle) parlamak. ile ilgisi olmak. k. Bu vergiak ılda tutmak: You should also bear this in mind. kiriş. 2.´nin) en ağır/şiddetli kısmını çekmek. i. 2. i. sevinçle parlayan (yüz). dikkate almak. (beat. dili bin dereden su getirmek. İyi dayanıyor. (kalp) atmak.. hesaba katmak. boncuklar. -e sabır göstermek. 5. sakals ız. i./s. borne) 1. 2. çekilebilir. ile unutmamalısın. i. hayvan. 3. 2.´nin) en ağır/şiddetli kısmını çekmek: She bore ırı. (bir şeye) delalet etmek. azarlama. 1. tahammül edilebilir. -in suçunu üzerine almak. vazgeçmek. fasulye s ırığı. 1. pestili ç ıkmış. Silah taşıma gayret etmek. s. tempo. (yaygı olarak kullanılan) ayı postu. mil yatağı. 2. tav ır. -e do ğru gelmek/ilerlemek. dili çok yorgun. . -e hiç benzememek. kaçmak. sırık gibi kimse.

(down) -e yatacak bir yer vermek. den. 2. be. O kravat sana yak felce kutuplaşmak. k. i. dili birini fena halde dövmek. birinin pöstekisini sermek. bak. merak etmek. f.u ğramak. bak. birini pes ettirmek. münasip. k. black and blue beat s. bak. el/baş işaretiyle çağırmak.b.o. beauty shop. 3. beauty shop. yak ışmak. çoğ. dili 1. 2. birini cebinden ç ıkarmak. güzel kad ın. güzel şey. beat. zool. z. .o. up beat s. dövme (metal). birinin posas ını/leşini çıkarmak. güzellik salonu/enstitüsü. saldırıyı tamamen püskürtmek. güzelce.). orsas ına seyretmek. to a pulp beat s. nedeniyle. (kadına) âşık erkek. beau beautician beautiful beautifully beautify beauty beauty contest beauty parlor beauty queen beauty salon beauty shop beauty sleep beaver became because because of beck beckon become become paralyzed become polarized become/get anxious become/get hysterical (over) become/get suspicious becoming bed bed and board bed and breakfast bedbug bedclothes i. -den dolayı. yatak ve kahvalt ı. 2. s. dili bo şuna uğraşmak. 1. -diği için. i. i. i. bak. all hollow beat s. karyola.o. havanda su dövmek. 2. 2. a stone wall rekoru k ırmak. i. yaraşmak: That tie becomes you. kastor. tempo tutmak. 1. s. çırpılmış (yumurta v. f. (çok) güzel. 2. (bahçedeki) tarh. i.o. beat/break the record f. ışıyor. all hollow beat the air beat the bushes beat the rap beat time argo Defol! k.came. become. için. birini büyük bir yenilgiye u ğratmak. yatak takımı. 1. güzellik yarışması. sevgili. kuaför. temize ç ıkmak. 3. k. kadın berberi.o. meraklanmak.come) 1. güzellik uykusu. aklanmak. felç olmak.. haybeye kürek çekmek. güzellik. kötürüm olmak. 3. 2. 2. birini tekme tokat dövüp iyice h ırpalamak. 1. down beat s. (boz) i. âşık. k. (be. k. k.b. çoğ. endişelenmek. f. (kad ınlar için) kuaför salonu. f. dili her yerde aramak. olmak.Beat it! beat off beat off the attack beat s. 1. dili birini öldüresiye dövmek. kunduz kürkü. dövülmü ş. 1.t. k. s. f. 1. cezadan kurtulmak. güzelle ştirmek. dili bo şuna uğraşmak. tahtakurusu. dili bir şeyden çok daha üstün olmak. tam pansiyon. birini ezmek. --s/--x üzerinden geçilmiş (patika. yatak. defetmek.. dili kovmak.). yol v. kuşkulanmak. birini dövüp birinden çok daha üstün olmak. -i yat ırmak. to -e yak ışan. down yatıp uyumak. uygun. (bir şey) (karşısında) çılgına dönmek. 2. çünkü. kunduz. 2. çürükler içinde b ırakmak. nehir yata ğı. şüphelenmek. 1. bağ. argo 1. sinirleri boşanmak. beat to windward beat/bang/hit one´s head against k. beaten çiğnenmiş. dili birine fiyat indirtmek.. 2. güzellik kraliçesi. güzellik uzmanı.

(B. be. evvel. fıçı birası. s. (çoğ. i. yak ışan. i. mahvetmek. dostça davranmak. 2. f.. huzurunda. (--ted. çok gürültülü ve kargaşalı bir yer..Ö. ba ğ.gan. yalvarmak. başlatmak. sakaroz. tarifi imkâns ız olmak. i. yard ım etmek. yatma zaman ı. edat 1. 1. 3. pancar. biftek.. z. f. uygun olmak. 2. kayın ağacı.) milattan önce (M. yatak yarası. dilenmek. meydana başlayanvücut bulmak.).. -den rica etmek. önünde. önce. babas ı olmak. i. İsa´dan önce (İ. bed-sitter. sebep olmak. i. 2. sefalete düşürmek. f. banyosuz.bedding bedfellow bedlam Bedlam broke loose. i. 2. pancar şekeri. 3. arı yetiştiricisi. i. ba şlamak. yatak odas ı. çapk ın. i. (yatakta kullan ılan) sürgü. bira. --ning) 1. f. of -den dilemek.Ö. (çoğ. begin. i. yatağın başucu. i. bak. işe yeni gelmek. düz hat. anlatmaya sözcükler yetmemek. be. i. kimse. yol açmak. i.gun. i. f. bedpan bedridden bedroll bedroom bedside bed-sit bed-sitter bedsore bedspread bedstead bedtime bee beech beef beef up beefsteak beehive beekeeper beeline been beer beer on draft beeswax beet beet sugar beetle beetroot befall befit befitting before before Christ before long before the wind beforehand befriend beg began beget beggar beggar description begin beginner i. yatalak.. yerine. arı kovanı.. i. i.. --ting) 1. karyola.got. düz çizgi. tek odalı apartman dairesi. (be. cephesinde. 1. f. --en) ba şına gelmek. balarısı. Kıyamet koptu. . yatak örtüsü. i. (çoğ. i.. f. f. k. i. --ging) 1. çabuk. ön ayak olmak. i. balmumu. f. dürülü yatak. yatak tak ımı. tercihen. İng. -den önce. tıb. önceden. 1. i. i. kayın. --ting) yak ışmak. bak. İng. f. önce. i. k ınkanatlı böcek. rüzgâr yönünde. kestirme yol. 2. bot.got. i. i. bak. arıcı. (be.root) İng.. dilenci. 2. (be. beeves) sığır. pancar. dili kuvvetlendirmek. (--ged. 2. i. tımarhane gibi bir yer. 1. argo şikâyet etmek. i. s.). be. yak ında.fell.C.ten/be. sızlanıp durmak. z. zool. s ığır eti. arı. --s) argo şikâyet.got. beet. 2.

buyruk. etrafını çevirmek. kaynak. seyirci. borçlu. 2. bak. f. Belçikalı. Behave yourself! behavior behaviorism behaviour behaviourism behead beheld behest behind behind bars behind bars behind one´s back behind the scenes behind the scenes behind the times behold beholden beholder behoove behove beige being belabor belabour Belarus Belarussian belated belatedly belch beleaguer belfry Belgian Belgium belie belief believable believe i. dili hapiste. bot. bakmak. 1. davran ışçılık. 1. perde arkas ında. kellesini uçurmak. bak. parmakl ıklar arkasında. yakışmak. Beyaz Rus. gözlemlemek. f. i. 3. kuşatmak. saptırmak. 1. içeride. (be. s. f. inanç. Çocuklar pe şinden koşuyordu. görmek. f. bak. (--d. de ğil mi? 2. cezbetmek. i. oluş. i. fırlatmak.s. aklını çelmek. bak. belabor. (bir şeyi) (birine) fazla görmek: You don´t begrudge me this vacation. ayartmak. Arkada şlarının ısrarlı The children were running z. geride:istekleri üzerine bazen şarkı behind.. çağın gerisinde. geğirmek. We left them far behind. demode. muhasara etmek. . f. beget.. -meli.. 1. behold. beget. be. baş.. i. dili hapiste.. varlık. f. İng. behaviorism. hareket etmek.held) 1. ısrar: She would sometimes sing at the behest of friends. davranmak. f. boynunu vurmak. inanmak. f. 2. i. f. çan kulesi. i. gizlice. (somut anlamda) pe şinden. 1. minnettar. Terbiyeni tak ın! i. 2. -in arkas ından. (bir şeyi) f. püskürtmek. Belçika. Beyaz Rusça. (sahte bir şey) (gerçek bir şeyi) örtmek. -in gıyabında. k. i. gecikmiş. 1. içeride. 2. i. f. 1. 1. begin. f. 3. f. parmakl ıklar arkasında. ısrarlı istek. 2. i. vaktinden sonra. behoove. 2. 2.ing) 1. esas. Onları k. İng. O nokta üzerinde fazla durma.ly. sanmak. f. geç kalmış. 1. 2. varoluş. davranış. s. f. bak. İng. Beyaz Rusya. İng. terbiyeli davranmak. f. f. bak. Belçika´ya özgü... i.... Belçika. bak. s. s. s.. göstermek. i. behavior.beginning begonia begot begotten begrudge beguile begun behalf behave behave o. 1... Belçikalı. do you? Bu tatili bana fazla görmüyorsun. i. üzerinde fazla durmak: Don´t belabor the point. iman etmek. 2. etrafını sarmak. i. perde arkas ında. yaratık. z.. başlangıç. 2. bej. begonya. güçlü bir inanç duymak. i. geğirme. insan.. emir. i. yak ışık almak. inanılır. 4. bak. yanlış/sahte olduğunu i. 2. gerekmek. 1. gecikerek. 1. 2. davran ış tarzı. s.

. röper. sevgili. those below vasat a altında. kıvırmak. sıra. göbek çukuru.o. savaşçı. dili yumruk indirmek.. aşağıdan. dili Sus!/Çeneni kapa! f. From beneath there came a voice. 2. bank. 2. karın. sevgili. f. s. 1. f. kolan. z. eğrilir. kuşak. denektaşı. kemer. kemerle ba ğlamak. göbek atma. i. k. dolmalık biber. 2. 2. inleyerek yakınmak. i. zil. ç ıngırak.. bak. aşağıda. s. bükülmek. 1. i. 2. güzelavratotu. dövüşkenlik. tic. i. the river flowing below ınşağıda akan nehir. . inanan. aşağıda. eğilmek. üzüntüsünü belirtmek. z. i. f. s. kavgac ılık. Oryantal dans. -e güvenmek. (birine) ait olmak: That table belongs to çoğ. i. kampana. bak. çan. 1.. bak. ço ğ. Belarus. bot. k. saymaca de ğerinin altında. böğürmek. dalgın. kavgac ı. edat aşağılık. dövüşken. dansöz. otellerde oda hizmetçisi çocuk. 3.. aziz. tek. Beliz. 4. k. f. Aşağıdaki deniz maviydi. sızlanmak. i. bükmek. i.. k ıvrılmak. 2. Beliz´e özgü. güzel kad ın. dirsek. kemer tokas ı. küçültmek. kıstas. (bir şeye) aklı yatmak. i. viraj. röper noktas ı. mümin. şaşkın. 2. İng. 1. 2. Oryantal dansöz. 1. -e inanmak. A şağıdan bir ses geldi. O masa eşya. bot. k. şiddetle vurmak.. çançiçe ği. kuşatmak. Beliz. belladonna. f. 1..believe in believe in s.. 2. s. karın ağrısı. dilber. (bent/eski --ed) 1. f. Belarussian. 3. Sözüme inan! i. aşağıdan. 2. two floors below iki kat aşağıda. bağlamak. (kişisel) benim... 2.. bağırmak. to -in üyesi olmak: Bahri belongs to the Moda i. dönemeç. kavgac ı. rezil. i. rakkase. kıvrım. 1. seviye işareti. s. çevirmek. i. savaşçılık. e ğmek. 1. Believe me! believer belittle Belize Belizean bell bell pepper belladonna bellboy belle bellflower bellhop bellicose belligerence belligerent bellow bellows belly belly dancer belly dancer belly dancing bellyache bellybutton belly-up belong belongings Belorussia Belorussian beloved below below average below par belt belt buckle Belt up! bemoan bemused bench bench mark bend bend to/towards bendable bends beneath beneath contempt 1. Belizli. i. aşağıya: from below aşağıdan. den. i. bükülür. s. dövüşken.. 1. birine güvenmek. kayış. i. s. alçaltmak. dili göbek. küçümsemek. 1. dili şikâyet etmek. (bir şeyden) ağlayıp sızlayarak şikâyet etmek. Belizli. i. i. i. 2. i. to (bir şey) (birinin) malı olmak. eğilir. z. körük. i. me. i. i. oryantal dansöz. bellboy. aşağıya: The sea beneath was blue. ölçüt.

bak. 1. konu dışı. s. (gemiyi) rıhtıma f. (ölüm nedeniyle) kayıp. (good ve well´in enüstünlük derecesi) en iyi. bükülmüş.. beside the mark beside the question besides besiege besmear besotted besought bespoke best best best bet i. yitirme. 4..sought/--ed) yalvarmak. geçmek.benediction benefaction benefactor beneficence beneficent beneficial beneficially beneficiary benefit benefit concert benevolence benevolent benign Benin Beninese bent bent benzene benzine bequeath bequest berate bereaved bereavement bereft bereft of beret berry berserk berth beseech beseechingly beset besetting beside beside o. etrafını almak. 1. 3. yard ımseverlik. yumuşak (hava). kendinden geçmiş. yakayı bırakmayan. f. i. s. i. z. hiç güvenilmez. en uygun. i. s. i. ısmarlama.. s. çatlak. 1. dili deli. yol/çare. 2. konu dışı. beseech. I´ll bet . (be. . i. yaslılar. i. hayırlı. manevra alanı. iyi. takdis. --ting) 1. benzen. yalvararak. miras olarak b ırakmak. kirletmek. bağış.. f. hırsız.set. i. en iyisi. 1. -den ba şka. vasiyet. azarlamak. edat 1.). sersem./I´m willing to bet . f.. f. hayır işine bağışlanan para. Beninli. yumu şak huylu. 2. 1. cömertlik. yararlı bir şekilde. cömert. fayda. iş. İng.. s. hayırlı. çılgınca hareket eden. Bahse girerim ki en iyi . yanında. 2. s. den. ısmarlama yapılmış. ayrıca. s. i. hayır işine para bağışlayan. bağış. k. -i kuşatmak. z. ı. rü şvetçi. 1. bere. 2. yanı sıra.. -i ku şatma altında tutmak.. görev. ha şlamak. üçkâğıtçı. Benin.. i. yan ına. eğri. f.. 1. i. rıhtımda palamar yeri. hakk ından gelmek. sarho ş. Be. benzin. başına üşüşmek. den. İng.. selim (tümör). s. vâris. -den yoksun kalm ış: bereft of strength kuvvetten düşmüş. matem.. matemli. baskın çıkmak. kâr gayesi gütmeyen (kurum v. 1. (taşıtlarda) yatak. from ım amacıyla düzenlenenfaydalanmak. -den konser. i. i. -e nazaran. k. düzenbaz. mirasç ı. iyi huylu. -e yararlı olmak. 4. cömert. z. yas.. 3. s. (be. yard ımsever. i. s. etli ve zarlı kabuksuz meyve. 1. 2. 2. yard ımsever. f.ese) Beninli./My bet is . cömertlik. s. Benin. -in yarar ına olmak. dili o biçim. kaybetme. 2. 5. bağış.. yararlı. f.b. iyicil. bend. -den istifade etmek: This yard -den yararlanmak. ısmarlama iş yapan. 2. 2. f. 2.nin. kıvrık. yarar. -in etrafını sarmak/çevirmek. k. gemici ranzas istirham etmek.. hayır işine bağışlanan para. 2. i. s. 1. bak. f. hayır işine para bağışlama. yenmek. bağışçı. yararlanan kimse. aptal. en ho ş. 2. i. çılgın. bereketli (toprak). 2. Benin´e özgü. kutsama. 1. 1. 2. ranza. yaslı. faydalı. yard ımseverlik. -in yanında. -e yararı dokunmak. 3. -in dışında.s. edat 1. 4. -e s ıkıntı vermek. f. iyi. üstelik. s. 2. dili hilekâr. den. 2. kim. hayırlı. vasiyet etmek. bulaştırmak. (çoğ. matemliler. i. 3. 1..

kurtarılamaz. ötesi. 1. i. şev. ilâ: laf/söz aram ızda. sak ınmak. Bhu. ihanet etmek. O güzeller evi(bir şeye) ağlamak. daha iyisi. 2. kalabalık bir grup: That bevy of beauties made the house ring with laughter. f. tartışmasız. vahşice. sayısız. (good ve well´in üstünlük derecesi) 1.strid) 1. s. kuşkusuz. kuvvetle sanmak: f. 2. her iki(bet/--ted. daha güzel. i. büyülemek. 1. (be. 2. son derece. -e alamet olmak: It betides good. z. f. 1. edat 1.strode. --ting) 1. i. between between you and me between you and me and the gatepost between you and me and the lamppost bevel beveled beverage bevy bewail beware bewilder bewilderment bewitch bewitching beyond beyond doubt beyond measure beyond number beyond price beyond question beyond the veil beyond/out of reach beyond/past redemption Bhutan Bhutanese bias biased bib sağdıç. erişilmez. betide betray betrayal betrayer better better and better better half better half Better late than never. 2. 2. k. . 1. dili eş (kadın/erkek): Where´s your better half? Eşin nerede? Hiç olmamaktansa vars ın geç olsun. pahlanm ış. i. bias me against him. aras ında: between Kadıköy and Üsküdar Kadıköy ile Üsküdar arasında. daha iyi. s. 1. s. edat 1. bahis tutu şmak. f. i. göstermek. daha iyi bir şekilde. 3. hayvana yak ışır şekilde. paha biçilmez. hıyanet. (birinin) ba şına gelmek: Woe betide them! Başlarına taş yağsın! 2. z. e ğilim. 1. 1. --ing/--ling) pahlamak. sersemletmek. tarafında/yakasında bulunmak/uzanmak: Istanbul bestrides two Ik. k. Butan. Butan. f. Butan´a özgü. şüphesiz. öteye. f. i. 2.best man best seller bestial bestially bestir bestow bestow favors on bestride bet Bet your boots. f. ötesinde. önyarg ılı. (--red.ese) Butanlı. dili Emin olun. bet he´s there. i. -e ayrıcalık tanımak. yetişilmez. dili eş. s. cezbetmek. pah. içecek. sayılamaz. büyü yapmak. vah şi. (birini) (belirli bir şekilde) etkilemek: They tried to s. mama önlü ğü. kahkahalar ıyla çınlattı. verev. kuşkusuz. daha çok. i. büyüleyici. dili söz aram ızda. kaba. hayvan gibi. 1.den/be. hain. -e hayıflanmak. gittikçe daha iyi. ötede. me şrubat. O hayra alamet. arasında. z. bahse girmek. hayvanca. f. 3. aldatmak. önyargı. şaşkınlık. k. pahlanm ış kenar. f. (--ed/--led. 2. Oradan öte da ğdan başka şey yok. Bence orada olmas ı kesin. kabaca. i. söz aram ızda. 2. çok dikkat etmek. f. ihanet eden. i. ihsan etmek.strid. bahis. (on/upon) (-e) vermek. 1. çoksatar. f. between the two of them ikisi arasında. Beni onun aleyhine çevirmeye i. iddia. i. Butanlı. şaşırtmak. -e iltifat etmek. hayvana ait. s. -den öte. şüphesiz. öbür dünyada. (çoğ. gözünü açmak. yerinden oynatmak. -den sonra: Beyond there there´s nothing but mountains. ele vermek. --ring) harekete geçirmek. bacaklar ını ayırarak binmek. 2. be. şüphe götürmez. ele verme. üstünlük. 2.tan. 2. f.

s.2. i. terslik. (kapalı) bisiklet park yeri. karbonat.. s. ayaklı tabut altlığı. briç deklarasyon yapmak. etkili. s. s. s. f. dayanmak. bak. Biblical. dar görüşlü kimse. bibliyografya. i. (bade/bid. ters. iki dilli. münakaşa etmek. oturmak. k. emretmek. 3. eli aç ık. den. s. çoğ. f. i.önermek. iki taraflı. i. huk. bikarbonat. iki yüzüncü yıldönümüne ait. tabut taşımak için kullanılan tekerlekli sedye. iki yüzüncü yıldönümü. i. söylemek. karina.. sabretmek. Kitabı Mukaddes´e ait. kin. cömert. safra. önemli. s. k. . z. --ding) 1. demek. bak. i. i. aksi. dili kodaman. dili bisiklet. mutaassıp. i. pazı. 2. bağnaz. i. (--d/bode. s. 2. kocaman. argo kodaman. --den/bid. huk. i. birine veda etmek. i. kaynakça. 2. Kitabı Mukaddes. veda etmek. --ding) 1. çift odaklı. k. f. k. i. taassup. iri. 1.. (bid. bifokal. büyüklük. aksilik. uygun zaman ı beklemek. bağnaz. 2.ceps) anat. i.. 2. aç ık artırmada fiyat artırmak. bak. --d) 1. Kitabı Mukaddes´le ilgili olarak. i. 1. bifokal gözlük. teşebbüs. resmen evliyken ba şka biriyle yasadışı olarak evlenen kimse. 1. bikini.. büyük.o. çekişmek. f. i. 2. safraya ait. i. mutaassıp. Kutsal Kitap. huysuz. Biblically. s. bisiklet kullanarak gitmek. yıkılmamak. öneri. etmek. bi. k. saçmal ık. garaz. 2. i. i. farewell bide bide one´s time bide one´s time biennial bier bifocal bifocals big big business big gun big shot big shot/wheel big wheel bigamist bigamy bighearted bigness bigot bigoted bigotry bigwig bike bikini bilateral bile bilge Bilge can´t help but win.Bible Biblical biblical Biblically biblically bibliography bicarbonate bicarbonate of soda bicentenary bicentennial biceps bicker bicycle bicycle shed bid bid bid farewell bid s.. bisikletle gitmek. iki kenarlı. bir şeyin zamanını beklemek. s. resmen evliyken ba şka biriyle yasadışı olarak evlenme. i. beklemek. s. bağnazlık. dili kodaman. z. bilingual bilious i. bisiklet. sintine. bicentennial. atışmak. 1. dili kodaman.. iki yılda bir olan. giri şim. öd.. 3. Eski ve Yeni Ahit. k. dili Bilge´nin kazanmas ı kesin. (çoğ. 1. dili kodaman. öde ait.. kumanda f. huysuzluk. dev şirketler. s.

yaşamöyküsü.D. 3. yemek listesi. hesap. dirimbilimci. İng. cüzdan. i. kuş. (bound) 1. biyoloji. 2. dalgalanmak. sağlık belgesi. i. biçerba ğlar. sarmak.. i. doland ırmak. tutkal. bot. (kömür. 2. –– hall bilardo salonu. tah ıl v. k. i. 3. 1. gözleıra hafta sonu boyunca içki içmekten başka bir şey yapmaz. 4. 1. ya şambilimsel. i. f. z. zorlayıcı. kâ ğıt para. gaga.bin odunluk. i. A. yer: coal bin kömürlük. i. 2.bilk bill bill bill of exchange bill of exchange bill of fare bill of fare bill of health bill of lading bill of lading bill of rights bill of sale billboard billfold billiard billiards billion billow billowy billy billy goat bimonthly bin binary bind binder bindery binding Bing cherry binge binoculars biochemistry biodegradable biographer biographical sketch biography biological biological clock biological warfare biologically biologist biology biped bipedal birch bird bird cage f. kenar şeridi. ikili. (dar bir giysi) 2. biyolojik. i. iki ayda bir olan. i. poliçe. ba ğlamak. kanun tasarısı. (büyük) dalga. kandırmak. kuş kafesi. biyografi yazar ı. bağlayıcı. biyografi. s. i. bilyon. i. (yelken) şişmek. çok (duman) s. f. ilan tahtas ı. fatura çıkarmak. 2. 1. iki ayaklı. insan haklar ı beyannamesi. –– ball bilardo topu. 2. cilt. dirimbilim. s. ciltlemek. i. poliçe.´ni saklamak için) kap. aldatmak. ciltleme. (yelkeni) şişirmek. bilardo. 1. fatura. fatura. yemek listesi. 1. teke. i. iki ayaklı hayvan. ya şambilimci. f. trilyon. 1. i. 1. çevreye zarar vermeden toprakta çözünebilen. s. konşimento. ya şambilim. (duman) buram buram çıkmak. i. fazla sıkmak. çok fazla içki içilen süre: He goes on a weekend binge every now and then.B. 1. milyar. konşimento. sandık.rahats ız etmek. Napolyon. dalgalı. i. menü. hu ş. teke. biyolog. (iki Aras bak ılabilen) dürbün. . s. i. erkek keçi. biyolojik aç ıdan. i. 2. i. kambiyo senedi. ciltevi. biyolojik saat. i. ciltçi. biyokimya. i. biyolojik olarak. 1. 2 kenarını tutturmak. 2. Betula.b. kambiyo senedi. hayat hikâyesinin özeti. dalgaland ırmak. ayda iki kez olan. s. dili cop. 3. biyolojik sava ş. manifesto. Napolyon kirazı. s. dirimbilimsel. i. 3. i. wood çift. 2. erkek keçi.

doğum lekesi. 2. lokma. hem ac ı hem tatlı. tuhaf. ikie şeyli. tükenmez kalem. geveze. i. nüfus kâ ğıdı. s ızlanıp ısırmak. 1. yava ş yavaş. İng. 1. doğuştan olan özür. 3. (balık) oltaya vurmak. i. kuş gözlemcisi. çift cinsiyetli. doğum. kuşbakışı. 2. s. k. 1. 2. f. bit. s. --bing) gevezelik etmek. madenkömürü. siyah. dili bir yerde ancak geçici bir süre için kalan kimse. 2. iyi ve kötü. s. çörek. k. 1. garip. şekersiz. katran. işlere/işe girişmek/kalkışmak. k. kaynak. İng. dili şikâyet etmek. i. k ırıntı. dırdır etmek. elde olan fırsat. doğum günü. 1. 2. 3. doğma. durmak. 4. bitümlü. 1. şboğaz. tükenmez. dili (zor bir) karar almak. i. bo i. 1. i. s. zift gibi. keskin.. bitüm. sert. azar azar. bak. karanl ık.. 1. 1. zenci. zift. kuş cenneti.´s nose off bite the bullet biting bitten bitter bittersweet bitumen bituminous bituminous coal bizarre blab Black black birine ters cevap vermek. ac ı. ac ı.ten) 1. lokma. siyah. 2. bizon. (bit.. k. (--bed. i. i. acı. i.. f. acayip. 2. bak. gem.. i. dili huylar ı birbirine benzeyen kimseler. 3. i. bitter (çikolata). yırtıcı kuş. (nüfusa göre) do ğum oranı. göçmen ku ş. 1. (soğuk) yakmak. kuş evi. piskopos. 1. yırtıcı kuş. ziftli. yaş günü. kirli. 2. s. kasvetli. i. bite one´s lip bite s. rüzgâra özgü) (öfkesini/üzüntüsünü belli etmemek için) duda ğını ısırmak.o. biseksüel. ısırıcı (rüzgâr). 1. kuş ötüşü. dili ba şından büyük (içkide) sertlik. zenci. i. s. matkap. kancık. acı (söz). başlangıç. s. 2. her iki cinse karşı erotik istek duyan. biseksüel. . 2. s. delgi. k. kara. fil. doğum kontrolü. 2. zenci.bird in the hand bird of passage bird of passage bird of prey bird of prey bird sanctuary bird watcher birdcall birdhouse birds of a feather birds of a feather bird's-eye bird's-eye view biro birth birth certificate birth control birth defect birthday birthmark birthplace birthrate biscuit bisexual bishop bison bit bit bit bit by bit bitch bite k. bisküvi. 1. parça. dişi köpek. ikicinslikli. bite.son) zool. dili elde olan yararlı şey. doğum yeri. (çoğ. parça. 2. 3. i. i. bo şboğazlık etmek. i. k. 2. göçmen ku ş. şirret. 2. soy. bite. bit. dili cadaloz kadın. f. bilg. f. i. göçebe kimse. 2. 1. keskin. şiddetli. s. 2. doğuş. biçimsiz. bi. satranç i. 1. kara. f. i. (soğuk veya bite off more than one can chew ısırık. kafadarlar. kuşların avlanması yasak olan yer.

judo siyah ku şak.. sövüp saymak. demirci. i. --ping) asfaltlamak. nalbant. can s ıkıcı. karabiber. -i kara listeye almak. kara liste. 1. i. siyah pars. 1. masum. s. ince uzun yaprak. gözü kararmak. suç. 1. s. 1. karartmak. İng. 2. 2. bir suç veya ba şarısızlığın sorumluluğu. dili grev kırıcı. şantaj yapmak. tadı bebek maması gibi ve hazmı kolay olan (yemek). karaborsa. f. 4. siyah beyaz resim. morarm ış göz. karabiber. alçak. mesane. kara liste. siyah beyaz: black-and-white television siyah beyaz televizyon. börülce. f. 1. i. i. 2. lekelemek. 2. i. 1. k. çöreotu.black and white black belt black book black box black coffee black cumin black eye black horehound black leopard black list black magic black market black mulberry black out black pepper black pepper black plague black sheep black tie black-and-blue black-and-white blackball blackberry blackbird blackboard blacken black-eyed pea. kara veba. kara listedekilerin kayıtlı olduğu defter. karartma. iftira etmek. (kötü bir amaç için yap ılan) büyü. 1. (kürekte) pala. başı siyah olan sivilce. rezil. f. kara tahta. s. suçu (birinin) üstüne atmak. i. 1. 2. f. sütsüz kahve. paluze. töhmet. i. böğürtlen. i.. asfalt. bot. hav. f. 2.. s. şantaj. benzi atmak. sidik torbas ı. s. 1. kılıç. 1. anat. kara kutu. küfretmek. k ısa bir süre için şuurunu kaybetmek. karalamak. kara ısırgan. (bıçak) ağzı. i. kabahatli. kısa süren şuur kaybı. yazı. i. 2. f. sütlü pelte. ailenin yüzkaras ı. s. suçsuz. çürük. f. i. dili saçma. 3. edepsiz. siyah papyon kravat. siyah göz. 2. 3. i. köpekotu. göz kararmas ı. 2.. karatavuk. karadut. kabahat. cowpea blackguard blackhead blackjack blackleg blacklist blackmail blackmailer blackness blackout blacksmith blacktop bladder blade blah blame blameless blameworthy blanch blancmange bland 1. 2. morarm ış. i. i. cop. ayıplanacak. i. . bezdirici. kimsenin dikine gitmeyen. i. kara leke. alçak kimse. karalık. (kabu ğunu soymak için) (bademi) biraz haşlamak. (--ped. s. karşı oy kullanmak. i. i. i. f. smokin. k. karartmak. şantajcı. 2. siyahlık. i.

2. tahrip etmek. alevler: the blaze of the fire yang ının alevleri. 1. Çok yaşa! be blessed with (Allah) (birine) belirli bir nimeti bağışlamak: You´re blessed 2. 3. 2. a ğartmak. 1. s. ünlem. 2. 5. i. infilak. 1. yanan şey. f. 2. harman. kurus ıkı fişek. kurusıkı fişek. maden yakmak. küfür. kandırmak için söylenen veya edilen iltifat. karışım. bak. birden parlamak. 1. s.. karıştırmak. s. yava şça katmak. f. s. m ızırdanmak. patlama. açık çek. kutsanm ış.: every blessed day ı ihsan etmiş. K kör kurbanları için içim kan ağlıyor. 1. i. leke. yüzünden akan. borununkine benzer ses. s. kan ağlamak: My heart bleeds for the victims of 2. yapmak. dili ıtlık olası. blender. 2. 1. out Bless you! blessed blessing i. k. f. Allahın Allah sana bu çocuklarher Allahın günü. 1.blandishment blank blank cartridge blank check blank endorsement blank verse blankbook blanket blankly blare blasé blaspheme blasphemy blast blast furnace blast off Blast! blasted blasting cap blatant blaze blaze a trail blaze a trail blaze away at blaze up blazer blazon bleach bleachers bleak blear bleary bleary-eyed bleat bled bleed bleeding bleep blemish blend blend in blender bless bless s. i. (göze çarpan bir şekilde) ilan etmek. 1. 1. children. i. kafiyesiz on heceli nazım şekli. sulanm ış/çok çapaklanmış/kızarmış (göz). i. 1. f. -i hararetle yapmak. takdis. harmanlamak. i. . uymak. f. ç ığır açmak. 2. sar ıp sarmalamak. i. 2. dili s.. 1. harap. 2. açık ciro. 1. 1. sızlanmak. bip sesi çıkarmak. meleme. 2. f. bip. 1. 2. kutsama. yüksek ses. k. 2. küfretmek. 1. -e ateş etmek. bleed. k. nimet. 2.bezgin. 1. i. .o. dili çok e ğlendirici bir şey. çok tiz ve anlık elektronik ses. 1. i. parlaklık. f. eritme oca ğı. (yol olmayan bir yerde) yol atın alnındaki beyaz leke. teşhir etmek. k. dili Allah ın belası. z. (roket) uzaya f ırlatılmak. f. i. arma. yazısız. f. 2. usanm ış. f. hayırdua. battaniye. bak. rüzgâra açık. İng. bleary.. beyazlatmak. beyaz. 1. dili ac ımak. 2. takdis etmek. 4. kutsal. (bled) 1. -e boş boş boru sesi. i. anlamsız. i. soğuk ve kasvetli (hava). gürültü yapan.. öfkeli parlama. k. 2. f. mızırdanma. dili birini ha şlamak/azarlamak. herkese f. sergilemek. 1. ongun. ağaçların gövdelerinde çentikler açarak yeni bir yolun geçişateşe tutmak. 2. apaç ık. 3. Allah kahretsin! s. s. kar ıştırıcı. not defteri. sızlanma. (göze çarpan bir şeyle) donatmak/kaplamak. yıkmak.. 3. bir tür aç ık tribün. s. melemek. 3. Allah hakk ında kötü konuşma. yangın. -i yerini işaretlemek. (--ed/blest) kutsamak. açık. 2. kanayan. boş gözlerle: look blankly at -e anlamamış gibi bakmak. yazısız kâğıt. i. çamaşır suyu. kusur. blazer. boru gibi ses çıkarmak. bakmak. i. rüzgârdan korunmasız. f. 1. i. ile uyumlu olmak. drought. ilan etmek. boş. piyangoda bo ş numara. 3. spor ceket.the İng. dinamit tapas ı. 2. söylemek. kötü. s. iç aç ıcı olmayan. Allah hakk ında kötü konuşmak. 3. (soğuk/sıcak) (bitkiyi) kavurmak. kanamak. gözleri sulanm ış/çok çapaklanmış/kızarmış. hata. boş boş. alev alev 1. kör olası. ç ığır açmak.with these 3. 2. k. i. i.

at gözlü ğü. s. (retinada) kör nokta. 2. büyük bina: block of flats apartman. dili yağ tulumu. (devamlı) yanıp sönen sinyal lambası. kan davas ı.. jaluzi.. sarı (saç). parsel. 1. kör. 1. kabarmak. kabartmak. gözbağı. tıkama. büyük parça. blok. i. arkadaş. İng. çok mutlu. f. i. dili adam. k ıvamı koyu iri bir damla: a blob of paint bir boya damlası. İng. su toplamak. 1. i. göz k ırpmak. 1. bless. pürneşe. blok. f. f. sarışın (erkek). abluka etmek.. kamaştırmak. kabarc ık.´ne gitme. 2. s. tıkamak. f. bak. 1. blok. çıkmaz. şişko. gamsız. avcıların avlarından gizlendiği 1. i. soy.. den. kabartmak. mantar. âmâ. i. 1. körlük. 1. palanga. gözlerini ba ğlamak. i. bak. neşeli/şen/tasasız bir şekilde. stor. 3. 2. lokanta v. 2. ablukaya almak. anat. f. i. tıkamak. f. gözünü almak. i. bir gözü kör. ç ıkmaz (sokak). i. yıldırım saldırı. z. dangalak.. 3. kan bankas ı. 2. kör etmek. z. 2. f. at gözlüğü.b. i. i. azarlama. saçmalamak. 2. f. i. i. 2. İng. sarışın (kadın).. şişmiş. i.iki s ıkım hardal. mahvetmek. s. i. önceden tan ışılmayan biriyle eğlence yeri. katliam. tipi. dili kör gibi.leş). tasasız. soldurmak. göz kırpma. 1.. dili mankafa. f. i. oto. two blobs of pol. fiske. şişirmek. kan sayımı. şiş (karın. 2. s. İng. 1. k. neşeli. afet. k. (kumaşı/kitabı) kalıpla basmak. eksiksiz bir mutluluk. 2. 1. 4. dili ha şlama. s. kendi önyarg ısının insanı anlamaktan engellediği konu. k. tıkanma. i. . blow. i. 1. çoğ. i. şen. kavurmak. gözü ba ğlı. çakar. kesmek. s. 2. ç ıkmaz sokak. abluka. kurutmak. büyük mutluluk. bak. açmaz..blessing out blest blether blew blight blind blind alley blind as a bat blind date blind in one eye blind spot blinder blindfold blindfolded blindly blindness blink blinker bliss blissful blister blithe blithely blitz blitzkrieg blizzard bloat bloated blob bloc block block and tackle block letter block print block up blockade blockage blockhead bloke blond blonde blood blood bank blood bank blood bath blood count blood feud k. kan bankas ı. kan. kör gibi. f. mustard i. sinyal lambas ı. küf.. i. blitz. (deliği/boşluğu) doldurarak kapamak. blokaj. kitap yazısıyla yazılan büyük harf. office block (bürolar ın bulunduğu) iş hanı. k. 3. s. i. İng. f. saçma. 2.

. uçmak: The wind has blown off the chimney2. canavar ruhlu. 3. s. gaddar. kan dökme. ba şına kurşun sıkmak. kan zehirlenmesi. 1. k ızmak. 2. üflemek. (fırtına) dinmek. sümkürmek. gömlek. 2. 2. dili birinin gerçekte kim oldu ğunu göstermek. 1.. i. fiske. 1. mürekkep lekesi. birini çok heyecanland ırmak. ayıp. 2. f. 1. canlanmak. 2. kana susam ış. k. f. birini çok şaşırtmak. 4. k. aksi. kendi reklam ını yapmak. kan damar ı.. away blow s. k. 2. dili k. 1. geli şmek. f. vuru ş. düşmek. k.o.. bahar. ile kurutmak. çiçek açm ış. dili tepesi atmak. solumak. darbe. çok k ızmak. k. lekelemek. 1. (--ted. kusur. k. yok etmek. i. bahar açmak. 2. k. (açılmış) çiçek. diyet. s. --n) 1. kan gibi. geçmek. f. 3. unutulmak. dili ans ızın gelmek. papyebuvar. 2. övünmek.o. (blew. lekelemek. birini vurmak. kan grubu. dili tepesi atmak. kabart ı. dili (rüzgâr) çok sert esmek. dili bayağı. çiçek. kan nakli. kurutma kâ ğıdı.. meyve üzerindeki bu ğu. külahını uçurdu. i. ateş ederek birini öldürmek. 4. 3. adamakıllı. leke. s. k. uçurmak. parlamak. 3. zalim. dili 1. anat. 2. Rüzgâr atmak. kurutma kâ ğıdı. tazelik. İng. kanlı. çiçek vermek. tansiyon. i. kan şekeri. (lastik) patlamak. dili kendi borusunu çalmak. İng. k. k. kan çana ğına dönmüş (göz). 1. dili karars ız olmak. dili 1. birine çok keyif vermek. cowl. . 1. leke. i. k. 2. birini çok şaşırtmak. 1. tüyler ürpertici. f. sigortayı attırmak. bozmak. tansiyon. k. lekelenmek. başına kurşun sıkarak intihar etmek. hunhar. gençlik. dili kör olası. argo kör olası: That blooming telephone! O kör olası telefon! i.´s mind kan davas ı. kan grubu. 2. böbürlenmek. İng. esmek. üfleyip söndürmek. 2.´s cover blow s. dili tepesi atmak. --ting) 1. dili tepesibacan ınöfkelenmek.blood feud blood group blood money blood poisoning blood pressure blood pressure blood sugar blood test blood transfusion blood transfusion blood type blood vessel bloodcurdling bloodshed bloodshot bloodthirsty bloody bloody-minded bloom blooming blossom blot blot out blotch blotter blotting paper blotting paper blouse blow blow blow a fuse blow great guns blow hot and cold blow in blow one´s brains out blow one´s cool blow one´s nose blow one´s own horn blow one´s own horn blow one´s own trumpet blow one´s top blow one´s top/stack blow out blow over blow s. 2. kana susamış. çiçek açmak. bluz. 2. i. kan bas ıncı. kan nakli. k. duraksamak. bak. inatçı. k.o. kiralık katillere verilen para. kan tahlili. s. k. 2. dili 1. 1. s. blotting paper. kurutma kâ ğıdıortadan silmek. 1. i. s. dili kendi reklam ını yapmak.

1. mavi kopya ç ıkarmak. supet. yönetim kurulu. göztaşı. blöf. bir çeşit küflü peynir. i. kör.o. keskin olmayan. 1. çayüzümü. körletmek. k. borda. i.. agrandisman yapmak.t. herhangi bir alanda en büyük ödül. i. fart furt etmek. 3. aristokrat. 1. ayrıntılı. 4. 2. into doing s.blow s. f. i. patlama. şişirmek. yatılı okul. birinin aklını başından almak. pürmüz lambas ı. yönetim kurulu. (kum. mavimt ırak. i. plan. dili efkârl ı. üzerindeki) tahta yaya kaldırımı. mavi renk. k. 3. soylu kimse. f. bir şeyi/birini paramparça etmek. f. f. satranç v. 2. f. i. f. s. 2. yüzü k ızarmak. mavi. 1. Campanula. kavga. i. blöf yapmak. 1. 1. k ısa ve kalın sopa. mavimsi. tok sözlü. f. i. den. 2. sözünü sak ınmayan. kurus ıkı atmak. mavi kopya. --ring) bulan ıklaştırmak. 2. sarp ve yüksek k ıyı/kaya. i. mavi. çivitlemek. i. oyun tahtas ı. i. süpet. i. böbürlenme. çançiçe ği. patlatmak. k./s. k. tepesi atmak. kaba penisi a ğızla uyarma. bulanık.b. proje. i.b. şatafatlı davet. büyütmek. yatılı okul. 4. 1. i. pansiyon. aristokrat. 1.t. kereste. 1. f. dili (insan vücudundaki) yağlar. gaf yapmak. i. i. i. bulanıklaşmak. pot k ırmak. to smithereens blow the lid off blow up blow-by-blow blow-dry blowjob blowout blowtorch blowup blubber blubber bludgeon bludgeon s. pürmüz. (blow-dried) kurutma makinesiyle kurutmak. f. 2.´s mind blow s. 1. dili birini hayrete dü şürmek/şaşkına çevirmek. f. kurusıkı. cop. kızartı..o. 2. yönetim kurulu. blue blue blood blue blood blue cheese blue jeans blue ribbon blue vitriol bluebell blueberry bluecollar blueprint bluff bluff bluing bluish blunder blunt blunt blur blurry blurt blush bluster boar board board of directors board of managers board up boarder boarding house boarding school boarding school boardwalk k. s. 1. i. birini bir şey yapmaya zorlamak. lastik patlamas ı. i. azaltmak. s. küplere binmek. patlamak. 2. tasarlamak.o. f. zool. gaf. blucin. 2. balina ya ğı. üstüne tahta çakarak kapamak. 2. i. 2. işçi sınıfına ait. s. f. f. dili büyük parti. s. 2. s. tahta. fart furt. ağır bir cisimle vurmak. hüngürdemek. dili patlamak. (şiddetli rüzgârın çıkardığı) uğultu. pansiyoner. çivit. out ağzından kaçırmak. 1. bot. pot. kızarıklık. 5. yabandomuzu. (rüzgâr) şiddetle esmek. . k. yat ılı öğrenci. i. 2. dili aç ığa vurmak. s. 3. pansiyoner olmak. 2. havaya uçurmak. 1. belirsiz bir şekil.. mavi renkli. hüngür hüngür a ğlamak. (vapura/trene/otobüse/uça ğa) binmek. 1. asilzade. (--red. bataklık v.

. bilg. siyah (harf). 1. miktar: a body of information bir özgü bilgi. övüngen. f. i. şiddetli. 3. s. dili şilin. i. 2. kilit i. gözüpek. olta mantarı. 2. yüznumara. f. alagarson saç. 2. s. tamamen. yat gibi) tekne: What time does the boat leave? Vapur kaçta kalk ıyor? I´ve got a new boat. karoser. sandal. kaynamak. i. cesur. dili asi. dili polis. demiri. kayıkhane. Bu otel iki yüzme havuzu ve bir saunas ıyla s. kötüye işaret/delalet etmek. uzun yastık. i. sürgü. kitle: A torbası. i. sürgülemek. 2. tuvalet. ufak i ğ. Göl bir vücut geliştirme.. bak. 1. kaynatmak. s. bilg. s. Bolivya´ya özgü. vücut. Yeni bir sandalım var. gövde. çabuk eğilip kalkmak. gürültülü. cesaretle. bob) ık sık alçalıp yükselmek. i. ölü sayısı. kaynama noktas ı. at ılgan. koruma görevlisi. köpürmek. sahte. bobin. 1. k. 1. kaynayarak suyunu çekmek. matb. korsaj. 2. i. İng. Bolivyalı. 4. haşlamak. serkeş. İng. --bing) 1.. beden. tulum (giysi). matb. 3. Bolivya. İng. tümüyle. yüreklilik. çabuk eğip kaldırma veya eğilip kalkma hareketi. çekülün ucundaki a ğırlık. kurallara karşı gelen. i. ceset lake is a body of water. i. yastıkla beslemek. kazan.boast boastful boat boathouse bob bob bob bobbin bobby bobby pin bobsled bode bode bode ill bode well bodice bodily body body bag body building body count bodyguard bog boggle boggle the mind bogus boil boil boil away boil down boil over boiler boiler suit boiling point boisterous bold boldface boldfaced boldly boldness Bolivia Bolivian boloney bolshy bolster bolt bolt of lightning f. 2. kaba kenef. 4. Bolivya. i. f. f. kısmak. cesaret. (kaynarken) ta şmak. s. ceset. 1. hela. sİng. madeni saç tokas ı. siyah harfler. 2. desteklemek. 2. k.. kaçış. -e sahip olmaktan gurur duymak: This hotel boasts two swimming pools and a sauna. fırlama. bataklık. fırlayıp kaçmak: When the pickpocket saw the yıldırım. cüretli. buhar kazan ı. 2. kütle. 1. sallanmak. 1.. yapma. insanı hayrete düşürmek. vapur. sık sık f. (çoğ. 2. iyiye işaret/delalet etmek.. -e delalet etmek. 1. ceset taşımayamiktarfermuarlı torba.. 3. baloney. matb. f. bide. (--bed. 1. çabuk e ğip kaldırmak. i. at/over -e tak ılıp tereddüde düşmek. (saçı) alagarson i. dili tepesi atmak. bedensel. i. z. k ısaltmak. 1. 2. 2. fırtınalı. 3.. z. bilg. kaynayarak buharla şıp yok olmak. makara. dili. çıban. siyah (harf). -ging) f. ha şlanmak. yarışta kullanılan kızak. (up) 1. kad ın yeleği. i. .. 2. 2. düzme. k. bütünüyle. -e işaret etmek.. ask. kolgüçlendirmek. f ırlamak. i. i.. 2. 1. minder. Bolivyalı. k. i. How i. (--ged. İng. arka arkaya bağlı çifte kızak.. 4. f. övünmek. özü kalana kadar kaynamak. s. c ıvata. (gemi. s. 5. 1. i. koruma. yastık. 1. bak..

k ılçık. 1. İng. açık havada yakılan ateş. argo sikme. i. 2. 4. s. anlaşmazlık sebebi. 1. bağcıklı bone. kemiklerini/k ılçıklarını ayıklamak. f. vuru k.. dili ı. k.. en kötü oyuncuya verilen ödül. farlar. İng. kölelik. 1. kemik tozu.. i. aptalca hata. i. kefalet. dili İng. bombac bomba etkisi yapan.. i.men (bandz´mîn) i. bombard ıman. köle. i. aptal. sevişmek. tahvil sahibi. memeler. argo büyük gaf/pot. İng. hakiki. bomba: blonde bombshell sar ışın bomba. i. yuhalamak. iyi yolculuklar. i... İng. 2. üzerine varmak. kemiksi. kemik. k ılçıksız. palamut. argo aptalca hata yapmak. beklenmedik kazanç.. İng. 1. bombalamak.kulübü. 2. i. 1. bombalamak. 3. sevişme. prim. 3. falso yapmak. falso. bağ. i. f. argo -i sikmek.. dili aptalca hata. 2. . 2. ikizler. göze hoş görünen. gürbüz. kitap (yer) ayırtmak. i. ask. topa tutmak. dili çok çalışmak. i. gümrük antreposu. gerçek. leh. s. i. içine kemik sınava hazırlanmak. k. falso. k. salak. İng. bonds. 2. i. topa tutma. i. f. çoğ.. (polis) (san ığı/cezaya çarptırılan birini) kayda geçirmek. zarif. dili kafadan kontak. bono. 1. kupkuru. 3.. s. 2. balina (çubuk). bubi tuza ğı. dili aptalca hata yapmak. çatlak.. 1. bir deri bir kemik. 2. bomba. argo aptal. 2. k. kitap. i. kemiksiz. 1. iyi cins yazı kâğıdı. (bombard ıman uçağında görevli) bombacı. 2. s ıska. k ısa zamanda bir konuyu çalışıp öğrenmek. kemikli. f. 1. budala. f. ş. çoğ. i. darbe. İng. cilt..bolt upright bomb bombard bombardier bombardment bombastic bomber bombshell bon voyage bona fide bonanza bond bond paper bondage bonded warehouse bondholder bondsman bone bone bone china bone for an exam bone meal bone of contention bone up on a subject bone-dry bonehead boneless boner bonesetter bonfire bonito bonk bonkers bonnet bonny bonus bony boo boob boob tube boo-boo boobs booby booby prize booby trap book book club dimdik.. ampuller. çıkıkçı. argo televizyon. i. ahmak. i. s. kaput... 1. bombard ıman uçağı. yolunuz aç ık olsun. sıhhatli. ikramiye. s.. tahvil. f. bombard ıman etmek. s. mankafa. 2. kırıkçı. (bir yere) bomba atan/yerleştiren kimse. kılçıklı. 4. zool. argo ayvalar. i. 2. 1. 1. kuşlamak. falso yapmak. 1. oto. tumturaklı. k. sıkıştırmak. i. 2. f. k. i. aşk yapmak. f. güzel. dili vurmak. ilişki. şenlik ateşi. argo 1. rezervasyon yaptırmak. kefil. külü kat ılarak yapılan porselen tabak. kaporta. 2.. f. i. senet. i.. hoş. kefil olmak. hafızlamak.

darbe. propagandac ı. 3.. kaba bir şekilde. dalkavukluk etmek. i. çardak.. (bir yerin ticaret. i. to s. biletçi. k. i. i. f. kitapç ı.b. f. 1. dili içki. argo tekmelemek. 1.o. nüfus v. 1. i.. bahisleri kabul eden bayi. z. bot. s.) h ızla yükselmek. i. i. 2. check in. ya ğma. dili ganyan bayii.o. ciltçi. i. sınırlamak. i. k. i. motor. f.. kitap ele ştirisi. dalkavuk. kenar.2. çizme şeklindeki aletle işkence yapmak.. kim. itelemek. defter de ğeri. 2. kitabevi. (rokette) ek i. i. rezerve edilmiş. ayrılmış. i. 2. --ping) vurmak. muh. i. 1. kitabevi. 1. içki kaçakç ısı. hudut. (olumlu bir şekilde). kitap raf ı. gümbürdemek. 2.book in book of matches book of music book review book s. boraks. (--ped. bilet gişesi. 1.. kitaplık. i. çanak yalayıcı. f. köylü. defter tutan kimse. f.t. İng. defterde kayıtlı. lütuf. (fiyat) artırmak. patlamak i. çizme giydirmek. s ınır. yaltaklanmak. i. artış. 4. yaltak. gürlemek. f. rezervasyon. İng. destek. 3. ganimet. dili kafa/kafay ı çekmek. lehinde konu şarak yardımcı olmak. kitapçık. çizme. 1. yard ım.. muh.. i. rezervasyon yapma. into a hotel book s. ganyan bayii. 2. kenar süsü. kaba. i. i. i. 2. bilgisayar ın belleğine komutlar okutarak sistemi f. 3. i. vuru ş. . bir şeyi birinin hesabına yazmak. kitapta son okunan sayfayı bulmak için araya konulan karton. (birinin hesabına) yazma. çapul. i. i. İng. kaba ve görgüsüz kimse. i. 1. i. gazete kulübesi. kabalık. f. iyilik. 1. i. k. s. defter tutma. nota kitab ı. i. i. patlama yak ın arkadaş. İng. broşür. (ticaret) hızla artmak. i. kurdele v.´s account book value bookbinder bookcase booked bookie booking booking clerk booking office bookkeeper bookkeeping booklet bookmaker bookmark bookseller bookshelf bookshop bookstall bookstore boom boon boon companion boondock boonies boor boorish boorishly boorishness boost booster boot boot boot booth bootlegger bootlick bootlicker booty booze bop borax border İng. 2. artma. 1. nimet. sayfa işareti. bak. bahisleri kabul eden bayi. 2. İng. (fuarda/sergide) stand... yaltakçı. 2. çanak yalamak. maliyet. biri için otelde rezervasyon yapmak. İng. kibrit paketi. kitap konulan raflı mobilya.b. alkollü içecek.

bak. 1. botanist.. dip. İng. i. i. bağır.o. i. bak. ikisi de: both of them her ikisi. Boşnak. sıkıcı. birine emir yağdırmak. kaynak. could pass him. sınır.. botanik bahçesi. kim. çap. both as .o. mat. i. şişelemek. dar bo ğaz. 1. başkalarına hükmetmeyi seven. both of us her ikimiz. i. hudut. ´´Did the packages. Boşnak. delmek. canını sıkmak. samimi dost.. bak. şişe. borç almak. her iki kategoriye de girebilecek bir durum: Hasan´s a borderline case. -de delik açmak. bor. 3.göğüs. Hem ikinizinhem insan tartışılıyor. de hayat ı olarak ona i. i.. koyun.... i. 2. can yolda şı. Bosna.border on borderline borderline case bore bore bore bore a hole in bore s.´´ ´´Paketler geldi as a person. (ç ıkarma işleminde) ödünç almak. s. şef. Botsvana. s ınır komşusu olmak.. alt. ödünç almak. Botsvana´ya özgü. s. both came. 2.. fail him as we f. 1. Boşnak. bitkibilim. s. around bossy botanical botanical garden botanist botany botch both 1. bitkibilimci. bear 2. yabancı sözcük/kelime. . f. (bir işi) berbat/rezil etmek. i. hem come?´´ I respect her both as a teacher and mi?´´ ´´ Evet. botanik. birinin canını çok sıkmak. Both your lives are in the scales. Boğaz.3. i. 1. dar geçit. zahmet. 2. 2. f. şişe açacağı. ıslahhane. Bosna-Hersek. 2. 1. Bosnia-Herzegovina. i. doğuştan: a born preacher doğuştan vaiz. s. bitkibilimsel. Bosna. başını ağrıtmak. i. botanikçi. can s ıkıntısı. Bosnalı. s. . i.. samimi. sayg ı duyuyorum. Hasan tam s ınırda. kasaba. i. i. patron. olarak: ´´Yes. patronvari. f. ödünç alan. Botsvanalı. f. asil bir aileden gelen.. Boşnakça. amirane. sıkıntı. i. bitkisel. canını sıkmak. Boşnakça. Bosporus. can sıkıcı kimse. kalibre. i. 1. s. Boğaziçi. f. 1. bear 2. 1. yabanc ı bir dilden alınan sözcük/kelime. (bir fikri) az ıcık çürütmek. f. 2. sine. 4. esas. to death/tears boredom boring born born to the purple borne boron borough borrow borrow trouble borrower borrowing borstal Bosnia Bosnia and Herzegovina Bosnia-Herzegovina Bosnian bosom bosom friend Bosphorus Bosporus boss boss s. kaza. tekne. ıslahevi. yönetmek. we could as easily i. k. karina. hem . rahatsız edici. i. zam. doğmuş.. Botsvana. temel. and as . 2. Bosnalı. i.. oymak. i. engel. vadi. 1. i.f. 1. dili önceden tasas ını çekmek. botanik. Her hoca. bak. i. her ikisi. Bosna´ya özgü. i. s. 2. can s ıkıcı. biberon. 2. s. Botsvanalı. birine karşı amirane davranmak. i. rahatsız etmek. ilçe. bother bothersome Botswana Botswanan bottle bottle opener bottleneck bottom s. eğiliminde olmak. f. 2. 2.

eli aç ık. 2. 2. i. 2. zıplayış. reverans yapmak. . ba ş. s. zıplamak.. (ok atmak için) yay. nöbet. k.o. sığır cinsinden. fırlamak.. sıçrayış. canlılık. papyon kravat. ok menzili. iple boğmak. kiriş. bind. 1. s. i. geri tepme. i. i. 1. 2. 1. s. s.. Zatürreeden yeni kalkt ı. kâse. sonsuz. den. kayıtlı. güreş. cömertlik. s ınırsız. s. boks yapmak. 2. 1. fiyonk. 1. kutuya koymak. (ağaçta) büyük dal. bowling.ıkmak. over bowlegged bowline bowling bowshot bowstring box box box number son kuru ş. çok derin. i. bak. 2. s ıçramak. 1. 1. el pençe divan durmak. süratle gitmek.. ba ğırsak. sınırlar. 2.. i. bol. eli aç ık. i. f. ciltlenmiş. buy. birini yere yıkmak. dili (çek) karşılıksız ç sıçrayış. 1. çok. s ınırlamak. derinlikler: the bowels of the earth yeryüzünün çardak. sınırsız. i. kentsoylu. boks. sektirmek. sıçramak. 2. hudut. sonsuz. 2. iri kaya parças ı. borina. kutulamak. i. çarpık bacaklı. cadde. f. s. sekmek. 2. i. i. yakalanmas ı için devletçe verilen) para. i. bir şaraba özgü koku. a ğır bir topla oynanan bir oyun. 1. bolluk. i. prim. anat. i. sekmek. 3. for -e giden. butik. i. f. k. pruva. reverans yapma. i. 2. 2. baş eğerek selamlamak. i. 2. tas. emekliye ayr ılmak. f. derinlikleri. 1. sınır. i. s. cömertçe. i. i. sınır. bir suçlunun 2. 3. den. bulvar. ovalık arazi. (zararlı bir hayvanın yok edilmesi veyabuket. dili Fondip! i. i. f. kutu. 1. bol. 2. hastalık: He´s just recovered from a bout of pneumonia. f. 1. kuşatmak. 2. 1. (yayl ı çalgı için) yay. kriket top atmak. burjuva. 2. 1. birini şaşırtmak. cömert. loca. f. çok. s. ba ğırsaklar. 3. bowling oynamak. aşırı saygı gösterisinde bulunmak. i. of -den çekilmek. bağlı. eli aç ıklık. f. ciltli. barço ba ğı. dipsiz. zıplatmak. cömert. f. sand ık. 3. cömertlik. f. zıplama.bottom dollar bottom land bottomless Bottoms up! bough bought boulder boulevard bounce bound bound bound bound boundary boundless bounds bounteous bounteously bounteousness bountiful bounty bouquet bourgeois bout boutique bovine bow bow bow bow and scrape bow out bow tie bowel bowels bower bowl bowl bowl along bowl s. kameriye. anat. 1.o. z. 1. baş eğerek selamlama. papyon. i. 1. birini yere devirmek. posta kutusu numaras ı. box s. 1. 2. bak. demet. iç kısımlar. kısa süren hummalı faaliyet. birini şaşkına çevirmek. i. on the ear birinin kula ğına tokat atmak.

k. i. k. böğürtlen (yemişi/çalısı).ş. şimşir. yumrukoyuncusu. boks eldiveni. parantez. bölüm. İng. kafas ına ağır bir darbe indirmek. f. 1. (üniformaya tak ılan) kordon. İng. örülmüş şey. i. f. 2. 2. i. boykot etmek. s. örgü. destek. (ağaca ait) dal. (--ged. fren pabucu.box office boxcar boxer boxing Boxing Day boxing glove boxing match boxwood boy boy friend boy scout boy scout boycott boyhood boyish bra brace bracelet braces bracing bracket brackish brag brag about/of braggart braid braided brain brain trust brain wave brainchild brainless brains brainstorm brainwash brainy brake brake drum brake fluid brake lining brake pedal brake shoe bramble bran branch branch off branch out into (tiyatroda/sinemada/stadyumda) bilet gi şesi. bağ. (nehre ait) kol. . fren kampanas ı/tamburu. dal budak salmak. fren balatas ı. birbirine tutturmak. zinde yapan: bracing mountain air insan ı zindeleştiren dağ havası. şube. i. tel. örgülü. f. i. ask. 1. (erkek için) çocukluk. kafalı. desteklemek. f. beynini yıkamak. İng.y. bilezik. örmek. kapalı yük vagonu. i. boks. dili aniden gelen parlak fikir. i.. fren. 2. kısım. dili aniden gelen parlak fikir. i. İng. 2. i. i. bu ğday kepeği. ayraç. (asıl faaliyetine devam ederken) (yeni bir faaliyete) girmek. 2. fren yapmak. i. i. 1. çocukluk dönemi. beyin. o ğlan.. kö şeli parantez. oğlan gibi. 3. akılsız. erkek çocuk. s. 2. erkek izci. -den övünerek bahsetmek. s. kol. s. boykot yapmak. i. i. boks maç ı. --ging) övünmek.. fren pedalı. akıllı. bir grup dan ışman. f. saç örgüsü. kepek.ı (su). beyinsiz. erkek izci. d. raptetmek. örülmü i. i. yüksekten atan kimse. kuşak. delikanlı. branş. 3. 3. dirsek. dal. ku ş beyinli. 1. boykot. yirmi altı Aralık. matkap kolu. 1. dili birinin kafas ından çıkan düşünce. f. kollara ayrılmak. s.. i. (böğürtlen gibi) dikenli bitki. genç uşak. ac f. ak ıl. i. fren yağı. f. dayanak. dişçi. 2. 1.. yumrukoyunu. hafif tuzlu. erkek arkada ş. i. 1. boksör. i. kafasız. destek. sütyen. övüngen kimse. 3. i. pantolon askısı. sağlamlaştırmak. çoğ. k. köşeli ayraç. i. 2. s. i. (kol olarak) ayr ılmak. kenet. zekâ. 1.

1. 4. anırma. Brezilya. Brezilyalı. i. 1. sar ı. şımarık çocuk. küstah. fazla at ılgan. piç kurusu. genişlik. k. gedik. kırmak. i. i. (bir ürüne ait) özel ad. s. cesaretli. mangal. sallamak. (broke. Brezilya kestanesi. sözünden dönmek. pirinç. 1. bir aileyi geçindiren kimse. biraz sinirlenmiş. i.brand brand name brand spanking new brandied brandish brand-new brandy brash brass brass band brass knuckles brassed off brassiere brassy brat bravado brave brave the elements bravely bravery bravo brawl brawny bray brazen brazier Brazil Brazil nut Brazilian breach bread bread and butter bread bin bread box bread crumb breadbasket breadboard breadth breadwinner break break a habit break a promise break a record break cover break down break even break ground i. Mola verdiler. kasları gelişmiş. dili gıcır gıcır. f. bak. i. 2. i. 1. s. yüzsüz. 2. anırmak. s.. lekelemek.. İng. k. f. 3. İng. iş molası: They took a break. 3. arsız çocuk. f. insanı geçindiren iş/para. i. 2. damgalamak. f. sütyen. hamur tahtası. sözünde durmamak. huk. i. savurmak. 2. i. ekmek kutusu. i. marka. g ıcır gıcır. cesaretle. şans. k ırık. sar ı. k. ait) özel ad. bro. i. savurma. ekmek sepeti. kurusıkı atma. i. ç ığır açmak. 2. 2. ihlal. ekmek tahtas ı. (k ızgın demirle yapılan) dağ. i. s. adaleli. Brezilya. 1. s. gürültücü ve kaba (kad ın). i. ünlem Aferin!/Bravo! i. s. 2. yepyeni. fasıla. dili ekmek kap ısı. z. ara. 2. s. m ızıka. arbede. pirinç mu şta. (bir ürüne 2. yarık. kâr ve zarar ı eşit olmak. Brezilyalı. s. . 1. 1. bozulmak. cesur. ekmek k ırıntısı. velet. yüzsüz. utanmaz. pirinç. tah ıl ambarı. Brezilya´ya özgü. çatlak. s. törenle temel atmak. cesaret. 1. konyak. ekmek. dağlamak. gö ğüs germek. 1. sallama. açıklık. 1. marka. i.ken) 1. k ırık. i. kötü alışkanlıktan kurtulmak. anırtı. 2. 1. mec. f ırsat. dili biraz kızgın. kötü havada d ışarıda bulunmak. ruhen yıkılmak. argo mide.. ancak masrafını karşılamak. rekor k ırmak. yüzsüz. gizlendiği yerden çıkmak. f. 2. en. konyakla konserve edilmi ş (meyve). i. aralık. bando. yepyeni. bread box. kabadayılık. i. pirinç gibi.

dağıtmak. yak ındanık ve kesik soluklar alıp vermek. nefes almak. 2. göğüs. f. 2. i. 2. çoğ. ölmek. dili 1. paralanmak. 3. resmiyeti gidermek. parça parça etmek. i. gö ğüs kemiği. boynu k ırılmak. solumak. dalgak ıran. dökmek: She´s broken out suç işlemek. breed. terbiye. 3. 1. sine. 2. -e zorla girmek. 1. yeti ştirmek. meme. durma. k kopup sarkmak/sallanmak. i. 3. 2. birden -e ba şlamak: The horse broke into a run. büyük (bir hız): a breakneck pace çok hızlı bir tempo. havayı kaplanmak. (bred) 1. 3. kahvaltı. 1.break in break into break loose break off break one´s faith break one´s fast break one´s neck break one´s word break open break out break the ice break the law break the news to break to pieces break up break wind break wind break with breakable breakage breakdown breaker breakfast breaking breakneck breakthrough breakup breakwater breast breast stroke breastbone breast-feed breath breathe breathe down one´s neck breathe hard breathe in breathe one´s last breathe out breathless breathtaking bred breeches breed breeding breeze breezy 1. hareketli. çok heyecan verici. 1. sözünde durmamak. bozulma. bozulma. f. f. dağılmak. mendirek. (k ıyamet)ilişiğini kesmek. bak. 3. sinir bozuklu ğu. 2. nefes. soluk. kendini kurtar ıp kaçmak. . ilgisini kesmek. . kalp. 2. 1. 1. 2. (birine) (kötü) haber vermek. imbat. i. Bunu sak ın şında dikilip durmak. s.. 1. sebep olmak. 1. nefes nefese. rahat bırakmamak. parçalanmak. (aralarında sevgi bağı olan iki kişi) ayrılmak. 4. 2. s. esinti. 2. 2. i. yetiştirme. parçalanma. i. kopmak. ba kimseye söyleme. dişini tırnağına takmak. i. 2. i. Don´t breathe a word of this to anyone. teklifsiz. k ırılır. zorla açmak. canlı. kendini kurtarmak. sözünü k ırmak. sabah kahvalt ısı. nefes kesici. 2. lafa kar ışmak. k ırılma.. cepheyi yar ıp geçme. araya girmek. cins. 2. in ile yumuşatmak. 2. from -den kopmak.. 3. kırılan şeylerin tutarı. 3. zorla girmek. s. 1.fed) (bebe ği) emzirerek beslemek. solu ğu kesilmiş. -den ayr ılmak. gaz çıkarmak. i. çökme. 1. At birden ko şmaya başladı. üremek. (bilimde) büyük buluş. 2. gaz çıkarmak. kurbağalama (yüzme tekniği). başında beklemek. s takip etmek. i. k ıyıya vuran büyük dalga. 2. ask. umursamaz. k ırma. 2.. f. gönül. rüzgârlı. 1. son nefesini vermek. 1. birdenbire 3. tür. 1. alıştırmak. i. Asya´da sava ş patladı. orucunu açmak/bozmak. 1. çok hızlı. lakayt. i. 1. kanuna karşı gelmek. ilk defa bir işe girişmek. k. hafif rüzgâr. s. den ırılıp ayrılmak. sona erme. ayrıntılı hesap. teneffüs etmek. anat.. yellenmek. soluk almak. patlamak. (breast. i. patlak vermek. kopmak: War has broken out in Asia. i. nefes vermek. i. kendini paralamak. osurmak. tutmamak. durmak. kırılma. pantolon. yol açmak. bozuşmak. s. meltem.

duvak. parlak. brik. i. köprü yapmak. ayd ınlanmak.. i.. 2. i. pırlanta. frenlemek. çoğ. parlak. harika. 2. 1. briç.. bak. (ata) başlık takmak. i.. dili tam formunda. dili (otomobil farlarına ait) uzunlar. i. i. f. haydut. parlak. kardeşler. salamura. rüşvet vermek. k ısalık. bira fabrikas ı. gelinin nedimesi. dili bira: He bought me two brewskies. nedime. evrak çantas ı. k. çoğ. rüşvet. tuğgeneral. den. 1. i. aydınlık olmak. i. f. 1. 1. s.. brifing ba şını hafifçe kaldırarak öfkesini s. 3. 2. 2. i. zeki. şekilde.. bot. çoğ. 3. (bira/kahve) yapmak. s. ask. köprü. hazırlanmak. harikulade. z. deha. f. k ısa. f. bardak a ğzı. f. köprü kurmak. (brought) getirmek. tuğla örerek kapatmak. i. tuğla örücü. 1. i. tugay.. gemi hapishanesi. f. i.. tuğla harmanı. şapka kenarı. 4. i. deliksiz/bo şluksuz) tuğla. tuzlu su. harikuladelik. bira yap ımcısı. i. kükürt. geline ait. tu ğgeneral. parlatmak. parlak bir i. i. (otomobil farlar ına ait) uzunlar. (gem ve dizginlerin tak ıldığı) at başlığı.. (herhangi bir) dikenli yabani çal ı. mükemmel. s. i. f. i. Bana iki bira ısmarladı. brier. huk. göz alıcılık. 1. i. ağzına kadar dolu. neşe katmak. bright-eyed and bushy-tailed k. i. dâhice. s. (bir yere) canl ılık vermek. parlak renk. 1.. k ısaca. . özeti. pırıl pırıl. (kötü bir şey) hazırlamak. 2. gemlemek. 2. neşelendirmek. duvarc ı. gelin.. rüşvetçilik. 3. 3. 2. (çay) demlemek. 2. i. ask.. güvey.yapmak. daha hoş i. (gen. davanıngem vurmak. 1. köprüba şı. slip (erkek külotu). ak ıllı. i. nikâha ait. tertiplemek. deniz suyu. mükemmellik. i. kiremit rengi. 1. i. e şkıya. i. i. i. parlayan. 3. göz alıcı. bot. i. brifing. 2. parlaklık. 1. i.. z. i. ask. para yedirmek. 2. olmak. (çay/kahve) içmeye haz ır olmak. ve sevimli bir hava i. silme.brethren brevity brew brewer brewery brewski briar bribe bribery brick brick red brick up bricklayer brickyard bridal bridal veil bride bridegroom bridesmaid bridge bridge bridgehead bridle brief briefcase briefing briefly briefs brier brig brigade brigadier brigadier general brigand bright bright color bright lights brighten brights brilliance brilliant brilliantly brim brimful brimstone brine bring i.k.

2. k. k. birine diz çöktürmek. z. -e bir şeyi uygulatmak: He brought some pressure to bear on the general.o.t. Britanya. -i dava etmek. word of bring s. bir grubun mevcudunu tamamlamak. canlı/hareketli bir şekilde. 3. sert k ıl. bring s. en önemli dayanaklar ı/kanıtları ileri sürmek. hakk ında birine haber getirmek. 2. . (çekingen birinin) konu şup rahat davranmasına sebep olmak. belli etmek.. arzetmek. hatırlamak. sertçe esen (rüzgâr). to justice bring s. getirmek. to pass bring shame on bring through bring to a head bring to light bring to mind bring up bring up one´s big guns bring/file suit against brink brisk briskly bristle bristle with bristly Britain (anne) (çocu ğu) dünyaya getirmek. home to s. (yeni bir şeyi) yapmak/yayımlamak.o.o. meydana getirmek. birini en son olaylardan/geli şmelerden haberdar etmek. 1. hesap toplam ını nakletmek. sebep olmak. istenilen hızda hareket eden. meydana ç ıkarmak. çok alk ışlanmak. birinin aklını başına getirmek. 2. .t. hatırlatmak. açığa çıkarmak. k. 1. birinin (bir işe) katılmasını sağlamak. meydana getirmek. sebep olmak. birinin yüreğini burkmak. s. canlı.o. tüylerini kabartmak. geli ştirmek. 1. 1. gün ışığına çıkarmak. k ıllı. k. 3. (jüri) karara varmak.o. to bear on bring s.´s throat bring a unit up to strength bring about bring along bring an action/suit against bring around/round bring down the house bring down the house bring forth bring forth bring forward bring home the bacon bring in bring into disrepute bring into line bring into relief bring off bring on bring out bring pressure to bear on bring s. istenilen hızda. up to date bring s. (felaket için) e şik. doğurmak.t. -i zorlamak. -i rezil etmek. k.bring (a child) into the world bring a lump to s. 1. dili bir alk ış tufanı kopartmak. 2.o. başarıyla yapmak. 1. i. -i açmak. dili 1. 2. 1. 2. birinin (bir hastalığı/zor bir durumu) atlatmasını sağlamak. to reason bring s. (para) kazand ırmak. 1. (yargılanmak üzere) birini mahkemenin önüne çıkartmak. doğurmak.o. 2. s. in on bring s. -i sıkıştırmak. aydınlatmak. 1. 2. birini (bir işe) katmak.o. seyircileri kırıp geçirmek/çok güldürmek. (hoş olmayan bir şeyle) dolu olmak. 2. ayıltmak. dikleşmek. to his/her knees bring s. birine boyun e ğdirmek. ikna etmek.o. dili 1. k. birini çok duyguland ırmak. birini yola getirmek. (uçurum için) kenar. bir şeyi sonuçlandırmak. -e gölge sıraya sokmak. meydana çıkarmak. dili bir şeyi birinin kafasına dank ettirmek. -i dava etmek. karar noktas ına getirmek. yetiştirmek. meydana getirmek. i. akla getirmek. (doktor/ebe) (çocuğu) doğurtmak.. kızmak. domuz kılı. dili birinin keyfini bozmak. kazanmak. 2. dü şürmek. to bring s.ailesinin geçimini sa ğlamak. birini ayıltmak. huk. çok alkış toplamak. bahsetmek. yanında getirmek. en önemli destekçileri getirmek. 1. 2. down bring s. hareketli. ailesini geçindirmek. Generale biraz bask ı yaptırdı. 3. ileri bir tarihe almak.o. kıyı. sebep olmak. büyütmek. dili ba şarmak. f. 2. ileri sürmek. i.

bronz. karartmak. (tohum) saçmak. 3. i. birader. yaymak. dili pantolon. k. f. i.harap. 2. s. bacanak.. engin. et/balık suyu. uzun atlama. spor uzun atlama. s. 4. yamaç. 2. çekmek. beraberlik. ızgarada kızartmak. bronşit. bot. kalbi k ırık. 3. i. erkek karde şe özgü. bozuk. 4. kuluçkaya yatmak isteyen. İngiliz. saplı süpürge. fırında et kızartmaya özgü ızgaralı kap. (radyo/televizyon arac ılığıyla) yayımlamak. 3. yüz. i.. 2. f. dili paras ız. s. ağabeyce. i. yabani at. Britanya´ya ait. i. banker. (bir konuyu) açmak. bron şlar. s. şive. y ıldırmak. i.beat. radyo/televizyon yay ını. i. dilbilgisi kurallarına uymayan (bir yabancının s. i. tahammül etmek. i. 2. f. i. s.britches British Briton brittle broach broad broad bean broad jump broad jump broadcast broaden broadly speaking broad-minded brocade brochure brogue broil broiler broiling hot broke broke broken broken-down broken-hearted broker bronchial tubes bronchitis bronco bronze brooch brood brooder broody brook brook broom broomstick broth brothel brother brotherhood brother-in-law brotherly brought brow browbeat brown i. kitapçık. i. i. bozulmuş. süpürge sopas ı. z. Britanyalı. düşünceye dalmak. s. 2. 2. f. i. 1. bak. dü şünceye dalan. katlanmak. 1.. bir çeşit erkek ayakkabısı. kararmak. 1. komisyoncu. çoğ. genelev. kaş. kuluçka. kabaca. 2. s. brokar.. 2. bak. kuluçkaya yatmak. karde şlik. break. çehre. i. (broad. açık fikirli. i. k. geniş. bitik. herkese söylemek. i. 1. erkek karde ş. broşür. bir kuruluşun üyeleri. kayınbirader. derin derin dü şünmek. genişletmek. gevrek. genel. ayrıntılara girmeyen. f. i. s. 1. k. argo eksik etek. katırtırnağı. bakla. dili çok s ıcak (hava). ırmak. f. . f. alın. i. (brow. i. kadın. 1. bring. çay. kahverengi. dili (hava) çok sıcak olmak. 2. s. 2. birlik. ızgara yapmak. işi bitmiş. hoşgörülü.. ehlile ştirilmemiş at. (kötü bir olaydan sonra) umudunu yitirmiş. ızgaralık piliç. broş. 1. i. 1. 1.. kırılmış. f. f. 2.. 1. meteliksiz. kuluçka makinesi. k ırık. k ırılgan. i. f. genişlemek. tunç. --en) gözünü korkutmak. tıb.cast) 1. i. dayanmak. yakla şık. k. anat. enişte.

bak. kaynamak. kaba. i. f. hayvan. Brunei. ezmek. s. i. karşı gelmek. i. Bruneili. through -i şöyle bir okumak/karıştırmak. i. f. esmerşeker. vah şi. (tokal ı bir şeyi) bağlamak. i. f. çalılık. k. i. i. yetişmekte olan: a budding physicist yetişmekte olan bir fizikçi. i. geri çevirme. (at) s ıçramak. i. 2. s. 2. sert. s. 2. merhametsiz. gonca. k. . f. k. erkek hayvan. burkulma. s. 1. zam v.brown sugar brown sugar brownish browse bruise brunch Brunei Bruneian brunette brunt brush brush brush against brush aside brush off brush up brush up on brushoff brushwood brusk brusque Brussels Brussels sprouts brutal brutality brutally brute brute force bubble buccaneer buck buck buck buck for buck naked buck up bucket buckle buckle down buckle on buckling buckshot buckwheat bud Buddhism Buddhist budding esmerşeker. -e sürtünmek. fundalık. i. kova. karabu ğday. çalı çırpı. sık çalılık. f.. 2. kabarc ık. 1. i. Budist. fırçalamak. ciddiyetle/gayretle çalışmak. s. 1. -e göz gezdirmek.b. ezik. i. ret.´nin) en ağır/şiddetli kısmı. çürütmek. dili ç ırılçıplak. i. azarlama. otlamak. --ding) tomurcuklanmak. buru şma. tomurcuk. esmer kad ın. vahşilik. Brunei. 1.. 2.. çökmeye ba şlamak. z. Brunei´ye özgü. fundalık. vah şi adam. 3. 3. fokurdamak. f. dili ne şelenmek. çürük.´ni) elde etmeye çal ışmak. i. 2. (tüfek için) saçma. brusque. dili dolar. gonca vermek. frenklahanası. İng. tozunu almak. toka. i.. i. ku şluk yemeği.b. Budizm. flambaj. dili ö ğleye doğru yenen ve kahvaltı ile öğle yemeği yerine geçen yemek. değinmek. (bilgiyi) tazelemek. i. 1. (tokalı bir kayışla) (bir şeyi) takmak/giymek. erkek geyik. 1. başından atmak. f. 2. kaba kuvvet. ald ırmamak. kahverengimsi. korsan. (--ded. 2. i. i. s. vahşice. Brüksel. 2. savmak. bere. fırça. 1. (terfi. s. i. hafifçe dokunmak. i. i. z. k. brüksellahanas ı. baskı v.. bot. yabani. 1. i. berelemek. 1. önemsememek. ters. 1. mek. 2. i. (saldırı. yer yer kabarmak/kamburlaşmak. Bruneili. (bilgiyi) tazelemek.

söyle şi. 1. i.. İng. bünye. böcek dolu. Bulgaristan. oylum. argo hiçbir şey. buldozer.o.) merakl ısı. Bulgarca. i. (insan için) yapşaatçı. boru (askerlere işaret vermek için kullanılan çalgı). virüs. f. (bir şeyi) yumuşak bir şeyle parlatmak. about bugger s. i. borazan. İng. boğa. 1. s. fayton. bel vermek. yapım. yap ı yapmak. yaratmak. İng. müz. k ımıldamak.. 4... tampon devlet.. f. f. böcek. argo sıvışmak. kurdu. in ı. zool. buldok.. dili gizli dinleme ayg ıtı. örselemek. dili 1. i. 2. hacim. inşaat ruhsatı. iri. i. 1. i. bina. i.. argo Siktir! s. (bir k. hacimli.. s. zırva. dozer. kaba arkadan sikmek. dili toz olmak. k. kımıldatmak. up Bugger you! buggy buggy bughouse bugle bugle call bugler build builder building building complex building permit built bulb Bulgaria Bulgarian bulge bulk bulky bull bull session bulldog bulldoze bulldozer bullet i. bilg. i. i. arkada ş. (--ged. mikrop. 2.. hantal. 1. i. 1. kurşun. s. 2. dili muhabbetkuşu. 5. mermi. İng. ahbap. 2. ar ıza. radyo v.. i. yoldüzer. 3.. fizik. 2. i. 2. bü ğlü. gitmek. boru işareti. inşa.. yap ı. çiçek so ğanı. dili (makinede) bozukluk. 2. İng. i. 2. bizon. İng. tampon bölge. 1. k. İng. i.. bak. zool. kurmak.. . site.t. İng. böcekli. i. elektrik ampulü. (araba. argo birine zorluk çıkarmak. tampon. argo bir şeyin içine etmek. (about) h ırpalamak.. hareket etmek. argo saçma. İng. build. f. yarenlik. f. i. inşa etmek. 1. (built) 1.buddy budge budgerigar budget budgie buff buff buffalo buffer buffer state buffer zone buffet buffet bug bug off bug-eyed bugger bugger about bugger all bugger off bugger s. Bulgar. cüsseli. f. 2. i. hata. İng. f. f.. borazanc ı. f. i. k. muhabbetkuşu. argo 1. dili patlak gözlü.b. argo zor kullanarak bir şeyi yapmaya mecbur etmek. --ging) k. i. ço ğunluk. bütçe. üstünden buldozer geçirmek. toz olmak... k.. müteahhit. inşaat. i. i. argo oyalanarak vakit geçirmek. çok zor bir şey. yapmak. büfe. i. br ıçka.. i. argo tımarhane. herif. i.

yüzen. bumf. vuru ş. 2. tıpalamak. dili. sıkı giyinmek. şamandıra. Kar ısının deliliği resmen bundle up. 2. s. makat. yumru. külçe altın/gümüş. alışılandan çok daha bol. birini apar topar göndermek: As soon as his wife was certified insane. aptalca hatalar yaparak (bir şeyi) becerememek. i. f. kabadayı. boğa güreşi. serseri i. ev/bina soyma. huk. 2.. s. tapa. devlet memurları. bildiri.o. saçma laflar. kan ıtlama zorunluğu. i. (--med. tavşan.. 1. i. bürokratik. den. you´d better tasdik Dışarısı soğuk. 2. 2. 1. İng. ev/bina h ırsızı.. ba şıboş adam. s. tıpa.. külfetli.ıyor. küpe şte. (ayak parma ğında oluşan) şiş. çörek. 2. f.. ağırlık. 1. İng. çoğ. 1. tümsekli. 1. batmaz. kurşun geçirmez. k. -i yara bere içinde b ırakmak. daire. i. toplamak.. zırva. s. yığın. k. Berkant bundled her off to an asylum. ağzını tapa/tıpa ile kapamak. off bundle up bung bung up bungalow bungle bunion bunk bunk bunny buoy buoy s. otlakçı. h ırsızlık.2. zorba. saçma. oto. f. dili 1. kim. kıç. tapalamak. 1. f. f. i. 2. bohçalamak. a ğzına kadar dolu kadeh/bardak. toprak yabanar ısı. demet. i. hevenk. mebzul. İng. 3. istihkâm. 1. sıkıntı vermek. i.. ne şeli. 2. engebeli. zool. dövmek. deste. siper. 1. dili hamburger. bülten. çarpma. f. i. up buoyant burden burden of proof burdensome bureau bureaucracy bureaucrat bureaucratic burette burger burglar burglarise burglarize burglary burgle i. ini şli çıkışlı. büret. tavşancık. --ming) 1. i. başkalarının sırtından geçinen kimse. hiçbir işe yaramayan kâğıtlar. k ırtasiyecilik. i. takım. i. f. i. serseri. belleten. s. topuz: She wears her hair in a bun. k. (aynalı ve alçak) şifoniyer. 2. s ıkıcı. 1. birini neşelendirmek.iyi olur. siper ile korumak. muhafaza alt ına almak. dili (evi/binayı) soymak. k. f. i.. dili 1. saçma. 1.o. i. f. . i. bindirmek. --s/--x (byûr´oz) i. bak. h ırpalamak. s. i. -e epey hasar vermek. ım. tampon. i.. i. 2. 2. 2. kabadayılık etmek. i. i. anaforcu.. ranza. çarpmak. vurmak. ilan tahtas ı. i. i. bürokrasi. Saç ını hep topuz yap salk i. f.. k.. dili. grup. İng. fıçı deliği. 2. argo 1. bohça. i. 2. f. k. k ırtasiyeci. toslamak. yük. yüklenmek. i. bungalov. zorbalık etmek. yazıhane. f.. sıkı giyinsen 1. 1. burglarize. k. bereketli mahsul. altın/gümüş çubuk. dili (evi/binayı) soymak. bürokrat. dili megafon. k. büro. i. yüklemek. sarınıp sarmalanmak: It´s cold out. bak. i. şiş. tümsek. i..bulletin bulletin board bulletproof bullfight bullhorn bullion bully bulwark bulwarks bum bumblebee bumf bump bumper bumper crop bumph bumpy bun bunch bundle bundle s.

patlam ış. Zengin ve i. 1. İng. yakmak.mese) 1. geğirmek. oyuk açmak.ünlü olmak için yan ıp tutuşuyor. iriyarı. Onun eline su dökemez.ki. gizlenmek. içini yakmak. birden ağlamaya başlamak. s. yak ıp yok etmek. hararetli. görev. 1. 2. i. Burundi. i. 1. yakmak. cila. f. hold a –– He doesn´t hold a candle to her. Burkina Fasolu. Burkina Faso. s. s. s. up burn the candle at both ends burn the midnight oil burn up burn/hang s. 4. çatlama. i. büyük: She has a burning desire tocilalamak. 1. 2. i. Birmanyal ı. problem. s. yak ıp yok etmek. Bur. f.. yanmış. Birmanca. 2. Burkina Fasolu. yuva. dili birini çok k ızdırmak/sinirlendirmek. protesto olarak sevilmeyen birinin kuklas ını yakmak/asmak. çalı. yanmak. Birmanyalı. ticaret. kuyruk v. 1. brülör. i. otobüs. tar. in effigy burned down burned to a crisp burner burning burnish burnisher burnt burp burrow bursar burst burst in on/upon burst into flames burst into laughter burst into tears burst out crying Burundi Burundian bury bury the hatchet bus bus station bus stop bush bushel bushiness bushy business business hours business transaction i. Birmanya. muhasebeci. Burkina Faso. mesele. 2. 2. 2. pat diye girmek: What do you mean bursting in on us like this? Ne diye odam ıza böyle pat diye giriyorsun? tutuşmak. 1. i. gömmek. (--ed/--t) yanmak. i.b. out burn out burn s. patlak. meslek. 4/5 kile. k. cüsseli. Burkina Fasolu. burn. i. gür (saç. Burkina Faso. s. bozulmak. Burundili. perdahçı. 2.s. i. Burundi´ye özgü. tamamen yanıp (kendi kendine) sönmek. i. 2. yar ılmak. kadar çalışmak. The house burned down. i.. defnetmek. i. i. gizlemek. Burundi. 1. çalı gibi. saklamak. 2. i. şiddetli. f. become rich and famous. 3. Ev yan ıp kül oldu. ileri atılma. tünel kazmak. Burkina Faso´ya özgü. cilac ı. 2. yan ıcı. 2. kendini tüketmek. Bur.. 1. iş saatleri. bir oyukta/yuvada okul veznedar ı. 2. 1. i. yan ık. i. alev almak. f. (ticari) iş. Birmanya´ya özgü. defin. otobüs dura ğı. f. bak. f. s. 3. (burst) patlamak. Birman. iş. mahvolmak.nese) Burkina Fasolu. Burundili. yanık yeri. barışmak. kile. yakıp kül etmek. çalılık. yanan.burial Burkina Faso Burkinese Burkinian burlap burly Burma Burmese burn burn down burn o. yan ık. 2. çalı gibi olma. tamamen yanmak. kahkahayı koyuvermek. mühre. parlakl ık. 1. bak. fazla çalışmak. çalıyla kaplı. 3. örtmek. . parlatmak. çuval s.). geğirme. geğirtmek. i. Birman. Burkina Faso´ya özgü. yanıp kül olmuş. s. Myanmar. gece yarısına 1. birden ağlamaya başlamak. 5. (çoğ. in. otobüs terminali. perdah kalemi. yuva yapmak. yanıp kül olmak. i.o. 2. f. i.o. 1. kaş. 1. patlama. bezi. Birmanca. oyuk. (çoğ. gömme.

aceleyle hareket etme. 3. 2. 1. sayesinde. boynuzlamak. busi. f. alay konusu kimse. işadamı. iş kadını. -i yağlamak. f. yayık ayranı. i. hisse almak. i. kasap. -den ba şka: The new maid will do almost anything but wash windows.. dili 1. buton. girip aramak. k. s. 2. meşgul: I´ve had a busy day.. i. satın almak. k ırım.. 2. i. f. s. 2. topu atmış. ortak olmak. iri gö ğüslü (kadın). (bought) satın almak. burnunu sokmak.men (bîz´nîsmen) i. . izmarit.. alma. f. salhane. göğüs. meşgul işareti. i. düğme iliği. popo. 3. neşeli. i. çekici. 2. etmek. kafa atmak. k. almak. 2. bir şeyi görmeden satın almak. i. sistemli. uç. kâhya. dü ğünçiçeği. tos vurmak. i. kar ışmak. busi. kelebek. k. 1. tutuklamak. sap. Yeni hizmetçi. payanda. f. kaba k ıçını yırtmak. çoğ. i. k ırmak. i. 4. s. iflas etmiş. rüşvetle elde etmek. 2.. i. 4. körü körüne alışveriş etmek. bozulmuş. but. süsmek. dili. k. dili s.ness. (askerin rütbesini) indirmek. çenesinidüğmelenmek: Button your shirt! Gömleğini k. rüşvetle defetmek. düğme. katletmek. konu şmamak. with the hemen her i şi . k ırık.. f. i. -e burnunu sokmak. katliam. sır vermemek. button one´s lip. k. f. i. . 1. have been fired long ago. süt kayma ğı. büst. dili sakar kimse. düğme. ra ğmen. bir evin ba ş hizmetkârı. bak. işlek. 1. elektrik düğmesi. k ıç.business trip businesslike businessman businesswoman bust bust bust a gut bust one´s ass bust out of busted bustle bust-up busy busy as a bee busy signal busy signal but but for but what butane butcher butchery butler butt butt butt butt in butt in on butter butter up buttercup butterfat butterfingers butterfly buttermilk buttocks button button one´s lip button up buttonhole buttress buxom buy buy a pig in a poke buy a pig in a poke buy in buy off iş seyahati. up (bir çift) k. f. Şefle ilişkisi olmasaydı çoktan işten i. -e karışmak. pencere silmek hariç. 2. yakasına yapışmak. dili (bir yerden) s ıvışıp kaçmak.. dili malı görmeden satın almak. patlatmak. tereyağı. dili 1. koşuşturmak. eşek gibi çalışmak. i. 1. düğmelemek. 1. rezil mezbaha.. sıfırışuşturma.en (bîz´nîswîmîn) i. olmasayd ı: But for her relationship hemen boss she would gene de. k. ilik.. argo popo. 1. 3. 1. savuşturmak. kalça. 2. susmak. bozuk. hareketli. ayak. 1. ko tüketmiş. kelepir. (--ed/bust) k. ki. 2. 2. etmek. çoğ. berbat etmek. f.. dipçik. bozmak. i. patlamış.ness. dili eşek gibi çalışmak. etli butlu. birbirinden ayrılma. edat -den gayri. kırılmış. 3. bot. i. tereyağı sürmek. telefon me şgul sesi. k ıç. 2.wom. kasapl ık hayvan kesmek. kaba et. 5. ciddi. baş uşak. çok meşgul. dili 1. alış. destek. iliklenmek. i. kapamak. patlak. 2. canlı. i. k. Bugün çok meşguldüm. bütan. . (up) iliklemek. -e dalkavukluk etmek. dili -e ya ğ çekmek. 1. desteklemek. araya girmek. bo şanma. aceleyle hareket i. sıhhatli.

kulaktan. i. Vallahi! zorla. her ne pahas ına olursa olsun.. müşteri. 6. ne şekilde olursa olsun. Evi ortaklaşa satın aldılar. yak ın. i. (öbürlerinden) kat kat daha . notas ız. vızıltı. 5. herkesin dediğine göre. hakkında. yakınından. z. 7. elbette. k. tesadüfen. düzensiz gayet düzensiz bir şekilde: I´ve worked on this by fits and starts for twenty years. -den. taksitle satın almak. Vallahi! çok fazla. gündüzün. on ikiye kar şı on üç oyla. Onu tezahüratla ba şkan seçtiler. bir tür akbaba. yanından. yalnız ihtiyat akçesi yatırarak satın almak.. 2. f. yan ında. nezdinde. derece derece. 1. sight unseen buy up buyer buyer´s market buzz buzz off buzzard buzzer By golly! by (main) force by by by a hair´s breadth by a narrow majority by a vote of thirteen to twelve by accident by acclamation by air by all accounts by all means by and by by and large by any means by chance by common consent by courtesy of by day by degrees by dint of by ear by fair means or foul by far by fits and starts by fits and starts By gosh! by half by hand by heart by herself by hook or by crook düşünmeden satın almak. hakkı k ıl payı. -in sayesinde. bir yana. 1. kendi kendine. müz. uçakla. vasıtasıyla.: They´re by far the best. çok geçmeden. tezahüratla: They elected her president by acclamation. bir şeyi hiç görmeden satın almak. (birini) rü şvetle satın almak. 1. dili bir yolunu bulup. az bir ço ğunlukla. i. rastlantı sonucu. kapatmak. hiç. ile. bütün hisselerini almak. on credit buy s. elle. between themselves buy s. alıcı piyasası. tümünü satın almak. ne pahasına olursa olsun. izniyle. sıvışmak. alıcı. oybirliğiyle. 4. az kaldı. Bunun üzerinde gayet düzensiz bir şekilde yirmi yıl çalıştım. ne yap ıp yapıp. -e kadar. vızıldamak. . yakınında. bir kenara. -e göre. k. kendi ba şına. İng. tesadüfen.buy on impulse buy on installment buy on margin buy out buy over buy s. bir şeyi veresiye almak. i. tarafından. 2. tedricen..t. bağırarak.t. 2.t. zool.. genellikle. alkışlayarak. kazara. Onlar kat kat daha iyi. 2. yanlışlıkla. edat 1. rasgele çal ışarak. bir şeyi ortaklaşa satın almak: They bought the house between them. ezbere. sayesinde. vibratör. kazara. bir tempo ile. 3. yakında. vızıltılı elektrik zili. dili toz olmak.

. ünlem.. aynı şekilde. by order of by popular demand by reason of by request by return mail by return of post by return post by rights by rota by rote by stealth by the gross by the job by the piece by the same token by the skin of one´s teeth by the sweat of one´s brow by the way by the way by the week by turns by twos by virtue of by way of by weight by your leave by yourself bye bye-bye by-election Byelorussia Byelorussian bygone bylaw by-line bypass ne yapıp edip. güle güle. gizlice. bak. 1. elek. aslında. geceleyin. but by the same token we dili k ıl payı. büyük kedi pencereyi kendi ba şına açabilir. baypas. f. (yard ım görmeden) kendi başına: That cat can open the window by itself. 2. ikişer ikişer. vasıtasıyla./Hoşça kal. haven´t been k. yaradılıştan.. -in emri gere ğince. ilk posta ile. ismen: I know him by name only. i. O bize s ıcak davranmadı. i. kendi kendinize. ezberden.. baypas ameliyatı. yolu ile.. i. katiyen. 2.. baypas. nöbetleşe. dikkati çekmeden. aynen: He hasn´t been friendly to us. 3. 1. İng. ilk posta ile (cevap). mekanik olarak. kendiliğinden: The var gücüyle. tic. ünlem 1. hırsızlama. -in emrine göre.. -den dolayı. haftalığına. i. 2. rica/istek üzerine. izninizle. parça ba şına. nedeniyle. baypas: heart bypass kalp baypası. nöbetle. sebebiyle.s. sırası gelmişken. Hiç problem değil!/Çok kolay! 2. genel istek üzerine. very friendly to him. . It´s no sweat!/No sweat! k. çoğ. Allaha ısmarladık. yüzünden. aracılığıyla. bak. Onu ancak ismen tan ıyorum.. ismiyle: He called me by name. nöbetle. hafta hesabına göre. i. baypas yol. geçmiş şey.. adıyla. Hiç de zahmet değil! ha aklıma gelmişken . -den. Bana ismimle hitap etti. çevre yolu. i. dü şünmeden. götürü. Belarussian. eski. yalnız.. s. geçmiş. s. .by hook or by crook by inches by itself by leaps and bounds by main force by means of by name by nature by night by no means by o. nöbetleşe. doğuştan. 1. Belarus. aklıma gelmişken. i. dili 1. sıra ile. baypas yoluyla -den . toptan. kendi kendine. t ıb. asla. bye-bye. ağır ağır.. yazar ad ının verildiği satır. dili aln ının teriyle. bak. 2. nedeniyle. tartı ile. kendi kendine. doğrusu. . İng. yavaş yavaş. fakat biz k. acele. (tüzükte) ek madde.. Obir h ızla. ara seçim.

aşağılık herif. na ğmenin sonu. gıdaklamak. k ıs. gomene. i. kablo ile çekilen araba. palamar. kafes. copyright. kabin. sualtı kablosu ile çekilen telgraf. i. 2. (camlı ve raflı) dolap. k ıs. 3. kulübe. marşandizin arkasına takılan ve demiryolu görevlilerini taşıyan cumbalı vagon. ince iş yapan marangoz. ikinci s ınıf. 1. f. Bizanslı. i. ritim. circa. 1. kafein. k ıs. taksi. kaktüs. Bizanslı. i. . 1. 2. 1.. 2. taksi dura ğı (taksilerin bekleme yeri). 3. kamara. Bizans. ceset. golf oyuncunun sopalar ını taşıyan kimse. İngiliz alfabesinin üçüncü harfi. i. circa. yan ürün. i. 1. 2. i. s. kurnaz. Celsius. çok kullan ılan bir deyim. 2. i. i. perdenin derece derece inmesi. gevezelik etmek. küçük özel oda. C. i. 1. s. sesin yava şlaması. f. en i. cent. i. kablolu televizyon. copy. i. kakao çekirdeği. i. i. 4.. Romen rakamlar ı dizisinde 100 sayısı. k ıs. müz. f. i. kadans. tutkal. küçük lokanta. seyirci kalan. kakao ya ğı. uyan ık.küçük erkek kardeş veya oğul. yan yol. 2. kadavra. k ıs. bilg. 3. 1. city. i. gevezelik. 3. i. askeri lise/okul ö ğrencisi. bot. gizli/özel/karanlık yol. kablo. hintbademi. kabine. tahdit etmek. bayt. lahana. f. tatlı sözlerle kandırmak. tek atl ı binek arabası. (in şaatlarda) iskele. s. f. den. kamarot. atasözü. türev ürün. 1. 2. kabin veya kamarada ya şamak. 2. i. i. 2. c c. cesarean. 1. i.. hapishane. golf oyuncunun sopalarını taşımak. bot. 1. i. kesik kesik gülmek. teleferik. 1. dolaşık yol. i. ahenk. i. kafese kapamak. çok dikkatli. kakao çekirde ği. 2. küçük bir yere kapamak. küçük erkek çocuk. centigrade. 2. 1. 1. carried forward. Bizans´a özgü. 2. asansör. i. hapsetmek. i. i. kaftan. C c/f ca cab cabbage cabin cabin boy cabin class cabinet cabinetmaker cabinetmaker´s glue cabinetwork cable cable car cable television cablegram caboose cabstand cacao cacao bean cacao butter cackle cactus cad cadaver caddie cadence cadet caesarean café cafeteria caffeine caftan cage cagey cajole i.. i. i. 3. ince marangozluk.. telgraf. 2.. Chamber of Commerce. 2. bak. lokomotif veya kamyon sürücüsünün oturdu ğu kapalı bölüm. i. kafeterya. kakao a ğacı.by-product bystander byte by-way byword Byzantine Byzantium C C C of C C. 3. C. 3. g ıdaklama. gürültülü bir şekilde konuşmak. century. Bizans. 1. i. bakanlar kurulu.

ğırmak. kalkerleştirmek. calves (kävz) i. 3. 1.. buzağı. -i icap ettirmek. f.turuncu patiskadan yapılmış. telefon kulübesi. 1. calves (kävz) i. f.. -i durdurmak. i. saymak. 2.. -i mi? He -e son vermek. haykırma: I heard a call for help. kireçlendirmek.. 2. (paray ı) yaratmak. felaketli. -i gerektirmek. 3. i. bağırmak: Did you just call me? Bana f. 1.o. gerçekleri sakınmadan söylemek. halketmek. dili azarlamak. vaketa. patiska. kim. kütüphanelerde kitaplar ı sınıflandıran numara. takvim yılı. eğriye eğri demek.. kalsiyum. çoğ. bak. takvim. k. -i iptal etmek. kalibre. telefon etmek. -i istemek. üstüne s ıcak kek konulan çubuklu altlık. tatlı sözlerle kandırma. i. beyaz. İng. pamuklu bez.. hesaplamak. Ne derseniz deyin. bağırış. çörek. i. kireçlenme. (askerleri. kireçleştirmek. i. kapasite. birine tekrar telefon etmek. 1. i. i. i. 1. kireçleşmek. 2. s. bela. 3. 2. dili bulamayan birine şehirlerarası/uluslararası telefonla birini aramak. jeol. konu şmak. 3.o. çok kötü. kendisini telefonla 1. 1. çoğ. back call s. 1. (a name) for short call s. 2. çap. birine k ısaca . -in do ğruluğundan (borcun) ödenmesini istemek. telek ız. 2. 1. yetenek. . bak. demek: They call him “Memo” for short. i. basma. tıb. hilafet. --es/--s) 1. cajolement.b. paydos etmek. (bir şeyin) iade edilmesini istemek. tahmin. k. hesap etmek. ´´ İmdat!´´ diye bağırdı. konuşma. belal ı. 2. tıb. İng. 1. 2. demin seslendin kesmek. basmadan yapılmış. i. 1. pasta. halife. hesap eden kimse. çağırma. basma. hesap makinesi. vidala. dili çocukluk a şkı. kireçlenmek. 1. siyah ve 2. 3. felaket. 4. kal ıp. halifelik. birini geri ça arayıp birini azarlamak. küspe. bağırma. caliber. jeol. i. s.şüphe etmek. (çoğ. kek. 2. k. anat. dana. 2. benekli. İng.. ortaya çıkarmak. ça ğırmak. bak. grevcileri v. down call s. call number call off call on the carpet call out call s. baldır. 1. çıkarmak. kalsifikasyon. k. felaket getiren. kireçleşme. patiska. felaket. vahim. dili do ğruya doğru.´ni) devreye sokmak. long-distance i.called out for help. hesap. afet. (out) diye bağırdığını duydum. hesaplama. 3. i. 1. kabiliyet. renkli di şi kedi. telefon konuşması.o.o. i. -e gölge düşürmek. kalkerleşme. Birinin ´´İmdat!´´ seslenmek. kalkerleşmek. i. 2. i. caliph. ayarlamak. takvim yılı. 2. 2. (yard ımcı/danışman olarak) (birini) çağırmak.cajolement cajolery cake cake rack calamitous calamity calcification calcify calcium calculate calculation calculator calendar calendar year calendar year calf calf calf love calfskin caliber calibre calico calico cat calif caliph caliphate call call call a halt to call a spade a spade call box call for call forth call girl call in call in question call into being call it a day Call it what you want. Ona kısaca Memo diyorlar. 3. dobra dobra İng. hesap cetveli. i. 2.

a. s. 1. sükûnet. duyarsızca. i. k. deveci. kamp.. yatıştırmak. umursamayarak. kaligrafi. calf 1. kamuflaj. sakince. aldırışsızlık. sözü geçmek.o. tecrübesizlik. i. i. bak. come. bak.. i. f. 1. toyluk. katı. Ona kötü şeyler söylüyor.. i. calf 2. duyars ızlık. i. (fırtına) dinmek. chameleon. nasır tutmuş. i. hat. kara çalmak. hatırlamak. dinginlik. sakinleşmek. heyecan göstermeden. i. kamp yapmak. i. hüsnühat. i. i. i. tüyleri bitmemi ş (kuş). çoğ. buzağılamak.. Kampuchea. s. bot. kameraman. i. 2.. kara çalma. hat sanat ı. Kampuchean.. toy.. Kamerunlu. i. (birine) bir şeyi hatırlatmak. oyunu iptal etmek. f. f. nasırlı. s. f. names call s. sakinleştirmek. korkak. basık. basık arazi. gizleme.. ince beyaz pamuklu/keten kuma ş. kalori. dingin.. . kamelya. Buranakla getirmek. tecrübesiz. i. hissiz.er.. kamera. bak. i. i. kartvizit. (toplantıyı) açmak. f. s. i. deve. 1. f. i. köpek gibi) kötü sözler söylemek: He´s calling her names. 1.men (käm´ırımen) i. z. to account call s. dili borusu ötmek. saklama. duyarsız. z. fotoğraf makinesi. nasırlanmak. kamufle etmek. ordugâh. to mind call the game off call the shots call to mind call to order calligrapher calligraphy calling card callous callously callousness callow callowness calm calm down calmative calmly calorie calory calumniate calumny calve calves cam Cambodia Cambodian cambric cambric tea came camel camel hair cameleer cameleon camellia camera cameraman Cameroon Cameroonian camomile camouflage camp camp birine/biri için (yalanc ı. calorie. gizlemek. Kamerun. i. ın şefi o.. bot. (deniz) yatışmak. birine telefon etmek. (bir yerin) amiri olmak: He calls the shots around here. hattat. durgun.t. ald ırış etmeden. birinin dikkatini (bir şeye) çekmek. up call s. 1. hatırlatmak. 2. 2. 2. 2. bak. yatıştırıcı (ilaç). bak. sakin.t. sıcak su ile süt ve şeker karışımı bir içecek (bazen çay da katılır). birinden hesap sormak. chamomile. zool. çoğ. f. deve tüyü.o. 2. cam.call s. Kamerun.. s. 2. 3. i. i. s. into question call s.. iftira. yatışmak... birini askere ça ğırmak.o. i. yat ıştırmak. 1. kaligraf. bir şeyden şüphe duymak. mak. i. 1. i. kam.. çamur atmak. bak. buzağı doğurmak. Kamerunlu. patiska. durgunluk. bak.o.´s attention to call s. iftira etmek. ask. Kamerun´a özgü. ask.

Kanada. kanser gibi. i. şekerkamışından elde edilen şeker. i. asıl fikrini söyleme. köpekdi şine ait. i. silmek. seferberlik. bonbon. 2. köpekgillerden bir hayvan. kampç ılık. i. 1. 1. kampanya. it´s just the way she is. f. i. aç ık. adaylık. kam ışla kaplamak. 2. tatlı dilli.. i. Onun insanlara ba ğırması elinde değil. astrol. baston. 1. i. içten. kampus. 3. 2. mum. 1. i. 2. s. s. içtenlik. 1. köpekgillere özgü. iptal etme. anat. cannot. yüznumara. i. bambu. kanepe. asıl fikrini söyleme. i. mum ışığı. açık yürekle.camp chair campaign campaigner camper campfire campground camphor camping campsite campus camshaft can can Can he sit a horse? Can it! can opener Can you drop by tonight? can`t can´t help Canada Canadian canal canapé canary cancel cancelation cancellation Cancer cancer cancerous candid candidacy candidate candidateship candidly candidness candied candle candlelight candlestick candor candour candy candy store cane cane sugar canine portatif sandalye. açık yürekli. gerçek. kamp ate şi. namzet. i. 1. şekerleme haline getirmek. i. i.. 2. f. için kimse. 3. şeker. memişhane. Kanadalı. 2. asıl fikrini gizlemeyen. 2. baston ile dövmek. --ing/--ling) 1. bak. iptal etmek. kampç ı. f. kampanyaya ı. aday. 2.. candor. (--ed/--led. i. Kanadalı. eksantrik mili. kanarya. argo klozet. 1. namzetlik. i. bak. dürüst. 1. Şapkamı ta şı. şerbet içinde kaynatmak. k cancellation. karavan gibi kullanılan minibüs/kamyonet. şekerle kaplı. okulda kalma cezas ı vermek. 1. i. kam mili. f. She can´t help shouting at people. i. 4. kampanya yapmak. 1.. zool. i. şekerci. açık yüreklilik. şekerleme. sefer. de ğnek.. mak. 3. 1. yardımcı f. aç ıklık. i. üstüne çizgi çekmek. helabulamadım. Kanada´ya özgü.. açıklık.. zool. çikolata. asıl (fikir). z. kamp yeri. (Can tuvalet.. -ebil-. 2. kampanyac katılmak. mat. Yengeç burcu. 1. kâfur. 2. 2.işi yapabilirkutusu. şekerleme yapmak. teneke kutu. şekerli: candied orange peel portakal kabuğu şekerlemesi. ahç ı. 3. (--ned. tarafsız.. içtenlik. şekerci dükkânı. i. i. 3. i.ısaltmak. kanser. samimiyet. i. i. samimi. şekerkamışı. s. Kanada. i. -Ata binmeyi biliyor mu? argo Kes artık! konserve açaca ğı. for . içtenlikle. iptal. hasırlamak. s. açık yüreklilik. 1. i. i. samimiyetle. kamp sahas ı. i. Bu gece bize u ğrar mısın? k ıs. İng. . argo hapishane. 2. s. kamış. 2. 3. f. kanserli. i. 4. i. argo i. tarafs ızlık. f. şamdan. kampanyaya katılan mücadele etmek.. kâfuru. kodes. 1. iptal olunan şey. (could) 1. adaylık. 2. kamp yapma. i. 2. dürüstlük. ufak kamp karavanı. samimiyet. huyu öyle. yapmak imkânı olmak: Can you do this work? Bu konserve misin? I couldn´t find my hat. kanal.

1. 1. sayvan. kapari. kapsül. s. 1. 3. boş laf. İng. 3. 3. 1. anat. huysuzluk. tuval. konserve yapılan yer. i. . kano. yetenekli. ba şlık. azizlik mertebesine yükseltmek. Hrist. ehliyet. yetenek. konserve: canned chickpeas konserve nohut. canonization. markiz. 2. açıkgöz. kantin. i. failini ölüm cezas ına çarptırabilen suç. 1.b. i. iktidar.. 4. canonize. Hrist. i. matara. hoplayıp zıplamak. gebre. majüskül. i. i. s. 1. başşehir.. başkent. tedbirli. derin vadi.. 2. kebere. Bunu başkan sıfatıyla i. f. gebreotu. kap. 3. 4. -amaz. 1. i. geniş. -amam. geleneklere uygun. k. -amayız. s. 2. (çay. güç. kilise yetkililerinin ç ıkardığı bir kanun. kural. konserve yapma. 3. bir katedrale bağlı olan papaz. (--ped. s. k.canine tooth canister canker canned cannery cannibal cannibalism canning cannon cannonball cannot canny canoe canon canon law canonical canonisation canonise canonization canonize canopy cant cantankerous cantankerously cantankerousness canteen canter canvas canvass canyon cap capability capable capacious capacity cape cape caper caper capillary capital capital account capital assets capital crime capital dividend capital expenditure capital letter köpekdişi. (anket yapmak/oy toplamak amac ıyla) (birçok kimseye) gidip konuşmak. güç. sermaye masraf ı. 2. eşkin gidiş. pelerin.. tepe. dili sermaye sütun ba sabit aktifler. istidat. iktidar. kilise hukuku. 2. içi çok şey alan. zirve. yetenek. oylum. eşkin gitmek. kahve v. i. 5.. i. büyük (harf). 2. f. büyük harf. kep. laf. baldaken.. f. bak. aksi. 1. f. istiap haddi. 1. kapari. tabanca mantar ı.. i. 1. -amazsın(ız). i. kapital. büfe. i. k ılcal damar. ince boru. f. 4. hacim. kabiliyetli. 1. branda bezi. görev. 1. huysuz. 2. mevki. kabiliyet. azizlik mertebesine yükseltme. majüskül. i. kanyon. konserve fabrikas ı. ehliyetli. doruk. kilise hukukuna ait. takke. majüskül. z. --ping) i. argo iş.. yardımcı f. 2. bot. sermaye kâr ı. büyük. suç. i. eşkin sürmek. 2. 2. büyük harf. ask. 1. hesab ı. s. i. aft. dili yaramazlık. kapak. gebreotunun yemi şi. coğr. şı. huysuzluk yaparak. 4. pamukçuk. 1. i. branda. kurallara uygun. uyan ık. i. dikkatli. gök kubbe. i. karyola sayvan ı. 1. bak. top. 5. i. 2. sermaye. f. 3. 1. yamyam. konulan) teneke kutu. s ıfat: He did this in his capacity as president. anamal. 2. Hrist. tapa. sermayeye ait. i. i. i. i. i. kasket. geçimsiz. Hrist. i.. burun. büyük harf. 2. 3. konuşma dilinde çoğu s. -amazlar (Anlamı vurgulamak gerektiğinde can not olarak ayrılır. top güllesi. İng.. 2. hırsızlık. yamyamlık. aksilik. kapasite. sabit varl ıklar. s. 2. i.

tutsak. is. -i kendi menfaatine çevirmek. . esas sermaye hisse senedi. ayar (1 kırat = 200 mg. ele geçirme. i. 3. i. zoraki dinleyiciler. 2. anamalc ı. 2. i. 2.. k ıs. 2. i. kapris. i. kopya. i. -i büyük harfle yazmak. s. capitalize. Karaman kimyonu. -i sermayeye çevirmek. tutsak eden kimse. deniz albayı. i. i. karbon kâ ğıdı. 1. dili büyük harfler. teslim olmak. şartlı teslim. yanm ış şeker. sermaye vergisi.). karpit. karbon. vagon. i. f.. i. kapitülasyonlar. f. i. 1. i. f. alabora olmak. i. O ğlak burcu. karavan. i. i. otopark. devirmek. karabina. kaprisli. 1. kervan. i. k ırat. zaptetmek. çoğ. anamalc ılık. i. i. i. kapsül. kopya kâğıdı. çoğ. 1. kim. i. yüzbaşı. büyülemek. İng. lamba isi. 2. karamela. alabora etmek. k. İng. kaptanlık etmek. kapitalist. k ısa tüfek. frenkkimyonu. başlık. s. f. karbon kopyas ı. esir dü şmüş. reis. i. karbonhidrat. karbon kâ ğıdı. -den faydalanmak. kopya kâğıdı. kapitalizm. manşet. 1. 1. karbonatla ştırmak. 1. silahlar ı bırakmak. i. i. capital letters. -e sermaye sa ğlamak. bak. gazlı içecek. ırgat. 1. karbondioksit. 3.. cezbetmek. karbonat. esir. 2. zaptetme. i. 2. İng.capital letter capital levy capital punishment capital stock capitalise capitalism capitalist capitalize capitalize on capitulate capitulation capitulations caprice capricious Capricorn caps caps capsize capstan capsule captain caption captivate captive captive audience captivity captor capture car car park car wash caramel carat caravan caravansary caraway carbide carbine carbohydrate carbon carbon black carbon copy carbon dioxide carbon monoxide carbon paper carbonate carbonated drink büyük harf... 2. 1. devrilmek... majüskül. i. otomobil. üstü kapal ı yolcu veya yük arabası. f. bocurgat. ölüm cezas ı. karbonmonoksit. kumanda etmek. tutsaklık. i. f. f. oto yıkama yeri. araba. f. kaptan. kervansaray. astrol. 2. ele geçiren kimse. 3. ele geçirmek. tutsak etmek.

(motorlu araç) bir Cengiz bir yana hafifçe sallanarak gitmek/ilerlemek. ana. kucaklamak. iskambil kâ ğıdı. dert. 1. O yoğun bakımda. i. kalp hastalığı. karina (motorlu araç) yan yatarak kö şeyi dönmek. kapıcı. 1. karbüratör. (h ızla giderken) bir yana yatmak. isk. kalp ilacı. mukavva. bak. 1. özenle. 1. İng. i.b. şirpençe. kayg ı. kardiyolog. okşamak. kalple ilgili. 3. 2. ihmal. 3. kalp krizi.. kalbe ait. kayıtsız. z. 2. i.. kartotek. leş. kart katalo ğu. üçkâ ğıtçı. s. ceket. ceset. dikkatsizlik. dikkatli olma. kardiyoloji. Karayip. ok şama. asal sayılar. s. kardiyogram. ev v. karikatürcü. i. i. kardiyak. tedbirli. 1. 1. 1. 2. f. 1. 3. 2. çıban. i. endişeden bitkin. kalp kas ı. enkaz (gemi v. bina iskeleti. karton. i. dertsiz. geçici hükümet. dikkatli. i. kakule. 1. (motorlu araç) bir yandan bir yana hafifçe sallanarak ilerlemek. 2. i. tasa. care of Cengiz Göksel. itinayla. He -e bakmak: Who will care for us inız kardeşine emanet etti. 2. hırka. belli ba şlı. kaygısız. i. . (otobüste) bilet paras ı. i. f. s. den. 1. yük.´ne bakan) bekçi. s. (sahibi yokken malikâne. i. anat.b. i. i. 3. 1. i. carburetor. i. z. s. bilgisiz. 2. mide a ğzına ait.). s. tasas ız. kalp krizi. dikkat. 2. Onu k our old age? Ya şlılığımızda bize kim bakacak? 2. hileci. i. s. kumar masas ı. itinal ı. i. maden sodas ı. bakım: He´s in intensive care. 2. 4. 2. parlak kırmızı. 1. f. sevmek. kariyer. 2. left him in his sister´s care. karikatür. karikatürünü çizmek. i. dikkatle. karikatürist.carbonated water carbuncle carburetor carburettor carcass card card catalog card index card index card table cardamom cardboard cardiac cardiac arrest cardiac disease cardiac failure cardiac muscle cardigan cardinal cardinal numbers cardiogram cardiologist cardiology cardsharp care care for care of careen careen around the corner careen down the road career carefree careful carefully carefulness careless carelessly carelessness caress caretaker caretaker government careworn carfare cargo Caribbean caricature caricaturist soda. özen. kalp hastas ı. i. dikkat. kardinal. önemli. dikkatsizce. İng. ölçülü. 2. 1. i. 3. özenli. i. itina. dikkatsiz. i.. i. kucaklama. kargo. kart fihristi. Bana some tea? Çay içmek ister eliyle: Write me istemek: Would you care for mektup postalad ığında zarftaki ismimin alt ına yandan Göksel eliyle diye yaz. kart. kalbi uyaran.

(bir şeyin) sayesinde (bir işi) carry weight carry/bear/have a grudge against birine karşı kin beslemek. yol. i. i. 2. i. tatbik etmek. (birini/bir şeyi) dışarıya taşımak. i. (karayolunda) şerit. i. taşıyıcı. nakliye şirketi. atlı yük arabası. kazanmak. katliam. 1. i. 1. cinsel. aşırı gitmek. kartografi. zool. 1. s. i. cartilage cartographer cartography i. i. -i bitirmek: She carried through on her promise. gerçekten yapmak. haritac ı. İng. 2. (işi) sürdürmek.. nakliye. karanfil çiçe ği. 2. i. 5. üstün gitmek. i. Sabr ı sayesinde bu işi başarır. (kara ta şıtının sallanmasından ileri gelen) mide bulantısı. şehevi. İng. 2. (dişte/kemikte) çürüme. carrycot i. bot. duruş.. zool. karanfil. 3.. i. nakliyeci. 2. dülger. araba dolusu. içki âlemi yapmak.caries carload carmine carnage carnal carnation carnival carnivore carnivorous carob carol carouse carp carpenter carpentry carpet carpet sweeper carport carriage carriageway carrier carrier bag carrier pigeon carrion carrot carry carry an amount forward carry away carry coals to Newcastle carry on carry one through carry one´s point carry out carry out/take reprisals carry s. 1. through carry s. yerine getirmek. şamata Her patience will carry her through. 4. 1. içki içip şamata yapmak. etobur. 1. İng. i. bedensel. istediğini elde etmek. too far carry the day carry the day carry through i. k ızıl. etçil.ulaştırmak. etobur. haritac ılık. f. taşıma. sızlanıp durmak. 2. (saplı) portbebe. uygulamak. (on) -i yerine getirmek. 1. Noel ilahisi. gerçekten yapmak. (bir şey) birini ayakta tutmak: (bir şey) birini başarılı bir sonuca aşırı bir şekilde davranmak. (to) hesaptaki bir miktar ı (başka sütuna/sayfaya/deftere) nakletmek. 3. karnaval. k ırım. yanları açık garaj. havuç. 2. el arabası. etkili/önemli olmak: It´ll getirdi. i. bir şeyi yerine getirmek. do ğramacı. sazan. 1. i. nakliye ücreti. dili kazanmak.t. Bu kamyon yirmi tonluk bir yük ta şıyabilir. harnup. amacına ulaşmak. 2. kapılıp gelmek. taşıt şeridi.. yenirce. kan dökme.t. Noel ilahisi söylemek. (k ızgınlıktan) bağırıp çağırmak. f. Sözünü yerine carry no weight with them. çürümüş et. dili 1. büyük torba/poşet. 2. kartograf. carsickness i. taşımak: Carry her on your back! Onu sırtında taşı! This truck can carry a load of twenty tons. taşıyan. keçiboynuzu. k. s. yolcu vagonu. taşımak. i. lal. i. . gırgır (süpürge). halı. k ıkırdak. dili bir şeyin dozunu kaçırmak. leş. 4. İng. f. İng. sürüklemek. get carried away kendini kapt ırmak. k. devam etmek. f. k. marangozluk. k.. i. at arabas ı. i. alıp götürmek. vagon dolusu. i. heyecanlanıp aşırıya kaçmak. Onlar ı etkilemez o. at arabası ile taşımak. galip gelmek. 1. 2. 2. bot.. s.. marangoz. i. duruş biçimi. cart götürmek. dili tereciye tere satmak. işi sürdürmek. i. 1. misilleme yapmak. 3. posta güvercini.

k. 2. 1. 2. şelale. 2. k ıs. be ş ık. karikatürcü. atmak. foto. dilb. kal ıp. 2. 1. 1. (büyük bir satış yerinde) kasa yeri. 3. kanatlı pencere. fişek. dış görünüş. güveç. k. i. i. f ırlatmak. karikatürist. dili -den yararlanmak/faydalanmak. 5. atma. 1. gölge yapmak. kartuşlu dolmakalem. zayiçesine bakmak. kaşmir kumaş. 3. 1. mahuncevizi. karikatür. durum. 1. i. i. fişeklik. palaska. 2. 2. kaşmir: cashmere sweater kaşmir kazak. kın. 3. amerikaelmas ı. 2. (sofrada kullan ılan) et bıçağı. maket. 3. mücevher kutusu. mukavva kutu. -i büyülemek. veznedar. 1. (mermi için) kovan. 2. v.b. bankamatik. kaşmir yün. kutu. 1. (k ırık kemiğe) alçı. kavun. bir varil dolusu. bot. hasta: I had five cases of syphilis this morning. savurmak. biladerağacı. kaset. tabut. pencere kanadı. matb. para. C. çizgi film çizen sanatç ı. oynayanlar. camera case tak ı. 2. oyma. kumarhane. 6. 2. 4. i. foto ğraf makinesi mahfazası. mahfaza: violin case keman kutusu. kasa. kasa. 5. (cast) 1. kasadar. 1. manyok kökünden ç ıkarılan nişasta. küçük kutu. 2. 2. rol taksimi yapmak. 4. çerçeve. i. ödemeli. kasa. 1. 1.´ni) oymak. yana dayanmalı aşma. pe şin para. tesliminde ödenecek. nakit para. kutu. büyü yapmak. 2. (oy) vermek. (bakış v. yöneltmek. 2. atfetmek.carton cartoon cartoonist cartridge cartridge belt cartridge case cartridge pen cartwheel carve carver carving carving knife casaba casaba melon cascade case case case ending casement cash cash cash dispenser cash in on cash on delivery cash on the barrelhead cash point cash register cashew cashier cashmere casing casino cask casket Caspian cassava casserole cassette cassette player/deck cassock cast cast cast a horoscope cast a shadow cast a slur on cast a spell on cast a spell upon i. 2. çerçeve. 1. vaziyet. 4. vaka: a murder case cinayet i. i. (kızarmış eti) dilim dilim kesmek. (bankada) vezneci. (çek) bozdurmak. çizgi film. paraya çevirmek. fıçı. film kutusu. 3. fırında kullanılan toprak/cam kap. i. f. 2. Bu sabah sandfrengili hastaya baktım. 3. i. dili nakit para. s. 1. 3. kaset. kaşmir.´ni) çevirmek. -den kazanç sa ğlamak. oymac ı. manyok. kutuya koymak. -e büyü yapmak. bir fıçı dolusu. (bir tiyatro oyununda/filmde) rol alan kimseler. i. 1. İng. i. çemberleme. i. i. 3. 2. kartuş. -e leke sürmek.O. -i lekelemek. i. f. 1. bot. büyük resim tasla ğı. i. i. f. yazarkasa. 1. oymacılık. tahsil etmek. i. hal. varil. i. el yard ımı ile yanlamasına atılan takla. İng.D. oyma. oyularak yap ılmış eser. i. s. . 1. (ağaç. i. taş dilimlemek. i. i. karton kutu. tapyoka. i. kasiyer.b. kaplama. toprak/cam kapta pişirilen yemek. çağlayan. kavun. 2. f. kasetçalar. 2. papaz cüppesi. 1.

s. i. ilgisiz. dökme demir. İng. alarga etmek. bak. iğdiş etme. hadım etmek. paylamak. s. . azarlamak. i. den. pudraşeker. Katalanca. f. İng. pikten yap ılmış.. katapult. 2. 1. bir şeyi akıntıya bırakmak. Katalan. 1. f.t. i. kayıtsızlık. ölü. 4. katafalk. catechism. biriyle işbirliği yapmak/bir olmak. 2. 3. adrift cast/drop anchor castanet castaway caste caster caster sugar caster/castor sugar castigate castigation cast-iron castle castle in the air/castle in Spain castor castor castor oil castrate castration casual casual clothes casualness casualty casualty ward/department cat cat cat nap catafalque Catalan catalog catalogue Catalonia catapult cataract oy vermek. sapan. şekerleme. azarlama. caster. ilgisizlik. demir atmak. kaza. kedi.. perde. İng. bak. iğdiş etmek. i. çok dayanıklı. i. pik. 3. akbasma. Katalonya. günlük elbiseler. 2. i.cast a vote cast about cast anchor cast away cast down cast in one´s lot with cast iron cast iron cast loose cast lots cast of mind cast off cast one´s bread upon the waters cast one´s lot in with s. kale. katalo ğunu hazırlamak. 2. hadım etme. i. tıb. 1. 1. (mobilyaya tak ılan) küçük tekerlek. 1. Tasarrufun ucu ona i. demir atmak. satranç kale. yaralanan. katarakt. mancınık. 2. tesadüfen olan. k. katalog yapmak. pik. deniz kazas ına uğrayıp ıssız bir kıyıda mahsur kalan kimse. aksu. demirlemek. paylama. i./cast one´s lot cast s. 1. dili kar şılığını beklemeden iyilik etmek. pudraşekeri. reddetmek. 1. k ıs. 2. hulya. 2. ayırmak. 1. i. şato.. acil servis. -i düşünmek. hintyağı. 1. 1.o. i.. rasgele. 2. k. İspanyol çalparası.. kast. i. i. casualty of the spending cutback. katalog. catalog/catalogue.o. i. yaralı. düşünüş şekli. devirmek. büyük çağlayan. i. İng. pek dikkatli olmayan: He gave it a casual glance. 1. cat-and-dog fight kedi köpek kavgas ı. kayıtsız. çözmek. i. 2./cast in one´s lot with s. kura çekmek. acil servis. ince tozşeker. çöpe atmak. i. catalog. hayal. Ona şöyle bir göz attı. kas ıtlı olmayan. He was a İng. font. 2. kastanyet. dökümcü. f. 1. i. f. can ını sıkmak. 2. s. ıssız adada bırakmak. çok sağlam. dili -in kaderine ba ğlanmak. 2. (kazada/sava şta) ölen. çavlan. i. şelale. İng. -i tasarlamak. lakayt. k ınamak.

tutma. gözüne çarpmak. birini gafil avlamak. with -e yetişmek: He´s so far ahead of me I can´t possibly catch up with him. birinin dikkatini çekmek. f. 4. on the door handle. yakalayan şey/kimse.. s. kiriş. 2... 2. birini suçüstü yakalamak. 1. kurt. katarsise yol açan. f. off guard catch s. birini gafil avlamak. i. hoş ve kolaylıkla akılda kalan. k. yakalamak.. yemeklerin haz ırlanmasını ve servisini üstüne almak. i. s ınıf. sıkışmak: I 2. s. s.. 2. s ınıflandırmak. zümre. tırtıl. k. kategorik. dili fena halde o şlanmak. red-handed catch s. i. yayınbalığı. tırtıl. zool. bölüm. k ısa bir süre uyumak. rahats ız edici duyguları dışa vurarak onlardan kurtulma.caught dili. sâri.o.. i. nefes almak.. beysbol vurucunun arkasında durup topu tutan oyuncu. i. müz.o. in the act catch s.catarrh catastrophe catastrophic catch catch catch at catch cold catch fire catch fire catch forty winks catch it catch on catch one´s breath catch one´s breath catch one´s eye catch s. i. f. birini gafil avlamak. 3. afet.o. 1. felaket. f. dili -i müstakbel e ş olarak düşünülen nezle olmak. çakmak. i. tak ılmak. adamakıllı bir zılgıt yemek. feci.´s attention/eye catch sight of catch sight of catch the fancy of catch up catch/get hell catch/take s. müshil. i. kilit my 3. dinlenmek. birini suçüstü yakalamak. napping catch s. z. diliyakalamaya/tutmaya çal ışmak. felaketli. boğaz veya burunda balgam/sümük toplanma. s. yakalama. -in gözüne ilişmek. 2. dikkatini çekmek. 1. s. unawares catcher catching catchy catechise catechism catechize categorical categorically categorise categorize category cater caterpillar caterpillar tread catfish catgut catharsis cathartic cathedral Catholic i. sleevebir partide yakalanan Gömleğimin k. katedral. Seda gözüme ilişmek: At that moment I caught sight of her. İng. Katolik. şuna gitmek.o. bölüm. ateş almak. birini haz ırlıksız yakalamak. kategori. birdenbire farketmek: I caught sight of Seda. ilmihale dayanarak din dersi vermek. tutmak. -in ho 1. soluklanmak. 2. soluk almak. soluk almak. katarsis. bak. yiyecek tedarik etmek. . 2.. moda olmak.o.o.. kati. f.. dili papara/zılgıt yemek. av/bal ık. Hrist. bula şıcı.o. felaket. i. i. (trene/vapura/uça ğa) yetişmek. (caught) 1. catechize. tutmak. f. ilmihal. tırtıllı palet. dinlenmek. k. 6. İng. k. av. uygun kişi. dili 1. dili kestirmek. parça. s. birini gafil avlamak. ilişti. on k. bak. tutuşmak. katarsisle ilgili. O anda gözüme gözüne ilişti. i. kesin. categorize. müshil. Benden hakadar ileride ki ona yeti şmemin imkânı yok. tabaka. 1. kategorik olarak. vasıflandırmak. 5. anlamak. off guard catch s. i. Hrist. tutuşmak. Hrist.

i. 1. kendini beğenmiş. serbest. gak. i. ihtar. cave. iki kara parçasını birbirine bağlayan ve deniz kabardığında suyla kaplanan i.catholic Catholicism catsup cattle catty Caucasia Caucasian Caucasus caught caught in the act cauldron cauliflower causal causality cause cause cause s. Kafkas. 3. Kafkasya. bak. havyar. (göl/bataklık üzerinden geçen) uzun köprü/kazıklı yol. ikaz. huk. uyarma. tedbirli. 3. (önemsiz şeyler üzerinde) tartışmak. sebep devotion. hedef. arnavutbiberi. amaç. yak ıcı. k ıs.. catch.. heyecan yaratmak. i. ikaz. kocaman. yakmak. s. 2. ambar gibi (yer). i. i. f. birini günaha it really cause my camellias to bloom earlier? Gerçekten 1. f. kostik madde. neden olmak. açan ne? Will sokmak. 2. k ıs. illet. i. süvariler. i. 2. sebep. suçüstü yakalanm ış. 2. ışmam. kedi gibi. çökmek. . büyük ma ğara. bak. sansasyon yaratmak. s. Katoliklik. gaklamak. cauterize. f. kavite. evrensel. tıb. sıçramak. uyarıcı.. çoğ. kostik. s. s. herkesin ilgisini çekmek. i. f.. ihtiyatla. compact disk. acı (söz). Kafkasyal ı.men (käv´ılrimîn) i. s. süvari. ikaz etmek. Seninle bo şluk. nedensellik. neden. i. 1. caviar. gaye. s. i. s. karga sesi. carbon copy.. to sin cause/create a stir causeway caustic cauterise cauterize caution cautionary cautious cautiously cautiousness cavalier cavalry cavalryman cave cave in caveat caveman cavern cavernous caviar caviare cavil cavity cavort caw cayenne cayenne pepper cc CD CD player s. dava. i. ihtiyatlılık. z.. İng. i. i. dili iğneli söz söyleyen. Katolik kilisesi.men (keyv´men) i. uyarmak. 2. neden olu şturan. laubali. k.ry. kazan. liberal. f. i. f. sakıngan. 4. nedensel. onu tart 3. 1. kompakt disk çalar. genel. oynamak. çürük. cürmü meşhut halinde yakalanmış. ihtiyatlı. atlı şövalye. k. at -e itiraz etmek: I won´t cavil about it with anat. i. mağara. süvari s ınıfı. i.. cubic centimeters. aç ık fikirli. mağara adamı. i. 2. i. 2. umumi. you. i. dişçi. arnavutbiberi. oyuk. s. ihtiyat. i. 2.o. tıb.. yol açmak: What´s de ğer this? Buna yol f. ülkü: That´s a cause worthy of one´s olmak. karnabahar. 2. i. f. ketchup. kibirli. bak. 1. 1. tedbir. sığırlar.al. dikkatli. Kendini adamayacausedbir dava. 2. cav. i. f. İng.. çoğ. uyar ı. karga gibi ötmek. 1. dili i ğneli (söz). dağlamak. bak. 1. 1. çoğ. i. 1. oyuk. nedeni olan.

ate şkes. sürat.. 4. bayram yapmak. asır. eleştirmek. orta. bodrum. bir merkezde toplamak. semavi. 4. eleştirme. ortaya gelmek. şöhret. i. i. 2. gözeli. f. betonkarar. centigrade. i. sansür.. sansürlemek. 2. f. ile dostluk kurmak. viyolonsel. 1. göksel. bitmek. dikkat ortalamak. kiler. ünite. 1. ortaya almak. bodrum kat. s. i. me şhur. 3. ara vermeden. b ırakmak. şöhretli. i. yüz yıllık. 2. f. merkezi. beton kar ıştırıcı. 2. gözesel. göğe ait. ateş kesmek. 3. 1. f. 2. sağlamlaştırmak. pil.. 1. s. tavan fiyatı.CE cease cease fire cease-fire ceaseless ceaselessly cedar cede ceiling ceiling price celebrate celebrated celebration celebrity celerity celery celery root celestial celestial pole celibacy celibate cell cellar cellist cello cellophane cellular cellular phone/telephone celluloid cellulose Celsius thermometer Celt Celtic cement cement good relations with cement mixer cemetery censor censorship censure census cent cent centenary centennial center center of attraction k ıs. 2. i. 2. s. i. i. s. Chemical Engineer. kutlama. i. me şhur. 1. sürekli. aralıksız. sayım. 1.. s. hücreli. . bak. 2. 1. centennial. 1. ortada olmak. i. 3. kutsal. göze. Civil Engineer. devretmek.ını almak. Kelt. i. azami fiyat. sona ermek. i. 1. nüfus sayımı. ilahi. 2. Keltlere özgü. f. (gen. sansür memuru. sansürden geçirmek. i. 4. 1. 2. 1. viyolonselist. ün. selüloit. i. 1. 2. bot. ünlü. kökkerevizi. i. kesilmek. gökkutbu. ünlü. i. s. tavan. hücre. yüz yılda bir olan. selofan. beton ile kaplamak. küçük oda. k. i. yap ıştırmak. dili cep telefonu. çimentolamak. central. spor santr. 5. s. santigrat termometresi. i. çekim 2. merkez. 1. mahzen. şarap stoku. i. Keltçe. kınama. sent (Amerikan dolar ının yüzde biri). hücresel. i. f. durmadan. z. mezarlık. 2. da ğservisi. Keltçe.. i. betonyer. f. 1. ask. kutlamak. ortas 2. terketmek. göçermek. i. sansür işleri. s. sedir. durmak. yüzüncü yıldönümü. hız. selüloz. i. k ınamak. 3. sansürcü. dini nedenlerden dolayı) evlenmeme ve cinsel ilişkide bulunmama.. Corps of Engineers. Church of England. bırakmak. çimento ile s ıvamak. i.merkezi. devam etmemek. 2. Kelt. sapkerevizi. (gen. i. i. 3. k ıs. son vermek. century. i. elek. kabristan. cep telefonu. i. 3. yüzyıl. i. şarap mahzeni. 1. çimento. dini nedenlerden dolayı) evlenmeyen ve cinsel ilişkide bulunmayan (kimse). kereviz.

merkezile ştirmek. santimetre. bak. 3. bak. santilitre. 4. z. s. merkezile ştirme.. beyin.. 4.. s. k ırkayak. santigram. resmi.. orta. ruhsat. anat. kalorifer. tahıl bitkisi. (m ısır gevreği gibi) tahıldan yapılmış kahvaltılık yiyecek. 2. 3. merkez bankas ı. muhakkak. 1. i.. 2. çoğ. merasim. 2. çok resmi bir şekilde. tören. belirli. 2. beyinsel. anat. törensel. s. kesin. ağırlık merkezi. şüphesiz. bazı. s. entel. 6. certify. i. i. santigrat. 2. resmi. katiyet. certified. kesinlik. rahim boynu. protokol. i.. santrifüj. seramik sanat ı ve tekniği. belli ba şlı. muayyen. vesika. 2. 5..center of gravity center of gravity centigrade centigrade thermometer centigram centigramme centiliter centilitre centimeter centimetre centipede Central central Central America central bank central heating centralisation centralise centralization centralize centrally centre centrifugal centrifugal force centripetal century ceramic ceramic tile ceramics ceramist cereal cerebellum cerebral cerebrum ceremonial ceremonially ceremonious ceremoniously ceremony cert certain certainly certainty certificate certify certitude cervix ağırlık merkezi. teklifli. karo fayans. asır. tasdikname.. 3. centralize. centralization. merasim. dili -in ak ıl hastası olduğunu resmen tasdik etmek.. s. centimeter. santigrat termometresi. ayin. tabii. 2. bak. kati. İng. 1. tahıl. e şya. merkezkaç kuvveti. i. merkezde toplamak. bak. f. belge. centiliter. i. fayans. i. s. merkezcil. seramik seramikçi. İng. 3. i. i.. s. İng.. İng. 1... törensel. tahıl türünden.. bak. z. çini işleri. 2. s. hububat. i. teyit etmek. 2. f. çini. Orta Amerika. z. ayin. i. i. 2. ba i. centigram. çıyan. seramik. ussal. beyincik. i. (-in doğruluğunu/gerekliliğini) belgelemek. s. merkezi. törensel olarak. s. şahadetname. 2. i. i. sertifika. i. anat. santral memuru. i. merasimle ilgili. çini. telefon santralı. çinici. i.. ş üstüne. ana. 1. center. 1. k. k ıs. 3. emin. certificate. i. anat. 3. tören. 1. katiyet. zahire. i. resmiyet. . 1. dili entelektüel. tek. tasdik etmek. bak.. İng. z. i. k.. do ğrulamak. yüzyıl. merkezileştirilme. kesinlik. i. çanak çömlek. merkezileştirilmek. 1. çinicilik. tahıla ait. f. 4. elbette. kaç ınılmaz. i. merkezi ısıtma.. f. merkezkaç. s. diploma. İng. 1. zool. merkeze do ğru yaklaşan. boyun. 1. 1. 2.

daire. 3. f. komuta zinciri. i. 4. oda orkestras ı. 4. 1. k ıs. İngiliz yasama meclisi. fişek yatağı. (ayakkabı) vurmak. i. freight. k ıs. sandalye. f. Hrist. utandırmak. yatak odas ı. başkanlık. i. 3. tahıl kabuğu. church. s. kalseduan. i.wom. i. f. chair. (erkek) kurul başkanı. başkan. hayal k 1. şezlong. bak. hayal k ırıklığı. cgm ch Chad Chadian chafe chafe at the bit chaff chagrin chain chain letter chain of command chain reaction chain smoker chain store chain-smoke chair chair lift chairman chairmanship chairperson chairwoman chaise longue chalcedony chalice chalk challenge challenge match challenger chamber chamber music chamber music chamber of commerce chamber of commerce chamber orchestra chamber pot chambermaid chambers i. sezaryen. chancery. meydan okuyan kimse. başkan. başkan. sezaryen. zincirleme mektup. s. bak. saman. kürsü. zincir. çöp. oda müziği. kad ıköytaşı. oda. özel oda. Çad. i. çoğ. kim. chain. i. k ıs. oda hizmetçisi. Çadlı.. 1. ticaret odas ı. 2. 1. başkan.. i. i. k ıs.. child. i. i. i. silsile (da i. ticaret odas ı. i. i. sigara tiryakisi. peş peşe (sigara) içmek.men (çer´mîn) i. meydan okuma. meydan okumak. chafing dish (sofrada kullanılan) yemek ısıtıcısı. f. f.. (ayinde kullan ılan) kadeh. çoğ. aynı mağazalar zincirine bağlı mağaza.en (çer´wîmîn) i. ovarak ısıtmak. 1. i. ırıklığına uğratmak. spor çelenç. 2. Çad´a özgü. 3. hâkimin oturum dışı konularda çalıştığı yer. çoğ. mahkeme... cost. 5.cesarean cesarean section cesium cessation cesspool Ceylon Ceylonese cf CF CFI cg. Sri Lanka. and insurance. kesilme. telesiyej. lazımlık. 2. ovarak aşındırmak. dili işlerin gecikmesinden dolayı huzursuz olmak. ğ). zincirle bağlamak. i. kamara. sezyum. cost and freight. zincirlemek. Çad. peş peşe sigara içmek. 2. oda müziği. Sri Lankan. ink ıta. f. i. chief. i. . makam. chair. durma. centigram(s). tebeşir. 4. zincirleme reaksiyon. compare. komisyon. chapter. k ıs. kurul ba şkanı. kurul ba şkanı. Çat. s. iç sıkıntısı. 2. i. rezil etmek.. (kadın) kurul başkanı. utanç. lağım çukuru. sinirlendirmek. i. iskemle. k. Çadlı. up (sayı/puan) kazanmak/kaydetmek.

yakarak kömürle ştirmek. şampiyon. başkasının eline geçmek. i. i. ask. kavrulmak. tilavet. destek olmak. bo ğaz. şans eseri olan. 3. s. 2.4. f. değişme. k ısım. dili adam. 1. çok sab ırsızlanmak. düzensiz. savunucu. savunmak. 4. nöbet de ğiştirmek. 3.1. kanal açmak. delikanlı. da ğkeçisi. kararsız. i. müdafaa etmek. -in dışını yakarak kömürleştirmek. tesadüfen olmak: She chanced to be there. bozuk tahvil etmek. -e rastlamak. avize. 2. 2. İng. yol. tahavvül. mecra. bir şeyi (bir yere) vermek/dökmek/akıtmak/kanalize etmek. k. i. zool. i. f. s. 1. (taşıtta) f. adres de ğişikliği. s. s. --ping) 1. çatlatmak. bukalemun. i. bozuk. (--red. paranın üstü. değiştirmek. 1. 1. 2. şaperon. (bir uygulamadan ba şka bir uygulamaya) geçiş. 2. 2. -e tesadüf etmek. 3. i. sertleştirmek. değişken. monoton bir melodiyle söylemek. rektör. ufakl ık. şarkı söyleyerek kutlamak. 3. TV kanal. 1. rizikolu. s. i. istikrarsız.kadın. radyo. 4.tahta v. sahip de ğiştirmek.chameleon chamois chamomile champ champ at the bit champagne champion championship chance chance chance on/upon chancellor chancy chandelier change change change clothes change color change color change hands change hands change of address change of air change one´s mind change one´s tune change over change purse change the guard changeability changeable changeableness changeless changeover channel channel s. monoton bir melodi. hizmetçi yanarak kömürleşmek. 6. changeability. i. --ring) 1. kaos. monoton ses tonu. i. s. şans. (toprak. el değiştirmek. oymak. ateşe . şanjanlı. (madeni yüzeyleri parlatmak için kullanılan) güderi parçaspapatya. su yolu. 3. el değiştirmek. ihtimal. caymak. müdafi. 2. bozuk para çantas ı. dili kesin olmayan. i. monoton bir melodi e şliğinde söylenen sözler. para. 1. yüzü k ızarmak. i. k. şampiyona. çocuk. 2. 1. taraf ını i. 2. i. k ızartmak. 3. 1. tutmak. bot.´ni) yarmak. i.t. dili ağız değiştirmek. 1. (ciltte) çatlak. f. şampiyon. şampanya rengi. dili (bir riski) göze almak... 3. i. şapel. hizmetçi. kargaşa. (soğuk) (cildi) çatlatmak. 2. ordu veya hastanede) papaz. kavurmak. 2. s. 1. (from/to) (bir uygulamadan ba şka bir uygulamaya) geçmek. i. aktarma yapmak: You´ll have to change trains in Ankara. i. 5. yanardöner. k. 5. İng.b. fikrini/karar ını değiştirmek. dönüşüm. 1. (Almanya´da) şansölye.. f. hava de ğişimi. risk. (okul.. yüzü k ızarmak. bozukluk. k. şampanya. f.. 2. riziko. i. yüzü solmak. hiç de ğişmeyen. değişmek. yar ık. 1. 2. ı. i. akak.. değişkenlik. nehir yatağı. 2. başbakan. şampanya rengi. into chant chant chaos chaotic chap chap chapel chaperon chaplain chapter char char i. f. Ankara´da üstünü de ğiştirmek. üstünü başını değiştirmek. kader. 1. şarkı söylemek. 1. (--ped. talih. bak. Tesadüf eseri oradayd ı. değişim. 2. (kadın) hademe. 2. kar ışıklık. (kitapta) bölüm. değişiklik. yenilik. karmakar ışık. değişikliğe uğramak. zool. küçük kilise. katır kutur/kıtır kıtır/hart hurt/çıtır çıtır yemek. i. f. fırsat.. 2. şampiyonluk. dönüşme. i.

nitelendirmek. 2. menkul. derin yarık. döverek cezalandırmak. merhamet. kiralanm ış ucuz tarifeli uçak. hizmetçi. karizma. elek. şato. hücum. 1. 2. şarj etmek. baya ğı. 2. 2. oyun v. 3. hoşbeş. tic. hizmetçiyardım hizmetçi. 3. s. i. 1. barut hakkı. 1. patent.´ni) i. hikâye. char. ucuz. dar bo ğaz. özyap ı. i. chas. İng. işgüder. iki tekerlekli sava ş/yarış arabası. i. i. göstermek.b. 2. f. hizmetçi kadın. plan yapmak. takip etmek. taşınır mal. i. of -i esirgeyen. i. yasaklanmış cinsel ilişkilerde bulunmama. karakter.. s. s. çizge. şarjedafer. bak. 1. nevi şahsına münhasır bir f. (bir masraf ı birinin hesabına) geçirmek. cezaland ırmak. 1. hususiyet. 4. vas ıf. kaydetmek. 2. i. berat.1. konuşkanlık. karaktersiz. hayırseverlik. (--ted. sohbet. hayırsever.´nde) kişi.. saflık.en (çar´wîmîn) i.sis (şäs´iz) i. iffetli. ho şbeş etmek. nitelemek. cana yakın. izleme. tablo. çekici. 2. f. characterization. cazibe. f. çarter seferi. -in haritas ını yapmak. itham etmek. yardımseverlik. (uçak. f. --ting) sohbet etmek. (hizmet kar şılığında ödenen) ücret. 2. temizlik. hücum etmek. İng. i. şahıs. imtiyaz. 5. adi. yola getirmek. 3. saf.faires (şarjeyz dıfer´) maslahatgüzar. çizelge. çene çalmak.. 1. berat/imtiyaz/patent vermek. karakteristik. çene çalmak. tipik. 3.. görevlendirmek. 5. 4. özellik. büyülemek. yasaklanm ış cinsel ilişkilerde bulunmayan. özel şoför. oto. İng. karakalem. karakter. sevimli.gés d´af. f. kadın. cezbetmek.. namuslu. kanyon. yardımsever. portolon. 5. i. 1. peşine düşme. tutmak. 2. gevezelik etmek. gevezelik. f. sili. bak. i. harf. 2.wom. tar. gemi kira kontrat ı. kovalamak. 2. şovenizm. 1. f. i. top kızağı. i. s. büyü. 1. çoğ. 1. karakter. iffet.. s. dillidüdük. i. şasi. i.b. itham. deniz haritas ı. hayır işi. çoğ. s. 2. karakterize etmek. pe şine düşmek. gemi plan kiralamak. suçlamak. 2. çenebaz.3. 4.. s. karakterize etme. char. basit. çekicilik. 3. bot. 2. konuşkan. şoven. 2. pazı. 3. izlemek. sade. i.character characterisation characterise characteristic characterization characterize characterless charcoal chard charge charge charge account chargé d`affaires chariot charisma charitable charity charlady charlatan charm charming chart charter charter flight charter member charter plane charwoman chary chase chasm chassis chaste chasten chastise chastity chat château chattel chatter chatterbox chattiness chatty chauffeur chauvinism chauvinist chauvinistic cheap i. takip. ho ş. kurucu üye. kovalama. muska. i. f. i. şovence. 1. f. i. dikkatli. elek. i. nitelendirme. 1. bozulmam ış. aç ık hesap. (roman. i. uslandırmak. characterize. i. İng. hamle. (kadın) hademe. tip bir kimse. ihtiyatl ı. f. çoğ.v. 4. 3. lekesiz. geveze. i. s. tedbirli. grafik. derneği. 1. s. şarj. suçlama. t ılsım. şarlatan. 4. sadaka. (kadın) hademe. mangal kömürü. . hayır cemiyeti. i. i. 1. i. ıslah etmek için cezalandırmak..

ucuzlatmak. s. i. argo pinti. ket yava şlatmak. ket. kopya çekmek. dili yüzsüzlük. hava terminalinde bilet ve bagaj ın kontrol edildiği tezgâh. dili yüzsüz. fren görevivurmak: f. aldatmak. . 1. cimri. (kontrol etmek amac ıyla) bakmak. 1. de ğişik olaylarla dolu. ünlem. vestiyer. (birine) dan ışmak. pansiyon doğru olup olmadığını öğrenmeye çalışmak. 1. yüzsüzlük. neşesiz. f. muayene. gözden geçirme. ne şelendirmek. çıkış tezgâhı. 1. k. 1. yenmek. küstahlık.o.. engel. keyif. s.´nden) ayrılmak. 2.´ne girince) kayd ını yaptırmak: First you have to check in at 1. ucuzlamak. v.. i. atmak. kareli. i. küstahlıkla. İlk ını yaptırıp bir oda tutmak. i. göz atmak. kaydını (otel.b. 2. neşelilik. hesab ını ödeyip (otel.. ket yapan That defeat checked their advance. 1. the hotel´s reception desk. i. yan yana. kopya çeken. (süpermarketteki gibi) al ınan malların hesabının yapılıp ödendiği tezgâh. i. dolandırıcı. Dam ın akıp akmadığını kontrol ediyorum. 2.b. 2. avurt. 1. kontrol noktas i. birini ne 2. 2. cik cik ötmek. i. dili cüret.o. emanet. tam yenilgi. engellemek. Keyfine bak!/Geçmiş olsun! s. yan yana. i. dama oyunu. amigo. neşe. yanak. İng. (bir şeyin) doğru olup olmadığını öğrenmeye çalışmak. dili yüzsüzce. doland ırmak.. keyifsiz. ığını öğrenmeye çalışmak. kopyac ı. i. satranç mat etmek. çek defteri..b. z.. 2. gem vurmak. keyifli. vurma. 3. i. i. i. ı. İng. neşelenmek. pansiyon v. 2. This (belirli bir şeyi) arayarak (bir şeyi) kontrol etmek: I´m checking for leaks in the(otel v. up cheer s. s. 1. anat. üçkâğıtçı. birini/bir hayvan ı (sözlü) tezahüratla teşvik etmek. çekap. kontrol. i. (sözle) tezahürat yapmak. (sözle yap ılan) tezahürat. (bir şeyin) 1. 2. i. genel sa ğlık kontrolü. gem vurma. İng. neşeli. satranç mat.gözwith (bir 2.. -e 3. yavadurdurmak. hilekâr. engelleme. şlatma. (bir şeyin)bir 1. k. şen. İng. küstah. (kontrol etmek amac ıyla) -e bakmak. neşeyle. f. çek olmad 1. çedar (bir çe şit peynir).. 2. i. cıvıldamak.şelendirmek. İng. şey) (başka doğru olup valf ı.. arsız. durdurma. i. ekose. Hoşça kal! i. roof. k. O yenilgi ilerlemelerini durdurdu. (birinden) izin almak. i. i.´nde) kayd önce otelin resepsiyonunda 1. sıkı fıkı. cıvıltı. f. z. 2.cheapen cheapskate cheat cheater check check check for check in check into check on check out check up on check valve check with checkbook checkered checkers check-in check-in counter/desk checking account checklist checkmate check-out check-out counter checkpoint checkroom checkup cheddar cheek cheek by jowl cheek by jowl cheekbone cheekily cheekiness cheeky cheep cheer cheer s. elmac ıkkemiği. k. f. i. kontrol listesi. arsızlık. çek hesab ı. 1./an animal on cheer up Cheer up! cheerful cheerfully cheerfulness cheerio cheerleader cheerless f.

asıl branşı kimya olan öğrenci. 1. kestane. s. i. kestane. i. i. hindiba. 2. geviş getirmek. İng. kimya mühendisliği. out chew the cud chew the fat chewing gum chic chicanery chick chicken chicken feed chicken pox chicken-hearted chickpea chicory chide ünlem. kimyasal madde.Cheers! cheery cheese cheeseburger cheesecake cheesecloth cheesy cheetah chef chem chemical chemical compound chemical compound chemical engineer chemical engineering chemical reaction chemical warfare chemise chemist chemistry chemistry major chemotherapy cheque chequered cherish cherry chess chessboard chessman chest chest of drawers chestnut chew chew s. İng. f.. şef. kemoterapi.. çita. ba ğrına basmak. i. f. chemist. kestane rengi. İng. şıklık. kimyasal reaksiyon. i. i. ahçıbaşı. kombinezon. ahçı. 1. tülbent. gütmek. Hoşça kal! 3. bak. 2. s. i. vişne. k. kiraz. argo genç k ız. i. keyifli. peynir k ıvamında. i. çiklet. piliç.. s. tavuk eti. çek. argo çene çalmak. satranç taşı. chid. civciv. chemical. modaya uygun. sandık. i. peynire benzeyen. kimyevi. şike.o. Şerefe! 2. 1. i. korkak. eczacı. i. 2. (chid/--d. s. argo bozuk para. i. s. İng. çoğ. k ıs. dili birini azarlamak. nohut. kusur bulmak. piliç. kestane rengi. chemistry. i. tıb. kimyasal. güne ğik. şen. chess.den/--d) azarlamak. kimyasal sava ş. zool. kimya. 1. kad ın iç gömleği. kimyasal bile şim. out argo korkudan çekinmek. neşeli. i. göğüs. s. 1. i. beslemek. peynirli hamburger. hile. az para. peynir. 1. kimya mühendisi. f. i. 2. şifoniyer. kimyasal bile şim. satranç tahtas ı. 3. checkered. dili derin derin düşünmek. kutu. ödlek. i. satranç. i. suçiçeği. çiğnemek. i. . (teşekkür olarak) Sağ ol! s. i. peynirli kek.men (çes´mîn) i. k. 3. aziz tutmak. 2. kimyager. üzerine titremek. i. f. çizburger. Acinonyx jubatus. 2.. şık. i. 1. bot...

çocuk gibi. s. 1. yüreklilik. çocu ğu olmayan. serin. bak. seramik. şövalye gibi. 1. porselen. çoğ.. üşümek. s. i. 3. çocuk. i.dren (çîl´drın) i.ışmak. i. üşütmek. i. soğuk davranış. 2. 1. 2. child. baş. dili (sohbette geçen) sözler. krater. 3. we´d better get to work. --ping) 1. i. soğuk bir şekilde. muhabbet. çocukluk.. yonga. c ıvıldamak. baca. ba şkan. zil sesi. İng. kalemle oymak.. bebek.. i. Şili. 2. kolay çocuk oyunca ğı. k. 1. ufak aç ıklık/yarık. çok kolay iş.nese) Çinli. çan sesi. 1. ba ğışta bulunmak. cırlamak. yonga. Anthropopithecus troglodytes. çene çalma: Enough of this chitchat. ürpermek.. zool. i. 2. para vermek. i. tabak dolab ı. nezaket. iliğine kadar üşümüş. soğuk. Şilili. s. huk. 3. soğuk. i. 1. çocu ğumsu. 2. i. çocuksu. Tamias. en çok. Chi. Şili´ye özgü. 1. s. centilmenlik. (yiyecek/içecek) soğutmak. z. f. 3. i. çini. en yüksek rütbede olan. i. i. üşüme. 2. 1. 2. hayali. s. üşütücü. 2. i. Çin.. 1. çatlak. amerikasincab ı. f. s. çocuk oyuncağı.. . so ğuk. anat. çentik. ço ğ. cırıltı. (--ped. (saat/zil/çan) ahenkli bir sesle çalmak. kızarmış patates. çocukluk dönemi. Şili.. çocuksu kimse. Çince. budamak. yontmak. 2. soğuk iliğine geçmiş. ana. çocukça. s. 1. bak. cips. z. 2. patates kızartması. şef. çoğ. Bu kadar muhabbet s. İng. chil. 2. 2. 2. yarenlik. i. şekil i. Çin´e özgü. 1. melodi. dili lafa kar f. şempanze. 3. üşütücü. 1. z. şef. 1. cırıldamak. centilmen. doğum. s. reis. bilg. Çince. çocuksuz. kalem. çocuk bakıcısı. yanardağ ağzı. kabile reisi.. hahamba şı. i. iş. 2. uyum. Çinli. 1. başlıca. i. i. 3. amir. bak. 3. soğuk. 2. çocukça. 1. çocuksu. i. i. 4. (çoğ. gerçek olmayan. i. (soğuktan dolayı) el/ayak parmağındaki şişkinlik. ürperme. İng. i. 1. nazik. s. ahenk. chivalrous. belli başlı.. titreme. dan ıştay başkanı. lafa çentmek. madeni çubuklardan olu şan zil. şövalyelik. i. cıvıltı. k ırmızıbiber. i. s. lamba şişesi. zool. cesaret. cömert. çocuk ruhlu.. çip. f. f. Çin. çocuk. 2. Şilili. İng. cesur. chili. 2.karışmak. 2.chief chief justice chief rabbi chiefly chieftain chilblain child child´s play child´s play childbirth childhood childish childishly childless childlike childminder children Chile Chilean chili chili pepper chill chilled to the marrow chilli chilliness chilly chime chime in chimerical chimney chimney sweep chimpanzee chin China china china closet Chinese chink chip chip in chipmunk chirp chisel chitchat chivalric chivalrous chivalry i. baca temizleyicisi. k. 1. i. 1. baş. yürekli. keski. cömertlik. 1. çene. evlat. 2.

i. vaftiz töreni. çikolatalı kek. oto. choose. s. i. kolera.. s. s. s.. öfkesini bastırmak.sen) 1. 3. 3. 1. 2. dili yemek. çırpıntılı (deniz/göl). kilise korosu. bir evin/çiftliğin günlük işleri. f. boğulma. koreografi. i.. (balta ile) k ırmak. s. koro. 2. dopdolu. seçilmi ş. f. İng. i. 1. dopdolu. f. tıkanmak. Adı Fanny. i. argo helikopter.. koro için yazılmış. İng. şarkının koro bölümü. Bizim seçtiğimiz oydu. koro. ıkanma. Noel günü. dili titiz. s. klorlamak. i. Noel. nefesini kesmek. i. bak. 2. 2. i. i. 1. seçme. çalg ı teli. i. bak. 1. seçmek. 3. kiriş. k. 1. güç ve tatsız iş. --ping) 1. müz. 3. i. ilk ad. (chose. kloroform. kim. 1. tıkanmak. heyecandan konuşamamak. choose. ık. koreograf. ad. vaftiz etmek. i. 3. koregrafi. i. isim: Her Christian name is Fanny. champ. şık. satır. İsa. i. 2.. koro toplulu ğu. i. f. seçenek. kolesterol. 2. i. frenkso ğanı. . koral. f. i. 1. i. Hristiyan âlemi. koro ile ilgili. and her family name is Burney. k. f. bak. seçilen kimse/şey: He was our choice.chive chlorinate chlorine chloroform chock chock full chockablock chockfull chocolate chocolate cake choice choir choke choke back one´s tears choke down one´s rage choke up cholera cholesterol chomp choose choosey choosy chop chop down chopper choppy chopstick choral chorale chord chore choreographer choreography chorus chose chosen chow Christ christen Christendom christening Christian Christian name Christian name Christianity Christmas Christmas Day i. kim. i.. (ağacı) kesmek. akort. istemek.koro. Mesih. (Uzakdo ğuda kullanılan) yemek çubuğu. takoz. 2. değişken. i. boğulmak. çikolatal ı. ağzına kadar dolu. s... i. choosy. i. çoğ. (up) ince ince kıymak/doğramak. 1. müşkülpesent. küçük bir iş. kloroformla uyutmak. klor. alternatif. zor be ğenen. 1. i. çare: You´ve no other choice. bak. Hristiyanl soyadı Burney. boğmak. koregraf. pirzola: lamb chop kuzu pirzolas ı. (--ped. yön değiştiren (rüzgâr). (müzik eseri) koro. müz. i. i.. 2. tercih etmek. k. Hristiyanlık. cho. koro taraf ından söylenen. k ısa saplı balta. f. jikle. 2... tgözyaşlarını tutmak. vaftiz etme. f. s. seçiş. Hristiyan. f. çikolata: a piece of chocolate candy bir çikolata. dili. tıkamak. 2. nutku tutulmak. s. 2.

s. Hrist. Central Intelligence Agency. k. kıkır kıkır gülme.tıknaz adam. kromatik. (sütü) yayıkta çalkalamak. çakmak. i. dili 1. k. 1. i. Noel ağacı. s. 3. mezhep. 1. dili 1. 1. 1. k. --ming) 1. cüruf briketi. i. 2. elma suyu. tarih s ırasına göre. kromozom. yak ın arkadaş. ahbap.. yayık. z. bot. ibadet. güzelli ği ve değeri anlaşılmamış kız. İng. 1. s. dili sıkıca tutma. süre ğen. köylü. ayin.. 4. yanm ış kömür artığı. tarih.o. elma şarabı. kıkırdama. k. çok memnun. (yolda olu şan) çukur. (--med. dost. 2. k. (out) çöpe atmak. kalın bir parça. çiğnemek. i. i. sigara. s. tombul.. birini d ışarı atmak/kapı dışarı etmek/sepetlemek. 2. cüruf. f. çoğ. at kolan ı. a ğustosböceği. çantada keklik. kronometre. 2. k ıkır kıkır gülmek. k. krizantem. 2.. i. ayini. dili 1. kül. birini işten atmak. sinema salonu. dost olmak. kim. out chuckhole chuckle chuffed chum chummy chump chump chunk church church service churchwarden churchyard churl churlish churn chute CIA CIF cicada cider cigar cigarette cigarette lighter cinch cinder cinder block Cinderella cinecamera cinema Noel arifesi.. krom. k ıs. 3. k. i. süreölçer. topak. kamera. kütük. 4. i. sinema. budala. kilise idame amiri. aynı odayı paylaşmak. f. dili mutlu. müz.Christmas Eve Christmas tree chromatic chrome chromium chromosome chronic chronicle chronological chronologically chronology chronometer chrysanthemum chubby chuck chuck it up Chuck it! chuck s. kilise i. i. puro. kronoloji. i. k. i. kronolojik. and freight sif. f. Onu çöpe at!/At onu!/At gitsin! 2. 2. krom. 1. i. s. süt kabı. müzmin. 2. i.. kronik. i. kas ımpatı. f ırlatmak. k. i. dili kilise. . kavrama. i. 2. cost. dili bir işi bırakmak. f. i.. s. (üst kattan alt kata inen. kromatik. i. i. i. i. dili büyük bir miktar. çama şır/çöp atılan) baca. cemaat. 2. 1. kronik. i. 2. İng. zool. 2. Külkedisi. atmak. yığın. insurance. dili elde bir. s. külçe. i. kilise avlusu/bahçesi. bir işten ayrılmak/vazgeçmek. dili aptal. 1. f. 3. Onu b ırak!/Ondan vazgeç! k. terbiyesiz. İng. kaba adam. renklerle ilgili. 1. i. kıkırdamak. i.. i. 2. k ıs. kaba.

tur. f. tebaa. bir tür kredi mektubu. vaziyet. tedbirli. 1650 dolaylarında yapılmış. inceltme işareti. kaç ınmak. takriben. daire çizen yol. devre. yapmak. 3. s. i. i. s. muhit. i. durum. tamim. site. f. Çerkezce. elek. belediye binas ı/konağı. 2. vaka. 3. turunçgillere ait. celp. hemşeri. ça ğrı. (havan ın/sıvının) akımı/dolaşımı olmak. tabiiyet. sirküler. 3. dolayl ı. (hava/s ıvı için) akım. 1. belediye ba şkanı. sitrik asit. vatanda şlık. İng. dolaylı olarak. daire çevresi. su deposu. şart. kösteklemek. 1. numara. s. sirk. çember. i. -in etrafına daire çizmek.. huk. 1. şehir devleti. 1. ihtiyat. 1. sünnet. kent. i. i. 1. hal. f. 1. edat dolaylar ında. 1. vatanda ş. sünnet etmek. ihtiyatlı. 2. (kan/hava) dolaşmak. tekerine çomak sokmak. dolambaçlı. daire. devir. 2. etraf ring seferi. 2. f. i. 1. kader. i. 3. uyruk. tiraj. i. dolambaçlı. gösteri. 4.rus) turunçgillere ait ağaç/meyve. -i kaynak/örnek olarak gösterme. dolaylı. tarç ın. sarnıç. f. 2. halka. keyfiyet. 3. çevre. yuvarlak. 1. s. 2. durumla ilgili. 2. (motordaki s ıvı) devridaim(kan/hava (havanın/sıvının) akımını/dolaşımını i. s. turunçgillerden bir meyve. için) dolaşım. şehir mimarı. dairesel. 2. i. huk. i.ını çizmek. sürüm. 2. belediye. citizen. huk. daire. -in etraf ına daire çizmek. f. dikkatli. İng. uzatma işareti. yurttaşlık. belediye meclisi üyesi. -in2. ağaçkavunu. i. 1. citation. genelge. hiç. 1. i. hisar. 1. 1. 2. 2. solda sıfır. belediye meclisi. yuvarlak testere. i. sak ıngan. meydan. cited. çember. z. dikkat. 2. i. 2. sirküler. 3. s ıfır. kale. kent merkezi. kesişen sokaklarla ayrılan blok. yurttaş. 2. i. i. s. ikinci derecede önemi olan. aşağı yukarı: It was built circa 1650. 4. i. 1. denizden etraf ını dolaşmak. genelge. (bir yerin üstünde i.cinnamon cipher circa Circassian circle circuit circuit breaker circuitous circuitously circuitousness circular circular note circular saw circulate circulation circumcise circumcision circumference circumflex circumnavigate circumscribe circumspect circumspection circumstance circumstantial circumstantial evidence circumvent circus cistern cit citadel citation citizen citizenship citric acid citron citrus citrus fruit city city block city centre city council city councilor/father city hall city manager city planner city-state i. -in etrafını dönmek. 1. 2. atlatmak. cit. mahzen. devre kesici anahtar. olay. 1. (nüfuz açısından) önemsiz biri. 2. grup. 3. şifre. (motordaki sıvı için) devridaim. ko şul. ayr ıntılı. Çerkez. takdirname. i. k ıs. celp kâğıdı. 3. 3. şehir. uyrukluk. (ço ğ. . (para için) tedavül. dolaylılık. ikinci derecede kan ıt. 1. i. k ısıtlamak.

i... kibar. 2. f. gizli. civilization. yaygara. deniz tara ğı. 3. 1. kenet. hükümet binalar ı. nazik.ınlatmak. i. Roma hukuku. 2. tarak.. medeni nikâh. bilgisi. terbiyeli. i. bireysel. iddia etmek. bak. ç ınlama. medeni. f. yurt bilgisi. i. 2. gürültülü. boy. tazminat davas ı. devlet memurlu ğu. s. hükümete ait. kâhin.civic civic center civics civil civil defense civil engineer civil engineering civil law civil law civil liberty civil marriage civil marriage civil rights civil servant civil service civil service civil war civilian civilisation civilise civilised civility civilization civilize civilized clad claim claim for damages claimant clairvoyance clairvoyant clam clamber clammy clamor clamorous clamour clamp clan clandestine clandestinely clang clank clap clap clap eyes on clap of thunder s. vatanda şlarla ilgili. elle vuruş. mengene ile sıkıştırmak. --ping) 1. kabile. hak talep etmek. medeni. el altından yapılan. uygarlık. davac ı. güçlükle tırmanmak. edepli. i. f. bak. İng. 1. 4.. tangırdamak. i. civilize. vatanda şlık hakları. İng. devlet memuru. ışlamak. 1.. medeniyet. bak. mahkeme. İng. talep sahibi. 1. yap ış yapış. bak. milli. 2. i. 1. 2. el ç ırpma. uygar. medeni hukuk. 2. şaplak indirmek. madeni ses.. talep. şehre ait. 2. inşaat mühendisliği. şaplak. gizlice. 1. sigorta poliçesi üstünden ödenecek para. kütüphane v. 2. tırmanmak. f. k. kibar. f. edep. 2. 5. i. sivil devlet memurlar ı. dili -i görmek. i. belediye ile ilgili. haykırmak. gaipten haber verme. İng. 6. alk i. 2.. 1. 3. feryat etmek. sahip ç ıkmak. 1. uygar. kibarl ık. terbiyeli. soğuk ve nemli.. ç şıngırtı.. i.. 3. s. s. sivil savunma. İng. f. çınlamak. iç savaş... inşaat mühendisi. iddia. kehanet. s ıkıştırıcı. medenileştirmek. i. i. tazminat talebi. f. f. mengene. insan haklar ı. feryat. aydınlatmak. hayk ırma. bak.´nin bulunduğu şehir merkezi. nazik. klan. clamor. sivil.b. yurttaşlık ile ilgili. civilized. 2. hak iddia eden. medeni hukuk. 1. 1. 1. 2. s. İng. nezaket. (--ped. i. yaygara koparmak. f. hak. elle vurmak. el çırpmak. uygarla ştırmak. madeni ses çıkarmak. yurttaşlık s. ho ş. i. terbiye. şıngırdamak. i. clothe. i. 1. ferdi. tangırtı. z. gök gürlemesi/gürültüsü. f. 1. zool. medeni nikâh. 2. kıskaç. el alt ından. 2. gürültü. . f. sivil. istemek. i. s.

halis. açık (gök). aydınlatma. kast. açık: His instructions were quite clear. classic. temiz ahlaklı. grup. 1.ıs. 2. f. 2. f. duru. net. çatışmak. dilb. sabun. i. açıklığa i. 1. temizlemek. açıklanmak. leke giderici (s ıvı) ilaç. sınıflanmış. sınıf. 5. i. kusursuz. i. klarnetçi. kuru temizleyici. açıklamak. z. gizli advertisements. takırdamak. çarpışıp savaşmak.. zümre. saydam. toka. müz. domuz tırnağı çekiç. açıklanma. bak. i. hüküm. temizlemek.clapped-out claret clarification clarify clarinet clarinetist clarity clash clasp clasp knife class class classic classical classification classified classified ads classified advertisements classifieds classify classmate classroom clatter clause clavicle claw claw hammer clay clean clean out clean up cleaner cleaning cleaning fluid cleaning woman cleanliness cleanly cleanse cleanser clear clear conscience clear off clear out clear the air clear the table clear thinker clear up s. temizlemek. s ınıf. 2. bent. 5. kopça. 1. 3. k. saf. 4. 2.bölümlemek. 4. madde. temizleyici madde. s. i. 3. 1. aydınlanma. i. k. 2. tabaka. klasik eser. -i sınıflandırmak. bulutsuz. külüstür. gürültü. takım. f. kolaylıkla anlaşılan/duyulan. çeşit. berraklık. f. vuzuh. (hastalık) geçmek.. kucaklamak. patırtı. f ıkra. tüymek.. klarnet. halletmek. açıklık kazanmak. -i (belirli bir grubun içinde) saymak. 3. tırmalamak. ders. 2. tüymek. temizlemek. açıklık kazanma. k. pürüzsüz (cilt). toka ile tutturmak. i. şart. 3. i. tasnif. k. sınıflandırılmış. i. aç ıklama. masum. toplayıp atmak. tür. balç ık. çatırdatmak. çözmek. f. dili s ıvışmak. temizce. derslik. 1. 3. -i sınıflamak. engelsiz. açık. sınıflandırma. kucaklama. i. kategori. (madeni şeyler) birbirine çarpmak. s. 4. açıklık. 2. 2. 1. biçimli. temizlik. sınıf.. 2. köprücük. i. şüpheleri gidermek. mantıklı düşünen kimse. bitkin. açıklık getirmek. -i (kategorilere) s. pençe. takırtı. 2. kil. pak.ıkmış. classify. 3. -i s ınıflamak. aç ık bir şekilde anlatmak. hurdası ç k ırmızı i. 1. 1. 7.1. 2. çözülmek. anat. pestili çıkmış. -i tasnif etmek. i. pençe atmak. çarpışmak. şeffaf. -i (kategorilere) ayırmak. bölümlenmiclassified (bilgi). temizlikçi kad ın. s ınıflama. 2. f. i. 1. kuru temizleyiciye gönderilen giysi v. klasik. (hastalığı) gidermek. tırnak. yırtmak.dövüşmek. k. 2. s. sofrayı kaldırmak. 1. sar ılmak. dili. açıklık getirme. 1. f. 1. sar ılma. İng. s. dili s ıvışmak. temizlikçi. cümle veya yancümle ya da bazı geçmiş zaman sıfat-fiilleri gibi bir özne ve ona ait bir fiilden oluşan i. açıklığa kavuşturma.b.b. temizleyici madde. klasik. temiz bir şekilde. (gazetede) küçük ilanlar. classification. 1. açıklığa kavuşturmak. 1. büyük çak ı. 2. dili (gazetede) küçük ilanlar. 2. 1. kopçalamak. dershane. sınıf. bölümleme. Bordo şarabı. aç ıklığa kavuşturmak. tak ırdatmak. düzgün. yenebilir (av eti v. açıklığa kavuşma. aydınlatmak. çok yorgun. 2. 6. i.). i. ar ı. i sınıf arkadaşı. . klasik. mücadeleye i. temizlik. f. temizleme. vicdan rahatlığı. köprücükkemi ği. dili 1. f. 2. k 1.sustalı bıçak. kategorilere ayr ılmış. 2. i.. ş. tasnif edilmiş. (madeni şeyleri) birbirine çarpmak. i. temiz.

-den ayrılmamak/çıkmamak. -e sadık kalmak. 3. aç ıklık yer. tıkırdatmak. 2. i. güre ş. doruğa ulaştırmak. 2. klinik. k. papazlar. papaz. yarık. papaza ait. 1. i. klips. açıklık. temizleme işi. perçinleme. (saç/tırnak/çim kesmek için) makas. i. perçinlenmiş çivi. 3. (yumru ğunu/dişlerini) sıkmak. çıt sesi. şefkat. 4. ata 5. 1. 2. kesin. doruk. çarpmak.b. müvekkiller. z. 2. f. bölmek. i. 1. merhametli. k ıskı. 1. i. yar ık.ş. 3. s. i. s. yap 2. i. tıklamak. 1. (--ped. zekice. basmakalıp söz. yarılma. 2. 4. İng. i. 2. f. hava. 1. 3. k . f. sekreter. kliring. (--d/clove/clave) to 1. müvekkil. 4. tezgâhtar. aç ık. vurmak. 2. hızlı bir yelkenli gemi. şıngırtı. (hatıra v. i. çatlak. 1. (bardak/kadeh) tokuşturmak. tıkırtı. i. 1. zirve. 2. i. streç film. koçboynuzu. (ceza olarak) birinin hareket alan ını sınırlamak. gümrük muayene belgesi. (ağaçlık bir alandaki) tüm ağaç ve çalıları kesmek. 1. --d/clo. 1. f.. bölünmek. i. ayrık. geminin limanı terketme izni. 1. (gazete. i. (a ğaçlık bir alanı) çıkarma. 2. matb. klinikle ilgili. i. sıkıca sarılmak.ışmak. (clung) 1. klinik. i. 3. tek. dili hızla gitmek. klipsli kâ ğıt altlığı. 4. i. clue.ırkma. 2. 2. i. şıngırdamak. mü şteri.. i. i. tık. f. boks birbirine sarılmak. dili toplumda yükselmek isteyen kimse. i. tık sesi çıkarmak.men (klır´cimîn) i. f. 5.´s wings clip s. 2.clearance clear-cut clearing cleat cleavage cleave cleave cleaver clef cleft clemency clement clench clergy clergyman cleric clerical clerk clever cleverly cleverness clew cliché click client clientele cliff climate climax climb climb down climber clinch cling cling film clinic clinical clink clink clinker clip clip clip s. mü şteriler. doruk noktas ı. 1. yar ılmak. i.o. ak ıllılık. s. 2. güneşli ve ılık (hava). müz. beceriklilik. 1. doruğa ulaşmak. bot. dergi v. satır. s. meydan. cleave. kırpma. 1. bak. kavramak. k. takoz. i. 1. klişe. şıngırdatmak. 3.. cüruf parças ı. aydınlatma. mandal. bir şeyi -e ataşla/klipsle tutturmak. 2. tırmanıcı sarmaşık. sarp kayalık. orgazm. 1. i. 3. i. f. anahtar. 2. perçinlemek.´ne) bağlı olmak. kama. kesme. balta. 1. i. 2. net.. (--d/clove/cleft. i. tırmanmak. k ırkmak. 2. i. f. s. takas. 3. 2. 2. 1. sa ğlama bağlamak. 2. 2. maşa. kesik. f. çoğ. tırmanacak yer. 2. 1. 2. 2. 1. f. 1. tırmanma. ak ıllıca. 3. tutunmak. (kadının) göğüs arası. inmek. i. becerikli. tokuşturma. ak ıllı. i. bak. güreş. iklim. 1. papaz. f. tık sesi. 3.´nden) kupür şarjör. den. tıklatmak. çıt sesi çıkarmak. f. uçurum. 6. sıkıca yakalamak.ven/cleft) yarmak. 1. 2. kupür. sekreterlik. f. 2. temizleme. 2. --ping) 1. s. yakınında olmak. şefkatli. cler.t. açığa tıraşlama kesmek. 2. kırpmak. 1. çıkmak. tırmanış. çoğ. (tüfekte) kesmek. merhamet. 2. zeki. -e yap ışmak. 1. çatlama. 1. çıtırtı. sekretere ait. havanın güneşli ve ılık olması. 2. 1. boks birbirine sarılma. klişe. onto clipboard clipper clipping i. uçlarını kesmek. i.b. 1. çıt.gy. tıkırdamak. i.

--ting) 1. kapalı. takunya. İng. manastıra kapatmak. saatin makinesi. anat. dili paçayı zor kurtarma. köstek. ayırmak. top top olmak. saat tutmak.. i. yak ın. saat. nalın. 1. kapanmak. bir şeyi (başka bir şeyin) kisvesine büründürmek. (işyeri) kapanmak. yak ın benzerlik. ağzı sıkı. manastır. s. i. toprak/çamur parças ı. kapalı devre. i. klik. f. hemen hemen. b ızır. 2. i. yak ında. kapatmak. indirimli satmak. saatçi. hemen hemen. 2.. tahta ayakkabı. sıkı ağızlı. hizip. s. 1. (i şyerini) kapamak/kapatmak.. 3. dar. sinekkayd ı tıraş. samimi. eli s ıkı. f. 3. revaklı avlu. i. 2. yak ından çekilen fotoğraf. (iş gününün bitiminde) işyerini kapatmak. i. yak ından. üste oturan (giysi). anlaşmaya varmak. kapatmak. t ıkamak. lavabo. s. engel olmak. (işyeri) kapanmak. s. s. puantöre kaydettirerek paydos etmek. kapalı. i. (--ged. 2. gizli homoseksüel. s. sersem. i. 1. saat yelkovan ı yönünde. 2. 1. kapalı devre. klitoris. İng. engel. (i şyerini) kapamak/kapatmak. in a guise of cloakroom clock clock in clock out clockmaker clockwise clockwork clod clog clog cloister close close close by close call close call close combat close contest/game close down close haircut close in on close on close out close resemblance close shave close shave close the deal close to close up close up shop closed closed circuit closed circuit closed season closed shop close-fisted close-fitting close-mouthed closet closet communist closet homosexual close-up clot i. 2. yakın (arkadaş). k ısa saç tıraşı. f. i. (süt) kesilmek. helata şı. 3. 2. beraberliğe yakın oyun/yarış. f. k. 5.clique clitoris cloak cloak s. 7. 2. kapanmak. yalnız sendika üyelerini çalıştıran fabrika. z. dili budala. dar. birbirine yaklaşmak. kapatılmış. vestiyer. aleni olmayan. 2. 1.t. cimri. havasız. 4. göğüs göğüse çarpışma. 1. pıhtılaşmak. tıkanmak. kesek. i. 1. k. i. sıkı ağızlı. --ging) 1. sinekkayd ı tıraş. revak. köstek vurmak. (--ted. sabo. k. k. f. kapamak. avlanman ın yasak olduğu mevsim. i. pelerin. tuvalet. gizli tutulan. 1. k. birbirine yakın. 1. gizli komünist. pıhtılaştırmak. hepsini satmak. puantöre kaydettirerek i şbaşı yapmak. . dili paydos etmek. 1. kemeraltı. kapamak. klozet. i. dili paçayı zor kurtarma. dili gizli. tecrit etmek. 6. 2. -in etraf ını çevirmek. yüklük. dar kurtulma. s. 2. 2. 2. 1. sıkı. engellemek. 2. f. 1. (gard ırop işlevi gören sandık odası gibi) gömme dolap. pıhtı.

z. giydirmek. bak.. tokat. bir araya toplanmak. 2. s. 1. yolcu otobüsü. f. pıhtılaştırmak. mandal. 1. hantallık. -i yetiştirmek. İng. elbiseler. kümelemek. ipucu. 2. hantalca. 2. d. salk ım. 3. s. dili olmayacak duaya ı. dağınıklık. yığın. i. i. k. f. dili ümitsizlik içinde her çareye ba şvurmak. kumaş. i. 2. güve. çal ıştırıcı. cop. buland ırmak. hantal.cloth clothbound clothe clothes clothes basket clothes moth clothes moth clotheshorse clothesline clothes-peg clothespin clothing cloud cloudburst cloud-capped cloudless cloudy clout clove clove clove clover clown clownish clownishness club clubfoot clubfooted cluck clue clump clumsily clumsiness clumsy clung cluster clutch clutch at straws clutch at straws clutch pedal clutter cm CO Co co. 3. i. 3.. bulanık. i. karartmak. 1. oto. (sarımsakta) diş. soytar ı. palyaço. kavrama. f. s. f. i. i. k ıs. dalgal ı (mermer). 1. çomak. 1. i. f. kulüp. karanlık. bulanmak. 1. 2. sağanak. duman veya toz bulutu. i. salkım haline getirmek. company. giysiler. düzensizce yayılmış eşya. f. k ıs. 1. i.y. küme. 2. kenet. dernek. Commanding Officer. soytarılık. sopa. spor antrenör. demet yapmak. debriyaj. İng. k ıs. 1. care of eliyle. cleave. centimeter(s). i. yumru ayak. gölge i. giysiler. iz. kararmak.. 1. f. kümelenmek. debriyaj pedalâmin demek. mak. a ğır adımlarla yürümek. kavramak. bez ciltli. 2. darmadağınık etmek. tokat atmak. bulutlanmak. yığmak. county. 2. bulutsuz. f. soytarılık etmek. i. . sonraki sayfaya/sütuna nakledilen (toplam). f. s. f. bulutlu.. bulutlarla kapl ı (dağ tepesi). i. bez. anahtar. yonca. i. beceriksiz. 4. 2. hevenk. cling. özel öğretmen. güve. karışıklık. k. beceriksizlik. küme. f. kaplamak. sopalamak. yığmak. bulutla kaplamak. ağır ağır atılan adımların sesi. 1. beysbol (topa) h ızla vurmak. tutma. at -i k. dili 1. çamaşır sepeti. örtü. f. sıkıca k. 1. 1. örtmek. -bing) coplamak. kavrama. i. otobüs. k ıs. s ıkıca2. çamaşır ipi. i. mandal. 2. 3. debriyaj pedalı. grup. f. nüfuz. 1. İng. bulut. bulutlu. 1. elbiseler. dumanlı. sakarca. 4. üstünü örtmek. isk. s. 2. 2. c/o coach coagulate i. 1. 2. yolcu vagonu. düzensizce atmak. demet. çamaşır askısı.2. vasıtasıyla. leke. -i çalıştırmak. ispati. 2.. 2. i. s. f. ambreyaj. yumru ayaklı. carried over muh.6. 3. giyim eşyası. oto. sakarlık.dili yumruk indirmek. s. tutam. gıdaklamak. i. i. i. (--bed. gıdaklama. 1. yumruk. töhmet altında. sinek. (--d/clad) 1. 3. bak. 3. pıhtılaşmak. düzensiz bir şekilde doldurmak. karanfil (baharat). i.. i.tutmak. şüphe altında. sakar. 2. i. soytarı gibi. 5. beceriksizce. çoğ. 3. açık olmayan.

kıyısal. 1. 3. örümcek a ğı. erkek ku ş. 2. 1. i. 3. kat. 5.. elbise ask bir askı. kaplamak. 3. züppe. i. s. ği. kukuriku. altlık. f. bot. sahil. i. 4.t. tatlı sözlerle kandırmak. 3. 1. i. ayakkabı tamir etmek. eğri. i. 2. yavru horoz. 1. i. mayısböceği. tabaka (boya v. iri taneli. terbiyesizlik. kobra yılanı. i. den. pilot kabini. i. horoz dövü şlerinin yapıldığı yer. kaba saba. sütlü kakao. i. kor. şapkayı yana yatırmak. i. tabanca horozu. 4. birleşme. 4. argo saçma. den. valf. i. f. dili kendini be ğenmiş. birini tatlı sözlerle kandırarak bir şey elde etmek. kaldırım taşı döşemek. f. ceket. 2. şaşı gözlü. i. birleşim. portmanto. 3. sahil. 1. bardak altl ığı. s. 2. out of s. hamamböce i. kendine fazla güvenen. horoz ibiği. kokpit.. i. s. k ıyı boyunca gitmek. 2. zool. musluk. çarpık. i. horoz dövü şü. birleşmek. tabaka. i. koster. 1.) sürmek. 3. 2. alçak güverte. cob cobalt cobble cobbler cobblestone cobra cobweb cocaine cock cock one´s hat cock-a-doodle-doo cockchafer cockerel cockeyed cockfight cockpit cockroach cockscomb cocksure cocktail cocky coco cocoa cocoa bean cocoa butter i. i. 1. k ıyı boyu. ısı. kabaca. 1. 3. s. i. kam ış. ask ılık. m ısır koçanı. koalisyon. i. kaba (dokunmu ş kumaş). adi. kat. 2. k. horoz ötü şü. pedal koruma. hindistancevizi. kaba. 2. f. ayakkab ı tamircisi. argo penis. kömür oca ğı. i. i. kakao ya ğı. tabaka.b. baya ğı. i. ince z. horoz. s. tüfek horozunu çekmek. 1. argo küfelik. 1. . kokpit. tüfek horozu. deniz k ıyısı. i. 1. 1.o. f. 2. i. kokteyl. kokain. den. s. olmayan. f. kendinden fazla emin. sahil çevirmeden bisiklet sürmek. 3. erkek (kuş). bir olmak. 2. 2. kömür. kaldırım taşı. kabalık. i. gönlünü yapmak. kakao. birleşmek üzere olan. dil dökmek. i. 1. vana. kakao tohumu. i. palto. bir kat boya. 2.coal coal mine coalesce coalescence coalescent coalition coarse coarsely coarsen coarseness coast coast guard coastal coaster coastline coat coat hanger coat of paint coat rack coating coax coax s. 1. birle şme. kobalt. f. görgüsüz. paltoluk kuma ş. parke ta şı. kabala şmak. (hayvan ın derisindeki) tüyler. kakao rengi. (kayakla/bisikletle) yokuş aşağı kaymak/inmek. i. 2. kaba. kaldırım taşı. yekvücut olmak. k ıyı. 2. horozibiği. kabalaştırmak.

1.. cognizant. 2. i. i. 1. şifre ile yazmak. kurukahveci. k. f. 2. çay. eşit. s. karma eğitimin uygulandığı bir okulda okuyan. s. kanun. i. zorlayıcı. 3. karma e ğitim. . ikna edici.. f. kahveye benzer bir şey. kahve demliği. i. ihtimam göstermek. tatlı kaşığı. (alafranga) kahve fincan ı. düşünüp taşınmak.. k ıs. biliş. coeducational. 2. sandık. uyuşmak. kavrama.. kanun halinde toplamak. i. i.coconut coconut palm cocoon cod COD. i. f. hindistancevizi a ğacı. cash on delivery. akran. 1. karma e ğitime ait. büyük hindistancevizi. dili. k.. 2. 1. diş. denk. eş. bak. i. kod. yapışmak.. tabut. fark ına varma. kanunname. tatlı. uyum içinde olmak. kurukahveci dükkân ı. cognizance. s. f. şifre. ahlak kurallar ı. 2. f. birbirini tutmak. İng. i. kahve. dişli çark. i. düşünmek. kanyak. s. zorlama. i. zorlamak. i. kahve çekirde ği. bir sisteme ba ğlamak. i. i. kahve. tutarlı olmak.. kasa. mecbur etmek. ğitim uygulayan. kahve de ğirmeni. hafif ate şte kaynatmak. 1. i. s. ikna kuvveti. k. inandırıcı. i. i. inandırıcılık. koza. i. 1. i. tasarlamak. çark dişi. morina. s. 2. karma e katsayı. konyak. kodlamak. kodein. dili karma bir üniversitede okuyan k ız öğrenci. collect on delivery. kutu. i. sandviç ve hafif yemekler sunan lokanta. i.. kaynaşmak. s. pinpon adam. i. f. ruhb. i. bak. 1. kanun halinde toplama. 2. kanun haline getirmek. bir arada var olu ş. hindistancevizi. cod coddle code code of honor codeine codger codification codify coed coeducation coeducational coefficient coequal coerce coercion coercive coexist coexistence coffee coffee bean coffee cup coffee grounds coffee mill coffee of a kind coffee shop coffee spoon coffee store coffee table coffeepot coffer coffin cog cogency cogent cogitate cognac cognisance cognisant cognition cognizance cognizant cogwheel cohere i. cod-liver oil bal ıkyağı. üstüne titremek. İng. bir arada var olmak. müsavi. bak. dili moruk. kahve telvesi. sehpa. bask ı. f.

s. z. soğukluk. with ile rastla şmak. 3. 1. i. kevgir. olarak. yard ımcı. (sözcük/söz) türetmek. i. i. soğuk. halka şeklinde k madeni para. 2. soğuk savaş. f. (sayfalar ı) sıraya koymak. birlikte çalışmak. lahana salatas ı. cinsel ilişki. kok kömürü. kuaför. s. 5. 1. biyol. 1. ına yapışmak. aynı soydan gelen. yakalamak. karşı teminat. uyum sağlayan. 1. katlanabilir. kolaboratör. işbirliği yapan kimse. i. (formaları) harman etmek. süzgeç. sarılmak.coherence coherent coherently cohesion cohesive cohort coiffeur coiffure coil coin coincide coincidence coincidental coincidentally coition coitus coke coke colander cold cold cream cold cream cold cuts cold fish cold snap cold snap cold sore cold war cold wave cold-blooded coldhearted coleslaw colic colitis collaborate collaboration collaborationist collaborator collage collapse collapsible collar collar stud collarbone collate collateral collateral security i. çatışmak. duygusuz. hempa. çökertmek. (borca kar şı ve bir mülk. 2. i. fiz. destekçi. 1. yan yana olan. 4. 3. i. 2. tahvil. ikincil. kok. yağlı krem. tıb. ac ımasız.´ne dayalı) teminat. i. 2. rastlantı eseri olan. yakas yakalık düğmesi. karşılaştırarak okumak. argo kokain. yüz kremi. i. soğuk. 2. f. i. kangal. kolaboratör. s. çökmek. aniden gelen so ğuk hava. anat. i. elek. uyum içinde olma. .b. 3. birlikte çalışma. soğukkanlı. roda.f. 1. tesadüfi. (insanlardan oluşan) grup. (iskemle/masa) açılır kapanır kapanır. harmanlamak.. 1.. ani soğuk. çak ışmak. birlikte çalışan kimse. kohezyon. tutarlılık.. kalınbağırsakta ve karın boşluğunda duyulan sancı. bobin. ıvrılmış saç. 1. mantıklı. katı yürekli. kalınbağırsak iltihabı. 2. tutarlık. 2. yaka takmak. uyuşma. yıkmak. 4. mantıklılık. f. madeni para sarmak. saç tuvaleti. 1. dili kolalı içecek. tasma. 1. yap ışkan. 2. söğüş et. k. tesadüfen. i. 2. coitus. taraftar. 2. suç orta ğı. merhametsiz. 3. 3. tasma takmak. kad i. f. yandaş. aynı zamana rastlamak. yap ışmış. 1. (proje/plan) i. 2.ı. den. s. kangal şeklinde boru. 2. uçuk. bak.´ne dayalı) (borca 1. 3. uymak. işbirlikçi. 2. kolik. i. i. tali. i. i. fiz. f. i. köprücükkemi ği. saç biçimi. eşevreli. kolaj. 1. kohezif. 3. tutarlı i. tıb. tutarlı. kolay anlaşılır. z. fiz. suya düşmek. gerdanl ık. i. birleşmiş. 2. i. yapışma. senet v. nezle. tahvil. 1. 3. işbirliği yapmak. 1. açılır olmak. soğuk kimse. tesadüf. işbirlikçi. halka. basmak. frigo. senet v. köprücük. yıkılmak. rastlant mat. i. 1. merhametsiz. tamamlayıcı.kar şı gösterilen gösterilen ve bir mülk. 2. soğuk dalgası. koherent. i. bir olmak. 1. bir sonuca bağlanmadan s. işbirliği. f. s. 1. 3. kolaboratör.b.. cilt kremi. s. şans eseri. kolit.ın berberi olan erkek. kangallamak. yapışıklık. s. havanın aniden soğuması. yaka. 2.

i. dev şirmek. 3. üniversite. collect one´s thoughts collected collection collective collective agreement collective bargaining collective farm collective memory collective noun collective noun collective ownership collector college collide collie collier collision colloq colloquial colloquialism colloquially colloquy Colombia Colombian colon colon colonel colonial colonialism colonialist colonise colonist colonization colonize colony color color filter color photograph color photograph color photography color printing color television/TV i. koloni haline gelme. 1. kömür gemisi. s.b. sancak. çarpışma. boya. f. koloni haline getirmek. 1. kolon. i. toplamak. 2. birikmek:telefon konustamps. matb. koloni. topluluk ad ı. meslekta ş. Pul biriktiriyor.colleague collect collect call collect call collect o. ruhb. toplanm ış: the collected works of Shakespeare Shakespeare´in toplu eserleri. 1. 1. 2. 2. yüzü kızarmak. renkli foto ğraf çekme. i. Kolombiya. renk. sömürgecilik. mükâleme.. f. z. koloni haline getirme. sömürgele ştirme. renkli bask ı. f. Kolombiyalı. renklenmek. iki nokta üst üste (:). bak. toplama. (kilisede toplanan) para. . colonize. bayrak. f. toplanmak. 1. renkli televizyon. s. renkli foto ğraf. 1. i. i. sömürgele ştirmek. ortakla şa. toplu. kolonide ya şayan.). f. koleksiyon. fakülte. 2. 1. kolektif çiftlik. i. ödemeli telefon konu şması. 2. foto. yüksekokul. konuşma diline özgü. topluluk ismi. i. ortaklaşa iyelik. karşılıklı konuşma. s. renk de ğiştirmek. i. sömürge. i. colloquialism. 2. Kolombiya´ya özgü. tahsildar. renklendirmek. mimari v. albay. iş arkadaşı. anat. i. i. biriktirmek. dilb. i. ortak. sömürgeleşme. canl ılık. -de koloni/koloniler kurmak. sömürgeci. s. k ıs. ortak bellek. kolonyal (sanat. İng. 4.s. hep bir arada. 3. 3. boyamak. toplu sözle şme. Kolombiyalı. kömür madeni işçisi. i.. 3. 1. konuşma diliyle. koloni kuran. 1. renk. koloni. -de koloni/koloniler kurma. toparlamak. i. i. İng. kolektif. derlemek. sömürgeci. 2. iane. 1. (anayurdundan ayr ı) bir kolonide ya şayana özgü. 3. kendini toparlamak. i. s.. çoğ.. colloquial. akl ı başında. i. koleksiyoncu.. sömürgecilik yanl ısı. 2. al ımcı. They don´t collect trash on ödemeli He collects şması. İskoç çoban köpeği. 1. toplaç. 1. 2. with -e çarpmak. i. renk filtresi. renkli foto ğraf. s. 2. çarpışmak. i. konuşma dilinde kullanılan sözcük/söz. 1. kafas ını toplamak. 2. ortak mülkiyet. Kolombiya. 2. 3. kolektör. 3. (işverenle işçi temsilcileri arasında) toplu görüşme. 3.

tic. beraber gelmek. muharip birlikler. 2. petek. 3. f. mim. 1. saymamak. i. donuk.color-blind color-blindness colored colorfast colorful coloring coloring book colorless colossal colour colt column columnist coma comatose comb comb out combat combat combat troops combat zone combat zone combatant combative combination combination lock combine combine combustible combustion come come about come across come along Come along. boyama kitab ı. s. siyah. orgazm -e rastlamak. (biri) (eskiden sahip oldu ğu) para ve prestijini kaybetmek. taramak. akla gelmek. s ıkıcı.b. 1. koma. 2. sava şma. 1. 2. gazet. devasa. ask. -i keşfetmek. kö şe yazarı. savaş. gelmek. dövüşmek. renkkörü. ateşli bir tartışma. 3. 4. anlams ız. 3. çok büyük. u ğramak. kolay tutu şan. 2. kartel. dediğine gelmek. yansız. u ğramak. i. birleştirmek. İng. 2. 2. 2. 1. 3. kol. -e ulaşmak. 2. -e erişmek. kim. (bir şeyin) fiyatı düşmek. 3. (fiyat) dü şmek. komada. direk. 2. 1. renksiz. i. biçerdöver. Hadi can ım. tay. dili beli gelmek. şifreli kilit. --ting) 1. üstüne yürümek. renkli. düşmek. tarafsız. birleştirme. dövüşken. i. s. muharebe alan ı. s. s. 4. sava şmak. i. solmaz. olmak. (horoz v. Temmuz geldiğinde denize gelmek. 3. yanma. (kilitte) şifre. 1. muharebe. 1. silik. 1. kaba zenci. 1. 2. renksiz. (came. akromatopsi. solgun. f.. yar ı baygın. i. kolon. birleşim. sava şçı. renkli. vuruşma. f. daltonizm. bak. kocaman. boya. kendine gelmek. come around come at come back come between come by come close to come down come down in one´s opinion come down in one´s price come down in price come down in the world come down to earth s. bal pete ği. ilerlemek. renkkörlü ğü. aralarına girmek. i. ayırmak. s. -e rast gelmek. birlik. gerçekçi olmak. ateşli bir tartışmaya katılan kimse. to (bir kişiden/bir zamandan) (başka birine/başka bir zamana) kalmak. tarak. tekdüze. 3. 5. f. kombinezon. (--ted. ile kar şılaşmak. 1. fıkra yazarı. 2. i. mücadele etmek. 3. 3. birle şme. hayal kurmaktan vazgeçmek. 3. bileşim. canl ı. kolay tutuşan madde. i. 2.. muazzam. i. (birini) eskisi kadar çökmek. 1. boşalmak. k. 2. savaş alanı. 5. Come July and we´ll be swimming. saldırmak. 1. taramak. s. ask. renk. yanıcı. muharip. s ıpa. 2. çarpışma. dövüşme. (kendi malının) fiyatını düşürmek. elde etmek. i. monoton. 4. i. (fırsat) çıkmak. 2. . s.´nde) ibik. kavgac ı. f. sütun. 1. 2. 4. meydana girmiş olacağız. 1. geri gelmek. 3. i. 1... Az kald ı tepesi atacaktı. He came close to losing his temper. renkli. -e varmak. yıkılmak. iyile şmek. fıkra. gazet. kö şe yazısı. tutu şma. 2. s. renksiz. color. geri dönmek. soluk. sağlığı gittikçe düzelmek. i. birleşmek. dövüşçü. 1. 2. come) 1.

dört ayak üstüne düşmek. kullanılmaya başlamak. ç ıkmak. -in sahibi olmak. görünmeye ba şlamak. yumruk yumru ğa gelmek. Birinci oldu. ayılmak. görünmek. (haber) yayılmak. görünmek. 1. dili Yalan ı bırak!/Bırak! k. kafas ına dank etmek. çok uzaklardan kedi benim demedi. 1. yürürlüğe girmek. olmak. gözükmek.come down with a cold come forward come from afar come hell or high water come home to come in come in handy come into come into collision with come into force come into play come into possession of come into power come into prominence come into sight come into the picture come into the world come into use come into view come of come off Come off it! come off worst/get the worst of it come on Come on! come one´s way come out come out of one´s shell come out on top come through come through come through with come to come to a dead stop come to a decision come to a head come to a head come to a point come to a point/ make a point of come to a stop come to an agreement come to blows come to blows come to close quarters come to fruition come to grief come to grief nezle olmak. (belirli bir amaçla) ortaya ç ıkmak: Nobody came forward to claim that cat. (av köpe ği) ferma yapmak. He came in first. k. -e özen göstermek. yumruk yumru ğa gelmek. ne olursa olsun. meydana ç ıkmak. bir karara varmak. iktidara geçmek. 2. muzaffer ç ıkmak. kullanılmaya başlamak. 3. k. kat ılmak. dili (f ırsat) eline geçmek. 2. . felakete u ğramak. durmak. başarısızlığa uğramak. meydana gelmek. 2. 1. 2. 1. dönüm noktas ına varmak. 2. varmak. altta kalmak. (leke) çıkmak. dili 1. gerçekle şmek. girmek: Come in! İçeri gir!/Buyrun! 2. karara varmak. fermaya oturmak. dili 1. (yarışma sonunda) (belirli bir sşe yaramak. aç ımlanmak. bütün zorluklara ra ğmen. 1. -e özenmek. girmek. yenilmek. (mirasa) konmak. Kimse ç ıkıp da ogelmek. (zor bir durumdan) sağ olarak k. uyu şmak. Haydi! 2. -den ç ıkmak. dili (beklenileni) yapmak. herkesin dikkatini çekmeye ba şlamak. dünyaya gelmek. (yayın) yayılmak. stop/istop etmek. göğüs göğüse dövüşmek. son noktaya varmak. ortaya ç ıkmak. başkalarını hayal kırıklığına uğratmamak. dili 1. ile çarpışmak. do ğmak. ç ıkmak. 3. belli olmak. sahneye ç ıkmak. 3. düşmek. (bir şeyi) bilhassa yapmak. kendine gelmek. başarılı olmak. belasını bulmak. en çok zarara u ğramak. etkili olmak. ön plana çıkmak. ortaya ç ıkmak. 2. tamamen durmak. 1. k. Yok can ım! k. kendini göstermek. gerekeni/beklenileni yapmak/becermek. başarılı bir sonuç almak. başı darda olmak. iş başına geçmek. 2. 3. gelmek: Has the iırada) olmak: 1. cenkleşmek. kendinden bekleneni yapmak. 2. kopmak. 1. suskunluğu bırakmak. birinci olmak. 2.

´ni) bulmak. ayılmak. çözülmek.´s rescue come to stay come to terms come to terms come to terms with come to the fore come to the point come true come true come under come undone come unglued come untied come up against come up in the world come up to come up with come upon come what may come what may come/draw to a close come/run across (with) (ile) kap ışmak. rahat ettirmek. k. 2. açılmak. i. dili tela şa kapılmak. (belirli bir hizaya) kadar gelmek. 2. alımlı. i. 1. komedyen. teselli etmek. mutabık kalmak. olmak. dövüşmeye başlamak. sadede gelmek. k. Artık burada kalacak. 1. doğru çıkmak. sivrilmek. komedi. 1. durmak. (birinin) para ve prestiji artmak. 2. dili (bir plan. 2. 1. anlaşmak. (belirli bir seviyeyi) tutturmak. kuyrukluyıldız. -e tesadüf etmek. s. açmaza düşmek. öne geçmek. konfor. ne olursa olsun.come to grips come to grips with come to grips with come to hand come to life come to life come to light come to mind come to naught come to nothing come to nothing/naught come to one´s senses come to pass come to rest come to s.b. 2. -e rastlamak. (with) anla şmaya varmak. kadın komedyen. mutabık kalmak. birinin imdad ına yetişmek. i. 1. f. gerçekle şmek. ferahlık. i. come/run up against a blank wall k. ç ıkmak. umumi . bitmek. 1. boşa çıkmak. çözülmek. argo zekice ve yerinde cevap. 1. comedian i. gerçekleşmek. -e çatmak. suya düşmek. hela. comedienne comedown comedy comely come-on comet comfort comfort station i. canlanmak. eski formunu bulma. bulunmak. meydana gelmek. aklı başına gelmek.o. aklını başına toplamak. (kabul edilmesi zor olan bir şeyi) kabul etmek/kabullenmek. hatırlamak. ile kar şılaşmak. başarısız kalmak. cevap v. -in esaslar ını ele almak. aklına gelmek. rahatlık. 2. (-in yetki alan ına) girmek. sona ermek. teselli. -e rastlamak. etekleri tutuşmak. keşfedilmek. ile ciddi bir şekilde ilgilenmek. comeback i. with (sevmediği bir şeyi) güçlükle kabul etmek. çare. 2. komedi yazar ı. varmak. aç ılmak. gelmek. dili ç ıkmaza girmek. ne olursa olsun. (bir yere) devamlı yaşamak amacıyla gelmek: He´s come to stay. 2. hayal kırıklığı. düşüş. i. itidalini kaybetmek. 1.

subay. i ş. i. İng. 2. 2. anmak. güldürücü. sal ık vermek. vazife.. İng. emanet etmek. 2. (askeri hizmette kullanmak üzere) el koymak. İng. komando birliği. commercialize. ac ıma. rahat. s.. yaklaşan. i. gülünç. gelecek. alım satım. 1. f. f. bak. şube müdürü. i. i. aç ımlama. buyruk. komik. İng. söz vererek ba ğlamak. z. ele ştirmen. 1. f. görevlendirmek. emreden. eylem. 1. başkomutan. f. 3. ticaret hukuku. 3. tenkit. i. eşit. ticaret.. anma töreni. başlamak. s. 3. i. 1. hâkim. i. gelen. 4. söz söylemek. 4. kumandanlık: Air f. s. rahatça. . yüzdelik. hükümranl ık. orantılı. on hakk ında fikrini i. f. 2. kauçuk meme. hatıra pulu. atkı. ticaret hukuku. virgül. görev. komisyon üyesi. s.comfortable comfortably comforter comic comic book comic opera comic strip comical comics coming comma command commandeer commander commander in chief commanding commandment commando commemorate commemoration commemorative commemorative stamp commence commencement commend commendable commensurate comment commentary commentator commerce commercial commercial law commercial law commercial traveller commercialise commercialize commingle commiserate commiseration commission commissioned commissioned officer commissioner commit commit an impiety commit an offense s. 2. f. bant-karikatür. komedi ile ilgili. 1. bilg. komik. 2. konforlu. 4. s. i. f. yetki. teslim etmek. i. -in derdini payla şmak. teselli. 2. etkili. i şlemek. işleme. anma. --ting) 1. i. karıştırmak. tefsir. kumandan. (--ted. komando. emzik. yorum. i. i. f. yorgan. komutan. i. 2. 1. yaklaşma. katmak. 2. bant-karikatür. tayin etmek. etmek. i. i. s. yapmak. övmek. 1. emanet etmek. 3. yorum. -i ticaret arac ı yaparak bayağılaştırmak. 3. eleştiri. emir. i. 2. Allaha kar şı saygısızlık suç işlemek. 1. komisyon ücreti. söylemek. f. yorumcu. komedi oyuncusu. f. (gezici) satış temsilcisi. atamak. diploma töreni. ticari. çizgi roman. geliş. 1. 1. başlama. deniz binba şısı. 1. 2. başlangıç. s. 1. kaşkol. hakkında yorumda bulunmak. önümüzdeki. komisyon. 5. i. 3. 1. kurul. operakomik. teselli edici kimse/şey. 2. 2. 2. hatırasını yad etme. i. emir. komut: search command arama komutu. s. 1. övgüye de ğer. askeri bir hizmete mecbur etmek. tavsiye etmek. 3. s. (birinin/bir şeyin) anısına yapılan. egemenlik. komut. TV reklam. 5. tefsir. 6. 2. karışmak. 2. 1. 3. radyo. rahatlatıcı şey. komutanl ık.

eşya. bildirmek. haberleşme. ortak bir zevk. i. sıkı. örf ve âdet hukuku.b. encümen. cins ismi. kısa. eyalet. bayağı. s. s ıradan. katılma. fikrini söylemek. ulus. cins isim. olağan. banliyödeki ev ile şehirdeki işyeri f. 1. . common-law marriage resmi nikâhs ız beraber ya şama. i. 4. kurul. sık. Onlar ın hiçbir ortak yanı yok. 1. sempatiklik. sağduyu. çoğ. kesif. kamu.komite. mezhep. 4. lazımlık iskemlesi.. i. i. s. iletişmek. çoğunlukla. f. mal. commit suicide commit to memory commit to prison commit to writing commitment committee commode commodious commodity common common fraction common ground common knowledge common law common law common man Common Market common noun common noun common property common sense common sense common stock common touch commonly commonplace commonwealth commotion communal commune commune communicable communicate communication communicative communion communiqué communism communist community commute commuter comp compact compact compact 1. ortak. i. s.(mektup. telgraf gibi iletilen) haber. 3. bilinen gerçek. ezberlemek. i. üstenme. ği. örf ve âdete dayanan hukuk. umumun mal ı olan. 1. i. 4. f. klişe. toplumsal. kesin karar. söyle şmek. common mat. Ortak Pazar. adi enemy ortak kesir. görü ş. i. pudralık. özlü. 1. iletili ş.commit o. k ıs. komünikasyon. şamata. sağduyu. geniş. nakletmek. halka ait. sohbet etmek. tutku v. taahhüt. sözlü anlaşma. komün. compiled. amme. ortak mal. sıradan bir şey. 1. f. oto. payla şma. i. i. 3. 2. (ile) haberle şmek. teslim olma. genellikle. sıradan insan. 2. 2. 1. i. topluluk. staple commodities başlıca satış ürünleri. 2. 4. complete. sadakat. ba ğlılık. 2. common grave ortak bir mezar. s. ortak mal sahipliçevirmek. konuşkan. 1. 1. komünist. cins ad ı. s. 2. 3. Hrist. karışıklık. 1. hapsetmek. sözleşmek. 3. 1. 2. adi hisse senetleri. ulaşım. toplum. komisyon. (cezayı) hafifletmek. halk. gürültü patırtı. 2. companion. 2. söz. 1. (ile) iletişim kurmak. sözleşme. not. i.s. i. (hastal ığı) bulaştırmak. pudriyer. cumhuriyet. beylik laf. 2. vaat. basmakalıp söz. ferah. komünyon. (k ısa ve resmi) bildiri. 4. common kesir. to söz vermek: You´ve committed yourself to doing this. iletmek. s. bulaşıcı. sokaktaki adam. 2. beraber yapılan: common defense ortak savunma. 1. komünizm. i. baya ğı dü şman. (with) iletilme. küçük araba. 1. iletişim. iletim. aklıselim. z. dilb. yazmak. compare. teslim etme. haberleşme. heyet. 3. 1.: There´s no common ground between them. müşterek. yoğun. Bunu yapmaya söz intihar etmek. 2. iletme. toplumla ilgili. i. 1. 2. 2. arasında her günile şehirdeki işyeri arasında her gün gidip gelen kimse. (bir konuda) ne dü şündüğünü söylemek. i. i. mü şterek tasarruf. cemiyet. sirayet ettirmek. Hrist. 2. 3. s. klozet. banliyödeki evi gidip gelmek. s.

compensate compensate for one thing by/with bir şeyi başka bir şeyle telafi etmek: She compensates for her occasional another rudenesses birine ödemek. 2. eşlik. 3. misafirler. 1. eş. f. kendinden ho şnut olma. tamamlamak. şefkatli. kendinden ho şnut. --ling) zorlamak. 1.1. yetenekli. 5. s ınır. 1. pergel. i. -e benzemek. s. i. 2. with tic. karşılaştırmalı dilbilim. şirket. 3. rekabete dayanan. 2. olumlu compensation taraf. telafi etmek. yarışma. 2. şikâyet etmek. (with) (ile) kar şılaştırmak. görüş alışverişinde bulunmak. i. 1. refakat. pusula iğnesi. takdimci. i şin üstesinden gelebilen. i. tümleç. f. arkadaşlar. başkalarına acıyan. 1. benzer. yumuşak başlılık. 3. sevecenlik. bedelini ödemek. s. refakatçi. 2. 1. vatanda ş. yakınma. 2. mukayeseli. eşlik. i. 1. geçimli. bölmelere ayırmak. i. d. kumpanya. uyum. 3. yurttaş. elkitabı. rakip. s. cana yak ın. -in bedelini by frequently making us laugh. 2. 2. 1. rekabet. i. bölme. yeterlik. şefkat. i. kumpanya. topluluk. i. çevre. misafir. ba şkalarıyla rekabet edebilir. kompakt disk çalar. 2. yumuşak başlı. 1. dilb. görüş alışverişinde bulunmak. s. saha. orantılı. for için yarışmak. tamamlayıcı. 4. f. ehliyet. (with) (ile) uyumlu. yar ışmacı. i. ehil. i. yumuşaklık. faydalı taraf. s. to -e benzetmek. derlemek. telafi. i. tazminat. sunucu. yoldaş. mecbur etmek. 6. . kifayet. merhamet. yetenek. 2. i. 2. i. f. sevecen. yumuşak. beraberindekiler. yalpak. i. i. ortaklık. dilb. kabiliyet. uyma. f.y. 3. fayda. 1. kompart ıman. i. şikâyetçi. s. tazmin etmek.compact disk compact disk player companion companionable companionship company comparable comparative comparative anatomy comparative degree comparative linguistics comparative linguistics compare compare notes compare notes comparison compartment compartmentalize compass compass needle compassion compassionate compatibility compatible compatriot compel kompakt disk. (ile) ba ğdaşan. yeterli. arkada ş. 1. for i. pusula. i. karşılaştırmalı dilbilim. pusula ibresi. tic. acıma. mukayese. with ile yar ışmak. alan. 2. 1. (--led. bölüm. rehber. 3. sokulgan. üstünlük derecesi. şikâyet. merhametli. s. 2. i. 4. f. 2. hastalık. ask. 1. yakınmak. karşılaştırmalı anatomi. karşılaştırılabilir. 1. tazminat paras ı. fikir alışverişinde bulunmak.o. f. nispi. ba ğdaşma. karşılaştırmalı. 5. arkadaşlık. 1. s. compere compete competence competent competition competitive competitor compile complacency complacent complain complainant complaint complaisance complaisant complement complement f. (sıfat veya zarfların) üstünlük derecesini gösteren. yetkili. Bizi s ık sık güldürerek arasıra compensate s. arkada şlık. 1. dilb. karşılaştırma. yetki. 2. ile rekabet etmek. uyumluluk. davacı. 2. 2. tic. 4. 3. s.

1. sona erme. karma şık. 2. s. selamlar. kavramak. yumu şak başlı. karmaşık. with -e uymak. zorluk. suç ortaklığı. 2. 1. riayet. şiir yazmak. bile şik. 1. itidal. çetrefil. -e riayet etmek. iltifat etmek. kompres. sakinlik.s. zorlaştırmak. (müzik/şiir) yazmak. i. 1. i. 2. sayg ılar. kompozitör. soğukkanlılık. uysallık. itaatkâr. ekon. bestekâr. 2. bitme. kavrayış. karma ştırmak. tam. hareket etmek: She always comports herself with dignity. anlayış. ho şaf. tenin rengi. It came as book case for five ile beraber: You tamam the books complete with a a complete surprise. karmaşıklık. tebrikler. terkip. s. karma. karma şık hale getirme. i. paras ız. 1. Kitaplar ı. çürümü ş yaprakla karışık gübre. f. cilt. tamamlayan. çetrefilleştirmek. s. uyma. güçleştirmek. with -e uymak. kapsamak.beste yapma. şiir yazma. ücretsiz. tümleyici. uysal. tamamlanma. karmaşa. s. anlaşmazlıkları) olmak. kompleks. i.s. 2. eleman. kompliman yapmak. çözülmesi güç. besteci. i. mürettip. kompleks. -e uygun olmak: The results comport with our expectations. 2. karma şık. kompozisyon. ten. i. compose compose o. 1. 1. boyun e ğme. i. kapsam. öğe. s. 1. i. bileşik faiz. tamamlayıcı. komposto. komplikasyon. bile kompleks. i. çapraşık. 1. 3. bileşik. itaat. 1. f. karmaşa. anla şılabilir. i. composer composite composition compositor compost composure compote compound compound compound interest compound sentence compound word comprehend comprehensible comprehension comprehensive compress compress s. bütünüyle. sıkıştırmak. bileşim. mat. övgü dolu. yerine getirme. çetrefil. i. 2. (yazılı ödev olarak) kompozisyon. anlamak. 2. kat ıksız: I´m in complete sympathy with what you´re saying. parça. 2. beste yapmak. i. birle şik cümle. kavranabilir. 3. ılımlılık. uyma. pürüz. s. bileşimde bulunan. iltifat. 4. 1. 2. tebrikler. f. i. tamamen. bitirme. f. 5. Senin dediklerinecan buyıyla katılıyorum. i. cüz. kendine gelmek. 2. hediye olarak verilen. 1. (on) tebrik etmek. kapsamlı. komposto. içinde binalar bulunan etraf ı duvarla çevrili yer. bütün eserler: the complete works of Hüseyin milyar Hüseyin Rahmi´nin bütün eserleri.complementary complete complete with complete works completely completion complex complex complex sentence complexion complexity compliance compliant complicate complicate complicated complication complicity compliment compliment complimentary compliments compliments of the season comply component comport comport o. bir kitaplıkla beraber beş Rahmi liraya alabilirsiniz. girişik cümle. şıklık. s. z. övücü. tamamlama. (bir işe giriştikten sonra ortaya çıkan) engel. geniş. O her zaman a ğırbaşlı bir şekilde davranır. kendine hâkim gidermek. dilb. 2. i. karma şık. görünüm.dizgici. i. bile şim. karışık.şik/karışık şey. etraflı. beste. karışıklık. s. 1. Sonuçlar bekledi ğimiz gibi oldu. (aralarındaki f. 3. kompleks. . f. san. iltifat eden. oluşum. güz. s. karma i. tıb. s. görünü ş. davranmak. 4. s. 1. i. 6. unsur. 4. 2. karmaşa. kompliman. 1. güçlük. dilb. ruhb. kutlamak. 2. i. 3. içine almak. f. birle şik sözcük. i. billion liras. dilb. 3. anlaşılması güç. İng. kim.

düşünceli. i. i. 1. s. i. 2. kavram. i. sistem operatörü. zorgulu. 1. toplama. yoldaş. zorgu. bir araya getirme. f. . deriştirmek. kavram. f. 2. bilgisayar donan ımı. 1. I understand the reason for your concern. anlaşmaya varmak. 2. tasavvur etmek. 3. 2. 4. ortak merkezli. conceived a dislike for him. kibir. 2. toplanma. i. konsantrasyon. yoğunlaştırmak. içbükey. gizlemek. f. konsantrasyon. f. ba şlangıç. gebe kalmak. görüş. alakalı. kompresör. kavramak. 4. f. i. 1. -den olu şmak. hayal edilebilir. 1.deri şik. 1. f. saklamak. f. içbükey yüzey. ile uyuşmak. örtmek. toplaşım. 1. bilgisayar mühendisliği. idrak etmek. ile ilgilenmek. (birini) ilgilendiren şey: It´s one of our major concerns. karşılıklı ödün şmak. toplamak. 2. kompüter. 1. merkezleri bir. 2. bilgisayar çipi. vicdan rahats ızlığı/azabı. basınç. Ona karşı içimde bir nefret uyand ı. akla gelebilir. hesaplamak. tasarlamak. düşünceyi/dikkati/gücü bir i. konsantre. i. (--ned. s. anlamak. oluşturmak. 3. s. 1. f. hesap etmek.s. s. dü şünmek. 3. konkav. i.––d 4. itiraf etmek. fikir. uzlaştırmak. mecburi. bilgisayar yazılımı. --ning) aldatmak. sıkıştırma. yoğun. obruk. f. bilgisayarla donatmak.compressed air compression compressor comprise compromise compromise on compromise with compulsion compulsive compulsory compunction compute computer computer chip computer engineer computer engineering computer hardware computer operator computer program computer programmer computer programming computer software computerise computerize comrade con con concave concave conceal concede conceit conceited conceivable conceive conceive of concentrate concentrated concentration concentration camp concentric concept conception concern concern o. s. 2. 2. görü ş. İng. 2.a dislike I haveakl ına gelmek. f. aleyhte. bilgisayar operatörü. koyulaştırmak. s. vermek. bilgisayara geçirmek. 2. hakk ında. z. 3.. uyuşma. zorunlu. bilgisayar programlamas ı. computerize. kabul etmek. gebe kalma. gizli tutmak. uzlaşmak. arkadaş. i. 1. içermek. 1. endişeli. ilgili. bilgisayar mühendisi. 3. (bir konuda) uzla vererek ile uzlaşmak. kendini be ğenmiş. i. bilgisayar program ı. edat ile ilgili olarak. bir araya getirmek. kibirli. bilgisayar programc ısı. teslim etmek. zorlama. ilgi: s. (taraflar ın karşılıklı ödün vererek yaptığı) anlaşma. i. i. bilgisayar.. yığma. ruhb. kendini be ğenme. düşünce. Bizi en çok ilgilendiren olmak. kapsamak. 1. dayan ılmaz bir istek. toplanmak. -e dair. fikir. dikkati bir noktada toplama. bak. with concerned concerning sıkıştırılmış hava. gurur. mefhum. zorlayıcı. y ığmak. toplama kamp ı. kompresyon. ile meşgul şeylerden biri. ruhb. tazyik. 2. yoğunlaşmak. dü şünülebilir. derişim. b ırakmak. düşünmek. uzlaşma. s. karşı. içtepi. 1. kand ırmak. 2.

beton kar ıştırıcı. netice. z. birlikte yap ılmış. sonuca varmak. f. malaksör. gönlünü almak. 1. kalabal ık. i. tenezzül etmek. yapmak. 2. mahkûm etme. toplanma. görmezlikten gelmek. veciz. 2. imtiyaz. özlü. nihayet. k ınamak. 2.yoğunlaştırma. f. i. gönlünü alma. beton. 2. 2. 3. az ve öz. suçlu çıkarmak. uzlaştırmak. uyuşmak. k ınama. f. 1. aynı zamana rastlama. 1. uyum. kamulaştırmak. 4. i. şiddetli sarsıntı. (--red. i. z. şart. büyük deniz kabu ğu. (hikâye/yalan) karıştırma. i. şarta bağlı. uyuşma. özet. f. tertip etmek. betonkarar. koşul: It´s one of the conditions of the agreement. i. yemeğe çeşni veren şey. 1. s. f. i.uydurmak. s. 1. aynı olan. z. ayn ı fikirde olmak. 1. fiz. çatışmak. konçerto. (buharı/gazı) sıvılaştırmak. 2. mahkûm etmek. prezervatif. yoğuşturucu. (buhar/gaz) sıvılaşmak. 5. 3. birbirine kar ıştırarak hazırlamak. ayn ı olma. (bir işin) sonunu getirmek. f. koyulaştırmak. 3. göz yummak. 1. 3. 3. ayıplamak. başsağlığı. kim. itiraf. 3. i. kayıtlı. meydan. i. lütfetmek. s. düzmek. i. aynı zamanda. nihai. teslim. yo ğunlaç. yasaklamak. istimlak idama mahkûm resmen i. şartlı. yo 4. 2. şarta bağlı satış. izdiham. sözde alçakgönüllülük göstermek. birlik. kondansasyon. betonyer. 1. 5. kamula ştırma. 1. tenezzül eden. beyin sars ıntısı. bumahkûmiyet. karar. bir araya gelme. birlik. sonuç. ğunlaştırmak. yat ıştırmak. What are living conditions like there? Oradaki hayat dilb. ayıplama. 2. koyulaşmak. 1. -e vesile olmak. s. in kullanılmasını etmek. son. kabahatli bulma. somut. beton. 2. karışım. kaput. karar s. 2. f. ödün. 2.. uzlaştırma. 4. i. (havaalanında/garda) büyük yolcu salonu. 1. 2. s ıvılaştırma. taviz. s. i. i. 1. taziye. 2. konser. sonuç ç ıkarmak. with ba şsağlığı dilemek. izin. uyuşan. i. k ısa. ğu. 1. i. yoğunlaşma. 2. yat ıştırma. 2. k ısaca. 1.. sona erdirmek. sona ermek. fiz.concert concerted concerto concession conch conciliate conciliation conciliatory concise concisely conclude concluding conclusion conclusive concoct concoction concord concourse concrete concrete mixer concur concurrence concurrent concurrently concussion condemn condemn to death condemnation condensation condense condensed milk condenser condescend condescending condescension condiment condition conditional conditional mood conditional sale conditionally condole condolence condom condone conduce conducive i. ayn ı zamana rastlayan. . 1. son. antlaşma. huk. huk. kabul. i.. s. f. 2. 1. 3. kim. 1. dilb. gönül alıcı. son. ahenk. şart kipi. 3. s. f. 1. 2. buğulaşma. 1. 2. bar ış. 1. i. bir karara varmak. dinleti. to/toward -e neden olmak. istimlak. taziyede bulunmak. kim. bitmek. Anlaşmanın şartlarından biri. 1. bitiş. 5. birlikte planlanmış. koşullu. 2. 2. şartlı olarak. s. 2. sıvılaşma. anlaşma.kısaltma. suçlu çıkarma. (yazıyı/sözü) şekerli konsantre süt. 1. ahenk. i. 4. yoğunlaşmak. kesin. bitirmek. yatıştırıcı. i. şart kipi. f. aynı zamana rastlamak. kati. (fikir) s. kondansatör. 2. az ve öz. fiz. --ring) 1. uyum. tenezzül.

iletici. 2. 4.conduct conduct conduct o. 1. geom. i. sınırlandırma. idare etmek: You´ve conducted this siege well. fiz. sır olarak. birlik. idare. (yasaklanm ış şeyi) toplama. 3. Bu kuşatmayı çok iyi yürüttünüz. kondüktör. geom. (silahlı) çatışma. (mala) el koymak. 1. s. hapis. konfederasyon.y. f. hareket. Partide iyi davrand ı. i. birleşik. sınırlamak. 1. birleşik. şef. i.bekâr. (eve/yata ğa) bağlı kalma. günah ç ıkartan papaz. 3. etmek. biletçi. 1. mala el koyma. haciz. 2. d. --ring) 1. Meseleyi onunla görü ştüm. 2. 3. f. I have confidence in him. geçirme.s. i. confidence confidence game confidence in confidence man confident confidential confidentially confidently configuration confine confinement confirm confirmation confirmed bachelor confiscate confiscation conflagration conflict conflict i. toplantı. (orkestra/koro için) şef. papazın verdiği ilmihal derslerine devam etme ve kiliseye üye f.1. teyit. itimat. uyuşmazlık. önder. birine s ırrını söylemek. düzenleniş. s. 1. 3. kamulaştırma. confectionery. geçirici. günah ç ıkartmak. 3. 2. itiraf.o. with ile uyu şmamak. itiraf etmek. sağlamakonfirmasyon. günah ç ıkartma hücresi. 1. 1. i. yönetmek.. fiz. madde. yönetim. i. koni. şekerleme imalathanesi. Bu aramızda kalsın. 1. i. konfigürasyon. ruhb. i. harp.ğrulama. kamula ştırmak. düzen. konfederasyon. iletme. 2. fiz. doğum etmek. güven. dolandırıcı. -i müsadere etmek. şeker. büyük yang ın. şekerci.. i. 2. i. bak. i. i. savaş. (dondurma için) külah. geçirgen. doğrulamak. i. f. teyit etmek. iletken mak. müzmin 3. (--red. i. anlaşmazlık. davran ış. do kesinle ştirmek. i. geçirgenlik. birleştirmek. istimlak etmek. i. tasdik sonrası yatakta kalma süresi. sağlama bağlama. 2. to -e hasretmek. müsadere. 2. 1. bilg. şekerleme. 4. bağlaşmak. iletken. bağlaşık. nakletme. bağlamak. görü şme. yürütmek. (rezervasyonu) konfirme f. iletkenlik. 2. i. tasdik. -e haciz koymak. gizli kalmas ı gereken. lider. i. konfedere. bot. biçim. (yasaklanm ış şeyi) toplamak. ihtilaf. to (s ırrını) -e söylemek. 3. görünüm. üçkâğıtçılık. 1. kongre. to (bir hastal ık) (birini eve/yatağa) bağlamak. birleşmek. tavır. z. (birini) kutsayarak kiliseye i. pudraşeker. pudraşekeri. 2. s. (with) (ile) görü şmek. güvenle. sırdaş. emin. konfedere. 3. 4. şekerleme. iletken. dolandırıcılık. suç ortağı. Ona güvenirim. i. 2. ittifak. ile çelişmek. i...sınırlandırmak. dert ortağı. müzakere etmek. kesinleştirme. 3. 1. istimlak. sınırlama. üçkâğıtçı. -e kapatmak. pudra şekeri. s. kozak. i. kozalak. 1. f. s./Ona itimad ım var. k ılavuz. hapsedilme. 1. koni biçiminde makara. 2. to -e hapsetmek. f. z. müzakere yapmak: I conferred with konferans. inanan. . 2. 1. 1. him on the matter. 2. çatışma. gizli: This is confidential. f. 2. -i haczetmek. ile çatışmak. 4.. 3. birle şik devletler. f. conduction conductive conductivity conductor cone confection confectionary confectioner confectioner´s sugar confectioners´ sugar confectionery confederacy confederate confederate confederated confederation confer conference confess confession confessional confessor confidant confide confide in s. bağlaşık. günah ç ıkartma. i. 2. You can´t conduct such experiments (belirli bir şekilde) davranmak: He conducted himself well at the party.

s. kutlama. 2. mat.D. konjonktiv iltihabı. münasip. dili kör olas ı. san ı. şaşkınlık. tic. yaradılıştan. şaşırtmak. düzensizlik. ho ş. (sanığı. bot. konformizm. s. i. s. uymac ı. 3. Kongo´ya özgü. kutlamak. f. tıb... pol. dilb. farzetmek.B.. dondurmak. toplant ı. f. seçilemez. i. (erkek). tahmin etmek. (to) (-e) uymak. dilb. varsayımsal. 1. 2. 2. farazi. meydan okuma. sevimlilik. (çoğ. . düzensiz. uyma. 1. s.men (kang´grısmîn) i. mat.wom. 1. tıkanık. kendisini suçlayanla) yüzle ştirme. i. kan toplamış. çekmek. bak. cemaat. 1.go. uygunluk. 3. i. s. 2. küme. i. f. donmak. toplamak.B. f. s. yığın. kavuşum. 2. şaşırtmak. kafas ını karıştırmak. 2. toplanmak. 1. 1. jeol. 3. A. çelişkili. i. bir araya gelmek. 2. 2. Kongo. şeyle/biriyle) karıştırmak. 2. p ıhtılaştırmak. birikinti. Kongolu. 1. 1.D. sevimli. ba ğlayıcı. kongre. s. i.gress. tıklım tıklım.. s. gökb. konformist. Temsilciler Meclisi üyesicon. Meclisi üyesi (kad ın). 1. büyü yoluyla (ruh) . 2. 3. sanmak. dilb. (-e) riayet etmek. 3. birikmek. i. tıb. evlilik ile f. pol. Bana gelip meseleyi anlatt ı. 1. konglomera. s.. i. kafa kar ışıklığı. tahmin.lese) Kongolu. önünü kesmek. f.. kafas ı karışmış. kahrolası. varsayım. i. toplama. ayırt edilemez. uygunluk. Temsilciler çoğ. 2. i. kozalaklı ağaç. farz. kanuni ihtilaf. zannetmek. doğuştan. 1. şaşkına çevirmek. congruent. con. 3. 3. s.. i. karman çorman. k. i. birlik. kan toplanması. -in i. kar ıkocalığa ait. 2. with (bir şeyi/birini) (başka f.gress. Con. with -e gidip söylemek/anlatmak: He confronted me with the problem. i. fiil çekimi. tıkanıklık. Hokkabazlık yaparak kutudan güvercin çıkardı. 2.. i..en (kang´grıswîmîn) i. 1. izdiham. tıb. 1. sempatiklik. konjonktivit.. s. A. zan. yığışım. konik. i. hokkabazlık yaparak -i yapmak: She conjured a dove out of the box. uygun. Allah kahretsin! s. şirketler grubu. ba ğlaç. tahmini. 2.. kongreye ait. f.conflict of interest conflict of laws conflicting conform conformism conformist conformity confound Confound it! confounded confront confrontation confuse confused confusion congeal congenial congeniality congenital congested congestion conglomerate conglomeration Congo Congolese congratulate congratulation Congratulations! congregate congregation congress congressional congressman congresswoman congruent congruous conic conifer conjectural conjecture conjugal conjugate conjugation conjunction conjunctive conjunctivitis conjure çıkar çatışması.. tebrik etmek. bir araya getirmek. küme. birleşme. yerinde. 2. kalabalık. 1. i. i. pıhtılaşmak. kalabalık. ilgili. sempatik. 1. şaşkına dönmüş. 1. çoğ. benzer. f. f. huk. karışıklık. kan hücumu. dilb. s. karışık. tebrik. kar şılıklı karşısına çıkmak. Tebrikler!/Tebrik ederim. uymac ılık. s. bir şeyi/birini başka şey/biri sanma.meydan okuma. 2.

dikkate almak. k. savaşa karşı olduğu için askerlik yapmayı reddeden kimse. f. göz önünde tutmak. 3. s. (birine) dini bir törenle (belirli bir unvan) vermek. ilgi. 2. 3. 2. faktör. i. birleştirilmiş. 5. büyük. 1. 3. 2. kutsama. -e bağlı. (with) (belirli bir seferle) bağlantılı olmak. addetmek. 1. hayli. 1. birleştirme. i. üzerinde düşünme. koruma. 2. i. bilinçli olarak. 2. 2. demeye gelmek. 1. s. saygılı. (iki şey arasındaki) bağlantı. halka. i. 2. vicdanl ılık. art arda. şuur. farkında olan. 2. How can sonuç. şuuru yerinde. 1. i. 4. ardışık. 2. muhafaza etmek. dolayısıyla. -i uyandırmak. 2. i. 1. f. i. 2. rıza: They´ve finally given their consent. s. f. 1. 1. 1. bağlantı. s. 2. fetih. 1. to -e adamak. bağlanmak. i. i.. We connived i. yananlam. düşünce. Nihayet rıza gösterdiler. ifade etmek. i. sayg ınlık. 2. göz önünde tutulursa. 2. 2. bu/o nedenle. i. semere. 3. oybirliği. 1. vicdanlı. ılımlı. icat etmek. nezaket. (with) (iki şey ğlı. 2. 2. dili her şey göz önünde tutulursa. z. işine bağlı. 4. binaenaleyh. i. 1. i. fethetmek. bir sözcü ğün çağrıştırdığı şey. fazla. 1. zaptetmek. itina ile. s. takdis etmek. biyel. kutsama s. connection. 2. askere alınmış (kimse). bu/o yüzden. hiç a şırıya kaçmayan. 1. bağlantılı i. tanıdık. sihirbaz. hesaba katmak. birleşmek. 2. sefer. f. 1. f. 2. himaye. 1. limonluk. bağlı olmak. töreni. fikir birliği. 1. yenmek. arka arkaya. uzman. önem. 1. korumak. 2. i. i. r ızasını nasıl alabiliriz? She can´t do it i. 2. 3. netice. bilinçli.conjure up conjurer connect connected connecting link connecting rod connection connexion connivance connive connoisseur connotation connote conquer conqueror conquest conscience conscientious conscientious objector conscientiously conscious consciously consciousness conscript conscript conscription consecrate consecration consecutive consecutively consensus consent consequence consequently conservation conservationist conservatism conservative conservatory conserve conserve consider considerable considerably considerate consideration considering 1.. with 3. f. etken. 2. zapt. arka arkaya gelen. bağ. tutuculuk. ard ıl. of -in fark ında olma. 1. hürmetkâr. anlam ına gelmek. Komployu birlikte haz ırladık. hokkabaz. tutucu. düşünmek. askere alma. 2. h ısım. 1. doğal kaynakları koruma yanlısı. karşılık. mecburi askerlik. biyel/piston kolu. -i bilme.bağ. suç ortakl ığı. s. mat. sera. -i an ımsatmak. vazifeşinas. saymak. hat ırı sayılır. eksper. we gain her consent? Onun önem. itinalı. sayg ı. hayal etmek. edat. 2. f. z. 2. 1. bak. at -i görmezlikten gelmek. 5. bilinç.together in the plot. z. i. vicdanen. oldukça çok. muhafazakârl ık. . hokkabaz büyücü. do ğal kaynakları koruma. akla getirmek. z. -i akla getirmek. ile ilgili. epeyce. 1. z. vicdan ına dayanarak. i. ard ışık olarak. 1. kutsamak. vicdan. erbap. İng. göstermek. 1. ücret. akraba. bağlamak.. f. düşünceli. askere almak. 1. -e ait. oldukça. z. bilinci yerinde.. i. birleştirmek. zafer. nazik. özenli. 3. i. 3. bağlama. 1. önemli. 2. s. tutucu kimse. 6. itibar. with ile dolap/entrika çevirmek. muhafazakâr. bile bile. bedel. ba arasında) bağ kurmak. ilişki. i. oto. arkadaş. 3. reçel.gibi -i yapıvermek. özenle. konservatuvar. fatih. göz yumma. -e göz yummak. üzerinde dü şünmek.

değişmez. 3. 1. 5. s ınırlama. bak. göze çarpan. teslim etmek. 1. tutarlı bir şekilde. 3.. 2. birleştirmek. f. sıkıştırmak. 2. . i. malın gönderildiği kimse. inşa. 1. mütemadiyen. pekiştirmek. s. s. f. -den ibaret olmak. -e uygun. seçim bölgesi. teşkil etmek. 2. mal gönderme. bileşim. s. 2. gõkb. atamak. avutmak. -e ba ğlı olmak. komplo. i. ünsüz. i. sıkmak. i. to/withkonsolide etmek. i. komplocu. emanet etmek. 2. bir seçim bölgesindeki seçmenler. mecbur etmek. with ile arkada i. sevk ıyat. z. 2. koyuluk. takviye etmek. 1. daraltmak. 2. 1. yapı. İng. kıvam. konsüle ait. teselli. i. engellemek. avundurmak. -den olu şmak. yoğunluk. yapmak. sürekli olarak. olumlu. polis. inşaat. şlık etmek. tahdit. s. f. kabızlık. çizim. f. korku. 2. mana vermek. f. mal gönderen kimse. dehşet. komplo kurmak. s. sabit şey. s. i. hayret. ğişmez daima. f. 1. i. yap ıcı. 2. 1. 1. uyumlu. konson. s. i. bina etmek. consignor. teselli mükâfatı. i. i. i. desürekli. 2. müspet. anayasal. konsolosa ait. yap ı. 1. yorum. şaşkınlık. sabit.. tak ımyıldız. İng. bütünü olu şturan. mat. inşa. yapısal. kurmak. olu şturmak. geom. sağlamlaşmak. bünyesel. i. sabit sayı. i. 1. in -e dayanmak. tutarlı. peklik. 2. devamlı. 3. 1. i. polis memuru. sağlamlaştırmak. boğaz. göndermek. 1. nizamname. f. tayin etmek. dar geçit. s. avunç. tesis etmek. kendini tutma.. sürekli. i. 2. 1. i. tic. 1. unsur. 2. i. 1. in şa etmek. büzme. tüzük. f. tutarlık. dikkati çeken. vefa. (cümleyi) tahlil etmek. birleşmek. zorlamak. (eski Roma´da) konsül. 2. i. 2. of -den meydana gelmek. konsorsiyum. kurmak. anlamak. 2. sadık. sağlık için yapılan yürüyüş. 1. f. konsolos. dilb. 3. f. i. çizmek. 4. teselli etmek. menetmek. 1. tertip etmek. fahri konsolos. 1. 2. devamlı olarak. 1. tutarlılık. 1. bünye. 2. geom. 1. yapı. 2. terkip. büzmek. 2. tertip.consign consignee consigner consignment consignor consist consistency consistent consistently consolation consolation prize console consolidate consonant consort consortium conspicuous conspiracy conspirator conspire constable constabulary constancy constant constantly constellation consternation constipation constituency constituent constitute constitution constitutional constrain constrained constraint constrict constriction construct construction construction site constructive construe consul consul general consular consular agent f. polis teşkilatı. s. yapım. başkonsolos. de ğişmezlik. s ıkma. öğe. yap ısal. sebat. tefsir. 2. i. 2. z.. 3. seçmen. sessiz. inşaat. i. nicelik. yorumlamak. konsonant. 2. zoraki. i. ile uyumlu. anayasa. tefsir etmek. 3. pekişmek. 1. meydana getirmek. 1. vermek. i. 4. 2. 1. insicam. gönderilen mal. ahenkli. sabite. inşaat alanı/sahası.

s. iddia. dayanıksız tüketim malları. yarışmacı. istişari. tez. ile) kirletme/kirletilme/kirlenme. s. (bir şeye) itiraz edip yanlış olduğunu ispatlamaya çalışmak. (kutu. lens. yo ğaltmak. tüketim. 2. bağlantı: Have you kontakt hiç temas kontakt lens. rezil. rahat. temas. i. 1. 2. with ile uğraşmak. Bu v. i. kontrol alt ına almak. 2. 2. 3. irtibat. f. 1. .ı olmamalı. f.. s. çoğ.. zehir v. contents. çağdaş. ilişki. dört dörtlük. 1. istihlak. muhteviyat.. niyetinde olmak. yakıp yok etmek. danışma kurulu. tatmin etmek. mahkemeye itaatsizlik. konteyner. f. 3. 1. i. çağdaş.b. bulaşkan.b. mücadele etmek.. dikkatle seyretme/izleme. 1. konsoloshane. tam. 1. ile çağdaş. müşavir. s. i. sâri. mükemmel. 2. bağlam. etmek. 1. hakir gören. 1. çabuk yayılan. i. hor gören. hesaba katmak. i. içine almak. düşünüp taşınmak. 1. çağdaş. mükemmel. yo ğaltma. dört dörtlük. ile) kirletmek. başvurmak. çekişme. 2. i. danışman. i. i. kavga. tutmak. dikkatle seyretmek/izlemek. sav. tüketmek. bula ştırma. (mikrop. coal has a high sulfur content. yo ğaltıcı. düşünceye dalmış. Havayla lens. alçak. 3. f. huk. istihlak etmek. (mikrop. 1. i. hoşnutluk. kapsamak. f. Bu kömürün kükürt miktar ı yüksek. f. 1. tasarlama. bula ştırmak. yaşıt. memnun. memnuniyet. yarışma. i. continent. 1. izleri/havası olmak: This story has political overtones. i. hoşnut etmek. 2.. . continue. yar ışma. 2. f. i. 1. 1. tüketici. tıb. ileri sürmek. 2. 3. s. 3. memnun s. hoşnut. göz önünde tutmak. 2. for için yar ışmak. dalgın. müracaat etmek. düşünme. lens. mücadele. düşünmek. 2. düşünüp taşınma. s. içerik. içerik. danışmak. konsültasyon. muasır. şişe hikâyede siyasi bir hava var. de ğme. 2. ikmal etmek. sormak. istişare. bulaşıcı. tefekkür. temas. müzakere. konsolosluk. miktar: This i. dokunma: It mustn´t have any contact with the air. şünmeyi seven. i. içermek. tüketim maddeleri. aynı zamanda olan. küçük görme. rahatlık. tasarlamak. mutlu. f.b. dayanıklı tüketim malları. akran. uzun uzun dü s. memnuniyet. 2. f. iddia etmek. aşağılık. kontekst. 2. i. -de . i. s. münakaşa.consulate consult consultant consultation consultative consultative committee consume consumed with jealousy consumer consumer durables consumer goods consumer nondurables consummate consummate consummate consumption cont contact contact lens contact lens contagious contain contain/have overtones container contaminate contamination contemplate contemplation contemplative contemporaneous contemporary contemporary with contempt contempt of court contemptible contemptuous contend content content contented contention contentment contents contest contest contestant context i. zehir v. danışma. 1. i. tam. 2. tıb. s. with ile görü şmek.) kap. hoşnut. izleri ta şımak. 2. danışmanlıkla ilgili. 1. hor görme. çekişmek. müsabaka. memnun. k ıskançlıktan deliye dönmüş. yarışmak. içindekiler. s. tamamlamak. k ıs.

daraltmak.(gazete.ıyas etmek. katkıda bulunan kimse. s. i. (kan´treri) z ıt. akit. kasılmak. düşmek. pay. ters dü şmek. çevre. kas ılma. i. ters. 2. dilb. i. k ısaltmak. 2. 1. s. k ıtasal. 2. 2. (kan´treri) karşıt. önek karşı.ğış. s. devamlı. 1. f. çelişik. durmadan. büzülme. s. f.b. için bir yol bulmak: She contrived a uyduruk. -in tersine/aksine. (a way of/a means of) -in yolunu bulmak. s. yalanlama. 2. bükmek. çelişkili. olas ılık. çelişki. (--led. i. -in payı olmak. kaçakçılık. devamlı. k (to) 1. devam. 1. 3. Avrupa k ıtasındaki ülkelere özgü. i. yüklenici. 2. tutarsızlık. ba 3. z. tekzip etmek. aksini iddia etmek. büzülmek. i. sözleşme metni. k ısalmak. sözleşme yapmak. dış hatlar. yardım. bağırsaklarına hâkim olabilen. hâkim olmak. tutarsız. 2. i. 1. bağışçı. f. karşıtlık. 1. çarpıtmak. i. kontrol. i.´ne) yazı yazan kimse. -i çarpıtarak tuhaf/anormal bir şekle sokmak. çekişme. z. sürmek. --ling) 1. yalanlamak. f. devam etme. s. şekil. (aradaki fark ı göstermek üzere) karşılaştırmak. denetim. aksi. kontrol s. z. k ıntrer´i) aksi (kimse). idrarını tutabilen. gebeliği önleyici (hap/alet). karşıt. i. i. i. dergi v.´ne) 3. s. yazı. (hastalık) kapmak. hâkimiyet.Continent continent continent Continental continental contingency contingency fund contingent continual continually continuation continue continuity continuous continuously contort contorted contortion contour contracontraband contraception contraceptive contract contract contraction contractor contradict contradiction contradictory contrary contrary to contrast contrast contribute contribution contributor contrite contrive contrived control control control tower controversial controversy convalesce convalescence i. i. kasmak. beklenmedik olay. aykırı. burmak.şmek.. katkıda bulunmak. sürekli. habire. tövbekâr. devamlı. çeli ayk ırılık. kaçak. üstenci. Kendisini partiye davet i. sık sık. çelişme. on/upon -e ba ğlı. kulesi. 1. aksi.b. 1. nadim. f.çekilme. bükük. f. makale. egemenlik. i. f. 3. f. idare. k ıta. pişman. 1. 2. kısalma. devamlı. ihtimal. süreklilik. aralıksız. -i çarpıtarak tuhaf/anormal bir şekle sokma.way to get herself invited to the party. ihtiyat fonu. anakara. sözle şme. aksi. s. daralmak. nekahet. 2. doğum sırasında rahim kaslar ının kasılması. çekmek. 2. tartışma. s. mukavelename. dergi v. bağışlamak. i. e ğmek. büzmek. . denetlemek. f. burulma. nekahet döneminde olmak. çekişmeli. ithal veya ihrac ı yasaklanmış. gebelikten korunma. (bir veya birkaç harf atılarak yapılan) i. i. s. foto. 1. e ğilme. 1. anlaşmazlık. zıtlık. zıt. yönetim. (gazete. i. mukayese etmek. 2. aralıksız. (kan´treri) ters yönden esen (rüzgâr). kontrast.3. (ba ğış (with) vermek. zıt. buruşuk. devamlılık. 1. iyile şmek. sürekli. s. mukavele. kontrat. 2. müteahhit. uydurma. 1. daralma. 1. 2. sürekli. sürme. 1. boyuna. kontrol etmek. tartışmalı. sürekli. yaz ı vermek. devam etmek.olarak)(ile) çelişmek. i. kaçak mal. 3. bükülme. 2. s. katkı. s. üstlenici. (-e) ters2. idare etmek.

2. s. bildirmek. devretme. i. 2. f. keyifli. taşıyıcı kayış/bant. pişmek. konvertibl (para).. lavabo. kolaylık. konvansiyonel silahlar. f. çevrilme.o. konveks. konvoy. iletmek. (-e) de ğiştirmek. f. mahkûm. 2. ısı yayımı. devretmek. s. elek. i. feragatname. s. 3. çekyat. 1. i. (toplantı) yapılmak. i. f. aksi. 2. 3. mahkûmiyet. 1. dili -i mahvetmek. konuşma dilinde. konveyör. s. i. bir noktaya yönelmek. mahkûm etme. i. f. huk. taşıt. İng. devir. dönme. ters. k. 3. kim. taşıma kayışı. konu şmaya özgü. uygunluk. konuşma. hükümlü. elverişli. f. konvansiyon. s. ku ğurmak. 4. f. s. temlikname. k. rahat. 1. (from) (to/into) (-den) (-e) çevirmek. with -e a şina. geleneksel. konfor. nekahet dönemindeki hasta. 1. hüküm giydirme. çevrilebilir. ikna etmek. kanaat. çırpınmalı. zıt. şenlik ve ziyafet. (bir durumdan) (ba şka duruma) getirmek. s. 1. . bantlı konveyör. sıradan. değiştirme. hüküm giydirmek. i. mahkûm etmek. din değiştirme. ba şka duruma getirilebilir.. -in can ına okumak. aşçı. biri. 2. rahatlık.. din de ğiştiren kimse. i. şen. i. sohbet. 1. -i iyi bilen. (kumru/güvercin) ötmek. sohbet etmek. 2. dönüşme. 2. eğlence. kadınlar manastırı. s. dönüştürme. şiddetle sarsmak. pişirmek. taşıma. 3. (with) (ile) konu şmak. hoşsohbet f. konvansiyon. âdet. gelenek. nekahet döneminde olan. toplanmak. i. üveymek. 2. inanç. i. müsait. i. k. suçlu bulmak. iletmek. ihtilaç. kullanışlı. WC. 1. neşeli. (-e) dönüştürmek. 2. ihtida. konuşmaya hazır. nakil. 1. 2. bir durumdan ba şka duruma getirme. 1. elverişlilik. nakletmek. 1. çırpınma. s. anla şma. k ıvrım.. i. 2. dili (hesaplar) üzerinde oynamak. beylik. 2. mühtedi. 2. 1. dili uydurmak. i. kongre. i. 3. tuvalet. götürmek. çevirgeç. 1. bak. karşıt anlamlı söz/sözcük. 3. iletim. inand ırmak. yak ınsamak. s. nakletme. ıspazmoz. konuşkan. f. i. taşıyıcı. i. i. huk. konveksiyon. 2. k. kumru ötüşü. yemek kitab ı. i. geom. i.´s goose cook up cookbook s. taşımak. değiştirilebilir. değişme. 1. f. 1. basmakal ıp. (toplantıya çağırarak) toplamak.convalescent convection convene convenience convenient convent convention conventional conventional weapons converge conversant conversation conversational conversationalist converse converse conversion convert convert converter convertible convex convey conveyance conveyer conveyor conveyor belt convict convict conviction convince convincing convivial conviviality convoke convolution convoy convulse convulsion convulsive coo cook cook cook one´s goose cook s. 1. 2. 2. karşıt. f. çoğ. i. fiz. dışbükey. eğlenti. çevirme. 3. i. inandırıcı. i. uygun. 1. conveyor. ahçı. toplantıya davet etmek. i. dili işini bozmak. üstü aç ılabilen araba.

tane. 1. s. 3. i. f. k.. kümes. (ile) başa çıkmak. 1. dili -e kapatmak. i. 1. çok. sakin. sicim. i. bol. soğukkanlı.. cookie. bak ır. mat. f. yemek pifırın (üstü ocak. altı fırın olan mutfak aleti). k ıs. cilveli. s. (tatlı) çörek. (s ınavda) kopya çekmek. i. likör. kordon (görevli veya araçlardan olu şan dizi). den.. (tatlı) bisküvi. 2. serinkanl ı. -e hapsetmek. birbirine göre ayarlamak. k. dili Sakin ol!/A ğır ol! k. ortak.. i. bak. insan ı serin tutan (giysi). . copse.. 1. (with) (ile) ba ş etmek. bak.. bilg. samimiyetle. 2. s. i. bereketli. i. mercan kayalığı. f. şirmede kullanılan. koru. birbirine göre ayarlama. cool water serin su. ilgisiz: He gave me k. i.. dili kooperatif. Beni en az sokmak. i. yemek pişirme sanatı. soğuk. candan. 2. birlikte çalışma. 2. 1. içten.. ip. 2.f. işbirliği. samimi. koordine etmek. yürekten. kurabiye. kümese k ırk beş i. i.. 2. i. k. kordon altına almak. correspondence. (-in) üstesinden gelmek. s. aynas ız. i. kooperatif. s. fotokopi makinesi. fettan. fitilli kadifeden yap ılmış. f. k. i. aşçılık.. z. i. e şgüdüm. yemeklik. f. altı fırın olan mutfak aleti). e şgüdümlemek. 3.cooked rice cooker cookery cookie cooking cookstove cooky cool cool as a cucumber Cool it! cool one´s heels coop co-op coop up in cooperate cooperation cooperative coordinate coordinate coordination cop cope copier copious copiously copper coppersmith coppice copse copter copulate copy copy copyright coquette coquettish cor coral coral reef cord cordial cordiality cordially cordon cordon off corduroy corduroys pilav. birlikte çalışmak. bakır renginde. çoğ. kadife pantolon. kim. i. bakır. z. işbirliği yapan. 2. dakika bekletti. i. i. i. correct. adet. soğukkanlı. fırın (üstü ocak. corpus. içtenlik. kopya. koordinasyon. corner. i. bol miktarda. (fitilli) kadife. candan. yemek pişirme/pişme. taklit etmek. s. bolca. i. samimiyet. 2. bak ırcı. s. (çalg ı için) tel. i. kordon.. mercan. k.. coroner. baltalık. yemek pişirme sanatı. kaytan. gökb. (yaz ılı eserler için) nüsha. f. dili helikopter. çiftleşmek. (tatlı) kuru pasta. s. i. -e t ıkmak. 1. f. 1. s. koordinat. dili polis. i. i. i. serin: a cool wind serin bir rüzgâr. i. s. İng. i. ufak para. dili beklemek: He made me cool my heels for at least forty-five minutes. kopyalamak. müşterek. eşit. aynı derecede. işbirliği yapmak. 4. telif hakk ı. 1. telif hakkı almak. 4. a ğaçlık. iple bağlamak. fettan kad ın. kopya etmek. i. dili serinkanlı.

4. i. m ısır. karabatak. . 1. kornetçi. doğru. s. İng.. 2. i. 2. İng. i. nüve.. koroner tromboz. i. bedeni. ıslah etmek. doğruluk. taç giyme töreni. i. karşılıklı ilişki. i. korner vuruşu. teşkilat. koroner. 1. 2. korelasyon. 2. korniş. m ısır nişastası. yanlışsız. z. buğday. mantarla tapalamak. m ısır kabuğu. (mantarme şesinin kabuğu olan) mantar. s. anat. ıslah. s ınıf. tashih etmek. i. anonim şirkete ait. i. onba şı. i. f. şmiş. ölü. aralarında uygunluk sağlamak. merkez. şüpheli ölüm olaylarını araştıran memur. tapa burgusu. dayak. hububat. köşe atışı. (etli meyvelerde) göbek. i. futbol korner. köşe başı. f. anat. saçak silmesi. (dondurma için) külah. i. esas. yuvarlak ve tuzlu bir ekmek türü. 1. aptal. i. i. dört atışı. iç. tıb. 3. 1. 1. tüzelkişi. futbol oyun vuru şu. ceset. 2. kornet. 2. saydam tabaka. zool. (iki şey/sonuç/rakam) arasında ilişki kurmak.core coriander cork corkscrew cormorant corn corn corn bread corn muffin corn silk corn syrup corncob cornea cornelian cherry corner corner kick cornet cornetist cornflakes cornflour cornhusk cornice cornmeal cornstarch corny coronary coronation coroner coronet corporal corporal corporal punishment corporate corporation corps Corps of Engineers corpse corpuscle correct correct correct usage correction corrective correctly correctness correlate correlation i. 1. s. kolektif. tahıl. iri taneli m ısır unu. mısır nişastası. m ısır koçanı. bedensel ceza. öz. 1. 1.korneralan ının köşeköşesinden biri. 1. doğru kullanış. kalple ilgili. i. m ısır püskülü. i. ask. i. m ısır ekmeği. i. koroner damar. 2. ortak. belediye. düzeltme. 2. doğru olarak. 1. 3. s. i. m ısır gevreği. s. 1. yerinde. 1. kişniş. futbol korner. 2. birbiriyle ilgisi olan şeylerin her i. karşılıklı ilişkisi olmak. İng. i. m ısır pekmezi. ıslah edici. f. köşe. şirketleştirilmiş. korniş. ask. bağlılaşım. do ğrultmak. m ısır unundan yapılan ufak. bedensel. cismani. i. f. birleanonim şirket. i. İng. müz. s. 1.. i. düzeltici. nasır. 2. küçük taç. taçdamar.. kolordu. i.. i. mim. tashih. düzeltmek. i. i. 1.. i. 2. i. yuvar. kornea. i. koroner oklüzyon. mantar tapa. doğru. Phalacrocorax. 1. yerinde kullanma. k ızılcık. İstihkâm Sınıfı. 2.. 2. mat. 2. birleşik. tirbuşon. mantar. 3. köşeye sıkıştırmak.

harcanan para. 2. benzer taraf. kimyasal etmek.. kostüm. rüşvet yiyen. korozif. 1. maliyet cetveli. (birini) doğru s. f. ifade v. i. (to/with) (-e) uymak. yemek. 2. Kosta Rikalı. soysuz. güçlendirmek. Kosta Rikalı. elbise.. 1. O yüzy ılda i. çürütücü. bir malın bedeli. rüşvetçi. s. dili pahalıya patlamak. mektuplar. kosinüs. 2. i. 1. insurance and freight Costa Rica Costa Rican costly cost-of-living index costume costume ball cosy f. f. ayartılabilir. k. i. ahlaksızlık..´ni) pekiştirmek. 1. evren.. dehliz.). k ıyafet balosu.correspond correspondence correspondent corresponding corridor corroborate corrode corrosion corrosive corrugate corrugated corrugated iron corrupt corruptible corruption corsage corset cortege cortex cortisone cos cos lettuce cos/romaine lettuce cosine cosmetic cosmic cosmonaut cosmopolitan cosmos cost cost cost a bomb cost a pretty penny cost an arm and a leg cost of living cost of living cost price cost price cost sheet cost. s. i. kozmik. ı ne? It costs ten million liras. ahlak kurallarına uymayan. ahlaksız olma.veya kimyasal maddeden ileri gelen) çürüme. korozyona u ğratmak. (kad ınların süs olarak göğüs veya bele taktığı) çiçek/çiçek demeti. i. i.. i. 2. bak.b. mat. s. kortej. yozlaşmış (dil). s. 1. s. (pas. mektupla şma. dili çok pahalı olmak. anat. aşınma/aşındırma. kortizon. kozmetik. i. k. jeol. teyitmadde) çürütmek. maliyet. korozyon. (bir şeyin) fiyatı (belirli bir miktar) olmak: How much does this cost? Bunun fiyat İng. 2. kâinat. (bir şeye) karşılık olan: with century saw a lessening of Spain´s influence and a corresponding rise in that of Holland.b. korozyon. -e mal olmak. kozmos. (birini) do ğru yoldan saptırma. ayartma. s. marul. 2. Onun dediklerine uyuyor. (cost) 1. cozy. 2. oluklu saç. 4. maliyet fiyatı. ahlaks ız. 2. buruşturmak. 1. Fiyatı on epey pahalıya mal olmak. İng. 1. i. 3. çok pahalı. s. fiyat. Kosta Rika´ya özgü. 1. hayat pahalılığı. evrensel. kozmonot. korse. 3. i. 1. oluklu (saç. bozuk. masraf. i. geçim indeksi. i. korsaj. 2.. masraflı. (dili) yozlaştırma. s. 4. f. to (biri/bir şey) (başka birinin/başka bir i. 2. cenaze alayı. 1. korteks.. rüşvet almaya hazır. beyinzar ı. s. tic. yaşam maliyeti. 3. (pas korozyona u ğramak. i. 1. k ırıştırmak. rüşvetçilik. 1. That -e uygun: It was correspondent with her s. i. i. i. (bir dü şünce.. i. benzerlik.. maliyet fiyatı. sigortası ve navlunu ile birlikte maliyeti. doğrulamak. buruşmak. karton v. yanlış dolu (metin). i. Kosta Rika. . geçit. desteklemek. muhabir: Does your paper have a correspondent in Paris? Gazetenizin Paris´te muhabiri var m ı? s. Kosta Rika. kozmopolit. i. f. f. marul. k ıyafet. i. tekabül etmek: It corresponds with what she said. çürümek. sif. koridor.

k. beyan etmek. i. ise fena olmaz: He could do with a bath. denkleştirmek.could not. on saniye içinde birden ona kadar sayarak boksörün nakavt i. onama. pamuklu. i. (üzerine bez gerili) portatif karyola.. İng. çırçır. karşı. coun. uçlanmak. dili bir yerde hazır bulunanları saymak. paraları birer birer saymak. küçük ev. fiş. 1. onamak. i. -i beklemek. belediye meclisi üyesi (kadın). 1. pamuk. grup. 2. (hidrofil) pamuk.sel. z. aksi yönde. destek. kar -in tersine. ihtiyar heyeti. i. komisyon. nasihat vermek. kurul üyesi. sayı saymak: Do you know how to count? Saymayı biliyor musun? She sayma. i. kont.men (kaun´sılmîn) i. 1. kanepe. dili kurul üyesi. Devlet Şûrası. marka. i. zümre. yazl ık ev. belediye meclisi. huk. karşılık. s.o. öğüt vermek. ihtiyar heyeti üyesi. tavsiye. konsey üyesi. f. i. sima.ors-at-law (kaun´sılırz. sökülmek. f. . pamuk ipliği. karşıt şey. ğru saymak. in count s. divan. İng. dili birini (bir işe) katmak: If that´s what you´re up to.cil. karşı koymak. öksürük. etkisiz hale getirmek. sola (dönmek).. 1. (dava dilekçesi veya iddianamedesayabiliyor. tasvip etmek. 1. görünü ş. desteklemek. geriye do k. ise iyi olur. çoğ. coun. i. yüz ifadesi. i. 1. müsamaha etmek. sayıcı. -in fark ına ketenhelva. sayfiye evi. coun. tersine. 2. i. İng. 2. 1. argo vermek.. -i hesaba katmak. f. sayım. . i. pamuklu. İng. 2.en (kaun´sılwîmîn) i. -e güvenmek. öğüt. 2. nasihat. (kauntırbäl´ıns) 1. İng. (kaun´t ırbälıns) eş ağırlık.. dan ışman. i. k. . s. kulübe. bak. councilor. geriye do ğru sayma. 2. ketenhelvas ı.. f. i. f. 1. karşı suçlama. can. pamuklu kumaş. s. f. k. 2.cot coterie cottage cotton cotton candy cotton gin cotton wool cottonseed couch couch cougar cough cough drop cough up could could do with couldn`t council Council of Ministers Council of State councillor councilman councilor councilwoman counsel counselor counselor-at-law count count count count down count noses count on count one´s chickens before they´re hatched count out money count s. 2. Felis concolor. -e denk olmak. i. 1. öksürük pastili. sayaç. fikir. belediye meclisi üyesi. puma. Bakanlar Kurulu.wom. avukat.o. dili planladığınız oysa beni o işe can count işe katma! 2. f. 3.. 3. f. 1. konsey üyesi. 2. görü ş. yardımcı f. 1. 2. 1. 1. konsey.şı koymak. ifade etmek. 2. 1. bak. i. 2. avukat. 1. i. saat yelkovan ının ters yönünde. 3. komisyon üyesi. tasvip. don´t count me in! Yapmayıbirini (bir işe) katmamak: Youkatmayın! me out of that! Beni o 1. komisyon üyesi. z. kurul. rehber. 1. bebek karyolası. karşı saldırı. (karşılıklı olarak) dengelemek. Banyo yapsa iyi olur. i. i. mukabil. 2. belediye meclisi üyesi (erkek).. f. 3. Kabine. can only count from one to ten. 2. 2. (on) (to) -i kavramak/anlamak. (hidrofil) pamuk. İng. çoğ. zool. (to) -e karşı. Ancak birden ona kadar sayılan) suçlama. çoğ. çehre. out countdown countenance counter counter counteract counterattack counterbalance countercharge counterclockwise countercurrent i. k ıs. aksi. aksine. sedir. önlemek. zıt. avukat. dili ayıyı vurmadan postunu satmak. tezgâh. Danıştay. öksürmek. 1. 2.. ters. k.ätlô´) i. i. yüz.cil. çiğit. uygun bulmak. i. ters ak ıntı. dan ışma kurulu. i. denk.

1. yi ğit. i. i. 1. kap. k ırsal yerler/bölgeler. i. asliye mahkemesi. i. kibar. hastal ık v. 1. kurs (dersler dizisi). on alt ı kişi i. darbe. hükümet darbesi.1. kalpazan. (ku deyta´) hükümet darbesi. s. 2. İng. karşılık.ısı. i. 2. 1. ülke. yatak örtüsü.try. sahtesini yapmak. 2. f. 1. sayg ılı. hesapsız. ilçe. zarif. sahte. avlu. hemşeri. bitiştirmek. i. kontluk. karşı casusluk. ilçe merkezi. 2. kontrpuan. 1. bağlama. i.. 2. zucchini. huk. askeri mahkemedesalonu. children. tayda ş. Ben dahil on ki şi eder. f. f. karşı casus. 2. i. s. bağlamak. cesaretli. kalp para basmak. vatan. incelik. i. taşraya özgü. köpekle (av) kovalamak.B. nazik. taşralı. 4. i. kalp. yol.. istinaf mahkemesi. askeri darbe.D. courts-martial (kôrts´marşıl) i. f. yi ğitlik. hızla akmak. 2. i. i. rota.´ni) saray soytar 1.. 2. medeni hukuk mahkemesi. taklit. s. hükümdar ve maiyeti. (kaun´tırmänd) iptal emri. nazik. s. taklit etmek. mahkeme binası. huk. müz. yürekli. i. yemek. ulak. yüreklilik. jüri.servis. mahkeme yarg ılamak... Çocuklar hariç. 2. ilçe merkezi. kur yapmak. i. kontes. kurye.b. 3. karşı gösteri. i.. çoğ. mahkeme. yarg ıcılar kurulu. seyir. yürek. sarayla ilgili. coun. f. asliye mahkemesi. 1. i. kırsal. f. (tasdik için) (bir belgeye) imza atmak. karşı öneri. kar ı koca. 1. i. 1. yön. ince. kort. i. İng. 2. kibarlık. 2. (tehlike. çiftleştirmek. f. İng. kopya. yurt. çoğ. mukabil. . suret. 3. 3. 1. mertçe. i. (kauntırmänd´) (yeni bir emir ile) (önceki emri) iptal etmek. 4. i. cesur. gidi ş. hükümdar ın maiyetinde bulunan kimse. mertlik. ile flört etmek.counterdemonstration counterespionage counterfeit counterfeiter countermand countermeasure counteroffensive counterpane counterpart counterpoint counterproposal countersign counterspy countess counting . ilçe hükümet binası... i. s. vatandaş. iç bahçe. That´s sixteen people. counting me. huk. i. 3. ask. karşı tedbir. memleket. askeri mahkeme. z. kar şı saldırı. çift.saray. i. countless country countryman countryside county county seat county town coup coup d´état couple coupling coupon courage courageous courageously courgette courier course court court fool court of appeals court of common pleas court of first instance court of first instance courteous courtesan courtesy courthouse courtier courtly court-martial courtroom i. ikinci nüsha. arazi. huk. bağlantı kurmak. 3. plan. nezaket. kırsal bölgede bulunan. birleştirmek. not counting the s. adliye sarayı. sayısız. 2. i. kupon. ahç ı. i. izlenen yol. 1. pek çok. . i. cesaretle.men (k^n´trimîn) i. çift. cesaret. huk. huk. A. dahil: That makes ten. zenginlerle dü şüp kalkan fahişe. kavrama. i. bak. 2. mert. i.

i. s. dayı oğlu/kızı. i. mahcup. 1. kur yapma. the astrol. göz dikmek. korkak. çarpma. i. avlu. amca oğlu/kızı. kar şılık. 2.. kapakla perde. i. i. kuzen. filika veya kik serdümeni. dik yamaçlarla çevrili koy/körfez/vadi. kapak.. . compare. i. dili 1. 1. i. hızlı darbe. haris. gizlemek. s. ile kapatmak/kapamak: Cover the bread with a cloth. Ekmeği bir bezle 2. korkak. züppe. akit. (belirli bir) konu hakkında bilgi vermek.. (lokantaya/gece kulübüne) giri ş ücreti. cilt. f. yol katetmek.. i. 2. den. gazet. yarmak. utangaç. k ıs. çatlatmak. gözünü korkutmak. çekingen. 2. korkaklık. 1. g ıpta etmek. iç bahçe. kendini ele verebilecek şeyleri gizlemek. s. f. mukavele. akdetmek. açgözlülük. inek. çatlak. rahat. 2. bot.courtship courtyard cousin cove covenant cover cover cover charge cover girl cover ground cover letter cover one´s tracks cover to cover cover up cover up for coverage coveralls covering covering letter coverlet covert covertly covet covetous covetousness cow cow coward cowardice cowardliness cowardly cowboy cower cowslip coxcomb coxswain coy cozy cp CPA Crab crab crab louse crabby crack crack a joke crack a joke i. örtü. ödleklik. i. O tencereyi birparavana. kırmak. Cover that s ığınak. Yengeç burcu. cowardice. f. s. çatırtı. ödlek. 4. sindirmek. gizli. h ırslı. kılbiti. with ile örtmek. bak. i. h ızlı gitmek. cilveli. i. i. maske. teyze oğlu/kızı. açgözlü. örtülü. yengeç. 1. 2. tic. 1. (giysi olarak) tulum. z. i. korkup çekilmek. 5. 4. I´ve got you covered! K 1. 1. barınak. İng. f. (--bed. i. yüreksiz. TV bir konuya/olaya ayrılan yer ve zaman. yıldırmak. yar şaka etmek. imrenmek. sigorta elimdesin! i. 2. 2. yapmak. 1. çuhaçiçe ği.pan with a lid. sinmek. ıpırdama. sızıldanmak. pavurya. cover to cover. şaka f. kasıkbiti. i. örtü. 3. f. ne yaptığını/ne yapacağını gizlemek. ört. şaka yapmak. k. hoş. çaydanlık örtüsü. s. huysuz. miktar ı ve kapsamı. cover letter. nazlı. ödlek. yar ık. örtbas etmek. i. k ıs. i. kapak. şaklama. takılmak. açıklayıcı mektup. i. --bing) m ızırdanmak.. sözle şme. gizlice. homurdanmak. sızlanmak. bak. Certified Public Accountant. Don´t move. Primula veris. i. sözleşmek. kapak k ızı. yatak örtüsü. örtü. 3. samimi. f. s ığırtmaç.ılmak. s. (birinin) hatas ını/suçunu gizlemek. kırılmak. i. kuzin. s ıcak. çatlamak. hala oğlu/kızı. bir çeşit eroin. 3. kovboy. Kitab ı başından sonuna kadar He read the book from okudu. i. dümenci.

1. el sanat ı. dili kaç ık.. arzu. tekne. çatlak. büyük bir gürültü. karavide. 2. gülmekten kat ılmak. şeytan. tıkıştırmak. yarık. 2. --ming) 1. f. zanaatkâr. i. vinç. f. f. ar ıza. çift zarla oynanan bir oyun. zanaatçı. t ıkmak. İng. f. çatlak. kask. 3. 2. i. (arabayı) kazada paramparça etmek. 2. 2. 2. --ping) argo s ıçmak. (uçak) zorunlu iniş yapmak. 2. krater. sarp kayalık. zanaat. tatl ısuıstakozu. müsamaha etmekten vazgeçip delirmek. mengene. crayfish. mum boya ile yap ılan resim. şiddetli i. tıka basa yemek. izinsiz/davetsiz girmek/kat ılmak. -e içi gitmek. tuhaf. s. k. kasılmak. 1. i. 1. yüzü ş. dili (son vermek için) -in üstüne gitme. çıtırtı. vinçle kald ırmak. kasalamak. kerevides. i. 2. kasa. krank mili. sandık. 1. dalkavukluk etmek. bomban ın açtığı çukur.. çoğ. f. i. 2. mum boya. İng. ––ed with The rock crawled with insects. zanaatç ılık. ınav öncesi ineklemek. kaza geçirmek. çok istemek. i. 1. kenet. araba kazası. 2. şangırtı. 1. i. k.. huysuz. 2. 1.men (kräfts´mîn) i. i.. sürünmek. Taşın kulaçlama üstündekerevit. ımında kullanılan kaba bez. kol. s kramp. eksantrik. ınç. sıkıştırmak. beşiğe yatırmak. kraker.yapbilg. (boynunu) uzatmak. istirham etmek. incelikten yoksun. (--med. emeklemek. kas 3. şlamak. krepon. özlem. f. manivela. keçiyemişi. böcekler kayn ıyordu. s. emekleme. aldatmakta usta olan. i. 2. 3. krank. (son vermek için) -in üstüne gitmek. kurnazca. i. s. zool. kaba. kurnazlık. sıkı rejim. zool. (kaza sonucu olarak) i. bak.. f. i. kurnaz. mum boya ile resim yapmak. f. 2. 1. i. k.. i. f. turna. i. i. hızla gelen büyük iflas. f. görgüsüz. ücret vermeden girmek. ağrısı. çatırdamak. f. çatlak. tıkınmak. dili sert davranmaya ba 2. ters. garip. . i. 1. k. 1. dili garip fikirleri olan kimse. beşik. gürleme. karoser tamiratı. acayip. i. hüner. (--ped. 1. f. kravl. i. s. şeytanca. 2. şiddetli karın i. 1. rica etmek. dili 1. i. f. z. i. hilekâr. oynatmak. mak. 1. 1. crafts. pastel.crack down crack up crackdown cracked cracked wheat cracker crackle cradle craft craftily craftiness craftsman craftsmanship crafty crag cram cramp cramp cranberry crane crank crank up crankshaft cranky cranny crap crape craps crash crash crash course crash diet crash helmet crash of thunder crash repairs crash the gate crash-land crass crate crater crave craving crawfish crawl crawl stroke crayfish crayon (on) k. krankla hareket ettirmek. argo bok. 1. Astacus fluviatilis. bisküvi. 2. sürünme. yoğun kurs. hareket ettirmek. f. sınırlandırmak. k. sandıklamak. i. gemiler. kasmak. gemi. çatırtı. pastel. i. yabanmersini. havlu ve perde 4. dili (motoru/makineyi) fayrap etmek. maçuna. gök gürültüsü. i. deli. 4. -e can atmak. yarma buğday. (hareketi/geli şimi) kısıtlamak. i.

Allah. beyaz tartar. alacaklı. i. kimliği gösteren belgeler. kâinat. krema. 3. puan. pasta. z. kredi limiti. kredi açan kimse/kuruluş. 1. matlup bakiyesi. mucit. tic. i. çoğ. pli. delice. kremal ı tatlı. bir dinin temel ilkelerini içeren ifade.o. bir şeyin en âlâsı. krem tartar. olu şturmak. f. argo k ıl/gıcık/pis herif. the Yaradan. 3. çılgınca. balık sepeti. yaratıcılık. kat yeri. i. sevilmeyen birinde (olumlu bir niteli ğin olduğunu) kabul etmek. i. 3.. güven. kaymak kıvamında olan. tic. i. güvenilirlik. s. krem tartar. 2. 5. s. Tanr ı. kreatör. 1. 5. güvenilir. i. dere. (crept) 1. buruşturmak. yuva. i. yaratıcı. sürünmek. buruşmak. evren. yaratan. itibar. güven. kredi. emniyet. yapmak.craze crazily craziness crazy creak cream cream cheese cream of tartar cream of tartar cream of the crop cream of the crop cream pitcher cream sauce creamer creamery creamy crease create creation creative creatively creativity Creator creator creature crèche credence credentials credibility credible credit credit credit an amount to s. kreş. i. İng. çıldırtmak. 1. tic. i. yarat ılış. 4. gıcırtı.´s account credit and debit credit balance credit card credit line credit rating credit s. yaratmak. 4. yaratma. i. f. 2. küçük körfez. delilik. inanılır. sütlük. geçici moda. 2. tic. çılgın. 3. i. i. 2. emeklemek. You´re a credit to your parents. s. yaratıcı. 3. i. kredi kartı. kat. tic. 1. itimat. birinin veya bir grubun felsefesini yans ıtan ilkeler. her şeye inanan. çay. bir miktar parayı birinin hesabına geçirmek. s. i. kaymak. ç ılgınlık. kaç ık.. 1. 3. itimat. (ufak sürahi biçiminde) sütlük. gıcırdamak.o. kredi de ğerlendirmesi. katlanmak. alacak ve verecek. sütçü dükkân ı. f. en iyisi. meydana getirmek. buruşuk. 2. çizgi. koy. mahluk. sin. i. i. süthane. yaratı. 2. bir tür krem rengi. k ırma. çocuk yuvası. uyuz karı. beyaz sos. ütü çizgisi. s. i. en iyisi. k 1. her şeye inanma.. ço ğ. z. öz. kreasyon. with credit to creditor credulity credulous creed creek creel creep f. i. 2. amentü. . f. i.2. güvenirlik. sessizce gitmek/hareket etmek. yaratıcı bir şekilde. ürpermek. i. yumu şak beyaz peynir. tic. 2. sayg ınlık. 1. (üniversitede ders geçme sonucunda verilen) kredi. (merhem olarak) krem. deli. kaymak gibi. yaratık. 1. kaymaklı. saflık. i.ırma yapmak. Annen baban seninle iftihar edebilir. 2. f. saf. i. i. 3. 1. aç ık bej.

alabros tıraş. (dağ için) sırt. i. ayça. gevrek. 2. i. kriminoloji. kıvırmak. çabuk ve kendinden emin. 3.te.. i. hilal şeklinde. sakatlamak. tere.ri. i. kusur bulmaya meyilli. sorguç. zool. 3. çatlak. 1. sinmek. İng. kuru ve so ğuk (hava). kriz.. 1. s. yılgın. i. dalga. kriminolog. i. olumsuz noktalar üzerinde duran kimse. Crucifer. aşırmak. ceza kanunu. gevrek. (ölüyü) yakmak. f. buruşmak. kırıştırmak. taptaze ve sulu (meyve/sebze). f. tayfa. i. krep. i. koyu k ırmızı. i. hotoz. 1. çaprazlama kesişen doğrular. çoğ. 2. süngüsü tepe. i. tutulma. nöbet. (--bed. mürettebat. Gryllus. . cre. 2. s. 4. buruşturmak. çoğ. 1. ağır ceza mahkemesi. tenkitçi. kızıl. i. fesrengi. 2. yarık. çalmak. 2. f. (yokuş/dalga için) düşük. i. 1. 1. dalgalandırmak.ölçüt. i. günah. İng.ma. suçlu.(buzdolab ında) sebzelik. i. spor kriket. 1. 1. s. 2. yemlik. gevrekleşmek. cürüm. 1. tak ım. değerlendirme amacıyla yapılan. i. i. 3. kusur bulmak amac ıyla söylenen/yap ılan. (bir parça) cips. sakat etmek. 2. tepe. sakat. f. (yanlar ı yüksek) bebek karyolası. buz yarığı.to. tenkitçi.şen doğrular çizmek. 1. i. s. cri. i. sürüngen bitki. i. kırışmak. 2. i. suçbilimci. asker tıraşı. ırışıklık. suça ait. i.. s. k ıvrım. the İslam âlemi. 2. krepon kâ ğıdı. Kırım. 2. hilal. s. sakat. i. kriter. çaprazlama gidip gelmek. topal. bot. s. f. kösteklemek. f. tıb. 4. çaprazlama kesişen. creep.ri. f. büyük yar ık. ceza hukuku.a (kraytîr´iyı) i. k topal. bak. 3. kas ılma. s. Kırım´a özgü. kâğıdı. bak. kritik. 1. f. i. suçbilim. tepelik.ses (kray´siz) i. ekip.. (mi ğfere takılan) sorguç. ele ştirmen. buhran. eleştirel. (s ınavda) kopya çekmek. krematoryum. buruşukluk. i. kriz. suç. i. çoğ. f. c ırcırböceği. kıstas. 1. taptaze ve sulu (meyve/sebze). i. kötürüm.. çaprazlama kesi cri. ar ızalı. 2. --bing) 1. sınavda i. 2. 2..creep up on creeper cremate cremation crematorium crepe crepe paper crept Crescent crescent cress crest crestfallen crevasse crevice crew crew crew cut crib crib crib sheet crick cricket cricket crime Crimea Crimean criminal criminal code criminal court criminal law criminologist criminology crimp crimson cringe crinkle cripple crippled crisis crisp crisper crispy crisscross criterion critic critical -e hissettirmeden yakla şmak. kopya çekmek için hazırlanan kopya kâğıdı. ölüyü yakma. ibik. s.. kırışık. f. korkuyla çekilmek. sınavda kopya çekmek için hazırlanan kopyakopya etmek. yaltaklanmak. tahıl ambarı. 1.. s.a (krimıtor´iyı)/--s (krimıtor´iyımz) i. 4. crow. 2. ac ımaya yol açacak kötü davranış. bunalım.

çapraz işareti. 3.. timsah gözyaşları. --ping) k ırkmak. aksi. m ırıldanmak. i. kritik nokta. geminin/uçağın rotasına ayk ırı esen (rüzgâr). Hz. f. 1. i. argo cartayı çekmek. bir dalavere kıvırmak. 1. 1. 1.bred) melezlemek. Hırvatça. hilekâr. ele ştiri. 2. criticize. bir uçtan öbür uca. gaklamak. öfkeli. kol demiri. dili dolandırıcı. düzenbaz. ekin. -i tenkit etmek. kafadar. tığla işlenen dantel. 2. i. tığ. ağız kavgası etmek. alçak sesle şarkı söylemek. olan. k. f. kesit. tenkit. i. çarpık. tığ. kızgın. haç. f. kocakar ı. sürgü. H ırvat. hilekâr.. 2. kusur bulma. bacak bacak üstüne atmak. asa. k ır koşusu. i. H ırvatistan. ayçöreği. ile çekişmek. i. çiğdem. i. 1. i. bak. timsah. dili dolandırıcı. -i geçmek: Look both ways before crossing the street. k. the 1. (cross. f. 2. k. 1. kar şıdan karşıya geçmek. i. kayak krosu.s. bot. hileli bükmek.. gaklama sesi. i. değerini belirtmek için -i incelemek. f. melez. İng. düzenbaz. -in olumsuz noktalar ı üzerinde durmak. 2. ülkeyi baştan başa kateden. 1. huysuzlanm ış. ile kavga etmek. çaprazlamak. çaprazlamak. kesip kısaltmak. ölmek. dili içindedalavereci. kırpmak.critical point criticise criticism criticize critique croak Croat Croatia Croatian crochet crochet hook crochet needle crockery crocodile crocodile tears crocus croissant crone crony crook crooked croon crop crop crop up Cross cross cross cross cross my heart cross o. f. kurba ğa sesi. çoban de ğneği. tığ ile işlemek. İsa´nın çarmıhta ölümü. tenkit etmek. i. 1. i. melez. 1. 1. sağlamasını yapmak. 1. i. bak. dönülmeyecek bir karar vermek. tığ işi. hatırına gelmek. üçkâ eğri. f. aklından geçmek. ters. vallahi. ıstavroz. i. Kar şıdan karşıya geçmeden önce iki s. z. kroşe yapmak. i. f. kroşe. kursak. 3. (--ped. s. i. 2. gak. 2. çanak çömlek. silmek. sapı kıvrık baston. i. -de kusur bulmak. f. 2. ürün. s. çarmıh. kollarını kavuşturmak. f. (with) (biriyle) atışmak.. s. melez. Haç (Hristiyanlığın simgesi). 2. s. tenkit. i.. 2. kritik. birdenbire olu şmak/ortaya çıkmak. put. 3. 1. vırak. vıraklamak. 2. ğıtçı. cross one´s arms cross one´s fingers cross one´s legs cross one´s mind cross out cross section cross swords cross swords with cross the Rubicon crossbar crossbred crossbreed crosscheck cross-country cross-country skiing cross-examine nazik nokta. i. sorguya çekmek. Croatian. ele ştirmek. (iş). (kontrolden geçirilmi ş bir şeyi) kontrol etmek. yak ın arkadaş. madrabaz. 3. şans dilemek. binici k ırbacı. haç çıkarmak. i. kayak krosu. kros kaya ğı. karalamak. cefa. zool. mahsul. rekolte. üçkâğıtçı. 4. üstünü çizerek iptal etmek. sahte gözya şları. çile. mat. 2. eleştiri. 4. 3. 2. kesmek. 2. virajlı. kros. . cavlamak. kıvrım. f. 1. kros kayağı. ıstavroz çıkarmak. Crocus. ayak ayak üstüne atmak.

manivela. 1. hükümdar. kaba. çömelme. ezme. (horoz) ötmek. insafsızca. 3. 2. at cross-purpose. çökmek. yaya geçidi. tuhaflık. zool. hart hurt yemek. güç durum. 2. taç. bulmaca. 1. un ufak olmak. ufalamak. k ırıntı. 5. dal ile gövdenin birle ştiği yer. dolaşmak. 1. dolanmak. alıcı. ekmek içi. 2. f. ezmek. yan yol. buruşmak. kalabalık. izdiham. i. 3. 3. sit cross-legged. i.kritik. 1. dışarıya itelemek. dörtlük nota. 1. k. i. levye. İsa´nın çarmıhta ölümünü gösteren resim.. 3. çarm ıha germe. krupiye. Haçl f. haçlıile ezmek. buru şturmak. İng. 1. şaşı. 2. kabaca. can kuron. ac ımasız. aynı hızla uzunca bir süre gitmek. s ıkıştırarak çıkarmak. zerre. savaşım. çarm ıha gerilmiş İsa heykeli. ç ıtır çıtır yemek.din çatırdamak. . tepe. f. ac ımasızlık. Corvus. 1. 2. 1. (polis. dişçi. tamamlamak. acayip. 2. i. 2. 2. 2. parça. 6. ar ıtılmamış. Hz. ham petrol. 2. terz. ı. kabalık. dörtyol. doluşmak. 2. katır kutur yemek. kasık. (birine) yer bırakmamak. doldurmak. tuhaf. kald ıraç. baş. hükümdarl ık. 2. boğak. f. i. yaya geçidi. i. 3. f. dörtlük. huysuz. polis arabası) (etrafı kolaçan i. d ırdırcı. (over) (-den dolayı) çok sevinmek. s. parçalanmak. 2. i. i. zalimce. i. 3. çatal. harap olmak. i. ham. üstünkörü yapılmış.savaş. 1. i. 4. krüsifi.1. s. dönüm noktası. 1. s. (gemiyle) dolaşmak. f. geçiş. karga. i. against -e karşı savaşım vermek. geçiş yeri. ekmek kırıntısı. ara yol. f. garip dü şünce. i. bir davanın hararetli taraftarı. 1. zulüm. i. 1. çaprazlama. kalabalık. f. z. bulmaca. ac ımasızca. kruvazör. taç giydirmek. ğı. dayanılmaz. z. çarm ıha germek. f. bak. i. s. diştacı. geçit. sıkıştırmak. i. 2. i. zalim. acı. kırışmak. 1. 1.cross-eyed crossing cross-legged cross-purpose cross-reference crossroad crossroads crosswalk crosswise crossword puzzle crossword puzzle crotch crotchet crotchety crouch croup croupier crouton crow crow crowbar crowd crowd into crowd out crowded crown crucial crucifix crucifixion crucify crude crude oil crudely crudeness cruel cruelly cruelty cruise cruiser crumb crumble crumple crunch crusade crusader crush crush s. i. 2. kron (para birimi). z. 3. 2. i. 2. (kitapta) gönderme. 4. i. ham petrol. pantolon a 1. tepesini i. (--ed/İng. 3. kıtır kıtır yemek. 2. gezinmek. 2. uğruna yapılan çatırtı. s. z. 3. i. cihat. birikmek. i. i. s. 2. (çorbaya konulan) küp biçiminde do ğranmış kızarmış ekmek. çömelmek. 1. çapraz. f. i. 1. çökmek. i. f. 1. 2. 1. ufalanmak. krup hastalığı. anat. f. -e doluşmak. kırıştırmak. kalabalık. ufalamak. çatırtı seferi. 2. 1.bak. toplanmak. derme çatma. kav şak. 7. dilikampanya. 3. çok önemli. crew) 1.

i. 2. (hayvan) bağırmak. i. aksi. 1. leader.dert ülkenin bir lidere büyük bir ihtiyac ı var.´s shoulder cry one´s heart out cry out cry out against cry out for cry quits cry wolf crypt cryptic crystal crystalline crystallise crystallize cu cub cub scout Cuba Cuban cubbyhole cube cube sugar cube sugar cubic cubic centimeter cubic foot cubic inch cubic meter cubical cubicle cuckold cuckoo cuckoo clock cucumber cud cuddle cuddle up cuddle up to cudgel cue i. i. i. yavru (tilki/ayı/aslan). boynuzlanm ış koca. hücre. küp biçiminde. kriptos. s. 1. i. s. yerkabuğu. kabuklu. (kocasını) boynuzlamak. 2. (bir sayının) kübünü almak. 1. hıyar. billurdan yap ılmış. küp biçiminde kesmek. 2. küpşeker. 1. 1. 1. i. i. kabukla kaplamak. deli. k ıs. odac ık. 2. i.. geom. çözülmesi zor sorun/durum. Kübalı. 1. mat. kesmeşeker.. kristal. 2. 2. -e sokulup sar ılmak. bak. i.crust crust of the earth crustacean crusty crutch crux cry cry for cry on s. kabuk. i. destek. bilardo isteka. -e karşı yüksek sesle protestoda bulunmak.028 m3). dönüm noktas ı. kesmeşeker. gizemli. guguklu saat. yalandan imdat diye ba ğırmak. boynuzlu koca. 1. s ıra. (birbirine) sokulmak. Küba. geviş. Küba´ya özgü. 2. argo kaçık. Kübalı. birine Bu yanmak. yeter artık demek. 1. çomak. 2.o. ekmek kabu ğu. mim. s. 1. i. 2. koltuk de ğneği. 1. gizli. örtülü.. f. ağlamak.. gugukku şu. küp. ayak küp (. Cuculus canorus. billurlaşmak. huysuz. f. kabuklu (hayvan). f. 2. hüngür hüngür a ğlamak. (birbirine/birine) sokulmak.. bak. sopalamak. 1. 2. sopa. kapal ı. 3. f. sopa çekmek. 2. yavrukurt.. 1. 1. f. püf noktas ı. (hayvana ait) ses. -e çok ihtiyac ı olmak: This country is crying for a -i çok gerektirmek. kritik an. inç küp (16. küp. berrak. kabuklanmak. i. cubic. bağırmak. . kripta. 1.4 cm3). Küba. 2. kabin. metre küp. feryat. yalandan imdat istemek. (yazıhanede/dolapta) önü açık ufak göz.. santimetre küp. f. -e sokulup yaslanmak. sopa atmak. haykırı. İng. s. i. kristal. cry for. f. i. 2. i. f. billurla ştırmak. f. crystallize. 2. mat. salatalık. (--bed. s. --bing) yavrulamak. billur. kuca ğına alıp okşamak. i. kübik. billur gibi. saat cam ı. i. kuyruk. s. i. guguk. kabine. s. kübik. küp şeker. 1. 2. haykırış. zool. kabuk bağlamak. odac ık. küp biçiminde nesne. şifreli. 3. s.

kült. *siki şme. 1. en yüksek noktaya varmak. i. 3. hırs. i. durdurmak. 1. şirin. i. i. sonuç. kültürlü. i. doru ğuna yükselmek. bilardo topu. sufle etmek. kupa galibi. f. 4. görgülü. yemek pişirme sanatı. 2. kol a ğzı. yüklük. s. mutfakla ilgili. hin. kültür. İng. --ping) şişe çekmek. tokat atmak.. geliştirmek. kupa finali. kültürel. i. f. fren. 2. yetiştirmek. s. kadeh. 2. i. bardak. 3. s. kurnazlık. s. f. i. kolluk. s. 2. 2. kültive inci. en yüksek nokta. işlenmiş (toprak). suçluluk. 1. 1. doruk. ile sona ermek. i. s. s. çıkmaz sokak.bitiş. it. son. biyol. stajyer papaz.. in ile sonuçlanmak. geliştirme. kültür yapmak. 3. kültür fark ı. havaleli. cultivable. müze/kütüphane müdürü. kültür. i. (biriyle) dostluk kurmaya çal ışmak. i. s kimyon. tiy. i. şeytan. elverişsiz. i. tokat. f. kurnaz. 2. i. (--ped. 2. s. kusurlu. birikerek artan. oyuncunun sözü arkada şına bırakmadan önceki son söz veya hareketi. yetiştirme. s. gem zinciri. ağır. laboratuvarda mikrop üretmek. kültür şoku. 4. spor kupa. 4. geliştirme. i. ekici. 2. i. kültürlü. i. ufak kubbe. i. (topra ğı) işleme. lenduha gibi. hacamat yapmak. 1. kullan ışsız. it herif. 1. 1. tutmak. sille. yetiştirici. 2. sufle. f. 2. yemek pişirme ile ilgili. f. dolap. 1. dostluk kurmaya çalışmak. 236 cm3. 1. hantal.. i. 2. 2. şeytanlık. (tarlayı) sürmek. mutfak. fincan. suluk. i. kümülatif. ekilebilir. 1. i. litrenin dörtte biri. 2. i. it. 1. i. s. s. 1. 1. kabahat. mücrim. kupa. hâkim olmak. 4. bak. kültür. tokatlamak.. kusur. (toprağı) işlemek. zaptetmek. yemekte/mutfakta kullanılan. açgözlülük. yetiştirme. yetiştirilebilir.ıkıcı. engel. zirve. 2. frenlemek. kaba 1. tedavi edilebilir. sokak köpe ği. sevimli. kümebulut.cue cue ball cuff cuff link cuisine cul-de-sac culinary culminate culmination culottes culpability culpable culprit cult cultivable cultivatable cultivate cultivate a friendship cultivated cultivation cultivator cultural culture culture gap culture shock cultured cultured pearl cumbersome cumin cumulative cumulus cuneiform cunning cunt cup cup cup final cup one´s hands cup winner cupboard cupidity cupola cur curable curate curator curb i. birikmi ş. 3. yenmek. i. avuçlarını bitiştirerek çanak gibi açmak. 2. çiviyazısı. *am. görgü. . kabahatli. manşet. döküm oca ğı. suçlu. 3. 3. ile son bulmak. vantuz çekmek. tamah. 1. tarım. pantolon-etek. iyile şebilir. kald ırımın kenar taşı. f. kol düğmesi.

2. bela. sürüm. halen. k ısaltmak. 2. ilaç. sağaltmak. lanet.curd curd cheese curdle curdle one´s blood cure cure curfew curiosity curiosity shop curious curl curl one´s hair curl up curler curling iron curly currant currency current current current account current account current events current expenses current market rate current price currently curriculum curriculum vitae curry curry curry favor with curry favor with curry powder currycomb curse cursed cursed cursor cursory curt curtail curtain curtain ring curtain rod curtsy curvature i. 2. iyile ştirmek. k ıvrılmak. tütsülemek. korkutmak. büklüm. 1. . beddua etmek. s.b. k ıvırcık. lor. bugünlerde. kesmek. tuhaf. 1. k. kıvırmak. 1. i. hediyelik e şya dükkânı. merak. lanet etmek. sokağa -e çare bulmak. 2. geçerlik. i. 2. sövme. acayip. baharat karışımı. f. yaltaklanarak (birinin) gözüne girmeye çal ışmak. müfredat program ı. revaç. kesmik. -e çözüm getirmek. 1. i.sövgü. saç ını bükülmek. cereyan. s. 2. i. sövüp saymak. piyasa fiyat ı. dili yüreğini oynatmak. ters ve k ısa (söz). i. 1. ilenç. cari hesap. zerdeçal v. 3. 2. lanetlenmiş. reverans. kesilmek. nakit para. 1. melun. kurutmak. akıntı. frenküzümü. cari. aktüel. 2. günlük giderler. 1. pıhtılaştırmak. tedavi. körolas ı. cari fiyat. f. kür. tic. nadir şey. ışıklı gösterge. i. 2. tedavül. i. şifa. s. toz haline getirilmiş kimyon. tedavi etmek. 3. ilenmek. özgeçmiş. perdelemek. k. cari hesap. rayiç. kaşağı. i. dili deh şete düşürmek. tuhaf şey. bigudi. kişniş. 2. ilenme. çıkma yasağı. 1. f. şimdiki. perde halkas ı. 1. 3. i. i. şu anda. 1. s. günlük masraflar. kuşüzümü. kaşağılamak. eğrilme. s. perde rayı. 1. s. tımar etmek. k ıvrılmak. f. reverans yapmak. garip. bukle yapmak. 2. eğrilik. sürüm de ğeri. korniş. bükmek. bugünkü. perde. tuzlamak. kanını dondurmak. 1. pıhtılaşmak. beddua. f. bukle. saç maşası. 2. lüle. kürsör. s. güncel olaylar. üstünkörü. f. kıvır kıvır. lor peyniri. f. i. yaltaklanarak (birinin) gözüne girmeye çal ışmak.kıvırmak. dili -e yaranmak. i. çare. ak ım. küfür. meraklı. gelişigüzel. z. i. lanetli. azaltmak.. şifa vermek. güncel. küfretmek. f. i. sövmek. sa ğaltım. 2. imleç. derman. k. 1. nakit. i. k ıvrım. geçer. para. yürürlükte olan. 4. bilg. i.

gümrük resmi. k. fason. 6. f. (kasaplık hayvanın gövdesinden belirli bir şekilde kesilen) et parçası. 1.. 1. dili Yapma!/B ırak! 1. kesip k ısaltmak. 5. (denetim. 2. kavis. bilardo masasının lastikli iç kenarı. yastık. bir darbenin hızını kesen tampon. altına/arkasına i. konferans v.´ni) s. 2. k. 2. indirim. diş çıkarmak. i. dili önemli olmamak. 2. yolazaltmak. dili sövmek. koruma. bükülmek.. (çocuk) diş çıkarmak. 2. aşka gelmek. s. 3. 2. f. bırakıp kaçmak. koruyucu. 2. k. 8. 4. viraj. Bu ta ş kolayca kesiliyor. kesmek. k. küfür. 1. 2. âdet. kesinti. hem lehine. (bir müşterinin yaptığı) alışveriş. kesik. 4. ağaç kesmek. ilişkiyi kesmek. herif. yarma. dili 1. go halves yarı yarıya bölüşmek. 2.´nden) yakasını kurtarmak/sıyırmak. kıvırmak. dili en kolay ve en ucuz yollara ba şvurarak yapmak. parça. -i kesmek. kesim. âdet. 1. muhaf ız. 5.b. dili gayrete gelmek. kıvrım. hem aleyhine olmak. dilim. gelenek. 3. içkiyi suland ırmak. geri dönmek. 2. sorumlu kimse. krem karamele benzeyen bir tatlı. i. bükmek. al ışkanlık. alışılmış. süt. i. kesik. kesme cam.b. . Dişlerimi kamaştırdı. dili gâvura k ızıp oruç bozmak. 3. k. hafifletmek. eğmek. i. 2. i. araya girmek. köpekdişi. --ting) 1. It set my teeth on edge. yarıya bölmek. k. k. i. i. f. i. 1.curve curve cushion cuspid cuss custard custodian custody custom customary customary usage customer custom-made customs customshouse cut cut cut cut a big/wide swath cut a tooth cut a tooth cut across cut across all boundaries cut an alcoholic drink with water cut and run cut back cut both ways cut corners cut corners cut down a piece of clothing into cut down a tree cut down on cut glass cut in cut in half/cut into halves cut in on cut into Cut it out! cut loose cut loose cut no ice cut no ice cut of meat cut off cut off one´s nose to spite one´s face one´s nose to spite one´s cut off face cut one´s nails to the quick i. dili hisse. This stone cuts easily. kestirmeden gitmek. 1. go off half-cocked k. dili önemi/etkisi olmamak. k. gözetim. do a thing by halves bir işi yarımyamalak yapmak. küfretmek. sınır tanımamak. çok dikkat çekmek. (ders. i. şeker ve yumurta ile hazırlanan bir sos. k. eski bir giysiden (yeni bir şey) yapmak. 3. -i azaltmak. eğri. 1. gümrük. eğilmek. dili yeterince -i azaltmak. 2. dili gâvura k ızıp oruç bozmak. kristal. pay. kesme. (bir işte) kestirme yollara başvurmak. tırnaklarını dibine kadar kesmek. 2. dili 1. azaltmak. mutat. k. -i azaltmak. kesilmiş. i. from (bir yerden/gruptan) ayr ılmak. baskı v. müşteri. s. kesilmek: f. geçirmek için aç ılan yar. sövgü. kapıcı. 1. ısmarlama. 7. 2. kıvrılmak. çok nüfuzlu olmak. (cut. 1. 3. âdet olan. (birinin) sözünü kesmek. 3. k. 3. k. biçim. minder. kesim. biçmek. kesmek. vesayet. gümrük. itiyat. 1. azaltmak.

i. Cyclamen. dili içine işlemek. 3.. devir. Kıbrıslı. hundredweight 1. Kıbrıslı. dönme. 112 libre. kiklon.. i. aşı kalemi. 3. Cupressus. Kıbrıs. zool. keskin. 1. i. 1. kasap. siklamen.o. 2. s. i. 2. bir şeyi dilim dilim kesmek. 2. bisiklet. siklon. bak. s. 45. 2. 1. buhurumeryem. 2. tav şankulağı. sin. k ıyasıya.(rüzgâr). 2. i.o. 1. çatal b ıçak takımı. k. bindi ği dalı kesmek. cani. selvi.. İng. off cut s. k ıs. bisiklete binmek. short cut s. silindirsel. sa ğ yapmak. sibernetik.. i. 1.t. i. kotra. . argo kârı paylaşmak. amansız. 1. i. Kıbrıs. (of an automobile) sol yapmak. 100 libre. i. A. Kıbrıs´a özgü. kinizm.o. birinin laf birini (ac ı sözlerle) derinden yaralamak. 1. geriye dönü ş. indirimli mal satan. bahç. kesinti. 2. birini öldürmek. kesici: wire cutters tel makas ı. kibernetik. dönü ş. birine miras olarak on para/hiç para b ırakmamak. bir şeyi dilimlemek. 1. silindirik. dili -i kesmek.cut one´s own throat cut out cut s.D. tırnakların etrafını çevreleyen deri.. (birinin) dayanak noktalar ını çürütmek. 2. şaklaban. -i bırakmak. k ırıcı (söz). kinik.o. birinin yolunu kesmek. komik şeyler yapmak.. s. -i kesmek.. isim kg. eksiltme. kesiş. kesici alet. kotlet. içini yakmak. dili şaklabanlık yapmak. azaltma.. birinin savundu ğu noktaları çürütmek. Cypriot. kinik. dili şirin. into slices cut short cut the ground (out) from under one´s feet cut the ground from under s. incitici. s. i. s. 1. kesme. üstderi. i. 2. sevimli. sin.o. 3. sinizm. elek. kalitesiz. motosiklet. yaklaşık 50 kg. i. müz. sinik. 2. k. kestirme yol. i. i.. i. siyanür. k. tenzilatlı. bot.5 belirten sonek: fluency ak ıcılık. s. dili kendi kendine zarar vermek.´s feet cut the melon cut the wheels cut to the quick cut up cutback cute cuticle cutlery cutlet cutoff cutoff point cut-price cut-rate cutter cutthroat cutting cuttlefish cutup cwt -cy cyanide cybernetics cyclamen cycle cyclist cyclone cylinder cylindrical cymbal cynic cynical cynicism cypress Cyprian Cypriot Cyprus Cyrillic k. k. 1. 1. 1. bot. sinik. indirimli. i. sert i. acı. i. (belirli bir şeyi) kesen kimse. 3. down cut s. sona erme tarihi. do ğramak. s. to the quick cut s. k ısa kesmek. (giysi) biçmek. i. den. 2. indirimli. i. tenzilatlı. devre. mürekkepbalığı. anat. s. 1. servi. indirimli mal satan. s. bisikletçi. parça parça kesmek.B. motosikletçi. Sepia. f. i. acı vermek. 2. -i kesip ç ıkarmak. i. kesim. i. niteliksiz. ını kesmek. s. 3. acı. 2. şakacı. silindir. büyük zil. i. katil. 2. sona erme noktas ı.

s. dili baba. fiyat. re notası. 2. s. s. Çekoslovakyalı.. saçma. i. Czechoslovakian. süt ürünleri. Dutch. diameter. i. i. amatör. baraj. tar. died. oyalanmak. k.. narin. Beninese. k. haylazl ık etmek. Doctor. 2.men (der´imîn) i. Çekoslovakya. i. s. bak. s. sistit. Dahlia. Çek. babac ığım. z. Çekoslovakyalı. zarif... i. k ıs.. i. in ile amatörce uğraşmak. gündelikçi (hizmetçi). nezaket.. bak. k ıs. i. f. k ıs. mastı. 1. i. i. 1. bak. daughter. 2. zarafet. bozmak. tazminat. (--med.. --ming) -e set çekmek. s. gündelik.. date. 2. set. 2. dair. İng. 2. titiz. nazik.. i. müz.. z. i. 2. sütçü dükkânı. i. su serpmek. tar. i.. zarar. d DA da dab dabble dabbler dachshund dad daddy daddy-longlegs daffodil daft dagger dahlia Dahoman Dahomean Dahomey Dahomeyan daily daintily daintiness dainty dairy dairy cattle dairy farm dairy products dairyman daisy dale dally dally away dally with dam dam up damage damages Kiril alfabesi. 1. mand ıra.. zerrin.y. i. günlük.. --bing) hafifçe vurmak. District Attorney.. 2. cilveleşmek. hançer.. vakit öldürmek. tipula sine ği. day(s). tıb. 2. dili baba. f. bak. k. hafifçe ıslatmak. su bendi. zool. s. Department. 1. sütçü. December. day. 1. deli. i. zarafetle. dili masraf. i. 2. i. gündelik gazete. çoğ. hevesli. -i frenlemek. i. i. k ıs. hasar. titizlik. nergis. kama. mandıra. Çekçe. f. 1. Beninese. -i bast ırmak. sağmal inekler. zarar vermek. çar. 1. hasar yapmak.. fulya. i. kafadan kontak. i. i.Cyrillic alphabet cyst cystitis czar Czech Czechoslovak Czechoslovakia Czechoslovakian D d D. küçük vadi. i. 1. huk. Çekoslovak. her gün. D. bak. babac ığım.. 1. Çekoslovak. f. papatya. tar.. (--bed. vakit öldürmek.. 2. bot. 1. i. İngiliz alfabesinin dördüncü harfi. i. Beninese. İngiliz alfabesinin dördüncü harfi. ziyan. i. . i. d D. hafif vuru ş. kist. tıb. s. Benin. days. dead. oynaşmak. tar. süthane. f. yıldızçiçeği. i. D. bir işe heves duyup girişme eğiliminde olan kimse. 1. kaç ık... i. dokunmak. daughter. s. i. dokunma.

karanlık oda. zıplatmak. s. ıslanmak. mükemmel. anla şılması zor hale getirmek. 4. böceğin iğnesi. 2. Lanet olsun! s. Allah belas ını versin!/Allah kahretsin! i. terz.1. i. hoplatmak. i. 2. rutubet. i. kalk ışmak. cehalet içinde. sevgili. dansç ı. i. 3. karanlık. kadınlara verilen şövalyelik ayarında bir asalet unvanı. Danimarkal ı. yiğitlik. 1. f. 3. sevimli. 2. 1. dansöz. Lanet olsun! i. cüret. muğlak. beddua etmek. 2. 1. küf kokulu. tehlike. i. en acayip. Biliyorsam kahrolayım. benek. rutubetli. esrarlı. 3. f. cüretkâr. i. argo kad ın. Danimarka´ya özgü. raks. . eski han ım. 5. z. dili birinin i. bakla k ırı. Tuna. karanlık. 1. k ırmak. dans.o. s. lacivert. alaca kır (at). 1. nem. i. s.Damascus damask dame damn Damn!/Damn it!/Damn him!/Damn her! damnation Damnation! damned Damned if I know. züppe. 3. küçük ok. f. lanet. 3. 2. koyu renk. 1. 3. durdurmak. f. 1. foto. ıslatmak. yaşlı kadın.. karahindiba. harika. i. i. kör olası. benekli. ho ş. 2. s. 3. Şam. çok iyi. f. 1. i. dansör. fırlatmak. nemlendirmek. i. karanlık. grizu. 2. şık. oynamak. s. kepek. yiğit. gözü pek. i. kahrolası. f. 4. koyulaşmak. lanetli. Danimarka. asıp sallamak. 6. zarif. 2. defne. i. oyun. sarkıtmak. s. s. esmerleşmek. ok gibi f ırlamak. cehennem cezas ı. örülerek onarılmış delik. 2. i. cesaret. pek. azaltmak. (titreşimi) f. cesaret etmek. 1. lanet. cici. i. nem. 1. f. fırlama. i. lanet okumak. hatun. 1. 2. beneklemek. 1. karartmak. iğneyle örerek onarmak. konak. yaş. nemlendirmek. f. sevgilim. 1. dans etmek. kararmak. melun. i. z. pens. i. kaçırmak: dampen s. sarkmak. koyu. boğmak. söndürmek. nemli. nemli. ileri at ılma. çok. i. 2. atılmak. 1. s. rutubetli. 2. ıslatmak. nemlenmek. damnedest damp dampen dampness dance dancer dancing dandelion dandle dandruff dandy Dane danger dangerous dangerously dangle Danish dank Danube daphne dapper dapple dapple-gray Dardanelles dare daredevil daring dark dark dark blue darken darkness darkroom darling darn darn Darn it! dart i. lanet etmek. en iyisi. çapraşık. i. damasko (kuma ş). bela. ya ş.´s enthusiasm k. f. dans ettirmek. en tuhaf. 2. 3. cüret etmek. Danimarkalı.. yava şlatmak. rutubet. s. f. Allah ın belası. s. i. Taraxacum officinale. balo. gizli. 2. lanetlemek. 3. gölge. i. 2. hamle. sevgili. dans. dans etme. oynatmak. i. as ılı durup sallanmak. s. 1. tehlikeli. i. f. akşam. bot. s. 2. lanet. esmer. 1. tehlikeli bir şekilde. Danca. atmak. Tuna nehri. Danca. benekli hayvan. 2.

dartboard darts dash dash off dash off a letter dash s.o.´s hopes dash to pieces dash water on one´s face dashboard dashing data data bank data base data file data processing date date date date line date palm dated dative datum daub daughter daughter-in-law daunt dauntless davenport dawdle dawn dawn on day day after day day by day day by day day in day out day laborer day of reckoning day school daybreak daydream daylight daytime daze dazed dazzle

i. ok atma oyununda kullan ılan nişan tahtası. i. ok atma oyunu. f. 1. hızla koşmak: She dashed to the child´s rescue. Çocuğun imdadına koştu. 2. hızla ilerlemek, atılmak, fırlamak: I dashed to the window but acele gitmek, f ırlamak. bir mektup karalamak. bir kimsenin ümitlerini k ırmak, birini hayal kırıklığına uğratmak. çarpıp paramparça etmek. yüzüne su çarpmak. i., oto. kontrol paneli, pano. s. 1. atak, atılgan, cesur. 2. gösterişli, şık. i. 1. çoğ. veya tek. bilgi. 2. veriler, data. bilg. veri bankas ı, bilgi bankası. bilg. veri taban ı, bilgi tabanı. bilg. veri dosyas ı. bilg. bilgiişlem. i. hurma, arabistanhurmas ı. i. 1. tarih, zaman. 2. randevu. 3. flört, flört edilen ki şi. f. 1. tarih koymak, tarih atmak. 2. tarihlendirmek. 3. ile ç ıkmak, ile flört etmek. coğr. gündeğişme çizgisi. hurma a ğacı. s. 1. tarihli. 2. modas ı geçmiş, demode. s., dilb. -e halindeki. i. -e halindeki sözcük. çoğ. da.ta (dey´tı, dä´tı) i. veri. f. 1. sürmek, s ıvamak. 2. bulaştırmak. 3. lekelemek, kirletmek. i. 1. harç, çamur. 2. leke. i. k ız evlat, kız. i. gelin. f. yıldırmak, gözünü korkutmak. s. gözü pek, yılmaz, korkusuz. i. kanepe, sedir, divan; çekyat. f. işini ağırdan alarak vakit kaybetmek, ağır davranmak, oyalanmak. i. 1. seher, tan vakti. 2. şafak, tan. f. görünmeye başlamak, aydınlanmak. anlaşılmak, sezilmek. i. 1. gündüz: We´ve been working night and day on this project. Bu proje üzerinde gece gündüz çalışıyoruz. 2. gün: the second day of the month her gün, günlerce. günden güne. günbegün, günden güne. her gün. gündelikçi. hesap günü, k ıyamet günü. gündüzlü okul. i. seher, tan vakti. i. hayal. f. hayal kurmak, dalmak. i. gün ışığı.daylight-saving time yaz saati. i. gündüz. f. sersemletmek, sersem etmek, serseme çevirmek. i. sersem bir hal, sersemlik. s. sersemlemiş, serseme çevrilmiş. f. göz kama ştırmak.

deacon deaconess dead dead ahead dead beat dead center dead end dead heat dead language dead letter dead loss dead set dead set against dead tired deaden deadline deadlock deadly deaf deaf mute deafen deaf-mute deal deal in deal with dealer dealings dealt dean dear Dear me! dearly dearly love to dearth death death rate death sentence death squad death toll death warrant deathbed deathless deathlike deathly deathly cold deathly pale deathly silence

i. diyakoz. i. kilisenin hayır işleriyle görevlendirdiği kadın. s. 1. ölmü ş, ölü. 2. cansız, hareketsiz; sönük. 3. ölü (renk). dosdoğru. çok yorgun, bitkin. tam merkez, tam orta. 1. ç ıkmaz sokak. 2. çıkmaz. spor berabere biten yar ış. ölü dil. 1. geçersiz yasa. 2. sahibine ula ştırılamayan mektup. bir işe yaramayan nesne/kimse. k. dili kararlı. -e tamamen kar şı, -e muhalif. bitkin, yorgun. f. 1. hafifletmek, azaltmak, zayıflatmak; (ses, ağrı v.b.´ni) kesmek. 2. parlaklığını tarihi. i. son teslimgidermek, donuklaştırmak. i. çıkmaz. f. çıkmaza sokmak; çıkmaza girmek. s. 1. öldürücü; ölümcül. 2. ölü gibi. s. 1. sağır. 2. kulak asmayan. sağır ve dilsiz kimse. f. sağır etmek. i. sağır ve dilsiz kimse. i. 1. anla şma, mukavele. 2. iş. 3. miktar. 4. iskambil kâğıtlarını dağıtma. f. (--t) (iskambil kâ ğıtlarını) dağıtmak. ... ticareti yapmak. 1. ile ilgilenmek. 2. -i idare etmek. 3. -in üstesinden gelmek, -in hakk ından bir şeyin)4. -e değinmek, -den bahsetmek. 5. -in müşterisi old i. 1. (belirli gelmek. ticaretini yapan kimse, tüccar, satıcı: a dealer in stamps eski pul sat ıcısı. 2. ilişki. i. 1. iş, alışveriş. 2. iş ilişkisi; iskambil kâğıtlarını dağıtan kimse. f., bak. deal. i. 1. katedralin ba şrahibi. 2. dekan. i. sevgili. s. 1. sevgili, aziz. 2. de ğerli, kıymetli. 3. pahalı. Olur şey değil! z. (bir şeyi) çok arzu etmek. i. yokluk, k ıtlık. i. ölüm. ölüm oran ı. idam hükmü. ölüm mangas ı. ölü sayısı. huk. idam hükmü. i. ölüm dö şeği. s. baki, ölümsüz. s. ölüm gibi. s. ölümsü. çok soğuk: It´s deathly cold outside. Dışarısı çok soğuk. beti benzi atm ış. ölümsü bir sessizlik.

debacle debar debase debatable debate debilitate debility debit debit an account debit and credit debit balance debris debt debt of gratitude debt of honor debtor debug debunk debut Dec dec decade decadence decadent decaffeinate decaffeinated coffee decal decamp decanter decapitate decathlon decay decease deceit deceitful deceitfully deceitfulness deceive deceiver December decency decent decently deception deceptive deceptively deceptiveness

i. çöküş, yenilgi, yıkım. f. (--red, --ring) (from) engellemek; menetmek. f. 1. değerini düşürmek, ayarını bozmak. 2. alçaltmak, şerefini lekelemek. 3. tartışılabilir. s. yozlaştırmak. f. 1. tartışmak. 2. çok düşünmek, düşünüp taşınmak: He debated with himself before şürmek, zayıflatmak, takatiniını vermeden önce çok f. kuvvetten dü reaching the decision. Karar kesmek. i. halsizlik, bitkinlik, güçsüzlük, zayıflık. i. borç. f. 1. borç kaydetmek. 2. birinin borcuna kaydetmek. bir hesab ı borcuna kaydetmek. borç ve kredi. borç bakiyesi. i. yıkıntı, enkaz; döküntü. i. borç. teşekkür borcu, gönül borcu. namus borcu. i. borçlu. f. (--ged, --ging) 1. (bir yerden) gizli dinleme ayg ıtını sökmek. 2. (bir aygıt veya sistemin) kusurlar ını gidermek. 3. bilg. hatasızlaştırmak, ayıklamak. f., k. dili (bir şeyin) yanlış taraflarını açığa vurmak. i. 1. başlangıç. 2. (sahneye) ilk çıkış. 3. bir genç kızın sosyeteye ilk defa takdimi. k ıs. December. k ıs. deceased, decrescendo. i. on yıl. i. çökme, çökü ş, yıkılış. s. çökmü ş. f. kafeinini ç ıkarmak. kafeinsiz kahve. i. çıkartma. f. 1. kamp ı bozup ayrılmak. 2. k. dili sıvışmak, savuşmak, tüymek, kaçmak. i. sürahi. f. başını kesmek, boynunu vurmak. i., spor dekatlon. f. 1. çürümek, bozulmak; çürütmek. 2. azalmak. i. 1. çürüme, bozulma. 2. azalma.ölme, vefat. f. ölmek. i. ölüm, i. 1. aldatma; hile, yalan. 2. hilekârl ık, düzenbazlık, dolandırıcılık. s. 1. hilekâr, hileci. 2. aldat ıcı. s. hilekârlıkla, yalancılıkla. i. hilekârlık, yalancılık. f. aldatmak. i. aldatıcı, hilekâr. i. aralık. i. 1. terbiye, edep, nezaket. 2. ılımlılık. 3. iffet, namus. s. terbiyeli, nazik; temiz, iyi. z. 1. terbiye ölçüsünde. 2. yeterince. i. 1. aldatma; aldanma. 2. yalanc ılık. 3. hile, düzen, dolap. s. aldatan, aldatıcı. z. aldatarak, aldat ıcı bir biçimde. i. aldatıcılık, düzenbazlık, hilekârlık.

decide decide against s.t. decide for s.t./decide in favor of s.t. decide to take the plunge decided decidedly deciduous decigram decigramme deciliter decilitre decimal decimal fraction decimal fraction decimal point decimal scale decimal system decimate decimation decimeter decimetre decipher decision decisive decisively decisiveness deck deck deck chair deck of cards deck out declaim declaration declaration of residence declare declare bankruptcy declare war on declension decline declivity declutch decode decompose decomposition decorate decoration decorative

f. karar vermek, kararla ştırmak, hüküm vermek. bir şeyin aleyhinde karar vermek. bir şeyin lehinde karar vermek. (bir şeyi) yapmaya karar vermek. s. 1. kesin. 2. kararl ı, azimli. 3. kararlı, ölçülü. z. kesinlikle, katiyetle. s. k ışın yapraklarını döken (bitki). i. desigram. i., İng., bak. decigram. i. desilitre. i., İng., bak. deciliter. s., mat. ondalık. i. 1. ondalık sayı. 2. ondalık kesir. ondalık kesir. mat. ondalık kesir. ondalık virgülü: 1.07 (Türk sistemine göre 1,07). ondalık hesap cetveli. ondalık sistem. f. büyük bir k ısmını yok etmek. i. büyük bir k ısmını yok etme; büyük bir kısmı yok olma. i. desimetre. i., İng., bak. decimeter. f. (şifreyi) çözmek. i. karar; hüküm. s. 1. kesin, kati. 2. kesin sonuca ula ştıran: the decisive victory in that war o savaşı kesin sonuca ulaştıran zafer. 3. kararlı. z. 1. kesin olarak. 2. kararl ı bir biçimde. i. 1. kesinlik. 2. kararl ılık. i., den. güverte. f. donatmak, süslemek. şezlong. isk. deste. donatmak, süslemek. f. 1. hararetle söylemek/konu şmak. 2. (hitabet kurallarına göre) söylemek; resmi bir 2. demeç. 3. bildiri, deklarasyon. i. 1. ilan. şekilde söylemek. ikamet beyannamesi. f. 1. ilan etmek. 2. bildirmek, deklare etmek. iflas ilan etmek. -e savaş açmak/ilan etmek. i. 1. dilb. ad çekimi. 2. çökü ş, çökme. f. 1. aşağıya meyletmek. 2. azalmak, düşmek. 3. çökmek. 4. reddetmek, geri çevirmek. i. iniş, meyil. 5. dilb. çekmek. i. 1. meyil, ini ş. 2. azalma, düşüş; gerileme, f. debriyaj yapmak. f. (şifreyi) çözmek. f. 1. ayrıştırmak. 2. çürütmek; çürümek. i. 1. ayrışma. 2. bozulma. f. 1. süslemek, dekore etmek. 2. ni şan vermek. i. 1. süsleme, dekorasyon. 2. süs. 3. ni şan, madalya. s. süsleyici, süslü.

decorator decorous decorously decorum decoy decrease decree decrepit dedicate dedicated dedication deduce deduct deduction deductive reasoning deed deem de-emphasise de-emphasize deep deep in debt deep in thought deep sea deep trouble deepen deepfreeze deep-fry deep-rooted deep-seated deer def deface defamation defame default defeat defecate defect defective defector defence defend defendant defender defense defenseless defensive

i. dekoratör. s. görgü kurallar ına uygun. z. görgü kurallar ına uygun bir biçimde. i. adaba uygun olma, terbiyeli olma. i. tuzak yemi. f. 1. away from -den hile ile uzakla ştırmak; into -e hile ile çekmek. 2. dü şmek, küçülmek; azaltmak, düşürmek. i. azalma, düşüş. f. azalmak, tuza ğa düşürmek. i. 1. resmi emir. 2. karar. 3. kararname. f. 1. emretmek, buyurmak. 2. karar vermek. s. eskimiş, yıpranmış. f. 1. adamak, vakfetmek. 2. to -in ad ına sunmak, -e ithaf etmek. s. 1. ithaf olunmu ş. 2. adanmış. 3. kendini işine adamış. i. adama, ithaf. f. sonuç ç ıkarmak. f. çıkarmak, hesaptan düşmek. i. 1. sonuç ç ıkarma. 2. man. tümdengelim. 3. sonuç. 4. hesaptan düşme. 5. kesinti: tümdengelimli usavurma. i. 1. eylem, iş, fiil. 2. huk. senet, tapu senedi. f. to -e senetle devretmek. f. saymak, addetmek. f., İng., bak. de-emphasize. f. önemini azaltmak. s. 1. derin. 2. anla şılmaz. 3. şiddetli, ağır. 4. koyu (renk). 5. kalın, boğuk, pes (ses). z.ış. 1. derinlerine kadar; derinliklerine kadar: It sank deep borca batm into derin dü şünceye dalmış. derin deniz. vahim bir durum. f. 1. derinle şmek; derinleştirmek. 2. artırmak. 3. (rengi) koyulaştırmak. i. 1. dipfriz. 2. dondurup saklama. f. (deep.froze, deep.fro.zen) dondurup saklamak. f. bol yağda kızartmak. s. 1. kökleri derinlere inen (a ğaç/çalı). 2. köklü, kökleşmiş (âdet/inanç). s. 1. derin, derinden gelen; derinde olan. 2. köklü, kökle şmiş. i. (çoğ. deer) geyik; karaca. k ıs. defective, defendant, defense, deferred, defined, definite, definition. f. (bir şeyin yüzeyine) zarar vermek. i. karalama, kara çalma, lekeleme. f. karalamak, kara çalmak, lekelemek. i. 1. (bir yükümlülü ğü) yerine getirmeme. 2. bilg. varsayım. f. (bir yükümlülü ğü) yerine u ğratmak. i. bozgun, yenilgi. on their loan. Borçlarını f. yenmek, bozguna getirmemek: They defaulted f. büyük aptesini yapmak, d ışkılamak. i. kusur, noksan, eksiklik. s. 1. kusurlu, sakat, eksik, noksan. 2. dilb. baz ı çekim şekilleri olmayan. i. karşı tarafa kaçan kimse. i., İng., bak. defense. f. 1. savunmak. 2. from -den korumak. i., huk. davalı. i. savunucu, savunan; koruyucu. i. 1. savunma, korunma. 2. spor savunma, defans. s. savunmas ız, korunmasız. s. 1. savunmayla ilgili. 2. (hedef al ındığını zannederek) savunmaya geçen. 3. koruyucu. 4. spor defansif.

defensive alliance defer deference deferential deferment deferred defiance defiant deficiency deficient deficit defile define definite definite article definitely definition definitive deflate deflation deflect

savunma anla şması. f. (--red, --ring) 1. sonraya b ırakmak, ertelemek. 2. to -e boyun eğmek. i. riayet, (sayg ıdan kaynaklanan) itaat. s. riayetkâr; sayg ı ve itaat gösteren. i. erteleme. s. ertelenmiş. i. 1. meydan okuma. 2. kar şı koyma. s. 1. meydan okuyan. 2. kar şı koyan. i. eksiklik, noksanlık; yetersizlik. s. eksik, noksan; yetersiz. i. (bütçe, hesap v.b.´nde) aç ık; zarar. f. kirletmek, pisletmek, lekelemek, bozmak. f. 1. tanımlamak, tarif etmek. 2. belirlemek, sınırlamak, tayin etmek. s. 1. kesin. 2. belirli, belli. dilb. belirli tan ımlık: the. z. kesinlikle. i. 1. tanım, tarif. 2. tanımlama. s. kesin, son, tam. f. 1. havas ını/gazını boşaltmak, söndürmek; sönmek. 2. gururunu kırmak. 3.1. havas ını/gazını azaltmak. söndürme; sönme. 2. gururunu kırma. 3. i. ekon. para arzını boşaltma,

ekon. deflasyon. f. yönünü de ğiştirmek; başka yöne çevirmek; yönü değişmek. deflect s.o. from his/her purpose birini amac ından çevirmek. yönünü de ğiştirip -e çevirmek. deflect s.t. into f. biçimini bozmak, biçimsizle ştirmek. deform i. 1. biçimsizlik. 2. t ıb. biçim bozukluğu, bozunum. deformity defraud defray defrost deft defunct defy degenerate degenerate degradation degrade degrading degree dehumidifier dehumidify dehydrate dehydrated deify deign deity dejected dejection delay f. doland ırmak, elinden almak. f. ödemek; (giderleri) kar şılamak. f. buzlarını çözmek/eritmek; buzları çözülmek/erimek. s. becerikli, usta, marifetli. s. 1. ölü. 2. feshedilmi ş. f. meydan okumak, kar şı gelmek, karşı koymak. s. yoz, yozla şmış, soysuz, dejenere. f. yozlaşmak, soysuzlaşmak, bozulmak, dejenere olmak. i. 1. aşağılık bir durum; itibarsızlık. 2. aşağılaşma. 3. rütbeyi indirme. f. 1. alçak bir duruma dü şürmek. 2. rütbesini indirmek. s. alçaltıcı, onur kırıcı. i. 1. fiz., geom. derece. 2. derece, basamak, a şama, rütbe, mertebe. 3. diploma. i. nem gideren alet. f. nemini gidermek. f. 1. suyunu almak, kurutmak. 2. su kaybetmek. s. susuz, kurumu ş. f. tanrılaştırmak. f. tenezzül etmek. i. 1. tanrı, ilah. 2. tanrısal varlık. s. keyifsiz, morali bozuk; hüzünlü. i. keyifsizlik, moral bozuklu ğu; hüzün. f. 1. ertelemek, sonraya b ırakmak. 2. geciktirmek. 3. oyalanmak. i. gecikme, geç kalma.

delegate delegation delete deletion deliberate deliberate deliberately deliberation delicacy delicate delicately delicatessen delicious delight delightful delimit delineate delinquency delinquent delirious delirium deliver deliver the goods deliverance deliverer delivery delivery note delivery order delivery receipt delivery time deliveryman dell delta delude deluge delusion delusive deluxe delve demagogue demagogy demand demand deposit demean demeanor demeanour demented

i. (del´ıgît, del´ıgeyt) delege, temsilci; elçi; vekil. f. (del´ıgeyt) 1. havale etmek, devretmek. yetki verme. i. 1. delegasyon. 2. 2. görevlendirmek. f. silmek, ç ıkarmak. i. 1. silme, ç ıkarma. 2. yazıdan çıkarılan parça. s. 1. kas ıtlı, maksatlı, önceden tasarlanmış. 2. temkinli, ölçülü, dikkatli. f. 1. düşünüp taşınmak, ölçünmek, tartmak. 2. görüşmek, müzakere etmek. z. kasten, mahsus, bile bile. i. 1. üzerinde dü şünme, düşünüp taşınma. 2. görüşme, müzakere. i. 1. incelik, kibarlık. 2. lezzetli şey. s. 1. kolaylıkla kırılabilen, kırılgan, nazik. 2. hassas (alet). 3. hassas (konu); nazik (durum). 4. ince (yapbüyük bir5. hafif (koku/tat). 6. hafif, z. 1. incelikle. 2. dikkatle, ihtiyatla, ı), narin. özenle. i. şarküteri, mezeci. s. lezzetli, leziz, nefis. f. 1. sevindirmek; sevinmek. 2. in -den zevk almak. i. 1. sevinç, zevk, keyif,ş, güzel; sevinç veren şey. s. ho haz. 2. zevkli. f. sınırlandırmak, tahdit etmek. f. 1. şeklini çizmek. 2. betimlemek. i. 1. (çocuklarda) suç i şleme. 2. borçların ödenmemesi. s. 1. suçlu, suç işleyen (çocuk). 2. ödenmemiş (hesap, vergi, borç v.b.). 3. borçlarını ödememiş. i. çocuk suçlu. s. 1. sayıklayan. 2. çılgına dönmüş. i. 1. sayıklama. 2. çılgınlık. f. 1. teslim etmek, b ırakmak, vermek: They will deliver the furniture tomorrow morning. Mobilyayı yarın sabah teslim edecekler. 2. (gazete, k. dili istenilen şeyi yapmak. i. 1. kurtarma; kurtulu ş. 2. hüküm. i. 1. kurtar ıcı. 2. teslim eden kimse. 3. dağıtıcı. i. 1. teslim; da ğıtım. 2. doğurma; doğum. 3. konuşma tarzı. 4. beysbol topateslim beyan ı. tic. vuru ş, servis. tic. teslim emri. tic. teslim makbuzu. tic. siparişlerin teslim süresi. çoğ. de.liv.er.y.men (dîlîv´ırimen) i. satılan malı eve teslim eden kimse. i. küçük vadi, korulu vadi. i. delta, çatala ğız. f. aldatmak, yan ıltmak. i. 1. sel, tufan. 2. şiddetli yağmur. i. 1. aldanma, yan ılma. 2. ruhb. sabuklama. s. aldatıcı, yanıltıcı. s. lüks, ihtişamlı. f. into -i ara ştırmak. i. demagog, halkavc ısı. i. demagoji, halkavc ılığı. i. 1. istem, istek; talep. 2. tic., ekon. talep, ra ğbet. 3. huk. talep, hak iddia etme. f. 1. talep etmek, istemek. 2. gerektirmek. 3. huk. mahkemeye vadesiz mevduat. f. alçaltmak, küçültmek. i. davran ış, tavır. i., İng., bak. demeanor. s. deli, kaç ık, çılgın.

demerit demidemijohn demilitarise demilitarize demilitarized zone demise demobilisation demobilise demobilization demobilize democracy democrat democratic democratically demolish demolition demon demonstrate demonstration demonstrative demonstrative adjective demonstrative pronoun demonstrative pronoun demonstrator demoralise demoralize demote demotion demur demure den denatured alcohol denial denigrate denim denims Denmark denomination denominator denote denounce dense density dent dental dental floss

i. (okulda) ihtar, tembih. önek yarım, yarı. i. damacana. f., İng., bak. demilitarize. f. askerden ar ındırmak. askerden ar ındırılmış bölge. i. ölüm, vefat. i., İng., bak. demobilization. f., İng., bak. demobilize. i. seferberliğin bitmesi; terhis. f. terhis etmek. i. demokrasi, elerki. i. demokrat. s. demokratik, halkç ı. z. demokratik olarak. f. yıkmak. i. yıkma; yıkılma. i. 1. cin, kötü ruh, şeytan, iblis. 2. kötü kimse, iblis. 3. enerjik kimse. f. 1. kanıtlamak, ispat etmek: He has demonstrated his loyalty to the firm. Şirkete olan bağlılığını2. gösteri. 3. tanıtım gösterisi. i. 1. kanıtlama, ispat. kanıtladı. 2. göstererek tanıtmak: demonstrate a s. 1. kan ıtlayan, gösteren. 2. duygularını açığa vuran. dilb. işaret sıfatı. dilb. işaret zamiri. işaret zamiri. i. 1. göstererek tan ıtan kimse. 2. uygulama öğretmeni. 3. gösterici. f., İng., bak. demoralize. f. cesaretini k ırmak, moralini bozmak, yıldırmak. f. aşağı dereceye indirmek, rütbesini indirmek. i. indirme. f. (--red, --ring) kabul etmemek, itiraz etmek. i. s. 1. çekingen. 2. a ğırbaşlı, ciddi. i. 1. in, ma ğara. 2. k. dili tekke, yatak. 3. k. dili dinlenme odası, sığınak. mavi ispirto, kar ışık ispirto. i. 1. inkâr, yads ıma. 2. yalanlama. 3. ret. f. iftira etmek, leke sürmek, karalamak, kara çalmak, çamur atmak. i. kot (kuma ş). i., çoğ. kot pantolon, cin; blucin. i. Danimarka. i. 1. ad, isim. 2. mezhep. 3. adland ırma. 4. değer/ölçü birimi. i. payda. f. göstermek, belirtmek. f. 1. (insan, fikir, davran ış v.b.´nin) kötü/zararlı taraflarını açığa vurmak. 2. ihbar etmek. 3. (anla şmanın) kaldırılacağını anlaşılması s. 1. yoğun, kesif. 2. sık (orman, saç v.b.). 3.duyurmak. güç, ağır (yazı). 4.1. yoğunluk, kesafet. 2.5. foto. koyu (negatif). sıklık. 3. (yazıda) ağırlık. i. kalın kafalı, mankafa. (orman, saç v.b. için) 4.ufak çukur; çentik, çöküntü, girinti. f. çentmek; çökertmek. i. foto. koyuluk. s. 1. dişlerle ilgili. 2. dişçilikle ilgili. 3. dilb. dişsel. i. dişsel ünsüz. diş ipliği.

dental surgery dentist dentistry dentures denude denunciation deny deodorant deodorise deodorize depart department department store departure departure gate departure lounge departure terminal depend depend from Depend upon it. dependable dependence dependency depict depilate depilation depilatory deplete deplorable deplorably deplore deploy deployment deport deport o.s. deportation deportment depose deposit deposit account deposition depositor depository depot deprave depraved depravity

diş cerrahisi. i. diş hekimi, diş tabibi, dişçi. i. diş hekimliği, dişçilik. i. takma diş. f. soymak; ç ıplaklaştırmak, çıplak bırakmak. i. 1. (insan, fikir, davran ış v.b.´nin) kötü/zararlı taraflarını açığa vurma. 2. ihbar. 3. (anla şmanın) ımak. 2. yalanlamak. 3. reddetmek. 4. -den yoksun f. 1. inkâr etmek, yads kaldırılacağını duyurma. bırakmak, esirgemek, vermemek. s., i. deodoran, koku giderici. f., İng., bak. deodorize. f. kokusunu gidermek. f. 1. ayrılmak, gitmek. 2. hareket etmek, kalkmak: At what time does the bus departman, bölüm, k ısım, şube,ıyor? 3.kol. 2. bakanlık, vekâlet. i. 1. depart? Otobüs saat kaçta kalk daire, ölmek, vefat etmek. 4. from büyük ma ğaza, bonmarşe. i. 1. gidiş, ayrılış, terk. 2. hareket etme, kalkış. 3. değişiklik, yenilik. 4. sapma, ayr ılma. 5. vazgeçme. çıkış kapısı. çıkış salonu. çıkış terminali. f. on/upon 1. -e güvenmek. 2. -e ba ğlı olmak: The number of people who will come depends on how many tickets we can sell. Geleceklerin say ısı -den sarkmak. Emin olunuz. s. güvenilir. i. 1. güven, güvenme. 2. ba ğlılık. 3. bağımlılık. i. 1. bağımlılık. 2. sömürge. 3. ek bina. f. 1. resmetmek, resmini çizmek. 2. betimlemek, anlatmak. f. tüyleri gidermek/dökmek. i. depilasyon, depilaj, tüyleri giderme/dökme; epilasyon. i. depilatuar, depilatif, tüy dökücü krem. s. depilatif, tüy giderici/dökücü. f. tüketmek, bitirmek. s. acınacak durumda, içler acısı. z. acınacak biçimde. f. 1. -e çok üzülmek, -den ac ı duymak. 2. -e yerinmek, -e yazıklanmak. f. 1. plana göre yerle ştirmek. 2. ask. yayılmak. i. 1. plana göre yerle ştirme. 2. ask. yayılma f. sınırdışı etmek. davranmak, hareket etmek. i. sınırdışı etme. i. davran ış, tavır. f. 1. tahttan indirmek. 2. görevden almak, azletmek. 3. yeminli ifade vermek. i. 1. emanet. 2. depozit, depozito; kaparo, pey akçesi: The salesman asked for hesab ı.million lira deposit. Sat ıcı otuz milyon lira depozit istedi. mevduat a thirty i. 1. tahttan indirme. 2. görevden alma. 3. yeminle yaz ılı ifade. 4. depozit olarak verme. 5.ıran kimse. i. mudi, para yat (tortu) b ırakma. i. depo, ardiye. i. 1. depo, ardiye. 2. istasyon; durak. 3. ask. depo. f. baştan çıkarmak, ahlakını bozmak. s. ahlak ı bozuk, baştan çıkmış. i. 1. ahlak bozuklu ğu. 2. doğru yoldan ayrılma.

deprecate depreciate depreciation depress depressed depression deprive dept depth depth of winter deputation deputise deputize deputy derail derailment derange deranged derangement derelict deride derision derisive derisory derivation derivative derive dermatitis dermatologist dermatology derogatory dervish descend descendant descendent descent describe description descriptive desecrate desecration desegregate desegregation desensitise desensitize desert desert

f. onaylamamak, protesto etmek. f. 1. fiyatını kırmak, değerini düşürmek. 2. ucuzlatmak; amortize etmek. i. 1. değerini düşürme; değeri düşme. 2. aşınma payı, amortisman. f. 1. -i bastırmak, -e basmak. 2. üzmek, canını sıkmak, moralini bozmak. 3. kuvvetten dü şürmek, zayıflatmak. düşürülmüş. 3. durgun s. 1. morali bozuk, keyifsiz. 2. de ğeri 4. değerini/miktarını azaltmak. (piyasa/ekonomi). ğu, keyifsizlik. 2. piyasada durgunluk, ekonomik kriz. 3. i. 1. moral bozuklu ruhb. depresyon, b ırakmak, -den mahrum etmek, -den etmek: This work f. of -den yoksun çöküntü. 4. alçak bas ınç alanı. will department. k ıs. deprive us of our health. Bu i ş bizi sağlığımızdan edecek. i. 1. derinlik. 2. derin yer. k ış ortası, karakış. i. 1. temsilciler heyeti, delegasyon. 2. temsilci atama. f., İng., bak. deputize. f. 1. vekil olarak atamak. 2. for (bir kimsenin) yerini doldurmak. i. 1. vekil; yard ımcı, muavin. 2. polis. 3. milletvekili. f. (treni) raydan ç ıkarmak; (tren) raydan çıkmak. i. (treni) raydan ç ıkarma; (tren) raydan çıkma. f. 1. düzenini bozmak, altüst etmek, kar ıştırmak. 2. delirtmek. s. deli. i. 1. düzensizlik, kar ışıklık. 2. delilik. s. 1. terkedilmiş, sahipsiz. 2. kayıtsız, ilgisiz, ihmalkâr. f. alay etmek, alaya almak. i. alay, istihza. s. alaylı, alaycı. s. 1. alaylı, alaycı. 2. gülünç, kepaze, devede kulak gibi. i. 1. türetme. 2. köken, kaynak. i. türev. f. from 1. -den sa ğlamak, -den elde etmek, -den almak: He derives his income from his investments. Gelirini yat ırımlarından sağlıyor. He derives i., tıb. deri yangısı. i. dermatolog, deri hastal ıkları uzmanı, cildiyeci. i. dermatoloji, cildiye. s. küçültücü, küçük dü şürücü, aşağılayıcı. i. derviş. f. 1. inmek; (ku ş, uçak v.b.) alçalmak; (karanlık, sis v.b.) çökmek. 2. from intorun; of (birinin) soyundan gelen kimse. ırmak; -e sökün etmek, i. soyundan gelmek. 3. on/upon inip -e sald i., bak. descendant. i. 1. iniş; alçalma; çökme. 2. on/upon inip -e saldırma; -e sökün etme; bask ın. 3. soy. f. 1. tanımlamak, betimlemek, tarif etmek. 2. anlatmak. i. 1. tanımlama, betimleme, tarif. 2. cins, çeşit, tür. 3. eşkâl: The police were unable tobetimsel. description of the thief. Polis h ırsızın eşkâlini s. tanımlayıcı, obtain a f. (kutsal bir şeye) saygısızlık etmek. i. (kutsal bir şeye karşı) saygısızlık. f. ırk ayrımını kaldırmak. i. ırk ayrımının kaldırılması. f., İng., bak. desensitize. f. uyuşturmak. i. hak edilen şey, layık olunan şey. He got his deserts. Hak ettiğini buldu. i. çöl, sahra. s. 1. çorak, çöllük. 2. bo ş, ıssız.

desert deserter desertion deserve deservedly deserving deserving of praise design designate designation designer desirable desire desirous desist desk desktop desktop computer desktop publishing desolate desolate desolation despair despairingly desperate desperately desperation despicable despicably despise despite despondent despot despotic despotical despotism dessert dessert spoon destination destined destiny destitute destitution destroy destroyer destruction destructive

f. 1. terketmek, b ırakmak. 2. ask. askerlikten kaçmak. 3. kaçmak, firar etmek. i. asker kaça ğı. i. 1. terketme, terk. 2. askerlikten kaçma, firar. f. hak etmek, layık olmak. z. haklı olarak; hak ettiği gibi. s. of -i hak eden, -e layık. övülmeye layık. i. 1. tasar ım, dizayn, tasar çizim. 2. tasarlama. 3. plan, proje. 4. desen. 5. amaç, maksat, hedef. etmek, belirtmek. 2. adlandırmak, isimlendirmek. 3. f. 1. göstermek, işaret 6. entrika, komplo. f. 1. tasar ımını yapmak: Selda (to/for) -e atamak,atanma, tayin edilme. 2. ad, isim, unvan, s ıfat. -e tahsis i. 1. atama, tayin; -e tayin etmek. 4. for için ay ırmak, -e ayırmak, i. 1. tasar ımcı. 2. desinatör. 3. modelist, stilist. s. arzu edilen, istek uyand ıran, çekici, cazip. i. 1. arzu, istek. 2. rica, dilek. 3. şehvet. f. 1. arzu etmek, arzulamak, istemek. 2. rica etmek. s. istekli, arzu eden. f. from -den vazgeçmek, -i b ırakmak. i. 1. yazı masası. 2. sıra. 3. kürsü. 4. daire, şube, masa. From her desk the teacher could see the desks of all her students. Ö ğretmen i. masaüstü. masaüstü bilgisayar. masaüstü yayımcılık. s. 1. terkedilmiş, metruk; ıssız, tenha, boş. 2. harap, perişan. 3. kimsesiz, yalnız. f. harap etmek, perişan etmek. i. 1. haraplık, perişanlık. 2. kimsesizlik, yalnızlık. 3. keder. i. umutsuzluk, ümitsizlik. f. of -den umutsuz olmak, -den ümitsiz olmak. z. umutsuzca, ümitsizce. s. 1. umutsuz, ümitsiz. 2. her şeyi göze alabilen; gözü dönmüş. z. umutsuzca, ümitsizce. i. umutsuzluk, ümitsizlik. s. alçak, a şağılık, rezil. z. alçakça. f. küçümsemek, hor görmek, adam yerine koymamak. i. nefret, kin, garaz. edat -e kar şın, -e rağmen: He was generous despite his poverty. ümitsiz, ğuna karşın eli açıktı. s. umutsuz, Yoksullumeyus. i. despot, tiran. s. despotik, despotça. s., bak. despotic. i. despotluk, despotizm. i. (yemeğin sonunda yenen) tatlı, yemiş, soğukluk. tatlı kaşığı. i. 1. gidilecek yer. 2. var ış yeri. 3. hedef. s. i. talih, k ısmet, kader, alınyazısı, yazgı. s. 1. yoksul, muhtaç, fakir. 2. of -den yoksun. i. yoksulluk, fakirlik. f. yıkmak, harap etmek, yok etmek, ortadan kaldırmak; öldürmek. i. 1. yok edici şey/kimse. 2. destroyer, muhrip. i. 1. yıkma, yok etme; yıkılma, yok olma. 2. yıkım. s. yıkıcı, zararlı.

desultory detach detachable detached detachment detail detailed detain detect detection detective detective story detector detention deter detergent deteriorate deterioration determinant determination determinative determine determined deterrence deterrent detest detestable dethrone detonate detour detract detriment detrimental deuce devaluation devalue devastate devastation develop developing developing country development developments deviate deviation device devil

s. 1. gelişigüzel, rasgele. 2. rabıtasız, bağlantısız. 3. amaçsız, gayesiz. f. ayırmak, çıkarmak, sökmek. s. ayrılabilir, çıkarılabilir, yerinden sökülebilir. s. 1. tarafs ız, yansız, objektif. 2. müstakil (ev). i. 1. ayırma, çıkarma, sökme. 2. ask. müfreze, müfrez birlik. 3. tarafsızlık, yansayrıntı, detay. 2. ayrıntılar, detaylar, tafsilat, teferruat. 3. ask. özel bir i. 1. ızlık, objektiflik. iş içinıntılı, detaylı. müfreze. s. ayr seçilmiş grup, f. 1. alıkoymak. 2. geciktirmek. 3. gözaltına almak. f. 1. sezmek, farketmek. 2. bulmak, ke şfetmek. i. bulma, ke şif. i. dedektif, hafiye. polisiye roman. i. dedektör, detektör, bulucu: mine detector may ın dedektörü/detektörü. i. 1. alıkoyma. 2. gecikme. 3. gözaltına alma. f. (--red, --ring) from -den vazgeçirmek, -den cayd ırmak. i. deterjan. f. kötüle şmek, kötüye gitmek, fenalaşmak, bozulmak. i. kötüleşme, kötüye gitme, fenalaşma, bozulma. s. belirleyici, tayin eden. i. belirleyici etken. i. 1. azim, kararlılık. 2. belirleme, tayin; tespit, saptama. s. belirleyici, tayin eden. i. belirleyici şey. f. 1. belirlemek, tayin etmek; tespit etmek, saptamak: We have not yet determined the ı. s. azimli, kararl price of that book. O kitab ın fiyatını henüz saptamadık. i. 1. cayd ırma. 2. caydırıcılık. s. caydırıcı. i. caydırıcı şey. f. nefret etmek, iğrenmek, tiksinmek. s. nefret uyand ıran, iğrenç, tiksindirici. f. tahttan indirmek. f. patlamak, infilak etmek; patlatmak, infilak ettirmek. i. varyant (yol). f. varyanttan gitmek. f. from -i azaltmak, -e gölge dü şürmek. i. zarar, ziyan. s. zarar veren, zararlı, muzır. i. 1. isk. ikili. 2. (zarda) dü. 3. tenis beraberlik, berabere kalma. i., ekon. devalüasyon, de ğer düşürümü. f., ekon. devalüe etmek, de ğerini düşürmek. f. 1. harap etmek, mahvetmek, viraneye çevirmek. 2. peri şan etmek. i. 1. harap etme, mahvetme; harap olma, mahvolma. 2. peri şan olma. 3. yıkım, zarar. f. 1. geliştirmek; gelişmek: He is working hard to develop his Italian.

İtalyancasını geliştirmek için çok çalışıyor. develop an idea bir fikri s. gelişmekte olan. gelişmekte olan ülke.
i. 1. geliştirme; gelişme, gelişim. 2. genişletme; genişleme. 3. (âdet) edinme. i. olaylar.4. (f ırtına, basınç alanı v.b.) oluşma, oluşum. 5. kalkınma, f. sapmak, ayr ılmak. i. sapma, ayr ılma. i. 1. alet; ayg ıt. 2. plan, yol, yöntem. 3. hile, oyun. 4. arma, ongun. i. şeytan, iblis.

devil´s advocate devilish devil-may-care devilment devious devise devoid devolve devote devoted devotee devotion devotional devotions devour devout dew dewdrop dewy dexterity dexterous dextrous diabetes diabetic diabolic diabolical diagnose diagnosis diagonal diagram dial dial direct to dial tone dialect dialectics dialing tone dialog dialogue dialysis diameter diametrically diametrically opposite diamond diamond cutter diamond jubilee diaper diaphragm

tartışma olsun diye zayıf tarafı savunan kimse. s. şeytanca, şeytan gibi. s. kimseye ald ırmayan, pervasız. i. muzırlık, yaramazlık. s. 1. dola şık, dolambaçlı. 2. sinsi, hilekâr. 3. hileli. f. tasarlamak, planlamak, düzenlemek, tertiplemek. s. of -den yoksun, -den mahrum. f. on -e geçmek, -e kalmak, -e devrolmak. f. to -e adamak, -e vakfetmek; -e ay ırmak, -e hasretmek: He has devoted himself -e sad ık, -e poor. Kendini yoksullar ın seven. s. (to) 1.to serving theiçten bağlı. 2. -e düşkün; -i hizmetine adadı. He i. 1. düşkün, meraklı, tutkun. 2. dinine çok bağlı olan kimse, zahit. i. 1. sadakat, içten ba ğlılık. 2. adama, vakfetme; hasretme. s. ibadete özgü, ibadetle ilgili. i. k ısa bir ibadet. i. ibadet. f. 1. (yeme ği) silip süpürmek, bir çırpıda yiyip bitirmek; (avı) parçalayıp yutmak. 2. bir solukta okumak. 3. (bir samimi, içten, yürekten. s. 1. dindar, dini bütün, mütedeyyin. 2.duygu) (birini) yiyip bitirmek. 4. i. çiy, şebnem. i. çiy damlas ı. s. üzerine çiy dü şmüş, çiyle kaplı. i. el çabuklu ğu, beceri, ustalık. s. eli çabuk, eli uz, usta. s., bak. dexterous. i., tıb. şeker hastalığı, diyabet. s., tıb. diyabetik. i., tıb. şeker hastası. s. şeytani, şeytanca. s., bak. diabolic. f. teşhis etmek, tanılamak. i. teşhis, tanı. s. köşegenel. i. köşegen, diyagonal. i. 1. diyagram, grafik. 2. plan, şema. f. diyagram ile göstermek; diyagram ını çizmek. mine, kadran. f. (--ed/--led, --ing/--ling) (telefon i. 1. kadran. 2. (saatte) numarasaramak. -i direkt ını) çevirmek. (telefonda) çevir sesi. i. diyalekt, lehçe, a ğız. i. eytişim, diyalektik. İng. (telefonda) çevir sesi. i. diyalog. i., İng., bak. dialog. çoğ. di.al.y.ses (dayäl´ısiz) i., tıb. diyaliz. i. çap, kutur. z. 1. çap boyunca. 2. tamamen. taban tabana zıt. i. 1. elmas. 2. baklava biçimi. 3. isk. karo. 4. beysbol iç alan; oyun alan ı. elmastıraş. altm ışıncı veya yetmiş beşinci yıldönümü. i. çocuk bezi. f. çocuk bezini sarmak/de ğiştirmek. i. 1. anat. diyafram kas ı, diyafram. 2. zar, böleç. 3. diyafram.

diarrhea diary dice dicebox dicker dictate dictation dictator dictatorial dictatorship diction dictionary dictum did Did she hurt herself? Did you ever? Did your ears burn? didactic didn`t die die die away die down die of boredom die off die out diehard diet dietician dietitian differ difference difference of opinion different differential differentiate differently difficult difficulty diffidence diffident diffraction diffuse diffuse diffusion dig dig down

i. ishal, sürgün. i. 1. günce, günlük. 2. hat ıra defteri. i., çoğ. oyun zarları. f. 1. küp şeklinde doğramak. 2. zar atmak. i. zar atma kab ı. f. (with) (ile) pazarlık etmek. f. 1. dikte etmek, yazd ırmak. 2. emretmek. 3. zorla kabul ettirmek. 4. gerektirmek. emir. i. 1. dikte. 2. 5. belirlemek. i. diktatör. s. diktatörce, amirane. i. diktatörlük. i. 1. diksiyon, söyleyim. 2. sözcük seçimi, sözcükleri kullanma şekli. i. sözlük, lügat. çoğ. dic.ta (dîk´tı)/--s (dîk´tımz) i. 1. otoriter hüküm/söz. 2. özdeyiş, atasözü. 3. huk. mütalaa. f., bak. do. Bir yerini mi incitti? k. dili Allah Allah! Kulaklarınız çınladı mı? s. didaktik. k ıs. did not. f. (--d, dy.ing) 1. ölmek, vefat etmek. 2. (makine) birdenbire durmak, stop etmek. 3. matris. 2. (çoğ. dice) atmak, çok i. 1. kalıp, (ate ş) sönmek. 4. canoyun zarı. istemek: Altan is dying to (gürültü) yava ş yavaş kesilmek, (ses) azalmak. (rüzgâr/f ırtına/yağmur) hafiflemek; (ateş/yangın) sönmeye yüz tutmak; (alev) azalmak. sıkıntıdan patlamak. birer birer ölmek. yok olmak, ortadan kalkmak. i. inatla tutuculu ğunu sürdüren kimse. i. 1. diyet, rejim, perhiz. 2. beslenme biçimi. 3. yiyecek. f. perhiz yapmak, rejim yapmak. i., bak. dietitian. i. diyet uzman ı, diyetisyen. f. 1. from -den ba şka olmak, -e benzememek, -den farklı olmak, -den ayrılmak. 2. with ile aynı fikirde i. 1. ayrılık, fark. 2. anlaşmazlık.olmamak. fikir ayrılığı. s. 1. (from) farklı, başka, ayrı. 2. çeşitli, değişik. i. diferansiyel. f. 1. ayırmak, ayırt etmek. 2. farklılaşmak, farklı olmak. z. başka şekilde, başka türlü. s. 1. güç, zor. 2. geçimsiz. i. 1. güçlük, zorluk. 2. s ıkıntı, problem. make difficulties zorluk çıkarmak. i. çekinme, utangaçlık, çekingenlik. s. çekingen, utangaç, s ıkılgan. i., fiz. k ırınım, difraksiyon. s. 1. fiz. da ğınık, yayınık, difüzyona uğramış. 2. zaman zaman konu dışına çıkarak meseleyi uzun uzadıya anlatan. f. yaymak, da ğıtmak; yayılmak, dağılmak. i., fiz. yayınma, yayınım, difüzyon. f. (dug, --ging) 1. kazmak, bellemek. 2. kaz ı yapmak. 3. dürtmek. 4. argo beğenmek,cebine atmak, sökülmek, kendi paras1. (arkeolojik) kazı. 2. k. dili elini hoşlanmak. 5. argo -den anlamak. i. ını ödemek.

dig in dig one´s heels in dig out dig up digest digest digestion digestive digestive troubles digit digital digital computer digital computer dignified dignify dignitary dignity digress digression dike dilapidate dilapidated dilapidation dilate dilatory dilemma dilettante diligence diligent diligently dill dillydally dilute diluted dim dime dimension diminish diminishing returns diminutive dimmer dimple dimwit din dine dine out diner

1. ask. siper kazmak, avc ı çukuru kazmak. 2. (bir şeyi) kürekle toprağa kardili inat edip k. dili yemek yemeye başlamak, yumulmak: Dig in! Haydi k. ıştırmak. 3. hiç yapmamaya karar vermek. 1. arayıp çıkarmak. 2. (gömülmüş birini/bir şeyi) kürekleyerek çıkarmak. kazıp çıkarmak. i. 1. özet. 2. derleme. f. 1. sindirmek, hazmetmek; sindirilmek. 2. özümlemek, özümsemek: I´ve read the poem, but I haven´t yet digested it. Şiiri okudum fakat henüz i. sindirim, hazım. s. 1. sindirime ait, sindirim. 2. sindirimi kolayla ştıran. i. sindirimi kolaylaştıran ilaç.ğu, hazımsızlık. sindirim bozuklu i. 1. parmak. 2. s ıfırdan dokuza kadar tamsayıların her biri, rakam. s. dijital, sayısal. dijital bilgisayar. dijital bilgisayar. s. ağırbaşlı. f. 1. onurland ırmak, şeref vermek. 2. büyütmek, yüceltmek. i. rütbe/mevki sahibi, kodaman. i. 1. itibar, sayg ınlık. 2. vakar, asalet. f. konu d ışına çıkmak, konudan ayrılmak. i. 1. konudan ayr ılma. 2. konu dışı söz, arasöz. i. 1. hendek, suyolu, ark, kanal. 2. set, bent. 3. argo lezbiyen, sevici. f. harap etmek, tahrip etmek; harap olmak. s. harap, köhne, yıkık dökük, yıkkın, viran. i. harap olma. f. genişletmek, büyütmek; genişlemek, büyümek. s. 1. işi ağırdan alan, geciktiren. 2. ağır, yavaş. i. 1. man. ikilem, dilemma. 2. güç durum, ç ıkmaz, açmaz. i. hevesli, heveskâr, amatör. i. özenle ve sebat ederek çal ışma. s. özenle ve sebat ederek çal ışan (kimse); özenle ve sebat edilerek yapılan (iş). sebat ederek. z. özenle ve i., bot. dereotu, yabant ırak, Anethum graveolens. f., k. dili oyalanmak; karars ızlık yüzünden vakit kaybetmek; ıvır zıvırla vakit kaybetmek. katmak; hafifletmek. f. suland ırmak, su s. suland ırılmış, su katılmış. s. (--mer, --mest) 1. lo ş, donuk, sönük. 2. belirsiz. 3. bulanık. f. (--med, -ming) 1. ( ışığı) azaltmak; (ışık) azalmak. 2. söndürmek, azaltmak; i. on sent. i. 1. boyut. 2. ço ğ. ebat, boyutlar. f. azaltmak, eksiltmek, küçültmek; azalmak, eksilmek. ekon. azalan verim. s. küçücük, ufac ık, minicik. i., dilb. 1. küçültme. 2. küçültme eki. i., elek. dimmer, azalt ıcı. i. gamze. i., k. dili aptal, budala, al ık. i. gürültü, patırtı. f. 1. günün esas yeme ğini yemek. 2. akşam yemeği yemek. 3. ziyafet vermek. 4. yemeyemek. dining car vagonvermek. dining hall yemek dışarıda yemek ğe davet etmek, yemek restoran. salonu. dining room yemek vagon restoran. 3. vagon restorana benzer i. 1. yemek yiyen kimse. 2. odas ı. lokanta.

dingy dinner dinner jacket dinner party dinner service/set dinner table dinnertime dinnerware dinosaur dint dip dip into a book diphtheria diphthong diploma diplomacy diplomat diplomatic diplomatic corps diplomatic immunity diplomatic relations diplomatic service diplomatically dipper dipstick dire direct direct direct call direct current direct current direct dialing direct object direct object direct tax direction directions directive directly director directory dirge dirt dirt cheap dirt cheap dirt poor dirt road

s. 1. rengi atm ış, kirli. 2. karanlık, sönük. i. 1. günün esas yeme ği. 2. akşam yemeği. 3. ziyafet. smokin. yemekli davet. sofra tak ımı, yemek takımı. sofra. i. yemek vakti. i. yemek tak ımı. i. dinozor. i. f. (--ped, --ping) 1. bat ırmak, daldırmak, banmak; batmak, dalmak. 2. aşağıya doğru meyletmek. i. 1. dalma, batma. 2. ani iniş, çukur. bir kitab ı gözden geçirmek. i., tıb. difteri, kuşpalazı. i. ikili ünlü, diftong. i. diploma. i. 1. diplomasi. 2. ba şkalarıyla ilişkide ustalık. i. 1. diplomat. 2. ilişkilerinde ustalık gösteren kimse, diplomat. s. 1. diplomatik. 2. ba şkalarıyla ilişkide usta. kordiplomatik. diplomatik dokunulmazlık. diplomatik ilişkiler. dışişleri memurluğu, hariciyecilik. z. diplomatça, diplomatik bir şekilde. i. kepçe. i., oto. ya ğ çubuğu. s. 1. korkunç, deh şetli, müthiş. 2. acil. s. 1. direkt, do ğrudan, dolaysız. 2. açık, kesin. 3. toksözlü. z. doğrudan doğruya, doğruca, direkt. f. 1. yönetmek, idare etmek. 2. yöneltmek, çevirmek, do ğrultmak: The astronomer directed his telescope toward the Milky Way. Astronom otomatik/direkt konu şma. elek. do ğru akım. doğru akım. direkt arama. dilb. nesne, dolays ız tümleç, düz tümleç. dilb. nesne. dolaysız vergi. i. 1. yön, istikamet, taraf. 2. yönetim, idare. i. 1. talimat. 2. kullanma talimat ı. i. direktif, yönerge, talimat. z. 1. doğrudan, doğrudan doğruya. 2. hemen. i. 1. yönetici, müdür, direktör. 2. yönetmen, rejisör. i. 1. rehber. 2. bilg. rehber, dizin. i. ağıt, mersiye. i. kir, pislik; çamur; toz. k. dili çok ucuz, sudan ucuz. k. dili sudan ucuz, bedava. k. dili çok yoksul, çok fakir. toprak yol.

(tarım makinelerinde) disk. dezavantajlı. f. (para) da ğıtmak. Pek çok orman yok oldu. i. boşaltma. (para) harcamak. ters. hayal k ırıklığına uğramış. kirletmek. gözden kaybolmak. 2. i. Raporlar kazan ın 2. kınama. doğru bulmama. ret. f. sakat. i. disk. Ona kötü kötü baktı. huysuz. 1. f. elektrik akımını boşaltma. felaket. düzenini bozmak. i. anlamak. dağılmak. 1. --ring) huk. f. çelişmek: The reports disagree on the cause of 1. yok olmak: Too many forests have disappeared. feci. elverişsiz. görülebilir. sak ınca. s. insanı pisleten iş. 2. sakatlık. anlayış. atmak. -i kınamak. inanmama. bak. f. i. 1. sert. akıtma. s. çömez. O boru i. 2. i. zarar. f. naho ş. yok olma. 1. onaylamama. ayırt etme. düzensizlik. 2. s. çirkin. i. hoşa gitmeyen. 2. kirli. 2. anlayışlı. seziş. barodan ihraç etmek. tatsız işler. reddetmek. mahzur. i. (in) -e inanmamak. silahs ızlandırmak. i. 2. mürit. z. s. 1. ödenen para. 1. gözden kaybolma. 4. f. akma. f. yıkım.pipe is discharging sewage2. 1. aksi. k. f. farkına varmak. dezavantaj. bela. (--red. ıskartaya çıkarmak. 1. akmak. karışıklık. elek. akıtmak. felaket getiren. diskaro. 2. dili 1. afet. pisletmek. uyuşmazlık. 1. i. hayal k ırıklığına uğratmak. 1. 2. 3. 1. i. i. (birini) (yanlış düşüncesinden) vazgeçirmek. s. havari. f. 1. inanmayış. yetersizlik. into the river. ateş borç ödemek. 1. dökülme. karıştırmak. tediye etmek. farkedilebilir. i. pis. zeki. kaybolmak. 2.nedeni konusunda çelişiyor. zararsız duruma getirmek. 2. -i onaylamamak. 3. dışarı verme.boşalma. diskli tırmık makinesi. 2. mahzurlu. f. 3. of -i do ğru bulmamak. afet bölgesi. sak ıncalı. That boşalma. f. f. de şarj olma. 1. 3. görmek. with -e s. silahs ızlanma. güvenini kazanmak. boşalmak. ödeme.ortadan kaybolma. hayal k ırıklığı. dağıtmak. hile. sakatlamak. 3. ayırt etmek. sezmek. i. 2. dağıtmak. dökülmek: discharge cargo yükü boşaltmak. iğrenç. k. uyuşmamak. sahtekârlık. boşaltmak. the accident. tatsız. ümidi kırılmış. çekişme. dili kötü bir bak ış: He gave her a dirty look. ortadan kaybolmak: My pen has f. . f. diskcokey. anla şmazlık. pis iş.dirty dirty look dirty work disability disable disabled disabuse disadvantage disadvantageous disagree disagreeable disagreement disappear disappearance disappoint disappointed disappointment disapproval disapprove disarm disarmament disarrange disarray disaster disaster area disastrous disastrously disavow disavowal disband disbar disbelief disbelieve disburse disbursement disc disc harrow disc jockey discard discern discernible discerning discernment discharge discharge discharge/pay a debt disciple s. s. silahsızlanmak. uymamak. çıkarma. f. i. maluliyet. f. tan ımamak. feci halde.

sayg ısız. cezalandırma. a ğzı şüpheye düşürmek. k. i. s. farklı. itimatsızlık. nutuk. ifşa. titiz. keşfetmek. rengini bozmak. fark gözetmek. itaat. i. ağız sıkılığı. meydana çıkarmak. s. i. i.. gaz v. 2. ayrım. keşif. i. uyuşmazlık. f. disiplin yanl ısı. uyumsuz. ayırım yapma.sıkı. 5. s. f. tekzip etmek. dili disko. anlaşmazlık. 2. boyun inkâr 4. 1. s ıkıdüzen: military discipline askeri disiplin. ayırım. söylev. 3. 1. 1. f. i. 2. ayıran. yar ıda bırakmak. müz. kabaca. bak. ortaya çıkarmak: çıkarılan şey. disiplinle ilgili. 2. hor görmek.1. güvenini sarsmak. indirim. talim. 3. disk atma. i. 2. kaba. sıkıntı vermek. nezaketsiz. s. yalanlama. 2. (bono/senet) k 1. 2. ayırt eden. 2. bilim dalı.ci (dîs´ay) i.´ni)kederli. indirim yapmak. from -den i. (telefon. fark.. tepeden bakma. tenzilat. 2. müz. cereyan. mak. güvensizlik. soldurmak. ayırt etme. tepeden bakmak. from elek. 1. yads ımak. aç ığa çıkarma. i. ciddi ve ayr ıntılı bir konuşma/yazı. 1. çoğ. altüst etmek. 3. ifşa etmek: disclose a secret bir sırrı ifşa etmek. i. küçük görme. 1. farklılık. s. hevesini kırmak.etmek. f. şaşırtmak. 3. akortsuzluk. ayırmak. açığa çıkarmak. tutarsızlık. vazgeçirmek. kabul etmemek. bulgu. tartışma.1. akortsuz. f. disiplin f. düzenini bozmak. ortaya Our investigations have disclosed the i. ciddi ve ayr ıntılı bir şekilde konuşmak/yazmak. küçük görmek. f. i. 3. 2. düzence. görüşme. hoşnutsuz. fark gözetme. 1. devam etmemek. durdurmak. . sıkıntı. İyi kitapları kötülerinden ayırt edemez. disko müziği. kabalık.b. f. buluş. 1. ayrı. 1. cesaretini k ırmak. cesaretsizlik. 1. İng. fark. hevesin k ırılması. ağzından çıkana dikkat eden. s. muh. f. hoşnutsuzluk. zor beğenen. 2. 1.ırmak. aç ığa vurmak. f. tedbirli. ayrılık. ortaya çıkarmak. f. itibardan düşürmek. kesmek. 1. 1. itibars ızlık.. f. spor diskçi. ihtiyari. 1. (from) -den f.. disiplin. ayırmak: He can´t discriminate good books from bad. zevk sahibi. meydana çıkarma. 1. disk. ıskonto etmek. 3. 3. spor 1. 2. gözünü korkutmak. isteğe bağlı. zevk. beğeni. s. -den söz etmek. 2. f. gözden düşürmek. sert amir. s. görü şmek. i. s. ahenksiz. avutulamaz. ayırt etmek. --es (dîs´kısız)/dis. ayrı tutmak. uyuşmazlık. 2. nezaketsizlik. ıskonto. sağduyu. 2. hesaptan düşmek. f. 1. i. -i ele almak. takdir yetkisi.. i. vazgeçmek. 1. diskotek. 2.disciplinarian disciplinary discipline disclaim disclaimer disclose disclosure disco disco music discolor discolour discomfort disconcert disconnect disconsolate discontent discontented discontinue discord discordant discothèque discount discount discourage discouragement discourse discourse discourteous discourteously discourtesy discover discovery discredit discreet discrepancy discrete discretion discretionary discriminate discriminate against discriminating discrimination discus discus thrower discuss discussion disdain i. 2. reddetmek. 2. ayırım -e karşı ayırım yapmak. çok kesmek. s. yalanlamak. i. discolor. 2. sayg ısızca. z. tekzip. saygısızlık. f. tartışmak. şüphe. rahats ızlık. i. çelişme. rahatsız etmek. 2. denli. i. ile ba ğlantısını kesmek. disiplin. güzeli çirkinden ayırabilme yetisi. 3.e ğme. bulmak.. hor görme. huzursuzluk. f. lekelemek. i.

f. as . itibardan düşme. bozunum. mikroplardan ar ındırmak. bilg. fiz. a ğırşak. f. gözünü açma. teker.. yüz k ızartıcı. rezil. bölmek. hoşnutsuz. spor. anat. 2. from -den kurtarmak. açmak. i. s. olarak k ılık değiştirmek: The king disguised himself as a beggar. biçimsizle ştirmek. disfavor. f. 2. ba ğlantısını kesmek. 1.. 2. gözünü açmak. i.disdain to do s. i. Kral tiksinti. bezginlik. çözülmek. canı sıkkın. yüzkaras ı. fiz. tabak dolusu. giyim v. 1. karaya ç ıkarmak/çıkmak. bulaşık makinesi. s. çanak.tan ınmamak için dilenci kılığına girdi. i. saklamak: 2. bulaşık damlalığı. sayr ı. 2. bozunmak. cesaretini k ırmak. f. yalancılık. up tabağa koymak.. hayal k ırıklığı. bıkkınlık. (seyyar) bulaşıklık. şerefini lekelemek. f. iğrenme. 1. bula şıkçı. f.. güvenilmez. f.. caydırmak. bulaşık tası. bezdirmek. rezalet. dezenfektan. 1. hastalıklı. gözden dü şme. s. parçalamak. dürüst olmayan. 1. tarafs ız. i. i. (--ed/--led. illet.rezil etmek. bozunma. 2. f. i. i. 2. 2. s. hasta. darmada ğınık. i. 2. 1. 1. s. yemek.. dezenfekte etmek. yansız. bulaşık suyu. f. s. tiksindirici. 1. salıvermek. ba ğlantısız. alçaklık.. sayrılık. yüzkarası. i. f. i. utanç kaynağı.t. gözden dü şme. dürüst olmayan. f. tiksindirmek. umudunu kırmak. çözmek.b. f. şürmek. sahtekâr. b ıktırmak. hastalık. alçak. 1. i. iğrendirmek. gözünü açmak. sahtekârlık. bir konuda hiçbir ç ıkarı olmayan (kimse). dishonor. 2. 2. i. f. bak. parçalanmak. i. ahenksizlik. --ing/--ling) (saç. karmakarışık. biçimini bozmak. s. mikropsuzlandırmak. kurs. gözü açılma. 1. disdainful disease diseased disembark disenchant disenchantment disengage disengaged disentangle disfavor disfavour disfigure disgrace disgraceful disgruntled disguise disgust disgusting dish dish drainer/rack dish rack disharmony dishcloth dishearten dishevel disheveled dishful dishonest dishonesty dishonor dishonorable dishonour dishpan dishwasher dishwater disillusion disillusionment disincline disinfect disinfectant disinherit disinheritance disintegrate disintegration disinterested disk bir şey yapmaya tenezzül etmemek. aç ılmak. hayal k ırıklığına uğratmak. bölünmek. 1. parçalama. bak. . bulaşık bezi. out da ğıtmak. bir konuyla hiçbir ilgisi olmayan.. s. i. i. 1. 2. i. i. (bir şeyden/birinden) soğutmak. 2. parçalanma. gizlemek. i. mirastan yoksunluk. serbest bırakmak. f. serbest. karmakarışık etmek. İng. iğrenç. f. 3. s.. itibardan düutanç verici. 1. ilgisini kesmek. f. müz. (askerleri) savaş alanından çekmek. disk.. yalanc ı. s. s. mirastan yoksun b ırakmak. 1. f. çirkinleştirmek. f. 2. uyumsuzluk. gözden düşürmek. i. 1. tabak. İng. vermek.´ni) darmada ğınık etmek. i. damlalık. hevesini kırmak. 2.

huk. rapor: We have received a dispatch defetmek.has dismissed two members of her cabinet. kavga çıkararak) başkalarının huzurunu kaçıran. kargaşa. bisiklet aklından çıkarma. tarafs ız. işten çıkarma. vefas ızlık. yerinden etmek. soğukkanlı. 1. 2. İng. i.. i. yansız. i.´nden) inmek/indirmek. mafsaldan çıkarmak. disorganization. kar ışıklık. sadakatsizlik. hain. kötüleme. 2. 1. 2. uzuvlar ı bedenden ayırmak. 1. sökmek. fark. 2. f. (davayı) reddetme. düzenini bozmak. (kuraldışı bir şeyin yapılması için verilen) özel izin. i. i. bak. 3. f. başkalarının huzurunu kaçıran davranış. dehşete düşürmek. 1. i. s. 2. 5. i. f. gidermek. i. 1. 1. 1. f. (birinin) yolunu şaşırtmak.. gitmesine izin verme. 2. -i gereksiz k ılmak. bilg. mak. parçalamak. (telgraf/faks) çekme. 4. serinkanlı. 1. genelev. (bağırıp çağırarak. 1. ihanet. -den ho şlanmamak. görevden almak. sevketme. s. -den hoşlanmama. 2. yerinden ç ıkarmak. vermek. düzensiz. altüst f. -den vazgeçmek. vefas ız. kasvetli. zihnini karıştırmak. f. -e itaat etmemek. (bir dinin etkili oldu ğu) dönem. i. disk kazas ı. bak. i. uzuvlarını kesmek. 1. 1. Ba şbakan akl Prime Minister düşünmemek. 1. ç ıkarmak. -i dinlememek. dehşet. kar ışıklık. 1. perişan etmek. kederli. asi. s. apayrı. bilg. intizams ız. 3. hastalık. eşyasını boşaltmak. kötülemek.disk brake disk crash disk drive disk jockey diskette dislike dislocate dislocation dislodge disloyal disloyalty dismal dismantle dismay dismember dismiss dismiss from one´s mind dismissal dismount disobedience disobedient disobediently disobey disorder disorderly disorderly conduct disorderly house disorganisation disorganise disorganization disorganize disorient disown disparage disparagement disparate disparity dispassionate dispassionately dispatch dispel dispensable dispensary dispensation dispense dispense with dispense with the need for disk freni. altüst etmek. dağıtmak. f. verme. --ling) da ğıtmak. sakin. farklı.. 1. s. ciddiye almayı reddetme. 2. f. diskcokey. görevden uzaklaştırmak: Theından çıkarmak. eşitsizlik. 2. s. 2. 1. 2. çıkık. işten çıkarmak. sadakatsiz. huk. zorunlu olmayan. f. mesaj. s. 2. küçük dü şürmek. -e uymamak. düzensizlik.b. itaatsizce. 3. -i sevmemek. sönük. Karargâhtan bir mesaj ald ık. f. v. tarafs ızlıkla. yerinden atmak. f. i. evlatlıktan reddetmek. from headquarters. tanımamak. (hayvan. bozmak. itaatsizlik. z. İng. işten çıkarılma. 1. f. disorganize. (--led. disk sürücü. f. düzensizlik. karıştırmak. bilg. parçalara ayırmak. bozukluk. f. of/for -i sevmeme. kovmak. itaatsizlik etmek. 1.. 2. s. i. disket. i. . (ilaç) hazırlamak. ba şkaldırma. yadsımak.. f. i. vazgeçilebilir. karmakar ışık etmek. -i ekarte etmek. dispanser. tıb. z. 2. ne şesiz. i. dağıtma. 2.. gönderme. 2. 3. 3. f. tıb. küçük dü şürme. sökmek. hıyanet. itaatsiz.

s. f. boş vermek. gösteri ş. işleri aksatan. (ceza olarak) yarışdışıız etmek. yerle ştirmek. resmi giysisini çıkarmak. gerçeği gizleme. f. çöp öğütücü. 3. i. endişe vermek. i. tahliye etmek. dağılma. ziyan. tabiat. karşıt görüşlü. ne şretmek. 1. 2.t. yok etme. i. 2. spor diskalifiye etmek. yarad ılış. imha etme. kullanım. i. hiçe sayma. zarar. i. hoşnutsuzluk. gerçeği gizlemek. soyunmak. huk. boş verme. s. bozulmas ına yol açmak.dispenser dispersal disperse dispirited displace display displease displeased displeasure disposable disposal disposal unit dispose dispose of disposition dispossess disproportionate disprove dispute disqualification disqualify disquiet disregard disrepair disreputable disrepute disrespect disrespectful disrobe disrupt disruption disruptive dissatisfaction dissatisfy dissect dissemble disseminate dissension dissent dissenter dissertation disservice dissident dissimilar dissimilarity dissimulate dissimulation i. f. (gerçeği) gizlemek. f. dağıtan kimse. yaymak. 2. doğruluğundan şüphe etmek. memnun etmemek. saygısız. 1. f. satmak. yerleştirme. huzurunu kaçırmak. 1. hazırlamak. ayrı görüşte olan. 1. 1. (belirli bir düzene göre) yerle ştirmek. i. çürütmek. muhalif. 1. i. huzursuzluk. kullan ıldıktan sonra atılabilen. i. 1. 1. münakaşa. -i kabul etmemek. adı kötüye çıkmış. canını sıkmak. s. f. anlaşmazlık. f. tatminsizlik. s. sinirlendirmek. (ışınları) ayırmak. değişik. göstermek. 2. 2. inceden inceye incelemek. ayrımlı. f. bölücü. ald ırmazlık. 2. f. 2. huk. saçmak. imha etmek. f. ho şnut etmemek. dağılmak. sergilemek. münakaşa etmek. hiçe saymak. dağıtma aracı/makinesi. 1. yaymak. (ceza olarak) yetkisini elinden alma. i. dağıtmak. i. dağıtıcı. f. 2. yok etmek. bir şeyden memnun olmamak. dağıtma. öfke. 2. farklı. tez. (resmi giysisini) ç ıkarmak. 3. i. ayrı görüşte olan kimse. to ile orantılı olmayan. 2. mal yoksun bırakmak. aksama. orans ız. 2. 1. 2. 4. parçalara ayırmak. 1. görüntüleme. farklılık. hoşnutsuz. 1. dağıtma. gösterme. elden verme. kabalık. f. 4. i. f. s. 3. fiz. 2. morali bozuk. kabul etmeyiş. ayrı görüşte olan kimse. yerini almak. hürmetsizlik. 3. elden çıkarma. saygısızlık. i. s. -den ayrılmak. yerinden ç ıkarmak. aksatmak. 4. i. spor diskalifiye etme. altüst etmek. aksini kan ıtlamak. gerçeği gizlemek. from 1. i. 1. satma. memnuniyetsizlik. tartışmak. 2. ald ırmamak. i. cesareti k ırık. 1. (gerçeği) gizlemek. i. yerini değiştirmek. f. görüntülemek. f. i. karışıklığa/kargaşaya yol açan. be dissatisfied with s. 1. f. ihtilaf. 1. önemsememe. para v. s. bilg.´ni) (belirli bir biçimde) harcamak. i. kesilme. ho şnutsuzluk. 2. 2. 1. 2. to -den farklı. (zaman. yerle ştirme. f. . f. yerleştirme düzeni. muhalif. aksatan. travay. tatmin edememek. elden ç ıkarma.b. tartışma. 2. s. evinden ç ıkarmak. yetkisini elinden almak. mizaç. 1. endişe. 2. birliği bozan. f. bak ımsızlık. diskalifiye olma. önemsememek. ayrılık. bilg. (toplantının) kesilmesine yol açmak. tasarruf. sergileme. i. 1. i.ve mülküne el koymak. -den ayr ı görüşte olmak. i. satış. s. 2. 3. rahats bırakmak.

i. i. huzursuzluk. şaşkına dönmüş. bölge. from -den cayd ırmak. çarpıtmak. 2. (with) (-den dolayı) çılgına dönmüş. itimat etmemek. 1. biçimini saptırmak. oto. f. oyalayıcı dönmüş. f. uyumsuz. s. tehlikeli bir durum. f. kireç boya sürmek. i. f. mesafe. s. i. fark. bulaşıcı bir köpek hastalığı. 1. şeli. 1. İng. çapkın. eritmek. kolaylıkla ayırt edilebilen. distinguished distort distortion distract distracted distraction distraught distress distressing distribute distribution distributor district district attorney distrust distrustful disturb disturbance disturbed f. uzak akraba. 1. ac ıklı. 1. i. erimek. badana. f. s. itimatsız. i. ahenksiz. biçimini bozmak. yok olmak.s. gerçek anlamından i. 1. sivrilmek. . i. dam ıtma. 1. -den ayrılmak. farklı. 1. badanalamak. 2. sivrilmi ş. 2. feshetmek. from dissolute dissolve dissonance dissonant dissuade distance distant distant relative distaste distasteful distemper distemper distend distil distill distillation distilled distillery distinct distinction distinctive distinguish distinguish o. çözmek. (ruhen/aklen) dengesiz. ahenksizlik. beğenmeme. 2. kargaşa. f. soğuk. imbikten çekmek. s. da ğıtan şey. nahoş.. üzmek. 2. ac ı. dikkatini da ğıtma. yaymak. i. sefih. 3. damıtılmış. endişelendirmek. 2. -den vazgeçirmek. da ğıtmak. 2. 2. geride bırakmak. israf etmek. uzaklık. kendine özgü. resmiyet. mesafe. f. israf. 2. dağıtmak.dissipate dissipated dissipation dissociate dissociate o. güvenmemek. 2. f. zamanla kaybolmak. dikkatini Beni (by)şgul etme. i. dam ıtık içki fabrikası. ı) dikkati dağılmış. dağılma. açık.s. s. ayırt etmek. s. hoşlanmama. altüst etmek. şişmek. rahats ızlık. s. i. f. son vermek. uzak. i. ayırmak. m ıntıka. ayırt etme. 2. 3. s. distribütör. saptırma. dağıtım. çok s. 1. uyumsuzluk. 2. 2. s. 2. 2. dikkatini başka yöne i. 3. 4. ırak (yer/zaman). 1. bak. kireç boya. i. ayrı. f. ba şka yöne çekmek. dağıtıcı. üstünlük. 1. belli. başka anlam vermek. f. ara. dağıtma. güzide. endişe. f. 4. güvensizlik. akortsuz. rahats ız etmek. itimats ızlık. dikkatini dağıtmak: Don´t distract me. distill. israf edilmiş. başkalarına güvenmeyen. 1. 1. mesafeli (kimse). i. dam ıtık. s. dam ıtmak. mahalle. eğlence. çok endişeli. f. bayi. 4. 1. 2. endişelendirmek. i. 2. başka. paye. 3. (yüzünü) çarp ıtma. dağıtılmış. s. imbikten çekilmek. s. çekme. seçkin. tats ız. sefahat. üzücü. 1. s. me (-den dolay endidikkati with -den dolayı deliyeşey. 1. 3. 1. i. uzak. 2. çarpıtma. f. f. ahlaks ız. gerçek anlam ından bozma. (yüzünü) çarp ıtmak. savcı. farklı. karışıklık. zor bir durum. şişirmek. 2. hoşa gitmeyen. sefih. üzüntü. dağıtmak. güvensiz.. huzurunu kaçırmak. 1. ayırmak. dağılmak. karıştırmak. 1. dağılım. uzak yer. 3.

hendek. teoloji. sersem. sapt -den yoksun b ırakmak. 1. sersemlik. i. 2. tanrısallık. ayrılmak. i. bölme. dikkatini dağıtmak. i. i. oyalayıcı şey. bölüm. 2. Tanrıbilim. farklılık. boşanmış erkek. hav.. 2. 8. 2. çeşit çeşit. i. -i ortadan kald ırmak. boşama. 1. çeşitli. yetmek. uzaklaşma. 1. bölüm. 2. k. 2. --ne) 1. çevirmek. dikkatini ba şka yöne çekmek. bölünme. pergel. s. büyük meclis. farklı. 6. sedir. dörde bölmek. sersemletici. işbölümü. (did. f. 1. seksiyon. f. yapmak. bölünmü ş. -i yok etmek. 2. başarmak. 1. s. tanrısal. ifşa etmek.b. 1. i. varyant (yol). farklı. f. 7. tamamlamak. f. k ıs. davranmak. ilahe. ilahiyat. i. mat. başı dönen. kullanılmama. 4. 1. 2. ayrılmak. divan. tanrı. 2. ülkeye v. among -e da ğıtmak. 2. f. dalmak. yanıltmaca. 1. bölücü. taksim. saptırma. 9. bak. 1. ayrılma. çeşitlilik. eğlendirmek. ilahi. tramplen. ba şa çıkmak. bölünmek. mat. kâr payı. 5. dikkati ba 3. bölmek. 2. bölünen. s. i. i. 3. dikkati başka yöne çeken şey. 3. şaşırtmaca. gözü kararmış. i. birbirinden uzaklaşmak. bölme işareti. 3. dört k ısma ayırmak.. suya dalmak. (bir kimseye. 2. implantasyon yapmak. ayırmak. 4. baş dönmesi. divergence. f. etmek. s. ark. bölünebilir. -i ortadan kaldırmak. tıb. mat. . diving board atlama tahtas ı. k ısım. dal ış. (--d/dove. deoxyribonucleic acid DNA. oyalamak. s. şka yöne çeken. Hrist. hissetmek. 1. 1. denden. bitirmek. dili batakhane. i. baş döndürücü. i. i. ayrı. 1. -i öldürmek. i. 1. i.. şiir divan. denden işareti. divan. sezmek. 4. ilahilik. ayrılma. 2. ilah. -e dağıtmak. 2. i. papaz. 2. kanal. pike. ayrılık. s. durumu kötü olmak. of ırmak. çeşitlendirmek. 3. eğlence. f. bir yemeğin hakkından gelmek. 3. 1. bölen. i. s. taksim etmek. departman. İng.dalgıç. pike yapmak. 1. hazırlamak. ikiye bölmek.disunity disuse ditch ditto divan dive diver diverge divergence divergency divergent diverse diversify diversion diversionary diversity divert divest divide divide down the middle divide into quarters divide up among divided dividend dividers divine divinity divinity school divisible division division of labor division sign divisive divisor divorce divorcé divorcée divulge dizziness dizzy DNA do do a food justice do an implant do away with do badly do disservice to i.´ne) zarar vermek. tanrıça. f. bölme. kehanette bulunmak.ilahiyat fakültesi. kullanılmazlık. f. i. boşanma. ayrılık. hav. becermek. boşanmak. i. --d) f. boşanmış kadın. açığa vurmak. s. kopukluk. i. 2. mat. şaşkın. 3. boşamak. i.

elinden geleni yapmak. rıhtıma yanaşmak. f. 2. -i yapmak: What have you done with my book? Kitab ımı ne yaptın? 2. havuz. i. uysal. 1. (with) (yeme ğe) (bir şey katarak) amaçla) de doktora. you don´t have the money to buy a parrot. i./s.o.s. 2. onarmak. yumu şak başlı. (kötü birtat vermek. k. 2. dili (birine) çok misin? If çok iyi gelmek. bulaşık/bulaşıkları yıkamak.do honor to do in do justice do o.s. proud do s. tedavi etmek. çok yardımı dokunmak. a favor do s. iskele. f. birine haks ızlık etmek. 3. birinin hakk ını vermek. dili birine kötülük etmek. dirt do s. k. behind one´s back do s.o. doktor. sanık yeri.o. süslenip püslenmek. doktora sahibi. Hiç tecrübeniz var m ı? onsuz yapabilmek. 1. elinden geleni yapmak. bir şeyi gizlice yapmak. yeni baştan yapmak. with feeling do the cleaning do the washing-up do violence to do well do with do without do wrong do yeoman service Do you have any practical experience? do/go without do/go without s. birine iyi gelmek.t. adil bir şekilde davranmak. 1. k. do s. saçlarını düzeltmek. doktor. gemi havuzu. 1. (kuyru ğunu) kısaltmak. birine gurur vermek.t. k. tersane. a dirt do s.o. hekim. ğiştirmek. good do s. durumu iyi olmak. 2. tamir etmek. görevini yerine getirmek. 1. tabip. dili birine kahpelik etmek. dili 1. i. alışverişini yapmak. birini çok iyi a ğırlamak.t. O tablo her zamanki painting doesn´t do justice didn´t do himself justice in the concert last night. do/work wonders for docile dock dock dockyard doctor doctor up doctor´s degree -i şereflendirmek. dok. bir günah ı bağışlatmak için papazın önerdiği kefareti yerine getirmek. unbeknown to s. suç/günah i şlemek.o. havuza çekmek. 2. temizlik çalıyor. What are we going to do with you? Seninle nasıl baş -siz idare ş etmek: kötülük etmek/yapmak. 2. (daha kolay bir çözüm varken) bir şeyi zor bir şekilde yapmak. f. -e şeref kazandırmak. dili ba şkalarına pek aldırış etmeden kendi seçtiği bir yolda gitmek. adalet dağıtmak. . birinin haberi olmadan bir şey yapmak. elinden geleni yapmak.t. halim selim. k. Piyanoyu duyarak yapmak. justice do s. birinden gizli yapmak. an injustice do s.o. İng.t.o. argo öldürmek. 3. 1. dili süslenmek. birine kalle şlik etmek. up do one´s best do one´s best do one´s damnedest do one´s duty do one´s hair do one´s own thing do one´s shopping do one´s stuff do one´s utmost do over again do penance do s. bir şeyi duyarak yapmak: He plays the piano with feeling. saçını yapmak. s.t.o. birine hakça davranmak. Dün geceki konserde her zamanki performans ını k. the hard way do s.o. to (bir şeyi) gerektiği gibi yapmak: Thatperformans ı göstermek: Heto the valley´s beauty. birine bir iyilik etmek/yapmak. (ücretten) kesmek. -i bozmak. r ıhtım. havuza girmek. kesmek. (biriyle) baetmek. huk. 1. k. elinden geleni yapmak. biri/bir şey olmadan idare etmek/yapmak: Can you do without meat? Et yemeden yapabilir yaramak. 2. justice do o. in secret do s. dili marifetini göstermek. çok yard ım etmek.

belgesel. i. O işi yapmaya cesareti var mı? k ıs. i. tamir/yap ı işlerini kendi başına yapmak isteyenlere göre malzeme ve alet satılan dükkân. 2. dili yavru köpek. işsizlik kısımları. 1. k. inakç ılık. i. keçi. k ıran kırana rekabet. s. ev ile ilgili. i.doctorate doctrine document documental documentary documentary film documentation dodge doe does Does he dare do it? doesn`t dog dog dog collar dog-ear dog-eared dog-eat-dog dogged doggie doggy dogma dogmatic dogmatism dog-tired doily doings do-it-yourself do-it-yourself store do-it-yourselfer doldrums dole doleful doll doll o. i. i. 3. f. 3. tamir/yap ı işlerini kendi yapan kimse. mankafa.. hayvanların dişisi. s. 3. bir yana kaçma. yurtiçi. tekerlekli kriko. i. köpek bir şey) f. bir yana kaçmak. i. giyinip ku şanmak. s. dogmatik. doküman. evcil. ehli hayvan. i. belgeleme. kurnazl ıkla/hileyle atlatma. hizmetçi. ilgi alanı: It´s not in my domain. bir yana kaç ıp -den kurtulmak. den. kaçamak f. do fiilinin geniş zamandaki üçüncü şahıs tekil şekli: He does good work. dogma. it. kederli. i. dokümanter. işler. 2. (bir iste ğin üstüne düşerek) (birini) rahat bırakmamak. s. up dollar dolly dolphin dolt domain dome domed domestic domestic animal domestic animal domestic flight i. i. 2. up doll s. ahmak. bak. iç. inatç ı. k. i. evcil hayvan. i. ho şaf gibi. i. eşleksel durgunluk alanı. bitkin. ç. bebek. i.. evcil hayvan. sayfa kö şelerini kıvırmak/buruşturmak. 4. i. dokümanter film. belgesel. aile ile ilgili. i. f. kubbeli. birinin kendi ba şına yapabileceği/monte edebileceği (şey). 1. geyik. i. doktrin. ac ılı. out dağıtmak. f. birini süsleyip püslemek. 3. (kötütasmas ı. inaksal. --ging) 1.peşini bırakmamak. 2. çoğ.. inak. bilgi alanı. kesatlık. 1. O benim alan ım dışında. 2. öğreti. kurnazlıkla/hileyle atlatmak. 1. nüfuz alan ı. i. 1. dogmatizm. dik kafalı. dili çok yorgun. dili havhav. 3. does not. s. f. iki tekerlekli yük ta şıyıcısı. belge. tic. 1. s. aile içi. dili köpek. doktora. 2. yurtiçi uçu ş. 1. oyuncak bebek. evcimen. doggy. yunus. köpek. i. tav şan v. budala. k. belgesel. hüzünlü. . s. i. s.o. kubbe. okyanusların ekvator dolaylarındaki durgun veya az rüzgârlı yardımı. i. direngen. kukla. s.b. belgelemek. belgesel film. sayfa kö şeleri kıvrık/buruşuk. İyi iş yapar. (--ged. süslenip püslenmek. i. s. yunusbalığı. s. dantel/işlemeli altlık. f. i. dokümanter. 2. nüfuz bölgesi.s. dolar. durgunluk. i. 2. kıran kırana rekabet edilen.

şı. kapı. egemenlik. i. despotça hükmetmek. k. bağışlamak. Don´t you have any manners? donate donation done done in done through done to a turn done to a turn Done! donkey donor doom doomsday door door salesman door service doorbell doorkeeper doorknob doorman doormat doorstep iç hatlar. i. Dominik Cumhuriyeti vatandadominyon. ba şat. i. üstünlük. bağışçı./Estağfurullah. kapı tokmağı.. f. i. Dominikli. . 2. i. doorman.men (dor´men. i. 1. Bir şey değil. hükmetme. Dominikli. eşek. biyol. evcille ştirmek. s. i./Şansını zorlama. 1. Dominik. k ıvamında pişmiş. 1.. yerli sanayi. egemen olmak. s. kapı zili.domestic flights domestic industries domestic market domestic politics domestic trade domesticate domicile dominance dominant dominate domination domineer domineering Dominican dominion dominoes don`t Don´t bother! Don´t look a gift horse in the mouth. Orada ya ğmurun altında durma! Zahmet etmeyin. biyol. dor´mın) i. verici. tıb. bitkin. bağış. 1. f. 2. paspas. f. iç politika. (bir yere) hâkim olmak. iyi pişmiş. Zahmet etmeyin! Bahşiş atın dişine bakılmaz. Tamam!/Oldu!/Kabul! i. i. i. eşik. tam karar ında pişmiş. k ıyamet günü. bak. i. tamamlanm ış. egemenlik. 1. Don´t move a muscle! Don´t overestimate his abilities. kapıdan kapıya servis. 1. 1. 2. Sende hiç terbiye yok mu? f. hâkim durumda olmak. i. hâkim olmak. 2. iç ticaret. Şansına fazla güvenme. bitmiş. do. otoriter. iyi pişmiş (et). f. hâkimiyet. hibe. i. korkunç son. kapıcı. çoğ. i. hâkimiyet. konut. 2. hibe etmek. Don´t mention it. hâkimiyet. s. hâkim. Don´t push your luck. k ıs. domino oyunu. 1. do not. (talihin belirlediği) kötü son. i. f. bağışlama. dili çok yorgun. bak. Kıpırdama!/Kımıldama! Yeteneklerini abartma. dominant. hükmeden. Don´t stand out there in the wet! Don´t trouble yourself. egemen. Dominik Cumhuriyeti´ne özgü. tepeden bakmak. i. 2. ba şatlık. door. ikametgâh. 2. 2. ev ev dola şarak satış yapan satıcı. mesken. hükmetmek. i. s./Zahmete girmeyin. iç pazar.

k. 2. bir belgenin imza yeri. 1. iğneli kompliman. 2. (--ted. i. benmari. bunaklık. 1. (otelde) çift yataklı oda. iki misli olmak. i. 1. with ile aynı odayı paylaşmak. ikircil bilg. kaz ık atmak. iki ile çarpmak. 2. doland ırıcı. çift. iki kat. giriş.doorstop door-to-door doorway dope dopey dorm dormant dormer dormer window dormitory dosage dose dossier dot dot the i´s and cross the t´s dotage dotard dote dotted line double double double back double bed double boiler double boiler double chin double density double entry double feature double for double header double jeopardy double pneumonia double room double standard double up double-breasted double-check double-click double-cross double-dealer double-decker double-density double-edged double-edged compliment double-faced double-glazed i. çifte standart. i. s. iki taraflı zatürree. bunak. benzer. 3. f. doz. ikiz: Ayşe so resembles her mother that she could be her double.. 2. 2. 1. 2. uyu s. iki büklüm olmak. spor üst üste yap ılan iki karşılaşma. puan. f. i. double entendre iki tarafa çekilebilecek söz. 2. argo kazık atma. iki büklüm etmek. . s. 1. -e çok dü şkün olmak. i. ev ev dola şarak yapılan. i. argo bilgi. çatı penceresi. f. i. muh. öğrenci yurdu. f.sistemi. dili en ufak ayr ıntıların üzerinde titizlikle durmak. narkotik. 2. iki misli. (insanda) gerdan: She´s developing a double chin. çifte söz. s. 4. on/upon -in üstüne titremek. dili yatakhane. 2. 3. lastikli söz. -in dublörlü ğünü yapmak.. argo sözünden dönerek aldatmak. aynı yoldan geri katlamak. makine ya ğı. 1. 1. i. bilg. ko ğuş. iki yüzlü. k. kruvaze (ceket). Ay şe annesine o kadar benziyor ki f. aynı. çifte kontrol yapmak. 1. nokta. şturucu etkisinde. iki kişilik karyola/yatak. s.. f. e ş. budala. 2. ayn ı suç için ikinci defa yargılanma. i. sahtekâr. argo 1. ikiye dönmek.. ranza. kapı tamponu. fare dü ğmesine iki kez basmak. 1. evrak dosyas ı. s.. uykuda. benek. nokta. yatakhane. i. cansız. 2. eğilmek. çifte yo ğunluklu. uyuşturucu madde. çift kayıt iki film birden. i. Gerdan ı çıkmaya başladı. benmari. i. i. --ting) noktalamak. huk. bunamak. çift camlı. argo budala. kapıdan kapıya.. 1. ahmak. dozaj. tekrar kontrol etmek. iki katlı otobüs. iki misli yapmak. iki katlı tencere. 2. s. iki taraf ı keskin. i. i. uyu şuk. iki tarafl ı (kumaş). bilg. 1. s. hem lehte hem aleyhte olan. ikiyüzlü. yo ğunluk. iki katına çıkarmak. kapı aralığı.

k. ak aşağıdaki. alt kat. muhakkak. haksızlığa uğramış. rüzgâr yönüne. cesareti k ırılmış. 1. ayaklar alt ında çiğnenmiş. z. kuşku.. kuşkulu.! downcast downfall downgrade downhearted downhill download download downpour downright downstairs downstream down-to-earth downtown downtrod downtrodden downward downwards downwind dowry çift camlı pencere. s. 2. kuşku duyan. şüphelenmek. bak. dili üzüntülü. sağanak. s. meyilli. hızlı yürüyüş.. ezilmiş. s. morali bozuk. şüpheli. şüphesiz. talihsiz. bitkin. hırpani. üzgün.. z. s. 2. bahts ız. sözünü esirgemeyen. barışçı. aşağı katta. 2. çökme. f. 1. f.. 1. bezgin. h ızlı. aşağıda. kuşkusuz. aç ık. his integrity.o. tamamen. üzgün. downtrodden. 3. edat -in aşağısında: down the mountain da ğınğramış. kata. akış aşağı. aşağı3. (İnternet üzerinden bilgisayara program) yüklemek. aşağıya yönelmiş. f. Son ana kadar çalıştılar. şehrin merkezi. aşağı doğru. şırınga. 2. z. k. (daktiloda/bilgisayarda) çift aral ıkla yazmak. düpedüz: a downright insult düpedüz bir hakaret. s. şüphe. haşin. derecesini indirmek. 2. yağda kızarmış şekerli çörek. i. 1. şüpheli durum. aşağıda. f. alçaltmak. argo para. alaşağı etmek. uygulanabilir. pejmürde. 2. belirsiz. herhalde. bak. (yağmur) boşanma. alt katta. gerçekle ştirilebilir. 1. 2. hamur gibi. çeyiz. 1. tıb. 2. z.. i. i. 2. çöküş.. karanlık. kuşkulu. geçme. 1. bak. 1. kuşkulanmak. s. 1. pol. Dürüstlüğünden kuşku birinin dediklerinden şüphe I doubt s. kumru. ince ku ş tüyü. hayatta yenilgiye u aşağısına doğru. downward. karamsar.. f. büsbütün: He´s olan. z. i. mang ır. barış yanlısı. i. şüphe etmek:etmek. i. çok çabuk. i. 1. i. yonda. çarşıya. perişan bir durumda. i. f.. indirmek. inişli. kuşku duymak. kesinlikle. kaparo.double-glazed window double-quick doubles double-space doubt doubt s. i. aksi. z. kuşkulandıran.ıntı aşağı. 1. aşağıya. aşağıya. sava ş aleyhtarı. düşüş. morali bozuk. şırınga etmek. s.. z. rüzgârla birlikte. asık yüzlü. i. 2. yokuş aşağı. aşağı indirmek. dili son ana kadar: They worked right down to the wire. talihsiz.! Kahrolsun s. aşağı. a ğaç çivi. şehrin merkezinde olan. i. gerçekçi. 2. drahoma. 1. z. dürüst. bilg. 1. i. . s.´s word doubtful doubtless douche dough doughnut doughy dour dove dove dowel down down down and out down at the heel down at the heels down in the mouth down in the mouth/dumps down on his luck down on one´s luck down payment down to the wire Down with . çarşı tarafında. alt kata. alt katta z. dive.. s. f. aşağı kat. z. 1. hamur. aşağıya. f. beyaz güvercin. 1. s. ters. pey akçesi. i. hızlı yürümek. tenis çiftler. aç ıksözlü. f. yıkılış. perişan kılıklı. hayal k ırıklığına uğramış. güneye doğru. 3. ilk ödeme. çarşı. . tam. 2. s. kuşku uyandıran.

tiyatro edebiyat ı. süzülmek. 1. dramatik durum. f. hava almak. i. (su) çekmek. istemeyerek gitmek veya kabul etmek. buldozer. taslak. müsveddesini hazırlamak. dili hiçbir cevap sonuç ç ıkarmak. dramatik. k. kura. tiyatro ile ilgili. i. -e nişan almak. 1. 1. çizim tahtas ı. kendini çekmek. 2. s. 2. (sabit) İng. ak 3. s. çoğ. f. 2. draft 2. 3. kanalizasyon. i.. s. sürüklemek. dramatik f. cereyan. 2. dram. dili sonuç alamamak. sürmek. k. bulaşık damlalığı. i. çoğ. -i kar şılaştırmak. k. i.doze doze off dozen dozer Dr drab draft draft draft drafting drafting board draftsman drafty drag drag on drag one´s feet drag one´s heels drag out dragon dragonfly drain drainage drainboard draining board drainpipe drake drama dramatic dramatically dramatise dramatist dramatize drank drape drapery drastic draught draughtsman draw draw draw a bead on draw a blank draw a conclusion draw a parallel between draw ahead draw away draw back i. duyguları özellik. 2. suna. kasvetli. çekim. askere almak. s. 3. başarısızlığa uğramak. ıtma. (topra ğı) taramak. uykuya dalmak..bir biçimde. dramatik. uzayıp gitmek. süzmek. (--ged. soba borusunun çekmesi. bak. dramlaştırmak.. lağım i. örtü. draftsman. kestirmek. f. 4. drama. atık su borusu.. f. 2. suyunu çekmek. f. beraberlik. çekiş. 2. ejder. f. tasarım. i. hafif uyku. i. kurutmak. i. 1. tray of food closer to his plate. 5. drama. çoğ. i. uzatmak. (silah) çekme. f. oyunla ştırmak. İng. olaylar dizisi. (sabit) damlalık. çekmek. şekerleme yapmak. dram. çizim. güz. 3. 3. 1. piyes yazarı. (drew. drape. oyun yazar ı. (--ber. boşaltma. yavaş yavaş öne geçmek. sürüklenmek. dram. z. 1. büyük k ızböceği. 1. 2. 4. şiddetli. i. geri çekmek. (piyangoda) bo ş çıkmak. uyuklamak. drafts. perde. dili işi ağırdan almak. 2. i. --n) 1. oyun. dramatik kamçılayan.. yudum. piyes. bitirmek. hava ak ımı. tüketmek. eli boş dönmek. fıçıdan çekilen (bira). i. ayaklar ı geri geri gitmek. Drive. sürünmek. i. bak. kumaşla örtmek. kestirme. 1. 1. san. çekicilik. çekilmek.. Yemek tepsisini taba ğına doğru çekti. çekmek. zorunlu askerlik. dili dozer. erkek ördek.. --best) 1. 1. ak ıtmak. düzine. 1. 6. suyunu döşemi. s. 3. 2. draughts. gen. çarp ıcı biçimde. çekme. dramatikco şku veren. bak. ejderha. i. 2. draft 3. İng. çek. çekme. 3. dramatize. ölü (renk). f. akaçlama.. sürükleme. ilgi çeken şey/olay/kimse. draft 1. cereyanlı. (piyangoda) çekiliş. 4. i. f. kalın perde. tasla ğını çizmek. akaçlamak. k. başarısız olmak. drenaj yapmak. 1. yusufçuk.teknik resim. f. sürüklemek. s ıkıcı. geride kalmak. bulaşık damlalığı. İng. drink. 3..men (dräfts´mîn) i. 2. ödeme emri. sert. uyuklama. dramatize etmek. müsvedde. akmak. i. s. damlalık. . oluk. çekme. soğuk hava akımı olan. sürümek. i. uyuklamak. şekerleme. --ging) 1.. geri çekilmek. tiyatro sanatı..men (dräfts´mîn) i. drenaj. bak. zorlayıcı. 3. dramatize etmek. tasarlamak. Doctor. i. 2. k ıs. çekmek: He drew theberabere biten oyun. teknik ressam. -i benzetmek. f. i. poliçe. dramatik hale sokmak. akaç.

b. (bir fon. k. k. 1. draw. ufak akıntı. -i rüyas ında görmek. 2. hesap v. 1. çizim.. robdöşambr. i. kostümlü prova.. tarak dubası. 2. (saça) şekil vermek. korkunç. dili iki dirhem bir çekirdek. kadın terzisi. külot. giyinip süslenmek. tiy. hayalci. 3. dream. t ırmık. göl. İng. deh şetli. 5.b. yaklaşıp durmak: A limousine drew up in front of the mansion.´nin) dibini taramak. birini/bir şeyi rüyasında görmek. pansuman. yazmak. tarak. sırılsıklam etmek. f. don. telve. rüya. uzatmak. f. korku ve endi şe duymak. piyango. konu şturmak. k. kasvetli. s ıkıcı. hayal gibi. dü şçü. 3. (k ızarmış hindi ile yenilen) ekmek kırıntılarıyla yapılan baharatlı bir yemek. rüya görmek. (--ed/--t) 1. hayal kurmak.. 2. faiz getirmek. (deniz. i.b. 2. f. -i reddetmek. (salata için) sos. f. İng. i. dili hayalinde yaratmak. 2. bak. i. i. damla damla ak ıtmak. hayalperest. (topu) sürmek. açmak. 3. eskiz. (yaraya)şlamak./s. Kö şkün önüne bir limuzin i. 3. hayal. sak ınca. göz. tuvalet masas ı. (at) bir s ınır koymak. 2.draw blood draw close draw interest draw lots draw near draw on draw out draw the line draw the line at draw up drawback drawbridge drawer drawers drawing drawing board drawing compass drawing pin drawn drawstring dread dreadful dream dream dream about s. s. f. sabahlık. çizim tahtas ı. mahzur.o. dili berbat. 1. f. sızıntı.süprüntü. i.t. resim pergeli. senet v. . 2.´nden) para çekmek. draw. i. süslemek. bak.tarakla temizlemek. k. 1. hulya. f. karakalem resim. bir hizaya getirmek. terzilik. 1. tortu. salyas ı akmak. 4. i. kaldırma köprü. şifoniyer.. söyletmek. i. dezavantaj. dream that dream up dreamer dreamlike dreamt dreary dredge dregs drench dress dress down dress rehearsal dress up dressed up fit to kill dresser dressing dressing gown dressing table dressmaker dressmaking drew dribble kan ak ıtmak. (kontrat. yaklaşmak. i. düş. 6. çekili ş. düzenlemek. ask. -i yapmamak. uçkur. 1. 2. mak. (liman ı) f. ha pansuman yapmak. s. ırmak v. raptiye. giydirmek. çöp. i. f. kura çekmek. i. damlatmak. 2. rüya gibi. çok korkmak. i. bak. tarama aygıtı. 1. yaklaşmak. dehşet. i. 1. spor dripling yapmak. giyinmek. büyük korku. 1.´ni) haz ırlamak. resim. çekmece. i. çok kötü. s. dili azarlamak. 2.

damlalık.. 2. sürü ş. i. matkap.. (drank. 2. al ıştırma. kullanmak: He doesn´t know how to drivebircar. up k. straight drink to excess drinking drinking cup drinking straw drinking water drip drip-dry dripping dripping wet drive drive a hard bargain drive a hard bargain drive at drive away/off drive back drive by drive into a corner drive mad drive out drive s. (drove. birini iflas ın eşiğine against the wall getirmek. kayma. 1. s. 4. yaptırmak. çıldırtmak. kurutucu. 3. 1. to -in şerefine içmek.. (rüzgâr ın yığdığı) kar birikintisi. f. kurutulmu ş. defetmek. sırılsıklam. ütü istemeyen kumaştan ak ıp donmuş yağ damlası. --n) 1. 2. i. . talim yapmak. damlamak. 2. wild drive-in drive-in window drivel driven driver driver´s license driveway driving driving rain i. 1. bak. alıştırma seyretmek/dinlemek.t. şiddetli. birini deliye çevirmek. 1. suyu s ıkılmadan kurumak. püskürtmek. 2. to the wall/drive s. drive s. 1. sert. birini ıvanadan çıkarmak. saçmalamak. (su) s ızmak. içkiyi fazla kaç ırmak. 2. birini iflasa sürüklemek. 5. kıstırmak. yöneli ş. alıştırma yaptırmak. dili birini ç ıldırtmak. dili 1. . Araba kullanmas ınışey elde etmek. sürükleniş.o. 2. müşterilerine arabalarında hizmet veren açık hava sineması. i. sürücü. şoför. i. arabayla uzakla şmak/ayrılmak. 1. içecek. defetmek. damla. salyas ı akmak. süzülmek. i. in büyük bir zevkle f. 2. bir (birinin) s ıhhatine/şerefine içmek. 2. birini ç ıldırtmak. dili birini delirtmek.o. sürüklenme. dryer. --ing/--ling) 1. köşeye sıkıştırmak. içki. delgi. k. i. (--ped/--t. birini çok kızdırmak. kadeh. arabayla geçmek. bak.o. i. kuru. k. s.anlam. 2. drive. s.. demek istenilen sürüklenmek. sürme. (matkapla) delmek. amaçsızca sürüklenme. saçma sapan söz. talim drunk) 1. f.o. evin garaj ını sokağa bağlayan yol. to distraction drive s. çok az miktar. 2. eriyerek yapılmış (giysi). 2. ask. i. yönelim. s. içme suyu. damlama. sırsıklam. f. -i kastetmek. kovmak. demek istemek. i. birini çılgına çevirmek. bilg. canlı. 1. birini deli etmek. f. 2. k. içki içme. birini kö şeye sıkıştırmak. i. dinamik.o. dili birini birini döndürmek. fazla içki içmek. 1. ütü istemeyen (kumaş). seyircilerin arabaları içinde oturarak film seyrettikleri banka gişesi. içmek. 1. 4. f. (araba) sürmek. kurutucu madde. şiddetli yağmur. (içkiyi) sek içmek. 3. k. uyumcu. i. 1. drive s.o.o. 1. suların sürüklediği ağaç dalları. birini iflas ettirmek. 3. tedricen ayrı düşmek. arabayla geri dönmek. --ping) damlatmak. 2. sürücü belgesi. içki içmek. yağmur suyunu akıtan çıkıntı/yiv. talim. 2. ehliyet.deliye çok zor bir durumazsokmak. 1. drive s. 3. f. ile gitmek: I drive to and sıkı a pazarlık sonucu birçok bilmiyor. bak. kovmak. bananas (damlalar) akmak. (--ed/--led. 3. i.uzakla şmak. dry. ask. up the wall 1. enerjik.o. dili sarho ş olmadan içki içebilme konusunda birini gölgede bırakmak. 2.dribble down driblet dried drier drift drift apart driftwood drill drink drink a toast to drink like a fish drink s. geri dönmek zorunda b ırakmak. f. müşterilerine arabalarında servis yapan lokanta. ape drive s. araba sıkı bir pazarlık yaparak fiyatı çok indirmek. i. arabayla önünden geçmek. kam ış. under the table drink s. 3.

4. i. uyuşturucu bağımlılığı. suyu çekilmiş. 1. --ming) davul çalmak. kör (kuyu). (suda) bo ğulmak. 4. boğmak. ağzı sulanmak. 3. dü şme. i. süprüntü. f.. ya ğmursuz.. (bitki/çiçek) boynunu bükmek. sarkmak. 1. baget. 2. hapçı. kuraklık. 6. eğmek. i. i. içkili. 2. f. i. f. uyku veren. kurumuş. 1. drive. kuru temizleme. iki satır yazıvermek. i. kuru pil. kuru. bak. sarho ş. 1. i. kurak. trampetçi. -i ziyaret etmek. iniş: a drop in prices k. düşmek. trampet. 1. trampet değneği. (--ged. 2. ahçı. pineklemek. maden posas ı. s. geri kalmak. hap. bir damla su. 2. i. i. uyu şturucu madde. parazit. s. homurdanmak. f. dokundurmak. i. dü şmek. uyuklamak. ecza. susuz. -e uğramak. artık. kuru temizleyici. 1. (yağmur) çiselemek. değersiz şeyler. cüruf. uykulu olma. susamış. s. okulu b ırakan öğrenci. sarkıtmak. f. 1. dışık. uyu şukluk. bükülmek. 5. okula devam etmemek. susuzluk. f. uykulu. i. ında) bacak. pusula göndermek.drizzle drone drool droop drop drop a brick drop a hint drop a line/note drop asleep drop behind drop down drop in at drop in on drop off drop out drop-off dropout dross drought drove drove drown drown out drowse drowsiness drowsy drudge drudgery drug drug addict drug habit druggist drugstore drum drumbeat drummer drumstick drunk drunk with success drunkard drunken drunkenness dry dry cell dry cell dry cleaner dry cleaning f. eczane. 2. gaf yapmak. fışkın. sürü. 1. s. i. davul sesi. i. sert. uyuşturucu 2. e ğilmek. imada bulunmak. içkili. sarhoşluk. ayyaş.bağımlısı. kulakdavulu. erkek ar ı. 2. f. 3. sarhoş. monoton ses. vızıltı. davul tokma ğı. azalmak. çam devirmek. eczac ı. uyuyakalmak. sütü kesilmiş (inek). bak. i. davulcu. ağır ve sıkıcı bir iş yapmak. 2. davul sesi. (--med. dü şüş. ilaçla uyuşturmak. süt vermeyen. kuru pil. (üyelikten) ayr ılmak. dili pot k ırmak. ekti. vızıldamak. 3. başarı sevinciyle kendinden geçmiş. i. i. ilaç. 1. çiseleme. asalak. i. kulakzar ı. 2. dümbelek. i. i. (yiyeceğe/içeceğe) uyuşturucu ilaç katmak. içkici. i. 1. 7. çıkmak. f. Would you like a drop of brandy? Bir konyak ister misiniz? 2. --ging) 1. 1. (kümes hayvan drink. damla: a drop of water su damlas ı. varil. çisenti. 2. 1. f. 1. 1. angarya. serpiştirmek. 2. 2. ağır ve sıkıcı bir işte çalışan kimse.. dik iniş. 2. azalma. inmek. anat. f. (bir sesi) (daha yüksek bir sesle) bast ırmak. i. . 2. davul. ağır ve sıkıcı iş.

4. gübrelemek. --ning) alaca ğını istemek. ikili. 1. ba şarısız kimse. ikili. çoğ. 5. çift amaçlı. dampingtaklit. kararsız. düo. kopya. kot pantolon. sessiz. i. matb. gereken: f. i. tam zamanında. f. gübre. i. uygun olarak. aptal. kesmez (bıçak. 3. budala. safdil. f. çöp yığını. kurumak.kamyon. kot. kör. mankafa. 2. f. anat. şaşırtmak.. 2. (akla/kanunlara/toplumca makbul say ılana) uygun olan. boşaltmak. kurutucu. emzik. sersemlemek. den.. i. i. 1. i. k. 2. kafasız. kasvetli. s. f. last being given due attention. makas v. mus. 2. dili giysiler. donuk. yapmak. (--bed. s. toz hardal. . hile. onikiparmak ba ğırsağı. --bing) dublaj yapmak.D. zindan.dry cough dry dock dry goods dry mustard dry quart dry up dryer drying rack dual dual-purpose dub dubious duchess duck duckling duct dud duds due duel dues duet dug duke dull duly dumb dumbfound dumfound dummy dump dump truck dumping dumps dun dunce dune dung dungarees dungeon dunk duo duodenum dupe duplex duplicate duplicity kuru öksürük. 1. damping. patlamayan mermi/bomba. blucin tulum. ahmak. i. maket. (--ned. f. hak ettiği. borçluyu sıkıştırmak. This matter is at i. çamaşır askısı. i. suretini ç ık. 1. 5. kurutmak.. A. dilsiz. (du´plıkeyt) 1. budala. taklit. f. f. gere ğince. 4. ördek yavrusu. 2. dili tutulmu ş. 2. i. f.). s. kumul. 1. (başını/vücudunu) suya sokup çıkarmak. s. 3. 2. kuru havuz.B. 1. dişi ördek. bak. kanal. tic. filmi çekimden sonra seslendirmek. banmak. hakkıyla. i. çoğ. anlayışsız. dumbfound. clothes dryer çamaşır kurutma makinesi. aldatmak. i. i. f. 3. İng. belirsiz. 4. k. dük. eş. dili sersem. hayvan tersi. (du´plıkît) 1. tüketmek. düet. kurutma makinesi: hair dryer saç kurutucusu.. suya daldırmak.. çifte. duo. atmak. aidat. düşes. düello etmek. kalın kafalı. enayi. tükenmek.. doland ırmak. 2. i. s gibi. çift. suya dalmak. kuşkulu. 1. batırmak. s. blucin. meme. çift yönlü.. manken. düo. güvenilmez... palaz. toptan ucuza satmak. mensucat. çift. Bu mesele i. s. s. çift. 1. i.. ödenti. 2.101 litre. sahte. f. i. 3. manifatura. 2. şüpheli. blucin pantolon. tüp. i. i. başını çabucak eğip kaldırmak. terz. sahte şey. bak. f. dubleks. ikiyüzlülük. çoğ. 2. 1. s. f. sönük (renk).düzenbazlıkarmak. i. çoğ. 2. düello. fiyasko. yapay. 1. ördek. gerektiğiıkıcı. 1. hayretler içinde b ırakmak. i.b. s. 1. dig. kopyasını yapmak.. damperli çöplük. z. i. duygusuz. 2. tic. gabi. i. kopya etmek. hardal tozu. i. 1. i.

konut. East. i. dayan ıklı. istek. dinamik.durability durable duration duress during dusk dusky dust dust cover/jacket Dust has settled on everything. i. arzu. E. kanlı basur. i. i. . toz bezi. devam. i. zorlama. devimsel. toz/süprüntü yığını. s. -de ikamet etmek. f. Hollandalı. şömiz. alacakaranlık. istekli. toz. giderek küçülmek. gittikçe ufalmak. 2. i. dinamitle havaya uçurmak. toz serpmek: dust a cake with sugar keke şeker serpmek. dili masraf çoğ. 2. hareketli.. esnas ında. dike. her birbirini. 2. k. her biri. gümrüksüz. oldukça karanlık. Dutch. bak. zam. Hollandalı erkek. ın Alman usulü bölüşüldüğü eğlenti. 1. i. boyamak. can atan. İngiliz alfabesinin beşinci harfi. 2. s. tıb. i. 2. 1. Hollandaca. renk. boya. 2. English. on (bir konu) üzerinde durmak. 1. ceket. i. hevesli. die. 3. 1. 2. canl ı. 1. (dwelt/--ed) 1. her bir. s. f. -de. hanedan. boya maddesi. görev. two million liras each tanesi iki milyon lira. sağlam. 1. önemini kaybetmek.. i. s.. dinamik. Hollandalı. süreklilik. zarfında. hazımsızlık. canlılık. sayg ılı. 2. dinamitlemek. Hollandalı kadın. i.. Her şey tozlandı. i. s.. 1. devamlı. boyanmak. k ıs. i. 3.wom. 1. tıb. biri. ikametgâh. Hollandaca. küçük göstermek. e ea each each one each other eager eager beaver eagerness i. mesken. f. -e karşı sorumluluk. Hollandal ı. s. bak. süreklilik. z. i. cücele ştirmek. devam. 2. sürekli. ev. cüce. oturan. cüce. f. i. dispepsi. akşam karanlığı. ikamet etmek. dayan ıklılık. i. toz gibi. s. 1. bask ı. 2. argo görevine fazlas ıyla bağlı kimse. her. oturmak. -de oturmak. s. edat boyunca. süresince. i. 1. dizanteri. ödev. f. each. Eastern. i.men (d^ç´mîn) i. i. i. gümrük resmi. yava ş yavaş azalmak. dinamo. f ırçalamak: She is dusting the furniture. i. mekanik gücü olan. 2. eskimez. tozunu almak. tanesi. k ıs. s. faraş. 2. Dutch. 1. ödevcil. çoğ. Hollanda. Hollanda´ya özgü. gümrük vergisi. 2. 1.en (d^ç´wîmîn) i. şevk. 2. i. vazife. koyu esmer. f. 1. tozlu. toprak. süre. sakin. dustcloth dustheap dustpan dusty Dutch Dutch treat Dutchman Dutchwoman dutiful duty duty to/towards duty-free dwarf dwell dwell in dweller dwelling dwindle dye dyestuff dying dyke dynamic dynamite dynamo dynasty dysentery dyspepsia E E. f. dinamit. s. bodur.

s. fikirleri altüst eden. i. 1. yavaş yavaş hareket ettirmek. doğu. erken. başak. inançları kökünden sarsan. Paskalya yumurtas ı. doğusal. dünya. ciddi. rahatça. doğuya. sağır edici (ses). erken uyar ı sistemi. 1. kulak kiri. keskin gözlü. 2. 2. beklenmedik bir sürü laf. kolaylıkla. doğu yönünde. kolaylık. s. rahat rahat. bir yana koymak. kulakdavulu. doğuya doğru. topra ğa benzer. 1. z ılgıt. 2. k. s. i. ilk. vaktinden evvel. kolay. doğudan. gelir. maa ş. yersars ıntısı. anat.. s. kolaylaştırmak. doğuya yönelen. s ıkıntıdan kurtarmak. i. işitme duyusu. doğudan.. z.. erken kalkan kimse. 5. i. topraktan yap ılmış. 1. kâr. i. z. 2. azar. z. 3. doğuya doğru. dünyaya ait. z. bir sürü dedikodu. doğuya bakan. İng. i. i. i. f. toprak. 2. doğu. kulak. (biri/bir hayvan) yapt ığı hizmetle kendi masrafını çıkarmak/karşılamak. i. doğuya ait. 2. i. dikkatle yerleştirmek. a ğırbaşlı. s. (bir şeyin) esas niteliği. i. s. rahat. s. doğu. kazanmak. doğudan esen. z. yumuşaklık. kaba. dünyevi. belirli bir maksat için ayırmak. i. i. s. 2. 1. deprem. zamans ız. 1. i. 1. s. kolaylık. 1. dili kolayca. i. yer solucan ı. 3. s. incelikten yoksun. elek. bak. kazand ırmak. topraktan yap ılmış. papara. 1. 2. k. 2. toprak. f. i. toprak. kulakmemesi. i. z. s. gündoğusuna bakan. şark. hayvanlar ın kulaklarına takılan marka. kolayca..eagle eagle-eyed ear ear eardrum earful earl earlobe early early riser early warning system earmark earn earn one´s keep earnest earnest earnest money earnings earphone earring earshot earsplitting earth earthen earthenware earthly earthquake earthshaking earthworm earthy earwax ease ease ease off/up easel easily easiness east Easter Easter egg easterly eastern eastward eastwardly eastwards easy easy i. Paskalya. i. kartal. doğu yönünde. doğuya doğru. 2. kulakzar ı. 2. z. 1. ressam sehpas ı. . 4. kont. 2. eski. doğuya yönelen. rahat. headphone. yumuşak davranış. dili 1. doğuya doğru. toprak. teminat akçesi. Paskalya yortusu. 3. i. 1. 1. pey akçesi. zelzele. z. çanak çömlek. s. karaku ş. i. s. i. f. doğudan esen (rüzgâr). kazanç. s. rahat ettirmek.. topraksı. gevşetmek. vakitsiz. sıkıntısızlık. doğuya doğru. şövale. s. (ağrıyı) yatıştırmak. i. küpe. 2.

1. gökb. kendinden geçmi ş. tükürdüğünü yalamak. 2. i. cezir. tuhaflık. s. 2. acayip. i. k ıs. tekrarlamak. Ekvador. s. i. 1. yumu şak başlı. eksantrik. dili kendi kendini yemek. i. kiliselerin tümünü temsil eden. economic. bak. yemek yemek. f. çevrebilimci. seçmeci. f. (çoğ. ekonomi yapmak. s. 2. eksantrik. deniz sular ının çekilmesi. taşan (sıvı). s.. i. k. co şkun. i. i. 1. i. burnu sürtülmek. 2. çeşitli sistem ve kaynaklardan derlenmiş. k.easy chair easy mark easy money easygoing eat eat humble pie eat one´s fill eat one´s heart out eat one´s words eat s. içi kaynayan. (on) -e kulak misafiri olmak. fels.. tasarruf. i.. ekolojist. i. ekonomist. ekonomik. kademe. ekonomik. f. 2. f. s. kaynayan. (birini) gölgede bırakmak. ekler (bir çe şit pasta). s. economics. economize. İng.. Ekvadorlu. çok üzülmek. out of house and home eat up eaves eavesdrop ebb ebb tide ebony ebullient EC eccentric eccentricity ecclesiastic echelon echo éclair eclectic eclecticism eclipse ecological ecologist ecology econ economic economical economics economise economist economize economy ecosystem ecstasy ecstatic Ecuador Ecuadoran Ecuadorean Ecuadorian ecumenical eczema rahat koltuk. 2. s. inik deniz. kabahatini itiraf edip af dilemek. fels. eksantriklik. yankılanmak. iktisadi. 2. 1.. 1.. bak. ask. 1. dili kolayca aldat ılabilen kimse. i. bak. çevrebilim. 1. iktisat. (deniz) çekilmek. iktisat. Ecuadorian. i. aksetmek. dili sözünü geri almak. çevrebilimsel. tüm kiliselerin birle şmesini amaçlayan. karnını doyurmak. hesaplı. sevinç dolu. i.. kolay kazan ılmış para. i.o. çok mutlu. --es) yankı. economy. tutumlu. i. 2. egzama.. d ışmerkezli. s. . i. 2. kiliseye veya kilise örgütüne ait. (ate. s. Ekvador´a özgü.. tutulma. dili aşırı miktarda yiyerek birinin bütçesini altüst etmek.. mayasıl. 1. tıb. k. tutumluluk. yemek. tüm kiliselerin kabul etti ği. iktisatç ı. esrik. k. seçmecilik. ekolojik. 1. eksantriklik. Ecuadorian. tekrarlanmak. uysal. içi içini yemek. i. i. i. s. kendinden geçme. seçmeciliğe ait. f. s. abanoz. vecit. ekonomi. i. iktisat yapmak. fels. rahip. garip bir kişi. şevkli. i. ışığını karartmak. ekonomiyle ilgili. yiyip bitirmek.. the European Community. garip. f. dini. 2. co şu. s. k ıs. Ekvadorlu. s. s. (birinden) üstün çıkmak. eksantrik. kibri k ırılmak. i. 2. ekonomi. ekoloji. saçak. dışmerkezlilik. 1.. i. tasarruf etmek. seçmeci. f. tuhaf. --en) 1. esrime. papaz. Ekvador. ekosistem. ekonomi bilimi. i.

1. başarmak. gidermek. başmakale. yarar. i. i. atık su. i. sinirlilik.. yenebilir. edam. burgaçlanmak. burgaç. i. akıntı. eğitimli. i. 1. i. 2. ahlakça yükselten. ahlakça yükseltmek. dikkatleri üstüne çekmemeye çal ışmak. tic. yerine getirmek. (çoğ. 1. yürürlükte. eğitici. i. eğitim. s. etkili. sonuç. z. s. ferman. hızlı ve verimli çalışma. atık su. s. redaksiyon yapmak. atık madde. 2. i. f. i. eğitimsel. editor. editörlük. efemine. fayda. büyük yap ı. i. i. dili avantaj. sinirleri gergin. kadınsı. bitkin. 1. s. tesirli. gerçekle ştirmek. redaksiyon. bak. mal. dantel. nakit. i.ed Edam Edam cheese eddy edema edge edgewise edginess edging edgy edible edict edifice edify edifying edit editing edition editor editorial editorship educate educated education educational educator EEC eel efface efface o. Edam. effect effective effects effectual effeminate effervesce effervescent effete efficacious efficacy efficiency efficient effigy effluence effluent effort effortless k ıs. redaktör. 2. 2. i. i. zahmetsiz. i. i. s. s. Hollanda peyniri. i. f. i. edition. etkili. yan yan. anafor. okutmak. redaktörlük. eğitimci. silmek. k. f. verimsiz. efor. f. the European Economic Community. dışarı akma. suta şı. f. bozmak. 1. eşya. 2. efervesan. ödem.s. i. etki. eğitmek. i. edited. 1. efektif. halsiz. bas ım. efemine. kenar suyu. i. kenar ına bordür yapmak. gayret. 2. 2. s. gitmek. üstünlük. (bir tarafa do ğru) yavaş yavaşyandan. edisyon. tahsilli. f. 3. etki. editör. tesirli. i. çaba. girdap. sinirli. köpürmek. k ıs. yok etmek. f. --s/eel) yılanbalığı. i. k ısır. 1.. güçsüz. tıb. 1. çoğ. s. kolay. s. anaforlanmak.. kabarmak. atık madde. e ğrim. yanlamas ına. 2. hızlı ve verimli çalışan. i. randımanlı. istenilen sonucu veren. eğitsel. emir. i. s. s. etkili. eğitmen. kenar. s. . çevri. f. yiyecek. s. istenen sonucu veren. i.

i. sekizlik nota. 2. şevk. s. bo şalmak.. M ısır. i. onsekiz. benlik. i. f. onsekiz rakam ı (18. 1. onsekizde bir. ünlem. 1. Ne?/Ha?: ´´Come here!´´ ´´Eh?´´ ´´I said ´Come here!´ ´´ ´´Buraya i. karmaşık. i. fışkırtmak. Mısırlı. ünlem. defetmek. elastiki. yumurta kabu ğu. örneğin. patlıcan. on tahrik etmek. f ışkırtıcı. coşkun. k ışkırtmak. ego. k ıs. dili 1. (bir şey yapmakla) (yetersiz bir şeyi) artırmak. i. canlılık. yumurta ç ırpacağı. benlikçilik. i. onsekizinci. dışarı atmak. 2. eh? Şanslı bir herif. girift. elastik. s. lastik. egotizm. yüzsüzlük. egoist.. f. sekiz rakam ı (8. s. girişik. çıkarmak. akmak. 2. sekizlik. s. İkisini de sevmiyor. müz. On either side of him sat a cat. i. s. yumurta. s. çok ayr ıntılı ve çok iş isteyen. mak. i. eight-hour day günde sekiz saat çalışma sistemi. 1. ejektör. lastikli şerit. 2. 1. sekseninci. beniçinci. LXXX). değil mi? 2. her ya bu ya o. (on) ayr ıntılarına girmek. i. argo entel. 2. i. 2. . bencil. f. exempli gratia (for example) mesela. taşkın. meni gelmek.. f. M ısırlı. 2. VIII). k ıt kanaat geçinmek. i. bencil. entelektüel.. XVIII). s. . kovmak. Her iki taraf ında bir kedi oturuyordu. i. 2. 1. i. her iki: She doesn´t like either one. s. sekiz. s. egosantrizm. yumurtalık. zam. f. f. seksen rakam ı (80. s. ikisi de. (zaman) geçmek. k. de ğil mi?: He´s a lucky guy. i. küstahlık. i. birdenbire yüksek bir sesle söylemek. sekizinci. yumurta kabı. Mısır´a özgü. i. s. i. egoizm. bo şalma. lastikli. i. i. 1.effrontery effusive eg egg egg egg white egg white eggbeater eggcup egghead eggplant eggshell ego egocentric egocentricity egoism egoist egotism egotist egregious Egypt Egyptian eh eiderdown eight eighteen eighteenth eighth eighth note eightieth eighty Eire either either this or that ejaculate ejaculation eject ejector eke eke out eke out a living El Salvador elaborate elaborate élan elapse elastic i. i. sekizde bir. yumurta ak ı. 1. i. s. fevkalade kötü. egosantrik. El Salvador. korkunç: an egregious mistake korkunç bir yanl ış. bencillik. ben. 1. i.. seksende bir. kuştüyü yorgan. meninin atılması. 2.. i. seksen. 1. i. Mısır. yumurta ak ı. esnek. beniçincilik. İrlanda Cumhuriyeti. s.

dili alın teri. geni ş yer. 2. s. elektrik mühendisliği. elektrikli sandalyede idam etmek. abla. . s. f. elektrikli göz. 1. i. elektrolit. f. 2.elasticity elate elated elation elbow elbow grease elbowroom elder elder elder brother elder sister elder sister elderly elders eldest elect election electioneer elective elector electorate electric electric arc electric arc electric chair electric current electric eye electric fan electric guitar electric light electric meter electric motor electric power electric shaver electrical electrical appliance electrical engineer electrical engineering electrician electricity electrification electrify electrocardiogram electrocute electrode electrolysis electrolyte i. dirseklemek. elektriklemek. elektrogitar. ağabey. elektrik cereyanı. i. elektrikli tıraş makinesi. i. seçim propagandas ı yapmak. s. yaşça büyük. abla. fiz. seçmen. 1. emek. yaşlı/itibarlı kişi. i. sevinç. elektrik ark ı. rahatça hareket edilebilecek yer. heyecanland ırmak. esneklik. s. 1. i. 2. seçmeli ders.. elektriklendirme. büyük. heyecan vermek. i. elektriklendirmek. (yaşça) büyükler. elektrik yayı. elastiklik. çok ne şelendirmek. elektroliz. oldukça ya şlı.. elektrikle öldürmek. dirsekle itmek/vurmak. elektrikle ilgili. elektrik tesisatç ısı. i. elektrikli ayg ıt. k. f. i. f. 1. elektrikçi. seçimle elde edilen (bir makam). elektrokardiyogram. i. elektrik. elektrik saati. elektrik motoru. i. çoğ. elektrot. elektrik mühendisi. s. elektrik ark ı. i. seçmek. k ıvançlı. elektrikli sandalye. elektrikli alet. elektrik kuvveti. elektrikle ilgili. çok sevindirmek. vantilatör. tıb. (yaşça) en büyük. mürver. ite kaka yol açmak. k ıvanç. dirsek. 3. i. elektrik ak ımı. 1. elektrikli. sevinçli. seçmenler. f. elektrikli. s. i. i. iste ğe bağlı. mürver a ğacı. elektrifikasyon. i. 2. elastisite. i. s. seçim. i. elektrik lambas ı. f. 2.

1. çoğ. f. i. fil. çoğ. s. el. k. i. 2. elit. kald ırmak. kanadageyiği. doğadaki güçlere özgü. . i. söz söyleme sanat ı. 2. zarif. element. (gerçe ği) ortaya çıkarmak. 3. on bir rakam ı (11. uygunluk. 2. etkili ve güzel söz söyleme yetene ği. ilkel. ilköğretim okulu. eksilti. i. cüce ve yaramaz cin. 3. elips. başlayanlar için: elementary French course yeni başlayanlar için Fransızca kursu. 1. 2. elit. 2. i. i.. başka: What else can he do? Başka ne yapabilir? Who else was there? Orada başka kim vardı? Where else can they be? Başka nerede z. f. giderme.lip. 1. (bilgi) edinmek. etkili ve güzel (sözler. 2. elektromanyetik.. dilb. XI). asansör bo şluğu. i. s. 3. 1. i. elektron. f. zarafet. etkili ve güzel konuşma tarzı. sağlamak. elektronik. f. coğr. z. elves (elvz) i. i. (for) -e uygun. i. 1. i. a ğıt. s. ilköğretim. dizginsiz. 1. i. frenlenmemi ş. elektronik müzik. elektropozitif. etkili ve güzel söz söyleyen. 2. eleman. on birde bir. 1. 2. kolay. terfi. on bir. uzatma. i. eliptik. yok etme. eleji. yok etmek. elektronik müzik. elektroşok. temel. 3. i. dili öldürmek. karaağaç. â şığıyla kaçmak. 2. 1. the doğa güçleri. (yar ışçıyı) eleme. parça. 1. i. iksir. s. kald ırma. doğal. s. s. çoğ. 2. s. son dakika.. gruplar. evlenmek için evden kaçmak. asansör. avrupamusu. elektrom ıknatıs. i. 1. 3. -e yol açmak. -e neden olmak. i. zool. 2. temel ilkeler. temizlemek. seçkin. unsur. 1. eksiltili anlatım. s. ilkel. başka yere. (bir yar ışçıyı) elemek. 2. s. on birinci. seçkinler. i. s. konu şma tarzı). gidermek. s. tıb. yükseltme. s. öğe. başka yerde. yükselti. 3. i. 1. silo. öğe. 1. i.electromagnet electromagnetic electron electronic electronic music electronic music electronics electropositive electroshock elegance elegant elegy element elemental elementary elementary education elementary school elements elephant elevate elevation elevator elevator shaft eleven eleventh eleventh hour elf elicit eligibility eligible eliminate elimination elite elixir elk ellipse ellipsis elliptical elm elocution elongate elongation elope eloquence eloquent else elsewhere i. terfi ettirmek. 2. i. yükseltmek. f.ses (îlîp´siz) i. 4. elektronik. uzatmak. basit. kim..

f. yüreklendirmek. çabucak geçen. (birini) (zor bir işe) sokmak. meydana çıkmak. 2. i. i. i.. 1. acil durum. yakalanmas ı zor. i.-den ç ıkmak. s. kurtuluş. (bir program ın) sunuculuğunu yapmak. i. (birini) kucaklamak. i. 1. kapsamak.. i. açıklamak. s. amboli. 1. f. f. kor. toprak set. tıb. 2. i. bir tehlikeyi) atlatmak. zümrüt. f. 2. -den fışkırmak. o ğulcuk. burmak. f. . 1. (birine) sar ılmak. acil ç ıkış kapısı. hadım etmek. --ding) (in) (içine) iyice yerle ştirmek. (emanet para veya mülkü) zimmetine geçirmek. gemiye binme. tezyin etmek. (bazı k tahnit etmek. embriyon. zümrüt ye şili. bir (bir teklifi) kabul etmek. f. zimmetine para geçiren kimse. elçilik.. üzerine nak ış işlemek. f. (bir dine) girmek. açıklamada bulunmak. işleme. from den kurtarmak. tarifi zor. 2. hat ırlayamamak. gömmek. sunucu. i. armalarla donatmak. i. (metne ait) düzeltme. 2. kucaklaşmak. mahcup olma. f. (--ded. 1. mahcup etmek. eludes me. 2. (izleyenleri. kabartmak. gemiye binmek. -e başlamak. serbest b ırakma. i. kendisi: She is the embodiment of elegance. karıştırmak. 1. f. f. bak. 1. çoğ. süslemek. azat etmek. elf. i. i. f. 2. f. 3. from f. zimmete geçirme. i. i.. i. --es) ambargo. güç durumda. s. köz. 3. sefaret. serbest b ırakmak. çıkmak. kasnak. f. cesaret vermek. mumyalamak. amblem. Zarafetin ta kendisi. kabartma desenle süslemek. in (belirli/somut f. i. zümrüt yeşili. (çoğ. f. -den yayılmak. -e girişmek. kapsamak. sıskası çıkmış. i.elucidate elude elusive elves emaciated emanate emancipate emancipation emasculate embalm embankment embargo embark embark on/upon embarkation embarrass embarrassment embassy embattled embed embellish embellishment ember embezzle embezzlement embezzler embitter emblazon emblem embodiment embody embolden embolism emboss embrace embroider embroidery embroidery frame embroil embryo emcee emend emendation emerald emerge emergency emergency door/exit f. (açlıktan/hastalıktan) çok zayıflamış. özgürlüğüne kavuşturmak. kakmak. 3. of the town anlaşılması zor. süs. süsleme. nak ış. f. f. 1. 1. -den akmak. biyol. aklına gelmemek: The name 2. 2. utandırmak. (bir dini) kabul etmek. hayata küstürmek. izahat vermek. f. (bir şeyin) somut hali. s ıkışmış. 2. (anlatılan 4. Şehrin adı aklıma gelmiyor. bir halde) d ışa vurmak. f. 1. süslemek. 1. simge. s.ısımları çıkararak veya sansür ederek) (bir yazıyı) kuşa i. i. azat etme. 3. i. öykü veya olayı) hayalinden bir şeyler katarak süslemek. 2. özgürlük. utanma. kuvvetten düşürmek. enemek. utanç duyma. 1. (bir metnin) yanlışlarını düzeltmek. 2. f. kutlamak. bir deri bir kemik kalm ış.

imparator. 3. 3. benzerini veya daha iyisini yapmaya çal ışmak. meydana çıkan. İng. yumuşatıcı. emülsiyon. boş şey. of -den yoksun. i. vurgulamak. f. yüksek (mevki). s. s. f. s. 1. yolda. yetki vermek. yükseklik. f. s. patron. z. ampirizm. vurgu. çalışan. i. f.. bo şalmak. 2.. i. yüksek yer. giderken. çoğ. i. tepe. özel bir görevle gönderilen ki şi. s. . s. i. dökülmek. siyasi göçmen. boş. 2. i.pha. 3.ses (em´fısiz) i. kusturucu (ilaç). (hastanede) acil servis. eli boş. emeritus (emekli bir üniversite ö ğretim görevlisine verilen unvan). heyecan. i. vurgulanarak söylenen. dökmek. iş verme. yüksek bir mevki.. f. 1. iş ve işçi bulma kurumu. emisyon. 2. i. üzerinde durarak. i. bir hizmet veya i şte kullanmak. 1. kazanç. ücret. anfizem. i. 2. göze çarpan.. 2. boş. --ting) ç ıkarmak. göçmen. ç ıkarma. acil tedavi. emphasize. heyecanl ı. kesin olarak. frapan. f. i. (--ted. s. ruhb. görevli. i. mal. boşluk. s. boşaltmak. i. 1. bir ba şkasının duygularını anlayabilme. i. k. i. em. 1. 2. kullanmak. imparatoriçe. i. zımparalı tırnak törpüsü. yüksek (yer). i. 2. ampirist. i. duygulu. ampirik. taklit etmeye çalışmak. 2. yaymak. s. iş bulma bürosu. yumuşatıcı ve acıyı dindiren merhem. i. işçi. i. tan ınmış ve üstün. i. deneysel.. göç etmek. ünlü (kişi). duygu. önem. vurgulama. i. bak.emergency landing emergency treatment emergency ward emergent emeritus emery emery board emetic emigrant emigrate emigration émigré eminence eminent emissary emission emit emollient emolument emotion emotional empathy emperor emphasis emphasise emphasize emphatic emphatically emphysema empire empirical empiricism empiricist employ employee employer employment employment agency empower empress emptiness empty empty words empty-handed emulate emulsion en route mecburi iniş. i. zımpara. 1. maa ş. deneycilik. his. duygusal. istihdam etmek. 1. fışkırtmak. dili aç. işveren. duygu sezgisi. ısrarlı. istihdam. tıb. s. imparatorluk. yayma. çıkan. 1. i. deneyci. f. f. göç. boş laf. i.

Meksika mutfa ğına özgü böreğe benzeyen acılı bir yemek. yapmaya çalışmak. bak. . 1. i. 2. f. f. yetki vermek. 2.o. f. ansiklopedik. yüreklendirme. acımarul. maksat. niyet.. 1. f. onaylamak. yer. f.en route enable enact enamel enameled enamor enamour encase enchant enchanting enchilada encircle encl enclose enclosure enclosures encompass encore encounter encourage encouragement encouraging encroach encroachment encrust encumber encumbrance encyclopaedia encyclopedia encyclopedic end end table endanger endear endear o. s. özendirme. son. 2. 1. i. s. i. i. f. 1. sağlamak.. son. kaplamak. s. i. encyclopedia. 3. hindiba. 1. mec. çalışmak. 2. onay. s. f. 1. f. emaye. s. 2. f. emaye. bitirmek. kapsamak. (duvar. sehpa. dili (birinin) çok ho şuna gitmek. gayret etmek. ciro. upon (ba şkasının hakkına) tecavüzde bulunmak. yüreklendirici. yabanimarul. f. --ing/-ling) 1. durmadan. f. dili harika. f. i. (di şlere ait) mine. mümkün k ılmak. mine. s. nihayet. son vermek. umut verici. to s. son. ak ıbet. 2. k. kendini birine sevdirmek. sonsuz. büyüleyici. (bir yeri) (duvar. (başkasının hakkına) tecavüzde bulunma. sona ermek. 2. O hastalık Hindistan´a dilb. cesaret vermek. imkân vermek. kuşatmak. yüreklendirmek. ipotek. f. küçük masa. ünlem Bravo! i. 3. 1. s. gönderiyorum. in (bir yer veya halka) özgü: That disease is endemic in India. i. özendirici. amaç. i. 1. 1. 2. letter.. ciro etmek. ilişiktekiler.b. endearing endeavor endemic ending endive endless endlessly endlessness endorse endorse a bill endorsement endow (an rut´) yolda. sonsuzluk. 1.b. f. 1. bis. f. 1. 3. te şvik edici. i. rastlamak. k ıs. f. bitmek. etraf ını çevirmek. (mektupla ayn ı zarf içinde) gönderilen şeyler. with -e ba ğışta bulunmak. enamor. uç. 2. çaba. enclosed. 2. i. minelemek. f. bitmek tükenmek bilmeksizin. k.. ku şatmak. teşvik etmek. sevimli. (--ed/--led. büyülemek. f. 1. gayret. 2. ansiklopedi. ölüm. teşvik etme. tehlikeye atmak. İng. 1. İng. 2. bak. 1.Bu mektupla birlikte bir foto ğrafile) çevrili olan i. çit v. f. emay. i. 3. f. i. 1. f. s. özgü. çocuk. özendirmek. ile) çevirme. enclosure. i. 2. örtmek. 5. cesaret verici. (bir şeyi) (bir mektupla aynı zarf içine) koymak: I´ve enclosed a photograph with this çit v. 3. gaye.s. 2. fevkalade. sevdirmek. sonek. 2. huk. nihayet. cesaret verme. tak ı. ümitlendirici. z. tatlı. 2. yük. yasala ştırmak. 4. (bir tehlike veya zorlukla) kar şı karşıya gelmek. çeki ciro etmek. emaylamak. çok güzel. i.

vaat. 5. bak. 3. lavman. 1. 3. s. ile vermek. Eng. çok sürükleyici (roman. doğurmak.y. güç. 2. çekici. dik. f. tembih etmek. dövüşme.´ni) artırmak. çarpışma. İngiltere. z.). ucu ileriye do ğru.. dayanılabilir. i. angaje etmek. kald ırmak. faal. sevimli.. lokomotif. 1. çoğ. 3. planlayıp düzenlemek.. 2. İngiliz erkek. çarkç ı. s.en (îng´glîşwîmîn) i. işe almak. s. birbirine girmek. i. uygulamak. çoğ. 2. 3. mak. İngiliz. 2. energize. i. i. enerji krizi. oymacılık. 1. yutmak. emretmek: I enjoined him to leave. makinist. etmek. f. uç uca. enerjik. s. alışkanlık v. oy hakk ı vermek. taahhüt birinin kafas ını meşgul etmek. f. f. sözmeşgul olmak. i. film v. 1. s. enerji. gravürcü. olu şturmak. gravür. f. meşgul (telefon). uzunluğuna. ba ğışta bulunma. devamlı. 2. den. düşman. 2. f.wom. 3. . s. d.´ni) -e aşılamak. 4. England. Eng. hakkâk işi. tutmak. bağışlardan oluşan toplu sermaye. i. oymac ı.y. 2.. meydana getirmek. English. İng. İng. f. fiyat v. i. 2. dayanma gücü. uygulanabilir. f. f. f. taahhüt. randevu. d. mühendis. nişanlanma. 2.lish. 2. nişanlı. 2. i. s. muamma. f. Gitmesini tembih ettim. İngiliz kadın. i. f. 2. hoş. İngiliz. sarmak. hakkâkl ık. 2.b. i. mühendislik. hakkâk. kazımak. yerine getirmek. İngiliz. 1. çekmek. z. in 1. 2. dayanmak. kucaklamak. f. belirli bir süre için ücretli i ş. zayıflatmak. yükseltmek. (değer. 1. i. söz. i. dikine. 1. do ğuştan gelen özel yetenek.b. endways. (dü şünce. İngilizce. uygulama. k ıs. makinist. kuvvet. kuvvetten düşürmek. İngilizce. erke. katlamak.´s attention engaged engagement engaging engender engine engine driver engineer engineering England English Englishman Englishwoman engrain engrave engraver engraving engross engross one´s thoughts engrossing engulf enhance enigma enjoin i. 1. sürekli. i. çarpışmak. 4. 2. f.. motor. 1. 1. i. bak. yasaklamak. Allah vergisi. bilmece. 3. f.lish. birbirine geçmek. tahammül etmek. güç vermek. 2. s. birbirine geçirmek.men (îng´glîşmîn) i. 1.b. tatbik etmek. 1. -in içine iyice çektirmek/geçirtmek. tahammül. içine çekmek. enerji vermek. tenkıye. hakketmek.endowment endurable endurance endure enduring endways endwise enema enemy energetic energise energize energy energy crisis enervate enfold enforce enforceable enforcement enfranchise Eng engage engage in engage s. 1. 1. f. dayan ıklı. ba ğrına basmak. 1.o. enerji. kafas ını bütünüyle işgal etmek. tıb.

içine girmek. soylular s ınıfına almak. 1. tatlı. dolaşıklık. i. 4. aydınlanma. 2. hoşça vakit geçirmek. -e girişmek. i. 2. f. s. zenginleştirmek. 3. sağlığı yerinde olmak. tiy.s. 4. i. 1. s. 2. karışıklık. -e yerleşmek. yüceltmek. s. . f. muazzamlık. f.the ensuing year ertesi sene. anlaşmaya girmek. in (birini) (olumsuz bir duruma) dü şürmek. 1. foto. 2. 2. büyük kötülük. genişletmek. kocaman. bilgilendirme. yardımını sağlamak. muazzam. eğlenmek. kaydolmak. 1. giri şmek. i. f. z. topluluk. büyüme. in ensemble enshrine ensign ensign enslave ensnare ensue ensure entail entangle entanglement enter enter into enter into an agreement enter on/upon enter one´s head enterprise f. enquire enrage enrich enroll enrollment ensconce ensconce o. garanti etmek. -e girişmek. çıkmak. i. aste ğmen. eğlenceli. i. yerleştirmek. bütün. in (olumsuz bir şeye) karıştırmak. i. i. tuzağa düşürmek. yeterli miktar.. hiddetlendirmek. ardından gelmek. yeter de artar bile. inquire. sancak. 1. f. ünlem Yeter! Yeter artık! f. f. düşmanlık. bak. zenginle ştirmek. askere kaydetmek/yazmak. trup. dola ştırmak.. -i -in içinde ım. kaydetmek. köle yapmak. yazılmak.s. -e başlamak. bilgilenme. girişim. meydana gelmek. başlamak. 1. f. den. deftere yazmak. f. öfkelendirmek. müz. bayrak. zevk. genişlemek. agrandisör. husumet. karmakarışık etmek.enjoy enjoy good health enjoy o. kaydını yapmak. tak sayg ın bir yere koymak. değerini artırmak. f. büyütmek. bilg. f. band ıra. yeterli. sağlamak. f. şer.ırmak. temin etmek. aydın (kimse). 1. -e başlamak. kâfi derecede. kayıt. zengin etmek. i. kaydetmek.. 2. gerektirmek. i. f. aydınlatma. izlemek. i. bulaştırmak. 3. f. -in aklına gelmek. “Enter” tu şuna basarak (bir komutu) gerçekleştirmek. ho şlanmak. büyülteç. engel. kâfi. birkaç parçadan olu şan kadın kostümü. hoş. f. girmek. 2. 2. agrandisman. kaydetme. asalet unvanı vermek. askere kaydolmak/yaz ılmak. 1. esir etmek. zevkli. bilgilendirmek. büyümek. aydınlatmak. f. enjoyable enjoyment enlarge enlarge upon enlargement enlarger enlighten enlightened enlightenment enlist enliven enmesh enmity ennoble enormity enormous enough enough and to spare Enough! Enough´s enough. teşebbüs. mânia. foto. 2. f. s. 1. döpiyes. 2. büyütme. f. büyüklük. daha ayrıntılı bir şekilde anlatmak. canland f. 1. zevk almak. i. i.

örtmek. mezara koymak. f. 2.enterprising entertain entertain a motion entertaining entertainment enthrall enthrone enthuse enthusiasm enthusiastic entice enticement enticing entire entirely entirety entitle entity entomb entomologist entomology entourage entrails entrance entrance entrance examination entrance fee entrap entreat entreaty entrée entrench entrenchment entrepôt entrepreneur entrust entry entryway entwine entwine itself around entwine s. tamamen. İng. i. böcekbilimci. kayıt. i. 1. büsbütün. bütün. giriş yeri. f. ağırlamak.) (bir şeyin) etrafına dolanmak. i. saymak. yalvarma. hak vermek. böcekbilim. s. parti. giriş. istek. tamam.t. girme. giriş. f. tahta ç ıkarmak. şevkli. giriş hakkı. giriş yeri. 3. yakalamak. f. balıkla baş yemek arasında bir şekilde yerleştirmek. birer birer saymak/söylemek. giriş ücreti. açıkgöz. şevk. baştan çıkarma. giriş. yakarış. (bitki. beraberindekiler. (birini) tatlılıkla (kötü bir şey yapmaya) ikna etmek. giriş sınavı. müteşebbis. girişimci. tüm. giriş kapısı. eğlendirici. enumerate enunciate envelop envelope enviable envious s. giriş izni. (about/over) göklere ç ıkarmak. giriş ücreti. i. s. ziyafet. f. emanet etmek. s. 1. 2. 1. s. (around) bir şeyi (başka bir şeye) dolamak. f. giriş yeri. i. yılan v. f. i. s. bütün. --ping) tuza ğa düşürmek. balo.. baş yemek. müteşebbis. 1. eğlendirmek. 3. i. gıpta edilecek. sarmak. f. f. i. f. çekici. giriş. i. giriş. büyülemek. heves. f. . 3. antre. çok övmek. 1. 2. gömmek. i. i. yetki vermek. i. 1. 2. büyülemek. siper. zarf. 2. entomolojist. f. giriş. (--ped. giriş. (başkan) bir teklifi kabul edip kurula sunmak. f. bağırsaklar. i. yalvar ış. girişken. i. mektup zarf ı. entomoloji. ask. çekici ancak tehlikeli şey. hepsi: the entire group grubun hepsi. ku şatmak. ikram etmek. tamam ıyla. i. s. i. cazip. eğlenceli. hararetli. çekicilik. antrepo. 3. davet. misafir etmek. f. k ıskanç. f. maiyet. uyanık. i. girme.b. telaffuz etmek. 2. sağlam yenilen yemek. i. varlık. yalvarmak. z. f.

muhit. tasavvur etmek. (Yeni Ahit´te yer alan) mektup. devir. destans ı. eşit işareti (=). gıpta. 1. s. epiderm. kolayca k ızmayan. 2. tasavvur etmek. i. i. biyokim. piskoposlarca yönetilen. çok k ısa süren. i. bak. i.. kafas ında canlandırmak. 1. çoğ. i. ça ğ. epilog. i.. epik. i. çevreci. sara. 1. i. 2. i. i. İki artı iki eşit dört. i. haset. s. i. 1.. eşit.. tıb. Emsali yok. s. gelip geçici. nükteli söz. rahat. s. f. i. çevrecilik. epaulet.. delege. s. i. İng. bak. f. epilog. çevre. 1. dolay. emsali olmak: No one equals her. s. itidal. . nükte. eşit. bak. i. ılıman (iklim). eşit olmak: Two plus two equals four. salgınlaşmış. jeol. saralı. 2. k ıskançlık. i. epizot. s. mektup. i. s. laf. 2. İngiliz tuzu. f. i.. f. (olaylar zincirinde) olay. Hrist. ile eşit saymak. 2. i. i. Ekvator Ginesi. i. eşitlik. 2. epizodik. piskoposlara ait. depremin merkezi. f. çevresel. sara hastalığına özgü. 1. 1. 2. ekvator. çok kısa ömürlü. i. kıskanmak. i. epik. denklem.. 6 Ocak´ta kutlanan bir yortu. 2. civar. i. 2. salgın: flu epidemic grip salgını. aynı düzeyde olmak. destan.. eşitlemek. s. temsilci. i. f. (övücü veya hakaret edici) söz. s. edeb.. saralı. edeb. elçi. İng. i. ılım. sakin.. gıpta etmek. 1..environment environmental environmentalism environmentalist environs envisage envision envoy envy enzyme epaulet epaulette ephemeral epic epicenter epidemic epidermis epigram epilepsy epileptic epilog epilogue Epiphany episcopal episode episodic Epistle epistle epitaph epithet epitome epoch Epsom salts equable equal equal equal sign equalise equality equalize equanimity equate equation equator Equatorial equatorial Equatorial Guinea i. enzim. Hrist. diplomat. apolet. mezar kitabesi. i. i. deprem öze ği. s. f. TV (dizide) bölüm. temkin. ekvatoral. kafas ında canlandırmak. i. equalize. radyo. 1. salgın. i. sonsöz. aynı düzeyde..

(sava ş. paçayı kurtarmak. net varl ık. s. 2. 3. donatım. döküntü. f. muvazene. 2. yok etmek. 1. 2. aşındırma. penisin sertleşmesi. biniciliğe ait.mine) ermin. silinmiş yer. Eritrealı. bağ. 1. --ping) donatmak. gökb. patlak vermek. eşkenar üçgen. (yanarda ğ) püskürmek. ça ğ. v. 2.. i. i. anlaşmazlık v.b. i. jeol. i. Ekvator Ginesi. a şındırmak. yapma. ekinoks. yürüyen merdiven. firar etmek. s. direk. silgi. direk v. özsermaye. Ekvator Ginesi´ne özgü. i. 1.. (heykel. heykeli. kaçmak. kaç ış. kurmak.´ni) dikme. çok geçmeden. 2. as. şiir evvel. (çoğ. 3.o. erotizm. kurtulmak. bilgin. aşındırıcı. s. aya ğa kalkmış. eşitlik. 1. 2. i. dimdik. firar. patlak verme. atlatmak. 2. (yanarda ğ) püskürme. gözünden . aşınmak. i. s. yükselmek.´ni) dikmek. Ekvator Gineli.´s grasp i. i. 3. Eritrealı. f. dik. dikilmiş. kızışmak. Eritrea´ya özgü. 1. i. 1. Eritrea. a şınma. çok bilgili. 2. i. yok etmek. muh. kaçamaklı konuşmak. s. erozyon. denge. macera. ılım. i. eşit uzaklıkta. i. s. âlim. ayak işlerine bakan kimse. kaçmak. in şa etmek. Eritrea. i. s. 2. i. gereçler. i. 1. Eritre. f. 1. f. i. ayak işi. yanlış. birinin pençesinden 3. dengesiz. devir. dikelmiş. birden değişiveren. kurma. adaletli. adalet. 1. (--ped. 2. 1. in şa etme. tıb.. s. ayakçı. s. s. f. 1. silinti. i.b. âlimlik. iki anlama gelebilen. s. gün tün eşitliği. i. yapmak. önce. hatalı. f. bilginlik. eşkenar: equilateral triangle. yanlış. akl ından çıkmak. (heykel. adil. f. tic. 2. Ekvator Gineli. 1. kaçma. s. atlı (heykel/portre): an equestrian statue of Napoleon Napolyon´un atlı aynı mesafede olan. hata etmek. silmek. (fiyat v.´ni) k ızıştırmak. istikrars ız. 1. i.kurtulmak. f.´ni) yükseltmek. kökünden söküp atmak. yanlışlık. 1. kaçamaklı. edat.b. bundan önce. jeol.b.. s. f. f. 2. ne evet ne de hayır demek. i. --s/er. hata. erotik. ayakta duran. i. s. 2. gidermek. 2.Equatorial Guinean equestrian equidistant equilateral equilibrium equinox equip equipment equitable equity equivalence equivalent equivocal equivocate era eradicate erase eraser erasure ere ere long ere now erect erection Eritrea Eritrean ermine erode erosion erosive erotic eroticism err errand errand boy erratic erroneous error erudite erudition erupt eruption escalate escalator escapade escape escape from s.

armalı kalkan. 2. z. i. 2. mektup zarfı üzerine isim ve soyadından sonra kısaltılarak yazılan ve “bay” anlam ına gelenı bir unvan: Marmaduke Wigglesworth. ıtır. 1. 2. i. steyşın. 1. birbirinden ayr ılmış. Eskimo dili. k ıs. gizli inançları olan. (es´tımeyt) 1. (korumak/gözetmek amac ıyla) eşlik etmek. 2. i. -den sak ınmak. 2. 1. tereke. tahmin etmek. özel. aslında. soğutmak. emlakçı. Eskimoca. itibarlı. . 1. f. 1.. 1. zaruri. refakat gemisi. tespit etmek. f. anat. kurulu ş. 2. ayrı yaşayan. (bir grup içindeki) birlik ruhu. aesthetic. vesaire. as ıl. i. 2. v. (desen hakketmek için) (madeni bir yüzeyi) asitle oymak. aralarını s. casusluk. i. 2. desteklemek. i. i. f. Eskimoca. 3. bana göre. i. yapmaya kalkışma.escapist eschew escort escort escort vessel escutcheon Eskimo Eskimo dog esophagus esoteric especial especially espionage esplanade espousal espouse espresso esprit esprit de corps Esq Esquire essay essay essence essence/spirit of peppermint essential essentially establish establishment estate estate agent estate car esteem esthete esthetic estimable estimate estimation estival Estonia Estonian estrange estranged estuary et cetera etc etch s. 1.. 2. 2. kordon. 3. 1. i. (koruma/gözetim için) e şlik eden. Estçe. coğr. yemek borusu. saygıdeğer. olağandışı.. eşlik edenler. 2. i. destekleme. i. temel. i. hususi. haliç. açmak. i. kavalyelik etmek. 2. s.. esas. 2. s. değerlendirme. benim gözümde. saptamak. as ıl. (birisi hakk ındaki) fikir. tahmin. İng. kestirmek. müessese. öz. s. k ıs. denemek. esas. (es´tımît) 1. i. 1. kurma. 4. huk.. i. deneme (bir düzyaz türü). s. insana gündelik hayat ı ve dertlerini unutturan çok sürükleyici (roman/film). saygı. ufak bir gruba özgü. kestirme. 1. f. naneruhu. i. bat ıni.. tespit edilme. bence. gezi. Esq. i. kurum. s. Eskimo köpe ği. aestival. f. 2. i.s.. ekspreso. gerekli. ekspreso kahve. 1. i. Estonyalı. içrek. -e sayg ı duymak. Esquire. İng. Eskimo. z. Estonyalı. nadir. et cetera. f. İng. düşünce: in my estimation takdir. malikâne. gezinti yeri. 1. s. 2. f. tespit etme. ancak ufak bir grupça bilinen.. i. deneme. aesthete. yapmaya kalk ışmak. b ırakıt. bak. i. i. itibar. Estonya. ana. -den kaçınmak. 3. v. Estonya. ve benzeri. f. temel.. kavalye. bilhassa. 1. s. (kıymetini) takdir etmek. değerlendirmek.b. özellikle. Eskimo. anlaşılması zor. Estonya´ya özgü. bak. esans. bak. f. kuruluş. Estçe. s.. i. kurmak.

i. the European Union. kökenbilimsel. İng. birine) cevap vermekten kaçmak. buharla ştırıcı. Etyopya´ya özgü. s. 1. kökenbilim. f.. i.. 2. i. ahlaki. İncil´in mesajını bildirmek/öğretmek/yaymak. i. s. i. etnoloji. buharla ştırmak. anat. belirli bir mesajı yaymaya çalışan kimse.t. (birinin f. (insanlar (bir yerden) (bağırsakları) boşaltma. f. 2. 1. etik. s. Avrupa. i.b. 2.. bak. z. Habeş. k ıs.. (bir yeri) boşaltmak. östaki borusu. i. i. buharlaşmak. i. 1. İncil´in mesajına uyan/sadık. i. alma. Etyopya. etnografya. Habe şistan. örtmece. i. 1. i. (bir yeri) boşaltma. ebediyet. i. ı. hararetli. 3.etch a design on etching eternal eternally eternity ether ethereal ethic ethical ethics Ethiopia Ethiopian ethnic ethnography ethnology ethos etiquette etymological etymology EU eucalyptus Eucharist eulogise eulogize eulogy eunuch euphemism euphony Euphrates Eur Eurasia Europe European Eustachian tube evacuate evacuation evade evaluate evaluate s. methiye. hadım. yaklaşım v. i. okaliptüs. övmek. etimoloji. görgü kurallar ı.). Europe. i. Avrupa´ya özgü.o. 3./s. götürmek. adabımuaşeret. Etiyopya. sorusuna. European. etnik. i. ebedi ve ezeli. ruh. Avrasya. ses ahengi. değerlendirmek. de ğerler sistemi. etik. f. edebi kelam. eulogize. lokmanruhu. dünya görüşü. 2. değer ve inançlar sistemi. i. f. buharlaştırma. 2. (bir birini/bir şeyi kendi yeteneklerine/özelliklerine göre değerlendirmek. ahlak bilimi. i. 3. ateşli vaazlar veren gezici Protestan. İng. -den kurtulmak. ebediyen. Avrupa. ba şı ve sonu olmayan. kurtarmak. asitle oyulmu ş resim. 1. Etyopyalı. s. s. Habeş. ölümsüz. evaporatör. semavi. övgü. Etyopya. daima. 1. i. Etyopyal s. i. (insanlar ı) (bir yerden) almak. Avrupalı. i. kim. f.(bir bahaneyle) kendini (bir yükümlülükten) f. değerlendirme. i. i. 1. boşaltım. i. törebilim. İncil´e ait. 2. 2. s. buharla şma. . son derece Protestanca (bir ö ğreti. bak. i. İncil´in mesajını yaymaya çalışan kimse. boşaltım. ahlak sistemi. etimolojik. ateşli. eter. (bağırsakları)ı)boşaltmak. i. k ıs. s. göksel. Etiyopyalı.. Avrupai. evangelize. on his/her/its own merits evaluation evangelical evangelise evangelist evangelize evaporate evaporation evaporator asitle oyarak (madeni bir yüzeye) desen hakketmek. i. İncil´de bulunan. i. f.

hatta. tesviye etmek. tepeden tırnağa. s. i. nihai. iki günde bir. dili her yöne. z. daima de s. arada sırada. arada bir. en ufak her şey: She´s particular about every jot and tittle. senin kör olas ı daktilon! s. daima. 2.evasion evasive eve even even even if even so even so even though evenhanded evening evening dress evening paper event even-tempered eventful eventual eventuality eventually eventuate ever ever after ever changing evergreen everlasting evermore every every few days every four days every inch every jot and tittle every man jack every now and then/every now and again every once in a while every one every other day every other day every other day every other person every single every so often every which way everybody everybody else everyday Everyman everyone i. zam. gece elbisesi. gene de: “That book contains some mistakes. yansız. Yapt ıkları her hatayııra. her biri. vaka. z. . arife. 2. s. En ufak noktaya dikkat eder. ğişen. düzleştirmek. ak şam. in ile sonuçlanmak. er geç olan. günaşırı. her: She remembers every single mistake they made. ebediyen. nihayet. ara s ıra. ara s hatırlıyor. 4. herkes. f. herkes. zam. olaylı. gün aşırı. düzlemek. i. hep: They lived happily ever after.. (bir bahaneyle) kendini bir yükümlülükten kurtarma. her tarafa. çift (say ı). 1. cevap vermekten kaçan. s. -den kurtulma. düz. smokin. hadise. engebesiz. sonunda. çok dayan ıklı. her gün. 2. 1. temkinli. olsa bile. meydana gelmek. sokaktaki adam. it´s still worthğmen. 2. yapra ğını dökmeyen. frak. 1. herkes. öbürleri. i. z. her günkü. sonsuz. en sonunda olan. s. he de almaya -e ra buying. i. dört günde bir. herhangi bir kimse.” “Olsun. itidalli. s. s. s. 2. tarafs ız. 1. her iki kişiden biri. sürekli.” “O kitapta baz yanlışlar var. kör olası: You and your everlasting typewriter! Sen ve z. ak şam. kaçamaklı. olmak. hiç: Have you ever been to Eyüp? Hiç Eyüp´e gittin mi? ondan sonra. -diği halde: Evenıthough he studied hard. yine couldn´t pass the exam. her bir. ile son bulmak. yine de. tam (sayı). ak şam gazetesi. birkaç günde bir. yine de. gene de. iki günde bir. başkaları. 3. arada bir. hadiseli. tuvalet. k. ilelebet. arife gecesi. er geç.” “Even so. i. Ondan sonra hep mutlu yaşadılar. 3. güna şırı. s. olay. 1. Çok çalıştığı halde sınavı veremedi. f. bir düzeyde. ihtimal. (bir işte) yan çizen. bile. 3. her dem taze (ağaç/çalı). i. her. i. itidal sahibi. 1. 2.

k. (--led. her yerde. i. imtihan. z. s. i. f. kesinlik. huk. i. 1. yüceltme. çok kızdırmak. sorguya çekmek. ulu. sorgu. her yer. dikkatle gözden geçirmek.. çağrıştırmak. except. 4. i. huk. kusursuzluk. 1. zorla/tehditle almak. i. . eksiksizlik. f. i. f. sorguya çeken kimse. s. kötü niyetli. f. s. geçmek. kem göz. s. çok. 3. k ızgınlık. her şey. 2.everything everywhere evict eviction evidence evident evil evil eye evildoer evil-minded evince evocative evoke evolution evolutionary evolutionism evolutionist evolve ewe ewer ex exacerbate exact exact exacting exactitude exactly exactness exaggerate exaggerated exaggeration exalt exaltation exalted exam examination examine examiner example exasperate exasperation excavate excavation excavator exceed exceedingly excel zam. imtihan eden kimse. 2. kanıt. ibrik. f. tamamen. 1. çileden ç ıkarmak. 2. tahliye ettirmek. tetkik etmek. example. i. k ıs. titizlik isteyen (bir i ş). işin titizlikle yapılmasını isteyen (kimse). 2. i. huk. f. aynen.. evrimci. kötülük eden kimse. misal. mübala ğa etmek. abartmak. marya. co şkunluk. i. abartılmış. i. tam. hafriyat yapmak. f. i. s. kazı makinesi. kazı yeri. açığa vurmak. daha kötü bir duruma sokmak. i. kazıyıp ortaya çıkarmak. kötülük. f. belli. s. a şmak. abartma. hatas ız. şerir. f. z. mübalağa. --ling) -den üstün olmak. (kötü durumdaki bir şeyi) artırmak. kazı. tam. z. huk. i. koparmak. abartılı. (of) (birtak ım şeyleri) akla getiren. tahliye ettirme. eksiksizlik. son derece.. s. 1. i. şer. kesin. doğru (bir şey). evrimsel. ekskavatör. i. imtihan. s. mübalağalı. şerir. evrimcilik. örnek. muayene etmek. dili s ınav. evrim. birtakım çağrışımlar yapan. f. yüce. 1. yavaş yavaş geliştirmek. göstermek. f. i. göstermek. f. yavaş yavaş gelişmek. abart ı. i. examination. 2. 1. kesinlik. s ınav. f. aklına getirmek. çok kötü. i. yüceltmek. f. i. nazar. dişi koyun. açık. fazlas ıyla. huk. delil. i. incelemek. her yere. 1. vecit. s. kazı yapmak. 2. kusursuzluk. 2.

kolay tela şa kapılır. s. s. f. i. -den başka: i. 1. telaşa vermek. s. ancak özel seçilmiş bazı kişilere açık olan. heyecan verici. (from) -in d ışında bırakmak. döviz kuru. (from) (bir şeyin) dışında bırakılma. i. telefon santralı. aşırı olarak. ola ğanüstü. dışkı. diye bağırmak.Excellence excellence Excellency excellent except except except for excepting exception exceptional excerpt excess excessive excessively exchange exchange exchange blows exchange rate exchange shots exchangeable exchequer excise excise excitable excite excited excitedly excitement exciting exclaim exclamation exclamation point/mark exclude exclusion exclusive excommunicate excommunication excrement excrete excretion excruciating excursion excursion ticket excusable excuse excuse excuse from i. 1. 2. indirimli gidiş dönüş bileti. 1. affedilebilir. ifrazat. Çince konufor this. üstünlük. borsa. olacaktım..ba şka. bağ. i. heyecanlı. aforoz. i. 3. çok iyi. tahrik etmek. 3. kiliseden aforoz etmek.. ünlem işareti (!). ifrat. -in dışında tutmak: He excepted Harun from this. 2. kambiyo. Ekselans: His Excellency Ekselanslar ı. i. yumrukla şmak. ç ığlık atmak. değiştirilebilir. (bir duygu/tepki) s. heyecanland ırmak. i. i. 2. f. f. kesmek. dışında. f. kolay heyecanlanan. (vücuttan) ç ıkarmak. Excellency. uyand ırmak. değiştirme. fazlalık. üstün. z. i. artan. z. Harun´u bunun dışında tuttu. dışında. kesip ç ıkarmak. affetmek. . trampa. heyecanla. mükemmel. . Bu olmasaydı orada 1. 1.. karşılıklı olarak birer el silah atmak. fazla. Your Excellency Ekselans. fazla. 1. i. i. özür. f. ünlem. s. mazeret. Everyone was there except for him. f. (bir şeyin) dışında bırakma. i. -den başka: He can do everything edat -den ba except speak Chinese. s. dayanılmaz derecede acı veren. değiştirmek. 2.. k ısa yolculuk. dışında. trampa etmek. s. değiş tokuş etmek. f. edat -den 2. i. tic.şka. s. salg ı. pasaj. i. istisna. f. mazur görmek. kışkırtmak. ziyade. değiş tokuş. bak. aşırılık. s. heyecan. except şmaktan başka her şeyi yapabilir. i. s. i. f. salgılama. hariç. hariç. 2. ziyadesiyle. tüketim vergisi. (birini) (bir şeyi yapmaktan) muaf tutmak. a şırı. s. gezinti. 2. olmasayd ı: I´d be there. (bir kitaptan/yazıdan) seçilmiş parça. 1.

. egzoz duman ı. 1. örnek niteliğinde olan. yerine getirmek.b. f. i. çok yormak. fels. yürütme yetkisi. execute execution executioner executive executive committee executive power executor executory exemplar exemplary exemplify exempt exemption exercise exert exert o. 1. mezardan ç ıkarmak. s. (gayret) sarfetmek. s. aklamak. teşvik edici söz. . i. yönetici. i. (bir duygu veya niteli etmek. varoluş. bitirmek. belge/kan ıt) ibraz etme. varolu şçu. idam ın infazı. s. sergi. örnek. çabalamak. 2. f. 1. (manevra/hareket) yapma. bitkin. egzoz. 2. i. sürgüne göndermek. f. 2. 2. uygulama. tükenmiş. fiz. s. s. k ıs. bütün kuvvetini tüketmek. varolu şçuluk. fahiş (fiyat). genleşmek. yorgun. yerine getirme. 2. ba ğışıklık. egzistansiyalist. i. i. s. excuse o. i. 1. 1. yabanc ıl. çok keyiflendirmek. (cin. 1. 2. egzistansiyalizm. geniş kapsamlı ve ayrıntılı. 3. 1. i. s. çıkış kapısı. f. 2. f./Beni ba ğışlayın. aşırı yüksek.. yönetimsel. gitmek. genişlemek. yürütme kurulu. idam etmek. idam. 2. (dava sırasında i. egzotik. uygulamak. 2. hareket ettirmek. f. express. -i örnekle göstermek. 2.´ni) ç ıkarmak. tüketmek. i. fels. exertion exhale exhaust exhaust exhaust pipe exhausted exhaustion exhaustive exhibit exhibition exhilarate exhilaration exhort exhortation exhume exile exist existence existential existentialism existentialist exit exodus exonerate exorbitant exorcise exotic exp expand Özür dilerim. izin istemek. i. genleştirmek. infaz. i. i. 1. 3. icra eden. i. teşvik etme. (bir duygu veya niteli ği) göstermek. s. 2. uygulama. çal ıştırmak.. yerine getirmek. f. 3. huk. f. 3. yorgunluk. 1. var olmak. f. tüketme. 2. f. f. 2. i. cellat. 2. emek. uygulamak. beraat ettirmek. al ıştırma./Affedersiniz. (bir yarg ıyı) infaz etmek. temize ç ıkarmak. sergilemek. kötü ruh v. huk. çıkmak. icrai.s. büyümek. egzoz borusu. i.s. kullanma. hayat.1. çıkış. sürgün edilen kimse. f. (egzoz. 1. f. i. 2. 1. 1. 2. i. yöneticiye ait. idareci. fels. neşe ve zindelik.´ni) dualarla defetmek. sergi.b. idari. i.. 1. u ğraşmak. 1. 2. genişletmek. f. çaba. (manevra/hareket) yapmak. (güç) kullanmak. -e örnek olmak. çok ne şelendirip zindeleştirmek. yaşam. nefes vermek. duman v. mevcut olmak.Excuse me. muafiyet. f. yerine getirme. 1. gayret. gayret sarfetmek. teşvik etmek. export. örnek. tükenme. s. büyütmek. (dava s ırasında belge/kanıt) ibrazği) gösterme. varlık. 3. s. ç ıkış. 1. çıkış. sürgün. f. egzersiz. varolu şsal. i. bitkinlik. kullanmak.

tecrübeli. s. Benden en kötü ihtimalin gerçekle şeceğini ummak. deney. sınırdışı etmek. başından geçmek. 2. geniş. açılan. 2. s. f.. kendi vatan ından başka bir ülkede yaşayan kimse. patlatmak. (bizzat) ya şamak.b. enginlik. usta. açık. anlatmak. (--led. dili. (kendi ç ıkarı için) kullanmak. (özel bir amaçla yap ılan) uzun yolculuk. 1. patlamak. (süre) dolmak. kendisinin ne demek istedi ğini anlatmak. istismar.´ni) çekmek. 1. (birinden) (bir şeyin yapılmasını) beklemek: He expects me to carry out the garbage. 2. kendi ç ıkarına kullanma. büyütme. f. ç ıkarmak. 1. i. içten. i. i. 1. i. i. çürütmek. beklemek. açıklayıcı. tecrübe. 3. (belirli bir alandaki) bilgi. açıkça. i. atmak. i. son nefesini vermek. izahat vermek. bilirki şi. zannetmek. açıklanabilir. k. 1. fiz. masraf hesabı. genişleme. deneyimli. i. gider. i. incelemek. uzmanl ık. 3. inceleme. i. f. açıklamada bulunmak. . beklenti. f. uzman. açıklama. 2. f. 1. deney yapmak. kahramanlık. açık bir şekilde. s. (belki doğru olmayan fakat) elverişli bir çare. aç ıklamak. s. büyüme. 1. sona ermek. sona erme. anlatmak. i. engin. pahalı. ölmek. bitiş. 2. (keşifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşan kimse. harcama. masraf. i. i. ümit. expatriate. hamile kad ın. beklenen şey. 2. i. 2. izahat. acı v. 2. (belki do ğru olmayan fakat) elverişli bir çareye başvurma. yanl ış olduğunu göstermek. genleştirme. ümitle bekleyen. izahat vermek. öne sürerek bir şeyi) mazur/makul göstermek. s. sömüren. (ayrıntılı bir şekilde) açıklamada bulunmak. f. i. (sıkıntı. harcamak. hızlandırmak. i. (bahane 1. z. 2. eksper. tecrübe. geniş alan. 2. masraf. sürenin dolmas ı. İng. sarih. i. f. kahramanca davranış. sona erme. kovmak. s. beklenti. samimi. f. s. sömürücü. deneyim. kolaylaştırmak. sömürü. s.expanse expansion expansive expat expatriate expect expect the worst expectancy expectant expectant mother expectation expedience expedient expedite expedition expel expend expenditure expense expense account expensive experience experienced experiment experimental expert expertise expiration expire expiry explain explain away explain o. sarfetmek. genleşme. süresi dolmak. kendisinin niye öyle davrandığınıizah. genişleyen. dolmas ı. sürenin f. f. sömürmek. umut. gider hesab ı. (bir konuyu) araştırmak. f. i. (belki do ğru olmayan fakat) elverişli (bir çare). i. bitiş. i. bak. deneme. deneysel. i. s.s. (keşifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşmak. s. f. sömürme. dü şünmek. 1. --ling) 1. i. anlatılabilir. explanation explanatory explicable explicate explicit explicitly explode exploit exploit exploitation exploiter exploration explore explorer i. (bir konuyu) araştırma.. istismar etmek. genişletme. 2. izah etmek. 1. (keşifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşma. sanmak. masraflı.

1. s. ifade etmek. f. 2. acele. 2. ihraç etme. mükemmel. dışarıya mal göndermek. foto. s. gizli işleri açığa vuran makale/kitap. herkese duyurmak. anlamlı. f. uzama. 1.s. 1. ihraç etmek. çok büyük (ac ı/mutluluk). 2. 1. bilhassa. 3. etmek. doğaçlamayla. kahkaha tufan ı. foto. sergileme.explosion explosion of laughter explosive exponent exponential export export export duty export license exportation exporter expose exposé exposition exposure exposure meter exposure time expound express express express delivery express in other terms express o. silmek. 4. irticalen. patlayıcı. 1. uzatma kordonu. ekspres tren. maruz b ırakma. anlams ız. (birinin) ac ısını paylaştığını şekkir olduğunu belirtmek. doğaçtan. ifade. anlatmak. to (birine) taziyede bulunmak. i. izah etmek.´nin) müstehcen/sak ıncalı bölümlerini çıkarmak. s. kamula ştırma. kablosu. uzatma. ekspres (taşıt). 1. mat. f. açıklamak. 2. doğaçtan. açabilen (konu). çıkarmak. 3. 2. f. İng. sergilemek. 1. etkisine açık bırakmak. f. (yard ım. yorumlamak. z. z. 2. 1. hakkında şiddetli tartışmalar yapılan (konu). paralel. ışıklama süresi. 3. 5. uzatmak. ekspres. kovma. i. ihracat.) verme. başka sözlerle anlatmak.b. s. s. kamula ştırmak. büyük. i. manalı. 2. s. 4. deyim. f. özel. dağınık düzen. i. s.b. hafifletici sebepler. pozometre. i. i. savunucu. 3. özellikle. maruz b ırakmak. dışavurum. doğaçlamayla. acele posta. ihraç etme. for (görü şü/fikri) anlayıp paylaşmak. (filmi) ışıklamak. mat. etkisine açık bırakma. ask. şiddetli tartışmalara yoltaraftar. kovulma. 1. patlayıcı. üstün. şükranlarını ifade (to) (birine) minnettar/müte belirtmek. İng. (bir kitap. teşhir etmek. infilak. boyut. ihracatç ı. maksadını anlatmak. (malı) yurtdışına satmak. 2. patlama. 1. fuar. ışaekspresle. pozlandırma süresi. 2. oyun v. manasız. 2. sürmek. d z. f. kredi v. (yüzdeki) ifade. üstel. irticalen. 1. doğaçlamayla söylenen/yapılan. aç ıkça. uzatma s. 2. 1. s. özel ulak. i. i. i. üs. beyan etmek. tam. 3. Evin cephesi güneye bak ıyor. anlat ım. i. ihraç malı. man. 2. ihracat vergisi. f. (sat ış için) sergilemek. 3. poz süresi. tabir. i. i. meramını ifade etmek. f. s. ihracat yapmak. geniş.. tıpkı. 4. d ışsatım. express one´s sympathy express one´s thanks expression expressionless expressive expressly expressway expropriate expropriation expulsion expunge expurgate exquisite extant extemporaneous extemporaneously extempore extend extended order extension extension cord extensive extent extenuate i. vurmak. i. kredi v. uzamak. 1. 4. ihracat lisans ı. üst. ince bir güzelliğe sahip. doğaçlamayla söylenen/yapılan. acele posta. belli.The house has a southern exposure. paralel telefon. ifadesiz. İng. ifade. f.) vermek. mat. istimlak. i. 2. extenuating circumstances huk. kapsamlı. süper. foto. (yard ım. mevcut. deyim. ihracatç ılık.. aç ık. maruz kalma. otoyol. istimlak etmek. sergi. ihraç edilme. ekspres yol. z. .patlayıcı madde.b. i.

i. çıkmak. a şırı. 1.. (haraç) almak. yüzeysel. 1. uçta olan. canlılık ve neşelilik. sınır. f.b. harici.. s. 1. öz. (bir kitap v. ç ıkarmak. 2. 1. fevkalade: Work extraevlilikdışı. sızıntı. zorla alan kimse. i. ıkarmak. dışişleri. f. s. 2. a şırı. 1. f. ekstrapolasyon. (para) koparmak. aşırı. i. gür (bitkiler). müsrifçe. 2.. i. har vurup harman savurarak. (to) (suçluyu) (suç i şlediği ülkeye) iade etmek/ettirmek. (para) s ızdırmak. z. 2. bak. f. haraca kesme. i. s. ruhb. fazlalık. 2. 2. abartılı. olağanüstü bir örnek. 1. i. kökünden sökmek. çok çok. i. hariç. i. özet. 2. extortioner. extol. s. i. dışadönük. i. zorla almak. 3. ifrata kaçan kimse. fazla: Do you have an extra pencil? Fazla kalemin var m ı? 2. 2. s. ç ıkarmak. i. 1. s. (diş) çekme. (bitkilerde) gürlük. aşırı derecede. haraçç ı. ruhb. 2. 3. 1. (bilgi) almak. önek dışında: extramarital hard! Çok i. aşıt noktası. itiraf ettirmek. söküp atmak. 1. 2. 2. i. harici. konu d ışı. fahiş (fiyat). mat. (--led. s. i. ders program ı dışında kalan. zahiri. çok canlı ve neşeli. uç. aşırı uçlar. dışlar. f. 1. esans. kurtarmak. yok etmek. 4. 2. i. 1. bak. d ışdeğerbiçim. 1. 1. . f. uç. çok fazla. insanı haraca kesen. söyletmek. para s ızdırma. ç ıkarmak. sönmüş yanardağ. d ışadönüklük. 1. kökünü kaz ımak. savurganlık.´nden i. ola ğanüstü: extraordinarily beautiful fevkalade güzel. z. müsrif. a şırı. suçluların iadesi. israf. f. abartı. 1. s. dış.. savurgan. zorla alma. dış. ruh. f. 1. yabancı (madde/cisim). seçmek. uzatmak.. f. 2. fevkalade. s. 2. çok. f. dış açı. --ling) övmek. d ışadönük kimse. ekstrem nokta. s ınır.. dışarı sızan şey. yangın söndürme aleti. ek ücrete tabi şey. söndürmek. imha etmek. olağanüstü. mat. fazla. 2. fevkalade. dış taraf. çoğ. aşırılık. the extremities eller ve ayaklar. ç ıkarma. nesli tükenmiş. i. çok çal ış! i. i. (özünü/suyunu) ç öz. dış. mat. i. s. 5. para sızdıran. 2. s. z.1.exterior exterior angle exterminate external external affairs externals extinct extinct volcano extinguish extinguisher extirpate extol extoll extort extortion extortionate extortioner extortionist extra extraextract extract extraction extracurricular extradite extradition extraneous extraordinarily extraordinary extrapolation extravagance extravagant extravagantly extreme extreme case extreme point extremely extremes extremist extremity extricate extroversion extrovert extrude exuberance exuberant exudation s.

4. imalatç ı. i. 1. üretim. 1. yalancı. yüz. yüz masaj ı. i. görgü tan ığı. kaş kalemi. 3. frequency. sima. göz alıcı şey. mad. i. fine. görme duyusu. süper. kadran. karşısında olmak/durmak. yüz. i. France. yüzükoyun.exude exult exultation eye eye eye shadow eyeball eyebrow eyebrow pencil eye-catching eyeful eyeglasses eyelash eyelid eyeliner eye-opener eyesight eyesocket eyestrain eyewash eyewitness F F f F. s. bez. alımlı. f fable fabric fabricate fabrication fabricator fabulous fabulously face face face down face the issue face the music face to face face up to face value facedown face-saving facet facetious facial facile facilitate f. uydurmak. far. göz küresi. göz yuvarlağı. kolay. 2. yalan. 1. kaplamak. yalan söylemek. göz far ı. 2. -i cesaretle kar şılamak. (ta şın) yüzünü yontup (karşısındakini) sindirmek. dokuma. doku. i. göz banyosu. göz çukuru. gözalıcı. i. efsanevi. s. çehre. (bir zaferden sonra) çok sevinmek. müz. 2. 2. geom. i. surat. bakmak. kolayla ştırmak. i. şakacı. İngiliz alfabesinin altıncı harfi. 2. f. yüze ait. i. gözyuvas ı. i. ayna. i. dili inan ılmaz derecede. astarlamak. 3. 2. i.. süper. tic. çok güzel. k ıs. yüz yüze. harika. s. f. s. enfes. 1. yüzüstü. anat. 4. (bir duruma) dayanmak. imal. kirpik. i. 1. 5. i. feminine. imal etmek. gözevi. 2. faseta. i. aydınlatıcı/şaşırtıcı olay/haber. gözlük. kuma ş. F. z. k. Friday.. gözyuvar ı. k. folio. bünye. üretmek. argo kendisini ele ştirecek/cezalandıracak insanların önüne çıkmak. uydurmasyon. i. anat. 2. dili 1. ön yüz. yap ım. s. sevinme. vaziyeti kurtaran. bir durumu oldu ğu gibi kabul edip ona göre davranmak. nominal de ğer. following. Fahrenheit. (saatte) mine. f. tahammül etmek. i. gözkapa ğı. i. i. . karşılamak. göz kalemi. fa notası. inan ılmaz. February. 2. k ıs. göz. s. uydurmacı.. k ıs. al ın. z. f. sızmak. fluid. 1. göz yorgunlu ğu. Fellow. i. görü ş. masal. fabl. olağanüstü. 5. f. i. güzel kız. yapmak. yapı. 1. itibari değer. kaş.. façeta. süzmek. i. 3. 1. cephe. i.

yapmayış. 1. mesleğinde/iş hayatında hiç baygın. tic. 4. 2. kimse. geçici bir f. etken. kusur. iflas etmek. zaaf. soldurmak. ımlılık. 4. f. 1. 3. i. bayılma. birinin tur şusunu çıkarmak. i. out fagot Fahrenheit faience fail failing failing failing that failure faint fainthearted faintness fair fair fair and square fair game fair to middling fair wind fairground fairly fairness fairy i. kavgac ı. sin. çarpan. TV aç ılmak. argo homoseksüel erkek. açık tenli. 1. 1. feces. 3. k. fabrika. s. peri gibi. i. moda/heves. i. sahte. başaramamak. (bir ö ğretim kurumundaki) tüm (yap ılarda) ön yüz. s. sarışın. kopya. gerçek. (bir bir) dış i. oldukça: fairly big oldukça büyük.ılmış) tesis.. 2. fair-weather friend iyi gün dostu. kuvveti kesilmek. yer. 2. 1. i. 2.. 1. İng. i. i. fena olmayan. adaletli. kabiliyet. fiyasko. güçten dü şmek. çarpanlara ayırmak. hizip. fuar alanı. perilere ait. TV kararma. 7. 1. s. baygınlık. hizipçi. ibne. 4. duyu. mat. rengi atmak. uygun rüzgâr. al1. 2. f. (özel bir hizmet için yap tıpkıbasım. . 2. Gelmedi.5. peri..o. hizipler aras ı. 2. i. 3. --ging) birini çok yormak. sin. kurallara uygunluk. 1. He failed to come. 2. çekingen.. i. i. sar ışınlık. aksi takdirde.. grup. aç ıkşekilde. belirsiz. hizipçilik. 3. yüreksiz. fecal. yetenek. mat. s. 6. TV kararmak. bak. 1. faktör. (özel bir) hizmet. s. tambölen. kolaylık. güzellik. güzel. i.. (açıkta olan) fuar yeri. i. 2. kanıt toplayan. i. fiyat ı. sınıfta kalmak... Merdivenlerden âdeta uçarak indi. yavaş yavaş yok olmak. faktör i. adil. (gerçeği kadrosu. kurallara uygun. TV aç ılma. 2. 2. i. fuar. bayılmak. dili fena olmayan. 4. başarısızlık. solmak. âdeta: He adaletlilik. 2. dürüst bir ve güneşli (hava). becerememek. servis.. adaletli/adil bir şekilde. i. bak. çalı çırpı demeti. baygınlık. iflas. z. arıza: power s. ihmal. s. 2. 1. 3. İng. 2. uydurma. öğretim personeli.. faks. 3. beceremeyiş. 1. f. sin.. etmen. zayıf. (bir cephe. i. 4. gerçeklere dayanan.başarı gösteremeyenbayılma. oldukça iyi. ön okulun) öğretmen maskeleyen üniversitenin) görünüş. sin. 1. çini. dürüstçe.fairly flew down the stairs. faksimile. s.facility facsimile fact fact-finding faction factional factionalism factious factitious factor factor cost factory factual faculty façade fad fade fade away fade in fade out fade-in fade-out faecal faeces fag fag s. s. açık tenlilik. s. sınıfta i. f. s. temiz (kopya). donuk. (--ged. 5. kolaylıkla eleştirilebilecek veya alay konusu olabilecek kimse/durum. fayans. edat olmad ığı takdirde. i. yeti. fahrenhayt. 1.. i. yetenek. i. i. duyum.

(gemiden) denize dü şmek.en) 1. dü şmek. s ıraya girmek. ask. sıyrılmak. (güvenilecek bir kimseye/yere) ba şvurmak. sahtekâr. sadık olmayan. bozu şmak. inanç. 2. 1. sadakat. bozulmak. argo 1. ısı v. s. dü şmek. 6. fall overboard fall prey to fall prostrate peri masalı. aldatıcı. -e sald ırmak. -e kapılmak. i. başarmak. 2. i. (çare olarak) -e ba şvurmak. 1. 4. i. dört aya ğının cumaya rastladı. f. uykuya dalmak. güre ş düşüş. olupbitti. i. 2. (fell. atlatmak. sıradan çıkmak. terkedilmek. vefakâr. uykuya dalmak. 5. s. tuzağa düşmek. düşüş. 4. yağmak. itikat. çok beğenmek. dolandırılan kimse. ask. 2. dili -in pençesine dü şmek. başkasının cezasını çeken kimse. 2. kullanılmaz olmak. bayılmak. sava şırken ölmek. vefakârlık. 1. kavga etmek. sahte. uydurmak. adı kötüye çıkmak. kapanmak. k. sadık. üçkâğıtçı. düşmek. f. Hz. yağış. âşık olmak. Bu ayın yirmisiüstüne düşmek. şahin. i. düşme. sadakatsiz. iman. (kale) zaptolunmak. dolandırıcı. hataya dü şmek. (fiyat. dü şmek. uydurma. oldubitti. s. kendini çok istekli göstermek. talep. çekilmek. 1. vefas ız. sahte bir şey. azalmak. hastalanmak. din. This month the twentieth fell on a Friday. 2. işten vazgeçmek.s. 6. 2. itimat. i. enayi. çökmek. gözden dü şmek. 3. güven. 1. düşmek. 5. i. doğan. 3. fenalık geçirerek yere düşmek. dili işi bırakmak. 3. bırakılmak. geri kalmak. sonbahar. dizilmek. fall.fairy tale fait accompli faith faithful faithful to his word faithfulness faithless fake faker falcon fall fall fall asleep fall asleep fall away fall back fall back on fall back upon fall behind fall by the wayside fall down fall down fall down in a fit fall flat fall for fall foul of fall guy fall ill fall in fall in battle fall in love fall into a trap fall into disfavor fall into disrepute fall into disuse fall into error fall into the clutches of fall of man/the Fall fall off fall on fall on one´s feet fall out fall over fall over o.b. 1. k. ile çatışmak. 2.´nde) düşüş. yıkılmak. üçkâğıtçı. Âdem ve Havva´n ın işlediği günah ve sonuçları. yüzükoyun kapaklanmak. -in tutsağı olmak. yüzüstü dü şmek. gerilemek. . dökülmek. aldatılmak. çökme. keriz. güz. -e hücum etmek. 3. geri çekilmek. umulan ra ğbeti hiç görmemek. sözüne sad ık. emrivaki.

umdu ğu gibi çıkmamak. iyi bilinen. yeme -e saldırmak. zool. yalan söyleme. i. yanlış fikirlere dayanan. gücünü/hızını kaybetmek. 1. ıtmak. 1. suya düşmek. şecere. yanıltmaca. s. yanlış davranış. ğe/savaşa başlamak. f. me şhur. fahişe. i. sendelemek. aşina.. ün. k ıtlık. soyadı. devetüyü rengi. His face fell. yalan. s. yanılabilir. man. s. s. aile muhiti.s. İng. ailevi. ünlü. -e âşık olmak. His eye fell upon me. i.´nde) tahrifat yapmak. 2. samimiyet. f. teklifsiz. s. It fell serpinti. açlık. f. aşinalık. tanıdık. i. aile planlamas ı. şöhret. f. temelsiz. (ses) titremek. Benim payıma düştü. i. dili suya dü şmek. akanyıldız. ekilmemiş. aile çevresi. 3. azalmak. bak. 1. k. f. tanınmış.. radyoaktif to my lot. yetmemek. eksik gelmek. aile adı. falso. s. sahtelik. s ığın. i. nadasa b ırakılmış. Gözü bana ilişti. takma dişler. 2. safsata. (of) yeterli olmamak. (hesap. f. alageyik. (gerçekleri) çarptereddüt etmek. sendeleyereknam. 4. bak. s. (bir şeyi) herkese tanıtmak. ev bark sahibi. çağlayan. (bir şey) hakkında bilgi edinmek. me şhur. familiarize. 1.. 1. iyi arkadaş. kayıt. iyi tan ınan.b. 1. boş gurur. Suratı asıldı. şelale. devetüyü. i. gerçekleşememek: The plan fell through. with family family circle family man family name family name family planning family tree famine famish famous famously (of) 1. samimi. belge v. -e başlamak. 2. soyağacı. yanlış düşünce/inanç. s. 1. 2.fall short fall short fall sick fall through fall through fall to fall upon fall victim to fall/be in love with fallacious fallacy fallen fallen woman fallible falling star fallout fallow fallow fallow deer falls false false pride false step false teeth falsehood falseness falsify falter fame famed familial familiar familiarise familiarity familiarize familiarize o. 2. aile babas ı. hastalanmak. güvenilmez. z. 3. aileye ait. i. familya. Plan suya düştü. 2. akrabalar. i. yürümek. mantık kurallarına ayk ırı sav. 2. dili çok iyi. dü şmek. titrek bir sesle s. teklifsizlik. sahte. çürük. k. 1. i... 2. hataya düşebilir. fall. -e kurban gitmek. ünlü. bildik. çoluk çocuk. -e koyulmak. . vefas ız. soyadı. düşmüş kadın. laubalilik. aile. gerçekleşmemek. 2. bot.

3. 2. dalg ın (bakış). uzaklara yayılmış. 1. vantilatör. ileri görü şlü. f. --ning) yelpazelemek. rençper. bak. Hayranlar ınızdandır. fantezi. enfes. Öbürlerinden katdili Ne münasebet. i. hayal düşlemsel. 4. fang fanny fantastic fantasy far far afield far and away Far from it. i. ba ğnaz. i. i. Uzağa konu dışında. 3. i. uza ğa. yiyecekler. 1./Tersine. 2. s. 1. fanatik. baseball fan beysbol meraklkayışı. s./Bilakis. 1. 1. s.. saçmal ık. 1. pervane kanad ı. s. 2. sınırsız hayal veya hayali. 2.. maskaralık. i. (--ned. dü gerçekdışı. dili k ıç.. k ışkırtmak. 2. zannetmek. çiftlik evi. Onun için kötüydü. tıb. uzak. yılanın zehirli dişi. 3. öngörülü. i. 3. 2. 1.gücü. çok uzak. hayal gücü. 1. yelpaze. müz. f. i. yemekler. f. taksi müşterisi. ünlem Elveda! i. fantezi. akıl almaz. s. çiftlik ve içindeki binalar. uzakta: He´s never journeyed far from Istanbul. 1. 1. k istemek. 2. ba ğnaz. f. çiftçilik. mak. hayalperest. çok süslü. hayallerinde kendini ( şöyle veya böyle) görmek. harika. kat daha iyi. çiftlik. k. i. hayali. fantezi. inan ılmayacak kadar büyük (miktar). k. z. s.. kaba osuruk. çok kişi veya şeyi etkileyen. s.şlem. i. mak. bilet ücreti. popo. s. yol paras ı. s. süper.. çiftçilik yapmak. ak ıldışı. ırgat. 2. k.: He´s far and away the best. çok me şhur. -den uzak. i. 1. çiftçi. mutaassıp. s. s. hayal etmek.s. i. çiftlik binalar ı arasındaki meydan. dü şlem. 1. farthest. 2. veda yeme ği. i. tiy. mutaassıp. osurmak. (birisi) için kötü olmak: He fared badly.ıyafet balosu. s. . (yırtıcı hayvanlarda) köpekdişi. irmik. i. 2. 4. (birisi) için iyi gitmek. i. veda. lüks. 2.fan fan fan fan belt fan blade fan the flames fanatic fanatical fanciful fancy fancy fancy dress ball fancy o. i. 3. far off faraway farce farcical fare fare fare badly fare well farewell farewell dinner far-famed farfetched far-flung farina farm farm farmer farmhand farmhouse farming farmost farmstead farmyard far-reaching farsighted fart i. yelpaze biçimindeki herhangi bir şey. üstün kaliteli (g ıda maddeleri).. gülünç. pervane ısı. hayal. 1. dili hayran: She´s one of your fans. fanatik. They didn´t go far. körüklemek. dü şünmek. f.. s. fantastik. İstanbul´dan uzağa hiç seyahat etmedi. 2. hipermetrop. -den hoşlanmak. (öbürlerinden) kat kat daha . fars. çiftlik avlusu. sanmak. i. gerçek payı çok az olan.

ücra --test) 1. 2. en uzak. i. i. f. f. şişmanlamak. on (gözü) (bir yere) dikmek. f. dolgun. (birinin) ilgisini/merak ını çok çekmek. i. 3. s. 3. i. i. suçu birinin üstüne atmak. -i kafasına takmak. hızlı yaşayan. fatalist. kaderci. s. tutturulmak. 4. i. i. 2. Noel Baba. 1. çok enteresan. vahim. kaderde olan. s. tarz. kavramak. 2. 2. daha ötedeki.farther farthermost farthest farthing fascicle fascinate fascinating fascination fascism fascist fashion fashion designer fashion model fashion show fashionable fast fast fast asleep fast color fast food fast lane fastback fasten fasten on/upon fasten the blame on s. mahfuz yer. bağlamak. i. 2. i. şekil vermek. (--ter. solmaz. 1. s. öldürücü. baba. çıtçıt. cazibe. s. 1. en uzakta. fatalizm. bağ. moda.. şişmanlatmak. s. öldürücülük. hafifmeşrep. fasikül. sabitlik derecesi. öteki. bitkinlik. biçim. z. anavatan. uçarı. manken. yazg ı. i. Peder (papazlara verilen unvan). alınyazısı. f. ölümcül. fastener fastidious fastness fat fat cat fatal fatalism fatalist fatalistic fatality fate fated fateful father Father Father Christmas father-in-law fatherland fatherless fathom fatigue fatten s. tutturmak. s. 2. 1. s. yapmak. anlamak. 1. semiz. derin uykuya dalm ış. i. en ötedeki. en uzak. faşizm. şekil. rağbette olan. revaçta olan. i. 1. yorgunluk. f. i. i. suçu birine yüklemek. ötedeki. z. en ilerde. şişman. 3. çok ilginç. fatalite. sabit (renk). s. s. arka kaportas ı yatık spor araba. 1. fast-food restaurant hazır yiyecek satan lokanta. kayınpeder. çeyrek peni (eski bir İngiliz parası). bağlanmak. ölümcüllük. zor be ğenen. süratli. defile. yormak. vahim. argo zengin adam. yazg ıcılık. pizza gibi) hazır yiyecekler. i. anayurt. 2. babas ız. -e saplanmak. f. iskandil etmek. semirmek. 3. i. en uza ğa. . 2. moda olan. şık. en ötede. i. seri. f. mukadderat. kadercilik. modac ı. (kaza sonucu olan) ölüm. i. yazg ıcı. yağlı. kaderci. oruç. daha uzaktaki. kopça. (hamburger. yağ. hızlı. 1. İng. daha uzak. 2. titiz. üstünde durmak. i. -e tak ılmak. peder. çengellemek. i. çengelle bağlamak. (kuma ş boyası için) sabitlik. tez. s. (otoyolda) sürat şeridi.o. 2. kalın. kader.yer. i. 1. korunak. 2. kulaç (uzunluk ölçü birimi). s. yazg ıcı. daha ilerdeki. bağlayan şey. fatalist. 2. 1. çabuk. s. büyük merak. faşist. semirtmek. oruç tutmak. 1. solmaz renk.

broad bean. kayırma. 1. dili etkilemek: It didn´t faze him at all.. i. yılmaz. -de önemli bir rolü olmak: This i. f. 5. noksan.. bayram. 1. i. korkusuzluk. i. korkak. falso. uzun makale. yüz hatları. geyik yavrusu. s. dobiş. s. 1. tarafını tutmak. 2. kazanacağına inanılan yarışçı. as ıl k ıs. 2. s. şişko. yüz. yılmadan. kayırıcılık. i. (birinin karakterinde) kusur. özellik. s. budalalık. 1. 2. Onu hiç etkilemedi. ho şa giden. 1. faks makinesi. yortu. onay. s. yanl ış. s. uygulanabilir. 1. dışkıya ait. 2. noksans ı. fizibilite raporu. i. lütuf. tercih i. -de kusur bulmak. i. 1. s. ço ğ. 2. şubat. 2. 3. k ıs. --s (fô´nız)/--e (fô´ni) i. favori.. korkusuz. 4. korkmak. en kötü ihtimalin gerçekle şmesinden korkmak.. kim. 2. 2. Hrist.. 3. korku veren. 1. i. aşağ. film. dehşetli. (cesaret veya bedensel i. s. yağlı. February. hebennekalık. pot. 1. s.fatty fatty acid fatuity fatuous faucet fault faultless faultlessness faulty fauna faux pas fava fava bean favor favorable favorite favoritism favour fawn fawn fax faze FBI fear fear fear the worst fearful fearless fearlessly fearlessness fearsome feasibility feasibility study feasible feast feat feather feather feather bed feather one´s nest featherbrained feathered featherweight feature Feb February fecal s. fizibilite. müsait. s. bak. bak. uygun. fakslamak. i. tüylü. ziyafet. hebenneka. kabahat. yanlışsızlık. 1. korkunç. hediye. en çok sevilen. sima. 3. the Federal Bureau of Investigation. sempati. gözde.. iltimas. i. 2. faks. sevgili. sar ımsı kahverengi. tüy takmak. k. f. musluk. defolu. dili küpünü doldurmak. s. alageyik yavrusu.f. doyas ıya yemek. 2. f. i. yap ılabilir. fauna. yağ asidi. noksans ızlık. çok sevilen kimse/ şey. korkusuzca. yaltaklanmak. çehre. tenis servis hatasız. yanlışsız. çürük. favor. 1. güç isteyen) ba şarı. faks. fay. k. gözde. i. 2. i. korkunç. dalkavukluk etmek. kusursuz. tüys ıklet. iyilik. s. 2. i. jeol. 1. korku. kuş beyinli. yüzdeki organlardan biri. 1. kusurlu. 1. f. z. 1. f. s. gözü pek. . f. kuştüyü yatak. 2. sa ğlam bir temele dayanmayan. f. kendini ak ıllı sanan budala. i. mümkün. sevgi. bak. 2. budalaca. f. faksla gelen mesaj. 4. favori. ku ştüyü ile kaplamak. i. i. broad bean. i. direy. 2. ziyafet vermek. çoğ. kırık. (bir davete katılanlara verilen) ufak iyi. i. İng. 4. f. tüy. beğenme. ziyafette yiyip içmek. 1. yap ılabilirlik.

4. kuvvetle hissetmek. s. yerinde duramamak.. beslemek. on ıda. k.. federalizm. (for) -den utanç duymak. i. 4. s. 2.s. z. k ıpır kıpır olmak. dili üzülmek. f. illallah demek. f. 2. canı yapmak istemek. coşmak. yem torbas geribildirim.. pol. yedirmek. 1. dokunma. fötr şapka. 3. ile beslenmek. (felt) 1. duymak: I feel good. midesi bulanmak. hissetmek. fiz. federal. 2. yemek. f. kuvvetsizce. anlamak. el yordam ıyla ilerlemek. f. (devletleri) federasyon haline getirmek. 1. yad ırgamamak. cansız. dili 1. f. be fed up with argo -den b ıkmış olmak. 2. elinden i ş gelmeyen. feel low feel no pain feel no pain feel o. s. federalize. i. yemlik. fötr. 2. 1. on ile beslemek. biberon. 2. i. i. zayıf bir şekilde. içine doğmak. 2. bak. dili baya ğı sarhoş olmak. yiyecek. -e ac ımak. i. Kendimi iyi hissediyorum. federasyon haline getirmek. s. kuvvetsizlik. kendini rahat hissetmek.. 2. geribesleme. i. (hayvan) beslenmek. dışkı. (birini) çok çekici bulmak. sudan/denizden ç ıkmış balığa dönmek. İng. obliged to feel one´s oats feel one´s oats feel one´s way feel pity for feel queasy feel rotten feel shame feel sick at/about i. 1. keyfi olmamak. giriş ücreti. 1. . kendini (bir şeyi yapmaya) mecbur hissetmek. -e çok üzgün olmak. i. amirane tavırlar içinde olmak. elleri ile yoklamak. 1. federasyon. zayıf. federalist. 3. -in çektiklerini anlamak.feces feckless fed federal federalise federalism federalist federalize federate federation fedora fee feeble feeble-minded feebleness feebly feed feed feedback feedbag feeder feeding bottle feel feel feel an affinity for feel at ease feel at home feel bad feel for feel giddy feel in one´s bones feel keenly feel like a fish out of water feel like doing feel like o. yem kab ı. s. k. kuvvetsiz.s. zayıf. dokunmak.. kendini iyi hissetmek. i. bak. içi rahat etmek. beceriksiz.. i. geri zekâlı. argo sarho ş olmak. i. kendini tur şu gibi hissetmek.ı. el sürmek. zayıflık. kendini beğenmek. kendini iyi hissetmemek. f. 1. doktor ücreti. . yemek vermek. 2. fidbek. yem. zilzurna sarhoş olmak.. gyemek. 2. çok ihtiyatlı davranmak. vizite. birinin bir şey hakkındaki düşündükleri/izlenimleri. ücret. gibi i. hafifçe. başı dönmek. (fed) 1. k. (bir şeyin dokununca uyandırdığı) his. morali bozuk olmak. feed.

kad ına özgü. çit. i. . i. maya.. i. kadınlık. fend off fender fennel fenugreek ferment utanmak.. 1. saadet. i. huk.. kardeşlik. foot. i. 3. f. 1. s. i. yanıltma hareketi yapmak. 1. f. bak. isabetli. 2. f. arkadaş. 2. suçlu. bataklık. duygu. eskrimci.üyelik. bak. i.. feel. mesut. burs... dişilik. dişi. yanıltma. sersemlemek. (bir bilim kurumunda) i. 1. dokunaç. 2. 2.. 2.. iç âlemi. female. 2.. (bir şey yapmayı) çok istemek: He suddenly got the urge to make money. Birdenbire içinde i. 2. üzülmek.. f. i. ço ğ. kendini (belirli bir şeyi) yapacak kadar güçlü hissetmek. çamurluk. i. uygun. kendini geçindirmek. intihar etme arzusu duymak.. yan ıltma hareketi. münasip. yurttaş. a ğır suç. 4. yere sermek. i. cemaat.feel small feel suicidal feel up to feel up to par feel woozy feel/be troubled feel/get/have an/the urge to feeler feeling feet feign feign madness feint feldspar felicitous felicity fell fell fellow fellow citizen/countryman fellow sufferer fellow townsman fellowship felon felony felt felt felt-tipped pen/felt pen fem female feminine femininity feminism feminist fen fence fence fence off fencer fencing fend fend for o. 2. 1. adam. feldispat. i.. fötr. his dünyası. hem şeri. . merak etmek. kesip devirmek. dilb. s. (yapar) gibi görünmek. mutluluk. 1. i. bak. dişil. feminizm. i. huk. 1. -i uzakla ştırmak. 2. min. midesi bulanmak. fall. 1. arkada şlık. i. çemen. mahcup olmak. eskrim. (bir bilim kurumunda) üye. i. s. keçe. raziyane. dili kendini iyi hissetmek. 1. dert orta ğı. k. i. 2. i. grup. his. tahta perde. dü şürmek. -i parmaklıkla/tahta perdeyle/çitle ayırmak. s. şöminenin önüne konulan alçak parmaklık. f. kadınsı. numaras ı yapmak. f. zool. (in) -i parmaklıkla/tahta perdeyle/çitle çevirmek. i. mutlu. 1. f. i. i. çit veya parmakl ık malzemesi. para kazanma tutkusu uyand ı. i. parmaklık. 2. kişi. ek şime. feminine. 1. çalıntı mal alıp satan kimse. keçeli kalem.. vatanda ş.s. ba şının çaresine bakmak. k ıs. ask. rezene. hemşehri. mayalanma. -i kovmak. feminist. çoğ. 1. başı dönmek. deli numaras ı yapmak.. 2. yerinde. eskrim yapmak. bot.

kan davası. s. i. f. i. fetişizm. i. az miktar. hararet. dili cazibeli. --zes) fes.. 2. bot. 1. e ğreltiotu. i. 2. ateşli. fetiş. s. i. Büyük bir heyecanla ba ğırıyordu. festival. i. da ğgelinciği. i. k. s. gübrelemek. 2. eril nişanlı. kayık. zool. f. i. böyle taşıyan tekne.. 1. ate şli. getirmek. betonarme. humma. engel. 2. 2. feston. arasında araba/insan bir ta şıtın işlediği yer. ateşi çıkmış. f. ateş. heyecanlı. böyle bir taşıtla i. hararetli. 1. şen. arayıp taramak. şenlik. i. 2. i. i. vahşilik. mayalanma. i. vapur. i. s. i. füjer. bağlamak. telaşlı.ferment ferment trouble among fermentation fern ferocious ferocity ferret ferret ferret out Ferris wheel ferroconcrete ferry ferryboat fertile fertilise fertility fertilize fertilizer fervent fervid fervor fester festival festive festivity festoon fetal fetch fetching fetid fetish fetishism fetter fettle fetus feud feudal feudalism feudality fever fevered feverish few few and far between fez fiancé fiancée f. i. ate şlilik. vahşet. İng. Duygu yoğunluğu belirtir: He was shouting in a fever of excitement. f. i. verimli. ateşli. 1. 1. 2. 1. 2. i. uzun süren dü şmanlık. bereketli. al ımlı. feodalizm. cenin. dönme dolap. irinlenmek. s. döllemek. hararetli olan. gen. sal v. iki k ıyı feribot. (birilerini) k ışkırtmak. iltihaplanmak. f. gübre. verimlilik. bak. f.. s. aşk merdiveni. ayağına zincir vurmak. hâsılat getirmek. çoğ. hararetli. 2. 3. arayıp tarayıp bulmak. hararetlilik. neşeli. ihtilaflı olmak. yortu.. çekici. vahşi. feodalite. hararetli. gelir sağlamak. i. fertilize. 1. bayrama ait. i. mayalanmak. 1. azmak. i. cenine ait. (çoğ. 3. s. bayram. engellemek. alıp getirmek. i. f. elini ayağını bağlamak.b. s. iki k ıyı arasında araba/insan taşıyan gemi. s. 2. f. kavga etmek. çok nadir. . i.. ateşli. ek şimek. ate şli. buka ğı. az. hararet. fermantasyon. i. s. 1. 1. araba vapuru. s. s. feodal. i. pis kokan. ateş. dişil nişanlı. kutlama: What kind of festivities will there be? Ne gibi kutlamalar olacak? i... yırtıcı. koku şmuş..

s. 2. oyalanmak. sahra spor bayram ı. i. i.. zırva. i. 5. oyalanmak. zebani. tiryaki: a tennis fiend tenis hastas ı. f. şeytani. kara manevras ı. 2. ateşli. ask. 1. yortu. 1. 2. sahra hastanesi. s. s. --bing) yalan söylemek. on be şinci. galeyana festival. tımar. hercai. 3. çabuk öfkelenen.. (bilgi toplamak için yap ılan) alan araştırması. 1. 2.. otlak. topçu s ınıfı. saha. ifrit. i. s. hercai. mera. barut gibi.. feldmareşal. 2. çayır. lifli. şiddetli. . an opium fiend afyonkeş. zeamet. keman çalmak.fiasco fiat fib fiber fiberglass fibre fibrous fickle fiction fictionalise fictionalize fictitious fiddle fiddle around fiddle away Fiddle! fiddle-faddle fidelity fidget fidgety fief field field artillery field day field events field exercise field glasses field hockey field hospital field maneuver field manual field marshal field mouse field officer field officer field trip fieldpiece fieldwork fiend fiendish fierce fiery fiesta fifteen fifteenth fifth fifth wheel i. bayram. ateş gibi.. 1. k. i. karar. 2. durmadan k ımıldamak. 1. hayali. şeytan. f. şehvet dolu. i. çim hokeyi. s. s. roman ve hikâye edebiyat ı. f. dili keman. i. uydurmak. 2. tarla faresi. emir. dili 1. 1. alan yarışları. mevhume. (aşkta) vefasız. 1. ask. 1. küçük yalan. gereksiz şey/kimse. kaypak. dönek. (bir spor takımını) sahaya çıkarmak. üstsubay.getiren. 2. on beş rakamı (15. 2. coşturucu. fırdöndü. i. i. f. (çifte) dürbün. fiber. k. bak. sahra topu. yerinde duramamak. vefa. meraklı. 2. ask. i. XV). bak. rahat durmayan. on beşte bir. on beş. i. f. 4. huk.. i. değişken. k ıpır kıpır. beşte bir. İng. deli. vakit geçirmek. s. be şinci. kızgın. sert. vakit geçirmek. i. ateşli. sahra talimatnamesi. İng. ünlem Hay Allah! i. şeytanca. hasta. i. üstsubay. uydurma. i. (öğretimde) gezi. saçma sapan sözler.. f. rahat oturamamak. lif. s. tarla. dili düşkün. i. sadakat. atmak. on beş. (zamanı) boş geçirmek. 1. fictionalize. 3. alan. s. kolaylık olsun diye gerçek gibi farzolunan şey. ask. vahşi. 1. s. i. fiyasko. 2. ask. k ıta tatbikatı.. k. (--bed. cam elyaf ı. hikâye/roman şekline sokmak.

kavga. k ıs. 1. s. dili birinin yerini doldurmak. boy bos. 2. sayı. incir. 1. i. eğe. dolmak. evrakları dosyalayan görevli. dosya (bir şeyle/kişiyle ilgili belgeler). 4. evlada ait. eğe talaşı. iplik. ihtiyac ını karşılamak. 1. ellinci. figür pateni. ercik sap ı. evrak/dosya dolab ı. dili sanmak. 1. 2. avc ı bombardıman uçağı.´s shoes fill the bill s. Durumu bana aç ıkla. çalmak. dosyalamak. uçağı. dövü ş. oto. 2. f. Fiji Adalar ı´na özgü. 1. i. eğelemek. dolgu yapmak. 1. 2. zannetmek. dolgu maddesi. dövüşmek. 3. dolgu. dili 1. -i hesaba katmak. 1. a şırmak. avcı savaşmak. Fiji. fileto. k. i. i. dolguyla meydana getirilmi ş yer. törpü. figür. fındık. Fijili. mecaz. f. -i anlamak. s. dosya. i. önemli bir rol oynamak. çoğ. dosya. i. fileminyon. i. numara. 3. . geçici olarak bir i şte çalışmak. i. -i çözmek. işini görmek: This´ll fill the bill.. avcı uçağı. i. mecaz. dolgu. toplamak. i. artistik patinajc ı. tel. 3. L). filing cabinet evrak/dosya dolabı. savaş. i. 2. 2. 2. artistik patinaj. doldurmak. lif. 1. endam. elli. huk. fill out fill s. -i planlamak. i. 2. i. s. i. Fiji. dolgu toprak. yazılı olarak şikâyet etmek. Fijili. i. yürütmek. figure. kavga etmek. 2. 1. bot. (fought) 1. elli rakam ı (50. f. 2. kilo almak. boksör. (formu) doldurmak. 2. 2. i. 1. 1. incir a ğacı. (birinin) yerine çalışmak. rakam. f. Fiji´ye özgü. sava şçı. evlada yak ışır. (bir hesab ı) toplamak. 2. f. k. 3. k.o. 2. İşimizi görür bu. mücadele etmek. -e güvenmek. mecazi. ellide bir.fiftieth fifty fifty-fifty fig fig fight fighter fighter plane fighter-bomber fighting fighting cock figment figurative figure figure figure of speech figure of speech figure on figure out figure skater figure skating figure up figurehead Fiji Fijian filament filbert filch file file file a complaint file clerk filet filet mignon filial filings fill fill a prescription fill a tooth fill dirt Fill her up! fill in fill in for Fill me in on the situation. 1. s. klasör. i. dövüş horozu. elli. i. figurative. u ğraşmak. s. törpülemek. i.. mücadele. 1. 2. elek. 3. dosyaya koymak. reçetedeki ilaçlar ı vermek. 3. gemi aslan ı. bilg. f. Depoyu doldur! 1. filaman. doldurmak. 2. doyurmak. yarı yarıya.

i. kesin. i. dolgu. filtreli sigara. İng. pislik. finansman. 1. finanse etmek. i. 3. 2. i. doldurma. mali. suçlu ç ıkarmak. k. ığı. foto. 1. kendini (biriyle) ba ş başa bulmak. bak. bulunmu ş/keşfedilmiş şey. i. para s ıkıntısı. sonunda. iş bulmak. yatırımcı. s. yıl sonu. 5. para: A lack of finances was the problem. ispinoz. finans: ministry of finance maliye bakanl ığı. i. 2. zool. 1. 2. dili ihtiyac ı karşılamak. i. final ko şusu.. 1. i. finansman. (found) bulmak. final. s. filtre. benzin istasyonu. i. find s. f. kat ışıksız. halis. 2.. aç ık. k ısrak. ço ğ. boyacılık filler. süzüntü.t. zar. bütçe yılı. biri/bir şey (birinin) tuhafına gitmek: I find him strange.fill the bill fill up filler fillet filling filling station filly film film speed film star filter filter paper filter paper filter tip filter-tipped filth filthy filtrate fin final final heat finale finalise finalist finality finalize finally finance finances financial financial pressure financial year financier financing finch find find employment find fault find fault with find guilty find o. Onun mali durumu iyi. huk. s. çok pis. Problem paras ızlıktı. sigara filtresi. i. katk ı maddesi.. (jürinin verdiği) karar. son şeklini vermek. i. 1. 1. sin. 1. z. i. mükemmel. hassas. s. duygulu. film çekmek./s.o. 2. 2. ince. 1. s. 2. dolgu macunu. sonuncu. filtrat. Gelip gelmediğini öğren. f. i. finalist. filtreden geçirmek. birinin hoşuna gitmek: She didn´t find his ways sympathetic. ince tabaka. 1. 2. film duyarl film yıldızı. öğrenmek. filtreli sigaralar. di şçi.. i. âlâ. mali yıl. (with) kusur bulmak. maliye. spor final. saç band ı. doldurmak. 1. son. final spor sömestr sonu i. güzel (hava). 2. tête-à-tête with find out Find out if he came. güzel. dolgu. dili. spor final: final match final maç ı. i. bitirmek. 1. f. filtreli (sigara). 2. f.. ince. 1. filtre kâğıdı.t. 2. 1. filtre kâğıdı. 2. i. yüzgeç. 6. fileto. mali durum: His finances are in good shape. Onun bir şey davranışları hoşuna gitmedi. O benim tuhafıma gidiyor. zarif. kemiksiz et/balık. ince ruhlu. f. dolma. kesinlik. film. ke şfetmek. sympathetic finding fine k. nihayet. f. filme almak. üstün.s. -e kusur bulmak. 1. saf. finansç ı. . müz. i. 4. veya kurs sonu s ınavı. 2. strange find s. i. ince örtü. 2. finalize.

o. k. i. f. tırnak. ustalıkla durumu idare etmek. ellemek. tamamlanmak. 2. f. up fire s. ilk silah atan olmak. ihbarc ı. i. yangın merdiveni. kalorifer v. 2. (toprak e şyayı) (fırında) pişirmek. bitirmek. tamamlamak. (silah) ateş almak. i. Fin. s. ateşli silahlar. ispiyoncu. yangın hortumu. güzel sanatlar. ile işi bitmek: If you´ve finished with that computer. yangın kulesi. 2. Finlandiya. yangın musluğu. i. belirli bir el silah) atmak. bitmek. i şini bitirmek. Fin. yangın merdiveni. bak. comb ince eleyip s ık dokumak.´ni) fayrap etmek.o. 1. itfaiye arabas ı. i. parmak tırnağı. i. . itfaiye arabas ı. s ınırlı. i. Fince. (birini) gayrete getirmek. bitiş. i. titiz. itfaiye binas ı. yangın söndürme gemisi. para cezas ı. 3. (birini) soru ya ğmuruna tutmak. parmak ucu. s. köknar. 1. Finlandiyalı. ateş. para cezasına çarptırmak. top.. 2. 1. dili işten top atışıyla selamlamak. f. ile ilişkisini s. (motoru) çal ıştırmak. itfaiye. bir el silah atmak. Finli. İng. sona ermek. I´d like to use it.b. (tüfek. k. i. fjord. 1. 2. i. ustalık. parmak izi. f. (kurşun. go over the matter with a süslü giyim. v.fine fine arts fine arts finery finesse finger fingernail fingerprint fingertip finicky finish finish line finish off/up finish with finite finite verb fink Finland Finlander Finn Finnish fiord fir fire fire fire a salute fire a shot fire alarm fire brigade fire department fire engine fire escape fire escape fire extinguisher fire hose fire hydrant fire insurance fire questions at fire s.. el sürmek. incelik. O bilgisayarla mahdut. gammaz. parmakla dokunmak. itfaiye. parmak. işin bittiyse onu sonlu. kullanmak istiyorum. 1. k. ispiyon. i. çekimli fiil. dilb. bitirmek.b. Fince. i. with enthusiasm for fire s. f. 2. up fire station fire the first shot fire tower fire truck firearms fireboat i. yangın alarmı. spor finiş. itfaiye te şkilatı.t. 1. fine-toothed i. güzel sanatlar. 2. dili öldürmek. yangın sigortası. (soba. yangın. mat. 3. i. fine-toothed comb ince di şli tarak. hain. i. argo 1. (bir iş için) (birini) şevke getirmek. top. yangın söndürme aleti. sona erdirmek. 1. grev kırıcı.´ni) ate şlemek. 4. yangın zili. k ılı kırk yaran. i. dili bitirmek. s. 2.

1. pişim. dilb. birinci şahıs. sallanmayan. belirli hattı. k. birinci s ınıf.b. 1. dili ateş bir el ateşleme mekanizması. z. ilkönce. ilkin. A. kesin teklif. i.´ne özgü) donmu şluk. 2. İng.firebrand firebrick firebug firecracker firefly fireman fireplace fireplug fireproof fireside firewood fireworks firing firing line firing mechanism firing pin firing range firing squad firing squad firm firm firm offer firmament firman firmness first first aid first aid first and foremost first class first class first floor first floor first impression first lady first lieutenant first lieutenant first name first night first person first person first watch firstborn first-class firstly first-rate firth i. çatapatlar v.b. i. birinci mevkide. 2. silah) atma. sıkılık. top v. aç ılış gecesi. önce. poligon.D. 1. ilkönce. i. atış alanı. 1. birinci. şömine. birinci tekil veya ço ğul şahıs. ateşleme tertibatı. 2. s. s.). 4. evvela. birinci kat. ortalığı karıştıran delifişek. (A. ilk ad. at ış. s. ilk do ğan. yanmaz. kestanefişekleri. i. ateşleme pimi. kaymayan. havai fişekler. s. i. (toprak eşyayı) pişirme. 1. tahvil tic. ateş alma. i. ilk izlenim. top. s ıkı. üste ğmen. önce. 3. ateşleme iğnesi. (tüfek.´de) cumhurba şkanının karısı.ım. firma. kestanefişeği. odun. i. i. üstün. 3. ilk çocuk. ocak. yangın musluğu. 2.men (fay´ırmîn) i. sağlam. zemin kat. 4. birinci kat. z.b. mükemmel. üstün. birinci. fiyatı değişiklik göstermeyen (hisse senedi. ekstra. zemin kat. birinci mevki. ekstra. 2. i. gala. pelte. 1. ateşlenme. en başta. pelte. idam mangas ı. donmu ş (jöle. sağlamlık. ask. itfaiyeci. ba ş. (İskoçya´da) haliç. (taşıtta) birinci mevki. s. 3. 2. i. birinci s ınıf. i. çoğ. 2. İlk geldiğimiz ilk yard ilk: tıb. yangın tuğlası. çikolata v. i. (jöle. i. ateşböceği. ocak ba şı. 1. çikolata v. ferman. gecenin ilk nöbeti. s. fire. i. gök kubbe. (fiyatlarda) istikrar. ilk yardım. i. 2. atış mangası. ilkin.B. (kurşun. birinci mevkie ait. ilk. ask. mükemmel. i. üsteğmen. yanan odun parças ı. en büyük.b. birinci mevki. kundakç ı. 1.B. ilk. İng. birinci s ınıf. When we first came here it was a village. i. z. 4. evvela. dilb.D.´ni) ate şleme. .

kesintili. dili şüphe uyandıran: There´s something fishy about this. k. balık kokan. birinin hakk ından gelmek. fish. s. içinde balık tadı olan. balık tutmak. düzensiz. dövüşme. dili şike/rüşvet yoluyla ayarlanmış. i. fish. bait! Ya i. kriz: a fit of coughing öksürük nöbeti. i. 3. -e uygun olmak. borucu. --ting) 1. 2. olta tak ımı. 2. i. k. dili birine (bir şey) ayarlamak/sağlamak. 1. 4. balığı çok. (--ted. 2.´s wagon fixation fixed s. i. i. s. tamir etmek. yar ılabilir.. z. spor yapmaya haz ır.s. sağlamak: This job fits you hiçbir işe yaramaz. V). küplere binmiş. k. bulanık suda balık avlamak. misina. beş misli. uygun. birini mahvetmek. s. 1. -i seçmek. dikkatini -e çevirmek. beş -in uymas ını tıpatıp uymak. aşırı düşkünlük. olta kam ışı. isk. 3.´ni) kararla ştırmak. sabit. 1. olta çubu ğu.o. -e karar vermek. man şon gibi) tesisat işlerinde kullanılan parça. 2. file çorap. (rakor.para etmez. Bu işte bir bityeniği var. yerleştirmek. gözünü -e dikmek. -e göre olmak. up with fix s. dili 1. yumruk.fiscal fiscal year fiscal year fish fish fish for fish in troubled waters fish or cut bait fish story fishbone fisherman fishing line fishing pole fishing rod fishing tackle fishnet fishnet stocking fishy fissile fission fissure fist fisticuffs fit fit fit fit for nothing fit like a glove fit s. beş. tayin etmek. f. -e yak ışmak. (bedenen) formda olma. bölünebilir. olta ipi. i. i. s. mali. 1. dili çok öfkeli. i. (tarih. değişik türler için fish. k. prova. fiz. ş. zıvanadan çıkmış. çoğ. mali yıl. 2.. . balık kılçığı.er. 2. beş kat. s. i. yumrukla şma. 2. out for fit to be tied fitful fitness fitter fitting five fivefold fix fix fix a place up fix o. (kahvaltı/öğle bir yeri tamir etmek. (bedenen) formda olan. miktar v. i. uygunluk. beşli.b.o. yar ılım. uygun olma. k ısa aralıklarla bölünen. tesisatç ı. birine (bir şey için) gerekli şeyleri sağlamak/tedarik etmek. dolaylı bir şekilde istemek/aramak. f. uygun. -i ayarlamak. spor yapmaya hazır olma. ince çatlak. bölünüm. terz. k. balıkçı. balık avlamak. babalar ı tutmuş. 2. süslenmek.o. masal. k ılçık. s. 1. s.men (fîş´ırmîn) i. f. up fix on fix one´s attention on fix one´s eyes on fix s. i. k. befitings. five-and-ten-cent store/tencent store/dime store/five-and-ten ucuz e şya satılan mağaza. aşırı bağlılık. ya da bu diyardan gidersin! palavra.es) balık. çoğ. nöbet. mali yıl. dili bir şeyi yapmak ya da ondan tamamıyla vazgeçmek: You must either fish or cut hikâye. i. bu deveyi güdersin. de ğişmeyen. s. -i uydurmak. 1. 1. beş rakamı (5. (sabitle ştirecek bir şekilde) takmak. 1. (çoğ. i. olta. (bir) aksesuar. balık ağı. kendini süslemek. 3.

dili çok şaşırtmak. pazen. saçma. k ıs. dili i.. 1. ask. (bir yap ıya/odaya ait) sabit eşya. kuvveti kesilmek. k. ask. 3. büyük bir hpar ıldama. i. (etekler) kabarmak. 1. kabiliyet. (uçağın f. dili sevgili. i. İng. 5. böğür. (şimşek) up parlamak. çırpıntı. i.b. İng. 6. dili (bir et yemeğini tamamlayan) diğer yemekler. ince bir tabaka halindeki kar tanesi.b. gönder. foto. alev alev yanmak. f. Şikago Hiltonu. yandan kuşatmak. göze çarpan (renk). palavra.. a şırı davranışlarından dolayı göze çarpan (kimse). i.. 2. band ıra. 2. flanş. f. spor müsabaka. i. taksi çevirmek. 3. (gazoz. 1. i. flaş i. pervasız (suç işleyen kimse). küçük dilini yutturmak. bak. birden aklından geçmek. geriye dönü ş. f. sönük. çakmak. 4. flaş. bir kısa fakat önemli bir haber.. f. flabby. parlamak. yan saldırısı yapmak. flanel. ask. an için göstermek. 4. yan sald ırısı. Flandra. s. içgüdü. f. Hilton i. (kaskette) parlamak. 1. fışırdamak. i. 2. k.b. (çoğ. i. sabunluk. yalaz. çırpış. f. in flagrante delicto.´nin çıkardığı) fışırtılı ses. sabun bezi.. alevlenmek. den. i. aygıtı. yetenek.fixed asset fixed idea fixed price fixings fixture fizz fizzle fizzy fjord fl oz flabbergast flabby flaccid flag (down) a taxi flag flag flag flag flagpole flagrant flagrante delicto flagship flagstaff flagstone flair flake flambeau flamboyant flame flamethrower flamingo flammable Flanders flange flank flank attack flanking action flannel flannelette flap flare flash flash flash flood flash in the pan flash through one´s mind flashback sabit de ğer. 2. i. elbezi. bak. yelken v. ince bir tabaka halinde olan parça.. 4. . bir şirket grubundaki en önemli şirket: The Chicago Hilton is the flagship of the Hilton chain of hotels. göze batan (kötülük/ahlaks ızlık). gönder.) kabarıp dökülmek. i. (çadıra ait) 3. güçsüz. ask. 2. yan hareketi. ani bir ızla geçmek. 1. süsen. 2.b. şampanya v. tabaka s. büyük ve yass ı kaldırım taşı. f. --ging) bu taşlarla döşemek. f. (--ged.etek. s. f. i. 1. 1. 1. bayrak. gevşemiş. zambak. s. 2. alev. 1. (--ged. s. fışırtı.. pazen. bir vas ıtayı) şlamak. k.. sancak. yan taarruzu. bayrak dire ği. soda v. ruhsuz.) fış fış/fışır fışır köpürdemek. ayd ınlatma cephanesi. ışık saçmak. --s/--es) zool. 2. 1. (--ged. 2. 1. (zarfa ait) kapak. 1. (işaret vermek için) ask. meşale. i. i. --ging) yorulmaya badurdurmak. İng. (ışıkları) yakıp söndürmek. i. 4.(off/away) (boya tabakalar ı v. i. 2. flama.) dalgalanma. cansız. z. yan taarruzu yapmak. 2. iyi1. out k. i. --ging) (down) bayrak/el sallayarak (birini. s. ba şlayıp sonradan suya düşmek. çoğ. i. 3. i. 1. büyük ve yass ı kaldırım taşı. 2. gevşek (adale/doku). soda. saplantı. yanıcı. saman alevi gibi bir şey. flamingo. aniden gelen sel.3. flaş. i. kulakl ık. fışıldamak. karbonatlı (içecek). bot. amiral gemisi. 1. bayrak dire ği. alev makinesi. 2. f. (köpüren gazoz. 1. 2. fiyort. cep feneri.. frapan. (kanat) ç ırpma. 4. yan. i. fluid ounce(s). sabit fiyat. öfkelenmek. (bayrak. i. i.

i. f. i. i. yass ılaştırmak. yemeğe tat veren şey. firar etmek. tüyleri henüz bitmiş yavru kuş.flashbulb flashgun flashing flashlight flashy flask flat flat flat flat broke flat on one´s back flat rate flat tire flatcar flat-footed flatiron flatten flatter flatterer flattery flattop flaunt flautist flavor flavorful flavoring flavour flaw flawed flawless flax flaxen flaxseed flay flea fleck fled fledgling flee fleece fleecy fleet fleet fleeting Fleming Flemish flesh i. kusursuz. 2. i. düz. s. flavor. 3. dili (hile ile) soyup soğana s. tatlandırıcı. lepiska. tatsız. balon (cam kap). çe şni. yatalak. (duyum olarak) tat. frapan. gazı gitmiş (meşrubat/bira/şampanya). benek. s. bak. pohpohlamak. lezzetli. (koyunu) k ırkmak. geniş düz yer. yassılatmak. s. müz. i. defolu. fani. donanma. 2. Flamanca. i. i. kusurlu. i. düzlük.. i. el feneri. f. f. pohpohlama. sergilemek. 1. hızlı.. 2.. ketentohumu. i. ezmek. i.. defosuz. 1. i. pohpohçu. (--ter. filo. 4. k.. İng. Onlar ın dondurmasının yirmi çeşidi var. i. s. bak. i. i. s. i. bemol. d. i. yavan. --test) 1. i. tek fiyat. 2. pire. s. 2. müz. 4. (bir koyundan k ırkılan) yünün tümü. s. kim. (derisini) yüzmek. fena halde azarlamak. foto. uzun tüylü yünle kapl ı.. 1. 1. uçup giden. bemol. fla ş lambası. i.. 2. göz önüne sermek. 1. çabuk geçen. k. çeşit: Their ice cream comes in twenty flavors.. apartman dairesi. ha şlamak. f. flee. 2. daire. yass ı. dili meteliksiz. (fled) kaçmak. (kuma şta/giyside) defo. (bir koyunun üstünde biten) yünün tümü. i. bot. göze çarpan. ütü. Flaman. patlak lastik. kusur. f. keten. 2. aç ık yük vagonu. etek. 2. s. 3. müz. 1. alabros saç. Flaman. . koltuklamak. lezzet. flütçü. düztaban. f. yassıltmak. çok ufak parça. i. samimi olmayan iltifatlarda bulunmak. 1. i.y. et. f. s. foto. zü ğürt. matara. i. leke. i. 1. fla ş ampulü. dili acemi çaylak. sarı. uzun tüylü yün kümelerine benzeyen. Flamanca. k. cep şişesi. bir işe yeni başlayan kimse. lezzetli bir tat. 2. 2. s. f. i. ya ğmur sularına karşı konulan saç örtü. 1.. geçici. flaş. i. 1. nokta.

oto. (bir kattan merdiven sahanlığına kadar giden) merdiven bölümü. uyduruk. yer. yaz tura -e hayran olmak. küplere binmek. uydurmasyon. keçileri kaçırmak. 2. overı k. (kollarını) savurmak. bak. i. dayan ıksız. erkeklere cilve f. 2. s. i. şamandıra. projektör. kaçış. hayal kurma. keçileri kaçırmak. (flung) 1. derme çatma. (yüzmek için kullan ılan) palet. i. -den h ızla geçmek. titreme. mim. f. ufacık bir belirti: He suddenly felt a flicker of hope. kabarma. i. i. esneklik. sürü halinde toplanmak. taş/tahta döşemek. over -e hayran olmak. i. tic. 3. sel basmak. 2. 2. 3.taşkın yatağı. 1. argo ç ıldırmak. i. esnek. k. f. pilot. tokyo. elastikiyet. f ırlatmak. 1. el ilanbir umut duydu. 3. bent kapa ğı. 1. f. (--ped. 2. (with) (erkek) (kad yapmak. i. 3. tic.ına) âşık gibi davranmak. 2. (darbe yememek için) (vücudunu. i. küçük dilini ayaklı lamba. k. uçma. seven erkek. i. saygısız. dili sayg ısız. . 1. tepesi atmak. i. 2. vurup yere yıkmak. küstah. 1. gelip geçici nüfus. 3. su yüzünde/havada yüzmek/gitmek. sel.. duba. (bir kattan ba şka bir kata giden) merdiven. kat plan ı. 1. hızla atmak. 1. f. 1. çıldırmak. 2. flotör. 2. hayal. f. sel gibi akmak. into flint flip flip a coin flip one´s lid flip one´s lid flip-flop flippant flipper flirt flit float floating floating assets floating capital floating dock floating population flock floe flog flood flood plain flood tide floodgate floodlight floor floor lamp floor plan floor show ten rengi. havai. dili (sinema salonunda fiske atmak. i. vücudunun bir parças ını) geri veya bir yana çekmek. 1. 2. 3. i. --ping) 1. k. f. zemin. (binadaki) kat.flesh color flew flex flexibility flexible flick flick one´s fingers flick one´s wrist flicker flier flight flight of fancy flight of stairs flighty flimsy flinch fling fling back open fling o. 2. eğlence programı. titreşim. uçuş. olta mantar ı. 2. 1. k. kaprisli. fiske atmak. --ging) k ırbaçlamak. f. (pencereyi/kap ıyı) hızla açmak. oradan rolü yapmayı 2. 1. s. coğr. taş/tahta döşeme. 2. s. su bask ını. met. s. 1. fly. uydurma olduğu belli. (bir şeyin) su yüzünde yüzerek s. dili ç ıldırmak. 1. i. küstah. dili şaşırtmak. taşkın..--ting) ınlara âşık oraya uçmak. kad 1. cari aktifler. elastiki. (motoru) ambale etmek. 2. (bir işe) dört elle sarılmak. f. (kadın) (erkeğe) cilve f. f. (gemiyi) yüzdürmek. (--ged. su basmak. i. (ışık/gölge) oynamak. 2. Birdenbire ufac ık ı. f. denizde yüzen üstü düz buz kütlesi. (--ted. sürü. çabuk ve kesik bir şekilde elini sallamak. dili 1. hercai. i. k. balıklama dalmak. firar. (kas ı) bükmek. çürük. f. çabuk bir sallama hareketi: a flick of the fingers bir fiske. a flick of the wrist çabuk ve kesik bir el sallama. yüzer havuz. (deniz kaplumba ğalarında ve yüzen memelilerde) yüzgeç.s. titreyen i. su yüzünde/havada yüzen. diliatmak. döner sermaye. s. çok k ızmak. 2. abajur. çakmakta şı.

57 cc. grip. çiçeklere ait. (diş aralarını) iplikle temizlemek. bata çıka ilerlemek. f.. i. s. flora.. 1. nikâh töreninde çiçek taşıyan küçük kız. bocalamak. 2. i. reddetmek. i. 1. yüzdürme. dili (motorlu taşıtın) gaz pedalına sonuna kadar basmak. çiçek açmak.. i. ç ırpınmak. bilg. inip ç ıkmak. 2. f. büyük ma ğazalarda işi idare eden ve müşterilere yardımcı olmak üzere dolaşan hayat kad ını. k. i.. kükürtçiçe ği. 1. 1. esnek disk. çiçekçi. i. i. denizde yüzen veya k ıyıya vuran şeyler. 1. çiçekoturmak. 29. alabildiğine gazlamak. gösterişli bir hareket. çiçek. i. --s (flor´ız)/--e (flor´i) i. 2. farbala. 2. itaat etmemek. akıcı bir şekilde konuşan (biri). k. bitey. akış. into -e bir h ışımla girmek. un. i. i. ak ıcı bir şekilde. dili başaramamak. k. 1. i. f. ak ıcı. ak ıcı (yazı/üslup). bak. durmak. 1. 1. duman yolu. yüzme. 2. f. 1. (senetleri) ihraç etme. 2. bitki örtüsü. berduşların kalabileceği dili başarısızlık. hor görmek. 28. akışkan. çoğ. i. s. fırfır. k. yurt. z. s.B. döşemelik. (halıdan/kumaştan dökülmüş) hav. dü şmek. 2. f. yükselip alçalmak. 3.D. debelenmek. out bir hışımla çıkmak. (dilde) ak ıcılık. disket. A. s. ilerlemek. 2. s. fazla süslü. kaldığı s. (bir) şans. fling. dalgalanmak. i. i. i. i. f. (--ped. tic. sallamak. değişmek. akmak. 3.41 cc. i. diş ipliği. (tüylerini/saçını) kabartmak. f. çiçekli. İng. i. 1. vermek. yükselip alçalma. i. dilbalığı. i. çiçe ği çok. döşeme tahtası. (elbise/kuma ş) (belirli bir şekilde) dökülmek. (saç) sarkmak. k. i. ç ırpınmak. kırmızı (yüz/yanak). ak ıcı. tic. (bir şeyi) birden sertçe bırakıvermek. süslü (yazı/sözler/üslup). f. yumuşak ve kenarları sarkık. büyümek. i.. 3. berduşlarınfiyasko. 3. büyük bir baca içindeki birkaç ayr ı duman yolunun her biri. fly. akan. dili görevli. (sokakta çiçek satan) çiçekçi. otel. inip ç ıkma. 2. f. dili şatafatlı. f. fahişe. f. dalgalanma. çiçekçi k ız. şans eseri. 2. f. i. s.. 2. i. saks ı. f. tic. gelişmek. s. çiçeklenmek. 2. tumturaklı (yazı). sıvı.. kesme çiçek sat ılan dükkânı işleten kimse. değişme. --ping) 1. tüyleri kabar ık. çiçek tarh ı. 1. . s. akışkan. bak. 3.floorboard flooring floorwalker floozy flop flophouse floppy floppy disk flora floral florid florist floss flossy flotation flotsam flotsam and jetsam flounce flounce flounder flounder flour flourish flout flow flower flower bed flower girl flowerpot flowers of sulfur flower-seller flowery flowing flown flu fluctuate fluctuation flue fluency fluent fluently fluff fluffy fluid fluid ounce fluke flung i.

tay. sineklik. 1. dili üzerinde bol para olan. 5. amaçtan sapmak. tüymek. s. mim. k. 3. (hiddetten) ba ğırıp çağırıp tepinmeye başlamak. f. dili hemen öfkelenmek. (sütundaki) yiv/yivler. s. 1.kayn ısüren bir fiyat 2. . uçup gitmek. 3. uçmak. (yüzü) kızarmak. köpürmek. köpük.. flown) bölüm: Your fly´s open. küplere binmek. (birini) heyecanland ırıp şaşırtmak. uçurtma uçurmak. çabuk çabuk sallamak. çok k ızmak. erkek pantolonunun önündeki fermuar veya dü ğmelerle açılıp kapanan1. flüorür. k ısa süren hafif bir kar yağışı. 2. 2. tepesi atmak. -i hiçe saymak. 5. (flew. f. (sınıfta) bırakmak. mim. kısa süren bir heyecan/telaş. (rüzgârda) titremek veya hafifçe i. i. 1. 1. i. f. birine birdenbire (sözlerle) sald ırmak.o. küplere binmek. s. mim. uçakla gitmek. down the toilet flush tank flush the toilet fluster flute fluted column fluting flutter flux fly fly fly a kite fly at fly at s. dili 1. flavta. sineksıklet. (tecrübesizlik veya birtak ım eksiklikler yüzünden) sadece içgüdülerinebirtak ım eksiklikler yüzünden) sadece içgüdülerine (tecrübesizlik veya dayanarak idare etmek. dayanma uçan daire. i. uçma. (sütundaki) yiv. dayanarak idare etmek. dili kaçmak. floresan. tic. k. i. pilotluk. sifonu çekmek. birini sakland ığı yerden çıkarmak. havacılık. (kanatlar ını) çırpmak. 2. f. mim. (sınıfta) kalmak. dalkavuk. 2. floresan ışık. başarısızlıktan dolayı okulu bırakmak zorunda kalmak. 2. floresan. 2.. i. dili zıvanadan çıkmak. (zaman) ak ıp gitmek.. k. köpürmek. kim. alçaktan uçmak. (tuvalete ait) rezervuar. out flush s. yivli sütun. 2. flüt. heyecanlı ve şaşkın bir hal. (yanaklarını) kızartmak. yükselişi/inişi. i. uçup gitmek. i. Pantolonunun önü açık. i.t. volan. 1. uşak. i. (bayrak) dalgalanmak. düz. 1. i. müz. uçan. tay do ğurmak. (s ınavda) çakmak.. sinek. uçu ş. güvenilmez. borsada ısa hizada olan. sinek kâ ğıdı. birdenbire üstüne sald ırmak. f. flier. i. s. 4.o.´s throat fly away fly blind fly by the seat of one´s pants fly in the face of fly into a rage fly into a tantrum fly into a temper fly low fly off fly off the handle fly off the handle fly swatter fly the coop fly/go off on a tangent fly-by-night flyer flying flying buttress flying saucer flypaper flyweight flywheel foal foam f. 1.flunk flunk out flunky fluorescent fluorescent light fluoride flurry flush flush s. piyon. k. uçurmak. uçurma. i. i. f. havacılıkla ilgili. s ıvışmak. çırpınmak. 1. k. i. boks sineka ğırlık. 4.. kemeri. (av kuşunu) ürkütüp uçurmak. 2. 2. hiddetlenmek. 3. 1. 2. bak. kör uçmak. i. 2. dalgalanmak. 2. birinin emirlerine ko şan. çaktırmak. i. pilotaj. ç ırpınır gibi düşmek. 1. ak ış. dili (önemsiz/ilgisiz bir şeye takılarak) asıl konudan ayrılmak/uzaklaşmak. çok çabuk gitmek. 1. bir şeyi tuvalete atıp sifonu çekmek. floresan lamba. k. düzenteker. tepesi atmak.

katlanmak. harekete geçerek düşmanı sıkı 1. kollarını kavuşturmak. yeşillik.ci (fo´say) i. odak. s. bir kimsenin izinde olmak. i. beş kat. 2. in/into -e sokuşturmak. k. madenleri döverek oluşturulan) varak. armonik kapı. yanda şlar. fiz. 1. Deryaından gitmek. ço ğ. on -e zorla kabul ettirmek. 4. k. (bir işin) sonunu getirmek.. sezgileriyle/sezgilerine dayanarak hareket etmek. alüminyum folyo. yaprak. sisli. kavramak. katlanır kapı. al ınca Hülya da aynı şeyi yaptı. i. aynı şeyi yapmak: When Derya got herself a telephone. 1. k ıs. 1. taraftarlar. i. s. i. zaaf. . --ing/--sing) odaklamak. --ging) bu ğulanmak. misil. dili (işyeri) temelli kapanmak. i. f. halk. i. 2. dili akrabalar.o. kere: fivefold on -e misli. kalay v. örümcek kafalı kimse. çoğ. katlamak. anlamak. fetal. köpüklü. i. 3. sonek kat. 2.o. f. bak. fob (gemide/trende teslim). dosdo ğru gitmek. f. i. free on board tic. aile. on yapmak. aşağıdaki. i. 3. -den sonraki. -in ba şına yıkmak: foist a job (off) on s. çevirmek. (saman/ot gibi) hayvan yemi. follow through follow through follow up follower following 1. halk şarkısı. akordeon kapı.´s footsteps follow one´s nose follow s. f. bak. f.. i. kat. sünger. 2.. 2.. folklor. 1. f. halk halk edebiyatı. Hiç fikrim yok. bir şekilde takip etmek. buğulandırmak. önlemek. ağzı köpürmek. i. 2. 2. yanda ş. izlemek. sarmak. 2. ağıl. fetid.o. koyun sürüsü. 1.b. 2. (başka bir şey yaparak) i. kıvrım. bir işi birinin başına yıkmak. yava ş yavaş katmak. jeol.foam at the mouth foam rubber foamy fob focal focal point focus focus one´s attention on fodder foe foetal foetid foetus fog foggy foghorn fogy foible foil foil foil foist -fold fold fold fold one´s arms folder folding chair folding door foliage foliage plant folk folk dance folk literature folk song folklore follow follow in s.oyunu. sis düdü ğü. dosya. çoğ. i. 2. körüklü kapı. 1. (--ged. s. zayıf yön. i.. eskrim flöre. I don´t have the foggiest idea. katlanır iskemle. hasım. --es (fo´kısız)/fo. s. Hülya followed suit. taraftar. birinin ard kendine telefon 1. folyo. kimseler. odak noktas ı. 2. set çekmek. bro şür. s. bitki yapraklar ı. odaksal. -i müteakip. ask. mihraki. 2.o. s. birinin sözünü dinlemek.. fetus. i. -e dikkatini i.´s advice follow suit follow the lead of s. i. spor (belirli bir beden hareketini) sonuna kadar (bir işin) sonunu getirmek. bak. yapraklarının güzelliği için yetiştirilen süs bitkisi. 1. be ş kakalamak. 1. iflas etmek. (--ed/--sed. (alt ın. takip etmek. köpürmek. (bir şeyi) tamamlamak. sis. s. çok öfkeli olmak. düşman. insanlar. 1. edat -den sonra. 3. ana baba. topu atmak.

i. i. 1. i. budala. s. yiyecek.. Amerikan futbolu. 3. 2. aptalca ( şey). i. edat 1. sıradağların veya bir dağın uzantısı olan tepeler.folly foment fomenter fond fond memories fondle fondly fondness fondue font font food foodstuff fool fool fool around fool´s gold fool´s paradise foolhardy foolish foolishness foolproof foot foot foot it foot the bill foot the bill football footboard footbridge footed foothills foothold footing footlights footlocker footloose footnote footpath footprint footsore footstep footway footwear fop for for (all) the world i. k ışkırtmak. sevgi dolu. i. 1. i. ı verseler: She wouldn´t do that for the world. budala. ba şıboş. 2. i. 1. serbest. ahmakça. ayağa giyilen şeyler. çoğ. i. -e karşı. dipnot koymak. enayi. tiy. -den dolayı. ahmak. s. k ışkırtıcı. bilg. 2. şerefine. 1. 2. yaya kaldırımı. tahrikçi. i. patika. ayak sesi. font. şaka yapmak. yürümekten ayaklar ı şişmiş/yaralanmış/ağrıyan. aldatmak. için.). 2. (karyolan ın) ayakucundaki tahta. yiyecek. vaktini bo şa geçirmek.. sağlam ve kullanılması kolay. şefkatle. ahmaklık. f. zira. k. fondü. dipnot. i. i. i. vaftiz kurnas ı. bağ. i. 3. züppe. dili paras ını vermek. budalalık. i. çok sağlam. 1.. ramp ışıkları. ayakkab ılar. I wouldn´t touch that with a ten-foot pole. ok şamak. aptallık. ayak basacak yer. vaktini çalışacağına eğlenmekle geçirmek. z. s. İng. i. çoğ. adım. budalalık. aptal. 3. i. dört dörtlük. besin. Ona hiç yaya gitmek. f. fazla müsamaha.. kendini/diğerlerini boş yere tehlikeye atan. (30. ayak basacak yer. g ıda. i. dili dünyay verseler onu yapmaz.. i. g ıda maddesi. feet (fit) fut f. matb. with ile oynamak.4 cm. -e. hesabı ödemek. 1. sevgiyle. futbol. i. delilik. çünkü. 4. ayak izi. 2. k. mükemmel. f. (karyolanın) ayakucu. i. budalaca. i. 2. 1. İng. Dünyayı k. küçük sand ık. . i. 3. 2. 2. teşvik etmek. yaya köprüsü. dili 1. i. s. s. düşkünlük. i. s. ayaklı: a four-footed animal dört ayaklı bir hayvan. 5. ahmak. i. ayak. u ğruna. yemek. 1. (dağ/tepe için) dip. f. güzel hatıralar. kaldırım. ayak izi. s. fazla müsamahakâr. aptal (kimse). hayaller üzerine kurulmu ş mutluluk. 2. sevmek. with bir hobi olarak (bir şey) ile pirit. 4.

. iyi de Benim bildiğime göre hâlâ Roma´da. ömür boyu. Allah aşkına! kiralık. dili var kuvvetiyle/gücüyle: She was running for all she was worth. for pity´s sake pratik davranmamak. Aman!/Allah a şkına! aylarca. korkusundan.o. k. k. boşuna. her şeye ko şuyordu. boş yere. k. zevk için. senelerce. temelli olarak. şakadan. mesela. temelli olarak.. dili vargücüyle.... ebediyen.. daima. örneğin. gösteriş için. çoktan beri. and for another I´m tired.. dili ilkin. Allah aşkına! Allah aşkına. Evvela d ışarısı fazla Allah aşkına. korkusuyla. uğur getirsin diye. bence. ilelebet. kesinlikle. çok ucuza. for sale For shame! for starters for sure Ne ayıp! k. kötü de olsa. paras ız. dili gerçekten/hakikaten . sonsuza dek. Var kuvvetiylerağmen. bana kalırsa. uzun bir zaman. dili bedava. bir kerelik. T ıpkı büyükbabasına benziyor. bana ne. 2. evvela. sonsuza kadar. görünüşü kurtarmak için. dili ilelebet. bildiğim kadarıyla: She´s still in Rome for aught I benim bana ne! know. bu sefer.: cold. mesela. fazladan. for s. kesinlikle. örneğin.. bir kere. gibi: He looks for all the world like his grandfather. kendi hesab ıma. bildiğime göre. 1. -den korkarak. 1. bedava. muhakkak. çeşitli nedenlerden dolayı. . ebediyen.. bana kalırsa. paras ız. for once For one thing . hatırım için. kesin: That´s for sure! Oras ı kesin! . olsa. beni hiç ilgilendirmez: He can do it for aught I care! Vars ın yapsın. sonuna kadar.for a change for a song for a variety of reasons for ages for all one is worth for all that for all the world like for appearances´ sake for aught I care for aught I know for better or for worse for certain for dear life for effect for ever for ever and a day for ever and ever for example for fear of for free for fun for good for good for good measure For goodness sake! for heaven´s sake For heaven´s sake! for hire for instance for keeps for life for luck For mercy´s sake! for months for my part for my part for my sake for nothing for once değişiklik olsun diye. anca beraber kanca beraber. to be impractical satılık.. Gitmek istemiyorum. For one thing it´s too . resmen.. k. 1. . and for another Sebepler s ıralanırken kullanılır: I don´t want to go. ek olarak. her zaman için. yok pahas ına. 2. k. 2.

for whatever it´s worth. cebri yürüyü ş.o. varsayalım ki.for that matter for the asking for the birds for the life of me for the life of me for the love of . hav. f. sert. f. f. 2. i. kuvvet. i. ask. dalma. güçlü. hiç. 1.. zorla. önceden. 2. geçit. ama duyduğum bu. ne yaptıysam. 2. Alabilirsin. korku veren. öndeki. i. zorla çalıştırma. ata. 1. kapıyı zorlamak. kolun dirsekle bilek aras ındaki bölümü. tabancayla/tüfekle birini zorlamak. baskın. girme. aramak. k. (özellikle u ğursuz bir şeyi) önceden hissetmek. Mondays. kamu yararına. şimdilik. dili işinize yarar mı. önceki. cet.. anlaşılsın diye.. toplamak. önek ön. i. angarya. angarya. fors majör. 1. satılık. etkili. bilmiyorum.bade. karıştırarak aramak. bilmiyorum: Here´s what I heard. i. yasak. istersen: It´s yours for the asking. for.. önceden haber vermek. ha şin. mecburi iniş. ak ın. zor. 1. ön. güç. Teknemi pazartesileri kullanmak k. haftalarca. (for. f. forseps. zorlamak. forbear. forbid. İşinize yarar mı. s. farz edelim ki. sığ yerden yürüyerek geçmek. zorla gülümsemek. umumun refah ı için. anat. yasak etmek. hatta.borne) 1.. tıb. hatırı için. at gunpoint force the door forced labor forced labor forced landing forced march forced sale forceful forceps forcible forcibly ford fore foreforearm forebear forebode 1. çoğunlukla. önkol. 2. 2. bak. (from) kendini (bir şey yapmaktan) alıkoymak. aşkına.it´s yours for the asking. zora dayanan.. . 2. f. mecburi satış. f. vallahi. 1.. . -mek amac ıyla. ırmakta yürüyerek geçilen sığ yer. ona gelince. z. s. f. zorlayıcı neden. s. şimdilik. kuvvetli. --ding) yasaklamak. ürkütücü. s. i. bak.: If you want to use my boat on dili saçma.. genellikle. i.. f. --den. forbear. for the most part for the most part for the present for the public weal for the purpose of for the sake of argument for the sake of clarity for the time being for weeks for what/whatever it´s worth for/on sale forage foray forbade forbear forbid forbidden forbidding forbore forborne force force force a smile force majeure force s.bore. mecbur etmek. güçlü.. s. f. . (merhametten/ şefkatten dolayı) (bir şeyi) yapmamak. 2. yasaklanm ış. 1.. (for. 2. bak.

foreboding forecast forecastle foreclose forefather forefinger forefoot forefront foregone foregone conclusion foreground forehand forehead foreign Foreign Affairs foreign affairs foreign exchange foreign exchange foreign minister foreign parts foreign trade foreigner foreknowledge forelady foreleg foreman foremost forename forensic forensic medicine forensics foreplay forerunner foresee foreshadow foresight foreskin forest forest ranger forestall forester forestry foretaste foretell forethought forever forewarn i. i. başta gelen. Dışişleri. jüri başkanı. f. önceden alınan tat. ormanc ı.. önceden uyarmak/ikaz etmek. i. 2. orman. 2. adli tıp. cet.feet (for´fit) i. fore. basiret.. 2. ormanla ştırmak. f. i. başta. i.ında görevli ormancı. s. i. önceden sezmek. orman mühendisliği. (fore. münazaraya ait. tahmin.cast/--ed) önceden tahmin etmek. (fore. i. i. hitabetle ilgili. dış. i. yabanc ı. z. önceden dü şünme. durmadan. f. sağgörü. a ğaç dikip orman haline getirmek. 1. fore. haberci. tenis sa ğ vuruş. (hayvanlarda) ön ayak. i. selef. den. önceden belli olan sonuç. çoğ. f. yabanc ı/dış ülkeler. işaret parmağı. önden gelen. döviz. önsezi. huk. mahkemeye ait. parayı ödemediği için ipotekli malı sahibinin elinden almak.men (for´mîn) i. öncel. ön plan. ata. devlet ormanlar f. en öndeki yer. ağaçlandırmak. sünnet derisi.. ustabaşı. erken davran ıp önlemek. s. i. (fore. peşrev. kehanette bulunmak. i. en öndeki. çoğ. hep. orman mühendisi. i. . 2. --n) önceden görmek. s. f.. i. küçük isim. dışişleri. yabanc ı. öngörü. 1. z. ecnebi. döviz. i. s. ileri görü ş. ba ş kasarası. i. alın. i. ön oyun. (birinin/bir şeyin) habercisi olmak. münazara sanatı. 1. i. kötü bir şeyin meydana geleceğini önceden hissetme. huk. işçibaşı. dışişleri bakanı. ilk isim. ecnebi. 1. cinsel ilişkiden önce oynaşma. i.saw. f. f. s. ön ayak. dış ticaret. ebediyen. i. sonsuza kadar.told) önceden haber vermek. i. i. anat. ormancılık. i. i. önceden bilme. işçibaşı kadın. sağ vuruşla yapılan. ön plan.

forgive. 1. bir şeyin sahtesini yapıp orijinal olduğunu ileri süren kimse. demirci oca ğı. demirhane. 2. mü şkül. i. 2. bağışlama. f. huk. yapmak. f. bahç. fore. resmiyete dökmek. f. kim. i. biçimlendiren. formatl disket. i. teşkil. af. f. the birinci. bak. mat. 2. format. --s (fôr´myılız)/--e (fôr´myıli) i.ten. s. 3. 2. oluşturma. 2.wom. forklift. bak.. f.went. Formozalı.got. i. biçimlendirme. 1. önsöz. 1. öne geçmek.. biçim verme. 3. i. terketmek. formalize. sıra olmak.. 2. bilg. biçimsel. sıraya girmek. bir şeyin sahtesini kalpazanlık. f. bak.. f.gone) vazgeçmek. şekil verme. f.en) 1. (for. f. i. f. demiri ocakta kızdırıp işlemek. çatal. ümitsiz ve üzgün.got. şekil düzen. s. bedel. ilk. sahtekârlık.forewoman foreword forfeit forgave forge forge forge ahead forger forgery forget forgetful forgetfulness forget-me-not forgive forgiven forgivingness forgo forgone forgot forgotten fork forked forklift forlorn form form a government form a habit form a line form a single file form an opinion formal formalise formality formalize format formated diskette formation formative former formerly formidable Formosa Formosan formula formulate fornicate forsake çoğ. f. i. vazgeçmek. f. (for. f. âdet edinmek. işçibaşı kadın. (okullarda) sınıf. i.en (for´wîmîn) i. i. forget. form. kalpazan. veren. sahtekâr. biçimlemek. spor form. 3. f. 2. Formoza´ya özgü. hızla ilerlemek. 1. resmiyet. 3. eski. hükümet kurmak. fikir edinmek. alışkanlık edinmek. 1. şekil. İng. bellemek. s. forget. (--ed/--ted. i. bak. 1. unutkan.. forgive.sook. b ırakmak. unutmak. 1. (for. 2. ceza. oluşturmak. 2. --n) affetmek. sahtesini yapmak. önceki. formül. biçimlendirmek. 1. 2. bel. unutkanlık. yüzüstü b ırakmak. (for. i. biçim/şekil vermek. Formozalı. çatallaşmak. 1. Formoza. i. z. 1. Formoza. çatal. 2. 1. ask. çoğ. s. 1. forgo. bot. ilk söylenen.. biçim. for. kesin ve aç ık olarak belirtmek. --ing/--ting) bilg. reçete. zor.. yapıp orijinal olduğunu ileri sürme. yolun/nehrin çatalla şan yer veya kolu. doldurulmak üzere hazırlanmış basılı belge. yaln ız. 3. i. 1. 2. resmile ştirmek. güç. s.sak. 2. evlilik d ışı cinsel ilişkide bulunmak. i. s. f. sahte şey. 1. 2. 2. s. formalite. i. tek s ıra olmak. --ting) s. bak. 2.. İng. ıformatlamak. bak. biçim veren. oluşma. eskiden. dövmek. f. i. resmi. f. ceza olarak kaybetmek..gave. 1.. 1. biçim vermek. for. aşılması zor. biçim. f. for. şekil vermek. birbiri ardınca sıralanmak. format etmek. . çatallı. f. 2. zina etmek. ba ğışlamak. terkedilmiş ve harap. işçibaşı. unutmabeni. bahç. 4. kadın jüri başkanı. 1.

bakmak. find. 1. temel.b. 1. ışmak. k ısmet. yeni adrese göndermek. kurucu. önümüzdeki. s. (for. bak. 3. temel. fight. forum. bak.forsaken forsook forswear forswore forsworn fort forte forth forthcoming forthright forthwith fortieth fortification fortify fortitude fortnight fortress fortuitous fortunate fortunately fortune fortuneteller forty forty winks forum forward forward forward forwarding agent forwards forwent fossil fossilise fossilize foster foster child foster parents fought foul foul foul play foulmouthed found found found foundation founder f.. f. birinin en iyi yaptığı iş. ask. rastlantı sonucu olan. for. 1. hemen. s. 1. s. esas. i.. suikast. kale. z. küstah. f. kirli. kurma. 2. s. i. şanslı. iki hafta. ileri.ra (for´ı) i.swore. büyük kale. taşıllaştırmak. 1. taşıllaşmak. birbirine karışmış (ipler. hisar. derhal. kırk rakamı (40. ileride olan. 2. 3. ileri do ğru. şans. s. 2. pis. bak. tiksindirici. forgo. tövbe etmek. spor faul yapmak.. i. z. iğrenç. cinayet.. beslemek. fosil. i. aç ıksözlü. i.. kurmak. f. ilerletmek. ta şıl. f. kalıba dökmek. büyütmek. birinin asıl uzmanlık alanı. z. iyi ki. f. 1. ile kar f. 1. forsake. d ışarı. 2. 1.. -e moral vermek. f. 1. 2. i. içten. talihli.sworn) b ırakmak için yemin etmek. falc ı. şekerleme.. bak. spor faul. i. ağzı bozuk. tahkimat yapma. 2. z. i. --s (for´ımz)/fo.. s. k ısa süren uyku.. forswear. bak. s. 2. i.. fondöten. bak. ileri. f. öndeki. bak. zincirler pisletmek. 3. -de tahkimat yapmak. evlatlığa bakan ana baba. 3.. doğrudan. nakliye acentesi. Allahtan. f. kırkta bir. XL). fena. bak.. İng. vak ıf. kader. k ırk. forward. f. i. sevketmek. gelecek. bereket versin. i. 1.. bak. v. ön. metanet. kurum. tesis etme. 2. fosilleştirmek. şımarık. i. tesadüfi. 5. fosilleşmek. 2. f. 4. f. . samimi. ileri. f. 2. servet. evlatlık. s. forswear. forsake. kirletmek. s. i.. z. 4. dışarıya doğru. kırk. f.). i. çok şükür. i. talih. tahkimat. göndermek. çoğ. küfürbaz. f. kötü. futbol forvet. büyük hisar. on be ş gün. fossilize. k ırkıncı.

mis kokulu. dördüncü.b. pınar. kolay k ırılma. etmek. i. çerçeveletmek. kümes hayvanı. çerçeve. i. argo suçu ıya ında suçsuz olan birine) yıkmak. XIV). i. 2. 2. güvenilir ve inançl ı. Onu ne şeli bir halde bıraktım. dala ş. 2. on dört rakam ı (14. şans v. stilo. telaro.founder foundling foundry fount fountain fountain pen fountain pen fountainhead four four corners of the earth foursquare fourteen fourth fowl fowling piece fox foxglove foxy foyer fracas fraction fractious fracture fragile fragility fragment fragrance fragrant frail frailty frame frame frame of mind frame-up framework framing franc France franchise frank frank frank frankfurter frankly frankness frantic fraternal i.. 2. açıkkalpli. k ırık parça. tilki. 1.b. (otomobil. s. çeşme. huysuz. 2. dökmeci. (şirketin bayie tanıdığı) imtiyaz. dolmakalem. aksi. kaynak. 1. k. kuş. kumpas kurma. aldatmak. dökümcü. s.1. İsviçre para birimi) frank. 1. i. güzel kokulu. hafif ve kırılgan.b. (bir şeyden) küçük bir parça. memba. 1. fıskıye. (zarf ın üstüne) posta damgasını veya posta ücretinin ödenmiş olduğunu gösteren bir işareti basmak. Fransa. tilki gibi. 1. dili. . z. (umut. (posta pulunu) damgalamak. dört rakam ı (4. (binaya ait) iskelet. i. ince ve güçsüz. i. tavuk/hindi/ördek eti. durum: left him in yap ı. karkas. kurnaz kimse. 1.. güzel koku. 3. 2. naziklik. kolay k ırılan. fowl/--s) 1. 4. dolmakalem. i. açıkyürekli. 1. s. irade zayıflığı. 2. a cheerful frame ofkamyon v. kırık. i. 2. çeşme. dört. çılgın. kesir. çok acele ve telaşlı. kumpas. 1. kardeşlere özgü. dörtte bir.. bak. k ırma. 1. kırılgan. kırılganlık. pınar başı. bir çeşit sosis. dört. çerçevelemek. (pencereye/kap(aslait) kasa. mat. f. s. gürültülü kavga. on dört. i. i. düşüncelerini/duygularını açıkça gösteren. i. yüksükotu. f. dünyanın dört bucağı. tertipzaaf. karde şçe. ında suçsuz olan birine) yıkma. i.´nde) şasi. s. açıksözlü. i. i. (çoğ. terkedilip sokakta veya ba şka bir yerde bulunan bebek. düzenlemek. şansince ve zayıf nahif olma. kurnaz.). i. i. ince ve güçsüz olma. kaynak. 1. buluntu. argo suçu (asl tuzak. s. s. zayıf (umut. (vücudaI ait) bünye. dökümhane. ç ılgına dönmüş. cesur. Belçika. 2. i. i. the oy hakk ı. tilki. s. 1. i. (binaya ait) iskelet. bot. frankfurter. açıksözlülük. 3.´nde) zayıflık. (ruhi) hal. i. içten. açıkça. yapmak. i. i. 1. f. fuaye. kırılma. i. 3. i. s. 2. bir şeyin kırılan yeri. s. 2. 3. s. 1. (binaya ait) iskelet. karkas. ince ve zayıf nahif. 2. mind. i. i. av tüfeği. v. on dört. i. arbede. i. karkas. 2. IV). asıl kaynak. hafif ve kırılgan olma. tilki kürkü. 2. samimi. i. tasarlamak. kırık.. 2. (Fransa. s.

huk. f. i. tapu sahibi. -den muaf: free of tax vergiden muaf. farmason. 1. dolandırıcı. mülk sahibi. arka tekerle ği zincirden güç almadan serbest dönen bisikletle gitmek. i. çilli. 1. rahat. serbest. 4.. serbest vuru ş. frezya. sahtekâr. z. 1. garip bir olay. tic. huk. .arkadaşlık etmesi aldatma. z. hileli muamele. i. çok üşümek. tic. (kuma şı/ipi) yıpratmak. 1. f. s. 2. 1.otlakç ılık etmek. boş. i. savaşma. bedava. argo hastas ı. 3. 2. garabet. hür.. f. çılgına döndürmek. kanını dondurmak. serbest ısız. hile. çok hoşgörülü. yıpranmak. i. çevre yolu. sert olmayan. saçaklanmak. fels. donmak.. mason. free from pain ağrısız. kurtarmak. fro. f. fels. çok korkutmak. meşgul olmayan. freed. bedava. serbestçe. 2. out argo 1. özel girişim. serbest yüzme. çok 2. hilkat garibesi. çılgına i. Subayların ırıcılık. hür teşebbüs.zen) 1. paras ız giriş kartı. hileli iflas. serbest bölge. otoyol. s. aç ık liman. delisi: a soccer freak futbol hastas ı. i. (gazeteci/yazar/fotoğrafçı) serbest çalışmak. arkada şlık etmek: Officers are forbidden to fraternize with enlisted men..fraternise fraternity fraternize fraud fraudulent fraudulent bankruptcy fraudulent bankruptcy fraudulent transaction fraught fray fray frazzle freak freckle freckled free free free and easy free enterprise free from free kick free kick free of free of charge free on board free pass free port free will free will free zone freedman freedom freedom of the press freeholder free-lance freeload freeloader freely freemason freesia freestyle freestyle swimming freestyle wrestling freeway freewheel freeze freeze one´s blood f. i. serbest liman. İng. laubali. f. s.. s. 1. çok toleranslı. f. 2. pedal çevirmeden gitmek. 2. buz ba ğlamak. (froze. s. çil. kölelikten azat edilmiş kimse. bo ğuşma. fob. basın özgürlüğü. karde şlik. 2. serbestlik. i. dili bedavac ı kimse. hileli iflas. i.. f. ekon. i. bedava. hür irade. parasız. 3. serbest güre ş. erkek üniversite öğrencilerine ait birlik. teklifsiz. spor frikik. serbest çalışan (gazeteci/yazar/fotoğrafçı). yasak. atışma. k. hileci. 2. paras ız. -siz: free from error hatas ız. saygb ırakmak. fraternize. 3. k. i. dili otlamak. otlakçı kimse. donma. dövüşme. münakaşa. doland eratla sahtekârlık. 1. buz tutmak. 1. dondurmak. hürriyet. donmak: I´m freezing! Donuyorum! i. s. 2. İng.men (frid´men) i. hileli. bot. hür irade. çoğ. hafifme şrep (kadın). (ile) dolu: a journey fraught with danger tehlike dolu bir seyahat. serbest. serbest vuru ş. özgürlük. nakliyecinin arac ına ücretsiz teslim. desise. frikik. mezhebi geniş. arbede. özgür. azatlı. bak. etrafa ald ırmadan hareket etmek. f. azat etmek.

. fretleme i şi. canlı. (erkeklere özgü baz ı dini tarikatlarda) frer. taze hava. fretaj. i. izole bant. çoğ. Fransız erkek. fresh. k ıs. 1. Fransız. i. sulu. teras veya bahçeye aç ılan) camlı ve çift kanatlı kapının kanatları. yeni. sapak. sahanda yumurta. fret. çoğ. f. cuma. (--ted. 2. Friday. Fransız kadın. yüzünü yıkayıp kendine bir çekidüzen vermek. s. i. s. 2. 1. çılgın (bir olay). rahip. z. artmak.. ovuşturma. dondurucu. 2. (küçük şeyler için) endişe etmek. (bir yere) s ık sık gitmek. friksiyon. (buzdolab ının içindeki) buzluk. çılgınlık. --ting) 1. aksi. çok heyecanlı. çılgın bir hal. sinirli. patates tava. i. 1. taze. ihtilaf. (-ted. s ık sık tekrarlanma. müz. kızmak. Fransızca. ücretle taşınan mal. i. . f. i. (rüzgâr) kuvvetlenmek. --ting) mim. 1. 3. sık sık tekrarlanan. endişelendirmek.men (frenç´mîn) i. şilep. 4. s. dili fazla samimi davranan.menbir hale sokmak. sapaklar. (telli çalg ıların sapı üzerindeki) perde. 2. i. yağda pişirilmiş. taşıma ücreti. müz. k. fretler. dondurarak kurutmak. (küçük şeyler yüzünden) sinirlenmek. nakliye. düşürmek. dili buzdolab ı. sık sık. Hrist. 2. mim. fretlemek. k ızarmış patates.en (frenç´wîmîn) i. sürtüşme. navlun. camlı ve çift kanatlı kapının kanatları. t ıb. yük treni. k ıl testere. (kolejde/üniversitede) birinci sınıf öğrencisi. mim. sürtünüm. zinde. c ıvık. 3.freeze over freeze-dry freezer freezing freezing compartment freezing point freight freight car freight train freighter French French doors French fried French fries French Guiana French horn French toast French windows Frenchman Frenchwoman frenetic frenzied frenzy frequency frequent frequent frequently fresco fresh fresh air freshen freshen up freshman freshwater fret fret fretful fretsaw fretwork Fri friar friction friction tape Friday fridge fried fried egg üstü buz tutmak. donma noktas ı. taze (hava). s. yeniden yapılan. s. f. tela şlı. i. navlun. çok so ğuk. Fransız Guyanası. ço daha çekici (freş´mîn) i. yumurtaya batırılıp tavada kızartılmış ekmek. 1. 1. f. (balkon. 2. French. French. 2. 1. 2.wom. uyuşmazlık. fresk. 2. sıklık. 5. anlaşmazlık. i. 1. yağda kızartılmış. Frans ızca. (bir yeri) daha güzel ve ğ. Frans ız kornosu. s. s. frekans. kızartılmış. korno.. f. tatlı su. i. s. yeni yap ılmış. i. Fransız. yük vagonu. (buzdolabının içindeki) buzluk. ovma. endişeyehuysuz. i. sürtünme. s. marşandiz. i. elek. tatlı suya ait. çılgın. dipfriz. Fransız. fiz. k. i. ters.

2. i. edat 1. soğuk. i. havailik. buz gibi. i. k. perçem. delişmenlik. f. (birinin) üstünü aramak. dili çok. i. sıcakkanlı. He jumped from the branch. sıçrayıp oynamak. 1. s. i. f. s. fırfır. i. içten olmayan. frizzy. cızırdatarak kızartmak. 2. frijider. soğuk. rop. i. frightening frightful frightfully frigid frigidaire frill fringe fringe benefit fringe benefits frisk frisky fritter fritter frivolity frivolous frizzle frizzly frizzy fro frock frock coat frog frogman frolic frolicsome from from a distance from afar from beginning to end from day to day from end to end from head to foot from mouth to mouth from pillar to post from the first From the sound of it things are pretty bad. kanı sıcak. saçma. i. baştan aşağı. ahbap. f. bak. kurbağa. (--ked. s. s. birinin ödünü koparmak/patlatmak. dost. 1. kadın elbisesi. from the word go from time to time i. müthiş. arkadaşça. günden güne. cana yak ın. i. arada s ırada. 1. s. önemsiz. s.. (sosyal sigorta. kıvır kıvır (saç). s. korkunç. z. frog. dili ta ba şından beri. 1. bak. k ıvırcık. mim. gülüp geçmek.friend friendly friendship frier frieze frigate fright frighten frighten s. eğlence.o.. 1. 2. 2. kâkül. 2. korkutucu. kenar. 2. saçak takmak. firkateyn. f. deh şet. dostluk. k. Her ranking rose uzaktan. ın). uzaktan. tıb. efriz. dili Anlad ığım kadarıyla durum vahim. kurbağa adam. 1. 3. Daldan atladı. 1. arkada ş. f. ciddiyetten yoksun hareket/söz. fryer. farbala. saçak. f. i. 2. (bir yer)den. korku. cana yakın olmayan. çoğ. frijit. a ğızdan ağıza. . hoppa (kadc ızırdamak. dilden dile. tepeden tırnağa (kadar). korkunç bir şekilde. O Manisalı. bir güçlükten diğer bir güçlüğe. den. neşeli. out of his/her wits/frighten the wits out of s. çok so ğuk. (bir ba şlangıç noktasın)dan: He´s from Manisa. i. ahbaplık. bir uçtan bir uca. (mutlu bir şekilde) sıçrayıp oynamak. parça parça harcamak. 3. gözlemeye benzer bir çe şit börek. i. friz. 2. kapı kapı (dolaşma). --king) 1. püsküllü saçak. havai (kimse). 3. i. z. 2. emeklilik sigortas ı gibi) işçiye ücreti dışında sağlanan herhangi bir şey. s. arkada şlık. buzdolab ı. redingot. zaman zaman. korkutmak. oynak. maaş dışında verilen haklar.men (frag´men) i. eğlence. bo ş.. baştan itibaren. away azar azar çarçur etmek. baştan sona kadar. 2. dostça. 1.o. 1. yerinde duramayan. s. şen. k.. ciddi olmayan.

bak. baştan aşağı. nafile. s. Bu araba önden çeki şli. s. gösteri şsiz. 2. Şehri içten fethedece ğiz. 2. (tüfekte) arpac ık. verimlilik. s. kırağılı. s. 1. 2.. bütünüyle. sinir bozucu. baştan ayağa. s. s ınır.). frumpy. freeze. hudut bölgesi. hudut. i. 3. k ırağı. tül veya aksesuarlardan olu şan) aşırı süs. edat 1. kırağı düşmek. front-wheel drive oto. (evin iç dekorasyonunda) ufak f. sade ve ucuz. k ılıksız kadın. ileri hat. i. i. demode giyimli kadın. cephe hatt ıyı. ön. i. 1. İng. kösteklenme. ön. dondurulmu ş yiyecek. i. 2. 2. dona çekmiş (hava). 1. (keki) şekerli bir karışımla kaplamak. buzlucam. 1. dondurulmu ş fiyatlar. . üstü köpükçüklerle kapl ı.ş.´ne ait) k ı. 2. öne ait. şekerli bir karışımla kaplı (kek). cephe. f. deniz v. 3. 3. meyve. i. tutumluluk. içten.from top to bottom from top to toe from top to toe from within front front line front page front sight frontage frontal frontal attack frontier frontispiece frost frost line frostbite frostbitten frosted frosted glass frosting frosty froth frothy froufrou frown frown on froze frozen frozen food frozen prices frugal frugality fruit fruiterer fruitful fruitfulness fruition fruitless fruity frump frumpish frumpy frustrate frustrated frustrating frustration fry baştan başa. 2. taraf. soğuktan donmuş. içinden. engellenmiş. i. donmu ş. alna ait. manav. tutumlu. kösteklemek. i. f. i. (eteklerin ç ıkardığı) hışırtılı ses. netice. 1. kaşlarını çatmak. k ırağılı. cevap v. hüsran dolu.. binanın cephesi.. öndeki. 2. seviyesi. (fırfır. verimli. cepheye ait. 1. set çekilmiş. 2. i. hışırtı. f. s. köpükçük kümesi. direkt. cephe. 1. -i uygun görmemek. yeraltı don i.an (göl. i. set çekmek. fazla na ğmeli (insan sesi). s.b. köpükçükler. demode giyimli. ket vurmak. (sava şta) içinde: They´ll be here cephe. on -e bakmak. s. içeriden: We´ll take the city from within. 3. f. i. tepeden tırnağa. cephe taarruzu. soğuktan donma. ön. hüsranı yansıtan. s. i. önden çekişli: This car´s got frontwheel drive. tepeden tırnağa. s. 2. soğuktan yanmış (uzuv). bak. faydas ız. küçük. gerçekle şme. gazet. i. s. i. (bir uzuv) so ğuktan yanma. 1. kaş çatma. hüsrana uğratmak. bak. (havaya ait) within 4. don. i. 1.. ön (belirli2. s. 3. 1. köpükçükler ç ıkmak/akmak. ket vurulmuş. meyve vermek. engellemek. set çekilme. istekleriwork is very frustrating. s. ümitleri suya dü şmüş. arsanın sokağa/denize/göle/nehre bakan tarafı. kenar. Bu çok sinir s. keklerin üzerine konulan şekerli karışım. meyvemsi. 1. 2. sonuç. soğuk (tavır. i. f. ayaz. hüsran. s. ba ş sayfa. moral bozucu: This gerçekleşmemiş. f. 4. kitabın başındaki resimli/süslü sayfa. 1. freeze.b. ön cephe. ask. kösteklenmiş. bir i engellenme. bir zaman) cephe. f.

yanmasını almamak. füg. yerine doİng. düzüşme. f. is dolu. i. is renkli. foot. fulfillment. berbat. mak.elbise. vakit geçirmek/öldürmek. f. is renginde. nokta. dolunay. Bardak suyla doluydu. 1. 2. (of) (ile) dolu: The glass was full. 3. dopdolu. f. s. firari. f. müz. yak ıt pompası. i. s. dili a şırı titiz ve örümcek kafalı kimse. yak ıt deposu. yak ıt. işi berbat etmek. bot. (--ed/--led. ğan bak. bir şeyin içine sıçmak. bir şeyin işin içine etmek. birine çok a şağılık bir şey/bir kahpelik/bir puştluk yapmak. up fuck up Fuck you!/Get fucked! Fuck! fucked-up fucker fucking Fucking hell! fuckup fud fuddy-duddy fudge fuel fuel gauge fuel oil fuel pump fuel tank fugitive fugue fulfil fulfill fulfilling fulfillment fulfilment fuliginous full full dress full fare full general full measure full membership full moon full speed full stop full stop f.. tam üyelik. bak. i. k ıs.. s. İng. kaba tam bir fiyasko. k. kaçak. Siktir git! birini sikmek/düzmek. i. nokta (noktalama işareti). küpeçiçe ği. 2. isli. kaba herif. kaba sikmek. rezil. kafayı üşütmüş. tavada k ızartmak/kızarmak. fuel-oil.fry fryer frying pan ft fuchsia fuck fuck fuck about/around fuck all Fuck off! fuck s. Siktir git! ünlem Allah kahretsin! s. i. i. 2. yakmak. düzmek.o. 2. i. İng. feet. over fuck s. s.memnuniyet. kaçak. 1. The glass was full of water... kaba 1. yerine getirmek. içine etmek. Allah kahretsin! i.. a full hour çok resmi toplant ılarda giyilen 2. kafayı yemiş. i. İng. k. 1. s. tatmin 2.. ıt göstergesi.. ufak çapta bir yalan söylemek. f. hiçbir şey. Bardak doluydu. ufak bir hile yapmak. --ing/--ling) 1. 2. tam ölçü. Vurgulamak için kullan ılır: You´re a fucking idiot! Tam bir dangalaks ın! 2. tam sürat.. koku şmuş. biraz uydurmak.edici. şakalaşmak. tam: tam bilet. kaba 1.. -den çalıştırmak. 1. 1. yumuşak ve çikolatalı şekerleme. (insan) içindeki you find your work tatmin edecek bir şekilde ediyor mu?getirme. içindeki potansiyelini iyi kullanmaktan i. yozlaşmış. kaba sikişme. kahrolası. dili a şırı titiz ve örümcek kafalı kimse. 2. ya ğyakıt. doyurucu: Dopotansiyelini kendinifulfilling? İşin seni tatmin s.. ..t. i. bayağı problemli/kompleksli. fulfill. yapmak: fulfill an obligation bir görevi yerine getirmek. İng.. full to overflowing/full to the brim ağzına kadar dolu. aşırı titiz ve örümcek kafalı. kaçan. tava. firari.. yapma. full member tam üye. i. piliç. kesin bir tav ır sağlamak. orgeneral. i.. 1. akaryak up yakıt almak. bir şeyi berbat etmek.

çoğ. i. kürkçü. işlev. tamam ıyla büyümüş. merasim. asıl. 1. gerçek bir. i. 2. (yelken/bayrak) sarmak. mantar öldürücü ilaç. 3. gerçek. safkan.. s. möble. izin. şlev. temel. (against) (-e) ate ş püskürmek. 3. şüpheli. yetişkin. i. (oyunda) topu düşürmek. i. i. kasvetli. 1. tamgün. f. İng. mantar veya mantar türünden bitki. temelde. sinirin geçtiği hilecilik. with ile döşeli. 1. esaslı. i.. pis kokulu gazlar ı yaymak. f. olmak. (bir iş/kimse için) para sağlamak. 2. görevli. sağlamak. i. kırışık. garip. küplere binmi ş. f. mat. f. işlevsel. fultaym. f. --ning) k. fon. tam gelişmiş. 1. donatmak. komik. çoğ. buharla dezenfekte etmek. fonksiyon. 4. f. saban izi yapmak. 1. 2. f. tamgün bir çalışma gerektiren iş. 3. mefruşat. 2. kürk. 1. fonksiyon. 2. tamamen açm ış. s. (gazetede) bant-karikatürlerin bulundu ğu sayfa. çok öfkeli. tuhaf. f. 1. yer. sert. fonlar. 2. öfkeli i. (vapurda) baca. s. fun. acayip. s. 2. . cenaze mar şı. tam boy (portre). ço ğ. 1.. kürklü giysi. 2. uyandıran. f^ng´gay)/--es (f^ng´gısız) i. 1. i. tamamen. 1. kürk. s. 2. çalışmak. özünde. 2. bot. ehliyetli. s. (--ned. memur. i. f. şüphe dirsekte bir şeye çarpınca kolun karıncalanmasına sebep olan anat. pis kokulu gazlar.. topu düşürme. s. güldürücü. z. tören. tamam ıyla. temel. futbol bek. füniküler. f. düzenbazl ık. ifonksiyonel. yalan dolan.fullback full-blooded full-blown full-fledged full-grown full-length full-time full-time job fully fulminate fumble fume fumes fumigate fun fun fair function functional functionary functioning fund fundamental fundamentally funeral funeral march funereal fungicide fungus funicular funnel funnies funny funny bone funny business funny paper fur furbish furious furl furlough furnace furnish furnished furnishings furniture furrier furrow i.gi (f^n´cay. vazife. parlatmak. görev. 1. i. faal. möbleli. 2. s. işler durumda. 1. vazifeden izinle ayr ılma. s. (çaydanl ıkta/borularda oluşan) kireç. 3. i. döşemek. z. 2. el yordam ıyla aramak. (demirhanede) ocak. büyük ocak. saban ın açtığı iz. eğlence. 1. 1. yenile ştirmek. i. gözü dönmüş. 2. kırıştırmak. s. i. lunapark. i. f. cenaze törenine yak ışan. esas. (baz ı yumuşak tüylü hayvanlara ait) tüyler: the cat´s fur kedinin tüyleri. yoklamak. para. işlemek. tam. cenaze töreni. mobilya. s. 2. huni. zevk. dili şaka etmek. mobilyalı. i. i. s. çoğ. tam bir. kalorifer oca ğı. e ğlendirici. i. şiddetli. çoğ. i. iş. s.

s. 2. k. ayrıca. 3. ilave olunan. 3. s. 1. gaf. i. f. i. i.. 2. 2. --ging) 1. f. 3.b. 5. ufak meseleleri sorun yapmak.furry further furtherance furthermore furthermost furthest furtive fury fuse fuse fuselage fusion fuss fussy fusty futile futility future fuze fuzz fuzzy G. en ötedeki. f. 2. bina duvar ının beşikçatı ile birleştiği yerdeki üçgen bölüm. s. s. farther ise mesafe için kullan ılır. ince tüyler. G. -e sahip olmak. büyük öfke. i. çok titiz. 1. bundan ba şka. i. çok havlı (kumaş). i. kazanç sağlamak. i. i. ötedeki. argo bin dolar. i. en çok. elek. 1. k ılı kırk yaran. Gaelce. i. s. Gabon. kâr. susturmak için a ğıza sokulan tıkaç. s. 1. s. büyümek. i. i. f. ayva tüyü. artma. (--ged. i. havlanmak. i. s. --bing) k. i. 2. füzyon. ağzını tıkamak. i. fitil. ilerlemesini sa ğlama. 2. abes olma. gizli. f. Gabonlu. . tüylü. Gabon´a özgü. eriyip kayna şma. tüyleri kabar ık. erimek. gülüt. flu. en uzak. hav. çok tüylü (köpek v. g gab gabardine gabble gaberdine gabfest gable gable roof Gabon Gabonese gad gadfly gadget Gaelic gaffe gag gag gag on gaga gage gaiety gain gain an advantage over gain ground gain ground gain momentum s. --ding) about/around ba şıboş dolaşmak. 1. ılmasına engel olmak. alet..ese) Gabonlu. şaka. 2. 2. (Further ço ğunlukla miktar ve derece. 1. şiddet. İngiliz alfabesinin yedinci harfi. (bir şey) boğazını tıkamak. uzaktaki. çabuk ve anla şılamayacak bir şekilde konuşmak.). müz. cüppe. 2. atsineği. kıvırcık (saç). k ıvırcık saç. yaygara. argo polis. boşuna olma. 1. demode. i. gelecek. 1. eski. dili çene çalma. sinsi. beşikçatı.. susturmak. nafile. i. -i elde etmek. gauge. (haberin) yay i. İrlandaca.. erime. h ızı artmak. 1. (top mermisine ait) tapa. bak. şenlik. hatları belirsiz. s. gazap. 2. on (takip eden kişi/şey) yaklaşmak. daha uzak. 2. daha i. müstakbel. ince tüylerle kaplı. boş. i. z. sigorta. 1. s. 2. kazanç. uçak gövdesi.. i. 2. aradaki mesafeyi kapatmak. Ga. ufak şeyler yüzünden telaşa düşmek. f. Gabon. 1. küflenmi ş. i. i. gelecek. neşelilik. dili budala. küçük ayg ıt. art ış. eritmek. çabuk ve anlaşılmaz konuşma. (--bed. eriyip birbiriyle kayna şmak. fiz. abes. i. istikbal. deli. f. daha öteye. i. 4. (çoğ. İskoçça. 2.bon. küf kokan. gabardin. (--ded.) z. sol notası. rağbet kazanmak. s. 1. gereksiz tela ş/heyecan/öfke. 1. (bir başkasından) daha kuvvetli olmak. f. çene çalma. 4. eritme. i. küflü. i. k. 1. dili çene çalmak. s. 1. (hastan ın durumu) iyiye gitmek. neşe. 3. f. (askerler) ilerlemek. 2.

i. gezip tozmak. galon.. f. gidiş. avantaj (birinde) olmak. Gambiya. İng. centilmen. 1. kaloş. mad. faaliyet. 3. Gambiyalı. sıçrayış. oyun. dörtnala gitmek. galvanize. f. s. i. k ıs. dörtnala gidi ş. kalyon. sakat (bacak). i. vakit kazanmak. yiğitlik. getr. f. i. (saat) ileri gitmek. i. şişmanlamak. balkon. bora. 3. bol: You can find blackberries galore there. 4. safra kesesi. sinir edici. Are you s. anat. f. bak. av hayvanlar ı için ayrılmış yer. 4.2. çok miktarda. galvanizlemek. 2. i. kumarbaz. i. s. i.55 litre.. cesur. meslek..geçilmiyor. (of) her çe şit. kumarhane.. 2. gallon. galeri. i. Sen de var mısın? s. f. i. k. f. (bazı oyunlarda) parti. k. i.78 litre. avlak bekçisi. Gambiyalı.D. sakat (bacak). 1. f. sinir etmek. kadırga. darağacı. kilo almak. yürüyüş. kumar oynamak. İng. 1. gökb. A. 3. sinirlendirmek. gökada. s. s. galeri.said) inkâr etmek.. i. e ğlence. sanat galerisi. i. galaksi. av hayvanı. karşılaşma. av. i. sinirlendirici.. gemi mutfağı. efendi. kuvvetli rüzgâr. game? Biz futbol oynayaca ğız. kumar. her tür. (domuz budundan yapılmış) jambon.gain the upper hand gain time gain weight gain weight/put on weight gainsay gait gaiter gal gal galaxy gale gall gall gallant gallantry gallbladder galleon gallery galley galling gallivant gallon gallop gallows gallstone galore galosh galvanise galvanize Gambia Gambian gamble gamble for high stakes gambler gambling gambling den gambol game game game game preserve gamekeeper gamma gamma rays gammon gammy gamut avantaj (birine) geçmek. 1. i. kumar oynama. İsteklilik belirtir: We´re going to play football. i. k. yiğit. gamma ışınları. i.. zıplama. --ing/--ling) s ıçrayıp oynamak. İng. i. 1.B. i.. i. f. . i. f ırtına. hemen harekete geçirmek. 2. İng. i. büyük para için kumar oynamak. 2. i. Gambiya´ya özgü. Gambiya. (gain. kumar. galoş. 2. dili iş. i. dili kad ın. (--ed/--led. i. Orada böğürtlenden lastik. s. i. kahramanlık. dili çok riskli i ş. safra ta şı. i. tozluk. 1. spor. 2. oyun. 1. kilo almak. safra.

çok büyük.. i. iskele tahtas ı. çelenk. tavanarasındaki oda. parlak (renk). i.D. lafazan. s. gargara. f. gaz. i. çöp. tıb. benzin istasyonu. gaz saati. elbise. çöp tenekesi. (--sed. jartiyer.. f. boşluk. 1. gargara yapmak. erkek kaz. (birkaç kişi) toplanıp (birine) karşı saldırmaya ırığı gibi. 1.. sarmısak... havagazı/doğalgaz sayacı. f... i. f. bak. garnitürle süslemek. garaj. 2. bahçe. i. geveze. havagazı. ask. gangster. i.. ünlem Destur!/Yol ver! i. 2. dili çene çalmak. cart. giysiler. gauntlet. çiğ. çöp arabas ı. evde istenilmeyen e şyayı satmak amacıyla garajda/bahçede düzenlenen satılık. tavanaras ı. s. i. kangren. bot. fasulye s hazırlanmak. bak. 1.B. İng. i. gedik. 4. i. nohut. f. --sing) 1. f. i. jailer. i. benzin. gazla zehirlemek. çete. 2. i. i. 1. k. 2. 2. dili bak ış. aralık. kıyafet. sürme iskele. . i. çöpçü. İng. i. 2. 1. garnitür. (çoğ. 2. doğalgaz. i. garnizon. bostan. i. i. iskele.. gaz sayac ı. toplamak. çenebaz. k ış. i. i. giysi. kangrenli. gardenya. 1. çiçeklerle uğraşmak. 3. kocaman. grena. çöp kamyonu. açılmak. lal ta şı. bak. bahçede çal ışmak. süprüntü. 2. jail. s. cafcaflı. gardenparti. garajda b ırakmak. tak ım. (midede) gaz. i. leylek gibi. gaz maskesi. benzin deposunu doldurmak. f. i. yanlış bir şekilde anlatmak/nakletmek..gander gang gang up on gangling gangplank gangrene gangrenous gangster gangway gantlet gaol gaoler gap gape garage garage sale garb garbage garbage can garbage man garbage truck garbanzo garble garden garden party gardener gardenia gargantuan gargle garish garland garlic garment garner garnet garnish garret garrison garrulous garter gas gas mask gas meter gas meter gas station gas station gas up i. s. bahç ıvan. 1. eksiklik. i. ağzı açık bir şekilde hayretle/şaşkınlıkla bakmak. i. (birine) kar şı cephe oluşturmak. f. i. s. sarımsak. k. cırlak. A. --es/--ses) 1. pis ve de ğersiz şey. f. 2. güruh. benzin istasyonu.

çiğ (renk). aygıt. vitesi çark. i. şanzıman. gastronom. anlamak. i. eşcinsel. neşeli. ray açıklığı. i. i. i. münasebetsiz. k ıs. gastronomi. kapı aralığı.gaseous gash gasket gaslight gasoline gasp gastric gastritis gastronome gastronomic gastronomy gasworks gate gatecrasher gatepost gateway gather gather speed gathering GATT gauche gaudy gauge gaunt gauntlet gauntlet gauze gave gavel gawk gawky gawp gay gaze gazebo gazelle gazette gazetteer GB gear gear down gear up gear wheel gearbox gearshift gearshift lever gee s. ünlem (At/öküz sürerken “Sa ğa git!” veya “İleri git!” anlamında kullanılır. kolları. aval aval bakmak. kalınlık. f. uygunsuz. vites kolu. i. vites.´nde bilet sat ışındangiren kimse. bak. homoseksüel. 1.) Deh!/Haydi! . seyretmek. şen. s. i. dili paras ız/davetiyesiz sağlanan) hâsılat. dişli çark. çiğ renkli. çap. i. derin yara. 3. iyi yemek yeme ve yemekten anlama sanat ı. düzen. bacakları uzun. şanjman. soluk solu ğa kalmak. f. ölçü. biçimsiz ve hantal. s. solumak. toplamak. 2. 1. tertibat. s. 1. ceylan. i. i. iş eldiveni. vites. f. 2. k ıs. s. nefesi kesilmek. (at) gözünü dikip bakmak. eşcinsel. i.. -de derin yara açmak. s. 2. 2. i. i. gastronomik. s. i. (toplantıda oturumun açıldığını ilan etmek için başkanın masaya vurduğu) tokmak. dişli azaltmak. 1. s. aval aval bakmak. 2. ölçümlemek. f. k. toplanmak. nefesi daralmak. 1. büzmek. soluk solu ğaait. sirk v. 3. benzin. devşirmek.. gişe hâsılatı. f. aşırı ve zevksiz bir şekilde süslü. dik bak i. i. pot k ıran. mideye söylemek. kapı dikmesi. bön bön bakmak.. (atlasta) yer adları dizini. toplamak. 2. (at) ağzı açık bir şekilde seyretmek. f. 1. Great Britain. sonuç çıkarmak. 1. bir yapının üzerindeki teras/pavyon. nefes. gaf yapan. i. gazlı bez. gaz gibi. 2. 2. 1. gazhane. kapı. give. f. i. çok zayıf ve kuru. 3. güzel manzaral ı kameriye. 2. parlak ve güzel (renk). pavyon. kanal kapağı. canlı.. ölçmek. i. kapı sövesi. 1. i.b. i. tıb. konser. ahu. midevi. (belirli bir iş için kullanılan) eşya/takım/giysi. General Agreement on Tariffs and Trade. 3. ış. gaz bezi. soluma. kapı (kapı aralığını kapayan kanat). gaz ışığı. tıb. bön bön bakmak. 1. toplantı. 1. gazlı. f. ölçme aleti. bir araya gelmek. vites kutusu. (maç. parlak ve güzel renkli. 3. i. resmi gazete. sıska.y. conta. belveder. homoseksüel. i. gazal. i. vitesi yükseltmek. çardak. 2. 5. bir araya getirmek. 3. 2. gastrit. i. 4. i. giriş. -i kesmek. i. 4. yer adlar ı sözlüğü. i. (irin) hız kazanmak. d.

i. bak.gee geese Geiger Geiger counter geisha gel gelatin gelatine geld gelding gem Gemini gemstone gendarme gender gene genealogy general General Agreement on Tariffs and Trade general election general of the army general practice general practitioner general practitioner general staff general strike generalisation generalise generality generalization generalize generally generate generation generation gap generator generic generosity generous genesis genetic genetics genial genital genitals genitive genius ünlem 1. ask. yumuşak (iklim). pratisyen doktor. jeneratör.. i. genelleme içeren söz. iğdiş edilmiş at. nesil... i. s.. s. şecere. iğdiş etmek. -in halindeki sözcük. dilb. i.. Sen bir i. i. üreme organlarına ait. harikas ın! i. general.e. f. i. Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anla şması. başlangıç. İng. s. i. 2.. biyol. 1. i. pratisyen. meydana getirme. değerli nesne. çoğ. 3. i. eli aç ık. üretim. -e yol açmak. i. jel. yetenek. i. üreme organları. tıb. s. f. generalize.swell! goose. kuşak.. s. genellik.ses (cen´ısiz) i. i.. f.. cömertlik. f. İkizler burcu. genel. i. k. dilb.. tıb. çoğ. genel grev. tıb. dinamo. s.. . değerli taş. tıb. 2. genetik. i.. çoğ. üretmek. arkadaşça davranan. i. meydana getirmek. gen. 1. biyol.. genelleme içeren söz. bak. genelle ştirme. ambalaj ında üreticinin adı/markası bulunmayan (gıda maddesi). kurmay s ınıfı. soyağacı. 1. kuşaklar arasındaki fark. cins. iyi huylu. i. 2. genelleme. özellik. kuşak farkı. cinsel organlar. 2. i. 1. ço ğunluk. i. İng. 1. generalization. pratisyen hekimlik. gelatin. z. astrol.. pratisyen. mücevher. cana yak ın. geyşa. genellikle. 2. Birinin veya bir şeyin beğenildiğini gösterir: Gee you´re bak. i. 1. 3. i. istidat. biyol. pelte.. --es) 1. -in halindeki. 2. jelatin. genetik. deha. cevher. 2. İng. genel seçim. i. s. Gayger sayac ı. gen. bak. i. pratisyen hekim. Allah Allah! 2. 4. ask. i. genelleme. genelle ştirmek. yontulmam ış değerli taş. (çoğ.. dili cinsiyet. güleryüzlü. cömert. jandarma. dâhi. rütbesi orgeneralden yüksek bir general. enemek. i. değerli kişi..

i. centilmence. coğrafya. jeofizik.men (cen´tılmîn) i. içten. 1. genom. s. i. yerpalamudu. biyol. 2. i. çoş). Hrist.ra (cen´ırı) i. i. (birkaç türden meydana gelen) cins. i. i.. tür. i. coğrafi. adam.tle. dili erkek. i. 2. i. Musevi olmayan. centiyana. s.. bak. geodezi. Gürcüce. jeriyatrik. i. 2. i. i. jenosit.. s. 3. samimi. geometri.e. biyol. gen. 1.. efendilik/kibarlık taslayan. gerçek. jeodezi. soyk ırım. efendice. i. s. i. s. bot. jeolojik. 2. antiseptik. s. dalakotu. yavaşça (yükselen yoku ğ. geriatrik. i. Alman. sardunya. 1. jeodezik. Musevi olmayan kimse.genocide genome genre gent genteel gentian gentile gentle gentleman gentlemanly gentleness gently gentry genuflect genuflection genuine genus geodesic geodesic dome geodesy geographer geographic geographical geography geologic geological geologist geology geometric geometry geophysics geopolitics georgette Georgia Georgian geranium Gerber Gerber daisy geriatric geriatrics germ German German measles germander germane Germany germicide i. nezaket. i. 2. f. geometrik. bot. Almanya. yerme (ile) s. i. s. geriatri. gentleman´s/gentlemen´s agreement centilmenlik anla şması. geodezik. hafifçe (esen).. gerbera. 1. s. mikrop öldürücü. geographical. hakiki. (ibadette) diz çökmek. 2. gen. yumuşaklık. 3. s. jeopolitik. geological. (özellikle ibadet ederken) diz çökme.. 1. centiyan. Gürcü. yerbilimsel.. hafif (rüzgâr/yağmur). s.sosyal statüsü iyi olanlar. geodezik kubbe. coğrafyacı. i.. içten gelen. jeolog. yumu şak ve nazik bir şekilde. k ızamıkçık. jorjet. coğrafya uzmanı. bak. jeoloji. i. . 3. bot. bot. kantaron. geometrik. 2. uzambilgisel: geometric figure geometrik şekil. Gürcistan. 3. e şçarpanlı: geometric series geometrik seri. 1. tohum. i. çoğ. yerbilim. çoğ. s. i. tarz. s. i. efendi.. ba şlangıç. tohumun özü. jeriyatri. 1. i. i. z. Almanca. kurtluca. yumu şak ve nazik. s.. s. i. mikrop. i. meyli çok az (yokuş). uzambilgisi. k. 1. centilmen. nevi.. yerpalamudu. (to) şesi. 2. i.ilgili. yerme şesi. centilmene yak ışan. geodeziyle ilgili..

2. (s.ten/got. 4. el/kol/ba ş hareketi. 3. (tohum) çimlenme. k. (haber) yay ılmak. ge ştalt. f. 4. (tohum) çimlenmek. (seçim bölgesini) bir siyasi partinin ç ıkarlarına uygun düşecek şekilde ayarlamak. i. 1. jest şayın! (Hapşıran bir kimseye söylenir. yakalamak. şına bayılmak. i. argo -e göz atmak. bir yol bulup (birini) atlatmak. dili darbe yemek: She got a bang on her head. dayak yemek. el/kol/ba ş hareketi.). 1. Her penisi 4. 2. güzel davranış. What he said obviously didn´t get across to them. 2. jest. k. --ting) 1. acele etmek. şımarmak.germinate germination gerrymander gerund gestalt gestation gesticulate gesticulation gesture Gesundheit get get (s. 1. dili kendini bir şey zannetmek. paylamak. k. dili ya ile geçinmek. türetilen isim. 1. (haber/söylenti) yayılmak. Badili -ebir darbe yedi. Yaptığı yanına kâr kaldı. mekaçmak. çabuk olmak. 2. 1. 2. elde etmek. 2. şekilde) olmak. gebelik.) k. bir yol bulup ayırıpkurtulmak. dili (yap ılan iş) yanına kâr kalmak: He´s gotten away with it. k. (belirli bir 1. el/kol/baş hareketi yapmak. dili acele etmek. ile anla şmak.. 3. ele geçirmek: He got it with difficulty. Bunu yanına . para biriktirmek. anlatmak. kötülük etmek. ünlem Çok yayapmak. i. kendine gelmek. yürümek. (got. (üzüntüden) -in bir şeyi) dinlemek. 3. 3. (maddi aç ıdan) daha iyi bir duruma girmek. 2. 1. 2. gitmek. vakit -den (bir şeyi) yapmak: When will you get around to answering my letter? Ne zaman vakit ayırıp mektubuma cevap yazacaksın? (bir şeyle) 1. kendine hâkim olmak. şlanmak. get across get after get ahead get ahead get along in/on in/up in years get along with get along/on get an erection get around get around to get at get away get away with f. 2. 1. k. f. k. Zorla elde (birinin) ba şını belaya sokmak. başlamak. kendini bir şey sanmak. gitmek: I´m getting along just fine. el/kol/ba ş hareketleri yapmak. sertle şmek. 1. -in penisi beton olmak/dikelmek. (zaman/yaş) ilerlemek. gebelik süresi. ruhb. edinmek. jest. dili bir kad ını hamile bırakmak. dili dalga geçerek birini k ızdırmak. başı dönmek. -e ula şmak.) into hot water get a bang on get a bang out of get a fright get a good press get a grasp on o.t. demek istemek. (çok ilginç/güzel/tuhafbo ğazı düğümlenmek. basında/medyada iyi bir şekilde yansıtılmak. (tohumu) çimlendirme. fiilden i. dili çok duygulanmak. get a rise out of s. 2. k. geçinmek. 2. I won´t let him get away with this. -e erişmek. ima etmek. kastetmek. (a part of one´s body) k. zarar vermek. çok gezmek. dili birinin bamteline dokunup a ğzını açtırmak. 3. (tohumu) çimlendirmek. bo ğazı düğümlenmek. 2. got. iş hayatında ilerlemek. dilb. -e korkmak. satın almak. get a sniff of get a swelled head get a whipping get a woman into trouble get about get above o. (bir hastalıktan sonra yeniden) çıkıp dolaşmak. -den bir nefes çekmek. jestler yapmak.o. (çok ilginç/güzel/tuhaf birine veya bir şeye) bakmak. almak. of (rakibi) geçmek. aç ıklamak: He couldn´t get his point across. i.s. dili acele etmek. kazanmak. seyahat etmek.o. f. 1.s. get a hard-on get a hustle on get a kick out of get a load of get a load of get a lump in one´s throat get a lump in one´s throat get a move on get a move on get a rise out of s. Ne demek istediğini anlatamadı. başarılı olmak. şgul olmak. k. 1. hareket etmek. -den zevk almak. k. -in kuşu kalkmak/uyanmak. idare etmek.o. dili 1. k. f. tasarruf etmek.bitmek. jestler yapma. gezmek. jest.. çıkışmak. ç ıkmak. i. ayr ılıp gitmek.

dili bir işe başlangıçta katılmak. k. . zor duruma dü şmek. dili 1. dili (gayretle) ba kadar yapmak: I can get by this year with these ak şam olmak. 1. asıl meseleye gelmek.´s hair get in through/by the back door get in with get into a predicament get into a scrape get into mischief get into one´s stride/hit one´s stride get into the swing of things get into trouble get it get it in the neck get it into one´s head that . get it together get loose get lost get no credit for get o. k. ile idare etmek. k. ile atlatmak. -in i şlerini aksatmak. dili -den öç almak. -i eline geçirmek. (bir işin) gerisinde kalmak: He´s gotten behind in his payments. get behind in get better get bogged down in get by get cracking get dark get down off one´s high horse get down to get down to brass tacks get down to brass tacks get down to brass tacks/get down to business get down to work get even with get even with get going get hold of get hot get in get in a state get in a stew get in a tizzy get in good with get in on the ground floor get in one´s hair get in one´s two cents worth get in one´s way get in s. k. in a fix get off k. dili 1. yolunu kaybetmek. -den intikam almak. (bir yerde) saplan ıp kalmak. dili (bir işe) bakmak/başlamak. 2. dili süslenip püslenmek. dili zılgıt yemek. 2. 1. –– with a fever He is down with a fever.. dili bir kötülü ğün cezasını çekmemek. kendini zor bir duruma sokmak. Onun o i şteki rolü hiç dikkate alınmadı. dili -e torpille girmek. 2. (birini) cezadan kurtarmak: How can we get him off? Onu cezadan nas ıl kurtarabiliriz? 4. k. sıkıya gelmek. dili bir işin havasına girmek. İng. k. 2. dili (birinin) gözüne girmek. hayatın ne gevşemek. k. dili meselenin esaslar ını ele almak. dili işlere alışmak. kızmak. ciddi olarak işe koyulmak. iyileşmek. 2. dili kibiri b ırakmak. k.. dili çok endişeli/heyecanlı/sinirli bir hale girmek. 1. ne yapmak istedi ğine karar verip ona göre yaşamak. (birinin) gözüne girmek. (bir yere) girmek/gelmek/gitmek. dili tela şa/endişeye düşmek. (arabaya) binmek. 1. dili 1. öfkelenmek. yaramazlık etmek. kibirli davranmaktan vazgeçmek. gereksiz yere tela şlanmak/heyecanlanmak. dili as ıl işe gelmek/bakmak. k. Ateşten yatağa düşmüş. olduğunu kavramak. dili (birinin) arkada şlığını kazanmak. dili birine bir şeyi ödetmek. k. from (i şten) izin almak.s. paçayı kurtarmak. eteği ayağına dolaşmak. geçmek. 2. 2. dili 1. k. ba şından ayrılmayarak -i rahatsız etmek. başlatmak.o. put in one´s two cents worth. for s.t. kaçmak. birinden bir şeyin öcünü almak. hava kararmak. ısınmak. dili -e musallat olmak. k. k. 2. k. k. k. fırçayı yemek. 3. gününü görmek: We´re going to get it now! Şimdi çattık belaya!bir darbe yemek. k. asıl işi ele almak. dili as ıl konuya geçmek. a ğır -i kafas ına koymak. kızdırmak: Don´t get him going! Onu ba şlatma! (birini) bulmak. belaya çatmak. Ödemelerinde gecikti. dili. couthed up get o. They´ve gotten behind in their work. He got no credit for what he had done. dili -e engel olmak.o. k. (bir şeyi) durumu kurtaracak şlamak. birini rahats ız etmek. k.get away with murder get back at s. 2. eli ayağı dolaşmak. with -in arkadaşlığını kazanmak. k.s. ba şı belaya girmek.. k. k. k. bak. (gayretle) ba şlamak. k. (bir işte) gecikmek. 1. 3. 1. k. alabandayı yemek. inmek. ile geçirmek.

korkmak. k. down get s. borçtan kurtulmak. k.o. k ızdırmak. k. in shape get s.) (ilk kez yorulup soluğu kesildikten sonra) soluklanıp tekrar öfkelenmek. dili 1. 2. beladan kurtulmak.. 2.o. couthed up get s. dili birini get off s.o. (for) birini/bir şeyi hazırlamak./s. (bir işe) bakmak. -i defetmek/kovmak: How did you get rid-i ortadan Onlar ı nasıl-ibaşından etmek. k. çıkarmak. (biriyle) temasa bir yere/çevreye alışmak/intibak etmek. geçinmek: They get on well. dili ba şlamak. k. dokunmak.o. dili heyecanlanmak. korkuya kap ılmak. k. dili birini rahat b ırakmak. 3. üstünden geçmek. k. birini/bir şeyi yanlış anlamak. O dükkânda ödedi ğin paranın karşılığında iyi mal k. k. dili toparlan ıp yeniden gayrete k.o. k. 1. -i yok etmek.o. k. 2. k. get one´s second wind get one´s back up get one´s ducks in a row get one´s feet wet get one´s goat get one´s hands on get one´s knickers in a twist get one´s knickers in a twist get one´s money´s worth get one´s number get one´s way get one´s wind up get one´s wits about one get onto get oriented get out get out of a scrape get out of debt get out of hand Get out! get over get ready for get rid of get rid of get s. dikkatli olmak. istediğini yaptırmak: She always gets her way. dili birini (zor bir durumdan) kurtarmak. 2. 3. out of the way get s. Dikkat et!/Akl ını başına topla!/Kendine gel!/Uyan! 2. dili endişeye/telaşa kapılmak. 2.o. wrong k. dili birini süsleyip püslemek. into trouble get s. dili ödenen paran ın karşılığında iyi mal almak: You get your money´s worth in that store. dili dikkat etmek. ç ıkmak. birinin gözüne girmek.rahat b ırakmak. ucuz kurtulmak.o. dili birini k ızdırmak. idare edilememek. 2.b./s. (bir işle) meşgul olmak. bertaraf savdın? k. aklını başına toplamak. dili hafif bir cezayla veya cezas ız olarak kurtulmak.t.o. (taşıta) binmek. 2. birini devred ışı etmek. Çabuk ol! k. dili ba şlangıçta birini kızdırmak.t. dili hazırlıklarını yapmak. (bir hastal ık) geçmek: Have you gotten over your cold? Nezlen geçti mi? 3. 2. get off the ground get off easy get off the ground get on get on one´s nerves get on one´s nerves get on s. k. birinin ba şını belaya sokmak. (bir konudan) bahsetmeye ba şlamak. -den kurtulmak. 2. get off on the wrong foot with s. (koşucu v. . 4. dili 1. 1. azarlamak. (uçak) havalanmak. etkisiz hale getirmek. denemek.o. -i yakalamak. İng.. dili birini kö şeye sıkıştırmak. Defol! 1. dili birini istediği gibi idare etmek/kullanmak.o.k. birini azarlamaktan/eleştirmekten get off s. 1. yayımlamak.´s good side get on the ball get on the bandwagon Get on the stick! get on the wrong side of s. çığırından çıkmak. Birbiriyle iyi geçiniyorlar. 1. kazanmak. under one´s thumb get s. over a barrel get s. -e sahip olmak. k. k. dili birçok kişinin yaptığı bir şeye katılmak. (bir işi) ele almak. 1. ( şaşırtıcı bir olaya) için/-e hazırlanmak. dili 1.o.´s tail 1. Hep onun istediği olur. -i eline geçirmek. birini kenara çekmek. k. k. (bir üzüntüyü) unutmak. yakayı kurtarmak. uyan ık olmak.o. dili birinin moralini bozmak. k. birinin sinirine -i sinir etmek. (bir konuya) girmek. dili ba şarılı bir şekilde başlamak.´s back vazgeçmek. k. dili eski formunu k. off the hook get s. -i ba şından savmak/atmak. of them? kald ırmak. İng. sinirlenmek. dili birinin ne menem biri oldu ğunu anlamak. (bir i ş) başlamak. dili sinirlendirmek.o.

İng. k. dili içini dökmek. dili bir got the brush off from k. dili bir şeyi birine anlatabilmek. -i alt etmek. işleri başlatmak. k. -i yenmek.o. argo 1.t. k.t. through one´s head get s.t. 2. argo kaçamak cevap almak. dili işten/okuldan atılmak.. Yirmi dört saat içinde vücudun bu zehri atar. kıçına tekmeyi yemek. galip gelmek. k. sinirli olmak. dili (from) görmek: Iişi tersinden yapmak. . k. dili ba şlamak. Bana karğuk bir şekilde karşılanmak. bir şeyi doğru anlamak: Have you got right this time! Bu kez doğru anladın mı? 2. k. off one´s chest get s.t. dili biri hakk ında elinde kuvvetli deliller olmak: We´ve got the goods on him. k. k. işten çıkarılmak.t. dili işten atılmak. so şı soğuktu. out of one´s system get s. -in havas ına girmek. k.o. bir şeyi kenara çekmek. Bunu onun kafas ına sokamıyor. straight get s.´s goat get s. 2. çakmak. k. across to s. dili şatafatlı bir şekilde karşılanıp ağırlanmak. k. dili titremeye ba şlamak. bir şeyi tam istenilen şekilde yapmak: I can´t get this right. her. 1. sepetlenmek.t. get the hang of get the hang of get the jitters get the jump on get the jump on s. by heart get s. k. right get s.t. over with get s. k. bir şeyi yapıp bitirmek. üstün olmak. argo (birinin) can ı yanmak. dili -den kurtulmak. so ğuk bir davranışla/sözle kovulmak. dili işten kovulmak. bir şeyi bitirmek. get s. Onun hakk ında elimizde kuvvetli deliller var.´s head get set get shot of get showered on get shut of get snakebit get steamed up about get the ax get the ball rolling get the best of get the better of get the better of/get the best of get the blues get the boot get the brush off get the cart before the horse get the cold shoulder get the cold shoulder get the feel of get the feel of get the goods on s.t. dili birinden önce davranarak avantajl ı duruma girmek. (biralmak: Why can´t you get this through your bir şeyi anlamak/kafası yeri) bir düzene/düzenli bir hale sokmak. sinirlenmek. -in s ırtını yere getirmek. 1. -den kazançlı çıkmak. bir şeyi ezberlemek. dili derdini dökmek. korku duymak. -i alt etmek. seçilmek. -i kavramak. bir şeyi bitirmek.t. sepetlenmek. bir ıyor? this through her head. soğuk bir karşılık almak. k. içini dökmek/bo şaltmak. titreme nöbetine tutulmak. -i anlamak. k. -e alışmak. dili sepetlenmek/işten atılmak. off one´s chest get s. soğuk bir karşılık k. out of the way get s. dili -den kurtulmak.o. dili efkârlanmak. k. yılan sokmak.o. k. dili (bir şeye) kızmak. 2.o. dili so ğuk bir davranışla karşılaşmak: I got the cold shoulder.get s.t. -e alışmak. through s. k.t. head? Kafan niçin bunu alm şeyi birinin kafasına sokmak: He can´t get bir şeyi birine anlatmak. dili -den önce davranmak. Bunu tam istediğim gibi yapamıyorum. argo anlamak. -i yenmek. izin almak. You´ve got itthis straight now? Şimdi bunu 1. get the message/get the picture get the nod get the push get the red carpet treatment get the runaround get the sack get the sack get the shaft get the shakes k. Bana so ğuk davrandı. kap ı dışarı edilmek. sepetlenmek. over get s. dili birini sinir etmek/k ızdırmak. bir şeyi bitirmek. -in esasını kavramak. k. dili ya ğmura yakalanmak. 1. hazırlanmak. -in usulünü ö ğrenmek.t. (birinin) vücudu bir şeyi atmak: You´ll get this poison out of your system in twenty-four hours. argo sepetlenmek.

(bir durumun) ne olduğunu daha kötü olmak. (birini) nutuk çekmeye ba şlamak. Gana. (bir şey yapmak için) cesaretini toplamak. dili birinin sinirine dokunmak. (to) k. k. get the upper hand dizginleri ele geçirmek. (meselenin) özünü ö ğrenmek: How can we get to the bottom of this? Bu meselenin özünü nas ıl öğrenebiliriz? kökenine inmek. -i sinir etmek. (havagazıyla/doğalgazla çalışan) şofben. (birdili uyanmak. gerekmek. k. -i duymak. kaynaç. dili (belirli bir k ıyafete) sokmak: k. 2. 3. (çoğ. korkunç. 2. 3. -in kokusunu duymak. 3. 2. şüpheler duymaya başlamak. aya ğa kalkmak.): 1. uyumak. hak ettiği cezayı yemek. getup geyser Ghana Ghanaian ghastly ghazi gherkin ghetto ghost i. dili -den haber almak. işleri başlatmak. i. 4. get/win the nomination i. s./s. k. 1. 1. -den kazançlı çıkmamak.t. iş başına! 1. 1. get the short end of the stick/of it k. adaylık seçimlerini kazanmak. kornişon. Konu şmaya başladılar. k. get the worst of get the short end of the stick get through get through to get to get to know get to the bottom of get to the bottom of get to the finals/make it to the finals get to the heart of get to the point get to work get together get under one´s skin get under s. -e varmak/gelmek. toplamak. kötü pay bana dü ştü. dili berbat. 2. öne geçmek. -e ula şmak: Owing to the snow no buses have gotten through today. (to) -e varmak. -i duymak. düzenlemek. 1. cezasını bulmak. (işin) finale kalmak -in özüne inmek. i. 3. (bir şeyin) asıl sebebini bulmak. 2. mutabık kalmak. k. dili (-in) fark ına varmak. 2. --s/--es) getto. -den haberdar olmak. yenilmek. Gana. lazım olmak. gazi. işe başlamak: Get to work! Haydi.´s skin get up get up on one´s soapbox get up on the wrong side of the bed get up the nerve to get what´s coming to one get what´s coming to one get wind of get wind of get wise get wise to get with it get worse get/catch a whiff of get/go to sleep get/have cold feet get/have one´s way get/have s. kendi istedi birinin ne mal oldu ğunu öğrenmek/anlamak. i.). durumun) ne oldu ğunun farkına varmak. dili (birinin) ne yapt ığının farkına varmak. üstün ç ıkmak. (on) (üzerinde) anla şmaya varmak. (birinin) ne yaptığını çakmak. dili ters taraf ından kalkmak. k. kararsızlığa kapılmak. 1. i. kendine gelmek (Mecazen söylenir. şart -i tanımak. biriktirmek. çok kötü. get the upper hand 1. bir araya gelmek. hazırlamak. -i k ızdırmak.o. k. out of one´s mind birini/bir şeyi aklından çıkarmak/unutmak. -in esas anlam ını kavramak. dili payına pek az bir şey düşmek. Nihayet anladı They got to talking. dili ba şlamak (Mastarla to him. En dili ba şlamak. layığını bulmak: She got what was coming to her! Müstahaktır! k. Ganalı. İng. gayzer. Bugün kar yüzünden buraya hiçbir Ona bir varamad ı. hortlak. hayalet. She got herself up as a mouse. alt edilmek. dili en az be ğenilen şey birine düşmek: I got the short end of the stick. 2. otobüs şey anlatamam. Ganalı. sadede gelmek. dili tereddüde dü şmek.o. yataktan kalkmak. . get the show on the road galip gelmek. k ıyafet.´s number 1. s. i. k.o. bulu şmak. beti benzi atm ış. 2.k. kafas ına girmek: I think it´s finally gotten throughbirlikte kullanılır. i. Gana´ya özgü. kılık. müstahakk ını bulmak. s ırtı yere getirilmek. ğini yaptırmak. -e bir şey anlatmak: I can´t get through to her. get/put s. 2. -i ö ğrenmek.

2. kıkır kıkır gülmek. merkez. 1. 2. z. gild. ginko. bak. korse.s. (on) (kılıç v. yetenekli. s. çırçır (makine). potrel. i. putrel. cin (içki). -i tak ınmak. 1. pekmezli kek. i. k ıs. 2. i. i. bak. i. ginseng. (--ned. (--ed/girt) 1. zencefil. idare merkezi. 1. i. i. i. i. pekmezli kurabiye. numara. f. istidat. konuşmaya benzeyen anlamsız sesler çıkarmak. ku şatmak. s. i. for gird o. i. solungaç. k ıkırdamak. baş döndürücü (yükseklik veya dönme hareketi). bir diğerinin hesabına ve onun ismi altında kitap yazan kimse. birine (bir şeyi) vermek/bahşetmek.. 2. zürafa. -i takmak. s. yald ızlı. büyük bir dikkatle. alet. f. k ızsaçı. çoğ. 2. i. k ızıl (saç). i.. -i kuşanmak. 1. yaldız. i. i. k. i. with gird one´s loins gird one´s loins gird s. dev gibi. (--ed/gilt) yald ızlamak. Cebelitarık´a özgü. baş dönmesi. guild. 2. s. 2. zencefilli. f. bak. gulyabani. Gypsy. terelellilik.´ni) kuşanmak. zencefilli gazoz. with girder girdle ölü kent. 1. i. 2. General Headquarters 1. kolları sıvamak. alay etmek. f. Cebelitar ıklı. Allah vergisi. --ning) (pamuğu) çırçırdan geçirmek. dokunaklı/incitici söz. i. i. kocaman. i. paçaları sıvamak. i. hoppalık. Amerikan erlerine özgü. gâvur. kendini -e iyice hazırlamak. terkedilmiş yerleşim yeri. havai. istidatlı. Cebelitar ık. darağacı. i. çevrelemek. dokunaklı/incitici söz söylemek. terelelli. . trük. i.. kıkırdama. (zor bir işe) hazırlanmak. ask. kemer. f. i. Cebelitarıklı. zencefilli. dili Amerikan askeri/eri. 1. arma ğan. 2. s.ghost town ghostwriter ghoul GHQ GI giant giaour gibber gibberish gibbet gibe giblets Gibraltar Gibraltarian giddiness giddy gift gifted gigantic giggle gigolo gild gild gilding gill gilt gimmick gin gin ginger ginger ale gingerbread gingerly gingham ginkgo ginseng Gipsy gipsy giraffe gird gird o. s. i. dev. konuşmaya benzeyen anlamsız sesler.. i. i. f. i. hediye.o. gypsy. jigolo. i.. ku şak. (kümes hayvanlarından elde edilen) sakatat.b. hoppa.. çizgili/damalı pamuklu kumaş. yetenek. havailik. s. kocaman. başkumandanlık karargâhı. i. dev gibi. s.s. bak. i. Cebelitarık. 1. i. yaldız. f.

kızlara özgü. gücendirmek. sebep olmak: Her presence gives him pleasure. i. kızlık. vermek. -den kaç ınmaya dikkat etmek. 1. hediye etmek: She gave her dog away. k ız arkadaş. ç ıkarmak: Plants give off oxygen.s. meydana getirmek. elinden geleni yapmak. buhar v. esneklik. Varlığı ona mutluluk veriyor. A ğacın çevresi doksan santimetreydi. şeytana uymak. k.s. i. 2. -e sebebiyet vermek. (semere ait) kolan. 2. airs give o. ele vermek. bel. çevre: The tree´s girth was ninety centimeters.en) 1. -i gücendirmek. Bitkiler havaya oksijen verir. -i tercih etmek.b. teslim olmak. (av köpe ği) avın kokusunu alıp peşine düşmek. . 2.´ni) yaymak. i. in order of priorities önem sırasına göre.s. hediye olarak vermek. Köpevermek. k ız izci. -e gıcık vermek. kız izci. bak.girl girl friend girl guide girl scout girl scout girlhood girlish girth gismo gist give give give a good account of o. (keyif. 2. s. i. f. kovalamaya ba inanmak. -i doğurmak. incitmek.b. k ız gibi. iade etmek. bir gözünü patlatmak. Ona sevgilerimi söyle! Ona benden selam söyle. -i gıcıklamak. give a play give a roundup of the news give a slip give a wide berth to give affront to give an account of o. esas anlam.. 1. çok yorulmak. sinirlendirmek. dili s ıvışarak birinin elinden kurtulmak. dar ıltmak. -e yol açmak. giv. i. k ız izci. -i başıboş bırakmak. (koku. 2. -i bilemek. kabul etmek. bildirmek. 1. ana fikir. 1. k. önemli haberleri özet halinde vermek. Kendine dü şen işi iyi yapmak anlamına gelir: He gave a good account of himself on the battlefield today. -e öncelik tan ımak. -e şlamak. 2. tutunacak bir dal b ırakmamak. -i dinlemek. -in dizginini salıvermek. gücendirmek. çalım satmak. Bugün iyi sava ştı. kendisi hakk ında hesap vermek. (çocuk/yavru) do ğurmak. (iştahı) açmak. bir piyes oynamak. geri ğini birine hediye etti.s. doğurmak. bitmek. dili kız arkadaş. çevre ölçüsü. airs give off give offense give offense give one a black eye give one a tickle in one´s throat give out give preference to give priority to give rein to give rise to i. 1. -i k ızdırmak. öfke v. (gave. ba şlıca fikirler. 1. give an edge to give away give back give back give birth to give birth to give chase give credence to give ear to Give her my love! Give her my regards. -e kulak vermek. 2. bel ölçüsü. It gave him a shock.´ni) artırmak. geri vermek. 2. gizmo. İng. burnu havada olmak. Onu şoke etti. k ızlık çağı. razı olmak. give in give in to temptation/yield to temptation give it one´s best shot give no leg to stand on give notice give o. k ız. 1. 3.

o. birinin hayata atılmasını sağlamak. supet/süpet yapmak. a fair shake give s. birini yıkamak.. k.o. k. birini alkışlamak.o.o. pol. a spanking give s.o. a hard time give s. pleasure give s. 2.o.o. birini çok u ğraştırmak. birine verip veriştirmek. 2. birini soğuk karşılamak. asylum give s. birine (birinin) vesayetini vermek.o. dili birinin kötü/olumsuz bir şey yapmadığını farzetmek. a blessing out give s. . birinin ağzının payını vermek. k. dili birinin ba şını döndürmek. k. a scare give s. birine hastalığını bulaştırmak/geçirmek: Don´t give me your cold! Nezleni bana bula ştırma! birine söz vermek. 1. birini korumak. birine s ığınma hakkı tanımak. birini nezaket ve içtenlikle kar şılamak.o. birine haks ızlık etmek. the bird give s.o.o. a piece of one´s mind give s. birine çullanmak. -i meydana getirmek. birini pişman ettirmek. k. credit for give s. a blowjob give s. birini (at/bisiklet/araba ile) götürmek: Will you give me a ride to Bursa? Beni Bursa´ya etmek.o. birine zevk/haz/keyif vermek. (bir şeyden dolayı) birini takdir etmek. 1.o. birini irkiltmek.o. k. k. k. birini şımartmak. birini âdeta kapı dışarı etmek. birini kendi haline bırakmak. k.o. dili el işaretiyle birine ´´Siktir!´´ demek. a tickle give s.o.o. a free hand give s.o. a warm welcome give s. birine yard ım etmek. a ride give s. dili İşleri birine telefon kadar birini alk ışlamak.o. argo birini sepetlemek. hell give s. a start give s. birini korkutmak.o.götürür müsünüz? He is riding high. one´s word give s. the bum´s rush give s. saksofon çalmak. a break give s.o. credit for give s.o.o. the boot give s.o. his due give s. the bum´s rush -e yol açmak. a shampoo give s.o. (birinin) arabas ının motorunu çalıştırmak.o. birinin düşünmesine yol açmak. one´s illness give s. dili birine kazanma imkân ı tanımak. no quarter give s. birinin k ıçına şaplak atmak.o. dili birini fena halde ha şlamak. a fright give s.o. (alay/tenkit etmek için) biriyle u ğraşmak.o. a raw deal give s. a swelled head give s. a hand give s.give rise to give s.o. İng. a belt on give s.o.o. birine verip veriştirmek. birine adamakıllı bir zılgıt vermek. birini işten çıkarmak. birine bir f ırsat vermek/bir şans tanımak.o. a ring give s. pause give s. dili birini yaka paça etmek/götürmek. birini korkutmak. custody of give s. shelter give s.o. a sporting chance give s. dili birine rü şvet vermek. 2.o.o. 1. k.o.o.o. money under the table give s.o. birine adaletli/dürüst bir şekilde davranmak. dili birine yumruk indirmek. dili birine sapartayı çekmek/vermek.o. a start in life give s. k. a piece of one´s mind give s. birine geniş yetki vermek. -e neden olmak.o. a lift give s. birinin kıçına tekmeyi atmak. rope give s. birinin penisini a ğızla uyarmak. dili birine a ğzına geleni söylemek.o. the benefit of the doubt give s. dili birini yaka paça çıkarmak. k.o. birini gıdıklamak. a cold welcome give s. k. 2.o. birini düşündürmek. birini kap ı dışarı etmek. birine haks ızlık etmemek.o. birini serbest b ırakmak. a round of applause give s. birini arabas ına almak. a bath give s. dili 1. birine aman vermemek. -in hakk ını vermek. birinin saç ını şampuanla yıkamak.

-i anlatmak. birinin tüylerini ürpertmek/diken diken etmek. k.t. 2. birinin tüylerini diken diken etmek. the glad eye give s. son nefesini vermek. the jumps give s. bir şeyi gözden geçirmek. the once-over give short notice give solace to give thanks give the alarm give the land a wide berth give the lie to give the start signal give umbrage to give up give up the ghost give up the ghost give up thought of give vent to give voice to give witness çok cömert olmak. what for give s. -i belli etmek.o. a whirl give s. the come-on give s.t. tehlike işareti vermek. the shirt off one´s back give s. (bir işin yapılması için) çok az zaman vermek.o. birini ha şlamak. spor start vermek.t. a trial give s.t.o. İng. a press give s. bir şeyi çabucak/şöyle bir ütülemek. -i ifade etmek.t. birine zılgıt vermek. bir şeyi yalapşap/yalap şalap yapmak. give s. 2. bir şeyi karıştırmak: Give that stew a stir! O güveci bir karıştır! bir şeyi çalkalayarak döndürmek.t.t. -i dile getirmek. 1. karadan çok uzakta bulunmak. give s. dili birini sepetlemek/i şten atmak.o. birini konu şturmak için işkence yapmak. argo birini çok sinirlendirmek. dili bir şeyi denemek: Give it a whirl! Onu bir dene! bir şey üzerinde düşünmek. a stir give s.o. dili birine misilleme yapmak. . dili birine so ğuk davranmak. birinin tepesini att ırmak. 2. the slip give s.give s. vazgeçmek. birinin canını sıkmak. bear witness. 2. the sack argo birinin can ını yakmak. birini/bir şeyi denemek.o.o.. to understand s.o. the cold shoulder give s.t.o.o. k. bak. a lick and a promise give s. -e teselli vermek. -i gücendirmek. the pip k. birine pas vermek.o.o. ölmek. (makine/motor) bozulmak. son nefesini vermek.o. İng.t. prominence give s. birine bir şeyi ima etmek. birini sıkı bir sorguya çekmek./s. ölmek. k.o. 2. the third degree give s. 2. the glad hand give s. birinin tüylerini ürpertmek. dili s ıvışarak birinden kaçmak/kurtulmak. the cold shoulder give s. etrafı şöyle bir düzeltmek. şükretmek. birini sepetlemek. tit for tat give s.o. 2.t. birini tepeden tırnağa süzmek. dili 1. the red carpet treatment k. sahte bir s ıcaklıkla el sıkmak/selam vermek. (makine/motor) bozulmak. one´s consideration give s. some thought give s.o. give s. -e pas vermek. bir şeyi iyice düşünmek. the creeps give s.o. -i aklından çıkarmak. a swirl give s. the benefit of the doubt give s. k. birinin tüylerini ürpertmek. birine so ğuk davranmak.o.t. the shivers give s.o. k. birine dayak atmak.t. birine ayn ı biçimde karşılık vermek. give s. -i göstermek. bir şeyi ön plana çıkarmak.o. the once-over give s. 1. -in yalan/yanlış olduğunu göstermek. the willies give s. birinin sinirine dokunmak. dili birini şatafatlı bir şekilde karşılayıp ağırlamak. the shaft give s. -i teselli etmek.o. 1.o. dili birini işten atmak. dili bir şeyin kötü/olumsuz bir sonuç vermediğini farzetmek. 1. k. k. 1. pes etmek. 1. birine davetkâr bir bak ış yöneltmek. the push give s.

şaka mide. anat. buzullara ait: glacial lake buzul gölü. i. gözlük. üfleyerek cam ve şişe yapan kimse. zücaciye. sera. i. belirli. 1. f. bayramlıklar. f. 4. memnun: He was glad to see us. 2. i.. (--der. f.. I´ll be en iyito do it. s. durgun ve par ıldayan (deniz. İng. at -e göz atmak. göz kamaştırıcı parıltı. bak.. muayyen. glamorize. i. i. gözlük çerçevesi. gladyatör. romantik ve çekici bir hava vermek. beze.. i. 2. f. bardak: a glass of water bir bardak su. s.. bak ış.. glamor. ters bakış. bak. 2..çiğ (renk)... romantik bir çekicilik. donuk (bakış). i. glamorize. 2. f. elmas.b. i. k. alet. 2.o. cam fabrikas ı. --dest) mutlu. i. k. sahte bir s ıcaklıkla el sıkmak/selam vermek. s. s. çok parlak. aygıt. biyol. kuzgunkılıcı. 1. 1.. 1. . katı.. çok so ğuk. 2. dili kar şılıklı özveri. s. romantik ve çekici bir şekilde tarif etmek. glad. 1. bak. i. Tan ıştığımıza memnun oldum. bardağı. bakan. çoğ. i. gudde. küçük isim.i. i. f.li (glädiyo´lay) i. bardak dolusu. göz kama ştırıcı. bak. a water glass su i.. at -e ters ters bakmak. İng. 3. 1. memnuniyetle. ters cam. glamorous. 2. Onu memnuniyetle yapar ım. ters s. cam gibi. i. k.o. bir konu şma yapmak. cam yünü. i. glad giysiler. veri. dili süslü giysiler. bez. 1. bak. I´m glad to meet you. dili. bak.. İng. i. f. glamorize. İng. i. elmastıraş. romantik bir i. göl v. z. ta şlık.. karşılıklı fedakârlık. cam fabrikas ı. göz kama ştıracak bir şekilde parlamak. gladiolus. 2. çoğ. f. İng. camlamak. İng. i. orman içindeki aç ık alan. çekiciliği olan. a helping hand give/make a speech give-and-take given given name gizmo gizzard glacial glacier glad glad glad rags glad rags glad to meet you gladden glade glad-hand gladiator gladiolus gladly gladness glamor glamorise glamorize glamorous glamour glamourise glamourize glamourous glance glance off gland glare glaring glass glass glass cutter glass in glass wool glassblower glasses glasses frames glassful glasshouse glassware glassworks glassy birine yard ım elini uzatmak. cam takmak.). bot.. -i camla kapatmak. Bizi gördü ğüne sevindi. -i sıyırıp geçmek. glayöl. buz gibi. 3. 2. çok göze çarpan.give/lend s. i. bak. memnuniyet. buzul. s. 1. give. f. 1. sevindirmek. i.. f.

pırıldamak.s. küre. 2. somurtuk. i. kor gibi parlamak: The cat´s eyes glowed in the dark. cerbezeli. lügatçe. yüceltilmeye değer. i. i. hasattan sonra (tarladaki) ekinleri toplamak. planör. anlık bakış. 1. f. i. (kor) parlamak. Armutları tıka -i ğuldu. demek. damla. hüzünlü. parlaklık. 2. i. i. süzülme. f. 1. i. i. (--ber. --best) 1. 2. 4. medarı iftihar. yerküre. hafifçe p ırıldamak. sessizce ve kay ıyormuş gibi gitmek. -e çok sevinmek. yuvar. camc ı. neşe. 3.glaucoma glaze glazier gleam glean glee glee club gleeful glen glib glide glider gliding glimmer glimpse glint glisten glitter gloat glob global globe globe-trotter gloom gloomy glorification glorify glorious glory gloss gloss glossary glossy glove glove compartment glow glower glowworm gloxinia glucose glue glum glut glut o. sık sık simgeleyen model. pırıltı. --ting) basa yediler. şan ve şeref. 2. topak. 2. glokom. f. glikoz. 2. tüm dünyayı kapsayan/ilgilendiren. i. karanlık. i. f. (lamba için) karpuz. planörcülük. aç ıklama. i. süzülmek. gloksinya. s. (pencereye) cam takmak. yeryuvarla ğı. süzülerek gitmek. i. parıldamak. 3. (bakış) donuklaşmak. --mest) 1. tutkala benzer. (--mer. kasvet. i. s. i. f. hamdederek (Allah ı) yüceltmek. yüceltmek. Piyasa şalgama botıka basa yemek: They glutted themselves on pears. ı muza boğdu. neşe dolu. 2. 2. kasvet veren. i. parlak. miktarda mala) boğmak: He glutted the market with piyasayı (aşırı bananas. in 1. 1. (seramikte) sır.. 2. 1. pırıldamak. aşırı miktar: There´s a glut of turnips on the market. kitab ın sonundaki sözlük bölümü. bot. loşluk. yuvarlak. doğru i. 1. zamk. kolaya kaçan ve içtenliksiz (cevap/söz).. kasvetli. 1. açıklayıcı yanlışı. hafif pırıltı. global. süzülerek gitme. harikulade. i. küre. i. yerküreyidünyayı dolaşan kimse. kısa bakış.şti. f. f. 1. over -den şeytanca bir zevk duymak. (birinin başarısızlığını) zevkle seyretmek. “Oh olsun!” s. 1. i. (seramik nesneleri) s ırlamak. zamklamak. 2. (birini/bir şeyi) bir an için görmek. 1. . Onun nezaketi sadece açıklamak. 1. over (bir yazı eklemek. 1. neşeli. fevkalade güzel. görkem. bir gösteri 2. (--ted. hüzün. eldiven. pırıltı. f. hasattan sonra ekin toplamak. s. hamdederek (Allah ı) yüceltme. koro. 2. 2. ıkta kor gibi parlıyordu. yüceltme. sahte bir dış görünüm: Her politeness was merely a gloss. Piyasay yap ış yapış. 2. yorum. s. karanlık. dere. 1. 1. i. f. i. (yüzü/yanakları) i. pırıldamak. parıldamak. karasu. 2. 1. 2. 2. ters ters bakmak. i. f. f. f. s. pırıltı. f. f. yeryuvarı. azar azar (bilgi) toplamak. f. f. 1. ihtişam. loş. i. ateşböceği. as ık suratlı. tıb. pırıldamak. i. torpido gözü. parıltı. s. i. i. f. 2. parıldamak. küçük vadi. s. 3. muhteşem. obur. i. parlamak. parıldamak. çok şerefli. ile çok övünmek. with/on glut the market with glutinous glutton i. f. i. Kedinin gözleri karanl ters bak ış. 1. 2.

dili elinden geleni yapmak. (hayvan) sürüden ç ıkıp kendi başına gitmek.. 3. bak. (insan) ırmak. tamam ıyla hemfikir olmak. Haydi. go ape over go around go ashore go astray go at go away go awry go back go back on one´s promise/word go back on one´s word go back on one´s word go back on s. 2. dönmek. sözünden dönmek. 2.. birine ihanet etmek. yapt ığını affettirmeye bayağı binmek. tatarc ık. Buyur. -e karşı olmak. sigaran ı iç! 1. bir işi ele almak. f. ayr ılmak. hiçbir şeyi atlamadan yapmak. gone) 1. sıra: It´s your go. 2. gliserin.. sevişmek: They´ve gone all the way. 1. 2. 2. boğum boğum. (diş) gıcırdatmak. (birinin) tabiatına karaya oturmak. herkese yetmek. cinsel ilişkide bulunmak. 3. (with) 1. f. sürüden ayrılmak. 1. kovalamak. git! Hadi git. i. yürüyüşe çıktı. f. ile birlikte olmak. do ğru yoldan sapmak. s. dışarı gitmek. 3. (went. . ile beraber gitmek. They´ve gone for aSıra sende. hata gitmek. -e sald kötü yola sapmak. (sonuç) -in aleyhinde olmak. -e aykırı olmak. 1. (bir işi) tamamıyla yapmak. 1. (hastal ç ıkmak. tiramola etmek. s. kemirmek.gluttonous gluttony glycerin glycerine GMT gnarled gnash gnat gnaw gnome GNP go (the) whole hog go (the) whole hog go go go a long way towards go aboard go about go about a task go abroad go after go against go against the grain go aground go ahead go ahead Go ahead and smoke! Go ahead! Go ahead! go all out go all the way go all the way go along with Go along! Go along. karaya ık) çok kişiye bulaşmak. oburluk. (bir işi) tam yapmak. Greenwich Mean Time. sözünden dönmek. (birinin) tüm isteklerini yerine getirmek. walk. 2. -e ç ıkmak: She´s gone shopping. -i kabul etmek. i.. (yakalamak/almak için) pe şinden gitmek. bir işe başlamak. için deli olmak. -e raz ı olmak. i. Devam et! 2. 2. esaslı bir şekilde yapmak. çok yararlı olmak: This´ll go a long way towards making up for what you did. with ile arkada ş olmak. yurtdışına gitmek. 3. glycerin. titrersinek. k ıs. 2. 1. sözünden dönmek. Buyur! Devam et! k. aykırı olmak. Bu. son haddine varmak. ters gitmek. Alışverişe çıktı. (of) -den önce gitmek. k ıs. Onlar (bir şey) çok katkıda bulunmak. k. i. gitmek. gross national product. 2. (bir şeyin) yeri i. her naneyi yemek.o. obur. 3. . (peri masallar ında) cüce. of -den önce gitmek. -e kar şı gelmek. dili -e bayılmak. devam etmek. İng. 1. den. i. 1. (with) -e devam etmek. 1. yanlış yapmak. 2.

(seviye/kalite) dü şmek. k. gittikçe/giderek kötüle şmek. tasarı v. k. gone into the preparation of this project. makul s ınırların dışına çıkmak. Teklif iyi tarihe geçmek. Evinin önünden hiç geçmedim. I´ve never gone by yourırsat) kaçmak. -i elde etmeye çalışmak. 4. 2. -in ötesine geçmek. dili ç ılgınlaşmak. (iş. k. geçmek: Several hours went by. (şiş/sular) inmek. dili ç ıldırmak. (bir şey için) deli olmak. Bu projeyi kuvvetten dü have (araba) kaymaya ba şlamak. 1. 1. gezmeye gitmek. 3. boşa gitmek. dili (bir e ğlentide) masrafı Alman usulü bölüşmek. on go into go into a decline go into a skid go into action go into detail go into details go into effect (yiyecek) bozulmak. sap ıtmak. 2. harekete geçmek. 2.go bad go bad go bail for go bananas go bankrupt go begging go belly-up go berserk go beyond go beyond reason go bust go by go by go by the board go by the board go down go down in history go down the drain go down the drain go downhill go Dutch go far go far Go fly a kite! go for go for a song go for a walk go for a walk/take a walk Go for it! go for nothing go from bad to worse go from bad to worse go gaga over go green around the gills go halves go haywire go hog wild go in go in for go in with s. 3. kötüyken daha kötü olmak.b. dili payla şmak. -e sald ırmak. sağlık v. vazgeçilmek. (bir şeyde) biriyle ortak olmak. Birkaç saat geçti. 5. batmak. girmek. bozulmak. çılgınca davranmak. s ıfırı tüketmek. dili 1. ayrıntılara girmek. 1. dili benzi atmak. k. -in üstüne varmak. ziyan olmak. 2. 2. (bir şeyi) yapmaktan hoşlanmak. boşa gitmek. 1. bozulmak. 1.o. baş aşağı gitmek. (bir şeyin) meraklısı olmak. k. -den ho şlanmak. 4. çok başarılı olmak. dili iflas etmek. k. (bir mesle ğe) girmek. gitmek. çok başarılı olmak. girmek. ra ğbet görmemek. için geçerli olmak: I´m fed çok ucuza satılmak. (f house.) suya düşmek. kötüye gitmek. -e kefil olmak. -i tercih etmek.b. Yallah! boşa gitmek. ayrıntılara girmek. (güne ş/ay) bulutla örtülmek. Çek araban ı! 1. uymak. yürürlüğe girmek. (başarı. 2. bırakılmak. k. yürüyüşe çıkmak. 3. yürüyüşe çıkmak. iyice azmak. iflas etmek. dili topu atmak. delirmek. batmak. geçip gitmek. bozulmak. Don´t let that chance go by! O (iyi şeyler) yok olmak. (lastik) sönmek. iflas etmek. -i seçmek. k. . çıldırarak etrafı kırıp geçirmek. topu atmak. (bir iş) için (belirli bir süre) harcanmak: Five years of work şmek. k. (fırsat) kaçırılmak.) düşüş göstermek. kar şılanmak: The proposal went down well. dili (para) bo şuna harcanmak. üleşmek. heder olmak. istenilmemek.

5. dili kendini fazlas ıyla kaptırmak. (bir hazırlıksız iş görmek. (tiyatro toplulu ğu) turneye çıkmak. -i kontrol etmek. k. Bunu seninle paylaşırım. Haydi gayret! yerliler gibi davranmaya/dü şünmeye/giymeye başlamak. dili -e fazla tutkun olmak. (reçel. 1. (-i) kasıp kavurmak. (through) (-i) yak ıp yıkmak. bak. 2. 1. çarşıya çıkmak. (of) (birine) yeterli miktarda (bir şey) olmamak: They won´t go short of bread. ba şlamak.çkendini kaybetmek.o. dili sadece (belirli biriyle) ç ıkmak/flört etmek. kaçırmak/oynatmak. bildi ğini okumak. 3. çok kızmak. k. 2. birinin yaptığından daha iyisini yapmak. gözden kaybolmak. dili aklını oynatmak. alışverişe çıkmak. iflas etmek. (with) ile flört etmek. -i tekrar gözden geçirmek. dili birbirinden k.) şekerlenmek. k. TV yayına son vermek. (belirli top şekilde) k. k. k. dili ba şarıya ulaşmak. 2.. Aman sen de!/Haydi can ım sen de! kendi yoluna gitmek. 2. . ba şka kimseyle çıkmamak/flört etmemek. boyunca devam etti. greve gitmek.b. radyo. doğru yoldan ayrılmamak. oynatmak. çıkmak. (bir aygıt) durmak. k. ile payla şmak. k. ahlaklı bir şekilde yaşamak. ile üleşmek. kendi ba şına hareket etmek/yaşamak. (i şyeri) topu atmak.go into one´s shell go into operation go it alone Go it! go native go off go off at half cock go off one´s chump go off the air go off the deep end go off the deep end go off the rails go on go on a diet go on strike go on strike go on the rampage go on the road go on the rocks go on the stage go on the stage go on tour Go on! go one´s way go out go out of one´s way to do s. turneye ç ıkmak. birini geçmek. k. olmak. 3. 2. 1.kadar ekmek var. mesleğinde ilerlemek. dili Onlara yetecek oynatmak. devam etmek: What´s going on? Ne oluyor? The party went on all night. -i tekrar açıklamak. köpürmek. tiyatro oyuncusu olmak. dili 1. işlemez olmak. yürürlüğe girmek. kendini bir i şe fazlasıyla kaptırmak. (evlilik) bozulmak. dili amaçlanan s ınırı aşmak: We went over the bir by seventy million liras. (ışıklar/kalorifer) sönmek. (yemek) bozulmak. -i tekrar anlatmak. go around. kötüye gitmek. 4. with ancak (belirli biriyle) çıkmak/gezmek. bozulmak. dili (işler) çok iyi/tıkırında gitmek. 1. düz/do ğru gitmek. paylaşmak: I´ll go shares with you in this.bir çaba sarfederek bir şeyi yapmak. başarılı olmak. 2. raydan ıkmak. tiyatrocu olmak. 1. -i incelemek. k. İng.t. dili 1. susup insanlarla konuşmamak. k. 1. ( ışıklar/kalorifer) yanmaya perhize Parti gece grev yapmak. Amaçlad ığımızdan yetmiş milyon lira fazla elde ettik. 2. dili özel ile gezmek. ek şimek. one better go shares go shares with go shopping go short go soft in the head go sour go stag go steady go steady go steady with go straight go sugary go swimmingly kabuğuna çekilmek. devamlı olarak tek bir kişi ile flört etmek. dili aklını 1. çalmaya ba şlamak. kafayı üşütmek. bal k. eğlenmek için dışarı çıkıp insanlarla buluşmak. Koş! 2. v. dili (bir erkek) (bir e ğlenceye/partiye) damsız gitmek. patlamak.aklını oynatmak. 2. ile ç ıkmak: Tarık´s started to go out with Derya. kudurmak. 2. k. 4. çalışmamak. go out of sight go over go over the top go overboard for/about go places go places go round go s. 1. oyuncu olmak.

denizci olmak. ile sevişmek. denizci olmak. k. -in ziyaretine çaptan dü şmek. çok başarılı olmak. iflas ın eşiğinde olmak. dili tuttu ğu da şeyi ifşa berbat olmak. k. k. harabeye dönmek. -i gözden geçirmek. büyük ı gereken bir yerden) durmadan geçmek. büyük masrafa girmek. dili 1. bozulmak. harap olmak. 1. (bir şeyi yapmak için) çok masraf etmek. 3. 1. 1. k. 2. dili 1. k. dili çok k ızmak. 2. okula gitmek. iflas etmek. ziyan bak ımsızlıktan harabeye dönüşmek. (hastalık. k. -i incelemek. 2. dili (film seyretmek için) sinemaya gitmek. 2. rezil olmak. her çareyi kullanmak. (gece uykusuna yatmak üzere) yatmak. dili çok başarılı olmak. küplere binmek. fazla olmak.) (meclisten) geçmek. (bir kanun tasarısı v. dili hız ve gayretle çalışmak. okula/üniversiteye devam etmek. büyük bir gayretle çalışmak. iflas etmek. batmak. 2. (durulmaszorluklar atlatmak. çok masrafa girmek. (içki) başına vurmak. 2. k. mahvolmak. heder olmak. parçalanmak. batmak. (gazete v. 2. fele ğin çemberinden 3. 2. 1. -i 1. (reçel. batmak.b. yatmak. başını döndürmek. . (planlanm ış bir şeyi) gerçekten yapmak. 1.olmak. şehre gitmek. dili bozulmak.b.b. bal v. 1. 1. (tasar ı. 2. sıkıntı v. sinemaya gitmek. gerçekleştirmek. teklif v. geçmek. -i kontrol(bir taşıt) 1. ile cinsel ilişkide bulunmak. her çareye ba şvurmak. 1. 1.b. (belirli bir amaç için) (bir yere) gitmek: I went to see what I could find there. f.) şekerlenmek. hızlı çalışmak. dili iflas etmek. Cehennem ol! ölmek. Onu elde etmek için her şeye başvurur. k. dili Cehennem ol! ifrata kaçmak. Orada neler bulabilirim diye bir bakmaya gittim. birbirine uymak.) bask ıya girmek. etmek. her şeye başvurmak: He´ll go to any extent to get it. (bir olay kar şısında) kendini tutamayıp ağlamaya. bo şa gitmek. 3. k.) onaylanmak. çok olmak. tohuma kaçmak. 2. k. 4. 2. ileri gitmek.´ni) geçirmek. başını döndürmek. fenalıklar geçirmeye veya o zamana kadar gizli(kendini)her ğıtmak. ahlaken çökmek. bask ıya girmek. 2. (parayı) harcamak. tahsil/e ğitim görmek.go the round go through go through go through the mill go through the roof go through with go to all lengths/go to any length/go to great lengths go to any extent go to bed go to bed go to bed with Go to blazes! go to extremes go to great expense go to great expense go to hell Go to hell! go to one´s glory go to one´s head go to one´s head go to pieces go to pieces go to pot go to pot go to press go to press go to rack and ruin go to school go to sea go to sea go to see go to seed go to seed go to sugar go to the dogs go to the dogs go to the flicks go to the movies go to the wall go to town go to town go to waste go to wrack and ruin go together go too far go under go under ağızdan ağıza dolaşmak. batmak. deniz yolculu ğuna çıkmak. cehennemin dibine gitmek. mahvolmak. etmeye başlamak. 2. kendini bir şey zannetmesine sebep olmak. onaylanmak.b.

1. itmek. sporyeni yöntem veya i. -siz yaşayabilmek. bozulmak. the izin.. yükselmek. 1. üvendire. tanrılık. i. i. yanıp kül olmak. tanrıça. işsizlik yardımı almak. 1. i. kale. (perde) kalkmak. spor kale direkleri. tanrı. vaftiz çocu ğu. çıldırmak. 1. k. 2. Allah senden razı olsun! Allah korusun! Allah yard ımcımız olsun! Allah bilir! inşallah. 2. Vaktinde gelmenizinthat everything began to go wrong. keçisakalı. -e yak ışmak. f. s. f. hindi gibi sesler ç ıkarmak. dürtmek. (bir şeyin olacağını) zannederek harekete geçmek/harekete geçmiş olmak. (sanığın) kefaletini yatırmak. aut atışı. s. 2. i. enerjik ve inisiyatifini kullanan. ilahe. i. 2. grubun iste ğine uymak. 1. baba hindi. arabulucu. keçi. ile flört etmek. çok tenha. f. Ondan 1. acele yemek. enerji ve inisiyatif. yeraltına kaymak. i. Üç gün yemekten mahrumolmamak: It goes without saying yapabilmek: She söylemeye lüzum kald ı. i. sefil. mütedeyyin. kaleci. s.gaye. ünlem Kahrolsun! s. dili (san ık) hiçbir ceza yemeden serbest bırakılmak. (sanığa) kefil olmak.go under the name of go underground go up go up in flames/smoke go up in smoke go white as a sheet go wild go with go with the crowd go without go without saying go wrong go/be on the dole go/get off scot-free go/run counter to go/stand bail for go/work on the assumption that goad go-ahead goal goal kick goal line goal posts goalie goalkeeper goat goatee gob gobble gobble gobbler go-between goblet goblin god God bless you! God forbid! God help us! God only knows! God willing godchild goddamn goddess godfather God-fearing godforsaken godhead adıyla tanınmak. hedef. arac ı. vaftiz babas ı. gol çizgisi. ilah. enerjik ve girişken. dili 1. erek. dili kaleci. faaliyetlerini gizli olarak sürdürmeye ba şlamak. -e ayk ırı düşmek. dili sapsar ı/bembeyaz kesilmek. kahrolas ı. -e uymamak. -e uymak. 1. at ıştırmak. parça. kadeh. ç ıkmak. No smoking. 3. 1. k. i. cinlerin cirit oynad ığı (yer). enerji ve girişim. i. tamam ıyla yanmak. i. cin (göze görünmeyen efsanevi yarat ık). i. 2. i. artmak. amaç. What went wrong? Aksayan neydi? 2. benzi atmak/uçmak. 2. maksat. Sigara içilmez. teke. i. 3. dini bütün. büyük miktar. çok. tiy. 1. -den mahrum kalmak: He´s gone without food for three days. 2. -e uygun olmak. 1. k.. kale vuru şu. spor gol. 2. uluhiyet. -siz that you must be punctual. hindi sesi. i. 2. -e zıt gitmek. i. k. ço ğ. i. yok olmak. üvendire ile dürtmek. 2. k ışkırtmak. 1. i. beti benzi atmak. sonra her şey aksamaya başladı. . 1. aksamak: After gerekli oldu ğunu söylemeye lüzum yok. dindar. 2. müsaade. 2.

Tanrısız. İng. i.. 1.godless godlike godly godmother godsend Godspeed gofer go-getter goggles going going concern going price going to be goings-on goiter goitre gold gold digger goldbrick golden goldfinch goldfish goldsmith golf golf club golf course/links golfer golly golosh gondola gone gong gonorrhea goo goober good good and Good day! Good evening! Good evening. k. k. beklenmedik nimet. i. sa ğlam.. sakaku şu. işini üstünkörü yapmak. Carassius auratus. i. zool. ünlem Hay Allah! i. Bu kitab ı kâr eden ticari kurulu ş. Aferin! Hrist. 1. ünlem 1. golf sopas ı. best) 1. olup bitenler. altından yapılmış. 2. i. i. odacı. golf oyuncusu. gonk. k ırmızıbalık. vaftiz anas ı. 1. i. golf kulübü. argo (işyerinde) ayak işlerini yapan kimse. iyi. baya ğı: She was good İyi günler! İyi akşamlar! İyi akşamlar. bak. f. gayretli ve tuttu ğunu koparan kimse. What are you going to be when you grow up? Büyüyünce ne olacaks ın? i. su. iyilik. 1. guatr. gidiş. menfaat. altın. iyilik. çoğ. i. Yolun o bölümünden geçmek zor. s. 2. s. gözleri toz. ilerleme hızı: That part of the road is hard going. i. kar veya rüzgârdan koruyan gözlük. i.and mad. i. s. golf alanı. golf. havuzbalığı. tıb.. i. 2. i. i. argo erkeklerden para s ızdırmaya çalışan kadın. good faith Good for you! Good Friday Good God! Good gracious! Good grief! Good heavens! s. golf oynamak. ayrılış. 2.. 2. tıb. gondol. i. Allahs ız. saka. dili yerf ıstığı. belsoğukluğu.ter. altın renginde. hizmetli. tıb.. itimat. hayır. iyi.. Bayağı kızmıştı. i. Allah yard ımcın olsun! 2. s. 2. f. H ızır gibi yetişen devlet kuşu. altın. kendi işini ba1. go. çoğ. çürümüş olmayan. İyi yolculuklar! i. işten kaçmak. i. goiter. (birine kar şı beslenen) güven. Aman yarabbi! Allah Allah! Allah Allah! Aman yarabbi! .. zool. altın. Tanrısal. (bet.. şkalarına bırakmak. niyetin ciddiliği. galosh. bak. s. yarar.. i.. Paskalya yortusundan önceki cuma. f.. 3. bak. i. kaytarmak. yapışkan madde. şimdiki fiyat. taze... altından yapılmış. altın kuyumcusu. This book´s heavy going. dili iyice. i. dindar. golfçü. iyi.

. s. iyi huylu. ünlem. i. dili yap ışkan madde. hizmetli. 2. on gorgeous gorilla gory gosh gosling go-slow Aman yarabbi!/Allah Allah! yak ışıklılık. menkuller. 1. k. bak. k. dili adam. i. the Grand Old Party (the Republican Party). k. k. i. İng. midesini (bir şey) ile tıka basa doldurmak. ahmak. Aferin! şaka kaldırabilen kimse. goril.. iyilik. . (bir yemekteki) besleyici de ğer veya lezzet. iki dağ arasındaki geçit/boğaz.. bektaşiüzümü. aylaklık etmek. k. dili 1. vıcık vıcık. argo (işyerinde) ayak işlerini yapan kimse. İyi ki gitti!/İyi ki gittiler! Hele şükür kurtulduk!/Oh olsun! ak ıllılık. ünlem Allaha ısmarladık. good -bye. hayır işleri. f. i.marşandiz.. İyi geceler! 2. dili poposuna parmak atmak. i. 1. s. s. yumu şak başlı. 4. 2. kargo. s. 2. dili aptal. harika. goril. k ıs. lezzetli (özellikle tatl ı) bir yiyecek. zool. 3. iyi huylu. odac ı. çoğ. i. s. fedai.Good Heavens! good looks Good morning! Good night! good offices Good riddance! Good riddance! good sense Good show! good sport good works good-by good-bye good-for-nothing good-looking goodly good-natured goodness Goodness knows! goods goods train good-tempered goodwill goody gooey goof goof off goofy gook goon goop goose gooseberry gooseflesh GOP gopher gore gore gorge gorge gorge o. s. 2. boynuzla yaralamak. tüyleri diken diken olmu ş deri. İng. f. (ticari) itibar. kanlı. erdemlilik. ünlem Hay Allah! i. epey büyük (bir miktar). güzellik. argo goril. mallar. Allah Allah! arabuluculuk. 1. kumaş. i.s. iyi niyet. 2. 1. Günaydın! 1. 3. istenilen bir şey. kan. i. işi yavaşlatma grevi. i. i. faziletlilik. s.. dili haylazl her şeyi bozmak. 1. yapışkan. i. geese (gis) i. kaz yavrusu. f. i.. k. güzel. aptalca bir hata yaparak ık etmek. 2. hiçbir işe yaramayan/yaramaz. yapış yapış. yük katarı.. s. yük. k. dili çamur gibi yap ışkan bir karışım. çok güzel. 2. çok ho ş. yak ışıklı. kaz. taşınırlar. İng. dili aptalca bir hata yapmak. güzel. Amerikan yersincab ı. dili aptalca bir hata. İng. işi yavaşlatma. (up) k.. çoğ. eşya.. f. menkuller ve gayrimenkuller. s. i. koruyucu. güzel şey. i. kaz palazı. 1. k.bilir! Allah i.

grammar. zarafet. idari. tanesi. (bir ağaç parçasının içindeki) . 3. i. çok ince bir tür bürümcük. (bir üniversiteye ait) lisansüstü e ğitim birimi. sukaba ğı. tıb. (ilköğretimde) sınıf: He´s six years old and in the first grade. latif. zarif. i. 3. Hrist. group. yavaş. 2. 2. 2. (yemekten önce/sonra söylenen) şükran duası.. i. hükümet. çirkin. 2.. hububat. idare. i. elde etme. 2. ertelenme süresi: I´ll give you a s. mezun kimse. zerre. i. kalite. 1. 1. i. gecelik. at -i (elle) tutmaya (Allaha özgü) i. grade. tıb. çabucak ve zorla elinden almak. 2. 3. İsa´nın öğrettikleri. dedikodusunu yapmak. 1. k. devlet yönetimi.. f. vali. idare etmek. rütbe. f. 3. bu v. 2. s ınıf. rü şvet. (öğretmenin hemzemin geçit. 3. dedikoducu kimse. about -in i. eğim. 2. 1. -i mezun etmek. 2. i. k ıs. derece derece olan. 1. ho ş. gravity. s. 4. mezun olma. dört İncil´den biri. duvardaki yazılar. dili mezun. (--bed. inayet. 1. mürebbiye. mezuniyet töreni. f. 1. cüppe. grafiti. (arpa. s. 3. greyder. zarafetten yoksun. 1. 4. 1. i. oyma kalemi. (bir üniversiteye ait) lisansüstü e ğitim birimi. lisansüstü ö ğrencisi. f. (sukabağından yapılmış) su kabı. havada uçan ince örümcek a ğı. i. yönetmek. yönetim. i. gram(s). sabahlık (giysi). kapmak. 2. 1. tıb. 3. derece. a 1. bahç. 1. 4. ilköğretim okulu. --bing) 1. idare. uzun etekli kad ın elbisesi. ince. (doku) nakletmek.ılara özgü dini müzik türü.) tane: three grains of wheat üç buğday i. 2. 2. mak. i. incecik. i. bir inanç sisteminin temel ilkeleri. mezun. hafif. makam ğday. i. yavaş yavaş.b. 2.. yava ş yavaş olan. gross weight. çal ışmak. ill-gotten gains haks ız kazanç. iktidarda bulunmak. iskarpelayla oymak. 1. i. i. yönetici. 2. from -den mezun olmak. 2. derece derece. get. i. şılanmak. great. 3. bahç. get. kibar. letafet. İncil.. nakledilen doku. dedikodu yapmak. iskarpela. z.b. kaba. 2. gut. yönetim. meyil.Gospel gospel gospel music gospel truth gossamer gossip got Gothic gotten gouge gourd gout govern governance governess government governmental governor governorship gown gr gr wt grab grace graceful graceless gracious grad gradation grade grade crossing grade school grader gradient gradual gradually graduate graduate graduate school graduate school graduate student graduation graduation ceremony graffiti graft graft grain i. graffiti. (elle) tutmak. bak. aşılamak. 1. Gotik. 2. tah ıl. f. s. s. mısır v. Hristiyanlığın esasları. dedikodu.b. damla hastalığı. bak. mezuniyet töreni. geçiş. 1. i. makam v. regülatör. i. ünlem Hay Allah!/Allah Allah! i. incelik. f. 3. grain(s). k ıs. giderek. para.´ni yolsuzlukla (doku) nakledilmek. 2. cins.. idareci. görgüsüz. asıl gerçek. yönetme. bir tondan diğer bir tona geçme. s. i. Alt ı yaşında ve birinci sınıfta. 1. 1. i. 2. f. Hz. gross. f. siyah Amerikal as ıl gerçek. 1. a şama. valilik. Hrist. s. a şı. mim. doku nakli. yolsuzlukla elde edilen para. derece. hükümete ait. i. gittikçe.

huk. dili (bebek) torun.. dilbilgisi. cafcaflı.. dili nine. dili çok güzel. 3. dede. dili. i. gramofon. 2. (genel) toplam. büyükanne. argo bin dolar. büyük jüri. tahkikat heyeti. i. i. birini kefaletle/kefaleten tahliye etmek. ayaklı duvar saati.. ihtişamlı. i. pikap. k. bak. 1. en büyük.. büyükanne. İng. i.. büyük. torun. granulated granulated sugar granulated sugar i. granit. gram. 2. dili.. dilbilgisi kitabı. mühim. i. i. Granting the truth of what you´re saying. gramatikal.. i. büyükbaba. kabul etmek.. ğretim okulu. i. 2. tumturaklı. 2. 2. dili nine. sadrazam. grandüşes. İng.. grandük. sadrazam.. s. büyükbaba. i. r ıza göstermek. büyükanne. k. büyükbaba.. dili nine. (öğrencileri üniversiteye hazırlayan) lise. 1. 1. ıRicas ını yerine getirdi. dili dede. (cevaben) Evet. fonograf. büyükanne. k. kuyruklu piyano. 1. k ız torun. grand. (öğrencileri üniversiteye hazırlayan) lise. i. muhte şem. en eski. gramere ait. tozşeker. gram. . anneanne. k. i. ilkokul. büyüklük. plak. erkek torun.. k. dili 1. 3. gramer kitabı.chil. görkemli. 1. i. tozşeker. 2. 1. k. k. İng. i. babaanne. azamet. ihtişam. bail Granted. s. i. dolaplı saat. nine. i. gramer. fazlas ıyla büyük ve görkemli. i. k. bak. granddaddy.. dede. gramer kurallar ına uygun. bak. tahıl ambarı.. heybet. i. dilbilgisel. 2. sandıklı saat. soru şturma kurulu. 2.dren (gränd´çîldrın) i.o. ilkö 1. i. büyükbaba. büyükbaba. i. i. harika. dili dede. büyükanne. f. s. 1. s.gram grammar grammar school grammar school grammatical gramme gramme gramophone gramophone record gramps gran granary grand grand duchess grand duke grand jury grand piano grand total grand vizier Grand Vizier grandad grandaddy grandbaby grandchild granddad granddaddy granddaughter grandeur grandfather grandfather clock grandiloquent grandiose grandma grandmother grandpa grandparent grandson grandstand granite granny grant grant a request grant s. k. yerine getirmek: She granted his request. gram. çoğ. bak. i. dili kuyruklu piyano. spor kapalı tribün. k. k. İng. I bir ricay kabul etmek. İng. s. görkem. i. büyükbaba.. şatafatlı.. granddad. k. i. dili dede. gramer aç ısından ifade.

canl ı ve net. i. s ıkı tutmak. --ing/--ling) çakıl döşemek. . canlı ve açık seçik bir şekilde yazan. f. minnettarlık. fiz. ızgara. 1. vahim. 3. 1. ciddiyet. çökme. z. mezarlık. dili s ıradan insanlar. çak ıl. i. rendelemek. s. 4. 2. f. f. mezarc ı. grafikle ilgili.. 3. memnun etmek. haris. greypfrut. yerçekimiyle hareket etmek. i. z. i. kızmemesi. ağırbaşlı. tüm ayrıntıları gösteren. alt ıntop. s. açgözlü. 3. -e sürtünerek/çarparak ses ç ıkarmak. grafit. with ile bo ğuşmak. sıradan insanlara yönelik. i. dişlerini gıcırdatmak. i. i. çökelme. i. at kapmaya çalışmak. çimenli. a ğır. 1. a ğırbaşlılık. i. graphite grapple grasp grasp at straws grasp the nettle grasping grass grass widow grass widower grasshopper grassroots grassy grate grate grate on grate on one´s nerves grate one´s teeth grateful gratefully grater gratification gratify grating gratis gratitude gratuitous gratuity grave grave gravedigger gravel gravestone graveyard gravitate gravitation gravitational gravity i. karısı geçici olarak 1. 2. s. 3. grafik. s. çökmek. i. 1. kocası geçici olarak 1. bir yere gitmiş olan adam. çarpıcı. yazılmış/çizilmiş/kazılmış. anlayış. (--ed/--led. çizge. 2. ot. 1. dili uçan ku ştan medet ummak. minnetle. (bomba/ şarapnel içindeki) misket. kavramak. argo (sigara halinde içilen) hintkenevirinin kurutulmu ş yaprakları. i. 2. zor bir probleme çözüm yolu bulmak.. haz. 3. memnuniyet. s. 1. çim. 1. anlamak. i. zevk veren şey. gereksiz. çimen. f. graphic graphic design. s. yere gitmi veya kadın.. tamahkâr. boşanmış veya kocasından ayrı kaplamak. s. 1. k. 2. f. zevk. pençe. demir parmaklık. çimenlik. greyfurt. üzüm. i. i. ortadirek. paras ız. yönelme. çimenle yaşayan kadın. i. f. grafiker. tatmin etmek. tanecik. 2. çekirge. kavramak. kavrayış. 1. yerçekimi. yakalamak. 2. s. i. grafik grafik dizayn. asma. 2. minnettar. vahamet. 5. greyfrut. ızgara. demir parmaklık. i. i. rende. 1.. mezar. yerçekimi. bir boşanmış ş olankarısından ayrı yaşayan adam. 2. çökelmek. 2. 2. i. 2. 4. sinirine dokunmak. 1. ho şnut etmek. mezar ta şı. graphic designer. i. paras ız. bedava. sokaktaki kişiler. i. f. yerçekimiyle ilgili. ask. s ıradan insanlardan kaynaklanan. 1.granule grape grapefruit grapeshot grapevine graph graph paper. i. i. ciddi. k. (towards/to) -e yönelmek. bedava. kareli kâ ğıt. 1. s. çimlemek. 2. bahşiş. 2. yerçekimiyle hareket etme. 2.

f. 3. pek çok. gri. i. k. 4. büyük. s. büyük nine. 2. büyük (derece/miktar). ser. yeşil soğan. Yunanca.´s palm grease s. ye şil. Grönland. acemi kimse. (makineleri bozdu ğuna inanılan) cin. yağlamak. acemi çaylak. önemli. kar şılamak. 1. cesur. Yeşiller Partisi 1. ham (meyve). açgözlü. k. Rumca. selam. h ırslı. Rumca. Greenwich. yeşil biber (olgunlaşmamış biber). 3. i. s. açgözlülük. dolmalık biber. sera. 2. i. çimenlik. Rum. Grönland´a özgü. k. 1. Greenwich ortalama zaman ı. i. gresyağı. i. 2. k. Yeşiller Partisineşil fasulye. selam vermek. 3. içyağı. yeşil. 1.o. s. (trafik lambas ında) yeşil ışık. i. Yunanlı. sıyırmak. i. 2. rü şvet vermek. . k. yağ sürmek.chil. Grönland. 3. dili birine birine rü şvet vermek. sıyrık. sıyrılmak. taze soğan. 1. muazzam. tebrik kartı. dili müsaade. toy. fevkalade. limonluk. i.dren (greyt´gränd´çîldrın) i. s. s... Grönlandca.o. Greenwich ortalama zaman ı. 2. çok. 2. taze fasulye. dili mükemmel. i. i. z. Yunanistan. Büyük Britanya. bezelye.gravy gray gray matter graze graze grease grease s. i. i. makineyağı. great-grand. sürü halinde yaşamayı seven. hırs. 3. 1. 2. i. otlatmak. dili papel. Rum. torun çocuğu. dolar. girgin. selamlaşmak. ye ait. 1. k. cömert. Yunan. 1. k. s. i. s. Grönlandlı. s. selamlamak. izin. Yunanca.. i. dili acemi. 2. 2. f. henüz olgunlaşmamış. büyüklük.. i. 2. başkalarıyla beraber olmayı seven.´s palm greasy great Great Britain Great Dane great-grandchild great-grandfather great-grandmother great-hearted greatly greatness Greece greed greedy Greek green green bean green light green onion green onion green pea green pepper green pepper greenback greenery greengrocer greenhorn greenhouse Greenland Greenlander Greenlandic greens Greenwich Greenwich Mean Time Greenwich Mean Time greet greeting greeting card gregarious gremlin i. Grönlandlı. otlamak. i. manav. fazlas ıyla. yeşil. dili (yapraklar ı çiğ/haşlanmış olarak yenilen) yeşil yapraklı sebzeler. i. 1. 2. et yağı. f. yağlı. 1. i. f. yeşil biber (olgunlaşmamış biber). 1. yiğit. yeşillik. tamahkâr. 2. s. çoğ. yağ. ak ıl. çok. sürücül. harika. dili beyin. Danua cinsi köpek. büyük dede. 1. sıyırıp geçmek. et suyu. Yunanlı. i. gres. i. Grönlandca. i. tamah. sos. yeşil ışık. yağlanmış. yeşil renk. İng. dolmalık biber.

2. 2. (mide) sancımak. --ning) s ırıtmak. 1. i. bakkaliye. s. kirli. f. kas ık. kum tanesi. k. ac ı. i. bak.´nde) öğütmek/çekmek/dövmek. şikâyet. kumlu gibi. . büyük bir üzüntü içinde olan. Ursus horribilis. 2. (çark ile döndürülen) diş. 1. ağır (masraf). 1. idare: Get a grip on yourself! Kendine -i alıp götürmek. bileyici. k ıkırdak. yiv.o. dibek v. i. bakkal dükkân ı. i. i. i. yiv açmak.b. 3. (kıyma makinesinde) (et) çekmek. metanet. f. çoğ. bakkal dükkân ı. ufak lokanta.. zool. 1. 1. gıcırdayarak yavaş yavaş 2. aman bilmez. 1. 2. tazı. tutma/kavrama şekli. durmak. inilti.´s imagination gripe grisly grist gristle grit grit one´s teeth grits gritty grizzly grizzly bear groan grocer groceries grocery grocery store groggy groin groom groove grope grope for words i. 1. demir) tava. bak. bileği çarkı. s. f. stop etmek. gri. -e ac ı vermek. s. i. el yordam ıyla aramak/ilerlemek. 1. f. mahmur.. (--ted. ızgara. s. yüz buru şturma/çarpıtma. s. ızgara. (elle) sarkıntılık etmek. f.. dili şikâyet etmek. bak. i. --ping) 1.. Gülümseyip sineye çek! f. s. s. ızgarada pişirmek. zihni kar ışık. kirlilik. ızgara (alet). 2. --ting) k. i.stop etmek. kir. 2. deh şetsancı. büyük üzüntü. grid. f. 1. anat. --mest) 1. s ıkı tutmak. (mücadele). i. zool. tımar etmek.. i. dili Amerikan futbol sahası. 3. (alçak kenarlı. 2. değirmentaşı. bakkal. bakkal. metin. 2. (ground) 1. sırıtma. korkunç. i. kontrol. grow. 2. öğütücü (alet/makine). (de ğirmen. şikâyete yol açan durum. i. şikâyet. (--ned. i. büyük bir üzüntü içinde olmak. i. dilitüyler ürpertici. yüzünü buruşturmak/çarpıtmak. gruesome. dayan ıklı. kelimeleri zor bulmak. f. i. dili sorguya çekmek. kabuksuz mısır tanelerini kaba bir şekilde öğüterek yapılan ezme. (alçak kenarlı. 2. f. 1. 1. i. 2. kat ı. ö ğütücü bile 4. havan. i. (about/at) k. bakkaliye.grenade grew grewsome grey greyhound grid griddle gridiron grief grief-stricken grievance grieve grievous grill grim grimace grime grimy grin Grin and bear it! grind grind to a halt grinder grindstone grip grip s. kumlu.. f. öğütülecek/öğütülmüş tahıl. i. çoğ. 2.. keder. (aletle/makineyle bir şeyi) öğüten/çeken/döven kimse. korkunç. bakkaldan alınan gıda maddeleri. kur şuni. 1. i. el bombas ı. kavramak. i. güvey. dili metin olmak. k. di şini sıkmak. s. boz. 1. f. ğitaşı. i. (midede) verici. -e büyük üzüntü vermek. yakınmak. i. grizzly bear. yakınma.. i. i. inlemek. (--ped. i. demir) tava. (--mer. s. 2. sersem. gray. sert. f. 2. 2. 3. bakkal. 2. f. (Kuzey Amerika´ya özgü) korkunçay ı. k. uyku sersemi. yakınma. (mutfak i. (birinin) dikkatini çekmek. içki sersemi. 1. amansız s. çok büyük (yanlış/zarar/kayıp/acı). kum tanesi gibi ta ş parçacığı. bak.. rutin.

. 3. yerfıstığı. (havaalan ında) yer mürettebatı..o.). 1. dırdırcı. s. i. ğersiz. 2. k. 2. kara kuvvetleri. ço ğ. 2. karaya oturmak. zamanla birinin ho şuna gitmeye başlamak. ile ilişkileri yetişmek. üretici. ormantavu ğu. 1. dek. 2. fon. k. grup terapisi. walnut grove cevizlik. 4. yerde sürünmek. göze batan veya tahammül edilmez (kusur. brüt. zool. toprak.ıkıp-den kaynaklanmak. (--ed/--led. dırdırcı. -den uzaklaşmak. k ıyma. s. (uçak)ait) arazi/bahçeler.. toprak. buzlucam. (bitki/sebze/meyve) f. grow out of grow too big for one´s boots grow up Grow up! grower i. grind. i. vuku bulmak. çok garip.azalmak. İng. 2. dili şikâyet etmek. temelsiz. toprak teli.. dili 1. sığır kıyması. geli şmek. yaltaklanmak. 4. gayrisafi milli hâs ıla. eskimek. gayri safi (miktar/a ğırlık). (meyve a ğaçlarından oluşan) bahçe: orange grove portakal bahçesi.. olmak.gross gross gross income gross national product gross profit gross weight grotesque grotty grouch grouchy ground ground ground ground beef ground crew ground floor ground floor ground forces ground glass ground meat ground rule ground s. temel kural. i. zemin.. 3. Yere dü ştü. bak. f. 1.. s. 1. 2. dili her zaman şikâyetçi olan kimse. grup sigortas ı. brüt ağırlık. grosa. in ground wire groundbreaking groundbreaking ceremony groundhog groundless groundnut groundwork group group insurance group therapy groupie grouse grouse grove grovel grow grow away from grow into grow old grow on s. on iki düzine. 2. da ğsıçanı.. elek. i. i. kendini alçaltmak. okul. 2. zamanla büyüyüp (bir giysinin) ölçülerine uymak. 5. kıtıpiyos. grup. artmak. f. meydana gelmek.b. 1. 3. . 1. temel atma töreni./Çirkin oldu. büyümek. karaya oturtmak. İng. (uçağı) uçurtmamak. pasaklı. 2. Çirkinleşti. ihtiyarlamak. f. k. pis. brüt kâr.. (bir binaya/kuruluşa (hava ko şullarından dolayı) uçamamak. alışmak. gruplaşmak. şikâyetçi. 1. grupland ırmak. büyüyüp/olgunlaşıp (kötü bir şeyden) vazgeçmek.grown ugly. --ing/--ling) 1.. yetiştirici. görgüsüz. i. kırtıpil. koru. çok şişman. s. --n) yetiştirmek. 6. s.). zemin katı. pop müzik toplulu ğu üyelerinin peşinde koşan kız. f. dili 1. kıtıpiyoz. i. ön hazırlıklar. kirli. 3. k. i. kaba. ekon. sinirli. zemin kat. brüt gelir.. s. f. (grew. brüt para toplamı. 1. elek. çığır açan (olay v. kabuğunu beğenmemek. 2. 2.b. zool. asılsız. s. i. Çocuklu ğu bırak! i. büyüdü ğü için (bir giysiyi) giyememek. olmak: She´s 1. (bir işe)yaşlanmak. i. yer (yerin yüzü): He fell to the ground.o. birine (bir konunun) temel ilkelerini ö ğretmek. büyümek. güldürecek kadar acayip.. gülünç. (birini) (ceza olarak) (ev. küme sa ğaltımı. f. 3. i. 2. hata v. kırtıpil. dili yumurtadan ç 3.

tahmin etmek. tahminde bulunmak. 2. Guatemalalı. hırlamak. büyüme. İng. korumak. i. çok zor. s. (--bed. i. (bir yerdeki) kökleri kazarak sökmek. i. gözetim(trende) biletçi. garanti etmek. Guatemala. f. sanmak. . deh şet verici. i. 1. i. sert. artma. s. 2. dili3. 3. domuz gibi ses ç ıkarmak. gerillac ı. konuk. muhafız. -e karşı önlem almak. kurtçuk. h ınç. ur. bak.. katı. ask. aksiliği tutmuş. i. i. s. f. marşandizin arkasına takılan ve demiryolu görevlilerini taşıyan cumbalı vagon. i. 2. (bir tutukluyu) 5. s. 2. alt ında tutmak. f. guerrilla. otel/pansiyon mü şterisi. z. tahmin.. konuk sanatç ı. i. pansiyon. davetli. garaz. zorlu. s. homurdanmak. s. i. bak. çoğ. korkunç. yeti şkin. İng. nöbetçi. huk. koruyucu melek. istemeyerek.savunma duru şu. İng. homurtu.). k. şeref konuğu/misafiri. lapas ı. 2.. basketbol gard. Guatemalalı. dili ( şovlarda dansçıların giydiği) minicik tanga. rapor v. boks gard. i. sır tutmak. hırçınlığı üstünde. zannetmek. pis. s. Guatemala. vasilik. 1. yiyecek. f. vesayet. dilini tutmak. cevap. garanti. bir bitkiden süren dallar/sürgünler/yapraklar. kıskanmak: Do you grudge me this? Bunu bana çok mu görüyorsun? i. i. 2. bak.. muhaf ız.. s. i. sevimsiz. 3. i. gerilla.b. korkuluk. up kazarak/belleyerek -i ç ıkarmak/sökmek. şeref kıtası. i. i. valiye/valiliğe ait. --bing) 1. bellemek. 4.growl grown grown-up growth grub grub grubby grudge grudgingly gruel grueling gruelling gruesome gruff grumble grumpy grunt G-string guarantee guarantor guaranty guard guard guard a secret guard against guard of honor guard one´s tongue guard´s van guarded guardian guardian angel guardianship guardrail guardsman Guatemala Guatemalan gubernatorial guerilla guerrilla guerrilla warfare guess guesswork guest guest artist guest of honor guest room guesthouse f. sulu yulaf v.men (gardz´mîn) i. grow. i. (yol kenar ındaki) bariyer. 1.b. yetişkin. huk. koruyucu. i. kirli. kefil. şikâyet. gelişme. 2. 1. muhafızlar. tümör. misafir odas ı. ihtiyatlı (söz. f.. i. s. i. 1. s. vasi. s. i.. f. garanti. ağzını sıkı tutmak. larva. i. guards. tahmine dayanan sonuç/sonuçlar. 1. f. grueling. i. şikâyet etmek. 1. (bir şeyi) (birine) çok görmek. k. f. 2. gerilla sava şı. çeteci. 2. tahmini iş. hırlama. kazmak. Guatemala´ya özgü. 1. koruma görevlisi. 2. misafir.1. kin.

i. dişeti. (bir projedeki) ana hatlar. 2. kolay aldatılabilir. s. küçük kanyon. gitarist. Guyanalı. i. 1. (çam reçinesinden ba şka herhangi bir) reçine. çok derin kanyon. 1. dili bo ş laf. s. yirmi bir şilin değerindeki eski İngiliz altını. . i. (çoğ. 1. i. beçtavu ğu. i. esnaf birliği. i. gırtlak. yutuvermek. Gui.. zamklamak. (çamdan başka herhangi bir) reçineli ağaç. Gine-Bisav. k ılık. Guyana. saf. s. rehber kitabı. sak ız. açıkgözlük. i. s. Gine-Bisavlı. çiklet. Gineli. i. art niyetsiz. rehberlik. rehberlik etmek. nahoş bir kahkaha. i. dış görünüş. f. saflık. rehber. 2. rehber. okaliptüs. i. yönetmek. i. i. 2. 2. 2. 1. i. kurnaz. 1. 1.a.guff guffaw Guiana Guianan Guianese guidance guidance counselor guide guide dog guidebook guided missile guideline guild guile guileful guileless guillotine guilt guiltless guilty guilty conscience Guinea guinea guinea fowl guinea fowl guinea pig Guinea-Bissau Guinea-Bissauan Guinean guise guitar guitarist gulch gulf gull gullet gullibility gullible gully gulp gulp s. 1. bak. 2. i. güdüm. 2. palavra. rehber kitab ı. kobay.nese) Fransız Guyanası´na özgü. i. 2. Gine. suçluluk. Gine-Bisav´a özgü.. giyotin. i. 2. down gum gum gum gum mastic gum tree gumbo i. f. ask. f. Gine-Bisavlı. suçsuz. s. Guyana bölgesi.. nahoş kahkaha atmak. i. s. 1. f.t. s ıtmaağacı. i. Guyana i. suçlu. 1. sel yata ğı. 1. --ming) zamk sürmek. martaval. Gine. 2. Guyana bölgesi halkından biri. i. ço ğ. 1. Gineli. i. yol gösterme. Frans ız Guyanası. gitar. 2. i. s. beçtavuğu. Gine-Bisav. 2. i. aç ıkgöz. 1. 2. i. i. lonca. i. (--med. rehber k ılavuz. yol göstermek. Fransız Guyanası. i. k. yutuverme. boğaz. vicdan azab ı. bir şeyi yutuvermek. bamyalı yahni. Gine´ye özgü. gözleri görmeyen birine rehberlik eden köpek. körfez. martı. i. f. s. 1. kolay aldatılma. gen. Guyana. rehber ö ğretmen. s. i. rehber. güdümlü mermi. idare etmek. i. Guianan. Frans ız Guyanalı.köpek. beçtavu ğu. kurnazlık. giyotin ile idam etmek.

tüfek ve tabanca yapan veya tamir eden kimse. s. bağırsak. tabanca. (iki kişi arasındaki) silahlı çatışma. yürek: He´s got guts.men (g^n´mîn) i. s. 1. tüfekçi. ateşli silah taşıyan kimse. eski İngiliz Guyanası halkından biri. i. İng. jimnastik salonu. atım. i. i. 1. i. gırtlaksı (ses). 1. i. tat alma duyusuyla ilgili. barut. (arabayı) birdenbire tam gaz sürmek. i. rehber. (okullarda) beden e ğitimi. dili adam. fışkırış. i. 1. çoğ. k. Guyanalı. 1. 2. jimnastik salonu. Guyanalı.. yağlayıp ballamak. çağıldamak. dili yüreksiz. bak. up k. 2. Guyana.. Guyana. topçuluk. ateş etme. gambot. çoğ. s. jimnastiğe ait. guru. (belirli bir yeri) elde etmek için bütün gayretiyle çal ışmak. i. 1. i. 2. i. rüzgârın ani ve sert esmesi. i.nese) 1. i.a.gumboot gumdrop gummed gumption gun gun for gun rack gun s. f. jelatinli şekerleme. (--ned. 1. 2. i. k. . s. f. dili fazlas ıyla istekli. --ning) (motoru) birdenbire tam gazla çalıştırmak. i. i. tüfeklik.o. eski İngiliz f. dili -i süslemek. mür şit.. up gust gustatory gusto gut gutless guts gutsy gutter guttural guy Guyana Guyanese guzzle gym gymnasium gymnast gymnastic i. 2. lastik çizme. s. i. i. 1. süslenip püslenmek. Guyana bölgesi. 2. bağırsaklar.. dili cesaret. zamklı. 2. top. dili cesur. (çatı/dam kenarındaki) oluk. ateşli silah. 1. Guyana bölgesi halkından biri. k. 2.s. i. f. Bayağı cesur o. silah atışı. agu. çağıltı. Guy. 1. i. (kaldırım kenarındaki) oluk.. silah kaçakç ılığı. i. (içki) çokça içmek.. gunk. i. down gunboat gunfight gunfire gunge gung-ho gunk gunman gunner gunnery gunnysack gunpoint gunpowder gunrunner gunrunning gunshot gunsmith gurgle guru gush gusset gussy gussy o. f ışkırmak. yürekli. 2. (ateşli silaha ait) menzil. i. dünden hazır. silah kaçakç ısı. ateş.. s. eski İngiliz Guyanası. silahlı kimse. çuval. Guyana. spor salonu. fışkırtı. dili inisiyatif ve cesaret. s. k. i. dili vıcık vıcık şey. atış ilmi. birini (ate şli silahla) vurmak. k. kanivo. (birinin) çan ına ot tıkamak için fırsat kollamak.kumaş parçası. k. erim. verev takılan fışkırma. i. gun. i. f. (bebek) agulamak. i. s. jimnastikçi. (çoğ. i. i. i. i. i. İng. 2. i. spor salonu. kuş.. (about) hayranlığını abartılı bir şekilde anlatmak. tüfek.. k. topçu. zevk.

seslenmek. dönmek. i. i. dolu tanesi. z.. 2. liman ından kalkmak. Çingene. hav. bayat. k. 2. melengiç. i. f. herkesle çabuk ahbap olan kimse. İngiliz alfabesinin sekizinci harfi (Honor. yak ın arkadaş. dolu. tuhafiye dükkânı. (--ped. . çentmek. bak. yorgunluk ve açlıktan bitkin. hacı. dolu fırtınası. çentik. 1. f. herb gibi bazı kelimelerin ba şında ve herhangi bir kelime veya hecenin sonunda telaffuz i. --ping) aldatmak. f. have. çoğ. din görevlilerine özgü kıyafet. kuru kuru öksürmek. İng. gynecologist. s. kiralık atlı i. 1.. i. 3. yontmak. erkek giyimi satan ma ğaza. 1.. dönme. saç. tüy. kazıkçı. k. argo becermek. i. yarmak. h haberdasher haberdashery habit habitat habit-forming habitual habitually hack hack hack hack stand hackberry hacker hackle hackneyed had had best do haddock hadj hadji hadn`t hag haggard haggle ha-ha hail hail hail fellow well met hail from hailstone hailstorm hair i. alışılmış. 2. . araba. i. 1. çekişe çekişe pazarlık etmek. büyücü kadın. H. --s çoğ. âdet üzere. f. bak. sıkı pazarlık etmek.. nisaiye. yapsa daha iyi olur. 2. i. (hayvan dövüşmeye hazırlanınca dikleşen/kabaran) tüyler. vasat. yapmalı. 2. çitlembik. i. i. bak. 2. bilgisayar korsan ı. 1. i. i. Roman gibi ya şayan kimse. alç ıtaşı. dili taksi. cayroskop. niteliksiz (iş).ışkanlık meydana getiren. İng. k ıl. tuhafiye. i.. i. basmakalıp. i. s. s. yaşlı kuru öksürük. alışkanlık. habitat. i. f. 1. i. argın. al s. jinekoloji. tuhafiyeci. 1. niteliksiz yazar. dili üçkâ ğıtçı. kazık atmak. den. jimnastik. kiralık binek atı.. automatic pilot. 2. İng. hac. hayvan veya bitkinin yeti ştiği doğal ortam. bitkin. i. i. dönerek sallanma. 2. daimi. i. mezgit. kih-kih (gülme sesi).. f. alışıldığı şekilde. taksi dura ğı. f. bak. k ıs. selamlamak. ısmarlama yazı yazan yazar. sahtekâr. i. bir şeyin doğal yeri. 2. dolu halinde ya ğmak. i. hileci. had not. 1. at. s. i. 3. şapka dükkânı. İng. jinekolog. 2.. İng. gynecology. 1.. dönerek sallanmak. jiroskop. i. 1. 2.. klişe. i. mutat. Roman. kazık bir yer.gymnastics gynaecologist gynaecology gynecologist gynecology gyp gyp joint gypsum Gypsy gypsy gyrate gyration gyropilot gyroscope H. k ıymak. itiyat. jips.. 3. yaşlı çirkin kadın. i. i. 1. ça ğırmak. kocakarı. ünlem kah-kah. Hrist. âdet. hour. i. i.

yarımay. (ayakkab ıya) yarım pençe vurmak. saç fırçası. saç şekli. 1. yarı pişmiş. f. yar ım ağız. z. üvey k ızkardeş. yetersiz olarak. işin çoğu. 1. s. yar ım gün: She works there half time. (eski bir inan ışa göre) cadıların. s. 2. çoğ. i. (çoğ. yarım günlük (iş/çalışma). yeterli olmayan tedbirler. 3. kadın berberi. kutsamak. z. 2. 1. s. i. firkete. . İng. s. i. üvey k ızkardeş. koridor.. yarım ağızla. çiftlikteki kö şk. yar ılanma süresi. yarım gözlük. 1. s. --s) saç tuvaleti. halves (hävz) i. 2. korkunç. i. 2.. saç tokas ı. i. i. isteksiz. saçsız. 1. Bodrum. i. yetersiz. yarım düzine. saç tıraşı. hol. fiz. 2. hortlakların ortalığa çıktığı gece (31 Ekim). İki yarım bir bütün eder. saç spreyi. i. hayaletlerin. ahmak. 2. spor haftaym. s. argo tehlikeli. 1. kutsalla ştırmak. half an apple yar ım elma. üvey erkek karde ş. i. 1. okul/üniversite binas ı. yarım. isteksizce. Haiti´ye özgü. s. k ılı kırk yarma. yar ı yolda. i. Haitili. argo çok zor. s. vücudun yukarı kısmını gösteren resim. 2. i. 5. Half the students have come. s. s. gönülsüz. tüylü. Halikarnas.hair curler hair dryer hair net hair spray hairbrush haircut hairdo hairdresser hairless hairpin hairpin turn hair-raising hairsplitter hairsplitting hairy Haiti Haitian hale hale and hearty half half a dozen half brother half fare half glasses half measures half sister half sister half sole half the battle half time halfback half-baked half-breed halfhearted halfheartedly half-length half-life half-mast half-moon half-sole half-time halfway half-witted Halicarnassus hall hallow Halloween bigudi. erkek berberi. Haitili. Haiti. kılı kırk yaran. budala. 3. saçın kesilme biçimi. k ılsız. spor hafbek. 2. saç kurutma makinesi. i. s. i. i. Orada yarım gün çalışıyor. Haiti. yarım pençe. s. 2. 1. s. gönülsüzce. salon. bayrağın yarıya indirilmesi. 2. U şeklinde kıvrılan. s. sapasa ğlam. istemeye istemeye. 2. k ıllı. keskin viraj. yarım boy. tüyler ürpertici. i. saç kurutucusu. malikâne. ara. i. iyi düşünülmemiş. 1. işin en zor tarafı. yarım bilet. k ılı kırk yaran kimse. 1.. kadın kuaförü. 1. yarı: Two halves make a whole. f. turp gibi. ortada. melez. işin yarısı. i. 4. yarı yolda bulunan (yer). tüysüz. saç filesi. i.

yarıya indirmek. i. tokmak. 2. sakatl ık. 2. i. i. i. el freni. f. engel. kolayca. dizardı kirişi. güçle ştirmek. f. c ırlaksıçan. 1. elle vermek. bak. 1. i. ruhb. f. 1. özürlü. el çantas ı.. 2. hamster. . durmak. hamak.. teslim etmek. 2. handikap. 3. i. ufak köy. ele avuca sığmaz çocuk. hammer away -e şekil vermek. halojen. tayfadan biri. k. hol. ağıl.. hamstring. işçi. kuşaktan el bombas ı. 2. çekiçle çakmak. engellemek. çekiçle vurmak. hammer out spor çekiç atma. 3. den. tayfa. k. dağıtmak. el sanatı. i. çekiç. 2. 2. i. argo abartarak oynayan oyuncu. mezra. i. i. durdurmak. (--ped. 1. 6. isk. f. i. vermek. devretmek.hallucinate hallucination hallway halo halogen halt halter halve halves ham hamburger hamlet hammer hammer f. f. el ile yap ılan iş. bir fikri şlemek. i. (saatte) akrep/yelkovan. dizardı kirişini koparmak/kesmek. kelepçelemek. i. ırgat. çamaşır sepeti. i. O kitab ı bana uzatır f.. koridor.strung) 1. mola. z. el. 2. f. bak. dili idare edilmesi zor biri. engel olmak. çekiçle dövmek. (ham. el ele. 1. i. avuç dolusu. 3. i. hammer throw hammock hamper hamper hamster hamstring hamstrung hand hand hand down hand grenade hand in hand in hand hand labor hand on hand organ hand out hand over handbag handball handbill handbrake handcuff handful handgun handicap handicapped handicraft handily handiness i. kapaklı büyük sepet. kelepçe. (çoğ. uzatmak: Pleaseel. sakat. s ığır kıyması. elverişli bir şekilde. sanr ı. abartarak oynamak. sanrılamak. kösteklemek. 5. başkasına vermek.. dili amatör radyo operatörü. eltopu. özür. m ısınız? kuşağa devretmek. kelepçe vurmak. vermek. beceriklilik. ayla. i. -ping) engel olmak. 1. yarıya bölmek. 3. 2. 2. 4. 1. i. f. 1. durma. el yazısı. --s/--es) hale. el ilanı. durmadan çalışmak.´s head çekiçle ibirinin kafas ına sokmak. s. i. (--med. 2. hammer an idea into s. 1. spor handikap. yular. i. f. babadan o ğula geçirmek. f. i. i. rençper. 1. laterna. half. az miktar. i. 4. i. jambon. çoğ. tabanca. duru ş. teslim etmek. spor hentbol. --ming) argo i. hand me that book. hamburger.o. çekiçlemek.

handiwork handkerchief handle handle s. yakın. f. çoğ. (çoğ. 3. 4.´s every word Hang on. k. 2. 2. i. ele almak. el yapımı. mendil. idare etmek. usta. be için yanıp tutuşmak. elişi. iş. sarkan. tehlikede olmak. talihsiz. 1. habis. cömert. 1. as ılı. i. 2. 2.ers-on) beleşçi kimse. 1. marifetli. çoğ. büyük. katlanmak. anlam. olmak. elverişli. i. el altında. engel. geçmek. 2. i. rasgele. asılı olmak. 2.. k. -e tutulmak. satmak. 1. bahtsız. (hung) 3. 2. özlemini çekmek.3. çok. . 2. i.o. bol. kangal. sarkmak. s. kullanılış tarzı. cellat. f. asılış. -e tesadüf etmek. 2. dokunmak. şans. f. içki sersemliği. s. ellemek. -i çok beğenmek. sallanmak. idam edilmek. rastlantı. 1. şanssız. -e rastlamak. gelmek. çekinmek. elinden her iş gelen işçi. elle dokunma. s. 1. (after/for) arzulamak. with kid gloves handlebar handling handmade hand-me-down handrail hands down Hands off! Hands up! handshake handsome handwork handwriting handy handyman hang hang hang hang around hang back hang fire hang in the balance hang in the balance hang on hang on s. dikkatli davranmak. s. i.ırılgan/sinirlii. şeytantırnağı. dili birinin her dediğini can kulağıyla dinlemek. 2. i. 1. çile. i şleme tarzı. (--ed) ipe çekmek. becerikli. 3. dili (tıp doktoru) özel muayenehanesini açmak. kullanılmış elbise/eşya. (avukat) kendi yazıhanesini açmak. i. alçak. 2. yak ışıklı. 4. i. asmak. (başını) döküm. hand. kolaylıkla. eli işe yatkın. merdiven parmaklığı. u ğramak.y. f. şüphesiz. z. i. tereddüt etmek. 3. i.birine) son derece tutamaç. kulp. dayanmak. k. salland ırmak. i. hazır. geri kalmak. Bekle. apaçık: He was hands down the best. s. i. asılmak. elişi. dili ba şıboş gezerek beklemek. 2. 2. tak ınak.o. hung up on 1. askı kancası. as ılmak. ürkek. kabza. kullan ılmış. duru ş. kullanışlı.1. (to) (-e) s ıkı tutunmak. el yazısı. elden düşme. hangar. (çok k 5. el sürmek. sarkma. yapıştırmak. (bisiklette/motosiklette) gidon. gelişigüzel. elişi. Onun en iyi oldu ğu apaçıktı. eğmek. -e kafas ını takmak.men (hän´dimen) i. takmak. s. i. idam etmek. güçlük. yün/ipek çilesi. çengel. 3. Dokunma!/Elini sürme! Eller yukar ı! i. 1. sap. kaplamak. meydana gelmek. asma.men (häng´mîn) i. s. kullanmak. -e bayılmak. i. i./Bir dakika. parma ğını kıpırdatmadan. hang. 1. asma. ask ı. 1. sinsi adam. korkak. 2. 1. hang. s. muallakta olmak. hang out/up one´s shingle hang up hangar hangdog hanger hanger-on hanging hangman hangnail hangover hangup hank hanker haphazard hapless happen happen across/on/upon happen by i. tırabzan. ipe çekme. i. telefonu kapamak. el s ıkma. asmak. idam. nazik bir durumda olmak. f. i. 1.

taciz etmek. kafasız. (çimento) donmak. tedirgin etmek. çetin. kuvvetlendirmek. 2. acımasız. f. k. f. bar ınak. huk. sıkıntı. kurt. yabani tavşan. 3. kuş beyinli. uzun ve tumturaklı bir şekilde konuşmak. donanım. 1. katı yürekli. ımasızlık. kararlı. hırdavat. şiddetli.happen in happen to happen to meet happening happily happiness happy happy-go-lucky harangue harass harbor harbour hard hard hard cash hard currency hard disk hard drink hard hat hard labor hard labor hard luck hard row to hoe hard-boiled hard-core harden hardheaded hardhearted hard-line hardly hardly to have time to breathe hardness hard-nosed hard-on hardship hardware hardware store hardwood hardy hare harebrained harelip harem haricot haricot bean hark hark back to uğramak. i. ağır. 2. çok soğuk (mevsim/hava). ackendi ç ıkarını düşünen. bilg. f. güçlük. barındırmak. 5. Çok çal ıştılar. ağır iş cezası. zor iş. kaygısız. ünlem Dinle!/Dur!/Sus! (geçmişe. tavşandudağı. kuvvetli. çok şükür. iyi. i. katılaştırmak. hemen hemen: Hardly anything was left. . 2. sert. darlık. (fiziksel olarak) kat ılık. şen. zor. şiddetle. kuvvetle: The wind´s blowing hard. i. s. kask. katı (yumurta). i. neşeli. olmak. pek. i. ask. 1. lop. s. s. şanssızlık. sertleşmek. s. önceki konuya) dönmek. vaka. dinlemek. kuru fasulye. pekişmek.. 1. rahat vermemek. delisi: girl-happy kız delisi. liman. 2. cinsel organları ve sevi sertle ştirmek. bir şeye aldırmaz. zorla.bak. sert.. beslemek. i. . s. 1. 1. 3. Tanışıklığımız i. Try hard! z. sert içki. 3. boyun eğmez. şiddetli. mutlulukla. çok. i. Çok gayret et! 2. kalpsiz. z. katılık. şme hareketlerini yakından gösteren. Allahtan. i. 4. sabit disk. acı. s. mutlu. tirat söylemek. i. dili (birinin) hiçbir şey kalmamıştı. sığınak. 3. neşeli. ağır iş cezası. bilg. 1. katı. bak. sert. girmek. 2. pekiştirmek. 2. harem. yolundan şaşmaz. sertlik.. katı. olay. inatçı. s. mutluluk. güç. 3. k. zorluk. s. f. f. güçbela. Hemen hemennefes alacak zaman ı bile olmamak. sertlik. -e tesadüf etmek. dili kül yutmaz. eski olaylardan) söz etmek. Rüzgâr nakit para. f. 6. haricot. (geçmişten. tirat. 1. i. yarık dudak. 1. dirençli. sert kereste. aralıksız saldırılarla taciz etmek. makul dü şünen. 1. bizar etmek. 2. s. dayanıklı. 1. çıkarcı. 3. 2. i. 1. çetin ceviz. 2. s. güçlükle. rahats ız etmek. sert (söz). acımasız. bereket versin ki. silah. 2. nalbur dükkân ı. sağlam döviz/para. 3. -e rastlamak. s. 1. madeni e şya.. 2. yerinde. uzun ve tumturaklı konuşma. z.büyük bir gayretle: They worked hard. misafir etmek. mesut. harbor. I hardly knew her. çok meşgul olmak. i. İng. 1. sevinçle. kerestesi sert a ğaç. ba şına gelmek.. uzlaşmaz. 2. katı. 1. katılaşmak. kuvvetlenmek. i. miğfer. güçlük. 2.

lombar ağzı. (öküzleri) (sabana) ko şmak. i. tapan. f. zıpkın. müz. 2. müz. i. hasat. 2. hasar. 1. over the coals i. i. ac ı. i. kendini be ğenmişlik. 2. 1. 3. ziyan.. i. nefret. acele. 1. haşiş.. dü şüncesiz. ambar a ğzı. s.. 3. bozmak. hasat zaman ı. kibirlilik. bozulmu ş şey. ahenk. m ızıka. k ıs. semere. arkada kap ısı olan küçük araba. i. asap bozucu. den. çekmek. hasat etmek.. şapka. i.o. i. dili birini dönmek. argo haşiş. (kumpas) kurmak. ahenkli. kuşbaşı doğramak. biçmek. f. uyumlu. haşin. orospu. i. 1. tez. klavsen. telaşçı. s. s. s. 3. civciv ç ıkarmak. 2. 3. . sert. i. bak. f. asma kilit köprüsü. erkek geyik. i. ambar a ğzı. ivedilik. hintkenevirinden çıkarılan esrar. orak mevsimi. z. ahenkli. tapan çekmek. kötülük. 1. kötülük etmek. 2. f. armoni. 4. k ızıl geyiğin erkeği. acele. 1. fahişe. i. aceleci. s. 4. f. 2. 2. 2. 4. have. i. 2. yumurtadan çıkmak. 1. kaba. mahsul. f. 2. ta şımak. 2. dili tartışmak. oto. rekolte. uyum.. zıpkınlamak.. üzücü. 2. f. şapka kalıbı. nefret dolu. kesek kırmak. i.. i. (plan) yapmak. aceleyle. to (atı) (arabaya) koşmak. uyumlu. (rüzgâr/gemi) yön değiştirmek. i. tartışma. mağrur. f. 2. nefret. huysuz. nefret edilen. çabuk. s. ürün. f. karmakarışık şey. 3. vira etmek. acele ettirmek. 1. 1. İng. armonika. 1. harp çalmak. kesek k ırma makinesi. kendini be ğenmiş. uymak. (doğal bir gücü dizginleyerek) i. müz. tapanlamak.. harmonize. 1. armoniye ait. zarar vermek. ters. sonuç. s. altüst k. f. 3. bak. 1. 2. çekme. bir ağda çıkarılan balıklar. hasten hastily hasty hat hat press hatch hatch hatchback hatchet hatchway hate hateful hatred haughtiness haughty haul haul s. i. f. güçlük. 1. zarars ız. i. 2. has not. i. 1. bak. hashish. i. tırmık çekmek. den. i. çekiş. kuşbaşı doğranarak yeniden pişirilen et yemeği. dü şmanlık. harp. Acele işe şeytan karışır. koşum takımı. 2. i. f. armonize etmek. 2. kin. armonik. (ata) koşum takmak. uyum sa ğlamak. 3. f. (ayn ı şeyleri) tekrarlayıp durmak. 1. s. 3. ambar kapağı. acele etmek. 1. küçük balta. f.ha şlamak/azarlamak. zarar. kibirli. zorluk. nefret etmek. hasat. arp. s. 2. den. 1. i. -in üzerinde çok durmak. i. 1. müz. zararlı. k.harlot harm harmful harmless harmonic harmonica harmonious harmonise harmonize harmony harness harp harp on harpoon harpsichord harrow harrowing harsh hart harvest has hash hash over hasheesh hashish hasn`t hasp hassle haste Haste makes waste.

o. büyük aptes bozmak. f.ing) kurald ışı çekimleri: şimdiki zaman I. ucuz kurtulmak. -e niyeti olmak. 2. k. babalar ı tutmak. ço ğ. sürekli yanında bulunmak.. we. -i sarakaya almak. dili her zaman kavgaya haz ır olmak. gurur. 5. i. (öfkeden) deli olmak. -eceği gelmek. . sağduyu sahibi olmak. tekin olmayan. çok alıngan olmak. ile payla şılacak kozu olmak. çorbada tuzu bulunmak. -si olmak. hakk ında bilgi almak/bilgisi olmak. Lasti ğimiz patladı. (hortlaklar/ruhlar) s ık sık uğramak. s.o. kalça. dili (birinin) şansı rast gitmemek. argo çok yüzsüz olmak. 3. i. you.dökmek. s. dili . Hemen a good press. with -i makaraya almak. bir konuyu tutturmak: You´ve got a one-track mind. deli olmak. dili çok e ğlenmek. akıldan çıkmamak. -esi gelmek: I´ve a good mind to tell him off right now. insaflı davranmak. We had a puncture. dadanmak. Hayvanlar ın dilinden anlar. ile ilgisi olmak. -e eğilimi/meyli olmak: He has a penchant for fixing things. -esi gelmek: I have a mind to go there this instant. dili biriyle payla şacak kozu olmak. fikir veya davran ışlarını değiştirmek. kurtlarını mest olmak. 2. k.. bitkilerden iyi anlayan biri olmak. zor unutulan. geçmiş zaman had 1. halledilecek davası olmak. kıç. -i etkilemek. k. popo. -e bakmak. 1. almak. sık perili. 1. dili birine fena halde tutulmak. 1. 2. aklı başında biri olmak. over the coals haunch haunt haunted haunting hauteur have have a ball have a bearing on have a bee in one´s bonnet have a big lead have a blast have a bone to pick with have a bone to pick with s.dili çokhas. dili bir fikri kafas ına takmış olmak. k. dili bitkileri iyi yetiştirebilen biri olmak. they have. dili uyumak. 3. she it e ğlenmek. -e iyice vâk ıf olmak. neredeyse zil takıp oynamak. sık gitmek. k. k. 2. have a bowel movement/have a BM have a change of heart have a chip on one´s shoulder have a chip on one´s shoulder have a crush on s. çok (bir şey yapmayı) denemek. k. hav.haul s. have a feeling for have a field day have a finger in the pie have a fit have a fling have a fling at have a gander at have a go have a good grasp of have a good head on one´s shoulders head on one´s have a good shoulders have a good mind to have a good press have a green thumb have a hand in have a heart Have a heart! have a kip have a line on have a losing streak have a lot of brass have a lucky/winning streak have a mind to have a mind to have a narrow escape have a one-track mind have a penchant for have a puncture birini azarlamak/ha şlamak. getgidip terbiyesini verece ğim geliyor. kibir. k. -in dilinden anlamak: She has a feeling for animals. but. he. -eceği gelmek. usandırmak. (at) denemek: Have a go! Bir dene! -i iyi kavramak. Oraya hemen gidesim geliyor. Eşyaları tamir etmeye meraklı. bak. k. 1. Akl ın fikrin hep onda. sahip olmak. f. sağrı. ak ıldan çıkmayan. k. dili (birinin) şansı rast gitmek.o. (bir işte) parmağı olmak. küplere binmek.. k. zıvanadan çıkmak. 4. i. bayram etmek. İnsaf be! İng. 2. (had. çok önde olmak.

(birinin) midesi kolaylıkla bulanmamak/bozulmamak. başkasına göre avantajlı bir durumda olmak.Bir Rusla iyi kötü anla şabilecek kadar Rusça trafik kazas ı Russian. have a working knowledge of have a wreck have a yearning to/for have a yen to have an abortion have an accident have an ace up one´s sleeve/have an ace in the hole have an advantage over s. kafadan kontak olmak. k. işi tamamlamak. k. -e yetene ği olmak. olmak. zor/sıkıntılı bir dönemden geçmek. I am going to divorce my husband.tatlıkorkunç görüntülere kar şısevmek.o. kazaya u ğramak. tatlı yiyecekleri dayanıklı k. have a green thumb.. -i hiç sevmemek. have a run-in with s. -i çok sevmek. Artık bıktım. have bats in the belfry have been around have both one´s feet on the ground have designs on have done with have green fingers have had it zor/sıkıntılı bir dönem geçirmek. dili 1. (kendisiyle evli olmayan biriyle) bir a şk ilişkisinde bulunmak. argo 1. bo ğazı yanmak. aklından zoru olmak. kürtaj olmak. artık yetmek: He´s been cheating me . para hırsı olmak. have an affair with have an aptitude for have an in have an itching palm have an option on s. k. (birinin) bo ğazı gıcıklanmak. have a whale of a time have a whale of a time have a whip-round have a word with s. para toplamak. have a way with s. çocuk ald ırmak. gıcık duymak. dili (birine) zaaf ı olmak. -de söz sahibi olmak. k. 2. kaza geçirmek. k. 2. zor bir hayat benden birer bardak içki. müşfik olmak. dili bir tahtas ı eksik olmak. -de gözü olmak.have a rough time Have a round of drinks on me.t. midesi sağlam olmak. b ıkmak: I´ve had it.t. (bir şeyi) iyi kötü kullanabilecek kadar bilmek: They have a working knowledge of geçirmek. dili yumu şak kalpli olmak. çabuk unutmak. k. dili çok e ğlenmek. dili (bir şey yapmayı) arzu etmek. a rough time right now. k.o. boğazı ağrımak/yanmak. dili (birine/bir şeye) (birinin) zaafı olmak. sevmek. k. Şimdi zor bir Herkese geçirmek: They´re having biriyle atışmak. dili çabuk öfkelenen biri olmak: He´s got a temper. sıçmak. -i arzu etmek.o. k. k. elinde kozu olmak. haf ızası zayıf olmak. deli olmak. Çabuk öfkelenir. dili 2. İng. anjin olmak. have a screw loose have a screw loose have a share in have a shit have a short memory have a soft heart have a soft spot for have a soft spot for have a sore throat have a sore throat have a stiff neck have a stomachache have a strong stomach have a sweet tooth have a temper have a thing about have a tickle in one´s throat have a voice in have a way with s. k. k. aklı başında olmak. dili görmü ş geçirmiş olmak. dili bir tahtas ı eksik olmak. k. bak. gerçekçi ve pratik bir şekilde düşünmek. biriyle konu şmak. (birinin) midesi a ğrımak. bir şeyi belirli bir süre içinde alma/reddetme hakkı olmak. dili bir şeyden anlamak. -de sözü geçmek. -den nefret etmek. anjin olmak. dili çok e ğlenmek.o. 1. -de payı olmak. bitirmek. boynu tutulmak. kocamdan boşanacağım. dili biriyle kolaylıkla arkadaş olabilmek/iletişim kurabilmek. (bir yerde) torpili olmak.

hiç aklından geçmemek. hiç hakkın yok.have half a mind to have half a mind to have hard feelings about have in mind have it coming have it in for have it in for have it in one have it made have it out Have it your own way. harcayacak vakti olmamak. fazla me şgul olmak. yeteneği olmak. elinde ne yok. k. 1. 2.t. tetikte olmamak. tetikte olmak. (birinin) -e 1. aklında olmak.o. dili -e gücenmiş olmak. tercih hakk ına sahip olmak. Sevda.o. argo işi iş olmak. under one´s thumb -eceği gelmek. 2. to thank for have on have one foot in the grave have one´s back to the wall have one´s eyes on have one´s fill of have one´s guard down have one´s guard up have one´s hands free have one´s hands full have one´s hands full have one´s head screwed on have one´s wits about one have one´s wits about one have one´s work cut out for one have other fish to fry have preference have recourse to have resort to have rocks in one´s head have s. doğru dürüst düşünebilmek. s. k. k. k. Siz bilirsiniz. k. k. işi başından aşkın olmak. -e başvurmak. -e başvurmak. dili -den b ıkmak. -den illallah demek. başka bir işi olmak. Have it your way! have kittens have many irons in the fire have no business doing s.. boş olmak. 2. çok meşgul olmak. -den hoşlanmamak. he´s only got himself to thank for it! Ba şarılı olamadıysa suçlu olan sadece kendisi! 1. (birinin) bir şey yapmaya hakkı olmamak: You have no business interfering in bir şey için)Benim i şlerime burnunuolmamak./Nas ıl isterseniz öyle olsun. bir taraftan -ece ği/-esi gelmek: I´ve half a mind to shoot him. Bunun için (bir şey için) (birine) oynatıyor. (birinin) (biri/bir şey) için vakti olmamak. dili. meşgul olmamak. (right/the right way) akl ı başında biri olmak. işleri tıkırında olmak. 1. -esi gelmek. dili (birinin) önünde zor bir i ş olmak. dili kafadan kontak olmak. bak. get . ile hiçbir ilişkisi olmamak. ile hiçbir ilgisi olmamak: This has nothing to do with you. k. -i kabul etmemek. have no stomach for have no thought of have no time for have no use for have no use for have none of have nothing to do with have nothing to do with have nothing to show for it have o. -i gereksememek. giyinmek.o. kafas ı yerinde olmak. -e ihtiyac ı olmamak. dokuz do ğurmak. Bunun seninle hiçbir ilgisiyaptığını gösterecek hiçbir şey olmamak. bir ayağı çukurda olmak. k. dili -e kin beslemek. Nasıl istersen öyle yap! argo içini kurt kemirmek.o. elleri bo ş olmak. -den nefret etmek/tiksinmek. k. Bir yandan onu vuraca ğım geliyor. (birine) kin beslemek.şlanmamak. Kâzım´ı parmağında borçlu olmak: We´ve her to thank for this. dili birini parma ğında oynatmak: Sevda has Kâzım on a string. (birinde) hiç istek/arzu sokmaya . dili k ırk tarakta bezi olmak. ona borçluyuz. -i hak etmek. bak.. -i hiç sevmemek. k. -e göz koymak. gözü -in üzerinde olmak. 1. dili (belirli my affairs. 2. 2. -e izin vermemek. on a string have s.s. ısmarlamak. şaka etmek. -e hiç niyeti olmamak: He´d had no thought of becoming a teacher. dili çaresiz kalmak. k. hatırında tutmak. 1. dili -den hiç ho Ö ğretmen olmak hiç aklından geçmemişti. (bir şeyin) suçlusu olmak: If he didn´t succeed. 2. under one´s thumb. bir davayı kavga ederek/tartışarak sonuçlandırmak. to thank for have s.

t. on one´s mind have s. 1. i. in mind have s. çok güzel bir vakit geçirmek. dili bir şeyi kafasına takmak. çok sevinçli olmak. çocuk düşürmek. (bir yerde) (birinin) mülkiyet hakk ı olmak. at one´s fingertips have s. 2. S ınıfının birincisi olmak için gerekli niteliklere kavga one in her class. mecliste söz söyleme hakk ı olmak. dili (belirli bir şeyi) yapacak kadar küstah olmak. 1. (bir yeri) serbestçe kullanabilmek. (görü şü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek. biri/bir şey aklında olmak. dili çok e ğlenmek. Gitmeliyim. dili ishal olmak. kısa bir uyku çekmek. (bir tartışmanın/ağız kavgasının sonunda) son söz birinin olmak: He always has the last word. ishal olmak. yıkanmak. biri/bir şey kafasını meşgul etmek. bir şey elinin altında bulunmak. dili ishal olmak. on s. dili gereken niteliklere sahip olmak: She´s got what it takes to be numberetmek.t. yarış alanının en iç kısmına yakın olmak./s.o. kestirmek. ilgisi olmak. Onda iyi bir avukat olma potansiyeli var. argo s ıçmak. i. on the brain have scruples about doing s. . dili ortalığı toz pembe görmek.t. bir şey yapmaya yüzü olmak/cüret etmek. have s. sevişmek. 2. içi sürmek/gitmek: He´s got the runs. dili şekerleme yapmak. ile Gitsem iyi olur.o. 2.o. 2.o. hasar. (bir mülkün) tapusunun sahibi olmak. birine isteri krizi geçirtmek. ihtiyat olarak saklamak. 2.t.. seks yapmak.t. have not. yapmak. daha elverişli durumda olmak. elinde suçlayıcı delil bulunmak. bir şeyi çok iyi bilmek. k. have second thoughts have sex have shadows around one´s eyes have some say in have stars in one´s eyes have sympathy for have the best of it have the blues have the courage of one´s convictions have the face to do s. as Plato has it Eflatun´un deyi şiyle. içi gitmek. k. at ışmak. have s. liman. have the floor have the gall to have the inside track have the last laugh have the last word have the makings of have the run of have the runs have the shits have the squirts have the time of one´s life have the time of one´s life have the trots have title to have to have to do with have what it takes have words have/feel qualms about have/hold/keep in reserve have/put s. atın sırtından düşmek. dibi tutmamak. inandığı şeyi yapma/söyleme cesaretini göstermek.o. zarar ziyan./s. 1. I have to go. 2. (istem dışı) düşük banyo yapmak. aklı birine/bir şeye takılmak. k. vicdani nedenle bir şeyi yapmaktan çekinmek.have s. -malı: go. had better -se iyi olur: I had better -meli. dili birini çok güldürmek. k. in (bir konuda) nihai good -de (belirli bir şey olma) potansiyeli olmak: He has the makings of a lawyer. 1. Onunla ortak hiçbir şeyim yok. k. çoğ. (bir şeyden) dolayı vicdanı rahatsız olmak/sızlamak. i. üstün olmak. Son söz hep onun. (about) (daha önce verilen bir karar hakk ında) tereddüt etmeye başlamak. k. k. k. 1. İshal olmuş. ba şarmak. k ıs. dili içi sürmek. in common with s. k. eğlenceli vakit geçirmek. in hysterics have/suffer a miscarriage have/take a bath have/take a crap have/take a spill have/take a zizz haven haven`t haves havoc birini/bir şeyi düşünmek. birini gülmekten öldürmek.t. k. biriyle bir şeyi paylaşmak: I have nothing in common with him.t. ishal olmak. k. -de söz sahibi olmak. 1. s ığınak.t. 2. tahribat. (birinin) halini anlamak. sonunda 1. galip gelmek. (bir yere) rahatça girip ç ıkabilmek. gözleri mor halkalarla çevrili olmak. dili efkârlı olmak.

. He is past hope. tehlikeye atmak. Ölümü korkunçtu. Yaşı yetmişi geçti. He has a bad name. Hiç vakit kaybetmedi. i. İstediği zaman gelip gidebilir. He just missed being run over. He tilted back in his chair.. fındık. Ümitsiz durumda. Diyelim ki bin dolar ı vardı. He gives you good value for your money. Ezilmekten zor kurtuldu. saman nezlesi. ince duman. i. bulanık./Yetmiş yaşına bastı. Kendinde de ğil. He is welcome to come and go at his pleasure. şansa bırakmak. He didn´t let any grass grow under his feet. 1. alıç. Ona vız gelir. He treated me to a beer. kuru ot. He takes his whisky on the rocks. Adı kötüye çıkmış. 2. şans. f. Toplantıyı canlandıran o idi. s. He suffered a violent death. 2./Kötü şöhreti var. i. He has turned seventy. He numbers eighty years. He did what little he could./İplemez.. Ödediğin para karşılığında sana iyi mal verir. s. (kurutmak için) ot biçmek. He had. tınaz. etmek. belirsiz. Kayk ılarak sandalyesini arkaya doğru yatırdı. çaylak. i. He walks home to save carfare. Elinden geleni yapt ı. i.. atmaca. kuru ot konulan parmakl ıklı raf/tekne. He no longer comes here. Yol paras ından tasarruf etmek için eve yürüyerek gider. Ayrıntılara takılıp kaldığı için durumu bir bütün olarak göremiyor. O işi yapmayacak kadar aklı olmalıydı.. 1. otluk. i. 1. dumanlı. He has a good head on his shoulders. samanlık. k. otluk. işportacı. He doesn´t give a damn. f./Beni süzdü. kestane rengi. a thousand dollars. Bilmiyor ki . He is not himself. kuru ot yığını. tahmin s. fındık ağacı. Boş bulunup ağzından kaçırdı. 3. zam. Onun kafas ı çalışıyor. Artık buraya gelmiyor. -e cesaret etmek. tınaz. He is riding for a fall. anlaşılmaz. have known better He should than to do it. Beni iyice inceledi.. erkek: he-goat teke. puslu. alıç. 2. i. 2. Bana bir bira ısmarladı.. tehlikeli. f. otluk. işportacılık yapmak. He had better not. i. tehlike. He looked me through and through. He said it in an unguarded moment. s. sisli./Umurunda değil. hafif sis. şahin. say. i. He little knows . otu biçip kurutmak. i. Yapmazsa daha iyi eder. kuru ot yığını. ela (göz). doğan. 1. eril o. 2. Seksen ya şında. dili Viskiyi buzlu içer. riziko.haw hawk hawk hawker hawthorn hay hay fever hay rack hayloft hayrick haystack haywire hazard hazard a guess hazardous haze hazel hazelnut hazy he He can´t see the woods for the trees. i. i.. pus. otluk. 1./Aklı başında biri. Belasını arıyor. rizikolu. kafadan atmak. saman. He was the life of the party. s.

spor avantaj. baş ağrısı. başlık.t. bak. karargâh. Az konu şan biri o. şlığı. He will not take nay. ön taraf.. bir şeyi engellemek. 2. 1. s. He´s a man of principle. balıklama (dalma).o. (biryer. 2. i. He will come to no good. i. telefon/radyo kulaklığı. i. he has. I had him there. head. başlık. başı önde. başbaşkanlığını yapmak/başkanı s. baş şeyin) taraf. şef garson. O noktada onu mat ettim. -i iddia ediyor. burun. 2. başkan. baş. sırılsıklam âşık.. özel okul müdiresi. He´s/She´s not the only fish in the sea! head head head honcho head over heels head over heels head over heels in love head s. 3. birinin yolunu kesmek. 2. sakınmadan. 1. i. far. z. f. 4. birini kösteklemek. Prensip sahibi bir adam. off head s. bildiğini okuyan. 2. 1. i. . I had rather go.. dili Ne hali varsa görsün! k ıs. koltuk ba Yazı mı. he will. i. Herkes onu hor görüyor. He´s a man of few words. kafa kafaya. 1. bir şeyin ilerlemesini engellemek. başlık. 2. k ıs. Ondan ba şkası yok mu bu dünyada? i.He will amount to something. oto. -in birincisi olmak: tepetaklak perende atma. dili ba şkanlık etmek. dert. 1. başkan: the head of the math department matematik bölümü başa ait. He´s puffed up with pride. tura mı? s. başta olan. k ıs. this outfit? Buran ın başkanı kim? 2. Kibrinden geçilmiyor. kelle. pervas ızca. baş. Onun imlas ı iyi. i. i. i. baş belası. pruva rüzgâr ı. off head start head up head wind headache headband headboard headdress header headfirst headgear heading headland headlight headline headlong headmaster headmistress head-on headphone headquarters headrest Heads or tails? headstrong headwaiter Başarılı bir adam olacak. coğr. z. saç band ı. bir şeyin yolunu kesmek. he is. He´s always thinking about sex. k. karyolan ın başucundaki tahta. balıklama. z. i. burun buruna (çarpışma). sayfa ba şlığı. 1. dik başlı. Aklı fikri sekste. bant. k. merkez büro. He will have it that . “Yok” sözünden anlamaz. inatç ı. kumanda merkezi. i. baştan (çarpma). i. 1. şef... birinin ilerlemesini engellemek. he would. kafa. i. i. 2. manşet. ba şkanı. He´s an object of scorn. He/She can stew in his/her own juice! he`d he`ll he`s He´s a good speller. 2. özel okul müdürü. apar topar. 1. baş. i. i. (yazıda) başlık. 1. Gitmeyi tercih ederdim. merkezde çalışanlar. baş: Go to the olmak: Who heads argo şef. 3. he had.. Onun sonu iyi olmaz.

cenaze arabas ı. acı. duruşma. yürek parçalayıcı. 7. 5. ırmağı besleyen kaynaklar. i. ısıtmak. enerji. 3. i. candan. celse. işitme. 1. öz. 3. sonuna kadar dinlemek. kulaklık. 2. 4. huk. başkalarından işitilerek öne sürülen delil. kulak vermek. can. yürekten. yürek vuruşu. kümelemek. 2. oturum. spor eleme. isilik. i. sağlık sigortası. (hediye/hakaret) ya ğdırmak. çoğ. 1. f. 1. sert. kuvvet. merhametsiz. 1.. sağlıklı. 2. 8. (heard) 1..headwaters headway heady heal healer health health certificate health food health insurance health insurance health officer healthful healthy heap hear hear a shot hear of/about hear out heard hearing hearing aid hearsay hearsay evidence hearse heart heart attack heart disease heart failure heart transplant heartache heartbeat heartbreak heartbreaking heartburn hearten heartfelt hearth heartless heart-rending heartstrings heart-to-heart hearty heat heat heat conduction heat rash heat rash i. cesaretlendirmek. s. 2. 1. sağlık memuru. orta. aç ık. ilerleme. iyileşmek. f. s. kösnü. küme. kalp. s. 3. s. bak. . çoğ. işitim. içten. yürekten. dili çok miktar. 1. kalp ağrısı. yığın. yürekler acısı. 2. ifadesini almak. yol alma. üzüntü. ısınmak. dinlemek. çarp ıcı (esans/içki). ac ımasız. isilik. çok acıklı. eleme koşusu/yarışı. mektup almak. büyük ac ı/keder. samimi. sağlığa yararlı. kuvvetli. (marul. i. 1. 2. yürek. sağlık belgesi. 1. s. büyük ac ı veren. s. f. f. can damar ı. yurt. kafa tutan. -den haberi olmak. ocak. tıb. 6. insanları iyileştirdiğini öne süren kişi. i. sa ğlam. 2. f. doğal besin. 1. hiddet. gönül. i. mide ekşimesinden dolayı yemek borusunda veya midede duyulan yanma hissi. 2. i. kalp nakli. duymak. 2. tav. i. katkısız. inatçı. i. şömine.b. ısı iletimi. silah sesi işitmek. enginar v. kasap. sağlık sigortası. 1. kalp hastalığı. s ıcaklık. 2. iyileştirmek.. sağlık. içten. 5. kalp yetmezliği. kalpsiz. 2. i. dedikodu. sağlığa yararlı.´nde) göbek. i. 4. dili kalabalık. yürek. 4. ısı. i. keder. aile ocağı. kızışma. kalp krizi. büyük acı veren kimse/şey. sorguya çekmek. haber almak. merkez. yığmak. işitme cihazı. i. s. sağlıklı. s. kalp atışı.. k. 2. sağlıklı. Hear! Hear! İng. k. 1. kuvvetli. cesaret. yüreklendirmek. i. söylenti. -i duymak. öfke.işitmek. üfürükçü. huk. hear. f. sağlığa yararlı. s. 3. sağlam. candan. i.

ağırlık. 2. ağır metaller. sıcak dalgası. 2. 2. içini çekmek. süpürge çalısı. yükselmek. faça edip durmak. anırma. z. kuvvetli. 2.heat stroke heat wave heat wave heated heater heath heathen heather heating heating coil heave heave heave a sigh Heave ho! heave to heaven heavenly heavenly body heavily heaviness heavy heavy guns heavy industry heavy industry heavy metals heavy water heavy-duty heavy-handed heavy-hearted heavyweight Hebrew heck heckle hectare hectic hedge hedgehog hedgerow heed heedless heehaw heel heel hefty heifer height heighten sıcak çarpması. i. argo alçak herif. do ğurmamış genç inek. fırın. önemsemek. rüzgârı başa alıp gemiyi durdurmak. topuk. i.. s. kâfirler. 2. 1. s. telaşlı. yükseklik. gökle ilgili. kızışık. çevirmek. 1. s. İbrani. (--d/hove) 1. önemseme. 2. soru yağmuruna tutmak. dayanıklı. 3. ağırsıklet. . cennet gibi. 1. ısıtma. fundalık. hektar. 3. i. çok miktarda (oy kullanımı). k ızışmış. boy. s. i. dinlemek. dikkat etmek. yukarı kaldırmak. (deniz) kabarmak. kederli. fırlatma. artmak. dili 1. düve. ağır. i. s. ağır bir şekilde. 3. ökçe takmak. yükselti. f.then/--s) 1. pervas ız. ünlem. funda. s. iriyarı. i. 2. s. kim. i. öfkeli. eli ağır. çoğaltmak. 2.. bol. 2. 5. s. yükseltmek. i. i. yükseltmek. 3. 1. gö ğe ilişkin. sık ağaçlardan/çalılardan oluşan çit. i. cennet. ağır sanayi. en yüksek nokta. Tanrısal. ah çekmek. dikkatsiz. beceriksiz. eşek anırması. f. ağır su. heyecanlı. ilahi. kaçamak cevap i. dikkat. i. kuşatmak. çalı çit. 1. 1. kâfir. kirpi. süpürgeotuna benzer bir çal ı. şiddetli. ocak. argo Kahrolas ı. art ırmak. 3. 1. i. (çoğ. 2. 1. şiddet. ısıtıcı. çalı ile i. Yisa!/Vira salpa! 1. 5. sakar. yeğinlik. 4. i. çoğalmak. ekilmiş çalılardan/ağaçlardan oluşan çit. 2. 2. ağır iş için elverişli. den. kald ırma. 1. doruk. oldukça a ğır. s. kabartmak. çevirmek. (borsada) çok miktarda (alım ağır silahlar. 2. 3. 2. 2. etrafına çalı dikmek. çekmek. büyük bir güçle atmak/f ırlatmak.. 1. 2. kalın (kar tabakas ı). sıkıştırmak. k. f. kâfirlere özgü. üzgün. hararetli (tartışma). gökcismi. 1. ağır sanayi. süpürgeotu. s. 4. hea. s. elek. ısıtıcı. kaldırmak. 4. ökçe. sıcak dalgası. İbranice. kefere. s. 1. çok güzel. 4. kâfir. göksel. küffar. şiddetle. (konuşmacının) sözünü kesmek. f. i. 1. i. 3. soba. sarmak. i. f. kuvvetli (yağmur/rüzgâr/fırtına). i. 6. 2. f. rezistans. s.

henceforth.men (helmz´mîn) i. bot. dır dır etmek. i.. aciz. bot. i. olmuyorsun. yardımsever. i. 1. i. 1. (--med. i. çoğ.. miğfer. Kekten bir dilim ald ı. berbat. helikopter. i. kadın mirasçı.o. i. i. içine almak. elbise kenar ı. kuşatmak. f.. out Help wanted. faydası olmak. 2. savunmas ızlık. i. hemofil. kanama. i. 2. --ming) kıvırıp kenarını bastırmak. porsiyon. yardımda bulunmak. s. tıb. hemofili. faydalı. gelişigüzel. 2. kalıtçı. 1. i. hold. 1. dümenci. cehennem.. fayda etmek. z. ağıotu. bak. i. mirasç ı. yard ım etmek.. dişi kuş. i. yardımcı: You´re not being helpful. yarıküre. Alo.. f. i. antika. bambulotu. kötü. tavuk. tiksindirici. 2. ünlem 1.heinous heir heiress heirloom held helicopter heliotrope helium hell hellebore hellish hello helm helmet helmsman help help o. böyle. i. âciz. ünlem İmdat! i. çirkin. bak. bundan sonra. kullanışlı. etek boyu. . buradan. Help! helper helpful helping helpless helplessness helter-skelter hem hem in/about hemisphere hemline hemlock hemoglobin hemophilia hemophiliac hemorrhage hemorrhoid hemp hemstitch hen hence henceforth henceforward hencoop henpeck henpecked hepatitis s. 3. ünlem Kahrolsun! i.. Merhaba. (belirli bir zaman) sonra. muavin. helms. i. s. f. i. bu nedenle. 2. apar topar. çöpleme. terz. baldıran. iğrenç. 1. dümen yekesi. tıb. (kendi kendine servis yaparak) (yiyeceklerden) almak: He helped himself to a piece of the cake. 2. dümen. dolayısıyla. Yard ımcı katkıda bulunma. i. basur.. bundan dolayı. başının etini yemek. kötü. i. ajur. s. s. tıb. 1. baskı.. savunmas ız. alelacele. i. i. kümes. ahçı. kendir. elbise veya paltonun etek kenar ı. yard ım etme. tıb. katkıda bulunmak: I don´t see how I can help you. hemoglobin. bundan z. 2. helyum. z. i. k ılıbık. i. çevirmek... kuşaktan kuşağa geçen değerli şey. i. yardımcı. den.s. f. z. vır vır etmek. hepatit. kask. s. vâris. yararlı. birine yard ım etmek: Can you help her out with her French? Fransızcasına yardım edebilir misin? Eleman aran ıyor. 1. etek. Sana nas ıl yardım edeyim bilemiyorum. karmakarışık. 2. emoroit. i. çırak. tolga. to help out help s. s. âcizlik. kenevir. korkunç. karaciğer iltihabı. tela şla. s ıçandişi.

my roses. z. kahramanlık. yabanc ı ot öldürücü. bitkisel.. That dişil goat of hers is eating zam. protokol görevlisi.. O onun. gerçek boyutlarheroic. Onunkini al. herds. orada burada. 2. (çoğ. bu vesile ile. edeb. gütmek. eroin. kalıtım. kahraman. i. Herkül. irsi. buraya. f. 1. 1. 1. (çoğ. al. kalıtımsal. z. yiğit. i. Ha. otçul hayvan.. i. Başlıyoruz!/Haydi bakalım! 1. şimdiye kadar. 2. sürü halinde gitmek. kalıt. i. buralarda. geldin mi? 3. ileride. z. şifalı bitki. İşte! z. müjdeci. miras. bundan sonra. z. 1. i. bunun üzerine. 2. bununla. ilan etmek. bundan önce. ikircimli. kavlıç. 1. onun: Take hers.. dişil onunki. ayaktak ımı. i. kahramanlarla ilgili. ringa. çekinmek. i. --es) 1. ilişikte. muazzam. te şrifatçı. They hated her. That´s hers. Ona bakt ı.her Her conscience pricked her. hertz. yemeklere tat vermek için kullan ılan bitki. Buyur. zam. irsiyet. sürü içgüdüsü. dişil onu. s. soyaçekim. hâkim olan felsefi/siyasi doktrinlere kar karşı olan kimse. herbisit. s. fıtık. kabul olunmu ş doktrinlere karşı olan. san. i. s. şurada burada. onun: He loves her. 2. cesur. bizzat. dince kabul olunmu ş inançlara aykırı düşünce. miras yoluyla geçen. 2. İşte başlıyorum.men (hırdz´mîn) i. kahramanca. i. otlara ait. zool. ikircikli. karars ız. kahraman. . duraksayarak. i. It pleased her. kahraman. 2. z. duraksamak. burada. i. z.. hayvan sürüsü. i. haberci. bunda. buras ı. 3. He looked at her. avam. i. i. i. kadın kahraman. Onu seviyor. hertz/--es) fiz. çoban. s. kal ıtsal. Ondan nefret ettiler. i. herald herb herbal herbicide herbivore herbivorous Hercules Hercules´ allheal herd herd instinct herdsman here here and there Here goes! Here goes! Here you are. 2. f. dalalet. f. tereddütlü. duruksun. münzevi. otçul. yaln ız başına yaşayan kimse. 2. bunun içinde. çavşırotu. Vicdanı kendisini rahatsız etti. tereddüt etmek. güz. otlardan yap ılan. s. z. tereddütle. i. kabul olunmu ş doktrinlereşı gelen düşünce. i. s. 1. hereabouts hereafter hereby hereditary heredity herein heresy heretic heretical heretofore hereupon herewith heritage hermit hernia hero heroic heroical heroin heroine heroism heron herring hers herself hertz hesitant hesitantly hesitate zam. 2. sürü. z. 3. ona. s. edeb. 1. ondan. bak. balıkçıl.damnkendisi. ot. 1. haber vermek. çoğ. baş karakter. çavşır. 2. kendi. topluluktan kaçan. ından çok büyük (heykel/resim). Onun o kör olas ı keçisi i.

hew. cümbüş. iğrenç. i. eski kafalı. heterojen. Merhaba! 2. geom. s. coğr. s. hanzo. s. 1. en parlak dönem. i. f. . heteroseksüel. karya. 4. k. s. high fidelity.. f. His Holiness. deri. 2. saklamak.. yarmak. 2. ünlem 1. 5. altıgen. hıçkırmak. Hey! i. bak. İng. 1. kıro. bak. 3.hesitation heterogeneous heterophyte heterosexual hew hew down hew out hewn hexagon hey heyday HH hi hiatus hibernate hibernation hibiscus hiccough hiccup hick hickory hid hidden hide hide hide away hide out hide-and-seek hideaway hidebound hideous hide-out hiding-place hierarchical hierarchy hieroglyph hi-fi high high and low high density high fidelity high frequency high gear high jinks high jump high jump high latitudes i. tereddüt. i. hewn) 1. 6. in hiding sakl ı.tus) aralık. her yerde.. s.. yüksek perdeden. (polisten) saklanacak yer. i. fasıla. i. hide 2. saklanmak. f. (çoğ. i. 2. sesi çok doğal bir şekilde veren (radyo/pikap/hoparlör). dili ta şralı. zula. s. bak. 1. hide 2. yatak. altın çağ. f.. tiz. hödük. k ıs. bak. f. bilg. oto. hiccup. yüce. yüksek. kendini be ğenmiş. k ış uykusuna yatmak. yüksek frekans. i. k ış uykusu. i... kutuplara yak ın yerler. açıklık. f. 1. 3. post. 2. duraksama.. hiyeroglif. kutuplara yakın. s. f. (hid. çingülü. gizlenmek. korkunç. Haydi! 3. ikircim. yontarak şekil vermek. i. sesi çok do ğal bir şekilde verme. şamata. i. yüksek atlama. hiyerarşi.. ikircik. herkes. hayvan derisi. 1.den) saklamak. yontmak. dar görü şlü. (--ed. kibirli. zahmetle meydana getirmek. ünlem 1. 2. müz. i. boş yer. His/Her Highness. 7. s. kokmuş (et). i. gizli. f. gizlenecek yer. gizlemek. en h ızlı vites. 2. A! i. Hey!/Baksana! 2. hiyerarşik. bak. i. karşı cinse ilgi duyan. --es/hi. kesmek. bot. saklanacak yer. balta ile kesmek. çok çirkin. lüks (ya şantı). zengin fakir. i.a. i. kapal ı.. (ağacı) kesip devirmek. hid. hideaway. hıçkırık. bak. yüksek yo ğunluk.. (polisten) saklanmak. tamasalak. 1. yüksek atlama. saklambaç. ara. i. 8. 2. saklanmak.

sinirleri gergin. uzun yürüyü ş yapmak. 1. yüksek kabartma.. parlak nokta. çok tiz. 1. doruk. i. i. birinci s ınıf. hızlı tren. tepe.b. 1. 2. haydut. . i. i. met hareketi. üstün nitelikli. i. s.. çok. yüce gönüllü. yüksek fiyat. 1. s. i. dili ileri teknoloji. en önemli/heyecanlı nokta.b. s. s. s. çoğ. -in iyi. met zaman ı. en önemli bölüm. yüksek (bina/apartman). i. aç ık deniz. 2. yüksek oktanlı benzin. anayol. dağlık yer. kahkaha. 3. 2. -i vurgulamak. bayır. artırmak. entelektüel. tepelik. tren v.. eşkıya. zorlayıcı. (resimde) ışıklı bölüm. ta şkın. yamaç. daha yüksek. (kamyon. 1.çok. s. i. 1. s. uçak korsan ı. ekstra. k ılıç kabzası. yüksek bas ınç. z. enginler.. 2. 2. 1. i. k. güz. dili kaliteli. denizin kabarması. bilg. i. sinirli.´ni durdurarak soyan) soyguncu.´ni) soymak. büyük h ızla giden. i.. s. 2. uzun ve çetin yürüyüş. 1. yüksek yo ğunluklu. çoğ. 1. 1. ilgi çekici olay. i. s. i. high. i. (eteğini) toplamak. 1. (kamyon. san. çokalt ını çizmek. (fiyatı) yükseltmek. lise.high living high octane gasoline high places high point high price high relief high school high school high seas high tech high tide high tide highbrow highchair high-class high-density higher higher education high-grade highlands highlight highly high-minded highness high-pitched high-pressure high-rise highroad high-speed high-speed train high-strung high-tech high-water high-water mark highway highwayman hijack hijacker hike hiker hilarious hilarity hill hillside hilltop hilly hilt lüks hayat. gürültülü ve ne şeli. yüksek mertebeler. foto. s. (yüksek) mama iskemlesi. 2. tren v. artış. 3.men (hay´weymîn) i. doruk. f. anayol. i. 2. kabarma. k. -ebir şekilde. f. i. met. s.way. (uçak/gemi) kaç ırmak. 1. neşe. zorla yapılan (satış). kaliteli. pek f. yücelik. 2. kabza. suyun azami kabarma noktas ı.. çok olumlu dikkati çekmek. en üstün başarı düzeyi. son derece. 2. 2. yokuş. i. i. s. lise. s. yüksekö ğrenim. met hali. azami kabarma. uzun yürüyü ş yapan kimse. 2. k. s. dili ileri teknolojinin ürünleriyle donat ılmış/yapılmış. yükselme.

i. i. --most/--er. hindmost. engel. çoğ. tarihçi. eril onunki. art. His heart is in the right place. That dog´s Cenaplar ı (Ekümenik Patrik outside.po.. arka ayaklar. Patrik his. His blood is up. historical. 2. kalça kemiği.. 1. dokusal. i. 2. His hair stood on end. saçlı sakallı.. i. birini ıslıklayarak sahneden kovmak. Gözleri ona dikildi. 1.most) arkadaki. ıslık. i. 2. -i kiraya vermek. s. kira ile tutmak. Onunkini istemiyorum. s. dili suayg ırı. f. ücretle tutmak. Öfkeden mosmor kesildi. hippi. 2. 1. -e söz. 2. i. Ekselanslar ı. 1. çıtlatmak. zam. k. Hindu. 2. k. i. 1. onun: I don´t want his.. Onunkini d ışarıya çıkar. His head is spinning. i. 2. 1. Yüzünde büyük bir tebessüm vard ı. 1. ona. Take his için kullanılır. k. out hire out hirsute his His All Holiness His bark is worse than his bite. onun kuvvetli taraf ı. f. karşı tarafta aynı yeri işgal eden kimse. His Holiness his opposite number his strong point His/Your Highness hiss hiss s. s. but (et). dayanak noktası. tarihsel. kendi. f. Hindu. tarihi an. hinterlant. dönüm noktas ı. bak. s. en arkadaki. f. His eyes rested on it. off the stage hist histoid histology historian historic historic moment İyi niyetlidir. anat. geride olan. tüylü.. dişi geyik. k ıs. f. -i ima etmek. s. en sondaki. kira. Başı dönüyor. 1. dili Ne varsa dilindedir. ücretle çalışmak. history. k ıllı. dini Hinduizm olan kimse. ima -i hissettirmek. i. s. s. mente şe. ıslık çalarak yuhalamak. önemli. eril onu. . en gerideki. tıslamak. zam. suaygırı. tarihi. kalça. zam.. Tüyleri ürperdi. üstü kapalıdayanmak. engelleme. Hintçe.mi (hîpıpat´ımay) i.s. engellemek. dini Hinduizm olan. kiralamak. --es (hîpıpat´ımısız)/hip. i. menteşe takmak. etmek. His face was wreathed in smiles. -i üstü kapal ı söylemek. dokubilim. ücret. histoloji. (--er. eril kendisi. historian.him himself hind hind hind legs hind quarter hinder hindermost Hindi hindmost hindrance Hindu hinge hint hint at hinterland hip hipbone hippie hippo hippopotamus hire hire o. i. -i dokundurmak. i. s. i. 2.a. tıslama. Papa Cenaplar ı. ıslıklamak. bağlı olmak. reze. s. dili Baya ğı kızdı. i. i. His face became purple. iç bölge.). Hinduizme özgü. on/upon e ima.. bizzat.o. O köpek onun.pot.

tarihle ilgili. horehound. 2. 4. istifçilik. dili yola koyulmak. 3. vurmak. tepesi atmak. i. argo yatmak. turnayı gözünden vurmak. vurma. umulmad k. 2. i. 1. otostopçu. k ırağı. i. 3. i. z. dili kiralık katil. s. ancak en önemli şeyleri görmek. iki/bir seksen uzanmak. 2. taşı gediğine koymak. kurdeşen. isabet ettirmek. i. boks kemerden a 2. yerinde mec. tarihi. ak. 2. şuraya buraya. 2. --ting) 1. i. dili (yiyecek/içecek) çok makbule geçmek. tıb. adi -e bağlamak. His/Her Majesty´s Ship. 1. . s. kalleşlik etmek. bağlamak. başarı. biriktirmek. 2. k. 2. beriki. istif. 2. k. söz. stok etmek. dili yatmak. argo 1. tam isabet kaydetmek. tam bilmek. 1. 1. argo tepesi atmak. engel. ık bir anda başarı kazanmak. beri yandaki. bulmak. z. 2. aksama. büyük bir başarı kazanmak. tarih. i. ba ğlantı parçası. ağarmış. çekelemek. şimdiye dek. takmak. haksızlık anlaşmak. istifçi. f. çarpıp kaçan (şoför). yukarı çekmek. f. biriktirilmiş şey. etmek. k. ancak en önemli noktalara de ğinmek. ar ı kovanı. tarihe göre. uyuşmak. tarihsel. dili 1. dili turnayı gözünden vurmak. vuruş. 1. 4. (birine) kahpelik 1. topallamak. boğukluk. tarihi roman. argo şişeyi devirmek. isabet etmek. ip ile ba ğlamak. k. k. 3. tahmini do ğru olmak. i. 2. iliştirmek. dili (bir şeyi arayan biri) aradığını bulmak/kendisini çok umutlandıran bir şeydili ineklemek. z. 3. f. volta. istiflemek. oraya buraya. 2. 2. k ır. darbe. s. bir ileri bir geri. isabet. dili en yüksek h ıza/dereceye ulaşmak. 1. z.historical historical novel historically history hit hit below the belt hit below the belt hit it off hit man hit one´s stride hit pay dirt hit the books hit the bottle hit the ceiling hit the deck hit the high spots hit the jackpot hit the jackpot hit the mark hit the nail on the head hit the roof hit the sack hit the sack/sack out hit the spot hit the trail hit upon hit-and-run hitch hitch on to hitch up hitchhike hitchhiker hither hither and thither/yon hitherto hive hives HMS hoard hoarder hoarding hoarfrost hoarhound hoarse hoarsely hoarseness hoary s. k. boğuk. boğuk sesle. f. k ıs. s. to (atı) -e koşmak. (hit. i. otostop yapmak. şimdiye kadar. buraya. i.. hedefi vurmak. yataktan kalkmak. 1. boğuk seslilik. k. i. k. ürtiker.. kovan. i. etmek. bak. rasgele bulmak. 1. 1.şağı usulsüz olarak vurmak. biriktirip saklayan kimse. çarpmak. His/Her Majesty´s Service. bağ. dili küplere binmek. boğuk sesli. k.

1. hor görmek. 2. çapa. latife. işletmek. 3. (çoğ. buka ğı vurmak. yakla şmamak. önermek. konu şmamak. kösteklemek. uzun uzad ıya konuşmak. ayak diremek. tutmak. yük asansörü. (bayrak) çekmek. beklemek. uzakta tutmak. oyun etmek. dili tutmak. gezici rençper. 2. f. f. i. süregelmek. rehin. 4. nutuk söylemek. geçerli olmak. dili Dur!/Bekle! durumunu korumak. back i. 3. hakir görmek. baskı altında tutmak. ilişki kurmamak. hile. i. zaptetmek. 2. hold against hold aloof hold at bay hold by hold down hold forth hold good hold good hold in hold in contempt hold in esteem hold in leash hold in pledge hold incommunicado hold no brief for hold off hold on hold on to Hold on! hold one´s ground hold one´s own hold one´s own hold one´s peace hold one´s peace/tongue hold one´s tongue hold out hold out on one hold over hold s. karmakar ışık şey. i. f. 1. buka ğı. i. kimseyle görü ştürmemek. f. rehine koymak. serseri. devam etmek. arada mesafe b ırakmak. 3. 3. 2. 1. 2. topallamak. i.hoax hobble hobby hobgoblin hobo hock hockey hodgepodge hoe hog hog wild hoist hold hold hold a child back a year hold a crowd back hold a postmortem hold a thing over s. sayg ı göstermek. much wateriç tarafı. öne sürmek. hokey. büyük domuz. f. boş gezenin boş kalfası. aldatmak. aksayarak yürümek. dili (bir işi) yürütmek. i. dili dilini tutmak. b ırakmamak. k. direnmek. birinden gizlemek. k. 1. yaklaştırmamak. almak: How 2. aksama. 2. dilini tutmak. 4. hobi. 3. (suçu) -e yüklemek. tutmak: Hold my hand. 2. yukarı çekmek. dili i. konu şmamak. 2. 1.o. i. ayak i. glass hold? Bu bardak ne kadar su i. ifrit. aylak. özel zevk. eski durumunu korumak. saymak. yersiz korku. ertelemek. topallama. 1. zaptetmek. türlü yemeği. ertelemek. gulyabani. bir şey söylememek. i. k. rehin olarak tutmak. -in taraftar ı olmamak. yetmek. kalabalığı zaptetmek. uzak durmak. (telefonda)-e tutunmak. 1. başkalarıyla görüşmesine izin vermemek. saplant ı. çapalamak. susmak. şaka. Elimi tut. . 1. 2. tutmak. geçerli olmak. dü şkü. k. dert. yukar ı kaldırmak. dayanmak. oyun. (başarısız bir durumu) ameliyat masasına yatırmak. birinin ilerlemesini durdurmak/engellemek. f. 2. -in savunucusu olmamak. 1. yerini korumak. topal etmek. 2. -i tutmak. 1. yularını elden bırakmamak. dayanmak. 4. argo ç ılgın. 2. köstek.o. inanmak. yakla ştırmamak. içinegemi ambar ı.. --es/--s) 1. yüzüne vurmak. 1. 2. 2. ileri sürmek. k. birini bir şey ile durmadan tehdit etmek. geminin will this çocuğa (okulda) aynı sınıfı tekrarlatmak. (held) 1. 1. 1.

2. i. k. i. anayurt. (ifade) tutarlı olmak. İng. anavatan. i. ayr ılmamak. bayram günü. yurt. gecikme. 3. Hollanda. 1. sahte. bir arada tutmak. candle holder şamdan. in high regard hold still hold sway hold the field hold the line hold the pass hold the purse strings of hold together hold up hold water hold with Hold your horses! holder holding holding company holdover holdup hole hole up holiday holidaymaker holiness Holland holler hollow hollow victory holly hollyhock holocaust holster holy Holy Scripture Holy Week homage home home base home economics Home Office home office home port Home Secretary homebody homeland homeless homelike homely birini kuca ğında tutmak. çukur. kira ile tutulmu ş arazi. değişikliğe karşı olmak. 1. içinde bir şey saklanabilen nesne/kap: 2. eve özgü. boş başarı. engellemek. i. holding. bot. 1. 3. cigarette holder sigara ağızlığı. s. i. 1. yankı yapan. 2. dili ba ğırmak. göstermek. evde oturmayı tercih eden kimse. derin. f. geçidi tutmak. i. 2.. 3. içine bir şey konulan nesne/kap. tutmak. dili berbat yer. 1.o. i. ev gibi. Paskalyadan önceki hafta. kutsiyet. bot. i. oyuk. 4. cana yakın. i. 2. para (birinin) elinde olmak. yardımda bulunmak. tutma. i. kaldırmak. ev. 1. yalan. delik. yortu günü. sade. 1. birine/bir şeye saygı duymak.. in one´s arms hold s. oyuk. tatil günü. memleket. s. demirleme liman ı. dili geçerli olmak. telefonu kapatmamak. yolunu kesip soymak. s. üstünlüğünü korumak. 5. İçişleri Bakanlığı. 1. i. basit. i. imha. İng. boşluktan gelen (ses). 3. saklanmak. (şirketin) idare merkezi. rahat. 1.b. 2.t. soygun. ile aynı fikirde olmak. i. kulp. dili -den kalma bir şey/kimse. evsiz barks ız. s. i. gösterişsiz. ev ekonomisi. merkez. delmek. out oymak. 4. k. vatan. s. çobanpüskülü. f. k. korumak. haykırış. İng. bo şluk. ev ile ilgili. 3. 2. tabanca k ılıfı. . hisseler/emlak/mülk/mallar. (birinin/bir kurulu şun sahip olduğu) i. 2. 3./s. delik açmak. aile oca ğı. 2. s.hold s. dili Dur!/Bekle! i. 2. evsiz. büyük yang ın. k. mukaddes. 1. çukur. hürmet. gülhatmi. 1. çökük. dinlenmek için çaltatile çıkmış kimse. yuva. Kitabı Mukaddes. bir şeye yaramayan zafer. (hükümdara v. from k. 4. tatil. kutsal. içi bo ş. k ıpırdamamak. İng. İng. egemen olmak. arzetmek. tatil. içişlerine ait. 2.o. İçişleri Bakanı. 3. İng.. çirkin. haykırmak. bağırış. 1. 2. çukur. 2. kasanın anahtarı (birinde) olmak. ışmadan geçirilen süre. makul olmak.´ne gösterilen) sayg ı. üs. rahat. i. i. 1. kutsallık. geciktirmek.. f. i.

ev ve eklentileri. i. s.i. (ballı/balsız) petek. f. evde yap ılmış. hilesizce. 2. ev kad ını.a (anırer´iyı)/--s (anırer´iyımz) i. cinayet. bal. 1. han ımeli. mansiyon. bağdaşık hale getirmek. i. (bono/çek) kabul edip karşılığını ödemek. honorably. i. fahri. s. s ıla hasreti. s. s. sahiden. gurbet çeken. Honduraslı. basit.o.rar. 1. evine/vatan ına dönmekte olan. klakson çalmak. z. kaz sesi çıkarmak. honorary. şılığında verilen para. iffet. k. evde dokunmu ş. onur. onda dürüstlük namına bir şey yoktu. (okulda) esas dershane. f. e şeref vermek. z. 3. s. ücret. balarısı. 1. 2. dili i. Honduras. 1. f. k ıs. i. namus. klakson sesi. f.. 2. 2. 1. i. hon. iftihar listesi. homojen. 2. -i şereflendirmek. homojenlik.. onursal. homojenle ştirmek. f. Honesty. . çiftlik ve eklentileri. bak. f. i. ev ödevi. in him. ün. Honesty is the best policy. vatan/ev hasreti çeken. i. ba ğdaşık. türdeş. 1. adam öldürme. dürüstçe. f. bilemek. eve do ğru. can ım.homemade homemaker homeroom homesick homesickness homespun homestead homeward homeward bound homeward bound homework homicide homogeneity homogeneous homogenise homogenize homogenized homogenizer homologous homonym homosexual Hon hon Honduran Honduras hone honest honestly honesty s. i. i. 2. mansiyon.. İng. i. nam. i. ba ğdaşıklık. 2. 2. şerefli. gurbet çekme. sade. homojenle ştirici. s. 2. hilesiz. ücretsiz yap ılan. Honduras´a özgü. 1. e şcinsel. honey in the comb honeybee honeycomb honeymoon honeysuckle honk honky-tonk honor honor a debt honor roll honorable honorable mention honorable mention honorarium honorary i. s. was not Şeref şöyle dursun. 2. k.. namus. Honduraslı. homoseksüel. i. türdeşlik. adi bar. borcunu ödemek. 1. 1. e şadlı. Honduras. s. memleket yolunda. dövüp kıvamına getirmek. Honorable. gerçekten. i. dili sevgilim. 2. honey petek balı. i.. homolog. dürüstlük. 1. balayı. homojenize: homogenized milk homojenize süt. s. bot. namuslu. dürüst. pavyon. şeref. 1. yabankazı sesi. k ıs. çoğ. i. balayına çıkmak. s. i. dilb. Dürüstlük en iyi yoldur. ödev. serbest meslek sahibine hizmet kar2. homogenize. katil. şöhret. i.. 1. i. let alone honor. i.

dili çok k ızmış. i. zool. horda. motor kapağı. nargile. z. i. İng. 2. kabadayı. i. hayırlısı demek. tutmak. i. 2. çemberlemek. (bayku ş. umutsuz. ba şlık. kopça. f. 2. honor. sıçrama. ufuk. i. 1. 1. 2. hüthüt. kaput. (--ped.. f. s. f. f. 2. i. İng. 1. çevren. hookah. oto. ile evlenmek. 2... kahkaha. bak. hurrah. yeraltı f. s. elektrikli süpürge.. vapur/tren/sis düdüğü için) ötüş. bot. korna. aldatmak.. ümitle. İng.. çengelsi. 4. kara ısırgan. ümitsiz.. çengel şeklindeki. yatay. kukuleta. i. s ıçramak. 3. yeraltı dünyasından biri. ümit etmek. boru. çekmek. 1. kalabal ık. bak. korna... i. s. hoof. fahi şe. k.. yatay düzlem/çizgi. göz boyamak. orak. olduğu gibi yuttu. kanca. 3. ümit.. köpürmüş. k. dili tamamen. 2.o. taban tepmek. 1.. 1. 1. 2. k. down hoover hooves hop hop hope hope against hope hope for the best hopeful hopefully hopeless hopper hopping mad hopping mad hopscotch horde horehound horizon horizontal hormone horn i. dili 1. line and sinker hooka hookah hooked hooked nose hooker hooky hooligan hoop hoopoe hoopoo hooray hoot hoot of laughter hoot s. patırtı. --ping) sekmek.. İng. başi kopça. ibibik. kabadayı. 1. f. i. dili orospu.. f. bak. k. i. ummak. 3.. k. bak. i. erkek ve di ğlamak. umut. vapur/tren/sis düdüğü) ötmek. çengel şekline sokmak. dili çok öfkeli. seksek oyunu. k. 2. 3. kasnak. klakson. bak. yaya gitmek. 1. kancayla ba ğlamak. i. zool. argo 1. 2. f. çengel. i.honour honourable hood hoodlum hoodwink hoof hoof it hoo-ha hook hook and eye hook up hook up with hook. i. köpekotu. her şeye rağmen ümitli olmak. 2. dili serseri. sekme. çember. çavu şkuşu. i. (bayku ş) ötmek. kah kah gülmek. f. i. 2. dili şamata. dünyasından biri. honorable. çengelli. oldu ğu gibi: He swallowed my story hook. Upupa epops. k. 1. 1. hoopoe. i. i. şerbetçiotu. ümit verici. line and sinker. olta ile (balık) tutmak. çoğ. 2. s. i. i. birini yuhalayarak susturmak. f. 2. çengel ile yakalamak. --s (hûfs)/hooves (huvz) i. kabadayı. hormon. bak. çalmak. sarp ın.. k. k. dans etmek. uçak seferi. ile ilişki kurmak. ümit vermeyen. çoğ. i. toynak. . Masalımı i.. elektrikli süpürge ile temizlemek.. dili uçuş.2. ünlem. gaga burun. dili in şallah. i. silo. i. ümitli. müz. 1. İng. boynuz. s. (korna. i. birleştirmek. 1. i. köpekayası..

men (hôrs´mîn) i. Hrist. --ping) kamçılamak. at s ırtı.. z. argo seks yapma arzusuyla yan ıp tutuşan. çok fena.. i. bak. i. rehine. bak. çok kaba ve k ırıcı dili şekilde. horticulture. 1. f. 1. çok kaba ve kırıcı.horn of plenty hornbeam hornet horns of a dilemma horny horoscope horrendous horrible horribly horrid horridly horrific horrify horror hors d'oeuvre horse horse chestnut horse mackerel horseback horsebean horsehair horseman horsemanship horseplay horsepower horseradish horseshoe horsewhip hort hortative hortatory horticulture hose hose hosier hosiery hospice hospitable hospital hospitalise hospitality hospitalize Host host host hostage hostel bereket boynuzu. 3. kamç ı. dili çok kötü. 2. 1. i.. ikramc ı. s. i. a kalabalık. teşvik edici.. i. i. at kılından dokunmuş kumaş. i. özellikle rahipler/rahibeler taraf ından idare edilen misafirhane/yurt. nal şeklinde şey. beygir. i. fena ğrenç. hastane. dili çok kötü. gayret verici. k. z. spor atlama beygiri. çok kötü. çerez. bahçecilik. dili korkunç. at k ılı. öğrenci yurdu. öğüt veren. i. istavrit. dehşete düşüren. atkestanesi. çok fena. i. çok fena. davet vermek. çorapçı. 2. İng. i. 1. 1. 2. beygir. binicilik. 3. i. çokluk. bayırturpu. 2. mak. k. bahç ıvanlık. i. hastaneye yatırmak. k. iğrenç.. 3. i. dehşet. 1. tutak. korku. korkunç. korkutmak. nal ile oynanılan oyun. 2. ikramc ılık. hospitalize. dili berbat. i.. i. at. çok kaba ve k ırıcı bir şekilde. bir 1. konuk etmek. davet veren kimse. çiçekçilik. bakımevi. at nalı. süvari. hose) çorap. deh şet verici. çoğ.. s. sunuculuk yapmak. 1. 1. (çoğ. k. 2. (--ped. 1. a şırı bir şekilde. İng. nasyıldız falı. (çoğ. İng. i. meze. 3. s. korkunç. f. ev sahipli ği yapmak. hoyratlık. çorap fabrikas ı. ev sahibi. --s) hortum. kırbaç. ırlı. f. s. i. s. ölümcül hastalar ın ölene kadar bakıldığı s.. i. konuksever. abaza. ğırlamak. 1. genç turistler için ucuz otel. eşek şakası. 2. mensucat fabrikası. çoğ. f. k ıs. ordövr. 4. 2. i. i. boynuzlu. f. dili çok kötü. i. konukseverlik. i. gürgen. 2. ihalde. çok kötü.. nasihat dolu. korkunç. çok kaba kötü. horse. korkunç. 2. 2. 3. 1. bakla. s. korkunç/dehşetli bir şekilde. . i. k. 1. misafirperver. çok fena. zayiçe. yüreklendirici. dehşetli. binici. 2. k. 2. büyük e şekarısı. çoraplar. i. i. (ekmek ve şarap ayinindeki) ekmek. yılgı. birinin seçilmesi gereken iki güç seçenek. misafirperverlik. Fr. 2. 1. mensucat.. sunucu. çok s. hortative. berbat. i. beygirgücü. abazan. ve k ırıcı. bot.

house. dikiş kutusu. konutlar. ev idaresi. heave. kâhya kad ın..hostess hostile hostility hot hot air hot chocolate hot dog hot line hot pepper hot plate hot spring hotbed hot-blooded hotchpot hotchpotch hotel hothead hothouse hound hour hour hand hourglass hourly house house house dog house martin house of cards housebound housebreaker housecoat housedress houseguest household household word householder housekeeper housekeeping houseman housetop housewarming housewife housework housing housing estate housing project hove i. s. (hastalık v. hodgepodge. hodgepodge.wives (h^z´îfs) İng. ev halk ı. 1.men (haus´mîn) i. hot-water bottle sıcak su torbası. f. 4. yüksek gerilimli ak ım taşıyan (tel). bak. tazı ile ava gitmek. 2. 2. i. i. ev k ıyafeti. acı biber. İng. kızgın. k.). dayanıksız iş. i. 2. martaval. barınacak yer. konut sitesi. i. i. öfkeli kimse. sütlü kakao. i. 4. 3. 3. hanedan. 2. 1. ev. 2. her zaman cevap veren imdat telefonu.). sosyal konutlar. i. toplu karteri. düşmanca. 5. 2. aile. -de bulunmak: That ev köpe ği. ev işi. 1. z. --test) 1. aile. yeni.h. çoğ. eve ait. 6. karter: clutch housing debriyajkonutlar. derme çatma şey. sosisli sandviç. i.. nedeniyle) evde hapis olan. garson kad ın. k. house. (saatte) akrep. f. ticarethane. dili peşini bırakmamak. izlemek. kum saati. vakit. 1. 1. 2. sabahlık (giysi). (--ter. i. otel. i. ev sahibi. i. hostes. i. (cinsel aç ıdan) ateşli. pencerekırlangıcı. s. 1. atmasyon. i. hükümet meclisi. ev halk ı. i. house.b. f. kutu. 4. sera. i. yeni bir eve ta şınmanın kutlanışı. ev hırsızı. Hükümet s ığınmacıları çadırlara yerleştirdi. çoğ. 5. 4. 1. ev sahibesi. barındırmak. bak. silahlı çatışmalar. saat. i. saatte bir.b. yerleştirmek: The government housed the refugees in tents. i. taze (haber v. s ıcak. saat ba şı. 1. tiyatro.wives (haus´wayvz) ev hanımı. stajyer doktor. alçak herif. dili it. argo bo ş laf. s. bir çe şit sosis. kaplıca. 2. limonluk. b. her gün kullan ılan kelime. 2. 1. tazı. düşmanlık. 3. çabuk parlayan (kimse).. barındırma. çoğ. elektrikli ocak. . işleri yapan erkek) hizmetkâr. elektrik oca ğı. 3. zaman. i. evk ırlangıcı. çoğ. 1. i. 1. aile reisi. 2. gen. i. radyoaktif. 2. 1. mak. ev. camekânda bulunan gübreli toprak. düşman. dam. gece yatısına gelen misafir. 6. bu sosisle yapılan sandviç. 1. acı (biber v. s. 1. (h^z´îf). çabuk k ızan kimse. i. ser. İng. (fesat/kötülük/huzursuzluk) kaynağı/yuvası. 2. buyot. bak. saldırgan. i. sert. i. çatı. 2.b. s. şiddetli. 2.b. direkt telefon hatt ı (özellikle devlet başkanları arasında). konsomatris. i. (evde temizlik v. 2. iskân. av köpeği.

Home Secretary..´nin) kabuğunu . 2. 2. i. How much money do you Niçin?/Nas uğraşayım. Çok şaşırtıcı. k ıs. yaln ız. bezelye v. 1. iri ve hantal kimse/ şey.b. i. k ızgınlık. kucaklama. kamburüzüm.? How´s it going? howdy however howl howler HP HQ hr hrs HS ht hub hubble-bubble hubbub hubby hubcap huckleberry huckster huddle hue hue hue and cry huff hug huge huh hulk hulking hull i. i. hurda gemi. 2. k. aç ık ağıl. i. tür. bak. bak. bununla birlikte. 1. 1. seyyar 2. heat. (tahta) baraka. 1. f. (içini ç ıkarmak için) (ceviz. hours. tereddüt etmek. --ging) 1. k ıs. öfke: She left the room in a huff. bağrış çağrış.. f. (ceviz. poyra. dili Niye?/Nas ıl olur? Diğerlerine göre nasıldı o? Nasılsınız? Nasılsınız? Nasıl .b. nasıl. 2. 2. Ne olacak. bağrışma. i. dili koca. nas ıl: How did it happen? Nasıl oldu? How will he do this? Bunu nasıl yapacak? How does it work? Nas ıl çalışıyor? 2. 1. fazla hareket etmeden üzerinde ve etraf ında uçmak. reklamc ı (Küçümseme belirtir. hour. 2. Ne kadar uğraşırsam ıl olabilir? yine de yapamam. 1. tekne (geminin temel bölümü). den. high school. sar ılmak. benimsemek. 1.. 2. i. ama. k. dili merhaba. Çok ilginç.? How goes it?/How is it going? How good of you! how much How so? How´s about . ünlem 1. sımsıkı tutmak.s3. up hantal bir hantal.. i. muazzam. dev gibi. 1. 1. horsepower. k. i. high pressure. 3. ne kadar. Çok kötü. 1. 2. bezelye v.. i.! (Küçümseme belirtir. ancak.. Hışımla odayı terketti.. sat ıcı.). değil mi? 3. iriyar ı veşekilde doğrulmak. k ıs. i. i. tekerlek göbe ği. curcuna. i. çok büyük ve kaba gemi. fıstık. k ıs. k. durmak. kucaklamak. ulumak. f ıstık. hoverkraft. i. 2. lenduha s. f. I just can´t do it.. çe şit.. sar ılma. f. İşler nasıl gidiyor? ünlem.. 3. f. ne kadar: How long must Ne dersiniz? 1. z. k ıs. 1. 3. z. inleme. hayhuy. etrafında dolaşıp hovercraft. ne kadar: No matter how much I try.´ne ait) kabuk. height. inlemek. 1. Ne? 2. i. s. değil mi? 4. şamata. bağrına basmak.. 3. nargile. gibi. . dili. bir tüccar. jant kapa ğı.. (--ged. (of) merkez.?: How ever did it come about? Nasıl oldu? Ne var ne yok?/Ne âlemdesiniz?/ İşler nasıl? Çok naziksiniz. araya ıkışmak. 2. f. renk. How about . Çok güzel. e ş. budalaca yanl ışlık. k ıs. i. oto.hovel hover Hovercraft hovercraft how How about it? How about that? How are you? How come? How did he measure up? How do you do? How do you do? How ever . i. dili gülünç hata. birbirine sokulup sarılmak.? (1). derme çatma ev... başlıca amacı para kazanmak olan kimse. (renk için) ton. kocaman. de ğil mi? 2. 3. de ğil mi? Nasılsınız? k.). i. uluma. Headquarters.

2. mizah. güldürü yazarı. hayhuy. rutubetlendirici. utandırma. ünlem H ım . Hım! (Kuşku belirtir. v ızıldamak. insanca.´s pride humbleness humbly humbug humdinger humdrum humid humidifier humidify humidity humidness humiliate humiliation humility hummingbird humongous humor humorist humorous humour hump humpback humpbacked humph humus hunch hunch one´s shoulders/back hunch over hunchback hunchbacked i. the z. gülünçlük. human psychology gibi psikolojisi.). nemlendirmek. 3. monoton. bahç. alçakgönüllülük. insan kalabalığı.o. i. tekdüze. kambur kimse. İng. k. şakacı. f. insanlara yard ım etmek isteyen. hümanizm. s ırtını kamburlaştırmak. nüktedanl ık. insan sevgisi. tümsek yer. 3. ğlu. sahtekâr. i. s.. nemlendirici. rutubet. tevazu ile. küçük dü şürmek. alçakgönüllü.. komik. i. 3. küçük dü şürme. f. mırıldanmak. kambur. 2. vuruşmak. s. . komiklik. f. insanoğlu. 3. 2. taşımak. i. sezinleyi ş. kambur kimse. i. human beşer. 6. insani: human nature was humming. 1.. humidity. insan haklar ı. sinekku şu. 1. insan olarak. 2. kambur. hörgüç. insanlık. insanca. hakir. kambur durmak. nemli. nüktedan. i. i. yalan dolan. s ıradan. insana yak ışan bir şekilde. 3. güldürü. f. s. f.hullabaloo hum hum human human being human nature human rights humane humanely humanism humanist humanitarian humanity humankind humanly humble humble apology humble s. (Düşündürücü bir durumla karşılaşınca söylenir. burnunu k ırmak. çok utandırmak. s. i. 2. tevazu. yaş. 1. alçakgönüllülükle özür dileme.. z. sezinme. kaprisine boyun e ğmek. i. i. rutubetli.. zırva. i. 4. argo çok büyük. 1. kibrini kırmak. saçma.. 2. gürültü. insanoğlu. 1. ünlem 1. olağanüstü şey/kimse: That was one humdinger of a storm! O ne fırtınaydı öyle! s. Büroda herkes ar ıinsan s. resources insan kaynaklar ı. s. f. i. bak.. insan.. 1. alçakgönüllülükle. pat ırtı. 1. tepe.. ayak i. k. 2. 4. i. insanlığa yakışan. İng. --ming) 1. suyuna gitmek. tabiat. 2. 5. faaliyette olmak: The office insan tabiatı. âciz. 3. kapris. i. birinin kibrini k ırmak. kambur s ırt. 2. insano insaniyet.. z. insani. dili sezinleme. i. bak. H ıh! (Bir şeyin/birinin hiç beğenilmediğini belirtir. i. gülünç. kambur s ırt. velvele. 2. üstünden/üzerinden geçmek. human rights insan insan tabiatı. f. rezil etmek. 2. humus. s.. humor. keyif. tevazu. hile. huy. hümanist. insanlık. sikmek. dilibeşeri. -in üstüne abanmak. s. insanc ılık. i. alçakgönüllülük. içedoğma. s. k. insanın doğasını oluşturan niteliklerin hepsi. (--med. mütevaz ı./Hı . insanlık. 1. insanlara yardım etmek isteyen kimse. i. mizahi. sahtekârl ık. f. dolap. i. 1.). (şarkı) mırıldamak. içedoğuş. argo sikişmek. i. yeknesak.. yavan.). s. binmek. insanlık. rezil etme. sezinti. i. kambur. kocaman. nem. insani.

. hang 2. hat ırını kırmak. hızla düşmek/yuvarlanmak. susmalık. açlıkla. i. yüzüncü. açl arzu etmek. (hurt) 1. güçlü kuvvetli kimse.. dili iriyarı. koca. s. laterna. Acele et!/Çabuk ol!/Haydi! f. i. 2. (tehdit. birinin gururunu k ırmak. avc ılık. i. av mevsimi.´s pride hurtful hurtle husband husbandry hush hush money hush up Hush! hush-hush husk husky husky s. i. 3. k. (gelecek zamana kalmas ı için) kullanmamak. yak ışıklı adam. açlık.o. i. idareli kullanma. avlamak. f. 1. ünlem. 2. av atı/köpeği. i. as ılmış. for -i aramak. f. mania. 3. susturmak. karn ı aç. -i çokık grevi. 2. bak. s. bulmak. m ısır başağının dış yaprakları. urağan. acele içinde olan.o.. C). yüz. f. i. hunting knife av bıçağı. engelli yarış: high hurdles 1. kapç ık. -e susamak. 2. k. i. “Yaşa!” diye bağırmak. aç. acele etmek. s. boylu boslu. metrelik ko şu. i. i. idareli kullanmak. engelli ko şuya katılan yarışmacı. f. i. . çabuklaştırmak. 1. 1.´s feelings hurt s. (bir uzvu) yaralamak/incitmek/zedelemek: Are you hurt? Sana bir şey oldu mu? Is gücendirmek. for -i çok özlemek. 1. birinin onuruna/haysiyetine dokunmak. dili 1. 2. (yarışlarda) engel. Macarca. i. 2. kabuklu. z. birini k ırmak/yaralamak.b. i. idarecilik. arayıcı.. i. i. i. yüz. 1. 2. s. derin sessizlik. f. s. ünlem Yaşa! f. yaralayıcı. susmak. f. s. i. kasırga.. i. Macaristan. (bazı tohum ve meyvelerde) (dış) kabuk. 1. küfür v. bak. engelli.hundred hundredfold hundredth hung hung jury Hungarian Hungary hunger hunger strike hungrily hungry hunk hunt hunt down hunt out of season hunt up/out hunter hunting hunting season hurdle hurdle race hurdler hurdy-gurdy hurl hurrah hurray hurricane hurricane lamp hurried hurry Hurry up! hurt hurt one´s feelings hurt s. 1. güçlü kuvvetli. maniacı. son sürat gitmek. eskimoköpe ği. yüz rakam ı (100. engelci. gemici feneri. kararında oybirliğine varamayan jüri. aceleyle götürmek/getirmek. 2. z. hurrah. çoğ. yüz misli. low hurdles 1. 2. 2. s. yüksek engel. savurmak. yakalayıncaya kadar peşini bırakmamak. (mısır başağının) s. hızlandırmak. k ırıcı. kuvvetle/h ızla fırlatmak/atmak/uçurmak. yüksek engelli 110 engelli/manialı koşu. 3. acı veren. 1. (bir uzva) zarar vermek. 2. f. 1. 2. sus payı. 3. acele ettirmek. kısık (ses). çiftçilik. uçmak. s. av: hunting dog av köpeği. aramak. 1. örtbas etmek. dili çok gizli. 1. büyük gizlilik.´ni) savurmak. 2. 1.. 3. k. for -e duyulan büyük özlem/hasret. 2. bo ğuk. 2. 1. yağdırmak. bir şeyin işe yaramayan dış kısmı. rüzgâr feneri. 2. f. avc ı. 2. av mevsimi d ışında avlanmak. acele. i. 3. alçak engel. f ırlatmak. yüzde bir. i. Macar. avlanmak. acıkmış. 1. iri parça. büyük bir arzuyla. yüz kat. aceleyle yap ılan. kapatmak. ünlem Susun! s. f. f. asılı.

hidrosefal. i. oksijenli su. s. i. civelek kız. melezle şmek. hidroliz. hidrosefali. hyena. i. s. 2. hibrit. hidrolog. hibritleşme. deniz otobüsü. klorhidrik. 1. hidroklorik asit. hidrosfer. i. melezlemek. hidrodinamik.. i. bak. hidrojen peroksit. hidrolik. argo üçkâ ğıtçı. s. bak. birini apar topar (bir yere) götürmek. hidrojen bombas ı. dümenci. hidrobiyoloji. hybridization. s. suyuvar ı. su tedavisi. melez.o. 3. s. s. i. i. i. dili gözünü dört aç ıp i. hareketlilik. ortanca. hidrofobi. 1. bak. su ile kar ıştırarak bileşik meydana getirmek. deniz uça ğı. sırtlan. argo fahişe. i. i. su korkusu. acele ettirmek. i.. bak. ko şuşturma. i.. ahlaksız kadın. hidromekanik. çabuk olmak. suya inebilen uçak. k. birini apar topar (bir yerden) ç ıkarmak.o. i. tıb.. yangın musluğu. subilim. 1. suküre. f. sümbül. hidrolik.. off to hustle s.. i. numaracı. out of hustler hut hutch hyacinth hyaena hybrid hybridisation hybridise hybridization hybridize hydrangea hydrant hydrate hydraulic hydraulics hydrohydrobiology hydrocarbon hydrocephalic hydrocephalus hydrocephaly hydrochloric hydrochloric acid hydrodynamic hydrodynamics hydroelectric hydrofoil hydrogen hydrogen bomb hydrogen peroxide hydrologist hydrology hydrolysis hydromechanics hydrometer hydrophobia hydroplane hydroponics hydrosphere hydrotherapy hyena i. i. hidrat. hidroelektrik. suölçer. hareketlilik. baraka. f. i.. kim.. i.. i. into hustle s. hileci. i. i. hidrokarbon. çok çalışan kimse. i. i. dili gözünü dört aç ıp çok çalışmak. iki ayağını bir pabuca sokmak. i. hidroloji. melez hayvan/bitki. kulübe. tıb. hidroterapi. f. hidro-. melezleşme.. i. i. subilimci. tıb. ko şuşturma. k. hidrometre. . önek suya ait. i. birini apar topar (bir yere) sokmak.. tavşan kafesi. İng. acele etmek. 2. i. hidrodinamik. İng. fındıkçı.. hydrocephalus. şırfıntı. i. 2. bot. hibrit. hidrojen. f.hussy hustle hustle and bustle hustle s. i. hybridize. i.o. i. su içinde bitki yetiştirme.

i. faraziye. i.. hipertansiyon. i. çoğ.. geom. hyperbolic 2. geom.. s. varsayım. hipotansiyon. tire. hastalık hastası. hiperboloit. i.ses (haypath´ısiz) i. f. tıb.hygiene hygienic hygrometer hygroscope hymen hymn hymnal hyperhyperbola hyperbole hyperbolic hyperbolic hyperbolical hyperbolical hyperboloid hyperboloidal hypercritical hypersensitive hypertension hyperthermia hypertrophy hyphen hyphenate hyphenated hypnosis hypnotic hypnotise hypnotism hypnotist hypnotize hypochondria hypochondriac hypocrisy hypocrite hypocritical hypodermic hypodermic needle hypodermic needle hypodermic syringe hypoglycemia hypotension hypotenuse hypothesis hypothetical hypothetically hyssop hysteria i. hijyen. i. bak. geom. i. ikiyüzlü. hiper-. aşırı derecede eleştiren.. ipnoz. irileşim. higroskop. aşırı duyarlı. hastalık hastalığı. abartma. alerjik. hiperboloit. enjektör. tireli. çoğ. f. k ısa çizgi. s. z.. hipotez. zufaotu. hiperboloidal. iğne. i. uyutucu. --e (haypır´bıli)/--s (haypır´bılız) i. sa ğlık bilgisi.. i. uyu şturucu. k ızlık zarı. 2. s. himen. 2. higrometre. tıb. varsayımsal. yüksek. enjeksiyon iğnesi. s. ipnotizma. geom. ilahi kitab ı. i. çördükotu. s. tire ile birle ştirmek/ayırmak. 1. i. i. 1. ilahi okumak. hipnoz.e. hiperbol. İng. hyperbolic 1. hijyenik.. mübala ğa. ipnotize etmek. i. i. geom. önek aşırı. i. s. abartmalı. s. f. enjektör şırıngası.. . varsayımlı.. tıb.. i. hipotenüs. f. i. 1... yüksek tansiyon. hipertermi. i. f. bot. hiperbolik. aşı iğnesi. hipodermik. iğne. tıb. s. anat. isteri. varsayımlı olarak. hipnotizma. hipertrofi. ilahi okuyarak kutlamak veya ifade etmek. i.. irileşme.. enjektör. farazi. s. bak. hipoglisemi. i.. ilahi. i. s. histeri. geom. hipotetik. i. 2. i. irileşmek. s. i. bak. 1. 2..poth. s. sa ğlıksal. tıb. hypnotize. ikiyüzlülük. s. i. hy. ipnotizmac ı.. ikiyüzlü kimse. enjektör iğnesi.

Kendimi gülümsemekten alamad ım./İşin içinden çıkamıyorum.hysteric hysterical hysterically hysterically funny hysterics I I I shouldn´t think so.. I don´t doubt that I don´t feel like myself. benden söylemesi/sana söyleyeyim: This plan .. Ben bile ku şkulanıyorum.. Ondan hiçbir şey anlayamıyorum.. I kind of expected it. Benim için farketmez. k. I don´t think he´s all there. .. Gitsem iyi olacak.. I am much obliged. I haven´t a penny to my name. I for one do not believe it. deli gibi. I don´t mind.. dili Bana iyi bir şey gibi gelmiyor. bana kalırsa. Çok minnettar ım. Roman almak tell you I´m sorry. çoğ.. isterik. k. san ırım.!/Baksana won´t work. ılgınca. 1. dili çok komik: a hysterical joke çok komik bir şaka. I´d like to buy a novel. I promise you! Bu plan İng.. İzi tozu yok.. I can´t make head or tail of it. k..... İyi değilim. I dare say I dare say I dare you. k. histerik. hysterical. I can´t make heads or tails of it. işitir gibi oluyorum. Hayret! . . I doubt whether ./. kriz. Hiçbir fikrim yok. I feel refreshed. Kendime geldim. I can´t seem to solve this problem./Keyfim yok.... dili Bence bir tahtas ı eksik. Bu sorunu çözebilece ğimi sanmıyorum. 1. I say! s. I feel like resting. İtirazım yok. Zannetmiyorum. Hiçbir şey anlayamıyorum. Onu tan ımakla iftihar ediyorum. Fevkalade!/Harika! 2. I have no idea. diyebilirim ki. I myself am doubtful.. I should like .!/Bak . I am proud to know him.. s... I paid through the nose for it..nas ıl! Hem de I should say so! . I don´t give a toot! I don´t like the sound of it.. I couldn´t help smiling. İnşallah. istiyorum. Yemin ederim!/Vallahi do ğru! 2. pek sanmam. ben. Canım dinlenmek istiyor. I don´t give a darn. z.. dili çok komik. dili 1.: I should I should have to have known Daha yaşlı olduğunu zannederdim./Umarım öyle olur.. Hiç param yok. isterik bir şekilde. .. Orası kesin! 3. i... I hope so.. belki. Haydi yap bakalım. I heard it on the grapevine. bak. Bunu biraz da bekliyordum.. 2. 1.. Affedersiniz. I should have liked .: I to be like to Senden özür dilemek istiyorum. İng.. I have had enough of him. dili Bana ne!/Bana v ız gelir! k. Kendi hesab ıma ben inanmıyorum. Burama kadar geldi. I haven´t seen hide or hair of him.. I promise you! I say . Hiç ku şkum yok ki .. dili Dinle . k..! İng.. Bana vız gelir. ç k.. pek sanm ıyorum. 1. dili Kula ğıma geldi. have thought hershouldolder. have liked youthought . isteri krizi. I beg your pardon.. Romen rakamlar ı dizisinde 1 sayısı. I for one I had better go. zam. Bana çok pahalıya mal oldu.. 2. zannedersem. k.: I should Onu tan ımış olmanızı isterdim. 2. I seem to hear .

I./Hiç şaşırmadım. Müsaade ederseniz . Burada kalmayı tercih ederim. I was on the verge of leaving when he arrived. I think so.. 2. k ıs. dili Be ğensen de bir. İzlandalı... İşin ayrıntılarına girmeyeceğim. Saçımı kestirmek istiyorum. 1. kimlik. I have. İş teklifimizi kabul etmek üzere... Ne bileyim ben! Hiçbir bilgim yok.. 2. I swear .. I will/shall. I´ll do my level best.. I´d sooner die! I´ll be buggered! I´ll be damned! I´ll be jiggered! I´ll come in a minute or two. I would not know! I wouldn´t know. Öyle zannediyorum. İzlanda./Bana öyle geliyordu ki . I´ll have his head/hide! I´ll thank you to keep out of this! I´m buggered! I´m on the horns of a dilemma. I´ll go along now. yine ayn ı şeyi yaptı.. Kabul etmem. dili Üçkâğıda igeldim. 1... I´m surprised at you. 3. She is on the verge of accepting our job offer. kimlik kartı. yukarı tükürsem bıyığım. O geldiğinde ben gitmek üzereydim. If it´s just the same to you./Sözü uzatma. I´m pleased to meet you. I had. Yaptığına şaşırıyorum.../Bilmiyorum.. İzlanda.. İzlandaca. I was under the impression that . argo Hay Allah! Olur şey değil!/Allah Allah! k. argo Pestilim çıktı!/Bittim! Aşağı tükürsem sakalım. like it you can lump If you don´t k.. İ.. I´ll go Senin için farketmezse onlarla giderim. I thought as much. I am. with them. Aşkolsun! I´ve a sinking feeling you´re right. I would like to take this occasion to thank you all. k ıs.. I want a haircut. Korkarım haklısın. I want no more of it. Iceland Icelander Icelandic ID card If he hasn´t done it again! If I only knew! i. i. 2. If it weren´t for you . it. Öyle zannediyorum. Tanıştığımıza memnun oldum. dili Vay anas ına! Bir iki dakikaya kadar gelece ğim./ İzin verirseniz ./Herhalde.. Öyle zannediyordum ki .../I Benzerini hiç görmedim. i I`d I`ll I`m I`ve I´d just as soon stay here.. s. Paraya k ıyıp kendime yeni bir elbise aldım... Elimden geleni yapar ım./İzninizle . I will not labor the point.. k ıs. If you don´t mind.. Bu kadar ı yeter. k ıs. I´ve half a notion to give you a Sana dayak atas ım geliyor! hiding! I´ve never seen the like of it. I should think so. Ölmeyi tercih ederim! İng. i. k. Zaten bunu bekliyordum.. k. I won´t hear of it. Hay Allah. . İzlandaca. Keşke bilseydim! Siz olmasayd ınız .I should say so. 1. Bu vesileyle hepinize te şekkür etmek istiyorum. İzlandalı. .. Bir sözü pekiştirmek için kullanılır: I swear I didn´t do it! Vallahi yapmadım! Öyle zannediyorum./Herhalde. İngiliz alfabesinin dokuzuncu harfi. never saw the likes of it. İzlanda´ya özgü. I would/should. i. dili Bu şe burnunu sokmazsan iyi olur! İng. beğenmesen de. Gidiyorum artık... I treated myself to a new dress. k. dili Kellesini uçuraca ğım!/Derisini yüzeceğim! I´ve been had.

Hintli. Hint. İran. 4. İnterpol. Çinhintli. Göze hoş geliyor. s. s.do. pastırma yazı. i.rish. i. tar. İslamize. 3. İslam.B. tek s ıra (yürüyüş). 2. k ıs. Ba ğımsızlık Günü (4 Temmuz). çoğ. İng. k ıs. 1. i. mıısır unu. s. hintsarısı. Kızılderililere özgü. hintkeneviri. Kızılderili. İsrailli.chi. çoğ. I. İsrail´e özgü. Iraklı. 2.. i. 2. 2. mısır. İrlandalı. Çinhindi. 3. 1. Endonezyalı. İranlı. İrlandaca. Irak´a özgü. the International Monetary Fund (Uluslararası Para Fonu). Endonezya´ya özgü. İrlandaca. İrlandaca. Hindistan´a özgü. Demirperde. Öyle mi? A. 1. İran. İrlanda. İrlandalı kadın.men (ay´rîşmîn) i.D.wom. i.nese) Çinhintli. İsrail. i. s. Irak. Çinhindi.ILO IMF Indeed! Independence Day India India ink Indian Indian corn Indian file Indian hemp Indian lotus Indian meal Indian rice Indian summer Indian yellow Indochina Indochinese Indo-European Indo-European languages Indonesia Indonesian Inner Mongolia International Standard Book Number Internet Interpol IOU Iran Iranian Iraq Iraqi Ireland Irish Irish coffee Irish Gaelic Irishman Irishwoman Iron Curtain Is he the man for the job? ISBN Islam Islamic Islamise Islamize Israel Israeli It appeals to the eye. i. çini mürekkebi. İrlanda. International Labor Organization (Uluslararası Çalışma Örgütü). İng. Endonezyalı. i. Hindistan. İrlanda´ya özgü. üstüne krem şantiyi konulan viskili ve şekerli kahve. i. Endonezya. International Standard Book Number (Uluslararası Standart Kitap Numaras ı)./Göze güzel görünüyor. .en (ay´rîşwîmîn) i. Aynı kapıya çıkar. hintpirinci. 1. Endonezya. İsrail. O bu işin adamı mı? k ıs. It comes to the same thing. hintfulü. f. İslamiyet. k ıs. s. I. İrlandalı erkek. i. İslami. İslamlaştırmak. Iraklı. 1. İran´a özgü. 1. Hint-Avrupa dil ailesine ait. İrlandalı. 2. s. bak. Hint-Avrupa dilleri. İrlanda kahvesi. borç senedi. İrlandalı.rish. Irak. İndonezya. I owe you size olan borcum. 2. i. 2. i. i. 1. 1. Kızılderili. 2. İslam. uluslararas ı standart kitap numarası. i. (çoğ. İranlı. Çinhindi´ne özgü. i. Müslüman. K ızılderili. s. s. İç Moğolistan. Hindistan. İslamlaşmak. s. i. Hintli.. In. İsrailli. Müslümanlık. i. f. İng.

It is usual to do so. Onun önemi yok.... It is half past one./Farketmez../Hiç hoş bir şey değil. Sanki . Anlaştık! Benim için bir zevktir... Burada (gazete. It was nothing of the kind! Kafama dank etti. Artık eskidi.. It is an ill wind that blows nobody good.. It´s a real pity! It´s a sure thing! It´s a wonder she´s still alive. dili Jeton hâlâ dü şmedi. Saat bir buçuk..´nde) diyor ki . 1../Bana v ız gelir. Eskisi kadar işe yaramaz..b. It still hasn´t penetrated.. k. Bana zevk veriyor. Söylentiye göre . It´s a bit thick of you to ask me to İng. It gives me a kick. Nihayet! (Sitem belirtir. It is neither here nor there... imi ş gibi.. gibi görünüyor. ... It was just one of those things./Ho şuma gidiyor.. Müstahaktır!/Oh olsun! Müstahaktır!/Oh olsun!/Ettiğini buldu! (that) .). It doesn´t matter. It is beyond my power. Beni etkilemiyor./Rumor has it that . Yağmur yağacağa benziyor.. Kuvvetle tahmin edilen bir şey için kullanılır: “Will she come?” “It stands to reason she göre “Gelecek mi?” “Tabii. Önemi yok.” tabii ki .. Kesin olarak kimse bilmiyor.. It serves him right! It serves him right! It stands to reason It stands to reason that . It is more than probable that .. -e will... It is rumored that . It´s a change for the better. It´s become indispensable. It is only a question of time. Aksilikler hep üst üste gelir. Çok yazık! k. It looks like rain. -diği söyleniyor../Galiba . Ona makul bir maa ş vermedikçe k. Farketmez. It isn´t done. Hiç de öyle de ğildi! .. dili Tan ıdık gibi geliyor..: Unless you pay him a decent it stands to reason he won´t work hard. It rings a bell It says here that .... It would seem that . Kısmen doğru.. dili Çok kolay bir şey!/İşten bile değil! It´s a cinch! Yazıklar olsun! It´s a crying shame! It´s a deal! It´s a pleasure.. 2.. Her işte bir hayır vardır. Beş para etmez. dili Yüzde yüz olacak bir şey!/Sağlam bir iş bu! Onun hayatta kalmas ı bir mucize.It dawned on me../. It requires qualification.. Sadece bir zaman meselesi.. Yak ışık almaz...../Her şey iyi güzel de .. Artık onsuz olmaz.. Böyle yapmak âdettir. It never rains but it pours...... neden gelmesin?” salary. It´s about time! It´s all very well but . It leaves me cold. (with me). dili Benden bunu istemen biraz fazla. It was like this. It isn´t worth a farthing. değil mi? do this. k. kitap v. It makes my flesh creep.... Allah verince ya ğdırır. Hepsi iyi ho ş ama .. It has seen better days. Tüylerimi ürpertiyor./Mesele onda de ğil.. It seems as if/as though ... Elimde de ğil. It makes no difference. It has seen better days.. Büyük bir olas ılıkla . It is reported that . Mantık diyor ki . It´s anybody´s guess. isn´t it? İyi ettiniz! (Cevaben söylenir.. Ne yapalım? Kısmet! Böyleydi./Bana bir şey hatırlatıyor. k...).

It´s no skin off my nose! It´s no wonder he took to drink. f. Tam vakti. intrauterine device. buzda ğı. Fildişi Kıyılı. külah: She was eating an ice-cream cone.It´s Greek to me. buz. İtalya. It´s your turn./Şakası yok. i. buzlarla kaplı. It´s not within reach. i. dili Bana ne! Kendini içkiye vermesi şaşılacak bir şey değil. buz torbas ı. It´s the rage these days! It´s time for school. Fildişi Kıyılı. 1. Aslında şehrin sınırları dışında. aysberg. 1. s./Yanına yaklaşılmaz. üzerine krema sürmek. It´s prohibitively expensive. buzlu: iced tea buzlu çay. Külah içinde dondurma küçük buz kalıbı. Pek bir özelliği yok. It´s no go.. 2. It´s not within her capacity. 2./Şakaya gelmez. . the other. i. buz hokeyi. buzda dondurma külah ı. It´s no laughing matter. 4. dili buzdolab ı. donmak. i. dondurmak. Şakaya gelmez. It´s plain sailing from here on./Şakaya gelmez. Olmuyor. 2. etraf ı buzlarla çevrili (gemi). 1. 2. Kapasitesi ona yetmez. üstüne soda dökülmü ş dondurma. dondurmayla dolu dondurma. 2. k ıs. 1. It´s no joke. Olmuyor. dili Aralar ında hiç fark yok aslında. (over/up) buzlanmak. k. O kadar pahalı ki kimse alamaz./Zaman ı geldi de geçti bile. k. buzk ıran. Fildişi Kıyısı´na özgü. Hiç anlayam ıyorum. k. Italian Italy IUD Ivorian Ivory ice ice cream ice cube ice field ice hockey ice hockey ice pack ice pick ice rink iceberg icebound icebox icebreaker icecap ice-cold ice-cream soda iced iced-tea iced-tea spoon i. dili Tam arad ığımız şey! Ben ısmarlıyorum. It´s high time. It´s six of one and half a dozen of k. s. 5. karar ından vazgeçmiyor. i.. It´s not my cup of tea. k. i. It´s no joke. İşin şakası yok./Ahım şahım bir şey değil. Saat bir. dili İnsanoğlu bunu yapamaz. 2.: It´s no go. El altında değil. It´s outside the city proper. s. buz hokeyi. buz pateni alan ı. ice-cream cone 1. s. dili O bana göre de ğil. İtalyanca. Fildişi Kıyısı. It´s nothing special. i. buzul. 2./İkisi aynı kapıya çıkar. It´s time for Sıra sende./Ha Ali Hoca. It´s one o'clock. s. uzun saplı tatlı kaşığı. It´s not humanly possible. buzlu şerbetten yapılan tatlı. 1. Okul zaman ı geldi. Kolay iş değil. isfilt. buz tutmuş (liman). dili Bundan sonras ı kolay. haşimdi çok moda! O Hoca Ali. üzerine krema sürülmü ş (pasta/kek). he won´t change his mind. buz k ıracağı. 3. It´s just the thing! It´s my treat. k. i. İtalyan. so ğutmak. buz gibi. s. k. 1.

a ğız. s. mükemmel. boş vakit. s. ideoloji. idealizm. ideolojik... tabir.. buz gibi. 2. 2. mak. kimlik kartı. eksantriklik. gelenek veya kurumlara karşı çıkan/saldıran. 2. z. zaman öldürmek. İng. kar dişi./s. fels. i. mat. (pasta ve kek üzerine sürülen) krema v. f. i. geri zekâlı. i. 1. kimlik. ideal. işlemeyen (makine). aynen. işsiz. 1. 3. mat.gelenek veya kurumlara karşı çıkan/saldıran kimse.h. geri zekâlı. s. (biriyle) özdeşleşmek. dü şünce. with kendini (biriyle) . 2. mak. ülküsel. hüviyet. i. ask.. i. bak. i.. deyim. 1. buz salkımı. 1. i. tar. birinin/bir şeyin özde ilgili olduğunu düşünmek. kimlik cüzdanı. boş gezen kimse. (kolye zincirine tak ılı) künye. ülkücü. 2. gelenek veya kurumlara karşı çıkma/saldırma.. saçak buzu. buzlu. ruhb. ikon k ırıcı. s. put. 2. ülkü. -in kim/ne/kimin oldu ğunu tespit etmek/saptamak/söylemek. 1. tuhaflık. i. tembel.icicle icing icon iconoclasm iconoclast iconoclastic icy idea ideal idealise idealism idealist idealistic idealize ideally idée fixe identical identical twins identically identification tag identify identify s. 1. bak.t. dangalak. with identity identity card identity crisis identity disk ideological ideologist ideology idiom idiomatic idiomatically idiosyncracy idiot idiotic idle idle away time idle hours idler idol idolater idolatry idolise idolize idyl idyll idyllic i. sabit fikir. 3. özdeş ikizler. ülkücülük. ideal. s.. b. ideolog.h. kapl ı. putperest. pastoral. ikonoklast. avara kasnağı. z. i. s. idolize. özde şlik.h. dangalak. ideal olarak. özdeş. i. f. ülkücü. idefiks. ikonoklast. yerle şmiş inanç. ideal. s.. idealize. boş. ikona. fels. 2. putperestlik. tar.. bak. f. (bir dilin) ifade tarzına uygun. b. sanem. idilik. tar. buz. aylak. (bir gruba özgü) dil. ile şleştirmek. 4. (bir dilin) ifade tarzına uygun olarak. f. . i. ayrıksılık. yerle şmiş inanç. ikon k ırıcı. 2. putlaştırmak. i. 2. idyll. künye. 1.. buz saça ğı. idealle ştirmek. idealist. 1. çok sevilen kimse/ şey. asılsız (söz/vaat/tehdit). tapınmak. idil. 2. boş (vakit). i. idealist. i.. 1. 2. sanki bir idilden al ınmış. f. fels. s. 1. şmiş inanç. fikir. i. İng. 1. ikon k ırıcılık. s. 1. i. ayn ı şekilde. i. 2.. tuhaf özellik. b.o. boşta. ask. 1. avara dişlisi. i.. buz i. ikon. yerleikonoklazm. i. saplantı.b. (motor) rölantide/avarada çalışmak. 2. 5. s. z. f. (with/to) (ile) ayn ı. kimlik bunalımı.

yanlış.. husumet. ate şleme düzeninin açılıp kapanmasını sağlayan aygıt. 2. s. keşke: If only I had known. 2. fenalık. i. 3. 1. dili çok gerekirse. sakıncalı. pek bilgisi olmayan. dili şüpheli. yanlış düşünülmüş/tasarlanmış. yeşilmeşe. k. s. şayet. Keşke bilseydim. 1. çobanpüskülü. bilgisizlik. kötü niyet. 1. talihsiz. yolsuz. alçak. yasadışı. s. ateşleme tertibatı. oto. rahats ız. 1. pırnar. uğursuz. içi rahat olmayan. olmazsa. yanlış. il. bilgisiz. k. yasad ışı. s. cehalet. Iguana iguana. 2. s. s. huzursuz. p ırnal. tutuşturmak. kara cahil. zarar. ateşleme. cahil. kaba. 3. i. şayet. s. 2. s. püskürük (kütle). oto. ters. can always 2. iguana. s. gayrime şru. f. ald ırmamak. s. illegal. bağ. ise. şart. huysuz. mantıksız. i. En kötü ihtimal gerçekle şecek 1.a (îl´iyı) i. 2. i. okumam ış. oto. 1. terbiye görmemiş. i. yanmak. hastalık. i. cimri. çoğ. de ğilse.. ters. belirsiz. kültürsüz. hasta. 2. cahillik. namussuzca. haram. s. s. anat. tutuşmak. liveisterseniz. dar görü şlü. aksi takdirde. s. düzensiz. s. 1. f. okuma yazma bilmeyen. (worse. eğer. yüz k ızartıcı. lütfen. 2. caiz olmayan. okunaks ız. 1. i. gerekirse. cahil. bot. kötülük. zool. in the cave. kötü huylu. kıvrımbağırsak. tutuşturma. bilgisizlikten ileri gelen. i. s. rahatsızlık. yolsuz. 1. we rica ederim. hintkertenkelesi. 1. rezalet. uymayan. bilmezlikten gelmek. s. ateşlemek. 1. ateş almak. alçaklık. worst) 1. bilgisiz. s. yasad ışı. 2. . bahts ız. bayağı. demek ki. id est yani. kontak anahtar ı. serke ş. eğer. s. 1. 2. s. i.ie if if ever if need be if not if only if perchance if push comes to shove/if it comes to the push if worst comes to worst if you please iffy igneous ignite ignition ignition key ignition switch ignoble ignominious ignominy ignoramus ignorance ignorant ignore iguana ileum ilex ill ill at ease ill will ill will ill-adapted ill-advised ill-bred ill-disposed illegal illegibility illegible illegitimate ill-fated illiberal illicit illiterate ill-judged ill-mannered ill-natured illness illogical k ıs.. okunaks ızlık. fena. evlilikdışı.. 2. boş vermek. s. en kötü ihtimal gerçekle şecek olursa/gerçekleşirse: If worst comes to worst. terbiyesiz. kötü. 2. a şağılık. şayet. tutu şma. mantığa aykırı.e. uygun olmayan. yakmak. kontak. 2. s. i. alçakça. soysuz. şerefsiz.

hayal edilebilir. imgeci. bahtı kara. 2. hayal etmek. 1. tertemiz bir şekilde. ünlü. z. 2. f. i. lekesiz. 2. illüzyon. tahmin edilemeyecek boyutlarda. çizer. 1. 2. önemsiz. 2. çoğ. mevsimsiz. asılsız. aydınlatmak. put. 2. 3. şimdiki. i. s. f. i.. hayali. 1. geri zekâlı.. . gayet. jeol. 3.lu. konu d ışı. acil. fels. s. f. kuruntu. 2. pek çok. fels. kötü davranmak. il. imaj. 1. illüstratör. aptallık. haml ık. s. illüstrasyon. s. 3. 4. 1. i. 1. toy.. s. s. sanmak. olmamış. ilüvyon. kapmak.a (îlu´viyı)/--s (îlu´viyımz) i. (birini/bir konuyu) ayd ınlatmak. (bir şeye) doğrudan yol açan neden. (kitabı/yazıyı) tezhip etmek. 1. kocaman. zannetmek. me şhur. 1. 4. taklidini yapmak. asılsız. 3. 3. s. ölçülemez. (birini) örnek almak. s. i. örnek. 1. hayal gücü. 2. 2. i. örnekleyen. taklit etmek. geri zekâlılık. f. uçsuz bucaks ız olma. 1. 1. 3. hemen. gelişmemiş. i. i. 1. resim. örneklemek. i. 2. hayal.. 2. uğursuz. içkinlik. 2. so ğurmak. z. öğrenmek. görüntü. hayal. imgecilik. s. i. taklit. talihsiz. with (fikir) a şılamak. s. imgelem. özümsemek. ışıklandırmak. s. lekesiz olarak. hayal gücüne dayanarak. i. içmek. z. i. 2. zamans ız. 2. hayal ürünü. aydınlatıcı. imgesel. yakın. emmek. s. ham. sonsuz. uçsuz bucaks ız. çok büyük olma. s. 2. aptal. olgunla şmamış. maddi olmayan. taklit etme. f. tertemiz. hayal.ill-omened ill-starred ill-timed ill-treat illuminate illuminating illumination illusion illusive illusory illustrate illustration illustrative illustrator illustrious illuvium image imagery imaginable imaginary imagination imaginative imaginatively imagine imagism imagist imbalance imbecile imbecility imbibe imbue imitate imitation immaculate immaculately immanence immanent immaterial immature immaturity immeasurable immediate immediate cause immediately immense immensely immensity s. 3. s. çok büyük. i. içkin. s. tezhip. s. 2. olgun olmama.. 1. i. 3. vakitsiz. i. s. göz önüne getirilebilir. z. toyluk. dengesizlik. tasar ımlamak. 2. derhal. iyi planlanmış. aydınlatma. aldatıcı. 2. kusursuz. 1. 2. 1. şerefli.vi. şanlı. aldatıcı. f. 1. resimlemek. imge. 1. s. yarat ıcı. s. yanılsama. 1. ölçülemeyecek kadar büyük/çok. 1. betimleme. imgelemek. do ğrudan doğruya. hayal gücü kuvvetli. i. f.

sonsuz. hırslandırmak. kolay etkilenmez. tarafs ız. 1. s. s. zayıflatmak. etki. i. s. küçük şeytan. from/to -den muaf. paras ız. yak ında olmasından korkulan. f. i. ölümsüz varl ık. duygularını açığa vurmayan. dokunulmazlık. ölçüsüz. dili elektrikli su ısıtıcısı. söylemek. f. dişçi. s. i. immobilize. batma. kazıklamak. bak. yansız. ahlaks ızlık. 1. 3. . immortalize. to -e kar şı bağışık. 2. şeytanın art ayağı. bak. dalma. heyecanland ırmak. yakın. 1. 2.. s. 1. 1. i. suçlamak. pekiştirmek. f. f. İng. i. göç etme. ölümsüzle ştirmek. f. i. ateşli. k. kördüğüm. sabırsızlık. açık saçık. yerinden oynamaz. s. ta şınmaz. ölümsüz. k ımıldayamaz duruma getirmek. i. 3. 1. İng. f. 2. kazığa oturtmak. ahlaks ız. f.. afacan çocuk. coşkulu. to -e vermek.. s. kazığa vurmak. vuru ş. coşturmak. f. (to) (-e) bildirmek. açmaz. ebedi. 2. göç etmek. bağışıklık. 1. f. i. i. s. batırma. a şılmaz. kusursuz. tez canlı. s. bozmak. immunize. sabit. derin düşüncelere dalmış.immerse immersed in thought immersion immersion heater immigrant immigrate immigration imminent immobile immobilise immobility immobilize immoderate immodest immoral immorality immortal immortalise immortality immortalize immovable immune immunise immunity immunize immutable imp impact impact impacted tooth impair impale impart impartial impartiality impassable impasse impassion impassioned impassive impatience impatient impatiently impeach impeccable impecunious impede f. s. muhacir. f. i. geçilmez. tarafs ızlık. geçit vermez. 2. çene kemiğine kaynamış diş. 3. heyecanlı. ars ız. aşırı. İng. çileden çıkarmak.. utanmaz. bak. engellemek. 2. değişmez. f.. huk. i. f. dald ırma. s. s. gayrimenkul. daldırmak. değişmez. çarpışma. k ımıldatılamaz. 1. elektrikli su ısıtıcısı. ebedileştirmek. İng. (devlet memurunu) mahkeme önünde suçland ırmak. tespit etmek. (against) (-e kar şı) bağışık kılmak. 2. İng. göçmen. kızdırmak. z. ahlaka aykırı. k ımıldamaz. 2. yansızlık. hareketsizlik.. haddini bilmez. s. s. f. edepsiz. sıkıştırmak. 1. f. çıkmaz. dalgın. 1. s. i. i. s. suya batırmak.. 2. sabırsız. sabit. ölümsüzlük. sabırsızlıkla. 2. huk. 4. hareketsiz.

akl ına sokmak. engel. söz. 1. i. özür. keçisakalı. s. i.impediment impel impending impenetrable impenitence impenitent imperative imperceptible imperfect imperfection imperial imperialism imperialist imperialistic imperil imperious imperishable impermanent impermeable impersonal impersonate impersonation impertinence impertinency impertinent imperturbable impervious impetuous impetus impiety impinge impious implacable implant implant implantation implement implement implementation implicate implication implicit implicitly implore imply impolite impolitely i. (öğüt. implantasyon. emretmeyi seven. yatıştırılmaz (öfke. taklit etme.. s. emir. amirane. çürümez. beraberinde getirmek: z. yay ılımcılık. emperyalist. mim. ağırbaşlı. (birini) (olumsuz bir şeye) karıştırmak. s. tıb. ima edilen. sevketmek. belli belirsiz.b. kalıcı olmayan. 3. to (ya ğmur/hava) geçirmez. buyurgan. 1.´ni) yerine getirmek. 2.edilmeden anla şılan. implantasyon yoluyla aşılamak/dikmek. (--led. i. 3. sugeçirmez. emir belirten. 1. çabuk. i. zor.b.´ni) yürürlü ğe koymak. s. f. ima etmek.b. sır v. dilb. 3. temsil etmek. 2. s.olarak. pişman olmayan. imparatorluk sistemi. i. canland ırma. eksiklik.). s. s. dolaylı olarak s. yürütme. (taahhüt. 2. 1. s. i. girilmesi imkâns ız (kale). 2. zorunluk. 2. 2. 2. dü şünmeden yapılan. 1. 2. alet. to (korku. i. i. f. terbiyesiz.). f. i. 2. dilb. güdü. eleştiri v. 1. kaba bir şekilde. güç. emperyalist. taklit etmek.zorunluluk.b. -e işaret etmek. kişilikdışı. 2. aşılamak. kaba. engel. 3. 2. hava geçirmez.´ni) geçirmez. Allaha kar şı saygısızlık. seçilmez. tıb. canland ırmak. içermek: Smoke implies fire. dikmek. dolaylı tam. 2. 1. i. z. 1. i. hava v. soğukkanlı. f. f. s. pişmanlık duymama. impertinence. şahane. nefret v. yayılımcı. hızlı. imparatorlu ğa ait. (dolaylı olarak) göstermek. s. 2. 1. pişman 4. i. yok olmaz. emreden. çözülemeyen (sav. tıb. i. münasebetsiz. şiddetli. temkinli. i. uyarı. on/upon -i etkilemek. bak. bozulmaz. 1. münasebetsizlik. (--ed/--led. to (ö ğüt. yerine getirme. terbiyesiz. eksik. imparatora özgü. içinden geçilmez (orman). f. 2. zorunlu şey.b. s. olmas ı yakın. 2. görülmez. terbiyesizce. 3.b. 1. s. ifade anlaşılan. kesin: implicit trust tam güven. 2. karar v. f. i. s. 2.´ni) dinlemez.farkedilmez. s. s. mecburi. aplikasyon. i. 1. 3. kusur. amansız (düşman). zorunlu. f. (birini) (olumsuz bir şeye) karıştırma. mâni. s. f. geçici. nüfuz edilemeyen. dürtü. 2. bitmemi ş bir eylemi gösteren (zaman/fiil). sert. Allaha kar şı saygısız. --ing/--ling) tehlikeye atmak. s. (bir şeyin içinde) saklı olan anlam. 3.´ne) kulak asmaz. 1.. saklı. noksan. s. kişisel olmayan. 1. 2. aceleci. defolu. 2. 4. 4. emperyalizm. 3. . i. istifini bozmayan. Duman ate şi içerir. 2. tamamıyla.b. küstah. 1. 1. araç. şiddet. 1. pişmanlık duymayan. 1. 1. kusurlu. 2. plan v. (yasa. 1. itmek. hissedilmez. --ling) sürmek. 3. 5. 1. eleştiri v. s. geçirimsiz (toprak). küstahlık. yürürlü ğe koyma. delinmez. 1. to (su. uygulamak. yayılımcı. yalvarmak. implantasyon. olmama. s.

hapsetme. (damga) basmak. 1. yap ılamaz. 2. 1. 1. duyguları etkileyen. 4. 2. 1. görkemli. nüfuz. f. anlam. kabalık. beceriksiz. (ceza) vermek. itibar. 2.impoliteness impolitic imponderable import import import duty import license/permit import permit import quota importance important importation importer imports and exports importunate importune impose imposing imposition impossibility impossible impossibly impost impost impostor impotence impotency impotent impound impoverish impracticable impractical imprecise impregnable impregnate impress impression impressionable impressionism impressionist impressionistic impressive impressively imprint imprint imprison imprisonment i. kuvvetini kesmek. 5. güçsüz. i. isteğinde çok ısrar eden. yoksulla ştırmak. 3. kanunen el koymak. f. gebe b ırakmak.. kesin olmayan. 6. zayıf. etkileyici bir şekilde. f. emdirmek. izlenim. 2. mim. with etkilemek. 1. i. empresyonist. ithalat izni. 2. 2. isabetsiz. bask ı. 5. . hapis. 4. ithalat. 3. vergi. imkânsızlık. 2. i. (fikir) a şılamak. i. i. üzengita şı. (damga/mühür) basmak. i. s. 1. z. olanaks ızlık. rahats ız etmek. empresyonizm. s. 2. yük. resim. hapsetmek. pratik olmayan. s. 5. 2. etkileyici. 2. şaşırtıcı derecede. damga. 6. i. 1. iktidarsız (erkek). kullanışsız. ithalat vergisi. s. harç. s. elverişsiz. itibarl ı. fakirleştirmek. zorla kabul ettirme. izlenimcilik. imkâns ız bir şekilde. 1. f. ithal malı. 2. terbiyesizlik. 2. i. ağırlığı olmayan. hile. 1. 2. 2. etki. 3. 6. damga. f. s. (kitapta) yayınevinin adı. (zihnine) sokmak. etki. f. 3. özensiz. 4. elverişsiz. iz. s. 3. 2. 1. ithalatç ı. a ğıla kapamak. heybetli. i. titiz olmayan. f. empresyonist. hassas. s. ithal etmek. etki. impotence. izlenimci. 4. etkili. güçsüzlük. çok ısrarlı. doland ırıcı. haczetmek. s. permi. önem. 2. geçilmez. (zorla) yüklemek.(yol). kazan ılamaz.. ithalat ve ihracat. âciz. 2. 1. olanaks ız. d ışalım. kolayca etkilenen. tartıya gelmez. ithal izni. imkânsız. 2. yap ılamaz. 3. döllemek. 3. 4. f. izlenim. i. nak şetmek. z. uygulanamaz. s. -e (vergi) koymak. dikkatsiz. s. izlenimci. önem. on/upon 1. i. zahmet. bask ı. aşırı duyarlı. f. i. zahmet vermek. ölçülemeyen. ceza. nüfuzlu. 2. bak. zaptedilemez. 2. i. 3. 7. i. kim. 4. (on) 1. (vergi) koyma. haks ız talep. zorla kabul ettirmek. sahtekâr. ithalat kotas ı. 1. mantıksız. s. s. iktidars ızlık. emprenye etmek. 1. önemli. önceden kestirilemeyen etken. empoze etmek. on/upon akl ına sokmak. 1. 1. 1. 1. s. ısrarla istemek. 1. pratik olmayan. çetin uygulanamaz. uygunsuz. i. i. i. 3.

s. 1. düşüncesizce davranan. içinde. uydurup yapmak. dili çoktand ır. cezadan muaf olma. arsızlık. üstüne yıkmak. . 2. dolaylı yoldan. s. k. edat 1. gelişme. tedbirsizlik. -da: olarak. 1.pocket. i. tedbirsiz. ilerletmek. 5. sersem sepelek. görev ba şında. murdar. i. ars ız. yüzsüzlük. dili küçük çapta. s. Özhan´ ın sağlığı düzeliyor. ihtiyats ız. itki. karınca kararınca. dili bir anda. 2. 4. iç. peşin ve taksitsiz olarak: I can pay for it in a lump sum.improbable impromptu improper impropriety improve improvement improvise imprudence imprudent imprudent impudence impudent impugn impulse impulsive impulsively impunity impure impurity impute in acknowledgment of in in in in in a bad way in a big way in a breeze in a coon´s age in a daze in a ferment in a flash in a good light in a hurry in a jiffy in a lather in a lump sum in a manner of speaking in a monotone in a nutshell in a roundabout way in a sense in a slapdash manner in a small way in a small way in a state of undress in a trice s. -in karşılığı olarak: in acknowledgment of his years of service yıllarca verdiği hizmetin karşılığıin the box kutuda. i. 3. Put it in içine. z. geli ştirme. içinde. yalanc ı çıkarmak. k. bir anlamda. -e. s. küstah. murdarl ık. 3. 1. yüzsüz. baştan savma. katışıklık. katışkı. 2. z. aceleyle. f. i. çok hasta. 1. 2. tepi. i. piston. düşünmeden. düzelme. doğaçtan/irticalen yapılan. yıldırım hızıyla. 3. saflığı bozan şey. hazırlıksız. ihtiyats ızlık. s. epeydir. ruhb. -a: içeriye. çabucak. itici güç. anında uydurmak. ilerleme. pis. kar ışık. 2. katışık. düzeltme. s. içeri do ğru yönelen. z.içeride. gelişmek. 3. 1. ani bir istek. 3. irticalen. geliştirmek. kirli. ihtimal d ışı. i. çirkin. vermek. 2. bir anlamda. dolaylı olarak. k. 1. 2. küstahlık. tehlikede. dolambaçlı yoldan. f. yoluna koymak. tedbirsiz. birdenbire. 1. 1. doğaçtan çalmak. your 2. dili torpil. i. hemen. (hazırlık yapılmadan) o anda yapılan. çok moda olan. pislik. 1. yani. -de. Cebine koy. dili büyük çapta.gözde. kolaylıkla. iffetsiz. 3. f. hazırlıksız. 4. s. yola girmek: Özhan´s health is improving. 2. 3. düzelmek. 3. (bir şeyi) iyimser olarak (görmek). 1. kötü bir durumda. içine. 2. iktidardaki. çabuk çabuk. 1. k. 2. -da. evde. az ve öz olarak. doğaçtan. uygunsuz. monoton bir şekilde. azıcık. ihtiyats ız. elinde. k. yetkili kişi. 2. tepisel. düzeltmek. mevsimi gelmiş. çıplak. 2. f. uygunsuzluk. 5. dili karga şalık içinde. atfetmek. yak ışıksız. sesini alçaltıp yükseltmeden. k. moda. k. 2. bir ç ırpıda. hazırlıksız olarak. in the envelope zarf ın içinde. dili heyecanlı. 2. yabancı madde. yüklemek. kirlilik. 1. gelişigüzel. dili 1. 1. olmayacak. k. -de. 3. Parasının hepsini peşinen ödeyebilirim. i. s.

2. huk. Çok miktarda armut vardı. kâh içeride. fazla olarak. toplantıda. şifreli. güpegündüz. toplam olarak. alfabetik sıraya göre. göre mi? -e ilaveten. acil bir durumda. işe hazır. mucibince. -e uygun olarak: Is this in accordance with your wishes? Bu isteklerinize hakikaten. 1. soğukkanlılıkla. -e göre. 1. dili yazılı olarak. meşgul. sefere hazır (gemi).in a twitter/all in a twitter in a way in a word in a/one body in absolute privacy in abundance in accord with in accordance with in actuality in addition to in advance in aid of in all in all in all probability in alphabetical order in an advisory capacity in and out in anticipation of in any case in any case in any event in any shape or form in apple-pie order in bad/ill repair in between in black and white in bloom in brief in broad daylight in broad daylight in bulk in camera in case in case of in case of emergency in cipher in cold blood in cold blood in command in commission in company with in comparison with in compliance with in concert in conclusion in conference k. k. zaten: In hiçbir dinner. her halükârda. kâh d ışarıda. hep birlikte/beraber. yararına. gerçekten. toplam. birlik içinde. -e nazaran. takdirde: In case it´s necessary. zaten: In any case you couldn´t have herhalde. 1. her halükârda. son olarak. menfaatine. güpegündüz. 2. Gerekti ği takdirde geç vakte kadarcase of fire press this button. . 2. ol. alfabetik olarak dizilmi ş. 2. 1. sözün k ısası. i. k ısaca. 1. uyum içinde. -e göre. -e uyarak. ne olursa olsun. önde. her halde: In any case you be there. dili heyecan içinde. toptan. hepsi. birlikte.I acted in accordance with your instructions. ambalajsız. tamam ı. kötü durumda. ileride. ne olursa orada 1. uyarı niteliğinde bülten/duyuru. k ılını kıpırdatmadan. pe şin olarak. büyük bir ihtimalle/olas ılıkla. tamamen aralar ında kalmak üzere. ile beraber. -e uygun olarak. in case of emergency acil durumda. 2. -e yardım için. -e ek olarak. (bir şeyin gerçekleşebileceği) düşüncesiyle. ayr ıca. çiçekte. her halde: In any event I´ll see you at Billur´sşekilde. çiçek açm ış. açık. danışman olarak. basın. I can work late. aralarında: two houses with a yard in between aralarında bir bahçe olan iki ev. amir. çok düzenli bir şekilde. Ne olursa olsun sen olsun. 2. bol/çok miktarda: There were pears in abundance. sözü geçen. özetle. Her halükârda Billur´un yeme ğinde görüşürüz. gizli celsede. ne olursa olsun. Yang ın anında bu düğmeye halinde: In çalışabilirim. bir bak ıma.

çok. bundan sonra. formda. 2. kontrol altında. yokluğunda. cürmü me şhut halinde. harap. çok ra ğbette. -e ayk ırı olarak. z. bundan böyle. vaktinde. tehlikede. dili iyi çok revaçta. zamanı gelince. 3. elde. genellikle. ciddi olarak. ayrıntılı olarak. önde. ciddi. 2. henüz belli olmayan. sonucunda. iyi durumda. -in lehinde. ayrıntılarıyla. -den yana. süresi gelince. -e karşın. tam göz önünde. alevler içinde. -in taraftar ı. -i geçen. iyi arkada şlarla. -i hiçe sayarak. çok aranan. zor durumda. baya ğı. ile ilgili olarak. şüpheli. -in lehine. şaşkınlık içinde. şakadan. aceleyle.in conjunction with in connection with in consequence of in danger in days of yore in deep water in deep water in default of in defiance of in despite of in detail in diameter in disrepair in doubt in due course in due course in duplicate in earnest in easy circumstances/on easy street in effect in excess of in fact in fact in favor of in fine fettle in flagrante delicto in flames in focus in front in front of in full retreat in full view in fun in future in general in good company in good faith in good repair in good season in good spirits in good time in good trim in great demand in great request in hand in harness in haste ile beraber. tam zaman ında. 1. büyük ra ğbet gören. 2. hali vakti yerinde. durumda/vaziyette. aslında. biraz erken. doğrusu. sadece birinin sözüne güvenerek. 1. varl ıklı. tutulan. 1. nedeniyle. tamire muhtaç. 2. aslında. zamanı/vakti gelince. önceden belirlenen zamanda. çap olarak. . -e rağmen. k. 1. keyfi yerinde. gerçekte. -e meydan okuyarak. hazırlanmakta. iş başında. çok aranan. ile birlikte. dili ba şı dertte. suçüstü. genel olarak. 3. ile bir arada. 1. k. keyfi yerinde. kuşkulu. yürürlükte. tela şla. başı dertte. 2. önünde: in front of the building binan ın önünde. -den fazla. tam çekilme durumunda. zamanla. gerçekten. yokluğundan dolayı. aslında. iki suret halinde. çok eskiden. 2. iyi odaklanm ış. 1.

her zaman için. için: in order to see görmek için. zincire vurulmu ş. hayalinde. bizzat. şahsen. bana göre. ta ki. yapraklanm ış. kafas ında. yer yer. kesinlikle: He was in no way responsible. 2. şerefine. k ısım kısım. eli kelepçeli. ismen. kan ımca. çabucak. yani. -i taklit ederek. diye. bir seferde: He drank all the beer in one go. demek. -in anısına. idam de ğil. our midst k ısmen. sapa. k. avucunun içinde. -in yerine. 1. bizatihi: In itself it´s not a problem. kanımca. parça parça. birbirine girmiş. -in hatırasına. ufak çapta. order to keep up appearances ele güne kar şı rezil olmamak için. bir kerede. rehinde. şansı açık. çok çabuk. rehinde. minyatür. daima. bana kalırsa. yol üstü olmayan. part özellikle. -sin diye: in order that he may see görsün diye. 2. özünde. kendisi. şaka olarak. boş vaktinde: Do it in your spare time! Onu boş vaktinde yap! yürürlükte. çabucac ık. al ışılmışın dışında. geçerken. 2.bir taraftan. -e bedel olarak. bana kalırsa. out of the way in nothing flat in one go in one sense in one´s mind´s eye in one´s pocket in one´s spare time in operation in order that in order that in order to in in in in kendi çevresinde. nüfuzu altında. -e aday. tesadüfen. hiç. dili çok çabuk. ebediyen. bir anlamda. O hiçbir şekilde sorumlu değildi. Kendi ba şına bir problem cezas ı tehlikesiyle karşı karşıya. sözde. k ısmen. hareket halinde.in his/her own backyard in hock in honor of in imitation of in irons in itself/in and of itself in jeopardy of his life in jest in leaf in less than no time/in no time/in no time at all in lieu of in line for in luck in memory of in mesh in miniature in motion in my book in my judgment in my opinion in my opinion in name in no time in no uncertain terms in no way in no way. sert bir şekilde/açıkça (söylemek). bana göre. fikrimce. other words aram ızda. bana göre. için s ırada. hemen. Biran ın tümünü bir dikişte içti. bence. derhal. 1. talihli. hayatı tehlikede. 1. in particular in parts in passing in patches in pawn in perpetuity in person .

tam yerinde. ortakla şa. O mesele hakk ında hiçbir şey söylemedi. birbirine bağlı olarak. basılmakta. uygulamada. alenen. kısaca. 2. art arda. bak ımından. -diği kadar/derecede. k ısaca. gerçekleştirmeye çalışırken: He sacrificed regard to. dili -e gelince. aslında. with his wealth . açık seçik bir şekilde. -e karşılık olarak. birinin yerine. -e göre. 1.. bir dereceye kadar. -e gelince. 1. -e karşın: He´s carrying on in spite of the difficulties. inşa halinde. . tek s ıra halinde. in pursuance of his ideals. açıkça. ba şkaları yokken. açıkçası. aramakta. kendini korumak için. sözün kısası. yerine getirirken. -e cevap olarak. 1. k ıyıya yakın. 2. şaka olarak. gerçekte. pe şinde. -den öç almak için. gizlice. aramaya. ile ilgili olarak.. 2. art arda dizilmiş bir şekilde. yapılmakta. ile ilgili olarak. -ce/-çe: In terms of money she´s well fixed. çabuk.´s stead in search of in self-defense in sequence in seventh heaven in shore in short in short course in short order in short order in sight in single file in so far as in so many words in some ways in some measure in spite of in stock in sum in tandem in ten seconds flat in terms of yerinde. 2. -e karşılık. -in yerine.. . k. -e karşılık olarak. -e rağmen. 1. hakk ında: She said nothing in relation to that matter. birlikte. görünürde. bazı bakımlardan.o. 2. -e oranla. k ısmen. çarçabuk. -in karşılığında. İdeallerinin peşinde bak. -e protesto olarak. k ısaca. açıkçası. 1. koordinasyon içinde. geçmişe bakarak. çok mutlu. herkesin önünde. baş başa. 1. Onun yerine Çetin gidebilir. ile ilgili. 1. aç ıdan: Don´t look at the situation in those terms! Duruma o açıdan bakma! 2. aç ıkça. pe şinde koşarken. pratikte. s ırayla.. tam on saniyede. mevcut. sözün k ısası. ğmen devam ediyor. birinin nam ına: Çetin can go in his stead. 2. aç ıkça. gizli olarak.in place in place of in plain English in plain English in play in point of in point of fact in position in practice in press in private in process of construction in proportion to in protest against in public in pursuance of in regard to in relation to in reply to in respect of in respect to in response to in retrospect in return for in revenge for in s. Zorluklara ra tic. bask ıda. beraber.

in that in that case in the absence of in the abstract in the aggregate in the background in the bag in the cards in the circumstances in the clouds in the course of in the course of in the course of time in the crunch in the dark in the end in the event of in the extreme in the eyes of in the face of in the family way in the flesh in the hole in the interest of in the interim in the land of the living in the large in the light of the facts in the long run in the long run in the long term in the lump in the main in the matter of in the meantime in the midst of in the morning in the name of in the nature of things in the neighborhood of in the nick of time in the nick of time in the nude in the offing in the open in the presence of in the process of time -diğinden. . but not in practice. zamanla. 1. açmak. debdebe. hayatta. kavram olarak: He approves of it in the abstract... 1. 1. esnasında. 2. olayların ışığı altında. aşkına. yaklaşık olarak. hayal âleminde. -diğine göre. çıplak. pek uzak olmayan (olay). eninde sonunda. civarında. garantili. -in yoklu ğunda: In the absence of any guidelines this is what we came up with. o takdirde. yak ında.. sermek. habersiz. adına. dili borçlu. sağ. uzun vadede. eninde sonunda. dalg ın. yaymak. 4. takdirde. 2. namına. zaman önünde. olas ı. k. o/bu süre içinde. açık havada. para kaybetmi ş durumda. bizzat. dili paças ı sıkışınca. başlamak. çoğu. eninde sonunda. f. k. sırasında. . çünkü. dili gebe. yerine.. hakkı için. hamile. k. çoğunlukla. under the circumstances. aç ığa vurmak. son derece. . -in gözünde. 2. başı için. doğal olarak. karşısında. 3. -in ortas ında. bütünüyle. ikinci planda. sırasında. Takviyeler tam zaman ında çıplak olarak. k. -diğinden dolayı... (birinin) önünde/yan ında/huzurunda: in the presence of a large company büyük bir topluluk geçtikçe. sabahleyin. toplam olarak.): Reinforcements arrived in the nick of time. aradaki zamanda. yarar ına. . tam zaman ında (Gecikmeye hiç yer olmayan durumlar için kullanılır. bak. sonunda. Onu uygulamada de ğil. esnasında. -in arasında. başlatmak. k. için. açılmak. dili muhtemel. mademki. tam zaman ında. karanlıkta. kavram olarak beğeniyor. halinde. Don´t say that in her presence! Onun yan ında zamanla. madem. bütün olarak. zamanla. tabiatıyla. dili emin. uzun vadede. o/bu arada. konusunda. bütün kapsam ı ile. olayların gelişmesine göre. çantada keklik. pomp and circumtance tantana. Bize yol gösterecek bir şeyler olmadığı için ancak bunu yapabildik.

z. görünürde. dili çıplak. devrolunamaz. k. dili Allah a şkına. vaktinde. birlikte. bir solukta. i şlenmemiş durumda. sırasıyla. satılamaz. üç aya kadar. zaman ında (yetişmek/yetiştirmek): Can you finish this in time? Bunu vaktindebütünüyle. muharebenin en şiddetli yerinde. k. 1. 1.. 1. yanlış. s. bir ç ırpıda. s. 2. 2. akortlu. kas ıtsız. -in ardından. 1. anla şılmaz. 2. i. uygun görülmez. cans ız. 1. boş yere. 2. (kişinin) elinden alınamayacak (hak). 2. yetersizlik. gerçekten. boşuna. ondan sonra. hareketsiz. beceriksizlik. s. is hususta. aptalca. yüzünden. 2. dilsiz. iyi ifade edilmemiş. s. ölü. k ısa vadede. -den dolayı. s. yeti ştirebilir misiniz? We k. . -diğine göre. dili aşağı yukarı. hep beraber. -in peşinde.. hep bir a ğızdan. yaklaşık olarak: sonucunda. -den sonra. 3. .His salary is in 1. 2. tic. Allah ını seversen? How in the world did bu münasebetle. Allahı/Allahını seversen (Soru zamirleriyle kullanılır. i. 1. s ıra ile. ruhsuz. s. tamam ıyla. münasebetsiz. can´t get there in time. beraber (yapmak). s. hakikaten. -i göz önünde tutarak. i. s. etkisiz. ayn ı zamanda. s. donuk. 2. hareketsizlik. .in the raw in the rough in the same breath in the second place in the short haul/term in the short run in the short term in the thick of the battle in the vicinity of in the wake of in the world in this connection in three months in time in total in tow in triplicate in truth in tune in turn in two in two shakes in unison in vain in view in view of in/at a pinch inability inaccessible inaccurate inaction inactive inactivity inadequate inadmissible inadvertent inalienable inane inanimate inappropriate inapt inarticulate inasmuch inasmuch as inattention inattentive inattentiveness 1. üç kopya olarak. 1. 2.): What in the world buthat? O ne. gereğinde. ehliyetsizlik. yersiz. k. s. 2. s.. kaba taslak durumda. i. iki k deadly fire. durgun. kabul olunmaz. aptal. elde olmayan. 1. 3. dikkatsizlik. Beraberinde k ız arkadaşı da vardı. k ısa vadede. ortada. noksan. 1. bir lahzada. ikiye (kesmek/bölmek/ayırmak). hareketsizlik. yanına varılmaz. dikkatsizlik. tic. toplam olarak. dili hemen. sıkışınca. s. güçsüzlük. i. 2. 1. dili beraberinde: He had his girl friend in tow as well. kendini iyi ifade edemeyen. nöbetleşe: Each charge was mowed down in turn by their ısma. budala. durgunluk. erişilmez. eksik. mademki.. 3. s. inept. yetersiz. dolaylar ında. Hücuma kalkan her grup onlar ın öldürücü ateşiyle helak (of a lamb´s tail) k. k ısa vadede.. gerektiğinde. Taksim civarında ında. yeteneksizlik. ikinci olarak. dikkatsiz. doğal halde. sönük. hatalı. uygunsuz. bak. budalaca. 1. etkisizlik. 4. işlenmemiş. anlamsız. boş. 2. 1. civarında: She lives in the vicinity of Taksim. 1. 2. kim. kusurlu. kim. -in ard oturuyor. -diği derecede/kadar. 2. 1.

irsi. i. i. uzun zaman boyunca s. f. i ş yapamaz duruma getirmek. kaba davranış. k ışkırtma. teşvik primi. henüz ba şlamakta olan. f. i. vaka. töreni. i. kışkırtıcı. güçsüz. açılış. inç. sürekli olarak. meşum. hakketmek.inaugural inaugurate inauguration inauspicious inborn inbound inbred incalculable incandescence incandescent incandescent lamp incandescent lamp incapable incapacitate incapacity incapacity for incarcerate incarnate incase incautious incendiary incendiary bomb incense incense incentive incentive pay inception incessant incessantly incest inch inch along incidence incident incidental incidentally incinerate incinerator incipient incise incision incisive incisor incite incitement incivility inclement s.b. başlama. günlük. aklıma meydana f. 2. s. güçsüz duruma getirmek. -e özgü. akkorluk.. sert. çöp fırını. özendirici şey. s. 1. resmen işe başlatmak. f ırtınalı (hava). 2. f. 1. hadise. s. teşvik etmek. oymak. kabalık. insan şekline girmiş. dikkatsiz. haddi hesab ı olmayan. yak ın akraba ile cinsel ilişki kurma. i. 2. yeteneksiz. tıb. hesaplanamayan. s. f. ensizyon. âciz. teşvik. -e özgü. yavaş yavaş hareket ettirmek. s. f. resmen i töreniyle başlatmak. ensest. i. ikinci derecede olan/sayılan: incidental expenses yan masraflar. öfkelendirmek. kalıtsal. f. aç ılışşe başlama. 1. kasten yang ın çıkaran. s. 1. yarma. limana/havaalan ına giren (gemi/uçak). 1. . tesadüfi. elektrik ampulü. (birini) törenle bir göreve getirmek. s. s. güçsüzlük. göreve başlama töreni. olay. uğursuz. yeteneksizlik. 3.gelen. yavaş yavaş ilerlemek. Kolera vakalar ı azalmakta. s. cisimlenmiş. tedbirsiz. 2. ile beraber gelen. 2. i. 1. güdü. doğuştan gelen. tahrik. 2. yeni başlayan. törenle açmak. hesap edilemez. tahrik etmek. s. hapsetmek. başlatmak. i.). 1.54 cm. s. parmak. nezaketsizlik. şehir merkezine doğru giden (tren. 2. kaz ımak. (birinin) tabiat ında olan. tütsü. zeki. dü şüncesiz. s. k ızdırmak. 2. akkor. i. ardı arkası kesilmeyen. to -e ait olan. 2. s. açılış-in başlangıcı i. (bir şeyi) yapamama. 2. fırın. ampul. başlangıç. yangın bombası. i. s. açılış töreni ile ilgili. s. 3. i.edinilegelmi ş. i. 1. 1. 1. buhur. encase. kesicidiş. 2. kundakçı. de şme. dürtü. i. yak ıp kül etmek. karışıklık çıkaran. bak. otobüs v. sürekli. k ışkırtmak. keskin. to -e ait olan. of (bir şeyin) meydana gelmesi: The incidence of cholera has been declining. ard ı arkası kesilmeden. i. 1. i. kabiliyetsiz. z. 3. başlamak. devamlı. f. 2. tesadüfengelmişken. 1. isteklendiren ödül. 2. ile beraber z.

bağdaşmaz. vefasız. 3. kapsamak. 1. meyil. eğim. f. bak. . dahil olma. dahil etme. istek. anlaşılmaz. içlemci. 1. mantıksız. ehliyetsiz. gelir vergisi. yetersizlik. etkisiz. uyu şmaz.. eğilim.. adla. bağdaşmazlık. anla şılmayan. önemsiz. huk. avutulamaz. incompetence. katmak. yads ınamaz.. tutarsız. birbirine uymayan. s. konu dışı. gereken yetenekte olmayan. 1. bak. karars ız. 2. 2. ile kıyaslanamaz. 2. noksan. ketum. emsalsiz. s. su götürmez. inand ırıcı olmayan. 1. eğiklik. 2. heves. s. farkedilmeyen. anlaşılmaz. birbirine z ıt. s. i. ılık değiştirerek. 2. tutars ız. of -i kapsayan. 1. Onu bizi desteklemeye yöneltti. 1. saygısız. bağdaşmaz. bağdaşmazlık. kavran ılmaz. tesellisiz. 3. 2. değişken. zahmet vermek. 1. dahil: The charge is thirty million liras inclusive of service. s. katma. kusurlu. 2. i. tartışılmaz. 2. bağlantısız (sözler/fikirler). tesellisi olmayan. s. f. 1. giren. gelir. yetersiz. 2. to e ğiliminde olmak: His thought inclines to the i. s. 1. 1. tutars ız. uyuşmayan k ısım/şey. başını eğmek. rahats ızlık. s. bak. 2. 1. i. incoherence. teselli edilemez. k servis dahil otuz z.. i. i. 2. orans ız. inkâr edilemez. uyuşmazlık. s. eşsiz. 3. kulak kabartmak. kendini tutamayan. yeni (hükümet/y ıl). beceriksizlik. uygunsuz. 2. s. s. rahatsız etmek. göze çarpmayan. itiraz edilemez. 2. 1. tutars ızlık. beceriksiz. anlayışsızlık. kat ılma. 1. 1. bildiğini başkalarına söylemeyen. enclosure. rabıtasız. uyuşmazlık. zahmet. s. e ğim. s. s. yads ınamayacak şekilde. eğri yüzey. 2. kavrayamama. i. milyon lira tuttu. z. idrar ını tutamayan. 1. -e yöneltmek. s. takmaHesap. i. ele geçen. 2. katılan şey. 2. kazanç. akıl almaz. bak. uygunsuzluk. 2. uyuşmaz. güçlük. z. yetersiz. s. 1. s. -e sebep olmak: It inclined him to support us. bir sonuca varmayan. s. önemsiz. eksik. i.inclination incline incline incline one´s ear incline one´s head inclined plane inclose inclosure include included inclusion inclusive incognito incoherence incoherency incoherent income income tax incoming incommensurate incommunicado incommunicative incomparable incompatibility incompatible incompetence incompetency incompetent incomplete incomprehensible incomprehension inconceivable inconclusive incongruity incongruous inconsequent inconsequential inconsiderate inconsistent inconsolable inconspicuous inconstant incontestable incontinent incontrovertible incontrovertibly inconvenience i. i. 1. i. s. yersiz. düşüncesiz. s. f. s. 1. enclose. yaptıkları birbirini tutmayan (kimse). dahil. s. with/to ile karşılaştırılamaz. dahil etmek. 2. sonuçsuz. s. 2. i. f. 1. her zaman aynı seviyeyi tutmayan (iş). anlaşılmaz (sözler/sesler). bitmemi ş. yersiz. meyil. içermek. içine almak. içindeleme. s. yersizlik. 3.

i. s. s. 1. f. 1. s. 3. kesin olmayan. i. 2. uygunsuzluk. mü şkül. girmek. karars ızlık. nazik olmayan. huk. yak ışıksız. nezaketsiz. s. düzelmez (kimse). meraks ız. uygunsuz. karars ız. s. dili harika. encrust. kuşkulanan. 2. silinmez. dilb. 1. içermek. 2. amans ız. belgisiz zamir. kuluçka dönemi. 2. yakışık almayan. borçlu. s. s. 1. i. rüşvet kabul etmez. 2. 1. an). art olmak. s. belgisiz. çoğaltmak. 1. büyümek. 1. --ring) 1. s. ak ın. ço ğalmak. bak. minnettar. birleştirmek. ahlakı bozulmaz. yola getirilemez. 3. 2. gelişmek. bak. 3. artırmak. i. s. 2. into/in -e dahil etmek. artma. sabit mürekkep. 2. inanmayan. düzeltilmemiş. 2. kaba. gerçeği söylemek gerekirse. s. çoğalma. f. 2. anlatılması imkânsız. kafasında (plan) kurmak. i. f. gittikçe artarak: become increasingly difficult gittikçe zorla şmak. 2. akıl almaz. kalıcı (izlenim/etki/duygu). onulmaz. 1. f. -e katmak. i.. s. belli olmayan. 1. 2. borçlanmak. 1. kuvöz. çözülmez. zahmetli. hakikaten. münasebetsiz. doğrusu istenirse. kaba. dilb. anonim şirket haline getirmek. yorulmaz. belirsizlik zamiri. giderilmez (leke/iz). 2. belirsiz. f. 1. 3. maruz kalmak. borca girmek. kayıtsız.geliürün. uygunsuz. 2. i. uyandırmak. 2. ku şkulu. toplum töresine aykırı. s. öğretmek. sabit (boya/mürekkep). 3. kopya kalemi. yak ışıksız. uygun olmayan. şmaz. çoğalma. 3. 2. 1. 1. belgisiz s ıfat: bir (İngilizcede a. inan ılmaz. birleşmek. f. i. okunmaz. aşılamak. (--red. f. 1. 2. biçimsiz. uygunsuz davran ış/söz. . cisimlendirmek. ilgisiz. s. kuşku. vazife. 1. ştirmek. verimli ış. silinmez. 2. k. i. edepsiz. s. uygunsuzluk. bilmez. 2. gerçekten.inconvenient incorporate incorporated incorrect incorrigible incorruptible increase increase increasingly incredible incredulity incredulous incredulousness increment incriminate incrust incubate incubation incubator inculcate incumbency incumbent incur incur a debt incurable incurious incursion indebted indecent indecipherable indecision indecisive indecorous indecorum indeed indefatigable indefensible indefinable indefinite indefinite article indefinite pronoun indefinite pronoun indelible indelible ink indelible pencil indelicacy indelicate s. tekrarlayarak kafasına sokmak. dilb. anonim. s. kuluçka makinesi. u ğramak. 1. s. civciv ç ıkarmak. kabal ık. şifasız. anlatılması zor. i. 2. savunulamaz. inanmazlık. üstüne çekmek. 1. uygunsuzluk. kâr. tanımlanması zor. z. do ğrusu. görev. hücum. s. 2. 1. yorulmak s. 5. 2. 1. 1.. te şekkür borçlu. artış. 1. 4. belirsiz. kapsamak. adam olmaz. incredulity. kokuartmak. saldırı. 2. sökülmez. çürümez. 2. kuluçkaya yatmak. artma. z. uygunsuz olma. büyütmek. hâsılat. 1. yanlış. suçlamak. 3. 3. ç ıkmaz. görev süresi. 1. i. 4. bozulmaz. elverişsiz. s.

i. çividi. bağımsız. talep. 4. ilgisiz. katalog. f. indigo. 1. zarar ını ödemek. -i sipariş 1. hazmedilemez. düşünmeden davranma. iddianame. i. imlemek. i. dolaylı tümleç. göstermek. dava açma. s. 2. i. mide fesadı. 1. indeks. s. ald ırmazlık. s. bellisiz. 2. rasgele. farkedilemeyecek. çivit mavisi. öfke. s. f. 1. s. s. çoğ. s. fihrist. (for) İng. 2. öfkeli. --es (în´deksîz)/in. çivitotu. to (bir yere) özgü. 3. dilb. 1. (haks ızlıktan dolayı) kızgın. s. kontratla/senetle bağlamak. (for) İng. düşüncesizce yapılan. f. dolaylı vergi. 2. İng.indemnify indemnity indent indent indentation indenture independence independent independently indescribable indestructible indeterminate index index card index finger indicate indication indicative indicator indict indictment indifference indifferent indigenous indigent indigestible indigestion indignant indignation indignity indigo indigo plant indigo blue indigo-blue indirect indirect cost indirect lighting indirect object indirect object indirect tax indirectly indiscernible indiscreet indiscrete indiscretion indiscriminate indispensable f. fakir. i. çivit rengi. sindirim güçlü ğü. ibre. i. sözleşme. 2. suçlama. (ekonomik açıdan) bağımsız. etmek. 2. (haks ızlıktan dolayı) kızgınlık. dolaylı. 4. bağımsızlık. s. ayırt edilemez. s. teminat. i. . onur kırıcı durum. içerlek yazmak. pol. z. çivit mavisi. dolaylı tümleç. 2. 1. savca. ayırt edilmemiş. Indigofera tinctoria. güvence. 1. zaruri. -e halindeki isim. i. Indigofera tinctoria. 1. delil. sipariş. çivit mavisi. (bir yerde) do ğal olarak bulunan/yetişen. ödence. s. i. işaretparmağı. umursamayan. birbirini etkilemeden. düşüncesiz bir davranış. i. dolambaçlı. i. s. çivit rengi. k ısımlara bölünmemiş. bot. 1. 2. hazımsızlık. bot. z. gösterme. yok edilemez. kuşkulu. 3. 2. 2. gösterge. anlatma. çivitotu. çivit rengi.. (sat ır için) içerlek olma. gelişigüzel. bağımsız. (kitap) için dizin haz ırlamak. dilb. içerlek yazma. 2. ald ırmaz. zarar görmeyeceğine dair peşinen kefil olmak. i. pol. s. (kitabın) indeksini fiş. 3. 1. vazgeçilmez. kendi geliri bağımsız olarak. çentmek. for ile suçlamak. ilgisizlik. f. indigo. dolaşık. 1. anlatılmaz. yoksul. f. belirsiz. çivit mavisi. 1. i şaret. dizin.ces (în´dısiz) i. 2. seçilemez. dolaylı olarak. boşboğaz. s. dolaylı ışıklandırma. 2. tazminat. çividi. -i talep etmek. s. ile geçinebilen.. s. yerli. 1. 2. s. vasat. 2. küçük dü şürücü hareket. hakaret. 3. s ınırsız. 1. kefalet. 1. 1. 1. boşboğazlık. yıkılmaz. toplu halde. 2. başına buyruk. sipariş vermek. bildirme. işaret etmek. tanımlanamaz.di. çivit rengi. karışık. 1. düşüncesizce söylenen söz. gösterge. gösterge. 2. düşünmeden davranan. talepte i. dolaylı masraf. i. sıradan. belirti. paragraf ba şı yapmak. i. s. ba ğımsız.

f. man. indüksiyon yapan. iç mekânlara uygun. seçilemez. s. 1.. sanayile ştirmek. sanayi. 1. f. vesile. isteksizlik. i şleyim. hevesini k ırmak. işçi v. birini askere almak. man. İng. endüstri. göreve getirme. yüz veren. etkisiz (çare. randımansız (iş yöntemi. -in beynini yıkamak. s. her . elek. 2. 1. kand ırıp yaptırmak. ayırt edilmesi olanaksız. verimsiz. belirsiz. indüksiyon. s. i.(bir kendine bir şey yapma izni s. 1. müphem. s ınai. beceriksiz (yönetici.. sarhoş etmek. s. tıb. i. . s. into the army induction inductive inductive reasoning indulge indulgence indulgent industrial industrial action industrial arts industrial engineer industrial estate industrial school industrialise industrialist industrialize industrious industry inebriate inedible ineffable ineffective ineffectual inefficient f. birini resmen -in üyesi yapmak. s. zaman ve enerjiyi ekonomik bir şekilde kullanmayan. s. tarifsiz. isteksiz. 2. i. indükleme. 1. çalışkan. gayret. 2. s. bölünmez. içeriye: Stay ılar.. İng. mest etmek. 2.). su götürmez. s. indükleyen. ikna. hasta.). i şçi v. f. bireycilik. ba şarısız. ü şengen. 2. kesin. 3.: This decision will be up to the individual agencies. tart ışılmaz. organize sanayi bölgesi. rahats ızlık. kendi . 1. endüstriyel sanatlar. sözü edilmez. tembel. s. tek tek. 2. industrialize. 2. i. f. rahats ız. 2. anlatılmaz. neden olmak. f. s. bak. 1. 2. 1. acente kendi karar ını verecek.candy. 1. keyifsiz. 2. 2. İng. (sak ınılması gereken bir şeye) teslim olmak: She indulged her desire for yüz verme. ayr ı ayrı. istenilen etkiyi uyand ırmayan. işleyimsel. içeride. 2. işi yavaşlatma. sanayici. birine (bir fikri) a şılamak/telkin etmek. s.b. s. 1. f. soğutmak. etkisiz. 2.o. ilaç v. Şekermüsamaha. into induct s. bireysellik.). tümevar ımsal. keyifsizlik. bireyci. kapalı: indoor She went indoors. a ğza alınmaz (kutsal). 1. 1. tümevar ım. s. boyun eğmez. grev.. s. f. çalışkanlık. etkisiz (çare. tümevarımlı usavurma.b.b. 2.o. iyice görülmeyen. 1.b.. 1. 1. makine v. with indolent indomitable indoor indoors indorse induce inducement induct induct s. 4. endorse.indispose indisposed indisposition indisputable indistinct indistinguishable individual individualism individualist individuality individually indivisible indoctrinate indoctrinate s. bak. 1.. yılmaz.). müsamahakâr. 2. Bu konuda her i. s. s. in yenildi. yeme arzusuna kendine in şey yapma) izni verme. ikna etmek. 2. üşengeç. neden. iç mekânlarda kullan ılan: indoor shoes iç mekânlarda giyilen ayakkab indoors! İçeride kal! tennis court kapalı tenis z. yenmez. te şvik. içeri. İçeri gitti. endüstri meslek lisesi. 1. bir dü şünce sisteminin esaslarını öğretmek. gayretli. endüstriyel. beceriksiz (yönetici. ağrısız. f. elek. sonuç çıkarma. z. s. rahatsız etmek.b. The individual tiles are each a i.o. 1.). 2. i.. ilaç v. i. endüstri mühendisi.

s. 2. 2. z. ufak bir çocuk gibi. hesapsız. kaç ınılmaz. ucuza. yanılmazlık. acemilik. bir anlam/dü şünce ifade etmeyen. yava ş işleyen. insafsız. i. açıklanamaz.felci. çocu ğa özgü. iş v. s. 1. kesin olmayan. tıb.süreduran. bağışlanamaz. z. s. 1. yak ışıksız. 2.tembel. tecrübesiz. acemi. s. piyade sınıfı. 1. tükenmez.men (în´fıntrimîn) i. 1. atıl. 1. ayıp. haks ız. girift. hatalı. piyade. yorulmaz. s. 1. . rezalet. i. z. kaç ınılmaz şekilde. aklını çelmek. 3. 2. çoğ. tecrübesizlik. elverişsiz.b. in. s. bebek gibi. 2. usta i şi olmayan. paha biçilmez. yersiz. piyadeler. piyade askeri. gereksiz. 1. atalet. 3. 3. i. s. 1. 1. insafsız. 2. s. çocuk i. hesaba s ığmaz. muammalı. hata yapmaz. uygunsuz. uyuşuk. incelikten yoksun..inelegant ineligible ineluctable inept ineptitude inequality inequitable inequity inert inertia inescapable inessential inestimable inevitable inevitably inexact inexcusable inexcusably inexhaustible inexorable inexpedient inexpensive inexpensively inexperience inexperienced inexpert inexplicable inexplicably inexpressible inexpressibly inexpressive inextricable inextricably infallibility infallible infallibly infamous infamy infancy infant infantile infantile paralysis infantilism infantry infantryman infatuate infatuation s. f. fiz. amans ız. bebeksilik. s. i. 3. i. çocukça. nedeni anla şılmaz. bebeklik. küçük çocuk. eşitsizlik. s. uyu şukluk. ifade edilemez. değişebilirlik. z. değişkenlik. kim. çok değerli. 1. deneyimsiz. i. ruhb. beceriksizlik. 2. s. küçüklük. farklılık. piyade. 2. bebeksi. 3. 2. z. ucuz. çocuksu. küçük. (with) (-e) hayranlık. 2. hareketsiz. affedilmeyecek şekilde. aç ıklanamayacak şekilde. (tasar ı. acemi. bitmez tükenmez. delicesine âşık olma.fan. anlatılmaz. masrafı az. affedilmez. uygunsuzluk. acımasız. çocukluk. s.. i. rezil. 2. 1.´nin) başlangıç a bebek. deneyimsiz. 2. i. içinden ç ıkılamayacak şekilde. i. yanılmaz. içinden ç ıkılmaz. s. esrarengiz. amaca uygun dü şmeyen. 1. zarif olmayan. süredurum. z. s. s. gaf. pot. hünersiz. deneyimsizlik. kim. kaç ınılmaz. anlatılamayacak derecede. çok çirkin. s. çıldırtmak. değiştirilemez. s. hareket edemeyecek durumda olan. beceriksiz. şaması. emekleme dönemi.. 3. s. z. s. s. 4. kaç ınılmaz. tembellik. 2. s. 2. fiz. inert. 1. alçaklık. adı kötüye çıkmış. beceriksiz. pahalı olmayan. yavaş harekete geçen. piyade s ınıfına ait askerler. yetersiz. çözülmez. şaşmaz. s. insafsızlık. s. çaresiz. haks ızlık. tecrübesiz. yanılmadan.try. i. 2. yanlış. 3. s. tam do ğru olmayan. ayrılmaz. (kötü bir şeyden dolayı) meşhur. s. 1. i. 1.

zayıflık. 1. (okulda/fabrikada) revir. s ınırsız. 2. i. iltihap. s. i. cehenneme ait. 1. 2..b. mastar. enflasyon. etraf ı sarma. ölçülemeyecek kadar küçük. i. 1. 1. aşağılık kompleksi.. --ring) (from) (-den) 1. 2. i. sonuç ç ıkarma. 2. sonsuzluk. hoş olmayan/nahoş söz/davranış. kızarma. sesin yükselip alçalmas ı. 3. into infiltration infinite infinite pains infinitely infinitesimal infinitive infinity infirm infirmary infirmity inflame inflammable inflammation inflammatory inflate inflation inflect inflection inflexible inflexion inflict inflict punishment on inflorescence inflow influence f. katı. zina. s. s. hiç esnek davranmayan. i. çorak. (örgüt. sonsuzküçük. infinitezimal. alevlenmek. f. . bitmez. eğilmez. s. 2. kışkırtmak. kalitesizlik. s. etkilemek. sözünü geçirmek. tahrik edici. kuvvetsiz. 2. verimsizlik. dilb. (--red. tesir etmek. z. 2. kolay tutu şan. bula şıcı. i. f. 2. İng. 1. i. i. tıb. 2. iltihaplandırmak. başkalarına kolay geçen (gülme/neşe). 1. 2. s. nüfuz. 2. 2. sonsuz gayret. (on) (birini) kötü bir şeye uğratmak: inflict pain acı çektirmek. s. t ıb. halsiz. 3.´ne) sızmak/gerçek kimliğini gizleyerek girmek. -e ceza vermek/verdirmek. i. hastane. s ınırsızlık.b. ses tonunu de ğiştirmek. para şişkinliği. para çıkarmak. (bit/kurt/fare) istila etme. sakatlık f. 1. 1. 3. k ısır. 2. bula şma. 1. i ğrenç. anlamak. f. sonsuz. 1. tükenmez. 1. 4. çekim. tahrik etmek. s. 2. tesir. s. i. f. i. 1. 2. klinik. s. i. 2. daha a şağı bir nitelikte olma. dikkat v.infect infection infectious infelicitous infelicity infer inference inferior inferiority inferiority complex inferiority complex infernal inferno infertile infertility infest infestation infested infidel infidelity infiltrate infiltrate s. kolay kızdırılır. birini -e s ızdırmak. çekmek. alevlendirmek. şişirmek. f. 2. 3. son derece. 1.. f. i.. iltihaplanma. 1. i. kalitesiz. i. sonuç çıkarmak. 2. bulaştırmak. etraf ı sarmak. 3. 2. i. kâfir. kurulu ş v. muazzam bir. enfeksiyon. çıkarım. mat. dilb. i. çok. parlayıcı. tutuşmak. i. hastalık. 2. ç ıkarmak. 1. içeriye ak ış. 1. bak. çok büyük bir (sabır. 1. etki. kurulu ş v. inflection. (bit/kurt/fare) istila etmek. sadakatsizlik. verimsiz. f. imans ızlık. 1. piyasaya çok miktarda kâ ğıt i. 1. 1. hoş olmayan/nahoş (söz/davranış).. (fiyatları) suni olarak yükseltmek. 2. 1. i.´ne) sızma/gerçek kimliğini gizleyerek girme. (örgüt. dilb. yangı. sert. k ışkırtıcı. öfkelendirmek.b. bükülmez. s. tutu şturmak. 2. 2. çiçek durumu. k ısırlık. küfür.o. 1. s. 3. bulaştırma. (hava ile) şişirmek. cehennem. man. bot. aşağılık duygusu/kompleksi. i. cehennem gibi yer. zayıf. iltihap. daha aşağı bir nitelikte olan. (to) (-den) a şağı. 3. geçirmek.).

1. birinin gözüne girmeye çal ışmak. f. 1. Ona yar ın s. nefes alma. s. içitim. altyapı. danışma.b. inherence. antlaşma v. into içine dökmek/akıtmak. 2. bilgilendirici. enflüanza. maharet. f. on/upon -e tecavüz etmek. usta i şi. kekin malzemesi s. danışılan yer. i.o. 2. 2.´ni) içine çekme. bilgi veren kimse.. ihlal etmek. danışma yeri. 2. f. 1. k ızılötesi. i. gazaba getirmek. s. s. eğitici. teklifsizlik. hünerli. (bir yerde) oturan kimse. (sigara duman ı v. f. 2.´ni) bozmak. 2. ustalık.´ni) bozma. s. bilgili.b. 1. i. nankör kimse. teklifsizce. enfraruj. oturmaya elveri şli. kızılaltı. s. antlaşma v. sözü geçen. with -i a şılamak. s. 1. (sigara duman ı v. mahir. 3. 2. hakk ında bilgi vermek. anat. 2. 1. 1. s. i. nüfuzlu. 2. in (bir şeye/birine) özgü/has. -de oturmak. (karışımdaki) madde. s. i. bilgi. 2. bak. haber. 2. asıl. ayd ınlatıcı. i. 1. kasığa ait. demlendirme. s. 4. utand ırıcı. mahirane bir şekilde. ak ın. birinin gözüne girmek. f. i. yüz kızartıcı. 3. külçe. masum. içine dökme/ak ıtma. f. tanınmamış. içine dökülme. 2. z. with s. dan ışma. i. Ona . nefes almak. i. 3. (anla şma. demlendirmek. aç ıkyürekli. -e (-den) kalmak. ingratitude ingredient ingrowing inguinal inguinal gland inhabit inhabitable inhabitant inhalation inhale inherence inherency inherent inherit s. samimi. i. s. -i bildirmek: I informed him that I would not come tomorrow.´ni) içine çekmek. ustalıkla. i. saf. f.influential influenza influx inform informal informality informally informant information information booth information desk informative informed informer infraction infrared infrastructure infrequent infringe infringement infuriate infuse infusion ingenious ingeniously ingenuity ingenuous inglorious ingoing ingot ingrate ingratiate ingratiate o. i. içinde oturulur. i. grip. candan. ihlal. danışma. öğretici. çileden ç ıkarmak. jurnalci. into -e aşılamak. kas ıksal. (anla şma. ihbarc ı. resmi olmayan. on/upon -e tecavüz etme. -e (-den) miras kalmak.b. (from) mirasçısı/vârisi olmak: She inherited it from her grandfather. iktidara yeni gelen (hükümet). maharetli. 2. i. (çay) demlemek. resmi olmama. hüner. i. 1. i. i. 1. i. öz: inherent rights temel haklar. tıb. damara zerketme. çok becerikli. 1. (bir şeye/birine) özgü olma. malzeme: What are the ingredients in this cake? Buiçe do ğru büyüyen. nankörlük. enfrastrüktür. şerefsiz. içeriye akma.b. mahirane. seyrek. esas. müracaat. teklifsiz. (kurallar ı) bozma. i. 1. kabaran (deniz). sakin. tıb.ne? s. 1. z. haberli. demleme. kas ık bezi. 1. demlenmiş içecek (çay/ilaç). gayri resmi olarak. (of/about/that) -den haberdar etmek. (bir şeyin) f.. muhbir.s.

mürekkep. inhibe etme. birinin (bir şey yapmasına) ket vurmak. O köy yabancılara dü1. taklit2. f. 1. yaralı. i. insaniyetsizlik. iç kısımlara doğru. birlikte oturan kimse. 1. yara. zarar. içdeniz. girişim. düşen. i. sakin. s. yerici. mirasç ı. katmak. miras. giri ş. 2. zalim. ket vurma/vurulma. 1. haks ızlık. s. -ing/--ling) parafe etmek. miras kalan. birinci. i.-e karşıt. adaletsizlik.o. duygularını pek dışa vuramayan. İng. i. zarar. birinin adı veya soyadının baş harfi. kabul edilmiş kimse. i. kakma. 1. i. kapalı deniz. f. i. denizdeniçinde tahsil ısımlarda. oturan kimse. s. 1. aşağılayıcı. ülkenin denizden uzak yerleri. ya şanması zor olan (yer/iklim). 1. z. yurt uzakta. başlangıçta. insana göre yap ılmamış/olmayan. zalimane. into -i törenle üyeliğe kabul ğe yeni i. (bir uzvu) yaralamak/incitmek/zedelemek. robot gibi. kakma yapmak. mürekkepli. f. zararlı. işlemeli. i. 1. i. 4. z. Ad ına halel getirebilir. şırınga etmek. kakmalı. ülkenin iç k ısmı. konukseverlik göstermeyen. önce. ba şta. 3. seziş. 2. to -e dü şman: That village is inimical to strangers. s. adaletsizlik. aklını kullanmayan. acımasız. 1. ak ılsızca. i. koy. i. 2. iç. han. -e zararlı: His plan is inimical to our s. iç sular. iç k edilen vergi. s. s. s. i. 2. into -e alıştırmak. hapishanede/ak ıl hastanesinde bulunan kimse. (in. işaret.. dokunur. 1. eza. 1. i. 2. enjeksiyon yapmak. irsi. s. i. (--ed/--led. mahkemece verilen) uzva) f. i. ruhb. vermek. i. i. dolgu. zarar/ziyan vermek: It could injure your reputation. günah. enjeksiyon. 2. edilemez. giriş yeri. -i göstermek. başlatma. s.inheritance inheritance tax inherited inheritor inhibit inhibit s. mürekkep hokkas ı. 2. huk. (birinin bir şey yapmasını/yapmamasını emreden. 3. 3. 1. 2. s. dili evlilik dolayısıyla yakın akraba olan kimse. biyol. 1. kalıtım. 1. kırıcı. ilkin. üzgü. i. s. 2. 1. s. küçük körfez. 3. çok soğuk. 1. haks ızlık.laid) içine kakmak. i. k. i. denizden uzak. 2. 1. i. 4. ipucu. (bir karar. 2. insanlıktan çıkmış. 2. zarar vermek. veraset vergisi. üyelietmek. mürekkeplenmiş. soyaçekim. from inhibited inhibition inhospitable inhuman inhumane inhumanity inimical inimitable iniquity initial initially initiate initiate initiation initiative initiator inject injection injudicious injunction injure injured injurious injury injustice ink inkling inkpad inkwell inky inlaid inland inland revenue inland sea inland sea inland waters in-law inlay inlet inmate inn i. 2. -e ket vurmak. başkası ile aynıotel. 2. baştaki. teşebbüs. iğne. üyeliğe kabul töreni. başlatan kimse. 3. ziyan. evde . inisiyatif. dişçi. 2. 1. f. başlatmak. kalıtsal. e şsiz. 1. kakma i şi. to -e ters2. kötülük. s. 2. şman. 1. 2. vâris. içdeniz. ilk. ıstampa. 2. kalıt. inhibisyon. merhametsiz. f. haks ızlık. zifiri.. i.

i. aşılama. giriş verileri. şehrin merkezinde yoksulların oturduğu mahalle. 1. yenilik yapan kimse. verme. kalıtsal. araştırma.. 1. derin/gizli anlam. s. about -i sormak. aşırı. soruşturma. deli. 1. 3. ço ğ. s. i. öğrenmeye hevesli. i. 3. (of) (birinin hal ve hatırını sormak. 1. 1. 2. yeni metot/alet. 1. yenilik. girdi. 2. dili iç kısımlar. hakk ında bilgi almak istemek. make i. meraklı. i. i. . aşılamak. otelci. safl ık. 4. çoğ. (nedeni bilinmeyen ölüm hakkında adli) soruşturma. kriket bir tak ımdaki on oyuncunun oyun dışı edilinceye kadar vuruş sıraları. incitmeyen. 2. (bir şeyin) temelinde/özünde olan. sa ğlığa zararlı. pek çok. I received a lot of inquiries about the new tax law. ameliyat edilemez. zarars ız. ak ıl hastası. açgözlülük. s. sırasız. soruşturma yaparak -i araştırmak. 3. i. bilg. 3. (birinin) tabiatında/özünde olan. cinnet. yenilik ç ıkarmak... s. hesapsız. iç. doymazlık. f. 1. suçsuzluk. çal ıştırılamaz. s. masum.. into hakkında soruşturma/tahkikat yapmak. 1.o. masumluk. inquiring inquiry inquisition inquisitive inroad insane insane person insanitary insanity insatiability i. olumsuz bir şey ima eden söz. gen. f. s. 1. çalışmayan. bilg. 1. girdi-ç ıktı. i. hijyenik olmayan. . 2. 2. (birinden gelen) dü şünceler/sözler. 1. 3. s. girdi. giriş. i. 2. delice. s. işlemeyen. s. k. 2. beysbol her iki tak ımdaki oyuncuların birer vuruş sırası. manevi kuvvet. s. safdil.. iç organlar.b. sıra. aşı. s. akın. nöbet. 3. uygunsuz. masum kimse/çocuk. Yeni vergi yasas ı hakkında epey soru soran oldu. inorganik. uygulanamaz. deli. s. i. ekon. 2. zarars ız. değişiklik yapmak. (resmi) soru şturma. i. değişiklik. sayısız. başkaları hakkında bilgi edinmeyi seven. kinaye. en içteki. girdi ayg ıtı. anlamsız. 2. bilg. hastanede yatan hasta. giriş-çıkış. taş. doğuştan olan. i. mevsimsiz. yenilik getirme. elek. f. düzensiz. baskın. i. s. ruhsal. değişiklik yapma. birini sormak. 1. zamans ız. sorguya çekme. 2. tahkikat. gizli. 2. iç. s. en içerideki. katma. yeni şey. 4.). s. 2. s. zarars ız. saf. suçsuz. zarars ız eğlence. iç lastik. girdi. irsi. delilik. i. 2. i. hanc ı. 2. bilg. dahili. 1. s. soru sorar gibi (bak ış/yüz ifadesi). fels. incitmeyen. aptal kimse. i... 1.innards innate inner inner city inner resources inner significance inner tube innermost inning innings innkeeper innocence innocent innocent amusement innocuous innovate innovation innovator innuendo innumerable inoculate inoculation inoffensive inoperable inoperative inopportune inordinate inorganic inorganic chemistry inpatient input input data input device input-output inquest inquire inquire after s. 1. inorganik kimya. 2. i.. sakl ı (anlam v.

tats ız. i. iç organlar. önemsiz. bak. s. 2. bir saate kadar. i. i. araya eklenen şey. çözünmez. iç. bir şeyin iç yüzünü kavrama.. böcek ilac ı. 2. huk. anlams ız. . aciz hali. 1. bayg ın. olmama. i. yazıt. s. ruhb.insatiable insatiableness inscribe inscription inscrutable insect insecticide insectivorous insecure insecurity inseminate insemination insensible insensitive inseparable inseparables insert insert insertion inshore inside inside inside inside inside information inside of an hour inside out insider insides insidious insight insignia insignificant insincere insincerity insinuate insinuation insipid insist insistence insistent insofar insofar as insolence insolent insoluble insolvency s. i. 3. 1. (için) diretmek. ne dü şündüğü belli olmayan. iç taraf: the inside of the box kutunun içi. ayrılmaz. dölleme. samimiyetsiz. terbiyesiz. ekleme. i. i. s. z. içeriden s ızan haberler. (into) (-e) koymak.. iç yüzünü bilen kimse. gizlice f ırsat kollayan. dili ba ğırsaklar. tehlikede olan. ısrar edici. bir ilanın gazeteye bir kez konması. Burada kendini emniyette hissetmiyor. madalya veya para üzerindeki yazı.b. (-de) direnmek. güveni olmama. üstü kapalı (kötü)you insinuating that söyleme. içerisinde: The mouse is hiding inside that piano. (on/upon) (-de) ısrar etmek. 1. s. tersyüz. 1. 1. içtensizlik. sa ğlam olmayan: He feels insecure here. (in) (-e) sokmak. ars ız. ufak. ithaf. 2. içinde. küstah. yavan. küstahlık. z. 1. s. açgözlü. s. 1. obur. 2. (yaz ıt) yazmak. düşüncesiz. emniyetsiz. ne anlama geldiği belli olmayan.). 2. eklenen şey. s. k. s. değersiz. erimez. hissedilemeyecek kadar ufak. -i tutturmak: i. 3. K ırmızı s. yazmak. aras ına koymak. kanmaz. telkin etmek. 1. (kötü bir şey) demek istemek. ayak direme. hakketmek. 2. içteki. 1. s. s. 2. 1. (-de) ayak diremek. Fare o piyanonun içinde saklan ıyor. değmez. başkalarını düşünmeyen. i. insatiability. i. kıyıya doğru. 1. içeriye. kendine güveni olmayan. f. 4. 2. i. iç kısımlar. üstü kapalı she´s a liar? O yalancı mı i. kaydetmek. 1. pek az. i. 2. k ıyıya yakın. kitabe. kitap ortasına eklenen sayfalar. içerisine. böcekçil. 3. 2. 3. döllemek. i. edat içine. ısrarlı. 1. sönük. 1. s. anlayış. doymak bilmez. içtenliksiz. yazı. ısrar. f. sinsi. ayrılmaz dostlar.. böcek. direngen. -diği derecede/kadar. 2. doymaz. s. f. 1. z. f. 2. f. emniyetsizlik. ikiyüzlü. 1. s. (rütbeyi/makamı simgeleyen) işaretler.. 2. i. a şılamak. 3. dergi/gazete arasına konulan ek. 3. lezzetsiz. 1. i. çözülmez. hilekâr. (kötü bir şeyi) üstü kapalı söylemek: Are söz. s. 5. sa ğlamruhb. alametler. samimiyetsizlik. i. 2. çoğ. içeride. iç. 2. halledilmez (problem v. i. içeriden biri. demeye getirmek. 2. kendine i. hain. tehlikede olma. to/for (bir yapıtı imzalayarak) -e ithaf etmek. 2. She insisted on buying the red dress.

esin. bak. (bilgisayar v.. yönerge. enstitü. (kalorifer. i. içgüdüsel olarak. mademki. okutman. i. 2. eğitici. 1.) tesisatı döşemek. 5.. 2. 3. k ıs. ilham etmek. bilimsel kurum. 2. 1. ilham.. (yeni seçilmiş/atanmış birini) -e oturmak. yoklama. 4.b. kurum haline getirmek. 1. ani. i. ani. İng. 3. 3. 4. f. âdet haline getirmek. tahrik etmek.b. instill. müfettiş. instant. v. 1. k ısım. kontrol. kurumla ştırmak. i. eğitim. kontrol etmek.b. f. i. elektrik v. i. derhal.. i. i. etmek. tic. pano. teftiş etmek. öğretme. avukat tutmak. vermek. i. aç ıklama. araç. solumak.. denetlemek. kontrolör. eğitmen. i. 2. -ece ğine: He came here instead. direktif. kurum. f. ayağın üst kısmı. batkın. i. z. 1. bak. ask. alet. i. 3. -diğine göre. sistemi) kurmak. 2. bölüm. durum.b. 2. 1. belge. i. su katılarak hemen hazırlanan (yiyecek/içecek). bak. teşvik etmek. örnek. k ışkırtıcı./Başkasının yerine kendisi buraya geldi. denetimci. eğitmek. öğretmen. Oraya gideceğine buraya geldi. tayin etmek. içgüdüsel. 1. uyku i. 2.öıslahevi v. 1. s. batkın. 1.b. yitimi. 2. sistemi) kurma. 2. uykusuzluk çeken kimse. elektrik v. i. içgüdü.insolvent insomnia insomniac insomuch insomuch as insomuch that inspect inspection inspector inspiration inspire inst instability install install o. 3. f.b. (öfke. 1. hemen. ödeme aczine dü şmüş. asistan. of -in yerine. şimdiki. f. kontrol paneli. kurulu ş. -diği derecede/kadar. kurulu şa/kuruma ait.. (bir ayg ıtı) (bir yere) takmak. 1. s. enstantane. in/on installation installment installment plan instalment instance instant instantaneous instantly instead instep instigate instigation instigator instil instill instillation instinct instinctive instinctively institute institution institutional institutionalise institutionalize instruct instruct a solicitor instruction instructions instructive instructor instrument instrument panel s. İng. i. belgit. 2. tesis. i. 2. derhal olan.. 1. ders. hemen/an ında meydana gelen. 2. i. İng. huk. ak ıl okutmak. f. müflis kimse. ödeme aczine düşmüş ki uykusuzluk. 1. installment. okul. 2. kere. sevgi v. 2. 2. enstrüman. kurmak. 2. telkin. z. iflas etmiş. f. 1. . İng. çalg ı. teftiş. yol göstermek. o kadar ki. talimat f. (kalorifer. institutionalize. (bir ayg ıtı) (bir yere) takma. i. taksit usulü. atamak. senet. -ecek yerde. acil. öğrenim. denetçi.´ne yerleştirmek. denetleme. denetleyici. k ışkırtmak. 1. taksit. in/into -e yava ş yavaş aşılamak/telkin etmek. ivedi. hastanesi. şi/şirket. kurulu ş. f. s. s. defa. 3. i. müessese. fikir aşılama. esinlemek. hemen olan. yoklamak. institution. öğretici. müessese. tesisyerle şmiş gelenek. ağım. 1. bilgi. an.´ni) uyand ırmak. istikrars ızlık.) tesisatı döşeme. i. 3. a şılama. 1. i. i. s. z. z. with -i yavaş yavaş aşılamak/telkin etmek. (bilgisayar 2. institute. k ışkırtma. kurumsal. 1. dakika: at this instant bu anda. f. ğretmek.s. 2. uyuyamazlık.

ayd ın. bütünlemek. müz. sigorta poliçesi. integrasyon. s. entelektüalizm. 2. 1.hesab ı/kalkülüsü. international. (bir kuruluşa/camiaya) yeni girenler. 2. f. 1.. ba ş kaldıran. interval. a şağısamak. anlıkçılık. yenilemez. interjection. s. bütünlük. entelektüel. haber.the hotel asi. i. 2. entelekt. 3. entelektüel. asi. ak ıl. yardımcı. yalıtım sargısı. sigorta. 1. as ılsız. f. 2. bilgi. 1. katlan ılmaz. emme supab ı/valfı. 2. ayrı. izole bant. 1. s. i. f. with ile birle ştirmek. yetersiz derecede. itaatsiz. başa çıkılmaz. 3. ensülin. ak ıl. s. parçalardan oluşan. hor görmek.. 2. idrak. yalıtmak. tamamlamak. (yemek) yeme. 2. 1. zekâ testi. letters into his book. ba şa çıkılmaz. hakaret. sigorta primi. 1. adaya özgü. zeki. zekâ bölümü. integral. doğruluk. aşağısama. 1. isyan. 3. 4. . sağlam. i. zayıf. s. intelekt. eksiksiz. el sürülmemiş. i. 1. sigorta olmak. 2. s. i. izole etmek. 2. hafif. into -e katmak: He bütünle şme. enstrümantal. eksik. fels. yararlı. s. intelligence. tamsayı. yenilmez. kavranamaz. i. f. ayd ın. 2. bir bütünün ayr ılmaz bir parçası olan. 1. 1. i. emin olmak. integral integral denklemi. üstesinden gelinemez. ayr ılmış.integrated thebirleşme. i. to insure that I had a s. bozulmam ış.instrumental instrumental music instrumentalist insubordinate insubordination insubstantial insufferable insufficient insufficiently insular insulate insulation insulator insulin insult insult insuperable insurance insurance broker insurance company insurance policy insurance premium insure insurgent insurmountable insurrection int intact intake intake valve intangible integer integral integral calculus integral equation integrate integration integrity intellect intellectual intellectualism intelligence intelligence bureau intelligence quotient intelligence service intelligence test intelligent s. i. ak ıllı. intelektüalizm. entegrasyon. yalıtım. 2. zekâ sahibi. 2. temelsiz. 2. 1. izolatör. ekon. s. istihbarat. z.Mektuplar ı kitabına kattı. s.. 3. oto. insulating tape elek. mat. elle tutulamaz. i. dürüstlük. anlık. geçilemez. entelektüel. i. against -e kar şı sigorta etmek. ba ş kaldıran. hakaret etmek. interior. aracı olan. mat. kafa tutan. i. ayaklanma. anlayışlı. hayali. dar görüşlü. istihbarat bürosu. zihinsel. sigorta şirketi. akla ait. yalıtkan. mat. geçilemez. internal. i. k ıs. fiziksel varlığı olmayan. kafa Itutan. İng. 1. 3. i. temin etmek: called isyancı. i. asi. 1. s. enstrümantal müzik. integrasyon. 1. izolasyon. intransitive. anlayış. yetersiz. akıl sahibi. i. sigorta simsar ı. i. i. etkili. çalgı çalan müzisyen. onur k ırma. 2. sağlamak. 2. s. dokunulamaz. yüksek zekâ sahibi. s. zihin. yalıtım maddesi. dokunulmamış. baş kaldırma. interest.. adaya ait. zekâ. istihbarat te şkilatı. çekilmez.

f. 2. 2. s. s. ünlem. menetmek. 1. ciddikararlı olmak: I s. maksat: His intention is to help you. 3. --ring) gömmek. f. ba ğlamak. s. birbirine geçirmek. birbirini etkilemek. -e müdahale etmek. defnetmek. niyetinde olmak. birbirine ba ğlamak. i. ği o değil. şiddetlenmek. 2. 2. s. karışma. f. isteyerek yapılan. değiş tokuş etmek. ilgilendirmek.with -i engellemek. şiddet. 2. tıb. pay. 4. arac ılık etmek. tıb. i. 4. isteyerek. başkasının . ç ıkar. 1. Demek istedikuvvetli.. He has maksatlı. Amac ı size yardım etmek. 2. yoğunlaştırmak. f. engel. 3. 1. f. s. şiddetle. i. z. 2. i. s. i. taşkın. birbirine bağlanmak. 2. i. değiştirmek. f. i. ilişki.intelligible intemperate intend intense intensely intensify intensity intensive intensive care intensive care unit intent intention intentional intentionally inter interact interaction intercede intercellular intercept intercession intercessor interchange interchangeable interconnect interconnecting rooms interconnection intercontinental intercourse interdependence interdependent interdict interdict interest interesting interface interfere interference interim interior interior decoration interior decorator interject interjection interlace interlock interlope s. f. şiddetlendirmek. birbirine dolamak. 1. z. fırtınalı. yolunu kesip durdurmak. 1. with ile çatışmak. 2. merak ını uyandırmak. bilg. iç. They intensified their search for i. yoğun. arabirim. kas ıtlı. mahsus. niyet. 3. i. değiş tokuş etme. i. içmimarlık. şiddetli. iç k ısım. with -e yer yer serpi ştirmek: He interlaced his writings with kenetlenmek. ilginç. 2. 1. 1. 3. iç. yoğun bakım servisi. kastetmek. görü şme. biyol. no intention of bile yapılan. enteresan. kasti. interaksiyon. f. s. kasten. in -e ilgi. demek istemek: That´s not what she intended to say. 1. yoğunlaşmak: The storm is intensifying. 5. 2. F ırtına şiddetleniyor. arac ılık. birbirine ba ğlı olma. f. 2. s. fasıla. maksat. 1. 2. bozuk (hava). niyet. hararetli. 1. yasak. faiz. aralık. i. s. -e burnunu sokmak. kâr. k ıtalararası. f. sert. 1. birbirine ba ğlı olan. sert. keskin. i. şiddetli. arada söyleme. kazanç. bile coming. hücreleraras ı. 2. (--red. birbirine aç ılan odalar. f. geçici. 1. i. birbirine 3. keskinlik. yoğun bir şekilde. in -e kar ışmak. birbirini etkileme. arada (söz) söylemek. anlam. arayüzey. i. yoğun bakım. karşılıklı dayanışma. 2. interkoneksiyon. müdahale. elek. 1. i. arabulucu.işine karışmak. yasaklamak. birbirine geçmek. birbirine f. birbirine dolanmak. hisse. 3. yoğunluk.ğil. gözelerarası. etkile şim. yolunu kesip yakalamak. f. şiddetli (söz). Gelmek niyetinde de s. 1. 1. kim. f. 2. araya girmek. çatışma. dahili.. merak. 2. 1. f. s. içerideki. araya girme. dahil. cinsel ilişki. i. niyetlenmek. amaç. radyo parazit. iç yerler. aşırı. birbirine kenetlemek. içmimar. olan (kimse). arac ı. 2. 1. fiz. i. amaç. 1. birbiriyle de ğiştirilebilir. ara. gergin. değiştirme. etkileşim. konuşma. anlaşılır. bile bile.

sonsuz. 2. i. eklenti. belirli aralıklarla gelen ateş. yorumlamak. antrakt. karşılıklı ilişki. devlet geliri. i. 1. ırklararası. tıb. i. i. f. 2. mat. s.t. 1.bulunan. çevirmen. iç yap ı. 2. enternasyonalizm. 2. intermezzo. 1. soru ifade eden. içbükün. i. s. aralıklı. konser ara. defnetme. haftaym. 2. yorumcu. i. soru sormak. ara dönem. ara oyunu. enterne etmek. 1. 2. 2. (bir gemiyi bir limanda) hapsetmek. staj yapan t ıp öğrencisi. yarıda kesmek. basketbol ara. arac ılık eden. tiy. staj yapan kimse. iç. uluslararas ı hukuk. 2. iç organlar. elek. 2. sin.. soru soran kimse. 1. dilb. 1. arada s.. soru zamiri. z.interloper interlude intermarriage intermediary intermediate interment intermezzo interminable intermission intermittent intermittent current intermittent fever intermittently intern intern internal internal affairs internal combustion engine internal inflection internal medicine internal migration internal organs internal revenue internal structure international international law international law internationalism internationalist interpenetrate interplay interpolate interpolation interpose interpret interpret s. orta. 3. sin. araya bir şey sokma.. aracı. i. 2. antrakt. içişleri. . başkasının işine burnunu sokan kimse. mola. i. müz. arabulucu. intern. s. dahili. birbiriyle ilgili. i. f. 1. 3. 1. tiy. soru sorma.. tiy. iki şeyin arasına koymak. yorum. soru sözcü ğü. f. çevirmek. 2. strictly interpretation interpreter interracial interrelated interrelation interrogate interrogation interrogative interrogative pronoun interrogator interrupt i. sorulu. 1. nüfuz etmek. f. 3. araya girmek. tamamen içine geçmek. yakın akrabalar arasında evlenme. 1. çevirmenlik yapmak. s. kesikli ak ım. enternasyonalist. (birinin) sözünü kesmek. dahiliye. ortadaki. aradaki. voleybol. sorgu yarg ıcı. f. s. sorguya çekmek. uluslararas ı. 1. aralıklı olarak. s.. uluslararas ıcılık. 2. i. 2. içilir (ilaç). metne i. kesik kesik. iç yak ımlı motor. tıb. f. i. 1. soru zamiri. engellemek. i. karşılıklı etkileme. tercüme etmek. i. uluslararas ıcı. gözalt ına almak. iki şey arasyazıya sözcük/cümle ekleyerek asıl metni değiştirme. aç ıklama. 1. birbirinin içine geçmek. 4. 1. içgöç. uluslararas ı hukuk. bir şeyi tam yazıldığı/söylendiği gibi yorumlamak. 3. konser ara. 2. 2. milletlerarası. eklenmiş sözcük/cümle. (ölüyü) gömme. ına başka bir şey sokmak. çeşitli aileler/milletler arasında evlenme. yazıya sözcük/cümle ekleyerek asıl metni değiştirmek. başka bir anlam yüklemeye kalkmamak. içten. tercüman. iç bünye. 3. 2. i. hayal gücünü kullanarak (bir şeye) i. futbol ara. bitmez tükenmez. kesik kesik. f. sorguya çekme. i. 1. enternasyonal. 3. 1. s. s.

1. i. 2. zehirlemek. sindirme. kendisini yak ından i. s. damariçi. -e dolamak. süre. katetmek. geçişsiz. ile röportaj yapmak. sarhoş edici. s. eyaletleraras ı. yola getirilemeyen. ima. beraber dokumak. kesişmek. tonlanma. kesişme. s. 2. s. karıştırmak. with -e sarmak. aslında. spiral. çok yak ından: He´s a distant relative. mest etmek.. 1. gizli a şk macerası. 1. i. 3. birbirine sar ılmak. 2. serkeş. ba ğırsak. f. s. eyaletler arasından geçen otoyol. i. 1. sarho ş etmek. A. A. i. dalavere çevirmek. samimilik. 1. dayan ılmaz. s. -ye. üstü kapalbetween love and hate. inatç ı. entrika çevirmek. 1. i. geom. bak. entonasyon.interruption intersect intersection intersperse interspersion interstate intertwine interuniversity interval intervene intervention interview interweave intestinal intestine intimacy intimate intimate intimately intimation intimidate intimidation into into the bargain intolerable intolerance intolerant intonation intoxicant intoxicate intoxication intractable intramuscular intransigence intransigent intransitive intransitive verb intrauterine device intravenous intrepid intricate intrigue intrigue intrinsic intrinsical intrinsically introduce i. tonötüm. birbirine kar ıştırmak. korkusuz. 3. sıkı: There is an intimate relationship ı söylemek. s. 2. samimiyetle.wove. 2. çekilmez. tıb.. s. I don´t know him intimately. 2. birbirine geçmek. röportaj. aralık. içtenlikle.. s. ikiye bölmek. nesnesiz (fiil). 2. özünde. 1. z. anat. 2. yıldırmak. ima etmek. 2. 1. çıtlatmak.ter. i. 2. 1. to -i tanıtmak: This book introduces preschool children to . merak ını uyandırmak. s. 2. yıldırma. 1.D. kolay kontrol edilemeyen. geçişsiz fiil. kesmek. i. 3. f. f. hoşgörüsüzlük. dilb. girift. to ile tan ıştırmak: She introduced him to her mother. 1. mest olma. ile görüşme/mülakat yapmak. aras ına serpmek. çok yak ın (arkadaş). şaşırtmak. karışık. iki ses arasındaki perde farkı. i. zehirlenme. tıb. 3. içeri. A şk ve nefret arasında çok yakın bir z. i. uzlaşması olanaksız. gözdağı vermek. arac ılık. mülakat. f. -e. f. çok yakın. 2. i. entrika. yılmaz. kesilme. 3. titremleme. f. uzlaşmaz. f. çapraşık. samimi. i. 1. bağırsaklara ait. 2. f. of -e kar şı hoşgörüsüz. ara. gözünü korkutma. girişik. kasiçi. 2. (in. f. asıl. 1. 1.B. 1. f. üstelik. sarhoş eden madde. müz.B. kesinti.wo. enterval. s. O uzak bir akraba. imlemek.D. gözünü korkutmak. görü şme. caba. 2. hile. araya girmek. s. ses tonunun yükselip alçalma şekli.ven) 1. intrinsic. 2. serpiştirme. ilgisini çekmek. 2. kendine özgü. samimiyet. gizlice sevi şmek. s. sindirmek. tıb. s. cesur. 1. uzlaşmazlık. esas. karışma. i. arakesit. i. s. edat içine. sarho şluk. üniversiteleraras ı. Onu annesiyle tanıştırdı. 1. üstü kapalı söyleme. s.. gözdağı verme. in -e kar ışmak. kavşak.ter. ara. in. i. müz. 2. f.. i.

i. i. su basmak. ağır hakaret. hücum etmek. yaratmak. s. i. 1. 1. enversiyon. müz. İng. f. i. tersyüz s. f. 2. ters. tanıştırma. mat. f. tırnak işaretleri. içgözlemsel. tanıtım. i. i. yetki investigating soru şturma. 3. i. f. i. s. 2. hükümsüz kılmak. geçersiz. -i paylamak. hasta. sezgiyle anla şılan/öğrenilen. s ırasını değiştirmek. 2. sald ırmak. i. envanter. fels.. ters dönme. tersine dönmü ş şey. zorla giren. s. önsöz. s. i. 2. f. içebak ışçı. içe do ğma. 2. garketmek. . hakk ında with (bir makama) getirmek. i. against -i şiddetle eleştirmek. zorlagirmek. z.. 1. s. izinsiz ve davetsiz giren. 1. 1. deftere kayıtlı eşya. zorla içeriye sokmak. İng. 1. içgözlem. 1. tanıtıcı. değişmez. 1. s. 1. sezgicilik. geçersizle ştirmek. tahkikat/soruşturma yapmak: The detective was f.. izinsiz ve davetsiz girme. 3. hükümsüz.. paha biçilmez. yarat ıcı. ters sonuç. 1. i.etmek. i. istila. başlangıç. omurgas ız. içebak ışçı. icat eden. küfür. değişmeyerek. icat. istenilmeyen bir yere izinsiz ve davetsiz giren kimse.introduction introductory introspection introspectionism introspectionist introspectionistic introspective introvert intrude intruder intrusion intrusive intuition intuitionism intuitionist intuitionistic intuitive intuitive knowledge intuitively inundate invade invader invalid invalid invalidate invaluable invariable invariably invasion invective inveigh invent invention inventive inventor inventory inverse inversion invert invertebrate inverted inverted commas inverted commas invest investigate investigation investigator i. içedönük kimse. ara ştırıcı. fels. 1. in -e (para) yat ırmak. dilb. 4. 2. takdim. z. sezgici. uydurmak. tırnak işaretleri. i. 2. sakat. 4. içebak ış. s. demirbaş. sezgisel. fels. araştırma. 1. tahkikat. 2. s. çok de ğerli. 2. i. s. yatalak. in (bir proje için) (para/emek/zaman) harcamak. s. f. sövüp sayma. Dedektif cinayet hakk ında tahkikat yapıyordu.. s. istilac ı. sel basmak. sabit kalan. 2. s. altüst olma. 1. sald ırı. inceleme.. 2. s. 2. with (sorumluluk. zorla girmek. 1. 1. 2. sezgici. müz.. buluş. omurgasız hayvan. 2. sezgiyle edinilen bilgi. 1. dilb. 1.. 2. başlangıç ile ilgili. s. tersine çevirmek. 2. aksi. zorla girme. 1. f. 3. dedektif. 3. s. i. her zaman. müz. tersine çevrilmiş. the murder. i. 1. aynı şekilde. tersyüz edilmiş. akın. i. sırası değiştirilmiş. davetsiz misafir. icat etmek. 2. giriş. sezgiyle. i. tırnaklar. yaratıcı. 2. istila etmek. değişmeyen. sezi. ters çevirme. i. tersine çalış. içebak ışçılık. 3. f. 2. sezgi.

s. 2.kar ıştırmak. öfke. s.. bak. s. in inviting invoice invoke involuntary involve involvement invulnerable inward inward inwards iodic iodine iodisation iodise iodised iodization iodize iodized ion ionic ionisation ionise ionization ionize ionosphere iota irascible irate ire iridescent iris irk irksome i. haksız. Sergiye sadece en yak ın arkadaşlarını davet etti. 2. bak. istemek: Expertise involves practice. davet. içe doğru. s.. bıktırmak. görünmezlik. 3. i. gayet sa ğlam: His z. İng.b. bak. düşkün. 1. nebze: There´s not an iota of truth in it.. görünmez. huysuz. istemeyerek yap ılan.´ni) istemek.1. iradedışı. ho ş. cazip. koruma v. bıktırıcı. davetkâr. k ıskandırıcı. s. 2. -e bulaştırmak. güçlendirmek. 4. f. iyotlu. iyonik. (Allaha) yakarmak. i. iris. canland ırmak. İng. zerre. dili aşk Don´t involve me in your i. iyonlanma. çiğnenmemiş. i. iyonlaşma. position in the s. bak. f. i. i. iyotlama. i.b. sinirlendirmek. bak. hiddetli. yerleşmiş.. yanardöner. İng. envestisman. iyot. . iyonlaştırmak. 1. 1. süsen. gerektirmek. bak. 2. f.investment investor inveterate invidious invigorate invincible inviolable inviolate invisibility invisible invisibleness invitation invite invite s. iodized.. k ızgın. 2. 2. mal. zarar görmekten veya yaralanmaktan tamamen korunmu ş. -e sokmak: ilişkisi. i. iris. davet etmek. 2. 1. s. f. 2.o. fikir veya ruhun derinliğine doğru.. 1. iodization. bozulamaz. s. f. 2. birini içeriye davet etmek. sinirli. invisibility.. i. s. 1. 2. can s ıkıcı. f. ele geçirilmez (yer). (ruh) çağırmak. s. usandırıcı. s. f. İng. faturas ını çıkarmak. in -e ilişki.. f. iyon. çekici. s. tiryaki. ruhsal. yenilmez. 2. i. 2. çi ğnenemez. (sorumluluk. ça ğırmak: He invited only his close friends to the exhibit. 3. 1. i.. ruhb. bulaşma. 1. iyonlaşmak. iyonyuvarı. iyotlanm ış. gözle seçilemez. ilgi. i.. içeriye do ğru. yatırım. s. istençsiz. 2. 2. i. s. 3. iç k ısım. yalvarmak. manevi. 1. fatura. öfkeli. usandırmak. çabuk yok. bak. s. ionization. karışma. Iris. rica etmek: birini buyur etmek. davetiye. f. iyotlamak. k ızgınlık. İng. gayriihtiyari. anat. 1. bot. 3. i. 1. 1. resmi hesaplarda gözükmeyen. iç. inward 2. çabuk kestirilemez.. s. 2. i. z. (yard ım. 3. gayriiradi. hiddet. içeride bulunan. Onda zerre kadar gerçeklik öfkelenen. iodize. 1. yetki v. 1. başvurmak: He invoked his diplomatic immunity. görülmez. s. dokunulmaz. fethedilemez. s.´ni) verme. 2. tiksindirici. Ustal ık pratik ister. f. i. k. yatırımcı. iyotlu. istemsiz. müzmin. ça ğrı. bozulmam ış. ionize. i. 1.. kökle şmiş. canını sıkmak.

düzensiz. i. inceden inceye alay eden. 2. sorumsuz. 2. z. değiştirilemez. 1. s. 1. tahri ş edici. be.´ni) gidermek. geri alınamaz. demir. demirler. demir. fels. 1. uzlaştırılamaz. s. de ğiştirilemez. s. sinirlendirmek. değişmez. usdışı. s. su götürmez. ütülemek. ironi. tıb. 1. kaderin cilvesi. tahriş edici şey. s. ütü tahtas ı/masası. to ile ilgisi olmayan. bak. önüne geçilemeyen. istihza. 2. s. aksi iddia edilemez. s. tahri ş edici. 1. ak ılsız. i. 1. alayl ı. insana alay gibi gelen bir tesadüf. i. sinirlendirici şey. yıkama. (bir şeye ait) demir kısımlar. mantıksızca. s. 2. tedavisi olanaks ız. 1. 4. ironik. 1. dayanılmaz. Çok ütü işi var. telafi edilemez. karars ız. 1. kurtulamaz. geri al ınamaz. i. i. . s. 1. 3. ters çevrilemez. sinirlendirici. s.. s. mantıksız. tamir olunamaz. İng. sinirli. uyuşmayan fikirler.. ütüleme: Have you done the ironing? Çama şırları ütüledin mi? 2. 2. demirk ırı. lavaj yapmak. çaresiz. kim. tahri ş etmek. 1. 1. yolsuz. bir daha ele geçmez. ütülenecek çama şırlar: She´s got a lot of ironing to do. i. s. s. 1. s. demirhane. s. düzeltilemez. 2. f. aleyhinde söylenecek bir şey olmayan. s. çaresiz.b. usulsüz. fiz. s. onarılamaz. 3. onulmaz. i. 2. s. k ızgınlık. s. sinirlendirici. bak. irrasyonalizm. kusur bulunamaz. s. şıbozuk (asker). 2. 2. sorun v. 2. lavaj. i. 3. 2. 1. s. ikircimli. 2. 2.iron iron foundry iron gray iron out ironic ironical ironing ironing board ironmonger ironwork ironworks irony irony of fate irrational irrationalism irrationally irreconcilable irrecoverable irredeemable irrefutable irregular irrelevant irremediable irreparable irreplaceable irrepressible irreproachable irresistible irresolute irresolvable irrespective irresponsibility irresponsible irretrievable irreverence irreverent irreversible irrevocable irrigate irrigation irritable irritant irritate irritating irritation is island i. frenlenemeyen. geri alınamaz. düz olmayan. s. 3. tersinmez. (topra ğı) sulamak. f. ütü. çözülemez. 5. kaşındırma. of -e bakmaks ızın. (pürüz. s. maden uçlu golf sopas ı. 1. ütüleyerek (buru şuklukları) gidermek. 2. i. sorumsuzluk. barıştırılamaz. çaresiz. kuraldışı. zaptolunmaz. çarpık. 4. i. dilb. kusursuz. çabuk k ızan. s.. akıldışı. çürütülemez. 2. bastırılamayan. paraya çevrilemez. demirhane. s. 1. tıb. 2. tahriş. 1. yıkamak. yeri doldurulamaz. i. öfke. 3. demir gibi. ada. mütereddit. çok çekici. karşı konulmaz. gemlenmez. bedeli ödenerek kurtar ılamaz. demirden yapılmış. saygısızlık. i. uzlaşmaz kimse. i. bakonu d ışı. 2. s. usd ışıcılık. dökümhane. 1. çoğ. 2. (topra ğı) sulama.. 1. 1. 2. 2. irrasyonel. kurals ız. nalbur. saygısız. 1. f. ironic. s.

4. kıstak. fildişi. 6. ayrıntılarıyla yazmak. i. it would. o. izole etme. tek tük: isolated instances of1. geom. izomer. İng. marsıvan eşeği. ona. bocurgat.. . mahsur bırakmak. i. i.. 4. kaşınmak.konu şmak. bot. 3. parça. s. i. k ıs. i. i. bak.islander isle islet isn`t isobar isolate isolated isolation isomer isomeric isomerism isomorph isomorphic isomorphism isosceles isosceles triangle isotherm isotope issue issue of shares isthmus it it`d it`ll it`s italic italicise italicize itch itch mite itchy item itemise itemize itinerant itinerary its itself ivory ivory tower ivy J. i. gemici. f. köylü. i.verilen ilaç. e şbasınç. 7. italicize. ayırma. i. 1. 1. 9. 2. 1. zam. i. kriko. dağıtım. --bing) 1. e şsıcak. 3. i. s. vale. gen. yaln ız. italik. i. yayım. ayırmak.. 2. fildişi kule. saplamak. 4. kalem. oto. uyuzböceği. izobar. tek. i. priz. 2. 2. s. yerde ş. tenha. i. 2. basım.1. i. madde. 1. s. (bazı oyunlarda) top. 4. 2. kendisi. çıkış. s. kim. i. sorun. e şbiçimli. ağaçsarmaşığı. 2. i. 1. gazet. i. s. it is. dolaşan. kendi. elek. s. k ıs. (--bed. yolcu rehberi. bak. ayırma. i. kaşınma. yola ait. i. 3. zam. İng. gezginci. ahmak adam.tenhalık. italik. teni dalayan (kumaş/giysi). f. 2. 4. 3. 3. 1. yolculukla ilgili. e şbiçim. 6. duvarsarma şığı.. çabukdili iğne. 1.. seyyar kimse. fildişi rengi. f. 2. 2. tecrit etmek. çabuk iğne yoluyla anlaşılmayacak şekilde konuşmak. izomerik. kaşıntısı olan. çakal. 2. 3. 8. eşek herif. tecrit i. 8. izoterm. izomorf. 1. izole etmek. İng. boşalma yeri. i. netice. cholera tek tük kolera vakalar ı. itmek. itemize. hesapta tek rakam. dürtme. adam. oğlan. onun (it´in iyelik hali). 1. etme. kim. yol.senedi ı. 1. s. kim. berzah. J. kaşıma isteği duymak. tek başına kalmış. hisse 5. say ihrac ı. 2. ço ğ. 9. arzu. 5. ayırmak. k. coğr. f.. (oyunlarda) ebe. 2. istek. f. ikizkenar üçgen. 1. haber. argo para. İngiliz alfabesinin onuncu harfi. adalı. yalnız bırakma. adac ık. dürtmek. i. 3. seyyar. yaln ız bırakmak. 3. 2. k ıs. 1. 1.. f. i. kald ırıcı.. is not. k ıs. isk. it has. f ıkra. Canis aureus. 2. yayımlama. italik harflerle basmak. insan ı kaşındıran. sonuç.bacak. j jab jabber jack jackal jackass i. yalnızlık. 7. sarmaşık. izotop. seyahat program ı. mahsur kalan. konu. onu. izomorfizm. mesele. gezgin. kaşınan. f. 1. it will. 4. kaşıntı. it had. e şbiçimlilik. f. zam.. hedera. nüsha. saplama. ikizkenar. ada. adet. 2. zool. izomorfik. erkek e şek. 2. izomerizm. f.. boşalma.

yafa portakalı. silindir ceketi. Japonya. düldül. i. cazcıların bir araya gelip doğaçtan çaldığı caz müziği. yaşlı ve işe yaramaz at. i. sıkıştırmak. ahenksiz ses. 1. Diospyros kaki. i. tıklım tıklım.. argo. Cryptomeria japonica. f. on/upon . marmelat. k ıs. 2. 4. bot. elinden her iş gelen kimse. yafa. kulak t ırmalayıcı bir ses çıkarmak. f. bitkin. sivri uçlu. i. çentikli. japonayvas ı. i. frene kuvvetle bas ıvermek. mahpushane.knives (cäk´nayvz) i. kapı veya pencerenin dik yanı veya kenar pervazı. Jamaikalı. kaba kuvvet kullanan kimse.a. keskin dönü ş. s. 2. dili 1. cücekarga. i. i. 1. (with) (-e) ters düşmek. Chaenomeles lagenaria. çentmek. Japon. s. (ile) çatışmak. 1. zool.. argo cümbü ş. Chaenomeles lagenaria. bak. f. janissary. Jamaikalı. January. i. kaba kuvvetle başkasını boyun eğmeye zorlamak. Jamaika´ya özgü. i. (vaktiyle hapis yatm ış) sabıkalı. 1. jalopy. trabzonhurmas ı. yeniçeri.. yeşim. 2.. çok yorgun. isteksiz. 3. hapishane. yafa portakalı. Japonca. (--ged. bot. i. argo külüstür otomobil.jackboot jackdaw jacket jackknife jack-of-all-trades jackpot jade jade jaded Jaffa Jaffa orange jag jagged jaguar jail jailbird jailbreak jailer jailhouse jaloppy jalopy jam jam jam on the brakes jam session jam session Jamaica Jamaican jamb jamboree jam-packed Jan jangle janissary janitor janizary January Jap Japan Japanese Japanese cedar Japanese maple Japanese persimmon Japanese plum Japanese quince japonica jar i. Japan. Jamaika. pot. 2. 2. i. Corvus monedula. i. bak. kavga etmek. s. büyük çakı. 1. zorba. Prunus salicina. 1. sivri uç. kaba kuvvete i. viraj. ocak ayı. 2. 1. i. --ming) 1. i. yenidünya. bot. i. Jamaika. f. odacı. mahkûm. hafifme şrep kadın. eğlenti. f. --ging) diş diş etmek.. k ıs. hapishane. i. i. mahpushane. s. firar. Acer palmatum.nese) Japon. 2. Japanese. Hepimizi o küçük i. japonakçaa ğacı. hıncahınç doldurmak. (çoğ. 1. h ıncahınç dolu. zangırdatmak. düldül. japonayvas ı. kapıcı. i. yafa. reçel. 2. 1. k. gürültü. küçükkarga. 2. (--red. Jap. i. bot. şömiz. maltaeriği. 1. i. i. hapishaneden kaçma. çok yormak. gırgır. dişli. jagar. çoğ. on parmağında on marifet olan kimse. i. f.. (--med. t ıkmak. i. bot. ortada biriken para. 3. i. b ıkkın. zangırdamak. kaba kuvvet. cazcıların bir araya gelip doğaçtan çaldığı caz müziği. 2. mahpus. bot. i. kriptomerya. ahenksiz ses ç ıkarmak. isk. 2. çekişmek. dayanan. s. i. jack. --ring) 1. mak.. hapse atmak. f.. diş. Japonca. ceket. i. 2. gardiyan. jaguar. dopdolu. tıkmak: They are going to jam all of us into that small room. 2. s. hapsetmek.

bot. abaza çekmek. 3. (yaya) trafik kurallar ına uymadan karşıdan kimse. 2. tehlikeye sokmak. kaygısız. f. neşeli. sars ıntılı.. bak. Cava´ya özgü. 2. s. f. 2. Cava. İng. burkulma.. i. mastürbasyon yapmak.. cin. 2. oturak. laflamak. karamsarlık. i. k. sars ıntılarla. f. ço ğ.jar jargon jasmine jaundice jaundiced jaunt jauntily jaunty Java Javan Javanese javelin javelin throw jaw jawbone jawbreaker jay jaywalk jaywalker jazz jazz band jazz up jealous jealously jealousy jean jeep jeer jell jello jelly jellybean jellyfish jeopardise jeopardize jeopardy jerboa jerk jerk jerk off jerk out jerkily jerky jerry jerry-built jersey Jerusalem i. cirit. sar önyargılı. f. argo aptal. 1. z. çenekemiği. karamsar. s.. 3. çölsıçanı. f. caddeyi trafik kurallar ına uymadan geçenkarşıya geçmek. 2. 3. bak. gezinti. 1. 2. pelteleştirmek. salak. f. 4. c ırboğa. cin kuma ş. Dipus. çene çalmak. çene. önyargı. cin pantolon. i. silkinme. 1. şık. meslek argosu. z. (at) ba ğırarak/kahkahalar atarak (ile) alay etmek.nese) Cavalı. (çoğ. argo canland ırmak. alakarga. k. özel dil. k. i. 1. dili kararsız kimse. caz. k. jello. tehlike. anla şılmaz dil.. pelteye benzeyen) jöle. Cavalı. i. i. f. i. i. 2. i. zool. kötü malzemeyle yap ılmış. pelteleşmek. 2. İng. --s i. yarg ılanan sanığın cezaya çarpılma olasılığı. kestanekargas ı. dili pis/aşağılık herif. i. i. Jasminum. hoşnutsuz. belirginleşmek. peltele şmek. 1. 1. s. sarsıla sarsıla gitmek. İng. i. kavanoz. k ıskançlıkla. 2. i.. i. argo tehditle baskı yapmak. süveter. 1. 3. 2. jeopardize. argo 1. sarsarak. 2. gösterişli. i. 2. 3. i. i. i. laflama. silkip atmak. 3. ağız. 1. sarılık. donmak. anat. ılık olmuş. s. büzülme. i. 1. (reçel veya marmelada benzeyen) jöle.. (meyve tad ında. kaygısızca. Cava. pulover. Cavaca. 1. Kudüs. i. tehlikeye atmak. kıskançlık dolu. fütursuzca. 2. Jav. denizanas ı. şen. f.. i. i. düşmanlık. dili lazımlık. dili biçimlenmek. k. s. . düşmanca. 4. 1. i. alaylı bağırış/kahkaha.. f. dili 1. i. i. jarse. İng. tıb. s. f. Cavaca. Garrulus glandarius. argo otuz bir çekmek. k ıskançlık. çok sert akide şekeri. şiddetli ve ani çekiş. 1. silkme. cip. Cavalı. yasemin. i. cazbant. zool. i. s. çölfaresi.a. 2. k ıskanç. spazmodik. huk. cirit atma. blucin. nazik durum. s. medüz. d ırlanmak. argo çene çalma. 1. içi jöleli fasulye biçiminde bir şeker. kesik kesik ve h ızlı söylemek. 1... kıskançlık. i. hareketlendirmek. dili (yaya) yaya geçidi olmayan bir yerde kar şıdan karşıya geçmek. söylenişi zor sözcük. 2. kazak. 1. gezmek. birdenbire ve şiddetle çekmek. z.. fırlatmak.. cirit... k. hoşnutsuzluk. 2. 2. Javanese. bak.

--ing/--ling) değerli taşlarla süslemek. 2. şıkırtı. hafif sallantı.. tepkili uçak. bak. i. i. fıskıye. s.. tepkili (uçak). dili katakulli. motorlu kesilmiş parçaları birleştirerek oynanan resim-bilmece. (--bed. i. değerli taşla/taşlarla süslü. çıngırdatmak. 1. k. ğundan sonra) zaman farkından doğan uyku (uzun bir uçak yolculu düzensizliği. kuyumcu dükkân ı. mendirek. f. bak. Yahudi. Hz. Musevi. şıngırtı. f. yerelmas ı. f. jeweler. hile. 2. uğursuzluk. İsa. i. s. f ışkırtmak. değerli kimse/şey. jet gibi h ızlı. jetle yolculuk yapmak. i. jet uçağı.. Musevi. şaka etmek.. şaka. i. i. f. i. (tehlike an ında gemiyi hafifletmek için) (yükü) denize atmak. itiraz etmek. (--ted. (sevgilisini) terketmek. bumba ile seren veya yelkeni (bir şey hakkında) tereddüde etmek. bak. flok yelkeni. k. 1. f. tatula. i. dili an. (hırsızların kullandığı) ufak levye. f. jiffy. oyma testeresi. İng. 2. i.. kuyumcu.. i.. dili çok sinirli. çıngırtı. --ting) 1. dingildemek. i. 1. 3. jet. 2. 1. latife etmek. mücevherci. i. s. hareketli. 1. . i. soytarı. salınmak. değerli taş. i. f. rüzgâr yönünde giderken kavanço f. i. 2. jetli sürüş. dili -e uymak. i. sevgilisini terkeden k ız. simsiyah.. tepkili çalıştırma. i. titreme. mücevher. şıngırdatmak. 3. 2. İng. cihat. i. şaka söylemek. dili the a şırı sinirlilik. f. s. i. s. (--ed/--led. i. jeton. 3. i. 2. (bir şeyi yapmaktan) çekinmek. tekerlemeli şarkı. latife. den. maskara. şeytanelması. simsiyah. fışkırma. mücevherat.. bot. şıkırdatmak. argo u ğursuz şey/kimse. den. oyun. f.. k. kâgir iskele. ünlem Allah Allah! s. Yahudi. cevher. bak.. uğursuzluk getirmek.. (at) (-e) karşı gelmek.. i. lahza. f. s. jewelry. kapkara. ile uyu şmak. fışkırmak. s. dalgak ıran. --bing) İng. İng.. jet sosyeteden bir kimse. alay. (hırsızların kullandığı) ufak levye ile açmak. sallamak. i.b.. (tekerleme gibi) kısa şiir. jasmine. jet. with k. 2. k. mücevher.. cep saatinin içindeki taş. yorgunluk v. jeweled. enerjik. cin. s. i. 1. ırgalanmak. i. İng.. 1.Jerusalem artichoke Jerusalem artichoke jessamine jest jester Jesus Jesus! jet jet jet lag jet plane jet propulsion jet setter jet-black jet-propelled jettison jetton jetty Jew jewel jeweled jeweler jewelled jeweller jewellery jewelry jewelry store Jewish jib jibe jiff jiffy jiggered jiggery-pokery jiggle jigsaw jigsaw puzzle jihad jilt jimmy jimsonweed jingle jinks jinni jinx jitters jittery yerelmas ı. i. 3. i. bak.

şakayla. bot. 5. savaşa girişmek. 1. 2. 1. jogging yapmak. argo gece kulübü. müteselsil borçlular. (kulüp. 1. şen. k. f. mafsallı. üye yazılmak. iışan işçi. i. 6. dürtme. şaka yapmak. kat ılmak. bar. z. müşterek hesap. 2. ek yeri. el ele tutu şmak. büyük et parças ı. 2. lokanta. yava şça sallamak. s. iş. i. şoke etmek. mirasta ortak. şakacılık. 3. şok. i. dili bitişmek. tic.jiujitsu job job work jobber jobless jockey jockey jockey for position jockstrap jocular jocularity jocularly jog jog s. asker yazılmak. 2... 2. itmek. (bir şeyi i. neşe verici. müşterek hesap. eklemli. şaka etmek. 2. 2. İng. tatlı sözlerle birini (bir şeye) ikna etmek. bot. payda ş. f. i. şaka yollu. isk. sars ılmak. 1. parça başına çalşsiz. tatlı sözlerle birini (bir şeyden) vazgeçirmek. birinin belleğini canlandırmak. geçme. i.başlamak. 1. geçme ile tutturmak.. dürtmek. gerçekten: This is yere sevimli bir hava vermek. vazife. bağlamak. kiriş. z. nükte. sarsma.. İng. 1. götürü iş. bir jolly good! İng.´s memory jogging joggle join join battle join battle join hands join up joiner joinery joint joint joint account joint account joint creditors joint debtors joint heir joint owner joint surety jointed jointly joist joke joker jokingly jolly jolly a place up jolly s. bir yeri ne şelendirmek. 4. out of jolly well jolt jonquil Jordan i. şaşkına çevirmek. i. 1. 1. müteselsil alacaklılar. f. Bir sözü pekiştirmek için kullanılır: He´ll jolly well have to. ortak. doğramacı. 2. mülkiyette/tasarrufta ortak. marangoz. şaka ederek. toptan dağıtımcı. putrel. memuriyet. s. birle şmiş. buluşmak. sarsıntı.o. müteselsil kefil. birçok derne ğe/gruba üye olan kimse. mafsal. toptanc ı.. şakacı. f. boğum. hatırlatmak içinyava ş koşma. eklem. argo afyon s. şaka olarak. birleşmek. i.b. yava ş koşmak. dalavere ile kand ırmak. fulya. bak. i. birçok yere üye olma meraklısı. k. latife. dili hoş. 3. k. 2. f. 2. along jolly s. şaka. 2.´ne) birden dürtme. Bu bayağı iyi! Jolly good! Çok birini tatlı sözlerle teşvik etmek. müşterek. ortakla şa. s. şakalı. hafifçe sarsılmak/sallanmak. ek. joker. 1. 7. 1. neşeli. k. birleştirmek. kasap. in -de yer almak. toptan mal satan tüccar. i. Ürdün.. 1. İng. İng. i. (bir yarışta) daha avantajlı bir yere geçmeye çalışmak. i. z. z. 6. zerrin. 2. jogging. marangozluk. düğüm. görev. güzel. -e çarpışmaya bağlanmak. anat. birlikte. sarsmak. Narcissus jonquilla. 2. 3. i. anonim şirket. 5. dili bayağı. f. (--ged.o. 3.o. into jolly s. i. suspansuvar. hafifçe sarsmak. dili 1. bitişmiş. 4. ipucu vererek) i. sallama. doğramacılık. 1. joint-stock company tic. parti v. 2. sars ıntı. s. 1. --ging) 1. şakacı kimse. sarsmak. 2. yavaş koşma. Yapmaktan başka çaresi yok. i. . cokey. i. jujitsu.o.

fiz. s. k ıs. hukuki. 2... i. erguvana ğacı. bilirkişi. aldatmak. itip kakmak. i. sefer. yarg ılama ile ilgili. mantıklı. hile yapmak. çoğ. şenlik. türel.men (cır´nimîn) i. Junior. el çabukluğu ile marifet yapmak. yarg ı. karar.. z.. 2. jübile. tic. İng. nebze: I won´t change a jot of jul. Musevi âlemi. neşeyle dolu.. sevinçli. i. sevinçli. f. 1. s. dili tak ılmak. hüküm vermek. 1. hokkabazlık yapmak. 3. judgment. s. hâkim. kodes. s. hokkabaz. s. gazetecilik. 1. bak. not etmek. Yiddish. Ürdün´e özgü. günce. seyahat. gazeteci. 2. (--ted. seyir defteri. 2. itip kakma. i. hakem. i. i. 2. alay etmek. s. ustabaşı. ne şe. neşe.. bilg. kumanda kolu. bot. s. i. yolculuk. judocu. den. i. Musevilik. bak. 1. f. keyifli. adli. Yugoslavia. i. i. Ürdünlü. 1. Musevilik. Ürdün. herhangi bir olayın ellinci yıldönümü. hukuki. k ıyamet günü. 4. coşkulu sevinç. 1. f. aldatmak için hesap i. zerre. k ıs. s. otomobil gezintisi. joviality.defterlerini kar ıştırıp hazırlamak. 3. coşku.. 3. yargılamak. Yugoslavian. f. günlük defter. i. yol. adliye. çal ıntı araba ile gezme. bak. i. 4. 2. 2. erguvan. i. yevmiye defteri. 1. görünüşe dayanarak hükme varmak. sevinç. şaka etmek.. 3. i. (kulplu) sürahi. i. evlilikte altın yıl. i. tedbirli. co şkun. hilekâr kimse. haz. dergi. sevinçli. 2. neşeyle. 3. uçakta manevra kolu. gazete. ne şeli. 2.Jordanian josh jostle jot joule journal journalism journalist journey journeyman jovial joviality jovialness jowl joy joyful joyfully joyous joyride joystick JP Jr jubilant jubilation jubilee Judaism Judas Judas tree Judeo-German Judeo-Spanish judge judge by externals judgement judgment Judgment Day judicial judiciary judicious judo judoist jug juggle juggle the books juggler Jugoslav Jugoslavia Jugoslavian i. 2. i. i.ney. 1. Musevi dini. Yugoslav. i. Justice of the Peace. 1. keyif. bak. Yahudi İspanyolcası. s. i. 1. şen. s. bak. 2. hüküm. i. Musevi olma.. 1. i. ak ıllıca. . tahmin etmek. i. günlük. i. alt çene. i. sevindirici.. hükmetmek. Ürdünlü. 3. i. judo. sağgörülü. 2. f. it! Bir noktas ını bile değiştirmem! Don´t you miss a jot or a tittle! En i. f. 1. i. jonglör. adli. jour. k. gezi. yarg ıç.. s. yargıçlar. hokkabazl ık. testi. dürtüklemek. çene kemiği. neşeli. itelemek. 4. s. yolculuk etmek. --ting) down yazmak.. argo hapishane. hile. Cercis siliquastrum. bak. hakemlik etmek. i. i. ne şeli. 3.

zıplatmak.o. k ıs. i. düzensiz kar ışım. fırlama. k ıs. 3. i. straponten. s. dili herkesin merak etti ği (ayrıntılar). Yugoslavic. (fırsattan) hemen faydalanmaya bakmak. dünyanın öbür ucu. dili birini sert bir şekilde azarlamak. skin! Ödüm koptu!/Yüreğim k. i. 2. başlama noktasbabaşlangıç yeri/noktası. i. argo benzin. herkesin merak ettiği ayrıntılarla dolu. July. (parayla ilgili bir miktarda) ani yükselme. aküsü bitmiş motorun aküsünden başka bir motorun aküsüne tel basinirli. dini/hayırsever bir kurum yararına satılmak üzere biriktirilen kullanılmış İng. kuru.Jugoslavic jugular jugular vein juice juiceless juicy jujitsu jujube jukebox Jul July jumble jumble sale jumbo jump jump jump a train jump around jump at jump at a conclusion jump down s. jump one´s bail jump out of jump out of one´s skin jump out of the frying pan into the fire jump over jump rope jump seat jump ship jump the gun jump the gun jump the queue jump the track jump the track jump to conclusions jump to one´s feet jump up and down jump/get on the bandwagon jump/skip bail jumper jumper jump-start jumpy Jun s. k. başlanması gereken zamandan önce başlamak. çiğde.hüküm vermek. oto. üzerinden atlamak. 2. k. enerji. trene atlamak. 2. elek. elektrik. şkalarının yaptığı bir eyleme katılmak. boyuna ait. (tren) raydan ç ıkmak.o. . 2. i. İng. dili birini ha şlamak/azarlamak. vaktinden evvel davranmak. hoplayıp zıplamak. June. s. dili ı. yüreği ağzınaya ğmurdan kaçıp jumped tutulmak.. ayağa fırlamak. 2. ödü kopmak. birini haşlamak. (tayfa) gemiyi haber vermeden terketmek. k. argo kuvvet.o.. atlamak. hakkı yokken sırada bekleyenlerin önüne geçmek. s ıçramak. pulover. İng. para ile plak çalan otomatik pikap. şahdamarı. -den atlamak. karmakarışık şey. (kadın için) kazak. i. jumping-off place 1.´s throat jump for joy jump on s. k. (tren) hattan ç ıkmak. kefalet altındayken duruşmaya gelmemek. diken üstünde. k. 2. s. 1.´s throat jump down s.. 3. 2. s. özlü. karışıklık. hünnap. (yarışta) hatalı çıkış yapmak. 1. düzensizlik. zıplamak. dili 1. geçici olarak kullan ılan bağlantı teli. spor jiujitsu. atlatmak. özü/suyu olmayan. s. 3. bot. 2. bak. sinirleri gergin. sebze/meyve/et suyu. dini/hayırsever bir kurum yararına yapılan kullanılmış eşya satışı. özsu. 1. temmuz. (fiyat) f ırlamak. dili (kefaletle tahliye edilen san ık) hazır bulunması gereken duruşmaya gelmemek. i. bluz/kazak üzerine giyilen kolsuz elbise. atlama. (bir yerden) (d ışarı) atlamak. argo cereyan. çok sevinmek. her şeyi bilmeden/yeterince düşünmeden hemen bir sonuca/karara varmak. süveter. sıçratmak. göbek atmak. 1. i. 1. 2. birine sapartayı vermek. İng. s ıçrama. 5. i. atlayan kimse. sulu. ğlayarak (aküsü bitmiş olanın motorunu) çalıştırmak. 3. k. 4. kocaman. dili hayretle yerinden s ıçramak. ip atlamak. delgi. çocuklara giydirilen pantolonlu ceket. (teklifi/daveti) hemen kabul etmek. acele k. tulum. birini terslemek. çok büyük. Junior. f. ödü patlamak. i şaret verilmeden başlamak. hoplayıp zıplamak. 1. birine ç ıkışmak. fırlatmak. f. dili gelmek: I nearly doluya out of my -in üstünden atlamak. 3. 1.

i. -mek üzere: I was just about to leave. 3. Dairenin durumu hakk ında bilgi tam orada. bitişme. 8. dili Haydi. 2. yargılama hakkı. yine de: She described the apartment´s condition. tamsame I would like to see it for myself. jüri üyesi. i. ardıç. huk.junction junction box juncture June June bug Juneberry jungle junior junior college junior high school juniper junk junk junk food junk heap junk mail junkie junkman junkyard junta Jupiter jurisdiction jurisprudence jurist juror jury just just Just a sec! just about just like just my luck just now just so just so just the same just the same just then just there Just think! just to spite Just try and catch me! just under the wire i. 1. doğruluk. cunta. isn´t it? O tam Behzat´ça bir şey. yarg ı hakkı. -e inat: He´s doing this just Tibet´de olacağız! k. 3. 1. 2. hukukçu. b. s. hukuk ilmi uzman ı. hakl ı. i. argo uyuşturucu maddeler. hurdalık. 3. k. taponaz olan yiyecek. 3. seçici kurul. 2. just at that spot tam o noktada. 2. hurda deposu. ucu ucuna. Jüpiter. hurdacı. hukuk ilmi. hakl ılık. adaletli. eskici. Bir düşün!/Düşünsene!: Just think! This time tomorrow we´ll be in Tibet! Düşünsene! Yarın bu saatteto spite them. Phyllopertha. Just what the fuck do you mean? Ne demek istiyorsun be? i. 2. i. kavşak. aynı. seçiciler kurulu. kutu. She´s That´s just like Behzat. hükümet. 2. i. kayaarmudu. atılacak eşyalar. argo hurdas ı çıkmış araba. eroinman. 2. buna ra ğmen. 5. yerinde. gene de. sınıfları kapsayan ortaokul. önemli an. 1. 5. That´s just what I´ve been looking for. Amelanchier canadensis. yaşça küçük. hükümetin nüfuz dairesi. spor senelik ile lise aras ındaki 7. çok düzenli muntazam tutuyor. jüri. i. elek. yine de. cengel. i. i. bitişme.Hemen tıpkı babasına benziyor. i.. d. . tıpatıp aynı. ast. argo ke ş. i. 1. 1. Biraz önce buradaydılar. 1.hukuk. gökb. jüri. i. tam o anda. 3. adil. 2. iki kişiden küçük olanı. i. 1. but just the o s ırada. birleşme yeri. yerindelik. dili son anda. Tam ç ıkmak üzereydim. makas. justice justice of the peace justice of the peace sulh hâkimi. 1. i. uyuşturucu. i. doğru. i. 2. hak. cang ıl. haziran. sulh hâkimi. Fehmi hemen bitirdik. tıpkı: Fehmi looks just like finished. ilkokul okul. şimdi. değil mi? tam benim şansıma. buat. 2. 1. üniversitenin birinci ve ikinci s ınıf kimsenin adına eklenir. O arabanın hurdası çıkmış.). yetki. çoğ. reklam olarak gelen posta. dikiş yeri. just in time tam vaktinde. 1. zool.. biraz önce: They were here just now. ve 9. 1. 4. junk. besin değeri mal. z. dili Bir saniye! 1. uyuşturucu bağımlısı. yakala bakal ım! k. Evini çok 1.y. bir halde: She keeps her house just so. 2. yarg ıcılar kurulu. haziranböce ği. s. 2.men (c^ngk´mîn) i.h. 1. 4. kıdemce aşağı. hurdalar: That car´s a piece of junk. küçük (Babas ıyla aynı adı taşıyan öğretim programını uygulayan iki genç. zaman. tam: just across from us tam kar şımızda. tadı güzel. adalet. bot.. oynak yeri. Erendiz. birleşme.. çok dikkatli bir şekilde: When you´re with them you belirli bir şekilde/bir sisteme göre düzenlenmiş. Onlara inat bunu yap ıyor. hemen hemen: We´re just abouthis father. bağlantı. Çin yelkenlisi. aralık. i.

şiddetle. i. Günlük tutuyor. adil bir şekilde. Ke şmirli. z. Kampuçça. 1. çocuğun suç işlemesi. bilg. karyokinez. argo mahvolmu ş. K. k. kuvvetli.. 6. kaleydoskop. keskinlik. 1. kenarını hizalama. sivri olmamaya çalışmak.. i. liman resmi. zool. Kamboçyalı... the books. k ıs. f. (--ted. matb.. çıkık olmak. keskin (göz/zekâ). i. i. dili dikkati çekmemeye çal ışmak.. bilg. keeps keep a civil tongue in one´s head k. himaye. 4. yanyana bulunma/bulundurulma. Kazak. i. 2. Karelya. 1. Kampuçyalı. jüt. 3. 1. akıllılık. 2. çocuksu. dili göze çarpmamaya çal ışmak. metnin sağ kenarını hizalamak. adaletle. She keeps a diary. birbirine yak ın koyma. s. Kamboçlu. zeki. biyol. Keşmirli. alabora etmek. --ting) 1. Karelya. 1. haklı çıkarma/çıkma. İngiliz alfabesinin on birinci harfi. mitoz. i. Karelyalı. capacity. Keşmirli. i. 2.It´ll keep you warm. Kampuçyal ı. haklı olarak. 2.. bak. Kampuçça. i. gençliğe özgü. şiddet. 3. 3. i. Ke şmir. Karelya´ya özgü. temize çıkarmak. göze batmamaya çalışmak. i. muhliye. i. 1. i. 2. i. gözü aç ık. 2. 2. çocuk suçlu. çocuk mahkemesi. Kampuçya. gemi omurgas ı. 2. f. 1. 2. 3. i.. Kazakhstan. şiddetli. Seni s ıcak tutar. 2. zekâ. Karelyalı. 3. çıkarmak. sır saklamak. altın ayarı. Macropodidae. 1.justification justify justly jut jute juvenile juvenile court juvenile delinquency juvenile delinquent juvenile delinquent juxtapose juxtaposition k K. ac ı. 1. birbirine yak ın koymak. karina. olgunlaşmamış. Kazakistan. i. Kazakh. kilogram. karat. Keşmir. genç. i. düşkünlük. s. . çıkmak. karate. 2. i. tutmak:. 1. matb. 2. yoğun. z. Keşmir´e özgü. haklı f. dili terbiyeli bir şekilde konuşmak: I´ll thank you to keep a civil tongue in sıkı bir gözetim altında tutmak. keskin. Kamboçya. i. çiçek dürbünü. s. tutmak... sert. s. suçsuzluğunu kanıtlamak. dili çok hevesli. uzanmak. 2. genç. birden devrilip dü şmek. k. sivri. 2. i. metnin sağ doğrulamak. elek. bak. haklı neden. 2. gerekçe. i. i. 4. ayar. s. k. yanyana koymak. i. 2. s. Karelyaca. kanguru. 1. out ç ıkıntı yapmak. He içkale. çocuk. geçim. 2. i. 7. s. f. 1. s. şevkle. 5. keskin. Kampuçya. İng. Karelyaca. birbirine yakın bulunma/bulundurma. 1. 1. karalahana. suçlu çocuk. yanyana koyma. 1.. alabora olmak. f. Defter tutuyor. k Kaaba kale kaleidoscope Kampuchea Kampuchean kangaroo kaput karat karate Karelia Karelian karyokinesis Kashmir Kashmir´i Kashmir´ian Kazak Kazakh Kazakhstan Kazakstan keel keel over keelage keen keenly keenness keep keep i. Kazakça. merak. i. Kâbe. s. (kept) 1. 2. Kamboç. 3. i. i. -i your head! Terbiyeni tak ın! keep a close watch on keep a journal keep a low profile keep a low profile keep a secret günlük tutmak. 3. 8. Kampuçya´ya özgü. 1. Kamboçça.

gizlemek. -in kayd ını tutmak. parlamentodaki yerini korumak. aloof from keep off keep on keep one´s balance keep one´s balance keep one´s counsel keep one´s distance from keep one´s end up keep one´s eyes open/peeled/skinned keep one´s eyes peeled keep one´s figure keep one´s head keep one´s mouth shut keep one´s nose to the grindstone keep one´s nose to the grindstone keep one´s own counsel keep one´s promise keep one´s promise/word keep one´s seat keep one´s shirt on sır saklamak. sözünü yerine getirmek. saklamak. istifini bozmamak. cesaretini kaybetmemek. günde pek az saat çalışmak. dili şikâyet etmeden soğukkanlılıkla karşılamak. saklamak. 2. dili durmadan çalışmak. 1. ilerlemek. saklamak. durup dinlenmeden çalışmak. kendine dü şen görevi yerine getirmek.s. 1. Uzak dur! k. çenesini tutmak. kulağı kirişte olmak. k. gözden kaybetmemek. devam ettirmek. kulağı tetikte olmak. metanet göstermek. sürdürmek. 3.keep a secret keep a stiff upper lip keep a stiff upper lip keep a straight face keep abreast of keep account of keep an account of keep an ear to the ground keep an eye on keep an eye out for keep away keep back Keep back! keep bankers´ hours keep company with keep count keep dark keep early hours keep fit keep going keep good time keep house keep in keep in mind keep in view keep in with keep it up keep o. 2. 2. eve erken dönmek. devam etmek. sözünü tutmak. k. 2. sürdürmek. günde pek az saat aç ık olmak. ak ılda tutmak. kendine hâkim olmak. kendine düşen payı ödemek. gözden uzak tutmamak. gözü -in üstünde olmak. k. göz önünde tutmak. sinirlenmemek. ile dost kalmak. kendine hâkim olmak. tetikte olmak. Kol idare etmek. gözünü açmak. fikirlerini kendine saklamak. metin olmak. (saat) her zaman zaman ı doğru göstermek: My watch keeps good time. 2. ciddiyetini korumak. -i uzak tutmak. telaşa kapılmamak. gözünü dört açmak. sözünü tutmak. 1. sır saklamak. 2. 3. 1. (bir şey için) göz kulak olmak. dili 1. patlamamak. erken yatmak. -i aklında tutmak. ile aras ına mesafe koymak. 1. -i yakla ştırmamak. kendini -den uzak tutmak. dengesini kaybetmemek. dili 1. uzak durmak. dili hiç gülmemek. dili ağzını sıkı tutmak. ile atba şı (beraber) gitmek. . s ır vermemek. -den uzak kalmak. (son gelişmeler hakkında) bilgi sahibi olmak. 2. -e göz kulak olmak. k. ev saatim zaman 1. oturdu ğu yerden kalkmamak. vücut hatlar ını korumak. -i not etmek. k. içeride al ıkoymak. içeride kalmak. (son gelişmelerden) haberdar olmak. sab ırsızlanmamak. (of) -in sayısını tutmak. dengesini korumak. devam etmek. sözünden dönmemek. formunu korumak. 2. tetikte olmak. ı hep doğru gösterir. -i kaydetmek. devam etmek. ile arkada şlık etmek. -den uzak durmak. unutmamak.

under surveillance keep s. -den ne haber? How about Çetin? What´s he doing? sözünü tutmak. away keep s. keep s. dili bir şeyi gizli tutmak.o. 1. birini meşgul etmek. -i gizlemek..keep one´s temper keep one´s trap shut keep one´s wits about one.t. (bir şeye) dikkat etmek. k. dili do ğru yoldan ayrılmamak. susmak. 2. (izlerken) gözünü/gözlerini birinden/bir şeyden ayırmamak. k. -i takip etmek. k. 2.? keep one´s word keep order keep out keep out of mischief keep out of sight Keep out! keep pace with keep s. birine so ğuk davranmak. keep s. (saat) her zaman zaman ı doğru göstermek.o. bir şeyi bir bütünsellik içinde ele almak. (ç ığırından çıkmaması için) -i denetim altında tutmak. ahlaklı bir şekilde yaşamak.o. in perspective keep s. Yakla şma! -e ayak uydurmak. disiplini korumak. dili bir şeyi gizli tutmak. birinden bir haberi saklamak/gizlemek. defter tutmak.o. 1. -i gözetlemek.o.o. birini bekletmek. gagas ını kısmak. Girilmez. 1. bir şeyi gizli tutmak. sessiz kalmak. hiç gözükmemek. hesap tutmak. 2. -i izlemek.´nde) zaman tutmak. under one´s hat keep s. -i izleyerek bilgi sahibi olmak. from doing s. birini doğru dürüst haberdar etmemek. birini bir şey yapmaktan alıkoymak. How about . spor (bir yar ış.o. iyi bir işi sürdürmek. bir şeyi birinden saklamak. 2. at arm´s length keep s. yüksek tutmak. birinin samimi olmasına izin vermemek. (birinin) izini kaybetmemek: You ought to keep track of what´s 1.b. ak ıllı. 1. 2. ile a şık . k. tedbirli.t. itidalini muhafaza etmek.o. 2.t. dili 1. guessing keep s.. sulhu bozmamak. birinin ilerlemesine mâni olmak/ket vurmak. 1. birini bekletmek. -e ayak uydurmak. -e ne dersin/dersiniz?: How about a game of tennis? Tenis oynamaya ne dersin? 2.o. birini (bir konuda) bilgilendirmek. bir şeye bir bütün olarak bakmak. (çağa/zamana) ayak uydurmak. (biriyle samimi olmamak için) ona çok mesafeli davranmak. keep s. waiting keep s.o. birini -den haberdar etmek. tempo tutmak. -i takip etmek. under wraps keep s. maç v.o.t. down keep s. yaramazlıktan kaçınmak. devam etmek. engaged keep s.t.t. birini sürekli olarak gizlice izlemek. waiting keep s. tempo tutmak. k.t.o. -e ayak uydurmak. dili çenesini tutmak. öfkesini yenmek. dışında kalmak. birine refakat etmek. (bir şeyi) takip etmek. company keep s. 4.o. dışarıda bırakmak. 1.o. -i gizli tutmak.t. 3. (bir şeyi) aklında tutmak. birini pek yakla ştırmamak. huk. ile ilişkiyi sürdürmek. well-advised s. (puan) saymak.o. 3. under one´s hat keep score keep silent keep step with keep tabs on/keep a tab on keep the accounts keep the ball rolling keep the lid on keep the peace keep time keep time keep to keep to the straight and narrow keep touch with keep track of keep track of keep up keep up with öfkeye kap ılmamak. -e bağlı kalmak. at a distance keep s. at arm´s length keep s. hiç görünmemek. -i takip etmek. ile ayn ı hızda/tempoda gitmek. a secret from s.o. birini yaln ız bırakmamak. from s. 2. in sight keep s. -i izlemek./s. birini uzak tutmak. advised of keep s.

cevap anahtarı. görüş açısı.. tahıl tanesi. dayanak. k ırmız. 1. 2. dili şamata. (içkide) kuvvet. i. 1. müz. boyun atkısı. -e uygun duruma 7. i. 1. 2. 2. (koyu) bej. (silah) geri tepmek. f. i. 1. gaz lambas ı. 2.. 3. klavye. nöbet tutmak/beklemek. köpek yeti ştirilen yer. temel dü şünce. keep. i. 3. k ırmızmeşesi. kırmız madeni. i. 3. birini/bir hayvan ı korkutarak yaklaşıp zarar vermesini önlemek. çözüm yolu. madde ba şı sözcük. i. bak ıcı. 4. ses perdesi. geçim. 2. temel. Celt. (sözlükte/ansiklopedide) madde. esmer suyosunu. s. bordür taşları. kilit taşı. 2. 4.. s. arka planda kalmak. 1. i. -e uydurmak. coşturmak. dili k. tanımak. Hayber.. bak. bekçilik etmek. 2. gaz.. kendini göstermemek. köpek yetiştirilen yer. müz. cevher. 1. anmal ık.. i. bak. (koyu) bej pantolon. qibla. i. Kenyalı. 2.. madenk ırmız.keep up with the times keep watch keep/hold s.. tekme atmak. 2. 2. görüş alanı. müz. tutma. i. çekirdek içi. telaş. (--ned. Celtic.. to -e göre ayarlamak. i. bilmek. i. i. 2.. önemli yer. 2. sertlik. f..kardili karşı durmak. 1. 1. i. ana ilke. çoğ. 3. (klavyede) tuş. koruma. k. öz. tekmeleyerek kovmak. 1. çağa ayak uydurmak. i. gürültü patırtı. 1. yetkili etmek.o. bilgi alanı. başörtüsü. iç. ilke. 2. hatıra. eşarp. i. gardiyan. anahtar ta şı. k. esas. 2. bak. i. i. anlamak. Kenya´ya özgü. i. argo 4.. k ıs. 5. gazyağı. 1. anahtar. ana nota. himaye. müz. i. i. --s i. 1. İng. i. akortmevki. küçük f ıçı. birini/bir hayvanı sindirmek. kurgu. 3. getirmek. 6. kilogram(s). bordür taşı. i. Kenya. 1. zemberek kurgusu. kilitlemek. (uyuşturucu maddenin) kamçılama etkisi: This drink´s got a kick to it. 1. f. i. 1. şifre cetveli. i. mendil. Bu . tekmelemek. andaç. qibla. s. (koyu) bej üniforma. 4. varek. şı gelme. ruh. çifte atmak. geçimini sa ğlama. Kenya. i. toplantıyı açış konuşması. bak./an animal at bay keep/stay in the background keeper keeping keepsake keg kelp Kelt Keltic ken kennel Kenya Kenyan kept kerb kerbstone kerchief kerfuffle kermes kermes mineral kermes oak kernel kerosene kerosene lamp kettle kettledrum key key key position key ring key up key word keyboard keyhole keynote keynote address keystone kg khaki khakis Khyber kibla kiblah kick kick çağın gerisinde kalmamak.. 1. i. uyum. perdesini yükseltmek. i. heyecanland ırmak. Kenyalı. i. anahtar. varil. --ning) İskoç. i. temel taşı. seğirdim yapmak. timbal. anahtar deliği. 3. İng. s. (yol kenarındaki) bordür. 2. tekme. güğüm. bak. yadigâr. f. bekçi. keg(s). İng. 3. 3. i. köpek kulübesi. anahtar halkas ı. çaydanlık. 2.

dili vurgun. i. fiz. erkek karde ş. 1. iki işi birden görmek. vurgun (av). kid-glove. dili çok komik. i. dili.. fiz. hoşça vakit geçirmek. kendini zevke vermek. kilo. k. eğlenmek.. argo çok çekici kimse. k ıyameti koparmak. dili çocuk. nokta. 1. mahvetmek. (--ded. diyar diyar dola şmak. 3.. komisyon. f. bak. argo nalları dikmek. i. . k. 1. böbrek makinesi. dili birini kap ı dışarı etmek. 2. bak. mortoyu çekmek. kilogram. i. i. kilogram. öldürücü. argo konuyu/tartışmayı etkileyecek gizli 2.o. 2. dili kavga ç ıkarmak. futbol oyuna ba şlamak. dili şikâyetçi. 2. k. 3. --ping/--ing) (fidye için) (birini) kaç ırmak. İng. s. k. keçi yavrusu. dili 1. i. i. k. dili uyu şturucu bağımlılığından/sigara tiryakiliğinden kurtulmak. 2. i. k. kill two birds with one stone i. dili başlama. s. 2. dili çocuk. 2. dili altın yumurtlayan kazı kesmek. 1.. tekme vurmak. kilohertz. dili büyük bir kar şılama töreni hazırlamak. katletmek. ocağı. düdili baztaşınmak. şünüp ılarına dünyanın kaç bucak olduğunu göstermek. fırın. 1. --ding) 1. (--ped/--ed. kilo. k. 1. fiz. kötüye kullanmak. argo nallar ı dikmek.. öldürme. yakınan kimse. k. i. vuran şey/kimse. kiddy. kilogrammetre. 4. ölmek.dizginleri koparmak. fazla nazik. öldürmek. 4. oğlak doğurmak. dili ufakişletmek. k. k. 2. 2. dili tak ılmak.. dalga geçmek. k. ihmal etmek. oğlak. 2. argo rü şvet. 2. 3. yok etmek.. ölmek. bir tür barbunya fasulyesi. diyaliz makinesi. f. birini işten çıkarmak. çıngar çıkarmak. k. i. f. yorucu. argo çok güldürmek. i. dili ufak k ız kardeş... e ğlenceye dalmak. hır çıkarmak. k. kilokalori. 1. bak. out kick the bucket kick the habit kick up a row/fuss kick up a row/make a row kick up one´s heels kick up one´s heels kickback kicker kickoff kid kid brother kid sister kiddie kiddy kid-glove kid-gloved kidnap kidney kidney bean kidney machine kill kill off topa vurup gol atmak. kill the fatted calf kill the goose that lays the golden k. i. mortoyu çekmek. kilogram. kilogramkuvvet. i. 3. gülmekten öldürmek. k ılıçtan geçirmek. kilosikl. s. kilojul. i. (zaman ı) hepsini öldürmek.kick a goal kick around kick ass kick at kick back kick off kick over the traces kick s. 3. 1. fiz. öldüren şey/kimse. katil. f. 5. k. egg zaman öldürmek. böbrek. ocakta kurutmak. i. barbunya. futbol oyuna ba şlama vuruşu. i. killer killing kiln kiln-dry kilo kilocalory kilocycle kilogram kilogram-force kilogramme kilogram-meter kilohertz kilojoule i. büyük kazanç. kill time bir taşla iki kuş vurmak. tuğla/kireç k. (tüfek) geri tepmek. k. i. etkisiz hale getirmek. argo rü şvet vermek.. y ıpratıcı. 1.

iyiliksever. buse. k. iyilikçilik. i. mutfak dolab ı. bak. z. i. (bir i. i. iyi. ağrıyı öpücükle geçirmek. i. h ızbilim. bak. akrabal ık. sevecen.. bak. 3. kulübe: newspaper kiosk gazete kulübesi. kilolitre. 4.. k. vurulup ölmek. ayn s. tür. 2. ateş almak. i. kilit noktasında bulunan kimse. çok büyük. Kir. tutu şturmak. (--ped. 1. 1. i. bula şık teknesi. iyi kalpli. şah. (çoğ. 1. iskelekuşu. 1. kilometer. kilovat... fistan. anaokulu. s. bak. aynı türden. 2. i. tel veya ipin dola şması. İng. sevecenlik. f. 2. karışık. (parkta bulunan ve büyük bir kameriyeye benzeyen) i. 2. i. i. kiloliter. i. merhametlilik. i. satranç king. papaz. i. yalıçapkını. kink. dili ola ğandan daha büyük. 2. k. kinetik enerji. yanmak. 1. i. kapris. s.. Kirghizistan. s. şekerleme. lütuf. 1. Kirghiz. kral. --ping) İng. uyandırmak. fiz. dolaşık. akraba. iyilik. 2. i. bak. s. çeşit. tutuşmak. İng. s. s. dili seksle ilgili garip e 1. uyku. K ırgızistan. i. iyiliksever. bir konuda en usta kimse. öpücük. i. yakmak. birbirine benzer. nevi. halat. ğilimleri/fikirleri olan. 2. kin) akraba. dili (down) (on) (bir yere) yatıp uyumak. bak. king-size. ı soydan. lütfen: Will you i... mağlup olmak. iyilikten kaynaklanan. uyanmak. s. 5. garip fikir. monte edilmemiş takım. Kırgızca. öpmek. f. (çoğ. İng. 2. i... s. 1. ba şta olan kimse. eviye. öpü şmek.. 1. akrabalık. dili. 2. iyilik. kindling (wood) ç ıra. 2. 2. 1. i. tar. i. i. (birinin kaldığı) yer/ev/oda. şeker. 2. dili 1. f.. hafifışmak. 3. kinetik sanat. mü şfik/merhametli bir şekilde. İng. iyi.. telephone kiosk telefon kulübesi. f.kiloliter kilolitre kilometer kilometre kilowatt kilt kin kind kind kindergarten kindhearted kindle kindly kindness kindred kinetic kinetic art kinetic energy kinetics king king orange kingdom kingfisher kingpin king-size king-sized kink kinky kinship kiosk kip kipper Kirghiz Kirghizia Kirghizistan Kirgiz Kirgizia Kirgizistan kiss kiss and be friends kiss away the hurt kiss the dust kit kitchen kitchen cabinet kitchen garden kitchen sink i.. i. i. âlem. bar temas. soy. 3. birbirine benzerlik. 2. yakınlık. iyi niyetli. sebze bahçesi. biyol. Kyrgyzstan. akrabalar. kim. i. öpüş. merhametli. . iyilikçi. iyilikseverlik. 1. Kırgız. 2. krallık. isk. (birinin yattığı) yatak. çiroz. 3. boyun e ğmek. hafifçe dokunmak. 1. kilometre.ghiz) Kırgız. Kırgızca. k. k. en önemli kişi. akraba olan.. i.. cins. mutfak. bak. dili en nüfuzlu ki şi.. 1. 1. 1. kinetik. İskoç erkeklerinin giydiği eteklik. 2. sevecen.. İng. 1.. s. 1. 2. i.. merhametli. Kirghizia. 2. iyi. kinetik. k ıvırcık (saç). 2. (belirli bir iş için kullanılan) malzeme/alet takımı: first-aid kit ilkyardım çantas ı. i. (balığı) tuzlayıp tütsülemek/kurutmak. k.

i. kleptomani. o ğlan. 3. i. yumrulu. golf pantolonu. 1. 3. knife. golf pantolonu. topuz. k ıs. i. 2. i. (--bed. f. çakı. bileği. 3. isk. masaj yapmak. (--ted/knit) 1. i. örme. i. 1. diz çökmek. çoğ. bir düz. 2. zool. herhangi bir şeyin yok i. 2. diz boyunda. örgü şişi. çaylak. 4. purl one knitted knitting knitting machine knitting needle knitting needle knitting work knitwear knives knob knobby eviye. bıçaklamak. bıçak bileyici. 1. haberi. 3. diz altından büzgülü bol pantolon. zool. İng. hüner. bıçakla kesmek. 1. 2. 3. f. şiş. argo saloz. tepecik. bak. s. (çoğ. kedi. örgü şişi. İng. (kemik) kaynamak: The örme e He triko eşya. yumru. f. ı. 2. ustalıklı iş. 1. ufak mutfak. bak. kleptoman.. pisipisi. örülmü ş.. 1. örgü. bak. tav şan yavrusu. 1. kadın külotu. bacak. bir ters örmek. kilometer(s). kitty. 2. hoşaf gibi. matem çan olacağı kneel. . f. i. i. marifet. 2. i. örgü makinesi. knit his brows. 1. enik. tokmak.. kivi. dili bitkin. i. ufak parça: a knob yumru yumru. argo arkadan vurmak. çoğ. tepke olarak yapılan. (kaşları) çatmak:şya. knives) bıçak. İng. i.. 2. k. i. düşünmeden yapılan. kivi (meyve). 1. 1. diz büküp selamlamak. i. biblo. pisi... kara haber. 2. dili çok k ısa boylu. --bing) s. yavru kedi. yuvarlak tepe. 4. uçurtma.. i. i. 2. dangalak. 2. örgü işi. i. 1. 1. satranç at. sırt çantası.. örme e şya/giysiler. s. i. i. bak. s. 2.. i. 1. top. Ka şlarını çattı. çok yorgun.kitchen sink kitchenette kite kitten kitty kittycat kiwi kiwifruit kleptomania kleptomaniac klutz km knack knackered knapsack knave knead knee knee joint knee-deep knee-high knee-high to a grasshopper knee-jerk kneel knell knelt knew knickerbockers