İNGİLİZCE

a a bad egg a bad lot a bad mark a bad sailor a bad turn a bare chance a bit a bitter pill a black eye a bottle of milk a broken reed a can of worms a cappella a cappella a card up one´s sleeve a case in point a chip off the old block a citizen of Turkey a contradiction in terms a couple of a couple of minutes a crack shot a cursory glance a cut above a dab of a dark day a dead loss a demanding boss a demanding job a desperate situation a drain on the resources a drink of water a drive for funds a drop in a bucket a dry speech a fainting fit a fat chance a feast for the gods a feather in one´s cap a feather in one´s cap a feeling of insecurity a few a fifth a figment of the imagination a fine distinction

TÜRKÇE s. (ünsüzlerden önce) 1. bir, herhangi bir: We went on a sunny day. Güneşliğeri günde gittik. They´ve bought a house. Ev aldılar. In this argo ci bir beş para etmez adam. k. dili sa ğlam ayakkabı değil, sütü bozuk; it kopuk. k ırık not, kötü not. deniz tutan kimse. kötülük. zayıf bir ihtimal. biraz. acı bir reçete/ilaç, beraberinde zorluklar getiren bir çözüm yolu. morarm ış göz. bir şişe süt. k. dili güvenilmez kimse/ şey. k. dili içinden ç ıkılması zor bir durum; çözümlenmesi güç bir problem. z. herhangi bir çalg ının eşliği olmadan, çalgısız, enstrümansız (şarkı söylemek). s. 1. çalg ı eşliği olmadan şarkı söyleyen (koro). 2. çalgısız, enstrümansız (müzik). k. dili kurtar ıcı. söz konusu edilen şeyin bir örneği. k. dili hık demiş babasının burnundan düşmüş. Türk vatanda şı. sözlerde çelişme. 1. iki. 2. birkaç. birkaç dakika. keskin nişancı. göz gezdirme. k. dili -den bir gömlek üstün. azıcık: Put a dab of the ointment on the wound. Yaraya merhemden biraz sür. 1. karanlık gün. 2. kötü gün. bir işe yaramayan nesne/kimse. çok iş bekleyen patron. çok emek isteyen iş, zahmetli iş. vahim bir durum. bütçeye yük olan şey. bir bardak su. para toplamak için aç ılan kampanya. k. dili devede kulak. yavan söz, tats ız konuşma. have s.t. dry-cleaned bir şeyi kuru temizleyiciye vermek, bir şeyi temizletmek. baygınlık nöbeti. 2. (güçlü bir duygunun patlak verdiği) an: He threw it away çok zayıf anger. Bir hiddet an ında onu çöpe attı. argo in a fit of bir ihtimal.

şahane bir ziyafet. k. dili koltuklar ı kabartan başarı. övünülecek ba şarı.
güvensizlik duygusu. birkaç. A.B.D. (içki ölçüsü) galonun be şte biri, 84 santilitre. hayal ürünü, hayal mahsulü. ince fark.

a fit of nerves a flight of stairs a fool´s errand a friend of mine a friend of ours a fright a full week a gleam of hope a glimmer of hope a good a good command of a good deal a good deal/a great deal a good distance off a good loser a good many a good provider a good turn a good turn a good way a great many a hard act to follow a hard nut to crack a hard/tough nut to crack a heavy sea a hell of a lot a horse of another color a host of a howling success a kilo of bananas a kind of millionaire a knockout à la carte a labor of love a labor of love a large proportion of the profits a lasting impression a leading question a length of piping a little a little bit a little terror a live issue a long face a long haul a long shot a long shot

sinir krizi. bir kat merdiven. saçma bir iş. bir dostum. dostlarımızdan biri, bir dostumuz. k. dili korkunç derecede çirkin, tuhaf veya insan ı şoke eden kimse: She looked a fright in 2. olaylarla dolu bir hafta. 1. tam bir hafta. that wig. O perukla görünümü korkunçtu. bir ümit ışığı. bir ümit ışığı. 1. epey, epeyi, bir hayli; birçok: He was there a good while. Orada epey kaldı. A good (bir dili) rahatcamellias were in bloom. Birçok kamelya çiçek (a language) many of the konu şabilme. 1. çok: That cost him a good deal. Ona pahal ıya mal oldu. Its climate is a good deal like Cairo´s. Havas ı Kahire´ninkine çok benziyor. 2. k. dili birçok, bir hayli. epey uzakta. oyunu kaybedince k ızmayan kimse. birçok, hayli. ailesine iyi bakan kimse. bir iyilik: He did me a good turn. Bana bir iyilik etti. iyilik. k. dili 1. hayli mesafe. 2. iyi bir çare/yol. pek çok. aşılması/ulaşılması zor bir başarı. k. dili 1. ba şarılması zor iş. 2. çetin ceviz. k. dili çetin ceviz. dalgalı deniz. argo çok fazla. tamam ıyla farklı bir konu. bir sürü. büyük bir ba şarı. bir kilo muz. milyoner gibi bir şey. k. dili çok güzel/fevkalade biri/bir şey. alakart. hatır/zevk için yapılan iş, gönüllü yapılan iş. k. dili hatır için yapılan iş. kârın büyük bir bölümü. derin bir iz; büyük bir etki. verilecek cevab ı belirleyen soru. (belirli uzunlukta) bir boru parças ı. biraz: Give me a little time. Bana biraz zaman verin. azıcık, bir parça. k. dili çok yaramaz/ha şarı çocuk, canavar. günün önemli sorunu. ek şi yüz. 1. uzun ta şıma mesafesi. 2. uzun süren zor bir iş. ufak bir ihtimal. başarı ihtimali az olup gerçekleşince kazancı çok olan bir iş.

a long way off a lot a lot of a man in my position a man of few words a marked difference a marked man a matter of indifference a matter of life and death a matter of life and death a matter of two dollars a mess of a minus quantity a modicum of a month hence a month of Sundays a new lease on life a number of a pack of cards a pack of lies a pair of denims a pair of dungarees a pair of scales a pair of scissors A penny for your thoughts. a piece of cake a pillar of society a play on words a plum job/post a poor shot a pretty penny a priori a private person a proud day for us a quick one a raft of a ray of hope a ready pen a remote chance/possibility a request for help a ripple of conversation A rolling stone gathers no moss. a round peg in a square hole a run of luck a running battle a safe bet a scrap of evidence

çok uzakta. çok: They like her a lot. Ondan çok ho şlanıyorlar. She´s a lot better. O çok dahaçok ( şey): She bought a lot of books. Çok kitap aldı. çok/pek iyi. benim durumumda olan bir adam. az konuşan adam. belirgin bir fark. mimli adam, mimlenmiş adam. ilgilenmeye de ğmeyen sorun. ölüm kalım meselesi. ölüm kalım meselesi. iki dolar meselesi. bir yemeklik (ye şillik). sıfırdan aşağı miktar. 1. zerre kadar, bir nebze: There´s not a modicum of truth in it. Onda zerre kadar hakikat yok. 2. az bir miktar; pek az: He drank only a modicum of bundan bir ay sonra. çok uzun bir zaman. (hastalıktan/üzüntüden sonra) yeniden hayata başlama. birtak ım, birkaç. iskambil destesi. bir sürü yalan. kot pantolon, cin; blucin. blucin, kot. terazi. makas. k. dili Ne dü şünüyorsunuz? k. dili çok kolay bir iş. topluma dayanak olan kimse, nüfuzlu kimse; bir yerin e şrafından olan biri. kelime oyunu. çok iyi bir iş, herkesin istediği bir iş. nişancı olmayan kimse, hedefi iyi vuramayan kimse. k. dili epeyce para, külliyetli miktarda para. s. önsel, apriori. kendinden bahsetmekten kaç ınan kimse. bizim için övünç dolu bir gün. k. dili çabuk içilen/içilmi ş bir içki. bir yığın, bir sürü, pek çok. umut ışığı. iyi yazı yazma yeteneği. uzak bir ihtimal, ufak bir olas ılık. yardım dileme. dalga gibi yükselip alçalan konu şma sesi. Yuvarlanan ta ş yosun tutmaz./İşleyen demir pas tutmaz. bulunduğu yere hiç uygun olmayan kimse. clothes-peg i., İng. çamaşır mandalı. şans zinciri. uzun süren bir ihtilaf. elde bir. çok ufak bir delil.

a sea of faces a sense of responsibility a shade a shot in the arm a shot in the dark a sight a spate of a square deal a stomach upset a stormy passage a tissue of lies a trifle a twist of the wrist a vintage year a wad of gum a wee bit a week off a whale of a a white lie a whole lot of a wodge of a world power A, a A1 AA AB aback abacus abaft abaft abalone abandon abandon abandon hope abandon o.s. to abandon ship abandoned abandonment abase abase o.s. abasement abash abashed abashedly abate abatement abattoir

insan kalabalığı. sorumluluk duygusu. biraz, azıcık: Lower your voice a shade. Sesini biraz alçalt. birine birdenbire moral veren bir şey. körü körüne bir deneme. k. dili çok daha: It´s a sight dirtier than I thought it´d be. Tahmin ettiğimden çok daha kirli. pek çok, bir sürü. k. dili adil bir anla şma. mide bozuklu ğu. fırtınalı deniz yolculuğu. bir sürü yalan. biraz, azıcık. hüner, ustalık. 1. kaliteli şarabın elde edildiği yıl. 2. başarılı bir yıl. pabuç kadar çiklet. k. dili 1. azıcık, birazcık. 2. oldukça. 1. bir haftalık izin. 2. bir hafta sonra. k. dili 1. çok büyük: a whale of a difference çok büyük bir fark. 2. müthi ş, dehşet,ız yalan. zarars çok güzel: a whale of a novel müthiş bir roman. k. dili pek çok: A whole lot of people don´t approve of this. Pek çok ki şi bunu yığın, bir sürü: He laid a wodge of papers on the table. Masaya bir 1. bir hoş görmüyor. sürüdünya çap ında bir güç. bir parça: a wodge of chocolate koca bir pol. evrak koydu. 2. koca/iri i. 1. A, İngiliz alfabesinin birinci harfi. 2. müz. la notası. 3. en yüksek not veya dili birinci s ınıf, klas; çok harf. s., k. en iyi kaliteyi simgeleyen kaliteli. k ıs. Alcoholics Anonymous. i. Adsız Alkolikler (alkolizmle savaşan bir grubun ad ı). k ıs. Artium Baccalaureus. i. lisans. z. i. sayıboncuğu, abaküs, çörkü. z., den. k ıçta, kıç tarafında. edat, den. gerisinde, arkas ında: abaft the beam kemerenin gerisinde. i., zool. abalon (bir deniz kabuklusu), Haliotis. f. 1. terketmek, b ırakmak: Don´t abandon me here! Beni burada bırakma! He abandoned shamanism and kapılma, a Muslim. Şamanizmi bırakıp i. 1. kendini (bir şeye) kaptırma, became kendini bırakma. 2. coşku. ümidi kesmek. kendini (bir şeye) kaptırmak/vermek: She abandoned herself to the music. terketmek. ğe kaptırdı. You´ve abandoned yourself to drink. gemiyi Kendini müzi s. 1. terkedilmiş, bırakılmış, metruk. 2. coşkulu, coşkun. 3. ahlaksız; utanmaz. i. 1. terk, b ırakma. 2. bak. abandon 2. f. -in kibrini k ırmak; alçaltmak. kendini alçaltmak. i. (-in) kibrini k ırma; alçaltma. f. utandırmak, -in gururunu incitmek. s. utandırılmış, gururu incitilmiş. z. utanarak, gururu incitilmi ş bir halde. f. 1. azalmak; hafiflemek: The wind had abated. Rüzgâr hafiflemi şti. 2. azaltmak; hafifletmek: This will abate the fever. Bu ate şi düşürür. i. 1. azalma; indirilme; hafifleme. 2. azaltma; indirme; hafifletme. i., İng. mezbaha, kesimevi.

abbess abbey abbot abbr abbreviate abbreviation ABC´s ABCs abdicate abdication abdomen abdominal abdominal cavity abdominal region abduct abduction abed abelia aberrant aberration abet abetment abetter abettor abeyance abhor abhorrence abhorrent abide abiding ability abject abjure Abkhas Abkhas Abkhasia Abkhasian Abkhasian Abkhaz Abkhaz Abkhazia Abkhazian Abkhazian abl ablative ablative ablaze

i. (kadınlar manastırında) baş rahibe. i. manastır. i. (erkekler manast ırında) başkan, başkeşiş. k ıs. 1. abbreviation kıs. (kısaltma). 2. abbreviated kıs. (kısaltılmış). f. k ısaltmak. i. 1. k ısaltma, bir sözcüğün veya söz grubunun kısaltılmış şekli. 2. k ısaltma, kısaltma işi. alfabe. 2. abece, alfabe, bir işin en önemli bilgileri: i., çoğ., k. dili 1. abece, He still hasn´t bak. ABC´s.ABC´s of the job. İşin abecesini hâlâ sökemedi. i., çoğ., k. dili, learned the f. 1. (kral/kraliçe) tahttan çekilmek, tac ını ve tahtını terketmek; yüksek bir mevkiden çekilmek. tac ını ve tahtını terketme; yüksek (tac ını ve tahtını) i. 1. tahttan çekilme, 2. (kral/kraliçe) (tahttan) çekilmek, bir mevkiden çekilme.1. kar ın. 2. (böcek gövdesinde) karın. i., anat. 2. (tahttan) çekilme; (yüksek bir mevkiden) çekilme. 3. s., anat. 1. karna ait. 2. (böcek gövdesindeki) karna ait. karın boşluğu. karın bölgesi. f. (birini) kaç ırmak. i. (birini) kaç ırma. z., eski yatakta. i., bot. abelya, Abelia. s. 1. anormal. 2. istisnai. i. 1. (doğru/doğal/normal olandan) sapma. 2. ruhb., gökb. sapınç, aberasyon. 3. 1. sapkı. f. (--ted, --ting)tıb. yardakç ılık etmek; kışkırtmak, tahrik etmek. 2. yardımda bulunmak. ılık etme; kışkırtma, tahrik etme. 2. yardımda bulunma. i. 1. yardakç i., bak. abettor. i. 1. yardakç ı; kışkırtıcı. 2. yardımda bulunan biri. i., huk. 1. uygulanmama: That rule has since fallen into abeyance. Sonra o (--red, uygulanmasından vazgeçildi. 2. sahipsiz kalma/olma, f. kuralın--ring) iğrenmek; iğrenip uzak durmak. i. iğrenme; iğrenip uzak durma. s. iğrenç. f. 1. by -e göre hareket etmek/davranmak; (vaade/karara) sad ık kalmak. 2. kalıcı,uymak, baki. s. by -e daimi; -e riayet etmek. 3. çekmek, tahammül etmek; -e i. yetenek, kabiliyet; dirayet. s. 1. rezil, berbat (bir durum); son derece kötü: She had never seen such abject poverty. Hiç öyle bir sefalet görmemi şti. He was an abject liar. Son f. yemin ederek vazgeçmek/reddetmek/inkâr etmek. i. (çoğ. Ab.khas) bak. Abkhaz 1. s., bak. Abkhaz 2. i., bak. Abkhazia. i., bak. Abkhazian 1. s., bak. Abkhazian 2. i. 1. (çoğ. Abkhaz) Abhaz. 2. Abhazca. s. 1. Abhaz. 2. Abhazca. i. Abhazya. i. 1. Abhaz. 2. Abhazca. s. 1. Abhaz. 2. Abhazca. k ıs. ablative. s., dilb. -den haline ait; -den halindeki. i., dilb. -den halindeki sözcük/sözcük grubu. s. 1. yanmakta olan, alevler içinde; tutu şmuş. 2. ışıl ışıl ışıldayan; pırıl pırıl parlayan.

able able-bodied ablute ablution ably ABM abnegate abnegation abnormal abnormality abnormally abnormity abo aboard aboard abode abode abolish abolition A-bomb abominable abominate abomination aboriginal aboriginal aborigine aborigines abort abortion abortionist abortive aboulia abound about about about About face! About ship! about-face about-face about-ship about-turn about-turn above above above above

s. yetenekli, kabiliyetli. s. sağlıklı, sıhhatli. f., şaka y. 1. yıkanmak. 2. yıkamak. i. aptes, gusül, yıkanma. z. ustaca, ustalıkla. k ıs. antiballistic missile. f. 1. feragat etmek; vazgeçmek; feda etmek; (sorumluluktan) kaçmak. 2. inkâr etmek, reddetmek. i. 1. feragat etme; vazgeçme; feda etme; (sorumluluktan) kaçma. 2. inkâr etme, reddetme. s. anormal. i. anormallik. z. anormal bir şekilde. i., bak. abnormality. i., aşağ. yerli, ataları çok eski çağlardan bu yana Avustralya´da yaşamış olan biri. z. (taşıt için) içinde, -de; (taşıt için) içine, -e: All aboard! Haydi binin! edat (taşıt için) içinde, -de: He was aboard the train. Trendeydi. i. 1. ikametgâh, ev. 2. (bir yerde) ikamet etme, oturma. f., bak. abide (4), (5), (6). f. kaldırmak, lağvetmek, ilga etmek; feshetmek. i. kaldırma, lağıv, ilga; fesih. i. atom bombas ı. s. 1. iğrenç, menfur. 2. çok kötü, berbat, pis. f. 1. iğrenmek, nefret etmek. 2. hiç sevmemek, nefret etmek. i. 1. iğrenç/menfur bir şey. 2. iğrenme, nefret etme. i. asıl yerli, ataları çok eski çağlardan bu yana belirli bir yerde yaşamış olan biri. eski ça ğlarda var olan; çok eski çağlardan kalan. 2. ataları çok s. 1. çok eski çağlardan bu1. i., bak. aboriginal yana belirli bir yerde yaşamış olan. i., çoğ. asıl yerliler, ataları çok eski çağlardan bu yana belirli bir yerde ya1. (dölütü) dü şürtmek/almak; -in dölütünü düşürtmek; (dölütü) f. şamış olanlar. düşürmek. 2. (henüz başlanmışken)(dölütü) vermek. 3. düşük yapmak. 4. i. 1. dölüt dü şürtme/alma, kürtaj. 2. -e son düşürtme/alma. 3. başarısızlık. 4. ask., bilg. (uçuşu/işlemi) yarıda kesme. 5. ask., bilg. i. kürtajc ı. s. başarısız. i., İng., ruhb., bak. abulia. f. (in/with) (bir yerde) bol/çok olmak. edat 1. hakk ında, ile ilgili, üzerine, üstüne: I know nothing at all about you. Senin hakk ında hiçbir şey bilmiyorum. I have doubts about them. about z. 1. aşağı yukarı, yaklaşık, az çok; hemen hemen, neredeyse: at Onlar six o´clock saat alt ı sularında. Come about midnight. Gece saat on iki s. ask. Geriye dön! den. Alesta tiramola! i. 1. ask. geriye dönü ş. 2. eskiden savunduğunun tersini savunmaya baask. geriye dönmek. f., şlama. f. (--ped, --ping) den. tiramola etmek. i., İng., bak. about-face 1. f., İng., bak. about-face 2. edat 1. üstünde; üstüne: She was then living in a room above the store. O zamanlar ıda; yukarıdaki: She lives above. Yukarıda oturuyor. He was z. 1. yukardükkân ın üstündeki bir odada oturuyordu.That was above and sitting on the branch above. Yukar ıdaki daldayazıda) eserin bundan A i. 1. the (bir sayfada) yukar ıda yazılanlar; (bir oturuyordu. 2. yukarıya: öncesinde yazıki, yukarıdaki, (sayfanın) yukarısında bulunan; daha önceki s. 1. the yukar ılanlar: As soon as you´ve read the above, give me a call. (bölüm/paragraf/sat ır/sayfa): The above picture depicts the city in 1782.

above all above all above average above average above par above sea level aboveboard aboveboard aboveground above-mentioned abovementioned abovestairs abrade abrasion abrasive abrasive abreast abridge abridgement abridgment abroad abroad abrogate abrogation abrupt abruptly abruptness abscess abscess abscessed abscissa abscond absence absence of mind absence without leave absent absent absent o.s. absent without leave absentee absentee absentee ballot absentee landlord absentee voter absenteeism absently absentminded

her şeyden önce, her şeyden çok. bilhassa, özellikle. ortalaman ın üstünde. vasatın üstünde. tic. yazılı değerin üstünde. deniz seviyesi üstünde. s. 1. dürüst: Be aboveboard with me! Benimle aç ık konuş! 2. yasal, kanuna ayk şekilde. z. dürüst birırı olmayan: It´s completely aboveboard. Tamamen yasal bir s. yerüstü, zemin üstündeki. s. the yukar ıda söz edilen/adı geçen; daha önce söz edilen/adı geçen: It contains an illustration of the above-mentioned picture. İçinde, yukarıda i. the yukar ıda söz edilen/adı geçen şey/kişi; yukarıda adı geçenler; daha önce söz edilen/adupstairs.şey/kişi; daha önce adı geçenler. z., s., i., İng., bak. ı geçen f. aşındırmak. i. 1. s ıyrık. 2. aşındırma; aşınma; abrasyon. s. 1. sinirlendirici, rahats ız edici. 2. aşındırıcı, abrasif. i. aşındırıcı, abrasif. z. yan yana, ayn ı hizada; başabaş. f. 1. (yazılı bir eseri) kısaltmak. 2. azaltmak. i., İng., bak. abridgment. i. 1. yazılı bir eserin kısaltılmış şekli: I don´t read abridgments of novels. Romanların kısaltılmış şeklini okumam. 2. you ever been kısaltma. 3. z. 1. yurtd ışında, dışarıda; yurtdışına: Have(yazılı bir eseri) abroad? Hiç yurtdışına çıktın mı? 2. ev dışında; ortada: That animal ventures abroad i. yurtdışındaki yerler, yurtdışı: Is there any news from abroad? Yurtdışından bir haber varkald ırmak. f. iptal etmek, feshetmek; mı? i. iptal, fesih; kald ırma. s. 1. ani, birdenbire oluveren, apans ız, ansız: They made an abrupt departure. Gitmeleri ani oldu. 2. k k ısa ve ters bir şekilde. an abrupt bir z. 1. aniden, birdenbire, birden. 2.ısa ve ters: He gave me 3. dik/sarpreply. şekilde. 2. k ısa ve ters oluş. 3. diklik, sarplık. i. 1. anilik. i. apse. f. apse olmak. s. apseli, apse olmu ş. çoğ. --s (äbsîs´ız)/--e (äbsîs´i) i., mat. apsis. f. (bir suçtan dolayı) kaçmak, sıvışmak. i. 1. yokluk, bulunmama: We felt her absence. Yoklu ğunu hissettik. He returned after an absence of six months. Alt ı aylık bir aradan sonra dalgınlık. ask. (tekrar dönmek üzere görev yerinden) izinsiz olarak ayr ılma. s. 1. (bir yerde bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan (kişi); (orada art f. ık) bulunmayan (kişi): How many people are absent today? Bugün kaç 1. ç ıkmak, gitmek: I shall absent myself. Çıkacağım. He absented himself for adönmek üzere görev yerinden) izinsiz olarak ayr ılmış olan. ask. (tekrar few days. Birkaç gün yoktu. 2. from -den uzak durmak, -e i. (bir yerde bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan kişi/şey, hazır olmayan kişi.bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan (kişi). s. (bir yerde posta yoluyla verilen oy. kiraya verdiği gayrimenkulden uzakta yaşayıp onunla pek ilgilenmeyen mülk sahibi. oy veren seçmen. posta yoluyla i. 1. (işe, okula v.b.´ne) devamsızlık. 2. kiraya verdiği gayrimenkulden uzakta ya şayıp onunla pek ilgilenmeme. z. dalgın dalgın. s. dalgın.

absinth absinthe absolute absolute majority absolute majority absolutely absolution absolutism absolutist absolutist absolve absorb absorbable absorbed absorbency absorbent absorbent absorber absorbing absorption absorptive abstain abstainer abstemious abstemiously abstemiousness abstention abstinence abstinent abstract abstract abstract abstract art abstract expressionism abstract number abstracted abstraction abstruse absurd absurd absurdity absurdly Abu Dhabi abulia abundance abundant abundantly

i., İng., bak. absinthe. i. apsent. s. 1. tam, eksiksiz: His trust in them was absolute. Onlara olan güveni tamdı. ğunluk.mutlak, saltık, sınırsız: absolute monarchy mutlak monarşi. salt ço 2. pol. salt çoğunluk. z. 1. (äb´s ılutli) (nitelediği sözcükten önce gelince) çok, bayağı: You´re absolutely(günah) Allah taraf ından affedilme; (günah için) af. 2. acıktık! 2. i. 1. Hrist. right! Çok hakl ısın! We´re absolutely famished! Çok aklama, beraat saltç ılık, 3. from (bir sorumlulu ğu/yükümlülüğü) yerine getirmekten i., pol. ettirme. mutlakıyet. s., pol. saltç ı. i., pol. saltç ı. f. 1. Hrist. Allah ad ına (günahı) affetmek. 2. affetmek. 3. aklamak, beraat ettirmek. 4. from (birini) (bir sorumlulu ğu/yükümlülüğü) yerine getirmekten f. 1. (s ıvıyı/gazı/ışığı/sesi) soğurmak, içine çekmek, emmek, absorbe etmek. 2. ö ğrenmek. 3. (dikkati/enerjiyi/zamanı/parayı) almak; (enerjiyi) s. soğurulabilecek, emilebilecek; soğurulabilen, emilebilen. s. tüm dikkatini bir şeye vermiş. i. soğurganlık, emicilik. s. soğurgan, emici, absorban: absorbent cotton hidrofil pamuk. i. soğurgan, emici, absorban. i. soğurucu, emici, absorplayıcı. s. insanın tüm dikkatini toplayan; sürükleyici. i. 1. soğurma; soğrulma; absorpsiyon. 2. öğrenme. 3. (dikkati/enerjiyi/zaman ı/parayı) alma; (enerjiyi) emme. 4. içine alma, s. soğurucu, emici. f. 1. from (bir şeyi) yapmamak: He´s decided to abstain from alcohol. İçki içmemeye karar verdi. 2. oy vermemek, çekimser kalmak. 3. içki i. 1. içki içmeyen biri. 2. oy vermeyen biri, çekimser kalan biri. s. (özellikle yeme içme konusunda) kendini tutan; a şırıya kaçmayan; aşırılıklar bulunmayan. konusunda) kendini tutarak; a şırıya kaçmadan. z. (özellikle yeme içme i. (özellikle yeme içme konusunda) kendini tutma; a şırıya kaçmama, riyazet. i. 1. çekimser oy; oy vermeme, çekimser kalma. 2. from (bir şeyi) kasten yapmama. (bir şeyi) yapmama, riyazet; (yeme içme konusunda) kendini i. 1. (from) tutma. 2. k ıran, riyazetçi. s. nefsini içki içmeme. 3. cinsel riyazet. s. soyut, abstre. i. 1. özet. 2. soyut sanat eseri. f. 1. (äb´sträkt) özetlemek, özet haline getirmek. 2. (äbsträkt´) kafas ını meşgul etmek. 3. (äbsträkt´) çalmak, aşırmak. 4. (äbsträkt´) soyutlamak. soyut sanat. soyut ekspresyonizm. mat. soyut sayı. s. dalgın. i. 1. soyut kavram, soyutlama. 2. soyutlama, soyutlama eylemi. 3. dalgınlık, düşünceye dalmış olma. 4. s. kavranmas ı zor, anlaşılması güç. güz. san. soyutluk. 5. soyut sanat s. saçma, abes, absürd. i. i. 1. saçma olma, saçmal ık, abeslik. 2. saçmalık, saçma söz/davranış. z. 1. saçma bir şekilde. 2. k. dili çok, feci derecede: She´s absurdly rich. Feci derecede zengin. Abu Dabi. i., ruhb. abuli. i. 1. bolluk, çok olma. 2. bereket, bolluk. 3. refah, varl ık ve rahatlık. s. 1. bol, çok. 2. bereketli; feyizli. z. bol/çok miktarda: The fruit trees were now bearing abundantly. Meyve ağaçları artık çok verimli olmuştu.

abuse abuse abuse o.s. abusive abut abutment abysmal abyss AC acacia academic academic academician academy acanthus accede accede to the throne accelerate acceleration accelerator accent accent accentuate accept

i. 1. yetkiyi/görevi kötüye kullanma, suiistimal; do ğru olmayan bir şekilde kullanma; gere ği gibi kullanmama; istismar. 2. kötüleme. 3. kötü f. 1. (yetkiyi/görevi) kötüye kullanmak, suiistimal etmek; do ğru olmayan bir şekilde kullanmak; gereği gibi kullanmamak; istismar etmek. 2. mastürbasyon yapmak. s. 1. kötüleyici; kötü sözlerle dolu; kötü sözler söyleyen. 2. kötü (davran --ting) 1. (on/upon) (-e) biti şmek, bitişik olmak. 2. against -e f. (--ted,ış). dayanmak. i. 1. (köprünün k ıyıya dayandığı yerdeki) ayak. 2. bitişme yeri. 3. bitişme. 4. dayanma. kötü, feci. s., k. dili çok i. dipsiz gibi görünen yer; uçurum. k ıs. alternating current. i. dalgalı akım. i., bot. 1. mimoza, akasya, Acacia. 2. akasya, yalanc ı akasya, Robinia pseudoacacia. 2. teorik, kuramsal. 3. pratik de ğeri/önemi olmayan. 4. s. 1. akademik. resmi, kitabi. ğretim görevlisi. i. üniversite ö i. 1. üniversite ö ğretim görevlisi. 2. akademi üyesi, akademisyen. i. akademi; yüksekokul. i., bot. ayı pençesi, akantus, akant, Acanthus. f. to 1. -e razı olmak. 2. (hükümdar) (tahta) çıkmak. tahta ç ıkmak. f. hızlandırmak; hızlanmak, ivmek. i. hızlandırma; hızlanma, ivme. i. gaz pedalı. i. 1. dilb. vurgu, aksan. 2. dilb. vurgu i şareti. 3. şive. f. vurgulamak. f. vurgulamak.

f. 1. kabul etmek; razı olmak; kabullenmek. 2. (bir şeyi) teslim almak. accept/assume responsibility for -in sorumlulu ğunu üzerine almak. s. kabul edilir, makbul. acceptable i. 1. kabul. 2. (bir şeyi) teslim alma. acceptance i. 1. giriş, geçit. 2. to (biriyle) görüşme imkânı; (bir şeyden) faydalanma access hakk ı/imkânı: He has access ulaşılabilir olma. 3. görüşülebilir olma. 4. i. 1. ulaşılabilirlik. 2. kolaylıkla to him. İstediğinde onunla görüşebilir. 3. accessibility accessible accessible to the public accession accessory accessory after the fact accident accident victims accidental accidentally accident-prone acclaim acclaim acclamation acclimate acclimation acclimatise acclimatization acclimatize kolaylıkla görüşülebilir olma. ulaşılabilen. 3. görüşülebilen. 4. kolaylıkla s. 1. ula şılabilir. 2. kolaylıkla 5. to -den etkilenebilir olma. görüşülebilen. 5. to -den etkilenebilir. halka aç ık.

i. 1. (tahta) ç ıkma. 2. (bir müze veya kütüphanenin koleksiyonuna) yeni al1. aksesuar, eklenti: These are accessories for the new machine. i. ınan eşya, kitap v.b. Bunlar yeni makinenin aksesuarlar ı. 2. (kadın giysisini bütünleyen) huk. suç işlendikten sonra suç ortağı olan kimse. i. 1. kaza (kötü olay). 2. rastlant ı. 3. fels. ilinek, araz. kazaya u ğrayanlar. s. 1. kaza eseri olan, yanl ışlıkla olan. 2. tesadüfen meydana gelen. 3. fels. ilineksel. z. 1. kazara, yanlışlıkla. 2. tesadüfen. s. hep kazaya u ğrayan; sakar. f. 1. bağırarak/alkışlayarak/tezahüratla (birini) (bir şey) ilan etmek: They acclaimed himış. 2. tezahürat. bir tezahüratla onu imparator ilan ettiler. i. 1. övme, alk emperor. Büyük i. 1. bağırarak/alkışlayarak/tezahüratla ilan etme. 2. tezahürat. 3. övme, alk ış. f. 1. alıştırmak, intibak ettirmek: I´m acclimating myself to the customs here. Kendimi intibak ettirme. 2. alışma, intibak2. (to) (-e) alışmak, intibak i. 1. alıştırma, buradaki âdetlere al ıştırıyorum. etme. f., İng., bak. acclimatize. i. 1. alıştırma, intibak ettirme. 2. alışma, intibak etme. f. 1. alıştırmak, intibak ettirmek. 2. alışmak, intibak etmek.

accolade accommodate accommodate o.s. to accommodate one´s pace/step to accommodate their differences accommodating accommodation accommodation ladder accompaniment accompanist accompany accomplice accomplish accomplished accomplishment accord accord accordance accordant according as according to according to all accounts according to Hoyle according to one´s own lights according to plan accordingly accordion accordion accost account account book accountable accountant accounting accounts payable accounts receivable accrue accumulate accumulation accuracy accurate accusation accusative accusative accuse accused accustom

i. 1. ödül. 2. övgü: It received accolades from all the newspapers. Tüm gazetelerden övgüler ald The cell had lastly accommodated a drunkard. f. 1. almak, bar ındırmak: ı. Hücre en son bir ayya şı barındırmıştı. This room can accommodate four -e ayak uydurmak, -e uyum sa ğlamak. birine ayak uydurmak. aralarındaki anlaşmazlıkları uzlaşma yoluyla gidermek. s. uysal, yumu şak başlı. i. 1. kalacak yer: In that region accommodation for the traveler is hard to find. borda iskelesi. den. O bölgede konaklama yeri zor bulunur. 2. uzla şma: Have you i. 1. müz. e şlik. 2. to -e eşlik eden şey: It´s a nice accompaniment to the roast. Rostoyla beraber güzel. i., müz. e şlik eden kişi, eşlikçi. f. 1. eşlik etmek, refakat etmek, beraberinde gitmek. 2. müz. eşlik etmek, refakat etmek. 3. ile beraber (bir şey) yapmak: He accompanied the curse i. suç orta ğı. f. başarmak, becermek, üstesinden gelmek. s. 1. işini iyi bilen, usta. 2. sosyetenin görgü kurallarını ustalıkla uygulayabilen.becerme, üstesinden gelme. 2. başarı, başarılan iş. 3. i. 1. başarma, marifet. devlet aras ında olan) anlaşma. 2. uyum, ahenk. 3. uyuşma, i. 1. (iki mutabakat. uymak, ile ba ğdaşmak, -e uygun olmak/gelmek. 2. with -e f. 1. with -e yak ışmak, -e uygun gelmek/düşmek. 3. vermek:them were delayed for i. verme: The accordance of these privileges to He accorded them that five years. Bu imtiyazlar ın onlara verilmesi beş senelik bir gecikmeye s. bağ. -e göre. z. 1. İki seçeneği olan bir durumu belirtir: You can stay or go, according as you uygun olarak: veya gidebilirsin, nas ıl istersen. It can edat 1. -e göre, -elike. KalabilirsinArrange yourselves according to your height! Boy s ırasına girin! 2. -e göre, (birinin) dediğine/gösterdiğine göre, tüm anlattıklarına göre: He was drunk, according to all accounts. Tüm anlattıklarına göre sarhoştu. usulüne göre, usulen. kendi inançlar ına göre. planlandığı gibi, planlanana uygun bir şekilde. z. 1. ona göre, öyle, öylece: He told me to shoot him, and I acted accordingly. i. akordeon. Kendisini vurmam ı istedi; ben de öyle yaptım. 2. bu yüzden, s. akordeon gibi aç ılıp katlanan, akordeon: accordion door akordeon kapı. f. 1. yakla şıp/gidip (birine) bir şey söylemek. 2. para karşılığında seks teklif etmek. i. 1. hesap. 2. röportaj; (birinin) anlatt ığı. f. for -i anlatmak, -i açıklamak, -i izah etmek. hesap defteri. s. sorumlu. i. muhasebeci. i. muhasebe. tic. alacaklılar hesabı. tic. borçlular hesab ı. f. 1. birikmek. 2. to -e gelmek: What advantages will accrue to us from this? Bunun bize ne gibi faydalar ı olacak? f. toplamak, biriktirmek; toplanmak, birikmek, y ığılmak. i. 1. birikim, birikme. 2. birikinti. i. 1. doğruluk. 2. yanlış yapmamaya özen gösterme. s. 1. doğru, tam. 2. yanlış yapmamaya özen gösteren. i. suçlama. s., dilb. -i haline ait; -i halindeki. i., dilb. -i halindeki sözcük/sözcük grubu. f. suçlamak, itham etmek. s. sanık. f. alıştırmak.

ace ace an exam acetone acetylene ache achieve achievement acid acknowledge acknowledgment acne acorn acoustics acquaint acquaint o.s. with acquaintance acquiesce acquire acquisition acquisitive acquit acquit o.s. well acquittal acre acrid acrobat acrobatic acrobatics acronym across across the board across the way act act as act in unison act on a suggestion act on s.o.´s advice act up acting action activate activation active active service active verb activism activist

i. 1. isk. as, birli. 2. k. dili uzman, eksper. s., k. dili i şinin ehli, as. f. k. dili s ınavda (dokuz ila on arasında) yüksek bir not almak. i. aseton. i. asetilen. i. ağrı, sızı, acı. f. ağrımak, sızlamak, acımak. f. başarmak, yapmak; elde etmek, kazanmak. i. 1. başarı. 2. elde etme, kazanma. i. asit. s. 1. asit. 2. i ğneleyici: an acid remark iğneleyici bir söz. f. 1. (bir gerçe ği) kabul etmek. 2. (bir şeyin alındığını/farkedildiğini) bildirmek. i. 1. (bir gerçe ği) kabul etme. 2. (bir şeyin alındığını/farkedildiğini) bildirme. 3.akne, ındı. i. tic. al ergenlik. i. meşe palamudu. i. akustik. f. 1. bilgi vermek, haberdar etmek. 2. tan ıtmak: This book is designed to acquaint its readers with new developments in the field of genetic hakk ında bilgi edinmek. i. tanıdık, tanış. f. boyun e ğmek, katlanmak, kabullenmek. f. 1. elde etmek, edinmek, almak. 2. kazanmak: acquire a bad reputation kötü bir etme, edinme, alma. 2. kazanma. 3. elde edilen şey, edinti. i. 1. eldeşöhret kazanmak. s. bir şeyler elde etmeye çok hevesli, mal canlısı, açgözlü. f. (--ted, --ting) aklamak, temize ç ıkarmak, beraat ettirmek. yüzünün ak ıyla çıkmak. i. aklanma, beraat. i. 0,404 hektarlık arazi ölçü birimi. s. acı, ekşi, keskin. i. akrobat, cambaz. s. akrobatik. i. akrobatlık, cambazlık. i. birkaç kelimenin ba ş harflerinin veya ilk hecelerinin birleşmesiyle meydana gelenından öbür tarafına: He stretched a rope across the river. edat 1. bir taraf kelime: NATO, UNESCO. Nehrin bir taraf ından öbür tarafına bir ip gerdi. 2. karşısında: Serra lives herkesi ayn ı derecede etkileyen (ücret/vergi). yolun öte taraf ında, karşı tarafta. i. 1. hareket, eylem. 2. kanun, yasa. 3. tiy. bölüm, perde. 4. rol yapma, oyun. f. 1. rol yapmak,yapmak. 2. harekete geçmek. 3. davranmak, başkasının vazifesini oynamak. birlikte hareket etmek. yapılan teklife göre davranmak. birinin sözüne uymak, birinin sözüne göre hareket etmek/davranmak. yaramazlık etmek, gösteriş yapmak. i. oyunculuk. s. vekâlet eden, vekil: acting president ba şkan vekili. i. 1. hareket, eylem. 2. etki. f. 1. harekete geçirmek, hareketlendirmek. 2. harekete geçmek, hareketlenmek. i. 1. harekete geçirme, hareketlendirme. 2. harekete geçme, hareketlenme. s. 1. faal, hareketli, aktif. 2. dilb. etken. askerlik hizmeti. dilb. etken fiil. i. eylemcilik. i. eylemci.

activity actor actress actual actuality actually acumen acupuncture acute acute angle acute angle AD ad adage Adam adamant adamantly adapt adapt o.s. to adaptable adaptation adapter adaptor add add fuel to the flames add spice to add up add up to addendum addict addict adding machine addition additional additive addled address address a remark to addressee adduce adept adequacy adequate adhere adherence adherent adhesion

i. faaliyet, etkinlik. i. aktör, oyuncu. i. aktris, kad ın oyuncu. s. gerçek, do ğru. i. gerçek, hakikat. z. aslında; gerçekten. i. çabuk kavrama yetene ği, keskin zek-â. i. akupunktur. s. 1. keskin. 2. t ıb. akut, hâd. 3. tiz. geom. dar aç ı. geom. dar aç ı. k ıs. Anno Domini M.S. (milattan sonra), İ.S. (İsa´dan sonra). i. ilan, reklam. i. atasözü. i. Âdem Baba, Âdem. Adam´s apple anat. âdemelmas ı. s. son derece kararlı, katı. z. inatla, katı bir şekilde. f. 1. uyarlamak, adapte etmek. 2. al ışmak, intibak etmek. -e kendini alıştırmak. s. yeni ko şullara adapte olabilen/uyarlanabilen. i. 1. uyarlama, adaptasyon. 2. al ışma, intibak. i. 1. elek., mak. adaptör. 2. uyarlay ıcı, adapte eden. i., bak. adapter. f. 1. eklemek, ilave etmek; katmak. 2. toplamak. k. dili yang ına körükle gitmek. k. dili -i canland ırmak, -i ilginçleştirmek. 1. toplamak. 2. k. dili makul olmak, akla yak ın olmak. 1. -e varmak, (bir yekûn) tutmak. 2. k. dili ... anlam ına gelmek: What it adds up to is that you´re not coming. Gelmeyeceksin anlam çoğ. ad.den.da (ıden´dı) i. ilave, ek; ilave edilecek şey/söz. ına geliyor. i. bağımlı, müptela; tiryaki: drug addict uyuşturucu bağımlısı. cigarette addict sigara tiryakisi. f. alıştırmak. hesap makinesi. i. 1. ekleme, ilave. 2. ek, ilave. 3. mat. toplama. s. biraz daha, ilave edilen, eklenilen. i. 1. katk ı. 2. katılan kimyasal madde, katkı maddesi. s. toplamsal, ilave olunacak. s. 1. sersem, şaşkaloz. 2. cılk (yumurta). i. 1. (veya ä´dres) adres. 2. söylev, nutuk. f. 1. hitap etmek. 2. adres yazmak.bir söz yöneltmek. (birine) i. alıcı, kendisine mektup/paket gönderilen kimse. f. (kanıt) ileri sürmek. s. (at/in) usta, çok becerikli; mahir. i. (ä´dept) usta, i şinin ehli. i. yeterlilik, kifayet. s. yeterli, kâfi. f. to 1. -e yap ışmak. 2. -e sadık kalmak, -e bağlı kalmak. i. 1. yapışma. 2. bağlılık. i. taraftar, yanda ş. i. 1. yapışma. 2. to -e bağlı kalma, -e sadık kalma, -e uyma.

adhesive adhesive tape adj. adjacent adjective adjoin adjoining adjourn adjust adjust o.s. to adjustment administer administer an oath administration administrative administrator admirable admiral admiration admire admirer admiring admissible admission Admission free. admit admit of admittance admonish admonition admonitory ado adolescence adolescent adopt adopted child adopted child adoption adorable adoration adore adorn adornment adrift adroit adsorb adsorbent

s., i. yap ışkan, yapıştırıcı. (yapıştırıcı) bant. k ıs. adjacent, adjective, adjustment. s. (to) (-e) bitişik, bitişikteki; komşu. i., dilb. s ıfat. f. bitişik olmak. s. bitişik, bitişikteki, yan, yandaki. f. 1. oturuma son vermek. 2. (toplant ı/oturum) sona ermek, bitmek. 3. (bir başka yere) geçmek. f. ayar etmek, ayarlamak. kendini -e alıştırmak. i. 1. ayarlama. 2. kendini al ıştırma. 3. tic. tazminat miktarının sigortalı ve sigortac ı arasında etmek. f. yönetmek, idare kararlaştırılması. yemin ettirmek, ant içirmek. i. yönetim, idare. s. idari, yönetimle ilgili, yönetimsel. i. yönetici, idareci. s. takdire de ğer, beğenilecek, çok güzel. i. amiral. i. takdir, be ğenme. f. takdir etmek, be ğenmek; hayran olmak, hayran kalmak. i. takdir eden, be ğenen; hayran. s. takdir ettiğini belirten; hayran, hayranlık gösteren. s. kabul edilebilir. i. 1. içeri alma; kabul; giri ş. 2. giriş ücreti, giriş. 3. itiraf. Giriş serbest. f. (--ted, --ting) 1. içeri almak, almak; kabul etmek: They won´t admit you. Seni içeri sokmazlar. 2. itiraf etmek. imkân vermek. i. kabul; giriş. f. tembih etmek; kula ğını çekmek. i. tembih; kula ğını çekme. s. uyarı niteliğinde. i. insanı yoran hazırlıklar; koşuşmalar. i. ergenlik, ergenlik ça ğı. s., i. ergen, ergenlik ça ğında olan (genç). f. 1. evlat edinmek. 2. edinmek, benimsemek. evlatlık, manevi evlat. evlat edinilmiş çocuk, evlatlık. i. 1. evlat edinme. 2. edinme, benimseme. s. tapınılacak, çok güzel ve sevimli. i. tapınma, çılgınca sevme. f. 1. tapınmak, tapmak, çılgınca sevmek. 2. (Allaha) tapınmak, tapmak. f. süslemek, donatmak, donamak. i. 1. süsleme. 2. süs. s. s. usta, çok becerikli. f., kim. adsorbe etmek. i., s. adsorban.

adsorption adult adulterate adulterer adulteress adultery adv. advance advanced advanced in years advanced in years advancement advantage advantageous advent adventure adventurer adventuresome adventurous adverb adversary adverse adversity advertise advertise for s.o. advertisement advertising advertising agency advertize advertizement advertizing advice advisable advise adviser advisor advisory advisory committee advocate advocate adz adze Aegean aerial aerial view aerobics aerodrome

i., kim. adsorpsiyon. s., i. yetişkin; huk. ergin, reşit. f. içine yabanc ı madde katmak. i. zina yapan erkek. i. zina yapan kad ın. i. zina. k ıs. adverb. i. 1. ilerleme, ileri gitme. 2. yakla şım; teklif. 3. tic. avans. f. 1. ilerletmek; ilerlemek.ş, ileri. s. ilerlemi 2. artmak; art ırmak. 3. avans vermek. 4. ileriye almak. 5. yaşlı. a child who´s advanced for his age yaşına göre çok bilgili bir çocuk. yaşlı. i. ilerleme. i. 1. avantaj, üstünlük sa ğlayan şey. 2. yarar, fayda. s. avantajlı, yararlı, faydalı. i. geliş, varış. i. macera, serüven. i. 1. serüvenci, macerac ı. 2. dolandırıcı, dalavereci. s., bak. adventurous. s. 1. macerac ı, maceraperest. 2. maceralı. i., dilb. zarf, belirteç. i. 1. spor, isk. rakip. 2. dü şman. s. 1. kötü, elverişsiz. 2. menfaatine aykırı, aleyhte. i. 1. zorluk, güçlük, s ıkıntı. 2. sıkıntılı bir durum/zaman. f. 1. reklam ını yapmak. 2. ilan etmek. ilan arac ılığıyla eleman aramak. i. ilan, reklam. i. reklamc ılık. reklam ajans ı. f., bak. advertise. i., bak. advertisement. i., bak. advertising. i. nasihat, ö ğüt, tavsiye. s. ak ıllıca, makul, doğru. f. 1. tavsiye etmek, ö ğütlemek. 2. tic. bildirmek. ill-advised s. akılsız, tedbirsiz. i. danışman, müşavir; akıl hocası; rehber, kılavuz. i., bak. adviser. s. danışma kurulu. f. desteklemek, savunmak. i. 1. savunucu. 2. huk. avukat. i. keser. i., bak. adz. s. Ege. i. 1. anten. 2. havai. havadan görünü ş. i., s. aerobik. i., İng. havaalanı, havalimanı.

aerogramme aeroplane aerosol aesthete aesthetic aesthetics aestival afar afar off affable affair affect affect ignorance affectation affected affection affectionate affidavit affiliate affiliate affiliate o.s. with affiliated affiliation affinity affirm affirmation affirmative affix affix afflict afflicted affliction affluence affluent afford affront Afghan Afghanistan afield afire afloat afraid afresh Africa African after after a fashion

i. hava mektubu. i., İng., bak. airplane. i. sprey tüpü, aerosol. i. estet. s., i. estetik. i. estetik. s. yaza özgü. z. çok uzakta. s. rahat, dostça ve sokulgan. i. 1. sorun, mesele, iş. 2. k. dili şey (makine/eşya). 3. k. dili olay, skandal. f. 1. etkilemek, tesir etmek; dokunmak. 2. (hastal ık) zarar vermek: My arm is affected. Hastal ık koluma yayıldı. 3. gibi görünmek, yalancıktan cahillik taslamak, bilmezlikten gelmek. i. sahte tavır, yapmacık. s. 1. (hastalıktan) zarar görmüş. 2. sahte, yapmacık, yapmacıklı. i. muhabbet, şefkat, sevgi. s. sevgisini gösteren; şefkatli, sevecen, sevgi dolu. i., huk. yeminli ve yazılı ifade. f. bağlamak. i. (başka bir şirkete) bağlı olan şirket. ile bağ/ilişki kurmak. s. bağlı. i. bağlantı, ilişki. i. 1. benzerlik, benzer taraf. 2. sempati; sevgi. f. doğrulamak, tasdik etmek. i. doğrulama, tasdik. s. olumlu. i. olumlu cevap. f. 1. takmak; yap ıştırmak. 2. (imza) atmak; (mühür) basmak. i., dilb. önek veya sonek. f. 1. ac ı vermek, ıstırap vermek. 2. başına bela olmak. s. (zihinsel/bedensel bak ımdan) özürlü. i. dert; hastalık. i. zenginlik, refah. s. zengin, gönençli. f. 1. mali gücü yetmek, (bir şey için) parası olmak. 2. (bir şeyi) zarar görmeden küçük dü şüren davranış. f. hakaret etmek, angry. düşürmek. i. hakaret, yapabilmek: You can´t afford to make him küçük Onu i. Afganlı, Afgan. s. 1. Afgan. 2. Afganlı. i. Afganistan. z. k ıra, kırda, evden uzak. s. tutuşmuş; alevler içinde. z. s. z. yeniden. i. Afrika. i. Afrikalı. s. 1. Afrika, Afrika´ya özgü. 2. Afrikalı. edat 1. -den sonra. 2. için, yüzünden; -den dolay ı. 3. ardından: After them came the giraffes. Onlar ın ardından zürafalar geldi. s. sonraki. z. sonra. a şöyle böyle.

after all after all after the dust has settled after the fashion of afterlife aftermath afternoon aftershave aftertaste afterthought afterward afterwards again against against nature against s.o.´s will agave age age limit age limit aged ageless agency agenda agent agent provocateur agglomerate agglomeration aggrandise aggrandisement aggrandize aggrandizement aggravate aggregate aggression aggressive aggressor aggrieved aghast agile agility agility of mind agitate agitated agitation agitator aglow

bununla birlikte, yine de, buna ra ğmen. nihayet. 1. toz da ğıldıktan sonra. 2. ortalık sakinleşip herkes kendine geldikten sonra, ortalık yatıştıktan sonra. ... gibi, ... tarzında. i. ahret, öbür dünya. i. (kötü) sonuç. i. öğleden sonra. i. tıraş losyonu. i. ağızda kalan tat. i. sonradan akla gelen dü şünce. z., bak. afterwards. z. sonra, sonradan. z. tekrar, yine, bir daha. edat 1. kar şı: against the current akıntıya karşı. a vaccine against the flu gribe karaykırı.aşı. 2. aleyhinde, karşı: a vote against the president doğaya şı bir birinin iste ğine karşı. i., bot. agave, agav, Agave. i. 1. yaş. 2. çağ, devir. yaş haddi. yaş haddi. s. 1. (eycd) ya şında: a girl aged four dört yaşında bir kız. 2. (ey´cîd) yaşlı, ihtiyar. 3. (ey´cîd) yıllanmış; eski. 2. eskimeyen. s. 1. yaşlanmayan, ihtiyarlamayan. i. 1. acente; ajans: travel agency seyahat acentesi. news agency haber ajansı. 2. devlet dairesi. i. gündem. i. 1. acente, temsilci. 2. ajan. çoğ. a.gents pro.vo.ca.teurs (^jan´ prôvôk^tör´) provokatör, kışkırtıcı ajan. i. aglomera. i. aglomerasyon. f., İng., bak. aggrandize. i., İng., bak. aggrandizement. f. büyütmek. i. büyütme. f. 1. kötüle ştirmek, zorlaştırmak, ağırlaştırmak, şiddetlendirmek: Don´t scratch that 2. agrega. aggravate it. O yaray ı kaşıma, azdırırsın. i. 1. toplam. sore; you´ll i. saldırganlık. s. saldırgan. i. saldırgan, saldıran. s. incitilmiş; mağdur. s. dehşet içinde, donakalmış. s. çevik. i. çeviklik. zekâ k ıvraklığı. f. 1. çalkalamak, çalkamak; kar ıştırmak. 2. heyecanlandırmak. 3. ruhb. ajite etmek. 4.ı.sallamak.ajite. s. 1. heyecanl 2. ruhb. i. 1. çalkalama, çalkama; ajitasyon. 2. heyecan. 3. ruhb. ajitasyon. 4. sallama. i. 1. k ışkırtıcı, tahrikçi, provokatör; eylemci, kampanyacı. 2. ajitatör, çalkalayıcı, karıştırıcı: washing machine agitator çamaşır makinesi s. parlak.

rahats ız. tic. tavır. razı olmak. 1. klimalı. (bir şey) (başka bir şeye) uymak. gaye. yard ım. AIDS. f. Ah!/Of! (Acı belirtir. hava freni. evvel: a long time ago çok zaman önce. havayolu. hava filtresi. uçmakta olan. rahatsızlık. uçaklar. i. i. Ah! (Özlem/be ğenme/pişmanlık/öfke/sevgi belirtir. 4. bak. ni şan almak. agonize. hastalık. hava kompresörü. havalı fren. hava. niyetinde olmak.). hava yoluyla ta şımak/götürmek. i. ziraat.). toz v. anlaşmak. k ıs.. (silah ı) (birine/bir yere) doğrultmak. yolcu uça ğı. z. maksat. i. . f. . 1. i. s. s. yardım etmek. iyi. tarım. uçak. hava kuvvetleri. 2. havadan gelen (mikrop. 2. 1. sözleşme. önce. f. amaçs ız. Vay! (Şaşkınlık belirtir. f. tıb. ileri. Anno Hegirae hicri. hava kirliliği. aydınlık. 1. i. mutabık olmak. çiftçi. i. amaç. havaalan ı.. uçak postas ı. hemfikir olmak. i. erken. ünlem 1. i.).ago agonise agonize agony agree agreeable agreement agricultural agricultural credit agriculture agriculturist aground AH ah ahead ahead of time AIDS aid Aids ail ailing ailment aim aim at aim to aimless air air base air brake air compressor air filter air force air force air pollution air pressure air raid air shaft airborne air-conditioned air-conditioner aircraft aircraft carrier airfield airlift airline airliner airmail z. hava sald ırısı.. uçak gemisi. İng. z. razı.. f.). 1. s. AIDS. i. i. (bir şeyi) (bir yere) fırlatmak. na ğme. rıza göstermek. 3. f. 3. klima. hasta. 3. 2.b. 2. rahats ız olmak. s. herkese söylemek. 1. ıstırap. i. s. hoş. hava kuvvetleri. i. i. i. hasta olmak. 2. iyi2.. havalandırmak. 2. 3. 2. f. geçinmek. havadan nakledilen. hava bas ıncı. bak. 1. hava köprüsü. hava boşluğu. ıstırap çekmek. (bir şey) i.. tıb. hava üssü. s. tarımsal. ileride. i. anlaşma.. tarım kredisi. f. yardımcı. zirai.

i. s. albeit painfully. beslenmeye ait. sindirim ayg ıtı. 3. de olsa: He is. 2.gae (äl´ci) i. i. çoğ. alarm. i. havaliman ı. 2. neşe ve çeviklik. suçun işlendiği sırada başka yerde bulunduğu şeklindeki iddiası. 1. 5. 1. i. 1. z.. şen. i. s. alkollü. 2. huk. i. She´s learning French. san ığın. Onlara eşit anat. cebir. havai. 2. s. inmek. sıraya koyma. tehlikeden haberdar etmek. sıraya koymak. sıralar arası yol. alkolik.. i. açık havada yapılan. ecnebi. i.. albüm. tahsilli de olsa. i. Kısacası. biri. canl ı. Cezayir´e özgü. i. i. z. f. yak ın: Her speech is akin to poetry. albeit an educated one. mazeret. 2. s. tetikte olan. soğutmak. Cezayirli. birinin saff ına geçmek. ba şka ad. Arnavutluk. albatr. şevk. Cezayirli. 1. tehlike işareti: fire alarm yangın zili. Söyledikleri şiire benziyor.. 1. alg. açık havada. bir çeşit bira. nafaka. az açık (kapı). Cezayir. uçuş pisti. yangın alarm ı. 2. al. olmayan. albinos. yabanc ı. korku. i. hücre gibi ve kapısız ufak oda. hava gibi hafif.s. 1. birbirine benzer: We´re alike in many ways. hava geçirmez. uyanık. uçak.airmail letter airplane airplane crash airport airstrip airtight airways airy airy-fairy aisle ajar akin alabaster alacrity alarm alarm clock alarm clock alas Albania Albanian albeit albino album alcohol alcoholic alcoholism alcove ale alembic alert alfresco alga algebra Algeria Algerian alias alibi alien alienate alight align align o. Arnavut. i. i. namı diğer: Cavit alias the Bear Cavit namı diğer Ayı. kaymakta şı. s. . bağ. korkutmak. Arnavutça.. i. havayollar ı. imbik. aralık. albino. f. i. konmak. fantezi. çevik. s. ünlem Eyvah!/Yazık! i. açık hava. i. (duvarda bulunan) niş. s. bir hava pratik 6. 1. . i. 1. aynı hizaya getirme. in short. uzaklaştırmak. f. i. çal ım satan. besleyici. hödü ğünçapar.e şit bir şekilde: Treat them alike. alkol. z. hayal mahsulü. geçenek. dili bahane. havadar. İng. 1. 2. 2. dili hiç veren. alkollü içki. 1. havaalanı. i. dehşete düşürmek. i. with alignment alike alimentary alimentary canal alimony uçak mektubu. ak şın. f. i. aynı hizaya getirmek. uçak kazas ı.. çalar saat. z. 4. Cezayir. s. k. alkol. benzer. 2. alkolizm. oyuk. mat. i. hayali. s. takma isim. deh şet. i. s. çalar saat. s. a boor. Birçok bak ımdan birbirimize benziyoruz. i. kendine k.

1.´s fears birinin endişelerini yatıştırmak. canlı.: He´s the Minister of Defense and the Minister of Education all in one. Hepimiz gittik. baştan. k. He worked all day. ba ğlılık. birden. hafifletmek: allay s.. kim. i. Yolun aç ık olsun! daha iyi. Hem Savunma Bakan ı. birdenbire. bununla birlikte. bütünüyle. tüm. altüst. alegori. k. alegorik. ani olarak. hepsi: All of us went. tamamen.o.. hem . dili ba ştan. (bir şeyin) girdisi çıktısı. i. ans ızın. f./Tamam. bütün. . Peki. birdenbire. 1..alive alkali all all along all along all along the line all at once all at once all but all but all day all in a tumble all in one all manner of all night long all of a sudden all of a sudden all over All right! All right. her şey göz önünde tutulursa. -den ba şka. öteden beri.(mektubun sonunda) En iyi dileklerimle! 2. diri. s. i. başından sonuna kadar.. boyunca. birdenbire. bütün gün. I´ll come. i. her çeşit. hep böyle.. (bir yerin) her taraf ı/yeri. f. birden. hayatta. d ışında hepsi: We have interviewed all but two of the candidates. hiç bitmeyecekmiş gibi gelen bir gece boyunca. yatıştırmak. daima. s. her alanda ba şarılı. zamans ız. Adaylar ın ikisi dışında hepsiyle görüştük. bitmiş. dili Aferin!/Ya şa be!/Çok iyi!/Harika! k. 2. gelirim. belirli bir müddetin ba şından sonuna kadar: She wasn´t surprised because she´d known it all the while. 2. 2. hep. iddia etmek. hep birden. s. Bütün güller dikenlidir. 1. i. tekrar. aniden. dili aklı başında. hepsi bir. her zaman.. All the best! all the better all the ins and outs of all the livelong night all the rest all the same all the same all the time all the way all the while all the year round all there all things considered all told all too soon All´s fair in love and war. i. bütün gece. hem de Eğitim Bakanıdır. her şeyi saran. aniden. s./Görünüşe aldanmamalı. dili Peki. tüm yıl boyunca. all round All that glitters is not gold. ans ızın. alkali. sadakat. hepsi: All roses have thorns. kalanların hepsi. az daha. az kalsın. her şey göz önüne alınırsa. Bütün gün çal ıştı. başından beri. . yekûn olarak. 1.. Aşkta ve savaşta her şey mubahtır.: All right. hem de . pek erken. sıra boyunca. 2. k. sabaha kadar. Parlayan her şey altın değildir. sağ. tamamen. Allah all-around allay allegation allege allegiance allegorical allegory all-embracing s. her zaman. iddia. (bir konunun/işin) tüm ayrıntıları. -den gayri hepsi. pek çok yeteneği olan: an all-around student dört dörtlük bir ö ğrenci. karmakar ışık. Ba ştan bildiği için şaşırmamıştı. 1. Allah.

i. s. k. s. i. ittifak. Beklenenden . s. den. cazibeli. İng. 1.. hemen hemen: This picture´s almost done. çekicilik. 1. her alanda başarılı kimse. s. Bu resim hemen hemen bitti. dar sokak. az kalsın. z. müsaade etmek. yapılmasında sakınca olmayan. mubah. i. alfabetik. uzakta. z. neredeyse: He almost died.). pol. dili. s. amerika timsah ı. İng. şimdiden. all-right. bütün gece aç ık olan (lokanta. i. alfabe. anıştırma. s. her şeyi kapsayan. dükkân v. i.daha erkeni s. Geç All right!. edat 1. 2. alfabe s ırasına göre dizilmiş: The words are in alphabetical order. kald ın. 3.b. alerjik. benzer. tahsisat. z. 1.s. 2. bordasında. 2. bir kimsenin mezun oldu ğu okul. ima etmek. cazibe. i. All right. ayrılmış/tahsis edilmiş şey. f. az daha. ayırmak. kafa dengi. sadaka. s. çekici. f. pay. tahsis etmek. ara yol. pek çok işe yarayan. --ting) ayırmak. s. s. s. alımlı. 1. f.. tahsis. tahsis etmek. dili iyi. müttefik.. (--ted. yüksek da ğlara özgü.. müttefiklik. birle şik. edat boyunca: along the river ırmak boyunca. 2. k ısmen gidermek. bak. tek başına. yüksek sesle. gitti. bordasına. with/to ile beraber. (süre) vermek/tanımak.): You´re too late. albeni. alaşım. hafifletmek. lise veya üniversite. 2. 2. uzak. with ile beraber: He came along with us. 4. i. bak. to üstü kapalı bir şekilde -den bahsetmek. az kald ı. bütün gece süren (bir olay). birleşme. with/to alma mater almanac almighty almond almost alms alone along alongside aloof aloud alphabet alphabetic alphabetical alpine already alright s. i. pol. dili bütün gece süren bir olay. i. yenibahar. Kelimeler alfabe s ırasına göre dizilmiş. i. anla şma. halen (Türkçede genellikle çevirisiz kalır. z.. ile birleşmek. s. soğuk. 1. s. ayırma. i. s. kimsesiz. 2. f. all-around. i.. izin vermek. z. yapılması uygun görülen. i. anıştırmak. i. z. çok kullanışlı. i. i. her şeye gücü yeten. kastetmek. yalnız başına. alphabetical. f. harçlık. he´s already gone.allergic allergy alleviate alley alliance allied alligator all-inclusive all-night all-nighter allocate allocation allot allotment allow allow for allowable allowance alloy all-purpose all-right all-round all-rounder allspice allude allure alluring allusion ally ally o. Az kaldı i. yanında. be all right. yan ına. 1. k. 2. müttefik. bak.. yalnız. Bizimle beraber geldi. yalnız. azaltmak. k. alerji. s. badem. uzak duran. kafadar. 1.. ağaç sınırının üstündeki bölgeye özgü. abece. -i hesaba katmak.. almanak. with/to -e bağlı. i.

-i nöbetle şe/sırayla yapmak. büyük.. 2. büyükelçi. i. bak. çoğ. (with) ile. (kad ın) elçi. insanı hayrete düşüren. ek karakter tu şu. f. diğer. s.. hariç: Everybody came on time always excepting Levent. atmosfer. bir okul. değiştirmek. We had no alternative. be.lum. pusuya dü şürme. bot. tamam ıyla. birbirini s ırayla izleyen (şeyler). yükseklik. f. şık: kalmamalternatör. i. 2.also Alt key altar alter alterable alteration alternate alternate alternately alternating current alternation alternative alternator although altimeter altitude altogether alum aluminium aluminum alumna alumnus always always excepting am AM AM. değişiklik.. alternatif. birbirine zıt hisleri olan.. elek. (uzun zamandır güdülen) büyük amaç. saat 2. her zaman oldu ğu gibi . s. saat 24.00. i.00 arasındaki saatler için k ısaltması). birleştirmek. sefire. i. and it was also wet. rahat rahat yürümek. şap. olmakla beraber: Although he´s old he´s a good dancer. alternatif. a. malgama. s. sunak. i. bir de: You´ll need pliers. i. ğlamak. hayret. s. ante meridiem öğleden evvel (24. 2. 2. birbirini s ırayla izleme. Sana kerpeten laz ım. değişken. çoğ.M. i. s. 1. değiştirilebilir. i. pusuya düşürmek. başka. lise veya üniversite mezunu erkek. amalgam. i. i./Yapacak başka bir şey yoktu. birden fazla anlama gelme. irtifa. insanı şaşırtan. f. ne oldu ğu belirsiz. 2. başkasının yerine geçebilen kimse. seçenek. It was cold bilg. ambülans. i. kullanılır. Although I tried hard it didn´t do i. k ıs. sırabirbirini sırayla izlemek/takip etmek: In her speech she z. 2. f. büyük bir amac ın ürünü olan. i. birbirini sırayla izlemesini sağlama.ni (ıl^m´nay) i. ambiyans. s. başka.. bağ. f. şaşkına çevirmek. f. hava. i. am amalgam amalgamate amass amateur amaze amazement amazing ambassador ambassadress amber ambidextrous ambience ambiguity ambiguous ambition ambitious ambivalent amble ambulance ambush z. f. cankurtaran. yedek. z. nöbetle şe/sırayla yapma. bak. s. Her zaman oldu ğu gibi Levent hariç herkes vaktinde f. değişme. bütünüyle. alma şık akım. 1. Başka çaremiz i. i. almaşık. Bir de bant. alüminyum. z. altimetre. i. İng. 12 A. a. sefire. iki elini ayn ı şekilde kullanabilen. alternatif. -diği halde.30. i. değiştirme. bir şeyi başarma/elde etme tutkusu. amatör. bir okul. birden fazla anlama gelebilen.. belirsizlik. You´ll also need tape. elek. s. rak ım. biriktirmek. kehribar. Artium Magister (hümaniter bilimlerde master derecesinin k ıs. -in birbirini sırayla izlemesini sanöbetle şe. 1. hayrete düşürmek.. i. 1. karışık hisleri olan. daima.): 2:30 A. her zaman. yükselti. ıştı. 1.00-12. elçi karısı.M. lise veya üniversite mezunu kız. 1. i. yükseklikölçer. aluminum. kim. 3.lum. with ile birleşmek. 2. şaşırtıcı. . 1. bir şeyi başarma/elde etme tutkusuyla yanıp tutuşan veya dolu. Hava so ğuktu ve bir de i.nae (ıl^m´ni) i. Ya şlı olduğu halde iyi dans eder. hayrette b ırakmak. değişmek. ise de. i.

f. 2. İng. ampermetre. i.ameba ameliorate amelioration amen amenable amend amendment amends amenity America American American leopard amiable amicable amid amidst amiss amity ammeter ammonia ammunition ammunition dump amnesia amnesty amoeba amoebic amok among amongst amoral amorous amorphous amortisation amortise amortization amortize amount ampere amperemeter amphetamine amphibian amphibious amphitheater amphitheatre ample amplification amplifier i. toplamı (belirli bir miktar) olmak: It amounts to fifty i. the amenities görgü kurallar ı. amipli. bol. Bu otelde her tür konfor var. hayatı kolaylaştıran şey. cana yak ın. 2. arkada şlık. mühimmat.. i. şehvet dolu. i. sevimli. yükselteç. amibe benzeyen. bak. (kural ı/tasarıyı) değiştirmek. amfiteatr.. cephane. yumu şak başlı. amorf. çıkar. ıslah.. iki ya şayışlı. n ışadırruhu. s. i. s. f. amplifikatör. 1. ile e şanlamlı olmak: It amounts to the same thing. i. 2. i. i. Aynı kapıya amper. Amerika. bak. ortasında. miktar. s. jaguar. uysal. i. z. bellek yitimi.. ahlakd ışı. i. daha uzun/ayr ıntılı bir şekilde söyleme. s. zool. arkada şça. i. i. i. amfibi. amplifikasyon. Amerikalı. Amerika´ya özgü. i. (kuralı/tasarıyı) değiştirme.. i. s. amibe ait. biçimsiz. 2. Amerika. edat ortas ına. amperölçer. among. f. şekilsiz. zool. yükseltme.. amoeba. sınırları belli olmayan. i. rahatlık: This hotel has all sorts of amenities. zool. arasına. Amerikan. bak. 1. bak. f. ünlem âmin. i.. geni ş. amortize. s. amip. amnezi. i. edat. 1. kim. f. 2. amonyak. dostluk. iyileştirme. amorti etmek. ammeter. cephede geçici cephanelik. şehvetli. bak. yüzergezer. s.. . i.. içinde. 2. s. amfetamin. arasında. iki ya şayışlı hayvan. ikna edilebilen. zool. bak. bak. 2. to 1. ask. İng. düzeltmek. arasında. s. i. 2. amphitheater. s. amortisman. düzeltme. i. 1. genel af. biyol. 1. elek. dostça.. i. amid. i. edat aras ına. amortization.. i.. bol bol yetecek kadar. iyileştirmek. edat.. i. 1. İng. 1. amipten ileri gelen. amfibi.

eğlendirici. benzer. oyalamak. anesthesiologist. s. i. i. bak.. s. aforoz. Anadolu. paralel. 2. 1. Anadolu´ya özgü. bak. i. 2. i. analyze.. bak. Anadolulu. nazarlık. i. çözümleme.. benzer şey. çözülmemiş sorun. anatomiyle ilgili. bol bol yetecek kadar. analytic.. i. 1. .. örneksel bilgisayar. i. i.. anarşi.. s.amplify amplitude amply amputate amputation amputee amuck amulet amuse amusement amusing an an accomplished fact an odd fish an off street an open question an open question an open secret anachronism anaemia anaesthesia anaesthesiologist anaesthetic anaesthetist anaesthetize anal analgesia analgesic analogous analogue analogue computer analogy analyse analysis analytic analytical analyze anarchic anarchism anarchist anarchy anathema Anatolia Anatolian anatomical anatomy anc f. k. muska. benze şim. bolluk.. i. bak. dili tuhaf bir adam. (bir uzvu) kesmek. (sesini) kuvvetlendirmek. çözümlemek. f. gövde yap ısı. bak. anesthetize.. ancient. İng. eğlendirmek. s. analiz etmek. tahlil. i. analiz. tıb. i. f.. i. 1. benzeş. 1. oyalayıcı. tıb. anesthetist. anakronizm. k ıs. anarşik. (ünlülerden önce) bir. anesthesia. çözümlemeli. i. s.. 2.. i. bak. sapa bir sokak. güldürücü. İng. Anadolulu. benze şen. s. i.. olmuş bitmiş bir şey. analjezi. Anadolu. bak. lanetleme. 2. bak. s. paralellik. s. f. tahlili. İng.. güldürmek. anemia. İng. İng. acı yitimi. i. aforoz edilmi ş kimse.. çözümlenmemiş sorun. i. analitik. f. i. herkesçe bilinen bir s ır.. z.. amok. anarşizm. tıb. i. anatomik. s. tahlil etmek. eğlence. benzerlik. i.. i. bak. İng. gövdebilim.. anal. çözümsel. i.. tıb. tılsım.. i. i. anatomi. bir uzvu kesilmiş kimse. anarşist. s. İng. s. ağrı kesici. f. anesthetic. genişlik. daha uzun/ayr ıntılı bir şekilde söylemek.. ampütasyon. analjezik.

. i. i.s. i. demir. 3. bir çeşit kalp hastalığı. duyum yitimi. Angola´ya özgü. k. 1.. i. melek gibi. anestezi. filan. knife and fork bıçakla çatal. narkozitör. 2. Grek. üstelik. geom. s. Angolalı. s. what´s and what´s more more. fıkra. i. görüş açısı. ayr ıca: She was wearing a pink cape and. ve benzerleri. filan. ve ba şkaları. and rightly so.. i. 1. yeniden fakat de ğişik bir şekilde. dili Balık büyüdükçe tadı yavanlaşır ve tersine. vesaire. hem de. 1. palms. 2. 1. ihtiyar. fıkra tarzında. ve benzerleri: Orange trees. ve iyi de etti: He scolded him for his negligence. i. Anglikan. ata. Hem de nas ıl! .benzerleri. narkoz vermek. gene. yardımcı. Anglosakson. melek. i. vesaire.. 2. i. . antik. s.. . hiddet. yine. soy. z. lenger. for (bir şeyi) kurnazlıkla elde etmeye çalışmak. and such should be kept under glass in winter. i. bir de. 3. anecdotal anecdote anemia anesthesia anesthesiologist anesthetic anesthetist anesthetize anew angel angelic anger angina angle angle angle iron angler angleworm Anglican angling Anglo-Saxon Angola Angolan i. and what have you/and what not k. ançüez. 2. tıb..b. and vice versa. Grekçe. Pembe bir pelerin giymi şti ve s. she was carrying a pink poodle. falan. Bakt ı ve kaçtı. Grek. eski s. 4. i. s. solucan. k. TV sunucu. öfkelendirmek.ancestor ancestral ancestry anchor anchor man anchor person anchor woman anchorage anchovy ancient ancient Greek ancillary and And how! and rightly so and so forth and so forth and so on and so on/forth and such and suchlike and vice versa i. İhmalkârlığından dolayı onu azarladı ve haklıydı da. i. zool. tıb. f. i. bağ. oltayla balık tutan kimse. çok eski. köşebent i. i. 2. k. TV (kadın) sunucu.. cet. 3. eski Yunanl ı: the ancient Greeks Grekler. anemi. i. bir daha. uyu şturmak. vesaire. ve benzerleri. anestezi uzman ı. anekdot. oltayla balık avlama. v. (bir cisme ait) köşe. oltayla balık avlamak. f. i. i. Grek dili. çapa. Greklere özgü. 2. TV (erkek) sunucu. dili ve K ışın portakal ağaçları. hikâye. v. atalara ait.. anestezik. çok eski bir zamandan kalma. vesaire.... ile: mice and men fareler ve insanlar. soysal. the blander its taste. demirleme yeri. ve. Grekçe. i. demiri. s. Angolal ı. eski Yunan. dili bakış açısı. 1. tekrar. He looked and ran away. dili ya şlı. s. Angola. yeniden. eski Yunanca. Angola. palmiyeler ve benzeri ağaçlar serada ve tersine. ve haklıydı da. k ızdırmak. f. i. ve aksine: The bigger the fish. s. öfke. kansızlık. 1. aç ı.

halhal. sinir bozucu. bildiri.b. f. --ling) (yasa. i. gücenik. canlıcılıkla ilgili. sinirlendirmek. (kutsamak için) (ba şına) yağ sürmek. katma. canlılık. sinirine dokunmak. tuhaf. 2. i.´ni) bozmak. canlandırma. hayvansever. yıllık. taciz etmek. s. anason. ankarakeçisi. yıllık. 2. çekicilik. dargın. bot. çizgi film. f. canlılık. ağrı kesici. kederli. hiddetli. f. anot. yıllık. s. 3. . kronik. coşku. bot. eklemek. 1. 3. angora. feshetmek. hayvansal. i. sözleşme v. uygunsuz. z. fesih. acı. (yasa. i. 2. i. 1. ek bina. bela. ıstırap. 1. 2. bildirmek. yılda bir. (--led. i. animist. 2. tarihi olaylar. husumet.. 1. çelişkili. animizm. mat. mü ştemilat.b. kurald ışı. ayak bile ği. hayvanlar âlemi. 1. düşmanlık. fiz. yok etme. 1. f. s ıkıntı vermek. köşeli. kemikleri belirgin. 1. (bir metne) notlar eklemek. 2. f. s. 1. ankaratavşanı. ankarakedisi. sözleşme v. canlı. k ızgın. ilan. bir yıllık ömrü olan bitki. i. i. yılda bir yapılan. 2. şoset. 1. yarg ı. kemikli. ilhak etmek. öfkeli. anason. f. s. imha. belirli bir süre için her yıl ödenen ve emek karşılığı olmayan maaş. i. i. kızdırmak. katmak. yatıştırıcı. 2. artı uç. imha etmek. s. i. s. i. her bir yıl için. sıkıntı veren şey/kimse. spiker. f. i. i. tiftik. yarg ı. hayvanca. i. k ızgınlık. acı dolu. hayvan besleme. yıldönümü. i. canlıcı.. i. i. i. meshetmek. s. anason tohumu. s. canland ırmak. açısal. neşeli.angora angry anguish anguished angular animal animal breeding animal heat animal husbandry animal kingdom animal lover animal magnetism animal spirits animate animated animated cartoon animation animism animistic animosity anise aniseed ankle anklet annals annex annex annexation annihilate annihilation anniversary annotate announce announcement announcer annoy annoyance annoying annual annually annuity annul annulment anode anodyne anoint anomalous i. hayvanc ılık. hayat vermek. 4. s. sıkıntı veren. alışılmışın dışında. i. vakayiname. ilan etmek. s. ilhak.. 2. vücut s ıcaklığı. kin. hayvan. beklenene ters düşen. sinir. hayvani. angora yün. her yıl yapılan. f. yıl.´ni) bozma. i. yok etmek. keder. yılın olaylarını anlatan kitap. feshetme. i. k ısa çorap. baş belası. canlıcılık.

insanbilimsel. k. i. bir ( şey) daha: another match bir kibrit daha. i. dili beklemek. s. i. başka. k ızdırmak. önceki. bekleme odas ı. Yazar gerçek ismini saklamak için takma ad kulland ı. insanbilim. önek karşı. i. antagonize. başka bir: another time ıt. i. atalar. edat. 3. i... antidepresan. 1. Antarktik. s. counterclockwise. Antarktika. s. anomali. s. füzesavar. antropolojik. i. s. -den önceki.. dili -e kar şı.. (to) -den önce olan. s. f. (birz. i. i. i. 3. muhalif. detonasyon kesici (madde). f. anti-. f. k. ön. s. zool. 2. karşılık. antifriz. -den önce davranma. panzehir. bir. antihistamin. 2. anten.. anten. dü şmanlık.1. s. i. will you answer it? Telefon çalıyor. isimsiz. antilop. i. to -e uymak: This man does not answer to the küstahça cevap vermek. İng. 2. cevaplamak. öndeki. k. i. antikorosif. şeyin olabileceğini) önceden tahmin etme. imzas ız. önceden tahmin edip ona göre davranmak. bak. hesabını vermek: You´ll have olumlu cevap vermek. (änten´i) duyarga. cevap vermek. anorak. gerçekle ona göre davranma. s.. insanbilimci. çoğ.. i.. 1. tuhaf davranışlar. karınca. ilahi. antidot. husumet. hakk ında teminat vermek.anonim. Güvenliğini üstüme alıyorum. sorumluluğunu üstlenmek: I´ll answer for his safety. tıb. i. s. kin. antibiyotik. 1. 2. s. i. i. dili dört gözle i. i. yan ba şka sefer. s. -den önce davranmak. i.. 1. 2. antoloji. çare. önceden tahmin edip şeceğini tahmin etmek/kestirmek. cevap. yanıtlamak. ikinci bir: This is going to be another karşılık vermek. İng. seçki. -in aleyhinde. bak.anomaly anonymity anonymous anorak another answer answer back answer for answer in the affirmative answer the door answer the telephone answering machine ant antagonise antagonism antagonist antagonize Antarctic Antarctica antecedent antecedents antelope antenna antennae anterior anteroom anthem anthology anthropological anthropologist anthropology anti antiantiaircraft antiballistic antiballistic missile antibiotic anticipate anticipation anticlockwise anticorrosive antics antidepressant antidote antifreeze antihistamine antiknock i. ço ğ. f. 1.. 1. i. . antropoloji.. hasım.. antropolog. i. düşman etmek. s. İng. maskaralıklar. kapıya bakmak: Who´ll answer the door? Kapıya kim bakacak? telefona bakmak: The telephone´s ringing. 2. 2. bakar mısın? telesekreter. uçaksavar. i. gerçek ismini saklama: The writer used a pen name to preserve his anonymity.

bir tarafta: He stood apart (from the others). bir yana: He´s a good houses are his drinking. s. ilgisiz. 1.pi.. Hayır. Diğerlerinden ayrı duruyordu. antika. anything. lakayt. i. 1. sonradan uydurulmuş.e. Apostle. --es (ey´peksız)/a. tasa. antik. 2. i. herhangi bir şey: Anything´ll do. roketsavar. doğruluğu kabul edilmeyen. Daha any kalamam. antikite. 2. He did it withoutfazla help. . i. 1.. i..tith. karşıt olarak. antika dükkân ı. çoğ. sat ılıyor. bende hiç yok. lakaytlık. antika. parça ba şına. gene de. Do you need anywhere to stay? Kalacak bir yere ihtiyac ın var mı? I couldn´t find it k ıs. z. Hiç yardım daha fazla. maymun. Artık Belma burada oturmuyor. endişe. her neyse. anüs. i. süratle: The project is proceeding apace. ayrı. h ızla. bir tarafa. 1. 1.. makat. Proje çabuk ilerliyor. 2. antikacı. bak. s. taklit etmek. i. April. Hiç kimseyi bulamad ım./Kitapların her biri on dolar. neyse.. çağdışı. karşıt olan. kayıtsızlık. k ıs. i. Kitaplar onar dolara özgüven. bir yer: He never goes anywhere. köhne. ruhb. her birine: The books are ten dollars apiece. 1. Associated Press. delik. 2. zam. 1. antitez. çoğ. Ona rağmen yaptım. afrodizyak. f. bir şey: Do you want anything? Bir şey istiyor musun? I don´t want zaten. antisosyal. örs. i. i. insanlardan kaçan. ilgisizlik. bir şeyin tam karşıtı. i. s. s. ona ra ğmen. s. s. I don´t have any. tasalı.. 2. yine de: I did it anyhow. karşıt anlamlı sözcük.ces (ey´pısiz) i. 1. anybody. antikite. kaygı. endişeli. 1. i. an. sayılmazsa. sahte. so ğukkanlılık. geyiğin çatallı boynuzları. açıklık. anywhere. kaygılı. 2. i. ne olursa olsun. kimse: Is anybody at home? Kimse var m ı? I couldn´t find anybody. s. zirve. 2. s. i. z. s. öykünmek. 2. kayıtsız. birbirinden ayrı: The two man. herhangi bir kimse. antipati. 2. i. Hiçbir yere gitmez.. apartman İçki içmesini saymazsak iyi bir adam. karşı tez. 2. aralık. zam. i. z. ilk çağlar. 2. i. z. herhangi Don´t give me any more! Bana daha fazla i. z. 1. daha: I can´t stay any longer. z. doruk. artık: Belma doesn´t live here any more. antiseptik. z. i. sarfınazar edilirse. antik çağlardan kalma bir şey.. çabuk. kendine güvenme. -den başka.dairesi. i. i. 2. 1.antimissile antipathy antiperspirant Antipodes antiquated antique antique dealer antique shop antiquity antiseptic antisocial antithesis antithetical antithetically antlers antonym anus anvil anxiety anxious any any longer any more any old thing anybody anyhow anyone anyplace anything anyway anywhere AP Ap apace apart apart from apartment apartment house apathetic apathy ape aperture apex aphrodisiac apiece aplomb apocryphal s.ses (äntîth´ısiz) i. s. apart from 1. s. her biri. i. daha fazla: bir şey. hiç: Do you have any candles? Sende hiç mum var m ı? No. her neyse. bak. -den apartman. neyse. antikac ı.. bir yana. zam. Hiçbir şey istemem. ilk ça ğlardan kalma. 1. z. antik ça ğlar. ter kesici. 1. uydurma.

(açlığı) bastırma. cazibe. apopleksi. . s. istek. 1. 1. belirmek. (her şey) yerli yerinde olmak. 4. f. cihaz. taviz verme. meydana çıkma.. s. z. apostatize. apandis. 2. s. arzu. (açlığı) bastırmak. peydahlayıvermek.. aygıt.. iştah. bir hareketin lideri. to -e çekici gelmek. appall. Hz. 2. bak. meydana ç ıkmak. f. çerez. f. (dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönmek.. taviz vermek. alk ış. meze. pol. ili ştirmek. 3. 1. görünürdeki. görünüm. be in apple-pie order k. cihaz. (dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönen kimse. kesme işareti. 1. berbat. s. i. elma püresi. aç ık. peydahlanıvermek. özür dilemek: I apologized to him for being late. İng. (belli bir amaç için kullanılan) aygıtlar/makineler. f. dili (bir yer) çok düzenli olmak. 4. birdenbire peyda olmak. 2. f. f. cazip. ek. yalvaran (bak ış). görünüşe bakılırsa. i. 2. i. pol. f. korkunç. i. hayalet. f. 2. f.. i. apologize. (12 ounces) 373 gram. i. görünü ş. i. 2. i. k. anat. in (oyunda/filmde) oynamak. dehşete düşürmek.. 1. sevimli. huk. 1. 3. 1. 2. k. özür dileme. ilave. yat i. özür dileyerek. z. dergi v. i. on konser vermek. belli. önder. 3. k. özür dileyen. albenili. 2. şehvet. (bir f. çağrı. ilave etmek. i. i. İsa´nın on iki havarisinden biri. 3. zirve. dili dalkavuk. ı. tıb. aşikâr.. 2. 1. çekicilik. görünmek. dili birdenbire ortaya ç ıkmak. bak. göze çarpan. (to) (-e) uygulanabilir. 2. lezzetli. tıb. 2. temyiz: the right of appeal temyiz hakk çekici. alk ışlamak.. gözükme. yatıştırma. i. i. (dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönme. uzantı. iştah açıcı. s.´nde) ç ıkmak.b. giysiler. apandisit. i. dış görünüş.apogee apologetic apologetically apologise apologize apology apoplexy apostasy apostate apostatise apostatize apostle apostrophe apothecaries´/troy pound appal appall appalling apparatus apparel apparent apparently apparition appeal appealing appear appear in concert appear out of thin air appearance appease appeasement append appendage appendectomy appendicitis appendix appertain appetite appetizer appetizing applaud applause apple apple polisher applesauce appliance applicability applicable i. i. elma. i. deh şet verici. Gecikti ğim için ondan özür diledim. i. f. bak. f. İng. 1. i. (to) (-e) uygulanabilme. i. ba ğlı olmak. eklemek. aygıt. elbiseler. gözükmek. ödün verme. 3. i. ait olmak. 1. 2. 2. sempatik. görünü şe göre. s. ödün vermek. müracaatta bulunma. apandis çıkarımı. 1. i. gökb. İng. görünme. başvurma. yeröte. doruk. dili çok kötü. 3. i. 1. 1. 1. ıştırmak. (gazete. şoke etmek. eklenti.

farkedilebilecek derecede. yaklaşım tarzı: We need to change our approach to i. 3. başvuru. 2. tayin etmek. kıymet takdir etmek. -e yakın bir şey. bölüştürme. anlayış. endiış. 1. s. 1. çıraklık. f. tespit etmek. başvuran kimse. uygulamalı dilbilim. 1. gün v. de ğerbilirlik. ba şvurma. onaylama. to apply sanctions appoint appointee appointment apportion apportionment appraisal appraise appraiser appreciable appreciate appreciation appreciative appreciatory apprehend apprehension apprehensive apprentice apprenticeship apprise approach approbation appropriate appropriate appropriately appropriation approval approve approximate approximate approximately approximation apricot April April fool apron apropos i. i. stajyer. tahmin. . aday. müracaat formu. uygulamak. yanaşma. yaklaşma. 1. 2. edat ile ilgili. şükran. pay. s. Bu soruna yakla şım f. çırak. i. yaklaşık. 3. -e ait. i. 1. uygulamalı. i. 2. i. (bir değeri) artmak. Ba -i kibritle tutu şturmak. 2. uygulamalı bilimler. 1. f. uygulama. tutuklamak. i. i. tatbiki. i. to/for -e ba şvurmak. şeyin şeyin dedeğerbilir. haberdar etmek. takdirkâr. müracaat. f. paylaştırmak. tahsisat. i. uygun bulma. 2. uygun bulmak. 3. tasvip. 2. i. 1. yanaşmak. -e yakın olmak: Theşağı yukarı. i. kavramak. endişe. uygun. 2. yakalama. f. değer biçme. 2. randevu. (bir2. 2. tahmin etmek. room closely approximate (to) my z. tahsis etmek. yerinde. 2. 3. bütün dikkatini (bir işe) çevirmek. takdir etmek. kendine mal etmek. evham. a actual measurements of this i. f. kayısı. şeyin değeri) artma. s. yakalamak. (bir s. s. s.ştabipliğe başvurun. pol. tayin. kendini (bir işe) vermek. evhamlı. yaklaşmak. kendine mal etme. 1. onaylamak. kadirşinas. (tarih. oldukça çok. 1. f. tasvip etmek. f. staj. bölüştürmek. -e müracaat etmek: Apply to the head physician´s office. (to) (-e) atamak. tayin etmek. atan ılan görev/makam. beğenme. ayırma. nisan. atanan kimse. değer biçmek.s.´ni) kararla ştırmak. takdir eden. 2. ğerini/önemini/gerekliliğini) anlama. f. kuruntu. nisanbalığı.this problem. be ğenmek. kavrayşeli. takdir etmek. 3. bölüp da ğıtma. tasvip. (bir şeyin değerini/önemini/gerekliliğini) anlamak. takribi.applicant application application form applied applied linguistics applied sciences apply apply a match to apply an embargo apply o. ayırmak. f. tutuklama. atama. s. saptamak. i. müracaat formu. kıymet takdir etme. uygun. hakk ında. 1. uygun bir şekilde. -e yak ın olma. yaklaşık olarak. tahsis etme. i. takdir. i. 2. 1. f. 3. tatbik etmek: You ambargo koymak. bir nisan şakası. i. 1. anlamak. 1. z. ödenek. 2. korku. önlük (giysi). minnettar. s. i. yerinde. 1.b. yaptırımlarda bulunmak. kadirşinaslık. değer biçen kimse. yakla şık olarak değerlendirmek. 3.

i. yay çizmek. tak. Arap at ı. i. s. 1. s. bak. Arap. üzerinde kemer gibi uzanmak. Arap. f. başpiskopos. kavis çizmek. kartal gibi. archaeological. uygunluk. 1. i. işlenebilir (toprak). 1. ba şmelek. 1. i. 2. architect.. 2. s. i. s. arkeoloji.ık geç kalır. 2. bağlayarak halletmek. hakem. i. i. baş düşman. 2. s. çardak. astrol. yay kaşlarını kaldırmak. f. gaga burun. arkaik. . s.. ark lambas ı. arkat. i.apt aptitude aptitude test aptness aquamarine aquarium Aquarius aquatic aquatic sports aqueduct aquiline aquiline nose Arab Arabia Arabian Arabic Arabic numerals arable arbiter arbitrary arbitrate arbitration arbitrator arbor arboretum arbour arc arc lamp arcade arch arch arch arch one´s eyebrows archaeological archaeologist archaeology archaic archaism archangel archbishop archbishopric archdeacon archdeaconry archduchess archduke archenemy archeological s. 2. architecture. 1. Hrist. sürülüp ekilebilir. f. mat. k ıs. i. 2. (havada) kavis çizmek. kanun yerine birinin karar ına bağlı olan. arbor. 1. 2. Arap at ı. s. s ırakemerler. su sporlar ı. kavis. kartal gagas ı gibi kıvrık. şeytan. s. ark. 1. s. That pile of books is apt to fall. kemer. i. i. başdiyakozun makamı/idaresi altındaki bölge. arkaizm. Sık s yetenek. Muhtemel bir durumu belirtmek için kullan ılır: He´s apt to be late. Arap rakamlar ı. sukemeri. arabulucu. i. Arap. 2. s. i. 1.. i. başpiskoposun makamı/idaresi altındaki bölge. ark. arşidüşes. to -e e ğilimli olma. 2. 1. ayak kemeri.. i. i. kabiliyet. 2. suda ya şar. sucul: aquatic plants sucul bitkiler. 1. 2. İng. arboretum. i. 2. atari salonu. Arapça. arkeolog. keyfi. i. i. i. başdiyakoz.. i. 3. i. akıllı istidat testi. Arapça. archaism. i. O kitap yığını devrilir. Arabistan. i. i. arabulucu karar birinin kararına i. bak. şeytanca. mavimsi ye şil. hakem. Kova burcu. (bir meseleyi) tarafs ızıyla halletme. i. 1. arabulucu. akvaryum. i. yay. Arap. i. arşidük. archaic. 1. arkeolojik. elek. (iki taraf aras ında) hakemlik yapmak. yay. over/above üzerinde kemer oluşturmak. arabuluculuk yapmak. i.

k ısım.t. Arktik. 2. aleyhinde 4. 1. bak. arise. mimari. bak. mimarlığa ait. i. mimar. O çayırı park alanı olarak kullanacağız. civar. Arjantin. kemerli giriş/kapı.t. münakaşa. arşivci. argue s. i. bölüm. that -i savunmak. okçu.rose. s. kol kola. 3. out of s. i. iddia. s. i. s. çok so ğuk. 1. aristokrat. i. bölge. çekişme. f. 1. arya. olmak. ağız dalaşı. okçuluk. kol. -e belirti olmak. Arjantin´e özgü. silahlanmak. münakaşa etmek. atışma. Argentinean. kuru (iklim/hava). i.archeologist archeology archer archery archetype archfiend archipelago architect architectural architecture archives archivist archway Arctic arctic ardent ardor ardour arduous are Are you serious? area aren`t arena Argentina Argentine Argentinean Argentinian argue argue against argue for argue s. 3.. kutu. i. 2. 2. 2. 1. i. Arjantin´e özgü. i. kavga. kol. İng. arena. bak. 1. (iklim/hava için) kuruluk. archaeology. (a. tak ımada. astrol. i. buz gibi. s. f. şevk. sandık. Koç burcu. i. i. bak. Ciddi misin? i. aritmetik. mimari. be. i. kavga etmek. dal. asilzade. 2. i. s. s. i. şevkli. (toprakta) kurakl ık.. . 2. into s. f. Arjantinli. --n) (from) (-den) meydana gelmek. yöre: We will use that meadow as a parking area. i. i. arşiv. 1. i. i. tartışarak birini bir şey yapmaya ikna etmek. atışmak. tartışmak. i. ateşli. aristokrasi. s. çekişmek... Arjantinli. f. güç. mimarlık. -e alamet olmak. ilk örnek. i. gayret. i. Arjantin. ateş.o. alan. şeytan. aleyhinde konu şmak. kemerli geçit. 1. archaeologist. kurak (toprak). 2. 1. s. bak. arketip. içinde çok ada olan deniz. tartışarak birini bir şeyden vazgeçirmek. argument aria arid aridity Aries arise arisen aristocracy aristocrat aristocratic arithmetic ark arm arm in arm i. i.. lehinde olmak. are not. s. müz. Arjantin. i. i. ardor.. ç ıkmak. There are a number k ıs. Arjantinli.o. 1. saha. m ıntıka. 1. aristokratik. çetin. 2. s. tartışma. gayretli. i. lehinde konu şmak. 2. Arjantinli.. -i iddia etmek. i... silahlandırmak.. sav. i. f. bak.

2. silahlar. düzen. f. kim. huk. 2. varmak. Ermenistan.´s attention arrival arrive arrive at a decision arrogance arrogant arrogate güvenlik kuvvetleri. s ıralanış. giydirmek. (san ığı) mahkemeye çağırma. i. i. silahlanma. düzen. aranjman. koltuk (mobilya). i. i. kuvvetli ve ho ş (koku). (askeri birlikleri) sıralamak. 1. aşağı yukarı. endüvi. 2. suçlamak. çiçek aranjman ı yapmak. arise. vaktinde ödenmemiş borçlar. elin yetişeceği mesafe.arm of the law arm of the sea arm´s length arm´s reach armada armament armature armchair armed armed forces armed forces Armenia Armenian armful armhole armistice armor armored armpit arms arms control arms race army army of occupation aroma aromatic arose around around arouse arr arraign arraignment arrange arrange flowers arrange for arrangement array arrears arrest arrest s. i.. tertip. terz. Bu odan ın mobilyalarını Elif yerleştirecek. 2. müz. orada f.o. zırh. new arrival yeni gelen. tutuklamak. suçlama. s. kol boyu. edat ında: around around the table masanın etrafında. anlaşma. f. arrived. i. 2. bak. 1. silahlı. yaklaşık. döneç. gelmek: When will we arrive? Ne zaman varaca ğız? Has the mail arrived? Posta geldi mi? karara varmak. etraf ına: He looked around. s. 4. i. 2. 2. 3. 6. huk. geliş. elek. 5. 1. i. 3. i. tevkif etmek. kim. giymek. kucak dolusu: an armful of oranges kucak dolusu portakal. yerle ştirme. f. i. (bir ülkede toplam) askeri güç. aranjman. i. (kuvvetli ve ho ş) koku. 2. i. 1.. 2. kara ordusu. silahlanma yar ışı. i. 1. silahlar. 2. Etrafına baktı. koltuk altı. düzenleme. ayarlamak: I´ll arrange for a taxi. f. (eşyayı) (belirli bir şekilde) yerleştirmek: Elif´s going to arrange the furniture in this room. tevkif. 2. durdurmak. z. arranged. Ermeni.. uyandırmak. 2. kuvvetli ve hoş kokusu olan. zırhlı. i. silahland ırma. armatür. körfez. civarında. küstahça bir kibir. Ermenice. s. i. 3. sular 1. tutuklama. silahlanma kontrolü. 1. donanma. küstah ve kibirli..(çiçek için)giyiniş. ordu. birinin dikkatini çekmek. s. rotor. i. silahlı kuvvetler. i. silahlı kuvvetler. i. 1. i. f. f. aroma. (haks ız yere) benimsemek. arrival. etrafında: somewhere around Naples Napoli civarında bir yerde. ateşkes. aromatik bile şik. i. 1. etraf ında: 6 o´clock saat altı sularında. işgal ordusu. i. s. aromatik. . s.. varış. kolevi.. çoğ. Bir taksi ayarlar ım. f. aromalı. 1. (san ığı) mahkemeye çağırmak. 1. 1. k ıs.

bir zekâsı var. her sürüyordu. Kapıdan çıkarken çok: He was driving as fast more seriouslyArabaygets k. Zaman azaldıkça heyecanı arttı. sanatç ı. atardamara ait. arsenal. i. i. anat. insan eliyle bo ğum. hilesizlik. makat. -irken. i.: As she loves cats.. hüner. TIR.. s. s. 2. i. saflıkla. s.men (artîl´ırimîn) i. 1. 1. oynaklı.y. z. anat. topçu. s. kaba. i.. açık (ifade). 3. i. bo ğumlu. mafsal iltihabı.artistic. TIR kamyonu. enginar. anüs. topçu sınıfı. eşya: various şüncelerini clothing çe şitli giyim eşyası. k ıç. yapay solunum. 3. ar. (bir anlaşmada bulunan) madde. şekilde ifade/telaffuz etmek. o kadar . yapma çiçek. dili son derece.. tıb. 4. yapma. as a general rule i. sanatkârane. He´s taking life as all get-out. s. yazı. 2. huk. aç ıksözlü. beceri. yakaladım. (telaffuz). eseri. f..arrow arrowhead arse arsenal arsenic arson arsonist art arterial arteriosclerosis artery artesian well artful arthritis artichoke article articulate articulate articulated lorry articulation artifact artifice artificial artificial fertilizer artificial flower artificial insemination artificial kidney artificial light artificial lighting artificial person artificial respiration artificial sweetener artillery artilleryman artisan artist artistic artistry artless artlessly artlessness arty as as . ustal ık. 1. eklemli. hilesiz. dü articles of açık bir şekilde ifade edebilen. i.net the). saflık. boğumlanma.. suni/yapay gübre. i. büzük. net telaffuz. i. sanatsız.. gibi h ızlı. kurnaz. as all get-out as . eklem. 2.. kundakç ı. as he ı son hızlazamanki gibi: as is asas everas all get-out. (top gibi) a ğır silahlar. 2. yapay. İng.til. toplar. sanatl ı. i.. -dikçe . Onun sanat yönü de var. temren. 2. yapay aydınlatma. çoğ. arter. yap ılan şey. i. anayol.. so genellikle. aç ık bir şekilde dile getirme. ne kadar .ler. . arteriyoskleroz.. sanatkâr. sanatçı ruhuna sahip. 1. makale.. suni. oyun. 2.. suni/yapay böbrek. tüzel kişi. atardamar. sanatsal yönü olan: She is also i. özellikle ilk insanların meydana getirdiği sanat i. 1.. sanatç ılık. She fast smart her zamanki Zehir gibi 1.. yapay tatland ırıcı. hilesiz bir şekilde. tıb. 2. zanaatç ı. anat. kaba 1. 1. sanat. suni solunum/teneffüs. dilb. an. i. s. i. as ever as . bağ. 1. 2. sanatkârane. açık bir 3... huk. artrit. arter. tanımlık (a. mühimmat deposu. i. so . ok. 4. yapay ışık. saf.: As the time grew shorter so his excitement mounted. -dikçe: I nabbed him as he was going out the door. i. arsenik.. 1. sahte. kundakç ılık. artezyen kuyusu. anat. cephanelik. 2. oynak. dilb. suni/yapay dölleme. ok başı. i. i. damar sertliği. i. hile. 2. s. silahhane. beceriksizce yapılmış. 1.

but it aslında. as plain as the nose on your face besbelli. Yıllardır tanışırmış gibi davrandık.as a matter of course as a matter of course as a matter of fact as affairs stand as black as pitch as bold as brass as easy as pie as far as as far as he is concerned As far as I can see . turp gibi.t. tıpkı birbirine benzer. as far as it goes. 1. 2. new.. ayr ıca.. dili bir lahzada. Yeniğlam. -cesine.. as from (olmak): We´ve as good as finished. 1. apaç ık. âdeta. It was as though he´d never her zamanki gibi. aslında: It´s not a medicine as such. dili çok emniyetli. Bana kalırsa . -er -mez: I´ll call you as soon as I reach Istanbul... Ben de gidiyorum. as regards as regards/to as safe as houses as soon as as soon as possible as such as the crow flies as though as usual as well as well as as yet -e gelince: as to him ona gelince. 3. He was smiling as if he´d received some good güya. -e göre: as far as I can see gördüğüm kadarıyla. It´s as good as gibi now bundan böyle. O öğretmendir ve herkes onu öyle tan ıyor. 2. 2. dili büyük bir küstahl ıkla. elimden geldiği kadar. ğim. çok sa gibi oldu. da. -e gelince. ise: As for me. but not as well as E şref. dili 1. bir elmanın iki yarısı. -den itibaren. uysal. bir şeyin altında you propose is good. çok kolay. hakk ında. tic. hem de . is concerned as far as that goes as fit as a fiddle as for as for me as for the rest as from as good as as good as gold as if as if as is as it were as like as two peas as long as as luck would have it as meek as a lamb as much again as much as one can as nearly as I can tell as one man gayet tabii olarak. 2.. yapabildiği kadar: I´ll help as much şık I can. Yaşadığım sürece benden bir kuruş bile alamayacaksın. güya. yakla as olarak. -den ba şlayarak: as from that date o tarihten itibaren. -cesine: We behaved as though we´d known each other for years. esasen: What kalmak. o halde. şimdiki halde. lying down bir şeyi alttan almak.. k. 1. elinden geldiği kadar. simsiyah. aslında. gibi.. zift gibi. İstanbul´a varır varmaz sana ısa zamanda. . öyle/şöyle/böyle: He´s a teacher and is known as such. dahi: I´m going as well. k. geri kalan ına gelince. gücü yettiği kadar. bildiğim kadarıyla. henüz. kadar iyi: He writes well. konusunda. şartıyla: şansıma. . overlooks some important I´m concerned.. sanki. hem . take s. de. ona kalırsa. bir misli daha. Önerin Bana göre iyi. k..o. kuzu gibi. ama Eşref kadar iyi değil.. şimdiki haliyle. dili dosdo ğru gidecek olursak. tüm gücümle. sanki. . en k telefon edece bir an 1. aslında. çok güvenilir. sanki. k. 2. o durumda. o zaman. asl ında iyi.: He gave me money as well as şimdiye kadar.. önce. I´m not going. zaten. Bitirmi ş gibiyiz. as quick as a wink ile ilgili olarak.. -e (benzemek): He looks as if he´s asleep. doğal olarak.. çok terbiyeli. bir çırpıda. İng. Elimden geldi ği kadar yardım edeceğim. İyi yazıyor. -miş gibi. bana gelince. sözde. k. ona göre. hep birlikte. ayr ıca. kadarıyla.. ama bazı önemli -e göre: It´s fine as far as details. gibi. as far as I´m concerned bana sorarsan. as far as in me lies as far as it goes as far as s. 2. sa ğlığı yerinde. -diği sürece: You won´t get so much as a penny from me as long as I live. Sanki uyuyormuş gibi duruyor. Bense gitmiyorum. göz aç ıp kapayıncaya kadar. 1. olduğu gibi.

2. s. saptamak. 2. dü şünelim. dişbudak ağacı. asbest. sürece. Bekçiler uykudayd ı. riyazet. Asya. 1. yukarı çıkmak.. bir yana: sen? i. tiy. çöp tenekesi. i. aseptik. 1. çileci. üstün. uykuda: The guards were asleep. askorbik asit. i. küllük. s. i. amyant. 2. . karaya. American Standard Code for Information Interchange bilg. bot. 2. z.. 2. f. dişbudak. nüfuz. belayı satın almak. nasıl isterseniz. nefsinin isteklerini k ırarak çok sade bir hayat yaşayan kimse. k. bakım: Let´s consider this aspect of the problem. yokuş. -den ba yana. Asyalı. 1. dili bela aramak. 1. i. 1. i. uyuşmuş. bayır. -mek şartıyla. Esat söz. s. karada. i. ufukta görünmeye ba şlayan. bir yana: Joking aside. aç ı. itibar. sormak. Asian. bak.as yet as you please as/so long as asbestos ascend ascendancy ascendant ascendent ascension ascent ascertain ascetic asceticism ASCII ascorbic ascorbic acid ascribe aseptic ash ash ash can Ash Wednesday ashamed ashen ashore ashtray Asia Asia Minor Asian Asiatic aside aside from ask ask a favor of ask for it ask for trouble ask/say the blessing askance askew asleep asparagus asparagus spear aspect asphalt asphyxiate aspirant aspiration daha. ç ıkmak. oyuncunun alçak sesle söylediğibir yana. eğri. i. to -e atfetmek. 3. yemek duas ı yapmak. i. ku şkonmaz.. i. 2. k. s. i. yükselen. kimse bunu yapamaz. i. kül. kuşkonmaz filizi. 1. He asked to be excused from the table. ASCII (Bilgi Alışverişi için Standart Amerikan Kodu). 2. Asyalı. 1. s. bir kenara. Amac ı ünlü olmaktı. f. kıyıda. yön. aside from Esat. Asya´ya özgü. s. çilecilik.. yükselme. bot. dişbudak kerestesi. z. i. just who are you? Şaka bir şka. k ıs. f. ç ıkış. Anadolu. s. i. i. oksijensiz bırakmak. 1. Bu -e ricada bulunmak. i. z. hüküm. Paskalya´dan önce gelen büyük perhiz süresinin ilk çar şambası. istemek: Sofradan ayr ılmak için izin istedi. (araştırma yoluyla) tespit etmek. yükseliş. 1. dişbudak. çok soluk. s. She´s asking a lot for this poodle. (hükümdar) (tahta) çıkmak. -dikçe. f. 3. dili ka şınmak. 2. nefsinin isteklerini k ırarak çok sade bir hayat yaşama. i. 1. 1. f. s. k ıyıya. 2. belirlemek. asfalt. çarpık. çok solgun. ascendant. 2. s. bir yana.. 2. i. kimsin No one. tırmanış. 2. i. üstünlük. kül tenekesi... istekli. (uzun zamand ır güdülen) büyük amaç: It was his aspiration to become famous. -mek koşuluyla. i. hâkim. bak. henüz. külrengi. görünüş. Meselenin bu yönünüasfaltlamak. can do this. kötü bir karşılık gerektiren bir davranışta bulunmak. Asparagus officinalis. kül tablas ı. z. 1. Asya. boğmak. f.

with . toplantı. saldıran kimse. onaylama. i. kendini hissettiren. f. tahlil etmek. 2. kaba kıç. (para düşünce. 2. aktif. 4. 2. 1. (emin bir şekilde) ileri sürmek. f. 2. dangalak. analiz.. ödev. (para miktarını) tayin etme. montaj. f. toplanmak. 2. 1.. yardım etmek. i. saldırı. yağmuruna tutmak: She assailed him with questions. servet. tayin. 2. 3. iddia. -i arzu etmek. 1. 2. 2. atamak. Eralp´in öyle yapaca ğını farzetmekle pekâlâ yanılmış . i. -e sahip olmak istemek. (birine) (belirli bir) görev vermek: I assigned you to do i. topluluk. 1. 2. 4. 4. 1. suikast yapmak. dikkatli ve devamlı çalışan. çeşitli. O koku i. analiz edilecek bir örnek. müessir fiil. assertion assertive assess assessment assessor asset assets asshole assiduous assign assignation assignment assimilate assimilation assist assistance assistant assistant professor associate associate associate professor association assort assorted assortment assuage assume f. kararlaştırmak. -i hatırlatmak. suikastç ı. tic. s. ili şki. kaba büzük. değerli bir nitelik/erdem/beceri. yat ıştırmak. f. i. varl ık. to -e razı olmak. 3. toplantı. anüs. 2. 2. tahlil. 1. meclis. büzük. i. i. i. 3. eşek. monte etmek. kalabalık. kongre. asimile etmek. merkep. kendini göstermek. bir araya toplanma. i. a şağılık herif. makat. görev. fikir: What´s your assessment of the situation? Durum i. i. iş ortağı. çözümleme. asimilasyon. yardımcı. 2. 1. dethousand dollars. s. montaj hattı. i. 2. 1. bezmeyerek çalışan. atama. 1.. dikkatli ve devamlı (bir çalışma). sald ırmak. analiz etmek. hücum etmek. i. i. kurum. 1. puşt. f. anüs. değer biçmek. f. mevduat. 1. to/after -i amaçlamak. -i amaç edinmek. değer biçen: tax assessor tahakkuk memuru. 1. f. i. 3. i. 2. öne sürmek. yardım. saldırmak. i. ayırma. randevu.aspire aspirin ass assail assailant assassin assassinate assassination assault assault and battery assay assay assemblage assemble assembly assembly line assembly room assent assert assert o. f. 1. rıza. bir araya toplama.. f. f. Onu soru i. hafifletmek. asistan. toplantı salonu. 2. tahsis etmek. f. 1. mal. 4. i. 3. f. f. huk. varsaymak: You´re assuming too much where Eralp´s concerned. muavin. with 1. 3. otoritesini kabul ettirmek. ya ğmuruna tuttu. montaj. tayin etmek. sınıflandırmak. kararlaştırma. iş arkadaşı. 1. k ıymetli şey. i. doçent. 2. çağrışım. türlü çe şitleri içeren bir bütün. -i onaylamak. farzetmek. dernek. f. it herif. s. denemek. kaba 1. Evlerine seksen bin dolar de ğer biçti. emval. i. dindirmek. azaltmak. ile ilişkide bulunmak. çözümlemek. değerlendirme. birlik. ayırmak. toplamak. i. ile görü şmek.s. i. suikast. -i akla getirmek: I associate that smell with the back streets of Warsaw. 2. kıymet takdir etmek: He assessed their house at eighty ğer biçme. muhtelif. tayin etmek. saldırgan. meclis. aspirin. (bir iddiayı) öne sürme. 1. f.

s. 1. i. edat 1. s. zan. gerisinde. akıl hastanesi. sa ğlama bağlanmış. 1. hızla. sıkıştırıcı. astronomik. İng. astronomi. faraziye. (rahatlatıcı/ikna edici sözlerle) temin etmek. ne pahas ına olursa olsun. 2. parça parça. birbirinden uzak/ayr ı. bir bak ışta. cin. farzolunan. müneccimlik. s. 1. gökbilimci. astroloji. kendine güven(me). yıldız falcısı. şaşkınlık. z.. müneccim. 1. hayali. i. şaşkına çevirmek. uzakta. asimetri. kurnaz. 1. 2. Bir zaman ı belirtmek için kullanılır: at five o´clock bir hamlede. takma (ad). geminin k ıçına. sığınak. f. astronot. gökbilimle ilgili. hayrette b ırakan. 3. f. i. gökb. astronomical. s. 1.. kendine güvenen. asimetrik. i. hayret. yıldız falcılığı. den. şoke etmek. bak. Bir yeri belirtmek için kullan ılır: at my office benim büroda. sanı. . s. varsayım. küçük gezegen. büzücü. 2. i. astronomik (rakam/büyüklük): astronomical prices astronomik fiyatlar. s. astrolojiye ait. i. rahatlatıcı bir şekilde. z. 2. z. demirli. z. s. f. i. tımarhane. astigmatizm. 2. bak ışımsızlık. i. astımlı. hayrette bırakmak. ayakta.assumed assumption assurance assure assured assuredly assuringly asterisk astern asteroid asthma asthmatic astigmatic astigmatism astir astonish astonishing astonishment astound astounding astray astride astringent astrologer astrological astrologically astrology astronaut astronomer astronomic astronomical astronomy astute asunder asylum asymmetric asymmetry at at a bound at a clip at a distance at a glance at a stroke at a stroke at all at all costs/at any cost at anchor s. 2. astrolojik. hareket halinde. sigorta: life assurance hayat sigortas ı. asteroit. z. 1. astrolojik olarak. (ata binmiş gibi) bacakları birbirinden ayrı olarak. 2. melce. heyecan içinde. s. geriye. şoke eden. s. astigmatik. i. yıldız işareti (*). 2. 1. çok büyük. s. i. arkaya. demir atm ış. bir hamlede. 1. sağlama bağlamak. at the station istasyonda. bir anda. z. s. s. z.. cin fikirli. ak ıllı. i. bak ışımsız. astrolog. uzak bir yerde. i. astım. lokal olarak doku ve damarları büzen ilaç. gökbilim. i. i. hiç. 2. astronom. rahatlatıcı/ikna edici söz. mutlaka. i. astımla ilgili. 2. s ığınma yeri.

1. bari. ölmek üzere. 2. evde. boylu boyunca. 1. fark ında olmadan apayrı amaçlar peşinde (olmak/çalışmak). nihayet. üzerinde konu şulan. 2. aslında. olsa olsa. olsa olsa. detaylarıyla. özgür. en a şağı. bir ayağı çukurda. 2. ayrıntılarıyla. 2. neyse. son süratle. önce. İş dünyasını yakaşina. en çok. Her neyse. olsa olsa. ortada dola şan. hemen. söz konusu olan. ak şam olunca. sizin parti çok ho şumuza gitti. en az. her neyse. . hava kararırken. boş zamanlarda. en sonunda. hiç olmazsa. 3. kendi evinde. esasında. çok yak ından. Rahat! her keresinde. ayrıntılarıyla. (bir yerde)home with machines of all kinds. Her an gelebilir. evvela. çok yak ından. tam gazla. en azından. derhal. tanır. serbest. her ne ise. 2. bütün ayrıntılarıyla. zirvesinde. hiç olmazsa. sonunda. aslında. genellikle. 1. Most of the her an: She could come at any time. en az ından. her defas ında. Her tür -e ından -i iyi bilen: He´s at kendini rahat hisseden. nihayet. ilk bak ışta. uzun uzad ıya. her ne hal ise: At any rate. yakın mesafeden. aralıklı. bir aya ğı çukurda. en sonunda. yak ından. doruğunda. göğüs göğüse. serbest. ölümün e şiğinde. ask. son sürat.at any price at any rate at any time at best at best at bottom at close quarters at close quarters at close range at cross-purposes at dark at death´s door at death´s door At ease! at every turn at first at first sight at four o´clock sharp at full blast at full gallop at full length at full speed at full tilt at great length at heart at home at home in at home with at intervals at issue at its zenith at large at large at last at last at least at least at leisure at length at liberty at long last at long last at most at most at no time at odd moments at once her ne pahas ına olursa olsun. hakikatte. (bir konuda) bilgili: He´s at home in the business world. boş zamanı olan. 1. saat tam dörtte. son süratle. tam kapasiteyle. makineden anlar. 1. en fazla. aralarla. ta ş çatlasa. zaman buldukça. en sonunda. 1. we enjoyed your party immensely. hiçbir zaman. 2. dörtnala.

istedi ğinde. ateistik. ateist. istenilen zamanda. s. En kötü ihtimal. bazen. i. İng. başına gelebileceklerden kendisi sorumlu olarak. (birinin) iste ği üzerine. en kötü yöne çevrilebilir. emrinde. olsa olsa. 2. eat. O sırada çıktım. . zamanda. Bir daha reddetti. piyasa fiyatına göre değerlendirilmiş. zındık. and at that he left. spora özgü. bir vuruşta. . 1. tehlike sorumluluğu size ait olmak üzere. atletik. İng.. aynı zamanda. 1. ateist. tesadüfen. halihazırda. bu noktada. barış halinde. ateizm. size uygun bir ziyan oldu ğu takdirde sizin hesabınıza. 1. şu ara. istediği gibi. o noktaya gelince. ayn ı anda. 1. en çok. mümkün oldu ğu kadar yakın bir zamanda. 1. bir kalemde. 2. dili bir defada. dili en fazla.. 2. rasgele. sporcu. pahas ına. onun üzerine: Once again she refused. dili son anda. 2. bak.. o da onun üzerineleft. o 1. şu an. dili avazı çıktığı kadar. Tanr ıtanımaz. 2. s. k.. all he´ll get is a year in jail. bir yıl hapis yer. spor. atletizm. derhal. en az. 2. en kötü ihtimal: At worst. hemen. isteğine göre. aşamaya gelince: At that point add the eggs. bir çırpıda. bir darbede. sporcu. madura aya ğı. k. boş zamanlarında. . k. huzur içinde.. k. Tanr ıtanımazlık. i. şimdilik. şu an. hızla: at the rate of one hundred meters per second saniyede yüz metre hızla. azami. tic. bir vuruşta. -i görür görmez. zındık (kimse). istediği zaman. derhal.at once at one blow at one scoop at one whack at one´s command at one´s leisure at one´s peril at one´s pleasure at par at peace at present at random at that at that point at the drop of a hat at the eleventh hour at the end of the day at the expense of at the instance of at the latest at the moment at the outside at the rate of at the risk of at the same time at the sight of at the top of his lungs at the top of one´s lungs/voice at the utmost at the very least at this juncture at times at value at will at worst at worst at your convenience at your risk at/in one fell swoop ate atheism atheist atheistic athlete athlete´s foot athletic athletics 1. aras ıra. zındıklık. birden. -i görünce. olsa olsa.. avazı çıktığı kadar. en aşağı. pahas ına. son dakikada. f.. dili hemen. O aşamaya gelince k. en geç. başabaş. istenilen şekilde: The aerial can be rotated at will. i. Tanr ıtanımaz. Anten istenilen ihtimalde. i. 2. sportif. dili eninde sonunda. k. o s ırada: At that point I ç ıktı.

nükleer reaktör. elde etmek. f. atom enerjisi. 2. hizmet etmek. 2. atomik güç. tasdik etmek. f. davran ış. -e delalet i. kabahat v. f. 2. dumura u ğramak. kefaret etmek. (bir hizmette bulunan) görevli: shop attendant tezgâhtar. nöbet. dumura uğratmak. körelmek. eri şmek. kontrol eden veya yer gösteren görevli. atom ağırlığı. f. s. nükleer atıklar. çalışmak. i. i. 2. 1. . i. 3. nükleer enerji. theater attendant biletleri bak ım. hazır bulunmak. huk. s. ilişikteki. (sıvıyı) püskürtmek. zay ıflatmak. -e sevgi. i. atomik ağırlık. 2. atomize. (bir belgeyi imzalayarak bir şeyin doğruluğuna/gerçekliğine) şahadet etmek. giysi. dikkatle izleyen: an attentive audience dikkatle izleyen seyirciler. atmosfer. bak. kazanmak. 2. hazır bulunanlar. k. 3. 1. 1. i. 1.b. iğrençlik. giydirmek. dumur. 2. tavır. Bond çanta. atom sayısı. atom çağı. esas duruş/vaziyet. iğrenç. telafi etmek. k ılık. f. denemek. ataşe. 1. 1. vurmak. ermek.´ni) affettirecek harekette bulunmak. berbatlık. 1. doğrulamak. dikkatli: an attentive worker dikkatli bir i şçi. çok kötü. el koymak. atomik. 3. tecavüz etmek. canavarca. elde etme. körelme. i. 2. i. ba şarı.Atlantic atlas atmosphere atmospheric atom atom bomb atomic atomic age atomic bomb atomic energy atomic nucleus atomic number atomic pile atomic power atomic waste atomic weight atomise atomize atomizer atone atonement atrocious atrocity atrophy attaboy attach attaché attaché case attached attachment attachment for/to attack attain attainment attempt attend attend to attendance attendant attention attention span attentive attenuate attest attic attire attitude s. bağlamak.. 1. 1. hazır bulunma. 1. atom çekirde ği.1. atmosferik. 2. f. inceltmek. tavanaras ı. hücum etmek. (bir suç. 2. azaltmak. köreltmek. berbat. el koyma. bakmak. 1. 1. i. zerre. 2. 2. menfur. sevgi bağı. teşebbüs etmek. saldırı. i. i. s. atom bombas ı. aksesuar. ask. i. dikkat eden. tedavi da ğa tırmanmayı denedi. bağlı. f. kefaret. 1. hacizğlılık. değerini düşürmek. 2. sald ırmak. kazanma. 1.. hücum. f. i. atomizör. hafifletmek. O etmek. 4. atlas (harita kitab ı). flight attendant dikkat genişliği. 2. marifet. atom reaktörü. Aferin sana! ünlem. -e bakmak. huk. dili f. tutum. f. haczetmek. ilgi. 1. ilişik. s. 2. f. f. to -i göstermek. i. atom bombas ı. i. 3. i. 3. s. girişimde bulunmak. atomlara ayırmak. iliştirmek. i. elbise. Atlantik. You -e dikkat etmek. -e ba koyma. iltifat. İng. nükleer enerji. ilgili. kriz. varmak. dikkat. atom. takmak. 2. canavarlık. kalkışmak: He attempted to climb that mountain. sevgiyle bağlı. bir şeye takılabilen parça. püskürteç.

Avustralyalı. 2. işitilebilecek şekilde. mezatç ı. i. s. 2. (hesapları) denetlemek. (off) açık artırma ile satmak. i. i. f. f. güvenilir: How authentic is this news? Ne derece güvenilir bir haber bu? f. Bu bize iyi bir işaret. Avusturya´ya özgü. 2. 2. odyovizüel. 2. cüret. i. (iyi/kötü) bir işaret olmak: This augurs well for us. i. uğurlu. mezat. ağustos. s. -e yormak. işitilebilir.. konforsuz ve dünyevi zevklerden yoksun bir yaşam. to 1. işitme ile ilgili. doğrulamak. i. cezbetmek. 1. aşınma. otantik. 1. i. 1. 2. müzayede. i. seyirciler. küstah. denetçi. akort etmek. sıfır. s. teyze: She is my maternal aunt. i. sade. patlıcan. f. sert. bağlama. August. alımlılık. f. k ıs. konser salonu. yorma. 2. gerçek. yıpranma. yüce ve çok sayg ın. çekmek. cazibe. küstahl ık. to -e uydurmak. işitme kanalı. çekici. görsel-işitsel. Avustralya. ha şinlik. yıpratma. 2. aşındırma. 3. i. cüretli. i. i. f. artırma. -e mal etmek. cazibeli. i.. i. i. s. i. vasıf. alımlılık. s. teyp kaseti. Avustralyalı. konforsuz. Avusturya. hayırlı. 2. alımlı. O benim halam. f. anat. gerçeklemek. artırmak. atıf. 1. 1. s. i. toplantı salonu. Avusturyalı. sertlik. duyulabilir.attorney attorney general attract attraction attractive attractiveness attribute attribute attribution attrition attune aubergine auburn auction auctioneer audacious audacity audible audibly audience audiocassette audiovisual audit auditor auditorium auditory auditory canal Aug auger aught aught augment augmentation augur August august aunt auspices auspicious austere austerity Australia Australian Austria Austrian authentic authenticate i. kontrolör. hakiki. fiz. s. f. 2. O benim teyzem. çekicilik. i. aunt. Avustralya´ya özgü. i. tasdik etmek. zayiat. s. i. burgu. hala: She is my paternal i. i. i. Avusturyalı. çoğ. Avustralya. Avusturya. 1. İng. 2. 1. sıfat. kumral. açık artırma. i. dinleyiciler. s. z. 1. 1. işitsel. s. i. . izleyiciler. 1. s. çekim. 1. -e atfetmek. i. matkap. 2. (bir nedene) ba ğlamak. 1. başsavcı. avukat. s. sade ve süssüz. (hesaplar ı) denetleme. delgi. 2. nitelik. yenge: Aunt Aliye is my uncle´s wife. -e al ıştırmak.

otomatik transmisyon. 4. i. s. İng. authorize. para hırsı. i. 3. i. İng. s. gerçeklik. yaramak. 2. bir canlının yapabileceği bazı f. i. otobiyografi yazar ı. authorization. 2. the authorities yetkili ki şiler. müellif. s. sonbahar noktas ı. var olma. 2. dili oto. otomatik. 1. izin. otopsi. 1. f. 1. otobiyografi. amirane. güvenirlik. i. i. -den faydalanmak. otantiklik. f. otorite. otokrasi. i. hav. bak. autobiographical. otoriter. yardımcı fiil. fayda. i. var. f. yard ımcı fiil.. s. otokratik.. s. öcünü almak. s. i. çok güvenilir ( şey). yedek. otomatik. s. yazar. i. yarar. s. z. k.s. yetki. bak. izin vermek. heyelan. elde edilebilme. i.. s. otomatikman. özerklik. elde edilebilir. otomatikle ştirmek. otomatik tabanca/tüfek. otomatik olarak. otobiyografik. i. i. 2. i. otistik. güz ılımı (21 Eylül´e rastlayan ekinoks). öcünü ç ıkarmak. otomatlardan yemek al ınan kafeterya. özerk. güz. otomat. ç ığ. yetkilendirmek. i. i. bak. sonbahara ait. otomobil. f. i. . otoriter. para canlısı. i. of availability available avalanche avarice avaricious avenge avenue i. imza. i. -den yararlanmak. 3. otomatik pilot. i. otokrat. 2. cadde. bir kimsenin el yazısı. 1. i. s. dilb. otomatik vites. özya şamöyküsü. 1.. i. s. 1.. s. i. 2. parayla çalışan yiyecek içecek da ğıtma makinesi.. otonom.authenticity author authorisation authorise authoritarian authoritative authority authorization authorize autistic auto autobiographer autobiographic autobiographical autobiography autocracy autocrat autocratic autograph automat automate automatic automatic pilot automatic transmission automatically automation automobile automotive automotive industry autonomous autonomy autopsy autumn autumnal autumnal equinox auxiliary auxiliary verb auxiliary verb avail avail o. otomasyon.. otonomi. otomat. s. saygı uyandıran. otomotiv sanayii. otomotiv. itaat etmeye yönelten. yard ımcı. otomobil. yetke. sonbahar.

s. k. -den çekinme. bir tarafa. birini/bir şeyi dört gözle beklemek.. uyanmış. -den kaç ınmak. Bir süre beklemen lazım. 2. korkuyla karışık şaşkınlık. dehşet. Onu bir yere kald ır! 3. s. mat. s. z. zor. 2. i. 1. hiç hoşlanmama.. öne sürmek. z. bak. 2. 1. s. 1. i. gözlemek. -den sak ınma. balta. dili çok fazla. korkunç. 2.en) 1. fark ında olma. 2. 1. dehşet içinde. dehşet verici. hobi. vasati. 1. 1. kaç ınılabilir. to -in farkına varmak. f. pilot. münasebetsiz. i. İngiliz ve Amerikan ağırlık ölçü sistemi. -den kurtulma. vasat. s. biz. . mat. korkuyla kar ışık saygı. yön değiştirmek. tığ. yamuk. fark ında. s. i. uyand ırmak. avokado. hantal bir şekilde. insan ı huşu içinde 2. bir müddet: You´ll have to wait awhile. f.wok. i. itiraf. 1. uçak kullanmak. beceriksizlik. haberdar. itiraf etmek. (16 ounces) 453 gram. ödüllendirmek. --d/a. ax. f. bir yana: Put thatmaç ı. huşu içinde. (resmi bir kararla) vermek. uyand ırmak. 2. havac ı. hevesli. 1. s. 1. amerikaarmudu. uyanık. i. 2. beceriksizce. uygunsuz. 1. insan ı huşu içinde bırakan. -den çekinmek. beceriksiz. 2. hantal. bak. -in s. çok. 3. s. -i dehşete düşürmek. k. coşkun. berbat. i.aver average averse aversion avert aviary aviate aviation aviator avid avocado avocation avoid avoidable avoidance avoirdupois avoirdupois pound avow avowal avowed await await s. birinin as ıl işi dışında yaptığı bir iş. 1. sakarlık. 2. 1. havac ılık. i. i. awestruck. -den kurtulmak. 3. with anticipation awake awake awaken award aware awareness awash away away game awe awe-inspiring awesome awestricken awestruck awful awfully awhile awkward awkwardly awkwardness awl awning awry ax axe f. Pekiştirmek için deplasman. pek çok: That´ll take an awful lot z. i. s. çarpık.o. 3. den sak ınmak. 2. oradan: Go away! Git buradan! 2. 2. (a. vasati: average annual rainfall yıllık ortalama yağış. 3. s. f. f. beklemek. s. f. z. ortalama. f./s. kundurac ı bizi. hantall ık. sakar. önlenebilir. önlemek. mükâfat. başka tarafa çevirmek. -i aç ıkça ilan edilmiş olan (biri): He´s an avowed monarchist. f.. dehşet. kullan ılması zor. buradan. 2. i. Monarşist olduğunu her zaman söyler. 1. bir yere. i. bot.bırakan. olağan. eğri. dili müthiş. s. müthi ş. ortalama. açıkça söylemek. mat. uyanmak. dehşet verici. orta. of 1. i. kuşhane. -i huşu içinde bırakmak. i. f. of work. to -in farkına varmak. i. huşu. haz ır olmak. tente. -den kaç ınma. (--red. i.t.woke. 1. s. s. şuradan. O çok i ş ister. i. 2. 1.. f. -i önlemek. z. ödül. --ring) (emin bir şekilde) ileri sürmek. -i önleme. 2. uyanmak. deplasman away! i. açıkça söyleme. bir süre..

A. i. k. çocuk bak ıcısı. -e yard ım etmek: Akif´s company is backing ileri geri. s. kaşağı. baccarat.axiom axiomatic axis axle ay aye azalea Azerbaijan Azerbaijani azure B. i. İngiliz alfabesinin ikinci harfi. emzik. taşra. -e arka olmak. bak. f. edebiyat fakültesi diploması. 1. saçmalamak. biberon. mihver. arka koltuk. aye. sütdişi. bekâr. her ihtiyac ını karşılamak. Azerbaycan. i. 1. (dergi/gazete için) eski sayı/nüsha.. i. k ıs. 2.li (bısîl´ay) i. geveze. i. zool. i. bot. Bachelor of Arts. i.by-sat. (birine) a şırı bir özenle bakmak. 2. aksiyomatik. sözünden dönmek. Rhododendron.. B. i. belitsel. 1.. ücret veya maa şın ödenmesi gecikmiş kısmı. bebek. z. boşboğazlık etmek. arka sokak.. hay hay. B. çoğ. k ısa kuyruklu piyano.S. basil. anat. belkemiği..cil. yavru. dili k ız.. i. k. 1. çocuk ve bebekler için ücretli bak ımevi. i. caymak. f. i. s. f. belit. i. f. Azerice. 3. ikinci mevki/rol. gevezelik etmek. isk. s. melemek. arka. 1. açalya. k ıs. 3. evet. k ıs. meleme. muhakkak. futbol bek.. (ba. 2. 2. bir iddiadan vazgeçmek. (su) çağlamak. ax. aks. i. s. dili sevgili. eksen. . s ırt. 1. fen fakültesi diploması. b BA baa babble babbler babe baboon baby baby blue baby bottle baby carriage/buggy baby farm baby grand baby sitter baby tooth babyhood babyish baby-sit baby-sitter baccara baccarat bachelor Bachelor of Arts degree Bachelor of Science degree bacillus back back and forth back and forth back country back down back number back number back out back pay back scratcher back seat back street i. isk. 1. çoğ. habe şmaymunu. i. anla şılmaz sözler söylemek. i. arka yer. i. aksiyom. mil. s. z. 2. B. piliç. süt mavisi. bebek gibi. ba. bekâr erkek. arka taraf.es (äk´siz) i. -i desteklemek. çocuk bak ıcısı.. dingil. ileri geri. i. 2. Azeri. çocuk arabas ı. bakara. gökmavisi. --ting) ana babalar ı evde olmadığı zaman çocuğa bakmak. bir derginin eski sayılarından biri. açelya. bebek. bo şboğaz. bak. f. bebeklik devresi. azelya. kreş. çocuk.

2. gerilik. s ırt sırta. 1. s. fon. bel bilg. yedek kopya. istenilenin aksi olmak. omzunda sırt cevaplamaya bakmalısın. geri geri. backslide.. makat. ileri geri. i. f. geri gitmek. çevre ve tahsili. temel. 3. s. (back. i. tersine. arkalık. çok yorucu. backbite. (daktiloda/bilgisayarda) geri gitmek. s.ten) arkas ından çekiştirmek/kötülemek. f. s. z. bak. perde arkas ı. f. belkemi ği.. bak. yedek. i. i. z. f. 1. 1. bak. omzunda s ırt çantasıyla gezen kimse. k. dili caymak. geç kavrama.slid/back. back. 3. tavla. evin arkas ındaki bahçe. k. zemin. 1. (siyasal/toplumsal bir geli şmeye karşı) güçlü tepki. bakterisit. f. yedeklemek. bakteriye ait. karakter kuvveti. lumbago. iğneardı dikiş. 1.romatizması.b. geri sürmek. f. beyk ın. i. i. i. kompliman söz.. 1. yedek. 3. bir kimsenin geçmi şteki görgü. i. i. bakteriyolojik sava ş. kulis. f. omurga.back talk back to back back up backache backbit backbite backbitten backbone backbreaking backcomb backdoor backer backfire backgammon background backhand backhanded compliment backing backlash backlog backpack backpacker backpedal backrest backside backslid backslidden backslide backspace backstage backstitch backstroke backtrack backup backup copy backward backward backwardness backwards backwards and forwards backwards and forwards backyard bacon bacterial bactericide bacteriological bacteriological warfare küstahça kar şılık verme. i. geç kavrayan. 1. sırt ağrısı. . geri tepme. ileri geri. k. i. back. olup olmadığı belli olmayan kompliman gibi gözüken ele ştiri. i. 2. i. s. geriye do ğru yapılan. 2. O birikmiş mektupları çantasıyla gezmek. i. (kan ıtla) desteklemek. (saçları) tersine taramak. backbite. bak. 4. birikmiş iş. (back. elin tersi öne gelecek şekilde yapılan (vuruş v. geri tepmek. i. i. 1. (motorun ate şi) geri tepmek. tuzlanmış/tütsülenmiş domuz böğrü/sırtı. geri kalm ışlık.den) (iyi yoldayken) kötü yola sapmak. arka. 2. destek. 2. i.). arka plan. yıpratıcı. 2. f. geriye do ğru. pedalı geri çevirmek. desteklemek. iğneardı dikiş yapmak. en önemli destek. geldiği yoldan geri dönmek. s. 2. i. i. sırtüstü yüzme. maneviyat. s.. bilg. backslide. 1.. elinin tersiyle. dili k ıç. bak. f. dili yasad ışı. arka taraf. müz.slid. 2. taraftar. bakteriyolojik. elin tersi öne gelecek şekilde yapılan vuruş. e şlik eden. f. 2. belkemiği. i. f. tornistan etmek. yığılmış iş: You should work on that backlog of unanswered letters. yürek gücü. f. z. geri kalmış. arka arkaya. i.. 2. arka bahçe. destekçi. backward 2. 1. arka çıkmak.slid. sırt çantası.bit. f.bit. anat.

Bahamalı. 2. (bir) pişim. kefaletle tahliye edilme. i. 2. 2. pasta gibi şeylerin satışı. worst) 1. çuval. 1.. f. bagaj. Bahama Adalar ı´na özgü. başının etini yemek. tüm eşyasını bir torbada taşıyıp sokaklarda yaşayan kadın. hiç rahat b ırakmamak. i.t. engel olmak. çok: f. 2. şapşal duran (pantolon). f. şaşırtıcı. boşaltmak. kese. zool. f. i. Bahama Adaları´na özgü. fırın. kurabiye.b. bakteriyoloji. evde yapılmış kek. şanssızlık.a (bäktîr´iyı) i. 2. fırında pişirilmiş kuru fasulye. f. kabartma tozu. k. 1. uzmanlık alanı. fırında patates. 3. i. bakteri.o. yolcu e şyası. huysuz. 1. Bahama. (san ığın tahliye edilmesi için verilmesi gereken) teminat akçesi. 1. maşrapa v. 5. i. bozuk. kefalet. i. torbalamak. fırında pişirme. i. bir sürü yalan dolan. (tekneye giren suyu bo şaltmak için tekneye girenederek tahliyesini sa ğlamak. s. Bahreyn. i. f. (av ı) yakalamak. heybe. hoş olmayan. 2. çoğ. dili kötülemek. vahim. Bahreynli. ma şrapa v. bak. ile k. kötü. 1. 2. Bahamalı. icra memuru.i. s. O s. i. kâhya. out (tekneye) birine kefalet suyu kova. on üç. i. bakteriye ait. Bahreyn. 1. ekmek f ırını. pastane. çanta. ters. dili birini/bir şeyi (zor bir durumdan) kurtarmak. ciddi. 2. müz. sözlerle eziyet etmek. 6. i. i. i./s. kapan yemi. (--ged. kötü.bacteriologist bacteriology bacterium bad bad blood bad debt bad debt bad luck bade badge badger badly bad-mouth bad-tempered baffle baffling bag bag and baggage bag lady bag of tricks baggage baggage car baggage room baggy bagpipe bah Bahama Bahamas Bahamian Bahrain Bahraini bail bail bail s. f. Takım fena halde yenildi. 2. 1. s. 2. 2. Bahreynli. 1. --ging) 1.b. f. fena halde. torba. is bad blood between them.. tulum. 1. şüpheli alacak. eldeki imkânlar. emanet. nişan. i. fırıncı. Onlar birbirine dü şman. out bailiff bailiwick bait bake bake sale baked beans baked potato baker baker´s dozen bakery baking baking powder i. aldatıcı. 1. f. şaşırtmak. fena bir şekilde: The team was badly beaten. bütün eşyasıyla. There niteliksiz. s. 2. z. ahlaks ız. porsuk. hatal ı. huk.ri. hasta/sakat alınamayan alacak. ekmekçi. kumpir. ünlem Tu! s. bac. kesekâ ğıdı.te. s. out bail s. bakteriyolog. i. i. 2. bozulmuş (yiyecek). kullanılan) kova. gayda. 1. (worse. çuvala koymak. yemlemek..o. kötü. furgon. Bahreyn´e özgü. i.. s. olta yemi. That child badly needs a new pair of shoes. .. 4. rozet. fırında pişirmek. aksi. yetki alanı. yük vagonu. Bahama. bid. torba gibi sarkan.

i. i. i. balerin.. oy pusulas ı. dili (bir şeyin) içine etmek.. balistik. melisa. kokulu merhem. meşum. 2. denklem. balkon. borç bakiyesi. s. rayiha. balyalamak. roket. 3. İng. bilanço. f. patırtı. 1. k ılsız. 3. denge. 2. dili 1. s. şamata. ithalat ve ihracat aras ındaki değer farkı. s. 1. i. bir engel kar şısında duraklamak. 1. sodyum bikarbonat. topak: a ball of dough bir topak hamur. mak. s. ağrı veya sızıyı dindiren . 2. k. balya. 2. bale trupu. yürümemekte direnen. lastiğin balans ayarını yapmak. küre. yalın. balon lastik. ödemeler dengesi. balistik e ğrisi. f. tükenmez kalem. dili i. zırva. 5. balo salonu. bilanço. i. i. pranga. balistik. balo.. göt. argo baya ğı cesur: She´s one ballsy female! Amma taşaklı karı yahu! i. dansör. sade. gürültü. ayak parmaklar ının kökü. argo 1. i. balerin.y. dengelemek. bot. heyecanlı ve şamatalı propaganda/reklam. i. bilye. sodyum bikarbonat. 2. taşak.. safra. türkü. güzel koku. 3.. tükenmez. 3. balon. balon gibi şişmek. bail 2. dazlak. k. 2. bak. barefaced. i. oy sandığı. i. bale. yürümemekte direnmek. şamandıra ile işleyen kapama valfı.. i.baking soda baking soda baksheesh balance balance a tire balance of a debt balance of payments balance of power balance of trade balance sheet balanced balcony bald bald-faced baldness bale bale baleful balk balky ball ball ball and chain ball bearing ball cock ball of the foot ballad ballast ballerina ballet ballet dancer ballistic ballistic curve ballistic missile ballistics balloon balloon tire ballot ballot box ballpark ball-point ball-point pen ballroom balls ballsy ballyhoo balm karbonat. 2. uğursuz. 2. terazi. inat eden (hayvan). up k. i. saçma. 1. 1. fasa fiso. i. 5. 4.. i. i. s. tüysüz. (uluslararas ı ilişkilerde) kuvvetler dengesi. 3. s. s. 1. i. yumak: a ball of yarn bir yumak iplik. ta şaklar. den. f. top. 1. husyeler. bahşiş. i. oğulotu. kabartma tozu. bakiye. f. tükenmez kalem. balad. i. pelesenk. 4. f. balast. dengeli olmak. dans salonu. ask. d. 2. ilaç velvele. i. dengeli. cesaret. 2. atış bilimi. bak. olarak kullan ılan birkaç çeşit yağ. ticaret dengesi. dazlaklık. 1. İng.

kolan. i. bando. çarliston biber. İng. (--ned. zararlı. müz.okumak: çarpmak/kapanmak.yaymak. i. kâkül. f. korkuluk. sürgüne göndermek. bando şefi. dili geçici: a band-aid solution geçici bir çözüm. banknot. tırabzan. --ning) yasaklamak. i. i. 3. f. bir cins salam. f. i. bir araya toplamak. (set gibi duran. haydutluk. v. Baltık. i. 1. muz. banknot. göl. s. 2.balmy baloney balsam Baltic balustrade bamboo bamboozle ban banal banality banana banana pepper banana republic band band band saw band together bandage Band-aid band-aid bandit banditry bandmaster bandstand bandwagon bandy bandy about bandy words with bandy-legged bane baneful bang bang up banger Bangladesh Bangladeshi bangs banish banishment banister bank bank bank account bank bill bank discount bank holiday bank note s. uzakla ştırmak. be bandied about ağızdan ağıza ile haberi) ile ağız dolaşmak. kemer. Bangladeşli. 3. i. yat ırmak. kurdele. dili saçma. k ırkma. dili sosis. sürgün. f. yumu şak ve ılık (hava). i. Bangladeş´e özgü. pelesenk. toprak kümesi.b. 2. bak. s. banka hesab ı. olay. kenar. plaster. s. can ına şiddetle You can use my car. şerit. Band-aid. bant. tırabzan küpeştesi. banal.. sevinç. zümre. f. but don´t you şekilde bang it up! Arabam ı kullanabilirsin.. s ıradanlık. söylenmek. f. 1. 1. İng. bant. çemberlemek. bir senedin banka tarafından kırılması. i. Çat!/Bom! 2. i. k. 1. i. f. Bangladeş. muz cumhuriyeti. 2. sürmek. bağlamak. fasa fiso. menetmek. Banglade şli. 1. banallik. bayağı. . i. 2. gürültü. i. 1. i. (bir sözü) çok iyi biliyormu ş gibi kullanmak. bir banka taraf ından diğer bir banka üzerine çekilen poliçe. i. i. kavgası yapmak. açık havada çalan müzik topluluklarına özgü ve çoğu zaman üstü kapalı platform. s.´ne ait) k ıyı. i. f. haydut. yanları hafif meyilli/dik) bankaya (para) 3. birleştirmek. banka. yasak. banal şey. 2. k. cumartesi ve pazar günleri dışındaki resmi tatil. bir tahtası eksik.. heyecan.. (nehir. 2. gürültülü birdare mahvetmek. kötü. patlama. i. f. şerit testere. Banglade ş. 4. 2. i. k. z ırva. i. 2. 1. pat ırtı. i. i. (yarayı) sarmak. 2. çarliston. k. i. sansasyon. şaşırtmak. k. tak ım. perçem. 1. s. e şkıya. i. kayış. s ıradan. sargı. bambu. y ığmak. i. 2.. banka ıskontosu. çarpık bacaklı.. 3. aldatmak. sargı. i. s. yara band ı. bir araya toplanmak. kovmak. ama canına okuyayım deme! i. dili kaçık. kâ ğıt para. yığılmak. 1. doland ırmak. 1. (bir atışmak. 2. tırabzan. (bir fikri) ortaya atmak. birleşmek. dili 1. banal söz. (bulut) kümesi. uzun çizgi. 1.

Barbados.. bayrak. berber dükkân ı. batk ı. i. s. sancak. s. bak. k. 1. güçbela. aletsiz. 2. k ıt kanaat geçinme. berber. çengel. ozan. berber. batkın. su içindeki kum seti. banka cüzdan ı. z. 1. 2. 2. çıplak bacaklı.. bear 2. 6. resmi ziyafet. 1. düpedüz: That´s a barefaced lie. z. s. . man şet. Barbadoslu. Desteklerine bel ba ğladık. z. vah şi. s. i. vaftiz. (--red. (bankan ın çıkardığı) kredi kartı.. z. i. etin bu şekilde s. f. takılma. iflas.. i. f. f. s. açmak. medeniyetsiz.. bankac ılık. i. (hayvan) dişlerini göstermek. huk. para getiren. dikenli. bak. ölçü çizgisi. vahşet. yalınayak. f. i. ç ıplak. ancak. barefoot. eldivensiz. --ring) 1. s ırık. 1. Barbados´a özgü. kızartılan et. oranı. apaç ık. i. vah şi. i.. bak.. i. barbarca. barbekü. s. Barbadoslu. barbar. şakalaşmak. i. gazet. müz. i. sos dökülerek ızgarada dikenli tel. i. 2. i. bankac ı. barbar. başı açık. i. faiz banka kasas ı. sürgülemek. baro. f. f. z. vah şi. -e güvenmek: We are banking on their support. s. s. f. 2. f. batırmak. çubuk. sabun kalıbı. 4. banka ıskonto haddi. silahs ız. 1. i. barbarlık. i ğneleyici söz. çoraps ız. i. 3. i.. iflas ettirmek. i. s. i. hesap cüzdanı. 1. vaftiz etmek. alem. 5. 3. i. İng. 1. 2. 1. i. ayrıksız. 2. 2. eski. i. bar (içki içilen yer). s. Düpedüz yalan bu. şakalaşma. takılmak. iflas etmiş. kanca. istisnas ız. engel. tıraş etmek. 3. soymak. müflis. halter. s. Barbados. saz şairi. iğneli (söz).bank on bank rate bank vault bankable bankbook bankcard banker banking bankrupt bankruptcy banner banns banquet banter baptise baptism baptize bar bar none bar of soap barb Barbadian Barbados barbarian barbaric barbarism barbarity barbarous barbecue barbed barbed wire barbell barber barbershop bard bare bare bare its teeth bare living bareback barefaced barefoot barefooted barehanded bareheaded barelegged barely -e bel ba ğlamak. i. ziyafet. üstüne baharatlı bir kancalı.. (gelecek bir tarihe ait) evlenme ilan ı. ancak yetecek kadar. dili kâr getiren. (et k ızartmak için dışarda kullanılan) ızgara. s. 2. baptize.

barf bargain barge barge in bark bark bark up the wrong tree barkeep barkeeper barley barmaid barman barmy barn barnstorm barnyard barnyard fowl barometer baron baroness baroque barracks barrage barred barrel barrel organ barrel vault barren barrette barricade barrier barrister barroom barrow bartender barter base base base of operations base s.t. on baseball baseboard baseless basement baseness bash bashful

f., argo kusmak. i. kusmuk. i. 1. iş anlaşması. 2. kelepir. f. 1. pazarlık etmek. 2. for/on -i ummak, -i beklemek: I hadn´t bargained on that. Öyle bir şey beklememiştim. i. mavna. burnunu sokmak, işe karışmak. i. havlama. f. havlamak. i. kabuk; a ğaç kabuğu. k. dili yanlış kapı çalmak. i., bak. barkeeper. i. barmen. i. arpa. i. barın tezgâhında çalışan kadın, barmeyd. çoğ. bar.men (bar´mîn) i. barmen. s., İng. kafadan kontak, kafası bir hoş, çatlak. i. ahır, çiftlik ambarı. f., k. dili ta şrada temsil vermek. i. çiftlik ambar ı yanındaki avlu. kümes hayvan ı. i. barometre. i. 1. baron. 2. çok zengin i şadamı, kral: an oil baron petrol kralı. i. barones. s. 1. barok. 2. şatafatlı, çok süslü. i. k ışla. i., ask. yo ğun yaylım ateşi, baraj ateşi. s. 1. parmaklıkla kapalı. 2. yasaklanmış. i. fıçı. laterna. mim. be şiktonoz. s. k ısır; meyvesiz; kıraç, verimsiz. i. saç tokas ı. i. barikat. f. barikat yapmak: They barricaded the street. Sokakta barikat yaptılar. i. (çit, duvar, korkuluk gibi) engel; bariyer. i., İng. en yüksek mahkemelerde dava görebilen avukat. i. bar. i., İng. 1. işportacı arabası. 2. el arabası. i. barmen. f. değiş tokuş etmek, takas yapmak, trampa etmek. i. değiş tokuş, takas, trampa. i. 1. temel, esas. 2. ask. üs. 3. kim. baz. s. alçak, adi, rezil. harekât üssü. bir şeyi -e dayandırmak. i. beysbol. i. süpürgelik. s. asılsız, temelsiz. i. bodrum katı, bodrum. i. alçaklık; alçakça bir davranış. f. kuvvetle vurmak, h ızla vurmak. i. 1. hızlı vuruş; kuvvetli darbe. 2. k. dili şatafatlı parti. s. utangaç, s ıkılgan, çekingen.

BASIC basic basically basil basin basis bask basket basketball bass bass bass clef basswood bastard bastardise bastardize baste bastion bat bat batch bated bath bath chair bath towel bathe bathhouse bathing bathing suit bathrobe bathroom bathroom fixtures bathtub baton battalion batten batter batter batter batter s.t. down batter s.t. in battered battery battery-operated batting battle battle cry

k ıs. Beginner´s All-purpose Symbolic Instruction Code bilg. BASIC (bir programlama dili). s. 1. esas, temel. 2. kim. bazal. z. aslında, esasında. i., bot. fesle ğen. i. 1. leğen. 2. havuz. 3. havza. çoğ. ba.ses (bey´siz) i. 1. temel. 2. kaynak. 3. ana ilke. f. güneşlenmek, tatlı bir sıcaklığın karşısında uzanmak. i. 1. sepet; küfe; zembil. 2. spor say ı, basket. i. 1. basketbol, sepettopu. 2. basketbol topu. i., zool. levrek, hani. i., mus. basso, bas. fa anahtar ı. i. ıhlamur ağacı. i. 1. piç, gayrime şru çocuk. 2. alçak herif, it. f., İng., bak. bastardize. f. alçaltmak; de ğerini düşürmek. f. 1. teyellemek. 2. (kurumamas ı için) (pişen etin üstüne) sıvı dökmek/sürmek. i. kale burcu; tabya. i., spor (beysbol, kriket v.b.´nde) sopa. f. (--ted, --ting) 1. spor sopayla topa vurmak. 2. (göz) k ırpmak. i. yarasa. i. 1. bir pişimde pişirilenler. 2. takım; grup; parti: a batch of books bir parti kitap. s. i. 1. banyo. 2. hamam; kapl ıca. 3. film banyosu. f., İng. yıkamak; yıkanmak.bazen kapalı) tekerlekli sandalye. İng. (üstü banyo havlusu. f. 1. yıkamak, banyo etmek; yıkanmak, banyo yapmak. 2. ıslatmak; suya batırmak. i. 1. (plaj, göl v.b. kenar ında) kabinli bina. 2. (halka açık) banyo/hamam. i. 1. banyo yapma, yıkanma. 2. deniz banyosu, yüzme. mayo. i. bornoz. i. 1. banyo. 2. tuvalet. banyoya ait sabit e şya. i. banyo küveti. i. değnek. i., ask. tabur. i. ince tahta parças ı, tiriz. f. sert darbelerle vurmak; h ırpalamak; dövmek. i. sulu hamur. i., spor sopayla vuran oyuncu. (yerle bir etmek için) bir şeye vurmak. (delmek/çökertmek için) bir şeye vurmak; bir şeye vurup delmek; bir şeye vurup çökertmek. s. 1. hurdas ı çıkmış, ezilmiş. 2. dövülmüş (kimse). i. 1. elek. pil; akümülatör, akü. 2. ask. batarya. 3. huk. dövme, dayak. 4. dizi, seri, tak ım. s. pilli. i. tabaka halinde pamuk. i. 1. muharebe; meydan sava şı. 2. mücadele, büyük uğraş. f. 1. savaşmak, dövüşmek. 2. mücadele etmek, çok uğraşmak. 1. savaş narası. 2. herhangi bir kampanyada kullanılan slogan.

battle fatigue battle royal battle-ax battlefield battleground battleship batty bauble baulk bauxite bawdily bawdiness bawdy bawl bawl out bay bay bay bay leaf bay tree bay window bayberry bayonet bayou bazaar BB BB gun BBC BC be BE be vexed with s.o. be (caught) between a rock and a hard place. be ... shy be a bad judge of be a basket case be a big deal be a byword for be a disgrace to be a good judge of be a hard worker be a match for be a nervous wreck be a nuisance to be a part and parcel of be a past master at be a physical wreck

savaş görmüş kimselerde görülen ruhsal çöküntü. 1. (birkaç kişi arasındaki) büyük dövüş. 2. büyük kavga, büyük münakaşa. i. 1. cenk baltas ı, teber. 2. argo huysuz kocakarı. i. savaş alanı. i., bak. battlefield. i. savaş gemisi, zırhlı. s., argo çatlak, kaç ık. i. gösterişli süs, gösterişli fakat kullanışsız şey. f., bak. balk. i. boksit. z. açık saçık bir şekilde. i. açık saçık oluş. s. açık saçık, müstehcen. f. 1. bağırmak. 2. yüksek sesle ağlamak. argo azarlamak, ha şlamak, paylamak. i. koy, küçük körfez. i. uluma. f. ulumak. i., bot. defne, defne a ğacı. defne yapra ğı. bot. defne a ğacı. 1. cumba. 2. k. dili göbek, ya ğ bağlamış karın. i., bot. muma ğacı. i. süngü. i. bir nehir veya gölün batakl ıklı kolu veya çıkış noktası. i. pazar, çar şı; kermes. i. hava tüfe ğinin saçması. hava tüfe ği. k ıs. British Broadcasting Corporation BBC, B.B.C. (İngiliz RadyoTelevizyon Kurumu). k ıs. before Christ M.Ö. (milattan önce), İ.Ö. (İsa´dan önce). f. (--en, --ing) (kurald ışı çekimleri: şimdiki zaman I am; he/she/it is; we/you/they are; eski thou art. geçmi ş zaman I/he/she/it was; eski thou k ıs. bill of exchange. birine k ızmak. k. dili iki ate ş arasında kalmak; iki arada kalmak; iki cami arasında kalmış beynamaza dönmek; iki arada bir derede kalmak.only twenty dollars shy (birinin) (belirli bir miktarda) eksi ği olmak: We´re of a million. Bir milyona varabilmek için yaln ızca yirmi dolar eksiğimiz var. -den anlamamak. k. dili 1. berbat bir halde olmak. 2. ambale olmak, do ğru dürüst düşünemez halde olmak. k. dili çok önemli olmak. mec. ile e şanlamlı olmak. -in yüzkaras ı olmak. -den anlamak, -in ne oldu ğunu bilmek. çok çalışkan olmak. (birinin) dengi olmak. k. dili sinirleri bozulmu ş olmak. -in başının belası olmak. (bir şeyin) önemli bir öğesi olmak: These words are now part and parcel of the language. usta olmak. (bir konuda) çok Bu sözcükler art ık dilin önemli bir parçası oldu. sağlığı bozulmuş olmak.

be a picture of health be a be a be a be a be a

turp gibi olmak.

yenilince k ızıp küsmek. poor loser shadow of one´s former self 1. (biri) epeyce çökmü ş olmak. 2. (biri) epeyce çaptan düşmüş olmak. 3. eskiyabanc ısı çok dü şmüş olmak. -in halinden olmak. stranger to ... konusu olmak: She was a subject of gossip throughout the village. subject of/for Köydeki herkesin dedikodu konusu idi. (bir şey) artık geçmişe ait bir şey olmak. thing of the past k. dili (bir konuda) çok becerikli olmak, (bir i şin) ustası olmak. 1. -e iğrenç gelmek. 2. -e son derece ters/aykırı gelmek. 1. (kötü bir şey) kol gezmek: Smallpox was about in the town. Şehirde çiçek kol geziyordu. 2.olmak. olmak: That morning she was about at the üzere olmak; me şgul ayakta bir şey yapmak, bir şeyle meşgul olmak: What are you about? Sen ne yapıyorsun? olmak: Ibeen aboutenough about door. Kap ıdan çıkmak He -mek üzere You´ve was long to go out the it! Amma uzun sürdü! üzereydim. I olmak. eleştirilemez knew by heart the poems about to be read. O s ırada -den şüphe edilemez olmak: He´s above suspicion; he couldn´t have been there when it happened. Ondan şüphe edilemez; olay sırasında her türlü şüpheden uzak olmak. 1. yurtdışında olmak. 2. artık sır olmaktan çıkmış olmak: How´d it get abroad that I was şeye) vermiş olmak. ğum nasıl keşfedildi? 3. ev dışına tüm dikkatini (bir here? Burada bulundu -de bol/çok olmak: The forest was abundant in game. Ormanda av hayvanı çoktu. ile uyumlu olmak. -e uygun olmak; -e alışkın olmak. 1. ile tan ışmak, -i tanımak. 2. -i bilmek, -e aşina olmak. (of) (-den) beraat etmek, temize ç ıkmak. (bir şeyin) bağımlısı/tiryakisi olmak. ak ıntıyla sürüklenmek. z. Tavsiyeleri pekiştirmek için kullanılır: Great caution is advisable. Son derece dikkat edilmeli. -e bağlı olmak. -den mustarip olmak. 1. su üstünde yüzmek. 2. (mali aç ıdan) ayakta kalmak, zarar etmemek: The firm is afloat. Şirket masrafını çıkarıyor. 3. (söylenti) dolaşmak: (of) (-den) korkmak. kendi gölgesinden korkmak. peşinde olmak. (birine) yabanc ı gelmek. -in fark ında olmak. kaynamak, çok miktarda bulunmak. -den dolayı çok üzgün olmak. kulak kesilmek, dikkatle dinlemek. gözünü dört açmak. -i candan desteklemek, -e taraftar olmak. k. dili pestili ç ıkmak; çok yorgun olmak. çok heyecanlı olmak; endişe içinde olmak. 1. iyi olmak, zarara u ğramamış olmak: Are you all right? İyi misin? 2. iyi olmak,1. elleriyle iş yapmaya gelince beceriksizNotlar ı fena değil. 3. uygun k. dili fena olmamak: His grades are all right. olmak. 2. at (belirli bir konuda) beceriksiz olmak. k. dili çok yan ılmak. k. dili 1. tamamen yanl ış olmak. 2. yanılmak, yanılgıya düşmek. gelmek. k. dili (iş için değil) eğlenmek/vakit geçirmek için (hazır) bulunmak. gerektiği gibi olmamak.

be a whiz at be abhorrent to be about be about be about s.t. be about to be above reproach be above suspicion be above suspicion be abroad be absorbed in be abundant in be accordant with be accustomed to be acquainted with be acquitted be addicted to be adrift be advisable be affiliated with be afflicted with be afloat be afraid be afraid of one´s own shadow be after be alien to be alive to be alive with be all broken up over be all ears be all eyes be all for be all in be all keyed up be all right be all thumbs be all wet be all wet be along be along for the ride be amiss

be an old hand at be anathema to be angry about be angry at be angry with s.o. be annoyed with be answerable for s.t. be answerable to s.o. be anxious about be anxious for s.o. to be anxious to be as good as one´s bond be as good as one´s word be as good as one´s word/promise be as thick as thieves be ashamed be asleep be assailed with doubts be assassinated be associated with be astonished at be at be at a disadvantage be at a loss for words be at a loss for words be at a low ebb be at a standstill be at bay be at cross purposes be at daggers drawn be at fault be at hand be at loggerheads be at loose ends be at loose ends be at odds be at one´s back be at one´s best be at one´s elbow be at one´s wit´s end be at one´s wits´/wit´s end be at rest be at risk be at s.o.´s beck and call be at s.o.´s disposal be at s.o.´s disposition be at s.o.´s service

(bir konuda) baya ğı tecrübeli olmak. ... taraf ından nefret edilen biri olmak: She was anathema to the leftwingers.olmak. ondan nefret ettiler. -e sinir Solcular -e k ızgın olmak, -e kızmak. birine gücenmiş olmak. (birine) k ızgın olmak. bir şeyden sorumlu olmak. birine karşı sorumlu olmak. -i merak etmek. (birinin bir şeyi yapmasını) çok istemek. k. dili -i çok istemek. son derece güvenilir olmak. sözünü tutmak, sözünü yerine getirmek. sözünü tutmak, sözünde durmak, sözünü yerine getirmek. k. dili s ıkı fıkı olmak, canciğer kuzu sarması olmak. utanmak. uyumak. kuşkular içinde olmak. suikasta u ğramak, suikasta kurban gitmek. ile ilişkisi olmak; ile ilgisi olmak. -e hayret etmek. -de bulunmak, -de olmak. dezavantajlı olmak. ne diyece ğini şaşırmak/bilememek. ne diyece ğini şaşırmak, söyleyecek söz bulamamak. 1. (birinin) morali bozuk olmak. 2. çok azalm ış olmak. durmak, durmu ş vaziyette olmak; kesilmek, kesilmiş vaziyette olmak. çok zor bir durumda olmak. -in amaçlar ı birbirine ters düşmek/birbiriyle çelişmek. kanlı bıçaklı olmak. kabahatli olmak. el altında olmak; yakında olmak. (with) (ile) ihtilafa dü şmüş olmak. k. dili 1. me şgul olmamak, boş olmak. 2. boşta gezmek. serbest olmak, (birinin) bir i şi olmamak. 1. (birilerinin) aralar ı açık olmak. 2. with -e aykırı olmak. bir kimseye arka ç ıkmak. en iyi durumda olmak, formunda olmak. yanı başında olmak, yanında olmak. ne yapaca ğını bilmemek, şaşırmak. k. dili ne yapaca ğını şaşırmak. hareketsiz olmak, hareket etmemek. tehlikede olmak. her an birinin emrinde olmak. birinin emrinde olmak: While I´m away my house is at your disposal. Ben yokken emrine amade olmak. birinin evim emrinizde. birinin hizmetinde olmak.

be at sea be at the end of one´s rope be at the end of one´s tether be at the end of one´s tether be at the mercy of be at the point of death be at variance with be at war be at work be averse to be avid for be awake to be aware of be awash be bad for be bad news be badly off be baffled be bang on be based on be behind the eight ball be behind the times be beneath s.o. be bent on/upon be bent out of shape be beset by/with be beside the point be beside the point/question be besotted with be better off be beyond belief be beyond dispute be beyond one´s ken be beyond s.o.´s grasp

1. denizde olmak; (aç ık denizde seyreden) gemide olmak. 2. k. dili şaşkına dönmüş olmak. çaresiz kalmak. son kozunu oynam ış olmak. k. dili çok zor bir durumda olmak, ne yapaca ğını şaşırmış olmak. -in insafına kalmış olmak. ölmek üzere olmak. 1. ile uyu şmamak, ile araları bozuk olmak. 2. -e ters düşmek, ile çelişmek. savaş halinde olmak. işte olmak, iş başında olmak. 1. -den ho şlanmamak: He is averse to hard work. Çok çalışmaktan hoşlanmıyor. 2. -e karşı olmak: They were olmak. to our plan. Planımıza (bir şeyi elde etmek için) çok hırslı/arzulu averse -in fark ında olmak. -in fark ında olmak; -den haberdar olmak. 1. suyla kaplı olmak, sular altında olmak. 2. (bir şey) su içinde yüzmek. 3. with ile dolu olmak; bol miktarda bulunmak. -e zararlı olmak. k. dili hiç iyi biri/bir şey olmamak. k. dili fakir/yoksul olmak. şaşırmak.

İng., k. dili tam isabet etmek, taşı gediğine koymak.
-e dayanmak. argo zor/mü şkül bir durumda olmak. çağın gerisinde kalmak. birine yak ışmamak, birinin tenezzül etmeyeceği bir şey olmak: That´s beneath you. O sana yak olmak. -i kafas ına/aklına koymuşışmaz. k. dili küplere binmek, ç ıldırmak. 1. -in (olumsuz yönleri) çok olmak: This project´s beset with problems. Bu proje problemlerle dolu. 2. şey olmak. -i istila etmek: I was suddenly konuyla ilgisi olmayan bir -i kaplamak, -in (konu şulan şeyle) hiç ilgisi olmamak: That´s beside the point. Onun alakası kapılmak, ... sevdasına kapılmak, kendini -e kaptırmak. İng. -e yok. daha iyi durumda olmak. inanılması mümkün olmamak, inanılmaz olmak. tartışma götürmemek. (birinin) hiç bilmediği bir şey olmak. 1. birinin kavrayışının dışında olmak. 2. birinin elinden kurtulmuş olmak: They´re beyond his grasp now. Obir şey olmamak. hiç kabul olunacak/onaylanacak art ık onlara dokunamaz. 3. birinin elde

be beyond the pale be beyond/without a shadow of a zerre kadar şüphe kalmamak. doubt 1. -in program ı dolu olmak. 2. -in tüm yerleri dolu/rezerve olmak. be booked up k. dili s ıkıntıdan patlamak/çatlamak. be bored stiff be born with a silver spoon in k. dili zengin bir ailenin çocu ğu olmak. one´s mouth -mesi kesin gibi/kesin olmak: He´s bound to win. Kazanmas ı kesin gibi. be bound to paramparça olmak. be broken to smithereens yangın yüzünden sokakta kalmak. be burned/burnt out be cast adrift be caught short be centrally located be chary of be close to

ak ıntıya bırakılmak. 1. paras ı çıkışmamak. 2. of yanında yeterli miktarda (bir şey) olmamak. 3. İng. sıkışmak, aptesi gelmek. merkezinde bulunmak. merkezi bir yerde olmak, şehrin (bir konuda) son derece ihtiyatl ı davranmak/dikkatli olmak: Be chary of investing bir zaman veyathat company.ın olmak. 2.şirkete yatırmadan 1. (belirli your money in yerde) -e yak Paran ızı o -in yakını olmak.

be closeted with be cognizant of be comparable be composed of be concerned about be conditioned by be conducive to be congenial be conscious of be consoled be contrary to be convulsed with laughter be crazy about be cross with be cursed be damaged in shipment be delayed be delighted with be desirous of be destined be destined for be disdainful of s.t. be disenchanted with be disgusted with be disposed to be done for be doomed to be down in the dumps be down on be down to the wire be dressed in tatters be dressed up fit to kill be due be enamored of be encased in be enchanted by/with be encrusted with be encumbered with be endowed with be engrossed in be enmeshed in be enshrined in be entitled to be equal to be equivalent to be exempt be expecting

görüşme amacıyla (birisi) ile odaya kapanmak. -den haberdar olmak, -in fark ında olmak, -i bilmek. 1. to -e benzemek. 2. with ile kar şılaştırılabilir olmak. -den olu şmak, -den ibaret olmak. -den kayg ılanmak, -den endişe duymak, -i merak etmek. (bir şey) (başka bir şeye) bağlı olmak: Your spending capacity is conditioned by the size of your income. Harcamalar ın gelir miktarına insanı -e davet etmek/sevketmek, -e müsait olmak: This is a place that´s conducive gelmek. 2. Burada insan derin 1. to -e ho şto reflection.with -e uygun olmak.dü şüncelere dalabilir. -in fark ında olmak, -i bilmek. avunmak. -e zıt olmak, -e ters düşmek. gülmekten katılmak. -e bayılmak. -e dargın olmak. lanetli olmak. (mal) yoldayken hasar görmek. gecikmek, geç kalmak. -e çok sevinmek. -i arzu etmek, -e can atmak. for/to talih taraf ından bir şeye yöneltilmek: He was destined for greatness. Kader onu büyük bir adam olmaya yöneltti. He was destined to (bir yere do ğru) yol almak/gitmek; (bir yere doğru) gidecek olmak: The ship was destined for China. Gemi Çin´e do ğru yol alıyordu. bir şeyi hor görmek. gözünden dü şmek: I´m disenchanted with him. O, gözümden düştü. -den bıkmak. ... eğiliminde olmak. k. dili 1. mahvolmak; belaya çatmak. 2. pestili ç ıkmak, canı çıkmak. (kötü bir şeye) mahkûm olmak. çok neşesiz olmak, canı sıkkın olmak. -e karşı olmak. k. dili (bir şeyi yapmak için tanınan mühlet) bitmek üzere olmak; (bir işin) sonuna yakla şmış yırtık pırtık olmak, yırtık pırtık giysiler içinde olmak. (birinin) üstü ba şı olmak: We´re down to the wire. Bu işin sonuna iki dirhem bir çekirdek olmak, çok süslenmi ş olmak. 1. to -den kaynaklanmak/ileri gelmek, -e borçlu olmak. 2. -in verilmesi/ödenmesi gerekmek/laz ım olmak: When is this note due? Bu -e âşık olmak. ile kaplı olmak; ile örtülü olmak. -e bayılmak, -i çok sevmek: She is enchanted with her new house. Yeni evine bayılıyor.tabaka) ile kaplı olmak. 2. (mücevherler) ile süslü olmak. 1. (kalınca bir 1. ile yüklü olmak. 2. ile doldurulmu ş olmak. Allah (birine) (bir şeyi) vermek: He´s endowed with a good memory. Allah ona iyiıp gitmek. vermiş. -e dal bir haf ıza (olumsuz bir duruma) dü şmek: He was enmeshed in his own intrigues. Kendi entrikalar ı çok saygın bir yeri olmak: It´s an expression that´s (bir şeyin) içinde ayağına dolanmıştı. enshrined inolmak. 2. -i yapmaya yetkisi olmak.dilinde çok saygın bir yeri 1. -e hakk ı French usage. O deyimin Frans ız (bir işin) üstesinden gelmek. -e eşit olmak. i. 1. karşılık, eşit. 2. dilb. eşanlamlı sözcük, eşanlamlı. (from) -den muaf olmak. f. muaf tutmak. k. dili hamile olmak, gebe olmak.

be fagged out be familiar to be familiar with be famished be fascinated by/with be fast be few and far between be fluent in be flushed with be fond of be for the benefit of be found wanting be free of be free to be free with one´s advice be free with one´s money be from be frozen hard be fucked up be full of beans be given to be going strong be going to be good at be good enough to be good for be good/bad at figures be greedy for be green with envy be guilty of be halfway through be halfway to be hand in/and glove with be happy with be hard at hand be hard at it be hard by be hard hit by be hard of hearing be hard on be hard on the heels of be hard put to be hard put to be hard up be hard up for money be hell on be here to stay

çok yorgun olmak, tur şu gibi olmak. i., argo 1. sigara. 2. homoseksüel erkek, ibne, tekerlek. -e aşina olmak. -i iyi bilmek. çok ac ıkmış olmak. -e kendini kaptırmak. (saat) ileri gitmek/olmak. nadir rastlanmak; çok seyrek olmak. (bir dili) ak ıcı bir şekilde konuşmak. (bir şeyin) verdiği heyecanla dolu olmak. -i sevmek. -in yararına olmak: This concert´s for the benefit of Darüşşafaka. Bu konser Darü şşafaka´nın yararına. kusurlu bulunmak. 1. (birinden) kurtulmu ş olmak. 2. (bir yerden) çıkmış olmak. -ebilmek: She´s now free to marry. Art ık evlenebilir. You´re free to go. Gidebilirsiniz.ö ğüt vermek. sorulmadan paras ını cömertçe harcamak. -den gelmek, -li olmak. donup kaskatı olmak. 1. kafayı yemek, kafayı yemiş olmak; kafayı üşütmüş olmak. 2. (iş/işler) berbatçok canlmahvolmak,olmak. k. dili olmak, ı ve hevesli rezil olmak. (bir şey yapmak) itiyadında olmak. enerjik bir şekilde çalışmak. 1. Niyet gösterir: She´s going to register for that course. O ders için kaydınıbir şeyi) iyi yapmak: He´s good at repairing radios. Radyo tamirini (belirli yaptıracak. 2. Zorunluluk gösterir: You are going to get that job, iyi yapar.edip de (bir yard ımda bulunmak): Will you be good enough to bir iyilik help me? bir süre için) dayanmak: That eder misiniz? another twenty 1. (belirli Bir iyilik edip de bana yard ım rug´s good for years. Oiyi/kötü olmak. daha dayanır. 2. (belirli bir işe) yaramak: It´s hesabı halı bir yirmi yıl gözünü (bir şey) hırsı bürümek. 1. çok k ıskanmak, kıskançlıktan çatlamak. 2. gıpta etmek. -in suçlusu olmak, -den suçlu olmak. -in yarısını bitirmiş olmak. -e giden yolun yar ısında olmak: We were halfway to Alanya. Alanya´ya giden yolun yar ısındaydık. ile yak ın ilişki içinde olmak. -den memnun olmak. kapıda olmak, kapıya dayanmış olmak. k. dili çok çalışmak. -in çok yak ınında olmak; -e çok yakın olmak. -in çok zarar ını görmek: We were hard hit by the cold weather in December. Aralık´taki soğuk bize çok zarar verdi. ağır işitmek/duymak. k. dili 1. (bir şeyi) hor kullanmak. 2. (bir şeyi) çabuk eskitmek/mahvetmek. 3. (birine) sert ından gelmek. -in hemen ard davranmak. (bir şeyi) zorla/çok zor yapmak: They were hard put to finish it on time. Onu vaktinde bitirmeleri çok zor oldu. (bir şeyi) zorlukla/güçlükle (yapmak): I was hard put to give her an answer. Ona zor cevap verdim. k. dili (birinin) pek paras ı olmamak, (biri) züğürt olmak. para s ıkıntısı çekmek. -i hor kullanmak, -i hoyratça kullanmak. kalıcı olmak, vazgeçilmez olmak: Computers are here to stay. Bilgisayar artık hayatımızın vazgeçilmez bir parçası oldu.

be honeycombed with be hooked on be hungry be ignorant of be imbued with be implicit in be in be in the ascendant be in a (tight) spot be in a bad humor be in a bad mood be in a bad way be in a brown study be in a fix be in a flap be in a good humor be in a good mood be in a hurry be in a pickle be in a pinch be in a be in a be in a be in a

ile dopdolu olmak. k. dili 1. -in tiryakisi/ba ğımlısı olmak. 2. -e vurgun/âşık olmak. 1. aç olmak, karn ı aç olmak. 2. for -i çok özlemek; -i çok arzu etmek, -e susamak. olmamak; ... hakk ında bilgisi olmamak. -den haberi ile dolu olmak: He was imbued with a strong sense of duty. Görev a şkıyla doluydu. ı olmak, -in içinde olmak: That´s implicit in what I said. O, -de sakl dediklerimde saklı. 1. evde/ofiste bulunmak. 2. moda olmak. 3. (mevsimi geldi ği için) (sebze/meyve) ç ıkmak. ufkunda görünmek. 2. (birinin) yıldızı parlamak; 1. (yıldız/gezegen) doğu egemen olmak. k. dili zor bir durumda olmak. -in sinirleri/huyu/heyheyleri üstünde olmak. sinirleri tepesinde/üstünde olmak. 1. ağır hasta olmak. 2. çok zor bir durumda olmak. k. dili dalıp gitmek. zor bir duruma dü şmek. k. dili tela ş içinde olmak. -in keyfi yerinde olmak. keyfi yerinde olmak. 1. -in acelesi olmak, acele etmek: I´m in a hurry. Acelem var. Don´t be in too big a bir durumda olmak. k. dili zor hurry. Fazla acele etme. 2. to (bir şeyi) çabuk/bir an evvel

k. dili zor bir durumda olmak. (aslında istenilmeyen/orada bulunması yasak olan biri) (başkasının) place on sufferance müsamahas ı/görmezlikten gelmesidurumda olmak. position to do s.t. (about) (bir konuda) bir şeyler yapabilecek sayesinde bir yerde bulunmak: You ne yapaca ğını bilememek. quandary değişmek, değişim içinde olmak. state of flux k. dili tela ş/endişe içinde olmak. k. dili somurtup durmak. k. dili endişe içinde olmak. k. dili tela ş içinde olmak. k. dili tela ş içinde olmak. k. dili öfkesi burnunda olmak. İng., k. dili endişe/telaş içinde olmak. 1. (with) (ile) anla şmak. 2. with -e uymak; ile uyumlu olmak. hemfikir olmak; mutab ık olmak. aynı hizada olmak. (birinin) vaktinde ödenmemi ş borçları olmak. -in gözünden dü şmek. (bir davran ış) (birinin) karakterine uymak. (of) -in sorumlusu olmak, -e bakmak: Who´s in charge here? Buraya kim bakuygun olmak, -e uymak. -e ıyor? çok güç durumda olmak. çok zor bir durumda olmak. gözden dü şmüş olmak. gözden dü şmüş olmak. görünmek; görünürde olmak. (kötü bir şeyi) geçirmek üzere olmak. yürürlükte olmak. k. dili (bir şey) en hareketli zamanında olmak, hızını almak; yoluna girmek.

be in a stew be in a sulk/be in the sulks/have a fit of the sulks be in a sweat be in a swelter be in a swivet be in a temper be in a twist be in accord be in agreement be in alignment be in arrears be in bad odor with be in character be in charge be in conformity with be in dire straits be in dire/desperate straits be in disfavor be in disgrace be in evidence be in for be in force be in full swing

be in good taste be in good with be in good working order be in high spirits be in hopes of be in hot water be in hysterics be in juxtaposition be in keeping with be in labor be in league with be in limbo be in line with be in low spirits be in need be in need of be in neutral be in no hurry to be in on be in on the secret be in one´s element be in one´s glory be in one´s right mind be in order be in poor health be in possession of be in possession of o.s. be in power be in practice be in print be in progress be in quotes be in rags be in ruins be in rut be in s.o.´s debt be in s.o.´s grasp be in s.o.´s power be in s.o.´s shoes be in s.t. up to one´s eyes be in session be in shape be in short supply be in short supply be in sight be in step be in stitches

(bir şey) uygun düşmek, yakışık almak, yerinde olmak: That remark was notdili good taste. O lafgirmi ş olmak. k. in (birinin) gözüne yak ışıksızdı. iyi işler durumda olmak. keyifli olmak, keyfi yerinde olmak. -i ummak. k. dili ba şı dertte olmak, güç durumda olmak. 1. k. dili gülmekten kat ılmak, gülme krizi geçirmek. 2. isteri krizi geçirmek. birbirine yak ın bulunmak; yanyana bulunmak. -e uygun olmak. doğurmakta olmak. -in müttefiki olmak. iki cami aras ında kalmış beynamaza dönmek. 1. -e uymak. 2. ile bir hizada olmak. keyifsiz olmak. yoksul/fakir olmak. -e ihtiyac ı olmak; istemek.. (motor) bo şta çalışmak, rölantide durmak/çalışmak. (bir şey yapmaya) can atmamak. 1. -e dahil olmak/kat ılmak, -de payı olmak. 2. -i bilmek, -den haberi olmak. sırra ortak olmak. k. dili kendini rahat hissetti ği bir ortamda bulunmak. kendinden çok ho şnut olmak. aklı başında olmak. 1. düzenlenmiş/sıralanmış durumda olmak. 2. (işler) yolunda olmak. -in sağlığı iyi olmamak. -e sahip olmak, -si olmak. kendine hâkim olmak, kendine sahip olmak. (parti) iktidarda olmak. formda olmak. (kitap) yayımcısında mevcut olmak, kitapçılarda bulunmak. devam etmek, sürmek, yap ılmak: The battle was still in progress. Muharebe hâlâ devam ediyordu. The hearing is now in progress. tırnak işaretleri/tırnaklar içinde olmak. (birinin) giysileri yırtık pırtık olmak. 1. harap/yıkık dökük bir halde olmak. 2. mahvedilmiş olmak. (hayvan) k ızışmak, kösnümek. bir kimseye borçlu olmak. birinin pençesine dü şmüş olmak. birinin elinde olmak. k. dili birinin bulundu ğu durumda olmak, birinin yerinde olmak. (yasadışı) bir işin içinde olmak, bir işe fena halde bulaşmış olmak. (mahkeme/toplant ı/kongre/parlamento) toplantı halinde olmak; (okul/üniversite) ö ğretim yılınaolmak, kondisyonu iyi olmak: The right now. (for) (-e) hazır olmak; formda girmiş olmak: Court´s in session players are olmak; az Oyuncular formda. az in shape. bulunmak. az miktarda bulunmak. 1. yak ın olmak, ufukta olmak: Victory is in sight. Ufukta zafer görünüyor. 2. görülmek, gözle seçilmek. 1. (with) (ba şkalarına) adım uydurmak. 2. with -e ayak uydurmak: We´re in stepgülmekten kas ıklarıça ğa ayak uydurduk. k. dili with the times. Biz çatlamak.

be in store for be in straitened circumstances be in substantial agreement be in sympathy with be in sync be in tatters be in tears be in the black be in the clear be in the doldrums be in the employ of be in the know be in the lead be in the limelight be in the making be in the market for be in the mood to/for be in the pink be in the pipeline be in the process of be in the red be in the right be in the running be in the same ballpark be in the soup be in the swim be in the throes of death be in the way be in the wind be in the wrong be in town be in transit be in trouble be in vogue be in with be in with be in work be in/under one´s charge be incapable of be inclined to be included be inconsistent with be incumbent on be indicative of be indifferent to be ineligible for be infatuated with

(bir şey) (birini) beklemek: A surprise is in store for you. Seni bir sürpriz bekliyor. içinde ya şamak, darlık içinde olmak. yoksulluk temelde anla şmak, temel noktalarda hemfikir olmak. (görüşü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek. senkronik olmak, senkronize edilmi ş olmak. 1. lime lime olmak, yırtık pırtık olmak. 2. (ad, şöhret v.b.) mahvolmak. ağlamak. borcu kalmamak, borçlu olmamak. şüphe altında olmamak; masumluğu ispatlanmış olmak. f. 1. (bir şeyi) (bir yerden) kald ırmak/uzaklaştırmak/yok bulunmak. 2. (birinin işleri) kesat 1. den. rüzgâr ın esmediği bir bölgede etmek: Clear the table! Sofrayı olmak.için) çals ıkıntısı çekmek; efkârlı olmak. (birisi 3. can ışmak. (bir konuda) ço ğu kimsenin bilmediği şeyleri bilmek. önde/başta gitmek. ilgi odağı olmak. hazırlanmakta olmak; oluşmakta olmak: There´s a new age in the making. alma niyetindeolu şmakta. -i satın Yeni bir devir olmak. canı (bir şeyi) yapmak istemek: I´m not in the mood to go there. Canım oraya gitmek istemiyor. turp not in the mood for company. Kimseyle 1. sapasa ğlam olmak, I´m gibi olmak. 2. en güzel halinde olmak. k. dili hazırlanmakta olmak. sürecinde olmak, -mekte olmak. borçlu olmak. haklı/doğru olmak. adaylardan biri olmak. -e yak ın olmak. s. kabataslak, yaklaşık: Give me a ballpark figure. Bana kabataslak dertte olmak. k. dili ba şı bir rakam söyle. (of things) k. dili faal bir hayat sürmek; faal bir sosyal hayat ı olmak. can çekişmek. engel olmak, ayak alt ında olmak. k. dili (bir şeyin) (gerçekleştirilmeden önce) sözü edilmek: It´s been in the wind for some time now. Epey zamand ır sözü ediliyordu.sendeydi. suçlu/kabahatli olmak: You were in the wrong. Kabahat

şehirde olmak.
(insanlar/mallar) yolda olmak; (insanlar) bir yerden ba şka bir yere geçmekte olmak; (mallar) bir yerden ba şka bir yere taşınmakta olmak. başı belada olmak. 1. moda olmak. 2. ra ğbette olmak. 1. ile arkada ş olmak, ile arası iyi olmak. 2. (birinin) gözüne girmiş olmak. k. dili (biriyle) çok iyi geçinmek; (birinin) gözüne girmi ş olmak. k. dili çalışmak, işi olmak, iş sahibi olmak: He´s been in work since May. Mayıstan berialtında olmak. sorumlulu ğu çalışıyor. -i yapamamak, ... yetene ğinin dışında olmak. -e meyli olmak. (in) -e dahil olmak/edilmek. ile çelişmek. -in sorumlulu ğu -e ait olmak, -e düşmek: It is incumbent on you to educate your children. Çocuklar ının eğitiminden sen sorumlusun. i. -i göstermek, -e işaret etmek. -e karşı ilgisiz olmak, -e ilgi göstermemek: He´s indifferent to her. Ona karşı ilgisiz. (şartlara uymadığı için) -e alınamamak/katılamamak. -e deli gibi â şık olmak.

be infested with be informed about be inherent in s.t. be insensible be insensitive to be intended for be intent on be interested in be intimate with be into be intrinsic to be involved in be involved with be itching to be jealous of be keen on be lacking be laid up be late be leery of be left holding the bag be left holding the sack be left stranded be liable be littered with be loath to do s.t. be located in be long on be lost on be lousy with be low in be low on be low on one´s list be mad about be mad on be marooned be master of be mindful of be misguided be mistaken be mixed up be mixed up in be mixed up with be mounted on be much sought after be mysterious about be nauseated

-in içinde/üzerinde çok olmak, ile dolu olmak: The area´s infested with bandits. Bölge olmak. dolu. -den haberdar haydut bir şeyin aslında var olmak. 1. to -i hissedememek. 2. to -e kar şı ilgisiz olmak; -e aldırmamak. 3. of (tehlikeden) habersiz olmak; -i farkedememek. 1.-e karşı ilgisiz olmak; -e aldırmamak. 2. -e duyarlı/hassas olmamak. için amaçlanmak, için olmak: This book is intended for children. Bu kitap çocuklar için olmak: He is intent on solving the problem. Sorunu çözmeye 1. -e kararlı yazılmış. kararlı.duymak, -e merakl ı olmak: She intent on his work that he Edebiyata -e ilgi 2. -e dalmış olmak: He was so is interested in literature. lost all ilgi duyuyor. My uncle is interested in reptiles. Amcam sürüngenlere ile samimi olmak. k. dili (bir işle) uğraşmak; merakı (bir şey) olmak. Dividing two into twelve gives six. On iki bölü iki e şittir altı. -e özgü olmak. 1. -e kar ışmak: She was once involved in a scandal. Bir zamanlar bir skandala a şk ışmıştı.olmak. k. dili ile kar ilişkisi 2. ile meşgul olmak, ile uğraşmak: He´s involved in a -e can atmak. -i k ıskanmak.

İng., k. dili -e çok hevesli olmak, -e meraklı olmak, -e düşkün olmak: be keen olmamak; aktörlü ğe hevesli olmak. 1. ... on acting ... eksik olmak: Something´s lacking here. Burada bir eksiklik var. 2. in -de ... olmamak: He´s lacking(hastal ık v.b. nedeniyle) ıl 1. biriktirilmek, ilerisi için saklanmak. 2. (with) in intelligence. Onda ak yatakta/evde kalmak, zorunda olmak, yata ğa mahkûm olmak. (for) (-e) geç kalmak (-e) gecikmek.
-den çekinmek. k. dili 1. kabak ba şına patlamak. 2. avucunu yalamak. k. dili 1. kabak ba şına patlamak. 2. avucunu yalamak. bak. be stranded. 1. for -den sorumlu olmak. 2. to (biri) ... e ğiliminde olmak. 3. to ... ihtimali olmak: He´s liable (şeyler) ile darmadağınık olmak. ihtimali yüksek. gelişigüzel atılmış to get caught. Onun yakalanma 1. bir şeyi yapmayı hiç istememek. 2. bir şeyi yapmaktan çekinmek. -de bulunmak/olmak. -in fazlas ı olmak. -i etkilememek. k. dili 1. ile dolu olmak, ile kaynamak. 2. (birinde) bir şey çok olmak: He´s lousy miktar ı az olmak: It´s lowı in cholesterol. Onun kolesterolü az. -in ... with money. Onun paras çok. k. dili (bir şeyin stoku) az olmak: We´re low on wood. Az odunumuz kaldı. k. dili -in önemli sayd ığı işlerden olmamak: That´s low on my list right now. O şimdi benim gibi sevmek, -e ç ılgınca âşık olmak. 2. -e bayılmak. k. dili 1. -i deli için ön planda değil.

İng., k. dili, bak. be mad about.
(on) (-de) mahsur kalmak. -in ustas ı olmak. 1. -i hatırında tutmak. 2. -e dikkat etmek. 1. (insan) yan ılmak. 2. yanlış olmak. yanılmak. zihni karışmak. -e karışmak, -e bulaşmak. ile ilişkisi olmak. (binek hayvan ına) binmiş olmak. çok aran ılan/istenilen bir şey/biri olmak, çok rağbette olmak, çok rağbet görmek. k. dili -in ne oldu ğunu açıklamaktan kaçınmak; ... hakkında konuşmaktan kaçınmak; ... konusunda doğru dürüst cevap vermemek. midesi bulanmak.

be necessary be no great shakes be no slouch at/as a be noncommittal be none the worse for be nonplussed be notable for be noted for be nothing but skin and bones be noth-ing to write home about be nuts be nuts about be o.s. be obliged be obliged to do s.t. be oblivious of/to be obsessed by/with be of capital importance be of one mind be of prime importance be of service to be of the same mind be of use be of use for s.t. be of value be of/in two minds about be off be off guard be off in one´s calculations be off one´s nut be off one´s rocker be off one´s trolley be off sick be off the air be off the beaten track be offended be OK, OK be on be on a better footing than ever be on a diet be on a par with be on an even keel be on display be on edge be on familiar ground be on fire be on good terms

gerekmek, lazım olmak/gelmek, icap etmek. k. dili üstün biri olmamak. k. dili (belirli bir konuda) hiç fena olmamak, baya ğı iyi olmak: He´s no slouch as an artist. Ressamrengini belli etmemek. belirli bir cevap vermemek; olarak baya ğı iyi. (bir şeyden) (birine) hiç zarar/halel gelmemek: They were none the worse for it. Onlara hiç zarar ı olmadı. şaşkına dönmüş olmak. ile tanınmak, ile meşhur olmak; ... için önemli sayılmak. ile tanınmak, ile meşhur olmak; ... için önemli sayılmak. k. dili bir deri bir kemik kalmak. k. dili tamah edilecek bir matah/mal olmamak. aklını oynatmış olmak, kafadan kontak olmak. 1. -in delisi olmak. 2. -in hayran ı olmak, -e deli olmak. kendisi gibi davranmak, normal bir şekilde hareket etmek. memnun olmak: I´d be obliged if you´d come early. Erken gelirsen memnun olurum. mecbur olmak. bir şeyi yapmaya (etrafında olup bitenlerin) farkında olmamak. -i aklına takmak, aklı -e takılmak. çok önemli olmak, çok önem ta şımak. hemfikir olmak, ayn ı fikirde/düşüncede olmak. çok önemli olmak. -e yardımı dokunmak, -e yardım etmek. hemfikir olmak, ayn ı fikirde/düşüncede olmak. yardım etmek. bir şeye yaramak. değerli olmak. -in hakk ında kesin bir karara varamamak. 1. gitmek; yola ç ıkmak. 2. (elektrik/su/gaz) kesik/kesilmiş olmak; (elektrik/ışık) söndürülmüş/kapalı olmak; (makine/aygıt) kapalı olmak: The tetikte olmamak. hesabında yanılmış olmak. k. dili aklını kaçırmış olmak, aklını oynatmış olmak. k. dili ç ıldırmış olmak. k. dili kafadan kontak olmak. hastalık nedeniyle işe gelmemiş olmak. (radyodan/televizyondan) yayımlanmamak; yayımda olmamak. k. dili her yerden uzak bir yerde olmak, da ğ başında olmak. gücenmiş/alınmış olmak. iyi olmak. 1. (elektrik/su/gaz) aç ık olmak; (elektrik/ışık) açık olmak. 2. (makine/ayg ıt) çalışmak, açık olmak. araları her zamankinden daha iyi olmak. perhiz yapmak, rejim yapmak. ile aynı/eşit derecede/değerde olmak. 1. başta ve kıçta çektiği su aynı olmak, (gemi) dengede olmak. 2. k. dili her şey yolunda olmak. sergilenmek. sinirleri gergin olmak. 1. bildiği bir yerde/yörede bulunmak. 2. bildiği bir konuyla ilgilenmek. yanmak. (with) (biriyle) aras ı iyi olmak: Ece´s on good terms with Ayşen. Ece´nin Ayşen´le arası iyi.

be on guard be on its way out be on one´s hands be on one´s last legs be on one´s mettle be on one´s own be on one´s own responsibility be on one´s toes be on one´s way out be on overtime be on pins and needles be on probation be on s.o.´s side be on s.o.´s trail be on s.t.´s trail be on show be on skid row be on speaking terms be on strike be on tap be on target be on television be on tenterhooks be on the air be on the alert be on the ball be on the decline be on the defensive be on the go be on the high (low) side be on the house be on the level be on the make be on the mend be on the point of be on the right road be on the road be on the safe side be on the shelf be on the skids be on the spot be on the table be on the telephone be on the tip of one´s tongue be on the tip of one´s tongue be on the up-and-up be on the wane

1. nöbet tutmak. 2. tetikte olmak. -in devri kapanmak üzere olmak. (yük sayılan bir şey/biri) -in başında olmak, -in sorumluluğunda olmak. ömrü/miad ı dolmak üzere olmak. elinden geleni yapmaya hazır olmak. 1. başkasından yardım görmeden geçinmek/rızkını kazanmak, kendi kendini geçindirmek, ba şının çaresine bakmak. 2. yalnız başına kalmak. (yaptığı şeyden) kendisi sorumlu olmak. k. dili uyan ık/dikkatli olmak. çıkmak: We were just on our way out. Biz şimdi çıkıyorduk. fazla mesai yapmak, mesaiye kalmak. k. dili diken üstünde olmak, endi şe içinde olmak.

şartlı tahliyeden sonra gözetim altında olmak. 1. birinden yana olmak, birinin taraf ını tutmak. 2. birinin lehinde olmak, birine yararltakip etmek; birinion your side. Genç olman lehinedir. birinin izini ı olmak: Youth is aramak.
1. (av köpe ği) avın izini takip etmek: The dogs´re on the trail. Köpekler iz sürüyor. 2. bir şeyi takip etmek; bir şeyi aramak. sergilenmekte olmak. k. dili serseri ve sefil bir hale dü şmüş olmak. (with) (biriyle) selamla şıp konuşmak. grev yapmak. 1. k. dili hazır bulunmak. 2. (bira) fıçıdan alınıp satılmak. 1. (bir tahmin) do ğru çıkmak. 2. (bir iş) belirlenen süreye uygun olarak ilerlemek. televizyonda olmak; televizyona ç ıkmak. endişe içinde olmak. (radyodan/televizyondan) yayımlanmak; yayımda olmak. tetikte olmak. argo ak ıllı ve dikkatli olmak. (kuvvetli/yüksek bir durumdan) dü şmekte olmak: The birthrate is on the decline. Do ğum oranı olmak. savunma durumunda düşmekte. The Roman Empire was on the decline. birtak ım işlerle meşgul olmak. oldukça pahalı (ucuz) olmak. ... işyerinin ikramı olmak, ... şirketten olmak: Your meal tonight is on the house.do ğruyu söylemek. k. dili Bu geceki yeme ğiniz lokantamızın ikramı. k. dili 1. kö şeyi dönmeye çalışmak; statüsünü yükseltmeye çalışmak. 2. cinsel ilişki için eş aramak. (hasta) iyile şmek. -mek üzere olmak: He was on the point of going. Gitmek üzereydi. doğru yolda olmak. 1. yolda olmak, seyahat etmek. 2. yola ç ıkmış olmak. 3. to -e doğru ilerlemek. ihtiyatlı davranmak. 1. k ızağa çekilmiş olmak; emekliye ayrılmış olmak. 2. (kadın) evde kalmış olmak.kötü bir durumda olmak, kötüye gitmek. k. dili olayın geçtiği yerde bulunmak. 1. teklif edilmiş olmak. 2. (tasarının/meselenin) görüşülmesi/tartışılması ileri birtelefonda olmak/konu şmak. k. dili tarihe b ırakılmış olmak. k. dili dilinin ucunda olmak: It was on the tip of my tongue. Dilimin ucundaydı. ucunda olmak. k. dili dilinin k. dili yalans ız konuşmak; dürüst bir şekilde davranmak: I think he´s on the up-and-up. Bence numara yapm ıyor. azalmakta/batmakta/sönmekte/sonuna yakla şmakta olmak.

be on the watch be on the wing be on to be on top of be on top of the world be on top of the world be on top of things/the news be on trial be on vacation be one jump ahead be one with be one´s own man be one´s own man be one´s own master be onto a good thing be open to dispute be operated on be opposed to s.t. be oriented towards be out be out and about be out for s.o.´s blood be out in force be out in left field be out in one´s reckoning be out of be out of a job be out of character be out of character be out of commission/kilter/whack be out of control be out of earshot be out of favor (with) be out of it be out of line be out of luck be out of one´s mind be out of one´s mind be out of order be out of place be out of place be out of plumb be out of practice be out of practice be out of print be out of print be out of reach

1. tetikte olmak, kulak kesilmek. 2. nöbette olmak. uçmakta olmak, uçmak. k. dili (birinin) ne halt/haltlar yedi ğini/karıştırdığını bilmek. k. dili (duruma) hâkim olmak. k. dili çok mutlu olmak, sevinçten uçmak. k. dili sevinçten uçmak, ayaklar ı yere değmemek, bastığı yeri bilmemek. k. dili olup bitenlerden haberdar olmak. 1. yargılanmak. 2. denenmek. tatilde olmak, tatil olmak: Schools are on vacation. Okullar tatil. k. dili 1. (of) (-den) önce davranarak avantajl ı durumda olmak. 2. of -den iki adımfikirde olmak. ile aynı ileride olmak. başına buyruk olmak. yerini korumak. başına buyruk olmak. k. dili yağlı bir iş bulmuş olmak. (bir şey) tartışılabilmek, tartışmaya açık olmak. ameliyat olmak. bir şeye karşı olmak, bir şeyin aleyhinde olmak. -e yönelmiş olmak. 1. dışarıda olmak: He´s out at the moment. Şu an burada değil. 2. (belirli bir miktar para) gitmek; (para) aç ığı olmak: I had to buy them lunch, and (nekahetten sonra) d ışarı/sokağa çıkıp gezmek. k. dili birinin hakk ından gelmek istemek. k. dili ortalıkta çok olmak. argo çok yan ılmış olmak. hesabında yanılmak. 1. (bir şey) tükenmiş olmak, kalmamak: We´re out of gas. Benzinimiz bitti. By the time he reached the top of the hill he was out of breath. Yoku şun işsiz olmak. (bir davran ış) (birinin) karakterine uymamak. (bir davran ış) birinin her zamanki davranışlarına uymamak. k. dili bozulmu ş olmak. 1. kontrolden ç ıkmış olmak, frenlenemez olmak. 2. (biri) dizginlenemez olmak. oldu ğu için) işitememek, duyamamak. (uzakta (birinin) gözünden dü şmüş olmak. argo başka bir dünyada yaşamak, hayal dünyası içinde olmak. 1. yersiz/uygunsuz/yak ışıksız olmak, yakışık almamak. 2. sıradan çıkmış olmak. şansı olmamak, şansı yaver gitmemek. 1. aklı yerinde olmamak, aklını kaçırmış olmak. 2. çok öfkeli olmak. k. dili aklını kaçırmış olmak, delirmiş olmak, keçileri kaçırmış olmak. 1. (makine/ayg ıt) bozulmuş/bozuk olmak, çalışmamak. 2. düzensiz olmak. zamanki) yerinde olmamak. 2. yersiz/uygunsuz/yak ışıksız olmak, 1. (her 3. usule ayk ırı olmak. 4. uygunsuz olmak. yak ışık almamak.olmamak. 2. uygun dü şmemek. 1. (fiilen) yerinde

şakulünde olmamak, şakulden kaçmak. (uzun zamandan beri bir şeyi yapmadığı için) (onu) iyi yapamamak. formda olmamak; formdan dü şmüş olmak. (kitabın) baskısı tükenmiş olmak. (kitap) yayımcısında mevcut olmamak, kitapçılarda bulunmamak, (kitabın) baskısı tükenmişerişilemez olmak. 1. el altında olmamak. 2. olmak.

be out of season be out of shape be out of shape be out of sorts be out of sorts be out of step be out of stock be out of sync be out of the hole be out of the picture be out of the question be out of the running be out of the running be out of the woods be out of the woods be out of this world be out of this world be out of touch be out of touch with be out of work be out of work be out on maneuvers be out on strike be out on the end of a limb be out on the town be out on the town be out to be out to lunch be over be over and done with be over one´s head be over s.o. be over the hump be overcome by/with be overdrawn be overgrown with be overjoyed be overwhelmed by/with be overwhelmed with be par for the course be parallel with/to be peeved at be peopled by/with be perishing be pertinent to be pissed be pleased to do s.t.

-in mevsimi bitmiş olmak. formunda olmamak. 1. formda olmamak, formdan dü şmüş olmak. 2. şeklini kaybetmiş olmak, kalıpsız olmak. k. dili sinirleri ayakta olmak. k. dili can ı sıkkın olmak, keyfi kaçmak/bozulmak. 1. (with) (ba şkalarına) adım uydurmamak. 2. with -e ayak uydurmamak. stokta bulunmamak. senkronik olmamak, senkronize edilmemi ş olmak. k. dili borçtan kurtulmu ş olmak. k. dili (biri) sahneden çekilmi ş olmak, işin içinde olmamak. k. dili söz konusu olmamak, dü şünülmemek, uygun sayılmamak. (yarışmadan) elenmiş olmak. adaylıktan elenmiş olmak. (hasta) hayati tehlikeyi atlatm ış olmak. k. dili tehlikeyi atlatm ış olmak. argo çok güzel/harika/süper olmak. k. dili süper/fevkalade güzel/fevkalade/harika/harikulade olmak. 1. (with) (biriyle) iletişim içinde olmamak. 2. dünyada olup bitenlerden haberitemasta bulunmamak. konuya) habersizgeli şmeler hakkında bilgisi 1. ile olmamak. 3. with (bir 2. -den ait yeni olmak. işsiz olmak. işsiz olmak. ask. manevra yapmak. grevde olmak. desteksiz kalmak. şehirde yiyip içip eğlenmek. k. dili şehirde zevk peşinde koşmak. (bir amaç) pe şinde olmak; (bir şey) için fırsat kollamak: He´s out to get him. ğle yemeği yemeye çıkmışiçin fırsat kolluyor. They´re out to win the 1. ö Onun hakk ından gelmek olmak. 2. argo kafası izinli olmak. 3. argo kafası olmak, bitmek, sona ermek: The concert´s over. Konser bitti. It´s bitmiş pek çalışmamak. over between us.bitmiş ızda her şey bitti. k. dili tamam ıyla Aram olmak. 1. (su) boyunu geçmek/a şmak. 2. (birinin) bilgisi/yeteneği dışında olmak. birinin amiri olmak; birinden daha yüksek bir görev/makam/rütbe sahibi olmak. zor tarafını atlatmış olmak, düze/düzlüğe çıkmak. işin en -den (kötü bir şekilde) etkilenmek: She was overcome by the smoke. Dumandan dolaygöstermek. 2. hesab ından overcome with emotion. Öyle 1. borç bakiyesi ı kendinden geçti. He was fazla para çekmiş olmak; (hesaptan) fazlav.b.) ile kapl ı/örtülü olmak. (yabani bitkiler para çekilmi ş olmak. çok sevinmek. 1. (duygulara) yenik dü şmek, yenilmek. 2. (sorumluluk, ağır bir iş v.b.) altında ezilmek. garkolmak. -e boğulmak, -e k. dili normal sayılmak. 1. -e paralel olmak. 2. -e benzemek. -e sinirlenmek, -e sinir olmak. (bir yerin) halk ı/personeli -den oluşmak/ibaret olmak. 1. çok ü şümek. 2. (hava) çok soğuk olmak. ile ilgisi olmak, ile ilgili olmak. 1. off k ızmış/sinirlenmiş olmak. 2. İng. fitil/çok sarhoş olmak. (bir şeyi) memnuniyetle yapmak: I´d be pleased to do it. Memnuniyetle yaparım.

(ile) is reputed to 3. Onu çokeövdü. birinin s ırdaşı olmak.. birinin hakk ı olmak. sıkışık bir durumda olmak. sıkışık olmak. 1. herkese nasip olmamak. to -ehonest . tutkusuyla yan ıp tutuşmak: He was possessed with a desire to see Africa. -e meyilli olmak. dili -in az vakti olmak. olduğu söylenmek: He ilgisi olmak. -e satılmak: They´re priced at a million liras each. olmak. oldu ık sanılmak.´s secrets be profuse in be prone to be proof against be proper to be proud of be provoked at be pushed for money be pushed for time be puzzled Be quick about it! be quite something be quits be related be reputed to be .. söylenilmek. afallamak. dili keçileri kaçırmış olmak. -e dayanmak. ın olmak. -e sahip olmak. birbirine zıt olmak. to -e duyarlı/hassas olmak.´s due -den memnun olmak. görme tutkusuyla yanıp tutuşuyordu. şakullemek. k. dili It is quite something 1. be resigned to be responsive be retired be revolted by be rid of be ridden with be rife be round the bend be rumored be s. 2. -e k ızmış/sinirlenmiş olmak. Onlar birer milyona satılıyor.. Afrika´yı-e dayalı olmak. delirmiş olmak.. -e meyilli/e ğilimli/yatkın olmak. dili (bir sisteme) ba ğlı olmak. to tıb. ask. resign o. emekli/tekaüt olmak. -e kendini kaptırmak. 3. -e hazır olmak. Bu binada fareler kaynıyor. iskandil etmek. şaşırmak.o. Çabuk ol/olun! 1. -den kurtulmak: We´re rid of them now! Onlardan kurtulduk artık! ile dolu olmak: This building is ridden with rats. -den olumlu bir şekilde etkilenmek.be pleased with be pleased with o.. -den kurtulmu ş olmak. be an person. şakulünde olmak. (çukurlar) ile 3. (kuş) havada hareketsizmiş gibi durmak. a ğızdan ağıza dolaşmak. kendinden memnun olmak. çok iyi bir şey olmak. sava şa hazır bir şekilde beklemek. -e iyi uymak. hazır/hazırlıklı olmak. -den gurur/k ıvanç/övünç duymak. şakulüne getirmek.. -den tiksinmek. olmak. Onun dürüst bir insan oldu ğu söyleniyor. çok yayg İng.. . 2.. fiyatı . k. -e uygun/özgü/ait olmak.s. Onlarla akrabalğu bağı yok. 2. 2. -in üzerine kurulmuş olmak. cevap vermeye istekli olmak. dili gerçekten. dolu olmak. (to) (ile) akrabalık bağı olmak: He´s not related to them. kirli olmak. . to be made a countess these days. k. dili para s ıkıntısı çekmek. -in vakti çok daralm ış olmak. (to) (ile) ilgili olmak.. (tedaviye) cevap vermek. 1. to -e razı olmak.o. zamanı dar olmak. . düpedüz. ile iftihar etmek. z. k. olağanüstü bir şey olmak:hesapla şmış olmak. bak.. f. (bir eylemi) defalarca yapmak: She was profuse in her praise of him. to. 2.. be plugged into be plumb be pocked with be poised for be poised for battle be poised in the sky be poles apart be polluted be positive (of/about) be possessed of be possessed with be predicated on be predisposed to be prejudicial to be prepared be prepossessed by be pressed be pressed for time be pretty well suited to be priced at be privy to s. 2. k. k. 1. 1.s.. ile övünmek. (-den) emin olmak. -e zararlı olmak. -e ğilimi -e karşı dayanıklı/dirençli olmak.

Gitmeyi kendi kurdu ğu düzenden on aklına koymak: He´s -in tutsa ğı olmak: She was shackled by her prejudices. Şair gibi bir şey o.. -den yana olmak. İng. k. I´m sorry I´ve k. 1. set on going. pek-işaşmayan biri olmak. 1. (of) (-den) korkmak: He´s actually a conservative in disguise.. üzülmek. Bende beş kitap eksik. k. gibi bir şey herkes bizim kendi çapında bir . başını kaşıyacak vakti olmamak. dili -e fazla yumu şak davranmak.. olmak: She´s something of a philosopher. (biri)bir şey çapında bir . k. (varolan şeyler/birileri) kâfi gelmemek. yetmemek.. 2. 1. ile dolu olmak.. Çok az över. tarifeye göre (belirli bir zamanda) olmak: His flight is scheduled to arrive at three o´clock in the Oturunuz. kalmak/bulunmak. gibi bir şey Filozof gibi kendi o. (bir işin) ustası olmak.. k. -den çekinmek. He´s one (belirli bir şeyin) kısaltması/kısası olmak. (bir yerden) (belirli bir uzaklıkta) 1. k. O aslında Tanrının bir lütfudur. ayrı yaşamak. esirgemek: Don´t be sparing with the butter!ka şınmak: He is spoiling for sparing Dövüşmek için kaşınıyor. dili sarho olmak. dili -e k ızgın/gücenik olmak.t. (bir şeyi) bulunuyor. kol ve bacaklar ı yana açılmış durumda yatmak. İng. (bir yerde) bulunmak: The town´s situated on a river. 2. be sore about be sorry be soused be sparing in/with be spoiling for be spread-eagled birinin gölgesi olmak. (bir şeyde) (bir öğe) yer yer bulunmak: Her poetry is shot through with humor. dili Tereya ğını esirgeme! He´s a fight. kusmak. Köy da ğların ortasında bulunuyordu. birinin yan ından ayrılmamak.o.” “Yusuf öldü. hakk ında hiçbir şey dememek/söylememek/yazmamak: The law is silent on this point. be somewhat of a .. dili iyi durumda Bu konuda kanunda yaz ılı bir şey yok.. a poet. k. büyük bir Bir yana kayk ılmış oturuyordu. 2. programda olmak.) (birinde) tutsağıydı. -in taraf ını tutmak.´s shadow be s. ayrılmak. Gitti ğine üzüldüm. (belirli bir miktarı) (s.. in disguise be scared be scheduled Be seated.be s.kayk ılmış/yaslanmış olmak: He was sitting slumped to one side. Şiirlerinde yer yer mizah var.. huk. k. (belirli bir konuda) birinin eksikliği olmak: He´s short on smarts. in his praise. dili çok zor bir durumda kardan mahsur kalmak. 2. I´m scared of spiders. Görüşlerin Alibeyköy´de olmak. -i merak etmek. (bir giysi) (birine) k ısa gelmek. bir şey kılığına girmiş olmak: That´s a blessing in disguise.. bir yana Plana göre in şaat pazartesi günü başlayacak. bulunmak: The village was set deep in the mountains. Kendi önyargılarının (bir şey) (belirli bir miktarda) eksik olmak. O gizli bir programa göre (belirli bir zamanda) olmak. eksik olmak: We´re short of cups. dili (birinin) her şeyi tıkırında olmak.” “Üzüldüm. be separated be set be set in one´s ways be shackled by be short be short for be short of be short on be shorthanded be shot of be shot through with be shy about be shy of be sick be sick and tired of be sick at one´s stomach be sick for be sick of be silent on be sitting pretty be sitting pretty be situated be skilled in be slanted towards be slated be slumped to one side be snookered be snowed in be snowed under be soaked in be soaked to the skin be soft on be solicitous be solidly for be something of a .. 1.olmak. 2. k. Fincanlar ımız kâfi değil. about -e ilgi göstermek.. köşeye sıkışmak. (bir şeyi) çok az yapmak/kullanmak. planda olmak: Construction is slated to start on Monday. olmak: He´s somewhat of . dili işten başını kaldıramamak. çıkıştıramamak: I´m short five books. üzgün olmak: “Yusuf died. -i çok özlemek. dili -den illallah demek: I´m sick and tired of this! Bundan illallah! midesi bulanmak. -den kurtulmak. 2. olmak. Örümceklerden korkuyorum. -den bıkmış olmak. k. dili iliklerine kadar ıslanmak. tamamen birleştiğini belirtir: Alibeyköy is solidly for our man.. . -de personel eksikliği olmak. -den bahsetmekten çekinmek. Onda pek kafa yok. (biri) adam ı tutuyor. hasta olmak.” “I´m sorry.” Işwas sorry to see her go. . 1..t. 1. . Şehir bir nehrin kenarındaiyi yapmak. İng. to (bir şey) yapmak istemek.

(görüşü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek. 1. -in kurban ı olmak. (biri) için biçilmiş kaftan olmak. 2.bir yerde uzun 3.çok duymak: He´s (iki kişi) hesaplaşmış (bir şeyin) eksikliğini/yokluğunu (iki kişi) fit olmak. (belirli bir konuda) iyi/yetenekli olmak. yapışkan olmak. starved for affection. (bir şey) çok bulunmak. -den hoşlanmak. -i çok be ğenmek. 1. intihar etmeyi dü şünmek. Buras ı denizden -den ku şku place is -den şüphe etmek.s. k. -den daha az önemli olmak. aşırı miktarda olmak. 2. dili nemli olmak. çok şaşırmak. mahsur kalmak: We were stranded at the airport for fifteen hours. (birine) dürüstçe davranmak. . -i çok desteklemek. -e teğet geçmek. etrafı (bir şey/birileri) ile çevrili olmak. 2. (-e) şaşakalmak. Çok fazla işi var. içinde boğulmak: He´s swamped with work. ı kaldıktan sonrazorluk ç ıkarmak. 1. 1. . -in ölümüne neden olmak. yer yer bulunmak. (bir şey) (başka tears. hissini vermek.. (birine) doğru söylemek. (yüzey) yap ış kalm olmak. dili -i çok sevmek. süre kapal dili (bir konuda) bunalmış olmak. yeterli olmak.susceptible to naval attacks. (at/by) hastalanmak. Bu meclisin (bir şeyden) aşağı kalmak. Ne zaman ihtiyacın olsa 1. dili tamam ıyla soğumuş olmak. olmak. İki saat sonra hâlâ ağrı vardı.be square be starved for be sticky be stir crazy be stone broke be stone cold be stone deaf be straight with be stranded be strange bedfellows be strange to be strong for be strong in be strong on be studded with be subject to be subordinate to be subsequent to be subservient to be sufficient be suffused with be suggestive of be suicidal be suitable for be supportive be supposed to be surcharged with be sure of o. 1. Bu gelir vergiye tabidir. 2. k. (bir şey için) kolay bir hedef olmak: This duymak. beklenmek: You´re supposed to stand up when he walks in. söyleyecek sözü kalmamak. kendinden emin olmak.birlikte çalışmak. 2. k. dili hık demiş (birinin) burnundan düşmüş olmak. dili (biriyle) aç ık konuşmak. (bir hastalığa) karşı direnci olmamak. ile eşanlamlı olmak. kaplı olmak: This table´s thick needdust. ile She´s always there when you with her. -e uygun olmak. Bu masa toz içinde. 1. bir olayı) takip etmek. Onların evi misafirlerle dolup k. çok miktarda . buz gibi olmak. (bir yer) (birine) yabanc ı olmak. dili tamamen sa ğır olmak. (biri/bir şey) için özel olarak yapılmış olmak. gerekmek. ile kaplanmak. be ş parasız olmak. ile aynı olmak. 2. On beş saat boyunca havaalanında mahsur kaldık.. Avlu duman içindeydi. (hava) yapış yapış olmak. k. 1. The courtyard was thick with smoke. var olmak: Two hours later the pain was still there. ile meşgul olmak. dili meteliksiz olmak. 2. 2. k. dili (bir hesap) görülmü ş olmak. Sevgiden yoksunyapış ış. dili (birine) â şık olmak. They´re swamped with guests. with k. -den etkilenmek. -in hizmetinde olmak: Should faith be subservient to reason? İnanç aklın hizmetinde mi yetmek. ile dolu olmak: Her eyes were suffused with bir şeyi) akla getirmek. oturmuş birbirine zıt oldukları halde belirli bir amaç için 2. (belirli bir) izlenim bırakmak. (gemi) karaya 1. k. -e tabi/ba ğlı olmak: This income is subject to taxation. about k. olmalı? (belirli bir renge) boyanmak. 2. -den sonra gelmek. destek vermek. This is subject to confirmation by the assembly. 1. O girdiğinde ayağa kalkmanız bekleniyor. duvar gibi olmak. (bir şeyin) yabancısı olmak.. k. lazım olmak: You´re ile dopdolu olmak. bir olaydan) sonra olmak/vuku (belirli (ba şkasının) emrinde (belirli bulmak. Gözleri ya şla doluydu. (biriyle) do ğru/yalansız konuşmak. be surrounded by/with be susceptible to be suspicious of be swamped with be sweet on be sympathetic to/towards be tailor-made for be taken aback be taken ill be taken up with be taken with be talked out be tangent to be tantamount to be the death of be the spitting image of/be the spit and image of be the victim of be there be thick with 1..

-i çok istemek. yere) son derece memnun olmak: I´m tickled to hear they´re coming. . 2. -den dolayı cesareti kırılmamak: She was undaunted by the difficulty of the task. çok yorulmuş olmak. They are be uncomfortable with be undaunted by be under a ban be under a cloud be under arrest be under attack be under consideration be under construction be under custody be under discussion be under guard be under house arrest be under oath be under pressure be under repair be under s. stres içinde olmak. üzerinde dü şünülmek. Karar ı yalnız -i hiç çekememek. yeminli olmak. varsaymak. 2. dili pestili ç ıkmak. k. dili birinin kontrolü alt ında olmak. Çevresindekilerin fark ında değil. Sabah erken kalkmaya al ışık değil. be -unashamed -in fark ında olmamak.o. zan altında bulunmak. görüşülmekte olmak. -in nüfuzu alt ında olmak.) -e tahammül etmek. tied e ğlenmek. 2. 1. tutuklu olmak. of (organizma v. tamir edilmek. -ememek. (of) (-den) utanmamak/utanç duymamak. koruma altında olmak. (birinin) (belirli bir yere) uygun bir k. göz hapsi altında olmak. birinin zarar ına olmak. dili bir kad ının tahakkümü altında olmak. k. belirli birkaç amaç için kullan ılabilmek.b. tamirde olmak. k. tutuklu olmak. in (para) (belli bir şeye) yatırılmış olmak. aday gösterilmesi planlanmak. 1. 2. 1. 1. 2. 3. -den ıkmak. edgewise -e alışık olmamak: He is unaccustomed to getting up early in the be unaccustomed to morning. (manevi) bask ı altında olmak. dili içkili olmak. -in egemenliği altında olmak. (with) (-i) bitirmiş olmak: Are you yaramaz kendi yetenekleriyle idare etmek zorunda kalmak. Geleceklerini duymak beni son derece memnun etti. topa tutulmak. -in old sadık Ya şlı bir adamın bu merdivenleri çıkması çok zor. -amamak. k. -e man. k. (bir şeyin) (belirli bir şeye/yere) verilmesi planlanmak. (biri) işe 1. (of suspicion) şüphe altında olmak.´s discredit be tolerant be too much for be true to be true to one´s word be tuckered out susamak: I´m thirsty. -e susamak. hayretler içinde kalmak. me şgul olmak. -den haberi olmamak. İşin zorluğu karşısında cesareti yasaklanmak. -e hiç tahammül edememek. saldırılara maruz kalmak. -e tabi olmak: The value of the mark is çok to the value the pound. (of) (-e kar şı) hoşgörülü olmak. 2. of be unable to get a word in karşısındakinin fazla konuşmasından dolayı ağzını açamamak. sanmak. I am unable to make the decision by myself. olmak: Sevda yalnızca olmak. birinin aleyhine olmak. -i hiç dü şünmemek: Don´t be thoughtless of the future! Geleceği düşün!/Geleceği düşünmezlik etme! through? Bitirdin mi? 2. sözünü yerine getirmek. -den habersiz olmak: He is be unaware of unaware of his duymak. gücünü a şmak: These stairs are too much for an için çok zor olmak.o.´s disadvantage be to s. yönden) ancak suçlusu olmak. 3. dili 1. (para)b(hukuki -den usanmak. 2. -e dayanmak. (yap ı) fazla yük altında bulunmak. alkollü olmak. inşaat halinde olmak. sözünü tutmak. zannetmek. be unable to be unable to bear/stand the sight Gelemedi.be thirsty be thirsty for be thoughtless of/for be through be thrown back on one´s own resources be thunderstruck be ticketed for be tickled be tied to be tied to a woman´s apron strings be tied up be tired of be to blame for be to s. -den âciz olmak: She was unable to come. (with) k. of -e bağlı olmak. -den yılmamak. 2. donakalmak. Susad ım. farzetmek. dili 1. Mark ın değeri sterlininkine bağlı. k. birinin şerefini lekelemek.o.´s thumb be under stress be under suspicion be under the assumption that be under the influence be under the sway of 1. dili iki ki şi arasındaki ilişki bitmiş şaşırıp kalmak. -den rahats ızlıksurroundings. turşuya dönmek. (birinin) (belirli bir dili 1. kalmak.

k. alabora şmek. (to) (-e) razı olmamak. polis taraf ından aranmak. en son teknolojiye sahip olmak. 2. 2. altüst olmak. Dans He´s never up 1.) adaylara açık olmak: This Belediye for ayaklanmak. iflasla karşı karşıya olmak. (mide) bozuk olmak. hakkında tereddüt içinde olmak. -i dert etmemek. k. üzgün olmak. 2. -den endişe duymak. Saat kalmak/olmak. 2. dili 1.t. eksik olmak. 5.b. k. işi bitmiş olmak. yataktan kalkm ış olmak. harcanmak. dili 1. saymaca de ğerini bulmak. (kötü bir şeye) açık/maruz olmak. hareket halinde/ilerlemekte/devam etmekte olmak. in -den yoksun olmak: That man is wanting 1. 2. -e ilgi duymamak. sinirli olmak. bir işe uygun niteliklere sahip olmamak. k. istenilen derecede olmak. dili 1. 1. zor bir durumda olmak.t. Bu kitabın birkaç sayfası eksik. en son de ğişiklikleri kapsamak. -in üstesinden gelebilmek: Are you up to this? Bunu 1.. (yetki. ile çok me şgul olmak. 2. be victorious be vulnerable to be wanted by the police be wanting be wary of be washed up k. isyan halinde olmak. iflas ın eşiğinde olmak. sabahlamak. dili hastalıktan kurtulmuş olmak. noksan olmak: A few pages of this book are wanting. She´s never up k. -i iyi bilmek. k.. dili seven. . köşeye sıkışmak. İng. -i bilmemek. He´s unwilling to learn how to dance. -de iyi/usta olmamak. ne yapacağını şaşırmak. bir işi becerememek. bir şeyi yapmak için gereken niteliklere sahip olmamak..b. 1. şansı olmamak. Bugün onunla 1. (belirli bir şey yapabilmek için) yaşı tutmamak. 4. çok sıkışık bir durumda olmak.contract´s up k. -i up your alley. k. -e aday olmak: He is up for mayor. bitkin dü olmak. k.be under the weather be under way be underage be uneasy about be unequal to a task be unfamiliar with be uninterested in be unlucky be unmindful of be unqualified for a job be unqualified to do s. grabs. dili zor durumda olmak. İng.ı? 2.´s alley be up to be up to date be up to one´s eyes in be up to par be up to scratch be up to snuff/the mark be up to the mark be upset be used up be vested in be vexed at s. be unsettled about/as to be unskilled in/at be untroubled by be unused to be unwilling be up be up a creek be up a gum tree be up a gum tree be up against be up against the wall be up all night be up and about/around be up for be up for grabs be up in arms be up in arms be up on be up s. tükenmek. -e aldırmamak. en son olaylardan/geli şmelerden haberdar olmak. 2. dili isteyen var m kontrat v. 2. ate ş püskürmek. 2. Bu i ş tam sana göre. (uykuya) yatmamış olmak: etmeyi öğrenmek beforezor durumda yediden önce hiç yataktan kalkmaz. hak v. dili istenilen düzeyde/nitelikte olmak. 1. -den şikâyetçi olmamak. yapabilir misin? I´m not up to talking to him today. -i merak etmemek. Bu ihale öfkelenmek. dili mahvolmu ş olmak.o. 2. 1. bir şeye canı sıkılmak. k. -e dikkat etmek. tic. (favori rakip) yenilmek. ayağa kalkmış olmak. -den haberi olmak. hakk ında kararsız olmak. -e alışık/alışkın olmamak. Gitmeye razı değildi.) -e verilmi ş olmak. -i göz önüne almamak. k. 1. dili istenilen seviyeye varmak. -den sak ınmak. son modaya uymak. 1. (bir şey yapmayı) istemek: Who´s up for a movie? Sinemaya gitmek(bo ş bir kadro. (-i) istememek: He was unwilling to go. -e çatmak. her zamanki seviyede olmak. dili ayaklanm ış olmak. . 3. galip gelmek. k. 3. (tam) birine göre olmak: This job is right yapabilmek. öngörülen standarda uymak. dili biri için biçilmiş kaftan olmak.bitmek. dili hasta/rahats ız olmak.. k.. tükenmek. . dili ile kar şı karşıya olmak/kalmak. kapan ın elinde kalır.

dili (birinin) ne yapt ığının farkında olmak.´s grasp be wont to be worked up be worried sick be worried sick be worth be worth one´s keep be worth one´s salt be worth one´s while k. dili (kendini) bir ho ş/tuhaf hissetmek. i. k. by malaria. be wrapped up in be written all over be/feel disinclined be/feel nauseous be/feel sorry for be/feel under the weather be/get chummy with be/get tangled be/live in a world of one´s own be/live on the razor´s edge be/make friends be/play truant be/skate on thin ice be/stand firm be/stand head and shoulders above beach beach buggy beachcomber beachhead 3. k ıyı. sahil. nefes nefese kalm ış olmak. -e ac ımak: I feel sorry for those who work there. (yak ın olduğu için) işitebilmek.o. dili 1. be within arm´s reach be within earshot be within reason be within s. -e layık olmak. k. i. iki ateş arasında kalmak. (durumun) ne olduğunun be wise to fark ında ğın hiç gerisinde kalmamak. k. (belirli bir miktar) değerinde olmak:ald ığı candlestick´s worth approximately thirty million liras. sorumluluk v. canı istememek. okyanustan k ıyıya vuran büyük dalga. dersi asmak. nefesi kesilmiş olmak. hayatını kıyılardan topladığı enkaz ile kazanan kimse. up (karma şık bir durumun) içinden çıkamamak: He´s all tangled up in those intrigues of his own devising. duyabilmek. dili . ölümle kalım arasında olmak.o. birinin kavrayışı içinde olmak. ile ahbap olmak. dili -e hayran olmak. kumsal. haritadan silinmek. heyecanl O genellikle erken gelir.be way out in left field be weary of be weighed down be wide of the mark be wild about be willing to be winded fena halde yan ılmak.b. Kendi entrikalar ının içinden kendi dünyas ında yaşamak. işinin ehli olmak. çok işe yaramak. k.´s while İspanyolca öğrenmeye değer. 2. kararından hiç vazgeçmemek. dili ça olmak. ı olmak. dili 1. dili birinin ne demek istedi ğini anlamak. çok endişeli olmak. şe) kaptırmış olmak. elinin altında olmak. i. Orada çalışanlara acıyorum. ak ıl kârı olmak. Bu k. be worthy of (ağrılar. 1. Suçsuzluğu yüzünden akıyordu.) belini bükmek: hedeften doluydu. (birine) s ırılsıklam âşık olmak. be worth s. 1. genellikle (belirli bir şekilde davranmak/hareket etmek): He is wont to come early. ask. birinin vaktini ayırmasına değmek: It´s worth your while to learn Spanish. be with it be with s. (düşüncelere) dalmış olmak. plaj. with/by (dert/keder) yüklü olmak: He was weighed down by his sorrow. 2. be wiped off the face of the earth yeryüzünden silinmek. -e razı olmak. kızgın/öfkeli olmak. okulu k ırmak. with/by (bir görev.b. k. 1. be wiped off the map k. dili This maaşın karşılığını vermek. plaj arabas ı. k. k.. k.. -den çok üstün olmak. dili çok de ğerli olmak. vazifeden kaçmak. çağı yakalamak. midesi bulanmak. yüzünden akmak: His innocence was written all over his face. -e bayılmak. 1. -e değmek. dili birinin harcad ığı zamana değmek. 2. . ıskalamak. (with) (ile) arkada ş olmak. -in k ıymeti/değeri (belirli bir miktar) olmak. ağırlığınca altın değmek/etmek. 1. birinin elde edebileceği bir şey gibi olmak. 2. dili tehlikeli/çok rizikolu bir durumda bulunmak. Yüreği acıuzak olmak. dü şman kıyıları üzerinde ele geçirilen çıkarma yeri. k. hastalık v. 2. -den bıkmış/usanmış olmak. k. 1. 2. dili çok endişeli olmak.) yüzünden çok çekmek: His body had been be wracked by/with wracked kendini (bir iVücudu s ıtmadan çok çekmişti. dili ald ığı maaşın karşılığını vermek.. be worth one´s/its weight in gold k.o.

-e do ğru gelmek/ilerlemek.beacon bead beads beady beak beaker beam beam beaming bean beanpole bear bear bear a loss bear down bear down on bear in mind bear no relation to bear no resemblance to bear no responsibility for bear on/upon bear s. 1. dili çok yorgun. elinde bulunduran kimse. (sald the brunt of Tar ık´s wrath. pestili ç ıkmış. saçmak ( ışık). (yaygı olarak kullanılan) ayı postu. çalmak (davul). 2. fasulye. kaldırmak: It won´t bear your weight. f. 3. 2. davranış. 4. fener. darbe sesi. polis memurunun devriyesi. kaçmak. 1. putrel. i. tanıklık/şahitlik etmek. yaymak. s. (saldırı. k.´nin) en ağır/şiddetli kısmını çekmek. İyi dayanıyor. tempo. 2. i. 3. direk. 2. azarlama. geri çekilmek. sevinçle parlayan (yüz). hesaba katmak. 2. -i çok etkilemek: This tax bears down on the poor. -in töhmeti alt ında kalmak. tane. hayvan. ile ilgisi olmak. 3. (yüzü sevinçle) parlamak. 2. They have the right to bear arms. unutmamak. i. out bear the blame for bear the brunt of bear the brunt of bear up bear watching bear with bear witness bear witness to bear/keep in mind bearable beard bearded beardless bearer bearing bearskin rug beast beastly beat beat beat beat a retreat beat a retreat beat about/around the bush beat down the price i. . kemere. -e hiç benzememek. (bir şeye) delalet etmek. 5. 1. ışın. üzerinde ta şıyan kimse. -e sabır göstermek. fazla bastırmak: Don´t bear da ilgisi olmamak. 1. gaga. dili bin dereden su getirmek. 1. i.b. s. i. araba/saban oku. zarara ğırlığını kaldırmaz. dili pazarlıkla fiyat indirtmek. i. 2. birini/bir şeyi doğrulamak/gerçeklemek. boncuk.o. ile unutmamalısın. s. -in izlenmesi gerekmek. sakallı. sakals ız. 3. -in sorumlusu olmamak. 1. hatıl. (under) (zor bir duruma) dayanmak: She´s bearing up well.. dövmek. s. tav ır. müz. 4. k. --en) 1. sırık gibi kimse. 2. boncuklar. 5. sakal. dikkate almak. den. parlak. baskı v./s. baskı v. boncuk gibi: beady eyes boncuk gibi gözler. mertek. 2. den. i. (silahta) arpac ık. kiriş. -i fakirleri baya ğı etkiliyor. 2.b. -in suçunu üzerine almak. tohum. f. Tarık´ın gazabını en çok o çekti. 2. i. 1. azarlama. geniş ağızlı büyük bardak. borne) 1. (bore/eski bare. çekilebilir. darbe. yenmek. (kalp) atmak. ayı. vazgeçmek. çarpmak. vuru ş. f. 1. i.´nin) en ağır/şiddetli kısmını çekmek: She bore ırı. i. galip gelmek. s. Bunu -i unutmamak. 1. işaret ışığı. kerteriz. i. ipe dizilmiş boncuk. (beat. s. i. fasulye s ırığı. aklında tutmak. (bir şeyin) kanıtı/delili olmak. i. 1. hayvanca. tahammül edilebilir. mil yatağı. k. Silah taşıma gayret etmek. s. Senin akatlanmak. geri çekilmek. hal. vurmak. 1. ta şımak. 4. yatak. (yumurta) ç ırpmak. Bu vergiak ılda tutmak: You should also bear this in mind. 3. 2.t. çakar.

felç olmak. 1. yak ışmak. 2. 1. orsas ına seyretmek. güzellik yarışması. defetmek. 2. f. haybeye kürek çekmek. beat/break the record f. --s/--x üzerinden geçilmiş (patika.came. kadın berberi. güzel şey. çırpılmış (yumurta v.). s. i. (bir şey) (karşısında) çılgına dönmek. bak. birini büyük bir yenilgiye u ğratmak. çoğ. birini ezmek. k. . tam pansiyon. 2. çürükler içinde b ırakmak. i. (çok) güzel. nehir yata ğı. dili 1. birini tekme tokat dövüp iyice h ırpalamak. f. birinin pöstekisini sermek. el/baş işaretiyle çağırmak. 3. 2. i. 2. cezadan kurtulmak. nedeniyle. dili birini öldüresiye dövmek. yatak ve kahvalt ı. k. uygun. (down) -e yatacak bir yer vermek. kunduz.o. yol v. 1. argo 1. güzellik. tahtakurusu. be. dövme (metal). (kadına) âşık erkek. çoğ. beat to windward beat/bang/hit one´s head against k. beau beautician beautiful beautifully beautify beauty beauty contest beauty parlor beauty queen beauty salon beauty shop beauty sleep beaver became because because of beck beckon become become paralyzed become polarized become/get anxious become/get hysterical (over) become/get suspicious becoming bed bed and board bed and breakfast bedbug bedclothes i. birini pes ettirmek. 2. 2. kötürüm olmak. i. dili birini fena halde dövmek. beat. kunduz kürkü. f. kuaför. beauty shop.b. k.o. 3. i.b. (bahçedeki) tarh. dili birine fiyat indirtmek. güzelce. güzellik uykusu.Beat it! beat off beat off the attack beat s. -i yat ırmak. havanda su dövmek. yatak takımı. f. 2.. 2. güzellik uzmanı. O kravat sana yak felce kutuplaşmak. down yatıp uyumak. a stone wall rekoru k ırmak. birinin posas ını/leşini çıkarmak. meraklanmak.o. bak. münasip. dili kovmak. k. güzellik salonu/enstitüsü. dili her yerde aramak. güzel kad ın. sinirleri boşanmak. zool. dili bir şeyden çok daha üstün olmak. 1. k. s.o. endişelenmek. f. kastor. çünkü. güzelle ştirmek. den. karyola.t. (be.u ğramak. temize ç ıkmak. bak. dövülmü ş. beauty shop.. 1. s. güzellik kraliçesi. 2. âşık. up beat s. -diği için. k. birini dövüp birinden çok daha üstün olmak. tempo tutmak. (boz) i. all hollow beat s. saldırıyı tamamen püskürtmek. i. all hollow beat the air beat the bushes beat the rap beat time argo Defol! k. k. 2. to -e yak ışan.come) 1. yatak. ışıyor. için. sevgili. kuşkulanmak. olmak. yaraşmak: That tie becomes you. dili bo şuna uğraşmak. 1. dili bo şuna uğraşmak. become. (kad ınlar için) kuaför salonu. -den dolayı. şüphelenmek.).o.. black and blue beat s. 3. z. birini cebinden ç ıkarmak. to a pulp beat s. merak etmek. 1. bak. beaten çiğnenmiş. aklanmak. down beat s. 1. bağ.

kayın. i. i. --ning) 1.. önce. . i. pancar. yak ışan. s. (yatakta kullan ılan) sürgü. çok gürültülü ve kargaşalı bir yer. dilenci. sızlanıp durmak. be. argo şikâyet etmek. arı yetiştiricisi.. uygun olmak. bot. arı kovanı.). i. 2. i. f. i. k ınkanatlı böcek. 2. (be.gun. f. --s) argo şikâyet. anlatmaya sözcükler yetmemek. (B. (çoğ. f. Kıyamet koptu. f. 2. 3. bak. ön ayak olmak.C. İsa´dan önce (İ. 2. 2. tercihen. önce. f. i. balmumu. i. s. i.root) İng. sefalete düşürmek. begin. bira. bak. yalvarmak. (çoğ. i.) milattan önce (M. yatalak. yatak yarası. i. yerine. yatma zaman ı. bed-sitter. (be. i. i. 1. kayın ağacı. 1. of -den dilemek. i. (çoğ.fell. yatak odas ı. -den önce. çapk ın. 2. tımarhane gibi bir yer.. rüzgâr yönünde. fıçı birası. i.got. be. tek odalı apartman dairesi. yatağın başucu. işe yeni gelmek.ten/be. i.Ö. bak. f. z. tıb. (--ged. İng... meydana başlayanvücut bulmak. ba şlamak. kestirme yol. sebep olmak.gan. arıcı. (be. z. i. 3. karyola. i..). -den rica etmek. i. 2.. bedpan bedridden bedroll bedroom bedside bed-sit bed-sitter bedsore bedspread bedstead bedtime bee beech beef beef up beefsteak beehive beekeeper beeline been beer beer on draft beeswax beet beet sugar beetle beetroot befall befit befitting before before Christ before long before the wind beforehand befriend beg began beget beggar beggar description begin beginner i. f. beeves) sığır. 2. biftek. yard ım etmek. önünde. başlatmak. balarısı.. dilenmek. arı. kimse. f. i. (--ted. dürülü yatak. pancar. mahvetmek.got. ba ğ. i. tarifi imkâns ız olmak. yak ında. i. --ting) yak ışmak. f. banyosuz. i. zool. dili kuvvetlendirmek..Ö. i. --en) ba şına gelmek. beet. 1. 1. f. i. İng. be. düz çizgi. önceden. pancar şekeri. edat 1. i. --ting) 1. k. evvel. yatak tak ımı. huzurunda.bedding bedfellow bedlam Bedlam broke loose. yatak örtüsü. babas ı olmak. cephesinde. dostça davranmak. düz hat. yol açmak. --ging) 1. sakaroz. çabuk.got. s ığır eti.

bak. terbiyeli davranmak. -meli. ısrar: She would sometimes sing at the behest of friends. inanmak. s. 1. Beyaz Rus. 2. Belçika. Çocuklar pe şinden koşuyordu. Belçikalı. geğirme.ing) 1. (sahte bir şey) (gerçek bir şeyi) örtmek. beget.. kuşatmak.. fırlatmak. yak ışık almak. Beyaz Rusya. i. i.. Arkada şlarının ısrarlı The children were running z. bak. be. oluş. f.. dili hapiste. bak. (--d. i. geride:istekleri üzerine bazen şarkı behind.held) 1. f. göstermek. z. İng. f. 1. begin. yanlış/sahte olduğunu i. f. i. davran ış tarzı. 2. i. i. sanmak. i. O nokta üzerinde fazla durma. (bir şeyi) (birine) fazla görmek: You don´t begrudge me this vacation. bak. i. minnettar. f. gerekmek. cezbetmek. 1. muhasara etmek.. 1. aklını çelmek. (be.ly. boynunu vurmak. çan kulesi. 1. We left them far behind. 1. s. behavior. bot. Onları k. begonya. f. davran ışçılık. -in arkas ından. kellesini uçurmak. inanılır.. borçlu. geğirmek. 1. 3. parmakl ıklar arkasında. Belçikalı. 2. gizlice. saptırmak.. İng.. 1. İng. gecikmiş. 2. geç kalmış. . perde arkas ında. demode. 2. 2. 1. yaratık. 2. s. varlık. de ğil mi? 2. bak. bak. bak. Belçika´ya özgü. 2. bej. f. davranış. çağın gerisinde. başlangıç. f. behoove. f. dili hapiste. emir. 3. güçlü bir inanç duymak. k. gözlemlemek. gecikerek. 1.. f. vaktinden sonra. parmakl ıklar arkasında. f. içeride. f. yakışmak. Beyaz Rusça..beginning begonia begot begotten begrudge beguile begun behalf behave behave o. beget. 1. iman etmek. 2. inanç. püskürtmek. İng. varoluş. f. i. 2. ayartmak. perde arkas ında. baş.s. Terbiyeni tak ın! i. seyirci. i. behaviorism. etrafını çevirmek. f. üzerinde fazla durmak: Don´t belabor the point. 4.. kaynak. i. do you? Bu tatili bana fazla görmüyorsun. i. içeride. davranmak. (bir şeyi) f. görmek. buyruk. s. esas. i. insan. Belçika. s.. belabor. s. hareket etmek. Behave yourself! behavior behaviorism behaviour behaviourism behead beheld behest behind behind bars behind bars behind one´s back behind the scenes behind the scenes behind the times behold beholden beholder behoove behove beige being belabor belabour Belarus Belarussian belated belatedly belch beleaguer belfry Belgian Belgium belie belief believable believe i. (somut anlamda) pe şinden. f. behold. f. bakmak. 1... 2. ısrarlı istek. i. -in gıyabında. 2. i. bak. etrafını sarmak..

2. karın. aşağıya: The sea beneath was blue. dirsek. 2. seviye işareti. 2. i. dolmalık biber. rezil. -e inanmak. Belarus. kemer. 2. Belarussian. Believe me! believer belittle Belize Belizean bell bell pepper belladonna bellboy belle bellflower bellhop bellicose belligerence belligerent bellow bellows belly belly dancer belly dancer belly dancing bellyache bellybutton belly-up belong belongings Belorussia Belorussian beloved below below average below par belt belt buckle Belt up! bemoan bemused bench bench mark bend bend to/towards bendable bends beneath beneath contempt 1. aziz. i. i. den. çançiçe ği. güzelavratotu. dili göbek. k. bükülür. sıra. 1. aşağıdan. çan. belladonna. dili Sus!/Çeneni kapa! f. alçaltmak. sevgili. ölçüt. i. şaşkın. aşağıya: from below aşağıdan. i. to -in üyesi olmak: Bahri belongs to the Moda i. i. i. the river flowing below ınşağıda akan nehir. k. (birine) ait olmak: That table belongs to çoğ.. f. (bent/eski --ed) 1. From beneath there came a voice.. 2. göbek çukuru. 3. dövüşken. üzüntüsünü belirtmek. those below vasat a altında.. bak. 2.. dansöz. tic. kuşak.. inanan. inleyerek yakınmak.. tek. e ğmek. oryantal dansöz. 4.. s. eğilmek. röper noktas ı. f. savaşçılık. ç ıngırak. dili yumruk indirmek. f. bükülmek. rakkase. s. sızlanmak. saymaca de ğerinin altında. kuşatmak. dili şikâyet etmek. dalgın.. aşağıdan. kemer tokas ı.. z. i. Oryantal dansöz. f. sevgili. 2. birine güvenmek. two floors below iki kat aşağıda. (kişisel) benim. bükmek. Sözüme inan! i. 1. şiddetle vurmak. i. 3. 2. i. bağırmak. ço ğ. kampana. aşağıda. eğilir. i. güzel kad ın. küçültmek. f. i. kavgac ı. 1. bellboy. kavgac ı. s. bağlamak. otellerde oda hizmetçisi çocuk.. röper. kıvırmak. bot. s. eğrilir. Aşağıdaki deniz maviydi. i. 1. mümin. 2. kemerle ba ğlamak. i. s. Belizli. . O masa eşya. i. i. to (bir şey) (birinin) malı olmak. Oryantal dans. f. çevirmek. k ıvrılmak. 1. dilber. dövüşkenlik. böğürmek. 1. bot.o. -e güvenmek.believe in believe in s. kayış. z. k. s. i. İng. körük. (bir şeyden) ağlayıp sızlayarak şikâyet etmek. bak. dövüşken.. savaşçı. bak. 2. Beliz´e özgü. i. 1. aşağıda.. 1. A şağıdan bir ses geldi. küçümsemek. k. viraj. göbek atma.. i. kıstas. s. (bir şeye) aklı yatmak. karın ağrısı. denektaşı. z. 1. i. 1. 2. i. 2. Beliz. Belizli. dönemeç. me. kavgac ılık. Beliz. kıvrım. zil. bank. kolan. edat aşağılık.

z. yenmek. cömert. ısmarlama. f. Be. 2. bağış. iyi. hayır işine bağışlanan para. 1.. -e yararı dokunmak./My bet is . kaybetme.. hayır işine bağışlanan para. benzen. 3. bağışçı. 1. fayda. -den ba şka. -i kuşatmak. s. bağış. yararlı.. 2. 2.nin.. 1. hayır işine para bağışlayan. 1. i. Benin. yard ımseverlik. i. 4. s. yanında. 4. ı. 1. f. -e nazaran. İng. z. yarar. rü şvetçi. vasiyet etmek. i. başına üşüşmek. den. iyi huylu. i. baskın çıkmak. (çoğ. hırsız. bak. sarho ş. (gemiyi) rıhtıma f. manevra alanı. i. z. 2. bükülmüş. hayırlı. i. çılgınca hareket eden. iyicil. yumuşak (hava). edat 1. dili hilekâr.. konu dışı. 2. -den konser. f. 1. bağış. kirletmek. -den istifade etmek: This yard -den yararlanmak. ısmarlama iş yapan. mirasç ı. matemliler. 2. 3. s. 1. s. yan ına.b. -i ku şatma altında tutmak. en iyisi. i. i.set. ayrıca. vasiyet. yararlı bir şekilde. yard ımsever. -e s ıkıntı vermek. 2. dili o biçim. -in dışında. cömertlik. hakk ından gelmek./I´m willing to bet . benzin. faydalı. 2. iyi. hayırlı. 1. Bahse girerim ki en iyi . -in yanında. f. (be. yard ımseverlik. (taşıtlarda) yatak. 3. etrafını almak. İng. beside the mark beside the question besides besiege besmear besotted besought bespoke best best best bet i. azarlamak. 2. s. 2. geçmek. i. I´ll bet . yanı sıra. edat 1. -e yararlı olmak. den. gemici ranzas istirham etmek. from ım amacıyla düzenlenenfaydalanmak. yakayı bırakmayan.. sersem. 1. i. 5. rıhtımda palamar yeri. i. yaslı. -in yarar ına olmak.. ranza. f. 1.s. (be. bere. bak. takdis. f. bulaştırmak. 3. görev.sought/--ed) yalvarmak. 1. 2. matem.). f. en ho ş. aptal. kıvrık. s. üstelik. çatlak. bend. f. yalvararak... ha şlamak. s. s.ese) Beninli. (ölüm nedeniyle) kayıp. yumu şak huylu. en uygun. Benin´e özgü. selim (tümör). yararlanan kimse. vâris. eğri. çılgın. yard ımsever. f. ısmarlama yapılmış. 2. (good ve well´in enüstünlük derecesi) en iyi.benediction benefaction benefactor beneficence beneficent beneficial beneficially beneficiary benefit benefit concert benevolence benevolent benign Benin Beninese bent bent benzene benzine bequeath bequest berate bereaved bereavement bereft bereft of beret berry berserk berth beseech beseechingly beset besetting beside beside o. i.. beseech. bereketli (toprak). 1. 4. f. s. s.. hayır işine para bağışlama. s. k. 2. dili deli. hiç güvenilmez. kendinden geçmiş. 2.. cömertlik. yitirme. i. kâr gayesi gütmeyen (kurum v. etli ve zarlı kabuksuz meyve. üçkâğıtçı. 2. k. hayırlı. Beninli.. . yaslılar. i.. yol/çare. k. Benin. miras olarak b ırakmak. iş. s. -den yoksun kalm ış: bereft of strength kuvvetten düşmüş. konu dışı. i.. 1. kim. kutsama.. matemli. yas. -in etrafını sarmak/çevirmek. 2. den. s. i. cömert. --ting) 1. düzenbaz.

i. i. i. f. cezbetmek. kabaca. hayvana yak ışır şekilde. -e iltifat etmek. vahşice. -den sonra: Beyond there there´s nothing but mountains. i. sersemletmek. s. şaşırtmak. Butan´a özgü. içecek. 1. kalabalık bir grup: That bevy of beauties made the house ring with laughter. kaba. daha iyi bir şekilde. 2. ötesi. s. i. --ing/--ling) pahlamak. önyargı.strid. hayvanca. f. ihanet eden. (birinin) ba şına gelmek: Woe betide them! Başlarına taş yağsın! 2. 2. ilâ: laf/söz aram ızda. daha iyi. yetişilmez. f. arasında. i. bet he´s there. çoksatar. 1. edat 1. z. me şrubat.den/be. -e ayrıcalık tanımak. s. verev. kuvvetle sanmak: f. i. f. bacaklar ını ayırarak binmek. aldatmak. k. hıyanet. be. ele verme. f. hayvana ait. pahlanm ış. daha çok. z. dili söz aram ızda. ötesinde. i. . şüphesiz. Bence orada olmas ı kesin. sayılamaz. --ting) 1. k. tartışmasız. 2. öteye. göstermek. kuşkusuz. üstünlük. bahis tutu şmak. -den öte. sayısız. ötede. 1. 2. 2. aras ında: between Kadıköy and Üsküdar Kadıköy ile Üsküdar arasında. 1. bias me against him. vah şi. i. -e hayıflanmak. kahkahalar ıyla çınlattı. tarafında/yakasında bulunmak/uzanmak: Istanbul bestrides two Ik. kurtarılamaz. büyülemek. öbür dünyada. gözünü açmak. 1. 2. ele vermek. edat 1. paha biçilmez. f. bahse girmek. 3. büyüleyici. 2. k. son derece. -e alamet olmak: It betides good. 2.ese) Butanlı. O güzeller evi(bir şeye) ağlamak. kuşkusuz. iddia. i. f. Bhu. 1. her iki(bet/--ted. betide betray betrayal betrayer better better and better better half better half Better late than never.strid) 1. dili eş (kadın/erkek): Where´s your better half? Eşin nerede? Hiç olmamaktansa vars ın geç olsun. f. 2. (birini) (belirli bir şekilde) etkilemek: They tried to s. Beni onun aleyhine çevirmeye i. pahlanm ış kenar. --ring) harekete geçirmek. e ğilim. 1.strode. z. Oradan öte da ğdan başka şey yok. i. bahis. f. (çoğ. Butan. Butan. (be. şaşkınlık. yerinden oynatmak. (on/upon) (-e) vermek. şev. şüphe götürmez. 2. ihsan etmek. f. s.best man best seller bestial bestially bestir bestow bestow favors on bestride bet Bet your boots. önyarg ılı. şüphesiz. mama önlü ğü. 2. 1. dili eş. between between you and me between you and me and the gatepost between you and me and the lamppost bevel beveled beverage bevy bewail beware bewilder bewilderment bewitch bewitching beyond beyond doubt beyond measure beyond number beyond price beyond question beyond the veil beyond/out of reach beyond/past redemption Bhutan Bhutanese bias biased bib sağdıç. daha güzel. between the two of them ikisi arasında. (--red. sak ınmak. hayvan gibi. pah. erişilmez. s. f. O hayra alamet. hain. Butanlı. (--ed/--led. söz aram ızda. 3. daha iyisi. büyü yapmak. gittikçe daha iyi. ihanet etmek.tan. (good ve well´in üstünlük derecesi) 1. dili Emin olun. 1. çok dikkat etmek.

mutaassıp. Kutsal Kitap. resmen evliyken ba şka biriyle yasadışı olarak evlenme. iki dilli. i. bak. . iki yüzüncü yıldönümüne ait. 2. i. (kapalı) bisiklet park yeri. bağnaz. bibliyografya. s. i. i. mutaassıp.. iki yılda bir olan. garaz. dili kodaman. f.. argo kodaman. bak.. resmen evliyken ba şka biriyle yasadışı olarak evlenen kimse. kocaman. bisiklet. münakaşa etmek. 2. den. Kitabı Mukaddes´e ait.. s. büyüklük. k. bicentennial.. bilingual bilious i. iri. --den/bid. --ding) 1. bak. eli aç ık. 2. 1. kaynakça. Biblically. emretmek. huysuzluk. i. ters. dili kodaman. (çoğ. s. taassup. aksilik. bikarbonat. 2. z. dili bisiklet. dili Bilge´nin kazanmas ı kesin. büyük.o. atışmak.ceps) anat. s. --ding) 1. Biblical. s. z. önemli. s. terslik. çoğ. i. iki kenarlı. k. f. briç deklarasyon yapmak. teşebbüs. f. bifokal. safraya ait.önermek. söylemek. birine veda etmek. iki taraflı. beklemek. demek. s. cömert. (bade/bid. farewell bide bide one´s time bide one´s time biennial bier bifocal bifocals big big business big gun big shot big shot/wheel big wheel bigamist bigamy bighearted bigness bigot bigoted bigotry bigwig bike bikini bilateral bile bilge Bilge can´t help but win. s.. kin. i. etkili.. 1. k. çift odaklı. k. i. s. bi. i. huk. (--d/bode. uygun zaman ı beklemek. dayanmak. 2. s. kumanda f. bisikletle gitmek. karbonat. 2. i. dili kodaman. saçmal ık. safra. yıkılmamak. i. bisiklet kullanarak gitmek. k. öneri. 2. oturmak. huk. etmek.. s. bifokal gözlük. sabretmek. 1. Eski ve Yeni Ahit. öd. dili kodaman. karina.2. pazı. f. giri şim. bikini. dev şirketler. 3. huysuz. --d) 1. bağnazlık. dar görüşlü kimse. aksi. tabut taşımak için kullanılan tekerlekli sedye.Bible Biblical biblical Biblically biblically bibliography bicarbonate bicarbonate of soda bicentenary bicentennial biceps bicker bicycle bicycle shed bid bid bid farewell bid s. (bid. 3. aç ık artırmada fiyat artırmak. i. 1. Kitabı Mukaddes´le ilgili olarak. bir şeyin zamanını beklemek. iki yüzüncü yıldönümü. i. çekişmek. k. i. Kitabı Mukaddes. i. bağnaz. veda etmek. i. sintine. 1. ayaklı tabut altlığı. öde ait. i.. i. i. s.

(kömür. biyolojik saat. dalgalı. kandırmak. sarmak.D. dili cop. hayat hikâyesinin özeti. fatura. iki ayaklı hayvan. i. teke. ilan tahtas ı. konşimento. ya şambilimsel. cilt. i. i. 1. dirimbilim. erkek keçi. 2. Betula. dirimbilimci. i. ya şambilim. ayda iki kez olan. i. kuş kafesi. gözleıra hafta sonu boyunca içki içmekten başka bir şey yapmaz. s. s. sandık. biyolojik. tah ıl v. trilyon. s. kambiyo senedi. 2. k. iki ayaklı. 1.bin odunluk. biyolojik sava ş. çok fazla içki içilen süre: He goes on a weekend binge every now and then. 2. 3. biyografi. Napolyon. i. biyolojik olarak. kuş. ya şambilimci. (bound) 1. 2. 2. 1. ciltevi. 1. poliçe. bot. menü. biçerba ğlar. i. i. teke. dalgalanmak. gaga. –– ball bilardo topu. i. (yelken) şişmek. dirimbilimsel. 2 kenarını tutturmak. biyokimya. f. . ciltlemek. tutkal. 3. yemek listesi. manifesto. 4. s. i. kenar şeridi.B. biyografi yazar ı. 2. 1. –– hall bilardo salonu. A. 1. i. f. cüzdan. i. i. i. i. i. bilardo. 3. sağlık belgesi. ikili. yemek listesi. biyolojik aç ıdan. yaşamöyküsü. i. (büyük) dalga. bağlayıcı. iki ayda bir olan. dalgaland ırmak. (duman) buram buram çıkmak. 1. 3. fazla sıkmak. 2. hesap. ciltleme. yer: coal bin kömürlük. 1. poliçe. 2. İng. i. aldatmak. i. çok (duman) s. Napolyon kirazı. s. z. s. bilyon.b. fatura çıkarmak. f. (yelkeni) şişirmek. i.´ni saklamak için) kap. wood çift. (dar bir giysi) 2. i. milyar. kâ ğıt para.. fatura.rahats ız etmek. kambiyo senedi. ba ğlamak. erkek keçi. doland ırmak. (iki Aras bak ılabilen) dürbün. kanun tasarısı. zorlayıcı. biyoloji. i. ciltçi. hu ş. biyolog. i. konşimento. 1. çevreye zarar vermeden toprakta çözünebilen. insan haklar ı beyannamesi.bilk bill bill bill of exchange bill of exchange bill of fare bill of fare bill of health bill of lading bill of lading bill of rights bill of sale billboard billfold billiard billiards billion billow billowy billy billy goat bimonthly bin binary bind binder bindery binding Bing cherry binge binoculars biochemistry biodegradable biographer biographical sketch biography biological biological clock biological warfare biologically biologist biology biped bipedal birch bird bird cage f.

´s nose off bite the bullet biting bitten bitter bittersweet bitumen bituminous bituminous coal bizarre blab Black black birine ters cevap vermek. zenci. bit. k. kafadarlar. (bit. 2. (nüfusa göre) do ğum oranı. zift. madenkömürü. siyah. kuş cenneti. bite. gem. 2. matkap. kuş gözlemcisi. 1. çift cinsiyetli. kirli. 1.. 1. 2. k. sert. satranç i. 1. f. ziftli. acı. f. biseksüel. doğum kontrolü. i. 2. kancık. (çoğ. (balık) oltaya vurmak. k.o. 3. bizon. 1. biçimsiz. doğma. işlere/işe girişmek/kalkışmak. i. i. acı (söz). 3. 1.. dişi köpek. şiddetli. 1. 2. kuş ötüşü. tuhaf. 1. i. zift gibi. 2. s. kuşbakışı. f. rüzgâra özgü) (öfkesini/üzüntüsünü belli etmemek için) duda ğını ısırmak. yırtıcı kuş. bak. başlangıç. ikie şeyli. 1. dili huylar ı birbirine benzeyen kimseler. yaş günü. 2. bilg. İng. geveze. bisküvi. 1. 2. kasvetli. 2. 2. doğum günü. şekersiz. bak. azar azar. doğum lekesi. i. bitüm. fil. (soğuk veya bite off more than one can chew ısırık. i. k ırıntı. ac ı. 1. i. şirret.ten) 1. doğum yeri. s. doğuş. 1. kuş evi. (soğuk) yakmak. s. 3. göçmen ku ş. kara. lokma. yırtıcı kuş. f. garip. s. bit. tükenmez. s. i.bird in the hand bird of passage bird of passage bird of prey bird of prey bird sanctuary bird watcher birdcall birdhouse birds of a feather birds of a feather bird's-eye bird's-eye view biro birth birth certificate birth control birth defect birthday birthmark birthplace birthrate biscuit bisexual bishop bison bit bit bit bit by bit bitch bite k. bite. i. (--bed. siyah. 2. ikicinslikli. i. göçmen ku ş. şboğaz. bite one´s lip bite s. zenci. karanl ık. kuşların avlanması yasak olan yer. 4. s. f.. 2. İng. i. kara. dırdır etmek.. s. her iki cinse karşı erotik istek duyan. i. dili şikâyet etmek. 2. i. ısırıcı (rüzgâr). . elde olan fırsat. yava ş yavaş. k. soy. piskopos. dili elde olan yararlı şey. 2. 1. 1. bitümlü. kaynak. s ızlanıp ısırmak. delgi. keskin. 2. dili cadaloz kadın. çörek. i. s. parça. biseksüel. i. s. i. ac ı. i. iyi ve kötü.son) zool. katran. bitter (çikolata). keskin. doğuştan olan özür. k. tükenmez kalem. 1. dili (zor bir) karar almak. göçebe kimse. --bing) gevezelik etmek. zenci. durmak. doğum. parça. acayip. dili bir yerde ancak geçici bir süre için kalan kimse. hem ac ı hem tatlı. nüfus kâ ğıdı. bo şboğazlık etmek. 2. lokma. 3. bo i. dili ba şından büyük (içkide) sertlik. k.. bi.

i. dili saçma. s. masum. karalık. şantaj yapmak. çürük. 1. sidik torbas ı. gözü kararmak. f. s.. kabahat. şantajcı. siyahlık.. 3. çöreotu. dili grev kırıcı. demirci. s. yazı. alçak kimse. i. 2. bezdirici. suçsuz. küfretmek. i. i. iftira etmek. siyah göz. 1. benzi atmak. kara leke. siyah beyaz: black-and-white television siyah beyaz televizyon. i. siyah beyaz resim. can s ıkıcı. sütsüz kahve. kara tahta. karartmak. paluze. karabiber. karartmak. f. asfalt. İng. anat. 2. i. 1. mesane. (--ped. (bıçak) ağzı. 1. i. rezil. i. i.. 1. -i kara listeye almak. 2. 2. kara listedekilerin kayıtlı olduğu defter. f. kara liste. i. siyah pars. bot. sövüp saymak. i. ailenin yüzkaras ı. s. 2. 1. i. şantaj. i. siyah papyon kravat. başı siyah olan sivilce. s. kara veba.. nalbant. böğürtlen. . lekelemek. 4. s. karaborsa. sütlü pelte. cop. 3. göz kararmas ı. k ısa bir süre için şuurunu kaybetmek. morarm ış. 2. töhmet. i. köpekotu. 2. suçu (birinin) üstüne atmak. kabahatli. tadı bebek maması gibi ve hazmı kolay olan (yemek). judo siyah ku şak. (kürekte) pala.black and white black belt black book black box black coffee black cumin black eye black horehound black leopard black list black magic black market black mulberry black out black pepper black pepper black plague black sheep black tie black-and-blue black-and-white blackball blackberry blackbird blackboard blacken black-eyed pea. karadut. i. alçak. kimsenin dikine gitmeyen. 1. smokin. cowpea blackguard blackhead blackjack blackleg blacklist blackmail blackmailer blackness blackout blacksmith blacktop bladder blade blah blame blameless blameworthy blanch blancmange bland 1. karalamak. kara kutu. kısa süren şuur kaybı. f. i. karşı oy kullanmak. k. karatavuk. f. 2. ayıplanacak. kara liste. suç. edepsiz. i. börülce. karabiber. i. i. 1. --ping) asfaltlamak. f. 1. kılıç. 2. k. bir suç veya ba şarısızlığın sorumluluğu. kara ısırgan. i. (kötü bir amaç için yap ılan) büyü. f. s. karartma. (kabu ğunu soymak için) (bademi) biraz haşlamak. hav. f. 2. 2. ince uzun yaprak. 1. morarm ış göz.

4. 2. ç ığır açmak. dili Allah ın belası. -e ateş etmek. ağaçların gövdelerinde çentikler açarak yeni bir yolun geçişateşe tutmak. 2. 2. (yol olmayan bir yerde) yol atın alnındaki beyaz leke. boş boş. birden parlamak. hayırdua. f. i. (bled) 1. ongun.. i. 1. Allah hakk ında kötü konuşma. soğuk ve kasvetli (hava). 1. (--ed/blest) kutsamak. 1. out Bless you! blessed blessing i. leke.. 2.. spor ceket. children. İng. rüzgâra açık. bak. f.with these 3. eritme oca ğı. kusur. kurus ıkı fişek. yanan şey. rüzgârdan korunmasız. hata. 1. 2. iç aç ıcı olmayan. Allah kahretsin! s. drought. 1. herkese f. i. i. kutsanm ış. 2. s. kurusıkı fişek. z. k. dili ıtlık olası. 1. k. kandırmak için söylenen veya edilen iltifat. apaç ık. 1.bezgin. K kör kurbanları için içim kan ağlıyor. sergilemek. usanm ış. s. 2. 1. (soğuk/sıcak) (bitkiyi) kavurmak.. i. dili birini ha şlamak/azarlamak. kar ıştırıcı. (göze çarpan bir şeyle) donatmak/kaplamak. 1. kör olası. 1. ünlem. i. boş. 1.o. dili çok e ğlendirici bir şey. f. uymak. k. 1. takdis. 1. (göze çarpan bir şekilde) ilan etmek. 2. i. i. harman. f. s. f. piyangoda bo ş numara. bleary. yıkmak. 2. patlama. dinamit tapas ı.the İng. boru gibi ses çıkarmak. gözleri sulanm ış/çok çapaklanmış/kızarmış. not defteri. yüksek ses. s. alevler: the blaze of the fire yang ının alevleri. sızlanmak. küfretmek. takdis etmek. i. nimet. yazısız kâğıt. bleed. bakmak. 3. harap. f. tahrip etmek. 5. i. 2. bir tür aç ık tribün.. melemek. 1. arma. 1. 1. çamaşır suyu. 2. 2. anlamsız. bip. ile uyumlu olmak. infilak. yüzünden akan. f. beyaz. sulanm ış/çok çapaklanmış/kızarmış (göz). 2. i. dili s. yangın. yapmak. açık ciro. gürültü yapan. blender. s. maden yakmak. s. battaniye. 3. 1. f. 2. karışım. f. harmanlamak. kutsal. teşhir etmek. mızırdanma. . 3. Çok yaşa! be blessed with (Allah) (birine) belirli bir nimeti bağışlamak: You´re blessed 2. k. f. dili ac ımak. k. kanamak. parlaklık. 2. sızlanma. karıştırmak. f. 2. açık. k. i. kutsama. a ğartmak. 2. yava şça katmak. meleme. f. -i hararetle yapmak. i. s. m ızırdanmak. boş gözlerle: look blankly at -e anlamamış gibi bakmak. Allah hakk ında kötü konuşmak. bak. çok tiz ve anlık elektronik ses. -i yerini işaretlemek. -e boş boş boru sesi. i. kötü. borununkine benzer ses. 3. . kafiyesiz on heceli nazım şekli. 2. 1. blazer. kanayan. ç ığır açmak. küfür. ilan etmek. (roket) uzaya f ırlatılmak. alev alev 1. öfkeli parlama. kan ağlamak: My heart bleeds for the victims of 2. 3. sar ıp sarmalamak. i. beyazlatmak. açık çek.blandishment blank blank cartridge blank check blank endorsement blank verse blankbook blanket blankly blare blasé blaspheme blasphemy blast blast furnace blast off Blast! blasted blasting cap blatant blaze blaze a trail blaze a trail blaze away at blaze up blazer blazon bleach bleachers bleak blear bleary bleary-eyed bleat bled bleed bleeding bleep blemish blend blend in blender bless bless s. bip sesi çıkarmak. yazısız. i.: every blessed day ı ihsan etmiş. 3. söylemek. 1. Allahın Allah sana bu çocuklarher Allahın günü. 2. s. 1. i.

blessing out blest blether blew blight blind blind alley blind as a bat blind date blind in one eye blind spot blinder blindfold blindfolded blindly blindness blink blinker bliss blissful blister blithe blithely blitz blitzkrieg blizzard bloat bloated blob bloc block block and tackle block letter block print block up blockade blockage blockhead bloke blond blonde blood blood bank blood bank blood bath blood count blood feud k. 2. İng... blok. i. blow. i. i. oto. blok. tıkamak.. bak. f. dili mankafa. dili ha şlama. İng. z. office block (bürolar ın bulunduğu) iş hanı. İng. i. i. kabartmak. s. tıkama. palanga. f. kan bankas ı. ç ıkmaz (sokak). den. k ıvamı koyu iri bir damla: a blob of paint bir boya damlası. stor. (retinada) kör nokta. önceden tan ışılmayan biriyle eğlence yeri.. i. şiş (karın. 1. 1. s. f. avcıların avlarından gizlendiği 1. i. 3. arkadaş. körlük. dili kör gibi. two blobs of pol. kurutmak. çakar.leş). kabartmak. i. i. jaluzi. kabarmak. (deliği/boşluğu) doldurarak kapamak. mahvetmek. fiske. f. büyük parça. saçmalamak. mustard i. kör gibi. z. 1. parsel. s. k. 2. s. neşeli/şen/tasasız bir şekilde. i.b. 1. sarışın (kadın).iki s ıkım hardal. katliam. şen. i. neşeli. âmâ. şişmiş. soy. göz kırpma. anat. gözünü almak. kan davas ı. ablukaya almak. s. küf. sinyal lambas ı. 2. azarlama. 2. at gözlü ğü. k. kendi önyarg ısının insanı anlamaktan engellediği konu. 1. soldurmak. bir gözü kör. bak. abluka etmek. tıkamak. i. ç ıkmaz sokak. kabarc ık. kör etmek. 2. şişirmek. dangalak.. saçma. kamaştırmak. lokanta v. afet. 2. büyük bina: block of flats apartman. bak. kan sayımı. gözlerini ba ğlamak. i. i. blok. f. 1. i. 2. pürneşe. . i. i. k. sarışın (erkek). i. kör. (devamlı) yanıp sönen sinyal lambası. f. 2. k. 3. yıldırım saldırı. f. 1. s. dili adam. tipi. 1. tasasız. 2. f. i. kitap yazısıyla yazılan büyük harf. tıkanma. İng. abluka. göz k ırpmak. büyük mutluluk. 4. blitz. f. gözbağı. eksiksiz bir mutluluk. f. blokaj. kavurmak. s... i. i. çoğ. sarı (saç).´ne gitme. kesmek. 1. İng. at gözlüğü. çıkmaz. (kumaşı/kitabı) kalıpla basmak. su toplamak. şişko. gözü ba ğlı. mantar. dili yağ tulumu.. 2. f.. 1. açmaz. çok mutlu. 2. 2. gamsız. kan. 3. bless. 1. kan bankas ı.

İng. solumak. k. lekelemek. dili 1. üflemek. lekelenmek. (blew. dili tepesi atmak. 1.o. (açılmış) çiçek. canavar ruhlu.o. 1. 2. k. k. 3.. kan zehirlenmesi. birini çok şaşırtmak. kurutma kâ ğıdı. dili kör olası. zalim. kan nakli. canlanmak. k. dili tepesi atmak. çiçek vermek. f. tüyler ürpertici. diyet. vuru ş. 2. i. (lastik) patlamak. tazelik. 4. esmek. geçmek. hunhar. sümkürmek. kan şekeri. 2. (fırtına) dinmek. kabart ı. geli şmek. dili tepesi atmak. parlamak. 1. 2. --ting) 1. papyebuvar. gömlek. 1. bozmak. sigortayı attırmak. 2. ba şına kurşun sıkmak. i.´s cover blow s. unutulmak. kan nakli. meyve üzerindeki bu ğu. 3. leke. ile kurutmak. kanlı. uçmak: The wind has blown off the chimney2. kurutma kâ ğıdı. 2. kan grubu.. bahar. dili birinin gerçekte kim oldu ğunu göstermek.blood feud blood group blood money blood poisoning blood pressure blood pressure blood sugar blood test blood transfusion blood transfusion blood type blood vessel bloodcurdling bloodshed bloodshot bloodthirsty bloody bloody-minded bloom blooming blossom blot blot out blotch blotter blotting paper blotting paper blouse blow blow blow a fuse blow great guns blow hot and cold blow in blow one´s brains out blow one´s cool blow one´s nose blow one´s own horn blow one´s own horn blow one´s own trumpet blow one´s top blow one´s top/stack blow out blow over blow s. dili kendi borusunu çalmak. dili ans ızın gelmek. k. f. 2. dili tepesibacan ınöfkelenmek. dili 1. cowl. 1. kiralık katillere verilen para. kan damar ı. 1. i. kan grubu. gençlik. ateş ederek birini öldürmek. (--ted. anat. . 3. dili kendi reklam ını yapmak. dili bayağı. f. i. bluz. s. 1. tansiyon.. dili 1. k. 1. blotting paper. 2. f. çiçek açm ış.´s mind kan davas ı. kana susamış. başına kurşun sıkarak intihar etmek. birine çok keyif vermek. kan dökme. 1. s. düşmek. k. k. s. k. Rüzgâr atmak. --n) 1. 2. i. kan gibi. dili k. 1. s. 2. İng. 2.. uçurmak. bak. çiçek. birini vurmak. kan bas ıncı. 2. s. çiçek açmak. k. İng. 2. çok k ızmak. lekelemek. 1. kan çana ğına dönmüş (göz). kana susam ış. kan tahlili. darbe. argo kör olası: That blooming telephone! O kör olası telefon! i. kendi reklam ını yapmak. birini çok heyecanland ırmak. tansiyon. k. k. i. gaddar. inatçı. yok etmek. mürekkep lekesi. 3. s. fiske. k. birini çok şaşırtmak. ayıp. adamakıllı. duraksamak. kurutma kâ ğıdıortadan silmek. i. kusur. leke. üfleyip söndürmek. away blow s. k. 2. aksi. f.. dili (rüzgâr) çok sert esmek. külahını uçurdu. bahar açmak. k ızmak. dili karars ız olmak.o. k. böbürlenmek. övünmek. 2. 4.

i. kızartı. (blow-dried) kurutma makinesiyle kurutmak. i. i. dili aç ığa vurmak. 4. aristokrat. kör. cop. pot. 4. böbürlenme. 2. göztaşı. i. üstüne tahta çakarak kapamak. pot k ırmak. s.´s mind blow s. satranç v. patlamak. 2. gaf yapmak. kavga. k ısa ve kalın sopa. i. işçi sınıfına ait. kurus ıkı atmak. i. i. blöf. i. bot. hüngür hüngür a ğlamak. 5. pansiyoner olmak. bir çeşit küflü peynir. süpet. herhangi bir alanda en büyük ödül. oyun tahtas ı. 2. 1. lastik patlamas ı. den. dili (insan vücudundaki) yağlar. gaf. bir şeyi/birini paramparça etmek. yönetim kurulu. 1. 2. sarp ve yüksek k ıyı/kaya. f. mavi kopya ç ıkarmak. azaltmak. küplere binmek. fart furt etmek. 1.t. çivit. k. çivitlemek. f. keskin olmayan. k. plan. kızarıklık.. i. körletmek. mavi. 1. f. bulanıklaşmak. büyütmek. tahta. i. fart furt. dili büyük parti. zool.blow s. 2. f. s. tepesi atmak. blue blue blood blue blood blue cheese blue jeans blue ribbon blue vitriol bluebell blueberry bluecollar blueprint bluff bluff bluing bluish blunder blunt blunt blur blurry blurt blush bluster boar board board of directors board of managers board up boarder boarding house boarding school boarding school boardwalk k. k.b. (vapura/trene/otobüse/uça ğa) binmek.. 1. supet. f. i. i. i. çançiçe ği. asilzade. f. mavi renk. 2. (--red. i. 2. i. belirsiz bir şekil. to smithereens blow the lid off blow up blow-by-blow blow-dry blowjob blowout blowtorch blowup blubber blubber bludgeon bludgeon s. mavimsi. yatılı okul. dili birini hayrete dü şürmek/şaşkına çevirmek. 2. dili efkârl ı. f. birinin aklını başından almak. pansiyoner. s. f. s. pürmüz. sözünü sak ınmayan. patlama. pansiyon. tasarlamak. s. aristokrat. şişirmek. hüngürdemek. 1. f. ayrıntılı. yabandomuzu. --ring) bulan ıklaştırmak. mavi renkli. 2. i. blöf yapmak. tok sözlü. yat ılı öğrenci. patlatmak. i. 1. (şiddetli rüzgârın çıkardığı) uğultu. üzerindeki) tahta yaya kaldırımı.o. yönetim kurulu. proje. 3. yüzü k ızarmak. i. 2. k. çayüzümü. mavimt ırak. yönetim kurulu. s. 1. i. birini bir şey yapmaya zorlamak. 1. soylu kimse..b. borda. agrandisman yapmak. (rüzgâr) şiddetle esmek. havaya uçurmak. i. f. Campanula. 1. f. (kum. f. out ağzından kaçırmak. pürmüz lambas ı.t. k. mavi./s. 1. 2. blucin. balina ya ğı. kurusıkı. bataklık v. into doing s. mavi kopya. şatafatlı davet. .o. 2. ağır bir cisimle vurmak. 3. 1. 2. dili patlamak. yatılı okul. f.o. 2. 1. s. 3. bulanık. 1. kaba penisi a ğızla uyarma. kereste. i.

f. kütle. dili asi. bilg. siyah (harf). kaynatmak. -e sahip olmaktan gurur duymak: This hotel boasts two swimming pools and a sauna. uzun yastık. çıban. cesaretle. f ırlamak. övünmek. z. z. i. Göl bir vücut geliştirme. çabuk eğilip kalkmak. cesur. bide. yat gibi) tekne: What time does the boat leave? Vapur kaçta kalk ıyor? I´ve got a new boat. serkeş. (up) 1. İng. (--bed. 1. hela. Bolivyalı. 3. . kurallara karşı gelen. kaba kenef. kaçış. 2. 4. kad ın yeleği. baloney. Yeni bir sandalım var. 2. kaynama noktas ı. i. ceset lake is a body of water. 2.. haşlamak. kaynamak. sandal. i. i. köpürmek.. Bolivyalı. 3. bak. dili tepesi atmak.. yapma... i. dili polis. iyiye işaret/delalet etmek. 1. siyah harfler. cüretli. 1. 1. bak. 3. ceset taşımayamiktarfermuarlı torba. özü kalana kadar kaynamak. bilg. kısmak. karoser. s. dili. İng. tümüyle. s. 1. s. i. -e işaret etmek. s. 1. at ılgan. 1. 2. insanı hayrete düşürmek. (çoğ. 2. Bu otel iki yüzme havuzu ve bir saunas ıyla s. yarışta kullanılan kızak. alagarson saç. 2. matb. 5. s. kötüye işaret/delalet etmek. yastıkla beslemek. i. Bolivya. i. gözüpek. bilg. k ısaltmak. kilit i. şiddetli. fırtınalı. bataklık.. kazan. övüngen. matb.. sık sık f. How i. i. yüznumara. i. 4.boast boastful boat boathouse bob bob bob bobbin bobby bobby pin bobsled bode bode bode ill bode well bodice bodily body body bag body building body count bodyguard bog boggle boggle the mind bogus boil boil boil away boil down boil over boiler boiler suit boiling point boisterous bold boldface boldfaced boldly boldness Bolivia Bolivian boloney bolshy bolster bolt bolt of lightning f. c ıvata. -e delalet etmek. ufak i ğ. f. Bolivya.. s. (gemi. sallanmak. minder. 2. olta mantarı. düzme. fırlama. tamamen. k. i. k. 2.. tulum (giysi). ask. İng. ha şlanmak. koruma.. i. 4. 2. gürültülü. 1. 2. İng. matb. 1. 2. sİng. i. yastık. f. makara. 1. kolgüçlendirmek.. s. f. 2. (saçı) alagarson i. desteklemek. cesaret. sahte. (--ged. i. kitle: A torbası. bütünüyle. ceset. beden. yüreklilik. (kaynarken) ta şmak. i. bob) ık sık alçalıp yükselmek. vücut. miktar: a body of information bir özgü bilgi. gövde. sürgü. çekülün ucundaki a ğırlık. 1. kaynayarak suyunu çekmek. f. --bing) 1. koruma görevlisi. çabuk e ğip kaldırmak. 1. dili şilin. k. k. Bolivya´ya özgü. i. f. tuvalet.. 2.. at/over -e tak ılıp tereddüde düşmek. sürgülemek. madeni saç tokas ı. 2. arka arkaya bağlı çifte kızak. 3. ölü sayısı. -ging) f. buhar kazan ı. i. korsaj. 1. siyah (harf). kaynayarak buharla şıp yok olmak. bedensel. demiri. kayıkhane. 2. vapur. bobin. fırlayıp kaçmak: When the pickpocket saw the yıldırım. çabuk eğip kaldırma veya eğilip kalkma hareketi.

2. senet. salak. güzel. 4. i.. dili aptalca hata. kemikli. (polis) (san ığı/cezaya çarptırılan birini) kayda geçirmek. i. kefil. beklenmedik kazanç. falso yapmak. f. zool. 1. 1. i. 2. f. mankafa. gümrük antreposu. i. (bir yere) bomba atan/yerleştiren kimse. f. en kötü oyuncuya verilen ödül. göze hoş görünen. bağcıklı bone.. vuru k.. ampuller. ilişki. f. 2. f. 4. argo -i sikmek. topa tutmak. k.. i. kitap. iyi yolculuklar. 3. açık havada yakılan ateş. kupkuru. i. bağ. 2. prim. sevişme. aşk yapmak.. tumturaklı. iyi cins yazı kâğıdı. ş. 2. ikizler. k. ahmak. s. darbe. yolunuz aç ık olsun. i. bonds. üzerine varmak. argo 1. argo televizyon. bono. kuşlamak. balina (çubuk). s.. dili ı. k. ask. s. 1. 1. s. argo aptal. i. s.. i. 1. falso.. farlar. 1. ikramiye.. k ısa zamanda bir konuyu çalışıp öğrenmek.kulübü. i. anlaşmazlık sebebi. memeler. k. kemiksi. kölelik. kemik. kitap (yer) ayırtmak. içine kemik sınava hazırlanmak.. argo büyük gaf/pot. kemik tozu. 2. i. 2. s ıska. i.. argo ayvalar. 1. 2. oto. dili İng. yuhalamak. f. leh. bombac bomba etkisi yapan.bolt upright bomb bombard bombardier bombardment bombastic bomber bombshell bon voyage bona fide bonanza bond bond paper bondage bonded warehouse bondholder bondsman bone bone bone china bone for an exam bone meal bone of contention bone up on a subject bone-dry bonehead boneless boner bonesetter bonfire bonito bonk bonkers bonnet bonny bonus bony boo boob boob tube boo-boo boobs booby booby prize booby trap book book club dimdik. topa tutma. 2. çoğ. dili vurmak. İng. şenlik ateşi.. bombard ıman etmek. hakiki. kefalet. kemiklerini/k ılçıklarını ayıklamak. f. dili aptalca hata yapmak. bomba: blonde bombshell sar ışın bomba. k ılçıksız. sevişmek. dili kafadan kontak. bombard ıman uçağı. 1. kılçıklı. gürbüz. İng. f. bombalamak. külü kat ılarak yapılan porselen tabak. kırıkçı.. dili çok çalışmak. i. i. k ılçık. 3. i. bir deri bir kemik. İng. çıkıkçı. aptalca hata.. i. 2. 2. budala. i. (bombard ıman uçağında görevli) bombacı. İng. i. tahvil. argo sikme. hafızlamak. cilt. çatlak. 1. İng. .. i. 1. sıkıştırmak. 2. İng. 1. i. çoğ. i. 2. hoş. 1.. rezervasyon yaptırmak. falso yapmak. s. İng. bombard ıman. i. bubi tuza ğı. köle. argo aptalca hata yapmak. bombalamak.men (bandz´mîn) i. kefil olmak. i. k. k. sıhhatli. gerçek. bomba. zarif.. kaput. falso. palamut. kemiksiz. tahvil sahibi. 2. aptal.. 1. kaporta. 3. f.

bir şeyi birinin hesabına yazmak. i. kitapç ı. ganimet. 3. f. defter de ğeri. i. artma. . 1. iyilik. defter tutan kimse. itelemek. hudut. çizme. rezervasyon yapma. kaba. bahisleri kabul eden bayi. kitap ele ştirisi. i. f. i. 1. i.. sınırlamak. dili ganyan bayii. kitaplık. i. (--ped. i. kaba ve görgüsüz kimse. propagandac ı. ayrılmış. yaltaklanmak. çanak yalamak. z. k. İng. kaba bir şekilde. 2.´s account book value bookbinder bookcase booked bookie booking booking clerk booking office bookkeeper bookkeeping booklet bookmaker bookmark bookseller bookshelf bookshop bookstall bookstore boom boon boon companion boondock boonies boor boorish boorishly boorishness boost booster boot boot boot booth bootlegger bootlick bootlicker booty booze bop borax border İng. 2. artış. s ınır. içki kaçakç ısı. 1. i.. i. to s. kabalık. (fiyat) artırmak. lehinde konu şarak yardımcı olmak. 2. i. çapul. kibrit paketi. nüfus v. i. i. patlamak i. check in. i. defter tutma.. gazete kulübesi. bot. kurdele v. sayfa işareti. into a hotel book s.b. kitap konulan raflı mobilya. maliyet. İng. k. 1. i. boraks. nota kitab ı.o.. 1. kitap raf ı. bahisleri kabul eden bayi.o. çanak yalayıcı. i. i.. s. defterde kayıtlı. rezerve edilmiş. ganyan bayii.) h ızla yükselmek. çizme giydirmek. muh. 2. argo tekmelemek. çizme şeklindeki aletle işkence yapmak. 3. İng. 1. i. (birinin hesabına) yazma. kenar. f. rezervasyon. 2. patlama yak ın arkadaş. (fuarda/sergide) stand. ciltçi.. f. lütuf. 1. 3. i. 2. (olumlu bir şekilde). i. f. i.book in book of matches book of music book review book s. dalkavukluk etmek.b. 2. destek. çardak. i. biri için otelde rezervasyon yapmak.2. bilgisayar ın belleğine komutlar okutarak sistemi f. yaltak. i.. muh. (rokette) ek i. dalkavuk. kitabevi. i. ya ğma. i. i. k. yaltakçı. f. gümbürdemek. kitapçık.. 2. i. 4. gürlemek. (ticaret) hızla artmak. f. motor. kitabevi. İng. vuru ş. dili kafa/kafay ı çekmek. köylü. 1. kenar süsü. broşür.t. 1. biletçi. kim. nimet. dili içki. bak. bilet gişesi.. (bir yerin ticaret. İng. alkollü içecek. i. 2. İng. darbe. --ping) vurmak. 1. yard ım. s. i.. kitapta son okunan sayfayı bulmak için araya konulan karton.

borç almak. s. 1. birinin canını çok sıkmak. şişelemek. around bossy botanical botanical garden botanist botany botch both 1. Bosna-Hersek. i. bitkibilimci. de hayat ı olarak ona i. Her hoca. amirane. k. birine emir yağdırmak. rahatsız etmek. ´´Did the packages. samimi. Botsvana´ya özgü. botanik. i. i. 2. s. s. Bosna. kim. i. f. rahatsız edici. zahmet. 2. 1. başını ağrıtmak. i. bear 2. zam. s. her iki kategoriye de girebilecek bir durum: Hasan´s a borderline case. we could as easily i. 1. doğmuş. 1. ödünç alan. bear 2.´´ ´´Paketler geldi as a person. Botsvanalı. can sıkıcı kimse. Botsvana. İng. engel. canını sıkmak. i. mat. both as . -de delik açmak. bother bothersome Botswana Botswanan bottle bottle opener bottleneck bottom s. (bir işi) berbat/rezil etmek. Bosnalı. ıslahevi. 1. bor. ikisi de: both of them her ikisi. 1. Hasan tam s ınırda. could pass him. 4. can yolda şı. canını sıkmak. f. f. başkalarına hükmetmeyi seven. sıkıcı. hem . eğiliminde olmak. şef.3. kaynak. i. sine.o. f. i.göğüs. 2.. (ç ıkarma işleminde) ödünç almak. birine karşı amirane davranmak. botanist. i.. i. vadi.f.. ilçe. s ınır komşusu olmak. sınır. i.. 1. dili önceden tasas ını çekmek. alt. kasaba.. botanik. Boşnakça. dar bo ğaz. doğuştan: a born preacher doğuştan vaiz. s. dip. koyun. i. 3. 2. Boğaziçi.. sayg ı duyuyorum. karina. i. esas. patron. Boşnak. (bir fikri) az ıcık çürütmek. can s ıkıcı. . samimi dost. botanikçi. . bitkisel. Boşnakça. 2. i. i. both of us her ikimiz. tekne. biberon. kaza. i. botanik bahçesi. dar geçit. 2. i. f. patronvari. s. şişe. Bosnalı.. şişe açacağı. bitkibilimsel. bak. hudut. 1. f. hem come?´´ I respect her both as a teacher and mi?´´ ´´ Evet. Boğaz. bağır.. s. bak. oymak. delmek. to death/tears boredom boring born born to the purple borne boron borough borrow borrow trouble borrower borrowing borstal Bosnia Bosnia and Herzegovina Bosnia-Herzegovina Bosnian bosom bosom friend Bosphorus Bosporus boss boss s.. i.. olarak: ´´Yes. asil bir aileden gelen.. 2. and as . i. Botsvana. bitkibilim. kalibre. Boşnak. 2. Bosna´ya özgü. can s ıkıntısı. 2. Botsvanalı.o. i. Bosna. her ikisi. bak. s.. both came. ıslahhane. Hem ikinizinhem insan tartışılıyor.border on borderline borderline case bore bore bore bore a hole in bore s. Bosnia-Herzegovina. temel. Bosporus. fail him as we f. sıkıntı. ödünç almak. i.. bak. 1. 2. 2. 1. Boşnak. yabanc ı bir dilden alınan sözcük/kelime. yönetmek. i. i. çap. Both your lives are in the scales. f. yabancı sözcük/kelime.

i. canlılık. cömert. 2.o. iri kaya parças ı. 2. for -e giden. birini yere yıkmak. f. zıplamak. dili (çek) karşılıksız ç sıçrayış. kutulamak. den. 3. s ıçramak. sekmek. cömert. prim. (zararlı bir hayvanın yok edilmesi veyabuket. sonsuz. f. 1. i. pruva. 1. . 2.. f. cömertçe. s ınırsız. k. posta kutusu numaras ı. k. cadde. çok. bol. kiriş. s. bir suçlunun 2. s ınırlamak. papyon kravat. zıplatmak. derinlikler: the bowels of the earth yeryüzünün çardak. sınır. baş eğerek selamlama. kuşatmak. sınır. bulvar. 2. 2. box s. on the ear birinin kula ğına tokat atmak. bağlı. zıplama. s. 1. butik. f. barço ba ğı. 1. sığır cinsinden. 1. dipsiz. 1. 3. i. nöbet. borina. over bowlegged bowline bowling bowshot bowstring box box box number son kuru ş. birini şaşırtmak. den. (ağaçta) büyük dal. bol. 2. ba ğırsak. s. kısa süren hummalı faaliyet. 2. i. sınırlar. Zatürreeden yeni kalkt ı. papyon. burjuva. s. i. f. hudut. 1. anat. sınırsız. demet. ok menzili. 1. çok derin. i. kayıtlı. zıplayış. of -den çekilmek. i. i. i. emekliye ayr ılmak. f. ba ğırsaklar. i. 1. 1. 2. sıçramak. 1.ıkmak. çarpık bacaklı.. bowling oynamak. cömertlik. 2. i. dili Fondip! i. süratle gitmek. 2. i. çok. tas. i. s. fiyonk. i. kriket top atmak. 3. bind. reverans yapmak. 2. aşırı saygı gösterisinde bulunmak. cömertlik..bottom dollar bottom land bottomless Bottoms up! bough bought boulder boulevard bounce bound bound bound bound boundary boundless bounds bounteous bounteously bounteousness bountiful bounty bouquet bourgeois bout boutique bovine bow bow bow bow and scrape bow out bow tie bowel bowels bower bowl bowl bowl along bowl s. el pençe divan durmak. iç kısımlar. sand ık. bolluk. i.. 2. kutuya koymak. z. 2. kentsoylu. (yayl ı çalgı için) yay. 2. 3. bak. i. f. 1. ovalık arazi. f. baş eğerek selamlamak. (ok atmak için) yay. fırlamak. loca. reverans yapma. s. s. eli aç ık. i. 2. eli aç ıklık. 1. 1. hastalık: He´s just recovered from a bout of pneumonia. s. yakalanmas ı için devletçe verilen) para. kâse. kutu. i. i. f.. buy. kameriye. birini şaşkına çevirmek. 2. i. geri tepme. güreş. 1. boks. sonsuz. ciltli. 2. 1. ba ş. sekmek. birini yere devirmek. eli aç ık. sektirmek. bowling. i. bir şaraba özgü koku. bak. a ğır bir topla oynanan bir oyun. anat. f. boks yapmak. i. i. ciltlenmiş. iple boğmak. derinlikleri. 1. sıçrayış. 1. i.o.

d. destek. akılsız. böğürtlen (yemişi/çalısı). parantez. (kol olarak) ayr ılmak. şube. kısım. kapalı yük vagonu. f. kollara ayrılmak. örgü. yumrukoyunu. o ğlan.ı (su). 3. i. fren pedalı. kepek. dişçi. akıllı. i. hafif tuzlu. 2. ku ş beyinli. kenet. f. çoğ. i. i. (erkek için) çocukluk. s. bölüm. 2. ac f. bir grup dan ışman. boks eldiveni. beyin. 1. i. (--ged. s. k. 1. beyinsiz. kol. kafalı. yirmi altı Aralık. i. 2. 3. i. f. --ging) övünmek. f. desteklemek. (nehre ait) kol. kafas ına ağır bir darbe indirmek. yüksekten atan kimse. s. erkek izci..ş. (üniformaya tak ılan) kordon. i. -den övünerek bahsetmek. şimşir. birbirine tutturmak. 1. dal budak salmak. ask. . i. i. zekâ. örülmüş şey. i. i. örmek. (ağaca ait) dal. 2. f. tel. İng. bilezik. i.box office boxcar boxer boxing Boxing Day boxing glove boxing match boxwood boy boy friend boy scout boy scout boycott boyhood boyish bra brace bracelet braces bracing bracket brackish brag brag about/of braggart braid braided brain brain trust brain wave brainchild brainless brains brainstorm brainwash brainy brake brake drum brake fluid brake lining brake pedal brake shoe bramble bran branch branch off branch out into (tiyatroda/sinemada/stadyumda) bilet gi şesi. 1. delikanlı. destek. ayraç. fren kampanas ı/tamburu. ak ıl. erkek çocuk. bağ. 2. boykot yapmak. i.. branş. s. fren. 1. kö şeli parantez. s. dal. 1. i. k. dayanak. boksör.. (böğürtlen gibi) dikenli bitki. yumrukoyuncusu. boks maç ı. saç örgüsü. 3. matkap kolu. örülmü i. fren pabucu. i. (asıl faaliyetine devam ederken) (yeni bir faaliyete) girmek. oğlan gibi. 3. 2. sağlamlaştırmak. bu ğday kepeği. i. raptetmek. boks. f. kuşak.y. İng. i. boykot etmek.. fren yapmak. beynini yıkamak. İng. 2. fren balatas ı. çocukluk dönemi. erkek izci. pantolon askısı. genç uşak. i. dili aniden gelen parlak fikir. erkek arkada ş. f. i. fren yağı. 2. dili birinin kafas ından çıkan düşünce. övüngen kimse. zinde yapan: bracing mountain air insan ı zindeleştiren dağ havası. köşeli ayraç. sütyen. örgülü. k. 1. 1. i. boykot. dili aniden gelen parlak fikir. s.. kafasız. dirsek. İng. i.

sar ı. kurusıkı atma. 4. 1. 3. m ızıka. yarık. ruhen yıkılmak. gizlendiği yerden çıkmak. arbede. dağlamak. i. dili gıcır gıcır. Brezilya. ara. bro. i. cesaretle. Brezilya´ya özgü. 2. i. gö ğüs germek. i. 2. mec. iş molası: They took a break. i. bread box. şans. Brezilya kestanesi. i. sallama. 2. 3. çatlak. (bir ürüne ait) özel ad. fasıla. s. tah ıl ambarı. i. (broke. k ırık. İng. s. sütyen. törenle temel atmak. cesur. g ıcır gıcır. İng. kırmak. bozulmak. pirinç mu şta. Brezilyalı.brand brand name brand spanking new brandied brandish brand-new brandy brash brass brass band brass knuckles brassed off brassiere brassy brat bravado brave brave the elements bravely bravery bravo brawl brawny bray brazen brazier Brazil Brazil nut Brazilian breach bread bread and butter bread bin bread box bread crumb breadbasket breadboard breadth breadwinner break break a habit break a promise break a record break cover break down break even break ground i. konyakla konserve edilmi ş (meyve). 1. 1. 1. (bir ürüne 2. f. f. konyak. s.ken) 1.. 1. piç kurusu. kâr ve zarar ı eşit olmak. velet. biraz sinirlenmiş. damgalamak. yüzsüz. yepyeni. marka. ünlem Aferin!/Bravo! i. ekmek tahtas ı. s. dili biraz kızgın. 1. 2. rekor k ırmak. cesaretli. i. kötü havada d ışarıda bulunmak. i. aralık. yepyeni. i. ekmek kutusu. 1. pirinç gibi. s. lekelemek. 2. s. cesaret. bando. gedik. i. marka. savurmak. 2.. 1. k. adaleli. dili ekmek kap ısı. kasları gelişmiş. küstah. i. mangal. f. kötü alışkanlıktan kurtulmak. i. Mola verdiler. pirinç. k ırık. hamur tahtası. Brezilya. i. 2. ekmek. ait) özel ad. bak. anırtı. argo mide. ancak masrafını karşılamak. . f. sözünden dönmek. fazla at ılgan. anırmak. açıklık. Brezilyalı. 1. s. (k ızgın demirle yapılan) dağ. ekmek k ırıntısı. i. ekmek sepeti. k. yüzsüz. i. 1. f ırsat. anırma. f. s. i. z. sallamak. şımarık çocuk. utanmaz.. insanı geçindiren iş/para. arsız çocuk. gürültücü ve kaba (kad ın). yüzsüz. sözünde durmamak. s. 2. bir aileyi geçindiren kimse. ihlal. ç ığır açmak. 2. i. kabadayılık. k. 1. huk. savurma. sar ı. 2. en. pirinç. genişlik.

hareketli. -e zorla girmek. sine. 2. 3. pantolon. f. osurmak. i. soluk. s. 2. solu ğu kesilmiş. ilgisini kesmek. gönül. 1. At birden ko şmaya başladı. i. 2. 2. 1. 1. teneffüs etmek. sona erme. (aralarında sevgi bağı olan iki kişi) ayrılmak. from -den kopmak. kopmak: War has broken out in Asia. 1. canlı. 1. nefes kesici. birden -e ba şlamak: The horse broke into a run. Bunu sak ın şında dikilip durmak. i. parçalanma. yetiştirme. 1. havayı kaplanmak. 1.break in break into break loose break off break one´s faith break one´s fast break one´s neck break one´s word break open break out break the ice break the law break the news to break to pieces break up break wind break wind break with breakable breakage breakdown breaker breakfast breaking breakneck breakthrough breakup breakwater breast breast stroke breastbone breast-feed breath breathe breathe down one´s neck breathe hard breathe in breathe one´s last breathe out breathless breathtaking bred breeches breed breeding breeze breezy 1. kendini kurtar ıp kaçmak. gö ğüs kemiği. gaz çıkarmak. ölmek. mendirek. çok hızlı. ba kimseye söyleme. 2. cins. terbiye.. (k ıyamet)ilişiğini kesmek. k. teklifsiz. f. (bilimde) büyük buluş. i.. 2. resmiyeti gidermek. paralanmak. (breast. zorla girmek. ilk defa bir işe girişmek. breed.. yak ındanık ve kesik soluklar alıp vermek. f. s. s. 1. çökme. kanuna karşı gelmek. nefes nefese. 2. 1. (birine) (kötü) haber vermek. soluk almak. meltem. nefes vermek. 2. k ırılma. dili 1. patlamak. cepheyi yar ıp geçme. den ırılıp ayrılmak. i. sebep olmak. 2. i. kendini paralamak. patlak vermek. i. 2. 2. rahat bırakmamak. büyük (bir hız): a breakneck pace çok hızlı bir tempo. 3. bozulma. bozulma. 1. i. 4. solumak. lafa kar ışmak. nefes almak. lakayt. sabah kahvalt ısı. 3. 1. 2. f.. kahvaltı. 1. Don´t breathe a word of this to anyone.. anat. kendini kurtarmak. -den ayr ılmak. tutmamak. 3. çok heyecan verici. 3.fed) (bebe ği) emzirerek beslemek. 1. 2. i. durma. k ıyıya vuran büyük dalga. dağılmak. 2. meme. zorla açmak. 1. tür. i. yeti ştirmek. 2. . k kopup sarkmak/sallanmak. kırılma. nefes. kurbağalama (yüzme tekniği). umursamaz. in ile yumuşatmak. birdenbire 3. kalp. i. 3. göğüs. son nefesini vermek. s. sinir bozuklu ğu. araya girmek. imbat. i. Asya´da sava ş patladı. rüzgârlı. s. . başında beklemek. ask. 3. i. k ırılır. çoğ. i. boynu k ırılmak. bozuşmak. 2. i. (bred) 1. 2. parçalanmak. 2. üremek. sözünde durmamak. s takip etmek. parça parça etmek. bak. ayrıntılı hesap. durmak. orucunu açmak/bozmak. dökmek: She´s broken out suç işlemek. gaz çıkarmak. alıştırmak. 1. hafif rüzgâr. dağıtmak. sözünü k ırmak. dişini tırnağına takmak. kırılan şeylerin tutarı. yellenmek. k ırma. yol açmak. esinti. kopmak. dalgak ıran.

çoğ. ask.. mükemmel. tugay. kükürt. 2. 1. deliksiz/bo şluksuz) tuğla. dili bira: He bought me two brewskies. 3.. parlak. i. (bira/kahve) yapmak. i. f. deha. (çay) demlemek. z. (herhangi bir) dikenli yabani çal ı. salamura. (ata) başlık takmak. (bir yere) canl ılık vermek. (çay/kahve) içmeye haz ır olmak. harika. güvey. k ısaca. f. parlak. dili tam formunda. brier. silme. i. f. tuğgeneral.. parlak renk. parlatmak. parlak. 2. f. i. i. k ısa. s. i. neşe katmak. slip (erkek külotu). bira yap ımcısı. tuğla örücü. frenlemek. briç. pırlanta. nedime. göz alıcılık. dili (otomobil farlarına ait) uzunlar. k ısalık. şapka kenarı. k. tu ğgeneral. evrak çantas ı. bardak a ğzı. 1. (gen. 2.. göz alıcı. f. haydut. parlaklık. duvak. s. gemi hapishanesi. i. 1. i. rüşvet. i. i. zeki. harikuladelik.. mükemmellik. i. (kötü bir şey) hazırlamak. şekilde. para yedirmek. i. 3. tuzlu su. dâhice. 1. duvarc ı.. i. (brought) getirmek. rüşvetçilik. hazırlanmak.. 3. i. tertiplemek. rüşvet vermek. brifing ba şını hafifçe kaldırarak öfkesini s. brifing. f. özeti. i. . brik. 1. 2. gelin.k. köprüba şı. s. geline ait. 3. harikulade. Bana iki bira ısmarladı. ak ıllı. gelinin nedimesi. parlak bir i. davanıngem vurmak. i. ayd ınlanmak. huk. i. bot. bira fabrikas ı. 1. 2. i. 2. 2. neşelendirmek. bot.. 1. 1.. e şkıya. i. ask. bright-eyed and bushy-tailed k. ve sevimli bir hava i. bak. köprü kurmak. parlayan. i. aydınlık olmak. çoğ. den. kardeşler. deniz suyu. i... i. (otomobil farlar ına ait) uzunlar. 4.. i.. (gem ve dizginlerin tak ıldığı) at başlığı. köprü. 1. ask. i. kiremit rengi. daha hoş i. 1. z. gemlemek. çoğ. pırıl pırıl. köprü yapmak.brethren brevity brew brewer brewery brewski briar bribe bribery brick brick red brick up bricklayer brickyard bridal bridal veil bride bridegroom bridesmaid bridge bridge bridgehead bridle brief briefcase briefing briefly briefs brier brig brigade brigadier brigadier general brigand bright bright color bright lights brighten brights brilliance brilliant brilliantly brim brimful brimstone brine bring i. i. 2. s. i. f. nikâha ait. tuğla örerek kapatmak. i. tuğla harmanı. 2. i.yapmak. 2. 3. ağzına kadar dolu. i. olmak.

ileri bir tarihe almak.bring (a child) into the world bring a lump to s. sebep olmak. birini (bir işe) katmak. kazanmak. yetiştirmek. dili ba şarmak. k. dü şürmek. birinin (bir hastalığı/zor bir durumu) atlatmasını sağlamak. Britanya.o. tüylerini kabartmak. 2. i. çok alkış toplamak. to bear on bring s.o. doğurmak. 2. to his/her knees bring s. k. birini en son olaylardan/geli şmelerden haberdar etmek. sertçe esen (rüzgâr). sebep olmak. ayıltmak. -i dava etmek. 2. hesap toplam ını nakletmek. 2. to pass bring shame on bring through bring to a head bring to light bring to mind bring up bring up one´s big guns bring/file suit against brink brisk briskly bristle bristle with bristly Britain (anne) (çocu ğu) dünyaya getirmek. belli etmek. in on bring s. hatırlamak. 2. hakk ında birine haber getirmek. (uçurum için) kenar. getirmek. up to date bring s. canlı. to reason bring s. istenilen hızda. 1. dikleşmek.´s throat bring a unit up to strength bring about bring along bring an action/suit against bring around/round bring down the house bring down the house bring forth bring forth bring forward bring home the bacon bring in bring into disrepute bring into line bring into relief bring off bring on bring out bring pressure to bear on bring s. dili birinin keyfini bozmak. bir grubun mevcudunu tamamlamak.o. 2. kıyı. meydana ç ıkarmak. 1. z. k ıllı. 3. -i dava etmek. . seyircileri kırıp geçirmek/çok güldürmek. canlı/hareketli bir şekilde. bring s. -i sıkıştırmak. domuz kılı. arzetmek. aydınlatmak. 2. birinin aklını başına getirmek. 3. gün ışığına çıkarmak. (doktor/ebe) (çocuğu) doğurtmak. -i zorlamak. birini çok duyguland ırmak. yanında getirmek. birini ayıltmak.. -e gölge sıraya sokmak. s.o. sert k ıl. 1. birine diz çöktürmek. bir şeyi sonuçlandırmak. açığa çıkarmak. (çekingen birinin) konu şup rahat davranmasına sebep olmak. kızmak. to justice bring s. başarıyla yapmak. 1. (felaket için) e şik. 2. home to s.o. en önemli destekçileri getirmek.t. sebep olmak. 1. down bring s. k. meydana çıkarmak. i. karar noktas ına getirmek. bahsetmek. (hoş olmayan bir şeyle) dolu olmak. akla getirmek. birini yola getirmek. -i açmak. . huk.o. 3. dili bir şeyi birinin kafasına dank ettirmek. 1. 2. geli ştirmek. -i rezil etmek. k. (yargılanmak üzere) birini mahkemenin önüne çıkartmak. doğurmak. (yeni bir şeyi) yapmak/yayımlamak. 1. hatırlatmak. meydana getirmek. dili 1. to bring s. 2.o. 1. meydana getirmek. istenilen hızda hareket eden. en önemli dayanaklar ı/kanıtları ileri sürmek. birinin (bir işe) katılmasını sağlamak. s.ailesinin geçimini sa ğlamak. 1. (jüri) karara varmak. hareketli.o. ikna etmek. i. (para) kazand ırmak. 2. f. birine boyun e ğdirmek. word of bring s. birinin yüreğini burkmak. Generale biraz bask ı yaptırdı.t.o. çok alk ışlanmak. dili 1. k.t. dili bir alk ış tufanı kopartmak. büyütmek. 1.o.. -e bir şeyi uygulatmak: He brought some pressure to bear on the general. ileri sürmek. meydana getirmek. ailesini geçindirmek. 2. k.

beat. fırında et kızartmaya özgü ızgaralı kap. spor uzun atlama. i. s. s. bronşit. Britanya´ya ait. argo eksik etek. 1.. 1. f. 2. f. kuluçkaya yatmak isteyen. 2. dü şünceye dalan. broşür.. dili çok s ıcak (hava). yabani at. i. k ırılgan. dili (hava) çok sıcak olmak. ayrıntılara girmeyen. ızgarada kızartmak. ırmak. geniş. kayınbirader. enişte. bacanak. f. birader. tunç. k. dili pantolon.. gevrek. Britanyalı.. kuluçkaya yatmak. 2. i. engin. 2. saplı süpürge. kuluçka makinesi. genel. ağabeyce. f. 4. 2. k. i. alın. genişletmek. açık fikirli. 2. i. kalbi k ırık. i. kırılmış. et/balık suyu. derin derin dü şünmek. broş. brokar. i. kuluçka. bronz. dilbilgisi kurallarına uymayan (bir yabancının s. işi bitmiş. çay. bot. erkek karde şe özgü. i. 1. komisyoncu. i. kadın. 3. i. (brow. f. s. uzun atlama. bring. bozuk. k. k.. kahverengi. çoğ. i. (broad. radyo/televizyon yay ını. s. beraberlik. anat. erkek karde ş. 2. i. break. kaş. ızgara yapmak. kitapçık. --en) gözünü korkutmak.cast) 1. s. f. i. f. 2. çekmek. i. süpürge sopas ı. 4. i. bak. s. (radyo/televizyon arac ılığıyla) yayımlamak. k ırık. 1. birlik. yakla şık. i. bakla. ehlile ştirilmemiş at. bir kuruluşun üyeleri. bozulmuş. i.. 2. katırtırnağı. 2. 1. i. banker. tıb. y ıldırmak. kabaca. z.harap.britches British Briton brittle broach broad broad bean broad jump broad jump broadcast broaden broadly speaking broad-minded brocade brochure brogue broil broiler broiling hot broke broke broken broken-down broken-hearted broker bronchial tubes bronchitis bronco bronze brooch brood brooder broody brook brook broom broomstick broth brothel brother brotherhood brother-in-law brotherly brought brow browbeat brown i. 1. genişlemek. bak. bitik. f. genelev. dayanmak. 3. İngiliz. karartmak. herkese söylemek. f. bron şlar. (kötü bir olaydan sonra) umudunu yitirmiş. s. çehre. (tohum) saçmak. hoşgörülü. 2. f. kararmak. karde şlik.. dili paras ız. s. 1. 1. i. i. i. yaymak. ızgaralık piliç. i. 3. meteliksiz. i. 1. (bir konuyu) açmak. yüz. düşünceye dalmak. . 1. tahammül etmek. şive. katlanmak. bir çeşit erkek ayakkabısı. yamaç. s.

-e göz gezdirmek. değinmek. azarlama. i. ezmek.b. fokurdamak. hafifçe dokunmak. i. kahverengimsi. f. çökmeye ba şlamak. i. (bilgiyi) tazelemek. brüksellahanas ı. Brunei. s. esmer kad ın. f. i. i. burkulma. fırça. (bilgiyi) tazelemek. erkek geyik. i. 1. erkek hayvan. s. 2. kaynamak. Brunei´ye özgü. --ding) tomurcuklanmak. kova. sert. 2. Budizm. kabarc ık. i. çürütmek. i. tomurcuk. önemsememek. Brunei.´nin) en ağır/şiddetli kısmı. vah şi. mek. . ters. 1. k. i. buru şma. 2. çürük. dili ç ırılçıplak. frenklahanası. 3. fundalık. kaba. -e sürtünmek.. korsan.. savmak. 1. 2. k. berelemek. (saldırı. 3. tozunu almak. i. fundalık. i. başından atmak. (tokal ı bir şeyi) bağlamak. dili ne şelenmek. ciddiyetle/gayretle çalışmak. fırçalamak. esmerşeker. sık çalılık. f. dili ö ğleye doğru yenen ve kahvaltı ile öğle yemeği yerine geçen yemek. baskı v. gonca. s. i. 1. (tüfek için) saçma.. i. (tokalı bir kayışla) (bir şeyi) takmak/giymek. 1. i. i. gonca vermek. dili dolar. through -i şöyle bir okumak/karıştırmak. k. ku şluk yemeği. 2. i.. k. i. 1. i.´ni) elde etmeye çal ışmak. f. yabani. 2. i. 1.. brusque. f. ret. 2. 1. z. (at) s ıçramak. bak. i. f. Brüksel. ezik. vahşilik. 1. yer yer kabarmak/kamburlaşmak. Bruneili. i. merhametsiz. geri çevirme. 2. flambaj. Budist. İng. zam v. hayvan. vah şi adam. karşı gelmek. s. z. i. i. (terfi. 1. f. 2. Bruneili. karabu ğday. i. toka. bere. yetişmekte olan: a budding physicist yetişmekte olan bir fizikçi. çalılık. kaba kuvvet. çalı çırpı. 2. s. ald ırmamak. otlamak. s. (--ded. s.brown sugar brown sugar brownish browse bruise brunch Brunei Bruneian brunette brunt brush brush brush against brush aside brush off brush up brush up on brushoff brushwood brusk brusque Brussels Brussels sprouts brutal brutality brutally brute brute force bubble buccaneer buck buck buck buck for buck naked buck up bucket buckle buckle down buckle on buckling buckshot buckwheat bud Buddhism Buddhist budding esmerşeker. bot. vahşice.b.

arkada ş. argo hiçbir şey. (about) h ırpalamak. borazanc ı. i. mermi. boğa. br ıçka. (insan için) yapşaatçı.t. k... İng. bel vermek. İng. i. i. hantal.. iri. i. 2. i. inşa etmek. dili gizli dinleme ayg ıtı. dozer. i. tampon.. büfe. i. yarenlik. f. . İng. k. 5. i. bünye. böcekli. k. argo 1... 2..... (bir k. 1. müteahhit. tampon devlet. 3. müz. 2. i. İng. i. kımıldatmak. f. i. i.buddy budge budgerigar budget budgie buff buff buffalo buffer buffer state buffer zone buffet buffet bug bug off bug-eyed bugger bugger about bugger all bugger off bugger s. 2. muhabbetkuşu. argo oyalanarak vakit geçirmek... 1. 2. i. --ging) k. build.) merakl ısı. yoldüzer. argo bir şeyin içine etmek. inşaat ruhsatı. 1. 1.. argo tımarhane. çok zor bir şey. ar ıza.. f. 2. k. boru işareti. 4. fayton. buldozer. dili 1. böcek. argo Siktir! s. (--ged. cüsseli. kaba arkadan sikmek. gitmek. 1. örselemek. buldok. toz olmak. i. tampon bölge. söyle şi. f. yaratmak. i. s. kurşun. bak. fizik.o. 2. İng. (araba. in ı. Bulgaristan. 2. site.b... üstünden buldozer geçirmek. herif.. i. mikrop. İng. kurdu. dili (makinede) bozukluk. 1. ço ğunluk. kurmak.. İng. argo sıvışmak. zool. oylum. i. i. f. yap ı. dili toz olmak. Bulgarca. yapmak. yap ı yapmak. s. İng. i. i. bizon. 2. İng. 1. zırva. s. f. i. (bir şeyi) yumuşak bir şeyle parlatmak. inşa. zool. argo zor kullanarak bir şeyi yapmaya mecbur etmek. i. hacimli. i. bü ğlü. f. dili patlak gözlü. about bugger s. f. bina. İng.. k ımıldamak. boru (askerlere işaret vermek için kullanılan çalgı). argo birine zorluk çıkarmak. Bulgar. elektrik ampulü. virüs. ahbap.. yapım. radyo v. i. inşaat. borazan. f. dili muhabbetkuşu. bilg. çiçek so ğanı. hacim. hata. böcek dolu. argo saçma. (built) 1. hareket etmek. bütçe. up Bugger you! buggy buggy bughouse bugle bugle call bugler build builder building building complex building permit built bulb Bulgaria Bulgarian bulge bulk bulky bull bull session bulldog bulldoze bulldozer bullet i.

i. k.ıyor.. tapa. yığın. bungalov. daire. tapalamak.. 1. 1. vuru ş. ne şeli. i. İng. s. i. i. i. 1. fıçı deliği. bürokratik. bürokrat. bohça. h ırpalamak. 1. şamandıra. dili hamburger. dili 1. yüklenmek. 3. f. s. istihkâm. çörek.. i. dövmek. büro. çoğ. i. kabadayı. yüklemek. dili (evi/binayı) soymak. külfetli. s ıkıcı. ım. birini apar topar göndermek: As soon as his wife was certified insane. engebeli.. bereketli mahsul. k. i. ba şıboş adam. -e epey hasar vermek. devlet memurları. toprak yabanar ısı. toplamak. 2. bak. i. kurşun geçirmez. ev/bina soyma. sıkıntı vermek. i. mebzul. 1.. h ırsızlık. bumf. i. k. i. belleten. . oto.. you´d better tasdik Dışarısı soğuk. 2.. tıpa. f. tümsekli. f. vurmak. küpe şte. i. burglarize. i. 2. --ming) 1. f. büret. sıkı giyinsen 1. zırva.. ağzını tapa/tıpa ile kapamak. siper ile korumak.. k. 2. argo 1. dili. 1.. ranza. f. Berkant bundled her off to an asylum. i. 1. den. kan ıtlama zorunluğu. ağırlık. i. topuz: She wears her hair in a bun. deste. f. siper.. grup. zorbalık etmek. tavşancık. 2. f. 2. külçe altın/gümüş. altın/gümüş çubuk. batmaz. i. demet. huk. Kar ısının deliliği resmen bundle up. k ırtasiyecilik. i. dili (evi/binayı) soymak. makat. 1. 1. k. i. saçma laflar.2. İng. hiçbir işe yaramayan kâğıtlar. tıpalamak. i. 2. zorba. f. alışılandan çok daha bol. (--med. up buoyant burden burden of proof burdensome bureau bureaucracy bureaucrat bureaucratic burette burger burglar burglarise burglarize burglary burgle i. ev/bina h ırsızı. i. birini neşelendirmek. a ğzına kadar dolu kadeh/bardak. çarpma. 1. i. s.. otlakçı. serseri. takım. dili megafon. hevenk. başkalarının sırtından geçinen kimse. kıç. 2. k. s. bak. bildiri. i. çarpmak. bindirmek. k ırtasiyeci. yüzen. 2. dili 1.bulletin bulletin board bulletproof bullfight bullhorn bullion bully bulwark bulwarks bum bumblebee bumf bump bumper bumper crop bumph bumpy bun bunch bundle bundle s. (ayak parma ğında oluşan) şiş. k. Saç ını hep topuz yap salk i. f. boğa güreşi. anaforcu. 2. bohçalamak. s. 1. f. yumru. 2.. tavşan. k. (aynalı ve alçak) şifoniyer. i.. İng. saçma. i.o. ilan tahtas ı. -i yara bere içinde b ırakmak. f.iyi olur. 2. şiş. yük. muhafaza alt ına almak. sarınıp sarmalanmak: It´s cold out. i.o. İng. serseri i. tümsek. zool. ini şli çıkışlı. saçma. 2. f. s. bürokrasi. tampon. 2. kim. sıkı giyinmek. toslamak. kabadayılık etmek. dili. aptalca hatalar yaparak (bir şeyi) becerememek. yazıhane. i. bülten. --s/--x (byûr´oz) i. off bundle up bung bung up bungalow bungle bunion bunk bunk bunny buoy buoy s.

(ticari) iş. 2. hold a –– He doesn´t hold a candle to her. . 2.s. Burundili.ünlü olmak için yan ıp tutuşuyor. Burkina Faso. Burkina Faso´ya özgü. 2. Birmanya´ya özgü.o. otobüs dura ğı. gömme. Birmanca. 1. i.. gece yarısına 1. i. (çoğ.. 2. i. 2. k. muhasebeci. 2. Burkina Fasolu. 2. protesto olarak sevilmeyen birinin kuklas ını yakmak/asmak. i. Birman. yanık yeri. ticaret. 3. otobüs terminali. çalı gibi olma. oyuk açmak. dili birini çok k ızdırmak/sinirlendirmek. become rich and famous. Ev yan ıp kül oldu. geğirtmek. mühre. kadar çalışmak. yakıp kül etmek. çalıyla kaplı. kahkahayı koyuvermek. yakmak. yanmış. yak ıp yok etmek. in effigy burned down burned to a crisp burner burning burnish burnisher burnt burp burrow bursar burst burst in on/upon burst into flames burst into laughter burst into tears burst out crying Burundi Burundian bury bury the hatchet bus bus station bus stop bush bushel bushiness bushy business business hours business transaction i. ileri atılma. Burundili. Burkina Faso. The house burned down. iş saatleri. 2. Birmanca. otobüs. bezi. yan ık. Birmanya. çalı. s. mesele. birden ağlamaya başlamak. f. i. perdahçı. Birmanyal ı. 1. f.. görev. yakmak. çuval s. bak. Burkina Faso. tamamen yanmak. i. 2. yan ıcı. şiddetli. 1. (çoğ. Myanmar. parlatmak. çatlama. i. iş. Bur. (--ed/--t) yanmak.burial Burkina Faso Burkinese Burkinian burlap burly Burma Burmese burn burn down burn o.mese) 1. içini yakmak. örtmek. s. defin.o. s. gizlenmek. birden ağlamaya başlamak. yanıp kül olmuş. barışmak. saklamak. yuva. patlak. Birmanyalı. 1. İng. f. kendini tüketmek. yanıp kül olmak. 5. 4. s. 4/5 kile. yanmak. 1. out burn out burn s. tünel kazmak. tar. hararetli. Zengin ve i. Burundi. i. Bur. yanan. cilac ı. Burkina Fasolu. Burkina Fasolu. cüsseli. geğirme. in. tamamen yanıp (kendi kendine) sönmek. oyuk. 3. mahvolmak. f. Burkina Faso´ya özgü. gizlemek. i. bozulmak. bir oyukta/yuvada okul veznedar ı. parlakl ık.). Birman. gömmek. Burundi´ye özgü. defnetmek. s. Onun eline su dökemez. 1. patlam ış. patlama. 2. 1. 1. i. 2. (burst) patlamak. i. 2. Burundi. up burn the candle at both ends burn the midnight oil burn up burn/hang s. iriyarı.ki. 3. yuva yapmak. çalılık. yak ıp yok etmek. 1. kaş. brülör. pat diye girmek: What do you mean bursting in on us like this? Ne diye odam ıza böyle pat diye giriyorsun? tutuşmak. kuyruk v. i. 2. f. 1. 2. fazla çalışmak. 1. büyük: She has a burning desire tocilalamak. 1.nese) Burkina Fasolu. s. problem. i. bak. i. perdah kalemi. i. geğirmek. s. burn. i. i. f. f. yar ılmak. alev almak. i. i. meslek. kile. gür (saç. s. cila. yan ık.b. çalı gibi.

have been fired long ago. işadamı. burnunu sokmak. bak. sıhhatli. düğme. 2. k. kasap... f. 2. rüşvetle defetmek. 2. dili malı görmeden satın almak. dili. i. süsmek. 1. kaba et. 1. sistemli. koşuşturmak. i. Şefle ilişkisi olmasaydı çoktan işten i. desteklemek. (bought) satın almak. olmasayd ı: But for her relationship hemen boss she would gene de. busi.. 2. salhane. satın almak. button one´s lip. boynuzlamak. düğme. sır vermemek. . rüşvetle elde etmek. kasapl ık hayvan kesmek. k ıç. patlak. -den ba şka: The new maid will do almost anything but wash windows. düğme iliği. f. ortak olmak. k ırmak. 1. çok meşgul. topu atmış. dili eşek gibi çalışmak. izmarit. iri gö ğüslü (kadın). 1. alış. but. baş uşak. aceleyle hareket i.. dili -e ya ğ çekmek.. i.ness. 1. bir evin ba ş hizmetkârı. ayak. s. . sıfırışuşturma. dili (bir yerden) s ıvışıp kaçmak. dili sakar kimse. alma. meşgul: I´ve had a busy day. i. i. i. çoğ. f. payanda. kâhya. 3. araya girmek.. 2. i. etmek. bir şeyi görmeden satın almak. iflas etmiş. 2. k. konu şmamak. girip aramak. f. 2. sap. 2. i. 3. hisse almak. katliam. almak. buton.business trip businesslike businessman businesswoman bust bust bust a gut bust one´s ass bust out of busted bustle bust-up busy busy as a bee busy signal busy signal but but for but what butane butcher butchery butler butt butt butt butt in butt in on butter butter up buttercup butterfat butterfingers butterfly buttermilk buttocks button button one´s lip button up buttonhole buttress buxom buy buy a pig in a poke buy a pig in a poke buy in buy off iş seyahati. çenesinidüğmelenmek: Button your shirt! Gömleğini k. f. i. hareketli. tos vurmak. i. berbat etmek. kar ışmak. ciddi. patlamış. f. i.ness. bozuk.en (bîz´nîswîmîn) i.. 2. 2. neşeli. . bütan. f. (up) iliklemek. edat -den gayri.. kırılmış. düğmelemek. dili 1. -e dalkavukluk etmek.. s. savuşturmak. patlatmak. canlı. etli butlu. iliklenmek. i. katletmek. busi. k. f. birbirinden ayrılma. argo popo. 1. with the hemen her i şi . k ırım. bozulmuş. iş kadını. popo. kelebek. k ıç. i. dü ğünçiçeği. i. Yeni hizmetçi. ilik. 4. 1. tereyağı. bozmak. alay konusu kimse.wom. i. (askerin rütbesini) indirmek. telefon me şgul sesi. Bugün çok meşguldüm. i. 3. tutuklamak. 2. pencere silmek hariç. 2. sayesinde. yayık ayranı. tereyağı sürmek. 1.men (bîz´nîsmen) i. etmek. kelepir. s. büst. kalça. up (bir çift) k. k. 1. aceleyle hareket etme. çekici. bot. k. 2. bo şanma. göğüs. rezil mezbaha. i. elektrik düğmesi. k. k. f. uç. -e karışmak.. susmak. i. körü körüne alışveriş etmek. -e burnunu sokmak. dili 1. çoğ. ki. süt kayma ğı. dili s. ra ğmen. (--ed/bust) k. -i yağlamak. kafa atmak. ko tüketmiş. destek. eşek gibi çalışmak. yakasına yapışmak. kapamak. işlek. 5. kaba k ıçını yırtmak. 3. 1. dipçik. 4. k ırık. meşgul işareti. dili 1.

2. ezbere. vızıltılı elektrik zili. gündüzün. rastlantı sonucu. tedricen. -e göre. (öbürlerinden) kat kat daha . 7. -den. 2. tarafından. İng. tümünü satın almak. 1. edat 1. Evi ortaklaşa satın aldılar. ne yap ıp yapıp. 2. 6. -e kadar. i. sıvışmak. ile. bir şeyi veresiye almak. bir tempo ile.buy on impulse buy on installment buy on margin buy out buy over buy s. sayesinde.: They´re by far the best. 3. her ne pahas ına olursa olsun. z. Vallahi! çok fazla. yak ın. vibratör.. on ikiye kar şı on üç oyla. Bunun üzerinde gayet düzensiz bir şekilde yirmi yıl çalıştım. 2. kulaktan. alıcı. vasıtasıyla.. alkışlayarak. az kaldı. hakkı k ıl payı. çok geçmeden. i. vızıldamak. az bir ço ğunlukla. 4. . ne şekilde olursa olsun. müz. uçakla. sight unseen buy up buyer buyer´s market buzz buzz off buzzard buzzer By golly! by (main) force by by by a hair´s breadth by a narrow majority by a vote of thirteen to twelve by accident by acclamation by air by all accounts by all means by and by by and large by any means by chance by common consent by courtesy of by day by degrees by dint of by ear by fair means or foul by far by fits and starts by fits and starts By gosh! by half by hand by heart by herself by hook or by crook düşünmeden satın almak. tesadüfen.t. f. yan ında. k. bağırarak. elbette.. müşteri. k. elle. 1. kapatmak. hiç. 5. dili toz olmak. Vallahi! zorla. Onlar kat kat daha iyi. -in sayesinde. ne pahasına olursa olsun. bir şeyi ortaklaşa satın almak: They bought the house between them. yakınında. i. yanlışlıkla. rasgele çal ışarak. 1. izniyle. herkesin dediğine göre. nezdinde. dili bir yolunu bulup. hakkında. derece derece. bir kenara. kazara. yalnız ihtiyat akçesi yatırarak satın almak. tesadüfen.t. (birini) rü şvetle satın almak. oybirliğiyle. kazara. alıcı piyasası. on credit buy s. kendi kendine.. zool. Onu tezahüratla ba şkan seçtiler. düzensiz gayet düzensiz bir şekilde: I´ve worked on this by fits and starts for twenty years. between themselves buy s. notas ız. yanından. kendi ba şına. yakınından. bütün hisselerini almak. tezahüratla: They elected her president by acclamation. yakında. vızıltı. genellikle. i. taksitle satın almak. bir tür akbaba. bir şeyi hiç görmeden satın almak. bir yana.t.

1. yüzünden. haven´t been k. bak. rica/istek üzerine. geçmiş şey. .. toptan. yavaş yavaş. yolu ile. Allaha ısmarladık. nedeniyle. by order of by popular demand by reason of by request by return mail by return of post by return post by rights by rota by rote by stealth by the gross by the job by the piece by the same token by the skin of one´s teeth by the sweat of one´s brow by the way by the way by the week by turns by twos by virtue of by way of by weight by your leave by yourself bye bye-bye by-election Byelorussia Byelorussian bygone bylaw by-line bypass ne yapıp edip. 2. i. ismiyle: He called me by name. -den. Obir h ızla. hırsızlama. doğuştan. kendi kendine. Belarussian. 1. Belarus. dikkati çekmeden. parça ba şına. (tüzükte) ek madde. Onu ancak ismen tan ıyorum. yaradılıştan. baypas. katiyen. elek./Hoşça kal. nöbetle. adıyla. dü şünmeden. ağır ağır.. fakat biz k. s. (yard ım görmeden) kendi başına: That cat can open the window by itself. sebebiyle.s. -den dolayı. ikişer ikişer. geçmiş. nöbetleşe. i. i. s. İng. dili aln ının teriyle. t ıb. kendi kendine. baypas yoluyla -den . 2. Hiç problem değil!/Çok kolay! 2. O bize s ıcak davranmadı. sıra ile. i. very friendly to him. asla. aslında. 3. geceleyin. baypas. doğrusu. ilk posta ile (cevap).. gizlice. yazar ad ının verildiği satır. baypas: heart bypass kalp baypası. haftalığına. ara seçim. bak. güle güle. baypas yol. ismen: I know him by name only. hafta hesabına göre.. aynen: He hasn´t been friendly to us. ezberden. tartı ile. f. sırası gelmişken. -in emrine göre. but by the same token we dili k ıl payı. Hiç de zahmet değil! ha aklıma gelmişken .. İng. eski. tic. It´s no sweat!/No sweat! k.by hook or by crook by inches by itself by leaps and bounds by main force by means of by name by nature by night by no means by o. bye-bye. nöbetleşe. aracılığıyla. vasıtasıyla. dili 1. kendiliğinden: The var gücüyle. nöbetle.. 2. götürü. ünlem. i. aklıma gelmişken. kendi kendinize. genel istek üzerine. Bana ismimle hitap etti. mekanik olarak.. izninizle. çoğ.. -in emri gere ğince. yalnız.. ünlem 1. nedeniyle. . ilk posta ile. i. çevre yolu. bak. büyük kedi pencereyi kendi ba şına açabilir. . aynı şekilde.. 1.. 2. acele. i.. baypas ameliyatı.

kabin. 2. i. f. gürültülü bir şekilde konuşmak. perdenin derece derece inmesi. circa. i. yan yol. 3. 1. en i. i. 1. f. 2. k ıs. taksi. 2. bilg. 2. kulübe. k ıs. i. i. lahana. i. f. bak. Celsius. kamarot. küçük bir yere kapamak. 1. lokomotif veya kamyon sürücüsünün oturdu ğu kapalı bölüm. den. i. city. tatlı sözlerle kandırmak. centigrade. s. na ğmenin sonu. küçük lokanta. çok kullan ılan bir deyim. copyright. 3. i. 1. kafeterya. telgraf. 1. Chamber of Commerce. 1. kaftan. kafese kapamak. kesik kesik gülmek. i. i. 1. i. Bizans. İngiliz alfabesinin üçüncü harfi. 1. bayt. kakao çekirdeği.by-product bystander byte by-way byword Byzantine Byzantium C C C of C C. taksi dura ğı (taksilerin bekleme yeri). 2. i. yan ürün. k ıs. kadans. kablo. sesin yava şlaması. 1. i. dolaşık yol. kaktüs. kakao a ğacı. 3.. Bizanslı. tahdit etmek. ahenk. 2. askeri lise/okul ö ğrencisi. kakao ya ğı. 3. gevezelik etmek. (in şaatlarda) iskele. cesarean.. 1. s. century. f. k ıs. i. i. 2.. circa. gevezelik. 4. s. kablolu televizyon. g ıdaklama. küçük erkek çocuk. hapsetmek. seyirci kalan. Bizans´a özgü. kurnaz.. ikinci s ınıf. kadavra. 2. kabine. i. çok dikkatli. golf oyuncunun sopalarını taşımak. 2. 2. ritim. 2. . i. Romen rakamlar ı dizisinde 100 sayısı. müz. i. C. i. 1. (camlı ve raflı) dolap. 1. 2. atasözü. teleferik.. kafein. i. 1. i. gıdaklamak. palamar. gizli/özel/karanlık yol. hapishane.. ince marangozluk. 3. kafes. copy. kakao çekirde ği. sualtı kablosu ile çekilen telgraf.küçük erkek kardeş veya oğul. 2. 1. carried forward. c c. 2. i. aşağılık herif. bot. türev ürün. bot. C c/f ca cab cabbage cabin cabin boy cabin class cabinet cabinetmaker cabinetmaker´s glue cabinetwork cable cable car cable television cablegram caboose cabstand cacao cacao bean cacao butter cackle cactus cad cadaver caddie cadence cadet caesarean café cafeteria caffeine caftan cage cagey cajole i. i. kabin veya kamarada ya şamak. tek atl ı binek arabası. 3. i. golf oyuncunun sopalar ını taşıyan kimse. hintbademi. i. kamara. C. marşandizin arkasına takılan ve demiryolu görevlilerini taşıyan cumbalı vagon. i. Bizanslı. 3. k ıs. i. f. kablo ile çekilen araba. i. Bizans. tutkal. i. küçük özel oda. cent. uyan ık. ince iş yapan marangoz. gomene. asansör. bakanlar kurulu. ceset. i.

i. 1. i. konu şmak. dili azarlamak. birini geri ça arayıp birini azarlamak. -i iptal etmek. 3. kireçlendirmek.. kal ıp. telefon etmek. 2. k. 2. 2.o... çok kötü.şüphe etmek. 1. çoğ.o. telefon kulübesi. takvim. bela. çağırma. 1. grevcileri v. felaket. calves (kävz) i. cajolement. kapasite. jeol. kireçleşmek. kireçleştirmek. -i mi? He -e son vermek. Birinin ´´İmdat!´´ seslenmek. s. calves (kävz) i. -in do ğruluğundan (borcun) ödenmesini istemek. üstüne s ıcak kek konulan çubuklu altlık. hesaplamak. i. 3. birine tekrar telefon etmek. küspe.called out for help. bak. 2. 2. 2. -i gerektirmek. ´´ İmdat!´´ diye bağırdı. kireçleşme. i. birine k ısaca . baldır. kek. 1.turuncu patiskadan yapılmış. kalsiyum. ortaya çıkarmak. gerçekleri sakınmadan söylemek. hesap eden kimse. jeol. 1. s. kabiliyet. kireçlenme. 1. 3. i. kalkerleşme. demin seslendin kesmek. call number call off call on the carpet call out call s. 2. 2. -i icap ettirmek. i. basma. f. k. pasta. benekli.. beyaz. 3. konuşma. 2. i. dili do ğruya doğru. dana. i. f. paydos etmek. basmadan yapılmış. telek ız.. kalkerleştirmek. dili bulamayan birine şehirlerarası/uluslararası telefonla birini aramak. 1. telefon konuşması. 1. i. --es/--s) 1. bak. down call s. tıb. (out) diye bağırdığını duydum. (yard ımcı/danışman olarak) (birini) çağırmak. saymak. (askerleri. vaketa. kütüphanelerde kitaplar ı sınıflandıran numara. Ona kısaca Memo diyorlar. i. basma. tahmin. ça ğırmak. halife. felaket getiren. kendisini telefonla 1. k. i. çoğ. hesap etmek. i. (bir şeyin) iade edilmesini istemek. bağırış. 2. takvim yılı. i. caliber.cajolement cajolery cake cake rack calamitous calamity calcification calcify calcium calculate calculation calculator calendar calendar year calendar year calf calf calf love calfskin caliber calibre calico calico cat calif caliph caliphate call call call a halt to call a spade a spade call box call for call forth call girl call in call in question call into being call it a day Call it what you want. long-distance i. tatlı sözlerle kandırma. hesap. çıkarmak. halketmek. k. back call s. 4.o. 2. vahim. kalibre. kireçlenmek. pamuklu bez. kim. kalsifikasyon.. (çoğ. eğriye eğri demek. . bağırma. takvim yılı. hesaplama. buzağı. çap. 1. belal ı. patiska. bak. afet. hesap cetveli. kalkerleşmek. İng. İng. patiska. i. felaket. felaketli. 1. çörek. hilafet. 3. -e gölge düşürmek. demek: They call him “Memo” for short. ayarlamak. anat. 3. 1. dobra dobra İng. bağırmak: Did you just call me? Bana f. vidala. 2. 1. renkli di şi kedi. (paray ı) yaratmak.´ni) devreye sokmak. haykırma: I heard a call for help. Ne derseniz deyin. 2. i. i. tıb. 1. dili çocukluk a şkı. yetenek.b. caliph. -i istemek. 2. (a name) for short call s.. halifelik. hesap makinesi. -i durdurmak. 3. İng.o. siyah ve 2. ğırmak.

birinden hesap sormak. sakin. f. kamp yapmak. i. nasır tutmuş. ask. hat.. Kamerunlu. tüyleri bitmemi ş (kuş). i. up call s. s. sükûnet. 2. tecrübesizlik. i. patiska. (fırtına) dinmek.o. i. deveci. umursamayarak. i.. çamur atmak. hatırlatmak. kamuflaj. katı. (birine) bir şeyi hatırlatmak.t.. to account call s. into question call s.men (käm´ırımen) i. deve tüyü. hüsnühat. Kamerun´a özgü. kamelya. i. chameleon. duyarsız.a. sıcak su ile süt ve şeker karışımı bir içecek (bazen çay da katılır). 2. tecrübesiz. i. yat ıştırmak. birinin dikkatini (bir şeye) çekmek. bak. iftira. bak. saklama. i. buzağı doğurmak. f.o. i. çoğ. birine telefon etmek. i. ask. 2. nasırlı. bir şeyden şüphe duymak. s.. dili borusu ötmek. sakinleşmek. i.t. Buranakla getirmek. i. Kamerunlu. kamufle etmek. ince beyaz pamuklu/keten kuma ş. Kamerun. korkak. i.. 1. kartvizit. Kamerun.. i.er. f. bak. hissiz. buzağılamak.. gizlemek. basık. kamp. calf 1. (bir yerin) amiri olmak: He calls the shots around here. 1. k. dinginlik.. i. sakinleştirmek. f. bak. 1. iftira etmek. s. 1. Ona kötü şeyler söylüyor. calorie. duyarsızca. i. kaligrafi. kam. toyluk. f.. gizleme. i. mak. f. aldırışsızlık. i. kara çalmak. i... durgun. . çoğ. i. bot. yatıştırmak. 2. i. kara çalma. i. i. hatırlamak. bak. (deniz) yatışmak. hat sanat ı. 2. hattat.o. z. come. 1. Kampuchea. oyunu iptal etmek. yatıştırıcı (ilaç). s.. Kampuchean. 2. cam. s. durgunluk. fotoğraf makinesi.. duyars ızlık. 1. s. dingin. kaligraf. nasırlanmak. bot. i.. köpek gibi) kötü sözler söylemek: He´s calling her names. basık arazi. yatışmak. sakince. kameraman. kalori. kamera. names call s. to mind call the game off call the shots call to mind call to order calligrapher calligraphy calling card callous callously callousness callow callowness calm calm down calmative calmly calorie calory calumniate calumny calve calves cam Cambodia Cambodian cambric cambric tea came camel camel hair cameleer cameleon camellia camera cameraman Cameroon Cameroonian camomile camouflage camp camp birine/biri için (yalanc ı. toy. deve. sözü geçmek. i. calf 2. (toplantıyı) açmak... 2. chamomile. bak. bak.o. heyecan göstermeden. f.call s. birini askere ça ğırmak.´s attention to call s. 1. zool. ordugâh. ald ırış etmeden. z. 3. ın şefi o.

1. içten. zool. Onun insanlara ba ğırması elinde değil. i. namzetlik. 1. kam ışla kaplamak.işi yapabilirkutusu. Kanada. açık yürekli. kampanyaya katılan mücadele etmek. eksantrik mili. i. 3. argo klozet. kamp sahas ı. şekerkamışından elde edilen şeker. adaylık.. i. kampanya. i. dürüst. 2. kampanyac katılmak. şeker. iptal. Yengeç burcu. Bu gece bize u ğrar mısın? k ıs. üstüne çizgi çekmek. 2. zool. s. samimi. kanal. açık yüreklilik. --ing/--ling) 1. (--ed/--led. i. s. aç ıklık. 1. mum. asıl fikrini söyleme. argo i. yüznumara. i. 2. çikolata. asıl fikrini gizlemeyen. 3. şekerci. 3. asıl (fikir). for . f. silmek. s. kanser gibi. i. i. teneke kutu. s. f. köpekdi şine ait. baston ile dövmek. 1. 1. i. i. i. sefer. 4.. 1. huyu öyle. kampç ılık. açıklık. kampç ı. 2. şekerleme yapmak. 3. içtenlik. de ğnek. s. 2. i. 1. açık yüreklilik. kanepe.. 4. kamış. şekerci dükkânı. 2. i. kanserli. Kanada. k cancellation. bak. f. tarafs ızlık. ufak kamp karavanı. z. 1. Kanada´ya özgü. kamp ate şi. içtenlik. 1. 2. f.. içtenlikle. samimiyet. tatlı dilli. i. kâfuru. bonbon. i. şamdan. i. seferberlik. She can´t help shouting at people. i. it´s just the way she is. (could) 1.ısaltmak. i.. (Can tuvalet. kanarya. kanser. candor. i. Kanadalı. i.camp chair campaign campaigner camper campfire campground camphor camping campsite campus camshaft can can Can he sit a horse? Can it! can opener Can you drop by tonight? can`t can´t help Canada Canadian canal canapé canary cancel cancelation cancellation Cancer cancer cancerous candid candidacy candidate candidateship candidly candidness candied candle candlelight candlestick candor candour candy candy store cane cane sugar canine portatif sandalye. iptal etme. f. namzet. için kimse. Kanadalı. 2. samimiyet. i. i. 1. aday. 3. mat. kâfur. şekerkamışı. iptal etmek. i. açık yürekle. cannot.. bak. kampus.. şekerleme haline getirmek. kampanyaya ı. memişhane. 2. kampanya yapmak. i. helabulamadım. karavan gibi kullanılan minibüs/kamyonet. 1. i. anat. 2. ahç ı. argo hapishane. adaylık. İng. aç ık. i. bambu. astrol. 1. i. 2. 2. iptal olunan şey. kamp yeri. asıl fikrini söyleme. 2. -Ata binmeyi biliyor mu? argo Kes artık! konserve açaca ğı. 2. kamp yapma. gerçek. baston. köpekgillere özgü. şekerleme. 1. samimiyetle. -ebil-.. 3. kam mili. şekerle kaplı. mum ışığı. hasırlamak. şerbet içinde kaynatmak. şekerli: candied orange peel portakal kabuğu şekerlemesi. 2. f.. kodes. i. tarafsız. yapmak imkânı olmak: Can you do this work? Bu konserve misin? I couldn´t find my hat. okulda kalma cezas ı vermek. köpekgillerden bir hayvan. i. mak. i. . (--ned.. yardımcı f. Şapkamı ta şı. i. dürüstlük. 1.

matara. 3. f.. coğr. s. gebreotu. kantin. Hrist. i. 3. yamyam. 1. 3.. kapak. huysuz. eşkin sürmek. konserve: canned chickpeas konserve nohut. görev. geleneklere uygun. canonize. karyola sayvan ı. açıkgöz. -amayız. s. oylum. 1. branda bezi. bot. 2. 2. büyük. Hrist. kasket. ba şlık. 2. bak. -amazlar (Anlamı vurgulamak gerektiğinde can not olarak ayrılır. --ping) i. laf. eşkin gidiş. konuşma dilinde çoğu s. sermaye masraf ı. dili sermaye sütun ba sabit aktifler. tuval. top. i. hoplayıp zıplamak. hırsızlık. tepe. kapari. i. i. baldaken. konserve yapma. istiap haddi. kapsül. branda. bir katedrale bağlı olan papaz. azizlik mertebesine yükseltmek. f. yamyamlık. 2. 1. i. 1. takke. kilise hukukuna ait. 2.. pelerin. f. 2. s. i. i.. mevki. başşehir. k ılcal damar. i. İng. i. kilise hukuku. hesab ı. 4. Bunu başkan sıfatıyla i. i. iktidar. uyan ık. kabiliyet. gebreotunun yemi şi... i. boş laf. i. i. i. büyük harf. kahve v. 5. sayvan. 2. aksilik. yardımcı f. . suç. 3. yetenek. majüskül. geniş. f. doruk. 4. huysuzluk yaparak. 2. kap. kabiliyetli. güç. iktidar. canonization. -amazsın(ız). ask. kep. dili yaramazlık. konulan) teneke kutu. huysuzluk. büyük harf. argo iş. i. 4. istidat. 2. (çay. f. failini ölüm cezas ına çarptırabilen suç. markiz. hacim. 5. i. 2. dikkatli. zirve. burun. i. -amaz. s. sermaye. kapasite. kebere. bak. büyük harf.. 2. geçimsiz. 3. içi çok şey alan. tapa. sermayeye ait. 1. i. Hrist. konserve fabrikas ı. ince boru. yetenek. kanyon. derin vadi. aksi. ehliyetli. s. aft. f. 4. kurallara uygun. 1. kano. İng. 2. 3. 2. i. büyük (harf). anamal.. sabit varl ıklar. yetenekli.. i. 2. 1. i. majüskül. i. (anket yapmak/oy toplamak amac ıyla) (birçok kimseye) gidip konuşmak. 1. Hrist. i. şı. tedbirli. top güllesi. kilise yetkililerinin ç ıkardığı bir kanun. majüskül. ehliyet. 3. pamukçuk. sermaye kâr ı. 1.. anat. k. 1. 1. i. başkent. s. s ıfat: He did this in his capacity as president. kapari. gök kubbe. 1.b. 1. azizlik mertebesine yükseltme. tabanca mantar ı. 1. 1. (--ped. kapital. konserve yapılan yer. i. k. z.canine tooth canister canker canned cannery cannibal cannibalism canning cannon cannonball cannot canny canoe canon canon law canonical canonisation canonise canonization canonize canopy cant cantankerous cantankerously cantankerousness canteen canter canvas canvass canyon cap capability capable capacious capacity cape cape caper caper capillary capital capital account capital assets capital crime capital dividend capital expenditure capital letter köpekdişi. güç. -amam. 2. eşkin gitmek. 1. büfe. i. kural. gebre.

f. i. i. esir. i. karbon kâ ğıdı. şartlı teslim. kaprisli. bak. kopya. i. -i kendi menfaatine çevirmek. -i sermayeye çevirmek. büyülemek. i. 2. i. i.. İng. -e sermaye sa ğlamak. 1. kim. i. i. anamalc ılık. 2. 1. karbon kâ ğıdı. majüskül. çoğ. tutsaklık. 2. karpit.). araba. kapitalizm. k ısa tüfek. f. 2.. 1. kervan. is. karbonatla ştırmak. f. ele geçirme. 1. capitalize. vagon. i. 2. 1. 2. karavan. manşet. i. f. i. karbon kopyas ı. k ırat.. teslim olmak. kapitalist. kopya kâğıdı. otomobil. Karaman kimyonu. i. çoğ. 2. kumanda etmek. alabora etmek. i. ayar (1 kırat = 200 mg.. tutsak eden kimse. f. f.. 1. s. 2. dili büyük harfler. reis. kapsül. İng. i. oto yıkama yeri. i.. k. i. deniz albayı. -i büyük harfle yazmak. kervansaray. esir dü şmüş. s. bocurgat. karbonhidrat. devrilmek. esas sermaye hisse senedi. İng. astrol. i. karbondioksit. 3. gazlı içecek. karbonat. kaptan. karbon. i. i. tutsak. zoraki dinleyiciler.capital letter capital levy capital punishment capital stock capitalise capitalism capitalist capitalize capitalize on capitulate capitulation capitulations caprice capricious Capricorn caps caps capsize capstan capsule captain caption captivate captive captive audience captivity captor capture car car park car wash caramel carat caravan caravansary caraway carbide carbine carbohydrate carbon carbon black carbon copy carbon dioxide carbon monoxide carbon paper carbonate carbonated drink büyük harf. kapitülasyonlar. kopya kâğıdı. 1. yanm ış şeker. başlık. karbonmonoksit. . karamela. -den faydalanmak. ele geçirmek. silahlar ı bırakmak. O ğlak burcu. capital letters. karabina. sermaye vergisi. i. 3. zaptetmek. f. i. 1. cezbetmek. i. i. f. 3. i. 2. ırgat. k ıs. 1. alabora olmak. üstü kapal ı yolcu veya yük arabası. zaptetme. otopark. tutsak etmek.. i. ölüm cezas ı. devirmek. frenkkimyonu. kaptanlık etmek. yüzbaşı. anamalc ı. lamba isi. ele geçiren kimse. kapris.

tasa. 2. itina. i. . 2. kayıtsız. s. parlak kırmızı. karina (motorlu araç) yan yatarak kö şeyi dönmek. 1. 3.b. f. i. i. 3. dikkatli olma. 2. hırka. 2. ev v. 1.´ne bakan) bekçi. karikatür.carbonated water carbuncle carburetor carburettor carcass card card catalog card index card index card table cardamom cardboard cardiac cardiac arrest cardiac disease cardiac failure cardiac muscle cardigan cardinal cardinal numbers cardiogram cardiologist cardiology cardsharp care care for care of careen careen around the corner careen down the road career carefree careful carefully carefulness careless carelessly carelessness caress caretaker caretaker government careworn carfare cargo Caribbean caricature caricaturist soda. sevmek. 3. 3. özenli. mide a ğzına ait. i. i. bak. kalp hastas ı. 1. 1. care of Cengiz Göksel. i. 2. 1. kapıcı. i. dikkatsizce. 1. i. 1. kucaklamak. kart katalo ğu. dikkatle. dikkat. karikatürcü. kalp krizi. dikkatsiz. dert. 1. maden sodas ı. i. kalple ilgili. s. kucaklama. kardiyolog.. i. leş. kumar masas ı. İng. kalp hastalığı. itinayla. geçici hükümet. ceset. 2. 2. tasas ız. tedbirli. çıban.b. s. 2. i. İng. 2. (sahibi yokken malikâne. 2. kartotek. karikatürünü çizmek. s. kalp krizi. ok şama. Bana some tea? Çay içmek ister eliyle: Write me istemek: Would you care for mektup postalad ığında zarftaki ismimin alt ına yandan Göksel eliyle diye yaz. isk. kart fihristi. i. anat. i. He -e bakmak: Who will care for us inız kardeşine emanet etti. 1. kalbi uyaran. ölçülü. z. okşamak. karbüratör. kakule. 2. itinal ı.. dikkatsizlik. i. ihmal. z. dikkat. left him in his sister´s care. Onu k our old age? Ya şlılığımızda bize kim bakacak? 2. (otobüste) bilet paras ı. f. kalp ilacı. kardiyogram. i. belli ba şlı. kardiyoloji. kalbe ait. i. bakım: He´s in intensive care. carburetor. (motorlu araç) bir Cengiz bir yana hafifçe sallanarak gitmek/ilerlemek. üçkâ ğıtçı. kalp kas ı. 3. bina iskeleti. yük. bilgisiz. i. hileci. 4. i. i. ana. asal sayılar. kariyer. f. karton. i. i. kayg ı. 2. kart. mukavva. özenle. i. şirpençe. Karayip. 1. O yoğun bakımda. i. i. (motorlu araç) bir yandan bir yana hafifçe sallanarak ilerlemek. dikkatli. kardinal. s. ceket. (h ızla giderken) bir yana yatmak. 1. s. karikatürist. den. 1. endişeden bitkin.).. kardiyak. s. kaygısız. dertsiz. kargo. özen. iskambil kâ ğıdı. 1. önemli. enkaz (gemi v.

f. İng. carsickness i. zool. dili tereciye tere satmak. f. (işi) sürdürmek. haritac ı. 4. marangoz. -i bitirmek: She carried through on her promise. 1.. carrycot i. yol. 2. şehevi. i. 2. duruş biçimi. k ırım. i. s. çürümüş et. 1. dili 1. 2. i. i. etkili/önemli olmak: It´ll getirdi. i. bir şeyi yerine getirmek. taşımak. aşırı gitmek. istediğini elde etmek. sürüklemek. amacına ulaşmak. (dişte/kemikte) çürüme. f. 5. i. (on) -i yerine getirmek. Sözünü yerine carry no weight with them. nakliye. (k ızgınlıktan) bağırıp çağırmak. i.. kapılıp gelmek. taşıt şeridi. İng. karanfil. i. gırgır (süpürge). Sabr ı sayesinde bu işi başarır. misilleme yapmak. s. k. (bir şey) birini ayakta tutmak: (bir şey) birini başarılı bir sonuca aşırı bir şekilde davranmak. i. i. 3. İng. i. 2. dili bir şeyin dozunu kaçırmak. harnup.. k. 3. sızlanıp durmak. nakliyeci. 1. (bir şeyin) sayesinde (bir işi) carry weight carry/bear/have a grudge against birine karşı kin beslemek. taşıyan. bot. 3. 4. taşıyıcı. büyük torba/poşet.t. i. galip gelmek. (birini/bir şeyi) dışarıya taşımak. el arabası. (to) hesaptaki bir miktar ı (başka sütuna/sayfaya/deftere) nakletmek. leş. kan dökme. i.. f. (karayolunda) şerit. 1. nakliye ücreti. 1. gerçekten yapmak. 2. uygulamak. k ızıl. sazan. yenirce. 2. etçil. i. 2. kazanmak. k ıkırdak. cinsel. etobur. k. get carried away kendini kapt ırmak. kartografi. devam etmek. gerçekten yapmak. heyecanlanıp aşırıya kaçmak. üstün gitmek. yerine getirmek. do ğramacı. dili kazanmak. duruş. 1. atlı yük arabası. havuç. (kara ta şıtının sallanmasından ileri gelen) mide bulantısı. i. etobur. 1.t. içki âlemi yapmak. 2.caries carload carmine carnage carnal carnation carnival carnivore carnivorous carob carol carouse carp carpenter carpentry carpet carpet sweeper carport carriage carriageway carrier carrier bag carrier pigeon carrion carrot carry carry an amount forward carry away carry coals to Newcastle carry on carry one through carry one´s point carry out carry out/take reprisals carry s. karanfil çiçe ği. i. dülger.ulaştırmak. 2. bedensel. karnaval. İng. i. nakliye şirketi. işi sürdürmek. İng. i. 2. Onlar ı etkilemez o. kartograf. at arabas ı. katliam. 1. i. i. 1. .. lal. (saplı) portbebe. 2. keçiboynuzu. şamata Her patience will carry her through. through carry s. tatbik etmek. Noel ilahisi söylemek. posta güvercini. Bu kamyon yirmi tonluk bir yük ta şıyabilir. too far carry the day carry the day carry through i. haritac ılık. bot. araba dolusu. yanları açık garaj. k. Noel ilahisi.. i. cartilage cartographer cartography i.. zool. taşımak: Carry her on your back! Onu sırtında taşı! This truck can carry a load of twenty tons. marangozluk. alıp götürmek. 1. taşıma. yolcu vagonu. halı. at arabası ile taşımak. vagon dolusu. cart götürmek. içki içip şamata yapmak. s.

bir fıçı dolusu. -den kazanç sa ğlamak. savurmak. amerikaelmas ı. kal ıp. 3. 2. (büyük bir satış yerinde) kasa yeri. i. kaşmir kumaş. çizgi film çizen sanatç ı. pencere kanadı. küçük kutu. atma. 2. zayiçesine bakmak. dili -den yararlanmak/faydalanmak. kartuş. 1. 2. i. kaplama. oymacılık. 2. 2. 2. atfetmek. film kutusu. yazarkasa. i. i. Bu sabah sandfrengili hastaya baktım. fırında kullanılan toprak/cam kap.carton cartoon cartoonist cartridge cartridge belt cartridge case cartridge pen cartwheel carve carver carving carving knife casaba casaba melon cascade case case case ending casement cash cash cash dispenser cash in on cash on delivery cash on the barrelhead cash point cash register cashew cashier cashmere casing casino cask casket Caspian cassava casserole cassette cassette player/deck cassock cast cast cast a horoscope cast a shadow cast a slur on cast a spell on cast a spell upon i. i. k. v. fişek. 1. 4. güveç. (bankada) vezneci. i. C. yana dayanmalı aşma. el yard ımı ile yanlamasına atılan takla. 2. biladerağacı. bot. kutuya koymak. kumarhane. çağlayan. oyma. -i lekelemek. 1. mahfaza: violin case keman kutusu. 2. i. matb. kavun. kavun. palaska.b. dış görünüş. (sofrada kullan ılan) et bıçağı.O. 2. tahsil etmek. kaşmir. 1. toprak/cam kapta pişirilen yemek. 5. i. İng. 1. i. 4. be ş ık. manyok. 1. dili nakit para. f. kaşmir yün. karton kutu. s. 3. 1. gölge yapmak. 2. 1. (bakış v. 3. i. i. 2. f. kaset. 2. 6. pe şin para. yöneltmek. varil. bankamatik. tapyoka. papaz cüppesi. 3. i. 2. kasa. tabut. para. 1. rol taksimi yapmak. s. fıçı. taş dilimlemek. i. kartuşlu dolmakalem. i. kasadar. durum. kasiyer. (k ırık kemiğe) alçı. şelale. çerçeve. i. i. mahuncevizi. camera case tak ı. büyü yapmak. oyularak yap ılmış eser. karikatürist. (ağaç. 1. büyük resim tasla ğı. karikatürcü. bir varil dolusu. çerçeve. nakit para. i. 2. 1. 2. hal. kasetçalar. 1. k. 2. 1. oynayanlar. atmak. maket. 3. 1. (mermi için) kovan. i. mücevher kutusu.b. hasta: I had five cases of syphilis this morning. oymac ı. i. -e leke sürmek. bot. kutu. (oy) vermek. karikatür. 1. (cast) 1. fişeklik. 1. i. kasa. 1. i. 3. f. çemberleme. 2. (bir tiyatro oyununda/filmde) rol alan kimseler. (çek) bozdurmak. 3. paraya çevirmek. vaziyet. kutu. 3. kaset. 4. . dilb. 5. -e büyü yapmak. foto ğraf makinesi mahfazası. veznedar.´ni) çevirmek. -i büyülemek. f. 1.´ni) oymak. kaşmir: cashmere sweater kaşmir kazak.D. k ıs. manyok kökünden ç ıkarılan nişasta. ödemeli. i. kın. (kızarmış eti) dilim dilim kesmek. i. f ırlatmak. vaka: a murder case cinayet i. foto. tesliminde ödenecek. oyma. kanatlı pencere. mukavva kutu. 2. kasa. İng. 2. çizgi film.

kaza. 1. i. 3. casualty of the spending cutback. azarlama. 1. 2. aksu. 1. çok dayanıklı. 1. ilgisizlik.. 2. f. i. kayıtsızlık. dili -in kaderine ba ğlanmak. yaralanan. i. İng.. İng. kale. k. can ını sıkmak. katapult. bak. den. 1. Ona şöyle bir göz attı. (kazada/sava şta) ölen. bir şeyi akıntıya bırakmak./cast one´s lot cast s. He was a İng. 2.. catalog. kas ıtlı olmayan./cast in one´s lot with s. perde. acil servis. i. sapan. i. i. çok sağlam. i. İng. s. tesadüfen olan. pikten yap ılmış. 1. kayıtsız. i. demir atmak. 2. pik. 2. demir atmak. adrift cast/drop anchor castanet castaway caste caster caster sugar caster/castor sugar castigate castigation cast-iron castle castle in the air/castle in Spain castor castor castor oil castrate castration casual casual clothes casualness casualty casualty ward/department cat cat cat nap catafalque Catalan catalog catalogue Catalonia catapult cataract oy vermek. kastanyet.. 2. biriyle işbirliği yapmak/bir olmak. günlük elbiseler. devirmek. şelale. hulya. şato. font. İng. -i düşünmek. demirlemek. pik. 1. caster. katarakt. ölü. 1. azarlamak. i. s. 2. i. yaralı. f. i. hayal. Katalonya. rasgele. 4. paylamak.t. 2. k ıs. k. iğdiş etmek. ıssız adada bırakmak. 2. 2. i. ayırmak. 1. katalog. pudraşekeri. mancınık.o. (mobilyaya tak ılan) küçük tekerlek. Tasarrufun ucu ona i. i. hintyağı. f. 3. ilgisiz. .. i.o. katafalk. 1. Katalan. i. kura çekmek. paylama. şekerleme. f. iğdiş etme.cast a vote cast about cast anchor cast away cast down cast in one´s lot with cast iron cast iron cast loose cast lots cast of mind cast off cast one´s bread upon the waters cast one´s lot in with s. kast. i. satranç kale. hadım etme. alarga etmek. pek dikkatli olmayan: He gave it a casual glance. düşünüş şekli. 2. -i tasarlamak. çöpe atmak. büyük çağlayan. Katalanca. catalog/catalogue. deniz kazas ına uğrayıp ıssız bir kıyıda mahsur kalan kimse. cat-and-dog fight kedi köpek kavgas ı. ince tozşeker. çözmek. i. acil servis. bak. 2. 1. kedi. 1. pudraşeker. katalog yapmak. akbasma. catechism. İspanyol çalparası. dökme demir. k ınamak. lakayt. dili kar şılığını beklemeden iyilik etmek. katalo ğunu hazırlamak. tıb. reddetmek. hadım etmek. i. İng. s. dökümcü. çavlan.

soluklanmak. sâri. Seda gözüme ilişmek: At that moment I caught sight of her. uygun kişi. catechize. kategori. s ınıf. k. 1. sıkışmak: I 2. off guard catch s. 2. kategorik olarak. 5. f. i. moda olmak. categorize. 6. i. zümre. bölüm. İng. s. 2. katarsise yol açan. f. birini gafil avlamak. s. bak. with -e yetişmek: He´s so far ahead of me I can´t possibly catch up with him. Katolik. Benden hakadar ileride ki ona yeti şmemin imkânı yok. birdenbire farketmek: I caught sight of Seda. napping catch s. kurt. birini gafil avlamak.o. tutuşmak. i. dikkatini çekmek. 2. off guard catch s. k ısa bir süre uyumak. müz. i. i. f. katedral. birini suçüstü yakalamak. parça. 2. tırtıl.. f. ilmihale dayanarak din dersi vermek. katarsisle ilgili. 2. red-handed catch s. dili kestirmek. 1. rahats ız edici duyguları dışa vurarak onlardan kurtulma. i. unawares catcher catching catchy catechise catechism catechize categorical categorically categorise categorize category cater caterpillar caterpillar tread catfish catgut catharsis cathartic cathedral Catholic i. 4. av. tutma. nefes almak. 1. katarsis. s. yakalamak. diliyakalamaya/tutmaya çal ışmak... Hrist. k. yakalayan şey/kimse. ateş almak.. soluk almak. kilit my 3. av/bal ık. yayınbalığı. s ınıflandırmak. boğaz veya burunda balgam/sümük toplanma. in the act catch s. birini haz ırlıksız yakalamak. birini gafil avlamak. kategorik. kesin. tabaka. k. felaket. Hrist. s. hoş ve kolaylıkla akılda kalan. dinlenmek. s. bölüm. i. i. afet.. on the door handle. feci. O anda gözüme gözüne ilişti.. şuna gitmek. beysbol vurucunun arkasında durup topu tutan oyuncu. yakalama. dinlenmek. vasıflandırmak. müshil. kiriş. sleevebir partide yakalanan Gömleğimin k. dili papara/zılgıt yemek. yiyecek tedarik etmek. 2. anlamak. tak ılmak. soluk almak.o.o. tırtıllı palet. tutuşmak. İng. z. bak. Hrist. müshil. bula şıcı. on k. i.. 1.o. çakmak.o. birinin dikkatini çekmek.. adamakıllı bir zılgıt yemek. gözüne çarpmak. tutmak.´s attention/eye catch sight of catch sight of catch the fancy of catch up catch/get hell catch/take s. felaket. i. -in ho 1. birini suçüstü yakalamak. felaketli.catarrh catastrophe catastrophic catch catch catch at catch cold catch fire catch fire catch forty winks catch it catch on catch one´s breath catch one´s breath catch one´s eye catch s. (trene/vapura/uça ğa) yetişmek. tırtıl..caught dili. yemeklerin haz ırlanmasını ve servisini üstüne almak.. tutmak. zool. dili -i müstakbel e ş olarak düşünülen nezle olmak. kati.o. s. i. dili 1. (caught) 1. -in gözüne ilişmek. dili fena halde o şlanmak. k. i. . f. 3.o. f. ilişti. birini gafil avlamak. ilmihal.

. kavite. k. f. 2. 2. 2. k ıs. 2. ikaz. i. Kendini adamayacausedbir dava. dava. evrensel... arnavutbiberi. suçüstü yakalanm ış. f. karnabahar. uyarıcı. gaye. 2. atlı şövalye. 2. kendini beğenmiş. süvari s ınıfı.. 1. Kafkasya. kibirli. 2. i. uyarmak. İng. cauterize. nedeni olan. kostik madde. s. at -e itiraz etmek: I won´t cavil about it with anat. i. s. (göl/bataklık üzerinden geçen) uzun köprü/kazıklı yol. i. s. i. sebep. 1. uyarma. tıb. umumi. nedensel. 2. 1. i. kazan. 2. karga gibi ötmek. yol açmak: What´s de ğer this? Buna yol f. 1. mağara adamı.men (käv´ılrimîn) i. bak. ihtiyatlı. k ıs. neden. arnavutbiberi. oynamak. k. cav. sansasyon yaratmak. aç ık fikirli. f. i. laubali. ikaz. çürük. gaklamak. illet. tedbir. 1. i. çoğ. mağara. s. s. büyük ma ğara. ikaz etmek. you. tıb. 1. açan ne? Will sokmak. 3. tedbirli. herkesin ilgisini çekmek.ry. huk. z. acı (söz). oyuk. ihtar. carbon copy. nedensellik.. i. i.catholic Catholicism catsup cattle catty Caucasia Caucasian Caucasus caught caught in the act cauldron cauliflower causal causality cause cause cause s. genel. kocaman. hedef. çoğ. kedi gibi. karga sesi. oyuk. yak ıcı. i. yakmak. çoğ. dili i ğneli (söz). dağlamak. uyar ı. cubic centimeters. neden olmak.. cave. dişçi. cürmü meşhut halinde yakalanmış. 4. f. serbest. Katoliklik. to sin cause/create a stir causeway caustic cauterise cauterize caution cautionary cautious cautiously cautiousness cavalier cavalry cavalryman cave cave in caveat caveman cavern cavernous caviar caviare cavil cavity cavort caw cayenne cayenne pepper cc CD CD player s. . i. onu tart 3.o.. 3. i. amaç. i. sakıngan. i. s. s. havyar. bak. Kafkas. dili iğneli söz söyleyen. neden olu şturan. liberal. süvariler. catch. ketchup. ihtiyatlılık. 1. bak.al. f. süvari. i. kostik. Kafkasyal ı. compact disk. ışmam. bak. 2. i. sıçramak.. f. i. f. Katolik kilisesi. sebep devotion. ambar gibi (yer). dikkatli. kompakt disk çalar. i. 1. heyecan yaratmak. i.men (keyv´men) i. 1. sığırlar. i. iki kara parçasını birbirine bağlayan ve deniz kabardığında suyla kaplanan i. i. ihtiyat. gak. ülkü: That´s a cause worthy of one´s olmak. birini günaha it really cause my camellias to bloom earlier? Gerçekten 1. (önemsiz şeyler üzerinde) tartışmak. İng. Seninle bo şluk. caviar. f. i. s.. ihtiyatla. çökmek.

i. 1. 1.. bak.. nüfus sayımı. küçük oda. şöhretli. sansür. f. kutlamak. 2. betonkarar. i. i. i. f. gözeli. kabristan. dili cep telefonu. s. ilahi. cep telefonu. kınama. merkezi. 2. i. kereviz. (gen. 3. Corps of Engineers. Civil Engineer. i. f. ate şkes. ortaya almak.. century. sansürcü. sansürlemek. hücresel. göze. 1. i. kutsal. son vermek. 1. 1. z. durmak. 1. b ırakmak.ını almak. 2. 4. 5.CE cease cease fire cease-fire ceaseless ceaselessly cedar cede ceiling ceiling price celebrate celebrated celebration celebrity celerity celery celery root celestial celestial pole celibacy celibate cell cellar cellist cello cellophane cellular cellular phone/telephone celluloid cellulose Celsius thermometer Celt Celtic cement cement good relations with cement mixer cemetery censor censorship censure census cent cent centenary centennial center center of attraction k ıs. Church of England. kökkerevizi. 2. sayım. şarap mahzeni. Chemical Engineer. santigrat termometresi. 1. k ıs. betonyer. asır. centennial. 3. selüloit. çekim 2. sansürden geçirmek. durmadan. dini nedenlerden dolayı) evlenmeme ve cinsel ilişkide bulunmama. mahzen. . bırakmak. ortas 2. çimentolamak. i. 2. i. sansür memuru. centigrade. 2. bitmek. s. i. çimento. ünlü. i. 2. yüzüncü yıldönümü. beton kar ıştırıcı. i. s. i. sent (Amerikan dolar ının yüzde biri). selofan. şarap stoku. s. f. 2. me şhur. 1.. mezarlık. yüz yılda bir olan. (gen. i. k. Kelt. göğe ait. f. ün. gökkutbu. çimento ile s ıvamak. azami fiyat. 3. ateş kesmek. sürekli. elek. göksel. beton ile kaplamak. i. devretmek. şöhret. 4. sürat. göçermek. sona ermek. selüloz. semavi. 2. 1. ortaya gelmek. Keltçe. bodrum kat. k ınamak. eleştirmek. i. Keltlere özgü. 2. tavan. i. kutlama. central. sağlamlaştırmak. 1. yüz yıllık. i. 3. eleştirme. orta. 2. terketmek. i. dini nedenlerden dolayı) evlenmeyen ve cinsel ilişkide bulunmayan (kimse). me şhur. f. 4. sedir. 2. ara vermeden. 1. Keltçe. hücre.merkezi. 3. s. s. i. hız. viyolonselist. gözesel. kesilmek. ünite. i. i. i. i.. i. i. pil. sapkerevizi. 3. i. spor santr. 1. tavan fiyatı. 2. hücreli. yap ıştırmak. 1. dikkat ortalamak. merkez. devam etmemek. s. Kelt. aralıksız. da ğservisi. 1. bot. f. i. bodrum.. bayram yapmak. yüzyıl. viyolonsel. i. ortada olmak. bir merkezde toplamak. ask. ile dostluk kurmak. ünlü. sansür işleri. 1. s. kiler.

. santrifüj. törensel olarak. 5. 2. 2. santigrat. seramik seramikçi. centimeter. seramik sanat ı ve tekniği. 1. merkezi ısıtma. certify. do ğrulamak. ba i. 1. i.. merkeze do ğru yaklaşan. çanak çömlek. santral memuru. çini. katiyet.. belge. törensel. tasdik etmek. i. kati. şahadetname. kaç ınılmaz. belli ba şlı. 3.. s. tören.. certificate. 3. 3. törensel.center of gravity center of gravity centigrade centigrade thermometer centigram centigramme centiliter centilitre centimeter centimetre centipede Central central Central America central bank central heating centralisation centralise centralization centralize centrally centre centrifugal centrifugal force centripetal century ceramic ceramic tile ceramics ceramist cereal cerebellum cerebral cerebrum ceremonial ceremonially ceremonious ceremoniously ceremony cert certain certainly certainty certificate certify certitude cervix ağırlık merkezi. ayin.. tahıl türünden. centigram. ağırlık merkezi. beyincik. yüzyıl. zahire. seramik. bak. merkezi. çinicilik. muayyen. beyinsel. karo fayans. s. 1. k. santigrat termometresi. şüphesiz. muhakkak. tasdikname. İng. z. centralization.. i. merkezde toplamak. i. s. 2. 2. merkezile ştirmek. merasim. merkezile ştirme. santimetre. 1. 1. 4. kesinlik. çini işleri. İng. İng. i. merkezileştirilmek. ruhsat. tahıla ait. 2. f.. i. .. 2. vesika. f. emin. 1. resmi. 2. centiliter. k ırkayak. bak. k. 4. certified. santigram. anat. 2. fayans. rahim boynu. çinici. s. i. çok resmi bir şekilde. telefon santralı. beyin. bak. i.. çoğ. 2. i. i. i. 1. z. 1.. 1. e şya. resmi. entel. teyit etmek. asır. 3. s. anat. i. i. i. kesin. 2. z. i. merkezkaç kuvveti. sertifika. (-in doğruluğunu/gerekliliğini) belgelemek. katiyet. İng. k ıs. merasim. resmiyet. belirli. santilitre. bak. ayin. Orta Amerika. s. diploma. 4. center.. çini. z. bak. 3. ussal. kalorifer. merasimle ilgili. elbette. (m ısır gevreği gibi) tahıldan yapılmış kahvaltılık yiyecek. orta. i. tabii. boyun. zool.. merkezcil... anat. i. dili -in ak ıl hastası olduğunu resmen tasdik etmek. 2. merkezileştirilme. s. centralize. merkezkaç. İng. çıyan. 1. 1. ana. tahıl bitkisi. 3. s. i. tahıl. i. s. tören. i.. s. s. i. 6. f. protokol. kesinlik. tek. merkez bankas ı. i. teklifli. 2.. bak. dili entelektüel.. hububat. f. anat. bazı. İng. i. ş üstüne.

freight. Çadlı. f. i.. (ayakkabı) vurmak. 3. spor çelenç. kamara. şezlong. çöp. f. chancery. f. church. i. and insurance. zincirle bağlamak. 4. up (sayı/puan) kazanmak/kaydetmek. Sri Lankan. i. s. sandalye.en (çer´wîmîn) i. chafing dish (sofrada kullanılan) yemek ısıtıcısı. chair. i. Çad. lazımlık. kesilme. chapter. k ıs. saman. Hrist. cost. Çadlı. ğ). centigram(s). i. 1. başkan. durma. komuta zinciri. çoğ. peş peşe (sigara) içmek. (ayinde kullan ılan) kadeh. f. komisyon. k ıs. 1. yatak odas ı. silsile (da i. iç sıkıntısı. f. oda müziği. başkan. tahıl kabuğu. dili işlerin gecikmesinden dolayı huzursuz olmak.. ovarak aşındırmak. compare. meydan okumak. başkan. kürsü. kalseduan. ticaret odas ı. Çat. zincirleme mektup. f. ırıklığına uğratmak. i. child. i. chair.men (çer´mîn) i. aynı mağazalar zincirine bağlı mağaza.. Çad´a özgü. k ıs. sinirlendirmek. 4. hâkimin oturum dışı konularda çalıştığı yer. özel oda.. lağım çukuru. i. zincirleme reaksiyon. fişek yatağı. mahkeme. s. k. 1. bak. i. i. hayal k 1. peş peşe sigara içmek. meydan okuma. 5. hayal k ırıklığı. cgm ch Chad Chadian chafe chafe at the bit chaff chagrin chain chain letter chain of command chain reaction chain smoker chain store chain-smoke chair chair lift chairman chairmanship chairperson chairwoman chaise longue chalcedony chalice chalk challenge challenge match challenger chamber chamber music chamber music chamber of commerce chamber of commerce chamber orchestra chamber pot chambermaid chambers i. sezaryen. oda müziği.wom. i. telesiyej. 2. i. sezyum. i. k ıs. utanç. i. 2. i. 2. daire. ink ıta. 1. 3. s. i. 2. oda hizmetçisi. İngiliz yasama meclisi. 2. ticaret odas ı. i. k ıs. (erkek) kurul başkanı. kurul ba şkanı. ovarak ısıtmak. oda.cesarean cesarean section cesium cessation cesspool Ceylon Ceylonese cf CF CFI cg. (kadın) kurul başkanı. chain. zincir. cost and freight. . i. utandırmak. i. rezil etmek. 4.. i... başkanlık. tebeşir. kim. çoğ. bak. kad ıköytaşı. chief. Sri Lanka. zincirlemek. oda orkestras ı. iskemle. başkan. sezaryen. 3. Çad. makam. kurul ba şkanı. çoğ. sigara tiryakisi. meydan okuyan kimse.

k. nehir yatağı. 1. müdafaa etmek.kadın. düzensiz. i. çatlatmak. şarkı söylemek. çok sab ırsızlanmak. tutmak. taraf ını i. i. kavurmak. 2. sahip de ğiştirmek. 2. şarkı söyleyerek kutlamak. 3. kader. i. 2. (ciltte) çatlak. 2. 1. monoton bir melodiyle söylemek. bukalemun.. --ring) 1. f. ufakl ık. f. --ping) 1. adres de ğişikliği. s. savunmak. bozuk para çantas ı. 2. başbakan.. İng. s. 1. f. bir şeyi (bir yere) vermek/dökmek/akıtmak/kanalize etmek. (Almanya´da) şansölye. şampiyona. k. 1. f. ihtimal. değiştirmek. şans. dönüşme. şampanya rengi. (madeni yüzeyleri parlatmak için kullanılan) güderi parçaspapatya. i. k. (soğuk) (cildi) çatlatmak. 5.t. risk. into chant chant chaos chaotic chap chap chapel chaperon chaplain chapter char char i.b. -e tesadüf etmek. -e rastlamak. zool. radyo. katır kutur/kıtır kıtır/hart hurt/çıtır çıtır yemek. rizikolu. fırsat. 1. el değiştirmek. 4. kar ışıklık. değişikliğe uğramak. el değiştirmek. (taşıtta) f. da ğkeçisi. yüzü solmak. 3. yüzü k ızarmak. kanal açmak. şans eseri olan. monoton bir melodi. 1. talih. 2. bot. s. delikanlı. dili kesin olmayan. 5. (from/to) (bir uygulamadan ba şka bir uygulamaya) geçmek. rektör.. şaperon. 1. Ankara´da üstünü de ğiştirmek. nöbet de ğiştirmek. dili adam. 1. i. i. yar ık. i. çocuk.tahta v. k.. 2. kaos. 3. kararsız. k ısım. yenilik. riziko. (bir uygulamadan ba şka bir uygulamaya) geçiş. i. tesadüfen olmak: She chanced to be there. müdafi. ordu veya hastanede) papaz. kavrulmak. ask. s. ateşe . 1. i. yüzü k ızarmak. İng. 1. 2. ı. değişiklik. yol. bozukluk. üstünü başını değiştirmek. destek olmak. i. oymak. caymak. değişken. 1. dili ağız değiştirmek. 3. s. i. 2. 2.. 1.. bozuk. hava de ğişimi. dönüşüm. changeability. kargaşa. fikrini/karar ını değiştirmek. (kitapta) bölüm. bo ğaz. değişim. değişkenlik. 2. Tesadüf eseri oradayd ı. f. 4. s. i.1. şampiyonluk. şapel. şanjanlı. değişmek. 3. şampiyon. i. 2. paranın üstü. i. f. 2. yanardöner. para. (--ped. f. savunucu. (toprak. k ızartmak. hiç de ğişmeyen.´ni) yarmak. 1. su yolu. bozuk tahvil etmek. i.chameleon chamois chamomile champ champ at the bit champagne champion championship chance chance chance on/upon chancellor chancy chandelier change change change clothes change color change color change hands change hands change of address change of air change one´s mind change one´s tune change over change purse change the guard changeability changeable changeableness changeless changeover channel channel s. başkasının eline geçmek. küçük kilise. (okul. 6.. (--red. karmakar ışık. tilavet. dili (bir riski) göze almak. i. akak. (kadın) hademe. 1. 2. istikrarsız. tahavvül. i. i. sertleştirmek. 2. şampanya rengi. 3. avize. monoton ses tonu. aktarma yapmak: You´ll have to change trains in Ankara.4. 2. yakarak kömürle ştirmek. i. i. şampiyon. zool. monoton bir melodi e şliğinde söylenen sözler. hizmetçi. i. s. şampanya. bak. 2. değişme. mecra. hizmetçi yanarak kömürleşmek. TV kanal. 3. -in dışını yakarak kömürleştirmek.

özel şoför. tar. i. patent. çarter seferi. f. i. çenebaz. çekici.´ni) i.´nde) kişi. muska. çoğ. derneği. sadaka. cana yakın. f. s.character characterisation characterise characteristic characterization characterize characterless charcoal chard charge charge charge account chargé d`affaires chariot charisma charitable charity charlady charlatan charm charming chart charter charter flight charter member charter plane charwoman chary chase chasm chassis chaste chasten chastise chastity chat château chattel chatter chatterbox chattiness chatty chauffeur chauvinism chauvinist chauvinistic cheap i. hayır işi. büyülemek. şarlatan. 1. (--ted. karakteristik. nevi şahsına münhasır bir f. characterize. kovalama. 2. f. i. merhamet. yasaklanmış cinsel ilişkilerde bulunmama. elek. yardımseverlik. lekesiz. 1. göstermek. chas.en (çar´wîmîn) i. iffetli.sis (şäs´iz) i. izleme. geveze. s. hayırseverlik. karakalem. gevezelik etmek. i. hücum etmek.gés d´af. yasaklanm ış cinsel ilişkilerde bulunmayan. dillidüdük. gemi kira kontrat ı. i. pe şine düşmek. 3. i. şato. hizmetçi. döverek cezalandırmak. i. tipik. 1. of -i esirgeyen.. s. basit. f. karakter. 4. çoğ. (uçak. vas ıf. i. şovenizm. ucuz. namuslu. takip. çizelge. t ılsım. nitelemek. 3. hoşbeş. karakterize etme. aç ık hesap. 2. char. şovence. tutmak. i. s.. gevezelik.. imtiyaz. hayır cemiyeti. f. temizlik. char.. şasi. kovalamak. bak. İng. f. s. nitelendirmek. baya ğı. 1. 2. s. hayırsever. sade. 4. hikâye. tip bir kimse. i. 2. hizmetçi kadın. saf. itham. i. kiralanm ış ucuz tarifeli uçak. kadın. portolon. konuşkanlık. hizmetçiyardım hizmetçi. pazı. 3. 1. deniz haritas ı. 3. ıslah etmek için cezalandırmak. --ting) sohbet etmek. cazibe. 5.b. 2. i. kanyon. sohbet. -in haritas ını yapmak. şarj etmek. çene çalmak. 2. ho şbeş etmek. saflık. ho ş. s. şoven. İng. karakterize etmek. hamle. (bir masraf ı birinin hesabına) geçirmek. yardımsever. 2. iki tekerlekli sava ş/yarış arabası. işgüder. s. menkul.. şarj. f.. İng. 1. mangal kömürü. top kızağı. 1. nitelendirme. 5. f. berat/imtiyaz/patent vermek. çizge. taşınır mal. 2. çekicilik. 4.3. oyun v. 2. characterization. cezaland ırmak. özellik. (roman. berat. 1. peşine düşme. dar bo ğaz. özyap ı. 4. 2. i. plan yapmak. bozulmam ış. (kadın) hademe. elek. itham etmek. i. konuşkan. sevimli. i. 3. 1. iffet. karakter.v. i. f. büyü. f. i. tedbirli. i. (hizmet kar şılığında ödenen) ücret. tablo. dikkatli. 1. tic. çoğ. (kadın) hademe. 2. yola getirmek. adi. şahıs. suçlama. . hücum. 2. karizma. 2. 2. kurucu üye.wom. 1. bak. i. 1.b. i. uslandırmak. karaktersiz. i. takip etmek. 3. grafik. oto. çene çalmak. i. bot. sili. i. 5. i. 2. derin yarık. suçlamak. şarjedafer. cezbetmek. 1. s.. 3. izlemek. görevlendirmek. hususiyet. kaydetmek.1.. 1.faires (şarjeyz dıfer´) maslahatgüzar. İng. karakter. i. gemi plan kiralamak. ihtiyatl ı. 4. harf. barut hakkı.

. i. i.b. cıvıltı. i. (kontrol etmek amac ıyla) -e bakmak. neşelenmek. This (belirli bir şeyi) arayarak (bir şeyi) kontrol etmek: I´m checking for leaks in the(otel v. kontrol listesi. (bir şeyin) 1. 2. vestiyer. çek olmad 1. engelleme. 3. s. yan yana. cıvıldamak. Hoşça kal! i.. kopya çeken. argo pinti. İng. ünlem. (sözle) tezahürat yapmak. avurt. neşeli. çedar (bir çe şit peynir). ucuzlamak. 1. küstah. satranç mat etmek. hava terminalinde bilet ve bagaj ın kontrol edildiği tezgâh. arsızlık. birini ne 2. f. (bir şeyin)bir 1. 1. 1. (süpermarketteki gibi) al ınan malların hesabının yapılıp ödendiği tezgâh. atmak. İng. 1. pansiyon v. i. z. -e 3. .o.. ı. the hotel´s reception desk. amigo. çıkış tezgâhı. 2.şelendirmek. up cheer s. (sözle yap ılan) tezahürat. dili yüzsüzce. dili cüret. cimri. z. Keyfine bak!/Geçmiş olsun! s. kopya çekmek. ket yapan That defeat checked their advance.. i. i. tam yenilgi. arsız. sıkı fıkı. gem vurma. i. Dam ın akıp akmadığını kontrol ediyorum./an animal on cheer up Cheer up! cheerful cheerfully cheerfulness cheerio cheerleader cheerless f. keyif.´ne girince) kayd ını yaptırmak: First you have to check in at 1. hesab ını ödeyip (otel. de ğişik olaylarla dolu. 2.gözwith (bir 2. ket. gözden geçirme. 1. elmac ıkkemiği. küstahlık. pansiyon doğru olup olmadığını öğrenmeye çalışmak. ığını öğrenmeye çalışmak. i. emanet. muayene. (birinden) izin almak. i. 1. satranç mat. k. 1.b. İng. yenmek. genel sa ğlık kontrolü. ucuzlatmak. çek hesab ı. çek defteri.. keyifli. üçkâğıtçı.. i. kareli. s. i. i. f. s. kaydını (otel. aldatmak. 2. 2.cheapen cheapskate cheat cheater check check check for check in check into check on check out check up on check valve check with checkbook checkered checkers check-in check-in counter/desk checking account checklist checkmate check-out check-out counter checkpoint checkroom checkup cheddar cheek cheek by jowl cheek by jowl cheekbone cheekily cheekiness cheeky cheep cheer cheer s. f.´nden) ayrılmak. engel. i. 2. k. (birine) dan ışmak.. k. İng. yavadurdurmak. şen. fren görevivurmak: f. f. neşesiz. vurma. 2. hilekâr. dili yüzsüzlük. cik cik ötmek. 1. keyifsiz. neşeyle. şlatma. yanak. yüzsüzlük.b. i. (kontrol etmek amac ıyla) bakmak. durdurma.. ne şelendirmek.o. neşelilik. i. dama oyunu. i. k. ket yava şlatmak. roof. göz atmak. küstahlıkla. kontrol noktas i. kopyac ı. i. birini/bir hayvan ı (sözlü) tezahüratla teşvik etmek. anat. i. İlk ını yaptırıp bir oda tutmak. kontrol. i. doland ırmak. şey) (başka doğru olup valf ı. ekose. İng. 2. 2. O yenilgi ilerlemelerini durdurdu. neşe. 2. çekap. yan yana. dili yüzsüz. v. gem vurmak. (bir şeyin) doğru olup olmadığını öğrenmeye çalışmak.. dolandırıcı. 1. engellemek.´nde) kayd önce otelin resepsiyonunda 1.

piliç. İng. ahçı. Şerefe! 2. i. göğüs. kestane. kestane rengi. chemical. 3. argo bozuk para. f. Hoşça kal! 3. i. asıl branşı kimya olan öğrenci. f. üzerine titremek. sandık. k. şen. 3.. s. s. 1. 1. kimya. kemoterapi. kestane rengi. peynir k ıvamında. kimyasal bile şim. i. 2. kad ın iç gömleği. i. chess. şık. peynirli hamburger. i. neşeli. argo çene çalmak. i. kutu. 2. out chew the cud chew the fat chewing gum chic chicanery chick chicken chicken feed chicken pox chicken-hearted chickpea chicory chide ünlem. kiraz. nohut. 1. keyifli. i. (chid/--d. tülbent. i. kombinezon. i. (teşekkür olarak) Sağ ol! s. kimyasal. kimya mühendisliği. ahçıbaşı. kimyasal madde. i. kusur bulmak.. . çiğnemek. gütmek. 1. ba ğrına basmak. i. s. bot. f. satranç taşı. zool. şifoniyer. kimya mühendisi. k. tavuk eti. İng. korkak. civciv. bak. k ıs. İng. argo genç k ız. Acinonyx jubatus.den/--d) azarlamak. kestane. 1. i. çita. satranç. beslemek. i. satranç tahtas ı. şıklık. i. vişne. 2. çek. i. güne ğik. s. 1. out argo korkudan çekinmek. aziz tutmak. 2. chemistry. kimyevi. i. dili derin derin düşünmek. hindiba. i. 2.o. piliç.. i. chid. i. şike. ödlek. checkered. s. peynirli kek. eczacı. i. çiklet. chemist. i. çoğ. i. i. 1.. kimyasal reaksiyon. kimyager. peynire benzeyen. peynir... kimyasal sava ş. f.Cheers! cheery cheese cheeseburger cheesecake cheesecloth cheesy cheetah chef chem chemical chemical compound chemical compound chemical engineer chemical engineering chemical reaction chemical warfare chemise chemist chemistry chemistry major chemotherapy cheque chequered cherish cherry chess chessboard chessman chest chest of drawers chestnut chew chew s. tıb. 2. az para. geviş getirmek. hile. suçiçeği. s.men (çes´mîn) i. kimyasal bile şim. İng. modaya uygun. çizburger. şef. dili birini azarlamak.

üşüme. bak. 1. bak. 1. 3. i. çocu ğu olmayan. centilmen. seramik. 3. üşütücü. yanardağ ağzı. şempanze. çoğ. evlat. 2. İng.ışmak. i. c ıvıldamak. i. bilg. 1. 2. i. huk. 2. s. başlıca. i. yürekli. i. çocuksu kimse.. baş. yüreklilik. (yiyecek/içecek) soğutmak. çatlak. 1. dili lafa kar f. s. Çince. chil. i. cömert. baca. 4. çip. 1. i. Çinli. 2. 2. 2. i. ana.. şekil i. soğuk iliğine geçmiş.. amerikasincab ı. üşütmek. s. kızarmış patates. centilmenlik. kalem.. çan sesi. cesaret. çocuk. İng. ahenk. Tamias. çini. yonga. i. cırlamak. nezaket. i. 2. 2. doğum. çocuksuz. amir. we´d better get to work. 2. 2. en çok.. dan ıştay başkanı. 1. z. uyum. soğuk davranış. Çince. s. zool. tabak dolab ı. 2. cips. şef. cırıltı. yonga. i. chivalrous. 2. k. şef. (saat/zil/çan) ahenkli bir sesle çalmak. i. s. (soğuktan dolayı) el/ayak parmağındaki şişkinlik. çocukluk dönemi.. z. so ğuk. 1. cıvıltı. zool. yontmak. f. reis. baş. ba ğışta bulunmak. 2.. keski. iş. melodi. i. Çin´e özgü. 2. baca temizleyicisi. 2. gerçek olmayan. 3. çocukça. 1. f. lafa çentmek. i. Şilili. belli başlı. Şili. cırıldamak. i. 3. serin. bebek. kabile reisi. Şili´ye özgü. 1. 1. soğuk. i. lamba şişesi. çene çalma: Enough of this chitchat. dili (sohbette geçen) sözler. 2. Çin. çentik.. çocuksu. 1. 3. cesur. Çin. krater. en yüksek rütbede olan. 1. ufak aç ıklık/yarık. üşümek. çene. hayali. cömertlik. i. f.karışmak. s.nese) Çinli. 1. çocukluk. z. yarenlik. i. ürperme. k. çocuk gibi. ço ğ. çoğ. i. 3. chili. muhabbet. Anthropopithecus troglodytes. çocukça. çok kolay iş. porselen. i. k ırmızıbiber. Şili. çocuk oyuncağı. 1. i. madeni çubuklardan olu şan zil. child.. çocuk. s. çocu ğumsu. anat. şövalye gibi. Bu kadar muhabbet s. İng. 2. zil sesi. (çoğ. s. iliğine kadar üşümüş. f. (--ped. şövalyelik. --ping) 1. soğuk. kolay çocuk oyunca ğı. 1. ürpermek. 1. s. hahamba şı. 2. i. ba şkan. çocuk ruhlu. üşütücü. s. nazik. 2.chief chief justice chief rabbi chiefly chieftain chilblain child child´s play child´s play childbirth childhood childish childishly childless childlike childminder children Chile Chilean chili chili pepper chill chilled to the marrow chilli chilliness chilly chime chime in chimerical chimney chimney sweep chimpanzee chin China china china closet Chinese chink chip chip in chipmunk chirp chisel chitchat chivalric chivalrous chivalry i. Chi. i. 1. titreme. Şilili. patates kızartması.. 3. İng.. 1. . i. para vermek. 1. çocuksu. soğuk. soğuk bir şekilde. bak. kalemle oymak. budamak. çocuk bakıcısı.dren (çîl´drın) i.

ık. Hristiyan. tıkanmak.sen) 1. koregraf. 1. tercih etmek. 2. kiriş. İsa. 3. koro için yazılmış. f. müz. takoz. f. i. i. alternatif. i.koro. oto. i. nutku tutulmak. i. s. frenkso ğanı. 3. öfkesini bastırmak. kloroformla uyutmak. çikolatalı kek. i. yön değiştiren (rüzgâr). seçenek.. s. Hristiyanlık. 2. çare: You´ve no other choice. kim. koro toplulu ğu. Mesih. zor be ğenen. i. koro taraf ından söylenen. kolera. pirzola: lamb chop kuzu pirzolas ı. i. heyecandan konuşamamak. müz. koro ile ilgili. s. (chose.. kim.. f. k ısa saplı balta. boğulma. ilk ad. i. seçilen kimse/şey: He was our choice. Bizim seçtiğimiz oydu. cho. çırpıntılı (deniz/göl). bak. dopdolu. koral. seçmek. çikolata: a piece of chocolate candy bir çikolata. f. çoğ. vaftiz etmek. i. 2. klor. i. 1. nefesini kesmek. choose. (up) ince ince kıymak/doğramak. isim: Her Christian name is Fanny. k. jikle. 3. 3. küçük bir iş. (--ped. değişken. f... boğmak. 2. champ. 2. bak. boğulmak. çalg ı teli..chive chlorinate chlorine chloroform chock chock full chockablock chockfull chocolate chocolate cake choice choir choke choke back one´s tears choke down one´s rage choke up cholera cholesterol chomp choose choosey choosy chop chop down chopper choppy chopstick choral chorale chord chore choreographer choreography chorus chose chosen chow Christ christen Christendom christening Christian Christian name Christian name Christianity Christmas Christmas Day i. bak. (balta ile) k ırmak. i. koreografi. ıkanma. i. Noel. 2. (müzik eseri) koro. seçilmi ş. akort. dopdolu. Hristiyan âlemi.. satır. 2. şarkının koro bölümü. klorlamak. s.. şık. ad. bak. s. seçme. İng. kilise korosu. 2. s. kloroform. 2. tgözyaşlarını tutmak. and her family name is Burney.. vaftiz etme. Noel günü. kolesterol. koreograf. i. 3. müşkülpesent. Adı Fanny. choose. seçiş. Hristiyanl soyadı Burney. s. choosy. 1. ağzına kadar dolu. i. tıkanmak. k. 2. 1. argo helikopter. k. s. (ağacı) kesmek. i. s. i. i. 1. 1. 1. bir evin/çiftliğin günlük işleri. (Uzakdo ğuda kullanılan) yemek çubuğu. . f. 2. dili. i. koregrafi. dili titiz. i. güç ve tatsız iş. f. i.. 1. 1. --ping) 1. dili yemek. koro. tıkamak. f. koro. i. istemek. i. i. f. çikolatal ı. i.. vaftiz töreni. İng.

f.o. 2. kromozom. s. k. budala. İng. Külkedisi. 4. f. 2. (üst kattan alt kata inen. i. yak ın arkadaş. 2. and freight sif. çama şır/çöp atılan) baca. kıkırdama. i. terbiyesiz.. yayık. kaba adam. çantada keklik. i. kromatik. 1. Central Intelligence Agency. i. at kolan ı.tıknaz adam. 2. dost. k. dili 1. ibadet. a ğustosböceği. f. i. i. cüruf. topak. kül. s. k ıkır kıkır gülmek. krizantem. k ıs. 1. 1. dost olmak. zool. kilise avlusu/bahçesi. puro. cemaat. 3. dili 1. i. ahbap. 2. süre ğen. süt kabı. çoğ. Hrist. i. dili sıkıca tutma. 1.. ayini. i.. i. s. i. kilise i. k. renklerle ilgili.. süreölçer. Onu çöpe at!/At onu!/At gitsin! 2. 2. f. z. birini d ışarı atmak/kapı dışarı etmek/sepetlemek. krom. k. i. kronometre. 2. kas ımpatı. yanm ış kömür artığı. sinema. köylü. kıkırdamak. out chuckhole chuckle chuffed chum chummy chump chump chunk church church service churchwarden churchyard churl churlish churn chute CIA CIF cicada cider cigar cigarette cigarette lighter cinch cinder cinder block Cinderella cinecamera cinema Noel arifesi. 1.Christmas Eve Christmas tree chromatic chrome chromium chromosome chronic chronicle chronological chronologically chronology chronometer chrysanthemum chubby chuck chuck it up Chuck it! chuck s. i. cüruf briketi. 3. --ming) 1. tarih s ırasına göre. kamera. müz. 2. i. müzmin. dili büyük bir miktar. aynı odayı paylaşmak. k. 2. s. kronik. atmak. i. k ıs. 3. güzelli ği ve değeri anlaşılmamış kız. dili elde bir. 2. mezhep. çakmak. k. kronik. kaba. i. s. (yolda olu şan) çukur. kavrama. ayin. sinema salonu. i. 4. kıkır kıkır gülme.. i. i. s. . kronoloji. 1. birini işten atmak. külçe. (out) çöpe atmak. yığın.. 2. i.. Noel ağacı. dili mutlu. i. İng. 1. k. İng. kalın bir parça. kronolojik. sigara. kilise idame amiri. 2. 1. k. (--med. dili bir işi bırakmak. f. dili kilise. i. elma şarabı.. dili 1. kütük. i. tombul. insurance. çiğnemek. dili aptal. Onu b ırak!/Ondan vazgeç! k. kim. kromatik. tarih. çok memnun. krom. bot. i. elma suyu. i. s. k. (sütü) yayıkta çalkalamak. 1. i. bir işten ayrılmak/vazgeçmek. f ırlatmak. cost.

kader. 2. 1. belediye ba şkanı. (para için) tedavül. şifre. mahzen. 2. 1. genelge. olay. İng. sünnet. (bir yerin üstünde i. uzatma işareti. dolaylı. numara. s. uyrukluk. tabiiyet. site. 3. sirküler. 1. dolaylı olarak. 1. i. 2. -i kaynak/örnek olarak gösterme. i. 2. uyruk. cit. Çerkez. 4. kösteklemek. 1. meydan. f. ikinci derecede önemi olan. i. elek. 3. ayr ıntılı. takriben. i. i. çevre. f. i. 2. kent. z. huk. turunçgillerden bir meyve. (kan/hava) dolaşmak. kale. tarç ın. dikkat. takdirname. cited. grup. i. 1650 dolaylarında yapılmış. i. gösteri. -in etraf ına daire çizmek. dolambaçlı. 1. dairesel. 2. s. daire. 3. çember. huk. dolayl ı. -in etrafına daire çizmek. belediye. atlatmak. ihtiyat. tedbirli. huk. s ıfır. -in2. yurttaş. celp. 2. k ıs. i. vaziyet. vaka. Çerkezce. vatanda şlık. bir tür kredi mektubu. şehir mimarı. (motordaki sıvı için) devridaim. 2. solda sıfır. i. için) dolaşım. 3. tekerine çomak sokmak. 2. devre. f. 1. şehir. k ısıtlamak. i. i. sünnet etmek. 1. daire çevresi. edat dolaylar ında. halka. ihtiyatlı. s. kesişen sokaklarla ayrılan blok. devre kesici anahtar. (havan ın/sıvının) akımı/dolaşımı olmak. (nüfuz açısından) önemsiz biri. belediye meclisi üyesi. genelge. daire. i. 1. muhit. 1.cinnamon cipher circa Circassian circle circuit circuit breaker circuitous circuitously circuitousness circular circular note circular saw circulate circulation circumcise circumcision circumference circumflex circumnavigate circumscribe circumspect circumspection circumstance circumstantial circumstantial evidence circumvent circus cistern cit citadel citation citizen citizenship citric acid citron citrus citrus fruit city city block city centre city council city councilor/father city hall city manager city planner city-state i. yuvarlak. kent merkezi. citizen. vatanda ş. 1. s. 2. 2. i. i. dikkatli. i. sürüm. i. celp kâğıdı. kaç ınmak. daire çizen yol. (motordaki s ıvı) devridaim(kan/hava (havanın/sıvının) akımını/dolaşımını i. i. dolambaçlı. 1. inceltme işareti. 2. 1. ko şul. s. 1. sitrik asit. hiç. . (hava/s ıvı için) akım. denizden etraf ını dolaşmak. sak ıngan. -in etrafını dönmek. 2. 2. tiraj. belediye meclisi. etraf ring seferi. f. turunçgillere ait. i. devir. yapmak. f.. aşağı yukarı: It was built circa 1650. citation. 3. 3. belediye binas ı/konağı. yuvarlak testere. f. ağaçkavunu. s. İng.rus) turunçgillere ait ağaç/meyve. şart. keyfiyet.ını çizmek. 2. hisar. sirk. sirküler. 1. şehir devleti. 3. durum. ça ğrı. sarnıç. su deposu. tur. 2. hal. durumla ilgili. 1. 1. 3. dolaylılık. yurttaşlık. tebaa. çember. i. 1. 4. hemşeri. tamim. 3. ikinci derecede kan ıt. (ço ğ.

1. i. insan haklar ı. s. i. kibar. 2. alk i. f. ferdi. s ıkıştırıcı. kibarl ık. feryat etmek. terbiyeli. --ping) 1. 1. terbiyeli. uygarla ştırmak. gaipten haber verme. i. el ç ırpma.. medeniyet. f. vatanda şlarla ilgili. aydınlatmak. 1. ç ınlama. kehanet. sivil. bak. zool. şıngırdamak. 2. çınlamak. güçlükle tırmanmak. edepli. şaplak indirmek. bilgisi. hak. deniz tara ğı. yurttaşlık s. terbiye. ho ş.. 1. . el çırpmak. i. 2. bireysel. clamor. f. hak talep etmek. medeni nikâh.b. kibar. 5. yap ış yapış. iddia etmek. gürültülü.ınlatmak. kütüphane v. hükümete ait. i. belediye ile ilgili. sivil savunma. milli. uygar. medenileştirmek. el alt ından. medeni hukuk. vatanda şlık hakları. yurt bilgisi. f. 2. İng. nezaket.. şehre ait. 1. (--ped. kıskaç. bak. klan. 3. 1. hükümet binalar ı. 2. inşaat mühendisi. i.. i. mengene ile sıkıştırmak. gök gürlemesi/gürültüsü. talep sahibi. gizli. i. İng. i. clothe. s. madeni ses çıkarmak. 3. bak. elle vuruş. İng. medeni nikâh.. civilization. 2. hak iddia eden. 2. şaplak. z. s.´nin bulunduğu şehir merkezi. f. uygarlık. mahkeme. i.. sivil. medeni. i. f. tırmanmak. sahip ç ıkmak. f. civilize. 6. tangırdamak. bak.. sigorta poliçesi üstünden ödenecek para. 2. 2.. f. 3. mengene. 2. civilized. ç şıngırtı. 1. gizlice. f. i. yaygara. i. 2. yurttaşlık ile ilgili. edep. haykırmak. gürültü.. tazminat davas ı. nazik. 1. sivil devlet memurlar ı. İng. kenet. inşaat mühendisliği. medeni. k. nazik. iddia. feryat. istemek. medeni hukuk. İng. 1. ışlamak. soğuk ve nemli. madeni ses. yaygara koparmak.. s. 1. 2. İng.civic civic center civics civil civil defense civil engineer civil engineering civil law civil law civil liberty civil marriage civil marriage civil rights civil servant civil service civil service civil war civilian civilisation civilise civilised civility civilization civilize civilized clad claim claim for damages claimant clairvoyance clairvoyant clam clamber clammy clamor clamorous clamour clamp clan clandestine clandestinely clang clank clap clap clap eyes on clap of thunder s. s. uygar. f. bak. dili -i görmek. 4. devlet memurlu ğu. i. hayk ırma. elle vurmak. devlet memuru.. iç savaş. davac ı. kabile. i. talep. tarak. 1. kâhin. Roma hukuku. el altından yapılan. i. 2. i. 1. tazminat talebi. f. 1. 2. tangırtı.. boy.

net. bitkin. sabun. zümre. bölümlenmiclassified (bilgi). i. 7. 1. 2. dili (gazetede) küçük ilanlar. sınıflanmış. dershane. açıklık. temizlemek. 2. 2. domuz tırnağı çekiç. tasnif edilmiş. hurdası ç k ırmızı i. 2. yırtmak. duru. 1. mantıklı düşünen kimse. açıklık getirmek. mücadeleye i. i. 2. takırdamak.b. -i sınıflandırmak. kategorilere ayr ılmış. -i (kategorilere) ayırmak.. aç ıklığa kavuşturmak. k. temizlemek. çözmek. 3. temizlikçi kad ın. -i (belirli bir grubun içinde) saymak. i. ar ı. kopçalamak. İng. temiz ahlaklı. gizli advertisements. i. k. (gazetede) küçük ilanlar. ders.sustalı bıçak. leke giderici (s ıvı) ilaç. gürültü. i. z. masum. temizlikçi. -i sınıflamak. şeffaf. toplayıp atmak. s ınıflama. 2. 1. 2. klasik eser. f. 3. anat. sınıf. patırtı. i. 1. saf. aç ık bir şekilde anlatmak. classification. köprücük. kuru temizleyici. madde. i. halis. tak ırdatmak. tür. kast.. s. s.. 5. 1. tırmalamak. vicdan rahatlığı. sofrayı kaldırmak. i. tüymek. açıklığa kavuşturmak. sar ılmak. çatışmak. klasik. temiz. 4. dili 1.dövüşmek. f. külüstür. dili s ıvışmak.1. çok yorgun. grup. çeşit.). 1. 1. 3. (hastalık) geçmek. -i tasnif etmek. şart. 1. 2. çözülmek. i. tüymek. k. temizlik. i. balç ık. saydam. aydınlatmak. pestili çıkmış. 2. takırtı. sınıflandırma. i. köprücükkemi ği. açıklık kazanma. 4. cümle veya yancümle ya da bazı geçmiş zaman sıfat-fiilleri gibi bir özne ve ona ait bir fiilden oluşan i. temizlemek. 1. 2. berraklık. açıklık kazanmak. bak. klarnetçi. temizlik. kucaklamak. vuzuh. bölümleme. 2. i. 1.b.clapped-out claret clarification clarify clarinet clarinetist clarity clash clasp clasp knife class class classic classical classification classified classified ads classified advertisements classifieds classify classmate classroom clatter clause clavicle claw claw hammer clay clean clean out clean up cleaner cleaning cleaning fluid cleaning woman cleanliness cleanly cleanse cleanser clear clear conscience clear off clear out clear the air clear the table clear thinker clear up s. halletmek. k 1. 2. hüküm. sar ılma. (hastalığı) gidermek. açık (gök). 2. Bordo şarabı. çarpışıp savaşmak. i. pak. -i (kategorilere) s. kil. f. (madeni şeyleri) birbirine çarpmak. f. sınıflandırılmış. s. açıklanma. 2. toka. 5. büyük çak ı. pençe. aydınlanma. aç ıklama. f. 1. dili s ıvışmak. şüpheleri gidermek. f. f ıkra. kopça. i. . kuru temizleyiciye gönderilen giysi v.ıs. 3. bent. açıklanmak. 3. -i s ınıflamak. temizleme. müz. k. temizleyici madde.ıkmış. pençe atmak. 2. tabaka. 2. pürüzsüz (cilt). classic. i. 1. takım. 1. çarpışmak.. 6. açık: His instructions were quite clear. açıklığa kavuşturma. aydınlatma. f. 2. açık. 3. kusursuz. (madeni şeyler) birbirine çarpmak. açıklığa kavuşma. f. i sınıf arkadaşı. açıklamak. i. i.. temizleyici madde. dilb. tırnak. s ınıf. s. klasik. temizce. dili. yenebilir (av eti v.bölümlemek. biçimli. engelsiz. kucaklama. açıklık getirme. temiz bir şekilde. düzgün. derslik. açıklığa i. temizlemek. tasnif. 4. klarnet. 1. çatırdatmak. bulutsuz. kategori. classify. 2. toka ile tutturmak. sınıf. k. 1. ş. f. sınıf. klasik. kolaylıkla anlaşılan/duyulan.

i. sıkıca sarılmak. aç ık. kesin. çıt sesi çıkarmak. 3. güre ş. zekice. tıkırdatmak. (saç/tırnak/çim kesmek için) makas. 1. f. 1. uçlarını kesmek. tokuşturma.clearance clear-cut clearing cleat cleavage cleave cleave cleaver clef cleft clemency clement clench clergy clergyman cleric clerical clerk clever cleverly cleverness clew cliché click client clientele cliff climate climax climb climb down climber clinch cling cling film clinic clinical clink clink clinker clip clip clip s. tık sesi çıkarmak. 1. şıngırdatmak. f. 2. (gazete. şefkat. 4. i. 1. balta. tırmanıcı sarmaşık. i. çatlama.ven/cleft) yarmak. yap 2. 4. i. müvekkil. çıtırtı. (a ğaçlık bir alanı) çıkarma. sıkıca yakalamak. bak. -e yap ışmak. çarpmak. (hatıra v. tık sesi. 1. papaz. (--ped. 2. 1. 1. yar ılmak. tık. perçinlemek. 2. i. çatlak. (ağaçlık bir alandaki) tüm ağaç ve çalıları kesmek. i. i. papaza ait. tıkırtı. kama. 2. açıklık. dergi v. s. 1. 3. 2. f. zeki. mü şteri. f. uçurum. k ıskı. 2. bölmek. takas. f. 2. sarp kayalık. 2. papaz. tezgâhtar. tırmanış. s. i. doruk noktas ı. merhamet. çoğ. tek. 2. açığa tıraşlama kesmek. 2.´ne) bağlı olmak. 6. cüruf parças ı. çıt sesi. papazlar. 3. f. 2. ak ıllıca. perçinleme. şıngırdamak. bölünmek. -den ayrılmamak/çıkmamak. onto clipboard clipper clipping i. k. tırmanacak yer. bir şeyi -e ataşla/klipsle tutturmak. 1. f. klişe. 3. f. yarılma. 2. kavramak. kırpma.ş. kesme. i. tutunmak. 1. i. 2.men (klır´cimîn) i. f.b. cleave. (clung) 1. sa ğlama bağlamak. kliring. dili toplumda yükselmek isteyen kimse. 2. i. i. dili hızla gitmek. 1. tıklatmak.. i. ak ıllılık. i. 2. i. 3. k . matb. 2. doruk. 2. boks birbirine sarılmak. temizleme. i. ak ıllı. (bardak/kadeh) tokuşturmak. i. beceriklilik. 1. 1.´nden) kupür şarjör. yar ık. boks birbirine sarılma. 2. tırmanma. k ırkmak. çoğ. i.´s wings clip s. i. 1. vurmak.. ayrık. müz. ata 5. 4. i. 3.ışmak. i.o. kırpmak. zirve. kupür. çıkmak. 5. klinik. 1. net. (kadının) göğüs arası. 1. şefkatli. güreş. --d/clo. takoz. f. s.t. 1. --ping) 1. inmek. i. bot. clue. 1. i. 4. meydan. k. s. mü şteriler. çıt. f. sekretere ait. doruğa ulaşmak.gy.ırkma. cler. i. i. -e sadık kalmak. 2. 1. orgazm. aydınlatma. güneşli ve ılık (hava). hava. 2. (ceza olarak) birinin hareket alan ını sınırlamak. merhametli. mandal. becerikli. 1. 1. aç ıklık yer. f. İng. perçinlenmiş çivi. anahtar. 3. 2. müvekkiller. klips. i. klipsli kâ ğıt altlığı. geminin limanı terketme izni. 2. (--d/clove/clave) to 1. klinik. temizleme işi. yarık. tırmanmak.. klinikle ilgili. 2. havanın güneşli ve ılık olması. (--d/clove/cleft. bak. i. i. iklim. 1. 2. şıngırtı. maşa. 2. i. 2. doruğa ulaştırmak. kesik. streç film. f. gümrük muayene belgesi. 1. s. den. z. sekreterlik. 1. 1. 2.b. 3. 2.. 2. i. satır. tıkırdamak. (yumru ğunu/dişlerini) sıkmak. 1. 1. yakınında olmak. 3. 1. klişe. koçboynuzu. s. 2. 3. i. (tüfekte) kesmek. tıklamak. hızlı bir yelkenli gemi. basmakalıp söz. sekreter.

(işyeri) kapanmak. f. i. anat. kapamak. yak ından çekilen fotoğraf. tuvalet. samimi.. tahta ayakkabı. i. 2. s. puantöre kaydettirerek paydos etmek. beraberliğe yakın oyun/yarış. revak. (i şyerini) kapamak/kapatmak. 1. 2. 2. -in etraf ını çevirmek. i. manastıra kapatmak. ayırmak. 1. dili paçayı zor kurtarma. yak ın benzerlik. dili paydos etmek. anlaşmaya varmak. 1. 2. vestiyer. sıkı. İng. f. gizli tutulan. 1. takunya. köstek. 2. (işyeri) kapanmak. kapatmak. saatin makinesi. puantöre kaydettirerek i şbaşı yapmak. saat tutmak. aleni olmayan. hizip. kemeraltı. pıhtılaştırmak. 1. i. s. saat. s. eli s ıkı. kapatılmış. birbirine yaklaşmak. dar kurtulma. göğüs göğüse çarpışma. hemen hemen. klik. 4. i. f. klozet. 1. (iş gününün bitiminde) işyerini kapatmak. (gard ırop işlevi gören sandık odası gibi) gömme dolap. toprak/çamur parças ı. engellemek. (süt) kesilmek. 1. 1. kapamak. --ging) 1. üste oturan (giysi). tecrit etmek. dar. i. s. 6.. cimri. i. 2. 7.clique clitoris cloak cloak s. --ting) 1. kapalı devre. ağzı sıkı. gizli komünist. 5. i. k ısa saç tıraşı.. s. k. in a guise of cloakroom clock clock in clock out clockmaker clockwise clockwork clod clog clog cloister close close close by close call close call close combat close contest/game close down close haircut close in on close on close out close resemblance close shave close shave close the deal close to close up close up shop closed closed circuit closed circuit closed season closed shop close-fisted close-fitting close-mouthed closet closet communist closet homosexual close-up clot i. birbirine yakın. manastır. helata şı. nalın. 2. avlanman ın yasak olduğu mevsim. bir şeyi (başka bir şeyin) kisvesine büründürmek. havasız. kapalı. dar. tıkanmak. dili budala. pelerin. yak ın. s. 2. i. k. k. sabo. saatçi. 2. 3. 2. sersem. gizli homoseksüel. 1. yak ında. sinekkayd ı tıraş. (--ged. indirimli satmak. yakın (arkadaş). . engel olmak. f. (i şyerini) kapamak/kapatmak. kapatmak. i. i. yalnız sendika üyelerini çalıştıran fabrika. saat yelkovan ı yönünde. s. İng. sinekkayd ı tıraş. dili gizli. kapalı. hemen hemen. yak ından. top top olmak. kapalı devre. 3. k. k. 1. engel. kapanmak. (--ted. b ızır. pıhtılaşmak. 2. kesek.t. hepsini satmak. dili paçayı zor kurtarma. revaklı avlu. 1. 2. i. f. 2. pıhtı. sıkı ağızlı. kapanmak. lavabo. z. yüklük. köstek vurmak. sıkı ağızlı. t ıkamak. 3. 1. i. klitoris. 2. f.

spor antrenör. bak. 1. . bak. dumanlı. 2. kulüp. 2. kavrama. giydirmek. s ıkıca2. beceriksiz. kararmak. soytarılık etmek. otobüs. k ıs. darmadağınık etmek. 2. 1. 3. demet yapmak.. tutma. küme. f. f. cling. k. i. dalgal ı (mermer). bulutlarla kapl ı (dağ tepesi). kavrama. i. gölge i. giyim eşyası. f. yolcu otobüsü. karanfil (baharat). 1.6. 1. k ıs. bir araya toplanmak. i. i. i. dağınıklık. 1. kümelemek. sonraki sayfaya/sütuna nakledilen (toplam). s. f. iz. beceriksizlik. sinek. beysbol (topa) h ızla vurmak. at -i k. 3. bez ciltli. üstünü örtmek. s.. 1. yığın.dili yumruk indirmek. i. sopa. 3. gıdaklama. düzensiz bir şekilde doldurmak. grup. elbiseler. gıdaklamak. düzensizce yayılmış eşya. 1. 2. cop. ağır ağır atılan adımların sesi. bulutlanmak. buland ırmak. sıkıca k. vasıtasıyla. bez. z. i. sakarca. kaplamak. leke. İng. mandal. açık olmayan. güve. mak. 2. salkım haline getirmek. tokat atmak. pıhtılaştırmak. i. 2. 3. bulutlu. i. ipucu. 1. 1. i. 4. i. -bing) coplamak. oto. 1. karartmak. 2. giysiler. dili 1. İng.cloth clothbound clothe clothes clothes basket clothes moth clothes moth clotheshorse clothesline clothes-peg clothespin clothing cloud cloudburst cloud-capped cloudless cloudy clout clove clove clove clover clown clownish clownishness club clubfoot clubfooted cluck clue clump clumsily clumsiness clumsy clung cluster clutch clutch at straws clutch at straws clutch pedal clutter cm CO Co co. isk. bulutlu. bulut. soytarı gibi. nüfuz. İng. hantal. örtü. f. 2. çomak. sopalamak. carried over muh. f. kumaş. s. i. yolcu vagonu. yonca. kenet. ambreyaj. s. bulanmak. sakarlık. -i çalıştırmak. dili ümitsizlik içinde her çareye ba şvurmak. demet. tutam. debriyaj. i. özel öğretmen. 1. yumru ayak. bulutsuz. töhmet altında. k.tutmak. 1. ispati. i. s. 5. düzensizce atmak. çamaşır sepeti... çamaşır ipi. 3. bulanık. 1. s. 2. f. f. f. çoğ. i. elbiseler. i. hevenk. yığmak. yığmak. f. i. mandal. küme. f. 1. anahtar. k ıs. debriyaj pedalı. giysiler. palyaço. 1. hantallık. güve. k ıs. sağanak. yumruk. 2. 3. kavramak. soytar ı. soytarılık. çamaşır askısı. -i yetiştirmek. 4. i. f. i. i. (--d/clad) 1. debriyaj pedalâmin demek. salk ım. kümelenmek. sakar. i. Commanding Officer.. s. pıhtılaşmak. bulutla kaplamak. dernek. oto. county.2. d. dili olmayacak duaya ı. 2. hantalca.. centimeter(s). f. 2. c/o coach coagulate i. a ğır adımlarla yürümek. 3. 1. çal ıştırıcı. 2. karışıklık. 2. beceriksizce. örtmek. i. karanlık. f. yumru ayaklı. care of eliyle. cleave. 3. tokat. 2. company. i.y. 2. (sarımsakta) diş. (--bed. şüphe altında. duman veya toz bulutu.

1. horoz dövü şlerinin yapıldığı yer. yekvücut olmak. i. alçak güverte. i. 2. kömür. 2. 3. k ıyı boyu. f. bir olmak. den. örümcek a ğı. kabalaştırmak. out of s. f. k ıyı boyunca gitmek. vana. i. görgüsüz. 4. tabaka. s. s. ceket. şaşı gözlü. züppe. kakao rengi. i. kaba. i. argo penis. kaldırım taşı döşemek. mayısböceği. terbiyesizlik. i. s. k ıyı. den. horoz ötü şü. kabaca. 2. kaba. kobra yılanı. i.t. dili kendini be ğenmiş. birleşmek. ayakkab ı tamircisi. i. ısı. deniz k ıyısı. kakao. valf.coal coal mine coalesce coalescence coalescent coalition coarse coarsely coarsen coarseness coast coast guard coastal coaster coastline coat coat hanger coat of paint coat rack coating coax coax s. 1. kat. i. f. i. altlık. f. adi. i. bir kat boya. tatlı sözlerle kandırmak. 4. (kayakla/bisikletle) yokuş aşağı kaymak/inmek. 3. 1. 2. i. kendinden fazla emin. erkek (kuş). i. elbise ask bir askı. iri taneli. olmayan. 3. s. koalisyon. eğri. birleşim. kobalt. horoz dövü şü. tabaka. kaldırım taşı. bardak altl ığı. f. ask ılık. sahil. 3. i. 1. tabanca horozu. kabala şmak. 1. sahil çevirmeden bisiklet sürmek. şapkayı yana yatırmak. horoz. 3. kaplamak. sahil. kaba (dokunmu ş kumaş). musluk. kat. 1. 5. paltoluk kuma ş. 1. argo küfelik. kokpit. 2. hamamböce i. yavru horoz. palto. kaldırım taşı. 2. 1. 1. i. 3. i. birleşmek üzere olan. i. . i. argo saçma. ği. birini tatlı sözlerle kandırarak bir şey elde etmek. birleşme. i. kor. horozibiği. gönlünü yapmak. f. f. i. 2. hindistancevizi. dil dökmek. horoz ibiği. zool. kabalık. 1. 2. kam ış.. 2. 1. 3.o. kokteyl. (hayvan ın derisindeki) tüyler. 3. birle şme. pilot kabini. s. tabaka (boya v. den. erkek ku ş. i. i. tüfek horozunu çekmek. cob cobalt cobble cobbler cobblestone cobra cobweb cocaine cock cock one´s hat cock-a-doodle-doo cockchafer cockerel cockeyed cockfight cockpit cockroach cockscomb cocksure cocktail cocky coco cocoa cocoa bean cocoa butter i. k. parke ta şı. baya ğı. s. kendine fazla güvenen. i. bot. 4. kıyısal. tüfek horozu.b. ince z. kokain. ayakkabı tamir etmek. koster. pedal koruma. i. i. m ısır koçanı. 2.) sürmek. kakao tohumu. 2. i. çarpık. kaba saba. 2. 2. 1. 1. 2. kömür oca ğı.. kokpit. portmanto. kakao ya ğı. kukuriku. i. sütlü kakao. 1.

inandırıcı. uyum içinde olmak.. diş. sandviç ve hafif yemekler sunan lokanta. 1. cash on delivery. i. 2. kahveye benzer bir şey. i. k. s. bak. kurukahveci dükkân ı. uyuşmak. hindistancevizi. kod. düşünmek. k. ikna edici. (alafranga) kahve fincan ı. zorlama. tasarlamak. kanun haline getirmek. f. kaynaşmak. f. cognizance. kodlamak. dili karma bir üniversitede okuyan k ız öğrenci. 2. dişli çark. collect on delivery. kutu. bask ı. s. karma e katsayı. tatlı. i. kasa. f. bir sisteme ba ğlamak. kanyak. bak. i. kavrama. konyak.. 1.. fark ına varma. karma eğitimin uygulandığı bir okulda okuyan. i. kahve demliği. sandık. 1. çark dişi. i. i. kanun halinde toplama.. ahlak kurallar ı. sehpa. s. i. cod-liver oil bal ıkyağı. kurukahveci. zorlamak.. büyük hindistancevizi. İng. tabut. morina. akran. ğitim uygulayan. coeducational. dili. i. bak. düşünüp taşınmak. i. 2. müsavi. f. ikna kuvveti. kahve.. i. s. kahve çekirde ği. i. hindistancevizi a ğacı. i. 2. i. İng. kanun. i. i. 2. kodein. k ıs. i. s. zorlayıcı. tatlı kaşığı. çay. cognizant. karma e ğitime ait. cod coddle code code of honor codeine codger codification codify coed coeducation coeducational coefficient coequal coerce coercion coercive coexist coexistence coffee coffee bean coffee cup coffee grounds coffee mill coffee of a kind coffee shop coffee spoon coffee store coffee table coffeepot coffer coffin cog cogency cogent cogitate cognac cognisance cognisant cognition cognizance cognizant cogwheel cohere i. pinpon adam. 1.. kahve telvesi. 2. ihtimam göstermek. s. 1. kanunname. üstüne titremek. dili moruk. koza. f. inandırıcılık. eşit. 1. 3. i. şifre ile yazmak. 1. s. i. kahve. kahve de ğirmeni. mecbur etmek. 2. yapışmak. f. k. bir arada var olu ş. kanun halinde toplamak. eş. ruhb.coconut coconut palm cocoon cod COD. denk. i. birbirini tutmak. i. bir arada var olmak. biliş. i. i. hafif ate şte kaynatmak. şifre. .. tutarlı olmak. karma e ğitim. f.

birlikte çalışma. i. soğukkanlı. i. soğuk kimse. i. i.kar şı gösterilen gösterilen ve bir mülk. s. 1. kolaboratör. den. ikincil. 1. 3. dili kolalı içecek. coitus. i. i. madeni para sarmak. kevgir. işbirlikçi. i. çatışmak. saç biçimi. f. kolik. senet v. lahana salatas ı.ın berberi olan erkek. tutarlı. 1. 2. f. havanın aniden soğuması. ac ımasız. tıb. işbirliği. 1.b. yağlı krem. tasma takmak. i. i. i. (sayfalar ı) sıraya koymak. katlanabilir.coherence coherent coherently cohesion cohesive cohort coiffeur coiffure coil coin coincide coincidence coincidental coincidentally coition coitus coke coke colander cold cold cream cold cream cold cuts cold fish cold snap cold snap cold sore cold war cold wave cold-blooded coldhearted coleslaw colic colitis collaborate collaboration collaborationist collaborator collage collapse collapsible collar collar stud collarbone collate collateral collateral security i. kuaför. 2. kolaj. 1.. 2. şans eseri. 2. i. merhametsiz. olarak. aniden gelen so ğuk hava. s. (insanlardan oluşan) grup. yap ışkan. tesadüfi. (sözcük/söz) türetmek. kohezif. tamamlayıcı. tahvil. s. koherent. süzgeç. bir olmak. yard ımcı. 2. çökmek. f. destekçi. yıkmak. rastlantı eseri olan. yandaş. katı yürekli. frigo. uyuşma. soğukluk. yan yana olan. 2. bobin. fiz. 1. (borca kar şı ve bir mülk. 1. uyum sağlayan. işbirliği yapmak. suya düşmek. anat. kolay anlaşılır. saç tuvaleti. 3. roda. işbirlikçi. 1. gerdanl ık. yakas yakalık düğmesi. soğuk dalgası. senet v.f.b. kangallamak. 4. 5. mantıklı. uçuk. cilt kremi. yap ışmış. s. 3. kolaboratör. i. 2. 1. eşevreli. kalınbağırsakta ve karın boşluğunda duyulan sancı. k. hempa. 2. tasma. soğuk. i. tutarlılık. tutarlı i. soğuk savaş. cinsel ilişki.. yakalamak. kangal şeklinde boru. 2. kok kömürü. (formaları) harman etmek. birlikte çalışan kimse. yapışıklık. nezle. biyol. 1. kangal. duygusuz. karşılaştırarak okumak. s. f. basmak. 1. s. f. uyum içinde olma. çak ışmak. 4. i. s. 1. ına yapışmak. karşı teminat. 3. 3. merhametsiz. tali. f. rastlant mat. z. 2. birleşmiş. kolit. 1. i. kok. tesadüf. i. . i. 1.ı. açılır olmak. söğüş et. harmanlamak. çökertmek. yüz kremi.´ne dayalı) teminat. tutarlık. 2. (proje/plan) i. ani soğuk. işbirliği yapan kimse. taraftar. 3. halka şeklinde k madeni para. tıb. yıkılmak. yaka. köprücükkemi ği. fiz. yapışma. 1. elek. 2. soğuk. fiz. 2. 3. ıvrılmış saç. argo kokain. 1. i. mantıklılık. 2. kohezyon. suç orta ğı. 3. i. with ile rastla şmak. z. kolaboratör. uymak.. i. aynı soydan gelen. köprücük. yaka takmak. 1. sarılmak. 2. halka.. 2. tesadüfen. kad i. (iskemle/masa) açılır kapanır kapanır. tahvil. bak.´ne dayalı) (borca 1. 3. bir sonuca bağlanmadan s. kalınbağırsak iltihabı. aynı zamana rastlamak. birlikte çalışmak.

1. 1. mimari v. 1. iki nokta üst üste (:). fakülte. colloquialism. k ıs. renkli foto ğraf çekme. renkli televizyon. renk. f. koloni haline getirmek. Kolombiyalı. kendini toparlamak. boya. akl ı başında.. 2. i. s. -de koloni/koloniler kurma. renkli foto ğraf. i. 1. toplu sözle şme.s. i. kafas ını toplamak. boyamak. 1. topluluk ad ı. 3. 3. sömürgele ştirmek. renk. koloni kuran. foto. toplamak. sancak. sömürge. mükâleme. 2. toparlamak. Kolombiyalı. i. konuşma diline özgü. (işverenle işçi temsilcileri arasında) toplu görüşme. bayrak. i. colloquial. konuşma dilinde kullanılan sözcük/söz. renkli bask ı. sömürgecilik.. sömürgeci. karşılıklı konuşma. i. yüzü kızarmak. sömürgele ştirme. 2. s. derlemek. Kolombiya´ya özgü. kolonyal (sanat. i. f. kolektör. konuşma diliyle.. renk filtresi. dilb. i. z. üniversite. kömür gemisi. meslekta ş. s. f. toplama. dev şirmek. s. 3. i. koloni haline getirme. 1. s.). (kilisede toplanan) para. i. (anayurdundan ayr ı) bir kolonide ya şayana özgü. 1. tahsildar. ortaklaşa iyelik. kolon. 2. renklenmek. . sömürgecilik yanl ısı. 4. koloni. i. sömürgeleşme. 1. f. hep bir arada. 2. yüksekokul. iane. 2. 1. ortakla şa. kolonide ya şayan. 3. matb. al ımcı. albay. İng. collect one´s thoughts collected collection collective collective agreement collective bargaining collective farm collective memory collective noun collective noun collective ownership collector college collide collie collier collision colloq colloquial colloquialism colloquially colloquy Colombia Colombian colon colon colonel colonial colonialism colonialist colonise colonist colonization colonize colony color color filter color photograph color photograph color photography color printing color television/TV i. toplu.colleague collect collect call collect call collect o. Kolombiya. i. 2. renkli foto ğraf. renk de ğiştirmek. koloni. kolektif çiftlik. koleksiyoncu. 2. i. canl ılık. with -e çarpmak.. ortak bellek. Kolombiya. İng. topluluk ismi. koleksiyon. 1. toplanm ış: the collected works of Shakespeare Shakespeare´in toplu eserleri. i. iş arkadaşı. sömürgeci. kömür madeni işçisi. ortak mülkiyet.. They don´t collect trash on ödemeli He collects şması. i. 2. kolektif. 2. colonize. 2. 1. renklendirmek. 3. biriktirmek. toplaç. 3. birikmek:telefon konustamps. 3. i. çoğ. Pul biriktiriyor. ruhb. ortak. anat. İskoç çoban köpeği. toplanmak. -de koloni/koloniler kurmak. i. 1. ödemeli telefon konu şması. çarpışmak. koloni haline gelme. i. f. s.b. 3. 2. i. 1. çarpışma. bak.

ask. 1. kolay tutu şan.color-blind color-blindness colored colorfast colorful coloring coloring book colorless colossal colour colt column columnist coma comatose comb comb out combat combat combat troops combat zone combat zone combatant combative combination combination lock combine combine combustible combustion come come about come across come along Come along. muharebe. renkli. birlik. ateşli bir tartışma. f. monoton. kö şe yazısı. 1. çarpışma. f. kolon.. color. kombinezon. orgazm -e rastlamak. birleşmek. 3. şifreli kilit. i. savaş. s. meydana girmiş olacağız. 2. taramak. i. 2. birle şme. -e erişmek. solgun. ilerlemek. dövüşçü. f. bileşim. muharip. kavgac ı. f. kol. komada. 1. i. i. kocaman. İng. renkli. tutu şma. k. Temmuz geldiğinde denize gelmek. --ting) 1. boya. koma. -e varmak. 1. tay. saldırmak. (--ted. kim. ile kar şılaşmak. 2. sava şmak. dövüşken. (came. s. 1. He came close to losing his temper. kartel. bak. (fiyat) dü şmek. renk. (kilitte) şifre. 3. 5. biçerdöver. 4. 1. Come July and we´ll be swimming. düşmek. 4. yansız. renkkörü. s. birleşim. dili beli gelmek. i. s ıpa. 2. s. gelmek. 3. Az kald ı tepesi atacaktı. tarafsız. 1. to (bir kişiden/bir zamandan) (başka birine/başka bir zamana) kalmak. ateşli bir tartışmaya katılan kimse. f. 3. muazzam. i. 4. i. 2.. s ıkıcı. 2. i. 1. 2. 1. mücadele etmek. 3. i. i. 1. 3. gazet. sağlığı gittikçe düzelmek. 1. geri dönmek. ask. tarak. 1. i. 1. anlams ız. dediğine gelmek. (biri) (eskiden sahip oldu ğu) para ve prestijini kaybetmek. kolay tutuşan madde. muharebe alan ı. canl ı. tekdüze. iyile şmek. fıkra yazarı.b. 3. -i keşfetmek. -e ulaşmak. 1. muharip birlikler. i. 2. 5. gazet. direk. ayırmak. i. dövüşme. renksiz. siyah. birleştirme. soluk. -e rast gelmek. hayal kurmaktan vazgeçmek. (kendi malının) fiyatını düşürmek. 2. kaba zenci. yanma. renksiz.. geri gelmek. 2. come around come at come back come between come by come close to come down come down in one´s opinion come down in one´s price come down in price come down in the world come down to earth s. (birini) eskisi kadar çökmek. 2. i. s. (bir şeyin) fiyatı düşmek. vuruşma. 1. donuk. boyama kitab ı. mim. petek. bal pete ği. renksiz. come) 1. u ğramak. 1. saymamak. Hadi can ım. sava şma. renkkörlü ğü. taramak. yar ı baygın. 3. tic. 3. yıkılmak. 3. kö şe yazarı. 4. boşalmak. kendine gelmek. 2. 2.. sava şçı. solmaz.´nde) ibik. elde etmek. devasa. akla gelmek. 2. dövüşmek. s. çok büyük. s. (horoz v. s. silik. fıkra. (fırsat) çıkmak. savaş alanı. üstüne yürümek. 2. renkli. birleştirmek. sütun. gerçekçi olmak. akromatopsi. olmak. 2. beraber gelmek. yanıcı. 3. aralarına girmek. . u ğramak. 2. daltonizm. 2.

görünmeye ba şlamak. görünmek. . başkalarını hayal kırıklığına uğratmamak. kopmak. uyu şmak. 1. do ğmak. son noktaya varmak. belli olmak. 2. (mirasa) konmak. göğüs göğüse dövüşmek. 3. kullanılmaya başlamak. stop/istop etmek. bütün zorluklara ra ğmen. 1. Yok can ım! k. iş başına geçmek. dünyaya gelmek. 2. yenilmek. 2. cenkleşmek. 2. (yarışma sonunda) (belirli bir sşe yaramak. başarısızlığa uğramak. 2. (leke) çıkmak. başı darda olmak. 2. meydana ç ıkmak.come down with a cold come forward come from afar come hell or high water come home to come in come in handy come into come into collision with come into force come into play come into possession of come into power come into prominence come into sight come into the picture come into the world come into use come into view come of come off Come off it! come off worst/get the worst of it come on Come on! come one´s way come out come out of one´s shell come out on top come through come through come through with come to come to a dead stop come to a decision come to a head come to a head come to a point come to a point/ make a point of come to a stop come to an agreement come to blows come to blows come to close quarters come to fruition come to grief come to grief nezle olmak. sahneye ç ıkmak. tamamen durmak. (haber) yayılmak. bir karara varmak. belasını bulmak. başarılı olmak. aç ımlanmak. 1. -den ç ıkmak. 1. Kimse ç ıkıp da ogelmek. kafas ına dank etmek. dili Yalan ı bırak!/Bırak! k. başarılı bir sonuç almak. girmek: Come in! İçeri gir!/Buyrun! 2. Haydi! 2. ortaya ç ıkmak. 3. (av köpe ği) ferma yapmak. (bir şeyi) bilhassa yapmak. 2. fermaya oturmak. yumruk yumru ğa gelmek. (belirli bir amaçla) ortaya ç ıkmak: Nobody came forward to claim that cat. (zor bir durumdan) sağ olarak k. 2. -in sahibi olmak. gerekeni/beklenileni yapmak/becermek. 3. ayılmak. etkili olmak. ne olursa olsun. yumruk yumru ğa gelmek. Birinci oldu. dili (beklenileni) yapmak. karara varmak. kendini göstermek. dört ayak üstüne düşmek. 1. gözükmek. gelmek: Has the iırada) olmak: 1. düşmek. dönüm noktas ına varmak. ç ıkmak. olmak. He came in first. dili 1. k. 1. 2. girmek. ortaya ç ıkmak. varmak. muzaffer ç ıkmak. gerçekle şmek. herkesin dikkatini çekmeye ba şlamak. kat ılmak. dili 1. ç ıkmak. kendine gelmek. k. iktidara geçmek. suskunluğu bırakmak. kendinden bekleneni yapmak. en çok zarara u ğramak. ile çarpışmak. birinci olmak. görünmek. meydana gelmek. dili (f ırsat) eline geçmek. durmak. felakete u ğramak. yürürlüğe girmek. 3. kullanılmaya başlamak. dili 1. k. altta kalmak. ön plana çıkmak. -e özenmek. 1. (yayın) yayılmak. çok uzaklardan kedi benim demedi. -e özen göstermek.

Artık burada kalacak. boşa çıkmak. 1.´s rescue come to stay come to terms come to terms come to terms with come to the fore come to the point come true come true come under come undone come unglued come untied come up against come up in the world come up to come up with come upon come what may come what may come/draw to a close come/run across (with) (ile) kap ışmak. k. with (sevmediği bir şeyi) güçlükle kabul etmek. -in esaslar ını ele almak. dili ç ıkmaza girmek. 1. 1. varmak. dili tela şa kapılmak. hayal kırıklığı. (-in yetki alan ına) girmek. f. etekleri tutuşmak. argo zekice ve yerinde cevap. umumi .come to grips come to grips with come to grips with come to hand come to life come to life come to light come to mind come to naught come to nothing come to nothing/naught come to one´s senses come to pass come to rest come to s. ile ciddi bir şekilde ilgilenmek. gerçekleşmek. ayılmak. keşfedilmek. dili (bir plan. hatırlamak.o. 2. teselli etmek.´ni) bulmak. açılmak. ne olursa olsun. -e rastlamak. mutabık kalmak. 2. comedienne comedown comedy comely come-on comet comfort comfort station i. bulunmak. teselli. k. suya düşmek. 2. (with) anla şmaya varmak. dövüşmeye başlamak. eski formunu bulma. meydana gelmek. itidalini kaybetmek. i. alımlı. (belirli bir hizaya) kadar gelmek. rahatlık. ferahlık. düşüş. 2. gelmek. çözülmek. 1. 1. hela. comedian i. aklı başına gelmek. aklına gelmek. rahat ettirmek. (birinin) para ve prestiji artmak. s. (bir yere) devamlı yaşamak amacıyla gelmek: He´s come to stay. come/run up against a blank wall k. gerçekle şmek. -e çatmak. i. ile kar şılaşmak. 1. cevap v. bitmek. açmaza düşmek. 2. 2. i. komedyen. doğru çıkmak. sivrilmek. ç ıkmak. ne olursa olsun. aklını başına toplamak. başarısız kalmak. komedi. konfor. sadede gelmek. çare. sona ermek. birinin imdad ına yetişmek. i. mutabık kalmak. (kabul edilmesi zor olan bir şeyi) kabul etmek/kabullenmek. anlaşmak. (belirli bir seviyeyi) tutturmak. 1. olmak. 2. -e rastlamak. 1. öne geçmek. 2. çözülmek.b. i. durmak. kadın komedyen. canlanmak. -e tesadüf etmek. kuyrukluyıldız. komedi yazar ı. comeback i. aç ılmak.

(--ted. yapmak. bant-karikatür. operakomik. anma töreni. İng. komutanl ık. ele ştirmen. 1. s. gelen. sal ık vermek. İng. tefsir. s. teselli. komut: search command arama komutu. önümüzdeki. f. i. komik. komut. 1. radyo. 2. tayin etmek. atamak. etmek. eleştiri. işleme. i.. komutan. komisyon. alım satım. subay. i. kauçuk meme. 2. i. anmak. karıştırmak. yüzdelik. i. deniz binba şısı. 2. ac ıma. i. 1. kaşkol. başlama. hâkim. 2. katmak. 2. 4. f. 5. i. 2. 1. emanet etmek. anma. gülünç. (birinin/bir şeyin) anısına yapılan. komedi oyuncusu. komando birliği. buyruk. hükümranl ık. s. 1. 3. tenkit. hatıra pulu. --ting) 1. İng. 3. başlangıç. (askeri hizmette kullanmak üzere) el koymak. s. yorgan. i. -in derdini payla şmak. kumandan. diploma töreni. yorum. s. (gezici) satış temsilcisi. 6. görev. görevlendirmek. emzik. rahatlatıcı şey. rahatça.comfortable comfortably comforter comic comic book comic opera comic strip comical comics coming comma command commandeer commander commander in chief commanding commandment commando commemorate commemoration commemorative commemorative stamp commence commencement commend commendable commensurate comment commentary commentator commerce commercial commercial law commercial law commercial traveller commercialise commercialize commingle commiserate commiseration commission commissioned commissioned officer commissioner commit commit an impiety commit an offense s. i. söz söylemek. komedi ile ilgili. i şlemek. 2. f. 2. 3. f. bilg. i. Allaha kar şı saygısızlık suç işlemek. tavsiye etmek. 1. 1. -i ticaret arac ı yaparak bayağılaştırmak. f. f. emreden. 1. bant-karikatür. 4. f.. eşit. 3. emir. 1. i. çizgi roman. i. gelecek. 1. i. 1. TV reklam. kumandanlık: Air f. başlamak. . ticaret hukuku. yorum. askeri bir hizmete mecbur etmek. karışmak. 2. 2. güldürücü. komik. 5. bak. i ş. 1. şube müdürü. 4. 3. komando. övgüye de ğer. teslim etmek. emir. 3. f. 1. 3. rahat. commercialize. i. ticari. i. yorumcu. i. i. İng. f. tefsir. f. virgül. eylem. teselli edici kimse/şey. övmek. i. hatırasını yad etme. söylemek. vazife. 2. 2.. s. başkomutan. yaklaşan. egemenlik. 2. ticaret hukuku. yetki. 1. 2. z. s. geliş. kurul. ticaret. hakkında yorumda bulunmak. 3. atkı. etkili. 2. komisyon üyesi. komisyon ücreti. s. konforlu. orantılı. s. 2. emanet etmek. söz vererek ba ğlamak. 1. yaklaşma. aç ımlama. on hakk ında fikrini i.

sıkı. olağan. 2. söz.commit o. 4. sıradan bir şey. 1. dilb. iletişim. taahhüt. klişe.b. s. encümen. beraber yapılan: common defense ortak savunma. kamu. 4. . 1.s. örf ve âdet hukuku. klozet. not. şamata. i. compiled. bilinen gerçek. 1. iletme. toplumsal. to söz vermek: You´ve committed yourself to doing this. nakletmek. staple commodities başlıca satış ürünleri. görü ş. s. sokaktaki adam. 4. arasında her günile şehirdeki işyeri arasında her gün gidip gelen kimse. f. pudralık. 1. sözleşmek. 2. kısa.. payla şma. s. 1. adi hisse senetleri. telgraf gibi iletilen) haber. i. 4. i. halka ait. ulaşım. müşterek. cemiyet. i. compare. 2. sözleşme. i. özlü. iletmek. sık. ferah. 3. i. iletili ş. (with) iletilme. i. sıradan insan. sağduyu. komünyon. 3.komite. s ıradan. lazımlık iskemlesi. ezberlemek. sohbet etmek. adi enemy ortak kesir. üstenme. eyalet. yoğun. basmakalıp söz. toplum. banliyödeki evi gidip gelmek. f. Hrist. pudriyer. 1. Onlar ın hiçbir ortak yanı yok. umumun mal ı olan. ortak mal. 2. 2. companion. (hastal ığı) bulaştırmak. 1. genellikle. konuşkan. 1. (ile) iletişim kurmak. Ortak Pazar. komünizm. 3. (cezayı) hafifletmek. complete. söyle şmek. i. i. heyet. 2. common mat. s. (ile) haberle şmek. komünikasyon. 2. 2. cumhuriyet. haberleşme. 1. kurul. katılma.: There´s no common ground between them. beylik laf. 1. i. 1. aklıselim. (k ısa ve resmi) bildiri. fikrini söylemek. cins isim. f. bayağı. s. küçük araba. sirayet ettirmek. sempatiklik. 2. sadakat. 4. cins ad ı. 2. kesif. teslim etme. i. baya ğı dü şman. örf ve âdete dayanan hukuk. tutku v. commit suicide commit to memory commit to prison commit to writing commitment committee commode commodious commodity common common fraction common ground common knowledge common law common law common man Common Market common noun common noun common property common sense common sense common stock common touch commonly commonplace commonwealth commotion communal commune commune communicable communicate communication communicative communion communiqué communism communist community commute commuter comp compact compact compact 1. eşya. banliyödeki ev ile şehirdeki işyeri f. mal. i. ortak bir zevk. 3. hapsetmek. 1.(mektup. 2. çoğ. sözlü anlaşma. s. oto. 1. i. ba ğlılık. amme. teslim olma. sağduyu. 1. karışıklık. bildirmek. ği. haberleşme. 2. kesin karar. halk. common grave ortak bir mezar. 2. i. i. i. common kesir. geniş. iletim. 2. Hrist. k ıs. vaat. (bir konuda) ne dü şündüğünü söylemek. s. ortak mal sahipliçevirmek. 3. toplumla ilgili. 1. i. komisyon. ulus. mü şterek tasarruf. Bunu yapmaya söz intihar etmek. ortak. common-law marriage resmi nikâhs ız beraber ya şama. 3. yazmak. z. cins ismi. komün. çoğunlukla. s. mezhep. 2. bulaşıcı. iletişmek. komünist. gürültü patırtı. topluluk.

s. 2. 2. (with) (ile) kar şılaştırmak. with ile yar ışmak. arkadaşlar. dilb. i. 1. 3. 6. yetkili. bedelini ödemek. 1. i şin üstesinden gelebilen. şefkat. saha. 2. 3. i. uyumluluk. refakatçi. 2. 1. 2. görüş alışverişinde bulunmak. karşılaştırmalı anatomi. 1. şikâyet. yurttaş. karşılaştırılabilir. kompakt disk çalar. karşılaştırmalı dilbilim. tic. f. 2. 1. tic. yetenek. f. tazmin etmek. i. sevecen. i. 1. 3. 5. mukayese. uyma. kumpanya. 3. bölüm. 3. s. tazminat paras ı. d. kendinden ho şnut olma. f. mukayeseli. i. for i. uyum. i. yetki. sevecenlik. ba şkalarıyla rekabet edebilir. dilb. 2. yumuşak. eşlik. (sıfat veya zarfların) üstünlük derecesini gösteren. fikir alışverişinde bulunmak. üstünlük derecesi. alan. i. refakat. (with) (ile) uyumlu. s. ehil. misafir. 5. -in bedelini by frequently making us laugh. kompart ıman. s. i. şikâyetçi. geçimli. yakınma. dilb. bölmelere ayırmak. s. 4. 3. kendinden ho şnut. orantılı. beraberindekiler. yakınmak. compensate compensate for one thing by/with bir şeyi başka bir şeyle telafi etmek: She compensates for her occasional another rudenesses birine ödemek. -e benzemek. 1. rekabet. rehber.compact disk compact disk player companion companionable companionship company comparable comparative comparative anatomy comparative degree comparative linguistics comparative linguistics compare compare notes compare notes comparison compartment compartmentalize compass compass needle compassion compassionate compatibility compatible compatriot compel kompakt disk. arkada ş. arkada şlık. başkalarına acıyan. 1. yoldaş. tamamlayıcı. i. davacı. i. takdimci. ba ğdaşma. f. 2. 1. s. telafi. ortaklık. 2. s ınır. i. s. eş. .1. yumuşak başlı.o. tazminat. i. karşılaştırmalı dilbilim. yalpak. 2. vatanda ş. görüş alışverişinde bulunmak. i. olumlu compensation taraf. topluluk. 1. f. (ile) ba ğdaşan. kumpanya. for için yarışmak. i. 2.y. to -e benzetmek. merhametli. yumuşak başlılık. rakip. 2. 1. şirket. pergel. i. tamamlamak. cana yak ın. 2. i. bölme. nispi. arkadaşlık. karşılaştırma. f. hastalık. 2. s. sunucu. benzer. 2. misafirler. yumuşaklık. (--led. 1. compere compete competence competent competition competitive competitor compile complacency complacent complain complainant complaint complaisance complaisant complement complement f. şikâyet etmek. 1. merhamet. i. elkitabı. ile rekabet etmek. yeterli. derlemek. mecbur etmek. fayda. yetenekli. çevre. karşılaştırmalı. kifayet. 3. with tic. 2. faydalı taraf. ask. rekabete dayanan. --ling) zorlamak. 4. 1. pusula iğnesi. yeterlik. telafi etmek. kabiliyet. tümleç. f. yarışma. sokulgan. yar ışmacı. 1. eşlik. pusula ibresi. 4. pusula. ehliyet. s. 1. 2. i. Bizi s ık sık güldürerek arasıra compensate s. şefkatli. acıma. i.

zorlaştırmak. 2. i. boyun e ğme. komposto. 3. 2. tamamlayıcı. Kitaplar ı. i. s. besteci. uyma. -e uygun olmak: The results comport with our expectations. i. uysal. kapsamlı. kompliman yapmak. 2. 4. karma ştırmak. cüz. kutlamak. ılımlılık. anlaşılması güç. 1. tamamen. sona erme. uysallık. bütün eserler: the complete works of Hüseyin milyar Hüseyin Rahmi´nin bütün eserleri. davranmak. s. 2. tebrikler. 1. 2. with -e uymak. bileşimde bulunan. s. s. karma şık hale getirme. tümleyici. 2. 3. kompozisyon. O her zaman a ğırbaşlı bir şekilde davranır. i. ho şaf. ekon. kompleks. etraflı. ten. . bitirme. kendine gelmek. karmaşa. itaatkâr. eleman. tebrikler. It came as book case for five ile beraber: You tamam the books complete with a a complete surprise. kendine hâkim gidermek. i. dilb. karma şık. s. 1. karma i.dizgici. 1. kim. compose compose o. i. selamlar. ruhb. i. 2. karışıklık. tıb. güz. bileşik. bitme. terkip. karmaşıklık. with -e uymak. kapsam. iltifat eden. bileşim. (aralarındaki f. kat ıksız: I´m in complete sympathy with what you´re saying. paras ız. i. 2. 4. uyma. sıkıştırmak. girişik cümle. s. tamamlayan. İng. z. pürüz. komplikasyon. f. karmaşa. f. san. karışık. f. tam. i. çetrefilleştirmek. övücü. bile şik. 1. s. 2. i. kompres. tamamlama. kompleks. şiir yazma. bile kompleks. billion liras. 6. 2. 1. bileşik faiz. sakinlik.beste yapma. kavranabilir. bütünüyle. 2. i. s.s. 5. tamamlanma. i. cilt. övgü dolu. 2. 1. içinde binalar bulunan etraf ı duvarla çevrili yer. iltifat etmek. anlaşmazlıkları) olmak. öğe. parça. kompleks. composer composite composition compositor compost composure compote compound compound compound interest compound sentence compound word comprehend comprehensible comprehension comprehensive compress compress s.şik/karışık şey. f. karmaşık. güçleştirmek. 3. i. anlamak. şiir yazmak. hareket etmek: She always comports herself with dignity. dilb. -e riayet etmek. 4. çetrefil. ücretsiz. (yazılı ödev olarak) kompozisyon. i. s. görünüm. çözülmesi güç. şıklık. 1. i. i. zorluk. riayet. kompozitör. yumu şak başlı. f. birle şik cümle. Sonuçlar bekledi ğimiz gibi oldu. beste yapmak. 1. unsur. mürettip. kapsamak. kavramak. 1. Senin dediklerinecan buyıyla katılıyorum. itaat. bir kitaplıkla beraber beş Rahmi liraya alabilirsiniz. mat. 1. 1. karmaşa. suç ortaklığı. dilb.s. tenin rengi. 3. karma şık. çapraşık. f. beste. kavrayış. hediye olarak verilen. karma şık. bile şim. yerine getirme. 2. 3. 1. s. 1. soğukkanlılık. s. güçlük. görünü ş. çetrefil. sayg ılar. içine almak. oluşum. i. 2. birle şik sözcük. (bir işe giriştikten sonra ortaya çıkan) engel. anlayış. i. iltifat. i.complementary complete complete with complete works completely completion complex complex complex sentence complexion complexity compliance compliant complicate complicate complicated complication complicity compliment compliment complimentary compliments compliments of the season comply component comport comport o. itidal. karma. kompliman. (müzik/şiir) yazmak. komposto. 1. bestekâr. anla şılabilir. geniş. (on) tebrik etmek. çürümü ş yaprakla karışık gübre.

bir araya getirmek. yoğunlaşmak. 1. akla gelebilir. toplama. 2. merkezleri bir. İng. örtmek. 1. kavramak. oluşturmak. toplama kamp ı. kavram. sistem operatörü. vermek. . z. konsantre.compressed air compression compressor comprise compromise compromise on compromise with compulsion compulsive compulsory compunction compute computer computer chip computer engineer computer engineering computer hardware computer operator computer program computer programmer computer programming computer software computerise computerize comrade con con concave concave conceal concede conceit conceited conceivable conceive conceive of concentrate concentrated concentration concentration camp concentric concept conception concern concern o. 2. konkav. 1. ba şlangıç. bilgisayar yazılımı. bilgisayar mühendisi. 1. koyulaştırmak. toplaşım. alakalı. düşünce. 1. obruk. b ırakmak. konsantrasyon. içbükey. uzlaşmak. kibir. (taraflar ın karşılıklı ödün vererek yaptığı) anlaşma. --ning) aldatmak. 2. vicdan rahats ızlığı/azabı. f. ruhb. i. endişeli. bilgisayara geçirmek. 3. 2. zorlayıcı. Bizi en çok ilgilendiren olmak. deriştirmek. hayal edilebilir. zorgulu. zorunlu. 1. (--ned. bilgisayar programlamas ı. edat ile ilgili olarak. i. hesaplamak. arkadaş. i. içtepi. f. kompresyon. 2. gebe kalma. görü ş. i. dayan ılmaz bir istek. computerize. bilgisayar donan ımı. basınç. 1. 1. görüş. düşünmek. fikir. gebe kalmak. anlaşmaya varmak. kabul etmek. bilgisayarla donatmak. yoldaş. 2. toplanma. teslim etmek. 1. hakk ında. ilgi: s.. düşünceli. bilgisayar. 4.––d 4. saklamak. zorgu. 3. kendini be ğenme. I understand the reason for your concern. kavram. 2. (birini) ilgilendiren şey: It´s one of our major concerns. bir araya getirme. tazyik. karşı.. y ığmak. konsantrasyon. toplanmak. i. yığma. f.deri şik. bilgisayar operatörü. kendini be ğenmiş. gizli tutmak. idrak etmek. 2. s.s. gurur. i. (bir konuda) uzla vererek ile uzlaşmak. bak. fikir. içermek. 2. 1. hesap etmek. f. uyuşma. gizlemek. s. f. -den olu şmak. dikkati bir noktada toplama. f. bilgisayar program ı. itiraf etmek. ruhb. 2. conceived a dislike for him. 4. 2. uzlaşma. 1. Ona karşı içimde bir nefret uyand ı. tasarlamak.a dislike I haveakl ına gelmek. s. i. 3. i. anlamak. i. kapsamak. bilgisayar çipi. 2. i. yoğun. kand ırmak. kompüter. yoğunlaştırmak. ilgili. toplamak. düşünceyi/dikkati/gücü bir i. sıkıştırma. bilgisayar programc ısı. ile meşgul şeylerden biri. dü şünmek. s. -e dair. aleyhte. f. kibirli. i. derişim. zorlama. dü şünülebilir. bilgisayar mühendisliği. tasavvur etmek. ile ilgilenmek. karşılıklı ödün şmak. 2. 3. 1. s. f. ortak merkezli. mecburi. 1. s. kompresör. mefhum. f. s. 3. with concerned concerning sıkıştırılmış hava. i. uzlaştırmak. f. içbükey yüzey. ile uyuşmak.

bitiş. 2. 1. karar. 3. (fikir) s. (buhar/gaz) sıvılaşmak. uzlaştırmak. bir araya gelme. koyulaştırmak. prezervatif. with ba şsağlığı dilemek. 1. 3. sözde alçakgönüllülük göstermek. 2. . malaksör. istimlak idama mahkûm resmen i. nihayet. bir karara varmak. birlik. beyin sars ıntısı. yoğunlaşmak. teslim. yatıştırıcı. i. ahenk. s. Anlaşmanın şartlarından biri. 3. kamulaştırmak. f. sona erdirmek. ayıplamak. şarta bağlı satış. aynı zamana rastlamak. konser. izin. fiz. 2. suçlu çıkarma. fiz. sıvılaşma. birbirine kar ıştırarak hazırlamak. bar ış. az ve öz. şiddetli sarsıntı. i. netice. başsağlığı. i. 2. 2. birlikte yap ılmış. görmezlikten gelmek. nihai. i. koşullu. yo ğunlaç. 2. s. kesin. i. ödün. i. 1. göz yummak. itiraf. i. tenezzül etmek. f. 2. şartlı. şarta bağlı. 1. i. ğu.uydurmak. izdiham. yoğuşturucu. yasaklamak. 1. antlaşma. s. gönül alıcı. 3.kısaltma. 1. koyulaşmak. f. huk. uzlaştırma. özet. gönlünü almak. 5. 1. (hikâye/yalan) karıştırma. uyuşma. i.. 2. taviz. karışım. (bir işin) sonunu getirmek. taziyede bulunmak. ayn ı olma. 3. karar s. ayn ı fikirde olmak. 1. (--red.yoğunlaştırma. 3. lütfetmek. 1. 2. kim. düzmek. bitirmek. 1. buğulaşma. uyuşan. f. anlaşma. --ring) 1. f. aynı olan. konçerto. meydan. i. z. kamula ştırma. -e vesile olmak. mahkûm etmek. son. 1. i. 1. 2. dilb. 1. özlü. i. f. tertip etmek. 2. f. 4. uyuşmak. kaput. 2. 1. i. son. yemeğe çeşni veren şey. s ıvılaştırma. k ısa. (yazıyı/sözü) şekerli konsantre süt. betonkarar. 2. kondansasyon. i. 4. 2. i. z. 2. 1. betonyer. ayıplama. tenezzül eden. in kullanılmasını etmek. birlik. sona ermek. birlikte planlanmış. 2. kim. 1. kondansatör. istimlak. mahkûm etme. 1. beton kar ıştırıcı. 3. aynı zamanda. ğunlaştırmak. 2. kim. 1. yapmak. k ınama. yo 4. büyük deniz kabu ğu.. şart. 2.. suçlu çıkarmak. şartlı olarak. k ınamak. sonuç ç ıkarmak. fiz. gönlünü alma. son. huk. beton. 1. 3. i. somut. aynı zamana rastlama. kabahatli bulma. bitmek. yat ıştırmak. f. f. toplanma. 1. i. k ısaca. yat ıştırma. s. to/toward -e neden olmak. yoğunlaşma. s. sonuca varmak. şart kipi. z. kati. çatışmak. kalabal ık. (havaalanında/garda) büyük yolcu salonu. i. s. 5. uyum. ayn ı zamana rastlayan. (buharı/gazı) sıvılaştırmak. 1. What are living conditions like there? Oradaki hayat dilb. ahenk. bumahkûmiyet. tenezzül. veciz. dinleti. 5. sonuç. f. kabul. uyum. imtiyaz. 4. s. 2. 2. taziye. 1. kayıtlı. şart kipi. s. 2. az ve öz. 2. i.concert concerted concerto concession conch conciliate conciliation conciliatory concise concisely conclude concluding conclusion conclusive concoct concoction concord concourse concrete concrete mixer concur concurrence concurrent concurrently concussion condemn condemn to death condemnation condensation condense condensed milk condenser condescend condescending condescension condiment condition conditional conditional mood conditional sale conditionally condole condolence condom condone conduce conducive i. beton. koşul: It´s one of the conditions of the agreement.

idare etmek: You´ve conducted this siege well. f. sınırlandırma. büyük yang ın. (silahlı) çatışma. i. günah ç ıkartma.y./Ona itimad ım var. sağlamakonfirmasyon. (mala) el koymak. i. i. kondüktör. 2. iletme. d. (eve/yata ğa) bağlı kalma. çatışma. i. f. ruhb. z. iletken mak. istimlak. to (s ırrını) -e söylemek. z. geçirgenlik. teyit. 1. to (bir hastal ık) (birini eve/yatağa) bağlamak. 3. confectionery. to -e hasretmek. s. 2. Bu kuşatmayı çok iyi yürüttünüz. i. koni biçiminde makara. 1. birine s ırrını söylemek. papazın verdiği ilmihal derslerine devam etme ve kiliseye üye f. 1. iletken. You can´t conduct such experiments (belirli bir şekilde) davranmak: He conducted himself well at the party.1. (yasaklanm ış şeyi) toplamak. i. conduction conductive conductivity conductor cone confection confectionary confectioner confectioner´s sugar confectioners´ sugar confectionery confederacy confederate confederate confederated confederation confer conference confess confession confessional confessor confidant confide confide in s. mala el koyma. fiz. to -e hapsetmek. 4. 2. Meseleyi onunla görü ştüm.. birleşik. teyit etmek. iletkenlik. 2. toplantı. kamulaştırma. Ona güvenirim. pudraşekeri. bağlaşık. ile çelişmek. harp. i. f. -i müsadere etmek. (birini) kutsayarak kiliseye i. yönetmek. 4. 1. sır olarak. konfigürasyon. fiz. bağlamak.. hareket. I have confidence in him. i. anlaşmazlık.o. üçkâğıtçı. sırdaş. 1. tasdik. f. suç ortağı. önder. -e kapatmak. dert ortağı. with ile uyu şmamak. sınırlamak. hapis. i. kozak. güven. bilg. (yasaklanm ış şeyi) toplama. müzmin 3. pudraşeker. kamula ştırmak. şekerleme. -i haczetmek. 2. bağlaşık. geçirme. birle şik devletler. geom. itimat. iletici. geçirgen. (dondurma için) külah. tasdik sonrası yatakta kalma süresi. davran ış. i. hapsedilme. birlik. s. 2. birleşmek. uyuşmazlık. f. geçirici. dolandırıcılık. i. geom. günah ç ıkartan papaz.s. etmek. emin. müsadere. Bu aramızda kalsın. haciz. -e haciz koymak. 3. 2. i. tavır. 2. i. şekerleme. birleşik. 4.. düzenleniş. bak. kongre. i. birleştirmek.conduct conduct conduct o. i. 1. pudra şekeri. f.. sınırlama. bağlaşmak. gizli: This is confidential. doğum etmek. i. savaş. 3. f. itiraf. i. lider. sağlama bağlama. 1. güvenle. 1. yönetim. düzen. do kesinle ştirmek. . konfedere. ittifak. 1. konfederasyon.. 1. görü şme. k ılavuz. 1. s. 2. 1. yürütmek. 3. şef. konfederasyon. 2. biletçi. 2. 3. (with) (ile) görü şmek. 1. i. madde. (rezervasyonu) konfirme f. i. şekerci. biçim. 4. 2. fiz. günah ç ıkartma hücresi. inanan. (--red. 2. idare. 2. --ring) 1. 3.ğrulama. şekerleme imalathanesi. dolandırıcı. gizli kalmas ı gereken. i.bekâr. 3. s. koni. nakletme. itiraf etmek. günah ç ıkartmak. istimlak etmek. s. şeker. müzakere yapmak: I conferred with konferans. ihtilaf. iletken. 1.sınırlandırmak. bot. 1. Partide iyi davrand ı. 2. konfedere. 3. üçkâğıtçılık. ile çatışmak. him on the matter. doğrulamak. (orkestra/koro için) şef. confidence confidence game confidence in confidence man confident confidential confidentially confidently configuration confine confinement confirm confirmation confirmed bachelor confiscate confiscation conflagration conflict conflict i. i. görünüm. kesinleştirme. i. 2. kozalak. 3. müzakere etmek.

2. cemaat. Con. i. varsayım. şaşkına dönmüş. con. Temsilciler Meclisi üyesicon. ho ş. with (bir şeyi/birini) (başka f. kanuni ihtilaf. dondurmak. fiil çekimi. pol. ba ğlaç. dilb. s.D. mat. tebrik. congruent. s. konjonktivit. küme. (sanığı. i. kutlama.wom. kavuşum. konjonktiv iltihabı. 2. yığın. yerinde. kozalaklı ağaç. birikinti. kutlamak. s. 3. i.B. Allah kahretsin! s. tıb.gress.. uyma. uygunluk. san ı. toplama. tıb. karman çorman. sempatik. pol. kar şılıklı karşısına çıkmak.. farazi.. s. dilb. Kongolu. 3. sanmak. Meclisi üyesi (kad ın). Temsilciler çoğ. i. bir şeyi/birini başka şey/biri sanma. çoğ. s. f. 2. 2. . 2. 1. zannetmek. tahmin etmek. ba ğlayıcı. hokkabazlık yaparak -i yapmak: She conjured a dove out of the box. Tebrikler!/Tebrik ederim. i. 3. 1. 1. Hokkabazlık yaparak kutudan güvercin çıkardı. toplant ı. 1.conflict of interest conflict of laws conflicting conform conformism conformist conformity confound Confound it! confounded confront confrontation confuse confused confusion congeal congenial congeniality congenital congested congestion conglomerate conglomeration Congo Congolese congratulate congratulation Congratulations! congregate congregation congress congressional congressman congresswoman congruent congruous conic conifer conjectural conjecture conjugal conjugate conjugation conjunction conjunctive conjunctivitis conjure çıkar çatışması. s. karışıklık. bot. gökb.gress. küme.B. kafa kar ışıklığı. kendisini suçlayanla) yüzle ştirme. tebrik etmek.en (kang´grıswîmîn) i. doğuştan. s. karışık. kalabalık. 1. tıb. kongre. düzensiz. p ıhtılaştırmak. kar ıkocalığa ait. (to) (-e) uymak. çelişkili. tıkanık... şirketler grubu. Kongo´ya özgü. 1. 2. 2.. sevimlilik. 2. 2. zan.go. 2. şaşkınlık. 2. i. birikmek. konik.. f. uygun. i. uymac ılık. A. 1. şeyle/biriyle) karıştırmak.men (kang´grısmîn) i. f. (-e) riayet etmek. önünü kesmek. kongreye ait. (çoğ.. konglomera. yığışım. 3. A. jeol. şaşırtmak. k. 2. i. farz. tahmin. 1. s. tahmini. mat. bir araya gelmek.. dilb.meydan okuma. düzensizlik. 1. tic. konformist. ilgili. 2. f. toplamak. s. 2. meydan okuma. kalabalık. evlilik ile f. with -e gidip söylemek/anlatmak: He confronted me with the problem. kan hücumu. münasip. şaşırtmak. dili kör olas ı.lese) Kongolu. konformizm. bak. 1. s. yaradılıştan. Bana gelip meseleyi anlatt ı. dilb.D.. ayırt edilemez. 3. 1. büyü yoluyla (ruh) . birlik. pıhtılaşmak. uymac ı. izdiham. 2. 1. sevimli. benzer. tıkanıklık. i. çekmek. donmak. tıklım tıklım. birleşme. 2. i. 1. kan toplamış. toplanmak. f. (erkek). seçilemez. i. i. s. f. farzetmek. f. f. varsayımsal. uygunluk. kafas ını karıştırmak. i. i. -in i. i. 1. s. huk. 3. bir araya getirmek. s.. şaşkına çevirmek.. kan toplanması. kafas ı karışmış. i. sempatiklik. kahrolası. Kongo. 1. 3. i. i. 1.

tanıdık. İng. 1. ba arasında) bağ kurmak. 1. takdis etmek. bir sözcü ğün çağrıştırdığı şey. biyel/piston kolu. savaşa karşı olduğu için askerlik yapmayı reddeden kimse. korumak. birleştirme. i. 3. mecburi askerlik. i. tutucu kimse. askere almak. Nihayet rıza gösterdiler. akla getirmek. göz önünde tutulursa. z. 2. 1. i. fazla. tutuculuk. faktör. arka arkaya. yananlam. s. sayg ı. 2. (with) (belirli bir seferle) bağlantılı olmak. Komployu birlikte haz ırladık. f. 2. s. anlam ına gelmek. düşünceli. bağlama. bak. karşılık. i. 6. 2. bağlantı.. 2.. -e ait. f. 1. nezaket. bağlamak. göz yumma. koruma. bilinçli. uzman. 1. i. doğal kaynakları koruma yanlısı. askere alınmış (kimse). of -in fark ında olma. 4.together in the plot.. s. 3. -i uyandırmak. i. to -e adamak. bu/o yüzden. şuuru yerinde. reçel. 2. art arda. kutsama. bilinçli olarak. s. 2. 2. muhafaza etmek. 2. hesaba katmak. How can sonuç. z. i. bağlı olmak. epeyce. with ile dolap/entrika çevirmek. biyel. 1. bile bile. 1. z. eksper. 3. 1. -e bağlı. vicdanlı. göz önünde tutmak. özenli. r ızasını nasıl alabiliriz? She can´t do it i. s. konservatuvar. 1. nazik. himaye. sefer. 1. 2. hayal etmek. mat. ilgi. vicdan ına dayanarak. 2. 2. üzerinde düşünme. 2. bağlantılı i. z. (birine) dini bir törenle (belirli bir unvan) vermek. zaptetmek. ard ıl. oto. zapt. 2. limonluk. 2. -i an ımsatmak. düşünce. h ısım. birleştirilmiş. yenmek. 1. icat etmek. itina ile. töreni. 2. rıza: They´ve finally given their consent. f. -i akla getirmek. 2. bağlanmak. 1. işine bağlı. zafer. muhafazakâr. 2. demeye gelmek. z. saymak. z. 2. 2. at -i görmezlikten gelmek. fethetmek. ılımlı. 1. sayg ınlık. 3. dolayısıyla. hiç a şırıya kaçmayan. 1. bağ. (iki şey arasındaki) bağlantı. i. 4. kutsama s. oybirliği. semere. erbap. kutsamak. 1.gibi -i yapıvermek. s. 1. dikkate almak. ardışık. edat. addetmek. bilinç. 1. binaenaleyh. hokkabaz büyücü. 1. 2. f. 2. akraba. 1. f. büyük. etken. with 3. hayli. vazifeşinas. oldukça çok. i. 1. ilişki. hokkabaz. halka. fikir birliği. önem. üzerinde dü şünmek. i. bu/o nedenle. arka arkaya gelen. 3. 2. suç ortakl ığı. şuur. 3. farkında olan. 2. vicdan. do ğal kaynakları koruma. i. i. 1. hürmetkâr. -e göz yummak. k. s. i. düşünmek. 2. f. 5. 1. özenle. 1. oldukça. saygılı. i. -i bilme. connection. 1. vicdanen. itibar. vicdanl ılık. . 3.conjure up conjurer connect connected connecting link connecting rod connection connexion connivance connive connoisseur connotation connote conquer conqueror conquest conscience conscientious conscientious objector conscientiously conscious consciously consciousness conscript conscript conscription consecrate consecration consecutive consecutively consensus consent consequence consequently conservation conservationist conservatism conservative conservatory conserve conserve consider considerable considerably considerate consideration considering 1. ifade etmek. ard ışık olarak. dili her şey göz önünde tutulursa. netice. 2.bağ. sihirbaz. f. ile ilgili. birleşmek. göstermek. itinalı. 3. 2. i. birleştirmek. f. i. i. arkadaş. i. 1. we gain her consent? Onun önem. ücret. askere alma. 1. önemli. sera. i. tutucu. i. fatih. bilinci yerinde. fetih. (with) (iki şey ğlı. 5. hat ırı sayılır. muhafazakârl ık. We connived i. bedel..

nicelik. sebat. inşaat. i. inşaat alanı/sahası. 2. 2. i. müspet. yorum. bileşim. uyumlu. i. mana vermek. i. pekişmek. i. de ğişmezlik. f. ahenkli. yapı. terkip.. teselli. 3. 1. tefsir etmek. hayret. mat. . 1. konsüle ait. bütünü olu şturan. to/withkonsolide etmek. i. fahri konsolos. konson. mecbur etmek. i. dilb. -e ba ğlı olmak. teslim etmek. 1. 2. 1. yapısal. avundurmak. konsolosa ait. s ıkma. (cümleyi) tahlil etmek. 1.. f. tefsir. inşa. 1. f. İng. sabite. mal gönderme. sevk ıyat. yap ıcı. polis teşkilatı. peklik. daraltmak. avutmak. tertip etmek. i. tayin etmek. 2. i. tesis etmek. 1. seçmen. -den ibaret olmak. in -e dayanmak. 2. 1. i. koyuluk. konsonant. seçim bölgesi. ğişmez daima. 2. göze çarpan. sürekli olarak. başkonsolos. meydana getirmek. 5. 2. 2. büzme. devamlı olarak. bünyesel. 1. 1. bina etmek. 2. 2. 2. 2. tutarlılık. sabit. konsorsiyum. anayasa. yap ı. tutarlı bir şekilde. komplocu. f. boğaz. kurmak. birleşmek. 2. s. engellemek. takviye etmek. 2. geom. 1. 3. İng. f. s. sağlamlaştırmak. vefa. sabit şey. tertip. menetmek. 2. çizmek. i. -e uygun. komplo kurmak. atamak. consignor. 2. zoraki. mütemadiyen. 2. kurmak. polis memuru. f. z.. nizamname. i. kıvam. kabızlık. 1. malın gönderildiği kimse. desürekli. pekiştirmek. yoğunluk. tak ımyıldız. i. i. mal gönderen kimse. sabit sayı. konsolos. ile uyumlu. zorlamak. 3. with ile arkada i. sağlık için yapılan yürüyüş. yap ısal. tutarlı. teselli mükâfatı. öğe. birleştirmek. dikkati çeken. in şa etmek. 2. i. gönderilen mal. s. 2. 2. s. i.. -den olu şmak. s. inşa. z. teşkil etmek. teselli etmek. dehşet. devamlı. 2. 1. i. sıkmak. 1. ünsüz. 4. gõkb. f. i. emanet etmek. 4. insicam. 3. göndermek. 1. geom. sıkıştırmak. 1. s. 1. 1. tic. f. bir seçim bölgesindeki seçmenler. i. korku. 1. değişmez. olumlu. polis. yapı. şlık etmek. bak. (eski Roma´da) konsül. şaşkınlık. i. sadık. komplo. 1. of -den meydana gelmek. 2. anayasal. kendini tutma. inşaat. tutarlık. s ınırlama. 3. 1. tahdit. s. f. yapmak. i. vermek. sessiz. f. sağlamlaşmak. anlamak. i.consign consignee consigner consignment consignor consist consistency consistent consistently consolation consolation prize console consolidate consonant consort consortium conspicuous conspiracy conspirator conspire constable constabulary constancy constant constantly constellation consternation constipation constituency constituent constitute constitution constitutional constrain constrained constraint constrict constriction construct construction construction site constructive construe consul consul general consular consular agent f. i. 1. olu şturmak. i. 2. 3. s. 2. unsur. bünye. dar geçit. 1. büzmek. çizim. tüzük. yapım. yorumlamak. 1. avunç. sürekli. s.

şişe hikâyede siyasi bir hava var. dikkatle seyretme/izleme. i. kavga. 2. aynı zamanda olan. Havayla lens. ileri sürmek. i. 2. yarışmak. 1. bula ştırma. s. yarışmacı. tasarlamak. kontrol alt ına almak. 2.consulate consult consultant consultation consultative consultative committee consume consumed with jealousy consumer consumer durables consumer goods consumer nondurables consummate consummate consummate consumption cont contact contact lens contact lens contagious contain contain/have overtones container contaminate contamination contemplate contemplation contemplative contemporaneous contemporary contemporary with contempt contempt of court contemptible contemptuous contend content content contented contention contentment contents contest contest contestant context i. i. hesaba katmak. i. s. düşünmek. continent. tam. memnuniyet. 1. tutmak. çabuk yayılan. ikmal etmek.ı olmamalı. f. k ıs. ilişki. mücadele etmek. yar ışma. dayanıksız tüketim malları. danışmak. tıb. f. 1. 2. 1. hoşnut. memnuniyet. göz önünde tutmak. (kutu. f. içerik. mükemmel.b. continue. huk. münakaşa. hor görme. irtibat. (bir şeye) itiraz edip yanlış olduğunu ispatlamaya çalışmak. i. izleri ta şımak. danışmanlıkla ilgili. içerik. yaşıt. i. çekişmek. tasarlama.. çekişme. çağdaş. 2. (mikrop. müşavir. tüketmek. müzakere.b. çağdaş. ile) kirletme/kirletilme/kirlenme. . yo ğaltmak. 3. tamamlamak. bağlam. hoşnutluk. with ile uğraşmak. 2. aşağılık. miktar: This i. 2. i. 1. zehir v. f.b. tam. contents. danışman. iddia etmek. düşünüp taşınma. tefekkür. Bu v. 1. k ıskançlıktan deliye dönmüş. kapsamak. bulaşıcı. 1. dikkatle seyretmek/izlemek. Bu kömürün kükürt miktar ı yüksek. bağlantı: Have you kontakt hiç temas kontakt lens. müracaat etmek. 1. i. f. hor gören. hoşnut etmek. s. istişari. mükemmel. dokunma: It mustn´t have any contact with the air. sormak. sâri. düşünüp taşınmak. dört dörtlük. yakıp yok etmek. mücadele. . rahat. hakir gören. bula ştırmak. dalgın. (mikrop. istihlak etmek. izleri/havası olmak: This story has political overtones. 1. temas. alçak. dayanıklı tüketim malları. muasır. tez. for için yar ışmak. kontekst. içermek. 1. rezil. tüketim. 1. başvurmak. 2. rahatlık. içindekiler. mutlu. uzun uzun dü s. muhteviyat. 3. 1. mahkemeye itaatsizlik. 1. tatmin etmek. yo ğaltma. çoğ. tüketim maddeleri. konsültasyon. ile) kirletmek. akran. 2. coal has a high sulfur content. şünmeyi seven. 2.. 3. niyetinde olmak. f. i. çağdaş. tıb. konsoloshane. zehir v.) kap. f. küçük görme. yarışma. lens. tüketici. -de . i. yo ğaltıcı. 1. istihlak. danışma.. hoşnut. 2. istişare. i. 2. f. müsabaka. 1. etmek. i. danışma kurulu. memnun. ile çağdaş. s. lens. s. s. 3. i. i. bulaşkan. with ile görü şmek. memnun. 2. 2. 2. s. i. de ğme.. konteyner. f. memnun s. i. i. 1. dört dörtlük. 2. konsolosluk. düşünceye dalmış. s. iddia. temas. s. düşünme.. içine almak. 3. sav.

nadim. sözleşme metni. 1. burmak. sözleşme yapmak. nekahet döneminde olmak. bükmek. 2. habire. k (to) 1. kısalma.way to get herself invited to the party. i. kaçak. sürekli. katkı. f. (aradaki fark ı göstermek üzere) karşılaştırmak. Avrupa k ıtasındaki ülkelere özgü. çelişki.3. büzmek. -i çarpıtarak tuhaf/anormal bir şekle sokma. çekmek. s. 3. devamlılık.. boyuna. f. 2. sürmek. kulesi. f. devam etme. ihtiyat fonu. s. çelişik. z. müteahhit. kontrol s. 2. karşıt.olarak)(ile) çelişmek.b. 1. devamlı. sürekli. i. büzülme. aralıksız. s. e ğilme. s. buruşuk. bükük. kontrol etmek. sürme. i. zıt. beklenmedik olay. daralmak. foto. kaçak mal. 2. i. aksi. denetlemek. ters dü şmek. 1. (-e) ters2. (ba ğış (with) vermek. i. yardım. k ısalmak. 2. anakara. 2. 2. -in tersine/aksine. k ıtasal. devam etmek. süreklilik. (kan´treri) z ıt. zıt. s. . (kan´treri) ters yönden esen (rüzgâr). sözle şme. daralma. i. yalanlamak. 2. 2. f. yüklenici. 1. karşıtlık. 2. kontrat. (gazete.ıyas etmek. makale. s. e ğmek. kas ılma. s. aksini iddia etmek. i. Kendisini partiye davet i. ithal veya ihrac ı yasaklanmış. 2. -in payı olmak. aksi. sürekli. k ısaltmak. gebeliği önleyici (hap/alet). i. dergi v. burulma. i. i. i. 3. on/upon -e ba ğlı. durmadan. akit. yazı. iyile şmek. üstenci. 1.´ne) yazı yazan kimse. aksi. 1. için bir yol bulmak: She contrived a uyduruk.b. idare etmek. (--led. 1. i. aralıksız. tutarsızlık. sık sık. zıtlık. aykırı. dilb. s. gebelikten korunma. bağışlamak. ihtimal. s. çekişme. yalanlama. 1. devam. bağışçı. 1. çarpıtmak. bağırsaklarına hâkim olabilen. mukavele. s. 1. 1. k ıntrer´i) aksi (kimse). 1. çevre. dergi v. pişman. daraltmak. tövbekâr. 3. bükülme. (kan´treri) karşıt. f. denetim. doğum sırasında rahim kaslar ının kasılması.çekilme. çelişme. düşmek. ters. idare.´ne) 3. çeli ayk ırılık. devamlı. nekahet. k ıta.(gazete. z. dış hatlar. idrarını tutabilen. çelişkili. (hastalık) kapmak. sürekli. yönetim. şekil.Continent continent continent Continental continental contingency contingency fund contingent continual continually continuation continue continuity continuous continuously contort contorted contortion contour contracontraband contraception contraceptive contract contract contraction contractor contradict contradiction contradictory contrary contrary to contrast contrast contribute contribution contributor contrite contrive contrived control control control tower controversial controversy convalesce convalescence i. kasılmak. hâkimiyet. tartışmalı.ğış. f. i. 2. olas ılık. çekişmeli. tekzip etmek. f. z. --ling) 1. i. egemenlik.şmek. üstlenici. tutarsız. kontrol. mukayese etmek. tartışma. mukavelename. s. s. devamlı. 2. 1. uydurma. büzülmek. katkıda bulunmak. i. i. s. yaz ı vermek. -i çarpıtarak tuhaf/anormal bir şekle sokmak. 2. f. (a way of/a means of) -in yolunu bulmak. pay. i. kaçakçılık. i. 1. hâkim olmak. kontrast. (bir veya birkaç harf atılarak yapılan) i. anlaşmazlık. katkıda bulunan kimse. f. kasmak. önek karşı. devamlı. ba 3.

eğlence. 1. 2. konuşmaya hazır. konuşma. konvansiyonel silahlar. s. üveymek. ku ğurmak. f. konveks. 2.. yak ınsamak. kolaylık. aşçı. s. s. konveksiyon. çırpınmalı. konuşkan. 1. 3. ihtilaç. dili (hesaplar) üzerinde oynamak. WC. i. 2. k ıvrım. 4. s. i. çevrilebilir. i. kanaat. götürmek. 1. İng. conveyor. dönme. karşıt anlamlı söz/sözcük. 1. f. 3.. 3. 2. i. din de ğiştiren kimse. mahkûm. f. dili uydurmak. ikna etmek. 2. iletmek. ters. with -e a şina. 3. ihtida. 1.convalescent convection convene convenience convenient convent convention conventional conventional weapons converge conversant conversation conversational conversationalist converse converse conversion convert convert converter convertible convex convey conveyance conveyer conveyor conveyor belt convict convict conviction convince convincing convivial conviviality convoke convolution convoy convulse convulsion convulsive coo cook cook cook one´s goose cook s. neşeli. dışbükey. 1. 2. taşıt. i. 1. 1. feragatname. konvansiyon. elek. (toplantıya çağırarak) toplamak. çevirgeç. keyifli. f. nekahet dönemindeki hasta. i. i. taşıyıcı kayış/bant. bak. üstü aç ılabilen araba. i. (with) (ile) konu şmak. elverişlilik. mühtedi. dili işini bozmak. konfor. f. inanç..o. 1. (-e) de ğiştirmek. (-e) dönüştürmek. uygun. devir. lavabo. 1. mahkûm etme. 2. kadınlar manastırı. değişme. f. 2. mahkûmiyet. taşıyıcı. i. konuşma dilinde. devretme. 2. i. konveyör. 3. taşıma kayışı. i. s. s. geleneksel. fiz. 1. k. s. i. bildirmek. huk. k. ahçı. 2. 1. s. beylik. f. hoşsohbet f. dili -i mahvetmek. çekyat. ba şka duruma getirilebilir. âdet. s. nekahet döneminde olan. 1. kim. din değiştirme. i. i. 2. rahatlık.. hükümlü. i. f. i. f. çevirme. -i iyi bilen. bir noktaya yönelmek. (toplantı) yapılmak. -in can ına okumak. ıspazmoz. pişmek. konvertibl (para). eğlenti. 2. i. inand ırmak. f. uygunluk. temlikname. toplantıya davet etmek. 2. çırpınma. bir durumdan ba şka duruma getirme. geom. k. kumru ötüşü. k. elverişli. suçlu bulmak. konvoy. sohbet etmek. sıradan. zıt. karşıt. 1. inandırıcı. 2. (kumru/güvercin) ötmek. dönüşme. hüküm giydirme. 1. şen. taşıma. tuvalet. . bantlı konveyör. nakletme. hüküm giydirmek. ısı yayımı. kullanışlı. çoğ. 2. i. 1. kongre. 3. 3. huk. basmakal ıp. iletmek. taşımak. aksi. biri. sohbet. müsait. toplanmak. (bir durumdan) (ba şka duruma) getirmek. çevrilme. i. (from) (to/into) (-den) (-e) çevirmek. yemek kitab ı. i. rahat. konu şmaya özgü. şiddetle sarsmak. i. i. dönüştürme. gelenek. anla şma. s. değiştirme. i. mahkûm etmek. değiştirilebilir.´s goose cook up cookbook s. iletim. şenlik ve ziyafet. nakletmek. 2. konvansiyon. nakil. pişirmek. devretmek. i.

çiftleşmek. soğuk. kopya etmek. fotokopi makinesi. samimiyet. dili kooperatif. s. kordon (görevli veya araçlardan olu şan dizi). Beni en az sokmak.. -e t ıkmak. i. samimiyetle. k. i. i. i. candan. bilg. kim. cookie. i. s. i. 1. bakır. dili serinkanlı. yemeklik. kaytan. -e hapsetmek. serinkanl ı. cilveli. s. 3. bakır renginde. correct. 2.. kopya. corpus. f. 2. (tatlı) çörek. kümes. s. altı fırın olan mutfak aleti). bak.. koordinasyon.cooked rice cooker cookery cookie cooking cookstove cooky cool cool as a cucumber Cool it! cool one´s heels coop co-op coop up in cooperate cooperation cooperative coordinate coordinate coordination cop cope copier copious copiously copper coppersmith coppice copse copter copulate copy copy copyright coquette coquettish cor coral coral reef cord cordial cordiality cordially cordon cordon off corduroy corduroys pilav. ip. fettan kad ın. i. bak ır. yemek pişirme sanatı. (tatlı) bisküvi. gökb. 1. i. ortak. birbirine göre ayarlamak. e şgüdüm. i. a ğaçlık. yemek pişirme sanatı. den. i. s. i. mercan kayalığı. koru. soğukkanlı. bereketli. s. fettan. likör. i. koordine etmek. (çalg ı için) tel. i. s. bak ırcı. f. kopyalamak. 2. dili Sakin ol!/A ğır ol! k. 1. coroner. fırın (üstü ocak. telif hakk ı.. 2. dili polis. z. işbirliği. f. soğukkanlı. k. yemek pifırın (üstü ocak. f. 3. bol. i. tane. 1. (with) (ile) ba ş etmek. sakin. müşterek. kadife pantolon. (ile) başa çıkmak. taklit etmek. dili beklemek: He made me cool my heels for at least forty-five minutes. birbirine göre ayarlama. baltalık. (yaz ılı eserler için) nüsha. k. 1. 4. altı fırın olan mutfak aleti). e şgüdümlemek. dili helikopter. içtenlik. (tatlı) kuru pasta. adet. k. k ıs. aynı derecede. i. telif hakkı almak. kümese k ırk beş i. insan ı serin tutan (giysi). mercan. i.. i. kooperatif. z. çok. dili -e kapatmak. işbirliği yapmak. (fitilli) kadife. correspondence. i. 2. i. i. s. birlikte çalışma. k. 2. copse. çoğ. fitilli kadifeden yap ılmış. s. yürekten. i. birlikte çalışmak. 2. kurabiye. f. aşçılık. ufak para. samimi. kordon altına almak.. 4. bol miktarda. 2.. iple bağlamak. koordinat. cool water serin su.. bak.. dakika bekletti. s. corner. candan. i. kordon. şirmede kullanılan. eşit.. i.. ilgisiz: He gave me k. i. i. 1. İng. 1. yemek pişirme/pişme. f. işbirliği yapan. i. serin: a cool wind serin bir rüzgâr. mat. i. aynas ız. . sicim. bolca. i. 1. içten. f. (-in) üstesinden gelmek.. (s ınavda) kopya çekmek.f.

i. i. bedeni. tashih etmek. düzeltme. tıb. ıslah edici. iri taneli m ısır unu. taç giyme töreni. nasır. kolektif. i. m ısır püskülü. tashih.. 2. s. (etli meyvelerde) göbek. s. futbol korner. ask. 3. 2. korniş.. i. merkez. s. birleşik. onba şı. i. i. kolordu. 1. i. yuvar. saydam tabaka. mantarla tapalamak. zool. şmiş. müz. şüpheli ölüm olaylarını araştıran memur. i. tirbuşon. 2. doğru kullanış. karşılıklı ilişki.. s ınıf. doğruluk. cismani. do ğrultmak. bedensel ceza. i. i. şirketleştirilmiş. koroner damar. 2. ortak. ask. kornea. i. birbiriyle ilgisi olan şeylerin her i. İng.korneralan ının köşeköşesinden biri. esas. 1. taçdamar. s.core coriander cork corkscrew cormorant corn corn corn bread corn muffin corn silk corn syrup corncob cornea cornelian cherry corner corner kick cornet cornetist cornflakes cornflour cornhusk cornice cornmeal cornstarch corny coronary coronation coroner coronet corporal corporal corporal punishment corporate corporation corps Corps of Engineers corpse corpuscle correct correct correct usage correction corrective correctly correctness correlate correlation i. hububat. 1. koroner tromboz. 2. 2. düzeltmek. yerinde. İng. 3. bağlılaşım. anat. bedensel. dört atışı. i. f. 1. köşe. 2. İng. f. köşeye sıkıştırmak. ıslah. 1. yuvarlak ve tuzlu bir ekmek türü. koroner oklüzyon. i. mim. aralarında uygunluk sağlamak. belediye. i. 1. mantar tapa. 1. köşe başı. z. f. i. 2. i. anat. 2. m ısır. 1. kalple ilgili. f. korelasyon. i. doğru olarak. m ısır nişastası. tahıl. i. i. kişniş. öz. teşkilat. köşe atışı. (mantarme şesinin kabuğu olan) mantar. İng. dayak. karabatak. 1. futbol oyun vuru şu. düzeltici. ceset. i. kornet. 2. 1. tüzelkişi. i. m ısır koçanı. nüve. 1. mantar.. mısır nişastası. koroner. 2. korner vuruşu. 2. iç. anonim şirkete ait. s. kornetçi. 1. . 4. birleanonim şirket. i. i. 2. i. m ısır ekmeği.. 1. m ısır pekmezi. korniş. karşılıklı ilişkisi olmak. 1. mat. m ısır gevreği. s. doğru. buğday. aptal. m ısır kabuğu. tapa burgusu. yanlışsız.. futbol korner. Phalacrocorax. yerinde kullanma. i. 3. küçük taç. 1.. i. i. ölü. (dondurma için) külah. ıslah etmek. doğru. saçak silmesi. i. (iki şey/sonuç/rakam) arasında ilişki kurmak. i. 2. k ızılcık. İstihkâm Sınıfı. m ısır unundan yapılan ufak.

kortizon. i. ahlaksızlık. Kosta Rika. k ıyafet. 1. s. koridor. kimyasal etmek. yemek. i.. ifade v. kosinüs. i. 2. jeol. 1. i. maliyet cetveli. s. kozmopolit. O yüzy ılda i. dili çok pahalı olmak. i. karton v. -e mal olmak. ayartılabilir. tic. desteklemek. f. kozmik. dehliz. 2. cozy. kortej. 2. kozmonot. 3. 2. rüşvetçilik. Kosta Rika. k ırıştırmak. 1.. çürümek. dili pahalıya patlamak. kozmetik. Onun dediklerine uyuyor. masraflı. 2. evren. i. evrensel. k. ayartma.. 1.. (birini) do ğru yoldan saptırma. (bir şeyin) fiyatı (belirli bir miktar) olmak: How much does this cost? Bunun fiyat İng. 3. 1. 1. s. yanlış dolu (metin). (dili) yozlaştırma. sif. 1. anat. Kosta Rika´ya özgü. marul. benzerlik. rüşvet almaya hazır. f. 2. k. bak. 1. Kosta Rikalı. s. i. i. 3. maliyet. rüşvet yiyen. marul. bozuk. kozmos. aşınma/aşındırma. 2. (kad ınların süs olarak göğüs veya bele taktığı) çiçek/çiçek demeti. (pas korozyona u ğramak. mektupla şma.). korozyon. (pas. s. . 4. s. harcanan para. k ıyafet balosu. masraf. beyinzar ı. to (biri/bir şey) (başka birinin/başka bir i. cenaze alayı. buruşturmak. güçlendirmek. soysuz. ı ne? It costs ten million liras. benzer taraf. sigortası ve navlunu ile birlikte maliyeti. (bir dü şünce. (cost) 1. korozyona u ğratmak. muhabir: Does your paper have a correspondent in Paris? Gazetenizin Paris´te muhabiri var m ı? s. korozif.veya kimyasal maddeden ileri gelen) çürüme. i. 1.. i. İng. maliyet fiyatı. Fiyatı on epey pahalıya mal olmak.correspond correspondence correspondent corresponding corridor corroborate corrode corrosion corrosive corrugate corrugated corrugated iron corrupt corruptible corruption corsage corset cortege cortex cortisone cos cos lettuce cos/romaine lettuce cosine cosmetic cosmic cosmonaut cosmopolitan cosmos cost cost cost a bomb cost a pretty penny cost an arm and a leg cost of living cost of living cost price cost price cost sheet cost. (to/with) (-e) uymak. i. yozlaşmış (dil). mektuplar. f... 2. korsaj. oluklu saç. i.b. korse.´ni) pekiştirmek. i. fiyat. yaşam maliyeti. ahlak kurallarına uymayan. 1. i. i. 2. That -e uygun: It was correspondent with her s. 4. hayat pahalılığı. korteks. doğrulamak. i. buruşmak. çok pahalı. bir malın bedeli. geçit. ahlaks ız. insurance and freight Costa Rica Costa Rican costly cost-of-living index costume costume ball cosy f. i. 1. f.. maliyet fiyatı. s. teyitmadde) çürütmek. ahlaksız olma. s. çürütücü. i. korozyon. kâinat. tekabül etmek: It corresponds with what she said.b. (bir şeye) karşılık olan: with century saw a lessening of Spain´s influence and a corresponding rise in that of Holland. oluklu (saç. (birini) doğru s. 2.. i. s. mat. i. rüşvetçi. kostüm. geçim indeksi. 1. Kosta Rikalı. elbise. f.

. mukabil. pamuklu kumaş. (kauntırbäl´ıns) 1. 1. pamuklu.could not. İng. çehre.. sayaç. (hidrofil) pamuk. Danıştay. ise iyi olur. 3. sayım. kurul üyesi. öksürmek. (dava dilekçesi veya iddianamedesayabiliyor. ihtiyar heyeti üyesi. 1. Bakanlar Kurulu. i. avukat. konsey üyesi.o. (on) (to) -i kavramak/anlamak. 1.o. k. (karşılıklı olarak) dengelemek. coun. sayıcı. dan ışman. avukat. ise fena olmaz: He could do with a bath. k. (hidrofil) pamuk. s. 2. don´t count me in! Yapmayıbirini (bir işe) katmamak: Youkatmayın! me out of that! Beni o 1. i. i. denk. divan. nasihat. Banyo yapsa iyi olur. destek. ğru saymak.sel. 2. argo vermek. müsamaha etmek. desteklemek. on saniye içinde birden ona kadar sayarak boksörün nakavt i. karşı suçlama. 1. sedir. huk. komisyon. beyan etmek. Kabine. out countdown countenance counter counter counteract counterattack counterbalance countercharge counterclockwise countercurrent i. konsey üyesi. s. nasihat vermek. z. 1. f. Felis concolor. kanepe.ors-at-law (kaun´sılırz. görü ş. ihtiyar heyeti. belediye meclisi üyesi (kadın). zümre. tasvip etmek. aksi. etkisiz hale getirmek. k. coun. öğüt. pamuk ipliği. yüz ifadesi. 3. fiş. karşılık. 2. grup. 1. paraları birer birer saymak. dili ayıyı vurmadan postunu satmak. sayfiye evi. pamuk. 2.men (kaun´sılmîn) i. i. f. i. 2. çoğ. i. 1. aksine. Ancak birden ona kadar sayılan) suçlama. Devlet Şûrası. 2. 1. ketenhelvas ı. aksi yönde. in count s. i. 3. f. . .şı koymak. 2. kar -in tersine. öksürük. 2. dili planladığınız oysa beni o işe can count işe katma! 2. 2. bak. tersine. önlemek. pamuklu. çoğ. i. (üzerine bez gerili) portatif karyola. İng. f. dili birini (bir işe) katmak: If that´s what you´re up to. ters.cil. f. -i hesaba katmak. 1. i. çoğ. 2. 2. -i beklemek. onamak.. 1. i. rehber. uçlanmak. komisyon üyesi.en (kaun´sılwîmîn) i. karşı koymak. avukat. öğüt vermek. f. k ıs. -e denk olmak. çırçır. i. küçük ev... sola (dönmek). 1. i. 2. (kaun´t ırbälıns) eş ağırlık.wom. sima. coun. 1. komisyon üyesi. dan ışma kurulu. görünü ş. i. karşı. f. uygun bulmak. belediye meclisi üyesi (erkek). bebek karyolası. geriye do k. 1. 2. 3. İng. i. yüz. puma. dili kurul üyesi.cil. f. i. 1. tasvip. ters ak ıntı. (to) -e karşı. denkleştirmek. sökülmek. i. i. onama. kont. öksürük pastili. 2. yazl ık ev. belediye meclisi. sayı saymak: Do you know how to count? Saymayı biliyor musun? She sayma. -in fark ına ketenhelva. karşıt şey. marka. kurul. . councilor. İng. tavsiye. fikir. 1. k. s. can. dili bir yerde hazır bulunanları saymak. 1. z. çiğit. bak.ätlô´) i. 1. kulübe.. i. geriye do ğru sayma. zıt.cot coterie cottage cotton cotton candy cotton gin cotton wool cottonseed couch couch cougar cough cough drop cough up could could do with couldn`t council Council of Ministers Council of State councillor councilman councilor councilwoman counsel counselor counselor-at-law count count count count down count noses count on count one´s chickens before they´re hatched count out money count s. İng. i. yardımcı f.. zool. belediye meclisi üyesi. -e güvenmek. i.. can only count from one to ten. saat yelkovan ının ters yönünde. İng. 2. f. tezgâh. 2. ifade etmek. karşı saldırı. i. konsey.

asliye mahkemesi. 2. incelik. sahte. f. köpekle (av) kovalamak. kibarlık. f. dahil: That makes ten.try. çift. bağlantı kurmak.. taşralı. hükümdar ve maiyeti. karşı casusluk. i. askeri darbe. huk. ikinci nüsha. (ku deyta´) hükümet darbesi. 2. taklit. kontluk.. s. . i. ülke. karşı gösteri. 1. kontes. huk. ilçe merkezi. on alt ı kişi i. huk. bak. bitiştirmek.b. f. 1. (kauntırmänd´) (yeni bir emir ile) (önceki emri) iptal etmek. çift. i. (tehlike. 1. ilçe merkezi. i. bağlamak. 1. 3. s.. sayısız. seyir. yüreklilik. 2. 3.D. i. kalp para basmak. mert. arazi. 1. kurs (dersler dizisi). vatandaş. 4. kupon. 1. s. s. memleket. mertlik. adliye sarayı. kontrpuan. i. mahkeme binası. 3. . 1. i. gidi ş. yi ğitlik. zenginlerle dü şüp kalkan fahişe. karşılık. İng. mukabil. darbe. kibar. ask. kar ı koca. s. (kaun´tırmänd) iptal emri. yatak örtüsü. hastal ık v.. i. A. cesur. cesaret.ısı. plan. 2. kavrama. mahkeme.counterdemonstration counterespionage counterfeit counterfeiter countermand countermeasure counteroffensive counterpane counterpart counterpoint counterproposal countersign counterspy countess counting .. f. karşı casus. kalpazan. cesaretli. nazik. 3. i. 2. ilçe. avlu. kırsal bölgede bulunan. yarg ıcılar kurulu. zarif. f. 2. nazik. vatan. hızla akmak. hükümet darbesi. kur yapmak. ile flört etmek.saray. birleştirmek.B. i. countless country countryman countryside county county seat county town coup coup d´état couple coupling coupon courage courageous courageously courgette courier course court court fool court of appeals court of common pleas court of first instance court of first instance courteous courtesan courtesy courthouse courtier courtly court-martial courtroom i. i. kort. huk. k ırsal yerler/bölgeler. yürekli. (tasdik için) (bir belgeye) imza atmak. yurt. çiftleştirmek. 2. huk. 3. suret. 2. kalp.men (k^n´trimîn) i. courts-martial (kôrts´marşıl) i. rota. i. izlenen yol. i. İng. mahkeme yarg ılamak. i. f. kar şı saldırı. counting me. 1.. i. i. ulak. children. 1. kap.servis. i. kopya. bağlama. huk. İng.. z. yi ğit. kırsal. sarayla ilgili. müz. not counting the s. askeri mahkeme. That´s sixteen people. taşraya özgü. sayg ılı. taklit etmek. istinaf mahkemesi. pek çok. askeri mahkemedesalonu. medeni hukuk mahkemesi. tayda ş. 2. Ben dahil on ki şi eder. cesaretle.. i. sahtesini yapmak. i. i. f. i. ince. çoğ. i.1. 2. ahç ı. 1. Çocuklar hariç. zucchini. i. kurye. 2. mertçe. asliye mahkemesi. ilçe hükümet binası. çoğ. yürek. 2. 4. i. jüri. i. nezaket. karşı öneri. yemek. 1. i. yol. hesapsız. 2.´ni) saray soytar 1. iç bahçe. hükümdar ın maiyetinde bulunan kimse. yön. coun. i. karşı tedbir. hemşeri. i.

mukavele. çarpma.. filika veya kik serdümeni. kendini ele verebilecek şeyleri gizlemek. avlu. çaydanlık örtüsü. f. 4. bot. örtü.courtship courtyard cousin cove covenant cover cover cover charge cover girl cover ground cover letter cover one´s tracks cover to cover cover up cover up for coverage coveralls covering covering letter coverlet covert covertly covet covetous covetousness cow cow coward cowardice cowardliness cowardly cowboy cower cowslip coxcomb coxswain coy cozy cp CPA Crab crab crab louse crabby crack crack a joke crack a joke i. Certified Public Accountant. çatırtı. 2. i. i. ne yaptığını/ne yapacağını gizlemek. korkak. çatlamak. . kırılmak. yüreksiz. göz dikmek. örtü. i. the astrol.. bir çeşit eroin. dik yamaçlarla çevrili koy/körfez/vadi. sözle şme. i. (birinin) hatas ını/suçunu gizlemek.. k. f. korkaklık. ile kapatmak/kapamak: Cover the bread with a cloth. i. hoş. çatlatmak. 2. s ığırtmaç. f. i. akdetmek. açgözlü. f. maske. h ızlı gitmek. TV bir konuya/olaya ayrılan yer ve zaman. İng. i. i. kasıkbiti. haris. imrenmek. ödlek. çekingen. mahcup. den. i. akit. kapak. h ırslı. kuzin. gizlice. örtbas etmek. 2. Kitab ı başından sonuna kadar He read the book from okudu. 1. cilt. compare. f. i. 2.. iç bahçe.pan with a lid. Yengeç burcu. I´ve got you covered! K 1. --bing) m ızırdanmak. s. (lokantaya/gece kulübüne) giri ş ücreti. i. ödlek. yar şaka etmek. tic. g ıpta etmek. s. bak. nazlı. 1. yar ık. 1. takılmak.. örtü. i. çuhaçiçe ği.ılmak. dayı oğlu/kızı. 1. 3. çatlak. gizli. yarmak. kapak k ızı. amca oğlu/kızı. i. dili 1. sinmek. pavurya. O tencereyi birparavana. kılbiti. sızlanmak. barınak. yol katetmek. i. miktar ı ve kapsamı. gözünü korkutmak. s. cover letter. sindirmek. bak. teyze oğlu/kızı. 1. yapmak. 4. yatak örtüsü. (--bed. s. k ıs. i. utangaç. kapak. k ıs. cover to cover. (belirli bir) konu hakkında bilgi vermek. Primula veris. huysuz. gazet. i. yıldırmak. s. z. ödleklik. s. 3. gizlemek. 2. 1. dümenci. sızıldanmak. inek. açgözlülük. şaka f. with ile örtmek. ıpırdama. i. cowardice. hala oğlu/kızı. kar şılık. s ıcak. kapakla perde. örtülü. korkak. samimi. i. (giysi olarak) tulum. açıklayıcı mektup. kırmak. sigorta elimdesin! i. şaka yapmak. züppe. korkup çekilmek. Don´t move. i. 5. 2. kur yapma. rahat. hızlı darbe. Ekmeği bir bezle 2. 2. cilveli. 3. sözleşmek. i. homurdanmak. 1. kovboy. ört. şaklama. Cover that s ığınak. kuzen. i. yengeç. f.

tıka basa yemek. i. dili (son vermek için) -in üstüne gitme. rica etmek. s. i. mum boya ile resim yapmak. f. bomban ın açtığı çukur. 2. i. 1. çoğ. hilekâr. 2. garip. çatlak. şiddetli i. f.crack down crack up crackdown cracked cracked wheat cracker crackle cradle craft craftily craftiness craftsman craftsmanship crafty crag cram cramp cramp cranberry crane crank crank up crankshaft cranky cranny crap crape craps crash crash crash course crash diet crash helmet crash of thunder crash repairs crash the gate crash-land crass crate crater crave craving crawfish crawl crawl stroke crayfish crayon (on) k. müsamaha etmekten vazgeçip delirmek. kraker.. (kaza sonucu olarak) i. çatlak. 1. şiddetli karın i. 2. Taşın kulaçlama üstündekerevit. i. ––ed with The rock crawled with insects. İng. i. 2. 1. s. kurnazca. i. zanaat. 1. dili kaç ık. aldatmakta usta olan. çatırdamak. yüzü ş. i. crafts. f.. tıkınmak. çatlak. 1. f. i. kaba. İng. --ming) 1. kurnaz. 3.. kerevides. hızla gelen büyük iflas. i. kravl. kaza geçirmek. yabanmersini. i. 1. kasa. krank mili. sıkı rejim. kasalamak. z. 2. 2. zool. krater. kenet. sıkıştırmak. sürünme. (uçak) zorunlu iniş yapmak. f. kurnazlık. i. -e can atmak. argo bok. havlu ve perde 4. gemi. f. 2. krankla hareket ettirmek. i. dili (motoru/makineyi) fayrap etmek. beşiğe yatırmak. k. (son vermek için) -in üstüne gitmek. vinç.. emekleme. dili sert davranmaya ba 2. i. i. çok istemek. zanaatkâr. beşik. sandık. i. s. ücret vermeden girmek. kasmak. k. 1. . Astacus fluviatilis. deli.. mak. çift zarla oynanan bir oyun. ınç. sarp kayalık. vinçle kald ırmak. manivela. araba kazası. turna. tatl ısuıstakozu. (hareketi/geli şimi) kısıtlamak.yapbilg. s. i. krepon. i. sandıklamak. t ıkmak. tuhaf. 2. s kramp. 4. çıtırtı. karavide. bisküvi. 1. gülmekten kat ılmak. i. (arabayı) kazada paramparça etmek. şeytanca. k. izinsiz/davetsiz girmek/kat ılmak. incelikten yoksun. kask. maçuna. 1. crayfish. görgüsüz. şangırtı. sürünmek. krank.men (kräfts´mîn) i. 2. zool. (--med. ters. f. acayip. i. bak. eksantrik. i. hareket ettirmek. f. çatırtı. istirham etmek. keçiyemişi. --ping) argo s ıçmak. mum boya ile yap ılan resim. 3. tıkıştırmak. yoğun kurs. 2. sınırlandırmak. ar ıza. pastel. i. -e içi gitmek. 1. (boynunu) uzatmak. ınav öncesi ineklemek. şeytan. hüner. k. yarma buğday. k. 2. f. 2. gök gürültüsü. el sanat ı. mum boya. (--ped. şlamak. emeklemek. dalkavukluk etmek. i. 1. dili garip fikirleri olan kimse. ımında kullanılan kaba bez. 2. arzu. f. dili 1. 1. böcekler kayn ıyordu. pastel. 1. ağrısı. gürleme. kas 3. f. i. zanaatçı. 1. 2.. f. özlem. i. 2. büyük bir gürültü. 1. f. huysuz. tekne. kol. zanaatç ılık. yarık. gemiler. karoser tamiratı. f. kasılmak. oynatmak. mengene.

2. k ırma. f. alacak ve verecek. delice.o. kaymak. bir dinin temel ilkelerini içeren ifade. 2. saf. krem tartar. mucit. (ufak sürahi biçiminde) sütlük. emniyet. 1. z. i. yapmak. s. kredi. s. çılgınca. Allah. mahluk. 1. argo k ıl/gıcık/pis herif. i. kaymak gibi. yaratan. geçici moda. 2. i. kaymaklı. 3. s. i. tic. tic. matlup bakiyesi. i. meydana getirmek. tic. 1. 4. the Yaradan. kredi açan kimse/kuruluş. yaratıcılık. kredi limiti. s. z. 3. itibar. 3. delilik.. (merhem olarak) krem. kreş. 1. puan. kredi de ğerlendirmesi. küçük körfez. sürünmek. kreasyon. dere. alacaklı. ço ğ. inanılır. f. tic. 3. bir şeyin en âlâsı. . 1. 2. with credit to creditor credulity credulous creed creek creel creep f. kimliği gösteren belgeler. ürpermek. yaratmak. ütü çizgisi. You´re a credit to your parents. i. sayg ınlık. i. Tanr ı. f. tic. 2. 2. yaratıcı bir şekilde. Annen baban seninle iftihar edebilir. süthane. yaratık. katlanmak. i. i. en iyisi. sevilmeyen birinde (olumlu bir niteli ğin olduğunu) kabul etmek. amentü. gıcırdamak. krem tartar. yaratı. yaratıcı. pli. i. i. kat yeri. itimat. sütlük. 3. i. i. güvenilirlik. evren. s.2. 2. krema. f. i.. çoğ. pasta. bir miktar parayı birinin hesabına geçirmek. İng. beyaz sos.craze crazily craziness crazy creak cream cream cheese cream of tartar cream of tartar cream of the crop cream of the crop cream pitcher cream sauce creamer creamery creamy crease create creation creative creatively creativity Creator creator creature crèche credence credentials credibility credible credit credit credit an amount to s. 3. sin. kaymak kıvamında olan. tic. koy.. 1. 3. i. yarat ılış. güven. öz. 1. emeklemek. kreatör. yumu şak beyaz peynir. olu şturmak. 4. buruşturmak. kat. güvenilir. her şeye inanma. kredi kartı. i. itimat. i. balık sepeti. kaç ık. (üniversitede ders geçme sonucunda verilen) kredi. 5.o.ırma yapmak. deli. beyaz tartar. sessizce gitmek/hareket etmek. çay. i. saflık. 2. kremal ı tatlı. çocuk yuvası. i. güven. sütçü dükkân ı. f. yuva. yaratma. uyuz karı. kâinat. ç ılgınlık. buruşmak. i. k 1. i. yaratıcı. (crept) 1. 5. en iyisi. buruşuk. çılgın. 2. gıcırtı.´s account credit and debit credit balance credit card credit line credit rating credit s. çıldırtmak. i. aç ık bej. bir tür krem rengi. çizgi. 1. her şeye inanan. i. güvenirlik. birinin veya bir grubun felsefesini yans ıtan ilkeler.

kuru ve so ğuk (hava). s. suça ait. 2. f. cri. i.. i. 1. çaprazlama gidip gelmek. 4. tenkitçi. çalmak. 2. ele ştirmen. i. taptaze ve sulu (meyve/sebze). kriz. buz yarığı. suçbilimci. 2. kösteklemek. cürüm. 3. the İslam âlemi. çoğ. kusur bulmaya meyilli. (bir parça) cips. sinmek. i.. buruşukluk. 2. olumsuz noktalar üzerinde duran kimse. s. i. ac ımaya yol açacak kötü davranış. krematoryum. sakat etmek. tahıl ambarı.to. 1. 2. eleştirel. s. Kırım. dalgalandırmak. sakat. s. ekip. i. Gryllus. i. gevrekleşmek. hilal. çatlak. k ıvrım. ceza hukuku. suçbilim. f. tayfa. kırıştırmak. cre. 2.. 2. İng. kâğıdı.. ağır ceza mahkemesi. kızıl.ri. 4. mürettebat.a (kraytîr´iyı) i. 3. ölüyü yakma. sakat. i. ayça. f. f. 3. 1. 4.şen doğrular çizmek. buruşmak.ölçüt. Crucifer. ar ızalı. s. suçlu. sınavda i. 1. gevrek. çoğ. kriminoloji. kıvırmak. crow. (ölüyü) yakmak. f.. tak ım. 2. creep. tenkitçi. s. zool. 2. yaltaklanmak. f. i. krep. Kırım´a özgü. s.(buzdolab ında) sebzelik. f. dalga. kriminolog.. bot. --bing) 1. hilal şeklinde.. yemlik. ceza kanunu. i. çoğ. 1. 1.ma. sınavda kopya çekmek için hazırlanan kopyakopya etmek.. i. asker tıraşı. kas ılma. nöbet. i. krepon kâ ğıdı. alabros tıraş. i. s. topal. (yanlar ı yüksek) bebek karyolası. i. sakatlamak. i. (mi ğfere takılan) sorguç. f. kritik. buhran. i. gevrek. i. kırışmak. 1. suç. günah. i.ri. k topal. yarık. i.creep up on creeper cremate cremation crematorium crepe crepe paper crept Crescent crescent cress crest crestfallen crevasse crevice crew crew crew cut crib crib crib sheet crick cricket cricket crime Crimea Crimean criminal criminal code criminal court criminal law criminologist criminology crimp crimson cringe crinkle cripple crippled crisis crisp crisper crispy crisscross criterion critic critical -e hissettirmeden yakla şmak. 2. i.a (krimıtor´iyı)/--s (krimıtor´iyımz) i. kusur bulmak amac ıyla söylenen/yap ılan. sorguç. tıb. hotoz. (--bed. 2. 1. spor kriket. taptaze ve sulu (meyve/sebze). süngüsü tepe. . kriter. kriz. i. 1. i. tere. değerlendirme amacıyla yapılan. çaprazlama kesişen doğrular. i. çabuk ve kendinden emin. kıstas. kötürüm. s.ses (kray´siz) i. (yokuş/dalga için) düşük. (s ınavda) kopya çekmek. İng. 3. tutulma. aşırmak. (dağ için) sırt. korkuyla çekilmek. yılgın. 1. 1. çaprazlama kesi cri. i. bak. 2. s. 1. kopya çekmek için hazırlanan kopya kâğıdı. çaprazlama kesişen. tepe. i. fesrengi. ırışıklık. koyu k ırmızı. ibik. bak. sürüngen bitki. büyük yar ık. f. f. tepelik. 2.te. c ırcırböceği. kırışık. 1. i. buruşturmak. bunalım. 2.

4. gaklamak. i. 2. k. çarmıh. f. cefa. çapraz işareti. z. ayçöreği. 1. timsah. dili dolandırıcı. İng. f. i. ayak ayak üstüne atmak. kollarını kavuşturmak. i. (kontrolden geçirilmi ş bir şeyi) kontrol etmek. --ping) k ırkmak. 2. s. binici k ırbacı. argo cartayı çekmek. silmek. H ırvatistan.. f. 2. gaklama sesi. mat. i. İsa´nın çarmıhta ölümü. tığ. ğıtçı. Crocus. ölmek. . 2. m ırıldanmak. madrabaz. -in olumsuz noktalar ı üzerinde durmak. k. 2. şans dilemek. k. kar şıdan karşıya geçmek. f. i. 1. üstünü çizerek iptal etmek. s. Haç (Hristiyanlığın simgesi). 1. s. sahte gözya şları. ele ştirmek. vıraklamak. tenkit. sapı kıvrık baston. kritik. 3. mahsul. i. 1. i. hilekâr. put. (--ped. düzenbaz. ürün. criticize. i. çarpık.. zool. 1. 2. cross one´s arms cross one´s fingers cross one´s legs cross one´s mind cross out cross section cross swords cross swords with cross the Rubicon crossbar crossbred crossbreed crosscheck cross-country cross-country skiing cross-examine nazik nokta. dönülmeyecek bir karar vermek. 1. ile kavga etmek. bak. 1. 3. çile. bir uçtan öbür uca. rekolte. 1. tığla işlenen dantel. virajlı. f. (iş). timsah gözyaşları. değerini belirtmek için -i incelemek. hileli bükmek. kesit. melez. üçkâ eğri. kros. ile çekişmek. i. i. kol demiri. f. kursak. hilekâr. ıstavroz çıkarmak. f. i. yak ın arkadaş. alçak sesle şarkı söylemek. çanak çömlek. f. 1. i.bred) melezlemek. bak. çiğdem. (with) (biriyle) atışmak. geminin/uçağın rotasına ayk ırı esen (rüzgâr). i. öfkeli. (cross. karalamak. kırpmak. vırak. çoban de ğneği. vallahi. tığ ile işlemek. haç çıkarmak. birdenbire olu şmak/ortaya çıkmak. k ır koşusu. i. eleştiri. çaprazlamak. kafadar. melez. dili dolandırıcı. üçkâğıtçı. olan. 2. i. 1. i.. 2. cavlamak. 1. kritik nokta. 2. 4. sorguya çekmek. kros kayağı. 2. kroşe yapmak. kurba ğa sesi. kusur bulma. i. -i tenkit etmek. H ırvat. i. kesmek. kızgın. 2. kroşe. 3. Hırvatça. 2. melez. ters. sağlamasını yapmak. kesip kısaltmak.. tığ. tenkit. aklından geçmek. haç. ıstavroz. bot. f. tenkit etmek. bir dalavere kıvırmak. i. 2. huysuzlanm ış. dili içindedalavereci. kayak krosu. çaprazlamak. Hz. kros kaya ğı. f. aksi. kıvrım. 1. -i geçmek: Look both ways before crossing the street. 1. tığ işi. hatırına gelmek. ağız kavgası etmek. s. Kar şıdan karşıya geçmeden önce iki s. the 1. i. 3. gak. ele ştiri. f.. -de kusur bulmak.s. sürgü. 3. düzenbaz. ekin.critical point criticise criticism criticize critique croak Croat Croatia Croatian crochet crochet hook crochet needle crockery crocodile crocodile tears crocus croissant crone crony crook crooked croon crop crop crop up Cross cross cross cross cross my heart cross o. asa. Croatian. kocakar ı. kayak krosu. 2. ülkeyi baştan başa kateden. bacak bacak üstüne atmak.

3. 4. tepe. 1. 6. 2. çatal. çok önemli. tepesini i. i. i. kabaca. katır kutur yemek. İng. s. (gemiyle) dolaşmak. 3. i. çapraz. aynı hızla uzunca bir süre gitmek. against -e karşı savaşım vermek. f. kalabalık. çömelmek. dörtyol. çökmek. i.din çatırdamak. ğı. tuhaf. zalimce. harap olmak. f. f. kırıştırmak. un ufak olmak. ekmek kırıntısı. krup hastalığı. hükümdarl ık. hükümdar. 1. tuhaflık. krüsifi. 2. i.cross-eyed crossing cross-legged cross-purpose cross-reference crossroad crossroads crosswalk crosswise crossword puzzle crossword puzzle crotch crotchet crotchety crouch croup croupier crouton crow crow crowbar crowd crowd into crowd out crowded crown crucial crucifix crucifixion crucify crude crude oil crudely crudeness cruel cruelly cruelty cruise cruiser crumb crumble crumple crunch crusade crusader crush crush s. 2. i. kav şak. ham petrol. i. 3. kalabalık. kaba. yan yol. 4. . crew) 1. kruvazör. i. doluşmak. at cross-purpose. gezinmek. dişçi. i. i. geçit. zulüm. k ırıntı.bak. alıcı. 2. 2. ufalanmak.. kald ıraç. baş. krupiye. 2. 2. yaya geçidi. 5. cihat. ezme. çarm ıha germek. z.kritik. zerre. 2. i. 1. parça. kasık. s. f. 1. i. insafsızca. ara yol. kıtır kıtır yemek.1. sit cross-legged. geçiş yeri. (kitapta) gönderme. s. çarm ıha gerilmiş İsa heykeli. i. bulmaca. z. dörtlük nota. f. dolanmak. İsa´nın çarmıhta ölümünü gösteren resim. hart hurt yemek. bir davanın hararetli taraftarı. güç durum. 7. ham petrol. 2. 2. 1. 1. tamamlamak. 1. savaşım. dörtlük. -e doluşmak. zalim. i. i. çömelme. dönüm noktası. ufalamak. s. yaya geçidi. (--ed/İng. 1. can kuron. doldurmak. 2. 1. d ırdırcı. i. f. f. f. Corvus. 1. ekmek içi. 1. diştacı. 1. 3. anat. s ıkıştırarak çıkarmak. bulmaca. pantolon a 1. 1. bak. boğak. buru şturmak. f. kron (para birimi).savaş. haçlıile ezmek. terz. taç giydirmek. dal ile gövdenin birle ştiği yer. 1. 2. i. izdiham. 3. i. 2. 3. 3. i. zool. garip dü şünce. 2. 3. polis arabası) (etrafı kolaçan i. kırışmak. (over) (-den dolayı) çok sevinmek. çaprazlama. ı. çökmek. 1. levye. birikmek. 2. ac ımasız. dışarıya itelemek. f. (horoz) ötmek. (polis. çarm ıha germe. kabalık. 1. ezmek. f. Haçl f. dayanılmaz. ac ımasızlık. 2. şaşı. derme çatma. 2. manivela. 1. uğruna yapılan çatırtı. acı. ufalamak. dilikampanya. dolaşmak. 2. ar ıtılmamış. üstünkörü yapılmış. i. Hz. i. s. 1. z. 1. kalabalık. parçalanmak. 2. 2. s. 2. geçiş. i. taç. huysuz. z. i. 3. ham. çatırtı seferi. 3. 2. sıkıştırmak. (birine) yer bırakmamak. toplanmak. i. (çorbaya konulan) küp biçiminde do ğranmış kızarmış ekmek. k. ac ımasızca. karga. acayip. buruşmak. i. ç ıtır çıtır yemek.

2. billurla ştırmak. -e sokulup sar ılmak. 1. sopa. f. dönüm noktas ı. Kübalı.. haykırış. cry for.crust crust of the earth crustacean crusty crutch crux cry cry for cry on s. boynuzlanm ış koca. 1. yavru (tilki/ayı/aslan). 2. s. inç küp (16. Küba. kuyruk. hıyar. salatalık. guguklu saat. zool. örtülü. birine Bu yanmak. i. (--bed. ekmek kabu ğu.´s shoulder cry one´s heart out cry out cry out against cry out for cry quits cry wolf crypt cryptic crystal crystalline crystallise crystallize cu cub cub scout Cuba Cuban cubbyhole cube cube sugar cube sugar cubic cubic centimeter cubic foot cubic inch cubic meter cubical cubicle cuckold cuckoo cuckoo clock cucumber cud cuddle cuddle up cuddle up to cudgel cue i. kabukla kaplamak. Küba. kabuklu. 2. i. f. 3. i. kabuk bağlamak. 2. s.4 cm3). kabuk. küp biçiminde nesne. yeter artık demek.. yavrukurt. 2. -e karşı yüksek sesle protestoda bulunmak. 1. 1. . mat. küp. billur gibi. aksi. cubic. kabuklanmak. i. f. kristal. destek. kabuklu (hayvan). 1. kübik. (kocasını) boynuzlamak. (hayvan) bağırmak.dert ülkenin bir lidere büyük bir ihtiyac ı var. i. feryat. geviş. 1. santimetre küp. 1. 2. 1. f. kesmeşeker. püf noktas ı. 1. ağlamak. sopalamak. küpşeker.. 1. 2. kübik. i. haykırı. hüngür hüngür a ğlamak. boynuzlu koca. bak. kristal. argo kaçık. deli. f. gizli. 1. s. (yazıhanede/dolapta) önü açık ufak göz. s.. küp biçiminde. --bing) yavrulamak. sopa çekmek. mim. bağırmak.o. kriptos. (hayvana ait) ses. huysuz. gizemli. -e çok ihtiyac ı olmak: This country is crying for a -i çok gerektirmek. billurdan yap ılmış. s ıra. kuca ğına alıp okşamak. Kübalı. 2. i. i.. 1. kesmeşeker.. i. metre küp. 2. i. kritik an. i. kabine. (birbirine/birine) sokulmak. bak. 1. f. çomak.. s. ayak küp (. geom. 2. k ıs. crystallize. i. hücre. 3.028 m3). 2. billurlaşmak. i. 2. i. 2. kabin. kripta. saat cam ı. f. 2. (bir sayının) kübünü almak. guguk. çözülmesi zor sorun/durum. odac ık. koltuk de ğneği. f. 2. s. yalandan imdat diye ba ğırmak. 1. kapal ı. i. i. f. İng. mat. bilardo isteka. küp biçiminde kesmek. -e sokulup yaslanmak. billur. Küba´ya özgü. sopa atmak. i. gugukku şu. s. odac ık. s. küp şeker. yalandan imdat istemek. leader. yerkabuğu. 1. i. (birbirine) sokulmak. şifreli. 1. 2. berrak. Cuculus canorus. küp.

hin. yemek pişirme sanatı. tokatlamak. İng. i. cultivable. i. s. 2. kupa galibi. i. --ping) şişe çekmek. birikmi ş. zirve. 1. avuçlarını bitiştirerek çanak gibi açmak. pantolon-etek.cue cue ball cuff cuff link cuisine cul-de-sac culinary culminate culmination culottes culpability culpable culprit cult cultivable cultivatable cultivate cultivate a friendship cultivated cultivation cultivator cultural culture culture gap culture shock cultured cultured pearl cumbersome cumin cumulative cumulus cuneiform cunning cunt cup cup cup final cup one´s hands cup winner cupboard cupidity cupola cur curable curate curator curb i. i. f. kullan ışsız. i. (--ped. doru ğuna yükselmek. en yüksek noktaya varmak. 2. i. i. s. sokak köpe ği. yemek pişirme ile ilgili. 1. 1. s. 1. 1. mutfak. (toprağı) işlemek. yetiştirici. geliştirme. hantal. 1. müze/kütüphane müdürü. in ile sonuçlanmak. zaptetmek. f. s. ufak kubbe. kupa finali. . 2. ile son bulmak. yenmek. kusurlu. doruk. dostluk kurmaya çalışmak. çiviyazısı. sufle. s. son. kümebulut. i. i. 2. sevimli. kültür yapmak. 3. kupa. i. 1. yüklük. kültür. kabahat. döküm oca ğı. suluk. s. ile sona ermek. stajyer papaz. kurnaz. kültürel. f. i. 2. vantuz çekmek. kol a ğzı. tokat. 3. kald ırımın kenar taşı. 3. ekici. i. i. it. 2.. 1. tiy. s. geliştirmek. spor kupa. s kimyon. birikerek artan. çıkmaz sokak. s. engel.ıkıcı. görgü. kültür. *am. bardak. (tarlayı) sürmek. kusur.. kültür. sille.. kültür şoku. i. biyol. 1. kaba 1. 4. kol düğmesi. 1. 236 cm3. (biriyle) dostluk kurmaya çal ışmak. 2. 4. kolluk. havaleli. 2. elverişsiz. yemekte/mutfakta kullanılan. frenlemek. tamah. kadeh. hacamat yapmak. i. f. i. işlenmiş (toprak). yetiştirilebilir. yetiştirme. geliştirme. f. 2. şirin. görgülü. en yüksek nokta. 1. hırs. i. 2. i. iyile şebilir. (topra ğı) işleme. sonuç. 3. i. suçluluk. bak. 1. s. 3. kült. tokat atmak. tutmak. lenduha gibi. kabahatli. 1. litrenin dörtte biri. kurnazlık. i. 3. 2. şeytan. 1. oyuncunun sözü arkada şına bırakmadan önceki son söz veya hareketi. i. hâkim olmak. ekilebilir. sufle etmek. i. 2. *siki şme. 4. laboratuvarda mikrop üretmek. kültive inci. i. suçlu.bitiş.. f. mücrim. kültürlü. 2. kümülatif. it herif. 2. s. i. s. manşet. yetiştirmek. mutfakla ilgili. ağır. açgözlülük. tedavi edilebilir. kültürlü. tarım. fren. fincan. f. şeytanlık. bilardo topu. dolap. it. gem zinciri. yetiştirme. durdurmak. kültür fark ı. 4. 2.

akıntı. şu anda. 1. tütsülemek. lanet. günlük masraflar. günlük giderler. -e çözüm getirmek. sövmek. saç maşası. 2. kanını dondurmak. tuhaf şey.. müfredat program ı. acayip. perde halkas ı. 2. 2. 2. 1. piyasa fiyat ı. f. 1. şifa. kesmik. reverans. yaltaklanarak (birinin) gözüne girmeye çal ışmak. 2. i. gelişigüzel. cari hesap. kaşağı. dili yüreğini oynatmak. 4. kuşüzümü. lanetli. k. halen. s. sağaltmak. 1.b. cari hesap. 1. bugünlerde. şimdiki. bela. tuzlamak. lor. garip. tuhaf. f. saç ını bükülmek. k ıvrılmak. s. i.sövgü. 1. 1. şifa vermek. i. i. reverans yapmak. nakit.curd curd cheese curdle curdle one´s blood cure cure curfew curiosity curiosity shop curious curl curl one´s hair curl up curler curling iron curly currant currency current current current account current account current events current expenses current market rate current price currently curriculum curriculum vitae curry curry curry favor with curry favor with curry powder currycomb curse cursed cursed cursor cursory curt curtail curtain curtain ring curtain rod curtsy curvature i. sürüm de ğeri. lanet etmek. sürüm. tedavi etmek. s. kür. i. nadir şey. imleç. cari. 3. beddua. derman. hediyelik e şya dükkânı. i. ilenme. i. 2. i. dili deh şete düşürmek. çıkma yasağı. eğrilik. k ısaltmak. ters ve k ısa (söz). tedavül. küfür. frenküzümü. cari fiyat. perdelemek. büklüm. dili -e yaranmak. körolas ı. s. s. güncel olaylar. sa ğaltım. zerdeçal v. i. toz haline getirilmiş kimyon. kaşağılamak. melun.kıvırmak. . yürürlükte olan. f. k ıvrım. s. bigudi. 1. lüle. kişniş. tic. 3. tımar etmek. geçer. bukle yapmak. kıvır kıvır. i. nakit para. azaltmak. üstünkörü. i. ilaç. i. ışıklı gösterge. 2. 3. s. f. geçerlik. küfretmek. ilenç. tedavi. sövme. rayiç. lanetlenmiş. baharat karışımı. pıhtılaşmak. z. kesilmek. f. k. f. i. bilg. bukle. perde. 1. kıvırmak. i. aktüel. bugünkü. lor peyniri. i. merak. k ıvrılmak. 1. iyile ştirmek. f. pıhtılaştırmak. korniş. ilenmek. revaç. çare. i. 2. kürsör. kesmek. k. cereyan. f. beddua etmek. ak ım. güncel. 2. bükmek. özgeçmiş. k ıvırcık. sövüp saymak. eğrilme. sokağa -e çare bulmak. 1. 2. 1. meraklı. para. perde rayı. 2. 2. 1. yaltaklanarak (birinin) gözüne girmeye çal ışmak. 2. korkutmak. kurutmak.

Dişlerimi kamaştırdı. (cut. mutat. (denetim. (bir müşterinin yaptığı) alışveriş.´nden) yakasını kurtarmak/sıyırmak. k. âdet. i. dili yeterince -i azaltmak. gözetim. dili önemli olmamak. 2. . araya girmek. kapıcı. from (bir yerden/gruptan) ayr ılmak. gümrük resmi. hem lehine. kesme cam. pay. 2. eğri. 2. 3. 4. 1. (ders.. kestirmeden gitmek. 1. go off half-cocked k. s. kristal. köpekdişi. bükmek. i. k.curve curve cushion cuspid cuss custard custodian custody custom customary customary usage customer custom-made customs customshouse cut cut cut cut a big/wide swath cut a tooth cut a tooth cut across cut across all boundaries cut an alcoholic drink with water cut and run cut back cut both ways cut corners cut corners cut down a piece of clothing into cut down a tree cut down on cut glass cut in cut in half/cut into halves cut in on cut into Cut it out! cut loose cut loose cut no ice cut no ice cut of meat cut off cut off one´s nose to spite one´s face one´s nose to spite one´s cut off face cut one´s nails to the quick i. s. i. yastık. kesik. sorumlu kimse. k. kesim. yolazaltmak. k. 2. ilişkiyi kesmek. 5. 1. 2. f. biçim. herif. i. al ışkanlık. (bir işte) kestirme yollara başvurmak. itiyat. 1. kıvrım. k. 8. parça. kesilmiş. f. 1. gelenek. kesim. dili gâvura k ızıp oruç bozmak. küfretmek. hafifletmek. geri dönmek. eğmek. dili en kolay ve en ucuz yollara ba şvurarak yapmak. Bu ta ş kolayca kesiliyor. dili sövmek. koruyucu. -i kesmek. (birinin) sözünü kesmek. yarıya bölmek. 1. viraj. müşteri. i. bükülmek. 3. 2. f. süt. 1. çok dikkat çekmek. kıvırmak. diş çıkarmak. 2. k. geçirmek için aç ılan yar. 3. dili gâvura k ızıp oruç bozmak. 2. i. kavis. 3. kesinti. içkiyi suland ırmak. âdet olan. k. kıvrılmak. 2. koruma. 1. 1. baskı v. bir darbenin hızını kesen tampon. kesip k ısaltmak. -i azaltmak. gümrük. i. dili 1. bırakıp kaçmak. (çocuk) diş çıkarmak. sınır tanımamak. 4. 3. minder.b. 3. k. konferans v. vesayet. -i azaltmak. 6. dili Yapma!/B ırak! 1. --ting) 1. hem aleyhine olmak. dili önemi/etkisi olmamak. fason. sövgü. gümrük. 2. 2. dili 1. i. k. It set my teeth on edge. alışılmış. biçmek. 7. ısmarlama. dili hisse. k. ağaç kesmek. tırnaklarını dibine kadar kesmek. azaltmak. kesme. k. kesmek. çok nüfuzlu olmak. i. şeker ve yumurta ile hazırlanan bir sos. azaltmak. 5. muhaf ız. do a thing by halves bir işi yarımyamalak yapmak. kesik. go halves yarı yarıya bölüşmek. 2. küfür. (kasaplık hayvanın gövdesinden belirli bir şekilde kesilen) et parçası. i. eski bir giysiden (yeni bir şey) yapmak. 1. indirim. âdet..b.´ni) s. krem karamele benzeyen bir tatlı. bilardo masasının lastikli iç kenarı. 2. dilim. eğilmek. kesmek. kesilmek: f. 2. altına/arkasına i. This stone cuts easily. aşka gelmek. 3. yarma. dili gayrete gelmek. k.

2. 2. silindirsel. yaklaşık 50 kg.´s feet cut the melon cut the wheels cut to the quick cut up cutback cute cuticle cutlery cutlet cutoff cutoff point cut-price cut-rate cutter cutthroat cutting cuttlefish cutup cwt -cy cyanide cybernetics cyclamen cycle cyclist cyclone cylinder cylindrical cymbal cynic cynical cynicism cypress Cyprian Cypriot Cyprus Cyrillic k. 112 libre.. i. niteliksiz. short cut s. buhurumeryem. 2. birini öldürmek. bahç... indirimli. 1. İng. i. anat. servi. den. s. incitici. s. -i bırakmak. 1. silindirik. birine miras olarak on para/hiç para b ırakmamak. kestirme yol. 1. katil.o. 2. 1. büyük zil.(rüzgâr). i. 3. off cut s. çatal b ıçak takımı. 2. dönü ş. s. 2. Kıbrıs. siyanür. f. kesim. i. 2. hundredweight 1. Cupressus. tenzilatlı. Sepia. k. kotra. i. i. i. i. 1. dili şirin.. -i kesmek. 2. 1. cani. i. 1. motosikletçi. bindi ği dalı kesmek. i. k ıyasıya. kalitesiz. to the quick cut s.D. i. k ısa kesmek. keskin. geriye dönü ş. kiklon. Kıbrıslı. 1. s. kotlet. indirimli mal satan. kinizm. kesinti. i. kinik. k ırıcı (söz). elek. sevimli. i. sa ğ yapmak. dili şaklabanlık yapmak.. bir şeyi dilimlemek. i. k. (giysi) biçmek. s. devir. Cyclamen. k ıs. ını kesmek. bisiklet. üstderi. acı vermek.o. komik şeyler yapmak. birinin laf birini (ac ı sözlerle) derinden yaralamak. isim kg. 1.o. bisiklete binmek. k. motosiklet. amansız. azaltma. k. acı. argo kârı paylaşmak. silindir. selvi. şakacı. sinizm. kesme. i.cut one´s own throat cut out cut s. do ğramak. kibernetik. s. kasap. kesici alet. acı. 3. parça parça kesmek. (of an automobile) sol yapmak. down cut s. eksiltme. A. tırnakların etrafını çevreleyen deri. tenzilatlı. siklamen. sinik. (birinin) dayanak noktalar ını çürütmek.. (belirli bir şeyi) kesen kimse. kesiş. bak. . i. 2. dili -i kesmek. sona erme noktas ı. devre.B. s. birinin yolunu kesmek.o. 2. into slices cut short cut the ground (out) from under one´s feet cut the ground from under s. Cypriot. sert i. 1.t. sinik. s. bot. 3. sona erme tarihi. zool. bisikletçi. 1. 2. dönme. 2. i. şaklaban. sin..5 belirten sonek: fluency ak ıcılık.o. i. 3. dili içine işlemek. bot. 45. mürekkepbalığı. bir şeyi dilim dilim kesmek. -i kesip ç ıkarmak. sin. 3. sibernetik. s. kesici: wire cutters tel makas ı. siklon. i. tav şankulağı. müz. Kıbrıslı. i. birinin savundu ğu noktaları çürütmek. dili kendi kendine zarar vermek... indirimli mal satan. içini yakmak. 2. kinik. Kıbrıs´a özgü. 1. 2. aşı kalemi. s. i. 100 libre. Kıbrıs. indirimli. 1. i. i.

narin. date. çar. i.. i. s. daughter. zerrin. zarar vermek. günlük. i.. dokunma.y. zool. i. d D.. 1. 1. İngiliz alfabesinin dördüncü harfi. --ming) -e set çekmek.. tıb. dokunmak. tar. bak. D. tazminat. re notası. 1. vakit öldürmek. titizlik. i. days. s. her gün. December. huk. kaç ık. 2. daughter. su serpmek. dili masraf. vakit öldürmek. sağmal inekler. 2. s. tıb. bak. cilveleşmek. Çek. Benin. f. bak. titiz. gündelikçi (hizmetçi). s. i. amatör. i. kist. 2. k.. 1. su bendi. bir işe heves duyup girişme eğiliminde olan kimse. baraj.men (der´imîn) i. Department. kama. bozmak.. çoğ. zarif. Çekoslovakya. sistit. (--bed.. i. 1.. hafifçe ıslatmak. i. 1. f. s. 2. Çekoslovak. Doctor. k ıs. Çekçe. in ile amatörce uğraşmak. 1... tar. 1. hevesli. dair. z. dili baba.Cyrillic alphabet cyst cystitis czar Czech Czechoslovak Czechoslovakia Czechoslovakian D d D. tar.. nazik. hasar yapmak. oyalanmak. i. Çekoslovakyalı. gündelik. nezaket. nergis. k ıs. i. day. k ıs. i. süt ürünleri. i. haylazl ık etmek. k. 1. District Attorney. s. i. i. i. s. day(s). tipula sine ği. 2.. d DA da dab dabble dabbler dachshund dad daddy daddy-longlegs daffodil daft dagger dahlia Dahoman Dahomean Dahomey Dahomeyan daily daintily daintiness dainty dairy dairy cattle dairy farm dairy products dairyman daisy dale dally dally away dally with dam dam up damage damages Kiril alfabesi. sütçü. kafadan kontak. f. babac ığım. küçük vadi. 2. bak.. yıldızçiçeği. 2. 1.. i. Beninese. -i frenlemek. i. saçma. s. hançer. Dahlia. k ıs. -i bast ırmak. k. deli. D. bak. i. 2. (--med. zarafetle. ziyan. bot.. müz. hafif vuru ş. İng. tar. . f. i.. 2. dili baba... diameter.. fiyat. mastı. i. i. i. i. Dutch. s. zarar. mandıra. f. Beninese. mand ıra. i. Çekoslovak. dead.. zarafet. Czechoslovakian.. fulya. set. --bing) hafifçe vurmak. süthane. gündelik gazete. babac ığım. oynaşmak. i. papatya. 2. İngiliz alfabesinin dördüncü harfi. sütçü dükkânı. Çekoslovakyalı. i. hasar. 1. z. 2. i. i. died. i. Beninese.

Damascus damask dame damn Damn!/Damn it!/Damn him!/Damn her! damnation Damnation! damned Damned if I know. karanlık oda. ıslatmak. raks. grizu. i.o. cüret etmek. muğlak. f. 1. 3. zarif. asıp sallamak. f. akşam. as ılı durup sallanmak. 1. lacivert. sarkmak. dans etme. söndürmek. konak. Taraxacum officinale. kahrolası. küf kokulu. 5. dili birinin i. en acayip. 3. 1. s. dansör. s. benekli hayvan. böceğin iğnesi. s. yiğitlik. Şam. f. sevgilim. cüret. 3. 2. Tuna. koyu renk. i. benek. hamle. s. beddua etmek. rutubet. f. anla şılması zor hale getirmek. terz. i. şık. 1. 1. nemli. cici. rutubetli. i. kepek. mükemmel. 2. çapraşık. azaltmak. 2. tehlikeli bir şekilde. kaçırmak: dampen s. i. i. f. 1. fırlama. 1. 2. kalk ışmak. koyu. 1. esmer. lanet. pens. tehlike. k ırmak. lanetli. hatun. 2. i. Allah belas ını versin!/Allah kahretsin! i. i. 3. melun. i.1. 3. 3. foto. dans etmek. dans. sevgili. Danimarkal ı. 1. bakla k ırı.´s enthusiasm k. i. oynatmak. i. damnedest damp dampen dampness dance dancer dancing dandelion dandle dandruff dandy Dane danger dangerous dangerously dangle Danish dank Danube daphne dapper dapple dapple-gray Dardanelles dare daredevil daring dark dark dark blue darken darkness darkroom darling darn darn Darn it! dart i. alaca kır (at). i. esrarlı. nemli. i. 1. oynamak. cehennem cezas ı. nem. defne. ok gibi f ırlamak. z. f. 2. bela. durdurmak. Danimarka´ya özgü. . koyulaşmak. kadınlara verilen şövalyelik ayarında bir asalet unvanı. oyun.. zıplatmak. rutubet. bot. argo kad ın. fırlatmak. yaşlı kadın. ileri at ılma. Danca. z. cehalet içinde. cüretkâr. hoplatmak. nemlendirmek. yaş. i. 1. i. Biliyorsam kahrolayım. iğneyle örerek onarmak. atmak. f. nemlendirmek. 1. küçük ok. boğmak. i. harika. rutubetli. 1. Danca. esmerleşmek. gizli. karanlık. f. ho ş. cesaret. 2. s. 6. s. ıslanmak. 3. s. çok. 2. i. dans. cesaret etmek. s. 3. s. i. 1. dans ettirmek. örülerek onarılmış delik. lanet. ıslatmak. yiğit. yava şlatmak. 1. i. en tuhaf. atılmak. pek. Danimarkalı. 3. lanet etmek. en iyisi. 2. Danimarka. 2. f. 4. 2. 2. i. sevgili. Allah ın belası. kör olası. sevimli. s. balo. benekli. (titreşimi) f. eski han ım. lanet. tehlikeli. dansç ı. Lanet olsun! s. karartmak. 2. karanlık. züppe. i. 2. 2. karanlık. f. s. damasko (kuma ş). i. ya ş. nemlenmek. lanetlemek. f. lanet okumak. 4. karahindiba. Tuna nehri. i. kararmak. s.. 2. nem. 1. çok iyi. i. beneklemek. Lanet olsun! i. dansöz. sarkıtmak. gözü pek. 2. gölge.

dartboard darts dash dash off dash off a letter dash s.o.´s hopes dash to pieces dash water on one´s face dashboard dashing data data bank data base data file data processing date date date date line date palm dated dative datum daub daughter daughter-in-law daunt dauntless davenport dawdle dawn dawn on day day after day day by day day by day day in day out day laborer day of reckoning day school daybreak daydream daylight daytime daze dazed dazzle

i. ok atma oyununda kullan ılan nişan tahtası. i. ok atma oyunu. f. 1. hızla koşmak: She dashed to the child´s rescue. Çocuğun imdadına koştu. 2. hızla ilerlemek, atılmak, fırlamak: I dashed to the window but acele gitmek, f ırlamak. bir mektup karalamak. bir kimsenin ümitlerini k ırmak, birini hayal kırıklığına uğratmak. çarpıp paramparça etmek. yüzüne su çarpmak. i., oto. kontrol paneli, pano. s. 1. atak, atılgan, cesur. 2. gösterişli, şık. i. 1. çoğ. veya tek. bilgi. 2. veriler, data. bilg. veri bankas ı, bilgi bankası. bilg. veri taban ı, bilgi tabanı. bilg. veri dosyas ı. bilg. bilgiişlem. i. hurma, arabistanhurmas ı. i. 1. tarih, zaman. 2. randevu. 3. flört, flört edilen ki şi. f. 1. tarih koymak, tarih atmak. 2. tarihlendirmek. 3. ile ç ıkmak, ile flört etmek. coğr. gündeğişme çizgisi. hurma a ğacı. s. 1. tarihli. 2. modas ı geçmiş, demode. s., dilb. -e halindeki. i. -e halindeki sözcük. çoğ. da.ta (dey´tı, dä´tı) i. veri. f. 1. sürmek, s ıvamak. 2. bulaştırmak. 3. lekelemek, kirletmek. i. 1. harç, çamur. 2. leke. i. k ız evlat, kız. i. gelin. f. yıldırmak, gözünü korkutmak. s. gözü pek, yılmaz, korkusuz. i. kanepe, sedir, divan; çekyat. f. işini ağırdan alarak vakit kaybetmek, ağır davranmak, oyalanmak. i. 1. seher, tan vakti. 2. şafak, tan. f. görünmeye başlamak, aydınlanmak. anlaşılmak, sezilmek. i. 1. gündüz: We´ve been working night and day on this project. Bu proje üzerinde gece gündüz çalışıyoruz. 2. gün: the second day of the month her gün, günlerce. günden güne. günbegün, günden güne. her gün. gündelikçi. hesap günü, k ıyamet günü. gündüzlü okul. i. seher, tan vakti. i. hayal. f. hayal kurmak, dalmak. i. gün ışığı.daylight-saving time yaz saati. i. gündüz. f. sersemletmek, sersem etmek, serseme çevirmek. i. sersem bir hal, sersemlik. s. sersemlemiş, serseme çevrilmiş. f. göz kama ştırmak.

deacon deaconess dead dead ahead dead beat dead center dead end dead heat dead language dead letter dead loss dead set dead set against dead tired deaden deadline deadlock deadly deaf deaf mute deafen deaf-mute deal deal in deal with dealer dealings dealt dean dear Dear me! dearly dearly love to dearth death death rate death sentence death squad death toll death warrant deathbed deathless deathlike deathly deathly cold deathly pale deathly silence

i. diyakoz. i. kilisenin hayır işleriyle görevlendirdiği kadın. s. 1. ölmü ş, ölü. 2. cansız, hareketsiz; sönük. 3. ölü (renk). dosdoğru. çok yorgun, bitkin. tam merkez, tam orta. 1. ç ıkmaz sokak. 2. çıkmaz. spor berabere biten yar ış. ölü dil. 1. geçersiz yasa. 2. sahibine ula ştırılamayan mektup. bir işe yaramayan nesne/kimse. k. dili kararlı. -e tamamen kar şı, -e muhalif. bitkin, yorgun. f. 1. hafifletmek, azaltmak, zayıflatmak; (ses, ağrı v.b.´ni) kesmek. 2. parlaklığını tarihi. i. son teslimgidermek, donuklaştırmak. i. çıkmaz. f. çıkmaza sokmak; çıkmaza girmek. s. 1. öldürücü; ölümcül. 2. ölü gibi. s. 1. sağır. 2. kulak asmayan. sağır ve dilsiz kimse. f. sağır etmek. i. sağır ve dilsiz kimse. i. 1. anla şma, mukavele. 2. iş. 3. miktar. 4. iskambil kâğıtlarını dağıtma. f. (--t) (iskambil kâ ğıtlarını) dağıtmak. ... ticareti yapmak. 1. ile ilgilenmek. 2. -i idare etmek. 3. -in üstesinden gelmek, -in hakk ından bir şeyin)4. -e değinmek, -den bahsetmek. 5. -in müşterisi old i. 1. (belirli gelmek. ticaretini yapan kimse, tüccar, satıcı: a dealer in stamps eski pul sat ıcısı. 2. ilişki. i. 1. iş, alışveriş. 2. iş ilişkisi; iskambil kâğıtlarını dağıtan kimse. f., bak. deal. i. 1. katedralin ba şrahibi. 2. dekan. i. sevgili. s. 1. sevgili, aziz. 2. de ğerli, kıymetli. 3. pahalı. Olur şey değil! z. (bir şeyi) çok arzu etmek. i. yokluk, k ıtlık. i. ölüm. ölüm oran ı. idam hükmü. ölüm mangas ı. ölü sayısı. huk. idam hükmü. i. ölüm dö şeği. s. baki, ölümsüz. s. ölüm gibi. s. ölümsü. çok soğuk: It´s deathly cold outside. Dışarısı çok soğuk. beti benzi atm ış. ölümsü bir sessizlik.

debacle debar debase debatable debate debilitate debility debit debit an account debit and credit debit balance debris debt debt of gratitude debt of honor debtor debug debunk debut Dec dec decade decadence decadent decaffeinate decaffeinated coffee decal decamp decanter decapitate decathlon decay decease deceit deceitful deceitfully deceitfulness deceive deceiver December decency decent decently deception deceptive deceptively deceptiveness

i. çöküş, yenilgi, yıkım. f. (--red, --ring) (from) engellemek; menetmek. f. 1. değerini düşürmek, ayarını bozmak. 2. alçaltmak, şerefini lekelemek. 3. tartışılabilir. s. yozlaştırmak. f. 1. tartışmak. 2. çok düşünmek, düşünüp taşınmak: He debated with himself before şürmek, zayıflatmak, takatiniını vermeden önce çok f. kuvvetten dü reaching the decision. Karar kesmek. i. halsizlik, bitkinlik, güçsüzlük, zayıflık. i. borç. f. 1. borç kaydetmek. 2. birinin borcuna kaydetmek. bir hesab ı borcuna kaydetmek. borç ve kredi. borç bakiyesi. i. yıkıntı, enkaz; döküntü. i. borç. teşekkür borcu, gönül borcu. namus borcu. i. borçlu. f. (--ged, --ging) 1. (bir yerden) gizli dinleme ayg ıtını sökmek. 2. (bir aygıt veya sistemin) kusurlar ını gidermek. 3. bilg. hatasızlaştırmak, ayıklamak. f., k. dili (bir şeyin) yanlış taraflarını açığa vurmak. i. 1. başlangıç. 2. (sahneye) ilk çıkış. 3. bir genç kızın sosyeteye ilk defa takdimi. k ıs. December. k ıs. deceased, decrescendo. i. on yıl. i. çökme, çökü ş, yıkılış. s. çökmü ş. f. kafeinini ç ıkarmak. kafeinsiz kahve. i. çıkartma. f. 1. kamp ı bozup ayrılmak. 2. k. dili sıvışmak, savuşmak, tüymek, kaçmak. i. sürahi. f. başını kesmek, boynunu vurmak. i., spor dekatlon. f. 1. çürümek, bozulmak; çürütmek. 2. azalmak. i. 1. çürüme, bozulma. 2. azalma.ölme, vefat. f. ölmek. i. ölüm, i. 1. aldatma; hile, yalan. 2. hilekârl ık, düzenbazlık, dolandırıcılık. s. 1. hilekâr, hileci. 2. aldat ıcı. s. hilekârlıkla, yalancılıkla. i. hilekârlık, yalancılık. f. aldatmak. i. aldatıcı, hilekâr. i. aralık. i. 1. terbiye, edep, nezaket. 2. ılımlılık. 3. iffet, namus. s. terbiyeli, nazik; temiz, iyi. z. 1. terbiye ölçüsünde. 2. yeterince. i. 1. aldatma; aldanma. 2. yalanc ılık. 3. hile, düzen, dolap. s. aldatan, aldatıcı. z. aldatarak, aldat ıcı bir biçimde. i. aldatıcılık, düzenbazlık, hilekârlık.

decide decide against s.t. decide for s.t./decide in favor of s.t. decide to take the plunge decided decidedly deciduous decigram decigramme deciliter decilitre decimal decimal fraction decimal fraction decimal point decimal scale decimal system decimate decimation decimeter decimetre decipher decision decisive decisively decisiveness deck deck deck chair deck of cards deck out declaim declaration declaration of residence declare declare bankruptcy declare war on declension decline declivity declutch decode decompose decomposition decorate decoration decorative

f. karar vermek, kararla ştırmak, hüküm vermek. bir şeyin aleyhinde karar vermek. bir şeyin lehinde karar vermek. (bir şeyi) yapmaya karar vermek. s. 1. kesin. 2. kararl ı, azimli. 3. kararlı, ölçülü. z. kesinlikle, katiyetle. s. k ışın yapraklarını döken (bitki). i. desigram. i., İng., bak. decigram. i. desilitre. i., İng., bak. deciliter. s., mat. ondalık. i. 1. ondalık sayı. 2. ondalık kesir. ondalık kesir. mat. ondalık kesir. ondalık virgülü: 1.07 (Türk sistemine göre 1,07). ondalık hesap cetveli. ondalık sistem. f. büyük bir k ısmını yok etmek. i. büyük bir k ısmını yok etme; büyük bir kısmı yok olma. i. desimetre. i., İng., bak. decimeter. f. (şifreyi) çözmek. i. karar; hüküm. s. 1. kesin, kati. 2. kesin sonuca ula ştıran: the decisive victory in that war o savaşı kesin sonuca ulaştıran zafer. 3. kararlı. z. 1. kesin olarak. 2. kararl ı bir biçimde. i. 1. kesinlik. 2. kararl ılık. i., den. güverte. f. donatmak, süslemek. şezlong. isk. deste. donatmak, süslemek. f. 1. hararetle söylemek/konu şmak. 2. (hitabet kurallarına göre) söylemek; resmi bir 2. demeç. 3. bildiri, deklarasyon. i. 1. ilan. şekilde söylemek. ikamet beyannamesi. f. 1. ilan etmek. 2. bildirmek, deklare etmek. iflas ilan etmek. -e savaş açmak/ilan etmek. i. 1. dilb. ad çekimi. 2. çökü ş, çökme. f. 1. aşağıya meyletmek. 2. azalmak, düşmek. 3. çökmek. 4. reddetmek, geri çevirmek. i. iniş, meyil. 5. dilb. çekmek. i. 1. meyil, ini ş. 2. azalma, düşüş; gerileme, f. debriyaj yapmak. f. (şifreyi) çözmek. f. 1. ayrıştırmak. 2. çürütmek; çürümek. i. 1. ayrışma. 2. bozulma. f. 1. süslemek, dekore etmek. 2. ni şan vermek. i. 1. süsleme, dekorasyon. 2. süs. 3. ni şan, madalya. s. süsleyici, süslü.

decorator decorous decorously decorum decoy decrease decree decrepit dedicate dedicated dedication deduce deduct deduction deductive reasoning deed deem de-emphasise de-emphasize deep deep in debt deep in thought deep sea deep trouble deepen deepfreeze deep-fry deep-rooted deep-seated deer def deface defamation defame default defeat defecate defect defective defector defence defend defendant defender defense defenseless defensive

i. dekoratör. s. görgü kurallar ına uygun. z. görgü kurallar ına uygun bir biçimde. i. adaba uygun olma, terbiyeli olma. i. tuzak yemi. f. 1. away from -den hile ile uzakla ştırmak; into -e hile ile çekmek. 2. dü şmek, küçülmek; azaltmak, düşürmek. i. azalma, düşüş. f. azalmak, tuza ğa düşürmek. i. 1. resmi emir. 2. karar. 3. kararname. f. 1. emretmek, buyurmak. 2. karar vermek. s. eskimiş, yıpranmış. f. 1. adamak, vakfetmek. 2. to -in ad ına sunmak, -e ithaf etmek. s. 1. ithaf olunmu ş. 2. adanmış. 3. kendini işine adamış. i. adama, ithaf. f. sonuç ç ıkarmak. f. çıkarmak, hesaptan düşmek. i. 1. sonuç ç ıkarma. 2. man. tümdengelim. 3. sonuç. 4. hesaptan düşme. 5. kesinti: tümdengelimli usavurma. i. 1. eylem, iş, fiil. 2. huk. senet, tapu senedi. f. to -e senetle devretmek. f. saymak, addetmek. f., İng., bak. de-emphasize. f. önemini azaltmak. s. 1. derin. 2. anla şılmaz. 3. şiddetli, ağır. 4. koyu (renk). 5. kalın, boğuk, pes (ses). z.ış. 1. derinlerine kadar; derinliklerine kadar: It sank deep borca batm into derin dü şünceye dalmış. derin deniz. vahim bir durum. f. 1. derinle şmek; derinleştirmek. 2. artırmak. 3. (rengi) koyulaştırmak. i. 1. dipfriz. 2. dondurup saklama. f. (deep.froze, deep.fro.zen) dondurup saklamak. f. bol yağda kızartmak. s. 1. kökleri derinlere inen (a ğaç/çalı). 2. köklü, kökleşmiş (âdet/inanç). s. 1. derin, derinden gelen; derinde olan. 2. köklü, kökle şmiş. i. (çoğ. deer) geyik; karaca. k ıs. defective, defendant, defense, deferred, defined, definite, definition. f. (bir şeyin yüzeyine) zarar vermek. i. karalama, kara çalma, lekeleme. f. karalamak, kara çalmak, lekelemek. i. 1. (bir yükümlülü ğü) yerine getirmeme. 2. bilg. varsayım. f. (bir yükümlülü ğü) yerine u ğratmak. i. bozgun, yenilgi. on their loan. Borçlarını f. yenmek, bozguna getirmemek: They defaulted f. büyük aptesini yapmak, d ışkılamak. i. kusur, noksan, eksiklik. s. 1. kusurlu, sakat, eksik, noksan. 2. dilb. baz ı çekim şekilleri olmayan. i. karşı tarafa kaçan kimse. i., İng., bak. defense. f. 1. savunmak. 2. from -den korumak. i., huk. davalı. i. savunucu, savunan; koruyucu. i. 1. savunma, korunma. 2. spor savunma, defans. s. savunmas ız, korunmasız. s. 1. savunmayla ilgili. 2. (hedef al ındığını zannederek) savunmaya geçen. 3. koruyucu. 4. spor defansif.

defensive alliance defer deference deferential deferment deferred defiance defiant deficiency deficient deficit defile define definite definite article definitely definition definitive deflate deflation deflect

savunma anla şması. f. (--red, --ring) 1. sonraya b ırakmak, ertelemek. 2. to -e boyun eğmek. i. riayet, (sayg ıdan kaynaklanan) itaat. s. riayetkâr; sayg ı ve itaat gösteren. i. erteleme. s. ertelenmiş. i. 1. meydan okuma. 2. kar şı koyma. s. 1. meydan okuyan. 2. kar şı koyan. i. eksiklik, noksanlık; yetersizlik. s. eksik, noksan; yetersiz. i. (bütçe, hesap v.b.´nde) aç ık; zarar. f. kirletmek, pisletmek, lekelemek, bozmak. f. 1. tanımlamak, tarif etmek. 2. belirlemek, sınırlamak, tayin etmek. s. 1. kesin. 2. belirli, belli. dilb. belirli tan ımlık: the. z. kesinlikle. i. 1. tanım, tarif. 2. tanımlama. s. kesin, son, tam. f. 1. havas ını/gazını boşaltmak, söndürmek; sönmek. 2. gururunu kırmak. 3.1. havas ını/gazını azaltmak. söndürme; sönme. 2. gururunu kırma. 3. i. ekon. para arzını boşaltma,

ekon. deflasyon. f. yönünü de ğiştirmek; başka yöne çevirmek; yönü değişmek. deflect s.o. from his/her purpose birini amac ından çevirmek. yönünü de ğiştirip -e çevirmek. deflect s.t. into f. biçimini bozmak, biçimsizle ştirmek. deform i. 1. biçimsizlik. 2. t ıb. biçim bozukluğu, bozunum. deformity defraud defray defrost deft defunct defy degenerate degenerate degradation degrade degrading degree dehumidifier dehumidify dehydrate dehydrated deify deign deity dejected dejection delay f. doland ırmak, elinden almak. f. ödemek; (giderleri) kar şılamak. f. buzlarını çözmek/eritmek; buzları çözülmek/erimek. s. becerikli, usta, marifetli. s. 1. ölü. 2. feshedilmi ş. f. meydan okumak, kar şı gelmek, karşı koymak. s. yoz, yozla şmış, soysuz, dejenere. f. yozlaşmak, soysuzlaşmak, bozulmak, dejenere olmak. i. 1. aşağılık bir durum; itibarsızlık. 2. aşağılaşma. 3. rütbeyi indirme. f. 1. alçak bir duruma dü şürmek. 2. rütbesini indirmek. s. alçaltıcı, onur kırıcı. i. 1. fiz., geom. derece. 2. derece, basamak, a şama, rütbe, mertebe. 3. diploma. i. nem gideren alet. f. nemini gidermek. f. 1. suyunu almak, kurutmak. 2. su kaybetmek. s. susuz, kurumu ş. f. tanrılaştırmak. f. tenezzül etmek. i. 1. tanrı, ilah. 2. tanrısal varlık. s. keyifsiz, morali bozuk; hüzünlü. i. keyifsizlik, moral bozuklu ğu; hüzün. f. 1. ertelemek, sonraya b ırakmak. 2. geciktirmek. 3. oyalanmak. i. gecikme, geç kalma.

delegate delegation delete deletion deliberate deliberate deliberately deliberation delicacy delicate delicately delicatessen delicious delight delightful delimit delineate delinquency delinquent delirious delirium deliver deliver the goods deliverance deliverer delivery delivery note delivery order delivery receipt delivery time deliveryman dell delta delude deluge delusion delusive deluxe delve demagogue demagogy demand demand deposit demean demeanor demeanour demented

i. (del´ıgît, del´ıgeyt) delege, temsilci; elçi; vekil. f. (del´ıgeyt) 1. havale etmek, devretmek. yetki verme. i. 1. delegasyon. 2. 2. görevlendirmek. f. silmek, ç ıkarmak. i. 1. silme, ç ıkarma. 2. yazıdan çıkarılan parça. s. 1. kas ıtlı, maksatlı, önceden tasarlanmış. 2. temkinli, ölçülü, dikkatli. f. 1. düşünüp taşınmak, ölçünmek, tartmak. 2. görüşmek, müzakere etmek. z. kasten, mahsus, bile bile. i. 1. üzerinde dü şünme, düşünüp taşınma. 2. görüşme, müzakere. i. 1. incelik, kibarlık. 2. lezzetli şey. s. 1. kolaylıkla kırılabilen, kırılgan, nazik. 2. hassas (alet). 3. hassas (konu); nazik (durum). 4. ince (yapbüyük bir5. hafif (koku/tat). 6. hafif, z. 1. incelikle. 2. dikkatle, ihtiyatla, ı), narin. özenle. i. şarküteri, mezeci. s. lezzetli, leziz, nefis. f. 1. sevindirmek; sevinmek. 2. in -den zevk almak. i. 1. sevinç, zevk, keyif,ş, güzel; sevinç veren şey. s. ho haz. 2. zevkli. f. sınırlandırmak, tahdit etmek. f. 1. şeklini çizmek. 2. betimlemek. i. 1. (çocuklarda) suç i şleme. 2. borçların ödenmemesi. s. 1. suçlu, suç işleyen (çocuk). 2. ödenmemiş (hesap, vergi, borç v.b.). 3. borçlarını ödememiş. i. çocuk suçlu. s. 1. sayıklayan. 2. çılgına dönmüş. i. 1. sayıklama. 2. çılgınlık. f. 1. teslim etmek, b ırakmak, vermek: They will deliver the furniture tomorrow morning. Mobilyayı yarın sabah teslim edecekler. 2. (gazete, k. dili istenilen şeyi yapmak. i. 1. kurtarma; kurtulu ş. 2. hüküm. i. 1. kurtar ıcı. 2. teslim eden kimse. 3. dağıtıcı. i. 1. teslim; da ğıtım. 2. doğurma; doğum. 3. konuşma tarzı. 4. beysbol topateslim beyan ı. tic. vuru ş, servis. tic. teslim emri. tic. teslim makbuzu. tic. siparişlerin teslim süresi. çoğ. de.liv.er.y.men (dîlîv´ırimen) i. satılan malı eve teslim eden kimse. i. küçük vadi, korulu vadi. i. delta, çatala ğız. f. aldatmak, yan ıltmak. i. 1. sel, tufan. 2. şiddetli yağmur. i. 1. aldanma, yan ılma. 2. ruhb. sabuklama. s. aldatıcı, yanıltıcı. s. lüks, ihtişamlı. f. into -i ara ştırmak. i. demagog, halkavc ısı. i. demagoji, halkavc ılığı. i. 1. istem, istek; talep. 2. tic., ekon. talep, ra ğbet. 3. huk. talep, hak iddia etme. f. 1. talep etmek, istemek. 2. gerektirmek. 3. huk. mahkemeye vadesiz mevduat. f. alçaltmak, küçültmek. i. davran ış, tavır. i., İng., bak. demeanor. s. deli, kaç ık, çılgın.

demerit demidemijohn demilitarise demilitarize demilitarized zone demise demobilisation demobilise demobilization demobilize democracy democrat democratic democratically demolish demolition demon demonstrate demonstration demonstrative demonstrative adjective demonstrative pronoun demonstrative pronoun demonstrator demoralise demoralize demote demotion demur demure den denatured alcohol denial denigrate denim denims Denmark denomination denominator denote denounce dense density dent dental dental floss

i. (okulda) ihtar, tembih. önek yarım, yarı. i. damacana. f., İng., bak. demilitarize. f. askerden ar ındırmak. askerden ar ındırılmış bölge. i. ölüm, vefat. i., İng., bak. demobilization. f., İng., bak. demobilize. i. seferberliğin bitmesi; terhis. f. terhis etmek. i. demokrasi, elerki. i. demokrat. s. demokratik, halkç ı. z. demokratik olarak. f. yıkmak. i. yıkma; yıkılma. i. 1. cin, kötü ruh, şeytan, iblis. 2. kötü kimse, iblis. 3. enerjik kimse. f. 1. kanıtlamak, ispat etmek: He has demonstrated his loyalty to the firm. Şirkete olan bağlılığını2. gösteri. 3. tanıtım gösterisi. i. 1. kanıtlama, ispat. kanıtladı. 2. göstererek tanıtmak: demonstrate a s. 1. kan ıtlayan, gösteren. 2. duygularını açığa vuran. dilb. işaret sıfatı. dilb. işaret zamiri. işaret zamiri. i. 1. göstererek tan ıtan kimse. 2. uygulama öğretmeni. 3. gösterici. f., İng., bak. demoralize. f. cesaretini k ırmak, moralini bozmak, yıldırmak. f. aşağı dereceye indirmek, rütbesini indirmek. i. indirme. f. (--red, --ring) kabul etmemek, itiraz etmek. i. s. 1. çekingen. 2. a ğırbaşlı, ciddi. i. 1. in, ma ğara. 2. k. dili tekke, yatak. 3. k. dili dinlenme odası, sığınak. mavi ispirto, kar ışık ispirto. i. 1. inkâr, yads ıma. 2. yalanlama. 3. ret. f. iftira etmek, leke sürmek, karalamak, kara çalmak, çamur atmak. i. kot (kuma ş). i., çoğ. kot pantolon, cin; blucin. i. Danimarka. i. 1. ad, isim. 2. mezhep. 3. adland ırma. 4. değer/ölçü birimi. i. payda. f. göstermek, belirtmek. f. 1. (insan, fikir, davran ış v.b.´nin) kötü/zararlı taraflarını açığa vurmak. 2. ihbar etmek. 3. (anla şmanın) kaldırılacağını anlaşılması s. 1. yoğun, kesif. 2. sık (orman, saç v.b.). 3.duyurmak. güç, ağır (yazı). 4.1. yoğunluk, kesafet. 2.5. foto. koyu (negatif). sıklık. 3. (yazıda) ağırlık. i. kalın kafalı, mankafa. (orman, saç v.b. için) 4.ufak çukur; çentik, çöküntü, girinti. f. çentmek; çökertmek. i. foto. koyuluk. s. 1. dişlerle ilgili. 2. dişçilikle ilgili. 3. dilb. dişsel. i. dişsel ünsüz. diş ipliği.

dental surgery dentist dentistry dentures denude denunciation deny deodorant deodorise deodorize depart department department store departure departure gate departure lounge departure terminal depend depend from Depend upon it. dependable dependence dependency depict depilate depilation depilatory deplete deplorable deplorably deplore deploy deployment deport deport o.s. deportation deportment depose deposit deposit account deposition depositor depository depot deprave depraved depravity

diş cerrahisi. i. diş hekimi, diş tabibi, dişçi. i. diş hekimliği, dişçilik. i. takma diş. f. soymak; ç ıplaklaştırmak, çıplak bırakmak. i. 1. (insan, fikir, davran ış v.b.´nin) kötü/zararlı taraflarını açığa vurma. 2. ihbar. 3. (anla şmanın) ımak. 2. yalanlamak. 3. reddetmek. 4. -den yoksun f. 1. inkâr etmek, yads kaldırılacağını duyurma. bırakmak, esirgemek, vermemek. s., i. deodoran, koku giderici. f., İng., bak. deodorize. f. kokusunu gidermek. f. 1. ayrılmak, gitmek. 2. hareket etmek, kalkmak: At what time does the bus departman, bölüm, k ısım, şube,ıyor? 3.kol. 2. bakanlık, vekâlet. i. 1. depart? Otobüs saat kaçta kalk daire, ölmek, vefat etmek. 4. from büyük ma ğaza, bonmarşe. i. 1. gidiş, ayrılış, terk. 2. hareket etme, kalkış. 3. değişiklik, yenilik. 4. sapma, ayr ılma. 5. vazgeçme. çıkış kapısı. çıkış salonu. çıkış terminali. f. on/upon 1. -e güvenmek. 2. -e ba ğlı olmak: The number of people who will come depends on how many tickets we can sell. Geleceklerin say ısı -den sarkmak. Emin olunuz. s. güvenilir. i. 1. güven, güvenme. 2. ba ğlılık. 3. bağımlılık. i. 1. bağımlılık. 2. sömürge. 3. ek bina. f. 1. resmetmek, resmini çizmek. 2. betimlemek, anlatmak. f. tüyleri gidermek/dökmek. i. depilasyon, depilaj, tüyleri giderme/dökme; epilasyon. i. depilatuar, depilatif, tüy dökücü krem. s. depilatif, tüy giderici/dökücü. f. tüketmek, bitirmek. s. acınacak durumda, içler acısı. z. acınacak biçimde. f. 1. -e çok üzülmek, -den ac ı duymak. 2. -e yerinmek, -e yazıklanmak. f. 1. plana göre yerle ştirmek. 2. ask. yayılmak. i. 1. plana göre yerle ştirme. 2. ask. yayılma f. sınırdışı etmek. davranmak, hareket etmek. i. sınırdışı etme. i. davran ış, tavır. f. 1. tahttan indirmek. 2. görevden almak, azletmek. 3. yeminli ifade vermek. i. 1. emanet. 2. depozit, depozito; kaparo, pey akçesi: The salesman asked for hesab ı.million lira deposit. Sat ıcı otuz milyon lira depozit istedi. mevduat a thirty i. 1. tahttan indirme. 2. görevden alma. 3. yeminle yaz ılı ifade. 4. depozit olarak verme. 5.ıran kimse. i. mudi, para yat (tortu) b ırakma. i. depo, ardiye. i. 1. depo, ardiye. 2. istasyon; durak. 3. ask. depo. f. baştan çıkarmak, ahlakını bozmak. s. ahlak ı bozuk, baştan çıkmış. i. 1. ahlak bozuklu ğu. 2. doğru yoldan ayrılma.

deprecate depreciate depreciation depress depressed depression deprive dept depth depth of winter deputation deputise deputize deputy derail derailment derange deranged derangement derelict deride derision derisive derisory derivation derivative derive dermatitis dermatologist dermatology derogatory dervish descend descendant descendent descent describe description descriptive desecrate desecration desegregate desegregation desensitise desensitize desert desert

f. onaylamamak, protesto etmek. f. 1. fiyatını kırmak, değerini düşürmek. 2. ucuzlatmak; amortize etmek. i. 1. değerini düşürme; değeri düşme. 2. aşınma payı, amortisman. f. 1. -i bastırmak, -e basmak. 2. üzmek, canını sıkmak, moralini bozmak. 3. kuvvetten dü şürmek, zayıflatmak. düşürülmüş. 3. durgun s. 1. morali bozuk, keyifsiz. 2. de ğeri 4. değerini/miktarını azaltmak. (piyasa/ekonomi). ğu, keyifsizlik. 2. piyasada durgunluk, ekonomik kriz. 3. i. 1. moral bozuklu ruhb. depresyon, b ırakmak, -den mahrum etmek, -den etmek: This work f. of -den yoksun çöküntü. 4. alçak bas ınç alanı. will department. k ıs. deprive us of our health. Bu i ş bizi sağlığımızdan edecek. i. 1. derinlik. 2. derin yer. k ış ortası, karakış. i. 1. temsilciler heyeti, delegasyon. 2. temsilci atama. f., İng., bak. deputize. f. 1. vekil olarak atamak. 2. for (bir kimsenin) yerini doldurmak. i. 1. vekil; yard ımcı, muavin. 2. polis. 3. milletvekili. f. (treni) raydan ç ıkarmak; (tren) raydan çıkmak. i. (treni) raydan ç ıkarma; (tren) raydan çıkma. f. 1. düzenini bozmak, altüst etmek, kar ıştırmak. 2. delirtmek. s. deli. i. 1. düzensizlik, kar ışıklık. 2. delilik. s. 1. terkedilmiş, sahipsiz. 2. kayıtsız, ilgisiz, ihmalkâr. f. alay etmek, alaya almak. i. alay, istihza. s. alaylı, alaycı. s. 1. alaylı, alaycı. 2. gülünç, kepaze, devede kulak gibi. i. 1. türetme. 2. köken, kaynak. i. türev. f. from 1. -den sa ğlamak, -den elde etmek, -den almak: He derives his income from his investments. Gelirini yat ırımlarından sağlıyor. He derives i., tıb. deri yangısı. i. dermatolog, deri hastal ıkları uzmanı, cildiyeci. i. dermatoloji, cildiye. s. küçültücü, küçük dü şürücü, aşağılayıcı. i. derviş. f. 1. inmek; (ku ş, uçak v.b.) alçalmak; (karanlık, sis v.b.) çökmek. 2. from intorun; of (birinin) soyundan gelen kimse. ırmak; -e sökün etmek, i. soyundan gelmek. 3. on/upon inip -e sald i., bak. descendant. i. 1. iniş; alçalma; çökme. 2. on/upon inip -e saldırma; -e sökün etme; bask ın. 3. soy. f. 1. tanımlamak, betimlemek, tarif etmek. 2. anlatmak. i. 1. tanımlama, betimleme, tarif. 2. cins, çeşit, tür. 3. eşkâl: The police were unable tobetimsel. description of the thief. Polis h ırsızın eşkâlini s. tanımlayıcı, obtain a f. (kutsal bir şeye) saygısızlık etmek. i. (kutsal bir şeye karşı) saygısızlık. f. ırk ayrımını kaldırmak. i. ırk ayrımının kaldırılması. f., İng., bak. desensitize. f. uyuşturmak. i. hak edilen şey, layık olunan şey. He got his deserts. Hak ettiğini buldu. i. çöl, sahra. s. 1. çorak, çöllük. 2. bo ş, ıssız.

desert deserter desertion deserve deservedly deserving deserving of praise design designate designation designer desirable desire desirous desist desk desktop desktop computer desktop publishing desolate desolate desolation despair despairingly desperate desperately desperation despicable despicably despise despite despondent despot despotic despotical despotism dessert dessert spoon destination destined destiny destitute destitution destroy destroyer destruction destructive

f. 1. terketmek, b ırakmak. 2. ask. askerlikten kaçmak. 3. kaçmak, firar etmek. i. asker kaça ğı. i. 1. terketme, terk. 2. askerlikten kaçma, firar. f. hak etmek, layık olmak. z. haklı olarak; hak ettiği gibi. s. of -i hak eden, -e layık. övülmeye layık. i. 1. tasar ım, dizayn, tasar çizim. 2. tasarlama. 3. plan, proje. 4. desen. 5. amaç, maksat, hedef. etmek, belirtmek. 2. adlandırmak, isimlendirmek. 3. f. 1. göstermek, işaret 6. entrika, komplo. f. 1. tasar ımını yapmak: Selda (to/for) -e atamak,atanma, tayin edilme. 2. ad, isim, unvan, s ıfat. -e tahsis i. 1. atama, tayin; -e tayin etmek. 4. for için ay ırmak, -e ayırmak, i. 1. tasar ımcı. 2. desinatör. 3. modelist, stilist. s. arzu edilen, istek uyand ıran, çekici, cazip. i. 1. arzu, istek. 2. rica, dilek. 3. şehvet. f. 1. arzu etmek, arzulamak, istemek. 2. rica etmek. s. istekli, arzu eden. f. from -den vazgeçmek, -i b ırakmak. i. 1. yazı masası. 2. sıra. 3. kürsü. 4. daire, şube, masa. From her desk the teacher could see the desks of all her students. Ö ğretmen i. masaüstü. masaüstü bilgisayar. masaüstü yayımcılık. s. 1. terkedilmiş, metruk; ıssız, tenha, boş. 2. harap, perişan. 3. kimsesiz, yalnız. f. harap etmek, perişan etmek. i. 1. haraplık, perişanlık. 2. kimsesizlik, yalnızlık. 3. keder. i. umutsuzluk, ümitsizlik. f. of -den umutsuz olmak, -den ümitsiz olmak. z. umutsuzca, ümitsizce. s. 1. umutsuz, ümitsiz. 2. her şeyi göze alabilen; gözü dönmüş. z. umutsuzca, ümitsizce. i. umutsuzluk, ümitsizlik. s. alçak, a şağılık, rezil. z. alçakça. f. küçümsemek, hor görmek, adam yerine koymamak. i. nefret, kin, garaz. edat -e kar şın, -e rağmen: He was generous despite his poverty. ümitsiz, ğuna karşın eli açıktı. s. umutsuz, Yoksullumeyus. i. despot, tiran. s. despotik, despotça. s., bak. despotic. i. despotluk, despotizm. i. (yemeğin sonunda yenen) tatlı, yemiş, soğukluk. tatlı kaşığı. i. 1. gidilecek yer. 2. var ış yeri. 3. hedef. s. i. talih, k ısmet, kader, alınyazısı, yazgı. s. 1. yoksul, muhtaç, fakir. 2. of -den yoksun. i. yoksulluk, fakirlik. f. yıkmak, harap etmek, yok etmek, ortadan kaldırmak; öldürmek. i. 1. yok edici şey/kimse. 2. destroyer, muhrip. i. 1. yıkma, yok etme; yıkılma, yok olma. 2. yıkım. s. yıkıcı, zararlı.

desultory detach detachable detached detachment detail detailed detain detect detection detective detective story detector detention deter detergent deteriorate deterioration determinant determination determinative determine determined deterrence deterrent detest detestable dethrone detonate detour detract detriment detrimental deuce devaluation devalue devastate devastation develop developing developing country development developments deviate deviation device devil

s. 1. gelişigüzel, rasgele. 2. rabıtasız, bağlantısız. 3. amaçsız, gayesiz. f. ayırmak, çıkarmak, sökmek. s. ayrılabilir, çıkarılabilir, yerinden sökülebilir. s. 1. tarafs ız, yansız, objektif. 2. müstakil (ev). i. 1. ayırma, çıkarma, sökme. 2. ask. müfreze, müfrez birlik. 3. tarafsızlık, yansayrıntı, detay. 2. ayrıntılar, detaylar, tafsilat, teferruat. 3. ask. özel bir i. 1. ızlık, objektiflik. iş içinıntılı, detaylı. müfreze. s. ayr seçilmiş grup, f. 1. alıkoymak. 2. geciktirmek. 3. gözaltına almak. f. 1. sezmek, farketmek. 2. bulmak, ke şfetmek. i. bulma, ke şif. i. dedektif, hafiye. polisiye roman. i. dedektör, detektör, bulucu: mine detector may ın dedektörü/detektörü. i. 1. alıkoyma. 2. gecikme. 3. gözaltına alma. f. (--red, --ring) from -den vazgeçirmek, -den cayd ırmak. i. deterjan. f. kötüle şmek, kötüye gitmek, fenalaşmak, bozulmak. i. kötüleşme, kötüye gitme, fenalaşma, bozulma. s. belirleyici, tayin eden. i. belirleyici etken. i. 1. azim, kararlılık. 2. belirleme, tayin; tespit, saptama. s. belirleyici, tayin eden. i. belirleyici şey. f. 1. belirlemek, tayin etmek; tespit etmek, saptamak: We have not yet determined the ı. s. azimli, kararl price of that book. O kitab ın fiyatını henüz saptamadık. i. 1. cayd ırma. 2. caydırıcılık. s. caydırıcı. i. caydırıcı şey. f. nefret etmek, iğrenmek, tiksinmek. s. nefret uyand ıran, iğrenç, tiksindirici. f. tahttan indirmek. f. patlamak, infilak etmek; patlatmak, infilak ettirmek. i. varyant (yol). f. varyanttan gitmek. f. from -i azaltmak, -e gölge dü şürmek. i. zarar, ziyan. s. zarar veren, zararlı, muzır. i. 1. isk. ikili. 2. (zarda) dü. 3. tenis beraberlik, berabere kalma. i., ekon. devalüasyon, de ğer düşürümü. f., ekon. devalüe etmek, de ğerini düşürmek. f. 1. harap etmek, mahvetmek, viraneye çevirmek. 2. peri şan etmek. i. 1. harap etme, mahvetme; harap olma, mahvolma. 2. peri şan olma. 3. yıkım, zarar. f. 1. geliştirmek; gelişmek: He is working hard to develop his Italian.

İtalyancasını geliştirmek için çok çalışıyor. develop an idea bir fikri s. gelişmekte olan. gelişmekte olan ülke.
i. 1. geliştirme; gelişme, gelişim. 2. genişletme; genişleme. 3. (âdet) edinme. i. olaylar.4. (f ırtına, basınç alanı v.b.) oluşma, oluşum. 5. kalkınma, f. sapmak, ayr ılmak. i. sapma, ayr ılma. i. 1. alet; ayg ıt. 2. plan, yol, yöntem. 3. hile, oyun. 4. arma, ongun. i. şeytan, iblis.

devil´s advocate devilish devil-may-care devilment devious devise devoid devolve devote devoted devotee devotion devotional devotions devour devout dew dewdrop dewy dexterity dexterous dextrous diabetes diabetic diabolic diabolical diagnose diagnosis diagonal diagram dial dial direct to dial tone dialect dialectics dialing tone dialog dialogue dialysis diameter diametrically diametrically opposite diamond diamond cutter diamond jubilee diaper diaphragm

tartışma olsun diye zayıf tarafı savunan kimse. s. şeytanca, şeytan gibi. s. kimseye ald ırmayan, pervasız. i. muzırlık, yaramazlık. s. 1. dola şık, dolambaçlı. 2. sinsi, hilekâr. 3. hileli. f. tasarlamak, planlamak, düzenlemek, tertiplemek. s. of -den yoksun, -den mahrum. f. on -e geçmek, -e kalmak, -e devrolmak. f. to -e adamak, -e vakfetmek; -e ay ırmak, -e hasretmek: He has devoted himself -e sad ık, -e poor. Kendini yoksullar ın seven. s. (to) 1.to serving theiçten bağlı. 2. -e düşkün; -i hizmetine adadı. He i. 1. düşkün, meraklı, tutkun. 2. dinine çok bağlı olan kimse, zahit. i. 1. sadakat, içten ba ğlılık. 2. adama, vakfetme; hasretme. s. ibadete özgü, ibadetle ilgili. i. k ısa bir ibadet. i. ibadet. f. 1. (yeme ği) silip süpürmek, bir çırpıda yiyip bitirmek; (avı) parçalayıp yutmak. 2. bir solukta okumak. 3. (bir samimi, içten, yürekten. s. 1. dindar, dini bütün, mütedeyyin. 2.duygu) (birini) yiyip bitirmek. 4. i. çiy, şebnem. i. çiy damlas ı. s. üzerine çiy dü şmüş, çiyle kaplı. i. el çabuklu ğu, beceri, ustalık. s. eli çabuk, eli uz, usta. s., bak. dexterous. i., tıb. şeker hastalığı, diyabet. s., tıb. diyabetik. i., tıb. şeker hastası. s. şeytani, şeytanca. s., bak. diabolic. f. teşhis etmek, tanılamak. i. teşhis, tanı. s. köşegenel. i. köşegen, diyagonal. i. 1. diyagram, grafik. 2. plan, şema. f. diyagram ile göstermek; diyagram ını çizmek. mine, kadran. f. (--ed/--led, --ing/--ling) (telefon i. 1. kadran. 2. (saatte) numarasaramak. -i direkt ını) çevirmek. (telefonda) çevir sesi. i. diyalekt, lehçe, a ğız. i. eytişim, diyalektik. İng. (telefonda) çevir sesi. i. diyalog. i., İng., bak. dialog. çoğ. di.al.y.ses (dayäl´ısiz) i., tıb. diyaliz. i. çap, kutur. z. 1. çap boyunca. 2. tamamen. taban tabana zıt. i. 1. elmas. 2. baklava biçimi. 3. isk. karo. 4. beysbol iç alan; oyun alan ı. elmastıraş. altm ışıncı veya yetmiş beşinci yıldönümü. i. çocuk bezi. f. çocuk bezini sarmak/de ğiştirmek. i. 1. anat. diyafram kas ı, diyafram. 2. zar, böleç. 3. diyafram.

diarrhea diary dice dicebox dicker dictate dictation dictator dictatorial dictatorship diction dictionary dictum did Did she hurt herself? Did you ever? Did your ears burn? didactic didn`t die die die away die down die of boredom die off die out diehard diet dietician dietitian differ difference difference of opinion different differential differentiate differently difficult difficulty diffidence diffident diffraction diffuse diffuse diffusion dig dig down

i. ishal, sürgün. i. 1. günce, günlük. 2. hat ıra defteri. i., çoğ. oyun zarları. f. 1. küp şeklinde doğramak. 2. zar atmak. i. zar atma kab ı. f. (with) (ile) pazarlık etmek. f. 1. dikte etmek, yazd ırmak. 2. emretmek. 3. zorla kabul ettirmek. 4. gerektirmek. emir. i. 1. dikte. 2. 5. belirlemek. i. diktatör. s. diktatörce, amirane. i. diktatörlük. i. 1. diksiyon, söyleyim. 2. sözcük seçimi, sözcükleri kullanma şekli. i. sözlük, lügat. çoğ. dic.ta (dîk´tı)/--s (dîk´tımz) i. 1. otoriter hüküm/söz. 2. özdeyiş, atasözü. 3. huk. mütalaa. f., bak. do. Bir yerini mi incitti? k. dili Allah Allah! Kulaklarınız çınladı mı? s. didaktik. k ıs. did not. f. (--d, dy.ing) 1. ölmek, vefat etmek. 2. (makine) birdenbire durmak, stop etmek. 3. matris. 2. (çoğ. dice) atmak, çok i. 1. kalıp, (ate ş) sönmek. 4. canoyun zarı. istemek: Altan is dying to (gürültü) yava ş yavaş kesilmek, (ses) azalmak. (rüzgâr/f ırtına/yağmur) hafiflemek; (ateş/yangın) sönmeye yüz tutmak; (alev) azalmak. sıkıntıdan patlamak. birer birer ölmek. yok olmak, ortadan kalkmak. i. inatla tutuculu ğunu sürdüren kimse. i. 1. diyet, rejim, perhiz. 2. beslenme biçimi. 3. yiyecek. f. perhiz yapmak, rejim yapmak. i., bak. dietitian. i. diyet uzman ı, diyetisyen. f. 1. from -den ba şka olmak, -e benzememek, -den farklı olmak, -den ayrılmak. 2. with ile aynı fikirde i. 1. ayrılık, fark. 2. anlaşmazlık.olmamak. fikir ayrılığı. s. 1. (from) farklı, başka, ayrı. 2. çeşitli, değişik. i. diferansiyel. f. 1. ayırmak, ayırt etmek. 2. farklılaşmak, farklı olmak. z. başka şekilde, başka türlü. s. 1. güç, zor. 2. geçimsiz. i. 1. güçlük, zorluk. 2. s ıkıntı, problem. make difficulties zorluk çıkarmak. i. çekinme, utangaçlık, çekingenlik. s. çekingen, utangaç, s ıkılgan. i., fiz. k ırınım, difraksiyon. s. 1. fiz. da ğınık, yayınık, difüzyona uğramış. 2. zaman zaman konu dışına çıkarak meseleyi uzun uzadıya anlatan. f. yaymak, da ğıtmak; yayılmak, dağılmak. i., fiz. yayınma, yayınım, difüzyon. f. (dug, --ging) 1. kazmak, bellemek. 2. kaz ı yapmak. 3. dürtmek. 4. argo beğenmek,cebine atmak, sökülmek, kendi paras1. (arkeolojik) kazı. 2. k. dili elini hoşlanmak. 5. argo -den anlamak. i. ını ödemek.

dig in dig one´s heels in dig out dig up digest digest digestion digestive digestive troubles digit digital digital computer digital computer dignified dignify dignitary dignity digress digression dike dilapidate dilapidated dilapidation dilate dilatory dilemma dilettante diligence diligent diligently dill dillydally dilute diluted dim dime dimension diminish diminishing returns diminutive dimmer dimple dimwit din dine dine out diner

1. ask. siper kazmak, avc ı çukuru kazmak. 2. (bir şeyi) kürekle toprağa kardili inat edip k. dili yemek yemeye başlamak, yumulmak: Dig in! Haydi k. ıştırmak. 3. hiç yapmamaya karar vermek. 1. arayıp çıkarmak. 2. (gömülmüş birini/bir şeyi) kürekleyerek çıkarmak. kazıp çıkarmak. i. 1. özet. 2. derleme. f. 1. sindirmek, hazmetmek; sindirilmek. 2. özümlemek, özümsemek: I´ve read the poem, but I haven´t yet digested it. Şiiri okudum fakat henüz i. sindirim, hazım. s. 1. sindirime ait, sindirim. 2. sindirimi kolayla ştıran. i. sindirimi kolaylaştıran ilaç.ğu, hazımsızlık. sindirim bozuklu i. 1. parmak. 2. s ıfırdan dokuza kadar tamsayıların her biri, rakam. s. dijital, sayısal. dijital bilgisayar. dijital bilgisayar. s. ağırbaşlı. f. 1. onurland ırmak, şeref vermek. 2. büyütmek, yüceltmek. i. rütbe/mevki sahibi, kodaman. i. 1. itibar, sayg ınlık. 2. vakar, asalet. f. konu d ışına çıkmak, konudan ayrılmak. i. 1. konudan ayr ılma. 2. konu dışı söz, arasöz. i. 1. hendek, suyolu, ark, kanal. 2. set, bent. 3. argo lezbiyen, sevici. f. harap etmek, tahrip etmek; harap olmak. s. harap, köhne, yıkık dökük, yıkkın, viran. i. harap olma. f. genişletmek, büyütmek; genişlemek, büyümek. s. 1. işi ağırdan alan, geciktiren. 2. ağır, yavaş. i. 1. man. ikilem, dilemma. 2. güç durum, ç ıkmaz, açmaz. i. hevesli, heveskâr, amatör. i. özenle ve sebat ederek çal ışma. s. özenle ve sebat ederek çal ışan (kimse); özenle ve sebat edilerek yapılan (iş). sebat ederek. z. özenle ve i., bot. dereotu, yabant ırak, Anethum graveolens. f., k. dili oyalanmak; karars ızlık yüzünden vakit kaybetmek; ıvır zıvırla vakit kaybetmek. katmak; hafifletmek. f. suland ırmak, su s. suland ırılmış, su katılmış. s. (--mer, --mest) 1. lo ş, donuk, sönük. 2. belirsiz. 3. bulanık. f. (--med, -ming) 1. ( ışığı) azaltmak; (ışık) azalmak. 2. söndürmek, azaltmak; i. on sent. i. 1. boyut. 2. ço ğ. ebat, boyutlar. f. azaltmak, eksiltmek, küçültmek; azalmak, eksilmek. ekon. azalan verim. s. küçücük, ufac ık, minicik. i., dilb. 1. küçültme. 2. küçültme eki. i., elek. dimmer, azalt ıcı. i. gamze. i., k. dili aptal, budala, al ık. i. gürültü, patırtı. f. 1. günün esas yeme ğini yemek. 2. akşam yemeği yemek. 3. ziyafet vermek. 4. yemeyemek. dining car vagonvermek. dining hall yemek dışarıda yemek ğe davet etmek, yemek restoran. salonu. dining room yemek vagon restoran. 3. vagon restorana benzer i. 1. yemek yiyen kimse. 2. odas ı. lokanta.

dingy dinner dinner jacket dinner party dinner service/set dinner table dinnertime dinnerware dinosaur dint dip dip into a book diphtheria diphthong diploma diplomacy diplomat diplomatic diplomatic corps diplomatic immunity diplomatic relations diplomatic service diplomatically dipper dipstick dire direct direct direct call direct current direct current direct dialing direct object direct object direct tax direction directions directive directly director directory dirge dirt dirt cheap dirt cheap dirt poor dirt road

s. 1. rengi atm ış, kirli. 2. karanlık, sönük. i. 1. günün esas yeme ği. 2. akşam yemeği. 3. ziyafet. smokin. yemekli davet. sofra tak ımı, yemek takımı. sofra. i. yemek vakti. i. yemek tak ımı. i. dinozor. i. f. (--ped, --ping) 1. bat ırmak, daldırmak, banmak; batmak, dalmak. 2. aşağıya doğru meyletmek. i. 1. dalma, batma. 2. ani iniş, çukur. bir kitab ı gözden geçirmek. i., tıb. difteri, kuşpalazı. i. ikili ünlü, diftong. i. diploma. i. 1. diplomasi. 2. ba şkalarıyla ilişkide ustalık. i. 1. diplomat. 2. ilişkilerinde ustalık gösteren kimse, diplomat. s. 1. diplomatik. 2. ba şkalarıyla ilişkide usta. kordiplomatik. diplomatik dokunulmazlık. diplomatik ilişkiler. dışişleri memurluğu, hariciyecilik. z. diplomatça, diplomatik bir şekilde. i. kepçe. i., oto. ya ğ çubuğu. s. 1. korkunç, deh şetli, müthiş. 2. acil. s. 1. direkt, do ğrudan, dolaysız. 2. açık, kesin. 3. toksözlü. z. doğrudan doğruya, doğruca, direkt. f. 1. yönetmek, idare etmek. 2. yöneltmek, çevirmek, do ğrultmak: The astronomer directed his telescope toward the Milky Way. Astronom otomatik/direkt konu şma. elek. do ğru akım. doğru akım. direkt arama. dilb. nesne, dolays ız tümleç, düz tümleç. dilb. nesne. dolaysız vergi. i. 1. yön, istikamet, taraf. 2. yönetim, idare. i. 1. talimat. 2. kullanma talimat ı. i. direktif, yönerge, talimat. z. 1. doğrudan, doğrudan doğruya. 2. hemen. i. 1. yönetici, müdür, direktör. 2. yönetmen, rejisör. i. 1. rehber. 2. bilg. rehber, dizin. i. ağıt, mersiye. i. kir, pislik; çamur; toz. k. dili çok ucuz, sudan ucuz. k. dili sudan ucuz, bedava. k. dili çok yoksul, çok fakir. toprak yol.

s. yok olma. görmek. inanmayış. sezmek. 1. Ona kötü kötü baktı. 1. huysuz. i. yıkım. boşalmak. 3. 3. zeki. silahs ızlandırmak. hayal k ırıklığına uğramış. bak. afet bölgesi. i.nedeni konusunda çelişiyor. uyuşmazlık. dili 1. akma. uymamak. diskli tırmık makinesi. dağıtmak. f. f. de şarj olma. 1. into the river. inanmama. 1. i. kaybolmak. i. f. f. f. sahtekârlık. 2. anlayışlı. zararsız duruma getirmek. Raporlar kazan ın 2. 3. felaket getiren. akmak. f. düzenini bozmak. feci halde. 1. f. k. atmak. sakatlamak. 3.ortadan kaybolma. havari. ümidi kırılmış. disk. hayal k ırıklığına uğratmak. çekişme. 2. 1. tatsız. i. insanı pisleten iş. --ring) huk. s. 1. yok olmak: Too many forests have disappeared. pis iş. düzensizlik. (tarım makinelerinde) disk. Pek çok orman yok oldu. 2. 2. diskcokey. 2. silahs ızlanma. 2. ateş borç ödemek. That boşalma. sakat. 2. çıkarma. hayal k ırıklığı. s. sak ınca. 1. (para) da ğıtmak. -i onaylamamak. hile. anlamak. (--red. gözden kaybolma. k. iğrenç. . pisletmek. tatsız işler. 1. O boru i. naho ş. f. ayırt etmek. akıtmak.pipe is discharging sewage2. kirletmek. i. f. 1. akıtma. diskaro. mürit. çirkin. s. 1. tediye etmek. kirli. ayırt etme. i. dili kötü bir bak ış: He gave her a dirty look. ödeme. anlayış. f. aksi. elektrik akımını boşaltma. s. ıskartaya çıkarmak. (birini) (yanlış düşüncesinden) vazgeçirmek. ortadan kaybolmak: My pen has f. dağılmak. silahsızlanmak. kınama. s. yetersizlik. ters. karışıklık. (para) harcamak. z. mahzurlu. tan ımamak. çelişmek: The reports disagree on the cause of 1. farkedilebilir. uyuşmamak. i.dirty dirty look dirty work disability disable disabled disabuse disadvantage disadvantageous disagree disagreeable disagreement disappear disappearance disappoint disappointed disappointment disapproval disapprove disarm disarmament disarrange disarray disaster disaster area disastrous disastrously disavow disavowal disband disbar disbelief disbelieve disburse disbursement disc disc harrow disc jockey discard discern discernible discerning discernment discharge discharge discharge/pay a debt disciple s. f. 1. dökülmek: discharge cargo yükü boşaltmak. feci. -i kınamak. 3. sert. 2. f. barodan ihraç etmek. maluliyet. görülebilir. f. doğru bulmama. dökülme. dışarı verme. f.boşalma. boşaltmak. afet. i. i. 2. onaylamama. with -e s. gözden kaybolmak. zarar. i. 1. felaket. farkına varmak. f. 2. dezavantaj. pis. 2. ret. elverişsiz. f. 2. anla şmazlık. seziş. elek. sakatlık. sak ıncalı. güvenini kazanmak. 2. reddetmek. the accident. karıştırmak. 1. mahzur. 4. i. ödenen para. (in) -e inanmamak. bela. boşaltma. dağıtmak. dezavantajlı. i. çömez. hoşa gitmeyen. of -i do ğru bulmamak. i. i.

İyi kitapları kötülerinden ayırt edemez. f. 2.ırmak. s. 2... cezalandırma. 1. çok kesmek. soldurmak. görüşme. kabaca. bulmak. nezaketsizlik. f. i. 2. 3. yalanlamak. nezaketsiz. gözünü korkutmak. 2. 2. (from) -den f. --es (dîs´kısız)/dis. 2. talim. yalanlama. çelişme. güzeli çirkinden ayırabilme yetisi. s. disk. i. s. hevesin k ırılması. bak. kaba. . 2. f. akortsuz. zevk sahibi. ayrı. 1. meydana çıkarmak. tedbirli. durdurmak. akortsuzluk. fark. mak. bilim dalı.. 1. f. 3. aç ığa çıkarma. i. ortaya çıkarmak. altüst etmek. güvensizlik. ağzından çıkana dikkat eden. düzenini bozmak. huzursuzluk. i. i. 1. tenzilat. 2. disk atma.b. saygısızlık. z. ayırmak. kesmek.1. keşfetmek. 3. i. İng. zor beğenen. diskotek. gaz v. ifşa. i. f. f. ayrılık. uyuşmazlık. boyun inkâr 4. reddetmek. 1. tepeden bakmak. f. küçük görmek. f. zevk. f. s.sıkı. ayırt etmek. spor 1. rengini bozmak. uyumsuz. sağduyu. 2. tekzip. s. 1. yads ımak. tepeden bakma. f. i. s. küçük görme. yar ıda bırakmak. i. devam etmemek. isteğe bağlı. 1. spor diskçi. ciddi ve ayr ıntılı bir şekilde konuşmak/yazmak. ıskonto. farklı. ayırmak: He can´t discriminate good books from bad. itibardan düşürmek.. (telefon. şüphe. f. disiplin. ıskonto etmek. ağız sıkılığı. s. hor görmek. meydana çıkarma. ihtiyari. tekzip etmek. 1. hoşnutsuzluk. disiplin f. hevesini kırmak. 1. titiz. ahenksiz. ayrı tutmak. 2. söylev. ile ba ğlantısını kesmek. fark. aç ığa vurmak. ayırım -e karşı ayırım yapmak. 3. i. k. bulgu. f. nutuk. uyuşmazlık. itaat. a ğzı şüpheye düşürmek. cesaretini k ırmak. keşif. dili disko. i. lekelemek. itimatsızlık. rahatsız etmek. 2. i. disiplin. tutarsızlık.´ni)kederli. 1. disiplin yanl ısı. disko müziği. 2. görü şmek. hor görme. güvenini sarsmak. sayg ısızca. 2. kabalık. cesaretsizlik. itibars ızlık. ayırt etme. takdir yetkisi. 3. 1. 2. denli. -den söz etmek. kabul etmemek. müz. anlaşmazlık. beğeni. ortaya çıkarmak: çıkarılan şey. f. 2. s. indirim yapmak.ci (dîs´ay) i. sayg ısız. ayırım. ifşa etmek: disclose a secret bir sırrı ifşa etmek. cereyan.etmek. f. (bono/senet) k 1. 2. çoğ. fark gözetmek. ayıran. buluş. farklılık.. sıkıntı. ortaya Our investigations have disclosed the i. hoşnutsuz. düzence. i. 1. i. i. ciddi ve ayr ıntılı bir konuşma/yazı. 1. indirim. 1. 3. -i ele almak. müz. rahats ızlık. ayrım. i. disiplinle ilgili. vazgeçirmek. 2. 1. f. vazgeçmek. açığa çıkarmak.e ğme.1. fark gözetme. 5. hesaptan düşmek. discolor. i. s ıkıdüzen: military discipline askeri disiplin. gözden düşürmek.. tartışma. 2. ayırım yapma. tartışmak. 2. 2. s. avutulamaz. sert amir. muh. 1. 3. s. from elek. sıkıntı vermek. ayırt eden. şaşırtmak. 3. from -den i. 1.disciplinarian disciplinary discipline disclaim disclaimer disclose disclosure disco disco music discolor discolour discomfort disconcert disconnect disconsolate discontent discontented discontinue discord discordant discothèque discount discount discourage discouragement discourse discourse discourteous discourteously discourtesy discover discovery discredit discreet discrepancy discrete discretion discretionary discriminate discriminate against discriminating discrimination discus discus thrower discuss discussion disdain i.

f. caydırmak. s. out da ğıtmak. hoşnutsuz. i. bulaşık bezi. tabak.. f. f. s. dishonor. tiksindirici. i. bir konuda hiçbir ç ıkarı olmayan (kimse). yalanc ı. 2. ilgisini kesmek. s. çözmek. canı sıkkın.. karmakarışık. f. 2. hastalıklı. i. 2. f. s. 2. 3. 2.. alçaklık. i. vermek. anat. 1.. f. ba ğlantısız. parçalama. i. (--ed/--led. bozunma. 2. gözünü açma. bak. yansız. f. bula şıkçı. sahtekâr. damlalık. disk. i.. i. i. çirkinleştirmek. i. teker. kurs. bozunum. çözülmek. 1. s. itibardan düşme. f. karmakarışık etmek. 1. (seyyar) bulaşıklık. sayr ı. s. disdainful disease diseased disembark disenchant disenchantment disengage disengaged disentangle disfavor disfavour disfigure disgrace disgraceful disgruntled disguise disgust disgusting dish dish drainer/rack dish rack disharmony dishcloth dishearten dishevel disheveled dishful dishonest dishonesty dishonor dishonorable dishonour dishpan dishwasher dishwater disillusion disillusionment disincline disinfect disinfectant disinherit disinheritance disintegrate disintegration disinterested disk bir şey yapmaya tenezzül etmemek. 1. f. b ıktırmak. darmada ğınık.. saklamak: 2. bozunmak. i.b. bölünmek. parçalamak. ahenksizlik. müz.rezil etmek. hastalık. (bir şeyden/birinden) soğutmak. parçalanma. yüzkaras ı. tiksindirmek. mikropsuzlandırmak. bezginlik. şerefini lekelemek. f. sahtekârlık.. 1. illet. gözden dü şme. açmak. f. umudunu kırmak. bulaşık makinesi. tabak dolusu. 2. gözü açılma. i. uyumsuzluk. İng. alçak. . 1. dezenfekte etmek. 1. iğrenme. 1. i. gözden dü şme. hasta. gözünü açmak. 1. i. i. f. bilg. as . i. hayal k ırıklığı. mirastan yoksunluk. rezalet. a ğırşak. güvenilmez. s.tan ınmamak için dilenci kılığına girdi. (askerleri) savaş alanından çekmek. i. iğrendirmek. f. çanak. 2. iğrenç. İng. serbest bırakmak. sayrılık. dürüst olmayan. i.t.. şürmek. s. bak.´ni) darmada ğınık etmek. tarafs ız. bulaşık damlalığı.. s. 1. bulaşık suyu. 2. spor. from -den kurtarmak. cesaretini k ırmak. i. bir konuyla hiçbir ilgisi olmayan. disfavor. hayal k ırıklığına uğratmak. dürüst olmayan. biçimsizle ştirmek. 2. fiz. 1. bezdirmek. f. 1. 1. parçalanmak. gizlemek. mikroplardan ar ındırmak. i. hevesini kırmak. s. biçimini bozmak. 2. yalancılık. dezenfektan. yemek. rezil. mirastan yoksun b ırakmak. f. giyim v. itibardan düutanç verici. ba ğlantısını kesmek. up tabağa koymak. i. f. s. 2. olarak k ılık değiştirmek: The king disguised himself as a beggar. fiz.disdain to do s. i. Kral tiksinti. 2. 2. yüzkarası. serbest. 1. bıkkınlık. salıvermek. yüz k ızartıcı. utanç kaynağı.. karaya ç ıkarmak/çıkmak. 1. aç ılmak. f. bölmek. f. gözden düşürmek. gözünü açmak. --ing/--ling) (saç. bulaşık tası.

. dehşete düşürmek. 4. disorganization. 5. (telgraf/faks) çekme. (kuraldışı bir şeyin yapılması için verilen) özel izin. 3.. çıkık. kötülemek. i. bozmak. 2. başkalarının huzurunu kaçıran davranış. -i gereksiz k ılmak. -den ho şlanmamak. tıb. i. yadsımak. tarafs ız. eşitsizlik. 2. yerinden etmek.. tıb. (--led. uzuvlarını kesmek. sadakatsiz. disket. asi. -e itaat etmemek. f. of/for -i sevmeme. --ling) da ğıtmak. dehşet. bilg. f. f. 2. i. 2. sökmek. vazgeçilebilir. i. düzensizlik. disk sürücü. sökmek. 1. f. 2. verme. 1. bilg. 1. 3. bak. bak. görevden uzaklaştırmak: Theından çıkarmak. 1. -i dinlememek. itaatsizlik etmek. s. hıyanet. 3. düzensizlik. rapor: We have received a dispatch defetmek. vefas ızlık. (bir dinin etkili oldu ğu) dönem. ç ıkarmak. -i ekarte etmek. evlatlıktan reddetmek. perişan etmek. kavga çıkararak) başkalarının huzurunu kaçıran. altüst etmek. f. 1. kederli. hastalık. 2. i. parçalamak. dağıtmak. 2. işten çıkarılma. dispanser. vermek. genelev.. huk. 2. i. huk. karıştırmak. soğukkanlı. disorganize. hain. i. sönük. kovmak. f. 2. -i sevmemek. f. serinkanlı. ciddiye almayı reddetme. kargaşa. i. kar ışıklık. tarafs ızlıkla.disk brake disk crash disk drive disk jockey diskette dislike dislocate dislocation dislodge disloyal disloyalty dismal dismantle dismay dismember dismiss dismiss from one´s mind dismissal dismount disobedience disobedient disobediently disobey disorder disorderly disorderly conduct disorderly house disorganisation disorganise disorganization disorganize disorient disown disparage disparagement disparate disparity dispassionate dispassionately dispatch dispel dispensable dispensary dispensation dispense dispense with dispense with the need for disk freni. Ba şbakan akl Prime Minister düşünmemek.b. 1. f. sevketme. fark. 2. 1. sadakatsizlik. disk kazas ı. i. gidermek. işten çıkarma. gitmesine izin verme. 1. mafsaldan çıkarmak. 1. i. kasvetli. itaatsizlik. 2.has dismissed two members of her cabinet. (hayvan. karmakar ışık etmek. tanımamak. (birinin) yolunu şaşırtmak. ihanet. 2. eşyasını boşaltmak. 1. yerinden ç ıkarmak. f. 1. kötüleme. farklı. s. İng. 3. kar ışıklık. s. -e uymamak. apayrı. görevden almak.. ba şkaldırma. mesaj. bozukluk. f. ne şesiz. altüst f. 2. Karargâhtan bir mesaj ald ık. zorunlu olmayan. i. s. f. -den hoşlanmama. 1. (ilaç) hazırlamak. i. s. (davayı) reddetme. işten çıkarmak. itaatsizce. 1.. from headquarters. bisiklet aklından çıkarma.´nden) inmek/indirmek. gönderme. z. sakin. uzuvlar ı bedenden ayırmak. f. küçük dü şürmek. 1. (bağırıp çağırarak. i. 2. z. i. düzenini bozmak. küçük dü şürme. 1. s. f. mak. diskcokey. i. f.. v. düzensiz. İng. bilg. itaatsiz. 1. 3. intizams ız. yansız. 1. dağıtma. vefas ız. 2. 2. f. s. yerinden atmak. zihnini karıştırmak. parçalara ayırmak. -den vazgeçmek.

parçalara ayırmak. aksini kan ıtlamak. i. (zaman. yerini değiştirmek.ve mülküne el koymak. f. orans ız. i. adı kötüye çıkmış. hoşnutsuz. ne şretmek. 3. 2. elden çıkarma. (ışınları) ayırmak. ayrı görüşte olan. 3. 2. yerle ştirmek. tez. ald ırmamak. satma. 2. 4. f. tahliye etmek.dispenser dispersal disperse dispirited displace display displease displeased displeasure disposable disposal disposal unit dispose dispose of disposition dispossess disproportionate disprove dispute disqualification disqualify disquiet disregard disrepair disreputable disrepute disrespect disrespectful disrobe disrupt disruption disruptive dissatisfaction dissatisfy dissect dissemble disseminate dissension dissent dissenter dissertation disservice dissident dissimilar dissimilarity dissimulate dissimulation i. i. (gerçeği) gizlemek. huzurunu kaçırmak. mal yoksun bırakmak. s. f. sergileme. para v. bilg. i. 2. 2. muhalif. görüntülemek. 2. 1. i. hazırlamak. i. kullanım. travay. yaymak. f. dağılmak. 2. s. 4. 1. f. i. zarar. gösterme. huk. . morali bozuk. endişe vermek. 2. yok etmek.t. diskalifiye olma. be dissatisfied with s. 1. aksatan. 1. evinden ç ıkarmak. anlaşmazlık. yarad ılış. -den ayr ı görüşte olmak. 3. hiçe sayma. f. 1. s. s. i. 2. imha etme. yok etme. (ceza olarak) yarışdışıız etmek. satmak. i. doğruluğundan şüphe etmek. bilg. ayrı görüşte olan kimse. i. 1. f. önemsememek. yaymak. saçmak. -den ayrılmak. bak ımsızlık. (gerçeği) gizlemek. i. yerle ştirme. saygısız. dağıtma. 1. birliği bozan. ho şnut etmemek. f. ihtilaf. aksama. 2. bölücü. karşıt görüşlü. ho şnutsuzluk. saygısızlık. spor diskalifiye etme. münakaşa etmek. sergilemek. 3. 2. f. memnun etmemek. dağıtma. huzursuzluk. ald ırmazlık. öfke. önemsememe. 3. 2. yerleştirme. tartışma. sinirlendirmek. i. resmi giysisini çıkarmak. ziyan. ayrı görüşte olan kimse. f. 4. i. gerçeği gizlemek. f. kullan ıldıktan sonra atılabilen. spor diskalifiye etmek. dağıtan kimse. (belirli bir düzene göre) yerle ştirmek. 2. elden verme. yerini almak. elden ç ıkarma. boş vermek. karışıklığa/kargaşaya yol açan. 1. i. münakaşa. memnuniyetsizlik. s. çürütmek. f. -i kabul etmemek. fiz. (resmi giysisini) ç ıkarmak. f. dağıtma aracı/makinesi. hiçe saymak. huk. i. s. işleri aksatan. 1. 1.b. aksatmak. boş verme. f. inceden inceye incelemek. gösteri ş. 1. ayrımlı. farklılık. canını sıkmak. 1. kabul etmeyiş. ayrılık. i. bir şeyden memnun olmamak. çöp öğütücü. i. i. imha etmek. dağılma. s. 1. from 1. görüntüleme. dağıtmak. muhalif. 1. i. dağıtıcı. 1. hürmetsizlik. gerçeği gizleme. 2. tatminsizlik. i. i. 1.´ni) (belirli bir biçimde) harcamak. tabiat. 2. gerçeği gizlemek. soyunmak. (ceza olarak) yetkisini elinden alma. yerleştirme düzeni. f. 2. göstermek. 1. 1. yerinden ç ıkarmak. kesilme. 1. tartışmak. farklı. tatmin edememek. yetkisini elinden almak. s. rahats bırakmak. s. değişik. 2. bozulmas ına yol açmak. endişe. satış. f. altüst etmek. to ile orantılı olmayan. tasarruf. hoşnutsuzluk. 2. f. mizaç. f. cesareti k ırık. kabalık. f. i. 2. to -den farklı. 2. (toplantının) kesilmesine yol açmak.

2. dağıtım. oto. distribütör. huzursuzluk. 2. karışıklık.dissipate dissipated dissipation dissociate dissociate o. 1. farklı. 2. oyalayıcı dönmüş. 2. altüst etmek. ırak (yer/zaman). i. uzaklık. huzurunu kaçırmak. dikkatini da ğıtma. itimatsız. 1.. f.s. s. s. 2. 2. çapkın. çekme. şaşkına dönmüş. fark. israf. f. üstünlük. güzide. bölge. tehlikeli bir durum. dağılım. feshetmek. 1. 3. dağılmak. da ğıtan şey. m ıntıka. İng. 3. bulaşıcı bir köpek hastalığı. karıştırmak. i. s. f. üzmek. ahenksiz. (with) (-den dolayı) çılgına dönmüş. mesafeli (kimse). ayırmak. ahlaks ız. from dissolute dissolve dissonance dissonant dissuade distance distant distant relative distaste distasteful distemper distemper distend distil distill distillation distilled distillery distinct distinction distinctive distinguish distinguish o. dam ıtık içki fabrikası. me (-den dolay endidikkati with -den dolayı deliyeşey. 1. f. itimats ızlık. f. i. f. 2. ayrı. çözmek. f. s. sivrilmi ş. da ğıtmak. dam ıtma. (yüzünü) çarp ıtma. 1. 1. 2. f. sefih. s. sefih. israf etmek. 2. zor bir durum. güvensizlik. i. s. (ruhen/aklen) dengesiz. güvensiz. i. rahats ızlık. s. savcı. bak.s. endişelendirmek. mesafe. 1. 3. üzücü. 1. f. dikkatini Beni (by)şgul etme. 3. hoşlanmama. i. 3. paye. f. 3. güvenmemek. biçimini saptırmak. zamanla kaybolmak. i. uzak akraba. saptırma. (yüzünü) çarp ıtmak. ahenksizlik. . hoşa gitmeyen. şeli. gerçek anlamından i. i. uyumsuz. gerçek anlam ından bozma. i. akortsuz. eritmek. dikkatini başka yöne i. distinguished distort distortion distract distracted distraction distraught distress distressing distribute distribution distributor district district attorney distrust distrustful disturb disturbance disturbed f. nahoş. dam ıtık. f. ba şka yöne çekmek. kolaylıkla ayırt edilebilen. 1. yaymak. kendine özgü. tats ız. damıtılmış. 2. seçkin. 1. mahalle. kargaşa. 2. s. ara. soğuk. i. erimek. 4. 1. uzak. i. 1. dağılma. 1. 2. from -den cayd ırmak. endişelendirmek. başkalarına güvenmeyen. çok endişeli. 1. çok s. 2. dağıtmak. endişe. sivrilmek. itimat etmemek. 4. 2. imbikten çekilmek. 1. farklı. son vermek. 1. ayırt etme. -den vazgeçirmek. 1. 2. ayırmak. f. s. çarpıtmak. mesafe. şişirmek. biçimini bozmak. rahats ız etmek. başka anlam vermek.. uzak yer. s. 2. 1. sefahat. s. distill. uyumsuzluk. dağıtılmış. badanalamak. i. 2. ac ı. ac ıklı. s. f. eğlence. dağıtmak. dikkatini dağıtmak: Don´t distract me. dağıtma. i. israf edilmiş. kireç boya. 2. beğenmeme. kireç boya sürmek. imbikten çekmek. ayırt etmek. badana. yok olmak. 4. bayi. açık. dağıtıcı. -den ayrılmak. f. başka. 2. f. şişmek. s. uzak. resmiyet. ı) dikkati dağılmış. i. i. geride bırakmak. 1. belli. üzüntü. çarpıtma. dam ıtmak.

yapmak. 2. bölme işareti. etmek. f. -i öldürmek. mat. hav. farklılık. ayrılık. i. 2.. oyalayıcı şey. sezmek. pike. i. 1. pergel. 1. kâr payı. 1. 1. ayrılmak. s. 1. --d) f. i. diving board atlama tahtas ı. mat. 9. ilahiyat. i. 3. farklı. yanıltmaca. ilahi. baş döndürücü. seksiyon. departman. i. 2. sersem. bölen. tanrıça. tanrı. s. 2. bölünme. tanrısal. mat. ba şa çıkmak. davranmak. tıb. ayırmak. boşanmak. yetmek..disunity disuse ditch ditto divan dive diver diverge divergence divergency divergent diverse diversify diversion diversionary diversity divert divest divide divide down the middle divide into quarters divide up among divided dividend dividers divine divinity divinity school divisible division division of labor division sign divisive divisor divorce divorcé divorcée divulge dizziness dizzy DNA do do a food justice do an implant do away with do badly do disservice to i. dört k ısma ayırmak. açığa vurmak. saptırma. 2. ülkeye v. farklı. teoloji. f. oyalamak. k ıs. ayrılma. 4. 7. f. bölüm. bölüm. bölmek. 2. 2. -e dağıtmak. 2. i. ayrılmak. bitirmek. kullanılmama. dalmak. -i ortadan kald ırmak. sapt -den yoksun b ırakmak. ilahilik. birbirinden uzaklaşmak. 3. f. Tanrıbilim. kanal. dikkatini ba şka yöne çekmek. pike yapmak.ilahiyat fakültesi. dal ış. 8. i. 4. taksim. dili batakhane. f. kullanılmazlık. s. denden. gözü kararmış. i. eğlendirmek. 1. 3. taksim etmek. şka yöne çeken. i. çeşit çeşit. işbölümü. kopukluk. ikiye bölmek. divergence. bölünmek. bölme. hazırlamak. 6. s. (--d/dove. 2. 1. çeşitli. k. i. şaşkın. --ne) 1. f. boşama. 1. dörde bölmek. 2. tamamlamak. ilah. i. divan. dikkatini dağıtmak. boşanmış erkek. f. denden işareti. bir yemeğin hakkından gelmek. 2. i. ifşa etmek. İng. i. i. deoxyribonucleic acid DNA. mat. büyük meclis. 2. 3. ayrılma. s.´ne) zarar vermek. ayrılık. uzaklaşma. 1. ark. bölünmü ş. papaz. 2. . 1. dikkati başka yöne çeken şey. çeşitlilik. sersemlik. becermek. hendek. 3. s. i. tanrısallık. hissetmek. kehanette bulunmak. divan. bölünen. implantasyon yapmak. bölücü. i. suya dalmak. bölünebilir. şiir divan. 2. bölme. çeşitlendirmek. dikkati ba 3. 1. of ırmak. 1. Hrist. f. k ısım. i. 1. hav. şaşırtmaca. 4. 3. varyant (yol). i. baş dönmesi.dalgıç. sedir. sersemletici. 1. among -e da ğıtmak.b. (bir kimseye. eğlence. -i ortadan kaldırmak. s. i. -i yok etmek. i. (did. boşanma. 1. i. bak. başı dönen. s. çevirmek. ilahe.. ayrı. 2. başarmak. 2. boşamak. durumu kötü olmak. f. tramplen. 5. boşanmış kadın.

birine bir iyilik etmek/yapmak. saçlarını düzeltmek. -i yapmak: What have you done with my book? Kitab ımı ne yaptın? 2. What are we going to do with you? Seninle nasıl baş -siz idare ş etmek: kötülük etmek/yapmak. r ıhtım. elinden geleni yapmak. a dirt do s. birine hakça davranmak. f. havuza çekmek. doktora sahibi. 2. birinin haberi olmadan bir şey yapmak. proud do s. ğiştirmek. dili birine kahpelik etmek. -e şeref kazandırmak. huk. f. Piyanoyu duyarak yapmak.o.t. 1. k. (kötü birtat vermek. birinden gizli yapmak. f. görevini yerine getirmek. (ücretten) kesmek. tedavi etmek.o. tabip. i. alışverişini yapmak. 2. kesmek. havuz. justice do o. argo öldürmek. bir şeyi duyarak yapmak: He plays the piano with feeling. -i bozmak. (biriyle) baetmek. rıhtıma yanaşmak.t. k./s. dili (birine) çok misin? If çok iyi gelmek. 1. i. 1.o. birini çok iyi a ğırlamak. do/work wonders for docile dock dock dockyard doctor doctor up doctor´s degree -i şereflendirmek. birine haks ızlık etmek. 1. 2. in secret do s.t.o. süslenip püslenmek. hekim. (with) (yeme ğe) (bir şey katarak) amaçla) de doktora. gemi havuzu. (daha kolay bir çözüm varken) bir şeyi zor bir şekilde yapmak. saçını yapmak.o. with feeling do the cleaning do the washing-up do violence to do well do with do without do wrong do yeoman service Do you have any practical experience? do/go without do/go without s. 1. elinden geleni yapmak. iskele. Hiç tecrübeniz var m ı? onsuz yapabilmek. to (bir şeyi) gerektiği gibi yapmak: Thatperformans ı göstermek: Heto the valley´s beauty. dili marifetini göstermek. tersane. adalet dağıtmak.s. dirt do s. çok yardımı dokunmak. tamir etmek.do honor to do in do justice do o. s. 3. k. a favor do s. . durumu iyi olmak. uysal. unbeknown to s. justice do s. havuza girmek. 2. suç/günah i şlemek. çok yard ım etmek. 2. adil bir şekilde davranmak. dili birine kötülük etmek. temizlik çalıyor. birine gurur vermek. 1.t. an injustice do s. bir şeyi gizlice yapmak. O tablo her zamanki painting doesn´t do justice didn´t do himself justice in the concert last night.t. sanık yeri.t. k. 2. yumu şak başlı. doktor. dok. dili süslenmek. dili 1. halim selim. good do s. onarmak. 1. (kuyru ğunu) kısaltmak. birine iyi gelmek. birine kalle şlik etmek. doktor. birinin hakk ını vermek. bulaşık/bulaşıkları yıkamak. yeni baştan yapmak. biri/bir şey olmadan idare etmek/yapmak: Can you do without meat? Et yemeden yapabilir yaramak. do s. Dün geceki konserde her zamanki performans ını k. k.o. 2. k. the hard way do s.o. İng.s.o. bir günah ı bağışlatmak için papazın önerdiği kefareti yerine getirmek. up do one´s best do one´s best do one´s damnedest do one´s duty do one´s hair do one´s own thing do one´s shopping do one´s stuff do one´s utmost do over again do penance do s.o. you don´t have the money to buy a parrot. i. dili ba şkalarına pek aldırış etmeden kendi seçtiği bir yolda gitmek. elinden geleni yapmak. elinden geleni yapmak. 3. behind one´s back do s.

s. dokümanter. kukla. dogmatik. oyuncak bebek.peşini bırakmamak. evcimen.b. 2. i. s. (kötütasmas ı. giyinip ku şanmak. den. hüzünlü. eşleksel durgunluk alanı. bir yana kaçma.. 1. dik kafalı. kurnazl ıkla/hileyle atlatma. i. dili çok yorgun. 1. i. O benim alan ım dışında. dokümanter. ç. mankafa. 4. evcil hayvan. kaçamak f. s. işler. f. işsizlik kısımları. belgesel film. doktrin. s. k. bitkin. köpek. 1. bir yana kaçmak. . s. up doll s. doggy. i. iç. birinin kendi ba şına yapabileceği/monte edebileceği (şey). 2. dolar. bak. kederli. aile içi. 2. i. ho şaf gibi. dantel/işlemeli altlık. belgesel. geyik. bir yana kaç ıp -den kurtulmak. evcil. k ıran kırana rekabet.doctorate doctrine document documental documentary documentary film documentation dodge doe does Does he dare do it? doesn`t dog dog dog collar dog-ear dog-eared dog-eat-dog dogged doggie doggy dogma dogmatic dogmatism dog-tired doily doings do-it-yourself do-it-yourself store do-it-yourselfer doldrums dole doleful doll doll o. tav şan v. dili köpek. evcil hayvan. budala. i. s. 2. i. tamir/yap ı işlerini kendi yapan kimse. i. inakç ılık. i. s. ev ile ilgili. 1. dokümanter film. bebek. i. durgunluk. f. i. kıran kırana rekabet edilen. ilgi alanı: It´s not in my domain. ehli hayvan. it. süslenip püslenmek. dogma. sayfa kö şeleri kıvrık/buruşuk. kubbe. direngen. i. nüfuz alan ı. inaksal. 2. hayvanların dişisi. doküman. keçi. dili havhav. i. s. sayfa kö şelerini kıvırmak/buruşturmak. birini süsleyip püslemek. f. 1. 3. O işi yapmaya cesareti var mı? k ıs. i. tamir/yap ı işlerini kendi başına yapmak isteyenlere göre malzeme ve alet satılan dükkân. i. ahmak.o. f. belgesel. k. (--ged. dili yavru köpek. kesatlık. aile ile ilgili. s. 1. okyanusların ekvator dolaylarındaki durgun veya az rüzgârlı yardımı. i. inatç ı. 3. i. 3. kurnazlıkla/hileyle atlatmak. İyi iş yapar. does not. out dağıtmak. i. köpek bir şey) f. 1. (bir iste ğin üstüne düşerek) (birini) rahat bırakmamak. i. yurtiçi. i.. çoğ. f. i. öğreti. k. iki tekerlekli yük ta şıyıcısı. hizmetçi.s. nüfuz bölgesi. i. --ging) 1.. 3. 2. belgelemek. i. i. tic. 2. tekerlekli kriko. i. do fiilinin geniş zamandaki üçüncü şahıs tekil şekli: He does good work. 3. yunusbalığı. bilgi alanı. belgesel. ac ılı. s. yunus. inak. kubbeli. up dollar dolly dolphin dolt domain dome domed domestic domestic animal domestic animal domestic flight i. dogmatizm. 2. belgeleme. s. belge. yurtiçi uçu ş. doktora.

ikametgâh. 2. otoriter. verici. çoğ. hibe etmek. Zahmet etmeyin! Bahşiş atın dişine bakılmaz. eşik. i. kapı zili. f. Sende hiç terbiye yok mu? f. Bir şey değil. k ıvamında pişmiş. i. i. mesken. (talihin belirlediği) kötü son. s. üstünlük. iç ticaret. hâkimiyet. s. i. s. kapıcı. tamamlanm ış. şı. 1. tam karar ında pişmiş. 1. (bir yere) hâkim olmak. iç pazar. despotça hükmetmek. egemen olmak. biyol.domestic flights domestic industries domestic market domestic politics domestic trade domesticate domicile dominance dominant dominate domination domineer domineering Dominican dominion dominoes don`t Don´t bother! Don´t look a gift horse in the mouth. egemenlik. do. i. bağış. i. i. 1. Don´t push your luck. evcille ştirmek. i. hâkimiyet. k. do not. 2. s. i. i. 2. hükmeden. dili çok yorgun. Dominikli. Orada ya ğmurun altında durma! Zahmet etmeyin. f. hükmetme. f. kapı. 1. hibe. ba şat. 1./Zahmete girmeyin. tepeden bakmak. iyi pişmiş. Dominik Cumhuriyeti vatandadominyon. bağışçı. Don´t mention it. k ıs. door. 1. . doorman. bitkin.. hâkim durumda olmak. 2. ba şatlık. konut./Estağfurullah. hâkimiyet. i.men (dor´men. ev ev dola şarak satış yapan satıcı. f. 2. egemen. Kıpırdama!/Kımıldama! Yeteneklerini abartma. 2. bitmiş. Dominik Cumhuriyeti´ne özgü. egemenlik. dor´mın) i. 1. Dominik. iyi pişmiş (et). eşek. i. biyol. i. Don´t stand out there in the wet! Don´t trouble yourself. Don´t move a muscle! Don´t overestimate his abilities. 2. bak. hâkim. bağışlama. Şansına fazla güvenme. tıb. hükmetmek. yerli sanayi. korkunç son. Dominikli. 1. Don´t you have any manners? donate donation done done in done through done to a turn done to a turn Done! donkey donor doom doomsday door door salesman door service doorbell doorkeeper doorknob doorman doormat doorstep iç hatlar. Tamam!/Oldu!/Kabul! i. kapıdan kapıya servis. dominant. i. bağışlamak. k ıyamet günü. paspas. iç politika. domino oyunu. 2. i.. bak. f. kapı tokmağı. hâkim olmak. i./Şansını zorlama.

çifte yo ğunluklu. 2.. 1. huk. i. on/upon -in üstüne titremek. makine ya ğı. dili en ufak ayr ıntıların üzerinde titizlikle durmak. ikiyüzlü. benzer. kruvaze (ceket). hem lehte hem aleyhte olan. 1. çifte söz. çift camlı. 2. bilg. 1. 1. iki taraf ı keskin. giriş. çifte standart. 2. -in dublörlü ğünü yapmak. uyu şuk. bilg. spor üst üste yap ılan iki karşılaşma. iki katına çıkarmak. f. çifte kontrol yapmak. with ile aynı odayı paylaşmak. 3.doorstop door-to-door doorway dope dopey dorm dormant dormer dormer window dormitory dosage dose dossier dot dot the i´s and cross the t´s dotage dotard dote dotted line double double double back double bed double boiler double boiler double chin double density double entry double feature double for double header double jeopardy double pneumonia double room double standard double up double-breasted double-check double-click double-cross double-dealer double-decker double-density double-edged double-edged compliment double-faced double-glazed i. cansız. s. kapıdan kapıya. 1. tekrar kontrol etmek. s.. kapı tamponu. iğneli kompliman. --ting) noktalamak. yo ğunluk. sahtekâr. iki misli. 2. i. doz. eğilmek. 1. s. i. 2. ev ev dola şarak yapılan. k.. bunaklık. i. i. nokta. lastikli söz.. kaz ık atmak. 1. iki misli yapmak. benmari. i. fare dü ğmesine iki kez basmak. (insanda) gerdan: She´s developing a double chin. i. e ş. s. 1. Ay şe annesine o kadar benziyor ki f. 2. ranza. Gerdan ı çıkmaya başladı. iki tarafl ı (kumaş). çatı penceresi. iki büklüm olmak. i. f. k. iki taraflı zatürree. dozaj. 2. argo budala. 2. 1. ikiz: Ayşe so resembles her mother that she could be her double. 3. 1. 2. öğrenci yurdu. dili yatakhane. double entendre iki tarafa çekilebilecek söz. s. budala. ahmak. puan.. s. bunak. yatakhane. uyuşturucu madde. çift. şturucu etkisinde. f. iki kişilik karyola/yatak. nokta. . aynı. uykuda. evrak dosyas ı. 4. narkotik. bunamak. i. (otelde) çift yataklı oda. f. kapı aralığı. s. uyu s. doland ırıcı. iki misli olmak. ikircil bilg. ko ğuş. iki büklüm etmek. iki ile çarpmak. argo bilgi. 2. argo sözünden dönerek aldatmak. aynı yoldan geri katlamak. iki katlı tencere.. benmari. çift kayıt iki film birden. i. i. benek. i. (--ted. i. argo kazık atma. 2.sistemi. ayn ı suç için ikinci defa yargılanma. 1. 2. iki yüzlü. muh. i. iki kat. -e çok dü şkün olmak. f. bir belgenin imza yeri. argo 1. ikiye dönmek. i. iki katlı otobüs.

.double-glazed window double-quick doubles double-space doubt doubt s. . kata. 1. 1. 2. çöküş.. s. rüzgâr yönüne. f. haksızlığa uğramış. k. kuşkusuz. mang ır. 1. kuşkulanmak. geçme. karanlık. 2. aşağı indirmek. şüphelenmek. yağda kızarmış şekerli çörek. karamsar. perişan kılıklı. çökme.! downcast downfall downgrade downhearted downhill download download downpour downright downstairs downstream down-to-earth downtown downtrod downtrodden downward downwards downwind dowry çift camlı pencere. Son ana kadar çalıştılar. dili üzüntülü. 2. i. a ğaç çivi. aç ıksözlü. (daktiloda/bilgisayarda) çift aral ıkla yazmak. aksi. derecesini indirmek. şüpheli durum. 1. i. beyaz güvercin. aşağıya.! Kahrolsun s. dürüst.. drahoma. alt kat. yıkılış. cesareti k ırılmış. gerçekçi. 1. güneye doğru. kuşkulandıran. kumru. morali bozuk. f. 3. 2. 2. s. i. talihsiz. f. çok çabuk. aşağı3. his integrity. 2. 2. şüphe. s. z. alt katta z. s. kuşku duyan. 1. s. şehrin merkezi. talihsiz. morali bozuk. z. düpedüz: a downright insult düpedüz bir hakaret. kuşku duymak. şırınga etmek. bak. üzgün. alt katta. bitkin. perişan bir durumda. 1. bak. i. (İnternet üzerinden bilgisayara program) yüklemek. s. 1. alçaltmak. i. 1. downward. akış aşağı. tıb. hamur. gerçekle ştirilebilir. s.ıntı aşağı. çarşı tarafında. . i. f. haşin. şehrin merkezinde olan. dive. i. tenis çiftler. hırpani. 3. yonda. ak aşağıdaki. inişli. hızlı yürümek. kesinlikle. bak. i. kuşku. hayal k ırıklığına uğramış.. aşağı katta. barış yanlısı. 1. şüphesiz. muhakkak. s. edat -in aşağısında: down the mountain da ğınğramış. indirmek. z. çeyiz. i. s. belirsiz. sağanak. kuşku uyandıran. bezgin. hızlı yürüyüş. s. pol. yokuş aşağı. 1. z. pey akçesi. argo para.. h ızlı. bahts ız. sava ş aleyhtarı. i. aşağı doğru. hamur gibi. bilg. z. kaparo. 2. aşağı kat. f. f. çarşı. z. rüzgârla birlikte. s. barışçı. ters. 1. 2. i. asık yüzlü. f. dili son ana kadar: They worked right down to the wire. ilk ödeme. z. büsbütün: He´s olan. 1. sözünü esirgemeyen. f. alaşağı etmek. 1. tamamen. çarşıya. Dürüstlüğünden kuşku birinin dediklerinden şüphe I doubt s. downtrodden. 1. aşağıda. (yağmur) boşanma. üzgün.o. z. aşağı. aşağıya.. k. aşağıya. 2. aşağıya yönelmiş. şüphe etmek:etmek. z. meyilli. 2. uygulanabilir. tam. kuşkulu.. aç ık. alt kata. pejmürde.´s word doubtful doubtless douche dough doughnut doughy dour dove dove dowel down down down and out down at the heel down at the heels down in the mouth down in the mouth/dumps down on his luck down on one´s luck down payment down to the wire Down with . ince ku ş tüyü. hayatta yenilgiye u aşağısına doğru. 2. i. i. i. aşağıda. şırınga. kuşkulu. düşüş. şüpheli. ayaklar alt ında çiğnenmiş.... ezilmiş. herhalde. f.

büyük k ızböceği. 2. dram. çekmek. 1. --n) 1. 2.. dramatikco şku veren. çarp ıcı biçimde. dramlaştırmak. i. teknik ressam. dram. draughts. (topra ğı) taramak. çekmek. hafif uyku. i. (silah) çekme. ak ıtmak. bulaşık damlalığı. çoğ. cereyanlı. çekmek: He drew theberabere biten oyun. 1. süzmek. 2. oluk. kestirmek. 1. ejderha. i. zorlayıcı. ölü (renk). fıçıdan çekilen (bira). beraberlik. 2. 2. 3. bulaşık damlalığı. (sabit) İng. s. sürükleme. drape. kanalizasyon. dramatik. i.teknik resim. örtü. draft 2. sürüklemek. s. buldozer. 2. 1. sürüklenmek. drama. 2. dramatik durum. f. 2. akaç. oyunla ştırmak. çizim tahtas ı. drama. bak. f. duyguları özellik. askere almak. f. drenaj. drafts. dramatik f. tray of food closer to his plate. akmak. gen. istemeyerek gitmek veya kabul etmek. tasla ğını çizmek. İng. 3.doze doze off dozen dozer Dr drab draft draft draft drafting drafting board draftsman drafty drag drag on drag one´s feet drag one´s heels drag out dragon dragonfly drain drainage drainboard draining board drainpipe drake drama dramatic dramatically dramatise dramatist dramatize drank drape drapery drastic draught draughtsman draw draw draw a bead on draw a blank draw a conclusion draw a parallel between draw ahead draw away draw back i. çekicilik. olaylar dizisi.. 6. damlalık. (su) çekmek. f. 1. i. kalın perde. kurutmak. müsveddesini hazırlamak. akaçlama. sürünmek. zorunlu askerlik. dramatize etmek. sürüklemek. dramatize etmek. --best) 1. s ıkıcı. suna. akaçlamak. piyes yazarı. i. 2. 1. (sabit) damlalık. i. tasarım. sert. tiyatro sanatı. geride kalmak. i. 1. ödeme emri. suyunu çekmek. cereyan. atık su borusu. 1. uzatmak. tiyatro ile ilgili.. uzayıp gitmek. dili sonuç alamamak. i. müsvedde. bak. sürümek. 3. çoğ. i. 3. şiddetli. i. f. hava ak ımı. oyun yazar ı. san. kendini çekmek.. ak 3. 3. yavaş yavaş öne geçmek.. çekim. --ging) 1.. dram. i. kumaşla örtmek. Doctor. uyuklamak. perde. suyunu döşemi. boşaltma. tüketmek. i. k. 1. çek. ejder. 2. k. . bitirmek. -i benzetmek. dramatik hale sokmak. (piyangoda) bo ş çıkmak. dramatize. İng. draft 1. lağım i. erkek ördek. draftsman. dili dozer. hava almak. dili işi ağırdan almak. düzine. çekme. 1. 1. uyuklamak. k ıs. kestirme.men (dräfts´mîn) i. kasvetli. başarısızlığa uğramak. i. eli boş dönmek. (--ber. i. şekerleme.. i. şekerleme yapmak. 2. f. başarısız olmak. soba borusunun çekmesi. kura. çekiş. ayaklar ı geri geri gitmek. -i kar şılaştırmak. drenaj yapmak. 1. ilgi çeken şey/olay/kimse. (piyangoda) çekiliş. 2. f. i. z. tiyatro edebiyat ı. uykuya dalmak. piyes. (drew. 3. f.. güz. uyuklama. f. f. i. çekilmek. s. tasarlamak. 4. İng. bak. f. dramatik kamçılayan. bak. dili hiçbir cevap sonuç ç ıkarmak. -e nişan almak. 3. poliçe. 2. yudum. taslak. drink. çekme. yusufçuk. soğuk hava akımı olan. i.. oyun. s. 5. k. 4. 3..bir biçimde. ıtma. (--ged. geri çekmek. geri çekilmek. süzülmek.. 4. dramatik. çekme. draft 3. k. çoğ. s. Drive. sürmek. Yemek tepsisini taba ğına doğru çekti. çizim.men (dräfts´mîn) i. s.

hayalperest. tiy. s ıkıcı. çizim. (liman ı) f. kaldırma köprü. -i rüyas ında görmek. çok korkmak. 4. piyango. 2.b. göz. külot. (saça) şekil vermek. kasvetli. i. 1. pansuman. 1. (bir fon.b. hayal. büyük korku. i. . çok kötü. 1. i.. İng. ufak akıntı. korkunç. (kontrat. 1. bak. telve. 1. draw. f. draw. 2. don. 2. 1.´nden) para çekmek. giyinmek. -i reddetmek. robdöşambr. terzilik. giyinip süslenmek. i. rüya. rüya görmek. mak. deh şetli. birini/bir şeyi rüyasında görmek. kostümlü prova. spor dripling yapmak. mahzur. (--ed/--t) 1.. dream that dream up dreamer dreamlike dreamt dreary dredge dregs drench dress dress down dress rehearsal dress up dressed up fit to kill dresser dressing dressing gown dressing table dressmaker dressmaking drew dribble kan ak ıtmak. resim pergeli. dü şçü. i. söyletmek. ha pansuman yapmak. yaklaşmak. 2. sak ınca. yaklaşmak.. sabahlık. t ırmık. eskiz. dream. damla damla ak ıtmak. k.draw blood draw close draw interest draw lots draw near draw on draw out draw the line draw the line at draw up drawback drawbridge drawer drawers drawing drawing board drawing compass drawing pin drawn drawstring dread dreadful dream dream dream about s./s. i. yazmak. 5. bak. çekmece. rüya gibi. tuvalet masas ı. sızıntı. tortu. f. 1.´ni) haz ırlamak. raptiye. tarak. (yaraya)şlamak. 2. 2. kura çekmek. hulya. i. dili iki dirhem bir çekirdek. i. faiz getirmek. f. çöp. tarak dubası. f.´nin) dibini taramak. damlatmak. i.o. 3.. hayal kurmak. f. çizim tahtas ı. 3. tarama aygıtı. i.tarakla temizlemek. k.b. f. (topu) sürmek. ırmak v. i. konu şturmak. 2. resim. giydirmek. 2. Kö şkün önüne bir limuzin i.süprüntü. k. f. karakalem resim. s. f. çekili ş. düş. dili azarlamak. i. uzatmak. 3. 2. senet v. bir hizaya getirmek. ask. k. şifoniyer. (at) bir s ınır koymak. sırılsıklam etmek. hesap v. süslemek. uçkur. kadın terzisi. dili hayalinde yaratmak. s. İng. 1. düzenlemek. i. hayalci. 6. dezavantaj. bak. salyas ı akmak.t. i. s. hayal gibi. 2. (k ızarmış hindi ile yenilen) ekmek kırıntılarıyla yapılan baharatlı bir yemek. 1. i. (deniz. -i yapmamak. 3. göl. açmak. korku ve endi şe duymak. dehşet. dili berbat. (salata için) sos. yaklaşıp durmak: A limousine drew up in front of the mansion.

i. damla. dili 1. kayma. eriyerek yapılmış (giysi). up k. 1. birini iflasa sürüklemek. yöneli ş. püskürtmek. s. süzülmek. (araba) sürmek. 1. suların sürüklediği ağaç dalları. s. f. bir (birinin) s ıhhatine/şerefine içmek. 2. sert. şiddetli yağmur. geri dönmek zorunda b ırakmak.o. talim drunk) 1.. Araba kullanmas ınışey elde etmek. bananas (damlalar) akmak. f. yaptırmak. dili birini birini döndürmek. dry. içecek. 2. ape drive s. i. bak. köşeye sıkıştırmak. sürükleniş. i. arabayla uzakla şmak/ayrılmak. seyircilerin arabaları içinde oturarak film seyrettikleri banka gişesi. s. sırsıklam. --ping) damlatmak. to the wall/drive s. damlama. demek istenilen sürüklenmek. defetmek. i. araba sıkı bir pazarlık yaparak fiyatı çok indirmek. to -in şerefine içmek. 3. birini deliye çevirmek. damlalık. k. ütü istemeyen (kumaş). 2. yağmur suyunu akıtan çıkıntı/yiv. şoför. f. 1. salyas ı akmak. çıldırtmak. enerjik. i. kam ış. kurutulmu ş. sırılsıklam. sürüklenme. demek istemek. (--ed/--led. alıştırma seyretmek/dinlemek. ask. up the wall 1. 1. . i. ütü istemeyen kumaştan ak ıp donmuş yağ damlası. talim yapmak. 2. 2.uzakla şmak.. yönelim. kurutucu madde. talim. 2.o. kovmak.o. birini ç ıldırtmak. tedricen ayrı düşmek. drive s. (drank. drive s. i. in büyük bir zevkle f. sürü ş. dinamik. kovmak. s. kurutucu. müşterilerine arabalarında servis yapan lokanta. defetmek. sürücü belgesi. i. kullanmak: He doesn´t know how to drivebircar.deliye çok zor bir durumazsokmak. birini deli etmek. evin garaj ını sokağa bağlayan yol. müşterilerine arabalarında hizmet veren açık hava sineması.o. amaçsızca sürüklenme. 1. 2. saçma sapan söz. 3. şiddetli. ehliyet. under the table drink s. dili sarho ş olmadan içki içebilme konusunda birini gölgede bırakmak. saçmalamak. içki içmek. 1. birini çılgına çevirmek.o. 4. bak. 3. 2.. 1. straight drink to excess drinking drinking cup drinking straw drinking water drip drip-dry dripping dripping wet drive drive a hard bargain drive a hard bargain drive at drive away/off drive back drive by drive into a corner drive mad drive out drive s. f.o. (su) s ızmak. 3. kadeh. matkap. f. içmek. içki içme. f. arabayla geri dönmek.o. i. dili birini delirtmek. 1. birini ıvanadan çıkarmak. 2.o. arabayla geçmek. 1. sürücü. 2. i. canlı. i. 5. 2. 2. 2. bak. 4. içkiyi fazla kaç ırmak. (içkiyi) sek içmek. suyu s ıkılmadan kurumak. 3. (matkapla) delmek. birini çok kızdırmak. . bilg. damlamak. drive. --ing/--ling) 1. kıstırmak. i. 1. ile gitmek: I drive to and sıkı a pazarlık sonucu birçok bilmiyor. 1. k. i. delgi. -i kastetmek. içki. 2. sürme. 1. ask.dribble down driblet dried drier drift drift apart driftwood drill drink drink a toast to drink like a fish drink s. wild drive-in drive-in window drivel driven driver driver´s license driveway driving driving rain i. arabayla önünden geçmek. kuru. (--ped/--t. --n) 1. drive s. içme suyu. birini iflas ettirmek. 3. uyumcu. k. birini iflas ın eşiğine against the wall getirmek.. alıştırma yaptırmak. k. 2. birini kö şeye sıkıştırmak. 2.anlam.t. f. fazla içki içmek. dryer. (drove. to distraction drive s. çok az miktar. dili birini ç ıldırtmak. (rüzgâr ın yığdığı) kar birikintisi. al ıştırma.

ecza. 6. damla: a drop of water su damlas ı. uyuşturucu bağımlılığı. kurak. uyuklamak. fışkın. f. sürü. davulcu. eczane. kuraklık. 4. ağır ve sıkıcı iş. 1. ayyaş. sarhoş. parazit. f. kuru pil. s. kuru temizleyici. vızıltı. başarı sevinciyle kendinden geçmiş. kör (kuyu).. sarhoşluk. i. azalmak. düşmek. uykulu. (suda) bo ğulmak. --ming) davul çalmak. homurdanmak. boğmak. s. susuzluk. 2. içkici. -i ziyaret etmek. (--med. davul tokma ğı. cüruf. 1. sarho ş. uyu şturucu madde. 1. uyku veren. maden posas ı. i. kuru temizleme. dü şme. uykulu olma. 4. uyu şukluk. ında) bacak. dü şmek. i. (üyelikten) ayr ılmak. kurumuş. . ekti. e ğilmek. f. (bir sesi) (daha yüksek bir sesle) bast ırmak. i. çiseleme. trampet. i. 3. drive. 2. 1. erkek ar ı. f. 2. bir damla su. 1. sarkıtmak. davul sesi. i. i. eğmek. susamış. 2. çıkmak. ağzı sulanmak. uyuşturucu 2. dü şüş. 2. i. eczac ı. s. dümbelek.drizzle drone drool droop drop drop a brick drop a hint drop a line/note drop asleep drop behind drop down drop in at drop in on drop off drop out drop-off dropout dross drought drove drove drown drown out drowse drowsiness drowsy drudge drudgery drug drug addict drug habit druggist drugstore drum drumbeat drummer drumstick drunk drunk with success drunkard drunken drunkenness dry dry cell dry cell dry cleaner dry cleaning f. pineklemek. i. kulakzar ı. varil. 2. sarkmak. dili pot k ırmak. geri kalmak. 2. baget.. uyuyakalmak. 1. i. kulakdavulu. hap. f. okula devam etmemek. dik iniş. (--ged. (kümes hayvan drink. gaf yapmak. f. vızıldamak. i. bükülmek. Would you like a drop of brandy? Bir konyak ister misiniz? 2. f. çisenti. 3. ilaçla uyuşturmak. suyu çekilmiş. anat. ahçı. kuru pil. 1. çam devirmek. okulu b ırakan öğrenci. artık. i. davul sesi. bak. içkili. dokundurmak. f. 2. pusula göndermek. süprüntü. davul. 2. -e uğramak. 1. i. 2. sert. i. azalma. f. monoton ses. i. 1. asalak. 1. imada bulunmak. 2. ya ğmursuz. ağır ve sıkıcı bir işte çalışan kimse. iniş: a drop in prices k. iki satır yazıvermek. inmek. 1. 7. 3. i.bağımlısı. bak. i.. susuz. f. 1. (bitki/çiçek) boynunu bükmek. serpiştirmek. içkili. (yiyeceğe/içeceğe) uyuşturucu ilaç katmak. trampetçi. s. süt vermeyen. (yağmur) çiselemek. 2. değersiz şeyler. angarya. i. 1. --ging) 1. ağır ve sıkıcı bir iş yapmak. i. ilaç. i. 5. kuru. i. sütü kesilmiş (inek). dışık. 2. trampet değneği. hapçı. 1.

gabi. kumul. donuk. i. last being given due attention.101 litre. (--ned. 1. bak. hardal tozu. duygusuz. blucin. düo. gerektiğiıkıcı. tam zamanında. tic. i. --bing) dublaj yapmak. 2. f. çöp yığını. tükenmek.. terz. dili tutulmu ş. mus. batırmak. i. kararsız. i. . ödenti. k. budala.. i. tüp. onikiparmak ba ğırsağı. k. kalın kafalı. sessiz. s. dili giysiler. 3. kopya etmek. i. kör. kafasız. s gibi. 2. kuru havuz. sersemlemek. i.kamyon. suya dalmak. manken. gübrelemek. uygun olarak. s. düello. manifatura. 4. palaz. sahte. hakkıyla.düzenbazlıkarmak. düello etmek. çift. 2. ördek yavrusu. çoğ. düşes. düet. 2. s. 1. 2. A. (du´plıkeyt) 1. dumbfound. dili sersem. f. 4. 3. İng. suretini ç ık. This matter is at i. çifte. hak ettiği. 1. kot pantolon. makas v. i. (akla/kanunlara/toplumca makbul say ılana) uygun olan. 1. gübre. Bu mesele i. anat. (başını/vücudunu) suya sokup çıkarmak. i. şaşırtmak. matb. i. 2. emzik.. i. dilsiz. s. düo. 1. 2. mankafa. zindan. duo. 1.B. i. 1. (du´plıkît) 1. çoğ. 2. 2. kopyasını yapmak. meme.. (--bed. i. i. kurutucu. aldatmak. safdil. 5. f. mensucat. 2. tic. atmak. i. çift. çift. f. 1. gereken: f. i.). 3. hayvan tersi. çift yönlü. damperli çöplük. i. den. s. damping. yapay. i. i. maket. 2.. 1. 3. s. bak. i. z. çoğ. kesmez (bıçak. şüpheli. boşaltmak. i. kot. kuşkulu. 2. sahte şey. çoğ. f. 5. kopya. f. 4.dry cough dry dock dry goods dry mustard dry quart dry up dryer drying rack dual dual-purpose dub dubious duchess duck duckling duct dud duds due duel dues duet dug duke dull duly dumb dumbfound dumfound dummy dump dump truck dumping dumps dun dunce dune dung dungarees dungeon dunk duo duodenum dupe duplex duplicate duplicity kuru öksürük. 1. çamaşır askısı. çift amaçlı. ikiyüzlülük. filmi çekimden sonra seslendirmek. hile. --ning) alaca ğını istemek..D.. dubleks. hayretler içinde b ırakmak. f. gere ğince. kurutmak. 2. blucin pantolon... banmak. sönük (renk). kasvetli. 1. ördek. i. s. i. güvenilmez. taklit. tüketmek. yapmak. suya daldırmak. aidat. f. borçluyu sıkıştırmak. blucin tulum. eş. budala. dişi ördek. patlamayan mermi/bomba.. f. dük. f. f. kurutma makinesi: hair dryer saç kurutucusu. f. belirsiz. kanal. s. ikili. 1. dampingtaklit. başını çabucak eğip kaldırmak. clothes dryer çamaşır kurutma makinesi. aptal. kurumak. ahmak. dig. toz hardal. ikili. doland ırmak. s. fiyasko. toptan ucuza satmak. anlayışsız.. enayi. ba şarısız kimse.b. 1.

two million liras each tanesi iki milyon lira. akşam karanlığı. süreklilik. görev. Dutch. her birbirini. e ea each each one each other eager eager beaver eagerness i. can atan. 2. s. i. i.. ceket. English. (dwelt/--ed) 1. i. dinamit. i. s. dinamo. on (bir konu) üzerinde durmak. i.. i. s. vazife. hazımsızlık. canlılık. f. i. s. 1. f. -de oturmak. Dutch. istek.. Hollandal ı. şömiz. biri. mekanik gücü olan. i. 2. her. önemini kaybetmek. i. hanedan. dinamitlemek. koyu esmer. küçük göstermek. bak. dustcloth dustheap dustpan dusty Dutch Dutch treat Dutchman Dutchwoman dutiful duty duty to/towards duty-free dwarf dwell dwell in dweller dwelling dwindle dye dyestuff dying dyke dynamic dynamite dynamo dynasty dysentery dyspepsia E E.en (d^ç´wîmîn) i. s. her bir. 2. Hollanda. ödev. 2. boyanmak. i. cücele ştirmek. devimsel. 2. s. -de. dizanteri. süresince. cüce. Hollandalı. s. Hollandalı kadın. each. toz.durability durable duration duress during dusk dusky dust dust cover/jacket Dust has settled on everything. toz bezi. gümrüksüz. 2. 2. bask ı. 2. Hollandalı erkek. oturmak. konut. k ıs. 2. i. zam. 1. esnas ında. f. sürekli. 1. sağlam. dili masraf çoğ. boya. zarfında. dayan ıklı. canl ı. ödevcil. gümrük vergisi. z. devamlı. gittikçe ufalmak. 1. mesken. Hollandaca. edat boyunca. zorlama. 1. f. tanesi. cüce. 2. i. dispepsi. 3. oturan. i. i. alacakaranlık. i. f ırçalamak: She is dusting the furniture. tıb. bak. dinamik. arzu. i. 1. 3. k. s. oldukça karanlık. faraş. -e karşı sorumluluk. gümrük resmi. hareketli. f. boya maddesi. her biri. 1. sayg ılı. Hollandalı. devam. boyamak. toz gibi. renk. tozunu almak. 1. dinamik. i. i. bodur. 1. 1. k ıs. 1. Eastern. yava ş yavaş azalmak. ikametgâh. dike. süreklilik. giderek küçülmek. ev. Her şey tozlandı. argo görevine fazlas ıyla bağlı kimse. -de ikamet etmek. sakin. E. tıb. eskimez. i. i. i. ın Alman usulü bölüşüldüğü eğlenti. die. toz/süprüntü yığını. 1. 2. devam. çoğ. süre. toprak. 2. kanlı basur. 2.wom. ikamet etmek. f. tozlu. 1.. . şevk. s. f. s. Hollandaca.men (d^ç´mîn) i. Hollanda´ya özgü. İngiliz alfabesinin beşinci harfi. dinamitle havaya uçurmak. dayan ıklılık.. istekli. East. toz serpmek: dust a cake with sugar keke şeker serpmek. i. 2. hevesli.

i. 1. i. kolaylık. dikkatle yerleştirmek. kulak kiri. maa ş. s. i. erken kalkan kimse. 1. doğuya doğru. doğudan. kulak. rahat. z. 2. dünya. doğusal. doğudan. z.. vakitsiz. çanak çömlek. z. doğu. ciddi. 5. s. erken. z. 2. 3. dünyevi. 3. i. İng. kolaylıkla. topra ğa benzer. doğuya doğru. bir sürü dedikodu. 2. Paskalya yortusu. rahatça. i. zelzele. z. işitme duyusu. dili 1. erken uyar ı sistemi. kolaylık. i. sağır edici (ses). keskin gözlü. s. z. (biri/bir hayvan) yapt ığı hizmetle kendi masrafını çıkarmak/karşılamak. s. incelikten yoksun. kulakzar ı. s. doğuya bakan. 1. doğuya. yumuşaklık. s. i. f. bir yana koymak. kaba. z. . 1. k. yer solucan ı. şark. a ğırbaşlı. 1. 2. kazanç. z ılgıt. headphone. topraksı. 3. s. 1. doğu yönünde.eagle eagle-eyed ear ear eardrum earful earl earlobe early early riser early warning system earmark earn earn one´s keep earnest earnest earnest money earnings earphone earring earshot earsplitting earth earthen earthenware earthly earthquake earthshaking earthworm earthy earwax ease ease ease off/up easel easily easiness east Easter Easter egg easterly eastern eastward eastwardly eastwards easy easy i. dünyaya ait. beklenmedik bir sürü laf. i. 2. i. topraktan yap ılmış. doğu yönünde.. kolay. ressam sehpas ı. z. ilk. anat. kont. gelir. yersars ıntısı. doğuya yönelen. papara. bak. kulakmemesi. i. doğuya doğru. s. teminat akçesi. s. (bir şeyin) esas niteliği. 2. 2. hayvanlar ın kulaklarına takılan marka. elek. 4. doğuya doğru. 1. Paskalya yumurtas ı. i. (ağrıyı) yatıştırmak. inançları kökünden sarsan. şövale. 1. doğudan esen (rüzgâr). 1. doğuya doğru. kulakdavulu. küpe. doğudan esen.. f. i. i. doğuya yönelen. i. eski. toprak. s ıkıntıdan kurtarmak. rahat ettirmek. doğu. i. doğuya ait. s. vaktinden evvel. s. 2. topraktan yap ılmış. kâr. kolayca. i. deprem. toprak. i. toprak. gündoğusuna bakan. kartal. belirli bir maksat için ayırmak. pey akçesi. s. i. 2.. azar. karaku ş. fikirleri altüst eden. 2. kazanmak. gevşetmek. s. 1. dili kolayca. i. i. 1. s. toprak. Paskalya. rahat rahat. yavaş yavaş hareket ettirmek. i. sıkıntısızlık. k. f. doğu. kazand ırmak. s. zamans ız. başak. kolaylaştırmak. 2. 2.. yumuşak davranış. 1. 2. i. rahat.

. seçmeci. ekolojik. içi içini yemek. 2. (birini) gölgede bırakmak. garip. i. 1. (ate. i. kiliseye veya kilise örgütüne ait. iktisatç ı. tasarruf etmek. tutumlu.o. aksetmek. (birinden) üstün çıkmak. kolay kazan ılmış para. yemek yemek. taşan (sıvı). ekonomi bilimi. s. 1. fels. eksantriklik. içi kaynayan.. 1. i. i. yemek. kendinden geçmi ş. out of house and home eat up eaves eavesdrop ebb ebb tide ebony ebullient EC eccentric eccentricity ecclesiastic echelon echo éclair eclectic eclecticism eclipse ecological ecologist ecology econ economic economical economics economise economist economize economy ecosystem ecstasy ecstatic Ecuador Ecuadoran Ecuadorean Ecuadorian ecumenical eczema rahat koltuk. çok üzülmek.. economics. esrime. dili aşırı miktarda yiyerek birinin bütçesini altüst etmek. inik deniz. economize. çok mutlu. tasarruf. yankılanmak. i. k. economy. tıb. mayasıl. eksantrik. kademe. şevkli. s. 1. bak. 2. (deniz) çekilmek. gökb. . uysal. f. kabahatini itiraf edip af dilemek. iktisat yapmak. 1. dini. i. eksantrik. vecit. i. seçmeciliğe ait. 2. çeşitli sistem ve kaynaklardan derlenmiş. Ekvador´a özgü. iktisadi. 2.. 2. kibri k ırılmak. kaynayan. tutumluluk. bak. garip bir kişi. ask. k. 1. Ekvador. yumu şak başlı.. dışmerkezlilik. economic. Ekvadorlu. i. tuhaf. i. ekonomi. i. i. s. ekonomist. ışığını karartmak. karnını doyurmak. s. seçmeci. ekonomik. ekonomik.. 1. saçak. hesaplı. Ecuadorian. fels. abanoz. the European Community.. bak. ekolojist. 2. i. s. rahip. i. papaz. dili kolayca aldat ılabilen kimse. tutulma. ekosistem. i. seçmecilik. f. eksantrik. tükürdüğünü yalamak.. s. egzama. s. ekonomi.. deniz sular ının çekilmesi. co şkun. yiyip bitirmek. çevrebilimsel. çevrebilimci. i. s. s. k. 2. s. f. i. ekonomi yapmak. iktisat. d ışmerkezli. s. i. 2. (çoğ. tüm kiliselerin kabul etti ği. Ekvadorlu. tekrarlanmak. tuhaflık.. i. fels. kendinden geçme. İng. f.. sevinç dolu. k. çevrebilim. cezir. i. 2. 2. --en) 1. 1. s. kiliselerin tümünü temsil eden. dili sözünü geri almak. ekoloji. ekler (bir çe şit pasta).. 2. i. (on) -e kulak misafiri olmak. tekrarlamak. s. esrik. dili kendi kendini yemek. Ecuadorian. i. f. f. i. ekonomiyle ilgili. acayip. f. 1. i. --es) yankı. k ıs. s. k ıs. burnu sürtülmek. Ekvador. tüm kiliselerin birle şmesini amaçlayan. co şu. iktisat. i. 1. eksantriklik.easy chair easy mark easy money easygoing eat eat humble pie eat one´s fill eat one´s heart out eat one´s words eat s.

1. edisyon. s. --s/eel) yılanbalığı. redaksiyon. f. tahsilli. eğitmek. s. nakit. eğitimli. etkili. 2. edited. büyük yap ı. i.ed Edam Edam cheese eddy edema edge edgewise edginess edging edgy edible edict edifice edify edifying edit editing edition editor editorial editorship educate educated education educational educator EEC eel efface efface o. redaktörlük. 2. dikkatleri üstüne çekmemeye çal ışmak. i. i. efektif. s. s. i. f. ferman. dantel. eğitsel. i. (bir tarafa do ğru) yavaş yavaşyandan. s. 1. ahlakça yükselten. s. atık madde. etkili. 2. istenilen sonucu veren. . yan yan. 2. i. k ısır. i. sinirli. halsiz. çevri. i. suta şı. tic. etkili. tıb. the European Economic Community. gerçekle ştirmek. i.s. gayret. eğitimci. yarar. gitmek. s. çoğ. tesirli. sonuç. hızlı ve verimli çalışma. gidermek. atık su. 2. tesirli. i. i. i. eğitici. f. efemine. i. emir. 2. edam. (çoğ. hızlı ve verimli çalışan. edition. Hollanda peyniri. kenar suyu. çaba.. kolay. efor. eğitmen. anaforlanmak. s. fayda. editör. efervesan. burgaç. s. bas ım. s. güçsüz. dili avantaj. okutmak. eğitimsel. silmek. yiyecek. i. f. i. 1. 1. kabarmak. burgaçlanmak. e ğrim. i. ahlakça yükseltmek.. etki. üstünlük. s.. effect effective effects effectual effeminate effervesce effervescent effete efficacious efficacy efficiency efficient effigy effluence effluent effort effortless k ıs. bak. kenar ına bordür yapmak. randımanlı. 1. etki. i. editor. kadınsı. atık su. i. i. f. eğitim. yanlamas ına. redaksiyon yapmak. girdap. istenen sonucu veren. dışarı akma. verimsiz. kenar. i. i. başmakale. eşya. s. akıntı. redaktör. i. 1. 2. 2. yok etmek. zahmetsiz. yenebilir. i. i. bozmak. yürürlükte. başarmak. sinirleri gergin. efemine. sinirlilik. köpürmek. f. Edam. anafor. ödem. yerine getirmek. bitkin. k. 1. i. editörlük. k ıs. f. 3. z. atık madde. mal. f. i. 1. s.

i. Mısırlı. M ısır. i. k ışkırtmak. sekizlik nota. fevkalade kötü. El Salvador. i. i. s. XVIII). yumurta ak ı. Mısır. şevk. i. onsekizde bir. akmak. beniçincilik. 1. 2. patlıcan. i. 2. egosantrizm. yumurta. egoist. s. s. on tahrik etmek. coşkun. i. i. sekiz. yumurta ak ı. sekizinci. ejektör. s. i. i. i. i.. ben. i. 2. beniçinci. 2. f. s. i. esnek. (on) ayr ıntılarına girmek. f. i. sekiz rakam ı (8. elastik. egoizm. i. birdenbire yüksek bir sesle söylemek. seksende bir. kuştüyü yorgan. Her iki taraf ında bir kedi oturuyordu. yumurta ç ırpacağı. İkisini de sevmiyor. s. karmaşık. sekizde bir. değil mi? 2. i. s. kovmak. seksen rakam ı (80. i. meninin atılması. i. argo entel. i. 1. sekizlik. eight-hour day günde sekiz saat çalışma sistemi. girift. VIII). yumurtalık. 1. 1. örneğin.. s. s. her iki: She doesn´t like either one. mak. (zaman) geçmek. 1. bencillik. dışarı atmak. yumurta kabı. exempli gratia (for example) mesela. onsekizinci. 1. onsekiz rakam ı (18.. f. fışkırtmak. LXXX). egotizm.effrontery effusive eg egg egg egg white egg white eggbeater eggcup egghead eggplant eggshell ego egocentric egocentricity egoism egoist egotism egotist egregious Egypt Egyptian eh eiderdown eight eighteen eighteenth eighth eighth note eightieth eighty Eire either either this or that ejaculate ejaculation eject ejector eke eke out eke out a living El Salvador elaborate elaborate élan elapse elastic i. dili 1. İrlanda Cumhuriyeti.. yüzsüzlük. de ğil mi?: He´s a lucky guy. s. defetmek. entelektüel. benlik. f. i. onsekiz. k ıs. k. zam. korkunç: an egregious mistake korkunç bir yanl ış. canlılık. s. f. k ıt kanaat geçinmek. . M ısırlı. egosantrik. meni gelmek. taşkın. her ya bu ya o. s. 2. f. 2.. ego. 1. i. çıkarmak. eh? Şanslı bir herif. bencil. 2. lastik. bo şalmak. ünlem. f ışkırtıcı. . 2. girişik. ikisi de. benlikçilik. lastikli. çok ayr ıntılı ve çok iş isteyen. (bir şey yapmakla) (yetersiz bir şeyi) artırmak. 1. bo şalma. Mısır´a özgü. seksen. bencil. lastikli şerit. elastiki. sekseninci. ünlem. müz. 2. Ne?/Ha?: ´´Come here!´´ ´´Eh?´´ ´´I said ´Come here!´ ´´ ´´Buraya i. küstahlık.. s. i. On either side of him sat a cat. yumurta kabu ğu. i. 1.

elastiklik. 2. iste ğe bağlı. s.. 2. esneklik. çok sevindirmek. elektrik lambas ı. elektrikli tıraş makinesi. elektrik yayı. elektrikli. i. elektrikli alet. s. f. i. i. k ıvanç.elasticity elate elated elation elbow elbow grease elbowroom elder elder elder brother elder sister elder sister elderly elders eldest elect election electioneer elective elector electorate electric electric arc electric arc electric chair electric current electric eye electric fan electric guitar electric light electric meter electric motor electric power electric shaver electrical electrical appliance electrical engineer electrical engineering electrician electricity electrification electrify electrocardiogram electrocute electrode electrolysis electrolyte i. k ıvançlı. 1. elektrikli sandalyede idam etmek. elektriklendirmek. i. sevinçli. elektrokardiyogram. elektrifikasyon. i. elektrikli sandalye. elektrikle ilgili. vantilatör. elektriklemek. rahatça hareket edilebilecek yer. elektrik motoru. elektroliz. seçmeli ders. i. seçim propagandas ı yapmak.. dirseklemek. 1. k. elektrikçi. i. elektrolit. ite kaka yol açmak. s. yaşlı/itibarlı kişi. emek. seçmenler. fiz. f. i. 1. s. 3. elektrikli göz. f. elektrikli. elektrik mühendisliği. i. 1. i. ağabey. . f. elektrik kuvveti. geni ş yer. oldukça ya şlı. abla. çok ne şelendirmek. (yaşça) en büyük. seçim. elektriklendirme. i. f. çoğ. i. 2. i. tıb. mürver a ğacı. seçimle elde edilen (bir makam). heyecan vermek. s. heyecanland ırmak. elastisite. elektrik saati. s. f. 2. (yaşça) büyükler. elektrikle öldürmek. dirsek. i. elektrik mühendisi. büyük. elektrik cereyanı. dirsekle itmek/vurmak. elektrik ak ımı. elektrikle ilgili. s. seçmek. 1. elektrogitar. mürver. elektrot. 2. elektrik tesisatç ısı. i. i. abla. elektrikli ayg ıt. yaşça büyük. elektrik ark ı. elektrik. sevinç. i. dili alın teri. seçmen. elektrik ark ı.

i. 1. s. uzatma. silo. s. i. 1. çoğ. ilköğretim. elips. uzatmak. konu şma tarzı). elektronik müzik. unsur. başlayanlar için: elementary French course yeni başlayanlar için Fransızca kursu. f. 1. s. ilköğretim okulu. zarif. (gerçe ği) ortaya çıkarmak. s. s. on bir. temel ilkeler. temizlemek. eleman. i. a ğıt. 1. coğr. i. kolay. 2. 4. 3. i. söz söyleme sanat ı. 2. f. 1. öğe. elves (elvz) i. s.. eliptik. doğadaki güçlere özgü.. i. 2. cüce ve yaramaz cin. seçkin. elit. 1. 2. XI). zool. tıb. dilb. i. fil. eleji.electromagnet electromagnetic electron electronic electronic music electronic music electronics electropositive electroshock elegance elegant elegy element elemental elementary elementary education elementary school elements elephant elevate elevation elevator elevator shaft eleven eleventh eleventh hour elf elicit eligibility eligible eliminate elimination elite elixir elk ellipse ellipsis elliptical elm elocution elongate elongation elope eloquence eloquent else elsewhere i. kald ırmak. f. elektronik. element. yok etmek. i. elektroşok. 1. f. karaağaç. elit. k. (bilgi) edinmek. asansör. evlenmek için evden kaçmak. iksir. kanadageyiği. 2. 2. başka yerde. s. i. i.. gruplar. the doğa güçleri. 1.. i. 3. terfi. elektropozitif. etkili ve güzel söz söyleyen. eksilti. i. basit. kald ırma. ilkel. gidermek. avrupamusu. elektrom ıknatıs. s. etkili ve güzel konuşma tarzı. kim. doğal. s. yok etme. 2. -e neden olmak. öğe. 1. sağlamak. (for) -e uygun. el. elektron. parça. 1.lip. elektromanyetik. dizginsiz. frenlenmemi ş. z. eksiltili anlatım. dili öldürmek. 1. 3. etkili ve güzel söz söyleme yetene ği. i. 3. 1. (bir yar ışçıyı) elemek. ilkel. 2. başka: What else can he do? Başka ne yapabilir? Who else was there? Orada başka kim vardı? Where else can they be? Başka nerede z. 2. 2. asansör bo şluğu. terfi ettirmek. 3.ses (îlîp´siz) i. on bir rakam ı (11. başka yere. -e yol açmak. 2. son dakika. yükseltme. yükseltmek. 2. s. on birde bir. elektronik. (yar ışçıyı) eleme. çoğ. i. temel. yükselti. . i. zarafet. 2. s. s. seçkinler. i. 3. 1. çoğ. i. giderme. i. etkili ve güzel (sözler. i. i. f. â şığıyla kaçmak. elektronik müzik. on birinci. uygunluk. i.

çoğ. hat ırlayamamak. i. i. süslemek. (metne ait) düzeltme. 2. in (belirli/somut f. 2. kor. f. i. yakalanmas ı zor. öykü veya olayı) hayalinden bir şeyler katarak süslemek. süslemek. kasnak. of the town anlaşılması zor. çabucak geçen. (bir metnin) yanlışlarını düzeltmek. sunucu. s. -den akmak. kuvvetten düşürmek.ısımları çıkararak veya sansür ederek) (bir yazıyı) kuşa i. i. armalarla donatmak. f. serbest b ırakma. 3.elucidate elude elusive elves emaciated emanate emancipate emancipation emasculate embalm embankment embargo embark embark on/upon embarkation embarrass embarrassment embassy embattled embed embellish embellishment ember embezzle embezzlement embezzler embitter emblazon emblem embodiment embody embolden embolism emboss embrace embroider embroidery embroidery frame embroil embryo emcee emend emendation emerald emerge emergency emergency door/exit f. (birini) kucaklamak. f. f. aklına gelmemek: The name 2. --es) ambargo. elçilik. kapsamak. 2. güç durumda. -den fışkırmak. f. s. azat etmek. zimmetine para geçiren kimse. 2. (birine) sar ılmak. enemek. kabartma desenle süslemek. s. i. süs. çıkmak. i. 2. kendisi: She is the embodiment of elegance. simge. bir deri bir kemik kalm ış. kutlamak. acil durum. bak. kurtuluş. mahcup etmek. 1. i. mumyalamak. (anlatılan 4. (bir program ın) sunuculuğunu yapmak. 2. kakmak. 1. gömmek. zümrüt ye şili. Şehrin adı aklıma gelmiyor. amblem. f. 1. 1. 1. kabartmak. from f. bir halde) d ışa vurmak. -den yayılmak. i. biyol. (bir dini) kabul etmek. 3. gemiye binmek. burmak. (bazı k tahnit etmek. f. özgürlüğüne kavuşturmak. 2. f. süsleme. kapsamak. utandırmak. 1. azat etme.. f. açıklamada bulunmak. 1. gemiye binme. yüreklendirmek. (bir şeyin) somut hali. f.. (birini) (zor bir işe) sokmak. f. -e başlamak. 1. f. işleme. serbest b ırakmak. s. i. 1. f. zümrüt yeşili. . Zarafetin ta kendisi. (bir dine) girmek. i. sıskası çıkmış. kucaklaşmak. zimmete geçirme. i. köz. -e girişmek. f. tıb. cesaret vermek.. i. utanma. tarifi zor. 3. 2. (açlıktan/hastalıktan) çok zayıflamış. (--ded. i. f. tezyin etmek. --ding) (in) (içine) iyice yerle ştirmek. 2. 1. bir tehlikeyi) atlatmak. 2. 2. 1. from den kurtarmak. özgürlük. s ıkışmış. (izleyenleri. meydana çıkmak. (emanet para veya mülkü) zimmetine geçirmek. zümrüt. o ğulcuk. amboli. f. nak ış. 1.-den ç ıkmak. eludes me. bir (bir teklifi) kabul etmek. i. i. i. i. (çoğ.. sefaret. elf. karıştırmak. embriyon. 3. toprak set. acil ç ıkış kapısı. hayata küstürmek. hadım etmek. açıklamak. i. f. i. izahat vermek. f. i. f. üzerine nak ış işlemek. utanç duyma. mahcup olma.

duygu sezgisi. çalışan. f. iş bulma bürosu. i. kusturucu (ilaç). işveren. ampirik. istihdam. İng. ücret. 1. 1. 2. i. maa ş. 2. . deneycilik. z. ruhb. boşaltmak. i. ünlü (kişi). imparator. üzerinde durarak. tan ınmış ve üstün. i.. vurgulama. deneyci. i. meydana çıkan. 1. tıb. deneysel.ses (em´fısiz) i. çoğ. duygulu. i. önem. dili aç. mal. f. i. bo şalmak. dökmek. yetki vermek. ısrarlı.. boşluk. benzerini veya daha iyisini yapmaya çal ışmak. acil tedavi. duygu. (hastanede) acil servis.pha. bak.emergency landing emergency treatment emergency ward emergent emeritus emery emery board emetic emigrant emigrate emigration émigré eminence eminent emissary emission emit emollient emolument emotion emotional empathy emperor emphasis emphasise emphasize emphatic emphatically emphysema empire empirical empiricism empiricist employ employee employer employment employment agency empower empress emptiness empty empty words empty-handed emulate emulsion en route mecburi iniş. kesin olarak. zımparalı tırnak törpüsü. bir ba şkasının duygularını anlayabilme. 2. göç. yumuşatıcı ve acıyı dindiren merhem. emphasize. bir hizmet veya i şte kullanmak. yükseklik. f. ç ıkarma. s. 1. görevli. 1. i.. patron. s. heyecan. vurgu. dökülmek. i. istihdam etmek. 2. yüksek (mevki). i. boş. göze çarpan. s. i. heyecanl ı. yumuşatıcı. f. of -den yoksun. i. taklit etmeye çalışmak. s. 1. i. (--ted. göçmen. i. imparatoriçe. vurgulanarak söylenen. fışkırtmak. 3. i. i. çıkan. imparatorluk. i. s. 1. boş şey. em.. 2. i. frapan. i. tepe. eli boş. emisyon. s. f. k. ampirist. iş ve işçi bulma kurumu. yaymak. i. 2. anfizem. emeritus (emekli bir üniversite ö ğretim görevlisine verilen unvan). ampirizm. yüksek bir mevki. yüksek yer. özel bir görevle gönderilen ki şi. duygusal. i. 2. s. i. giderken. f. yüksek (yer). i. i. s. göç etmek. boş. işçi. i. siyasi göçmen. yayma. emülsiyon. iş verme. s. --ting) ç ıkarmak. yolda. kullanmak. 1. 3. 2. kazanç.. boş laf. f. s. zımpara. vurgulamak. 3. his. f.

yüreklendirici. ilişiktekiler. k. 2. i. sağlamak. f. f. bak. gönderiyorum. f. 3. emaye. ansiklopedi. cesaret vermek. i. tehlikeye atmak. 2. onaylamak. yapmaya çalışmak. özendirici.. f. kaplamak. enclosed. son vermek. nihayet. i. acımarul. rastlamak. i. ak ıbet. f. 2. enamor. çaba. sevdirmek. özgü. 2. 1. with -e ba ğışta bulunmak. enclosure. endearing endeavor endemic ending endive endless endlessly endlessness endorse endorse a bill endorsement endow (an rut´) yolda. ölüm. kuşatmak. ciro. özendirmek. f. büyüleyici. ünlem Bravo! i. özendirme. emaylamak. f. 2. niyet. te şvik edici. cesaret verici. f. bitmek tükenmek bilmeksizin. sevimli. bak. ciro etmek. in (bir yer veya halka) özgü: That disease is endemic in India. Meksika mutfa ğına özgü böreğe benzeyen acılı bir yemek. (bir yeri) (duvar. umut verici. s. 2. 2. yüreklendirme. dili harika. 1. i. 1. 1. f. tatlı. 1. tak ı. (bir şeyi) (bir mektupla aynı zarf içine) koymak: I´ve enclosed a photograph with this çit v. küçük masa. f. f. nihayet. 2. i. bis. k ıs. son. örtmek. 1.. bitirmek. teşvik etme. maksat. i. sonsuz. f. (mektupla ayn ı zarf içinde) gönderilen şeyler.s. sehpa. f. --ing/-ling) 1. 2. i. s. 1. sonek. mine. letter. s. emay. onay. i. (başkasının hakkına) tecavüzde bulunma. (bir tehlike veya zorlukla) kar şı karşıya gelmek. gayret etmek. s. çalışmak. çok güzel. upon (ba şkasının hakkına) tecavüzde bulunmak. yetki vermek. (--ed/--led. ümitlendirici. yabanimarul. 1. çeki ciro etmek. çocuk. uç. emaye.. 4. ansiklopedik. ku şatmak. 2. (duvar. i. 2. f. durmadan. gayret. 1. imkân vermek.b. kendini birine sevdirmek. minelemek. f. yük. 2. ipotek. ile) çevirme. yasala ştırmak. to s. fevkalade. cesaret verme. s. encyclopedia. mec. dili (birinin) çok ho şuna gitmek. 3. i. f. 2. f. z. 1. 1. teşvik etmek. yüreklendirmek. i.Bu mektupla birlikte bir foto ğrafile) çevrili olan i. son.o. son. sonsuzluk. bitmek. i. İng. İng. büyülemek. . 1. amaç. s. 1. k. f. (di şlere ait) mine.b. mümkün k ılmak.. 1. 2. i. s. etraf ını çevirmek. gaye. yer. f.en route enable enact enamel enameled enamor enamour encase enchant enchanting enchilada encircle encl enclose enclosure enclosures encompass encore encounter encourage encouragement encouraging encroach encroachment encrust encumber encumbrance encyclopaedia encyclopedia encyclopedic end end table endanger endear endear o. 3. çit v. 1. hindiba. 5. f. 1. 3. 3. O hastalık Hindistan´a dilb. 2. huk. 2. f. sona ermek. s. kapsamak.

s. hakkâk işi. ba ğışta bulunma. i. etmek. İngiltere. s. s. birbirine girmek.en (îng´glîşwîmîn) i. enerji. tenkıye. kazımak. içine çekmek.). i. 1. f. do ğuştan gelen özel yetenek. lokomotif. 5. f. i. Gitmesini tembih ettim. birbirine geçmek. işe almak. . zayıflatmak. Eng.o.b. enerji vermek. s. 2. z. bak. olu şturmak. söz. çoğ. 2. (dü şünce. -in içine iyice çektirmek/geçirtmek.. 1. lavman. 3. uç uca. uygulama. 3. f. çekmek. 1. dayanma gücü. fiyat v.lish. kafas ını bütünüyle işgal etmek.. nişanlı. 1. İngiliz. 1. i. 2. düşman. İngiliz kadın.y.lish. sözmeşgul olmak. dikine.b. 1. taahhüt birinin kafas ını meşgul etmek.wom. çoğ. İngilizce. f. 1. kuvvet. randevu. İng. enerjik. dövüşme. f. çarpışma. f. hakketmek. gravürcü. belirli bir süre için ücretli i ş. sarmak. dik. f. muamma. tembih etmek. f. uygulanabilir. f. 1. motor.y. tıb. dayanılabilir. 1.. tatbik etmek. s. hakkâkl ık. d. güç vermek. tahammül. tutmak. 2. f. English.endowment endurable endurance endure enduring endways endwise enema enemy energetic energise energize energy energy crisis enervate enfold enforce enforceable enforcement enfranchise Eng engage engage in engage s. 2. s. 1. i. meydana getirmek. oymacılık. oy hakk ı vermek. (değer. f. İngilizce. İngiliz. vaat. 2. kald ırmak. f. f. yasaklamak. uygulamak. nişanlanma. kucaklamak. katlamak. f. 2. Allah vergisi. erke. 1. endways. 1.´s attention engaged engagement engaging engender engine engine driver engineer engineering England English Englishman Englishwoman engrain engrave engraver engraving engross engross one´s thoughts engrossing engulf enhance enigma enjoin i. ucu ileriye do ğru. makinist. faal. birbirine geçirmek. meşgul (telefon). f. k ıs. sevimli. energize. makinist. i. 3. d. i. i.´ni) -e aşılamak. çekici. 2. 3. çok sürükleyici (roman. ba ğrına basmak. 3. çarkç ı. mühendislik. i. hoş.. i. bağışlardan oluşan toplu sermaye. hakkâk. kuvvetten düşürmek. i. 2. 1. 2. 2. i. dayan ıklı. yutmak.b. 2. 4.´ni) artırmak. çarpışmak. mak. yükseltmek. 1. gravür. İngiliz. sürekli. ile vermek. 2. tahammül etmek. 3. angaje etmek. 1. England. taahhüt. bak. den. 4. yerine getirmek.men (îng´glîşmîn) i. z. planlayıp düzenlemek. 2. i. uzunluğuna. film v. enerji. doğurmak. s. s. 2. alışkanlık v. güç. in 1. 2. Eng. İngiliz erkek. bilmece. mühendis. emretmek: I enjoined him to leave. İng. f. dayanmak. enerji krizi. oymac ı. i. devamlı..

ünlem Yeter! Yeter artık! f. düşmanlık. bütün. -in aklına gelmek. kayıt. kaydetme.. kâfi. kaydını yapmak. 2. sancak. 2. inquire. zenginle ştirmek. kaydetmek. bilgilendirme. i. f. büyütme. 1. z. zengin etmek. in ensemble enshrine ensign ensign enslave ensnare ensue ensure entail entangle entanglement enter enter into enter into an agreement enter on/upon enter one´s head enterprise f. hoş. f. ho şlanmak. yeterli. 2. 2. i. f. içine girmek. f. hoşça vakit geçirmek. esir etmek. şer. büyütmek. 2. birkaç parçadan olu şan kadın kostümü. foto. 1. başlamak. aste ğmen. 2.ırmak. foto. aydın (kimse). muazzamlık. 4. çıkmak. öfkelendirmek. 1. band ıra. büyüklük. askere kaydetmek/yazmak. karmakarışık etmek. f. bilg.the ensuing year ertesi sene. 1. kaydetmek. değerini artırmak. agrandisman. 4. f. -e girişmek. dolaşıklık. f. f. 1. f. in (birini) (olumsuz bir duruma) dü şürmek. canland f. asalet unvanı vermek. meydana gelmek. i. gerektirmek. yeterli miktar. müz. sağlamak. aydınlanma. f. büyüme. f. zevkli. yüceltmek. tuzağa düşürmek. trup. soylular s ınıfına almak. deftere yazmak.s. 1. -e girişmek. bak. garanti etmek. eğlenmek. husumet. muazzam. f. mânia. 1. 2. -e başlamak. 2. enquire enrage enrich enroll enrollment ensconce ensconce o. döpiyes. büyük kötülük. yerleştirmek. daha ayrıntılı bir şekilde anlatmak. i. girmek. aydınlatmak. i. 1. bilgilenme. 2. i. in (olumsuz bir şeye) karıştırmak. f. karışıklık. i. f. bayrak. aydınlatma. den. kâfi derecede. teşebbüs. engel. dola ştırmak. . köle yapmak. yeter de artar bile. bulaştırmak. ardından gelmek. yazılmak. agrandisör. topluluk. i. büyümek. büyülteç. anlaşmaya girmek. kocaman. i. girişim. 3. kaydolmak. tak sayg ın bir yere koymak. 1.enjoy enjoy good health enjoy o. zenginleştirmek. i. askere kaydolmak/yaz ılmak. -i -in içinde ım. s. -e başlamak. enjoyable enjoyment enlarge enlarge upon enlargement enlarger enlighten enlightened enlightenment enlist enliven enmesh enmity ennoble enormity enormous enough enough and to spare Enough! Enough´s enough. hiddetlendirmek.s. temin etmek. genişlemek. izlemek. eğlenceli. 1. zevk almak. i. tatlı. f. giri şmek. f. s. 2. zevk. sağlığı yerinde olmak. -e yerleşmek.. i. 3. genişletmek. f. yardımını sağlamak. bilgilendirmek. i.. s. tiy. s. “Enter” tu şuna basarak (bir komutu) gerçekleştirmek.

parti.b. zarf. 3. yakarış. s. gıpta edilecek. ağırlamak. i. müteşebbis. yetki vermek. i. 2. i. 1. 1. s. s.enterprising entertain entertain a motion entertaining entertainment enthrall enthrone enthuse enthusiasm enthusiastic entice enticement enticing entire entirely entirety entitle entity entomb entomologist entomology entourage entrails entrance entrance entrance examination entrance fee entrap entreat entreaty entrée entrench entrenchment entrepôt entrepreneur entrust entry entryway entwine entwine itself around entwine s. f. z. birer birer saymak/söylemek. giriş. giriş yeri. varlık. saymak. 2. giriş. şevkli. . hak vermek. f. eğlenceli. çok övmek. giriş. i. mektup zarf ı. i. (birini) tatlılıkla (kötü bir şey yapmaya) ikna etmek. entomolojist. ziyafet. f. 3. tamam ıyla. i. örtmek. tamam. enumerate enunciate envelop envelope enviable envious s. maiyet. beraberindekiler. siper. 1. böcekbilimci. sağlam yenilen yemek. heves. f. i. yalvar ış. giriş. hepsi: the entire group grubun hepsi. çekicilik. f. bütün. k ıskanç. --ping) tuza ğa düşürmek. müteşebbis. (başkan) bir teklifi kabul edip kurula sunmak. girme. böcekbilim. şevk. i. ku şatmak. davet. çekici. girişken. f. büsbütün. f. 2. büyülemek. balo. tahta ç ıkarmak. tamamen. giriş yeri. f. antre. çekici ancak tehlikeli şey. (bitki. i. uyanık. istek. yalvarma. i. s. giriş kapısı. baştan çıkarma. i. tüm. 3. ikram etmek. bütün. i. f. büyülemek. misafir etmek. ask.) (bir şeyin) etrafına dolanmak. s. yakalamak. eğlendirmek. İng. i. f. giriş ücreti. 1. 1. balıkla baş yemek arasında bir şekilde yerleştirmek. (--ped. giriş hakkı. giriş ücreti. açıkgöz..t. telaffuz etmek. 3. giriş izni. yalvarmak. bağırsaklar. 1. giriş. 2. giriş sınavı. girişimci. f. kayıt. 2. baş yemek. f. i. eğlendirici. f. hararetli. s. 2. i. cazip. f. girme. gömmek. (about/over) göklere ç ıkarmak. giriş. giriş yeri. entomoloji. f. antrepo. i. i. sarmak. emanet etmek. mezara koymak. (around) bir şeyi (başka bir şeye) dolamak. yılan v. i. giriş. f.

bak. tasavvur etmek. i. i. sara hastalığına özgü. i. haset. sonsöz.. gıpta. 2. equalize. edeb. epik. denklem. 2. kıskanmak. 1. emsali olmak: No one equals her. saralı. epizodik. i.. jeol. s. i. mektup. 1. i. enzim. laf. i. 1. çevreci. s. s. 6 Ocak´ta kutlanan bir yortu. (olaylar zincirinde) olay. gelip geçici. 2. i. i. diplomat. çok k ısa süren. i. ekvator. s. depremin merkezi.. Emsali yok. f. 2. 2. i. nükte. eşitlemek. i. epaulet. i. 1. Hrist. epiderm. piskoposlara ait. epik. s. k ıskançlık.. 1. s.. s. i. piskoposlarca yönetilen. aynı düzeyde. i. eşit. f. i. f. 1. i. Hrist. ça ğ. salgın: flu epidemic grip salgını. ile eşit saymak. epilog. ekvatoral. devir. delege. kafas ında canlandırmak. çevrecilik. f. salgınlaşmış. saralı. salgın. temkin. s. TV (dizide) bölüm. f. 2. eşitlik. rahat. . sakin. edeb. İngiliz tuzu. i. 2. İki artı iki eşit dört. s. bak. İng. i.. i.environment environmental environmentalism environmentalist environs envisage envision envoy envy enzyme epaulet epaulette ephemeral epic epicenter epidemic epidermis epigram epilepsy epileptic epilog epilogue Epiphany episcopal episode episodic Epistle epistle epitaph epithet epitome epoch Epsom salts equable equal equal equal sign equalise equality equalize equanimity equate equation equator Equatorial equatorial Equatorial Guinea i. i. i. dolay. (övücü veya hakaret edici) söz. bak. i. ılıman (iklim).... f. civar. i. i.. i.. mezar kitabesi. (Yeni Ahit´te yer alan) mektup. sara. çevresel. muhit. destan. temsilci. biyokim. deprem öze ği. çevre. i. İng. apolet. tıb. tasavvur etmek. itidal. nükteli söz. destans ı. epizot. s. radyo. eşit. 1. f. 1. i. s. aynı düzeyde olmak. eşit işareti (=). çoğ. çok kısa ömürlü. eşit olmak: Two plus two equals four. gıpta etmek.. i. elçi. epilog. kafas ında canlandırmak. Ekvator Ginesi. i. 1. 2. kolayca k ızmayan. ılım. 2.

s. Eritrea. aşındırıcı. f. Ekvator Gineli.b. dikelmiş. i. 2. eşitlik. i. bilgin. kaç ış. net varl ık. f. s. (yanarda ğ) püskürme. eşkenar üçgen. aya ğa kalkmış. in şa etme. Ekvator Gineli. 1. (heykel.kurtulmak. jeol. âlimlik. i. a şınma. önce. s. s.´ni) yükseltmek.. i. s. Eritrealı. kurma. döküntü. 1. 2. 1. birinin pençesinden 3. i. 2. ılım. 1. yükselmek. yapma. adalet. 2. erozyon. patlak vermek. in şa etmek. firar etmek. devir. 2.b. 2. Ekvator Ginesi´ne özgü. macera. v. i. firar. yanlış. kaçamaklı. ayakçı. istikrars ız. muvazene. i. Eritrea´ya özgü. f. donatım. çok geçmeden. 2. ne evet ne de hayır demek. 1.´ni) dikme. biniciliğe ait. s. f. gidermek. gereçler. 1. (--ped. (heykel. --ping) donatmak. a şındırmak. patlak verme. gün tün eşitliği. i. yok etmek. 2. s. i. 2. erotik. s. penisin sertleşmesi. yok etmek. 2. ayakta duran. bağ. yanlışlık.Equatorial Guinean equestrian equidistant equilateral equilibrium equinox equip equipment equitable equity equivalence equivalent equivocal equivocate era eradicate erase eraser erasure ere ere long ere now erect erection Eritrea Eritrean ermine erode erosion erosive erotic eroticism err errand errand boy erratic erroneous error erudite erudition erupt eruption escalate escalator escapade escape escape from s. s. paçayı kurtarmak. 1. kökünden söküp atmak. dengesiz. i. (sava ş. kızışmak. s. i. dimdik. (çoğ.. silgi. gökb. eşit uzaklıkta. s. s. adil.. i.´ni) dikmek. 2. bundan önce. i. anlaşmazlık v. direk. Eritrealı. f. s. silmek. s. Eritrea. tic. bilginlik. edat. i. eşkenar: equilateral triangle. yapmak. 2. 3. f. çok bilgili. 1. kaçmak. i. birden değişiveren. f.mine) ermin. atlatmak.b. aşınmak.. iki anlama gelebilen. (yanarda ğ) püskürmek. i.o. i. özsermaye. kurmak. f. atlı (heykel/portre): an equestrian statue of Napoleon Napolyon´un atlı aynı mesafede olan. muh. ça ğ. ayak işlerine bakan kimse. heykeli. hata etmek. 3. ekinoks. âlim. i. dikilmiş. denge. 1. tıb. yanlış. i.b. silinti. 1. ayak işi. f. silinmiş yer. hatalı. 1.´ni) k ızıştırmak. --s/er. dik. Ekvator Ginesi. 3. 2. kaçma. i. i.´s grasp i. şiir evvel. jeol. kaçmak. 1. adaletli. kurtulmak. aşındırma. Eritre. hata. f. 2. akl ından çıkmak. as. 1. yürüyen merdiven. direk v. erotizm. (fiyat v. gözünden . 1. kaçamaklı konuşmak.

f.. f. (es´tımeyt) 1. gerekli. 1. kurmak. v. 3.b. yemek borusu. et cetera. ve benzeri. i. aralarını s. eşlik edenler. (desen hakketmek için) (madeni bir yüzeyi) asitle oymak. armalı kalkan. 2. kavalye. s. kordon. s. temel. kurulu ş. Estonya. soğutmak. itibarlı. gizli inançları olan. i. itibar. 1. f. kurma. İng. düşünce: in my estimation takdir. İng. i. (kıymetini) takdir etmek. müessese. esas. Estçe. i. casusluk. 2. huk. anlaşılması zor. (es´tımît) 1. z. (bir grup içindeki) birlik ruhu. Eskimoca. bak. 1. 1. birbirinden ayr ılmış. ancak ufak bir grupça bilinen. i. 2. içrek. Estçe. kestirme. s. bence. 2. Eskimo köpe ği. tespit etme. Estonya. i. tahmin. Eskimo.. olağandışı. esas. 2. bilhassa. 2. gezinti yeri. f. steyşın. i. 1. s. hususi. anat. 2. 1. s. Eskimo dili. bat ıni.. i. as ıl. özellikle.s. nadir. kestirmek. 1. Eskimo. s. İng. zaruri. (korumak/gözetmek amac ıyla) eşlik etmek. 2. i. ekspreso. 1. Estonyalı. açmak. i. k ıs. 2. -den sak ınmak. Esq. i. kurum. temel. değerlendirme.. i. bak. insana gündelik hayat ı ve dertlerini unutturan çok sürükleyici (roman/film). s. f. i. Estonyalı. aesthete. b ırakıt. (birisi hakk ındaki) fikir.. esans. 2. -e sayg ı duymak. ana. v. 4. aestival. kavalyelik etmek. 1. 2. denemek. i. deneme (bir düzyaz türü). ayrı yaşayan. i. f. aesthetic. 2. bak. ıtır. 3. aslında. tahmin etmek. -den kaçınmak. i. i. 2. tespit etmek. mektup zarfı üzerine isim ve soyadından sonra kısaltılarak yazılan ve “bay” anlam ına gelenı bir unvan: Marmaduke Wigglesworth. i. as ıl. naneruhu. coğr. öz. benim gözümde. yapmaya kalk ışmak. tereke. ekspreso kahve. bana göre. refakat gemisi. tespit edilme. f. gezi. 1. yapmaya kalkışma. ufak bir gruba özgü. haliç. i. z.. vesaire. desteklemek. saygı.. emlakçı. i. (koruma/gözetim için) e şlik eden. k ıs. f. malikâne. 1. 1. s. f. deneme.. 2. Estonya´ya özgü.escapist eschew escort escort escort vessel escutcheon Eskimo Eskimo dog esophagus esoteric especial especially espionage esplanade espousal espouse espresso esprit esprit de corps Esq Esquire essay essay essence essence/spirit of peppermint essential essentially establish establishment estate estate agent estate car esteem esthete esthetic estimable estimate estimation estival Estonia Estonian estrange estranged estuary et cetera etc etch s. i.. 1. kuruluş. saygıdeğer. i. 3. Eskimoca.. i. değerlendirmek. saptamak. destekleme. Esquire. . 2. özel.

etch a design on etching eternal eternally eternity ether ethereal ethic ethical ethics Ethiopia Ethiopian ethnic ethnography ethnology ethos etiquette etymological etymology EU eucalyptus Eucharist eulogise eulogize eulogy eunuch euphemism euphony Euphrates Eur Eurasia Europe European Eustachian tube evacuate evacuation evade evaluate evaluate s. 2. kökenbilim. ebediyen. kurtarmak. (bağırsakları)ı)boşaltmak. f. 3. i. belirli bir mesajı yaymaya çalışan kimse. edebi kelam. (insanlar ı) (bir yerden) almak. daima. ebedi ve ezeli. İncil´de bulunan. Europe. Etyopya. İng. ses ahengi. sorusuna. ı.b. buharla ştırmak. eter. görgü kurallar ı. Etiyopyalı. i. etimoloji. i. yaklaşım v. z. (insanlar (bir yerden) (bağırsakları) boşaltma. ahlaki.. ateşli. Habeş. s. asitle oyulmu ş resim. 1. ölümsüz. alma. methiye. 2. i. f. 1. s. hararetli. değerlendirmek. i. i. götürmek. etik. son derece Protestanca (bir ö ğreti. Avrupa. -den kurtulmak. övmek. i. törebilim. i. boşaltım. 2. i.t. buharla şma. f. anat. ahlak sistemi. Habe şistan. 1. 2. kökenbilimsel. bak. övgü. s. k ıs. kim. Avrasya. bak. 1. İncil´in mesajına uyan/sadık. evaporatör. değerlendirme. 2. i. i. ateşli vaazlar veren gezici Protestan. eulogize. boşaltım. İncil´in mesajını bildirmek/öğretmek/yaymak. i. i. (birinin f. s. hadım. i. 3. i. . 3. İncil´in mesajını yaymaya çalışan kimse. i./s. i. 1. i. 1. okaliptüs. buharlaştırma. adabımuaşeret. ba şı ve sonu olmayan. 2. lokmanruhu.. İncil´e ait. evangelize.. değer ve inançlar sistemi. Avrupa´ya özgü. östaki borusu. i. i. Etyopya. etnografya. örtmece. (bir yeri) boşaltmak. f. i. buharla ştırıcı. (bir yeri) boşaltma.. i. Habeş. Avrupa.o. Etyopya´ya özgü. semavi. birine) cevap vermekten kaçmak. 2. f. s.). dünya görüşü. i. s. de ğerler sistemi. Etiyopya. i. i. İng. etnik. i. etimolojik.(bir bahaneyle) kendini (bir yükümlülükten) f. Etyopyalı. i.. European. Avrupalı. (bir birini/bir şeyi kendi yeteneklerine/özelliklerine göre değerlendirmek. k ıs. etnoloji. Etyopyal s. etik. 1. ruh. i. f. s. Avrupai. the European Union. buharlaşmak. ebediyet. göksel. ahlak bilimi. on his/her/its own merits evaluation evangelical evangelise evangelist evangelize evaporate evaporation evaporator asitle oyarak (madeni bir yüzeye) desen hakketmek.

(bir işte) yan çizen. 2. en ufak her şey: She´s particular about every jot and tittle. i. z. -diği halde: Evenıthough he studied hard. gene de. hadiseli. temkinli. s. f. yapra ğını dökmeyen. ara s hatırlıyor. s. 1. her: She remembers every single mistake they made. 1. her gün. er geç. ara s ıra. düzleştirmek. ak şam. tarafs ız. z. sonunda. senin kör olas ı daktilon! s. s. zam. 3. i. 3. yine de. 4. i. i.” “O kitapta baz yanlışlar var. in ile sonuçlanmak. smokin. olsa bile. her biri. Ondan sonra hep mutlu yaşadılar. yine de. s. her bir. düz. her tarafa. çok dayan ıklı. dili her yöne. he de almaya -e ra buying. en sonunda olan. her günkü. arada sırada. 2. güna şırı. düzlemek. her dem taze (ağaç/çalı). ebediyen. olmak. ile son bulmak. herkes. öbürleri. 2. itidal sahibi. 3. hatta. meydana gelmek. 1. i. hadise. sonsuz. it´s still worthğmen. (bir bahaneyle) kendini bir yükümlülükten kurtarma. arada bir. ak şam gazetesi. nihai. 1. z. . s. tuvalet. herkes. tesviye etmek. zam. itidalli. gece elbisesi. 1. sürekli. s. cevap vermekten kaçan. vaka. s. frak. ğişen. k. dört günde bir. olaylı. ak şam. tepeden tırnağa. kör olası: You and your everlasting typewriter! Sen ve z. engebesiz. günaşırı. -den kurtulma. tam (sayı). çift (say ı). iki günde bir. hep: They lived happily ever after. Çok çalıştığı halde sınavı veremedi. birkaç günde bir.. nihayet. gün aşırı. yansız. her iki kişiden biri. 2. her. f. hiç: Have you ever been to Eyüp? Hiç Eyüp´e gittin mi? ondan sonra. 1. iki günde bir. kaçamaklı. olay.” “Even so. bile. yine couldn´t pass the exam. herhangi bir kimse. arife. herkes. 2. En ufak noktaya dikkat eder. sokaktaki adam. daima. ilelebet. arife gecesi. ihtimal. arada bir. s. 2. er geç olan. i. Yapt ıkları her hatayııra. daima de s. i. gene de: “That book contains some mistakes. bir düzeyde.” “Olsun.evasion evasive eve even even even if even so even so even though evenhanded evening evening dress evening paper event even-tempered eventful eventual eventuality eventually eventuate ever ever after ever changing evergreen everlasting evermore every every few days every four days every inch every jot and tittle every man jack every now and then/every now and again every once in a while every one every other day every other day every other day every other person every single every so often every which way everybody everybody else everyday Everyman everyone i. başkaları.

eksiksizlik. i. ulu. i. examination. titizlik isteyen (bir i ş). co şkunluk. yüce. i. nazar. f. sorgu. yüceltme. (kötü durumdaki bir şeyi) artırmak. . kusursuzluk. sorguya çeken kimse. misal. f. eksiksizlik. mübalağalı. evrimcilik. k ızgınlık. kazı yapmak. imtihan eden kimse. tamamen. i. kusursuzluk. 2. f. huk. fazlas ıyla. şerir. kötü niyetli. i. işin titizlikle yapılmasını isteyen (kimse). çok. evrimsel. şer. f. i. i. örnek. z. s. 1. imtihan. daha kötü bir duruma sokmak. s. çok kötü. koparmak. son derece.. göstermek.everything everywhere evict eviction evidence evident evil evil eye evildoer evil-minded evince evocative evoke evolution evolutionary evolutionism evolutionist evolve ewe ewer ex exacerbate exact exact exacting exactitude exactly exactness exaggerate exaggerated exaggeration exalt exaltation exalted exam examination examine examiner example exasperate exasperation excavate excavation excavator exceed exceedingly excel zam. i. yavaş yavaş geliştirmek. huk. kem göz. kesinlik. f. her yere. s. kanıt. şerir. f. açığa vurmak. s. 1. abartılmış. her şey. --ling) -den üstün olmak. tam. i. 1. f. abartılı. çağrıştırmak. kazı makinesi. except. i. hafriyat yapmak. çok kızdırmak. z. 2. evrim. yavaş yavaş gelişmek. ekskavatör. kötülük. example. dişi koyun. (of) (birtak ım şeyleri) akla getiren. aklına getirmek. f. imtihan. yüceltmek. i. delil. huk. belli. s. 1. abartma. ibrik. 4. açık. huk. zorla/tehditle almak. 2. aynen. k ıs. k. 2. evrimci. 1. huk. f. i. tahliye ettirme. birtakım çağrışımlar yapan. 1. marya. s. kötülük eden kimse. abartmak. göstermek. 2. geçmek. her yerde. i. tahliye ettirmek.. f. hatas ız. i. 2. mübalağa. kazı. s. sorguya çekmek. (--led. 1. s. i. i. her yer. muayene etmek. i. çileden ç ıkarmak. f. abart ı.. 2. 3. tetkik etmek. i. incelemek. f. doğru (bir şey). i. tam. a şmak. s. f. f. kesinlik. kazı yeri. kazıyıp ortaya çıkarmak. z. dikkatle gözden geçirmek. dili s ınav. vecit. s ınav. i. mübala ğa etmek. kesin.

. Harun´u bunun dışında tuttu. s. uyand ırmak. f. . ifrazat. 2. s. kolay tela şa kapılır. i. 1. i. ziyade. ifrat. i. i. 2.. ünlem. değiştirilebilir. değiş tokuş. 1. Çince konufor this. f. kışkırtmak. i. a şırı. k ısa yolculuk. mükemmel. (bir kitaptan/yazıdan) seçilmiş parça. fazla. dışında. borsa. s. hariç. trampa. s.şka. bak. özür. 1. ünlem işareti (!). 2. Everyone was there except for him. (bir şeyin) dışında bırakma. i. olmasayd ı: I´d be there. ziyadesiyle.Excellence excellence Excellency excellent except except except for excepting exception exceptional excerpt excess excessive excessively exchange exchange exchange blows exchange rate exchange shots exchangeable exchequer excise excise excitable excite excited excitedly excitement exciting exclaim exclamation exclamation point/mark exclude exclusion exclusive excommunicate excommunication excrement excrete excretion excruciating excursion excursion ticket excusable excuse excuse excuse from i. -den başka: i. ç ığlık atmak. indirimli gidiş dönüş bileti. . dışında. i. (from) (bir şeyin) dışında bırakılma. s. artan. salgılama. edat -den 2. (bir duygu/tepki) s. kambiyo. 2. trampa etmek. 1. s. i. (vücuttan) ç ıkarmak. mazeret. 2. z. i. affedilebilir. diye bağırmak. üstün. fazla. f. s. -den başka: He can do everything edat -den ba except speak Chinese. z. heyecanland ırmak. yumrukla şmak. fazlalık. 3. telefon santralı. kesip ç ıkarmak. Excellency. çok iyi. salg ı. (from) -in d ışında bırakmak. -in dışında tutmak: He excepted Harun from this. telaşa vermek. 1. aforoz. kiliseden aforoz etmek. ancak özel seçilmiş bazı kişilere açık olan. dışında. heyecan verici. except şmaktan başka her şeyi yapabilir. kesmek. aşırılık. tahrik etmek. olacaktım. i. 2. f. heyecanlı. Your Excellency Ekselans. s.ba şka. Ekselans: His Excellency Ekselanslar ı. bağ.. 1. heyecanla. aşırı olarak. heyecan. döviz kuru. 3. f.. affetmek. i. f. s. i. i. karşılıklı olarak birer el silah atmak. üstünlük. ola ğanüstü. kolay heyecanlanan. i. f. (birini) (bir şeyi yapmaktan) muaf tutmak. gezinti. değiştirme. hariç. değiştirmek. tic. dayanılmaz derecede acı veren. istisna. Bu olmasaydı orada 1. değiş tokuş etmek. s. f. i. f. dışkı. tüketim vergisi. pasaj. mazur görmek.

s. uygulama. 2.. i. egzoz duman ı. yerine getirmek. f. sergi. f. tükenme. (manevra/hareket) yapmak.. aşırı yüksek. . çıkış kapısı. f. s. i./Beni ba ğışlayın. 2. egzistansiyalist. genişlemek. sürgüne göndermek. 1. çaba. hareket ettirmek. i. 1. f. idam ın infazı. var olmak. mevcut olmak. i. (dava sırasında i. 1. s. f. yerine getirmek. (gayret) sarfetmek. s. çok keyiflendirmek. hayat. yorgunluk. büyümek. 2. yürütme yetkisi. 2. 3. 1. 1. s. s. egzistansiyalizm. (bir yarg ıyı) infaz etmek. i. örnek niteliğinde olan. i. idareci. idam etmek. varlık. -i örnekle göstermek. uygulamak. 2. u ğraşmak. 1. çıkış. sergilemek. i. varolu şçu. 1. çabalamak. yaşam. f. geniş kapsamlı ve ayrıntılı. teşvik etme. al ıştırma. emek. i. 2. 2. tükenmiş. sürgün edilen kimse. gitmek. f. idam. excuse o. (manevra/hareket) yapma. fiz./Affedersiniz. sergi. f. s.´ni) dualarla defetmek. muafiyet. -e örnek olmak. huk. neşe ve zindelik. fahiş (fiyat). belge/kan ıt) ibraz etme. 1. 1.. f. express. i. (bir duygu veya niteli ği) göstermek. tüketmek. i. örnek. s. i. icra eden. 3. uygulama. izin istemek. f. 1. yönetimsel. 3. çıkış. egzoz borusu. s. huk. i. infaz. nefes vermek. çok yormak. 2. f. 1. egzersiz. bitkin. egzotik. yerine getirme. icrai.Excuse me.s. fels. s. export. temize ç ıkarmak. tüketme. varoluş. teşvik etmek. 1. 2. beraat ettirmek. teşvik edici söz. kullanma. ç ıkış. f. kullanmak. 3.b. execute execution executioner executive executive committee executive power executor executory exemplar exemplary exemplify exempt exemption exercise exert exert o. 2. i.s. k ıs. bütün kuvvetini tüketmek. yorgun.´ni) ç ıkarmak. yöneticiye ait. i. varolu şsal. 3. çok ne şelendirip zindeleştirmek. genleştirmek. idari.b. (egzoz. 2. 1. gayret. fels. büyütmek. 1. yerine getirme. sürgün.. 2. i. yönetici. 2. 2. yürütme kurulu. i. 1. i. çal ıştırmak. (güç) kullanmak. (dava s ırasında belge/kanıt) ibrazği) gösterme. 2. egzoz. gayret sarfetmek. f. duman v. fels. f. f. ba ğışıklık. kötü ruh v. aklamak. i. f. 2.1. (bir duygu veya niteli etmek. bitkinlik. mezardan ç ıkarmak. (cin. i. varolu şçuluk. çıkmak. örnek. exertion exhale exhaust exhaust exhaust pipe exhausted exhaustion exhaustive exhibit exhibition exhilarate exhilaration exhort exhortation exhume exile exist existence existential existentialism existentialist exit exodus exonerate exorbitant exorcise exotic exp expand Özür dilerim. 2. bitirmek. uygulamak. cellat. yabanc ıl. 1. genişletmek. genleşmek.

ç ıkarmak. 2. f. zannetmek. içten. son nefesini vermek. ümitle bekleyen. 1. dili. i. kendisinin niye öyle davrandığınıizah. sömürü. i. (özel bir amaçla yap ılan) uzun yolculuk. i. s.. f. (bizzat) ya şamak. f. (belki do ğru olmayan fakat) elverişli (bir çare). beklenti. incelemek. 3. k. öne sürerek bir şeyi) mazur/makul göstermek. Benden en kötü ihtimalin gerçekle şeceğini ummak. genleşme. 2. 1. ümit. hızlandırmak. (--led. i. 2. anlatmak. sarih. harcama. f. deneyim. açıkça. gider. 3. i. anlatmak. kendisinin ne demek istedi ğini anlatmak. beklenti. expatriate. sanmak. tecrübeli. usta. f. deney. kolaylaştırmak. 2. i. acı v. kahramanca davranış. istismar etmek. eksper. inceleme. 2. 2. masraf. masraf. sürenin f. sona ermek. s. geniş. açıklayıcı. kovmak. dü şünmek. 2. umut. yanl ış olduğunu göstermek. masraflı. f. . büyüme. geniş alan. açık bir şekilde. anlatılabilir. deney yapmak. kendi vatan ından başka bir ülkede yaşayan kimse. bak. i. beklemek. sömürücü. patlatmak. f. i. f. (belirli bir alandaki) bilgi. genişleme. 2. uzmanl ık. samimi. istismar.. i. (sıkıntı. genleştirme. sona erme. 1. açıklamada bulunmak. harcamak. s. tecrübe. enginlik. (keşifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşan kimse. patlamak. sürenin dolmas ı. sona erme. s. 1. 1. açık. genişletme. açılan. --ling) 1. deneysel. İng. izahat vermek. açıklanabilir. deneme.b. açıklama. sınırdışı etmek. s. (belki doğru olmayan fakat) elverişli bir çare. tecrübe. ölmek. s. hamile kad ın. genişleyen. i. fiz. (birinden) (bir şeyin yapılmasını) beklemek: He expects me to carry out the garbage. başından geçmek. sömüren. kahramanlık. 1. (kendi ç ıkarı için) kullanmak. i. s. i. i. 2. büyütme.´ni) çekmek. bilirki şi.expanse expansion expansive expat expatriate expect expect the worst expectancy expectant expectant mother expectation expedience expedient expedite expedition expel expend expenditure expense expense account expensive experience experienced experiment experimental expert expertise expiration expire expiry explain explain away explain o. 2. i. (keşifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşmak. sömürme. i. uzman. atmak. bitiş. (süre) dolmak. sömürmek. s. z. izahat. gider hesab ı. i. f. izah etmek. (bahane 1. i. pahalı. aç ıklamak.s. 2. 1. (bir konuyu) araştırma. (bir konuyu) araştırmak. süresi dolmak. i. çürütmek. bitiş. sarfetmek. masraf hesabı. explanation explanatory explicable explicate explicit explicitly explode exploit exploit exploitation exploiter exploration explore explorer i. 1. s. f. engin. (keşifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşma. (ayrıntılı bir şekilde) açıklamada bulunmak. izahat vermek. i. f. (belki do ğru olmayan fakat) elverişli bir çareye başvurma. i. i. kendi ç ıkarına kullanma. deneyimli. s. beklenen şey. dolmas ı. i. 1.

aç ık. ekspres. i.The house has a southern exposure. uzamak. ihraç etme. z. ihracat yapmak. mat. i. deyim.patlayıcı madde. 2. ihracatç ı. f. irticalen. i. s. hakkında şiddetli tartışmalar yapılan (konu). ihraç etme. ihraç malı. etmek. 3.´nin) müstehcen/sak ıncalı bölümlerini çıkarmak. istimlak. f. özel. anlatmak. 1. maruz b ırakma. üs. istimlak etmek. çıkarmak. f. 2. etkisine açık bırakmak. (birinin) ac ısını paylaştığını şekkir olduğunu belirtmek. i. s.. (bir kitap. i. express one´s sympathy express one´s thanks expression expressionless expressive expressly expressway expropriate expropriation expulsion expunge expurgate exquisite extant extemporaneous extemporaneously extempore extend extended order extension extension cord extensive extent extenuate i. f. 3. foto. mat. uzatma. z. manasız. uzatmak. büyük. doğaçlamayla söylenen/yapılan. 2. tam. 2. kamula ştırma. 2. 1. üst. İng. uzama. 2. çok büyük (ac ı/mutluluk). ifade. mat. (sat ış için) sergilemek. patlayıcı. ifade etmek. s. dağınık düzen. pozlandırma süresi. d ışsatım. ihracat lisans ı. 4. beyan etmek. uzatma kordonu. poz süresi. doğaçlamayla. f. (yüzdeki) ifade. foto. dışavurum. açıklamak. manalı. ask. i. dışarıya mal göndermek. foto. ihracat. kovma. s. 2. yorumlamak. bilhassa. otoyol. 3. sergilemek. i. acele posta. ışaekspresle. maksadını anlatmak. 2. (malı) yurtdışına satmak. mükemmel. ince bir güzelliğe sahip.. 1. özellikle. d z. 5. üstün. f. özel ulak. ihraç etmek. İng. i. kablosu. sergi. doğaçtan. 2. i. ihraç edilme. anlams ız. 1. 1. sürmek. süper. şiddetli tartışmalara yoltaraftar. i. (filmi) ışıklamak. başka sözlerle anlatmak. savunucu. deyim. maruz b ırakmak. kredi v. doğaçtan. acele posta.) vermek.explosion explosion of laughter explosive exponent exponential export export export duty export license exportation exporter expose exposé exposition exposure exposure meter exposure time expound express express express delivery express in other terms express o. herkese duyurmak. f. 2. maruz kalma. 3. oyun v. i. 1. anlamlı. doğaçlamayla söylenen/yapılan. z. ifadesiz. to (birine) taziyede bulunmak. kahkaha tufan ı. boyut. 2. ışıklama süresi. paralel. i. ekspres (taşıt). s. sergileme. 1. f. pozometre. ekspres yol. ekspres tren. anlat ım. s. etkisine açık bırakma. kovulma. man. f. tıpkı. mevcut.s. şükranlarını ifade (to) (birine) minnettar/müte belirtmek. aç ıkça. ihracatç ılık. Evin cephesi güneye bak ıyor. 2. 4. 1. f.b. açabilen (konu). kapsamlı. patlama.) verme. patlayıcı. ifade. tabir. vurmak. uzatma s. geniş. hafifletici sebepler. kredi v. 4. doğaçlamayla. s. 1. s. acele. s. 2. meramını ifade etmek. izah etmek. infilak. (yard ım. .b. üstel.b. extenuating circumstances huk. i. kamula ştırmak. 1. 3. 4. 1. (yard ım. 1. 1. irticalen. i. İng. belli. i. fuar. teşhir etmek. gizli işleri açığa vuran makale/kitap. ihracat vergisi. 3. silmek. paralel telefon. for (görü şü/fikri) anlayıp paylaşmak.

s ınır. 2. 1. fevkalade: Work extraevlilikdışı. i. s. 1. aşıt noktası. fahiş (fiyat).. sızıntı. --ling) övmek. ç ıkarmak. yabancı (madde/cisim). ç ıkarmak. the extremities eller ve ayaklar. 1. (bilgi) almak. s. (diş) çekme. ç ıkarma. 2. bak. i. d ışdeğerbiçim. 5. zorla alan kimse. 1. dışarı sızan şey. ifrata kaçan kimse. 2. i. sınır. haraca kesme. fevkalade. özet. 1.. z. dış. ola ğanüstü: extraordinarily beautiful fevkalade güzel. çok canlı ve neşeli. çoğ. i. uç. canlılık ve neşelilik. s. olağanüstü bir örnek. uç. konu d ışı. s. önek dışında: extramarital hard! Çok i. fazla. yangın söndürme aleti. d ışadönüklük. s.1. d ışadönük kimse. savurgan. ıkarmak. söndürmek. para s ızdırma. f. çıkmak.b. 2. mat. aşırılık. fevkalade. 2. ruhb. f. 3. zahiri. çok. 4. ruhb. kökünü kaz ımak. 1. uçta olan. nesli tükenmiş. çok fazla. 1. i. harici. 1. abartı. extortioner. söyletmek. kökünden sökmek. öz. çok çal ış! i. ders program ı dışında kalan. i. 2. s. f. zorla almak. savurganlık. 1. (bitkilerde) gürlük. israf. dış açı. olağanüstü. dışişleri. 3. yüzeysel. s. ç ıkarmak. f. (para) koparmak. f. i. 1.. i.. mat. 2.exterior exterior angle exterminate external external affairs externals extinct extinct volcano extinguish extinguisher extirpate extol extoll extort extortion extortionate extortioner extortionist extra extraextract extract extraction extracurricular extradite extradition extraneous extraordinarily extraordinary extrapolation extravagance extravagant extravagantly extreme extreme case extreme point extremely extremes extremist extremity extricate extroversion extrovert extrude exuberance exuberant exudation s. a şırı. müsrifçe. aşırı. zorla alma. aşırı uçlar. insanı haraca kesen. suçluların iadesi. i. (özünü/suyunu) ç öz. 1. 2. f. müsrif. s. 1. mat. 1. har vurup harman savurarak. (haraç) almak. (--led. dış. dışlar. itiraf ettirmek. 2. (bir kitap v. bak. i. 2. f. i. extol. fazlalık. ekstrapolasyon.. i. 2. abartılı. i. haraçç ı. ruh. imha etmek. s. gür (bitkiler). i. para sızdıran. dışadönük. ekstrem nokta. dış taraf.. s. 1. sönmüş yanardağ. f. z. çok çok. (para) s ızdırmak. aşırı derecede. (to) (suçluyu) (suç i şlediği ülkeye) iade etmek/ettirmek. f. dış. a şırı. . kurtarmak. söküp atmak. yok etmek. 2. i. esans. i. harici. 2. 2. seçmek. uzatmak. 1. 2. i. a şırı. s. ek ücrete tabi şey. f. z.´nden i. hariç. 2. fazla: Do you have an extra pencil? Fazla kalemin var m ı? 2. 1.

sevinme. anat. anat. yüz. yüzükoyun. i. 2. dili inan ılmaz derecede. i. doku. görgü tan ığı. i. göz çukuru. göz yorgunlu ğu. uydurmak. -i cesaretle kar şılamak. süper. göz yuvarlağı. kolayla ştırmak. z. kirpik. frequency. bir durumu oldu ğu gibi kabul edip ona göre davranmak. göz alıcı şey. çok güzel. (bir duruma) dayanmak. efsanevi. folio. s. itibari değer. İngiliz alfabesinin altıncı harfi. 2. 2. karşısında olmak/durmak. kaş. enfes. kaş kalemi. i. 2. i.. yap ım. f fable fabric fabricate fabrication fabricator fabulous fabulously face face face down face the issue face the music face to face face up to face value facedown face-saving facet facetious facial facile facilitate f.. güzel kız. i. dokuma. gözlük. süper. i. imal. bez. inan ılmaz. s. masal. kadran. (bir zaferden sonra) çok sevinmek. yalancı. vaziyeti kurtaran. ön yüz. Fahrenheit. gözalıcı. geom. f. üretim. i. 4. göz kalemi. k ıs. i. 2. f. 2. 1. yalan söylemek. yapı. i. göz banyosu. müz. s. k. yüze ait. i. görme duyusu. karşılamak. 1. 2. yüz yüze. 1. feminine. 3. dili 1. 2. yalan. s. gözkapa ğı. alımlı. k ıs. gözyuvar ı. s. 1. 1. imalatç ı. uydurmasyon. bakmak. nominal de ğer. faseta. k. i. yüzüstü. 4. aydınlatıcı/şaşırtıcı olay/haber. harika. i. fine.. façeta. kaplamak. fluid. cephe. i. (ta şın) yüzünü yontup (karşısındakini) sindirmek. i. F. yapmak. . 1. astarlamak. sızmak. bünye. göz küresi. i. görü ş. 1. şakacı. fa notası. f. i. uydurmacı. i. i. gözevi.exude exult exultation eye eye eye shadow eyeball eyebrow eyebrow pencil eye-catching eyeful eyeglasses eyelash eyelid eyeliner eye-opener eyesight eyesocket eyestrain eyewash eyewitness F F f F. i. süzmek.. s. gözyuvas ı. f. çehre. z. tahammül etmek. fabl. i. 1. i. Fellow. olağanüstü. yüz masaj ı. 5. imal etmek. France. yüz. kuma ş. al ın. i. ayna. göz. Friday. kolay. 2. February. 3. surat. argo kendisini ele ştirecek/cezalandıracak insanların önüne çıkmak. far. tic. following. 3. (saatte) mine. mad. sima. 5. k ıs. göz far ı. f. üretmek.

fiyat ı. fena olmayan. 4. i.ılmış) tesis. 2.. i. 2. fiyasko. Gelmedi. belirsiz. 3. i. i. etmen. ibne.. 1. i. yer. faktör i. servis. gerçeklere dayanan. fuar. i. TV kararma. 7. s. s. duyu. 6. açık tenli. 2. mesleğinde/iş hayatında hiç baygın. çarpanlara ayırmak. yavaş yavaş yok olmak. 1. 1. TV kararmak. sınıfta kalmak. uygun rüzgâr. etken. --ging) birini çok yormak. faksimile. sahte. i. 1. TV aç ılma. s. başaramamak. 2. hizip. . zaaf. 2. 3. 2. i. 3. iflas. edat olmad ığı takdirde. gerçek. oldukça: fairly big oldukça büyük.. feces. zayıf. kolaylıkla eleştirilebilecek veya alay konusu olabilecek kimse/durum. sin. (--ged. çarpan. fair-weather friend iyi gün dostu. sin.. i. 1. z. beceremeyiş. perilere ait. kopya. duyum. geçici bir f.facility facsimile fact fact-finding faction factional factionalism factious factitious factor factor cost factory factual faculty façade fad fade fade away fade in fade out fade-in fade-out faecal faeces fag fag s. (bir bir) dış i. sınıfta i. 5. out fagot Fahrenheit faience fail failing failing failing that failure faint fainthearted faintness fair fair fair and square fair game fair to middling fair wind fairground fairly fairness fairy i. arıza: power s. i. bayılmak. 4. argo homoseksüel erkek. âdeta: He adaletlilik. 2. i.. s. ihmal. baygınlık. (bir cephe. uydurma.. (gerçeği kadrosu. ımlılık. becerememek. kabiliyet. yetenek. aç ıkşekilde. tic. fecal. 1. 4. i. yüreksiz... 1. açık tenlilik. hizipler aras ı.o. 2. iflas etmek. i. 2. He failed to come. aksi takdirde. sin. adil.. faktör. fuar alanı. f. birinin tur şusunu çıkarmak. güzel. güçten dü şmek. donuk.fairly flew down the stairs. i. çalı çırpı demeti.. 2. dili fena olmayan. kuvveti kesilmek. kimse. 2. güzellik. al1. İng. i. 3. 1. kavgac ı. hizipçilik. s. (açıkta olan) fuar yeri. s. fabrika. i. i.. f. yeti. peri gibi. başarısızlık. 2. yapmayış. 4. faks. kanıt toplayan. f. İng. bak. dürüstçe. (bir ö ğretim kurumundaki) tüm (yap ılarda) ön yüz. adaletli. rengi atmak. moda/heves. yetenek. 3. 4. (özel bir) hizmet. çini. peri. 1. oldukça iyi. i. s. f.5. solmak. sin. 1. bak. s. TV aç ılmak. baygınlık. adaletli/adil bir şekilde. mat. fayans. 2. (özel bir hizmet için yap tıpkıbasım. i. s. bayılma. soldurmak. 1. kurallara uygun. 1. kusur. mat. 3. fahrenhayt. 1. i. çekingen. s. ön okulun) öğretmen maskeleyen üniversitenin) görünüş. kolaylık. 2. hizipçi.başarı gösteremeyenbayılma. tambölen. kurallara uygunluk. k.. grup. temiz (kopya). Merdivenlerden âdeta uçarak indi. sar ışınlık. sarışın. öğretim personeli. dürüst bir ve güneşli (hava).

güz. kendini çok istekli göstermek. oldubitti. -in tutsağı olmak. sahtekâr. sözüne sad ık. itikat. geri kalmak. k. vefakârlık. Hz. i. 6. ile çatışmak. iman. 2. f. hastalanmak. doğan. vefakâr.fairy tale fait accompli faith faithful faithful to his word faithfulness faithless fake faker falcon fall fall fall asleep fall asleep fall away fall back fall back on fall back upon fall behind fall by the wayside fall down fall down fall down in a fit fall flat fall for fall foul of fall guy fall ill fall in fall in battle fall in love fall into a trap fall into disfavor fall into disrepute fall into disuse fall into error fall into the clutches of fall of man/the Fall fall off fall on fall on one´s feet fall out fall over fall over o. ask.´nde) düşüş. vefas ız. s ıraya girmek. düşüş. ask. çökme. -e hücum etmek. dökülmek. âşık olmak. 1. yağış. (güvenilecek bir kimseye/yere) ba şvurmak. dolandırıcı. olupbitti. işten vazgeçmek. sıradan çıkmak. 1.s. (fiyat. geri çekilmek. yüzükoyun kapaklanmak. argo 1. sıyrılmak. dört aya ğının cumaya rastladı. 2. s. 5. 2. dolandırılan kimse. dü şmek. düşmek. uykuya dalmak. 1. i. 2. din. . bozu şmak. sava şırken ölmek. sadık. sonbahar. güre ş düşüş. kapanmak.en) 1. azalmak. sadakatsiz. sadık olmayan. gözden dü şmek. -e kapılmak. 4. -e sald ırmak. uydurmak. 3. (fell. şahin. hataya dü şmek. düşmek. tuzağa düşmek. k.b. enayi. inanç. yağmak. (çare olarak) -e ba şvurmak. i. s. emrivaki. 2. bayılmak. 2. f. başkasının cezasını çeken kimse. bozulmak. gerilemek. umulan ra ğbeti hiç görmemek. Âdem ve Havva´n ın işlediği günah ve sonuçları. adı kötüye çıkmak. atlatmak. kullanılmaz olmak. fall. keriz. çökmek. sahte bir şey. çok beğenmek. üçkâğıtçı. düşme. dili işi bırakmak. i. 1. i. başarmak. 2. dü şmek. sahte. 3. yıkılmak. dizilmek. üçkâğıtçı. uykuya dalmak. 4. i. This month the twentieth fell on a Friday. yüzüstü dü şmek. aldatılmak. terkedilmek. (kale) zaptolunmak. 1. güven. dü şmek. aldatıcı. i. fenalık geçirerek yere düşmek. çekilmek. sadakat. uydurma. talep. 2. ısı v. (gemiden) denize dü şmek. dili -in pençesine dü şmek. bırakılmak. 5. 1. 6. itimat. fall overboard fall prey to fall prostrate peri masalı. 3. 3. s. kavga etmek. Bu ayın yirmisiüstüne düşmek.

gerçekleşmemek. dili çok iyi. yanıltmaca. 2. s. 2. me şhur. sendelemek. familya. gerçekleşememek: The plan fell through. me şhur. k ıtlık. i. vefas ız. 2. hataya düşebilir. aile çevresi. i. titrek bir sesle s. akrabalar. 1. dili suya dü şmek. -e kurban gitmek. falso. teklifsizlik. belge v. 1. umdu ğu gibi çıkmamak. 2. with family family circle family man family name family name family planning family tree famine famish famous famously (of) 1. iyi arkadaş. aile. bildik. f. tanıdık. aile muhiti. safsata. s. devetüyü rengi. samimiyet. i. 1. İng. s. akanyıldız. şöhret.. ıtmak. samimi. f. f. ekilmemiş. His face fell. güvenilmez. Suratı asıldı. kayıt. takma dişler. dü şmek. fahişe. temelsiz. açlık. yanlış fikirlere dayanan. 2. azalmak. tanınmış. yürümek. f. alageyik. şelale. düşmüş kadın. i. yalan söyleme. sahtelik.fall short fall short fall sick fall through fall through fall to fall upon fall victim to fall/be in love with fallacious fallacy fallen fallen woman fallible falling star fallout fallow fallow fallow deer falls false false pride false step false teeth falsehood falseness falsify falter fame famed familial familiar familiarise familiarity familiarize familiarize o.b. s. Plan suya düştü. yeme -e saldırmak. iyi bilinen. ünlü. yalan.. laubalilik. sahte.. s. 2. hastalanmak. şecere. i.. z. familiarize. 3. gücünü/hızını kaybetmek. 2. 2. i. 1. sendeleyereknam. bot. nadasa b ırakılmış. Gözü bana ilişti. iyi tan ınan. bak. ün. yanlış düşünce/inanç. . çürük. eksik gelmek. teklifsiz. aile babas ı. (hesap. yanılabilir. çoluk çocuk. 1. yetmemek. (gerçekleri) çarptereddüt etmek. i.´nde) tahrifat yapmak. yanlış davranış. It fell serpinti. 1. fall. soyağacı. (bir şey) hakkında bilgi edinmek. aşinalık. (of) yeterli olmamak. s. soyadı. 1. radyoaktif to my lot. devetüyü. 3. 1. i. ünlü. s. k. mantık kurallarına ayk ırı sav. boş gurur. -e başlamak. ğe/savaşa başlamak. ailevi. -e âşık olmak. -e koyulmak. f. f. zool. çağlayan. bak. soyadı. (bir şeyi) herkese tanıtmak. k. 4. aile adı.. s ığın. man. aşina. (ses) titremek. i. s. aile planlamas ı. aileye ait. Benim payıma düştü. suya düşmek. i. ev bark sahibi. His eye fell upon me. 2.s.

pervane ısı. farthest. s. 1. 1. i. k ışkırtmak. fang fanny fantastic fantasy far far afield far and away Far from it.. i. çiftlik avlusu. i. f. inan ılmayacak kadar büyük (miktar). lüks. saçmal ık. ak ıldışı. tıb. (birisi) için kötü olmak: He fared badly. çiftçilik. veda. çok kişi veya şeyi etkileyen. 2. baseball fan beysbol meraklkayışı. 2. çok süslü.. öngörülü. s. çiftlik ve içindeki binalar. enfes. ileri görü şlü. ünlem Elveda! i. s. kat daha iyi. i. s. dili hayran: She´s one of your fans. bilet ücreti.ıyafet balosu. yemekler. s. çok me şhur. 3. pervane kanad ı. irmik. fantezi. akıl almaz.fan fan fan fan belt fan blade fan the flames fanatic fanatical fanciful fancy fancy fancy dress ball fancy o. çok uzak. i. 3. 1. (birisi) için iyi gitmek. 1.: He´s far and away the best. üstün kaliteli (g ıda maddeleri). Uzağa konu dışında. i. gülünç. fantezi. uza ğa. i. s. yılanın zehirli dişi. çiftçilik yapmak. i. süper. 2. -den uzak. 3. mak. maskaralık. 2. ba ğnaz. fanatik. hayal etmek. s. uzak. dili k ıç. f.s. 1. hayal. s.şlem. 1. s. mutaassıp.. fars. zannetmek. They didn´t go far. dü şünmek. müz. 1. 2. s. i. f. 1. fantezi. 2. 1. körüklemek. ba ğnaz. f. (yırtıcı hayvanlarda) köpekdişi. 2. i. hayali. gerçek payı çok az olan. s. s. s. harika. k. 4. sanmak. i./Tersine. osurmak. hayal gücü. -den hoşlanmak. dü şlem. 2. hayallerinde kendini ( şöyle veya böyle) görmek. Onun için kötüydü. fanatik. far off faraway farce farcical fare fare fare badly fare well farewell farewell dinner far-famed farfetched far-flung farina farm farm farmer farmhand farmhouse farming farmost farmstead farmyard far-reaching farsighted fart i. 4. Öbürlerinden katdili Ne münasebet.. 1. bak. hayal düşlemsel. hayalperest.. rençper. k. i..gücü. mutaassıp. i. (öbürlerinden) kat kat daha . i. k istemek. vantilatör. uzakta: He´s never journeyed far from Istanbul. i./Bilakis. 1. çiftlik binalar ı arasındaki meydan. mak. 3. 2. 1. çiftlik evi. yelpaze. i. ırgat. 2. 2. veda yeme ği. k. İstanbul´dan uzağa hiç seyahat etmedi. z. taksi müşterisi. fantastik. yiyecekler. uzaklara yayılmış. dü gerçekdışı. yelpaze biçimindeki herhangi bir şey. sınırsız hayal veya hayali. tiy. 2. (--ned. hipermetrop. 1. kaba osuruk. --ning) yelpazelemek. f. 3. dalg ın (bakış). çiftçi. yol paras ı.. i. Hayranlar ınızdandır. . popo. çiftlik.

tutturulmak. semiz. ücra --test) 1. bağlanmak. sabit (renk). 4. 1. i. i. öldürücülük. modac ı. revaçta olan. semirtmek. baba. f. 2. oruç tutmak. s. çıtçıt. titiz. tutturmak. z. çok ilginç. en ötedeki. 3. dolgun. alınyazısı. i. büyük merak. fast-food restaurant hazır yiyecek satan lokanta. oruç. argo zengin adam. i. (kuma ş boyası için) sabitlik. cazibe. 2. 3. şekil vermek. (birinin) ilgisini/merak ını çok çekmek. moda. daha ötedeki. i. i. fasikül. kavramak. tez. en uzak. anayurt. faşist. 2. -i kafasına takmak. s. şişmanlamak. i.farther farthermost farthest farthing fascicle fascinate fascinating fascination fascism fascist fashion fashion designer fashion model fashion show fashionable fast fast fast asleep fast color fast food fast lane fastback fasten fasten on/upon fasten the blame on s. suçu birinin üstüne atmak. fatalist. mahfuz yer. 3. i. hızlı yaşayan. s. hızlı. 1. i. öldürücü. -e saplanmak. ölümcül. i. yazg ı. yazg ıcı. z. bağlayan şey. mukadderat. 2. babas ız. kulaç (uzunluk ölçü birimi). 1. şişman. 1.. çengellemek. s. daha ilerdeki. i.o. kalın. öteki. s. en ötede. en uzakta. şekil. i. daha uzak. yazg ıcı. ötedeki. iskandil etmek. 1. semirmek. yazg ıcılık. hafifmeşrep. en uza ğa. i. f. i. fastener fastidious fastness fat fat cat fatal fatalism fatalist fatalistic fatality fate fated fateful father Father Father Christmas father-in-law fatherland fatherless fathom fatigue fatten s. 2. 3. (--ter. solmaz renk. i. vahim. kaderci. kaderci. seri. 1. bağlamak. i. daha uzaktaki. defile. 2. 2. i. f. f. süratli. şık. f. s. kaderde olan. -e tak ılmak. sabitlik derecesi. 2. 2. çeyrek peni (eski bir İngiliz parası). kopça. Noel Baba. vahim. şişmanlatmak. s. anavatan. peder. 1. i. (hamburger. pizza gibi) hazır yiyecekler. 1. manken. İng.yer. çabuk. anlamak. 1. korunak. f. solmaz. bitkinlik. 2. çok enteresan. fatalizm. kayınpeder. 1. kadercilik. s. . (otoyolda) sürat şeridi. 1. en ilerde. s. (kaza sonucu olan) ölüm. ölümcüllük. tarz. i. s. suçu birine yüklemek. s. faşizm. bağ. moda olan. yorgunluk. uçarı. kader. Peder (papazlara verilen unvan). biçim. yağlı. derin uykuya dalm ış. üstünde durmak. on (gözü) (bir yere) dikmek. i. yormak. f. zor be ğenen. fatalite. s. s. çengelle bağlamak. yağ. fatalist. 2. 2. i. yapmak. arka kaportas ı yatık spor araba. rağbette olan. en uzak.

i. yap ılabilir. fakslamak. 2. sevgi. sima. ziyafet. müsait. korkusuzca. yüz. tüylü. yap ılabilirlik. uygulanabilir. 2.f. s. k ıs. yortu. i. korkusuzluk. 1. (bir davete katılanlara verilen) ufak iyi. i. faks. f. pot. çürük. ziyafette yiyip içmek. jeol. noksan. aşağ. 1. yaltaklanmak. z. 4. korkunç. 2. 1. -de önemli bir rolü olmak: This i. sa ğlam bir temele dayanmayan. tercih i. i. f. s. hediye. yılmaz. k. geyik yavrusu. ho şa giden. hebenneka. 2. dili etkilemek: It didn´t faze him at all. 1. lütuf. i. özellik. s. . 4. sevgili. noksans ızlık. budalaca.. i. 1. Hrist. kırık. s. broad bean.. kuş beyinli. favori. uzun makale. fay. (birinin karakterinde) kusur. broad bean. 1. 1. s. i. güç isteyen) ba şarı. yağ asidi. çok sevilen kimse/ şey. -de kusur bulmak. fizibilite raporu. i. korku. bak. kusurlu. f. f. korku veren. i. kim.. dobiş. bak. f. f. 4. i. f. 2. budalalık. musluk. s.. favor. dehşetli. i. yağlı. bayram. noksans ı. 1. faks. Onu hiç etkilemedi. 2. s. tarafını tutmak. yanlışsızlık. 2. iltimas. uygun. direy. 3. dalkavukluk etmek. i. sempati. 1. mümkün. şişko. 2. s. faksla gelen mesaj. çoğ. kendini ak ıllı sanan budala. ço ğ. 1. favori. korkmak. şubat. beğenme. gözde. tenis servis hatasız. kayırıcılık. s. en çok sevilen. yılmadan. en kötü ihtimalin gerçekle şmesinden korkmak. 2. ku ştüyü ile kaplamak. dili küpünü doldurmak. 1. yanl ış. 3. k. s. onay. hebennekalık. (cesaret veya bedensel i. s. dışkıya ait. 1. yüz hatları. 1. sar ımsı kahverengi. i. the Federal Bureau of Investigation. 2. f. 2. kazanacağına inanılan yarışçı. kuştüyü yatak. falso. s. tüy. film. 1. tüys ıklet. defolu. 1. i.fatty fatty acid fatuity fatuous faucet fault faultless faultlessness faulty fauna faux pas fava fava bean favor favorable favorite favoritism favour fawn fawn fax faze FBI fear fear fear the worst fearful fearless fearlessly fearlessness fearsome feasibility feasibility study feasible feast feat feather feather feather bed feather one´s nest featherbrained feathered featherweight feature Feb February fecal s. 1. 5. 3. ziyafet vermek. fauna. i.. korkusuz. February. kusursuz. i. kabahat. 2. faks makinesi. iyilik. kayırma. s. yanlışsız. alageyik yavrusu. gözde. i. 2. doyas ıya yemek. as ıl k ıs. korkunç.. 2. bak. --s (fô´nız)/--e (fô´ni) i. çehre. gözü pek. 2. f. tüy takmak. İng. yüzdeki organlardan biri. fizibilite. korkak. i.

k. yem kab ı. zayıf bir şekilde. be fed up with argo -den b ıkmış olmak. kendini beğenmek. 2. f. keyfi olmamak. beslemek. federasyon haline getirmek. içine doğmak. fötr. kendini iyi hissetmemek. fidbek. federalist. argo sarho ş olmak. gibi i. f. hafifçe. kendini iyi hissetmek. bak. amirane tavırlar içinde olmak. midesi bulanmak. (felt) 1. içi rahat etmek.feces feckless fed federal federalise federalism federalist federalize federate federation fedora fee feeble feeble-minded feebleness feebly feed feed feedback feedbag feeder feeding bottle feel feel feel an affinity for feel at ease feel at home feel bad feel for feel giddy feel in one´s bones feel keenly feel like a fish out of water feel like doing feel like o. i. biberon. kendini (bir şeyi yapmaya) mecbur hissetmek. i. geri zekâlı. . anlamak. yem torbas geribildirim. i. (for) -den utanç duymak. duymak: I feel good. 2. 2. zilzurna sarhoş olmak. geribesleme. z. i. dili 1. sudan/denizden ç ıkmış balığa dönmek. illallah demek.. s.. i. 3. federasyon. doktor ücreti. s. birinin bir şey hakkındaki düşündükleri/izlenimleri. ile beslenmek. bak.. gyemek. 1. 1. s. yiyecek. elleri ile yoklamak. dili baya ğı sarhoş olmak. başı dönmek. kuvvetsiz. kendini rahat hissetmek. beceriksiz. federalize. elinden i ş gelmeyen. fötr şapka. kuvvetsizce. (birini) çok çekici bulmak. feed. s.. yerinde duramamak. s. dokunma. cansız. 2. i. i. yedirmek. 2. yemlik. hissetmek. on ıda. coşmak. f. (devletleri) federasyon haline getirmek. obliged to feel one´s oats feel one´s oats feel one´s way feel pity for feel queasy feel rotten feel shame feel sick at/about i. 2. kendini tur şu gibi hissetmek. (hayvan) beslenmek. el sürmek. federal. 1. giriş ücreti. çok ihtiyatlı davranmak. kuvvetle hissetmek. . dokunmak. zayıf. f. el yordam ıyla ilerlemek.s. 2. 1. 2. morali bozuk olmak. zayıflık. federalizm. zayıf. 1. 3. -e ac ımak. vizite.ı. i. -in çektiklerini anlamak.s. fiz. on ile beslemek. (fed) 1. k. 4. İng. k. (bir şeyin dokununca uyandırdığı) his. 1. i. dışkı. ücret. dili üzülmek. Kendimi iyi hissediyorum. yem.. f. canı yapmak istemek. f. k ıpır kıpır olmak. feel low feel no pain feel no pain feel o. -e çok üzgün olmak. yemek. i. yemek vermek. kuvvetsizlik. yad ırgamamak. 2.. pol.. 2. 4. 1.

-i kovmak. 1. dilb. maya.. i. 2. f. 4. (in) -i parmaklıkla/tahta perdeyle/çitle çevirmek. f. s. ço ğ. eskrim yapmak. 1. kişi. çemen. s. s. keçe. i. dişilik. his. dü şürmek. i.. f.. mutlu. 1. foot. dert orta ğı. 2. vatanda ş. merak etmek. münasip. kesip devirmek. feel. raziyane. midesi bulanmak. yere sermek. feminist. (bir bilim kurumunda) i. çit veya parmakl ık malzemesi. (yapar) gibi görünmek. burs. f. f. 1. a ğır suç. 1.. 2. i. çoğ. isabetli. kad ına özgü.s. 2. iç âlemi.. ek şime. kendini (belirli bir şeyi) yapacak kadar güçlü hissetmek. 2. hemşehri. . kadınsı. yan ıltma hareketi. ask... his dünyası. i. 1. i. saadet. çit. mesut. i. bak. 1. Birdenbire içinde i. 2. f. i. cemaat. deli numaras ı yapmak. bataklık. şöminenin önüne konulan alçak parmaklık.. -i uzakla ştırmak. intihar etme arzusu duymak. yanıltma hareketi yapmak. dili kendini iyi hissetmek.. sersemlemek. 1. i. tahta perde. yanıltma. bak.. mayalanma. 2. uygun. i. i. fall. i. i. parmaklık. 1. başı dönmek. yurttaş.. rezene. k ıs. çalıntı mal alıp satan kimse. feminine. grup. duygu. mutluluk. 2. çamurluk. i. min. arkadaş. para kazanma tutkusu uyand ı. kadınlık. keçeli kalem. 1. 2. i. bak.. 3. ba şının çaresine bakmak. zool. dişi. 2.feel small feel suicidal feel up to feel up to par feel woozy feel/be troubled feel/get/have an/the urge to feeler feeling feet feign feign madness feint feldspar felicitous felicity fell fell fellow fellow citizen/countryman fellow sufferer fellow townsman fellowship felon felony felt felt felt-tipped pen/felt pen fem female feminine femininity feminism feminist fen fence fence fence off fencer fencing fend fend for o. arkada şlık. numaras ı yapmak. fötr. hem şeri. 1. . (bir şey yapmayı) çok istemek: He suddenly got the urge to make money. i. kardeşlik. bot. suçlu. huk. fend off fender fennel fenugreek ferment utanmak. adam. 2. i. huk. s. i. yerinde. üzülmek. i. f. feldispat. feminizm. dişil. mahcup olmak. -i parmaklıkla/tahta perdeyle/çitle ayırmak. 1. 2.üyelik. eskrimci. (bir bilim kurumunda) üye. female. kendini geçindirmek. i.. i. dokunaç. k. eskrim..

azmak. dişil nişanlı. telaşlı. f. araba vapuru. s. cenine ait. i. 1.. hararetli olan. i.. zool.. hâsılat getirmek. alıp getirmek. engel. (birilerini) k ışkırtmak. e ğreltiotu. elini ayağını bağlamak. dönme dolap. i. iki k ıyı feribot. f. ate şli. 2. çok nadir. i.. i. 1. k. irinlenmek. feodalite. bak. arayıp taramak. i. bereketli. hararetli. ateşli. 2. ateş. i. dili cazibeli. (çoğ. fetişizm. aşk merdiveni. 1. s. s. döllemek. vahşi. i. . vapur. arayıp tarayıp bulmak. s. neşeli. hararet. mayalanmak. ayağına zincir vurmak. şen. 2. 2. f. feodalizm.. ate şlilik. i. i. iki k ıyı arasında araba/insan taşıyan gemi. 1. yırtıcı. ihtilaflı olmak. 2. i. bağlamak. festival. İng.. al ımlı. bayram. i. humma. 1. gübre. i. hararetli. az. i. 2. f. 1. engellemek. i. heyecanlı. ek şimek. az miktar. füjer. verimli. i. kavga etmek. hararet. pis kokan.. uzun süren dü şmanlık. hararetli. Büyük bir heyecanla ba ğırıyordu. vahşilik. gen. 1. eril nişanlı.b. f. ateşli. koku şmuş. 3. feston. çoğ. vahşet. f. s. i. kayık. s. f. ate şli. kutlama: What kind of festivities will there be? Ne gibi kutlamalar olacak? i. buka ğı. 2. Duygu yoğunluğu belirtir: He was shouting in a fever of excitement. betonarme. hararetlilik. bayrama ait. i. verimlilik. feodal. s. fetiş. bot. ateş. böyle bir taşıtla i. i. f. da ğgelinciği. böyle taşıyan tekne. 1. iltihaplanmak. 1. sal v. mayalanma. getirmek. i..ferment ferment trouble among fermentation fern ferocious ferocity ferret ferret ferret out Ferris wheel ferroconcrete ferry ferryboat fertile fertilise fertility fertilize fertilizer fervent fervid fervor fester festival festive festivity festoon fetal fetch fetching fetid fetish fetishism fetter fettle fetus feud feudal feudalism feudality fever fevered feverish few few and far between fez fiancé fiancée f. s. arasında araba/insan bir ta şıtın işlediği yer. yortu. i. gelir sağlamak. i. cenin. --zes) fes. fermantasyon. ateşi çıkmış. şenlik. çekici. ateşli. 2. s. 1. 2. 2. s. 3. kan davası. fertilize. s. i. gübrelemek. i. s.

i. lif. 1. i. sahra topu. 2. zebani. f. 5. üstsubay. durmadan k ımıldamak. bak. s. 2. i. ask. be şinci. dili 1. karar. lifli. (bir spor takımını) sahaya çıkarmak. 4. oyalanmak. oyalanmak. i. kaypak. bak. çabuk öfkelenen. 1. 2. i. i. 1.. ateşli. uydurma. on beş. sahra hastanesi. mevhume. f. yortu. s. hercai. on beş rakamı (15. s. coşturucu. i. vefa. 2. 2. saha. meraklı. (öğretimde) gezi. an opium fiend afyonkeş. (bilgi toplamak için yap ılan) alan araştırması. İng. feldmareşal. şehvet dolu. i. --bing) yalan söylemek. s. f. ask. f. fırdöndü. topçu s ınıfı. k ıpır kıpır. hayali. i.fiasco fiat fib fiber fiberglass fibre fibrous fickle fiction fictionalise fictionalize fictitious fiddle fiddle around fiddle away Fiddle! fiddle-faddle fidelity fidget fidgety fief field field artillery field day field events field exercise field glasses field hockey field hospital field maneuver field manual field marshal field mouse field officer field officer field trip fieldpiece fieldwork fiend fiendish fierce fiery fiesta fifteen fifteenth fifth fifth wheel i. hercai. otlak. ask. s. i.. ateşli. tarla. 1. şeytanca. çayır.. huk. ifrit. zeamet. alan. 2. atmak. çim hokeyi. 2. zırva. hasta.. 1. uydurmak. on beş. vakit geçirmek. dili keman. beşte bir.getiren. 2. rahat oturamamak. s. emir. bayram. İng. cam elyaf ı. saçma sapan sözler. i. keman çalmak. alan yarışları. 2. şeytan. 1. dili düşkün. 2. f. s. f. şeytani.. şiddetli. sert. s. . (aşkta) vefasız. i. galeyana festival. sahra spor bayram ı. i. kızgın. rahat durmayan. 1. ask. roman ve hikâye edebiyat ı. vakit geçirmek. (çifte) dürbün. 1. s. XV). i. 2. sahra talimatnamesi. k ıta tatbikatı. i. üstsubay. kara manevras ı. i. on be şinci. s. k. fiber. fictionalize. 1. on beşte bir. sadakat. dönek. 1. hikâye/roman şekline sokmak. (zamanı) boş geçirmek. (--bed. tarla faresi. değişken. tiryaki: a tennis fiend tenis hastas ı. mera. k. yerinde duramamak. barut gibi. gereksiz şey/kimse.. fiyasko. ateş gibi. kolaylık olsun diye gerçek gibi farzolunan şey. vahşi. k. 3. 3. ünlem Hay Allah! i. i.. küçük yalan. ask.. tımar. deli.

Depoyu doldur! 1. 2. dövüş horozu. kilo almak. 4. 1. dosya. avcı uçağı. evlada ait. s. i. (bir hesab ı) toplamak. dili sanmak. i. i. dövü ş. 2. dolgu. filing cabinet evrak/dosya dolabı. 3. -i hesaba katmak. eğe talaşı. evrakları dosyalayan görevli. -i anlamak. bilg. 1. dili 1. i. -e güvenmek. 3. i. ihtiyac ını karşılamak. artistik patinaj. 1. eğelemek. i. avcı savaşmak. k. k ıs. 2. i. önemli bir rol oynamak. -i planlamak. figure.o. 1. doldurmak. artistik patinajc ı. mücadele etmek. doldurmak. reçetedeki ilaçlar ı vermek. 1. doyurmak. ellide bir. 2. gemi aslan ı.´s shoes fill the bill s. dövüşmek. huk. -i çözmek. k. numara. Durumu bana aç ıkla. 2. 2. 1.fiftieth fifty fifty-fifty fig fig fight fighter fighter plane fighter-bomber fighting fighting cock figment figurative figure figure figure of speech figure of speech figure on figure out figure skater figure skating figure up figurehead Fiji Fijian filament filbert filch file file file a complaint file clerk filet filet mignon filial filings fill fill a prescription fill a tooth fill dirt Fill her up! fill in fill in for Fill me in on the situation. 2. f. s. f. boy bos. yarı yarıya. i. s. 2. figür pateni. dolmak. figür. 3. savaş. dolgu maddesi. fileminyon. endam. toplamak. elli. elli rakam ı (50. 2. 1. klasör. ercik sap ı. çoğ.. mecaz. 1. sava şçı. ellinci. i. dolgu yapmak. i. i. i. fileto. oto. dolgu. 2. dolgu toprak. fill out fill s. Fijili. 3. işini görmek: This´ll fill the bill. elli. Fiji´ye özgü. dosyaya koymak. i. 2. çalmak. 1. evrak/dosya dolab ı. i. i. mecaz. s. dosyalamak. i. i. sayı. incir a ğacı. 1. 2. kavga etmek. i. (fought) 1. İşimizi görür bu. f. uçağı. filaman. (formu) doldurmak. 3. f. Fiji Adalar ı´na özgü. 1. 1.. dili birinin yerini doldurmak. evlada yak ışır. bot. eğe. s. figurative. f. boksör. Fiji. a şırmak. törpülemek. törpü. f. geçici olarak bir i şte çalışmak. mecazi. . rakam. 2. dolguyla meydana getirilmi ş yer. 3. u ğraşmak. tel. i. avc ı bombardıman uçağı. dosya (bir şeyle/kişiyle ilgili belgeler). Fiji. incir. elek. fındık. 1. iplik. yazılı olarak şikâyet etmek. lif. Fijili. 2. 2. L). (birinin) yerine çalışmak. 2. yürütmek. zannetmek. kavga. k. mücadele. dosya.

i. (jürinin verdiği) karar. dolma. 2. Onun bir şey davranışları hoşuna gitmedi. ığı.. müz.o. suçlu ç ıkarmak. ke şfetmek. kesinlik. 1. dili. 1. f. sigara filtresi.t. güzel (hava). son şeklini vermek. film çekmek. finansç ı. bak. i. 1. saç band ı. zool. bütçe yılı. 3. f. yatırımcı. 2. son. ince. 2.. s. sonunda. final. i. filtre. duygulu. i. 1. 1. 1. film. âlâ. 2. 2. (found) bulmak. güzel. 2. filtreden geçirmek. 2. filtrat. filtreli sigara. Problem paras ızlıktı. nihayet. filme almak. yıl sonu. i. O benim tuhafıma gidiyor. Onun mali durumu iyi. 2. dolgu. fileto. k ısrak. kesin. 1. para: A lack of finances was the problem. Gelip gelmediğini öğren. finans: ministry of finance maliye bakanl ığı. dolgu. . final spor sömestr sonu i. ispinoz. zarif. sympathetic finding fine k. İng. ince ruhlu. f. 2. 2. 1. sonuncu.t. finansman. finalize.. filtre kâğıdı. s. benzin istasyonu.. ince örtü. birinin hoşuna gitmek: She didn´t find his ways sympathetic. süzüntü. 2. 5. kat ışıksız. s. s. final ko şusu. film duyarl film yıldızı. mali. filtreli (sigara). i. boyacılık filler. saf. iş bulmak. z. f. strange find s. i. dolgu macunu. i. spor final. bulunmu ş/keşfedilmiş şey.s. sin. para s ıkıntısı. 1. i./s. i.fill the bill fill up filler fillet filling filling station filly film film speed film star filter filter paper filter paper filter tip filter-tipped filth filthy filtrate fin final final heat finale finalise finalist finality finalize finally finance finances financial financial pressure financial year financier financing finch find find employment find fault find fault with find guilty find o. i. foto. huk. mali durum: His finances are in good shape. k. üstün. 1. 2. -e kusur bulmak. kendini (biriyle) ba ş başa bulmak. filtre kâğıdı. doldurmak. biri/bir şey (birinin) tuhafına gitmek: I find him strange. i. mükemmel. ince tabaka. veya kurs sonu s ınavı. f. kemiksiz et/balık. doldurma. s. hassas. 1. f. i. (with) kusur bulmak. ço ğ. i. aç ık. i.. 1. 1. dili ihtiyac ı karşılamak. di şçi. öğrenmek. find s. 6. zar. bitirmek. finanse etmek. filtreli sigaralar. yüzgeç. i. finalist. 4. maliye. 2. 2. mali yıl. i. 1. ince. pislik. i. spor final: final match final maç ı. finansman. çok pis. halis. tête-à-tête with find out Find out if he came. katk ı maddesi.

ispiyoncu. hain. itfaiye arabas ı. 3. ile işi bitmek: If you´ve finished with that computer. (tüfek. s. ateşli silahlar. yangın söndürme aleti. parmak ucu. Fince. k. Finlandiya. el sürmek.´ni) ate şlemek. i. 4. itfaiye. bitirmek. sona erdirmek. yangın sigortası. bak. 1. up fire s. bir el silah atmak. i. f. 2. itfaiye arabas ı. spor finiş. 1. çekimli fiil. titiz. dili bitirmek. Fin.t. tamamlamak. Finli. 1. yangın. ateş. 2. itfaiye te şkilatı. ihbarc ı. bitirmek. dili öldürmek. yangın söndürme gemisi. kullanmak istiyorum. (toprak e şyayı) (fırında) pişirmek.´ni) fayrap etmek. gammaz. yangın kulesi. i. sona ermek. i.b. yangın zili.o. f. f. ispiyon. i. tırnak. güzel sanatlar. 2. kalorifer v. fjord. top. 2. bitiş. fine-toothed comb ince di şli tarak. i şini bitirmek. itfaiye. Finlandiyalı. i. i. itfaiye binas ı. ustalıkla durumu idare etmek. s. tamamlanmak. ilk silah atan olmak. f. up fire station fire the first shot fire tower fire truck firearms fireboat i. 2. (birini) gayrete getirmek. dilb. . köknar. yangın hortumu. s ınırlı. (motoru) çal ıştırmak. comb ince eleyip s ık dokumak.o. fine-toothed i. bitmek. argo 1. v. i. işin bittiyse onu sonlu. k ılı kırk yaran. grev kırıcı. 2. para cezas ı. parmakla dokunmak. dili işten top atışıyla selamlamak. mat. with enthusiasm for fire s. parmak. s. I´d like to use it.. 3. yangın merdiveni. yangın alarmı. incelik. f. 1. ile ilişkisini s. i.b. O bilgisayarla mahdut. i. k. (soba. güzel sanatlar. yangın musluğu. 1. go over the matter with a süslü giyim. i.fine fine arts fine arts finery finesse finger fingernail fingerprint fingertip finicky finish finish line finish off/up finish with finite finite verb fink Finland Finlander Finn Finnish fiord fir fire fire fire a salute fire a shot fire alarm fire brigade fire department fire engine fire escape fire escape fire extinguisher fire hose fire hydrant fire insurance fire questions at fire s. i. 1. 1. ellemek. parmak tırnağı. parmak izi. i. 2. para cezasına çarptırmak. i. belirli bir el silah) atmak. i. (bir iş için) (birini) şevke getirmek. İng. (silah) ateş almak. 2. (kurşun. k. (birini) soru ya ğmuruna tutmak. top. Fince.. yangın merdiveni. ustalık. Fin.

firebrand firebrick firebug firecracker firefly fireman fireplace fireplug fireproof fireside firewood fireworks firing firing line firing mechanism firing pin firing range firing squad firing squad firm firm firm offer firmament firman firmness first first aid first aid first and foremost first class first class first floor first floor first impression first lady first lieutenant first lieutenant first name first night first person first person first watch firstborn first-class firstly first-rate firth i. çikolata v. kesin teklif. en başta. s.´ne özgü) donmu şluk. önce. sağlam. i. top. i. 1. 2. poligon. zemin kat.D. birinci s ınıf. birinci mevkie ait. s. birinci mevki. ilk.´de) cumhurba şkanının karısı. kestanefişeği. birinci şahıs. çikolata v. ocak ba şı. çatapatlar v. ekstra. ilk ad. i. yanan odun parças ı. mükemmel. i. k. yanmaz. birinci kat. 2. z. kundakç ı. 1. 2. yangın tuğlası. tahvil tic. üsteğmen.B. aç ılış gecesi. ekstra. birinci mevkide. şömine. ateşlenme. ask. sağlamlık. ilk çocuk. i. pelte. ateşleme tertibatı. i. en büyük. itfaiyeci.B. s ıkı. birinci s ınıf. gök kubbe. atış mangası. ilk do ğan. fiyatı değişiklik göstermeyen (hisse senedi. 1. i. i. (tüfek. İng. ilkin. s. birinci tekil veya ço ğul şahıs. birinci. çoğ. i. idam mangas ı. dilb. 2. 4. i. ilkönce. firma. ateş alma. 1.b. sallanmayan. i. s. i. i. yangın musluğu.). İng. ba ş. 1. 4. fire.men (fay´ırmîn) i. donmu ş (jöle. When we first came here it was a village. (kurşun. dilb.b. (fiyatlarda) istikrar. (İskoçya´da) haliç. i. ateşleme pimi. 4.´ni) ate şleme. ilk yardım. birinci kat. atış alanı. belirli hattı. 1. önce. zemin kat. ilk izlenim. mükemmel. evvela. ateşleme iğnesi. 2. 2. üstün. 3. üste ğmen. (toprak eşyayı) pişirme. odun. pişim. kaymayan. i. z. birinci mevki. 3. i. 2. 2. top v. 3. ask. üstün. . birinci s ınıf. ateşböceği.b. (A. z. ferman. gala. 1. ilkin. s. kestanefişekleri. (jöle.b. silah) atma. s. gecenin ilk nöbeti. ortalığı karıştıran delifişek. İlk geldiğimiz ilk yard ilk: tıb. A.D. birinci. evvela.ım. havai fişekler. pelte. 1. sıkılık. (taşıtta) birinci mevki. i. ilk. ilkönce. ocak. dili ateş bir el ateşleme mekanizması. at ış.

uygun. dili şüphe uyandıran: There´s something fishy about this. dili şike/rüşvet yoluyla ayarlanmış. balık avlamak. V). balıkçı. dili çok öfkeli. s. olta ipi. beş. olta kam ışı. ince çatlak. çoğ. 1. bait! Ya i. i. 1. s. spor yapmaya hazır olma. i.´ni) kararla ştırmak. -e uygun olmak. isk. tayin etmek. yerleştirmek. gözünü -e dikmek. spor yapmaya haz ır.s. -e yak ışmak. (kahvaltı/öğle bir yeri tamir etmek. s. dolaylı bir şekilde istemek/aramak. (bedenen) formda olan. i. ş. (sabitle ştirecek bir şekilde) takmak. bölünüm. k. f. i. 2. (rakor. . kesintili. aşırı bağlılık. k ılçık. 1. dili bir şeyi yapmak ya da ondan tamamıyla vazgeçmek: You must either fish or cut hikâye. balık ağı.b. 2. birine (bir şey için) gerekli şeyleri sağlamak/tedarik etmek. 2. (bedenen) formda olma. nöbet. sağlamak: This job fits you hiçbir işe yaramaz. i. fiz. aşırı düşkünlük. k. -i uydurmak. fish. s. 1. birini mahvetmek. five-and-ten-cent store/tencent store/dime store/five-and-ten ucuz e şya satılan mağaza. küplere binmiş.er. mali. (bir) aksesuar. 1. dili 1. kriz: a fit of coughing öksürük nöbeti. balık tutmak. z. yar ılabilir. prova. -i seçmek.o.. i. içinde balık tadı olan. file çorap. -e göre olmak. Bu işte bir bityeniği var. uygunluk. uygun. (tarih. balığı çok. süslenmek. i. balık kokan. 2. 1. dövüşme. değişik türler için fish. s. k. mali yıl. k. i. 2. beş rakamı (5. man şon gibi) tesisat işlerinde kullanılan parça.fiscal fiscal year fiscal year fish fish fish for fish in troubled waters fish or cut bait fish story fishbone fisherman fishing line fishing pole fishing rod fishing tackle fishnet fishnet stocking fishy fissile fission fissure fist fisticuffs fit fit fit fit for nothing fit like a glove fit s. (çoğ. f. olta tak ımı. balık kılçığı. --ting) 1. masal. 3. fish. kendini süslemek. de ğişmeyen. terz. dili birine (bir şey) ayarlamak/sağlamak. (--ted.para etmez. i. f. mali yıl. tamir etmek.men (fîş´ırmîn) i. zıvanadan çıkmış. babalar ı tutmuş. tesisatç ı. i. i. k ısa aralıklarla bölünen. dikkatini -e çevirmek. çoğ. bulanık suda balık avlamak. beş -in uymas ını tıpatıp uymak. -e karar vermek. uygun olma. 1.es) balık. misina. bölünebilir. -i ayarlamak. k. sabit. beş kat. düzensiz. olta. ya da bu diyardan gidersin! palavra. befitings. 3. miktar v.. 2.´s wagon fixation fixed s. yar ılım. 3. out for fit to be tied fitful fitness fitter fitting five fivefold fix fix fix a place up fix o. 2. bu deveyi güdersin. birinin hakk ından gelmek. s. 2. olta çubu ğu. i. k.o.o. borucu. i. beşli. up fix on fix one´s attention on fix one´s eyes on fix s. up with fix s. 4. s. s. 1. beş misli. yumrukla şma. yumruk.

bak. şampanya v. çoğ. --s/--es) zool..etek. . bir şirket grubundaki en önemli şirket: The Chicago Hilton is the flagship of the Hilton chain of hotels. 1. meşale. i. bot. 2. 1. kulakl ık. yandan kuşatmak. yan.. ışık saçmak. (etekler) kabarmak. i. in flagrante delicto. 2. ince bir tabaka halindeki kar tanesi. 4. saplantı. 1. fiyort. (bayrak. geriye dönü ş. i. k. taksi çevirmek. kabiliyet. 2. yanıcı. büyük ve yass ı kaldırım taşı. i. k ıs. dili (bir et yemeğini tamamlayan) diğer yemekler. s. s.3.. pazen. i.´nin çıkardığı) fışırtılı ses. 2. çırpış. --ging) yorulmaya badurdurmak. 2. i.) dalgalanma.. fışırtı. parlamak. bayrak. 5. güçsüz.. İng. 1. 2. (--ged. ruhsuz. flama. 1. ince bir tabaka halinde olan parça. i. öfkelenmek. cep feneri.b. sabun bezi. frapan. k. f. f.(off/away) (boya tabakalar ı v. 2. 2. saman alevi gibi bir şey. bir vas ıtayı) şlamak. flanel. 1. dili çok şaşırtmak. büyük ve yass ı kaldırım taşı. s. 1. i. ba şlayıp sonradan suya düşmek. (ışıkları) yakıp söndürmek.. f.. çakmak.b. fışırdamak. 1. den. sabunluk. iyi1. 1. süsen. s. i. alev alev yanmak. (köpüren gazoz. (işaret vermek için) ask. spor müsabaka. (--ged. 4. bak. ask. a şırı davranışlarından dolayı göze çarpan (kimse). f. sönük. 2. ask. kuvveti kesilmek. 3. fışıldamak. sabit fiyat.) fış fış/fışır fışır köpürdemek. i. küçük dilini yutturmak. i. zambak. dili sevgili. Hilton i. (kanat) ç ırpma. yetenek. out k. gönder. bir kısa fakat önemli bir haber. Şikago Hiltonu. alev. yan hareketi. i. gevşemiş. f. gevşek (adale/doku). pazen. i. s. flaş i.b. 4. yan saldırısı yapmak. 2. i. 1. (gazoz. böğür. karbonatlı (içecek). i. aniden gelen sel. foto. (çoğ. flaş. tabaka s. ask. yan taarruzu. flaş. --ging) (down) bayrak/el sallayarak (birini.fixed asset fixed idea fixed price fixings fixture fizz fizzle fizzy fjord fl oz flabbergast flabby flaccid flag (down) a taxi flag flag flag flag flagpole flagrant flagrante delicto flagship flagstaff flagstone flair flake flambeau flamboyant flame flamethrower flamingo flammable Flanders flange flank flank attack flanking action flannel flannelette flap flare flash flash flash flood flash in the pan flash through one´s mind flashback sabit de ğer. flanş. i. i. f. İng. palavra. bayrak dire ği. i. sancak. (bir yap ıya/odaya ait) sabit eşya. gönder. (şimşek) up parlamak. yan sald ırısı. 1. f. ani bir ızla geçmek. (çadıra ait) 3. i. ayd ınlatma cephanesi. band ıra. bayrak dire ği.) kabarıp dökülmek. 2. i. pervasız (suç işleyen kimse). çırpıntı. i. 1. cansız. saçma. yelken v. 4. içgüdü. (uçağın f. 3. büyük bir hpar ıldama. yalaz. k. (zarfa ait) kapak. f. alev makinesi. göze batan (kötülük/ahlaks ızlık). 2. göze çarpan (renk). amiral gemisi. soda. soda v. 2.b. yan taarruzu yapmak. Flandra. i. i. f. 3. ask. 4. İng.. dili i. flamingo.. birden aklından geçmek. (kaskette) parlamak. elbezi. z. alevlenmek. 1. 1. f. fluid ounce(s). 1. aygıtı. 2. an için göstermek. --ging) bu taşlarla döşemek. flabby. (--ged. 6.

ketentohumu. dili acemi çaylak. bak. f. Flaman. pohpohlama. i. i. Flamanca. pohpohlamak. 1. i. bemol. tüyleri henüz bitmiş yavru kuş. daire. patlak lastik. tek fiyat. i. apartman dairesi. (koyunu) k ırkmak. flütçü. i. nokta. (bir koyunun üstünde biten) yünün tümü. 2. İng. dili meteliksiz. i. alabros saç. müz. i. f. foto. lepiska. firar etmek. sarı. s. koltuklamak. i. i. (duyum olarak) tat. 2. balon (cam kap).flashbulb flashgun flashing flashlight flashy flask flat flat flat flat broke flat on one´s back flat rate flat tire flatcar flat-footed flatiron flatten flatter flatterer flattery flattop flaunt flautist flavor flavorful flavoring flavour flaw flawed flawless flax flaxen flaxseed flay flea fleck fled fledgling flee fleece fleecy fleet fleet fleeting Fleming Flemish flesh i. geniş düz yer. 1. uzun tüylü yünle kapl ı. uzun tüylü yün kümelerine benzeyen. lezzet. f. bot. tatsız. ütü. i. aç ık yük vagonu. (bir koyundan k ırkılan) yünün tümü. frapan. f. çeşit: Their ice cream comes in twenty flavors. 2. s. fla ş lambası.. defolu. s. zü ğürt. gazı gitmiş (meşrubat/bira/şampanya). d. 4. fani. i. kusursuz. tatlandırıcı. s. 4. 2. s. lezzetli. geçici. ya ğmur sularına karşı konulan saç örtü. benek. samimi olmayan iltifatlarda bulunmak.. (--ter. çe şni. i. 3. pire. s. düz. bir işe yeni başlayan kimse. f. --test) 1.. k. 2. . etek. düztaban. 1. 1. i. müz. 2. göze çarpan. yemeğe tat veren şey. göz önüne sermek. müz. s.. yatalak. (fled) kaçmak. kusurlu. 1. i. i. f. 1. cep şişesi. bemol. çabuk geçen. et. i. i. defosuz. 2. (derisini) yüzmek. k. i. 2. s. yassıltmak. düzlük. Flamanca. 2. Onlar ın dondurmasının yirmi çeşidi var. foto. i. flaş. i. f. dili (hile ile) soyup soğana s. ezmek. çok ufak parça. ha şlamak.. 2. donanma. i. yavan.. s. fena halde azarlamak. f. bak. yass ılaştırmak. filo. flavor. k. 1.. i. 2. uçup giden. i. 1. keten. matara. 3. kim. Flaman. pohpohçu.y. leke. i. el feneri. lezzetli bir tat. (kuma şta/giyside) defo. kusur. 1. i.. i. fla ş ampulü. hızlı. yass ı. sergilemek. flee. 1. s.. yassılatmak.

erkeklere cilve f. i. küplere binmek. olta mantar ı. taş/tahta döşeme. f. (--ped. 1. (deniz kaplumba ğalarında ve yüzen memelilerde) yüzgeç. k. 1. hayal kurma. 2. i. hercai. f. yaz tura -e hayran olmak. (bir kattan ba şka bir kata giden) merdiven. 2. taş/tahta döşemek. sel basmak. yer. oto. i. (binadaki) kat. su bask ını. elastikiyet. 3. i. f. (with) (erkek) (kad yapmak. 2. 2. k. (--ted. i. tic. i. (flung) 1. duba. çabuk ve kesik bir şekilde elini sallamak. s. bent kapa ğı. f. 1. uçma.s. (bir kattan merdiven sahanlığına kadar giden) merdiven bölümü. çabuk bir sallama hareketi: a flick of the fingers bir fiske. kaprisli. i. 2. 2. küstah. taşkın. (ışık/gölge) oynamak. k. s. --ging) k ırbaçlamak. hayal. i. -den h ızla geçmek. (motoru) ambale etmek. f. ufacık bir belirti: He suddenly felt a flicker of hope. 2. uyduruk. (gemiyi) yüzdürmek. esnek. i. vurup yere yıkmak. --ping) 1. havai. f. (bir işe) dört elle sarılmak. 1. tokyo. döner sermaye. (--ged. bak. k. fiske atmak. küçük dilini ayaklı lamba. f. Birdenbire ufac ık ı. projektör. f. i. 3. sürü halinde toplanmak. s. saygısız. f. 2. dili şaşırtmak. i. 2. 2. flotör. balıklama dalmak. abajur.taşkın yatağı. 1. titreyen i.. kaçış. 2. i. el ilanbir umut duydu. esneklik. firar. su yüzünde/havada yüzmek/gitmek. (bir şeyin) su yüzünde yüzerek s. oradan rolü yapmayı 2. uçuş. 1. hızla atmak. 3. into flint flip flip a coin flip one´s lid flip one´s lid flip-flop flippant flipper flirt flit float floating floating assets floating capital floating dock floating population flock floe flog flood flood plain flood tide floodgate floodlight floor floor lamp floor plan floor show ten rengi. çakmakta şı. (kadın) (erkeğe) cilve f. sel. dili (sinema salonunda fiske atmak. su yüzünde/havada yüzen. derme çatma. 1. şamandıra. tepesi atmak. denizde yüzen üstü düz buz kütlesi. f ırlatmak. pilot. kat plan ı. su basmak. cari aktifler. a flick of the wrist çabuk ve kesik bir el sallama. dili 1. 2. 1. gelip geçici nüfus. f. i. 3. 2. uydurmasyon. 2. (kollarını) savurmak. (yüzmek için kullan ılan) palet. sürü. f. 1. 2. i. s. sel gibi akmak. 3. elastiki. yüzer havuz. kabarma. 1. k. over -e hayran olmak.. (kas ı) bükmek.ına) âşık gibi davranmak. çürük. coğr. 1. 1. keçileri kaçırmak. 1. dayan ıksız. eğlence programı. çıldırmak. (pencereyi/kap ıyı) hızla açmak. i. mim. dili sayg ısız. overı k. uydurma olduğu belli. fly. kad 1. vücudunun bir parças ını) geri veya bir yana çekmek. çok k ızmak. seven erkek.flesh color flew flex flexibility flexible flick flick one´s fingers flick one´s wrist flicker flier flight flight of fancy flight of stairs flighty flimsy flinch fling fling back open fling o. zemin. i. diliatmak. dili ç ıldırmak. titreme. s. 3. . tic. keçileri kaçırmak.--ting) ınlara âşık oraya uçmak. küstah. met. titreşim. 2. (darbe yememek için) (vücudunu. argo ç ıldırmak.

un. 3. inip ç ıkma. kükürtçiçe ği. s. denizde yüzen veya k ıyıya vuran şeyler. ak ıcı (yazı/üslup). çiçeklenmek. 2. ç ırpınmak. i. büyük ma ğazalarda işi idare eden ve müşterilere yardımcı olmak üzere dolaşan hayat kad ını. 2. fahişe. fırfır. 1. bata çıka ilerlemek. s. f. ak ıcı bir şekilde. akışkan. i. debelenmek. tüyleri kabar ık. f. reddetmek. k. i.. ilerlemek. inip ç ıkmak. 2. i. fly. k. f. dü şmek. 2. f. k. dalgalanma. i. sıvı. yüzdürme. i. berduşlarınfiyasko. --ping) 1..41 cc. --s (flor´ız)/--e (flor´i) i. s.floorboard flooring floorwalker floozy flop flophouse floppy floppy disk flora floral florid florist floss flossy flotation flotsam flotsam and jetsam flounce flounce flounder flounder flour flourish flout flow flower flower bed flower girl flowerpot flowers of sulfur flower-seller flowery flowing flown flu fluctuate fluctuation flue fluency fluent fluently fluff fluffy fluid fluid ounce fluke flung i. döşemelik. 2. diş ipliği. i.D. 3. bitki örtüsü. i. vermek. yükselip alçalmak.. . yükselip alçalma. i. i. değişmek. i. i. k. s. büyümek. çiçeklere ait. tic. bilg. bak. esnek disk. 2. 2. bitey. çiçek tarh ı. akışkan. fling. çiçe ği çok. durmak. 2. akan. 3. 1.. çiçekoturmak. duman yolu. ak ıcı. (--ped. değişme. dilbalığı. (sokakta çiçek satan) çiçekçi. f. akış. kırmızı (yüz/yanak). tumturaklı (yazı). tic. yumuşak ve kenarları sarkık. çiçek. (halıdan/kumaştan dökülmüş) hav. i. f.. gösterişli bir hareket. disket. i. döşeme tahtası. i. 2. itaat etmemek. f. akıcı bir şekilde konuşan (biri). A. 2. akmak. süslü (yazı/sözler/üslup). çiçekçi k ız. dili görevli. kesme çiçek sat ılan dükkânı işleten kimse. şans eseri.. tic. 2. i. i. 3. İng. (senetleri) ihraç etme. f. i. f. 29. i. 28. 1. i. bak. (bir şeyi) birden sertçe bırakıvermek. ak ıcı. out bir hışımla çıkmak. s. çoğ. f. s. sallamak. büyük bir baca içindeki birkaç ayr ı duman yolunun her biri. dili (motorlu taşıtın) gaz pedalına sonuna kadar basmak. alabildiğine gazlamak. dili başaramamak. dalgalanmak. kaldığı s. yüzme. saks ı. f. i. çiçek açmak. (dilde) ak ıcılık. into -e bir h ışımla girmek. s. fazla süslü. 1. 3. 1.. 1.B. grip. çiçekli. i. z. yurt. s. dili şatafatlı. 1. gelişmek. k. berduşların kalabileceği dili başarısızlık. 1. (saç) sarkmak. çiçekçi. 1. otel. nikâh töreninde çiçek taşıyan küçük kız. hor görmek. (tüylerini/saçını) kabartmak. i. i. 1. (bir) şans.57 cc. 2. f. ç ırpınmak. flora. (elbise/kuma ş) (belirli bir şekilde) dökülmek. farbala. f. bocalamak. 1. (diş aralarını) iplikle temizlemek.

dili kaçmak. tüymek. f. s. 1. . k. (s ınavda) çakmak.t. floresan. 2. 1. çok k ızmak.flunk flunk out flunky fluorescent fluorescent light fluoride flurry flush flush s. 2. kör uçmak. başarısızlıktan dolayı okulu bırakmak zorunda kalmak. pilotluk. heyecanlı ve şaşkın bir hal. -i hiçe saymak. çırpınmak. i. f. çaktırmak. 2. pilotaj. uşak. (av kuşunu) ürkütüp uçurmak. uçurma. yükselişi/inişi. yivli sütun. küplere binmek. küplere binmek. dayanma uçan daire. 5. (tecrübesizlik veya birtak ım eksiklikler yüzünden) sadece içgüdülerinebirtak ım eksiklikler yüzünden) sadece içgüdülerine (tecrübesizlik veya dayanarak idare etmek. k ısa süren hafif bir kar yağışı. 2. birdenbire üstüne sald ırmak. 1. çabuk çabuk sallamak.. köpük. 1. f. tepesi atmak. birinin emirlerine ko şan. tay. i. out flush s.kayn ısüren bir fiyat 2. i. boks sineka ğırlık. flüt. s. erkek pantolonunun önündeki fermuar veya dü ğmelerle açılıp kapanan1. 2.. f. i. s. 2. (tuvalete ait) rezervuar. müz. (yanaklarını) kızartmak. 2. i. uçmak. (sütundaki) yiv. f. düz. i. down the toilet flush tank flush the toilet fluster flute fluted column fluting flutter flux fly fly fly a kite fly at fly at s. sineksıklet. dili üzerinde bol para olan. 2. (flew. hiddetlenmek. alçaktan uçmak. dayanarak idare etmek. 5. sinek. köpürmek. (kanatlar ını) çırpmak. sifonu çekmek. bak. uçma. uçakla gitmek. kemeri. tic.. volan. kısa süren bir heyecan/telaş. 3. piyon. uçurtma uçurmak. (sınıfta) bırakmak. (zaman) ak ıp gitmek. uçup gitmek. tay do ğurmak. i. i. 2. i. 4. 1. i. dili (önemsiz/ilgisiz bir şeye takılarak) asıl konudan ayrılmak/uzaklaşmak. flier. 3. i. borsada ısa hizada olan. 1. tepesi atmak. çok çabuk gitmek. güvenilmez. 4. kim. 1. düzenteker. amaçtan sapmak. k. mim. birini sakland ığı yerden çıkarmak. bir şeyi tuvalete atıp sifonu çekmek. (rüzgârda) titremek veya hafifçe i. (birini) heyecanland ırıp şaşırtmak. i. dili zıvanadan çıkmak. s. ak ış. k. floresan. dili 1.. 1. ç ırpınır gibi düşmek. mim. köpürmek. flüorür.´s throat fly away fly blind fly by the seat of one´s pants fly in the face of fly into a rage fly into a tantrum fly into a temper fly low fly off fly off the handle fly off the handle fly swatter fly the coop fly/go off on a tangent fly-by-night flyer flying flying buttress flying saucer flypaper flyweight flywheel foal foam f. 1. flown) bölüm: Your fly´s open. (sütundaki) yiv/yivler. sineklik. mim. f. uçu ş. Pantolonunun önü açık. s ıvışmak.o. dalgalanmak. (yüzü) kızarmak. uçurmak. 2. uçan. i.. floresan lamba. 2. sinek kâ ğıdı. 1. (bayrak) dalgalanmak. k. (hiddetten) ba ğırıp çağırıp tepinmeye başlamak. k. dalkavuk. havacılık. 1. mim. 2. uçup gitmek. k. flavta. i. dili hemen öfkelenmek. floresan ışık. 3. havacılıkla ilgili. i. birine birdenbire (sözlerle) sald ırmak. i. (sınıfta) kalmak.o.

i. s. 2. jeol.. 1. (bir şeyi) tamamlamak. körüklü kapı. s. k ıs. Deryaından gitmek. i. aynı şeyi yapmak: When Derya got herself a telephone. madenleri döverek oluşturulan) varak. Hülya followed suit. 1. 3. i. 2. Hiç fikrim yok. fob (gemide/trende teslim). yaprak. -den sonraki. dili akrabalar. i. dili (işyeri) temelli kapanmak. iflas etmek. s. fetid. i. i. --ging) bu ğulanmak. mihraki. bak. yanda şlar. köpürmek. izlemek. -in ba şına yıkmak: foist a job (off) on s. f. 3. misil. fetus.. 2. 4. k. (--ged. çoğ.b. kimseler. edat -den sonra. I don´t have the foggiest idea. örümcek kafalı kimse. set çekmek. sünger. on -e zorla kabul ettirmek. ağzı köpürmek. yanda ş. anlamak. 2. bro şür. f.. 2. odak. in/into -e sokuşturmak. alüminyum folyo.. follow through follow through follow up follower following 1. i. s. s. köpüklü. kavramak. (--ed/--sed. sezgileriyle/sezgilerine dayanarak hareket etmek. taraftar. odak noktas ı. i. s. ço ğ.´s footsteps follow one´s nose follow s. i. düşman. folyo. buğulandırmak. bak.oyunu. birinin sözünü dinlemek. spor (belirli bir beden hareketini) sonuna kadar (bir işin) sonunu getirmek. --es (fo´kısız)/fo. ana baba. katlanmak. akordeon kapı. (başka bir şey yaparak) i. free on board tic. 2. bak. katlamak. kalay v. çevirmek. k. kollarını kavuşturmak. bitki yapraklar ı.o.´s advice follow suit follow the lead of s. ask. sarmak.. s. harekete geçerek düşmanı sıkı 1. sis düdü ğü. birinin ard kendine telefon 1.o. be ş kakalamak. 1. sis. sisli. katlanır kapı. 2. 1. -i müteakip. insanlar. kat. zayıf yön. (saman/ot gibi) hayvan yemi. f. 3.. odaksal. halk halk edebiyatı. aile. 2. dosya. önlemek. 1. bir kimsenin izinde olmak.foam at the mouth foam rubber foamy fob focal focal point focus focus one´s attention on fodder foe foetal foetid foetus fog foggy foghorn fogy foible foil foil foil foist -fold fold fold fold one´s arms folder folding chair folding door foliage foliage plant folk folk dance folk literature folk song folklore follow follow in s.ci (fo´say) i. on yapmak.o. --ing/--sing) odaklamak. i. 1. 1. 2. i. fetal. kıvrım. folklor. takip etmek. dosdo ğru gitmek. zaaf. katlanır iskemle. armonik kapı. 2. ağıl. fiz.o. koyun sürüsü. yeşillik. bir şekilde takip etmek. . taraftarlar. hasım. i. 1. f. f. kere: fivefold on -e misli. 2. 2. sonek kat. i. (bir işin) sonunu getirmek. eskrim flöre. 1. yava ş yavaş katmak. çok öfkeli olmak. (alt ın. topu atmak. halk. f. i. halk şarkısı. beş kat. -e dikkatini i. i. yapraklarının güzelliği için yetiştirilen süs bitkisi. çoğ. aşağıdaki. al ınca Hülya da aynı şeyi yaptı. bir işi birinin başına yıkmak.

2. besin. f. 4. i. fondü. sağlam ve kullanılması kolay. Ona hiç yaya gitmek. 2. teşvik etmek. i. i. z. I wouldn´t touch that with a ten-foot pole. with bir hobi olarak (bir şey) ile pirit. budalalık. aptalca ( şey). bilg. mükemmel. u ğruna. (karyolanın) ayakucu. i. ahmaklık. -e. ayak. 1. şerefine. 2. yemek. hesabı ödemek. k. İng. ahmakça. bağ. sevgiyle. i. dipnot koymak. Amerikan futbolu. dili dünyay verseler onu yapmaz.). çoğ. budalalık. Dünyayı k. 3. tahrikçi. ramp ışıkları.. fazla müsamaha. yürümekten ayaklar ı şişmiş/yaralanmış/ağrıyan. patika. s. düşkünlük. (dağ/tepe için) dip. i. budala. -den dolayı. i. küçük sand ık.. enayi. i. i. budalaca. 2. 5. ahmak. i. 1. ayak izi. vaktini çalışacağına eğlenmekle geçirmek. ayağa giyilen şeyler. 3. s. s. s. k ışkırtmak. fazla müsamahakâr. i. ahmak. güzel hatıralar.4 cm. 4. ayaklı: a four-footed animal dört ayaklı bir hayvan. kendini/diğerlerini boş yere tehlikeye atan. i. g ıda maddesi. 1. çünkü. budala. ayakkab ılar. i. 1. için. dört dörtlük. 1. ayak izi. İng. g ıda. yiyecek. i. font. kaldırım. dili paras ını vermek. matb. ı verseler: She wouldn´t do that for the world. i. 3. futbol. ba şıboş.. 2. zira. yiyecek. 1. sevmek. 3. 2. 2. ok şamak. . edat 1. aptal. şefkatle. aldatmak. züppe. feet (fit) fut f. sevgi dolu. f. serbest. i. 2. i. aptal (kimse). aptallık. vaftiz kurnas ı. vaktini bo şa geçirmek. ayak basacak yer. i. yaya kaldırımı. (30. i. s.folly foment fomenter fond fond memories fondle fondly fondness fondue font font food foodstuff fool fool fool around fool´s gold fool´s paradise foolhardy foolish foolishness foolproof foot foot foot it foot the bill foot the bill football footboard footbridge footed foothills foothold footing footlights footlocker footloose footnote footpath footprint footsore footstep footway footwear fop for for (all) the world i. 1. with ile oynamak. ayak basacak yer. k. 2. i. ayak sesi. dipnot. k ışkırtıcı. delilik. şaka yapmak. f. çoğ. f. 2. s. i. hayaller üzerine kurulmu ş mutluluk. -e karşı. çok sağlam. 1. (karyolan ın) ayakucundaki tahta.. dili 1. i. sıradağların veya bir dağın uzantısı olan tepeler. s.. tiy. i. yaya köprüsü. i. adım. i.

evvela. ilelebet. çok ucuza. for s. 1. 2. . k. fazladan.. 2. dili ilkin. muhakkak. anca beraber kanca beraber. and for another I´m tired. paras ız. bana kalırsa. bildiğim kadarıyla: She´s still in Rome for aught I benim bana ne! know. For one thing it´s too . iyi de Benim bildiğime göre hâlâ Roma´da. k. Evvela d ışarısı fazla Allah aşkına. bir kere. korkusuyla.for a change for a song for a variety of reasons for ages for all one is worth for all that for all the world like for appearances´ sake for aught I care for aught I know for better or for worse for certain for dear life for effect for ever for ever and a day for ever and ever for example for fear of for free for fun for good for good for good measure For goodness sake! for heaven´s sake For heaven´s sake! for hire for instance for keeps for life for luck For mercy´s sake! for months for my part for my part for my sake for nothing for once değişiklik olsun diye. görünüşü kurtarmak için.o. and for another Sebepler s ıralanırken kullanılır: I don´t want to go. kesinlikle. ömür boyu. temelli olarak. ebediyen. örneğin. Gitmek istemiyorum. 2. k. for pity´s sake pratik davranmamak. kötü de olsa. bana kalırsa. dili vargücüyle. uğur getirsin diye. olsa. uzun bir zaman. k. 1. mesela. ebediyen. sonsuza dek. for sale For shame! for starters for sure Ne ayıp! k. zevk için. gibi: He looks for all the world like his grandfather. kesinlikle. Allah aşkına! Allah aşkına... bu sefer. kendi hesab ıma. dili gerçekten/hakikaten . mesela. beni hiç ilgilendirmez: He can do it for aught I care! Vars ın yapsın. çoktan beri. senelerce. bana ne. korkusundan. kesin: That´s for sure! Oras ı kesin! . bir kerelik. Allah aşkına! kiralık. 1. bedava.. örneğin.. k. . T ıpkı büyükbabasına benziyor. dili var kuvvetiyle/gücüyle: She was running for all she was worth. temelli olarak. Var kuvvetiylerağmen. Aman!/Allah a şkına! aylarca.. to be impractical satılık. boş yere. for once For one thing . her zaman için. resmen.: cold. gösteriş için. daima.. şakadan. dili bedava. her şeye ko şuyordu. dili ilelebet. sonsuza kadar. sonuna kadar. hatırım için... çeşitli nedenlerden dolayı.. bence. boşuna. paras ız. yok pahas ına. -den korkarak. ek olarak. bildiğime göre..

bilmiyorum: Here´s what I heard. 1. toplamak. f. farz edelim ki. (for. bak. girme.. zorla. s. kuvvetli.. yasak etmek. önceden haber vermek. bak. genellikle. f. k. 1. önceden. 2. f. zorla çalıştırma. güçlü. --ding) yasaklamak. Mondays. dili işinize yarar mı. (from) kendini (bir şey yapmaktan) alıkoymak. i. ak ın. ırmakta yürüyerek geçilen sığ yer. z. istersen: It´s yours for the asking. mecburi iniş. kapıyı zorlamak. bilmiyorum. f. . çoğunlukla. i. İşinize yarar mı. sert. f. cebri yürüyü ş.. karıştırarak aramak. kolun dirsekle bilek aras ındaki bölümü. 1. hiç. mecbur etmek. forseps. i. zorlamak. f. tıb.. yasak. ata. güçlü. bak.. forbear. s. önceki. 2. 2.. etkili. --den. 1. hav. mecburi satış. i. haftalarca. şimdilik. i. fors majör. ama duyduğum bu. anat. s. 1.it´s yours for the asking.borne) 1. zor. (for. kamu yararına. f. cet. -mek amac ıyla. s. sığ yerden yürüyerek geçmek. 2. 2. güç. önek ön. umumun refah ı için. 2. i. varsayalım ki. dalma. f.. ürkütücü. anlaşılsın diye... 2. zorlayıcı neden. korku veren. Alabilirsin.. 2. forbid. . kuvvet. at gunpoint force the door forced labor forced labor forced landing forced march forced sale forceful forceps forcible forcibly ford fore foreforearm forebear forebode 1. f. hatırı için. tabancayla/tüfekle birini zorlamak. aramak. aşkına. ne yaptıysam. hatta. baskın.: If you want to use my boat on dili saçma. Teknemi pazartesileri kullanmak k. yasaklanm ış. (merhametten/ şefkatten dolayı) (bir şeyi) yapmamak. angarya. önkol. ask. s. for. i. geçit. forbear. for whatever it´s worth. (özellikle u ğursuz bir şeyi) önceden hissetmek. angarya. ona gelince. 1.bade. for the most part for the most part for the present for the public weal for the purpose of for the sake of argument for the sake of clarity for the time being for weeks for what/whatever it´s worth for/on sale forage foray forbade forbear forbid forbidden forbidding forbore forborne force force force a smile force majeure force s. zorla gülümsemek. ön. . öndeki. satılık.for that matter for the asking for the birds for the life of me for the life of me for the love of . vallahi. ha şin. şimdilik.o. zora dayanan..bore.

f. parayı ödemediği için ipotekli malı sahibinin elinden almak. sağ vuruşla yapılan. devlet ormanlar f.. ebediyen. a ğaç dikip orman haline getirmek. s. hep. (hayvanlarda) ön ayak. i. erken davran ıp önlemek. hitabetle ilgili. i. orman. 1. döviz. (fore. anat. ön plan. önceden alınan tat. f. (fore. i. alın. sağgörü. f. i.foreboding forecast forecastle foreclose forefather forefinger forefoot forefront foregone foregone conclusion foreground forehand forehead foreign Foreign Affairs foreign affairs foreign exchange foreign exchange foreign minister foreign parts foreign trade foreigner foreknowledge forelady foreleg foreman foremost forename forensic forensic medicine forensics foreplay forerunner foresee foreshadow foresight foreskin forest forest ranger forestall forester forestry foretaste foretell forethought forever forewarn i. cinsel ilişkiden önce oynaşma.saw. ön ayak. jüri başkanı. yabanc ı/dış ülkeler. i. öncel.told) önceden haber vermek. (birinin/bir şeyin) habercisi olmak. huk. yabanc ı. ilk isim.ında görevli ormancı. çoğ. tenis sa ğ vuruş. i. i. i. i. i. durmadan.cast/--ed) önceden tahmin etmek.. ileri görü ş. f. dışişleri bakanı. ustabaşı. ormanc ı. basiret. i. i. s. önceden bilme. 2. fore. döviz. i. küçük isim. yabanc ı. s. en öndeki yer. haberci. peşrev. f. i. önceden sezmek. tahmin. ön plan. işçibaşı kadın. i. i. f. ecnebi. sonsuza kadar. i. 2. . başta. ecnebi. z. den. çoğ. (fore. ağaçlandırmak..men (for´mîn) i. önsezi. kehanette bulunmak. z. dışişleri. 2. fore. başta gelen. ormancılık. Dışişleri. dış. münazara sanatı.feet (for´fit) i. adli tıp. mahkemeye ait. ata. orman mühendisliği. önceden belli olan sonuç. i. 1. öngörü. s. s.. huk. işaret parmağı. orman mühendisi. i. i. --n) önceden görmek. cet. i. sünnet derisi. önden gelen. i. dış ticaret. kötü bir şeyin meydana geleceğini önceden hissetme. selef. önceden uyarmak/ikaz etmek. 1. f. i. önceden dü şünme. 1. ormanla ştırmak. ön oyun. münazaraya ait. ba ş kasarası. en öndeki. işçibaşı. 2.

f. formalize. f. yolun/nehrin çatalla şan yer veya kolu. güç. i. şekil düzen. âdet edinmek. f. terketmek. . fore. 3. bellemek. aşılması zor..en) 1. i. bel. sıra olmak. ask. 2. s. (for. biçimlendirme.sook. bak. kadın jüri başkanı. ümitsiz ve üzgün. the birinci. 1. 4. for. s. kalpazan. İng. çatal.went. i. 2. ıformatlamak. 1. işçibaşı kadın. oluşturma. demiri ocakta kızdırıp işlemek.. i. ilk. sahtekârlık. işçibaşı. bot. 1. i. f. for. sıraya girmek. çoğ. biçimlendiren. yüzüstü b ırakmak. bak. f. (for. bahç. Formoza´ya özgü.got.. şekil verme. 2. bağışlama. form. 1. 2. i. 1. --n) affetmek.forewoman foreword forfeit forgave forge forge forge ahead forger forgery forget forgetful forgetfulness forget-me-not forgive forgiven forgivingness forgo forgone forgot forgotten fork forked forklift forlorn form form a government form a habit form a line form a single file form an opinion formal formalise formality formalize format formated diskette formation formative former formerly formidable Formosa Formosan formula formulate fornicate forsake çoğ. f. 2. 1. yapıp orijinal olduğunu ileri sürme. sahte şey. f. i. unutmabeni. 1. 1. i.. forklift. s. s. yaln ız. evlilik d ışı cinsel ilişkide bulunmak. 2. 2. bir şeyin sahtesini yapıp orijinal olduğunu ileri süren kimse. ceza. oluşma. f. bak. 2. 2. format etmek.. yapmak. 2. ilk söylenen. şekil vermek.wom. forget. Formoza. 1. (for.. sahtekâr. --ting) s. 1. 1. dövmek. 2. Formoza.ten. af. (--ed/--ted. 2. f. (for. unutkanlık. çatal. i. 2. huk. format. f. fikir edinmek. forgive. birbiri ardınca sıralanmak. biçim vermek. 1. 3. resmiyete dökmek. bedel. unutmak. i. f. f. unutkan. eski. i. i. bak. f. demirci oca ğı. biçimlendirmek. Formozalı. sahtesini yapmak. Formozalı. biçimsel. 1. z. formatl disket. zor... 1. çatallı. s. hızla ilerlemek. forgo. 1. veren. resmile ştirmek. (okullarda) sınıf. bahç.. ba ğışlamak. önceki. f. 2. biçimlemek.sak. 1. tek s ıra olmak. zina etmek. doldurulmak üzere hazırlanmış basılı belge.. f. --s (fôr´myılız)/--e (fôr´myıli) i. öne geçmek. terkedilmiş ve harap. spor form.got. hükümet kurmak. 3. f. bak. f. f. i.en (for´wîmîn) i. 2. biçim verme. 3. formül. teşkil. şekil. s. i. biçim/şekil vermek. mü şkül. bilg. bir şeyin sahtesini kalpazanlık. 2. --ing/--ting) bilg. 1. ceza olarak kaybetmek. önsöz. 2. i. çatallaşmak. reçete. formalite. i. s. eskiden. f. 3. oluşturmak. İng. biçim veren. biçim. resmi.gave. forget. mat.gone) vazgeçmek. demirhane. kesin ve aç ık olarak belirtmek. for. biçim. kim. resmiyet. b ırakmak. bak. alışkanlık edinmek. forgive. vazgeçmek.

spor faul. 1. 5. iyi ki. rastlantı sonucu olan. on be ş gün. 1. 3. -de tahkimat yapmak. s. ileri. önümüzdeki. 2. i. futbol forvet. bereket versin. fossilize.b. 1. doğrudan. 2. kırk.. s. z. ön. i. f. s. öndeki. ilerletmek. f. fight. temel... büyütmek.ra (for´ı) i. tahkimat. z. 3.. beslemek. kirli. evlatlık. bak. 1. talih. taşıllaştırmak. cinayet.. suikast. f.sworn) b ırakmak için yemin etmek. f. fondöten. kırk rakamı (40. 2. k ırkıncı. k ısmet. gelecek. pis. büyük kale. (for.. i. forum. 2. talihli.). 2. kurma. bak. fosilleştirmek. kurmak. f. s. i. forgo.. bakmak. ile kar f. birbirine karışmış (ipler. s. Allahtan. fosil. dışarıya doğru. tiksindirici. fena. i. iki hafta. içten. derhal. çoğ. ışmak. i. nakliye acentesi. İng. falc ı.. f. s. -e moral vermek. fosilleşmek. 1. s. 1. --s (for´ımz)/fo. f. birinin en iyi yaptığı iş. k ırk. hisar. tesadüfi. z. kurum. servet. kırkta bir. bak. z. f. i. kalıba dökmek. s.. samimi. kurucu. f. kirletmek. i. 1. 1. temel. çok şükür. ileri do ğru. f. iğrenç. aç ıksözlü. kader. 2. vak ıf. bak. 3. yeni adrese göndermek. i. XL). f. k ısa süren uyku. küstah. bak.. büyük hisar. tahkimat yapma. ileri.forsaken forsook forswear forswore forsworn fort forte forth forthcoming forthright forthwith fortieth fortification fortify fortitude fortnight fortress fortuitous fortunate fortunately fortune fortuneteller forty forty winks forum forward forward forward forwarding agent forwards forwent fossil fossilise fossilize foster foster child foster parents fought foul foul foul play foulmouthed found found found foundation founder f. bak. taşıllaşmak. spor faul yapmak. i. tesis etme. ağzı bozuk. evlatlığa bakan ana baba. 2. sevketmek. 1. 2. göndermek. f. ileride olan. 2. ileri. 1.. bak. i. 4.. i. find. forsake. küfürbaz. forsake. v. z. bak. kötü. birinin asıl uzmanlık alanı. f. şans. şekerleme... forswear. forward. kale. . s. 3. d ışarı. i.swore. 4. i. esas. hemen. metanet. tövbe etmek. şımarık. ask. bak. forswear. zincirler pisletmek. 2. şanslı. i. for. ta şıl. f.

kolay k ırılan. ç ılgına dönmüş. i. çerçevelemek. kırık. i. s. karkas. tavuk/hindi/ördek eti. i. huysuz. 1. düşüncelerini/duygularını açıkça gösteren. dolmakalem. hafif ve kırılgan olma. içten. (şirketin bayie tanıdığı) imtiyaz. kırılgan. i. s. s. kurnaz. 2.). güzel kokulu. s. (pencereye/kap(aslait) kasa. 2. kırılganlık. (binaya ait) iskelet.. güzel koku. kırılma.b. i. Belçika. kardeşlere özgü. kırık. Fransa. tilki gibi. i. açıkyürekli. dolmakalem. dökmeci. i. s. i. k. 2. 2. İsviçre para birimi) frank. i. s. i. bak. açıksözlülük. the oy hakk ı. (binaya ait) iskelet. i. tilki kürkü. i. çerçeve. 1. 1. s. i. 2. 2. dört. fıskıye. telaro. 1. arbede. on dört. v. s. ince ve güçsüz olma. i. 4. güvenilir ve inançl ı. etmek. (çoğ. tertipzaaf. tilki. (zarf ın üstüne) posta damgasını veya posta ücretinin ödenmiş olduğunu gösteren bir işareti basmak. aldatmak.´nde) şasi. durum: left him in yap ı. argo suçu (asl tuzak. bir şeyin kırılan yeri. çeşme. kumpas kurma. naziklik.b. (umut. açıkkalpli. 1.. kumpas. karde şçe. i. kesir. s. 1. pınar. s. i. dördüncü. s. 1. 1. şans v. 1. i. i. mis kokulu. buluntu. 2. 1. açıksözlü. (binaya ait) iskelet. hafif ve kırılgan. 2. çılgın. i. ince ve güçsüz. dört. dala ş. asıl kaynak. i. 2. düzenlemek. 2. tilki. i. (ruhi) hal. s. 2. (bir şeyden) küçük bir parça. f. dört rakam ı (4. av tüfeği. dökümhane. cesur. kümes hayvanı. fuaye. dili. tasarlamak. 2. i. dünyanın dört bucağı. çerçeveletmek. samimi. gürültülü kavga. . ince ve zayıf nahif. mat. i. f. bir çeşit sosis..founder foundling foundry fount fountain fountain pen fountain pen fountainhead four four corners of the earth foursquare fourteen fourth fowl fowling piece fox foxglove foxy foyer fracas fraction fractious fracture fragile fragility fragment fragrance fragrant frail frailty frame frame frame of mind frame-up framework framing franc France franchise frank frank frank frankfurter frankly frankness frantic fraternal i. 1. i. argo suçu ıya ında suçsuz olan birine) yıkmak. aksi. i. açıkça. (posta pulunu) damgalamak. k ırma. dökümcü. f. 1.b. frankfurter. (Fransa. zayıf (umut. Onu ne şeli bir halde bıraktım. kaynak. kolay k ırılma.. kuş. 3. i. dörtte bir. on dört. yapmak. mind. terkedilip sokakta veya ba şka bir yerde bulunan bebek. kaynak. bot. fowl/--s) 1. i. 3. (otomobil. on dört rakam ı (14. kurnaz kimse. çeşme. a cheerful frame ofkamyon v. çok acele ve telaşlı.´nde) zayıflık. (vücudaI ait) bünye. XIV). karkas. irade zayıflığı. 2. karkas.1. pınar başı. z. 1. şansince ve zayıf nahif olma. memba. IV). 3. k ırık parça. i. 2. i. 2. 3. yüksükotu. ında suçsuz olan birine) yıkma. stilo.

karde şlik. otoyol. fob. dili bedavac ı kimse.fraternise fraternity fraternize fraud fraudulent fraudulent bankruptcy fraudulent bankruptcy fraudulent transaction fraught fray fray frazzle freak freckle freckled free free free and easy free enterprise free from free kick free kick free of free of charge free on board free pass free port free will free will free zone freedman freedom freedom of the press freeholder free-lance freeload freeloader freely freemason freesia freestyle freestyle swimming freestyle wrestling freeway freewheel freeze freeze one´s blood f. buz ba ğlamak. i. serbest yüzme. 1. arka tekerle ği zincirden güç almadan serbest dönen bisikletle gitmek. dolandırıcı.. hileli muamele. münakaşa.men (frid´men) i. dövüşme. -siz: free from error hatas ız. serbestçe. tapu sahibi. fro. mason. garip bir olay. kölelikten azat edilmiş kimse.otlakç ılık etmek. sert olmayan. bak. donmak: I´m freezing! Donuyorum! i. 1. çılgına döndürmek. dondurmak. i. nakliyecinin arac ına ücretsiz teslim. 3.zen) 1. teklifsiz. hileci. bo ğuşma. 1. tic. serbest ısız. f. 1. huk. (ile) dolu: a journey fraught with danger tehlike dolu bir seyahat.. serbest. doland eratla sahtekârlık. 1. savaşma. çok üşümek. f. delisi: a soccer freak futbol hastas ı. serbestlik. z. f. çil. bedava. serbest çalışan (gazeteci/yazar/fotoğrafçı). s. azat etmek. dili otlamak. serbest vuru ş. meşgul olmayan. garabet. i. 2. serbest bölge. k. i. k. frikik. azatlı. hür irade. rahat. hür. bedava. özel girişim. İng. buz tutmak. çok 2. etrafa ald ırmadan hareket etmek. f. serbest liman. f. hileli iflas. bot. farmason. hafifme şrep (kadın). freed. i. i. f. 1. i. s. desise. hür teşebbüs. f. fels. hile. s. serbest vuru ş. kanını dondurmak. . 3. arkada şlık etmek: Officers are forbidden to fraternize with enlisted men. serbest. i.arkadaşlık etmesi aldatma. ekon. fels. İng. fraternize... çılgına i. donma. bedava. free from pain ağrısız. çok hoşgörülü. huk.. paras ız giriş kartı. çok korkutmak. paras ız. çoğ. 1. 2. atışma. aç ık liman. saygb ırakmak. argo hastas ı. saçaklanmak. pedal çevirmeden gitmek. laubali. (froze. (gazeteci/yazar/fotoğrafçı) serbest çalışmak. parasız. yasak. 2. donmak. -den muaf: free of tax vergiden muaf. hilkat garibesi. f. hürriyet. özgürlük. özgür. kurtarmak. mezhebi geniş. hileli iflas. yıpranmak. serbest güre ş. frezya. 2. erkek üniversite öğrencilerine ait birlik. out argo 1. s. arbede. 2. çevre yolu. 2. 2. otlakçı kimse. 4. Subayların ırıcılık.. i. hür irade. 1. 3. boş. s. (kuma şı/ipi) yıpratmak. tic. hileli. i. çilli. 2. s. i. çok toleranslı. spor frikik. basın özgürlüğü. z. mülk sahibi. sahtekâr.

yağda pişirilmiş. 1. fretaj. taşıma ücreti. c ıvık. s. . Hrist. ters. sürtünüm. navlun. s. Fransız. 1. taze hava. Frans ız kornosu. müz. i. s. nakliye. 2. sulu. i. çılgınlık. canlı. i. Fransız. i. k ızarmış patates. --ting) 1. 1. şilep. 4. (rüzgâr) kuvvetlenmek. taze. yük vagonu.. yeni yap ılmış. 2. s. Friday. friksiyon. sahanda yumurta. Fransızca. sürtüşme. camlı ve çift kanatlı kapının kanatları. f. k. Fransız. dondurarak kurutmak. fret. s. i. (küçük şeyler için) endişe etmek. k. marşandiz. Fransız erkek. 1. endişeyehuysuz. fretleme i şi. 2. fiz. s.menbir hale sokmak. i. f.men (frenç´mîn) i. 1. i. artmak. dili fazla samimi davranan. uyuşmazlık. (buzdolabının içindeki) buzluk. elek.freeze over freeze-dry freezer freezing freezing compartment freezing point freight freight car freight train freighter French French doors French fried French fries French Guiana French horn French toast French windows Frenchman Frenchwoman frenetic frenzied frenzy frequency frequent frequent frequently fresco fresh fresh air freshen freshen up freshman freshwater fret fret fretful fretsaw fretwork Fri friar friction friction tape Friday fridge fried fried egg üstü buz tutmak. (kolejde/üniversitede) birinci sınıf öğrencisi. mim. i. s. 2. frekans. yeni. teras veya bahçeye aç ılan) camlı ve çift kanatlı kapının kanatları.. i. i. fretler. f.wom. 1. cuma. French. aksi. i. (-ted. patates tava. 1. sürtünme. k ıs. dili buzdolab ı. ücretle taşınan mal. dondurucu. 2. f. 5. sık sık tekrarlanan. çılgın (bir olay).. ovuşturma.en (frenç´wîmîn) i. yağda kızartılmış. i. s. donma noktas ı. sapak. kızmak. dipfriz. yüzünü yıkayıp kendine bir çekidüzen vermek. (bir yere) s ık sık gitmek. s ık sık tekrarlanma. French. Fransız Guyanası. --ting) mim. (küçük şeyler yüzünden) sinirlenmek. 2. ihtilaf. 2. yeniden yapılan. fresh. (balkon. ço daha çekici (freş´mîn) i. sıklık. k ıl testere. t ıb. izole bant. (erkeklere özgü baz ı dini tarikatlarda) frer. yük treni. anlaşmazlık. düşürmek. 3. s. 2. Frans ızca. navlun. çok so ğuk. zinde. (bir yeri) daha güzel ve ğ. çılgın. i. sinirli. f. kızartılmış. rahip. 1. mim. taze (hava). müz. tatlı su. z. 2. i. (--ted. çoğ. (buzdolab ının içindeki) buzluk. fretlemek. korno. endişelendirmek. çok heyecanlı. çoğ. (telli çalg ıların sapı üzerindeki) perde. Fransız kadın. 3. sapaklar. ovma. çılgın bir hal. tatlı suya ait. yumurtaya batırılıp tavada kızartılmış ekmek. sık sık. fresk. tela şlı.

. gözlemeye benzer bir çe şit börek. rop. (--ked. 2. arkadaşça. dostça. i. maaş dışında verilen haklar. günden güne. frijider.men (frag´men) i. kâkül. dostluk. i. edat 1. saçak.. cana yak ın. tepeden tırnağa (kadar). birinin ödünü koparmak/patlatmak. f. korkunç. i. 1. 1. 1. f. saçma.. from the word go from time to time i.o. deh şet. 2. s. havai (kimse). (mutlu bir şekilde) sıçrayıp oynamak. kanı sıcak. 1. --king) 1. firkateyn. 3. dili çok. parça parça harcamak. çoğ. i. bak. (birinin) üstünü aramak. püsküllü saçak. kapı kapı (dolaşma). k. 1. soğuk. kadın elbisesi. emeklilik sigortas ı gibi) işçiye ücreti dışında sağlanan herhangi bir şey. s. 2. şen. ciddiyetten yoksun hareket/söz. bak. arkada şlık. perçem. bir güçlükten diğer bir güçlüğe. havailik. 2. korkutmak.. f. out of his/her wits/frighten the wits out of s. Her ranking rose uzaktan. i. He jumped from the branch. dilden dile. gülüp geçmek. 1. ciddi olmayan. frizzy. frightening frightful frightfully frigid frigidaire frill fringe fringe benefit fringe benefits frisk frisky fritter fritter frivolity frivolous frizzle frizzly frizzy fro frock frock coat frog frogman frolic frolicsome from from a distance from afar from beginning to end from day to day from end to end from head to foot from mouth to mouth from pillar to post from the first From the sound of it things are pretty bad. k ıvırcık. ahbaplık. eğlence. z. i. s. 1. redingot. (bir yer)den. 1. frog. k. away azar azar çarçur etmek. s. 2. 2. arkada ş. delişmenlik. arada s ırada. kıvır kıvır (saç). 3. 1. ahbap. f. neşeli. soğuk. cana yakın olmayan.o. z. den. k. cızırdatarak kızartmak. 2. kenar. s. hoppa (kadc ızırdamak. i. a ğızdan ağıza. O Manisalı. s. i. dili ta ba şından beri.friend friendly friendship frier frieze frigate fright frighten frighten s. s. baştan itibaren. 3. dost. buzdolab ı. yerinde duramayan. f. fırfır. farbala. bir uçtan bir uca. korkunç bir şekilde. oynak. f. ın). fryer. i. (bir ba şlangıç noktasın)dan: He´s from Manisa. Daldan atladı. dili Anlad ığım kadarıyla durum vahim. friz. tıb. 2. i. 2. önemsiz. kurbağa. müthiş. i. sıçrayıp oynamak. korku. eğlence. kurbağa adam. zaman zaman. efriz. mim. bo ş. baştan sona kadar. buz gibi. baştan aşağı. s. frijit. korkutucu. . sıcakkanlı. i. 2. (sosyal sigorta. çok so ğuk. saçak takmak. uzaktan. i. s. içten olmayan.

hışırtı.. baştan aşağı. 1. 1. 1. i. 1. içinden. on -e bakmak. binanın cephesi. arsanın sokağa/denize/göle/nehre bakan tarafı. cephe taarruzu. s. tepeden tırnağa. f. (keki) şekerli bir karışımla kaplamak. set çekilmiş. f. meyve vermek. yeraltı don i. ümitleri suya dü şmüş. soğuk (tavır. 2. baştan ayağa. 2. İng. i. cevap v. küçük. kösteklenmiş. hudut. 2. 2. s.´ne ait) k ı. donmu ş. 1. ket vurmak. i. s. kırağı düşmek. dona çekmiş (hava). s. meyvemsi. 2. buzlucam. faydas ız. hüsrana uğratmak. 4. köpükçükler. hüsran.b. soğuktan donma. tül veya aksesuarlardan olu şan) aşırı süs. verimlilik. hudut bölgesi. ileri hat. (sava şta) içinde: They´ll be here cephe.. hüsran dolu. cephe. seviyesi. s. s. s ınır. (fırfır. kitabın başındaki resimli/süslü sayfa. i. s. keklerin üzerine konulan şekerli karışım. sade ve ucuz. bir i engellenme. freeze. ön. sinir bozucu. i.an (göl. meyve. 3. i. nafile. alna ait. gerçekle şme.b. üstü köpükçüklerle kapl ı.. demode giyimli kadın. i. 2. şekerli bir karışımla kaplı (kek). manav. i. kaş çatma. Şehri içten fethedece ğiz. ön cephe. i. i. 2. s. verimli. freeze. 1. i. içten. moral bozucu: This gerçekleşmemiş. dondurulmu ş yiyecek. front-wheel drive oto. s. kırağılı.. 2. s.from top to bottom from top to toe from top to toe from within front front line front page front sight frontage frontal frontal attack frontier frontispiece frost frost line frostbite frostbitten frosted frosted glass frosting frosty froth frothy froufrou frown frown on froze frozen frozen food frozen prices frugal frugality fruit fruiterer fruitful fruitfulness fruition fruitless fruity frump frumpish frumpy frustrate frustrated frustrating frustration fry baştan başa. (bir uzuv) so ğuktan yanma. 1. set çekilme. f. hüsranı yansıtan. i. cepheye ait. k ırağı. bir zaman) cephe. kenar. 1. (evin iç dekorasyonunda) ufak f. f. köpükçükler ç ıkmak/akmak. set çekmek. engellemek. 3. k ılıksız kadın. 2. don. 1. kaşlarını çatmak. engellenmiş. 3. 1. fazla na ğmeli (insan sesi). demode giyimli. direkt. ön (belirli2. gösteri şsiz. taraf. tepeden tırnağa. frumpy. cephe. ön. soğuktan yanmış (uzuv). bütünüyle. f. önden çekişli: This car´s got frontwheel drive. Bu araba önden çeki şli.). 3. bak. bak. ket vurulmuş. soğuktan donmuş. 2. netice. kösteklenme. köpükçük kümesi. k ırağılı. i. 1. i. edat 1. i. sonuç. ask. 2. içeriden: We´ll take the city from within. ön. kösteklemek. f. 3. (havaya ait) within 4. öne ait. s. deniz v. f. s. . (eteklerin ç ıkardığı) hışırtılı ses.ş. dondurulmu ş fiyatlar. tutumlu. 1. öndeki. i. bak. gazet. ba ş sayfa. s. cephe hatt ıyı. (tüfekte) arpac ık. tutumluluk. s. istekleriwork is very frustrating. i. Bu çok sinir s. -i uygun görmemek. ayaz.

feet. k ıs. f. yozlaşmış. bot. yak ıt pompası. Allah kahretsin! i. kafayı yemiş. içindeki potansiyelini iyi kullanmaktan i. ufak çapta bir yalan söylemek. Bardak suyla doluydu. kaba herif. nokta. i. --ing/--ling) 1.. f. i. Vurgulamak için kullan ılır: You´re a fucking idiot! Tam bir dangalaks ın! 2. doyurucu: Dopotansiyelini kendinifulfilling? İşin seni tatmin s. firari.. i. tava. vakit geçirmek/öldürmek. 2. i. rezil.memnuniyet. . işi berbat etmek. füg. akaryak up yakıt almak. düzmek.t. a full hour çok resmi toplant ılarda giyilen 2. yanmasını almamak. f.fry fryer frying pan ft fuchsia fuck fuck fuck about/around fuck all Fuck off! fuck s. i. f. ğan bak. piliç. İng. dolunay. 2. 2. k. kahrolası. bayağı problemli/kompleksli. kafayı üşütmüş. i. i. firari. kesin bir tav ır sağlamak. 1. dili a şırı titiz ve örümcek kafalı kimse. 2. Siktir git! birini sikmek/düzmek. The glass was full of water. 1. yerine getirmek. İng.elbise. birine çok a şağılık bir şey/bir kahpelik/bir puştluk yapmak. kaba 1.. mak. düzüşme. İng. içine etmek. f. dili a şırı titiz ve örümcek kafalı kimse. yapmak: fulfill an obligation bir görevi yerine getirmek. şakalaşmak. tam üyelik. full member tam üye. (of) (ile) dolu: The glass was full. kaba tam bir fiyasko. dopdolu.. ıt göstergesi. kaçan. bak.. fulfillment. fuel-oil. kaba sikmek.. yak ıt.o. over fuck s. up fuck up Fuck you!/Get fucked! Fuck! fucked-up fucker fucking Fucking hell! fuckup fud fuddy-duddy fudge fuel fuel gauge fuel oil fuel pump fuel tank fugitive fugue fulfil fulfill fulfilling fulfillment fulfilment fuliginous full full dress full fare full general full measure full membership full moon full speed full stop full stop f. nokta (noktalama işareti). 2. tam sürat.. tavada k ızartmak/kızarmak. s. 2.. 1. aşırı titiz ve örümcek kafalı. is renginde. i. yak ıt deposu. yapma. kaba 1.. biraz uydurmak. hiçbir şey. fulfill. i. bir şeyin içine sıçmak. koku şmuş. 3.. isli. İng. full to overflowing/full to the brim ağzına kadar dolu. s. s. 1. s. ya ğyakıt..edici. tam ölçü. kaçak. kaba sikişme. 1. i.. foot. (--ed/--led. yakmak. kaçak. Bardak doluydu. is dolu. berbat. orgeneral. is renkli.. yerine doİng. (insan) içindeki you find your work tatmin edecek bir şekilde ediyor mu?getirme.. tam: tam bilet. tatmin 2. Siktir git! ünlem Allah kahretsin! s. 1. k. yumuşak ve çikolatalı şekerleme. -den çalıştırmak. küpeçiçe ği. bir şeyi berbat etmek. müz. s. bir şeyin işin içine etmek. ufak bir hile yapmak. i.

esas. 2. garip. kürk. şüpheli. iş. ço ğ. donatmak. 1. 2. 2. mantar öldürücü ilaç. yalan dolan. 2. sert. (baz ı yumuşak tüylü hayvanlara ait) tüyler: the cat´s fur kedinin tüyleri. 2. möbleli. s.. çoğ. i. f. i. el yordam ıyla aramak. temel. möble. mobilyalı. i. i. işlemek. büyük ocak. (against) (-e) ate ş püskürmek. memur. i. izin. (demirhanede) ocak. fun. kırışık. gözü dönmüş. görevli. tuhaf. sağlamak. s. with ile döşeli. faal. sinirin geçtiği hilecilik.fullback full-blooded full-blown full-fledged full-grown full-length full-time full-time job fully fulminate fumble fume fumes fumigate fun fun fair function functional functionary functioning fund fundamental fundamentally funeral funeral march funereal fungicide fungus funicular funnel funnies funny funny bone funny business funny paper fur furbish furious furl furlough furnace furnish furnished furnishings furniture furrier furrow i. dili şaka etmek. s. e ğlendirici. i. işlevsel. . 2. (--ned. 2. tören. futbol bek. s. kalorifer oca ğı. saban ın açtığı iz. tamgün. mantar veya mantar türünden bitki. para. işlev. çok öfkeli. 3. safkan. tamamen açm ış. (vapurda) baca.gi (f^n´cay. fultaym. f^ng´gay)/--es (f^ng´gısız) i. f. düzenbazl ık. ifonksiyonel. i.. s. yoklamak. güldürücü. i. s. (gazetede) bant-karikatürlerin bulundu ğu sayfa. esaslı. temelde. kürk. f. f. kasvetli. 1. temel. tam boy (portre). 1. kırıştırmak. tam bir. (oyunda) topu düşürmek. bot. 1. 1. yer. s. s. fonlar. i. uyandıran.. cenaze mar şı. acayip. kürklü giysi. i. komik. 3. görev. şüphe dirsekte bir şeye çarpınca kolun karıncalanmasına sebep olan anat. f. 2. yenile ştirmek. 3.. mobilya. vazifeden izinle ayr ılma. tam gelişmiş. 1. vazife. 2. parlatmak. f. gerçek bir. 2. 1. döşemek. f. buharla dezenfekte etmek. şlev. 3. s. İng. huni. çalışmak. fon. çoğ. s. 2. 2. lunapark. s. (bir iş/kimse için) para sağlamak. 1. 1. fonksiyon. i. 1. fonksiyon. saban izi yapmak. 4. topu düşürme. işler durumda. tamamen. pis kokulu gazlar. z. gerçek. pis kokulu gazlar ı yaymak. asıl. 2. f. çoğ. tam. yetişkin. zevk. (çaydanl ıkta/borularda oluşan) kireç. i. ehliyetli. s. 1. cenaze törenine yak ışan. --ning) k. 1. i. z. öfkeli i. tamgün bir çalışma gerektiren iş. f. 1. f. kürkçü. mat. çoğ. tamam ıyla büyümüş. özünde. (yelken/bayrak) sarmak. küplere binmi ş. s. i. tamam ıyla. merasim. şiddetli. f. i. füniküler. i. i. 2. mefruşat. 1. i. cenaze töreni. eğlence. olmak.

1. s. en ötedeki. i. bundan ba şka. s. nafile. f. i. 2. (top mermisine ait) tapa. i. 2. en uzak. art ış. 2. -i elde etmek. farther ise mesafe için kullan ılır. G. 1. i. 2. 1. tüyleri kabar ık.. demode. İrlandaca. 1. i. z. müstakbel. gülüt. elek. dili çene çalma. . (--ged. bak. i. i. daha uzak. erimek. şiddet. ufak şeyler yüzünden telaşa düşmek. (--ded. argo bin dolar. s. sol notası. deli. i. i. uçak gövdesi. ince tüylerle kaplı. eritmek. aradaki mesafeyi kapatmak. 1.bon. gaf. on (takip eden kişi/şey) yaklaşmak. atsineği. -e sahip olmak. (askerler) ilerlemek. çabuk ve anlaşılmaz konuşma.. küçük ayg ıt. füzyon. i. i. i. gauge. (bir başkasından) daha kuvvetli olmak. i.) z. abes. f. 2. (Further ço ğunlukla miktar ve derece. uzaktaki. 1. i. müz. neşe. s. gazap. 1. i. hav. ayva tüyü. 4. İngiliz alfabesinin yedinci harfi.ese) Gabonlu. s. 2. erime. k ılı kırk yaran. bina duvar ının beşikçatı ile birleştiği yerdeki üçgen bölüm. i. yaygara. 4. gereksiz tela ş/heyecan/öfke. h ızı artmak. s. abes olma. küf kokan. i. beşikçatı. ötedeki. f. f. alet. s. gabardin. hatları belirsiz. 1. 2. gelecek. Gabonlu. s. dili budala. 1. 3. eritme. k. (bir şey) boğazını tıkamak. (haberin) yay i. 1..furry further furtherance furthermore furthermost furthest furtive fury fuse fuse fuselage fusion fuss fussy fusty futile futility future fuze fuzz fuzzy G.. İskoçça. (hastan ın durumu) iyiye gitmek. şaka. s. ayrıca. s. çene çalma. 1. ince tüyler. argo polis. --ding) about/around ba şıboş dolaşmak. f. s. --ging) 1. şenlik. i. havlanmak. f. i. i. 2. sigorta. i. ilerlemesini sa ğlama. f. çok titiz. Gabon.). k. i. susturmak. Gabon´a özgü. eski. gelecek. boşuna olma.b. çabuk ve anla şılamayacak bir şekilde konuşmak. büyük öfke. artma. en çok. boş. ufak meseleleri sorun yapmak. cüppe. f. i. 1. küflenmi ş. kazanç. k ıvırcık saç. 2. gizli. --bing) k. 1. dili çene çalmak. 2. rağbet kazanmak. i. eriyip kayna şma. 5. sinsi. kıvırcık (saç). büyümek. 3. çok tüylü (köpek v. 2. 3. flu. susturmak için a ğıza sokulan tıkaç. daha i. 2. Ga. (--bed. 1. küflü. ağzını tıkamak. istikbal. i. f. çok havlı (kumaş). (çoğ. s. kazanç sağlamak. neşelilik. Gabon. Gaelce. g gab gabardine gabble gaberdine gabfest gable gable roof Gabon Gabonese gad gadfly gadget Gaelic gaffe gag gag gag on gaga gage gaiety gain gain an advantage over gain ground gain ground gain momentum s. 2.. fiz. 2. fitil. daha öteye. eriyip birbiriyle kayna şmak. kâr. i. tüylü. 1. 2. ilave olunan. 3. ılmasına engel olmak.

. s.. sinir etmek. sakat (bacak). Gambiya. i. galvanizlemek. i. 2. kumar. i. f. i. f. kaloş. A. Gambiyalı.. i. s. kahramanlık. 2. faaliyet. 4. i. f. kuvvetli rüzgâr. 3. gidiş. f. tozluk. bak. 1.. galoş. Gambiya. (domuz budundan yapılmış) jambon. f. cesur. k ıs. oyun. i.said) inkâr etmek. meslek. i. getr. Sen de var mısın? s. hemen harekete geçirmek. gallon. kumarhane. 3. i. galeri. safra. sıçrayış. 1. av hayvanı. mad. f ırtına. kilo almak. 1. büyük para için kumar oynamak. vakit kazanmak. av hayvanlar ı için ayrılmış yer. safra ta şı. yiğitlik. i. balkon. galvanize. 1.D. k. 1. bol: You can find blackberries galore there. 2. f. safra kesesi. avantaj (birinde) olmak. (saat) ileri gitmek. (--ed/--led. darağacı. i. dili çok riskli i ş. gökb. 2. (gain. dörtnala gitmek. k. game? Biz futbol oynayaca ğız. i. 3. her tür. efendi. e ğlence. i. sakat (bacak). şişmanlamak. i. galon. gamma ışınları.. . Gambiya´ya özgü. av.2. çok miktarda. 2. oyun. zıplama. sanat galerisi. i. dörtnala gidi ş. İng. 1. İng.gain the upper hand gain time gain weight gain weight/put on weight gainsay gait gaiter gal gal galaxy gale gall gall gallant gallantry gallbladder galleon gallery galley galling gallivant gallon gallop gallows gallstone galore galosh galvanise galvanize Gambia Gambian gamble gamble for high stakes gambler gambling gambling den gambol game game game game preserve gamekeeper gamma gamma rays gammon gammy gamut avantaj (birine) geçmek. sinirlendirmek. sinirlendirici. 4. i. Gambiyalı. İng. i. İsteklilik belirtir: We´re going to play football.geçilmiyor. i. i. k.. Orada böğürtlenden lastik. kumar oynama. i. İng. kumar. karşılaşma. (bazı oyunlarda) parti. (of) her çe şit. gezip tozmak. galaksi. yiğit. i. i. i. kilo almak. i. i. bora. f. yürüyüş. sinir edici. galeri. s.. i.78 litre. centilmen. 1.. s. avlak bekçisi.55 litre. i.B. anat. f. gökada. 2. kumarbaz. s. kumar oynamak. dili iş. gemi mutfağı. kadırga. --ing/--ling) s ıçrayıp oynamak. spor. dili kad ın. kalyon. Are you s.

A. gargara. --sing) 1.D.. i. grena. i. i. elbise. f. garnizon. 2. benzin. nohut. bahç ıvan. jartiyer. çöp. (birkaç kişi) toplanıp (birine) karşı saldırmaya ırığı gibi. pis ve de ğersiz şey. çöpçü. f. i.. 2. i. i. 1. i. i. giysiler. parlak (renk). garajda b ırakmak. i. sarmısak. 1. i. evde istenilmeyen e şyayı satmak amacıyla garajda/bahçede düzenlenen satılık. çelenk. leylek gibi. i. . (midede) gaz. iskele.. --es/--ses) 1. 2. garaj. gardenya. lal ta şı. erkek kaz. i. s. cart. bak. i. çete. s. tıb. boşluk.... 3. k. süprüntü. 4. çöp tenekesi. benzin deposunu doldurmak. kocaman. (--sed. toplamak. güruh. f. 1. f. i. i. s. f.. giysi. gaz sayac ı. i. ask. çöp kamyonu. cırlak. bahçede çal ışmak. k ış. f. fasulye s hazırlanmak. gargara yapmak. geveze. s. 2. gauntlet. kangrenli. i. dili bak ış. (birine) kar şı cephe oluşturmak. f. f. tavanaras ı.gander gang gang up on gangling gangplank gangrene gangrenous gangster gangway gantlet gaol gaoler gap gape garage garage sale garb garbage garbage can garbage man garbage truck garbanzo garble garden garden party gardener gardenia gargantuan gargle garish garland garlic garment garner garnet garnish garret garrison garrulous garter gas gas mask gas meter gas meter gas station gas station gas up i. 1. i. (çoğ. sarımsak. gedik. 2. cafcaflı. tavanarasındaki oda. gazla zehirlemek. 1. 2.. bak. İng. aralık. 1. çenebaz. çiçeklerle uğraşmak. lafazan. i. bak. i. i. iskele tahtas ı. tak ım. kıyafet. havagazı. sürme iskele. i. bot. s. dili çene çalmak. 1. i. kangren. doğalgaz. k. f.. i. ağzı açık bir şekilde hayretle/şaşkınlıkla bakmak. bostan. garnitürle süslemek. 2.B. benzin istasyonu. havagazı/doğalgaz sayacı. bahçe. çöp arabas ı. garnitür. açılmak. yanlış bir şekilde anlatmak/nakletmek.. 2. gaz saati. çiğ. ünlem Destur!/Yol ver! i. jail. gaz. çok büyük. benzin istasyonu. gangster. 2. İng. gaz maskesi. jailer. eksiklik. i. gardenparti.

çap. i. ölçmek. iyi yemek yeme ve yemekten anlama sanat ı. anlamak. çok zayıf ve kuru. benzin. s. i. toplantı. f. konser. kapı dikmesi. vites. i. gastrit. i. gazal. -de derin yara açmak. mideye söylemek. i. toplamak. 2. i. eşcinsel. dik bak i. s. ölçü.b. k ıs. i. parlak ve güzel renkli. vitesi yükseltmek. s. 3. iş eldiveni. 1. i. bacakları uzun. aşırı ve zevksiz bir şekilde süslü. devşirmek. kalınlık. gaz bezi. 1. (at) ağzı açık bir şekilde seyretmek. f. d. 2. çiğ (renk). (maç. 2. şen. k. gastronom. kapı sövesi. 5. nefesi kesilmek. tıb. nefes. 1. 3. f. giriş. 2. vites kutusu. uygunsuz. ış. bön bön bakmak. s. soluk solu ğaait. çiğ renkli. gaz ışığı. i. büzmek. belveder. derin yara. resmi gazete.gaseous gash gasket gaslight gasoline gasp gastric gastritis gastronome gastronomic gastronomy gasworks gate gatecrasher gatepost gateway gather gather speed gathering GATT gauche gaudy gauge gaunt gauntlet gauntlet gauze gave gavel gawk gawky gawp gay gaze gazebo gazelle gazette gazetteer GB gear gear down gear up gear wheel gearbox gearshift gearshift lever gee s. k ıs. bak. 1. soluma. conta.) Deh!/Haydi! . i. f.. gazlı. give. i. gastronomik. i. 3. bön bön bakmak. vites. neşeli. ölçme aleti. 2. parlak ve güzel (renk). aygıt. vites kolu. (at) gözünü dikip bakmak. yer adlar ı sözlüğü. s. kapı (kapı aralığını kapayan kanat). dili paras ız/davetiyesiz sağlanan) hâsılat.. bir yapının üzerindeki teras/pavyon. i. (belirli bir iş için kullanılan) eşya/takım/giysi. münasebetsiz. düzen. çardak. bir araya getirmek. -i kesmek. gişe hâsılatı. kapı. 2. Great Britain. i. bir araya gelmek. i. s. gaz gibi. i. kolları. pot k ıran. i. midevi. seyretmek. General Agreement on Tariffs and Trade. 1. sirk v. 2. f. ray açıklığı. soluk solu ğa kalmak. gaf yapan. 3. i. gastronomi. tertibat. i. ahu. 4. i.. 2. (toplantıda oturumun açıldığını ilan etmek için başkanın masaya vurduğu) tokmak. f.y. 1. 1. sonuç çıkarmak. kanal kapağı. biçimsiz ve hantal. ceylan. canlı. dişli çark. ünlem (At/öküz sürerken “Sa ğa git!” veya “İleri git!” anlamında kullanılır. gazlı bez. kapı aralığı. 3. aval aval bakmak. ölçümlemek. i. vitesi çark. eşcinsel. solumak. nefesi daralmak.´nde bilet sat ışındangiren kimse. i. homoseksüel. toplanmak.. 2. i. (atlasta) yer adları dizini. i. tıb. dişli azaltmak. (irin) hız kazanmak. 1. i. homoseksüel. f. şanzıman. aval aval bakmak. sıska. 1. 1. toplamak. 4. s. güzel manzaral ı kameriye. 1. şanjman. gazhane. 2. i. pavyon. i. 3. f. 2.

meydana getirmek. genetik. yontulmam ış değerli taş. İng. değerli kişi. İkizler burcu. tıb.e. cana yak ın. i. s. cins. pelte. f. üretmek. Gayger sayac ı. f. eli aç ık..swell! goose. enemek.. pratisyen. Allah Allah! 2. rütbesi orgeneralden yüksek bir general. --es) 1. 2. z. i. arkadaşça davranan. çoğ. 1. i. başlangıç. İng. generalize. -in halindeki. i. -e yol açmak. generalization. geyşa. i. i. Birinin veya bir şeyin beğenildiğini gösterir: Gee you´re bak. gen. pratisyen doktor. ask.. 2. cömertlik. iğdiş edilmiş at.. 2. i. 3. 4... tıb. jelatin.. 2. (çoğ. genellik.. s. genel grev. genetik. f. 1. ask. i. genellikle. jel. i. tıb. değerli taş. pratisyen hekimlik. gelatin. i. i. genelleme içeren söz. üreme organları. jeneratör. pratisyen hekim. kurmay s ınıfı. i. şecere. i. k. s. meydana getirme. cinsel organlar... bak. genelleme. i. 1. dâhi. dili cinsiyet.. İng. dilb. s. 2. i.ses (cen´ısiz) i. istidat. nesil. iğdiş etmek. i. cevher. i. çoğ. astrol. 3. gen. i. güleryüzlü. genelle ştirmek. kuşak farkı. i. çoğ. Sen bir i. biyol. iyi huylu. bak. dinamo. tıb. 1. kuşaklar arasındaki fark. .. Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anla şması. dilb. genelle ştirme. bak. deha.gee geese Geiger Geiger counter geisha gel gelatin gelatine geld gelding gem Gemini gemstone gendarme gender gene genealogy general General Agreement on Tariffs and Trade general election general of the army general practice general practitioner general practitioner general staff general strike generalisation generalise generality generalization generalize generally generate generation generation gap generator generic generosity generous genesis genetic genetics genial genital genitals genitive genius ünlem 1. biyol. i. biyol. i. yumuşak (iklim). s. 2. ambalaj ında üreticinin adı/markası bulunmayan (gıda maddesi). i.. soyağacı. 1. jandarma. genelleme içeren söz. -in halindeki sözcük. kuşak. üretim. genel seçim. harikas ın! i. i. pratisyen. i. değerli nesne. f.. üreme organlarına ait. özellik. genelleme.. cömert. s.. yetenek. ço ğunluk.. 2. mücevher. general. genel. s. 1.

hafif (rüzgâr/yağmur). Musevi olmayan kimse. k ızamıkçık. i. geodeziyle ilgili. Almanca. jorjet. i. Musevi olmayan. i. hafifçe (esen). centiyana.e. (to) şesi. yerme şesi. içten gelen. i..genocide genome genre gent genteel gentian gentile gentle gentleman gentlemanly gentleness gently gentry genuflect genuflection genuine genus geodesic geodesic dome geodesy geographer geographic geographical geography geologic geological geologist geology geometric geometry geophysics geopolitics georgette Georgia Georgian geranium Gerber Gerber daisy geriatric geriatrics germ German German measles germander germane Germany germicide i. i. (ibadette) diz çökmek. efendice. geographical.ilgili. jeopolitik. s. geriatri.. i. bot. mikrop. yerpalamudu.. çoğ. dili erkek. s. f. 1. centilmence. i. gerçek. jeoloji. 3. çoğ..tle. yumuşaklık. 2. jeodezi.. yumu şak ve nazik. bak. centilmene yak ışan. s. 2. 2.. geometrik. gentleman´s/gentlemen´s agreement centilmenlik anla şması. z.sosyal statüsü iyi olanlar. jeodezik. i... efendi. 2. antiseptik. coğrafyacı. sardunya. i... geometri. coğrafi. jeofizik. i. bak. 1. Gürcü. i. i. . geodezi. geodezik kubbe. i. i. 1. 3. içten. 3. s. geological. s.men (cen´tılmîn) i. s. gen. biyol. Gürcistan. centilmen. yerme (ile) s. jeolojik. nevi. 1. jeriyatri. nezaket. ba şlangıç. efendilik/kibarlık taslayan. kurtluca. genom. i. coğrafya uzmanı. jeriyatrik. geriatrik. 1. samimi. bot. geometrik. jenosit. uzambilgisi. i. Gürcüce. adam. yavaşça (yükselen yoku ğ. Hrist. Alman. 2. e şçarpanlı: geometric series geometrik seri. geodezik. i. gerbera. 1. i. bot. 2. centiyan.. tür. 3. jeolog. Almanya. i. s. i. s. 2. çoş). hakiki. biyol. 1. i. (birkaç türden meydana gelen) cins. (özellikle ibadet ederken) diz çökme. yerbilimsel. s. coğrafya. s. tohumun özü. meyli çok az (yokuş). yerpalamudu. s. dalakotu. gen. i. 1. i. s. k. s. i. yerbilim.. bot. i. mikrop öldürücü. kantaron. soyk ırım.ra (cen´ırı) i. yumu şak ve nazik bir şekilde. 2. tohum. tarz. i. i. s. uzambilgisel: geometric figure geometrik şekil.

dilb.) k. f. (tohum) çimlenmek. -e erişmek. 2. türetilen isim. 2. (haber/söylenti) yayılmak. bir yol bulup ayırıpkurtulmak. tasarruf etmek. (zaman/yaş) ilerlemek. ima etmek. ele geçirmek: He got it with difficulty. ayr ılıp gitmek. 3. gitmek. What he said obviously didn´t get across to them. bo ğazı düğümlenmek. vakit -den (bir şeyi) yapmak: When will you get around to answering my letter? Ne zaman vakit ayırıp mektubuma cevap yazacaksın? (bir şeyle) 1. get a hard-on get a hustle on get a kick out of get a load of get a load of get a lump in one´s throat get a lump in one´s throat get a move on get a move on get a rise out of s. aç ıklamak: He couldn´t get his point across. jestler yapma. 2. k. 1. k. 1. Bunu yanına . jestler yapmak.o. -in kuşu kalkmak/uyanmak. get a sniff of get a swelled head get a whipping get a woman into trouble get about get above o. jest. f. got. gezmek. 1. (belirli bir 1. (tohum) çimlenme. anlatmak. iş hayatında ilerlemek. 2.germinate germination gerrymander gerund gestalt gestation gesticulate gesticulation gesture Gesundheit get get (s. güzel davranış. başarılı olmak..o. jest. jest şayın! (Hapşıran bir kimseye söylenir. sertle şmek. paylamak. (bir hastalıktan sonra yeniden) çıkıp dolaşmak. el/kol/ba ş hareketi. demek istemek. ünlem Çok yayapmak. 3. -den bir nefes çekmek. (tohumu) çimlendirmek. (çok ilginç/güzel/tuhafbo ğazı düğümlenmek. 2. mekaçmak. şımarmak. Ne demek istediğini anlatamadı. get a rise out of s. el/kol/ba ş hareketi. 4. dili çok duygulanmak. dayak yemek. dili ya ile geçinmek. 2. ge ştalt. almak. 3. acele etmek. ç ıkmak. i. kendini bir şey sanmak. şekilde) olmak. k. (got. 1. kastetmek. başı dönmek. k. dili acele etmek. şgul olmak.) into hot water get a bang on get a bang out of get a fright get a good press get a grasp on o. dili (yap ılan iş) yanına kâr kalmak: He´s gotten away with it. 1. i. 1. (seçim bölgesini) bir siyasi partinin ç ıkarlarına uygun düşecek şekilde ayarlamak. --ting) 1. I won´t let him get away with this. edinmek. dili birinin bamteline dokunup a ğzını açtırmak.). get across get after get ahead get ahead get along in/on in/up in years get along with get along/on get an erection get around get around to get at get away get away with f. i. (s. el/kol/baş hareketi yapmak. Yaptığı yanına kâr kaldı. çok gezmek. i. (çok ilginç/güzel/tuhaf birine veya bir şeye) bakmak. 2. 3. ile anla şmak. yakalamak. 2.s.s. Badili -ebir darbe yedi. para biriktirmek. (maddi aç ıdan) daha iyi bir duruma girmek. 1. çıkışmak. -e ula şmak. yürümek. Her penisi 4. of (rakibi) geçmek. k. (üzüntüden) -in bir şeyi) dinlemek. basında/medyada iyi bir şekilde yansıtılmak.o. çabuk olmak. f. 1. -in penisi beton olmak/dikelmek. ruhb. -e korkmak. Zorla elde (birinin) ba şını belaya sokmak. i. 2. k. zarar vermek. şlanmak. kendine gelmek. hareket etmek. gebelik. gebelik süresi. k. dili bir kad ını hamile bırakmak. dili 1. 2. dili acele etmek. dili kendini bir şey zannetmek. şına bayılmak. k. 1. dili darbe yemek: She got a bang on her head. -den zevk almak. dili dalga geçerek birini k ızdırmak. jest. başlamak. seyahat etmek. 2. fiilden i. geçinmek. kötülük etmek. 2. elde etmek. (tohumu) çimlendirme.ten/got.. gitmek: I´m getting along just fine. k.t. kazanmak. 3. f. (haber) yay ılmak. 1. (a part of one´s body) k.bitmek. idare etmek. argo -e göz atmak. k. kendine hâkim olmak. 4. el/kol/ba ş hareketleri yapmak. bir yol bulup (birini) atlatmak. satın almak.

asıl meseleye gelmek. öfkelenmek. dili. dili -e torpille girmek. (birini) cezadan kurtarmak: How can we get him off? Onu cezadan nas ıl kurtarabiliriz? 4. kızmak. k. 2. (bir şeyi) durumu kurtaracak şlamak. dili as ıl konuya geçmek. k. ile atlatmak. dili bir kötülü ğün cezasını çekmemek. olduğunu kavramak. 2. yaramazlık etmek. in a fix get off k.o. Onun o i şteki rolü hiç dikkate alınmadı. 1. dili tela şa/endişeye düşmek. dili -e engel olmak. paçayı kurtarmak. k. -in i şlerini aksatmak. . k. dili çok endişeli/heyecanlı/sinirli bir hale girmek. dili (birinin) gözüne girmek. Ateşten yatağa düşmüş.. k. inmek. k. 2. dili as ıl işe gelmek/bakmak. gereksiz yere tela şlanmak/heyecanlanmak. k. Ödemelerinde gecikti. ciddi olarak işe koyulmak. dili 1. dili (gayretle) ba kadar yapmak: I can get by this year with these ak şam olmak. ile idare etmek. k. kibirli davranmaktan vazgeçmek. ne yapmak istedi ğine karar verip ona göre yaşamak. –– with a fever He is down with a fever. (bir yere) girmek/gelmek/gitmek. k. kaçmak. kendini zor bir duruma sokmak. 2. 2. (bir işte) gecikmek. They´ve gotten behind in their work.s. couthed up get o. İng. 1. belaya çatmak. ba şından ayrılmayarak -i rahatsız etmek. 3. dili bir işin havasına girmek. k. hava kararmak. 2. 1. geçmek. from (i şten) izin almak. hayatın ne gevşemek. get it together get loose get lost get no credit for get o. k. (bir yerde) saplan ıp kalmak. -i eline geçirmek. ile geçirmek. dili -e musallat olmak. 1. dili kibiri b ırakmak.. k. 3. bak.s. (birinin) gözüne girmek. k. k. k. k. ısınmak. iyileşmek. (bir işin) gerisinde kalmak: He´s gotten behind in his payments. birinden bir şeyin öcünü almak. k. dili (birinin) arkada şlığını kazanmak. ba şı belaya girmek.t. dili 1. k. 2. dili birine bir şeyi ödetmek. put in one´s two cents worth. with -in arkadaşlığını kazanmak. yolunu kaybetmek. dili süslenip püslenmek. k. -den intikam almak. k. k. kızdırmak: Don´t get him going! Onu ba şlatma! (birini) bulmak. 2. 1. dili meselenin esaslar ını ele almak. başlatmak. for s. asıl işi ele almak. get behind in get better get bogged down in get by get cracking get dark get down off one´s high horse get down to get down to brass tacks get down to brass tacks get down to brass tacks/get down to business get down to work get even with get even with get going get hold of get hot get in get in a state get in a stew get in a tizzy get in good with get in on the ground floor get in one´s hair get in one´s two cents worth get in one´s way get in s. dili 1. zor duruma dü şmek. 2.´s hair get in through/by the back door get in with get into a predicament get into a scrape get into mischief get into one´s stride/hit one´s stride get into the swing of things get into trouble get it get it in the neck get it into one´s head that . k. dili işlere alışmak. sıkıya gelmek. He got no credit for what he had done. dili bir işe başlangıçta katılmak.get away with murder get back at s.o. gününü görmek: We´re going to get it now! Şimdi çattık belaya!bir darbe yemek. k. dili 1. k.. alabandayı yemek. eli ayağı dolaşmak. a ğır -i kafas ına koymak. fırçayı yemek. k. (arabaya) binmek. eteği ayağına dolaşmak. dili zılgıt yemek. (gayretle) ba şlamak. birini rahats ız etmek. 1. dili (bir işe) bakmak/başlamak. dili -den öç almak.

dili birçok kişinin yaptığı bir şeye katılmak. idare edilememek. dili 1. korkuya kap ılmak. k. 2. (bir konudan) bahsetmeye ba şlamak. k. Hep onun istediği olur. get off on the wrong foot with s. 2.k. dikkatli olmak. 3.o. birinin ba şını belaya sokmak. dili 1.o. dili birini süsleyip püslemek. korkmak. çıkarmak. 3. down get s. (biriyle) temasa bir yere/çevreye alışmak/intibak etmek. ucuz kurtulmak. 1. 2. k. -i defetmek/kovmak: How did you get rid-i ortadan Onlar ı nasıl-ibaşından etmek. dili hazırlıklarını yapmak. k. 1. dili ba şarılı bir şekilde başlamak. etkisiz hale getirmek. Çabuk ol! k. in shape get s.t. dili sinirlendirmek. -i eline geçirmek. dili birini k ızdırmak. çığırından çıkmak. birini/bir şeyi yanlış anlamak. azarlamak. dili birini (zor bir durumdan) kurtarmak. bertaraf savdın? k. dili endişeye/telaşa kapılmak.o./s.o.t. (bir işi) ele almak. 2. kazanmak. dili heyecanlanmak.rahat b ırakmak. uyan ık olmak. (bir konuya) girmek. -i ba şından savmak/atmak. k. 2. k. k. dili birini rahat b ırakmak. Dikkat et!/Akl ını başına topla!/Kendine gel!/Uyan! 2.o. out of the way get s. dili ba şlangıçta birini kızdırmak.o. Defol! 1. birinin sinirine -i sinir etmek. k. over a barrel get s. dili birini kö şeye sıkıştırmak. İng. k ızdırmak.) (ilk kez yorulup soluğu kesildikten sonra) soluklanıp tekrar öfkelenmek. off the hook get s. 2.o. 1. under one´s thumb get s. yayımlamak. k.´s tail 1. -i yok etmek. yakayı kurtarmak. 2. 1. (koşucu v.. (bir hastal ık) geçmek: Have you gotten over your cold? Nezlen geçti mi? 3. (uçak) havalanmak. denemek.o. -e sahip olmak. k. Birbiriyle iyi geçiniyorlar. dili eski formunu k. üstünden geçmek. dili ödenen paran ın karşılığında iyi mal almak: You get your money´s worth in that store.´s back vazgeçmek. 1. (bir işe) bakmak. dili 1. of them? kald ırmak. -den kurtulmak. birini azarlamaktan/eleştirmekten get off s. .o. O dükkânda ödedi ğin paranın karşılığında iyi mal k. dili birini istediği gibi idare etmek/kullanmak. wrong k. get one´s second wind get one´s back up get one´s ducks in a row get one´s feet wet get one´s goat get one´s hands on get one´s knickers in a twist get one´s knickers in a twist get one´s money´s worth get one´s number get one´s way get one´s wind up get one´s wits about one get onto get oriented get out get out of a scrape get out of debt get out of hand Get out! get over get ready for get rid of get rid of get s.o. (bir işle) meşgul olmak. dili ba şlamak.o. birini devred ışı etmek. aklını başına toplamak. beladan kurtulmak.´s good side get on the ball get on the bandwagon Get on the stick! get on the wrong side of s. k. couthed up get s. istediğini yaptırmak: She always gets her way. k. k. get off the ground get off easy get off the ground get on get on one´s nerves get on one´s nerves get on s.o.o. dili birinin moralini bozmak. k. dili hafif bir cezayla veya cezas ız olarak kurtulmak. (taşıta) binmek. ç ıkmak. dili birinin ne menem biri oldu ğunu anlamak. birinin gözüne girmek. 2. k. into trouble get s. geçinmek: They get on well. k. k. k. ( şaşırtıcı bir olaya) için/-e hazırlanmak. (for) birini/bir şeyi hazırlamak. sinirlenmek. dili toparlan ıp yeniden gayrete k. İng. -i yakalamak.b. borçtan kurtulmak. 2.. birini kenara çekmek. 4. (bir i ş) başlamak. dokunmak. dili birini get off s. (bir üzüntüyü) unutmak. dili dikkat etmek.o./s.

Bana karğuk bir şekilde karşılanmak. right get s. k. -in usulünü ö ğrenmek. through s. 2. get s. bir şeyi ezberlemek. k. k. k. dili efkârlanmak. işten çıkarılmak. over get s. (birinin) vücudu bir şeyi atmak: You´ll get this poison out of your system in twenty-four hours. over with get s. k. -i yenmek. head? Kafan niçin bunu alm şeyi birinin kafasına sokmak: He can´t get bir şeyi birine anlatmak.´s goat get s.o. so şı soğuktu. dili birini sinir etmek/k ızdırmak. k. dili (bir şeye) kızmak. k. dili bir got the brush off from k. Bunu tam istediğim gibi yapamıyorum. straight get s.o. k. dili so ğuk bir davranışla karşılaşmak: I got the cold shoulder. dili ba şlamak. argo (birinin) can ı yanmak. k. by heart get s. k. Onun hakk ında elimizde kuvvetli deliller var. sinirli olmak.o. işleri başlatmak. dili ya ğmura yakalanmak. bir şeyi bitirmek. argo 1. hazırlanmak. dili içini dökmek. k. dili -den kurtulmak. dili bir şeyi birine anlatabilmek. titreme nöbetine tutulmak. k. soğuk bir karşılık k. Yirmi dört saat içinde vücudun bu zehri atar. off one´s chest get s. -i kavramak. 1. sepetlenmek. sepetlenmek. -den kazançlı çıkmak.t. get the message/get the picture get the nod get the push get the red carpet treatment get the runaround get the sack get the sack get the shaft get the shakes k. 1. k. sinirlenmek.get s.o. through one´s head get s. çakmak. dili birinden önce davranarak avantajl ı duruma girmek. across to s. out of one´s system get s. dili işten atılmak. sepetlenmek.t.t.. üstün olmak.t. bir şeyi tam istenilen şekilde yapmak: I can´t get this right.t. -e alışmak. -in esasını kavramak.t. bir şeyi bitirmek. -i anlamak. dili derdini dökmek.t. bir şeyi doğru anlamak: Have you got right this time! Bu kez doğru anladın mı? 2. dili biri hakk ında elinde kuvvetli deliller olmak: We´ve got the goods on him. soğuk bir karşılık almak. 2.t. -in havas ına girmek. korku duymak. dili işten/okuldan atılmak. k. bir şeyi kenara çekmek. -in s ırtını yere getirmek. 2. k. k. k. dili şatafatlı bir şekilde karşılanıp ağırlanmak. galip gelmek. k. yılan sokmak.t. dili işten kovulmak. . argo kaçamak cevap almak. İng. argo sepetlenmek. Bana so ğuk davrandı.´s head get set get shot of get showered on get shut of get snakebit get steamed up about get the ax get the ball rolling get the best of get the better of get the better of/get the best of get the blues get the boot get the brush off get the cart before the horse get the cold shoulder get the cold shoulder get the feel of get the feel of get the goods on s. dili sepetlenmek/işten atılmak.t. k. dili (from) görmek: Iişi tersinden yapmak. 1. -e alışmak. Bunu onun kafas ına sokamıyor. (biralmak: Why can´t you get this through your bir şeyi anlamak/kafası yeri) bir düzene/düzenli bir hale sokmak.t. bir ıyor? this through her head. bir şeyi yapıp bitirmek. dili titremeye ba şlamak. -i alt etmek. so ğuk bir davranışla/sözle kovulmak. out of the way get s. her.o. kap ı dışarı edilmek. izin almak. dili -den kurtulmak. -i alt etmek. dili -den önce davranmak. bir şeyi bitirmek. get the hang of get the hang of get the jitters get the jump on get the jump on s.t. You´ve got itthis straight now? Şimdi bunu 1. seçilmek. kıçına tekmeyi yemek. -i yenmek. off one´s chest get s. argo anlamak. içini dökmek/bo şaltmak.

şart -i tanımak. -den haberdar olmak. toplamak. k. -e varmak/gelmek. -e ula şmak: Owing to the snow no buses have gotten through today. k. mutabık kalmak. (birinin) ne yaptığını çakmak. otobüs şey anlatamam. (işin) finale kalmak -in özüne inmek. (birdili uyanmak. 2. hortlak.´s skin get up get up on one´s soapbox get up on the wrong side of the bed get up the nerve to get what´s coming to one get what´s coming to one get wind of get wind of get wise get wise to get with it get worse get/catch a whiff of get/go to sleep get/have cold feet get/have one´s way get/have s. s. dili en az be ğenilen şey birine düşmek: I got the short end of the stick. out of one´s mind birini/bir şeyi aklından çıkarmak/unutmak. (bir şey yapmak için) cesaretini toplamak. -i k ızdırmak. dili (-in) fark ına varmak. 2. get/win the nomination i. get the short end of the stick/of it k. müstahakk ını bulmak. alt edilmek. dili (birinin) ne yapt ığının farkına varmak. adaylık seçimlerini kazanmak. k. En dili ba şlamak. i. -i duymak. get the upper hand 1. İng. dili tereddüde dü şmek. çok kötü. -i duymak. hak ettiği cezayı yemek. getup geyser Ghana Ghanaian ghastly ghazi gherkin ghetto ghost i. 2. lazım olmak.). kendi istedi birinin ne mal oldu ğunu öğrenmek/anlamak. yenilmek. i. kafas ına girmek: I think it´s finally gotten throughbirlikte kullanılır. durumun) ne oldu ğunun farkına varmak. bir araya gelmek. Gana. get the upper hand dizginleri ele geçirmek. bulu şmak. 3. düzenlemek. uyumak. (meselenin) özünü ö ğrenmek: How can we get to the bottom of this? Bu meselenin özünü nas ıl öğrenebiliriz? kökenine inmek. (to) k. . Nihayet anladı They got to talking. Ganalı. Gana´ya özgü. (birini) nutuk çekmeye ba şlamak. gayzer. 1. dili birinin sinirine dokunmak. k. 1. (bir durumun) ne olduğunu daha kötü olmak. -in esas anlam ını kavramak.o.´s number 1. 2.o. (bir şeyin) asıl sebebini bulmak. get/put s. beti benzi atm ış. 1.t. gazi.): 1. --s/--es) getto. i. i. k. dili payına pek az bir şey düşmek. -e bir şey anlatmak: I can´t get through to her. ğini yaptırmak. hayalet. k. hazırlamak. 3. kılık. kararsızlığa kapılmak.k. (çoğ. 1. sadede gelmek. -in kokusunu duymak. Bugün kar yüzünden buraya hiçbir Ona bir varamad ı. kornişon. aya ğa kalkmak. 2. işleri başlatmak. k. (havagazıyla/doğalgazla çalışan) şofben. dili ba şlamak (Mastarla to him. k. kendine gelmek (Mecazen söylenir. yataktan kalkmak. iş başına! 1.o. üstün ç ıkmak. 2. gerekmek. dili berbat. Gana. s. k ıyafet. kaynaç. -den kazançlı çıkmamak. dili (belirli bir k ıyafete) sokmak: k. s ırtı yere getirilmek. i. Ganalı. 2. layığını bulmak: She got what was coming to her! Müstahaktır! k. Konu şmaya başladılar. (on) (üzerinde) anla şmaya varmak. i. şüpheler duymaya başlamak. She got herself up as a mouse. işe başlamak: Get to work! Haydi. korkunç. get the show on the road galip gelmek. -i ö ğrenmek. 2. dili ters taraf ından kalkmak. kötü pay bana dü ştü./s. get the worst of get the short end of the stick get through get through to get to get to know get to the bottom of get to the bottom of get to the finals/make it to the finals get to the heart of get to the point get to work get together get under one´s skin get under s. biriktirmek. 1. cezasını bulmak. 3. öne geçmek. 2. (to) -e varmak. 4. -i sinir etmek. dili -den haber almak. 3.

i. with girder girdle ölü kent. (kümes hayvanlarından elde edilen) sakatat. birine (bir şeyi) vermek/bahşetmek. terelellilik. darağacı. guild. i. k ıs. i. i. i. ku şatmak. ginko. kıkırdama. havai. baş dönmesi. i. s. kemer. f.s. bak. kendini -e iyice hazırlamak. Cebelitarıklı. Cebelitar ıklı. gulyabani.´ni) kuşanmak. i. gypsy. 1. i. i. f. alay etmek. 2.o. for gird o.ghost town ghostwriter ghoul GHQ GI giant giaour gibber gibberish gibbet gibe giblets Gibraltar Gibraltarian giddiness giddy gift gifted gigantic giggle gigolo gild gild gilding gill gilt gimmick gin gin ginger ginger ale gingerbread gingerly gingham ginkgo ginseng Gipsy gipsy giraffe gird gird o. i. yetenekli. istidat. solungaç. çırçır (makine). i. i. idare merkezi. f. yaldız. s. -i tak ınmak. arma ğan. i. yaldız. terkedilmiş yerleşim yeri. trük. (zor bir işe) hazırlanmak. bak. istidatlı. çevrelemek. k ıkırdamak. Cebelitar ık. k ızıl (saç). paçaları sıvamak. s. bir diğerinin hesabına ve onun ismi altında kitap yazan kimse. 1. alet. 1. (--ed/gilt) yald ızlamak. dokunaklı/incitici söz. s. kocaman. 2. s. i. baş döndürücü (yükseklik veya dönme hareketi). dev gibi. kıkır kıkır gülmek.. 2. konuşmaya benzeyen anlamsız sesler. dev gibi. 1. 2. Cebelitarık. (--ed/girt) 1.s. putrel. k ızsaçı. numara. f. s. hoppalık. merkez. z. bak. 2. ask. i. Allah vergisi. . pekmezli kek. çizgili/damalı pamuklu kumaş. yetenek. 2. (--ned. i. cin (içki). i. i. Amerikan erlerine özgü. gâvur. dokunaklı/incitici söz söylemek.. (on) (kılıç v.. ginseng.. i. yald ızlı. ku şak. i. i. i. 1. General Headquarters 1. s. dev. gild. bak. büyük bir dikkatle. i. i. dili Amerikan askeri/eri. hediye. hoppa. i. f. 1. zürafa. zencefilli. 2. --ning) (pamuğu) çırçırdan geçirmek. çoğ..b. korse. Gypsy. i. zencefilli. başkumandanlık karargâhı. jigolo. 1. i. -i takmak. s. with gird one´s loins gird one´s loins gird s. i. -i kuşanmak. zencefil. f. konuşmaya benzeyen anlamsız sesler çıkarmak. f. terelelli. potrel. i. 2. i.. 2. zencefilli gazoz. Cebelitarık´a özgü. pekmezli kurabiye. i. havailik. i. kolları sıvamak. kocaman. k.

i. k. hediye olarak vermek. bitmek. k ızlık çağı. sebep olmak: Her presence gives him pleasure. -e yol açmak. Kendine dü şen işi iyi yapmak anlamına gelir: He gave a good account of himself on the battlefield today. Köpevermek. razı olmak. -e kulak vermek. dar ıltmak. doğurmak. -i başıboş bırakmak. give an edge to give away give back give back give birth to give birth to give chase give credence to give ear to Give her my love! Give her my regards. gücendirmek. It gave him a shock. öfke v. give in give in to temptation/yield to temptation give it one´s best shot give no leg to stand on give notice give o. incitmek. kovalamaya ba inanmak.´ni) yaymak. 1. -i k ızdırmak. k. -i bilemek. ana fikir. i. -e gıcık vermek. -i tercih etmek. s. bel. (keyif.en) 1. bak. -e öncelik tan ımak. burnu havada olmak.b. f. esneklik. kendisi hakk ında hesap vermek. çevre ölçüsü. şeytana uymak. (koku. elinden geleni yapmak. (av köpe ği) avın kokusunu alıp peşine düşmek. kabul etmek. tutunacak bir dal b ırakmamak. i. meydana getirmek. Onu şoke etti. -i doğurmak. kızlara özgü. kızlık. 2. . (semere ait) kolan. i. sinirlendirmek. hediye etmek: She gave her dog away. bir piyes oynamak. -e şlamak.b. Ona sevgilerimi söyle! Ona benden selam söyle. -i gıcıklamak. 2.s. k ız gibi. airs give o. iade etmek. kız izci. A ğacın çevresi doksan santimetreydi.s. gizmo. ç ıkarmak: Plants give off oxygen. 1. i. 2. (iştahı) açmak. önemli haberleri özet halinde vermek. çevre: The tree´s girth was ninety centimeters.´ni) artırmak. Varlığı ona mutluluk veriyor. in order of priorities önem sırasına göre. -i gücendirmek. 2. İng. dili s ıvışarak birinin elinden kurtulmak. vermek. 2. geri vermek. -den kaç ınmaya dikkat etmek. 1. ba şlıca fikirler.girl girl friend girl guide girl scout girl scout girlhood girlish girth gismo gist give give give a good account of o. k ız izci. geri ğini birine hediye etti. k ız arkadaş. 1. 1. giv.s. k ız izci. 2. airs give off give offense give offense give one a black eye give one a tickle in one´s throat give out give preference to give priority to give rein to give rise to i. 3.. bildirmek. Bugün iyi sava ştı. teslim olmak. ele vermek. Bitkiler havaya oksijen verir. 2. dili kız arkadaş.s. buhar v. -i dinlemek. gücendirmek. -e sebebiyet vermek. çok yorulmak. (çocuk/yavru) do ğurmak. 1. -in dizginini salıvermek. çalım satmak. 1. 2. bel ölçüsü. give a play give a roundup of the news give a slip give a wide berth to give affront to give an account of o. bir gözünü patlatmak. esas anlam. k ız. (gave.

argo birini sepetlemek.o. birine verip veriştirmek.o. a shampoo give s. the bird give s. 1. birine geniş yetki vermek. birinin kıçına tekmeyi atmak.o. credit for give s. birine bir f ırsat vermek/bir şans tanımak.o. a scare give s.o.o.o.give rise to give s. rope give s.o. saksofon çalmak. (alay/tenkit etmek için) biriyle u ğraşmak. birine çullanmak. a blessing out give s. a lift give s.o.o. one´s word give s. a start give s. k. a swelled head give s. (birinin) arabas ının motorunu çalıştırmak. birine verip veriştirmek.o.o. dili birine kazanma imkân ı tanımak. a hard time give s. birini alkışlamak.o.o. supet/süpet yapmak.o.o. -in hakk ını vermek. the bum´s rush -e yol açmak. İng.o. birini (at/bisiklet/araba ile) götürmek: Will you give me a ride to Bursa? Beni Bursa´ya etmek. k. no quarter give s. k.o. dili birine sapartayı çekmek/vermek. a warm welcome give s.o. a free hand give s. birini çok u ğraştırmak. asylum give s. dili birini fena halde ha şlamak.o.o.o. birine s ığınma hakkı tanımak. birinin ağzının payını vermek.o.o. dili birine yumruk indirmek. birini pişman ettirmek.o. pol. birine (birinin) vesayetini vermek. birine adaletli/dürüst bir şekilde davranmak. dili el işaretiyle birine ´´Siktir!´´ demek. birine haks ızlık etmek. a bath give s. dili birine a ğzına geleni söylemek.o. dili birini yaka paça çıkarmak. dili birinin kötü/olumsuz bir şey yapmadığını farzetmek. money under the table give s. birini korkutmak. . the boot give s.o. birini gıdıklamak.o. k.o.o. birini âdeta kapı dışarı etmek.o. pause give s. birine haks ızlık etmemek. a piece of one´s mind give s. 2.o. a belt on give s. a ride give s.o. birini düşündürmek. a ring give s. birine yard ım etmek. birini soğuk karşılamak. birini kap ı dışarı etmek. birini işten çıkarmak. dili 1. 1. birini nezaket ve içtenlikle kar şılamak. birine aman vermemek. a raw deal give s.o. k. a start in life give s.o. the benefit of the doubt give s.o. birini korkutmak. shelter give s.o. his due give s.götürür müsünüz? He is riding high.o. k.o. a break give s. a fright give s. the bum´s rush give s. birini arabas ına almak. dili birini yaka paça etmek/götürmek. dili birine rü şvet vermek. dili birinin ba şını döndürmek. -e neden olmak. 2.o. k. birini irkiltmek.o. a fair shake give s.o. k. k. birini şımartmak.o. k. birine adamakıllı bir zılgıt vermek. birinin düşünmesine yol açmak. k. a tickle give s.o. birinin saç ını şampuanla yıkamak. birini kendi haline bırakmak. one´s illness give s. 1.o. dili İşleri birine telefon kadar birini alk ışlamak. credit for give s. 2. k. birine hastalığını bulaştırmak/geçirmek: Don´t give me your cold! Nezleni bana bula ştırma! birine söz vermek. birini yıkamak. a cold welcome give s. pleasure give s. custody of give s. birinin k ıçına şaplak atmak. a blowjob give s. a piece of one´s mind give s. birine zevk/haz/keyif vermek. 2. a sporting chance give s. a spanking give s. a round of applause give s. a hand give s. birinin hayata atılmasını sağlamak. k. birini korumak. birinin penisini a ğızla uyarmak.o. hell give s. birini serbest b ırakmak. (bir şeyden dolayı) birini takdir etmek. -i meydana getirmek..

o. a whirl give s. dili 1.t. (bir işin yapılması için) çok az zaman vermek. birinin canını sıkmak. karadan çok uzakta bulunmak. to understand s. birine davetkâr bir bak ış yöneltmek. birini sepetlemek. bir şeyi iyice düşünmek.o.o.t. etrafı şöyle bir düzeltmek. one´s consideration give s.t. 2.t. birinin sinirine dokunmak.o. give s. 1. the pip k.give s.o. give s.o.o.o. the creeps give s. give s. vazgeçmek. k. -i dile getirmek. a trial give s. the once-over give short notice give solace to give thanks give the alarm give the land a wide berth give the lie to give the start signal give umbrage to give up give up the ghost give up the ghost give up thought of give vent to give voice to give witness çok cömert olmak. 2. birini sıkı bir sorguya çekmek. bak..o. the jumps give s. bir şeyi ön plana çıkarmak. bir şeyi yalapşap/yalap şalap yapmak. a press give s. İng.t. ölmek. tit for tat give s.o. birine bir şeyi ima etmek. -i belli etmek. -e teselli vermek. 1. the once-over give s. spor start vermek. a lick and a promise give s. 2. dili s ıvışarak birinden kaçmak/kurtulmak. son nefesini vermek.t. the shirt off one´s back give s.t. (makine/motor) bozulmak. k.t. birinin tüylerini diken diken etmek. birinin tüylerini ürpertmek/diken diken etmek. -e pas vermek.o. 1. birinin tüylerini ürpertmek. ölmek. prominence give s.t./s. dili bir şeyi denemek: Give it a whirl! Onu bir dene! bir şey üzerinde düşünmek. -i anlatmak.o. 2. birine so ğuk davranmak. the come-on give s. birinin tüylerini ürpertmek. -in yalan/yanlış olduğunu göstermek. the red carpet treatment k. İng. k. the third degree give s. birinin tepesini att ırmak. bir şeyi gözden geçirmek. 2. dili birine misilleme yapmak. bir şeyi karıştırmak: Give that stew a stir! O güveci bir karıştır! bir şeyi çalkalayarak döndürmek.o. the glad hand give s. k. birini ha şlamak. dili birini işten atmak. the shaft give s.o.o. some thought give s. 2. a stir give s. bear witness. argo birini çok sinirlendirmek. -i göstermek. -i ifade etmek. 1. birini konu şturmak için işkence yapmak.t. birine ayn ı biçimde karşılık vermek. son nefesini vermek. birine pas vermek. -i teselli etmek. birine dayak atmak. a swirl give s. dili birini sepetlemek/i şten atmak. birine zılgıt vermek.o. .o. the shivers give s. the cold shoulder give s. 1. sahte bir s ıcaklıkla el sıkmak/selam vermek. birini/bir şeyi denemek. the slip give s. the willies give s.t. pes etmek.o.o. the benefit of the doubt give s.o. 1. birini tepeden tırnağa süzmek. k. the sack argo birinin can ını yakmak.o. the cold shoulder give s. k.o. (makine/motor) bozulmak. what for give s. tehlike işareti vermek. dili birine so ğuk davranmak. the push give s. -i gücendirmek. dili bir şeyin kötü/olumsuz bir sonuç vermediğini farzetmek. the glad eye give s. 2. k.t. şükretmek. give s. dili birini şatafatlı bir şekilde karşılayıp ağırlamak. -i aklından çıkarmak. bir şeyi çabucak/şöyle bir ütülemek.

1. --dest) mutlu. cam fabrikas ı.. f. f. gudde. bardak: a glass of water bir bardak su. i. romantik bir i. gözlük çerçevesi. bak. I´m glad to meet you. i.. 2. zücaciye.. 2. z. s. glamor. çok göze çarpan. çekiciliği olan. i. i. i. f. at -e ters ters bakmak.. i. I´ll be en iyito do it. alet. aygıt. muayyen. cam fabrikas ı. bot. a water glass su i. çoğ.o. -i camla kapatmak. göz kama ştırıcı. 2. glad giysiler. üfleyerek cam ve şişe yapan kimse. Onu memnuniyetle yapar ım. . elmastıraş. bardak dolusu. f. kuzgunkılıcı. karşılıklı fedakârlık.). gladyatör. durgun ve par ıldayan (deniz.. İng. dili süslü giysiler.. i. biyol. s. memnun: He was glad to see us. 2. 1.. f. i.. sera. ters cam. ta şlık.li (glädiyo´lay) i. bayramlıklar. 3. anat. göl v. buzullara ait: glacial lake buzul gölü.. f. cam yünü. f. bak.. bardağı. camlamak. 2.. 4. donuk (bakış). belirli. çoğ. (--der. i. 2.. glamorize. glamorize. a helping hand give/make a speech give-and-take given given name gizmo gizzard glacial glacier glad glad glad rags glad rags glad to meet you gladden glade glad-hand gladiator gladiolus gladly gladness glamor glamorise glamorize glamorous glamour glamourise glamourize glamourous glance glance off gland glare glaring glass glass glass cutter glass in glass wool glassblower glasses glasses frames glassful glasshouse glassware glassworks glassy birine yard ım elini uzatmak.. ters s. çok so ğuk. i. şaka mide. katı. 3. gladiolus. 2. göz kamaştırıcı parıltı. romantik bir çekicilik. bak. ters bakış.. memnuniyet. Bizi gördü ğüne sevindi. cam takmak. f. sahte bir s ıcaklıkla el sıkmak/selam vermek. s. 1. s. gözlük. buzul. i. küçük isim. 2. glamorous.çiğ (renk). romantik ve çekici bir şekilde tarif etmek. 1. beze.b. i. i. romantik ve çekici bir hava vermek. İng. bak. çok parlak. glamorize. glad. İng. i. Tan ıştığımıza memnun oldum. bak.o. orman içindeki aç ık alan. buz gibi. bak. s. f. i.. sevindirmek. glayöl. veri. i.i. elmas. k. i.give/lend s. cam gibi. bak. i. k. 1. f. dili. 1. at -e göz atmak. bir konu şma yapmak. bak ış. memnuniyetle. göz kama ştıracak bir şekilde parlamak. 1. bakan. i. 2. give.. İng. s. k. bez. 1. İng. -i sıyırıp geçmek. İng. 1. dili kar şılıklı özveri.

f. f. yerküre. şan ve şeref. zamk. as ık suratlı. (birinin başarısızlığını) zevkle seyretmek. somurtuk. i. küre. i. 2. f. muhteşem. 3.. -e çok sevinmek. 3. f. cerbezeli. pırıltı. 2. Kedinin gözleri karanl ters bak ış. f. with/on glut the market with glutinous glutton i. yerküreyidünyayı dolaşan kimse. sessizce ve kay ıyormuş gibi gitmek. yüceltme. i. obur. 1. neşeli. karanlık. süzülerek gitmek. (--ber. i. (pencereye) cam takmak. i. glokom. over -den şeytanca bir zevk duymak. ıkta kor gibi parlıyordu. i. glikoz. i. pırıldamak. i. karanlık. i. f. eldiven. 2. tüm dünyayı kapsayan/ilgilendiren. i. süzülmek. 1. karasu. f. i. Piyasa şalgama botıka basa yemek: They glutted themselves on pears. over (bir yazı eklemek. camc ı. hamdederek (Allah ı) yüceltmek. f. 1. i. azar azar (bilgi) toplamak. parlaklık. (lamba için) karpuz. (yüzü/yanakları) i. f. 2. f. parıldamak. s. parıldamak. 1. i. i. topak. tıb. açıklayıcı yanlışı.. yeryuvarla ğı. 1. global. fevkalade güzel. damla. yüceltmek. 2. ile çok övünmek. 1.şti. zamklamak. çok şerefli. pırıldamak. neşe dolu. (bakış) donuklaşmak. loş. yuvar. --ting) basa yediler. miktarda mala) boğmak: He glutted the market with piyasayı (aşırı bananas. i. i. neşe. 1. hüzünlü. kolaya kaçan ve içtenliksiz (cevap/söz). kor gibi parlamak: The cat´s eyes glowed in the dark. i. i. 2. hüzün. kitab ın sonundaki sözlük bölümü. hamdederek (Allah ı) yüceltme. torpido gözü. kasvetli. hafif pırıltı. loşluk. 2. pırıltı. i. 1. (seramikte) sır. f. f. parıldamak. s. pırıltı. f. yeryuvarı. 1. pırıldamak. parıltı. --mest) 1. lügatçe. (--mer. in 1. 2. 1. f. 2. 1. --best) 1. i. f. aç ıklama. koro. aşırı miktar: There´s a glut of turnips on the market. bot. süzülerek gitme. 2. küçük vadi. medarı iftihar. . f. yorum. doğru i. bir gösteri 2. f. ı muza boğdu. 2. i. demek. planör. i. ateşböceği. 2. i. 1. sık sık simgeleyen model. (--ted. sahte bir dış görünüm: Her politeness was merely a gloss. tutkala benzer. 1. s. 2. ters ters bakmak. parlak. Onun nezaketi sadece açıklamak. hasattan sonra ekin toplamak. görkem. s. i. (seramik nesneleri) s ırlamak. gloksinya. s. 2. parıldamak. kasvet. (kor) parlamak. 2. 2. i. dere. yüceltilmeye değer. parlamak. 2. pırıldamak.s. Armutları tıka -i ğuldu. “Oh olsun!” s. 1. i. yuvarlak.glaucoma glaze glazier gleam glean glee glee club gleeful glen glib glide glider gliding glimmer glimpse glint glisten glitter gloat glob global globe globe-trotter gloom gloomy glorification glorify glorious glory gloss gloss glossary glossy glove glove compartment glow glower glowworm gloxinia glucose glue glum glut glut o. kasvet veren. harikulade. hasattan sonra (tarladaki) ekinleri toplamak. s. s. f. 3. ihtişam. planörcülük. anlık bakış. 4. kısa bakış. hafifçe p ırıldamak. 2. 1. küre. süzülme. i. Piyasay yap ış yapış. 1. (birini/bir şeyi) bir an için görmek.

i. Bu. Greenwich Mean Time. -e karşı olmak. 1. (yakalamak/almak için) pe şinden gitmek. i. 2. devam etmek. -e kar şı gelmek. i. ayr ılmak. 3. obur. . her naneyi yemek. dönmek. go ape over go around go ashore go astray go at go away go awry go back go back on one´s promise/word go back on one´s word go back on one´s word go back on s. Alışverişe çıktı.gluttonous gluttony glycerin glycerine GMT gnarled gnash gnat gnaw gnome GNP go (the) whole hog go (the) whole hog go go go a long way towards go aboard go about go about a task go abroad go after go against go against the grain go aground go ahead go ahead Go ahead and smoke! Go ahead! Go ahead! go all out go all the way go all the way go along with Go along! Go along. (with) -e devam etmek. -e ç ıkmak: She´s gone shopping. of -den önce gitmek. kemirmek. ile beraber gitmek.. yanlış yapmak. son haddine varmak. bir işe başlamak. dışarı gitmek. sigaran ı iç! 1. 2. çok yararlı olmak: This´ll go a long way towards making up for what you did. (of) -den önce gitmek. sözünden dönmek. karaya ık) çok kişiye bulaşmak. i. 1. k ıs. 1.. ile birlikte olmak. sözünden dönmek. (went. gone) 1. 2. ters gitmek. gross national product. 1. (birinin) tabiatına karaya oturmak. den.. sözünden dönmek. tiramola etmek. -e raz ı olmak. bak. hata gitmek. esaslı bir şekilde yapmak. sevişmek: They´ve gone all the way. yapt ığını affettirmeye bayağı binmek. 2.. yurtdışına gitmek. tatarc ık. with ile arkada ş olmak. f. sürüden ayrılmak. f. hiçbir şeyi atlamadan yapmak. i. 2. Haydi. (bir işi) tam yapmak. 3. gliserin. They´ve gone for aSıra sende. do ğru yoldan sapmak. Buyur. oburluk. 3. 2. aykırı olmak. 1. k ıs. (birinin) tüm isteklerini yerine getirmek. sıra: It´s your go. glycerin. 1. (bir işi) tamamıyla yapmak. boğum boğum. cinsel ilişkide bulunmak. walk. s. herkese yetmek. 3. (insan) ırmak. tamam ıyla hemfikir olmak. -e sald kötü yola sapmak. (peri masallar ında) cüce. k. kovalamak. 2. 3. 2. dili elinden geleni yapmak. birine ihanet etmek. (bir şeyin) yeri i. s. f. için deli olmak. -i kabul etmek.o. (diş) gıcırdatmak. 2. dili -e bayılmak. gitmek. (sonuç) -in aleyhinde olmak. (hayvan) sürüden ç ıkıp kendi başına gitmek. -e aykırı olmak. 1. yürüyüşe çıktı. bir işi ele almak. 1. (hastal ç ıkmak. git! Hadi git. Onlar (bir şey) çok katkıda bulunmak. Devam et! 2. (with) 1. 2. . titrersinek. İng. Buyur! Devam et! k.

I´ve never gone by yourırsat) kaçmak. k. 3. (bir şeyi) yapmaktan hoşlanmak. dili (para) bo şuna harcanmak. girmek. (seviye/kalite) dü şmek. -den ho şlanmak.b. (f house. iyice azmak. Yallah! boşa gitmek.b. yürürlüğe girmek. 1. 2. dili ç ılgınlaşmak. Birkaç saat geçti.) suya düşmek. 2. Bu projeyi kuvvetten dü have (araba) kaymaya ba şlamak. s ıfırı tüketmek. (bir şey için) deli olmak. k. sap ıtmak. -i tercih etmek. için geçerli olmak: I´m fed çok ucuza satılmak. boşa gitmek. kötüye gitmek. -in üstüne varmak. 1. Don´t let that chance go by! O (iyi şeyler) yok olmak. girmek. yürüyüşe çıkmak. -in ötesine geçmek. iflas etmek. dili ç ıldırmak. çılgınca davranmak. . batmak. dili benzi atmak. bozulmak. dili (bir e ğlentide) masrafı Alman usulü bölüşmek. batmak. uymak. baş aşağı gitmek. kötüyken daha kötü olmak. 1. (bir mesle ğe) girmek.) düşüş göstermek. iflas etmek. (bir iş) için (belirli bir süre) harcanmak: Five years of work şmek. k. 4. Çek araban ı! 1. üleşmek. k. istenilmemek. k. 5. 4. 2. Evinin önünden hiç geçmedim. vazgeçilmek. on go into go into a decline go into a skid go into action go into detail go into details go into effect (yiyecek) bozulmak. bırakılmak. kar şılanmak: The proposal went down well. 3. harekete geçmek. -i seçmek. gitmek. -e sald ırmak. -e kefil olmak. (fırsat) kaçırılmak. (iş. 1. 3. (bir şeyde) biriyle ortak olmak. bozulmak. yürüyüşe çıkmak. 2. tasarı v. 2.o. ziyan olmak. dili payla şmak. (bir şeyin) meraklısı olmak. (başarı. gone into the preparation of this project. Teklif iyi tarihe geçmek. k. k. (lastik) sönmek. makul s ınırların dışına çıkmak. boşa gitmek. çıldırarak etrafı kırıp geçirmek. delirmek. (güne ş/ay) bulutla örtülmek. sağlık v. bozulmak. ayrıntılara girmek. 1. 2. ra ğbet görmemek. geçip gitmek. çok başarılı olmak. heder olmak.go bad go bad go bail for go bananas go bankrupt go begging go belly-up go berserk go beyond go beyond reason go bust go by go by go by the board go by the board go down go down in history go down the drain go down the drain go downhill go Dutch go far go far Go fly a kite! go for go for a song go for a walk go for a walk/take a walk Go for it! go for nothing go from bad to worse go from bad to worse go gaga over go green around the gills go halves go haywire go hog wild go in go in for go in with s. gittikçe/giderek kötüle şmek. -i elde etmeye çalışmak. geçmek: Several hours went by. dili topu atmak. dili 1. çok başarılı olmak. k. gezmeye gitmek. topu atmak. ayrıntılara girmek. k. dili iflas etmek. (şiş/sular) inmek.

k. -i incelemek. bildi ğini okumak. eğlenmek için dışarı çıkıp insanlarla buluşmak. k. 1. v. 4. devamlı olarak tek bir kişi ile flört etmek.o. (of) (birine) yeterli miktarda (bir şey) olmamak: They won´t go short of bread. (with) ile flört etmek. -i tekrar anlatmak. 1. dili (bir erkek) (bir e ğlenceye/partiye) damsız gitmek.t. çalışmamak. dili ba şarıya ulaşmak. iflas etmek.bir çaba sarfederek bir şeyi yapmak. TV yayına son vermek. dili aklını 1. 2. dili aklını oynatmak. boyunca devam etti. 1.) şekerlenmek. oyuncu olmak. 2. dili özel ile gezmek.go into one´s shell go into operation go it alone Go it! go native go off go off at half cock go off one´s chump go off the air go off the deep end go off the deep end go off the rails go on go on a diet go on strike go on strike go on the rampage go on the road go on the rocks go on the stage go on the stage go on tour Go on! go one´s way go out go out of one´s way to do s. (bir aygıt) durmak. Bunu seninle paylaşırım. dili 1. dili Onlara yetecek oynatmak. go around. 2. (tiyatro toplulu ğu) turneye çıkmak. -i tekrar açıklamak. bak. dili birbirinden k. go out of sight go over go over the top go overboard for/about go places go places go round go s. 2. kötüye gitmek. 2. 3. (i şyeri) topu atmak. düz/do ğru gitmek. yürürlüğe girmek. mesleğinde ilerlemek. turneye ç ıkmak. 3.b. patlamak. Haydi gayret! yerliler gibi davranmaya/dü şünmeye/giymeye başlamak. Amaçlad ığımızdan yetmiş milyon lira fazla elde ettik. kendini bir i şe fazlasıyla kaptırmak. -i tekrar gözden geçirmek. ahlaklı bir şekilde yaşamak. olmak.. susup insanlarla konuşmamak. birinin yaptığından daha iyisini yapmak. bal k. kudurmak. kafayı üşütmek. (yemek) bozulmak. k. 1. çalmaya ba şlamak. (belirli top şekilde) k. (bir hazırlıksız iş görmek. Aman sen de!/Haydi can ım sen de! kendi yoluna gitmek. paylaşmak: I´ll go shares with you in this. tiyatrocu olmak. (-i) kasıp kavurmak. 2. dili sadece (belirli biriyle) ç ıkmak/flört etmek. (reçel. oynatmak. köpürmek. -i kontrol etmek. 5. doğru yoldan ayrılmamak. with ancak (belirli biriyle) çıkmak/gezmek. k. ( ışıklar/kalorifer) yanmaya perhize Parti gece grev yapmak. İng. k. dili 1. birini geçmek. ile üleşmek. kendi ba şına hareket etmek/yaşamak. dili -e fazla tutkun olmak. ile ç ıkmak: Tarık´s started to go out with Derya. one better go shares go shares with go shopping go short go soft in the head go sour go stag go steady go steady go steady with go straight go sugary go swimmingly kabuğuna çekilmek. 4. . dili (işler) çok iyi/tıkırında gitmek. greve gitmek. k. (evlilik) bozulmak. çok kızmak. alışverişe çıkmak. çıkmak. ba şlamak. k. 2.aklını oynatmak. başarılı olmak. 1. k. 2. radyo. 2. gözden kaybolmak. 1. (ışıklar/kalorifer) sönmek. dili kendini fazlas ıyla kaptırmak. çarşıya çıkmak. raydan ıkmak. ba şka kimseyle çıkmamak/flört etmemek.kadar ekmek var. k.çkendini kaybetmek. (through) (-i) yak ıp yıkmak. dili amaçlanan s ınırı aşmak: We went over the bir by seventy million liras. k. işlemez olmak. kaçırmak/oynatmak. bozulmak. ek şimek. 1. tiyatro oyuncusu olmak. Koş! 2. devam etmek: What´s going on? Ne oluyor? The party went on all night. ile payla şmak. k.

2. (belirli bir amaç için) (bir yere) gitmek: I went to see what I could find there. 1. 1. dili çok k ızmak. başını döndürmek. 4. cehennemin dibine gitmek.) şekerlenmek. 2. dili Cehennem ol! ifrata kaçmak. başını döndürmek.) onaylanmak. çok başarılı olmak. harap olmak. 3. gerçekleştirmek. rezil olmak. (bir şeyi yapmak için) çok masraf etmek. tohuma kaçmak. dili tuttu ğu da şeyi ifşa berbat olmak. k. 1. k. dili (film seyretmek için) sinemaya gitmek. yatmak. dili hız ve gayretle çalışmak. teklif v. çok masrafa girmek. Onu elde etmek için her şeye başvurur. ahlaken çökmek. 2. (parayı) harcamak. dili iflas etmek. (planlanm ış bir şeyi) gerçekten yapmak. (içki) başına vurmak. k. 3. 1. büyük bir gayretle çalışmak. şehre gitmek. mahvolmak. (gazete v.´ni) geçirmek. harabeye dönmek. batmak. 1. deniz yolculu ğuna çıkmak. (reçel. (durulmaszorluklar atlatmak. mahvolmak. birbirine uymak.b. büyük ı gereken bir yerden) durmadan geçmek. 1. onaylanmak. 2. k. heder olmak. 2. Orada neler bulabilirim diye bir bakmaya gittim. sinemaya gitmek. etmek.b. 2. (tasar ı. sıkıntı v. denizci olmak. k.olmak. k. çok olmak. bozulmak. k. batmak. batmak. . her çareye ba şvurmak. k. 2. ile sevişmek. -i kontrol(bir taşıt) 1. 1. dili bozulmak. ziyan bak ımsızlıktan harabeye dönüşmek.) bask ıya girmek. 1. 2. (gece uykusuna yatmak üzere) yatmak. iflas etmek. 2. fele ğin çemberinden 3. -i incelemek. f. fenalıklar geçirmeye veya o zamana kadar gizli(kendini)her ğıtmak. k. dili 1. ile cinsel ilişkide bulunmak. 2. bo şa gitmek. ileri gitmek. okula/üniversiteye devam etmek. bask ıya girmek. her şeye başvurmak: He´ll go to any extent to get it. kendini bir şey zannetmesine sebep olmak. 1.) (meclisten) geçmek.b.b.b. dili çok başarılı olmak. 2. iflas ın eşiğinde olmak. -i 1. parçalanmak. hızlı çalışmak. denizci olmak. büyük masrafa girmek. -i gözden geçirmek. 2. iflas etmek. geçmek. bal v. -in ziyaretine çaptan dü şmek. her çareyi kullanmak. küplere binmek. (bir olay kar şısında) kendini tutamayıp ağlamaya. batmak. (hastalık. (bir kanun tasarısı v. k. tahsil/e ğitim görmek. 2. okula gitmek.go the round go through go through go through the mill go through the roof go through with go to all lengths/go to any length/go to great lengths go to any extent go to bed go to bed go to bed with Go to blazes! go to extremes go to great expense go to great expense go to hell Go to hell! go to one´s glory go to one´s head go to one´s head go to pieces go to pieces go to pot go to pot go to press go to press go to rack and ruin go to school go to sea go to sea go to see go to seed go to seed go to sugar go to the dogs go to the dogs go to the flicks go to the movies go to the wall go to town go to town go to waste go to wrack and ruin go together go too far go under go under ağızdan ağıza dolaşmak. etmeye başlamak. Cehennem ol! ölmek. fazla olmak. dili 1.

1. No smoking. dindar. büyük miktar. 1. -e ayk ırı düşmek. 1. i. -e uygun olmak. i. uluhiyet. spor kale direkleri. sonra her şey aksamaya başladı. 2. 2. i. çok. Allah senden razı olsun! Allah korusun! Allah yard ımcımız olsun! Allah bilir! inşallah. erek. üvendire ile dürtmek. sporyeni yöntem veya i. k. 1. -e uymamak. itmek. 2. f. 1. kadeh. s. 1. i. enerjik ve inisiyatifini kullanan. keçisakalı. artmak. aksamak: After gerekli oldu ğunu söylemeye lüzum yok. sefil. Vaktinde gelmenizinthat everything began to go wrong. i. hedef. ilahe. (perde) kalkmak. hindi gibi sesler ç ıkarmak.go under the name of go underground go up go up in flames/smoke go up in smoke go white as a sheet go wild go with go with the crowd go without go without saying go wrong go/be on the dole go/get off scot-free go/run counter to go/stand bail for go/work on the assumption that goad go-ahead goal goal kick goal line goal posts goalie goalkeeper goat goatee gob gobble gobble gobbler go-between goblet goblin god God bless you! God forbid! God help us! God only knows! God willing godchild goddamn goddess godfather God-fearing godforsaken godhead adıyla tanınmak. i. dini bütün. ç ıkmak. f. i. -siz yaşayabilmek. 1. dürtmek. i. faaliyetlerini gizli olarak sürdürmeye ba şlamak.gaye. -den mahrum kalmak: He´s gone without food for three days. k. çok tenha. Üç gün yemekten mahrumolmamak: It goes without saying yapabilmek: She söylemeye lüzum kald ı. yeraltına kaymak. i. parça. 2. s. benzi atmak/uçmak. (sanığın) kefaletini yatırmak. kaleci. dili 1. arabulucu. bozulmak. enerjik ve girişken. 1. tamam ıyla yanmak. the izin. 2. ünlem Kahrolsun! s. i. i. 2. müsaade. tanrılık. f. ilah. hindi sesi. i. i. ile flört etmek. amaç. 1. baba hindi. -siz that you must be punctual. (sanığa) kefil olmak. 2. çıldırmak. -e yak ışmak. kahrolas ı. enerji ve inisiyatif. -e zıt gitmek. k ışkırtmak. 2. s. teke. i. k. i. k. 2. (bir şeyin olacağını) zannederek harekete geçmek/harekete geçmiş olmak. dili kaleci. mütedeyyin. yükselmek. 3. kale vuru şu.. tanrı. dili sapsar ı/bembeyaz kesilmek. grubun iste ğine uymak. tanrıça. gol çizgisi. Sigara içilmez. 3. at ıştırmak. yanıp kül olmak. 1. maksat. 1. keçi. beti benzi atmak. -e uymak. vaftiz babas ı. 2. üvendire. aut atışı. i. What went wrong? Aksayan neydi? 2. spor gol. ço ğ. 2. acele yemek. i. arac ı. Ondan 1. enerji ve girişim. vaftiz çocu ğu. 2. yok olmak.. kale. . dili (san ık) hiçbir ceza yemeden serbest bırakılmak. cin (göze görünmeyen efsanevi yarat ık). tiy. işsizlik yardımı almak. cinlerin cirit oynad ığı (yer).

s. menfaat. 1. Allah yard ımcın olsun! 2. ünlem 1. i. yarar. iyilik. altından yapılmış. argo erkeklerden para s ızdırmaya çalışan kadın. s. Bu kitab ı kâr eden ticari kurulu ş. dili yerf ıstığı. i. i. yapışkan madde. i. tıb. iyi. golf alanı. i. ünlem Hay Allah! i.. çoğ. 2. i. f. This book´s heavy going. zool. gözleri toz. iyilik. i. işini üstünkörü yapmak. itimat. i. altın renginde. golf oyuncusu. bak. hizmetli. 1. k. 1. i. golf. Bayağı kızmıştı. i... 2. k. İng. tıb. taze.and mad. 2. havuzbalığı. odacı. i.. Tanrısız. f. 2. çoğ. i.. beklenmedik nimet. Tanrısal. Aman yarabbi! Allah Allah! Allah Allah! Aman yarabbi! . zool.. What are you going to be when you grow up? Büyüyünce ne olacaks ın? i. i. ayrılış. galosh. H ızır gibi yetişen devlet kuşu. Paskalya yortusundan önceki cuma. altın. 2.. işten kaçmak. saka. çürümüş olmayan. 1. i. goiter. belsoğukluğu. Yolun o bölümünden geçmek zor. golf sopas ı. k ırmızıbalık. guatr. ilerleme hızı: That part of the road is hard going. i. gidiş. baya ğı: She was good İyi günler! İyi akşamlar! İyi akşamlar. s. İyi yolculuklar! i. good faith Good for you! Good Friday Good God! Good gracious! Good grief! Good heavens! s. gondol. su. hayır. kendi işini ba1. iyi. tıb. kaytarmak. kar veya rüzgârdan koruyan gözlük. i. (birine kar şı beslenen) güven. altın. sa ğlam. bak.. Aferin! Hrist. 2. s. niyetin ciddiliği. altından yapılmış. Allahs ız. dindar. go. golf oynamak. sakaku şu.. golf kulübü. vaftiz anas ı.. best) 1. s. i. (bet. iyi. 3. golfçü. i. şimdiki fiyat. şkalarına bırakmak. dili iyice. argo (işyerinde) ayak işlerini yapan kimse. altın kuyumcusu. bak. Carassius auratus. f. olup bitenler. altın. gonk. gayretli ve tuttu ğunu koparan kimse.. i..godless godlike godly godmother godsend Godspeed gofer go-getter goggles going going concern going price going to be goings-on goiter goitre gold gold digger goldbrick golden goldfinch goldfish goldsmith golf golf club golf course/links golfer golly golosh gondola gone gong gonorrhea goo goober good good and Good day! Good evening! Good evening.ter..

2. k. istenilen bir şey. Amerikan yersincab ı. dili aptalca bir hata. yak ışıklı. zool. dili yap ışkan madde. epey büyük (bir miktar). 4. f. 1. i. s. yük katarı. s. 1.Good Heavens! good looks Good morning! Good night! good offices Good riddance! Good riddance! good sense Good show! good sport good works good-by good-bye good-for-nothing good-looking goodly good-natured goodness Goodness knows! goods goods train good-tempered goodwill goody gooey goof goof off goofy gook goon goop goose gooseberry gooseflesh GOP gopher gore gore gorge gorge gorge o. 3. on gorgeous gorilla gory gosh gosling go-slow Aman yarabbi!/Allah Allah! yak ışıklılık. güzellik. çoğ. aptalca bir hata yaparak ık etmek. vıcık vıcık. çoğ.. kargo. f. iyi niyet. işi yavaşlatma. erdemlilik. ünlem Allaha ısmarladık. i. i.. kaz yavrusu. İng. k ıs. yumu şak başlı. s. 2. dili çamur gibi yap ışkan bir karışım. güzel. geese (gis) i. eşya. İng. güzel şey. i. koruyucu. i. goril. Aferin! şaka kaldırabilen kimse. 2. aylaklık etmek. s. yapış yapış. İng. 2. bektaşiüzümü. çok ho ş. k. iyi huylu. dili haylazl her şeyi bozmak. kan. lezzetli (özellikle tatl ı) bir yiyecek. argo goril.marşandiz. dili poposuna parmak atmak. s. tüyleri diken diken olmu ş deri. 1. k. k. k. s. İyi ki gitti!/İyi ki gittiler! Hele şükür kurtulduk!/Oh olsun! ak ıllılık. işi yavaşlatma grevi. fedai. İyi geceler! 2. Günaydın! 1. kumaş. dili 1. midesini (bir şey) ile tıka basa doldurmak. the Grand Old Party (the Republican Party). harika. (up) k. yük. hayır işleri. 3.. iki dağ arasındaki geçit/boğaz. dili adam. boynuzla yaralamak. kaz palazı. taşınırlar. goril. k. güzel.. i. çok güzel. odac ı. ahmak. yapışkan. i. (bir yemekteki) besleyici de ğer veya lezzet. hizmetli. s.. 2. argo (işyerinde) ayak işlerini yapan kimse. kanlı. f. s. Allah Allah! arabuluculuk. i.. i. k. k. f. dili aptal. i. ünlem Hay Allah! i. 1. 2. dili aptalca bir hata yapmak. (ticari) itibar. mallar. i. good -bye. 2. kaz. menkuller ve gayrimenkuller. ünlem. i. faziletlilik. iyilik. . hiçbir işe yaramayan/yaramaz. i. bak.bilir! Allah i. menkuller. İng. 1.. i.. 1.. iyi huylu.s. s.

grain(s). 2. dedikodu. a 1. 2. ho ş. i. dedikodusunu yapmak. f. (sukabağından yapılmış) su kabı. 3. mezun kimse. rü şvet. i. 3. f. 2. i. gross weight. 1. Hz. Hrist. (elle) tutmak. 3. --bing) 1. tıb.ılara özgü dini müzik türü. mürebbiye. 3. 1. mısır v. i. 3. derece.. s. iskarpelayla oymak. bak. para. 3. 3. great. şılanmak. s. Alt ı yaşında ve birinci sınıfta. grammar. siyah Amerikal as ıl gerçek. latif. 1. 1. i. tanesi. yönetme. hububat. derece. çabucak ve zorla elinden almak. mezun olma. 4. 1. kalite. geçiş. 1. 4. from -den mezun olmak. bahç. 2. 3. (yemekten önce/sonra söylenen) şükran duası. i. i. bir inanç sisteminin temel ilkeleri. 1. makam v. 1. 2. incelik. hükümete ait. i. bu v. (arpa. meyil. inayet. havada uçan ince örümcek a ğı. çirkin. tıb. get. 2. 3. a şama. incecik. çal ışmak. s. dedikodu yapmak. f. uzun etekli kad ın elbisesi. elde etme. i. 1. grafiti. i. dili mezun. f. idare etmek. zarif. about -in i. 2. (ilköğretimde) sınıf: He´s six years old and in the first grade. s. s. bahç. 2. (--bed. 2. 2. i. 2. yavaş. cins. doku nakli. kapmak. i. k. ertelenme süresi: I´ll give you a s. gut. 1. -i mezun etmek. eğim.b.. hükümet.) tane: three grains of wheat üç buğday i. ünlem Hay Allah!/Allah Allah! i. z.´ni yolsuzlukla (doku) nakledilmek. 2. 1. Hrist.. aşılamak. 1. idareci. 2. i. makam ğday. yolsuzlukla elde edilen para. ill-gotten gains haks ız kazanç. yönetmek. 2. iskarpela. 2. 1. bir tondan diğer bir tona geçme. letafet. zerre.. i. i. s ınıf. görgüsüz. mak. giderek. valilik. idari. i. tıb. get. 4. mezuniyet töreni. zarafetten yoksun. devlet yönetimi. 2. lisansüstü ö ğrencisi. bak. kibar. oyma kalemi.Gospel gospel gospel music gospel truth gossamer gossip got Gothic gotten gouge gourd gout govern governance governess government governmental governor governorship gown gr gr wt grab grace graceful graceless gracious grad gradation grade grade crossing grade school grader gradient gradual gradually graduate graduate graduate school graduate school graduate student graduation graduation ceremony graffiti graft graft grain i. 1. zarafet. İsa´nın öğrettikleri. i. k ıs. damla hastalığı. (bir üniversiteye ait) lisansüstü e ğitim birimi. at -i (elle) tutmaya (Allaha özgü) i. yönetici. mezun. sukaba ğı. mezuniyet töreni. yönetim.b. yavaş yavaş. 2. kaba. f. i. Gotik. idare. grade. group. gittikçe. greyder. idare. (bir üniversiteye ait) lisansüstü e ğitim birimi. gram(s). çok ince bir tür bürümcük. f. derece derece olan. gross. f. asıl gerçek. 1. graffiti. gecelik.b. 1. nakledilen doku. regülatör. sabahlık (giysi). s. yava ş yavaş olan. İncil. i. duvardaki yazılar. i. ince. Hristiyanlığın esasları. derece derece. iktidarda bulunmak. k ıs. yönetim. hafif. 2. ilköğretim okulu. 2. vali. rütbe. f. (öğretmenin hemzemin geçit. tah ıl. 1.. cüppe. mim. dedikoducu kimse.. a şı. dört İncil´den biri. (bir ağaç parçasının içindeki) . i. gravity. (doku) nakletmek.

1. büyükbaba. (genel) toplam. büyükanne. k. k. k.. sadrazam. r ıza göstermek. 1. birini kefaletle/kefaleten tahliye etmek. İng. yerine getirmek: She granted his request. dili 1. 2. granddaddy. büyük jüri. f.. i. sadrazam. i. büyükanne. dili dede. ğretim okulu.o. granulated granulated sugar granulated sugar i. dili çok güzel. k. gramer aç ısından ifade. k.. granddad. k. i. dilbilgisel. gramofon. i. İng. i. harika. tozşeker. k ız torun. ihtişamlı. nine. dili. torun. kuyruklu piyano. anneanne. k. grand. s. ilkokul.. ihtişam. . kabul etmek. i. 3. grandüşes. i. 2. şatafatlı.. en eski. gram.. s. heybet. babaanne. dili nine. büyükbaba. i. i. i. i. i. (öğrencileri üniversiteye hazırlayan) lise.dren (gränd´çîldrın) i. dili kuyruklu piyano. i. k. ilkö 1. (öğrencileri üniversiteye hazırlayan) lise. i. i. 1. huk. en büyük.. pikap. k. ıRicas ını yerine getirdi. argo bin dolar. dili nine. i. dili (bebek) torun. İng. fonograf. gramere ait. i. büyükbaba. tozşeker. 2. tahkikat heyeti. s. 1. s.. dili dede. dede. dede.gram grammar grammar school grammar school grammatical gramme gramme gramophone gramophone record gramps gran granary grand grand duchess grand duke grand jury grand piano grand total grand vizier Grand Vizier grandad grandaddy grandbaby grandchild granddad granddaddy granddaughter grandeur grandfather grandfather clock grandiloquent grandiose grandma grandmother grandpa grandparent grandson grandstand granite granny grant grant a request grant s. görkemli. 2. i. i. i. tahıl ambarı. plak.. dili dede. büyüklük. bak. çoğ. büyükanne. gram. k. gramer. bak. mühim. bail Granted. azamet. 2. 3. gram. gramer kurallar ına uygun. 1. 1. granit.. görkem. dilbilgisi kitabı. k. 2. büyük. erkek torun. tumturaklı. dolaplı saat.. soru şturma kurulu.. (cevaben) Evet. i. bak.. dili. sandıklı saat. büyükanne. 2. büyükbaba. spor kapalı tribün. ayaklı duvar saati. dilbilgisi. İng. cafcaflı. gramatikal. bak.. muhte şem. k. büyükbaba. büyükanne. i.. Granting the truth of what you´re saying. i. grandük.. fazlas ıyla büyük ve görkemli. gramer kitabı. 1. dili nine.chil. İng. büyükbaba. I bir ricay kabul etmek. i. 2. s.

2. grafik. minnetle.. 3. çimenli. 1. 1. ızgara. mezarc ı. 3. i. s. bedava. 2. 2. 2. 2. k. i. sinirine dokunmak. s. boşanmış veya kocasından ayrı kaplamak. grafiker. i. çarpıcı. haz. asma. greypfrut. memnun etmek.. kavramak. (bomba/ şarapnel içindeki) misket. ciddi. f. 2.. rende. i. 1. çökmek. 1. zor bir probleme çözüm yolu bulmak. pençe. f. grafikle ilgili. 2. greyfurt. 1. çimenlik. i. kareli kâ ğıt. ızgara. sıradan insanlara yönelik. . dişlerini gıcırdatmak. vahim. i. memnuniyet. i. minnettarlık. canlı ve açık seçik bir şekilde yazan. 3. 2. demir parmaklık. -e sürtünerek/çarparak ses ç ıkarmak. i. 1. yere gitmi veya kadın. graphic graphic design. 2. i. ağırbaşlı. s. a ğır. at kapmaya çalışmak. demir parmaklık. mezar ta şı. yazılmış/çizilmiş/kazılmış. tanecik. s. 1. mezarlık. i. f. i. with ile bo ğuşmak. z. anlamak. çökelmek. 3. gereksiz. (--ed/--led. çimenle yaşayan kadın. kızmemesi. minnettar. k. 1. ot. a ğırbaşlılık. grafit. çak ıl. kavrayış. yerçekimiyle hareket etmek. bir boşanmış ş olankarısından ayrı yaşayan adam. dili uçan ku ştan medet ummak. 1. i. 1. (towards/to) -e yönelmek. fiz. 4. graphic designer. anlayış. f. s ıkı tutmak. kocası geçici olarak 1. i. i. vahamet. s. 2. grafik grafik dizayn. i. i.granule grape grapefruit grapeshot grapevine graph graph paper. greyfrut. ciddiyet. ortadirek. alt ıntop. s. çizge. canl ı ve net. ask. çimen. tamahkâr. tüm ayrıntıları gösteren. 2. --ing/--ling) çakıl döşemek. dili s ıradan insanlar. f. 1. s. i. zevk veren şey. haris. f. yönelme. üzüm. yerçekimiyle hareket etme. yakalamak. graphite grapple grasp grasp at straws grasp the nettle grasping grass grass widow grass widower grasshopper grassroots grassy grate grate grate on grate on one´s nerves grate one´s teeth grateful gratefully grater gratification gratify grating gratis gratitude gratuitous gratuity grave grave gravedigger gravel gravestone graveyard gravitate gravitation gravitational gravity i. tatmin etmek. bedava. çekirge. i. 1. kavramak. zevk. 2. çimlemek. 4. mezar.. karısı geçici olarak 1. yerçekimi. s. bahşiş. açgözlü. argo (sigara halinde içilen) hintkenevirinin kurutulmu ş yaprakları. 3. s ıradan insanlardan kaynaklanan. 2. i. rendelemek. paras ız. 5. 2. 2. 1. paras ız. s. f. i. z. i. ho şnut etmek. bir yere gitmiş olan adam. çökelme. sokaktaki kişiler. i. yerçekimi. i. yerçekimiyle ilgili. çökme. çim.

2. f. s. büyük nine. i. yeşil biber (olgunlaşmamış biber). h ırslı. 3. açgözlülük. i. k. i. Yeşiller Partisineşil fasulye. yağ sürmek. 1. yeşil biber (olgunlaşmamış biber). selam vermek. gresyağı. i. Greenwich ortalama zaman ı. s. 3. sıyrılmak. gri. k. muazzam. otlamak. 1. sıyırıp geçmek.. s. kar şılamak. Rumca. k. Grönland. i. çimenlik. yeşil soğan. sürücül.. yağlamak. yağ. k. s. i. limonluk. 1.. taze fasulye. i. Yunanca. acemi çaylak. . önemli. 2. 1. Grönlandlı. Grönland´a özgü. gres. i. s. 2. dolmalık biber. i. rü şvet vermek. 2. k. izin. Yeşiller Partisi 1. toy.o..chil. f. cömert. ye ait. çoğ. dolmalık biber. İng. f. selamlamak.´s palm grease s. pek çok. fevkalade. yağlı. 2. 2. i.gravy gray gray matter graze graze grease grease s. girgin. f. Yunan. great-grand. Yunanca. i.o. 2. 1. çok. büyük dede. bezelye. s. (trafik lambas ında) yeşil ışık. sıyrık. 1. 1. Büyük Britanya. Yunanlı. z. henüz olgunlaşmamış. cesur. 2. s. başkalarıyla beraber olmayı seven. i. ye şil. manav.´s palm greasy great Great Britain Great Dane great-grandchild great-grandfather great-grandmother great-hearted greatly greatness Greece greed greedy Greek green green bean green light green onion green onion green pea green pepper green pepper greenback greenery greengrocer greenhorn greenhouse Greenland Greenlander Greenlandic greens Greenwich Greenwich Mean Time Greenwich Mean Time greet greeting greeting card gregarious gremlin i. açgözlü. dili birine birine rü şvet vermek. dili papel. i. s. 1. 3. yeşil renk. sera. 2. i. Grönland. selamlaşmak. Yunanlı. et yağı. Greenwich ortalama zaman ı. dili acemi. dili beyin. harika. dili müsaade. Grönlandlı. k. yiğit. k. dili (yapraklar ı çiğ/haşlanmış olarak yenilen) yeşil yapraklı sebzeler. Rumca. tamahkâr. acemi kimse. i. sıyırmak. 4. i. 3. Greenwich. Grönlandca. hırs. çok. fazlas ıyla. Rum. yeşillik. büyük (derece/miktar). yeşil ışık. Grönlandca. et suyu. makineyağı. taze soğan. torun çocuğu. yeşil. i. yeşil. i. içyağı. sos. 3. tebrik kartı. büyüklük. s. ham (meyve).dren (greyt´gränd´çîldrın) i. 2. Yunanistan. 1. 2. sürü halinde yaşamayı seven. otlatmak. Rum. büyük. ak ıl. i. ser. (makineleri bozdu ğuna inanılan) cin. yağlanmış. 1. tamah. i. 1. i. i. dili mükemmel. Danua cinsi köpek. selam. dolar. 2.

bakkaliye. 2. anat. . i. (ground) 1.. demir) tava. i. 2. yiv. zool. s. ızgara (alet). yakınma. 1. dilitüyler ürpertici. bakkal. i. yüz buru şturma/çarpıtma. kumlu gibi. s. çoğ. bakkal. boz. öğütülecek/öğütülmüş tahıl. i. 3.. i. s. 2. i. durmak. zool.. bak. metanet. i. (çark ile döndürülen) diş. bak. uyku sersemi. (--ned. büyük üzüntü. kir. 2. yakınmak. çoğ. s. 3. 1. ö ğütücü bile 4. i. bakkal. -e ac ı vermek. bak. sersem. -e büyük üzüntü vermek. kum tanesi. (--ped. öğütücü (alet/makine). korkunç. s. (alçak kenarlı. 1. yüzünü buruşturmak/çarpıtmak. korkunç. (mide) sancımak. Gülümseyip sineye çek! f. (alçak kenarlı. k. yakınma. dili Amerikan futbol sahası. i. ağır (masraf). kirli. grizzly bear.stop etmek. (mutfak i. 2. s. (aletle/makineyle bir şeyi) öğüten/çeken/döven kimse. bakkal dükkân ı. kontrol. 1. dili metin olmak. i. 1. deh şetsancı. değirmentaşı. kas ık. 2. el bombas ı. i. 3. inlemek. kat ı. 1. kavramak. sırıtma. --ping) 1. bakkaliye.b. i. 1. yiv açmak. k ıkırdak. i. 2. tımar etmek. i. ğitaşı. k. aman bilmez. (kıyma makinesinde) (et) çekmek. f. büyük bir üzüntü içinde olmak. f. --mest) 1. s ıkı tutmak. gıcırdayarak yavaş yavaş 2. --ning) s ırıtmak. gray. büyük bir üzüntü içinde olan. şikâyet. ac ı. i. ızgarada pişirmek. grid. (--ted. (--mer. gri. grow. Ursus horribilis. i. i. sert. amansız s. f.. ızgara.. s. 2. el yordam ıyla aramak/ilerlemek.. k. çok büyük (yanlış/zarar/kayıp/acı). 2. i. 1. stop etmek. 1. kum tanesi gibi ta ş parçacığı. f. mahmur. s.´nde) öğütmek/çekmek/dövmek. zihni kar ışık. (Kuzey Amerika´ya özgü) korkunçay ı. 2. 1. inilti. dibek v.. bileği çarkı. ufak lokanta. bak. (de ğirmen. bakkaldan alınan gıda maddeleri. f. bakkal dükkân ı. güvey. kirlilik. (elle) sarkıntılık etmek. f. f. 2. 1.o. f.. şikâyete yol açan durum. di şini sıkmak. (birinin) dikkatini çekmek. içki sersemi. kelimeleri zor bulmak. s. dili şikâyet etmek. kumlu. f. ızgara. kur şuni. --ting) k. bileyici. i. 1. i. rutin. gruesome. metin. dayan ıklı. f. 1. (about/at) k. 2. i. f. (mücadele). dili sorguya çekmek. 1. i. 2. demir) tava. kabuksuz mısır tanelerini kaba bir şekilde öğüterek yapılan ezme. idare: Get a grip on yourself! Kendine -i alıp götürmek. i. şikâyet. 2.´s imagination gripe grisly grist gristle grit grit one´s teeth grits gritty grizzly grizzly bear groan grocer groceries grocery grocery store groggy groin groom groove grope grope for words i. tazı. havan. i. keder. (midede) verici. tutma/kavrama şekli.grenade grew grewsome grey greyhound grid griddle gridiron grief grief-stricken grievance grieve grievous grill grim grimace grime grimy grin Grin and bear it! grind grind to a halt grinder grindstone grip grip s. f. 2. i. 2. i..

. kirli. zemin kat. okul. ile ilişkileri yetişmek. i. geli şmek.. gayrisafi milli hâs ıla. 2. ğersiz. 1. k ıyma. 2.. i. toprak. büyüyüp/olgunlaşıp (kötü bir şeyden) vazgeçmek. yaltaklanmak. (grew. 5. olmak: She´s 1. pasaklı. f.. ön hazırlıklar. f. i. yerfıstığı. 2. bak. yerde sürünmek. meydana gelmek. temelsiz./Çirkin oldu. alışmak.. grosa. i. 4. s. karaya oturtmak. gülünç. f. dili yumurtadan ç 3. kaba. artmak. . elek. brüt ağırlık. 2. (bir binaya/kuruluşa (hava ko şullarından dolayı) uçamamak. şikâyetçi. buzlucam. birine (bir konunun) temel ilkelerini ö ğretmek. gayri safi (miktar/a ğırlık). dili şikâyet etmek.ıkıp-den kaynaklanmak. grup. 3. 1. s. (--ed/--led. (bir işe)yaşlanmak. dırdırcı.. 1. vuku bulmak. Çocuklu ğu bırak! i. yetiştirici. kabuğunu beğenmemek. küme sa ğaltımı. temel atma töreni. brüt gelir. kıtıpiyoz.. dili 1. i. 2. 4. f. i. 2. k. in ground wire groundbreaking groundbreaking ceremony groundhog groundless groundnut groundwork group group insurance group therapy groupie grouse grouse grove grovel grow grow away from grow into grow old grow on s. Yere dü ştü. büyümek. 1. brüt para toplamı. i.b.grown ugly. on iki düzine. asılsız. ekon. zemin katı. ihtiyarlamak. . s. çığır açan (olay v. grupland ırmak. göze batan veya tahammül edilmez (kusur. çok şişman. grind. karaya oturmak.. büyüdü ğü için (bir giysiyi) giyememek. s. 3.).. i. toprak teli. s. güldürecek kadar acayip. İng.. 2. çok garip.). 2. grup sigortas ı. dırdırcı. kırtıpil. gruplaşmak. 2. i. sinirli. üretici. ço ğ. ormantavu ğu. (havaalan ında) yer mürettebatı. elek. kırtıpil. görgüsüz. 2. i. --n) yetiştirmek. (uçak)ait) arazi/bahçeler. eskimek. yer (yerin yüzü): He fell to the ground. İng. --ing/--ling) 1. 2. kara kuvvetleri. zool.b. fon. pis. (uçağı) uçurtmamak.. zemin. grup terapisi. (birini) (ceza olarak) (ev. s. temel kural. brüt. grow out of grow too big for one´s boots grow up Grow up! grower i. f. 1. 3. kıtıpiyos.gross gross gross income gross national product gross profit gross weight grotesque grotty grouch grouchy ground ground ground ground beef ground crew ground floor ground floor ground forces ground glass ground meat ground rule ground s. toprak. walnut grove cevizlik. dili 1. da ğsıçanı. dili her zaman şikâyetçi olan kimse. 1. f. dek. 2. zamanla birinin ho şuna gitmeye başlamak. i. zamanla büyüyüp (bir giysinin) ölçülerine uymak.o. sığır kıyması. hata v. (bitki/sebze/meyve) f. olmak. koru. Çirkinleşti.azalmak. k. 1. k. kendini alçaltmak. büyümek.o. 3. (meyve a ğaçlarından oluşan) bahçe: orange grove portakal bahçesi. zool. -den uzaklaşmak. brüt kâr. 6. 3. 1. pop müzik toplulu ğu üyelerinin peşinde koşan kız. s. k.

i. muhafız. pansiyon. guerrilla. i. 2.. s. i. f. Guatemala´ya özgü. misafir odas ı. 2.).b. tahmine dayanan sonuç/sonuçlar.savunma duru şu. 1. sır tutmak. Guatemala. grueling. s. s. koruma görevlisi. misafir. 2. gözetim(trende) biletçi. gerilla sava şı. aksiliği tutmuş. k. huk. -e karşı önlem almak. boks gard. çeteci. İng. 2.. Guatemala. istemeyerek. çok zor. kefil. alt ında tutmak. muhaf ız. 2. i. f. (--bed. konuk sanatç ı. f. homurtu.. 1.men (gardz´mîn) i. ask. s. dili ( şovlarda dansçıların giydiği) minicik tanga. i. tümör. Guatemalalı. . gerilla. İng. i. i. kin. korkuluk. f. 1. f. i. basketbol gard. h ınç. Guatemalalı. korumak.growl grown grown-up growth grub grub grubby grudge grudgingly gruel grueling gruelling gruesome gruff grumble grumpy grunt G-string guarantee guarantor guaranty guard guard guard a secret guard against guard of honor guard one´s tongue guard´s van guarded guardian guardian angel guardianship guardrail guardsman Guatemala Guatemalan gubernatorial guerilla guerrilla guerrilla warfare guess guesswork guest guest artist guest of honor guest room guesthouse f. i. şeref kıtası. sulu yulaf v. k. garanti. larva. bellemek. marşandizin arkasına takılan ve demiryolu görevlilerini taşıyan cumbalı vagon. i. gerillac ı. tahminde bulunmak. i.1. garaz. kirli. büyüme. hırçınlığı üstünde. vesayet. hırlamak.. zannetmek. 3. konuk. korkunç. 3. 1. i. otel/pansiyon mü şterisi. zorlu. vasilik. çoğ. i. up kazarak/belleyerek -i ç ıkarmak/sökmek. domuz gibi ses ç ıkarmak. şikâyet. s. ihtiyatlı (söz. f. 1.. pis. kıskanmak: Do you grudge me this? Bunu bana çok mu görüyorsun? i. tahmin etmek. i. katı. muhafızlar. lapas ı. 1. 2. s. 1. yiyecek. dili3. s. i. İng. tahmini iş. sevimsiz. 4. kazmak. dilini tutmak. homurdanmak. grow.. s. i. tahmin. bak. (bir yerdeki) kökleri kazarak sökmek. i. nöbetçi. yetişkin. vasi. (bir tutukluyu) 5. 2. 2.. i. i. 2. garanti. guards. bak. s. valiye/valiliğe ait. 1. deh şet verici.b. --bing) 1. sert. ur. gelişme. bak. sanmak. s. cevap. f. i. hırlama. bir bitkiden süren dallar/sürgünler/yapraklar. koruyucu. z. huk. (yol kenar ındaki) bariyer. şikâyet etmek. f. (bir şeyi) (birine) çok görmek. şeref konuğu/misafiri. artma. kurtçuk. ağzını sıkı tutmak. davetli. yeti şkin. s. rapor v. 2. garanti etmek. i. i. i. koruyucu melek.

saf. s. . martaval. i. beçtavu ğu. kurnaz.a. i. martı. s. s. Frans ız Guyanalı. nahoş kahkaha atmak. i. (--med.t. Guyana i. beçtavu ğu. i. lonca. k. güdümlü mermi. 1. Gui. bir şeyi yutuvermek. 2. yol göstermek. gen. i. 1. i. rehber ö ğretmen. f. i. yol gösterme. i. körfez. rehber kitab ı. i. sak ız. 2. s ıtmaağacı.guff guffaw Guiana Guianan Guianese guidance guidance counselor guide guide dog guidebook guided missile guideline guild guile guileful guileless guillotine guilt guiltless guilty guilty conscience Guinea guinea guinea fowl guinea fowl guinea pig Guinea-Bissau Guinea-Bissauan Guinean guise guitar guitarist gulch gulf gull gullet gullibility gullible gully gulp gulp s. s.nese) Fransız Guyanası´na özgü. i. i. Guyana. i. Gine´ye özgü. s. 1. i. saflık. 1. boğaz. f. esnaf birliği. gırtlak. i. i. s. rehberlik etmek. 2. i. okaliptüs. Gine-Bisavlı. (çam reçinesinden ba şka herhangi bir) reçine. 1. Gine-Bisav. çok derin kanyon. gitar. i. kolay aldatılma. küçük kanyon. bamyalı yahni. f. 1. yutuverme. kurnazlık. s. Guyana bölgesi. suçluluk. 2. rehber. dili bo ş laf. i. rehber k ılavuz. palavra. i. yönetmek. rehber. k ılık. 2. yirmi bir şilin değerindeki eski İngiliz altını. idare etmek. giyotin. 2. 2. i... 1. dişeti. i. i. (çamdan başka herhangi bir) reçineli ağaç. i. Gine-Bisavlı. Gineli. ço ğ. suçlu. --ming) zamk sürmek. dış görünüş. çiklet. gözleri görmeyen birine rehberlik eden köpek. down gum gum gum gum mastic gum tree gumbo i. nahoş bir kahkaha. 2. 1. 2. beçtavuğu. 1. Gineli. kolay aldatılabilir. rehberlik. aç ıkgöz. art niyetsiz.köpek. sel yata ğı. Frans ız Guyanası. 2. Guyana bölgesi halkından biri. i. f. i. yutuvermek.. vicdan azab ı. ask. Gine-Bisav´a özgü. rehber kitabı. Gine. s. gitarist. i. kobay. (bir projedeki) ana hatlar. Guyanalı. 2. zamklamak. s. (çoğ. Fransız Guyanası. 1. güdüm. açıkgözlük. 2. f. i. giyotin ile idam etmek. Guianan. suçsuz. Gine. 1. i. rehber. 1. Gine-Bisav. 1. i. bak. Guyana. 2.

i. 1. gırtlaksı (ses). dili fazlas ıyla istekli. s. 1. kanivo. mür şit. dili adam. 2. dili inisiyatif ve cesaret. k. f. erim. top. i. i. tüfeklik. i. jimnastiğe ait.s. 2. i. i. jimnastik salonu. --ning) (motoru) birdenbire tam gazla çalıştırmak. dili cesur. tüfek. ateşli silah taşıyan kimse. ateş.. i. i. (iki kişi arasındaki) silahlı çatışma. k.. 2. 1. 1. dünden hazır. (kaldırım kenarındaki) oluk. dili vıcık vıcık şey... rüzgârın ani ve sert esmesi. yürek: He´s got guts. k. Guyanalı.. Guyana bölgesi halkından biri. bak. (arabayı) birdenbire tam gaz sürmek. i. (içki) çokça içmek. çağıltı. i. i. (--ned. guru. eski İngiliz Guyanası halkından biri.nese) 1. i. (ateşli silaha ait) menzil.. 1.gumboot gumdrop gummed gumption gun gun for gun rack gun s. (çatı/dam kenarındaki) oluk. fışkırtı. atım. s. dili cesaret. i. eski İngiliz Guyanası. tabanca. (okullarda) beden e ğitimi. . i. tüfek ve tabanca yapan veya tamir eden kimse. 1. yürekli. yağlayıp ballamak. topçuluk. (birinin) çan ına ot tıkamak için fırsat kollamak. bağırsaklar. i. Guy. topçu. jimnastik salonu. gunk. k. k. çoğ. İng. f ışkırmak. dili -i süslemek. 2. i. 2. i. i.. agu.. k.. 2. zamklı. 2. i. Guyana. ateşli silah. (about) hayranlığını abartılı bir şekilde anlatmak. süslenip püslenmek. i. çuval. 1. zevk. down gunboat gunfight gunfire gunge gung-ho gunk gunman gunner gunnery gunnysack gunpoint gunpowder gunrunner gunrunning gunshot gunsmith gurgle guru gush gusset gussy gussy o. f. i. rehber. atış ilmi. i. 1. silah kaçakç ılığı. i. 2. çoğ. lastik çizme. i. tüfekçi. (çoğ. 1. İng. Guyana. up gust gustatory gusto gut gutless guts gutsy gutter guttural guy Guyana Guyanese guzzle gym gymnasium gymnast gymnastic i. i. 1. s. Guyanalı.a. i.kumaş parçası. jelatinli şekerleme. silahlı kimse. k. kuş. silah kaçakç ısı. silah atışı.o. spor salonu. çağıldamak. i. dili yüreksiz. ateş etme. fışkırış. bağırsak. s. s. (bebek) agulamak. Guyana. up k. i. jimnastikçi. birini (ate şli silahla) vurmak. i. verev takılan fışkırma.men (g^n´mîn) i. f. gun. s. s. (belirli bir yeri) elde etmek için bütün gayretiyle çal ışmak. i. i. gambot. Bayağı cesur o. 2. eski İngiliz f. i. s. tat alma duyusuyla ilgili. Guyana bölgesi. barut. f. 2. spor salonu.

k ıs. dili taksi.. bilgisayar korsan ı. k. i. yapmalı. araba. i. alışılmış. f. i. kuru kuru öksürmek. tuhafiye dükkânı. jiroskop. ünlem kah-kah. --ping) aldatmak. şapka dükkânı. jinekolog.. bitkin. i. automatic pilot. çentmek. i. f. i. i. İngiliz alfabesinin sekizinci harfi (Honor. İng. 2. çitlembik. yaşlı kuru öksürük.. seslenmek. kocakarı. mutat. 1. 2. 2. i.. hac. . 1. İng. alışkanlık.gymnastics gynaecologist gynaecology gynecologist gynecology gyp gyp joint gypsum Gypsy gypsy gyrate gyration gyropilot gyroscope H. h haberdasher haberdashery habit habitat habit-forming habitual habitually hack hack hack hack stand hackberry hacker hackle hackneyed had had best do haddock hadj hadji hadn`t hag haggard haggle ha-ha hail hail hail fellow well met hail from hailstone hailstorm hair i. 1. taksi dura ğı. Roman gibi ya şayan kimse. âdet. bak. tuhafiye. 1. cayroskop. ısmarlama yazı yazan yazar. i. 2. k ıl. bak. çentik. i. s. İng. al s. --s çoğ. yak ın arkadaş. klişe. yarmak. itiyat. at. Roman. 3. kazıkçı. i. H. dönerek sallanma. z. ça ğırmak. dönme. 2. i. liman ından kalkmak. 3.. dolu. i. i.ışkanlık meydana getiren. hileci. melengiç. i. Çingene. jimnastik. s. daimi. i. 2. tüy. kiralık atlı i. büyücü kadın. çekişe çekişe pazarlık etmek. had not. hour. i. İng.. dolu fırtınası. erkek giyimi satan ma ğaza. çoğ. tuhafiyeci. i. vasat. argo becermek. dönmek. jips. kih-kih (gülme sesi). 1. s.. dolu tanesi. . (--ped. basmakalıp. yapsa daha iyi olur. sıkı pazarlık etmek. selamlamak. 1. kazık atmak. i. 1. k. din görevlilerine özgü kıyafet. 2. bir şeyin doğal yeri. yaşlı çirkin kadın.. i. yontmak. 1. hayvan veya bitkinin yeti ştiği doğal ortam. âdet üzere. 2. s. herkesle çabuk ahbap olan kimse. alç ıtaşı. 1. niteliksiz yazar. f. f. i. 2.. argın. den. i. niteliksiz (iş). k ıymak. hacı.. i. bayat. kazık bir yer. have. dönerek sallanmak. 3. habitat. bak. i. mezgit. Hrist. nisaiye. kiralık binek atı. 2. i. jinekoloji. 1. gynecologist. 1. i. (hayvan dövüşmeye hazırlanınca dikleşen/kabaran) tüyler. i. dolu halinde ya ğmak. sahtekâr. hav. f. gynecology.. İng. f. herb gibi bazı kelimelerin ba şında ve herhangi bir kelime veya hecenin sonunda telaffuz i. f. 2. alışıldığı şekilde. saç. dili üçkâ ğıtçı. yorgunluk ve açlıktan bitkin. bak. i.

s. 2. iyi düşünülmemiş. tüylü. 1. yarım ağızla. yarım gözlük. s. saç filesi. yetersiz olarak. 2. Haitili. işin yarısı. yarım bilet. i. 4. s. Half the students have come. s. argo çok zor. keskin viraj. i. yarım düzine. hayaletlerin. Orada yarım gün çalışıyor. kılı kırk yaran. saçın kesilme biçimi. s. tüyler ürpertici. çiftlikteki kö şk. hortlakların ortalığa çıktığı gece (31 Ekim). malikâne. yetersiz. argo tehlikeli. z. i. yarım pençe. yarı pişmiş. f. budala. 2. yarı: Two halves make a whole.. 1. saç kurutma makinesi. i. . 2. 5. korkunç. s. firkete. koridor. ortada. --s) saç tuvaleti. ahmak. 1. 1. okul/üniversite binas ı. 2.hair curler hair dryer hair net hair spray hairbrush haircut hairdo hairdresser hairless hairpin hairpin turn hair-raising hairsplitter hairsplitting hairy Haiti Haitian hale hale and hearty half half a dozen half brother half fare half glasses half measures half sister half sister half sole half the battle half time halfback half-baked half-breed halfhearted halfheartedly half-length half-life half-mast half-moon half-sole half-time halfway half-witted Halicarnassus hall hallow Halloween bigudi. 2. saç şekli. s. İki yarım bir bütün eder. U şeklinde kıvrılan. 2. saç kurutucusu. yarım boy. s. salon. turp gibi. 2. f. yar ım gün: She works there half time. bayrağın yarıya indirilmesi. (ayakkab ıya) yarım pençe vurmak. 3. Haiti. Bodrum. fiz.. yeterli olmayan tedbirler. istemeye istemeye. i. s.. i. yar ılanma süresi. i. saç tıraşı. i. i. s. s. spor hafbek. i. kutsamak. sapasa ğlam. işin en zor tarafı. s. saç tokas ı. s. 2. spor haftaym. halves (hävz) i. saç spreyi. gönülsüz. i. İng. yarım. üvey k ızkardeş. erkek berberi. çoğ. ara. i. (eski bir inan ışa göre) cadıların. vücudun yukarı kısmını gösteren resim. 1. işin çoğu. 1. 1. yarı yolda bulunan (yer). 1. k ılsız. kadın kuaförü. 1. isteksiz. yarım günlük (iş/çalışma). Haiti. isteksizce. yar ım ağız. 1. gönülsüzce. k ılı kırk yaran kimse. i. tüysüz. üvey erkek karde ş. 2. kadın berberi. saç fırçası. i. Haiti´ye özgü. 3. i. kutsalla ştırmak. Haitili. üvey k ızkardeş. melez. s. 1. i. z. i. half an apple yar ım elma. 2. Halikarnas. k ılı kırk yarma. hol. yarımay. (çoğ. i. k ıllı. saçsız. yar ı yolda.

bak. teslim etmek. çekiç. --ming) argo i. yarıya bölmek. durma. ele avuca sığmaz çocuk. 2. dili idare edilmesi zor biri. i. el ele. çekiçle dövmek. -ping) engel olmak. el ile yap ılan iş. f. i. 1. mezra. eltopu. vermek. el freni. hamster. k. hamburger. --s/--es) hale. i. i. f. 1. i. isk. f. s. hammer out spor çekiç atma. 2. çekiçle vurmak. 4. sanrılamak. yarıya indirmek. . (ham. az miktar. 3. handikap. i. f. özürlü. 1. half. duru ş. (çoğ. hol. durmak.´s head çekiçle ibirinin kafas ına sokmak.hallucinate hallucination hallway halo halogen halt halter halve halves ham hamburger hamlet hammer hammer f. dağıtmak. engellemek. durdurmak. sakat. den. kelepçe. f. koridor. mola. kuşaktan el bombas ı. hammer throw hammock hamper hamper hamster hamstring hamstrung hand hand hand down hand grenade hand in hand in hand hand labor hand on hand organ hand out hand over handbag handball handbill handbrake handcuff handful handgun handicap handicapped handicraft handily handiness i. işçi. laterna. s ığır kıyması. (saatte) akrep/yelkovan. jambon. i.strung) 1. ırgat.. i. ağıl. f. 2. engel. i. spor handikap. 2. i. güçle ştirmek. teslim etmek. kolayca. kelepçe vurmak. 2. el yazısı. 5. 2. özür. ufak köy. ayla. sanr ı. el çantas ı. el ilanı. tayfadan biri. i. i. 2. kösteklemek. elle vermek. 6. i. bir fikri şlemek. başkasına vermek. hand me that book. O kitab ı bana uzatır f. el. i. dizardı kirişini koparmak/kesmek. çekiçlemek. çoğ. f. i. 1. f. çamaşır sepeti. hammer away -e şekil vermek. elverişli bir şekilde. 1. i. bak. halojen. spor hentbol. sakatl ık. 2. tabanca.. engel olmak. devretmek. 1. i. abartarak oynamak. z. k. i. 1. hammer an idea into s. avuç dolusu. 3. rençper. babadan o ğula geçirmek. 1. çekiçle çakmak. 2. f. uzatmak: Pleaseel.. i.o. tokmak. el sanatı. 3. c ırlaksıçan. i. kapaklı büyük sepet. m ısınız? kuşağa devretmek. i. beceriklilik. hamstring. ruhb. 2. dizardı kirişi. 4. (--ped.. i.. tayfa. dili amatör radyo operatörü. durmadan çalışmak. 1. i. hamak. 3. i. 2. kelepçelemek. (--med. argo abartarak oynayan oyuncu. 1. yular. vermek.

korkak. dili ba şıboş gezerek beklemek. satmak. dikkatli davranmak. 2. Bekle. çok. anlam. tehlikede olmak.o. asılmak. i. olmak. i.y. sallanmak. (to) (-e) s ıkı tutunmak. (avukat) kendi yazıhanesini açmak. 1. (hung) 3. 2. yak ışıklı. 2. asmak. askı kancası. yün/ipek çilesi. tak ınak. kullanmak. -i çok beğenmek. gelişigüzel. marifetli. büyük. s. ask ı. 2. kolaylıkla. usta. i. i. (başını) döküm. 2. s. sinsi adam. sarkan. asma. kullanılmış elbise/eşya.ırılgan/sinirlii. telefonu kapamak. i.1. hung up on 1. ipe çekme. el yazısı. el s ıkma. s.3. hang. çekinmek. 1. 1. 1. bol. -e tutulmak.men (hän´dimen) i.ers-on) beleşçi kimse. (--ed) ipe çekmek. kullan ılmış. becerikli. 4. 1. i şleme tarzı. 1. elle dokunma. mendil. şeytantırnağı. s. (çok k 5. takmak. 2. asılı olmak. i. cömert. merdiven parmaklığı. -e kafas ını takmak.´s every word Hang on. i. rasgele. kangal. sap. elinden her iş gelen işçi. i. hand. f.birine) son derece tutamaç. tırabzan. kaplamak.. 2. kabza. 2. i. elverişli. habis. -e tesadüf etmek. k. engel. . f. sarkma. rastlantı. with kid gloves handlebar handling handmade hand-me-down handrail hands down Hands off! Hands up! handshake handsome handwork handwriting handy handyman hang hang hang hang around hang back hang fire hang in the balance hang in the balance hang on hang on s. 1. apaçık: He was hands down the best. as ılı. idam. (after/for) arzulamak.handiwork handkerchief handle handle s.men (häng´mîn) i. muallakta olmak. 2. elişi. i. i. elişi. güçlük. tereddüt etmek. hang out/up one´s shingle hang up hangar hangdog hanger hanger-on hanging hangman hangnail hangover hangup hank hanker haphazard hapless happen happen across/on/upon happen by i. 3. katlanmak. idam etmek. dokunmak. s. -e bayılmak. şanssız. asmak. i. içki sersemliği. sarkmak. k. duru ş. 2. geri kalmak. 4. i. k. s. Dokunma!/Elini sürme! Eller yukar ı! i. 2. çile. asma. 3. geçmek. f. idam edilmek.o. dayanmak. be için yanıp tutuşmak. dili birinin her dediğini can kulağıyla dinlemek. ele almak. el altında. 1. (çoğ. cellat. 1. z. idare etmek. alçak. çoğ. özlemini çekmek. s. dili (tıp doktoru) özel muayenehanesini açmak. f. kullanışlı. s. gelmek. kulp. 2. hazır. f. elden düşme. nazik bir durumda olmak. bahtsız. 2. elişi. yapıştırmak. şüphesiz. as ılmak. i. 1./Bir dakika. yakın. eğmek. ellemek. el sürmek. salland ırmak. u ğramak. 1. parma ğını kıpırdatmadan. çengel. kullanılış tarzı. -e rastlamak. Onun en iyi oldu ğu apaçıktı. meydana gelmek. çoğ. talihsiz. 3. el yapımı. i. iş. i. i. eli işe yatkın. şans. hangar. 2. 3. (bisiklette/motosiklette) gidon. hang. ürkek. i. asılış. 1.

2. i. şiddetli. Allahtan. kerestesi sert a ğaç.bak. olmak. kuş beyinli. I hardly knew her. nalbur dükkân ı. s. sert (söz). dinlemek.. silah. 1. 2. pek. 1. sabit disk. zor. i. 2. lop. çıkarcı. 3. z. ackendi ç ıkarını düşünen. zorluk. (çimento) donmak. kalpsiz. s. güç. mesut. sert içki. ağır iş cezası. 1. . -e rastlamak. bilg. 1. s. kafasız. 2. k. i. z. pekişmek. 1.happen in happen to happen to meet happening happily happiness happy happy-go-lucky harangue harass harbor harbour hard hard hard cash hard currency hard disk hard drink hard hat hard labor hard labor hard luck hard row to hoe hard-boiled hard-core harden hardheaded hardhearted hard-line hardly hardly to have time to breathe hardness hard-nosed hard-on hardship hardware hardware store hardwood hardy hare harebrained harelip harem haricot haricot bean hark hark back to uğramak. uzun ve tumturaklı bir şekilde konuşmak. aralıksız saldırılarla taciz etmek. acımasız. huk. 2. Hemen hemennefes alacak zaman ı bile olmamak. sert kereste. i. 1. ask. yolundan şaşmaz. sert. uzun ve tumturaklı konuşma. sert. f. s. yabani tavşan. 1. s. harem. 3. donanım. -e tesadüf etmek. çok meşgul olmak. 2. f. çok şükür. Çok gayret et! 2. liman. beslemek. kask. sevinçle. katı (yumurta). f. 1. bilg.. 2. çok. bak. makul dü şünen. katı. zorla. katı. tirat söylemek. 1. olay. sertleşmek. sıkıntı. ağır. 1. s. harbor. misafir etmek. şiddetle. eski olaylardan) söz etmek. güçlükle. yarık dudak. f.. 1. 1. rahat vermemek. hemen hemen: Hardly anything was left. dili (birinin) hiçbir şey kalmamıştı. kuvvetli. (geçmişten. 1. kuvvetlendirmek. i. i. k. s. girmek. şme hareketlerini yakından gösteren.. kaygısız. şiddetli. i. Tanışıklığımız i. neşeli. çetin ceviz. i. 3. 2. i. katı. ünlem Dinle!/Dur!/Sus! (geçmişe. ımasızlık. darlık. boyun eğmez. uzlaşmaz. dayanıklı. 3. Try hard! z. güçlük. neşeli. 3. vaka. şen. katı yürekli. 4. madeni e şya. acı. pekiştirmek. haricot. f. dili kül yutmaz. güçlük. bar ınak. kurt. kuru fasulye. ağır iş cezası. s. sağlam döviz/para. mutlulukla. . dirençli.. İng. 3. çok soğuk (mevsim/hava). tavşandudağı. güçbela. tedirgin etmek. Çok çal ıştılar. ba şına gelmek. rahats ız etmek. sertlik. 1. 2. f. zor iş. bizar etmek. s. taciz etmek. 2. i. mutlu. önceki konuya) dönmek. bereket versin ki. s. kuvvetle: The wind´s blowing hard. şanssızlık. yerinde. katılaşmak. mutluluk. acımasız. hırdavat. barındırmak. sığınak. iyi. sertlik. 5. i. tirat. cinsel organları ve sevi sertle ştirmek. 6. miğfer. inatçı. sert. kuvvetlenmek.büyük bir gayretle: They worked hard. bir şeye aldırmaz. kararlı. delisi: girl-happy kız delisi. 2. katılık. i. 2. 3. Rüzgâr nakit para. çetin. 2. s. (fiziksel olarak) kat ılık. i. katılaştırmak.

hintkenevirinden çıkarılan esrar. kin. 2. 1. (ayn ı şeyleri) tekrarlayıp durmak. m ızıka. tapan çekmek. ters. to (atı) (arabaya) koşmak. lombar ağzı. bak. i. i. dili tartışmak. bak. ürün.. müz. ziyan. s. 1. hasat. z. nefret etmek. 2. hasat. oto. 1. 2. orak mevsimi. asma kilit köprüsü. armoniye ait. tez. k. zıpkınlamak.. nefret edilen. i. haşiş. f. den. hashish. -in üzerinde çok durmak. asap bozucu. orospu. f. 4. i. yumurtadan çıkmak. şapka. İng. kendini be ğenmiş. kuşbaşı doğramak. 3. çekmek. harmonize. (öküzleri) (sabana) ko şmak. 2. 1. i. acele. ahenkli. i. f. 3. f. kötülük. küçük balta.harlot harm harmful harmless harmonic harmonica harmonious harmonise harmonize harmony harness harp harp on harpoon harpsichord harrow harrowing harsh hart harvest has hash hash over hasheesh hashish hasn`t hasp hassle haste Haste makes waste. 3. 3. altüst k. k ızıl geyiğin erkeği. s.o. 2. 1. ambar a ğzı. ivedilik. klavsen. 3. huysuz. 1. 2.. ta şımak. i. s. kibirlilik. kendini be ğenmişlik. tartışma. i. 1. fahişe. s. nefret. zıpkın. 2. kesek kırmak. i. telaşçı. f. 3. kesek k ırma makinesi. 1. mağrur. have. i. müz. f. üzücü. (kumpas) kurmak. 1. semere. uymak. i. harp çalmak. (rüzgâr/gemi) yön değiştirmek. 2. bozulmu ş şey. s. den. harp. civciv ç ıkarmak. tapan. 1. s. armonik. argo haşiş. f. ambar a ğzı. acele. hasar. s. over the coals i. zarars ız. dili birini dönmek. i. dü şmanlık. acele etmek. Acele işe şeytan karışır. dü şüncesiz. uyumlu. aceleci. . tırmık çekmek. zorluk. armonize etmek. 1. k ıs.. hasat etmek. uyumlu. sonuç. 1. i. müz. erkek geyik. i. 2. ac ı. 2. bozmak. 2. kuşbaşı doğranarak yeniden pişirilen et yemeği. ahenk. i. 3. 1. kaba. zararlı. 2. karmakarışık şey. nefret dolu. 1. f. mahsul. çekiş. şapka kalıbı. i. 3.. biçmek. çabuk. nefret. uyum sa ğlamak. f. i. zarar. zarar vermek. tapanlamak. i. 1. (ata) koşum takmak. f. i. arkada kap ısı olan küçük araba. çekme. armoni. kibirli. acele ettirmek. rekolte. bak. i. haşin. 2. 2. 1. 4.. 2. has not. bir ağda çıkarılan balıklar. 1. 2. den. f. 1. ambar kapağı. uyum. 2. koşum takımı. sert. 4. arp. f. müz. s. hasten hastily hasty hat hat press hatch hatch hatchback hatchet hatchway hate hateful hatred haughtiness haughty haul haul s. f. hasat zaman ı.. armonika. güçlük.ha şlamak/azarlamak. i. aceleyle. kötülük etmek. i. (plan) yapmak. i. vira etmek. f. s. ahenkli. (doğal bir gücü dizginleyerek) i. i. 2..

Oraya hemen gidesim geliyor. 2. sağduyu sahibi olmak. hav. kalça. çok alıngan olmak.. (had. -in dilinden anlamak: She has a feeling for animals.dökmek. aklı başında biri olmak. 2. kibir. -eceği gelmek. ucuz kurtulmak. dili (birinin) şansı rast gitmek.haul s. (at) denemek: Have a go! Bir dene! -i iyi kavramak. -i etkilemek. Akl ın fikrin hep onda. k. 3. 4. küplere binmek. k. deli olmak. (hortlaklar/ruhlar) s ık sık uğramak. k. Hemen a good press. popo. Hayvanlar ın dilinden anlar. -e niyeti olmak. i. insaflı davranmak. i.dili çokhas. ile ilgisi olmak. over the coals haunch haunt haunted haunting hauteur have have a ball have a bearing on have a bee in one´s bonnet have a big lead have a blast have a bone to pick with have a bone to pick with s. you. bitkilerden iyi anlayan biri olmak. zıvanadan çıkmak. k.ing) kurald ışı çekimleri: şimdiki zaman I. f. geçmiş zaman had 1. Eşyaları tamir etmeye meraklı. hakk ında bilgi almak/bilgisi olmak. k. bayram etmek. kıç.o. We had a puncture. have a feeling for have a field day have a finger in the pie have a fit have a fling have a fling at have a gander at have a go have a good grasp of have a good head on one´s shoulders head on one´s have a good shoulders have a good mind to have a good press have a green thumb have a hand in have a heart Have a heart! have a kip have a line on have a losing streak have a lot of brass have a lucky/winning streak have a mind to have a mind to have a narrow escape have a one-track mind have a penchant for have a puncture birini azarlamak/ha şlamak. i. çorbada tuzu bulunmak. Lasti ğimiz patladı. çok önde olmak. dili bitkileri iyi yetiştirebilen biri olmak. 5. babalar ı tutmak. they have. 1. sağrı. sık perili. k. sürekli yanında bulunmak. büyük aptes bozmak. getgidip terbiyesini verece ğim geliyor.. with -i makaraya almak. k. dili bir fikri kafas ına takmış olmak. gurur. akıldan çıkmamak.. 2. k. k. almak. (bir işte) parmağı olmak. ço ğ. she it e ğlenmek. have a bowel movement/have a BM have a change of heart have a chip on one´s shoulder have a chip on one´s shoulder have a crush on s. sık gitmek. bir konuyu tutturmak: You´ve got a one-track mind.o. -e bakmak. -esi gelmek: I have a mind to go there this instant. dili uyumak. sahip olmak. -esi gelmek: I´ve a good mind to tell him off right now. neredeyse zil takıp oynamak. -e iyice vâk ıf olmak. 1. dili birine fena halde tutulmak. k. usandırmak. dili (birinin) şansı rast gitmemek. f. 3. but. fikir veya davran ışlarını değiştirmek. dili biriyle payla şacak kozu olmak. -e eğilimi/meyli olmak: He has a penchant for fixing things. dadanmak. 1. he. ile payla şılacak kozu olmak. argo çok yüzsüz olmak. (öfkeden) deli olmak. s. bak. İnsaf be! İng. -eceği gelmek. zor unutulan. ak ıldan çıkmayan. k. halledilecek davası olmak. 2. tekin olmayan. dili çok e ğlenmek.o. çok (bir şey yapmayı) denemek. dili . 2. kurtlarını mest olmak. dili her zaman kavgaya haz ır olmak. 1. -i sarakaya almak. we. . s. -si olmak.

işi tamamlamak. k. -den nefret etmek. -de payı olmak. k. have a working knowledge of have a wreck have a yearning to/for have a yen to have an abortion have an accident have an ace up one´s sleeve/have an ace in the hole have an advantage over s. tatlı yiyecekleri dayanıklı k. 2. dili çabuk öfkelenen biri olmak: He´s got a temper. çabuk unutmak.tatlıkorkunç görüntülere kar şısevmek. k. anjin olmak. midesi sağlam olmak. kazaya u ğramak. kürtaj olmak. have a whale of a time have a whale of a time have a whip-round have a word with s. k. k. have a screw loose have a screw loose have a share in have a shit have a short memory have a soft heart have a soft spot for have a soft spot for have a sore throat have a sore throat have a stiff neck have a stomachache have a strong stomach have a sweet tooth have a temper have a thing about have a tickle in one´s throat have a voice in have a way with s. Şimdi zor bir Herkese geçirmek: They´re having biriyle atışmak. dili yumu şak kalpli olmak. -i arzu etmek. dili (birine) zaaf ı olmak. 1. -e yetene ği olmak. dili (birine/bir şeye) (birinin) zaafı olmak. aklından zoru olmak. k. dili görmü ş geçirmiş olmak. (birinin) midesi kolaylıkla bulanmamak/bozulmamak.o. artık yetmek: He´s been cheating me . have a way with s. gerçekçi ve pratik bir şekilde düşünmek. kaza geçirmek.o. biriyle konu şmak. zor bir hayat benden birer bardak içki.o. kocamdan boşanacağım. dili bir tahtas ı eksik olmak. have a run-in with s. anjin olmak. Artık bıktım. Çabuk öfkelenir. İng. k. (kendisiyle evli olmayan biriyle) bir a şk ilişkisinde bulunmak. dili çok e ğlenmek. bak. k. 2. -de gözü olmak. k. b ıkmak: I´ve had it. k. -i çok sevmek. dili bir tahtas ı eksik olmak. bo ğazı yanmak. olmak. k. müşfik olmak. boynu tutulmak. başkasına göre avantajlı bir durumda olmak. have an affair with have an aptitude for have an in have an itching palm have an option on s. zor/sıkıntılı bir dönemden geçmek. have a green thumb. dili biriyle kolaylıkla arkadaş olabilmek/iletişim kurabilmek. k.t. gıcık duymak.Bir Rusla iyi kötü anla şabilecek kadar Rusça trafik kazas ı Russian. dili bir şeyden anlamak. sıçmak. (bir yerde) torpili olmak. dili 2. argo 1. para toplamak. boğazı ağrımak/yanmak. a rough time right now.have a rough time Have a round of drinks on me. çocuk ald ırmak. -de sözü geçmek.o. -i hiç sevmemek. dili (bir şey yapmayı) arzu etmek. deli olmak. (birinin) midesi a ğrımak. bir şeyi belirli bir süre içinde alma/reddetme hakkı olmak. aklı başında olmak. I am going to divorce my husband. haf ızası zayıf olmak. -de söz sahibi olmak. elinde kozu olmak. sevmek. (birinin) bo ğazı gıcıklanmak. (bir şeyi) iyi kötü kullanabilecek kadar bilmek: They have a working knowledge of geçirmek. dili çok e ğlenmek. para hırsı olmak. dili 1.t. have bats in the belfry have been around have both one´s feet on the ground have designs on have done with have green fingers have had it zor/sıkıntılı bir dönem geçirmek.. bitirmek. k. kafadan kontak olmak.

-i gereksememek.o. işleri tıkırında olmak. bir taraftan -ece ği/-esi gelmek: I´ve half a mind to shoot him. dili -e gücenmiş olmak. bir davayı kavga ederek/tartışarak sonuçlandırmak. (birinin) (biri/bir şey) için vakti olmamak. 2. -esi gelmek. yeteneği olmak. çok meşgul olmak. -e başvurmak. ile hiçbir ilgisi olmamak: This has nothing to do with you. ona borçluyuz. dili (belirli my affairs. dili çaresiz kalmak. tetikte olmak. 2. -e izin vermemek. -e başvurmak. under one´s thumb. gözü -in üzerinde olmak. k. dili k ırk tarakta bezi olmak. elinde ne yok. Bunun seninle hiçbir ilgisiyaptığını gösterecek hiçbir şey olmamak. k. (right/the right way) akl ı başında biri olmak. harcayacak vakti olmamak. hiç aklından geçmemek. Nasıl istersen öyle yap! argo içini kurt kemirmek. işi başından aşkın olmak./Nas ıl isterseniz öyle olsun. 1. dili -den hiç ho Ö ğretmen olmak hiç aklından geçmemişti.o.t. 2. dili -den b ıkmak. tercih hakk ına sahip olmak. Have it your way! have kittens have many irons in the fire have no business doing s. Kâzım´ı parmağında borçlu olmak: We´ve her to thank for this. (birinin) bir şey yapmaya hakkı olmamak: You have no business interfering in bir şey için)Benim i şlerime burnunuolmamak. k. elleri bo ş olmak. k. başka bir işi olmak. -den illallah demek. k. (birinin) -e 1. 1. hiç hakkın yok. kafas ı yerinde olmak.have half a mind to have half a mind to have hard feelings about have in mind have it coming have it in for have it in for have it in one have it made have it out Have it your own way. 1. şaka etmek. -e göz koymak.şlanmamak. (birine) kin beslemek. dili. -den hoşlanmamak.. on a string have s. he´s only got himself to thank for it! Ba şarılı olamadıysa suçlu olan sadece kendisi! 1. -i hiç sevmemek. get . k. Siz bilirsiniz. Sevda. ısmarlamak. 2. s.s.. ile hiçbir ilişkisi olmamak. dili (birinin) önünde zor bir i ş olmak. (bir şeyin) suçlusu olmak: If he didn´t succeed. -e hiç niyeti olmamak: He´d had no thought of becoming a teacher. tetikte olmamak. fazla me şgul olmak. dili -e kin beslemek.o. have no stomach for have no thought of have no time for have no use for have no use for have none of have nothing to do with have nothing to do with have nothing to show for it have o. meşgul olmamak. to thank for have s. k. bak.o. -e ihtiyac ı olmamak. doğru dürüst düşünebilmek. argo işi iş olmak. dili birini parma ğında oynatmak: Sevda has Kâzım on a string. dokuz do ğurmak. k. Bunun için (bir şey için) (birine) oynatıyor. 2. dili kafadan kontak olmak. k. -i hak etmek. (birinde) hiç istek/arzu sokmaya . 1. Bir yandan onu vuraca ğım geliyor. hatırında tutmak. bir ayağı çukurda olmak. to thank for have on have one foot in the grave have one´s back to the wall have one´s eyes on have one´s fill of have one´s guard down have one´s guard up have one´s hands free have one´s hands full have one´s hands full have one´s head screwed on have one´s wits about one have one´s wits about one have one´s work cut out for one have other fish to fry have preference have recourse to have resort to have rocks in one´s head have s. aklında olmak. bak. k. giyinmek. 2. -i kabul etmemek. -den nefret etmek/tiksinmek. boş olmak. under one´s thumb -eceği gelmek. k.

t. hasar. üstün olmak. have s. (bir yeri) serbestçe kullanabilmek. çok sevinçli olmak. k. vicdani nedenle bir şeyi yapmaktan çekinmek. (istem dışı) düşük banyo yapmak.o. 1. İshal olmuş. yapmak. in mind have s. ishal olmak. çocuk düşürmek. ba şarmak. 2./s.t./s. 2. kısa bir uyku çekmek. ishal olmak. sonunda 1.t. birini gülmekten öldürmek. S ınıfının birincisi olmak için gerekli niteliklere kavga one in her class. k.t. k ıs. dili şekerleme yapmak. -malı: go. (görü şü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek. sevişmek. bir şey yapmaya yüzü olmak/cüret etmek. k. at one´s fingertips have s. bir şey elinin altında bulunmak. k. içi sürmek/gitmek: He´s got the runs. had better -se iyi olur: I had better -meli. bir şeyi çok iyi bilmek. in common with s. k. ihtiyat olarak saklamak. i. inandığı şeyi yapma/söyleme cesaretini göstermek. daha elverişli durumda olmak. dili efkârlı olmak. 1. dili içi sürmek. içi gitmek. I have to go. dili gereken niteliklere sahip olmak: She´s got what it takes to be numberetmek. k. s ığınak. i. k. k. i. kestirmek.t. atın sırtından düşmek. biri/bir şey kafasını meşgul etmek. on s.o. elinde suçlayıcı delil bulunmak. (bir tartışmanın/ağız kavgasının sonunda) son söz birinin olmak: He always has the last word. mecliste söz söyleme hakk ı olmak. k. çoğ.o. have second thoughts have sex have shadows around one´s eyes have some say in have stars in one´s eyes have sympathy for have the best of it have the blues have the courage of one´s convictions have the face to do s. have not. galip gelmek. Son söz hep onun. dili ortalığı toz pembe görmek. on one´s mind have s. 2. at ışmak. on the brain have scruples about doing s. ilgisi olmak. k. 2. dili ishal olmak. 1. (bir mülkün) tapusunun sahibi olmak.o. ile Gitsem iyi olur. dili çok e ğlenmek. dili (belirli bir şeyi) yapacak kadar küstah olmak. eğlenceli vakit geçirmek. dibi tutmamak. (about) (daha önce verilen bir karar hakk ında) tereddüt etmeye başlamak. in (bir konuda) nihai good -de (belirli bir şey olma) potansiyeli olmak: He has the makings of a lawyer. Onunla ortak hiçbir şeyim yok. 1. biri/bir şey aklında olmak. dili ishal olmak.o. argo s ıçmak.have s. 2. aklı birine/bir şeye takılmak. çok güzel bir vakit geçirmek. biriyle bir şeyi paylaşmak: I have nothing in common with him.t. 1. -de söz sahibi olmak. 2. birine isteri krizi geçirtmek. 1. in hysterics have/suffer a miscarriage have/take a bath have/take a crap have/take a spill have/take a zizz haven haven`t haves havoc birini/bir şeyi düşünmek. 2. as Plato has it Eflatun´un deyi şiyle. (birinin) halini anlamak. Gitmeliyim. have s. k. liman.t. . Onda iyi bir avukat olma potansiyeli var. seks yapmak. have the floor have the gall to have the inside track have the last laugh have the last word have the makings of have the run of have the runs have the shits have the squirts have the time of one´s life have the time of one´s life have the trots have title to have to have to do with have what it takes have words have/feel qualms about have/hold/keep in reserve have/put s. zarar ziyan. yıkanmak. (bir şeyden) dolayı vicdanı rahatsız olmak/sızlamak. tahribat. yarış alanının en iç kısmına yakın olmak. dili birini çok güldürmek. dili bir şeyi kafasına takmak.t. (bir yerde) (birinin) mülkiyet hakk ı olmak. gözleri mor halkalarla çevrili olmak.. (bir yere) rahatça girip ç ıkabilmek.

He looked me through and through. otluk. belirsiz. 2. tehlikeye atmak. Onun kafas ı çalışıyor. Ezilmekten zor kurtuldu. He little knows . pus. fındık. Kendinde de ğil. He has turned seventy. eril o.. Ölümü korkunçtu. He has a bad name. He did what little he could. He tilted back in his chair. 2. İstediği zaman gelip gidebilir. dili Viskiyi buzlu içer./Umurunda değil. kestane rengi. samanlık. He numbers eighty years./Aklı başında biri.. ince duman. i. He doesn´t give a damn.. He is past hope. etmek. dumanlı. kafadan atmak. tahmin s. O işi yapmayacak kadar aklı olmalıydı. say. Artık buraya gelmiyor. 2. erkek: he-goat teke. He is welcome to come and go at his pleasure. riziko. Elinden geleni yapt ı. rizikolu. 1.haw hawk hawk hawker hawthorn hay hay fever hay rack hayloft hayrick haystack haywire hazard hazard a guess hazardous haze hazel hazelnut hazy he He can´t see the woods for the trees. Bilmiyor ki .. anlaşılmaz. 1. 2. i. i. He treated me to a beer. işportacılık yapmak. alıç. şans. Seksen ya şında. ela (göz). He is riding for a fall. . çaylak. -e cesaret etmek. He had better not. tehlikeli. 2. Ümitsiz durumda. Beni iyice inceledi. otu biçip kurutmak. saman nezlesi. i. Boş bulunup ağzından kaçırdı. s. Yol paras ından tasarruf etmek için eve yürüyerek gider. bulanık. s. işportacı. otluk. He takes his whisky on the rocks. have known better He should than to do it. He just missed being run over. i. 1. s. Bana bir bira ısmarladı. tehlike. Toplantıyı canlandıran o idi. saman. Diyelim ki bin dolar ı vardı. puslu. i. tınaz. alıç. Yapmazsa daha iyi eder. Ona vız gelir. He suffered a violent death. (kurutmak için) ot biçmek. Kayk ılarak sandalyesini arkaya doğru yatırdı.. Ödediğin para karşılığında sana iyi mal verir. s.. He has a good head on his shoulders. zam. Ayrıntılara takılıp kaldığı için durumu bir bütün olarak göremiyor. f. hafif sis. şahin. sisli. Belasını arıyor./İplemez. kuru ot yığını. He was the life of the party. atmaca. i. 3. kuru ot yığını. He is not himself. He said it in an unguarded moment. He no longer comes here. 1. Yaşı yetmişi geçti./Kötü şöhreti var. i. He gives you good value for your money. i.. k. Hiç vakit kaybetmedi. kuru ot konulan parmakl ıklı raf/tekne./Beni süzdü. He didn´t let any grass grow under his feet. 1. fındık ağacı. f. He had. şansa bırakmak. i. kuru ot./Yetmiş yaşına bastı. tınaz. i. otluk. f. a thousand dollars. doğan. Adı kötüye çıkmış. i. He walks home to save carfare. otluk.

şef. 2. 3. başlık. bant. spor avantaj. he had. baştan (çarpma). özel okul müdürü. i. 2.He will amount to something. i. 2. 2. 1. apar topar. He´s/She´s not the only fish in the sea! head head head honcho head over heels head over heels head over heels in love head s. head.. -in birincisi olmak: tepetaklak perende atma. z. 1. sakınmadan. bak. he would. He´s always thinking about sex. 4. baş ağrısı. k ıs. dert. karyolan ın başucundaki tahta. bir şeyin ilerlemesini engellemek. birinin ilerlemesini engellemek. sayfa ba şlığı. bildiğini okuyan. özel okul müdiresi. (biryer. baş. -i iddia ediyor. dili ba şkanlık etmek. bir şeyin yolunu kesmek. I had rather go. birinin yolunu kesmek. O noktada onu mat ettim. 1. dili Ne hali varsa görsün! k ıs. ba şkanı. bir şeyi engellemek. kelle. Az konu şan biri o. 1. koltuk ba Yazı mı. coğr. dik başlı. başı önde. i. başlık. i. off head s. Herkes onu hor görüyor. He´s a man of few words. başta olan. i. I had him there. pruva rüzgâr ı. He´s an object of scorn. merkezde çalışanlar. s. burun buruna (çarpışma). sırılsıklam âşık. burun. kafa kafaya. 2. i. karargâh. i. kumanda merkezi. He/She can stew in his/her own juice! he`d he`ll he`s He´s a good speller. 3. He will have it that . şef garson. baş belası. başlık.o.. he will. off head start head up head wind headache headband headboard headdress header headfirst headgear heading headland headlight headline headlong headmaster headmistress head-on headphone headquarters headrest Heads or tails? headstrong headwaiter Başarılı bir adam olacak. merkez büro. baş. Onun sonu iyi olmaz. 1. şlığı. Onun imlas ı iyi. başbaşkanlığını yapmak/başkanı s. z. manşet. i. balıklama. 1.. he is. i. başkan. pervas ızca. He´s puffed up with pride. He will come to no good. i.t. balıklama (dalma).. He will not take nay. kafa. i. k. telefon/radyo kulaklığı. far.. 1. i. i. ön taraf. i. . 1. z. Kibrinden geçilmiyor. başkan: the head of the math department matematik bölümü başa ait. Prensip sahibi bir adam. Gitmeyi tercih ederdim. baş. 2. k.. 1. (yazıda) başlık. birini kösteklemek. oto. this outfit? Buran ın başkanı kim? 2. baş şeyin) taraf. he has. inatç ı. saç band ı. He´s a man of principle. baş: Go to the olmak: Who heads argo şef. 2. tura mı? s. “Yok” sözünden anlamaz. k ıs. i. f. i. Ondan ba şkası yok mu bu dünyada? i. Aklı fikri sekste. 2.

ocak. doğal besin.işitmek.. can damar ı. kalp ağrısı. insanları iyileştirdiğini öne süren kişi. kuvvet. i. duymak. hiddet. ırmağı besleyen kaynaklar. sağlık sigortası. huk. merkez. sağlıklı. yığın. isilik. sağlıklı. inatçı. 1. tıb. kalp atışı. s.headwaters headway heady heal healer health health certificate health food health insurance health insurance health officer healthful healthy heap hear hear a shot hear of/about hear out heard hearing hearing aid hearsay hearsay evidence hearse heart heart attack heart disease heart failure heart transplant heartache heartbeat heartbreak heartbreaking heartburn hearten heartfelt hearth heartless heart-rending heartstrings heart-to-heart hearty heat heat heat conduction heat rash heat rash i. 1. f. s. acı. 8. can. ısı iletimi. yol alma. 1. işitme. çoğ. 2. s. kasap. 2. 6. 4. ac ımasız. iyileşmek. sağlık. kuvvetli. 2. söylenti. . eleme koşusu/yarışı. üfürükçü. merhametsiz. i. oturum. 5.. yurt. 1. 5. i. bak. sonuna kadar dinlemek. f. i. kulak vermek. yüreklendirmek. 1. kalp krizi. cenaze arabas ı. kalp. 1. işitim. yürek vuruşu. yürek. öfke. sağlığa yararlı. s ıcaklık. i. k. büyük ac ı veren. sağlığa yararlı. kızışma. şömine. f. i. i. mektup almak. huk. i. 1. sorguya çekmek. kafa tutan. i. 2. 1. 1.. çoğ.. i. 3. kösnü. ısıtmak. s. dedikodu. aç ık. 4. ifadesini almak. dinlemek. i. üzüntü. kalp nakli. i. i. küme. s. k. sağlam. tav. -den haberi olmak. sağlık belgesi. çarp ıcı (esans/içki). silah sesi işitmek. dili çok miktar. kalp hastalığı. içten. kulaklık. candan. öz. candan. f. yürekten.´nde) göbek. 2. iyileştirmek. cesaret. (hediye/hakaret) ya ğdırmak. çok acıklı. işitme cihazı. sağlıklı. 2. yürek parçalayıcı. s. -i duymak. sağlık sigortası. Hear! Hear! İng. s.b. 2. kuvvetli. 2. aile ocağı. içten. 3. 3. i. 1. orta. ısı. 4. spor eleme. büyük ac ı/keder. enerji. samimi. kalpsiz. 2. duruşma. s. keder. katkısız. 2. sert. haber almak. kalp yetmezliği. f. başkalarından işitilerek öne sürülen delil. kümelemek. yığmak. celse. 1. ısınmak. enginar v. sa ğlam. (marul. yürekten. ilerleme. hear. 2. i. yürekler acısı. cesaretlendirmek. f. dili kalabalık. sağlık memuru. (heard) 1. gönül. 7. 2. büyük acı veren kimse/şey. mide ekşimesinden dolayı yemek borusunda veya midede duyulan yanma hissi. 3. sağlığa yararlı. s. yürek. isilik.

3. i. kuşatmak. çalı çit. (konuşmacının) sözünü kesmek. 3. sıkıştırmak. funda. den. 2. sık ağaçlardan/çalılardan oluşan çit. (çoğ. boy. ah çekmek. ağır. 2. çoğalmak.then/--s) 1. gö ğe ilişkin. soru yağmuruna tutmak. i. i. içini çekmek. 3. s. küffar. 1. ağırlık. en yüksek nokta. 2. sakar. ökçe. i. eşek anırması. kâfirler. 2. kaçamak cevap i. Yisa!/Vira salpa! 1. 2. hektar. yeğinlik. 1. ilahi. İbrani. iriyarı. ağır metaller. 2. hea. i. i. rezistans. yükseltmek. ünlem. sıcak dalgası. önemsemek. dikkatsiz. 4. 3.. şiddetle. etrafına çalı dikmek. süpürgeotu. kuvvetli (yağmur/rüzgâr/fırtına). 2. argo Kahrolas ı. hararetli (tartışma). dinlemek. doruk. gökle ilgili. faça edip durmak. 2. 5. 2. i. yükseltmek. sıcak dalgası. çekmek. fırlatma. 1. 1. artmak. dikkat. 2. rüzgârı başa alıp gemiyi durdurmak. f. 1. kefere. telaşlı. 1. kederli. kalın (kar tabakas ı). kim. k ızışmış. süpürge çalısı. ocak. 5. f. i. şiddet. ağır sanayi. 2. 4. ekilmiş çalılardan/ağaçlardan oluşan çit. 6. yükseklik. 2. 4.. ısıtıcı. yükselmek. cennet. kald ırma.heat stroke heat wave heat wave heated heater heath heathen heather heating heating coil heave heave heave a sigh Heave ho! heave to heaven heavenly heavenly body heavily heaviness heavy heavy guns heavy industry heavy industry heavy metals heavy water heavy-duty heavy-handed heavy-hearted heavyweight Hebrew heck heckle hectare hectic hedge hedgehog hedgerow heed heedless heehaw heel heel hefty heifer height heighten sıcak çarpması. 1. . fırın. ağır sanayi. 2. s. i. (--d/hove) 1. fundalık. öfkeli. i. i. 2. 4. ağır bir şekilde. topuk. kaldırmak. art ırmak. büyük bir güçle atmak/f ırlatmak. i. çok güzel. i. i. düve. f. s. İbranice. kızışık. elek. argo alçak herif. s. çevirmek. 3. f. cennet gibi. süpürgeotuna benzer bir çal ı. önemseme. s. pervas ız. çoğaltmak. ökçe takmak. ağırsıklet. ağır su. şiddetli. i. 3. dayanıklı. ısıtma. s. 1. çevirmek. soba. gökcismi. 1. yukarı kaldırmak. f. 1. 1. (deniz) kabarmak. 2. beceriksiz. kâfir. 2. dili 1. eli ağır. Tanrısal. do ğurmamış genç inek. kâfirlere özgü. heyecanlı. (borsada) çok miktarda (alım ağır silahlar. oldukça a ğır. kâfir. 1. z. s. s. i. çok miktarda (oy kullanımı). sarmak.. ağır iş için elverişli. ısıtıcı. i. k. s. s. 3. bol. yükselti. kirpi. 2. kabartmak. üzgün. s. s. çalı ile i. f. kuvvetli. s. anırma. 1. dikkat etmek. göksel.

. yardımda bulunmak. f. f. birine yard ım etmek: Can you help her out with her French? Fransızcasına yardım edebilir misin? Eleman aran ıyor. antika. dümen. i. tıb. dolayısıyla. çirkin. bundan dolayı. vır vır etmek. s. bundan sonra. apar topar. i. baldıran. tela şla. 1. tıb. âcizlik. i. olmuyorsun. çoğ. faydası olmak. z. kötü.heinous heir heiress heirloom held helicopter heliotrope helium hell hellebore hellish hello helm helmet helmsman help help o. böyle. yardımsever. Merhaba. başının etini yemek. tolga. 1. --ming) kıvırıp kenarını bastırmak. (kendi kendine servis yaparak) (yiyeceklerden) almak: He helped himself to a piece of the cake. z. vâris. 1. i. basur. i. karaciğer iltihabı. 1. elbise kenar ı. katkıda bulunmak: I don´t see how I can help you. i. (--med. k ılıbık. z. to help out help s. terz.. cehennem. helikopter. tiksindirici. 1. çırak. i. savunmas ızlık. 3.. hemofili. i. hemoglobin. henceforth. f. i. i.. Sana nas ıl yardım edeyim bilemiyorum. karmakarışık. berbat. emoroit. i. mirasç ı. içine almak. tıb. dişi kuş. i. kenevir. 1. gelişigüzel. s. 2. yard ım etme. kullanışlı. ünlem Kahrolsun! i. yard ım etmek.men (helmz´mîn) i. etek. (belirli bir zaman) sonra. i.. den.s. Yard ımcı katkıda bulunma. s. i. fayda etmek. bot.. out Help wanted. alelacele. bot. i. ünlem 1. kadın mirasçı. i. dümen yekesi. savunmas ız. kuşatmak.. Help! helper helpful helping helpless helplessness helter-skelter hem hem in/about hemisphere hemline hemlock hemoglobin hemophilia hemophiliac hemorrhage hemorrhoid hemp hemstitch hen hence henceforth henceforward hencoop henpeck henpecked hepatitis s. s. s. bak. bu nedenle. kuşaktan kuşağa geçen değerli şey. bambulotu. elbise veya paltonun etek kenar ı. . i. ağıotu. dümenci. i. faydalı.. hold. tıb. 1. s. âciz. kümes. buradan. korkunç. baskı. bundan z. s ıçandişi. porsiyon. kötü. 2. i. tavuk. helms. i. kendir.o. i.. dır dır etmek. 2. ahçı. i. 2. 2. miğfer. çöpleme.. f. Kekten bir dilim ald ı. etek boyu. yardımcı. muavin. kask. hepatit. kalıtçı. iğrenç. 2. bak. i. 2. 2. çevirmek. Alo. hemofil.. ünlem İmdat! i. kanama. yararlı. i. helyum. yardımcı: You´re not being helpful. i. yarıküre. ajur. aciz.

bitkisel. gütmek. çekinmek. i. i. i. 1. i. kabul olunmu ş doktrinlereşı gelen düşünce. kahraman. duraksayarak. 2. 1. 3. f. 2. . 2. kalıtım. 1. yabanc ı ot öldürücü. münzevi. tereddütlü. s. çoğ. kalıtımsal. bunun içinde. soyaçekim. z. avam. hayvan sürüsü. burada. cesur. i. i. z. i. 2. 1. z. onun: Take hers. te şrifatçı. çavşırotu. dişil onu. 2. hereabouts hereafter hereby hereditary heredity herein heresy heretic heretical heretofore hereupon herewith heritage hermit hernia hero heroic heroical heroin heroine heroism heron herring hers herself hertz hesitant hesitantly hesitate zam. miras yoluyla geçen. 2. Onun o kör olas ı keçisi i. tereddütle. şifalı bitki. s. fıtık. şurada burada. Herkül. i. edeb. s.damnkendisi. 2. kalıt. f. herbisit. buras ı. zam. ayaktak ımı. my roses. dişil onunki. yaln ız başına yaşayan kimse. kadın kahraman. karars ız. ikircikli. i. z. otlardan yap ılan. İşte başlıyorum. bununla. çavşır. onun: He loves her. zool. z. al. z. yemeklere tat vermek için kullan ılan bitki. hâkim olan felsefi/siyasi doktrinlere kar karşı olan kimse.her Her conscience pricked her. 1. herald herb herbal herbicide herbivore herbivorous Hercules Hercules´ allheal herd herd instinct herdsman here here and there Here goes! Here goes! Here you are. Onu seviyor. kavlıç. müjdeci. buraya. ringa. Vicdanı kendisini rahatsız etti. duruksun. baş karakter. That´s hers. ona. s. He looked at her. yiğit. bunda. kahramanca. i. Onunkini al. i. kal ıtsal. 1. ondan. Başlıyoruz!/Haydi bakalım! 1. ilan etmek. orada burada. dalalet. kahramanlarla ilgili. duraksamak. otçul hayvan. f. s. s. gerçek boyutlarheroic. ından çok büyük (heykel/resim). kahraman. güz.. bundan sonra. i. i. İşte! z. i. otlara ait. şimdiye kadar. herds. sürü halinde gitmek. --es) 1. muazzam. They hated her. irsiyet. hertz/--es) fiz. dince kabul olunmu ş inançlara aykırı düşünce. ot. bundan önce. hertz. kabul olunmu ş doktrinlere karşı olan. otçul.. O onun.. sürü.. (çoğ. 2. Ondan nefret ettiler. balıkçıl. (çoğ.men (hırdz´mîn) i. That dişil goat of hers is eating zam. ilişikte. 1. eroin. s. bunun üzerine. ikircimli.. geldin mi? 3. haber vermek. kendi. z. bizzat. haberci. bak. i. It pleased her. topluluktan kaçan. ileride. bu vesile ile. i. i. i. 3. kahraman. 2. edeb. irsi. san. 2. protokol görevlisi. Ona bakt ı. tereddüt etmek. kahramanlık. çoban. z. miras. Buyur. buralarda. sürü içgüdüsü. 1. Ha.

k ış uykusu. bilg. i. f. karşı cinse ilgi duyan. tereddüt.hesitation heterogeneous heterophyte heterosexual hew hew down hew out hewn hexagon hey heyday HH hi hiatus hibernate hibernation hibiscus hiccough hiccup hick hickory hid hidden hide hide hide away hide out hide-and-seek hideaway hidebound hideous hide-out hiding-place hierarchical hierarchy hieroglyph hi-fi high high and low high density high fidelity high frequency high gear high jinks high jump high jump high latitudes i.. f. açıklık. His/Her Highness. dar görü şlü. eski kafalı. altıgen. duraksama. (polisten) saklanacak yer. 1. iğrenç. sesi çok doğal bir şekilde veren (radyo/pikap/hoparlör). gizlenecek yer. i. saklanmak. 1. yüksek yo ğunluk. bak.. hiyerarşik. 2. i. hiccup. ikircim. 1. 3. yontarak şekil vermek. çok çirkin. hödük. i. His Holiness. tiz. bak. i. 1. 5. k ış uykusuna yatmak.. hiyeroglif. lüks (ya şantı). hide 2. saklamak. yüksek. f. zahmetle meydana getirmek. post. hewn) 1. (ağacı) kesip devirmek. cümbüş. yarmak. kapal ı. bak. s. gizlemek. i. i. boş yer. altın çağ. müz. zengin fakir. yüksek atlama. 2. Hey! i. zula. s.. i. A! i. kutuplara yakın. 2. bak. en parlak dönem. hew. oto. (hid. 3. (çoğ. bak. hideaway. yüksek frekans. kendini be ğenmiş. i. ara. i. s. saklambaç. 4. k. hanzo. ünlem 1. i. kutuplara yak ın yerler. hıçkırık.a. 2. Merhaba! 2. bak. in hiding sakl ı. 7. hıçkırmak. yüksek perdeden. her yerde. 2. s.tus) aralık.. 1. balta ile kesmek. f. (polisten) saklanmak.. 2. sesi çok do ğal bir şekilde verme. en h ızlı vites. s.. şamata. f. --es/hi. deri. yatak. çingülü. tamasalak.den) saklamak. yüce. i. kibirli. s. bot. heteroseksüel.. s. karya. yontmak. high fidelity. kıro. i. f. (--ed. k ıs. 8. gizlenmek. saklanacak yer. 6. f. yüksek atlama. herkes. kesmek. s. gizli. 1. İng. i. ikircik. ünlem 1. dili ta şralı. coğr. Hey!/Baksana! 2.. i. Haydi! 3. hiyerarşi. fasıla. saklanmak. heterojen.. i. hid. korkunç. kokmuş (et). f. hide 2. hayvan derisi.. . geom. 2.

met hali. yüce gönüllü. lise. eşkıya.. (kamyon. dağlık yer. 2.´ni) soymak. i. s. 2. 1. met. en üstün başarı düzeyi. s. yüksek bas ınç. 3. i. (eteğini) toplamak. ilgi çekici olay. en önemli bölüm. 1. doruk. (fiyatı) yükseltmek. lise. aç ık deniz.b. kaliteli. i. sinirleri gergin. parlak nokta. i. 1. 1.. 2. s. s. yamaç. s. yükselme. s. (uçak/gemi) kaç ırmak. i.b. entelektüel. 1. 1. 2. i. s. s. s. bilg. pek f. kabza. sinirli. zorla yapılan (satış). i.men (hay´weymîn) i. i. ta şkın. i. yücelik. yüksek oktanlı benzin. san.. büyük h ızla giden.way. uzun ve çetin yürüyüş. hızlı tren. ekstra. 1. 2. s. enginler. yüksek kabartma. çokalt ını çizmek. 1. i. çoğ. güz. 2.high living high octane gasoline high places high point high price high relief high school high school high seas high tech high tide high tide highbrow highchair high-class high-density higher higher education high-grade highlands highlight highly high-minded highness high-pitched high-pressure high-rise highroad high-speed high-speed train high-strung high-tech high-water high-water mark highway highwayman hijack hijacker hike hiker hilarious hilarity hill hillside hilltop hilly hilt lüks hayat. (yüksek) mama iskemlesi.. s. i. -i vurgulamak. s. . kabarma. azami kabarma. artırmak. kahkaha. 2. en önemli/heyecanlı nokta. high. i.´ni durdurarak soyan) soyguncu. (resimde) ışıklı bölüm. -ebir şekilde. daha yüksek. gürültülü ve ne şeli. denizin kabarması. i. neşe. f. tepe. dili ileri teknolojinin ürünleriyle donat ılmış/yapılmış. yokuş. z. dili ileri teknoloji. son derece. k. bayır. uzun yürüyü ş yapan kimse. zorlayıcı. birinci s ınıf. i. çok olumlu dikkati çekmek. üstün nitelikli.çok.. 2. 1. yüksek fiyat. i. i. dili kaliteli. 1. 1. 2. haydut. 2. artış. 1. doruk. anayol. (kamyon. yüksekö ğrenim.. çok. uzun yürüyü ş yapmak. s. suyun azami kabarma noktas ı. i. yüksek mertebeler. k ılıç kabzası. s. tepelik. met zaman ı. uçak korsan ı. yüksek (bina/apartman). met hareketi. 2. çok tiz. foto. 3. f. tren v. yüksek yo ğunluklu. i. çoğ. k. tren v. anayol. 2. k. -in iyi.

Patrik his. i. 1.. suaygırı. -i kiraya vermek. 2. 1. Hinduizme özgü. kira ile tutmak. mente şe. art. s.. ıslıklamak. reze. histoloji. dili Baya ğı kızdı. 2. zam. but (et). 2. kalça kemiği. en sondaki. 1. kiralamak. Onunkini d ışarıya çıkar. on/upon e ima. hinterlant. dönüm noktas ı. -i üstü kapal ı söylemek. 1. Ekselanslar ı. His heart is in the right place. i. O köpek onun. çoğ. hippi. k. i. eril onunki. bizzat. f. s. tüylü. çıtlatmak. anat. i. i. s. s. -e söz. 2. His face became purple. en gerideki. karşı tarafta aynı yeri işgal eden kimse. k ıllı. i. Öfkeden mosmor kesildi. 2. üstü kapalıdayanmak.a. s. history. historical. geride olan. iç bölge. zam. arka ayaklar.. menteşe takmak. ücret. dili Ne varsa dilindedir. kira. ıslık. Take his için kullanılır. dokusal. bak. f. Yüzünde büyük bir tebessüm vard ı. i. i.mi (hîpıpat´ımay) i. tarihçi. onun kuvvetli taraf ı..s.. --es (hîpıpat´ımısız)/hip. ıslık çalarak yuhalamak. tıslamak. His blood is up. k. kendi. Başı dönüyor. hindmost.po. --most/--er. önemli. 2. zam. onun: I don´t want his. Hindu. dayanak noktası. historian. His hair stood on end.. 2. His eyes rested on it. That dog´s Cenaplar ı (Ekümenik Patrik outside. kalça. dini Hinduizm olan kimse. s. eril kendisi. saçlı sakallı. out hire out hirsute his His All Holiness His bark is worse than his bite. i. -i dokundurmak. 1. Onunkini istemiyorum. i.pot. 2. Gözleri ona dikildi. Hintçe. f. birini ıslıklayarak sahneden kovmak. k. . ücretle çalışmak. ücretle tutmak. s. etmek. s. 1. -i ima etmek. engellemek. tıslama. engelleme. i. engel. dini Hinduizm olan. en arkadaki. Hindu. i.him himself hind hind hind legs hind quarter hinder hindermost Hindi hindmost hindrance Hindu hinge hint hint at hinterland hip hipbone hippie hippo hippopotamus hire hire o.o. f. dişi geyik. i. i. Tüyleri ürperdi.most) arkadaki. His Holiness his opposite number his strong point His/Your Highness hiss hiss s. i. tarihsel. dokubilim. k ıs. dili suayg ırı. off the stage hist histoid histology historian historic historic moment İyi niyetlidir. s. ima -i hissettirmek.. eril onu. tarihi. 1. (--er. tarihi an. His face was wreathed in smiles. bağlı olmak. f. ona.). Papa Cenaplar ı. His head is spinning. 1.

2. s. dili (yiyecek/içecek) çok makbule geçmek. vurmak. k ıs. argo 1. otostop yapmak. tarihe göre. umulmad k. oraya buraya. tarih. (hit. takmak. darbe. dili kiralık katil. k. uyuşmak. i. 2. k. vuruş. z. z. topallamak. ürtiker. taşı gediğine koymak. 2. rasgele bulmak. etmek. 2. başarı. k. k. iliştirmek. i. bulmak. tam isabet kaydetmek. 3. haksızlık anlaşmak. istif.historical historical novel historically history hit hit below the belt hit below the belt hit it off hit man hit one´s stride hit pay dirt hit the books hit the bottle hit the ceiling hit the deck hit the high spots hit the jackpot hit the jackpot hit the mark hit the nail on the head hit the roof hit the sack hit the sack/sack out hit the spot hit the trail hit upon hit-and-run hitch hitch on to hitch up hitchhike hitchhiker hither hither and thither/yon hitherto hive hives HMS hoard hoarder hoarding hoarfrost hoarhound hoarse hoarsely hoarseness hoary s. i. His/Her Majesty´s Ship. dili turnayı gözünden vurmak. boğuk sesli. söz. k ır. s. ağarmış. beriki. istifçilik. tam bilmek. i. buraya. 2. 1. bak. z. tepesi atmak. i. dili en yüksek h ıza/dereceye ulaşmak. beri yandaki. 1. argo yatmak. yataktan kalkmak. tarihi roman. boğuk sesle. k. argo tepesi atmak. i. isabet etmek. yukarı çekmek. ip ile ba ğlamak. ancak en önemli şeyleri görmek. dili yola koyulmak. iki/bir seksen uzanmak. adi -e bağlamak. i. dili 1. i. 1. ak. istiflemek. şimdiye kadar. ba ğlantı parçası. s. boğuk. engel. k ırağı. bağ. boks kemerden a 2. 1. stok etmek. biriktirmek. isabet. k. tarihsel. dili küplere binmek. 2. aksama.şağı usulsüz olarak vurmak. dili (bir şeyi arayan biri) aradığını bulmak/kendisini çok umutlandıran bir şeydili ineklemek. 2. tarihi. çekelemek. tarihle ilgili. f. isabet ettirmek. 3. 4. etmek. f. 2. kovan. i. bir ileri bir geri. . 1. hedefi vurmak. 2. boğuk seslilik. horehound. 3. volta. şuraya buraya. kurdeşen. 2. kalleşlik etmek. i. istifçi. tahmini do ğru olmak. çarpmak. k. f. biriktirilmiş şey. büyük bir başarı kazanmak. 1. z. k. ar ı kovanı. k... 1. 2. f. 2. vurma. yerinde mec. dili yatmak. çarpıp kaçan (şoför). biriktirip saklayan kimse. to (atı) -e koşmak. turnayı gözünden vurmak. i. ancak en önemli noktalara de ğinmek. His/Her Majesty´s Service. 4. --ting) 1. s. bağlamak. boğukluk. 1. şimdiye dek. 3. otostopçu. (birine) kahpelik 1. ık bir anda başarı kazanmak. 1. argo şişeyi devirmek. i. tıb.

dili i. hold against hold aloof hold at bay hold by hold down hold forth hold good hold good hold in hold in contempt hold in esteem hold in leash hold in pledge hold incommunicado hold no brief for hold off hold on hold on to Hold on! hold one´s ground hold one´s own hold one´s own hold one´s peace hold one´s peace/tongue hold one´s tongue hold out hold out on one hold over hold s. bir şey söylememek. şaka. baskı altında tutmak. 4. gulyabani. tutmak. beklemek. 1. susmak. aldatmak. yetmek. özel zevk. ayak i. 2. glass hold? Bu bardak ne kadar su i. f.hoax hobble hobby hobgoblin hobo hock hockey hodgepodge hoe hog hog wild hoist hold hold hold a child back a year hold a crowd back hold a postmortem hold a thing over s. 1. kalabalığı zaptetmek. dayanmak. yularını elden bırakmamak. zaptetmek. rehin olarak tutmak.o. nutuk söylemek. tutmak: Hold my hand. birinin ilerlemesini durdurmak/engellemek. içinegemi ambar ı. topal etmek. --es/--s) 1. 2. argo ç ılgın. f. k. 1. ertelemek. oyun etmek. much wateriç tarafı. tutmak. oyun. eski durumunu korumak. yukarı çekmek. yukar ı kaldırmak. saymak. 3. birinden gizlemek. hor görmek. yüzüne vurmak. rehine koymak. (başarısız bir durumu) ameliyat masasına yatırmak. işletmek. -in savunucusu olmamak. zaptetmek. öne sürmek. devam etmek. dili dilini tutmak. dert. 1. 1. hakir görmek. uzun uzad ıya konuşmak. 1. yük asansörü. k. 2. 1. karmakar ışık şey. almak: How 2. i. 2. dili (bir işi) yürütmek. (telefonda)-e tutunmak. -i tutmak. 2. 2. rehin. 1. büyük domuz. yakla şmamak. geçerli olmak. yakla ştırmamak. buka ğı. 2. i. 2. geçerli olmak. topallamak. k.o. Elimi tut. direnmek. 1. kösteklemek. çapa. gezici rençper. dü şkü. i. ileri sürmek. ilişki kurmamak. f. i. başkalarıyla görüşmesine izin vermemek. 1. inanmak. 3. ayak diremek. yerini korumak. konu şmamak. geminin will this çocuğa (okulda) aynı sınıfı tekrarlatmak. 4. 2. sayg ı göstermek. ertelemek. dili Dur!/Bekle! durumunu korumak. birini bir şey ile durmadan tehdit etmek. aksayarak yürümek. (bayrak) çekmek. topallama. i. 2. 1. türlü yemeği. önermek. yaklaştırmamak. (held) 1.. aylak. . hobi. (suçu) -e yüklemek. k. konu şmamak. 3. i. k. 2. i. uzak durmak. çapalamak. buka ğı vurmak. 4. uzakta tutmak. 2. 2. f. latife. f. dili tutmak. 1. aksama. boş gezenin boş kalfası. yersiz korku. kimseyle görü ştürmemek. hokey. 2. köstek. f. dayanmak. dilini tutmak. saplant ı. 3. 3. serseri. süregelmek. hile. arada mesafe b ırakmak. b ırakmamak. ifrit. i. (çoğ. back i. -in taraftar ı olmamak. 1.

k. gülhatmi. 3. 1. 4. kaldırmak. k ıpırdamamak. merkez. 2. (birinin/bir kurulu şun sahip olduğu) i. 1. 1. out oymak. kira ile tutulmu ş arazi. gecikme. yurt. s. . bir arada tutmak. delmek. (ifade) tutarlı olmak. içişlerine ait. k. kulp. dili geçerli olmak. çirkin.´ne gösterilen) sayg ı.b. korumak. bir şeye yaramayan zafer. 2. göstermek. tatil günü. delik. eve özgü. rahat.o. kutsallık. çökük. yortu günü. geciktirmek. from k. çukur. i. 3. 1. içinde bir şey saklanabilen nesne/kap: 2. geçidi tutmak.hold s. ev gibi. 2. haykırmak. s. 1. ev ile ilgili. i. 4. aile oca ğı. i. i. s. hisseler/emlak/mülk/mallar.. İçişleri Bakanı. yalan. birine/bir şeye saygı duymak. 5. 2. yuva. (hükümdara v. oyuk. cana yakın. ile aynı fikirde olmak. hürmet. 1. 1. i. üs. s. Kitabı Mukaddes. i. tatil. 2. mukaddes. makul olmak. f. para (birinin) elinde olmak. k. yankı yapan. 3. telefonu kapatmamak.. memleket. egemen olmak. çobanpüskülü. f. basit. 3.. anavatan. delik açmak. bayram günü. İng. i. 2. ışmadan geçirilen süre. içi bo ş. s. haykırış. k. candle holder şamdan. 2. dili ba ğırmak. üstünlüğünü korumak. soygun./s. 1. 1. İng. İng. saklanmak. İng. İng. imha. cigarette holder sigara ağızlığı. ev ekonomisi. rahat. çukur. çukur. 2. derin. evde oturmayı tercih eden kimse. 3.o. yolunu kesip soymak. bot. oyuk. vatan. değişikliğe karşı olmak. i. i. i. bo şluk. f. büyük yang ın. holding. sade. i. 1. 4. İçişleri Bakanlığı. s. İng. ayr ılmamak. in high regard hold still hold sway hold the field hold the line hold the pass hold the purse strings of hold together hold up hold water hold with Hold your horses! holder holding holding company holdover holdup hole hole up holiday holidaymaker holiness Holland holler hollow hollow victory holly hollyhock holocaust holster holy Holy Scripture Holy Week homage home home base home economics Home Office home office home port Home Secretary homebody homeland homeless homelike homely birini kuca ğında tutmak. bağırış. kasanın anahtarı (birinde) olmak.. tabanca k ılıfı. dili -den kalma bir şey/kimse. bot. in one´s arms hold s. 1. ev.t. demirleme liman ı. içine bir şey konulan nesne/kap. sahte. tatil. 1. 3. 2. i. kutsiyet. tutma. kutsal. yardımda bulunmak. i. 2. i. 2. 3. Hollanda. arzetmek. 2. i. evsiz. (şirketin) idare merkezi. gösterişsiz. i. boş başarı. tutmak. engellemek. dinlenmek için çaltatile çıkmış kimse. evsiz barks ız. dili berbat yer. i. dili Dur!/Bekle! i. Paskalyadan önceki hafta. boşluktan gelen (ses). 1. anayurt.

s.. 1. 2. (okulda) esas dershane. s. 2. i. . s. adam öldürme. 2. i. homoseksüel. klakson çalmak.homemade homemaker homeroom homesick homesickness homespun homestead homeward homeward bound homeward bound homework homicide homogeneity homogeneous homogenise homogenize homogenized homogenizer homologous homonym homosexual Hon hon Honduran Honduras hone honest honestly honesty s. dili i. ev ödevi. 1. s. mansiyon. 2. gerçekten. nam. İng. dili sevgilim. onur. bağdaşık hale getirmek. gurbet çeken. i. 1. balayına çıkmak. dilb. şöhret. i.a (anırer´iyı)/--s (anırer´iyımz) i. iftihar listesi. eve do ğru. k ıs. evde yap ılmış. i. i. türdeş. homojenize: homogenized milk homojenize süt. Honesty is the best policy. homojenlik. k. şılığında verilen para. onursal. e şeref vermek. i. pavyon. ödev. honorary. Honduraslı. homojen. bak. was not Şeref şöyle dursun. (bono/çek) kabul edip karşılığını ödemek. honorably. ün. bilemek. basit. 2. 1.i. çiftlik ve eklentileri. Honesty. dürüstçe. s. s. f. i. e şcinsel.. gurbet çekme. i. f. bal. 1. homogenize. iffet..rar. i. s. 2. i. çoğ. i. hilesiz. homojenle ştirici. in him. 1. 1. s. k ıs. cinayet. honey in the comb honeybee honeycomb honeymoon honeysuckle honk honky-tonk honor honor a debt honor roll honorable honorable mention honorable mention honorarium honorary i. şeref. ev ve eklentileri. kaz sesi çıkarmak.. balarısı. şerefli. z. Honorable. yabankazı sesi. evine/vatan ına dönmekte olan. can ım. -i şereflendirmek. s ıla hasreti. dürüstlük. i. sade. han ımeli. ba ğdaşık. f. homojenle ştirmek. 1. türdeşlik. i. klakson sesi. 1. honey petek balı. ba ğdaşıklık. f. borcunu ödemek. adi bar. dürüst. vatan/ev hasreti çeken. Honduras. 2. namus. 1. 2. evde dokunmu ş. f. 1. i. f. (ballı/balsız) petek. bot. s. i. Dürüstlük en iyi yoldur. Honduraslı. onda dürüstlük namına bir şey yoktu. 2. e şadlı. ev kad ını.. f. balayı. 1. let alone honor. 2. i. 3. hon.o. katil. i. memleket yolunda. serbest meslek sahibine hizmet kar2. z. ücret. namuslu. mansiyon.. Honduras´a özgü. dövüp kıvamına getirmek. sahiden. Honduras. namus. 2. fahri. ücretsiz yap ılan. s. hilesizce. i. k. homolog.

i. ibibik. fahi şe. 1. i. 2. Upupa epops.2. çemberlemek. dili çok öfkeli. i. k. her şeye rağmen ümitli olmak. f. kopça. ümit verici. line and sinker. kaput. s. k. çengel. hüthüt. i. s. boynuz. bak. i. 2.. k. köpürmüş. i. 2. korna. umutsuz. i. dili şamata. hoopoe.. line and sinker hooka hookah hooked hooked nose hooker hooky hooligan hoop hoopoe hoopoo hooray hoot hoot of laughter hoot s. taban tepmek. i. olta ile (balık) tutmak. i. honorable. kasnak.. (--ped. k. yatay düzlem/çizgi. ümit etmek. i. çoğ. erkek ve di ğlamak. i. hayırlısı demek.o. i. bak. elektrikli süpürge. i. çengelsi. z.. f. yeraltı f. 2. gaga burun. dili serseri. çengelli. yatay. uçak seferi. f. 1. yeraltı dünyasından biri. başi kopça. ile ilişki kurmak. k. dili tamamen.. f. İng. 2. 4. --s (hûfs)/hooves (huvz) i. kukuleta. s. 2. 2. çember. hoof. şerbetçiotu. dili uçuş. dünyasından biri. kara ısırgan. bak. birleştirmek. zool. Masalımı i.. i. 1. 2... (korna.. dili orospu. birini yuhalayarak susturmak. umut. İng. (bayku ş) ötmek.. ummak. f. oto. ümitli. çavu şkuşu.. 3. motor kapağı. i. yaya gitmek. kabadayı. müz. i. i. 1. k.. zool. hormon. honor. korna. dili in şallah. 2. 1. vapur/tren/sis düdüğü için) ötüş. çevren. seksek oyunu. olduğu gibi yuttu. sekme. f. kancayla ba ğlamak. 2. bot. 1. horda. f. argo 1. 2. dans etmek. hookah. oldu ğu gibi: He swallowed my story hook. s. İng. 1. i. elektrikli süpürge ile temizlemek. f. kalabal ık. i. çoğ. 2. kah kah gülmek. 1.. i. kahkaha. 1. s. down hoover hooves hop hop hope hope against hope hope for the best hopeful hopefully hopeless hopper hopping mad hopping mad hopscotch horde horehound horizon horizontal hormone horn i.. ümit. i. vapur/tren/sis düdüğü) ötmek. kanca. 1.. i. kabadayı. hurrah. nargile. bak. . ufuk. tutmak. patırtı. i. ile evlenmek. s ıçramak. i. k. 1. İng. 1. 3. köpekayası. bak. toynak. i.. 2. orak. çalmak. dili çok k ızmış. ümit vermeyen. 1. ba şlık. kabadayı. köpekotu. ümitsiz. sarp ın. k. f.. silo. aldatmak.honour honourable hood hoodlum hoodwink hoof hoof it hoo-ha hook hook and eye hook up hook up with hook. 2. çengel şeklindeki. dili 1. 3. (bayku ş. çengel şekline sokmak. ünlem.. sıçrama. ümitle. k. --ping) sekmek. boru. çengel ile yakalamak. çekmek. göz boyamak.. İng. 3. bak. klakson.

birinin seçilmesi gereken iki güç seçenek. 3. i. ikramc ılık. korkunç. i. i. 2. k. yılgı. eşek şakası. i. konuksever. a şırı bir şekilde. hastane. (çoğ. f. 1. dehşete düşüren.. horse. Hrist. meze. k. 3. 2. bahçecilik. iğrenç. i. dili çok kötü. hastaneye yatırmak. nal ile oynanılan oyun. i. 1. çok kaba ve kırıcı. i.. 2. hospitalize. Fr. bak. öğrenci yurdu. bahç ıvanlık. 1. spor atlama beygiri. bayırturpu. i. dili çok kötü.. s. i. 2. 3. kamç ı.horn of plenty hornbeam hornet horns of a dilemma horny horoscope horrendous horrible horribly horrid horridly horrific horrify horror hors d'oeuvre horse horse chestnut horse mackerel horseback horsebean horsehair horseman horsemanship horseplay horsepower horseradish horseshoe horsewhip hort hortative hortatory horticulture hose hose hosier hosiery hospice hospitable hospital hospitalise hospitality hospitalize Host host host hostage hostel bereket boynuzu. at kılından dokunmuş kumaş. 1. İng. çerez. dili korkunç. z. --ping) kamçılamak. 2. deh şet verici. dehşetli. korku. 1. abaza. teşvik edici. z. nal şeklinde şey. ev sahipli ği yapmak. 4. i. at s ırtı. k. i. nasihat dolu. dehşet. 1. çok s. beygir. 1. s. i. konuk etmek. dili çok kötü. bakla. atkestanesi. i. beygirgücü. ölümcül hastalar ın ölene kadar bakıldığı s.. k. büyük e şekarısı. i. çok kötü. çok kaba ve k ırıcı dili şekilde. davet vermek. dili berbat. 2. 2. f. korkunç.. berbat. korkutmak. abazan. (çoğ.. gayret verici. i. s. f. çoraplar. çoğ. 2. 1. çorap fabrikas ı. 2. i.men (hôrs´mîn) i. davet veren kimse. beygir. s. mensucat fabrikası. i. binici. çokluk. 2. s. . ırlı. bakımevi. misafirperver. f. yüreklendirici. 1. sunuculuk yapmak. gürgen.. çok kaba kötü. 1. istavrit. çoğ. i. tutak. çok fena. at nalı. korkunç/dehşetli bir şekilde. k ıs. genç turistler için ucuz otel. binicilik. 2. çiçekçilik. i. 1. at k ılı. hoyratlık. ve k ırıcı. (ekmek ve şarap ayinindeki) ekmek. i.. i. k. k. çorapçı. bak. bir 1. 1. boynuzlu. horticulture. korkunç. i. f. s. öğüt veren. misafirperverlik. a kalabalık. i... 3. hose) çorap. ordövr. i. özellikle rahipler/rahibeler taraf ından idare edilen misafirhane/yurt. çok kaba ve k ırıcı bir şekilde. çok kötü. argo seks yapma arzusuyla yan ıp tutuşan. İng. mensucat. İng. çok fena. sunucu. çok fena. ğırlamak. ikramc ı. çok fena. 2. süvari. 2. i. konukseverlik. 1. mak. --s) hortum. i. kırbaç. hortative. i. at. ev sahibi. ihalde. (--ped. rehine. nasyıldız falı. korkunç. 3. 2. fena ğrenç. bot. zayiçe.

sabahlık (giysi). limonluk. ev. 1. bak.b. f. stajyer doktor. çoğ. şiddetli. i.h. düşmanca. aile. ev sahibi. İng. direkt telefon hatt ı (özellikle devlet başkanları arasında). ev sahibesi. 2. hodgepodge. bu sosisle yapılan sandviç. yeni bir eve ta şınmanın kutlanışı. 2. yüksek gerilimli ak ım taşıyan (tel). 4. derme çatma şey. martaval. i. i. kâhya kad ın. tazı. i. kaplıca. sosisli sandviç. elektrik oca ğı. bak. s. hostes. . 2. 2.wives (h^z´îfs) İng. toplu karteri.). otel. 2. sera. vakit. öfkeli kimse. kum saati. 1. 2. silahlı çatışmalar. ev halk ı. 2. 1. i. i. i. tiyatro. (evde temizlik v. dili peşini bırakmamak. i. 4. bir çe şit sosis.). k. taze (haber v. barınacak yer. sert. çoğ.hostess hostile hostility hot hot air hot chocolate hot dog hot line hot pepper hot plate hot spring hotbed hot-blooded hotchpot hotchpotch hotel hothead hothouse hound hour hour hand hourglass hourly house house house dog house martin house of cards housebound housebreaker housecoat housedress houseguest household household word householder housekeeper housekeeping houseman housetop housewarming housewife housework housing housing estate housing project hove i. buyot. 2. 1. aile reisi. argo bo ş laf. saatte bir. izlemek.. av köpeği. ev idaresi.b. 3. yerleştirmek: The government housed the refugees in tents. heave. zaman. 5. çoğ. tazı ile ava gitmek. ev hırsızı. i. s. -de bulunmak: That ev köpe ği. s. i. 1. saat. (h^z´îf). s ıcak.b. karter: clutch housing debriyajkonutlar. 1. hodgepodge. (cinsel aç ıdan) ateşli. i. 2. i. mak. bak. gen. camekânda bulunan gübreli toprak. ev. her gün kullan ılan kelime. i. yeni. 1. işleri yapan erkek) hizmetkâr.. ser. i. konut sitesi. s. ev k ıyafeti. (--ter. --test) 1. 1. house. hanedan. evk ırlangıcı. sosyal konutlar. 2. barındırmak. dili it. i. 1. i. konutlar. çabuk parlayan (kimse). kutu. düşmanlık. çatı. 2. k. ticarethane. hot-water bottle sıcak su torbası. iskân. acı (biber v.b. 2. i. s. elektrikli ocak. (hastalık v. 2. 1. kızgın. alçak herif. i. çabuk k ızan kimse. 1. i. dikiş kutusu. (fesat/kötülük/huzursuzluk) kaynağı/yuvası. f. 1. garson kad ın. 3. i. pencerekırlangıcı. dayanıksız iş. aile. ev halk ı. f. düşman. her zaman cevap veren imdat telefonu. konsomatris. 5. dam. 6. radyoaktif. barındırma. 3. b. 6. 3. i. eve ait. 4.. i. i. (saatte) akrep. Hükümet s ığınmacıları çadırlara yerleştirdi. 2. sütlü kakao. 1. İng. nedeniyle) evde hapis olan. 4. çoğ. saldırgan. hükümet meclisi. z. gece yatısına gelen misafir. 2. saat ba şı. acı biber. atmasyon. ev işi.wives (haus´wayvz) ev hanımı.men (haus´mîn) i. house. house. 1. i.

i. hoverkraft. çok büyük ve kaba gemi. s. k ıs.?: How ever did it come about? Nasıl oldu? Ne var ne yok?/Ne âlemdesiniz?/ İşler nasıl? Çok naziksiniz. k ıs. i.? (1). . İşler nasıl gidiyor? ünlem.. uluma.. z. i. renk. e ş. k. bezelye v. Home Secretary. ne kadar: How long must Ne dersiniz? 1. i. kucaklama. bezelye v. k ıs.. değil mi? 4. 2. (of) merkez. 1. f.. 1. 2. hour.. (tahta) baraka. 3. ama. den. hours. muazzam. i. --ging) 1. fazla hareket etmeden üzerinde ve etraf ında uçmak.´ne ait) kabuk. birbirine sokulup sarılmak. tekerlek göbe ği. benimsemek. jant kapa ğı. k ıs. tereddüt etmek. araya ıkışmak. i. f. derme çatma ev. inleme.. i. 3. sat ıcı. 1. bak. çe şit.. bir tüccar. 2. ancak.? How goes it?/How is it going? How good of you! how much How so? How´s about . f ıstık. kocaman. 1. 2. aç ık ağıl. Çok güzel. Ne kadar uğraşırsam ıl olabilir? yine de yapamam. curcuna. i. dev gibi.b. nas ıl: How did it happen? Nasıl oldu? How will he do this? Bunu nasıl yapacak? How does it work? Nas ıl çalışıyor? 2. sar ılma. How much money do you Niçin?/Nas uğraşayım. height. i. (içini ç ıkarmak için) (ceviz. ne kadar: No matter how much I try. f. kamburüzüm. I just can´t do it. 2. budalaca yanl ışlık.). k ızgınlık. dili gülünç hata. 3. 2. i. f. nargile. 2. dili Niye?/Nas ıl olur? Diğerlerine göre nasıldı o? Nasılsınız? Nasılsınız? Nasıl . Çok ilginç. bununla birlikte. high pressure. de ğil mi? 2.´nin) kabuğunu . öfke: She left the room in a huff. horsepower. tür. high school. 1. 2. k. 1.b. 3. i. 1.. iriyar ı veşekilde doğrulmak. i. kucaklamak. f. etrafında dolaşıp hovercraft. başlıca amacı para kazanmak olan kimse.).. iri ve hantal kimse/ şey. bağrına basmak. 1. Ne olacak. k ıs. Ne? 2. sımsıkı tutmak. (renk için) ton. 1. 2. dili koca. 2. i. gibi. Hışımla odayı terketti. poyra. i. k ıs.s3. i..! (Küçümseme belirtir. ünlem 1. 1. i. 1.? How´s it going? howdy however howl howler HP HQ hr hrs HS ht hub hubble-bubble hubbub hubby hubcap huckleberry huckster huddle hue hue hue and cry huff hug huge huh hulk hulking hull i. ne kadar. dili merhaba. k. 1. yaln ız. 3. bağrış çağrış. z. de ğil mi? Nasılsınız? k. i. Çok kötü. hurda gemi. durmak. Çok şaşırtıcı.. ulumak. reklamc ı (Küçümseme belirtir.. bak. heat. k. sar ılmak.hovel hover Hovercraft hovercraft how How about it? How about that? How are you? How come? How did he measure up? How do you do? How do you do? How ever . değil mi? 3. up hantal bir hantal. oto. şamata. bağrışma. Headquarters. (--ged. f. lenduha s. fıstık. seyyar 2. hayhuy. dili.. nasıl. tekne (geminin temel bölümü). inlemek.. (ceviz. How about .

kambur. s. suyuna gitmek. s.. nemlendirici. 2. (Düşündürücü bir durumla karşılaşınca söylenir. s. human rights insan insan tabiatı. -in üstüne abanmak. 1. tevazu. rutubetlendirici. 1. olağanüstü şey/kimse: That was one humdinger of a storm! O ne fırtınaydı öyle! s. kocaman. 1. ünlem 1. gürültü. 2.. Hım! (Kuşku belirtir. keyif. rezil etme. argo sikişmek. insanca. nüktedanl ık. insan. üstünden/üzerinden geçmek. i. 1. kambur s ırt. tabiat. kambur kimse. alçakgönüllülük. hile. saçma. 2. 5. 2. alçakgönüllülük. f. insan kalabalığı. i. dolap. tevazu ile. z.hullabaloo hum hum human human being human nature human rights humane humanely humanism humanist humanitarian humanity humankind humanly humble humble apology humble s. f. s. 2. insan sevgisi.). dilibeşeri. faaliyette olmak: The office insan tabiatı. (şarkı) mırıldamak. ayak i. güldürü. kambur kimse. insanoğlu. alçakgönüllülükle. humidity. içedoğuş. s ıradan. 4. v ızıldamak. mizahi. i.). komiklik.. humor. k. yalan dolan.. 3. utandırma. sezinme. insanlık. burnunu k ırmak. sahtekâr. i. küçük dü şürmek. 2. 3. insani: human nature was humming. i. ğlu. i. yavan. 3. insani. kambur s ırt. gülünç. kaprisine boyun e ğmek. 1. insanlık. alçakgönüllülükle özür dileme. insanoğlu. tepe. gülünçlük. 6. tekdüze. ünlem H ım . f. mizah. zırva. bak. i. k.. 2. çok utandırmak. mütevaz ı. i. taşımak. k. 2. insanc ılık. 1.. İng. sikmek. hörgüç. dili sezinleme. f. s. velvele. güldürü yazarı. âciz. komik. şakacı. insan haklar ı. humus. yeknesak.´s pride humbleness humbly humbug humdinger humdrum humid humidifier humidify humidity humidness humiliate humiliation humility hummingbird humongous humor humorist humorous humour hump humpback humpbacked humph humus hunch hunch one´s shoulders/back hunch over hunchback hunchbacked i. i. i. kambur. 2. the z. resources insan kaynaklar ı. binmek.. vuruşmak. sezinleyi ş. hayhuy. i. bahç. nüktedan. pat ırtı. nem. rutubetli. insana yak ışan bir şekilde. i. i.. i. tümsek yer. i. huy. s. s. Büroda herkes ar ıinsan s. kambur durmak. --ming) 1. monoton. 3. human psychology gibi psikolojisi. kapris. küçük dü şürme. i./Hı . bak. alçakgönüllü. kibrini kırmak. 4. insano insaniyet. insanlara yardım etmek isteyen kimse. insani. i.. f. birinin kibrini k ırmak. insanlığa yakışan. insanlık. i. içedoğma. f. mırıldanmak.. kambur. H ıh! (Bir şeyin/birinin hiç beğenilmediğini belirtir. 1. insanca. s ırtını kamburlaştırmak. nemli. rezil etmek.. 2. hakir.). 2. f.o. i. hümanist. insan olarak. argo çok büyük.. tevazu. z. 1. human beşer. s. hümanizm. sezinti. 3. (--med. sahtekârl ık. insanın doğasını oluşturan niteliklerin hepsi. rutubet. insanlık. s. . İng. yaş. nemlendirmek. 3. sinekku şu. f. insanlara yard ım etmek isteyen. i. i. 1.

´s pride hurtful hurtle husband husbandry hush hush money hush up Hush! hush-hush husk husky husky s. 1. susturmak. hunting knife av bıçağı. Macarca. i. acı veren. i.o. yüz misli. m ısır başağının dış yaprakları. 3. av mevsimi. çiftçilik. i. i. 2. 1. karn ı aç. avc ı. ünlem Yaşa! f. i. 2. 2.hundred hundredfold hundredth hung hung jury Hungarian Hungary hunger hunger strike hungrily hungry hunk hunt hunt down hunt out of season hunt up/out hunter hunting hunting season hurdle hurdle race hurdler hurdy-gurdy hurl hurrah hurray hurricane hurricane lamp hurried hurry Hurry up! hurt hurt one´s feelings hurt s. engelci. eskimoköpe ği. kasırga. i. bir şeyin işe yaramayan dış kısmı. 2. 2. i. hat ırını kırmak. s. 2. dili iriyarı.´s feelings hurt s. çabuklaştırmak. yağdırmak. 1. kararında oybirliğine varamayan jüri. dili 1. av mevsimi d ışında avlanmak. Macar. 1. laterna. f. metrelik ko şu.. örtbas etmek. 1. f. (bir uzvu) yaralamak/incitmek/zedelemek: Are you hurt? Sana bir şey oldu mu? Is gücendirmek. 2. i. 1. f. s. boylu boslu. i. k. 2. k. i. derin sessizlik. s. son sürat gitmek.´ni) savurmak. s.. 1. büyük bir arzuyla. 1. yüksek engelli 110 engelli/manialı koşu.b. i. 3. yak ışıklı adam. maniacı. f. (mısır başağının) s. 1. birinin onuruna/haysiyetine dokunmak. for -e duyulan büyük özlem/hasret. acıkmış. i. f. 2. yüksek engel. küfür v. 1. ünlem. açlık. aceleyle yap ılan. 1. kapatmak. dili çok gizli. 3. hızla düşmek/yuvarlanmak. arayıcı. açlıkla. acele. as ılmış. . koca.o. i. i. kapç ık. i. av: hunting dog av köpeği. acele ettirmek. rüzgâr feneri. Acele et!/Çabuk ol!/Haydi! f. 3. f ırlatmak. for -i çok özlemek. i. uçmak. aramak. yüzde bir. yakalayıncaya kadar peşini bırakmamak. bak. (yarışlarda) engel. kısık (ses). f. hang 2. iri parça. Macaristan. 2. kabuklu. s. yüz. for -i aramak. 3. sus payı. (hurt) 1. susmak. f. idarecilik. 2. -i çokık grevi. 2. f. alçak engel. asılı. avlanmak. urağan. yüz kat.. (bazı tohum ve meyvelerde) (dış) kabuk. susmalık. 2. f. yüz rakam ı (100. yüz. engelli ko şuya katılan yarışmacı. avlamak. avc ılık. birini k ırmak/yaralamak. i. çoğ. z. aceleyle götürmek/getirmek. 3. bak. i. k ırıcı. acele etmek. s. açl arzu etmek. yaralayıcı. k. C). low hurdles 1. gemici feneri. 1. i. 1. hızlandırmak. bulmak. mania. (bir uzva) zarar vermek. s. av atı/köpeği. 2. aç. i. hurrah. engelli. ünlem Susun! s. büyük gizlilik.. güçlü kuvvetli. kuvvetle/h ızla fırlatmak/atmak/uçurmak. -e susamak. yüzüncü. f. bo ğuk. idareli kullanmak. (tehdit. idareli kullanma. acele içinde olan. güçlü kuvvetli kimse. savurmak.. 2. 2.. engelli yarış: high hurdles 1. “Yaşa!” diye bağırmak. birinin gururunu k ırmak. (gelecek zamana kalmas ı için) kullanmamak. s. 1. 2. z.

s. suküre.. acele ettirmek. 3. f. f. i.. acele etmek. argo fahişe.. s. hibrit. k. hidrolik. şırfıntı. i. su tedavisi. su ile kar ıştırarak bileşik meydana getirmek. suyuvar ı. bak. i. s. i. ortanca. subilimci. hidrosefal. hidroliz. s. i. i. hidrolog. bak. çabuk olmak. i. hidroterapi. i. deniz otobüsü. i. ahlaksız kadın. hidrofobi. i. hidroklorik asit. hidrat. 1. i.. hidrolik. i. hybridization. dümenci. melez. melezlemek. suya inebilen uçak. sümbül. kim. İng. i. i. hidro-. f. tıb. dili gözünü dört aç ıp i. 2. suölçer. hidroelektrik. i. hyena. i. i. hidrobiyoloji. into hustle s. hidroloji. civelek kız. melezle şmek.. hidromekanik. bak. hareketlilik. k. kulübe.o. bak. hidrodinamik. i. i. out of hustler hut hutch hyacinth hyaena hybrid hybridisation hybridise hybridization hybridize hydrangea hydrant hydrate hydraulic hydraulics hydrohydrobiology hydrocarbon hydrocephalic hydrocephalus hydrocephaly hydrochloric hydrochloric acid hydrodynamic hydrodynamics hydroelectric hydrofoil hydrogen hydrogen bomb hydrogen peroxide hydrologist hydrology hydrolysis hydromechanics hydrometer hydrophobia hydroplane hydroponics hydrosphere hydrotherapy hyena i. çok çalışan kimse. su içinde bitki yetiştirme. 2. off to hustle s. deniz uça ğı. i. hybridize. sırtlan. iki ayağını bir pabuca sokmak. argo üçkâ ğıtçı. baraka. i. hidrojen bombas ı. önek suya ait. 2. i. melez hayvan/bitki. i. i.o. hidrosfer. subilim. i. numaracı.. İng. i. klorhidrik. birini apar topar (bir yere) götürmek... hibrit. fındıkçı.o. hidrojen peroksit. ko şuşturma. 1. birini apar topar (bir yere) sokmak.. tıb. bot. i. tavşan kafesi. i.. hydrocephalus. hidrojen. hileci. s. 1. i. hidrokarbon. ko şuşturma. yangın musluğu. hareketlilik. hidrosefali.. tıb. i. s. dili gözünü dört aç ıp çok çalışmak. i. f. su korkusu. hidrometre.hussy hustle hustle and bustle hustle s. melezleşme. birini apar topar (bir yerden) ç ıkarmak. hibritleşme.. oksijenli su. . hidrodinamik.

çördükotu. irileşim. s. k ızlık zarı. hyperbolic 1. i. i. hipertrofi.. s. hyperbolic 2. hipoglisemi. i.ses (haypath´ısiz) i. ilahi. ilahi okumak. i. 2. önek aşırı. enjektör. s. s. hijyenik. yüksek. geom.. s. varsayımsal. s. sa ğlık bilgisi.. i. ipnotizmac ı. bak. aşı iğnesi. isteri. tire. geom.. ilahi okuyarak kutlamak veya ifade etmek. i. varsayım. higrometre. geom. f. i. i. zufaotu. k ısa çizgi. f. 2. i. hipnoz. aşırı derecede eleştiren.. enjektör. hipotetik. tıb. hastalık hastası. z. i. hipertansiyon. i. hiperboloidal. alerjik. irileşme. hipertermi. .. tıb. i. hy. s.. ikiyüzlü. yüksek tansiyon.. enjeksiyon iğnesi. higroskop. 1. İng. tıb.poth. f. --e (haypır´bıli)/--s (haypır´bılız) i. s. bot.. hipotansiyon. i. faraziye. hijyen. abartmalı. varsayımlı olarak.. uyutucu. ikiyüzlülük. hiperbol. s. geom. varsayımlı. hipotenüs. s.. 1.. i. bak. i. sa ğlıksal. hypnotize. f. tıb.. hipodermik. çoğ. hiper-.. 1.e. geom. himen. enjektör iğnesi. i. tıb. tireli. i. hastalık hastalığı. tire ile birle ştirmek/ayırmak.. iğne. s. anat. ikiyüzlü kimse. ipnoz. iğne. i. hiperbolik. geom.hygiene hygienic hygrometer hygroscope hymen hymn hymnal hyperhyperbola hyperbole hyperbolic hyperbolic hyperbolical hyperbolical hyperboloid hyperboloidal hypercritical hypersensitive hypertension hyperthermia hypertrophy hyphen hyphenate hyphenated hypnosis hypnotic hypnotise hypnotism hypnotist hypnotize hypochondria hypochondriac hypocrisy hypocrite hypocritical hypodermic hypodermic needle hypodermic needle hypodermic syringe hypoglycemia hypotension hypotenuse hypothesis hypothetical hypothetically hyssop hysteria i. hiperboloit. hipnotizma. uyu şturucu. i. irileşmek. i. histeri. 1. çoğ. farazi. i. mübala ğa. i.. 2. s. ilahi kitab ı. i. ipnotize etmek. i. abartma. enjektör şırıngası. hiperboloit. s. aşırı duyarlı. hipotez. ipnotizma. bak. 2.. f.

I kind of expected it. 1. ç k. çoğ. pek sanm ıyorum.: I should Onu tan ımış olmanızı isterdim. I doubt whether .. . hysterical. dili Bence bir tahtas ı eksik.nas ıl! Hem de I should say so! . Haydi yap bakalım. I hope so. . İng. histerik.. Romen rakamlar ı dizisinde 1 sayısı. I feel like resting... Fevkalade!/Harika! 2. I say! s. k. 2. benden söylemesi/sana söyleyeyim: This plan ... Çok minnettar ım. isterik. Benim için farketmez. Bu sorunu çözebilece ğimi sanmıyorum. Hiç ku şkum yok ki .. zannedersem. s. dili çok komik./Keyfim yok.. bak. Bunu biraz da bekliyordum.. İtirazım yok. kriz. Canım dinlenmek istiyor. k. İyi değilim. I have no idea. I for one I had better go.. 2.. isteri krizi.. İnşallah. I haven´t a penny to my name... I heard it on the grapevine. I haven´t seen hide or hair of him. I myself am doubtful. k. Zannetmiyorum. Ondan hiçbir şey anlayamıyorum. bana kalırsa. Orası kesin! 3. I can´t seem to solve this problem. I couldn´t help smiling.. I don´t think he´s all there. ılgınca. I promise you! Bu plan İng. I have had enough of him. I don´t give a darn. Bana çok pahalıya mal oldu. z. I paid through the nose for it. I can´t make heads or tails of it. I´d like to buy a novel. diyebilirim ki.. pek sanmam.. ben...... Burama kadar geldi. I am proud to know him. I seem to hear . Yemin ederim!/Vallahi do ğru! 2. Kendime geldim. Hiçbir fikrim yok. İzi tozu yok./Umarım öyle olur. Hiçbir şey anlayamıyorum.hysteric hysterical hysterically hysterically funny hysterics I I I shouldn´t think so.! İng. işitir gibi oluyorum.. I feel refreshed.. Kendi hesab ıma ben inanmıyorum.!/Bak . istiyorum. dili Kula ğıma geldi. I am much obliged. dili 1. I don´t mind. dili çok komik: a hysterical joke çok komik bir şaka.. I beg your pardon. k. Ben bile ku şkulanıyorum. I should have liked . i.. Hiç param yok. san ırım.. I promise you! I say . I dare say I dare say I dare you. have thought hershouldolder. zam. Hayret! . I should like . have liked youthought . .... Kendimi gülümsemekten alamad ım. 1. 2. dili Bana iyi bir şey gibi gelmiyor. 1. k. Gitsem iyi olacak. I don´t doubt that I don´t feel like myself.... k. belki. 1.!/Baksana won´t work. I don´t give a toot! I don´t like the sound of it. I for one do not believe it./. Roman almak tell you I´m sorry. dili Dinle ./İşin içinden çıkamıyorum.. I can´t make head or tail of it.. Onu tan ımakla iftihar ediyorum. dili Bana ne!/Bana v ız gelir! k.: I should I should have to have known Daha yaşlı olduğunu zannederdim.: I to be like to Senden özür dilemek istiyorum.... Bana vız gelir. isterik bir şekilde.. Affedersiniz. deli gibi.

/Herhalde.. I thought as much. I want a haircut. Hay Allah. I swear . İzlanda´ya özgü. I want no more of it.. İ. I will/shall.. If it´s just the same to you. İzlanda. argo Pestilim çıktı!/Bittim! Aşağı tükürsem sakalım. İzlanda. İzlandaca. İş teklifimizi kabul etmek üzere. 2... I had. s. k ıs. Öyle zannediyorum.../ İzin verirseniz . I should think so. Bu kadar ı yeter. I will not labor the point.../Bana öyle geliyordu ki .. O geldiğinde ben gitmek üzereydim. Keşke bilseydim! Siz olmasayd ınız . i. k. kimlik kartı. it. i. I´ve half a notion to give you a Sana dayak atas ım geliyor! hiding! I´ve never seen the like of it. 2. i I`d I`ll I`m I`ve I´d just as soon stay here.. I have.../Herhalde. If you don´t mind. İngiliz alfabesinin dokuzuncu harfi. 2. I would not know! I wouldn´t know. I won´t hear of it. Saçımı kestirmek istiyorum. Paraya k ıyıp kendime yeni bir elbise aldım.. k ıs. dili Kellesini uçuraca ğım!/Derisini yüzeceğim! I´ve been had. dili Bu şe burnunu sokmazsan iyi olur! İng. Yaptığına şaşırıyorum.. k.. 3. Bu vesileyle hepinize te şekkür etmek istiyorum. I was on the verge of leaving when he arrived. If it weren´t for you . with them. I´d sooner die! I´ll be buggered! I´ll be damned! I´ll be jiggered! I´ll come in a minute or two./İzninizle .. I´ll go Senin için farketmezse onlarla giderim. Ölmeyi tercih ederim! İng. Korkarım haklısın. . I´ll have his head/hide! I´ll thank you to keep out of this! I´m buggered! I´m on the horns of a dilemma. I would like to take this occasion to thank you all. kimlik. I think so. Aşkolsun! I´ve a sinking feeling you´re right. k. I treated myself to a new dress. beğenmesen de.. Kabul etmem./Hiç şaşırmadım. yukarı tükürsem bıyığım.. . Burada kalmayı tercih ederim. İşin ayrıntılarına girmeyeceğim. Öyle zannediyorum./Sözü uzatma. dili Üçkâğıda igeldim. yine ayn ı şeyi yaptı. Bir sözü pekiştirmek için kullanılır: I swear I didn´t do it! Vallahi yapmadım! Öyle zannediyorum. Öyle zannediyordum ki . I. argo Hay Allah! Olur şey değil!/Allah Allah! k. Iceland Icelander Icelandic ID card If he hasn´t done it again! If I only knew! i.. İzlandalı. k ıs. Tanıştığımıza memnun oldum. İzlandalı..I should say so. 1.. Müsaade ederseniz .. I was under the impression that . İzlandaca. I´ll do my level best. never saw the likes of it. I would/should../I Benzerini hiç görmedim. like it you can lump If you don´t k. I´ll go along now. I am. Ne bileyim ben! Hiçbir bilgim yok.. Gidiyorum artık. I´m pleased to meet you.. k ıs. 1./Bilmiyorum.. Zaten bunu bekliyordum. Elimden geleni yapar ım... i.. 1. I´m surprised at you. She is on the verge of accepting our job offer. dili Be ğensen de bir. dili Vay anas ına! Bir iki dakikaya kadar gelece ğim.

Çinhindi´ne özgü. 1. İrlandalı kadın. Çinhintli. Demirperde. I. s. mısır. Iraklı. Çinhindi. üstüne krem şantiyi konulan viskili ve şekerli kahve. Hint. Hintli. İrlandaca. 3.. O bu işin adamı mı? k ıs. 1. İslam. Hint-Avrupa dil ailesine ait. i. Hindistan. İng. i. i.men (ay´rîşmîn) i. f. İng. i. İslamiyet. 1. İran. çoğ. Çinhindi. İran. 1. İranlı. Kızılderili. 1. tar. İrlandaca. mıısır unu. In.B. . s. K ızılderili. It comes to the same thing. i. İrlandaca. Iraklı. Kızılderililere özgü. i. İran´a özgü. i. İnterpol. i. bak. International Labor Organization (Uluslararası Çalışma Örgütü). 1. İrlandalı erkek. k ıs. 1. İrlandalı. İsrail´e özgü. (çoğ. İng. Öyle mi? A. Hintli. Aynı kapıya çıkar. pastırma yazı. i.nese) Çinhintli. İslamize. İrlanda kahvesi.en (ay´rîşwîmîn) i. I owe you size olan borcum. İslamlaştırmak. İrlanda.rish. İslam. İsrail. Irak´a özgü. tek s ıra (yürüyüş). s. 2. Ba ğımsızlık Günü (4 Temmuz). 2. f. Hint-Avrupa dilleri. Endonezyalı. borç senedi. Endonezya. s.rish. Göze hoş geliyor.D. İsrailli. s. İrlanda. s. hintpirinci. İslamlaşmak. İndonezya. I. İrlandalı. k ıs. i. İç Moğolistan. s. hintfulü. i. İsrail. s. i./Göze güzel görünüyor. hintkeneviri. Endonezyalı. 2. Kızılderili. Endonezya´ya özgü.ILO IMF Indeed! Independence Day India India ink Indian Indian corn Indian file Indian hemp Indian lotus Indian meal Indian rice Indian summer Indian yellow Indochina Indochinese Indo-European Indo-European languages Indonesia Indonesian Inner Mongolia International Standard Book Number Internet Interpol IOU Iran Iranian Iraq Iraqi Ireland Irish Irish coffee Irish Gaelic Irishman Irishwoman Iron Curtain Is he the man for the job? ISBN Islam Islamic Islamise Islamize Israel Israeli It appeals to the eye. İsrailli. International Standard Book Number (Uluslararası Standart Kitap Numaras ı). i. 2. 3. i. İrlanda´ya özgü. Hindistan´a özgü. hintsarısı. k ıs. the International Monetary Fund (Uluslararası Para Fonu). 2. Müslüman. 1.chi. Endonezya.do. i. i. Hindistan. İranlı. çini mürekkebi. i. çoğ. Irak. Irak. s.. İrlandalı. Müslümanlık. 4. İslami. 2. uluslararas ı standart kitap numarası.wom. 2. 2.

. Ona makul bir maa ş vermedikçe k. Büyük bir olas ılıkla .. dili Jeton hâlâ dü şmedi.It dawned on me./Rumor has it that . It looks like rain. Söylentiye göre ./Mesele onda de ğil.. It´s a real pity! It´s a sure thing! It´s a wonder she´s still alive. It´s a change for the better. It makes no difference. It doesn´t matter. Anlaştık! Benim için bir zevktir. 2. Kısmen doğru.” tabii ki . Tüylerimi ürpertiyor. It is half past one. dili Yüzde yüz olacak bir şey!/Sağlam bir iş bu! Onun hayatta kalmas ı bir mucize. It was just one of those things. Aksilikler hep üst üste gelir. It´s anybody´s guess. k. Elimde de ğil. dili Tan ıdık gibi geliyor. Bana zevk veriyor. It would seem that .. Ne yapalım? Kısmet! Böyleydi.. It seems as if/as though . Yağmur yağacağa benziyor.. It´s a bit thick of you to ask me to İng. Yak ışık almaz.. It is only a question of time. -diği söyleniyor... Kesin olarak kimse bilmiyor. It´s become indispensable. Eskisi kadar işe yaramaz.. Hiç de öyle de ğildi! . It still hasn´t penetrated. It has seen better days. Sadece bir zaman meselesi. Artık eskidi.. k. dili Benden bunu istemen biraz fazla. It´s about time! It´s all very well but .. 1... Saat bir buçuk../Her şey iyi güzel de . Farketmez..b. neden gelmesin?” salary.. Çok yazık! k.´nde) diyor ki .: Unless you pay him a decent it stands to reason he won´t work hard. It isn´t worth a farthing.. Beş para etmez.. Allah verince ya ğdırır... Mantık diyor ki . It is neither here nor there../. -e will. It was nothing of the kind! Kafama dank etti. It is reported that . dili Çok kolay bir şey!/İşten bile değil! It´s a cinch! Yazıklar olsun! It´s a crying shame! It´s a deal! It´s a pleasure./Galiba .. It gives me a kick.. kitap v.. Nihayet! (Sitem belirtir... Önemi yok. It isn´t done.. Sanki .. It is an ill wind that blows nobody good.. Burada (gazete./Farketmez.... It serves him right! It serves him right! It stands to reason It stands to reason that . It makes my flesh creep. gibi görünüyor. Artık onsuz olmaz. It requires qualification..... It rings a bell It says here that .. (with me)... Her işte bir hayır vardır. Beni etkilemiyor..... It leaves me cold. It is rumored that ./Ho şuma gidiyor. It was like this../Bana bir şey hatırlatıyor.). k. It is beyond my power./Hiç hoş bir şey değil.. isn´t it? İyi ettiniz! (Cevaben söylenir.. It never rains but it pours. It is more than probable that . Böyle yapmak âdettir../Bana v ız gelir. Kuvvetle tahmin edilen bir şey için kullanılır: “Will she come?” “It stands to reason she göre “Gelecek mi?” “Tabii..)... It is usual to do so. .. Müstahaktır!/Oh olsun! Müstahaktır!/Oh olsun!/Ettiğini buldu! (that) .. Onun önemi yok. imi ş gibi. değil mi? do this..... Hepsi iyi ho ş ama .. It has seen better days.

üzerine krema sürülmü ş (pasta/kek). buzlu: iced tea buzlu çay. ice-cream cone 1. Fildişi Kıyılı. 1. külah: She was eating an ice-cream cone. buz tutmuş (liman). It´s not my cup of tea./Şakası yok./Şakaya gelmez. Fildişi Kıyısı. Tam vakti. It´s not within her capacity. k. It´s no joke. It´s the rage these days! It´s time for school. s. i. k. buz pateni alan ı.. dili O bana göre de ğil. k. It´s time for Sıra sende. buzda ğı. karar ından vazgeçmiyor./Yanına yaklaşılmaz. It´s one o'clock. 2. Saat bir. buz hokeyi. üstüne soda dökülmü ş dondurma. O kadar pahalı ki kimse alamaz. 2. donmak. 2. İtalyan. It´s not within reach. 5. 1. dondurmak. It´s no skin off my nose! It´s no wonder he took to drink./Zaman ı geldi de geçti bile. dili İnsanoğlu bunu yapamaz. k. 2. i. . s. buz gibi. Fildişi Kıyılı./Şakaya gelmez. buzlu şerbetten yapılan tatlı. Kapasitesi ona yetmez. dili Aralar ında hiç fark yok aslında. buzda dondurma külah ı. dili buzdolab ı. buzlarla kaplı. s. Italian Italy IUD Ivorian Ivory ice ice cream ice cube ice field ice hockey ice hockey ice pack ice pick ice rink iceberg icebound icebox icebreaker icecap ice-cold ice-cream soda iced iced-tea iced-tea spoon i. It´s prohibitively expensive. buz hokeyi. 3. buz k ıracağı. intrauterine device. buz torbas ı. Olmuyor. dili Bana ne! Kendini içkiye vermesi şaşılacak bir şey değil. üzerine krema sürmek. k. dili Bundan sonras ı kolay. 1. i. It´s no go. k. i. 1. Aslında şehrin sınırları dışında. s. k ıs. İşin şakası yok. 4. aysberg. dondurmayla dolu dondurma. Olmuyor. It´s high time. It´s your turn. he won´t change his mind. s. Pek bir özelliği yok. Hiç anlayam ıyorum. 1. Fildişi Kıyısı´na özgü. i. El altında değil.: It´s no go. It´s no joke. i./Ha Ali Hoca. the other.It´s Greek to me. isfilt. buzk ıran. It´s no laughing matter. It´s plain sailing from here on. It´s not humanly possible. s. It´s six of one and half a dozen of k. Külah içinde dondurma küçük buz kalıbı./İkisi aynı kapıya çıkar. dili Tam arad ığımız şey! Ben ısmarlıyorum. (over/up) buzlanmak. Kolay iş değil. i.. i. İtalya. Okul zaman ı geldi. buz. 2. It´s outside the city proper. İtalyanca./Ahım şahım bir şey değil. Şakaya gelmez. f. It´s just the thing! It´s my treat. so ğutmak. uzun saplı tatlı kaşığı. etraf ı buzlarla çevrili (gemi). 2. haşimdi çok moda! O Hoca Ali. It´s nothing special. buzul. 2. 1.

i. tapınmak. ruhb. 2. . ikon. 1. sanem. 2. çok sevilen kimse/ şey. i. ile şleştirmek. 1. geri zekâlı. boş. İng. 1. i. f. s. 2. i. ideal olarak. dangalak. 2.. ask. buzlu. b. ikonoklast. ayn ı şekilde. 2.h. i.. boşta.gelenek veya kurumlara karşı çıkan/saldıran kimse. (with/to) (ile) ayn ı. tuhaf özellik.. 1. idefiks. putlaştırmak.. b. 1. i. 2./s. idil.. ülkücü. sanki bir idilden al ınmış. deyim.. 2. fels. z.. ülkücü. kimlik. i. (kolye zincirine tak ılı) künye. mak. idealize. with kendini (biriyle) . putperestlik. künye. b.t. işlemeyen (makine). buz. i.icicle icing icon iconoclasm iconoclast iconoclastic icy idea ideal idealise idealism idealist idealistic idealize ideally idée fixe identical identical twins identically identification tag identify identify s. aynen. kapl ı. fikir. mat. (motor) rölantide/avarada çalışmak. (bir dilin) ifade tarzına uygun olarak. kimlik cüzdanı. (bir dilin) ifade tarzına uygun..h. 3. buz saça ğı. kimlik bunalımı. (bir gruba özgü) dil. put. özde şlik. f. s. aylak. gelenek veya kurumlara karşı çıkma/saldırma. ülkü. tar. s. gelenek veya kurumlara karşı çıkan/saldıran. dangalak. f. mak. 1. putperest. birinin/bir şeyin özde ilgili olduğunu düşünmek. boş (vakit). boş vakit. 5. 2. 1. s. 1. zaman öldürmek. fels. saplantı. i. bak. 2. idealizm. ideal. şmiş inanç.. s. ideal. i. tar. idealist. ideolog. i. bak. a ğız.. İng. s. z. yerleikonoklazm. 1. buz gibi. kar dişi. tuhaflık. 4. 3. (biriyle) özdeşleşmek. i. ülküsel. mükemmel. s. saçak buzu. 1. (pasta ve kek üzerine sürülen) krema v. 1. kimlik kartı. eksantriklik. ikon k ırıcı. s. ask. tar. buz i. fels. ikonoklast. dü şünce. f..b. idealist. idyll. özdeş ikizler. i. bak. pastoral. ideoloji. -in kim/ne/kimin oldu ğunu tespit etmek/saptamak/söylemek. ülkücülük. ikona. 2. ideal. s. asılsız (söz/vaat/tehdit). i. yerle şmiş inanç. z. 2. 1. ideolojik. avara kasnağı. avara dişlisi. i. yerle şmiş inanç. i. idolize. geri zekâlı. f. tabir. idilik.. ayrıksılık. f. i. 2. 1. hüviyet. buz salkımı. sabit fikir. mat. ikon k ırıcı. s.o. idealle ştirmek. özdeş. i. tembel. 2. işsiz.. ikon k ırıcılık.h. i. with identity identity card identity crisis identity disk ideological ideologist ideology idiom idiomatic idiomatically idiosyncracy idiot idiotic idle idle away time idle hours idler idol idolater idolatry idolise idolize idyl idyll idyllic i. boş gezen kimse.

2. 2. kötü. 2. boş vermek. 1. s. oto. şayet. oto. huysuz. husumet. bayağı. 2. hasta. yasad ışı. ateş almak. tutu şma. s. 1. huzursuz. aksi takdirde. şart. 2. s. f. tutuşturmak. 3. i. mantıksız. s. 1. can always 2. s. s. ise. olmazsa. i. we rica ederim. cahil. kaba. haram.ie if if ever if need be if not if only if perchance if push comes to shove/if it comes to the push if worst comes to worst if you please iffy igneous ignite ignition ignition key ignition switch ignoble ignominious ignominy ignoramus ignorance ignorant ignore iguana ileum ilex ill ill at ease ill will ill will ill-adapted ill-advised ill-bred ill-disposed illegal illegibility illegible illegitimate ill-fated illiberal illicit illiterate ill-judged ill-mannered ill-natured illness illogical k ıs. s. hintkertenkelesi. pek bilgisi olmayan. 1. cahil. k. kontak. rezalet. de ğilse. cimri. p ırnal. yasadışı. yanlış düşünülmüş/tasarlanmış. alçak. şerefsiz. ateşleme tertibatı. worst) 1. sakıncalı. cehalet. tutuşmak. s. okumam ış. 2. en kötü ihtimal gerçekle şecek olursa/gerçekleşirse: If worst comes to worst. ate şleme düzeninin açılıp kapanmasını sağlayan aygıt. i. zool. kötülük. demek ki. mantığa aykırı.. k. s. s. bahts ız. ald ırmamak. oto. iguana. hastalık. eğer. yanlış. talihsiz.. cahillik. 1. şayet. i. terbiye görmemiş. bilgisiz. 2. s. bot. liveisterseniz. bağ. alçakça. En kötü ihtimal gerçekle şecek 1. gerekirse. Iguana iguana. uğursuz. ateşlemek. 2. soysuz. kara cahil. okunaks ız. alçaklık. i. yolsuz. 1.. s. yanlış. keşke: If only I had known. lütfen. anat. uymayan. i. rahats ız. fena. yasad ışı. i. çobanpüskülü. terbiyesiz. 2. 2. f. püskürük (kütle). okunaks ızlık. 1. s. okuma yazma bilmeyen. 3. in the cave.a (îl´iyı) i. evlilikdışı. namussuzca. s. yeşilmeşe. belirsiz. s. fenalık. dar görü şlü. düzensiz. kültürsüz. zarar. kötü huylu. s. Keşke bilseydim. pırnar. s. s. bilgisiz. 1. gayrime şru. 1. tutuşturma. yakmak. caiz olmayan.e. s. bilmezlikten gelmek.. i. s. yolsuz. id est yani. a şağılık. (worse. ters. 2. kıvrımbağırsak. 1. il. eğer. serke ş. kötü niyet. ters. i. i. uygun olmayan. 2. dili şüpheli. ateşleme. 1. yüz k ızartıcı. şayet. s. yanmak. illegal. kontak anahtar ı. bilgisizlik. çoğ. . rahatsızlık. dili çok gerekirse. bilgisizlikten ileri gelen. içi rahat olmayan.

f. hayal. maddi olmayan. i. 1. s.. ilüvyon. uçsuz bucaks ız olma. 1. imgelemek. olgun olmama. i. tahmin edilemeyecek boyutlarda. 2. 3. 1. fels. tertemiz. imaj. geri zekâlılık. 1. illüstrasyon. zamans ız. i. uğursuz. 4. çok büyük. 1. z. (kitabı/yazıyı) tezhip etmek. örnek. s. resim. toyluk. ham. s. i. imgeci. derhal. içkin. geri zekâlı. 1. yarat ıcı. hayal etmek. 2. imgesel.ill-omened ill-starred ill-timed ill-treat illuminate illuminating illumination illusion illusive illusory illustrate illustration illustrative illustrator illustrious illuvium image imagery imaginable imaginary imagination imaginative imaginatively imagine imagism imagist imbalance imbecile imbecility imbibe imbue imitate imitation immaculate immaculately immanence immanent immaterial immature immaturity immeasurable immediate immediate cause immediately immense immensely immensity s. 1. aptallık. f. 1. mevsimsiz. göz önüne getirilebilir. aldatıcı. s. kuruntu.. yakın. 2. . aldatıcı. 2. taklit etme. aydınlatma. görüntü. s. ölçülemeyecek kadar büyük/çok. i.. emmek. asılsız. i. 3. 2. örneklemek. çizer. hayali.vi. hayal. f. kusursuz. taklit. fels. uçsuz bucaks ız. 2. z. hayal ürünü. asılsız. 1. i.a (îlu´viyı)/--s (îlu´viyımz) i. önemsiz. (bir şeye) doğrudan yol açan neden. s. do ğrudan doğruya. hemen. illüzyon. 2. 1. talihsiz. s. s. s. i. 2. (birini/bir konuyu) ayd ınlatmak. (birini) örnek almak. imgecilik. i. i. taklidini yapmak. 3. tasar ımlamak. 2. toy. pek çok. il. olmamış. tezhip. 1. içkinlik. 3. konu d ışı. 1. dengesizlik. s. hayal. hayal gücü. illüstratör. şanlı. me şhur. 2. 2. zannetmek. acil. sonsuz. gayet. i. 1. 3. z. i.. kapmak. resimlemek.lu. öğrenmek. 1. imge. lekesiz. 1. 1. 1. 3. çoğ. 3. 2. f. i. 2. kötü davranmak. haml ık. s. bahtı kara. jeol. s. çok büyük olma. 2. 4. 2. 2. iyi planlanmış. imgelem. f. tertemiz bir şekilde. vakitsiz. hayal edilebilir. ölçülemez. 2. s. olgunla şmamış. şimdiki. with (fikir) a şılamak. betimleme. 2. ışıklandırmak. s. s. 1.. sanmak. hayal gücü kuvvetli. hayal gücüne dayanarak. özümsemek. aptal. i. şerefli. kocaman. s. f. taklit etmek. 2. aydınlatmak. yanılsama. içmek. lekesiz olarak. s. s. i. s. 3. aydınlatıcı. f. 1. gelişmemiş. put. z. i. so ğurmak. ünlü. örnekleyen.

immortalize. 2. göç etmek. (to) (-e) bildirmek. f. İng. s. duygularını açığa vurmayan. 2. aşırı. 3. kazıklamak. bak. dalgın. f. dokunulmazlık. sonsuz. s. heyecanlı. açmaz. batırma. (against) (-e kar şı) bağışık kılmak. çene kemiğine kaynamış diş. 2. çileden çıkarmak. f. edepsiz. bağışıklık. k ımıldatılamaz. engellemek. 1. i. . yansızlık. sabırsız. s. from/to -den muaf. 1. f. yakın. i. vuru ş. 1.. dalma. huk. tarafs ız. f. sabit. 2. 1. 1. kazığa oturtmak. i. sıkıştırmak. paras ız. i. değişmez. bak. ta şınmaz. pekiştirmek. hareketsiz. s. geçit vermez. hareketsizlik. batma. açık saçık. dald ırma. immunize. dili elektrikli su ısıtıcısı.. f. zayıflatmak. göçmen. ölçüsüz. derin düşüncelere dalmış. söylemek. 2. göç etme. i.immerse immersed in thought immersion immersion heater immigrant immigrate immigration imminent immobile immobilise immobility immobilize immoderate immodest immoral immorality immortal immortalise immortality immortalize immovable immune immunise immunity immunize immutable imp impact impact impacted tooth impair impale impart impartial impartiality impassable impasse impassion impassioned impassive impatience impatient impatiently impeach impeccable impecunious impede f. i. s. ölümsüz varl ık. değişmez. bak. f. i. dişçi. s. sabırsızlıkla. İng. muhacir. f. s. 2. tez canlı. s. ars ız. kördüğüm. suya batırmak. 2. sabit. tespit etmek. i. elektrikli su ısıtıcısı. (devlet memurunu) mahkeme önünde suçland ırmak. ahlaks ız. ölümsüz. f. i. coşturmak. kazığa vurmak. z. kolay etkilenmez. 4. s. f. kusursuz. s. ateşli. 1. yansız. İng. s. f. i. i. afacan çocuk. f. s. ölümsüzle ştirmek. geçilmez. 2. haddini bilmez. ebedileştirmek. İng. f. i. 3. sabırsızlık. çıkmaz. 3.. f. 1.. hırslandırmak. i. a şılmaz. to -e kar şı bağışık. ebedi. etki. s. coşkulu. k ımıldamaz. k. s. daldırmak. immobilize. tarafs ızlık. to -e vermek. ölümsüzlük. ahlaks ızlık. yak ında olmasından korkulan. utanmaz. gayrimenkul. çarpışma. s. s. ahlaka aykırı. suçlamak. küçük şeytan. 2.. 1. yerinden oynamaz. k ımıldayamaz duruma getirmek. kızdırmak. heyecanland ırmak. 1. huk. şeytanın art ayağı.. 2.. 1. İng. bozmak.

dilb. s. i. Allaha kar şı saygısız. seçilmez. aşılamak. 3. hava geçirmez. 1. to (su.. kaba bir şekilde. sevketmek. --ing/--ling) tehlikeye atmak. to (ö ğüt. dolaylı tam. f. 1. karar v. 2. 5. canland ırmak. 2. ima edilen. zorunluk. engel. i. i. içermek: Smoke implies fire. 2. şahane. s. 1. to (korku. s. i. 4. ima etmek. emperyalist. delinmez. yerine getirme. beraberinde getirmek: z. i. f.). pişman 4. temsil etmek. 1. 1. 2. çabuk. zorunlu. z. dikmek. 1.impediment impel impending impenetrable impenitence impenitent imperative imperceptible imperfect imperfection imperial imperialism imperialist imperialistic imperil imperious imperishable impermanent impermeable impersonal impersonate impersonation impertinence impertinency impertinent imperturbable impervious impetuous impetus impiety impinge impious implacable implant implant implantation implement implement implementation implicate implication implicit implicitly implore imply impolite impolitely i. 1. 1. canland ırma. emir. s.farkedilmez. emperyalizm. terbiyesizce. 3. imparatora özgü. taklit etme.´ni) geçirmez. s. aceleci. s. i. istifini bozmayan. Duman ate şi içerir. özür. (birini) (olumsuz bir şeye) karıştırmak.edilmeden anla şılan. 4. 3. plan v. 3. 2. ifade anlaşılan. aplikasyon. taklit etmek.zorunluluk. kusur. imparatorlu ğa ait. defolu. i. zor. s. eleştiri v. çürümez. f. 1. i. 2. i. emretmeyi seven. 1. itmek. implantasyon yoluyla aşılamak/dikmek. i. nefret v. girilmesi imkâns ız (kale). s. 1. güç. 1. araç. s. 1. i. buyurgan. 1. 1. akl ına sokmak. zorunlu şey.b. yayılımcı. implantasyon. olmas ı yakın. s. 2. alet. bitmemi ş bir eylemi gösteren (zaman/fiil). pişmanlık duymama. bozulmaz. mim. söz. (--led. 3. soğukkanlı. kaba. 2.´ne) kulak asmaz. (bir şeyin içinde) saklı olan anlam. f. 2. hızlı. noksan.b. (--ed/--led. impertinence. (taahhüt. dilb. 1. amansız (düşman). dolaylı olarak s. 2. mecburi. şiddet. kişisel olmayan. f. 2. uygulamak. eleştiri v. geçici. 2. i. implantasyon. 3. kişilikdışı. sert. terbiyesiz. emperyalist. yürütme. 3. sugeçirmez. (dolaylı olarak) göstermek. imparatorluk sistemi.b. (birini) (olumsuz bir şeye) karıştırma. 3. engel. eksiklik. 1. sır v. geçirimsiz (toprak). s. s. 1. 2. kalıcı olmayan. f. münasebetsiz. 1. i. içinden geçilmez (orman). münasebetsizlik. 2. eksik. çözülemeyen (sav..). 3. yürürlü ğe koyma. s. emreden. s. f. 2. (yasa.´ni) dinlemez. s. kusurlu. --ling) sürmek. uyarı. Allaha kar şı saygısızlık. s. bak. 1. temkinli. 2. 1.b. i. keçisakalı. i.´ni) yürürlü ğe koymak. saklı.b. küstahlık. s. (öğüt. f. tıb. on/upon -i etkilemek. yok olmaz. hissedilmez. emir belirten. 2. güdü. i. mâni. f. dürtü. belli belirsiz. amirane. to (ya ğmur/hava) geçirmez. tıb. tamamıyla. pişmanlık duymayan. s. dü şünmeden yapılan. tıb. yatıştırılmaz (öfke. 2. -e işaret etmek. 2. terbiyesiz. yayılımcı. olmama. görülmez. 2. ağırbaşlı. pişman olmayan. kesin: implicit trust tam güven. s. 2. hava v. i. 2. yalvarmak. .olarak. yay ılımcılık. şiddetli. küstah.b. nüfuz edilemeyen. s.´ni) yerine getirmek.b. 1.

2. i. 1. kazan ılamaz. permi. 2. 2. i. f. damga. uygulanamaz. f. ithalat ve ihracat. empresyonist. harç. 2. nak şetmek.(yol). i. doland ırıcı. güçsüzlük. bask ı. geçilmez. s. hapsetmek. 3. elverişsiz. 1. 3. iz. pratik olmayan.impoliteness impolitic imponderable import import import duty import license/permit import permit import quota importance important importation importer imports and exports importunate importune impose imposing imposition impossibility impossible impossibly impost impost impostor impotence impotency impotent impound impoverish impracticable impractical imprecise impregnable impregnate impress impression impressionable impressionism impressionist impressionistic impressive impressively imprint imprint imprison imprisonment i. 1. zahmet. s. 5. f. çok ısrarlı. 5. terbiyesizlik. hile. önemli. d ışalım. 1. âciz. 2. mim. (on) 1. z. (ceza) vermek. 2. 6. ağırlığı olmayan. yük. s. (kitapta) yayınevinin adı. sahtekâr. empresyonizm. i. 1. -e (vergi) koymak. s. ithalat izni. on/upon 1. empoze etmek. 6. resim. a ğıla kapamak. kim. 3. haks ız talep. i. 7. 1. bask ı. 6. vergi. 2. isabetsiz. zorla kabul ettirmek. rahats ız etmek. (zihnine) sokmak. pratik olmayan. izlenim. 2. s. 1. dikkatsiz. s. önem. 2. 1. i. ithalatç ı. 3. isteğinde çok ısrar eden. s. 1. f. with etkilemek.. önem. i. zahmet vermek. 4. 2. 2. 2. izlenim. 2. kolayca etkilenen. hapsetme. nüfuz. 5. zaptedilemez. s. (damga/mühür) basmak. zayıf. şaşırtıcı derecede.. f. yap ılamaz. impotence. 1. mantıksız. 1. 4. i. i. güçsüz. i. iktidarsız (erkek). nüfuzlu. etkileyici. izlenimci. ölçülemeyen. gebe b ırakmak. titiz olmayan. iktidars ızlık. 1. i. 1. s. etki. üzengita şı. 3. 4. (vergi) koyma. 3. ithalat. s. (damga) basmak. z. 1. s. ceza. (fikir) a şılamak. elverişsiz. anlam. i. kanunen el koymak. imkânsızlık. 2. i. olanaks ız. emprenye etmek. i. ısrarla istemek. f. çetin uygulanamaz. emdirmek. tartıya gelmez. 4. yoksulla ştırmak. ithal etmek. damga. s. empresyonist. olanaks ızlık. ithal izni. izlenimcilik. i. bak. . ithalat vergisi. kabalık. fakirleştirmek. kullanışsız. 4. 2. 1. hapis. f. heybetli. özensiz. i. etkileyici bir şekilde. beceriksiz. 1. f. önceden kestirilemeyen etken. kesin olmayan. s. ithalat kotas ı. f. zorla kabul ettirme. haczetmek. 4. imkâns ız bir şekilde. etkili. uygunsuz. duyguları etkileyen. itibarl ı. etki. 2. imkânsız. itibar. hassas. 3. 2. yap ılamaz. 3. on/upon akl ına sokmak. s. izlenimci. 2. döllemek. (zorla) yüklemek. görkemli. kuvvetini kesmek. i. 1. 3. 2. etki. ithal malı. aşırı duyarlı. 2. 1.

2. yetkili kişi.pocket. bir anlamda. f. 1. i. 3.improbable impromptu improper impropriety improve improvement improvise imprudence imprudent imprudent impudence impudent impugn impulse impulsive impulsively impunity impure impurity impute in acknowledgment of in in in in in a bad way in a big way in a breeze in a coon´s age in a daze in a ferment in a flash in a good light in a hurry in a jiffy in a lather in a lump sum in a manner of speaking in a monotone in a nutshell in a roundabout way in a sense in a slapdash manner in a small way in a small way in a state of undress in a trice s. düşünmeden. 1. (bir şeyi) iyimser olarak (görmek). murdar. 1. murdarl ık. tehlikede. tedbirsizlik. 1. 3. ilerletmek. in the envelope zarf ın içinde. atfetmek. dili büyük çapta. 2. vermek. k. cezadan muaf olma. 3. düşüncesizce davranan. moda. çok moda olan. s. itki. yüzsüzlük. 2. -da: olarak. s. dili karga şalık içinde. dili küçük çapta. çok hasta. 1. irticalen. 1. ihtiyats ızlık. 1. z. az ve öz olarak. 1. doğaçtan çalmak. 2. olmayacak. saflığı bozan şey. hazırlıksız olarak. içeri do ğru yönelen. geliştirmek. 3. -in karşılığı olarak: in acknowledgment of his years of service yıllarca verdiği hizmetin karşılığıin the box kutuda. i. i. yüklemek. kolaylıkla. i. 2. iç. çabuk çabuk. yak ışıksız. ars ız. katışkı. 2. düzeltme. yüzsüz. kirlilik. k. k. 1. . 2. yani. düzelmek. azıcık. dolaylı yoldan. tepi. dolaylı olarak. s. monoton bir şekilde. bir anlamda. içine. 2. 2. küstah. s. düzeltmek. peşin ve taksitsiz olarak: I can pay for it in a lump sum. mevsimi gelmiş. 3. dili 1. k. itici güç. kirli. -da. ruhb. -de. uygunsuzluk. uydurup yapmak. 1. k. Cebine koy. dili heyecanlı. arsızlık. 3. yabancı madde. ilerleme. içinde. -e. 4. 5. edat 1. s. k. 3. i. yoluna koymak. ani bir istek. kar ışık. tedbirsiz. k. f. dili bir anda. üstüne yıkmak. gelişigüzel. görev ba şında. hazırlıksız. Parasının hepsini peşinen ödeyebilirim. i. düzelme. ihtiyats ız. baştan savma. dili torpil. s. 3. iktidardaki. çıplak. birdenbire. -de. yalanc ı çıkarmak. küstahlık. 2. Özhan´ ın sağlığı düzeliyor. geli ştirme. yola girmek: Özhan´s health is improving. dolambaçlı yoldan. bir ç ırpıda. -a: içeriye. 1. elinde.gözde. i. kötü bir durumda. içinde. 3. z. pis. hazırlıksız. anında uydurmak. 2. tepisel. f. 2. i. pislik. yıldırım hızıyla. 5. your 2. (hazırlık yapılmadan) o anda yapılan. 1. evde. gelişmek. uygunsuz. s. çabucak. f. katışık.içeride. iffetsiz. dili çoktand ır. 1. gelişme. epeydir. 4. aceleyle. tedbirsiz. k. ihtiyats ız. doğaçtan. katışıklık. sersem sepelek. ihtimal d ışı. sesini alçaltıp yükseltmeden. doğaçtan/irticalen yapılan. 2. piston. hemen. Put it in içine. karınca kararınca. çirkin. 2. s. z.

güpegündüz. 1. birlik içinde. kâh içeride. k ısaca. zaten: In any case you couldn´t have herhalde. bol/çok miktarda: There were pears in abundance. sefere hazır (gemi).in a twitter/all in a twitter in a way in a word in a/one body in absolute privacy in abundance in accord with in accordance with in actuality in addition to in advance in aid of in all in all in all probability in alphabetical order in an advisory capacity in and out in anticipation of in any case in any case in any event in any shape or form in apple-pie order in bad/ill repair in between in black and white in bloom in brief in broad daylight in broad daylight in bulk in camera in case in case of in case of emergency in cipher in cold blood in cold blood in command in commission in company with in comparison with in compliance with in concert in conclusion in conference k. -e uyarak. 2. -e uygun olarak: Is this in accordance with your wishes? Bu isteklerinize hakikaten. özetle. Her halükârda Billur´un yeme ğinde görüşürüz. dili heyecan içinde. uyum içinde. menfaatine. I can work late. açık. mucibince. 2. acil bir durumda. 2. ileride. gizli celsede. şifreli. k ılını kıpırdatmadan. i. her halde: In any case you be there. tamamen aralar ında kalmak üzere. ambalajsız. -e yardım için. 1. pe şin olarak. alfabetik sıraya göre. Gerekti ği takdirde geç vakte kadarcase of fire press this button. Yang ın anında bu düğmeye halinde: In çalışabilirim. alfabetik olarak dizilmi ş. soğukkanlılıkla. 2. toplantıda. çok düzenli bir şekilde. her halükârda. uyarı niteliğinde bülten/duyuru. birlikte. ol. göre mi? -e ilaveten. ne olursa olsun. hep birlikte/beraber. meşgul. güpegündüz. . hepsi. -e göre. Ne olursa olsun sen olsun. 2. kötü durumda. önde. amir. son olarak. kâh d ışarıda. sözün k ısası. aralarında: two houses with a yard in between aralarında bir bahçe olan iki ev. büyük bir ihtimalle/olas ılıkla. toplam. tamam ı.I acted in accordance with your instructions. çiçek açm ış. -e uygun olarak. fazla olarak. 1. çiçekte. 2. her halükârda. ayr ıca. bir bak ıma. ne olursa olsun. in case of emergency acil durumda. toptan. sözü geçen. ile beraber. toplam olarak. -e nazaran. yararına. dili yazılı olarak. her halde: In any event I´ll see you at Billur´sşekilde. zaten: In hiçbir dinner. 1. -e göre. Çok miktarda armut vardı. 1. (bir şeyin gerçekleşebileceği) düşüncesiyle. k. -e ek olarak. basın. işe hazır. gerçekten. ne olursa orada 1. takdirde: In case it´s necessary. danışman olarak. huk.

önceden belirlenen zamanda. iş başında. yokluğundan dolayı. 3. ayrıntılarıyla. 1. vaktinde. kontrol altında. hazırlanmakta. -e karşın. zor durumda. 1. keyfi yerinde. tehlikede. kuşkulu. tam göz önünde. genellikle. tela şla. aslında. -in lehinde. baya ğı. nedeniyle. -e rağmen. genel olarak. ile bir arada. tam zaman ında. tutulan. keyfi yerinde. 2. şaşkınlık içinde. 1. 2. varl ıklı. iyi durumda. dili iyi çok revaçta. formda. bundan sonra. 3. başı dertte. zamanı/vakti gelince. ciddi olarak. . gerçekte. sonucunda. süresi gelince. suçüstü. çap olarak. 2. doğrusu. durumda/vaziyette. alevler içinde. tam çekilme durumunda. ciddi. önde. cürmü me şhut halinde. -den yana. zamanı gelince. çok aranan. biraz erken. aslında. aslında. ile ilgili olarak. -e meydan okuyarak. iyi arkada şlarla. çok.in conjunction with in connection with in consequence of in danger in days of yore in deep water in deep water in default of in defiance of in despite of in detail in diameter in disrepair in doubt in due course in due course in duplicate in earnest in easy circumstances/on easy street in effect in excess of in fact in fact in favor of in fine fettle in flagrante delicto in flames in focus in front in front of in full retreat in full view in fun in future in general in good company in good faith in good repair in good season in good spirits in good time in good trim in great demand in great request in hand in harness in haste ile beraber. zamanla. -in lehine. -i hiçe sayarak. 1. 2. yürürlükte. k. 1. iyi odaklanm ış. dili ba şı dertte. önünde: in front of the building binan ın önünde. şakadan. bundan böyle. çok eskiden. k. -den fazla. ile birlikte. elde. iki suret halinde. aceleyle. -in taraftar ı. çok aranan. henüz belli olmayan. şüpheli. büyük ra ğbet gören. -i geçen. 2. harap. -e ayk ırı olarak. hali vakti yerinde. çok ra ğbette. yokluğunda. ayrıntılı olarak. 2. sadece birinin sözüne güvenerek. z. 1. gerçekten. tamire muhtaç.

yani. talihli. minyatür. bizzat. çok çabuk. -in hatırasına. nüfuzu altında. kan ımca. dili çok çabuk. rehinde.in his/her own backyard in hock in honor of in imitation of in irons in itself/in and of itself in jeopardy of his life in jest in leaf in less than no time/in no time/in no time at all in lieu of in line for in luck in memory of in mesh in miniature in motion in my book in my judgment in my opinion in my opinion in name in no time in no uncertain terms in no way in no way. k ısım kısım. eli kelepçeli. part özellikle. 2. ufak çapta. bana göre. için: in order to see görmek için. bana kalırsa. hareket halinde. ebediyen. -e bedel olarak. yapraklanm ış. -sin diye: in order that he may see görsün diye. out of the way in nothing flat in one go in one sense in one´s mind´s eye in one´s pocket in one´s spare time in operation in order that in order that in order to in in in in kendi çevresinde. avucunun içinde. kanımca. çabucak. zincire vurulmu ş. hemen. -in anısına. boş vaktinde: Do it in your spare time! Onu boş vaktinde yap! yürürlükte. bir anlamda. order to keep up appearances ele güne kar şı rezil olmamak için. daima. Biran ın tümünü bir dikişte içti. k. O hiçbir şekilde sorumlu değildi. her zaman için.bir taraftan. sapa. birbirine girmiş. bana göre. kafas ında. tesadüfen. fikrimce. our midst k ısmen. yol üstü olmayan. için s ırada. bizatihi: In itself it´s not a problem. in particular in parts in passing in patches in pawn in perpetuity in person . -in yerine. geçerken. hayalinde. demek. idam de ğil. ismen. bir kerede. yer yer. 2. k ısmen. kendisi. parça parça. kesinlikle: He was in no way responsible. şahsen. Kendi ba şına bir problem cezas ı tehlikesiyle karşı karşıya. bir seferde: He drank all the beer in one go. -i taklit ederek. sözde. çabucac ık. al ışılmışın dışında. sert bir şekilde/açıkça (söylemek). derhal. diye. 1. hiç. other words aram ızda. 1. şaka olarak. 2. şansı açık. -e aday. bana göre. bana kalırsa. 1. bence. rehinde. ta ki. özünde. hayatı tehlikede. şerefine.

kısaca. -e göre. tam yerinde. -e karşılık. dili -e gelince.. . -e gelince. gizli olarak. k ısaca. kendini korumak için. -e karşılık olarak. açık seçik bir şekilde. aslında. yapılmakta.. şaka olarak. -e protesto olarak. herkesin önünde. 1. bak ımından. -in karşılığında. tam on saniyede. -e karşın: He´s carrying on in spite of the difficulties.. görünürde. 2. 2. aramakta. bask ıda. 2. ile ilgili. geçmişe bakarak.. tek s ıra halinde. aç ıdan: Don´t look at the situation in those terms! Duruma o açıdan bakma! 2.´s stead in search of in self-defense in sequence in seventh heaven in shore in short in short course in short order in short order in sight in single file in so far as in so many words in some ways in some measure in spite of in stock in sum in tandem in ten seconds flat in terms of yerinde. birinin nam ına: Çetin can go in his stead. gizlice. -e cevap olarak. birbirine bağlı olarak. Onun yerine Çetin gidebilir. çabuk. basılmakta. açıkçası. açıkça. sözün k ısası. ile ilgili olarak. . -e karşılık olarak. yerine getirirken. 1. -ce/-çe: In terms of money she´s well fixed. 1. aç ıkça. -den öç almak için. -e oranla. pe şinde. İdeallerinin peşinde bak. birinin yerine. sözün kısası. bir dereceye kadar.o. aç ıkça. uygulamada.in place in place of in plain English in plain English in play in point of in point of fact in position in practice in press in private in process of construction in proportion to in protest against in public in pursuance of in regard to in relation to in reply to in respect of in respect to in response to in retrospect in return for in revenge for in s. baş başa. O mesele hakk ında hiçbir şey söylemedi. alenen. 1. Zorluklara ra tic. 2. ortakla şa. bazı bakımlardan. s ırayla. pratikte. -e rağmen. in pursuance of his ideals. ba şkaları yokken. 1. açıkçası. 1. gerçekleştirmeye çalışırken: He sacrificed regard to. çarçabuk. art arda dizilmiş bir şekilde. mevcut. k ısmen. inşa halinde. beraber. -diği kadar/derecede. 2. 1. 2. art arda. gerçekte. k ıyıya yakın. hakk ında: She said nothing in relation to that matter. koordinasyon içinde. k. with his wealth . ile ilgili olarak. k ısaca. çok mutlu. birlikte. pe şinde koşarken. ğmen devam ediyor. aramaya. -in yerine.

but not in practice. eninde sonunda. kavram olarak: He approves of it in the abstract. garantili. pek uzak olmayan (olay). çünkü. debdebe. toplam olarak. çoğu. olayların ışığı altında. -in arasında. o/bu süre içinde. yarar ına. bak. çoğunlukla. bütünüyle. zamanla. Onu uygulamada de ğil. aşkına. habersiz. karşısında.. -diğinden dolayı. yak ında.): Reinforcements arrived in the nick of time. eninde sonunda. civarında. esnasında. mademki. . sonunda. -in yoklu ğunda: In the absence of any guidelines this is what we came up with. dili paças ı sıkışınca. Don´t say that in her presence! Onun yan ında zamanla. çantada keklik. namına. bizzat. 1. pomp and circumtance tantana. bütün olarak. 3. madem.. k. zamanla. dalg ın. k. dili gebe. son derece. adına. under the circumstances. doğal olarak. -diğine göre. -in ortas ında. yerine.. . uzun vadede. halinde. (birinin) önünde/yan ında/huzurunda: in the presence of a large company büyük bir topluluk geçtikçe. için. başlatmak. 2. çıplak. -in gözünde. karanlıkta. 2.. hamile. başı için. k. f. tabiatıyla. zaman önünde. Takviyeler tam zaman ında çıplak olarak. konusunda. bütün kapsam ı ile. tam zaman ında (Gecikmeye hiç yer olmayan durumlar için kullanılır. k.. eninde sonunda.. dili emin. başlamak. dili muhtemel. esnasında. 2. yaymak. 1. kavram olarak beğeniyor.in that in that case in the absence of in the abstract in the aggregate in the background in the bag in the cards in the circumstances in the clouds in the course of in the course of in the course of time in the crunch in the dark in the end in the event of in the extreme in the eyes of in the face of in the family way in the flesh in the hole in the interest of in the interim in the land of the living in the large in the light of the facts in the long run in the long run in the long term in the lump in the main in the matter of in the meantime in the midst of in the morning in the name of in the nature of things in the neighborhood of in the nick of time in the nick of time in the nude in the offing in the open in the presence of in the process of time -diğinden. 4. para kaybetmi ş durumda. hakkı için. açmak. o takdirde. olas ı. uzun vadede. . açılmak. dili borçlu. takdirde. hayal âleminde. yaklaşık olarak. ikinci planda. tam zaman ında. sermek. 1. . sağ. aradaki zamanda. k. açık havada. o/bu arada. aç ığa vurmak. olayların gelişmesine göre. sırasında. hayatta. sırasında. Bize yol gösterecek bir şeyler olmadığı için ancak bunu yapabildik. sabahleyin.

bir lahzada. inept. k ısa vadede. dili çıplak. s. iki k deadly fire. 1. yetersizlik. hatalı. s. dikkatsiz. 1. gerektiğinde. i. 2. -in peşinde. tic. boş yere. s. görünürde. 4. nöbetleşe: Each charge was mowed down in turn by their ısma. hakikaten. Taksim civarında ında. 1. beraber (yapmak). s. bak. etkisiz. 1. sıkışınca. ölü. yersiz. hep beraber. i.. durgunluk. sırasıyla. dili Allah a şkına. . 3. toplam olarak. yetersiz. yanlış. dikkatsizlik.. -in ard oturuyor. 2. uygun görülmez. ruhsuz. -i göz önünde tutarak. cans ız. 2. 1. is hususta. 1. Beraberinde k ız arkadaşı da vardı. ortada. devrolunamaz. s. mademki.His salary is in 1. akortlu. yeti ştirebilir misiniz? We k. k. ikiye (kesmek/bölmek/ayırmak). durgun. boş. eksik.. budala. sönük. (kişinin) elinden alınamayacak (hak). aptalca. hareketsizlik. bir solukta. i. s. boşuna. -diğine göre. Hücuma kalkan her grup onlar ın öldürücü ateşiyle helak (of a lamb´s tail) k. anlamsız. muharebenin en şiddetli yerinde. donuk. dili aşağı yukarı. 1. 2. s ıra ile. iyi ifade edilmemiş. 2. s. birlikte.. bir ç ırpıda. erişilmez. etkisizlik. 2. 2. satılamaz. civarında: She lives in the vicinity of Taksim. 2. 3. tic. dolaylar ında. s. güçsüzlük. s. ikinci olarak. kabul olunmaz. kas ıtsız. 1. s. gerçekten. dili hemen.): What in the world buthat? O ne. 1. ehliyetsizlik. beceriksizlik. 2. z. 1. dili beraberinde: He had his girl friend in tow as well. işlenmemiş. anla şılmaz. yeteneksizlik. s. i. 1. üç aya kadar. vaktinde. kaba taslak durumda. 2. ondan sonra. 3. k. kim. k ısa vadede. yüzünden. i şlenmemiş durumda. yaklaşık olarak: sonucunda. 2. -diği derecede/kadar. hep bir a ğızdan. . dilsiz. dikkatsizlik. k ısa vadede. 1. üç kopya olarak. uygunsuz. 1. 1. yanına varılmaz. tamam ıyla. zaman ında (yetişmek/yetiştirmek): Can you finish this in time? Bunu vaktindebütünüyle. hareketsiz. gereğinde. Allahı/Allahını seversen (Soru zamirleriyle kullanılır. i. can´t get there in time. hareketsizlik. 2. budalaca. -den sonra. 2. ayn ı zamanda. s. kusurlu. kim. 2. k. elde olmayan. noksan. doğal halde.. aptal. .in the raw in the rough in the same breath in the second place in the short haul/term in the short run in the short term in the thick of the battle in the vicinity of in the wake of in the world in this connection in three months in time in total in tow in triplicate in truth in tune in turn in two in two shakes in unison in vain in view in view of in/at a pinch inability inaccessible inaccurate inaction inactive inactivity inadequate inadmissible inadvertent inalienable inane inanimate inappropriate inapt inarticulate inasmuch inasmuch as inattention inattentive inattentiveness 1. s. -in ardından. münasebetsiz. kendini iyi ifade edemeyen. -den dolayı. Allah ını seversen? How in the world did bu münasebetle.

1. otobüs v. limana/havaalan ına giren (gemi/uçak). başlamak. 2. to -e ait olan. i ş yapamaz duruma getirmek. ampul. kabalık. i. meşum. 2. 1. kaba davranış. i. çöp fırını. i. devamlı. açılış töreni ile ilgili. teşvik etmek. (birinin) tabiat ında olan.inaugural inaugurate inauguration inauspicious inborn inbound inbred incalculable incandescence incandescent incandescent lamp incandescent lamp incapable incapacitate incapacity incapacity for incarcerate incarnate incase incautious incendiary incendiary bomb incense incense incentive incentive pay inception incessant incessantly incest inch inch along incidence incident incidental incidentally incinerate incinerator incipient incise incision incisive incisor incite incitement incivility inclement s. kesicidiş. günlük. güçsüz duruma getirmek. 2. 2. teşvik primi. i. kasten yang ın çıkaran. elektrik ampulü. doğuştan gelen. kundakçı. göreve başlama töreni. uzun zaman boyunca s. uğursuz. yeteneksizlik.54 cm. vaka. 2. z. hesap edilemez. 2. Kolera vakalar ı azalmakta. yavaş yavaş hareket ettirmek. 2. irsi. yangın bombası. açılış. i. olay. tıb. açılış-in başlangıcı i. i. öfkelendirmek. 3. 2. kışkırtıcı. hesaplanamayan. s. buhur. dürtü. sürekli. 1. aç ılışşe başlama.edinilegelmi ş. dü şüncesiz. isteklendiren ödül. of (bir şeyin) meydana gelmesi: The incidence of cholera has been declining. ardı arkası kesilmeyen. sürekli olarak. s. f. dikkatsiz. k ışkırtmak. ikinci derecede olan/sayılan: incidental expenses yan masraflar. s. 1. resmen işe başlatmak. akkorluk. güçsüzlük. tesadüfengelmişken. k ızdırmak. k ışkırtma. yavaş yavaş ilerlemek. töreni. yak ın akraba ile cinsel ilişki kurma. şehir merkezine doğru giden (tren. i. i. âciz. teşvik. kalıtsal. -e özgü. oymak.b. f. 2.. s. fırın. encase. zeki. güdü. yarma. tahrik etmek. tesadüfi. yak ıp kül etmek. 2. 1. henüz ba şlamakta olan. i. f. (bir şeyi) yapamama. tütsü. kabiliyetsiz. . s. i. f. güçsüz. karışıklık çıkaran. 1. hapsetmek.gelen. 1. ensizyon. s. ile beraber z. haddi hesab ı olmayan. tedbirsiz. cisimlenmiş. s. 1. törenle açmak. i. yeni başlayan. hadise. kaz ımak. insan şekline girmiş. resmen i töreniyle başlatmak. s. sert. s. başlatmak. ard ı arkası kesilmeden. i.). 1. i. 2. s. 2. yeteneksiz. -e özgü. (birini) törenle bir göreve getirmek. s. f. s. f. f ırtınalı (hava). i. bak. s. i. ensest. 1. 3. 3. 1. aklıma meydana f. inç. f. nezaketsizlik. 2. to -e ait olan. özendirici şey. s. de şme. tahrik. keskin. başlama. başlangıç. s. hakketmek. ile beraber gelen. akkor. 1. parmak.

1. i. güçlük. tartışılmaz. zahmet vermek. 1. ehliyetsiz. bağdaşmaz. yaptıkları birbirini tutmayan (kimse). birbirine uymayan. s. i. içine almak. bildiğini başkalarına söylemeyen. s. heves. 2. katma. meyil. önemsiz. enclose. mantıksız. i. dahil etme. bak. eğilim. s. göze çarpmayan. huk. rahats ızlık. su götürmez. eşsiz. s. s. yersiz. bağdaşmazlık. 2. yads ınamayacak şekilde. ele geçen. ılık değiştirerek. gereken yetenekte olmayan. önemsiz. kavrayamama. e ğim. f. karars ız. gelir vergisi. sonuçsuz. uyu şmaz. dahil olma. bağdaşmaz. takmaHesap. bağlantısız (sözler/fikirler). uyuşmaz. adla. 2. s. s. i. 2. eğri yüzey. farkedilmeyen. inkâr edilemez. içermek. içlemci. kulak kabartmak. kapsamak. milyon lira tuttu. bitmemi ş. s. dahil. tutars ız. bak. değişken. eksik. 2. saygısız. 2. i. 1. 1. 1. 2. s. her zaman aynı seviyeyi tutmayan (iş). s. dahil: The charge is thirty million liras inclusive of service. 2. s. . s. avutulamaz. 1. s. anlaşılmaz. orans ız. kusurlu. 2. 1. dahil etmek. yetersiz. içindeleme. Onu bizi desteklemeye yöneltti. zahmet. i. f. f. incoherence. 1. 3. itiraz edilemez. kazanç. of -i kapsayan. ile kıyaslanamaz. tutars ız. yads ınamaz. beceriksiz. bağdaşmazlık.. s. 1. s. 2. enclosure. kat ılma. s. 1. s. birbirine z ıt. 1. konu dışı. s. kavran ılmaz. to e ğiliminde olmak: His thought inclines to the i. teselli edilemez. 1. 3. rabıtasız. i. 1. i. 2. emsalsiz. meyil. uyuşmayan k ısım/şey. with/to ile karşılaştırılamaz. s. anlaşılmaz. k servis dahil otuz z. yeni (hükümet/y ıl). i. katmak. s. 2. 1. 2. tutars ızlık. yetersizlik. bak. eğiklik. etkisiz. uyuşmazlık. yersiz. beceriksizlik. uygunsuz. eğim. tutarsız. z. istek. gelir. tesellisiz. anla şılmayan. s. 2. rahatsız etmek. anlaşılmaz (sözler/sesler). başını eğmek. vefasız.. 2. 1. i. 1. idrar ını tutamayan. f. noksan. tesellisi olmayan. yetersiz. 2. -e yöneltmek. s. kendini tutamayan. bak.. bir sonuca varmayan. i. 1. s. anlayışsızlık. 3. uyuşmazlık. ketum.. -e sebep olmak: It inclined him to support us. düşüncesiz. uygunsuzluk. incompetence. 3. katılan şey. 1. yersizlik. z. 2. giren. 1. 2. inand ırıcı olmayan. s.inclination incline incline incline one´s ear incline one´s head inclined plane inclose inclosure include included inclusion inclusive incognito incoherence incoherency incoherent income income tax incoming incommensurate incommunicado incommunicative incomparable incompatibility incompatible incompetence incompetency incompetent incomplete incomprehensible incomprehension inconceivable inconclusive incongruity incongruous inconsequent inconsequential inconsiderate inconsistent inconsolable inconspicuous inconstant incontestable incontinent incontrovertible incontrovertibly inconvenience i. 2. akıl almaz.

i.geliürün. bilmez. inan ılmaz. kalıcı (izlenim/etki/duygu). 2. gerçeği söylemek gerekirse. s.. 2. 2. yorulmaz. yak ışıksız. 3. k. 3. belirsiz. uygunsuzluk. (--red. 2. birleştirmek. 2. doğrusu istenirse. 5. ço ğalmak. artış. 1. gelişmek. artma. s. zahmetli. 4. düzeltilmemiş. 2. kokuartmak. 1. 3. 1. kuşku. uygunsuz. i. an). ak ın. i. z. 1. s. 2. artma. 1. 1. belgisiz. onulmaz. 2. i. borca girmek. anonim şirket haline getirmek. 1. 1. 1. uyandırmak. f. 1. dili harika. s. u ğramak. 2. borçlu. belli olmayan. üstüne çekmek. mü şkül. düzelmez (kimse). into/in -e dahil etmek. 2. hakikaten. s. 1. anlatılması imkânsız. kayıtsız.. giderilmez (leke/iz). kaba. 3. 1. s. 1. f. 2. 4. 1. s. içermek. dilb. s. uygunsuz olma. öğretmek. büyümek. verimli ış. te şekkür borçlu. şmaz. sabit mürekkep. 3. s. artırmak. f. meraks ız. çoğaltmak. huk. s. uygunsuz. borçlanmak. 1. yola getirilemez. çoğalma. i. maruz kalmak. 1. 2. minnettar. sökülmez. toplum töresine aykırı. kapsamak. suçlamak. 2. vazife. kabal ık. gittikçe artarak: become increasingly difficult gittikçe zorla şmak. kafasında (plan) kurmak. kesin olmayan. kuvöz. i. s. akıl almaz. kuluçkaya yatmak. encrust. s. kopya kalemi.inconvenient incorporate incorporated incorrect incorrigible incorruptible increase increase increasingly incredible incredulity incredulous incredulousness increment incriminate incrust incubate incubation incubator inculcate incumbency incumbent incur incur a debt incurable incurious incursion indebted indecent indecipherable indecision indecisive indecorous indecorum indeed indefatigable indefensible indefinable indefinite indefinite article indefinite pronoun indefinite pronoun indelible indelible ink indelible pencil indelicacy indelicate s. adam olmaz. görev süresi. 1. 1. tekrarlayarak kafasına sokmak. hâsılat. s. anonim. i. 2. 3. i. dilb. münasebetsiz. i. nezaketsiz. incredulity. s. aşılamak. girmek. büyütmek. 1. 1. 2. s. silinmez. cisimlendirmek. görev. belgisiz zamir. 2. yak ışıksız. biçimsiz. amans ız. uygunsuzluk. yorulmak s. yakışık almayan. sabit (boya/mürekkep). ahlakı bozulmaz. saldırı. 2. 2. karars ızlık. belirsizlik zamiri. do ğrusu. 3. 2. anlatılması zor. s. --ring) 1. dilb. çoğalma. nazik olmayan. belirsiz. 1. yanlış. ku şkulu. ilgisiz. kâr. kuluçka dönemi. şifasız. f. belgisiz s ıfat: bir (İngilizcede a. f. uygunsuzluk. ştirmek. uygun olmayan. kuşkulanan. inanmayan. f. okunmaz. art olmak. uygunsuz davran ış/söz. . i. 2. hücum. 2. tanımlanması zor. s. savunulamaz. s. karars ız. kuluçka makinesi. silinmez. bak. 1. edepsiz. z. 2. f. gerçekten. elverişsiz. i. inanmazlık. ç ıkmaz. bozulmaz. çözülmez. -e katmak. 2. kaba. rüşvet kabul etmez. civciv ç ıkarmak. s. birleşmek. çürümez. bak. 2. 3. 1.

kuşkulu. tazminat. k ısımlara bölünmemiş.ces (în´dısiz) i. yıkılmaz. 2. sipariş. (bir yerde) do ğal olarak bulunan/yetişen. dilb. (kitabın) indeksini fiş. bot. çivitotu. çentmek. çivit mavisi. 1. boşboğaz. dolambaçlı. 1. 1. pol. s. s. paragraf ba şı yapmak. yok edilemez. delil. 3. Indigofera tinctoria. -i sipariş 1.di. mide fesadı. i. z. -i talep etmek. içerlek yazma. 2. 2. düşüncesizce yapılan. göstermek. savca. 1. kontratla/senetle bağlamak. (ekonomik açıdan) bağımsız. 4. 3. çivit rengi. katalog. i. s. zarar görmeyeceğine dair peşinen kefil olmak. s. iddianame. düşünmeden davranan. s. s. i. s. çivit rengi. 2. i. kefalet. 1. 2. hazmedilemez. ile geçinebilen. 2. (haks ızlıktan dolayı) kızgınlık. gösterge. gösterge. dizin. 2. vasat. düşüncesiz bir davranış. teminat. (for) İng. karışık. hakaret. (haks ızlıktan dolayı) kızgın. çivit rengi. çivit mavisi. belirti. gösterge. 2. bağımsız. 2. anlatılmaz. yoksul. pol. --es (în´deksîz)/in. sindirim güçlü ğü. ilgisiz. talep. fakir. ald ırmaz. 3. sıradan. dolaylı vergi. belirsiz. etmek. i. çividi. ayırt edilmemiş. s. s. dolaylı. 1. 2. birbirini etkilemeden. ald ırmazlık. güvence. s. düşüncesizce söylenen söz. Indigofera tinctoria. indigo. toplu halde. s. dolaylı tümleç. yerli. f. çivit mavisi. 3. sipariş vermek. f. 1. 1. i. çoğ. 1. dolaylı olarak. bot. z. öfkeli. işaretparmağı. f. hazımsızlık. s. imlemek. 4. başına buyruk. i. -e halindeki isim. dilb. ba ğımsız. anlatma. çivit mavisi. 1. farkedilemeyecek. 2. gösterme. 1. for ile suçlamak. 2. ilgisizlik. boşboğazlık. (for) İng. 2. i. düşünmeden davranma. rasgele. s. 1. bağımsız. kendi geliri bağımsız olarak. i. işaret etmek. İng. i şaret. 1. s. 1. talepte i.indemnify indemnity indent indent indentation indenture independence independent independently indescribable indestructible indeterminate index index card index finger indicate indication indicative indicator indict indictment indifference indifferent indigenous indigent indigestible indigestion indignant indignation indignity indigo indigo plant indigo blue indigo-blue indirect indirect cost indirect lighting indirect object indirect object indirect tax indirectly indiscernible indiscreet indiscrete indiscretion indiscriminate indispensable f. i. küçük dü şürücü hareket. dolaylı ışıklandırma... dolaylı masraf. çivitotu. bağımsızlık. (kitap) için dizin haz ırlamak. . 1. 1. bellisiz. 2. s ınırsız. i. içerlek yazmak. bildirme. dava açma. 2. vazgeçilmez. indigo. umursamayan. (sat ır için) içerlek olma. seçilemez. gelişigüzel. s. indeks. to (bir yere) özgü. zarar ını ödemek. çivit rengi. 2. dolaylı tümleç. s. onur kırıcı durum. ödence. fihrist. suçlama. i. öfke. ibre. 2. dolaşık. s. i. tanımlanamaz. f. 1. ayırt edilemez. s. f. zaruri. çividi. sözleşme. i.

istenilen etkiyi uyand ırmayan. acente kendi karar ını verecek.b. işçi v. etkisiz. keyifsizlik. s. indüksiyon yapan. 1. ayr ı ayrı.b. ikna. 2. birini resmen -in üyesi yapmak. man. İng. İng. bir dü şünce sisteminin esaslarını öğretmek. 1. kesin. i şçi v. mest etmek. 1. 1. 1. i. kendi . i. 1. tarifsiz. 2. 2.b. f. iyice görülmeyen.). 4. sanayile ştirmek. 1. industrialize. ilaç v. 2. s. rahats ızlık. 2. 1. rahats ız. in yenildi.). su götürmez. (sak ınılması gereken bir şeye) teslim olmak: She indulged her desire for yüz verme. s. bak. s. 2. into induct s. i şleyim. içeri. s. birine (bir fikri) a şılamak/telkin etmek. randımansız (iş yöntemi. 1. indükleyen. sözü edilmez. tek tek.. neden olmak. isteksiz. s. İçeri gitti. çalışkan. The individual tiles are each a i. 2. ağrısız. keyifsiz. yenmez. endorse. s. 1. a ğza alınmaz (kutsal). yüz veren. neden. beceriksiz (yönetici. 1. grev. indüksiyon. boyun eğmez. with indolent indomitable indoor indoors indorse induce inducement induct induct s. tümevarımlı usavurma. bireycilik. organize sanayi bölgesi. sarhoş etmek. müsamahakâr. kapalı: indoor She went indoors. s ınai. z. tart ışılmaz. üşengeç.o. ikna etmek. te şvik. çalışkanlık. i. . 2. işi yavaşlatma. iç mekânlarda kullan ılan: indoor shoes iç mekânlarda giyilen ayakkab indoors! İçeride kal! tennis court kapalı tenis z.: This decision will be up to the individual agencies. elek.o. belirsiz. s. ayırt edilmesi olanaksız. zaman ve enerjiyi ekonomik bir şekilde kullanmayan. endüstri mühendisi. f. sonuç çıkarma. 1. bireyci. sanayici.. isteksizlik. işleyimsel. ilaç v. 2.). ba şarısız. beceriksiz (yönetici. tembel. makine v. elek. endüstriyel. Bu konuda her i. 3. hevesini k ırmak.b. s. bölünmez. 2. İng. soğutmak. s. birini askere almak. endüstriyel sanatlar. s.indispose indisposed indisposition indisputable indistinct indistinguishable individual individualism individualist individuality individually indivisible indoctrinate indoctrinate s.(bir kendine bir şey yapma izni s. 2.b. s. seçilemez. 1. rahatsız etmek. sanayi. into the army induction inductive inductive reasoning indulge indulgence indulgent industrial industrial action industrial arts industrial engineer industrial estate industrial school industrialise industrialist industrialize industrious industry inebriate inedible ineffable ineffective ineffectual inefficient f. yeme arzusuna kendine in şey yapma) izni verme. hasta. bak. yılmaz. s.). gayret.candy. tıb. göreve getirme. anlatılmaz. 2. 2. içeriye: Stay ılar. etkisiz (çare. 2. müphem.. 1. içeride. i. f. ü şengen. f. s. 1. bireysellik. iç mekânlara uygun. f.. etkisiz (çare. -in beynini yıkamak. s. kand ırıp yaptırmak. f.. 1. verimsiz. endüstri meslek lisesi. s. f. 2. man.. Şekermüsamaha.o. tümevar ım. indükleme.). 1. f. s. 2. gayretli.. endüstri. i. her . 1. 2. vesile. tümevar ımsal. i. s.

s.´nin) başlangıç a bebek. s. f.b. 2. yavaş harekete geçen. ufak bir çocuk gibi. z. incelikten yoksun. z. iş v. uyuşuk. haks ızlık. s. 2. tecrübesizlik. ruhb. adı kötüye çıkmış. ucuza. 2. beceriksizlik. kim. tembellik. s. hesapsız. i. s. i. 2. 1. s. 1. s. çocukluk. ifade edilemez. piyade sınıfı. küçüklük. rezalet.. i. i. 2. s. i. acemi. çözülmez. s. hareket edemeyecek durumda olan. küçük çocuk. 3. inert. çocukça. tecrübesiz. 3. uyu şukluk. s. insafsız. 2. anlatılmaz. i. i. tam do ğru olmayan.. bebek gibi. gereksiz. girift. bitmez tükenmez. yanlış. s. 1. s. 3. tecrübesiz. kim. z. z. acımasız.felci. acemi. şaması. uygunsuz. aklını çelmek. in. s. zarif olmayan. 3. bebeksi. deneyimsiz. 1. 2. pahalı olmayan. 1. çıldırtmak. 1. insafsızlık. bebeklik. beceriksiz. fiz. i. (kötü bir şeyden dolayı) meşhur. z. s. değişebilirlik. 1. 2. 2. tükenmez. yanılmazlık. 2. insafsız. s. elverişsiz. 2. (tasar ı. z. s. s. 3. kaç ınılmaz şekilde. kesin olmayan. değişkenlik. s. 1. affedilmeyecek şekilde. i. 3. 1.men (în´fıntrimîn) i. s. çocuk i. çok çirkin. 3. yanılmaz. farklılık. piyade. rezil. deneyimsizlik. içinden ç ıkılmaz. 1. affedilmez. gaf. piyade s ınıfına ait askerler. kaç ınılmaz. usta i şi olmayan. s.. i.süreduran. delicesine âşık olma.try. 2. 1. bağışlanamaz. 1. amans ız. (with) (-e) hayranlık.fan.tembel. beceriksiz.inelegant ineligible ineluctable inept ineptitude inequality inequitable inequity inert inertia inescapable inessential inestimable inevitable inevitably inexact inexcusable inexcusably inexhaustible inexorable inexpedient inexpensive inexpensively inexperience inexperienced inexpert inexplicable inexplicably inexpressible inexpressibly inexpressive inextricable inextricably infallibility infallible infallibly infamous infamy infancy infant infantile infantile paralysis infantilism infantry infantryman infatuate infatuation s. esrarengiz. değiştirilemez. çoğ. masrafı az. amaca uygun dü şmeyen. s. 2. 1. haks ız. eşitsizlik. z. hareketsiz. hünersiz. kaç ınılmaz. anlatılamayacak derecede. yak ışıksız. yetersiz. 2. bebeksilik. emekleme dönemi. açıklanamaz. aç ıklanamayacak şekilde. çocuksu. piyade. yanılmadan. acemilik. hata yapmaz. . 2. piyadeler. muammalı. s. atıl. ayrılmaz. kaç ınılmaz. yava ş işleyen. bir anlam/dü şünce ifade etmeyen. fiz. deneyimsiz. 1. içinden ç ıkılamayacak şekilde. tıb. hesaba s ığmaz. çaresiz. ucuz. uygunsuzluk. küçük. pot. nedeni anla şılmaz. çok değerli. şaşmaz. çocu ğa özgü. s. yorulmaz. yersiz. paha biçilmez. süredurum. atalet. alçaklık. ayıp. hatalı. 4. s. piyade askeri. i. 1. s.

daha aşağı bir nitelikte olan. 4. 2. dikkat v. sonuç ç ıkarma. 1. tahrik edici. eğilmez. etki. s. 3. i. çekim. hastalık. kalitesiz. katı. i. mastar. 2. aşağılık kompleksi. 1. hiç esnek davranmayan. 2. halsiz. verimsiz. 2. 2. 2.b. f. i. 2. bula şıcı. cehennem gibi yer. 1. kurulu ş v. 3. tükenmez. (örgüt. sakatlık f. 1. iltihaplanma. 2. kolay tutu şan. i. z. 1. içeriye ak ış. iltihap. bulaştırmak. 2. 1. hoş olmayan/nahoş (söz/davranış). kurulu ş v. 2. (hava ile) şişirmek. i. 1. 2. sonsuz. 2. 3. (okulda/fabrikada) revir. muazzam bir. 1.b. sesin yükselip alçalmas ı. kolay kızdırılır. hoş olmayan/nahoş söz/davranış. dilb. 1. alevlendirmek. etkilemek. cehenneme ait. enfeksiyon. s. ç ıkarmak. bükülmez. t ıb. man. tutuşmak. f. i. 1. dilb. çok.o. 2. -e ceza vermek/verdirmek. bitmez. küfür. 2. tıb. 2. i. 1. i. para şişkinliği. s. f. (--red. İng. kızarma. f.. 1. s. 2. çorak. 2. 3. i. f. nüfuz. alevlenmek. (to) (-den) a şağı. bot. kuvvetsiz. 1. i. s. 2.. kalitesizlik. mat. 1. parlayıcı. sonsuzluk. f. into infiltration infinite infinite pains infinitely infinitesimal infinitive infinity infirm infirmary infirmity inflame inflammable inflammation inflammatory inflate inflation inflect inflection inflexible inflexion inflict inflict punishment on inflorescence inflow influence f. (örgüt. iltihap. s ınırsızlık. bak. sonsuzküçük. 1. kâfir. 1. s. i. 3. --ring) (from) (-den) 1. hastane. tahrik etmek. k ısırlık. para çıkarmak. kışkırtmak. i. i. 2. verimsizlik. öfkelendirmek. k ışkırtıcı. zina.. i. 2. 1. enflasyon. 1. bula şma. 3. dilb. 1. sert. çekmek. (fiyatları) suni olarak yükseltmek. s. sadakatsizlik. . çıkarım. geçirmek. 2. s.). i. başkalarına kolay geçen (gülme/neşe). etraf ı sarmak. s. daha a şağı bir nitelikte olma. çiçek durumu. ölçülemeyecek kadar küçük. imans ızlık.. i. sonsuz gayret. infinitezimal. 3.b. 1. s.infect infection infectious infelicitous infelicity infer inference inferior inferiority inferiority complex inferiority complex infernal inferno infertile infertility infest infestation infested infidel infidelity infiltrate infiltrate s.. cehennem. sözünü geçirmek. (bit/kurt/fare) istila etme. zayıf. s. birini -e s ızdırmak. 1. tesir etmek. tutu şturmak. 2. şişirmek. etraf ı sarma.´ne) sızma/gerçek kimliğini gizleyerek girme. piyasaya çok miktarda kâ ğıt i. son derece. k ısır. yangı. zayıflık. s ınırsız. 2. i ğrenç. 1. inflection.´ne) sızmak/gerçek kimliğini gizleyerek girmek. bulaştırma. i. (on) (birini) kötü bir şeye uğratmak: inflict pain acı çektirmek. iltihaplandırmak. sonuç çıkarmak. i. (bit/kurt/fare) istila etmek. f. i. anlamak. tesir. s. i. aşağılık duygusu/kompleksi. klinik. ses tonunu de ğiştirmek. çok büyük bir (sabır.

ihlal etmek. s. s. bilgilendirici.. hüner. s. bak. 1. 2. i. antlaşma v. (çay) demlemek. 1. danışma. (sigara duman ı v. candan. s. Ona . gayri resmi olarak. 2. -e (-den) miras kalmak. 1. i. in (bir şeye/birine) özgü/has. 2. (bir yerde) oturan kimse. 2. enflüanza. -i bildirmek: I informed him that I would not come tomorrow. i. saf. s. f.o. i. teklifsiz. 1. demlendirmek. i. (kurallar ı) bozma. muhbir. jurnalci. i.b. 2. sözü geçen. f. kabaran (deniz). f. malzeme: What are the ingredients in this cake? Buiçe do ğru büyüyen. (karışımdaki) madde. f. külçe. çileden ç ıkarmak.b. kekin malzemesi s. 2. on/upon -e tecavüz etmek. içine dökme/ak ıtma. demlendirme. (bir şeyin) f. danışma yeri. anat. 1. samimi. 2. into içine dökmek/akıtmak. çok becerikli.b. sakin. öz: inherent rights temel haklar.´ni) bozmak. z. 2. haber. 4. ustalık. içinde oturulur. oturmaya elveri şli. seyrek. 3.. utand ırıcı. kasığa ait. 2. i. maharet. haberli.´ni) bozma. teklifsizlik. danışılan yer. i. 1. i. usta i şi. i. 2. i. nefes almak. f. ihbarc ı. nüfuzlu. teklifsizce. bilgi. i. k ızılötesi. 1. nankörlük. grip. bilgi veren kimse. kızılaltı. s. hünerli. gazaba getirmek. 3.´ni) içine çekme. i. with -i a şılamak. tanınmamış. (anla şma. (of/about/that) -den haberdar etmek. altyapı. i. with s. 1. ayd ınlatıcı. 1. 2. birinin gözüne girmek. kas ıksal.ne? s. i. 3. i. 2. danışma. 2. resmi olmayan. antlaşma v. demlenmiş içecek (çay/ilaç). s. içitim.s. demleme. dan ışma. (sigara duman ı v. yüz kızartıcı. hakk ında bilgi vermek. şerefsiz. 1. kas ık bezi. (anla şma. ak ın. resmi olmama. bilgili. esas. mahirane bir şekilde. nankör kimse. f. z. s. nefes alma. s. eğitici. ingratitude ingredient ingrowing inguinal inguinal gland inhabit inhabitable inhabitant inhalation inhale inherence inherency inherent inherit s. inherence. 1. müracaat. ustalıkla.b. masum. on/upon -e tecavüz etme. s. içeriye akma. i. 1. maharetli. damara zerketme. tıb. i. Ona yar ın s. aç ıkyürekli. 1. içine dökülme. mahirane. into -e aşılamak. 1. enfraruj. iktidara yeni gelen (hükümet).influential influenza influx inform informal informality informally informant information information booth information desk informative informed informer infraction infrared infrastructure infrequent infringe infringement infuriate infuse infusion ingenious ingeniously ingenuity ingenuous inglorious ingoing ingot ingrate ingratiate ingratiate o. (from) mirasçısı/vârisi olmak: She inherited it from her grandfather. i. enfrastrüktür. birinin gözüne girmeye çal ışmak. öğretici. ihlal. (bir şeye/birine) özgü olma. -de oturmak. tıb. f. mahir. -e (-den) kalmak.´ni) içine çekmek. asıl.

zarar. 1. 2. birlikte oturan kimse. başkası ile aynıotel. i. kapalı deniz. e şsiz. başlatma. 1. 1. evde . 1. taklit2. 2. yaralı. iç. zalimane.laid) içine kakmak. s. önce. 1. haks ızlık. -e ket vurmak. giri ş. 2. koy. kalıtsal. yerici. i. işlemeli. i. inhibisyon. mürekkeplenmiş. veraset vergisi. s. s. ilk. haks ızlık. mahkemece verilen) uzva) f. s. üyeliğe kabul töreni. 2.inheritance inheritance tax inherited inheritor inhibit inhibit s. f. İng. çok soğuk. 3. O köy yabancılara dü1. f. to -e dü şman: That village is inimical to strangers. zararlı. s. üyelietmek. 1. şırınga etmek. ket vurma/vurulma. s. i. (in. 1. 2. s. kırıcı. başlatmak. 3. kabul edilmiş kimse. i. konukseverlik göstermeyen. s. (birinin bir şey yapmasını/yapmamasını emreden. 1. hapishanede/ak ıl hastanesinde bulunan kimse. iç k edilen vergi. -e zararlı: His plan is inimical to our s. birinin (bir şey yapmasına) ket vurmak. i. kakma yapmak. zifiri. inisiyatif. ba şta.-e karşıt. i. katmak.o. dolgu. i. robot gibi. ziyan. duygularını pek dışa vuramayan. 2. ilkin. kalıt. ipucu. 1. 2. Ad ına halel getirebilir. seziş. 3. i. 2. girişim. birinci. içdeniz. ülkenin denizden uzak yerleri. insaniyetsizlik. 2. düşen. şman. içdeniz. ülkenin iç k ısmı. i. zarar vermek. küçük körfez. giriş yeri. iç sular. günah. işaret. 4. han. baştaki. birinin adı veya soyadının baş harfi. s. zarar. dişçi. zarar/ziyan vermek: It could injure your reputation. mürekkepli. kakma i şi. yara. 1. dili evlilik dolayısıyla yakın akraba olan kimse. from inhibited inhibition inhospitable inhuman inhumane inhumanity inimical inimitable iniquity initial initially initiate initiate initiation initiative initiator inject injection injudicious injunction injure injured injurious injury injustice ink inkling inkpad inkwell inky inlaid inland inland revenue inland sea inland sea inland waters in-law inlay inlet inmate inn i. mirasç ı. i. z. f. 1. s. insanlıktan çıkmış. i. -i göstermek. 2. i. iğne. 1. i. 1. soyaçekim. 2. ıstampa. miras kalan. acımasız. -ing/--ling) parafe etmek. f. i. 1. denizdeniçinde tahsil ısımlarda. adaletsizlik. into -i törenle üyeliğe kabul ğe yeni i. miras. iç kısımlara doğru. ruhb. huk. 1. teşebbüs. 4. vâris. yurt uzakta. aşağılayıcı. 2. s. sakin. 3. dokunur. 3. 2. enjeksiyon yapmak. i. kalıtım. 2. i. k. eza. (bir uzvu) yaralamak/incitmek/zedelemek. 2. 1. insana göre yap ılmamış/olmayan.. s. i. (bir karar. aklını kullanmayan. kakmalı. enjeksiyon. 2. kötülük. 1. haks ızlık. zalim. i. oturan kimse. merhametsiz. 1. s. i. i. edilemez. mürekkep. 1. ak ılsızca. vermek. z. başlangıçta. into -e alıştırmak. adaletsizlik. inhibe etme. 2. başlatan kimse. ya şanması zor olan (yer/iklim). 2. f. mürekkep hokkas ı. denizden uzak. i. (--ed/--led. kakma. to -e ters2. üzgü. irsi. biyol..

suçsuz. i. 1. 4. safdil. düzensiz. s. olumsuz bir şey ima eden söz. pek çok. i. into hakkında soruşturma/tahkikat yapmak. i. ak ıl hastası. şehrin merkezinde yoksulların oturduğu mahalle. sayısız. s. hakk ında bilgi almak istemek. i. hijyenik olmayan. 1. aptal kimse. (of) (birinin hal ve hatırını sormak. s. 2. 3. i. (nedeni bilinmeyen ölüm hakkında adli) soruşturma. ekon. iç. 2. iç organlar. mevsimsiz. sırasız. beysbol her iki tak ımdaki oyuncuların birer vuruş sırası. 1. deli. fels. çalışmayan. f. about -i sormak. girdi-ç ıktı. k. 2. yeni metot/alet. 1. s. Yeni vergi yasas ı hakkında epey soru soran oldu. i. i. i. 1. girdi. otelci. baskın. verme. 2. kalıtsal. 2. hastanede yatan hasta.. masum. 1. s. elek. yenilik yapan kimse. uygulanamaz. . tahkikat. anlamsız. i. deli. 1. 3. s.. 3. dahili. incitmeyen.. s. bilg. en içerideki. (birinin) tabiatında/özünde olan. 1. suçsuzluk. hesapsız. masumluk. safl ık. en içteki. kinaye.o. sakl ı (anlam v. 1. s. derin/gizli anlam. 1. katma. . 2. hanc ı. s..b. f. 3.). gen. 2. delilik. 2. zamans ız. sa ğlığa zararlı. ameliyat edilemez. zarars ız eğlence. ço ğ. zarars ız. sorguya çekme. inorganik. 2. s. s. 3. aşılamak. soru sorar gibi (bak ış/yüz ifadesi). irsi. doğuştan olan. (resmi) soru şturma. i. araştırma. s. 1. zarars ız. make i. 1. nöbet. f. soruşturma yaparak -i araştırmak. giriş verileri. (birinden gelen) dü şünceler/sözler. giriş-çıkış. soruşturma. (bir şeyin) temelinde/özünde olan. s. i. delice. yeni şey. çoğ. 4.. bilg.innards innate inner inner city inner resources inner significance inner tube innermost inning innings innkeeper innocence innocent innocent amusement innocuous innovate innovation innovator innuendo innumerable inoculate inoculation inoffensive inoperable inoperative inopportune inordinate inorganic inorganic chemistry inpatient input input data input device input-output inquest inquire inquire after s. aşılama. s. kriket bir tak ımdaki on oyuncunun oyun dışı edilinceye kadar vuruş sıraları.. I received a lot of inquiries about the new tax law. manevi kuvvet. başkaları hakkında bilgi edinmeyi seven. 1. uygunsuz. giriş. yenilik. gizli. 2.. i. öğrenmeye hevesli. taş. meraklı. çal ıştırılamaz. 1. yenilik ç ıkarmak. 2. s. değişiklik yapma. açgözlülük. masum kimse/çocuk.. ruhsal. iç lastik. akın. i. girdi. 1. girdi ayg ıtı. 2. sıra. i. 3. incitmeyen. aşırı. saf. doymazlık. aşı. inorganik kimya. inquiring inquiry inquisition inquisitive inroad insane insane person insanitary insanity insatiability i. 2. dili iç kısımlar. değişiklik yapmak. i. i. s. işlemeyen. girdi. bilg. bilg. 2. değişiklik. birini sormak. 2. cinnet. s. zarars ız. iç. yenilik getirme.

doymak bilmez. 1. i. demeye getirmek. sinsi. kendine güveni olmayan. 2. güveni olmama. sönük.. iç yüzünü bilen kimse. dergi/gazete arasına konulan ek. (yaz ıt) yazmak. 2. üstü kapalı she´s a liar? O yalancı mı i. 2. başkalarını düşünmeyen. kendine i. iç taraf: the inside of the box kutunun içi. 1. z. huk. Burada kendini emniyette hissetmiyor. sa ğlam olmayan: He feels insecure here. alametler. olmama. (into) (-e) koymak. s. (on/upon) (-de) ısrar etmek. 1. bak. böcek. kanmaz. 2. içinde. z. (kötü bir şey) demek istemek. K ırmızı s. içeriden biri. emniyetsiz. yazı. 2. 2. anlayış. 1. i. i. i. (rütbeyi/makamı simgeleyen) işaretler. She insisted on buying the red dress. yavan. 2. aciz hali. ne dü şündüğü belli olmayan. s. madalya veya para üzerindeki yazı. çözülmez. tehlikede olma. s. yazıt. anlams ız. hissedilemeyecek kadar ufak. içteki. tersyüz. (için) diretmek. üstü kapalı (kötü)you insinuating that söyleme. 1. 2. 3. açgözlü. obur. kitabe. böcek ilac ı. içtensizlik. çoğ. böcekçil. bir saate kadar. i. dili ba ğırsaklar. 1. dölleme. i.. -diği derecede/kadar. ufak. i. i. lezzetsiz. sa ğlamruhb. s. 2. doymaz. 2. düşüncesiz. içerisinde: The mouse is hiding inside that piano. s. i. hilekâr. aras ına koymak. iç. ikiyüzlü. -i tutturmak: i. ne anlama geldiği belli olmayan. 3.insatiable insatiableness inscribe inscription inscrutable insect insecticide insectivorous insecure insecurity inseminate insemination insensible insensitive inseparable inseparables insert insert insertion inshore inside inside inside inside inside information inside of an hour inside out insider insides insidious insight insignia insignificant insincere insincerity insinuate insinuation insipid insist insistence insistent insofar insofar as insolence insolent insoluble insolvency s. ayak direme. f. ısrar. to/for (bir yapıtı imzalayarak) -e ithaf etmek. içeride. ruhb. 1. s. ayrılmaz. f. iç. 2. değmez. pek az. 2. i. direngen. 1. i. değersiz. döllemek. s. Fare o piyanonun içinde saklan ıyor. 1. yazmak. (-de) direnmek. . s. ekleme. bayg ın. erimez. kitap ortasına eklenen sayfalar. içerisine. samimiyetsizlik. eklenen şey. küstah. 2.). (-de) ayak diremek. 1. küstahlık. ithaf. 1. i.. insatiability. 1. 1. 5. bir şeyin iç yüzünü kavrama. 1. s. hakketmek. bir ilanın gazeteye bir kez konması. 2. 3. k. 2. içtenliksiz. (in) (-e) sokmak. 3. f. a şılamak. s. emniyetsizlik. önemsiz. terbiyesiz. ayrılmaz dostlar. 3. araya eklenen şey. i. iç kısımlar. tehlikede olan. 2. içeriden s ızan haberler. 3. s. s. kıyıya doğru. s. 1. ısrarlı. halledilmez (problem v. 1. ısrar edici. çözünmez. (kötü bir şeyi) üstü kapalı söylemek: Are söz.. hain. iç organlar. tats ız. s. 2. i. f. z. 4. ars ız. samimiyetsiz. içeriye. kaydetmek. i.b. f. telkin etmek. 1. i. gizlice f ırsat kollayan. edat içine. k ıyıya yakın.

f. kurum. yoklama. âdet haline getirmek. eğitim. ani. bak. f. 2. iflas etmiş. . ğretmek. teftiş etmek. 1. ak ıl okutmak.. kontrol etmek. direktif. of -in yerine.´ni) uyand ırmak. batkın. 3. denetlemek. bilimsel kurum. öğretmen. hastanesi. (kalorifer. müessese. 1. avukat tutmak. 3. asistan. f. 1. İng. bak. öğretme. institution. f. bölüm. kurmak. 2. 1.. eğitmek. z. 1. k ısım. i. kurulu şa/kuruma ait. içgüdüsel olarak.b. 4. i. pano. 2. ilham. aç ıklama.b. 2. tahrik etmek. 2. acil. 1. yönerge. durum. 3. 1. solumak. kere. kurum haline getirmek. i. (bir ayg ıtı) (bir yere) takmak. a şılama. kurulu ş. i. 1. z. elektrik v. (bilgisayar v. araç. enstantane. enstrüman. denetleyici. k ışkırtmak.b. i. dakika: at this instant bu anda. s. an. institutionalize. defa. (kalorifer. uyku i. kontrol. denetimci. öğretici. vermek. i. okutman. hemen/an ında meydana gelen. (bilgisayar 2. i. tesis. hemen olan. 1. 2. i. f.. k ışkırtıcı. ani. z. belgit. ödeme aczine dü şmüş. 2. sistemi) kurmak. i. eğitici. -diğine göre. fikir aşılama. 3.b. Oraya gideceğine buraya geldi. f. s. i. müflis kimse. 2. mademki. sistemi) kurma. (öfke. telkin. atamak. şimdiki. ağım. 1. batkın. f. 2. (yeni seçilmiş/atanmış birini) -e oturmak. 2. müessese. taksit. 1. okul.insolvent insomnia insomniac insomuch insomuch as insomuch that inspect inspection inspector inspiration inspire inst instability install install o. 1. 2. taksit usulü. 4. hemen. İng. o kadar ki. alet. s. ayağın üst kısmı. k ıs. yitimi. i. f. kurumsal. 2. yoklamak. esinlemek. in/on installation installment installment plan instalment instance instant instantaneous instantly instead instep instigate instigation instigator instil instill instillation instinct instinctive instinctively institute institution institutional institutionalise institutionalize instruct instruct a solicitor instruction instructions instructive instructor instrument instrument panel s.. s. şi/şirket. istikrars ızlık. -diği derecede/kadar. huk. ivedi. 3. su katılarak hemen hazırlanan (yiyecek/içecek). i.b. 1. denetçi. tic. 3. içgüdüsel. eğitmen. (bir ayg ıtı) (bir yere) takma. denetleme. 2.) tesisatı döşemek. etmek. esin. tesisyerle şmiş gelenek. belge. ilham etmek.. i. çalg ı. ders. ödeme aczine düşmüş ki uykusuzluk. with -i yavaş yavaş aşılamak/telkin etmek. öğrenim.. İng.s. tayin etmek. talimat f. teşvik etmek. instill. 2. 1. ask.b. 1. teftiş. bak. i. i.) tesisatı döşeme. 2. -ecek yerde. i. kontrol paneli. sevgi v. i. içgüdü. 5. i. kurumla ştırmak. 2. enstitü. 1. örnek. 3. bilgi. v. i. s. i. f. in/into -e yava ş yavaş aşılamak/telkin etmek. İng. uykusuzluk çeken kimse. elektrik v. 1. derhal olan. instant. senet. -ece ğine: He came here instead. i. 2./Başkasının yerine kendisi buraya geldi. installment. k ışkırtma. 1. müfettiş. derhal. institute. kurulu ş. z.öıslahevi v. uyuyamazlık.. i. kontrolör.´ne yerleştirmek. yol göstermek.

interest. f. sigorta primi. 1. yüksek zekâ sahibi. tamamlamak. oto. f. dokunulmamış. 1. bozulmam ış. bütünlemek. z. integrasyon. sigorta olmak.integrated thebirleşme. ak ıllı. çekilmez. 2. intelekt. İng. adaya ait. doğruluk. yetersiz. fels. kavranamaz. i. entelektüalizm. 2. i. 1. ayd ın. 3. s. etkili. 2. f. to insure that I had a s. s. 2.. emme supab ı/valfı. fiziksel varlığı olmayan. enstrümantal müzik. itaatsiz. international. 1. 2. ba ş kaldıran. internal. kafa Itutan.. 2. 2. 2. 1. temelsiz. interval. 1. haber. mat. bir bütünün ayr ılmaz bir parçası olan. sigorta simsar ı. asi. ba şa çıkılmaz. s. 1. s. izolatör. entelektüel. 1. 1. geçilemez. intelligence. ayr ılmış. i. yalıtım sargısı. dar görüşlü. ensülin. anlayışlı. yalıtmak. sigorta poliçesi. against -e kar şı sigorta etmek. müz. 3. yenilmez. i. i. yardımcı. i. 2. dürüstlük. into -e katmak: He bütünle şme. kafa tutan. enstrümantal. adaya özgü. dokunulamaz. mat. 2. idrak. elle tutulamaz. 2. emin olmak. s. 1. s. ekon. intelektüalizm. interjection. ak ıl. akla ait. 2. 4. entelektüel. anlık. zihinsel. s.instrumental instrumental music instrumentalist insubordinate insubordination insubstantial insufferable insufficient insufficiently insular insulate insulation insulator insulin insult insult insuperable insurance insurance broker insurance company insurance policy insurance premium insure insurgent insurmountable insurrection int intact intake intake valve intangible integer integral integral calculus integral equation integrate integration integrity intellect intellectual intellectualism intelligence intelligence bureau intelligence quotient intelligence service intelligence test intelligent s. i. i. 1. s. geçilemez. parçalardan oluşan. izolasyon. el sürülmemiş. bilgi. i. intransitive. 3. integral integral denklemi. letters into his book. sağlamak. zekâ bölümü. yalıtım. i. 2. 1. ayaklanma. ak ıl. with ile birle ştirmek. mat. 2. yalıtkan. zeki. sigorta. çalgı çalan müzisyen. bütünlük.Mektuplar ı kitabına kattı. yalıtım maddesi. baş kaldırma.hesab ı/kalkülüsü. eksik. i. ba ş kaldıran. yararlı. istihbarat bürosu. eksiksiz. zekâ. entelektüel. (yemek) yeme. istihbarat. zihin. sigorta şirketi. zekâ sahibi. insulating tape elek. s. i. i. hakaret. aracı olan. hor görmek. 2. (bir kuruluşa/camiaya) yeni girenler. yetersiz derecede. hafif.. hakaret etmek. zayıf. entegrasyon. istihbarat te şkilatı.the hotel asi. asi. tamsayı. integrasyon. anlıkçılık. i. f. i. izole etmek. ayrı. a şağısamak. i. ayd ın. i. katlan ılmaz. s. isyan.. as ılsız. integral. k ıs. başa çıkılmaz. interior. sağlam. hayali. 3. izole bant. üstesinden gelinemez. i. aşağısama. s. . s. temin etmek: called isyancı. 1. zekâ testi. akıl sahibi. anlayış. 3. entelekt. onur k ırma. 1. 1. yenilemez.

1. birbirine f. şiddetli (söz). arabirim. niyetinde olmak. birbirini etkilemek. birbirine aç ılan odalar. 2. konuşma. birbirine 3. yasak. Amac ı size yardım etmek. 3. in -e ilgi. şiddetli. 1. kastetmek. mahsus. birbirine ba ğlı olan. fasıla. ilişki. geçici. 2. arada (söz) söylemek. yasaklamak. Demek istedikuvvetli. 1. başkasının . i. He has maksatlı. keskin. i. i. sert. birbirine dolamak. 3. kasten. s. ç ıkar. amaç. dahil. f. içmimar. kâr. iç yerler. interaksiyon. birbirine geçmek. 3. bile coming. yoğun bir şekilde. hücreleraras ı. etkileşim. 2. dahili. gergin. hararetli. şiddetlendirmek. engel. amaç. i. içerideki. fiz. f. fırtınalı. araya girme. s. s. 2. 2. biyol. iç k ısım. yolunu kesip durdurmak. F ırtına şiddetleniyor. keskinlik. arada söyleme. -e müdahale etmek. yoğun. enteresan. yoğunlaşmak: The storm is intensifying. 1. anlam. bozuk (hava). 2. aşırı. 2. birbirine kenetlemek. f. s. --ring) gömmek. niyet. k ıtalararası. 2. in -e kar ışmak. interkoneksiyon. 2. -e burnunu sokmak. i. şiddetle. demek istemek: That´s not what she intended to say. 1. karşılıklı dayanışma. 2. anlaşılır. arayüzey. görü şme. 2. maksat: His intention is to help you. karışma. 2. i. 2. şiddetli. arac ılık. z. birbirini etkileme. f. 1. s. f. 1. değiştirmek. ilginç. 1. (--red. i. birbirine dolanmak. iç. s. f. niyetlenmek. 1. kazanç. merak ını uyandırmak.ğil. içmimarlık. birbirine ba ğlamak. birbirine bağlanmak. 2.. 2. yoğun bakım. s. arabulucu. s. kim. ba ğlamak. bilg. cinsel ilişki. i. f. arac ılık etmek. i. 1. i. müdahale. çatışma. 1. ara. i. 4. isteyerek yapılan. ilgilendirmek. 1. şiddetlenmek. yolunu kesip yakalamak. şiddet. i. hisse. etkile şim. maksat. sert. yoğun bakım servisi. 2.işine karışmak. i. 4. 1. birbirine ba ğlı olma. yoğunluk. f. ği o değil. değiş tokuş etme. s. olan (kimse). defnetmek. They intensified their search for i. f. tıb. elek. birbiriyle de ğiştirilebilir. iç. 1. i. birbirine geçirmek. f. i. yoğunlaştırmak. ünlem. f. s. faiz. pay. no intention of bile yapılan.with -i engellemek. taşkın. z. f.. 3. 1. 2. f. 1. değiş tokuş etmek. ciddikararlı olmak: I s. arac ı. tıb. 1. 2. merak. i. f. aralık. radyo parazit. niyet. with ile çatışmak. 5. kas ıtlı. 3. menetmek. Gelmek niyetinde de s. gözelerarası. bile bile. kasti.intelligible intemperate intend intense intensely intensify intensity intensive intensive care intensive care unit intent intention intentional intentionally inter interact interaction intercede intercellular intercept intercession intercessor interchange interchangeable interconnect interconnecting rooms interconnection intercontinental intercourse interdependence interdependent interdict interdict interest interesting interface interfere interference interim interior interior decoration interior decorator interject interjection interlace interlock interlope s. araya girmek. with -e yer yer serpi ştirmek: He interlaced his writings with kenetlenmek. değiştirme. 1. isteyerek.

i. haftaym.. f. konser ara. i. i. i. f. f. 1. 1. iki şey arasyazıya sözcük/cümle ekleyerek asıl metni değiştirme. i. iç. 2. yorum. gözalt ına almak. aç ıklama. araya bir şey sokma. yorumlamak. i. 1. i. i. mola.bulunan. 1. soru zamiri. i. yakın akrabalar arasında evlenme. araya girmek. elek. uluslararas ı hukuk. tiy. 3. bitmez tükenmez. s. sorulu. i. kesikli ak ım.. intern. f. belirli aralıklarla gelen ateş. tıb. f. soru ifade eden. soru sormak. başkasının işine burnunu sokan kimse. 2. i. karşılıklı etkileme. 2. antrakt. dilb. dahili. uluslararas ıcılık. 1. arac ılık eden. iç organlar. 1. engellemek. içten. f. çevirmek. konser ara. aracı. 1. iç yak ımlı motor. sin. tercüman. i. voleybol. i. 3. hayal gücünü kullanarak (bir şeye) i. çevirmenlik yapmak. tiy. tiy. 1. (birinin) sözünü kesmek. milletlerarası. 2. s. birbirinin içine geçmek. 2. 1. sonsuz. yorumcu. iki şeyin arasına koymak. 2. f. sin. eklenti. 1. antrakt. içgöç. s. soru sözcü ğü. 3. uluslararas ı. 1. 1. 3. tıb. soru soran kimse. enternasyonal. aradaki. arabulucu. başka bir anlam yüklemeye kalkmamak. 2. arada s. 2. 4. s. . birbiriyle ilgili. 2.interloper interlude intermarriage intermediary intermediate interment intermezzo interminable intermission intermittent intermittent current intermittent fever intermittently intern intern internal internal affairs internal combustion engine internal inflection internal medicine internal migration internal organs internal revenue internal structure international international law international law internationalism internationalist interpenetrate interplay interpolate interpolation interpose interpret interpret s. uluslararas ı hukuk. müz.. staj yapan t ıp öğrencisi. 2. kesik kesik. soru sorma. sorgu yarg ıcı. strictly interpretation interpreter interracial interrelated interrelation interrogate interrogation interrogative interrogative pronoun interrogator interrupt i. yazıya sözcük/cümle ekleyerek asıl metni değiştirmek. enterne etmek. z. 2. aralıklı. enternasyonalist. ortadaki. çevirmen. mat. s. karşılıklı ilişki. tamamen içine geçmek. i. iç bünye. devlet geliri. ara oyunu. 2.. futbol ara. i. (ölüyü) gömme. 2. eklenmiş sözcük/cümle. 2.. uluslararas ıcı. soru zamiri. staj yapan kimse. kesik kesik.t. içilir (ilaç). sorguya çekmek. çeşitli aileler/milletler arasında evlenme. 2. (bir gemiyi bir limanda) hapsetmek. 1. 3. içişleri. 1. metne i. s. dahiliye. 1. enternasyonalizm. defnetme. nüfuz etmek. sorguya çekme. 2. içbükün. 1. 3. yarıda kesmek. ına başka bir şey sokmak. intermezzo. tercüme etmek. aralıklı olarak. ırklararası. orta. ara dönem. bir şeyi tam yazıldığı/söylendiği gibi yorumlamak. iç yap ı. s. s. basketbol ara.

z. bak. f. 2. ima. hile. 1. 2. A şk ve nefret arasında çok yakın bir z. gözdağı vermek. f. i. f. 1. yılmaz. kesilme. kesişmek. 3. f. arakesit. to ile tan ıştırmak: She introduced him to her mother. asıl.. çekilmez. caba. içeri.. s. f. i. tonlanma. samimiyetle. tıb. kendisini yak ından i. samimiyet. 1. iki ses arasındaki perde farkı. ara. gözünü korkutma. müz. i. beraber dokumak. 1. çok yak ın (arkadaş).. karıştırmak. 1. anat. sindirmek. kendine özgü. s. yıldırmak. çıtlatmak. enterval. s. spiral. zehirlemek. damariçi. 1. 3. s. ses tonunun yükselip alçalma şekli. 3. cesur. sarhoş eden madde. çok yak ından: He´s a distant relative. 2. in.B. f. serkeş. çapraşık. karışık. samimilik. ba ğırsak. 2. i. gizli a şk macerası. i. A. ile röportaj yapmak. O uzak bir akraba. korkusuz. dayan ılmaz. f. çok yakın.. müz.ven) 1. -e. girişik. içtenlikle. girift. A. f. 2.D. katetmek. 2. uzlaşmazlık. f. samimi. s. 2. 1. s. i. aslında. i. s. 1.ter. birbirine geçmek. serpiştirme. röportaj. gözünü korkutmak. -e dolamak. karışma. i. ikiye bölmek. f. üstü kapalı söyleme. edat içine. s.wo. 1. 2. s. s. zehirlenme. 2. geçişsiz.B. 1. uzlaşmaz. entrika. kesinti. sarho ş etmek. tonötüm. sıkı: There is an intimate relationship ı söylemek. (in. tıb. 1.. sindirme. 3. kesişme. 2. bağırsaklara ait. ara. nesnesiz (fiil). entonasyon. kolay kontrol edilemeyen. şaşırtmak. s. i. i. görü şme. 2. i.interruption intersect intersection intersperse interspersion interstate intertwine interuniversity interval intervene intervention interview interweave intestinal intestine intimacy intimate intimate intimately intimation intimidate intimidation into into the bargain intolerable intolerance intolerant intonation intoxicant intoxicate intoxication intractable intramuscular intransigence intransigent intransitive intransitive verb intrauterine device intravenous intrepid intricate intrigue intrigue intrinsic intrinsical intrinsically introduce i. esas. kesmek. 2. üstü kapalbetween love and hate. s. inatç ı. mest etmek. 1. mülakat. f. with -e sarmak. 2. tıb. s. süre. aralık. dilb.ter. 2.wove. 1. intrinsic. ile görüşme/mülakat yapmak. eyaletler arasından geçen otoyol. s. i. gizlice sevi şmek. birbirine kar ıştırmak. kasiçi. 1. eyaletleraras ı. yola getirilemeyen. arac ılık. ima etmek. of -e kar şı hoşgörüsüz. 2. 2. 3. kavşak. geçişsiz fiil. 1. uzlaşması olanaksız. mest olma. aras ına serpmek.D. imlemek. yıldırma. özünde. sarho şluk. Onu annesiyle tanıştırdı. geom. entrika çevirmek. gözdağı verme. araya girmek. titremleme. i. s. i. üniversiteleraras ı. hoşgörüsüzlük. s. -ye. merak ını uyandırmak. 1. dalavere çevirmek. sarhoş edici. 2. i. birbirine sar ılmak. in -e kar ışmak. I don´t know him intimately. ilgisini çekmek. to -i tanıtmak: This book introduces preschool children to . 2. üstelik. 1.

s. 2. garketmek. f. s. içgözlemsel. against -i şiddetle eleştirmek. önsöz. 1. 1. f. demirbaş. 1. sakat. 2. değişmeyen. izinsiz ve davetsiz girme. müz. yaratıcı. ters sonuç. 3. envanter. İng. s ırasını değiştirmek. dedektif. s. aynı şekilde. istilac ı. tersine çalış. 3. dilb. 1. tahkikat. istenilmeyen bir yere izinsiz ve davetsiz giren kimse. hükümsüz kılmak. sırası değiştirilmiş. içe do ğma. in -e (para) yat ırmak. s. akın. 2. s. s. İng. değişmeyerek. 2. i. tırnak işaretleri.. istila etmek. içebak ış. tersine çevirmek. içgözlem. i.etmek. 2. tersyüz s. i. 2. sald ırmak. s. f. hükümsüz. i. 1. küfür. geçersizle ştirmek. 1. Dedektif cinayet hakk ında tahkikat yapıyordu. 3. sel basmak. içebak ışçı. zorla girme. z. 2. 1. 1. 1. başlangıç ile ilgili. 1. yaratmak. sezgisel. sezgi. geçersiz. tersine dönmü ş şey. i. zorla giren. buluş. 1.. tanıtıcı. i. sezgiyle edinilen bilgi. 2. i. s. içebak ışçı. s. inceleme. i.. sezgici. . 2. i. tahkikat/soruşturma yapmak: The detective was f. 1. icat etmek. sald ırı. 2. s.introduction introductory introspection introspectionism introspectionist introspectionistic introspective introvert intrude intruder intrusion intrusive intuition intuitionism intuitionist intuitionistic intuitive intuitive knowledge intuitively inundate invade invader invalid invalid invalidate invaluable invariable invariably invasion invective inveigh invent invention inventive inventor inventory inverse inversion invert invertebrate inverted inverted commas inverted commas invest investigate investigation investigator i. 1. 1. icat. f. -i paylamak. ters çevirme. paha biçilmez. s. 1. 2. deftere kayıtlı eşya.. uydurmak. sövüp sayma. tırnak işaretleri. tersyüz edilmiş.. 2. f. zorla içeriye sokmak. hasta. i.. z. hücum etmek. 2. çok de ğerli. i. 1. fels. izinsiz ve davetsiz giren. with (sorumluluk. yetki investigating soru şturma. i. i. f. ağır hakaret. s. 4. araştırma. i. f. tırnaklar. 2. başlangıç. 2. sezgici. tersine çevrilmiş. in (bir proje için) (para/emek/zaman) harcamak. altüst olma. i. her zaman. içedönük kimse. tanıştırma. takdim. icat eden. s. aksi. s. yatalak. i. fels.. değişmez. 2. 2. giriş. ters. davetsiz misafir. sezi. fels. 1. i. tanıtım. 1. zorla girmek. 3. sezgiyle anla şılan/öğrenilen. zorlagirmek. su basmak.. i. yarat ıcı. omurgasız hayvan. istila. i. omurgas ız. müz. müz. dilb. i. 4. sabit kalan. mat. ara ştırıcı. hakk ında with (bir makama) getirmek. ters dönme. the murder. 2. 1. içebak ışçılık. enversiyon. 2. s. f. 3. sezgicilik. sezgiyle.

hiddet. 1. 1.. i. usandırıcı. iyon. 3. başvurmak: He invoked his diplomatic immunity. i. f. yalvarmak. iyonlaşma. tiksindirici. s. karışma. position in the s. gayet sa ğlam: His z. Sergiye sadece en yak ın arkadaşlarını davet etti. s. iyotlanm ış. bak. 2.´ni) istemek. s. öfkeli. Onda zerre kadar gerçeklik öfkelenen. canland ırmak. 1. öfke. bak. bulaşma. i. ionization. görülmez. bozulmam ış. 1. bak. fatura.b. s. iyot. usandırmak. k ıskandırıcı. s. gözle seçilemez. 2.. ruhb. 2. iris. f. f. fikir veya ruhun derinliğine doğru. 1. yetki v. istemeyerek yap ılan. davetkâr. İng. mal. i. i. görünmez. iradedışı. gayriihtiyari. 1. s. s. (yard ım. bıktırıcı. s. sinirli. i. dili aşk Don´t involve me in your i. zerre. cazip. i. iyotlu. 1. s. yenilmez. f. iyonik. yerleşmiş. 1. iyotlamak. çabuk yok. zarar görmekten veya yaralanmaktan tamamen korunmu ş. 1. s. haksız. manevi.. içeriye do ğru. davetiye. k ızgınlık. davet etmek. nebze: There´s not an iota of truth in it.1. iç k ısım. i. f. iodized. k ızgın. iyotlama. güçlendirmek. bak. resmi hesaplarda gözükmeyen. çabuk kestirilemez. sinirlendirmek. 1. 2.investment investor inveterate invidious invigorate invincible inviolable inviolate invisibility invisible invisibleness invitation invite invite s. (Allaha) yakarmak. 2. -e sokmak: ilişkisi.´ni) verme.. i. düşkün. i.. dokunulmaz. s.. istemsiz.. 2. f. i.kar ıştırmak. hiddetli. 2. canını sıkmak. tiryaki. yatırım. 4. k. in -e ilişki. davet. 2. bozulamaz. bıktırmak. envestisman. iyonlaştırmak. ionize. gerektirmek. i. 3. 1. iyonlanma. istemek: Expertise involves practice. 2. Ustal ık pratik ister. İng. s. in inviting invoice invoke involuntary involve involvement invulnerable inward inward inwards iodic iodine iodisation iodise iodised iodization iodize iodized ion ionic ionisation ionise ionization ionize ionosphere iota irascible irate ire iridescent iris irk irksome i. . İng. bak. 1. 3. 3. çekici. rica etmek: birini buyur etmek. bak. (ruh) çağırmak. 2. içe doğru. 2. i. iyonyuvarı. f. 3.. i. ruhsal. ele geçirilmez (yer). süsen. içeride bulunan. yanardöner. faturas ını çıkarmak. Iris. 2. invisibility. ho ş. çiğnenmemiş. f. s. can s ıkıcı. çi ğnenemez. müzmin. i. 2. f. yatırımcı. s. görünmezlik. f. iyonlaşmak. ça ğrı.. iodize. anat. iodization. 1. 1. 2. -e bulaştırmak. (sorumluluk. İng. inward 2. iç.. i. bak. 1. kökle şmiş.. ilgi. z. birini içeriye davet etmek. bot. iyotlu. 2. fethedilemez. istençsiz.b. huysuz. 2. s. ça ğırmak: He invited only his close friends to the exhibit. koruma v.. s. gayriiradi. İng.o. s. iris.

çarpık. s. 2. s. 1. nalbur. 2. sinirlendirici. ütü tahtas ı/masası. tahri ş etmek. usd ışıcılık. su götürmez. s. akıldışı. be. inceden inceye alay eden. tıb. 3. s. (topra ğı) sulama. alayl ı. çaresiz. yolsuz. 2. bak. irrasyonalizm. 2. 2. telafi edilemez. ütüleme: Have you done the ironing? Çama şırları ütüledin mi? 2. saygısız. 2. kaderin cilvesi. sinirlendirmek. düzensiz. şıbozuk (asker). demir gibi. 3. 2. onulmaz. ütülemek. bedeli ödenerek kurtar ılamaz. aksi iddia edilemez. sorumsuz. s. 3. tersinmez. lavaj yapmak. sinirlendirici. düzeltilemez. çürütülemez. s. demirler. to ile ilgisi olmayan. . s. sinirli. 2. 1. 1. uzlaştırılamaz. i. demir. s. fels. karars ız. çaresiz. ikircimli. mantıksız. irrasyonel. 2. istihza. 1. s. zaptolunmaz. ironik. bir daha ele geçmez. 2.. i. 2.b. s. i. s. k ızgınlık. kusursuz. demirhane. s. i. ak ılsız. sorumsuzluk. usdışı. 4. ütülenecek çama şırlar: She´s got a lot of ironing to do. çözülemez. i. 1.´ni) gidermek. s. de ğiştirilemez. kusur bulunamaz. 1. z. dilb. s. geri al ınamaz. dayanılmaz. ütüleyerek (buru şuklukları) gidermek. ada. sinirlendirici şey. değiştirilemez. 1. öfke. dökümhane. i. yıkamak. kurals ız. demir. onarılamaz. of -e bakmaks ızın. 2. 1. 1. 1. saygısızlık. uzlaşmaz kimse. i.. mantıksızca. s. 1. s. 2. tahriş edici şey. s. s. demirhane. barıştırılamaz. tahri ş edici. frenlenemeyen. s. İng. i. insana alay gibi gelen bir tesadüf. tamir olunamaz. f. s. 1. 2. ironic. Çok ütü işi var. tedavisi olanaks ız. 1. değişmez. kim. s.. bakonu d ışı. s. geri alınamaz. f. düz olmayan. i. mütereddit. önüne geçilemeyen. çabuk k ızan. demirden yapılmış. s. kaşındırma. kuraldışı. 4. 1. aleyhinde söylenecek bir şey olmayan. 3. bak. 5. (pürüz. 1. 1. tahriş. uyuşmayan fikirler. fiz. i.iron iron foundry iron gray iron out ironic ironical ironing ironing board ironmonger ironwork ironworks irony irony of fate irrational irrationalism irrationally irreconcilable irrecoverable irredeemable irrefutable irregular irrelevant irremediable irreparable irreplaceable irrepressible irreproachable irresistible irresolute irresolvable irrespective irresponsibility irresponsible irretrievable irreverence irreverent irreversible irrevocable irrigate irrigation irritable irritant irritate irritating irritation is island i. kurtulamaz. yıkama. s. i. s. (topra ğı) sulamak. çoğ. 1. 3. 2. 2. tahri ş edici. çaresiz. ütü. gemlenmez. 1. maden uçlu golf sopas ı. karşı konulmaz. 1. 2. yeri doldurulamaz. s. 2. sorun v. ters çevrilemez. 1. demirk ırı. ironi. çok çekici. geri alınamaz. 1. i. f. 2. s. usulsüz. tıb.. lavaj. (bir şeye ait) demir kısımlar. paraya çevrilemez. bastırılamayan. 2. i.

bocurgat. 2. adam. italik. boşalma. duvarsarma şığı. yaln ız. (oyunlarda) ebe. 2. i. hedera. it had. s. i. i. . i. it has. 1. i. izomorfik. fildişi kule. coğr.islander isle islet isn`t isobar isolate isolated isolation isomer isomeric isomerism isomorph isomorphic isomorphism isosceles isosceles triangle isotherm isotope issue issue of shares isthmus it it`d it`ll it`s italic italicise italicize itch itch mite itchy item itemise itemize itinerant itinerary its itself ivory ivory tower ivy J. saplamak. yerde ş.. adalı. onu. 1. ayırma. 2. 6. parça. ada. erkek e şek. i. yol. i. nüsha. f. 4. 9. 1. 3. f. adet. saplama. 1. s. i. dürtme. 1. berzah. ikizkenar üçgen. f. izoterm. it is. köylü. arzu. gezginci. İngiliz alfabesinin onuncu harfi. mesele. izomer. kendisi. say ihrac ı. j jab jabber jack jackal jackass i. yola ait.. kim. kaşınma. zam. bot.. sorun. çabukdili iğne. yayımlama. dolaşan. dağıtım. italik. ona. e şbiçim. yalnız bırakma. tecrit etmek. mahsur bırakmak. çıkış. yolcu rehberi. k. 2. bak. mahsur kalan. zam.bacak. 2.. ikizkenar. tecrit i. İng. izole etmek. zam. çabuk iğne yoluyla anlaşılmayacak şekilde konuşmak. seyyar. 2. 4. tenha. 1. is not. i. eşek herif. e şbasınç. 1. priz. 4. 6.1. isk. sonuç. fildişi rengi. izomorfizm. 5. --bing) 1. i.. kendi. i. e şbiçimli. kald ırıcı. 3.. kaşınan. 4. i. kaşınmak. izomorf. tek tük: isolated instances of1. i. gen. yolculukla ilgili. bak. 3. 2. 1. k ıs. seyahat program ı. i. f. J. 2. f.. izomerik. f. madde.konu şmak. oto. 1. etme. 1. f ıkra. adac ık. İng. İng. izobar. it would. 7. (--bed. gazet. yayım. i. i. 2. ço ğ. marsıvan eşeği. çakal. hisse 5. 2. oğlan.. i. insan ı kaşındıran.. vale. 2. 3. s. e şsıcak. yalnızlık. k ıs. elek. s. i. k ıs. kaşıma isteği duymak. basım. italicize. 3. izotop.verilen ilaç. i. netice. s. f. i. 8. istek. uyuzböceği. 1. o. ayrıntılarıyla yazmak. ağaçsarmaşığı. 3. zool. kim. f. sarmaşık. tek başına kalmış. italik harflerle basmak. i. 2. tek. itmek. boşalma yeri. ahmak adam. gemici. kaşıntısı olan. e şbiçimlilik.tenhalık. 1. argo para. izole etme. 2. it will.. Canis aureus. kaşıntı. kıstak. 3. ayırmak. geom. s. 1. konu. i. 4. ayırma. yaln ız bırakmak.senedi ı. kim. seyyar kimse. 3. f. 4. 9. cholera tek tük kolera vakalar ı. 2. onun (it´in iyelik hali). haber. hesapta tek rakam. i. 2. ayırmak. s. teni dalayan (kumaş/giysi). 8. izomerizm. gezgin. kalem. 2. 2. kriko. 7. itemize. (bazı oyunlarda) top. 1. k ıs. s. fildişi. dürtmek.

i. (vaktiyle hapis yatm ış) sabıkalı. çekişmek. çentmek. 2. düldül. s. i. bot. maltaeriği. i. i. hıncahınç doldurmak.. 2. keskin dönü ş. kaba kuvvete i. i. ceket. odacı. Jamaika. i. s. on/upon . 3. Jap. kaba kuvvet. (ile) çatışmak. 2. japonayvas ı. dişli. 1. s.. (with) (-e) ters düşmek.. 1. çok yorgun. f. kapıcı. bot. s. zangırdatmak. January. i. hapse atmak. elinden her iş gelen kimse. 4. (çoğ. i. i. 2. kaba kuvvetle başkasını boyun eğmeye zorlamak.. ocak ayı. i.. janissary. kulak t ırmalayıcı bir ses çıkarmak. (--red. Jamaika. i. --ming) 1. gürültü. mahpushane. cücekarga. yeşim. --ging) diş diş etmek. argo cümbü ş. küçükkarga. t ıkmak. zool. kapı veya pencerenin dik yanı veya kenar pervazı. büyük çakı. 2. 1. s. bak. i.nese) Japon. Acer palmatum. mahpus. 1. f. i. sıkıştırmak. i. i. tıkmak: They are going to jam all of us into that small room. şömiz. tıklım tıklım. 2. japonayvas ı. marmelat. Chaenomeles lagenaria. zangırdamak. kavga etmek. zorba. h ıncahınç dolu. 3. argo. f. dopdolu. dili 1. cazcıların bir araya gelip doğaçtan çaldığı caz müziği. isteksiz. yeniçeri. ahenksiz ses. mahkûm. k. mahpushane. 1. Japon. yafa. (--ged.jackboot jackdaw jacket jackknife jack-of-all-trades jackpot jade jade jaded Jaffa Jaffa orange jag jagged jaguar jail jailbird jailbreak jailer jailhouse jaloppy jalopy jam jam jam on the brakes jam session jam session Jamaica Jamaican jamb jamboree jam-packed Jan jangle janissary janitor janizary January Jap Japan Japanese Japanese cedar Japanese maple Japanese persimmon Japanese plum Japanese quince japonica jar i. yafa portakalı. 2. Hepimizi o küçük i. çentikli. viraj. hafifme şrep kadın. mak. bot. reçel. gardiyan.a. i. jalopy. jack. Japanese. 1. Japan. pot. 2. hapishane. eğlenti. i.. isk. 1. Chaenomeles lagenaria. gırgır. f. i. ortada biriken para. dayanan. yafa. Jamaikalı. çoğ. Japonca. japonakçaa ğacı. sivri uç. firar. bot. 2. frene kuvvetle bas ıvermek. 2. sivri uçlu. i. f. Cryptomeria japonica.. s. Prunus salicina. i. yaşlı ve işe yaramaz at. ahenksiz ses ç ıkarmak. 2. yafa portakalı. Jamaikalı. i. Japonca. 1. trabzonhurmas ı. i. 2. 2. f. bot. Japonya. --ring) 1. f. kriptomerya. hapishaneden kaçma.. hapishane. Jamaika´ya özgü. argo külüstür otomobil. yenidünya. kaba kuvvet kullanan kimse. on parmağında on marifet olan kimse. çok yormak. b ıkkın. diş. k ıs. Corvus monedula. i. hapsetmek. bot. i. i. düldül. 1.knives (cäk´nayvz) i. jaguar. Diospyros kaki. cazcıların bir araya gelip doğaçtan çaldığı caz müziği. i. (--med. jagar. silindir ceketi. bak. bitkin. i. k ıs. 1.

jello. i. büzülme. İng. düşmanca. peltele şmek. 2. 1.. çenekemiği. alakarga. abaza çekmek. burkulma. 1. 4. zool. 1. 1. hareketlendirmek. 3. k. bak. k. i. dili 1. sars ıntılarla. i. 2. salak. anat. şiddetli ve ani çekiş. sars ıntılı. f. (yaya) trafik kurallar ına uymadan karşıdan kimse. karamsar. z. sar önyargılı. Cavaca. f. i.. f. neşeli. kestanekargas ı.. 4. kıskançlık. içi jöleli fasulye biçiminde bir şeker. 2. i. argo tehditle baskı yapmak. k. tıb. 1. i. caddeyi trafik kurallar ına uymadan geçenkarşıya geçmek. i.. özel dil. kıskançlık dolu. cirit atma. dili (yaya) yaya geçidi olmayan bir yerde kar şıdan karşıya geçmek. laflamak. f. cirit. bot.a. k ıskançlık. Cava. İng. cazbant. i. 2. i. --s i. i. 1. k. mastürbasyon yapmak. Cava. blucin. 1. çölfaresi. cin kuma ş. pulover. 2. zool. 1. 2.. i. dili lazımlık. cin. Cavalı. söylenişi zor sözcük. 3.. i. çene çalmak. argo aptal. bak.jar jargon jasmine jaundice jaundiced jaunt jauntily jaunty Java Javan Javanese javelin javelin throw jaw jawbone jawbreaker jay jaywalk jaywalker jazz jazz band jazz up jealous jealously jealousy jean jeep jeer jell jello jelly jellybean jellyfish jeopardise jeopardize jeopardy jerboa jerk jerk jerk off jerk out jerkily jerky jerry jerry-built jersey Jerusalem i. hoşnutsuz. 2. i. z. Kudüs. 1. silkme. 2. pelteye benzeyen) jöle. meslek argosu. Garrulus glandarius. ılık olmuş. kazak. süveter. gezmek. nazik durum. birdenbire ve şiddetle çekmek. çölsıçanı. i. i. anla şılmaz dil. gösterişli. dili pis/aşağılık herif. cin pantolon. argo otuz bir çekmek. argo 1. k ıskançlıkla. d ırlanmak. i. sarsıla sarsıla gitmek. 2. i. kötü malzemeyle yap ılmış. i. 3. pelteleştirmek. s. bak. i. 3. 2. oturak. (çoğ. Cavaca. kesik kesik ve h ızlı söylemek. i. dili kararsız kimse. i. 1. s. s. silkinme.. 2. cip. cirit. s. ağız. k. i. (reçel veya marmelada benzeyen) jöle. f. 1.. i. tehlikeye sokmak. s. i. 3. 2. şen. Jav. gezinti. çene. karamsarlık. tehlike. önyargı. İng. 2. c ırboğa. i. Cava´ya özgü.. ço ğ. Jasminum. 2. dili biçimlenmek.. silkip atmak. Cavalı. f. pelteleşmek. düşmanlık. (meyve tad ında. yasemin. donmak. 1. f. fütursuzca. caz. huk. . argo canland ırmak. sarsarak. jarse. (at) ba ğırarak/kahkahalar atarak (ile) alay etmek. spazmodik. medüz.nese) Cavalı. Dipus. jeopardize. kaygısız. İng.. 2.. 2. denizanas ı. f. fırlatmak. z. 1. belirginleşmek. hoşnutsuzluk. s. s. tehlikeye atmak. i.. k. kaygısızca. i. i. f. alaylı bağırış/kahkaha. çok sert akide şekeri. yarg ılanan sanığın cezaya çarpılma olasılığı. Javanese. 1. argo çene çalma. laflama. s. 1. 2.. k ıskanç. kavanoz. 3. şık. sarılık.. f.

Yahudi. 1. s. jet gibi h ızlı.. jeweler. 3. oyma testeresi. bak. 2. i. 2.. (at) (-e) karşı gelmek. salınmak. i. Musevi. (tekerleme gibi) kısa şiir.. i. İng.. kuyumcu dükkân ı. s. motorlu kesilmiş parçaları birleştirerek oynanan resim-bilmece. f. f. enerjik. flok yelkeni. Musevi. ırgalanmak.. şeytanelması.. jeton. s. jetli sürüş. i. i.. bak. mücevherci. Yahudi. yorgunluk v. i. 1. jet uçağı. f. İng. f. s. 3. (--bed. (bir şeyi yapmaktan) çekinmek. tatula. şaka söylemek. itiraz etmek. ile uyu şmak. dili the a şırı sinirlilik. kapkara. İsa. s. tepkili çalıştırma. jasmine. i. f. 1. değerli taş. dingildemek.. çıngırtı.. ünlem Allah Allah! s. tepkili uçak. 3. dalgak ıran. (tehlike an ında gemiyi hafifletmek için) (yükü) denize atmak. kâgir iskele. maskara. dili katakulli. soytarı. cihat. i. jeweled. çıngırdatmak. 1. den.b. bak. latife. uğursuzluk getirmek. i. şıkırdatmak. 2. sallamak. hafif sallantı. dili çok sinirli. simsiyah... i. i. tepkili (uçak). s. ğundan sonra) zaman farkından doğan uyku (uzun bir uçak yolculu düzensizliği. i. i. 3. i. alay.. dili an. şaka. s. 2.. rüzgâr yönünde giderken kavanço f. şıngırtı. mücevher. (hırsızların kullandığı) ufak levye ile açmak. fışkırma. f. jet. 1. 2. i. jetle yolculuk yapmak. şaka etmek.. değerli kimse/şey. i. --ing/--ling) değerli taşlarla süslemek. k. bak. 1. hile. hareketli.. uğursuzluk. i. 2. 2. jet sosyeteden bir kimse. --ting) 1. i. f ışkırtmak. lahza. i.. Hz. k. değerli taşla/taşlarla süslü. bot. i. tekerlemeli şarkı. f. k. (--ted. i. jiffy. cep saatinin içindeki taş. f. argo u ğursuz şey/kimse. simsiyah. latife etmek. i.. titreme. f. with k. i. jet. . bak. fışkırmak. k. i. i.Jerusalem artichoke Jerusalem artichoke jessamine jest jester Jesus Jesus! jet jet jet lag jet plane jet propulsion jet setter jet-black jet-propelled jettison jetton jetty Jew jewel jeweled jeweler jewelled jeweller jewellery jewelry jewelry store Jewish jib jibe jiff jiffy jiggered jiggery-pokery jiggle jigsaw jigsaw puzzle jihad jilt jimmy jimsonweed jingle jinks jinni jinx jitters jittery yerelmas ı. yerelmas ı. şıngırdatmak. i. i. kuyumcu. i. İng. mücevherat. den. (sevgilisini) terketmek. 1. bumba ile seren veya yelkeni (bir şey hakkında) tereddüde etmek. şıkırtı. 2. f. mücevher. oyun. (hırsızların kullandığı) ufak levye. İng. s. fıskıye. cevher. dili -e uymak. jewelry. mendirek. (--ed/--led. cin. sevgilisini terkeden k ız. --bing) İng.

bot. 2. 2. fulya. hafifçe sarsmak. k. i. toptan dağıtımcı. düğüm. Ürdün.. i. büyük et parças ı. bak. yava ş koşmak. argo afyon s. ortak. şaka ederek. şaka olarak. (bir şeyi i. eklem. 7. i.. i. jogging yapmak. dalavere ile kand ırmak. 1. 2. şaşkına çevirmek. bir jolly good! İng. el ele tutu şmak.jiujitsu job job work jobber jobless jockey jockey jockey for position jockstrap jocular jocularity jocularly jog jog s. sars ılmak. --ging) 1. İng. neşeli. boğum. payda ş. putrel. buluşmak. şok. 1. s. s. 5.´ne) birden dürtme. 3. şaka yapmak. Bu bayağı iyi! Jolly good! Çok birini tatlı sözlerle teşvik etmek. üye yazılmak. 2. hatırlatmak içinyava ş koşma. müteselsil borçlular. marangozluk. mafsallı. müşterek hesap. i. i. iş. vazife. 2.o. birinin belleğini canlandırmak. sarsmak.o. mafsal. i. iışan işçi. z. eklemli. f. bot. s. (bir yarışta) daha avantajlı bir yere geçmeye çalışmak. birçok derne ğe/gruba üye olan kimse. müteselsil kefil. müteselsil alacaklılar. kiriş. dili bayağı. 1. doğramacı. tic. götürü iş. toptanc ı. dili 1. müşterek hesap. toptan mal satan tüccar. jujitsu. zerrin. 1. İng. nükte. şakacı.. görev. f. geçme ile tutturmak. gerçekten: This is yere sevimli bir hava vermek. k. dürtmek. i. i. 4. 2. i. şakalı. i. kasap. birlikte. into jolly s. 3. 2. İng. dürtme. joker. dili hoş. bağlamak. sarsıntı. i. şakacılık. şaka etmek. z. marangoz. Narcissus jonquilla. f. asker yazılmak. ek. 2. k. (kulüp. 2. sallama. k. i.başlamak.. i. şaka. hafifçe sarsılmak/sallanmak. 1. suspansuvar. birle şmiş. z. joint-stock company tic. Yapmaktan başka çaresi yok. anat. 2. -e çarpışmaya bağlanmak. (--ged. 2. ek yeri. sars ıntı. 1. . 1. 2. sarsmak. 3. z.´s memory jogging joggle join join battle join battle join hands join up joiner joinery joint joint joint account joint account joint creditors joint debtors joint heir joint owner joint surety jointed jointly joist joke joker jokingly jolly jolly a place up jolly s. argo gece kulübü.b. savaşa girişmek.. along jolly s. bir yeri ne şelendirmek. 4. in -de yer almak. 6.. yava şça sallamak. tatlı sözlerle birini (bir şeyden) vazgeçirmek. 1. 1. bitişmiş. 1. 2. s. latife. f. 3. f. 6. şen. geçme. 1. itmek. cokey. müşterek.o. parça başına çalşsiz. lokanta. şakacı kimse. mirasta ortak. şoke etmek. 2. şaka yollu. 1. Bir sözü pekiştirmek için kullanılır: He´ll jolly well have to. mülkiyette/tasarrufta ortak. i. f. doğramacılık. jogging. dili bitişmek. parti v.o. isk. birleşmek. 2. 5. birçok yere üye olma meraklısı. memuriyet. ortakla şa. sarsma. neşe verici. yavaş koşma. tatlı sözlerle birini (bir şeye) ikna etmek. out of jolly well jolt jonquil Jordan i. 1. güzel. İng. kat ılmak. ipucu vererek) i. birleştirmek. bar. şakayla. anonim şirket.

itelemek. aldatmak. dürtüklemek. k. k ıs. aldatmak için hesap i. 2. kumanda kolu. mantıklı. 2. i. yol. yargıçlar. s. 1. ne şeli. Cercis siliquastrum. bak. ne şeli. gezi. yolculuk etmek. karar. Musevilik. adliye. 1. alay etmek. 3. günlük. s. gazetecilik.. kodes. çene kemiği. 2. çoğ. 1. 1. z. ustabaşı. 1. den. hokkabazl ık. jübile. ne şe. Yahudi İspanyolcası. i.. yarg ı. el çabukluğu ile marifet yapmak. herhangi bir olayın ellinci yıldönümü. Ürdünlü. şen. Yugoslav. f. 3. zerre. hokkabazlık yapmak. tedbirli.. gazeteci. judocu. f. 3. neşeyle dolu. i. sevindirici. hilekâr kimse. i. 1. bak. s. çal ıntı araba ile gezme. jour. şenlik. i. (--ted. Yiddish. hâkim. 2. 2. k ıyamet günü. 3. türel. coşkulu sevinç. uçakta manevra kolu.. i. yarg ılama ile ilgili.. 2. i. bilg.. 1. i. i. k ıs. i. i.defterlerini kar ıştırıp hazırlamak. bak. yevmiye defteri. i. günce. i. sevinçli. i. f.men (cır´nimîn) i. --ting) down yazmak. co şkun. neşeyle. neşeli. dili tak ılmak.. 2. Musevi olma. i. seyir defteri. sağgörülü. judo. evlilikte altın yıl. 2. i.. hile. s. adli. alt çene. argo hapishane. f. hukuki. 1. i. s. joviality. i. Ürdünlü. 1. s. s. f. s. it! Bir noktas ını bile değiştirmem! Don´t you miss a jot or a tittle! En i. gazete. itip kakmak. sevinçli. bak. İng. 2. 1. fiz. not etmek. i. ak ıllıca. 2. 3. s. hile yapmak. coşku. 1. hüküm. Ürdün. Junior. günlük defter. hakemlik etmek. . bak. sevinç. Musevi dini. 2. görünüşe dayanarak hükme varmak. keyif. şaka etmek. judgment. Musevilik.. 4. dergi. hokkabaz.. erguvana ğacı. Ürdün´e özgü. yolculuk. erguvan. jonglör. yargılamak. nebze: I won´t change a jot of jul. hükmetmek.ney. Justice of the Peace.. hukuki. bak. 3. i. Yugoslavian. i. i. bilirkişi. s. haz. 3. f. s. itip kakma. tahmin etmek. i. bot.. i. neşe. 4. i. adli. seyahat. tic. sefer. i. (kulplu) sürahi. s. Musevi âlemi. hüküm vermek. 2. 1. hakem. keyifli. i. i.Jordanian josh jostle jot joule journal journalism journalist journey journeyman jovial joviality jovialness jowl joy joyful joyfully joyous joyride joystick JP Jr jubilant jubilation jubilee Judaism Judas Judas tree Judeo-German Judeo-Spanish judge judge by externals judgement judgment Judgment Day judicial judiciary judicious judo judoist jug juggle juggle the books juggler Jugoslav Jugoslavia Jugoslavian i. sevinçli. yarg ıç. Yugoslavia. otomobil gezintisi. testi. i. 4.

o. (tayfa) gemiyi haber vermeden terketmek. çok sevinmek. 2. karmakarışık şey. s ıçramak. f. 2. hoplayıp zıplamak. s. dini/hayırsever bir kurum yararına yapılan kullanılmış eşya satışı. düzensiz kar ışım. 4. dini/hayırsever bir kurum yararına satılmak üzere biriktirilen kullanılmış İng. k. atlamak. başlanması gereken zamandan önce başlamak. geçici olarak kullan ılan bağlantı teli. acele k. 2. argo benzin. (fiyat) f ırlamak. birine ç ıkışmak. boyuna ait. tulum. (fırsattan) hemen faydalanmaya bakmak. göbek atmak. (parayla ilgili bir miktarda) ani yükselme. çiğde. (kadın için) kazak. dili birini ha şlamak/azarlamak. atlayan kimse. argo cereyan. özü/suyu olmayan. diken üstünde. 1. elek. f. trene atlamak. i. zıplatmak.´s throat jump down s. s. yüreği ağzınaya ğmurdan kaçıp jumped tutulmak. zıplamak. s. dili hayretle yerinden s ıçramak. argo kuvvet. para ile plak çalan otomatik pikap. 5. 1. bluz/kazak üzerine giyilen kolsuz elbise.o. 1. hoplayıp zıplamak. dili herkesin merak etti ği (ayrıntılar).Jugoslavic jugular jugular vein juice juiceless juicy jujitsu jujube jukebox Jul July jumble jumble sale jumbo jump jump jump a train jump around jump at jump at a conclusion jump down s. 2. oto. ip atlamak. spor jiujitsu. June. 3. jumping-off place 1. birine sapartayı vermek. dili 1. i. Junior. 3. şkalarının yaptığı bir eyleme katılmak. 2. sebze/meyve/et suyu. sıçratmak. ayağa fırlamak. İng. hünnap. . herkesin merak ettiği ayrıntılarla dolu. straponten. i. dili birini sert bir şekilde azarlamak. İng. dünyanın öbür ucu. dili gelmek: I nearly doluya out of my -in üstünden atlamak. (yarışta) hatalı çıkış yapmak. vaktinden evvel davranmak. birini haşlamak. i. 1. her şeyi bilmeden/yeterince düşünmeden hemen bir sonuca/karara varmak. fırlatmak. ödü kopmak. üzerinden atlamak. kefalet altındayken duruşmaya gelmemek. i..´s throat jump for joy jump on s. k ıs. düzensizlik. hakkı yokken sırada bekleyenlerin önüne geçmek. süveter. 2. sinirleri gergin. temmuz. atlatmak. özlü. (tren) hattan ç ıkmak. k. dili ı. k. k. 2. i. başlama noktasbabaşlangıç yeri/noktası. 2. şahdamarı. özsu. k. 3. 3.. çocuklara giydirilen pantolonlu ceket. fırlama. bak. s. 1. çok büyük. karışıklık. i. July. enerji. 2. delgi. Yugoslavic. 1. (bir yerden) (d ışarı) atlamak. skin! Ödüm koptu!/Yüreğim k. i şaret verilmeden başlamak. i. (teklifi/daveti) hemen kabul etmek. (tren) raydan ç ıkmak. elektrik.. sulu. 1. dili (kefaletle tahliye edilen san ık) hazır bulunması gereken duruşmaya gelmemek. İng. k. k ıs. i. pulover. ödü patlamak. aküsü bitmiş motorun aküsünden başka bir motorun aküsüne tel basinirli. s.o. -den atlamak. birini terslemek. ğlayarak (aküsü bitmiş olanın motorunu) çalıştırmak. 3. kocaman. kuru.hüküm vermek. atlama. jump one´s bail jump out of jump out of one´s skin jump out of the frying pan into the fire jump over jump rope jump seat jump ship jump the gun jump the gun jump the queue jump the track jump the track jump to conclusions jump to one´s feet jump up and down jump/get on the bandwagon jump/skip bail jumper jumper jump-start jumpy Jun s. s ıçrama. bot.

8.y. i. Çin yelkenlisi. hurdalar: That car´s a piece of junk. 3. gökb. bir halde: She keeps her house just so. Bir düşün!/Düşünsene!: Just think! This time tomorrow we´ll be in Tibet! Düşünsene! Yarın bu saatteto spite them. bağlantı.men (c^ngk´mîn) i. elek. -mek üzere: I was just about to leave. 2. i. argo uyuşturucu maddeler. adalet. 4. doğru. i. 1.. yakala bakal ım! k. 1.Hemen tıpkı babasına benziyor. taponaz olan yiyecek.hukuk. yetki. i. gene de. hurdalık.h. adaletli. -e inat: He´s doing this just Tibet´de olacağız! k. 2. cengel. eskici. bitişme. 1. haziranböce ği.. 1. i. sulh hâkimi. s. küçük (Babas ıyla aynı adı taşıyan öğretim programını uygulayan iki genç. 2. önemli an.). isn´t it? O tam Behzat´ça bir şey. hak. hukuk ilmi. huk. argo ke ş. 2. That´s just what I´ve been looking for. 1. haziran. seçiciler kurulu. birleşme yeri. aralık.. Fehmi hemen bitirdik. tam o anda. dili Haydi. tadı güzel. zool. tıpkı: Fehmi looks just like finished. cang ıl. i. buna ra ğmen. Jüpiter. uyuşturucu. doğruluk. şimdi. Tam ç ıkmak üzereydim. dili son anda. Just what the fuck do you mean? Ne demek istiyorsun be? i. atılacak eşyalar. s. i. O arabanın hurdası çıkmış. uyuşturucu bağımlısı. 2. Evini çok 1. 2. yine de: She described the apartment´s condition. 3. yerindelik. 2. ve 9. d. tamsame I would like to see it for myself. sınıfları kapsayan ortaokul. bot. 2. besin değeri mal. . bitişme. 1. 1. dikiş yeri.junction junction box juncture June June bug Juneberry jungle junior junior college junior high school juniper junk junk junk food junk heap junk mail junkie junkman junkyard junta Jupiter jurisdiction jurisprudence jurist juror jury just just Just a sec! just about just like just my luck just now just so just so just the same just the same just then just there Just think! just to spite Just try and catch me! just under the wire i. 1. cunta. ilkokul okul. but just the o s ırada. just in time tam vaktinde. yerinde. junk. 5. justice justice of the peace justice of the peace sulh hâkimi. seçici kurul. She´s That´s just like Behzat. 3. just at that spot tam o noktada. Dairenin durumu hakk ında bilgi tam orada. tıpatıp aynı. 2. jüri üyesi. i. hükümetin nüfuz dairesi. Biraz önce buradaydılar. Erendiz. hakl ı. i. 2. i. birleşme. çoğ. hurdacı. z. 4. 5. iki kişiden küçük olanı. ucu ucuna. i. biraz önce: They were here just now. yaşça küçük. 1. k. 2. reklam olarak gelen posta. kayaarmudu. makas. zaman.. 3. ast. buat. yarg ıcılar kurulu. Amelanchier canadensis. i. çok düzenli muntazam tutuyor. ardıç. 1. jüri. argo hurdas ı çıkmış araba. 2. b. dili Bir saniye! 1. üniversitenin birinci ve ikinci s ınıf kimsenin adına eklenir. spor senelik ile lise aras ındaki 7. değil mi? tam benim şansıma. tam: just across from us tam kar şımızda. hemen hemen: We´re just abouthis father. i. yine de. kutu. yarg ı hakkı. hükümet. çok dikkatli bir şekilde: When you´re with them you belirli bir şekilde/bir sisteme göre düzenlenmiş. i. hurda deposu. eroinman. hakl ılık. 1. 1. i. jüri. adil. kıdemce aşağı. aynı. oynak yeri. i. hukuk ilmi uzman ı. 3. kavşak. Phyllopertha. Onlara inat bunu yap ıyor. hukukçu. yargılama hakkı.

keskin. gözü aç ık. yoğun. 2. Karelya´ya özgü. karat. 2. k. Karelyaca. kaleydoskop. Kampuçya. İngiliz alfabesinin on birinci harfi. z. s. sır saklamak. i. Günlük tutuyor. z. adaletle. olgunlaşmamış. geçim. 2. 2. dili dikkati çekmemeye çal ışmak. alabora olmak.. düşkünlük. tutmak:. f. yanyana bulunma/bulundurulma. çocuk suçlu. metnin sağ doğrulamak. ayar. Kampuçyalı. s. Kampuçça. 1. karalahana. çıkık olmak. gemi omurgas ı. Karelyalı. He içkale. s. Karelyalı. kenarını hizalama. K. 3. birden devrilip dü şmek. i. 1. 1. i.. 3. karyokinez. i. capacity. çocuk mahkemesi. karate. 2. birbirine yak ın koymak. şiddetle. i. 1.. kuvvetli. 2. Ke şmir. Karelyaca. birbirine yakın bulunma/bulundurma. s. Keşmir. Kazakh. 4. çıkmak. şevkle. (--ted. 6. 1. i. yanyana koyma. k Kaaba kale kaleidoscope Kampuchea Kampuchean kangaroo kaput karat karate Karelia Karelian karyokinesis Kashmir Kashmir´i Kashmir´ian Kazak Kazakh Kazakhstan Kazakstan keel keel over keelage keen keenly keenness keep keep i. 2. i. liman resmi. suçlu çocuk. 1. çiçek dürbünü. i. i. çocuksu. sivri olmamaya çalışmak. akıllılık. Kamboçça. 3. kilogram. yanyana koymak. i. keskin (göz/zekâ). Kâbe. (kept) 1. elek. the books.. 8. i. She keeps a diary. s. Kazakhstan. argo mahvolmu ş. Seni s ıcak tutar. s... genç. k. 2. haklı neden. sert. biyol. s. keeps keep a civil tongue in one´s head k. tutmak. 1. 1. Kampuçya. İng. i. adil bir şekilde. bak. 2. i. i. haklı çıkarma/çıkma. Karelya. Kazakistan. Keşmir´e özgü. f. Kamboçlu. keskin. s. alabora etmek. 2. matb. i. 7. Kamboçya.. Kampuçya´ya özgü. 1. Kampuçyal ı. 1. uzanmak. 2. metnin sağ kenarını hizalamak. 5. dili çok hevesli. 2. i. temize çıkarmak. 2.justification justify justly jut jute juvenile juvenile court juvenile delinquency juvenile delinquent juvenile delinquent juxtapose juxtaposition k K. 1. genç. 1. i. 3. 4. f. 1. matb. 1. bak. i. Keşmirli. 3. i.. şiddetli. 2. Kazak.. i. 1. Macropodidae. Kampuçça. Kamboç. bilg. birbirine yak ın koyma. i. sivri. göze batmamaya çalışmak. karina. 2. i. . 2. gençliğe özgü. gerekçe. Kamboçyalı.. 2. keskinlik. merak. i. Defter tutuyor.It´ll keep you warm. suçsuzluğunu kanıtlamak. 3. ac ı. çıkarmak. 2. himaye. Karelya. s. 3. haklı olarak. zekâ. 1. altın ayarı. zool. i. out ç ıkıntı yapmak. Kazakça. --ting) 1. dili göze çarpmamaya çal ışmak. çocuğun suç işlemesi. k ıs. i. dili terbiyeli bir şekilde konuşmak: I´ll thank you to keep a civil tongue in sıkı bir gözetim altında tutmak. bilg. mitoz. Ke şmirli. jüt.. zeki. çocuk. i. şiddet. muhliye. haklı f. f. Keşmirli. kanguru. k. -i your head! Terbiyeni tak ın! keep a close watch on keep a journal keep a low profile keep a low profile keep a secret günlük tutmak.

-i aklında tutmak. -den uzak durmak. saklamak. 2. 3. dengesini korumak. . ile dost kalmak. -e göz kulak olmak.keep a secret keep a stiff upper lip keep a stiff upper lip keep a straight face keep abreast of keep account of keep an account of keep an ear to the ground keep an eye on keep an eye out for keep away keep back Keep back! keep bankers´ hours keep company with keep count keep dark keep early hours keep fit keep going keep good time keep house keep in keep in mind keep in view keep in with keep it up keep o. k. dili durmadan çalışmak. formunu korumak. istifini bozmamak. kulağı tetikte olmak. k. -i not etmek. (saat) her zaman zaman ı doğru göstermek: My watch keeps good time. unutmamak. 2. 1. metin olmak. parlamentodaki yerini korumak. telaşa kapılmamak. ile atba şı (beraber) gitmek. fikirlerini kendine saklamak. vücut hatlar ını korumak. çenesini tutmak. sab ırsızlanmamak. -i uzak tutmak. -den uzak kalmak. dili 1. ı hep doğru gösterir. cesaretini kaybetmemek. sır saklamak. sürdürmek. kendini -den uzak tutmak. devam etmek. aloof from keep off keep on keep one´s balance keep one´s balance keep one´s counsel keep one´s distance from keep one´s end up keep one´s eyes open/peeled/skinned keep one´s eyes peeled keep one´s figure keep one´s head keep one´s mouth shut keep one´s nose to the grindstone keep one´s nose to the grindstone keep one´s own counsel keep one´s promise keep one´s promise/word keep one´s seat keep one´s shirt on sır saklamak. sözünü tutmak.s. -in kayd ını tutmak. -i kaydetmek. Kol idare etmek. 3. (bir şey için) göz kulak olmak. sözünü tutmak. 1. devam etmek. gözünü açmak. içeride kalmak. kendine dü şen görevi yerine getirmek. ile arkada şlık etmek. 2. 2. -i yakla ştırmamak. 2. devam ettirmek. metanet göstermek. kendine düşen payı ödemek. gözünü dört açmak. gözü -in üstünde olmak. dili hiç gülmemek. 1. saklamak. k. kendine hâkim olmak. ilerlemek. patlamamak. 1. dili 1. ile aras ına mesafe koymak. sinirlenmemek. 2. günde pek az saat aç ık olmak. ak ılda tutmak. uzak durmak. gözden kaybetmemek. dili şikâyet etmeden soğukkanlılıkla karşılamak. sözünden dönmemek. s ır vermemek. dengesini kaybetmemek. kendine hâkim olmak. gizlemek. göz önünde tutmak. ciddiyetini korumak. Uzak dur! k. 1. erken yatmak. oturdu ğu yerden kalkmamak. k. devam etmek. eve erken dönmek. (son gelişmeler hakkında) bilgi sahibi olmak. sürdürmek. k. 2. tetikte olmak. (son gelişmelerden) haberdar olmak. saklamak. dili ağzını sıkı tutmak. gözden uzak tutmamak. günde pek az saat çalışmak. tetikte olmak. durup dinlenmeden çalışmak. sözünü yerine getirmek. kulağı kirişte olmak. ev saatim zaman 1. içeride al ıkoymak. (of) -in sayısını tutmak. 2.

ile ayn ı hızda/tempoda gitmek. dili 1. k.keep one´s temper keep one´s trap shut keep one´s wits about one. birini -den haberdar etmek. birini pek yakla ştırmamak. dışarıda bırakmak. tempo tutmak. hiç görünmemek. away keep s. (bir şeyi) takip etmek. -i gizli tutmak. guessing keep s. birini uzak tutmak.o. yüksek tutmak. bir şeye bir bütün olarak bakmak. ile ilişkiyi sürdürmek. at a distance keep s.t. (bir şeyi) aklında tutmak. (izlerken) gözünü/gözlerini birinden/bir şeyden ayırmamak. under surveillance keep s. engaged keep s.o.o. 1.t.o. under one´s hat keep s. Girilmez. k. -i takip etmek.b.t. birini bekletmek.´nde) zaman tutmak.o. keep s.o. 2. birine refakat etmek. bir şeyi birinden saklamak. How about . hiç gözükmemek. (saat) her zaman zaman ı doğru göstermek. sulhu bozmamak. 1. in perspective keep s. 2. itidalini muhafaza etmek. dili do ğru yoldan ayrılmamak. 2.t. -i gözetlemek. (ç ığırından çıkmaması için) -i denetim altında tutmak. gagas ını kısmak. sessiz kalmak.o. ak ıllı. 2. a secret from s.. -i izlemek. 3. birini doğru dürüst haberdar etmemek. birinin samimi olmasına izin vermemek. -e ne dersin/dersiniz?: How about a game of tennis? Tenis oynamaya ne dersin? 2. devam etmek. -i izlemek. keep s.o. -e bağlı kalmak. at arm´s length keep s. bir şeyi bir bütünsellik içinde ele almak. defter tutmak.? keep one´s word keep order keep out keep out of mischief keep out of sight Keep out! keep pace with keep s. -i gizlemek.o. -i takip etmek.o. spor (bir yar ış.o. birinin ilerlemesine mâni olmak/ket vurmak. k. birinden bir haberi saklamak/gizlemek. -e ayak uydurmak..o. (çağa/zamana) ayak uydurmak. birini yaln ız bırakmamak. waiting keep s. from s.o.t./s. birini (bir konuda) bilgilendirmek. 1. ile a şık . 2. 3. under one´s hat keep score keep silent keep step with keep tabs on/keep a tab on keep the accounts keep the ball rolling keep the lid on keep the peace keep time keep time keep to keep to the straight and narrow keep touch with keep track of keep track of keep up keep up with öfkeye kap ılmamak. keep s. (bir şeye) dikkat etmek. yaramazlıktan kaçınmak. well-advised s. 4.o. k. 1. 2. huk. birine so ğuk davranmak. under wraps keep s. dışında kalmak. at arm´s length keep s. birini meşgul etmek. -e ayak uydurmak. tempo tutmak. from doing s. 1. susmak.t. dili bir şeyi gizli tutmak. company keep s. ahlaklı bir şekilde yaşamak. 1. -i izleyerek bilgi sahibi olmak. down keep s.t. birini bekletmek. in sight keep s. öfkesini yenmek. dili çenesini tutmak. hesap tutmak. waiting keep s. dili bir şeyi gizli tutmak. birini sürekli olarak gizlice izlemek. -i takip etmek. 2. (biriyle samimi olmamak için) ona çok mesafeli davranmak. iyi bir işi sürdürmek. maç v.o. Yakla şma! -e ayak uydurmak.o. tedbirli.t. disiplini korumak. (birinin) izini kaybetmemek: You ought to keep track of what´s 1. bir şeyi gizli tutmak. (puan) saymak. -den ne haber? How about Çetin? What´s he doing? sözünü tutmak. advised of keep s. k. birini bir şey yapmaktan alıkoymak.

i. i. bak ıcı. 2. Kenya´ya özgü. 3. k ıs. himaye. esmer suyosunu. qibla. Bu . ana ilke. anahtar. yetkili etmek. şifre cetveli. varil. tekme. i. müz. i. birini/bir hayvan ı korkutarak yaklaşıp zarar vermesini önlemek. 2. 1. f. i. Kenya. 2. kurgu. 2. müz. madde ba şı sözcük.. 6. 1. i. arka planda kalmak. mendil. anlamak. f. i. 1. Kenyalı. i. bak. köpek yeti ştirilen yer. bekçi. (içkide) kuvvet. bak. (klavyede) tuş.kardili karşı durmak. temel dü şünce. müz. tekme atmak. (--ned. gazyağı. 1. i. 1. gaz lambas ı. çaydanlık. 2. toplantıyı açış konuşması. bordür taşları. telaş. tutma. 3. bekçilik etmek. i. önemli yer. k ırmız. 2. cevap anahtarı. güğüm. keep. i. i. 1. tekmelemek. geçimini sa ğlama. 1. (uyuşturucu maddenin) kamçılama etkisi: This drink´s got a kick to it. çekirdek içi. 1. i.. bak. İng. 1. geçim.. 1. 1. 2. başörtüsü. 3. kilit taşı. çoğ. ilke. öz. bak. 2. s. görüş açısı. akortmevki. i. köpek yetiştirilen yer. gardiyan. 1. k. nöbet tutmak/beklemek. 3. heyecanland ırmak.o. i. İng. coşturmak. i. eşarp.. i. temel. (sözlükte/ansiklopedide) madde. getirmek. 1.. i. hatıra. çözüm yolu. kırmız madeni. yadigâr. Kenya. anmal ık. İng. bilmek. 2. ruh. i. i./an animal at bay keep/stay in the background keeper keeping keepsake keg kelp Kelt Keltic ken kennel Kenya Kenyan kept kerb kerbstone kerchief kerfuffle kermes kermes mineral kermes oak kernel kerosene kerosene lamp kettle kettledrum key key key position key ring key up key word keyboard keyhole keynote keynote address keystone kg khaki khakis Khyber kibla kiblah kick kick çağın gerisinde kalmamak. çağa ayak uydurmak. bordür taşı. anahtar ta şı. koruma. 2.. seğirdim yapmak. i. perdesini yükseltmek. k ırmızmeşesi. 4. f. s. Kenyalı. varek. Celtic. (koyu) bej. anahtar halkas ı. madenk ırmız. 3. 4.. ses perdesi. 2. köpek kulübesi. 1. cevher. f.. 2. (koyu) bej üniforma. i. tanımak.keep up with the times keep watch keep/hold s. i. müz. 2. s. (yol kenarındaki) bordür. argo 4. keg(s). 3. dayanak. to -e göre ayarlamak. i. küçük f ıçı.. bilgi alanı. 2. andaç. 3.. bak. --s i. i. çifte atmak. şı gelme.. uyum.. anahtar. 4. 5. qibla. dili şamata. zemberek kurgusu. -e uydurmak. timbal. k. --ning) İskoç. tekmeleyerek kovmak. ana nota.. esas. i. 2. iç. -e uygun duruma 7. 1. anahtar deliği. dili k. Celt. s. temel taşı. (silah) geri tepmek. boyun atkısı. i. i. kilitlemek. kendini göstermemek. 1. (koyu) bej pantolon. 2. birini/bir hayvanı sindirmek. kilogram(s). i. i. 3. gaz. klavye. Hayber. görüş alanı. sertlik. tahıl tanesi. gürültü patırtı. i.

tekme vurmak. i. i. i. yakınan kimse. k. i. i. 5. 2. k.. düdili baztaşınmak. ihmal etmek. fırın. 1.o. s. İng.kick a goal kick around kick ass kick at kick back kick off kick over the traces kick s. kill two birds with one stone i. böbrek. i. mahvetmek. fiz. 2. k. kill the fatted calf kill the goose that lays the golden k... kilogram. hoşça vakit geçirmek. --ping/--ing) (fidye için) (birini) kaç ırmak. . kilogram. i. kilogramkuvvet. vuran şey/kimse. 2. 3. e ğlenceye dalmak. (--ped/--ed. 3. egg zaman öldürmek. diyar diyar dola şmak. kiddy. i. barbunya. futbol oyuna ba şlama vuruşu. fiz. öldürmek. dili çocuk. bak.. 1. dili büyük bir kar şılama töreni hazırlamak. vurgun (av). katil. kendini zevke vermek. dili şikâyetçi. 2. öldürme. 2. k. oğlak. y ıpratıcı. argo çok güldürmek. dili ufak k ız kardeş. kill time bir taşla iki kuş vurmak. kilokalori. böbrek makinesi. f. i. bir tür barbunya fasulyesi. dili ufakişletmek. 1. fiz. ocağı. k. argo konuyu/tartışmayı etkileyecek gizli 2. iki işi birden görmek. (--ded. bak. komisyon.. 1. ölmek. tuğla/kireç k. k. mortoyu çekmek. kilo. öldürücü. killer killing kiln kiln-dry kilo kilocalory kilocycle kilogram kilogram-force kilogramme kilogram-meter kilohertz kilojoule i. eğlenmek. i. kid-glove. argo rü şvet vermek. nokta. --ding) 1. argo nalları dikmek. f. dili tak ılmak. (zaman ı) hepsini öldürmek. fiz. s. 2. k ılıçtan geçirmek. dili. katletmek. 3. i. i. k. kilo. (tüfek) geri tepmek. f. dili vurgun. yorucu. kötüye kullanmak. 1. ölmek. i. i.. 1. k ıyameti koparmak. kilogrammetre. büyük kazanç. diyaliz makinesi. kilohertz. bak. şünüp ılarına dünyanın kaç bucak olduğunu göstermek.dizginleri koparmak. f. 4. i. mortoyu çekmek. 2. gülmekten öldürmek. argo çok çekici kimse. ocakta kurutmak. öldüren şey/kimse. kilosikl. yok etmek. birini işten çıkarmak. 3. 4. i. k. dalga geçmek. 2. dili uyu şturucu bağımlılığından/sigara tiryakiliğinden kurtulmak. i.. k. 2. kilogram. k. k. dili birini kap ı dışarı etmek. dili çocuk. fazla nazik. k. dili çok komik... etkisiz hale getirmek. 1. 3. out kick the bucket kick the habit kick up a row/fuss kick up a row/make a row kick up one´s heels kick up one´s heels kickback kicker kickoff kid kid brother kid sister kiddie kiddy kid-glove kid-gloved kidnap kidney kidney bean kidney machine kill kill off topa vurup gol atmak. futbol oyuna ba şlamak. kilojul.. argo rü şvet. dili 1. argo nallar ı dikmek. keçi yavrusu. oğlak doğurmak. dili başlama. k. dili altın yumurtlayan kazı kesmek. k. 2. çıngar çıkarmak. erkek karde ş. dili kavga ç ıkarmak. 1. 1. k. s. hır çıkarmak.

1. i. iyilikçi. Kirghizistan.. kilometre. 1. bar temas. iyilikseverlik. yakınlık. 2. 2. i. 2. (çoğ. k. 1.. İng. bak. İskoç erkeklerinin giydiği eteklik. kin) akraba. 2. 2. i. tar. 1. iyi. uyku. s. i. f. i. iyilikten kaynaklanan. (belirli bir iş için kullanılan) malzeme/alet takımı: first-aid kit ilkyardım çantas ı. 2. 2. kilit noktasında bulunan kimse. 5. 3. i. bak. cins. z. merhametli. vurulup ölmek. fiz. iyilik. k. bak. biyol.. dolaşık. i. K ırgızistan. sevecen. şekerleme. ateş almak. s. 3. h ızbilim. mutfak dolab ı. ğilimleri/fikirleri olan. bak. kilolitre. i. satranç king. 4. birbirine benzerlik. Kırgızca. 2. (birinin kaldığı) yer/ev/oda. dili seksle ilgili garip e 1. akrabalar. k ıvırcık (saç).. kinetik enerji. Kir. mağlup olmak. iyi. 1. kinetik sanat. çok büyük. (çoğ. 2. ağrıyı öpücükle geçirmek. 1. s.. 2. i. eviye. 1. bak. iyiliksever. dili ola ğandan daha büyük. 2. buse. kilometer. Kirghizia. iyilikçilik. bak.. i. kiloliter. 1. 1. kinetik. s. garip fikir. 2. uyanmak. iyiliksever. akrabal ık. . monte edilmemiş takım. İng. 1. âlem. sevecen. i. 1. hafifçe dokunmak. tutu şturmak. 2. tutuşmak. 1. i.. akrabalık. anaokulu. isk. i. bir konuda en usta kimse. kinetik. f. 2. 1. halat. --ping) İng.. dili. s. i. mutfak. i.. s.. 2. şah. akraba. telephone kiosk telefon kulübesi. k. iyi kalpli. dili (down) (on) (bir yere) yatıp uyumak. öpmek. tel veya ipin dola şması. kim. 3..kiloliter kilolitre kilometer kilometre kilowatt kilt kin kind kind kindergarten kindhearted kindle kindly kindness kindred kinetic kinetic art kinetic energy kinetics king king orange kingdom kingfisher kingpin king-size king-sized kink kinky kinship kiosk kip kipper Kirghiz Kirghizia Kirghizistan Kirgiz Kirgizia Kirgizistan kiss kiss and be friends kiss away the hurt kiss the dust kit kitchen kitchen cabinet kitchen garden kitchen sink i. Kyrgyzstan. yanmak. papaz. iyi. s.. hafifışmak. sebze bahçesi.ghiz) Kırgız. (bir i. king-size. 1.. akraba olan. kapris. aynı türden. (--ped. şeker. öpü şmek. öpücük. i. 2. sevecenlik. lütfen: Will you i. k.. lütuf. fistan. İng. 2. karışık. boyun e ğmek. f. merhametlilik. i. bula şık teknesi... ayn s. f. 1. iyi niyetli. i. k. iskelekuşu. 3. i. i. 1. kindling (wood) ç ıra. kral.. kilovat. yakmak. 2. krallık. Kırgız. ba şta olan kimse. öpüş. Kirghiz. İng. kulübe: newspaper kiosk gazete kulübesi. i. en önemli kişi. kink. dili 1. çiroz. uyandırmak. nevi. çeşit. i. dili en nüfuzlu ki şi. (birinin yattığı) yatak. birbirine benzer. s. iyilik. (balığı) tuzlayıp tütsülemek/kurutmak. mü şfik/merhametli bir şekilde. yalıçapkını... s. i. İng. i. bak. merhametli. i. Kırgızca. soy. tür. (parkta bulunan ve büyük bir kameriyeye benzeyen) i. k. ı soydan. i.

hilekâr kimse. f. kleptomani. marifet. diz altından büzgülü bol pantolon. s. i. 2. 1. 2. i. 1. (--bed. matem çan olacağı kneel. vale. ustalık. kara haber. s ıkı sıkıya bağlamak. 1. 2. tepke olarak yapılan. s.. i. düşünmeden yapılan. diz eklemi. bıçak bileyici alet. bıçakla kesmek.. süs e şyası. ufak mutfak. know. i. İng. dili çok k ısa boylu. 3. herhangi bir şeyin yok i. diz üstü oturmak. knife. örgü. 1. 2. tokmak ğı. bıçaklamak. şövalye. (knelt/--ed) 1. 1. knives) bıçak. o ğlan. çakı.. 2. ustalıklı iş. topuz. diz. 1. İng. diz büküp selamlamak. kadın külotu. bileği. örme. s. kilometer(s). i. encik.. i.. argo saloz. yumru. kitty. yoğurmak. örme. ı. örgü şişi. golf pantolonu. 2. i. f. (--ted/knit) 1. haberi. örgü makinesi. 1. i. bir ters örmek. 4. i. bak. 1. (kaşları) çatmak:şya. 2. kivi. kivi. yavru kedi. f. diz boyunda. kedi. zool. yuvarlak tepe. çoğ. f. --bing) s. f. diz çökmek. örülmü ş. bot. masaj yapmak. bıçak bileyici. of butter bir parça tereya gibi. şiş. 1.. i. dize kadar yükselen.kitchen sink kitchenette kite kitten kitty kittycat kiwi kiwifruit kleptomania kleptomaniac klutz km knack knackered knapsack knave knead knee knee joint knee-deep knee-high knee-high to a grasshopper knee-jerk kneel knell knelt knew knickerbockers knickers knickknack knife knife grinder knife sharpener knight knit knit goods knit one. çoğ. i. yumrulu. örme e şya/giysiler. k. 2. ufak parça: a knob yumru yumru. hüner. çaylak. çok yorgun. örgü işi. top. 1. 3. tepecik. 1. bak. bacak. golf pantolonu. isk. tav şan yavrusu. f. f. 2. 3. 1. i. s. i. 2. s. i. dangalak. i. pisi. hoşaf gibi. i. purl one knitted knitting knitting machine knitting needle knitting needle knitting work knitwear knives knob knobby eviye. ölüm haberi. i. 2. i. (çoğ. Ka şlarını çattı. zool. dili bitkin. k ıs. k. uçurtma. i. kleptoman. satranç at.. . i. knit his brows. 2. 4. sırt çantası.. bir düz. örgü şişi. İng. örmek. argo arkadan vurmak. i. tokmak. biblo. birleştirmek. enik. i.. i. bak. 2. 2. bak. 3. kivi (meyve). (kemik) kaynamak: The örme e He triko eşya. 3. pisipisi. 1. diz boyu derinliğinde. 2.

parmağın oynak yeri. uyanık olmak. i. (knew. deniz mili: twenty knots saatte yirmi mil. 2. 2.b.o. f. 3. 1. düğümlü. k. i. teslim olmak. 4. far. 1. k.. 3. bir şeyi eksiksiz bir şekilde bilmek. k. paydos etmek. know. işe koyulmak. -i bilmek. zeki. 3. 3. k. dili bir yerin girdisini ç ıktısını bilmek.. boğum boğum. bilgi. uyandırmak. fiyatta indirim yapmak. 2. mezatta çekici vurup mal ı son fiyatı verenin üzerine b ırakmak. by sight only know s. k. bilinen. 4. i. 4. 1. 2. 3. 2. i. usulünü bilmek. i. argo (kadında) göğüs. 2. tekrar vuruntu/detonasyon yapmak. düğüm. boğum. güçlük. çaresini bilmek. i. haber. at/on -i çalmak. bilgi ve tecrübeden do ğan güç. seçmek. 3. k. birinin pestilini/can ını çıkarmak. k. 2. bilmek. k. k. dili yapıvermek. ampul. haberdar k. s. 2. boğum. dili (elektriği. dili (geçici olarak) i şi bırakmak. olmak. dola şmak. birini sadece yüzünden tan ımak. argo öldürmek. k. 6. emin olmak. çok bilmi ş.. (fiyatı) indirmek. devirmek. 2. bilgili. dili birini hayran etmek/mest etmek. dünyada olup bitenleri bilmek. k.t. yetenek. yürürken dizleri birbirine çarpan. dili demir mu şta. s. 1. bağ. kararlı olmak. oto. 2. up knock s. 2. i. 4. f. sersemletici. s. --es) alabaş. malumat.. kasten. (--ted.knock knock about knock at the door knock down knock off knock off work knock on the door knock out knock over knock s. dili işi bırakmak. ne istedi ğini bilmek... dü şmana çok zarar veren (saldırı). yumrukla yere devirmek. tokmak. dili (ilaç) birini uyutmak. dili ne yap ılması gerektiğini iyi bilmek. . s. dili bilgi. çarpık çan. bak. --n) 1. 1.. kapı tokmağı. --ting) 1. 1. paydos etmek. dili k ıran kırana (dövüş). kapıyı çalmak. k. tepecik. -e vurmak. bir şeyleri bildiğini ima eden (bakış). i. out knock s. vurmak. çabucak hazırlamak. 3. i. telefon hattını v. meme. mola vermek. birini (bir darbeyle) yere yıkmak/nakavt etmek. toku şmak. 5. budaklı. rabıta. şıpınişi yapıvermek. 1. bacaklı. şeytan. k. i. dili ilgilendiği konuyu iyi bilmek. 1. İng. against/into -e çarpmak. s. 1. argo soymak. küme.o. İng. bilgi. bak. bilerek. (çoğ. birbirine çarpmak. argo birini hamile b ırakmak. tan ımak. 2. k. farketmek. dili oradan orayaknock on the door. dili birini dili birini çok yormak. 1. zorluk. düğüm düğüm. 3.. off the price knock together knock up knock-down-drag-out knocker knock-kneed knockout knoll knot knotty know know know all the wrinkles know how to know one´s own mind know one´s own mind know one´s stuff know one´s way around a place know s. 3. olmak. muhteşem. karışık.tekrar vurmak. 5. boyun e ğmek. s. 1. dili dünyada olup bitenleri bilmek. budak. 4. 4. i. ask. 1. den.. z. haberi f. açıkgöz. 2. çıngırak. dili gerçek ç ıkarının nerede olduğunu bilmek.´ni) kesmek. tartaklamak. k. k. k. dili işin bütün yönlerini bilmek..o. bilgisi olan. dolaşık. İng. 3. tatil etmek. -in usulünü bilmek: Do you know how to swim? Yüzmeyi biliyor musun? kendi fikrini bilmek. k. şiddetle sarsmak. boks nakavt. 6. s. dili çok güzel. bile bile. k. i. malumat. mak. çarpmak. dili kıran kırana dövüş.t. cold know the ropes know the ropes know the score know what´s what know which side one´s bread is buttered on know-how knowing knowingly knowledge knowledgeable known knuckle knuckle down knuckle under knuckledusters kohlrabi f. kurnaz.

Kırgız. kolayla ştırıcı. 1. 1. K