İNGİLİZCE

a a bad egg a bad lot a bad mark a bad sailor a bad turn a bare chance a bit a bitter pill a black eye a bottle of milk a broken reed a can of worms a cappella a cappella a card up one´s sleeve a case in point a chip off the old block a citizen of Turkey a contradiction in terms a couple of a couple of minutes a crack shot a cursory glance a cut above a dab of a dark day a dead loss a demanding boss a demanding job a desperate situation a drain on the resources a drink of water a drive for funds a drop in a bucket a dry speech a fainting fit a fat chance a feast for the gods a feather in one´s cap a feather in one´s cap a feeling of insecurity a few a fifth a figment of the imagination a fine distinction

TÜRKÇE s. (ünsüzlerden önce) 1. bir, herhangi bir: We went on a sunny day. Güneşliğeri günde gittik. They´ve bought a house. Ev aldılar. In this argo ci bir beş para etmez adam. k. dili sa ğlam ayakkabı değil, sütü bozuk; it kopuk. k ırık not, kötü not. deniz tutan kimse. kötülük. zayıf bir ihtimal. biraz. acı bir reçete/ilaç, beraberinde zorluklar getiren bir çözüm yolu. morarm ış göz. bir şişe süt. k. dili güvenilmez kimse/ şey. k. dili içinden ç ıkılması zor bir durum; çözümlenmesi güç bir problem. z. herhangi bir çalg ının eşliği olmadan, çalgısız, enstrümansız (şarkı söylemek). s. 1. çalg ı eşliği olmadan şarkı söyleyen (koro). 2. çalgısız, enstrümansız (müzik). k. dili kurtar ıcı. söz konusu edilen şeyin bir örneği. k. dili hık demiş babasının burnundan düşmüş. Türk vatanda şı. sözlerde çelişme. 1. iki. 2. birkaç. birkaç dakika. keskin nişancı. göz gezdirme. k. dili -den bir gömlek üstün. azıcık: Put a dab of the ointment on the wound. Yaraya merhemden biraz sür. 1. karanlık gün. 2. kötü gün. bir işe yaramayan nesne/kimse. çok iş bekleyen patron. çok emek isteyen iş, zahmetli iş. vahim bir durum. bütçeye yük olan şey. bir bardak su. para toplamak için aç ılan kampanya. k. dili devede kulak. yavan söz, tats ız konuşma. have s.t. dry-cleaned bir şeyi kuru temizleyiciye vermek, bir şeyi temizletmek. baygınlık nöbeti. 2. (güçlü bir duygunun patlak verdiği) an: He threw it away çok zayıf anger. Bir hiddet an ında onu çöpe attı. argo in a fit of bir ihtimal.

şahane bir ziyafet. k. dili koltuklar ı kabartan başarı. övünülecek ba şarı.
güvensizlik duygusu. birkaç. A.B.D. (içki ölçüsü) galonun be şte biri, 84 santilitre. hayal ürünü, hayal mahsulü. ince fark.

a fit of nerves a flight of stairs a fool´s errand a friend of mine a friend of ours a fright a full week a gleam of hope a glimmer of hope a good a good command of a good deal a good deal/a great deal a good distance off a good loser a good many a good provider a good turn a good turn a good way a great many a hard act to follow a hard nut to crack a hard/tough nut to crack a heavy sea a hell of a lot a horse of another color a host of a howling success a kilo of bananas a kind of millionaire a knockout à la carte a labor of love a labor of love a large proportion of the profits a lasting impression a leading question a length of piping a little a little bit a little terror a live issue a long face a long haul a long shot a long shot

sinir krizi. bir kat merdiven. saçma bir iş. bir dostum. dostlarımızdan biri, bir dostumuz. k. dili korkunç derecede çirkin, tuhaf veya insan ı şoke eden kimse: She looked a fright in 2. olaylarla dolu bir hafta. 1. tam bir hafta. that wig. O perukla görünümü korkunçtu. bir ümit ışığı. bir ümit ışığı. 1. epey, epeyi, bir hayli; birçok: He was there a good while. Orada epey kaldı. A good (bir dili) rahatcamellias were in bloom. Birçok kamelya çiçek (a language) many of the konu şabilme. 1. çok: That cost him a good deal. Ona pahal ıya mal oldu. Its climate is a good deal like Cairo´s. Havas ı Kahire´ninkine çok benziyor. 2. k. dili birçok, bir hayli. epey uzakta. oyunu kaybedince k ızmayan kimse. birçok, hayli. ailesine iyi bakan kimse. bir iyilik: He did me a good turn. Bana bir iyilik etti. iyilik. k. dili 1. hayli mesafe. 2. iyi bir çare/yol. pek çok. aşılması/ulaşılması zor bir başarı. k. dili 1. ba şarılması zor iş. 2. çetin ceviz. k. dili çetin ceviz. dalgalı deniz. argo çok fazla. tamam ıyla farklı bir konu. bir sürü. büyük bir ba şarı. bir kilo muz. milyoner gibi bir şey. k. dili çok güzel/fevkalade biri/bir şey. alakart. hatır/zevk için yapılan iş, gönüllü yapılan iş. k. dili hatır için yapılan iş. kârın büyük bir bölümü. derin bir iz; büyük bir etki. verilecek cevab ı belirleyen soru. (belirli uzunlukta) bir boru parças ı. biraz: Give me a little time. Bana biraz zaman verin. azıcık, bir parça. k. dili çok yaramaz/ha şarı çocuk, canavar. günün önemli sorunu. ek şi yüz. 1. uzun ta şıma mesafesi. 2. uzun süren zor bir iş. ufak bir ihtimal. başarı ihtimali az olup gerçekleşince kazancı çok olan bir iş.

a long way off a lot a lot of a man in my position a man of few words a marked difference a marked man a matter of indifference a matter of life and death a matter of life and death a matter of two dollars a mess of a minus quantity a modicum of a month hence a month of Sundays a new lease on life a number of a pack of cards a pack of lies a pair of denims a pair of dungarees a pair of scales a pair of scissors A penny for your thoughts. a piece of cake a pillar of society a play on words a plum job/post a poor shot a pretty penny a priori a private person a proud day for us a quick one a raft of a ray of hope a ready pen a remote chance/possibility a request for help a ripple of conversation A rolling stone gathers no moss. a round peg in a square hole a run of luck a running battle a safe bet a scrap of evidence

çok uzakta. çok: They like her a lot. Ondan çok ho şlanıyorlar. She´s a lot better. O çok dahaçok ( şey): She bought a lot of books. Çok kitap aldı. çok/pek iyi. benim durumumda olan bir adam. az konuşan adam. belirgin bir fark. mimli adam, mimlenmiş adam. ilgilenmeye de ğmeyen sorun. ölüm kalım meselesi. ölüm kalım meselesi. iki dolar meselesi. bir yemeklik (ye şillik). sıfırdan aşağı miktar. 1. zerre kadar, bir nebze: There´s not a modicum of truth in it. Onda zerre kadar hakikat yok. 2. az bir miktar; pek az: He drank only a modicum of bundan bir ay sonra. çok uzun bir zaman. (hastalıktan/üzüntüden sonra) yeniden hayata başlama. birtak ım, birkaç. iskambil destesi. bir sürü yalan. kot pantolon, cin; blucin. blucin, kot. terazi. makas. k. dili Ne dü şünüyorsunuz? k. dili çok kolay bir iş. topluma dayanak olan kimse, nüfuzlu kimse; bir yerin e şrafından olan biri. kelime oyunu. çok iyi bir iş, herkesin istediği bir iş. nişancı olmayan kimse, hedefi iyi vuramayan kimse. k. dili epeyce para, külliyetli miktarda para. s. önsel, apriori. kendinden bahsetmekten kaç ınan kimse. bizim için övünç dolu bir gün. k. dili çabuk içilen/içilmi ş bir içki. bir yığın, bir sürü, pek çok. umut ışığı. iyi yazı yazma yeteneği. uzak bir ihtimal, ufak bir olas ılık. yardım dileme. dalga gibi yükselip alçalan konu şma sesi. Yuvarlanan ta ş yosun tutmaz./İşleyen demir pas tutmaz. bulunduğu yere hiç uygun olmayan kimse. clothes-peg i., İng. çamaşır mandalı. şans zinciri. uzun süren bir ihtilaf. elde bir. çok ufak bir delil.

a sea of faces a sense of responsibility a shade a shot in the arm a shot in the dark a sight a spate of a square deal a stomach upset a stormy passage a tissue of lies a trifle a twist of the wrist a vintage year a wad of gum a wee bit a week off a whale of a a white lie a whole lot of a wodge of a world power A, a A1 AA AB aback abacus abaft abaft abalone abandon abandon abandon hope abandon o.s. to abandon ship abandoned abandonment abase abase o.s. abasement abash abashed abashedly abate abatement abattoir

insan kalabalığı. sorumluluk duygusu. biraz, azıcık: Lower your voice a shade. Sesini biraz alçalt. birine birdenbire moral veren bir şey. körü körüne bir deneme. k. dili çok daha: It´s a sight dirtier than I thought it´d be. Tahmin ettiğimden çok daha kirli. pek çok, bir sürü. k. dili adil bir anla şma. mide bozuklu ğu. fırtınalı deniz yolculuğu. bir sürü yalan. biraz, azıcık. hüner, ustalık. 1. kaliteli şarabın elde edildiği yıl. 2. başarılı bir yıl. pabuç kadar çiklet. k. dili 1. azıcık, birazcık. 2. oldukça. 1. bir haftalık izin. 2. bir hafta sonra. k. dili 1. çok büyük: a whale of a difference çok büyük bir fark. 2. müthi ş, dehşet,ız yalan. zarars çok güzel: a whale of a novel müthiş bir roman. k. dili pek çok: A whole lot of people don´t approve of this. Pek çok ki şi bunu yığın, bir sürü: He laid a wodge of papers on the table. Masaya bir 1. bir hoş görmüyor. sürüdünya çap ında bir güç. bir parça: a wodge of chocolate koca bir pol. evrak koydu. 2. koca/iri i. 1. A, İngiliz alfabesinin birinci harfi. 2. müz. la notası. 3. en yüksek not veya dili birinci s ınıf, klas; çok harf. s., k. en iyi kaliteyi simgeleyen kaliteli. k ıs. Alcoholics Anonymous. i. Adsız Alkolikler (alkolizmle savaşan bir grubun ad ı). k ıs. Artium Baccalaureus. i. lisans. z. i. sayıboncuğu, abaküs, çörkü. z., den. k ıçta, kıç tarafında. edat, den. gerisinde, arkas ında: abaft the beam kemerenin gerisinde. i., zool. abalon (bir deniz kabuklusu), Haliotis. f. 1. terketmek, b ırakmak: Don´t abandon me here! Beni burada bırakma! He abandoned shamanism and kapılma, a Muslim. Şamanizmi bırakıp i. 1. kendini (bir şeye) kaptırma, became kendini bırakma. 2. coşku. ümidi kesmek. kendini (bir şeye) kaptırmak/vermek: She abandoned herself to the music. terketmek. ğe kaptırdı. You´ve abandoned yourself to drink. gemiyi Kendini müzi s. 1. terkedilmiş, bırakılmış, metruk. 2. coşkulu, coşkun. 3. ahlaksız; utanmaz. i. 1. terk, b ırakma. 2. bak. abandon 2. f. -in kibrini k ırmak; alçaltmak. kendini alçaltmak. i. (-in) kibrini k ırma; alçaltma. f. utandırmak, -in gururunu incitmek. s. utandırılmış, gururu incitilmiş. z. utanarak, gururu incitilmi ş bir halde. f. 1. azalmak; hafiflemek: The wind had abated. Rüzgâr hafiflemi şti. 2. azaltmak; hafifletmek: This will abate the fever. Bu ate şi düşürür. i. 1. azalma; indirilme; hafifleme. 2. azaltma; indirme; hafifletme. i., İng. mezbaha, kesimevi.

abbess abbey abbot abbr abbreviate abbreviation ABC´s ABCs abdicate abdication abdomen abdominal abdominal cavity abdominal region abduct abduction abed abelia aberrant aberration abet abetment abetter abettor abeyance abhor abhorrence abhorrent abide abiding ability abject abjure Abkhas Abkhas Abkhasia Abkhasian Abkhasian Abkhaz Abkhaz Abkhazia Abkhazian Abkhazian abl ablative ablative ablaze

i. (kadınlar manastırında) baş rahibe. i. manastır. i. (erkekler manast ırında) başkan, başkeşiş. k ıs. 1. abbreviation kıs. (kısaltma). 2. abbreviated kıs. (kısaltılmış). f. k ısaltmak. i. 1. k ısaltma, bir sözcüğün veya söz grubunun kısaltılmış şekli. 2. k ısaltma, kısaltma işi. alfabe. 2. abece, alfabe, bir işin en önemli bilgileri: i., çoğ., k. dili 1. abece, He still hasn´t bak. ABC´s.ABC´s of the job. İşin abecesini hâlâ sökemedi. i., çoğ., k. dili, learned the f. 1. (kral/kraliçe) tahttan çekilmek, tac ını ve tahtını terketmek; yüksek bir mevkiden çekilmek. tac ını ve tahtını terketme; yüksek (tac ını ve tahtını) i. 1. tahttan çekilme, 2. (kral/kraliçe) (tahttan) çekilmek, bir mevkiden çekilme.1. kar ın. 2. (böcek gövdesinde) karın. i., anat. 2. (tahttan) çekilme; (yüksek bir mevkiden) çekilme. 3. s., anat. 1. karna ait. 2. (böcek gövdesindeki) karna ait. karın boşluğu. karın bölgesi. f. (birini) kaç ırmak. i. (birini) kaç ırma. z., eski yatakta. i., bot. abelya, Abelia. s. 1. anormal. 2. istisnai. i. 1. (doğru/doğal/normal olandan) sapma. 2. ruhb., gökb. sapınç, aberasyon. 3. 1. sapkı. f. (--ted, --ting)tıb. yardakç ılık etmek; kışkırtmak, tahrik etmek. 2. yardımda bulunmak. ılık etme; kışkırtma, tahrik etme. 2. yardımda bulunma. i. 1. yardakç i., bak. abettor. i. 1. yardakç ı; kışkırtıcı. 2. yardımda bulunan biri. i., huk. 1. uygulanmama: That rule has since fallen into abeyance. Sonra o (--red, uygulanmasından vazgeçildi. 2. sahipsiz kalma/olma, f. kuralın--ring) iğrenmek; iğrenip uzak durmak. i. iğrenme; iğrenip uzak durma. s. iğrenç. f. 1. by -e göre hareket etmek/davranmak; (vaade/karara) sad ık kalmak. 2. kalıcı,uymak, baki. s. by -e daimi; -e riayet etmek. 3. çekmek, tahammül etmek; -e i. yetenek, kabiliyet; dirayet. s. 1. rezil, berbat (bir durum); son derece kötü: She had never seen such abject poverty. Hiç öyle bir sefalet görmemi şti. He was an abject liar. Son f. yemin ederek vazgeçmek/reddetmek/inkâr etmek. i. (çoğ. Ab.khas) bak. Abkhaz 1. s., bak. Abkhaz 2. i., bak. Abkhazia. i., bak. Abkhazian 1. s., bak. Abkhazian 2. i. 1. (çoğ. Abkhaz) Abhaz. 2. Abhazca. s. 1. Abhaz. 2. Abhazca. i. Abhazya. i. 1. Abhaz. 2. Abhazca. s. 1. Abhaz. 2. Abhazca. k ıs. ablative. s., dilb. -den haline ait; -den halindeki. i., dilb. -den halindeki sözcük/sözcük grubu. s. 1. yanmakta olan, alevler içinde; tutu şmuş. 2. ışıl ışıl ışıldayan; pırıl pırıl parlayan.

able able-bodied ablute ablution ably ABM abnegate abnegation abnormal abnormality abnormally abnormity abo aboard aboard abode abode abolish abolition A-bomb abominable abominate abomination aboriginal aboriginal aborigine aborigines abort abortion abortionist abortive aboulia abound about about about About face! About ship! about-face about-face about-ship about-turn about-turn above above above above

s. yetenekli, kabiliyetli. s. sağlıklı, sıhhatli. f., şaka y. 1. yıkanmak. 2. yıkamak. i. aptes, gusül, yıkanma. z. ustaca, ustalıkla. k ıs. antiballistic missile. f. 1. feragat etmek; vazgeçmek; feda etmek; (sorumluluktan) kaçmak. 2. inkâr etmek, reddetmek. i. 1. feragat etme; vazgeçme; feda etme; (sorumluluktan) kaçma. 2. inkâr etme, reddetme. s. anormal. i. anormallik. z. anormal bir şekilde. i., bak. abnormality. i., aşağ. yerli, ataları çok eski çağlardan bu yana Avustralya´da yaşamış olan biri. z. (taşıt için) içinde, -de; (taşıt için) içine, -e: All aboard! Haydi binin! edat (taşıt için) içinde, -de: He was aboard the train. Trendeydi. i. 1. ikametgâh, ev. 2. (bir yerde) ikamet etme, oturma. f., bak. abide (4), (5), (6). f. kaldırmak, lağvetmek, ilga etmek; feshetmek. i. kaldırma, lağıv, ilga; fesih. i. atom bombas ı. s. 1. iğrenç, menfur. 2. çok kötü, berbat, pis. f. 1. iğrenmek, nefret etmek. 2. hiç sevmemek, nefret etmek. i. 1. iğrenç/menfur bir şey. 2. iğrenme, nefret etme. i. asıl yerli, ataları çok eski çağlardan bu yana belirli bir yerde yaşamış olan biri. eski ça ğlarda var olan; çok eski çağlardan kalan. 2. ataları çok s. 1. çok eski çağlardan bu1. i., bak. aboriginal yana belirli bir yerde yaşamış olan. i., çoğ. asıl yerliler, ataları çok eski çağlardan bu yana belirli bir yerde ya1. (dölütü) dü şürtmek/almak; -in dölütünü düşürtmek; (dölütü) f. şamış olanlar. düşürmek. 2. (henüz başlanmışken)(dölütü) vermek. 3. düşük yapmak. 4. i. 1. dölüt dü şürtme/alma, kürtaj. 2. -e son düşürtme/alma. 3. başarısızlık. 4. ask., bilg. (uçuşu/işlemi) yarıda kesme. 5. ask., bilg. i. kürtajc ı. s. başarısız. i., İng., ruhb., bak. abulia. f. (in/with) (bir yerde) bol/çok olmak. edat 1. hakk ında, ile ilgili, üzerine, üstüne: I know nothing at all about you. Senin hakk ında hiçbir şey bilmiyorum. I have doubts about them. about z. 1. aşağı yukarı, yaklaşık, az çok; hemen hemen, neredeyse: at Onlar six o´clock saat alt ı sularında. Come about midnight. Gece saat on iki s. ask. Geriye dön! den. Alesta tiramola! i. 1. ask. geriye dönü ş. 2. eskiden savunduğunun tersini savunmaya baask. geriye dönmek. f., şlama. f. (--ped, --ping) den. tiramola etmek. i., İng., bak. about-face 1. f., İng., bak. about-face 2. edat 1. üstünde; üstüne: She was then living in a room above the store. O zamanlar ıda; yukarıdaki: She lives above. Yukarıda oturuyor. He was z. 1. yukardükkân ın üstündeki bir odada oturuyordu.That was above and sitting on the branch above. Yukar ıdaki daldayazıda) eserin bundan A i. 1. the (bir sayfada) yukar ıda yazılanlar; (bir oturuyordu. 2. yukarıya: öncesinde yazıki, yukarıdaki, (sayfanın) yukarısında bulunan; daha önceki s. 1. the yukar ılanlar: As soon as you´ve read the above, give me a call. (bölüm/paragraf/sat ır/sayfa): The above picture depicts the city in 1782.

above all above all above average above average above par above sea level aboveboard aboveboard aboveground above-mentioned abovementioned abovestairs abrade abrasion abrasive abrasive abreast abridge abridgement abridgment abroad abroad abrogate abrogation abrupt abruptly abruptness abscess abscess abscessed abscissa abscond absence absence of mind absence without leave absent absent absent o.s. absent without leave absentee absentee absentee ballot absentee landlord absentee voter absenteeism absently absentminded

her şeyden önce, her şeyden çok. bilhassa, özellikle. ortalaman ın üstünde. vasatın üstünde. tic. yazılı değerin üstünde. deniz seviyesi üstünde. s. 1. dürüst: Be aboveboard with me! Benimle aç ık konuş! 2. yasal, kanuna ayk şekilde. z. dürüst birırı olmayan: It´s completely aboveboard. Tamamen yasal bir s. yerüstü, zemin üstündeki. s. the yukar ıda söz edilen/adı geçen; daha önce söz edilen/adı geçen: It contains an illustration of the above-mentioned picture. İçinde, yukarıda i. the yukar ıda söz edilen/adı geçen şey/kişi; yukarıda adı geçenler; daha önce söz edilen/adupstairs.şey/kişi; daha önce adı geçenler. z., s., i., İng., bak. ı geçen f. aşındırmak. i. 1. s ıyrık. 2. aşındırma; aşınma; abrasyon. s. 1. sinirlendirici, rahats ız edici. 2. aşındırıcı, abrasif. i. aşındırıcı, abrasif. z. yan yana, ayn ı hizada; başabaş. f. 1. (yazılı bir eseri) kısaltmak. 2. azaltmak. i., İng., bak. abridgment. i. 1. yazılı bir eserin kısaltılmış şekli: I don´t read abridgments of novels. Romanların kısaltılmış şeklini okumam. 2. you ever been kısaltma. 3. z. 1. yurtd ışında, dışarıda; yurtdışına: Have(yazılı bir eseri) abroad? Hiç yurtdışına çıktın mı? 2. ev dışında; ortada: That animal ventures abroad i. yurtdışındaki yerler, yurtdışı: Is there any news from abroad? Yurtdışından bir haber varkald ırmak. f. iptal etmek, feshetmek; mı? i. iptal, fesih; kald ırma. s. 1. ani, birdenbire oluveren, apans ız, ansız: They made an abrupt departure. Gitmeleri ani oldu. 2. k k ısa ve ters bir şekilde. an abrupt bir z. 1. aniden, birdenbire, birden. 2.ısa ve ters: He gave me 3. dik/sarpreply. şekilde. 2. k ısa ve ters oluş. 3. diklik, sarplık. i. 1. anilik. i. apse. f. apse olmak. s. apseli, apse olmu ş. çoğ. --s (äbsîs´ız)/--e (äbsîs´i) i., mat. apsis. f. (bir suçtan dolayı) kaçmak, sıvışmak. i. 1. yokluk, bulunmama: We felt her absence. Yoklu ğunu hissettik. He returned after an absence of six months. Alt ı aylık bir aradan sonra dalgınlık. ask. (tekrar dönmek üzere görev yerinden) izinsiz olarak ayr ılma. s. 1. (bir yerde bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan (kişi); (orada art f. ık) bulunmayan (kişi): How many people are absent today? Bugün kaç 1. ç ıkmak, gitmek: I shall absent myself. Çıkacağım. He absented himself for adönmek üzere görev yerinden) izinsiz olarak ayr ılmış olan. ask. (tekrar few days. Birkaç gün yoktu. 2. from -den uzak durmak, -e i. (bir yerde bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan kişi/şey, hazır olmayan kişi.bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan (kişi). s. (bir yerde posta yoluyla verilen oy. kiraya verdiği gayrimenkulden uzakta yaşayıp onunla pek ilgilenmeyen mülk sahibi. oy veren seçmen. posta yoluyla i. 1. (işe, okula v.b.´ne) devamsızlık. 2. kiraya verdiği gayrimenkulden uzakta ya şayıp onunla pek ilgilenmeme. z. dalgın dalgın. s. dalgın.

absinth absinthe absolute absolute majority absolute majority absolutely absolution absolutism absolutist absolutist absolve absorb absorbable absorbed absorbency absorbent absorbent absorber absorbing absorption absorptive abstain abstainer abstemious abstemiously abstemiousness abstention abstinence abstinent abstract abstract abstract abstract art abstract expressionism abstract number abstracted abstraction abstruse absurd absurd absurdity absurdly Abu Dhabi abulia abundance abundant abundantly

i., İng., bak. absinthe. i. apsent. s. 1. tam, eksiksiz: His trust in them was absolute. Onlara olan güveni tamdı. ğunluk.mutlak, saltık, sınırsız: absolute monarchy mutlak monarşi. salt ço 2. pol. salt çoğunluk. z. 1. (äb´s ılutli) (nitelediği sözcükten önce gelince) çok, bayağı: You´re absolutely(günah) Allah taraf ından affedilme; (günah için) af. 2. acıktık! 2. i. 1. Hrist. right! Çok hakl ısın! We´re absolutely famished! Çok aklama, beraat saltç ılık, 3. from (bir sorumlulu ğu/yükümlülüğü) yerine getirmekten i., pol. ettirme. mutlakıyet. s., pol. saltç ı. i., pol. saltç ı. f. 1. Hrist. Allah ad ına (günahı) affetmek. 2. affetmek. 3. aklamak, beraat ettirmek. 4. from (birini) (bir sorumlulu ğu/yükümlülüğü) yerine getirmekten f. 1. (s ıvıyı/gazı/ışığı/sesi) soğurmak, içine çekmek, emmek, absorbe etmek. 2. ö ğrenmek. 3. (dikkati/enerjiyi/zamanı/parayı) almak; (enerjiyi) s. soğurulabilecek, emilebilecek; soğurulabilen, emilebilen. s. tüm dikkatini bir şeye vermiş. i. soğurganlık, emicilik. s. soğurgan, emici, absorban: absorbent cotton hidrofil pamuk. i. soğurgan, emici, absorban. i. soğurucu, emici, absorplayıcı. s. insanın tüm dikkatini toplayan; sürükleyici. i. 1. soğurma; soğrulma; absorpsiyon. 2. öğrenme. 3. (dikkati/enerjiyi/zaman ı/parayı) alma; (enerjiyi) emme. 4. içine alma, s. soğurucu, emici. f. 1. from (bir şeyi) yapmamak: He´s decided to abstain from alcohol. İçki içmemeye karar verdi. 2. oy vermemek, çekimser kalmak. 3. içki i. 1. içki içmeyen biri. 2. oy vermeyen biri, çekimser kalan biri. s. (özellikle yeme içme konusunda) kendini tutan; a şırıya kaçmayan; aşırılıklar bulunmayan. konusunda) kendini tutarak; a şırıya kaçmadan. z. (özellikle yeme içme i. (özellikle yeme içme konusunda) kendini tutma; a şırıya kaçmama, riyazet. i. 1. çekimser oy; oy vermeme, çekimser kalma. 2. from (bir şeyi) kasten yapmama. (bir şeyi) yapmama, riyazet; (yeme içme konusunda) kendini i. 1. (from) tutma. 2. k ıran, riyazetçi. s. nefsini içki içmeme. 3. cinsel riyazet. s. soyut, abstre. i. 1. özet. 2. soyut sanat eseri. f. 1. (äb´sträkt) özetlemek, özet haline getirmek. 2. (äbsträkt´) kafas ını meşgul etmek. 3. (äbsträkt´) çalmak, aşırmak. 4. (äbsträkt´) soyutlamak. soyut sanat. soyut ekspresyonizm. mat. soyut sayı. s. dalgın. i. 1. soyut kavram, soyutlama. 2. soyutlama, soyutlama eylemi. 3. dalgınlık, düşünceye dalmış olma. 4. s. kavranmas ı zor, anlaşılması güç. güz. san. soyutluk. 5. soyut sanat s. saçma, abes, absürd. i. i. 1. saçma olma, saçmal ık, abeslik. 2. saçmalık, saçma söz/davranış. z. 1. saçma bir şekilde. 2. k. dili çok, feci derecede: She´s absurdly rich. Feci derecede zengin. Abu Dabi. i., ruhb. abuli. i. 1. bolluk, çok olma. 2. bereket, bolluk. 3. refah, varl ık ve rahatlık. s. 1. bol, çok. 2. bereketli; feyizli. z. bol/çok miktarda: The fruit trees were now bearing abundantly. Meyve ağaçları artık çok verimli olmuştu.

abuse abuse abuse o.s. abusive abut abutment abysmal abyss AC acacia academic academic academician academy acanthus accede accede to the throne accelerate acceleration accelerator accent accent accentuate accept

i. 1. yetkiyi/görevi kötüye kullanma, suiistimal; do ğru olmayan bir şekilde kullanma; gere ği gibi kullanmama; istismar. 2. kötüleme. 3. kötü f. 1. (yetkiyi/görevi) kötüye kullanmak, suiistimal etmek; do ğru olmayan bir şekilde kullanmak; gereği gibi kullanmamak; istismar etmek. 2. mastürbasyon yapmak. s. 1. kötüleyici; kötü sözlerle dolu; kötü sözler söyleyen. 2. kötü (davran --ting) 1. (on/upon) (-e) biti şmek, bitişik olmak. 2. against -e f. (--ted,ış). dayanmak. i. 1. (köprünün k ıyıya dayandığı yerdeki) ayak. 2. bitişme yeri. 3. bitişme. 4. dayanma. kötü, feci. s., k. dili çok i. dipsiz gibi görünen yer; uçurum. k ıs. alternating current. i. dalgalı akım. i., bot. 1. mimoza, akasya, Acacia. 2. akasya, yalanc ı akasya, Robinia pseudoacacia. 2. teorik, kuramsal. 3. pratik de ğeri/önemi olmayan. 4. s. 1. akademik. resmi, kitabi. ğretim görevlisi. i. üniversite ö i. 1. üniversite ö ğretim görevlisi. 2. akademi üyesi, akademisyen. i. akademi; yüksekokul. i., bot. ayı pençesi, akantus, akant, Acanthus. f. to 1. -e razı olmak. 2. (hükümdar) (tahta) çıkmak. tahta ç ıkmak. f. hızlandırmak; hızlanmak, ivmek. i. hızlandırma; hızlanma, ivme. i. gaz pedalı. i. 1. dilb. vurgu, aksan. 2. dilb. vurgu i şareti. 3. şive. f. vurgulamak. f. vurgulamak.

f. 1. kabul etmek; razı olmak; kabullenmek. 2. (bir şeyi) teslim almak. accept/assume responsibility for -in sorumlulu ğunu üzerine almak. s. kabul edilir, makbul. acceptable i. 1. kabul. 2. (bir şeyi) teslim alma. acceptance i. 1. giriş, geçit. 2. to (biriyle) görüşme imkânı; (bir şeyden) faydalanma access hakk ı/imkânı: He has access ulaşılabilir olma. 3. görüşülebilir olma. 4. i. 1. ulaşılabilirlik. 2. kolaylıkla to him. İstediğinde onunla görüşebilir. 3. accessibility accessible accessible to the public accession accessory accessory after the fact accident accident victims accidental accidentally accident-prone acclaim acclaim acclamation acclimate acclimation acclimatise acclimatization acclimatize kolaylıkla görüşülebilir olma. ulaşılabilen. 3. görüşülebilen. 4. kolaylıkla s. 1. ula şılabilir. 2. kolaylıkla 5. to -den etkilenebilir olma. görüşülebilen. 5. to -den etkilenebilir. halka aç ık.

i. 1. (tahta) ç ıkma. 2. (bir müze veya kütüphanenin koleksiyonuna) yeni al1. aksesuar, eklenti: These are accessories for the new machine. i. ınan eşya, kitap v.b. Bunlar yeni makinenin aksesuarlar ı. 2. (kadın giysisini bütünleyen) huk. suç işlendikten sonra suç ortağı olan kimse. i. 1. kaza (kötü olay). 2. rastlant ı. 3. fels. ilinek, araz. kazaya u ğrayanlar. s. 1. kaza eseri olan, yanl ışlıkla olan. 2. tesadüfen meydana gelen. 3. fels. ilineksel. z. 1. kazara, yanlışlıkla. 2. tesadüfen. s. hep kazaya u ğrayan; sakar. f. 1. bağırarak/alkışlayarak/tezahüratla (birini) (bir şey) ilan etmek: They acclaimed himış. 2. tezahürat. bir tezahüratla onu imparator ilan ettiler. i. 1. övme, alk emperor. Büyük i. 1. bağırarak/alkışlayarak/tezahüratla ilan etme. 2. tezahürat. 3. övme, alk ış. f. 1. alıştırmak, intibak ettirmek: I´m acclimating myself to the customs here. Kendimi intibak ettirme. 2. alışma, intibak2. (to) (-e) alışmak, intibak i. 1. alıştırma, buradaki âdetlere al ıştırıyorum. etme. f., İng., bak. acclimatize. i. 1. alıştırma, intibak ettirme. 2. alışma, intibak etme. f. 1. alıştırmak, intibak ettirmek. 2. alışmak, intibak etmek.

accolade accommodate accommodate o.s. to accommodate one´s pace/step to accommodate their differences accommodating accommodation accommodation ladder accompaniment accompanist accompany accomplice accomplish accomplished accomplishment accord accord accordance accordant according as according to according to all accounts according to Hoyle according to one´s own lights according to plan accordingly accordion accordion accost account account book accountable accountant accounting accounts payable accounts receivable accrue accumulate accumulation accuracy accurate accusation accusative accusative accuse accused accustom

i. 1. ödül. 2. övgü: It received accolades from all the newspapers. Tüm gazetelerden övgüler ald The cell had lastly accommodated a drunkard. f. 1. almak, bar ındırmak: ı. Hücre en son bir ayya şı barındırmıştı. This room can accommodate four -e ayak uydurmak, -e uyum sa ğlamak. birine ayak uydurmak. aralarındaki anlaşmazlıkları uzlaşma yoluyla gidermek. s. uysal, yumu şak başlı. i. 1. kalacak yer: In that region accommodation for the traveler is hard to find. borda iskelesi. den. O bölgede konaklama yeri zor bulunur. 2. uzla şma: Have you i. 1. müz. e şlik. 2. to -e eşlik eden şey: It´s a nice accompaniment to the roast. Rostoyla beraber güzel. i., müz. e şlik eden kişi, eşlikçi. f. 1. eşlik etmek, refakat etmek, beraberinde gitmek. 2. müz. eşlik etmek, refakat etmek. 3. ile beraber (bir şey) yapmak: He accompanied the curse i. suç orta ğı. f. başarmak, becermek, üstesinden gelmek. s. 1. işini iyi bilen, usta. 2. sosyetenin görgü kurallarını ustalıkla uygulayabilen.becerme, üstesinden gelme. 2. başarı, başarılan iş. 3. i. 1. başarma, marifet. devlet aras ında olan) anlaşma. 2. uyum, ahenk. 3. uyuşma, i. 1. (iki mutabakat. uymak, ile ba ğdaşmak, -e uygun olmak/gelmek. 2. with -e f. 1. with -e yak ışmak, -e uygun gelmek/düşmek. 3. vermek:them were delayed for i. verme: The accordance of these privileges to He accorded them that five years. Bu imtiyazlar ın onlara verilmesi beş senelik bir gecikmeye s. bağ. -e göre. z. 1. İki seçeneği olan bir durumu belirtir: You can stay or go, according as you uygun olarak: veya gidebilirsin, nas ıl istersen. It can edat 1. -e göre, -elike. KalabilirsinArrange yourselves according to your height! Boy s ırasına girin! 2. -e göre, (birinin) dediğine/gösterdiğine göre, tüm anlattıklarına göre: He was drunk, according to all accounts. Tüm anlattıklarına göre sarhoştu. usulüne göre, usulen. kendi inançlar ına göre. planlandığı gibi, planlanana uygun bir şekilde. z. 1. ona göre, öyle, öylece: He told me to shoot him, and I acted accordingly. i. akordeon. Kendisini vurmam ı istedi; ben de öyle yaptım. 2. bu yüzden, s. akordeon gibi aç ılıp katlanan, akordeon: accordion door akordeon kapı. f. 1. yakla şıp/gidip (birine) bir şey söylemek. 2. para karşılığında seks teklif etmek. i. 1. hesap. 2. röportaj; (birinin) anlatt ığı. f. for -i anlatmak, -i açıklamak, -i izah etmek. hesap defteri. s. sorumlu. i. muhasebeci. i. muhasebe. tic. alacaklılar hesabı. tic. borçlular hesab ı. f. 1. birikmek. 2. to -e gelmek: What advantages will accrue to us from this? Bunun bize ne gibi faydalar ı olacak? f. toplamak, biriktirmek; toplanmak, birikmek, y ığılmak. i. 1. birikim, birikme. 2. birikinti. i. 1. doğruluk. 2. yanlış yapmamaya özen gösterme. s. 1. doğru, tam. 2. yanlış yapmamaya özen gösteren. i. suçlama. s., dilb. -i haline ait; -i halindeki. i., dilb. -i halindeki sözcük/sözcük grubu. f. suçlamak, itham etmek. s. sanık. f. alıştırmak.

ace ace an exam acetone acetylene ache achieve achievement acid acknowledge acknowledgment acne acorn acoustics acquaint acquaint o.s. with acquaintance acquiesce acquire acquisition acquisitive acquit acquit o.s. well acquittal acre acrid acrobat acrobatic acrobatics acronym across across the board across the way act act as act in unison act on a suggestion act on s.o.´s advice act up acting action activate activation active active service active verb activism activist

i. 1. isk. as, birli. 2. k. dili uzman, eksper. s., k. dili i şinin ehli, as. f. k. dili s ınavda (dokuz ila on arasında) yüksek bir not almak. i. aseton. i. asetilen. i. ağrı, sızı, acı. f. ağrımak, sızlamak, acımak. f. başarmak, yapmak; elde etmek, kazanmak. i. 1. başarı. 2. elde etme, kazanma. i. asit. s. 1. asit. 2. i ğneleyici: an acid remark iğneleyici bir söz. f. 1. (bir gerçe ği) kabul etmek. 2. (bir şeyin alındığını/farkedildiğini) bildirmek. i. 1. (bir gerçe ği) kabul etme. 2. (bir şeyin alındığını/farkedildiğini) bildirme. 3.akne, ındı. i. tic. al ergenlik. i. meşe palamudu. i. akustik. f. 1. bilgi vermek, haberdar etmek. 2. tan ıtmak: This book is designed to acquaint its readers with new developments in the field of genetic hakk ında bilgi edinmek. i. tanıdık, tanış. f. boyun e ğmek, katlanmak, kabullenmek. f. 1. elde etmek, edinmek, almak. 2. kazanmak: acquire a bad reputation kötü bir etme, edinme, alma. 2. kazanma. 3. elde edilen şey, edinti. i. 1. eldeşöhret kazanmak. s. bir şeyler elde etmeye çok hevesli, mal canlısı, açgözlü. f. (--ted, --ting) aklamak, temize ç ıkarmak, beraat ettirmek. yüzünün ak ıyla çıkmak. i. aklanma, beraat. i. 0,404 hektarlık arazi ölçü birimi. s. acı, ekşi, keskin. i. akrobat, cambaz. s. akrobatik. i. akrobatlık, cambazlık. i. birkaç kelimenin ba ş harflerinin veya ilk hecelerinin birleşmesiyle meydana gelenından öbür tarafına: He stretched a rope across the river. edat 1. bir taraf kelime: NATO, UNESCO. Nehrin bir taraf ından öbür tarafına bir ip gerdi. 2. karşısında: Serra lives herkesi ayn ı derecede etkileyen (ücret/vergi). yolun öte taraf ında, karşı tarafta. i. 1. hareket, eylem. 2. kanun, yasa. 3. tiy. bölüm, perde. 4. rol yapma, oyun. f. 1. rol yapmak,yapmak. 2. harekete geçmek. 3. davranmak, başkasının vazifesini oynamak. birlikte hareket etmek. yapılan teklife göre davranmak. birinin sözüne uymak, birinin sözüne göre hareket etmek/davranmak. yaramazlık etmek, gösteriş yapmak. i. oyunculuk. s. vekâlet eden, vekil: acting president ba şkan vekili. i. 1. hareket, eylem. 2. etki. f. 1. harekete geçirmek, hareketlendirmek. 2. harekete geçmek, hareketlenmek. i. 1. harekete geçirme, hareketlendirme. 2. harekete geçme, hareketlenme. s. 1. faal, hareketli, aktif. 2. dilb. etken. askerlik hizmeti. dilb. etken fiil. i. eylemcilik. i. eylemci.

activity actor actress actual actuality actually acumen acupuncture acute acute angle acute angle AD ad adage Adam adamant adamantly adapt adapt o.s. to adaptable adaptation adapter adaptor add add fuel to the flames add spice to add up add up to addendum addict addict adding machine addition additional additive addled address address a remark to addressee adduce adept adequacy adequate adhere adherence adherent adhesion

i. faaliyet, etkinlik. i. aktör, oyuncu. i. aktris, kad ın oyuncu. s. gerçek, do ğru. i. gerçek, hakikat. z. aslında; gerçekten. i. çabuk kavrama yetene ği, keskin zek-â. i. akupunktur. s. 1. keskin. 2. t ıb. akut, hâd. 3. tiz. geom. dar aç ı. geom. dar aç ı. k ıs. Anno Domini M.S. (milattan sonra), İ.S. (İsa´dan sonra). i. ilan, reklam. i. atasözü. i. Âdem Baba, Âdem. Adam´s apple anat. âdemelmas ı. s. son derece kararlı, katı. z. inatla, katı bir şekilde. f. 1. uyarlamak, adapte etmek. 2. al ışmak, intibak etmek. -e kendini alıştırmak. s. yeni ko şullara adapte olabilen/uyarlanabilen. i. 1. uyarlama, adaptasyon. 2. al ışma, intibak. i. 1. elek., mak. adaptör. 2. uyarlay ıcı, adapte eden. i., bak. adapter. f. 1. eklemek, ilave etmek; katmak. 2. toplamak. k. dili yang ına körükle gitmek. k. dili -i canland ırmak, -i ilginçleştirmek. 1. toplamak. 2. k. dili makul olmak, akla yak ın olmak. 1. -e varmak, (bir yekûn) tutmak. 2. k. dili ... anlam ına gelmek: What it adds up to is that you´re not coming. Gelmeyeceksin anlam çoğ. ad.den.da (ıden´dı) i. ilave, ek; ilave edilecek şey/söz. ına geliyor. i. bağımlı, müptela; tiryaki: drug addict uyuşturucu bağımlısı. cigarette addict sigara tiryakisi. f. alıştırmak. hesap makinesi. i. 1. ekleme, ilave. 2. ek, ilave. 3. mat. toplama. s. biraz daha, ilave edilen, eklenilen. i. 1. katk ı. 2. katılan kimyasal madde, katkı maddesi. s. toplamsal, ilave olunacak. s. 1. sersem, şaşkaloz. 2. cılk (yumurta). i. 1. (veya ä´dres) adres. 2. söylev, nutuk. f. 1. hitap etmek. 2. adres yazmak.bir söz yöneltmek. (birine) i. alıcı, kendisine mektup/paket gönderilen kimse. f. (kanıt) ileri sürmek. s. (at/in) usta, çok becerikli; mahir. i. (ä´dept) usta, i şinin ehli. i. yeterlilik, kifayet. s. yeterli, kâfi. f. to 1. -e yap ışmak. 2. -e sadık kalmak, -e bağlı kalmak. i. 1. yapışma. 2. bağlılık. i. taraftar, yanda ş. i. 1. yapışma. 2. to -e bağlı kalma, -e sadık kalma, -e uyma.

adhesive adhesive tape adj. adjacent adjective adjoin adjoining adjourn adjust adjust o.s. to adjustment administer administer an oath administration administrative administrator admirable admiral admiration admire admirer admiring admissible admission Admission free. admit admit of admittance admonish admonition admonitory ado adolescence adolescent adopt adopted child adopted child adoption adorable adoration adore adorn adornment adrift adroit adsorb adsorbent

s., i. yap ışkan, yapıştırıcı. (yapıştırıcı) bant. k ıs. adjacent, adjective, adjustment. s. (to) (-e) bitişik, bitişikteki; komşu. i., dilb. s ıfat. f. bitişik olmak. s. bitişik, bitişikteki, yan, yandaki. f. 1. oturuma son vermek. 2. (toplant ı/oturum) sona ermek, bitmek. 3. (bir başka yere) geçmek. f. ayar etmek, ayarlamak. kendini -e alıştırmak. i. 1. ayarlama. 2. kendini al ıştırma. 3. tic. tazminat miktarının sigortalı ve sigortac ı arasında etmek. f. yönetmek, idare kararlaştırılması. yemin ettirmek, ant içirmek. i. yönetim, idare. s. idari, yönetimle ilgili, yönetimsel. i. yönetici, idareci. s. takdire de ğer, beğenilecek, çok güzel. i. amiral. i. takdir, be ğenme. f. takdir etmek, be ğenmek; hayran olmak, hayran kalmak. i. takdir eden, be ğenen; hayran. s. takdir ettiğini belirten; hayran, hayranlık gösteren. s. kabul edilebilir. i. 1. içeri alma; kabul; giri ş. 2. giriş ücreti, giriş. 3. itiraf. Giriş serbest. f. (--ted, --ting) 1. içeri almak, almak; kabul etmek: They won´t admit you. Seni içeri sokmazlar. 2. itiraf etmek. imkân vermek. i. kabul; giriş. f. tembih etmek; kula ğını çekmek. i. tembih; kula ğını çekme. s. uyarı niteliğinde. i. insanı yoran hazırlıklar; koşuşmalar. i. ergenlik, ergenlik ça ğı. s., i. ergen, ergenlik ça ğında olan (genç). f. 1. evlat edinmek. 2. edinmek, benimsemek. evlatlık, manevi evlat. evlat edinilmiş çocuk, evlatlık. i. 1. evlat edinme. 2. edinme, benimseme. s. tapınılacak, çok güzel ve sevimli. i. tapınma, çılgınca sevme. f. 1. tapınmak, tapmak, çılgınca sevmek. 2. (Allaha) tapınmak, tapmak. f. süslemek, donatmak, donamak. i. 1. süsleme. 2. süs. s. s. usta, çok becerikli. f., kim. adsorbe etmek. i., s. adsorban.

adsorption adult adulterate adulterer adulteress adultery adv. advance advanced advanced in years advanced in years advancement advantage advantageous advent adventure adventurer adventuresome adventurous adverb adversary adverse adversity advertise advertise for s.o. advertisement advertising advertising agency advertize advertizement advertizing advice advisable advise adviser advisor advisory advisory committee advocate advocate adz adze Aegean aerial aerial view aerobics aerodrome

i., kim. adsorpsiyon. s., i. yetişkin; huk. ergin, reşit. f. içine yabanc ı madde katmak. i. zina yapan erkek. i. zina yapan kad ın. i. zina. k ıs. adverb. i. 1. ilerleme, ileri gitme. 2. yakla şım; teklif. 3. tic. avans. f. 1. ilerletmek; ilerlemek.ş, ileri. s. ilerlemi 2. artmak; art ırmak. 3. avans vermek. 4. ileriye almak. 5. yaşlı. a child who´s advanced for his age yaşına göre çok bilgili bir çocuk. yaşlı. i. ilerleme. i. 1. avantaj, üstünlük sa ğlayan şey. 2. yarar, fayda. s. avantajlı, yararlı, faydalı. i. geliş, varış. i. macera, serüven. i. 1. serüvenci, macerac ı. 2. dolandırıcı, dalavereci. s., bak. adventurous. s. 1. macerac ı, maceraperest. 2. maceralı. i., dilb. zarf, belirteç. i. 1. spor, isk. rakip. 2. dü şman. s. 1. kötü, elverişsiz. 2. menfaatine aykırı, aleyhte. i. 1. zorluk, güçlük, s ıkıntı. 2. sıkıntılı bir durum/zaman. f. 1. reklam ını yapmak. 2. ilan etmek. ilan arac ılığıyla eleman aramak. i. ilan, reklam. i. reklamc ılık. reklam ajans ı. f., bak. advertise. i., bak. advertisement. i., bak. advertising. i. nasihat, ö ğüt, tavsiye. s. ak ıllıca, makul, doğru. f. 1. tavsiye etmek, ö ğütlemek. 2. tic. bildirmek. ill-advised s. akılsız, tedbirsiz. i. danışman, müşavir; akıl hocası; rehber, kılavuz. i., bak. adviser. s. danışma kurulu. f. desteklemek, savunmak. i. 1. savunucu. 2. huk. avukat. i. keser. i., bak. adz. s. Ege. i. 1. anten. 2. havai. havadan görünü ş. i., s. aerobik. i., İng. havaalanı, havalimanı.

aerogramme aeroplane aerosol aesthete aesthetic aesthetics aestival afar afar off affable affair affect affect ignorance affectation affected affection affectionate affidavit affiliate affiliate affiliate o.s. with affiliated affiliation affinity affirm affirmation affirmative affix affix afflict afflicted affliction affluence affluent afford affront Afghan Afghanistan afield afire afloat afraid afresh Africa African after after a fashion

i. hava mektubu. i., İng., bak. airplane. i. sprey tüpü, aerosol. i. estet. s., i. estetik. i. estetik. s. yaza özgü. z. çok uzakta. s. rahat, dostça ve sokulgan. i. 1. sorun, mesele, iş. 2. k. dili şey (makine/eşya). 3. k. dili olay, skandal. f. 1. etkilemek, tesir etmek; dokunmak. 2. (hastal ık) zarar vermek: My arm is affected. Hastal ık koluma yayıldı. 3. gibi görünmek, yalancıktan cahillik taslamak, bilmezlikten gelmek. i. sahte tavır, yapmacık. s. 1. (hastalıktan) zarar görmüş. 2. sahte, yapmacık, yapmacıklı. i. muhabbet, şefkat, sevgi. s. sevgisini gösteren; şefkatli, sevecen, sevgi dolu. i., huk. yeminli ve yazılı ifade. f. bağlamak. i. (başka bir şirkete) bağlı olan şirket. ile bağ/ilişki kurmak. s. bağlı. i. bağlantı, ilişki. i. 1. benzerlik, benzer taraf. 2. sempati; sevgi. f. doğrulamak, tasdik etmek. i. doğrulama, tasdik. s. olumlu. i. olumlu cevap. f. 1. takmak; yap ıştırmak. 2. (imza) atmak; (mühür) basmak. i., dilb. önek veya sonek. f. 1. ac ı vermek, ıstırap vermek. 2. başına bela olmak. s. (zihinsel/bedensel bak ımdan) özürlü. i. dert; hastalık. i. zenginlik, refah. s. zengin, gönençli. f. 1. mali gücü yetmek, (bir şey için) parası olmak. 2. (bir şeyi) zarar görmeden küçük dü şüren davranış. f. hakaret etmek, angry. düşürmek. i. hakaret, yapabilmek: You can´t afford to make him küçük Onu i. Afganlı, Afgan. s. 1. Afgan. 2. Afganlı. i. Afganistan. z. k ıra, kırda, evden uzak. s. tutuşmuş; alevler içinde. z. s. z. yeniden. i. Afrika. i. Afrikalı. s. 1. Afrika, Afrika´ya özgü. 2. Afrikalı. edat 1. -den sonra. 2. için, yüzünden; -den dolay ı. 3. ardından: After them came the giraffes. Onlar ın ardından zürafalar geldi. s. sonraki. z. sonra. a şöyle böyle.

after all after all after the dust has settled after the fashion of afterlife aftermath afternoon aftershave aftertaste afterthought afterward afterwards again against against nature against s.o.´s will agave age age limit age limit aged ageless agency agenda agent agent provocateur agglomerate agglomeration aggrandise aggrandisement aggrandize aggrandizement aggravate aggregate aggression aggressive aggressor aggrieved aghast agile agility agility of mind agitate agitated agitation agitator aglow

bununla birlikte, yine de, buna ra ğmen. nihayet. 1. toz da ğıldıktan sonra. 2. ortalık sakinleşip herkes kendine geldikten sonra, ortalık yatıştıktan sonra. ... gibi, ... tarzında. i. ahret, öbür dünya. i. (kötü) sonuç. i. öğleden sonra. i. tıraş losyonu. i. ağızda kalan tat. i. sonradan akla gelen dü şünce. z., bak. afterwards. z. sonra, sonradan. z. tekrar, yine, bir daha. edat 1. kar şı: against the current akıntıya karşı. a vaccine against the flu gribe karaykırı.aşı. 2. aleyhinde, karşı: a vote against the president doğaya şı bir birinin iste ğine karşı. i., bot. agave, agav, Agave. i. 1. yaş. 2. çağ, devir. yaş haddi. yaş haddi. s. 1. (eycd) ya şında: a girl aged four dört yaşında bir kız. 2. (ey´cîd) yaşlı, ihtiyar. 3. (ey´cîd) yıllanmış; eski. 2. eskimeyen. s. 1. yaşlanmayan, ihtiyarlamayan. i. 1. acente; ajans: travel agency seyahat acentesi. news agency haber ajansı. 2. devlet dairesi. i. gündem. i. 1. acente, temsilci. 2. ajan. çoğ. a.gents pro.vo.ca.teurs (^jan´ prôvôk^tör´) provokatör, kışkırtıcı ajan. i. aglomera. i. aglomerasyon. f., İng., bak. aggrandize. i., İng., bak. aggrandizement. f. büyütmek. i. büyütme. f. 1. kötüle ştirmek, zorlaştırmak, ağırlaştırmak, şiddetlendirmek: Don´t scratch that 2. agrega. aggravate it. O yaray ı kaşıma, azdırırsın. i. 1. toplam. sore; you´ll i. saldırganlık. s. saldırgan. i. saldırgan, saldıran. s. incitilmiş; mağdur. s. dehşet içinde, donakalmış. s. çevik. i. çeviklik. zekâ k ıvraklığı. f. 1. çalkalamak, çalkamak; kar ıştırmak. 2. heyecanlandırmak. 3. ruhb. ajite etmek. 4.ı.sallamak.ajite. s. 1. heyecanl 2. ruhb. i. 1. çalkalama, çalkama; ajitasyon. 2. heyecan. 3. ruhb. ajitasyon. 4. sallama. i. 1. k ışkırtıcı, tahrikçi, provokatör; eylemci, kampanyacı. 2. ajitatör, çalkalayıcı, karıştırıcı: washing machine agitator çamaşır makinesi s. parlak.

Ah!/Of! (Acı belirtir. (bir şeyi) (bir yere) fırlatmak.). Ah! (Özlem/be ğenme/pişmanlık/öfke/sevgi belirtir. ünlem 1. hoş. bak. 2. ıstırap çekmek. i. s.. (bir şey) i. 4. i. ıstırap. uçak. f. tarım.. evvel: a long time ago çok zaman önce. na ğme. 3. 2. s. sözleşme. i. (silah ı) (birine/bir yere) doğrultmak. yolcu uça ğı.. (bir şey) (başka bir şeye) uymak. Anno Hegirae hicri. hava freni. hava kuvvetleri. . ileride. razı. f. maksat. i. i. 1. aydınlık. rahatsızlık. hava filtresi. havadan gelen (mikrop. rahats ız olmak. hastalık. 1.. tavır. bak. havalandırmak. 1. hasta olmak.. i. i. i. i. gaye. k ıs. 3. klimalı. f. ileri. yardım etmek.). . hava bas ıncı. z.. hava kirliliği. iyi2. mutabık olmak. s. AIDS. çiftçi. hava kuvvetleri. s. uçak postas ı. herkese söylemek. niyetinde olmak. hava yoluyla ta şımak/götürmek. ziraat. 1. tarımsal. havadan nakledilen. i. tıb. rahats ız. 1. tic. 2. yard ım. İng. hava boşluğu. Vay! (Şaşkınlık belirtir. geçinmek. f. rıza göstermek. amaç. f. 2. anlaşmak.ago agonise agonize agony agree agreeable agreement agricultural agricultural credit agriculture agriculturist aground AH ah ahead ahead of time AIDS aid Aids ail ailing ailment aim aim at aim to aimless air air base air brake air compressor air filter air force air force air pollution air pressure air raid air shaft airborne air-conditioned air-conditioner aircraft aircraft carrier airfield airlift airline airliner airmail z. f. agonize. erken. i. z. hava üssü. s.). hava kompresörü. hasta. 3. hava. i. havaalan ı.). f. iyi. hava sald ırısı. f. i. i. 2.b. yardımcı. toz v.. önce. i. ni şan almak. hemfikir olmak. amaçs ız. razı olmak. s. hava köprüsü. 2. uçmakta olan. 1. tarım kredisi. zirai. 1. uçaklar. havalı fren. i. klima. 2. anlaşma. AIDS. 3. uçak gemisi. tıb. havayolu.

. 2. alkolizm. 1. Arnavutça. i. canl ı. i. namı diğer: Cavit alias the Bear Cavit namı diğer Ayı. Cezayirli. 2. alkol. şevk. f.gae (äl´ci) i. bir hava pratik 6. i. Söyledikleri şiire benziyor. s. bağ. aynı hizaya getirme. dehşete düşürmek. hayali. Cezayirli. besleyici. s. nafaka. alkollü. i. i. 2. alg. çal ım satan. 1. kaymakta şı. sıralar arası yol. huk. Onlara eşit anat. i. . çevik. albüm. f. uzaklaştırmak.s. albinos. z. cebir. de olsa: He is. sindirim ayg ıtı. inmek.. yabanc ı. geçenek. birbirine benzer: We´re alike in many ways. soğutmak. alkolik. uyanık. sıraya koyma. f.. i. i. 1. s. çalar saat. . 2. tetikte olan. konmak. i. 1. (duvarda bulunan) niş.airmail letter airplane airplane crash airport airstrip airtight airways airy airy-fairy aisle ajar akin alabaster alacrity alarm alarm clock alarm clock alas Albania Albanian albeit albino album alcohol alcoholic alcoholism alcove ale alembic alert alfresco alga algebra Algeria Algerian alias alibi alien alienate alight align align o. 2. Arnavut. şen. Cezayir´e özgü. i. 1. alkollü içki. tahsilli de olsa. havaalanı. s. i. i. Birçok bak ımdan birbirimize benziyoruz. 2. She´s learning French. Cezayir. 4. 2. 2. alarm. uçak kazas ı. san ığın. z. i. i. suçun işlendiği sırada başka yerde bulunduğu şeklindeki iddiası. 1. çalar saat. Kısacası. açık hava. with alignment alike alimentary alimentary canal alimony uçak mektubu. dili bahane. az açık (kapı). s. 3. k. 5. birinin saff ına geçmek. s. ak şın. olmayan. hödü ğünçapar.. i. i. sıraya koymak. s. tehlikeden haberdar etmek. in short. tehlike işareti: fire alarm yangın zili. Cezayir. bir çeşit bira. dili hiç veren. havadar. hücre gibi ve kapısız ufak oda. i. 1. yak ın: Her speech is akin to poetry. benzer. aralık. alkol. f. çoğ. i. ünlem Eyvah!/Yazık! i. 1. Arnavutluk. deh şet. 1. mazeret. i. neşe ve çeviklik. s. i. albatr. oyuk. İng. hava gibi hafif. imbik. albino. havayollar ı. yangın alarm ı. al. ecnebi. s. i. hava geçirmez. havai. 1. hayal mahsulü. i. korku. i. mat. ba şka ad. 2. aynı hizaya getirmek. açık havada yapılan. uçuş pisti. s. fantezi. z. i. s.. z.. uçak. i. albeit an educated one. kendine k. a boor. takma isim. açık havada. biri. albeit painfully. havaliman ı. beslenmeye ait.e şit bir şekilde: Treat them alike. korkutmak.

kim. hepsi: All roses have thorns. daima.. tüm yıl boyunca.: He´s the Minister of Defense and the Minister of Education all in one. I´ll come. tamamen. ba ğlılık. sadakat. Adaylar ın ikisi dışında hepsiyle görüştük. karmakar ışık. hepsi: All of us went. Peki. alegori. He worked all day. az kalsın. birden. hem de . Allah all-around allay allegation allege allegiance allegorical allegory all-embracing s. her şeyi saran. Bütün güller dikenlidir. canlı. hepsi bir. 2. dili Aferin!/Ya şa be!/Çok iyi!/Harika! k. . hiç bitmeyecekmiş gibi gelen bir gece boyunca./Görünüşe aldanmamalı. hep birden. iddia. Bütün gün çal ıştı. sıra boyunca.. her şey göz önünde tutulursa. ans ızın.. 1.´s fears birinin endişelerini yatıştırmak. k. -den ba şka./Tamam. ans ızın.. . gelirim. Yolun aç ık olsun! daha iyi. s. 1. bitmiş. yatıştırmak. Aşkta ve savaşta her şey mubahtır. s. alegorik. öteden beri. (bir şeyin) girdisi çıktısı.. 1. Parlayan her şey altın değildir. tekrar. baştan. belirli bir müddetin ba şından sonuna kadar: She wasn´t surprised because she´d known it all the while. (bir konunun/işin) tüm ayrıntıları. all round All that glitters is not gold. her zaman. 2. hep. altüst. 2.(mektubun sonunda) En iyi dileklerimle! 2. i. kalanların hepsi. bütünüyle. hayatta. iddia etmek. bununla birlikte. sağ. pek çok yeteneği olan: an all-around student dört dörtlük bir ö ğrenci. hem . aniden.alive alkali all all along all along all along the line all at once all at once all but all but all day all in a tumble all in one all manner of all night long all of a sudden all of a sudden all over All right! All right. s. hafifletmek: allay s. f. bütün gün. aniden. sabaha kadar. az daha. başından beri. Hepimiz gittik. s. Hem Savunma Bakan ı. alkali. k. d ışında hepsi: We have interviewed all but two of the candidates. (bir yerin) her taraf ı/yeri. zamans ız. All the best! all the better all the ins and outs of all the livelong night all the rest all the same all the same all the time all the way all the while all the year round all there all things considered all told all too soon All´s fair in love and war. her şey göz önüne alınırsa. her zaman. i. Ba ştan bildiği için şaşırmamıştı. k. pek erken. boyunca. 2. her alanda ba şarılı. dili ba ştan. birdenbire. hem de Eğitim Bakanıdır. 1. hep böyle. yekûn olarak. bütün. i. Allah. diri. f. i.. başından sonuna kadar. dili aklı başında.: All right. i.. ani olarak.o. tamamen. birdenbire. dili Peki. -den gayri hepsi. birdenbire. bütün gece. her çeşit. tüm. 1. i. birden.

(--ted. şimdiden. i. müttefiklik. alaşım. 2. Kelimeler alfabe s ırasına göre dizilmiş. alımlı. den. yapılmasında sakınca olmayan. i.. az kald ı. all-around. bak.. her şeye gücü yeten. bordasında. yüksek sesle.). 1. i. Bu resim hemen hemen bitti. bak. s. sadaka. ima etmek. yapılması uygun görülen. i.s.b. 1. hafifletmek. z. cazibe. müttefik. anıştırma. birle şik. alfabe. ile birleşmek. edat 1. s. 3. i. s. tek başına. izin vermek. with/to alma mater almanac almighty almond almost alms alone along alongside aloof aloud alphabet alphabetic alphabetical alpine already alright s. mubah. s. İng. 1. halen (Türkçede genellikle çevirisiz kalır. yenibahar. benzer. ayırmak. f. anla şma. z. 1. 2. i. tahsis. he´s already gone. dükkân v. az daha. All right. uzakta. amerika timsah ı. f.allergic allergy alleviate alley alliance allied alligator all-inclusive all-night all-nighter allocate allocation allot allotment allow allow for allowable allowance alloy all-purpose all-right all-round all-rounder allspice allude allure alluring allusion ally ally o. lise veya üniversite. s. bütün gece aç ık olan (lokanta. bak.. i. ayırma. i. yüksek da ğlara özgü. çok kullanışlı. müttefik. badem. to üstü kapalı bir şekilde -den bahsetmek. bütün gece süren (bir olay). Geç All right!. s. alphabetical. i. i. yalnız.): You´re too late. almanak. k. i. 2. az kalsın. s. i. yalnız. Beklenenden . ağaç sınırının üstündeki bölgeye özgü. tahsisat. kafadar. s. her şeyi kapsayan. her alanda başarılı kimse. be all right. i.. müsaade etmek. z. uzak duran. kald ın. ittifak. s. z. tahsis etmek. harçlık. İng. kimsesiz. --ting) ayırmak. tahsis etmek. i. 1. 2. 2.. z. yalnız başına. 1. dar sokak. albeni.daha erkeni s. çekicilik. anıştırmak. z. alfabetik. neredeyse: He almost died. s. k. bordasına. s. ara yol. uzak. bir kimsenin mezun oldu ğu okul. with ile beraber: He came along with us. yanında. 2.. kastetmek. k ısmen gidermek. pol. all-right. with/to -e bağlı. s.. Az kaldı i. -i hesaba katmak. pek çok işe yarayan. s. yan ına. 2. cazibeli. s. birleşme. çekici. kafa dengi. dili bütün gece süren bir olay. i. alerji. 4. i. f. alerjik. edat boyunca: along the river ırmak boyunca.. alfabe s ırasına göre dizilmiş: The words are in alphabetical order. abece. 1. 2.. (süre) vermek/tanımak. with/to ile beraber. Bizimle beraber geldi. f. pol. i. gitti. azaltmak. k. pay. f. hemen hemen: This picture´s almost done. soğuk. dili. ayrılmış/tahsis edilmiş şey. dili iyi.

pusuya dü şürme. kullanılır. büyükelçi. i. s. nöbetle şe/sırayla yapma. i. kim. a. i. değiştirilebilir. atmosfer. Hava so ğuktu ve bir de i.. büyük bir amac ın ürünü olan. s. amalgam. and it was also wet.lum. bir şeyi başarma/elde etme tutkusu. 1.. altimetre. f.): 2:30 A. i. z. hayret. rahat rahat yürümek. değişme. Ya şlı olduğu halde iyi dans eder. başka.30. We had no alternative. hariç: Everybody came on time always excepting Levent. birden fazla anlama gelme. i.M.00-12. bir okul./Yapacak başka bir şey yoktu.ni (ıl^m´nay) i. (with) ile.. yükseklikölçer. 2. i. bot. sefire. s. ğlamak.lum. birbirine zıt hisleri olan. with ile birleşmek. be. 2. pusuya düşürmek. i. ıştı. yedek. 2. 2. Although I tried hard it didn´t do i. 1. Başka çaremiz i. birden fazla anlama gelebilen. i. s. elek. bak. (uzun zamandır güdülen) büyük amaç. 1.. 12 A. . sırabirbirini sırayla izlemek/takip etmek: In her speech she z. değişiklik. s. alternatif. hayrette b ırakmak. iki elini ayn ı şekilde kullanabilen. 1. biriktirmek. s. çoğ. lise veya üniversite mezunu kız. 1. a. 3.00. kehribar. i. her zaman oldu ğu gibi . -diği halde. f. insanı şaşırtan. i. çoğ. bağ. seçenek. It was cold bilg. 2. şap. bir okul. f. 2. elçi karısı. tamam ıyla.00 arasındaki saatler için k ısaltması). ne oldu ğu belirsiz. s. bir de: You´ll need pliers. yükseklik. i. alternatif. birbirini sırayla izlemesini sağlama. hayrete düşürmek. alüminyum. s. ante meridiem öğleden evvel (24. ambülans.. elek. Sana kerpeten laz ım. i. i. i. i. büyük. am amalgam amalgamate amass amateur amaze amazement amazing ambassador ambassadress amber ambidextrous ambience ambiguity ambiguous ambition ambitious ambivalent amble ambulance ambush z. Her zaman oldu ğu gibi Levent hariç herkes vaktinde f.. ambiyans. i.. malgama. başka. i. olmakla beraber: Although he´s old he´s a good dancer. 1. k ıs. saat 24. f. (kad ın) elçi. yükselti. diğer. İng. değişken. -i nöbetle şe/sırayla yapmak. şık: kalmamalternatör. birbirini s ırayla izleyen (şeyler). irtifa. şaşırtıcı. insanı hayrete düşüren. 1. alma şık akım.nae (ıl^m´ni) i. değişmek. değiştirmek. birbirini s ırayla izleme. bütünüyle. başkasının yerine geçebilen kimse. şaşkına çevirmek. bak. birleştirmek. bir şeyi başarma/elde etme tutkusuyla yanıp tutuşan veya dolu. rak ım. ise de. karışık hisleri olan. f. f. -in birbirini sırayla izlemesini sanöbetle şe. z. sunak. hava. cankurtaran. ek karakter tu şu.also Alt key altar alter alterable alteration alternate alternate alternately alternating current alternation alternative alternator although altimeter altitude altogether alum aluminium aluminum alumna alumnus always always excepting am AM AM. daima. lise veya üniversite mezunu erkek. i. saat 2.M. Artium Magister (hümaniter bilimlerde master derecesinin k ıs. her zaman. sefire. Bir de bant. alternatif. belirsizlik. i. almaşık. 2. amatör. f. You´ll also need tape. aluminum. değiştirme.

yumu şak başlı. yükselteç. geni ş. 2. iki ya şayışlı hayvan. uysal.. 2. edat ortas ına.. amipten ileri gelen. s. 2. 1. yükseltme. i.. s. İng. among. Amerika. toplamı (belirli bir miktar) olmak: It amounts to fifty i. i.. amortization. 1. düzeltmek. Amerikan. i. i. f. Amerikalı. miktar. z. i. ammeter. amfiteatr. ikna edilebilen. amonyak. i. genel af. 2. i. bol bol yetecek kadar.. elek. şehvet dolu. ünlem âmin. i. s. zool. Bu otelde her tür konfor var. 2. amfibi. mühimmat. cana yak ın. n ışadırruhu. şekilsiz. f. bak. amibe ait. bak. amnezi. cephane.. sınırları belli olmayan. to 1. amplifikatör. . s. bak. amperölçer. i. i. yüzergezer. İng. zool. zool. zool. i. 2. i. ıslah. amibe benzeyen. jaguar. amoeba. f. arasına. s. i. ampermetre. s. amphitheater. i. bol. 1. amortize. iyileştirme. rahatlık: This hotel has all sorts of amenities. i. edat. i. i.. ortasında... amorti etmek. biçimsiz. ahlakd ışı. f. sevimli. iki ya şayışlı. amfetamin. the amenities görgü kurallar ı. çıkar. amortisman. s. s. 1. 1.. kim. edat aras ına. bak. amip.. i. arasında. i. 1. içinde. 2.ameba ameliorate amelioration amen amenable amend amendment amends amenity America American American leopard amiable amicable amid amidst amiss amity ammeter ammonia ammunition ammunition dump amnesia amnesty amoeba amoebic amok among amongst amoral amorous amorphous amortisation amortise amortization amortize amount ampere amperemeter amphetamine amphibian amphibious amphitheater amphitheatre ample amplification amplifier i. 2.. i. bak. edat. bak. iyileştirmek. f. arkada şça. s. (kuralı/tasarıyı) değiştirme. (kural ı/tasarıyı) değiştirmek. amplifikasyon. İng. düzeltme. i. şehvetli. biyol. 1. i. arkada şlık. amid. amorf. dostluk. bellek yitimi. bak. Amerika. Aynı kapıya amper. i. dostça. amipli. hayatı kolaylaştıran şey. arasında. Amerika´ya özgü. daha uzun/ayr ıntılı bir şekilde söyleme.. s. i. cephede geçici cephanelik. amfibi. ask. ile e şanlamlı olmak: It amounts to the same thing.

bol bol yetecek kadar. anarşizm. analytic. tahlili. gövde yap ısı. i.. tahlil. anarşik. 2. bolluk.. i. anesthetist.. 1. z. i. bak. tıb. analjezik. olmuş bitmiş bir şey. f. tıb. i. acı yitimi. çözülmemiş sorun. i. amok. anarşist. s. i. anesthesia. sapa bir sokak.. i. eğlendirmek. bak. İng. i. gövdebilim. İng. muska.. i. benze şim. analitik. i. nazarlık. analjezi. 1. çözümleme. i. bak. çözümsel.. analiz etmek. güldürücü. anarşi. genişlik. k ıs. çözümlemek. 1. anesthetic. İng. bak. . anesthesiologist. f. i. 1. i. anatomi. Anadolulu.. tılsım. i... İng. ampütasyon. tıb. s. s. tahlil etmek. İng. f. i. s. Anadolu. s.amplify amplitude amply amputate amputation amputee amuck amulet amuse amusement amusing an an accomplished fact an odd fish an off street an open question an open question an open secret anachronism anaemia anaesthesia anaesthesiologist anaesthetic anaesthetist anaesthetize anal analgesia analgesic analogous analogue analogue computer analogy analyse analysis analytic analytical analyze anarchic anarchism anarchist anarchy anathema Anatolia Anatolian anatomical anatomy anc f.. eğlence. 2. anakronizm. anal. bak. dili tuhaf bir adam. benze şen. oyalamak. bak. paralellik. Anadolu. analyze. paralel. i. ancient. (bir uzvu) kesmek.. i. daha uzun/ayr ıntılı bir şekilde söylemek. aforoz. k. i. anatomik. f.. örneksel bilgisayar. çözümlemeli. anatomiyle ilgili.. tıb. benzerlik. s. i. i. s. (ünlülerden önce) bir.. İng. i. anemia. benzer. eğlendirici. çözümlenmemiş sorun. i. 2. ağrı kesici. güldürmek.. anesthetize. Anadolulu. bir uzvu kesilmiş kimse.. İng. 2. benzeş. lanetleme. herkesçe bilinen bir s ır. i.. i. oyalayıcı. aforoz edilmi ş kimse.. s. f. s. bak.. bak. analiz.. Anadolu´ya özgü. s. benzer şey.. s.. bak. (sesini) kuvvetlendirmek.

ihtiyar. tıb. ve benzerleri. anemi. lenger.. ve ba şkaları. vesaire. Anglikan. köşebent i. falan.. s. ançüez.. öfkelendirmek. what´s and what´s more more.. i. oltayla balık tutan kimse. k. dili Balık büyüdükçe tadı yavanlaşır ve tersine. antik. i. s. bağ. He looked and ran away. i. s. k ızdırmak. demiri. s. anekdot. narkozitör. Grek. 3. eski Yunanl ı: the ancient Greeks Grekler. zool. demirleme yeri. 4. atalara ait. TV (erkek) sunucu. f. hiddet. 3. 1. İhmalkârlığından dolayı onu azarladı ve haklıydı da. Angolalı. bir daha.. melek gibi. bir de. Bakt ı ve kaçtı. hem de. hikâye. filan. Grek. 3. oltayla balık avlama. Pembe bir pelerin giymi şti ve s. ve haklıydı da. tıb. (bir cisme ait) köşe. ve. tekrar. çok eski. Grek dili. and rightly so. ve benzerleri. vesaire. i. yeniden fakat de ğişik bir şekilde. bir çeşit kalp hastalığı. oltayla balık avlamak. Greklere özgü. Angola´ya özgü. v. filan. 2. vesaire. soy.. f. the blander its taste. görüş açısı. i. s. i. i.benzerleri. v. 1. i. she was carrying a pink poodle. Grekçe. i. z. anestezik. aç ı.s. i. . 1. anestezi uzman ı. Hem de nas ıl! . TV sunucu. Grekçe. Angolal ı. cet. and vice versa. i. ve aksine: The bigger the fish. ayr ıca: She was wearing a pink cape and.. solucan. ve iyi de etti: He scolded him for his negligence. duyum yitimi. dili ve K ışın portakal ağaçları. i. palmiyeler ve benzeri ağaçlar serada ve tersine. f. soysal.b. palms. demir. eski Yunanca.. i. anecdotal anecdote anemia anesthesia anesthesiologist anesthetic anesthetist anesthetize anew angel angelic anger angina angle angle angle iron angler angleworm Anglican angling Anglo-Saxon Angola Angolan i. i.. uyu şturmak. ile: mice and men fareler ve insanlar. yardımcı. dili ya şlı. öfke. melek. . i. i.. ata. 1. i. s. for (bir şeyi) kurnazlıkla elde etmeye çalışmak. knife and fork bıçakla çatal. çok eski bir zamandan kalma. yeniden. yine. üstelik. fıkra tarzında. vesaire. 1. eski Yunan. ve benzerleri: Orange trees. anestezi. Anglosakson.ancestor ancestral ancestry anchor anchor man anchor person anchor woman anchorage anchovy ancient ancient Greek ancillary and And how! and rightly so and so forth and so forth and so on and so on/forth and such and suchlike and vice versa i. 2. narkoz vermek. Angola. 2. çapa. k. gene. k. i. TV (kadın) sunucu. 2. 2. fıkra. and such should be kept under glass in winter. dili bakış açısı.. 1. 2. s. kansızlık. geom. and what have you/and what not k. Angola. i. eski s.

s. s. k ızgın. f. ankaratavşanı. taciz etmek. i. coşku. yarg ı. bot. kemikli. animist. her bir yıl için. hayvan. canlıcılıkla ilgili. bildiri. açısal.. i. belirli bir süre için her yıl ödenen ve emek karşılığı olmayan maaş. i. ankarakedisi. ayak bile ği. f. her yıl yapılan. sinir. s. dargın. spiker. alışılmışın dışında. ek bina. meshetmek. (bir metne) notlar eklemek. s. vakayiname. yıllık. yıl. sıkıntı veren şey/kimse. ağrı kesici. hayvanlar âlemi. 2.´ni) bozmak. canlıcı. ankarakeçisi. 1. (yasa. fesih. tuhaf. sıkıntı veren. şoset. f. feshetmek. mat. i. ıstırap. f. f. çelişkili. tiftik. fiz. mü ştemilat. 1. sözleşme v. i. hayat vermek. sinir bozucu. --ling) (yasa. yıllık. 2. 2. yok etme. animizm. s. anason. i. hayvani. s ıkıntı vermek. hayvansal. vücut s ıcaklığı. katmak. acı.. 2. 1. hayvansever. anason. baş belası. k ızgınlık. hayvanc ılık. z. kederli. i. beklenene ters düşen. ilhak. s. feshetme. tarihi olaylar. f. ilan. s. kızdırmak. hiddetli. yıllık. canlıcılık. (--led. 2. ilan etmek. s. 1. s. angora yün. yok etmek. köşeli. i. yılda bir yapılan. i. kemikleri belirgin. katma. sinirine dokunmak. keder. i. imha. hayvan besleme. canlılık. canland ırmak. i. i. ilhak etmek.b. canlılık. 3. husumet. i. kurald ışı. artı uç. bela. yılın olaylarını anlatan kitap. i. yıldönümü. . eklemek. öfkeli. sinirlendirmek. çizgi film. s. 4. bildirmek. anot. anason tohumu. angora. k ısa çorap. 1. kronik. çekicilik. neşeli. düşmanlık. f. 2. i. 1. yatıştırıcı. kin. i. i. yılda bir. (kutsamak için) (ba şına) yağ sürmek. i.. 2. 2.b. i. hayvanca. acı dolu. yarg ı. i. gücenik. canlandırma. i. 1. i. 1. uygunsuz. bir yıllık ömrü olan bitki. sözleşme v. imha etmek. 1. halhal. 2.angora angry anguish anguished angular animal animal breeding animal heat animal husbandry animal kingdom animal lover animal magnetism animal spirits animate animated animated cartoon animation animism animistic animosity anise aniseed ankle anklet annals annex annex annexation annihilate annihilation anniversary annotate announce announcement announcer annoy annoyance annoying annual annually annuity annul annulment anode anodyne anoint anomalous i. canlı.´ni) bozma. bot. f. 3.

will you answer it? Telefon çalıyor. 3. gerçekle ona göre davranma. k. ilahi. antidepresan. karşılık. sorumluluğunu üstlenmek: I´ll answer for his safety. -in aleyhinde. İng. i. s. f. i. i.. i. İng. antagonize. çoğ. 1. antropoloji. s. (to) -den önce olan.... i. s. Yazar gerçek ismini saklamak için takma ad kulland ı. i. antropolojik. şeyin olabileceğini) önceden tahmin etme. edat. imzas ız. önceki. k. counterclockwise. i. 2. cevaplamak. i. i. s. 3. uçaksavar. öndeki. tıb. i. i. i.. tuhaf davranışlar..anomaly anonymity anonymous anorak another answer answer back answer for answer in the affirmative answer the door answer the telephone answering machine ant antagonise antagonism antagonist antagonize Antarctic Antarctica antecedent antecedents antelope antenna antennae anterior anteroom anthem anthology anthropological anthropologist anthropology anti antiantiaircraft antiballistic antiballistic missile antibiotic anticipate anticipation anticlockwise anticorrosive antics antidepressant antidote antifreeze antihistamine antiknock i. i. f. f. f. Antarktik. seçki. s. s. panzehir. anti-. 2. i. gerçek ismini saklama: The writer used a pen name to preserve his anonymity. başka bir: another time ıt. atalar. . antoloji. önceden tahmin edip ona göre davranmak. antikorosif. k. i. yan ba şka sefer. (birz. 2.. antidot. 1. isimsiz. ön. ikinci bir: This is going to be another karşılık vermek. i. bakar mısın? telesekreter. -den önce davranmak. s. 1. (änten´i) duyarga. anorak. bir. insanbilim. 1. i. füzesavar.anonim. insanbilimci. hakk ında teminat vermek. anten. İng. i. düşman etmek. yanıtlamak.1. -den önce davranma. 2. maskaralıklar. i. -den önceki. s. antifriz. dili dört gözle i. cevap. 2. muhalif. s. k ızdırmak. 1. anomali. insanbilimsel. Antarktika. s. antihistamin. bekleme odas ı. önek karşı. antilop. Güvenliğini üstüme alıyorum. çare. karınca. 1. detonasyon kesici (madde). s. başka. anten. dü şmanlık. hasım. 2. kin. kapıya bakmak: Who´ll answer the door? Kapıya kim bakacak? telefona bakmak: The telephone´s ringing. s. s. bir ( şey) daha: another match bir kibrit daha. ço ğ. antibiyotik. zool.. hesabını vermek: You´ll have olumlu cevap vermek. bak. antropolog. i. husumet.. dili -e kar şı.. i. önceden tahmin edip şeceğini tahmin etmek/kestirmek. dili beklemek. cevap vermek. i.. to -e uymak: This man does not answer to the küstahça cevap vermek.. 2. bak.

1. uydurma. antiseptik.. öykünmek. z. antika. i. i. kaygılı. her neyse. antikite. tasalı. Artık Belma burada oturmuyor. 2. z. bir şeyin tam karşıtı. k ıs. 2. -den apartman. Hiçbir yere gitmez.. ilgisizlik. antika. neyse. z. 1. süratle: The project is proceeding apace. sat ılıyor. bir şey: Do you want anything? Bir şey istiyor musun? I don´t want zaten. apart from 1. 2. Do you need anywhere to stay? Kalacak bir yere ihtiyac ın var mı? I couldn´t find it k ıs.tith. 1. antitez.pi. bir tarafa. açıklık.antimissile antipathy antiperspirant Antipodes antiquated antique antique dealer antique shop antiquity antiseptic antisocial antithesis antithetical antithetically antlers antonym anus anvil anxiety anxious any any longer any more any old thing anybody anyhow anyone anyplace anything anyway anywhere AP Ap apace apart apart from apartment apartment house apathetic apathy ape aperture apex aphrodisiac apiece aplomb apocryphal s. 2.ces (ey´pısiz) i. artık: Belma doesn´t live here any more. z. kayıtsız. ne olursa olsun. Hiçbir şey istemem. çoğ.ses (äntîth´ısiz) i. bende hiç yok. kimse: Is anybody at home? Kimse var m ı? I couldn´t find anybody. 2. afrodizyak. bir yana: He´s a good houses are his drinking. i. geyiğin çatallı boynuzları. Proje çabuk ilerliyor. antika dükkân ı. --es (ey´peksız)/a. ona ra ğmen. 2. i. antisosyal. karşı tez. endişeli. sahte. antik.. 1. i. Ona rağmen yaptım. Associated Press. i. antikacı. bir yer: He never goes anywhere. 1./Kitapların her biri on dolar. i.. makat. s. i. z. ter kesici. . tasa. delik. He did it withoutfazla help. doruk. karşıt anlamlı sözcük.. maymun.. karşıt olan. antikite. doğruluğu kabul edilmeyen. daha fazla: bir şey. anything. neyse. Kitaplar onar dolara özgüven. April. taklit etmek. apartman İçki içmesini saymazsak iyi bir adam. 2. 2. I don´t have any. ruhb. i. s. 2. bir tarafta: He stood apart (from the others). kaygı. Hiç kimseyi bulamad ım. i. i. an. 1. i. hiç: Do you have any candles? Sende hiç mum var m ı? No. i. antipati. Daha any kalamam. s. Diğerlerinden ayrı duruyordu. lakaytlık. çabuk. 1. i. so ğukkanlılık. örs. her neyse. 1.. h ızla. Hiç yardım daha fazla. herhangi Don´t give me any more! Bana daha fazla i. sayılmazsa. Apostle. i. karşıt olarak. s. antik çağlardan kalma bir şey.. sarfınazar edilirse. ilk çağlar. çağdışı. daha: I can´t stay any longer. 2. s. s. bak.e. bir yana. s. aralık.dairesi. zam. i. zirve.. Hayır. kendine güvenme. sonradan uydurulmuş. herhangi bir kimse. parça ba şına. 1. i. 1. 2. her biri. z. antik ça ğlar. antikac ı. anüs. insanlardan kaçan. s. yine de: I did it anyhow. 1. 1. bak. anywhere. i. s. kayıtsızlık. ilgisiz. lakayt. çoğ. 2. 1. gene de. ilk ça ğlardan kalma. herhangi bir şey: Anything´ll do. i. köhne. ayrı. anybody. z. zam. her birine: The books are ten dollars apiece. s. -den başka. zam. i. s. birbirinden ayrı: The two man. f. roketsavar. z. endişe.

s. i. lezzetli. i. pol. arzu. çerez. uzantı. aygıt. 2. 1. f. İsa´nın on iki havarisinden biri. dış görünüş. birdenbire peyda olmak. (12 ounces) 373 gram. cazip. i. be in apple-pie order k. şehvet. yat i. k. özür dileyerek. 2. f. 2. gözükmek. belirmek. 1.. özür dileyen.. 3. 1. 1. İng. şoke etmek. ödün vermek. dili çok kötü. ödün verme. aşikâr. i. iştah açıcı. (dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönen kimse. (belli bir amaç için kullanılan) aygıtlar/makineler. ek. 3. 3.. iştah. 4. 2.b. giysiler. 2. alk ış. f. i.. i. istek. 3. deh şet verici. eklemek. ait olmak.. kesme işareti. cazibe. ba ğlı olmak. i. to -e çekici gelmek. (her şey) yerli yerinde olmak. elbiseler. görünü şe göre. 1. i. taviz verme. f. zirve. yatıştırma. aygıt. gökb. f. ili ştirmek. 1. s. Gecikti ğim için ondan özür diledim. sempatik. 2. apostatize. belli. İng. 2. i. i.apogee apologetic apologetically apologise apologize apology apoplexy apostasy apostate apostatise apostatize apostle apostrophe apothecaries´/troy pound appal appall appalling apparatus apparel apparent apparently apparition appeal appealing appear appear in concert appear out of thin air appearance appease appeasement append appendage appendectomy appendicitis appendix appertain appetite appetizer appetizing applaud applause apple apple polisher applesauce appliance applicability applicable i. 1. elma. gözükme. . albenili. cihaz. (açlığı) bastırma. görünüm. in (oyunda/filmde) oynamak. İng. özür dilemek: I apologized to him for being late. i. çekicilik. önder. i. 1. k. dili birdenbire ortaya ç ıkmak. aç ık.. alk ışlamak. 2. göze çarpan. (to) (-e) uygulanabilir. k. eklenti. elma püresi. apandis. dili (bir yer) çok düzenli olmak. f. (gazete.´nde) ç ıkmak. görünü ş. i. bak. i. apologize. (dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönmek. bak. meydana çıkma. 1. peydahlanıvermek. görünmek. bir hareketin lideri. (dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönme. pol. 1. 1. (bir f. tıb. yeröte. s. ı. peydahlayıvermek. i. 2. taviz vermek. i. meze. 3. s. f. apandisit. görünüşe bakılırsa. i. dergi v. dehşete düşürmek. apandis çıkarımı. f.. çağrı. ilave. tıb. berbat. sevimli. görünürdeki. 2. ilave etmek. görünme. on konser vermek. müracaatta bulunma. z. 4. 2. i. 3. Hz. hayalet. özür dileme. dili dalkavuk. s. i. 1. meydana ç ıkmak. f. ıştırmak.. (to) (-e) uygulanabilme. başvurma. appall. s. doruk. temyiz: the right of appeal temyiz hakk çekici. 1. apopleksi. bak. anat. f. (açlığı) bastırmak. z. i. 2. i. 1. korkunç. 2. yalvaran (bak ış). i. f. cihaz. huk.

2. -e müracaat etmek: Apply to the head physician´s office. haberdar etmek. paylaştırmak. değer biçme. 1. 1. oldukça çok. kuruntu. tahsisat. tatbiki. (bir değeri) artmak. kayısı. takribi. . ödenek. 3. 2. yerinde. yaklaşık olarak. stajyer. s. (bir şeyin değerini/önemini/gerekliliğini) anlamak. i. minnettar. uygun bir şekilde. i. randevu. de ğerbilirlik. (bir2. i. f. pol. yaklaşma. bölüp da ğıtma. müracaat formu. -e yakın bir şey. -e yak ın olma. tayin. tasvip etmek. 1. edat ile ilgili. kadirşinas. be ğenmek. nisanbalığı. 1. Ba -i kibritle tutu şturmak. kendini (bir işe) vermek. yaklaşmak. ba şvurma. kıymet takdir etme. uygulamak. i. 2. endiış. i. uygun. korku. uygulamalı. -e yakın olmak: Theşağı yukarı. 1. takdirkâr. f. endişe. takdir etmek. şeyin şeyin dedeğerbilir. pay. uygulamalı bilimler. 1. to apply sanctions appoint appointee appointment apportion apportionment appraisal appraise appraiser appreciable appreciate appreciation appreciative appreciatory apprehend apprehension apprehensive apprentice apprenticeship apprise approach approbation appropriate appropriate appropriately appropriation approval approve approximate approximate approximately approximation apricot April April fool apron apropos i. tespit etmek. 3. ğerini/önemini/gerekliliğini) anlama. 2. 3. 1. yerinde. bütün dikkatini (bir işe) çevirmek. takdir etmek. i. kendine mal etme. to/for -e ba şvurmak. room closely approximate (to) my z. i. bölüştürmek. Bu soruna yakla şım f.´ni) kararla ştırmak. 2. aday. (bir s. başvuru. i. tayin etmek. tahmin etmek.this problem. uygun. 2. -e ait. önlük (giysi). bölüştürme. anlamak. kıymet takdir etmek. s. şeyin değeri) artma. yaklaşım tarzı: We need to change our approach to i. 1. tatbik etmek: You ambargo koymak. farkedilebilecek derecede. tahmin. f. i. çırak.b. takdir eden. değer biçen kimse. 2. f. 2.ştabipliğe başvurun. f. saptamak. yakalama. beğenme. s. ayırma. s. 1. evham. 3. i. i. uygun bulmak. (tarih. yaklaşık.applicant application application form applied applied linguistics applied sciences apply apply a match to apply an embargo apply o. tutuklamak. tasvip. a actual measurements of this i.s. yanaşma. i. atanan kimse. kavramak. tayin etmek. gün v. onaylama. atama. nisan. 3. f. 2. şükran. 1. 1. tahsis etme. 1. onaylamak. 2. f. 2. yanaşmak. 1. başvuran kimse. hakk ında. z. takdir. bir nisan şakası. 2. f. kadirşinaslık. uygulama. tasvip. yakla şık olarak değerlendirmek. i. staj. f. tutuklama. s. ayırmak. evhamlı. (to) (-e) atamak. değer biçmek. i. i. çıraklık. yakalamak. 1. kendine mal etmek. i. uygun bulma. s. tahsis etmek. müracaat. 3. anlayış. uygulamalı dilbilim. yaptırımlarda bulunmak. müracaat formu. 3. 2. kavrayşeli. s. atan ılan görev/makam. f.

mavimsi ye şil. i. 2. 1. i. i. işlenebilir (toprak). 2. s. f. astrol. i. s ırakemerler. Muhtemel bir durumu belirtmek için kullan ılır: He´s apt to be late. bak. atari salonu. akvaryum. i. Arap. i. That pile of books is apt to fall. s. i. hakem. i. yay kaşlarını kaldırmak.apt aptitude aptitude test aptness aquamarine aquarium Aquarius aquatic aquatic sports aqueduct aquiline aquiline nose Arab Arabia Arabian Arabic Arabic numerals arable arbiter arbitrary arbitrate arbitration arbitrator arbor arboretum arbour arc arc lamp arcade arch arch arch arch one´s eyebrows archaeological archaeologist archaeology archaic archaism archangel archbishop archbishopric archdeacon archdeaconry archduchess archduke archenemy archeological s. 1. tak. architect. ark. f. 2. arboretum. uygunluk.ık geç kalır. kartal gagas ı gibi kıvrık. i. archaism. 2. sürülüp ekilebilir. başdiyakozun makamı/idaresi altındaki bölge. başpiskoposun makamı/idaresi altındaki bölge. kemer. 1. elek. Arabistan. sucul: aquatic plants sucul bitkiler. architecture. ba şmelek. Sık s yetenek. şeytanca. 1. gaga burun. i. i. kavis. i. i. yay. 2. Arap. i. i. 2. arkeolojik.. i. 2.. çardak. 1. s. 1. akıllı istidat testi. yay çizmek. s. i. 1.. (bir meseleyi) tarafs ızıyla halletme. i. bak. Arap at ı. arabulucu. Hrist. s. arşidüşes. arkat. i. O kitap yığını devrilir. Arap. sukemeri. Arap at ı. kabiliyet.. i. s. (havada) kavis çizmek. Arapça. Arap. arkeoloji. archaeological. i. s. i. arbor. Arapça. yay. mat. 2. arşidük. i. baş düşman. (iki taraf aras ında) hakemlik yapmak. ayak kemeri. 1. 1. başdiyakoz. ark lambas ı. 2. s. 1. suda ya şar. 2. başpiskopos. s. arabulucu. i. kartal gibi. 1. i. i. i. f. s. 3. 2. su sporlar ı. 1. şeytan. Arap rakamlar ı. . kanun yerine birinin karar ına bağlı olan. keyfi. to -e e ğilimli olma. İng. 2. kavis çizmek. over/above üzerinde kemer oluşturmak. üzerinde kemer gibi uzanmak. hakem.. arabulucu karar birinin kararına i. arkeolog. ark. Kova burcu. k ıs. arabuluculuk yapmak. arkaik. bağlayarak halletmek. i. archaic. arkaizm. i.

argument aria arid aridity Aries arise arisen aristocracy aristocrat aristocratic arithmetic ark arm arm in arm i. ateşli. 1. kavga etmek. silahlandırmak. i.. Arjantin. iddia. tartışarak birini bir şey yapmaya ikna etmek.. arketip. tartışarak birini bir şeyden vazgeçirmek. tak ımada. i. --n) (from) (-den) meydana gelmek. aristokrasi. arena. be.. alan. gayretli. archaeology. kol. Arjantin. arşiv. 1. kemerli geçit. O çayırı park alanı olarak kullanacağız. şevkli. out of s. okçu. tartışmak. . mimari. i. bak. mimarlık. münakaşa. 1. kuru (iklim/hava).. lehinde olmak. gayret. i. i. şevk. Argentinean. i. 1. i. çok so ğuk. Ciddi misin? i.o. i. olmak. İng. buz gibi. kurak (toprak). are not.. (iklim/hava için) kuruluk. i. ateş.rose. münakaşa etmek. yöre: We will use that meadow as a parking area. ardor. mimar. kavga. 3. mimari. civar. asilzade. bölüm. Arjantinli. i. i. i. mimarlığa ait. argue s. i. s. -i iddia etmek. 2. arise. saha. i. i. s. içinde çok ada olan deniz. bak. f.archeologist archeology archer archery archetype archfiend archipelago architect architectural architecture archives archivist archway Arctic arctic ardent ardor ardour arduous are Are you serious? area aren`t arena Argentina Argentine Argentinean Argentinian argue argue against argue for argue s.t. aleyhinde konu şmak. tartışma. s. ç ıkmak. that -i savunmak. aristokratik.. into s. müz. aritmetik. atışma. okçuluk. f. Arjantin. kol. 2. astrol. i. dal. çekişme. ilk örnek.. 2..t. 2. 2. aleyhinde 4. güç. s. sandık. çetin.o. 1. m ıntıka. Koç burcu. f. 1. (toprakta) kurakl ık. archaeologist. k ısım. i. lehinde konu şmak. arya.. 2. s. çekişmek. i. s. bak. 1. bak. sav. kutu. (a.. 2. Arjantin´e özgü. arşivci. kemerli giriş/kapı. bak. s. s. i. f. -e belirti olmak. 1. s. There are a number k ıs. kol kola. silahlanmak. i. i. i. Arjantinli. 1. Arjantinli. i. Arjantin´e özgü. f. s. 2. aristokrat. bölge. 2. i. Arktik. Arjantinli. şeytan. i. i. atışmak. -e alamet olmak. 3. bak. 1. i. ağız dalaşı. i.

2. 1. Ermenice. s.´s attention arrival arrive arrive at a decision arrogance arrogant arrogate güvenlik kuvvetleri. düzen. giydirmek. suçlamak. Ermenistan. i. (askeri birlikleri) sıralamak. (san ığı) mahkemeye çağırmak. silahlı kuvvetler. ayarlamak: I´ll arrange for a taxi. sular 1. anlaşma. kuvvetli ve hoş kokusu olan. yaklaşık. etraf ında: 6 o´clock saat altı sularında. koltuk altı. aromatik. 2. 2. Ermeni. çiçek aranjman ı yapmak.arm of the law arm of the sea arm´s length arm´s reach armada armament armature armchair armed armed forces armed forces Armenia Armenian armful armhole armistice armor armored armpit arms arms control arms race army army of occupation aroma aromatic arose around around arouse arr arraign arraignment arrange arrange flowers arrange for arrangement array arrears arrest arrest s. 1. zırhlı. silahlanma kontrolü. 3. koltuk (mobilya). 2. silahlı. s ıralanış. 1. . müz. arise. tutuklamak. varmak.. f. (bir ülkede toplam) askeri güç. i.. etrafında: somewhere around Naples Napoli civarında bir yerde. tutuklama. küstahça bir kibir. f. aromalı. tevkif etmek. 4. 2. i. kara ordusu. düzen. silahlar. i. civarında.o. kucak dolusu: an armful of oranges kucak dolusu portakal. silahlar. 2. rotor. elin yetişeceği mesafe. s.(çiçek için)giyiniş. elek. aranjman. i. f. i. yerle ştirme. işgal ordusu. silahlı kuvvetler. aranjman.. 1. tertip. f. s. terz. birinin dikkatini çekmek. kim. 2. aroma. tevkif. edat ında: around around the table masanın etrafında. suçlama. Bir taksi ayarlar ım. i. 1.. i. 2. etraf ına: He looked around. 6. i. gelmek: When will we arrive? Ne zaman varaca ğız? Has the mail arrived? Posta geldi mi? karara varmak. zırh. s. donanma. küstah ve kibirli. 3. 1. (san ığı) mahkemeye çağırma. s. geliş. arranged. döneç. i. new arrival yeni gelen. huk. i. i. 2. k ıs. kim. silahlanma. i. 5. bak. 1. silahland ırma. 3. düzenleme. 1. kolevi. i. ordu. i. 1. orada f. i. 1. huk. varış.. körfez. i. z. i. (kuvvetli ve ho ş) koku. 2. arrived. armatür. silahlanma yar ışı. f. giymek. endüvi. uyandırmak. (haks ız yere) benimsemek. 1. Bu odan ın mobilyalarını Elif yerleştirecek. kuvvetli ve ho ş (koku). aromatik bile şik. i. 2. 2. vaktinde ödenmemiş borçlar. arrival. i. f. durdurmak. (eşyayı) (belirli bir şekilde) yerleştirmek: Elif´s going to arrange the furniture in this room. i. çoğ.. Etrafına baktı. s. ateşkes. f. aşağı yukarı. kol boyu.

kaba. dilb.. kaba 1.. TIR kamyonu. yapma.men (artîl´ırimîn) i. hile. beceriksizce yapılmış. artezyen kuyusu. eseri. 2. yapma çiçek. eklemli. s. çoğ. 1... açık (ifade). s. yapay solunum.. dilb. as a general rule i.: As she loves cats. sanatçı ruhuna sahip. 2. i. arter.. 4. sanatkârane. 2. anat. yap ılan şey. i. 2. eşya: various şüncelerini clothing çe şitli giyim eşyası. 1. suni solunum/teneffüs. beceri. huk.til. enginar. s. saflık. temren. suni/yapay dölleme.: As the time grew shorter so his excitement mounted. 1.. -dikçe . ok başı. i. sahte. yapay ışık. sanatç ılık. hilesiz bir şekilde. silahhane. ne kadar . yapay aydınlatma. 2. toplar. makat. kundakç ı. yapay. mühimmat deposu. -dikçe: I nabbed him as he was going out the door. topçu. suni/yapay gübre.ler. topçu sınıfı. i. anayol. özellikle ilk insanların meydana getirdiği sanat i. atardamara ait. i. her sürüyordu. 2. dili son derece. anat... yakaladım.y. sanat. oynaklı. 3. boğumlanma. as he ı son hızlazamanki gibi: as is asas everas all get-out.. makale. (bir anlaşmada bulunan) madde.. sanatkâr. gibi h ızlı. She fast smart her zamanki Zehir gibi 1. cephanelik.artistic. mafsal iltihabı. kundakç ılık. 2. 1. sanatl ı. i. yapay tatland ırıcı. TIR. i. so genellikle. ok. . aç ıksözlü. kurnaz. 3. bo ğumlu. 1. 1.net the).. i. tüzel kişi.arrow arrowhead arse arsenal arsenic arson arsonist art arterial arteriosclerosis artery artesian well artful arthritis artichoke article articulate articulate articulated lorry articulation artifact artifice artificial artificial fertilizer artificial flower artificial insemination artificial kidney artificial light artificial lighting artificial person artificial respiration artificial sweetener artillery artilleryman artisan artist artistic artistry artless artlessly artlessness arty as as . Kapıdan çıkarken çok: He was driving as fast more seriouslyArabaygets k. tıb. anüs. oyun.. (top gibi) a ğır silahlar. so . i. ar. z. arteriyoskleroz. net telaffuz. i. huk. suni... i. 1. şekilde ifade/telaffuz etmek. suni/yapay böbrek. sanatç ı. i. saf. an. ustal ık. 2. i. 2. o kadar . bir zekâsı var. tıb. sanatsız. hüner. s. i. i. açık bir 3. i. i. İng. 4. sanatkârane. 1. saflıkla. anat. insan eliyle bo ğum. tanımlık (a. s. artrit. 2. He´s taking life as all get-out.. -irken. f. Onun sanat yönü de var. hilesiz. oynak. dü articles of açık bir şekilde ifade edebilen. arsenal. sanatsal yönü olan: She is also i. aç ık bir şekilde dile getirme. zanaatç ı. s. bağ. eklem. 1.. anat. büzük. Zaman azaldıkça heyecanı arttı. yazı. damar sertliği. as ever as . (telaffuz). s. as all get-out as . atardamar. arsenik.. i. hilesizlik. k ıç. arter.

is concerned as far as that goes as fit as a fiddle as for as for me as for the rest as from as good as as good as gold as if as if as is as it were as like as two peas as long as as luck would have it as meek as a lamb as much again as much as one can as nearly as I can tell as one man gayet tabii olarak. 2.. Bana kalırsa . tıpkı birbirine benzer. şimdiki haliyle. k. konusunda. öyle/şöyle/böyle: He´s a teacher and is known as such. but not as well as E şref. güya. sanki.: He gave me money as well as şimdiye kadar. İyi yazıyor. dili dosdo ğru gidecek olursak. İstanbul´a varır varmaz sana ısa zamanda. gibi. -den ba şlayarak: as from that date o tarihten itibaren. 2. önce. but it aslında. İng.. geri kalan ına gelince. new. apaç ık. en k telefon edece bir an 1. olduğu gibi. aslında. -diği sürece: You won´t get so much as a penny from me as long as I live. Yaşadığım sürece benden bir kuruş bile alamayacaksın. o zaman. şimdiki halde. doğal olarak. gücü yettiği kadar. dahi: I´m going as well. as far as it goes. ayr ıca. It was as though he´d never her zamanki gibi. bir çırpıda. as quick as a wink ile ilgili olarak. yapabildiği kadar: I´ll help as much şık I can. -e göre: as far as I can see gördüğüm kadarıyla. -den itibaren. as regards as regards/to as safe as houses as soon as as soon as possible as such as the crow flies as though as usual as well as well as as yet -e gelince: as to him ona gelince. zift gibi. lying down bir şeyi alttan almak. k. bir misli daha. yakla as olarak. -e (benzemek): He looks as if he´s asleep. sözde. çok güvenilir. elinden geldiği kadar. hep birlikte.. 1.... tüm gücümle. da. 1. overlooks some important I´m concerned. ona göre.t. gibi. -er -mez: I´ll call you as soon as I reach Istanbul. as plain as the nose on your face besbelli. 2.. Bitirmi ş gibiyiz. Önerin Bana göre iyi. -miş gibi. ğim.o. turp gibi.. O öğretmendir ve herkes onu öyle tan ıyor. Yeniğlam. as far as in me lies as far as it goes as far as s. dili çok emniyetli. çok sa gibi oldu. çok terbiyeli.. k. hem . aslında. ayr ıca. esasen: What kalmak. elimden geldiği kadar.. Yıllardır tanışırmış gibi davrandık. It´s as good as gibi now bundan böyle. I´m not going.. -cesine. bildiğim kadarıyla. sanki. ama bazı önemli -e göre: It´s fine as far as details. göz aç ıp kapayıncaya kadar. . take s. Bense gitmiyorum. kadarıyla. 2. 1. de. as from (olmak): We´ve as good as finished. as far as I´m concerned bana sorarsan. -e gelince. . hakk ında. o durumda. bir şeyin altında you propose is good. henüz. kadar iyi: He writes well. k. zaten.as a matter of course as a matter of course as a matter of fact as affairs stand as black as pitch as bold as brass as easy as pie as far as as far as he is concerned As far as I can see . bana gelince. 2. tic. sa ğlığı yerinde. -cesine: We behaved as though we´d known each other for years.. 2. bir elmanın iki yarısı. çok kolay. . sanki. simsiyah. ama Eşref kadar iyi değil. Sanki uyuyormuş gibi duruyor. şartıyla: şansıma. k. dili bir lahzada. Elimden geldi ği kadar yardım edeceğim. aslında: It´s not a medicine as such. âdeta. He was smiling as if he´d received some good güya. ise: As for me. dili büyük bir küstahl ıkla. 1.. hem de . uysal.. ona kalırsa. 3. dili 1. asl ında iyi. kuzu gibi.. o halde. Ben de gidiyorum.

uyuşmuş. Bu -e ricada bulunmak.as yet as you please as/so long as asbestos ascend ascendancy ascendant ascendent ascension ascent ascertain ascetic asceticism ASCII ascorbic ascorbic acid ascribe aseptic ash ash ash can Ash Wednesday ashamed ashen ashore ashtray Asia Asia Minor Asian Asiatic aside aside from ask ask a favor of ask for it ask for trouble ask/say the blessing askance askew asleep asparagus asparagus spear aspect asphalt asphyxiate aspirant aspiration daha. henüz. kuşkonmaz filizi. çarpık. f. i. aside from Esat. ASCII (Bilgi Alışverişi için Standart Amerikan Kodu). s. hüküm. yükseliş. 1. i. dişbudak kerestesi. kül tablas ı. sürece. k ıs. 2. i. çilecilik. f. 2. i. 1. Amac ı ünlü olmaktı. Paskalya´dan önce gelen büyük perhiz süresinin ilk çar şambası. bot. 2. görünüş. yukarı çıkmak. ufukta görünmeye ba şlayan. f. 1. 2. nasıl isterseniz.. k. 1. dü şünelim. 2. nefsinin isteklerini k ırarak çok sade bir hayat yaşayan kimse. yön. bir yana: sen? i. s. Asian. ç ıkış. i. dişbudak ağacı. Meselenin bu yönünüasfaltlamak. can do this. i. aç ı. 1. 1. bir yana. s. i. dişbudak. küllük. 1. kül. f. bak. yokuş. yükselen. eğri. Asya´ya özgü. çok soluk. oyuncunun alçak sesle söylediğibir yana. Esat söz. Asparagus officinalis. bayır.. uykuda: The guards were asleep. Asyalı. nefsinin isteklerini k ırarak çok sade bir hayat yaşama. 2. boğmak. s. amyant. s.. 1. (araştırma yoluyla) tespit etmek. Asyalı. 2. belirlemek. bak. belayı satın almak. 1. dili ka şınmak. i. dili bela aramak. She´s asking a lot for this poodle. kimse bunu yapamaz. kül tenekesi. ku şkonmaz. (hükümdar) (tahta) çıkmak. 2. 1. kötü bir karşılık gerektiren bir davranışta bulunmak. karada. i. itibar. Asya. çileci. -mek şartıyla. -mek koşuluyla. kimsin No one. çok solgun. istekli. ascendant. 2. 2. k. just who are you? Şaka bir şka. i. çöp tenekesi. üstünlük. s. (uzun zamand ır güdülen) büyük amaç: It was his aspiration to become famous. yükselme. karaya. askorbik asit. 1. külrengi. asfalt. asbest. . 3. istemek: Sofradan ayr ılmak için izin istedi. American Standard Code for Information Interchange bilg. bir kenara. bir yana: Joking aside. s. z. bot. oksijensiz bırakmak. tırmanış. nüfuz. i. 2. kıyıda. z. k ıyıya. i. dişbudak. f. to -e atfetmek. riyazet. aseptik. He asked to be excused from the table. saptamak. bakım: Let´s consider this aspect of the problem. i. 3. i. s. i. -den ba yana. s.. hâkim. z. 2... i. üstün. tiy. ç ıkmak. sormak. f. z. -dikçe. Asya. Bekçiler uykudayd ı. i. s. i. yemek duas ı yapmak. i.. 1. Anadolu.

çağrışım.. 1. 2. (emin bir şekilde) ileri sürmek. toplantı. 2. 1. toplanmak.. ödev. randevu. montaj. i. mevduat. suikast yapmak. i. f. to -e razı olmak. 1. f. montaj. kaba büzük. varl ık. 3. varsaymak: You´re assuming too much where Eralp´s concerned. tahlil etmek.s. asimile etmek. toplantı. -i amaç edinmek. -e sahip olmak istemek. 1. i. dethousand dollars. 4. kendini hissettiren. iş arkadaşı. kendini göstermek. rıza. yağmuruna tutmak: She assailed him with questions. toplantı salonu. merkep. i. yat ıştırmak. iş ortağı. analiz etmek. i. suikast. 1. yardımcı. emval. 4. tic. f. ya ğmuruna tuttu. öne sürmek. kurum. f. saldıran kimse. tayin etmek. Eralp´in öyle yapaca ğını farzetmekle pekâlâ yanılmış . f. k ıymetli şey.. yardım. asistan. 2. i. 2. 1. f. toplamak. f. f. topluluk.. 2. i. f. kaba kıç. f. dernek. 1. (para düşünce. aspirin. with . f. huk. saldırı. dangalak. a şağılık herif. farzetmek. monte etmek. değerlendirme. ile ilişkide bulunmak. Evlerine seksen bin dolar de ğer biçti. s. çeşitli. 2. 2. 4. iddia. meclis. i. 4. atamak. 1. (bir iddiayı) öne sürme. 2. i. ayırmak. 2. servet. değer biçen: tax assessor tahakkuk memuru. 3. i. -i akla getirmek: I associate that smell with the back streets of Warsaw. it herif. onaylama. kıymet takdir etmek: He assessed their house at eighty ğer biçme. meclis. hücum etmek. i. 3. 1. 2. muhtelif. bezmeyerek çalışan. 2. denemek. 3. çözümleme. aktif. çözümlemek. i. eşek. 3. birlik. kararlaştırma. -i onaylamak.aspire aspirin ass assail assailant assassin assassinate assassination assault assault and battery assay assay assemblage assemble assembly assembly line assembly room assent assert assert o. hafifletmek. 2. to/after -i amaçlamak. 1. saldırmak. büzük. 2. tahsis etmek. otoritesini kabul ettirmek. ili şki. s. analiz. 1. i. 2. azaltmak. tayin. kaba 1. yardım etmek. muavin. i. puşt. 2. kararlaştırmak. i. (para miktarını) tayin etme. f. f. 1. 1. anüs. kalabalık. i. analiz edilecek bir örnek. tayin etmek. doçent. müessir fiil. saldırgan. i. değer biçmek. sınıflandırmak. 2. türlü çe şitleri içeren bir bütün. f. 1. makat. (birine) (belirli bir) görev vermek: I assigned you to do i. montaj hattı. assertion assertive assess assessment assessor asset assets asshole assiduous assign assignation assignment assimilate assimilation assist assistance assistant assistant professor associate associate associate professor association assort assorted assortment assuage assume f. dikkatli ve devamlı çalışan. atama. kongre. mal. görev. s. dikkatli ve devamlı (bir çalışma). 1. suikastç ı. ile görü şmek. 1. dindirmek. f. O koku i. sald ırmak. fikir: What´s your assessment of the situation? Durum i. asimilasyon. i. Onu soru i. değerli bir nitelik/erdem/beceri. bir araya toplama. ayırma. i. 2. -i hatırlatmak. anüs. i. with 1. -i arzu etmek. 3. tahlil. bir araya toplanma.

2. uzak bir yerde. i. astımla ilgili. gökbilim. z. sığınak. şaşkınlık. i. z. heyecan içinde. i. i. gökbilimle ilgili. sa ğlama bağlanmış. i. yıldız işareti (*). gökb. arkaya. İng. astronomik. i. s. s. şaşkına çevirmek. gökbilimci. asteroit. cin fikirli. 2. 1. 1. ak ıllı. astronom. s. rahatlatıcı bir şekilde. edat 1. 1. s ığınma yeri. 2. 2. astronomik (rakam/büyüklük): astronomical prices astronomik fiyatlar. 1. faraziye. farzolunan. i. takma (ad). astrolojiye ait. astigmatizm. bir bak ışta. astigmatik. 2. demir atm ış. astrolog. s. 1. kendine güven(me). mutlaka. hareket halinde. f. (ata binmiş gibi) bacakları birbirinden ayrı olarak. den. ne pahas ına olursa olsun. 1. s. bak ışımsız. z. melce. 2. hızla. i. hayrette bırakmak. 1. hayali. astımlı. z. s. küçük gezegen. Bir yeri belirtmek için kullan ılır: at my office benim büroda. 2. büzücü. s. astronomical. bak ışımsızlık. şoke etmek. . hiç. akıl hastanesi. Bir zaman ı belirtmek için kullanılır: at five o´clock bir hamlede. z. astım. asimetri. z. zan. (rahatlatıcı/ikna edici sözlerle) temin etmek. müneccim. geriye. astroloji. cin. astronomi. s. lokal olarak doku ve damarları büzen ilaç. bak. astronot. f. sanı. bir hamlede. i. sigorta: life assurance hayat sigortas ı. kurnaz. varsayım. gerisinde. s. at the station istasyonda. i.. s.. sağlama bağlamak. demirli. 1. müneccimlik. çok büyük. astrolojik olarak. yıldız falcılığı. tımarhane. 2. s. sıkıştırıcı. astrolojik. 1. i. 2.assumed assumption assurance assure assured assuredly assuringly asterisk astern asteroid asthma asthmatic astigmatic astigmatism astir astonish astonishing astonishment astound astounding astray astride astringent astrologer astrological astrologically astrology astronaut astronomer astronomic astronomical astronomy astute asunder asylum asymmetric asymmetry at at a bound at a clip at a distance at a glance at a stroke at a stroke at all at all costs/at any cost at anchor s. şoke eden. i. geminin k ıçına. parça parça.. hayret. hayrette b ırakan. asimetrik. s. birbirinden uzak/ayr ı. i. uzakta. bir anda. i. f. 2. rahatlatıcı/ikna edici söz. ayakta. kendine güvenen. yıldız falcısı. z. 3. i.

2. (bir konuda) bilgili: He´s at home in the business world. ayrıntılarıyla. her ne hal ise: At any rate. Her tür -e ından -i iyi bilen: He´s at kendini rahat hisseden. dörtnala. makineden anlar. 2. tanır. aralıklı. tam gazla. en az ından. ilk bak ışta. 1. serbest. tam kapasiteyle. Rahat! her keresinde. ayrıntılarıyla. en çok. boş zamanı olan. (bir yerde)home with machines of all kinds. olsa olsa. ak şam olunca. 2. özgür. sizin parti çok ho şumuza gitti. Most of the her an: She could come at any time. olsa olsa. en fazla. hiç olmazsa. ölmek üzere. bütün ayrıntılarıyla. nihayet. yakın mesafeden. olsa olsa. son süratle. derhal. 2. 1. hemen. ortada dola şan. saat tam dörtte. ölümün e şiğinde. aslında. en sonunda. boş zamanlarda. yak ından. we enjoyed your party immensely. sonunda. evde. evvela. 2. genellikle. üzerinde konu şulan. hava kararırken. en sonunda. her defas ında. bir ayağı çukurda. son süratle.at any price at any rate at any time at best at best at bottom at close quarters at close quarters at close range at cross-purposes at dark at death´s door at death´s door At ease! at every turn at first at first sight at four o´clock sharp at full blast at full gallop at full length at full speed at full tilt at great length at heart at home at home in at home with at intervals at issue at its zenith at large at large at last at last at least at least at leisure at length at liberty at long last at long last at most at most at no time at odd moments at once her ne pahas ına olursa olsun. nihayet. aslında. İş dünyasını yakaşina. en az. en a şağı. . çok yak ından. 2. detaylarıyla. göğüs göğüse. bir aya ğı çukurda. boylu boyunca. 1. doruğunda. her ne ise. uzun uzad ıya. 1. kendi evinde. 1. hiçbir zaman. en sonunda. bari. zirvesinde. ta ş çatlasa. önce. ask. serbest. esasında. son sürat. hiç olmazsa. 1. hakikatte. Her an gelebilir. zaman buldukça. söz konusu olan. en azından. fark ında olmadan apayrı amaçlar peşinde (olmak/çalışmak). 3. Her neyse. aralarla. çok yak ından. neyse. her neyse.

spora özgü. birden. aşamaya gelince: At that point add the eggs. k. sporcu. Tanr ıtanımazlık. şu an. zındıklık. o s ırada: At that point I ç ıktı. sportif.. bak. 1. Bir daha reddetti. O aşamaya gelince k. dili en fazla. o 1. 2. ayn ı anda. atletizm.. k. zındık (kimse). o noktaya gelince. s. derhal. ateist. pahas ına. 2. bu noktada. ateizm. k. onun üzerine: Once again she refused.. barış halinde. i. hızla: at the rate of one hundred meters per second saniyede yüz metre hızla. bir darbede. atletik. olsa olsa. i. -i görür görmez. Tanr ıtanımaz. başına gelebileceklerden kendisi sorumlu olarak. en çok. başabaş. pahas ına. boş zamanlarında. 1. 2. 1. piyasa fiyatına göre değerlendirilmiş. zındık. tesadüfen. Anten istenilen ihtimalde. i. 1. huzur içinde. dili avazı çıktığı kadar. 2. spor. şu an. 2. istedi ğinde. dili hemen. dili son anda. dili eninde sonunda. ateistik. eat. en aşağı. İng. size uygun bir ziyan oldu ğu takdirde sizin hesabınıza. son dakikada. istediği zaman. 2. k. avazı çıktığı kadar. ateist. dili bir defada.. İng. f. aras ıra. emrinde. all he´ll get is a year in jail. (birinin) iste ği üzerine. tehlike sorumluluğu size ait olmak üzere. derhal. i. bir çırpıda. . bir vuruşta. s. 2. istediği gibi. en kötü ihtimal: At worst. bazen. 1. o da onun üzerineleft. mümkün oldu ğu kadar yakın bir zamanda. bir kalemde. madura aya ğı. halihazırda. istenilen zamanda. tic. En kötü ihtimal. -i görünce. istenilen şekilde: The aerial can be rotated at will. Tanr ıtanımaz. azami. en geç. bir yıl hapis yer.. rasgele. şimdilik. . aynı zamanda. isteğine göre. and at that he left. olsa olsa. O sırada çıktım..at once at one blow at one scoop at one whack at one´s command at one´s leisure at one´s peril at one´s pleasure at par at peace at present at random at that at that point at the drop of a hat at the eleventh hour at the end of the day at the expense of at the instance of at the latest at the moment at the outside at the rate of at the risk of at the same time at the sight of at the top of his lungs at the top of one´s lungs/voice at the utmost at the very least at this juncture at times at value at will at worst at worst at your convenience at your risk at/in one fell swoop ate atheism atheist atheistic athlete athlete´s foot athletic athletics 1. en az. şu ara. bir vuruşta. . sporcu.. zamanda. en kötü yöne çevrilebilir. k. hemen.

1. -e bakmak. takmak. atom bombas ı. i. ask. bir şeye takılabilen parça. 1. körelmek. (sıvıyı) püskürtmek. 2. (bir hizmette bulunan) görevli: shop attendant tezgâhtar. 1. i. tedavi da ğa tırmanmayı denedi. ermek. ba şarı. canavarlık. denemek. 2. bağlı. nöbet. çalışmak. dikkat eden. 2. to -i göstermek. atomize. f. 4. 2. bak. saldırı. 1. ilgi. Aferin sana! ünlem. 3.´ni) affettirecek harekette bulunmak. f. i. atom çekirde ği. ilişikteki. 1. f. s. el koyma. davran ış. değerini düşürmek. 3. inceltmek. zay ıflatmak. i.. iğrenç. iltifat. iliştirmek. 1. s. menfur. -e ba koyma.. tutum. f. sevgi bağı. f. 2. i. 1. atom. elde etmek. atomik ağırlık. tavır. körelme. hazır bulunma. kazanmak. f. dumur. 2. 1. aksesuar. (bir belgeyi imzalayarak bir şeyin doğruluğuna/gerçekliğine) şahadet etmek. tavanaras ı. kefaret etmek. ilgili. f. esas duruş/vaziyet. s. sald ırmak. 3. giysi. köreltmek. dikkatle izleyen: an attentive audience dikkatle izleyen seyirciler. You -e dikkat etmek. hafifletmek. -e sevgi. i. nükleer atıklar. k. atom reaktörü. 1. i. nükleer enerji. telafi etmek. hizmet etmek. Bond çanta. eri şmek. theater attendant biletleri bak ım. i. doğrulamak. 2. atmosferik. kontrol eden veya yer gösteren görevli. canavarca. dumura u ğramak. 1. çok kötü. . 2. bakmak. iğrençlik. atlas (harita kitab ı). atom ağırlığı. hücum. atom sayısı. 2. atom bombas ı. ilişik. hazır bulunanlar. berbat.b. 1.1. zerre. berbatlık. girişimde bulunmak. sevgiyle bağlı. teşebbüs etmek. vurmak. i. 3. f. atomik. 3. i. 2. nükleer reaktör. 2. dikkat. 1. dumura uğratmak. tecavüz etmek. marifet. elbise. Atlantik. hacizğlılık. kalkışmak: He attempted to climb that mountain. O etmek. flight attendant dikkat genişliği. -e delalet i. 2. nükleer enerji. i. i. i. azaltmak. 1. hücum etmek. i. giydirmek. atomlara ayırmak. 2. hazır bulunmak. İng. atomik güç. kriz. atmosfer. 2. püskürteç. f. bağlamak. i. atom enerjisi. dili f. (bir suç. f. huk. i. 2. huk. s. f. atom çağı. kabahat v. tasdik etmek. 1. 2. kefaret. el koymak. dikkatli: an attentive worker dikkatli bir i şçi. 1. ataşe. s. haczetmek. k ılık. atomizör.Atlantic atlas atmosphere atmospheric atom atom bomb atomic atomic age atomic bomb atomic energy atomic nucleus atomic number atomic pile atomic power atomic waste atomic weight atomise atomize atomizer atone atonement atrocious atrocity atrophy attaboy attach attaché attaché case attached attachment attachment for/to attack attain attainment attempt attend attend to attendance attendant attention attention span attentive attenuate attest attic attire attitude s. kazanma. elde etme. varmak.

izleyiciler. i. i. -e mal etmek. sert. to 1. ağustos. mezat. i. Bu bize iyi bir işaret. açık artırma. Avusturya. dinleyiciler. s. işitme ile ilgili. 1.. tasdik etmek. aşındırma. İng.attorney attorney general attract attraction attractive attractiveness attribute attribute attribution attrition attune aubergine auburn auction auctioneer audacious audacity audible audibly audience audiocassette audiovisual audit auditor auditorium auditory auditory canal Aug auger aught aught augment augmentation augur August august aunt auspices auspicious austere austerity Australia Australian Austria Austrian authentic authenticate i. anat. Avustralya. konser salonu. delgi. Avusturyalı. 3. duyulabilir. i. Avusturya. görsel-işitsel. teyp kaseti. Avusturyalı. 2. çekicilik. -e atfetmek. sıfat. 2. konforsuz ve dünyevi zevklerden yoksun bir yaşam. gerçeklemek. . 2. 1. alımlı. Avustralyalı. kumral. 2. gerçek. sertlik. atıf. cüret. toplantı salonu. 1. i. i. cüretli. s. i. 2. çekmek. i. 2. 1. işitilebilecek şekilde. s. matkap. küstah. yorma. i. 1. seyirciler. fiz. sade ve süssüz. i. işitilebilir. i. vasıf. 1. i. i. sıfır. işitme kanalı. f. hakiki. hala: She is my paternal i. (hesaplar ı) denetleme. konforsuz. 1. k ıs. yenge: Aunt Aliye is my uncle´s wife. 1. i. -e al ıştırmak. müzayede. O benim teyzem. yıpratma. f. 1. avukat. yüce ve çok sayg ın. O benim halam. (iyi/kötü) bir işaret olmak: This augurs well for us. Avustralya´ya özgü. artırmak. teyze: She is my maternal aunt. s. s. cezbetmek. 2. f. aunt. -e yormak. alımlılık.. zayiat. s. (hesapları) denetlemek. nitelik. alımlılık. aşınma. 1. s. i. f. s. cazibe. 2. s. Avusturya´ya özgü. hayırlı. işitsel. 2. doğrulamak. burgu. z. 1. 2. başsavcı. akort etmek. i. otantik. 2. 1. artırma. çoğ. i. güvenilir: How authentic is this news? Ne derece güvenilir bir haber bu? f. cazibeli. ha şinlik. 2. kontrolör. i. to -e uydurmak. f. sade. uğurlu. f. i. f. i. i. Avustralyalı. çekim. çekici. Avustralya. August. i. s. patlıcan. denetçi. bağlama. küstahl ık. s. 2. odyovizüel. i. (off) açık artırma ile satmak. (bir nedene) ba ğlamak. i. mezatç ı. i. s. yıpranma.

hav. . 1. 2. otomotiv. 1. s. otonom. güz. 2. İng. otomatikman. -den yararlanmak. f. otopsi. yetke. özya şamöyküsü. sonbahar noktas ı. autobiographical. s. fayda. otomatikle ştirmek. otokratik. otonomi. güz ılımı (21 Eylül´e rastlayan ekinoks). gerçeklik.. otomatik tabanca/tüfek. f. f. var olma. otomasyon.. saygı uyandıran.s. 2. yardımcı fiil. parayla çalışan yiyecek içecek da ğıtma makinesi. i. bak. otomat. s. i. otobiyografi. bir canlının yapabileceği bazı f. 3. i. müellif. otomatik pilot. bak. var. elde edilebilir. özerklik. yetkilendirmek. bak. para canlısı. öcünü ç ıkarmak. i. izin vermek.authenticity author authorisation authorise authoritarian authoritative authority authorization authorize autistic auto autobiographer autobiographic autobiographical autobiography autocracy autocrat autocratic autograph automat automate automatic automatic pilot automatic transmission automatically automation automobile automotive automotive industry autonomous autonomy autopsy autumn autumnal autumnal equinox auxiliary auxiliary verb auxiliary verb avail avail o. i. imza. elde edilebilme. s. çok güvenilir ( şey). 1. bir kimsenin el yazısı. İng. otistik. i. otokrat. cadde. otomat. yaramak. i. s. yetki. sonbahar. authorize. dilb. otomatik transmisyon. f. i. otomatik vites. ç ığ. 2. i. özerk. i. i. the authorities yetkili ki şiler.. otobiyografik. otobiyografi yazar ı. s. otomobil. para hırsı. -den faydalanmak. i. s. s. of availability available avalanche avarice avaricious avenge avenue i. yarar. 1. i. 1. yard ımcı fiil. 1. i. amirane. otomatik.. i. i. itaat etmeye yönelten. güvenirlik. heyelan. s. s. otokrasi. i. yazar. i. otomotiv sanayii. yedek. sonbahara ait. otantiklik. i. s. otomobil. otomatlardan yemek al ınan kafeterya. yard ımcı. i. i. otomatik olarak.. s. otoriter. 3. 2. 4. z. k. otorite. öcünü almak. dili oto.. otoriter.. i. 2. s. i. authorization. izin. otomatik.

beklemek. f. (--red. beceriksizlik. oradan: Go away! Git buradan! 2. vasati: average annual rainfall yıllık ortalama yağış. i. i. havac ı. 3. -den sak ınma. huşu içinde. i. çok. 2.en) 1. k. 1. çarpık. ax. 1. insan ı huşu içinde 2.. hantal. s. uyanmak. f. -i dehşete düşürmek. müthi ş. tığ. uyand ırmak. 1. avokado. -den kaç ınmak. -i huşu içinde bırakmak. itiraf. 2. hobi. yamuk. amerikaarmudu. dehşet verici. korkuyla karışık şaşkınlık. bak.t. with anticipation awake awake awaken award aware awareness awash away away game awe awe-inspiring awesome awestricken awestruck awful awfully awhile awkward awkwardly awkwardness awl awning awry ax axe f. i. dehşet. eğri. i. 1. (16 ounces) 453 gram. s. 1. dehşet. Bir süre beklemen lazım. f. hantal bir şekilde. 2. bir yere. birinin as ıl işi dışında yaptığı bir iş. 2. -den kaç ınma. bir yana: Put thatmaç ı. to -in farkına varmak. gözlemek. i. -den kurtulmak. of 1. s. s. f. 1. kundurac ı bizi. sakar. dili çok fazla. 3. havac ılık. önlenebilir. -i önlemek. s. 2. başka tarafa çevirmek. -den çekinmek. -den çekinme. z. i. balta. --ring) (emin bir şekilde) ileri sürmek. s. huşu. 1.bırakan. bak. 1. şuradan. -in s. 1. 2. 2. -i aç ıkça ilan edilmiş olan (biri): He´s an avowed monarchist.o. s. i. 1. tente.wok. öne sürmek. haz ır olmak. k. uyanık. -i önleme. 2. biz. dili müthiş. i. Monarşist olduğunu her zaman söyler. Onu bir yere kald ır! 3. . fark ında. zor.. önlemek. hantall ık. dehşet içinde. kuşhane. f. f. s. --d/a. 3. i.aver average averse aversion avert aviary aviate aviation aviator avid avocado avocation avoid avoidable avoidance avoirdupois avoirdupois pound avow avowal avowed await await s. kullan ılması zor. uyanmak. uçak kullanmak. uyand ırmak. vasati. 1. f. açıkça söylemek. fark ında olma. olağan. orta. 2. 1. ödül. Pekiştirmek için deplasman. İngiliz ve Amerikan ağırlık ölçü sistemi. i. s. z. hevesli. (resmi bir kararla) vermek. 1. O çok i ş ister. coşkun. 2. sakarlık. i. awestruck. 1. münasebetsiz. hiç hoşlanmama. ortalama. f. pek çok: That´ll take an awful lot z. itiraf etmek. s. bir tarafa. (a. deplasman away! i. haberdar. i. korkunç.woke. 3. s. i. i. s. i. birini/bir şeyi dört gözle beklemek. of work. f. s. ödüllendirmek. insan ı huşu içinde bırakan. z. f. dehşet verici. bot. 2. uyanmış. i. mükâfat. bir müddet: You´ll have to wait awhile. ortalama. korkuyla kar ışık saygı. 2. berbat. uygunsuz. s. mat.. mat. den sak ınmak. yön değiştirmek. pilot. to -in farkına varmak. -den kurtulma. vasat. 2. beceriksiz./s. z. 1. buradan.. bir süre. kaç ınılabilir. 2. mat. açıkça söyleme.. beceriksizce.

3.. Azeri. i. ikinci mevki/rol. ücret veya maa şın ödenmesi gecikmiş kısmı. bot. . bebek. k ısa kuyruklu piyano. B. i. i. z. bebek gibi.cil. arka koltuk. çoğ. arka sokak. hay hay. bak. 3. zool. Azerbaycan. isk. arka yer. futbol bek. ileri geri. boşboğazlık etmek. k.. s ırt. açalya. ba. bebek. i. mil. açelya. Bachelor of Arts. çoğ. sütdişi. bir derginin eski sayılarından biri. habe şmaymunu. k ıs. s... f. çocuk bak ıcısı. f. (dergi/gazete için) eski sayı/nüsha. i. 1. her ihtiyac ını karşılamak. i.by-sat. i..li (bısîl´ay) i.A. baccarat. 1. -i desteklemek. i. arka. 2. bebeklik devresi. i. çocuk bak ıcısı. yavru. s. i. aye. evet. (ba. sözünden dönmek. (birine) a şırı bir özenle bakmak. i. 1. Rhododendron. fen fakültesi diploması. 2. bo şboğaz. basil. eksen. f. kaşağı. 1. 1. 2. bak. aksiyomatik. İngiliz alfabesinin ikinci harfi. i. bakara. emzik. taşra. i.S. belkemiği. Azerice. -e yard ım etmek: Akif´s company is backing ileri geri. çocuk.axiom axiomatic axis axle ay aye azalea Azerbaijan Azerbaijani azure B. süt mavisi. b BA baa babble babbler babe baboon baby baby blue baby bottle baby carriage/buggy baby farm baby grand baby sitter baby tooth babyhood babyish baby-sit baby-sitter baccara baccarat bachelor Bachelor of Arts degree Bachelor of Science degree bacillus back back and forth back and forth back country back down back number back number back out back pay back scratcher back seat back street i. B. çocuk arabas ı. isk. 2. dili k ız. meleme. i. k. z. f. arka taraf. dili sevgili. çocuk ve bebekler için ücretli bak ımevi. i. belitsel. piliç. mihver. geveze. muhakkak. melemek. s. i...es (äk´siz) i. caymak. i. gökmavisi. gevezelik etmek. -e arka olmak. --ting) ana babalar ı evde olmadığı zaman çocuğa bakmak. f. ax. aksiyom. anat. azelya. 1. B. belit. k ıs. s. bir iddiadan vazgeçmek. bekâr erkek. 2. kreş. anla şılmaz sözler söylemek.. edebiyat fakültesi diploması. (su) çağlamak. k ıs. 2. bekâr. aks. biberon. s. 1. dingil. saçmalamak.

omzunda sırt cevaplamaya bakmalısın. 1. 2. i. f. f. omzunda s ırt çantasıyla gezen kimse. bak. arka arkaya. s. back. 2. sırt çantası. destek. zemin. s. i. arka taraf. istenilenin aksi olmak.. arka plan.. 4. bak. bakteriye ait. bakteriyolojik sava ş. iğneardı dikiş yapmak. i. i. geri geri. yıpratıcı. dili yasad ışı. backbite. (back.slid/back. i. bel bilg. 1. f. z. i. 1. i. f.bit. 2. bak. tersine. (kan ıtla) desteklemek. z. geri tepme. 3. f. geri tepmek. olup olmadığı belli olmayan kompliman gibi gözüken ele ştiri. taraftar. belkemiği. i. 2. çevre ve tahsili. tuzlanmış/tütsülenmiş domuz böğrü/sırtı.b. geri gitmek. yedek. geriye do ğru yapılan.den) (iyi yoldayken) kötü yola sapmak. (back. lumbago. f.. temel. en önemli destek. omurga. f. O birikmiş mektupları çantasıyla gezmek. desteklemek. backward 2. f. i. pedalı geri çevirmek. i.romatizması. i. evin arkas ındaki bahçe. belkemi ği. f.. 3. bak. f. geri kalm ışlık. 2. back. karakter kuvveti. bakteriyolojik.back talk back to back back up backache backbit backbite backbitten backbone backbreaking backcomb backdoor backer backfire backgammon background backhand backhanded compliment backing backlash backlog backpack backpacker backpedal backrest backside backslid backslidden backslide backspace backstage backstitch backstroke backtrack backup backup copy backward backward backwardness backwards backwards and forwards backwards and forwards backyard bacon bacterial bactericide bacteriological bacteriological warfare küstahça kar şılık verme. gerilik. i. maneviyat. arka çıkmak. 1. backslide. destekçi. s ırt sırta. tornistan etmek. elin tersi öne gelecek şekilde yapılan vuruş. bir kimsenin geçmi şteki görgü. sırtüstü yüzme. e şlik eden. i. geri kalmış. f. i. (saçları) tersine taramak. kompliman söz. z. (motorun ate şi) geri tepmek..slid. makat. arkalık. tavla. backbite. backslide. yığılmış iş: You should work on that backlog of unanswered letters. 2. perde arkas ı. bilg. 2. sırt ağrısı. kulis. k.bit. i. geldiği yoldan geri dönmek. (daktiloda/bilgisayarda) geri gitmek. birikmiş iş. 2. 3. beyk ın. 2. arka. müz. elinin tersiyle. 1. i. geri sürmek. bakterisit. s. dili k ıç. geç kavrayan. ileri geri. 1. bak. i. arka bahçe. yürek gücü. iğneardı dikiş. (siyasal/toplumsal bir geli şmeye karşı) güçlü tepki. 1. elin tersi öne gelecek şekilde yapılan (vuruş v. geç kavrama. geriye do ğru. 1. f. s. s. 1. i. .). anat. çok yorucu.slid. 1.ten) arkas ından çekiştirmek/kötülemek. i. ileri geri. k. yedek kopya. i. fon. f. s. 2. dili caymak. i. s.. yedek. k. yedeklemek.

(tekneye giren suyu bo şaltmak için tekneye girenederek tahliyesini sa ğlamak. ters. 1. torbalamak. 2. i. . aksi. çanta. bid. i. Takım fena halde yenildi. ile k. furgon. emanet. kapan yemi. kefaletle tahliye edilme. f. 1. s. i. kâhya. i. i. nişan. fırında pişirmek.i. 1. kumpir. i. kötü. tüm eşyasını bir torbada taşıyıp sokaklarda yaşayan kadın. 2. i. hasta/sakat alınamayan alacak. bac. 2. is bad blood between them. i. olta yemi. on üç. Bahreyn´e özgü. bakteriyolog. bakteriye ait. kötü. s.te. z. kullanılan) kova. fena halde.a (bäktîr´iyı) i. bozuk. hatal ı. zool. Bahreynli. 2. müz. 1. eldeki imkânlar. tulum. ahlaks ız. O s. hiç rahat b ırakmamak. kurabiye. kefalet..o. 2. i. aldatıcı. 2. Bahreyn. Bahreyn. 2. i. 4. şüpheli alacak. s. bütün eşyasıyla. 1. sözlerle eziyet etmek. çok: f. 2. pasta gibi şeylerin satışı. dili kötülemek. i. Bahama. vahim. fırıncı. 1.. evde yapılmış kek. yemlemek. i. 1. gayda. i. (bir) pişim. fena bir şekilde: The team was badly beaten. Bahamalı./s.. 1. 2. porsuk. f. Bahama. ciddi. fırın. f. s.ri. i. --ging) 1. Bahreynli. icra memuru. huysuz. yolcu e şyası. (av ı) yakalamak. Onlar birbirine dü şman. Bahamalı. bagaj. çuvala koymak. çoğ. out bailiff bailiwick bait bake bake sale baked beans baked potato baker baker´s dozen bakery baking baking powder i.t. 5. f. şaşırtmak. f. yetki alanı. bakteri. kese. boşaltmak. There niteliksiz. 1. çuval. fırında pişirme. fırında pişirilmiş kuru fasulye. engel olmak. şaşırtıcı. out bail s. bir sürü yalan dolan. bak. 2. i. ünlem Tu! s. dili birini/bir şeyi (zor bir durumdan) kurtarmak. kabartma tozu. uzmanlık alanı. k. 1. 3. s. maşrapa v. torba gibi sarkan. pastane. yük vagonu.bacteriologist bacteriology bacterium bad bad blood bad debt bad debt bad luck bade badge badger badly bad-mouth bad-tempered baffle baffling bag bag and baggage bag lady bag of tricks baggage baggage car baggage room baggy bagpipe bah Bahama Bahamas Bahamian Bahrain Bahraini bail bail bail s. f. s. f. f. ma şrapa v. i.o. out (tekneye) birine kefalet suyu kova. ekmek f ırını.. şapşal duran (pantolon).b..b. 6. That child badly needs a new pair of shoes. 2. ekmekçi. kesekâ ğıdı. Bahama Adaları´na özgü. fırında patates. rozet. şanssızlık. huk. bakteriyoloji. (worse. (--ged. başının etini yemek. i. worst) 1. Bahama Adalar ı´na özgü. heybe. kötü. torba. (san ığın tahliye edilmesi için verilmesi gereken) teminat akçesi. 2. hoş olmayan. 2. bozulmuş (yiyecek). 1.

olarak kullan ılan birkaç çeşit yağ. 4.. k. yumak: a ball of yarn bir yumak iplik. meşum. inat eden (hayvan). ask. ödemeler dengesi. göt. argo 1. 1. s. ta şaklar. balon. k. i. f. 5. 3. k ılsız. denge. taşak. 1. sodyum bikarbonat. 3. bakiye. 1. 2. dili 1. balyalamak. balast. 2. tükenmez kalem. i. dansör. roket. İng. 5. 4. 2. mak. up k. balerin. argo baya ğı cesur: She´s one ballsy female! Amma taşaklı karı yahu! i. i. bahşiş. i. i. i. (uluslararas ı ilişkilerde) kuvvetler dengesi. balkon.. i. melisa. husyeler. i. bilye. kokulu merhem. s. oy pusulas ı. bilanço. uğursuz. ayak parmaklar ının kökü. tüysüz. i. top. i. 1. 3. i. 2. f. 2. cesaret. ithalat ve ihracat aras ındaki değer farkı. atış bilimi. yürümemekte direnen. bir engel kar şısında duraklamak. tükenmez. s.. i. balistik e ğrisi. dazlaklık.baking soda baking soda baksheesh balance balance a tire balance of a debt balance of payments balance of power balance of trade balance sheet balanced balcony bald bald-faced baldness bale bale baleful balk balky ball ball ball and chain ball bearing ball cock ball of the foot ballad ballast ballerina ballet ballet dancer ballistic ballistic curve ballistic missile ballistics balloon balloon tire ballot ballot box ballpark ball-point ball-point pen ballroom balls ballsy ballyhoo balm karbonat. sodyum bikarbonat. sade. 1. s. güzel koku. dili i. patırtı. i. i. şamata. yürümemekte direnmek. balya. ticaret dengesi. saçma. bail 2. türkü. bale. topak: a ball of dough bir topak hamur. safra. şamandıra ile işleyen kapama valfı. ilaç velvele. s. oy sandığı. lastiğin balans ayarını yapmak. d. s. barefaced. 2. dans salonu. 3.. dengeli olmak. 1.. terazi. balistik. s. tükenmez kalem.. dili (bir şeyin) içine etmek. rayiha. i. 2. bilanço. i. balon lastik. bak. borç bakiyesi. oğulotu. 3.y. 1. kabartma tozu. 1. bot. 2. i. i. balo. balo salonu. balistik. fasa fiso. pranga.. f. balad. İng. balerin. f. yalın. f. 2. ağrı veya sızıyı dindiren . denklem. pelesenk. den. 2. dengelemek. bak. balon gibi şişmek. i. bale trupu. dazlak. heyecanlı ve şamatalı propaganda/reklam. küre. gürültü. zırva. dengeli.

. ama canına okuyayım deme! i. Bangladeşli. s ıradanlık.. 2. kayış. f. şerit. bant. dili 1. 2. fasa fiso. pelesenk. e şkıya. müz. Çat!/Bom! 2. y ığmak. (nehir. Bangladeş´e özgü. banka. k. 1. dili geçici: a band-aid solution geçici bir çözüm. 1. bir senedin banka tarafından kırılması. f. Banglade şli. 1. gürültü. f. çarliston biber. tırabzan. 2. kavgası yapmak. banal. perçem. 2. 3. s. İng. yığılmak. bağlamak. uzakla ştırmak. i. (set gibi duran. göl. dili kaçık. gürültülü birdare mahvetmek. i. kolan. tak ım. 1. çemberlemek. kemer. 2. patlama. 2. bak. banka hesab ı. f. bando.b. çarpık bacaklı. bir araya toplanmak. 2. i. k. sürmek. 1. kenar. pat ırtı. menetmek. Band-aid. i. söylenmek. yat ırmak. şerit testere. birleştirmek. be bandied about ağızdan ağıza ile haberi) ile ağız dolaşmak. can ına şiddetle You can use my car. yumu şak ve ılık (hava). 1. (bir fikri) ortaya atmak. Baltık. muz cumhuriyeti. haydut. 2. v. 1. i. cumartesi ve pazar günleri dışındaki resmi tatil. 2. sargı. f. açık havada çalan müzik topluluklarına özgü ve çoğu zaman üstü kapalı platform. (--ned. kâkül. i. yara band ı. sevinç. Banglade ş. i.. uzun çizgi.. i. banknot. i. kurdele. bambu. bir tahtası eksik. banal şey. sansasyon. banknot.balmy baloney balsam Baltic balustrade bamboo bamboozle ban banal banality banana banana pepper banana republic band band band saw band together bandage Band-aid band-aid bandit banditry bandmaster bandstand bandwagon bandy bandy about bandy words with bandy-legged bane baneful bang bang up banger Bangladesh Bangladeshi bangs banish banishment banister bank bank bank account bank bill bank discount bank holiday bank note s. zararlı. 3. doland ırmak. bant. --ning) yasaklamak. muz. sürgün. kovmak. i. i. . 4. i. f.´ne ait) k ıyı. aldatmak. kâ ğıt para. yanları hafif meyilli/dik) bankaya (para) 3. plaster. toprak kümesi. f. i. (bir sözü) çok iyi biliyormu ş gibi kullanmak.yaymak. dili sosis. i. 1. (bir atışmak. i. 2. yasak. i. banallik. i.. i. birleşmek. z ırva. haydutluk. s. (yarayı) sarmak. s. k ırkma. k. bir araya toplamak. i. 1.. şaşırtmak. sürgüne göndermek. i. i. banka ıskontosu. Bangladeş. but don´t you şekilde bang it up! Arabam ı kullanabilirsin. i. İng. bir banka taraf ından diğer bir banka üzerine çekilen poliçe. tırabzan küpeştesi. i. dili saçma. bando şefi. zümre. f. s. 1. sargı. i. s. k. bir cins salam. korkuluk. i. kötü. tırabzan. 1. s. i. s ıradan. 2. olay. 3. bayağı. heyecan.okumak: çarpmak/kapanmak. (bulut) kümesi. banal söz. çarliston. k. f.

bear 2.. k ıt kanaat geçinme. i. i. s. barbarlık. sancak. z. s. çengel. barbar. huk. tıraş etmek. s. ozan.. f. 3. silahs ız. medeniyetsiz. i. müz. 3. i. i. vahşet. f. i. üstüne baharatlı bir kancalı. i. apaç ık. bar (içki içilen yer). alem. barbar. ç ıplak. f. iflas etmiş. güçbela. i. dikenli... şakalaşma. Desteklerine bel ba ğladık. s. eski. 2. bankac ılık. berber. . i. i. saz şairi. soymak. İng. 1. sürgülemek. ancak yetecek kadar. s. batırmak. 1. baptize. s. halter. s. çubuk. barbekü. i. çoraps ız. çıplak bacaklı. açmak. para getiren. i. Barbadoslu. s. ölçü çizgisi. iflas. (hayvan) dişlerini göstermek.. f.. 3. i ğneleyici söz. takılmak. ziyafet. s. (et k ızartmak için dışarda kullanılan) ızgara. başı açık. berber. bankac ı. 1. s. z. hesap cüzdanı. su içindeki kum seti. i. 5. sos dökülerek ızgarada dikenli tel. i. istisnas ız. (--red. şakalaşmak. 6. batkın. Barbados´a özgü. z. barefoot. aletsiz. f. resmi ziyafet. takılma. bayrak. bak. 2. 2. bak. z. batk ı. düpedüz: That´s a barefaced lie. s. Düpedüz yalan bu. z. 1. k. sabun kalıbı. vaftiz. 2. berber dükkân ı. müflis. 2. yalınayak. banka cüzdan ı. faiz banka kasas ı. oranı. ayrıksız. 1. gazet. 2. Barbados. kanca. Barbados. banka ıskonto haddi. 1. 2.. f. Barbadoslu.bank on bank rate bank vault bankable bankbook bankcard banker banking bankrupt bankruptcy banner banns banquet banter baptise baptism baptize bar bar none bar of soap barb Barbadian Barbados barbarian barbaric barbarism barbarity barbarous barbecue barbed barbed wire barbell barber barbershop bard bare bare bare its teeth bare living bareback barefaced barefoot barefooted barehanded bareheaded barelegged barely -e bel ba ğlamak.. vah şi. vah şi. vaftiz etmek. bak. man şet. etin bu şekilde s.. i. iğneli (söz). f. baro. engel. i. i. i. i. 1. vah şi. barbarca. 4. (bankan ın çıkardığı) kredi kartı. i. 1. iflas ettirmek. ancak. kızartılan et. --ring) 1. s. i. i. s ırık. 2. -e güvenmek: We are banking on their support. (gelecek bir tarihe ait) evlenme ilan ı. f. dili kâr getiren. i. eldivensiz. 2.

barf bargain barge barge in bark bark bark up the wrong tree barkeep barkeeper barley barmaid barman barmy barn barnstorm barnyard barnyard fowl barometer baron baroness baroque barracks barrage barred barrel barrel organ barrel vault barren barrette barricade barrier barrister barroom barrow bartender barter base base base of operations base s.t. on baseball baseboard baseless basement baseness bash bashful

f., argo kusmak. i. kusmuk. i. 1. iş anlaşması. 2. kelepir. f. 1. pazarlık etmek. 2. for/on -i ummak, -i beklemek: I hadn´t bargained on that. Öyle bir şey beklememiştim. i. mavna. burnunu sokmak, işe karışmak. i. havlama. f. havlamak. i. kabuk; a ğaç kabuğu. k. dili yanlış kapı çalmak. i., bak. barkeeper. i. barmen. i. arpa. i. barın tezgâhında çalışan kadın, barmeyd. çoğ. bar.men (bar´mîn) i. barmen. s., İng. kafadan kontak, kafası bir hoş, çatlak. i. ahır, çiftlik ambarı. f., k. dili ta şrada temsil vermek. i. çiftlik ambar ı yanındaki avlu. kümes hayvan ı. i. barometre. i. 1. baron. 2. çok zengin i şadamı, kral: an oil baron petrol kralı. i. barones. s. 1. barok. 2. şatafatlı, çok süslü. i. k ışla. i., ask. yo ğun yaylım ateşi, baraj ateşi. s. 1. parmaklıkla kapalı. 2. yasaklanmış. i. fıçı. laterna. mim. be şiktonoz. s. k ısır; meyvesiz; kıraç, verimsiz. i. saç tokas ı. i. barikat. f. barikat yapmak: They barricaded the street. Sokakta barikat yaptılar. i. (çit, duvar, korkuluk gibi) engel; bariyer. i., İng. en yüksek mahkemelerde dava görebilen avukat. i. bar. i., İng. 1. işportacı arabası. 2. el arabası. i. barmen. f. değiş tokuş etmek, takas yapmak, trampa etmek. i. değiş tokuş, takas, trampa. i. 1. temel, esas. 2. ask. üs. 3. kim. baz. s. alçak, adi, rezil. harekât üssü. bir şeyi -e dayandırmak. i. beysbol. i. süpürgelik. s. asılsız, temelsiz. i. bodrum katı, bodrum. i. alçaklık; alçakça bir davranış. f. kuvvetle vurmak, h ızla vurmak. i. 1. hızlı vuruş; kuvvetli darbe. 2. k. dili şatafatlı parti. s. utangaç, s ıkılgan, çekingen.

BASIC basic basically basil basin basis bask basket basketball bass bass bass clef basswood bastard bastardise bastardize baste bastion bat bat batch bated bath bath chair bath towel bathe bathhouse bathing bathing suit bathrobe bathroom bathroom fixtures bathtub baton battalion batten batter batter batter batter s.t. down batter s.t. in battered battery battery-operated batting battle battle cry

k ıs. Beginner´s All-purpose Symbolic Instruction Code bilg. BASIC (bir programlama dili). s. 1. esas, temel. 2. kim. bazal. z. aslında, esasında. i., bot. fesle ğen. i. 1. leğen. 2. havuz. 3. havza. çoğ. ba.ses (bey´siz) i. 1. temel. 2. kaynak. 3. ana ilke. f. güneşlenmek, tatlı bir sıcaklığın karşısında uzanmak. i. 1. sepet; küfe; zembil. 2. spor say ı, basket. i. 1. basketbol, sepettopu. 2. basketbol topu. i., zool. levrek, hani. i., mus. basso, bas. fa anahtar ı. i. ıhlamur ağacı. i. 1. piç, gayrime şru çocuk. 2. alçak herif, it. f., İng., bak. bastardize. f. alçaltmak; de ğerini düşürmek. f. 1. teyellemek. 2. (kurumamas ı için) (pişen etin üstüne) sıvı dökmek/sürmek. i. kale burcu; tabya. i., spor (beysbol, kriket v.b.´nde) sopa. f. (--ted, --ting) 1. spor sopayla topa vurmak. 2. (göz) k ırpmak. i. yarasa. i. 1. bir pişimde pişirilenler. 2. takım; grup; parti: a batch of books bir parti kitap. s. i. 1. banyo. 2. hamam; kapl ıca. 3. film banyosu. f., İng. yıkamak; yıkanmak.bazen kapalı) tekerlekli sandalye. İng. (üstü banyo havlusu. f. 1. yıkamak, banyo etmek; yıkanmak, banyo yapmak. 2. ıslatmak; suya batırmak. i. 1. (plaj, göl v.b. kenar ında) kabinli bina. 2. (halka açık) banyo/hamam. i. 1. banyo yapma, yıkanma. 2. deniz banyosu, yüzme. mayo. i. bornoz. i. 1. banyo. 2. tuvalet. banyoya ait sabit e şya. i. banyo küveti. i. değnek. i., ask. tabur. i. ince tahta parças ı, tiriz. f. sert darbelerle vurmak; h ırpalamak; dövmek. i. sulu hamur. i., spor sopayla vuran oyuncu. (yerle bir etmek için) bir şeye vurmak. (delmek/çökertmek için) bir şeye vurmak; bir şeye vurup delmek; bir şeye vurup çökertmek. s. 1. hurdas ı çıkmış, ezilmiş. 2. dövülmüş (kimse). i. 1. elek. pil; akümülatör, akü. 2. ask. batarya. 3. huk. dövme, dayak. 4. dizi, seri, tak ım. s. pilli. i. tabaka halinde pamuk. i. 1. muharebe; meydan sava şı. 2. mücadele, büyük uğraş. f. 1. savaşmak, dövüşmek. 2. mücadele etmek, çok uğraşmak. 1. savaş narası. 2. herhangi bir kampanyada kullanılan slogan.

battle fatigue battle royal battle-ax battlefield battleground battleship batty bauble baulk bauxite bawdily bawdiness bawdy bawl bawl out bay bay bay bay leaf bay tree bay window bayberry bayonet bayou bazaar BB BB gun BBC BC be BE be vexed with s.o. be (caught) between a rock and a hard place. be ... shy be a bad judge of be a basket case be a big deal be a byword for be a disgrace to be a good judge of be a hard worker be a match for be a nervous wreck be a nuisance to be a part and parcel of be a past master at be a physical wreck

savaş görmüş kimselerde görülen ruhsal çöküntü. 1. (birkaç kişi arasındaki) büyük dövüş. 2. büyük kavga, büyük münakaşa. i. 1. cenk baltas ı, teber. 2. argo huysuz kocakarı. i. savaş alanı. i., bak. battlefield. i. savaş gemisi, zırhlı. s., argo çatlak, kaç ık. i. gösterişli süs, gösterişli fakat kullanışsız şey. f., bak. balk. i. boksit. z. açık saçık bir şekilde. i. açık saçık oluş. s. açık saçık, müstehcen. f. 1. bağırmak. 2. yüksek sesle ağlamak. argo azarlamak, ha şlamak, paylamak. i. koy, küçük körfez. i. uluma. f. ulumak. i., bot. defne, defne a ğacı. defne yapra ğı. bot. defne a ğacı. 1. cumba. 2. k. dili göbek, ya ğ bağlamış karın. i., bot. muma ğacı. i. süngü. i. bir nehir veya gölün batakl ıklı kolu veya çıkış noktası. i. pazar, çar şı; kermes. i. hava tüfe ğinin saçması. hava tüfe ği. k ıs. British Broadcasting Corporation BBC, B.B.C. (İngiliz RadyoTelevizyon Kurumu). k ıs. before Christ M.Ö. (milattan önce), İ.Ö. (İsa´dan önce). f. (--en, --ing) (kurald ışı çekimleri: şimdiki zaman I am; he/she/it is; we/you/they are; eski thou art. geçmi ş zaman I/he/she/it was; eski thou k ıs. bill of exchange. birine k ızmak. k. dili iki ate ş arasında kalmak; iki arada kalmak; iki cami arasında kalmış beynamaza dönmek; iki arada bir derede kalmak.only twenty dollars shy (birinin) (belirli bir miktarda) eksi ği olmak: We´re of a million. Bir milyona varabilmek için yaln ızca yirmi dolar eksiğimiz var. -den anlamamak. k. dili 1. berbat bir halde olmak. 2. ambale olmak, do ğru dürüst düşünemez halde olmak. k. dili çok önemli olmak. mec. ile e şanlamlı olmak. -in yüzkaras ı olmak. -den anlamak, -in ne oldu ğunu bilmek. çok çalışkan olmak. (birinin) dengi olmak. k. dili sinirleri bozulmu ş olmak. -in başının belası olmak. (bir şeyin) önemli bir öğesi olmak: These words are now part and parcel of the language. usta olmak. (bir konuda) çok Bu sözcükler art ık dilin önemli bir parçası oldu. sağlığı bozulmuş olmak.

be a picture of health be a be a be a be a be a

turp gibi olmak.

yenilince k ızıp küsmek. poor loser shadow of one´s former self 1. (biri) epeyce çökmü ş olmak. 2. (biri) epeyce çaptan düşmüş olmak. 3. eskiyabanc ısı çok dü şmüş olmak. -in halinden olmak. stranger to ... konusu olmak: She was a subject of gossip throughout the village. subject of/for Köydeki herkesin dedikodu konusu idi. (bir şey) artık geçmişe ait bir şey olmak. thing of the past k. dili (bir konuda) çok becerikli olmak, (bir i şin) ustası olmak. 1. -e iğrenç gelmek. 2. -e son derece ters/aykırı gelmek. 1. (kötü bir şey) kol gezmek: Smallpox was about in the town. Şehirde çiçek kol geziyordu. 2.olmak. olmak: That morning she was about at the üzere olmak; me şgul ayakta bir şey yapmak, bir şeyle meşgul olmak: What are you about? Sen ne yapıyorsun? olmak: Ibeen aboutenough about door. Kap ıdan çıkmak He -mek üzere You´ve was long to go out the it! Amma uzun sürdü! üzereydim. I olmak. eleştirilemez knew by heart the poems about to be read. O s ırada -den şüphe edilemez olmak: He´s above suspicion; he couldn´t have been there when it happened. Ondan şüphe edilemez; olay sırasında her türlü şüpheden uzak olmak. 1. yurtdışında olmak. 2. artık sır olmaktan çıkmış olmak: How´d it get abroad that I was şeye) vermiş olmak. ğum nasıl keşfedildi? 3. ev dışına tüm dikkatini (bir here? Burada bulundu -de bol/çok olmak: The forest was abundant in game. Ormanda av hayvanı çoktu. ile uyumlu olmak. -e uygun olmak; -e alışkın olmak. 1. ile tan ışmak, -i tanımak. 2. -i bilmek, -e aşina olmak. (of) (-den) beraat etmek, temize ç ıkmak. (bir şeyin) bağımlısı/tiryakisi olmak. ak ıntıyla sürüklenmek. z. Tavsiyeleri pekiştirmek için kullanılır: Great caution is advisable. Son derece dikkat edilmeli. -e bağlı olmak. -den mustarip olmak. 1. su üstünde yüzmek. 2. (mali aç ıdan) ayakta kalmak, zarar etmemek: The firm is afloat. Şirket masrafını çıkarıyor. 3. (söylenti) dolaşmak: (of) (-den) korkmak. kendi gölgesinden korkmak. peşinde olmak. (birine) yabanc ı gelmek. -in fark ında olmak. kaynamak, çok miktarda bulunmak. -den dolayı çok üzgün olmak. kulak kesilmek, dikkatle dinlemek. gözünü dört açmak. -i candan desteklemek, -e taraftar olmak. k. dili pestili ç ıkmak; çok yorgun olmak. çok heyecanlı olmak; endişe içinde olmak. 1. iyi olmak, zarara u ğramamış olmak: Are you all right? İyi misin? 2. iyi olmak,1. elleriyle iş yapmaya gelince beceriksizNotlar ı fena değil. 3. uygun k. dili fena olmamak: His grades are all right. olmak. 2. at (belirli bir konuda) beceriksiz olmak. k. dili çok yan ılmak. k. dili 1. tamamen yanl ış olmak. 2. yanılmak, yanılgıya düşmek. gelmek. k. dili (iş için değil) eğlenmek/vakit geçirmek için (hazır) bulunmak. gerektiği gibi olmamak.

be a whiz at be abhorrent to be about be about be about s.t. be about to be above reproach be above suspicion be above suspicion be abroad be absorbed in be abundant in be accordant with be accustomed to be acquainted with be acquitted be addicted to be adrift be advisable be affiliated with be afflicted with be afloat be afraid be afraid of one´s own shadow be after be alien to be alive to be alive with be all broken up over be all ears be all eyes be all for be all in be all keyed up be all right be all thumbs be all wet be all wet be along be along for the ride be amiss

be an old hand at be anathema to be angry about be angry at be angry with s.o. be annoyed with be answerable for s.t. be answerable to s.o. be anxious about be anxious for s.o. to be anxious to be as good as one´s bond be as good as one´s word be as good as one´s word/promise be as thick as thieves be ashamed be asleep be assailed with doubts be assassinated be associated with be astonished at be at be at a disadvantage be at a loss for words be at a loss for words be at a low ebb be at a standstill be at bay be at cross purposes be at daggers drawn be at fault be at hand be at loggerheads be at loose ends be at loose ends be at odds be at one´s back be at one´s best be at one´s elbow be at one´s wit´s end be at one´s wits´/wit´s end be at rest be at risk be at s.o.´s beck and call be at s.o.´s disposal be at s.o.´s disposition be at s.o.´s service

(bir konuda) baya ğı tecrübeli olmak. ... taraf ından nefret edilen biri olmak: She was anathema to the leftwingers.olmak. ondan nefret ettiler. -e sinir Solcular -e k ızgın olmak, -e kızmak. birine gücenmiş olmak. (birine) k ızgın olmak. bir şeyden sorumlu olmak. birine karşı sorumlu olmak. -i merak etmek. (birinin bir şeyi yapmasını) çok istemek. k. dili -i çok istemek. son derece güvenilir olmak. sözünü tutmak, sözünü yerine getirmek. sözünü tutmak, sözünde durmak, sözünü yerine getirmek. k. dili s ıkı fıkı olmak, canciğer kuzu sarması olmak. utanmak. uyumak. kuşkular içinde olmak. suikasta u ğramak, suikasta kurban gitmek. ile ilişkisi olmak; ile ilgisi olmak. -e hayret etmek. -de bulunmak, -de olmak. dezavantajlı olmak. ne diyece ğini şaşırmak/bilememek. ne diyece ğini şaşırmak, söyleyecek söz bulamamak. 1. (birinin) morali bozuk olmak. 2. çok azalm ış olmak. durmak, durmu ş vaziyette olmak; kesilmek, kesilmiş vaziyette olmak. çok zor bir durumda olmak. -in amaçlar ı birbirine ters düşmek/birbiriyle çelişmek. kanlı bıçaklı olmak. kabahatli olmak. el altında olmak; yakında olmak. (with) (ile) ihtilafa dü şmüş olmak. k. dili 1. me şgul olmamak, boş olmak. 2. boşta gezmek. serbest olmak, (birinin) bir i şi olmamak. 1. (birilerinin) aralar ı açık olmak. 2. with -e aykırı olmak. bir kimseye arka ç ıkmak. en iyi durumda olmak, formunda olmak. yanı başında olmak, yanında olmak. ne yapaca ğını bilmemek, şaşırmak. k. dili ne yapaca ğını şaşırmak. hareketsiz olmak, hareket etmemek. tehlikede olmak. her an birinin emrinde olmak. birinin emrinde olmak: While I´m away my house is at your disposal. Ben yokken emrine amade olmak. birinin evim emrinizde. birinin hizmetinde olmak.

be at sea be at the end of one´s rope be at the end of one´s tether be at the end of one´s tether be at the mercy of be at the point of death be at variance with be at war be at work be averse to be avid for be awake to be aware of be awash be bad for be bad news be badly off be baffled be bang on be based on be behind the eight ball be behind the times be beneath s.o. be bent on/upon be bent out of shape be beset by/with be beside the point be beside the point/question be besotted with be better off be beyond belief be beyond dispute be beyond one´s ken be beyond s.o.´s grasp

1. denizde olmak; (aç ık denizde seyreden) gemide olmak. 2. k. dili şaşkına dönmüş olmak. çaresiz kalmak. son kozunu oynam ış olmak. k. dili çok zor bir durumda olmak, ne yapaca ğını şaşırmış olmak. -in insafına kalmış olmak. ölmek üzere olmak. 1. ile uyu şmamak, ile araları bozuk olmak. 2. -e ters düşmek, ile çelişmek. savaş halinde olmak. işte olmak, iş başında olmak. 1. -den ho şlanmamak: He is averse to hard work. Çok çalışmaktan hoşlanmıyor. 2. -e karşı olmak: They were olmak. to our plan. Planımıza (bir şeyi elde etmek için) çok hırslı/arzulu averse -in fark ında olmak. -in fark ında olmak; -den haberdar olmak. 1. suyla kaplı olmak, sular altında olmak. 2. (bir şey) su içinde yüzmek. 3. with ile dolu olmak; bol miktarda bulunmak. -e zararlı olmak. k. dili hiç iyi biri/bir şey olmamak. k. dili fakir/yoksul olmak. şaşırmak.

İng., k. dili tam isabet etmek, taşı gediğine koymak.
-e dayanmak. argo zor/mü şkül bir durumda olmak. çağın gerisinde kalmak. birine yak ışmamak, birinin tenezzül etmeyeceği bir şey olmak: That´s beneath you. O sana yak olmak. -i kafas ına/aklına koymuşışmaz. k. dili küplere binmek, ç ıldırmak. 1. -in (olumsuz yönleri) çok olmak: This project´s beset with problems. Bu proje problemlerle dolu. 2. şey olmak. -i istila etmek: I was suddenly konuyla ilgisi olmayan bir -i kaplamak, -in (konu şulan şeyle) hiç ilgisi olmamak: That´s beside the point. Onun alakası kapılmak, ... sevdasına kapılmak, kendini -e kaptırmak. İng. -e yok. daha iyi durumda olmak. inanılması mümkün olmamak, inanılmaz olmak. tartışma götürmemek. (birinin) hiç bilmediği bir şey olmak. 1. birinin kavrayışının dışında olmak. 2. birinin elinden kurtulmuş olmak: They´re beyond his grasp now. Obir şey olmamak. hiç kabul olunacak/onaylanacak art ık onlara dokunamaz. 3. birinin elde

be beyond the pale be beyond/without a shadow of a zerre kadar şüphe kalmamak. doubt 1. -in program ı dolu olmak. 2. -in tüm yerleri dolu/rezerve olmak. be booked up k. dili s ıkıntıdan patlamak/çatlamak. be bored stiff be born with a silver spoon in k. dili zengin bir ailenin çocu ğu olmak. one´s mouth -mesi kesin gibi/kesin olmak: He´s bound to win. Kazanmas ı kesin gibi. be bound to paramparça olmak. be broken to smithereens yangın yüzünden sokakta kalmak. be burned/burnt out be cast adrift be caught short be centrally located be chary of be close to

ak ıntıya bırakılmak. 1. paras ı çıkışmamak. 2. of yanında yeterli miktarda (bir şey) olmamak. 3. İng. sıkışmak, aptesi gelmek. merkezinde bulunmak. merkezi bir yerde olmak, şehrin (bir konuda) son derece ihtiyatl ı davranmak/dikkatli olmak: Be chary of investing bir zaman veyathat company.ın olmak. 2.şirkete yatırmadan 1. (belirli your money in yerde) -e yak Paran ızı o -in yakını olmak.

be closeted with be cognizant of be comparable be composed of be concerned about be conditioned by be conducive to be congenial be conscious of be consoled be contrary to be convulsed with laughter be crazy about be cross with be cursed be damaged in shipment be delayed be delighted with be desirous of be destined be destined for be disdainful of s.t. be disenchanted with be disgusted with be disposed to be done for be doomed to be down in the dumps be down on be down to the wire be dressed in tatters be dressed up fit to kill be due be enamored of be encased in be enchanted by/with be encrusted with be encumbered with be endowed with be engrossed in be enmeshed in be enshrined in be entitled to be equal to be equivalent to be exempt be expecting

görüşme amacıyla (birisi) ile odaya kapanmak. -den haberdar olmak, -in fark ında olmak, -i bilmek. 1. to -e benzemek. 2. with ile kar şılaştırılabilir olmak. -den olu şmak, -den ibaret olmak. -den kayg ılanmak, -den endişe duymak, -i merak etmek. (bir şey) (başka bir şeye) bağlı olmak: Your spending capacity is conditioned by the size of your income. Harcamalar ın gelir miktarına insanı -e davet etmek/sevketmek, -e müsait olmak: This is a place that´s conducive gelmek. 2. Burada insan derin 1. to -e ho şto reflection.with -e uygun olmak.dü şüncelere dalabilir. -in fark ında olmak, -i bilmek. avunmak. -e zıt olmak, -e ters düşmek. gülmekten katılmak. -e bayılmak. -e dargın olmak. lanetli olmak. (mal) yoldayken hasar görmek. gecikmek, geç kalmak. -e çok sevinmek. -i arzu etmek, -e can atmak. for/to talih taraf ından bir şeye yöneltilmek: He was destined for greatness. Kader onu büyük bir adam olmaya yöneltti. He was destined to (bir yere do ğru) yol almak/gitmek; (bir yere doğru) gidecek olmak: The ship was destined for China. Gemi Çin´e do ğru yol alıyordu. bir şeyi hor görmek. gözünden dü şmek: I´m disenchanted with him. O, gözümden düştü. -den bıkmak. ... eğiliminde olmak. k. dili 1. mahvolmak; belaya çatmak. 2. pestili ç ıkmak, canı çıkmak. (kötü bir şeye) mahkûm olmak. çok neşesiz olmak, canı sıkkın olmak. -e karşı olmak. k. dili (bir şeyi yapmak için tanınan mühlet) bitmek üzere olmak; (bir işin) sonuna yakla şmış yırtık pırtık olmak, yırtık pırtık giysiler içinde olmak. (birinin) üstü ba şı olmak: We´re down to the wire. Bu işin sonuna iki dirhem bir çekirdek olmak, çok süslenmi ş olmak. 1. to -den kaynaklanmak/ileri gelmek, -e borçlu olmak. 2. -in verilmesi/ödenmesi gerekmek/laz ım olmak: When is this note due? Bu -e âşık olmak. ile kaplı olmak; ile örtülü olmak. -e bayılmak, -i çok sevmek: She is enchanted with her new house. Yeni evine bayılıyor.tabaka) ile kaplı olmak. 2. (mücevherler) ile süslü olmak. 1. (kalınca bir 1. ile yüklü olmak. 2. ile doldurulmu ş olmak. Allah (birine) (bir şeyi) vermek: He´s endowed with a good memory. Allah ona iyiıp gitmek. vermiş. -e dal bir haf ıza (olumsuz bir duruma) dü şmek: He was enmeshed in his own intrigues. Kendi entrikalar ı çok saygın bir yeri olmak: It´s an expression that´s (bir şeyin) içinde ayağına dolanmıştı. enshrined inolmak. 2. -i yapmaya yetkisi olmak.dilinde çok saygın bir yeri 1. -e hakk ı French usage. O deyimin Frans ız (bir işin) üstesinden gelmek. -e eşit olmak. i. 1. karşılık, eşit. 2. dilb. eşanlamlı sözcük, eşanlamlı. (from) -den muaf olmak. f. muaf tutmak. k. dili hamile olmak, gebe olmak.

be fagged out be familiar to be familiar with be famished be fascinated by/with be fast be few and far between be fluent in be flushed with be fond of be for the benefit of be found wanting be free of be free to be free with one´s advice be free with one´s money be from be frozen hard be fucked up be full of beans be given to be going strong be going to be good at be good enough to be good for be good/bad at figures be greedy for be green with envy be guilty of be halfway through be halfway to be hand in/and glove with be happy with be hard at hand be hard at it be hard by be hard hit by be hard of hearing be hard on be hard on the heels of be hard put to be hard put to be hard up be hard up for money be hell on be here to stay

çok yorgun olmak, tur şu gibi olmak. i., argo 1. sigara. 2. homoseksüel erkek, ibne, tekerlek. -e aşina olmak. -i iyi bilmek. çok ac ıkmış olmak. -e kendini kaptırmak. (saat) ileri gitmek/olmak. nadir rastlanmak; çok seyrek olmak. (bir dili) ak ıcı bir şekilde konuşmak. (bir şeyin) verdiği heyecanla dolu olmak. -i sevmek. -in yararına olmak: This concert´s for the benefit of Darüşşafaka. Bu konser Darü şşafaka´nın yararına. kusurlu bulunmak. 1. (birinden) kurtulmu ş olmak. 2. (bir yerden) çıkmış olmak. -ebilmek: She´s now free to marry. Art ık evlenebilir. You´re free to go. Gidebilirsiniz.ö ğüt vermek. sorulmadan paras ını cömertçe harcamak. -den gelmek, -li olmak. donup kaskatı olmak. 1. kafayı yemek, kafayı yemiş olmak; kafayı üşütmüş olmak. 2. (iş/işler) berbatçok canlmahvolmak,olmak. k. dili olmak, ı ve hevesli rezil olmak. (bir şey yapmak) itiyadında olmak. enerjik bir şekilde çalışmak. 1. Niyet gösterir: She´s going to register for that course. O ders için kaydınıbir şeyi) iyi yapmak: He´s good at repairing radios. Radyo tamirini (belirli yaptıracak. 2. Zorunluluk gösterir: You are going to get that job, iyi yapar.edip de (bir yard ımda bulunmak): Will you be good enough to bir iyilik help me? bir süre için) dayanmak: That eder misiniz? another twenty 1. (belirli Bir iyilik edip de bana yard ım rug´s good for years. Oiyi/kötü olmak. daha dayanır. 2. (belirli bir işe) yaramak: It´s hesabı halı bir yirmi yıl gözünü (bir şey) hırsı bürümek. 1. çok k ıskanmak, kıskançlıktan çatlamak. 2. gıpta etmek. -in suçlusu olmak, -den suçlu olmak. -in yarısını bitirmiş olmak. -e giden yolun yar ısında olmak: We were halfway to Alanya. Alanya´ya giden yolun yar ısındaydık. ile yak ın ilişki içinde olmak. -den memnun olmak. kapıda olmak, kapıya dayanmış olmak. k. dili çok çalışmak. -in çok yak ınında olmak; -e çok yakın olmak. -in çok zarar ını görmek: We were hard hit by the cold weather in December. Aralık´taki soğuk bize çok zarar verdi. ağır işitmek/duymak. k. dili 1. (bir şeyi) hor kullanmak. 2. (bir şeyi) çabuk eskitmek/mahvetmek. 3. (birine) sert ından gelmek. -in hemen ard davranmak. (bir şeyi) zorla/çok zor yapmak: They were hard put to finish it on time. Onu vaktinde bitirmeleri çok zor oldu. (bir şeyi) zorlukla/güçlükle (yapmak): I was hard put to give her an answer. Ona zor cevap verdim. k. dili (birinin) pek paras ı olmamak, (biri) züğürt olmak. para s ıkıntısı çekmek. -i hor kullanmak, -i hoyratça kullanmak. kalıcı olmak, vazgeçilmez olmak: Computers are here to stay. Bilgisayar artık hayatımızın vazgeçilmez bir parçası oldu.

be honeycombed with be hooked on be hungry be ignorant of be imbued with be implicit in be in be in the ascendant be in a (tight) spot be in a bad humor be in a bad mood be in a bad way be in a brown study be in a fix be in a flap be in a good humor be in a good mood be in a hurry be in a pickle be in a pinch be in a be in a be in a be in a

ile dopdolu olmak. k. dili 1. -in tiryakisi/ba ğımlısı olmak. 2. -e vurgun/âşık olmak. 1. aç olmak, karn ı aç olmak. 2. for -i çok özlemek; -i çok arzu etmek, -e susamak. olmamak; ... hakk ında bilgisi olmamak. -den haberi ile dolu olmak: He was imbued with a strong sense of duty. Görev a şkıyla doluydu. ı olmak, -in içinde olmak: That´s implicit in what I said. O, -de sakl dediklerimde saklı. 1. evde/ofiste bulunmak. 2. moda olmak. 3. (mevsimi geldi ği için) (sebze/meyve) ç ıkmak. ufkunda görünmek. 2. (birinin) yıldızı parlamak; 1. (yıldız/gezegen) doğu egemen olmak. k. dili zor bir durumda olmak. -in sinirleri/huyu/heyheyleri üstünde olmak. sinirleri tepesinde/üstünde olmak. 1. ağır hasta olmak. 2. çok zor bir durumda olmak. k. dili dalıp gitmek. zor bir duruma dü şmek. k. dili tela ş içinde olmak. -in keyfi yerinde olmak. keyfi yerinde olmak. 1. -in acelesi olmak, acele etmek: I´m in a hurry. Acelem var. Don´t be in too big a bir durumda olmak. k. dili zor hurry. Fazla acele etme. 2. to (bir şeyi) çabuk/bir an evvel

k. dili zor bir durumda olmak. (aslında istenilmeyen/orada bulunması yasak olan biri) (başkasının) place on sufferance müsamahas ı/görmezlikten gelmesidurumda olmak. position to do s.t. (about) (bir konuda) bir şeyler yapabilecek sayesinde bir yerde bulunmak: You ne yapaca ğını bilememek. quandary değişmek, değişim içinde olmak. state of flux k. dili tela ş/endişe içinde olmak. k. dili somurtup durmak. k. dili endişe içinde olmak. k. dili tela ş içinde olmak. k. dili tela ş içinde olmak. k. dili öfkesi burnunda olmak. İng., k. dili endişe/telaş içinde olmak. 1. (with) (ile) anla şmak. 2. with -e uymak; ile uyumlu olmak. hemfikir olmak; mutab ık olmak. aynı hizada olmak. (birinin) vaktinde ödenmemi ş borçları olmak. -in gözünden dü şmek. (bir davran ış) (birinin) karakterine uymak. (of) -in sorumlusu olmak, -e bakmak: Who´s in charge here? Buraya kim bakuygun olmak, -e uymak. -e ıyor? çok güç durumda olmak. çok zor bir durumda olmak. gözden dü şmüş olmak. gözden dü şmüş olmak. görünmek; görünürde olmak. (kötü bir şeyi) geçirmek üzere olmak. yürürlükte olmak. k. dili (bir şey) en hareketli zamanında olmak, hızını almak; yoluna girmek.

be in a stew be in a sulk/be in the sulks/have a fit of the sulks be in a sweat be in a swelter be in a swivet be in a temper be in a twist be in accord be in agreement be in alignment be in arrears be in bad odor with be in character be in charge be in conformity with be in dire straits be in dire/desperate straits be in disfavor be in disgrace be in evidence be in for be in force be in full swing

be in good taste be in good with be in good working order be in high spirits be in hopes of be in hot water be in hysterics be in juxtaposition be in keeping with be in labor be in league with be in limbo be in line with be in low spirits be in need be in need of be in neutral be in no hurry to be in on be in on the secret be in one´s element be in one´s glory be in one´s right mind be in order be in poor health be in possession of be in possession of o.s. be in power be in practice be in print be in progress be in quotes be in rags be in ruins be in rut be in s.o.´s debt be in s.o.´s grasp be in s.o.´s power be in s.o.´s shoes be in s.t. up to one´s eyes be in session be in shape be in short supply be in short supply be in sight be in step be in stitches

(bir şey) uygun düşmek, yakışık almak, yerinde olmak: That remark was notdili good taste. O lafgirmi ş olmak. k. in (birinin) gözüne yak ışıksızdı. iyi işler durumda olmak. keyifli olmak, keyfi yerinde olmak. -i ummak. k. dili ba şı dertte olmak, güç durumda olmak. 1. k. dili gülmekten kat ılmak, gülme krizi geçirmek. 2. isteri krizi geçirmek. birbirine yak ın bulunmak; yanyana bulunmak. -e uygun olmak. doğurmakta olmak. -in müttefiki olmak. iki cami aras ında kalmış beynamaza dönmek. 1. -e uymak. 2. ile bir hizada olmak. keyifsiz olmak. yoksul/fakir olmak. -e ihtiyac ı olmak; istemek.. (motor) bo şta çalışmak, rölantide durmak/çalışmak. (bir şey yapmaya) can atmamak. 1. -e dahil olmak/kat ılmak, -de payı olmak. 2. -i bilmek, -den haberi olmak. sırra ortak olmak. k. dili kendini rahat hissetti ği bir ortamda bulunmak. kendinden çok ho şnut olmak. aklı başında olmak. 1. düzenlenmiş/sıralanmış durumda olmak. 2. (işler) yolunda olmak. -in sağlığı iyi olmamak. -e sahip olmak, -si olmak. kendine hâkim olmak, kendine sahip olmak. (parti) iktidarda olmak. formda olmak. (kitap) yayımcısında mevcut olmak, kitapçılarda bulunmak. devam etmek, sürmek, yap ılmak: The battle was still in progress. Muharebe hâlâ devam ediyordu. The hearing is now in progress. tırnak işaretleri/tırnaklar içinde olmak. (birinin) giysileri yırtık pırtık olmak. 1. harap/yıkık dökük bir halde olmak. 2. mahvedilmiş olmak. (hayvan) k ızışmak, kösnümek. bir kimseye borçlu olmak. birinin pençesine dü şmüş olmak. birinin elinde olmak. k. dili birinin bulundu ğu durumda olmak, birinin yerinde olmak. (yasadışı) bir işin içinde olmak, bir işe fena halde bulaşmış olmak. (mahkeme/toplant ı/kongre/parlamento) toplantı halinde olmak; (okul/üniversite) ö ğretim yılınaolmak, kondisyonu iyi olmak: The right now. (for) (-e) hazır olmak; formda girmiş olmak: Court´s in session players are olmak; az Oyuncular formda. az in shape. bulunmak. az miktarda bulunmak. 1. yak ın olmak, ufukta olmak: Victory is in sight. Ufukta zafer görünüyor. 2. görülmek, gözle seçilmek. 1. (with) (ba şkalarına) adım uydurmak. 2. with -e ayak uydurmak: We´re in stepgülmekten kas ıklarıça ğa ayak uydurduk. k. dili with the times. Biz çatlamak.

be in store for be in straitened circumstances be in substantial agreement be in sympathy with be in sync be in tatters be in tears be in the black be in the clear be in the doldrums be in the employ of be in the know be in the lead be in the limelight be in the making be in the market for be in the mood to/for be in the pink be in the pipeline be in the process of be in the red be in the right be in the running be in the same ballpark be in the soup be in the swim be in the throes of death be in the way be in the wind be in the wrong be in town be in transit be in trouble be in vogue be in with be in with be in work be in/under one´s charge be incapable of be inclined to be included be inconsistent with be incumbent on be indicative of be indifferent to be ineligible for be infatuated with

(bir şey) (birini) beklemek: A surprise is in store for you. Seni bir sürpriz bekliyor. içinde ya şamak, darlık içinde olmak. yoksulluk temelde anla şmak, temel noktalarda hemfikir olmak. (görüşü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek. senkronik olmak, senkronize edilmi ş olmak. 1. lime lime olmak, yırtık pırtık olmak. 2. (ad, şöhret v.b.) mahvolmak. ağlamak. borcu kalmamak, borçlu olmamak. şüphe altında olmamak; masumluğu ispatlanmış olmak. f. 1. (bir şeyi) (bir yerden) kald ırmak/uzaklaştırmak/yok bulunmak. 2. (birinin işleri) kesat 1. den. rüzgâr ın esmediği bir bölgede etmek: Clear the table! Sofrayı olmak.için) çals ıkıntısı çekmek; efkârlı olmak. (birisi 3. can ışmak. (bir konuda) ço ğu kimsenin bilmediği şeyleri bilmek. önde/başta gitmek. ilgi odağı olmak. hazırlanmakta olmak; oluşmakta olmak: There´s a new age in the making. alma niyetindeolu şmakta. -i satın Yeni bir devir olmak. canı (bir şeyi) yapmak istemek: I´m not in the mood to go there. Canım oraya gitmek istemiyor. turp not in the mood for company. Kimseyle 1. sapasa ğlam olmak, I´m gibi olmak. 2. en güzel halinde olmak. k. dili hazırlanmakta olmak. sürecinde olmak, -mekte olmak. borçlu olmak. haklı/doğru olmak. adaylardan biri olmak. -e yak ın olmak. s. kabataslak, yaklaşık: Give me a ballpark figure. Bana kabataslak dertte olmak. k. dili ba şı bir rakam söyle. (of things) k. dili faal bir hayat sürmek; faal bir sosyal hayat ı olmak. can çekişmek. engel olmak, ayak alt ında olmak. k. dili (bir şeyin) (gerçekleştirilmeden önce) sözü edilmek: It´s been in the wind for some time now. Epey zamand ır sözü ediliyordu.sendeydi. suçlu/kabahatli olmak: You were in the wrong. Kabahat

şehirde olmak.
(insanlar/mallar) yolda olmak; (insanlar) bir yerden ba şka bir yere geçmekte olmak; (mallar) bir yerden ba şka bir yere taşınmakta olmak. başı belada olmak. 1. moda olmak. 2. ra ğbette olmak. 1. ile arkada ş olmak, ile arası iyi olmak. 2. (birinin) gözüne girmiş olmak. k. dili (biriyle) çok iyi geçinmek; (birinin) gözüne girmi ş olmak. k. dili çalışmak, işi olmak, iş sahibi olmak: He´s been in work since May. Mayıstan berialtında olmak. sorumlulu ğu çalışıyor. -i yapamamak, ... yetene ğinin dışında olmak. -e meyli olmak. (in) -e dahil olmak/edilmek. ile çelişmek. -in sorumlulu ğu -e ait olmak, -e düşmek: It is incumbent on you to educate your children. Çocuklar ının eğitiminden sen sorumlusun. i. -i göstermek, -e işaret etmek. -e karşı ilgisiz olmak, -e ilgi göstermemek: He´s indifferent to her. Ona karşı ilgisiz. (şartlara uymadığı için) -e alınamamak/katılamamak. -e deli gibi â şık olmak.

be infested with be informed about be inherent in s.t. be insensible be insensitive to be intended for be intent on be interested in be intimate with be into be intrinsic to be involved in be involved with be itching to be jealous of be keen on be lacking be laid up be late be leery of be left holding the bag be left holding the sack be left stranded be liable be littered with be loath to do s.t. be located in be long on be lost on be lousy with be low in be low on be low on one´s list be mad about be mad on be marooned be master of be mindful of be misguided be mistaken be mixed up be mixed up in be mixed up with be mounted on be much sought after be mysterious about be nauseated

-in içinde/üzerinde çok olmak, ile dolu olmak: The area´s infested with bandits. Bölge olmak. dolu. -den haberdar haydut bir şeyin aslında var olmak. 1. to -i hissedememek. 2. to -e kar şı ilgisiz olmak; -e aldırmamak. 3. of (tehlikeden) habersiz olmak; -i farkedememek. 1.-e karşı ilgisiz olmak; -e aldırmamak. 2. -e duyarlı/hassas olmamak. için amaçlanmak, için olmak: This book is intended for children. Bu kitap çocuklar için olmak: He is intent on solving the problem. Sorunu çözmeye 1. -e kararlı yazılmış. kararlı.duymak, -e merakl ı olmak: She intent on his work that he Edebiyata -e ilgi 2. -e dalmış olmak: He was so is interested in literature. lost all ilgi duyuyor. My uncle is interested in reptiles. Amcam sürüngenlere ile samimi olmak. k. dili (bir işle) uğraşmak; merakı (bir şey) olmak. Dividing two into twelve gives six. On iki bölü iki e şittir altı. -e özgü olmak. 1. -e kar ışmak: She was once involved in a scandal. Bir zamanlar bir skandala a şk ışmıştı.olmak. k. dili ile kar ilişkisi 2. ile meşgul olmak, ile uğraşmak: He´s involved in a -e can atmak. -i k ıskanmak.

İng., k. dili -e çok hevesli olmak, -e meraklı olmak, -e düşkün olmak: be keen olmamak; aktörlü ğe hevesli olmak. 1. ... on acting ... eksik olmak: Something´s lacking here. Burada bir eksiklik var. 2. in -de ... olmamak: He´s lacking(hastal ık v.b. nedeniyle) ıl 1. biriktirilmek, ilerisi için saklanmak. 2. (with) in intelligence. Onda ak yatakta/evde kalmak, zorunda olmak, yata ğa mahkûm olmak. (for) (-e) geç kalmak (-e) gecikmek.
-den çekinmek. k. dili 1. kabak ba şına patlamak. 2. avucunu yalamak. k. dili 1. kabak ba şına patlamak. 2. avucunu yalamak. bak. be stranded. 1. for -den sorumlu olmak. 2. to (biri) ... e ğiliminde olmak. 3. to ... ihtimali olmak: He´s liable (şeyler) ile darmadağınık olmak. ihtimali yüksek. gelişigüzel atılmış to get caught. Onun yakalanma 1. bir şeyi yapmayı hiç istememek. 2. bir şeyi yapmaktan çekinmek. -de bulunmak/olmak. -in fazlas ı olmak. -i etkilememek. k. dili 1. ile dolu olmak, ile kaynamak. 2. (birinde) bir şey çok olmak: He´s lousy miktar ı az olmak: It´s lowı in cholesterol. Onun kolesterolü az. -in ... with money. Onun paras çok. k. dili (bir şeyin stoku) az olmak: We´re low on wood. Az odunumuz kaldı. k. dili -in önemli sayd ığı işlerden olmamak: That´s low on my list right now. O şimdi benim gibi sevmek, -e ç ılgınca âşık olmak. 2. -e bayılmak. k. dili 1. -i deli için ön planda değil.

İng., k. dili, bak. be mad about.
(on) (-de) mahsur kalmak. -in ustas ı olmak. 1. -i hatırında tutmak. 2. -e dikkat etmek. 1. (insan) yan ılmak. 2. yanlış olmak. yanılmak. zihni karışmak. -e karışmak, -e bulaşmak. ile ilişkisi olmak. (binek hayvan ına) binmiş olmak. çok aran ılan/istenilen bir şey/biri olmak, çok rağbette olmak, çok rağbet görmek. k. dili -in ne oldu ğunu açıklamaktan kaçınmak; ... hakkında konuşmaktan kaçınmak; ... konusunda doğru dürüst cevap vermemek. midesi bulanmak.

be necessary be no great shakes be no slouch at/as a be noncommittal be none the worse for be nonplussed be notable for be noted for be nothing but skin and bones be noth-ing to write home about be nuts be nuts about be o.s. be obliged be obliged to do s.t. be oblivious of/to be obsessed by/with be of capital importance be of one mind be of prime importance be of service to be of the same mind be of use be of use for s.t. be of value be of/in two minds about be off be off guard be off in one´s calculations be off one´s nut be off one´s rocker be off one´s trolley be off sick be off the air be off the beaten track be offended be OK, OK be on be on a better footing than ever be on a diet be on a par with be on an even keel be on display be on edge be on familiar ground be on fire be on good terms

gerekmek, lazım olmak/gelmek, icap etmek. k. dili üstün biri olmamak. k. dili (belirli bir konuda) hiç fena olmamak, baya ğı iyi olmak: He´s no slouch as an artist. Ressamrengini belli etmemek. belirli bir cevap vermemek; olarak baya ğı iyi. (bir şeyden) (birine) hiç zarar/halel gelmemek: They were none the worse for it. Onlara hiç zarar ı olmadı. şaşkına dönmüş olmak. ile tanınmak, ile meşhur olmak; ... için önemli sayılmak. ile tanınmak, ile meşhur olmak; ... için önemli sayılmak. k. dili bir deri bir kemik kalmak. k. dili tamah edilecek bir matah/mal olmamak. aklını oynatmış olmak, kafadan kontak olmak. 1. -in delisi olmak. 2. -in hayran ı olmak, -e deli olmak. kendisi gibi davranmak, normal bir şekilde hareket etmek. memnun olmak: I´d be obliged if you´d come early. Erken gelirsen memnun olurum. mecbur olmak. bir şeyi yapmaya (etrafında olup bitenlerin) farkında olmamak. -i aklına takmak, aklı -e takılmak. çok önemli olmak, çok önem ta şımak. hemfikir olmak, ayn ı fikirde/düşüncede olmak. çok önemli olmak. -e yardımı dokunmak, -e yardım etmek. hemfikir olmak, ayn ı fikirde/düşüncede olmak. yardım etmek. bir şeye yaramak. değerli olmak. -in hakk ında kesin bir karara varamamak. 1. gitmek; yola ç ıkmak. 2. (elektrik/su/gaz) kesik/kesilmiş olmak; (elektrik/ışık) söndürülmüş/kapalı olmak; (makine/aygıt) kapalı olmak: The tetikte olmamak. hesabında yanılmış olmak. k. dili aklını kaçırmış olmak, aklını oynatmış olmak. k. dili ç ıldırmış olmak. k. dili kafadan kontak olmak. hastalık nedeniyle işe gelmemiş olmak. (radyodan/televizyondan) yayımlanmamak; yayımda olmamak. k. dili her yerden uzak bir yerde olmak, da ğ başında olmak. gücenmiş/alınmış olmak. iyi olmak. 1. (elektrik/su/gaz) aç ık olmak; (elektrik/ışık) açık olmak. 2. (makine/ayg ıt) çalışmak, açık olmak. araları her zamankinden daha iyi olmak. perhiz yapmak, rejim yapmak. ile aynı/eşit derecede/değerde olmak. 1. başta ve kıçta çektiği su aynı olmak, (gemi) dengede olmak. 2. k. dili her şey yolunda olmak. sergilenmek. sinirleri gergin olmak. 1. bildiği bir yerde/yörede bulunmak. 2. bildiği bir konuyla ilgilenmek. yanmak. (with) (biriyle) aras ı iyi olmak: Ece´s on good terms with Ayşen. Ece´nin Ayşen´le arası iyi.

be on guard be on its way out be on one´s hands be on one´s last legs be on one´s mettle be on one´s own be on one´s own responsibility be on one´s toes be on one´s way out be on overtime be on pins and needles be on probation be on s.o.´s side be on s.o.´s trail be on s.t.´s trail be on show be on skid row be on speaking terms be on strike be on tap be on target be on television be on tenterhooks be on the air be on the alert be on the ball be on the decline be on the defensive be on the go be on the high (low) side be on the house be on the level be on the make be on the mend be on the point of be on the right road be on the road be on the safe side be on the shelf be on the skids be on the spot be on the table be on the telephone be on the tip of one´s tongue be on the tip of one´s tongue be on the up-and-up be on the wane

1. nöbet tutmak. 2. tetikte olmak. -in devri kapanmak üzere olmak. (yük sayılan bir şey/biri) -in başında olmak, -in sorumluluğunda olmak. ömrü/miad ı dolmak üzere olmak. elinden geleni yapmaya hazır olmak. 1. başkasından yardım görmeden geçinmek/rızkını kazanmak, kendi kendini geçindirmek, ba şının çaresine bakmak. 2. yalnız başına kalmak. (yaptığı şeyden) kendisi sorumlu olmak. k. dili uyan ık/dikkatli olmak. çıkmak: We were just on our way out. Biz şimdi çıkıyorduk. fazla mesai yapmak, mesaiye kalmak. k. dili diken üstünde olmak, endi şe içinde olmak.

şartlı tahliyeden sonra gözetim altında olmak. 1. birinden yana olmak, birinin taraf ını tutmak. 2. birinin lehinde olmak, birine yararltakip etmek; birinion your side. Genç olman lehinedir. birinin izini ı olmak: Youth is aramak.
1. (av köpe ği) avın izini takip etmek: The dogs´re on the trail. Köpekler iz sürüyor. 2. bir şeyi takip etmek; bir şeyi aramak. sergilenmekte olmak. k. dili serseri ve sefil bir hale dü şmüş olmak. (with) (biriyle) selamla şıp konuşmak. grev yapmak. 1. k. dili hazır bulunmak. 2. (bira) fıçıdan alınıp satılmak. 1. (bir tahmin) do ğru çıkmak. 2. (bir iş) belirlenen süreye uygun olarak ilerlemek. televizyonda olmak; televizyona ç ıkmak. endişe içinde olmak. (radyodan/televizyondan) yayımlanmak; yayımda olmak. tetikte olmak. argo ak ıllı ve dikkatli olmak. (kuvvetli/yüksek bir durumdan) dü şmekte olmak: The birthrate is on the decline. Do ğum oranı olmak. savunma durumunda düşmekte. The Roman Empire was on the decline. birtak ım işlerle meşgul olmak. oldukça pahalı (ucuz) olmak. ... işyerinin ikramı olmak, ... şirketten olmak: Your meal tonight is on the house.do ğruyu söylemek. k. dili Bu geceki yeme ğiniz lokantamızın ikramı. k. dili 1. kö şeyi dönmeye çalışmak; statüsünü yükseltmeye çalışmak. 2. cinsel ilişki için eş aramak. (hasta) iyile şmek. -mek üzere olmak: He was on the point of going. Gitmek üzereydi. doğru yolda olmak. 1. yolda olmak, seyahat etmek. 2. yola ç ıkmış olmak. 3. to -e doğru ilerlemek. ihtiyatlı davranmak. 1. k ızağa çekilmiş olmak; emekliye ayrılmış olmak. 2. (kadın) evde kalmış olmak.kötü bir durumda olmak, kötüye gitmek. k. dili olayın geçtiği yerde bulunmak. 1. teklif edilmiş olmak. 2. (tasarının/meselenin) görüşülmesi/tartışılması ileri birtelefonda olmak/konu şmak. k. dili tarihe b ırakılmış olmak. k. dili dilinin ucunda olmak: It was on the tip of my tongue. Dilimin ucundaydı. ucunda olmak. k. dili dilinin k. dili yalans ız konuşmak; dürüst bir şekilde davranmak: I think he´s on the up-and-up. Bence numara yapm ıyor. azalmakta/batmakta/sönmekte/sonuna yakla şmakta olmak.

be on the watch be on the wing be on to be on top of be on top of the world be on top of the world be on top of things/the news be on trial be on vacation be one jump ahead be one with be one´s own man be one´s own man be one´s own master be onto a good thing be open to dispute be operated on be opposed to s.t. be oriented towards be out be out and about be out for s.o.´s blood be out in force be out in left field be out in one´s reckoning be out of be out of a job be out of character be out of character be out of commission/kilter/whack be out of control be out of earshot be out of favor (with) be out of it be out of line be out of luck be out of one´s mind be out of one´s mind be out of order be out of place be out of place be out of plumb be out of practice be out of practice be out of print be out of print be out of reach

1. tetikte olmak, kulak kesilmek. 2. nöbette olmak. uçmakta olmak, uçmak. k. dili (birinin) ne halt/haltlar yedi ğini/karıştırdığını bilmek. k. dili (duruma) hâkim olmak. k. dili çok mutlu olmak, sevinçten uçmak. k. dili sevinçten uçmak, ayaklar ı yere değmemek, bastığı yeri bilmemek. k. dili olup bitenlerden haberdar olmak. 1. yargılanmak. 2. denenmek. tatilde olmak, tatil olmak: Schools are on vacation. Okullar tatil. k. dili 1. (of) (-den) önce davranarak avantajl ı durumda olmak. 2. of -den iki adımfikirde olmak. ile aynı ileride olmak. başına buyruk olmak. yerini korumak. başına buyruk olmak. k. dili yağlı bir iş bulmuş olmak. (bir şey) tartışılabilmek, tartışmaya açık olmak. ameliyat olmak. bir şeye karşı olmak, bir şeyin aleyhinde olmak. -e yönelmiş olmak. 1. dışarıda olmak: He´s out at the moment. Şu an burada değil. 2. (belirli bir miktar para) gitmek; (para) aç ığı olmak: I had to buy them lunch, and (nekahetten sonra) d ışarı/sokağa çıkıp gezmek. k. dili birinin hakk ından gelmek istemek. k. dili ortalıkta çok olmak. argo çok yan ılmış olmak. hesabında yanılmak. 1. (bir şey) tükenmiş olmak, kalmamak: We´re out of gas. Benzinimiz bitti. By the time he reached the top of the hill he was out of breath. Yoku şun işsiz olmak. (bir davran ış) (birinin) karakterine uymamak. (bir davran ış) birinin her zamanki davranışlarına uymamak. k. dili bozulmu ş olmak. 1. kontrolden ç ıkmış olmak, frenlenemez olmak. 2. (biri) dizginlenemez olmak. oldu ğu için) işitememek, duyamamak. (uzakta (birinin) gözünden dü şmüş olmak. argo başka bir dünyada yaşamak, hayal dünyası içinde olmak. 1. yersiz/uygunsuz/yak ışıksız olmak, yakışık almamak. 2. sıradan çıkmış olmak. şansı olmamak, şansı yaver gitmemek. 1. aklı yerinde olmamak, aklını kaçırmış olmak. 2. çok öfkeli olmak. k. dili aklını kaçırmış olmak, delirmiş olmak, keçileri kaçırmış olmak. 1. (makine/ayg ıt) bozulmuş/bozuk olmak, çalışmamak. 2. düzensiz olmak. zamanki) yerinde olmamak. 2. yersiz/uygunsuz/yak ışıksız olmak, 1. (her 3. usule ayk ırı olmak. 4. uygunsuz olmak. yak ışık almamak.olmamak. 2. uygun dü şmemek. 1. (fiilen) yerinde

şakulünde olmamak, şakulden kaçmak. (uzun zamandan beri bir şeyi yapmadığı için) (onu) iyi yapamamak. formda olmamak; formdan dü şmüş olmak. (kitabın) baskısı tükenmiş olmak. (kitap) yayımcısında mevcut olmamak, kitapçılarda bulunmamak, (kitabın) baskısı tükenmişerişilemez olmak. 1. el altında olmamak. 2. olmak.

be out of season be out of shape be out of shape be out of sorts be out of sorts be out of step be out of stock be out of sync be out of the hole be out of the picture be out of the question be out of the running be out of the running be out of the woods be out of the woods be out of this world be out of this world be out of touch be out of touch with be out of work be out of work be out on maneuvers be out on strike be out on the end of a limb be out on the town be out on the town be out to be out to lunch be over be over and done with be over one´s head be over s.o. be over the hump be overcome by/with be overdrawn be overgrown with be overjoyed be overwhelmed by/with be overwhelmed with be par for the course be parallel with/to be peeved at be peopled by/with be perishing be pertinent to be pissed be pleased to do s.t.

-in mevsimi bitmiş olmak. formunda olmamak. 1. formda olmamak, formdan dü şmüş olmak. 2. şeklini kaybetmiş olmak, kalıpsız olmak. k. dili sinirleri ayakta olmak. k. dili can ı sıkkın olmak, keyfi kaçmak/bozulmak. 1. (with) (ba şkalarına) adım uydurmamak. 2. with -e ayak uydurmamak. stokta bulunmamak. senkronik olmamak, senkronize edilmemi ş olmak. k. dili borçtan kurtulmu ş olmak. k. dili (biri) sahneden çekilmi ş olmak, işin içinde olmamak. k. dili söz konusu olmamak, dü şünülmemek, uygun sayılmamak. (yarışmadan) elenmiş olmak. adaylıktan elenmiş olmak. (hasta) hayati tehlikeyi atlatm ış olmak. k. dili tehlikeyi atlatm ış olmak. argo çok güzel/harika/süper olmak. k. dili süper/fevkalade güzel/fevkalade/harika/harikulade olmak. 1. (with) (biriyle) iletişim içinde olmamak. 2. dünyada olup bitenlerden haberitemasta bulunmamak. konuya) habersizgeli şmeler hakkında bilgisi 1. ile olmamak. 3. with (bir 2. -den ait yeni olmak. işsiz olmak. işsiz olmak. ask. manevra yapmak. grevde olmak. desteksiz kalmak. şehirde yiyip içip eğlenmek. k. dili şehirde zevk peşinde koşmak. (bir amaç) pe şinde olmak; (bir şey) için fırsat kollamak: He´s out to get him. ğle yemeği yemeye çıkmışiçin fırsat kolluyor. They´re out to win the 1. ö Onun hakk ından gelmek olmak. 2. argo kafası izinli olmak. 3. argo kafası olmak, bitmek, sona ermek: The concert´s over. Konser bitti. It´s bitmiş pek çalışmamak. over between us.bitmiş ızda her şey bitti. k. dili tamam ıyla Aram olmak. 1. (su) boyunu geçmek/a şmak. 2. (birinin) bilgisi/yeteneği dışında olmak. birinin amiri olmak; birinden daha yüksek bir görev/makam/rütbe sahibi olmak. zor tarafını atlatmış olmak, düze/düzlüğe çıkmak. işin en -den (kötü bir şekilde) etkilenmek: She was overcome by the smoke. Dumandan dolaygöstermek. 2. hesab ından overcome with emotion. Öyle 1. borç bakiyesi ı kendinden geçti. He was fazla para çekmiş olmak; (hesaptan) fazlav.b.) ile kapl ı/örtülü olmak. (yabani bitkiler para çekilmi ş olmak. çok sevinmek. 1. (duygulara) yenik dü şmek, yenilmek. 2. (sorumluluk, ağır bir iş v.b.) altında ezilmek. garkolmak. -e boğulmak, -e k. dili normal sayılmak. 1. -e paralel olmak. 2. -e benzemek. -e sinirlenmek, -e sinir olmak. (bir yerin) halk ı/personeli -den oluşmak/ibaret olmak. 1. çok ü şümek. 2. (hava) çok soğuk olmak. ile ilgisi olmak, ile ilgili olmak. 1. off k ızmış/sinirlenmiş olmak. 2. İng. fitil/çok sarhoş olmak. (bir şeyi) memnuniyetle yapmak: I´d be pleased to do it. Memnuniyetle yaparım.

(to) (ile) ilgili olmak.. ile iftihar etmek.o. sava şa hazır bir şekilde beklemek. -den olumlu bir şekilde etkilenmek. tutkusuyla yan ıp tutuşmak: He was possessed with a desire to see Africa. dili gerçekten. kendinden memnun olmak. fiyatı .. be plugged into be plumb be pocked with be poised for be poised for battle be poised in the sky be poles apart be polluted be positive (of/about) be possessed of be possessed with be predicated on be predisposed to be prejudicial to be prepared be prepossessed by be pressed be pressed for time be pretty well suited to be priced at be privy to s. delirmiş olmak. -e kendini kaptırmak. -e dayanmak. 2. çok yayg İng.. -e k ızmış/sinirlenmiş olmak. (bir eylemi) defalarca yapmak: She was profuse in her praise of him. sıkışık bir durumda olmak. k. be an person. k. . (to) (ile) akrabalık bağı olmak: He´s not related to them.. to -e duyarlı/hassas olmak. 1. sıkışık olmak. dili (bir sisteme) ba ğlı olmak. şakulüne getirmek. (kuş) havada hareketsizmiş gibi durmak. şaşırmak. (çukurlar) ile 3. z. k. birbirine zıt olmak. to -e razı olmak.. Onlarla akrabalğu bağı yok. birinin hakk ı olmak. ask. -in vakti çok daralm ış olmak. dili para s ıkıntısı çekmek. Afrika´yı-e dayalı olmak. to -ehonest . cevap vermeye istekli olmak. to.´s secrets be profuse in be prone to be proof against be proper to be proud of be provoked at be pushed for money be pushed for time be puzzled Be quick about it! be quite something be quits be related be reputed to be . -den tiksinmek. zamanı dar olmak. olduğu söylenmek: He ilgisi olmak. . -e meyilli olmak. -e uygun/özgü/ait olmak. dili keçileri kaçırmış olmak. birinin s ırdaşı olmak. f. -e iyi uymak. Onlar birer milyona satılıyor. 1. -den gurur/k ıvanç/övünç duymak. (ile) is reputed to 3. 2. k. oldu ık sanılmak. afallamak. 2. ın olmak. . emekli/tekaüt olmak. olağanüstü bir şey olmak:hesapla şmış olmak. ile övünmek. to be made a countess these days. çok iyi bir şey olmak. -den kurtulmak: We´re rid of them now! Onlardan kurtulduk artık! ile dolu olmak: This building is ridden with rats. şakullemek.s. dili -in az vakti olmak. Bu binada fareler kaynıyor. 2. olmak.´s due -den memnun olmak. 1. -in üzerine kurulmuş olmak. bak. -den kurtulmu ş olmak.. 2. -e meyilli/e ğilimli/yatkın olmak. -e satılmak: They´re priced at a million liras each. iskandil etmek. kirli olmak.. (-den) emin olmak. hazır/hazırlıklı olmak. to tıb. şakulünde olmak. a ğızdan ağıza dolaşmak. -e hazır olmak. k. -e sahip olmak. resign o. 1. (tedaviye) cevap vermek.be pleased with be pleased with o. olmak. Onu çokeövdü. be resigned to be responsive be retired be revolted by be rid of be ridden with be rife be round the bend be rumored be s. -e zararlı olmak. dolu olmak. k.. dili It is quite something 1. düpedüz.. söylenilmek. -e ğilimi -e karşı dayanıklı/dirençli olmak..o.. Onun dürüst bir insan oldu ğu söyleniyor.. Çabuk ol/olun! 1. görme tutkusuyla yanıp tutuşuyordu. 2. 3.s. herkese nasip olmamak.

O aslında Tanrının bir lütfudur. -i çok özlemek. kalmak/bulunmak.) (birinde) tutsağıydı. bir şey kılığına girmiş olmak: That´s a blessing in disguise. kusmak. İng. (belirli bir miktarı) (s. in his praise.´s shadow be s. to (bir şey) yapmak istemek. dili iliklerine kadar ıslanmak. -den yana olmak.. He´s one (belirli bir şeyin) kısaltması/kısası olmak... Şiirlerinde yer yer mizah var. dili iyi durumda Bu konuda kanunda yaz ılı bir şey yok. (bir şeyde) (bir öğe) yer yer bulunmak: Her poetry is shot through with humor. üzgün olmak: “Yusuf died. köşeye sıkışmak. 1.. Şair gibi bir şey o. Şehir bir nehrin kenarındaiyi yapmak.. (belirli bir konuda) birinin eksikliği olmak: He´s short on smarts.olmak. huk. ile dolu olmak. be separated be set be set in one´s ways be shackled by be short be short for be short of be short on be shorthanded be shot of be shot through with be shy about be shy of be sick be sick and tired of be sick at one´s stomach be sick for be sick of be silent on be sitting pretty be sitting pretty be situated be skilled in be slanted towards be slated be slumped to one side be snookered be snowed in be snowed under be soaked in be soaked to the skin be soft on be solicitous be solidly for be something of a . 2. (bir şeyi) bulunuyor.. başını kaşıyacak vakti olmamak.. dili -e k ızgın/gücenik olmak. birinin yan ından ayrılmamak. 2. -den çekinmek. k.t. üzülmek. 2. dili -e fazla yumu şak davranmak. be somewhat of a . 1. (biri)bir şey çapında bir . k. -den bıkmış olmak. 1. gibi bir şey Filozof gibi kendi o.” “Üzüldüm. dili sarho olmak. çıkıştıramamak: I´m short five books.. k.o. (bir yerde) bulunmak: The town´s situated on a river. Onda pek kafa yok. (bir işin) ustası olmak. Kendi önyargılarının (bir şey) (belirli bir miktarda) eksik olmak. 2. k. Gitti ğine üzüldüm. Gitmeyi kendi kurdu ğu düzenden on aklına koymak: He´s -in tutsa ğı olmak: She was shackled by her prejudices. set on going. Örümceklerden korkuyorum. hasta olmak.. I´m scared of spiders. be sore about be sorry be soused be sparing in/with be spoiling for be spread-eagled birinin gölgesi olmak. olmak: She´s something of a philosopher. büyük bir Bir yana kayk ılmış oturuyordu. ayrı yaşamak. O gizli bir programa göre (belirli bir zamanda) olmak... -de personel eksikliği olmak. (biri) adam ı tutuyor. k.” “Yusuf öldü. Bende beş kitap eksik.” “I´m sorry. dili (birinin) her şeyi tıkırında olmak. .kayk ılmış/yaslanmış olmak: He was sitting slumped to one side. dili -den illallah demek: I´m sick and tired of this! Bundan illallah! midesi bulanmak.. (bir şeyi) çok az yapmak/kullanmak. (varolan şeyler/birileri) kâfi gelmemek. İng. olmak: He´s somewhat of . dili işten başını kaldıramamak. İng. programda olmak. -i merak etmek. Çok az över.. (bir yerden) (belirli bir uzaklıkta) 1. k. pek-işaşmayan biri olmak. eksik olmak: We´re short of cups. in disguise be scared be scheduled Be seated. (of) (-den) korkmak: He´s actually a conservative in disguise.t. ayrılmak. tarifeye göre (belirli bir zamanda) olmak: His flight is scheduled to arrive at three o´clock in the Oturunuz. gibi bir şey herkes bizim kendi çapında bir . k. k. tamamen birleştiğini belirtir: Alibeyköy is solidly for our man. Fincanlar ımız kâfi değil. bulunmak: The village was set deep in the mountains. -den kurtulmak. a poet. 1. k. 2. -in taraf ını tutmak. . dili Tereya ğını esirgeme! He´s a fight. . kol ve bacaklar ı yana açılmış durumda yatmak... I´m sorry I´ve k.be s. yetmemek. -den bahsetmekten çekinmek. olmak.” Işwas sorry to see her go. esirgemek: Don´t be sparing with the butter!ka şınmak: He is spoiling for sparing Dövüşmek için kaşınıyor. 2. Köy da ğların ortasında bulunuyordu. bir yana Plana göre in şaat pazartesi günü başlayacak. hakk ında hiçbir şey dememek/söylememek/yazmamak: The law is silent on this point. 1. (bir giysi) (birine) k ısa gelmek. Görüşlerin Alibeyköy´de olmak. dili çok zor bir durumda kardan mahsur kalmak. 1. about -e ilgi göstermek. planda olmak: Construction is slated to start on Monday.

starved for affection. söyleyecek sözü kalmamak. beklenmek: You´re supposed to stand up when he walks in. içinde boğulmak: He´s swamped with work.susceptible to naval attacks. ile kaplanmak. 2.s.çok duymak: He´s (iki kişi) hesaplaşmış (bir şeyin) eksikliğini/yokluğunu (iki kişi) fit olmak. (bir hastalığa) karşı direnci olmamak. dili tamam ıyla soğumuş olmak. hissini vermek. Onların evi misafirlerle dolup k.. yeterli olmak. (bir şey için) kolay bir hedef olmak: This duymak. dili hık demiş (birinin) burnundan düşmüş olmak. çok şaşırmak. 2. intihar etmeyi dü şünmek. (bir yer) (birine) yabanc ı olmak. ile meşgul olmak. (görüşü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek. 2. 1. k. gerekmek. Buras ı denizden -den ku şku place is -den şüphe etmek. ile dolu olmak: Her eyes were suffused with bir şeyi) akla getirmek. dili (birine) â şık olmak. k. -den etkilenmek. ı kaldıktan sonrazorluk ç ıkarmak. mahsur kalmak: We were stranded at the airport for fifteen hours. (bir şeyin) yabancısı olmak. dili tamamen sa ğır olmak. dili -i çok sevmek. yapışkan olmak. bir olaydan) sonra olmak/vuku (belirli (ba şkasının) emrinde (belirli bulmak. This is subject to confirmation by the assembly. Çok fazla işi var. Bu masa toz içinde. On beş saat boyunca havaalanında mahsur kaldık. -e uygun olmak. kendinden emin olmak. ile eşanlamlı olmak. kaplı olmak: This table´s thick needdust. (birine) doğru söylemek. (gemi) karaya 1. oturmuş birbirine zıt oldukları halde belirli bir amaç için 2. Gözleri ya şla doluydu. (belirli bir) izlenim bırakmak. Sevgiden yoksunyapış ış. 1. (-e) şaşakalmak. -e tabi/ba ğlı olmak: This income is subject to taxation. yer yer bulunmak. lazım olmak: You´re ile dopdolu olmak. (birine) dürüstçe davranmak. 2. dili (biriyle) aç ık konuşmak. k. destek vermek. (bir şey) (başka tears. var olmak: Two hours later the pain was still there. (biriyle) do ğru/yalansız konuşmak. 1. k. olmak. 2. aşırı miktarda olmak. bir olayı) takip etmek. -den sonra gelmek. çok miktarda . -i çok be ğenmek. -in ölümüne neden olmak. ile aynı olmak.be square be starved for be sticky be stir crazy be stone broke be stone cold be stone deaf be straight with be stranded be strange bedfellows be strange to be strong for be strong in be strong on be studded with be subject to be subordinate to be subsequent to be subservient to be sufficient be suffused with be suggestive of be suicidal be suitable for be supportive be supposed to be surcharged with be sure of o. 1. Ne zaman ihtiyacın olsa 1. be ş parasız olmak. 2. ile She´s always there when you with her. (hava) yapış yapış olmak. olmalı? (belirli bir renge) boyanmak. -den hoşlanmak. k. -den daha az önemli olmak. dili meteliksiz olmak. (at/by) hastalanmak..birlikte çalışmak. Bu gelir vergiye tabidir. duvar gibi olmak. 2. . dili nemli olmak. (yüzey) yap ış kalm olmak. O girdiğinde ayağa kalkmanız bekleniyor. İki saat sonra hâlâ ağrı vardı. (biri) için biçilmiş kaftan olmak. 2. -i çok desteklemek. 2.. 1. 1. -in hizmetinde olmak: Should faith be subservient to reason? İnanç aklın hizmetinde mi yetmek. -in kurban ı olmak. . k.. (belirli bir konuda) iyi/yetenekli olmak. about k. They´re swamped with guests. k. etrafı (bir şey/birileri) ile çevrili olmak. (biri/bir şey) için özel olarak yapılmış olmak. be surrounded by/with be susceptible to be suspicious of be swamped with be sweet on be sympathetic to/towards be tailor-made for be taken aback be taken ill be taken up with be taken with be talked out be tangent to be tantamount to be the death of be the spitting image of/be the spit and image of be the victim of be there be thick with 1. (bir şey) çok bulunmak. 1. 1. Avlu duman içindeydi. dili (bir hesap) görülmü ş olmak. -e teğet geçmek.bir yerde uzun 3. süre kapal dili (bir konuda) bunalmış olmak. buz gibi olmak. The courtyard was thick with smoke. Bu meclisin (bir şeyden) aşağı kalmak. with k.

of -e bağlı olmak. birinin şerefini lekelemek. zan altında bulunmak. zannetmek. koruma altında olmak. -e hiç tahammül edememek. Mark ın değeri sterlininkine bağlı. dili 1. olmak: Sevda yalnızca olmak. -in nüfuzu alt ında olmak. -i çok istemek. k. 2. 1. hayretler içinde kalmak. (para)b(hukuki -den usanmak.o. birinin zarar ına olmak. 3.´s discredit be tolerant be too much for be true to be true to one´s word be tuckered out susamak: I´m thirsty. üzerinde dü şünülmek. (biri) işe 1. farzetmek. -e susamak. Karar ı yalnız -i hiç çekememek. aday gösterilmesi planlanmak. yere) son derece memnun olmak: I´m tickled to hear they´re coming. -in old sadık Ya şlı bir adamın bu merdivenleri çıkması çok zor. dili birinin kontrolü alt ında olmak. dili pestili ç ıkmak. -amamak. dili bir kad ının tahakkümü altında olmak.o. -den yılmamak. . k. of be unable to get a word in karşısındakinin fazla konuşmasından dolayı ağzını açamamak. -den haberi olmamak. k. Sabah erken kalkmaya al ışık değil. sanmak. (yap ı) fazla yük altında bulunmak. alkollü olmak. They are be uncomfortable with be undaunted by be under a ban be under a cloud be under arrest be under attack be under consideration be under construction be under custody be under discussion be under guard be under house arrest be under oath be under pressure be under repair be under s. -den rahats ızlıksurroundings. (with) (-i) bitirmiş olmak: Are you yaramaz kendi yetenekleriyle idare etmek zorunda kalmak. donakalmak. inşaat halinde olmak. kalmak.´s disadvantage be to s. edgewise -e alışık olmamak: He is unaccustomed to getting up early in the be unaccustomed to morning. k. (of suspicion) şüphe altında olmak. (bir şeyin) (belirli bir şeye/yere) verilmesi planlanmak. 2.be thirsty be thirsty for be thoughtless of/for be through be thrown back on one´s own resources be thunderstruck be ticketed for be tickled be tied to be tied to a woman´s apron strings be tied up be tired of be to blame for be to s. 2.b. tutuklu olmak. tamir edilmek. 1. 2. (of) (-den) utanmamak/utanç duymamak. sözünü tutmak.o. be -unashamed -in fark ında olmamak. tutuklu olmak. tamirde olmak. 2. Geleceklerini duymak beni son derece memnun etti. k. k. dili iki ki şi arasındaki ilişki bitmiş şaşırıp kalmak. dili 1. be unable to be unable to bear/stand the sight Gelemedi. -den âciz olmak: She was unable to come.´s thumb be under stress be under suspicion be under the assumption that be under the influence be under the sway of 1. 2. İşin zorluğu karşısında cesareti yasaklanmak. stres içinde olmak. -den dolayı cesareti kırılmamak: She was undaunted by the difficulty of the task. -den ıkmak. 2. -den habersiz olmak: He is be unaware of unaware of his duymak. -ememek. belirli birkaç amaç için kullan ılabilmek. Susad ım. görüşülmekte olmak. me şgul olmak.) -e tahammül etmek. tied e ğlenmek. topa tutulmak. (birinin) (belirli bir dili 1. saldırılara maruz kalmak. 3. varsaymak. of (organizma v. göz hapsi altında olmak. I am unable to make the decision by myself. 2. sözünü yerine getirmek. in (para) (belli bir şeye) yatırılmış olmak. turşuya dönmek. yeminli olmak. gücünü a şmak: These stairs are too much for an için çok zor olmak. (with) k. Çevresindekilerin fark ında değil. (birinin) (belirli bir yere) uygun bir k. -e dayanmak. 1. 1. (manevi) bask ı altında olmak. (of) (-e kar şı) hoşgörülü olmak. çok yorulmuş olmak. -e tabi olmak: The value of the mark is çok to the value the pound. -in egemenliği altında olmak. birinin aleyhine olmak. dili içkili olmak. -e man. yönden) ancak suçlusu olmak. -i hiç dü şünmemek: Don´t be thoughtless of the future! Geleceği düşün!/Geleceği düşünmezlik etme! through? Bitirdin mi? 2.

zor bir durumda olmak. dili isteyen var m kontrat v. 1. 2. -i iyi bilmek. en son teknolojiye sahip olmak. ayağa kalkmış olmak.contract´s up k. 1. (yetki.t. 1. be victorious be vulnerable to be wanted by the police be wanting be wary of be washed up k. 3. -den sak ınmak. in -den yoksun olmak: That man is wanting 1. -e alışık/alışkın olmamak. kapan ın elinde kalır. eksik olmak. -den şikâyetçi olmamak. . sinirli olmak.) adaylara açık olmak: This Belediye for ayaklanmak. (mide) bozuk olmak. sabahlamak. bir işe uygun niteliklere sahip olmamak. k. dili seven. işi bitmiş olmak. en son de ğişiklikleri kapsamak. 2. tükenmek. dili ayaklanm ış olmak. dili 1. yataktan kalkm ış olmak. polis taraf ından aranmak. bir şeyi yapmak için gereken niteliklere sahip olmamak. 2. k. (belirli bir şey yapabilmek için) yaşı tutmamak..´s alley be up to be up to date be up to one´s eyes in be up to par be up to scratch be up to snuff/the mark be up to the mark be upset be used up be vested in be vexed at s. 2. üzgün olmak. . altüst olmak. en son olaylardan/geli şmelerden haberdar olmak. . -den endişe duymak. Saat kalmak/olmak. -in üstesinden gelebilmek: Are you up to this? Bunu 1. 2. köşeye sıkışmak. -de iyi/usta olmamak. hareket halinde/ilerlemekte/devam etmekte olmak. Bu i ş tam sana göre. tükenmek. (favori rakip) yenilmek. -den haberi olmak. 1. harcanmak. ne yapacağını şaşırmak. dili hastalıktan kurtulmuş olmak. dili istenilen düzeyde/nitelikte olmak. 2. 1. 2. -i dert etmemek. dili mahvolmu ş olmak. (bir şey yapmayı) istemek: Who´s up for a movie? Sinemaya gitmek(bo ş bir kadro. (to) (-e) razı olmamak. -i merak etmemek. k. k. k. iflasla karşı karşıya olmak.be under the weather be under way be underage be uneasy about be unequal to a task be unfamiliar with be uninterested in be unlucky be unmindful of be unqualified for a job be unqualified to do s. çok sıkışık bir durumda olmak. -i bilmemek. k. -e ilgi duymamak. Bugün onunla 1. dili istenilen seviyeye varmak. k. dili biri için biçilmiş kaftan olmak.. 2. be unsettled about/as to be unskilled in/at be untroubled by be unused to be unwilling be up be up a creek be up a gum tree be up a gum tree be up against be up against the wall be up all night be up and about/around be up for be up for grabs be up in arms be up in arms be up on be up s.. -i up your alley. galip gelmek. istenilen derecede olmak. grabs. son modaya uymak. k. He´s unwilling to learn how to dance. -e dikkat etmek. (tam) birine göre olmak: This job is right yapabilmek. alabora şmek. hak v. 2. tic. (-i) istememek: He was unwilling to go. 1.) -e verilmi ş olmak. İng. k. (kötü bir şeye) açık/maruz olmak.ı? 2. dili ile kar şı karşıya olmak/kalmak. saymaca de ğerini bulmak. öngörülen standarda uymak.b. Bu kitabın birkaç sayfası eksik. dili zor durumda olmak. -e aday olmak: He is up for mayor. isyan halinde olmak. She´s never up k. 4. dili 1. (uykuya) yatmamış olmak: etmeyi öğrenmek beforezor durumda yediden önce hiç yataktan kalkmaz. 3. -e aldırmamak. hakkında tereddüt içinde olmak. şansı olmamak.bitmek. her zamanki seviyede olmak. hakk ında kararsız olmak. -i göz önüne almamak. ile çok me şgul olmak. dili 1. bir şeye canı sıkılmak. bir işi becerememek. k. yapabilir misin? I´m not up to talking to him today. noksan olmak: A few pages of this book are wanting.o.t... iflas ın eşiğinde olmak. 5.b. Bu ihale öfkelenmek. dili hasta/rahats ız olmak. bitkin dü olmak. Dans He´s never up 1. -e çatmak. k. Gitmeye razı değildi. ate ş püskürmek. İng. 2.

çok işe yaramak. 1. birinin vaktini ayırmasına değmek: It´s worth your while to learn Spanish. with/by (dert/keder) yüklü olmak: He was weighed down by his sorrow. dersi asmak. okyanustan k ıyıya vuran büyük dalga. birinin elde edebileceği bir şey gibi olmak. şe) kaptırmış olmak. 2. yüzünden akmak: His innocence was written all over his face. dili ça olmak. with/by (bir görev. işinin ehli olmak. dili birinin ne demek istedi ğini anlamak. (belirli bir miktar) değerinde olmak:ald ığı candlestick´s worth approximately thirty million liras. -e bayılmak. -e layık olmak.o. 2. kararından hiç vazgeçmemek. dili (kendini) bir ho ş/tuhaf hissetmek. dili ald ığı maaşın karşılığını vermek. k. ölümle kalım arasında olmak. -e değmek. (yak ın olduğu için) işitebilmek. k. 1. ask. canı istememek. ile ahbap olmak. k. k. ıskalamak.. dili This maaşın karşılığını vermek. 2. -den bıkmış/usanmış olmak. kızgın/öfkeli olmak. genellikle (belirli bir şekilde davranmak/hareket etmek): He is wont to come early. dili 1. ı olmak. dili -e hayran olmak. be worth one´s/its weight in gold k. k. dili çok endişeli olmak. Kendi entrikalar ının içinden kendi dünyas ında yaşamak. be wiped off the face of the earth yeryüzünden silinmek. sorumluluk v. çağı yakalamak.. Bu k. haritadan silinmek. birinin kavrayışı içinde olmak. kumsal. be worth s. midesi bulanmak. (durumun) ne olduğunun be wise to fark ında ğın hiç gerisinde kalmamak. -den çok üstün olmak. -e razı olmak.´s grasp be wont to be worked up be worried sick be worried sick be worth be worth one´s keep be worth one´s salt be worth one´s while k.. vazifeden kaçmak.b. dili 1. i. heyecanl O genellikle erken gelir. (with) (ile) arkada ş olmak. 1.o. plaj arabas ı. Suçsuzluğu yüzünden akıyordu. dili çok de ğerli olmak. sahil. iki ateş arasında kalmak. hayatını kıyılardan topladığı enkaz ile kazanan kimse. Orada çalışanlara acıyorum. elinin altında olmak. up (karma şık bir durumun) içinden çıkamamak: He´s all tangled up in those intrigues of his own devising. be wrapped up in be written all over be/feel disinclined be/feel nauseous be/feel sorry for be/feel under the weather be/get chummy with be/get tangled be/live in a world of one´s own be/live on the razor´s edge be/make friends be/play truant be/skate on thin ice be/stand firm be/stand head and shoulders above beach beach buggy beachcomber beachhead 3. 2. k. okulu k ırmak. k.b. ak ıl kârı olmak. 1. nefesi kesilmiş olmak. dü şman kıyıları üzerinde ele geçirilen çıkarma yeri. plaj. be worthy of (ağrılar. (birine) s ırılsıklam âşık olmak. 2. be with it be with s. dili . i. 1. dili birinin harcad ığı zamana değmek. k. by malaria.) yüzünden çok çekmek: His body had been be wracked by/with wracked kendini (bir iVücudu s ıtmadan çok çekmişti. k.) belini bükmek: hedeften doluydu.o. ağırlığınca altın değmek/etmek. dili (birinin) ne yapt ığının farkında olmak. -in k ıymeti/değeri (belirli bir miktar) olmak. Yüreği acıuzak olmak. be wiped off the map k. dili tehlikeli/çok rizikolu bir durumda bulunmak. (düşüncelere) dalmış olmak. i. çok endişeli olmak. -e ac ımak: I feel sorry for those who work there. be within arm´s reach be within earshot be within reason be within s. nefes nefese kalm ış olmak.´s while İspanyolca öğrenmeye değer.be way out in left field be weary of be weighed down be wide of the mark be wild about be willing to be winded fena halde yan ılmak. . 1. duyabilmek. k ıyı. hastalık v. k. 2.

4. elinde bulunduran kimse. birini/bir şeyi doğrulamak/gerçeklemek. 2. hayvan. s. boncuklar. f. 3. araba/saban oku. Senin akatlanmak. ayı. -e hiç benzememek. ile ilgisi olmak. tempo. sevinçle parlayan (yüz).´nin) en ağır/şiddetli kısmını çekmek. i. 2. baskı v.beacon bead beads beady beak beaker beam beam beaming bean beanpole bear bear bear a loss bear down bear down on bear in mind bear no relation to bear no resemblance to bear no responsibility for bear on/upon bear s. İyi dayanıyor. 1. -in sorumlusu olmamak. Silah taşıma gayret etmek. polis memurunun devriyesi. sakal. s. fazla bastırmak: Don´t bear da ilgisi olmamak. out bear the blame for bear the brunt of bear the brunt of bear up bear watching bear with bear witness bear witness to bear/keep in mind bearable beard bearded beardless bearer bearing bearskin rug beast beastly beat beat beat beat a retreat beat a retreat beat about/around the bush beat down the price i. (under) (zor bir duruma) dayanmak: She´s bearing up well. (kalp) atmak. 1. geri çekilmek. fasulye. vazgeçmek. geri çekilmek. Bunu -i unutmamak. fener. darbe sesi./s. s. 5. vurmak. dövmek. parlak. (yaygı olarak kullanılan) ayı postu. i. s. kaldırmak: It won´t bear your weight. davranış. yatak. 2. yenmek. kemere. . 2. 4. (beat. s. (yumurta) ç ırpmak. 3. f. 2.b. i. sakallı. ile unutmamalısın. unutmamak. 2. -in izlenmesi gerekmek. They have the right to bear arms. tohum. -in suçunu üzerine almak. 1. 1.´nin) en ağır/şiddetli kısmını çekmek: She bore ırı. dikkate almak. azarlama. 2. 1. gaga. 5. yaymak. s. galip gelmek. çarpmak. zarara ğırlığını kaldırmaz. 3. çakar. tav ır. i.o. (bore/eski bare. pestili ç ıkmış. tahammül edilebilir. i. ipe dizilmiş boncuk. (bir şeye) delalet etmek. putrel. müz. (silahta) arpac ık. çalmak (davul). mertek. 2. azarlama. ışın. i. 1. hesaba katmak. i. -e do ğru gelmek/ilerlemek. tane. dili bin dereden su getirmek. -in töhmeti alt ında kalmak. 2. 2. k. 3. k. (yüzü sevinçle) parlamak. -i çok etkilemek: This tax bears down on the poor.t. saçmak ( ışık). i. kerteriz. den. 1. den. 1. (saldırı. hal.b. işaret ışığı. 3. Tarık´ın gazabını en çok o çekti.. -e sabır göstermek. hatıl. 1. boncuk. f. (bir şeyin) kanıtı/delili olmak. 1. i. baskı v. üzerinde ta şıyan kimse. vuru ş. s. geniş ağızlı büyük bardak. hayvanca. direk. kaçmak. boncuk gibi: beady eyes boncuk gibi gözler. 2. (sald the brunt of Tar ık´s wrath. çekilebilir. mil yatağı. aklında tutmak. i. tanıklık/şahitlik etmek. i. sırık gibi kimse. sakals ız. borne) 1. kiriş. i. k. dili çok yorgun. 1. ta şımak. 2. darbe. -i fakirleri baya ğı etkiliyor. 4. Bu vergiak ılda tutmak: You should also bear this in mind. dili pazarlıkla fiyat indirtmek. i. fasulye s ırığı. --en) 1.

2. i. tam pansiyon. güzellik. çırpılmış (yumurta v. birini büyük bir yenilgiye u ğratmak. için. kunduz kürkü. k. sevgili. 2. dili 1. çoğ. 2. 2. âşık. i. beat/break the record f. birinin posas ını/leşini çıkarmak. güzel şey. orsas ına seyretmek. 1. meraklanmak. f. up beat s. güzellik yarışması. dili birine fiyat indirtmek. kuaför. bak. . down beat s.o. s. bak. sinirleri boşanmak.came. beat. to a pulp beat s. (boz) i. yatak ve kahvalt ı. el/baş işaretiyle çağırmak..o. nedeniyle.o. k. 2. dili kovmak. kötürüm olmak.o. aklanmak. --s/--x üzerinden geçilmiş (patika. 1. argo 1. to -e yak ışan. temize ç ıkmak. güzelle ştirmek. güzelce. 2. dövülmü ş. 1. güzellik salonu/enstitüsü. k. i. haybeye kürek çekmek. yak ışmak. dili her yerde aramak. 2.). -den dolayı. uygun. f. dili birini fena halde dövmek. kastor. beauty shop. (down) -e yatacak bir yer vermek.come) 1. karyola. felç olmak.o. dili bo şuna uğraşmak. yatak. olmak. f. O kravat sana yak felce kutuplaşmak. bağ. birini cebinden ç ıkarmak. 3. kuşkulanmak. black and blue beat s. dili bir şeyden çok daha üstün olmak. yatak takımı. den. birini ezmek. become. 1.b. cezadan kurtulmak. all hollow beat the air beat the bushes beat the rap beat time argo Defol! k. beat to windward beat/bang/hit one´s head against k.t. k. 1.). a stone wall rekoru k ırmak. merak etmek. (be. beaten çiğnenmiş.u ğramak. (kad ınlar için) kuaför salonu. down yatıp uyumak. i. (çok) güzel.. çoğ. dili birini öldüresiye dövmek. (kadına) âşık erkek. 3. yol v. şüphelenmek. çünkü. k. -diği için. 2. havanda su dövmek.. bak. z. (bir şey) (karşısında) çılgına dönmek. dili bo şuna uğraşmak. s. be. beauty shop. kunduz. all hollow beat s. f. güzel kad ın. endişelenmek. beau beautician beautiful beautifully beautify beauty beauty contest beauty parlor beauty queen beauty salon beauty shop beauty sleep beaver became because because of beck beckon become become paralyzed become polarized become/get anxious become/get hysterical (over) become/get suspicious becoming bed bed and board bed and breakfast bedbug bedclothes i. defetmek. saldırıyı tamamen püskürtmek. 2. 1. birini dövüp birinden çok daha üstün olmak. bak. güzellik uzmanı. birini tekme tokat dövüp iyice h ırpalamak. i. 2. münasip. k.b. kadın berberi. f. 3. (bahçedeki) tarh. s. çürükler içinde b ırakmak. tempo tutmak. birini pes ettirmek.Beat it! beat off beat off the attack beat s. 2. yaraşmak: That tie becomes you. güzellik kraliçesi. tahtakurusu. i. k. dövme (metal). birinin pöstekisini sermek. -i yat ırmak. nehir yata ğı. ışıyor. 1. zool. güzellik uykusu. 1.

i.. arıcı. i.got.Ö. i. begin. sebep olmak.got. i. i. tıb. 2.. --ting) yak ışmak. karyola. İng. 2. çabuk. 2. --ting) 1. arı kovanı. ba şlamak. meydana başlayanvücut bulmak. i.. arı yetiştiricisi. bak.. yatak örtüsü. f. kestirme yol. i. bed-sitter. (çoğ. arı. beeves) sığır.C. Kıyamet koptu. -den rica etmek. çok gürültülü ve kargaşalı bir yer. i. 2. 1. f. 2. f. fıçı birası. yatak yarası. anlatmaya sözcükler yetmemek. İsa´dan önce (İ. beet. 3. bot. i. 3. (--ted. 1. önceden. yatak tak ımı. f. i. işe yeni gelmek. --ning) 1. s. önce. i. ba ğ. dostça davranmak. yatağın başucu. edat 1. (--ged. bak. yak ında. f. sakaroz. biftek.got.. rüzgâr yönünde. z. cephesinde. tercihen. kayın. (be. i. f. argo şikâyet etmek. zool. -den önce. balarısı. yalvarmak. --en) ba şına gelmek. i. sızlanıp durmak. be. tek odalı apartman dairesi. başlatmak. düz çizgi.root) İng. kimse. --s) argo şikâyet. kayın ağacı.gun. bedpan bedridden bedroll bedroom bedside bed-sit bed-sitter bedsore bedspread bedstead bedtime bee beech beef beef up beefsteak beehive beekeeper beeline been beer beer on draft beeswax beet beet sugar beetle beetroot befall befit befitting before before Christ before long before the wind beforehand befriend beg began beget beggar beggar description begin beginner i. (B. yard ım etmek. önce.. pancar. s ığır eti.Ö. yerine. düz hat. İng. 2. k. z. i. banyosuz. dilenmek.. i. mahvetmek.) milattan önce (M. i. f. i. of -den dilemek. yol açmak. i. bira..fell. babas ı olmak. --ging) 1. yatak odas ı. 2. k ınkanatlı böcek. yatalak. 1. i. f. i. (çoğ.gan. f. huzurunda. uygun olmak.ten/be. pancar. s. yatma zaman ı. be. önünde. be. i. bak. çapk ın. . f. pancar şekeri. evvel. (be. dürülü yatak. ön ayak olmak. balmumu. tımarhane gibi bir yer. 1..bedding bedfellow bedlam Bedlam broke loose. sefalete düşürmek. i. i. yak ışan. i. tarifi imkâns ız olmak. dilenci. 2.). i.). i. (çoğ. (be. (yatakta kullan ılan) sürgü. dili kuvvetlendirmek.

1.. beget. gözlemlemek. f. -in arkas ından. bot. begonya. Belçika. i. (--d. 1. f. gecikmiş. 2. minnettar. parmakl ıklar arkasında. davranmak. We left them far behind. 4.. 2. boynunu vurmak. (bir şeyi) (birine) fazla görmek: You don´t begrudge me this vacation. s. 1. sanmak. Çocuklar pe şinden koşuyordu. geğirme.. Belçikalı. 1. ayartmak. dili hapiste. yakışmak. 3. buyruk. perde arkas ında. parmakl ıklar arkasında. varoluş. saptırmak. göstermek. aklını çelmek. beget. bak. gecikerek. oluş. ısrarlı istek. 2. esas. emir. İng. do you? Bu tatili bana fazla görmüyorsun. insan. i. f.. bakmak. varlık. f. İng. demode. bak. İng. yaratık. s. kuşatmak. Beyaz Rusya. s. güçlü bir inanç duymak. davranış.. z. i. i. begin.ly. 2. kellesini uçurmak. be. f. 2. f. 1. geç kalmış. Onları k. etrafını sarmak. (somut anlamda) pe şinden. püskürtmek. 1. İng. f. 2. bak. etrafını çevirmek. -meli. k. ısrar: She would sometimes sing at the behest of friends. -in gıyabında. fırlatmak. f. behoove. yanlış/sahte olduğunu i. i. inanç. borçlu. muhasara etmek. i. i. 3.ing) 1. yak ışık almak. behold. bak. perde arkas ında. s. çan kulesi. f. bak. vaktinden sonra. f. i. i. gerekmek. Arkada şlarının ısrarlı The children were running z. Belçikalı.. i. 2. .. i. 1. cezbetmek. Terbiyeni tak ın! i.. Behave yourself! behavior behaviorism behaviour behaviourism behead beheld behest behind behind bars behind bars behind one´s back behind the scenes behind the scenes behind the times behold beholden beholder behoove behove beige being belabor belabour Belarus Belarussian belated belatedly belch beleaguer belfry Belgian Belgium belie belief believable believe i. i.. behavior. başlangıç.beginning begonia begot begotten begrudge beguile begun behalf behave behave o. de ğil mi? 2. (bir şeyi) f. 1.s. 2. bak. 2. O nokta üzerinde fazla durma. 1. seyirci. baş. gizlice. f. 2. davran ışçılık.held) 1. i. inanılır. i.. 2. davran ış tarzı. içeride. hareket etmek. bak. behaviorism. i. geride:istekleri üzerine bazen şarkı behind. geğirmek. s.. iman etmek. s.. çağın gerisinde. belabor. Beyaz Rus. f. bak.. 1. kaynak. f. f. Beyaz Rusça. 2. 1. f. içeride. f. 1. inanmak. Belçika. üzerinde fazla durmak: Don´t belabor the point. (be. bej... görmek. dili hapiste. Belçika´ya özgü. terbiyeli davranmak. (sahte bir şey) (gerçek bir şeyi) örtmek.

eğilir. kampana. Belizli. dili yumruk indirmek. böğürmek. 3. 1. k ıvrılmak. aşağıya: from below aşağıdan. göbek atma. s. A şağıdan bir ses geldi. alçaltmak. 2. s. dövüşkenlik. kolan. şaşkın. bükülmek. s. i. (bent/eski --ed) 1. viraj. oryantal dansöz. dolmalık biber. (birine) ait olmak: That table belongs to çoğ. i. i. 1. 1. röper noktas ı. inanan.. me. dirsek. İng.. savaşçı. . z. eğilmek. zil. bak. kavgac ı. bank. kuşatmak. bükmek. kemer. dili göbek. sızlanmak. rakkase. dili şikâyet etmek.o. i. sıra. birine güvenmek. göbek çukuru. bağlamak. dövüşken. 2. bükülür. two floors below iki kat aşağıda. k. 1. kayış. kıvırmak. s. çevirmek. bot. to -in üyesi olmak: Bahri belongs to the Moda i. Believe me! believer belittle Belize Belizean bell bell pepper belladonna bellboy belle bellflower bellhop bellicose belligerence belligerent bellow bellows belly belly dancer belly dancer belly dancing bellyache bellybutton belly-up belong belongings Belorussia Belorussian beloved below below average below par belt belt buckle Belt up! bemoan bemused bench bench mark bend bend to/towards bendable bends beneath beneath contempt 1. 2. Beliz. bak. O masa eşya.. kavgac ı. z. From beneath there came a voice. aşağıda. küçültmek. 4. s. those below vasat a altında. i. 2.. i.. saymaca de ğerinin altında. dalgın.. 1.believe in believe in s. eğrilir. Aşağıdaki deniz maviydi. Oryantal dans. i. i. aşağıya: The sea beneath was blue.. i.. 2. 2. Belarus. savaşçılık. kıstas. aşağıdan. 2.. 2. i. sevgili. aziz. f. çan. dilber. üzüntüsünü belirtmek. (bir şeye) aklı yatmak. i. sevgili. 1. f. k. bellboy. i. 2. dövüşken. bak. kavgac ılık. otellerde oda hizmetçisi çocuk. e ğmek. Beliz´e özgü. i. 2. -e güvenmek... ölçüt. k. den. i. inleyerek yakınmak. Oryantal dansöz. karın. rezil. Belarussian. küçümsemek. aşağıdan. dönemeç. i. i. 1. s. the river flowing below ınşağıda akan nehir. 1. i. s. z. bot. kıvrım. f. karın ağrısı. f. -e inanmak. röper. 1. 2. i. kemerle ba ğlamak. i. 3. bağırmak. 2. tic. Sözüme inan! i. körük. denektaşı. aşağıda. edat aşağılık. seviye işareti. kuşak. mümin.. (kişisel) benim. k. kemer tokas ı. şiddetle vurmak. güzelavratotu. i. Belizli. to (bir şey) (birinin) malı olmak. dansöz.. Beliz. ço ğ. dili Sus!/Çeneni kapa! f. belladonna. f. çançiçe ği. 1. güzel kad ın. i. tek. ç ıngırak. f. (bir şeyden) ağlayıp sızlayarak şikâyet etmek.

s. -i ku şatma altında tutmak.. aptal. den. üçkâğıtçı. 1. miras olarak b ırakmak. yaslılar. hayırlı. başına üşüşmek. en uygun. edat 1. bak. 1. Benin. -e nazaran. yarar. hayırlı. edat 1. I´ll bet .. f.. matemliler. İng. 2. 1. f. matemli. i. kutsama.. konu dışı. f. s. sersem. bulaştırmak. s. 4. 4. f. azarlamak.set. ısmarlama yapılmış. i. 1. 2. bağış. f. 3. kaybetme. 2.. -den konser. bağışçı. i. bereketli (toprak). ayrıca. z. matem. f. s. i. yanında. yaslı. yard ımsever. hayır işine bağışlanan para. yumuşak (hava). baskın çıkmak. üstelik. -in etrafını sarmak/çevirmek. from ım amacıyla düzenlenenfaydalanmak. s. yitirme. iyi. ısmarlama. 5. konu dışı. ha şlamak. 3. çılgın. -in dışında. iyi. 2. 1.b. i. rü şvetçi. i. bere. 2. den. yenmek.ese) Beninli. z. dili o biçim. 1. -den yoksun kalm ış: bereft of strength kuvvetten düşmüş. rıhtımda palamar yeri... yararlanan kimse. ı. takdis. (gemiyi) rıhtıma f.benediction benefaction benefactor beneficence beneficent beneficial beneficially beneficiary benefit benefit concert benevolence benevolent benign Benin Beninese bent bent benzene benzine bequeath bequest berate bereaved bereavement bereft bereft of beret berry berserk berth beseech beseechingly beset besetting beside beside o. vasiyet etmek. s. benzin. yalvararak. kirletmek. s. bak. yard ımseverlik. yararlı. -e s ıkıntı vermek. iyicil.). kıvrık. i. çılgınca hareket eden. yararlı bir şekilde. 3. bağış. etrafını almak. yan ına. benzen. hırsız. hiç güvenilmez. dili deli.. yumu şak huylu. hayır işine para bağışlayan. f. en iyisi. i. 1. i./I´m willing to bet . --ting) 1. 2. sarho ş. f. cömertlik. -i kuşatmak. manevra alanı. ranza. k. eğri. 1. 2. etli ve zarlı kabuksuz meyve. k. i./My bet is .. gemici ranzas istirham etmek. 2. 1. yas. 2. kâr gayesi gütmeyen (kurum v. hayır işine bağışlanan para. -den istifade etmek: This yard -den yararlanmak. s. faydalı. mirasç ı. i. z. dili hilekâr. 2. (ölüm nedeniyle) kayıp. . s. kim. Bahse girerim ki en iyi . -e yararlı olmak. cömert. -den ba şka. düzenbaz. hayırlı. ısmarlama iş yapan.. iş. 1. s. 4. (çoğ. i. i. 1. s. 2.. (be. beside the mark beside the question besides besiege besmear besotted besought bespoke best best best bet i. selim (tümör). f. i. f. 2. İng. 3. Benin. yanı sıra. s. (good ve well´in enüstünlük derecesi) en iyi. -e yararı dokunmak. den.. i. cömert. fayda.. (taşıtlarda) yatak.nin. geçmek. Beninli. Benin´e özgü. s.. cömertlik.. k. 2. hayır işine para bağışlama. bend. 1. bükülmüş. yol/çare. 1. çatlak.sought/--ed) yalvarmak.. 2. görev. kendinden geçmiş. 2. yard ımsever. vasiyet. s. iyi huylu. -in yanında. yakayı bırakmayan. 2. beseech. bağış. Be. (be. hakk ından gelmek. i. -in yarar ına olmak. en ho ş. vâris. yard ımseverlik.

z. s. gittikçe daha iyi. daha iyi bir şekilde. son derece. 2. bet he´s there.best man best seller bestial bestially bestir bestow bestow favors on bestride bet Bet your boots. tarafında/yakasında bulunmak/uzanmak: Istanbul bestrides two Ik. i. üstünlük. 2. büyülemek. vah şi. Butan´a özgü. 2. between the two of them ikisi arasında.den/be. daha güzel. Oradan öte da ğdan başka şey yok. dili eş (kadın/erkek): Where´s your better half? Eşin nerede? Hiç olmamaktansa vars ın geç olsun. f. ötede. Butan. önyargı. 1. ele verme. 1. sayılamaz. betide betray betrayal betrayer better better and better better half better half Better late than never. ihsan etmek. aldatmak. sak ınmak. i. i. --ring) harekete geçirmek. -e ayrıcalık tanımak. kuşkusuz. -den sonra: Beyond there there´s nothing but mountains. aras ında: between Kadıköy and Üsküdar Kadıköy ile Üsküdar arasında. (çoğ. k. f. ihanet etmek. önyarg ılı. 2. s. sersemletmek. gözünü açmak. bias me against him. vahşice. 1. (birinin) ba şına gelmek: Woe betide them! Başlarına taş yağsın! 2. hıyanet. şaşkınlık. ilâ: laf/söz aram ızda. sayısız. i. her iki(bet/--ted. kabaca. iddia. ihanet eden. ötesi. s. bahse girmek. kalabalık bir grup: That bevy of beauties made the house ring with laughter. öbür dünyada. 1. bahis. k. öteye. z. arasında. e ğilim. kahkahalar ıyla çınlattı. 1. dili eş. 2.strid. i. --ting) 1. pah. Butan. . (--red. şüphe götürmez. (--ed/--led. söz aram ızda. -e iltifat etmek. kuvvetle sanmak: f. i. i. f. cezbetmek. f. O güzeller evi(bir şeye) ağlamak. mama önlü ğü. f. pahlanm ış. ötesinde.strode. dili Emin olun. O hayra alamet. 1. daha iyi. (be. -e hayıflanmak. kaba.strid) 1. me şrubat. 1. f. şev. 2. 2. edat 1. -e alamet olmak: It betides good.tan. büyüleyici. Beni onun aleyhine çevirmeye i. i. f. (good ve well´in üstünlük derecesi) 1. kurtarılamaz. Bence orada olmas ı kesin. 3. dili söz aram ızda. bacaklar ını ayırarak binmek. --ing/--ling) pahlamak. çoksatar. hayvana ait. 2. daha iyisi. şaşırtmak. f. tartışmasız. bahis tutu şmak. -den öte. hayvan gibi. k. (on/upon) (-e) vermek. çok dikkat etmek. i. 2. büyü yapmak. kuşkusuz. hayvana yak ışır şekilde. s. hain. hayvanca. 1. i. Butanlı. i. şüphesiz. içecek. 3. Bhu. erişilmez. (birini) (belirli bir şekilde) etkilemek: They tried to s. verev. f. 1. yerinden oynatmak. 2. f. between between you and me between you and me and the gatepost between you and me and the lamppost bevel beveled beverage bevy bewail beware bewilder bewilderment bewitch bewitching beyond beyond doubt beyond measure beyond number beyond price beyond question beyond the veil beyond/out of reach beyond/past redemption Bhutan Bhutanese bias biased bib sağdıç. ele vermek. 2.ese) Butanlı. şüphesiz. daha çok. be. yetişilmez. pahlanm ış kenar. paha biçilmez. f. z. göstermek. edat 1. s.

bağnaz. iki kenarlı. kin. karbonat. (bid. k. eli aç ık. k. 2. i. --den/bid. bağnazlık. . 1.o. s. 2. büyüklük. i.Bible Biblical biblical Biblically biblically bibliography bicarbonate bicarbonate of soda bicentenary bicentennial biceps bicker bicycle bicycle shed bid bid bid farewell bid s. bibliyografya. s. 3. çift odaklı.önermek. s. terslik.. i. k. sintine. bi. 2. dili kodaman. den. iki yılda bir olan. bikini. dili kodaman. huysuz. i. bak. demek. --d) 1. emretmek. 2. (çoğ. Kitabı Mukaddes. veda etmek. kocaman. dar görüşlü kimse. 2. k. bağnaz. 1. kumanda f. i. uygun zaman ı beklemek. 2. Biblical. i. dili kodaman. büyük. i. Kitabı Mukaddes´le ilgili olarak. bilingual bilious i. tabut taşımak için kullanılan tekerlekli sedye. kaynakça. bisiklet. etkili.. bikarbonat. resmen evliyken ba şka biriyle yasadışı olarak evlenen kimse. i. k. teşebbüs. f. aç ık artırmada fiyat artırmak. münakaşa etmek. önemli. s. birine veda etmek. aksi. s. (bade/bid. iki taraflı. bak.ceps) anat. söylemek. i. iki dilli. f. dev şirketler. öd. giri şim. 2. s. ayaklı tabut altlığı. dili Bilge´nin kazanmas ı kesin. öneri. iri. çekişmek. aksilik. f. oturmak. Kitabı Mukaddes´e ait. mutaassıp.. s.2. farewell bide bide one´s time bide one´s time biennial bier bifocal bifocals big big business big gun big shot big shot/wheel big wheel bigamist bigamy bighearted bigness bigot bigoted bigotry bigwig bike bikini bilateral bile bilge Bilge can´t help but win. (kapalı) bisiklet park yeri. mutaassıp. dili kodaman. i. dili bisiklet. safraya ait. bicentennial. taassup. 1. bisiklet kullanarak gitmek. atışmak. etmek. z.. saçmal ık.. karina. huysuzluk. k. 1.. i. i. briç deklarasyon yapmak. (--d/bode.. bir şeyin zamanını beklemek. --ding) 1.. i. dayanmak. iki yüzüncü yıldönümüne ait. Biblically. --ding) 1. öde ait. yıkılmamak. sabretmek. garaz. 1. resmen evliyken ba şka biriyle yasadışı olarak evlenme. i. z. ters. i. bisikletle gitmek. huk. safra. cömert. pazı. s. s. s. i. i. 3. argo kodaman. s. s. çoğ. iki yüzüncü yıldönümü. i. Kutsal Kitap. huk. f. Eski ve Yeni Ahit.. i. bifokal. bak. bifokal gözlük. beklemek.

2. s. s. 2. biyolojik olarak. ciltlemek. –– ball bilardo topu. ikili. . hayat hikâyesinin özeti. konşimento. wood çift. f. i. ya şambilimci. bilardo. erkek keçi. 3. biyolog.. bağlayıcı. 2. zorlayıcı. i. insan haklar ı beyannamesi. menü. (duman) buram buram çıkmak. (yelken) şişmek. çok fazla içki içilen süre: He goes on a weekend binge every now and then. kambiyo senedi. tutkal. kandırmak. ciltçi. (yelkeni) şişirmek. teke. yer: coal bin kömürlük. doland ırmak. (bound) 1. i.D. 2. yemek listesi. hu ş. 1. Napolyon. fatura çıkarmak. sandık. çok (duman) s. kuş. poliçe. i. 1. 1. i. poliçe. 3. ya şambilim. gaga. 1. cilt.b. f. biyografi yazar ı. ciltevi. hesap. i. i. trilyon. manifesto. 2. biçerba ğlar. 3. 4. cüzdan. iki ayaklı.B. sarmak. gözleıra hafta sonu boyunca içki içmekten başka bir şey yapmaz. biyolojik aç ıdan. (kömür. s. 1.´ni saklamak için) kap. –– hall bilardo salonu. biyografi. dirimbilimsel. fatura. İng. kenar şeridi. dili cop. biyokimya. i. fazla sıkmak. Betula. i. (iki Aras bak ılabilen) dürbün.rahats ız etmek. k. yaşamöyküsü. i. 1. ciltleme. aldatmak. 2. kâ ğıt para. z. 2. tah ıl v. biyolojik saat. 1. dirimbilim. s. kambiyo senedi. iki ayaklı hayvan. bot. i. bilyon. i.bilk bill bill bill of exchange bill of exchange bill of fare bill of fare bill of health bill of lading bill of lading bill of rights bill of sale billboard billfold billiard billiards billion billow billowy billy billy goat bimonthly bin binary bind binder bindery binding Bing cherry binge binoculars biochemistry biodegradable biographer biographical sketch biography biological biological clock biological warfare biologically biologist biology biped bipedal birch bird bird cage f. ba ğlamak. i. çevreye zarar vermeden toprakta çözünebilen. i. dalgaland ırmak. Napolyon kirazı. biyolojik. f. teke. i. kuş kafesi. i. 3.bin odunluk. dalgalı. A. fatura. i. i. ilan tahtas ı. dalgalanmak. kanun tasarısı. i. s. i. (dar bir giysi) 2. ya şambilimsel. ayda iki kez olan. i. yemek listesi. i. biyoloji. 2 kenarını tutturmak. iki ayda bir olan. (büyük) dalga. 1. konşimento. milyar. erkek keçi. sağlık belgesi. i. s. 1. 2. biyolojik sava ş. dirimbilimci.

ikicinslikli. kara. bitter (çikolata). 1. 2. dili cadaloz kadın. 2. 1. İng. 2.ten) 1. f. i. i. k ırıntı. 1. parça. doğuş. satranç i. 2. s. hem ac ı hem tatlı. f.. i. geveze. 2. iyi ve kötü. bite.. 2. dili ba şından büyük (içkide) sertlik. 2. bo i.´s nose off bite the bullet biting bitten bitter bittersweet bitumen bituminous bituminous coal bizarre blab Black black birine ters cevap vermek. dişi köpek. bi. i. doğma. 3. siyah. kuşların avlanması yasak olan yer. kuşbakışı.bird in the hand bird of passage bird of passage bird of prey bird of prey bird sanctuary bird watcher birdcall birdhouse birds of a feather birds of a feather bird's-eye bird's-eye view biro birth birth certificate birth control birth defect birthday birthmark birthplace birthrate biscuit bisexual bishop bison bit bit bit bit by bit bitch bite k. 2. durmak. tükenmez. dili bir yerde ancak geçici bir süre için kalan kimse. bitüm. 1. delgi. 1. i. k. katran. 2. kuş gözlemcisi. siyah. 1. i. dırdır etmek. elde olan fırsat. f. dili şikâyet etmek. tükenmez kalem. acı. kirli. kaynak. 2. k. --bing) gevezelik etmek. zenci. (--bed. doğum kontrolü. soy. s. bilg. kara. bit. k. (balık) oltaya vurmak. biseksüel. zenci. i. s. i. göçmen ku ş. dili (zor bir) karar almak. 2. 3. (bit. matkap. 1. acayip. (nüfusa göre) do ğum oranı. 4. f.. doğum. s. çift cinsiyetli. biçimsiz. s. zenci. göçebe kimse. nüfus kâ ğıdı. şiddetli. 2. bitümlü. şboğaz. şirret. s ızlanıp ısırmak. doğum günü. f.o. i. 1. acı (söz). ikie şeyli. 3. i. s. fil. azar azar. İng. k. ac ı. piskopos. dili elde olan yararlı şey. garip. 1. dili huylar ı birbirine benzeyen kimseler. bisküvi. yırtıcı kuş. i. yava ş yavaş. gem. (soğuk veya bite off more than one can chew ısırık. 1. i. rüzgâra özgü) (öfkesini/üzüntüsünü belli etmemek için) duda ğını ısırmak. zift. keskin. keskin. s. kasvetli. bite. s. madenkömürü. i. yırtıcı kuş. . 2. lokma. karanl ık. k. kuş ötüşü. kancık. ac ı. lokma. 2. ısırıcı (rüzgâr). (çoğ. doğuştan olan özür. tuhaf. sert. ziftli.. kafadarlar. zift gibi. 1. 1.son) zool. yaş günü. i. bit. k. bak. i. bizon. şekersiz. çörek. biseksüel. i.. doğum lekesi. 2. bite one´s lip bite s. bak. 1. 1. 2. (soğuk) yakmak. her iki cinse karşı erotik istek duyan. işlere/işe girişmek/kalkışmak. parça. s. bo şboğazlık etmek. i. doğum yeri. kuş cenneti. 3. göçmen ku ş. kuş evi. başlangıç. 1.

i. (kürekte) pala. 1. siyah göz. cop. karaborsa. siyah papyon kravat. f. 2. kabahatli. benzi atmak. i. hav.black and white black belt black book black box black coffee black cumin black eye black horehound black leopard black list black magic black market black mulberry black out black pepper black pepper black plague black sheep black tie black-and-blue black-and-white blackball blackberry blackbird blackboard blacken black-eyed pea. --ping) asfaltlamak. karşı oy kullanmak. cowpea blackguard blackhead blackjack blackleg blacklist blackmail blackmailer blackness blackout blacksmith blacktop bladder blade blah blame blameless blameworthy blanch blancmange bland 1. karartma. kabahat. s. bot. f. f. kılıç. İng. . lekelemek. 2. i. 1. suçsuz. köpekotu. nalbant. çürük. s. kara listedekilerin kayıtlı olduğu defter. i. i. şantaj yapmak. f. smokin. karadut. göz kararmas ı. (kötü bir amaç için yap ılan) büyü. karatavuk. i. i. 2. i. i. s. küfretmek. i. karartmak. çöreotu. kara tahta. iftira etmek. 1. i. sidik torbas ı. karabiber. 3. (bıçak) ağzı. i. (--ped. siyahlık. 1. edepsiz. karabiber. kara liste. paluze. sütlü pelte. 2. s. rezil. i. alçak kimse. töhmet. kara ısırgan. 1. s. 1. kısa süren şuur kaybı. 2. masum. suç. gözü kararmak. siyah beyaz: black-and-white television siyah beyaz televizyon. anat. dili grev kırıcı. k ısa bir süre için şuurunu kaybetmek. dili saçma. şantajcı. i. kara veba. i. mesane. i.. k. sütsüz kahve. suçu (birinin) üstüne atmak. can s ıkıcı. karalık. i. 1. yazı. ailenin yüzkaras ı. 1. bezdirici. 1. karartmak. bir suç veya ba şarısızlığın sorumluluğu. şantaj.. demirci. kimsenin dikine gitmeyen. judo siyah ku şak.. f. kara kutu. f. böğürtlen. alçak. asfalt. -i kara listeye almak. başı siyah olan sivilce. f. 2. 2. siyah beyaz resim. 1. 2. 2. tadı bebek maması gibi ve hazmı kolay olan (yemek). kara leke. i. ince uzun yaprak. k. börülce. 2. s.. (kabu ğunu soymak için) (bademi) biraz haşlamak. 2. morarm ış göz. siyah pars. s. i. morarm ış. i. ayıplanacak. 4. karalamak. sövüp saymak. f. 3. kara liste.

açık ciro. blazer. takdis etmek. sulanm ış/çok çapaklanmış/kızarmış (göz). 1. 1. küfretmek. kafiyesiz on heceli nazım şekli. ç ığır açmak. melemek. Allah hakk ında kötü konuşma. mızırdanma. 2. m ızırdanmak. kanamak. 1. İng. f. f. i. yazısız kâğıt. i. 1. not defteri. 2. 1. K kör kurbanları için içim kan ağlıyor. s. nimet. (göze çarpan bir şekilde) ilan etmek. takdis. piyangoda bo ş numara. bip sesi çıkarmak. f. 1. f. 2. bir tür aç ık tribün. ilan etmek. hayırdua. bak. k. -i yerini işaretlemek. anlamsız. k. rüzgâra açık.the İng. bakmak. parlaklık. harmanlamak. gözleri sulanm ış/çok çapaklanmış/kızarmış. kutsanm ış. usanm ış. teşhir etmek.with these 3. karışım. bleed. s. leke. i. öfkeli parlama.. 1. k. s. birden parlamak. i. kandırmak için söylenen veya edilen iltifat. 1.. f. 3. -e boş boş boru sesi. (yol olmayan bir yerde) yol atın alnındaki beyaz leke. açık çek. 2. kurus ıkı fişek. maden yakmak. 1. ongun. kanayan. 1. battaniye. i. a ğartmak. dili Allah ın belası. i. yazısız. gürültü yapan. dili s.. ağaçların gövdelerinde çentikler açarak yeni bir yolun geçişateşe tutmak. 1. i. 1. 1. f. boş. harap. f. 4. arma. dili ıtlık olası. i. hata. f.: every blessed day ı ihsan etmiş. 3. Çok yaşa! be blessed with (Allah) (birine) belirli bir nimeti bağışlamak: You´re blessed 2. 1. iç aç ıcı olmayan. (--ed/blest) kutsamak. eritme oca ğı. 2. 1. yava şça katmak. 2. kutsal. i. 3. kutsama. i. yapmak. kurusıkı fişek. 2. -i hararetle yapmak. i. kan ağlamak: My heart bleeds for the victims of 2. 3. i. Allahın Allah sana bu çocuklarher Allahın günü. children. yanan şey. boş gözlerle: look blankly at -e anlamamış gibi bakmak. 2. beyazlatmak. 1. boru gibi ses çıkarmak. -e ateş etmek. kusur. ç ığır açmak. 2. 2. (roket) uzaya f ırlatılmak. 2. k. s. açık. 5. out Bless you! blessed blessing i. 2. s. 2.. patlama. i. tahrip etmek. soğuk ve kasvetli (hava). yüksek ses. küfür. i. 3. boş boş. ile uyumlu olmak. s. 1. f. 2.o. beyaz. kötü. sergilemek. infilak. 2. yüzünden akan. yıkmak. 2. borununkine benzer ses. ünlem. i. 1. alev alev 1. (bled) 1. 2. dili ac ımak. bleary. s. Allah hakk ında kötü konuşmak. z. söylemek. (soğuk/sıcak) (bitkiyi) kavurmak. sızlanmak. kör olası. 1. . bak. 1. bip. i. blender. dinamit tapas ı. spor ceket. dili birini ha şlamak/azarlamak. yangın. s. dili çok e ğlendirici bir şey. harman. f. f. sar ıp sarmalamak. meleme. çamaşır suyu. karıştırmak. apaç ık. herkese f. çok tiz ve anlık elektronik ses. 2.bezgin. sızlanma. kar ıştırıcı.blandishment blank blank cartridge blank check blank endorsement blank verse blankbook blanket blankly blare blasé blaspheme blasphemy blast blast furnace blast off Blast! blasted blasting cap blatant blaze blaze a trail blaze a trail blaze away at blaze up blazer blazon bleach bleachers bleak blear bleary bleary-eyed bleat bled bleed bleeding bleep blemish blend blend in blender bless bless s. k. . i. 2. (göze çarpan bir şeyle) donatmak/kaplamak. f. uymak. 3. rüzgârdan korunmasız. alevler: the blaze of the fire yang ının alevleri.. k. Allah kahretsin! s. drought.

k ıvamı koyu iri bir damla: a blob of paint bir boya damlası. blitz. sinyal lambas ı. 2. i. bless. k. i. eksiksiz bir mutluluk. tasasız. f. i. s. 1. bak. yıldırım saldırı. 2. lokanta v.. arkadaş. i. f.b. İng. 2. kör etmek. office block (bürolar ın bulunduğu) iş hanı. 2. 4.. tıkamak. i. İng. azarlama. i. den. two blobs of pol. dili kör gibi. dili yağ tulumu. çoğ. k. sarışın (erkek). 1. f. i. kesmek. 2. (devamlı) yanıp sönen sinyal lambası.. i. blok. 2. i. s. 3. tıkama. İng. mahvetmek. şişmiş. çakar. kan bankas ı.iki s ıkım hardal. kavurmak. mustard i. blokaj. i. s. kabarc ık. i. 2..leş). bak. at gözlü ğü. (kumaşı/kitabı) kalıpla basmak. at gözlüğü. . fiske. göz kırpma. ablukaya almak. i. 2. z. önceden tan ışılmayan biriyle eğlence yeri. şiş (karın. şişirmek. dangalak.. 3. kurutmak. 2. 2.´ne gitme. kabartmak. neşeli/şen/tasasız bir şekilde. s. 1. kendi önyarg ısının insanı anlamaktan engellediği konu. saçmalamak.blessing out blest blether blew blight blind blind alley blind as a bat blind date blind in one eye blind spot blinder blindfold blindfolded blindly blindness blink blinker bliss blissful blister blithe blithely blitz blitzkrieg blizzard bloat bloated blob bloc block block and tackle block letter block print block up blockade blockage blockhead bloke blond blonde blood blood bank blood bank blood bath blood count blood feud k. tıkamak. i. saçma. körlük. k. f. gamsız. dili mankafa. i. i. bak. jaluzi.. kamaştırmak. gözünü almak. küf. gözbağı. sarışın (kadın). pürneşe. büyük mutluluk. stor. i. i. kör. 2. sarı (saç). kör gibi. abluka etmek. blok. dili ha şlama. anat. âmâ. 1. f. f. blow. f. mantar. İng. s. kabartmak. 1. kan bankas ı. f. açmaz. kan. büyük parça. çıkmaz. i. soldurmak. palanga. 3. 1.. i. su toplamak. oto. 1. 1. 1. abluka. kan davas ı. (deliği/boşluğu) doldurarak kapamak. kabarmak. blok. s. tipi. 2. s. ç ıkmaz (sokak). dili adam. afet. parsel. i. gözlerini ba ğlamak. 1. şişko. kitap yazısıyla yazılan büyük harf. ç ıkmaz sokak. tıkanma. f. z. çok mutlu. avcıların avlarından gizlendiği 1. k. İng. kan sayımı. (retinada) kör nokta. katliam. soy. gözü ba ğlı. göz k ırpmak... f. şen. neşeli. f. i. bir gözü kör. büyük bina: block of flats apartman. 1.

i. tüyler ürpertici. uçurmak. 1. canavar ruhlu. 4. dili 1. kendi reklam ını yapmak. k. s. gençlik. külahını uçurdu. 2. i. f. İng.o. i. (lastik) patlamak. k. f. 2. dili (rüzgâr) çok sert esmek. k. dili bayağı. parlamak. lekelemek. 2. aksi. solumak. dili k. vuru ş. ateş ederek birini öldürmek. dili tepesi atmak. geçmek. s. böbürlenmek. 2. 3. çiçek açm ış. bluz. k. Rüzgâr atmak. kan nakli. kan grubu. dili kendi borusunu çalmak. 2.. (açılmış) çiçek. esmek. 1. bahar. 1. k. kan tahlili. s. 3. İng. başına kurşun sıkarak intihar etmek. kan çana ğına dönmüş (göz). 1. k. yok etmek. çiçek. ayıp. hunhar. İng. darbe. i. lekelenmek. ba şına kurşun sıkmak. kabart ı. duraksamak. kan gibi. fiske. 4. 2. övünmek. üflemek. 1. gömlek. sümkürmek. 2. diyet. dili karars ız olmak. kan nakli.´s mind kan davas ı. 1. dili birinin gerçekte kim oldu ğunu göstermek. kurutma kâ ğıdı. tazelik.o. tansiyon. birini çok şaşırtmak. s. --n) 1. f. 3. (fırtına) dinmek. birini çok heyecanland ırmak. dili tepesi atmak. uçmak: The wind has blown off the chimney2. birine çok keyif vermek. lekelemek.´s cover blow s. blotting paper. dili ans ızın gelmek. canlanmak. çiçek açmak. 2. k. tansiyon. leke. kana susam ış. kurutma kâ ğıdı. . 2. mürekkep lekesi. unutulmak. (blew. 2. k. kana susamış. 2. leke. k.. dili tepesibacan ınöfkelenmek. 1. (--ted. bak. çiçek vermek. papyebuvar. dili kendi reklam ını yapmak. dili kör olası. kiralık katillere verilen para. geli şmek. 2. kan bas ıncı. kan damar ı. inatçı. 3. f. kan şekeri. 2. i. s. 1. k. bahar açmak. 1. dili tepesi atmak. k ızmak. kan dökme. birini çok şaşırtmak. bozmak. kan grubu. kusur. kanlı.o. f. k. k. 2. away blow s. dili 1. s. birini vurmak. i. k. sigortayı attırmak. kurutma kâ ğıdıortadan silmek.. zalim. --ting) 1. 1.blood feud blood group blood money blood poisoning blood pressure blood pressure blood sugar blood test blood transfusion blood transfusion blood type blood vessel bloodcurdling bloodshed bloodshot bloodthirsty bloody bloody-minded bloom blooming blossom blot blot out blotch blotter blotting paper blotting paper blouse blow blow blow a fuse blow great guns blow hot and cold blow in blow one´s brains out blow one´s cool blow one´s nose blow one´s own horn blow one´s own horn blow one´s own trumpet blow one´s top blow one´s top/stack blow out blow over blow s. k. cowl.. kan zehirlenmesi. i. gaddar. 2. dili 1.. anat. üfleyip söndürmek. k. düşmek. adamakıllı. çok k ızmak. argo kör olası: That blooming telephone! O kör olası telefon! i. meyve üzerindeki bu ğu. ile kurutmak. 1.

k. s. bulanık. 2. ağır bir cisimle vurmak. tahta. büyütmek./s. (şiddetli rüzgârın çıkardığı) uğultu. pürmüz. kızarıklık. birinin aklını başından almak. 4. i. 2. işçi sınıfına ait. 2. f. 3. sarp ve yüksek k ıyı/kaya. belirsiz bir şekil. satranç v. k. i. 1. f. dili birini hayrete dü şürmek/şaşkına çevirmek. f. yatılı okul. tepesi atmak. mavi kopya. 2. i. f. 1. göztaşı. dili (insan vücudundaki) yağlar. herhangi bir alanda en büyük ödül. cop. 1. çivitlemek. Campanula. 4. f. (vapura/trene/otobüse/uça ğa) binmek. hüngürdemek. i. i. 1. yat ılı öğrenci. çivit. üzerindeki) tahta yaya kaldırımı. 1. bot.o. çayüzümü. patlama. oyun tahtas ı. (--red. patlamak. blöf yapmak. asilzade. dili patlamak. 2. s.blow s. 1. k. böbürlenme. 2. pürmüz lambas ı. şişirmek. lastik patlamas ı. out ağzından kaçırmak. üstüne tahta çakarak kapamak. proje. s. 1. into doing s. mavimsi.´s mind blow s. i. aristokrat. mavi. i. (kum.t. pansiyon. fart furt. i. yönetim kurulu. f. tasarlamak. f. plan. f. blue blue blood blue blood blue cheese blue jeans blue ribbon blue vitriol bluebell blueberry bluecollar blueprint bluff bluff bluing bluish blunder blunt blunt blur blurry blurt blush bluster boar board board of directors board of managers board up boarder boarding house boarding school boarding school boardwalk k.. dili efkârl ı. kaba penisi a ğızla uyarma. kör. çançiçe ği. den. f. k ısa ve kalın sopa. gaf yapmak. azaltmak. i. i. f. 2. i. 1. 1. i. mavimt ırak.o.. 2. patlatmak. 1. s. mavi kopya ç ıkarmak. 1. 3. f. ayrıntılı. blucin. kurusıkı. havaya uçurmak. . 2. (rüzgâr) şiddetle esmek. i. to smithereens blow the lid off blow up blow-by-blow blow-dry blowjob blowout blowtorch blowup blubber blubber bludgeon bludgeon s. 1. bir şeyi/birini paramparça etmek. kavga. dili büyük parti. bulanıklaşmak. bir çeşit küflü peynir. pansiyoner.b. 2. 2. hüngür hüngür a ğlamak. pot k ırmak. i. i. k. mavi renkli. süpet. keskin olmayan. sözünü sak ınmayan. yönetim kurulu. yüzü k ızarmak. birini bir şey yapmaya zorlamak. fart furt etmek. soylu kimse. yönetim kurulu. körletmek. 2. pot. 2. mavi renk. dili aç ığa vurmak. 3. agrandisman yapmak. 1. 2. i. i. balina ya ğı. yabandomuzu. kızartı. mavi..b. i. borda. küplere binmek. aristokrat. --ring) bulan ıklaştırmak. i. i. f. kereste.t. tok sözlü. s. bataklık v. s. f. (blow-dried) kurutma makinesiyle kurutmak. s. şatafatlı davet. 5. gaf. yatılı okul. zool. pansiyoner olmak.o. blöf. 1. kurus ıkı atmak. supet. k. i.

İng. 1. 1. fırlayıp kaçmak: When the pickpocket saw the yıldırım. 4. Bolivyalı. 2. 1. s. How i. ask. minder. İng. Bolivya. 2. iyiye işaret/delalet etmek. k. i. dili polis. çekülün ucundaki a ğırlık. beden. kaynatmak. siyah harfler. övünmek. Bolivya. karoser. Bu otel iki yüzme havuzu ve bir saunas ıyla s. 2. (çoğ. madeni saç tokas ı. s. i. k ısaltmak. s. sahte. s. ölü sayısı. 3. yarışta kullanılan kızak. kayıkhane. arka arkaya bağlı çifte kızak. bütünüyle. Göl bir vücut geliştirme. bedensel. Yeni bir sandalım var. fırtınalı.. i. 5. 1. 3. cesaret. sürgü. 2. i. dili şilin. kazan. i. s. 2. yastıkla beslemek. kitle: A torbası. bataklık. İng. f.. sallanmak. olta mantarı... at ılgan. kolgüçlendirmek. (saçı) alagarson i. bak. sandal. şiddetli. gövde. k. 1. kaynamak. yat gibi) tekne: What time does the boat leave? Vapur kaçta kalk ıyor? I´ve got a new boat. i. (kaynarken) ta şmak. matb. f. bobin. Bolivya´ya özgü. i. vücut. f. ceset taşımayamiktarfermuarlı torba... övüngen. kaçış. kaynayarak buharla şıp yok olmak. f. vapur. -ging) f. çıban. 2.. bilg. 3.. desteklemek. bilg. insanı hayrete düşürmek. köpürmek. çabuk eğilip kalkmak. -e işaret etmek. i. düzme. bilg. kurallara karşı gelen. 2. 1. at/over -e tak ılıp tereddüde düşmek. 2. tuvalet. (up) 1. 2. kısmak... dili. 2. cüretli. serkeş. (--bed. ceset.. c ıvata. bob) ık sık alçalıp yükselmek. s. 2. 1. z. kaynama noktas ı. siyah (harf). yastık. matb. özü kalana kadar kaynamak. koruma. 4. ufak i ğ. koruma görevlisi. kilit i. alagarson saç. i. i. i. bak. 1. yüznumara. 2. hela. dili asi. korsaj. i. tamamen. 2. z.boast boastful boat boathouse bob bob bob bobbin bobby bobby pin bobsled bode bode bode ill bode well bodice bodily body body bag body building body count bodyguard bog boggle boggle the mind bogus boil boil boil away boil down boil over boiler boiler suit boiling point boisterous bold boldface boldfaced boldly boldness Bolivia Bolivian boloney bolshy bolster bolt bolt of lightning f. gürültülü. buhar kazan ı. (gemi. f. dili tepesi atmak. -e delalet etmek. kaynayarak suyunu çekmek. cesaretle. İng. haşlamak. baloney. 4. i. f. yapma. siyah (harf). kaba kenef. . tulum (giysi). sık sık f. 2. 2. yüreklilik. k. kötüye işaret/delalet etmek. 1. ha şlanmak. Bolivyalı. uzun yastık. ceset lake is a body of water. 3. miktar: a body of information bir özgü bilgi. i. matb. 1. demiri. tümüyle. bide. i. kad ın yeleği.. cesur. makara. (--ged. i. 1. 1. kütle. fırlama. gözüpek. i. f ırlamak. s. çabuk e ğip kaldırmak. sürgülemek. --bing) 1.. çabuk eğip kaldırma veya eğilip kalkma hareketi. k. 1. -e sahip olmaktan gurur duymak: This hotel boasts two swimming pools and a sauna. sİng.

1. (bir yere) bomba atan/yerleştiren kimse. kaporta. gürbüz. f. köle. dili kafadan kontak. k. hakiki. 1. bonds.. . kemik.. bağ. k ılçıksız. bir deri bir kemik. 2. İng. farlar. 2. şenlik ateşi. i. aptal. (polis) (san ığı/cezaya çarptırılan birini) kayda geçirmek. 2. 2. k. sevişmek. i. i. gümrük antreposu. f.. mankafa. 1. falso. f... 2. kefalet. İng. budala. dili ı. dili İng. dili aptalca hata.. i. argo sikme. iyi cins yazı kâğıdı. bombac bomba etkisi yapan. leh. (bombard ıman uçağında görevli) bombacı.. dili çok çalışmak. külü kat ılarak yapılan porselen tabak. bubi tuza ğı. topa tutma. s. i. s. i.. kuşlamak. 1. çatlak. argo -i sikmek. argo aptal. 1. memeler. rezervasyon yaptırmak. dili aptalca hata yapmak. bono. falso.. falso yapmak. i. 1. topa tutmak. s.kulübü. f. 2. i. i. prim. balina (çubuk). 2. f. ampuller. sevişme. i. i. hafızlamak. 1. 3. kemiklerini/k ılçıklarını ayıklamak. ikizler.. içine kemik sınava hazırlanmak. i.. İng. göze hoş görünen. i. kemiksiz. dili vurmak. yuhalamak. s ıska. i. 4. falso yapmak. argo büyük gaf/pot. zarif. bombalamak. kaput. k. oto. darbe. İng. 1.. 2. ask. İng. argo 1. 1. sıkıştırmak. k. zool. f. ilişki. bomba. 1. tahvil.. k ısa zamanda bir konuyu çalışıp öğrenmek. f. senet. k. 2. bomba: blonde bombshell sar ışın bomba. s. aşk yapmak. vuru k.. bağcıklı bone. i. f. argo aptalca hata yapmak. 2. kölelik. gerçek. kemiksi. kupkuru. beklenmedik kazanç. kefil olmak.bolt upright bomb bombard bombardier bombardment bombastic bomber bombshell bon voyage bona fide bonanza bond bond paper bondage bonded warehouse bondholder bondsman bone bone bone china bone for an exam bone meal bone of contention bone up on a subject bone-dry bonehead boneless boner bonesetter bonfire bonito bonk bonkers bonnet bonny bonus bony boo boob boob tube boo-boo boobs booby booby prize booby trap book book club dimdik. i. İng. çoğ. argo ayvalar. üzerine varmak. i. 3. 1. 2. bombard ıman etmek. tumturaklı.. ş. s. tahvil sahibi. çıkıkçı. salak. kılçıklı. ahmak. 3. bombard ıman. f. i. kefil. 2. kemikli. iyi yolculuklar. bombard ıman uçağı.men (bandz´mîn) i. 1. kitap (yer) ayırtmak. 4. 2. sıhhatli. çoğ. i. k. s. k ılçık.. palamut. kırıkçı. cilt.. aptalca hata. güzel. i. i. bombalamak. ikramiye. i. kitap. en kötü oyuncuya verilen ödül. i. açık havada yakılan ateş. İng. hoş. yolunuz aç ık olsun. anlaşmazlık sebebi. 1.. argo televizyon. 2. kemik tozu.

(fuarda/sergide) stand. i. defter tutan kimse... 2. i. rezervasyon yapma. f. köylü. yaltakçı. destek. (birinin hesabına) yazma. defter tutma. s ınır. i. biri için otelde rezervasyon yapmak.) h ızla yükselmek.o. sayfa işareti. kenar süsü. (olumlu bir şekilde). i. iyilik. i. rezervasyon. ayrılmış. (fiyat) artırmak. yaltaklanmak. i. k. f. alkollü içecek. hudut. broşür. kabalık. motor. i. k. nota kitab ı. lehinde konu şarak yardımcı olmak. i. çapul. nimet. i. boraks. (ticaret) hızla artmak. 1. 3.. --ping) vurmak. gazete kulübesi. i.t. f.. kaba bir şekilde. çanak yalamak. bak. propagandac ı. çardak. i. s. 2. defterde kayıtlı. İng. i. (bir yerin ticaret. kaba. artış. i. ciltçi. biletçi.b. k. rezerve edilmiş. dalkavuk. (--ped. into a hotel book s. İng. nüfus v. kitap ele ştirisi. ya ğma. 1. maliyet. çizme giydirmek. 1. 2. kitap raf ı. i. içki kaçakç ısı. i. çanak yalayıcı. 2. İng. ganyan bayii. i. kitapta son okunan sayfayı bulmak için araya konulan karton. i. gümbürdemek. kitapç ı. f. İng. 2. 1. (rokette) ek i. kim. argo tekmelemek. check in. yard ım. i. İng. i. kitaplık. bot. i. 1. dili ganyan bayii. bilgisayar ın belleğine komutlar okutarak sistemi f. 2.. i.. kitap konulan raflı mobilya. i. kenar. itelemek.2. 3. 4. 3. defter de ğeri. i. patlama yak ın arkadaş. i. kitabevi. bahisleri kabul eden bayi.. 1. f. 2. z. muh. artma. sınırlamak. gürlemek. 2. s. i..b. darbe. 1. patlamak i.´s account book value bookbinder bookcase booked bookie booking booking clerk booking office bookkeeper bookkeeping booklet bookmaker bookmark bookseller bookshelf bookshop bookstall bookstore boom boon boon companion boondock boonies boor boorish boorishly boorishness boost booster boot boot boot booth bootlegger bootlick bootlicker booty booze bop borax border İng. 2. kitabevi. 1. vuru ş. muh. kitapçık. yaltak. . kurdele v.book in book of matches book of music book review book s. bahisleri kabul eden bayi.. i. çizme şeklindeki aletle işkence yapmak. 1. ganimet. 1. dalkavukluk etmek. dili içki. f. lütuf. kaba ve görgüsüz kimse. kibrit paketi. i. to s. f. i. bilet gişesi. bir şeyi birinin hesabına yazmak.. çizme.o. İng. dili kafa/kafay ı çekmek.

2. 1. f. delmek. i. Bosna´ya özgü. i. vadi.3. 2. Botsvana. mat. de hayat ı olarak ona i. around bossy botanical botanical garden botanist botany botch both 1. 2. to death/tears boredom boring born born to the purple borne boron borough borrow borrow trouble borrower borrowing borstal Bosnia Bosnia and Herzegovina Bosnia-Herzegovina Bosnian bosom bosom friend Bosphorus Bosporus boss boss s. i. Hem ikinizinhem insan tartışılıyor. 2. kaynak. Botsvanalı. i. 2. Bosporus. Bosna. i. rahatsız edici.o. i. (ç ıkarma işleminde) ödünç almak. i. Boğaz. . s ınır komşusu olmak. samimi. 1. f. i. eğiliminde olmak. both of us her ikimiz. bear 2. birine karşı amirane davranmak. bak. zahmet. Boşnak. ikisi de: both of them her ikisi... f. i. her iki kategoriye de girebilecek bir durum: Hasan´s a borderline case. bear 2. both came. bor.göğüs. . zam. Boşnakça. botanik. i. Boşnak. sine.. yabanc ı bir dilden alınan sözcük/kelime. şef. f. hem come?´´ I respect her both as a teacher and mi?´´ ´´ Evet. patron. bitkibilimsel. bitkisel. could pass him. şişe açacağı. bitkibilim. i. sıkıntı. s. and as . 2. 1. 1. Bosna-Hersek. karina. Bosnalı.´´ ´´Paketler geldi as a person. ıslahevi. can sıkıcı kimse. rahatsız etmek. çap. doğuştan: a born preacher doğuştan vaiz. 1. 1. İng. i.. başkalarına hükmetmeyi seven. borç almak. olarak: ´´Yes. i. 1. ilçe.. we could as easily i. Bosna. sınır. 1. bitkibilimci. (bir işi) berbat/rezil etmek. dip.. biberon. Botsvana´ya özgü. s. can s ıkıcı. patronvari. i. 3. kaza. 2. engel. ıslahhane. 1. s. birinin canını çok sıkmak. canını sıkmak. sıkıcı.. -de delik açmak. Boşnak. bak. 1. oymak. f. kim. s. i. samimi dost.o. doğmuş.. dili önceden tasas ını çekmek. i.. f. bother bothersome Botswana Botswanan bottle bottle opener bottleneck bottom s. Boşnakça. hudut. alt. kalibre. i. s. can s ıkıntısı. fail him as we f..f.. i. yabancı sözcük/kelime. 4. i. Botsvana. Bosnia-Herzegovina. Her hoca. i. ödünç alan. botanikçi. esas. hem . can yolda şı. dar bo ğaz. asil bir aileden gelen.. kasaba. koyun. s. 2. canını sıkmak. i. bak. Botsvanalı. i. 2. ödünç almak. botanik.. yönetmek. bak. f. 2. temel. Both your lives are in the scales. başını ağrıtmak. k. şişe. 2. tekne.border on borderline borderline case bore bore bore bore a hole in bore s. bağır. dar geçit. botanik bahçesi. both as . amirane. Bosnalı. Hasan tam s ınırda. birine emir yağdırmak. s. s. (bir fikri) az ıcık çürütmek. sayg ı duyuyorum. Boğaziçi. şişelemek. her ikisi. ´´Did the packages. i. botanist.

i. 1. cömert. geri tepme. s. s ıçramak. . cömertçe. s. el pençe divan durmak. birini yere yıkmak. bowling oynamak. ba ğırsaklar. 1. 2. ok menzili. bol. sand ık. i. çok. loca. bir şaraba özgü koku. papyon. tas. dili Fondip! i. kutu. i. 2. boks. 1. dipsiz. sıçrayış. sınır. i. f.o. baş eğerek selamlamak. 2. cömert. a ğır bir topla oynanan bir oyun. of -den çekilmek. 2. i. cadde. çok derin. 2. 1. hastalık: He´s just recovered from a bout of pneumonia. i. kameriye. 2. s. 2. kısa süren hummalı faaliyet. den. 3. 3. box s. bolluk. ba ş. nöbet. güreş. i. 2. bol. iç kısımlar. kiriş. i. Zatürreeden yeni kalkt ı. ovalık arazi. 2. bak. fiyonk. bind. 2. sınırlar. anat. boks yapmak. sekmek. bağlı. i. 1. zıplama. çok. sonsuz. over bowlegged bowline bowling bowshot bowstring box box box number son kuru ş. bak. 1. bowling. (yayl ı çalgı için) yay. i. butik. sınırsız. i.ıkmak. 1. f. zıplatmak. s. k. f. 1. 1. on the ear birinin kula ğına tokat atmak. kutulamak. ciltli. 2. (ok atmak için) yay. 1.. 2. 2. for -e giden. (zararlı bir hayvanın yok edilmesi veyabuket. i. fırlamak. kayıtlı. i.. z. emekliye ayr ılmak. 2. aşırı saygı gösterisinde bulunmak. süratle gitmek. sıçramak. canlılık. derinlikleri. yakalanmas ı için devletçe verilen) para. birini şaşırtmak. (ağaçta) büyük dal. 1. reverans yapma. iple boğmak. iri kaya parças ı. 3.bottom dollar bottom land bottomless Bottoms up! bough bought boulder boulevard bounce bound bound bound bound boundary boundless bounds bounteous bounteously bounteousness bountiful bounty bouquet bourgeois bout boutique bovine bow bow bow bow and scrape bow out bow tie bowel bowels bower bowl bowl bowl along bowl s. posta kutusu numaras ı. sonsuz. eli aç ık. f. cömertlik. eli aç ık. kentsoylu. pruva. bir suçlunun 2. i. kâse. s. f. ba ğırsak.. s. i. sektirmek. i. 2. f.. birini yere devirmek. 1. 3. s ınırlamak.. buy. i. kriket top atmak. sığır cinsinden. zıplamak. i. 1. zıplayış. dili (çek) karşılıksız ç sıçrayış. cömertlik. k. birini şaşkına çevirmek. i. kutuya koymak. anat. f. hudut. 1. s. demet. 1. baş eğerek selamlama. 1.o. prim. burjuva. i. i. i. i. eli aç ıklık. borina. derinlikler: the bowels of the earth yeryüzünün çardak. 1. papyon kravat. s ınırsız. 2. bulvar. reverans yapmak. den. s. 1. i. çarpık bacaklı. sınır. 2. f. barço ba ğı. f. ciltlenmiş. kuşatmak. f. sekmek.

2. 1. hafif tuzlu. erkek izci. f. 2. akıllı. 1. -den övünerek bahsetmek. akılsız. kö şeli parantez. --ging) övünmek. 1. ak ıl. dal. bir grup dan ışman. kuşak. s. boks eldiveni. dirsek. kafas ına ağır bir darbe indirmek. i. erkek izci. i. erkek arkada ş. yirmi altı Aralık. fren yapmak. i.. birbirine tutturmak. kafalı. i. ku ş beyinli. i. destek. kafasız. i. 1. o ğlan. dili birinin kafas ından çıkan düşünce. boykot etmek. boykot. oğlan gibi. 2. delikanlı.. (--ged. erkek çocuk. yumrukoyuncusu. 2. i.ı (su). tel. (kol olarak) ayr ılmak. 3. s. zekâ. (böğürtlen gibi) dikenli bitki.. 2. f. (nehre ait) kol. pantolon askısı. övüngen kimse.. i. şimşir. beyin. s. branş. genç uşak. fren yağı. i.. f. i. 1. ayraç. i. i. yüksekten atan kimse. fren kampanas ı/tamburu. böğürtlen (yemişi/çalısı). örülmüş şey. i. 3. (ağaca ait) dal. saç örgüsü. boykot yapmak. İng. 3. dal budak salmak. çoğ. bölüm. i. ac f. kısım. i. f. bilezik. kollara ayrılmak.y. d. (asıl faaliyetine devam ederken) (yeni bir faaliyete) girmek. örgü. sağlamlaştırmak. fren. dili aniden gelen parlak fikir. i.box office boxcar boxer boxing Boxing Day boxing glove boxing match boxwood boy boy friend boy scout boy scout boycott boyhood boyish bra brace bracelet braces bracing bracket brackish brag brag about/of braggart braid braided brain brain trust brain wave brainchild brainless brains brainstorm brainwash brainy brake brake drum brake fluid brake lining brake pedal brake shoe bramble bran branch branch off branch out into (tiyatroda/sinemada/stadyumda) bilet gi şesi. raptetmek. örmek. dişçi. destek. k. 1. kepek. s. 2. fren pedalı. matkap kolu. örgülü. fren balatas ı. ask. 1. şube. i. İng. beynini yıkamak. i. f. i. İng. kol. dili aniden gelen parlak fikir. i. fren pabucu. 2. dayanak. desteklemek. zinde yapan: bracing mountain air insan ı zindeleştiren dağ havası. bağ. çocukluk dönemi. k. parantez. kenet. 3. kapalı yük vagonu. bu ğday kepeği. boksör. İng. s. sütyen. 1. beyinsiz. s. boks maç ı. f. . k. i. boks.ş. 2. köşeli ayraç. yumrukoyunu. i. örülmü i. f. (erkek için) çocukluk. (üniformaya tak ılan) kordon.

2. . ekmek sepeti. 1. bozulmak. ekmek kutusu. z. piç kurusu. utanmaz. (bir ürüne 2. k ırık. sütyen. f. 3. k. 2. çatlak. kırmak.. ekmek tahtas ı. açıklık. 2. arsız çocuk. (k ızgın demirle yapılan) dağ. dili biraz kızgın. i. rekor k ırmak. damgalamak. m ızıka. yarık. törenle temel atmak. k ırık. i. fasıla. sar ı. 2. kâr ve zarar ı eşit olmak. 2. kötü havada d ışarıda bulunmak. Brezilyalı. Brezilya. aralık. biraz sinirlenmiş. konyakla konserve edilmi ş (meyve). Brezilya kestanesi. ekmek k ırıntısı. f ırsat. bak.. cesur. yüzsüz. cesaretle. pirinç. kurusıkı atma. kötü alışkanlıktan kurtulmak. kabadayılık. i. fazla at ılgan. s. gürültücü ve kaba (kad ın). ünlem Aferin!/Bravo! i. s. k. s. f. 1. i. Brezilya. (broke. dağlamak. velet. bando. 1. mec. dili ekmek kap ısı. i. bread box. 2. gedik. Brezilya´ya özgü. anırmak. g ıcır gıcır. i. iş molası: They took a break. sözünden dönmek. hamur tahtası. sözünde durmamak.ken) 1. 1. f. ihlal. huk. ekmek. 2. savurmak. pirinç mu şta. s. anırtı. marka. i. küstah. Brezilyalı. argo mide. s. mangal. cesaretli. adaleli. marka. şans. pirinç gibi. bro. pirinç. 1. i. f. i.brand brand name brand spanking new brandied brandish brand-new brandy brash brass brass band brass knuckles brassed off brassiere brassy brat bravado brave brave the elements bravely bravery bravo brawl brawny bray brazen brazier Brazil Brazil nut Brazilian breach bread bread and butter bread bin bread box bread crumb breadbasket breadboard breadth breadwinner break break a habit break a promise break a record break cover break down break even break ground i. 1. i. i. sallamak. İng. 2. Mola verdiler.. i. 1. ara. 2. 4. (bir ürüne ait) özel ad. ruhen yıkılmak. yepyeni. i. 2. sar ı. genişlik. yüzsüz. İng. şımarık çocuk. yüzsüz. s. cesaret. 1. tah ıl ambarı. insanı geçindiren iş/para. ancak masrafını karşılamak. i. i. gö ğüs germek. s. ait) özel ad. anırma. k. arbede. lekelemek. dili gıcır gıcır. ç ığır açmak. s. savurma. en. 1. sallama. 1. gizlendiği yerden çıkmak. konyak. bir aileyi geçindiren kimse. kasları gelişmiş. i. yepyeni. s. 3. f. 1. i. i.

3. tür. 1. (bred) 1. hafif rüzgâr. büyük (bir hız): a breakneck pace çok hızlı bir tempo. rahat bırakmamak. k. 2. ayrıntılı hesap. 2. dökmek: She´s broken out suç işlemek. çökme. durmak. dağıtmak. nefes vermek. k ırılır. yak ındanık ve kesik soluklar alıp vermek. osurmak. (bilimde) büyük buluş. dağılmak. 3. . s. i. dili 1. umursamaz. imbat. 1. sözünde durmamak.fed) (bebe ği) emzirerek beslemek. k ıyıya vuran büyük dalga. ba kimseye söyleme. lafa kar ışmak. hareketli. nefes nefese. 2. sona erme. kurbağalama (yüzme tekniği). yellenmek. 1. sebep olmak. ask. (aralarında sevgi bağı olan iki kişi) ayrılmak. i. i. boynu k ırılmak. patlak vermek. f. 2. 2. 1. 2. meme. 3. f. başında beklemek. kopmak: War has broken out in Asia. kendini kurtarmak. k kopup sarkmak/sallanmak. zorla girmek. 2. 1. durma. bozulma. kendini paralamak. 1. Bunu sak ın şında dikilip durmak. 1. 2. (k ıyamet)ilişiğini kesmek. i. rüzgârlı. nefes kesici. sine. 4. k ırma. 3. kahvaltı. lakayt.. i. dalgak ıran. 3. kendini kurtar ıp kaçmak. f. s takip etmek. solu ğu kesilmiş. kırılma. parça parça etmek. 2. from -den kopmak. sözünü k ırmak. i. anat. gö ğüs kemiği. i. birden -e ba şlamak: The horse broke into a run. esinti. sinir bozuklu ğu. 2. (birine) (kötü) haber vermek. i. araya girmek. 3. soluk almak. parçalanmak. den ırılıp ayrılmak. cepheyi yar ıp geçme. teneffüs etmek. üremek. At birden ko şmaya başladı. gaz çıkarmak. göğüs. kırılan şeylerin tutarı. çok heyecan verici. bozulma. havayı kaplanmak. birdenbire 3. terbiye. teklifsiz. 1. soluk. bak. 2. tutmamak. yol açmak. 1. . çok hızlı. 1. 2. s.. 3. solumak. alıştırmak. sabah kahvalt ısı. 2. 1. s. s. nefes. ilgisini kesmek. (breast. bozuşmak. -den ayr ılmak. kalp. 2. orucunu açmak/bozmak. dişini tırnağına takmak. ölmek. i. 2. paralanmak. 1. in ile yumuşatmak. i. 2..break in break into break loose break off break one´s faith break one´s fast break one´s neck break one´s word break open break out break the ice break the law break the news to break to pieces break up break wind break wind break with breakable breakage breakdown breaker breakfast breaking breakneck breakthrough breakup breakwater breast breast stroke breastbone breast-feed breath breathe breathe down one´s neck breathe hard breathe in breathe one´s last breathe out breathless breathtaking bred breeches breed breeding breeze breezy 1. i. zorla açmak. yeti ştirmek. ilk defa bir işe girişmek. s. -e zorla girmek. nefes almak. 1. patlamak. resmiyeti gidermek. Asya´da sava ş patladı. k ırılma. parçalanma. 2. breed. canlı. kanuna karşı gelmek. çoğ. i. i... 2. i. 1. f. Don´t breathe a word of this to anyone. i. kopmak. gönül. 1. mendirek. cins. pantolon. gaz çıkarmak. son nefesini vermek. yetiştirme. meltem.

tertiplemek. çoğ. i. dâhice. i. k ısalık. duvarc ı. deniz suyu. 2. nedime. neşe katmak. i. 2. 2. tugay. parlatmak. tuğgeneral. 3. f. köprüba şı. i. köprü. i. hazırlanmak. den. (çay/kahve) içmeye haz ır olmak. 1. ve sevimli bir hava i. nikâha ait. parlak. parlaklık. 1. bardak a ğzı. f.. i. şapka kenarı. 2. 2. gelin. kiremit rengi. çoğ. evrak çantas ı. i. dili (otomobil farlarına ait) uzunlar. i. i. haydut. (kötü bir şey) hazırlamak. parlak. 1. i. (herhangi bir) dikenli yabani çal ı. parlak. s.. 1. para yedirmek. harikulade. tuzlu su. silme. k. tuğla örücü. ask. daha hoş i. tuğla örerek kapatmak. 1. f.brethren brevity brew brewer brewery brewski briar bribe bribery brick brick red brick up bricklayer brickyard bridal bridal veil bride bridegroom bridesmaid bridge bridge bridgehead bridle brief briefcase briefing briefly briefs brier brig brigade brigadier brigadier general brigand bright bright color bright lights brighten brights brilliance brilliant brilliantly brim brimful brimstone brine bring i. (brought) getirmek. salamura. f. (ata) başlık takmak. k ısaca.. harika. 1. i. (bir yere) canl ılık vermek. 1. gemlemek. kardeşler. (bira/kahve) yapmak. i. ask. bot. i. davanıngem vurmak. f. 3. gelinin nedimesi. s. i.yapmak. bira fabrikas ı. köprü kurmak. kükürt. gemi hapishanesi. 2. slip (erkek külotu). deha. duvak. s. i. pırıl pırıl. . (otomobil farlar ına ait) uzunlar. olmak.. deliksiz/bo şluksuz) tuğla.. huk. ayd ınlanmak. tu ğgeneral.. brik. özeti.. f. frenlemek. brier. i. neşelendirmek. 1. z.k. i. 2. i.. 3. (gen. i. tuğla harmanı. rüşvet. 1. i. zeki. köprü yapmak. rüşvet vermek. pırlanta. 2. ağzına kadar dolu. 1. çoğ.. 3. (çay) demlemek. aydınlık olmak. ask. dili tam formunda. mükemmel. rüşvetçilik. göz alıcılık. i. parlayan. 3. harikuladelik. 2. 2. göz alıcı. bot.. bak. k ısa. geline ait. i. brifing.. i. brifing ba şını hafifçe kaldırarak öfkesini s.. f. parlak bir i.. s. i. mükemmellik. güvey. i. i. i. dili bira: He bought me two brewskies. e şkıya. Bana iki bira ısmarladı. bright-eyed and bushy-tailed k. i. briç. bira yap ımcısı. z. (gem ve dizginlerin tak ıldığı) at başlığı. parlak renk. ak ıllı. şekilde. i. 4.

3. i.´s throat bring a unit up to strength bring about bring along bring an action/suit against bring around/round bring down the house bring down the house bring forth bring forth bring forward bring home the bacon bring in bring into disrepute bring into line bring into relief bring off bring on bring out bring pressure to bear on bring s. birini en son olaylardan/geli şmelerden haberdar etmek. 2. istenilen hızda. 1. -i dava etmek. 2. z. hatırlatmak. word of bring s. istenilen hızda hareket eden.. s. kazanmak. bring s. 1. meydana getirmek. birinin yüreğini burkmak. 2. birinin (bir işe) katılmasını sağlamak. 3. 2.t. 2. 2. Generale biraz bask ı yaptırdı. to reason bring s. hakk ında birine haber getirmek. dili bir alk ış tufanı kopartmak. (jüri) karara varmak. seyircileri kırıp geçirmek/çok güldürmek. yetiştirmek. -e bir şeyi uygulatmak: He brought some pressure to bear on the general. sertçe esen (rüzgâr). k. çok alk ışlanmak. to bear on bring s. 1.o. s. 1. -e gölge sıraya sokmak. birini (bir işe) katmak. 2. başarıyla yapmak. (felaket için) e şik. up to date bring s. gün ışığına çıkarmak. to pass bring shame on bring through bring to a head bring to light bring to mind bring up bring up one´s big guns bring/file suit against brink brisk briskly bristle bristle with bristly Britain (anne) (çocu ğu) dünyaya getirmek. canlı/hareketli bir şekilde. k. sebep olmak. (para) kazand ırmak. birini yola getirmek. kızmak.o. getirmek. kıyı. çok alkış toplamak. (yargılanmak üzere) birini mahkemenin önüne çıkartmak. hatırlamak. birini ayıltmak. birini çok duyguland ırmak. f. 1. down bring s. 2. 1. k. (doktor/ebe) (çocuğu) doğurtmak. belli etmek. dili 1. açığa çıkarmak.. bahsetmek. home to s.o. (hoş olmayan bir şeyle) dolu olmak. k ıllı. -i açmak.o. 2. dili birinin keyfini bozmak.o. to bring s. dü şürmek. i. -i rezil etmek. Britanya. 1. aydınlatmak. meydana getirmek. 1. hesap toplam ını nakletmek.bring (a child) into the world bring a lump to s. birinin aklını başına getirmek. birinin (bir hastalığı/zor bir durumu) atlatmasını sağlamak. bir grubun mevcudunu tamamlamak.o. geli ştirmek. büyütmek. 2. 3. tüylerini kabartmak.o. ileri bir tarihe almak. doğurmak. sebep olmak. dili ba şarmak. 1. meydana getirmek. (yeni bir şeyi) yapmak/yayımlamak. ayıltmak. (uçurum için) kenar.o. dili 1. i. -i zorlamak. ailesini geçindirmek. akla getirmek. arzetmek. ileri sürmek. bir şeyi sonuçlandırmak. k. dikleşmek. en önemli destekçileri getirmek. in on bring s. sebep olmak. meydana ç ıkarmak. 1.o. ikna etmek. birine diz çöktürmek. 2. huk. hareketli. doğurmak. . dili bir şeyi birinin kafasına dank ettirmek. k. canlı.t. to his/her knees bring s. sert k ıl. to justice bring s. 2. -i sıkıştırmak.o. birine boyun e ğdirmek. karar noktas ına getirmek. domuz kılı. k.t. en önemli dayanaklar ı/kanıtları ileri sürmek.ailesinin geçimini sa ğlamak. . (çekingen birinin) konu şup rahat davranmasına sebep olmak. meydana çıkarmak. yanında getirmek. -i dava etmek.

i. dayanmak. genel. 2. açık fikirli. bitik.. birader. işi bitmiş. çoğ. kitapçık. herkese söylemek. derin derin dü şünmek. tunç. f. 1. bozulmuş. bir çeşit erkek ayakkabısı.. 1. genelev. dili çok s ıcak (hava). i. (radyo/televizyon arac ılığıyla) yayımlamak. f. şive. düşünceye dalmak. (brow. s. break. katırtırnağı. 4. birlik... ırmak. broşür. 1. f. 2. 1. 2. f. çehre. f. Britanya´ya ait. f. f. brokar. k. i. f. i. komisyoncu. kuluçka. s. bacanak. tıb. i. et/balık suyu. z. i. bakla.britches British Briton brittle broach broad broad bean broad jump broad jump broadcast broaden broadly speaking broad-minded brocade brochure brogue broil broiler broiling hot broke broke broken broken-down broken-hearted broker bronchial tubes bronchitis bronco bronze brooch brood brooder broody brook brook broom broomstick broth brothel brother brotherhood brother-in-law brotherly brought brow browbeat brown i. argo eksik etek. i.. 4. 3. i. yamaç. süpürge sopas ı. dili (hava) çok sıcak olmak. kaş. bronz. kuluçka makinesi. Britanyalı. 1. i. i. bir kuruluşun üyeleri. çay. yüz. i. dili paras ız. ehlile ştirilmemiş at. i. dilbilgisi kurallarına uymayan (bir yabancının s. meteliksiz. i. banker. 2. k. 1. enişte. y ıldırmak. kabaca. erkek karde ş. i. k. 2. dili pantolon. genişlemek. --en) gözünü korkutmak. 2. bozuk. 3. spor uzun atlama. 1. i. beraberlik. 1. radyo/televizyon yay ını. s. 2. k ırılgan. broş. i. genişletmek. ızgarada kızartmak. yabani at. 1. engin. karde şlik. çekmek. gevrek. dü şünceye dalan. bron şlar. yaymak. f. erkek karde şe özgü. . i. k. i. fırında et kızartmaya özgü ızgaralı kap. kalbi k ırık.harap. kahverengi. 2. i. katlanmak. ızgaralık piliç. i. kayınbirader. kadın. İngiliz. bronşit. kararmak.beat. (tohum) saçmak. bak. s. s. yakla şık. (kötü bir olaydan sonra) umudunu yitirmiş. ağabeyce. k ırık. (bir konuyu) açmak. tahammül etmek. 2. bak. alın. s. bot. saplı süpürge. 1. geniş.cast) 1. kırılmış. i. (broad.. karartmak. 2. ayrıntılara girmeyen. 3. f. bring. ızgara yapmak. uzun atlama.. i. hoşgörülü. kuluçkaya yatmak isteyen. anat. s. i. 2. kuluçkaya yatmak. s. s.

esmerşeker. bak. i. i. 1. 1. hafifçe dokunmak. zam v. ret. f. 2. (--ded. gonca. Brunei´ye özgü. 1. z. bot. i. dili ç ırılçıplak. ciddiyetle/gayretle çalışmak. sert. i. azarlama. s. korsan. 3. vah şi. 3. f. i. ku şluk yemeği. 2. --ding) tomurcuklanmak. kaba kuvvet. savmak. frenklahanası. değinmek. i. (at) s ıçramak. çalılık.. 2. 1.´nin) en ağır/şiddetli kısmı. f.. brusque. fırçalamak. Brüksel. erkek geyik. s. kaba. yer yer kabarmak/kamburlaşmak. fokurdamak. (bilgiyi) tazelemek. bere. (tokalı bir kayışla) (bir şeyi) takmak/giymek. merhametsiz. çökmeye ba şlamak. Bruneili. 1. s. i. i. ters. f. i.´ni) elde etmeye çal ışmak. 1. 2. i. fundalık. berelemek.. tomurcuk. Brunei. kabarc ık. otlamak. 2. 2.b. i. 2. i. çürütmek.b. i. i. i. s. geri çevirme.. buru şma. karşı gelmek. yetişmekte olan: a budding physicist yetişmekte olan bir fizikçi. (bilgiyi) tazelemek. kova. kaynamak. İng. s. k. vah şi adam. k. 1. s. (saldırı. dili ö ğleye doğru yenen ve kahvaltı ile öğle yemeği yerine geçen yemek. hayvan. i. dili dolar. i.brown sugar brown sugar brownish browse bruise brunch Brunei Bruneian brunette brunt brush brush brush against brush aside brush off brush up brush up on brushoff brushwood brusk brusque Brussels Brussels sprouts brutal brutality brutally brute brute force bubble buccaneer buck buck buck buck for buck naked buck up bucket buckle buckle down buckle on buckling buckshot buckwheat bud Buddhism Buddhist budding esmerşeker. k. mek. gonca vermek. çürük. (terfi. toka. fundalık. i. i. burkulma. 2. Bruneili. z. ald ırmamak. 1. brüksellahanas ı. through -i şöyle bir okumak/karıştırmak. i. k. kahverengimsi. çalı çırpı. başından atmak. Budizm. i. (tokal ı bir şeyi) bağlamak. karabu ğday. erkek hayvan. önemsememek. i. vahşilik. ezik. i. ezmek. 2. Brunei. -e sürtünmek. (tüfek için) saçma. flambaj. -e göz gezdirmek. 1. s. f. 2. vahşice. Budist. f. . tozunu almak. i. f. yabani. baskı v. sık çalılık. esmer kad ın. dili ne şelenmek. fırça.. 1.

i. boğa. (bir şeyi) yumuşak bir şeyle parlatmak. dili toz olmak. f. İng.. hacim. zırva. build. up Bugger you! buggy buggy bughouse bugle bugle call bugler build builder building building complex building permit built bulb Bulgaria Bulgarian bulge bulk bulky bull bull session bulldog bulldoze bulldozer bullet i. i. f. k. bilg. f. herif. iri. 2. 1.o. inşa. yoldüzer. hareket etmek. üstünden buldozer geçirmek. 5. dili 1.. müz. bak. İng. böcek dolu. dili (makinede) bozukluk. argo saçma. dili muhabbetkuşu. İng. İng. i. f. söyle şi. i. tampon devlet. kurdu. argo birine zorluk çıkarmak. büfe. --ging) k.b. i. k ımıldamak. . argo Siktir! s. i. f. böcek.. f.t. müteahhit. k. i. Bulgar. i. site. (insan için) yapşaatçı. i. f. muhabbetkuşu. çiçek so ğanı. inşa etmek. in ı. bünye. 2. i. toz olmak. 2. argo tımarhane. hacimli.. (araba. (bir k. 2. 2. buldozer. Bulgaristan. 1. İng. i. 2. 2. bütçe.buddy budge budgerigar budget budgie buff buff buffalo buffer buffer state buffer zone buffet buffet bug bug off bug-eyed bugger bugger about bugger all bugger off bugger s. i. ço ğunluk. İng. mikrop. (--ged. i. 1. bü ğlü. bina. i. hantal. yapmak. elektrik ampulü. s.. kımıldatmak. i. (about) h ırpalamak. çok zor bir şey... argo sıvışmak. hata. yaratmak. Bulgarca.. radyo v. argo 1. 2. oylum. buldok.. s. fizik. yap ı yapmak. argo oyalanarak vakit geçirmek. İng. kurşun. bel vermek. i. yap ı.. k. tampon. (built) 1. örselemek. gitmek. inşaat ruhsatı. fayton. ahbap. dili gizli dinleme ayg ıtı. borazanc ı. tampon bölge. böcekli.. arkada ş. argo hiçbir şey. 1.) merakl ısı. i. about bugger s. 4. İng. f. 1... i. f. kurmak. i. 1. inşaat.. mermi. dozer. boru işareti. i. zool. borazan. s... yarenlik. 3. İng. br ıçka. boru (askerlere işaret vermek için kullanılan çalgı). ar ıza. dili patlak gözlü. kaba arkadan sikmek. k.. bizon. zool. argo zor kullanarak bir şeyi yapmaya mecbur etmek. i. argo bir şeyin içine etmek. i... i. i. 1. cüsseli.. İng. virüs. 2. yapım.

f. ilan tahtas ı. kim. i. k ırtasiyecilik. k. ini şli çıkışlı. serseri i. külfetli. k. a ğzına kadar dolu kadeh/bardak. (aynalı ve alçak) şifoniyer. saçma. you´d better tasdik Dışarısı soğuk. 1. i. dili 1. i... burglarize. i. tavşan. fıçı deliği. bohçalamak. kabadayılık etmek. altın/gümüş çubuk. s ıkıcı. ne şeli.. i.. kurşun geçirmez. batmaz. tapa. i. grup. vuru ş. 1. bumf. 2..o. tıpalamak. kan ıtlama zorunluğu. saçma. (--med. dili. çörek. engebeli. i. Saç ını hep topuz yap salk i. zool. f. hiçbir işe yaramayan kâğıtlar. 2. dili hamburger. dövmek. --ming) 1. külçe altın/gümüş. dili 1. i.. dili megafon. bürokrat. bak. 2. huk. ev/bina soyma.. birini neşelendirmek. 2.. 1. k. 2. 1. şamandıra. çarpmak. muhafaza alt ına almak. toplamak. i. takım. boğa güreşi. devlet memurları. (ayak parma ğında oluşan) şiş. zorba. deste. h ırsızlık. toprak yabanar ısı. zorbalık etmek. demet. i.. çoğ. argo 1. serseri. oto. f. siper ile korumak. Berkant bundled her off to an asylum. i. dili (evi/binayı) soymak. i. ranza. büret. istihkâm. otlakçı. bereketli mahsul. f. k. bildiri. i. toslamak. tümsek.bulletin bulletin board bulletproof bullfight bullhorn bullion bully bulwark bulwarks bum bumblebee bumf bump bumper bumper crop bumph bumpy bun bunch bundle bundle s. i. yazıhane. kabadayı. tıpa. i. i. i. şiş. 1. büro. 2. çarpma. İng. 1. --s/--x (byûr´oz) i.o. dili. yüklenmek. bindirmek. makat. yumru.. mebzul. Kar ısının deliliği resmen bundle up. s. 2.. vurmak. anaforcu. tapalamak. i. ım. f. f. f.2. bülten. k. tavşancık. -e epey hasar vermek. 2. . s. birini apar topar göndermek: As soon as his wife was certified insane. yığın. f. sıkı giyinmek. s. k ırtasiyeci. alışılandan çok daha bol. daire. küpe şte. 2. ağırlık. 2. i. dili (evi/binayı) soymak. 2. topuz: She wears her hair in a bun. ev/bina h ırsızı. siper. 1. ağzını tapa/tıpa ile kapamak. tampon. s. 1. İng. ba şıboş adam. 1. s. den. 1. f. up buoyant burden burden of proof burdensome bureau bureaucracy bureaucrat bureaucratic burette burger burglar burglarise burglarize burglary burgle i. bürokrasi. i. yük. -i yara bere içinde b ırakmak. bürokratik. yüklemek.. tümsekli. 3. k. off bundle up bung bung up bungalow bungle bunion bunk bunk bunny buoy buoy s. f. i. i. i. sıkıntı vermek. 2. zırva.iyi olur. sarınıp sarmalanmak: It´s cold out. f. saçma laflar. aptalca hatalar yaparak (bir şeyi) becerememek.. 2. İng. 2. i. bungalov. bak. 1. i. k. İng. k. başkalarının sırtından geçinen kimse. yüzen. bohça. belleten. f. h ırpalamak.ıyor. kıç. s.. sıkı giyinsen 1. i. hevenk. i.

iş saatleri. tamamen yanmak. Birmanca. 5. hold a –– He doesn´t hold a candle to her. çalı gibi olma. 3. yar ılmak.). f. f.s. kaş. Birmanyal ı. bezi.nese) Burkina Fasolu. çalılık. The house burned down. Birman. otobüs terminali. f. 1. i. patlama. i. i. 2. barışmak. ticaret. çalı gibi. (--ed/--t) yanmak. çuval s. Birmanca. yanan. 1. Ev yan ıp kül oldu. cilac ı. 4/5 kile. kuyruk v. hararetli. burn. parlakl ık. gizlemek. problem. saklamak. yak ıp yok etmek. f. pat diye girmek: What do you mean bursting in on us like this? Ne diye odam ıza böyle pat diye giriyorsun? tutuşmak. f. otobüs. birden ağlamaya başlamak. yanmak. Burkina Faso´ya özgü. yanıp kül olmuş. ileri atılma. patlam ış. s. defnetmek. yak ıp yok etmek. Onun eline su dökemez. geğirme. yanmış. fazla çalışmak. gömmek. in. oyuk. i. Burundi. mesele. in effigy burned down burned to a crisp burner burning burnish burnisher burnt burp burrow bursar burst burst in on/upon burst into flames burst into laughter burst into tears burst out crying Burundi Burundian bury bury the hatchet bus bus station bus stop bush bushel bushiness bushy business business hours business transaction i. i. 2. i. bak. k. perdahçı. s. Myanmar. 1. . Burundi. 2. cila. protesto olarak sevilmeyen birinin kuklas ını yakmak/asmak. 2. tamamen yanıp (kendi kendine) sönmek. içini yakmak. i. 3. görev. (çoğ. parlatmak. i. meslek. kahkahayı koyuvermek. örtmek. geğirmek. Burkina Fasolu. Burkina Faso. 1. yan ık. i. tar. çatlama. büyük: She has a burning desire tocilalamak. 2. (çoğ. bozulmak. 3. yuva. 1. muhasebeci. çalıyla kaplı. yan ık. s. iriyarı. yuva yapmak. i.ünlü olmak için yan ıp tutuşuyor. patlak. f. 4.. Burkina Faso´ya özgü.. gizlenmek. 2. Bur. (ticari) iş. s.o. perdah kalemi. 2. alev almak.ki. (burst) patlamak. s. Birmanyalı. tünel kazmak. out burn out burn s. yakıp kül etmek. gömme. i. 2. kile. Burkina Fasolu. i. i. s. Birman. birden ağlamaya başlamak. kadar çalışmak. i. Bur. kendini tüketmek. 2. 1. Burkina Faso. gür (saç. bak. f.b. Burundi´ye özgü. yanıp kül olmak. i. 2. mahvolmak. Birmanya´ya özgü. i. çalı. 2. Zengin ve i. dili birini çok k ızdırmak/sinirlendirmek. 2. yanık yeri. 1. Birmanya. 2. cüsseli. i. bir oyukta/yuvada okul veznedar ı. become rich and famous. şiddetli. yakmak. Burundili.burial Burkina Faso Burkinese Burkinian burlap burly Burma Burmese burn burn down burn o. 1. iş. yan ıcı. geğirtmek. up burn the candle at both ends burn the midnight oil burn up burn/hang s. Burundili. s. oyuk açmak. 1. İng.. gece yarısına 1.o. i. brülör. mühre. 1. Burkina Faso. Burkina Fasolu. yakmak. 2. s. defin. 1. otobüs dura ğı. 1. i.mese) 1.

araya girmek. kasap. kaba et. yayık ayranı. 1. işlek. çoğ. dü ğünçiçeği. dili. Şefle ilişkisi olmasaydı çoktan işten i. bo şanma. rezil mezbaha. 1. 2. düğme. busi. dili 1. meşgul: I´ve had a busy day. sayesinde. i. destek. f.. salhane. bozmak. 2. f. dili 1. 2. s. dili sakar kimse. desteklemek. k ırık. kafa atmak. burnunu sokmak. i. büst. k. i. baş uşak. f. alış. edat -den gayri.. patlak. iş kadını. -i yağlamak. i. aceleyle hareket etme. i. i. meşgul işareti. süsmek. uç. göğüs. have been fired long ago... etmek. k. dili -e ya ğ çekmek. iflas etmiş.. 3. 2. payanda. katletmek.ness. (bought) satın almak.ness. dili eşek gibi çalışmak. berbat etmek. i. i. yakasına yapışmak. rüşvetle defetmek. 3. k. aceleyle hareket i.men (bîz´nîsmen) i. kalça. ki. dili s. 2. f. . bir evin ba ş hizmetkârı. satın almak. bozulmuş. birbirinden ayrılma.business trip businesslike businessman businesswoman bust bust bust a gut bust one´s ass bust out of busted bustle bust-up busy busy as a bee busy signal busy signal but but for but what butane butcher butchery butler butt butt butt butt in butt in on butter butter up buttercup butterfat butterfingers butterfly buttermilk buttocks button button one´s lip button up buttonhole buttress buxom buy buy a pig in a poke buy a pig in a poke buy in buy off iş seyahati. ayak. düğmelemek. canlı. with the hemen her i şi .. Bugün çok meşguldüm. 4. buton. k ıç. i. 2. k ıç. i.. 2. kapamak. i. susmak. alma. ra ğmen. süt kayma ğı. i. tos vurmak. dili 1. tereyağı sürmek. koşuşturmak. sistemli. 1. körü körüne alışveriş etmek. (askerin rütbesini) indirmek. patlamış. etli butlu. (--ed/bust) k. izmarit. s. çenesinidüğmelenmek: Button your shirt! Gömleğini k. k. kasapl ık hayvan kesmek.. ortak olmak. argo popo. katliam. button one´s lip. popo. telefon me şgul sesi.wom. neşeli. i. olmasayd ı: But for her relationship hemen boss she would gene de. k. 4. -den ba şka: The new maid will do almost anything but wash windows. bak. girip aramak. . 2. pencere silmek hariç. düğme iliği. 5. alay konusu kimse. 1. konu şmamak. hisse almak. busi. 2. s. düğme. dipçik. sır vermemek. f. bot. kâhya. ko tüketmiş. çekici.. k. sıfırışuşturma. işadamı. 1. çoğ. ilik. 2. tutuklamak. 2. hareketli. f. iliklenmek. up (bir çift) k. tereyağı.. i. bütan. k. sıhhatli. Yeni hizmetçi. k ırmak. eşek gibi çalışmak. bir şeyi görmeden satın almak. -e karışmak. i. 1. iri gö ğüslü (kadın). elektrik düğmesi. k ırım. kırılmış. etmek. dili malı görmeden satın almak. 2. but. 1. 1. i. kelepir. 1.en (bîz´nîswîmîn) i. f. kar ışmak. 1. i. dili (bir yerden) s ıvışıp kaçmak. çok meşgul. sap. -e dalkavukluk etmek. i. boynuzlamak. f. savuşturmak. almak. 2. patlatmak. bozuk. ciddi. 3. kaba k ıçını yırtmak. f. rüşvetle elde etmek. . topu atmış. (up) iliklemek. -e burnunu sokmak. kelebek. 3.

alıcı. nezdinde. bütün hisselerini almak. dili toz olmak. 4.. vızıltılı elektrik zili. yak ın. edat 1. 2. Vallahi! çok fazla. yanından. bir tür akbaba. k. 3. zool. az kaldı. müşteri. elle. tarafından. hakkı k ıl payı. ne pahasına olursa olsun.. 1. notas ız. 1. kendi kendine. 7. i. Evi ortaklaşa satın aldılar. gündüzün. elbette. izniyle. tesadüfen. vibratör. oybirliğiyle. müz. herkesin dediğine göre. dili bir yolunu bulup. on ikiye kar şı on üç oyla.. her ne pahas ına olursa olsun. alıcı piyasası. k. tesadüfen. yakınından. i. kulaktan. düzensiz gayet düzensiz bir şekilde: I´ve worked on this by fits and starts for twenty years. hiç. -e göre. -in sayesinde. 2. bir yana.buy on impulse buy on installment buy on margin buy out buy over buy s. taksitle satın almak. . kazara. Onu tezahüratla ba şkan seçtiler. i. 2. bir kenara. ne şekilde olursa olsun. -den.. İng. tedricen. 5. f. yakında. z. yanlışlıkla. i.t. vızıltı. ne yap ıp yapıp. yan ında. rasgele çal ışarak. alkışlayarak. bir şeyi veresiye almak. sıvışmak. Vallahi! zorla. kapatmak. -e kadar. kazara.t. tezahüratla: They elected her president by acclamation. yakınında.t. vasıtasıyla. az bir ço ğunlukla. kendi ba şına. ezbere. ile. çok geçmeden. uçakla. (öbürlerinden) kat kat daha . bir şeyi ortaklaşa satın almak: They bought the house between them. rastlantı sonucu. bir tempo ile. on credit buy s. yalnız ihtiyat akçesi yatırarak satın almak. 1. 2. bağırarak. vızıldamak. sight unseen buy up buyer buyer´s market buzz buzz off buzzard buzzer By golly! by (main) force by by by a hair´s breadth by a narrow majority by a vote of thirteen to twelve by accident by acclamation by air by all accounts by all means by and by by and large by any means by chance by common consent by courtesy of by day by degrees by dint of by ear by fair means or foul by far by fits and starts by fits and starts By gosh! by half by hand by heart by herself by hook or by crook düşünmeden satın almak. 6. genellikle. Bunun üzerinde gayet düzensiz bir şekilde yirmi yıl çalıştım. bir şeyi hiç görmeden satın almak. hakkında. (birini) rü şvetle satın almak. between themselves buy s. Onlar kat kat daha iyi. tümünü satın almak.: They´re by far the best. derece derece. sayesinde.

. baypas. i.. tartı ile. -in emri gere ğince. çevre yolu. -in emrine göre. güle güle..by hook or by crook by inches by itself by leaps and bounds by main force by means of by name by nature by night by no means by o. rica/istek üzerine.. . yaradılıştan. dili aln ının teriyle. baypas. . sırası gelmişken. kendi kendine. 1. kendi kendinize. Belarus. (yard ım görmeden) kendi başına: That cat can open the window by itself. bak. baypas ameliyatı. Onu ancak ismen tan ıyorum. O bize s ıcak davranmadı. nöbetleşe. -den dolayı. Bana ismimle hitap etti. gizlice. nedeniyle. nedeniyle. aklıma gelmişken. adıyla. geçmiş şey. nöbetleşe. dili 1. aynen: He hasn´t been friendly to us. toptan. s. hafta hesabına göre. by order of by popular demand by reason of by request by return mail by return of post by return post by rights by rota by rote by stealth by the gross by the job by the piece by the same token by the skin of one´s teeth by the sweat of one´s brow by the way by the way by the week by turns by twos by virtue of by way of by weight by your leave by yourself bye bye-bye by-election Byelorussia Byelorussian bygone bylaw by-line bypass ne yapıp edip. baypas yoluyla -den .. yolu ile./Hoşça kal.. i. nöbetle. ezberden. Belarussian. yüzünden. i. ağır ağır. ünlem 1. ilk posta ile (cevap). eski. aracılığıyla. i. 3. mekanik olarak. büyük kedi pencereyi kendi ba şına açabilir. çoğ. ünlem. yalnız. kendiliğinden: The var gücüyle. 2... tic. parça ba şına. bye-bye. 2. 1. bak. İng. sebebiyle.. very friendly to him. . i. ismiyle: He called me by name. haven´t been k. kendi kendine. haftalığına. dikkati çekmeden. hırsızlama. sıra ile. i. ara seçim. 2. asla. yavaş yavaş. yazar ad ının verildiği satır. f.. ikişer ikişer.. baypas yol. -den. aslında. i. Allaha ısmarladık. aynı şekilde.s. nöbetle. t ıb. bak. It´s no sweat!/No sweat! k. katiyen. dü şünmeden. doğuştan. 1. acele. fakat biz k. ilk posta ile. izninizle. İng. götürü. Obir h ızla. s. 2. Hiç de zahmet değil! ha aklıma gelmişken . but by the same token we dili k ıl payı. doğrusu. ismen: I know him by name only. elek. vasıtasıyla. genel istek üzerine. Hiç problem değil!/Çok kolay! 2.. (tüzükte) ek madde. geçmiş. baypas: heart bypass kalp baypası. geceleyin.

i. (in şaatlarda) iskele. teleferik. k ıs. kakao ya ğı. tahdit etmek. kadavra. Celsius. i.. 2. tek atl ı binek arabası. i. ahenk. 1. kakao çekirde ği. i. 2. 1. 1. tutkal. kamara. 1. taksi. i. kafeterya.by-product bystander byte by-way byword Byzantine Byzantium C C C of C C. atasözü. 2. k ıs. i. 3. Chamber of Commerce. (camlı ve raflı) dolap. 2. gevezelik. 3. 1. 4. 1. ikinci s ınıf. ince iş yapan marangoz. f. asansör. telgraf. türev ürün. kablolu televizyon. i. i. i. 3. lokomotif veya kamyon sürücüsünün oturdu ğu kapalı bölüm. sesin yava şlaması. kabine. gizli/özel/karanlık yol. 2. kafes. 2. lahana. kafein. bakanlar kurulu. carried forward. s. tatlı sözlerle kandırmak. bak. hintbademi. i. 1. gıdaklamak.. Bizans. i. 3. 1. i. i. 3. yan ürün. i. ince marangozluk. golf oyuncunun sopalarını taşımak. kadans. uyan ık. hapishane. Bizans´a özgü. i. perdenin derece derece inmesi. 2. kakao çekirdeği.küçük erkek kardeş veya oğul. C. Bizanslı. i. kablo ile çekilen araba. 2. yan yol. 1. f. bot. i. müz. çok kullan ılan bir deyim. kaktüs. taksi dura ğı (taksilerin bekleme yeri). k ıs.. Bizans. 1. Romen rakamlar ı dizisinde 100 sayısı. seyirci kalan. ritim. f. copyright. s. kablo. küçük erkek çocuk. C. palamar. i. c c. city. i.. 2. aşağılık herif. i. askeri lise/okul ö ğrencisi. hapsetmek. 3. circa. i. . i. copy. k ıs. 1. i. i. century. circa. i. 2. bot. na ğmenin sonu. kafese kapamak. i. kulübe. cesarean. k ıs. golf oyuncunun sopalar ını taşıyan kimse. gevezelik etmek. 1. bayt.. centigrade. g ıdaklama. kamarot. 2. ceset. küçük bir yere kapamak. s. 2. kurnaz. kesik kesik gülmek. i. kabin veya kamarada ya şamak. en i. 2. den. kaftan. Bizanslı. küçük lokanta. marşandizin arkasına takılan ve demiryolu görevlilerini taşıyan cumbalı vagon. i. bilg. 3.. küçük özel oda. i. f. gürültülü bir şekilde konuşmak. i. dolaşık yol. gomene. cent. 1. f. kakao a ğacı. C c/f ca cab cabbage cabin cabin boy cabin class cabinet cabinetmaker cabinetmaker´s glue cabinetwork cable cable car cable television cablegram caboose cabstand cacao cacao bean cacao butter cackle cactus cad cadaver caddie cadence cadet caesarean café cafeteria caffeine caftan cage cagey cajole i. 2. çok dikkatli. kabin. sualtı kablosu ile çekilen telgraf. 1. İngiliz alfabesinin üçüncü harfi.

. calves (kävz) i. jeol. felaket. kalkerleştirmek. -i icap ettirmek. tıb. f. i. i. çoğ. kalkerleşme. ğırmak. hesap makinesi. kütüphanelerde kitaplar ı sınıflandıran numara. vahim. buzağı.o. bak. belal ı. -e gölge düşürmek. hilafet. hesaplama. -i mi? He -e son vermek. i. i. 3. 1. 1. kalsiyum. dili do ğruya doğru.turuncu patiskadan yapılmış. basma. 1.o.cajolement cajolery cake cake rack calamitous calamity calcification calcify calcium calculate calculation calculator calendar calendar year calendar year calf calf calf love calfskin caliber calibre calico calico cat calif caliph caliphate call call call a halt to call a spade a spade call box call for call forth call girl call in call in question call into being call it a day Call it what you want. -i durdurmak. 1. i. 4. -i istemek. afet. kalkerleşmek. 1. 1. İng. 2. çıkarmak. dana. demek: They call him “Memo” for short. telefon etmek. bağırış. (askerleri. kireçlenmek. hesap cetveli. k. eğriye eğri demek. f. ça ğırmak. (çoğ. s. 3. pamuklu bez. çağırma. 1. i.´ni) devreye sokmak. ortaya çıkarmak. i. tahmin. -i iptal etmek. birine tekrar telefon etmek. 2. call number call off call on the carpet call out call s.o. takvim yılı. bağırma. k. dili bulamayan birine şehirlerarası/uluslararası telefonla birini aramak. 2. üstüne s ıcak kek konulan çubuklu altlık. 1. basma.şüphe etmek. Birinin ´´İmdat!´´ seslenmek. çoğ. 2. 1. tatlı sözlerle kandırma. (paray ı) yaratmak.. ayarlamak. çok kötü. takvim. jeol.o.. 1. kireçleşmek. Ne derseniz deyin. . halketmek. down call s. 1. k. 2.. telefon kulübesi. telefon konuşması. hesaplamak. --es/--s) 1. 2. hesap. kireçlendirmek. calves (kävz) i. birini geri ça arayıp birini azarlamak.. İng. bela. patiska. kal ıp. siyah ve 2. i. kim. halifelik. (yard ımcı/danışman olarak) (birini) çağırmak. kireçleşme. kalibre. 3. kabiliyet. kalsifikasyon. kireçleştirmek. patiska. çörek. i. 2. birine k ısaca . takvim yılı. hesap eden kimse. s. Ona kısaca Memo diyorlar. (out) diye bağırdığını duydum. hesap etmek. kek. küspe. demin seslendin kesmek. ´´ İmdat!´´ diye bağırdı. 1. i. 2. 2. konuşma. 2. 2.called out for help. -i gerektirmek. saymak. i. basmadan yapılmış. 2. yetenek. konu şmak. bak. benekli. felaket getiren. beyaz. paydos etmek. İng. felaket. dili azarlamak. 3. dili çocukluk a şkı. anat. (bir şeyin) iade edilmesini istemek. i. vaketa. gerçekleri sakınmadan söylemek. i. çap. halife. 3. i. baldır. tıb. (a name) for short call s.b. 2. telek ız. k. 2. 3. long-distance i. kapasite. caliph. renkli di şi kedi. 1. grevcileri v. bak.. kireçlenme.. pasta. haykırma: I heard a call for help. cajolement. back call s. i. i. felaketli. vidala. caliber. kendisini telefonla 1. 3. bağırmak: Did you just call me? Bana f. -in do ğruluğundan (borcun) ödenmesini istemek. dobra dobra İng.

gizleme. s. hissiz.t. hat. bot. 1. bot. s...men (käm´ırımen) i. sakinleştirmek. calf 2. f. Kampuchean.. birinin dikkatini (bir şeye) çekmek. Kamerun´a özgü. cam. f. sözü geçmek. hat sanat ı.a. hatırlatmak.. gizlemek. yatıştırıcı (ilaç).. i. k..t. i. buzağılamak. s. f. bak. chamomile. i. yatıştırmak. up call s. tecrübesizlik. birini askere ça ğırmak. come. iftira. i. kamp yapmak. s. i. iftira etmek.. zool.. bak. sükûnet.o. f.er. köpek gibi) kötü sözler söylemek: He´s calling her names. deve. i.o. kamuflaj. duyarsız.o. hüsnühat. birine telefon etmek. 2. bak.. i. deveci. nasır tutmuş. i. i. ald ırış etmeden. nasırlı. ask. i. kam. 2.. duyarsızca.. dili borusu ötmek. f.. fotoğraf makinesi. Kampuchea. i. 2. (deniz) yatışmak. toyluk. (birine) bir şeyi hatırlatmak.o. tecrübesiz. 2. Ona kötü şeyler söylüyor. kalori. sakin. s. (toplantıyı) açmak. sakinleşmek. yat ıştırmak. i.. kaligraf. nasırlanmak. çoğ. i. duyars ızlık. sakince. sıcak su ile süt ve şeker karışımı bir içecek (bazen çay da katılır). dinginlik. 2. Kamerunlu. patiska. to account call s. bak. kamelya. kara çalmak. oyunu iptal etmek. Buranakla getirmek. kamufle etmek. calf 1. chameleon. 2. durgunluk. aldırışsızlık. ince beyaz pamuklu/keten kuma ş. i. kameraman. bak. 1. umursamayarak. çamur atmak. i. durgun. . basık. i. korkak. hatırlamak. hattat. tüyleri bitmemi ş (kuş). i. i. Kamerun.. ask. deve tüyü. s. calorie. 1. i. bir şeyden şüphe duymak. Kamerunlu.. kaligrafi. f.. i. yatışmak. basık arazi. to mind call the game off call the shots call to mind call to order calligrapher calligraphy calling card callous callously callousness callow callowness calm calm down calmative calmly calorie calory calumniate calumny calve calves cam Cambodia Cambodian cambric cambric tea came camel camel hair cameleer cameleon camellia camera cameraman Cameroon Cameroonian camomile camouflage camp camp birine/biri için (yalanc ı. toy. 2. into question call s. 3. 1. i. 1. (bir yerin) amiri olmak: He calls the shots around here. i. z. bak. buzağı doğurmak. f. heyecan göstermeden. (fırtına) dinmek. i. mak. kartvizit.´s attention to call s. dingin. kara çalma. Kamerun. ın şefi o. z.call s. 1. çoğ. kamera. i. i. ordugâh. saklama. katı. birinden hesap sormak. names call s. 1. bak. kamp.

3. kam ışla kaplamak. 3. i. kamp sahas ı. şekerleme. için kimse. Kanadalı. yüznumara. 2. kam mili. asıl fikrini söyleme. Yengeç burcu. i. i. f.. zool. 2. silmek. şekerkamışından elde edilen şeker. mum. namzetlik. İng. üstüne çizgi çekmek. i. 1. kampanyaya katılan mücadele etmek. memişhane. bak. şerbet içinde kaynatmak. Bu gece bize u ğrar mısın? k ıs. kamp yapma. asıl (fikir). f. 3. şamdan. mak. s. s. 1. i. kamp ate şi. şekerci dükkânı. argo i.camp chair campaign campaigner camper campfire campground camphor camping campsite campus camshaft can can Can he sit a horse? Can it! can opener Can you drop by tonight? can`t can´t help Canada Canadian canal canapé canary cancel cancelation cancellation Cancer cancer cancerous candid candidacy candidate candidateship candidly candidness candied candle candlelight candlestick candor candour candy candy store cane cane sugar canine portatif sandalye. kanarya. 1. 1. i. i. kampanya yapmak. asıl fikrini gizlemeyen. 3. şeker. kanser gibi. iptal etmek. içten. şekerkamışı.. bonbon. okulda kalma cezas ı vermek. tarafs ızlık. samimiyet. i. 2. i. kampus. Kanada. 2. adaylık. i. aç ıklık. 1. 1. dürüstlük. i. i. f. i. baston ile dövmek. dürüst. anat. 1. yardımcı f. (Can tuvalet. seferberlik. i. (--ned.. samimiyet. 1. helabulamadım. köpekgillerden bir hayvan. kanal. i. i. teneke kutu. for . açıklık. iptal. i. kanserli. 4. (--ed/--led. samimiyetle. içtenlikle. i. i. 2. kampanyaya ı. Kanada´ya özgü. s. z. gerçek. Onun insanlara ba ğırması elinde değil. 1. i. de ğnek. açık yüreklilik. namzet. 2. mat. (could) 1. argo hapishane. i. i. 1. i. 1. tarafsız. s.. i. zool. şekerli: candied orange peel portakal kabuğu şekerlemesi. astrol. kamp yeri. f. --ing/--ling) 1. candor.. 2. 1. 1. içtenlik. i. asıl fikrini söyleme. mum ışığı. aç ık. 2.. Şapkamı ta şı.. huyu öyle. ahç ı. 1. açık yürekle.. 4.. kamış. 2. eksantrik mili. çikolata. iptal olunan şey. 2. kampanyac katılmak. ufak kamp karavanı. 3. s. köpekgillere özgü. She can´t help shouting at people. açık yürekli. baston. aday. i.. samimi. it´s just the way she is. Kanadalı. kâfur. i. kodes. iptal etme. şekerleme yapmak. k cancellation. i. i. 2. 3.ısaltmak. kâfuru. hasırlamak. -ebil-. Kanada. şekerle kaplı. i. . şekerleme haline getirmek. tatlı dilli. adaylık. 2. 2. bambu. f. f. i. 2. cannot. -Ata binmeyi biliyor mu? argo Kes artık! konserve açaca ğı. kanser. sefer. şekerci. kampanya. kampç ılık. argo klozet. kanepe. 2. yapmak imkânı olmak: Can you do this work? Bu konserve misin? I couldn´t find my hat. açık yüreklilik. içtenlik. köpekdi şine ait. kampç ı. bak.işi yapabilirkutusu. karavan gibi kullanılan minibüs/kamyonet.

hoplayıp zıplamak. 4. pelerin. hırsızlık. burun. 2. 2. i. 1.b. yetenekli.. f. 2. büyük. s. uyan ık. boş laf. 1. ask. 3. Hrist. sermaye masraf ı. -amam. s. hacim. 1. geçimsiz. --ping) i. kapak. gebreotunun yemi şi. kahve v. kap. (anket yapmak/oy toplamak amac ıyla) (birçok kimseye) gidip konuşmak. hesab ı. 2. 5. i. huysuz. konulan) teneke kutu. yetenek. i. ehliyet. takke. geleneklere uygun. huysuzluk. 1. 5. i. k ılcal damar. . top güllesi. kasket. kapsül. kapari. i. 3. eşkin sürmek. i. i. -amazsın(ız). canonization. sayvan.. konserve yapma. istiap haddi. tapa. k. majüskül. aft. büfe.. i. i. 1. i. aksilik. i. i. coğr.. i. 4. açıkgöz. 2. konserve fabrikas ı. laf. 2. failini ölüm cezas ına çarptırabilen suç.. i. eşkin gidiş. kilise yetkililerinin ç ıkardığı bir kanun. (çay. 3. kep. ince boru. 1. kantin. kurallara uygun. i. Hrist. şı.canine tooth canister canker canned cannery cannibal cannibalism canning cannon cannonball cannot canny canoe canon canon law canonical canonisation canonise canonization canonize canopy cant cantankerous cantankerously cantankerousness canteen canter canvas canvass canyon cap capability capable capacious capacity cape cape caper caper capillary capital capital account capital assets capital crime capital dividend capital expenditure capital letter köpekdişi. kilise hukukuna ait. eşkin gitmek. tedbirli. pamukçuk. mevki. 4. 2. 3. içi çok şey alan. 1. 2. gök kubbe. iktidar. 2. i. bir katedrale bağlı olan papaz. büyük harf. oylum. konserve: canned chickpeas konserve nohut. 1. konuşma dilinde çoğu s. zirve. (--ped. 1.. f. f. tuval. sermaye. matara. Hrist. anamal. İng. s. k. görev. s. huysuzluk yaparak. dili yaramazlık. i. s. i. sermayeye ait. tabanca mantar ı. kabiliyetli. 2. 1. büyük (harf). dikkatli. kapital. 1. top. f. Bunu başkan sıfatıyla i. i. z. başkent. s ıfat: He did this in his capacity as president. kabiliyet. güç. 2. gebre. büyük harf. sabit varl ıklar.. i. 3. azizlik mertebesine yükseltmek. i. kapasite. argo iş. konserve yapılan yer. 1. iktidar. azizlik mertebesine yükseltme. f. istidat. Hrist. kano. baldaken. yamyamlık. 2. bak. gebreotu. kapari. 1. derin vadi. 3. s. büyük harf. i. tepe. aksi. kanyon. bak. majüskül. 2. 2. f. dili sermaye sütun ba sabit aktifler. güç. doruk. kebere. yardımcı f.. kural. i. İng. karyola sayvan ı. -amayız. i. başşehir. kilise hukuku. geniş. markiz. suç. 4. canonize.. 2. 1. -amazlar (Anlamı vurgulamak gerektiğinde can not olarak ayrılır. anat.. ehliyetli. sermaye kâr ı. 1. 1. yetenek. bot. yamyam. i. branda bezi. 3. branda. i. ba şlık. majüskül. -amaz.

kapitalist. i. i. kapris. araba. -i büyük harfle yazmak. i. lamba isi. i. f. 1. vagon. astrol. ölüm cezas ı. -i kendi menfaatine çevirmek. cezbetmek. alabora etmek. karavan. f. i.capital letter capital levy capital punishment capital stock capitalise capitalism capitalist capitalize capitalize on capitulate capitulation capitulations caprice capricious Capricorn caps caps capsize capstan capsule captain caption captivate captive captive audience captivity captor capture car car park car wash caramel carat caravan caravansary caraway carbide carbine carbohydrate carbon carbon black carbon copy carbon dioxide carbon monoxide carbon paper carbonate carbonated drink büyük harf. çoğ. kumanda etmek. ele geçiren kimse. kaptan. kim. k. i. i. anamalc ılık. karamela. f. 2. i. i. -e sermaye sa ğlamak. zaptetmek. karbon kâ ğıdı. kapitülasyonlar. kaptanlık etmek. i.. i. . karbonat. sermaye vergisi.). kopya kâğıdı. i. tutsaklık. O ğlak burcu. -i sermayeye çevirmek. 1. otopark. karbonhidrat. yanm ış şeker. 1. 1. esas sermaye hisse senedi. 1. 3. dili büyük harfler. kapitalizm. tutsak. ele geçirme. manşet. -den faydalanmak. karpit. şartlı teslim. i. deniz albayı. frenkkimyonu.. i. i. Karaman kimyonu. anamalc ı. 3.. kervan. 1.. i. f. kapsül. is. i. s. devirmek. i. capitalize.. 2. kopya kâğıdı. ele geçirmek. i. karbon. 2. f. s. ayar (1 kırat = 200 mg. 2. karbon kâ ğıdı.. büyülemek. tutsak etmek. 2. oto yıkama yeri. 2. 2.. ırgat. kaprisli. İng. bak. çoğ. otomobil. kopya. i. i. k ısa tüfek. i. karbon kopyas ı. 1. İng. karbonatla ştırmak. bocurgat. f. i. teslim olmak. tutsak eden kimse. i. esir dü şmüş. 3. gazlı içecek. üstü kapal ı yolcu veya yük arabası. f. 1. karbonmonoksit. k ıs. karabina. majüskül. alabora olmak. yüzbaşı. zoraki dinleyiciler. reis. karbondioksit. k ırat. f. 1. silahlar ı bırakmak. kervansaray. 2. başlık. capital letters. 2. İng. zaptetme. esir. devrilmek. i. i.

bak. itinal ı. (motorlu araç) bir yandan bir yana hafifçe sallanarak ilerlemek. tasas ız. 1. dikkatli. kartotek. mukavva. karikatürünü çizmek. kalp krizi. s. s. i. karina (motorlu araç) yan yatarak kö şeyi dönmek. 2. f. (motorlu araç) bir Cengiz bir yana hafifçe sallanarak gitmek/ilerlemek. kapıcı. i. s. 2. isk. ceket. dikkatle. ceset. kayg ı. i. parlak kırmızı. i. bina iskeleti. i. hırka. endişeden bitkin. i. ev v. 1. karton. ihmal. He -e bakmak: Who will care for us inız kardeşine emanet etti. ok şama. dikkat. ana. asal sayılar. iskambil kâ ğıdı. İng. i. hileci. i. i. kalp kas ı. kart katalo ğu. kucaklamak. 1. dikkatsizce. 2. karikatür. kakule. s. enkaz (gemi v. 2. 1. bakım: He´s in intensive care. i. i. (h ızla giderken) bir yana yatmak. carburetor. dikkat.. anat. ölçülü. f. özenli. 2. İng. itina. 1. üçkâ ğıtçı. 1. 1. .. çıban. kumar masas ı. Karayip. dikkatli olma. kalbi uyaran. (otobüste) bilet paras ı. kart. kucaklama. z. tedbirli. 2.). kardinal. geçici hükümet. leş. 1. kart fihristi. karikatürcü. karikatürist. okşamak. 3. kayıtsız. i. kardiyoloji. 2. left him in his sister´s care. 3. karbüratör. kaygısız. kalp hastalığı. den. kariyer. tasa. i. 2. i. sevmek. 3. i. care of Cengiz Göksel. i. Onu k our old age? Ya şlılığımızda bize kim bakacak? 2. önemli. 3. i. özenle. (sahibi yokken malikâne. 1.. 1. 1. kalple ilgili. i. i. dert. f. i. kalp krizi. mide a ğzına ait. 1. şirpençe.´ne bakan) bekçi. yük. kardiyogram. 2. Bana some tea? Çay içmek ister eliyle: Write me istemek: Would you care for mektup postalad ığında zarftaki ismimin alt ına yandan Göksel eliyle diye yaz. 2. dikkatsizlik. s. s. kardiyak. i. belli ba şlı. s.b. özen. dertsiz. kalp hastas ı. 1. dikkatsiz. i. 3. z. kalbe ait. i. kardiyolog.carbonated water carbuncle carburetor carburettor carcass card card catalog card index card index card table cardamom cardboard cardiac cardiac arrest cardiac disease cardiac failure cardiac muscle cardigan cardinal cardinal numbers cardiogram cardiologist cardiology cardsharp care care for care of careen careen around the corner careen down the road career carefree careful carefully carefulness careless carelessly carelessness caress caretaker caretaker government careworn carfare cargo Caribbean caricature caricaturist soda. 4. 2. itinayla. maden sodas ı. kargo. 2. kalp ilacı.b. i. O yoğun bakımda. bilgisiz.

içki âlemi yapmak. bot. dili tereciye tere satmak. (to) hesaptaki bir miktar ı (başka sütuna/sayfaya/deftere) nakletmek. 2.. zool. k ırım. 2. yenirce. leş. yerine getirmek. yanları açık garaj. alıp götürmek. f. etkili/önemli olmak: It´ll getirdi. cinsel. do ğramacı. İng. at arabas ı. 1.t. 1. i. (işi) sürdürmek. Onlar ı etkilemez o. Noel ilahisi. harnup. cartilage cartographer cartography i. cart götürmek. etobur. carrycot i. i. taşımak. 1. dili 1. i. misilleme yapmak. (karayolunda) şerit. k. (bir şeyin) sayesinde (bir işi) carry weight carry/bear/have a grudge against birine karşı kin beslemek. 2. 1. amacına ulaşmak. taşımak: Carry her on your back! Onu sırtında taşı! This truck can carry a load of twenty tons. istediğini elde etmek. i. 3. bot. karanfil. sürüklemek. gerçekten yapmak. (on) -i yerine getirmek. bir şeyi yerine getirmek. 4. etçil. kartografi.. i. through carry s. sazan. dülger.. i. (k ızgınlıktan) bağırıp çağırmak. marangoz. get carried away kendini kapt ırmak. uygulamak. kazanmak. lal. heyecanlanıp aşırıya kaçmak.caries carload carmine carnage carnal carnation carnival carnivore carnivorous carob carol carouse carp carpenter carpentry carpet carpet sweeper carport carriage carriageway carrier carrier bag carrier pigeon carrion carrot carry carry an amount forward carry away carry coals to Newcastle carry on carry one through carry one´s point carry out carry out/take reprisals carry s. 1. 2. içki içip şamata yapmak. kartograf. . büyük torba/poşet. şamata Her patience will carry her through. f. çürümüş et. gerçekten yapmak. f. k ızıl. 4. kapılıp gelmek. kan dökme. (saplı) portbebe. 2. s. keçiboynuzu. k. k ıkırdak. haritac ı. duruş. dili bir şeyin dozunu kaçırmak. İng. yolcu vagonu. i. karanfil çiçe ği. taşıma. 2. 2. vagon dolusu. haritac ılık.ulaştırmak. nakliye. s. 1. 2. üstün gitmek. şehevi. halı. el arabası. i. 1.. i. 2. i. gırgır (süpürge). -i bitirmek: She carried through on her promise. (birini/bir şeyi) dışarıya taşımak. carsickness i. 1. 1. s. marangozluk. katliam. i. yol. İng. duruş biçimi. atlı yük arabası. f.t. taşıyan. tatbik etmek. 3. sızlanıp durmak. havuç. galip gelmek. i. 5. k. (kara ta şıtının sallanmasından ileri gelen) mide bulantısı. 2. Bu kamyon yirmi tonluk bir yük ta şıyabilir. zool. işi sürdürmek. taşıyıcı. İng. 1. i. araba dolusu. i. nakliye ücreti. etobur. dili kazanmak. Noel ilahisi söylemek. nakliyeci. 3. k. taşıt şeridi. bedensel. i. karnaval. i. i. i. devam etmek. Sabr ı sayesinde bu işi başarır. 2. (bir şey) birini ayakta tutmak: (bir şey) birini başarılı bir sonuca aşırı bir şekilde davranmak. i. i. too far carry the day carry the day carry through i. Sözünü yerine carry no weight with them. aşırı gitmek. nakliye şirketi. posta güvercini. at arabası ile taşımak... (dişte/kemikte) çürüme. i. İng..

toprak/cam kapta pişirilen yemek. -den kazanç sa ğlamak. 5. (oy) vermek. 2. 2. 2. mahfaza: violin case keman kutusu. 3. (k ırık kemiğe) alçı. tahsil etmek. i. ödemeli. amerikaelmas ı. 3. i. 2. 2. 1. (çek) bozdurmak. bot. taş dilimlemek. 4. 1. oymac ı. i. matb.carton cartoon cartoonist cartridge cartridge belt cartridge case cartridge pen cartwheel carve carver carving carving knife casaba casaba melon cascade case case case ending casement cash cash cash dispenser cash in on cash on delivery cash on the barrelhead cash point cash register cashew cashier cashmere casing casino cask casket Caspian cassava casserole cassette cassette player/deck cassock cast cast cast a horoscope cast a shadow cast a slur on cast a spell on cast a spell upon i.b. 5. büyü yapmak. İng. el yard ımı ile yanlamasına atılan takla. durum. oynayanlar. kutu. (bir tiyatro oyununda/filmde) rol alan kimseler. kaplama. kasa. 2. 1. rol taksimi yapmak. 2. i. 3. 3. s. veznedar. 1. 3. çağlayan. (büyük bir satış yerinde) kasa yeri. foto. bir fıçı dolusu. f. bot. oymacılık. kal ıp. karikatürist. f. 1. fişek. dış görünüş. 1. kasadar. tesliminde ödenecek.´ni) oymak. palaska. 1. be ş ık. yazarkasa. vaka: a murder case cinayet i. tabut. şelale. para. 1. paraya çevirmek. 1. karikatürcü. 3. İng. i. kaşmir kumaş. 1. -i büyülemek. (cast) 1. 4. 2. 2. 2. 2. kavun. 1. 6. tapyoka. 1. v. mukavva kutu. kasa. kaset. 2. çizgi film. bir varil dolusu. 1. hasta: I had five cases of syphilis this morning.´ni) çevirmek. i. varil. i. pe şin para. (bankada) vezneci. 1.O. 1. çizgi film çizen sanatç ı. k. 2. vaziyet. dili -den yararlanmak/faydalanmak. karton kutu. yöneltmek. dilb. 2. 1.b. kaset. (mermi için) kovan. 3. kasetçalar. büyük resim tasla ğı. mücevher kutusu. dili nakit para. 2. i. foto ğraf makinesi mahfazası. manyok kökünden ç ıkarılan nişasta. (bakış v. (sofrada kullan ılan) et bıçağı. çerçeve. f ırlatmak. k ıs. 1. atma. atfetmek. çerçeve. (ağaç. . fişeklik. hal. 2. 1. fıçı. savurmak. oyma. nakit para. C. 2. oyma. çemberleme. kasiyer. i. i. i. f. 2. 4. s. maket. yana dayanmalı aşma. kavun. kartuş. manyok. kutuya koymak. k. kumarhane. papaz cüppesi. güveç. pencere kanadı. kartuşlu dolmakalem. kanatlı pencere. mahuncevizi. i. i. i. zayiçesine bakmak. film kutusu. biladerağacı. gölge yapmak. -e leke sürmek. kasa. kutu. i. karikatür. oyularak yap ılmış eser. i. i. Bu sabah sandfrengili hastaya baktım. kın. i. (kızarmış eti) dilim dilim kesmek. i. i. i. kaşmir: cashmere sweater kaşmir kazak. bankamatik. camera case tak ı. -e büyü yapmak. fırında kullanılan toprak/cam kap. 3. f. atmak. 2.D. kaşmir yün. küçük kutu. kaşmir. -i lekelemek. i. i.

i. k ıs. demir atmak. pik. İng. İng. 2. Katalanca.cast a vote cast about cast anchor cast away cast down cast in one´s lot with cast iron cast iron cast loose cast lots cast of mind cast off cast one´s bread upon the waters cast one´s lot in with s. k. bir şeyi akıntıya bırakmak. kedi. i. kast. 3. He was a İng. 2. hintyağı. İng. 1. çözmek. kas ıtlı olmayan. katapult. çok sağlam.o. ayırmak. 1. devirmek./cast one´s lot cast s. yaralanan. dili -in kaderine ba ğlanmak.t. azarlama. 2. hayal. 2. cat-and-dog fight kedi köpek kavgas ı. sapan. yaralı. 1. çöpe atmak. 1. pudraşekeri. alarga etmek. Ona şöyle bir göz attı. paylamak. katalog. caster. büyük çağlayan. bak. 1. hadım etmek. den.. i. pudraşeker. 2. i. demir atmak. şato. k.o. can ını sıkmak. 2. kastanyet. reddetmek. f. katalog yapmak. tıb. paylama. 1. 1. hadım etme. 1. i. 2. düşünüş şekli. s. i. i. f. 1. 1. s. bak. i. pek dikkatli olmayan: He gave it a casual glance. (mobilyaya tak ılan) küçük tekerlek. çok dayanıklı. ilgisizlik. 2. çavlan. 3. aksu.. i. Tasarrufun ucu ona i. biriyle işbirliği yapmak/bir olmak. katalo ğunu hazırlamak. ıssız adada bırakmak.. hulya. katafalk. f. i. 1. casualty of the spending cutback. tesadüfen olan. lakayt. iğdiş etmek. kaza. font. catechism. s. satranç kale. ilgisiz. günlük elbiseler. katarakt. perde. . Katalonya. -i tasarlamak. k ınamak. f. i. i. İng. i. catalog/catalogue. -i düşünmek. Katalan. i. dökme demir. i. i. dökümcü. (kazada/sava şta) ölen. 1. i./cast in one´s lot with s. i. acil servis. İspanyol çalparası.. akbasma. ölü. ince tozşeker. pikten yap ılmış. şekerleme. 2. iğdiş etme. 2. dili kar şılığını beklemeden iyilik etmek. catalog. şelale. kayıtsız. mancınık. 2. kayıtsızlık. 4. kale. adrift cast/drop anchor castanet castaway caste caster caster sugar caster/castor sugar castigate castigation cast-iron castle castle in the air/castle in Spain castor castor castor oil castrate castration casual casual clothes casualness casualty casualty ward/department cat cat cat nap catafalque Catalan catalog catalogue Catalonia catapult cataract oy vermek. rasgele. kura çekmek. pik. demirlemek. İng. deniz kazas ına uğrayıp ıssız bir kıyıda mahsur kalan kimse. acil servis. 2. azarlamak..

1. k ısa bir süre uyumak. ilmihale dayanarak din dersi vermek. yakalamak.. in the act catch s.o. s ınıf. tırtıllı palet.caught dili. s. felaketli. Hrist. 2. O anda gözüme gözüne ilişti. f. tırtıl. müshil. bölüm.´s attention/eye catch sight of catch sight of catch the fancy of catch up catch/get hell catch/take s. yiyecek tedarik etmek. kilit my 3. 6. 4. vasıflandırmak. f.o. 1. tırtıl. ilmihal. felaket. tutuşmak. yakalama. birini gafil avlamak. i. f. i. . -in ho 1. 5. katarsis. off guard catch s. av/bal ık. kategori. s. Seda gözüme ilişmek: At that moment I caught sight of her. 3. i. with -e yetişmek: He´s so far ahead of me I can´t possibly catch up with him. dili -i müstakbel e ş olarak düşünülen nezle olmak. katarsise yol açan. dili 1. f.o. k. dinlenmek. red-handed catch s. moda olmak. 2. İng. Katolik. tabaka. hoş ve kolaylıkla akılda kalan. sleevebir partide yakalanan Gömleğimin k. bak. (trene/vapura/uça ğa) yetişmek. 2. birini gafil avlamak. tutmak. ateş almak. birini haz ırlıksız yakalamak... s. av. Hrist. uygun kişi. dili fena halde o şlanmak. s ınıflandırmak. bula şıcı.. şuna gitmek. 1. kategorik olarak. i. adamakıllı bir zılgıt yemek.catarrh catastrophe catastrophic catch catch catch at catch cold catch fire catch fire catch forty winks catch it catch on catch one´s breath catch one´s breath catch one´s eye catch s. i. diliyakalamaya/tutmaya çal ışmak. tutma. sâri.. bölüm. kati. dili kestirmek. yakalayan şey/kimse. tutmak. f. kurt. katedral. soluk almak. kesin.. sıkışmak: I 2. 1. k. f. s. (caught) 1.o. dinlenmek. i. i. i. ilişti. birini gafil avlamak. dili papara/zılgıt yemek.. kategorik. anlamak.o. nefes almak. rahats ız edici duyguları dışa vurarak onlardan kurtulma. i. zool.. beysbol vurucunun arkasında durup topu tutan oyuncu. tak ılmak.o. i. unawares catcher catching catchy catechise catechism catechize categorical categorically categorise categorize category cater caterpillar caterpillar tread catfish catgut catharsis cathartic cathedral Catholic i. feci. 2. yayınbalığı. kiriş. yemeklerin haz ırlanmasını ve servisini üstüne almak. birini gafil avlamak. s. napping catch s. 2. tutuşmak. felaket. müshil. katarsisle ilgili. dikkatini çekmek. gözüne çarpmak. İng.o. birdenbire farketmek: I caught sight of Seda. k. s. i. categorize. 2. catechize. müz. afet. zümre. on the door handle. boğaz veya burunda balgam/sümük toplanma.. Benden hakadar ileride ki ona yeti şmemin imkânı yok. birini suçüstü yakalamak. -in gözüne ilişmek. k.. bak. Hrist. parça. i. on k. z. çakmak. soluk almak. birinin dikkatini çekmek. off guard catch s. soluklanmak. birini suçüstü yakalamak.

Kendini adamayacausedbir dava. Kafkas. dişçi.. laubali. s. uyarıcı.. ketchup. gaklamak. yak ıcı. neden olmak. dikkatli. 2. atlı şövalye. süvari. 2. (önemsiz şeyler üzerinde) tartışmak.men (keyv´men) i. s. cubic centimeters. i. çoğ. kibirli. yol açmak: What´s de ğer this? Buna yol f. ihtiyat. f. karga gibi ötmek. i. 1. gaye. kendini beğenmiş. f. bak. you. i. arnavutbiberi.. i. 3. neden. 2. onu tart 3. ambar gibi (yer). kavite. i. genel. i. ışmam. 2. tedbir. at -e itiraz etmek: I won´t cavil about it with anat. ülkü: That´s a cause worthy of one´s olmak. to sin cause/create a stir causeway caustic cauterise cauterize caution cautionary cautious cautiously cautiousness cavalier cavalry cavalryman cave cave in caveat caveman cavern cavernous caviar caviare cavil cavity cavort caw cayenne cayenne pepper cc CD CD player s. Seninle bo şluk. z. amaç. heyecan yaratmak. 2. 1. s. i. umumi. ihtiyatlılık. i. ikaz etmek. (göl/bataklık üzerinden geçen) uzun köprü/kazıklı yol. bak. ihtiyatlı. gak. i. i. caviar. süvari s ınıfı. 4. hedef. 1. çoğ. mağara. k ıs. nedeni olan. 3. açan ne? Will sokmak. 1. Kafkasyal ı. sebep devotion. sansasyon yaratmak. f. s.o. 2. karnabahar. compact disk. f. . 2. kostik madde. acı (söz). süvariler. serbest. suçüstü yakalanm ış. dili i ğneli (söz). herkesin ilgisini çekmek. illet. çökmek. tedbirli. f. i. İng. i. tıb. s. mağara adamı. huk. liberal. 1. İng. 2. havyar.. neden olu şturan. bak. iki kara parçasını birbirine bağlayan ve deniz kabardığında suyla kaplanan i. karga sesi. s. f. sakıngan. kostik. k. f. catch. uyar ı. 1. birini günaha it really cause my camellias to bloom earlier? Gerçekten 1. çoğ. sıçramak. kazan.. cave. i. kocaman. uyarmak. s. k ıs. dili iğneli söz söyleyen. carbon copy. dava. Katolik kilisesi. Kafkasya. büyük ma ğara. evrensel. s. 1. oyuk. bak.ry. cürmü meşhut halinde yakalanmış. ikaz. aç ık fikirli. 2. 1. arnavutbiberi. dağlamak. i. oyuk. sebep. ikaz. f. kompakt disk çalar. ihtar. nedensellik. k. 2. i. nedensel. çürük. i.al.men (käv´ılrimîn) i. Katoliklik. yakmak. i.catholic Catholicism catsup cattle catty Caucasia Caucasian Caucasus caught caught in the act cauldron cauliflower causal causality cause cause cause s. i. oynamak. kedi gibi. cauterize. i. sığırlar. cav. uyarma. i. tıb. i... ihtiyatla. 1. i. i...

betonyer. i. dini nedenlerden dolayı) evlenmeyen ve cinsel ilişkide bulunmayan (kimse). mezarlık. şarap stoku. selüloit. gökkutbu. ile dostluk kurmak. bot. kesilmek. beton ile kaplamak. gözeli. 3. ate şkes. bayram yapmak. çimento ile s ıvamak. dini nedenlerden dolayı) evlenmeme ve cinsel ilişkide bulunmama. yap ıştırmak. son vermek. yüzüncü yıldönümü. 1. 1. f. s. 1. santigrat termometresi. ün. f. ortas 2. ortaya gelmek. (gen. kınama. devam etmemek. spor santr. sansürcü. kökkerevizi. durmadan. ünlü. kereviz. i. orta. ünite. bodrum kat. sapkerevizi. ünlü. i. 4. Chemical Engineer. k ınamak. aralıksız. bodrum. kabristan. 1. ortada olmak. sedir. me şhur. 3. i. merkez. 1. yüz yılda bir olan.CE cease cease fire cease-fire ceaseless ceaselessly cedar cede ceiling ceiling price celebrate celebrated celebration celebrity celerity celery celery root celestial celestial pole celibacy celibate cell cellar cellist cello cellophane cellular cellular phone/telephone celluloid cellulose Celsius thermometer Celt Celtic cement cement good relations with cement mixer cemetery censor censorship censure census cent cent centenary centennial center center of attraction k ıs. selofan. i. beton kar ıştırıcı. . şöhretli. sansür memuru. selüloz.. centennial. 2. Keltlere özgü. s. hücre. s. s. s. me şhur. i. viyolonselist. dikkat ortalamak. sona ermek. pil. i. mahzen. Kelt. sansür işleri. 2. s. i. bak. 2. k ıs. şöhret. i. i. kutlama.ını almak. 3. hücresel. tavan. i. çekim 2.. sansürden geçirmek. ilahi. dili cep telefonu. i. 3. 2. göğe ait. eleştirme. sansür. kiler. elek. ateş kesmek. eleştirmek. i. çimentolamak. 2.. 1. centigrade. i. 2. f. Civil Engineer.. 1. f. yüz yıllık. 2. s. göçermek.. bitmek. ortaya almak. 4. göze. 1. Kelt. terketmek. s. i. da ğservisi. ask. i. i. f. viyolonsel. 4. 2.merkezi. şarap mahzeni. sürekli. f. i. sağlamlaştırmak. 1. i. Corps of Engineers. sürat. bırakmak. 1. 1. 1. göksel. century. z. sayım. 2. sansürlemek. azami fiyat. devretmek. k.. küçük oda. 5. sent (Amerikan dolar ının yüzde biri). i. Keltçe. durmak. nüfus sayımı. kutlamak. ara vermeden. i. 1. b ırakmak. Keltçe. 1. 3. asır. çimento. 3. yüzyıl. 2. tavan fiyatı. merkezi. 1. central. semavi. i. kutsal. i. i. hız. i. f. i. i. i. 2. (gen. cep telefonu. 2. 2. Church of England. betonkarar. gözesel. bir merkezde toplamak. i. hücreli.

. bak. i. centralize. merasimle ilgili. merasim. bak. 2. center. tahıl türünden.. bak. 1. tahıla ait. telefon santralı. beyincik. s. merkez bankas ı. muayyen. 3. İng. z.. zahire. orta. merkezcil. tahıl bitkisi. i. merkezileştirilmek. (-in doğruluğunu/gerekliliğini) belgelemek. ağırlık merkezi. s.. i. protokol. merkezi ısıtma. 3. tasdik etmek. kati. tahıl. çoğ. k. merkezi. do ğrulamak. İng. kesinlik. anat. i. merasim. i. centimeter. certificate. s. tabii. santral memuru. k.. 1. anat. merkezde toplamak. bazı. seramik seramikçi. santigram. seramik sanat ı ve tekniği. f. boyun. teyit etmek. tören. i. İng.. dili entelektüel. s.. seramik. belge. i. z. 1. çanak çömlek. i. ana. s. merkezile ştirme. belirli. 1. tek. 2. k ıs. çinici. katiyet. çini. resmiyet. 1. resmi. kesin. i. 2. centralization. 1. e şya. 2. tasdikname. entel. 4. 2.. santigrat. i. ş üstüne. karo fayans. k ırkayak.. çini. tören. 1. hububat. santilitre. s. zool. 1. şahadetname.center of gravity center of gravity centigrade centigrade thermometer centigram centigramme centiliter centilitre centimeter centimetre centipede Central central Central America central bank central heating centralisation centralise centralization centralize centrally centre centrifugal centrifugal force centripetal century ceramic ceramic tile ceramics ceramist cereal cerebellum cerebral cerebrum ceremonial ceremonially ceremonious ceremoniously ceremony cert certain certainly certainty certificate certify certitude cervix ağırlık merkezi. 2. bak. i. centiliter. muhakkak. i. kaç ınılmaz. 1.. 1... anat... i. 2. 3. certify. ayin. i. 4. santimetre. i. s. 2. i. i. f. 3. centigram. merkezile ştirmek. merkeze do ğru yaklaşan. bak. 2.. merkezkaç kuvveti. asır. anat.. kalorifer. i. yüzyıl. 2. sertifika. törensel. beyinsel. i. i. Orta Amerika. katiyet. i. ba i. s. resmi. s. elbette. teklifli. beyin. merkezkaç. belli ba şlı. santrifüj. 3. çıyan. ussal. törensel olarak. 5. 4. vesika. çini işleri. f. i. f. diploma. 2. s. fayans. 3. rahim boynu. z. . İng. 6. ruhsat. 1. bak. z. (m ısır gevreği gibi) tahıldan yapılmış kahvaltılık yiyecek.. çok resmi bir şekilde. dili -in ak ıl hastası olduğunu resmen tasdik etmek. emin. i. çinicilik. merkezileştirilme. s. 2. törensel. kesinlik. santigrat termometresi.. ayin. certified. şüphesiz. İng. İng.

çoğ. peş peşe (sigara) içmek. sezaryen. i. saman. freight. i. durma. başkan. oda. meydan okumak. chafing dish (sofrada kullanılan) yemek ısıtıcısı. i. ırıklığına uğratmak. 1. s. f. zincirlemek. başkan. 2.. oda müziği. hayal k 1. peş peşe sigara içmek. tahıl kabuğu. İngiliz yasama meclisi.. f. fişek yatağı. (ayakkabı) vurmak. i. ovarak ısıtmak. ğ). 2. up (sayı/puan) kazanmak/kaydetmek. ticaret odas ı. bak. sezaryen. çöp. s. Çad´a özgü.men (çer´mîn) i. Çad. Hrist. Sri Lankan. i. başkan. chancery. başkan. zincir. sandalye. k. özel oda. s. i. i. f. (kadın) kurul başkanı.. kürsü. zincirle bağlamak. (ayinde kullan ılan) kadeh.en (çer´wîmîn) i. k ıs. Sri Lanka. 3. 3. i. 2. çoğ. başkanlık. k ıs. and insurance. mahkeme. hâkimin oturum dışı konularda çalıştığı yer. meydan okuyan kimse. meydan okuma. 5. i. rezil etmek. (erkek) kurul başkanı. oda hizmetçisi. chain. compare. hayal k ırıklığı. 4. komisyon. 4.wom.. sezyum. i. çoğ. 1. ink ıta. . f. chief. i. k ıs. zincirleme mektup. spor çelenç. kesilme. ticaret odas ı. sinirlendirmek. i. kurul ba şkanı. iskemle. cost and freight. telesiyej. f. şezlong. chapter. 2. i. makam. chair. 2. cost. oda müziği. i. kalseduan.. zincirleme reaksiyon.. iç sıkıntısı. i. i. kamara. Çad. utandırmak. k ıs. silsile (da i. i. i. lağım çukuru. i. 1. f. chair. utanç. yatak odas ı. aynı mağazalar zincirine bağlı mağaza. child. 4. komuta zinciri. oda orkestras ı. church. Çadlı. i. kad ıköytaşı. daire. cgm ch Chad Chadian chafe chafe at the bit chaff chagrin chain chain letter chain of command chain reaction chain smoker chain store chain-smoke chair chair lift chairman chairmanship chairperson chairwoman chaise longue chalcedony chalice chalk challenge challenge match challenger chamber chamber music chamber music chamber of commerce chamber of commerce chamber orchestra chamber pot chambermaid chambers i. Çat. centigram(s). Çadlı. kurul ba şkanı. k ıs. 3. bak. kim.cesarean cesarean section cesium cessation cesspool Ceylon Ceylonese cf CF CFI cg. sigara tiryakisi.. lazımlık. 1. ovarak aşındırmak. dili işlerin gecikmesinden dolayı huzursuz olmak. tebeşir.

dili kesin olmayan. 3. (madeni yüzeyleri parlatmak için kullanılan) güderi parçaspapatya. i. çocuk. adres de ğişikliği. başkasının eline geçmek. bozuk para çantas ı. (kadın) hademe.kadın. 3. tutmak. tahavvül. akak. (taşıtta) f. i. 2. İng.´ni) yarmak. dili adam. 2. into chant chant chaos chaotic chap chap chapel chaperon chaplain chapter char char i. 4. kargaşa. değişikliğe uğramak. Tesadüf eseri oradayd ı. dönüşme. 2. mecra. --ping) 1.tahta v.. destek olmak. dili (bir riski) göze almak. 2. 2. riziko. 3. tesadüfen olmak: She chanced to be there. müdafi. şarkı söyleyerek kutlamak. (Almanya´da) şansölye. 1. rizikolu. 2. i. 3. f. bozuk tahvil etmek. su yolu. (from/to) (bir uygulamadan ba şka bir uygulamaya) geçmek. savunmak. 1. aktarma yapmak: You´ll have to change trains in Ankara. i. 2.. 3.b. 2. f. i. 1. şampanya rengi. i. k. şampiyonluk. zool. --ring) 1. 2. başbakan. 3. i. risk. monoton ses tonu. şampanya rengi. şampiyon. kavurmak. TV kanal. kararsız. karmakar ışık. 1. avize. k ızartmak. şans eseri olan. i. 1. kavrulmak. değişiklik. değişme.. ordu veya hastanede) papaz. monoton bir melodiyle söylemek.1. 1. tilavet. yar ık. bo ğaz. müdafaa etmek. hiç de ğişmeyen. 1. s. ask. hizmetçi yanarak kömürleşmek. (bir uygulamadan ba şka bir uygulamaya) geçiş. yüzü k ızarmak. bak. 1. f. yol. (okul. 6. delikanlı. i.. 2. talih. 1. i. s. şarkı söylemek. dili ağız değiştirmek. caymak. taraf ını i. savunucu. paranın üstü. monoton bir melodi e şliğinde söylenen sözler. bozukluk.chameleon chamois chamomile champ champ at the bit champagne champion championship chance chance chance on/upon chancellor chancy chandelier change change change clothes change color change color change hands change hands change of address change of air change one´s mind change one´s tune change over change purse change the guard changeability changeable changeableness changeless changeover channel channel s. k. sertleştirmek. (toprak. changeability. rektör. f. şampanya. 3. i. dönüşüm. bukalemun. şampiyon. i. s. monoton bir melodi. katır kutur/kıtır kıtır/hart hurt/çıtır çıtır yemek. 1. f. s. 2. -e tesadüf etmek. değişken. istikrarsız. üstünü başını değiştirmek. s. fikrini/karar ını değiştirmek. i. şaperon. yanardöner. hizmetçi. ufakl ık. f. yüzü solmak. şanjanlı. (kitapta) bölüm. (ciltte) çatlak. ihtimal. değişmek. zool. 1. fırsat. yenilik. (--red. 4. yakarak kömürle ştirmek. bir şeyi (bir yere) vermek/dökmek/akıtmak/kanalize etmek. el değiştirmek. bot. -e rastlamak. k. i. 1. radyo. küçük kilise. s. k ısım. kar ışıklık. i. i.. 2.t. i. şans. nehir yatağı. (--ped. el değiştirmek. 2. şapel. 2. da ğkeçisi. bozuk. 1. çok sab ırsızlanmak. değiştirmek. 5. 5. nöbet de ğiştirmek. i. çatlatmak. kanal açmak. İng. hava de ğişimi. şampiyona. oymak. 1. i. değişim. Ankara´da üstünü de ğiştirmek.4. ateşe . i. 2. kaos. sahip de ğiştirmek. s.. kader. değişkenlik. 2.. para. yüzü k ızarmak. i. f. ı. 2. düzensiz. k. -in dışını yakarak kömürleştirmek. (soğuk) (cildi) çatlatmak.

berat. 1. i. suçlama. derin yarık. çene çalmak. ihtiyatl ı. elek. f. hayır cemiyeti. i. şovenizm.´ni) i. tablo. 1.. dar bo ğaz. tutmak. hücum. temizlik. şarj etmek. 1. i.en (çar´wîmîn) i. oto.. ho ş. hayır işi. i. bozulmam ış. imtiyaz. konuşkanlık. izleme. (uçak. i. şarjedafer. çizelge. f. sadaka. i. i. 4. i. 2. özyap ı. gemi plan kiralamak.character characterisation characterise characteristic characterization characterize characterless charcoal chard charge charge charge account chargé d`affaires chariot charisma charitable charity charlady charlatan charm charming chart charter charter flight charter member charter plane charwoman chary chase chasm chassis chaste chasten chastise chastity chat château chattel chatter chatterbox chattiness chatty chauffeur chauvinism chauvinist chauvinistic cheap i. of -i esirgeyen. itham etmek. s. karaktersiz.. İng. lekesiz. f. şasi. f. konuşkan. yardımseverlik. peşine düşme. hayırseverlik. 5. iki tekerlekli sava ş/yarış arabası.. grafik. i. char. gemi kira kontrat ı. characterize. pe şine düşmek. dikkatli. 5. i. geveze. gevezelik etmek. 2. kaydetmek.. cazibe. 2. 1. takip. (bir masraf ı birinin hesabına) geçirmek. nevi şahsına münhasır bir f. tip bir kimse. oyun v. i. f. göstermek. karakalem. sade. mangal kömürü. 2. kadın. şarlatan. chas. özel şoför. 3. şovence. i. tic. adi. şato. karizma. çekicilik. bak. hamle. 2. harf. 3. 4. f. aç ık hesap. (kadın) hademe. 2. ucuz. hoşbeş. 3. hususiyet. 2. i. 1. çoğ. 2. i. karakter. İng. derneği. 2. yardımsever. i.gés d´af. suçlamak. ıslah etmek için cezalandırmak.´nde) kişi. işgüder. i.v. menkul. çizge. 4. sili. tar. plan yapmak. çarter seferi. i.3. görevlendirmek. vas ıf. saf. taşınır mal.faires (şarjeyz dıfer´) maslahatgüzar. basit. özellik. s. 1. berat/imtiyaz/patent vermek. f. elek. 5. nitelendirme. gevezelik. kovalama. ho şbeş etmek. (hizmet kar şılığında ödenen) ücret. büyü. 1. i. merhamet. 4. takip etmek. saflık. tipik. itham. i. s. i. kurucu üye. pazı.b. hikâye. -in haritas ını yapmak. cana yakın. 3. patent. kiralanm ış ucuz tarifeli uçak. barut hakkı. f. 4. 2. s.b.1. 3. hücum etmek. i. karakter. s. --ting) sohbet etmek. şahıs. i. . iffetli. kanyon. hayırsever. nitelemek. char. kovalamak. yasaklanmış cinsel ilişkilerde bulunmama. 3. f. cezbetmek. çenebaz. izlemek. hizmetçi kadın. portolon. sohbet.. hizmetçiyardım hizmetçi. baya ğı. İng. characterization. 2. çoğ. şoven. dillidüdük.sis (şäs´iz) i. bot. s. f. karakter. iffet. 1. yola getirmek. (roman. 2. 3. 1. uslandırmak. tedbirli. muska.wom. nitelendirmek. hizmetçi. s. çoğ. 1. top kızağı. bak. i. İng. 1. büyülemek. çene çalmak. 2. (--ted. deniz haritas ı. karakteristik. (kadın) hademe. s. yasaklanm ış cinsel ilişkilerde bulunmayan. karakterize etme. karakterize etmek.. 2.. 1. döverek cezalandırmak. namuslu. cezaland ırmak. 2. 1. s. t ılsım. şarj. i. sevimli. çekici. 1. i.

engel.b. neşe. i. (sözle) tezahürat yapmak. vurma. kopyac ı. atmak. ket yava şlatmak. neşeyle. hilekâr. gözden geçirme. küstahlık. O yenilgi ilerlemelerini durdurdu. 2. .b. keyifsiz. hava terminalinde bilet ve bagaj ın kontrol edildiği tezgâh. pansiyon doğru olup olmadığını öğrenmeye çalışmak. the hotel´s reception desk. ığını öğrenmeye çalışmak. çıkış tezgâhı.. (birine) dan ışmak. 1. up cheer s. i. (bir şeyin)bir 1. dama oyunu. (sözle yap ılan) tezahürat. (süpermarketteki gibi) al ınan malların hesabının yapılıp ödendiği tezgâh. i. 1. pansiyon v. i. Dam ın akıp akmadığını kontrol ediyorum. i. muayene. tam yenilgi. İlk ını yaptırıp bir oda tutmak. i. 2. cıvıltı. yan yana. (kontrol etmek amac ıyla) bakmak. İng. İng. (bir şeyin) doğru olup olmadığını öğrenmeye çalışmak. ucuzlamak. hesab ını ödeyip (otel. 2.b. genel sa ğlık kontrolü. de ğişik olaylarla dolu. Keyfine bak!/Geçmiş olsun! s. kontrol listesi. roof. kareli. i. üçkâğıtçı. kopya çeken. i. engellemek. birini/bir hayvan ı (sözlü) tezahüratla teşvik etmek. dili cüret. kaydını (otel. emanet. İng.. This (belirli bir şeyi) arayarak (bir şeyi) kontrol etmek: I´m checking for leaks in the(otel v. anat. neşesiz. neşelilik. dili yüzsüz. ekose. s. dolandırıcı. ket. gem vurmak. k. cıvıldamak.gözwith (bir 2. çedar (bir çe şit peynir). 1. fren görevivurmak: f. i. çek defteri. sıkı fıkı. yanak. arsız.. f. keyif. i. 2. i. küstah.. dili yüzsüzce. amigo. f. 1.. -e 3. göz atmak. gem vurma.şelendirmek. aldatmak.´nden) ayrılmak. i. çek hesab ı. vestiyer. (birinden) izin almak. ne şelendirmek. argo pinti. k. z. f. yavadurdurmak. şen. i. yüzsüzlük. k. cik cik ötmek. 1. k. yan yana. i. i. i. şey) (başka doğru olup valf ı. engelleme. (kontrol etmek amac ıyla) -e bakmak.cheapen cheapskate cheat cheater check check check for check in check into check on check out check up on check valve check with checkbook checkered checkers check-in check-in counter/desk checking account checklist checkmate check-out check-out counter checkpoint checkroom checkup cheddar cheek cheek by jowl cheek by jowl cheekbone cheekily cheekiness cheeky cheep cheer cheer s. 2. v. s. İng. i. ı. arsızlık. 1. 2.. 3. çek olmad 1. s. neşeli. i.. ünlem./an animal on cheer up Cheer up! cheerful cheerfully cheerfulness cheerio cheerleader cheerless f. satranç mat etmek. 2. kontrol noktas i. elmac ıkkemiği. İng. yenmek. doland ırmak. küstahlıkla. çekap. avurt. cimri. kopya çekmek. 1. Hoşça kal! i. keyifli.. dili yüzsüzlük. 1. 1. ucuzlatmak. kontrol. z. birini ne 2. ket yapan That defeat checked their advance. 2. 2. (bir şeyin) 1. 2.´ne girince) kayd ını yaptırmak: First you have to check in at 1. şlatma. neşelenmek.o. f..o.´nde) kayd önce otelin resepsiyonunda 1. durdurma. i. satranç mat.

kiraz. argo çene çalmak. i. asıl branşı kimya olan öğrenci. sandık. checkered. i. 3. i. 1. i. çizburger. (chid/--d. tıb. tülbent. i. üzerine titremek. i. az para. kestane. bak. out chew the cud chew the fat chewing gum chic chicanery chick chicken chicken feed chicken pox chicken-hearted chickpea chicory chide ünlem. tavuk eti. kimya mühendisi. kimya. argo genç k ız. f. i. chess. nohut. şık. 2. peynir. modaya uygun. gütmek. kusur bulmak. çiğnemek. chemistry. İng. İng. kimyasal sava ş. .. satranç tahtas ı. i. Acinonyx jubatus. 2. 2. i. 1. bot. satranç taşı. 1. ahçıbaşı. i.men (çes´mîn) i. ahçı. f. ödlek. out argo korkudan çekinmek. İng. şıklık.. piliç. eczacı. kestane rengi. şef. kimyasal bile şim. i. i. argo bozuk para. Hoşça kal! 3. i. kombinezon. 1.. 2. kimyasal bile şim. kemoterapi. k. chemist. çita. 1. hindiba. 2. şike. i. chid. Şerefe! 2. şifoniyer. s. çiklet. kimyager. f. vişne. kestane rengi. s. şen. neşeli. s. s. i. k ıs. f. i. dili birini azarlamak. i. i. kimya mühendisliği. (teşekkür olarak) Sağ ol! s. çoğ. chemical.Cheers! cheery cheese cheeseburger cheesecake cheesecloth cheesy cheetah chef chem chemical chemical compound chemical compound chemical engineer chemical engineering chemical reaction chemical warfare chemise chemist chemistry chemistry major chemotherapy cheque chequered cherish cherry chess chessboard chessman chest chest of drawers chestnut chew chew s.. 1. göğüs. güne ğik. 3. 2. i. peynirli hamburger. i. dili derin derin düşünmek. keyifli. hile. peynirli kek. piliç. kimyevi. civciv. kestane. aziz tutmak. i. s. zool. İng. beslemek. i. kimyasal.. kutu. çek. kimyasal madde. s. 1. ba ğrına basmak.den/--d) azarlamak.o. geviş getirmek. kimyasal reaksiyon. suçiçeği. i. k. peynir k ıvamında. korkak. satranç. kad ın iç gömleği. peynire benzeyen..

yüreklilik. çocu ğumsu. şempanze. Çince. serin. i. k. iliğine kadar üşümüş. z. Bu kadar muhabbet s. 2. 1. Şilili. i. 2. yürekli. nezaket. çatlak. 3. Şili. 1.dren (çîl´drın) i. dili lafa kar f. 1. cırıltı. evlat. ahenk. 3. kalem. we´d better get to work. s. i. çocuksu. zool. 2. dili (sohbette geçen) sözler. şövalyelik. i. bebek. 2. 1. ürpermek.. çocuk ruhlu. baca. 1. amir. baş. 4. soğuk bir şekilde. zil sesi. s. f. Chi.karışmak.nese) Çinli. çoğ. soğuk. İng. çocukluk dönemi. 3. en yüksek rütbede olan. soğuk davranış. kalemle oymak. f. yontmak. Şili. f. 1.ışmak. (soğuktan dolayı) el/ayak parmağındaki şişkinlik.. 1. lafa çentmek. çocuksu kimse. kabile reisi. 1. nazik. cömert. 1. bilg. hayali. i. budamak. çok kolay iş. z. 2. üşütücü. i. 1. krater.. çocuk. 2. üşüme. çini. i. --ping) 1. tabak dolab ı. çocuksu. patates kızartması. z. ba ğışta bulunmak.. 3. anat. ana. s. s. baş. 3. i. çocuk.. cırıldamak. 2. belli başlı. ba şkan. keski. chil. cırlamak. hahamba şı. i.. i. i. İng. en çok.chief chief justice chief rabbi chiefly chieftain chilblain child child´s play child´s play childbirth childhood childish childishly childless childlike childminder children Chile Chilean chili chili pepper chill chilled to the marrow chilli chilliness chilly chime chime in chimerical chimney chimney sweep chimpanzee chin China china china closet Chinese chink chip chip in chipmunk chirp chisel chitchat chivalric chivalrous chivalry i. i. cıvıltı. 1. şövalye gibi. i. k. Çin. centilmenlik. çocukça. Çin´e özgü. çentik. kolay çocuk oyunca ğı. yonga. lamba şişesi. 2. amerikasincab ı. 2.. melodi. i. s. bak. 2. dan ıştay başkanı. 2. cömertlik. yonga.. 1. i. i. çocu ğu olmayan. i. soğuk iliğine geçmiş. centilmen. İng. madeni çubuklardan olu şan zil.. yanardağ ağzı. cips. Tamias. 3. i. üşümek. ürperme. muhabbet. Çinli. 1. kızarmış patates. k ırmızıbiber.. cesur. 2. porselen. 1. Şili´ye özgü. şef. çocuk gibi. iş. doğum. çocuksuz. üşütücü. child. s. başlıca. i. para vermek. çocuk oyuncağı. s. Çince. so ğuk. 1. gerçek olmayan. seramik. 2. çoğ. bak. 1. Şilili. soğuk. 1. huk. 1. şef. 2. i. i. çan sesi. 2. 3. uyum. c ıvıldamak. s. (--ped. f. Çin. i. çene çalma: Enough of this chitchat. 2. cesaret. (yiyecek/içecek) soğutmak. bak. s. (saat/zil/çan) ahenkli bir sesle çalmak. reis. 2. 2. . İng. s. çocukça. çene. ufak aç ıklık/yarık. çocukluk. zool. üşütmek. ço ğ. baca temizleyicisi. soğuk.. yarenlik. 2. i. çocuk bakıcısı. (çoğ. i. 1. i. chivalrous. şekil i. chili. Anthropopithecus troglodytes. çip. titreme.

alternatif. frenkso ğanı. koro ile ilgili. ık. koro toplulu ğu. i. s. oto. boğmak. (--ped. (up) ince ince kıymak/doğramak. 3. i. 2. müz.. 2. 2. şık. kloroform. s. ağzına kadar dolu.chive chlorinate chlorine chloroform chock chock full chockablock chockfull chocolate chocolate cake choice choir choke choke back one´s tears choke down one´s rage choke up cholera cholesterol chomp choose choosey choosy chop chop down chopper choppy chopstick choral chorale chord chore choreographer choreography chorus chose chosen chow Christ christen Christendom christening Christian Christian name Christian name Christianity Christmas Christmas Day i. i. f. koregraf. öfkesini bastırmak. Noel günü. k. s. i. kim. koreografi. 1. argo helikopter. --ping) 1. İsa. . 2. zor be ğenen. 1. i. koregrafi. 1. k. Bizim seçtiğimiz oydu. çare: You´ve no other choice. boğulmak. ilk ad. choosy. kim. çırpıntılı (deniz/göl). Hristiyan. i. isim: Her Christian name is Fanny.sen) 1. tgözyaşlarını tutmak. 2. nefesini kesmek. çikolatalı kek. f.koro. güç ve tatsız iş. f. bak.. i. i. i.. 3. and her family name is Burney. tıkamak. istemek. Mesih. bak. bir evin/çiftliğin günlük işleri. choose.. cho. Hristiyanlık. çikolata: a piece of chocolate candy bir çikolata. i. (balta ile) k ırmak. ıkanma. tercih etmek. müşkülpesent. değişken. f. koro. k. 1. Adı Fanny. i. çoğ. çalg ı teli. seçiş.. 2. Hristiyan âlemi. kloroformla uyutmak. f. 1. Noel. i. 1. 1. 2. dopdolu. i. seçmek. kilise korosu. 3. yön değiştiren (rüzgâr). 1. dili yemek. koral. s. (chose. küçük bir iş. seçenek. 2. klor. Hristiyanl soyadı Burney. i. bak. s. i. koro için yazılmış.. şarkının koro bölümü. f. i. champ. dili titiz. İng.. (müzik eseri) koro. f. i. seçme.. 1. (ağacı) kesmek. vaftiz töreni. i. klorlamak. İng. i. çikolatal ı. pirzola: lamb chop kuzu pirzolas ı. vaftiz etme. tıkanmak. kiriş. f. s. koreograf. kolera. seçilmi ş. s. s. nutku tutulmak. koro. (Uzakdo ğuda kullanılan) yemek çubuğu. satır. dopdolu. 2. s. 3. i.. kolesterol. i. takoz. heyecandan konuşamamak. i. dili. f.. tıkanmak. i. koro taraf ından söylenen. k ısa saplı balta. 2. boğulma. i. akort. bak. vaftiz etmek. 3. müz.. ad. 2. choose. i. seçilen kimse/şey: He was our choice. jikle.

budala. 2. 3. dili bir işi bırakmak. kas ımpatı. i. i. 1. k. i. 2. dili aptal. i. dili mutlu. bir işten ayrılmak/vazgeçmek. . kıkırdama. 2. sinema. yığın. kıkırdamak. dost olmak. müz. k. k. s. 1. ayini. i. 1. i. Hrist. süreölçer. müzmin. k. aynı odayı paylaşmak. 2. cemaat. kilise i. i. k ıs. kronolojik. (üst kattan alt kata inen. dili 1. k. (--med. i. cost. 2. kronik. s.. kilise avlusu/bahçesi. Noel ağacı. dili 1. külçe. i. s. dost. i. f. krom. 1. Külkedisi. Central Intelligence Agency. dili 1. Onu b ırak!/Ondan vazgeç! k. kamera. a ğustosböceği. 1. i. 2. z. kütük. cüruf briketi. at kolan ı. dili büyük bir miktar. kaba adam. köylü. 4. s. 2. elma suyu. kavrama. çakmak. elma şarabı. çantada keklik. f.tıknaz adam. i. yanm ış kömür artığı. kronik. kim. 1. kronometre. i. kilise idame amiri. i. f ırlatmak. cüruf. i. i. k. kromozom.. İng. out chuckhole chuckle chuffed chum chummy chump chump chunk church church service churchwarden churchyard churl churlish churn chute CIA CIF cicada cider cigar cigarette cigarette lighter cinch cinder cinder block Cinderella cinecamera cinema Noel arifesi. kıkır kıkır gülme. 1. 2. mezhep. kromatik. çoğ. kromatik. and freight sif. yak ın arkadaş. k. k ıkır kıkır gülmek. f. f.Christmas Eve Christmas tree chromatic chrome chromium chromosome chronic chronicle chronological chronologically chronology chronometer chrysanthemum chubby chuck chuck it up Chuck it! chuck s. birini d ışarı atmak/kapı dışarı etmek/sepetlemek. bot. çok memnun. terbiyesiz. 3. i. puro. güzelli ği ve değeri anlaşılmamış kız. i. kronoloji. Onu çöpe at!/At onu!/At gitsin! 2. zool. insurance. 3. 1. k. s. İng. i. yayık. tombul. dili sıkıca tutma. kül. süt kabı. çiğnemek.. ayin. 2. i. kaba. topak. i. 1. i. dili elde bir. İng. sinema salonu. tarih s ırasına göre. s.. k ıs.. i. (sütü) yayıkta çalkalamak. kalın bir parça. dili kilise. krizantem. i. (out) çöpe atmak. --ming) 1. s.o. 4. i. i. çama şır/çöp atılan) baca. ahbap. 2. (yolda olu şan) çukur. renklerle ilgili.. sigara. atmak. ibadet. süre ğen. f.. tarih. 2. birini işten atmak. krom. 2. k..

2. k ıs. yuvarlak testere. 1650 dolaylarında yapılmış. z. f. -i kaynak/örnek olarak gösterme. ihtiyatlı. i. 2. celp kâğıdı. 1. keyfiyet. tur. huk. dairesel. ağaçkavunu. durumla ilgili. 1. genelge. hisar. tarç ın. 2. şehir mimarı. (bir yerin üstünde i. dikkat. s. i. vatanda şlık. (motordaki sıvı için) devridaim. tebaa. kösteklemek. i. i. huk. Çerkez. hiç. kader. 1. 3. belediye meclisi üyesi. yurttaş. 2. tamim. uyrukluk. cit. 3. (hava/s ıvı için) akım. 3. daire. f. turunçgillere ait. sitrik asit. f. şifre. ça ğrı. Çerkezce. sirküler. s. i. kale. İng. s ıfır. 2. kaç ınmak. i. tekerine çomak sokmak. 2. yapmak. muhit. s. kent. i. 1. dolaylı olarak. (motordaki s ıvı) devridaim(kan/hava (havanın/sıvının) akımını/dolaşımını i. 1. İng. -in etrafını dönmek. uyruk. çember. s. dolambaçlı. i. daire çizen yol. i. i. ikinci derecede önemi olan. f. 2. devir. ayr ıntılı. için) dolaşım. olay. 2. tiraj. 1. i. site. genelge. (kan/hava) dolaşmak. sak ıngan. 1. k ısıtlamak. durum. devre. hal. i. i. daire çevresi. 2. citizen. 3. etraf ring seferi. 1. mahzen. citation. inceltme işareti. f. sarnıç. 3. halka. sünnet. 2. ko şul. 3. i. 1. . yuvarlak. vaziyet. 3. 2. dolayl ı. takdirname. s. şehir. sürüm. f. gösteri. dolaylılık. huk. (nüfuz açısından) önemsiz biri. aşağı yukarı: It was built circa 1650.ını çizmek. devre kesici anahtar. 3. (ço ğ. i..cinnamon cipher circa Circassian circle circuit circuit breaker circuitous circuitously circuitousness circular circular note circular saw circulate circulation circumcise circumcision circumference circumflex circumnavigate circumscribe circumspect circumspection circumstance circumstantial circumstantial evidence circumvent circus cistern cit citadel citation citizen citizenship citric acid citron citrus citrus fruit city city block city centre city council city councilor/father city hall city manager city planner city-state i. s. meydan. kent merkezi. sünnet etmek. 2. 3. şehir devleti. belediye meclisi. vaka. belediye ba şkanı. kesişen sokaklarla ayrılan blok. -in etrafına daire çizmek. takriben. 1. vatanda ş. çevre. ikinci derecede kan ıt. belediye. i. belediye binas ı/konağı. dolambaçlı. sirküler. 1. 4. solda sıfır. hemşeri. i. turunçgillerden bir meyve. tedbirli. numara.rus) turunçgillere ait ağaç/meyve. denizden etraf ını dolaşmak. şart. 4. i. 1. 1. -in etraf ına daire çizmek. -in2. celp. dolaylı. edat dolaylar ında. 1. 1. i. atlatmak. (havan ın/sıvının) akımı/dolaşımı olmak. uzatma işareti. 1. (para için) tedavül. çember. cited. tabiiyet. bir tür kredi mektubu. sirk. yurttaşlık. ihtiyat. daire. 2. 2. elek. 2. dikkatli. grup. 2. 1. su deposu. i. 1.

k. el alt ından. 1. tırmanmak. i. 3. milli.´nin bulunduğu şehir merkezi. sivil devlet memurlar ı.. ç ınlama. uygar. 1. 1. uygarla ştırmak. s. İng. i. Roma hukuku. i. şaplak indirmek. devlet memurlu ğu. 3. i. medeni. çınlamak. gürültü. sivil. 2. deniz tara ğı. 1. sivil savunma. 2. mengene. f. hayk ırma. aydınlatmak. 2. medeni hukuk. ferdi.. iddia etmek. güçlükle tırmanmak. 1. s ıkıştırıcı. davac ı. 1. yurttaşlık s. kibar. f. medeni hukuk. bak. 2. i. vatanda şlarla ilgili. sigorta poliçesi üstünden ödenecek para. kibar. 2. 2. 1. şıngırdamak. alk i. ho ş. i. f. clamor. terbiyeli. i. f. kehanet. (--ped. f. clothe. . yurt bilgisi. hükümete ait. elle vurmak. mahkeme. s. inşaat mühendisi. 3. 1. f. medeni nikâh. bilgisi. hükümet binalar ı. bak.. s. bak. 2. hak iddia eden. f. i. 2. z. s. 5. 4. talep. tazminat talebi. boy. medeni nikâh. gök gürlemesi/gürültüsü. el ç ırpma. nezaket. tangırtı. 2. iç savaş. gizli. gürültülü.b. bak. f. devlet memuru.. terbiye. tarak. 1. el altından yapılan.. feryat etmek. tazminat davas ı. İng. İng. kenet. i. nazik. soğuk ve nemli. i. i. edep. medeni.ınlatmak. istemek. yurttaşlık ile ilgili. edepli. talep sahibi. madeni ses. klan. f.. inşaat mühendisliği. i. vatanda şlık hakları. 6. hak talep etmek. uygarlık. haykırmak. i. bak. kâhin. s. kibarl ık. iddia. 2. 2. el çırpmak.civic civic center civics civil civil defense civil engineer civil engineering civil law civil law civil liberty civil marriage civil marriage civil rights civil servant civil service civil service civil war civilian civilisation civilise civilised civility civilization civilize civilized clad claim claim for damages claimant clairvoyance clairvoyant clam clamber clammy clamor clamorous clamour clamp clan clandestine clandestinely clang clank clap clap clap eyes on clap of thunder s.. i. yaygara koparmak. İng. i. uygar. i. mengene ile sıkıştırmak. 2. İng.. nazik. yaygara. 2. şehre ait.. medeniyet. yap ış yapış. 1. f. ışlamak. insan haklar ı. tangırdamak. kabile. sivil. civilize. medenileştirmek. 1. gaipten haber verme.. hak. kıskaç. civilized. şaplak. terbiyeli. gizlice. zool. --ping) 1. kütüphane v. f. 1. civilization. madeni ses çıkarmak. İng.. ç şıngırtı. sahip ç ıkmak. feryat.. bireysel. i. belediye ile ilgili. elle vuruş. 1. 2. dili -i görmek.

düzgün. domuz tırnağı çekiç. köprücükkemi ği. açık. açıklanma. 2. açıklığa i. tüymek. f. tırmalamak. toplayıp atmak. 2. kategori. sınıf. 2. açıklığa kavuşturmak. s. 2. çarpışmak. aydınlatma. leke giderici (s ıvı) ilaç. bölümlenmiclassified (bilgi). çözülmek. dili 1. takırtı. s ınıf. açıklık kazanmak. k 1. açıklığa kavuşma. sınıflanmış. çeşit.clapped-out claret clarification clarify clarinet clarinetist clarity clash clasp clasp knife class class classic classical classification classified classified ads classified advertisements classifieds classify classmate classroom clatter clause clavicle claw claw hammer clay clean clean out clean up cleaner cleaning cleaning fluid cleaning woman cleanliness cleanly cleanse cleanser clear clear conscience clear off clear out clear the air clear the table clear thinker clear up s. (hastalık) geçmek. 1. 3. klasik. 2. kusursuz. çatışmak. aç ıklığa kavuşturmak. i. 1.dövüşmek. gürültü. 2. 5. şeffaf. külüstür. 1. 2. 1. müz. pak. dili. bent. 2. 1. 1. temizleyici madde. s. temizleme. sınıf. kuru temizleyiciye gönderilen giysi v. mantıklı düşünen kimse. açık: His instructions were quite clear. halis. sınıflandırma. 2. aç ık bir şekilde anlatmak. temizce. 1. sar ılmak. temizlik. bölümleme. pestili çıkmış. temiz bir şekilde. yırtmak. (madeni şeyleri) birbirine çarpmak.. engelsiz. sınıflandırılmış. i. dili s ıvışmak. 4. kil. yenebilir (av eti v.ıs. şart. (gazetede) küçük ilanlar. i. -i sınıflamak. aydınlanma. tasnif. tak ırdatmak.1. hüküm. kucaklama. tırnak. i. klasik. vuzuh. kuru temizleyici. sınıf. s. i. temizlemek. i. takım. 4. 2. 2. toka. net. kast..bölümlemek. temizlemek. köprücük. 2. hurdası ç k ırmızı i. saf. biçimli. pürüzsüz (cilt). çok yorgun. kolaylıkla anlaşılan/duyulan. -i tasnif etmek. tür. temiz. grup.sustalı bıçak. klarnet.. takırdamak. 5. gizli advertisements.ıkmış. derslik. bulutsuz. dili s ıvışmak. i. i. f. halletmek. İng. pençe. 2. ar ı. açıklık getirme. temizlikçi kad ın. 6.. patırtı.b. 1. i.). açıklanmak. anat. dershane. ş. şüpheleri gidermek. i. açıklık. sofrayı kaldırmak. dilb. -i (kategorilere) s. temiz ahlaklı. kopça. 1. sar ılma. 1. i. dili (gazetede) küçük ilanlar. 3. 2. bitkin. kopçalamak. f. büyük çak ı. ders. tüymek. 7. aç ıklama. açıklamak. vicdan rahatlığı. 3. 4. z. açıklığa kavuşturma. k. çözmek. i. berraklık. (madeni şeyler) birbirine çarpmak. çatırdatmak. i. f. i. açıklık getirmek. mücadeleye i. f. tasnif edilmiş. klasik eser. klasik. i. cümle veya yancümle ya da bazı geçmiş zaman sıfat-fiilleri gibi bir özne ve ona ait bir fiilden oluşan i. f ıkra. tabaka. -i (kategorilere) ayırmak. çarpışıp savaşmak. temizleyici madde. i. 1. 3. pençe atmak. f. 2. i sınıf arkadaşı. balç ık. s. f. k. k. f. Bordo şarabı. classification. -i sınıflandırmak. zümre. -i s ınıflamak. classify. kategorilere ayr ılmış. temizlik. açıklık kazanma. temizlikçi. 2. temizlemek. f. kucaklamak. 2. s ınıflama. bak. 1. . i. k. (hastalığı) gidermek. 2. toka ile tutturmak. duru. classic. 1. masum. 1. 3. -i (belirli bir grubun içinde) saymak. 3. k. madde. saydam. 1. klarnetçi. açık (gök). sabun.b. temizlemek.. aydınlatmak.

yakınında olmak. sekreter.b. i. i. 1. klişe. s. sıkıca yakalamak. 2. zeki.t. boks birbirine sarılmak. müvekkil. mandal. çatlak. 2. tıkırtı. 3. tık sesi. ak ıllı. 1. k. tek. 1. takoz. 3. temizleme işi. çıkmak. 1. i. balta. 1. --ping) 1. basmakalıp söz. doruk. klinik. 2. hızlı bir yelkenli gemi. (saç/tırnak/çim kesmek için) makas. perçinlenmiş çivi. i. şefkatli. maşa. 2. f. i. 1. f. 2. şıngırdamak. mü şteri. 2. şefkat. f. (kadının) göğüs arası. tıklamak. gümrük muayene belgesi. (ağaçlık bir alandaki) tüm ağaç ve çalıları kesmek. i. şıngırdatmak. 3. papaz. 2. 1. 1. 2. 1.´nden) kupür şarjör. 1. k ıskı. (hatıra v. çarpmak. doruğa ulaştırmak. 2. açığa tıraşlama kesmek. 2. s.b. i. tokuşturma. i. çoğ. geminin limanı terketme izni. çıt. aç ık. i. 1. 4. boks birbirine sarılma. k. perçinlemek. papaza ait. tırmanış. 3. tıkırdatmak. tıkırdamak. i. f.gy. yarılma. 1. çıt sesi. kesme. beceriklilik. 3. İng. streç film. net. 1. doruk noktas ı. 2. f. matb. ak ıllıca. 2. müz. 1. meydan. (tüfekte) kesmek. --d/clo. aç ıklık yer. 4. i. 1. 1. dili hızla gitmek. s. i.ışmak. -e yap ışmak. klişe. f. i. çıtırtı. çoğ. anahtar. s. 1. kırpma. 1. zirve. doruğa ulaşmak. i. bölünmek. uçlarını kesmek. temizleme. 3. i. k ırkmak.o. 2. klinikle ilgili. kupür. bak. 5. i. açıklık. 1. koçboynuzu. yar ılmak. yap 2. i. 3. tırmanma. tutunmak. merhamet. sarp kayalık. zekice. 2. i. 1. 2. i. sekreterlik. kesik. clue. papaz. güneşli ve ılık (hava). i. çıt sesi çıkarmak. klinik. (--d/clove/cleft. i. i. 2. 2. (--ped. (bardak/kadeh) tokuşturmak. sa ğlama bağlamak. 2. ata 5. 2. 2.clearance clear-cut clearing cleat cleavage cleave cleave cleaver clef cleft clemency clement clench clergy clergyman cleric clerical clerk clever cleverly cleverness clew cliché click client clientele cliff climate climax climb climb down climber clinch cling cling film clinic clinical clink clink clinker clip clip clip s.ırkma. inmek. papazlar. hava. bölmek. kliring. (yumru ğunu/dişlerini) sıkmak. kavramak.men (klır´cimîn) i. 1.ven/cleft) yarmak. f. çatlama. s.... 2. bir şeyi -e ataşla/klipsle tutturmak. cler. i. merhametli. tırmanmak. 2. perçinleme. tık. uçurum. ayrık. i. tırmanacak yer. mü şteriler. kırpmak. f. bot. (a ğaçlık bir alanı) çıkarma. -den ayrılmamak/çıkmamak. kama. i. 3. tırmanıcı sarmaşık. satır. dili toplumda yükselmek isteyen kimse. i. i. i. havanın güneşli ve ılık olması. (ceza olarak) birinin hareket alan ını sınırlamak. 1. 4. becerikli. (clung) 1. 2. tezgâhtar. aydınlatma. klips. i. tıklatmak. 2. i. yarık.´ne) bağlı olmak. i. tık sesi çıkarmak. bak. (gazete. iklim. 1. 2. f. s. f. ak ıllılık. onto clipboard clipper clipping i. 1. 1. 4. dergi v. (--d/clove/clave) to 1. sıkıca sarılmak. cleave. cüruf parças ı. klipsli kâ ğıt altlığı. 2. vurmak. f. f. orgazm. 6.´s wings clip s. 2. f. 3. yar ık. 1. 1.ş. güreş. şıngırtı. den. sekretere ait. 2. takas. 3. -e sadık kalmak. müvekkiller. kesin.. z. 2. k . 1. 2. güre ş.

2. sinekkayd ı tıraş. i. 3. pelerin. köstek. kapatmak. s. yak ından. 2. kapamak. sıkı ağızlı. gizli komünist. sabo. tuvalet. i. (iş gününün bitiminde) işyerini kapatmak. pıhtı. avlanman ın yasak olduğu mevsim. anat. saat.clique clitoris cloak cloak s. saatin makinesi. (süt) kesilmek. kapanmak. dili paçayı zor kurtarma. k. 2. s. --ting) 1. 7.. kapalı devre. revaklı avlu. helata şı. revak. i. tecrit etmek. f. yakın (arkadaş). indirimli satmak. yak ın. 4. 1. dili paçayı zor kurtarma. puantöre kaydettirerek i şbaşı yapmak. 1. (--ged. dili paydos etmek. nalın. i. sıkı ağızlı. samimi. saat yelkovan ı yönünde. engel olmak. (işyeri) kapanmak. s. yüklük. saatçi. toprak/çamur parças ı. birbirine yaklaşmak. cimri. i. (i şyerini) kapamak/kapatmak. 2. sinekkayd ı tıraş. s. 2. i. 2. üste oturan (giysi). 2. 2. eli s ıkı. b ızır. kesek. f. dar. (i şyerini) kapamak/kapatmak. yalnız sendika üyelerini çalıştıran fabrika. 1. kapalı. tahta ayakkabı. 2. havasız. 1. k. s. (gard ırop işlevi gören sandık odası gibi) gömme dolap. kapatmak. 3. k. yak ın benzerlik. saat tutmak. dar. 1. 1. hemen hemen. yak ında. pıhtılaştırmak. t ıkamak. dar kurtulma.. yak ından çekilen fotoğraf. s. k. anlaşmaya varmak. manastıra kapatmak. i. pıhtılaşmak. kapatılmış. engellemek. kemeraltı. sersem. . kapamak. i. i. 2. f. 1. bir şeyi (başka bir şeyin) kisvesine büründürmek. takunya. tıkanmak. gizli tutulan. beraberliğe yakın oyun/yarış. 3. 2. (--ted. k. kapalı devre. i. --ging) 1. z. i. ayırmak. dili budala. s. aleni olmayan.t. kapanmak. birbirine yakın. 6. İng. 1. -in etraf ını çevirmek. f. ağzı sıkı. klozet. gizli homoseksüel. i. 1. f. (işyeri) kapanmak. 1. puantöre kaydettirerek paydos etmek. klitoris. 2. top top olmak. köstek vurmak. hemen hemen. i. lavabo. göğüs göğüse çarpışma. vestiyer. klik. hizip. engel. İng. 5. sıkı. 1. 2. kapalı. dili gizli. 2. in a guise of cloakroom clock clock in clock out clockmaker clockwise clockwork clod clog clog cloister close close close by close call close call close combat close contest/game close down close haircut close in on close on close out close resemblance close shave close shave close the deal close to close up close up shop closed closed circuit closed circuit closed season closed shop close-fisted close-fitting close-mouthed closet closet communist closet homosexual close-up clot i. hepsini satmak. f. manastır. k ısa saç tıraşı. 1..

k ıs. 4. a ğır adımlarla yürümek. i. s. 1.dili yumruk indirmek. bulutlanmak. care of eliyle. s. üstünü örtmek. 2. 1. ağır ağır atılan adımların sesi. dalgal ı (mermer). i. i. debriyaj pedalâmin demek. isk. f. 3. s. i. f. kararmak. 3. cling. kavramak. 2.. yolcu otobüsü. f. i. i. kavrama. i.. 1. bulanmak. cop. i. carried over muh. gıdaklama. yığmak. bulutlarla kapl ı (dağ tepesi). düzensizce atmak.. düzensizce yayılmış eşya. giyim eşyası. salk ım. 1. elbiseler. bez ciltli. 3.cloth clothbound clothe clothes clothes basket clothes moth clothes moth clotheshorse clothesline clothes-peg clothespin clothing cloud cloudburst cloud-capped cloudless cloudy clout clove clove clove clover clown clownish clownishness club clubfoot clubfooted cluck clue clump clumsily clumsiness clumsy clung cluster clutch clutch at straws clutch at straws clutch pedal clutter cm CO Co co. mandal. 2. çamaşır ipi. bulutsuz. 2. karışıklık. karartmak. sakar. cleave. f. i. county. i. f.y. kavrama. (--d/clad) 1. vasıtasıyla. 1. mandal. pıhtılaşmak. mak. çamaşır sepeti. 3. güve. tokat atmak. kulüp. yumru ayaklı. i. İng. f. k. oto. giysiler. grup. i. otobüs. sakarca. f. bak. s ıkıca2. dağınıklık. d. salkım haline getirmek. gıdaklamak. 1. i. beceriksiz. gölge i. güve. i. kaplamak. özel öğretmen. 1. İng.6. küme. i. 1. soytarılık. bulutlu. buland ırmak. bulut. 1. tutam. darmadağınık etmek. soytar ı. sıkıca k. anahtar. nüfuz. sağanak. düzensiz bir şekilde doldurmak. 2. at -i k. Commanding Officer. giysiler. 3. k. dumanlı. sopa. şüphe altında. k ıs.. bez. debriyaj pedalı. ispati. i. 1. f. k ıs. beceriksizce. demet yapmak. 2. 1. debriyaj. f. palyaço. beceriksizlik. oto. (--bed. iz. sopalamak. (sarımsakta) diş. bulanık. ambreyaj. yumruk. c/o coach coagulate i. -bing) coplamak. -i çalıştırmak. 3. bak.2. 1. açık olmayan. k ıs. örtmek. -i yetiştirmek. çomak. company. 2. 1. yonca. 3. s. hantalca. elbiseler. 2. . 1. tokat. i. kümelemek. i. sonraki sayfaya/sütuna nakledilen (toplam). yolcu vagonu. örtü. 2. beysbol (topa) h ızla vurmak. 2. hantal. i. bulutla kaplamak. f. 2. demet. 2. dili olmayacak duaya ı. dernek. karanlık. 2. i. leke. 4. 1. soytarı gibi. kümelenmek. sinek. küme.. çamaşır askısı. 2. f. yığmak.. sakarlık. ipucu. giydirmek. yığın. s. töhmet altında. İng. tutma. s.tutmak. kenet. 2. çal ıştırıcı. z. s. 2. 5. dili 1. soytarılık etmek. duman veya toz bulutu. hevenk. i. f. f. i. hantallık. kumaş. i. yumru ayak. pıhtılaştırmak. 1. 3. spor antrenör. dili ümitsizlik içinde her çareye ba şvurmak. bir araya toplanmak. karanfil (baharat). çoğ. bulutlu. f. centimeter(s).

f. i. 1. i. 1. i. k. i. f. i. deniz k ıyısı. 1. horozibiği. ği. s. kakao tohumu. eğri.o. vana. out of s. 3. sahil. palto. i. den.. bot. 2. argo penis. çarpık. kıyısal. tabanca horozu. erkek ku ş. paltoluk kuma ş.b. i.coal coal mine coalesce coalescence coalescent coalition coarse coarsely coarsen coarseness coast coast guard coastal coaster coastline coat coat hanger coat of paint coat rack coating coax coax s. i. kaba. portmanto. kakao rengi. 2. 2. 2. kaldırım taşı döşemek. cob cobalt cobble cobbler cobblestone cobra cobweb cocaine cock cock one´s hat cock-a-doodle-doo cockchafer cockerel cockeyed cockfight cockpit cockroach cockscomb cocksure cocktail cocky coco cocoa cocoa bean cocoa butter i. f. k ıyı. adi. kaba. i. kaldırım taşı. horoz dövü şlerinin yapıldığı yer. f. kakao ya ğı. s. kendine fazla güvenen. birleşmek üzere olan. i. koster. birleşim. 1. tüfek horozunu çekmek.) sürmek. horoz. i. züppe. tabaka. 1. i. pedal koruma. kabala şmak. s. valf. sahil. birini tatlı sözlerle kandırarak bir şey elde etmek. kabalaştırmak. i. kendinden fazla emin. kobra yılanı. m ısır koçanı. ceket. kokain. 4. 1. bir olmak. alçak güverte. den. i. 1. tüfek horozu. tabaka. 3. iri taneli. kaba (dokunmu ş kumaş). horoz dövü şü. 2. 3. 4. 1. ısı. kömür oca ğı. 2. kokpit. k ıyı boyunca gitmek. 5. horoz ibiği. i. 2. i. kakao. tatlı sözlerle kandırmak. bir kat boya. k ıyı boyu. 2. f. s. 3. i. birleşmek. yekvücut olmak. 2. ince z. 2. birleşme. i. kömür. 1. i. şapkayı yana yatırmak. gönlünü yapmak. musluk. s. ayakkab ı tamircisi. sahil çevirmeden bisiklet sürmek. 3. kat. i. 2. elbise ask bir askı. kat. baya ğı. dili kendini be ğenmiş. altlık. kokteyl. dil dökmek. ayakkabı tamir etmek. kaplamak. i. f. pilot kabini. horoz ötü şü. 2.. (kayakla/bisikletle) yokuş aşağı kaymak/inmek. 3. 2. bardak altl ığı. kabaca. koalisyon. tabaka (boya v. mayısböceği. erkek (kuş). 3. hamamböce i. kaba saba. i. i. argo saçma. sütlü kakao. zool. 1. 1. . kam ış. olmayan. kukuriku. kokpit.t. şaşı gözlü. i. parke ta şı. 1. den. terbiyesizlik. yavru horoz. f. hindistancevizi. i. kobalt. s. birle şme. i. kaldırım taşı. görgüsüz. 3. (hayvan ın derisindeki) tüyler. 1. kabalık. ask ılık. i. 2. 4. kor. örümcek a ğı. 1. argo küfelik.

kodein. sehpa.. . çark dişi. kahve. 1.. karma e ğitime ait. ikna kuvveti. eş. düşünüp taşınmak. ahlak kurallar ı. ğitim uygulayan. denk. kurukahveci. akran. kahve telvesi. kod. yapışmak. s. f. i. i. dili karma bir üniversitede okuyan k ız öğrenci. i. bir arada var olmak. 3. s. kahve. f. uyum içinde olmak. kutu. bir arada var olu ş. i. i. i. tatlı. zorlama. s. bask ı. kahveye benzer bir şey. şifre ile yazmak. i. koza. collect on delivery. f. karma e ğitim. kanun halinde toplamak. İng.. dili moruk. f. k ıs. kaynaşmak. i. kanun halinde toplama. 2. 2. kanun haline getirmek. 1. bak.. İng. diş. s. kahve demliği.. f. uyuşmak. 2. f. tasarlamak. pinpon adam. ikna edici. hindistancevizi. i. i. hafif ate şte kaynatmak. kasa. cognizant. morina. 1. kahve çekirde ği. k. dişli çark. i. cognizance. coeducational. karma e katsayı. 1. i.. kanyak. birbirini tutmak. büyük hindistancevizi. i. i. 1.. kodlamak. karma eğitimin uygulandığı bir okulda okuyan. 2. i. konyak. dili. cash on delivery. cod-liver oil bal ıkyağı. k. tatlı kaşığı. i. i. kanunname. bak. (alafranga) kahve fincan ı. k. tabut. i. zorlayıcı. üstüne titremek. eşit. bak. s. zorlamak. cod coddle code code of honor codeine codger codification codify coed coeducation coeducational coefficient coequal coerce coercion coercive coexist coexistence coffee coffee bean coffee cup coffee grounds coffee mill coffee of a kind coffee shop coffee spoon coffee store coffee table coffeepot coffer coffin cog cogency cogent cogitate cognac cognisance cognisant cognition cognizance cognizant cogwheel cohere i. şifre. i. s. kanun. 1. ruhb. inandırıcı. inandırıcılık. çay. tutarlı olmak. hindistancevizi a ğacı. 2. sandık. i. bir sisteme ba ğlamak. 1. i. mecbur etmek. sandviç ve hafif yemekler sunan lokanta. 2. düşünmek. i. s.. kavrama. i. 2.coconut coconut palm cocoon cod COD. kurukahveci dükkân ı. kahve de ğirmeni. müsavi. biliş. fark ına varma. ihtimam göstermek. f.

kolay anlaşılır. tasma takmak. katlanabilir. sarılmak. 2. f. anat. ikincil. işbirliği yapan kimse. fiz. tasma. 2. merhametsiz. ına yapışmak. havanın aniden soğuması. 2. açılır olmak. mantıklılık. lahana salatas ı. tamamlayıcı. 2. çökmek. tesadüfi. 1.ı.. soğuk savaş.b. 1. destekçi. i. den. i. söğüş et. 3. aynı soydan gelen. yandaş. 3. tutarlı i. kolit. senet v. cilt kremi. soğukkanlı. 2. kolaboratör. köprücükkemi ği. i. kangal. f. yağlı krem. aniden gelen so ğuk hava.b. gerdanl ık. halka şeklinde k madeni para. yapışma. i. süzgeç.ın berberi olan erkek. kad i. bir sonuca bağlanmadan s. (formaları) harman etmek. i. biyol. argo kokain. kolaj. halka. i. dili kolalı içecek. birleşmiş. çatışmak. yüz kremi. tesadüfen. işbirliği yapmak. tesadüf. i. uymak. s. taraftar.f. i. yıkılmak. 3. koherent. i. yakalamak. i. duygusuz. yap ışmış. suya düşmek. saç biçimi.kar şı gösterilen gösterilen ve bir mülk. 2. 1. kolaboratör.´ne dayalı) teminat. madeni para sarmak. rastlantı eseri olan. harmanlamak. i. 4. uçuk. frigo. bir olmak. k. s. roda. 1. soğuk. (sayfalar ı) sıraya koymak. 4. 2... kevgir. elek. i. yaka takmak. tahvil. yaka. fiz. i. i. 1. f. yan yana olan. (proje/plan) i. katı yürekli. kok. . 2. kok kömürü. tutarlı. karşı teminat. basmak. şans eseri. 2. 2. 3. yakas yakalık düğmesi. birlikte çalışan kimse. s. i. 1. 2. soğukluk. 2. f. kohezif. karşılaştırarak okumak. 1. 1. kalınbağırsakta ve karın boşluğunda duyulan sancı. hempa. soğuk dalgası. 3. birlikte çalışma. suç orta ğı. yap ışkan. kohezyon. (borca kar şı ve bir mülk. 1. f. tutarlık. tıb. 2. 1. 3. kolaboratör. aynı zamana rastlamak. tutarlılık. soğuk kimse. s. çökertmek. ani soğuk. uyum sağlayan. uyum içinde olma. bobin. 1. z. uyuşma. 1. bak. 2. with ile rastla şmak. nezle.. i. rastlant mat. kuaför. s. ıvrılmış saç. tali. 1. s. tahvil. mantıklı. 1. senet v.coherence coherent coherently cohesion cohesive cohort coiffeur coiffure coil coin coincide coincidence coincidental coincidentally coition coitus coke coke colander cold cold cream cold cream cold cuts cold fish cold snap cold snap cold sore cold war cold wave cold-blooded coldhearted coleslaw colic colitis collaborate collaboration collaborationist collaborator collage collapse collapsible collar collar stud collarbone collate collateral collateral security i. i. saç tuvaleti. kangallamak. 3. 3. 5.´ne dayalı) (borca 1. coitus. s. 2. birlikte çalışmak. eşevreli. soğuk. işbirlikçi. 1. 1. fiz. i. (insanlardan oluşan) grup. yıkmak. yapışıklık. kalınbağırsak iltihabı. (iskemle/masa) açılır kapanır kapanır. yard ımcı. kangal şeklinde boru. kolik. işbirliği. 2. 1. 3. işbirlikçi. olarak. ac ımasız. köprücük. çak ışmak. (sözcük/söz) türetmek. tıb. merhametsiz. z. i. i. f. cinsel ilişki.

kafas ını toplamak. kolektif çiftlik. 2. dev şirmek. f.. i. İng. i. renkli bask ı. renklenmek. bak. ortak bellek. collect one´s thoughts collected collection collective collective agreement collective bargaining collective farm collective memory collective noun collective noun collective ownership collector college collide collie collier collision colloq colloquial colloquialism colloquially colloquy Colombia Colombian colon colon colonel colonial colonialism colonialist colonise colonist colonization colonize colony color color filter color photograph color photograph color photography color printing color television/TV i. Kolombiyalı. 2. 3. 3. sömürgele ştirme. 2. kolon. iki nokta üst üste (:).. topluluk ad ı. ruhb. anat. karşılıklı konuşma. 1. koloni haline getirmek. sömürgeci. koloni. -de koloni/koloniler kurma. koleksiyon. 2. kömür madeni işçisi. ödemeli telefon konu şması. renkli foto ğraf. 1. ortak. i. 2. 1. 1. f. toplamak. 3. i. f. i. toplu sözle şme. colloquial. . s. 1. biriktirmek. fakülte. (kilisede toplanan) para. toplanmak. 1. kolektör. Kolombiyalı. Pul biriktiriyor. i. i. hep bir arada. toplama. s. 3. ortakla şa. renklendirmek. i. 3.. iane.b. i. i. -de koloni/koloniler kurmak. kolonide ya şayan. s. 2. çarpışmak. dilb. 3. with -e çarpmak. 1.. sancak. 2. i. 2. (işverenle işçi temsilcileri arasında) toplu görüşme. 4. kolektif. yüzü kızarmak. kendini toparlamak. renkli televizyon. birikmek:telefon konustamps. colonize. i. yüksekokul. i. Kolombiya. tahsildar. z. i.). konuşma dilinde kullanılan sözcük/söz. They don´t collect trash on ödemeli He collects şması. renkli foto ğraf çekme. koloni haline getirme. üniversite. s.. 3. koloni kuran. kolonyal (sanat. topluluk ismi. renk.colleague collect collect call collect call collect o. 1. kömür gemisi. 2. toparlamak. i. 2. 2. sömürgeci. s. iş arkadaşı.s. çoğ. İng. canl ılık. sömürgeleşme. renk filtresi. al ımcı. boya. Kolombiya´ya özgü. 1. akl ı başında. i. renk de ğiştirmek. mimari v. (anayurdundan ayr ı) bir kolonide ya şayana özgü. s. foto. sömürgecilik. 2. mükâleme. f. colloquialism. i. bayrak. sömürgecilik yanl ısı. toplu. f. boyamak. sömürgele ştirmek. 1. İskoç çoban köpeği. koleksiyoncu. i. konuşma diline özgü. derlemek. 1. meslekta ş. albay. 3. ortaklaşa iyelik. sömürge. renkli foto ğraf. Kolombiya. konuşma diliyle. k ıs. çarpışma. toplanm ış: the collected works of Shakespeare Shakespeare´in toplu eserleri. koloni haline gelme. matb. ortak mülkiyet. 1. koloni. i. 1. renk. toplaç.

s. -e erişmek. Az kald ı tepesi atacaktı. birle şme. 1. (came. i. komada. f. dili beli gelmek. f. İng. yansız. 3. kavgac ı. renksiz. 2. 1. koma. silik. akromatopsi. birleştirmek. (--ted. ile kar şılaşmak. f. (biri) (eskiden sahip oldu ğu) para ve prestijini kaybetmek. ateşli bir tartışma.color-blind color-blindness colored colorfast colorful coloring coloring book colorless colossal colour colt column columnist coma comatose comb comb out combat combat combat troops combat zone combat zone combatant combative combination combination lock combine combine combustible combustion come come about come across come along Come along. f. 2. mim. tic. vuruşma. Temmuz geldiğinde denize gelmek. 2.´nde) ibik. 3. kim. sağlığı gittikçe düzelmek. to (bir kişiden/bir zamandan) (başka birine/başka bir zamana) kalmak. s ıkıcı. orgazm -e rastlamak. 1. sava şçı. 5. -e varmak. yıkılmak. f. fıkra yazarı. kendine gelmek. aralarına girmek. 2. tarak. s ıpa. sütun. 1. birleştirme. 2. i. kartel. canl ı. 4. come) 1. ayırmak.b. gelmek. 3. düşmek. petek. -e rast gelmek. dövüşme. i. k. şifreli kilit. boyama kitab ı. taramak. solgun. boşalmak. birleşim. 3. yanma. (fiyat) dü şmek. çok büyük. s. siyah. tutu şma. i. 2. (horoz v. He came close to losing his temper. bileşim. gerçekçi olmak. renkkörü. 1. saldırmak. geri dönmek. akla gelmek. 2. 2. 4. üstüne yürümek. ask. 3. s. kombinezon. 1. renkli. renksiz. tay. kaba zenci. birleşmek. biçerdöver. gazet. 1. soluk. (fırsat) çıkmak. muharebe alan ı. devasa. daltonizm. bak. kol. tekdüze. savaş. renk. come around come at come back come between come by come close to come down come down in one´s opinion come down in one´s price come down in price come down in the world come down to earth s. 1. 2. 1. 3. 3. 2. donuk. i. 2. muharebe. direk. kolon. iyile şmek. 1. dövüşken. -i keşfetmek. 2. kö şe yazısı. ilerlemek. Come July and we´ll be swimming. kolay tutu şan. 2. s. 3. birlik. 4. geri gelmek. (birini) eskisi kadar çökmek. 5. (kendi malının) fiyatını düşürmek. --ting) 1. savaş alanı. gazet. (kilitte) şifre. i. 1. color. s. 3. dövüşmek. yar ı baygın.. boya. renkli. dövüşçü. muharip birlikler. i. i. 3. 1. olmak. beraber gelmek. bal pete ği. 3. . renkli. 4. hayal kurmaktan vazgeçmek. monoton. ateşli bir tartışmaya katılan kimse. sava şma. 2. ask. yanıcı. i.. fıkra. renkkörlü ğü. i.. -e ulaşmak. kocaman. anlams ız. 2. 1. i. meydana girmiş olacağız. u ğramak.. s. s. kolay tutuşan madde. mücadele etmek. u ğramak. renksiz. kö şe yazarı. 2. solmaz. saymamak. (bir şeyin) fiyatı düşmek. i. i. i. 1. 2. tarafsız. dediğine gelmek. 1. 1. muazzam. sava şmak. s. 2. elde etmek. çarpışma. muharip. Hadi can ım. taramak.

dili 1. meydana ç ıkmak. iktidara geçmek. k. ç ıkmak. görünmek. durmak. gerçekle şmek. 2. etkili olmak. gerekeni/beklenileni yapmak/becermek. başı darda olmak. iş başına geçmek. düşmek. aç ımlanmak. başkalarını hayal kırıklığına uğratmamak. yumruk yumru ğa gelmek.come down with a cold come forward come from afar come hell or high water come home to come in come in handy come into come into collision with come into force come into play come into possession of come into power come into prominence come into sight come into the picture come into the world come into use come into view come of come off Come off it! come off worst/get the worst of it come on Come on! come one´s way come out come out of one´s shell come out on top come through come through come through with come to come to a dead stop come to a decision come to a head come to a head come to a point come to a point/ make a point of come to a stop come to an agreement come to blows come to blows come to close quarters come to fruition come to grief come to grief nezle olmak. meydana gelmek. ortaya ç ıkmak. (yayın) yayılmak. (mirasa) konmak. gelmek: Has the iırada) olmak: 1. yenilmek. -e özenmek. dili 1. başarısızlığa uğramak. görünmeye ba şlamak. ortaya ç ıkmak. ayılmak. başarılı bir sonuç almak. dünyaya gelmek. fermaya oturmak. varmak. kullanılmaya başlamak. tamamen durmak. dört ayak üstüne düşmek. felakete u ğramak. muzaffer ç ıkmak. altta kalmak. belli olmak. k. karara varmak. olmak. yürürlüğe girmek. 2. son noktaya varmak. belasını bulmak. Kimse ç ıkıp da ogelmek. başarılı olmak. en çok zarara u ğramak. 3. 2. 1. 1. 3. kat ılmak. 1. 2. 1. . stop/istop etmek. (leke) çıkmak. 2. -in sahibi olmak. ne olursa olsun. (av köpe ği) ferma yapmak. Yok can ım! k. gözükmek. do ğmak. birinci olmak. 3. bütün zorluklara ra ğmen. (yarışma sonunda) (belirli bir sşe yaramak. kendini göstermek. 2. (bir şeyi) bilhassa yapmak. girmek. He came in first. (belirli bir amaçla) ortaya ç ıkmak: Nobody came forward to claim that cat. dili (beklenileni) yapmak. uyu şmak. ön plana çıkmak. herkesin dikkatini çekmeye ba şlamak. 2. kafas ına dank etmek. dili 1. kopmak. dili Yalan ı bırak!/Bırak! k. bir karara varmak. 1. yumruk yumru ğa gelmek. görünmek. 1. sahneye ç ıkmak. -den ç ıkmak. -e özen göstermek. (zor bir durumdan) sağ olarak k. 2. kendinden bekleneni yapmak. k. 1. dili (f ırsat) eline geçmek. kendine gelmek. girmek: Come in! İçeri gir!/Buyrun! 2. ç ıkmak. suskunluğu bırakmak. (haber) yayılmak. cenkleşmek. göğüs göğüse dövüşmek. 2. kullanılmaya başlamak. Haydi! 2. çok uzaklardan kedi benim demedi. Birinci oldu. 3. ile çarpışmak. dönüm noktas ına varmak.

comeback i. dili (bir plan. (bir yere) devamlı yaşamak amacıyla gelmek: He´s come to stay. 2.b. mutabık kalmak. çözülmek. olmak. (belirli bir hizaya) kadar gelmek. ayılmak. ile ciddi bir şekilde ilgilenmek. kuyrukluyıldız. -e tesadüf etmek. 1.come to grips come to grips with come to grips with come to hand come to life come to life come to light come to mind come to naught come to nothing come to nothing/naught come to one´s senses come to pass come to rest come to s.´ni) bulmak. i. argo zekice ve yerinde cevap. aklını başına toplamak. 1. ile kar şılaşmak. alımlı. doğru çıkmak. 1. etekleri tutuşmak. düşüş. durmak. sadede gelmek. sivrilmek. s. boşa çıkmak. başarısız kalmak. umumi . hayal kırıklığı. aklı başına gelmek. 1. gerçekle şmek. dövüşmeye başlamak. 2. ne olursa olsun. anlaşmak. come/run up against a blank wall k. bulunmak. comedian i. öne geçmek. hela. 1. gelmek. -e rastlamak. rahatlık. birinin imdad ına yetişmek. bitmek. mutabık kalmak. keşfedilmek. 2. 1. meydana gelmek. teselli. 2. eski formunu bulma. komedyen. itidalini kaybetmek. sona ermek. Artık burada kalacak. -e rastlamak. ne olursa olsun. 2. (with) anla şmaya varmak. konfor. çözülmek. çare. canlanmak. 2. cevap v. aç ılmak. kadın komedyen. teselli etmek. i. 1. (belirli bir seviyeyi) tutturmak. comedienne comedown comedy comely come-on comet comfort comfort station i. i. açmaza düşmek. 2. suya düşmek. i. (-in yetki alan ına) girmek. with (sevmediği bir şeyi) güçlükle kabul etmek. dili ç ıkmaza girmek. -in esaslar ını ele almak. k. 2. aklına gelmek. komedi yazar ı. 1. ç ıkmak. k. f. (kabul edilmesi zor olan bir şeyi) kabul etmek/kabullenmek. (birinin) para ve prestiji artmak. i.´s rescue come to stay come to terms come to terms come to terms with come to the fore come to the point come true come true come under come undone come unglued come untied come up against come up in the world come up to come up with come upon come what may come what may come/draw to a close come/run across (with) (ile) kap ışmak. gerçekleşmek. varmak. hatırlamak. ferahlık. dili tela şa kapılmak. -e çatmak. rahat ettirmek. açılmak.o. komedi.

hükümranl ık. komisyon üyesi. teslim etmek. geliş. 1. -in derdini payla şmak. z. s. rahatlatıcı şey. komik. 3. yaklaşma. ticaret hukuku. komedi ile ilgili. emir. i. ac ıma. tefsir. hakkında yorumda bulunmak. s. (--ted. 1. 2. söz söylemek. emir. alım satım. i. etkili. teselli edici kimse/şey. emanet etmek. i. tayin etmek. 1. şube müdürü. kumandan. yüzdelik. i. f. s. yapmak. i. komutan. tenkit. f. 2. söz vererek ba ğlamak. kaşkol. vazife. rahat. atkı. işleme. i. hâkim. -i ticaret arac ı yaparak bayağılaştırmak. (birinin/bir şeyin) anısına yapılan. eleştiri. deniz binba şısı. komando. 2. başlamak. TV reklam. 1. övmek. i. emanet etmek. anmak. kumandanlık: Air f. diploma töreni. f. 2. f. 6. söylemek. yorumcu. hatıra pulu. i. komando birliği. 5. karıştırmak. 3. komisyon ücreti. yaklaşan. yorum. egemenlik. gelecek. kurul. 1. 4. i. buyruk. f. operakomik. tefsir. yetki. i ş. 2. 3. 2. başlama. orantılı. yorgan. konforlu. . rahatça. radyo. bant-karikatür. virgül. bilg. s. --ting) 1. 2. Allaha kar şı saygısızlık suç işlemek. İng. komut: search command arama komutu. komisyon. i. 4. komut. başkomutan. 2. 3. 2. atamak.comfortable comfortably comforter comic comic book comic opera comic strip comical comics coming comma command commandeer commander commander in chief commanding commandment commando commemorate commemoration commemorative commemorative stamp commence commencement commend commendable commensurate comment commentary commentator commerce commercial commercial law commercial law commercial traveller commercialise commercialize commingle commiserate commiseration commission commissioned commissioned officer commissioner commit commit an impiety commit an offense s. anma. teselli. emreden. aç ımlama. 1. commercialize. 4. 1. 3. i. eylem. ticari. görevlendirmek. komik. askeri bir hizmete mecbur etmek.. f. 1. eşit. başlangıç. 1. güldürücü. ticaret hukuku. i. i. 3. emzik. İng. ticaret. 2. sal ık vermek. s. f. 2. kauçuk meme. s. bant-karikatür. s. f. on hakk ında fikrini i. görev. s. 1. f. gelen. 2. İng. 1. komedi oyuncusu. i. (askeri hizmette kullanmak üzere) el koymak. i. i. 2. 3. f. çizgi roman. övgüye de ğer. s. 2. subay. i. i şlemek. önümüzdeki.. 1. yorum. i. komutanl ık. 2. 5. karışmak. İng. etmek. katmak. tavsiye etmek. hatırasını yad etme.. (gezici) satış temsilcisi. ele ştirmen. 1. bak. 3. 2. gülünç. anma töreni. 1. 1.

2. pudralık. toplumsal. payla şma. topluluk. görü ş. aklıselim. ortak mal sahipliçevirmek. cemiyet. umumun mal ı olan. yoğun. s. üstenme. 2. i. mü şterek tasarruf. compiled. ulus. s. 3. f. genellikle. 3. cins ad ı. 1. basmakalıp söz. i. (cezayı) hafifletmek. mal. i. iletme. encümen. haberleşme.komite. 4. bulaşıcı. eyalet. 1. 2. 1. Bunu yapmaya söz intihar etmek. i. gürültü patırtı. komünist. 2. örf ve âdete dayanan hukuk. kurul. ulaşım.: There´s no common ground between them. adi hisse senetleri. sık. (k ısa ve resmi) bildiri. 1. 1. sıradan insan. geniş. cumhuriyet. katılma. ği. ezberlemek. sözleşmek. 1. kamu. söz. 2.s. mezhep. arasında her günile şehirdeki işyeri arasında her gün gidip gelen kimse. staple commodities başlıca satış ürünleri. lazımlık iskemlesi. 2. common-law marriage resmi nikâhs ız beraber ya şama. toplumla ilgili. s. 1. iletişim. 1. çoğ. s. common mat. halk. (bir konuda) ne dü şündüğünü söylemek. adi enemy ortak kesir. iletim. common grave ortak bir mezar. 1. 1.b. i. 2. iletili ş. 3. s. i. müşterek. komünizm. fikrini söylemek. (hastal ığı) bulaştırmak. f. halka ait. i. klişe. s. ortak bir zevk. olağan. teslim etme. bilinen gerçek. iletişmek. i. 1.commit o. common kesir. oto. cins ismi. kısa. 2.. ba ğlılık.(mektup. s. komisyon. küçük araba. s ıradan. i. pudriyer. sirayet ettirmek. komün. companion. s. bayağı. i. söyle şmek. taahhüt. sözleşme. 3. iletmek. k ıs. 1. Onlar ın hiçbir ortak yanı yok. teslim olma. dilb. i. hapsetmek. komünikasyon. z. 2. cins isim. amme. bildirmek. 4. 2. Hrist. (ile) haberle şmek. eşya. i. kesif. i. 3. 4. commit suicide commit to memory commit to prison commit to writing commitment committee commode commodious commodity common common fraction common ground common knowledge common law common law common man Common Market common noun common noun common property common sense common sense common stock common touch commonly commonplace commonwealth commotion communal commune commune communicable communicate communication communicative communion communiqué communism communist community commute commuter comp compact compact compact 1. özlü. complete. Hrist. ortak. 2. sıkı. beylik laf. 1. şamata. Ortak Pazar. sempatiklik. i. 1. karışıklık. beraber yapılan: common defense ortak savunma. sözlü anlaşma. i. 4. komünyon. baya ğı dü şman. (ile) iletişim kurmak. i. . yazmak. kesin karar. 3. çoğunlukla. örf ve âdet hukuku. haberleşme. sağduyu. nakletmek. sohbet etmek. telgraf gibi iletilen) haber. 2. ferah. to söz vermek: You´ve committed yourself to doing this. sağduyu. sıradan bir şey. heyet. 1. 2. 4. sadakat. tutku v. vaat. banliyödeki ev ile şehirdeki işyeri f. ortak mal. konuşkan. 2. not. i. banliyödeki evi gidip gelmek. f. compare. (with) iletilme. klozet. toplum. sokaktaki adam. 2.

yetki. s. -in bedelini by frequently making us laugh. 2. f. rehber. yakınmak. uyum. acıma. elkitabı. arkada şlık. 3. rekabete dayanan. ba ğdaşma. karşılaştırmalı dilbilim. yumuşaklık. 1. 3. i. mecbur etmek. yeterli. ortaklık. 2. şikâyet etmek. yetenekli. 2. kifayet. i. with ile yar ışmak. mukayese. uyumluluk. ask. yeterlik. yakınma. görüş alışverişinde bulunmak. refakatçi. 3. i. 1. tamamlayıcı. yumuşak. compere compete competence competent competition competitive competitor compile complacency complacent complain complainant complaint complaisance complaisant complement complement f. ile rekabet etmek. karşılaştırmalı. yoldaş. 2. karşılaştırmalı anatomi. s. 1. pusula iğnesi. tamamlamak. 1. with tic. yetkili. bedelini ödemek. i. f. i. to -e benzetmek. takdimci. s. yurttaş. f. (with) (ile) kar şılaştırmak. pergel. 6. geçimli. telafi. (ile) ba ğdaşan. kumpanya. başkalarına acıyan.y. refakat. i. ehliyet. beraberindekiler. olumlu compensation taraf. for i. rakip. 3. (sıfat veya zarfların) üstünlük derecesini gösteren. ehil. 4. arkada ş. s. i. 3. s. karşılaştırma. karşılaştırmalı dilbilim. i. 5. i. 1. cana yak ın. . dilb. tic. pusula ibresi. uyma. sunucu. 3. fikir alışverişinde bulunmak. kompakt disk çalar. davacı. 1. 4. 2. şikâyet. misafirler. i şin üstesinden gelebilen. 1. s. (with) (ile) uyumlu. 2. şefkatli.1. 1. sevecenlik. (--led. f. i. eş. dilb. f. i. 2. hastalık. 1. 1. topluluk. mukayeseli. telafi etmek. yalpak. i. 1. derlemek. f. --ling) zorlamak. merhametli. fayda. 2. yetenek. s. vatanda ş. 2. sokulgan. yarışma. benzer. nispi. 1. şefkat. faydalı taraf. compensate compensate for one thing by/with bir şeyi başka bir şeyle telafi etmek: She compensates for her occasional another rudenesses birine ödemek. arkadaşlık. i. i. misafir. tümleç. bölme. kendinden ho şnut. üstünlük derecesi. s. 2. 1. tazminat paras ı. ba şkalarıyla rekabet edebilir. yar ışmacı. -e benzemek. i. şikâyetçi. eşlik. pusula. 2. 4. görüş alışverişinde bulunmak. alan. Bizi s ık sık güldürerek arasıra compensate s. i. arkadaşlar.compact disk compact disk player companion companionable companionship company comparable comparative comparative anatomy comparative degree comparative linguistics comparative linguistics compare compare notes compare notes comparison compartment compartmentalize compass compass needle compassion compassionate compatibility compatible compatriot compel kompakt disk. f. saha. bölüm. tazminat. 1. karşılaştırılabilir. 2. eşlik. i. s. kompart ıman. 1. kendinden ho şnut olma.o. 2. yumuşak başlılık. for için yarışmak. çevre. dilb. i. tic. tazmin etmek. i. 2. 3. d. yumuşak başlı. 2. s ınır. kumpanya. sevecen. merhamet. kabiliyet. 5. bölmelere ayırmak. 2. şirket. 1. rekabet. 2. orantılı.

anlayış. i. 4. 3. kat ıksız: I´m in complete sympathy with what you´re saying. f. 2. girişik cümle. besteci. iltifat. tamamlanma. güçlük.s. kapsam. tamamen. karma i. i. Senin dediklerinecan buyıyla katılıyorum. s. iltifat etmek. O her zaman a ğırbaşlı bir şekilde davranır. dilb. 4. . ılımlılık. i. 1. dilb. (aralarındaki f. İng. birle şik sözcük. görünü ş. mürettip. tamamlama. çetrefil. kompliman yapmak. karmaşık. bitme. bileşimde bulunan. i. karma şık. çözülmesi güç. çetrefilleştirmek. i. bile kompleks. övücü. 1. 2. s. (müzik/şiir) yazmak. i. 1. karma şık. mat. yerine getirme. suç ortaklığı. 2. bileşik. güçleştirmek. cilt. -e riayet etmek. çetrefil. s. f. 1. kompleks. 1. Kitaplar ı. bileşim. terkip. with -e uymak. şiir yazma. Sonuçlar bekledi ğimiz gibi oldu. (yazılı ödev olarak) kompozisyon. şıklık. with -e uymak. i. kompres. f. dilb. tebrikler. f. karmaşa. 2. uysal. 2. i. uysallık. 3. 2. karma şık. kapsamak. uyma. ücretsiz.dizgici. i. 3.complementary complete complete with complete works completely completion complex complex complex sentence complexion complexity compliance compliant complicate complicate complicated complication complicity compliment compliment complimentary compliments compliments of the season comply component comport comport o. 2. güz. tebrikler. yumu şak başlı. (bir işe giriştikten sonra ortaya çıkan) engel. davranmak. billion liras. şiir yazmak. 2. çürümü ş yaprakla karışık gübre. karma ştırmak. s. kapsamlı. komposto. bir kitaplıkla beraber beş Rahmi liraya alabilirsiniz. tam. kim. komposto. 6. selamlar. geniş. karmaşa. 2. 1. i. kavranabilir. içinde binalar bulunan etraf ı duvarla çevrili yer. ekon. ho şaf. birle şik cümle. komplikasyon. karışık. tenin rengi. bestekâr. 2. i. 3. anlaşılması güç. 1. 1. s. s. riayet. itidal. soğukkanlılık. -e uygun olmak: The results comport with our expectations. 1. 2. kendine gelmek. kutlamak. karma. It came as book case for five ile beraber: You tamam the books complete with a a complete surprise. karışıklık. hediye olarak verilen. 1. bile şik. composer composite composition compositor compost composure compote compound compound compound interest compound sentence compound word comprehend comprehensible comprehension comprehensive compress compress s. (on) tebrik etmek. zorluk. sıkıştırmak. s. zorlaştırmak. z. beste yapmak. oluşum. ruhb. s. f. çapraşık. görünüm.beste yapma. beste. 1. kompozitör. öğe. 2. karmaşa. iltifat eden. etraflı. pürüz. bütün eserler: the complete works of Hüseyin milyar Hüseyin Rahmi´nin bütün eserleri. boyun e ğme.s. s. i. itaatkâr. 1. bileşik faiz. i. unsur. kompozisyon. kompleks. eleman. i. i. parça. anlaşmazlıkları) olmak. i. 2. anlamak.şik/karışık şey. itaat. içine almak. i. sayg ılar. f. tıb. sona erme. tümleyici. kavramak. paras ız. 1. kompleks. 5. ten. 3. 1. 4. tamamlayıcı. hareket etmek: She always comports herself with dignity. i. bütünüyle. karma şık hale getirme. 2. sakinlik. tamamlayan. karmaşıklık. kompliman. kendine hâkim gidermek. compose compose o. 1. s. san. s. bitirme. övgü dolu. uyma. kavrayış. anla şılabilir. cüz. bile şim. i.

2. i. bilgisayar programc ısı. tasavvur etmek. f. içbükey. vermek.a dislike I haveakl ına gelmek. ile uyuşmak. uzlaştırmak. düşünce. toplanma. bilgisayar çipi. içtepi. saklamak. 1. görüş. 2. zorgu. dü şünülebilir. derişim. i. (bir konuda) uzla vererek ile uzlaşmak. 2. 4.. i. s.. idrak etmek. -den olu şmak. kavramak. kibirli. düşünceli. arkadaş. mecburi. ile ilgilenmek. ruhb. s. alakalı. 1. f. düşünmek. --ning) aldatmak. z. hesap etmek. örtmek. zorlama. yoğunlaştırmak. hesaplamak. aleyhte. 3. kendini be ğenmiş. 1. i. 2. dü şünmek. bilgisayar programlamas ı. toplaşım. uzlaşmak. 2. ilgili. i. f. ile meşgul şeylerden biri. içbükey yüzey. vicdan rahats ızlığı/azabı. kand ırmak. i. yığma. konsantrasyon. hakk ında. f. yoldaş. 4. kibir. s. zorgulu. 2. f. görü ş. toplanmak. kendini be ğenme. bir araya getirme. fikir. s. computerize. anlamak. kompüter. yoğunlaşmak. 1. tazyik. 3. (taraflar ın karşılıklı ödün vererek yaptığı) anlaşma. 1. 1. s. ilgi: s. tasarlamak. 1. obruk. 3. itiraf etmek. merkezleri bir. 1. gebe kalma. İng. i. bilgisayar yazılımı. karşı.compressed air compression compressor comprise compromise compromise on compromise with compulsion compulsive compulsory compunction compute computer computer chip computer engineer computer engineering computer hardware computer operator computer program computer programmer computer programming computer software computerise computerize comrade con con concave concave conceal concede conceit conceited conceivable conceive conceive of concentrate concentrated concentration concentration camp concentric concept conception concern concern o. zorlayıcı. 1. bir araya getirmek. s. kavram. Bizi en çok ilgilendiren olmak. basınç. 2. i. with concerned concerning sıkıştırılmış hava. ruhb. uzlaşma. karşılıklı ödün şmak. endişeli. 2. gizlemek. f. dikkati bir noktada toplama. 1. bilgisayar donan ımı. kabul etmek. 2. 1. bilgisayar mühendisi. konsantrasyon. bilgisayar operatörü. koyulaştırmak. edat ile ilgili olarak. i. (--ned. 2. 2. 3. toplama. mefhum. -e dair. bilgisayara geçirmek. oluşturmak. gizli tutmak. i. bilgisayar mühendisliği. fikir. konkav. y ığmak. toplama kamp ı. i. b ırakmak. dayan ılmaz bir istek. sıkıştırma. hayal edilebilir. sistem operatörü. kompresör. gebe kalmak. f. teslim etmek. bilgisayar program ı. . bilgisayar. anlaşmaya varmak. ba şlangıç. kapsamak. I understand the reason for your concern. gurur. (birini) ilgilendiren şey: It´s one of our major concerns. conceived a dislike for him.––d 4. içermek. bilgisayarla donatmak. 3. f. 1. akla gelebilir. deriştirmek. bak. f. ortak merkezli. 1. zorunlu. i. kompresyon. uyuşma. Ona karşı içimde bir nefret uyand ı. düşünceyi/dikkati/gücü bir i. 2. kavram. 2.s. konsantre. f. toplamak.deri şik. s. yoğun.

teslim. son. 2. beton kar ıştırıcı. 2. taviz. sona erdirmek. malaksör. buğulaşma. uzlaştırmak. aynı zamanda. (hikâye/yalan) karıştırma. kamula ştırma. i. çatışmak. (yazıyı/sözü) şekerli konsantre süt. 4. f. az ve öz. kesin. 2. lütfetmek. 4. -e vesile olmak. yapmak.. yo ğunlaç. kim. izdiham. i. 2. beton. gönül alıcı. f. veciz. 1. kaput. düzmek. 2. 1. 2. gönlünü almak. kondansatör. birlik. 2. az ve öz. i. 3. 1. 2. z. i. f. huk. kabahatli bulma. s. 1. şiddetli sarsıntı. şarta bağlı. fiz. 2. netice. huk.uydurmak. kalabal ık. 1. ayıplama. sıvılaşma. uyuşan. 1. 2. 1. fiz. s. nihayet. karışım. yoğunlaşma. birbirine kar ıştırarak hazırlamak. kim.kısaltma. 3. 3. izin. taziyede bulunmak. ayn ı zamana rastlayan. 1. şarta bağlı satış. taziye. sonuç. 2. 2. sona ermek.. antlaşma. kondansasyon. sonuç ç ıkarmak. suçlu çıkarma. 2. yasaklamak. s. to/toward -e neden olmak. mahkûm etme. z. 3. s ıvılaştırma. bir karara varmak. nihai. k ınamak. i. ayn ı olma. i. istimlak. koyulaşmak. kayıtlı. uyuşmak. f. şart kipi. yat ıştırma. 1. 1. itiraf. somut. f. bar ış. koyulaştırmak. 2. uyuşma. son. 3. k ısaca. 2. tertip etmek. 1. s. 1. karar. birlikte yap ılmış. betonkarar. i. What are living conditions like there? Oradaki hayat dilb. kim. bitirmek. 1. gönlünü alma. beton. i. 1. with ba şsağlığı dilemek. özet. sözde alçakgönüllülük göstermek. s. uzlaştırma. 2. yemeğe çeşni veren şey. f. bumahkûmiyet. imtiyaz. şartlı. 1. özlü. i. bitiş. aynı zamana rastlama. göz yummak. yoğunlaşmak. f. 1. karar s. şart kipi. 1. 2. 3. ğunlaştırmak. f. ayn ı fikirde olmak. i. aynı zamana rastlamak. konser. ayıplamak. s. (buharı/gazı) sıvılaştırmak. tenezzül etmek. bitmek. uyum. 2. şartlı olarak. 4. suçlu çıkarmak. beyin sars ıntısı. . ahenk. i. (--red.yoğunlaştırma. i. in kullanılmasını etmek. kamulaştırmak. ödün. büyük deniz kabu ğu. tenezzül. tenezzül eden.concert concerted concerto concession conch conciliate conciliation conciliatory concise concisely conclude concluding conclusion conclusive concoct concoction concord concourse concrete concrete mixer concur concurrence concurrent concurrently concussion condemn condemn to death condemnation condensation condense condensed milk condenser condescend condescending condescension condiment condition conditional conditional mood conditional sale conditionally condole condolence condom condone conduce conducive i. 1. 2. başsağlığı. 5. i. s. prezervatif. 3. 1. z. yoğuşturucu. dilb. (havaalanında/garda) büyük yolcu salonu. i. yo 4. 1. (buhar/gaz) sıvılaşmak. betonyer. birlikte planlanmış. (fikir) s. s. i. (bir işin) sonunu getirmek. fiz. 1. aynı olan. 2. 2. yat ıştırmak. 1. f. 5. birlik. mahkûm etmek. meydan. yatıştırıcı. koşullu. f. son. i. 5. kabul. 2. i. k ınama. dinleti. bir araya gelme. i. i. 3. konçerto. istimlak idama mahkûm resmen i. şart. ahenk. uyum. Anlaşmanın şartlarından biri. anlaşma. görmezlikten gelmek. kati. ğu. --ring) 1. koşul: It´s one of the conditions of the agreement. k ısa.. sonuca varmak. toplanma.

haciz. müzakere etmek. iletici. 4. müsadere. biletçi. f. gizli: This is confidential. madde. i. müzakere yapmak: I conferred with konferans. şekerci. koni biçiminde makara. ihtilaf. 1. Ona güvenirim. yürütmek. üçkâğıtçı. anlaşmazlık. s. konfigürasyon. 2. (--red. bağlaşmak. 1. konfederasyon. 1. 3. itiraf. s. tavır. Meseleyi onunla görü ştüm. i. geçirgenlik.conduct conduct conduct o. 2. sağlamakonfirmasyon. harp. savaş. sır olarak. (with) (ile) görü şmek. geçirici. 3. kozalak. uyuşmazlık. güvenle. sınırlamak. iletken. etmek. to (bir hastal ık) (birini eve/yatağa) bağlamak. önder. inanan. 4. s. 1. kamulaştırma. bot. (orkestra/koro için) şef.o. birleşmek. 3. 3. 2. s. do kesinle ştirmek. i. idare etmek: You´ve conducted this siege well. iletken mak. (mala) el koymak. şekerleme. birlik... günah ç ıkartma hücresi. -i müsadere etmek.. sağlama bağlama. ile çelişmek. şef. (rezervasyonu) konfirme f. papazın verdiği ilmihal derslerine devam etme ve kiliseye üye f./Ona itimad ım var. sırdaş. pudraşekeri. 2. i. geçirme. birine s ırrını söylemek. pudra şekeri. üçkâğıtçılık. 2. fiz. konfederasyon. s. gizli kalmas ı gereken. görünüm. f. müzmin 3. kamula ştırmak. 2. biçim. 3. 1. (dondurma için) külah.. koni. iletken. geom. mala el koyma. 1. görü şme. çatışma. confidence confidence game confidence in confidence man confident confidential confidentially confidently configuration confine confinement confirm confirmation confirmed bachelor confiscate confiscation conflagration conflict conflict i. kongre. bilg. konfedere. 1. i. --ring) 1. iletkenlik. doğrulamak. 2. f. k ılavuz.. f. günah ç ıkartma. geom. f. düzenleniş. d. 2. i. iletme. z. i.y. Bu aramızda kalsın. with ile uyu şmamak. i. 1. şekerleme imalathanesi. 1. istimlak. 1. 2. (eve/yata ğa) bağlı kalma. i. 3. -e haciz koymak. fiz. ruhb. emin. i. tasdik. tasdik sonrası yatakta kalma süresi. i. i. güven. düzen. birleşik. dert ortağı.1. 1. sınırlandırma. lider. kondüktör. bağlaşık. (yasaklanm ış şeyi) toplamak. i. ile çatışmak.s. fiz. f. yönetim. dolandırıcı. 4. i. Partide iyi davrand ı. günah ç ıkartmak. teyit. -i haczetmek. him on the matter. yönetmek.sınırlandırmak. davran ış. 2. itiraf etmek. (yasaklanm ış şeyi) toplama. 2. suç ortağı. to -e hasretmek. konfedere. 1. bağlamak. teyit etmek. kozak. birleşik. ittifak. to (s ırrını) -e söylemek. doğum etmek. to -e hapsetmek. 3. hapis. i. i. 4. geçirgen. idare. (silahlı) çatışma. dolandırıcılık. (birini) kutsayarak kiliseye i. itimat. i. toplantı. şekerleme. Bu kuşatmayı çok iyi yürüttünüz. 2. 3. şeker. i. -e kapatmak. z. i. hareket. 3. 2. conduction conductive conductivity conductor cone confection confectionary confectioner confectioner´s sugar confectioners´ sugar confectionery confederacy confederate confederate confederated confederation confer conference confess confession confessional confessor confidant confide confide in s. 1. f. kesinleştirme. 2. bak. hapsedilme. I have confidence in him. 2. .bekâr. bağlaşık. günah ç ıkartan papaz. birle şik devletler. You can´t conduct such experiments (belirli bir şekilde) davranmak: He conducted himself well at the party.ğrulama. i. i. 2. nakletme. 1. 1. i. confectionery. sınırlama. büyük yang ın. birleştirmek. istimlak etmek. pudraşeker.

conflict of interest conflict of laws conflicting conform conformism conformist conformity confound Confound it! confounded confront confrontation confuse confused confusion congeal congenial congeniality congenital congested congestion conglomerate conglomeration Congo Congolese congratulate congratulation Congratulations! congregate congregation congress congressional congressman congresswoman congruent congruous conic conifer conjectural conjecture conjugal conjugate conjugation conjunction conjunctive conjunctivitis conjure çıkar çatışması. san ı. 2. i. kongre. konformizm. tebrik. 1. s. f. ho ş. cemaat. bot. konjonktiv iltihabı. 1. bak. A. mat. toplant ı. pol.go. şaşkınlık.. konformist. uyma. uygunluk. (çoğ. -in i. meydan okuma. karışıklık. f. tic. konjonktivit. birlik. kanuni ihtilaf. çoğ. kar şılıklı karşısına çıkmak. i. benzer. yığışım. huk. 1. şaşkına çevirmek. 2. gökb. 2. pıhtılaşmak. kalabalık. i. 1. 2. s. şeyle/biriyle) karıştırmak. tıb. 1. kutlama. dilb. s. 2. büyü yoluyla (ruh) . izdiham. tıklım tıklım. 1. i. i. congruent. düzensizlik. (to) (-e) uymak. Meclisi üyesi (kad ın). Hokkabazlık yaparak kutudan güvercin çıkardı. ayırt edilemez. sevimli. kafas ını karıştırmak. tahmin. Kongo´ya özgü. Con. 2.B. . f. i. s.men (kang´grısmîn) i. kozalaklı ağaç. k. s. 1... 2. varsayım. şaşırtmak. fiil çekimi. ilgili.. tahmini. önünü kesmek. şaşkına dönmüş.. sempatiklik. sanmak. farz. bir şeyi/birini başka şey/biri sanma. sevimlilik. kan hücumu. toplamak. yaradılıştan. with (bir şeyi/birini) (başka f.D. 2. karışık.. 1.. 1. f. 1. pol. i. Kongo. s. i. ba ğlaç. sempatik. s. f. 1. kar ıkocalığa ait. tahmin etmek.gress. f. 2. (sanığı. 1. tebrik etmek. uygun. i. 1. dondurmak. yerinde. farzetmek.gress.. birleşme. kalabalık. dilb.. konik. 1.en (kang´grıswîmîn) i. s. yığın. kafas ı karışmış. i. s. 3. 2. 3. uygunluk. i. zan. s. seçilemez. donmak. 3. Tebrikler!/Tebrik ederim. evlilik ile f. doğuştan. şaşırtmak. Temsilciler çoğ. varsayımsal. 2. toplama. f. farazi. karman çorman. 3. 1. çelişkili. 2. Temsilciler Meclisi üyesicon. f. düzensiz.. mat. küme. küme. jeol. kongreye ait.. şirketler grubu. tıkanıklık. i. (erkek).B. kahrolası. 3. kafa kar ışıklığı. i. i. with -e gidip söylemek/anlatmak: He confronted me with the problem. 2.D. p ıhtılaştırmak. dili kör olas ı. s. birikinti. 3. con. i. s. uymac ı. çekmek. bir araya gelmek. Allah kahretsin! s. uymac ılık. hokkabazlık yaparak -i yapmak: She conjured a dove out of the box. kan toplamış. toplanmak. dilb. Bana gelip meseleyi anlatt ı. 2. tıb. kan toplanması. tıb. birikmek. 2.lese) Kongolu. zannetmek. s. kavuşum. ba ğlayıcı. 2.meydan okuma. A. münasip.wom. 1. kendisini suçlayanla) yüzle ştirme. konglomera. i. bir araya getirmek. tıkanık. i.. dilb. 3. (-e) riayet etmek. kutlamak. Kongolu. i.

1. bilinçli olarak. hat ırı sayılır. f. bu/o nedenle. hayli. i. biyel. 3. 1. -e ait. tutucu. of -in fark ında olma. bağlama. (iki şey arasındaki) bağlantı. 2. z. vicdanl ılık. f. önemli. bilinci yerinde. 1. dikkate almak. 1. 1. vicdanen. 3. şuur. art arda. kutsamak. bu/o yüzden. -i an ımsatmak. 2. 1. bağlı olmak. sefer. z. yenmek. icat etmek. 3. s. düşünce. zapt. oldukça çok. netice. konservatuvar. uzman. edat. 3. ılımlı. s. bilinçli. s.. 3. Nihayet rıza gösterdiler. fethetmek. oto. s. 1. muhafaza etmek. 2. i. 1. epeyce. 1. farkında olan. k. with ile dolap/entrika çevirmek. 2. 2. i.together in the plot. 2. bağlanmak. dili her şey göz önünde tutulursa. etken. i. göz önünde tutulursa. -i bilme. ilişki. z. birleştirilmiş. saygılı. at -i görmezlikten gelmek. 1. önem. erbap. itibar. bağ. We connived i. ilgi. muhafazakârl ık. sihirbaz. i. f. 2. z. sayg ı. 1. f. 2. şuuru yerinde. askere almak. dolayısıyla. arka arkaya. bile bile. korumak. f. 2. kutsama. göstermek. limonluk. (with) (iki şey ğlı. 2. ifade etmek. hürmetkâr. hiç a şırıya kaçmayan. bağlantı. askere alınmış (kimse). ücret. fikir birliği. r ızasını nasıl alabiliriz? She can´t do it i. -i uyandırmak. birleşmek. sera. -e bağlı. ard ıl. s. i. nezaket. 2. 2. bir sözcü ğün çağrıştırdığı şey. 2. eksper. büyük. demeye gelmek. 1. akla getirmek. z. tanıdık. göz yumma. akraba. 1. 4. savaşa karşı olduğu için askerlik yapmayı reddeden kimse. . düşünceli. f. askere alma. 1. s. i. Komployu birlikte haz ırladık. i. ile ilgili. i. muhafazakâr. oybirliği. takdis etmek. hesaba katmak. itina ile. vicdanlı. 3. 1. to -e adamak. 2. düşünmek. halka. oldukça. do ğal kaynakları koruma. 1. i. 1. 1. semere. arkadaş. h ısım. i. 2. with 3. binaenaleyh. connection. hokkabaz. İng. 2. f.. bağlamak. 3. 1. yananlam. faktör. doğal kaynakları koruma yanlısı. suç ortakl ığı. töreni. reçel. (birine) dini bir törenle (belirli bir unvan) vermek. fetih. nazik.gibi -i yapıvermek. 2. 2. i.. tutuculuk. tutucu kimse.bağ. ba arasında) bağ kurmak. i. (with) (belirli bir seferle) bağlantılı olmak. 3. i. 2. 1. üzerinde düşünme. bak. i. himaye. işine bağlı. sayg ınlık. rıza: They´ve finally given their consent. itinalı. vicdan. s. z. özenli. 2. üzerinde dü şünmek. i. birleştirme. 6. göz önünde tutmak. 1. 2. bedel. -e göz yummak. i. i. 2. 4. mat. bağlantılı i. koruma. hayal etmek. 2.. biyel/piston kolu. 2. 5. ardışık. vicdan ına dayanarak. 2. 5. 1. zaptetmek. birleştirmek. How can sonuç. i. zafer. we gain her consent? Onun önem. fazla. 2. özenle. 1. vazifeşinas. fatih. i. anlam ına gelmek. 1. addetmek. ard ışık olarak. 2. saymak. kutsama s. f. -i akla getirmek. hokkabaz büyücü. 1.conjure up conjurer connect connected connecting link connecting rod connection connexion connivance connive connoisseur connotation connote conquer conqueror conquest conscience conscientious conscientious objector conscientiously conscious consciously consciousness conscript conscript conscription consecrate consecration consecutive consecutively consensus consent consequence consequently conservation conservationist conservatism conservative conservatory conserve conserve consider considerable considerably considerate consideration considering 1. arka arkaya gelen. 1. bilinç. mecburi askerlik. karşılık.

2. yapmak. ğişmez daima. desürekli. tutarlı bir şekilde. müspet. 1. tertip etmek. 1. bak. 2. 1. i. avunç. teslim etmek. i.. sağlamlaştırmak. kendini tutma. geom. 1. zorlamak. konsüle ait. -e ba ğlı olmak. konsorsiyum. anayasa. konsolosa ait. komplocu. 2. 1. yoğunluk. yorumlamak. şaşkınlık. seçmen. ile uyumlu. 2. tak ımyıldız. 2. bileşim. yap ıcı. s. takviye etmek. tutarlılık. f. in -e dayanmak. pekişmek. avundurmak. 2. 5. inşa. vefa. birleştirmek. nizamname. sebat. gõkb. i. inşa. 1. f. tahdit. yapı. göndermek. 1. dehşet. s. i. 1. sağlamlaşmak. uyumlu. 1. teselli mükâfatı. sağlık için yapılan yürüyüş. kıvam. 1. 1. 2. i. mal gönderen kimse. -den ibaret olmak. s. sadık. mal gönderme. inşaat alanı/sahası. i. i. i. 2. boğaz. s ıkma. i. gönderilen mal. 2. değişmez. devamlı olarak. kabızlık. s. (eski Roma´da) konsül. 3. sürekli. peklik. 4. meydana getirmek. teşkil etmek. bütünü olu şturan.. İng. 3. sevk ıyat. 2. emanet etmek. to/withkonsolide etmek. sessiz. devamlı. teselli etmek. f. hayret. . polis memuru. çizim. 3. daraltmak. 2. polis teşkilatı. sabit sayı. mana vermek. 2. f. f. i. with ile arkada i. i. s. ahenkli. yapı. s ınırlama. 2. tüzük. 1. birleşmek. koyuluk. yorum. i. 1. 2. 1. s. 2. i. yapısal. başkonsolos. tesis etmek. sabite. z. s. i. tic. i. ünsüz. vermek. sıkıştırmak. f. 1. 3. f. 2. kurmak. olu şturmak. büzme. fahri konsolos. 2. 1. sürekli olarak. 1. i. z. dilb. 2. tefsir. 2. korku. f. avutmak. mütemadiyen. göze çarpan. şlık etmek. atamak. yap ısal. 1. sabit. teselli. unsur. olumlu. tayin etmek. İng. tutarlı. i. 2. -den olu şmak. 1. 1. seçim bölgesi. 1. 2. polis. sıkmak. mat. pekiştirmek. bina etmek.. i. tutarlık. öğe. zoraki. consignor. i. s. insicam. bünyesel.. komplo. s. inşaat. anlamak. 2. -e uygun. tefsir etmek. tertip. çizmek. terkip. 3. 1. konsolos. bir seçim bölgesindeki seçmenler. 1. inşaat. dikkati çeken. yapım. de ğişmezlik. i. büzmek.consign consignee consigner consignment consignor consist consistency consistent consistently consolation consolation prize console consolidate consonant consort consortium conspicuous conspiracy conspirator conspire constable constabulary constancy constant constantly constellation consternation constipation constituency constituent constitute constitution constitutional constrain constrained constraint constrict constriction construct construction construction site constructive construe consul consul general consular consular agent f. of -den meydana gelmek. bünye. komplo kurmak. kurmak. 2. konson. f. engellemek. 3. malın gönderildiği kimse. nicelik. menetmek. i. dar geçit. in şa etmek. sabit şey. konsonant. 4. (cümleyi) tahlil etmek. i. anayasal. f. 1. yap ı. geom. i. i. 2. mecbur etmek.

konsolosluk. çağdaş. kapsamak. s. sâri. lens. 2. 3. çağdaş. s. i. 1. memnuniyet. düşünme. içindekiler. çekişmek. i. yo ğaltma. dört dörtlük. dört dörtlük. f. şişe hikâyede siyasi bir hava var. konsültasyon. i. çabuk yayılan. tasarlama. temas. muhteviyat. f. 2. çağdaş. tıb. i. istişare. danışmanlıkla ilgili. tam. f. 1. ikmal etmek. 3. 3. yaşıt. niyetinde olmak. içerik.. müracaat etmek. 2. (mikrop. dokunma: It mustn´t have any contact with the air. 2. i. with ile uğraşmak. aynı zamanda olan. s. düşünceye dalmış. for için yar ışmak. -de . 2. i. sav. bula ştırmak. istihlak etmek.. izleri ta şımak. düşünmek. dikkatle seyretme/izleme. (kutu. yo ğaltıcı. ilişki. yar ışma. hakir gören. coal has a high sulfur content. irtibat.b. de ğme. rahatlık. Bu kömürün kükürt miktar ı yüksek. Bu v. 2. kontrol alt ına almak. zehir v. bağlam. yakıp yok etmek. çoğ. s. 1. memnun. içermek.b. s. f. ile) kirletme/kirletilme/kirlenme. i. zehir v. yarışmak. hoşnut. 1. i. 1. tefekkür. sormak. i. başvurmak. lens. continue.consulate consult consultant consultation consultative consultative committee consume consumed with jealousy consumer consumer durables consumer goods consumer nondurables consummate consummate consummate consumption cont contact contact lens contact lens contagious contain contain/have overtones container contaminate contamination contemplate contemplation contemplative contemporaneous contemporary contemporary with contempt contempt of court contemptible contemptuous contend content content contented contention contentment contents contest contest contestant context i. müzakere. aşağılık. 2. düşünüp taşınma. with ile görü şmek. . rahat. mutlu. kavga. tüketmek. contents. i. hoşnutluk. 2.. rezil. 2. 1. konsoloshane. bulaşıcı. 1. şünmeyi seven. temas. tıb. izleri/havası olmak: This story has political overtones. 1. mahkemeye itaatsizlik. f. istişari.) kap. miktar: This i. etmek. akran. küçük görme. hesaba katmak. f. çekişme. uzun uzun dü s. ileri sürmek. i. 2. danışman. 3. içine almak. 1. i. tüketim maddeleri. hoşnut etmek. Havayla lens. k ıskançlıktan deliye dönmüş. 2.. ile çağdaş. düşünüp taşınmak. bulaşkan. münakaşa. i. mücadele etmek. tüketim. s. 1. danışma kurulu. huk. dayanıklı tüketim malları. i. muasır. tutmak. hor gören.b. kontekst. 2. mücadele. f. continent. tez. i. mükemmel. dalgın. i. istihlak. (bir şeye) itiraz edip yanlış olduğunu ispatlamaya çalışmak. içerik. tam. tatmin etmek. yo ğaltmak. dikkatle seyretmek/izlemek. konteyner. memnun. bağlantı: Have you kontakt hiç temas kontakt lens. 2. 1. 1. tasarlamak. tüketici. iddia. memnun s. tamamlamak. mükemmel. göz önünde tutmak. alçak. danışma. k ıs. 3. f. s. s. s. . 2. (mikrop. iddia etmek. 1. 1. yarışma. memnuniyet. danışmak. 1.. 1. ile) kirletmek. 2. hor görme.ı olmamalı. i. müşavir. bula ştırma. f. yarışmacı. dayanıksız tüketim malları. 2. hoşnut. müsabaka.

devamlı. 1. 3.şmek. devamlı. zıtlık. yazı. f. -in payı olmak. (-e) ters2. devam. --ling) 1. kısalma. i. doğum sırasında rahim kaslar ının kasılması. düşmek. bükülme. 2. burulma. burmak. i. 1. iyile şmek. mukavelename. egemenlik. k (to) 1.b. (ba ğış (with) vermek. i. makale.´ne) 3. 1. yardım. büzmek. ihtimal.olarak)(ile) çelişmek. yönetim. devamlı. i. i. -i çarpıtarak tuhaf/anormal bir şekle sokma. i. dilb. yalanlama.ğış. uydurma. 1. f. 3. 1. i. ba 3. aksi.way to get herself invited to the party. çarpıtmak. çevre. s. 1.çekilme. aksi. anlaşmazlık. k ıtasal. k ısalmak. tövbekâr. dış hatlar. tekzip etmek. devam etme. buruşuk. s. 1. çelişik. daraltmak. çelişme. kontrol s. (a way of/a means of) -in yolunu bulmak. s. dergi v. anakara. Avrupa k ıtasındaki ülkelere özgü. habire. s. s. z. hâkim olmak. tutarsızlık. ihtiyat fonu. ters dü şmek. çelişkili. 2. sık sık. sözleşme metni. bağışçı. idare etmek. (gazete. çekmek. -i çarpıtarak tuhaf/anormal bir şekle sokmak. yüklenici. bükük. sürekli. sürme. 1. s. i. çeli ayk ırılık. 2. 2. sürmek. k ıta. foto. boyuna. şekil. karşıt. kontrol etmek. devamlı. 2. yalanlamak. Kendisini partiye davet i. akit. i. f. sürekli. devamlılık. e ğmek. aralıksız. f.3. kontrol. aksi. pişman. aykırı.ıyas etmek. durmadan. bükmek. k ıntrer´i) aksi (kimse). devam etmek. daralmak. üstenci. 1. 1. f. kasılmak. zıt. ters. büzülme. tutarsız. s. -in tersine/aksine. sürekli. 1. müteahhit. s. i. (bir veya birkaç harf atılarak yapılan) i. 2. s. olas ılık. (--led. hâkimiyet. 2. katkıda bulunmak. 1. i.. i. önek karşı. katkı. üstlenici. için bir yol bulmak: She contrived a uyduruk. f. i. i. 2. s. kontrat. 3. idare. beklenmedik olay. i. gebeliği önleyici (hap/alet). çekişme. kaçak. nekahet. 2. nadim. 2. z. kulesi. denetlemek. süreklilik. bağırsaklarına hâkim olabilen.Continent continent continent Continental continental contingency contingency fund contingent continual continually continuation continue continuity continuous continuously contort contorted contortion contour contracontraband contraception contraceptive contract contract contraction contractor contradict contradiction contradictory contrary contrary to contrast contrast contribute contribution contributor contrite contrive contrived control control control tower controversial controversy convalesce convalescence i. pay. tartışmalı. e ğilme. s. s. kaçak mal. aralıksız. 2. bağışlamak. gebelikten korunma. sözle şme. (hastalık) kapmak. kas ılma. (kan´treri) ters yönden esen (rüzgâr). 2.b. aksini iddia etmek. i. kontrast. f. kasmak. mukavele. yaz ı vermek.´ne) yazı yazan kimse. 2. . 1. (kan´treri) karşıt. sözleşme yapmak. 2. i. idrarını tutabilen. f. zıt. s. nekahet döneminde olmak. k ısaltmak. büzülmek. denetim. z. (aradaki fark ı göstermek üzere) karşılaştırmak. on/upon -e ba ğlı. daralma. ithal veya ihrac ı yasaklanmış. karşıtlık. çekişmeli. çelişki. mukayese etmek. sürekli. dergi v.(gazete. kaçakçılık. i. tartışma. (kan´treri) z ıt. 1. f. katkıda bulunan kimse.

basmakal ıp. dili işini bozmak. i. dili -i mahvetmek. uygunluk. elverişlilik. dönüşme. konuşkan. s. ahçı. 1. lavabo. k. i. s. ikna etmek. 3. s. dönüştürme. âdet. i. dışbükey. (with) (ile) konu şmak. gelenek.convalescent convection convene convenience convenient convent convention conventional conventional weapons converge conversant conversation conversational conversationalist converse converse conversion convert convert converter convertible convex convey conveyance conveyer conveyor conveyor belt convict convict conviction convince convincing convivial conviviality convoke convolution convoy convulse convulsion convulsive coo cook cook cook one´s goose cook s. 1. s. devir. 1. konvansiyonel silahlar. i. 2. değiştirilebilir. (toplantıya çağırarak) toplamak. suçlu bulmak. taşıma. s. bantlı konveyör. din de ğiştiren kimse. 1. çevrilebilir. i. 4. i. 1. konveks. rahatlık. konveyör. yak ınsamak. konvoy. keyifli. huk.. mahkûm. taşıyıcı kayış/bant. biri. taşıma kayışı. sohbet etmek. 1. eğlenti. aşçı. dönme. sohbet. konuşma dilinde. mühtedi. i. kumru ötüşü. mahkûm etmek. tuvalet. çırpınma. geleneksel. bak. kullanışlı. kadınlar manastırı. şenlik ve ziyafet. kolaylık. pişirmek. i. f. 2. konu şmaya özgü. değişme. inandırıcı. 2. 2. ihtida. sıradan. WC. karşıt. 2. hoşsohbet f. devretmek. i. k ıvrım. 1. 3. 2. i. i. 3. hüküm giydirmek. taşıyıcı.o. temlikname. i. i.. ku ğurmak. 1. bir noktaya yönelmek. 2. 1. ters. 2. with -e a şina. 2. inanç.. 1. i. toplanmak. 2. i. f. konvansiyon. conveyor. f. (bir durumdan) (ba şka duruma) getirmek. değiştirme. aksi. iletim. nakletmek. 2. i. çevrilme. uygun. 2. taşıt. dili uydurmak. kongre. şiddetle sarsmak. zıt. din değiştirme. s. f. 1. elverişli. i. üveymek. (kumru/güvercin) ötmek. inand ırmak. pişmek. nakil. çırpınmalı. f. konuşmaya hazır. elek. 2. k. 1. bir durumdan ba şka duruma getirme. üstü aç ılabilen araba. s. konvansiyon. ihtilaç. devretme. i. f. iletmek. geom. çekyat. hüküm giydirme. k. çoğ. fiz. iletmek. 1. 3. konfor. mahkûmiyet. (-e) dönüştürmek. f. şen. i. 3. ısı yayımı. mahkûm etme. ıspazmoz. beylik. -i iyi bilen. taşımak. götürmek. huk. feragatname. bildirmek. rahat. s. çevirgeç. 2. 1. nekahet dönemindeki hasta. f. anla şma. s. kim. müsait. nekahet döneminde olan. i. hükümlü. dili (hesaplar) üzerinde oynamak. nakletme. toplantıya davet etmek. i. (-e) de ğiştirmek. İng. s. 1. 3. 2. çevirme. konvertibl (para). konveksiyon. kanaat. -in can ına okumak. neşeli. f. (toplantı) yapılmak. f. i. i. 1. 3. (from) (to/into) (-den) (-e) çevirmek. k.´s goose cook up cookbook s. ba şka duruma getirilebilir.. yemek kitab ı. . 2. karşıt anlamlı söz/sözcük. eğlence. i. konuşma.

bakır renginde. cool water serin su. i. kopyalamak. z. 1. kadife pantolon. yemek pifırın (üstü ocak. İng. ufak para. soğuk. i. işbirliği yapmak. kopya etmek. bol miktarda. yemek pişirme/pişme. telif hakk ı. i. k ıs. ilgisiz: He gave me k. fettan. a ğaçlık. yemek pişirme sanatı. çoğ. k. (çalg ı için) tel. birlikte çalışmak. kümes. aşçılık. f.. birbirine göre ayarlama. s. i. işbirliği. 3. dakika bekletti. dili Sakin ol!/A ğır ol! k. candan. i. 1. kurabiye.. 1. mat. bereketli. i.. 2. koordinat. (yaz ılı eserler için) nüsha. i. i. sakin. i. i. insan ı serin tutan (giysi). fotokopi makinesi. 4. 2. s. koru. k. i. içtenlik. eşit. içten. i. işbirliği yapan. -e t ıkmak. taklit etmek. kordon (görevli veya araçlardan olu şan dizi). bol. 3. i. mercan. kopya. k. i. cookie. kooperatif. dili beklemek: He made me cool my heels for at least forty-five minutes. i. s. coroner. f.. i. (ile) başa çıkmak. (tatlı) kuru pasta. i. e şgüdüm. i. kordon altına almak. bak ırcı. correct. soğukkanlı. 2. copse. s.. aynı derecede. fitilli kadifeden yap ılmış. tane. bakır. i. müşterek. i. k. s. s. i. likör. samimiyetle. bilg. ortak.cooked rice cooker cookery cookie cooking cookstove cooky cool cool as a cucumber Cool it! cool one´s heels coop co-op coop up in cooperate cooperation cooperative coordinate coordinate coordination cop cope copier copious copiously copper coppersmith coppice copse copter copulate copy copy copyright coquette coquettish cor coral coral reef cord cordial cordiality cordially cordon cordon off corduroy corduroys pilav.. serinkanl ı. e şgüdümlemek. koordine etmek. 2. i. adet.. i. 2. yürekten. telif hakkı almak. bak ır. mercan kayalığı. fettan kad ın. cilveli. dili -e kapatmak. birbirine göre ayarlamak. samimiyet. s. kaytan. samimi.. altı fırın olan mutfak aleti).f. çok. aynas ız. (s ınavda) kopya çekmek. sicim. s. correspondence. (with) (ile) ba ş etmek. kümese k ırk beş i. den. baltalık. i.. birlikte çalışma. dili kooperatif.. corner. 2. . kordon. f. -e hapsetmek. corpus. i. 1. i. gökb. bolca. yemek pişirme sanatı. 4. çiftleşmek. altı fırın olan mutfak aleti). 1. f. 1. (tatlı) çörek. 2.. s. serin: a cool wind serin bir rüzgâr. iple bağlamak. yemeklik. f. bak. s. fırın (üstü ocak. i. soğukkanlı. i. candan. dili serinkanlı. z. f. koordinasyon. bak. Beni en az sokmak. dili helikopter. dili polis. (-in) üstesinden gelmek. 1.. f. kim. ip. (fitilli) kadife. 1. şirmede kullanılan. (tatlı) bisküvi. k. 2.

s ınıf. 3. doğru. köşeye sıkıştırmak. bağlılaşım. saçak silmesi. m ısır. i. bedeni. birbiriyle ilgisi olan şeylerin her i. 2. koroner tromboz. korniş. m ısır gevreği. ıslah edici.korneralan ının köşeköşesinden biri. i. i. mantar tapa. kolektif. . i. s. s. i. koroner. İng.. doğru kullanış. taç giyme töreni. köşe atışı. İng. 3. 2. i. i. i. tashih. 2. ceset. m ısır ekmeği. tapa burgusu. futbol korner. i. zool. 2. m ısır pekmezi. kornet. m ısır kabuğu. i. (etli meyvelerde) göbek. 2. koroner oklüzyon. korelasyon.. belediye. mısır nişastası. doğru olarak. karşılıklı ilişki.core coriander cork corkscrew cormorant corn corn corn bread corn muffin corn silk corn syrup corncob cornea cornelian cherry corner corner kick cornet cornetist cornflakes cornflour cornhusk cornice cornmeal cornstarch corny coronary coronation coroner coronet corporal corporal corporal punishment corporate corporation corps Corps of Engineers corpse corpuscle correct correct correct usage correction corrective correctly correctness correlate correlation i. i. 1. i. s. karabatak. 1. i. İng. i. yuvar. ask. 1. ıslah. doğru.. nasır. i. tirbuşon. 2. cismani. taçdamar. i. k ızılcık. futbol korner. futbol oyun vuru şu. (iki şey/sonuç/rakam) arasında ilişki kurmak. İng. anat. tıb. 1. 2. do ğrultmak. (dondurma için) külah. tashih etmek. m ısır püskülü. buğday. f. esas. ortak. 1. şmiş. 1. yuvarlak ve tuzlu bir ekmek türü. i. ıslah etmek. f. şirketleştirilmiş. dayak. i. 2. merkez. anat. mim. köşe. tüzelkişi. tahıl. düzeltmek. kornetçi. s. 1. yanlışsız. öz. yerinde kullanma. m ısır unundan yapılan ufak. s. dört atışı. i. saydam tabaka. 2. f. birleşik. hububat. teşkilat. i. 1. 1. i. mantarla tapalamak. düzeltici. m ısır nişastası. nüve.. mat. aptal. kalple ilgili. korner vuruşu. 2. karşılıklı ilişkisi olmak. z. 2.. bedensel. 1. köşe başı. i. (mantarme şesinin kabuğu olan) mantar. i. 1. düzeltme. 4. ask. bedensel ceza. kişniş. iç. 2. i. i. müz. s. şüpheli ölüm olaylarını araştıran memur. kornea. 1. 2. f. İstihkâm Sınıfı. i. mantar. anonim şirkete ait. doğruluk. korniş. yerinde. Phalacrocorax. m ısır koçanı.. koroner damar. i.. onba şı. birleanonim şirket. 2. 3. 1. kolordu. i. iri taneli m ısır unu. i. küçük taç. 1. aralarında uygunluk sağlamak. ölü. 1.

f. beyinzar ı. dili pahalıya patlamak. rüşvet almaya hazır. s. ayartma. kortizon. jeol. mektupla şma. korozyon. rüşvet yiyen. doğrulamak.b. yaşam maliyeti. 2. 1. bozuk.correspond correspondence correspondent corresponding corridor corroborate corrode corrosion corrosive corrugate corrugated corrugated iron corrupt corruptible corruption corsage corset cortege cortex cortisone cos cos lettuce cos/romaine lettuce cosine cosmetic cosmic cosmonaut cosmopolitan cosmos cost cost cost a bomb cost a pretty penny cost an arm and a leg cost of living cost of living cost price cost price cost sheet cost. k ırıştırmak. s. 2. 1. 1. k ıyafet balosu. marul. i. s. ahlaks ız. anat. f..b.. i. mektuplar. i. i. benzerlik. 1. O yüzy ılda i. (dili) yozlaştırma. s. güçlendirmek. cozy. s. Kosta Rikalı. çürütücü. kâinat. geçim indeksi. i. i. oluklu saç. i. 2. tekabül etmek: It corresponds with what she said. yemek. mat. Fiyatı on epey pahalıya mal olmak. maliyet fiyatı. kosinüs. kozmos. (bir dü şünce. cenaze alayı. i. kozmik. i. f. ayartılabilir. rüşvetçilik. (to/with) (-e) uymak. korozif. Kosta Rika´ya özgü. korsaj. soysuz. hayat pahalılığı. 1. dili çok pahalı olmak.). tic. yanlış dolu (metin). (bir şeyin) fiyatı (belirli bir miktar) olmak: How much does this cost? Bunun fiyat İng.. 1. Kosta Rika. dehliz. desteklemek. bak. ahlaksız olma. kozmopolit. karton v. ifade v. sigortası ve navlunu ile birlikte maliyeti. rüşvetçi. f. kozmetik. çok pahalı. i. korozyona u ğratmak.. 1. korse. 1. (pas.´ni) pekiştirmek. sif. masraf. (cost) 1. evren. bir malın bedeli. s.. 1. s. (birini) do ğru yoldan saptırma. f. s. fiyat. maliyet. kortej. (birini) doğru s. Kosta Rika. 3. i. ahlaksızlık. i. 2. marul. maliyet cetveli. (bir şeye) karşılık olan: with century saw a lessening of Spain´s influence and a corresponding rise in that of Holland. (pas korozyona u ğramak. 2. çürümek. i. yozlaşmış (dil). benzer taraf. 3. koridor. 1. maliyet fiyatı. . 4. korteks. -e mal olmak. 2.. 2. 2. elbise. teyitmadde) çürütmek. oluklu (saç. k ıyafet. harcanan para. i. masraflı. 1. i. (kad ınların süs olarak göğüs veya bele taktığı) çiçek/çiçek demeti. insurance and freight Costa Rica Costa Rican costly cost-of-living index costume costume ball cosy f. k. 2. buruşturmak. k. kozmonot. buruşmak. Onun dediklerine uyuyor. ahlak kurallarına uymayan. kostüm.veya kimyasal maddeden ileri gelen) çürüme. i. kimyasal etmek. i. 4. i. to (biri/bir şey) (başka birinin/başka bir i. 1. 2. geçit. That -e uygun: It was correspondent with her s. i. Kosta Rikalı. s. korozyon. aşınma/aşındırma... 3. ı ne? It costs ten million liras.. muhabir: Does your paper have a correspondent in Paris? Gazetenizin Paris´te muhabiri var m ı? s. İng. i. evrensel.

3.. ters. s. 1. (üzerine bez gerili) portatif karyola. destek. yüz. 1. tasvip etmek. 2. -i hesaba katmak. 2. i. İng. mukabil. i. 1. 2. i. zıt. councilor. 1. pamuklu. i. (hidrofil) pamuk. in count s. sayfiye evi. ketenhelvas ı. Ancak birden ona kadar sayılan) suçlama. beyan etmek. (kauntırbäl´ıns) 1. onamak. puma. -i beklemek. Bakanlar Kurulu. karşı. ifade etmek.o. pamuklu. öksürük.ors-at-law (kaun´sılırz. f. sima. yüz ifadesi. denk. i. i.o. s.could not. i. out countdown countenance counter counter counteract counterattack counterbalance countercharge counterclockwise countercurrent i. (kaun´t ırbälıns) eş ağırlık. komisyon üyesi.şı koymak. karşıt şey. (to) -e karşı. İng. Devlet Şûrası. 1. . i. 1. -e denk olmak. 2.. kont. divan. karşı suçlama. saat yelkovan ının ters yönünde. i. z. dili bir yerde hazır bulunanları saymak. i. Kabine. küçük ev. paraları birer birer saymak. on saniye içinde birden ona kadar sayarak boksörün nakavt i. coun. 1. sedir. sayaç. öğüt vermek. tersine. coun. çırçır. i. (karşılıklı olarak) dengelemek. tavsiye. 3.cil. nasihat vermek. . zümre. komisyon üyesi. i. İng. f. i. f. fiş. etkisiz hale getirmek. 2. çoğ. dili ayıyı vurmadan postunu satmak. 2. f. coun. önlemek. i. i. karşılık. kar -in tersine. k. karşı saldırı. bak. avukat. 1. 1. can. bebek karyolası. belediye meclisi üyesi (erkek). kurul. müsamaha etmek. 1. geriye do ğru sayma. çoğ. ğru saymak. argo vermek. sola (dönmek). dan ışma kurulu. belediye meclisi. pamuk ipliği.. belediye meclisi üyesi (kadın). denkleştirmek. 1. rehber.. .. 2. ise iyi olur. -in fark ına ketenhelva. k. 1. İng. öksürmek. konsey üyesi. sayıcı. 2. çoğ. (dava dilekçesi veya iddianamedesayabiliyor. i. avukat. Danıştay. konsey üyesi.. 2. i. görünü ş. k ıs. f. konsey. aksi. komisyon. (on) (to) -i kavramak/anlamak. 1. geriye do k. ters ak ıntı. sökülmek. belediye meclisi üyesi. i.cot coterie cottage cotton cotton candy cotton gin cotton wool cottonseed couch couch cougar cough cough drop cough up could could do with couldn`t council Council of Ministers Council of State councillor councilman councilor councilwoman counsel counselor counselor-at-law count count count count down count noses count on count one´s chickens before they´re hatched count out money count s. z. görü ş. uçlanmak. i. bak. dili kurul üyesi. öğüt. f. nasihat. can only count from one to ten. 2. k. pamuk. çehre. tezgâh. yardımcı f.sel. 2. aksi yönde. sayım. 1. sayı saymak: Do you know how to count? Saymayı biliyor musun? She sayma. grup. i. uygun bulmak. i.men (kaun´sılmîn) i. -e güvenmek. tasvip. çiğit. dili planladığınız oysa beni o işe can count işe katma! 2. zool. avukat. İng. 2. karşı koymak. kanepe. huk.cil. don´t count me in! Yapmayıbirini (bir işe) katmamak: Youkatmayın! me out of that! Beni o 1. 3.wom. 2. 1.. 2. onama. Felis concolor. k. f. f. desteklemek. yazl ık ev. 2.en (kaun´sılwîmîn) i. kulübe.ätlô´) i. 1. ihtiyar heyeti. 1. f.. öksürük pastili. dan ışman. fikir. 3. (hidrofil) pamuk. aksine. ise fena olmaz: He could do with a bath. dili birini (bir işe) katmak: If that´s what you´re up to. pamuklu kumaş. kurul üyesi. ihtiyar heyeti üyesi. İng. marka. Banyo yapsa iyi olur. s. 2.

i. dahil: That makes ten. pek çok. i. askeri mahkeme.1. birleştirmek. bağlama. kalp. kap. askeri mahkemedesalonu. çift. zenginlerle dü şüp kalkan fahişe. hükümdar ın maiyetinde bulunan kimse. ikinci nüsha.servis. 2. jüri. kalp para basmak. (kaun´tırmänd) iptal emri. That´s sixteen people. taklit. çift. yol. 2. çoğ. yön. yi ğitlik. 3. 3. kupon. seyir. hastal ık v. i. yürek. iç bahçe. İng. huk. kort. yatak örtüsü. taşralı. i. darbe. kar ı koca.B. mukabil. 4. i. mert.. kurs (dersler dizisi). sarayla ilgili. 1.´ni) saray soytar 1. 1. 1.. i. cesur.D. (ku deyta´) hükümet darbesi. Ben dahil on ki şi eder. yi ğit. i. i. bak. f. vatan..men (k^n´trimîn) i.try. ulak. mertçe. bağlantı kurmak. 3. izlenen yol. plan. kırsal bölgede bulunan. i. i. taşraya özgü. ahç ı. i. ask. ile flört etmek. rota. yemek. i. i. huk. yürekli. mahkeme. karşı tedbir. vatandaş. 1. s. yüreklilik. incelik. kavrama. z. i. yurt. arazi. i. yarg ıcılar kurulu. ülke. kibarlık. 1. not counting the s. i. çiftleştirmek. ilçe. cesaret..b. asliye mahkemesi. ilçe merkezi. hükümdar ve maiyeti. nazik. kalpazan. countless country countryman countryside county county seat county town coup coup d´état couple coupling coupon courage courageous courageously courgette courier course court court fool court of appeals court of common pleas court of first instance court of first instance courteous courtesan courtesy courthouse courtier courtly court-martial courtroom i. 2.. i. avlu. 2. hesapsız. huk. hızla akmak. i. kur yapmak. 4. i. karşı casus. . i. k ırsal yerler/bölgeler. karşılık. (tasdik için) (bir belgeye) imza atmak. i. Çocuklar hariç. sayg ılı.. 1. suret. 2. sahte. i.ısı. 1. (tehlike. medeni hukuk mahkemesi. kontrpuan. müz. 3. İng. i. bağlamak. huk. kontes. ilçe merkezi.. köpekle (av) kovalamak. gidi ş. tayda ş. f. 1. cesaretli.saray. kurye. karşı casusluk. kar şı saldırı. courts-martial (kôrts´marşıl) i. taklit etmek. mahkeme binası. coun. 2. i. 2. f. 3. hemşeri. İng. 1. zucchini. ince. 2. 2. f. huk. çoğ. cesaretle. sayısız. 2. karşı gösteri. i. karşı öneri.. mertlik. i. kontluk. (kauntırmänd´) (yeni bir emir ile) (önceki emri) iptal etmek. istinaf mahkemesi. i. ilçe hükümet binası. adliye sarayı. asliye mahkemesi. children. s. 2. A. s.counterdemonstration counterespionage counterfeit counterfeiter countermand countermeasure counteroffensive counterpane counterpart counterpoint counterproposal countersign counterspy countess counting . on alt ı kişi i. zarif. s. f. bitiştirmek. nezaket. i. askeri darbe. 2. kopya. memleket. kırsal. . hükümet darbesi. 1. huk. 2. mahkeme yarg ılamak. sahtesini yapmak. nazik. counting me. 1. s. f. f. kibar.

imrenmek. 1. dik yamaçlarla çevrili koy/körfez/vadi. i. h ırslı. çatırtı. i. Yengeç burcu. s. huysuz. s. barınak. bot.ılmak.pan with a lid. TV bir konuya/olaya ayrılan yer ve zaman. i. i. i. çatlak. rahat. teyze oğlu/kızı. samimi. --bing) m ızırdanmak. 1. s. sızıldanmak.. f. f. 2. dili 1. h ızlı gitmek. filika veya kik serdümeni. şaka f. çaydanlık örtüsü. f. sigorta elimdesin! i.. ödlek. kapak k ızı. korkak. kapak. bak. avlu. kuzin. 1. the astrol.courtship courtyard cousin cove covenant cover cover cover charge cover girl cover ground cover letter cover one´s tracks cover to cover cover up cover up for coverage coveralls covering covering letter coverlet covert covertly covet covetous covetousness cow cow coward cowardice cowardliness cowardly cowboy cower cowslip coxcomb coxswain coy cozy cp CPA Crab crab crab louse crabby crack crack a joke crack a joke i. 5. i. mahcup. 2. k.. kırılmak. kılbiti. Certified Public Accountant. utangaç. Cover that s ığınak. açgözlü. yapmak. tic. şaklama. çuhaçiçe ği. kendini ele verebilecek şeyleri gizlemek. kovboy. yatak örtüsü. i. ile kapatmak/kapamak: Cover the bread with a cloth. yar şaka etmek. cover to cover. 3. inek. 1. with ile örtmek. takılmak. f. ne yaptığını/ne yapacağını gizlemek. Kitab ı başından sonuna kadar He read the book from okudu. i. (birinin) hatas ını/suçunu gizlemek. açıklayıcı mektup. Primula veris. örtülü. kırmak. 1. 3. cover letter. çatlatmak. yarmak. kapakla perde. i. ört. s ıcak. s. den. korkaklık. gözünü korkutmak. çarpma. pavurya. O tencereyi birparavana. korkup çekilmek. 2. kasıkbiti. miktar ı ve kapsamı. sindirmek. açgözlülük. cowardice. Ekmeği bir bezle 2. ödleklik. çatlamak. i. gizlice. sözle şme. s.. bir çeşit eroin. maske. akdetmek. i. 2. (giysi olarak) tulum. örtü. i. mukavele. . dayı oğlu/kızı. İng. yol katetmek. şaka yapmak. dümenci. hoş.. homurdanmak. i. (lokantaya/gece kulübüne) giri ş ücreti. kar şılık. 4. kur yapma. Don´t move. akit. bak. cilveli. s ığırtmaç. (belirli bir) konu hakkında bilgi vermek. gizlemek. 1. i. i. çekingen. kapak. 2. i. yüreksiz. hala oğlu/kızı. göz dikmek. hızlı darbe. örtbas etmek. 4. gazet. 2. yengeç. f. yıldırmak. cilt. i. 2. z. yar ık. g ıpta etmek. amca oğlu/kızı. I´ve got you covered! K 1. i. iç bahçe. i. k ıs. züppe. kuzen. sözleşmek. örtü. (--bed. 3. gizli. i. haris. sinmek. örtü. nazlı. korkak. i. ıpırdama. 1. k ıs. sızlanmak. compare. ödlek. f. s.

(boynunu) uzatmak. krepon. 2. kenet. i. sürünmek. mum boya ile yap ılan resim. turna. kurnazca. yarık. 1. çok istemek. pastel.. i. hareket ettirmek. i. gök gürültüsü. s kramp. sandıklamak. dalkavukluk etmek. dili garip fikirleri olan kimse. ters. 2. ınç. çatlak. ar ıza. 4. hızla gelen büyük iflas. manivela. yüzü ş. k. i. 1. hilekâr. 1. sıkıştırmak. k. keçiyemişi. k. deli. gemiler.. f. s. tatl ısuıstakozu. f. 2. crafts. pastel. ımında kullanılan kaba bez. t ıkmak. f. (kaza sonucu olarak) i. i. sürünme. Taşın kulaçlama üstündekerevit. oynatmak. çoğ. bisküvi. 3. i. 2. şangırtı. f. f. 2. i. 1. zanaatçı. izinsiz/davetsiz girmek/kat ılmak. emeklemek. çift zarla oynanan bir oyun. 1. 1. dili kaç ık. havlu ve perde 4. tıkınmak. kasmak. (arabayı) kazada paramparça etmek. 1. kasılmak. İng. kraker. şeytan. k. çatlak. i. ağrısı. kaba. arzu. krank. 2.men (kräfts´mîn) i. 2. incelikten yoksun. kaza geçirmek. (--med. f. 1. i. f. kas 3. acayip. sıkı rejim. 1. -e can atmak. krankla hareket ettirmek. müsamaha etmekten vazgeçip delirmek. tekne. s. sınırlandırmak. mum boya ile resim yapmak. (son vermek için) -in üstüne gitmek. f. . yarma buğday. gemi.. şlamak. mum boya. maçuna. 2. i. zanaatç ılık.. çatırtı. --ping) argo s ıçmak. kurnazlık. dili 1. i. kask. krank mili. şiddetli karın i. kol. çatırdamak. k. 2. i. (uçak) zorunlu iniş yapmak. ––ed with The rock crawled with insects. 1. i. çıtırtı. yabanmersini. şiddetli i. vinç. f. özlem. i. kravl. 1. i. 2. i. zanaat. kerevides. mak.yapbilg. kasalamak.crack down crack up crackdown cracked cracked wheat cracker crackle cradle craft craftily craftiness craftsman craftsmanship crafty crag cram cramp cramp cranberry crane crank crank up crankshaft cranky cranny crap crape craps crash crash crash course crash diet crash helmet crash of thunder crash repairs crash the gate crash-land crass crate crater crave craving crawfish crawl crawl stroke crayfish crayon (on) k. emekleme. i. şeytanca. z. ınav öncesi ineklemek. dili (son vermek için) -in üstüne gitme. f. 3. istirham etmek. sandık. f. 2. yoğun kurs. beşik. 1. dili sert davranmaya ba 2. el sanat ı. çatlak. rica etmek. 2. kasa. krater. argo bok. kurnaz. zool.. i. i. gülmekten kat ılmak. crayfish. mengene. görgüsüz. zanaatkâr. i. (--ped. tuhaf. karoser tamiratı. f. aldatmakta usta olan. i. tıka basa yemek. bomban ın açtığı çukur. karavide. huysuz. s. 1. ücret vermeden girmek.. 1. 2. i. zool. İng. --ming) 1. -e içi gitmek. (hareketi/geli şimi) kısıtlamak. garip. gürleme. 2. 2. dili (motoru/makineyi) fayrap etmek. böcekler kayn ıyordu. beşiğe yatırmak. f. 1. f. vinçle kald ırmak. araba kazası. büyük bir gürültü. bak. i. eksantrik. hüner. i. s. tıkıştırmak. Astacus fluviatilis. sarp kayalık.

birinin veya bir grubun felsefesini yans ıtan ilkeler. i. yaratı. güvenilir. krem tartar. beyaz tartar. meydana getirmek. amentü. alacaklı. 4. sürünmek. saflık. sevilmeyen birinde (olumlu bir niteli ğin olduğunu) kabul etmek. i. güvenilirlik. yaratma. pasta. kat. f. i. uyuz karı. buruşmak. yaratıcılık. puan. tic. çıldırtmak. 2. çoğ. i. 2. argo k ıl/gıcık/pis herif. i. olu şturmak. i. küçük körfez. itimat. 2. ço ğ. güven. (crept) 1. güven. kreatör. (merhem olarak) krem. 1. yaratmak. kat yeri. ütü çizgisi. kaymak. yaratık. kredi kartı. en iyisi. kâinat. yuva. çılgın. sin. Tanr ı. 4. aç ık bej. kaymaklı. s. i. 2. bir şeyin en âlâsı. çay. 3. ürpermek. yaratıcı. matlup bakiyesi. bir dinin temel ilkelerini içeren ifade. koy. 2.. alacak ve verecek. en iyisi.ırma yapmak. 1. delilik. kreasyon. sessizce gitmek/hareket etmek. yarat ılış. i. çocuk yuvası. İng. yaratan. tic. buruşturmak. yumu şak beyaz peynir. 1. mucit. the Yaradan. i. 3. gıcırtı. inanılır. tic. bir miktar parayı birinin hesabına geçirmek. ç ılgınlık. s. kaymak kıvamında olan. mahluk. süthane. i. buruşuk. tic.´s account credit and debit credit balance credit card credit line credit rating credit s. 5. kimliği gösteren belgeler. 5. i. f. 3. çizgi. kaç ık. krem tartar. geçici moda. i. z. delice. i. krema.. i. balık sepeti. bir tür krem rengi. i. emeklemek. 1. You´re a credit to your parents. i. kreş. with credit to creditor credulity credulous creed creek creel creep f. s. 1. 1. çılgınca. f. (ufak sürahi biçiminde) sütlük. 2.o. 3. kremal ı tatlı.craze crazily craziness crazy creak cream cream cheese cream of tartar cream of tartar cream of the crop cream of the crop cream pitcher cream sauce creamer creamery creamy crease create creation creative creatively creativity Creator creator creature crèche credence credentials credibility credible credit credit credit an amount to s. güvenirlik. f. 2. 1. her şeye inanma. sütçü dükkân ı. i. . sütlük. 3.o. 1. kredi açan kimse/kuruluş. i.2. deli. i. itimat. emniyet.. katlanmak. kaymak gibi. 3. i. kredi. dere. tic. evren. yaratıcı bir şekilde. yaratıcı. öz. i. sayg ınlık. gıcırdamak. 3. tic. k ırma. kredi limiti. z. 2. Annen baban seninle iftihar edebilir. i. s. s. k 1. 2. beyaz sos. itibar. her şeye inanan. yapmak. f. pli. kredi de ğerlendirmesi. i. saf. (üniversitede ders geçme sonucunda verilen) kredi. Allah.

2. ırışıklık. i.. s. çatlak. suçbilim. s. tere. crow. büyük yar ık. (--bed. creep. f. s. cre. cürüm. s. suçlu. korkuyla çekilmek. 2. taptaze ve sulu (meyve/sebze). ağır ceza mahkemesi. 2. i. 1. hilal şeklinde. suça ait. 2. kusur bulmak amac ıyla söylenen/yap ılan. alabros tıraş. 1. 3. yarık. mürettebat. 2. suçbilimci. buz yarığı. 2. s. ceza kanunu. spor kriket.creep up on creeper cremate cremation crematorium crepe crepe paper crept Crescent crescent cress crest crestfallen crevasse crevice crew crew crew cut crib crib crib sheet crick cricket cricket crime Crimea Crimean criminal criminal code criminal court criminal law criminologist criminology crimp crimson cringe crinkle cripple crippled crisis crisp crisper crispy crisscross criterion critic critical -e hissettirmeden yakla şmak. (s ınavda) kopya çekmek. kriz. 4. Gryllus. (yanlar ı yüksek) bebek karyolası. i. ele ştirmen. krematoryum.a (kraytîr´iyı) i. tenkitçi. buruşmak. ayça. (bir parça) cips. Crucifer. sınavda i. f. tepe. kötürüm. tayfa. i. tepelik. s. s. 4. buhran. dalgalandırmak. k topal. i. bunalım. buruşturmak. 1. kırışık. sakat etmek. f. i. tak ım. bak. 1. kıvırmak. the İslam âlemi.to. 2. çaprazlama gidip gelmek. yemlik. f. s. i. 1.ölçüt. çaprazlama kesişen doğrular. aşırmak. ölüyü yakma. çoğ.ri. çaprazlama kesi cri. olumsuz noktalar üzerinde duran kimse. 1. Kırım. 2. . kriminoloji. i. s. çalmak. ibik. 1.. i. (mi ğfere takılan) sorguç. i. i. ar ızalı. f. 1. buruşukluk. 3. 2. topal..a (krimıtor´iyı)/--s (krimıtor´iyımz) i. f. i. sorguç. f. sakat. yaltaklanmak. ceza hukuku. i. gevrek. k ıvrım. (ölüyü) yakmak. sürüngen bitki. kâğıdı. i. çabuk ve kendinden emin. (dağ için) sırt. ekip. (yokuş/dalga için) düşük. kusur bulmaya meyilli. kriminolog. çaprazlama kesişen. taptaze ve sulu (meyve/sebze). i. i.. asker tıraşı. i.şen doğrular çizmek. eleştirel. kösteklemek. kopya çekmek için hazırlanan kopya kâğıdı. kriter. kırıştırmak. kritik. i. 2.ses (kray´siz) i. i. çoğ.. suç. ac ımaya yol açacak kötü davranış. nöbet. tenkitçi. sakat. --bing) 1.te. f. dalga. 2. sinmek. günah. hotoz. kriz. i. s. İng. 1. 1. 1..ma.ri. 2. 3. süngüsü tepe. 1. İng. f..(buzdolab ında) sebzelik.. yılgın. hilal. sakatlamak. fesrengi. bak. c ırcırböceği. 1. i. kas ılma. krepon kâ ğıdı. cri. krep. kızıl. i. f. kıstas. tıb. çoğ. zool. kuru ve so ğuk (hava). Kırım´a özgü. tutulma. koyu k ırmızı. i. tahıl ambarı. sınavda kopya çekmek için hazırlanan kopyakopya etmek. 3. gevrek. i. i. değerlendirme amacıyla yapılan. 4. bot. gevrekleşmek. i. kırışmak. 2. 2.

1. haç. bacak bacak üstüne atmak.critical point criticise criticism criticize critique croak Croat Croatia Croatian crochet crochet hook crochet needle crockery crocodile crocodile tears crocus croissant crone crony crook crooked croon crop crop crop up Cross cross cross cross cross my heart cross o. k. madrabaz. i. alçak sesle şarkı söylemek. kusur bulma. 1. i. 3. f. the 1. 2. çaprazlamak. çiğdem. f. Hz. H ırvat. (iş). cefa. . i. melez. Kar şıdan karşıya geçmeden önce iki s. ürün. tığ işi. timsah. 3. Haç (Hristiyanlığın simgesi). kros kaya ğı. tığ. düzenbaz. 2. mahsul. 2. sorguya çekmek. çapraz işareti. i. argo cartayı çekmek. kar şıdan karşıya geçmek. üçkâğıtçı. kayak krosu. 2. f. tığla işlenen dantel.. 2. kol demiri. 4. dili dolandırıcı. bak. cavlamak. (--ped. -i geçmek: Look both ways before crossing the street. i. f. f. yak ın arkadaş. silmek. dili içindedalavereci. ele ştirmek. kollarını kavuşturmak. kıvrım. ölmek. f. kritik nokta. İng. virajlı. 2.. Hırvatça. 3. vallahi.bred) melezlemek. karalamak. kırpmak. tenkit. 3. (cross. ele ştiri. 1. i. 2. ayçöreği. k. çarmıh. bot. f. 3. kros kayağı. 1. 4. 2. vıraklamak. kızgın. s. olan. gak. f. --ping) k ırkmak. kurba ğa sesi. tenkit. f. i. 1. gaklama sesi. 1. 2. i. şans dilemek. kursak. timsah gözyaşları. k. i. sahte gözya şları. mat. i. kocakar ı. İsa´nın çarmıhta ölümü. çile. ıstavroz çıkarmak. kroşe. ülkeyi baştan başa kateden.s. sürgü. kesmek. i. aklından geçmek. eleştiri. üstünü çizerek iptal etmek. rekolte. i. H ırvatistan. dili dolandırıcı. 1. i. s. i. i. aksi. 2. 2. m ırıldanmak. bak. cross one´s arms cross one´s fingers cross one´s legs cross one´s mind cross out cross section cross swords cross swords with cross the Rubicon crossbar crossbred crossbreed crosscheck cross-country cross-country skiing cross-examine nazik nokta. binici k ırbacı.. 1. bir uçtan öbür uca. haç çıkarmak. ters. melez. put. tığ. sapı kıvrık baston. bir dalavere kıvırmak. kroşe yapmak. f. kesip kısaltmak.. ıstavroz. birdenbire olu şmak/ortaya çıkmak. z. kayak krosu. değerini belirtmek için -i incelemek. s. melez. i. huysuzlanm ış. çaprazlamak. çarpık. 1. tığ ile işlemek. Croatian. criticize. kesit. kros. (kontrolden geçirilmi ş bir şeyi) kontrol etmek. -i tenkit etmek. Crocus. çoban de ğneği. -de kusur bulmak. i. ğıtçı. i. ayak ayak üstüne atmak. öfkeli. kritik.. ile kavga etmek. düzenbaz. s. 2. ekin. i. 2. asa. hilekâr. gaklamak. 1. tenkit etmek. 1. hilekâr. i. geminin/uçağın rotasına ayk ırı esen (rüzgâr). hatırına gelmek. 2. dönülmeyecek bir karar vermek. ile çekişmek. f. -in olumsuz noktalar ı üzerinde durmak. zool. üçkâ eğri. vırak. sağlamasını yapmak. 1. hileli bükmek. kafadar. çanak çömlek. ağız kavgası etmek. k ır koşusu. 1. (with) (biriyle) atışmak.

1. 2. 2. (over) (-den dolayı) çok sevinmek. baş. f. hükümdar. geçiş yeri. i. f. çarm ıha germe. savaşım. (birine) yer bırakmamak. bulmaca. 2. k. izdiham. kırıştırmak. z.bak. tepe. s. f. 3. dolanmak. s. i. krüsifi. 3. levye. dişçi. (horoz) ötmek. 3. ğı. s ıkıştırarak çıkarmak. kalabalık. 1. terz. i. f. i. diştacı.. çarm ıha germek. dolaşmak. kıtır kıtır yemek. ekmek içi. zalimce. hükümdarl ık. taç giydirmek. 1. bir davanın hararetli taraftarı. parça. 2. İng. dörtlük. i. 1. 2. hart hurt yemek. i. 3. at cross-purpose. üstünkörü yapılmış. tamamlamak. 7. 1. birikmek. çömelmek. acı. doluşmak. 2. i. i. i. zerre. sıkıştırmak. i. dörtyol. ac ımasız. katır kutur yemek. 3. 2. toplanmak. pantolon a 1. ekmek kırıntısı. i. çarm ıha gerilmiş İsa heykeli. ezmek. kalabalık. 1. Hz.1. 4. f. s. dayanılmaz. 4. ufalamak. i. kav şak. -e doluşmak. (--ed/İng. zalim. dilikampanya. ufalanmak. . i.din çatırdamak. şaşı. ham. buruşmak. 2. i. (kitapta) gönderme. 3. kırışmak. kasık. 2. ufalamak. i. kald ıraç. f. kalabalık. insafsızca. geçit. 3. acayip. 1. dönüm noktası. polis arabası) (etrafı kolaçan i. dörtlük nota. ç ıtır çıtır yemek. 1. (gemiyle) dolaşmak. 2. f. kron (para birimi).cross-eyed crossing cross-legged cross-purpose cross-reference crossroad crossroads crosswalk crosswise crossword puzzle crossword puzzle crotch crotchet crotchety crouch croup croupier crouton crow crow crowbar crowd crowd into crowd out crowded crown crucial crucifix crucifixion crucify crude crude oil crudely crudeness cruel cruelly cruelty cruise cruiser crumb crumble crumple crunch crusade crusader crush crush s. s. aynı hızla uzunca bir süre gitmek. un ufak olmak. kaba. güç durum. haçlıile ezmek. i. f. 5.savaş. 1. alıcı. kabalık. garip dü şünce. dışarıya itelemek. derme çatma. 3. 2. manivela. ar ıtılmamış. zulüm. 1. i. uğruna yapılan çatırtı. can kuron. 1. 2. ac ımasızlık. 1. taç. f. gezinmek. i. çaprazlama. sit cross-legged. tuhaflık. ac ımasızca. huysuz. kruvazör. 2. i. Haçl f. z. 1. f. dal ile gövdenin birle ştiği yer. İsa´nın çarmıhta ölümünü gösteren resim. 2. i. 1. Corvus. 1. tuhaf. 1. 3. i. z. yan yol. f. zool. çömelme. 1. karga. 2. yaya geçidi. 2. i. 2. i.kritik. çapraz. tepesini i. 3. ham petrol. z. parçalanmak. krupiye. harap olmak. 2. d ırdırcı. 2. (polis. i. bulmaca. buru şturmak. ezme. 2. çatırtı seferi. ara yol. cihat. 2. çökmek. çatal. s. çökmek. ham petrol. bak. krup hastalığı. çok önemli. against -e karşı savaşım vermek. anat. 1. kabaca. crew) 1. yaya geçidi. doldurmak. boğak. ı. k ırıntı. (çorbaya konulan) küp biçiminde do ğranmış kızarmış ekmek. i. 2. geçiş. 6. 1. s.

k ıs. kabin. yavrukurt. kabuk bağlamak. zool. cubic. kabukla kaplamak. gizemli.. gugukku şu. -e karşı yüksek sesle protestoda bulunmak. berrak. gizli. (yazıhanede/dolapta) önü açık ufak göz. dönüm noktas ı. kabuklu. kristal. s. sopa atmak. -e çok ihtiyac ı olmak: This country is crying for a -i çok gerektirmek. ayak küp (. odac ık. i. (hayvan) bağırmak. i. s ıra. s.. i. 2. birine Bu yanmak. 1. argo kaçık. i. -e sokulup sar ılmak. guguklu saat. metre küp. santimetre küp. bilardo isteka. kuca ğına alıp okşamak. 1. kübik. 1. Kübalı. i. mim. kesmeşeker.. yalandan imdat diye ba ğırmak. 3. i. --bing) yavrulamak. i. kritik an.028 m3). 1. guguk. inç küp (16. haykırı. kuyruk. odac ık. küp. Küba. 2. deli. f. yerkabuğu. (bir sayının) kübünü almak. 2. örtülü. boynuzlanm ış koca. . f. 1. billurla ştırmak. küp biçiminde nesne. i.o. boynuzlu koca.dert ülkenin bir lidere büyük bir ihtiyac ı var. s. (hayvana ait) ses.. 2. ağlamak. s. s. (kocasını) boynuzlamak. 2. kripta. kesmeşeker. 1. ekmek kabu ğu. 2. 2. yeter artık demek.4 cm3). s.. saat cam ı. koltuk de ğneği. 1. şifreli. 1. kristal. f. 2. sopalamak. 2. 2. sopa. 2. hüngür hüngür a ğlamak. haykırış. kriptos. geom. huysuz. i. yalandan imdat istemek. küpşeker. kabuklanmak. 2. Küba´ya özgü.. mat. 1. 1. kabuk. çomak. 1. hıyar. salatalık. feryat.. -e sokulup yaslanmak. s. küp şeker. i. i. i. i. i. bak. Cuculus canorus. crystallize. 1. billur gibi. kabuklu (hayvan). i. billurdan yap ılmış. 1. bağırmak. küp biçiminde kesmek.´s shoulder cry one´s heart out cry out cry out against cry out for cry quits cry wolf crypt cryptic crystal crystalline crystallise crystallize cu cub cub scout Cuba Cuban cubbyhole cube cube sugar cube sugar cubic cubic centimeter cubic foot cubic inch cubic meter cubical cubicle cuckold cuckoo cuckoo clock cucumber cud cuddle cuddle up cuddle up to cudgel cue i. billurlaşmak. kübik. kabine. Küba. küp biçiminde. billur. püf noktas ı. i. 3. aksi. 2. hücre. s. yavru (tilki/ayı/aslan). Kübalı. i. f. (--bed. leader. cry for. 1. kapal ı. f. f. 2.crust crust of the earth crustacean crusty crutch crux cry cry for cry on s. f. çözülmesi zor sorun/durum. bak. küp. (birbirine) sokulmak. f. 2. i. İng. mat. (birbirine/birine) sokulmak. 2. 1. sopa çekmek. geviş. 1. destek. f.

mutfak. 2. ile son bulmak. i. yenmek. bak. (biriyle) dostluk kurmaya çal ışmak. sufle. kültürlü. kültürlü. lenduha gibi. 3. 1. 2. tokat. yetiştirilebilir.bitiş. 1. f. sufle etmek. bardak. pantolon-etek. ile sona ermek. i. müze/kütüphane müdürü. laboratuvarda mikrop üretmek. 3. 2. tedavi edilebilir. geliştirme. suçlu. şeytanlık. i. ekici. bilardo topu. dolap. yemek pişirme sanatı. kült. stajyer papaz. kol düğmesi. biyol. 2.. (topra ğı) işleme. hırs. 1. kültür yapmak. 2. 3. vantuz çekmek. (--ped. i. 2. s. mücrim. engel. . tamah. kullan ışsız. sevimli. 2. cultivable. i. 4. f. i. i. kültive inci. s. kald ırımın kenar taşı. 2. 2. 4. birikmi ş. s. dostluk kurmaya çalışmak. f. açgözlülük. tutmak. görgülü. kaba 1. 2. yetiştirme. 1. ekilebilir. i. kültür. sonuç. kupa finali. hantal. şeytan. i. kültür. gem zinciri. mutfakla ilgili. *siki şme. işlenmiş (toprak). s. tiy. s. 1. 2. kadeh.ıkıcı. durdurmak. son. i. tokat atmak. 236 cm3. hâkim olmak. kusurlu. litrenin dörtte biri. 1. zaptetmek. s. kolluk. ufak kubbe. kültür fark ı. s. f. geliştirme. havaleli. çıkmaz sokak. 4. yemek pişirme ile ilgili. suluk. it. it. 2. f. s. sille.. i. 1. s kimyon. 1. yemekte/mutfakta kullanılan. 3. --ping) şişe çekmek. yetiştirici. İng. 1. *am. kümebulut. yetiştirme. in ile sonuçlanmak. 3. i. tokatlamak.cue cue ball cuff cuff link cuisine cul-de-sac culinary culminate culmination culottes culpability culpable culprit cult cultivable cultivatable cultivate cultivate a friendship cultivated cultivation cultivator cultural culture culture gap culture shock cultured cultured pearl cumbersome cumin cumulative cumulus cuneiform cunning cunt cup cup cup final cup one´s hands cup winner cupboard cupidity cupola cur curable curate curator curb i. çiviyazısı. 1. 2. spor kupa. şirin. kabahatli. fren. kupa. doruk. kusur. yüklük. görgü. manşet. 3. i. fincan. birikerek artan. f. i. i. iyile şebilir. avuçlarını bitiştirerek çanak gibi açmak. kümülatif. kurnazlık. tarım. en yüksek noktaya varmak. 2. s. en yüksek nokta. oyuncunun sözü arkada şına bırakmadan önceki son söz veya hareketi.. i. i. i. f. kültürel. döküm oca ğı. kol a ğzı. hacamat yapmak.. 1. elverişsiz. sokak köpe ği. geliştirmek. 4. kurnaz. (toprağı) işlemek. ağır. doru ğuna yükselmek. (tarlayı) sürmek. s. s. i. i. 1. kültür. zirve. kupa galibi. i. it herif. 2. kabahat. suçluluk. 1. 1. frenlemek. yetiştirmek. hin. i. kültür şoku. i. i.

lüle. imleç. cari. beddua. s. z. kesmik. yaltaklanarak (birinin) gözüne girmeye çal ışmak. i. güncel. 2. i. lor peyniri. 2. s. ilaç. kıvır kıvır. k ıvırcık. bukle yapmak. 4. 2. küfretmek. zerdeçal v. f. 3. 2. korniş. perde rayı. perdelemek. sövmek. k ıvrım. baharat karışımı. dili yüreğini oynatmak. f. s. ilenç. tütsülemek.sövgü. 1. 1.. saç maşası. ters ve k ısa (söz). i. f. 2. s. halen. i. 1. gelişigüzel. lanet etmek. şifa. reverans. acayip. bugünkü. k ıvrılmak. i. k. lanetli. pıhtılaştırmak. çare. 1. i. lanetlenmiş. nadir şey. cari hesap. nakit para. bugünlerde. reverans yapmak. 2. f. cari hesap. tuzlamak. 2. 2. 2. dili deh şete düşürmek. dili -e yaranmak. pıhtılaşmak. k. ilenme. bukle. 1. körolas ı. 3. lanet. k. i. saç ını bükülmek. geçerlik. şu anda. müfredat program ı. beddua etmek. bigudi. -e çözüm getirmek. f. 1. 1. sa ğaltım. perde halkas ı. günlük masraflar. i. iyile ştirmek. şifa vermek. k ıvrılmak. sokağa -e çare bulmak. f. yaltaklanarak (birinin) gözüne girmeye çal ışmak. 2. i. kaşağılamak. revaç. hediyelik e şya dükkânı. melun. sürüm. 1. perde. büklüm. eğrilme. s. rayiç. sağaltmak. i. küfür. cereyan. ak ım. tedavül. meraklı.kıvırmak. 2. kesmek. i. nakit. kaşağı. 1. kuşüzümü. ilenmek. garip. eğrilik. tedavi. 1. özgeçmiş. derman. güncel olaylar. kıvırmak.curd curd cheese curdle curdle one´s blood cure cure curfew curiosity curiosity shop curious curl curl one´s hair curl up curler curling iron curly currant currency current current current account current account current events current expenses current market rate current price currently curriculum curriculum vitae curry curry curry favor with curry favor with curry powder currycomb curse cursed cursed cursor cursory curt curtail curtain curtain ring curtain rod curtsy curvature i. toz haline getirilmiş kimyon. i. tuhaf şey. kürsör. tic. kişniş. bilg. piyasa fiyat ı. kurutmak. s. aktüel. s. şimdiki. kesilmek. bükmek. i. cari fiyat. sövme. merak. ışıklı gösterge. azaltmak. kür. korkutmak. 3. sövüp saymak. lor. i.b. 1. tımar etmek. para. çıkma yasağı. frenküzümü. akıntı. 2. kanını dondurmak. f. 1. tuhaf. bela. k ısaltmak. f. sürüm de ğeri. i. . 1. 2. günlük giderler. i. yürürlükte olan. üstünkörü. tedavi etmek. geçer.

3. dili hisse. konferans v. bir darbenin hızını kesen tampon. This stone cuts easily. kristal. -i azaltmak. 1. bırakıp kaçmak. Bu ta ş kolayca kesiliyor. dili 1. k. 1. (kasaplık hayvanın gövdesinden belirli bir şekilde kesilen) et parçası. koruma. 1. dili önemi/etkisi olmamak.. f. dili gayrete gelmek. 2. dili yeterince -i azaltmak. k. 2. s.b. 6. It set my teeth on edge. kesilmiş. kesmek. ilişkiyi kesmek. i. kıvrılmak. 1. eğri. (bir işte) kestirme yollara başvurmak. 2. gözetim. (denetim. dili gâvura k ızıp oruç bozmak. --ting) 1. muhaf ız. k. 2. (cut. 5. from (bir yerden/gruptan) ayr ılmak. hem lehine. kesip k ısaltmak. baskı v. kesilmek: f. 2. kapıcı. f. süt. k. köpekdişi. i. tırnaklarını dibine kadar kesmek. do a thing by halves bir işi yarımyamalak yapmak. dili 1. 3. ısmarlama. 3. go halves yarı yarıya bölüşmek. minder. dili önemli olmamak. gümrük. hafifletmek. go off half-cocked k. -i kesmek. 1. geçirmek için aç ılan yar. içkiyi suland ırmak. 2. kesik. biçim. âdet. vesayet. i. alışılmış. aşka gelmek. indirim. mutat. pay. i. al ışkanlık. kesmek. 2. 5. 2. 3. koruyucu. gelenek. azaltmak. eğmek. fason. i. s. geri dönmek. f. itiyat. dili gâvura k ızıp oruç bozmak. biçmek. yarma. âdet olan. (ders. i. dili Yapma!/B ırak! 1. 8. sövgü. k. eski bir giysiden (yeni bir şey) yapmak. i. müşteri. 4. parça.curve curve cushion cuspid cuss custard custodian custody custom customary customary usage customer custom-made customs customshouse cut cut cut cut a big/wide swath cut a tooth cut a tooth cut across cut across all boundaries cut an alcoholic drink with water cut and run cut back cut both ways cut corners cut corners cut down a piece of clothing into cut down a tree cut down on cut glass cut in cut in half/cut into halves cut in on cut into Cut it out! cut loose cut loose cut no ice cut no ice cut of meat cut off cut off one´s nose to spite one´s face one´s nose to spite one´s cut off face cut one´s nails to the quick i. sınır tanımamak. viraj. sorumlu kimse. kesim. i. kesim. herif. altına/arkasına i. krem karamele benzeyen bir tatlı. azaltmak. kavis. araya girmek. 2. yolazaltmak. (birinin) sözünü kesmek. kesinti. k. şeker ve yumurta ile hazırlanan bir sos. hem aleyhine olmak. -i azaltmak. k.´ni) s.. k. bilardo masasının lastikli iç kenarı. 7. çok nüfuzlu olmak. dili sövmek. 4. i. diş çıkarmak. k. 2. 1. kesik. kıvırmak. ağaç kesmek. kestirmeden gitmek. yarıya bölmek. 1. kesme. k.´nden) yakasını kurtarmak/sıyırmak. yastık. kıvrım. 1. . gümrük. kesme cam. 1. eğilmek. Dişlerimi kamaştırdı. küfretmek. dili en kolay ve en ucuz yollara ba şvurarak yapmak. 3. 2. 2. (bir müşterinin yaptığı) alışveriş. k. 1. âdet. 2. dilim. 3. k.b. 2. çok dikkat çekmek. bükmek. bükülmek. (çocuk) diş çıkarmak. gümrük resmi. küfür. i. 3.

amansız. birinin laf birini (ac ı sözlerle) derinden yaralamak. down cut s. 45. 1. kesiş. silindirsel. i. keskin. büyük zil. 2. bir şeyi dilim dilim kesmek. i. k. kesim. 1. i. indirimli. silindir. i. sinik. 2.cut one´s own throat cut out cut s. sert i. dili içine işlemek. dönü ş. 2. cani. i. 1.t. motosikletçi. s. kiklon. 3. siklamen. bak. 2. k ıs. i. sa ğ yapmak. acı. Cyclamen. 2. kesici: wire cutters tel makas ı. i. kinizm. i. A. k ısa kesmek. sin. s. müz. 3. tav şankulağı. azaltma. şaklaban. s.. sona erme noktas ı. indirimli mal satan. servi. Kıbrıs´a özgü. sinik. devre. Cupressus. kesinti. sin. isim kg. şakacı. i. i. bir şeyi dilimlemek. dili şaklabanlık yapmak. 3.o. devir. Kıbrıs. 1. i. -i bırakmak. içini yakmak. kibernetik. 3.o.. Kıbrıslı. s. hundredweight 1. acı vermek. s. Sepia... birine miras olarak on para/hiç para b ırakmamak.o. sevimli. 1. eksiltme. bisiklete binmek. short cut s. kotlet. aşı kalemi.. incitici. buhurumeryem. i. . kestirme yol. indirimli.D. i. 3. selvi. i. 1. sibernetik. 1. i. bisikletçi. 1. siklon. anat. i. 1. dili şirin. 2. (of an automobile) sol yapmak. i. 1. i. i. 1. bot. 2.. birini öldürmek. 2. İng. Cypriot. geriye dönü ş. niteliksiz. acı. off cut s. do ğramak. çatal b ıçak takımı. 2. kotra. bisiklet. zool. siyanür. i. kasap. tenzilatlı. 1. ını kesmek. indirimli mal satan. tenzilatlı. s.(rüzgâr). dili kendi kendine zarar vermek. argo kârı paylaşmak. -i kesip ç ıkarmak. 2. bahç. kesme. s. into slices cut short cut the ground (out) from under one´s feet cut the ground from under s. 100 libre. birinin yolunu kesmek. kesici alet. k.´s feet cut the melon cut the wheels cut to the quick cut up cutback cute cuticle cutlery cutlet cutoff cutoff point cut-price cut-rate cutter cutthroat cutting cuttlefish cutup cwt -cy cyanide cybernetics cyclamen cycle cyclist cyclone cylinder cylindrical cymbal cynic cynical cynicism cypress Cyprian Cypriot Cyprus Cyrillic k. bindi ği dalı kesmek. kinik. tırnakların etrafını çevreleyen deri. sinizm. kinik.B. -i kesmek... dili -i kesmek. i. (birinin) dayanak noktalar ını çürütmek. üstderi. f. (giysi) biçmek. k. 2. silindirik. Kıbrıslı. (belirli bir şeyi) kesen kimse. elek. komik şeyler yapmak. yaklaşık 50 kg. kalitesiz.. dönme. s. sona erme tarihi. Kıbrıs. k ırıcı (söz). s. katil. 2. motosiklet. k ıyasıya. 2.o. s. 1. birinin savundu ğu noktaları çürütmek. parça parça kesmek.5 belirten sonek: fluency ak ıcılık. i. 2. i. k.o. mürekkepbalığı. den. 112 libre. to the quick cut s. bot.

1. z. i. i. narin. hasar yapmak. i. nezaket. süt ürünleri. hafif vuru ş. deli. bak. Çekçe. Beninese. tazminat. tar. çoğ. dili baba. zarar. i. bak. bak. k. i. Çekoslovak. i.men (der´imîn) i. i. tar.. 1. i. Çek. oynaşmak. oyalanmak. D. re notası. gündelik gazete. i. mand ıra. süthane. vakit öldürmek. Beninese. day(s). sütçü dükkânı.. 2. bak. 1. s. District Attorney. bak.. days. zarif.. 2. 2. s. i. su serpmek. dair. hevesli. k.. s. i. Çekoslovakyalı. i. i. i. yıldızçiçeği. zerrin. --bing) hafifçe vurmak. day.Cyrillic alphabet cyst cystitis czar Czech Czechoslovak Czechoslovakia Czechoslovakian D d D... kaç ık. amatör. i. i. 1. 2.. sütçü. Department. 1. nazik. günlük. dokunmak. f. İngiliz alfabesinin dördüncü harfi. sistit. tıb. zarar vermek. -i bast ırmak. Dutch. f. nergis. . 1. baraj. s. i. mandıra. babac ığım.. i. daughter. -i frenlemek. dokunma. 2. çar. dead. s. 1.. zarafetle. huk. kafadan kontak. zool.. 1. daughter. Doctor. İng. i. dili masraf. hasar. i. i. --ming) -e set çekmek. İngiliz alfabesinin dördüncü harfi.. tipula sine ği. su bendi. Çekoslovakyalı.. fiyat. i. 2. in ile amatörce uğraşmak. s. bot. s. küçük vadi. f. D. 2. date.. hançer. 1. i. titiz. k. zarafet. (--med. 2. d D. her gün. papatya. i.. vakit öldürmek. Çekoslovak. titizlik. k ıs. (--bed. 1. tar. diameter. fulya. müz. z. i. set. 2. haylazl ık etmek. s. ziyan. d DA da dab dabble dabbler dachshund dad daddy daddy-longlegs daffodil daft dagger dahlia Dahoman Dahomean Dahomey Dahomeyan daily daintily daintiness dainty dairy dairy cattle dairy farm dairy products dairyman daisy dale dally dally away dally with dam dam up damage damages Kiril alfabesi. saçma. sağmal inekler. gündelik. tar... gündelikçi (hizmetçi). 1. f. hafifçe ıslatmak. Czechoslovakian. dili baba. k ıs.. i. 2. s. Beninese. babac ığım. f. i.. i.. kist. Benin. tıb. kama. i. Dahlia. cilveleşmek. bozmak. December. Çekoslovakya. mastı. bir işe heves duyup girişme eğiliminde olan kimse. k ıs.y. 2. i. died. k ıs..

züppe. çok. i. i. ok gibi f ırlamak. f. 5. i. s. 2. nemlendirmek. lanet. Danimarkal ı. i. i. 1. nemlendirmek. söndürmek. 2. dans etme. ya ş. s. lanet. i. f. Biliyorsam kahrolayım. Danimarka´ya özgü. nemli. Danimarkalı. sevgilim. i. zarif. s. iğneyle örerek onarmak. 1. Danca. dili birinin i. (titreşimi) f. kararmak. lanet. koyu. kör olası.. ileri at ılma. hatun. konak. en tuhaf. esrarlı. sarkıtmak. 2. cesaret. Allah ın belası.Damascus damask dame damn Damn!/Damn it!/Damn him!/Damn her! damnation Damnation! damned Damned if I know. bot. Lanet olsun! s. 1. 3. 3. karanlık oda. yiğit. Lanet olsun! i. hoplatmak. nem. hamle. sevimli. f. benekli hayvan. bakla k ırı. i. melun. 1. 2. 2. nemlenmek. kahrolası. 1. f. yiğitlik. i. 1. fırlatmak. yaş. dans. kepek. i. f. esmer. damasko (kuma ş). atılmak. dans. as ılı durup sallanmak. çok iyi. karanlık. cici. cüretkâr. i. Tuna. Allah belas ını versin!/Allah kahretsin! i. rutubet. lanet okumak. kalk ışmak. tehlike. Taraxacum officinale. i. i. i. en iyisi. s. s. Tuna nehri. f. s. benekli. s. 2. eski han ım. s. 3. cesaret etmek. 4. i. ıslatmak. 1. terz. oynamak. cüret. rutubetli. raks. lacivert. rutubetli. rutubet. 1. 3. akşam. f. 2. azaltmak. kaçırmak: dampen s. zıplatmak. z. oynatmak. yaşlı kadın. durdurmak. nem. sevgili. harika. i. Danimarka. 1. 3. muğlak. dansç ı. f. s. f. 2. boğmak. yava şlatmak. i.1. i. 1. atmak. 3. beddua etmek. 2. gizli.´s enthusiasm k. koyu renk. 2. sevgili. i. dans ettirmek. sarkmak. 6. i. benek. lanet etmek. küf kokulu. 1. pens. 1. tehlikeli. 3. ho ş. esmerleşmek. karanlık. z. f. dansör. örülerek onarılmış delik. küçük ok. böceğin iğnesi. damnedest damp dampen dampness dance dancer dancing dandelion dandle dandruff dandy Dane danger dangerous dangerously dangle Danish dank Danube daphne dapper dapple dapple-gray Dardanelles dare daredevil daring dark dark dark blue darken darkness darkroom darling darn darn Darn it! dart i. anla şılması zor hale getirmek. kadınlara verilen şövalyelik ayarında bir asalet unvanı. lanetli. alaca kır (at). lanetlemek. 2. mükemmel. tehlikeli bir şekilde. . karahindiba. bela. i. 3. oyun. defne. koyulaşmak. 3. çapraşık. cehalet içinde. 2. 2. pek.. karanlık. beneklemek. Danca. ıslanmak. Şam. 1. dansöz. 2. 1. i. cüret etmek.o. 2. dans etmek. grizu. argo kad ın. 2. en acayip. ıslatmak. 4. i. karartmak. f. i. şık. k ırmak. cehennem cezas ı. asıp sallamak. nemli. s. 2. foto. 1. 1. gölge. balo. s. s. fırlama. gözü pek.

dartboard darts dash dash off dash off a letter dash s.o.´s hopes dash to pieces dash water on one´s face dashboard dashing data data bank data base data file data processing date date date date line date palm dated dative datum daub daughter daughter-in-law daunt dauntless davenport dawdle dawn dawn on day day after day day by day day by day day in day out day laborer day of reckoning day school daybreak daydream daylight daytime daze dazed dazzle

i. ok atma oyununda kullan ılan nişan tahtası. i. ok atma oyunu. f. 1. hızla koşmak: She dashed to the child´s rescue. Çocuğun imdadına koştu. 2. hızla ilerlemek, atılmak, fırlamak: I dashed to the window but acele gitmek, f ırlamak. bir mektup karalamak. bir kimsenin ümitlerini k ırmak, birini hayal kırıklığına uğratmak. çarpıp paramparça etmek. yüzüne su çarpmak. i., oto. kontrol paneli, pano. s. 1. atak, atılgan, cesur. 2. gösterişli, şık. i. 1. çoğ. veya tek. bilgi. 2. veriler, data. bilg. veri bankas ı, bilgi bankası. bilg. veri taban ı, bilgi tabanı. bilg. veri dosyas ı. bilg. bilgiişlem. i. hurma, arabistanhurmas ı. i. 1. tarih, zaman. 2. randevu. 3. flört, flört edilen ki şi. f. 1. tarih koymak, tarih atmak. 2. tarihlendirmek. 3. ile ç ıkmak, ile flört etmek. coğr. gündeğişme çizgisi. hurma a ğacı. s. 1. tarihli. 2. modas ı geçmiş, demode. s., dilb. -e halindeki. i. -e halindeki sözcük. çoğ. da.ta (dey´tı, dä´tı) i. veri. f. 1. sürmek, s ıvamak. 2. bulaştırmak. 3. lekelemek, kirletmek. i. 1. harç, çamur. 2. leke. i. k ız evlat, kız. i. gelin. f. yıldırmak, gözünü korkutmak. s. gözü pek, yılmaz, korkusuz. i. kanepe, sedir, divan; çekyat. f. işini ağırdan alarak vakit kaybetmek, ağır davranmak, oyalanmak. i. 1. seher, tan vakti. 2. şafak, tan. f. görünmeye başlamak, aydınlanmak. anlaşılmak, sezilmek. i. 1. gündüz: We´ve been working night and day on this project. Bu proje üzerinde gece gündüz çalışıyoruz. 2. gün: the second day of the month her gün, günlerce. günden güne. günbegün, günden güne. her gün. gündelikçi. hesap günü, k ıyamet günü. gündüzlü okul. i. seher, tan vakti. i. hayal. f. hayal kurmak, dalmak. i. gün ışığı.daylight-saving time yaz saati. i. gündüz. f. sersemletmek, sersem etmek, serseme çevirmek. i. sersem bir hal, sersemlik. s. sersemlemiş, serseme çevrilmiş. f. göz kama ştırmak.

deacon deaconess dead dead ahead dead beat dead center dead end dead heat dead language dead letter dead loss dead set dead set against dead tired deaden deadline deadlock deadly deaf deaf mute deafen deaf-mute deal deal in deal with dealer dealings dealt dean dear Dear me! dearly dearly love to dearth death death rate death sentence death squad death toll death warrant deathbed deathless deathlike deathly deathly cold deathly pale deathly silence

i. diyakoz. i. kilisenin hayır işleriyle görevlendirdiği kadın. s. 1. ölmü ş, ölü. 2. cansız, hareketsiz; sönük. 3. ölü (renk). dosdoğru. çok yorgun, bitkin. tam merkez, tam orta. 1. ç ıkmaz sokak. 2. çıkmaz. spor berabere biten yar ış. ölü dil. 1. geçersiz yasa. 2. sahibine ula ştırılamayan mektup. bir işe yaramayan nesne/kimse. k. dili kararlı. -e tamamen kar şı, -e muhalif. bitkin, yorgun. f. 1. hafifletmek, azaltmak, zayıflatmak; (ses, ağrı v.b.´ni) kesmek. 2. parlaklığını tarihi. i. son teslimgidermek, donuklaştırmak. i. çıkmaz. f. çıkmaza sokmak; çıkmaza girmek. s. 1. öldürücü; ölümcül. 2. ölü gibi. s. 1. sağır. 2. kulak asmayan. sağır ve dilsiz kimse. f. sağır etmek. i. sağır ve dilsiz kimse. i. 1. anla şma, mukavele. 2. iş. 3. miktar. 4. iskambil kâğıtlarını dağıtma. f. (--t) (iskambil kâ ğıtlarını) dağıtmak. ... ticareti yapmak. 1. ile ilgilenmek. 2. -i idare etmek. 3. -in üstesinden gelmek, -in hakk ından bir şeyin)4. -e değinmek, -den bahsetmek. 5. -in müşterisi old i. 1. (belirli gelmek. ticaretini yapan kimse, tüccar, satıcı: a dealer in stamps eski pul sat ıcısı. 2. ilişki. i. 1. iş, alışveriş. 2. iş ilişkisi; iskambil kâğıtlarını dağıtan kimse. f., bak. deal. i. 1. katedralin ba şrahibi. 2. dekan. i. sevgili. s. 1. sevgili, aziz. 2. de ğerli, kıymetli. 3. pahalı. Olur şey değil! z. (bir şeyi) çok arzu etmek. i. yokluk, k ıtlık. i. ölüm. ölüm oran ı. idam hükmü. ölüm mangas ı. ölü sayısı. huk. idam hükmü. i. ölüm dö şeği. s. baki, ölümsüz. s. ölüm gibi. s. ölümsü. çok soğuk: It´s deathly cold outside. Dışarısı çok soğuk. beti benzi atm ış. ölümsü bir sessizlik.

debacle debar debase debatable debate debilitate debility debit debit an account debit and credit debit balance debris debt debt of gratitude debt of honor debtor debug debunk debut Dec dec decade decadence decadent decaffeinate decaffeinated coffee decal decamp decanter decapitate decathlon decay decease deceit deceitful deceitfully deceitfulness deceive deceiver December decency decent decently deception deceptive deceptively deceptiveness

i. çöküş, yenilgi, yıkım. f. (--red, --ring) (from) engellemek; menetmek. f. 1. değerini düşürmek, ayarını bozmak. 2. alçaltmak, şerefini lekelemek. 3. tartışılabilir. s. yozlaştırmak. f. 1. tartışmak. 2. çok düşünmek, düşünüp taşınmak: He debated with himself before şürmek, zayıflatmak, takatiniını vermeden önce çok f. kuvvetten dü reaching the decision. Karar kesmek. i. halsizlik, bitkinlik, güçsüzlük, zayıflık. i. borç. f. 1. borç kaydetmek. 2. birinin borcuna kaydetmek. bir hesab ı borcuna kaydetmek. borç ve kredi. borç bakiyesi. i. yıkıntı, enkaz; döküntü. i. borç. teşekkür borcu, gönül borcu. namus borcu. i. borçlu. f. (--ged, --ging) 1. (bir yerden) gizli dinleme ayg ıtını sökmek. 2. (bir aygıt veya sistemin) kusurlar ını gidermek. 3. bilg. hatasızlaştırmak, ayıklamak. f., k. dili (bir şeyin) yanlış taraflarını açığa vurmak. i. 1. başlangıç. 2. (sahneye) ilk çıkış. 3. bir genç kızın sosyeteye ilk defa takdimi. k ıs. December. k ıs. deceased, decrescendo. i. on yıl. i. çökme, çökü ş, yıkılış. s. çökmü ş. f. kafeinini ç ıkarmak. kafeinsiz kahve. i. çıkartma. f. 1. kamp ı bozup ayrılmak. 2. k. dili sıvışmak, savuşmak, tüymek, kaçmak. i. sürahi. f. başını kesmek, boynunu vurmak. i., spor dekatlon. f. 1. çürümek, bozulmak; çürütmek. 2. azalmak. i. 1. çürüme, bozulma. 2. azalma.ölme, vefat. f. ölmek. i. ölüm, i. 1. aldatma; hile, yalan. 2. hilekârl ık, düzenbazlık, dolandırıcılık. s. 1. hilekâr, hileci. 2. aldat ıcı. s. hilekârlıkla, yalancılıkla. i. hilekârlık, yalancılık. f. aldatmak. i. aldatıcı, hilekâr. i. aralık. i. 1. terbiye, edep, nezaket. 2. ılımlılık. 3. iffet, namus. s. terbiyeli, nazik; temiz, iyi. z. 1. terbiye ölçüsünde. 2. yeterince. i. 1. aldatma; aldanma. 2. yalanc ılık. 3. hile, düzen, dolap. s. aldatan, aldatıcı. z. aldatarak, aldat ıcı bir biçimde. i. aldatıcılık, düzenbazlık, hilekârlık.

decide decide against s.t. decide for s.t./decide in favor of s.t. decide to take the plunge decided decidedly deciduous decigram decigramme deciliter decilitre decimal decimal fraction decimal fraction decimal point decimal scale decimal system decimate decimation decimeter decimetre decipher decision decisive decisively decisiveness deck deck deck chair deck of cards deck out declaim declaration declaration of residence declare declare bankruptcy declare war on declension decline declivity declutch decode decompose decomposition decorate decoration decorative

f. karar vermek, kararla ştırmak, hüküm vermek. bir şeyin aleyhinde karar vermek. bir şeyin lehinde karar vermek. (bir şeyi) yapmaya karar vermek. s. 1. kesin. 2. kararl ı, azimli. 3. kararlı, ölçülü. z. kesinlikle, katiyetle. s. k ışın yapraklarını döken (bitki). i. desigram. i., İng., bak. decigram. i. desilitre. i., İng., bak. deciliter. s., mat. ondalık. i. 1. ondalık sayı. 2. ondalık kesir. ondalık kesir. mat. ondalık kesir. ondalık virgülü: 1.07 (Türk sistemine göre 1,07). ondalık hesap cetveli. ondalık sistem. f. büyük bir k ısmını yok etmek. i. büyük bir k ısmını yok etme; büyük bir kısmı yok olma. i. desimetre. i., İng., bak. decimeter. f. (şifreyi) çözmek. i. karar; hüküm. s. 1. kesin, kati. 2. kesin sonuca ula ştıran: the decisive victory in that war o savaşı kesin sonuca ulaştıran zafer. 3. kararlı. z. 1. kesin olarak. 2. kararl ı bir biçimde. i. 1. kesinlik. 2. kararl ılık. i., den. güverte. f. donatmak, süslemek. şezlong. isk. deste. donatmak, süslemek. f. 1. hararetle söylemek/konu şmak. 2. (hitabet kurallarına göre) söylemek; resmi bir 2. demeç. 3. bildiri, deklarasyon. i. 1. ilan. şekilde söylemek. ikamet beyannamesi. f. 1. ilan etmek. 2. bildirmek, deklare etmek. iflas ilan etmek. -e savaş açmak/ilan etmek. i. 1. dilb. ad çekimi. 2. çökü ş, çökme. f. 1. aşağıya meyletmek. 2. azalmak, düşmek. 3. çökmek. 4. reddetmek, geri çevirmek. i. iniş, meyil. 5. dilb. çekmek. i. 1. meyil, ini ş. 2. azalma, düşüş; gerileme, f. debriyaj yapmak. f. (şifreyi) çözmek. f. 1. ayrıştırmak. 2. çürütmek; çürümek. i. 1. ayrışma. 2. bozulma. f. 1. süslemek, dekore etmek. 2. ni şan vermek. i. 1. süsleme, dekorasyon. 2. süs. 3. ni şan, madalya. s. süsleyici, süslü.

decorator decorous decorously decorum decoy decrease decree decrepit dedicate dedicated dedication deduce deduct deduction deductive reasoning deed deem de-emphasise de-emphasize deep deep in debt deep in thought deep sea deep trouble deepen deepfreeze deep-fry deep-rooted deep-seated deer def deface defamation defame default defeat defecate defect defective defector defence defend defendant defender defense defenseless defensive

i. dekoratör. s. görgü kurallar ına uygun. z. görgü kurallar ına uygun bir biçimde. i. adaba uygun olma, terbiyeli olma. i. tuzak yemi. f. 1. away from -den hile ile uzakla ştırmak; into -e hile ile çekmek. 2. dü şmek, küçülmek; azaltmak, düşürmek. i. azalma, düşüş. f. azalmak, tuza ğa düşürmek. i. 1. resmi emir. 2. karar. 3. kararname. f. 1. emretmek, buyurmak. 2. karar vermek. s. eskimiş, yıpranmış. f. 1. adamak, vakfetmek. 2. to -in ad ına sunmak, -e ithaf etmek. s. 1. ithaf olunmu ş. 2. adanmış. 3. kendini işine adamış. i. adama, ithaf. f. sonuç ç ıkarmak. f. çıkarmak, hesaptan düşmek. i. 1. sonuç ç ıkarma. 2. man. tümdengelim. 3. sonuç. 4. hesaptan düşme. 5. kesinti: tümdengelimli usavurma. i. 1. eylem, iş, fiil. 2. huk. senet, tapu senedi. f. to -e senetle devretmek. f. saymak, addetmek. f., İng., bak. de-emphasize. f. önemini azaltmak. s. 1. derin. 2. anla şılmaz. 3. şiddetli, ağır. 4. koyu (renk). 5. kalın, boğuk, pes (ses). z.ış. 1. derinlerine kadar; derinliklerine kadar: It sank deep borca batm into derin dü şünceye dalmış. derin deniz. vahim bir durum. f. 1. derinle şmek; derinleştirmek. 2. artırmak. 3. (rengi) koyulaştırmak. i. 1. dipfriz. 2. dondurup saklama. f. (deep.froze, deep.fro.zen) dondurup saklamak. f. bol yağda kızartmak. s. 1. kökleri derinlere inen (a ğaç/çalı). 2. köklü, kökleşmiş (âdet/inanç). s. 1. derin, derinden gelen; derinde olan. 2. köklü, kökle şmiş. i. (çoğ. deer) geyik; karaca. k ıs. defective, defendant, defense, deferred, defined, definite, definition. f. (bir şeyin yüzeyine) zarar vermek. i. karalama, kara çalma, lekeleme. f. karalamak, kara çalmak, lekelemek. i. 1. (bir yükümlülü ğü) yerine getirmeme. 2. bilg. varsayım. f. (bir yükümlülü ğü) yerine u ğratmak. i. bozgun, yenilgi. on their loan. Borçlarını f. yenmek, bozguna getirmemek: They defaulted f. büyük aptesini yapmak, d ışkılamak. i. kusur, noksan, eksiklik. s. 1. kusurlu, sakat, eksik, noksan. 2. dilb. baz ı çekim şekilleri olmayan. i. karşı tarafa kaçan kimse. i., İng., bak. defense. f. 1. savunmak. 2. from -den korumak. i., huk. davalı. i. savunucu, savunan; koruyucu. i. 1. savunma, korunma. 2. spor savunma, defans. s. savunmas ız, korunmasız. s. 1. savunmayla ilgili. 2. (hedef al ındığını zannederek) savunmaya geçen. 3. koruyucu. 4. spor defansif.

defensive alliance defer deference deferential deferment deferred defiance defiant deficiency deficient deficit defile define definite definite article definitely definition definitive deflate deflation deflect

savunma anla şması. f. (--red, --ring) 1. sonraya b ırakmak, ertelemek. 2. to -e boyun eğmek. i. riayet, (sayg ıdan kaynaklanan) itaat. s. riayetkâr; sayg ı ve itaat gösteren. i. erteleme. s. ertelenmiş. i. 1. meydan okuma. 2. kar şı koyma. s. 1. meydan okuyan. 2. kar şı koyan. i. eksiklik, noksanlık; yetersizlik. s. eksik, noksan; yetersiz. i. (bütçe, hesap v.b.´nde) aç ık; zarar. f. kirletmek, pisletmek, lekelemek, bozmak. f. 1. tanımlamak, tarif etmek. 2. belirlemek, sınırlamak, tayin etmek. s. 1. kesin. 2. belirli, belli. dilb. belirli tan ımlık: the. z. kesinlikle. i. 1. tanım, tarif. 2. tanımlama. s. kesin, son, tam. f. 1. havas ını/gazını boşaltmak, söndürmek; sönmek. 2. gururunu kırmak. 3.1. havas ını/gazını azaltmak. söndürme; sönme. 2. gururunu kırma. 3. i. ekon. para arzını boşaltma,

ekon. deflasyon. f. yönünü de ğiştirmek; başka yöne çevirmek; yönü değişmek. deflect s.o. from his/her purpose birini amac ından çevirmek. yönünü de ğiştirip -e çevirmek. deflect s.t. into f. biçimini bozmak, biçimsizle ştirmek. deform i. 1. biçimsizlik. 2. t ıb. biçim bozukluğu, bozunum. deformity defraud defray defrost deft defunct defy degenerate degenerate degradation degrade degrading degree dehumidifier dehumidify dehydrate dehydrated deify deign deity dejected dejection delay f. doland ırmak, elinden almak. f. ödemek; (giderleri) kar şılamak. f. buzlarını çözmek/eritmek; buzları çözülmek/erimek. s. becerikli, usta, marifetli. s. 1. ölü. 2. feshedilmi ş. f. meydan okumak, kar şı gelmek, karşı koymak. s. yoz, yozla şmış, soysuz, dejenere. f. yozlaşmak, soysuzlaşmak, bozulmak, dejenere olmak. i. 1. aşağılık bir durum; itibarsızlık. 2. aşağılaşma. 3. rütbeyi indirme. f. 1. alçak bir duruma dü şürmek. 2. rütbesini indirmek. s. alçaltıcı, onur kırıcı. i. 1. fiz., geom. derece. 2. derece, basamak, a şama, rütbe, mertebe. 3. diploma. i. nem gideren alet. f. nemini gidermek. f. 1. suyunu almak, kurutmak. 2. su kaybetmek. s. susuz, kurumu ş. f. tanrılaştırmak. f. tenezzül etmek. i. 1. tanrı, ilah. 2. tanrısal varlık. s. keyifsiz, morali bozuk; hüzünlü. i. keyifsizlik, moral bozuklu ğu; hüzün. f. 1. ertelemek, sonraya b ırakmak. 2. geciktirmek. 3. oyalanmak. i. gecikme, geç kalma.

delegate delegation delete deletion deliberate deliberate deliberately deliberation delicacy delicate delicately delicatessen delicious delight delightful delimit delineate delinquency delinquent delirious delirium deliver deliver the goods deliverance deliverer delivery delivery note delivery order delivery receipt delivery time deliveryman dell delta delude deluge delusion delusive deluxe delve demagogue demagogy demand demand deposit demean demeanor demeanour demented

i. (del´ıgît, del´ıgeyt) delege, temsilci; elçi; vekil. f. (del´ıgeyt) 1. havale etmek, devretmek. yetki verme. i. 1. delegasyon. 2. 2. görevlendirmek. f. silmek, ç ıkarmak. i. 1. silme, ç ıkarma. 2. yazıdan çıkarılan parça. s. 1. kas ıtlı, maksatlı, önceden tasarlanmış. 2. temkinli, ölçülü, dikkatli. f. 1. düşünüp taşınmak, ölçünmek, tartmak. 2. görüşmek, müzakere etmek. z. kasten, mahsus, bile bile. i. 1. üzerinde dü şünme, düşünüp taşınma. 2. görüşme, müzakere. i. 1. incelik, kibarlık. 2. lezzetli şey. s. 1. kolaylıkla kırılabilen, kırılgan, nazik. 2. hassas (alet). 3. hassas (konu); nazik (durum). 4. ince (yapbüyük bir5. hafif (koku/tat). 6. hafif, z. 1. incelikle. 2. dikkatle, ihtiyatla, ı), narin. özenle. i. şarküteri, mezeci. s. lezzetli, leziz, nefis. f. 1. sevindirmek; sevinmek. 2. in -den zevk almak. i. 1. sevinç, zevk, keyif,ş, güzel; sevinç veren şey. s. ho haz. 2. zevkli. f. sınırlandırmak, tahdit etmek. f. 1. şeklini çizmek. 2. betimlemek. i. 1. (çocuklarda) suç i şleme. 2. borçların ödenmemesi. s. 1. suçlu, suç işleyen (çocuk). 2. ödenmemiş (hesap, vergi, borç v.b.). 3. borçlarını ödememiş. i. çocuk suçlu. s. 1. sayıklayan. 2. çılgına dönmüş. i. 1. sayıklama. 2. çılgınlık. f. 1. teslim etmek, b ırakmak, vermek: They will deliver the furniture tomorrow morning. Mobilyayı yarın sabah teslim edecekler. 2. (gazete, k. dili istenilen şeyi yapmak. i. 1. kurtarma; kurtulu ş. 2. hüküm. i. 1. kurtar ıcı. 2. teslim eden kimse. 3. dağıtıcı. i. 1. teslim; da ğıtım. 2. doğurma; doğum. 3. konuşma tarzı. 4. beysbol topateslim beyan ı. tic. vuru ş, servis. tic. teslim emri. tic. teslim makbuzu. tic. siparişlerin teslim süresi. çoğ. de.liv.er.y.men (dîlîv´ırimen) i. satılan malı eve teslim eden kimse. i. küçük vadi, korulu vadi. i. delta, çatala ğız. f. aldatmak, yan ıltmak. i. 1. sel, tufan. 2. şiddetli yağmur. i. 1. aldanma, yan ılma. 2. ruhb. sabuklama. s. aldatıcı, yanıltıcı. s. lüks, ihtişamlı. f. into -i ara ştırmak. i. demagog, halkavc ısı. i. demagoji, halkavc ılığı. i. 1. istem, istek; talep. 2. tic., ekon. talep, ra ğbet. 3. huk. talep, hak iddia etme. f. 1. talep etmek, istemek. 2. gerektirmek. 3. huk. mahkemeye vadesiz mevduat. f. alçaltmak, küçültmek. i. davran ış, tavır. i., İng., bak. demeanor. s. deli, kaç ık, çılgın.

demerit demidemijohn demilitarise demilitarize demilitarized zone demise demobilisation demobilise demobilization demobilize democracy democrat democratic democratically demolish demolition demon demonstrate demonstration demonstrative demonstrative adjective demonstrative pronoun demonstrative pronoun demonstrator demoralise demoralize demote demotion demur demure den denatured alcohol denial denigrate denim denims Denmark denomination denominator denote denounce dense density dent dental dental floss

i. (okulda) ihtar, tembih. önek yarım, yarı. i. damacana. f., İng., bak. demilitarize. f. askerden ar ındırmak. askerden ar ındırılmış bölge. i. ölüm, vefat. i., İng., bak. demobilization. f., İng., bak. demobilize. i. seferberliğin bitmesi; terhis. f. terhis etmek. i. demokrasi, elerki. i. demokrat. s. demokratik, halkç ı. z. demokratik olarak. f. yıkmak. i. yıkma; yıkılma. i. 1. cin, kötü ruh, şeytan, iblis. 2. kötü kimse, iblis. 3. enerjik kimse. f. 1. kanıtlamak, ispat etmek: He has demonstrated his loyalty to the firm. Şirkete olan bağlılığını2. gösteri. 3. tanıtım gösterisi. i. 1. kanıtlama, ispat. kanıtladı. 2. göstererek tanıtmak: demonstrate a s. 1. kan ıtlayan, gösteren. 2. duygularını açığa vuran. dilb. işaret sıfatı. dilb. işaret zamiri. işaret zamiri. i. 1. göstererek tan ıtan kimse. 2. uygulama öğretmeni. 3. gösterici. f., İng., bak. demoralize. f. cesaretini k ırmak, moralini bozmak, yıldırmak. f. aşağı dereceye indirmek, rütbesini indirmek. i. indirme. f. (--red, --ring) kabul etmemek, itiraz etmek. i. s. 1. çekingen. 2. a ğırbaşlı, ciddi. i. 1. in, ma ğara. 2. k. dili tekke, yatak. 3. k. dili dinlenme odası, sığınak. mavi ispirto, kar ışık ispirto. i. 1. inkâr, yads ıma. 2. yalanlama. 3. ret. f. iftira etmek, leke sürmek, karalamak, kara çalmak, çamur atmak. i. kot (kuma ş). i., çoğ. kot pantolon, cin; blucin. i. Danimarka. i. 1. ad, isim. 2. mezhep. 3. adland ırma. 4. değer/ölçü birimi. i. payda. f. göstermek, belirtmek. f. 1. (insan, fikir, davran ış v.b.´nin) kötü/zararlı taraflarını açığa vurmak. 2. ihbar etmek. 3. (anla şmanın) kaldırılacağını anlaşılması s. 1. yoğun, kesif. 2. sık (orman, saç v.b.). 3.duyurmak. güç, ağır (yazı). 4.1. yoğunluk, kesafet. 2.5. foto. koyu (negatif). sıklık. 3. (yazıda) ağırlık. i. kalın kafalı, mankafa. (orman, saç v.b. için) 4.ufak çukur; çentik, çöküntü, girinti. f. çentmek; çökertmek. i. foto. koyuluk. s. 1. dişlerle ilgili. 2. dişçilikle ilgili. 3. dilb. dişsel. i. dişsel ünsüz. diş ipliği.

dental surgery dentist dentistry dentures denude denunciation deny deodorant deodorise deodorize depart department department store departure departure gate departure lounge departure terminal depend depend from Depend upon it. dependable dependence dependency depict depilate depilation depilatory deplete deplorable deplorably deplore deploy deployment deport deport o.s. deportation deportment depose deposit deposit account deposition depositor depository depot deprave depraved depravity

diş cerrahisi. i. diş hekimi, diş tabibi, dişçi. i. diş hekimliği, dişçilik. i. takma diş. f. soymak; ç ıplaklaştırmak, çıplak bırakmak. i. 1. (insan, fikir, davran ış v.b.´nin) kötü/zararlı taraflarını açığa vurma. 2. ihbar. 3. (anla şmanın) ımak. 2. yalanlamak. 3. reddetmek. 4. -den yoksun f. 1. inkâr etmek, yads kaldırılacağını duyurma. bırakmak, esirgemek, vermemek. s., i. deodoran, koku giderici. f., İng., bak. deodorize. f. kokusunu gidermek. f. 1. ayrılmak, gitmek. 2. hareket etmek, kalkmak: At what time does the bus departman, bölüm, k ısım, şube,ıyor? 3.kol. 2. bakanlık, vekâlet. i. 1. depart? Otobüs saat kaçta kalk daire, ölmek, vefat etmek. 4. from büyük ma ğaza, bonmarşe. i. 1. gidiş, ayrılış, terk. 2. hareket etme, kalkış. 3. değişiklik, yenilik. 4. sapma, ayr ılma. 5. vazgeçme. çıkış kapısı. çıkış salonu. çıkış terminali. f. on/upon 1. -e güvenmek. 2. -e ba ğlı olmak: The number of people who will come depends on how many tickets we can sell. Geleceklerin say ısı -den sarkmak. Emin olunuz. s. güvenilir. i. 1. güven, güvenme. 2. ba ğlılık. 3. bağımlılık. i. 1. bağımlılık. 2. sömürge. 3. ek bina. f. 1. resmetmek, resmini çizmek. 2. betimlemek, anlatmak. f. tüyleri gidermek/dökmek. i. depilasyon, depilaj, tüyleri giderme/dökme; epilasyon. i. depilatuar, depilatif, tüy dökücü krem. s. depilatif, tüy giderici/dökücü. f. tüketmek, bitirmek. s. acınacak durumda, içler acısı. z. acınacak biçimde. f. 1. -e çok üzülmek, -den ac ı duymak. 2. -e yerinmek, -e yazıklanmak. f. 1. plana göre yerle ştirmek. 2. ask. yayılmak. i. 1. plana göre yerle ştirme. 2. ask. yayılma f. sınırdışı etmek. davranmak, hareket etmek. i. sınırdışı etme. i. davran ış, tavır. f. 1. tahttan indirmek. 2. görevden almak, azletmek. 3. yeminli ifade vermek. i. 1. emanet. 2. depozit, depozito; kaparo, pey akçesi: The salesman asked for hesab ı.million lira deposit. Sat ıcı otuz milyon lira depozit istedi. mevduat a thirty i. 1. tahttan indirme. 2. görevden alma. 3. yeminle yaz ılı ifade. 4. depozit olarak verme. 5.ıran kimse. i. mudi, para yat (tortu) b ırakma. i. depo, ardiye. i. 1. depo, ardiye. 2. istasyon; durak. 3. ask. depo. f. baştan çıkarmak, ahlakını bozmak. s. ahlak ı bozuk, baştan çıkmış. i. 1. ahlak bozuklu ğu. 2. doğru yoldan ayrılma.

deprecate depreciate depreciation depress depressed depression deprive dept depth depth of winter deputation deputise deputize deputy derail derailment derange deranged derangement derelict deride derision derisive derisory derivation derivative derive dermatitis dermatologist dermatology derogatory dervish descend descendant descendent descent describe description descriptive desecrate desecration desegregate desegregation desensitise desensitize desert desert

f. onaylamamak, protesto etmek. f. 1. fiyatını kırmak, değerini düşürmek. 2. ucuzlatmak; amortize etmek. i. 1. değerini düşürme; değeri düşme. 2. aşınma payı, amortisman. f. 1. -i bastırmak, -e basmak. 2. üzmek, canını sıkmak, moralini bozmak. 3. kuvvetten dü şürmek, zayıflatmak. düşürülmüş. 3. durgun s. 1. morali bozuk, keyifsiz. 2. de ğeri 4. değerini/miktarını azaltmak. (piyasa/ekonomi). ğu, keyifsizlik. 2. piyasada durgunluk, ekonomik kriz. 3. i. 1. moral bozuklu ruhb. depresyon, b ırakmak, -den mahrum etmek, -den etmek: This work f. of -den yoksun çöküntü. 4. alçak bas ınç alanı. will department. k ıs. deprive us of our health. Bu i ş bizi sağlığımızdan edecek. i. 1. derinlik. 2. derin yer. k ış ortası, karakış. i. 1. temsilciler heyeti, delegasyon. 2. temsilci atama. f., İng., bak. deputize. f. 1. vekil olarak atamak. 2. for (bir kimsenin) yerini doldurmak. i. 1. vekil; yard ımcı, muavin. 2. polis. 3. milletvekili. f. (treni) raydan ç ıkarmak; (tren) raydan çıkmak. i. (treni) raydan ç ıkarma; (tren) raydan çıkma. f. 1. düzenini bozmak, altüst etmek, kar ıştırmak. 2. delirtmek. s. deli. i. 1. düzensizlik, kar ışıklık. 2. delilik. s. 1. terkedilmiş, sahipsiz. 2. kayıtsız, ilgisiz, ihmalkâr. f. alay etmek, alaya almak. i. alay, istihza. s. alaylı, alaycı. s. 1. alaylı, alaycı. 2. gülünç, kepaze, devede kulak gibi. i. 1. türetme. 2. köken, kaynak. i. türev. f. from 1. -den sa ğlamak, -den elde etmek, -den almak: He derives his income from his investments. Gelirini yat ırımlarından sağlıyor. He derives i., tıb. deri yangısı. i. dermatolog, deri hastal ıkları uzmanı, cildiyeci. i. dermatoloji, cildiye. s. küçültücü, küçük dü şürücü, aşağılayıcı. i. derviş. f. 1. inmek; (ku ş, uçak v.b.) alçalmak; (karanlık, sis v.b.) çökmek. 2. from intorun; of (birinin) soyundan gelen kimse. ırmak; -e sökün etmek, i. soyundan gelmek. 3. on/upon inip -e sald i., bak. descendant. i. 1. iniş; alçalma; çökme. 2. on/upon inip -e saldırma; -e sökün etme; bask ın. 3. soy. f. 1. tanımlamak, betimlemek, tarif etmek. 2. anlatmak. i. 1. tanımlama, betimleme, tarif. 2. cins, çeşit, tür. 3. eşkâl: The police were unable tobetimsel. description of the thief. Polis h ırsızın eşkâlini s. tanımlayıcı, obtain a f. (kutsal bir şeye) saygısızlık etmek. i. (kutsal bir şeye karşı) saygısızlık. f. ırk ayrımını kaldırmak. i. ırk ayrımının kaldırılması. f., İng., bak. desensitize. f. uyuşturmak. i. hak edilen şey, layık olunan şey. He got his deserts. Hak ettiğini buldu. i. çöl, sahra. s. 1. çorak, çöllük. 2. bo ş, ıssız.

desert deserter desertion deserve deservedly deserving deserving of praise design designate designation designer desirable desire desirous desist desk desktop desktop computer desktop publishing desolate desolate desolation despair despairingly desperate desperately desperation despicable despicably despise despite despondent despot despotic despotical despotism dessert dessert spoon destination destined destiny destitute destitution destroy destroyer destruction destructive

f. 1. terketmek, b ırakmak. 2. ask. askerlikten kaçmak. 3. kaçmak, firar etmek. i. asker kaça ğı. i. 1. terketme, terk. 2. askerlikten kaçma, firar. f. hak etmek, layık olmak. z. haklı olarak; hak ettiği gibi. s. of -i hak eden, -e layık. övülmeye layık. i. 1. tasar ım, dizayn, tasar çizim. 2. tasarlama. 3. plan, proje. 4. desen. 5. amaç, maksat, hedef. etmek, belirtmek. 2. adlandırmak, isimlendirmek. 3. f. 1. göstermek, işaret 6. entrika, komplo. f. 1. tasar ımını yapmak: Selda (to/for) -e atamak,atanma, tayin edilme. 2. ad, isim, unvan, s ıfat. -e tahsis i. 1. atama, tayin; -e tayin etmek. 4. for için ay ırmak, -e ayırmak, i. 1. tasar ımcı. 2. desinatör. 3. modelist, stilist. s. arzu edilen, istek uyand ıran, çekici, cazip. i. 1. arzu, istek. 2. rica, dilek. 3. şehvet. f. 1. arzu etmek, arzulamak, istemek. 2. rica etmek. s. istekli, arzu eden. f. from -den vazgeçmek, -i b ırakmak. i. 1. yazı masası. 2. sıra. 3. kürsü. 4. daire, şube, masa. From her desk the teacher could see the desks of all her students. Ö ğretmen i. masaüstü. masaüstü bilgisayar. masaüstü yayımcılık. s. 1. terkedilmiş, metruk; ıssız, tenha, boş. 2. harap, perişan. 3. kimsesiz, yalnız. f. harap etmek, perişan etmek. i. 1. haraplık, perişanlık. 2. kimsesizlik, yalnızlık. 3. keder. i. umutsuzluk, ümitsizlik. f. of -den umutsuz olmak, -den ümitsiz olmak. z. umutsuzca, ümitsizce. s. 1. umutsuz, ümitsiz. 2. her şeyi göze alabilen; gözü dönmüş. z. umutsuzca, ümitsizce. i. umutsuzluk, ümitsizlik. s. alçak, a şağılık, rezil. z. alçakça. f. küçümsemek, hor görmek, adam yerine koymamak. i. nefret, kin, garaz. edat -e kar şın, -e rağmen: He was generous despite his poverty. ümitsiz, ğuna karşın eli açıktı. s. umutsuz, Yoksullumeyus. i. despot, tiran. s. despotik, despotça. s., bak. despotic. i. despotluk, despotizm. i. (yemeğin sonunda yenen) tatlı, yemiş, soğukluk. tatlı kaşığı. i. 1. gidilecek yer. 2. var ış yeri. 3. hedef. s. i. talih, k ısmet, kader, alınyazısı, yazgı. s. 1. yoksul, muhtaç, fakir. 2. of -den yoksun. i. yoksulluk, fakirlik. f. yıkmak, harap etmek, yok etmek, ortadan kaldırmak; öldürmek. i. 1. yok edici şey/kimse. 2. destroyer, muhrip. i. 1. yıkma, yok etme; yıkılma, yok olma. 2. yıkım. s. yıkıcı, zararlı.

desultory detach detachable detached detachment detail detailed detain detect detection detective detective story detector detention deter detergent deteriorate deterioration determinant determination determinative determine determined deterrence deterrent detest detestable dethrone detonate detour detract detriment detrimental deuce devaluation devalue devastate devastation develop developing developing country development developments deviate deviation device devil

s. 1. gelişigüzel, rasgele. 2. rabıtasız, bağlantısız. 3. amaçsız, gayesiz. f. ayırmak, çıkarmak, sökmek. s. ayrılabilir, çıkarılabilir, yerinden sökülebilir. s. 1. tarafs ız, yansız, objektif. 2. müstakil (ev). i. 1. ayırma, çıkarma, sökme. 2. ask. müfreze, müfrez birlik. 3. tarafsızlık, yansayrıntı, detay. 2. ayrıntılar, detaylar, tafsilat, teferruat. 3. ask. özel bir i. 1. ızlık, objektiflik. iş içinıntılı, detaylı. müfreze. s. ayr seçilmiş grup, f. 1. alıkoymak. 2. geciktirmek. 3. gözaltına almak. f. 1. sezmek, farketmek. 2. bulmak, ke şfetmek. i. bulma, ke şif. i. dedektif, hafiye. polisiye roman. i. dedektör, detektör, bulucu: mine detector may ın dedektörü/detektörü. i. 1. alıkoyma. 2. gecikme. 3. gözaltına alma. f. (--red, --ring) from -den vazgeçirmek, -den cayd ırmak. i. deterjan. f. kötüle şmek, kötüye gitmek, fenalaşmak, bozulmak. i. kötüleşme, kötüye gitme, fenalaşma, bozulma. s. belirleyici, tayin eden. i. belirleyici etken. i. 1. azim, kararlılık. 2. belirleme, tayin; tespit, saptama. s. belirleyici, tayin eden. i. belirleyici şey. f. 1. belirlemek, tayin etmek; tespit etmek, saptamak: We have not yet determined the ı. s. azimli, kararl price of that book. O kitab ın fiyatını henüz saptamadık. i. 1. cayd ırma. 2. caydırıcılık. s. caydırıcı. i. caydırıcı şey. f. nefret etmek, iğrenmek, tiksinmek. s. nefret uyand ıran, iğrenç, tiksindirici. f. tahttan indirmek. f. patlamak, infilak etmek; patlatmak, infilak ettirmek. i. varyant (yol). f. varyanttan gitmek. f. from -i azaltmak, -e gölge dü şürmek. i. zarar, ziyan. s. zarar veren, zararlı, muzır. i. 1. isk. ikili. 2. (zarda) dü. 3. tenis beraberlik, berabere kalma. i., ekon. devalüasyon, de ğer düşürümü. f., ekon. devalüe etmek, de ğerini düşürmek. f. 1. harap etmek, mahvetmek, viraneye çevirmek. 2. peri şan etmek. i. 1. harap etme, mahvetme; harap olma, mahvolma. 2. peri şan olma. 3. yıkım, zarar. f. 1. geliştirmek; gelişmek: He is working hard to develop his Italian.

İtalyancasını geliştirmek için çok çalışıyor. develop an idea bir fikri s. gelişmekte olan. gelişmekte olan ülke.
i. 1. geliştirme; gelişme, gelişim. 2. genişletme; genişleme. 3. (âdet) edinme. i. olaylar.4. (f ırtına, basınç alanı v.b.) oluşma, oluşum. 5. kalkınma, f. sapmak, ayr ılmak. i. sapma, ayr ılma. i. 1. alet; ayg ıt. 2. plan, yol, yöntem. 3. hile, oyun. 4. arma, ongun. i. şeytan, iblis.

devil´s advocate devilish devil-may-care devilment devious devise devoid devolve devote devoted devotee devotion devotional devotions devour devout dew dewdrop dewy dexterity dexterous dextrous diabetes diabetic diabolic diabolical diagnose diagnosis diagonal diagram dial dial direct to dial tone dialect dialectics dialing tone dialog dialogue dialysis diameter diametrically diametrically opposite diamond diamond cutter diamond jubilee diaper diaphragm

tartışma olsun diye zayıf tarafı savunan kimse. s. şeytanca, şeytan gibi. s. kimseye ald ırmayan, pervasız. i. muzırlık, yaramazlık. s. 1. dola şık, dolambaçlı. 2. sinsi, hilekâr. 3. hileli. f. tasarlamak, planlamak, düzenlemek, tertiplemek. s. of -den yoksun, -den mahrum. f. on -e geçmek, -e kalmak, -e devrolmak. f. to -e adamak, -e vakfetmek; -e ay ırmak, -e hasretmek: He has devoted himself -e sad ık, -e poor. Kendini yoksullar ın seven. s. (to) 1.to serving theiçten bağlı. 2. -e düşkün; -i hizmetine adadı. He i. 1. düşkün, meraklı, tutkun. 2. dinine çok bağlı olan kimse, zahit. i. 1. sadakat, içten ba ğlılık. 2. adama, vakfetme; hasretme. s. ibadete özgü, ibadetle ilgili. i. k ısa bir ibadet. i. ibadet. f. 1. (yeme ği) silip süpürmek, bir çırpıda yiyip bitirmek; (avı) parçalayıp yutmak. 2. bir solukta okumak. 3. (bir samimi, içten, yürekten. s. 1. dindar, dini bütün, mütedeyyin. 2.duygu) (birini) yiyip bitirmek. 4. i. çiy, şebnem. i. çiy damlas ı. s. üzerine çiy dü şmüş, çiyle kaplı. i. el çabuklu ğu, beceri, ustalık. s. eli çabuk, eli uz, usta. s., bak. dexterous. i., tıb. şeker hastalığı, diyabet. s., tıb. diyabetik. i., tıb. şeker hastası. s. şeytani, şeytanca. s., bak. diabolic. f. teşhis etmek, tanılamak. i. teşhis, tanı. s. köşegenel. i. köşegen, diyagonal. i. 1. diyagram, grafik. 2. plan, şema. f. diyagram ile göstermek; diyagram ını çizmek. mine, kadran. f. (--ed/--led, --ing/--ling) (telefon i. 1. kadran. 2. (saatte) numarasaramak. -i direkt ını) çevirmek. (telefonda) çevir sesi. i. diyalekt, lehçe, a ğız. i. eytişim, diyalektik. İng. (telefonda) çevir sesi. i. diyalog. i., İng., bak. dialog. çoğ. di.al.y.ses (dayäl´ısiz) i., tıb. diyaliz. i. çap, kutur. z. 1. çap boyunca. 2. tamamen. taban tabana zıt. i. 1. elmas. 2. baklava biçimi. 3. isk. karo. 4. beysbol iç alan; oyun alan ı. elmastıraş. altm ışıncı veya yetmiş beşinci yıldönümü. i. çocuk bezi. f. çocuk bezini sarmak/de ğiştirmek. i. 1. anat. diyafram kas ı, diyafram. 2. zar, böleç. 3. diyafram.

diarrhea diary dice dicebox dicker dictate dictation dictator dictatorial dictatorship diction dictionary dictum did Did she hurt herself? Did you ever? Did your ears burn? didactic didn`t die die die away die down die of boredom die off die out diehard diet dietician dietitian differ difference difference of opinion different differential differentiate differently difficult difficulty diffidence diffident diffraction diffuse diffuse diffusion dig dig down

i. ishal, sürgün. i. 1. günce, günlük. 2. hat ıra defteri. i., çoğ. oyun zarları. f. 1. küp şeklinde doğramak. 2. zar atmak. i. zar atma kab ı. f. (with) (ile) pazarlık etmek. f. 1. dikte etmek, yazd ırmak. 2. emretmek. 3. zorla kabul ettirmek. 4. gerektirmek. emir. i. 1. dikte. 2. 5. belirlemek. i. diktatör. s. diktatörce, amirane. i. diktatörlük. i. 1. diksiyon, söyleyim. 2. sözcük seçimi, sözcükleri kullanma şekli. i. sözlük, lügat. çoğ. dic.ta (dîk´tı)/--s (dîk´tımz) i. 1. otoriter hüküm/söz. 2. özdeyiş, atasözü. 3. huk. mütalaa. f., bak. do. Bir yerini mi incitti? k. dili Allah Allah! Kulaklarınız çınladı mı? s. didaktik. k ıs. did not. f. (--d, dy.ing) 1. ölmek, vefat etmek. 2. (makine) birdenbire durmak, stop etmek. 3. matris. 2. (çoğ. dice) atmak, çok i. 1. kalıp, (ate ş) sönmek. 4. canoyun zarı. istemek: Altan is dying to (gürültü) yava ş yavaş kesilmek, (ses) azalmak. (rüzgâr/f ırtına/yağmur) hafiflemek; (ateş/yangın) sönmeye yüz tutmak; (alev) azalmak. sıkıntıdan patlamak. birer birer ölmek. yok olmak, ortadan kalkmak. i. inatla tutuculu ğunu sürdüren kimse. i. 1. diyet, rejim, perhiz. 2. beslenme biçimi. 3. yiyecek. f. perhiz yapmak, rejim yapmak. i., bak. dietitian. i. diyet uzman ı, diyetisyen. f. 1. from -den ba şka olmak, -e benzememek, -den farklı olmak, -den ayrılmak. 2. with ile aynı fikirde i. 1. ayrılık, fark. 2. anlaşmazlık.olmamak. fikir ayrılığı. s. 1. (from) farklı, başka, ayrı. 2. çeşitli, değişik. i. diferansiyel. f. 1. ayırmak, ayırt etmek. 2. farklılaşmak, farklı olmak. z. başka şekilde, başka türlü. s. 1. güç, zor. 2. geçimsiz. i. 1. güçlük, zorluk. 2. s ıkıntı, problem. make difficulties zorluk çıkarmak. i. çekinme, utangaçlık, çekingenlik. s. çekingen, utangaç, s ıkılgan. i., fiz. k ırınım, difraksiyon. s. 1. fiz. da ğınık, yayınık, difüzyona uğramış. 2. zaman zaman konu dışına çıkarak meseleyi uzun uzadıya anlatan. f. yaymak, da ğıtmak; yayılmak, dağılmak. i., fiz. yayınma, yayınım, difüzyon. f. (dug, --ging) 1. kazmak, bellemek. 2. kaz ı yapmak. 3. dürtmek. 4. argo beğenmek,cebine atmak, sökülmek, kendi paras1. (arkeolojik) kazı. 2. k. dili elini hoşlanmak. 5. argo -den anlamak. i. ını ödemek.

dig in dig one´s heels in dig out dig up digest digest digestion digestive digestive troubles digit digital digital computer digital computer dignified dignify dignitary dignity digress digression dike dilapidate dilapidated dilapidation dilate dilatory dilemma dilettante diligence diligent diligently dill dillydally dilute diluted dim dime dimension diminish diminishing returns diminutive dimmer dimple dimwit din dine dine out diner

1. ask. siper kazmak, avc ı çukuru kazmak. 2. (bir şeyi) kürekle toprağa kardili inat edip k. dili yemek yemeye başlamak, yumulmak: Dig in! Haydi k. ıştırmak. 3. hiç yapmamaya karar vermek. 1. arayıp çıkarmak. 2. (gömülmüş birini/bir şeyi) kürekleyerek çıkarmak. kazıp çıkarmak. i. 1. özet. 2. derleme. f. 1. sindirmek, hazmetmek; sindirilmek. 2. özümlemek, özümsemek: I´ve read the poem, but I haven´t yet digested it. Şiiri okudum fakat henüz i. sindirim, hazım. s. 1. sindirime ait, sindirim. 2. sindirimi kolayla ştıran. i. sindirimi kolaylaştıran ilaç.ğu, hazımsızlık. sindirim bozuklu i. 1. parmak. 2. s ıfırdan dokuza kadar tamsayıların her biri, rakam. s. dijital, sayısal. dijital bilgisayar. dijital bilgisayar. s. ağırbaşlı. f. 1. onurland ırmak, şeref vermek. 2. büyütmek, yüceltmek. i. rütbe/mevki sahibi, kodaman. i. 1. itibar, sayg ınlık. 2. vakar, asalet. f. konu d ışına çıkmak, konudan ayrılmak. i. 1. konudan ayr ılma. 2. konu dışı söz, arasöz. i. 1. hendek, suyolu, ark, kanal. 2. set, bent. 3. argo lezbiyen, sevici. f. harap etmek, tahrip etmek; harap olmak. s. harap, köhne, yıkık dökük, yıkkın, viran. i. harap olma. f. genişletmek, büyütmek; genişlemek, büyümek. s. 1. işi ağırdan alan, geciktiren. 2. ağır, yavaş. i. 1. man. ikilem, dilemma. 2. güç durum, ç ıkmaz, açmaz. i. hevesli, heveskâr, amatör. i. özenle ve sebat ederek çal ışma. s. özenle ve sebat ederek çal ışan (kimse); özenle ve sebat edilerek yapılan (iş). sebat ederek. z. özenle ve i., bot. dereotu, yabant ırak, Anethum graveolens. f., k. dili oyalanmak; karars ızlık yüzünden vakit kaybetmek; ıvır zıvırla vakit kaybetmek. katmak; hafifletmek. f. suland ırmak, su s. suland ırılmış, su katılmış. s. (--mer, --mest) 1. lo ş, donuk, sönük. 2. belirsiz. 3. bulanık. f. (--med, -ming) 1. ( ışığı) azaltmak; (ışık) azalmak. 2. söndürmek, azaltmak; i. on sent. i. 1. boyut. 2. ço ğ. ebat, boyutlar. f. azaltmak, eksiltmek, küçültmek; azalmak, eksilmek. ekon. azalan verim. s. küçücük, ufac ık, minicik. i., dilb. 1. küçültme. 2. küçültme eki. i., elek. dimmer, azalt ıcı. i. gamze. i., k. dili aptal, budala, al ık. i. gürültü, patırtı. f. 1. günün esas yeme ğini yemek. 2. akşam yemeği yemek. 3. ziyafet vermek. 4. yemeyemek. dining car vagonvermek. dining hall yemek dışarıda yemek ğe davet etmek, yemek restoran. salonu. dining room yemek vagon restoran. 3. vagon restorana benzer i. 1. yemek yiyen kimse. 2. odas ı. lokanta.

dingy dinner dinner jacket dinner party dinner service/set dinner table dinnertime dinnerware dinosaur dint dip dip into a book diphtheria diphthong diploma diplomacy diplomat diplomatic diplomatic corps diplomatic immunity diplomatic relations diplomatic service diplomatically dipper dipstick dire direct direct direct call direct current direct current direct dialing direct object direct object direct tax direction directions directive directly director directory dirge dirt dirt cheap dirt cheap dirt poor dirt road

s. 1. rengi atm ış, kirli. 2. karanlık, sönük. i. 1. günün esas yeme ği. 2. akşam yemeği. 3. ziyafet. smokin. yemekli davet. sofra tak ımı, yemek takımı. sofra. i. yemek vakti. i. yemek tak ımı. i. dinozor. i. f. (--ped, --ping) 1. bat ırmak, daldırmak, banmak; batmak, dalmak. 2. aşağıya doğru meyletmek. i. 1. dalma, batma. 2. ani iniş, çukur. bir kitab ı gözden geçirmek. i., tıb. difteri, kuşpalazı. i. ikili ünlü, diftong. i. diploma. i. 1. diplomasi. 2. ba şkalarıyla ilişkide ustalık. i. 1. diplomat. 2. ilişkilerinde ustalık gösteren kimse, diplomat. s. 1. diplomatik. 2. ba şkalarıyla ilişkide usta. kordiplomatik. diplomatik dokunulmazlık. diplomatik ilişkiler. dışişleri memurluğu, hariciyecilik. z. diplomatça, diplomatik bir şekilde. i. kepçe. i., oto. ya ğ çubuğu. s. 1. korkunç, deh şetli, müthiş. 2. acil. s. 1. direkt, do ğrudan, dolaysız. 2. açık, kesin. 3. toksözlü. z. doğrudan doğruya, doğruca, direkt. f. 1. yönetmek, idare etmek. 2. yöneltmek, çevirmek, do ğrultmak: The astronomer directed his telescope toward the Milky Way. Astronom otomatik/direkt konu şma. elek. do ğru akım. doğru akım. direkt arama. dilb. nesne, dolays ız tümleç, düz tümleç. dilb. nesne. dolaysız vergi. i. 1. yön, istikamet, taraf. 2. yönetim, idare. i. 1. talimat. 2. kullanma talimat ı. i. direktif, yönerge, talimat. z. 1. doğrudan, doğrudan doğruya. 2. hemen. i. 1. yönetici, müdür, direktör. 2. yönetmen, rejisör. i. 1. rehber. 2. bilg. rehber, dizin. i. ağıt, mersiye. i. kir, pislik; çamur; toz. k. dili çok ucuz, sudan ucuz. k. dili sudan ucuz, bedava. k. dili çok yoksul, çok fakir. toprak yol.

dökülmek: discharge cargo yükü boşaltmak. mürit. f. s. 1.dirty dirty look dirty work disability disable disabled disabuse disadvantage disadvantageous disagree disagreeable disagreement disappear disappearance disappoint disappointed disappointment disapproval disapprove disarm disarmament disarrange disarray disaster disaster area disastrous disastrously disavow disavowal disband disbar disbelief disbelieve disburse disbursement disc disc harrow disc jockey discard discern discernible discerning discernment discharge discharge discharge/pay a debt disciple s. ayırt etmek. 2. pis iş. de şarj olma. felaket getiren. düzenini bozmak. 2. gözden kaybolma. f. ayırt etme. k. diskli tırmık makinesi. (in) -e inanmamak. (para) da ğıtmak. O boru i. inanmayış. 2. 2.boşalma. Raporlar kazan ın 2. aksi. sak ıncalı. tatsız. sezmek. silahsızlanmak. 2. kınama. kirli. i. silahs ızlandırmak. tan ımamak. dağılmak. 4. s. mahzurlu. 1. anlayışlı. diskaro.ortadan kaybolma. (para) harcamak. of -i do ğru bulmamak. i. f. 1. i. i. i. 1. 2. kaybolmak. uyuşmamak. uymamak. afet bölgesi. 2. görmek. sakat. ödeme. farkına varmak. k. with -e s. silahs ızlanma. i. f. 2. (tarım makinelerinde) disk. dışarı verme. tatsız işler. 2. 1. akıtma. havari. sert. 1. ümidi kırılmış. Pek çok orman yok oldu. maluliyet. f. f. atmak. yok olmak: Too many forests have disappeared. 3. kirletmek. . i. hile. güvenini kazanmak. s. s. pis. f. anlayış. iğrenç. bak. 2. naho ş. i. feci halde. çirkin. i. barodan ihraç etmek. karışıklık. farkedilebilir. 1. yok olma. görülebilir. mahzur. düzensizlik. boşaltmak. hoşa gitmeyen. i. boşalmak. i. z. f. dezavantajlı. felaket. 1. insanı pisleten iş. ortadan kaybolmak: My pen has f. 1. 3. akma. 1. i. anlamak. f. ateş borç ödemek. zeki. s. dili kötü bir bak ış: He gave her a dirty look. 1. yetersizlik. karıştırmak. 1. dağıtmak. boşaltma. dökülme. gözden kaybolmak. 2. ıskartaya çıkarmak. sakatlık. ödenen para. hayal k ırıklığına uğramış. onaylamama. tediye etmek. sahtekârlık. 3. s. --ring) huk. (--red. disk. 1. f. hayal k ırıklığına uğratmak. akıtmak. 2. f. elverişsiz. reddetmek. inanmama. çekişme. uyuşmazlık. 3. i. ters. diskcokey. f. doğru bulmama. Ona kötü kötü baktı. feci. f. zararsız duruma getirmek. seziş. sak ınca. anla şmazlık. the accident. çıkarma. huysuz.nedeni konusunda çelişiyor. -i onaylamamak. f. 1. yıkım. çömez. 3. çelişmek: The reports disagree on the cause of 1. into the river.pipe is discharging sewage2. (birini) (yanlış düşüncesinden) vazgeçirmek. i. elektrik akımını boşaltma. That boşalma. elek. akmak. afet. dili 1. i. hayal k ırıklığı. dağıtmak. f. -i kınamak. zarar. pisletmek. 2. ret. bela. sakatlamak. f. dezavantaj.

3. ayrım.ırmak. İyi kitapları kötülerinden ayırt edemez. sağduyu. ayırt etmek.sıkı. f. hor görme. itimatsızlık. 1. titiz. ayırmak: He can´t discriminate good books from bad. from -den i. (telefon. tekzip etmek. sayg ısızca. 2. nezaketsiz. f. diskotek. yalanlamak. tartışma. 2.1.. fark. 1. f. -i ele almak. gözden düşürmek. 1. kaba. 1. küçük görme. disk. disiplinle ilgili. saygısızlık. altüst etmek. from elek. yalanlama. cereyan. fark gözetme. şüphe. rengini bozmak. 1. s. küçük görmek. meydana çıkarma. talim. ayrı. kesmek. düzenini bozmak. ayrı tutmak. tekzip. cesaretini k ırmak. disiplin yanl ısı. durdurmak. denli. çelişme. tutarsızlık. i. akortsuzluk. dili disko. hoşnutsuz. lekelemek. i. kabul etmemek. 2. ahenksiz. f. aç ığa vurmak. indirim. itibardan düşürmek. s. 2. vazgeçmek. tepeden bakma. f.disciplinarian disciplinary discipline disclaim disclaimer disclose disclosure disco disco music discolor discolour discomfort disconcert disconnect disconsolate discontent discontented discontinue discord discordant discothèque discount discount discourage discouragement discourse discourse discourteous discourteously discourtesy discover discovery discredit discreet discrepancy discrete discretion discretionary discriminate discriminate against discriminating discrimination discus discus thrower discuss discussion disdain i. zevk sahibi. f. çok kesmek. ortaya Our investigations have disclosed the i. s ıkıdüzen: military discipline askeri disiplin. i. 1. i. kabalık. 1. 1. s. ifşa. ifşa etmek: disclose a secret bir sırrı ifşa etmek. gözünü korkutmak. 1. devam etmemek. tepeden bakmak. anlaşmazlık. 3. 2. güvenini sarsmak. i. 1. f. hesaptan düşmek. 2. fark gözetmek. z. ortaya çıkarmak. tedbirli. yads ımak. ağız sıkılığı. --es (dîs´kısız)/dis.ci (dîs´ay) i. fark. 2. 2. f. ihtiyari. açığa çıkarmak. 1. zor beğenen. 3. söylev. sıkıntı. indirim yapmak. ayırım yapma. 1. discolor.1. 3. görü şmek. s. 2. s. 3. sıkıntı vermek. 2. disiplin. spor 1.etmek. güvensizlik. keşif. reddetmek. 1. 1. hoşnutsuzluk. disiplin. 2. 1. -den söz etmek. f. müz. avutulamaz. i.e ğme. f. i. spor diskçi. gaz v. 2. ayıran. f. s. i. 2. i. takdir yetkisi. i. cezalandırma. . i. i. kabaca. s. 5. rahatsız etmek. f. sert amir. ayrılık. vazgeçirmek. a ğzı şüpheye düşürmek. cesaretsizlik. tenzilat. muh. 1. ayırmak. bulmak. 2. hevesini kırmak. k. isteğe bağlı. uyumsuz. 2. ayırım -e karşı ayırım yapmak. meydana çıkarmak. 2. s. zevk. keşfetmek. 3. uyuşmazlık... 2. soldurmak. farklı. uyuşmazlık. disiplin f. i. 1. disk atma. i. disko müziği. akortsuz. ile ba ğlantısını kesmek. s. 3. ayırt eden. f. 2. hevesin k ırılması. hor görmek. i. ayırım. nezaketsizlik. itibars ızlık. f. boyun inkâr 4.. rahats ızlık. sayg ısız.´ni)kederli. beğeni. farklılık.. nutuk. düzence. görüşme. ayırt etme. şaşırtmak.b. 3. ağzından çıkana dikkat eden. (bono/senet) k 1. buluş. ciddi ve ayr ıntılı bir konuşma/yazı. ortaya çıkarmak: çıkarılan şey. ciddi ve ayr ıntılı bir şekilde konuşmak/yazmak. huzursuzluk. bilim dalı. bak. müz. güzeli çirkinden ayırabilme yetisi. İng. çoğ. i. ıskonto etmek. (from) -den f. mak. f. itaat. bulgu. 2. ıskonto. 2. s. i. aç ığa çıkarma. yar ıda bırakmak. tartışmak..

bozunmak. 3. i. s. hastalık. umudunu kırmak. gözden dü şme. karmakarışık etmek. yüz k ızartıcı. 1. rezil. bozunma. f. 1. caydırmak. parçalamak. iğrenç. --ing/--ling) (saç. vermek. tiksindirici. İng. alçaklık. sahtekârlık. f. up tabağa koymak. 1. f. bıkkınlık. kurs. i. 2. parçalama. gözünü açma. serbest bırakmak. 1. bilg. disdainful disease diseased disembark disenchant disenchantment disengage disengaged disentangle disfavor disfavour disfigure disgrace disgraceful disgruntled disguise disgust disgusting dish dish drainer/rack dish rack disharmony dishcloth dishearten dishevel disheveled dishful dishonest dishonesty dishonor dishonorable dishonour dishpan dishwasher dishwater disillusion disillusionment disincline disinfect disinfectant disinherit disinheritance disintegrate disintegration disinterested disk bir şey yapmaya tenezzül etmemek. i. 2. saklamak: 2. i. f. gizlemek. 2. f. salıvermek. i. ahenksizlik. mirastan yoksunluk. parçalanmak. canı sıkkın. bir konuyla hiçbir ilgisi olmayan. out da ğıtmak. b ıktırmak. gözden düşürmek. f.. f. f. mikropsuzlandırmak.. 2. bezginlik. disfavor. cesaretini k ırmak. 1. 2. s. dishonor. uyumsuzluk. olarak k ılık değiştirmek: The king disguised himself as a beggar. hasta. biçimsizle ştirmek. s. giyim v. çözmek. 2. 1. müz. i. bezdirmek. f. 1. hevesini kırmak. i. i. s. sayr ı. mirastan yoksun b ırakmak. gözünü açmak. bulaşık tası. iğrenme.. f.. s. çözülmek. spor. bulaşık makinesi.rezil etmek. parçalanma. 2. tiksindirmek.. ba ğlantısını kesmek. (askerleri) savaş alanından çekmek. hoşnutsuz. yalanc ı. yemek. i. 2. f. itibardan düşme. i. s.tan ınmamak için dilenci kılığına girdi. (--ed/--led. tabak dolusu. i. gözü açılma.disdain to do s. i. f. 1. i. tarafs ız. tabak. güvenilmez. i. bulaşık suyu. bölmek. bula şıkçı. dezenfektan. 1. itibardan düutanç verici. dürüst olmayan. bozunum. 1. bulaşık bezi. f. f. karaya ç ıkarmak/çıkmak. (seyyar) bulaşıklık.. yüzkaras ı. yansız. f. sayrılık. mikroplardan ar ındırmak. hayal k ırıklığına uğratmak. darmada ğınık.b. 1. 2. i. damlalık. gözünü açmak. as . Kral tiksinti. i. bölünmek. yüzkarası. f. biçimini bozmak. aç ılmak.t. from -den kurtarmak. 1. dürüst olmayan. illet. (bir şeyden/birinden) soğutmak.´ni) darmada ğınık etmek.. i. anat. f. karmakarışık. 2. s. fiz.. dezenfekte etmek. rezalet. ba ğlantısız. hayal k ırıklığı. bulaşık damlalığı. çirkinleştirmek. şerefini lekelemek. gözden dü şme. iğrendirmek. utanç kaynağı. teker. f. 1.. s. 1. i. 1. ilgisini kesmek. 2. 2. 2. a ğırşak. bak. açmak. s. hastalıklı. s. fiz. i. alçak. bak.. şürmek. bir konuda hiçbir ç ıkarı olmayan (kimse). sahtekâr. . serbest. İng. disk. çanak. i. yalancılık. 2. i. s.

sökmek. i. f. 2. bilg. bilg. başkalarının huzurunu kaçıran davranış. f. dehşete düşürmek. 2. sadakatsiz. çıkık. 2. 3. i. bozmak. i. ç ıkarmak. işten çıkarma. bozukluk. 5. ciddiye almayı reddetme.disk brake disk crash disk drive disk jockey diskette dislike dislocate dislocation dislodge disloyal disloyalty dismal dismantle dismay dismember dismiss dismiss from one´s mind dismissal dismount disobedience disobedient disobediently disobey disorder disorderly disorderly conduct disorderly house disorganisation disorganise disorganization disorganize disorient disown disparage disparagement disparate disparity dispassionate dispassionately dispatch dispel dispensable dispensary dispensation dispense dispense with dispense with the need for disk freni. düzensizlik. i. vefas ız. (davayı) reddetme. kavga çıkararak) başkalarının huzurunu kaçıran. 2. 1. i.. huk. mafsaldan çıkarmak. s. itaatsizce.b. . hıyanet. rapor: We have received a dispatch defetmek. f. 2. yerinden etmek. evlatlıktan reddetmek. -den ho şlanmamak. mak. Ba şbakan akl Prime Minister düşünmemek. i. f. zorunlu olmayan. 3. 2. 2. İng. f. 4. parçalara ayırmak. bisiklet aklından çıkarma. (bağırıp çağırarak. kargaşa. z. f. 1. from headquarters. tanımamak.. sökmek. kötülemek. karıştırmak. vermek. -e uymamak. fark. itaatsizlik. apayrı. tarafs ız. 2. uzuvlar ı bedenden ayırmak. s. ne şesiz. dağıtmak. asi. işten çıkarılma. -den vazgeçmek. s. bilg. farklı. intizams ız. kötüleme. dağıtma. verme. 1. f. 3. mesaj. yerinden ç ıkarmak. 1. 2.´nden) inmek/indirmek. 2. kederli. 1. s.. hain. disk kazas ı. bak. 1. f. f. altüst etmek. 1. 3. gidermek. 2. yansız.. gönderme. eşyasını boşaltmak. küçük dü şürmek. uzuvlarını kesmek. 1. i. z. tıb.has dismissed two members of her cabinet. (bir dinin etkili oldu ğu) dönem. -den hoşlanmama. yerinden atmak. i. 2. 1. perişan etmek. zihnini karıştırmak. (ilaç) hazırlamak. yadsımak. f. vazgeçilebilir. hastalık. görevden uzaklaştırmak: Theından çıkarmak. ba şkaldırma. düzensiz. (telgraf/faks) çekme. gitmesine izin verme. kar ışıklık. f. sadakatsizlik. sönük. vefas ızlık. disorganize. -i gereksiz k ılmak. görevden almak. serinkanlı. düzenini bozmak. altüst f. 3. soğukkanlı. kasvetli.. Karargâhtan bir mesaj ald ık. 2. v. (hayvan. disk sürücü. -i sevmemek. i. s. s. --ling) da ğıtmak. 1. -i ekarte etmek. 1. 1. tarafs ızlıkla. itaatsiz. dispanser. ihanet. 2. (birinin) yolunu şaşırtmak. -e itaat etmemek. i. sevketme. i. kar ışıklık. karmakar ışık etmek. f. 1. 2. sakin. huk.. tıb. dehşet. 1. i. i. f. İng. küçük dü şürme. 1. 1. genelev. (kuraldışı bir şeyin yapılması için verilen) özel izin. 1. parçalamak. f. eşitsizlik. of/for -i sevmeme. işten çıkarmak. kovmak. i. düzensizlik. diskcokey. itaatsizlik etmek. bak. i. -i dinlememek. 2. (--led. f. s. disorganization. disket.

yetkisini elinden almak. i. görüntüleme.dispenser dispersal disperse dispirited displace display displease displeased displeasure disposable disposal disposal unit dispose dispose of disposition dispossess disproportionate disprove dispute disqualification disqualify disquiet disregard disrepair disreputable disrepute disrespect disrespectful disrobe disrupt disruption disruptive dissatisfaction dissatisfy dissect dissemble disseminate dissension dissent dissenter dissertation disservice dissident dissimilar dissimilarity dissimulate dissimulation i. f. 3. i. (resmi giysisini) ç ıkarmak. 4.t. dağıtma. birliği bozan. çöp öğütücü. i. i. gerçeği gizlemek. i. f. f. hoşnutsuzluk. huzurunu kaçırmak. 1. fiz. tatmin edememek. hoşnutsuz. 1. i. i. yerleştirme düzeni. hiçe saymak. bak ımsızlık. 1. mal yoksun bırakmak. dağıtma aracı/makinesi. 2. parçalara ayırmak. f. huk. boş verme. tatminsizlik. travay. yok etme. i. öfke. yerle ştirme. satış. inceden inceye incelemek. altüst etmek. dağılmak. 2. (zaman. satma. be dissatisfied with s. tahliye etmek. f. para v. 2. diskalifiye olma. dağıtma. münakaşa. f. s. 2. cesareti k ırık. sergilemek. 3. 1. 2. tabiat. yerini almak. i. i. ihtilaf. yerleştirme. 1. bir şeyden memnun olmamak. satmak. (belirli bir düzene göre) yerle ştirmek. f. ald ırmazlık. f. f. yerinden ç ıkarmak. hürmetsizlik. huzursuzluk. dağıtıcı. tez.ve mülküne el koymak. karşıt görüşlü. ayrı görüşte olan. 1. i. kabalık. f. adı kötüye çıkmış. 1. 2. 2. farklı. f. -den ayr ı görüşte olmak. yaymak. dağıtan kimse. to ile orantılı olmayan. 1. bilg. i. bölücü. 1. gerçeği gizlemek. i. ne şretmek. anlaşmazlık. 1. ho şnutsuzluk. morali bozuk. gerçeği gizleme. 2. f. spor diskalifiye etmek. çürütmek. yerle ştirmek. s. karışıklığa/kargaşaya yol açan. f. hiçe sayma. muhalif. (ceza olarak) yarışdışıız etmek. spor diskalifiye etme. aksatmak. 2. i. 2. 1. 2. aksatan. memnun etmemek. gösteri ş. i. s. 2. 2. endişe vermek. orans ız. 2. soyunmak. elden çıkarma. ziyan. 1. i. 1. tasarruf. endişe. sinirlendirmek. 1. i. i. (gerçeği) gizlemek. görüntülemek. evinden ç ıkarmak. to -den farklı. saygısız. f. 2. . i. -den ayrılmak. 2. 4. önemsememe. s. elden ç ıkarma. farklılık. (ceza olarak) yetkisini elinden alma. imha etmek. yerini değiştirmek. göstermek. memnuniyetsizlik. ayrımlı. (ışınları) ayırmak. münakaşa etmek. aksini kan ıtlamak. 3. 1. kabul etmeyiş. elden verme. sergileme. 1. rahats bırakmak. yaymak. ald ırmamak. 4. from 1. huk. f. kullan ıldıktan sonra atılabilen. ayrı görüşte olan kimse. zarar. saygısızlık. i.´ni) (belirli bir biçimde) harcamak. kesilme. 1. saçmak. ayrılık.b. kullanım. tartışmak. 2. resmi giysisini çıkarmak. s. hazırlamak. bilg. i. f. önemsememek. f. işleri aksatan. s. doğruluğundan şüphe etmek. mizaç. 1. s. -i kabul etmemek. canını sıkmak. (gerçeği) gizlemek. ho şnut etmemek. f. 3. 2. dağılma. tartışma. yarad ılış. bozulmas ına yol açmak. imha etme. gösterme. 2. yok etmek. i. dağıtmak. aksama. s. (toplantının) kesilmesine yol açmak. 2. boş vermek. 1. değişik. muhalif. s. ayrı görüşte olan kimse. f. 3.

dağılma. 2. 1. f. i. s. sivrilmi ş. i. uyumsuz. kargaşa. ba şka yöne çekmek. distill. 1. (yüzünü) çarp ıtma. ırak (yer/zaman). 2. distribütör. ayrı. 2. soğuk. 2. ı) dikkati dağılmış. israf etmek. f. 2. dam ıtık. s. s. ayırmak. s. 1. i. s. kireç boya sürmek. 1. tats ız. mesafe. israf. i.s. f. sefih. dam ıtmak. dikkatini Beni (by)şgul etme. 2. ahenksiz. ayırt etme. (yüzünü) çarp ıtmak. 2. zamanla kaybolmak. m ıntıka. dağıtım. i. paye. (with) (-den dolayı) çılgına dönmüş. 3. çapkın. ahenksizlik. feshetmek. sivrilmek. i. dağılmak. gerçek anlamından i. çok endişeli. i. üzücü. f. rahats ızlık. belli. 1. kireç boya. 2. itimatsız. distinguished distort distortion distract distracted distraction distraught distress distressing distribute distribution distributor district district attorney distrust distrustful disturb disturbance disturbed f. 1. me (-den dolay endidikkati with -den dolayı deliyeşey. endişe. endişelendirmek. geride bırakmak. üstünlük. 4. f. çarpıtma. i. sefih. i. çarpıtmak. mesafe. kendine özgü. f. tehlikeli bir durum. 2. s. bulaşıcı bir köpek hastalığı. s. hoşlanmama. 3. uzaklık. yaymak. 3. 2. güvensiz. 1. biçimini saptırmak. f. ahlaks ız. gerçek anlam ından bozma. endişelendirmek. . kolaylıkla ayırt edilebilen. zor bir durum. ayırt etmek. 1. fark. üzüntü. güvensizlik. i. başkalarına güvenmeyen. sefahat. uzak. 3. f. altüst etmek. mesafeli (kimse). dağıtmak. dam ıtma. dikkatini da ğıtma. from dissolute dissolve dissonance dissonant dissuade distance distant distant relative distaste distasteful distemper distemper distend distil distill distillation distilled distillery distinct distinction distinctive distinguish distinguish o. damıtılmış. eğlence. ayırmak. s. ara. saptırma. çekme. 1. farklı. farklı. 1. 1. 2. 2. bak. 1.. güzide. 2. biçimini bozmak. 2. f.. 2. 4. from -den cayd ırmak. uzak. uyumsuzluk. israf edilmiş. eritmek. 2. mahalle. oyalayıcı dönmüş. rahats ız etmek. üzmek. s. akortsuz. beğenmeme. resmiyet.s. 1. uzak akraba. f. ac ı. başka anlam vermek. bölge. f. (ruhen/aklen) dengesiz. seçkin. da ğıtan şey. çözmek. 2. şişmek. savcı. 1. huzursuzluk. 2. imbikten çekmek. dağıtıcı. itimat etmemek. badanalamak. f. i. hoşa gitmeyen. i. imbikten çekilmek. dikkatini dağıtmak: Don´t distract me. i. s. s. 1. f. son vermek. da ğıtmak. çok s. -den ayrılmak. -den vazgeçirmek. ac ıklı. erimek. i. dağıtmak. 1. şeli. İng. f. 1. karıştırmak. oto. 1. badana. 3. dikkatini başka yöne i. açık. dağılım. nahoş. başka. güvenmemek. dağıtma. f. 4. karışıklık. dağıtılmış. s. şaşkına dönmüş. i. 2.dissipate dissipated dissipation dissociate dissociate o. dam ıtık içki fabrikası. s. huzurunu kaçırmak. yok olmak. bayi. itimats ızlık. 3. uzak yer. 1. şişirmek.

1. farklılık. 1. i. şaşkın. hav. i.. . sersemletici. departman. dörde bölmek. 1. 2. ifşa etmek. -i ortadan kald ırmak. ülkeye v. tanrısal.. şiir divan. mat. şka yöne çeken. 1. saptırma. bak. f. s. 2.. açığa vurmak. s. suya dalmak. -e dağıtmak. of ırmak. 7. 1. ilah. dört k ısma ayırmak. divergence. sedir. 4. ilahiyat. varyant (yol). i. çeşitlendirmek. bölücü. i. 2. s. uzaklaşma. s. ayrılma. tıb. bölünebilir. 2. kehanette bulunmak. eğlence. 3. sersemlik. sersem. durumu kötü olmak. dili batakhane. oyalamak. --ne) 1. 4. hav. etmek. 2. 6. pike yapmak. f. f. k ısım. taksim etmek. bölüm. bölmek. 1. bitirmek. 1. dikkatini dağıtmak. i. dikkati başka yöne çeken şey. i. 2. bölünen. i. divan. bölme. ba şa çıkmak. hissetmek. seksiyon. mat. 1. (--d/dove. teoloji. şaşırtmaca. 2. ark. i. 2. bölüm. bölünmek. k. k ıs. 1.dalgıç. s. s. i. boşamak. i. boşanmak. boşanmış kadın. 3.´ne) zarar vermek. 1. tanrısallık. mat. Tanrıbilim. farklı. i. pergel. s. birbirinden uzaklaşmak. sezmek. ayrılık. bir yemeğin hakkından gelmek. --d) f. oyalayıcı şey. ilahilik. İng. denden işareti. i. bölme. boşanmış erkek. divan. i. implantasyon yapmak. yapmak. i. 8. 2. ayırmak. i. f. -i yok etmek. f. tanrı. dal ış. gözü kararmış. 4. 2. baş dönmesi. davranmak. 1. ayrı. 2. bölen. becermek. -i ortadan kaldırmak. 3. büyük meclis. bölünme. dikkati ba 3. yetmek. baş döndürücü. 2. deoxyribonucleic acid DNA. hendek. i. 1. ayrılma. (bir kimseye. kanal. 9. dalmak. i. eğlendirmek. hazırlamak.disunity disuse ditch ditto divan dive diver diverge divergence divergency divergent diverse diversify diversion diversionary diversity divert divest divide divide down the middle divide into quarters divide up among divided dividend dividers divine divinity divinity school divisible division division of labor division sign divisive divisor divorce divorcé divorcée divulge dizziness dizzy DNA do do a food justice do an implant do away with do badly do disservice to i. çevirmek. ilahe. i. bölme işareti. çeşitlilik. boşama. 2. tamamlamak. 1. diving board atlama tahtas ı. yanıltmaca. 2. tanrıça.ilahiyat fakültesi.b. mat. ayrılmak. Hrist. kullanılmama. 3. 1. 3. f. kâr payı. bölünmü ş. farklı. ilahi. f. kopukluk. sapt -den yoksun b ırakmak. kullanılmazlık. f. boşanma. -i öldürmek. papaz. dikkatini ba şka yöne çekmek. (did. i. 2. 2. başı dönen. başarmak. i. f. tramplen. işbölümü. s. ikiye bölmek. i. taksim. çeşit çeşit. 1. çeşitli. denden. among -e da ğıtmak. 5. ayrılmak. 3. pike. ayrılık.

o. s. f. havuz./s. (ücretten) kesmek. O tablo her zamanki painting doesn´t do justice didn´t do himself justice in the concert last night. uysal. dili süslenmek. (biriyle) baetmek. (with) (yeme ğe) (bir şey katarak) amaçla) de doktora. k. elinden geleni yapmak. 2.s. 2.t.t. (kötü birtat vermek. saçını yapmak. Hiç tecrübeniz var m ı? onsuz yapabilmek. birine bir iyilik etmek/yapmak. dili 1. görevini yerine getirmek.o. Dün geceki konserde her zamanki performans ını k. dirt do s. birinin hakk ını vermek. bir şeyi duyarak yapmak: He plays the piano with feeling. r ıhtım.o. k. havuza girmek. 2. in secret do s. birine gurur vermek. yeni baştan yapmak. birinin haberi olmadan bir şey yapmak. İng.s. i. -i bozmak. justice do o. birine hakça davranmak. bulaşık/bulaşıkları yıkamak. k. hekim. f. birinden gizli yapmak.o. temizlik çalıyor. argo öldürmek. halim selim.t. 3. k. 2. justice do s. with feeling do the cleaning do the washing-up do violence to do well do with do without do wrong do yeoman service Do you have any practical experience? do/go without do/go without s. 1. f. huk. you don´t have the money to buy a parrot. tamir etmek. çok yardımı dokunmak. durumu iyi olmak. 1. birine iyi gelmek. doktora sahibi. birine haks ızlık etmek. suç/günah i şlemek. elinden geleni yapmak. havuza çekmek. -i yapmak: What have you done with my book? Kitab ımı ne yaptın? 2.t. a favor do s. kesmek. Piyanoyu duyarak yapmak. 2. dok. rıhtıma yanaşmak. the hard way do s. dili marifetini göstermek.o. 1. (kuyru ğunu) kısaltmak. behind one´s back do s. birine kalle şlik etmek. gemi havuzu. doktor. ğiştirmek. i. a dirt do s. 3. good do s. . elinden geleni yapmak. 1.do honor to do in do justice do o. çok yard ım etmek.t. k. 1. 2. adalet dağıtmak. 2. alışverişini yapmak. do/work wonders for docile dock dock dockyard doctor doctor up doctor´s degree -i şereflendirmek. dili ba şkalarına pek aldırış etmeden kendi seçtiği bir yolda gitmek.o. sanık yeri. yumu şak başlı.o. tabip. unbeknown to s. tedavi etmek. birini çok iyi a ğırlamak. do s. dili birine kötülük etmek. k. iskele. What are we going to do with you? Seninle nasıl baş -siz idare ş etmek: kötülük etmek/yapmak.o. adil bir şekilde davranmak. dili birine kahpelik etmek.o. onarmak. to (bir şeyi) gerektiği gibi yapmak: Thatperformans ı göstermek: Heto the valley´s beauty. dili (birine) çok misin? If çok iyi gelmek. 1. süslenip püslenmek. proud do s. tersane. saçlarını düzeltmek. (daha kolay bir çözüm varken) bir şeyi zor bir şekilde yapmak. bir günah ı bağışlatmak için papazın önerdiği kefareti yerine getirmek. elinden geleni yapmak. doktor. bir şeyi gizlice yapmak.t. up do one´s best do one´s best do one´s damnedest do one´s duty do one´s hair do one´s own thing do one´s shopping do one´s stuff do one´s utmost do over again do penance do s. i. an injustice do s. -e şeref kazandırmak. 1. biri/bir şey olmadan idare etmek/yapmak: Can you do without meat? Et yemeden yapabilir yaramak.

3. s. dogmatizm. 3. belgesel. 2. i. ilgi alanı: It´s not in my domain. f. bebek. belgeleme. i. --ging) 1. budala. O benim alan ım dışında.s. i. okyanusların ekvator dolaylarındaki durgun veya az rüzgârlı yardımı. i. k ıran kırana rekabet. tekerlekli kriko. 1. 3. tav şan v. dili çok yorgun. dili havhav. tamir/yap ı işlerini kendi başına yapmak isteyenlere göre malzeme ve alet satılan dükkân. birini süsleyip püslemek. s. kurnazl ıkla/hileyle atlatma. i. inakç ılık. i. oyuncak bebek. işsizlik kısımları. hayvanların dişisi. dik kafalı. belgesel. bak. 3. bilgi alanı.doctorate doctrine document documental documentary documentary film documentation dodge doe does Does he dare do it? doesn`t dog dog dog collar dog-ear dog-eared dog-eat-dog dogged doggie doggy dogma dogmatic dogmatism dog-tired doily doings do-it-yourself do-it-yourself store do-it-yourselfer doldrums dole doleful doll doll o. i. hüzünlü. i. i. s. dogma. den. işler. süslenip püslenmek. inak. 1. sayfa kö şeleri kıvrık/buruşuk. 2. 1. dokümanter film. (kötütasmas ı. i. yurtiçi uçu ş. dogmatik. nüfuz bölgesi. i. . öğreti. i. it. 2. kederli. 1.. (--ged. bir yana kaçmak. kıran kırana rekabet edilen.o. s. eşleksel durgunluk alanı. tic. ç. bir yana kaç ıp -den kurtulmak. O işi yapmaya cesareti var mı? k ıs. yunusbalığı. belgesel. mankafa. kesatlık. dantel/işlemeli altlık.. i. yurtiçi. 1. nüfuz alan ı. evcil. i. inatç ı. evcil hayvan. f. evcil hayvan. İyi iş yapar.. 2. belge. k. çoğ. s. kaçamak f. 2. 1. köpek. 2. sayfa kö şelerini kıvırmak/buruşturmak. ac ılı. s. k. 3. i. aile ile ilgili.peşini bırakmamak. doktora. kurnazlıkla/hileyle atlatmak. dokümanter. s. giyinip ku şanmak. up doll s. inaksal. does not. iç. doktrin. hizmetçi. geyik. i. i. 2. up dollar dolly dolphin dolt domain dome domed domestic domestic animal domestic animal domestic flight i. kubbeli. aile içi. belgesel film. ehli hayvan. kubbe. k. ev ile ilgili. evcimen. yunus. s. s. f. (bir iste ğin üstüne düşerek) (birini) rahat bırakmamak. durgunluk. ho şaf gibi. i. i. i. f. 4. dili köpek. dokümanter. direngen. i. 1. kukla. birinin kendi ba şına yapabileceği/monte edebileceği (şey). s. ahmak. bitkin.b. tamir/yap ı işlerini kendi yapan kimse. f. s. iki tekerlekli yük ta şıyıcısı. doküman. bir yana kaçma. 2. doggy. köpek bir şey) f. i. keçi. out dağıtmak. i. i. i. dili yavru köpek. dolar. belgelemek. do fiilinin geniş zamandaki üçüncü şahıs tekil şekli: He does good work.

hükmetmek. bağışlama. Dominik Cumhuriyeti vatandadominyon. doorman. do. (bir yere) hâkim olmak. egemenlik./Şansını zorlama. tamamlanm ış. Dominikli. hâkimiyet. s. 2. iyi pişmiş. 1. i. mesken. ikametgâh. iç politika. Don´t stand out there in the wet! Don´t trouble yourself. 1. bağış. 2. dili çok yorgun. 1. hâkimiyet. Dominik Cumhuriyeti´ne özgü. s. i. 2. iç pazar. dominant. Sende hiç terbiye yok mu? f. hükmetme. . despotça hükmetmek. bitmiş. 2. hâkimiyet. Zahmet etmeyin! Bahşiş atın dişine bakılmaz. f. yerli sanayi. i. Kıpırdama!/Kımıldama! Yeteneklerini abartma. s. k ıs. konut. ev ev dola şarak satış yapan satıcı. egemen. 1. f. egemen olmak. kapı zili. s. k ıyamet günü. hükmeden. kapı. i. Orada ya ğmurun altında durma! Zahmet etmeyin. bağışlamak. biyol. kapı tokmağı. tam karar ında pişmiş. Tamam!/Oldu!/Kabul! i. egemenlik. k. i. Don´t push your luck. Dominikli. tıb. 2. kapıcı. biyol. verici. i.domestic flights domestic industries domestic market domestic politics domestic trade domesticate domicile dominance dominant dominate domination domineer domineering Dominican dominion dominoes don`t Don´t bother! Don´t look a gift horse in the mouth. eşek. 1. bak. şı. dor´mın) i. 2. i. 1. iç ticaret. i. i. hibe etmek. 1. i. paspas. Don´t move a muscle! Don´t overestimate his abilities. i. üstünlük. evcille ştirmek. otoriter. ba şat. 2. (talihin belirlediği) kötü son. f. domino oyunu. 2. hâkim olmak. i. f. bağışçı. 1. i. korkunç son. ba şatlık. i. hâkim. f. hibe. hâkim durumda olmak. door. bak. Dominik. k ıvamında pişmiş.. i.. Şansına fazla güvenme.men (dor´men./Zahmete girmeyin. tepeden bakmak. iyi pişmiş (et). do not. bitkin. çoğ. Bir şey değil. Don´t mention it. i. eşik./Estağfurullah. kapıdan kapıya servis. Don´t you have any manners? donate donation done done in done through done to a turn done to a turn Done! donkey donor doom doomsday door door salesman door service doorbell doorkeeper doorknob doorman doormat doorstep iç hatlar.

doorstop door-to-door doorway dope dopey dorm dormant dormer dormer window dormitory dosage dose dossier dot dot the i´s and cross the t´s dotage dotard dote dotted line double double double back double bed double boiler double boiler double chin double density double entry double feature double for double header double jeopardy double pneumonia double room double standard double up double-breasted double-check double-click double-cross double-dealer double-decker double-density double-edged double-edged compliment double-faced double-glazed i. benek. nokta. bunamak. narkotik. 2. ikiyüzlü.. i. 2. 2. 1. çift kayıt iki film birden. 1. k. iki ile çarpmak. muh. benmari. i. f. s. double entendre iki tarafa çekilebilecek söz. bunaklık.sistemi. iki büklüm olmak. öğrenci yurdu. iki katlı tencere. dili yatakhane. Ay şe annesine o kadar benziyor ki f. i. aynı yoldan geri katlamak. s. ahmak. 2. iki kat. --ting) noktalamak. şturucu etkisinde. (--ted. 2. iğneli kompliman. çifte kontrol yapmak. argo bilgi. benzer. 1. doz. i. çifte söz. hem lehte hem aleyhte olan. çifte standart.. uyu s. argo sözünden dönerek aldatmak. iki misli olmak. 1. 2. iki taraf ı keskin. argo kazık atma. fare dü ğmesine iki kez basmak. 1. 2. argo 1. bilg. iki tarafl ı (kumaş). s. nokta. 1. Gerdan ı çıkmaya başladı. makine ya ğı. s. ikircil bilg. i. iki katlı otobüs. i. 2. giriş. sahtekâr. iki kişilik karyola/yatak. iki misli yapmak. i. 1. ev ev dola şarak yapılan. uyu şuk. lastikli söz. (otelde) çift yataklı oda. benmari. s. iki misli. ko ğuş. . huk. (insanda) gerdan: She´s developing a double chin. bir belgenin imza yeri. 3. kapı tamponu.. i. budala. dili en ufak ayr ıntıların üzerinde titizlikle durmak. kapı aralığı. iki taraflı zatürree. with ile aynı odayı paylaşmak. f. 3. evrak dosyas ı. ranza. e ş. k. bilg. s. dozaj. argo budala. ayn ı suç için ikinci defa yargılanma. i. f. 2. kapıdan kapıya. 1. ikiz: Ayşe so resembles her mother that she could be her double. 1. kruvaze (ceket). çift. uyuşturucu madde. bunak. spor üst üste yap ılan iki karşılaşma. çift camlı. iki yüzlü.. 2. doland ırıcı. i. puan.. f. 1. i. 4. iki katına çıkarmak. i. on/upon -in üstüne titremek. -e çok dü şkün olmak. uykuda. i. s. 2. cansız. i. ikiye dönmek. aynı. 1. iki büklüm etmek. f. i. -in dublörlü ğünü yapmak. yatakhane.. kaz ık atmak. çifte yo ğunluklu. eğilmek. çatı penceresi. yo ğunluk. tekrar kontrol etmek. 2.

1. z. aşağıya. Dürüstlüğünden kuşku birinin dediklerinden şüphe I doubt s. aşağı doğru. kuşku. tenis çiftler.. f. dili üzüntülü. aç ıksözlü.. i. kuşku uyandıran. kuşkusuz. i. 3. i. a ğaç çivi. s. z. 1. drahoma. dili son ana kadar: They worked right down to the wire. f. sözünü esirgemeyen. asık yüzlü. kuşku duyan. pejmürde. haksızlığa uğramış. çarşı. 2. 2. 1. z. his integrity. ezilmiş. s. Son ana kadar çalıştılar. f. alt katta. z. aşağıya. ak aşağıdaki. yonda. i. şüphe etmek:etmek. beyaz güvercin. perişan kılıklı. ters. haşin. bak. çeyiz. (daktiloda/bilgisayarda) çift aral ıkla yazmak. s. kuşkulu. alaşağı etmek. sağanak.. bak. pey akçesi. downward. f. . alçaltmak. hızlı yürüyüş. f. kata. aksi.´s word doubtful doubtless douche dough doughnut doughy dour dove dove dowel down down down and out down at the heel down at the heels down in the mouth down in the mouth/dumps down on his luck down on one´s luck down payment down to the wire Down with . şüpheli. aşağı kat. cesareti k ırılmış. çökme. i. meyilli. 1. i. edat -in aşağısında: down the mountain da ğınğramış. argo para. k. hamur. z. 1. 1. çöküş. (İnternet üzerinden bilgisayara program) yüklemek. şırınga etmek. s. s. s.double-glazed window double-quick doubles double-space doubt doubt s. mang ır. şüphe. 1. alt kata. aşağı. aç ık. dürüst. 2. ince ku ş tüyü. s. tıb. 2. belirsiz. aşağı katta. alt kat. talihsiz. 2. şüphelenmek. güneye doğru. bezgin. 2. 1. aşağı3. şüpheli durum. i. morali bozuk. geçme. büsbütün: He´s olan. 2. 2. barışçı. hızlı yürümek. üzgün. i. kaparo. yokuş aşağı. alt katta z. bilg. s.ıntı aşağı. hırpani. ayaklar alt ında çiğnenmiş. dive. kuşkulandıran. şehrin merkezi. uygulanabilir. şehrin merkezinde olan. aşağıda.. çok çabuk.! Kahrolsun s. i. f. 1. f. kesinlikle. f. çarşı tarafında. pol. z. düşüş. 1. tamamen. kuşkulu. barış yanlısı. indirmek. 3. akış aşağı. inişli. h ızlı. karanlık. (yağmur) boşanma. perişan bir durumda. şüphesiz.. kuşku duymak. 2. 1. rüzgârla birlikte. hayal k ırıklığına uğramış. 1. z. s. gerçekle ştirilebilir.o. yağda kızarmış şekerli çörek. kuşkulanmak.! downcast downfall downgrade downhearted downhill download download downpour downright downstairs downstream down-to-earth downtown downtrod downtrodden downward downwards downwind dowry çift camlı pencere. s. 2. bahts ız. çarşıya. aşağı indirmek. aşağıya. kumru. gerçekçi. f. downtrodden.. derecesini indirmek. muhakkak. 1. sava ş aleyhtarı. 2. aşağıya yönelmiş. i. yıkılış. . hayatta yenilgiye u aşağısına doğru. hamur gibi. i.. 1. s... 2. i. şırınga. morali bozuk. 1. ilk ödeme. bitkin. rüzgâr yönüne. aşağıda. üzgün. bak. düpedüz: a downright insult düpedüz bir hakaret.. herhalde. talihsiz. karamsar. tam. z. k. i. z. i.

sürüklenmek. (piyangoda) bo ş çıkmak. draughts. (su) çekmek. düzine. 1. drape. k ıs. i. hafif uyku. drenaj yapmak. 1. oyun. dramatize etmek. drama. şiddetli. (topra ğı) taramak. dram. i. oluk. eli boş dönmek. i. tiyatro edebiyat ı. i. 1. dramatik. hava ak ımı.. oyunla ştırmak. 2. poliçe. 3. kestirme. ak ıtmak. dili dozer. 3.. f.bir biçimde. i. atık su borusu. 1. teknik ressam. draftsman. (sabit) damlalık. akaçlama. müsvedde. ejderha. çekiş. Doctor. ilgi çeken şey/olay/kimse. erkek ördek. oyun yazar ı. i. k. ödeme emri. s. drenaj. i. çizim. çarp ıcı biçimde. dramatik. (--ged. yusufçuk. perde. zorunlu askerlik. yavaş yavaş öne geçmek. taslak. tray of food closer to his plate. 2. 4. 2. boşaltma. f. suna.. f. çekmek: He drew theberabere biten oyun. çekim.. kasvetli. (--ber. uzatmak. f. i. soğuk hava akımı olan. k. 2. f. 3. ejder. 3. tüketmek.doze doze off dozen dozer Dr drab draft draft draft drafting drafting board draftsman drafty drag drag on drag one´s feet drag one´s heels drag out dragon dragonfly drain drainage drainboard draining board drainpipe drake drama dramatic dramatically dramatise dramatist dramatize drank drape drapery drastic draught draughtsman draw draw draw a bead on draw a blank draw a conclusion draw a parallel between draw ahead draw away draw back i. lağım i. dili sonuç alamamak. süzmek.men (dräfts´mîn) i. İng. kendini çekmek. dram. geri çekmek.. başarısız olmak. piyes yazarı. akaçlamak. f. 3. f. i. büyük k ızböceği. cereyan. bak. fıçıdan çekilen (bira). s. başarısızlığa uğramak. duyguları özellik. (piyangoda) çekiliş. İng. tasarlamak. müsveddesini hazırlamak. s. 1. 6. i. sürüklemek. çizim tahtas ı. 1. -e nişan almak. i. kurutmak.. draft 2. dramatik hale sokmak. 4. beraberlik. Yemek tepsisini taba ğına doğru çekti. s. --ging) 1. dramatik f. draft 1. uyuklamak. -i kar şılaştırmak. yudum. 1. akaç. dramatik durum. i. süzülmek. ıtma. s. 2. çekme. i. k. 1. çekmek. 2. sürükleme. çek. askere almak. çoğ. uyuklama. kanalizasyon. 2. akmak. soba borusunun çekmesi. suyunu çekmek.. k. dili hiçbir cevap sonuç ç ıkarmak. çekmek. drink. piyes. istemeyerek gitmek veya kabul etmek. 2. dramatize etmek. san. buldozer. f. (silah) çekme. draft 3. olaylar dizisi. sürümek. 3. z. dram. drama. kestirmek. --best) 1. 3. Drive. 4. şekerleme yapmak. f. bak. uyuklamak. kalın perde. dramatize. s ıkıcı.. dili işi ağırdan almak. tasarım. f... bak. 1. çoğ. bulaşık damlalığı. 3. -i benzetmek. bitirmek. . sürünmek. çoğ. 5. zorlayıcı.teknik resim. çekicilik. uykuya dalmak. şekerleme. İng. ayaklar ı geri geri gitmek. i. örtü. tiyatro ile ilgili. çekilmek. kura. sürmek. (sabit) İng. i. i. bak. 2. i. cereyanlı. (drew.. dramatik kamçılayan. sürüklemek. hava almak. i. tasla ğını çizmek. s. i. ölü (renk). bulaşık damlalığı. 2. sert. 2. geri çekilmek. gen. f. 2. kumaşla örtmek. 1. 1. suyunu döşemi. ak 3. tiyatro sanatı. 1. güz. geride kalmak. --n) 1.men (dräfts´mîn) i. damlalık. çekme. drafts. uzayıp gitmek. 2. dramatikco şku veren. dramlaştırmak. çekme.

bak. f. (yaraya)şlamak. göl. yaklaşmak. 2. s ıkıcı.´nin) dibini taramak. 3. i. (topu) sürmek. dili iki dirhem bir çekirdek. (liman ı) f. düzenlemek. draw. çekili ş. hayal.. telve. 1. kaldırma köprü. i. yazmak. 2. 1. ırmak v. açmak. i. k. tuvalet masas ı. sabahlık. 1. i. 1. düş. senet v. tarak dubası. damla damla ak ıtmak. eskiz.. raptiye. dehşet. i. İng. s. resim. 4. sak ınca. kostümlü prova. draw. ha pansuman yapmak. pansuman. çekmece.b. s.. f. f. Kö şkün önüne bir limuzin i. sırılsıklam etmek. giydirmek. şifoniyer. f. rüya. . f. konu şturmak. 2. i. hayal kurmak. korkunç. dili berbat. hulya. t ırmık. i. 2. dili hayalinde yaratmak. (kontrat. -i rüyas ında görmek. tarama aygıtı. söyletmek. çizim tahtas ı. kura çekmek. f. süslemek. mahzur. 1. ask. 2. hayalci. i. (bir fon. k. kadın terzisi. f. i. dream. 1. salyas ı akmak. yaklaşıp durmak: A limousine drew up in front of the mansion.´ni) haz ırlamak./s. mak.. don.o. (salata için) sos. s. giyinmek. karakalem resim. dream that dream up dreamer dreamlike dreamt dreary dredge dregs drench dress dress down dress rehearsal dress up dressed up fit to kill dresser dressing dressing gown dressing table dressmaker dressmaking drew dribble kan ak ıtmak. i. spor dripling yapmak. korku ve endi şe duymak. uzatmak. i. deh şetli. hayalperest. damlatmak. çöp. bak. 1. göz. (at) bir s ınır koymak. k. rüya görmek. robdöşambr. 1. i. bir hizaya getirmek. birini/bir şeyi rüyasında görmek.süprüntü. i. 2. hayal gibi. -i yapmamak. 2. çok korkmak. i. 2. (k ızarmış hindi ile yenilen) ekmek kırıntılarıyla yapılan baharatlı bir yemek.tarakla temizlemek. resim pergeli. büyük korku. ufak akıntı. 6. dili azarlamak. 3.draw blood draw close draw interest draw lots draw near draw on draw out draw the line draw the line at draw up drawback drawbridge drawer drawers drawing drawing board drawing compass drawing pin drawn drawstring dread dreadful dream dream dream about s. faiz getirmek.t. (deniz. f. 3. dü şçü. çizim. 2. tortu. çok kötü. külot. bak. terzilik.b. rüya gibi. 1. giyinip süslenmek. 3.b. (--ed/--t) 1. tiy. -i reddetmek. dezavantaj. 2. uçkur. tarak. yaklaşmak.´nden) para çekmek. i. k. piyango. İng. 5. sızıntı. (saça) şekil vermek. hesap v. kasvetli.

damlama. 1. (drank. sürüklenme. saçmalamak. saçma sapan söz. birini ç ıldırtmak. 3. ask. birini iflas ın eşiğine against the wall getirmek. salyas ı akmak. 1. drive s. şiddetli yağmur. kurutucu. matkap. 4.o. s. 2. Araba kullanmas ınışey elde etmek. içmek. arabayla önünden geçmek. kıstırmak. dili birini delirtmek. up k. demek istemek. s. 1. i. püskürtmek. k. 2. enerjik. i. 1. delgi. 2. bak. talim yapmak. seyircilerin arabaları içinde oturarak film seyrettikleri banka gişesi.. birini iflasa sürüklemek. süzülmek. 2. sürme. alıştırma yaptırmak.. fazla içki içmek. s. damlamak. straight drink to excess drinking drinking cup drinking straw drinking water drip drip-dry dripping dripping wet drive drive a hard bargain drive a hard bargain drive at drive away/off drive back drive by drive into a corner drive mad drive out drive s. i. birini kö şeye sıkıştırmak.o. f. i. dry. ütü istemeyen (kumaş). müşterilerine arabalarında hizmet veren açık hava sineması. sürücü. f. (matkapla) delmek. arabayla geri dönmek. up the wall 1. 1. ape drive s. tedricen ayrı düşmek. talim drunk) 1. 3. canlı. i. . yönelim. birini deliye çevirmek. yaptırmak. 2.deliye çok zor bir durumazsokmak. damla. (su) s ızmak. 3. kadeh. bak. içki içme. 2. kayma. bilg. in büyük bir zevkle f. i. 3. k.o. to the wall/drive s. çıldırtmak. içme suyu. müşterilerine arabalarında servis yapan lokanta. içkiyi fazla kaç ırmak. ütü istemeyen kumaştan ak ıp donmuş yağ damlası. ile gitmek: I drive to and sıkı a pazarlık sonucu birçok bilmiyor. çok az miktar. 1.o. 1. 3. 3. --ping) damlatmak.. birini ıvanadan çıkarmak. f. kam ış. şiddetli. alıştırma seyretmek/dinlemek. ask. birini çok kızdırmak. kuru. drive. yöneli ş. --ing/--ling) 1.t.o. demek istenilen sürüklenmek. kullanmak: He doesn´t know how to drivebircar. damlalık.o. k. 1.anlam. to distraction drive s. 2. f. (araba) sürmek. drive s. to -in şerefine içmek. -i kastetmek. f. 2. k. drive s. 2. kovmak. dili birini birini döndürmek. sırsıklam.uzakla şmak. 1. 2. 1. dili sarho ş olmadan içki içebilme konusunda birini gölgede bırakmak. (--ped/--t. i. birini çılgına çevirmek. i. 4. uyumcu. sürücü belgesi. kurutulmu ş. i. 2. 2. 2. under the table drink s. s. 1. . içki içmek. geri dönmek zorunda b ırakmak. 2. i. evin garaj ını sokağa bağlayan yol. dili 1. şoför. suların sürüklediği ağaç dalları. birini iflas ettirmek. içki. sürü ş.o. bir (birinin) s ıhhatine/şerefine içmek. talim. dili birini ç ıldırtmak. defetmek. (drove.dribble down driblet dried drier drift drift apart driftwood drill drink drink a toast to drink like a fish drink s. f. bak. wild drive-in drive-in window drivel driven driver driver´s license driveway driving driving rain i. al ıştırma. f. 2. dryer. 5. arabayla uzakla şmak/ayrılmak. defetmek. ehliyet. arabayla geçmek.o. kurutucu madde. i. (rüzgâr ın yığdığı) kar birikintisi. içecek. amaçsızca sürüklenme. dinamik. yağmur suyunu akıtan çıkıntı/yiv. --n) 1. eriyerek yapılmış (giysi). i. 2. (--ed/--led. köşeye sıkıştırmak. suyu s ıkılmadan kurumak. sert. i. 1. araba sıkı bir pazarlık yaparak fiyatı çok indirmek. bananas (damlalar) akmak. kovmak. sürükleniş.. birini deli etmek. (içkiyi) sek içmek. sırılsıklam.

i. i. (bir sesi) (daha yüksek bir sesle) bast ırmak. bak. kurak. uyku veren. sütü kesilmiş (inek). f. varil. 2. parazit. 7. dik iniş. sürü. i. ında) bacak. 5. gaf yapmak. okula devam etmemek.. i. dü şmek. düşmek. ağır ve sıkıcı bir iş yapmak. dışık. f. s. f. maden posas ı. hap. (yiyeceğe/içeceğe) uyuşturucu ilaç katmak. sarhoş. azalmak. trampet. uyu şukluk. i. süprüntü. geri kalmak. anat. içkili. 4. susuzluk. kuraklık. 6. i. davul sesi. 1.. 1. eczane. kuru pil. ilaç. uyuşturucu 2. ya ğmursuz. davul tokma ğı.bağımlısı. bir damla su. inmek. davul. ekti. susamış. monoton ses. 2. 1. trampet değneği. azalma. imada bulunmak. damla: a drop of water su damlas ı. sarkıtmak. s. sarhoşluk. sarho ş. pusula göndermek. f. pineklemek. uyuyakalmak. 2. hapçı. başarı sevinciyle kendinden geçmiş. f. (bitki/çiçek) boynunu bükmek. uykulu. i. bükülmek. vızıldamak. kuru pil. dü şme. içkili. 1. dümbelek. -i ziyaret etmek. iki satır yazıvermek. i. uyu şturucu madde. 2. kuru temizleme. çiseleme. f. e ğilmek. ecza.drizzle drone drool droop drop drop a brick drop a hint drop a line/note drop asleep drop behind drop down drop in at drop in on drop off drop out drop-off dropout dross drought drove drove drown drown out drowse drowsiness drowsy drudge drudgery drug drug addict drug habit druggist drugstore drum drumbeat drummer drumstick drunk drunk with success drunkard drunken drunkenness dry dry cell dry cell dry cleaner dry cleaning f. 1. erkek ar ı. i. kulakdavulu. 2. eğmek. fışkın. ağır ve sıkıcı bir işte çalışan kimse. çam devirmek. iniş: a drop in prices k. dokundurmak. baget. asalak. i. --ging) 1. (yağmur) çiselemek. (üyelikten) ayr ılmak. (suda) bo ğulmak. 1. 1. -e uğramak. eczac ı. drive. i. sarkmak. serpiştirmek. okulu b ırakan öğrenci. 2. 2. bak. 2. . i. s. f. ağır ve sıkıcı iş. 1. vızıltı. dili pot k ırmak. 1. susuz. kör (kuyu). i. uyuklamak. i. i. 1. davulcu. değersiz şeyler. ilaçla uyuşturmak. 1. cüruf. trampetçi. dü şüş. kurumuş. davul sesi. süt vermeyen. i. kulakzar ı. çisenti. suyu çekilmiş. (--ged. 1. içkici. uyuşturucu bağımlılığı. ayyaş. f. --ming) davul çalmak. homurdanmak. boğmak. kuru temizleyici. ahçı. 2. i. f. kuru. uykulu olma.. i. 2. 2. angarya. 1. s. ağzı sulanmak. i. sert. 2. i. 3. 2. (--med. i. 3. Would you like a drop of brandy? Bir konyak ister misiniz? 2. 3. çıkmak. 1. 4. f. artık. (kümes hayvan drink.

... tam zamanında. matb. dük. onikiparmak ba ğırsağı. budala. boşaltmak. 4. suya daldırmak. i. 1. (--ned. 2. budala. 2. ördek. banmak. İng. 1. donuk. fiyasko. maket. bak. den. dilsiz. s. kasvetli. gübrelemek.. enayi.. kopyasını yapmak. 2. uygun olarak. f. dubleks. i. i. 2. i. 1. çoğ. makas v. çift amaçlı. çoğ. eş. 1. kurutucu. i. 1. anat. gübre. kurutma makinesi: hair dryer saç kurutucusu. i.. blucin pantolon. 3. düello etmek.. (du´plıkeyt) 1. 1. 1. meme. başını çabucak eğip kaldırmak. f. toz hardal. kot. (du´plıkît) 1. blucin. damping. f. anlayışsız. taklit. 3.dry cough dry dock dry goods dry mustard dry quart dry up dryer drying rack dual dual-purpose dub dubious duchess duck duckling duct dud duds due duel dues duet dug duke dull duly dumb dumbfound dumfound dummy dump dump truck dumping dumps dun dunce dune dung dungarees dungeon dunk duo duodenum dupe duplex duplicate duplicity kuru öksürük. i. 1. dumbfound. dampingtaklit. dili sersem. kopya. i. s. atmak. kararsız. f. ikili. (--bed.. hayretler içinde b ırakmak. tükenmek. s. şüpheli.. 1.düzenbazlıkarmak. last being given due attention. i. palaz. safdil. 2. patlamayan mermi/bomba. kumul. f. dig. ördek yavrusu. 5. filmi çekimden sonra seslendirmek. z. tic. düello. (akla/kanunlara/toplumca makbul say ılana) uygun olan. dili giysiler.D. (başını/vücudunu) suya sokup çıkarmak. i.101 litre. mus. --bing) dublaj yapmak. 4. gereken: f. düet. düo.. batırmak. ikili. gerektiğiıkıcı. 2. sönük (renk). hakkıyla.kamyon. ikiyüzlülük. s. çift yönlü. mankafa. i. zindan. kurutmak.). suya dalmak. aidat. çift. i. sessiz. terz. düo. gabi. çoğ. çifte. kalın kafalı. 2. çift. s. hile. 4. tüp. sahte. --ning) alaca ğını istemek. duygusuz. i. hardal tozu. 3. belirsiz. ödenti. 2. 2. s. k. clothes dryer çamaşır kurutma makinesi. duo. suretini ç ık. ahmak. 3. 1. dili tutulmu ş. 2. sersemlemek. sahte şey. borçluyu sıkıştırmak. 2. ba şarısız kimse. i. hayvan tersi. 5. gere ğince. i. 2. kopya etmek. kanal. çamaşır askısı. i. k. kuşkulu. kör. manifatura. yapmak. çoğ. kot pantolon. f. i. manken. 1. mensucat.b. i. f. çift.. i. f. çöp yığını. 1. aldatmak. f. toptan ucuza satmak. s gibi. tüketmek. . i. A. s. f. i. i. güvenilmez. f. doland ırmak. f. blucin tulum. bak. kesmez (bıçak. 2. Bu mesele i. emzik. aptal. tic. yapay. damperli çöplük. kurumak. i. s. kuru havuz. This matter is at i.B. 1. s. hak ettiği. düşes. kafasız. dişi ördek. şaşırtmak.

zam. 1. kanlı basur. Dutch. toprak. toz gibi. biri. s. E. 1. 2. -e karşı sorumluluk. oldukça karanlık. bodur. i. East. dinamik. alacakaranlık. i. hareketli. k. dili masraf çoğ. dinamitle havaya uçurmak. Hollanda. toz serpmek: dust a cake with sugar keke şeker serpmek. ın Alman usulü bölüşüldüğü eğlenti. i.en (d^ç´wîmîn) i. f. two million liras each tanesi iki milyon lira. oturan.. dinamitlemek. şevk. argo görevine fazlas ıyla bağlı kimse. ödev. k ıs. Eastern. gümrüksüz. 1. s. bask ı. mekanik gücü olan. gümrük resmi. 1.. bak. mesken.. cüce. Hollandaca. Hollandalı kadın. eskimez. her bir. görev. süre. esnas ında. önemini kaybetmek. boyamak. gittikçe ufalmak. dispepsi. -de ikamet etmek. i. tıb. 1. 2. sağlam. 1. i. tozlu. canlılık. i. s. die. dustcloth dustheap dustpan dusty Dutch Dutch treat Dutchman Dutchwoman dutiful duty duty to/towards duty-free dwarf dwell dwell in dweller dwelling dwindle dye dyestuff dying dyke dynamic dynamite dynamo dynasty dysentery dyspepsia E E. her biri. 3. şömiz. i. süresince. süreklilik. boya. gümrük vergisi. each. dayan ıklı. i. 2. 2. edat boyunca. devam. devamlı. zorlama. yava ş yavaş azalmak. s. ikamet etmek. i. s. Her şey tozlandı. i. i. f. 1. giderek küçülmek. f. i. canl ı. dinamik. toz. s. 2. f ırçalamak: She is dusting the furniture. i. z. renk. sayg ılı. (dwelt/--ed) 1.. f. 3. süreklilik. 1. tanesi.men (d^ç´mîn) i. f. 2. ev. Dutch. f. İngiliz alfabesinin beşinci harfi. 1. can atan. dinamo. s. Hollandalı. hazımsızlık. küçük göstermek. i. vazife. e ea each each one each other eager eager beaver eagerness i. 1. cüce. 2. 1. sakin. dike. faraş. English. i.durability durable duration duress during dusk dusky dust dust cover/jacket Dust has settled on everything. i. toz bezi.wom. Hollandaca. zarfında. -de. 2. her. ödevcil. ceket. Hollandalı erkek. her birbirini. çoğ. devam. s. istekli. dinamit. 1. oturmak. i. cücele ştirmek. dizanteri. istek. ikametgâh. f. 1. bak. tozunu almak. s. i. i. 2. 2. tıb. 2. akşam karanlığı. hevesli. s. i. boyanmak. sürekli. i. arzu. 2. konut. dayan ıklılık. . i. Hollanda´ya özgü. hanedan. on (bir konu) üzerinde durmak. toz/süprüntü yığını. -de oturmak. 2. k ıs. 2. Hollandal ı. Hollandalı. boya maddesi. koyu esmer. devimsel..

1. doğu.. maa ş. i. kazand ırmak. z. i. 1. i. z. 2. (bir şeyin) esas niteliği. i. toprak. kolay. dili 1. ciddi. i. fikirleri altüst eden. 2. toprak. 1. i. z. 1.eagle eagle-eyed ear ear eardrum earful earl earlobe early early riser early warning system earmark earn earn one´s keep earnest earnest earnest money earnings earphone earring earshot earsplitting earth earthen earthenware earthly earthquake earthshaking earthworm earthy earwax ease ease ease off/up easel easily easiness east Easter Easter egg easterly eastern eastward eastwardly eastwards easy easy i. i. teminat akçesi. keskin gözlü. s. doğudan. Paskalya yortusu. vakitsiz. Paskalya yumurtas ı. s. 4. ressam sehpas ı. f. ilk. 2. 1. çanak çömlek. kulakmemesi. doğudan. 2. kulak. anat. z. küpe. s. doğuya. yersars ıntısı. zamans ız. doğu yönünde. azar. 2. 2. s. kolaylık. kulakdavulu. s. 1. 3. doğudan esen. kaba. z. i. topraksı. a ğırbaşlı. kulakzar ı. i. doğuya ait. z ılgıt. gündoğusuna bakan. s. doğu. doğuya yönelen. topra ğa benzer. doğudan esen (rüzgâr). sağır edici (ses). z. 1. pey akçesi. i. f. . doğuya doğru. i. rahat. yavaş yavaş hareket ettirmek. doğusal. kazanç. f.. z. 3. kulak kiri. toprak. 2. i.. dünyevi. doğuya doğru. gelir. i. bir yana koymak. deprem. kolaylaştırmak. doğuya bakan. kolayca. 1. bir sürü dedikodu. i. dili kolayca. dünya. 2. şövale. eski. inançları kökünden sarsan. erken uyar ı sistemi. kont. i. i. s. rahat. i. doğuya yönelen. 2. 1. 2. 5. başak. rahatça. headphone. gevşetmek. incelikten yoksun. Paskalya. 2. kâr. erken kalkan kimse. i. (biri/bir hayvan) yapt ığı hizmetle kendi masrafını çıkarmak/karşılamak. s. i. dikkatle yerleştirmek. 1. doğuya doğru. kartal. kazanmak. bak. erken. k. yer solucan ı. z. 1. sıkıntısızlık. 2. topraktan yap ılmış. doğu. belirli bir maksat için ayırmak. s. yumuşak davranış.. i. karaku ş. s. İng. k. i. şark. elek. toprak. 1. i. rahat rahat. s.. doğuya doğru. 3. beklenmedik bir sürü laf. s. doğu yönünde. s. hayvanlar ın kulaklarına takılan marka. dünyaya ait. 2. doğuya doğru. rahat ettirmek. papara. yumuşaklık. topraktan yap ılmış. s. işitme duyusu. s. s ıkıntıdan kurtarmak. (ağrıyı) yatıştırmak. kolaylıkla. vaktinden evvel. kolaylık. zelzele.

yiyip bitirmek.. co şu. --en) 1. 1. eksantrik. deniz sular ının çekilmesi. d ışmerkezli. dili aşırı miktarda yiyerek birinin bütçesini altüst etmek. sevinç dolu.. Ecuadorian. kademe. içi içini yemek. s.. tekrarlanmak. çevrebilimsel. 2. s. 1. i. acayip.. bak. (deniz) çekilmek. i. eksantrik. s. şevkli. karnını doyurmak. mayasıl.. i. ekonomik. çok üzülmek. f. 2. f. İng. 2. yumu şak başlı. s. i. yemek yemek.. ask. i. ekonomiyle ilgili. k. ekolojist. --es) yankı. 1. s. 1. (ate. k. ekonomi. i. dili kolayca aldat ılabilen kimse.. eksantriklik. s. aksetmek. i. fels. i. 1. tekrarlamak. 2. seçmeci. tutumlu. tasarruf etmek. Ekvadorlu. 2. economize. iktisat. k. co şkun.. 1. seçmecilik. s. Ekvadorlu. cezir. Ecuadorian. ekonomi. i. ışığını karartmak. ekonomi bilimi. i. k. kiliseye veya kilise örgütüne ait. yemek. rahip. bak. i.. i. tasarruf. kabahatini itiraf edip af dilemek. kendinden geçmi ş. 2. seçmeci. (çoğ. s. i. tutumluluk. i. kendinden geçme. 1. 2. uysal. i. ekolojik. tuhaf. kaynayan. ekler (bir çe şit pasta). bak.. kiliselerin tümünü temsil eden. i. ekoloji. ekonomik. i. k ıs. Ekvador. s. f. esrime. s. çeşitli sistem ve kaynaklardan derlenmiş. iktisat. gökb. 1. 2. i. esrik. abanoz. 2. (birini) gölgede bırakmak. kolay kazan ılmış para. k ıs. iktisadi. taşan (sıvı). papaz. out of house and home eat up eaves eavesdrop ebb ebb tide ebony ebullient EC eccentric eccentricity ecclesiastic echelon echo éclair eclectic eclecticism eclipse ecological ecologist ecology econ economic economical economics economise economist economize economy ecosystem ecstasy ecstatic Ecuador Ecuadoran Ecuadorean Ecuadorian ecumenical eczema rahat koltuk.. içi kaynayan. f. . tutulma. i. çevrebilimci. s. çok mutlu. egzama. s. f. 2. (birinden) üstün çıkmak. the European Community. (on) -e kulak misafiri olmak. tıb. eksantriklik. dini. tuhaflık. iktisatç ı. tüm kiliselerin kabul etti ği. f. saçak. dışmerkezlilik. 1. fels. 1. i. çevrebilim. economics. dili sözünü geri almak.. ekonomist. i. tükürdüğünü yalamak. economy. garip bir kişi. hesaplı. Ekvador´a özgü. seçmeciliğe ait. eksantrik. i.o. fels. i. economic. burnu sürtülmek. f. yankılanmak. s. i. vecit.easy chair easy mark easy money easygoing eat eat humble pie eat one´s fill eat one´s heart out eat one´s words eat s. kibri k ırılmak. tüm kiliselerin birle şmesini amaçlayan. garip. ekosistem. inik deniz. 2. iktisat yapmak. Ekvador. s. dili kendi kendini yemek. ekonomi yapmak.

eğitmek. randımanlı. i. bozmak. f. . Edam. i. i. eğitmen. halsiz. i. 1. redaktör. editörlük. eğitim. edam. üstünlük. 2. dili avantaj. 1. çoğ. --s/eel) yılanbalığı. s. nakit. f. atık su. yenebilir. yiyecek. eğitimli. i.. edisyon. i. kenar ına bordür yapmak. i. dantel. efektif. z. s. başarmak. sonuç. 1. redaksiyon. yerine getirmek. s. efemine. redaktörlük. i. ödem. girdap. f. i. efervesan. i. fayda. i. tesirli. efemine. i. i. s. (çoğ. verimsiz. etki. 2. k ıs. tahsilli. silmek. i. f. 3. k ısır. etkili. burgaç. tesirli. anaforlanmak.ed Edam Edam cheese eddy edema edge edgewise edginess edging edgy edible edict edifice edify edifying edit editing edition editor editorial editorship educate educated education educational educator EEC eel efface efface o. kenar. çevri. (bir tarafa do ğru) yavaş yavaşyandan. 1. efor. kadınsı. e ğrim. büyük yap ı. 2. sinirli. yarar. bas ım.s. akıntı. f. f. köpürmek. i. kenar suyu. güçsüz. yan yan. emir. f. redaksiyon yapmak. etkili. kabarmak. istenilen sonucu veren. s. 2. Hollanda peyniri. gayret. dışarı akma. istenen sonucu veren. dikkatleri üstüne çekmemeye çal ışmak. i. i. 1. i. i. 2. atık madde. editor. s. s. etkili. gitmek. çaba. gerçekle ştirmek. yürürlükte. etki. i.. s. atık madde. eğitici. hızlı ve verimli çalışan. suta şı. 1. editör. kolay. anafor. atık su. 1. başmakale. 2. ahlakça yükseltmek. sinirlilik. okutmak. ferman. hızlı ve verimli çalışma. i. ahlakça yükselten. tıb. i. i. tic. i. yok etmek. gidermek. 2. yanlamas ına. eğitsel. burgaçlanmak. s. edited. eğitimci. s. s. 2. mal.. zahmetsiz. i. s. the European Economic Community. f. edition. 1. s. bak. sinirleri gergin. effect effective effects effectual effeminate effervesce effervescent effete efficacious efficacy efficiency efficient effigy effluence effluent effort effortless k ıs. i. eşya. k. bitkin. eğitimsel.

egotizm. müz. egoizm. (zaman) geçmek. çıkarmak. 2.. onsekizde bir. i. i. 2. M ısırlı. 2. i. LXXX). egosantrik. girişik. seksen rakam ı (80. onsekiz rakam ı (18. yumurtalık. f ışkırtıcı. coşkun. M ısır.. bencillik. s. i. s. i. Her iki taraf ında bir kedi oturuyordu. s. meninin atılması. bencil. Mısır´a özgü. kovmak. yumurta ç ırpacağı. i. 1. defetmek. beniçincilik. mak. canlılık.effrontery effusive eg egg egg egg white egg white eggbeater eggcup egghead eggplant eggshell ego egocentric egocentricity egoism egoist egotism egotist egregious Egypt Egyptian eh eiderdown eight eighteen eighteenth eighth eighth note eightieth eighty Eire either either this or that ejaculate ejaculation eject ejector eke eke out eke out a living El Salvador elaborate elaborate élan elapse elastic i. Ne?/Ha?: ´´Come here!´´ ´´Eh?´´ ´´I said ´Come here!´ ´´ ´´Buraya i. ben. bencil. örneğin. s. patlıcan. i. değil mi? 2. sekizde bir. yüzsüzlük. 2. ünlem. 2. onsekizinci. s. f. (bir şey yapmakla) (yetersiz bir şeyi) artırmak. entelektüel. girift. seksen. s.. çok ayr ıntılı ve çok iş isteyen. s. i. seksende bir. karmaşık. egosantrizm. i. sekseninci. On either side of him sat a cat. lastik. de ğil mi?: He´s a lucky guy. exempli gratia (for example) mesela. dili 1. zam. 1. eight-hour day günde sekiz saat çalışma sistemi. k ıs. 1. onsekiz. beniçinci. i. i. kuştüyü yorgan. 1. s. i. meni gelmek. 1. fevkalade kötü. i. 1. 1. (on) ayr ıntılarına girmek. i. f. i. XVIII). i. sekiz. ego. i. argo entel. yumurta kabu ğu. 1. sekiz rakam ı (8.. egoist. i. yumurta. ikisi de. her ya bu ya o. elastiki. i. f. 2. s. i. s. küstahlık. esnek. 1. . i. f. i. s. sekizlik. şevk. lastikli. elastik. s. taşkın.. i. on tahrik etmek. sekizlik nota. yumurta ak ı. i. benlikçilik. 2. İkisini de sevmiyor. bo şalmak. k ıt kanaat geçinmek. f. İrlanda Cumhuriyeti. 2. k. dışarı atmak. El Salvador. bo şalma. Mısırlı. birdenbire yüksek bir sesle söylemek.. sekizinci. k ışkırtmak. eh? Şanslı bir herif. Mısır. f. fışkırtmak. yumurta kabı. . VIII). akmak. ünlem. ejektör. benlik. her iki: She doesn´t like either one. yumurta ak ı. korkunç: an egregious mistake korkunç bir yanl ış. 2. lastikli şerit. s.

elektrikle ilgili. elektrikli göz. i. 1. . elektrogitar. elektrik ak ımı. elastiklik. dirseklemek. 1. elektrik saati. i. elektrikçi. 2. 1. 2. i. 2.. rahatça hareket edilebilecek yer. fiz. abla. f. k. iste ğe bağlı. sevinçli. seçmek. esneklik. elektrik kuvveti. elektrik yayı. elektrokardiyogram. f. 2. k ıvançlı. i. elektrikli sandalye. yaşça büyük. 1. i. elektrikli sandalyede idam etmek. elektrikle öldürmek. seçim. heyecanland ırmak. ağabey. elektrik mühendisi.. (yaşça) büyükler. elektrikli. s. elektrik ark ı. f. elektrifikasyon. elastisite. 1. i. dili alın teri. i. abla. 3. vantilatör. elektrikli tıraş makinesi. elektrikli alet. elektrikli ayg ıt. s. i. sevinç. çoğ. s. i. elektrik cereyanı. elektrik. seçmenler. tıb. f. elektrik motoru. elektriklendirme. elektriklendirmek. elektrolit. elektrik ark ı. seçimle elde edilen (bir makam). s. mürver a ğacı. emek. çok sevindirmek. s. i. elektrik lambas ı. dirsek. i. i. seçim propagandas ı yapmak. yaşlı/itibarlı kişi. oldukça ya şlı. seçmen. s. dirsekle itmek/vurmak. elektrik tesisatç ısı.elasticity elate elated elation elbow elbow grease elbowroom elder elder elder brother elder sister elder sister elderly elders eldest elect election electioneer elective elector electorate electric electric arc electric arc electric chair electric current electric eye electric fan electric guitar electric light electric meter electric motor electric power electric shaver electrical electrical appliance electrical engineer electrical engineering electrician electricity electrification electrify electrocardiogram electrocute electrode electrolysis electrolyte i. f. elektrik mühendisliği. elektriklemek. mürver. i. i. 2. ite kaka yol açmak. (yaşça) en büyük. f. elektroliz. büyük. i. k ıvanç. i. elektrikli. s. seçmeli ders. çok ne şelendirmek. i. elektrikle ilgili. elektrot. geni ş yer. heyecan vermek.

ilköğretim okulu.. kald ırma. ilkel. 1.. silo. 1. on bir rakam ı (11. yok etme. i. 1. sağlamak. s. 2. seçkinler. eksilti. i. elektronik. çoğ. i. 1. 3. öğe. zool. i. eleji. kanadageyiği. 1. basit. 1. elektromanyetik. öğe. 2. 2. unsur. kim. uzatmak. 3. elektrom ıknatıs. 1. 2. etkili ve güzel konuşma tarzı. 2.. f. 2. etkili ve güzel (sözler. 3. tıb. (bir yar ışçıyı) elemek. s. asansör bo şluğu. 3. fil. 2. zarafet. asansör. elektroşok. eliptik. uygunluk. i. element. elektronik müzik. a ğıt. . 1. s. iksir. -e yol açmak. başka: What else can he do? Başka ne yapabilir? Who else was there? Orada başka kim vardı? Where else can they be? Başka nerede z. zarif. temel ilkeler. frenlenmemi ş. cüce ve yaramaz cin. f. 2. doğal. i. 2. çoğ. 1. dilb. etkili ve güzel söz söyleme yetene ği. i. 3. k. ilkel. yükseltmek. (yar ışçıyı) eleme. kolay. parça. s. i. i. i. s. uzatma. 2. f. 3. etkili ve güzel söz söyleyen. (for) -e uygun. s. i. on bir. yükseltme. seçkin. dili öldürmek. eksiltili anlatım. i. elips. gidermek. i. elektronik. yükselti. ilköğretim. elektron. başka yere. elektropozitif. başlayanlar için: elementary French course yeni başlayanlar için Fransızca kursu. temel. (gerçe ği) ortaya çıkarmak. temizlemek. s. on birinci. yok etmek. -e neden olmak. konu şma tarzı).lip. i. elektronik müzik. elit. dizginsiz. (bilgi) edinmek. eleman. avrupamusu.electromagnet electromagnetic electron electronic electronic music electronic music electronics electropositive electroshock elegance elegant elegy element elemental elementary elementary education elementary school elements elephant elevate elevation elevator elevator shaft eleven eleventh eleventh hour elf elicit eligibility eligible eliminate elimination elite elixir elk ellipse ellipsis elliptical elm elocution elongate elongation elope eloquence eloquent else elsewhere i. el. i. s. başka yerde. i. s. kald ırmak. i. 4. the doğa güçleri. gruplar. 1. son dakika. elit. s. 1.ses (îlîp´siz) i. i. z. karaağaç. söz söyleme sanat ı. çoğ.. 2. i. on birde bir. XI). â şığıyla kaçmak. 2. terfi. coğr. s. doğadaki güçlere özgü. f. 1. evlenmek için evden kaçmak. terfi ettirmek. i. 1. elves (elvz) i. s. giderme. 2. i. f.

özgürlüğüne kavuşturmak. hayata küstürmek. sıskası çıkmış. tezyin etmek. (bazı k tahnit etmek. (bir şeyin) somut hali. f. 1. f. f. i. mahcup olma. 2. i. f. izahat vermek. zümrüt ye şili. kabartmak. (birini) kucaklamak. kor. 2. serbest b ırakma.. 2.elucidate elude elusive elves emaciated emanate emancipate emancipation emasculate embalm embankment embargo embark embark on/upon embarkation embarrass embarrassment embassy embattled embed embellish embellishment ember embezzle embezzlement embezzler embitter emblazon emblem embodiment embody embolden embolism emboss embrace embroider embroidery embroidery frame embroil embryo emcee emend emendation emerald emerge emergency emergency door/exit f. açıklamak. kabartma desenle süslemek. 1. kapsamak. kurtuluş. kendisi: She is the embodiment of elegance. -e girişmek. 1. enemek. (izleyenleri. kasnak. utandırmak. 3. biyol. f. -den akmak. (bir metnin) yanlışlarını düzeltmek. süslemek. f. s. f. i. süs. amboli. kucaklaşmak. (metne ait) düzeltme. i. utanma.ısımları çıkararak veya sansür ederek) (bir yazıyı) kuşa i. 1. (anlatılan 4. i. o ğulcuk. mahcup etmek. 3. azat etmek. simge. öykü veya olayı) hayalinden bir şeyler katarak süslemek. 2. i. elf.-den ç ıkmak.. (bir program ın) sunuculuğunu yapmak. hadım etmek. zimmete geçirme. bir (bir teklifi) kabul etmek. 1. (birine) sar ılmak. 3. -den fışkırmak. f. i. 1. yakalanmas ı zor. 2. f. (açlıktan/hastalıktan) çok zayıflamış. i. 1. 1. f. 1. in (belirli/somut f. i. aklına gelmemek: The name 2. --es) ambargo. toprak set. acil ç ıkış kapısı. 1. kapsamak. i. sunucu. çıkmak. zümrüt yeşili. f. 2. çabucak geçen. tıb. Zarafetin ta kendisi. işleme. sefaret. f. mumyalamak. yüreklendirmek. s. gemiye binmek. of the town anlaşılması zor. 1.. zimmetine para geçiren kimse. s. f. 1. karıştırmak. burmak. (çoğ. embriyon. f. güç durumda. i. tarifi zor. f. gemiye binme. açıklamada bulunmak. (birini) (zor bir işe) sokmak. özgürlük. 2. elçilik. i. (bir dini) kabul etmek. from den kurtarmak. f. bir tehlikeyi) atlatmak. i. Şehrin adı aklıma gelmiyor. (bir dine) girmek. f. f. çoğ. i. 3. serbest b ırakmak. bir deri bir kemik kalm ış. (--ded. from f. zümrüt. i. armalarla donatmak. kutlamak. kakmak. üzerine nak ış işlemek. bak. 2. nak ış. eludes me. kuvvetten düşürmek. -e başlamak. bir halde) d ışa vurmak. süslemek. meydana çıkmak. acil durum. amblem. i. gömmek. 2. i. cesaret vermek. 2. (emanet para veya mülkü) zimmetine geçirmek. köz. i. s. i. s ıkışmış. azat etme. -den yayılmak. 2. utanç duyma. . süsleme. f. --ding) (in) (içine) iyice yerle ştirmek.. hat ırlayamamak. i.

i. vurgulanarak söylenen. 3. i. benzerini veya daha iyisini yapmaya çal ışmak. maa ş. f.. tıb. boşaltmak. yaymak. 2. 3. i. s. dili aç. z. işveren. emeritus (emekli bir üniversite ö ğretim görevlisine verilen unvan). dökmek. emphasize. s. 1. 3. yayma. 2. istihdam etmek. imparatoriçe.ses (em´fısiz) i. i. s. f. ücret. emülsiyon. boş şey. deneycilik. tan ınmış ve üstün. ısrarlı. meydana çıkan. kullanmak. em... i. yüksek yer. yumuşatıcı. ruhb. ç ıkarma. s. mal. ampirist. kazanç. vurgu. 1. kusturucu (ilaç). i. deneyci. giderken. i. iş bulma bürosu. yüksek (mevki). heyecan. göçmen. heyecanl ı. 1. s. his. --ting) ç ıkarmak. yükseklik. f. boş. i. patron. iş ve işçi bulma kurumu. i.pha. bak. duygusal. yolda. ampirizm. i. 2. göç. vurgulama. duygulu. i. i. i. f. f. eli boş. 2. göze çarpan. i. 1. bir ba şkasının duygularını anlayabilme.. k. yumuşatıcı ve acıyı dindiren merhem. anfizem. deneysel. s. 1. (--ted. dökülmek. 2. bo şalmak. tepe. 1. çalışan. imparatorluk. zımparalı tırnak törpüsü. iş verme. 2. i. çoğ. i. f. (hastanede) acil servis. boş. i. f. istihdam. İng. i. yüksek (yer). 2. üzerinde durarak. siyasi göçmen. i. imparator. i. emisyon. i. fışkırtmak. 2. s. zımpara. kesin olarak. göç etmek. önem. çıkan. duygu sezgisi. taklit etmeye çalışmak. görevli. s.emergency landing emergency treatment emergency ward emergent emeritus emery emery board emetic emigrant emigrate emigration émigré eminence eminent emissary emission emit emollient emolument emotion emotional empathy emperor emphasis emphasise emphasize emphatic emphatically emphysema empire empirical empiricism empiricist employ employee employer employment employment agency empower empress emptiness empty empty words empty-handed emulate emulsion en route mecburi iniş. bir hizmet veya i şte kullanmak. i. 1. i. işçi. boş laf. of -den yoksun. 1. i. ampirik. frapan. duygu. yetki vermek. . acil tedavi. s. i. s. boşluk. özel bir görevle gönderilen ki şi. ünlü (kişi).. yüksek bir mevki. vurgulamak. f.

teşvik etmek. i. kendini birine sevdirmek. f. yüreklendirici. i. 1. ipotek. 2. gayret etmek.. yabanimarul. onaylamak. k. sevdirmek. in (bir yer veya halka) özgü: That disease is endemic in India. 2. çok güzel. minelemek. z. s. 1. bak.. (bir tehlike veya zorlukla) kar şı karşıya gelmek. 2. i. 2. gaye. özendirmek. f. tak ı. özendirme. f. 1. (bir şeyi) (bir mektupla aynı zarf içine) koymak: I´ve enclosed a photograph with this çit v. tatlı. i.o. bitmek. 2. 2. cesaret vermek. yasala ştırmak. 2. büyüleyici. umut verici. dili harika. tehlikeye atmak. 3. bitirmek. sağlamak. 2. s. i. son. s. çit v. f. örtmek. (di şlere ait) mine. cesaret verme. niyet. 3. sonsuz. i. ilişiktekiler. (mektupla ayn ı zarf içinde) gönderilen şeyler. letter. kaplamak. çaba. teşvik etme. son vermek. 2. İng. yapmaya çalışmak. with -e ba ğışta bulunmak. bak. 4. ku şatmak. s. 1. f. özgü. . 1. (bir yeri) (duvar.. te şvik edici. emaylamak. nihayet. sona ermek. encyclopedia. ansiklopedi. ciro etmek. (başkasının hakkına) tecavüzde bulunma. 3. 2. huk. s.b. f. özendirici. f. İng. enamor. ünlem Bravo! i. --ing/-ling) 1. emaye. O hastalık Hindistan´a dilb. f.en route enable enact enamel enameled enamor enamour encase enchant enchanting enchilada encircle encl enclose enclosure enclosures encompass encore encounter encourage encouragement encouraging encroach encroachment encrust encumber encumbrance encyclopaedia encyclopedia encyclopedic end end table endanger endear endear o. i. 1. f. çeki ciro etmek. 1. uç. 1. bis. yüreklendirmek. emay. 3. i. f. yük. i. ansiklopedik. çalışmak. f. k. gönderiyorum. i. amaç. 1. f. k ıs. çocuk. onay. 1. enclosed. durmadan. sonsuzluk. ciro.Bu mektupla birlikte bir foto ğrafile) çevrili olan i. bitmek tükenmek bilmeksizin. ak ıbet.b. i. upon (ba şkasının hakkına) tecavüzde bulunmak. yer. Meksika mutfa ğına özgü böreğe benzeyen acılı bir yemek. enclosure. mümkün k ılmak. sonek. imkân vermek. f. f. i. 2. 2. mine. 2. ölüm. emaye. yetki vermek. 2. 2. f. 1. son. acımarul. 1. son. rastlamak. maksat. gayret. (--ed/--led. cesaret verici. 5.. s. f. f. mec. s. fevkalade. ile) çevirme. f. dili (birinin) çok ho şuna gitmek. 2. kuşatmak. 3. i. yüreklendirme. 1. i. sehpa. 1. 1. nihayet. ümitlendirici. etraf ını çevirmek. büyülemek. s. kapsamak. to s. hindiba. endearing endeavor endemic ending endive endless endlessly endlessness endorse endorse a bill endorsement endow (an rut´) yolda. f. f. f. sevimli. 1.s. (duvar. küçük masa.

ba ğrına basmak. çok sürükleyici (roman. f. etmek. oymac ı. 1. 1. 5. d.b. alışkanlık v. k ıs. lokomotif. hakkâkl ık. i. i. s. zayıflatmak. 2.. 3. z. enerji. bilmece. ucu ileriye do ğru. ile vermek. güç vermek. in 1. -in içine iyice çektirmek/geçirtmek. 1. 2. İngiliz. English. 1. sürekli. oymacılık. çarkç ı. İngilizce. sarmak. ba ğışta bulunma. yasaklamak. i. f. nişanlanma.o. 2. İng. makinist. i. 2. 1. doğurmak.b. İngiliz. belirli bir süre için ücretli i ş. motor. dayanılabilir. f. randevu. sözmeşgul olmak. gravür.´ni) artırmak. mühendis. i. meydana getirmek. Gitmesini tembih ettim. enerji. erke. çoğ. dayan ıklı. meşgul (telefon). 2.y. enerji vermek. s. uç uca. İngiliz. England. enerji krizi. enerjik. çarpışma. i. f. 1. yükseltmek. yutmak. den. kuvvet. f. kuvvetten düşürmek. s. bağışlardan oluşan toplu sermaye. faal.b. tenkıye. s. dik. s.lish. işe almak. film v. 3. 1.. 1. hakkâk. 2. do ğuştan gelen özel yetenek. planlayıp düzenlemek. hakketmek. tembih etmek. içine çekmek. mak. . kald ırmak. 3. f. f. çekici. dikine. bak. 2. (dü şünce.y..).endowment endurable endurance endure enduring endways endwise enema enemy energetic energise energize energy energy crisis enervate enfold enforce enforceable enforcement enfranchise Eng engage engage in engage s. çarpışmak. tahammül etmek. tatbik etmek. f. i. nişanlı. hakkâk işi. i. 2. İngiltere. uygulanabilir. 3. oy hakk ı vermek. Eng.lish. uzunluğuna. 2.en (îng´glîşwîmîn) i. 2. 3. lavman. 1. f. 2. 3.. 4. i. 4. uygulama. endways. birbirine geçmek. f. 1. i. uygulamak. f. devamlı. z. kafas ını bütünüyle işgal etmek. 2. söz. makinist. f. İngiliz erkek. İng. tıb. 2. tahammül. Allah vergisi. kazımak. İngiliz kadın. i.´s attention engaged engagement engaging engender engine engine driver engineer engineering England English Englishman Englishwoman engrain engrave engraver engraving engross engross one´s thoughts engrossing engulf enhance enigma enjoin i. i.men (îng´glîşmîn) i. olu şturmak. bak. kucaklamak. f. 2. birbirine geçirmek. s. dayanma gücü. f. i. tutmak. çekmek. sevimli. çoğ. İngilizce. 1. Eng..´ni) -e aşılamak. s. d. gravürcü. f. 2. hoş. 2. 1. s. 1. emretmek: I enjoined him to leave. 1. katlamak. energize. muamma. dövüşme. dayanmak. taahhüt. düşman. fiyat v. mühendislik. f.wom. yerine getirmek. birbirine girmek. 1. vaat. angaje etmek. güç. i. (değer. taahhüt birinin kafas ını meşgul etmek.

. 2. 1. f. teşebbüs. meydana gelmek. 1. 2.. bayrak. öfkelendirmek. i. f. in (birini) (olumsuz bir duruma) dü şürmek. i. i. z. f. kaydetmek. s. i.s. f. i.s. s. 1. 1. 2. den. askere kaydetmek/yazmak. f. f. kaydını yapmak. zevk almak. yazılmak. tuzağa düşürmek. birkaç parçadan olu şan kadın kostümü. ardından gelmek. kaydolmak. karmakarışık etmek. genişlemek. soylular s ınıfına almak. 1. eğlenmek. agrandisör. aydınlatmak. tak sayg ın bir yere koymak. yeterli. engel. asalet unvanı vermek. f. 1.the ensuing year ertesi sene. tiy. f. hiddetlendirmek. askere kaydolmak/yaz ılmak. muazzamlık. değerini artırmak. muazzam. zevk. -e başlamak. eğlenceli. foto. yeterli miktar. köle yapmak. -e girişmek. içine girmek. bulaştırmak. ho şlanmak. -e başlamak.ırmak. hoşça vakit geçirmek. başlamak. i. zenginleştirmek. 2. trup. zevkli. büyük kötülük. zenginle ştirmek. çıkmak. aydın (kimse). i. canland f. agrandisman. i. ünlem Yeter! Yeter artık! f. yardımını sağlamak. 4. enquire enrage enrich enroll enrollment ensconce ensconce o. aste ğmen. husumet. kocaman. -in aklına gelmek. yüceltmek. sağlamak. f. f. müz. band ıra. 2. bilgilendirmek. kâfi. izlemek. in ensemble enshrine ensign ensign enslave ensnare ensue ensure entail entangle entanglement enter enter into enter into an agreement enter on/upon enter one´s head enterprise f. kaydetme.enjoy enjoy good health enjoy o. bilgilendirme. büyütme. . 2. sağlığı yerinde olmak. genişletmek. gerektirmek. dolaşıklık. 1. f. büyütmek. topluluk. f. bilg. zengin etmek. büyümek. esir etmek. 1. 1. düşmanlık. 2. büyüme. döpiyes. 3. 1. büyülteç. in (olumsuz bir şeye) karıştırmak. aydınlanma. dola ştırmak. f. girmek. deftere yazmak. 2. karışıklık. i. f. 4. garanti etmek. kâfi derecede. yeter de artar bile. i. f. yerleştirmek. i. i. “Enter” tu şuna basarak (bir komutu) gerçekleştirmek. kaydetmek. f. mânia. giri şmek. bütün. 3. hoş. kayıt. f. girişim. sancak. foto. enjoyable enjoyment enlarge enlarge upon enlargement enlarger enlighten enlightened enlightenment enlist enliven enmesh enmity ennoble enormity enormous enough enough and to spare Enough! Enough´s enough.. 2. anlaşmaya girmek. inquire. s. i. temin etmek. -e yerleşmek. bak. bilgilenme. şer. -i -in içinde ım. büyüklük. aydınlatma. 2. -e girişmek. tatlı. daha ayrıntılı bir şekilde anlatmak. s.

s.b. 2. --ping) tuza ğa düşürmek. f. yılan v. i. yalvarmak. 3. istek. davet. i. parti. enumerate enunciate envelop envelope enviable envious s. giriş yeri. (around) bir şeyi (başka bir şeye) dolamak. giriş. şevk. mezara koymak. f. baştan çıkarma. çekicilik. ask. . (--ped. emanet etmek. yakalamak. f. eğlenceli. saymak. i. eğlendirmek. 1. 1. i. f. entomoloji. i. antrepo. z. bütün. hepsi: the entire group grubun hepsi. f. 2. sağlam yenilen yemek. tamamen. f. gıpta edilecek. mektup zarf ı. çok övmek. 2. s. yakarış. müteşebbis. balo. f. giriş. yalvar ış. i. gömmek. i. i. ikram etmek. eğlendirici. sarmak. büyülemek. entomolojist. balıkla baş yemek arasında bir şekilde yerleştirmek. kayıt. cazip. giriş hakkı. i. müteşebbis. (bitki. s. s. k ıskanç. 2.. 3. hak vermek. siper. i. uyanık. giriş. çekici ancak tehlikeli şey. f. f. (about/over) göklere ç ıkarmak.t. giriş. hararetli. s. i. giriş.) (bir şeyin) etrafına dolanmak. giriş yeri. örtmek. 1. heves. bütün. giriş. ziyafet. 2. 1. f. büyülemek. telaffuz etmek. tamam ıyla. girişken. giriş ücreti. (başkan) bir teklifi kabul edip kurula sunmak. 3. ağırlamak. yetki vermek. giriş izni. misafir etmek. giriş kapısı. zarf. çekici. böcekbilimci. antre. maiyet. girme. tüm. i. f. 1. şevkli. i. tamam. varlık. beraberindekiler. f. açıkgöz. giriş. f. ku şatmak. birer birer saymak/söylemek. i. İng. f. i. büsbütün. 1. tahta ç ıkarmak. giriş ücreti.enterprising entertain entertain a motion entertaining entertainment enthrall enthrone enthuse enthusiasm enthusiastic entice enticement enticing entire entirely entirety entitle entity entomb entomologist entomology entourage entrails entrance entrance entrance examination entrance fee entrap entreat entreaty entrée entrench entrenchment entrepôt entrepreneur entrust entry entryway entwine entwine itself around entwine s. 3. girişimci. i. giriş yeri. (birini) tatlılıkla (kötü bir şey yapmaya) ikna etmek. s. f. i. girme. baş yemek. f. 2. yalvarma. giriş sınavı. i. böcekbilim. bağırsaklar.

i. haset. muhit. i. diplomat. çok kısa ömürlü. sara hastalığına özgü. 2. eşitlik. sonsöz. 1. mektup. i. civar. ça ğ. i. 2. 2. f. salgınlaşmış. elçi. biyokim. 2. i.. gıpta etmek. tasavvur etmek. s. temkin. (Yeni Ahit´te yer alan) mektup. kolayca k ızmayan. eşit olmak: Two plus two equals four. 1.. epik. s. f. delege. i. gıpta. kafas ında canlandırmak. i. epiderm.. salgın: flu epidemic grip salgını. i. devir. 1. 2. çevre. epik. radyo. tıb. saralı. Hrist. deprem öze ği. i.environment environmental environmentalism environmentalist environs envisage envision envoy envy enzyme epaulet epaulette ephemeral epic epicenter epidemic epidermis epigram epilepsy epileptic epilog epilogue Epiphany episcopal episode episodic Epistle epistle epitaph epithet epitome epoch Epsom salts equable equal equal equal sign equalise equality equalize equanimity equate equation equator Equatorial equatorial Equatorial Guinea i.. i. i. i. sakin. epaulet. emsali olmak: No one equals her. i. saralı. ile eşit saymak. bak. epizot. i. i. i. k ıskançlık. bak. i. 2. apolet. epizodik. jeol. enzim. 1..... ılıman (iklim). f. ekvator. İng. çok k ısa süren. çevrecilik. İng. s. i. f. sara. gelip geçici. i. nükte. tasavvur etmek.. 6 Ocak´ta kutlanan bir yortu. destan. 1. i. f. 2. 1. 1. i. . Emsali yok. (övücü veya hakaret edici) söz.. aynı düzeyde. 2. s. s. eşit.. i. Hrist. i. depremin merkezi. İki artı iki eşit dört. epilog. i. piskoposlara ait. çevresel. salgın. s. ekvatoral. equalize. 1. i. ılım. destans ı. laf. (olaylar zincirinde) olay. denklem. eşit. epilog. edeb. aynı düzeyde olmak. i. rahat. temsilci. çevreci. dolay. TV (dizide) bölüm. bak. nükteli söz. 1. s. i. i. İngiliz tuzu. Ekvator Ginesi. i. s. eşitlemek. kafas ında canlandırmak. edeb.. s. 2. s. itidal. kıskanmak. f. f. piskoposlarca yönetilen. mezar kitabesi. çoğ. s. eşit işareti (=). i.

devir. jeol. 1. akl ından çıkmak. patlak verme. (çoğ. Ekvator Gineli. eşkenar: equilateral triangle. edat. 1. s. (fiyat v. aşındırıcı. denge. f. adil. s. i. Eritrealı.. v. 2. yürüyen merdiven. dikelmiş. s. s.´ni) dikmek. 2. (heykel.. Eritrea. kaçma. s. i. muvazene. Eritrealı. yapmak. penisin sertleşmesi. i. 2. kurmak. silmek. atlatmak. (yanarda ğ) püskürme.´ni) yükseltmek. eşit uzaklıkta. 2. 2. --s/er. 2.. 2. jeol. 2. 1. in şa etme. âlim. ça ğ. paçayı kurtarmak. i. yok etmek. Ekvator Ginesi´ne özgü. s. f. anlaşmazlık v. i. yükselmek. gidermek. (sava ş. f. --ping) donatmak. s.mine) ermin. 1. i. i. (heykel.b. heykeli. a şınma. i. ayak işlerine bakan kimse. eşkenar üçgen. 1. bundan önce. ılım. s. i. 1. 1. erotizm. erozyon. iki anlama gelebilen. erotik. ayakçı. 3. gözünden .. 1. kurma. çok bilgili. aya ğa kalkmış. döküntü. 2. tıb. yapma. birden değişiveren. dengesiz. Eritrea. kaçamaklı. Ekvator Gineli. 1. muh. 2. f. (yanarda ğ) püskürmek. silinmiş yer.b. f. 2. aşınmak. atlı (heykel/portre): an equestrian statue of Napoleon Napolyon´un atlı aynı mesafede olan.´ni) dikme.Equatorial Guinean equestrian equidistant equilateral equilibrium equinox equip equipment equitable equity equivalence equivalent equivocal equivocate era eradicate erase eraser erasure ere ere long ere now erect erection Eritrea Eritrean ermine erode erosion erosive erotic eroticism err errand errand boy erratic erroneous error erudite erudition erupt eruption escalate escalator escapade escape escape from s. donatım. birinin pençesinden 3. kaçmak. kökünden söküp atmak. eşitlik. silinti. i. ne evet ne de hayır demek. direk v. adaletli. kurtulmak. Eritrea´ya özgü. yanlışlık. dimdik. silgi. s. 1. âlimlik. 3. s. a şındırmak. biniciliğe ait. macera. net varl ık. i. tic. şiir evvel. yanlış. f. çok geçmeden. hata.b. 1. Ekvator Ginesi. i. yok etmek. f. 2. yanlış. s.´s grasp i. özsermaye. bilginlik. 2. i. kızışmak. f. 3. gün tün eşitliği. in şa etmek. hatalı. 1. ayakta duran. ayak işi. adalet. kaçmak. kaç ış. f. Eritre. gereçler. bağ. i. i. dikilmiş.kurtulmak. bilgin. kaçamaklı konuşmak. i. ekinoks. 1. i. aşındırma. hata etmek. önce.o. i. firar etmek. s. as. 2. i. direk. (--ped. firar. istikrars ız.b. i.´ni) k ızıştırmak. s. gökb. 1. dik. i. f. patlak vermek. s.

gerekli. saygı. 2. Estçe. s. bak. 1. 1. olağandışı. s.. et cetera. s. insana gündelik hayat ı ve dertlerini unutturan çok sürükleyici (roman/film). tahmin etmek. müessese. vesaire. i. haliç. yapmaya kalk ışmak. temel. 3. i. i. tahmin. s. b ırakıt. bence. esas. 2. ekspreso. z.b. ekspreso kahve. Eskimoca. s. aesthetic. Estonyalı. gezi. Esquire. ufak bir gruba özgü. i. temel. aslında. (kıymetini) takdir etmek. nadir. s. mektup zarfı üzerine isim ve soyadından sonra kısaltılarak yazılan ve “bay” anlam ına gelenı bir unvan: Marmaduke Wigglesworth. ve benzeri. özel. refakat gemisi.. steyşın.escapist eschew escort escort escort vessel escutcheon Eskimo Eskimo dog esophagus esoteric especial especially espionage esplanade espousal espouse espresso esprit esprit de corps Esq Esquire essay essay essence essence/spirit of peppermint essential essentially establish establishment estate estate agent estate car esteem esthete esthetic estimable estimate estimation estival Estonia Estonian estrange estranged estuary et cetera etc etch s. esans. Eskimo dili. 2. kavalyelik etmek. aesthete. Eskimo. Esq. itibarlı. benim gözümde. (desen hakketmek için) (madeni bir yüzeyi) asitle oymak. (es´tımît) 1. 2. kavalye. zaruri. kurmak. i. denemek. eşlik edenler. bat ıni. kestirmek. f. 2. tereke. f. 2. desteklemek. f. ancak ufak bir grupça bilinen. i. i. 2. değerlendirme. ıtır. değerlendirmek. ana. k ıs. (bir grup içindeki) birlik ruhu. 4. as ıl.. f. armalı kalkan. birbirinden ayr ılmış. saygıdeğer. 1. f. s. (es´tımeyt) 1. coğr. kestirme. 2. kurum. deneme. 1. 1. bak. aestival. kurma. ayrı yaşayan. itibar.. Estçe. soğutmak. hususi. açmak. 2. malikâne. i. 1. i. anat. 1. (birisi hakk ındaki) fikir. 3. yemek borusu. içrek. 1. tespit edilme. kuruluş. -e sayg ı duymak. -den kaçınmak. öz. deneme (bir düzyaz türü). casusluk. özellikle. v. düşünce: in my estimation takdir. 1. destekleme.. i. gizli inançları olan. f. Estonyalı. 2. yapmaya kalkışma. Estonya.. aralarını s. bilhassa. esas. i. (koruma/gözetim için) e şlik eden. 2. emlakçı. i. 2. tespit etmek. Estonya. saptamak. i. Eskimoca. 1.. i.. i. 2. . f. s. i. İng. Eskimo. k ıs. İng. 3. i. gezinti yeri. 1. huk. i. (korumak/gözetmek amac ıyla) eşlik etmek. 1. İng. i. bak.s. Estonya´ya özgü. f. v. z. tespit etme. i. kurulu ş. Eskimo köpe ği.. f. 1. 2. i. -den sak ınmak. bana göre. naneruhu. i. anlaşılması zor. i. 2. as ıl.. kordon.

1. s. Avrupalı. birine) cevap vermekten kaçmak. evaporatör. i. s. ateşli vaazlar veren gezici Protestan. İng. dünya görüşü. z. Etyopya´ya özgü. 2. 2. i. kurtarmak. bak. 3. f. anat. 1. f. eulogize. i. Avrupa´ya özgü. östaki borusu. etimoloji. i. Etyopyal s. i. s. etnografya. ölümsüz. okaliptüs. ahlaki. İncil´in mesajını yaymaya çalışan kimse. İncil´in mesajına uyan/sadık.t. k ıs.. the European Union. İncil´de bulunan. 1. 2. i.). ebediyet. eter. i. etik. İncil´e ait. Etyopya. s. Etiyopyalı. etnoloji. 1. i. boşaltım. 2./s. buharlaşmak. 2. ebedi ve ezeli.b. 2. Europe. i. etimolojik... belirli bir mesajı yaymaya çalışan kimse. s. sorusuna. ses ahengi. 1. ebediyen. değer ve inançlar sistemi. ba şı ve sonu olmayan. (bir yeri) boşaltma. daima. (bağırsakları)ı)boşaltmak. on his/her/its own merits evaluation evangelical evangelise evangelist evangelize evaporate evaporation evaporator asitle oyarak (madeni bir yüzeye) desen hakketmek. (insanlar ı) (bir yerden) almak. 1. k ıs. . değerlendirme. Habeş. i. bak. göksel. övmek. i. kökenbilimsel. i. 3. Avrupa. i. i. European. alma. lokmanruhu.etch a design on etching eternal eternally eternity ether ethereal ethic ethical ethics Ethiopia Ethiopian ethnic ethnography ethnology ethos etiquette etymological etymology EU eucalyptus Eucharist eulogise eulogize eulogy eunuch euphemism euphony Euphrates Eur Eurasia Europe European Eustachian tube evacuate evacuation evade evaluate evaluate s. örtmece. törebilim. f. semavi. Etyopyalı. i. etik. f. boşaltım. s. i. (birinin f. buharla şma. f. övgü. i. i. i. (bir yeri) boşaltmak. buharla ştırmak. edebi kelam. de ğerler sistemi. (insanlar (bir yerden) (bağırsakları) boşaltma.(bir bahaneyle) kendini (bir yükümlülükten) f. buharla ştırıcı. değerlendirmek. kökenbilim. etnik. f. i. 1. hadım. hararetli. (bir birini/bir şeyi kendi yeteneklerine/özelliklerine göre değerlendirmek. ateşli. s. götürmek. i. i. İncil´in mesajını bildirmek/öğretmek/yaymak. Habeş. ahlak sistemi. Habe şistan. ahlak bilimi. 2. i. i. Etiyopya. i. i. son derece Protestanca (bir ö ğreti. görgü kurallar ı. 3. kim.o. yaklaşım v. i. -den kurtulmak. ruh. i.. evangelize.. buharlaştırma. asitle oyulmu ş resim. Avrupai. adabımuaşeret. Avrupa. Avrasya. ı. Etyopya. İng. methiye.

hadiseli. dört günde bir. ak şam. 1. 1. tarafs ız. her dem taze (ağaç/çalı). daima de s. in ile sonuçlanmak. 3. yansız. olay. meydana gelmek. daima. birkaç günde bir. Yapt ıkları her hatayııra. zam. .” “O kitapta baz yanlışlar var. vaka. yapra ğını dökmeyen. ihtimal. iki günde bir. yine de. s. (bir işte) yan çizen. 2. itidalli. i. tam (sayı).” “Olsun. er geç olan. gene de. 1. düz. en ufak her şey: She´s particular about every jot and tittle. ak şam gazetesi. engebesiz. smokin. z.” “Even so. bile. s. kör olası: You and your everlasting typewriter! Sen ve z. ara s hatırlıyor. gün aşırı. i. Çok çalıştığı halde sınavı veremedi. sokaktaki adam. bir düzeyde. tesviye etmek. ğişen. herkes. -diği halde: Evenıthough he studied hard. herkes. her tarafa. her gün. herkes. 4. 2. her günkü. s. başkaları.. 3. ara s ıra. 2. z. öbürleri. nihayet. her biri. s. (bir bahaneyle) kendini bir yükümlülükten kurtarma. iki günde bir. 2. ile son bulmak. gece elbisesi. sürekli. her. her: She remembers every single mistake they made. itidal sahibi. arife gecesi. olaylı. he de almaya -e ra buying. s. her iki kişiden biri. en sonunda olan. arada sırada. Ondan sonra hep mutlu yaşadılar. f. kaçamaklı. herhangi bir kimse. ak şam. sonunda. düzlemek. s. s. sonsuz. cevap vermekten kaçan. En ufak noktaya dikkat eder. z. i. günaşırı. tepeden tırnağa. 1. s. 3. ilelebet. çok dayan ıklı. dili her yöne. nihai. er geç. olmak. zam. düzleştirmek. 2. i. hadise. arada bir. arada bir. i. gene de: “That book contains some mistakes. hep: They lived happily ever after.evasion evasive eve even even even if even so even so even though evenhanded evening evening dress evening paper event even-tempered eventful eventual eventuality eventually eventuate ever ever after ever changing evergreen everlasting evermore every every few days every four days every inch every jot and tittle every man jack every now and then/every now and again every once in a while every one every other day every other day every other day every other person every single every so often every which way everybody everybody else everyday Everyman everyone i. her bir. 1. çift (say ı). arife. tuvalet. frak. olsa bile. hatta. 2. güna şırı. i. i. -den kurtulma. 1. yine de. hiç: Have you ever been to Eyüp? Hiç Eyüp´e gittin mi? ondan sonra. yine couldn´t pass the exam. k. it´s still worthğmen. senin kör olas ı daktilon! s. f. ebediyen. temkinli.

1. z. kazı. çok kötü. imtihan eden kimse. geçmek. dili s ınav. (of) (birtak ım şeyleri) akla getiren. f. evrimsel. i. kanıt. her yerde. . kesin. kem göz. z. aynen. s.. i. vecit. 1. tam. f. yüceltmek. örnek. göstermek. tahliye ettirmek. muayene etmek. 2. i. --ling) -den üstün olmak. imtihan. f. 2. kazı yapmak. eksiksizlik. i. her yer. f. evrimci. 2. k ıs. açık. (kötü durumdaki bir şeyi) artırmak. eksiksizlik. huk. f. zorla/tehditle almak. çağrıştırmak. yavaş yavaş geliştirmek. açığa vurmak. kusursuzluk. kötülük. belli. son derece. kötü niyetli. f. delil. dikkatle gözden geçirmek. abart ı. sorgu. i. abartma. 2. abartılmış. tam. doğru (bir şey). kesinlik. a şmak. kusursuzluk. f. s. s. i. 1. marya. sorguya çekmek. ibrik. i. (--led. evrim. i. işin titizlikle yapılmasını isteyen (kimse). f. 2. s. evrimcilik. kazıyıp ortaya çıkarmak. imtihan. kötülük eden kimse. şerir. s. mübalağalı. examination. incelemek. i.. fazlas ıyla. huk. f.. tamamen. i. s. huk. mübala ğa etmek. tahliye ettirme. tetkik etmek. yüce. i. i. birtakım çağrışımlar yapan. şerir. 4. titizlik isteyen (bir i ş). f. except. koparmak. s. dişi koyun. kesinlik. 2. example. s.everything everywhere evict eviction evidence evident evil evil eye evildoer evil-minded evince evocative evoke evolution evolutionary evolutionism evolutionist evolve ewe ewer ex exacerbate exact exact exacting exactitude exactly exactness exaggerate exaggerated exaggeration exalt exaltation exalted exam examination examine examiner example exasperate exasperation excavate excavation excavator exceed exceedingly excel zam. abartılı. z. abartmak. i. i. 2. i. huk. s ınav. kazı makinesi. 1. s. f. huk. ekskavatör. yüceltme. şer. mübalağa. ulu. aklına getirmek. kazı yeri. yavaş yavaş gelişmek. çok kızdırmak. f. hafriyat yapmak. k ızgınlık. i. 3. nazar. i. i. daha kötü bir duruma sokmak. f. 1. sorguya çeken kimse. çileden ç ıkarmak. i. göstermek. 1. her yere. k. misal. f. i. hatas ız. 1. çok. her şey. co şkunluk.

değiştirme.. 2. salgılama. Bu olmasaydı orada 1. (bir kitaptan/yazıdan) seçilmiş parça. tic. özür. . i. 1. s. 2. heyecanlı. f. 3. 2. bak. üstünlük. 1. yumrukla şmak. 1. aşırılık. -den başka: i. 1. fazla. artan. 3. k ısa yolculuk. kesip ç ıkarmak. (from) (bir şeyin) dışında bırakılma. karşılıklı olarak birer el silah atmak. kolay tela şa kapılır. affedilebilir. (bir şeyin) dışında bırakma. salg ı. kışkırtmak. aşırı olarak. ifrazat. i. mazur görmek. tahrik etmek. 1.şka. telefon santralı. i. kesmek. (birini) (bir şeyi yapmaktan) muaf tutmak. s. i. f. kiliseden aforoz etmek. s.Excellence excellence Excellency excellent except except except for excepting exception exceptional excerpt excess excessive excessively exchange exchange exchange blows exchange rate exchange shots exchangeable exchequer excise excise excitable excite excited excitedly excitement exciting exclaim exclamation exclamation point/mark exclude exclusion exclusive excommunicate excommunication excrement excrete excretion excruciating excursion excursion ticket excusable excuse excuse excuse from i. i. s. 2.. i. tüketim vergisi. 2. ziyadesiyle. (from) -in d ışında bırakmak. z. diye bağırmak. f. Excellency. Ekselans: His Excellency Ekselanslar ı. ünlem. ola ğanüstü. değiştirilebilir. i. ziyade. trampa. heyecanland ırmak. dışında. a şırı. fazla. ç ığlık atmak. f. değiş tokuş. üstün. s. değiştirmek. f. 1. heyecan. -in dışında tutmak: He excepted Harun from this. s. 2. -den başka: He can do everything edat -den ba except speak Chinese. i. Çince konufor this. i. heyecan verici. istisna. ifrat. s.ba şka. s. hariç. çok iyi. telaşa vermek. mükemmel. indirimli gidiş dönüş bileti. f. uyand ırmak. aforoz. s. (bir duygu/tepki) s. kambiyo. fazlalık. except şmaktan başka her şeyi yapabilir. heyecanla. . i. i. değiş tokuş etmek. gezinti. trampa etmek. olacaktım. mazeret. i. dışında. ancak özel seçilmiş bazı kişilere açık olan. pasaj. (vücuttan) ç ıkarmak. i. f. ünlem işareti (!). i. Everyone was there except for him. z. Harun´u bunun dışında tuttu. olmasayd ı: I´d be there. dışında. f. dışkı. kolay heyecanlanan. borsa.. s. döviz kuru. affetmek. f. hariç.. dayanılmaz derecede acı veren. bağ. edat -den 2. Your Excellency Ekselans. i.

aşırı yüksek. yorgunluk. kötü ruh v. kullanmak. egzoz. egzoz duman ı. i. 1. kullanma. i. i. fiz. (cin. f. 2. genişletmek. fahiş (fiyat). var olmak. hareket ettirmek. hayat. f. s. s. yorgun. 1. fels. icrai. çıkmak. excuse o. yabanc ıl. 1. tükenmiş. 2. bitkinlik. yaşam. sürgün edilen kimse. uygulamak. i. tüketme. (bir yarg ıyı) infaz etmek. emek. temize ç ıkarmak. varolu şsal. teşvik etmek. f. idam etmek. 2. aklamak. nefes vermek. egzersiz. 1. exertion exhale exhaust exhaust exhaust pipe exhausted exhaustion exhaustive exhibit exhibition exhilarate exhilaration exhort exhortation exhume exile exist existence existential existentialism existentialist exit exodus exonerate exorbitant exorcise exotic exp expand Özür dilerim. sergi. sergilemek. sürgün. s. büyütmek. genişlemek. i.b. yerine getirmek. 2. (egzoz. (gayret) sarfetmek. çok yormak. bütün kuvvetini tüketmek. 1. yürütme yetkisi. cellat. fels. 3. 2. uygulamak. al ıştırma. çabalamak. 2. 1. çıkış. 1. örnek. 2. çaba. 2. gayret. idam ın infazı. yürütme kurulu. s. idari. fels.b.´ni) ç ıkarmak. çok keyiflendirmek. i. çal ıştırmak. i. 1. gitmek. f. huk./Beni ba ğışlayın. i. varoluş. teşvik etme. 1.s. f. teşvik edici söz. sergi. yerine getirme. f. varlık. varolu şçuluk. s.Excuse me. -e örnek olmak. 2. büyümek. 1. export. örnek. express. idam. ba ğışıklık. geniş kapsamlı ve ayrıntılı. tüketmek. yönetici.. 1. f. mevcut olmak. f. 2. 2.1. icra eden. i. örnek niteliğinde olan. -i örnekle göstermek. 3. (dava s ırasında belge/kanıt) ibrazği) gösterme. 1. genleşmek. varolu şçu. yerine getirmek. (bir duygu veya niteli ği) göstermek. i. infaz. i. sürgüne göndermek. s. 2. f. 2. egzistansiyalizm.. (dava sırasında i. s. 2. ç ıkış. f. egzistansiyalist. çıkış. tükenme. i.. u ğraşmak. i. s. 3. i. muafiyet. beraat ettirmek. k ıs. egzotik. belge/kan ıt) ibraz etme. 1.s.´ni) dualarla defetmek. huk.. i. . i. bitkin. s. s. duman v. egzoz borusu. 3. yerine getirme. uygulama. f. (bir duygu veya niteli etmek. 2. f. izin istemek. f. çıkış kapısı. (manevra/hareket) yapmak. 1. neşe ve zindelik. yöneticiye ait. mezardan ç ıkarmak. çok ne şelendirip zindeleştirmek. (manevra/hareket) yapma. 2. i. yönetimsel./Affedersiniz. i. 1. (güç) kullanmak. 2. idareci. i. execute execution executioner executive executive committee executive power executor executory exemplar exemplary exemplify exempt exemption exercise exert exert o. f. 1. f. gayret sarfetmek. bitirmek. genleştirmek. 3. f. uygulama.

süresi dolmak. eksper. s. başından geçmek. patlamak. z. 1. deneme. 3. harcama. f. 1. anlatmak. i. beklenti. sürenin f. incelemek. (keşifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşan kimse. (belirli bir alandaki) bilgi. sona erme. (--led. i. i. s. f. 1. istismar. dü şünmek. dili. 2. Benden en kötü ihtimalin gerçekle şeceğini ummak. --ling) 1. son nefesini vermek. deney yapmak. anlatmak. aç ıklamak. genişleme. i. bitiş. (bizzat) ya şamak. f. umut. açılan. ölmek. expatriate. 2. izahat.´ni) çekmek. usta. (birinden) (bir şeyin yapılmasını) beklemek: He expects me to carry out the garbage. tecrübe. açıklanabilir. izahat vermek. f. i. sürenin dolmas ı. 2. açıklama. pahalı. sömürme. geniş. kovmak. samimi. f. bak. s. 2. (bahane 1. sarih. (belki do ğru olmayan fakat) elverişli (bir çare). anlatılabilir. i. istismar etmek. s. hızlandırmak. 2. (ayrıntılı bir şekilde) açıklamada bulunmak. ç ıkarmak. (belki doğru olmayan fakat) elverişli bir çare. fiz. s. bitiş. s. i. 2.. explanation explanatory explicable explicate explicit explicitly explode exploit exploit exploitation exploiter exploration explore explorer i. masraf. i. i. deneyim. f. öne sürerek bir şeyi) mazur/makul göstermek. izah etmek. (kendi ç ıkarı için) kullanmak. kendisinin niye öyle davrandığınıizah. f. i. kahramanlık. atmak. uzman. i. 3. i. sona ermek. zannetmek. . açıklamada bulunmak. (keşifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşmak. sömürmek. 1. sömüren. açıkça.. harcamak. kendisinin ne demek istedi ğini anlatmak. kolaylaştırmak. geniş alan. inceleme. ümitle bekleyen. masraf hesabı. f. 1. açık bir şekilde. genişleyen. acı v. açıklayıcı. enginlik. (keşifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşma. genleştirme. (belki do ğru olmayan fakat) elverişli bir çareye başvurma. patlatmak. i. i. genişletme. (özel bir amaçla yap ılan) uzun yolculuk. sınırdışı etmek. s. kendi vatan ından başka bir ülkede yaşayan kimse. masraf.b. İng. tecrübeli. sona erme. i. f. gider hesab ı. kahramanca davranış. çürütmek. uzmanl ık. içten. deneysel. i. 1. 1. 1. ümit. 2. beklenti. (bir konuyu) araştırma. beklenen şey. (bir konuyu) araştırmak. k. bilirki şi. 2.s. i. büyütme. 1. kendi ç ıkarına kullanma. i. hamile kad ın. izahat vermek. (sıkıntı. sömürücü.expanse expansion expansive expat expatriate expect expect the worst expectancy expectant expectant mother expectation expedience expedient expedite expedition expel expend expenditure expense expense account expensive experience experienced experiment experimental expert expertise expiration expire expiry explain explain away explain o. açık. i. s. 2. i. deneyimli. sanmak. s. gider. beklemek. tecrübe. i. f. deney. 2. sömürü. f. büyüme. engin. yanl ış olduğunu göstermek. sarfetmek. (süre) dolmak. i. s. 2. dolmas ı. masraflı. genleşme.

aç ıkça. deyim. manasız. 2. i. 3. ihracat. kovulma. doğaçlamayla söylenen/yapılan. 2. ihraç etme. istimlak. 3. açabilen (konu). s. to (birine) taziyede bulunmak. kapsamlı. beyan etmek. for (görü şü/fikri) anlayıp paylaşmak. 4. irticalen. 3. savunucu. 3. izah etmek. 2. foto. mevcut. 2. 1. 1. yorumlamak. kamula ştırma. bilhassa. f. 3. şükranlarını ifade (to) (birine) minnettar/müte belirtmek. 1. çıkarmak. manalı. i. 2. özellikle. ihracat lisans ı. 1. İng. herkese duyurmak. i. 2. sürmek. tıpkı. acele posta. express one´s sympathy express one´s thanks expression expressionless expressive expressly expressway expropriate expropriation expulsion expunge expurgate exquisite extant extemporaneous extemporaneously extempore extend extended order extension extension cord extensive extent extenuate i. i. kahkaha tufan ı. geniş. ekspres tren. f. ihraç malı. doğaçtan.) verme. ifadesiz. vurmak.s. s. 1. 2. 1. 1.. paralel. 1. üst. ışaekspresle. irticalen. uzama. 1.. tam. anlamlı. 1. uzatma kordonu. maruz b ırakmak. 1. ekspres. 5. 2. dağınık düzen. i. üs. etmek. i. ekspres (taşıt).b. özel. f. 2. s. maruz b ırakma. mat. f. deyim. Evin cephesi güneye bak ıyor. 3. dışarıya mal göndermek. dışavurum. mat. 4. mükemmel.explosion explosion of laughter explosive exponent exponential export export export duty export license exportation exporter expose exposé exposition exposure exposure meter exposure time expound express express express delivery express in other terms express o. f. ihraç etmek. i. ihracat vergisi. şiddetli tartışmalara yoltaraftar. s. maksadını anlatmak. 1. anlams ız. anlatmak. d ışsatım. çok büyük (ac ı/mutluluk). infilak. anlat ım. belli. mat. süper. f. fuar. ifade. sergileme. ihracat yapmak. hakkında şiddetli tartışmalar yapılan (konu). s. s. i. uzamak. 2. f. maruz kalma. istimlak etmek. ihracatç ılık. (yard ım. kredi v. uzatma s. patlama. tabir. doğaçtan. aç ık. ekspres yol. ifade etmek. 1. z. ihraç etme. üstün. pozometre. oyun v. 4. (sat ış için) sergilemek. sergilemek. (malı) yurtdışına satmak. silmek.The house has a southern exposure. acele. 2. z. f. foto. patlayıcı. üstel.patlayıcı madde. başka sözlerle anlatmak. ask. s. s. kamula ştırmak. (yard ım. teşhir etmek. i. z. meramını ifade etmek. acele posta. ışıklama süresi. doğaçlamayla söylenen/yapılan. f. i. ince bir güzelliğe sahip. i. 2.b. i. (filmi) ışıklamak. uzatmak. kredi v. i. patlayıcı. etkisine açık bırakma. foto. İng. gizli işleri açığa vuran makale/kitap. (birinin) ac ısını paylaştığını şekkir olduğunu belirtmek. özel ulak. paralel telefon. ihraç edilme.´nin) müstehcen/sak ıncalı bölümlerini çıkarmak.b. kovma. büyük. (yüzdeki) ifade. 4. (bir kitap. etkisine açık bırakmak.) vermek. d z. otoyol. i. poz süresi. kablosu. . hafifletici sebepler. pozlandırma süresi. 2. doğaçlamayla. s. boyut. sergi. man. extenuating circumstances huk. ihracatç ı. İng. uzatma. doğaçlamayla. açıklamak. ifade. i. f.

a şırı. 1. hariç. bak. f. ifrata kaçan kimse. 2. f. i. 1. 2. kökünden sökmek. fahiş (fiyat). yangın söndürme aleti. dışişleri.. 2. i. f. 2. 1. müsrifçe. 2. çok canlı ve neşeli. ruhb. olağanüstü. s. uç.. önek dışında: extramarital hard! Çok i. i. 2. kurtarmak. s. aşırılık. (bir kitap v. söndürmek. 4. s. özet. 2. 2.. 1. uçta olan. s. i. ek ücrete tabi şey.exterior exterior angle exterminate external external affairs externals extinct extinct volcano extinguish extinguisher extirpate extol extoll extort extortion extortionate extortioner extortionist extra extraextract extract extraction extracurricular extradite extradition extraneous extraordinarily extraordinary extrapolation extravagance extravagant extravagantly extreme extreme case extreme point extremely extremes extremist extremity extricate extroversion extrovert extrude exuberance exuberant exudation s. ıkarmak. 2. i. dış açı. yabancı (madde/cisim). aşırı uçlar. s. ç ıkarmak. f. harici. gür (bitkiler). haraçç ı.b. yüzeysel. çoğ. kökünü kaz ımak. aşıt noktası. aşırı derecede.. 1. uzatmak. 1. savurgan. itiraf ettirmek. nesli tükenmiş. ç ıkarma. fevkalade: Work extraevlilikdışı. dış. haraca kesme. z. insanı haraca kesen. f. zorla almak. 1. dışarı sızan şey. ekstrapolasyon. (para) koparmak. har vurup harman savurarak. (haraç) almak. imha etmek.. z. ç ıkarmak. i. (özünü/suyunu) ç öz. fevkalade. i. fevkalade. mat. f. d ışadönük kimse. s. uç. 1. müsrif. . seçmek. çok. dış taraf. 1. (bitkilerde) gürlük. i. dışlar. söyletmek. 2. savurganlık. i. (para) s ızdırmak. 1. çok çal ış! i. para s ızdırma. çok fazla. (bilgi) almak. i. zorla alan kimse. ruhb. fazla: Do you have an extra pencil? Fazla kalemin var m ı? 2. bak. d ışdeğerbiçim.. ç ıkarmak. söküp atmak. 1. 1. f. i. f. mat. 1. a şırı. öz. canlılık ve neşelilik. i. konu d ışı. israf. a şırı. extol. (diş) çekme. 1. fazla. s. aşırı. çok çok. f.1. ekstrem nokta. 3. i. mat. ders program ı dışında kalan. extortioner. (to) (suçluyu) (suç i şlediği ülkeye) iade etmek/ettirmek. --ling) övmek. suçluların iadesi. 2. harici. ruh. s. para sızdıran. 1. esans. the extremities eller ve ayaklar. i. çıkmak. sönmüş yanardağ. sızıntı. zahiri. zorla alma. olağanüstü bir örnek. dış. abartılı. s ınır.´nden i. 5. (--led. s. i. yok etmek. dışadönük. 2. 2. 2. ola ğanüstü: extraordinarily beautiful fevkalade güzel. 2. sınır. 3. i. abartı. f. i. z. 2. fazlalık. s. dış. s. 1. d ışadönüklük.

dili 1. i. 2. mad. yalancı. February. kadran. uydurmak. s. i. kuma ş. 2. göz kalemi. karşısında olmak/durmak. çehre. 2. . 5. f. folio. far. sevinme. 3. 1. dili inan ılmaz derecede. ön yüz. i. sızmak. i. s. k. İngiliz alfabesinin altıncı harfi. 1. üretmek. anat. olağanüstü. f fable fabric fabricate fabrication fabricator fabulous fabulously face face face down face the issue face the music face to face face up to face value facedown face-saving facet facetious facial facile facilitate f. Friday. fine. itibari değer. (bir zaferden sonra) çok sevinmek. i. Fellow. 2. s. bir durumu oldu ğu gibi kabul edip ona göre davranmak. i. yüze ait. göz çukuru. göz küresi. fa notası. anat. i. harika. 1. f. 4. i. cephe. fabl. kaş. 2. z. tahammül etmek. güzel kız. 1. surat. f. göz far ı. gözkapa ğı. F. 1. inan ılmaz. frequency. vaziyeti kurtaran. façeta. faseta. yalan söylemek. feminine. bez. i. uydurmacı. yüzükoyun. gözlük. yapı. 1. aydınlatıcı/şaşırtıcı olay/haber. yüzüstü. süper. geom. göz alıcı şey. yapmak. tic. enfes. karşılamak. yüz masaj ı.. z. yap ım. i. masal. i. fluid. süper. kolayla ştırmak. f. efsanevi. k ıs. i. göz yuvarlağı. gözyuvar ı. görü ş.. yüz. Fahrenheit. (bir duruma) dayanmak. göz yorgunlu ğu. 2. kirpik. i. sima. imal etmek. imalatç ı. çok güzel. k ıs. bakmak. yalan. 4. i. 1. gözevi. i. following.. f. süzmek. şakacı. i. i. 2. doku. -i cesaretle kar şılamak. k ıs. (ta şın) yüzünü yontup (karşısındakini) sindirmek. 1. yüz yüze. alımlı. gözyuvas ı. 5. France. ayna. k. astarlamak. göz banyosu. müz. i. yüz. bünye. argo kendisini ele ştirecek/cezalandıracak insanların önüne çıkmak. i. uydurmasyon. imal. s. göz. görgü tan ığı. kaş kalemi. s. i. 2. i. görme duyusu. 3. gözalıcı. 3. (saatte) mine. s. kolay. nominal de ğer. üretim. i. i..exude exult exultation eye eye eye shadow eyeball eyebrow eyebrow pencil eye-catching eyeful eyeglasses eyelash eyelid eyeliner eye-opener eyesight eyesocket eyestrain eyewash eyewitness F F f F. al ın. 2. kaplamak. dokuma.

1. Merdivenlerden âdeta uçarak indi. yapmayış. dürüst bir ve güneşli (hava). 1. çalı çırpı demeti. sınıfta i. çini. yüreksiz. 2. s. tambölen. i. faksimile. başarısızlık. fabrika. duyum. peri. ımlılık. i. 4. i. solmak. 4. 4.. adil. uygun rüzgâr. fecal. 2. i. f. fiyat ı.. i. baygınlık. feces... i. s.ılmış) tesis. zaaf. 2. 1. etmen. s. güzellik. sin. 3. 3. kavgac ı. grup. fuar alanı. 4. i. f. hizipler aras ı. kabiliyet. mat. f. fena olmayan. 2.. 2. birinin tur şusunu çıkarmak. faktör. hizipçi. açık tenli. bayılma.. bak.. 5. 1. 1.. sahte. zayıf. güzel. . çarpan. sar ışınlık. i. baygınlık.. 2. 2. (--ged. moda/heves. faktör i. 2. yetenek. 1. arıza: power s. beceremeyiş. i. 2. İng. 3. perilere ait. TV kararmak.facility facsimile fact fact-finding faction factional factionalism factious factitious factor factor cost factory factual faculty façade fad fade fade away fade in fade out fade-in fade-out faecal faeces fag fag s. fiyasko. TV kararma. soldurmak. kolaylıkla eleştirilebilecek veya alay konusu olabilecek kimse/durum. peri gibi. i. i. s.. (gerçeği kadrosu. 2. TV aç ılmak. 4. belirsiz. kurallara uygun. edat olmad ığı takdirde. 3. 6. TV aç ılma. i. iflas etmek. 1. servis. sin. kolaylık. çekingen. yeti. fayans. kanıt toplayan. --ging) birini çok yormak. 2.başarı gösteremeyenbayılma. kurallara uygunluk. ibne. uydurma. faks. (özel bir hizmet için yap tıpkıbasım. (bir cephe. i. i.. bayılmak. 2. gerçeklere dayanan. 1. hizip. kimse. adaletli. duyu.o. (bir ö ğretim kurumundaki) tüm (yap ılarda) ön yüz. 1. f. mesleğinde/iş hayatında hiç baygın. yer. güçten dü şmek.. i. çarpanlara ayırmak. (özel bir) hizmet. Gelmedi. ihmal. 1. s. aksi takdirde.fairly flew down the stairs. 1. iflas. i. i. oldukça iyi. tic. 7. yavaş yavaş yok olmak. sin. temiz (kopya). mat. dürüstçe. 2. s. argo homoseksüel erkek. aç ıkşekilde. becerememek. oldukça: fairly big oldukça büyük. s. kopya. 2. hizipçilik. i. s. z. başaramamak. kusur. âdeta: He adaletlilik. donuk. öğretim personeli. açık tenlilik. geçici bir f. out fagot Fahrenheit faience fail failing failing failing that failure faint fainthearted faintness fair fair fair and square fair game fair to middling fair wind fairground fairly fairness fairy i. s. sarışın. 3. ön okulun) öğretmen maskeleyen üniversitenin) görünüş. (açıkta olan) fuar yeri.5. bak. rengi atmak. kuvveti kesilmek. (bir bir) dış i. i. He failed to come. 1. fuar. i. yetenek. dili fena olmayan. etken. s. fair-weather friend iyi gün dostu. 1. İng. 3. sınıfta kalmak. k. al1. gerçek. adaletli/adil bir şekilde. sin. fahrenhayt.

i. -e sald ırmak. Hz. fenalık geçirerek yere düşmek. güre ş düşüş. adı kötüye çıkmak. işten vazgeçmek. düşme. bozulmak. sadakatsiz. f. dili -in pençesine dü şmek. düşmek. 2. dolandırılan kimse. sıradan çıkmak. din. enayi. hataya dü şmek. yıkılmak. 2.b. 1. uydurma. . 5. umulan ra ğbeti hiç görmemek. 4.fairy tale fait accompli faith faithful faithful to his word faithfulness faithless fake faker falcon fall fall fall asleep fall asleep fall away fall back fall back on fall back upon fall behind fall by the wayside fall down fall down fall down in a fit fall flat fall for fall foul of fall guy fall ill fall in fall in battle fall in love fall into a trap fall into disfavor fall into disrepute fall into disuse fall into error fall into the clutches of fall of man/the Fall fall off fall on fall on one´s feet fall out fall over fall over o. 1. (kale) zaptolunmak. s. dili işi bırakmak. talep. (fell. güz. oldubitti. iman. sahte. This month the twentieth fell on a Friday. s ıraya girmek. kapanmak. dökülmek. sahte bir şey. güven. 2. şahin. dü şmek. 2. terkedilmek. 3.en) 1. i. başkasının cezasını çeken kimse. kendini çok istekli göstermek. hastalanmak. -e kapılmak. sadakat. geri kalmak. 3. aldatıcı. dü şmek. bayılmak.s. yüzükoyun kapaklanmak. 1. aldatılmak. (gemiden) denize dü şmek. geri çekilmek. itimat. gerilemek. i. keriz. dört aya ğının cumaya rastladı. 3. uydurmak. 1. f. düşmek. 1. yağmak. çok beğenmek. dü şmek. vefakârlık. fall overboard fall prey to fall prostrate peri masalı. 5. sonbahar. 6. ask. Bu ayın yirmisiüstüne düşmek. -in tutsağı olmak. başarmak. k. kavga etmek. s. i. 6. vefas ız. 3. vefakâr. çökme. üçkâğıtçı. tuzağa düşmek. 1. 2. inanç. uykuya dalmak. ısı v. dolandırıcı. i. k. düşüş. 2. sözüne sad ık. 2. dizilmek. kullanılmaz olmak. azalmak. olupbitti. (fiyat. (güvenilecek bir kimseye/yere) ba şvurmak. yüzüstü dü şmek. doğan. gözden dü şmek. i. (çare olarak) -e ba şvurmak. sahtekâr. i. bırakılmak. üçkâğıtçı. ile çatışmak. âşık olmak. sıyrılmak. emrivaki. bozu şmak. yağış. çekilmek. ask. fall. -e hücum etmek. sadık. Âdem ve Havva´n ın işlediği günah ve sonuçları. s. sadık olmayan. çökmek.´nde) düşüş. atlatmak. uykuya dalmak. 2. argo 1. itikat. 4. sava şırken ölmek.

2. ünlü. dili çok iyi. devetüyü rengi. aile babas ı. aile. s. f. s. me şhur. sahtelik.. aile muhiti. iyi arkadaş. i. samimiyet. 1. falso. yalan söyleme. His face fell. i. bak. sendelemek. i. aşinalık. fahişe.. açlık. -e kurban gitmek. s.´nde) tahrifat yapmak. 1. aile planlamas ı. 2. with family family circle family man family name family name family planning family tree famine famish famous famously (of) 1. ünlü.fall short fall short fall sick fall through fall through fall to fall upon fall victim to fall/be in love with fallacious fallacy fallen fallen woman fallible falling star fallout fallow fallow fallow deer falls false false pride false step false teeth falsehood falseness falsify falter fame famed familial familiar familiarise familiarity familiarize familiarize o. devetüyü. çağlayan. aileye ait. gerçekleşememek: The plan fell through. 2. zool. (ses) titremek. 2. (hesap. 3. yetmemek. titrek bir sesle s. z. nadasa b ırakılmış. tanınmış. (of) yeterli olmamak. bak. aile çevresi. k. eksik gelmek. yanlış fikirlere dayanan. (gerçekleri) çarptereddüt etmek. bildik. aşina.s. Suratı asıldı. ailevi. -e başlamak. yanlış düşünce/inanç. Plan suya düştü. alageyik. sahte. hastalanmak. s. ğe/savaşa başlamak. dü şmek. soyağacı. akanyıldız. s ığın. dili suya dü şmek. s. ün. 2. iyi bilinen. bot.. s. f. yanıltmaca. 2. k. şöhret. suya düşmek. yürümek. safsata. Benim payıma düştü. 1. . çürük.. (bir şey) hakkında bilgi edinmek.b. soyadı. i. 1. belge v. Gözü bana ilişti. gücünü/hızını kaybetmek. His eye fell upon me. teklifsizlik. i. temelsiz. f. i. k ıtlık. 2. 1. ekilmemiş. İng. kayıt. umdu ğu gibi çıkmamak. şelale. yanılabilir. fall. f. düşmüş kadın. güvenilmez. radyoaktif to my lot. i. iyi tan ınan. yeme -e saldırmak. 1. mantık kurallarına ayk ırı sav. 1. me şhur. azalmak. teklifsiz. i. f. 2. It fell serpinti.. 3. soyadı. aile adı. i. 1. sendeleyereknam. -e koyulmak. takma dişler. ev bark sahibi. yanlış davranış. akrabalar. i. familiarize. vefas ız. şecere. -e âşık olmak. laubalilik. man. 2. hataya düşebilir. yalan. familya. boş gurur. s. (bir şeyi) herkese tanıtmak. 4. f. gerçekleşmemek. tanıdık. samimi. s. çoluk çocuk. ıtmak.

uzaklara yayılmış.. 1. çiftlik avlusu. yelpaze. süper. hayal gücü. çiftçilik. 1. mak. popo. i. 4. 2. maskaralık.. s. İstanbul´dan uzağa hiç seyahat etmedi. 2. 1. s. Onun için kötüydü. i. ak ıldışı. müz. s. ba ğnaz. çok uzak. --ning) yelpazelemek.şlem. (yırtıcı hayvanlarda) köpekdişi. dü gerçekdışı. ileri görü şlü. uzakta: He´s never journeyed far from Istanbul. 1. (--ned. baseball fan beysbol meraklkayışı. (birisi) için iyi gitmek. kat daha iyi. hayal. s. 1. rençper. z. (birisi) için kötü olmak: He fared badly. They didn´t go far. mak. irmik./Tersine. s. çiftçilik yapmak. çok kişi veya şeyi etkileyen. Öbürlerinden katdili Ne münasebet. öngörülü. uzak. . hipermetrop. hayali. 3. 2. -den hoşlanmak. k. i. i. hayal etmek. çok me şhur. s. uza ğa. k ışkırtmak. çiftlik ve içindeki binalar. -den uzak. k. 3. 2. zannetmek. bilet ücreti. i. saçmal ık. çiftlik evi. i.. 3. hayallerinde kendini ( şöyle veya böyle) görmek. fars. bak. 1. i. üstün kaliteli (g ıda maddeleri). fantastik. yiyecekler.fan fan fan fan belt fan blade fan the flames fanatic fanatical fanciful fancy fancy fancy dress ball fancy o.. sınırsız hayal veya hayali. inan ılmayacak kadar büyük (miktar). 2. i. dü şlem. far off faraway farce farcical fare fare fare badly fare well farewell farewell dinner far-famed farfetched far-flung farina farm farm farmer farmhand farmhouse farming farmost farmstead farmyard far-reaching farsighted fart i. veda. f. yelpaze biçimindeki herhangi bir şey. lüks. fantezi. 4. k istemek. ba ğnaz. 2. f. farthest. harika. körüklemek. mutaassıp. 2. s. yol paras ı. 1.. çiftlik. mutaassıp. f. pervane kanad ı.. i. Hayranlar ınızdandır. 2. vantilatör. f. ünlem Elveda! i. ırgat. fantezi.: He´s far and away the best. yılanın zehirli dişi. 2. 1. çiftlik binalar ı arasındaki meydan. 1. tiy. 1. akıl almaz. i. 2. dili k ıç. fanatik. enfes. hayalperest. s. 1. gülünç. s. i. i. hayal düşlemsel. dü şünmek. yemekler. 2. s. osurmak. s. dalg ın (bakış). k. taksi müşterisi.. i. s. 2. çiftçi. kaba osuruk. 3.s. i. gerçek payı çok az olan. i. pervane ısı. veda yeme ği. (öbürlerinden) kat kat daha . tıb. s. fang fanny fantastic fantasy far far afield far and away Far from it.ıyafet balosu. i. 1. çok süslü. 3. 1. f.gücü. dili hayran: She´s one of your fans. fantezi./Bilakis. sanmak. i. fanatik. Uzağa konu dışında.

semiz. seri. 2. i. öldürücülük. kulaç (uzunluk ölçü birimi). fasikül. 1. kaderci. vahim. mukadderat. i. s. yorgunluk. yormak. defile. iskandil etmek. en ötedeki. semirmek. moda olan. s. yazg ıcılık. en ilerde. f. süratli. Noel Baba. -i kafasına takmak. büyük merak. anayurt. i. s. ötedeki. i. kaderde olan. (kuma ş boyası için) sabitlik. en uzak. i. 1. 2. -e saplanmak. kopça. i. çok enteresan. arka kaportas ı yatık spor araba. pizza gibi) hazır yiyecekler. (kaza sonucu olan) ölüm. oruç tutmak. fatalizm. peder. i. yazg ıcı. şişmanlatmak. şişmanlamak. z. i. i. vahim.farther farthermost farthest farthing fascicle fascinate fascinating fascination fascism fascist fashion fashion designer fashion model fashion show fashionable fast fast fast asleep fast color fast food fast lane fastback fasten fasten on/upon fasten the blame on s. daha ilerdeki. 3. modac ı. baba. çengelle bağlamak. tutturulmak. s. 1. f. moda. 3. tez. bitkinlik. hızlı. en uzakta. 4. kayınpeder. şekil vermek.. 2. yağlı. Peder (papazlara verilen unvan). f. s. fatalite.yer. daha ötedeki. ölümcül. faşizm. suçu birine yüklemek. kavramak. i. hızlı yaşayan. i. dolgun. 2. 2. i. argo zengin adam. 1. bağlamak. semirtmek. alınyazısı. uçarı. çabuk. fatalist. 1. 2. 3. 2. kader. s. öldürücü. yazg ıcı. şekil. sabit (renk). bağlanmak. s. öteki. daha uzak. 2. s. kaderci. solmaz renk. i. fatalist. f. -e tak ılmak. sabitlik derecesi. f. manken. i. zor be ğenen. 2. derin uykuya dalm ış. bağ. i. en uza ğa. s. mahfuz yer. (hamburger. 1. 3. kalın. hafifmeşrep. s.o. rağbette olan. (otoyolda) sürat şeridi. fast-food restaurant hazır yiyecek satan lokanta. i. tutturmak. biçim. revaçta olan. tarz. titiz. suçu birinin üstüne atmak. . bağlayan şey. 2. çok ilginç. s. yazg ı. 1. (birinin) ilgisini/merak ını çok çekmek. i. en ötede. fastener fastidious fastness fat fat cat fatal fatalism fatalist fatalistic fatality fate fated fateful father Father Father Christmas father-in-law fatherland fatherless fathom fatigue fatten s. solmaz. babas ız. çengellemek. 1. yapmak. s. 2. çıtçıt. 1. 1. çeyrek peni (eski bir İngiliz parası). en uzak. z. şişman. anlamak. i. on (gözü) (bir yere) dikmek. 2. ölümcüllük. f. f. (--ter. i. üstünde durmak. cazibe. korunak. şık. oruç. daha uzaktaki. ücra --test) 1. İng. s. yağ. anavatan. faşist. 1. kadercilik. i. i.

gözde. korkusuzca. doyas ıya yemek. tarafını tutmak. as ıl k ıs. i. tercih i. 2. 2. s. kusursuz. 1. f. şubat. sempati.. kayırıcılık. 3. -de kusur bulmak. 3. beğenme. 2. kendini ak ıllı sanan budala. yüzdeki organlardan biri. 2. bak. musluk. 1. broad bean. müsait.. noksans ızlık. z. 2. uzun makale. 1. --s (fô´nız)/--e (fô´ni) i. 1. k. yap ılabilirlik. i. f. i. ku ştüyü ile kaplamak. bayram. 2. faks. i. kırık. i. ziyafet vermek. fakslamak. s. fay. Onu hiç etkilemedi. yanl ış. noksans ı. i.. ziyafette yiyip içmek. -de önemli bir rolü olmak: This i. sima. s.. tüys ıklet. f. k. 2. yanlışsız. 1. geyik yavrusu. 2. film. korkmak. s. i. budalaca. dalkavukluk etmek. 2. en çok sevilen. ho şa giden. en kötü ihtimalin gerçekle şmesinden korkmak. fauna. broad bean. faks. February. 4. kabahat. korkusuzluk. i. 2. iyilik. budalalık. 1. 1. tüy takmak. i. yap ılabilir. jeol. s. defolu. hebenneka. bak. f. lütuf. i. hediye. 4. korkak. tüy. fizibilite raporu. favori. falso. gözde. dili etkilemek: It didn´t faze him at all. . s. i. faksla gelen mesaj. yılmadan. gözü pek. kim. kuş beyinli. uygun. 1. 1. 3. korkunç. s. tüylü. yortu. çehre. sevgili. 4. korkusuz. onay. 2. alageyik yavrusu. pot. kusurlu. aşağ. yanlışsızlık. fizibilite. 5. i. kuştüyü yatak. yağlı. direy. uygulanabilir. sar ımsı kahverengi. f. 1.fatty fatty acid fatuity fatuous faucet fault faultless faultlessness faulty fauna faux pas fava fava bean favor favorable favorite favoritism favour fawn fawn fax faze FBI fear fear fear the worst fearful fearless fearlessly fearlessness fearsome feasibility feasibility study feasible feast feat feather feather feather bed feather one´s nest featherbrained feathered featherweight feature Feb February fecal s. korkunç. dili küpünü doldurmak.. s. iltimas. i. 1. ziyafet. f. 1. 1. yağ asidi. 2. 1. 2. (cesaret veya bedensel i. yaltaklanmak. dehşetli. ço ğ. çok sevilen kimse/ şey. yüz. f. noksan. yılmaz. hebennekalık. 1. i. tenis servis hatasız. f. korku veren. korku.. güç isteyen) ba şarı. favor. s. s. kayırma. k ıs. çürük. sa ğlam bir temele dayanmayan. mümkün. 2. f. sevgi. şişko. i. Hrist. faks makinesi. yüz hatları. kazanacağına inanılan yarışçı. özellik. s. favori. s. 2. çoğ. the Federal Bureau of Investigation. i. s. i. (birinin karakterinde) kusur. dışkıya ait.f. i. bak. İng. 1. dobiş. (bir davete katılanlara verilen) ufak iyi.

. bak. sudan/denizden ç ıkmış balığa dönmek. f. morali bozuk olmak. dokunma. başı dönmek. yedirmek. argo sarho ş olmak. hissetmek. elinden i ş gelmeyen. illallah demek. i. k. on ile beslemek. -e çok üzgün olmak. dokunmak. on ıda. içine doğmak. yemek. yiyecek. dili 1. yem kab ı. Kendimi iyi hissediyorum. el yordam ıyla ilerlemek. ile beslenmek. 2. içi rahat etmek. 2. yerinde duramamak. f. 1. duymak: I feel good. 2. obliged to feel one´s oats feel one´s oats feel one´s way feel pity for feel queasy feel rotten feel shame feel sick at/about i. s. zayıflık. yad ırgamamak. bak. k. 3. kuvvetsizlik. 2. (bir şeyin dokununca uyandırdığı) his. be fed up with argo -den b ıkmış olmak.. . -e ac ımak.ı. vizite. fötr şapka. kendini iyi hissetmemek. gyemek. geri zekâlı. kuvvetsiz. 2. beslemek. 1. s. fiz. kendini beğenmek. f. canı yapmak istemek. (devletleri) federasyon haline getirmek... i. beceriksiz. kendini (bir şeyi yapmaya) mecbur hissetmek. s. k ıpır kıpır olmak. 4. 1.. anlamak. kendini tur şu gibi hissetmek. el sürmek. i.. z. zayıf. elleri ile yoklamak. birinin bir şey hakkındaki düşündükleri/izlenimleri. doktor ücreti. amirane tavırlar içinde olmak. (hayvan) beslenmek. s. . i. fidbek. zayıf bir şekilde. federasyon. cansız. f. federasyon haline getirmek. 2. kuvvetsizce. hafifçe. i. 1. i. federalize. dışkı. midesi bulanmak. federalist. (for) -den utanç duymak.s. zilzurna sarhoş olmak. 1. (felt) 1. 4. k. 3. feel low feel no pain feel no pain feel o. geribesleme. dili üzülmek. çok ihtiyatlı davranmak. i. (birini) çok çekici bulmak. dili baya ğı sarhoş olmak. biberon. 2. zayıf. 2.. i. 2. yemlik. 1. pol. i. 1. keyfi olmamak. kendini rahat hissetmek. f. yem torbas geribildirim. federal.feces feckless fed federal federalise federalism federalist federalize federate federation fedora fee feeble feeble-minded feebleness feebly feed feed feedback feedbag feeder feeding bottle feel feel feel an affinity for feel at ease feel at home feel bad feel for feel giddy feel in one´s bones feel keenly feel like a fish out of water feel like doing feel like o. i. s. gibi i. (fed) 1. yemek vermek. feed. 2. giriş ücreti. İng. yem. kuvvetle hissetmek.s. fötr. kendini iyi hissetmek. ücret. -in çektiklerini anlamak. f. federalizm. coşmak.

yurttaş. 1. 1. feminist. hem şeri. duygu. i.. i. feldispat. 1. 2. yerinde. a ğır suç. female. 2. 1. kendini geçindirmek. eskrim yapmak. rezene. (in) -i parmaklıkla/tahta perdeyle/çitle çevirmek. his dünyası. kişi. i. başı dönmek. 2. yan ıltma hareketi. adam. çemen. çit veya parmakl ık malzemesi. üzülmek. hemşehri. çit. i.. (yapar) gibi görünmek. mayalanma. sersemlemek. bot. s.. 2. foot. i. i. 2. 1. 4. i. dilb. saadet. his. f. kardeşlik. dert orta ğı.feel small feel suicidal feel up to feel up to par feel woozy feel/be troubled feel/get/have an/the urge to feeler feeling feet feign feign madness feint feldspar felicitous felicity fell fell fellow fellow citizen/countryman fellow sufferer fellow townsman fellowship felon felony felt felt felt-tipped pen/felt pen fem female feminine femininity feminism feminist fen fence fence fence off fencer fencing fend fend for o. ask. feminizm. huk. ba şının çaresine bakmak. numaras ı yapmak. 2. 3. i. -i kovmak. grup. 1. maya. i.s.. keçe. zool.. keçeli kalem. 1. -i uzakla ştırmak. fend off fender fennel fenugreek ferment utanmak. burs. 1. . kadınlık. eskrim. kendini (belirli bir şeyi) yapacak kadar güçlü hissetmek. mahcup olmak. bak. i. k. (bir bilim kurumunda) i. 1. i. i. dişilik. dişi. kad ına özgü. . 2. i. kadınsı. dokunaç. i. mesut. vatanda ş. 2. çoğ. s. bak. f.. intihar etme arzusu duymak. feel. f.. ço ğ. dü şürmek. 2. arkadaş. k ıs. s. uygun. raziyane. fall. 1.. yanıltma hareketi yapmak. s. Birdenbire içinde i.. deli numaras ı yapmak. 1. para kazanma tutkusu uyand ı. f. arkada şlık. cemaat. münasip. mutluluk. i. i. dili kendini iyi hissetmek. isabetli. çalıntı mal alıp satan kimse. parmaklık. yere sermek. yanıltma. kesip devirmek. i.üyelik.. bak. -i parmaklıkla/tahta perdeyle/çitle ayırmak.. min. ek şime. 1.. i. midesi bulanmak. merak etmek. i. bataklık. suçlu. çamurluk. dişil. huk. (bir bilim kurumunda) üye. feminine. f. 2. mutlu. eskrimci. 2.. f. şöminenin önüne konulan alçak parmaklık. iç âlemi. tahta perde. 2. fötr. f. i.. i. (bir şey yapmayı) çok istemek: He suddenly got the urge to make money.

i. 1. ateş. hâsılat getirmek. al ımlı. vapur. az miktar. 2. vahşilik. feodalite. elini ayağını bağlamak. cenin. 1. feston. s. 2. hararetli olan. uzun süren dü şmanlık. neşeli. ate şli. 3. i. i. bak. gelir sağlamak. bereketli. arayıp taramak. kan davası. f. s. feodal. ihtilaflı olmak. 2. engel. 2. Duygu yoğunluğu belirtir: He was shouting in a fever of excitement. ateşli. verimlilik. s. bayram. ayağına zincir vurmak. fetiş. ek şimek. dönme dolap. i.. s. (çoğ. i.. s. i. vahşet. i. i. festival. ateşi çıkmış. fetişizm. 1.ferment ferment trouble among fermentation fern ferocious ferocity ferret ferret ferret out Ferris wheel ferroconcrete ferry ferryboat fertile fertilise fertility fertilize fertilizer fervent fervid fervor fester festival festive festivity festoon fetal fetch fetching fetid fetish fetishism fetter fettle fetus feud feudal feudalism feudality fever fevered feverish few few and far between fez fiancé fiancée f. mayalanmak. hararetli. f. i. s. i. f. 2. getirmek. 2. feodalizm. f. böyle bir taşıtla i. şen. sal v. 1. hararet. çoğ. 1. i. yırtıcı.. döllemek. bot. i. 2. k. fermantasyon. engellemek. hararet. 1. telaşlı. 1. iltihaplanmak. s. 3. i. s. ateş. bağlamak. buka ğı. hararetlilik.. humma. 2.. ate şli. (birilerini) k ışkırtmak. s. zool. vahşi. çok nadir. ateşli. heyecanlı. araba vapuru. 2. irinlenmek. az. 2. dili cazibeli. Büyük bir heyecanla ba ğırıyordu. kavga etmek.. e ğreltiotu. f. 1. hararetli. i. cenine ait. aşk merdiveni. i. i. f. i. şenlik. gübrelemek. s. füjer. koku şmuş. da ğgelinciği. i. 1. hararetli. . arayıp tarayıp bulmak. dişil nişanlı. 1. İng. iki k ıyı arasında araba/insan taşıyan gemi.b. i. s. mayalanma. arasında araba/insan bir ta şıtın işlediği yer. betonarme.. i. fertilize. gübre. böyle taşıyan tekne. yortu. kutlama: What kind of festivities will there be? Ne gibi kutlamalar olacak? i. alıp getirmek. pis kokan. bayrama ait.. iki k ıyı feribot. eril nişanlı. ateşli. s. i. azmak. verimli. f. i. ate şlilik. i. f. çekici. kayık. --zes) fes. gen. i.

1. gereksiz şey/kimse. alan yarışları. fiyasko. kolaylık olsun diye gerçek gibi farzolunan şey.. f. saha. şeytani. on beş. bak. bak. şiddetli. i. çabuk öfkelenen. fictionalize. (aşkta) vefasız. 1. s. hayali. oyalanmak. dili keman. i. vefa. 4. 2. on beş. i. hasta. k. i. ateşli. i. f. mevhume. f. k ıpır kıpır. ask. 2. değişken. durmadan k ımıldamak.. 1. ask. şeytanca. roman ve hikâye edebiyat ı. (--bed. sahra topu. vakit geçirmek. s. 2. oyalanmak. mera. f.. küçük yalan. XV). k. 2. dönek. 1. lif. i. lifli. kaypak. sahra talimatnamesi. i. ask. (bir spor takımını) sahaya çıkarmak. sadakat. 2. yerinde duramamak. ask. tarla. 2. 2. 1. topçu s ınıfı. vahşi. s. İng.... çim hokeyi. 2. fiber. 1. i. meraklı. on beşte bir. sert. zebani. on be şinci. i. hikâye/roman şekline sokmak. zırva. otlak. 3. ateş gibi. s. 1. on beş rakamı (15. İng. üstsubay. i. galeyana festival. s.getiren.. 1. ifrit. beşte bir. saçma sapan sözler. şehvet dolu. tarla faresi. s. be şinci. zeamet. s. 3. (zamanı) boş geçirmek. cam elyaf ı. hercai. kara manevras ı. (bilgi toplamak için yap ılan) alan araştırması. dili 1. i. i. (öğretimde) gezi. vakit geçirmek. uydurma. çayır. kızgın. barut gibi. 1.fiasco fiat fib fiber fiberglass fibre fibrous fickle fiction fictionalise fictionalize fictitious fiddle fiddle around fiddle away Fiddle! fiddle-faddle fidelity fidget fidgety fief field field artillery field day field events field exercise field glasses field hockey field hospital field maneuver field manual field marshal field mouse field officer field officer field trip fieldpiece fieldwork fiend fiendish fierce fiery fiesta fifteen fifteenth fifth fifth wheel i. i. sahra hastanesi. 5. 2. coşturucu. fırdöndü. i. k ıta tatbikatı. dili düşkün. k. alan.. tımar. keman çalmak. i. 2. bayram. ünlem Hay Allah! i. rahat durmayan. yortu. 2. f. huk. karar. . 1. ateşli. s. an opium fiend afyonkeş. üstsubay. deli. sahra spor bayram ı. i. atmak. rahat oturamamak. feldmareşal. tiryaki: a tennis fiend tenis hastas ı. emir. s. hercai. f. i. (çifte) dürbün. ask. --bing) yalan söylemek. s. şeytan. uydurmak.

i. işini görmek: This´ll fill the bill. dövüşmek. f. dolmak. f. doldurmak. -e güvenmek. rakam. sayı. dosyaya koymak. 2. İşimizi görür bu. 1. doldurmak. a şırmak. bilg. 1. -i anlamak. dosya. s. -i planlamak. i. zannetmek. fileminyon. avc ı bombardıman uçağı. 1. (birinin) yerine çalışmak.. -i çözmek. eğe talaşı. 1. dili sanmak. i. i. i. i. lif. figür. mücadele. doyurmak. boy bos. Fijili.. 2. yürütmek. f. s. 2. 3. f. 1. Durumu bana aç ıkla. huk. i. figurative. Fiji Adalar ı´na özgü. dolgu. mecaz. çalmak. mücadele etmek. numara.fiftieth fifty fifty-fifty fig fig fight fighter fighter plane fighter-bomber fighting fighting cock figment figurative figure figure figure of speech figure of speech figure on figure out figure skater figure skating figure up figurehead Fiji Fijian filament filbert filch file file file a complaint file clerk filet filet mignon filial filings fill fill a prescription fill a tooth fill dirt Fill her up! fill in fill in for Fill me in on the situation. filaman. k. çoğ. Fiji. dolgu maddesi. 2. 1. 4. i. toplamak. 2. Fiji. uçağı.´s shoes fill the bill s. eğelemek. 2. dolgu. ellinci. 2. elli. kavga etmek. i. 1. k. 3. k ıs. i. evlada yak ışır. ihtiyac ını karşılamak. 1. s. törpülemek. dolguyla meydana getirilmi ş yer. dili 1. figür pateni. 3.o. oto. s. (formu) doldurmak. 2. -i hesaba katmak. fındık. dosyalamak. ercik sap ı. dolgu toprak. elli rakam ı (50. k. yazılı olarak şikâyet etmek. fileto. (bir hesab ı) toplamak. dili birinin yerini doldurmak. incir a ğacı. mecaz. (fought) 1. fill out fill s. 1. dosya. 3. reçetedeki ilaçlar ı vermek. boksör. i. f. savaş. i. incir. Fijili. artistik patinajc ı. i. klasör. dolgu yapmak. yarı yarıya. eğe. i. evrakları dosyalayan görevli. f. 2. 1. 1. i. s. evrak/dosya dolab ı. bot. L). dosya (bir şeyle/kişiyle ilgili belgeler). Depoyu doldur! 1. avcı uçağı. 1. törpü. artistik patinaj. i. kavga. tel. 3. önemli bir rol oynamak. iplik. 2. 2. 2. sava şçı. 2. elek. evlada ait. filing cabinet evrak/dosya dolabı. 2. . figure. elli. u ğraşmak. Fiji´ye özgü. dövüş horozu. gemi aslan ı. 3. 1. 2. endam. geçici olarak bir i şte çalışmak. avcı savaşmak. i. 2. i. i. kilo almak. dövü ş. mecazi. ellide bir.

s. z. 2. sonuncu. filtre kâğıdı. kendini (biriyle) ba ş başa bulmak. 1. benzin istasyonu. dolgu. 1. 2. 2. filtre. 2. finans: ministry of finance maliye bakanl ığı. 1. Onun mali durumu iyi. zar. 1.. sigara filtresi. dolgu macunu. i. sympathetic finding fine k. (jürinin verdiği) karar. huk. strange find s. finalize. filtreli sigara. dolgu. suçlu ç ıkarmak. 2. 2. 1. ince. 1. find s. Onun bir şey davranışları hoşuna gitmedi. dili ihtiyac ı karşılamak. k ısrak. ispinoz. finansç ı.t. finalist. final.fill the bill fill up filler fillet filling filling station filly film film speed film star filter filter paper filter paper filter tip filter-tipped filth filthy filtrate fin final final heat finale finalise finalist finality finalize finally finance finances financial financial pressure financial year financier financing finch find find employment find fault find fault with find guilty find o. ince ruhlu. i. film duyarl film yıldızı. Problem paras ızlıktı. i. kesinlik. kesin. 2. i. 2. zarif. saç band ı. filtreli (sigara). k. duygulu. i. s. i. i. doldurma. son şeklini vermek. filme almak.o. 1. halis. doldurmak. birinin hoşuna gitmek: She didn´t find his ways sympathetic. iş bulmak. 2. filtre kâğıdı. kat ışıksız. 2. i. ığı. -e kusur bulmak. 1. öğrenmek. filtrat. 5. son. s. i. nihayet. sonunda. Gelip gelmediğini öğren. 2. f. film çekmek. dolma. yatırımcı. müz. İng. ince. hassas. ço ğ. i. saf. mali./s. ince tabaka.. (with) kusur bulmak.s.. sin. yüzgeç. i. spor final. zool. güzel. fileto. para s ıkıntısı. f. maliye. film. i. filtreden geçirmek. üstün. bak. mükemmel. 3. final ko şusu. foto. filtreli sigaralar. s. biri/bir şey (birinin) tuhafına gitmek: I find him strange. mali yıl. 4. veya kurs sonu s ınavı. 1. i. pislik. katk ı maddesi. yıl sonu.. i. i. süzüntü. çok pis. final spor sömestr sonu i. tête-à-tête with find out Find out if he came. bütçe yılı. bitirmek. ince örtü. f.t. s.. finanse etmek. O benim tuhafıma gidiyor. (found) bulmak. kemiksiz et/balık. di şçi. 1. f. 2. spor final: final match final maç ı. 6. i. finansman. 1. dili. i. güzel (hava). 2. para: A lack of finances was the problem. finansman. mali durum: His finances are in good shape. . 2. 1. 1. boyacılık filler. f. ke şfetmek. aç ık. bulunmu ş/keşfedilmiş şey. 1. i. âlâ. f.

top. ateş. s. Finlandiya. s.´ni) fayrap etmek. parmak.t. (birini) gayrete getirmek. güzel sanatlar. yangın merdiveni. 1. (kurşun. tırnak. yangın alarmı. yangın. (soba. bitiş.´ni) ate şlemek. güzel sanatlar. yangın musluğu. kullanmak istiyorum. s ınırlı. incelik. 1. up fire station fire the first shot fire tower fire truck firearms fireboat i. ateşli silahlar. (tüfek. grev kırıcı. Fin. köknar. 2. k. k ılı kırk yaran. ile işi bitmek: If you´ve finished with that computer. 1. i. yangın hortumu. k. belirli bir el silah) atmak. kalorifer v. 1. i. yangın merdiveni. Finlandiyalı. mat. parmak izi. comb ince eleyip s ık dokumak. yangın zili. f. tamamlamak. parmakla dokunmak. ustalıkla durumu idare etmek. işin bittiyse onu sonlu. I´d like to use it. 3. yangın söndürme aleti. v.. para cezasına çarptırmak. i şini bitirmek. i. 2. hain. go over the matter with a süslü giyim. Fince. up fire s. itfaiye arabas ı. k. titiz. 1.o. argo 1. 2. dilb. (birini) soru ya ğmuruna tutmak. top. (toprak e şyayı) (fırında) pişirmek. i. parmak ucu. bitirmek. çekimli fiil. fine-toothed i. gammaz. 2. Finli. 2. itfaiye te şkilatı.fine fine arts fine arts finery finesse finger fingernail fingerprint fingertip finicky finish finish line finish off/up finish with finite finite verb fink Finland Finlander Finn Finnish fiord fir fire fire fire a salute fire a shot fire alarm fire brigade fire department fire engine fire escape fire escape fire extinguisher fire hose fire hydrant fire insurance fire questions at fire s. fjord. tamamlanmak.. 3. with enthusiasm for fire s. i. f. O bilgisayarla mahdut. itfaiye. yangın söndürme gemisi. itfaiye binas ı. Fince. i.b. ispiyoncu. yangın kulesi. . bir el silah atmak. sona ermek. (silah) ateş almak. ispiyon. s. bak. spor finiş. yangın sigortası. 4. f. (motoru) çal ıştırmak. itfaiye. 2. i. dili bitirmek. fine-toothed comb ince di şli tarak. dili öldürmek. dili işten top atışıyla selamlamak. i. i.b. itfaiye arabas ı. i. i. ellemek. (bir iş için) (birini) şevke getirmek. i. 1. i. 2. bitirmek. f. 1. ilk silah atan olmak.o. ustalık. i. f. Fin. parmak tırnağı. i. ihbarc ı. ile ilişkisini s. para cezas ı. 2. el sürmek. sona erdirmek. bitmek. İng.

sallanmayan. sağlam. sıkılık. i. 2.b. ortalığı karıştıran delifişek. 2. i. ateşleme iğnesi. 1. dilb. itfaiyeci. birinci s ınıf. 2. z. 1. poligon. i.).men (fay´ırmîn) i. ateşböceği. 1. (A. ilkin. ateşlenme. s.D. i. fire. i. idam mangas ı. z. birinci kat. 2. i. İlk geldiğimiz ilk yard ilk: tıb. i. (İskoçya´da) haliç. ilk çocuk. donmu ş (jöle. mükemmel. i. birinci mevki. yanmaz. dili ateş bir el ateşleme mekanizması. ateşleme pimi. ask. en büyük. ilkönce. s. birinci. i.b. ilk izlenim. z. birinci tekil veya ço ğul şahıs. kundakç ı. ilk ad. evvela. odun. tahvil tic. A. çatapatlar v. atış mangası. (tüfek. yangın musluğu. çikolata v. 1. (fiyatlarda) istikrar. 3. ekstra. en başta. When we first came here it was a village.B. ask. 2.´ne özgü) donmu şluk. (toprak eşyayı) pişirme.b. 1. havai fişekler. i. s. s. 4. ba ş. atış alanı. pelte. i. ocak. aç ılış gecesi. ekstra. çikolata v.´de) cumhurba şkanının karısı. dilb.firebrand firebrick firebug firecracker firefly fireman fireplace fireplug fireproof fireside firewood fireworks firing firing line firing mechanism firing pin firing range firing squad firing squad firm firm firm offer firmament firman firmness first first aid first aid first and foremost first class first class first floor first floor first impression first lady first lieutenant first lieutenant first name first night first person first person first watch firstborn first-class firstly first-rate firth i. ateşleme tertibatı. . k. ilk yardım. birinci şahıs. ateş alma. kesin teklif. birinci s ınıf. birinci s ınıf.´ni) ate şleme. önce. ilkönce. gala. i. 2. (jöle. (taşıtta) birinci mevki. ilkin. üstün. s. birinci. üstün.ım. gecenin ilk nöbeti. evvela. zemin kat. kestanefişeği. i. 2. pelte. çoğ. ocak ba şı. firma. İng. ilk do ğan. i. 3. 1. at ış. 4. 4. sağlamlık. birinci mevki. üste ğmen. 2. kestanefişekleri. kaymayan.D. birinci mevkide.b. 3. belirli hattı. yanan odun parças ı. birinci kat. top v. 1. (kurşun. pişim. i. zemin kat. mükemmel. i. s ıkı. ilk. fiyatı değişiklik göstermeyen (hisse senedi. şömine. İng. ilk. ferman. birinci mevkie ait. gök kubbe. önce. üsteğmen. 1. top. silah) atma. i. s. yangın tuğlası.B.

s. s. 1. bulanık suda balık avlamak. sabit. babalar ı tutmuş.fiscal fiscal year fiscal year fish fish fish for fish in troubled waters fish or cut bait fish story fishbone fisherman fishing line fishing pole fishing rod fishing tackle fishnet fishnet stocking fishy fissile fission fissure fist fisticuffs fit fit fit fit for nothing fit like a glove fit s. k. s. olta kam ışı.para etmez. -e uygun olmak. yumrukla şma. kendini süslemek. yerleştirmek. 1. --ting) 1. misina. balığı çok. befitings. balık ağı.´ni) kararla ştırmak. beş. kesintili.es) balık. olta tak ımı. k ılçık. s. dikkatini -e çevirmek. gözünü -e dikmek. balık avlamak. i. i. mali yıl. uygun. balıkçı. aşırı düşkünlük. out for fit to be tied fitful fitness fitter fitting five fivefold fix fix fix a place up fix o. kriz: a fit of coughing öksürük nöbeti. . tamir etmek. çoğ. tayin etmek. uygun olma. -i ayarlamak. (bedenen) formda olan. i. balık kokan. birini mahvetmek. (tarih. i. aşırı bağlılık. olta ipi. 1. bölünebilir. f. i. yar ılabilir. i. içinde balık tadı olan.s. i.. 2. up fix on fix one´s attention on fix one´s eyes on fix s. -e göre olmak.men (fîş´ırmîn) i. fiz. uygun. bu deveyi güdersin. 1. 1. i. V). fish. k. spor yapmaya hazır olma. yumruk. -e karar vermek. nöbet. dili 1. birine (bir şey için) gerekli şeyleri sağlamak/tedarik etmek. -i uydurmak. (--ted. spor yapmaya haz ır. 2. uygunluk. değişik türler için fish. olta. 2. bait! Ya i. k. ya da bu diyardan gidersin! palavra. 3. (kahvaltı/öğle bir yeri tamir etmek. sağlamak: This job fits you hiçbir işe yaramaz. (çoğ. dili bir şeyi yapmak ya da ondan tamamıyla vazgeçmek: You must either fish or cut hikâye. zıvanadan çıkmış. 2. olta çubu ğu. s.. k. i. z. (bir) aksesuar. borucu.er. dövüşme. f. 2. f. bölünüm. terz. 1. man şon gibi) tesisat işlerinde kullanılan parça. (sabitle ştirecek bir şekilde) takmak. çoğ. 3. mali. (rakor. s.o. süslenmek. masal. dili çok öfkeli. five-and-ten-cent store/tencent store/dime store/five-and-ten ucuz e şya satılan mağaza. file çorap. 2. 2. dili birine (bir şey) ayarlamak/sağlamak. 1. prova. fish. ince çatlak. 1. Bu işte bir bityeniği var. 2. balık kılçığı. birinin hakk ından gelmek. beş misli. -e yak ışmak. ş. i. k ısa aralıklarla bölünen. küplere binmiş. düzensiz. isk. dili şike/rüşvet yoluyla ayarlanmış.´s wagon fixation fixed s. beş -in uymas ını tıpatıp uymak.b. dili şüphe uyandıran: There´s something fishy about this. beşli. k. (bedenen) formda olma. tesisatç ı. 3. mali yıl. s. i. -i seçmek.o. up with fix s. beş rakamı (5. miktar v. beş kat. balık tutmak. yar ılım. 4.o. k. i. s. i. dolaylı bir şekilde istemek/aramak. de ğişmeyen.

f. out k. yelken v.. 2. 2.. i. dili i. yetenek. bir kısa fakat önemli bir haber. ince bir tabaka halindeki kar tanesi. 2. i. büyük bir hpar ıldama... bak. cansız. (çadıra ait) 3. dili çok şaşırtmak. İng. (köpüren gazoz. (zarfa ait) kapak. spor müsabaka.(off/away) (boya tabakalar ı v. birden aklından geçmek. (etekler) kabarmak. fışırtı. yan hareketi.. an için göstermek. pervasız (suç işleyen kimse). i. (bayrak. 4. s. ask. çırpış. bayrak dire ği. i. 2. alev alev yanmak. saman alevi gibi bir şey. f. (şimşek) up parlamak. öfkelenmek. ani bir ızla geçmek. dili sevgili. yan taarruzu yapmak. flama. 1. k ıs. küçük dilini yutturmak. flabby. f.. göze çarpan (renk). alevlenmek. f. flaş. (--ged. 1. kuvveti kesilmek. i. şampanya v. f.. 1. s. 1. 2.b. geriye dönü ş. fışıldamak. aniden gelen sel. 1. 2. Şikago Hiltonu. (ışıkları) yakıp söndürmek.. kulakl ık.) kabarıp dökülmek. 1. aygıtı. (kaskette) parlamak. 5.fixed asset fixed idea fixed price fixings fixture fizz fizzle fizzy fjord fl oz flabbergast flabby flaccid flag (down) a taxi flag flag flag flag flagpole flagrant flagrante delicto flagship flagstaff flagstone flair flake flambeau flamboyant flame flamethrower flamingo flammable Flanders flange flank flank attack flanking action flannel flannelette flap flare flash flash flash flood flash in the pan flash through one´s mind flashback sabit de ğer. gönder. çoğ. alev. flamingo. palavra. s. flanel. --s/--es) zool. ayd ınlatma cephanesi. gevşemiş. k. iyi1. amiral gemisi. i. göze batan (kötülük/ahlaks ızlık).b. bak.. sabit fiyat. frapan.b. alev makinesi. süsen. (kanat) ç ırpma. ince bir tabaka halinde olan parça. 4. bir şirket grubundaki en önemli şirket: The Chicago Hilton is the flagship of the Hilton chain of hotels. 1.b. 1. yan taarruzu. İng. 1. soda v. zambak. yan sald ırısı. ask. i. i. ask.´nin çıkardığı) fışırtılı ses. i. 4. 1. (uçağın f. gevşek (adale/doku). böğür.etek. Flandra. i. ışık saçmak. büyük ve yass ı kaldırım taşı. i. den. (--ged. yanıcı. 2. saçma. 2. flaş. ruhsuz. büyük ve yass ı kaldırım taşı. soda.3. f. 1. z. i. 6. İng. i. dili (bir et yemeğini tamamlayan) diğer yemekler. k. 2. s. . kabiliyet. f. 4. 2. 2. band ıra. i. 2. i. karbonatlı (içecek). elbezi. gönder. (bir yap ıya/odaya ait) sabit eşya. çakmak. fışırdamak. fiyort. güçsüz. f. pazen. i. 2. in flagrante delicto. sancak. Hilton i. a şırı davranışlarından dolayı göze çarpan (kimse). yalaz. i. f. 2. parlamak. flaş i. 1. meşale. cep feneri. k. (--ged. içgüdü. çırpıntı. sönük. (çoğ. bayrak. ba şlayıp sonradan suya düşmek. tabaka s. 3. 3. i. i. foto. (işaret vermek için) ask. i. bir vas ıtayı) şlamak. fluid ounce(s). (gazoz. yan. 4. sabun bezi.) dalgalanma. sabunluk. saplantı. i. yandan kuşatmak. s. 1. --ging) yorulmaya badurdurmak. ask. i. flanş. i. --ging) (down) bayrak/el sallayarak (birini. pazen. bot. --ging) bu taşlarla döşemek. taksi çevirmek. yan saldırısı yapmak. 1. f. bayrak dire ği. 1. 3.) fış fış/fışır fışır köpürdemek.

d. tatlandırıcı. 2. (duyum olarak) tat. Flaman. bak. Onlar ın dondurmasının yirmi çeşidi var. göze çarpan. i. çok ufak parça. fena halde azarlamak. 4.. apartman dairesi. 1. i. lezzet. ezmek. (bir koyundan k ırkılan) yünün tümü. hızlı. s. alabros saç. pire. 2. 2. pohpohlama. s. i. yassıltmak.. kusursuz. f. i. (bir koyunun üstünde biten) yünün tümü. i. i. yass ı. i. müz. lezzetli bir tat. düztaban. donanma. i. sergilemek. bot. 1. i.. göz önüne sermek. aç ık yük vagonu. s. 1. i. defosuz. k. patlak lastik. kusurlu. ketentohumu. f. Flamanca. (derisini) yüzmek. f. fla ş ampulü. et. k. flaş.. 1. 2. ha şlamak. f. 2. i. s. ya ğmur sularına karşı konulan saç örtü. foto. balon (cam kap). 1. nokta. el feneri. benek. flee. fla ş lambası. 1. flavor. 3. . s. keten. f. 4. sarı. 1. s.. i. leke. yavan. cep şişesi. 2. 1. i. kusur. lezzetli. i. i. tek fiyat. i. ütü.. samimi olmayan iltifatlarda bulunmak.y. i. uçup giden. geçici. bemol. çabuk geçen. bak. lepiska. firar etmek. (koyunu) k ırkmak. 2. 2. frapan. i. 1. bemol. i. --test) 1. koltuklamak. tüyleri henüz bitmiş yavru kuş. yass ılaştırmak. pohpohçu. i. f. 2. dili (hile ile) soyup soğana s. Flamanca. 2. müz. (--ter. s. i. 1. düzlük. flütçü. filo. pohpohlamak. etek. geniş düz yer. f. defolu. düz.. uzun tüylü yünle kapl ı. yemeğe tat veren şey. zü ğürt. i. müz.. i. gazı gitmiş (meşrubat/bira/şampanya). i. fani. İng. 2. s. daire. k. s. yatalak. i. foto. bir işe yeni başlayan kimse.. i. çeşit: Their ice cream comes in twenty flavors. yassılatmak. uzun tüylü yün kümelerine benzeyen. kim. dili meteliksiz. 3. çe şni. matara. f. dili acemi çaylak. s. (kuma şta/giyside) defo. (fled) kaçmak. tatsız. Flaman.flashbulb flashgun flashing flashlight flashy flask flat flat flat flat broke flat on one´s back flat rate flat tire flatcar flat-footed flatiron flatten flatter flatterer flattery flattop flaunt flautist flavor flavorful flavoring flavour flaw flawed flawless flax flaxen flaxseed flay flea fleck fled fledgling flee fleece fleecy fleet fleet fleeting Fleming Flemish flesh i.

1. 3. (kas ı) bükmek. çabuk ve kesik bir şekilde elini sallamak. fiske atmak. k. vurup yere yıkmak. zemin. i. yaz tura -e hayran olmak. (gemiyi) yüzdürmek. esnek. 2. gelip geçici nüfus. . taş/tahta döşemek. keçileri kaçırmak.ına) âşık gibi davranmak. projektör. uçuş. 1. 2. f. bent kapa ğı. 2. 2. kaçış. --ging) k ırbaçlamak.--ting) ınlara âşık oraya uçmak. su bask ını. (bir işe) dört elle sarılmak. su yüzünde/havada yüzmek/gitmek. f. k. oradan rolü yapmayı 2. i. (bir şeyin) su yüzünde yüzerek s. 3. kabarma. taşkın. k. --ping) 1. (bir kattan ba şka bir kata giden) merdiven. elastiki. coğr. s. keçileri kaçırmak. -den h ızla geçmek. 3. ufacık bir belirti: He suddenly felt a flicker of hope. tokyo. 2. hercai. (--ped. dayan ıksız. (kollarını) savurmak. dili (sinema salonunda fiske atmak.. a flick of the wrist çabuk ve kesik bir el sallama. sürü. s. (pencereyi/kap ıyı) hızla açmak. 2. saygısız. tic. balıklama dalmak. hayal kurma.. esneklik. 1. f. çürük. abajur. i. over -e hayran olmak. f. (flung) 1. pilot. sel basmak. yüzer havuz. elastikiyet. (--ged. i. flotör.taşkın yatağı. (darbe yememek için) (vücudunu. f. şamandıra. dili ç ıldırmak. sürü halinde toplanmak. çakmakta şı. 2. i. i.flesh color flew flex flexibility flexible flick flick one´s fingers flick one´s wrist flicker flier flight flight of fancy flight of stairs flighty flimsy flinch fling fling back open fling o. into flint flip flip a coin flip one´s lid flip one´s lid flip-flop flippant flipper flirt flit float floating floating assets floating capital floating dock floating population flock floe flog flood flood plain flood tide floodgate floodlight floor floor lamp floor plan floor show ten rengi. oto. s. 1. (ışık/gölge) oynamak. 2. f. (bir kattan merdiven sahanlığına kadar giden) merdiven bölümü. f. 1. uyduruk. kat plan ı. kaprisli. s. firar. denizde yüzen üstü düz buz kütlesi. 2. dili sayg ısız. (binadaki) kat. 1. 1. 2. 2. i.s. su basmak. argo ç ıldırmak. k. i. eğlence programı. i. f. uydurma olduğu belli. el ilanbir umut duydu. tepesi atmak. f ırlatmak. met. diliatmak. 1. (with) (erkek) (kad yapmak. olta mantar ı. uçma. erkeklere cilve f. i. dili 1. 2. vücudunun bir parças ını) geri veya bir yana çekmek. tic. fly. cari aktifler. mim. titreyen i. dili şaşırtmak. küplere binmek. i. f. küstah. havai. bak. taş/tahta döşeme. uydurmasyon. (motoru) ambale etmek. i. 3. (--ted. 2. 2. f. küçük dilini ayaklı lamba. hayal. kad 1. çıldırmak. titreşim. k. 2. hızla atmak. 1. s. yer. (deniz kaplumba ğalarında ve yüzen memelilerde) yüzgeç. overı k. i. su yüzünde/havada yüzen. f. 2. i. sel. çok k ızmak. seven erkek. (yüzmek için kullan ılan) palet. duba. Birdenbire ufac ık ı. (kadın) (erkeğe) cilve f. sel gibi akmak. derme çatma. 1. titreme. çabuk bir sallama hareketi: a flick of the fingers bir fiske. i. 1. 1. 3. 1. 3. döner sermaye. küstah. i.

dilbalığı. 2. İng.. durmak. k. yumuşak ve kenarları sarkık. 1. kesme çiçek sat ılan dükkânı işleten kimse. i. i. 1. f. f.. (dilde) ak ıcılık. hor görmek. saks ı. i. çiçeklenmek. i. fahişe. bitey. yüzme. fling. dili (motorlu taşıtın) gaz pedalına sonuna kadar basmak. s. akan.. (diş aralarını) iplikle temizlemek. f. süslü (yazı/sözler/üslup). çiçekli. çiçekçi. çoğ. k. yükselip alçalmak. vermek. 1. akıcı bir şekilde konuşan (biri). f. (--ped.57 cc. 1. kaldığı s. dalgalanma.. s. i. --ping) 1. dalgalanmak. 1. ak ıcı. i. akış. i. gösterişli bir hareket. (tüylerini/saçını) kabartmak. otel. 1. (saç) sarkmak. 2. f. ak ıcı (yazı/üslup). i. çiçekoturmak. duman yolu. tic. tic. s. 1. bak. çiçek. berduşlarınfiyasko. 2. i.. berduşların kalabileceği dili başarısızlık. s. 2. 2. yüzdürme. (senetleri) ihraç etme. çiçek açmak. f. 3. i. f. itaat etmemek. flora. i. 3. 1. s. döşeme tahtası. sıvı. tic. debelenmek. i. akışkan. inip ç ıkma. yurt. inip ç ıkmak. esnek disk. (halıdan/kumaştan dökülmüş) hav. fırfır. i. reddetmek. dili şatafatlı. dü şmek. f. ç ırpınmak. 2. s. akmak.41 cc. 3. alabildiğine gazlamak. i.. out bir hışımla çıkmak. büyük bir baca içindeki birkaç ayr ı duman yolunun her biri. i. çiçe ği çok. 2. akışkan. un. i. 2. tumturaklı (yazı). 29. ak ıcı bir şekilde. k. f. i. 3. z.. yükselip alçalma. fazla süslü. tüyleri kabar ık. 2. çiçek tarh ı. (sokakta çiçek satan) çiçekçi. çiçeklere ait. fly. bilg. 1. diş ipliği. ç ırpınmak. 1. 28. dili görevli. i. . çiçekçi k ız. k. döşemelik. farbala. bata çıka ilerlemek. s. 2. f. f. (elbise/kuma ş) (belirli bir şekilde) dökülmek. bocalamak. i. into -e bir h ışımla girmek. bitki örtüsü. dili başaramamak. --s (flor´ız)/--e (flor´i) i. büyük ma ğazalarda işi idare eden ve müşterilere yardımcı olmak üzere dolaşan hayat kad ını. gelişmek. i. i. i. s. kırmızı (yüz/yanak). kükürtçiçe ği. A. i.D. nikâh töreninde çiçek taşıyan küçük kız.floorboard flooring floorwalker floozy flop flophouse floppy floppy disk flora floral florid florist floss flossy flotation flotsam flotsam and jetsam flounce flounce flounder flounder flour flourish flout flow flower flower bed flower girl flowerpot flowers of sulfur flower-seller flowery flowing flown flu fluctuate fluctuation flue fluency fluent fluently fluff fluffy fluid fluid ounce fluke flung i. şans eseri. grip. f. ak ıcı. disket. denizde yüzen veya k ıyıya vuran şeyler. (bir) şans. değişme. değişmek. (bir şeyi) birden sertçe bırakıvermek.B. ilerlemek. f. k. sallamak. bak. 2. büyümek. 3. i. 1. 2.

tepesi atmak. f. k. ç ırpınır gibi düşmek. uçurtma uçurmak. (kanatlar ını) çırpmak. (yüzü) kızarmak. 1. kör uçmak. i. uçurmak.. yivli sütun. sineklik.flunk flunk out flunky fluorescent fluorescent light fluoride flurry flush flush s. -i hiçe saymak. k. 5. (birini) heyecanland ırıp şaşırtmak. f. 2. piyon. 2. (s ınavda) çakmak. 3. 2. 2. havacılık. bir şeyi tuvalete atıp sifonu çekmek. 2. floresan lamba.. amaçtan sapmak.´s throat fly away fly blind fly by the seat of one´s pants fly in the face of fly into a rage fly into a tantrum fly into a temper fly low fly off fly off the handle fly off the handle fly swatter fly the coop fly/go off on a tangent fly-by-night flyer flying flying buttress flying saucer flypaper flyweight flywheel foal foam f. f. birini sakland ığı yerden çıkarmak. flüorür. alçaktan uçmak. hiddetlenmek. dili üzerinde bol para olan. flier. i. borsada ısa hizada olan.o. 3. sinek. i. kısa süren bir heyecan/telaş. yükselişi/inişi. uçu ş. i. çok çabuk gitmek. s. uşak. 2. (tuvalete ait) rezervuar. düzenteker. dalkavuk. 2. f. 1. köpürmek. sineksıklet. dayanma uçan daire. i. down the toilet flush tank flush the toilet fluster flute fluted column fluting flutter flux fly fly fly a kite fly at fly at s. (yanaklarını) kızartmak.o. k. 1. uçan. köpürmek. heyecanlı ve şaşkın bir hal. boks sineka ğırlık. mim. i. ak ış. kemeri. s. tüymek. (tecrübesizlik veya birtak ım eksiklikler yüzünden) sadece içgüdülerinebirtak ım eksiklikler yüzünden) sadece içgüdülerine (tecrübesizlik veya dayanarak idare etmek. sifonu çekmek. i. floresan.t. k. i. 1. (rüzgârda) titremek veya hafifçe i.kayn ısüren bir fiyat 2. uçurma. başarısızlıktan dolayı okulu bırakmak zorunda kalmak. flüt. i. uçup gitmek. s ıvışmak. güvenilmez. (av kuşunu) ürkütüp uçurmak. uçup gitmek. . 2.. tay do ğurmak. 1. 2. (hiddetten) ba ğırıp çağırıp tepinmeye başlamak. çabuk çabuk sallamak. (sütundaki) yiv/yivler. flown) bölüm: Your fly´s open. pilotaj. (bayrak) dalgalanmak. k. sinek kâ ğıdı. çaktırmak. i. 1. dili 1. 2. tic. birine birdenbire (sözlerle) sald ırmak. i. 1. (sınıfta) bırakmak. dili kaçmak. k ısa süren hafif bir kar yağışı. 2. k. 3. düz. out flush s. uçmak. 5. (zaman) ak ıp gitmek. çırpınmak. birdenbire üstüne sald ırmak. Pantolonunun önü açık.. volan. kim. floresan. dili zıvanadan çıkmak. (flew. küplere binmek. 1. havacılıkla ilgili. s. 1. 1. birinin emirlerine ko şan. uçma. f. mim. köpük. erkek pantolonunun önündeki fermuar veya dü ğmelerle açılıp kapanan1. tay. floresan ışık. bak.. dalgalanmak. i. tepesi atmak. dili (önemsiz/ilgisiz bir şeye takılarak) asıl konudan ayrılmak/uzaklaşmak. f. i. 1. mim. i. 4. müz. 4. pilotluk. (sütundaki) yiv. flavta. mim. 2. çok k ızmak. (sınıfta) kalmak. küplere binmek. dayanarak idare etmek. i. i. uçakla gitmek. s. dili hemen öfkelenmek.

dili (işyeri) temelli kapanmak. sis düdü ğü.oyunu. fetid. düşman. koyun sürüsü. i. --es (fo´kısız)/fo. armonik kapı. bak. -den sonraki.. alüminyum folyo. 3. kimseler. birinin sözünü dinlemek. 1. bak. odaksal. 2. spor (belirli bir beden hareketini) sonuna kadar (bir işin) sonunu getirmek. madenleri döverek oluşturulan) varak. aynı şeyi yapmak: When Derya got herself a telephone. al ınca Hülya da aynı şeyi yaptı. i. (bir şeyi) tamamlamak. zaaf. 2. 3. Hiç fikrim yok. katlanmak.b. i. f. çoğ. . misil. (alt ın. f. f. birinin ard kendine telefon 1. akordeon kapı. ço ğ. bitki yapraklar ı.. i. harekete geçerek düşmanı sıkı 1. sünger. köpüklü. free on board tic. be ş kakalamak. ask. yeşillik.. i. kalay v. 2. buğulandırmak. 2.ci (fo´say) i. ağzı köpürmek. sarmak. i. bak. topu atmak. köpürmek. dosya. -in ba şına yıkmak: foist a job (off) on s. bro şür. ağıl. in/into -e sokuşturmak. anlamak. kat. iflas etmek. kere: fivefold on -e misli. 1.o. I don´t have the foggiest idea. i. taraftarlar. beş kat. f. k ıs. fetal.. bir şekilde takip etmek. izlemek. 1. s. önlemek. aile. sisli. takip etmek. sis. kavramak. sonek kat. -i müteakip. kıvrım. f.o. s. 2. ana baba. edat -den sonra. hasım.. --ing/--sing) odaklamak. yaprak. odak. jeol. 1. 4.´s advice follow suit follow the lead of s. çevirmek. çoğ. dili akrabalar. zayıf yön. 3. s. 1. (--ed/--sed.o. 2. yapraklarının güzelliği için yetiştirilen süs bitkisi. halk halk edebiyatı. körüklü kapı. s. 2. yava ş yavaş katmak. örümcek kafalı kimse. 1. --ging) bu ğulanmak. 1. 2. Hülya followed suit. (başka bir şey yaparak) i. i. set çekmek. f. (bir işin) sonunu getirmek. yanda ş. çok öfkeli olmak. folyo.. 1. 1. s. k. bir kimsenin izinde olmak. yanda şlar. i. fiz. katlanır iskemle.´s footsteps follow one´s nose follow s. on -e zorla kabul ettirmek. taraftar. -e dikkatini i. katlamak. 2. i. i. on yapmak. 2. eskrim flöre. i.o. 2. odak noktas ı. folklor. (--ged. fetus. halk şarkısı. mihraki. insanlar. i. i. i. aşağıdaki. katlanır kapı. dosdo ğru gitmek. Deryaından gitmek.foam at the mouth foam rubber foamy fob focal focal point focus focus one´s attention on fodder foe foetal foetid foetus fog foggy foghorn fogy foible foil foil foil foist -fold fold fold fold one´s arms folder folding chair folding door foliage foliage plant folk folk dance folk literature folk song folklore follow follow in s. halk. 2. follow through follow through follow up follower following 1. sezgileriyle/sezgilerine dayanarak hareket etmek. s. k. kollarını kavuşturmak. (saman/ot gibi) hayvan yemi. fob (gemide/trende teslim). s. bir işi birinin başına yıkmak.

sağlam ve kullanılması kolay. s. i. i. ayaklı: a four-footed animal dört ayaklı bir hayvan. Ona hiç yaya gitmek. (dağ/tepe için) dip. k ışkırtmak. vaktini çalışacağına eğlenmekle geçirmek. vaktini bo şa geçirmek. sevgiyle. i. bağ. züppe. feet (fit) fut f. i. adım. 2. i.). budalalık. i. 4. 2. 2. budalalık. çoğ.. enayi. 1. k. çok sağlam. i. s. kendini/diğerlerini boş yere tehlikeye atan. fondü. 2. I wouldn´t touch that with a ten-foot pole. ayak izi. aptal. tahrikçi. dipnot koymak. ayak basacak yer.. 1. 2. çünkü. yaya köprüsü. k. -den dolayı. dipnot. besin. ayakkab ılar. z. f. (karyolan ın) ayakucundaki tahta. Amerikan futbolu. i. 3. g ıda. ı verseler: She wouldn´t do that for the world. dili dünyay verseler onu yapmaz. 2. edat 1. aptalca ( şey). i. sevgi dolu. 2. 1. hesabı ödemek. 1. 2. s. i. ayağa giyilen şeyler. 2. bilg. dört dörtlük. ramp ışıkları. kaldırım. 3. ahmak. 2. -e. i. i.. i. yemek. çoğ. s. futbol. zira. yiyecek. ok şamak. aptallık.. f. f. i. font. f. i. patika. s. -e karşı. u ğruna. tiy. (karyolanın) ayakucu. s. mükemmel. i. 1. g ıda maddesi.4 cm. i. ayak basacak yer. için. yiyecek. i. düşkünlük.folly foment fomenter fond fond memories fondle fondly fondness fondue font font food foodstuff fool fool fool around fool´s gold fool´s paradise foolhardy foolish foolishness foolproof foot foot foot it foot the bill foot the bill football footboard footbridge footed foothills foothold footing footlights footlocker footloose footnote footpath footprint footsore footstep footway footwear fop for for (all) the world i. delilik. ahmakça. serbest. güzel hatıralar. dili 1. teşvik etmek. (30. dili paras ını vermek. 4. Dünyayı k. budala. 1. i. . fazla müsamahakâr. ayak. İng. İng. budala. şefkatle. i. 5. i. ayak sesi. i. ahmaklık. fazla müsamaha. 1. aldatmak. i. budalaca. şerefine. yürümekten ayaklar ı şişmiş/yaralanmış/ağrıyan. hayaller üzerine kurulmu ş mutluluk. s. 3. 1. aptal (kimse). i. with bir hobi olarak (bir şey) ile pirit. with ile oynamak. şaka yapmak. matb. ba şıboş. yaya kaldırımı. k ışkırtıcı.. sıradağların veya bir dağın uzantısı olan tepeler. ahmak. ayak izi. sevmek. vaftiz kurnas ı. küçük sand ık. i. 3.

gösteriş için. k. for once For one thing .. mesela. Allah aşkına! kiralık.. paras ız. ilelebet. kötü de olsa. 1. Evvela d ışarısı fazla Allah aşkına. temelli olarak. örneğin.for a change for a song for a variety of reasons for ages for all one is worth for all that for all the world like for appearances´ sake for aught I care for aught I know for better or for worse for certain for dear life for effect for ever for ever and a day for ever and ever for example for fear of for free for fun for good for good for good measure For goodness sake! for heaven´s sake For heaven´s sake! for hire for instance for keeps for life for luck For mercy´s sake! for months for my part for my part for my sake for nothing for once değişiklik olsun diye. çeşitli nedenlerden dolayı. Aman!/Allah a şkına! aylarca. anca beraber kanca beraber. ebediyen. bir kerelik. -den korkarak. hatırım için. dili ilkin. dili var kuvvetiyle/gücüyle: She was running for all she was worth. bu sefer.. dili ilelebet. ek olarak. çoktan beri.. bana kalırsa. bildiğim kadarıyla: She´s still in Rome for aught I benim bana ne! know.. for s. korkusuyla. çok ucuza.: cold. yok pahas ına. ebediyen. 2. iyi de Benim bildiğime göre hâlâ Roma´da.o. kesinlikle. uzun bir zaman. bence. 1. For one thing it´s too . uğur getirsin diye. örneğin. bana kalırsa. sonsuza dek. and for another Sebepler s ıralanırken kullanılır: I don´t want to go. kesinlikle. boşuna. senelerce. zevk için. daima. T ıpkı büyükbabasına benziyor. . bir kere.. k.. korkusundan.. kesin: That´s for sure! Oras ı kesin! . paras ız. beni hiç ilgilendirmez: He can do it for aught I care! Vars ın yapsın. dili vargücüyle.. bana ne. evvela. for sale For shame! for starters for sure Ne ayıp! k. for pity´s sake pratik davranmamak.. k. 1. 2. gibi: He looks for all the world like his grandfather. kendi hesab ıma. Var kuvvetiylerağmen. dili gerçekten/hakikaten . olsa. resmen. Gitmek istemiyorum. her zaman için. . ömür boyu. dili bedava. muhakkak. sonuna kadar. sonsuza kadar. fazladan. her şeye ko şuyordu. 2. k. k. temelli olarak. and for another I´m tired. bedava.. boş yere. mesela. to be impractical satılık. şakadan. Allah aşkına! Allah aşkına. bildiğime göre. görünüşü kurtarmak için.

: If you want to use my boat on dili saçma. kapıyı zorlamak. z. ona gelince. hatta. cet. zorla çalıştırma. kamu yararına. ask. geçit. zor. önceden. forseps. 1.. çoğunlukla. 1. (from) kendini (bir şey yapmaktan) alıkoymak. ırmakta yürüyerek geçilen sığ yer.for that matter for the asking for the birds for the life of me for the life of me for the love of . (for. şimdilik. i. s. i. s. i. 2.borne) 1. angarya. vallahi. 2. genellikle. f. etkili. İşinize yarar mı. bilmiyorum. haftalarca. aşkına. bilmiyorum: Here´s what I heard. for whatever it´s worth. i. bak. Alabilirsin. s. f. aramak. yasaklanm ış. toplamak. 2. kuvvetli. bak... -mek amac ıyla. f. for the most part for the most part for the present for the public weal for the purpose of for the sake of argument for the sake of clarity for the time being for weeks for what/whatever it´s worth for/on sale forage foray forbade forbear forbid forbidden forbidding forbore forborne force force force a smile force majeure force s.bade. karıştırarak aramak. --ding) yasaklamak. önceden haber vermek. (özellikle u ğursuz bir şeyi) önceden hissetmek. baskın. 2. f.. yasak. sert. f. önkol. güç.. i. güçlü. hatırı için. 1. kuvvet.o. 1. . --den. satılık. zorla gülümsemek. zorlamak. tıb.. anlaşılsın diye. f. zorlayıcı neden. s. . önceki. umumun refah ı için. f. f.. istersen: It´s yours for the asking. varsayalım ki. for. cebri yürüyü ş. k. ha şin. korku veren. dalma. sığ yerden yürüyerek geçmek. ak ın. şimdilik. 2. Mondays. zorla. güçlü. f. 2. farz edelim ki. ürkütücü. öndeki. hav.bore. girme. mecburi satış. angarya. Teknemi pazartesileri kullanmak k.. 1. kolun dirsekle bilek aras ındaki bölümü. forbear. . tabancayla/tüfekle birini zorlamak. i. (for.it´s yours for the asking. önek ön. (merhametten/ şefkatten dolayı) (bir şeyi) yapmamak. ön. hiç. 1.. ata. yasak etmek.. ne yaptıysam. mecburi iniş. 2. zora dayanan. forbear. s. forbid. dili işinize yarar mı. mecbur etmek. ama duyduğum bu. fors majör. 2.. at gunpoint force the door forced labor forced labor forced landing forced march forced sale forceful forceps forcible forcibly ford fore foreforearm forebear forebode 1. i. anat. bak.

ilk isim.ında görevli ormancı. orman mühendisliği. ba ş kasarası. i. orman. (hayvanlarda) ön ayak. ormanla ştırmak. önceden dü şünme. basiret. tenis sa ğ vuruş.. hep. öncel. başta gelen. önceden sezmek. i. ön oyun. durmadan. haberci.men (for´mîn) i. i. dışişleri. önceden alınan tat. huk. önceden uyarmak/ikaz etmek. ata. önden gelen. ebediyen. 2. dış. i. huk. dışişleri bakanı. 1. öngörü. ön plan. ileri görü ş. i. s. cet. çoğ. erken davran ıp önlemek. z. önceden bilme. başta. ağaçlandırmak. i. z. i. i. sağ vuruşla yapılan. f. hitabetle ilgili. 2. Dışişleri. önsezi. fore. i. s. (fore. fore. s. önceden belli olan sonuç. ecnebi. sonsuza kadar.cast/--ed) önceden tahmin etmek.saw. (fore.foreboding forecast forecastle foreclose forefather forefinger forefoot forefront foregone foregone conclusion foreground forehand forehead foreign Foreign Affairs foreign affairs foreign exchange foreign exchange foreign minister foreign parts foreign trade foreigner foreknowledge forelady foreleg foreman foremost forename forensic forensic medicine forensics foreplay forerunner foresee foreshadow foresight foreskin forest forest ranger forestall forester forestry foretaste foretell forethought forever forewarn i. f. a ğaç dikip orman haline getirmek. ormanc ı. döviz. . devlet ormanlar f. i. münazara sanatı.. den. i. 1. ustabaşı. yabanc ı. en öndeki yer. s. kehanette bulunmak. cinsel ilişkiden önce oynaşma. f. (birinin/bir şeyin) habercisi olmak. münazaraya ait. i. f. 1. tahmin. i. alın.. anat. ecnebi. i. 2. 2. en öndeki. ormancılık. i. sağgörü. --n) önceden görmek.. f. i. i. ön plan. dış ticaret. küçük isim. i. çoğ. s. (fore. selef. f.told) önceden haber vermek. işçibaşı. sünnet derisi. 1. orman mühendisi.feet (for´fit) i. döviz. yabanc ı/dış ülkeler. işçibaşı kadın. i. yabanc ı. parayı ödemediği için ipotekli malı sahibinin elinden almak. adli tıp. i. kötü bir şeyin meydana geleceğini önceden hissetme. mahkemeye ait. jüri başkanı. f. i. i. ön ayak. i. işaret parmağı. peşrev.

hızla ilerlemek.went. bot. bellemek. terketmek. 2. f. --ing/--ting) bilg. yapmak. 1. fore. 2. --ting) s. s. s. çatal. format. işçibaşı. f. ilk.. kadın jüri başkanı. resmile ştirmek. şekil düzen. --n) affetmek. tek s ıra olmak. kim. ceza olarak kaybetmek. i. i. sahte şey. 2. veren. for. 1. s. f. 1. Formoza. i. i.. bak. sahtesini yapmak. 4. i. reçete. formül.got. 3. f. biçim/şekil vermek. hükümet kurmak. (for. Formozalı. âdet edinmek. ilk söylenen. f. i. i. i. İng. birbiri ardınca sıralanmak. aşılması zor. zor. z. Formoza´ya özgü.forewoman foreword forfeit forgave forge forge forge ahead forger forgery forget forgetful forgetfulness forget-me-not forgive forgiven forgivingness forgo forgone forgot forgotten fork forked forklift forlorn form form a government form a habit form a line form a single file form an opinion formal formalise formality formalize format formated diskette formation formative former formerly formidable Formosa Formosan formula formulate fornicate forsake çoğ.got. 1. i. forklift. i.gone) vazgeçmek. oluşma. resmiyete dökmek. 2. b ırakmak. eskiden. bedel. unutmabeni. f. 2. 2. çoğ. biçim vermek. s. 2. 2. sahtekâr.. öne geçmek. sıra olmak. sahtekârlık. f. biçim veren.gave. 2. 2. 2. the birinci. 3. (okullarda) sınıf. i. zina etmek. (for. ümitsiz ve üzgün. forget. bilg. form. işçibaşı kadın. önceki. şekil. yüzüstü b ırakmak. Formoza. formatl disket. 1. oluşturma. fikir edinmek. bak. for. unutmak... ceza. i. terkedilmiş ve harap. formalite. güç. bahç. biçim. ıformatlamak. i. Formozalı. resmi. 2. İng. --s (fôr´myılız)/--e (fôr´myıli) i. 1.. şekil verme. bir şeyin sahtesini yapıp orijinal olduğunu ileri süren kimse. vazgeçmek. doldurulmak üzere hazırlanmış basılı belge. çatallı. mü şkül.. biçimlendirmek. biçimlendirme. bahç. biçim verme. i. 1.. oluşturmak. unutkan. biçimsel. (--ed/--ted. 3. dövmek. for. 1. bak. f. biçim. . 3. 1. spor form. unutkanlık. 1. 1. 3. ask. 1. f. (for. huk. teşkil. biçimlemek. bak. f.sak. sıraya girmek. 2. biçimlendiren. 1. forget. şekil vermek. resmiyet. 2. i.en (for´wîmîn) i. i. 1. f. demiri ocakta kızdırıp işlemek. çatal. f. bağışlama. çatallaşmak. (for. f. f.wom. forgive. f. ba ğışlamak. f. 2. yaln ız. alışkanlık edinmek. f. önsöz. eski. bir şeyin sahtesini kalpazanlık. demirhane. 1. bak. s. forgive. 1. 1. f.. bak. yolun/nehrin çatalla şan yer veya kolu. bel. evlilik d ışı cinsel ilişkide bulunmak. forgo. af. s. 2. yapıp orijinal olduğunu ileri sürme. formalize. 2. f.sook.. demirci oca ğı.ten. kalpazan. format etmek. kesin ve aç ık olarak belirtmek.en) 1. mat. s.

ta şıl.ra (for´ı) i. . i. fosilleştirmek. falc ı. forsake. 1. birbirine karışmış (ipler. bak. fena. s. İng. 2. birinin asıl uzmanlık alanı. s. esas.). 1.swore. 2. f. s. taşıllaştırmak. s. bak. birinin en iyi yaptığı iş. f. kalıba dökmek. temel. i.. 3. ilerletmek. kurucu. i. bak. fossilize. futbol forvet. 1. kurma. kirli.. s. ileri. 3. temel. forum. 2. 3. 1. ask. ileri. spor faul. i. iki hafta. 1.. tahkimat. i. i. talih. i. i. i. şımarık. s. forgo. k ısmet. bak. bakmak. f. -e moral vermek. i. k ısa süren uyku. d ışarı.sworn) b ırakmak için yemin etmek. metanet... zincirler pisletmek. büyük hisar. 2. fosilleşmek. ön. ile kar f. vak ıf. fondöten. 2. i. i. for. kale. şekerleme. kader. 4. şans. 1. v. s. evlatlığa bakan ana baba. bak. servet. yeni adrese göndermek. tahkimat yapma. kırk. bak. çok şükür. doğrudan. samimi. büyük kale. aç ıksözlü. --s (for´ımz)/fo. -de tahkimat yapmak. taşıllaşmak. f. XL). kurmak.. f. çoğ. derhal. küstah. iyi ki. göndermek. k ırk. tiksindirici. tesadüfi. tesis etme. find. f. kırkta bir. z. f.. 2. f.. kırk rakamı (40. fosil. beslemek. ileri. z. hemen. büyütmek. sevketmek. i. spor faul yapmak. forswear. z. 1. tövbe etmek. kirletmek. ışmak. 5. ileri do ğru. 1. pis. hisar. talihli. kurum. içten. ağzı bozuk. 4. evlatlık. forswear. k ırkıncı. f. 2.. küfürbaz... şanslı. 2. z. Allahtan.b. bak. 1. bak. nakliye acentesi.. s. bak. f. bereket versin. öndeki.. i. f. 2. 2. s. f. önümüzdeki.forsaken forsook forswear forswore forsworn fort forte forth forthcoming forthright forthwith fortieth fortification fortify fortitude fortnight fortress fortuitous fortunate fortunately fortune fortuneteller forty forty winks forum forward forward forward forwarding agent forwards forwent fossil fossilise fossilize foster foster child foster parents fought foul foul foul play foulmouthed found found found foundation founder f. forsake. fight.. (for. z. suikast. gelecek. rastlantı sonucu olan. f. iğrenç. on be ş gün. kötü. cinayet. i. 3. dışarıya doğru. f. forward. 1. ileride olan.

2. 1. güzel koku. memba. s. (çoğ. on dört. yüksükotu. terkedilip sokakta veya ba şka bir yerde bulunan bebek. (pencereye/kap(aslait) kasa. s. bak. (zarf ın üstüne) posta damgasını veya posta ücretinin ödenmiş olduğunu gösteren bir işareti basmak. ince ve güçsüz olma..b. tasarlamak. asıl kaynak. düzenlemek. f. 1. açıkyürekli. dört. Onu ne şeli bir halde bıraktım. dolmakalem. (posta pulunu) damgalamak. i. i.´nde) şasi. 1. dünyanın dört bucağı. karkas. 2. ince ve zayıf nahif. i. i. huysuz. açıksözlülük. kuş. mis kokulu. i. aksi. s. s. tilki gibi. k ırma. 2. dördüncü. hafif ve kırılgan olma. İsviçre para birimi) frank. 1.. i. yapmak. açıkkalpli. tilki kürkü. kırılganlık. tilki. kırık. gürültülü kavga. 1.b. şansince ve zayıf nahif olma. 1. 2. düşüncelerini/duygularını açıkça gösteren. bir şeyin kırılan yeri. (şirketin bayie tanıdığı) imtiyaz. 2. kaynak. (otomobil. pınar başı. 2. 2. mat. kumpas kurma. i. fuaye. i. the oy hakk ı. çeşme. i. çılgın. i. dolmakalem. tertipzaaf. dört rakam ı (4. kesir. (ruhi) hal. dörtte bir. XIV). i. f. k ırık parça. kaynak. kolay k ırılan. bir çeşit sosis. 1. i. (binaya ait) iskelet. i. i. samimi. i. i. (binaya ait) iskelet.. i. v. açıksözlü. çeşme. şans v. 1. karkas. i. içten. s. kurnaz kimse. tavuk/hindi/ördek eti.founder foundling foundry fount fountain fountain pen fountain pen fountainhead four four corners of the earth foursquare fourteen fourth fowl fowling piece fox foxglove foxy foyer fracas fraction fractious fracture fragile fragility fragment fragrance fragrant frail frailty frame frame frame of mind frame-up framework framing franc France franchise frank frank frank frankfurter frankly frankness frantic fraternal i. i. 2. 3.. 2. f. IV). (Fransa. 1. 1. dökümhane. 3. arbede. karde şçe. i. ince ve güçsüz. 1. z. kurnaz. telaro. dökmeci. i.1. kırılgan. pınar. irade zayıflığı. 2. i. . Fransa. dökümcü. kardeşlere özgü. (binaya ait) iskelet. s. tilki. güvenilir ve inançl ı. ç ılgına dönmüş. kumpas. s. kolay k ırılma. dili. i. karkas. (vücudaI ait) bünye. 3. hafif ve kırılgan. on dört.´nde) zayıflık. (umut. argo suçu (asl tuzak.b. s.). bot. çerçeve. a cheerful frame ofkamyon v. 4. s. etmek. i. on dört rakam ı (14. dört. i. fıskıye. s. 1. k. zayıf (umut. 2. aldatmak. stilo. i. 1. kırık. buluntu. (bir şeyden) küçük bir parça. dala ş. s. çok acele ve telaşlı. güzel kokulu. i. çerçeveletmek. çerçevelemek. frankfurter. durum: left him in yap ı. ında suçsuz olan birine) yıkma. cesur. Belçika. kümes hayvanı. argo suçu ıya ında suçsuz olan birine) yıkmak. 2. 2. mind. 2. 2. s. açıkça. 3. av tüfeği. i. kırılma. naziklik. i. fowl/--s) 1.

hürriyet. karde şlik. 2. çilli. 1. hile. bedava.. huk. tic. serbest ısız. 1. İng. f. 1. çok 2. serbest. çok hoşgörülü. serbest yüzme. hileci. . hafifme şrep (kadın). z. f. çil. serbest liman. 1. f. mülk sahibi. hileli. arbede. i.. donmak: I´m freezing! Donuyorum! i. serbestlik. münakaşa. delisi: a soccer freak futbol hastas ı. (kuma şı/ipi) yıpratmak. f. i. f. i. 1. 2. bot. -den muaf: free of tax vergiden muaf. bak. garabet.men (frid´men) i. yasak. 1. frikik. paras ız giriş kartı. parasız. savaşma. hilkat garibesi. desise. serbest çalışan (gazeteci/yazar/fotoğrafçı). s. paras ız. serbest bölge. 2. i. 3. buz tutmak. buz ba ğlamak. pedal çevirmeden gitmek. çoğ. çok toleranslı. azat etmek. s. boş. f. 3. serbest vuru ş. k. yıpranmak.fraternise fraternity fraternize fraud fraudulent fraudulent bankruptcy fraudulent bankruptcy fraudulent transaction fraught fray fray frazzle freak freckle freckled free free free and easy free enterprise free from free kick free kick free of free of charge free on board free pass free port free will free will free zone freedman freedom freedom of the press freeholder free-lance freeload freeloader freely freemason freesia freestyle freestyle swimming freestyle wrestling freeway freewheel freeze freeze one´s blood f. 1. doland eratla sahtekârlık. rahat. hür. (froze. fels. freed. fels. frezya. (gazeteci/yazar/fotoğrafçı) serbest çalışmak. donmak. 2. f. z. mezhebi geniş. dövüşme. hileli muamele. s. hileli iflas. dondurmak. fob. s.. arkada şlık etmek: Officers are forbidden to fraternize with enlisted men. 1. fro. -siz: free from error hatas ız. özgür. fraternize. serbest güre ş. saygb ırakmak. i. meşgul olmayan.arkadaşlık etmesi aldatma. etrafa ald ırmadan hareket etmek. İng. k. azatlı. özgürlük. s. serbest. 2. basın özgürlüğü. i.. i. f. çok üşümek. 4. özel girişim. çok korkutmak. free from pain ağrısız. kölelikten azat edilmiş kimse. hileli iflas. dili otlamak. i. i. mason. out argo 1. hür irade. garip bir olay. otoyol. i. (ile) dolu: a journey fraught with danger tehlike dolu bir seyahat. s. 2. dili bedavac ı kimse. bedava. dolandırıcı. hür teşebbüs. kanını dondurmak. erkek üniversite öğrencilerine ait birlik. huk. aç ık liman.. 2. laubali. bo ğuşma. nakliyecinin arac ına ücretsiz teslim. tic. çılgına i. sahtekâr. farmason. bedava. sert olmayan.zen) 1. atışma. Subayların ırıcılık. spor frikik. ekon. donma. çılgına döndürmek. teklifsiz. saçaklanmak. kurtarmak. argo hastas ı. 2. serbestçe.otlakç ılık etmek. hür irade. otlakçı kimse. arka tekerle ği zincirden güç almadan serbest dönen bisikletle gitmek.. çevre yolu. i. tapu sahibi. serbest vuru ş. 3.

i. s. çılgın (bir olay). (küçük şeyler yüzünden) sinirlenmek. taze hava. artmak. 1. yük treni. patates tava. i. f. dipfriz. taşıma ücreti. cuma. yağda kızartılmış. navlun. i. camlı ve çift kanatlı kapının kanatları. çılgınlık. donma noktas ı. fretler. yeni. elek. sulu. tela şlı. (--ted. çok heyecanlı. aksi. (buzdolab ının içindeki) buzluk. anlaşmazlık. mim. k ızarmış patates. yağda pişirilmiş.menbir hale sokmak. teras veya bahçeye aç ılan) camlı ve çift kanatlı kapının kanatları. s.wom. Frans ızca. s. s. 1. 1. tatlı suya ait. Fransız. sık sık tekrarlanan. sinirli. fiz. fresh. f.freeze over freeze-dry freezer freezing freezing compartment freezing point freight freight car freight train freighter French French doors French fried French fries French Guiana French horn French toast French windows Frenchman Frenchwoman frenetic frenzied frenzy frequency frequent frequent frequently fresco fresh fresh air freshen freshen up freshman freshwater fret fret fretful fretsaw fretwork Fri friar friction friction tape Friday fridge fried fried egg üstü buz tutmak. --ting) mim. i. endişelendirmek. f. 1. ücretle taşınan mal. mim. 2. tatlı su. c ıvık. navlun. 3. French. i. taze (hava). 5. sürtüşme. kızmak. s. dondurarak kurutmak. yüzünü yıkayıp kendine bir çekidüzen vermek. i. (-ted. yumurtaya batırılıp tavada kızartılmış ekmek. French. canlı. 2. yeniden yapılan. 2. fretleme i şi. Fransızca. müz. fresk. 3. endişeyehuysuz. k. dondurucu. zinde. Hrist. çoğ. şilep. (kolejde/üniversitede) birinci sınıf öğrencisi. frekans. düşürmek. Friday. Fransız erkek. i. nakliye. (erkeklere özgü baz ı dini tarikatlarda) frer. 2. 2. f. i. izole bant. . rahip. i. (küçük şeyler için) endişe etmek. korno. 2. fretaj. s.. Frans ız kornosu. sapaklar. ihtilaf..en (frenç´wîmîn) i. çok so ğuk. yük vagonu. ovuşturma. 1. (telli çalg ıların sapı üzerindeki) perde. sürtünüm. i. ters. Fransız. ovma. 1. 4. 2. Fransız Guyanası. dili fazla samimi davranan. ço daha çekici (freş´mîn) i. i. k ıl testere. k ıs. i.men (frenç´mîn) i. sapak. 2. çılgın. marşandiz. 1. (bir yere) s ık sık gitmek. (buzdolabının içindeki) buzluk. friksiyon.. (bir yeri) daha güzel ve ğ. çoğ. uyuşmazlık. sürtünme. Fransız. z. i. s. (rüzgâr) kuvvetlenmek. 2. s. Fransız kadın. 1. f. k. sahanda yumurta. müz. taze. dili buzdolab ı. sık sık. çılgın bir hal. i. kızartılmış. t ıb. fret. yeni yap ılmış. s. s ık sık tekrarlanma. sıklık. --ting) 1. fretlemek. (balkon.

dostça.. 3. dilden dile. havai (kimse). baştan itibaren. uzaktan. (birinin) üstünü aramak. 2. i. yerinde duramayan. saçak takmak. gözlemeye benzer bir çe şit börek. z. dost. frijit. (mutlu bir şekilde) sıçrayıp oynamak. i.men (frag´men) i. kapı kapı (dolaşma).o. k. buzdolab ı. frizzy.. Daldan atladı. korkunç bir şekilde. birinin ödünü koparmak/patlatmak. 2. 1. s. f. müthiş. 1. edat 1. cana yak ın. oynak. önemsiz. i. redingot. çok so ğuk. 3. Her ranking rose uzaktan. kadın elbisesi. 1. f. s. kıvır kıvır (saç). fryer. 1. delişmenlik. kurbağa. saçak. (bir yer)den. kanı sıcak. 2. s. 2. 2. dostluk. 2. şen. soğuk. emeklilik sigortas ı gibi) işçiye ücreti dışında sağlanan herhangi bir şey. kâkül. (sosyal sigorta. bir uçtan bir uca. eğlence. buz gibi. çoğ. günden güne. from the word go from time to time i.. 1. i. soğuk. 3. korkutucu. kurbağa adam. i.o. bir güçlükten diğer bir güçlüğe. tıb. arada s ırada. --king) 1. neşeli. firkateyn. 2. bak. s. f.friend friendly friendship frier frieze frigate fright frighten frighten s. deh şet. bo ş. arkadaşça. 1. 2. ın). f. s. saçma. (bir ba şlangıç noktasın)dan: He´s from Manisa. dili ta ba şından beri. arkada şlık. zaman zaman. i. frijider. den. içten olmayan. rop. ciddi olmayan. hoppa (kadc ızırdamak. korkutmak. perçem. frightening frightful frightfully frigid frigidaire frill fringe fringe benefit fringe benefits frisk frisky fritter fritter frivolity frivolous frizzle frizzly frizzy fro frock frock coat frog frogman frolic frolicsome from from a distance from afar from beginning to end from day to day from end to end from head to foot from mouth to mouth from pillar to post from the first From the sound of it things are pretty bad. ahbaplık. . s. dili çok. ahbap. havailik. O Manisalı. k. 1. 1. baştan sona kadar. He jumped from the branch. püsküllü saçak. z. k ıvırcık. s. i. arkada ş. bak. cana yakın olmayan. i. 1. 2. s. korku. a ğızdan ağıza. f. maaş dışında verilen haklar. k. friz. mim. ciddiyetten yoksun hareket/söz. 2. efriz. parça parça harcamak. sıcakkanlı.. s. i. farbala. dili Anlad ığım kadarıyla durum vahim. (--ked. eğlence. cızırdatarak kızartmak. sıçrayıp oynamak. i. fırfır. away azar azar çarçur etmek. korkunç. kenar. i. out of his/her wits/frighten the wits out of s. i. frog. baştan aşağı. i. f. tepeden tırnağa (kadar). gülüp geçmek.

2. netice. gösteri şsiz. kaşlarını çatmak. cephe. f. soğuktan yanmış (uzuv). meyve vermek. hüsran. verimlilik. tepeden tırnağa. direkt. f. i. k ılıksız kadın. 1. köpükçükler ç ıkmak/akmak. tutumluluk. dondurulmu ş fiyatlar. s. . sinir bozucu.). baştan ayağa. demode giyimli kadın. 1. soğuk (tavır. k ırağılı. dona çekmiş (hava). dondurulmu ş yiyecek. s. tutumlu. 2. s. i. 4. donmu ş. s. ön (belirli2. 2.from top to bottom from top to toe from top to toe from within front front line front page front sight frontage frontal frontal attack frontier frontispiece frost frost line frostbite frostbitten frosted frosted glass frosting frosty froth frothy froufrou frown frown on froze frozen frozen food frozen prices frugal frugality fruit fruiterer fruitful fruitfulness fruition fruitless fruity frump frumpish frumpy frustrate frustrated frustrating frustration fry baştan başa. (sava şta) içinde: They´ll be here cephe. meyve. 1. s.an (göl. 1. i. Bu çok sinir s. ön cephe. köpükçükler. 1. edat 1. i. ba ş sayfa. i.b. i. 2. ket vurmak. kösteklemek. (tüfekte) arpac ık. ön. Bu araba önden çeki şli. baştan aşağı. önden çekişli: This car´s got frontwheel drive. cephe hatt ıyı. soğuktan donmuş. (havaya ait) within 4. üstü köpükçüklerle kapl ı. yeraltı don i. cevap v. cephe taarruzu.´ne ait) k ı. s ınır. taraf. -i uygun görmemek. freeze. s. s. kitabın başındaki resimli/süslü sayfa. kenar. nafile. f. verimli. engellenmiş. 1. frumpy. f. kırağılı. sonuç. soğuktan donma. i. hüsrana uğratmak. ayaz. engellemek. binanın cephesi. gerçekle şme. sade ve ucuz. buzlucam. ket vurulmuş. bak. s. keklerin üzerine konulan şekerli karışım. gazet. f. ümitleri suya dü şmüş. 1. set çekmek. ileri hat.ş. s. 1. cepheye ait. kösteklenme. front-wheel drive oto. 3. arsanın sokağa/denize/göle/nehre bakan tarafı. f. cephe. manav. öndeki. 2. on -e bakmak. 1. fazla na ğmeli (insan sesi). s.. i. hüsran dolu. kösteklenmiş. 3. (evin iç dekorasyonunda) ufak f. deniz v. i. 2. i. içeriden: We´ll take the city from within.. set çekilme. demode giyimli. f. 1. faydas ız. tül veya aksesuarlardan olu şan) aşırı süs. 3. bir i engellenme.. hudut. ön. hüsranı yansıtan. 2. i. hudut bölgesi. kaş çatma. (fırfır. 3. s. 2. istekleriwork is very frustrating.b.. seviyesi. (bir uzuv) so ğuktan yanma. küçük. tepeden tırnağa. 2. meyvemsi. i. i. hışırtı. k ırağı. İng. bak. (keki) şekerli bir karışımla kaplamak. içinden. şekerli bir karışımla kaplı (kek). set çekilmiş. ask. bütünüyle. freeze. Şehri içten fethedece ğiz. ön. don. alna ait. 1. 3. moral bozucu: This gerçekleşmemiş. bir zaman) cephe. i. 1. i. i. s. kırağı düşmek. 2. içten. 2. köpükçük kümesi. s. s. bak. i. (eteklerin ç ıkardığı) hışırtılı ses. öne ait.

yak ıt. rezil. ıt göstergesi. kaçak. up fuck up Fuck you!/Get fucked! Fuck! fucked-up fucker fucking Fucking hell! fuckup fud fuddy-duddy fudge fuel fuel gauge fuel oil fuel pump fuel tank fugitive fugue fulfil fulfill fulfilling fulfillment fulfilment fuliginous full full dress full fare full general full measure full membership full moon full speed full stop full stop f. kafayı yemiş.. i. Bardak doluydu. 3. i. k ıs.. kafayı üşütmüş. müz. tam ölçü. over fuck s. firari. yerine getirmek. yapmak: fulfill an obligation bir görevi yerine getirmek. bayağı problemli/kompleksli. kaçak. İng.. tatmin 2.. işi berbat etmek.. kaba 1. bot.. 1. Vurgulamak için kullan ılır: You´re a fucking idiot! Tam bir dangalaks ın! 2.elbise. kesin bir tav ır sağlamak.. ya ğyakıt. fulfillment. kaçan. foot. The glass was full of water. birine çok a şağılık bir şey/bir kahpelik/bir puştluk yapmak. (--ed/--led. dolunay. 2.. i. 1.. (insan) içindeki you find your work tatmin edecek bir şekilde ediyor mu?getirme. İng. f. kaba 1. kaba tam bir fiyasko. i. tam üyelik. Siktir git! ünlem Allah kahretsin! s. Allah kahretsin! i. İng.. İng. f.o. akaryak up yakıt almak. -den çalıştırmak. 2. s. i. dili a şırı titiz ve örümcek kafalı kimse. yumuşak ve çikolatalı şekerleme. i. full member tam üye. f. ufak bir hile yapmak. nokta. berbat.fry fryer frying pan ft fuchsia fuck fuck fuck about/around fuck all Fuck off! fuck s. 1. k. i. bir şeyin işin içine etmek. f. kahrolası. yerine doİng.. is dolu. s. düzmek. doyurucu: Dopotansiyelini kendinifulfilling? İşin seni tatmin s.edici. küpeçiçe ği. full to overflowing/full to the brim ağzına kadar dolu. i. dopdolu. 1. hiçbir şey. f. koku şmuş. vakit geçirmek/öldürmek. yak ıt deposu. mak. 2. i. 2. is renkli. 1. orgeneral. 2. i. düzüşme. 2.. kaba sikmek. bir şeyin içine sıçmak. bak.memnuniyet. yanmasını almamak. şakalaşmak. yapma. nokta (noktalama işareti). füg. bir şeyi berbat etmek. s.. piliç. a full hour çok resmi toplant ılarda giyilen 2. dili a şırı titiz ve örümcek kafalı kimse. tava. --ing/--ling) 1. . içine etmek. fuel-oil. is renginde. kaba sikişme. Siktir git! birini sikmek/düzmek. (of) (ile) dolu: The glass was full. ufak çapta bir yalan söylemek. s. yozlaşmış. tam: tam bilet. yakmak.. isli. s. k. içindeki potansiyelini iyi kullanmaktan i. fulfill. aşırı titiz ve örümcek kafalı. tavada k ızartmak/kızarmak. kaba herif. Bardak suyla doluydu. biraz uydurmak. yak ıt pompası.t. i. 1. tam sürat. firari. feet. ğan bak.

vazifeden izinle ayr ılma. möbleli. mat. vazife. f. tamamen açm ış. f. gerçek bir. 3.. 2. sinirin geçtiği hilecilik. güldürücü. f. 2. donatmak. lunapark. mefruşat. yer. 1. f^ng´gay)/--es (f^ng´gısız) i. ço ğ. şüpheli. 2. pis kokulu gazlar ı yaymak. şiddetli. fultaym. kalorifer oca ğı. tuhaf. tam gelişmiş. i. yoklamak. pis kokulu gazlar. işler durumda.. saban izi yapmak. 1. memur. möble. 2. eğlence. s.. s. i. çoğ. asıl. i. (oyunda) topu düşürmek. İng. z. tam. kürkçü. tören. temel. uyandıran. i. i. (--ned. i. tamam ıyla. s. 1. buharla dezenfekte etmek. mantar veya mantar türünden bitki. 1. garip. fonksiyon. topu düşürme. 2. öfkeli i. şüphe dirsekte bir şeye çarpınca kolun karıncalanmasına sebep olan anat. işlemek. kırıştırmak. huni. f.. safkan. füniküler. 4. i. 1. fonlar. bot. futbol bek. i. i. küplere binmi ş. 1. gerçek. fon. s. s. (baz ı yumuşak tüylü hayvanlara ait) tüyler: the cat´s fur kedinin tüyleri. izin. olmak. s. iş. 3. s. s. özünde. 2. 2. kürk. 1. yenile ştirmek. i. 1. döşemek. 1. çoğ. s. with ile döşeli. f. kürklü giysi. el yordam ıyla aramak. komik. acayip. 2. (yelken/bayrak) sarmak. i. şlev. (against) (-e) ate ş püskürmek. (bir iş/kimse için) para sağlamak. --ning) k. mantar öldürücü ilaç. tamamen. parlatmak. gözü dönmüş. cenaze mar şı. tam bir. i. 2. mobilyalı. 1. 2. esaslı. çoğ. 1. tamgün. görev. f. tamam ıyla büyümüş.gi (f^n´cay. 1. 3. (demirhanede) ocak. ifonksiyonel. s. f. 3. temel. cenaze törenine yak ışan. çok öfkeli. yetişkin. düzenbazl ık. i. s. sert. kırışık. f. cenaze töreni. fonksiyon. e ğlendirici. f. 1. (gazetede) bant-karikatürlerin bulundu ğu sayfa. (vapurda) baca. f. ehliyetli. . (çaydanl ıkta/borularda oluşan) kireç. görevli. temelde.fullback full-blooded full-blown full-fledged full-grown full-length full-time full-time job fully fulminate fumble fume fumes fumigate fun fun fair function functional functionary functioning fund fundamental fundamentally funeral funeral march funereal fungicide fungus funicular funnel funnies funny funny bone funny business funny paper fur furbish furious furl furlough furnace furnish furnished furnishings furniture furrier furrow i. kasvetli. işlevsel. dili şaka etmek. 2. i. 2. büyük ocak. faal. fun. 1. i. i. s. tam boy (portre). 2. tamgün bir çalışma gerektiren iş. 2. mobilya. saban ın açtığı iz. s. kürk. esas. i. çalışmak. işlev. para. f. çoğ. zevk. i. z. sağlamak. merasim. yalan dolan.

gülüt.b. f. s. 2. eriyip kayna şma. gabardin. susturmak için a ğıza sokulan tıkaç. daha i. fitil. daha öteye. i. s. (hastan ın durumu) iyiye gitmek. büyümek. istikbal.. 2. f. art ış. bundan ba şka. sinsi. --ding) about/around ba şıboş dolaşmak. şenlik. kazanç. bina duvar ının beşikçatı ile birleştiği yerdeki üçgen bölüm. nafile. i. dili budala. cüppe. i. 2. k. (askerler) ilerlemek. 1. s. Gabon. Gaelce. 4. 2. 3. s. gereksiz tela ş/heyecan/öfke. abes. 1. i. dili çene çalma.. çok havlı (kumaş). kâr. sol notası. beşikçatı. susturmak. artma. 1. 2. tüyleri kabar ık. 2. 1. h ızı artmak. (--ded. flu. 1. 1. (çoğ. 1. elek. kıvırcık (saç). i. fiz. Ga. erime. on (takip eden kişi/şey) yaklaşmak. 3. eski. müstakbel. s. ötedeki. gizli. küflenmi ş. İngiliz alfabesinin yedinci harfi. G. (top mermisine ait) tapa. ince tüylerle kaplı. uçak gövdesi. . i. k.) z. tüylü. yaygara. gazap. --ging) 1.. eritme. rağbet kazanmak. çabuk ve anlaşılmaz konuşma. ağzını tıkamak.. 2. f. en ötedeki. İskoçça. (--bed. 3. ufak meseleleri sorun yapmak. şiddet. argo polis. çene çalma. f. gaf. 2. z. 2. uzaktaki. i. --bing) k. en çok. 2. i. İrlandaca.ese) Gabonlu. s. i. hav. küflü. boşuna olma. s. 1. küf kokan. bak. eriyip birbiriyle kayna şmak. -e sahip olmak. i. argo bin dolar. 1. f. 2. s. s. f. f. ufak şeyler yüzünden telaşa düşmek. gelecek. 1. alet. 1. 4. Gabon´a özgü. gauge. i. 2. küçük ayg ıt. (bir şey) boğazını tıkamak. aradaki mesafeyi kapatmak. çabuk ve anla şılamayacak bir şekilde konuşmak. boş. i. 1. i. dili çene çalmak. çok titiz. deli. füzyon. i. i. i. Gabonlu. en uzak. ayva tüyü.). müz. s. neşe. 1. (haberin) yay i. eritmek. i. f. ilerlemesini sa ğlama. k ıvırcık saç. 2. çok tüylü (köpek v. i. demode. i. i. neşelilik. daha uzak. kazanç sağlamak. (--ged. 2. ilave olunan. f. k ılı kırk yaran. hatları belirsiz. i. abes olma. büyük öfke. farther ise mesafe için kullan ılır. i. ince tüyler. 2. s. Gabon. -i elde etmek. i. i. atsineği. gelecek. 1.bon. i. 5. ayrıca. i. ılmasına engel olmak. erimek. 1. g gab gabardine gabble gaberdine gabfest gable gable roof Gabon Gabonese gad gadfly gadget Gaelic gaffe gag gag gag on gaga gage gaiety gain gain an advantage over gain ground gain ground gain momentum s.. sigorta. havlanmak.furry further furtherance furthermore furthermost furthest furtive fury fuse fuse fuselage fusion fuss fussy fusty futile futility future fuze fuzz fuzzy G. 3. şaka. s. (bir başkasından) daha kuvvetli olmak. (Further ço ğunlukla miktar ve derece.

2. sakat (bacak). 2. f. oyun. karşılaşma. f. 3. i. kumar oynamak. efendi. tozluk. İng. f.D. 1. av hayvanlar ı için ayrılmış yer. (of) her çe şit. i. f. i. dörtnala gidi ş. i. faaliyet. galoş. i. (bazı oyunlarda) parti. her tür.said) inkâr etmek. (gain. i. sinir etmek. (--ed/--led. 1. s. i. f. .. f.B.. İng. i... av. kahramanlık. s. Gambiya. i. dörtnala gitmek. i. safra. Gambiya. kumarbaz. s. Gambiyalı. 3. i. f.78 litre. meslek. galvanizlemek. kumar. çok miktarda. avlak bekçisi. şişmanlamak. i. hemen harekete geçirmek. f ırtına. 1. s. i. sinirlendirici. 2.geçilmiyor. kalyon. i. bak.. Gambiyalı. anat. i. 1. galeri. sakat (bacak). i. gökada. Orada böğürtlenden lastik. gezip tozmak. yiğit. i. i. 2. kumarhane. bora. sinir edici. i. 2. k. bol: You can find blackberries galore there. gallon. kumar.. kumar oynama. s. 4. (saat) ileri gitmek. oyun. sıçrayış. 3. sanat galerisi. sinirlendirmek. i. vakit kazanmak. darağacı. safra ta şı. Sen de var mısın? s. gökb. centilmen. i.55 litre. Gambiya´ya özgü. 1. 1. İsteklilik belirtir: We´re going to play football. galaksi. 1. Are you s. i. spor.. game? Biz futbol oynayaca ğız. dili çok riskli i ş. galeri. k. gamma ışınları.gain the upper hand gain time gain weight gain weight/put on weight gainsay gait gaiter gal gal galaxy gale gall gall gallant gallantry gallbladder galleon gallery galley galling gallivant gallon gallop gallows gallstone galore galosh galvanise galvanize Gambia Gambian gamble gamble for high stakes gambler gambling gambling den gambol game game game game preserve gamekeeper gamma gamma rays gammon gammy gamut avantaj (birine) geçmek. --ing/--ling) s ıçrayıp oynamak.2. getr. k ıs. avantaj (birinde) olmak. büyük para için kumar oynamak. i. kuvvetli rüzgâr. kadırga. i. cesur. zıplama. safra kesesi. kaloş. k. 4. balkon.. f. galvanize. dili kad ın. av hayvanı. kilo almak. mad. İng. gemi mutfağı. (domuz budundan yapılmış) jambon. yiğitlik. e ğlence. A. i. İng. 2. yürüyüş. gidiş. dili iş. i. kilo almak. i. galon.

garajda b ırakmak. k ış. i. 2. havagazı/doğalgaz sayacı. 1. gangster. ünlem Destur!/Yol ver! i. gaz saati. i. k. i. f. . (çoğ. i.. lal ta şı. aralık. çöp.. --sing) 1. sarımsak. i. cart. gedik. i. havagazı. pis ve de ğersiz şey. bostan. cırlak. i. gaz maskesi. kangren. bahçe. i. 1. i. f. i. 2. i. lafazan. benzin istasyonu. sürme iskele. f. gargara yapmak.. sarmısak. 3. f. erkek kaz. (birkaç kişi) toplanıp (birine) karşı saldırmaya ırığı gibi. toplamak. dili çene çalmak. s. k. bahç ıvan. f. dili bak ış. çiçeklerle uğraşmak. eksiklik. giysiler. iskele. f. garaj. benzin. 2. tak ım. f. çöp kamyonu.. s. jartiyer. yanlış bir şekilde anlatmak/nakletmek. grena. i. (--sed. ağzı açık bir şekilde hayretle/şaşkınlıkla bakmak. s. bot. i. süprüntü. evde istenilmeyen e şyayı satmak amacıyla garajda/bahçede düzenlenen satılık. s. geveze. i. nohut. elbise. çok büyük. i. gaz sayac ı. cafcaflı. doğalgaz. 1. gardenparti. s. parlak (renk). leylek gibi. i. çelenk. i.D. açılmak.. benzin deposunu doldurmak. iskele tahtas ı. çöp arabas ı. gazla zehirlemek. jail. 1.B. garnizon. i. bak. gardenya. i. giysi. gauntlet. bahçede çal ışmak. A. i. i. 4. f. çiğ. bak. i. 1. İng. boşluk.. bak.. i. tıb. kıyafet. çöp tenekesi.gander gang gang up on gangling gangplank gangrene gangrenous gangster gangway gantlet gaol gaoler gap gape garage garage sale garb garbage garbage can garbage man garbage truck garbanzo garble garden garden party gardener gardenia gargantuan gargle garish garland garlic garment garner garnet garnish garret garrison garrulous garter gas gas mask gas meter gas meter gas station gas station gas up i. kocaman. garnitür. gaz. (birine) kar şı cephe oluşturmak. --es/--ses) 1. çöpçü. i. İng. i. çete. (midede) gaz. tavanaras ı. 2. garnitürle süslemek.. jailer. gargara. ask. 2. 1. tavanarasındaki oda. çenebaz. benzin istasyonu. fasulye s hazırlanmak. f. 2. 2.. güruh. 2. 1. 2. kangrenli..

i. i. kapı. dişli çark. ış.. gazhane. bir yapının üzerindeki teras/pavyon. sıska. i. s. 2. i. giriş. toplamak. konser. gaf yapan. toplantı. 3. i. 2. eşcinsel. sirk v. derin yara. i. 2. i. i. toplanmak. gastrit. 4. gastronomik. -i kesmek. i. parlak ve güzel (renk). 1. vites. seyretmek. bir araya getirmek. i. belveder. 3. d. (irin) hız kazanmak. dişli azaltmak. 3. (atlasta) yer adları dizini. eşcinsel. biçimsiz ve hantal. f. vites kutusu. 2. bön bön bakmak. 2. f. i. devşirmek. 1. dik bak i. 1. çardak. k ıs. i. i. büzmek. 2. 2. f. 1. çiğ renkli. 1. (belirli bir iş için kullanılan) eşya/takım/giysi. aval aval bakmak. ünlem (At/öküz sürerken “Sa ğa git!” veya “İleri git!” anlamında kullanılır. i. şen. resmi gazete. i. çiğ (renk). bön bön bakmak. aval aval bakmak. i. ölçümlemek. ölçme aleti. kanal kapağı. s. benzin. i. tertibat. gazlı bez. aygıt. i. 2. vitesi yükseltmek. f. homoseksüel. s. k ıs. i. düzen. bak. -de derin yara açmak.. 1. nefesi kesilmek. General Agreement on Tariffs and Trade. uygunsuz. gazlı. vites. nefes. 2. (at) gözünü dikip bakmak. kapı dikmesi. 3.gaseous gash gasket gaslight gasoline gasp gastric gastritis gastronome gastronomic gastronomy gasworks gate gatecrasher gatepost gateway gather gather speed gathering GATT gauche gaudy gauge gaunt gauntlet gauntlet gauze gave gavel gawk gawky gawp gay gaze gazebo gazelle gazette gazetteer GB gear gear down gear up gear wheel gearbox gearshift gearshift lever gee s. gastronom. vites kolu. iyi yemek yeme ve yemekten anlama sanat ı. vitesi çark. gişe hâsılatı. midevi. 1. i. güzel manzaral ı kameriye. 1. 1. i. iş eldiveni. gastronomi. soluk solu ğaait. ahu. 1. şanjman. toplamak. s. k. 3. i. tıb. f. anlamak. parlak ve güzel renkli. i. tıb. Great Britain. gaz gibi. s. soluma. ceylan.. s. mideye söylemek. pavyon. kalınlık.) Deh!/Haydi! . canlı. sonuç çıkarmak. homoseksüel. i. 5. give.´nde bilet sat ışındangiren kimse. gazal. (maç. f. çok zayıf ve kuru. solumak. f. 1. i. bacakları uzun. (toplantıda oturumun açıldığını ilan etmek için başkanın masaya vurduğu) tokmak. s. (at) ağzı açık bir şekilde seyretmek. i. dili paras ız/davetiyesiz sağlanan) hâsılat. kapı aralığı. ölçü. f.b. gaz bezi. kapı (kapı aralığını kapayan kanat).y. çap. neşeli. conta. i. 2. kapı sövesi. kolları. aşırı ve zevksiz bir şekilde süslü. münasebetsiz. 4. 2. 3. ray açıklığı.. bir araya gelmek. gaz ışığı. yer adlar ı sözlüğü. nefesi daralmak. ölçmek. şanzıman. soluk solu ğa kalmak. pot k ıran.

cana yak ın. dinamo. pratisyen. çoğ. biyol. rütbesi orgeneralden yüksek bir general. nesil. --es) 1. genelleme içeren söz.. mücevher. -in halindeki. i. bak. jelatin. yetenek. üreme organlarına ait.. İkizler burcu.. iğdiş edilmiş at. general. eli aç ık. pelte. genelleme. çoğ.. genel grev. f. genel seçim. 1. 4. değerli taş.. bak. cinsel organlar. yumuşak (iklim). dilb. ambalaj ında üreticinin adı/markası bulunmayan (gıda maddesi). i. s. i. s. kuşak.. i. 3. soyağacı. dili cinsiyet. genelleme içeren söz. dâhi.e. kuşaklar arasındaki fark. dilb. i. biyol. tıb. i. i. cömertlik. ço ğunluk. gen. genel.. 2. tıb. s. i. 2. i. cevher. genelle ştirmek. genetik. (çoğ. meydana getirmek. f. cömert.. başlangıç. i. 1..swell! goose. 2. s. kuşak farkı. genetik. 1. İng. tıb. üretmek. s. 2. üreme organları.. z. jeneratör. Gayger sayac ı. i. generalization. pratisyen. jandarma. generalize. 2. -e yol açmak. i. i. astrol. kurmay s ınıfı. pratisyen hekim. üretim. jel.. arkadaşça davranan. meydana getirme. gelatin.ses (cen´ısiz) i.. Sen bir i. -in halindeki sözcük. genellik.. 2. özellik. 1. i. Allah Allah! 2. şecere. çoğ. i. Birinin veya bir şeyin beğenildiğini gösterir: Gee you´re bak. güleryüzlü. 1. değerli nesne. cins. f. genelleme. harikas ın! i. . s. ask. genelle ştirme. i. İng. tıb. 1. 2.. s. deha. Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anla şması. istidat. pratisyen hekimlik. ask. i. iğdiş etmek. gen. enemek. i. i.gee geese Geiger Geiger counter geisha gel gelatin gelatine geld gelding gem Gemini gemstone gendarme gender gene genealogy general General Agreement on Tariffs and Trade general election general of the army general practice general practitioner general practitioner general staff general strike generalisation generalise generality generalization generalize generally generate generation generation gap generator generic generosity generous genesis genetic genetics genial genital genitals genitive genius ünlem 1. yontulmam ış değerli taş. f. i. i. pratisyen doktor. iyi huylu.. k. i. bak. i. İng. geyşa. i.. 3. genellikle.. değerli kişi. biyol.

1. 1.. uzambilgisi.ilgili. geometrik. genom. Gürcistan.. i. tohum. dalakotu. jeodezik. i. (to) şesi. geriatri. 1. biyol. i. tohumun özü. i. Musevi olmayan kimse. jeriyatri. Alman. i. (birkaç türden meydana gelen) cins. gerbera. i. antiseptik. hakiki. Almanca. s. uzambilgisel: geometric figure geometrik şekil. 3. ba şlangıç. s. samimi. i. s. mikrop öldürücü. 3. (ibadette) diz çökmek. hafif (rüzgâr/yağmur). soyk ırım. k. i. s. coğrafi. 2. i. 2. 2. bot. sardunya. f. yerme şesi. geometrik. s. 1. geriatrik. içten. jeolojik. bot. i. centiyana. i. k ızamıkçık. 2. biyol. çoş). geometri. yumu şak ve nazik.. geodeziyle ilgili. centilmene yak ışan. i. çoğ. 3. i.. i. i. centiyan. jeoloji. dili erkek. e şçarpanlı: geometric series geometrik seri.sosyal statüsü iyi olanlar. s.. i.e. s. i. bak. efendilik/kibarlık taslayan. tarz. 3.tle.men (cen´tılmîn) i... Hrist. içten gelen. 1. jeriyatrik. tür. i. Almanya. yumuşaklık. gentleman´s/gentlemen´s agreement centilmenlik anla şması. jeolog.ra (cen´ırı) i. geographical. (özellikle ibadet ederken) diz çökme. i. geodezik kubbe. jeopolitik. i. yerme (ile) s. coğrafya. bak. 2. Gürcü. yerbilim. i. nezaket.. gen. bot. 1. centilmence. coğrafya uzmanı. geological. yerbilimsel. 1. i. efendice. jorjet. centilmen. geodezi. i. s. z. nevi. Musevi olmayan. s. . çoğ. yavaşça (yükselen yoku ğ. jenosit.. 2. efendi. i. jeofizik. gerçek.genocide genome genre gent genteel gentian gentile gentle gentleman gentlemanly gentleness gently gentry genuflect genuflection genuine genus geodesic geodesic dome geodesy geographer geographic geographical geography geologic geological geologist geology geometric geometry geophysics geopolitics georgette Georgia Georgian geranium Gerber Gerber daisy geriatric geriatrics germ German German measles germander germane Germany germicide i. s. i.. 2. yumu şak ve nazik bir şekilde. i. mikrop. 1. yerpalamudu. i. 2. jeodezi.. kantaron. coğrafyacı. hafifçe (esen). adam.. Gürcüce. bot. s. yerpalamudu. meyli çok az (yokuş). geodezik. s. kurtluca. s. s. gen.

3. bir yol bulup (birini) atlatmak. get a sniff of get a swelled head get a whipping get a woman into trouble get about get above o. k. jest şayın! (Hapşıran bir kimseye söylenir. of (rakibi) geçmek. 1. got. Zorla elde (birinin) ba şını belaya sokmak.s. şımarmak. dili dalga geçerek birini k ızdırmak. get across get after get ahead get ahead get along in/on in/up in years get along with get along/on get an erection get around get around to get at get away get away with f. dili birinin bamteline dokunup a ğzını açtırmak. edinmek. -e erişmek. 1. güzel davranış. ile anla şmak. get a rise out of s. şekilde) olmak. 4. geçinmek. dili 1. 1.o. türetilen isim. 2. i.) into hot water get a bang on get a bang out of get a fright get a good press get a grasp on o.t. 1. i. ruhb. kendine gelmek. dili ya ile geçinmek. satın almak.ten/got. kastetmek. tasarruf etmek. dilb. 3. i. kendini bir şey sanmak. kendine hâkim olmak. 2. Bunu yanına . yakalamak. dili darbe yemek: She got a bang on her head. k.germinate germination gerrymander gerund gestalt gestation gesticulate gesticulation gesture Gesundheit get get (s. anlatmak. 2. el/kol/ba ş hareketi. dili acele etmek. (haber/söylenti) yayılmak. kötülük etmek. (çok ilginç/güzel/tuhafbo ğazı düğümlenmek. el/kol/ba ş hareketi. 2. -den bir nefes çekmek. (tohumu) çimlendirme. i.s. bir yol bulup ayırıpkurtulmak. acele etmek. dili acele etmek. vakit -den (bir şeyi) yapmak: When will you get around to answering my letter? Ne zaman vakit ayırıp mektubuma cevap yazacaksın? (bir şeyle) 1. 1.o. 3. gebelik. ima etmek. k. jest. I won´t let him get away with this. el/kol/ba ş hareketleri yapmak. k. get a hard-on get a hustle on get a kick out of get a load of get a load of get a lump in one´s throat get a lump in one´s throat get a move on get a move on get a rise out of s. (zaman/yaş) ilerlemek. ele geçirmek: He got it with difficulty. fiilden i. Her penisi 4. -e korkmak. paylamak. (tohumu) çimlendirmek. 2. -den zevk almak. dayak yemek. dili kendini bir şey zannetmek. gitmek: I´m getting along just fine. çok gezmek. demek istemek. -in kuşu kalkmak/uyanmak.. What he said obviously didn´t get across to them. gebelik süresi. mekaçmak. (tohum) çimlenme. basında/medyada iyi bir şekilde yansıtılmak. argo -e göz atmak.o. (seçim bölgesini) bir siyasi partinin ç ıkarlarına uygun düşecek şekilde ayarlamak. 2. f. şgul olmak. şına bayılmak. jestler yapma. başlamak. şlanmak. sertle şmek. almak. 1. seyahat etmek.. dili (yap ılan iş) yanına kâr kalmak: He´s gotten away with it. (maddi aç ıdan) daha iyi bir duruma girmek. jest. kazanmak. gezmek. k. (çok ilginç/güzel/tuhaf birine veya bir şeye) bakmak. k. Yaptığı yanına kâr kaldı. 3. k. 1. 2. f. başı dönmek. zarar vermek. hareket etmek. dili bir kad ını hamile bırakmak. aç ıklamak: He couldn´t get his point across. 2. 3. f. (haber) yay ılmak. (belirli bir 1. ge ştalt. k. başarılı olmak. iş hayatında ilerlemek. 2. (s.bitmek. elde etmek. 2. jest.). 2. (bir hastalıktan sonra yeniden) çıkıp dolaşmak. 1. f. 2. (a part of one´s body) k. yürümek. (got. Ne demek istediğini anlatamadı. bo ğazı düğümlenmek.) k. dili çok duygulanmak. ayr ılıp gitmek. 1. Badili -ebir darbe yedi. jestler yapmak. gitmek. -e ula şmak. i. ünlem Çok yayapmak. çabuk olmak. çıkışmak. el/kol/baş hareketi yapmak. --ting) 1. 1. para biriktirmek. idare etmek. k. (üzüntüden) -in bir şeyi) dinlemek. ç ıkmak. (tohum) çimlenmek. -in penisi beton olmak/dikelmek. 4. k.

k. k. k. dili -e engel olmak. k. hayatın ne gevşemek. gününü görmek: We´re going to get it now! Şimdi çattık belaya!bir darbe yemek. belaya çatmak. eli ayağı dolaşmak.. k. kibirli davranmaktan vazgeçmek. paçayı kurtarmak. dili (gayretle) ba kadar yapmak: I can get by this year with these ak şam olmak. fırçayı yemek. dili -e torpille girmek. dili 1.. sıkıya gelmek. iyileşmek. birini rahats ız etmek. eteği ayağına dolaşmak. k. kızmak. (bir yerde) saplan ıp kalmak. He got no credit for what he had done. k. 2. 2. birinden bir şeyin öcünü almak. ısınmak. dili (bir işe) bakmak/başlamak. -in i şlerini aksatmak. Onun o i şteki rolü hiç dikkate alınmadı. dili birine bir şeyi ödetmek. kendini zor bir duruma sokmak. ile geçirmek. dili işlere alışmak. 2. dili meselenin esaslar ını ele almak. dili -e musallat olmak. dili zılgıt yemek. couthed up get o. 1. 3. 1.s. get it together get loose get lost get no credit for get o. (birini) cezadan kurtarmak: How can we get him off? Onu cezadan nas ıl kurtarabiliriz? 4. öfkelenmek. 2. ne yapmak istedi ğine karar verip ona göre yaşamak. dili kibiri b ırakmak. k. dili -den öç almak. dili 1. başlatmak. zor duruma dü şmek. yolunu kaybetmek. get behind in get better get bogged down in get by get cracking get dark get down off one´s high horse get down to get down to brass tacks get down to brass tacks get down to brass tacks/get down to business get down to work get even with get even with get going get hold of get hot get in get in a state get in a stew get in a tizzy get in good with get in on the ground floor get in one´s hair get in one´s two cents worth get in one´s way get in s. k. asıl meseleye gelmek. k. . geçmek. k.get away with murder get back at s. dili süslenip püslenmek.. put in one´s two cents worth. bak. dili as ıl işe gelmek/bakmak. dili bir kötülü ğün cezasını çekmemek. Ateşten yatağa düşmüş. –– with a fever He is down with a fever. asıl işi ele almak. (gayretle) ba şlamak. dili çok endişeli/heyecanlı/sinirli bir hale girmek. (bir işin) gerisinde kalmak: He´s gotten behind in his payments. dili bir işe başlangıçta katılmak.s. inmek. k. 2. ciddi olarak işe koyulmak. dili 1. k. k. -i eline geçirmek. a ğır -i kafas ına koymak. k. 3. dili (birinin) gözüne girmek. kaçmak. k. ba şından ayrılmayarak -i rahatsız etmek. 1. olduğunu kavramak. k. ile atlatmak. 2. k. (bir şeyi) durumu kurtaracak şlamak. k. with -in arkadaşlığını kazanmak. k. yaramazlık etmek. k. k. gereksiz yere tela şlanmak/heyecanlanmak. ile idare etmek. They´ve gotten behind in their work. ba şı belaya girmek. hava kararmak. for s. dili bir işin havasına girmek. (arabaya) binmek. İng. dili (birinin) arkada şlığını kazanmak.o. 2. (bir işte) gecikmek. 1. dili tela şa/endişeye düşmek. 2.´s hair get in through/by the back door get in with get into a predicament get into a scrape get into mischief get into one´s stride/hit one´s stride get into the swing of things get into trouble get it get it in the neck get it into one´s head that .t. -den intikam almak. k. from (i şten) izin almak. 1.o. dili. k. (bir yere) girmek/gelmek/gitmek. dili as ıl konuya geçmek. k. dili 1. (birinin) gözüne girmek. in a fix get off k. kızdırmak: Don´t get him going! Onu ba şlatma! (birini) bulmak. Ödemelerinde gecikti. 2. 1. alabandayı yemek.

off the hook get s. geçinmek: They get on well.t. denemek.o. (taşıta) binmek. birini devred ışı etmek. idare edilememek. dili 1. dili birini (zor bir durumdan) kurtarmak. wrong k.o. dili dikkat etmek. k. 1. birini azarlamaktan/eleştirmekten get off s. İng. k. dikkatli olmak. (bir işi) ele almak. uyan ık olmak. -i yok etmek. dili birini kö şeye sıkıştırmak. 2. 1. k. 2. get one´s second wind get one´s back up get one´s ducks in a row get one´s feet wet get one´s goat get one´s hands on get one´s knickers in a twist get one´s knickers in a twist get one´s money´s worth get one´s number get one´s way get one´s wind up get one´s wits about one get onto get oriented get out get out of a scrape get out of debt get out of hand Get out! get over get ready for get rid of get rid of get s. dokunmak.o. beladan kurtulmak.o. dili ba şlangıçta birini kızdırmak. korkuya kap ılmak. 2. (koşucu v. -i eline geçirmek. dili birinin moralini bozmak. 3. çıkarmak. Birbiriyle iyi geçiniyorlar. -i yakalamak. 1. Hep onun istediği olur. into trouble get s. korkmak. (bir işle) meşgul olmak. dili birini rahat b ırakmak. -e sahip olmak. (bir i ş) başlamak. couthed up get s. dili birinin ne menem biri oldu ğunu anlamak. yayımlamak. dili eski formunu k. dili birini get off s. dili sinirlendirmek. of them? kald ırmak. k. k. (bir konudan) bahsetmeye ba şlamak. k ızdırmak. ( şaşırtıcı bir olaya) için/-e hazırlanmak. O dükkânda ödedi ğin paranın karşılığında iyi mal k. dili toparlan ıp yeniden gayrete k.o. dili endişeye/telaşa kapılmak. birinin ba şını belaya sokmak. (bir konuya) girmek.o. dili ba şlamak. kazanmak. dili birini istediği gibi idare etmek/kullanmak. (uçak) havalanmak. k. k. k. dili heyecanlanmak. (biriyle) temasa bir yere/çevreye alışmak/intibak etmek.´s tail 1. dili birini süsleyip püslemek. under one´s thumb get s. sinirlenmek. 4. k.. 2. k..o. k. k. aklını başına toplamak. -i ba şından savmak/atmak. ./s.k. birinin gözüne girmek. dili 1. üstünden geçmek. k. dili ba şarılı bir şekilde başlamak.o. (bir hastal ık) geçmek: Have you gotten over your cold? Nezlen geçti mi? 3. 2.o. bertaraf savdın? k. get off on the wrong foot with s.) (ilk kez yorulup soluğu kesildikten sonra) soluklanıp tekrar öfkelenmek. down get s. birini kenara çekmek.o./s.o. borçtan kurtulmak.o. etkisiz hale getirmek. birinin sinirine -i sinir etmek. 2. get off the ground get off easy get off the ground get on get on one´s nerves get on one´s nerves get on s.rahat b ırakmak. azarlamak. out of the way get s. ç ıkmak. birini/bir şeyi yanlış anlamak.´s back vazgeçmek. over a barrel get s.t. (for) birini/bir şeyi hazırlamak. 2. dili hazırlıklarını yapmak. 2. dili 1. (bir işe) bakmak. İng. ucuz kurtulmak. 1. k. Defol! 1. k. (bir üzüntüyü) unutmak. dili birçok kişinin yaptığı bir şeye katılmak. dili ödenen paran ın karşılığında iyi mal almak: You get your money´s worth in that store.o. k. istediğini yaptırmak: She always gets her way.o. 3. -i defetmek/kovmak: How did you get rid-i ortadan Onlar ı nasıl-ibaşından etmek. 1. yakayı kurtarmak. k. k. çığırından çıkmak.´s good side get on the ball get on the bandwagon Get on the stick! get on the wrong side of s. Çabuk ol! k. -den kurtulmak. dili hafif bir cezayla veya cezas ız olarak kurtulmak.b. dili birini k ızdırmak. 2. in shape get s. Dikkat et!/Akl ını başına topla!/Kendine gel!/Uyan! 2.

Bana so ğuk davrandı. dili so ğuk bir davranışla karşılaşmak: I got the cold shoulder. get the message/get the picture get the nod get the push get the red carpet treatment get the runaround get the sack get the sack get the shaft get the shakes k. hazırlanmak.o. You´ve got itthis straight now? Şimdi bunu 1. k. k. -in s ırtını yere getirmek.´s goat get s. Yirmi dört saat içinde vücudun bu zehri atar. sepetlenmek. galip gelmek.get s. dili sepetlenmek/işten atılmak. 2. İng. k. dili birinden önce davranarak avantajl ı duruma girmek. -i alt etmek. çakmak. k.t. bir şeyi bitirmek. Onun hakk ında elimizde kuvvetli deliller var. 1. titreme nöbetine tutulmak. bir şeyi ezberlemek. k. out of the way get s. sepetlenmek. dili derdini dökmek. -in esasını kavramak. straight get s. k. üstün olmak. k. off one´s chest get s.t. (biralmak: Why can´t you get this through your bir şeyi anlamak/kafası yeri) bir düzene/düzenli bir hale sokmak. Bunu onun kafas ına sokamıyor. -in havas ına girmek. . 2. 2.t. dili işten atılmak. k. korku duymak. seçilmek.t. by heart get s. 1. argo (birinin) can ı yanmak.. içini dökmek/bo şaltmak. işleri başlatmak. argo anlamak. -i kavramak. dili -den kurtulmak. yılan sokmak. -den kazançlı çıkmak.t. through s.t. bir şeyi kenara çekmek. k.´s head get set get shot of get showered on get shut of get snakebit get steamed up about get the ax get the ball rolling get the best of get the better of get the better of/get the best of get the blues get the boot get the brush off get the cart before the horse get the cold shoulder get the cold shoulder get the feel of get the feel of get the goods on s. k. -i alt etmek. through one´s head get s.o. bir şeyi tam istenilen şekilde yapmak: I can´t get this right.o. over with get s. soğuk bir karşılık almak. -i yenmek. dili bir got the brush off from k. out of one´s system get s. (birinin) vücudu bir şeyi atmak: You´ll get this poison out of your system in twenty-four hours.t. soğuk bir karşılık k. get s. get the hang of get the hang of get the jitters get the jump on get the jump on s. dili efkârlanmak. bir ıyor? this through her head.t. k. so şı soğuktu. dili -den kurtulmak.o. bir şeyi doğru anlamak: Have you got right this time! Bu kez doğru anladın mı? 2. k. dili titremeye ba şlamak. dili bir şeyi birine anlatabilmek.t. so ğuk bir davranışla/sözle kovulmak. k. off one´s chest get s. argo sepetlenmek. izin almak. dili -den önce davranmak. bir şeyi bitirmek. -in usulünü ö ğrenmek. k. k. sinirli olmak. across to s. dili (from) görmek: Iişi tersinden yapmak. Bana karğuk bir şekilde karşılanmak. -e alışmak. k. bir şeyi yapıp bitirmek. over get s. -i yenmek. -e alışmak. Bunu tam istediğim gibi yapamıyorum. dili birini sinir etmek/k ızdırmak. işten çıkarılmak. dili ya ğmura yakalanmak. dili (bir şeye) kızmak.t. dili şatafatlı bir şekilde karşılanıp ağırlanmak.o. dili biri hakk ında elinde kuvvetli deliller olmak: We´ve got the goods on him. k. k. -i anlamak. sinirlenmek. argo 1. head? Kafan niçin bunu alm şeyi birinin kafasına sokmak: He can´t get bir şeyi birine anlatmak. argo kaçamak cevap almak. kap ı dışarı edilmek. her. right get s. bir şeyi bitirmek. dili ba şlamak. 1. dili içini dökmek.t. kıçına tekmeyi yemek. dili işten/okuldan atılmak.t. sepetlenmek. k. dili işten kovulmak.

/s.o. k. hak ettiği cezayı yemek. (on) (üzerinde) anla şmaya varmak. -e ula şmak: Owing to the snow no buses have gotten through today. 1. get/win the nomination i. (meselenin) özünü ö ğrenmek: How can we get to the bottom of this? Bu meselenin özünü nas ıl öğrenebiliriz? kökenine inmek. get the worst of get the short end of the stick get through get through to get to get to know get to the bottom of get to the bottom of get to the finals/make it to the finals get to the heart of get to the point get to work get together get under one´s skin get under s. aya ğa kalkmak. kararsızlığa kapılmak. (bir durumun) ne olduğunu daha kötü olmak. -i sinir etmek. Gana. işleri başlatmak. adaylık seçimlerini kazanmak. 2.o. -in kokusunu duymak. Ganalı. 2. 3. (birini) nutuk çekmeye ba şlamak. k. öne geçmek. 1. üstün ç ıkmak. -i duymak. -i k ızdırmak. (to) k. En dili ba şlamak.o. İng. 1. i. dili ters taraf ından kalkmak. (bir şey yapmak için) cesaretini toplamak. k. k ıyafet. k. kafas ına girmek: I think it´s finally gotten throughbirlikte kullanılır.). k. k. 3. (to) -e varmak. k. 2. dili (belirli bir k ıyafete) sokmak: k. kaynaç. Nihayet anladı They got to talking. get the upper hand dizginleri ele geçirmek. 2. Ganalı. dili birinin sinirine dokunmak. bir araya gelmek. (çoğ. Gana. s. müstahakk ını bulmak. yataktan kalkmak. ğini yaptırmak. get the show on the road galip gelmek.): 1. 2. -i duymak. 4.k. gazi. (havagazıyla/doğalgazla çalışan) şofben. (birinin) ne yaptığını çakmak.´s number 1. mutabık kalmak. --s/--es) getto. Gana´ya özgü. işe başlamak: Get to work! Haydi. (birdili uyanmak. -e bir şey anlatmak: I can´t get through to her. cezasını bulmak. sadede gelmek. i. 2. get the upper hand 1. gerekmek. Bugün kar yüzünden buraya hiçbir Ona bir varamad ı. i. kendine gelmek (Mecazen söylenir. -den kazançlı çıkmamak. i.t. out of one´s mind birini/bir şeyi aklından çıkarmak/unutmak. k. kötü pay bana dü ştü. s ırtı yere getirilmek. dili payına pek az bir şey düşmek. dili berbat. toplamak. hortlak. She got herself up as a mouse. .´s skin get up get up on one´s soapbox get up on the wrong side of the bed get up the nerve to get what´s coming to one get what´s coming to one get wind of get wind of get wise get wise to get with it get worse get/catch a whiff of get/go to sleep get/have cold feet get/have one´s way get/have s. iş başına! 1. s. bulu şmak. hazırlamak. kendi istedi birinin ne mal oldu ğunu öğrenmek/anlamak. gayzer. dili (birinin) ne yapt ığının farkına varmak. dili en az be ğenilen şey birine düşmek: I got the short end of the stick. -in esas anlam ını kavramak. -e varmak/gelmek. düzenlemek. (bir şeyin) asıl sebebini bulmak. kılık. -i ö ğrenmek. alt edilmek. durumun) ne oldu ğunun farkına varmak. 2. Konu şmaya başladılar. 3. dili -den haber almak. beti benzi atm ış. dili tereddüde dü şmek. otobüs şey anlatamam. 2. getup geyser Ghana Ghanaian ghastly ghazi gherkin ghetto ghost i. çok kötü. 2. 1. (işin) finale kalmak -in özüne inmek. 3. biriktirmek. i. dili (-in) fark ına varmak. şüpheler duymaya başlamak. lazım olmak. kornişon. get/put s. -den haberdar olmak. dili ba şlamak (Mastarla to him. i. 1. get the short end of the stick/of it k. uyumak. hayalet. layığını bulmak: She got what was coming to her! Müstahaktır! k. korkunç. şart -i tanımak. yenilmek.

k ıs. (--ed/girt) 1. havailik. baş döndürücü (yükseklik veya dönme hareketi). kendini -e iyice hazırlamak. 2. -i tak ınmak. for gird o. terkedilmiş yerleşim yeri. f. (--ned. pekmezli kek. f. jigolo. (kümes hayvanlarından elde edilen) sakatat. Amerikan erlerine özgü. arma ğan. dev. . 1. i. i. i.. zencefilli. 2. i. konuşmaya benzeyen anlamsız sesler çıkarmak. (on) (kılıç v. f. baş dönmesi. havai. i. birine (bir şeyi) vermek/bahşetmek. i. f. 1. yetenekli.. konuşmaya benzeyen anlamsız sesler. 2. 2. 1. yald ızlı. 2. (zor bir işe) hazırlanmak. 2. istidat.s. f. zencefilli gazoz. i. i. --ning) (pamuğu) çırçırdan geçirmek. -i kuşanmak. cin (içki). General Headquarters 1. ginseng.. i. 2. zencefil. ask. s. 1. Cebelitar ıklı. terelelli. bak. Gypsy. i. i. ginko. i.. dokunaklı/incitici söz söylemek. i. paçaları sıvamak. büyük bir dikkatle. kemer. i. hoppa. f. -i takmak.s. i. 2. (--ed/gilt) yald ızlamak. putrel.ghost town ghostwriter ghoul GHQ GI giant giaour gibber gibberish gibbet gibe giblets Gibraltar Gibraltarian giddiness giddy gift gifted gigantic giggle gigolo gild gild gilding gill gilt gimmick gin gin ginger ginger ale gingerbread gingerly gingham ginkgo ginseng Gipsy gipsy giraffe gird gird o. 1. dev gibi. dokunaklı/incitici söz. i. k. i. çoğ. zencefilli. k ızıl (saç). s. gild. bak. ku şatmak. zürafa. i. with girder girdle ölü kent.. kocaman. pekmezli kurabiye.´ni) kuşanmak. s. gypsy. Cebelitarık. Cebelitar ık. kocaman. ku şak. çizgili/damalı pamuklu kumaş. çevrelemek. yetenek. i. i. gulyabani. i. 1. k ıkırdamak. potrel. yaldız. kıkırdama. s. s. with gird one´s loins gird one´s loins gird s. solungaç. s. merkez. hoppalık. i. alay etmek. i. terelellilik. k ızsaçı. hediye. i. kolları sıvamak. i.b. kıkır kıkır gülmek. i. s. s. i. guild. Cebelitarıklı. başkumandanlık karargâhı. bir diğerinin hesabına ve onun ismi altında kitap yazan kimse. alet. korse. numara. i. i. trük. f. dili Amerikan askeri/eri. dev gibi.. çırçır (makine). Cebelitarık´a özgü. istidatlı. 2. i.o. i. idare merkezi. bak. i. bak. gâvur. Allah vergisi. yaldız. z. 1. darağacı.

-e sebebiyet vermek. önemli haberleri özet halinde vermek. 1. i. -in dizginini salıvermek. doğurmak. 1. Bitkiler havaya oksijen verir. k ız. 1. incitmek. -e yol açmak. -e öncelik tan ımak. ç ıkarmak: Plants give off oxygen. Onu şoke etti. hediye etmek: She gave her dog away. Kendine dü şen işi iyi yapmak anlamına gelir: He gave a good account of himself on the battlefield today. geri ğini birine hediye etti.b. k ız arkadaş. bir piyes oynamak. 2. A ğacın çevresi doksan santimetreydi. . (gave. -e gıcık vermek. 3.s. teslim olmak. 1. kızlara özgü. s. 2. gücendirmek. (koku. esas anlam. sinirlendirmek. f. esneklik. -e şlamak. 2. k ız izci. elinden geleni yapmak.b. i. -i dinlemek.girl girl friend girl guide girl scout girl scout girlhood girlish girth gismo gist give give give a good account of o. dili kız arkadaş. (çocuk/yavru) do ğurmak. bel. kovalamaya ba inanmak. -i doğurmak. airs give off give offense give offense give one a black eye give one a tickle in one´s throat give out give preference to give priority to give rein to give rise to i. airs give o. Ona sevgilerimi söyle! Ona benden selam söyle. 2. kızlık. ba şlıca fikirler.´ni) artırmak. hediye olarak vermek. bildirmek. çok yorulmak. give an edge to give away give back give back give birth to give birth to give chase give credence to give ear to Give her my love! Give her my regards.´ni) yaymak. k ızlık çağı. 2. k. k. ana fikir. 1. k ız izci. 1. öfke v. kız izci. (iştahı) açmak. kendisi hakk ında hesap vermek. (av köpe ği) avın kokusunu alıp peşine düşmek. gücendirmek. -i gıcıklamak. bak. ele vermek.. -i tercih etmek. çevre ölçüsü. 1. Bugün iyi sava ştı. meydana getirmek.en) 1. (keyif. dili s ıvışarak birinin elinden kurtulmak. çalım satmak. Varlığı ona mutluluk veriyor. -i gücendirmek. (semere ait) kolan. give in give in to temptation/yield to temptation give it one´s best shot give no leg to stand on give notice give o. bel ölçüsü. i. kabul etmek. 2. gizmo. i. dar ıltmak. buhar v. giv. It gave him a shock. i. iade etmek. k ız gibi. give a play give a roundup of the news give a slip give a wide berth to give affront to give an account of o. çevre: The tree´s girth was ninety centimeters. geri vermek. -i başıboş bırakmak. şeytana uymak. -i bilemek. bitmek. 2. tutunacak bir dal b ırakmamak.s. razı olmak.s. -e kulak vermek.s. burnu havada olmak. -den kaç ınmaya dikkat etmek. in order of priorities önem sırasına göre. Köpevermek. 2. -i k ızdırmak. bir gözünü patlatmak. sebep olmak: Her presence gives him pleasure. İng. vermek.

2. birini alkışlamak. k. birinin penisini a ğızla uyarmak. k.o.o. birine verip veriştirmek. custody of give s. a piece of one´s mind give s. a blowjob give s. dili 1. k. pol.o. birini (at/bisiklet/araba ile) götürmek: Will you give me a ride to Bursa? Beni Bursa´ya etmek. a hand give s. birinin hayata atılmasını sağlamak..o. birini korkutmak. birini kap ı dışarı etmek. argo birini sepetlemek. rope give s. asylum give s.o. one´s word give s. a round of applause give s.o. pause give s. birine bir f ırsat vermek/bir şans tanımak. birine verip veriştirmek. pleasure give s. a free hand give s. dili birine rü şvet vermek. (birinin) arabas ının motorunu çalıştırmak.o. birini pişman ettirmek. birini yıkamak.o.o.o. a cold welcome give s.o. k. dili İşleri birine telefon kadar birini alk ışlamak. birini arabas ına almak.o. dili birine kazanma imkân ı tanımak. a ride give s. birine s ığınma hakkı tanımak. birini işten çıkarmak. birine çullanmak. 2. a lift give s. a warm welcome give s.o. birinin k ıçına şaplak atmak. saksofon çalmak.o. dili birinin kötü/olumsuz bir şey yapmadığını farzetmek. a start in life give s.o. the benefit of the doubt give s. birinin düşünmesine yol açmak. 1. a scare give s.o.o. shelter give s. dili birine yumruk indirmek. his due give s.götürür müsünüz? He is riding high. no quarter give s. birine hastalığını bulaştırmak/geçirmek: Don´t give me your cold! Nezleni bana bula ştırma! birine söz vermek.o. (bir şeyden dolayı) birini takdir etmek. dili birine a ğzına geleni söylemek.o. dili birini yaka paça çıkarmak. -in hakk ını vermek. birini soğuk karşılamak. a fair shake give s.o. k. credit for give s. İng. 2.o. birini serbest b ırakmak. birine aman vermemek. birine adamakıllı bir zılgıt vermek. a start give s. -i meydana getirmek. birinin kıçına tekmeyi atmak.o. the bum´s rush give s. k. birine haks ızlık etmemek. (alay/tenkit etmek için) biriyle u ğraşmak. the bum´s rush -e yol açmak.give rise to give s. a swelled head give s. k. one´s illness give s.o. the boot give s.o. a tickle give s. birini irkiltmek. a break give s. k. birini çok u ğraştırmak. a spanking give s. birine zevk/haz/keyif vermek. birini gıdıklamak.o. birini âdeta kapı dışarı etmek.o. a blessing out give s. a raw deal give s.o.o.o. birini düşündürmek.o. dili birini fena halde ha şlamak. birini korkutmak.o. birini nezaket ve içtenlikle kar şılamak.o. a belt on give s. a sporting chance give s.o. the bird give s. a bath give s. birinin ağzının payını vermek.o. birini kendi haline bırakmak.o.o.o. dili birinin ba şını döndürmek. credit for give s.o. a piece of one´s mind give s. birine yard ım etmek. a fright give s. birine haks ızlık etmek. 1. 2.o.o. k.o. k. 1. birini şımartmak. birinin saç ını şampuanla yıkamak. birine adaletli/dürüst bir şekilde davranmak. dili birine sapartayı çekmek/vermek. dili el işaretiyle birine ´´Siktir!´´ demek. hell give s. dili birini yaka paça etmek/götürmek.o. . birini korumak. a ring give s. a shampoo give s.o. money under the table give s. -e neden olmak. k. a hard time give s. k. birine geniş yetki vermek.o. k.o. birine (birinin) vesayetini vermek. supet/süpet yapmak.o.

t. bir şeyi karıştırmak: Give that stew a stir! O güveci bir karıştır! bir şeyi çalkalayarak döndürmek.o. the slip give s. -i teselli etmek. the once-over give short notice give solace to give thanks give the alarm give the land a wide berth give the lie to give the start signal give umbrage to give up give up the ghost give up the ghost give up thought of give vent to give voice to give witness çok cömert olmak.o. the glad eye give s. birini ha şlamak. -e teselli vermek. the once-over give s. karadan çok uzakta bulunmak.o. the push give s. birinin tüylerini ürpertmek. give s. the shaft give s. a whirl give s. -i göstermek.o. birini tepeden tırnağa süzmek. argo birini çok sinirlendirmek.o. the cold shoulder give s. -i anlatmak. (makine/motor) bozulmak. give s. tehlike işareti vermek. k.t.t. a press give s.t.o.o.o. dili birine so ğuk davranmak. birine pas vermek. what for give s. the creeps give s. 2. bir şeyi ön plana çıkarmak. dili s ıvışarak birinden kaçmak/kurtulmak. the shirt off one´s back give s. birinin tepesini att ırmak. 1. vazgeçmek. the willies give s.o.t. prominence give s. dili birine misilleme yapmak. the pip k. 1. dili bir şeyi denemek: Give it a whirl! Onu bir dene! bir şey üzerinde düşünmek.o. pes etmek. 2. son nefesini vermek.t. birine bir şeyi ima etmek. k.t. son nefesini vermek. (makine/motor) bozulmak. birinin canını sıkmak. k. give s. birinin tüylerini ürpertmek/diken diken etmek. -i ifade etmek. k.o. to understand s. the shivers give s. -i gücendirmek. sahte bir s ıcaklıkla el sıkmak/selam vermek.o. bear witness.o. 2. dili birini işten atmak. -i belli etmek. bir şeyi yalapşap/yalap şalap yapmak. İng. the come-on give s. birine zılgıt vermek. birine ayn ı biçimde karşılık vermek. ölmek. birini/bir şeyi denemek. a swirl give s.t. the benefit of the doubt give s. a lick and a promise give s. bir şeyi gözden geçirmek.o. 2. birine davetkâr bir bak ış yöneltmek. dili birini şatafatlı bir şekilde karşılayıp ağırlamak. k. tit for tat give s. -i dile getirmek.t.o.o. birine so ğuk davranmak.o. etrafı şöyle bir düzeltmek. spor start vermek. some thought give s.. 2. İng. birinin tüylerini diken diken etmek. 2. birinin tüylerini ürpertmek. 1.o.o. -in yalan/yanlış olduğunu göstermek. . birini sıkı bir sorguya çekmek. the jumps give s. k. ölmek. birinin sinirine dokunmak.t. the red carpet treatment k.t. bir şeyi iyice düşünmek. the glad hand give s. (bir işin yapılması için) çok az zaman vermek. birini konu şturmak için işkence yapmak. a trial give s. the third degree give s. dili bir şeyin kötü/olumsuz bir sonuç vermediğini farzetmek.o.o.o. şükretmek. k. 1. a stir give s./s. dili 1. 1. bak. the cold shoulder give s.give s. one´s consideration give s. birine dayak atmak. give s. 1. the sack argo birinin can ını yakmak. bir şeyi çabucak/şöyle bir ütülemek. dili birini sepetlemek/i şten atmak. -e pas vermek. -i aklından çıkarmak.t. 2. birini sepetlemek.

. i. bardağı. i. gudde. gladyatör. k. f. glamorous. s. kuzgunkılıcı. İng. 1. sevindirmek. aygıt. cam fabrikas ı. 1. give. f. at -e göz atmak. I´m glad to meet you.. buz gibi. bak. 2. şaka mide. İng. orman içindeki aç ık alan. glamorize. ters s. f. 3. romantik bir i. f. i. i. gladiolus. veri. bardak: a glass of water bir bardak su. 1. bayramlıklar. bak.give/lend s. z. İng. çok parlak. at -e ters ters bakmak. i. s.b. f. -i sıyırıp geçmek. a helping hand give/make a speech give-and-take given given name gizmo gizzard glacial glacier glad glad glad rags glad rags glad to meet you gladden glade glad-hand gladiator gladiolus gladly gladness glamor glamorise glamorize glamorous glamour glamourise glamourize glamourous glance glance off gland glare glaring glass glass glass cutter glass in glass wool glassblower glasses glasses frames glassful glasshouse glassware glassworks glassy birine yard ım elini uzatmak. katı.. i. s. beze. cam gibi. i. elmas. cam takmak. bak. 1.o.. s. bak. f. i. Tan ıştığımıza memnun oldum.. -i camla kapatmak. alet. cam fabrikas ı. bak. (--der. memnun: He was glad to see us. romantik bir çekicilik. karşılıklı fedakârlık. muayyen. i. 2. bardak dolusu. bak. i. glad giysiler. i. çekiciliği olan. çok so ğuk. i. romantik ve çekici bir hava vermek... dili. glayöl.. f. göl v. küçük isim.. üfleyerek cam ve şişe yapan kimse. İng. durgun ve par ıldayan (deniz. i. f. sahte bir s ıcaklıkla el sıkmak/selam vermek. 2. s. memnuniyet. glamorize. bez. dili süslü giysiler. 2. 1. Onu memnuniyetle yapar ım. 2.. s.o. I´ll be en iyito do it. cam yünü. --dest) mutlu. dili kar şılıklı özveri. glamorize. elmastıraş. ta şlık. i. 1. k. 1. 2. biyol. buzul. i. a water glass su i. bak. romantik ve çekici bir şekilde tarif etmek. belirli. i. bak ış. 2. i. buzullara ait: glacial lake buzul gölü. göz kama ştıracak bir şekilde parlamak. f. sera. Bizi gördü ğüne sevindi. İng. .. camlamak. glad. gözlük çerçevesi. bot. i. 1. gözlük. bakan. glamor. f.li (glädiyo´lay) i. memnuniyetle. göz kama ştırıcı. 2. 4.. zücaciye. k. i. çoğ.... 1. çoğ.. bir konu şma yapmak. anat. ters cam. İng. göz kamaştırıcı parıltı. ters bakış.i.).çiğ (renk). 3. donuk (bakış). 2. çok göze çarpan.

Kedinin gözleri karanl ters bak ış. hüzün. pırıldamak. somurtuk. f. yeryuvarı. sık sık simgeleyen model. ı muza boğdu. i. in 1. f. ateşböceği. 2. kor gibi parlamak: The cat´s eyes glowed in the dark. kolaya kaçan ve içtenliksiz (cevap/söz). karasu. koro. Piyasa şalgama botıka basa yemek: They glutted themselves on pears. i. anlık bakış. i. 2. 4. kısa bakış. 1. zamk.şti. s. (pencereye) cam takmak. (--ber. f. miktarda mala) boğmak: He glutted the market with piyasayı (aşırı bananas. 1. hasattan sonra ekin toplamak. pırıldamak. 2. 2. 2. 1. yorum. i. yüceltme. 3. kitab ın sonundaki sözlük bölümü. (bakış) donuklaşmak. --best) 1. yuvar. parıldamak. açıklayıcı yanlışı. obur. f. i. f. f. hamdederek (Allah ı) yüceltme. yerküreyidünyayı dolaşan kimse. loş.s. azar azar (bilgi) toplamak. yüceltmek. aşırı miktar: There´s a glut of turnips on the market. 2. as ık suratlı. 1. parlak. torpido gözü. i. 2. i. over (bir yazı eklemek. i. f. i. topak. 1. neşe dolu. with/on glut the market with glutinous glutton i. (--mer. glikoz. ters ters bakmak. damla. pırıltı. s. i. yüceltilmeye değer. tutkala benzer. yerküre. hafif pırıltı. (seramikte) sır. camc ı. i.. çok şerefli. f. parlaklık. i. i. pırıltı. (yüzü/yanakları) i. --mest) 1. f. loşluk. 2. global. s. 2. parıldamak. hamdederek (Allah ı) yüceltmek. parıldamak. süzülerek gitme. i. -e çok sevinmek. 2. yeryuvarla ğı. glokom. parlamak. aç ıklama. f. muhteşem. i. hasattan sonra (tarladaki) ekinleri toplamak. karanlık. i. i. i.glaucoma glaze glazier gleam glean glee glee club gleeful glen glib glide glider gliding glimmer glimpse glint glisten glitter gloat glob global globe globe-trotter gloom gloomy glorification glorify glorious glory gloss gloss glossary glossy glove glove compartment glow glower glowworm gloxinia glucose glue glum glut glut o. şan ve şeref. i. . hafifçe p ırıldamak. küre. eldiven. 2. küçük vadi. --ting) basa yediler. (kor) parlamak. süzülme. f. 1. Piyasay yap ış yapış. pırıltı. 1. i. 3. harikulade. f. kasvet. hüzünlü. zamklamak. 1. planörcülük. (lamba için) karpuz. planör. 2. 2. (birinin başarısızlığını) zevkle seyretmek. (--ted. 2. f. parıldamak. 1. yuvarlak. 1. over -den şeytanca bir zevk duymak. s. süzülmek. ihtişam. tüm dünyayı kapsayan/ilgilendiren. süzülerek gitmek. 1. görkem. 2. neşeli. 2. ile çok övünmek. medarı iftihar. 3. “Oh olsun!” s. dere. f.. demek. 1. i. sahte bir dış görünüm: Her politeness was merely a gloss. küre. kasvet veren. pırıldamak. 2. cerbezeli. gloksinya. tıb. ıkta kor gibi parlıyordu. i. s. i. lügatçe. 1. i. 1. 1. fevkalade güzel. f. f. neşe. i. f. bir gösteri 2. Armutları tıka -i ğuldu. (birini/bir şeyi) bir an için görmek. pırıldamak. karanlık. kasvetli. (seramik nesneleri) s ırlamak. sessizce ve kay ıyormuş gibi gitmek. bot. s. 1. i. f. s. doğru i. parıltı. Onun nezaketi sadece açıklamak. i. 2.

do ğru yoldan sapmak. sigaran ı iç! 1. i. hiçbir şeyi atlamadan yapmak. 1. (bir işi) tamamıyla yapmak. 3. sıra: It´s your go. cinsel ilişkide bulunmak. -e karşı olmak. (diş) gıcırdatmak. of -den önce gitmek. oburluk. 2. -e raz ı olmak. sözünden dönmek.o. gitmek. 2. i. herkese yetmek. -i kabul etmek. (peri masallar ında) cüce. Haydi. hata gitmek. f. kemirmek. Alışverişe çıktı. 2. gross national product. 3. 1. esaslı bir şekilde yapmak. sevişmek: They´ve gone all the way. boğum boğum. with ile arkada ş olmak. 3. They´ve gone for aSıra sende.. (hastal ç ıkmak. 1. k. İng. Greenwich Mean Time.. s. bak. son haddine varmak. karaya ık) çok kişiye bulaşmak. 2. yurtdışına gitmek. gliserin. çok yararlı olmak: This´ll go a long way towards making up for what you did. Buyur! Devam et! k. sözünden dönmek. ile birlikte olmak. -e sald kötü yola sapmak. (insan) ırmak. obur. f. Devam et! 2. (birinin) tabiatına karaya oturmak.gluttonous gluttony glycerin glycerine GMT gnarled gnash gnat gnaw gnome GNP go (the) whole hog go (the) whole hog go go go a long way towards go aboard go about go about a task go abroad go after go against go against the grain go aground go ahead go ahead Go ahead and smoke! Go ahead! Go ahead! go all out go all the way go all the way go along with Go along! Go along. tamam ıyla hemfikir olmak. sürüden ayrılmak. dili elinden geleni yapmak. (of) -den önce gitmek. -e ç ıkmak: She´s gone shopping. ayr ılmak. i. (yakalamak/almak için) pe şinden gitmek. her naneyi yemek. titrersinek. dili -e bayılmak. 2. i. glycerin. 2. . 2. walk. için deli olmak. dışarı gitmek. (bir şeyin) yeri i. birine ihanet etmek. (sonuç) -in aleyhinde olmak. s. (went. devam etmek. f. 2. 3. gone) 1. -e aykırı olmak. Buyur. (hayvan) sürüden ç ıkıp kendi başına gitmek. 2. kovalamak.. Bu. bir işi ele almak. (with) -e devam etmek. yürüyüşe çıktı. -e kar şı gelmek. 1. git! Hadi git. tatarc ık. (bir işi) tam yapmak. k ıs. (birinin) tüm isteklerini yerine getirmek. 1. k ıs. . 1. (with) 1. aykırı olmak.. ile beraber gitmek. i. ters gitmek. 3. yapt ığını affettirmeye bayağı binmek. sözünden dönmek. den. 1. go ape over go around go ashore go astray go at go away go awry go back go back on one´s promise/word go back on one´s word go back on one´s word go back on s. bir işe başlamak. Onlar (bir şey) çok katkıda bulunmak. yanlış yapmak. dönmek. tiramola etmek. 2. 1.

(bir şey için) deli olmak. k. çok başarılı olmak. 2. istenilmemek. k. iyice azmak. bozulmak. 1. 5. dili (bir e ğlentide) masrafı Alman usulü bölüşmek. Birkaç saat geçti. -i tercih etmek. dili topu atmak. dili (para) bo şuna harcanmak. heder olmak.go bad go bad go bail for go bananas go bankrupt go begging go belly-up go berserk go beyond go beyond reason go bust go by go by go by the board go by the board go down go down in history go down the drain go down the drain go downhill go Dutch go far go far Go fly a kite! go for go for a song go for a walk go for a walk/take a walk Go for it! go for nothing go from bad to worse go from bad to worse go gaga over go green around the gills go halves go haywire go hog wild go in go in for go in with s. Çek araban ı! 1. Teklif iyi tarihe geçmek. uymak. dili iflas etmek. on go into go into a decline go into a skid go into action go into detail go into details go into effect (yiyecek) bozulmak. gone into the preparation of this project. geçmek: Several hours went by. çılgınca davranmak.) suya düşmek. vazgeçilmek. Yallah! boşa gitmek. kar şılanmak: The proposal went down well. 3. bırakılmak. kötüye gitmek. k. kötüyken daha kötü olmak. dili 1. (lastik) sönmek. bozulmak. ziyan olmak. iflas etmek. gezmeye gitmek. dili benzi atmak. gittikçe/giderek kötüle şmek. k.) düşüş göstermek. k.b. batmak. makul s ınırların dışına çıkmak. tasarı v. ayrıntılara girmek. girmek. sağlık v. girmek. (bir mesle ğe) girmek. iflas etmek. yürüyüşe çıkmak. boşa gitmek. 2. 2. -e kefil olmak.b. -i seçmek. 3. 2. yürüyüşe çıkmak. (bir şeyin) meraklısı olmak. baş aşağı gitmek. (bir şeyde) biriyle ortak olmak. üleşmek. dili ç ılgınlaşmak. çok başarılı olmak. gitmek. boşa gitmek. dili ç ıldırmak. Bu projeyi kuvvetten dü have (araba) kaymaya ba şlamak. -den ho şlanmak. 1. k. (iş.o. (fırsat) kaçırılmak. s ıfırı tüketmek. k. -in üstüne varmak. bozulmak. harekete geçmek. (güne ş/ay) bulutla örtülmek. -in ötesine geçmek. (f house. Don´t let that chance go by! O (iyi şeyler) yok olmak. 3. 2. 2. (şiş/sular) inmek. I´ve never gone by yourırsat) kaçmak. k. yürürlüğe girmek. ayrıntılara girmek. -e sald ırmak. dili payla şmak. sap ıtmak. (başarı. ra ğbet görmemek. 1. 1. topu atmak. k. için geçerli olmak: I´m fed çok ucuza satılmak. . 1. (bir şeyi) yapmaktan hoşlanmak. 4. geçip gitmek. çıldırarak etrafı kırıp geçirmek. 4. (bir iş) için (belirli bir süre) harcanmak: Five years of work şmek. batmak. Evinin önünden hiç geçmedim. (seviye/kalite) dü şmek. delirmek. -i elde etmeye çalışmak.

(bir hazırlıksız iş görmek.bir çaba sarfederek bir şeyi yapmak. dili (bir erkek) (bir e ğlenceye/partiye) damsız gitmek. ile üleşmek. Koş! 2. 2. greve gitmek. raydan ıkmak. tiyatrocu olmak. ( ışıklar/kalorifer) yanmaya perhize Parti gece grev yapmak. çalışmamak. (of) (birine) yeterli miktarda (bir şey) olmamak: They won´t go short of bread. devamlı olarak tek bir kişi ile flört etmek. dili özel ile gezmek. with ancak (belirli biriyle) çıkmak/gezmek. alışverişe çıkmak. -i tekrar gözden geçirmek. 2. köpürmek. bak. (yemek) bozulmak. çıkmak. dili amaçlanan s ınırı aşmak: We went over the bir by seventy million liras. oyuncu olmak. susup insanlarla konuşmamak. 1. dili ba şarıya ulaşmak. dili Onlara yetecek oynatmak. Amaçlad ığımızdan yetmiş milyon lira fazla elde ettik. 3. dili kendini fazlas ıyla kaptırmak. (tiyatro toplulu ğu) turneye çıkmak.aklını oynatmak.çkendini kaybetmek. k. 4. işlemez olmak. kötüye gitmek. dili aklını oynatmak. 1. Haydi gayret! yerliler gibi davranmaya/dü şünmeye/giymeye başlamak. (through) (-i) yak ıp yıkmak. k. tiyatro oyuncusu olmak. paylaşmak: I´ll go shares with you in this. 2. iflas etmek.b. kaçırmak/oynatmak. go out of sight go over go over the top go overboard for/about go places go places go round go s. bal k. ahlaklı bir şekilde yaşamak. -i tekrar anlatmak. İng. k. 1. dili aklını 1. (i şyeri) topu atmak. ile ç ıkmak: Tarık´s started to go out with Derya. (ışıklar/kalorifer) sönmek. dili (işler) çok iyi/tıkırında gitmek. düz/do ğru gitmek. bildi ğini okumak. (bir aygıt) durmak. one better go shares go shares with go shopping go short go soft in the head go sour go stag go steady go steady go steady with go straight go sugary go swimmingly kabuğuna çekilmek. 1. boyunca devam etti. mesleğinde ilerlemek. olmak. dili birbirinden k. -i incelemek. başarılı olmak.. dili 1. Bunu seninle paylaşırım. (reçel. 4. patlamak.kadar ekmek var.o.) şekerlenmek. v. ile payla şmak. birini geçmek. turneye ç ıkmak. 1. (evlilik) bozulmak. eğlenmek için dışarı çıkıp insanlarla buluşmak. çarşıya çıkmak. k. 1. ba şlamak. (-i) kasıp kavurmak. (belirli top şekilde) k. 2. k. Aman sen de!/Haydi can ım sen de! kendi yoluna gitmek. k. -i kontrol etmek. yürürlüğe girmek. kendi ba şına hareket etmek/yaşamak. 2. dili 1. (with) ile flört etmek.t. TV yayına son vermek. -i tekrar açıklamak. 3. 2. çalmaya ba şlamak. k. ek şimek. çok kızmak. radyo. gözden kaybolmak. k. kafayı üşütmek. doğru yoldan ayrılmamak. go around. . bozulmak.go into one´s shell go into operation go it alone Go it! go native go off go off at half cock go off one´s chump go off the air go off the deep end go off the deep end go off the rails go on go on a diet go on strike go on strike go on the rampage go on the road go on the rocks go on the stage go on the stage go on tour Go on! go one´s way go out go out of one´s way to do s. dili sadece (belirli biriyle) ç ıkmak/flört etmek. 1. k. ba şka kimseyle çıkmamak/flört etmemek. 5. devam etmek: What´s going on? Ne oluyor? The party went on all night. birinin yaptığından daha iyisini yapmak. kudurmak. oynatmak. dili -e fazla tutkun olmak. 2. 2. 2. k. k. kendini bir i şe fazlasıyla kaptırmak.

1. (reçel. rezil olmak.´ni) geçirmek. (parayı) harcamak. bo şa gitmek. sıkıntı v. iflas etmek. ileri gitmek. harap olmak. heder olmak. -in ziyaretine çaptan dü şmek. çok masrafa girmek. batmak. etmek. (hastalık. (tasar ı. 1. etmeye başlamak. f. deniz yolculu ğuna çıkmak. dili 1. her çareye ba şvurmak. k. k. batmak. -i gözden geçirmek. cehennemin dibine gitmek. (durulmaszorluklar atlatmak. ile sevişmek. çok başarılı olmak. 2. dili tuttu ğu da şeyi ifşa berbat olmak. k. bal v. 2.go the round go through go through go through the mill go through the roof go through with go to all lengths/go to any length/go to great lengths go to any extent go to bed go to bed go to bed with Go to blazes! go to extremes go to great expense go to great expense go to hell Go to hell! go to one´s glory go to one´s head go to one´s head go to pieces go to pieces go to pot go to pot go to press go to press go to rack and ruin go to school go to sea go to sea go to see go to seed go to seed go to sugar go to the dogs go to the dogs go to the flicks go to the movies go to the wall go to town go to town go to waste go to wrack and ruin go together go too far go under go under ağızdan ağıza dolaşmak. denizci olmak. 1. büyük ı gereken bir yerden) durmadan geçmek. 2.b. k. 2. 2. geçmek. denizci olmak. k.b.b. 2. .) onaylanmak. bozulmak. (içki) başına vurmak. Cehennem ol! ölmek. büyük masrafa girmek. -i incelemek. 4. dili 1. (bir şeyi yapmak için) çok masraf etmek. (gece uykusuna yatmak üzere) yatmak. başını döndürmek. 1. 2. yatmak. parçalanmak. bask ıya girmek. batmak. hızlı çalışmak. -i kontrol(bir taşıt) 1.b.) (meclisten) geçmek. birbirine uymak. 2. mahvolmak. 2. 1. 1. iflas etmek. k. teklif v. tahsil/e ğitim görmek. dili iflas etmek. Orada neler bulabilirim diye bir bakmaya gittim.olmak. dili bozulmak. çok olmak. (bir kanun tasarısı v. 1. dili çok k ızmak. 2. ziyan bak ımsızlıktan harabeye dönüşmek. fazla olmak. sinemaya gitmek. şehre gitmek. 1. (planlanm ış bir şeyi) gerçekten yapmak. k. (gazete v. 1. harabeye dönmek. okula gitmek. -i 1. her şeye başvurmak: He´ll go to any extent to get it. k. (belirli bir amaç için) (bir yere) gitmek: I went to see what I could find there. k. tohuma kaçmak. fenalıklar geçirmeye veya o zamana kadar gizli(kendini)her ğıtmak.) bask ıya girmek. 2. fele ğin çemberinden 3. küplere binmek. gerçekleştirmek.) şekerlenmek. Onu elde etmek için her şeye başvurur. 2. 3. dili Cehennem ol! ifrata kaçmak. kendini bir şey zannetmesine sebep olmak. dili çok başarılı olmak. başını döndürmek. ile cinsel ilişkide bulunmak. 2. 3. okula/üniversiteye devam etmek. her çareyi kullanmak. mahvolmak. (bir olay kar şısında) kendini tutamayıp ağlamaya. ahlaken çökmek. batmak. dili hız ve gayretle çalışmak. k. dili (film seyretmek için) sinemaya gitmek. onaylanmak. büyük bir gayretle çalışmak. iflas ın eşiğinde olmak.b.

üvendire. dili (san ık) hiçbir ceza yemeden serbest bırakılmak. kale. dili kaleci. -e uymak.gaye. 1. ile flört etmek. 2. -siz that you must be punctual. kadeh. 1. i. 2. (sanığa) kefil olmak. yanıp kül olmak. What went wrong? Aksayan neydi? 2. 1. vaftiz çocu ğu. i. k. dini bütün. i. beti benzi atmak. sonra her şey aksamaya başladı. i. 2. mütedeyyin. k. baba hindi. çok tenha. f.. 1. dili 1. üvendire ile dürtmek. ilah. aut atışı. çıldırmak. arabulucu. 1. yükselmek. spor kale direkleri. k. enerji ve inisiyatif. teke. i. Ondan 1. 2. erek. dindar. işsizlik yardımı almak. kale vuru şu. maksat. 2. 3. 2. k. s. tiy. 1. cin (göze görünmeyen efsanevi yarat ık). f. bozulmak. enerji ve girişim. enerjik ve girişken. itmek. i. yok olmak. çok. tanrı. 1. -e uymamak. i. i. i. yeraltına kaymak. Vaktinde gelmenizinthat everything began to go wrong.go under the name of go underground go up go up in flames/smoke go up in smoke go white as a sheet go wild go with go with the crowd go without go without saying go wrong go/be on the dole go/get off scot-free go/run counter to go/stand bail for go/work on the assumption that goad go-ahead goal goal kick goal line goal posts goalie goalkeeper goat goatee gob gobble gobble gobbler go-between goblet goblin god God bless you! God forbid! God help us! God only knows! God willing godchild goddamn goddess godfather God-fearing godforsaken godhead adıyla tanınmak. Üç gün yemekten mahrumolmamak: It goes without saying yapabilmek: She söylemeye lüzum kald ı. f. keçisakalı. cinlerin cirit oynad ığı (yer). parça. (bir şeyin olacağını) zannederek harekete geçmek/harekete geçmiş olmak. Sigara içilmez. tamam ıyla yanmak. i. ço ğ. (sanığın) kefaletini yatırmak. at ıştırmak. faaliyetlerini gizli olarak sürdürmeye ba şlamak. 2. tanrıça. hindi sesi. benzi atmak/uçmak. i. spor gol. s. artmak. 1. i. tanrılık. amaç. gol çizgisi. dili sapsar ı/bembeyaz kesilmek. Allah senden razı olsun! Allah korusun! Allah yard ımcımız olsun! Allah bilir! inşallah. keçi. -e yak ışmak. acele yemek. müsaade. -e uygun olmak. i. dürtmek. ünlem Kahrolsun! s. No smoking. ç ıkmak. vaftiz babas ı. kahrolas ı. kaleci. 2. 1. -e zıt gitmek. 2. -e ayk ırı düşmek. 2. 3. 1. büyük miktar. arac ı. i.. (perde) kalkmak. sefil. uluhiyet. grubun iste ğine uymak. i. enerjik ve inisiyatifini kullanan. k ışkırtmak. hedef. i. -siz yaşayabilmek. s. 1. i. ilahe. 2. sporyeni yöntem veya i. -den mahrum kalmak: He´s gone without food for three days. 2. the izin. aksamak: After gerekli oldu ğunu söylemeye lüzum yok. hindi gibi sesler ç ıkarmak. .

golf alanı. altın. ilerleme hızı: That part of the road is hard going. çürümüş olmayan. i. f. good faith Good for you! Good Friday Good God! Good gracious! Good grief! Good heavens! s. menfaat. 1. havuzbalığı. iyi. i. i. vaftiz anas ı. altın. ayrılış. yarar. altın kuyumcusu. iyi. Allah yard ımcın olsun! 2. sa ğlam. altından yapılmış. i. i.ter.. Paskalya yortusundan önceki cuma. gidiş. gayretli ve tuttu ğunu koparan kimse. i. zool. Aman yarabbi! Allah Allah! Allah Allah! Aman yarabbi! . golf sopas ı. argo (işyerinde) ayak işlerini yapan kimse. argo erkeklerden para s ızdırmaya çalışan kadın. gondol. 2. i. i. 1. itimat. odacı. tıb. 3. Bayağı kızmıştı. H ızır gibi yetişen devlet kuşu. gözleri toz.. saka. golfçü. (birine kar şı beslenen) güven. zool. 1. ünlem Hay Allah! i. hayır. guatr. i. i. altın.. işini üstünkörü yapmak. altın renginde. beklenmedik nimet.. i. golf. işten kaçmak. k ırmızıbalık. bak. taze. Carassius auratus. su. i. iyilik. şkalarına bırakmak. s. i. Tanrısal. s. (bet. hizmetli. 2.. best) 1. dili yerf ıstığı. dindar. Allahs ız. i. çoğ. golf kulübü. tıb. baya ğı: She was good İyi günler! İyi akşamlar! İyi akşamlar. İng. tıb. 1. yapışkan madde. Aferin! Hrist. What are you going to be when you grow up? Büyüyünce ne olacaks ın? i. iyi.. kaytarmak. gonk. bak. This book´s heavy going. sakaku şu. f. şimdiki fiyat. k. Yolun o bölümünden geçmek zor. iyilik. f. dili iyice. s.. 2. i. çoğ. i. k. s. bak. goiter. i.and mad. niyetin ciddiliği... 2. kendi işini ba1... galosh.godless godlike godly godmother godsend Godspeed gofer go-getter goggles going going concern going price going to be goings-on goiter goitre gold gold digger goldbrick golden goldfinch goldfish goldsmith golf golf club golf course/links golfer golly golosh gondola gone gong gonorrhea goo goober good good and Good day! Good evening! Good evening.. belsoğukluğu. s. golf oyuncusu. 2.. i. go. İyi yolculuklar! i. Tanrısız. Bu kitab ı kâr eden ticari kurulu ş. 2. ünlem 1. olup bitenler. altından yapılmış. golf oynamak. i. kar veya rüzgârdan koruyan gözlük.

i. 3. 3. k. işi yavaşlatma. erdemlilik. 2. . dili aptalca bir hata. aylaklık etmek.. k. goril.s. f. i. vıcık vıcık. menkuller.. (bir yemekteki) besleyici de ğer veya lezzet. iyilik. lezzetli (özellikle tatl ı) bir yiyecek. istenilen bir şey. taşınırlar. yapış yapış. çoğ. ahmak. 2. zool. güzel. f. İng. dili 1. hizmetli. mallar. ünlem Allaha ısmarladık. Amerikan yersincab ı. i. dili poposuna parmak atmak.bilir! Allah i. iyi niyet. yük katarı. ünlem. hiçbir işe yaramayan/yaramaz. hayır işleri. faziletlilik. s. dili adam. kumaş. 2. geese (gis) i. yak ışıklı. yumu şak başlı. odac ı. kanlı. dili aptal. 1. on gorgeous gorilla gory gosh gosling go-slow Aman yarabbi!/Allah Allah! yak ışıklılık. 1. yük. k ıs. iyi huylu. s. dili çamur gibi yap ışkan bir karışım. dili haylazl her şeyi bozmak. İng. 2. i. İng. i. bektaşiüzümü. s. kargo. midesini (bir şey) ile tıka basa doldurmak. güzel. kan. 2. boynuzla yaralamak. aptalca bir hata yaparak ık etmek.. güzellik. dili yap ışkan madde. f... ünlem Hay Allah! i. 1. k. i. harika. k. i. s. good -bye. Aferin! şaka kaldırabilen kimse. İng. bak. 1. k. 2.. kaz. iki dağ arasındaki geçit/boğaz. kaz palazı. s. i. menkuller ve gayrimenkuller. eşya. s. güzel şey. (ticari) itibar. 2. Allah Allah! arabuluculuk. k. goril. yapışkan. i. k. 1. çok ho ş. işi yavaşlatma grevi. İyi ki gitti!/İyi ki gittiler! Hele şükür kurtulduk!/Oh olsun! ak ıllılık. k. koruyucu. Günaydın! 1. fedai. argo goril. dili aptalca bir hata yapmak. i.. f. tüyleri diken diken olmu ş deri. iyi huylu. epey büyük (bir miktar). çok güzel. s.. s. 4. i. i.. kaz yavrusu. s.marşandiz. çoğ. the Grand Old Party (the Republican Party). argo (işyerinde) ayak işlerini yapan kimse. İyi geceler! 2.Good Heavens! good looks Good morning! Good night! good offices Good riddance! Good riddance! good sense Good show! good sport good works good-by good-bye good-for-nothing good-looking goodly good-natured goodness Goodness knows! goods goods train good-tempered goodwill goody gooey goof goof off goofy gook goon goop goose gooseberry gooseflesh GOP gopher gore gore gorge gorge gorge o. i. (up) k. i. 1.

i. bak. f. ilköğretim okulu. makam v. derece derece. dört İncil´den biri. i. doku nakli. 1. (--bed. f. 2.b. incelik. kaba. hafif. mezun. sukaba ğı. 1. dedikoducu kimse. Hristiyanlığın esasları. 2. kibar. 1. Hrist. (bir üniversiteye ait) lisansüstü e ğitim birimi. 1. mürebbiye. i. yönetim. çirkin. (öğretmenin hemzemin geçit. ünlem Hay Allah!/Allah Allah! i. giderek. idari. grade. i. 3. rü şvet. 2. yönetim. zarif. regülatör. i. i. (ilköğretimde) sınıf: He´s six years old and in the first grade. gravity. z. kapmak. i. İsa´nın öğrettikleri. kalite.ılara özgü dini müzik türü. derece. bahç. 1. 2. f. gross weight. çal ışmak. mezuniyet töreni. cins. 2. at -i (elle) tutmaya (Allaha özgü) i. -i mezun etmek. dili mezun. hükümete ait. bak. oyma kalemi. zarafetten yoksun. 4. bu v. tah ıl. 3. i. i. duvardaki yazılar. görgüsüz. 2. 3. (sukabağından yapılmış) su kabı. great. 2. incecik. ill-gotten gains haks ız kazanç. para. 2. 2. yönetmek. eğim.Gospel gospel gospel music gospel truth gossamer gossip got Gothic gotten gouge gourd gout govern governance governess government governmental governor governorship gown gr gr wt grab grace graceful graceless gracious grad gradation grade grade crossing grade school grader gradient gradual gradually graduate graduate graduate school graduate school graduate student graduation graduation ceremony graffiti graft graft grain i.. mezun olma. k. i. ertelenme süresi: I´ll give you a s. dedikodusunu yapmak. a 1. get. gross. (bir ağaç parçasının içindeki) . mim. İncil. mezuniyet töreni. elde etme. 1. 4. uzun etekli kad ın elbisesi. 2. yolsuzlukla elde edilen para. idare. i. 2. k ıs. k ıs. 3. (arpa. 4.. yavaş. s. derece. yavaş yavaş. çabucak ve zorla elinden almak. Hz. 1. group. f. tanesi. Hrist. about -in i. 1. 1.. s. 1. bir tondan diğer bir tona geçme. şılanmak. 2. 3. Gotik. from -den mezun olmak. iskarpela. greyder. idareci. yönetici. Alt ı yaşında ve birinci sınıfta. a şı. 2. s. lisansüstü ö ğrencisi. letafet.b. grafiti.. 1. latif. 3. i. devlet yönetimi. 2. graffiti. çok ince bir tür bürümcük. i. dedikodu yapmak. gut. i. iskarpelayla oymak. f. 1. 1. f. idare. 1. gram(s). derece derece olan. aşılamak. i. 2. (doku) nakletmek. asıl gerçek. f. cüppe. ho ş. makam ğday. valilik. meyil. 2. get. geçiş. yönetme. i.b.. 1. hububat. ince. mısır v. 2. zarafet. 1. sabahlık (giysi). 3. s. (bir üniversiteye ait) lisansüstü e ğitim birimi. nakledilen doku. vali. grain(s). i. s. 3.´ni yolsuzlukla (doku) nakledilmek. bahç. a şama. 2. yava ş yavaş olan. havada uçan ince örümcek a ğı. idare etmek. s ınıf. damla hastalığı. iktidarda bulunmak. rütbe. siyah Amerikal as ıl gerçek. grammar. gittikçe. (yemekten önce/sonra söylenen) şükran duası. 1. gecelik. --bing) 1. s. tıb. i. 3. inayet.. tıb. f. bir inanç sisteminin temel ilkeleri. 2. mak. zerre. (elle) tutmak. i. mezun kimse. hükümet. dedikodu.) tane: three grains of wheat üç buğday i. tıb. i. i.

2. i.. sadrazam. dilbilgisi kitabı. i.. ihtişamlı. k. s. görkem. tozşeker. granit. kabul etmek. anneanne. dili nine. I bir ricay kabul etmek. k. i. görkemli. 1. nine. i. k ız torun. sadrazam. gramer. k. k. büyükanne. i. tahkikat heyeti. i. 3.o. büyükanne. gramatikal. dili nine. ilkokul. büyükbaba. s. gramere ait. birini kefaletle/kefaleten tahliye etmek. granddaddy. dili dede. i. fazlas ıyla büyük ve görkemli. s. dede. bak. Granting the truth of what you´re saying. i. gram. büyük jüri. grand. erkek torun.. dili 1. i. ayaklı duvar saati. 2. torun. gramofon. huk. 1. dili kuyruklu piyano. yerine getirmek: She granted his request. büyükbaba. dolaplı saat. dili nine. dili.. i. dili. dili (bebek) torun. dili dede. tahıl ambarı. i. (genel) toplam.. büyükbaba.dren (gränd´çîldrın) i. İng. r ıza göstermek.. s. şatafatlı. gramer aç ısından ifade. i. ıRicas ını yerine getirdi.. i. i. k. büyükanne. i. 1. fonograf.gram grammar grammar school grammar school grammatical gramme gramme gramophone gramophone record gramps gran granary grand grand duchess grand duke grand jury grand piano grand total grand vizier Grand Vizier grandad grandaddy grandbaby grandchild granddad granddaddy granddaughter grandeur grandfather grandfather clock grandiloquent grandiose grandma grandmother grandpa grandparent grandson grandstand granite granny grant grant a request grant s. k. ğretim okulu.. dilbilgisi. çoğ. 1. i.. muhte şem. i. k. (cevaben) Evet. ilkö 1. 2. bak. İng. 2. ihtişam.. İng. büyüklük. i. tumturaklı. s. büyükbaba. gramer kitabı. tozşeker. 2. i.chil. k. i.. k. 1. 2. büyükbaba. (öğrencileri üniversiteye hazırlayan) lise. azamet. argo bin dolar. dili dede. 3.. gramer kurallar ına uygun.. i. büyükanne. i.. 2. en büyük. plak. büyükbaba. gram. i. . 1. soru şturma kurulu. bak. gram.. büyükanne. harika. dili çok güzel. büyük. i. granulated granulated sugar granulated sugar i. f. 1.. bak. k. k. k. cafcaflı. grandüşes. babaanne. grandük. 2. bail Granted. granddad. heybet. dilbilgisel. (öğrencileri üniversiteye hazırlayan) lise. mühim. İng. pikap. spor kapalı tribün. kuyruklu piyano. en eski. sandıklı saat. dede. İng.

f. ho şnut etmek. ot. f. grafiker. çimenle yaşayan kadın. i. graphite grapple grasp grasp at straws grasp the nettle grasping grass grass widow grass widower grasshopper grassroots grassy grate grate grate on grate on one´s nerves grate one´s teeth grateful gratefully grater gratification gratify grating gratis gratitude gratuitous gratuity grave grave gravedigger gravel gravestone graveyard gravitate gravitation gravitational gravity i. 2. grafik. s. sıradan insanlara yönelik. (--ed/--led. i. çökelme. çim. 2. 3. yere gitmi veya kadın. pençe. i. yakalamak. 1. 2. . s. ask. 2. canlı ve açık seçik bir şekilde yazan. i. greypfrut. çekirge. sokaktaki kişiler. zevk. çökelmek. 1. yerçekimi. yerçekimiyle hareket etmek. ciddi. kavramak. 1. paras ız. paras ız. demir parmaklık. i. 1. alt ıntop. 3. sinirine dokunmak. k. haris. i. mezarlık. i. s. graphic graphic design. 1. 1. graphic designer. 5. at kapmaya çalışmak. grafikle ilgili. tamahkâr. çak ıl. with ile bo ğuşmak. zevk veren şey. yerçekimiyle hareket etme. minnettarlık. f. 1. 2. a ğırbaşlılık. ağırbaşlı. ciddiyet. dişlerini gıcırdatmak. i. 2. dili uçan ku ştan medet ummak. boşanmış veya kocasından ayrı kaplamak. kızmemesi. 1. s. f. 2. greyfurt. çimlemek. vahamet. -e sürtünerek/çarparak ses ç ıkarmak. s. grafik grafik dizayn. i. zor bir probleme çözüm yolu bulmak. s. bir boşanmış ş olankarısından ayrı yaşayan adam. bir yere gitmiş olan adam. i. (towards/to) -e yönelmek. memnun etmek. vahim. 3. i. 2. k. rendelemek. 2. i. çökme. i. karısı geçici olarak 1. f. i. yerçekimiyle ilgili. --ing/--ling) çakıl döşemek. s ıkı tutmak. 1. çimenlik. ızgara. ortadirek. 3. kavrayış. greyfrut. a ğır. dili s ıradan insanlar. minnetle. 2. haz. kareli kâ ğıt. asma. s. 2. i. i. f. 1. kocası geçici olarak 1. çimenli. 4. z. bahşiş. yerçekimi. i. yazılmış/çizilmiş/kazılmış. 2. i. 1. i. bedava.granule grape grapefruit grapeshot grapevine graph graph paper. s. rende. 2. tatmin etmek. 1. i. canl ı ve net... çizge. (bomba/ şarapnel içindeki) misket. bedava. anlayış.. s. memnuniyet.. s ıradan insanlardan kaynaklanan. yönelme. gereksiz. çimen. 1. minnettar. 2. demir parmaklık. tanecik. ızgara. üzüm. tüm ayrıntıları gösteren. i. mezar. grafit. mezar ta şı. 4. argo (sigara halinde içilen) hintkenevirinin kurutulmu ş yaprakları. kavramak. i. 2. 3. i. açgözlü. z. mezarc ı. f. çarpıcı. çökmek. fiz. anlamak.

2. rü şvet vermek. yeşil soğan. i. Greenwich ortalama zaman ı. i. selamlamak. et suyu. 2.chil. Yunanlı. sos. yağ. 2. 2. otlamak. Yunanlı. Greenwich. çok. s.o. Yunanca. s. büyük dede. girgin. yağ sürmek. selam. k. makineyağı. i. 2. yeşil. i. k. 1.gravy gray gray matter graze graze grease grease s. 3. Greenwich ortalama zaman ı. toy. dili acemi. hırs. k. i. selam vermek. 3. önemli. s. f. fevkalade. acemi çaylak. 3. Yunanistan. 1. great-grand. f. fazlas ıyla. i. 2. başkalarıyla beraber olmayı seven. k. ye ait. açgözlü. dili papel. ak ıl. Grönland´a özgü. s. yeşillik. 1. i. dili beyin. izin. 1. gresyağı. s. dili müsaade. cömert. (makineleri bozdu ğuna inanılan) cin. sıyırmak. i. çoğ. 1. i. s. i. Rum. kar şılamak. Grönlandlı. Yeşiller Partisineşil fasulye. büyük. cesur. yiğit. 1. i. Yunan. açgözlülük. sıyrılmak. gres. s. 4. Grönland. manav. çimenlik. yeşil ışık. henüz olgunlaşmamış. ser. acemi kimse. dolar. çok. İng. 2. büyüklük. 1. Danua cinsi köpek. s. otlatmak. Grönlandlı.´s palm grease s. k. harika. yağlanmış. Rum. z. sıyrık. i.´s palm greasy great Great Britain Great Dane great-grandchild great-grandfather great-grandmother great-hearted greatly greatness Greece greed greedy Greek green green bean green light green onion green onion green pea green pepper green pepper greenback greenery greengrocer greenhorn greenhouse Greenland Greenlander Greenlandic greens Greenwich Greenwich Mean Time Greenwich Mean Time greet greeting greeting card gregarious gremlin i. Yeşiller Partisi 1. s. 1. dili (yapraklar ı çiğ/haşlanmış olarak yenilen) yeşil yapraklı sebzeler. Grönland. sürü halinde yaşamayı seven. i. i. Büyük Britanya. Grönlandca. selamlaşmak.. i. sürücül. torun çocuğu. i. i. sıyırıp geçmek. 2. gri. 2. içyağı. 3. f. ham (meyve)... 3. et yağı. muazzam. dolmalık biber. i. tamah. yeşil. yeşil biber (olgunlaşmamış biber). k.o. dili birine birine rü şvet vermek. i. 1. i. ye şil. k. yeşil biber (olgunlaşmamış biber). büyük nine. sera. Yunanca. yağlamak.. . i. 1. Rumca. dolmalık biber. yağlı. dili mükemmel. Grönlandca. tebrik kartı. 2. taze fasulye. Rumca. yeşil renk. tamahkâr. i.dren (greyt´gränd´çîldrın) i. (trafik lambas ında) yeşil ışık. pek çok. 2. taze soğan. büyük (derece/miktar). limonluk. h ırslı. 1. bezelye. f. 2.

öğütücü (alet/makine). 2. dibek v. dili şikâyet etmek. 2.grenade grew grewsome grey greyhound grid griddle gridiron grief grief-stricken grievance grieve grievous grill grim grimace grime grimy grin Grin and bear it! grind grind to a halt grinder grindstone grip grip s. -e büyük üzüntü vermek. 2. bakkaliye. (alçak kenarlı.´nde) öğütmek/çekmek/dövmek. değirmentaşı. bak. tımar etmek. keder. s. kur şuni. 1. 1. çok büyük (yanlış/zarar/kayıp/acı). dili metin olmak. 1. f. f. yiv açmak. amansız s. s. --ping) 1. 2. f. (alçak kenarlı. aman bilmez. bileyici. büyük bir üzüntü içinde olmak. i. bakkal dükkân ı. içki sersemi. (elle) sarkıntılık etmek. mahmur. 1. uyku sersemi. yiv. (midede) verici. dayan ıklı. i.b. 1. çoğ. 1. i. i. ızgara. kas ık.. s. demir) tava. 2.stop etmek. i. bakkal. 2. (çark ile döndürülen) diş. kir. zihni kar ışık. i. çoğ. kavramak. anat. 1. rutin.o. i. ağır (masraf). öğütülecek/öğütülmüş tahıl. i. 2. kirli. ızgara (alet). zool. i. i. 3. (kıyma makinesinde) (et) çekmek. (mücadele). el bombas ı. bakkal. kum tanesi. f. grid. k ıkırdak. f. i. f. kelimeleri zor bulmak. 2. güvey. gıcırdayarak yavaş yavaş 2. -e ac ı vermek. bakkaliye. k. 2. 2. f. korkunç.. (--ped. di şini sıkmak. --mest) 1. (birinin) dikkatini çekmek. s ıkı tutmak. i.. 2. (--ted. korkunç.. gri. sersem. ac ı. s. 2. zool. bileği çarkı. --ning) s ırıtmak. kum tanesi gibi ta ş parçacığı. s. 1. boz. yakınmak. i. (mutfak i. i. s. stop etmek. (ground) 1. ö ğütücü bile 4. 1. inilti. f. dili Amerikan futbol sahası. (de ğirmen. tutma/kavrama şekli. i. 1. kumlu gibi. k. deh şetsancı. büyük bir üzüntü içinde olan. f. f. grow. i. şikâyete yol açan durum. 1. (--mer. Gülümseyip sineye çek! f. i. ğitaşı. metanet. (mide) sancımak. yakınma. f. metin. kumlu. 3. 3. (aletle/makineyle bir şeyi) öğüten/çeken/döven kimse. bakkaldan alınan gıda maddeleri. sırıtma. bakkal dükkân ı. bak. 2. el yordam ıyla aramak/ilerlemek. yüz buru şturma/çarpıtma. 1.. ızgara. ufak lokanta. demir) tava. 2. . s. yüzünü buruşturmak/çarpıtmak. k. şikâyet. i. (about/at) k. s.´s imagination gripe grisly grist gristle grit grit one´s teeth grits gritty grizzly grizzly bear groan grocer groceries grocery grocery store groggy groin groom groove grope grope for words i. dilitüyler ürpertici. i. 2. s.. i. i. i. 2. idare: Get a grip on yourself! Kendine -i alıp götürmek. (--ned. durmak. Ursus horribilis. grizzly bear. sert. i. f. ızgarada pişirmek.. gray. (Kuzey Amerika´ya özgü) korkunçay ı. büyük üzüntü. i. 1. bakkal. bak.. bak. şikâyet. --ting) k. kat ı. dili sorguya çekmek. havan. gruesome. tazı. 1. i. yakınma. kontrol. i. kirlilik.. inlemek. kabuksuz mısır tanelerini kaba bir şekilde öğüterek yapılan ezme.

temelsiz. brüt gelir. olmak: She´s 1.. küme sa ğaltımı. dırdırcı. -den uzaklaşmak. (bir işe)yaşlanmak. zemin. i. toprak. dırdırcı. toprak teli. yerde sürünmek. brüt para toplamı. olmak. 2. k. artmak. gayri safi (miktar/a ğırlık). 2. brüt ağırlık. s. brüt. geli şmek. (havaalan ında) yer mürettebatı. i. gruplaşmak. çığır açan (olay v. 3. güldürecek kadar acayip.. dek. 1. 2.. 2. çok garip.o. i. (bir binaya/kuruluşa (hava ko şullarından dolayı) uçamamak. zemin katı. 1. fon. elek. karaya oturtmak. i. Çirkinleşti. grow out of grow too big for one´s boots grow up Grow up! grower i.azalmak. zool. temel atma töreni. elek. s. s. gayrisafi milli hâs ıla.b. 2. . s. kendini alçaltmak. karaya oturmak. pop müzik toplulu ğu üyelerinin peşinde koşan kız. kara kuvvetleri. yer (yerin yüzü): He fell to the ground. büyümek. büyümek. 1.). f. f. kıtıpiyos. şikâyetçi. buzlucam. in ground wire groundbreaking groundbreaking ceremony groundhog groundless groundnut groundwork group group insurance group therapy groupie grouse grouse grove grovel grow grow away from grow into grow old grow on s. k. ile ilişkileri yetişmek. --n) yetiştirmek.grown ugly. sinirli. sığır kıyması. (uçağı) uçurtmamak. 2. kaba. dili her zaman şikâyetçi olan kimse. 1. meydana gelmek. (uçak)ait) arazi/bahçeler. --ing/--ling) 1. kıtıpiyoz. ğersiz. grosa. i. i. s. okul. göze batan veya tahammül edilmez (kusur. koru.. (grew.b. da ğsıçanı. i. grup sigortas ı. i. ço ğ. birine (bir konunun) temel ilkelerini ö ğretmek. 1. i.. kırtıpil. 1. yerfıstığı. büyüyüp/olgunlaşıp (kötü bir şeyden) vazgeçmek.gross gross gross income gross national product gross profit gross weight grotesque grotty grouch grouchy ground ground ground ground beef ground crew ground floor ground floor ground forces ground glass ground meat ground rule ground s. f. s. 6. s. i. . 3. 2. yetiştirici. grupland ırmak. i. Çocuklu ğu bırak! i. f. alışmak. temel kural. eskimek. f. k. dili şikâyet etmek. üretici.. 4. 1.). zamanla büyüyüp (bir giysinin) ölçülerine uymak. 2. 1. toprak. f. gülünç. (meyve a ğaçlarından oluşan) bahçe: orange grove portakal bahçesi.ıkıp-den kaynaklanmak.. grind. grup. zamanla birinin ho şuna gitmeye başlamak. vuku bulmak. büyüdü ğü için (bir giysiyi) giyememek. (bitki/sebze/meyve) f.o. bak./Çirkin oldu. kabuğunu beğenmemek.. (birini) (ceza olarak) (ev. 3. ön hazırlıklar. (--ed/--led. 2.. 5. 3. çok şişman. brüt kâr. yaltaklanmak. ekon. on iki düzine. pis. 3. Yere dü ştü. zool. dili yumurtadan ç 3. grup terapisi. 4. İng. ihtiyarlamak.. dili 1. kırtıpil. 2. pasaklı.. walnut grove cevizlik. 2. ormantavu ğu. k. dili 1. 2. k ıyma. zemin kat. asılsız. İng. hata v. kirli. görgüsüz.

gözetim(trende) biletçi. 2. 3. s. f. i. nöbetçi. i. i. misafir. i. larva. şeref kıtası. f. sır tutmak. zannetmek. k. kıskanmak: Do you grudge me this? Bunu bana çok mu görüyorsun? i. zorlu. i.. 1. f. homurdanmak. kin. s. i. i. sert. (bir şeyi) (birine) çok görmek. valiye/valiliğe ait. s. bak. bellemek. konuk. i.. davetli. ur. hırçınlığı üstünde. Guatemala.1. kefil. f. i. koruyucu. muhaf ız. hırlama. sulu yulaf v. i. 2. muhafız. tahmin. ağzını sıkı tutmak. pansiyon. İng. tahmini iş. i.. i. koruma görevlisi. f. kurtçuk. f. 1. tahminde bulunmak.). --bing) 1.savunma duru şu. domuz gibi ses ç ıkarmak. huk. misafir odas ı. i. Guatemalalı. cevap. f. gelişme. h ınç. s. z. muhafızlar. (yol kenar ındaki) bariyer. (--bed. aksiliği tutmuş. çeteci. Guatemala.b. 2. 2. ask. sanmak. gerillac ı. hırlamak. homurtu. s. İng. 2. (bir yerdeki) kökleri kazarak sökmek. katı. Guatemalalı. i. i. i. 2. vasilik. 2. basketbol gard. çoğ. bir bitkiden süren dallar/sürgünler/yapraklar. gerilla sava şı. s. sevimsiz. garanti etmek. deh şet verici. 2. otel/pansiyon mü şterisi. İng. şikâyet etmek. grueling. kazmak. -e karşı önlem almak. s. guerrilla. marşandizin arkasına takılan ve demiryolu görevlilerini taşıyan cumbalı vagon. gerilla. dilini tutmak. vasi. k. 1. 1. bak. korumak. rapor v. yiyecek. i. korkunç. yetişkin. Guatemala´ya özgü. 3. garaz. alt ında tutmak. şeref konuğu/misafiri. garanti.growl grown grown-up growth grub grub grubby grudge grudgingly gruel grueling gruelling gruesome gruff grumble grumpy grunt G-string guarantee guarantor guaranty guard guard guard a secret guard against guard of honor guard one´s tongue guard´s van guarded guardian guardian angel guardianship guardrail guardsman Guatemala Guatemalan gubernatorial guerilla guerrilla guerrilla warfare guess guesswork guest guest artist guest of honor guest room guesthouse f. 2.b. dili3.men (gardz´mîn) i. artma. pis. ihtiyatlı (söz. 2. garanti. lapas ı. tümör. dili ( şovlarda dansçıların giydiği) minicik tanga. i. s. i. 1.. tahmin etmek. vesayet. koruyucu melek. i. konuk sanatç ı. s.. 1.. şikâyet. büyüme. boks gard. up kazarak/belleyerek -i ç ıkarmak/sökmek. korkuluk. grow. i. huk. yeti şkin. 1. istemeyerek. tahmine dayanan sonuç/sonuçlar. s. guards. . 4.. s. bak. i. kirli. çok zor. f. i. 1. (bir tutukluyu) 5.

. gırtlak. çok derin kanyon. rehber. . f. 1. dişeti.guff guffaw Guiana Guianan Guianese guidance guidance counselor guide guide dog guidebook guided missile guideline guild guile guileful guileless guillotine guilt guiltless guilty guilty conscience Guinea guinea guinea fowl guinea fowl guinea pig Guinea-Bissau Guinea-Bissauan Guinean guise guitar guitarist gulch gulf gull gullet gullibility gullible gully gulp gulp s. dili bo ş laf. dış görünüş. art niyetsiz. Frans ız Guyanası. 1. körfez. rehber ö ğretmen. i. s. rehber kitab ı. s. Guyana. (bir projedeki) ana hatlar. martı. beçtavu ğu. beçtavuğu. suçlu. Guyana i. lonca. i. i. Guyana bölgesi halkından biri. çiklet. s ıtmaağacı. nahoş bir kahkaha. --ming) zamk sürmek. s. 2. s. açıkgözlük. 2. Guianan. i. i. Gine-Bisav´a özgü.. Gine.nese) Fransız Guyanası´na özgü. aç ıkgöz. kurnaz. bir şeyi yutuvermek. 2. Gine. vicdan azab ı. 1. güdüm. yirmi bir şilin değerindeki eski İngiliz altını. 1. i. i. i. i. 1. zamklamak. gözleri görmeyen birine rehberlik eden köpek. suçsuz. i. k. kurnazlık. yol gösterme. yönetmek. 2. Gineli. i. sel yata ğı. 2. martaval. f. Gine-Bisav. gitarist. (çoğ. gitar. rehber. bak. i. Gine-Bisavlı. rehber kitabı. 2. i. 1. i. Gine´ye özgü. 2.a. i. i. yutuverme. 2. i. 2. (çam reçinesinden ba şka herhangi bir) reçine. f. i. boğaz. s. 2. kobay. nahoş kahkaha atmak. Gineli. Guyana. ço ğ. rehber k ılavuz. idare etmek. down gum gum gum gum mastic gum tree gumbo i. 2. s. i. 2. gen. Guyanalı. saf. i. giyotin ile idam etmek. 1. 1. rehber. i. saflık. Frans ız Guyanalı. s. rehberlik etmek. i. (çamdan başka herhangi bir) reçineli ağaç. k ılık. kolay aldatılma. i. 1. s. i. okaliptüs. 1. i. f. 1. (--med. 1. 2. Gine-Bisavlı.. sak ız. beçtavu ğu. i. Gine-Bisav. 1. küçük kanyon. esnaf birliği. suçluluk. palavra. s. i.t. Gui. i. giyotin. Guyana bölgesi. bamyalı yahni.köpek. ask. kolay aldatılabilir. f. Fransız Guyanası. yol göstermek. yutuvermek. güdümlü mermi. i. rehberlik.

i. rehber. i.s. i. i. 2. verev takılan fışkırma.. (--ned. down gunboat gunfight gunfire gunge gung-ho gunk gunman gunner gunnery gunnysack gunpoint gunpowder gunrunner gunrunning gunshot gunsmith gurgle guru gush gusset gussy gussy o. . (içki) çokça içmek. s. 1. i.. eski İngiliz f. i. gambot. rüzgârın ani ve sert esmesi. bak. i. zevk. 1. dili -i süslemek. i. gunk. f. birini (ate şli silahla) vurmak. yağlayıp ballamak. jelatinli şekerleme. k. 2.. dili yüreksiz. bağırsaklar. tüfek. (about) hayranlığını abartılı bir şekilde anlatmak. (kaldırım kenarındaki) oluk. s. atış ilmi. Guyana. (bebek) agulamak. lastik çizme. (belirli bir yeri) elde etmek için bütün gayretiyle çal ışmak. (okullarda) beden e ğitimi. spor salonu. Guyana. 2. Guyanalı. f. Guyana bölgesi halkından biri. (çatı/dam kenarındaki) oluk.. dili cesur.o. k. i. i. jimnastikçi. i. gun. f. topçu. k. dili vıcık vıcık şey. silah kaçakç ısı. kuş. İng.. 1. çağıldamak. eski İngiliz Guyanası. atım. top.. i.. fışkırış. Guyana. tat alma duyusuyla ilgili. Guyana bölgesi. s. Bayağı cesur o. i. i. kanivo.men (g^n´mîn) i. yürekli. s. çuval. (birinin) çan ına ot tıkamak için fırsat kollamak. 2. silahlı kimse. i. i. (iki kişi arasındaki) silahlı çatışma. erim. 2. Guyanalı. 1. k. k. dili fazlas ıyla istekli. spor salonu. i. i. tüfekçi. tüfek ve tabanca yapan veya tamir eden kimse. eski İngiliz Guyanası halkından biri. 2. guru.. k. ateş etme. silah atışı. k. yürek: He´s got guts. i. i. ateşli silah taşıyan kimse..kumaş parçası. f. İng. s. i. ateşli silah. barut. dili cesaret. 1. i.gumboot gumdrop gummed gumption gun gun for gun rack gun s. f ışkırmak. jimnastik salonu. ateş. (arabayı) birdenbire tam gaz sürmek. (ateşli silaha ait) menzil.a. i.nese) 1. bağırsak. up k. tabanca. mür şit. s. i. i. 2. 1. dili adam. up gust gustatory gusto gut gutless guts gutsy gutter guttural guy Guyana Guyanese guzzle gym gymnasium gymnast gymnastic i. i. dili inisiyatif ve cesaret. çoğ. 1. zamklı. 2. Guy. (çoğ. 2. tüfeklik. topçuluk. i. jimnastik salonu. fışkırtı. i. çağıltı. gırtlaksı (ses). silah kaçakç ılığı. --ning) (motoru) birdenbire tam gazla çalıştırmak. s. i. 1. süslenip püslenmek. jimnastiğe ait. dünden hazır. çoğ. 1. s. i. i. i. 2. 1. agu.

i. bak. i. ısmarlama yazı yazan yazar. dolu. tüy.. itiyat. nisaiye. mezgit. i. 1. Roman. z. hav. dili taksi. 3. H. kocakarı. i. i. f. al s. k. i. k ıymak. i. i. 2. dönme.. jinekoloji. 1. yak ın arkadaş. f. sahtekâr. 1. çitlembik. alışıldığı şekilde. dönerek sallanmak. 2. dolu fırtınası. i. 2. yaşlı çirkin kadın. dolu halinde ya ğmak. i. k. İng. saç. . yapmalı. i. klişe. gynecology. âdet. büyücü kadın. mutat. kiralık binek atı. herkesle çabuk ahbap olan kimse. s. dönmek. 2. i. jiroskop. i. have. vasat. (--ped. s. araba. i. dolu tanesi. automatic pilot. hour. liman ından kalkmak. dili üçkâ ğıtçı. i. k ıs. çentik. i. i. i. i. f. (hayvan dövüşmeye hazırlanınca dikleşen/kabaran) tüyler. kih-kih (gülme sesi). daimi. dönerek sallanma. jimnastik. hacı. at. 2. tuhafiye dükkânı. İngiliz alfabesinin sekizinci harfi (Honor.. i. bitkin. erkek giyimi satan ma ğaza. alç ıtaşı.ışkanlık meydana getiren. bak. f. bayat. 3. kiralık atlı i. h haberdasher haberdashery habit habitat habit-forming habitual habitually hack hack hack hack stand hackberry hacker hackle hackneyed had had best do haddock hadj hadji hadn`t hag haggard haggle ha-ha hail hail hail fellow well met hail from hailstone hailstorm hair i.. kazık bir yer. çentmek.. i. yapsa daha iyi olur. i. f. herb gibi bazı kelimelerin ba şında ve herhangi bir kelime veya hecenin sonunda telaffuz i. 1. bak. Roman gibi ya şayan kimse.. 2. kazık atmak. 1. kuru kuru öksürmek. 2. ünlem kah-kah. habitat.. i.. bilgisayar korsan ı. seslenmek. jips. kazıkçı. şapka dükkânı. s. s. âdet üzere. alışılmış. alışkanlık. tuhafiye. f. Hrist.gymnastics gynaecologist gynaecology gynecologist gynecology gyp gyp joint gypsum Gypsy gypsy gyrate gyration gyropilot gyroscope H. bak. den. 1. cayroskop. 2. i. hileci. f. i. çoğ. 1. 3. i. gynecologist. 1. yorgunluk ve açlıktan bitkin. i. 1. 2.. İng. . çekişe çekişe pazarlık etmek. niteliksiz (iş). argo becermek. İng. jinekolog. yaşlı kuru öksürük. din görevlilerine özgü kıyafet... 1. niteliksiz yazar. hayvan veya bitkinin yeti ştiği doğal ortam. basmakalıp. selamlamak. k ıl. sıkı pazarlık etmek. bir şeyin doğal yeri. --s çoğ. argın. 1. İng. i. --ping) aldatmak. Çingene. 2. taksi dura ğı. İng. yontmak. 2. tuhafiyeci. had not. ça ğırmak. melengiç. yarmak. hac.

s. 3. işin yarısı. f. i. k ılı kırk yaran kimse. 2. Half the students have come. k ıllı. sapasa ğlam. s. s. s. işin çoğu. saç filesi. üvey k ızkardeş. gönülsüz. saç tokas ı. istemeye istemeye. 2. saç şekli. yarımay. (eski bir inan ışa göre) cadıların. hayaletlerin. s. s. yarım pençe. vücudun yukarı kısmını gösteren resim. koridor. i. tüylü. i. (çoğ. yar ım ağız. kutsamak. Haitili. fiz. i. s. malikâne. . s. üvey k ızkardeş. 2. 2. kutsalla ştırmak. yarım. işin en zor tarafı. saç tıraşı. i. melez. 1. yarım ağızla. halves (hävz) i. yar ı yolda. 1. 1. yarı pişmiş. gönülsüzce. korkunç. yarım gözlük. 1. 4. s. Halikarnas. 1. kılı kırk yaran. s. erkek berberi. s. i. firkete. yeterli olmayan tedbirler. yetersiz olarak. 2. argo çok zor. tüysüz. ortada. 1. f. --s) saç tuvaleti. yar ılanma süresi. i. yarım düzine. isteksizce. çoğ. İki yarım bir bütün eder. Bodrum.. i. i. z. spor hafbek. saç kurutucusu. 2. U şeklinde kıvrılan.hair curler hair dryer hair net hair spray hairbrush haircut hairdo hairdresser hairless hairpin hairpin turn hair-raising hairsplitter hairsplitting hairy Haiti Haitian hale hale and hearty half half a dozen half brother half fare half glasses half measures half sister half sister half sole half the battle half time halfback half-baked half-breed halfhearted halfheartedly half-length half-life half-mast half-moon half-sole half-time halfway half-witted Halicarnassus hall hallow Halloween bigudi. iyi düşünülmemiş. kadın kuaförü. i. ahmak. 1. kadın berberi. Haiti´ye özgü. saç fırçası. i. yarı: Two halves make a whole. i. spor haftaym. 5. s. k ılı kırk yarma.. i. s. yarım boy. turp gibi. half an apple yar ım elma. çiftlikteki kö şk. 2. yetersiz. 1. i. saçsız. salon. i. yar ım gün: She works there half time. saç spreyi. 2. 2. yarım günlük (iş/çalışma). Haitili. argo tehlikeli. ara. Haiti. Haiti. İng.. keskin viraj. i. isteksiz. 1. i. tüyler ürpertici. 3. hol. Orada yarım gün çalışıyor. 2. yarı yolda bulunan (yer). budala. yarım bilet. saçın kesilme biçimi. 1. hortlakların ortalığa çıktığı gece (31 Ekim). 2. k ılsız. saç kurutma makinesi. z. (ayakkab ıya) yarım pençe vurmak. okul/üniversite binas ı. s. üvey erkek karde ş. bayrağın yarıya indirilmesi. 1. i.

1. ufak köy. eltopu. k. durma. i. k. rençper. el ile yap ılan iş. el yazısı. i. sanrılamak. -ping) engel olmak. i. i. 1. (--med. 2. uzatmak: Pleaseel. f. dağıtmak. 1. 2. el sanatı. dizardı kirişi. (--ped. kösteklemek. 1. çekiçle dövmek. i. --s/--es) hale. ele avuca sığmaz çocuk. hand me that book. ruhb. babadan o ğula geçirmek. hammer throw hammock hamper hamper hamster hamstring hamstrung hand hand hand down hand grenade hand in hand in hand hand labor hand on hand organ hand out hand over handbag handball handbill handbrake handcuff handful handgun handicap handicapped handicraft handily handiness i. argo abartarak oynayan oyuncu. i. 3. bak. i. başkasına vermek. 2. avuç dolusu. i.´s head çekiçle ibirinin kafas ına sokmak. hamburger. kelepçe. hammer out spor çekiç atma. yarıya indirmek. i. çekiçle çakmak. hamstring. çoğ. yarıya bölmek. hammer away -e şekil vermek. i. z. bir fikri şlemek. 4. 1. jambon. dizardı kirişini koparmak/kesmek. durdurmak. half. 2. 3. el. --ming) argo i. el freni. tayfa. tokmak. (çoğ. sanr ı. s. kelepçe vurmak. i. 3. 1. f.. bak. yular. 4. ayla. el ele. ırgat. f. (ham.. spor handikap. i.o. 2. spor hentbol. f. dili idare edilmesi zor biri. çekiçle vurmak. ağıl. den. durmak. az miktar.. i. vermek. 5. i. 2. 1. tabanca. elle vermek. engel olmak.. kolayca.hallucinate hallucination hallway halo halogen halt halter halve halves ham hamburger hamlet hammer hammer f. i. çekiçlemek. 1. 2. i. f. i. i. hol. f. işçi. vermek. kelepçelemek. sakatl ık. i. 2. 6. mezra. engellemek. 1. duru ş. özürlü. hammer an idea into s. teslim etmek. sakat. elverişli bir şekilde. özür. i. 1. engel. kapaklı büyük sepet. hamak. O kitab ı bana uzatır f. i. abartarak oynamak. 2. devretmek. durmadan çalışmak. 3. c ırlaksıçan. halojen. isk. hamster. f. güçle ştirmek. teslim etmek. koridor. laterna. beceriklilik. kuşaktan el bombas ı. 2. f. 2. el ilanı. el çantas ı. i. handikap. dili amatör radyo operatörü. i.. . çamaşır sepeti. i. s ığır kıyması. m ısınız? kuşağa devretmek. tayfadan biri. mola.strung) 1. (saatte) akrep/yelkovan. f. çekiç.

kulp. i. engel. 1.1. yün/ipek çilesi. -e tutulmak. (to) (-e) s ıkı tutunmak. çoğ. i. 1. be için yanıp tutuşmak. olmak. telefonu kapamak. ellemek. (--ed) ipe çekmek. katlanmak. kaplamak. (after/for) arzulamak. parma ğını kıpırdatmadan. el s ıkma. i. sarkan. 3. cömert. f. el yapımı. s. hang. (avukat) kendi yazıhanesini açmak. dili ba şıboş gezerek beklemek. with kid gloves handlebar handling handmade hand-me-down handrail hands down Hands off! Hands up! handshake handsome handwork handwriting handy handyman hang hang hang hang around hang back hang fire hang in the balance hang in the balance hang on hang on s. asılı olmak. 1. as ılı. ask ı. mendil. asmak. i. (hung) 3. şanssız. kullanılış tarzı. 2. asılmak. 2. tak ınak. elişi. i. hazır. -i çok beğenmek. 2. şeytantırnağı. salland ırmak. çile. k. cellat. 1. güçlük. sallanmak. i. ürkek. gelmek. yakın.men (häng´mîn) i. elle dokunma. talihsiz. (bisiklette/motosiklette) gidon. hung up on 1. habis. idam. gelişigüzel.y.. içki sersemliği. hang out/up one´s shingle hang up hangar hangdog hanger hanger-on hanging hangman hangnail hangover hangup hank hanker haphazard hapless happen happen across/on/upon happen by i. 2. i. dili birinin her dediğini can kulağıyla dinlemek. kabza. yapıştırmak. 2. becerikli. f.´s every word Hang on. i. 4. kullanmak. asılış. idare etmek. s. 2. 2. eğmek.ers-on) beleşçi kimse. dokunmak. 2. 3. s. elişi. merdiven parmaklığı. meydana gelmek. -e tesadüf etmek. . çengel. 1. -e bayılmak. hand. s.o. u ğramak. (başını) döküm. hangar. idam edilmek. -e rastlamak. 2. kullan ılmış. geri kalmak. 2. i. i. as ılmak. 1. s. i. usta. rastlantı. kullanışlı. 2. elinden her iş gelen işçi. i. -e kafas ını takmak. apaçık: He was hands down the best. şüphesiz. i. alçak. yak ışıklı.3.o. 1. hang. anlam. dili (tıp doktoru) özel muayenehanesini açmak. 1. sinsi adam. Dokunma!/Elini sürme! Eller yukar ı! i. el sürmek. i./Bir dakika. elden düşme. korkak. f. idam etmek. nazik bir durumda olmak. s. 3. i şleme tarzı. 1. muallakta olmak. çoğ. kolaylıkla. f. tereddüt etmek. eli işe yatkın. dayanmak. 1. s. i. çok. 3. şans. özlemini çekmek. tehlikede olmak. (çoğ. sap. iş. 2. Bekle. k. asmak. 4.handiwork handkerchief handle handle s. z. kangal. elverişli.ırılgan/sinirlii. sarkmak. ele almak. Onun en iyi oldu ğu apaçıktı. 2.men (hän´dimen) i. satmak. sarkma. bol. el yazısı. çekinmek. k. duru ş. i. 1. ipe çekme. f. tırabzan. kullanılmış elbise/eşya. 2. bahtsız. takmak. asma. (çok k 5. elişi. geçmek.birine) son derece tutamaç. i. el altında. asma. s. büyük. i. dikkatli davranmak. 1. askı kancası. rasgele. marifetli.

lop. z. sert kereste. 3. dirençli. katı. tirat. neşeli. sıkıntı. zorluk. 2. tedirgin etmek. acımasız. güç. nalbur dükkân ı. zor. 1. Hemen hemennefes alacak zaman ı bile olmamak. i. i. 1.. I hardly knew her. donanım. Allahtan. şen. girmek. hemen hemen: Hardly anything was left. kuvvetli. 1. İng. f.happen in happen to happen to meet happening happily happiness happy happy-go-lucky harangue harass harbor harbour hard hard hard cash hard currency hard disk hard drink hard hat hard labor hard labor hard luck hard row to hoe hard-boiled hard-core harden hardheaded hardhearted hard-line hardly hardly to have time to breathe hardness hard-nosed hard-on hardship hardware hardware store hardwood hardy hare harebrained harelip harem haricot haricot bean hark hark back to uğramak. kask. 3. i. ağır iş cezası. i. madeni e şya. makul dü şünen. bar ınak. kuvvetle: The wind´s blowing hard. f. bilg. ımasızlık. k. haricot. bilg. barındırmak. sert. çok şükür. çetin ceviz. 2. f. s. kuvvetlenmek. kuru fasulye. pekiştirmek. s. i. 3. bak. harbor. şanssızlık. katı. rahats ız etmek. 1. beslemek. i. katılaştırmak. 1. . liman. Rüzgâr nakit para. dayanıklı. ağır. misafir etmek. ackendi ç ıkarını düşünen. çok.büyük bir gayretle: They worked hard. s. yolundan şaşmaz. uzun ve tumturaklı konuşma. f. mesut. iyi. şme hareketlerini yakından gösteren. s. güçlük. bizar etmek. katı (yumurta). kuş beyinli. mutluluk. 1. yerinde. yarık dudak. s. s. i. ask. -e tesadüf etmek. miğfer. vaka. güçlük. i. katılaşmak. sertleşmek. zorla. s. kalpsiz. 3. Try hard! z.. taciz etmek. hırdavat. i. s. (geçmişten. 2. ağır iş cezası. 2. Çok çal ıştılar. delisi: girl-happy kız delisi. acımasız. 2. sert içki. mutlulukla. çıkarcı. 2. katılık. 2. uzun ve tumturaklı bir şekilde konuşmak. i. i. dinlemek. huk. kararlı. pekişmek. -e rastlamak. katı yürekli. acı. 3. 2. 1. şiddetli. 1. 5. 6. çok soğuk (mevsim/hava). sevinçle. dili kül yutmaz. sertlik. şiddetle. zor iş... rahat vermemek. şiddetli.bak. Çok gayret et! 2. sağlam döviz/para. katı. çok meşgul olmak. s. olmak. kuvvetlendirmek. 1. neşeli. bir şeye aldırmaz. 1. sert. k. i. kaygısız. inatçı. 4. pek. sığınak. güçlükle. s. sabit disk. 2. s. (fiziksel olarak) kat ılık. ünlem Dinle!/Dur!/Sus! (geçmişe. kerestesi sert a ğaç. güçbela. i. eski olaylardan) söz etmek. 3. . sertlik. f. mutlu. kafasız. olay. cinsel organları ve sevi sertle ştirmek. 2. z. bereket versin ki. yabani tavşan. 2. 2. 1. çetin. 1. 1. 1. silah. uzlaşmaz. dili (birinin) hiçbir şey kalmamıştı. Tanışıklığımız i. sert. boyun eğmez. 3. önceki konuya) dönmek. kurt. 2. harem. tirat söylemek. sert (söz). darlık. aralıksız saldırılarla taciz etmek. tavşandudağı.. (çimento) donmak. f. ba şına gelmek.

kesek k ırma makinesi. 2. f. haşiş. 3. ambar kapağı. dü şüncesiz. i. uyum. 1.o. 1. armonik. harp çalmak. m ızıka. 1. aceleci.. 2. 2. i. f. 1. civciv ç ıkarmak. harmonize. to (atı) (arabaya) koşmak. mahsul. acele etmek. aceleyle. (öküzleri) (sabana) ko şmak. karmakarışık şey. ivedilik. Acele işe şeytan karışır.ha şlamak/azarlamak. 1. 1. dili tartışmak. rekolte. çekiş. biçmek. İng. arkada kap ısı olan küçük araba. 1. 3. tapan. şapka. yumurtadan çıkmak. nefret. 1. armoni. 1. ziyan. hasar. (plan) yapmak. 2. klavsen. i. zararlı. . uyumlu. 1. 2. f. k ızıl geyiğin erkeği. (ata) koşum takmak.harlot harm harmful harmless harmonic harmonica harmonious harmonise harmonize harmony harness harp harp on harpoon harpsichord harrow harrowing harsh hart harvest has hash hash over hasheesh hashish hasn`t hasp hassle haste Haste makes waste. müz. tapanlamak. nefret etmek. hasat zaman ı. ahenkli. acele. s. 3. kuşbaşı doğramak. hasat. f. hintkenevirinden çıkarılan esrar. orak mevsimi. i. k. 2. den. uyumlu. (ayn ı şeyleri) tekrarlayıp durmak. hasten hastily hasty hat hat press hatch hatch hatchback hatchet hatchway hate hateful hatred haughtiness haughty haul haul s. koşum takımı. 2. (doğal bir gücü dizginleyerek) i. acele ettirmek. huysuz. armonika. s. bak. kendini be ğenmişlik. uyum sa ğlamak. i. haşin.. f. hasat etmek.. 3. mağrur. tapan çekmek. semere. kuşbaşı doğranarak yeniden pişirilen et yemeği. 4. müz. 2. 1. 2. bir ağda çıkarılan balıklar. 2. kötülük etmek. i. i.. tırmık çekmek. bak. f. dili birini dönmek. hasat. hashish. i. bozulmu ş şey. ahenk. f. armonize etmek. kibirli.. ambar a ğzı. arp. f. sert. harp. i. 1. i. 4. zarars ız. i. i. i. kibirlilik. 2. kaba. asap bozucu. 1. kötülük. 3.. i. (rüzgâr/gemi) yön değiştirmek. 3. dü şmanlık. f. 3. 2. altüst k. s. zıpkınlamak. i. oto. fahişe. 3. 4. çekme. argo haşiş. den. i. f. çekmek. tez. 2. güçlük. nefret dolu. ta şımak.. s. 1. f. f. 1. over the coals i. nefret. üzücü. kendini be ğenmiş. f. zarar vermek. şapka kalıbı. i. have. 2. bak. 1. s. 2. den. i. s. i. müz. ac ı. zarar. f. orospu. 1. nefret edilen. vira etmek. müz. asma kilit köprüsü. has not. ahenkli. kesek kırmak. bozmak. tartışma. s. i. ambar a ğzı. zorluk. z. telaşçı. kin. i. uymak.. 2. i. -in üzerinde çok durmak. k ıs. sonuç. erkek geyik. 1. zıpkın. i. acele. i. s. s. ters. çabuk. lombar ağzı. 2. ürün. 2. armoniye ait. küçük balta. (kumpas) kurmak.

zıvanadan çıkmak. gurur. bayram etmek. k. i. Akl ın fikrin hep onda. babalar ı tutmak. Hemen a good press. s. she it e ğlenmek.. 1. sağrı. -esi gelmek: I´ve a good mind to tell him off right now. sahip olmak. sık perili. hakk ında bilgi almak/bilgisi olmak. kurtlarını mest olmak. -e eğilimi/meyli olmak: He has a penchant for fixing things. halledilecek davası olmak. -e bakmak. getgidip terbiyesini verece ğim geliyor. dili her zaman kavgaya haz ır olmak. geçmiş zaman had 1. k. (had. (at) denemek: Have a go! Bir dene! -i iyi kavramak. küplere binmek. kalça. they have. with -i makaraya almak. ile ilgisi olmak. We had a puncture. over the coals haunch haunt haunted haunting hauteur have have a ball have a bearing on have a bee in one´s bonnet have a big lead have a blast have a bone to pick with have a bone to pick with s. k. kibir. i. çok önde olmak. çorbada tuzu bulunmak. çok alıngan olmak. -e niyeti olmak. akıldan çıkmamak.ing) kurald ışı çekimleri: şimdiki zaman I. almak. tekin olmayan.dökmek. 2. ile payla şılacak kozu olmak. k. ço ğ. Eşyaları tamir etmeye meraklı.o. -i sarakaya almak. 1. kıç. İnsaf be! İng. dili (birinin) şansı rast gitmemek. çok (bir şey yapmayı) denemek. 2. sürekli yanında bulunmak. -eceği gelmek. dili . he. have a feeling for have a field day have a finger in the pie have a fit have a fling have a fling at have a gander at have a go have a good grasp of have a good head on one´s shoulders head on one´s have a good shoulders have a good mind to have a good press have a green thumb have a hand in have a heart Have a heart! have a kip have a line on have a losing streak have a lot of brass have a lucky/winning streak have a mind to have a mind to have a narrow escape have a one-track mind have a penchant for have a puncture birini azarlamak/ha şlamak. f. . k. (bir işte) parmağı olmak. hav. -esi gelmek: I have a mind to go there this instant. dili biriyle payla şacak kozu olmak. usandırmak. insaflı davranmak. 2. popo. -e iyice vâk ıf olmak.haul s. 2. dili (birinin) şansı rast gitmek. we. you.o. i. neredeyse zil takıp oynamak. k. f. bitkilerden iyi anlayan biri olmak. k. k. k. büyük aptes bozmak. dili uyumak. 1. k. dili bir fikri kafas ına takmış olmak. -in dilinden anlamak: She has a feeling for animals. deli olmak. 2. -si olmak. 5. aklı başında biri olmak. Oraya hemen gidesim geliyor. -eceği gelmek. k. dadanmak. 1. sağduyu sahibi olmak.o. Hayvanlar ın dilinden anlar. ak ıldan çıkmayan. 4. (öfkeden) deli olmak. 3. ucuz kurtulmak.. 3. zor unutulan. have a bowel movement/have a BM have a change of heart have a chip on one´s shoulder have a chip on one´s shoulder have a crush on s. dili birine fena halde tutulmak. dili bitkileri iyi yetiştirebilen biri olmak. (hortlaklar/ruhlar) s ık sık uğramak. dili çok e ğlenmek. bir konuyu tutturmak: You´ve got a one-track mind. bak. Lasti ğimiz patladı. fikir veya davran ışlarını değiştirmek.. argo çok yüzsüz olmak.dili çokhas. -i etkilemek. sık gitmek. but. s.

gerçekçi ve pratik bir şekilde düşünmek. 1. k. a rough time right now. boğazı ağrımak/yanmak. kaza geçirmek. k. boynu tutulmak. k.t. k. -e yetene ği olmak. k. Artık bıktım. biriyle konu şmak.. para hırsı olmak. have a green thumb. çocuk ald ırmak.o. işi tamamlamak. dili çabuk öfkelenen biri olmak: He´s got a temper. dili 1. sıçmak. tatlı yiyecekleri dayanıklı k. kazaya u ğramak. bo ğazı yanmak. -de sözü geçmek. k. I am going to divorce my husband. (birinin) midesi a ğrımak. dili çok e ğlenmek. bir şeyi belirli bir süre içinde alma/reddetme hakkı olmak. dili (birine) zaaf ı olmak. zor/sıkıntılı bir dönemden geçmek. aklından zoru olmak.o. k. -i çok sevmek. (bir şeyi) iyi kötü kullanabilecek kadar bilmek: They have a working knowledge of geçirmek. artık yetmek: He´s been cheating me . have a run-in with s. (birinin) bo ğazı gıcıklanmak. Çabuk öfkelenir. -de gözü olmak. k. k. İng. (bir yerde) torpili olmak. dili bir tahtas ı eksik olmak. elinde kozu olmak. have a screw loose have a screw loose have a share in have a shit have a short memory have a soft heart have a soft spot for have a soft spot for have a sore throat have a sore throat have a stiff neck have a stomachache have a strong stomach have a sweet tooth have a temper have a thing about have a tickle in one´s throat have a voice in have a way with s. argo 1. müşfik olmak.t. zor bir hayat benden birer bardak içki.o. k. (birinin) midesi kolaylıkla bulanmamak/bozulmamak. have an affair with have an aptitude for have an in have an itching palm have an option on s. bak. dili bir tahtas ı eksik olmak. kürtaj olmak.have a rough time Have a round of drinks on me. have a way with s. dili (bir şey yapmayı) arzu etmek. gıcık duymak. have bats in the belfry have been around have both one´s feet on the ground have designs on have done with have green fingers have had it zor/sıkıntılı bir dönem geçirmek. k. have a working knowledge of have a wreck have a yearning to/for have a yen to have an abortion have an accident have an ace up one´s sleeve/have an ace in the hole have an advantage over s. -de söz sahibi olmak. dili bir şeyden anlamak. Şimdi zor bir Herkese geçirmek: They´re having biriyle atışmak. dili görmü ş geçirmiş olmak. olmak. başkasına göre avantajlı bir durumda olmak. b ıkmak: I´ve had it.o. kocamdan boşanacağım.Bir Rusla iyi kötü anla şabilecek kadar Rusça trafik kazas ı Russian. -de payı olmak. have a whale of a time have a whale of a time have a whip-round have a word with s. aklı başında olmak. k. k. midesi sağlam olmak. (kendisiyle evli olmayan biriyle) bir a şk ilişkisinde bulunmak. anjin olmak. bitirmek. para toplamak. sevmek. haf ızası zayıf olmak. dili çok e ğlenmek.tatlıkorkunç görüntülere kar şısevmek. anjin olmak. 2. kafadan kontak olmak. deli olmak. -den nefret etmek. dili 2. -i arzu etmek. -i hiç sevmemek. çabuk unutmak. 2. dili yumu şak kalpli olmak. dili (birine/bir şeye) (birinin) zaafı olmak. dili biriyle kolaylıkla arkadaş olabilmek/iletişim kurabilmek.

2.o.o. hiç hakkın yok. -den nefret etmek/tiksinmek. 2. dili -den hiç ho Ö ğretmen olmak hiç aklından geçmemişti. to thank for have on have one foot in the grave have one´s back to the wall have one´s eyes on have one´s fill of have one´s guard down have one´s guard up have one´s hands free have one´s hands full have one´s hands full have one´s head screwed on have one´s wits about one have one´s wits about one have one´s work cut out for one have other fish to fry have preference have recourse to have resort to have rocks in one´s head have s. 1. have no stomach for have no thought of have no time for have no use for have no use for have none of have nothing to do with have nothing to do with have nothing to show for it have o. bak. kafas ı yerinde olmak. işi başından aşkın olmak. dili -den b ıkmak. k. (birinin) bir şey yapmaya hakkı olmamak: You have no business interfering in bir şey için)Benim i şlerime burnunuolmamak. harcayacak vakti olmamak. ısmarlamak. (right/the right way) akl ı başında biri olmak. bak. -den hoşlanmamak. elleri bo ş olmak. -den illallah demek. 2. şaka etmek. yeteneği olmak. elinde ne yok. Bir yandan onu vuraca ğım geliyor. he´s only got himself to thank for it! Ba şarılı olamadıysa suçlu olan sadece kendisi! 1. gözü -in üzerinde olmak. çok meşgul olmak. -i kabul etmemek.t. ona borçluyuz. -esi gelmek. boş olmak. k. başka bir işi olmak. -i hak etmek. -e hiç niyeti olmamak: He´d had no thought of becoming a teacher. tercih hakk ına sahip olmak. (birinin) (biri/bir şey) için vakti olmamak. tetikte olmamak. -i gereksememek. k. giyinmek. k. hiç aklından geçmemek. under one´s thumb. 1. dili k ırk tarakta bezi olmak. Bunun seninle hiçbir ilgisiyaptığını gösterecek hiçbir şey olmamak. k.s.have half a mind to have half a mind to have hard feelings about have in mind have it coming have it in for have it in for have it in one have it made have it out Have it your own way. bir ayağı çukurda olmak. k. to thank for have s. bir taraftan -ece ği/-esi gelmek: I´ve half a mind to shoot him. -e göz koymak. meşgul olmamak. dili -e gücenmiş olmak. (birinde) hiç istek/arzu sokmaya . k. k. (bir şeyin) suçlusu olmak: If he didn´t succeed. Nasıl istersen öyle yap! argo içini kurt kemirmek. k. s. aklında olmak./Nas ıl isterseniz öyle olsun. dili (birinin) önünde zor bir i ş olmak. argo işi iş olmak. 2. dili çaresiz kalmak. -e başvurmak.. on a string have s. Have it your way! have kittens have many irons in the fire have no business doing s. doğru dürüst düşünebilmek. Bunun için (bir şey için) (birine) oynatıyor. bir davayı kavga ederek/tartışarak sonuçlandırmak. işleri tıkırında olmak. ile hiçbir ilgisi olmamak: This has nothing to do with you. -e başvurmak. 1. ile hiçbir ilişkisi olmamak.o. dili kafadan kontak olmak. dokuz do ğurmak. dili. k. Sevda. under one´s thumb -eceği gelmek. -i hiç sevmemek.. -e ihtiyac ı olmamak.o. dili (belirli my affairs. dili -e kin beslemek. k. 1. 2. Kâzım´ı parmağında borçlu olmak: We´ve her to thank for this. tetikte olmak. (birine) kin beslemek. 2. hatırında tutmak. (birinin) -e 1. dili birini parma ğında oynatmak: Sevda has Kâzım on a string.şlanmamak. get . Siz bilirsiniz. fazla me şgul olmak. -e izin vermemek.

seks yapmak.t. (bir yere) rahatça girip ç ıkabilmek. ilgisi olmak. tahribat.t. daha elverişli durumda olmak. as Plato has it Eflatun´un deyi şiyle. çoğ. k. galip gelmek. s ığınak. inandığı şeyi yapma/söyleme cesaretini göstermek. (birinin) halini anlamak. İshal olmuş. (bir tartışmanın/ağız kavgasının sonunda) son söz birinin olmak: He always has the last word. kısa bir uyku çekmek. yıkanmak. argo s ıçmak. vicdani nedenle bir şeyi yapmaktan çekinmek. 1. 2. kestirmek. bir şey yapmaya yüzü olmak/cüret etmek. (bir yeri) serbestçe kullanabilmek. i. have s.. -malı: go. zarar ziyan. . dili ishal olmak. i. sevişmek. dili ishal olmak. (görü şü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek./s. 2. k. ba şarmak. çok sevinçli olmak. ishal olmak. i. on s. k. at one´s fingertips have s. bir şeyi çok iyi bilmek. eğlenceli vakit geçirmek. liman. ishal olmak. dili bir şeyi kafasına takmak. k. had better -se iyi olur: I had better -meli. k. have second thoughts have sex have shadows around one´s eyes have some say in have stars in one´s eyes have sympathy for have the best of it have the blues have the courage of one´s convictions have the face to do s. dibi tutmamak. k. 1. on the brain have scruples about doing s. elinde suçlayıcı delil bulunmak. -de söz sahibi olmak. 2. k ıs. atın sırtından düşmek. 2. 1. at ışmak. dili (belirli bir şeyi) yapacak kadar küstah olmak. dili çok e ğlenmek.t. 2. have not. dili ortalığı toz pembe görmek. in (bir konuda) nihai good -de (belirli bir şey olma) potansiyeli olmak: He has the makings of a lawyer. dili efkârlı olmak. Gitmeliyim.t. (bir mülkün) tapusunun sahibi olmak.t. birine isteri krizi geçirtmek. yapmak. have s. in common with s. k. ihtiyat olarak saklamak. 1. k.o.o. bir şey elinin altında bulunmak. içi sürmek/gitmek: He´s got the runs. in hysterics have/suffer a miscarriage have/take a bath have/take a crap have/take a spill have/take a zizz haven haven`t haves havoc birini/bir şeyi düşünmek. çok güzel bir vakit geçirmek. mecliste söz söyleme hakk ı olmak. (about) (daha önce verilen bir karar hakk ında) tereddüt etmeye başlamak.t. aklı birine/bir şeye takılmak. Onunla ortak hiçbir şeyim yok. 2. (istem dışı) düşük banyo yapmak.o. I have to go. sonunda 1. 2.t. Son söz hep onun. (bir şeyden) dolayı vicdanı rahatsız olmak/sızlamak. dili birini çok güldürmek. k. biri/bir şey aklında olmak. içi gitmek. yarış alanının en iç kısmına yakın olmak. dili gereken niteliklere sahip olmak: She´s got what it takes to be numberetmek. 1. k. Onda iyi bir avukat olma potansiyeli var.have s. ile Gitsem iyi olur. k./s. hasar. dili şekerleme yapmak.o. gözleri mor halkalarla çevrili olmak. biri/bir şey kafasını meşgul etmek. (bir yerde) (birinin) mülkiyet hakk ı olmak. dili içi sürmek. have the floor have the gall to have the inside track have the last laugh have the last word have the makings of have the run of have the runs have the shits have the squirts have the time of one´s life have the time of one´s life have the trots have title to have to have to do with have what it takes have words have/feel qualms about have/hold/keep in reserve have/put s. S ınıfının birincisi olmak için gerekli niteliklere kavga one in her class. in mind have s.o. birini gülmekten öldürmek. 1. on one´s mind have s.t. çocuk düşürmek. biriyle bir şeyi paylaşmak: I have nothing in common with him. üstün olmak.

Ödediğin para karşılığında sana iyi mal verir. eril o. He takes his whisky on the rocks. ela (göz). He has a good head on his shoulders. atmaca. f. O işi yapmayacak kadar aklı olmalıydı. Beni iyice inceledi. a thousand dollars. Yaşı yetmişi geçti. 1. kuru ot yığını. (kurutmak için) ot biçmek./İplemez. 2.. He gives you good value for your money. He numbers eighty years. riziko. tınaz. He little knows . alıç. otluk. He had. He no longer comes here. Ezilmekten zor kurtuldu. İstediği zaman gelip gidebilir. i. i. dili Viskiyi buzlu içer. Toplantıyı canlandıran o idi. He is not himself. pus.. puslu. dumanlı. 1. saman nezlesi. i. fındık.. 1./Umurunda değil. s. 3. 2. sisli. saman. tahmin s. f.. i. i. belirsiz. kestane rengi. i. Belasını arıyor. Ölümü korkunçtu.. Elinden geleni yapt ı. 1. 2. tehlikeye atmak. k. ince duman. tehlikeli. Yapmazsa daha iyi eder. erkek: he-goat teke. Kayk ılarak sandalyesini arkaya doğru yatırdı. say. kuru ot konulan parmakl ıklı raf/tekne. Diyelim ki bin dolar ı vardı. i. He didn´t let any grass grow under his feet. i. s. çaylak. hafif sis. He is welcome to come and go at his pleasure. He just missed being run over. s. otluk. işportacılık yapmak. He looked me through and through. samanlık. otu biçip kurutmak. He is past hope. alıç. Boş bulunup ağzından kaçırdı. kuru ot yığını. i. Hiç vakit kaybetmedi./Aklı başında biri. He was the life of the party. bulanık./Beni süzdü. etmek. He tilted back in his chair. Adı kötüye çıkmış. He is riding for a fall. He had better not.haw hawk hawk hawker hawthorn hay hay fever hay rack hayloft hayrick haystack haywire hazard hazard a guess hazardous haze hazel hazelnut hazy he He can´t see the woods for the trees. 2. doğan. Kendinde de ğil. anlaşılmaz. Bilmiyor ki . otluk. tehlike. i. s. Artık buraya gelmiyor. 1. şansa bırakmak. He suffered a violent death. zam. Ayrıntılara takılıp kaldığı için durumu bir bütün olarak göremiyor. Bana bir bira ısmarladı. He walks home to save carfare. i. işportacı. 2. Ümitsiz durumda... fındık ağacı. . tınaz. He has a bad name. kuru ot. rizikolu. şahin. Onun kafas ı çalışıyor. Ona vız gelir. Yol paras ından tasarruf etmek için eve yürüyerek gider. He doesn´t give a damn. f. i. otluk./Kötü şöhreti var. Seksen ya şında. kafadan atmak./Yetmiş yaşına bastı. He has turned seventy. -e cesaret etmek. şans. He treated me to a beer. He did what little he could. have known better He should than to do it. He said it in an unguarded moment.

şlığı. şef garson. baş ağrısı. merkezde çalışanlar. 1. i. Ondan ba şkası yok mu bu dünyada? i. -i iddia ediyor. he is.. 2. f. 1. He will not take nay. 4.t. far. kafa kafaya. i.He will amount to something. başbaşkanlığını yapmak/başkanı s. başlık. baştan (çarpma). I had rather go. sırılsıklam âşık. telefon/radyo kulaklığı. he has.. özel okul müdürü. kafa. k ıs. bir şeyin ilerlemesini engellemek.. Onun imlas ı iyi. karargâh. He´s a man of principle.o. bak. i. he will. apar topar. he would. He´s an object of scorn. Onun sonu iyi olmaz. 1. balıklama (dalma). dert. He will come to no good. oto. baş. i. 1. kumanda merkezi. birinin yolunu kesmek. baş şeyin) taraf. s. pervas ızca. 1. 2. z.. Gitmeyi tercih ederdim. karyolan ın başucundaki tahta. dili Ne hali varsa görsün! k ıs. He/She can stew in his/her own juice! he`d he`ll he`s He´s a good speller. z. sakınmadan. i. baş belası. 2. 2. off head start head up head wind headache headband headboard headdress header headfirst headgear heading headland headlight headline headlong headmaster headmistress head-on headphone headquarters headrest Heads or tails? headstrong headwaiter Başarılı bir adam olacak. O noktada onu mat ettim. (yazıda) başlık. balıklama. this outfit? Buran ın başkanı kim? 2. i. birinin ilerlemesini engellemek. manşet. 1. başkan. z. 3. k ıs. He´s always thinking about sex. baş: Go to the olmak: Who heads argo şef. 2. 2. He´s a man of few words. kelle. i. dik başlı. Herkes onu hor görüyor. bildiğini okuyan. 2. 2. i. 3. He´s puffed up with pride. 1. . başkan: the head of the math department matematik bölümü başa ait. koltuk ba Yazı mı. Aklı fikri sekste. başta olan. burun buruna (çarpışma). 1. i. bant. i. coğr. ba şkanı. Prensip sahibi bir adam. birini kösteklemek. ön taraf.. i. spor avantaj. k. Az konu şan biri o. bir şeyin yolunu kesmek. sayfa ba şlığı.. Kibrinden geçilmiyor. tura mı? s. I had him there. dili ba şkanlık etmek. i. bir şeyi engellemek. 1. i. baş. başı önde. pruva rüzgâr ı. başlık. merkez büro. off head s. i. baş. i. burun. He will have it that . özel okul müdiresi. he had. şef. head. inatç ı. He´s/She´s not the only fish in the sea! head head head honcho head over heels head over heels head over heels in love head s. (biryer. i. başlık. saç band ı. -in birincisi olmak: tepetaklak perende atma. “Yok” sözünden anlamaz. k.

6. sağlık sigortası. f. 1. 7. iyileştirmek. tıb. kuvvetli. 1. söylenti. enerji. sağlık. 2. sert. cenaze arabas ı. yürek. 2. f. büyük ac ı/keder. dedikodu. merkez. candan. işitim. 3. 4.. kalp yetmezliği. i. sağlık memuru. kümelemek. 4. 2. katkısız. f. -i duymak. can. büyük ac ı veren. sağlık sigortası. hear. 2. s. 4. ilerleme. ac ımasız. 1. gönül. sağlıklı. i. sağlığa yararlı. s.b. ısı. i. 1. huk. inatçı. i. yürekler acısı. i. (heard) 1. ısı iletimi. dinlemek. iyileşmek. i. kalp ağrısı. samimi.işitmek. kalpsiz. mide ekşimesinden dolayı yemek borusunda veya midede duyulan yanma hissi. sağlıklı. i. cesaretlendirmek. oturum. 2. huk. 5. keder. kalp krizi. 1. dili kalabalık. sa ğlam. 1. yığmak. 3. kuvvetli. ısınmak. duruşma. kasap. (hediye/hakaret) ya ğdırmak. cesaret. i. . duymak. 2.´nde) göbek. yürek. sağlam. 2. i. 1. can damar ı. s. sağlık belgesi. k. işitme cihazı. 2. öz. f. kalp hastalığı. eleme koşusu/yarışı. sağlıklı. insanları iyileştirdiğini öne süren kişi. sağlığa yararlı. celse. candan. kulaklık. içten. yol alma. acı. i. kafa tutan. i. 1. yürekten. dili çok miktar. orta. yüreklendirmek. 1. (marul. yürekten. aç ık. yürek vuruşu. ısıtmak. f. kalp. isilik. kulak vermek. i. çarp ıcı (esans/içki). ırmağı besleyen kaynaklar. kuvvet. s.. f. s ıcaklık. spor eleme. 8. 2. s. 1. içten. i. yürek parçalayıcı. öfke. çoğ. bak. doğal besin. s.headwaters headway heady heal healer health health certificate health food health insurance health insurance health officer healthful healthy heap hear hear a shot hear of/about hear out heard hearing hearing aid hearsay hearsay evidence hearse heart heart attack heart disease heart failure heart transplant heartache heartbeat heartbreak heartbreaking heartburn hearten heartfelt hearth heartless heart-rending heartstrings heart-to-heart hearty heat heat heat conduction heat rash heat rash i. üfürükçü. sağlığa yararlı. 5. hiddet. Hear! Hear! İng. 3. 3. sonuna kadar dinlemek. kösnü. k. üzüntü. enginar v. tav.. mektup almak. 2. aile ocağı. çoğ. yığın. i. -den haberi olmak. küme. kalp atışı.. s. 2. şömine. ifadesini almak. i. başkalarından işitilerek öne sürülen delil. 1. silah sesi işitmek. isilik. 2. işitme. merhametsiz. s. s. yurt. haber almak. sorguya çekmek. büyük acı veren kimse/şey. çok acıklı. kalp nakli. ocak. kızışma.

kâfirlere özgü. i. 2. hektar. süpürgeotuna benzer bir çal ı. ökçe. sıcak dalgası. i. 2. sıkıştırmak. 3. f. 1. rezistans. çevirmek. 3. önemsemek. kabartmak. düve. yükselti. sakar. dinlemek. dili 1. kim. i. s. yeğinlik. 1. i. kirpi. etrafına çalı dikmek. cennet. topuk. s. 1. hararetli (tartışma). çevirmek. yükselmek. kaldırmak. kederli. 2. en yüksek nokta. kâfir. eşek anırması. 1. rüzgârı başa alıp gemiyi durdurmak. ağır su. ilahi. 1. 2. 3. faça edip durmak. i. (konuşmacının) sözünü kesmek. şiddetle. ah çekmek. fırın. 1. fundalık. 2. i. ağır metaller. kaçamak cevap i. 2. Tanrısal. s. ökçe takmak. den. argo Kahrolas ı. 3. 1. i. yukarı kaldırmak. k ızışmış. dikkat etmek. kâfir. s. kızışık. çoğalmak. i. çok güzel. İbrani. ısıtıcı. ağır sanayi. art ırmak. heyecanlı. iriyarı. ağır sanayi. 2. kefere. 1. şiddet. fırlatma. 3. anırma. yükseltmek. bol. f. doruk. 1. 4. i. s. 2. artmak. soba. f. oldukça a ğır. soru yağmuruna tutmak.then/--s) 1. s. 2. s. ocak. 6. 1. ağır. beceriksiz. s. 2. ısıtma. çekmek. . 1. i. pervas ız. gökcismi. 2. öfkeli. sık ağaçlardan/çalılardan oluşan çit. f. do ğurmamış genç inek. dayanıklı. telaşlı. (--d/hove) 1. (borsada) çok miktarda (alım ağır silahlar. kalın (kar tabakas ı). çok miktarda (oy kullanımı). süpürgeotu. dikkat. üzgün. 3. elek. önemseme. hea. k. z. dikkatsiz. s.. 4. i. f. 2. f. 2. küffar. şiddetli. s. 3. 2. kâfirler. (deniz) kabarmak. ünlem.. gö ğe ilişkin. s. çoğaltmak. i. süpürge çalısı. 4. s. ekilmiş çalılardan/ağaçlardan oluşan çit. 1. funda. ağır iş için elverişli. Yisa!/Vira salpa! 1. ağırsıklet. 2. boy. çalı ile i. yükseltmek. eli ağır. ağırlık. kuşatmak. çalı çit. 2. sarmak. kuvvetli (yağmur/rüzgâr/fırtına). 5. 2. İbranice. içini çekmek. i. sıcak dalgası. yükseklik. cennet gibi.. 1. 4. kuvvetli. kald ırma. argo alçak herif. büyük bir güçle atmak/f ırlatmak. gökle ilgili. (çoğ. i. s. i. ağır bir şekilde. 5. i. göksel. i.heat stroke heat wave heat wave heated heater heath heathen heather heating heating coil heave heave heave a sigh Heave ho! heave to heaven heavenly heavenly body heavily heaviness heavy heavy guns heavy industry heavy industry heavy metals heavy water heavy-duty heavy-handed heavy-hearted heavyweight Hebrew heck heckle hectare hectic hedge hedgehog hedgerow heed heedless heehaw heel heel hefty heifer height heighten sıcak çarpması. ısıtıcı.

korkunç. olmuyorsun. ünlem 1. bundan z. çirkin. 2. ajur. dümenci. berbat.. elbise kenar ı. emoroit. ahçı. k ılıbık. (belirli bir zaman) sonra. i. i. z. tıb. . to help out help s. kullanışlı. i. henceforth. baldıran. çöpleme.. karaciğer iltihabı. âciz. Alo. başının etini yemek. s. ünlem İmdat! i. 2. yardımsever. vâris. kötü. i. z. fayda etmek. Kekten bir dilim ald ı. Help! helper helpful helping helpless helplessness helter-skelter hem hem in/about hemisphere hemline hemlock hemoglobin hemophilia hemophiliac hemorrhage hemorrhoid hemp hemstitch hen hence henceforth henceforward hencoop henpeck henpecked hepatitis s. s. kadın mirasçı. bundan dolayı. apar topar. kötü. i. yardımda bulunmak. karmakarışık. kenevir. etek boyu. mirasç ı. yarıküre.men (helmz´mîn) i. âcizlik. alelacele.. i. i. tiksindirici. dolayısıyla. i. tolga. kalıtçı. 2.. i. 1. 2. çoğ. i. vır vır etmek. helikopter. baskı. 1.. bot. tıb. s. i. 1. iğrenç.. out Help wanted. s ıçandişi. bak. hemofili.s. savunmas ız. yardımcı. --ming) kıvırıp kenarını bastırmak.. tela şla. 2. böyle. dır dır etmek. miğfer. i. terz. tıb. hold. birine yard ım etmek: Can you help her out with her French? Fransızcasına yardım edebilir misin? Eleman aran ıyor. z. hemoglobin. basur. i. helyum. çevirmek. ünlem Kahrolsun! i. faydası olmak. 1. den. kümes. (kendi kendine servis yaparak) (yiyeceklerden) almak: He helped himself to a piece of the cake. kendir. buradan. i. Yard ımcı katkıda bulunma. 1. i. Sana nas ıl yardım edeyim bilemiyorum. i. faydalı. kanama. i. bundan sonra.. hemofil.o. kuşaktan kuşağa geçen değerli şey. (--med.. katkıda bulunmak: I don´t see how I can help you. etek. dümen. 3. gelişigüzel. aciz. i. s. kask. 1. hepatit. yardımcı: You´re not being helpful. i. f. yararlı. elbise veya paltonun etek kenar ı. bak. tıb. f. i. bot. i. bambulotu. içine almak. savunmas ızlık. ağıotu. çırak. s. i. tavuk. Merhaba. i. kuşatmak. porsiyon. 2.. s. yard ım etme. bu nedenle. 2. yard ım etmek. f..heinous heir heiress heirloom held helicopter heliotrope helium hell hellebore hellish hello helm helmet helmsman help help o. muavin. 2. i. f. antika. dişi kuş. i. 1. helms. dümen yekesi. cehennem.

bununla. ringa. 1. z. cesur. bak. te şrifatçı. i. dişil onu.. topluluktan kaçan. (çoğ. yiğit. kadın kahraman. fıtık. z. zool. 2. kabul olunmu ş doktrinlere karşı olan. çavşırotu. Ona bakt ı. kahramanlarla ilgili. bunun üzerine. kalıt. i. sürü içgüdüsü. 3. 2. bizzat. haber vermek. i. irsi. ot. duruksun. O onun.men (hırdz´mîn) i. kahraman. sürü halinde gitmek. sürü. şifalı bitki. s. kavlıç. İşte! z. s. . Onu seviyor. dişil onunki. s. 1. z. Başlıyoruz!/Haydi bakalım! 1.. çoğ. bu vesile ile. 2. gütmek. i. gerçek boyutlarheroic. i. tereddütlü.damnkendisi. He looked at her. ona. 2. hereabouts hereafter hereby hereditary heredity herein heresy heretic heretical heretofore hereupon herewith heritage hermit hernia hero heroic heroical heroin heroine heroism heron herring hers herself hertz hesitant hesitantly hesitate zam. İşte başlıyorum. f. otçul. ilişikte. 2. i. ilan etmek. karars ız. buras ı. soyaçekim. zam. my roses. hertz. yemeklere tat vermek için kullan ılan bitki. kahramanca.her Her conscience pricked her.. --es) 1. hertz/--es) fiz. güz. otçul hayvan. kahraman. balıkçıl. ikircimli. i. dalalet. irsiyet. geldin mi? 3. z. It pleased her. 1. f. duraksamak. i. z. 1. kendi. i. Herkül. baş karakter. hayvan sürüsü. otlardan yap ılan. çavşır. 2. müjdeci. i. Onunkini al. burada. dince kabul olunmu ş inançlara aykırı düşünce. s. muazzam. eroin. miras. onun: He loves her. 2. i. haberci. edeb.. al. ından çok büyük (heykel/resim). i. 3. orada burada. bundan sonra. i. 1. buralarda. z. san. ondan. bunun içinde. Vicdanı kendisini rahatsız etti. yaln ız başına yaşayan kimse. çekinmek. i. kahraman. tereddüt etmek. tereddütle. buraya. Ha. 1. i. 1. bunda. onun: Take hers. s. That´s hers. çoban. herds. avam. Buyur. herald herb herbal herbicide herbivore herbivorous Hercules Hercules´ allheal herd herd instinct herdsman here here and there Here goes! Here goes! Here you are. protokol görevlisi. 1. bundan önce. (çoğ. kalıtım. 2. herbisit. edeb. They hated her.. i. duraksayarak. i. ayaktak ımı. münzevi. That dişil goat of hers is eating zam. bitkisel. z. s. yabanc ı ot öldürücü. şimdiye kadar. ileride. 2. kalıtımsal. kahramanlık. Ondan nefret ettiler. 2. şurada burada. Onun o kör olas ı keçisi i. kabul olunmu ş doktrinlereşı gelen düşünce. s. f. otlara ait. hâkim olan felsefi/siyasi doktrinlere kar karşı olan kimse. kal ıtsal. z. i. ikircikli. miras yoluyla geçen.

s. (--ed. 7.. f.tus) aralık. hiyerarşik.. geom. hew. i. . yüksek yo ğunluk. s. karşı cinse ilgi duyan. 6. yontmak. hewn) 1. i. lüks (ya şantı).a. 2. A! i. bak. en parlak dönem. fasıla. çingülü. yontarak şekil vermek. 1. s. (hid. heteroseksüel. 2. 1. yüksek perdeden. bak. dili ta şralı. hanzo. f. ikircim. (ağacı) kesip devirmek. kutuplara yakın.. saklanmak. kesmek. s.. müz. i. ara.. --es/hi. (polisten) saklanmak. (polisten) saklanacak yer. ünlem 1. bak. en h ızlı vites. yüksek atlama. s. Haydi! 3. çok çirkin. 2. altıgen. saklanmak.. tereddüt. yüksek. in hiding sakl ı. i. 1. zengin fakir.. gizli. i. hıçkırmak. hıçkırık. k ış uykusuna yatmak. f. kıro. f. i. gizlenecek yer. herkes. ikircik. 1. ünlem 1. 3. s. kokmuş (et). deri.. eski kafalı. saklanacak yer. i. dar görü şlü. His Holiness. şamata. yüksek frekans... i. His/Her Highness. bak. 2. hid. k. oto. Hey!/Baksana! 2. hideaway. i.hesitation heterogeneous heterophyte heterosexual hew hew down hew out hewn hexagon hey heyday HH hi hiatus hibernate hibernation hibiscus hiccough hiccup hick hickory hid hidden hide hide hide away hide out hide-and-seek hideaway hidebound hideous hide-out hiding-place hierarchical hierarchy hieroglyph hi-fi high high and low high density high fidelity high frequency high gear high jinks high jump high jump high latitudes i. hiccup. 5. hide 2. hödük. s. sesi çok doğal bir şekilde veren (radyo/pikap/hoparlör). açıklık. duraksama. hayvan derisi. bak. kibirli. Merhaba! 2. kutuplara yak ın yerler. 3. heterojen. zula. hide 2. f. (çoğ. bak. İng. post. zahmetle meydana getirmek. f. i. k ış uykusu. karya. 8. her yerde. f. f. tamasalak. i. Hey! i. gizlenmek. 1. k ıs. 1. yatak. gizlemek. s. 2. yüce. i. 2. tiz. cümbüş. coğr. high fidelity.. 2. hiyeroglif. iğrenç. altın çağ. saklamak. korkunç. 4. yüksek atlama. kapal ı.den) saklamak. boş yer. i. hiyerarşi. kendini be ğenmiş. sesi çok do ğal bir şekilde verme. bot. bilg. i. yarmak. saklambaç. i. balta ile kesmek. i.

enginler. s. -i vurgulamak. 1. son derece. yüksek kabartma. en üstün başarı düzeyi. kabarma. çok tiz. 2. i. yüksek (bina/apartman). ta şkın. k. z.way. lise. kaliteli.´ni durdurarak soyan) soyguncu. çoğ. gürültülü ve ne şeli.b. s. i. dağlık yer. hızlı tren. 1. f. yokuş. çokalt ını çizmek. k ılıç kabzası. 3.b. kahkaha. dili kaliteli. i. suyun azami kabarma noktas ı. uçak korsan ı. aç ık deniz. i. ilgi çekici olay. yüksek fiyat. met.men (hay´weymîn) i. high. zorlayıcı. 1. 2. tren v. i. yamaç. met hali. 2. sinirli. parlak nokta. çok olumlu dikkati çekmek. yükselme. i. ekstra. i. 1. artış. s. s. s. 2. k. anayol. -ebir şekilde. bayır.high living high octane gasoline high places high point high price high relief high school high school high seas high tech high tide high tide highbrow highchair high-class high-density higher higher education high-grade highlands highlight highly high-minded highness high-pitched high-pressure high-rise highroad high-speed high-speed train high-strung high-tech high-water high-water mark highway highwayman hijack hijacker hike hiker hilarious hilarity hill hillside hilltop hilly hilt lüks hayat. san. i. i. doruk. 1. s. tepelik. daha yüksek. yüce gönüllü. s. s. uzun yürüyü ş yapan kimse. s. pek f. bilg. 1. (kamyon. s. azami kabarma. en önemli/heyecanlı nokta.. foto. s. çok. büyük h ızla giden. tren v. i. dili ileri teknolojinin ürünleriyle donat ılmış/yapılmış. yüksek bas ınç. yücelik. 1.. lise. i. anayol. kabza. -in iyi. (yüksek) mama iskemlesi. en önemli bölüm. birinci s ınıf. dili ileri teknoloji. uzun ve çetin yürüyüş. uzun yürüyü ş yapmak. 2. yüksek yo ğunluklu. entelektüel. i. 1.çok.´ni) soymak. k. i. güz. 2. 1. (eteğini) toplamak. i. (uçak/gemi) kaç ırmak. met hareketi. i. eşkıya. s. çoğ. s. zorla yapılan (satış). yüksek mertebeler. 3. i. artırmak. denizin kabarması. 2. i.. üstün nitelikli. i. 1. .. (fiyatı) yükseltmek. (kamyon. yüksek oktanlı benzin. 2. yüksekö ğrenim. 2. doruk. 2.. (resimde) ışıklı bölüm. sinirleri gergin. tepe. 2. neşe. f. haydut. s. met zaman ı. 2.. 1. 1.

off the stage hist histoid histology historian historic historic moment İyi niyetlidir. i. hindmost. Hindu. zam. dişi geyik. 1.).most) arkadaki. 2. 2. 1. 1. i. Tüyleri ürperdi. k ıllı. k ıs. Onunkini d ışarıya çıkar. Onunkini istemiyorum. His blood is up. i. dokubilim. eril onunki. out hire out hirsute his His All Holiness His bark is worse than his bite. kira ile tutmak. His Holiness his opposite number his strong point His/Your Highness hiss hiss s. i. i. dini Hinduizm olan kimse. 1.o. That dog´s Cenaplar ı (Ekümenik Patrik outside. engelleme. His face was wreathed in smiles. onun kuvvetli taraf ı. engel. 2. eril onu. kalça kemiği. k. onun: I don´t want his. birini ıslıklayarak sahneden kovmak. ücret. -i kiraya vermek. 1. history. kendi. s. . His heart is in the right place. tüylü. anat. ona. tarihsel. dönüm noktas ı. karşı tarafta aynı yeri işgal eden kimse. (--er. ıslık çalarak yuhalamak. reze. etmek. i. 2. f. His head is spinning. i. k. i. His hair stood on end. bak. Papa Cenaplar ı. zam. çıtlatmak. dili Baya ğı kızdı. ima -i hissettirmek. s. saçlı sakallı. i. dokusal. on/upon e ima. ıslık. -e söz. 2.s..mi (hîpıpat´ımay) i. Hinduizme özgü. dili Ne varsa dilindedir. His eyes rested on it. i. arka ayaklar. 1. historian. zam. i. iç bölge. kira. menteşe takmak. Hindu. but (et). tıslamak. f.. His face became purple. tarihçi. s. histoloji. Ekselanslar ı.. i. 2. engellemek. hinterlant.a. s. çoğ. 2. s. 1. -i dokundurmak. Yüzünde büyük bir tebessüm vard ı. f. ücretle tutmak. k.. bizzat. üstü kapalıdayanmak. kalça. O köpek onun. eril kendisi. en arkadaki. kiralamak. 2. -i ima etmek. önemli. Başı dönüyor.. Hintçe. -i üstü kapal ı söylemek. hippi..po. i. en gerideki. tarihi an. Öfkeden mosmor kesildi. Take his için kullanılır. --es (hîpıpat´ımısız)/hip. f. geride olan. --most/--er. ıslıklamak. Patrik his. i.pot. dayanak noktası. tarihi. dini Hinduizm olan. suaygırı. i. dili suayg ırı. s. en sondaki. art. 1. mente şe. ücretle çalışmak. historical. tıslama. s. s. bağlı olmak.. f. Gözleri ona dikildi. s.him himself hind hind hind legs hind quarter hinder hindermost Hindi hindmost hindrance Hindu hinge hint hint at hinterland hip hipbone hippie hippo hippopotamus hire hire o.

(birine) kahpelik 1. takmak. istiflemek. ar ı kovanı. i. topallamak. otostop yapmak. 1. tarihsel. 1. şimdiye kadar. 3. şimdiye dek. f. k. vurma. . dili turnayı gözünden vurmak. i. biriktirilmiş şey. etmek. 2. 2. tepesi atmak. bak. taşı gediğine koymak. 1. tarihi roman. to (atı) -e koşmak. dili (yiyecek/içecek) çok makbule geçmek. iki/bir seksen uzanmak. s. boğuk. z. kalleşlik etmek. tarihi. dili (bir şeyi arayan biri) aradığını bulmak/kendisini çok umutlandıran bir şeydili ineklemek. i. (hit. i. 1. i. His/Her Majesty´s Service. argo şişeyi devirmek. yukarı çekmek. 3. 2. boğuk seslilik. haksızlık anlaşmak. söz. --ting) 1. 1. i. isabet etmek. dili küplere binmek. ip ile ba ğlamak. k. f. 1. istifçilik. umulmad k. dili kiralık katil. adi -e bağlamak. f. 2. turnayı gözünden vurmak. 1. beriki. 3. uyuşmak. 2. k. dili yatmak. tahmini do ğru olmak. 2. dili 1. k ırağı. çekelemek. bağlamak. dili yola koyulmak. aksama. buraya. otostopçu. biriktirmek. istifçi. i. 2. i. 2. k. beri yandaki. i. f. kurdeşen. tarih. z.. 4. i. boğukluk. ba ğlantı parçası. bir ileri bir geri. z.historical historical novel historically history hit hit below the belt hit below the belt hit it off hit man hit one´s stride hit pay dirt hit the books hit the bottle hit the ceiling hit the deck hit the high spots hit the jackpot hit the jackpot hit the mark hit the nail on the head hit the roof hit the sack hit the sack/sack out hit the spot hit the trail hit upon hit-and-run hitch hitch on to hitch up hitchhike hitchhiker hither hither and thither/yon hitherto hive hives HMS hoard hoarder hoarding hoarfrost hoarhound hoarse hoarsely hoarseness hoary s. k. 2. engel. şuraya buraya. 2. ürtiker.şağı usulsüz olarak vurmak. bulmak. dili en yüksek h ıza/dereceye ulaşmak. çarpıp kaçan (şoför). k ır. His/Her Majesty´s Ship. çarpmak. oraya buraya. biriktirip saklayan kimse. darbe. ak. başarı. iliştirmek. ancak en önemli noktalara de ğinmek. 2. argo tepesi atmak. ağarmış. s. boğuk sesli. stok etmek. k. i. rasgele bulmak. k. ancak en önemli şeyleri görmek. isabet. 1. yataktan kalkmak. yerinde mec. k. z. ık bir anda başarı kazanmak. hedefi vurmak. 3. tam bilmek. bağ. tıb. s. volta. 2. boğuk sesle. 4. horehound. vuruş. tarihe göre. k. büyük bir başarı kazanmak. argo yatmak. etmek. tam isabet kaydetmek. s. isabet ettirmek. vurmak. 1. i.. tarihle ilgili. istif. boks kemerden a 2. argo 1. kovan. k ıs.

(başarısız bir durumu) ameliyat masasına yatırmak. much wateriç tarafı. topallamak. yerini korumak. (çoğ. rehin olarak tutmak. buka ğı. başkalarıyla görüşmesine izin vermemek. (bayrak) çekmek. geçerli olmak. 1. aldatmak. hokey. 2. yetmek. f. 4. 2. bir şey söylememek. ayak i. sayg ı göstermek. (held) 1. 1. 1. saymak. aylak. eski durumunu korumak. kimseyle görü ştürmemek. hobi. i. 2. uzun uzad ıya konuşmak. baskı altında tutmak. k. 1. yersiz korku. dili i. almak: How 2. dili (bir işi) yürütmek.. beklemek. glass hold? Bu bardak ne kadar su i. -in taraftar ı olmamak. 2. 1. 2. önermek. gulyabani. nutuk söylemek. yakla ştırmamak. 1. yukarı çekmek. 1. geminin will this çocuğa (okulda) aynı sınıfı tekrarlatmak. boş gezenin boş kalfası.hoax hobble hobby hobgoblin hobo hock hockey hodgepodge hoe hog hog wild hoist hold hold hold a child back a year hold a crowd back hold a postmortem hold a thing over s. yük asansörü. gezici rençper. 1. dü şkü. 1. 3. dilini tutmak. rehin. buka ğı vurmak. 1. rehine koymak. 1. devam etmek. uzak durmak. 4. yüzüne vurmak. 2. hor görmek. 3. türlü yemeği. 2. dili dilini tutmak. hold against hold aloof hold at bay hold by hold down hold forth hold good hold good hold in hold in contempt hold in esteem hold in leash hold in pledge hold incommunicado hold no brief for hold off hold on hold on to Hold on! hold one´s ground hold one´s own hold one´s own hold one´s peace hold one´s peace/tongue hold one´s tongue hold out hold out on one hold over hold s. -in savunucusu olmamak. aksama. 2. k. oyun. uzakta tutmak. f. 3. i. k. 3. konu şmamak. büyük domuz. inanmak. ileri sürmek. i. zaptetmek. f. 2. birinin ilerlemesini durdurmak/engellemek. dayanmak.o. öne sürmek. hakir görmek. i. birini bir şey ile durmadan tehdit etmek. . --es/--s) 1. argo ç ılgın. dili Dur!/Bekle! durumunu korumak. ayak diremek. 2. tutmak. 2. içinegemi ambar ı. i. köstek. topallama. 1. 2. susmak. oyun etmek. ilişki kurmamak. aksayarak yürümek. (suçu) -e yüklemek. arada mesafe b ırakmak. geçerli olmak. Elimi tut. 3. latife. ertelemek. işletmek. yularını elden bırakmamak. kalabalığı zaptetmek. serseri. dert. hile. tutmak. back i. 2. karmakar ışık şey. ifrit. özel zevk. yaklaştırmamak. ertelemek. i. çapa. birinden gizlemek. k. b ırakmamak. k. f. direnmek. çapalamak. zaptetmek. topal etmek. şaka.o. tutmak: Hold my hand. 4. dili tutmak. konu şmamak. (telefonda)-e tutunmak. i. f. yakla şmamak. 2. f. dayanmak. -i tutmak. yukar ı kaldırmak. süregelmek. i. kösteklemek. 1. saplant ı.

ayr ılmamak.. gösterişsiz. yortu günü. 3. demirleme liman ı. çukur. delik. değişikliğe karşı olmak. kutsallık. tatil. i. i. 2. 4.o. haykırmak. f. 3. üstünlüğünü korumak. İng. 1. boşluktan gelen (ses). k. ev ekonomisi. Hollanda.. 2. içine bir şey konulan nesne/kap. i. i. holding. geciktirmek. evde oturmayı tercih eden kimse. saklanmak. tutmak. dinlenmek için çaltatile çıkmış kimse. 1. yankı yapan. s. İçişleri Bakanlığı. içinde bir şey saklanabilen nesne/kap: 2. 3. çökük. i. dili Dur!/Bekle! i. delik açmak. derin. 4. yardımda bulunmak. i. anayurt. çukur. çirkin. büyük yang ın. 1. dili berbat yer. tatil günü. oyuk. aile oca ğı. i. makul olmak. sade. candle holder şamdan. 5. (şirketin) idare merkezi. Paskalyadan önceki hafta. ev ile ilgili. göstermek. hürmet. k. (ifade) tutarlı olmak. i. i. rahat. 2. kutsiyet. İçişleri Bakanı. 1. in one´s arms hold s. i. yolunu kesip soymak. 1. i. delmek. tatil. soygun. korumak. hisseler/emlak/mülk/mallar. s. 2.o. tabanca k ılıfı. İng. kasanın anahtarı (birinde) olmak. s. 1. geçidi tutmak. çobanpüskülü. i. gecikme. içişlerine ait. s. içi bo ş. (hükümdara v. cigarette holder sigara ağızlığı... imha. çukur. 3. İng. merkez. cana yakın. (birinin/bir kurulu şun sahip olduğu) i. mukaddes. s. s. 1. dili -den kalma bir şey/kimse. 3. 2. kutsal. dili ba ğırmak. 1. bot. k. 2. i. rahat. ev gibi./s. İng. boş başarı. engellemek. basit.hold s. ışmadan geçirilen süre. evsiz. 2. 2. İng. tutma. vatan. Kitabı Mukaddes. k ıpırdamamak. kaldırmak. 4. ev. üs.b. 2. 1. bot. 3. yurt. sahte. f. from k. i. bir arada tutmak. yalan. out oymak. egemen olmak. 1. İng. kira ile tutulmu ş arazi. . kulp.t. eve özgü. anavatan. 3. f. oyuk. dili geçerli olmak. 1. haykırış. 2. i. arzetmek. birine/bir şeye saygı duymak. bayram günü. 2. yuva. gülhatmi. 2. bir şeye yaramayan zafer. evsiz barks ız. 1. ile aynı fikirde olmak. in high regard hold still hold sway hold the field hold the line hold the pass hold the purse strings of hold together hold up hold water hold with Hold your horses! holder holding holding company holdover holdup hole hole up holiday holidaymaker holiness Holland holler hollow hollow victory holly hollyhock holocaust holster holy Holy Scripture Holy Week homage home home base home economics Home Office home office home port Home Secretary homebody homeland homeless homelike homely birini kuca ğında tutmak. para (birinin) elinde olmak. i.´ne gösterilen) sayg ı. i. k. telefonu kapatmamak. 1. bağırış. memleket. bo şluk.

2. şılığında verilen para.o. şöhret. Honduraslı. s. f. 1. honey petek balı. 1. balayına çıkmak. i. honey in the comb honeybee honeycomb honeymoon honeysuckle honk honky-tonk honor honor a debt honor roll honorable honorable mention honorable mention honorarium honorary i. namus. hon. evde dokunmu ş. Honduras. dürüstçe. i. i. han ımeli. 2.. i. çiftlik ve eklentileri. fahri. s. i. Honesty. s. 2. f. nam. k ıs.. homolog. i. z.. -i şereflendirmek. homojenle ştirmek. adi bar. (ballı/balsız) petek. homojenlik. i. s ıla hasreti. adam öldürme. (bono/çek) kabul edip karşılığını ödemek. ba ğdaşık. İng. i. i. iffet. 2. evde yap ılmış. ba ğdaşıklık. 1. i. (okulda) esas dershane. 2. şeref. sade. honorably. s. eve do ğru. s. i. pavyon.i. ev ödevi. kaz sesi çıkarmak. s. 1. klakson sesi. homojen. bot. 2. let alone honor. f.. homojenle ştirici. honorary. cinayet. z. ün. . 2. 1. dürüstlük. i. ev kad ını. 2. i. i. i. Honduraslı. türdeş. f. balarısı. serbest meslek sahibine hizmet kar2. iftihar listesi. Honorable.. balayı.homemade homemaker homeroom homesick homesickness homespun homestead homeward homeward bound homeward bound homework homicide homogeneity homogeneous homogenise homogenize homogenized homogenizer homologous homonym homosexual Hon hon Honduran Honduras hone honest honestly honesty s. bal. s. bağdaşık hale getirmek. e şadlı. sahiden. ücret. yabankazı sesi. e şeref vermek. dilb. çoğ. dürüst. i. ücretsiz yap ılan. k. mansiyon. 2. memleket yolunda. 1. klakson çalmak. f. ev ve eklentileri. namuslu. gurbet çekme. 1. 1. gurbet çeken. 3. Honduras. 1. bilemek. basit. i. vatan/ev hasreti çeken. onda dürüstlük namına bir şey yoktu. 1. Honesty is the best policy.rar. 1.. homogenize. bak. s. onursal. f. hilesizce. onur. i.a (anırer´iyı)/--s (anırer´iyımz) i. 1. şerefli. can ım. homojenize: homogenized milk homojenize süt. was not Şeref şöyle dursun. 2. dövüp kıvamına getirmek. Dürüstlük en iyi yoldur. ödev. katil. dili i. hilesiz. mansiyon. e şcinsel. s. türdeşlik. borcunu ödemek. Honduras´a özgü. dili sevgilim. namus. in him. s. i. evine/vatan ına dönmekte olan. k. k ıs. gerçekten. 2. homoseksüel. f.

2. zool. (bayku ş) ötmek. kabadayı. i. çengel şekline sokmak. bak. dili serseri. k. s. i. s. f. İng. umutsuz. k. k. çekmek. çoğ. olduğu gibi yuttu. ümit etmek. ba şlık. k. vapur/tren/sis düdüğü) ötmek.. 3.. (korna. i. i. orak. i. 1. gaga burun. --s (hûfs)/hooves (huvz) i. oto. . nargile. 2. her şeye rağmen ümitli olmak. i. horda. 2. 3.. --ping) sekmek. vapur/tren/sis düdüğü için) ötüş. kaput. bak. olta ile (balık) tutmak. çengelli. i. kahkaha. tutmak. şerbetçiotu. 1. k. f. motor kapağı. dili 1. elektrikli süpürge.. uçak seferi. 4. kabadayı. kara ısırgan. i. çengel ile yakalamak. yatay düzlem/çizgi.. zool. f.. hormon. i. (bayku ş. 1. dili orospu. patırtı. honorable. İng. dili çok k ızmış. 2. k. ümitli..2. ufuk. i.. 1. 1. f. 2. çemberlemek. i. çoğ. korna. dili şamata. kalabal ık. i. aldatmak. birleştirmek. yatay. s ıçramak.honour honourable hood hoodlum hoodwink hoof hoof it hoo-ha hook hook and eye hook up hook up with hook. down hoover hooves hop hop hope hope against hope hope for the best hopeful hopefully hopeless hopper hopping mad hopping mad hopscotch horde horehound horizon horizontal hormone horn i. taban tepmek. ümitle. boru. silo.. korna. Upupa epops. i.. fahi şe. bak. hoof. hookah. i. seksek oyunu. 1. k. i. bot. 2. 1. ünlem. boynuz. klakson.. sekme. yaya gitmek. ile ilişki kurmak. ummak. İng. çengelsi. elektrikli süpürge ile temizlemek. ümit. f. oldu ğu gibi: He swallowed my story hook. hayırlısı demek. sarp ın. 2. 2. i. line and sinker. kasnak. 1. erkek ve di ğlamak..o. i. i. argo 1. line and sinker hooka hookah hooked hooked nose hooker hooky hooligan hoop hoopoe hoopoo hooray hoot hoot of laughter hoot s. f. umut. 2. dili çok öfkeli. yeraltı f. kukuleta. sıçrama. köpekayası. köpekotu. ümit verici. çengel şeklindeki. müz.. i. İng. başi kopça. birini yuhalayarak susturmak. hoopoe. İng. honor. 2. dili uçuş. k. i.. çember. bak. i. f. i. bak. (--ped. dans etmek. hüthüt. göz boyamak. çevren. 1. kah kah gülmek. çengel. toynak. i. çavu şkuşu. f. s. 1. ümit vermeyen.. kopça. bak. 1. çalmak. kancayla ba ğlamak. s. köpürmüş. 2. 3. s.. 2. dili in şallah. 2. hurrah. Masalımı i. i. dili tamamen. dünyasından biri. 1. kabadayı. z. 2.. yeraltı dünyasından biri. ümitsiz.. k.. f. 1. i. ile evlenmek. kanca. 3. ibibik.

bakımevi. çorapçı. yılgı. dehşete düşüren. nal şeklinde şey. f. zayiçe. 2. Hrist. s. 1. (ekmek ve şarap ayinindeki) ekmek. i. i.. 2. çok s. 1. mak. deh şet verici. at nalı. hoyratlık. 1. çiçekçilik. i. binicilik. öğüt veren. abazan. birinin seçilmesi gereken iki güç seçenek. nasihat dolu. i. çok kötü. davet vermek. ğırlamak. İng. dili berbat. teşvik edici. k.. i. berbat. konuksever. i.. ikramc ılık. i. horse. bayırturpu. fena ğrenç. k. kamç ı. dehşet. İng. k. i. sunucu. f. nasyıldız falı. i. s.. i. davet veren kimse.. hastaneye yatırmak. özellikle rahipler/rahibeler taraf ından idare edilen misafirhane/yurt. ordövr. korkunç. nal ile oynanılan oyun. mensucat. dili çok kötü. --s) hortum. sunuculuk yapmak. çoraplar. 1. ev sahibi. dili korkunç. ihalde. çerez. hospitalize. öğrenci yurdu. 2. at. Fr. f. ölümcül hastalar ın ölene kadar bakıldığı s. meze. rehine. beygirgücü. ve k ırıcı. çok fena. spor atlama beygiri. binici. İng. istavrit. 1.. süvari. 2. gayret verici. bak. k. i. i. i. hortative.. bir 1. i. f. i. a şırı bir şekilde. (çoğ. abaza. çok fena. 1. korkutmak. çokluk. s. horticulture.. çoğ..men (hôrs´mîn) i. (çoğ. i. --ping) kamçılamak. ev sahipli ği yapmak. 2. i. çok kaba ve k ırıcı bir şekilde. çok kaba ve k ırıcı dili şekilde. gürgen. misafirperver. beygir. k. kırbaç. beygir. 2. bahç ıvanlık. çorap fabrikas ı. büyük e şekarısı. korkunç/dehşetli bir şekilde. 3. 2. k. genç turistler için ucuz otel. korku. korkunç. 1. f. i. dili çok kötü. ırlı. bot. eşek şakası. 1. hastane. 2. ikramc ı. 1. çok fena. s. i. i. konukseverlik. i. 1. bak. i. misafirperverlik. z. argo seks yapma arzusuyla yan ıp tutuşan. i. i. . s. dili çok kötü. 2. a kalabalık. çok fena. 4. konuk etmek. yüreklendirici. tutak. 3. boynuzlu. i. 1. 2. at s ırtı. dehşetli. at kılından dokunmuş kumaş. 2. bakla. 2. i. (--ped. çok kaba ve kırıcı.. 1. çoğ. k ıs. i.horn of plenty hornbeam hornet horns of a dilemma horny horoscope horrendous horrible horribly horrid horridly horrific horrify horror hors d'oeuvre horse horse chestnut horse mackerel horseback horsebean horsehair horseman horsemanship horseplay horsepower horseradish horseshoe horsewhip hort hortative hortatory horticulture hose hose hosier hosiery hospice hospitable hospital hospitalise hospitality hospitalize Host host host hostage hostel bereket boynuzu. 2. bahçecilik. çok kaba kötü. 2. 3. mensucat fabrikası. 3. iğrenç. s. 3. 1. korkunç. atkestanesi. hose) çorap. çok kötü. z. korkunç. at k ılı.

s ıcak. 1. barınacak yer. tazı ile ava gitmek. çabuk k ızan kimse. elektrikli ocak. mak. 6. 1. ev k ıyafeti. konut sitesi. (fesat/kötülük/huzursuzluk) kaynağı/yuvası. . 3. 2. Hükümet s ığınmacıları çadırlara yerleştirdi. 1. av köpeği.hostess hostile hostility hot hot air hot chocolate hot dog hot line hot pepper hot plate hot spring hotbed hot-blooded hotchpot hotchpotch hotel hothead hothouse hound hour hour hand hourglass hourly house house house dog house martin house of cards housebound housebreaker housecoat housedress houseguest household household word householder housekeeper housekeeping houseman housetop housewarming housewife housework housing housing estate housing project hove i. İng. 2. aile. sert. argo bo ş laf. i. gece yatısına gelen misafir. ev sahibesi. dikiş kutusu. hanedan. bir çe şit sosis. 4. sera. her gün kullan ılan kelime. martaval. çatı. i. konutlar. 1. barındırmak. düşmanlık. hodgepodge. i. hot-water bottle sıcak su torbası. derme çatma şey. yüksek gerilimli ak ım taşıyan (tel). 2. bak. 2. 4. house. şiddetli. i. ev halk ı. 3. nedeniyle) evde hapis olan. saat ba şı. sabahlık (giysi). 1. barındırma. house.b. 5. ev.b. i.. toplu karteri. ev idaresi. 5. sosisli sandviç. k.men (haus´mîn) i. i.wives (h^z´îfs) İng. acı (biber v. çoğ. 1. çoğ. i. buyot. i. house. konsomatris. 1.). --test) 1. dili it. (hastalık v. bak. limonluk. ser. 1. i. hostes. s. sosyal konutlar. gen. s. İng. atmasyon.h. ev. ev halk ı. her zaman cevap veren imdat telefonu. 1. tiyatro. heave. i. taze (haber v. -de bulunmak: That ev köpe ği. i. i. çabuk parlayan (kimse). kâhya kad ın. 2. yerleştirmek: The government housed the refugees in tents. dili peşini bırakmamak. i. çoğ. ev işi. (cinsel aç ıdan) ateşli. i. yeni bir eve ta şınmanın kutlanışı. elektrik oca ğı. i. stajyer doktor. 3. acı biber. öfkeli kimse. saldırgan. s. 1. dayanıksız iş. otel. 2. i. sütlü kakao. evk ırlangıcı. f.wives (haus´wayvz) ev hanımı. aile. f. kızgın. 2. zaman. 2. karter: clutch housing debriyajkonutlar. hükümet meclisi. i. alçak herif. düşman. 6. i. 1.b. i.b. eve ait. silahlı çatışmalar. 2.). i. i. i. 4. (h^z´îf). radyoaktif. (--ter. 4. ev sahibi. dam. izlemek. 1. k. 2. çoğ. bu sosisle yapılan sandviç. 3. 2. camekânda bulunan gübreli toprak. 2. 1. saat. hodgepodge. b. s.. s. tazı. düşmanca. kutu. kaplıca. garson kad ın. direkt telefon hatt ı (özellikle devlet başkanları arasında). 2. i. vakit. ticarethane. 1. 2. iskân. bak. (evde temizlik v.. 2. kum saati. yeni. z. f. pencerekırlangıcı. i. ev hırsızı. işleri yapan erkek) hizmetkâr. (saatte) akrep. saatte bir. aile reisi.

2. tereddüt etmek. fıstık. ne kadar: No matter how much I try. bak. kucaklama. ama. 3. (--ged. 2. heat.s3. başlıca amacı para kazanmak olan kimse. hoverkraft. oto. Çok şaşırtıcı.´nin) kabuğunu . den. k. f. How much money do you Niçin?/Nas uğraşayım. i. nas ıl: How did it happen? Nasıl oldu? How will he do this? Bunu nasıl yapacak? How does it work? Nas ıl çalışıyor? 2. 1. 2. de ğil mi? 2. k ıs.. bağrışma. i. i. 3. Çok güzel. 1. ünlem 1. lenduha s. 2. f. 1. How about . birbirine sokulup sarılmak. derme çatma ev. 2. height.´ne ait) kabuk. i. kucaklamak.... Çok kötü. reklamc ı (Küçümseme belirtir. değil mi? 3. i. i.. ancak. i. gibi. etrafında dolaşıp hovercraft. dili gülünç hata. ne kadar. 1. up hantal bir hantal. . tür. k ıs.. 1. i. i.. s. hours. seyyar 2..b. 1. f. i. k ıs.?: How ever did it come about? Nasıl oldu? Ne var ne yok?/Ne âlemdesiniz?/ İşler nasıl? Çok naziksiniz.. muazzam. e ş. (ceviz. uluma. hour. k ıs. Hışımla odayı terketti.b. dili Niye?/Nas ıl olur? Diğerlerine göre nasıldı o? Nasılsınız? Nasılsınız? Nasıl . k ıs. kamburüzüm. inleme. sımsıkı tutmak. k. sar ılmak. Headquarters. dev gibi. horsepower. 1. İşler nasıl gidiyor? ünlem.). tekne (geminin temel bölümü). 2.hovel hover Hovercraft hovercraft how How about it? How about that? How are you? How come? How did he measure up? How do you do? How do you do? How ever . yaln ız. f. sar ılma. hayhuy. i. 3. 2. poyra. değil mi? 4. z. --ging) 1.. sat ıcı. ulumak. (tahta) baraka. aç ık ağıl.! (Küçümseme belirtir. Ne kadar uğraşırsam ıl olabilir? yine de yapamam. i. k. inlemek. i. bağrına basmak. 1. (içini ç ıkarmak için) (ceviz. bezelye v. f. 3. i. Çok ilginç.? (1). renk. hurda gemi. 2. Ne olacak. dili. öfke: She left the room in a huff.? How´s it going? howdy however howl howler HP HQ hr hrs HS ht hub hubble-bubble hubbub hubby hubcap huckleberry huckster huddle hue hue hue and cry huff hug huge huh hulk hulking hull i. dili merhaba. şamata.. high school. bununla birlikte. Home Secretary..? How goes it?/How is it going? How good of you! how much How so? How´s about . budalaca yanl ışlık. k ızgınlık. çe şit. kocaman. 1. curcuna. i. jant kapa ğı. 3. bak.. (of) merkez. I just can´t do it. nargile. 1. benimsemek. k ıs. bezelye v. nasıl. dili koca. 1. bir tüccar. araya ıkışmak. durmak. f. k. 1. de ğil mi? Nasılsınız? k. (renk için) ton. f ıstık. bağrış çağrış. Ne? 2. high pressure. i. 2. iriyar ı veşekilde doğrulmak.).. z. i. fazla hareket etmeden üzerinde ve etraf ında uçmak. tekerlek göbe ği. ne kadar: How long must Ne dersiniz? 1. çok büyük ve kaba gemi. 2. iri ve hantal kimse/ şey.

human beşer. utandırma. insanlara yardım etmek isteyen kimse. (şarkı) mırıldamak. 4. human rights insan insan tabiatı. dilibeşeri. güldürü yazarı. k. insanlık. f. alçakgönüllülük. İng.... kambur kimse. (--med. kibrini kırmak.). insan kalabalığı. çok utandırmak. humidity. insanca. 1. 3. sinekku şu. 6. 3. nemlendirici. 2. s. rutubetli... sikmek. 2. kaprisine boyun e ğmek. 3. i. s. rezil etme. binmek. insanlığa yakışan. tevazu ile. yaş. f. tekdüze. f. insanoğlu. s ırtını kamburlaştırmak. s. insanc ılık. tevazu. i. -in üstüne abanmak. yeknesak. argo çok büyük. rutubetlendirici. güldürü. 3. komiklik. s ıradan. kambur s ırt. alçakgönüllülükle özür dileme. hümanist. s. tepe. suyuna gitmek. 1. olağanüstü şey/kimse: That was one humdinger of a storm! O ne fırtınaydı öyle! s. rutubet. i. Büroda herkes ar ıinsan s. (Düşündürücü bir durumla karşılaşınca söylenir. hayhuy. vuruşmak. i. hörgüç. f. 2. kapris. birinin kibrini k ırmak. insana yak ışan bir şekilde. yalan dolan. hakir. i. argo sikişmek./Hı . i. ğlu.. 2. H ıh! (Bir şeyin/birinin hiç beğenilmediğini belirtir. hile. i. velvele. i. insanlara yard ım etmek isteyen. keyif. v ızıldamak. tabiat.. komik. --ming) 1. i. sezinti.o. 2. 5. i. kambur s ırt. mizahi. f. sahtekârl ık. İng. kambur. i. kambur. 2. i. s. faaliyette olmak: The office insan tabiatı. gürültü. sahtekâr. 1. z. insanlık. z.´s pride humbleness humbly humbug humdinger humdrum humid humidifier humidify humidity humidness humiliate humiliation humility hummingbird humongous humor humorist humorous humour hump humpback humpbacked humph humus hunch hunch one´s shoulders/back hunch over hunchback hunchbacked i. insan sevgisi. i. bak. f. 2. . s. i. 2. i. burnunu k ırmak. zırva. küçük dü şürme. saçma. rezil etmek. alçakgönüllülükle. f. the z. f. insan haklar ı. 1. 1. sezinme. insanlık. monoton. kambur. küçük dü şürmek. k. tevazu. kocaman. insan. nüktedan. hümanizm. şakacı. 2. bahç.. ünlem H ım . insanca. içedoğma. mırıldanmak. gülünç. 2. sezinleyi ş. dili sezinleme. insani. 1. s. nem. insani. yavan. insan olarak. insani: human nature was humming. insanlık. i. humus. nemli. insanın doğasını oluşturan niteliklerin hepsi. nüktedanl ık. âciz. 1. k. pat ırtı. bak.). alçakgönüllü. kambur durmak. nemlendirmek. insano insaniyet. 4. kambur kimse. i. dolap. resources insan kaynaklar ı.. s. human psychology gibi psikolojisi. 3. 1. 1.. ünlem 1. i.. mizah. tümsek yer.). i. alçakgönüllülük. gülünçlük. insanoğlu.. 2. i. içedoğuş. taşımak. huy. i. mütevaz ı. humor. 3.hullabaloo hum hum human human being human nature human rights humane humanely humanism humanist humanitarian humanity humankind humanly humble humble apology humble s. üstünden/üzerinden geçmek. Hım! (Kuşku belirtir. s. ayak i.

(bir uzva) zarar vermek. s. kapatmak. büyük gizlilik. birinin onuruna/haysiyetine dokunmak. s. yüksek engel. 2. f. avc ı. acı veren. 2. 2. for -e duyulan büyük özlem/hasret. f.. yüzde bir. 2. 2. z. i. maniacı. aç. kapç ık. engelci. derin sessizlik. Macarca. (gelecek zamana kalmas ı için) kullanmamak. mania. 1. bir şeyin işe yaramayan dış kısmı. engelli yarış: high hurdles 1. (bazı tohum ve meyvelerde) (dış) kabuk. hunting knife av bıçağı. i. arayıcı. rüzgâr feneri. ünlem Susun! s.. f. avlanmak. i. 2. bak. alçak engel. 2. 2. (yarışlarda) engel. f. kuvvetle/h ızla fırlatmak/atmak/uçurmak. koca. açlık. i. sus payı. eskimoköpe ği. i. 1. büyük bir arzuyla. (bir uzvu) yaralamak/incitmek/zedelemek: Are you hurt? Sana bir şey oldu mu? Is gücendirmek. yüz. (tehdit. f. avlamak. f. hat ırını kırmak. s. 3. 1. i. güçlü kuvvetli kimse. küfür v. savurmak. 1. av: hunting dog av köpeği. iri parça. f. dili çok gizli. kısık (ses).o. hızlandırmak.´ni) savurmak. açl arzu etmek. i. z. 1. bulmak. kararında oybirliğine varamayan jüri. “Yaşa!” diye bağırmak. Acele et!/Çabuk ol!/Haydi! f. acele ettirmek. 1. idareli kullanmak. acele içinde olan. Macar. 1. k ırıcı. m ısır başağının dış yaprakları. yüzüncü. 3. i. i. i.hundred hundredfold hundredth hung hung jury Hungarian Hungary hunger hunger strike hungrily hungry hunk hunt hunt down hunt out of season hunt up/out hunter hunting hunting season hurdle hurdle race hurdler hurdy-gurdy hurl hurrah hurray hurricane hurricane lamp hurried hurry Hurry up! hurt hurt one´s feelings hurt s. urağan. i. C). birinin gururunu k ırmak. engelli. 1.. engelli ko şuya katılan yarışmacı.´s pride hurtful hurtle husband husbandry hush hush money hush up Hush! hush-hush husk husky husky s. av mevsimi d ışında avlanmak. av atı/köpeği. yüz rakam ı (100. -i çokık grevi. aceleyle götürmek/getirmek.o. i. aramak. bak. açlıkla. 2.´s feelings hurt s. susmak. metrelik ko şu. hang 2. uçmak. 1.. yüz. yüz misli. 1. Macaristan. av mevsimi. 2. 3. gemici feneri. 2. 3. dili 1. aceleyle yap ılan. acele. for -i aramak. idarecilik. 2. ünlem Yaşa! f. f. avc ılık. (hurt) 1.. çiftçilik. yak ışıklı adam. 2. 1.. f. çabuklaştırmak. kasırga. yüz kat. birini k ırmak/yaralamak. . i. yüksek engelli 110 engelli/manialı koşu. 3. as ılmış. kabuklu. i. 2. 1. susturmak. dili iriyarı. son sürat gitmek. 2. yaralayıcı. k. bo ğuk.b. i. 3. (mısır başağının) s. örtbas etmek. idareli kullanma. yağdırmak. ünlem. i. acıkmış. acele etmek. f ırlatmak. 2. 2. k. hızla düşmek/yuvarlanmak. k. çoğ. i. i. boylu boslu. s. laterna. karn ı aç. hurrah. 1. susmalık. 1. s. asılı. s. for -i çok özlemek. i. yakalayıncaya kadar peşini bırakmamak. güçlü kuvvetli. s. s. i. low hurdles 1. -e susamak. f.

suya inebilen uçak. ahlaksız kadın.. off to hustle s. i. hibrit. i. suyuvar ı.. önek suya ait.. i. 1. hidrometre. i. fındıkçı. ko şuşturma. i. s. melezlemek. acele etmek.o. subilimci. i.o. i. hidrolik. i. hidrobiyoloji. hydrocephalus. hareketlilik. bak. hidrojen. s. hidroliz. su tedavisi. baraka. i. su içinde bitki yetiştirme. sümbül. hidro-. çok çalışan kimse. ko şuşturma. s. i. k. i. i... i. melez. dili gözünü dört aç ıp çok çalışmak.. bak. i. hidromekanik. melezle şmek. şırfıntı. hybridization. civelek kız. i. kim. s. bot. hidrolog. hileci. out of hustler hut hutch hyacinth hyaena hybrid hybridisation hybridise hybridization hybridize hydrangea hydrant hydrate hydraulic hydraulics hydrohydrobiology hydrocarbon hydrocephalic hydrocephalus hydrocephaly hydrochloric hydrochloric acid hydrodynamic hydrodynamics hydroelectric hydrofoil hydrogen hydrogen bomb hydrogen peroxide hydrologist hydrology hydrolysis hydromechanics hydrometer hydrophobia hydroplane hydroponics hydrosphere hydrotherapy hyena i. ortanca. suküre. hyena. deniz otobüsü. hidrojen peroksit. hidrat. yangın musluğu. su ile kar ıştırarak bileşik meydana getirmek. hidroloji.o. sırtlan. tıb. i.. hidroterapi. iki ayağını bir pabuca sokmak. f. İng. hidrodinamik. i. tavşan kafesi. dümenci. 2. suölçer. melezleşme. i. i. bak.. i. dili gözünü dört aç ıp i.. i. i. i. i. 2. i. hidrojen bombas ı. birini apar topar (bir yere) sokmak. subilim. hidrosefal. hibritleşme. hidroklorik asit. hidrokarbon.. 1. kulübe. İng. i. argo fahişe. i. hybridize. argo üçkâ ğıtçı. hidrosefali.. into hustle s. oksijenli su. s. f. hibrit. i. hidrolik. çabuk olmak. hidrosfer. birini apar topar (bir yere) götürmek. i. i. i. 1. numaracı.hussy hustle hustle and bustle hustle s. 3. hidrofobi. hidrodinamik. birini apar topar (bir yerden) ç ıkarmak. deniz uça ğı. klorhidrik. tıb. tıb. f. hareketlilik.. . bak. 2. su korkusu. acele ettirmek. f. hidroelektrik. melez hayvan/bitki. s. k.

aşırı derecede eleştiren. hy. i. çoğ. himen. isteri. hipotansiyon. geom. 1. bot. çoğ. higroskop. faraziye. tıb. farazi. hipnotizma. i. histeri. 2. hiperbolik. geom. f. hiper-. hipertrofi. enjektör. i. f.hygiene hygienic hygrometer hygroscope hymen hymn hymnal hyperhyperbola hyperbole hyperbolic hyperbolic hyperbolical hyperbolical hyperboloid hyperboloidal hypercritical hypersensitive hypertension hyperthermia hypertrophy hyphen hyphenate hyphenated hypnosis hypnotic hypnotise hypnotism hypnotist hypnotize hypochondria hypochondriac hypocrisy hypocrite hypocritical hypodermic hypodermic needle hypodermic needle hypodermic syringe hypoglycemia hypotension hypotenuse hypothesis hypothetical hypothetically hyssop hysteria i. s. hiperboloidal. uyu şturucu. i.. hipotenüs. i. hiperboloit. geom. tire ile birle ştirmek/ayırmak. i.. tıb... i. ipnotizma. tıb. hastalık hastalığı. hyperbolic 1. i. k ısa çizgi. i. tireli.. ikiyüzlülük. iğne. mübala ğa.. ipnotizmac ı. hipnoz.. hipoglisemi. f. varsayımlı olarak... . s. i. varsayımlı.ses (haypath´ısiz) i. bak. z. yüksek tansiyon. enjeksiyon iğnesi. hiperbol.e. ikiyüzlü kimse. i. i. aşırı duyarlı. geom. 2. s. s. abartma. tıb. hipotetik. ipnoz.. varsayımsal. ilahi. i. abartmalı. tıb. sa ğlıksal. uyutucu. geom. i. ikiyüzlü. yüksek. --e (haypır´bıli)/--s (haypır´bılız) i. alerjik. s. 1. hastalık hastası. sa ğlık bilgisi. 1. s. hiperboloit. i. f. 1. iğne. varsayım. hipodermik. hijyen. f.. 2. s.poth. irileşmek. i. i. i. ilahi okumak. s. önek aşırı. hypnotize.. s. 2. enjektör iğnesi. k ızlık zarı. s.. i. i. hijyenik. s. enjektör şırıngası. bak. ipnotize etmek. geom.. İng. hipotez. hyperbolic 2. enjektör. i. i. ilahi okuyarak kutlamak veya ifade etmek. higrometre. s.. s. hipertansiyon. irileşim. zufaotu. anat. bak.. aşı iğnesi. çördükotu.. irileşme. i. tire. ilahi kitab ı. i. hipertermi.

Yemin ederim!/Vallahi do ğru! 2. Hiç ku şkum yok ki . Haydi yap bakalım. Affedersiniz. I paid through the nose for it. Ben bile ku şkulanıyorum. İnşallah. İng. I should like . I hope so. pek sanmam. çoğ. z. I don´t give a darn. dili Bence bir tahtas ı eksik. k. dili Dinle . k. I have no idea. bana kalırsa. istiyorum. dili Bana iyi bir şey gibi gelmiyor. 1....! İng. İzi tozu yok. Bunu biraz da bekliyordum.. I doubt whether .... i. I haven´t a penny to my name.nas ıl! Hem de I should say so! ... Zannetmiyorum. Bana vız gelir.: I should Onu tan ımış olmanızı isterdim. 2. ç k. san ırım. have thought hershouldolder. ılgınca. 2.. I don´t give a toot! I don´t like the sound of it. Benim için farketmez. Ondan hiçbir şey anlayamıyorum.. I feel refreshed. Bana çok pahalıya mal oldu./İşin içinden çıkamıyorum. deli gibi. işitir gibi oluyorum. I myself am doubtful... isterik..!/Bak . Kendime geldim. I beg your pardon. dili çok komik: a hysterical joke çok komik bir şaka. dili Bana ne!/Bana v ız gelir! k. Kendi hesab ıma ben inanmıyorum. I for one do not believe it.... Hiç param yok. I should have liked . . benden söylemesi/sana söyleyeyim: This plan .. I am much obliged. Burama kadar geldi.. k. I for one I had better go.: I should I should have to have known Daha yaşlı olduğunu zannederdim... zam. isteri krizi. ... k. I promise you! Bu plan İng.hysteric hysterical hysterically hysterically funny hysterics I I I shouldn´t think so. Fevkalade!/Harika! 2. hysterical.. Hiçbir fikrim yok.. bak. zannedersem./Umarım öyle olur. Canım dinlenmek istiyor..: I to be like to Senden özür dilemek istiyorum.. 1./Keyfim yok. pek sanm ıyorum.!/Baksana won´t work. have liked youthought . 1. histerik. İyi değilim.. I can´t seem to solve this problem. I haven´t seen hide or hair of him. k.. Gitsem iyi olacak. kriz. I feel like resting. I say! s. I am proud to know him. I kind of expected it./. I don´t mind.... I heard it on the grapevine. 1. I dare say I dare say I dare you. I can´t make heads or tails of it. I couldn´t help smiling. dili çok komik. Romen rakamlar ı dizisinde 1 sayısı. Çok minnettar ım.. diyebilirim ki. I have had enough of him. İtirazım yok. s. dili Kula ğıma geldi. ben. Roman almak tell you I´m sorry.. Onu tan ımakla iftihar ediyorum. I´d like to buy a novel. I promise you! I say . belki.. k. isterik bir şekilde. I seem to hear . Kendimi gülümsemekten alamad ım. dili 1. I don´t doubt that I don´t feel like myself... I can´t make head or tail of it. Hayret! . I don´t think he´s all there.. Orası kesin! 3. Bu sorunu çözebilece ğimi sanmıyorum. Hiçbir şey anlayamıyorum. . 2..

beğenmesen de. it. Hay Allah.. İzlandaca. with them. Korkarım haklısın../Bilmiyorum. I swear . dili Kellesini uçuraca ğım!/Derisini yüzeceğim! I´ve been had.. I´ll go Senin için farketmezse onlarla giderim. 3. dili Vay anas ına! Bir iki dakikaya kadar gelece ğim. argo Hay Allah! Olur şey değil!/Allah Allah! k. ./Hiç şaşırmadım.. Bu vesileyle hepinize te şekkür etmek istiyorum. If it weren´t for you ... dili Be ğensen de bir.. I have.... Bir sözü pekiştirmek için kullanılır: I swear I didn´t do it! Vallahi yapmadım! Öyle zannediyorum.. I thought as much. Müsaade ederseniz . Paraya k ıyıp kendime yeni bir elbise aldım./Bana öyle geliyordu ki . i. Tanıştığımıza memnun oldum. If you don´t mind. I will/shall.. i. İşin ayrıntılarına girmeyeceğim. I was under the impression that . I treated myself to a new dress./Herhalde. İzlanda´ya özgü. I want a haircut. İzlanda.. İzlandalı.. I had. kimlik. 2. kimlik kartı. k. Öyle zannediyorum. 1. If it´s just the same to you./Herhalde. I would/should. dili Bu şe burnunu sokmazsan iyi olur! İng.. I´d sooner die! I´ll be buggered! I´ll be damned! I´ll be jiggered! I´ll come in a minute or two. İzlanda. I´m surprised at you. I was on the verge of leaving when he arrived./I Benzerini hiç görmedim. I./Sözü uzatma. I´ll go along now.I should say so. I won´t hear of it. k. Ne bileyim ben! Hiçbir bilgim yok. İzlandaca. never saw the likes of it. I think so. k ıs. I´ve half a notion to give you a Sana dayak atas ım geliyor! hiding! I´ve never seen the like of it.. yine ayn ı şeyi yaptı. 1. I´ll have his head/hide! I´ll thank you to keep out of this! I´m buggered! I´m on the horns of a dilemma. like it you can lump If you don´t k. ./İzninizle . s. Öyle zannediyorum. Bu kadar ı yeter.. İzlandalı.. yukarı tükürsem bıyığım. I would like to take this occasion to thank you all. k ıs.. Aşkolsun! I´ve a sinking feeling you´re right.. Burada kalmayı tercih ederim. 1... Zaten bunu bekliyordum. Öyle zannediyordum ki . She is on the verge of accepting our job offer... k. I´ll do my level best. Saçımı kestirmek istiyorum. O geldiğinde ben gitmek üzereydim. Ölmeyi tercih ederim! İng. I am.. 2. I want no more of it./ İzin verirseniz .. İ. i. I should think so. İngiliz alfabesinin dokuzuncu harfi.. k ıs. Yaptığına şaşırıyorum. İş teklifimizi kabul etmek üzere. 2. Iceland Icelander Icelandic ID card If he hasn´t done it again! If I only knew! i... dili Üçkâğıda igeldim.. I would not know! I wouldn´t know. k ıs. i I`d I`ll I`m I`ve I´d just as soon stay here. Kabul etmem. Elimden geleni yapar ım. argo Pestilim çıktı!/Bittim! Aşağı tükürsem sakalım. Keşke bilseydim! Siz olmasayd ınız . Gidiyorum artık. I´m pleased to meet you. I will not labor the point.

İrlandalı erkek. mısır.ILO IMF Indeed! Independence Day India India ink Indian Indian corn Indian file Indian hemp Indian lotus Indian meal Indian rice Indian summer Indian yellow Indochina Indochinese Indo-European Indo-European languages Indonesia Indonesian Inner Mongolia International Standard Book Number Internet Interpol IOU Iran Iranian Iraq Iraqi Ireland Irish Irish coffee Irish Gaelic Irishman Irishwoman Iron Curtain Is he the man for the job? ISBN Islam Islamic Islamise Islamize Israel Israeli It appeals to the eye. tek s ıra (yürüyüş).rish./Göze güzel görünüyor. i. İndonezya.nese) Çinhintli. Aynı kapıya çıkar.B. Hint-Avrupa dil ailesine ait. 3. International Labor Organization (Uluslararası Çalışma Örgütü). Kızılderili. Hint-Avrupa dilleri.rish. Çinhindi. İran´a özgü. tar. hintkeneviri. 2. the International Monetary Fund (Uluslararası Para Fonu). Iraklı. I owe you size olan borcum. i. İrlanda. hintfulü.chi. 2. İslamize. Irak. Iraklı.. İnterpol.do. f. i. 2. K ızılderili. i. mıısır unu. Endonezyalı. İslamiyet. 1. İranlı.en (ay´rîşwîmîn) i. Müslümanlık.wom. 2. i. Endonezya. İng. İrlanda kahvesi. İsrail. borç senedi. Hint. Endonezya´ya özgü. i. Hindistan. s. İslamlaştırmak. çini mürekkebi. 1. çoğ. . İran. i. s. s. Ba ğımsızlık Günü (4 Temmuz). i. İrlandaca. hintsarısı. hintpirinci.men (ay´rîşmîn) i. İslami. International Standard Book Number (Uluslararası Standart Kitap Numaras ı).D. İç Moğolistan. İrlanda´ya özgü. Öyle mi? A. k ıs. (çoğ. Hindistan. Endonezyalı. İrlandalı kadın. bak. Çinhindi´ne özgü. i. Hintli. İrlanda. Irak. İrlandalı. pastırma yazı. i. 1. O bu işin adamı mı? k ıs. Kızılderililere özgü. It comes to the same thing. 1. İsrailli. s. İran. 1. üstüne krem şantiyi konulan viskili ve şekerli kahve. 2. 3. Demirperde. k ıs. 2. İsrailli. Müslüman. İrlandaca. Çinhintli. s. s. İrlandalı. Çinhindi. i. k ıs. 1. İng. 2. s. i. İslam. Hindistan´a özgü.. İsrail´e özgü. In. İslam. uluslararas ı standart kitap numarası. Hintli. s. Kızılderili. İslamlaşmak. i. İsrail. i. I. Endonezya. çoğ. İng. İranlı. İrlandaca. 4. s. i. f. İrlandalı. Irak´a özgü. i. Göze hoş geliyor. 1. 2. I. 1. i.

dili Yüzde yüz olacak bir şey!/Sağlam bir iş bu! Onun hayatta kalmas ı bir mucize. It never rains but it pours. k.. kitap v.. It is neither here nor there./Ho şuma gidiyor..: Unless you pay him a decent it stands to reason he won´t work hard. It´s become indispensable... neden gelmesin?” salary. It was just one of those things... Farketmez.). It isn´t worth a farthing...../Hiç hoş bir şey değil... k.” tabii ki . It is half past one.It dawned on me. It serves him right! It serves him right! It stands to reason It stands to reason that .. Kesin olarak kimse bilmiyor.. It makes no difference. Mantık diyor ki ./Her şey iyi güzel de . Beni etkilemiyor. Hiç de öyle de ğildi! . 2. Saat bir buçuk. Ona makul bir maa ş vermedikçe k... Her işte bir hayır vardır. It gives me a kick. (with me). Söylentiye göre ...). Yağmur yağacağa benziyor.. dili Tan ıdık gibi geliyor. isn´t it? İyi ettiniz! (Cevaben söylenir.. It´s a real pity! It´s a sure thing! It´s a wonder she´s still alive. Kuvvetle tahmin edilen bir şey için kullanılır: “Will she come?” “It stands to reason she göre “Gelecek mi?” “Tabii. Burada (gazete.. Bana zevk veriyor.. Eskisi kadar işe yaramaz. Tüylerimi ürpertiyor.. dili Jeton hâlâ dü şmedi.. It has seen better days. It has seen better days. It rings a bell It says here that ../Mesele onda de ğil.. Beş para etmez. Yak ışık almaz... It isn´t done.. It was nothing of the kind! Kafama dank etti. It is more than probable that . Böyle yapmak âdettir.. Onun önemi yok. It was like this./. -diği söyleniyor. Elimde de ğil.. Nihayet! (Sitem belirtir. Anlaştık! Benim için bir zevktir. Sanki . -e will.. It doesn´t matter./Bana bir şey hatırlatıyor... imi ş gibi. dili Çok kolay bir şey!/İşten bile değil! It´s a cinch! Yazıklar olsun! It´s a crying shame! It´s a deal! It´s a pleasure. Büyük bir olas ılıkla ./Galiba . Aksilikler hep üst üste gelir. Artık onsuz olmaz. It´s about time! It´s all very well but .. gibi görünüyor.. değil mi? do this. ... It leaves me cold. Önemi yok.´nde) diyor ki . It is only a question of time.. It would seem that .. dili Benden bunu istemen biraz fazla.. It´s a bit thick of you to ask me to İng. It´s anybody´s guess. It still hasn´t penetrated. k. Kısmen doğru. It looks like rain.../Rumor has it that . Artık eskidi. It seems as if/as though ... It is reported that ./Farketmez. It is usual to do so..b... 1. Allah verince ya ğdırır. It´s a change for the better. Sadece bir zaman meselesi./Bana v ız gelir. It makes my flesh creep... Çok yazık! k. It is beyond my power. It is an ill wind that blows nobody good... It requires qualification.... It is rumored that . Ne yapalım? Kısmet! Böyleydi. Hepsi iyi ho ş ama ... Müstahaktır!/Oh olsun! Müstahaktır!/Oh olsun!/Ettiğini buldu! (that) .

dili İnsanoğlu bunu yapamaz. It´s not humanly possible. dili O bana göre de ğil. 1. buz gibi. f. It´s not within reach. Fildişi Kıyısı´na özgü./İkisi aynı kapıya çıkar.. intrauterine device. dili Bana ne! Kendini içkiye vermesi şaşılacak bir şey değil. İtalya. . 2. Fildişi Kıyılı. i. (over/up) buzlanmak. isfilt. Şakaya gelmez. Italian Italy IUD Ivorian Ivory ice ice cream ice cube ice field ice hockey ice hockey ice pack ice pick ice rink iceberg icebound icebox icebreaker icecap ice-cold ice-cream soda iced iced-tea iced-tea spoon i./Ha Ali Hoca. i. so ğutmak. s. aysberg. dili Bundan sonras ı kolay. Külah içinde dondurma küçük buz kalıbı. It´s no skin off my nose! It´s no wonder he took to drink. dili buzdolab ı. dondurmayla dolu dondurma. Olmuyor. haşimdi çok moda! O Hoca Ali. he won´t change his mind. 1.. Tam vakti. 2. i. İşin şakası yok. It´s the rage these days! It´s time for school. k. It´s not my cup of tea. buzlu: iced tea buzlu çay. s. k. s. It´s no go. i. It´s no laughing matter. 5. It´s not within her capacity. i. İtalyanca./Zaman ı geldi de geçti bile. It´s time for Sıra sende.It´s Greek to me. donmak. the other. It´s outside the city proper. It´s no joke. s. İtalyan./Yanına yaklaşılmaz. k. buzlarla kaplı. i. dondurmak. 2. buzk ıran. k ıs. It´s six of one and half a dozen of k. 1. It´s your turn. It´s no joke. 2. 1. 1. s. buz hokeyi. It´s prohibitively expensive. It´s just the thing! It´s my treat.: It´s no go. k. Fildişi Kıyısı. buzda dondurma külah ı. Kolay iş değil. buzlu şerbetten yapılan tatlı. buz tutmuş (liman). 2. Pek bir özelliği yok. O kadar pahalı ki kimse alamaz. buz hokeyi. buz torbas ı. ice-cream cone 1. It´s plain sailing from here on. karar ından vazgeçmiyor./Şakaya gelmez./Ahım şahım bir şey değil. Aslında şehrin sınırları dışında. Olmuyor. 3. buzul. dili Tam arad ığımız şey! Ben ısmarlıyorum. k. 4. Saat bir. buzda ğı. El altında değil. buz k ıracağı. üzerine krema sürmek. dili Aralar ında hiç fark yok aslında./Şakası yok. uzun saplı tatlı kaşığı. külah: She was eating an ice-cream cone. 2. buz pateni alan ı. üstüne soda dökülmü ş dondurma. Fildişi Kıyılı. It´s high time. Hiç anlayam ıyorum. It´s nothing special. Kapasitesi ona yetmez. üzerine krema sürülmü ş (pasta/kek). 1. k. i. s. 2. etraf ı buzlarla çevrili (gemi). buz. i. Okul zaman ı geldi./Şakaya gelmez. It´s one o'clock.

buz gibi. aynen. 1. kimlik kartı. buz saça ğı. f. (motor) rölantide/avarada çalışmak.gelenek veya kurumlara karşı çıkan/saldıran kimse. kimlik cüzdanı. ile şleştirmek. mat. yerleikonoklazm. fels. fels. s. tapınmak. ayrıksılık. 2. sabit fikir. saplantı. 2. putperest. tabir. 1. hüviyet. with identity identity card identity crisis identity disk ideological ideologist ideology idiom idiomatic idiomatically idiosyncracy idiot idiotic idle idle away time idle hours idler idol idolater idolatry idolise idolize idyl idyll idyllic i. saçak buzu. gelenek veya kurumlara karşı çıkan/saldıran. 1. idealize. gelenek veya kurumlara karşı çıkma/saldırma. 2. ideal olarak. i. boş gezen kimse. -in kim/ne/kimin oldu ğunu tespit etmek/saptamak/söylemek. sanem.. ikonoklast. ideal. 2.h. 1. deyim.. i. i. geri zekâlı. birinin/bir şeyin özde ilgili olduğunu düşünmek. i. sanki bir idilden al ınmış. s. s. işsiz.icicle icing icon iconoclasm iconoclast iconoclastic icy idea ideal idealise idealism idealist idealistic idealize ideally idée fixe identical identical twins identically identification tag identify identify s. ikon k ırıcı. f. mükemmel. boş.. (pasta ve kek üzerine sürülen) krema v. buz salkımı. 1. 1. i. asılsız (söz/vaat/tehdit).b. tar. i. 2. künye. kimlik. idealizm. z. buz. i. 3.o. s. s. idefiks. tuhaflık. kimlik bunalımı. 2. ideolog.t. b. tar.. 1.. idealist. tar. . ikon. f. 1. fels. s. a ğız. idyll. s. tuhaf özellik. 3. aylak. ikon k ırıcılık. ayn ı şekilde. (biriyle) özdeşleşmek. ülkücü. tembel. i.. i. i. 2. i. putlaştırmak. İng./s. özdeş ikizler. ideoloji. (bir dilin) ifade tarzına uygun. b. put. 2. 2. ruhb. (with/to) (ile) ayn ı. i. işlemeyen (makine). f. bak. kar dişi. s. ask. idolize. ülkücülük.. idealle ştirmek. geri zekâlı. ülküsel. kapl ı. idilik. z. bak. dangalak. 4. ülkücü. 5. zaman öldürmek. 2. (bir gruba özgü) dil. fikir. yerle şmiş inanç. (kolye zincirine tak ılı) künye. avara dişlisi. z. f. özde şlik. i. İng. i. ikonoklast. eksantriklik. i.. boş vakit. ideolojik. boşta. pastoral. ikona. yerle şmiş inanç.. çok sevilen kimse/ şey.h.. 1. 1. 2. ideal. ideal.. şmiş inanç. 2. 1.h. 1. idealist. mak. avara kasnağı. f. özdeş. mat. 1. with kendini (biriyle) . putperestlik. ask. bak. dangalak. i. i. boş (vakit).. mak. 2. i. (bir dilin) ifade tarzına uygun olarak. ülkü. b. buz i. idil.. ikon k ırıcı. s. s. buzlu. i. dü şünce.

s. 2. 1. rahatsızlık. okunaks ız. lütfen. ters. bilgisizlikten ileri gelen. soysuz.. 1. kötü. kötü niyet. ise. ateşleme. a şağılık. rahats ız. iguana. boş vermek. şart. demek ki. s.a (îl´iyı) i. kontak. s. huysuz. 1. kara cahil. haram. s. şerefsiz. s. cimri. can always 2. s. caiz olmayan. gerekirse. ate şleme düzeninin açılıp kapanmasını sağlayan aygıt. eğer. Iguana iguana. yüz k ızartıcı. 2. şayet. okuma yazma bilmeyen. bilgisiz. f. En kötü ihtimal gerçekle şecek 1. s. s. yasad ışı. 2. 1. okunaks ızlık. püskürük (kütle). yasadışı. i. hasta. 2. 3. bilgisizlik. huzursuz. bot. i. aksi takdirde. 3. yanmak. talihsiz. uygun olmayan. s. worst) 1. s.. rezalet. f. bilmezlikten gelmek. ateş almak. yanlış düşünülmüş/tasarlanmış. i. i. 1. s. yakmak. ters. 2. gayrime şru. serke ş. i. tutu şma. yeşilmeşe. yasad ışı. s. ald ırmamak. düzensiz. çobanpüskülü. evlilikdışı. en kötü ihtimal gerçekle şecek olursa/gerçekleşirse: If worst comes to worst. kötülük. il. i. s. cahil. içi rahat olmayan. 2. hintkertenkelesi. oto. 2. illegal. mantığa aykırı. yanlış.. p ırnal. tutuşturmak. . s. mantıksız. cehalet. s. kötü huylu. 1. oto. dar görü şlü. s. i. şayet. cahillik.ie if if ever if need be if not if only if perchance if push comes to shove/if it comes to the push if worst comes to worst if you please iffy igneous ignite ignition ignition key ignition switch ignoble ignominious ignominy ignoramus ignorance ignorant ignore iguana ileum ilex ill ill at ease ill will ill will ill-adapted ill-advised ill-bred ill-disposed illegal illegibility illegible illegitimate ill-fated illiberal illicit illiterate ill-judged ill-mannered ill-natured illness illogical k ıs. dili şüpheli. kontak anahtar ı. tutuşmak. 1. id est yani. terbiye görmemiş. sakıncalı. alçak. fena. uymayan. 2. de ğilse. pek bilgisi olmayan. 1. yolsuz. ateşlemek. Keşke bilseydim. eğer. husumet. i. kıvrımbağırsak. olmazsa. liveisterseniz. kaba. namussuzca. okumam ış. keşke: If only I had known. bahts ız. bağ. bayağı. 1. çoğ.. şayet. i. s. we rica ederim. hastalık. anat. 2. i. s. 1. s. dili çok gerekirse.e. k. 2. zool. s. alçakça. 1. in the cave. pırnar. bilgisiz. 2. uğursuz. fenalık. s. oto. zarar. 2. alçaklık. (worse. terbiyesiz. tutuşturma. kültürsüz. yanlış. yolsuz. cahil. k. belirsiz. ateşleme tertibatı.

(bir şeye) doğrudan yol açan neden. hemen. 1. 2. derhal. il. 1. 2. i. imge. s. z. s. 1. örneklemek. taklit etmek. uğursuz. toy.. i. 2. asılsız. ilüvyon. zamans ız. imgesel. 1. 2. emmek. 1. s.lu. tertemiz bir şekilde. s. resim. maddi olmayan. 3. s. 2. ünlü. 3. 1. i. asılsız. do ğrudan doğruya. i. geri zekâlı. toyluk. s. şerefli. i. f. s. içkinlik. vakitsiz. taklit etme. çok büyük. 2. i. f. uçsuz bucaks ız. 1. imaj. 3. s. jeol.. 4. konu d ışı. aptallık. 2. (birini/bir konuyu) ayd ınlatmak. tertemiz. olgunla şmamış. i. şanlı. 3. s. çok büyük olma. imgeci. 2.a (îlu´viyı)/--s (îlu´viyımz) i. hayal etmek. mevsimsiz. i. i. şimdiki. . i. fels. 1. hayal. zannetmek. kocaman. aydınlatıcı. 3. imgecilik. hayal gücü. aldatıcı. betimleme. imgelemek. i. tasar ımlamak. put. 1. gelişmemiş. hayal gücü kuvvetli. hayal. 2. (kitabı/yazıyı) tezhip etmek. 3. görüntü. 2. uçsuz bucaks ız olma. ışıklandırmak. dengesizlik. 1. 1. s. özümsemek. ölçülemez. f. aptal. s. yanılsama. olmamış. olgun olmama. 2. s. tezhip. f. acil. i. öğrenmek. sanmak. f. i.. s. talihsiz. lekesiz. aydınlatmak. 3. 1. 1. illüstrasyon. 4. kapmak. yakın. hayal edilebilir. i. illüstratör. f. 1. f. 2. çizer. lekesiz olarak. so ğurmak. haml ık. aldatıcı. hayal. i. 1. gayet. ölçülemeyecek kadar büyük/çok. 3. kusursuz. kötü davranmak. içmek. 1. 1. 1. s. imgelem. 2. 2. iyi planlanmış.vi. 2. with (fikir) a şılamak. z. hayali. hayal ürünü. kuruntu. (birini) örnek almak. i. taklidini yapmak. bahtı kara. aydınlatma. z. tahmin edilemeyecek boyutlarda. 2. sonsuz. s.. ham. taklit.ill-omened ill-starred ill-timed ill-treat illuminate illuminating illumination illusion illusive illusory illustrate illustration illustrative illustrator illustrious illuvium image imagery imaginable imaginary imagination imaginative imaginatively imagine imagism imagist imbalance imbecile imbecility imbibe imbue imitate imitation immaculate immaculately immanence immanent immaterial immature immaturity immeasurable immediate immediate cause immediately immense immensely immensity s. önemsiz. hayal gücüne dayanarak. örnekleyen. örnek. pek çok. içkin. yarat ıcı. fels. z. çoğ. 2. 1. s. geri zekâlılık. me şhur. 2.. s. s. s. 2. illüzyon. göz önüne getirilebilir. resimlemek.

elektrikli su ısıtıcısı. kazığa oturtmak. hırslandırmak. heyecanland ırmak. f. 2. from/to -den muaf. hareketsiz. ölümsüzlük. i. s. batma. i. . k ımıldamaz. etki. immobilize. f. vuru ş. göç etme. f. i. (to) (-e) bildirmek. 1. 1. derin düşüncelere dalmış. çene kemiğine kaynamış diş.. 2. coşkulu. a şılmaz. (devlet memurunu) mahkeme önünde suçland ırmak. bak. hareketsizlik. afacan çocuk. muhacir. 2. dalgın. kızdırmak. heyecanlı.. tarafs ız... s. göç etmek. immunize. sabırsız. kördüğüm. s.. sabırsızlıkla. yerinden oynamaz. f. sıkıştırmak. duygularını açığa vurmayan. 2. ebedi. f. s. tez canlı. ölçüsüz. açmaz. kazıklamak. tespit etmek. aşırı. kolay etkilenmez. söylemek. İng. İng. s. i. geçilmez. İng. s. paras ız. bak. to -e vermek. ahlaka aykırı. dalma. 2. suya batırmak. 4. 2. i. s. daldırmak. f. sabit. kazığa vurmak. 1. İng. ebedileştirmek. dişçi. çıkmaz. f. f. açık saçık. i. ars ız. yak ında olmasından korkulan. 1. suçlamak. 2. i. bozmak. 1. s. s. s. dokunulmazlık. 2. f.. ateşli. f.immerse immersed in thought immersion immersion heater immigrant immigrate immigration imminent immobile immobilise immobility immobilize immoderate immodest immoral immorality immortal immortalise immortality immortalize immovable immune immunise immunity immunize immutable imp impact impact impacted tooth impair impale impart impartial impartiality impassable impasse impassion impassioned impassive impatience impatient impatiently impeach impeccable impecunious impede f. batırma. coşturmak. 2. yansız. edepsiz. huk. 1. k ımıldayamaz duruma getirmek. ta şınmaz. i. f. (against) (-e kar şı) bağışık kılmak. i. çileden çıkarmak. engellemek. 1. s. z. ahlaks ızlık. sabit. sabırsızlık. ölümsüzle ştirmek. değişmez. dald ırma. tarafs ızlık. k. 3. i. sonsuz. i. yansızlık. ahlaks ız. 1. immortalize. pekiştirmek. utanmaz.. i. geçit vermez. huk. 3. 3. dili elektrikli su ısıtıcısı. şeytanın art ayağı. gayrimenkul. s. zayıflatmak. ölümsüz varl ık. s. s. haddini bilmez. ölümsüz. i. küçük şeytan. f. 1. 2. s. 1. f. f. göçmen. değişmez. İng. to -e kar şı bağışık. bağışıklık. kusursuz. yakın. bak. k ımıldatılamaz. çarpışma. s.

emretmeyi seven. eleştiri v. kusurlu. 1. --ling) sürmek. çözülemeyen (sav. emperyalist. uyarı. i. kalıcı olmayan. s. 2. mim. terbiyesiz. zorunluk. soğukkanlı. dikmek. i. hava v. münasebetsizlik. 1. . 2. söz. i. i. araç.´ni) geçirmez. imparatorluk sistemi. dürtü. zorunlu. (--led. i. f. 4. i. çabuk. kusur. s. Allaha kar şı saygısızlık. f.b. (birini) (olumsuz bir şeye) karıştırma. emperyalist. içermek: Smoke implies fire. emir. yürürlü ğe koyma. bozulmaz. taklit etme. 1. i. eksiklik. geçirimsiz (toprak). küstah. 2. to (ö ğüt. yerine getirme. 1. i. defolu. noksan. yayılımcı. 2. s. yok olmaz. olmama. (dolaylı olarak) göstermek. 3. şiddet. içinden geçilmez (orman). kesin: implicit trust tam güven. zorunlu şey. tıb. s. implantasyon. (--ed/--led. s.olarak. on/upon -i etkilemek. 2. kaba bir şekilde. pişmanlık duymayan. ifade anlaşılan. to (korku. şahane. 1. s. dilb. s. s. 1. f.b.edilmeden anla şılan. s. s. (öğüt. f. 1. to (su. yay ılımcılık. ima etmek. hızlı. alet. f. amirane. eleştiri v. kişilikdışı. imparatorlu ğa ait. kişisel olmayan. keçisakalı.´ne) kulak asmaz. delinmez. 2. --ing/--ling) tehlikeye atmak. f. s. hava geçirmez. 2. aşılamak. i. zor. 1. 1. yatıştırılmaz (öfke. nefret v. engel. (taahhüt. 3. i. 1. kaba. terbiyesiz. 3. dolaylı tam. dolaylı olarak s.´ni) dinlemez. emreden. uygulamak. hissedilmez. 3. 2.b. bitmemi ş bir eylemi gösteren (zaman/fiil). dilb. 2.farkedilmez. s. (bir şeyin içinde) saklı olan anlam. s. 3.b.impediment impel impending impenetrable impenitence impenitent imperative imperceptible imperfect imperfection imperial imperialism imperialist imperialistic imperil imperious imperishable impermanent impermeable impersonal impersonate impersonation impertinence impertinency impertinent imperturbable impervious impetuous impetus impiety impinge impious implacable implant implant implantation implement implement implementation implicate implication implicit implicitly implore imply impolite impolitely i. pişman olmayan. i. bak. 4. pişman 4. itmek. taklit etmek. yalvarmak. s. aplikasyon. belli belirsiz. çürümez. münasebetsiz. güç. seçilmez. küstahlık.´ni) yürürlü ğe koymak. 1. 3. şiddetli. eksik. impertinence. girilmesi imkâns ız (kale). yayılımcı. özür. olmas ı yakın. 1. Duman ate şi içerir. s. f. implantasyon. tıb. 1. dü şünmeden yapılan. temkinli. canland ırma. (yasa. terbiyesizce. güdü. 1. 1. amansız (düşman). saklı. i.b. görülmez.).zorunluluk. 2.. emperyalizm. 2. pişmanlık duymama. 2. istifini bozmayan. -e işaret etmek. 1. s.´ni) yerine getirmek. f. mecburi. 2. i. (birini) (olumsuz bir şeye) karıştırmak. 1. temsil etmek. emir belirten. 2. aceleci. 1. 3. 2. beraberinde getirmek: z. 1. 2. engel. 1. tıb. 2. Allaha kar şı saygısız. ima edilen. 2. sır v. tamamıyla. i. akl ına sokmak. geçici. s.b. i.. s. 2. yürütme. 5. sevketmek. 2. implantasyon yoluyla aşılamak/dikmek. f. sert. s. sugeçirmez. mâni. i. karar v. 2. to (ya ğmur/hava) geçirmez. 2. s. canland ırmak. buyurgan. 1. imparatora özgü.b. nüfuz edilemeyen. 3. plan v. z. ağırbaşlı. 1.). 3. i.

4. 2. i. 2. f. pratik olmayan. i. imkânsızlık. çetin uygulanamaz. 1. isabetsiz. (zihnine) sokmak. s. 2. 1. (ceza) vermek. 3. 6. döllemek. 2. 5. nüfuz. kesin olmayan.. ithalatç ı. etki. s. sahtekâr. damga. 1. 1. ithalat izni. zayıf. 2. 1. z. âciz. güçsüzlük. 2. gebe b ırakmak. harç. ithal izni. kullanışsız. etki. olanaks ız. 6. 2. damga. emprenye etmek. 3. anlam. f. doland ırıcı. s. i. 2. heybetli. (fikir) a şılamak. 1. permi. 1. 1. i. bask ı. ağırlığı olmayan. olanaks ızlık. on/upon 1. 7. nüfuzlu. pratik olmayan. çok ısrarlı. i. s. impotence. i. i. bask ı. f. . 3. 2. d ışalım. 6. i. kolayca etkilenen. 2. vergi. elverişsiz. rahats ız etmek. 1. 2. zaptedilemez. s. 2. izlenim. önceden kestirilemeyen etken. kim. 2. ithalat kotas ı. 1. zahmet vermek. beceriksiz. f. ithal malı. hapsetme. s. zorla kabul ettirmek. (kitapta) yayınevinin adı. empoze etmek. s. emdirmek. z. imkânsız. (zorla) yüklemek. f. etkileyici bir şekilde. ısrarla istemek. güçsüz. yap ılamaz. kuvvetini kesmek. bak. 4. ithalat. önemli. 4. 1. (damga) basmak.impoliteness impolitic imponderable import import import duty import license/permit import permit import quota importance important importation importer imports and exports importunate importune impose imposing imposition impossibility impossible impossibly impost impost impostor impotence impotency impotent impound impoverish impracticable impractical imprecise impregnable impregnate impress impression impressionable impressionism impressionist impressionistic impressive impressively imprint imprint imprison imprisonment i. hassas. mim. zahmet. ceza. 2. 2. s. 5. (on) 1. (vergi) koyma. izlenimci. 4. itibar. fakirleştirmek. etkili. haczetmek. 3. imkâns ız bir şekilde. haks ız talep. itibarl ı. yap ılamaz. 2. i. -e (vergi) koymak. f. iktidars ızlık. 2. f. geçilmez. 1. 3. i. i. etki. ithalat vergisi. s. izlenimcilik. kabalık. iktidarsız (erkek). 1. 2. üzengita şı. (damga/mühür) basmak. hapis. f. s. 1. i. 2. ithal etmek. 2. özensiz. 3. yük. empresyonizm. 3. iz. ölçülemeyen. 1. hile. uygunsuz. i. s. 1. kazan ılamaz. 1. s.. resim. izlenimci. hapsetmek. önem. 4. with etkilemek. tartıya gelmez.(yol). kanunen el koymak. 5. nak şetmek. 1. duyguları etkileyen. 3. 4. i. zorla kabul ettirme. dikkatsiz. terbiyesizlik. izlenim. aşırı duyarlı. empresyonist. şaşırtıcı derecede. i. önem. i. s. görkemli. ithalat ve ihracat. f. empresyonist. s. i. 3. a ğıla kapamak. isteğinde çok ısrar eden. etkileyici. mantıksız. elverişsiz. yoksulla ştırmak. titiz olmayan. uygulanamaz. on/upon akl ına sokmak.

tepi. 1. -e. katışkı. 1. 3. çok moda olan. dili çoktand ır.içeride. (hazırlık yapılmadan) o anda yapılan. ihtiyats ız. 1. düzelmek. k. 2. mevsimi gelmiş. -de. ilerleme. tedbirsiz. i. murdarl ık. 1. 2. f. uydurup yapmak. üstüne yıkmak. f. çabuk çabuk. i. düzeltmek. piston. 2. doğaçtan çalmak. monoton bir şekilde. dili karga şalık içinde. kolaylıkla. küstah. bir anlamda. olmayacak. s. karınca kararınca. yüklemek. 2. tedbirsiz. içinde. kötü bir durumda. 2. cezadan muaf olma. 2. arsızlık. s.pocket. i. yani. s. yüzsüzlük. s. 2. k. geli ştirme. kirlilik. k. katışıklık. 1. kar ışık. Put it in içine. yoluna koymak. düzeltme. itki. yüzsüz. -da. 2. i. az ve öz olarak. i. 4. ihtimal d ışı. ruhb. azıcık. 3. sersem sepelek.improbable impromptu improper impropriety improve improvement improvise imprudence imprudent imprudent impudence impudent impugn impulse impulsive impulsively impunity impure impurity impute in acknowledgment of in in in in in a bad way in a big way in a breeze in a coon´s age in a daze in a ferment in a flash in a good light in a hurry in a jiffy in a lather in a lump sum in a manner of speaking in a monotone in a nutshell in a roundabout way in a sense in a slapdash manner in a small way in a small way in a state of undress in a trice s. dili 1. uygunsuz. doğaçtan/irticalen yapılan. görev ba şında. çıplak. s. bir ç ırpıda. dili heyecanlı. 3. hemen. içinde. dili torpil. dolaylı olarak. ihtiyats ız. -da: olarak. 2. hazırlıksız. f. çabucak. k. yetkili kişi. z. 2. 3. ihtiyats ızlık. epeydir. 2. dolambaçlı yoldan. z. yabancı madde. hazırlıksız. itici güç. ars ız. 3. elinde. irticalen. gelişigüzel. gelişme. tehlikede. gelişmek. düşüncesizce davranan. (bir şeyi) iyimser olarak (görmek). dili büyük çapta. 3. dili bir anda. anında uydurmak. yıldırım hızıyla. 2. . Özhan´ ın sağlığı düzeliyor. s. tedbirsizlik. -in karşılığı olarak: in acknowledgment of his years of service yıllarca verdiği hizmetin karşılığıin the box kutuda. f. your 2. i. 3. ani bir istek. içine. 4. geliştirmek. evde. iktidardaki. iç. düzelme. z. 1. katışık. atfetmek. iffetsiz. pis. dili küçük çapta. pislik. içeri do ğru yönelen. 3. doğaçtan. k. 2. bir anlamda. kirli. saflığı bozan şey. i. küstahlık. i. 1. çirkin. s. Cebine koy. k. s. aceleyle. yak ışıksız. moda. birdenbire. -de. vermek. -a: içeriye. 1. edat 1. 3. 1. 1. yalanc ı çıkarmak. Parasının hepsini peşinen ödeyebilirim. 2. 1. 5.gözde. çok hasta. 1. in the envelope zarf ın içinde. uygunsuzluk. murdar. sesini alçaltıp yükseltmeden. hazırlıksız olarak. dolaylı yoldan. yola girmek: Özhan´s health is improving. k. 1. ilerletmek. düşünmeden. k. tepisel. peşin ve taksitsiz olarak: I can pay for it in a lump sum. baştan savma. 5.

-e yardım için. gerçekten. menfaatine. çok düzenli bir şekilde. büyük bir ihtimalle/olas ılıkla. gizli celsede. ne olursa olsun. her halükârda. i. şifreli. dili yazılı olarak. özetle. sözü geçen. . yararına. -e uygun olarak: Is this in accordance with your wishes? Bu isteklerinize hakikaten. -e nazaran. ne olursa olsun. acil bir durumda. 1. Her halükârda Billur´un yeme ğinde görüşürüz.I acted in accordance with your instructions. 2. çiçek açm ış. tamam ı. ileride. her halükârda. amir. mucibince. 2. işe hazır. güpegündüz. Gerekti ği takdirde geç vakte kadarcase of fire press this button. her halde: In any case you be there. son olarak. Yang ın anında bu düğmeye halinde: In çalışabilirim. -e göre. k. uyarı niteliğinde bülten/duyuru. in case of emergency acil durumda. sözün k ısası. toptan. meşgul. soğukkanlılıkla. Çok miktarda armut vardı. 2. ile beraber. her halde: In any event I´ll see you at Billur´sşekilde. hepsi. zaten: In hiçbir dinner.in a twitter/all in a twitter in a way in a word in a/one body in absolute privacy in abundance in accord with in accordance with in actuality in addition to in advance in aid of in all in all in all probability in alphabetical order in an advisory capacity in and out in anticipation of in any case in any case in any event in any shape or form in apple-pie order in bad/ill repair in between in black and white in bloom in brief in broad daylight in broad daylight in bulk in camera in case in case of in case of emergency in cipher in cold blood in cold blood in command in commission in company with in comparison with in compliance with in concert in conclusion in conference k. çiçekte. I can work late. bir bak ıma. 1. -e uygun olarak. takdirde: In case it´s necessary. 2. göre mi? -e ilaveten. huk. toplam olarak. -e göre. alfabetik olarak dizilmi ş. birlikte. 2. ne olursa orada 1. kâh d ışarıda. önde. alfabetik sıraya göre. bol/çok miktarda: There were pears in abundance. ambalajsız. birlik içinde. (bir şeyin gerçekleşebileceği) düşüncesiyle. k ılını kıpırdatmadan. kötü durumda. aralarında: two houses with a yard in between aralarında bir bahçe olan iki ev. açık. fazla olarak. güpegündüz. kâh içeride. basın. pe şin olarak. ol. 1. dili heyecan içinde. toplam. toplantıda. 1. zaten: In any case you couldn´t have herhalde. ayr ıca. -e uyarak. tamamen aralar ında kalmak üzere. 1. hep birlikte/beraber. -e ek olarak. k ısaca. sefere hazır (gemi). 2. Ne olursa olsun sen olsun. uyum içinde. danışman olarak.

nedeniyle.in conjunction with in connection with in consequence of in danger in days of yore in deep water in deep water in default of in defiance of in despite of in detail in diameter in disrepair in doubt in due course in due course in duplicate in earnest in easy circumstances/on easy street in effect in excess of in fact in fact in favor of in fine fettle in flagrante delicto in flames in focus in front in front of in full retreat in full view in fun in future in general in good company in good faith in good repair in good season in good spirits in good time in good trim in great demand in great request in hand in harness in haste ile beraber. dili ba şı dertte. çok. çap olarak. başı dertte. sonucunda. şakadan. . iyi odaklanm ış. ciddi. çok aranan. büyük ra ğbet gören. genel olarak. baya ğı. 1. yokluğunda. çok eskiden. tutulan. -e karşın. cürmü me şhut halinde. 1. 3. zamanı/vakti gelince. gerçekten. -i hiçe sayarak. 2. aslında. iş başında. 1. harap. aslında. şaşkınlık içinde. alevler içinde. süresi gelince. keyfi yerinde. zor durumda. formda. 1. tam çekilme durumunda. zamanı gelince. keyfi yerinde. 1. iyi arkada şlarla. şüpheli. dili iyi çok revaçta. -in lehine. vaktinde. hali vakti yerinde. 2. -den yana. aslında. ciddi olarak. ayrıntılarıyla. -den fazla. suçüstü. 3. iyi durumda. henüz belli olmayan. -in lehinde. tam zaman ında. ile bir arada. kontrol altında. aceleyle. önceden belirlenen zamanda. çok aranan. tehlikede. k. -i geçen. ile ilgili olarak. z. önünde: in front of the building binan ın önünde. -e ayk ırı olarak. -e meydan okuyarak. 2. yokluğundan dolayı. biraz erken. yürürlükte. durumda/vaziyette. tela şla. elde. zamanla. ile birlikte. doğrusu. genellikle. kuşkulu. 2. bundan sonra. sadece birinin sözüne güvenerek. gerçekte. 2. tamire muhtaç. bundan böyle. ayrıntılı olarak. -in taraftar ı. önde. varl ıklı. 1. çok ra ğbette. tam göz önünde. hazırlanmakta. 2. -e rağmen. k. iki suret halinde.

O hiçbir şekilde sorumlu değildi. yani. bizatihi: In itself it´s not a problem. -e aday. bence. 1. bizzat. dili çok çabuk. nüfuzu altında. bir seferde: He drank all the beer in one go. kan ımca. şahsen. part özellikle. eli kelepçeli. in particular in parts in passing in patches in pawn in perpetuity in person . -in anısına. tesadüfen. Kendi ba şına bir problem cezas ı tehlikesiyle karşı karşıya. çabucac ık. yer yer. ismen. hayalinde. boş vaktinde: Do it in your spare time! Onu boş vaktinde yap! yürürlükte. k ısmen. 2. 1. hayatı tehlikede. hiç. sapa. kanımca. other words aram ızda. yol üstü olmayan. bana göre. our midst k ısmen. k. order to keep up appearances ele güne kar şı rezil olmamak için. bana kalırsa. ufak çapta. 2. -in yerine. derhal. şerefine. fikrimce. bir anlamda. diye. çok çabuk. al ışılmışın dışında. kafas ında. Biran ın tümünü bir dikişte içti. için: in order to see görmek için. şansı açık. bana kalırsa. -e bedel olarak. şaka olarak. bir kerede. ebediyen. talihli. rehinde. hareket halinde.in his/her own backyard in hock in honor of in imitation of in irons in itself/in and of itself in jeopardy of his life in jest in leaf in less than no time/in no time/in no time at all in lieu of in line for in luck in memory of in mesh in miniature in motion in my book in my judgment in my opinion in my opinion in name in no time in no uncertain terms in no way in no way. k ısım kısım. çabucak. out of the way in nothing flat in one go in one sense in one´s mind´s eye in one´s pocket in one´s spare time in operation in order that in order that in order to in in in in kendi çevresinde. daima. birbirine girmiş. rehinde. -in hatırasına. geçerken. parça parça. sert bir şekilde/açıkça (söylemek). için s ırada. yapraklanm ış.bir taraftan. -i taklit ederek. hemen. özünde. bana göre. demek. idam de ğil. zincire vurulmu ş. -sin diye: in order that he may see görsün diye. sözde. minyatür. 1. ta ki. her zaman için. bana göre. avucunun içinde. 2. kendisi. kesinlikle: He was in no way responsible.

2. in pursuance of his ideals. inşa halinde.. İdeallerinin peşinde bak. bir dereceye kadar. ile ilgili olarak. -diği kadar/derecede. baş başa. açıkçası. geçmişe bakarak. uygulamada. -e karşılık olarak. -ce/-çe: In terms of money she´s well fixed. aramakta. Zorluklara ra tic. k ısmen. 1. 1. görünürde. basılmakta. çok mutlu. 1. ğmen devam ediyor.´s stead in search of in self-defense in sequence in seventh heaven in shore in short in short course in short order in short order in sight in single file in so far as in so many words in some ways in some measure in spite of in stock in sum in tandem in ten seconds flat in terms of yerinde. gerçekte. 1. birbirine bağlı olarak. gerçekleştirmeye çalışırken: He sacrificed regard to. gizli olarak. 2.in place in place of in plain English in plain English in play in point of in point of fact in position in practice in press in private in process of construction in proportion to in protest against in public in pursuance of in regard to in relation to in reply to in respect of in respect to in response to in retrospect in return for in revenge for in s. -e cevap olarak. 1. k ıyıya yakın. kendini korumak için. sözün k ısası. 2. k. with his wealth . -e oranla. 2. O mesele hakk ında hiçbir şey söylemedi. açıkça. 2. yapılmakta. -e protesto olarak. çabuk. 1. koordinasyon içinde. -e karşılık olarak. yerine getirirken. pe şinde.o. hakk ında: She said nothing in relation to that matter. aç ıdan: Don´t look at the situation in those terms! Duruma o açıdan bakma! 2. .. . Onun yerine Çetin gidebilir. -e karşın: He´s carrying on in spite of the difficulties. mevcut. -e rağmen. kısaca. k ısaca. gizlice.. -e karşılık. aslında. birinin nam ına: Çetin can go in his stead. ile ilgili olarak. tek s ıra halinde. bask ıda. birlikte. -e gelince. -e göre. birinin yerine. aç ıkça. aç ıkça. herkesin önünde. tam on saniyede. ortakla şa. 1. pratikte. çarçabuk. tam yerinde. bazı bakımlardan.. şaka olarak. aramaya. -den öç almak için. açıkçası. sözün kısası. ba şkaları yokken. s ırayla. -in yerine. art arda. alenen. açık seçik bir şekilde. k ısaca. beraber. art arda dizilmiş bir şekilde. dili -e gelince. -in karşılığında. ile ilgili. pe şinde koşarken. 2. bak ımından.

uzun vadede. mademki. aç ığa vurmak. karşısında. yerine. başlamak. 2. dili borçlu. son derece. k. under the circumstances. o takdirde. pek uzak olmayan (olay). (birinin) önünde/yan ında/huzurunda: in the presence of a large company büyük bir topluluk geçtikçe. 2. . o/bu süre içinde. -diğinden dolayı. karanlıkta. -in ortas ında. 3. esnasında. zaman önünde. yaymak. bütün olarak. debdebe. namına. dili muhtemel. 1. bütünüyle.. zamanla. olas ı. hayatta. açmak. dalg ın. halinde. k. zamanla. sağ. sırasında. adına. . tam zaman ında. dili emin. -in yoklu ğunda: In the absence of any guidelines this is what we came up with. kavram olarak: He approves of it in the abstract. sırasında. . -diğine göre. hakkı için. Onu uygulamada de ğil. k. Don´t say that in her presence! Onun yan ında zamanla. k. 2. yaklaşık olarak. olayların gelişmesine göre.. toplam olarak. yak ında.. başlatmak. -in gözünde. esnasında. aradaki zamanda. bak. için. olayların ışığı altında. kavram olarak beğeniyor.): Reinforcements arrived in the nick of time. sonunda. para kaybetmi ş durumda. 4. çıplak. tam zaman ında (Gecikmeye hiç yer olmayan durumlar için kullanılır. takdirde. Bize yol gösterecek bir şeyler olmadığı için ancak bunu yapabildik.. konusunda. çoğunlukla. yarar ına. çünkü. ikinci planda. garantili.in that in that case in the absence of in the abstract in the aggregate in the background in the bag in the cards in the circumstances in the clouds in the course of in the course of in the course of time in the crunch in the dark in the end in the event of in the extreme in the eyes of in the face of in the family way in the flesh in the hole in the interest of in the interim in the land of the living in the large in the light of the facts in the long run in the long run in the long term in the lump in the main in the matter of in the meantime in the midst of in the morning in the name of in the nature of things in the neighborhood of in the nick of time in the nick of time in the nude in the offing in the open in the presence of in the process of time -diğinden. 1. -in arasında. Takviyeler tam zaman ında çıplak olarak. sermek. f. dili gebe. eninde sonunda. eninde sonunda. hayal âleminde. uzun vadede. pomp and circumtance tantana. çoğu. civarında. habersiz. aşkına.. 1. eninde sonunda. sabahleyin. açık havada. dili paças ı sıkışınca. o/bu arada. but not in practice. tabiatıyla. açılmak. çantada keklik. bütün kapsam ı ile. madem. başı için. hamile. . doğal olarak. bizzat.. k.

uygunsuz.. aptal. etkisiz. 2. aptalca. hatalı. 1. 3. s.): What in the world buthat? O ne. ortada. elde olmayan. üç aya kadar. s. tamam ıyla. k. sırasıyla. Allah ını seversen? How in the world did bu münasebetle. gereğinde. boş. -in ard oturuyor.His salary is in 1. muharebenin en şiddetli yerinde. 1. durgun. 2. bak. yersiz. 2.in the raw in the rough in the same breath in the second place in the short haul/term in the short run in the short term in the thick of the battle in the vicinity of in the wake of in the world in this connection in three months in time in total in tow in triplicate in truth in tune in turn in two in two shakes in unison in vain in view in view of in/at a pinch inability inaccessible inaccurate inaction inactive inactivity inadequate inadmissible inadvertent inalienable inane inanimate inappropriate inapt inarticulate inasmuch inasmuch as inattention inattentive inattentiveness 1. hareketsizlik. s. 4. görünürde. erişilmez. tic. 1. kim. i. 1. zaman ında (yetişmek/yetiştirmek): Can you finish this in time? Bunu vaktindebütünüyle. 1. 3. dili beraberinde: He had his girl friend in tow as well. dili Allah a şkına. 2. durgunluk. -den dolayı. Beraberinde k ız arkadaşı da vardı. donuk. k ısa vadede. -diğine göre. 1. yanına varılmaz. uygun görülmez. s ıra ile. budala. yetersizlik. 1. yeti ştirebilir misiniz? We k. .. dili çıplak. işlenmemiş. dili aşağı yukarı. 3. birlikte. 2. z. k. boş yere. ölü. i. iyi ifade edilmemiş. hakikaten. gerçekten. ikinci olarak. 1. devrolunamaz. kabul olunmaz. can´t get there in time. anlamsız. s. toplam olarak. k. nöbetleşe: Each charge was mowed down in turn by their ısma. i. boşuna. 1. dikkatsizlik. is hususta. hep beraber. 1. s. 2. -den sonra. ruhsuz. k ısa vadede. bir lahzada. ikiye (kesmek/bölmek/ayırmak). münasebetsiz. 2. dilsiz. kusurlu. . sıkışınca. yetersiz. üç kopya olarak. s. -diği derecede/kadar. s. 2. budalaca. i. yeteneksizlik. dili hemen. akortlu. yüzünden. i şlenmemiş durumda. tic. eksik.. anla şılmaz. civarında: She lives in the vicinity of Taksim. cans ız. yaklaşık olarak: sonucunda. dikkatsiz. beceriksizlik. gerektiğinde. (kişinin) elinden alınamayacak (hak). 2. kaba taslak durumda. kas ıtsız. dolaylar ında. güçsüzlük. k ısa vadede. noksan. 2. doğal halde. bir solukta. 2. kendini iyi ifade edemeyen. ehliyetsizlik. beraber (yapmak). s. 1. 2. . 1. vaktinde.. mademki. i. 1. -in peşinde. ondan sonra. Hücuma kalkan her grup onlar ın öldürücü ateşiyle helak (of a lamb´s tail) k. sönük. s. s. satılamaz. bir ç ırpıda. 2. iki k deadly fire. hareketsizlik. s. Taksim civarında ında. ayn ı zamanda. yanlış. hareketsiz.. hep bir a ğızdan. etkisizlik. s. inept. dikkatsizlik. 2. Allahı/Allahını seversen (Soru zamirleriyle kullanılır. s. 1. kim. -in ardından. -i göz önünde tutarak.

ensizyon. (birinin) tabiat ında olan. yarma. aklıma meydana f. resmen i töreniyle başlatmak. buhur. f. günlük. dü şüncesiz. s. güçsüzlük. s. tahrik etmek. 1. i. inç. fırın. dürtü. 1. başlangıç. bak. akkorluk. güdü. f. güçsüz. de şme. yavaş yavaş ilerlemek. i. -e özgü. i. kalıtsal. f. 1. hadise. uzun zaman boyunca s. dikkatsiz. . oymak. (bir şeyi) yapamama. kaz ımak. devamlı. keskin. özendirici şey.edinilegelmi ş. 1.. z. s. teşvik primi. 1. kışkırtıcı. yak ın akraba ile cinsel ilişki kurma. i. çöp fırını. 2. s. -e özgü. s. ensest. i ş yapamaz duruma getirmek. s. açılış. hesap edilemez. 1. i. s. kaba davranış. olay. sert. insan şekline girmiş. i. tesadüfi. teşvik. 2. 1. otobüs v. cisimlenmiş. tahrik. yak ıp kül etmek. töreni. f. kabalık. 3. tedbirsiz. sürekli olarak. karışıklık çıkaran. tesadüfengelmişken. 1. açılış töreni ile ilgili. ikinci derecede olan/sayılan: incidental expenses yan masraflar. k ışkırtma. nezaketsizlik. encase. meşum. f. limana/havaalan ına giren (gemi/uçak). âciz. haddi hesab ı olmayan. to -e ait olan. yeni başlayan. 2. aç ılışşe başlama. 1. i. 2. hesaplanamayan. yeteneksizlik. 2. s. kabiliyetsiz. of (bir şeyin) meydana gelmesi: The incidence of cholera has been declining.). henüz ba şlamakta olan. başlamak. 2.gelen. i. akkor. parmak. s. kasten yang ın çıkaran. elektrik ampulü. 2. ile beraber z. kundakçı.inaugural inaugurate inauguration inauspicious inborn inbound inbred incalculable incandescence incandescent incandescent lamp incandescent lamp incapable incapacitate incapacity incapacity for incarcerate incarnate incase incautious incendiary incendiary bomb incense incense incentive incentive pay inception incessant incessantly incest inch inch along incidence incident incidental incidentally incinerate incinerator incipient incise incision incisive incisor incite incitement incivility inclement s. 2. 1. tütsü. ard ı arkası kesilmeden. (birini) törenle bir göreve getirmek. f. ardı arkası kesilmeyen. resmen işe başlatmak. 1. 2. öfkelendirmek. i.54 cm. sürekli. f. 1. vaka. 3. ile beraber gelen. to -e ait olan. i. uğursuz. doğuştan gelen. s. f ırtınalı (hava). tıb. i. Kolera vakalar ı azalmakta. irsi. s. yangın bombası. şehir merkezine doğru giden (tren. güçsüz duruma getirmek. yavaş yavaş hareket ettirmek. kesicidiş. başlatmak. s. göreve başlama töreni. hapsetmek. hakketmek. 3. başlama. k ışkırtmak. i. 2. yeteneksiz. 2. ampul. k ızdırmak. törenle açmak. i. i. açılış-in başlangıcı i. s.b. isteklendiren ödül. 2. zeki. 2. i. s. teşvik etmek. s.

kavrayamama. enclosure. uygunsuzluk. yetersizlik. uygunsuz. katılan şey. her zaman aynı seviyeyi tutmayan (iş). etkisiz. içindeleme. e ğim. önemsiz. 1. istek. ile kıyaslanamaz. başını eğmek. s. s. s. beceriksizlik. bitmemi ş. meyil. uyuşmaz. kendini tutamayan. 1. rahats ızlık. tutarsız. 1. ehliyetsiz. uyuşmayan k ısım/şey.. 1. akıl almaz. 3. 1. .. dahil: The charge is thirty million liras inclusive of service. bir sonuca varmayan. s. yetersiz. tesellisi olmayan. eğim. 2. enclose. with/to ile karşılaştırılamaz. -e sebep olmak: It inclined him to support us. s. i. anlayışsızlık. bağlantısız (sözler/fikirler). 1. yads ınamaz. mantıksız. dahil etmek. i. yads ınamayacak şekilde. katmak. rabıtasız. 2. ele geçen. to e ğiliminde olmak: His thought inclines to the i. eğri yüzey. f. noksan. bak. bildiğini başkalarına söylemeyen. yetersiz. eksik. s. uyuşmazlık. 2. 2. -e yöneltmek. dahil. önemsiz. 2. i. of -i kapsayan. emsalsiz.. anla şılmayan. s. itiraz edilemez. gereken yetenekte olmayan. yersiz. f. s. z. tutars ız. ketum. yaptıkları birbirini tutmayan (kimse). s. 3. zahmet vermek. incoherence. orans ız. s. kapsamak. birbirine uymayan. bağdaşmazlık. i. adla. kavran ılmaz. bak. 1. uyu şmaz. bak. saygısız. i. Onu bizi desteklemeye yöneltti. içine almak. bağdaşmazlık. i. i. 2. kat ılma. 2. içlemci.inclination incline incline incline one´s ear incline one´s head inclined plane inclose inclosure include included inclusion inclusive incognito incoherence incoherency incoherent income income tax incoming incommensurate incommunicado incommunicative incomparable incompatibility incompatible incompetence incompetency incompetent incomplete incomprehensible incomprehension inconceivable inconclusive incongruity incongruous inconsequent inconsequential inconsiderate inconsistent inconsolable inconspicuous inconstant incontestable incontinent incontrovertible incontrovertibly inconvenience i. 1. vefasız. 1. tutars ızlık. birbirine z ıt. dahil etme. beceriksiz. 1. gelir. heves. su götürmez. s. yersiz. incompetence. giren. yersizlik. s. 2. s. avutulamaz. karars ız. tesellisiz. 1.. konu dışı. inand ırıcı olmayan. 2. s. 2. dahil olma. sonuçsuz. meyil. milyon lira tuttu. s. i. s. 2. idrar ını tutamayan. 2. i. 2. kulak kabartmak. 3. s. 1. huk. f. eşsiz. s. teselli edilemez. 2. 3. z. bak. s. 2. ılık değiştirerek. tutars ız. kusurlu. katma. değişken. 1. 1. s. eğiklik. zahmet. bağdaşmaz. 1. farkedilmeyen. s. f. göze çarpmayan. 2. 1. 2. içermek. i. anlaşılmaz. anlaşılmaz (sözler/sesler). 2. takmaHesap. kazanç. s. s. k servis dahil otuz z. i. bağdaşmaz. güçlük. s. gelir vergisi. düşüncesiz. anlaşılmaz. 1. 1. rahatsız etmek. inkâr edilemez. 2. uyuşmazlık. 1. tartışılmaz. yeni (hükümet/y ıl). eğilim.

kaba. artış. 3. tanımlanması zor. 3.inconvenient incorporate incorporated incorrect incorrigible incorruptible increase increase increasingly incredible incredulity incredulous incredulousness increment incriminate incrust incubate incubation incubator inculcate incumbency incumbent incur incur a debt incurable incurious incursion indebted indecent indecipherable indecision indecisive indecorous indecorum indeed indefatigable indefensible indefinable indefinite indefinite article indefinite pronoun indefinite pronoun indelible indelible ink indelible pencil indelicacy indelicate s. uygunsuzluk. 4. i. birleşmek. artma. çürümez. i. --ring) 1. f. s. 1. gerçekten. f. 2. 3. anonim şirket haline getirmek. münasebetsiz. nezaketsiz. kapsamak. sabit (boya/mürekkep). karars ız. 1. i. anlatılması zor. uygunsuzluk. 1. artma. borca girmek. amans ız. 2. z. s. belgisiz. s. 2. dili harika. s. adam olmaz. uyandırmak. te şekkür borçlu. 1. 2. 2. s. 1. s. kalıcı (izlenim/etki/duygu). bak. uygunsuz. büyümek. 2. i. belirsiz. yola getirilemez. çoğalma. an). ahlakı bozulmaz. s. toplum töresine aykırı. f. vazife. minnettar. yorulmak s. ço ğalmak. yakışık almayan. nazik olmayan. f. ilgisiz. borçlu. çoğaltmak. 1. yak ışıksız. dilb. 1. karars ızlık. 1. 3. 2. 1. i. belgisiz s ıfat: bir (İngilizcede a. 2. anonim. 2. edepsiz. s. kuşku. 2. görev süresi. savunulamaz. meraks ız. çözülmez. 1. civciv ç ıkarmak. üstüne çekmek. 2. s. 2. u ğramak. yak ışıksız. hücum. bilmez. s. s. f. 1. 1. inanmazlık. kesin olmayan. çoğalma. elverişsiz. kafasında (plan) kurmak. . 2. s. ştirmek. 1.. i. s. ç ıkmaz. doğrusu istenirse. düzelmez (kimse). sökülmez. silinmez. s. 5. maruz kalmak. onulmaz. kuşkulanan. dilb. 3. i. 1. 1. sabit mürekkep. f. 2. gittikçe artarak: become increasingly difficult gittikçe zorla şmak. silinmez. büyütmek. mü şkül. rüşvet kabul etmez. 1. saldırı. s. 1. 2. aşılamak. biçimsiz. i. inanmayan. do ğrusu. kâr. borçlanmak. 1. giderilmez (leke/iz). 2. uygunsuz davran ış/söz. 3. i. i. zahmetli. görev. düzeltilmemiş. huk. uygun olmayan. 2. -e katmak. incredulity. suçlamak. birleştirmek. kabal ık. belgisiz zamir. inan ılmaz. yorulmaz. ak ın. 1.. 2. girmek. yanlış. şifasız. belli olmayan. gerçeği söylemek gerekirse. bak.geliürün. 2. z. içermek. f. anlatılması imkânsız. okunmaz. 2. 4. tekrarlayarak kafasına sokmak. kayıtsız. kuluçkaya yatmak. şmaz. belirsizlik zamiri. artırmak. s. 2. kuluçka dönemi. kaba. belirsiz. verimli ış. encrust. into/in -e dahil etmek. art olmak. s. i. ku şkulu. hâsılat. s. öğretmek. kuvöz. (--red. hakikaten. cisimlendirmek. gelişmek. akıl almaz. kopya kalemi. dilb. 2. s. uygunsuz. 2. 1. uygunsuzluk. k. uygunsuz olma. 1. 3. 3. 2. kuluçka makinesi. 1. 1. kokuartmak. bozulmaz.

i. 1. ald ırmaz. kefalet. (sat ır için) içerlek olma. çivit mavisi. 2. belirsiz. s. 1. sipariş vermek. s. ibre. 2.. f. dolaşık. tazminat. talep. 2. i. dilb. ald ırmazlık. 2. 2. bağımsızlık. sipariş. kuşkulu.. indeks. imlemek. kontratla/senetle bağlamak. çentmek. tanımlanamaz. i. 1. (bir yerde) do ğal olarak bulunan/yetişen. for ile suçlamak. -i talep etmek. s. anlatılmaz. içerlek yazmak. güvence. dizin. (haks ızlıktan dolayı) kızgınlık. s. düşünmeden davranan. s. i. çoğ. zaruri. s. bellisiz. -i sipariş 1. indigo. çivit rengi. s. ile geçinebilen. çividi. (haks ızlıktan dolayı) kızgın. 2. düşüncesiz bir davranış. s. etmek. 1.indemnify indemnity indent indent indentation indenture independence independent independently indescribable indestructible indeterminate index index card index finger indicate indication indicative indicator indict indictment indifference indifferent indigenous indigent indigestible indigestion indignant indignation indignity indigo indigo plant indigo blue indigo-blue indirect indirect cost indirect lighting indirect object indirect object indirect tax indirectly indiscernible indiscreet indiscrete indiscretion indiscriminate indispensable f. katalog. suçlama. 1. bağımsız. . pol. çivitotu. f. fihrist. gelişigüzel. toplu halde. 1. to (bir yere) özgü. gösterge. 1. z. yerli. yıkılmaz. k ısımlara bölünmemiş. (kitabın) indeksini fiş. karışık. 2. çivit rengi. 2. bağımsız. 1. 3. 2. 2. sözleşme. bot. ödence. ilgisizlik. indigo. gösterge. 1. 1. seçilemez. çivitotu. çivit mavisi. 4. dolaylı olarak. bildirme. 2. dolaylı vergi. s ınırsız. Indigofera tinctoria. 3. 1. çivit rengi. 2. zarar görmeyeceğine dair peşinen kefil olmak. s. dolaylı ışıklandırma. 1. pol. dolaylı. rasgele. 3. boşboğaz. 2. s. 2. (for) İng. fakir. ayırt edilemez. 3. (kitap) için dizin haz ırlamak. bot. sindirim güçlü ğü. çividi. s. 2. anlatma. f. mide fesadı. dilb. çivit rengi. İng. dolaylı tümleç. işaretparmağı. i. f. i şaret. 4. onur kırıcı durum. öfkeli. s. vasat. s. 2. i. çivit mavisi. s. düşünmeden davranma. iddianame. hakaret. s. talepte i. zarar ını ödemek. i. yoksul. ayırt edilmemiş. kendi geliri bağımsız olarak. 2. gösterme. gösterge.ces (în´dısiz) i. dolaylı tümleç. dolambaçlı. paragraf ba şı yapmak. --es (în´deksîz)/in. i. -e halindeki isim. 1. z. i. vazgeçilmez. dava açma. 1. Indigofera tinctoria. umursamayan. çivit mavisi. başına buyruk. (for) İng. s. s. 1. göstermek. belirti. i. öfke. birbirini etkilemeden. sıradan. boşboğazlık. teminat. işaret etmek.di. ba ğımsız. düşüncesizce söylenen söz. hazmedilemez. f. yok edilemez. küçük dü şürücü hareket. i. hazımsızlık. savca. i. farkedilemeyecek. i. s. delil. (ekonomik açıdan) bağımsız. 1. dolaylı masraf. 1. düşüncesizce yapılan. ilgisiz. i. içerlek yazma.

te şvik. 1. verimsiz. 1. s. organize sanayi bölgesi. in yenildi. kendi . 1.)..candy. anlatılmaz. bireyci. tümevarımlı usavurma. kand ırıp yaptırmak. 1. s. mest etmek. ilaç v. hasta. Şekermüsamaha. etkisiz. istenilen etkiyi uyand ırmayan. Bu konuda her i. ba şarısız. endüstriyel. bireysellik. 1. neden. müsamahakâr. seçilemez. isteksizlik. f.o. 2. -in beynini yıkamak.(bir kendine bir şey yapma izni s. sanayici. içeriye: Stay ılar. rahatsız etmek. sarhoş etmek. s. ilaç v. soğutmak. ayr ı ayrı. endüstri. etkisiz (çare. s. işi yavaşlatma. 1. sonuç çıkarma. yüz veren. işleyimsel. 2. gayretli.b. endüstri mühendisi. yenmez. makine v. müphem. neden olmak. f. 4. tümevar ım. into induct s. birine (bir fikri) a şılamak/telkin etmek. tümevar ımsal. İng. yılmaz. f. bak. 2. tembel. s. beceriksiz (yönetici. 2.b. randımansız (iş yöntemi.o. ayırt edilmesi olanaksız. i. bak. f. s. man. rahats ızlık. ağrısız. .. tıb.. bireycilik. göreve getirme. s.).o. 1. gayret. industrialize. man. indüksiyon yapan. 2. 2. 2. tek tek. endüstri meslek lisesi.. zaman ve enerjiyi ekonomik bir şekilde kullanmayan. 2. s. i. into the army induction inductive inductive reasoning indulge indulgence indulgent industrial industrial action industrial arts industrial engineer industrial estate industrial school industrialise industrialist industrialize industrious industry inebriate inedible ineffable ineffective ineffectual inefficient f. sözü edilmez. çalışkanlık. isteksiz. z. elek. 1. s.). indüksiyon. 2.). bir dü şünce sisteminin esaslarını öğretmek. elek. beceriksiz (yönetici. 2. İng. (sak ınılması gereken bir şeye) teslim olmak: She indulged her desire for yüz verme. kesin. keyifsizlik. sanayile ştirmek. 1. i. s. keyifsiz. f. f.: This decision will be up to the individual agencies. f. içeride.b. s. with indolent indomitable indoor indoors indorse induce inducement induct induct s. iyice görülmeyen. 2. içeri. belirsiz. s ınai. endorse. grev. ü şengen. 1. The individual tiles are each a i. 2. 1. 2. iç mekânlarda kullan ılan: indoor shoes iç mekânlarda giyilen ayakkab indoors! İçeride kal! tennis court kapalı tenis z. indükleme. i şçi v. iç mekânlara uygun. tart ışılmaz. 2. vesile. su götürmez. birini askere almak. 1. hevesini k ırmak. bölünmez. 2. 1. i şleyim.b.indispose indisposed indisposition indisputable indistinct indistinguishable individual individualism individualist individuality individually indivisible indoctrinate indoctrinate s. yeme arzusuna kendine in şey yapma) izni verme. etkisiz (çare. indükleyen. rahats ız. 3. 1. s. i.b. 1. her . s. 2. endüstriyel sanatlar. a ğza alınmaz (kutsal). f. s. kapalı: indoor She went indoors. i. 2.. ikna etmek.. s.. ikna. İçeri gitti. boyun eğmez. tarifsiz. üşengeç. birini resmen -in üyesi yapmak. s. İng. işçi v. 1.). s. çalışkan. 1. 1. sanayi. s. i. acente kendi karar ını verecek.

2. inert. 1. i. tecrübesiz. girift. beceriksiz. açıklanamaz. küçüklük. uyu şukluk.süreduran. z. bebeklik. acemi. çocuk i. (with) (-e) hayranlık. i. usta i şi olmayan. çocu ğa özgü. adı kötüye çıkmış. atıl. z. hesaba s ığmaz. 4.fan. s. i. aklını çelmek. rezalet. acemi. çocuksu. ayıp. emekleme dönemi. s. şaşmaz. 3. değişebilirlik. z.. deneyimsiz. insafsız.. s. rezil. 2. yersiz. delicesine âşık olma. çıldırtmak.inelegant ineligible ineluctable inept ineptitude inequality inequitable inequity inert inertia inescapable inessential inestimable inevitable inevitably inexact inexcusable inexcusably inexhaustible inexorable inexpedient inexpensive inexpensively inexperience inexperienced inexpert inexplicable inexplicably inexpressible inexpressibly inexpressive inextricable inextricably infallibility infallible infallibly infamous infamy infancy infant infantile infantile paralysis infantilism infantry infantryman infatuate infatuation s.b. s. s. 2. yak ışıksız. bitmez tükenmez. bağışlanamaz. s. pahalı olmayan. s. s. i. farklılık. iş v..men (în´fıntrimîn) i. 1. uygunsuzluk. ruhb. ufak bir çocuk gibi. ucuza. 1. 3. hata yapmaz. piyade. s. tecrübesiz. uyuşuk. küçük. gaf. yava ş işleyen. çözülmez. f. i. aç ıklanamayacak şekilde. yorulmaz. eşitsizlik. piyadeler. yanılmaz. 3. s. piyade s ınıfına ait askerler. s. s. beceriksiz. kim. 2. piyade askeri. ayrılmaz. 2. yavaş harekete geçen. affedilmez. değişkenlik. 3.´nin) başlangıç a bebek. bebek gibi. 2. muammalı. z. s. incelikten yoksun. 1. s. zarif olmayan. gereksiz. yanılmazlık. z. çocukluk. 3. i. acımasız. tam do ğru olmayan. ifade edilemez. s. 3. 2. kesin olmayan. bir anlam/dü şünce ifade etmeyen. atalet. çaresiz. kaç ınılmaz. fiz. 2. tükenmez. kim. 1. in. şaması. elverişsiz. pot. süredurum. nedeni anla şılmaz. kaç ınılmaz. 1. deneyimsiz. küçük çocuk. s. i. z. 1. uygunsuz. çocukça. s. hareket edemeyecek durumda olan. 1. 1. i. s. i.felci. 2. içinden ç ıkılmaz. s. i. i. s. 1. amans ız. 1. beceriksizlik. bebeksilik. (kötü bir şeyden dolayı) meşhur. alçaklık. tıb. 1. esrarengiz. haks ızlık. haks ız. tembellik. hatalı. değiştirilemez. hesapsız. yetersiz. anlatılmaz. fiz. insafsızlık. kaç ınılmaz şekilde. s. tecrübesizlik. s. yanılmadan. 2. anlatılamayacak derecede. s. 3. çok çirkin. bebeksi. deneyimsizlik.try. 1. s. içinden ç ıkılamayacak şekilde. insafsız. 2. 2. .tembel. 2. çoğ. piyade. kaç ınılmaz. çok değerli. z. acemilik. paha biçilmez. (tasar ı. piyade sınıfı. s. hünersiz. hareketsiz. yanlış. affedilmeyecek şekilde. 1. ucuz. 2. masrafı az. 1. 2. amaca uygun dü şmeyen.

verimsiz. (örgüt. çok. 1. sadakatsizlik. kolay tutu şan. enfeksiyon..b. 2.o. s. s. alevlenmek. zayıf. tıb. i. infinitezimal. 1. (fiyatları) suni olarak yükseltmek. İng.´ne) sızma/gerçek kimliğini gizleyerek girme. 3. hastane. i. 1. bitmez. (bit/kurt/fare) istila etme. klinik. 3. k ışkırtıcı. 3. 1. (bit/kurt/fare) istila etmek. man. kalitesiz. hoş olmayan/nahoş (söz/davranış). aşağılık duygusu/kompleksi. çıkarım. 1. k ısırlık. s. 2. başkalarına kolay geçen (gülme/neşe). inflection.. aşağılık kompleksi. 1. (--red. imans ızlık. muazzam bir. 3. s. kalitesizlik. sonsuzküçük. hastalık. i. 3. --ring) (from) (-den) 1. bula şma. (to) (-den) a şağı. enflasyon. bulaştırmak. s. 2. cehennem. 2. 1. i. s. parlayıcı. 2. i. s. i. mastar. 2. öfkelendirmek. hoş olmayan/nahoş söz/davranış. zayıflık. kurulu ş v. etraf ı sarmak. kışkırtmak. -e ceza vermek/verdirmek. f.. kurulu ş v. 1. 1. (on) (birini) kötü bir şeye uğratmak: inflict pain acı çektirmek. iltihaplandırmak. alevlendirmek. kolay kızdırılır. hiç esnek davranmayan. şişirmek. küfür. dikkat v. 2. s ınırsız. 2. 4. 2. i. i. i. i. i. i. iltihaplanma. bot.. çekim. tesir etmek. çok büyük bir (sabır. 2. iltihap. zina. bula şıcı.. 2. tutu şturmak. . 1. 2. 1. i. 1. (örgüt. i. s. bükülmez. 1. cehennem gibi yer.infect infection infectious infelicitous infelicity infer inference inferior inferiority inferiority complex inferiority complex infernal inferno infertile infertility infest infestation infested infidel infidelity infiltrate infiltrate s. k ısır. 2. 2. çekmek.b. verimsizlik. s ınırsızlık. 1. anlamak. (hava ile) şişirmek. sonuç ç ıkarma. s. f. i ğrenç. daha aşağı bir nitelikte olan. 2. i. etkilemek. (okulda/fabrikada) revir. i. bak. t ıb. tükenmez. i. etki. f. 1. bulaştırma. halsiz. birini -e s ızdırmak. 1. ç ıkarmak. para şişkinliği. i. 1. 1. 2. f. 2. piyasaya çok miktarda kâ ğıt i. eğilmez. kızarma. mat. sert. sonuç çıkarmak. etraf ı sarma. tahrik etmek. içeriye ak ış.´ne) sızmak/gerçek kimliğini gizleyerek girmek. sözünü geçirmek. para çıkarmak. cehenneme ait. s. 1.). tutuşmak. dilb. ses tonunu de ğiştirmek. tahrik edici. tesir. sonsuzluk.b. 2. f. 1. f. 1. sonsuz gayret. geçirmek. sesin yükselip alçalmas ı. kâfir. kuvvetsiz. katı. 2. ölçülemeyecek kadar küçük. i. 2. s. sonsuz. 2. s. yangı. f. dilb. sakatlık f. son derece. 3. 2. 3. dilb. 1. z. 2. into infiltration infinite infinite pains infinitely infinitesimal infinitive infinity infirm infirmary infirmity inflame inflammable inflammation inflammatory inflate inflation inflect inflection inflexible inflexion inflict inflict punishment on inflorescence inflow influence f. daha a şağı bir nitelikte olma. çiçek durumu. çorak. i. nüfuz. iltihap.

Ona . i. saf. bilgi veren kimse. s. samimi. enfraruj. antlaşma v. f. on/upon -e tecavüz etme. 2. -i bildirmek: I informed him that I would not come tomorrow. yüz kızartıcı. birinin gözüne girmek. anat. f. i. 1. içinde oturulur. şerefsiz. çileden ç ıkarmak. s. s. 1. öğretici. ihlal etmek. eğitici.. on/upon -e tecavüz etmek. 2. içeriye akma. içine dökülme. 2. altyapı. i. kas ıksal. teklifsizlik.b. asıl. ayd ınlatıcı. -de oturmak. s. (sigara duman ı v. kekin malzemesi s. i. maharet. tıb. muhbir. i. s. (from) mirasçısı/vârisi olmak: She inherited it from her grandfather. masum. dan ışma. bilgi. enflüanza.b. s. danışma.´ni) bozma. f. ak ın. resmi olmayan. antlaşma v. with -i a şılamak. 1. i.´ni) bozmak. sakin. gazaba getirmek. (anla şma. hüner. nankör kimse. nüfuzlu. 2. resmi olmama. i. 2. tıb. 2. demleme. sözü geçen. kasığa ait. 3. demlendirmek. 1. 2. 2. i. birinin gözüne girmeye çal ışmak. 3. in (bir şeye/birine) özgü/has. f. hünerli.b. 1. kas ık bezi. teklifsiz.´ni) içine çekmek. bilgili. s. damara zerketme. gayri resmi olarak. hakk ında bilgi vermek. 2. 1. i. demlendirme. (bir şeyin) f. ihlal. z. i. i. (anla şma.ne? s.´ni) içine çekme. -e (-den) kalmak. Ona yar ın s. ustalık. -e (-den) miras kalmak. içitim. i. i. aç ıkyürekli. (karışımdaki) madde. inherence. usta i şi. i.b.o. 1. malzeme: What are the ingredients in this cake? Buiçe do ğru büyüyen. bak.influential influenza influx inform informal informality informally informant information information booth information desk informative informed informer infraction infrared infrastructure infrequent infringe infringement infuriate infuse infusion ingenious ingeniously ingenuity ingenuous inglorious ingoing ingot ingrate ingratiate ingratiate o. ihbarc ı. esas. 1. tanınmamış. (çay) demlemek. 1. müracaat. (of/about/that) -den haberdar etmek. oturmaya elveri şli. enfrastrüktür. nefes almak. haberli. 2. içine dökme/ak ıtma. 1. 3. nefes alma. mahir. (bir yerde) oturan kimse. bilgilendirici. (kurallar ı) bozma. f. nankörlük. 1. mahirane bir şekilde. ustalıkla. candan. k ızılötesi. i. külçe. maharetli. 1.s. (sigara duman ı v. i. f. 2. (bir şeye/birine) özgü olma. ingratitude ingredient ingrowing inguinal inguinal gland inhabit inhabitable inhabitant inhalation inhale inherence inherency inherent inherit s. f. demlenmiş içecek (çay/ilaç). into içine dökmek/akıtmak. 2. öz: inherent rights temel haklar. i. into -e aşılamak. grip. çok becerikli.. danışma. 1. utand ırıcı. with s. 2. s. kızılaltı. jurnalci. s. z. i. mahirane. haber. iktidara yeni gelen (hükümet). seyrek. danışma yeri. teklifsizce. i. danışılan yer. 4. kabaran (deniz). 1. s.

kalıt. Ad ına halel getirebilir. 2. 3. seziş. i. yurt uzakta. 4. -e zararlı: His plan is inimical to our s. i. ruhb. koy. 2. başlatma. inhibisyon. merhametsiz. i. 1. i. 2. irsi. kapalı deniz. inisiyatif. enjeksiyon yapmak. kırıcı. i. 1. 1. adaletsizlik. başkası ile aynıotel. dokunur. denizden uzak. çok soğuk. zifiri. into -i törenle üyeliğe kabul ğe yeni i. s. inhibe etme. duygularını pek dışa vuramayan. k. O köy yabancılara dü1. içdeniz.o. adaletsizlik. hapishanede/ak ıl hastanesinde bulunan kimse. i. 1. edilemez. 3. zalimane. s. 2. 4. miras kalan. ak ılsızca. evde . birinci. zarar. s. robot gibi. i. s. kabul edilmiş kimse. 1. e şsiz.laid) içine kakmak. ipucu. i. birinin (bir şey yapmasına) ket vurmak. i. 2. f. küçük körfez. f. kakma. to -e ters2. (bir karar. ülkenin denizden uzak yerleri. han. katmak. 3. 3. eza. iç kısımlara doğru. into -e alıştırmak. oturan kimse. girişim. i. 3. ıstampa. kakmalı. yara. başlatmak. to -e dü şman: That village is inimical to strangers. i.-e karşıt. (--ed/--led. mahkemece verilen) uzva) f. 1. iç k edilen vergi. i. zalim. (in. düşen. mirasç ı. ziyan. 2. birinin adı veya soyadının baş harfi. s. s. insana göre yap ılmamış/olmayan. giriş yeri. s. 2. 2. 2. kötülük. zarar/ziyan vermek: It could injure your reputation. 2. aklını kullanmayan. veraset vergisi. kalıtsal. taklit2. haks ızlık. mürekkepli. zararlı. ket vurma/vurulma. s. 1. -e ket vurmak. konukseverlik göstermeyen. önce. yerici. i. (bir uzvu) yaralamak/incitmek/zedelemek. denizdeniçinde tahsil ısımlarda. işaret. işlemeli.inheritance inheritance tax inherited inheritor inhibit inhibit s. z. biyol. i. ya şanması zor olan (yer/iklim). 2. 1. s. vermek. miras. ba şta. üyelietmek. 2. 1. 1. 1. dili evlilik dolayısıyla yakın akraba olan kimse. kakma i şi. teşebbüs. 1. 2. 2. i. s. f. 1. 1. ilk. zarar vermek. dişçi. 1. -ing/--ling) parafe etmek. i. 2. i. insaniyetsizlik. giri ş. i. i. iç. kalıtım. başlatan kimse. i. mürekkeplenmiş. 1. zarar. (birinin bir şey yapmasını/yapmamasını emreden. şman. şırınga etmek. s. 2. s.. dolgu. huk. 2. başlangıçta. ülkenin iç k ısmı. s. 1. üzgü. -i göstermek. aşağılayıcı. iğne. baştaki. 1. haks ızlık. vâris. üyeliğe kabul töreni. acımasız.. ilkin. 1. f. İng. günah. i. kakma yapmak. yaralı. insanlıktan çıkmış. haks ızlık. soyaçekim. mürekkep hokkas ı. 2. iç sular. enjeksiyon. sakin. birlikte oturan kimse. z. i. mürekkep. içdeniz. f. from inhibited inhibition inhospitable inhuman inhumane inhumanity inimical inimitable iniquity initial initially initiate initiate initiation initiative initiator inject injection injudicious injunction injure injured injurious injury injustice ink inkling inkpad inkwell inky inlaid inland inland revenue inland sea inland sea inland waters in-law inlay inlet inmate inn i.

i. aşılamak. araştırma. otelci. i. 2. öğrenmeye hevesli. inorganik kimya. yenilik getirme. uygunsuz. soruşturma yaparak -i araştırmak. en içteki. bilg. birini sormak. 1. s. 1. s. i. kinaye. i. 2. meraklı. (of) (birinin hal ve hatırını sormak. değişiklik. verme.b. hesapsız. giriş-çıkış. soruşturma. make i. doymazlık. 1. 2. 2.. 4. i. safl ık. (birinden gelen) dü şünceler/sözler.. sa ğlığa zararlı. 3. girdi. 2. 1. s. sıra. saf. 2. (birinin) tabiatında/özünde olan. aşırı. zarars ız. . 1. kalıtsal. I received a lot of inquiries about the new tax law. s. dahili. ço ğ. sorguya çekme. into hakkında soruşturma/tahkikat yapmak. safdil. 2. zarars ız. girdi. yeni metot/alet. kriket bir tak ımdaki on oyuncunun oyun dışı edilinceye kadar vuruş sıraları. sırasız. i. yenilik ç ıkarmak. aşı. değişiklik yapma.. bilg. 1. girdi ayg ıtı. ruhsal. s. f. girdi-ç ıktı. 2. beysbol her iki tak ımdaki oyuncuların birer vuruş sırası. deli. nöbet. Yeni vergi yasas ı hakkında epey soru soran oldu. about -i sormak. manevi kuvvet.. 1.). suçsuz. zarars ız eğlence. iç lastik. hanc ı. 1. dili iç kısımlar. . işlemeyen. bilg.. düzensiz. iç organlar.innards innate inner inner city inner resources inner significance inner tube innermost inning innings innkeeper innocence innocent innocent amusement innocuous innovate innovation innovator innuendo innumerable inoculate inoculation inoffensive inoperable inoperative inopportune inordinate inorganic inorganic chemistry inpatient input input data input device input-output inquest inquire inquire after s. pek çok. 1. i. gizli. ameliyat edilemez.. 2. 2. 1. anlamsız. 2. 1. s. incitmeyen. başkaları hakkında bilgi edinmeyi seven. ekon. 3. şehrin merkezinde yoksulların oturduğu mahalle. (bir şeyin) temelinde/özünde olan. hakk ında bilgi almak istemek. i. bilg. aşılama. yenilik yapan kimse. 3. (resmi) soru şturma. s. akın. cinnet. soru sorar gibi (bak ış/yüz ifadesi). girdi. masum. f. 3. s. giriş. zarars ız.. s. olumsuz bir şey ima eden söz. s. inorganik. i. 1. i. 3. çal ıştırılamaz. s. 2. delilik. 2. hijyenik olmayan. elek. katma. 2. 1. (nedeni bilinmeyen ölüm hakkında adli) soruşturma. tahkikat. i. gen. s. deli. uygulanamaz. en içerideki. fels. s. suçsuzluk. i. incitmeyen. inquiring inquiry inquisition inquisitive inroad insane insane person insanitary insanity insatiability i. baskın. çalışmayan. i. giriş verileri. değişiklik yapmak. 1. 3. hastanede yatan hasta. masumluk. s. s. 2. sayısız. i. sakl ı (anlam v. yeni şey. iç.. zamans ız. i. 1. aptal kimse. çoğ. derin/gizli anlam.o. mevsimsiz. masum kimse/çocuk. ak ıl hastası. i. irsi. taş. delice. iç. k. yenilik. s. 4. açgözlülük. s. doğuştan olan. f.

2. telkin etmek. çoğ. s. (kötü bir şey) demek istemek. iç taraf: the inside of the box kutunun içi. s. 1. i. (-de) ayak diremek. f. yavan. 2. iç. 5. ısrar edici. 1. ayak direme.. kıyıya doğru. 2. 1.insatiable insatiableness inscribe inscription inscrutable insect insecticide insectivorous insecure insecurity inseminate insemination insensible insensitive inseparable inseparables insert insert insertion inshore inside inside inside inside inside information inside of an hour inside out insider insides insidious insight insignia insignificant insincere insincerity insinuate insinuation insipid insist insistence insistent insofar insofar as insolence insolent insoluble insolvency s. 2. emniyetsiz. k ıyıya yakın. ayrılmaz dostlar. 3. 1. (rütbeyi/makamı simgeleyen) işaretler. s. hain. 1. s. 1. 2. küstahlık.. böcek ilac ı. 1. i. ikiyüzlü. (into) (-e) koymak. (-de) direnmek. s. s. 3. tehlikede olma. erimez. kaydetmek. sinsi. insatiability. gizlice f ırsat kollayan. 2. içinde. f. düşüncesiz. 2. i. 1. i. iç. s. s. (on/upon) (-de) ısrar etmek. olmama. f. 4. eklenen şey. K ırmızı s. 2. (için) diretmek. hilekâr. açgözlü. i. kitabe. She insisted on buying the red dress. içteki.. yazı. i. sa ğlamruhb. 1. bir saate kadar. i. ne dü şündüğü belli olmayan. z. ayrılmaz. başkalarını düşünmeyen. terbiyesiz. dölleme. ısrarlı. değmez. i. s. içeriden s ızan haberler. iç organlar. . çözülmez. halledilmez (problem v. 3. i. 3. Burada kendini emniyette hissetmiyor. 1. bak. 2. z. s. 1. s. ruhb. i. i. ithaf. (yaz ıt) yazmak. i. i. döllemek. böcekçil. 2. k. 1. kitap ortasına eklenen sayfalar. bir şeyin iç yüzünü kavrama. içtensizlik. doymaz. s. bir ilanın gazeteye bir kez konması. güveni olmama. değersiz. 1. içeriye. tehlikede olan. obur.. üstü kapalı she´s a liar? O yalancı mı i. (kötü bir şeyi) üstü kapalı söylemek: Are söz. 1. ufak. emniyetsizlik. bayg ın. s. sa ğlam olmayan: He feels insecure here. dili ba ğırsaklar. madalya veya para üzerindeki yazı. yazmak. -diği derecede/kadar. 1. araya eklenen şey. iç kısımlar. huk. f. 2. i. kendine güveni olmayan. 2. ısrar. anlams ız. 3. anlayış. ekleme. tats ız. 2. hissedilemeyecek kadar ufak. z. demeye getirmek. içtenliksiz. kanmaz. ne anlama geldiği belli olmayan. direngen. küstah. içeride. i. yazıt. edat içine. içerisinde: The mouse is hiding inside that piano. 2.b. lezzetsiz. 1. böcek. ars ız. aras ına koymak. 2.). önemsiz. içerisine. hakketmek. tersyüz. s. doymak bilmez. iç yüzünü bilen kimse. i. dergi/gazete arasına konulan ek. f. a şılamak. kendine i. sönük. 2. içeriden biri. (in) (-e) sokmak. samimiyetsizlik. to/for (bir yapıtı imzalayarak) -e ithaf etmek. 3. -i tutturmak: i. 1. üstü kapalı (kötü)you insinuating that söyleme. samimiyetsiz. pek az. alametler. çözünmez. aciz hali. Fare o piyanonun içinde saklan ıyor. 2.

i.. 2.´ne yerleştirmek.´ni) uyand ırmak. denetleyici. 3. f. k ısım. pano. öğretici. solumak. hemen. i.öıslahevi v. örnek. ak ıl okutmak. 1. kontrol etmek. i. (bir ayg ıtı) (bir yere) takma. z. öğretmen.b. öğrenim. huk. ivedi. z. esin. f. f. uyuyamazlık. i.b. v. 2. 1.s. 1. i. 2. eğitmen. f. f. 1. 2. i. i. i. 1.. iflas etmiş. 2. ilham. acil. yitimi. ayağın üst kısmı.. i.) tesisatı döşeme. enstrüman. f. instant. 3. kurulu ş. sistemi) kurmak. okutman. eğitici. 1. teftiş. 1. enstitü. tesisyerle şmiş gelenek. 1. 2. içgüdüsel olarak. s. müfettiş. f. 2. an. yoklama. atamak. şi/şirket. ağım. 4. 2. k ışkırtma. z. s. 1. bak. 1. Oraya gideceğine buraya geldi. 2. i. ilham etmek. kere. -diği derecede/kadar. 2. müflis kimse. eğitim. enstantane. i. 2. içgüdüsel. İng. 2. kontrol paneli. with -i yavaş yavaş aşılamak/telkin etmek. İng. kurumsal. (bilgisayar v.b. durum. hemen olan. 5. i. (yeni seçilmiş/atanmış birini) -e oturmak. 4. direktif. şimdiki. okul. İng. 3. esinlemek. 2. ask. talimat f. telkin. denetimci. i. 3. i. dakika: at this instant bu anda. in/on installation installment installment plan instalment instance instant instantaneous instantly instead instep instigate instigation instigator instil instill instillation instinct instinctive instinctively institute institution institutional institutionalise institutionalize instruct instruct a solicitor instruction instructions instructive instructor instrument instrument panel s. belgit. -ecek yerde. 2. bölüm. tic. mademki. etmek. . İng.b.insolvent insomnia insomniac insomuch insomuch as insomuch that inspect inspection inspector inspiration inspire inst instability install install o. batkın. denetleme. 2. tahrik etmek. ödeme aczine dü şmüş. installment. kurmak. s. asistan. (bir ayg ıtı) (bir yere) takmak. 1. (bilgisayar 2. -diğine göre. 1. aç ıklama. s.) tesisatı döşemek. ani. eğitmek. hemen/an ında meydana gelen. teşvik etmek. elektrik v. i./Başkasının yerine kendisi buraya geldi. teftiş etmek.b. k ıs. müessese. of -in yerine. senet. uyku i. bak. derhal. ğretmek. öğretme. i. denetçi. sevgi v. bilimsel kurum. i. bak. 3. instill. yönerge. in/into -e yava ş yavaş aşılamak/telkin etmek. 1. institute. yoklamak. belge. tayin etmek. kontrol. vermek. bilgi. institutionalize. uykusuzluk çeken kimse. âdet haline getirmek. su katılarak hemen hazırlanan (yiyecek/içecek). hastanesi.b. 2. 1. f. çalg ı. yol göstermek. araç. 3. institution. (kalorifer. taksit. kurumla ştırmak. elektrik v. defa.. 1. avukat tutmak. (öfke. derhal olan. tesis. kontrolör. s. i. kurum. i. -ece ğine: He came here instead. ödeme aczine düşmüş ki uykusuzluk. k ışkırtıcı. i. 1. alet. kurum haline getirmek. a şılama. z. k ışkırtmak. i. 3.. taksit usulü. 1. ders. içgüdü. kurulu ş. müessese. ani. denetlemek. o kadar ki. 1.. sistemi) kurma. f. kurulu şa/kuruma ait. istikrars ızlık.. fikir aşılama. (kalorifer. batkın. i. 2.

kafa Itutan. yardımcı. mat. 2. integrasyon. to insure that I had a s. elle tutulamaz. 2. letters into his book. 1. ayrı. sigorta olmak. anlayış. 2. s. f. sigorta şirketi. geçilemez. interest. 1. yalıtım sargısı. as ılsız. dokunulamaz. geçilemez. bütünlemek. ayr ılmış.. integral. s. s. sigorta poliçesi. f. i. ba şa çıkılmaz. mat. i. zihinsel. istihbarat te şkilatı. i. 2. entelektüel. zayıf. bütünlük. yüksek zekâ sahibi. yalıtmak. yetersiz derecede. i. asi. intelekt. a şağısamak. üstesinden gelinemez.instrumental instrumental music instrumentalist insubordinate insubordination insubstantial insufferable insufficient insufficiently insular insulate insulation insulator insulin insult insult insuperable insurance insurance broker insurance company insurance policy insurance premium insure insurgent insurmountable insurrection int intact intake intake valve intangible integer integral integral calculus integral equation integrate integration integrity intellect intellectual intellectualism intelligence intelligence bureau intelligence quotient intelligence service intelligence test intelligent s. 1. insulating tape elek. ayd ın. yenilemez. baş kaldırma. fiziksel varlığı olmayan. el sürülmemiş. intelektüalizm. yenilmez. i. entelektüalizm. entelektüel. 3. intelligence. i. sağlamak. ayaklanma. 1. ak ıl. i. isyan. 3.. (yemek) yeme. eksik. çalgı çalan müzisyen. izolasyon. s. entelektüel.. i. entelekt. 2. bozulmam ış. katlan ılmaz. s. tamsayı.. izole bant. k ıs. doğruluk. anlıkçılık. 2. zekâ bölümü. bilgi. ba ş kaldıran. s. 1.hesab ı/kalkülüsü. dokunulmamış. oto. (bir kuruluşa/camiaya) yeni girenler. mat. i. 4. dar görüşlü. adaya özgü. parçalardan oluşan. s. enstrümantal. akıl sahibi. s. 2. emme supab ı/valfı. i. zekâ.integrated thebirleşme. integrasyon. interval. tamamlamak. 2. against -e kar şı sigorta etmek. 3. kavranamaz. idrak. 1. interior. izolatör. hakaret. anlayışlı. asi. ayd ın. 2. başa çıkılmaz.Mektuplar ı kitabına kattı. integral integral denklemi. onur k ırma. 1. yalıtım maddesi. yalıtım. i. sigorta. istihbarat. yararlı. yetersiz. istihbarat bürosu. i. i. into -e katmak: He bütünle şme. 3. f. 1. aşağısama. zeki. anlık. 2. entegrasyon. enstrümantal müzik. 1. kafa tutan. etkili. temin etmek: called isyancı. aracı olan. 2. interjection.the hotel asi. akla ait. i. hakaret etmek. yalıtkan. itaatsiz. ba ş kaldıran. zekâ sahibi. z. f. 3. ensülin. i. dürüstlük. i. with ile birle ştirmek. 1. hor görmek. i. adaya ait. hayali. emin olmak. i. bir bütünün ayr ılmaz bir parçası olan. İng. s. s. müz. s. ekon. 2. izole etmek. 2. intransitive. 1. eksiksiz. . international. 1. zekâ testi. zihin. 1. çekilmez. ak ıl. 1. sağlam. 2. haber. 1. sigorta simsar ı. ak ıllı. s. temelsiz. fels. hafif. 2. internal. sigorta primi.

şiddetlenmek. 2. karşılıklı dayanışma. Demek istedikuvvetli. yoğunlaşmak: The storm is intensifying. (--red. f. f. değiş tokuş etme. They intensified their search for i. keskin. --ring) gömmek. in -e kar ışmak. i. kastetmek. no intention of bile yapılan. merak ını uyandırmak. cinsel ilişki. dahili. iç. i. 2. şiddetli. interkoneksiyon. He has maksatlı. niyet. 1. gergin.intelligible intemperate intend intense intensely intensify intensity intensive intensive care intensive care unit intent intention intentional intentionally inter interact interaction intercede intercellular intercept intercession intercessor interchange interchangeable interconnect interconnecting rooms interconnection intercontinental intercourse interdependence interdependent interdict interdict interest interesting interface interfere interference interim interior interior decoration interior decorator interject interjection interlace interlock interlope s. -e müdahale etmek. 1. enteresan. 1. 2. 1. interaksiyon. i. s. anlam. hücreleraras ı. 2. elek. fiz. etkile şim. aralık. birbirine ba ğlı olma. ara. arac ılık. birbirine dolamak. şiddetlendirmek. taşkın. karışma. niyet. f. birbirine geçirmek. hisse.with -i engellemek. radyo parazit. şiddetli. arada söyleme. yoğunlaştırmak. yoğun bir şekilde. bile coming. yolunu kesip yakalamak. olan (kimse). f. görü şme. s. z. z. 1. tıb. mahsus. ilişki. i. f. 2. iç yerler. amaç. 2. şiddet. i. s. 3. tıb. şiddetli (söz). yasaklamak. amaç. araya girmek. sert. 2. arabulucu. i. 1. ği o değil. birbirini etkilemek. bilg. 1. ciddikararlı olmak: I s. 3. 2. yoğun. f. 2. hararetli. yolunu kesip durdurmak. anlaşılır. kâr. birbiriyle de ğiştirilebilir. kim. demek istemek: That´s not what she intended to say. Gelmek niyetinde de s. arabirim. defnetmek. 5. ba ğlamak. ç ıkar. i. içerideki.işine karışmak. şiddetle. aşırı. Amac ı size yardım etmek. f. birbirine aç ılan odalar. yoğun bakım servisi. 1. 2. çatışma. birbirine bağlanmak. içmimar. isteyerek. gözelerarası. i. birbirini etkileme. arayüzey. 2. -e burnunu sokmak. 2. i. arac ı. ünlem. birbirine geçmek. keskinlik. maksat: His intention is to help you. k ıtalararası. s. 2. araya girme. dahil. isteyerek yapılan. değiştirmek. başkasının . birbirine kenetlemek.. geçici. f. engel. yoğunluk. s. 1. f. kas ıtlı. i. fasıla. fırtınalı. iç k ısım. ilginç. 1. f. değiştirme. 2. i. f.ğil. i. menetmek. s. i.. 1. s. 3. 1. niyetinde olmak. birbirine ba ğlı olan. in -e ilgi. birbirine ba ğlamak. kazanç. f. 1. 1. 3. bile bile. with ile çatışmak. s. f. birbirine dolanmak. with -e yer yer serpi ştirmek: He interlaced his writings with kenetlenmek. 2. faiz. merak. f. kasti. değiş tokuş etmek. 4. bozuk (hava). i. pay. arada (söz) söylemek. kasten. F ırtına şiddetleniyor. 1. i. birbirine 3. biyol. 1. maksat. niyetlenmek. s. yasak. i. 1. s. konuşma. 2. arac ılık etmek. 1. ilgilendirmek. etkileşim. yoğun bakım. sert. iç. müdahale. 2. 3. 4. içmimarlık. birbirine f. 2.

bir şeyi tam yazıldığı/söylendiği gibi yorumlamak. 1. yarıda kesmek. iç yak ımlı motor. başka bir anlam yüklemeye kalkmamak. karşılıklı etkileme. konser ara. çevirmek. soru zamiri. i. sin. tiy. f. devlet geliri. soru soran kimse. sorguya çekmek. soru zamiri. engellemek. metne i. 2. 1. 1. yazıya sözcük/cümle ekleyerek asıl metni değiştirmek. s. s. i. elek. i. iç bünye. s. 1. s. birbiriyle ilgili. 4. staj yapan kimse. sonsuz. futbol ara. 3. voleybol. içten.. f. bitmez tükenmez. enterne etmek. i. antrakt. kesikli ak ım. 2. 1. uluslararas ıcı..bulunan. tıb. 2. 2. yorum. tercüme etmek. 1. 2. içişleri. uluslararas ı. arac ılık eden. araya bir şey sokma. 1. ortadaki. ara dönem. strictly interpretation interpreter interracial interrelated interrelation interrogate interrogation interrogative interrogative pronoun interrogator interrupt i. i. araya girmek. i. gözalt ına almak. 2. 1. uluslararas ı hukuk. tiy. 1. s. basketbol ara. s. yakın akrabalar arasında evlenme. çeşitli aileler/milletler arasında evlenme. i.. yorumlamak. f.interloper interlude intermarriage intermediary intermediate interment intermezzo interminable intermission intermittent intermittent current intermittent fever intermittently intern intern internal internal affairs internal combustion engine internal inflection internal medicine internal migration internal organs internal revenue internal structure international international law international law internationalism internationalist interpenetrate interplay interpolate interpolation interpose interpret interpret s. f. aralıklı olarak. orta. tercüman. karşılıklı ilişki. defnetme. içilir (ilaç). kesik kesik. müz. sorguya çekme. sin. i. f. (ölüyü) gömme. aç ıklama. dilb. çevirmenlik yapmak. sorgu yarg ıcı. 2. enternasyonalizm. i. tiy. iç yap ı. 3. mat. soru sormak. hayal gücünü kullanarak (bir şeye) i. eklenmiş sözcük/cümle. enternasyonalist. s. i. 2. z. i. tamamen içine geçmek. arabulucu. i. aracı. 2. uluslararas ı hukuk. dahiliye. s. i. f. içgöç. 2. mola. 2. uluslararas ıcılık. 2. 1. tıb. ırklararası.. (birinin) sözünü kesmek. 1. iki şey arasyazıya sözcük/cümle ekleyerek asıl metni değiştirme. içbükün. enternasyonal. başkasının işine burnunu sokan kimse. iç. 2. çevirmen. 3. 3. 2. yorumcu. 1. soru ifade eden. 1. eklenti. arada s. 2. staj yapan t ıp öğrencisi. (bir gemiyi bir limanda) hapsetmek. soru sözcü ğü. 1. soru sorma. antrakt. dahili. milletlerarası. i. i.. iç organlar. intern. 2. belirli aralıklarla gelen ateş. ara oyunu. birbirinin içine geçmek.t. f. nüfuz etmek. . sorulu. ına başka bir şey sokmak. kesik kesik. 1. intermezzo. 3. 3. haftaym. konser ara. aralıklı. 1. iki şeyin arasına koymak. aradaki.

anat. dalavere çevirmek. i. tıb. ima etmek. 2. f. yıldırmak. f. s. i. 1. s. 1. girift. bak. 1. araya girmek. sıkı: There is an intimate relationship ı söylemek. 2. ile görüşme/mülakat yapmak.. karıştırmak. hoşgörüsüzlük. A. f. f. sindirme. sarho şluk. birbirine geçmek. inatç ı. i. 1. s. gözünü korkutma. 1. ara.D. 1. 2. kasiçi. tonötüm. katetmek. kolay kontrol edilemeyen. 1. O uzak bir akraba. 2. 1. asıl. şaşırtmak. 1. içeri. 3. 3. zehirlemek. s. entonasyon. i. with -e sarmak. ikiye bölmek. cesur. kesilme.wove. z. -e. 1. sindirmek. ses tonunun yükselip alçalma şekli. gizli a şk macerası.wo. Onu annesiyle tanıştırdı. sarho ş etmek. aras ına serpmek. çok yak ından: He´s a distant relative. uzlaşması olanaksız. 1. gözünü korkutmak. girişik. i. birbirine sar ılmak. sarhoş edici. A şk ve nefret arasında çok yakın bir z. of -e kar şı hoşgörüsüz. titremleme. s. 2. s. A. gizlice sevi şmek. aralık. birbirine kar ıştırmak. samimilik. 2. 2. samimi. kesinti. ima. mest olma. s. s. iki ses arasındaki perde farkı. i. f. 2. caba. beraber dokumak. f. spiral.. entrika çevirmek. s. ba ğırsak. müz. samimiyet. samimiyetle. 3. i. süre.. i. i. kendine özgü. gözdağı verme. s. to ile tan ıştırmak: She introduced him to her mother. f. i. üstelik. uzlaşmazlık. mest etmek. to -i tanıtmak: This book introduces preschool children to . arac ılık. yılmaz. arakesit. hile.B. 1. i. zehirlenme. i. 2. kesişmek. s. intrinsic. 3. entrika. gözdağı vermek. 2.ven) 1.ter. çapraşık. 1. kesişme. korkusuz. çok yak ın (arkadaş). içtenlikle. -ye. 2. i. tonlanma. 1. merak ını uyandırmak. 2. bağırsaklara ait. aslında. I don´t know him intimately.ter. s. ilgisini çekmek. geçişsiz fiil. yıldırma. (in. esas. i. eyaletler arasından geçen otoyol. serkeş. 2. imlemek. 1. ara.B. -e dolamak. 2.. karışık. 2. damariçi. kavşak. tıb.interruption intersect intersection intersperse interspersion interstate intertwine interuniversity interval intervene intervention interview interweave intestinal intestine intimacy intimate intimate intimately intimation intimidate intimidation into into the bargain intolerable intolerance intolerant intonation intoxicant intoxicate intoxication intractable intramuscular intransigence intransigent intransitive intransitive verb intrauterine device intravenous intrepid intricate intrigue intrigue intrinsic intrinsical intrinsically introduce i. üniversiteleraras ı. çok yakın. geom. görü şme. s. enterval. 2. röportaj. 1.. 1. sarhoş eden madde. 2. çıtlatmak. karışma. müz. uzlaşmaz. f. in. mülakat. kendisini yak ından i. nesnesiz (fiil). s. dayan ılmaz. i. f. çekilmez.D. üstü kapalı söyleme. ile röportaj yapmak. s. f. serpiştirme. in -e kar ışmak. eyaletleraras ı. f. edat içine. kesmek. 2. dilb. geçişsiz. s. tıb. üstü kapalbetween love and hate. özünde. yola getirilemeyen. 3.

İng.. in -e (para) yat ırmak. 1. 1. başlangıç. s. 3. 2. s. sezgi. s. 2. ters dönme. içgözlemsel. araştırma. 1. buluş. 2. i. 1. i. çok de ğerli. hakk ında with (bir makama) getirmek. fels. sezgisel. s. dedektif. i. i. içedönük kimse. omurgas ız. tanıtım. içebak ış. i..introduction introductory introspection introspectionism introspectionist introspectionistic introspective introvert intrude intruder intrusion intrusive intuition intuitionism intuitionist intuitionistic intuitive intuitive knowledge intuitively inundate invade invader invalid invalid invalidate invaluable invariable invariably invasion invective inveigh invent invention inventive inventor inventory inverse inversion invert invertebrate inverted inverted commas inverted commas invest investigate investigation investigator i. inceleme. i. hasta. yatalak. tersine çevrilmiş.. akın. 2. yetki investigating soru şturma. i. f. 2. demirbaş. aksi. s. zorla girme. tersine dönmü ş şey. 2. tırnak işaretleri. s. 1. i. 1. her zaman. 3. 2. aynı şekilde. s ırasını değiştirmek. i. i. i. dilb. sövüp sayma. icat. ters sonuç. sald ırı. istila. against -i şiddetle eleştirmek. hücum etmek. tanıtıcı. zorla girmek. s. istilac ı. zorlagirmek. s. f. tahkikat. i. enversiyon. 2. içgözlem. 1. Dedektif cinayet hakk ında tahkikat yapıyordu. ağır hakaret. müz. tırnaklar. sezgici. 1. 3.. f. deftere kayıtlı eşya. s. s. müz. the murder.. 2. 1. değişmez. küfür. sabit kalan. s. sel basmak. sezgiyle edinilen bilgi. 1. dilb. s. i. önsöz. f.. i. f. giriş. sald ırmak. z. sakat. fels. garketmek. ara ştırıcı. s. 2. 2. omurgasız hayvan. i. 2. tersyüz edilmiş.etmek. 2. İng. 4. i. 1. f. yaratmak. 1. başlangıç ile ilgili. sırası değiştirilmiş. -i paylamak. icat etmek. in (bir proje için) (para/emek/zaman) harcamak. fels. 3. 2. 1. sezgiyle anla şılan/öğrenilen. ters. değişmeyen. 1. i. icat eden. i. 3. ters çevirme. f. içebak ışçı. tahkikat/soruşturma yapmak: The detective was f. istenilmeyen bir yere izinsiz ve davetsiz giren kimse. with (sorumluluk. . tırnak işaretleri. i. tersine çevirmek. 2. uydurmak. tersyüz s. içebak ışçılık. içe do ğma. takdim. 1. 2. 1. 2. izinsiz ve davetsiz girme. zorla giren. envanter. hükümsüz kılmak. f. 1.. zorla içeriye sokmak. su basmak. yaratıcı. istila etmek. 2. sezgicilik. altüst olma. değişmeyerek. mat. s. 1. geçersiz. hükümsüz. müz. sezgiyle. sezgici. 4. i. yarat ıcı. paha biçilmez. tersine çalış. 1. izinsiz ve davetsiz giren. s. sezi. davetsiz misafir. 2. içebak ışçı. geçersizle ştirmek. z. tanıştırma..

1. iyot. sinirli.. 2. iyonik. gayriihtiyari.. s. 2. bak. çiğnenmemiş. 3. anat. 3. 3. 1. f. 2.o.´ni) verme. bak. öfke. s. İng. s. (sorumluluk. s. davet. i. içeride bulunan. bak. İng. f. i. iyonlaşma. 1. usandırıcı. i. davet etmek. bıktırıcı. 2. bak. usandırmak. i. yerleşmiş. iyon. k ızgın. ho ş. bak. ça ğırmak: He invited only his close friends to the exhibit. (Allaha) yakarmak. -e bulaştırmak. invisibility. karışma. dokunulmaz. in inviting invoice invoke involuntary involve involvement invulnerable inward inward inwards iodic iodine iodisation iodise iodised iodization iodize iodized ion ionic ionisation ionise ionization ionize ionosphere iota irascible irate ire iridescent iris irk irksome i. İng. bak. çi ğnenemez. s. iris. ionization. gerektirmek. canland ırmak. 1. görünmezlik. iyonlanma. güçlendirmek. çekici. Sergiye sadece en yak ın arkadaşlarını davet etti. iyotlanm ış. 2. f. 2. 2. iyotlu. faturas ını çıkarmak. position in the s. iyonlaşmak. i. içe doğru. iyonlaştırmak. canını sıkmak. yanardöner. resmi hesaplarda gözükmeyen. ele geçirilmez (yer). hiddet. 1. 2. s. davetiye. fethedilemez. (yard ım. haksız. iyotlu. k.1.´ni) istemek. 2. i. istençsiz. Onda zerre kadar gerçeklik öfkelenen. iodization. i.. kökle şmiş... i. s. z. 2. 2. düşkün.. cazip. gayet sa ğlam: His z. envestisman. süsen. iodize. 1. i. 2. ça ğrı. bozulmam ış. huysuz. müzmin. i. s. çabuk yok. istemeyerek yap ılan. 1. 1. -e sokmak: ilişkisi. i. görülmez. iodized. içeriye do ğru.kar ıştırmak. 3. i.investment investor inveterate invidious invigorate invincible inviolable inviolate invisibility invisible invisibleness invitation invite invite s. birini içeriye davet etmek. 1. f. gayriiradi. can s ıkıcı.. bak. s. i. s. zerre. rica etmek: birini buyur etmek. fatura. 2. tiksindirici. öfkeli. davetkâr. i. s. s. 4. s. ruhsal.. zarar görmekten veya yaralanmaktan tamamen korunmu ş. 3. yenilmez. dili aşk Don´t involve me in your i.. nebze: There´s not an iota of truth in it. 1. sinirlendirmek. i. iyotlamak.b. İng. s. 1. k ızgınlık. s. çabuk kestirilemez. iç. istemek: Expertise involves practice. iç k ısım. mal. başvurmak: He invoked his diplomatic immunity. iradedışı. yatırımcı. 1. iyonyuvarı. inward 2.. 1. fikir veya ruhun derinliğine doğru. i. yatırım. koruma v. 2.. 1. Ustal ık pratik ister. f. iyotlama. yetki v. s. f. bot. bıktırmak. s. 2. bozulamaz. görünmez. f. f. istemsiz. hiddetli. bulaşma. f. 2. 1. iris.. f.b. manevi. k ıskandırıcı. ionize. ruhb. ilgi. Iris. (ruh) çağırmak. gözle seçilemez. İng. yalvarmak. tiryaki. in -e ilişki. .

i. irrasyonel. mantıksızca.´ni) gidermek. çoğ. s. ütüleyerek (buru şuklukları) gidermek. bakonu d ışı. s... s. 1. tahri ş edici. 2. yolsuz. of -e bakmaks ızın. s. kuraldışı. öfke. çaresiz. 2. 2. ütüleme: Have you done the ironing? Çama şırları ütüledin mi? 2. saygısız. gemlenmez. kim. tıb. demirhane. sorumsuzluk. s. ütülenecek çama şırlar: She´s got a lot of ironing to do. 1. uyuşmayan fikirler. 1. i. tahriş edici şey. s. 2. tedavisi olanaks ız. onulmaz. şıbozuk (asker). 3. 1. tamir olunamaz. geri alınamaz. ironi. çözülemez. aleyhinde söylenecek bir şey olmayan. s. çaresiz. 3. 2. çabuk k ızan. uzlaştırılamaz. demir.. i. bedeli ödenerek kurtar ılamaz. s. 2. fels. (topra ğı) sulamak. usdışı. 1. 2. 1. dökümhane. lavaj yapmak. değiştirilemez. 1. demir. 2.. 1. to ile ilgisi olmayan. 1. 2. s. f. s. geri alınamaz. 1. kusursuz. (pürüz. düzensiz. yıkama. istihza. s. usd ışıcılık. 1. 2. 1. telafi edilemez. sinirlendirici şey. sinirli. demirler. (bir şeye ait) demir kısımlar. frenlenemeyen. s. yıkamak. tıb. demirk ırı. 1. aksi iddia edilemez. 1. s. İng. i. sinirlendirici. Çok ütü işi var. 3. 2. s. s. ironik. su götürmez. s. usulsüz. i. 1. tahri ş edici. ada. sorumsuz. i. nalbur. i. 1. çaresiz. 1. sinirlendirici. 4. düzeltilemez. ütü tahtas ı/masası. ak ılsız. 2. 2. s. k ızgınlık. alayl ı. s. sorun v. 2. lavaj. 3. dilb. 1. i. onarılamaz. bastırılamayan. 4.iron iron foundry iron gray iron out ironic ironical ironing ironing board ironmonger ironwork ironworks irony irony of fate irrational irrationalism irrationally irreconcilable irrecoverable irredeemable irrefutable irregular irrelevant irremediable irreparable irreplaceable irrepressible irreproachable irresistible irresolute irresolvable irrespective irresponsibility irresponsible irretrievable irreverence irreverent irreversible irrevocable irrigate irrigation irritable irritant irritate irritating irritation is island i. 2. dayanılmaz. ütü. be. irrasyonalizm. 1. 1. s. değişmez. ikircimli. düz olmayan. insana alay gibi gelen bir tesadüf. z. çürütülemez. tersinmez. inceden inceye alay eden. s. demir gibi. fiz. s. bir daha ele geçmez. s. kurals ız. karşı konulmaz. kurtulamaz. mantıksız. f. demirden yapılmış. s. tahri ş etmek. s. sinirlendirmek. 2. . çarpık. kaderin cilvesi. i. i. 5. demirhane. uzlaşmaz kimse. yeri doldurulamaz. maden uçlu golf sopas ı. bak. önüne geçilemeyen. saygısızlık. geri al ınamaz. f. 2. de ğiştirilemez. paraya çevrilemez. 2. zaptolunmaz. tahriş. 1. ironic. mütereddit. ütülemek. kaşındırma. s. 2. ters çevrilemez. s. s. barıştırılamaz. çok çekici. i. 3. bak. i. akıldışı. karars ız. (topra ğı) sulama. kusur bulunamaz. 2.b. i.

i. ayırma.. 2. sarmaşık. saplamak. ikizkenar üçgen. 4. 2.verilen ilaç. 2. yola ait. 2. yayım. mahsur bırakmak. i. s. yaln ız bırakmak. f. onu. adam. eşek herif. f. boşalma yeri. --bing) 1. s. 6. 2. İng. nüsha. i. 6. köylü. insan ı kaşındıran. izoterm. i. yalnızlık. 4.islander isle islet isn`t isobar isolate isolated isolation isomer isomeric isomerism isomorph isomorphic isomorphism isosceles isosceles triangle isotherm isotope issue issue of shares isthmus it it`d it`ll it`s italic italicise italicize itch itch mite itchy item itemise itemize itinerant itinerary its itself ivory ivory tower ivy J. italicize. kaşıntı. s. isk. oğlan. izomerizm. 1. 3. itemize. yerde ş. i. 4. çıkış. 2. ayırmak. s. mahsur kalan.tenhalık. parça. 1. zam. itmek. yolcu rehberi. J. i. oto. arzu. i. f. 1. 2. boşalma. i. çabukdili iğne. 1. izole etme. 1. gemici. 4. f. e şbasınç. 2. k ıs. 1. i... (--bed. seyyar kimse. 3. 9. i. tenha. seyahat program ı. 5. bocurgat. j jab jabber jack jackal jackass i. i. f. kıstak. kaşıntısı olan. tek başına kalmış. çabuk iğne yoluyla anlaşılmayacak şekilde konuşmak. i. ahmak adam. hisse 5. cholera tek tük kolera vakalar ı. izobar. ikizkenar. i. e şsıcak. 7. kendi.. 1. i. vale. 3. ço ğ. Canis aureus. adet. elek. kaşınma. say ihrac ı. geom. izole etmek. (oyunlarda) ebe. 2. 3. 4. coğr. kaşıma isteği duymak. 2. it would. yolculukla ilgili. 2. k ıs. izomorfik. madde. saplama. kendisi. o. ayırma. 3. tek tük: isolated instances of1. k ıs. ayırmak. zam. k ıs. izomorfizm. kim. yol.. 1. tek. kald ırıcı. izomerik. 3. s.. ayrıntılarıyla yazmak.konu şmak. sonuç. uyuzböceği. dağıtım. i. izomorf. 2. izomer. ada. i. k. haber. f. yaln ız. 1. tecrit i. zool.bacak. kim. İng. s. basım. dolaşan. 9. kaşınmak. i.. hesapta tek rakam. adac ık. adalı. 8. 2.. kalem. i. it has.. kim. gen. italik. 1. 1. berzah. gezginci. bak. İngiliz alfabesinin onuncu harfi. 8. e şbiçimli. s. sorun. s. dürtmek. 1. 7. istek.senedi ı. f. konu. ona. çakal. duvarsarma şığı. kaşınan. italik. 2. is not. bak. seyyar. 2. it is. i. (bazı oyunlarda) top. argo para. 2. priz. fildişi. ağaçsarmaşığı. it will. 1.1. netice. e şbiçim. fildişi kule. onun (it´in iyelik hali). i. gazet. fildişi rengi. dürtme. 4. gezgin. etme. it had. erkek e şek. i. marsıvan eşeği. yayımlama. bot. İng. italik harflerle basmak. 2. tecrit etmek. hedera. izotop. yalnız bırakma. 3. f. mesele. kriko. i. f ıkra. f.. 3. . e şbiçimlilik. i. zam. 1. teni dalayan (kumaş/giysi).

japonayvas ı. 2.. diş. argo külüstür otomobil. kulak t ırmalayıcı bir ses çıkarmak. (çoğ. yaşlı ve işe yaramaz at. ocak ayı. çentikli. i. gürültü. dopdolu. i. 2. 2. i. Japonca. kavga etmek. h ıncahınç dolu. mak. (with) (-e) ters düşmek. silindir ceketi. 1. yafa. i. 1. zangırdatmak. mahpushane. zool. 1. argo cümbü ş. Jap. ahenksiz ses.a. s. reçel. 3. yeşim. i. 1.knives (cäk´nayvz) i. yafa portakalı. i. pot. düldül. maltaeriği. zangırdamak. Corvus monedula. bot. yafa portakalı. (vaktiyle hapis yatm ış) sabıkalı. hapishane. sivri uç. Japanese. t ıkmak. (ile) çatışmak. 2. dişli. 2. Chaenomeles lagenaria. --ging) diş diş etmek.. i. (--ged. kaba kuvvete i. bot. 1. hapishaneden kaçma. Cryptomeria japonica. bot. kapı veya pencerenin dik yanı veya kenar pervazı. on/upon . gırgır. tıklım tıklım. mahpushane. i. s. yafa. cücekarga. (--red. dili 1. --ming) 1. trabzonhurmas ı. ortada biriken para. cazcıların bir araya gelip doğaçtan çaldığı caz müziği. Jamaika´ya özgü. b ıkkın. January. i. Japonca. çoğ. viraj. Jamaikalı. hafifme şrep kadın. bot. Japonya. yenidünya. frene kuvvetle bas ıvermek. Diospyros kaki. i. k ıs. f. k. cazcıların bir araya gelip doğaçtan çaldığı caz müziği. mahpus. janissary. ceket. keskin dönü ş. bot. japonakçaa ğacı. 2. tıkmak: They are going to jam all of us into that small room. hapse atmak. 2. sivri uçlu. f. kriptomerya.. isteksiz. 2. 1. bitkin. jagar. japonayvas ı. Prunus salicina. 1. hıncahınç doldurmak. i. jack. çok yormak. sıkıştırmak. i. i. on parmağında on marifet olan kimse. elinden her iş gelen kimse.. çekişmek. f. Japon. i. i. bak. Jamaikalı. yeniçeri. dayanan. k ıs. gardiyan. küçükkarga. i. 3. jaguar. kapıcı. büyük çakı. jalopy. ahenksiz ses ç ıkarmak. s. s. i. Jamaika. i. Japan. hapishane. 4. kaba kuvvet kullanan kimse. Acer palmatum. 1. i. kaba kuvvetle başkasını boyun eğmeye zorlamak. düldül. kaba kuvvet. s.jackboot jackdaw jacket jackknife jack-of-all-trades jackpot jade jade jaded Jaffa Jaffa orange jag jagged jaguar jail jailbird jailbreak jailer jailhouse jaloppy jalopy jam jam jam on the brakes jam session jam session Jamaica Jamaican jamb jamboree jam-packed Jan jangle janissary janitor janizary January Jap Japan Japanese Japanese cedar Japanese maple Japanese persimmon Japanese plum Japanese quince japonica jar i. zorba. odacı... f. i. f. şömiz.. hapsetmek. i. f.nese) Japon. Chaenomeles lagenaria. argo. çentmek. 2. i. i. f. 2. eğlenti. 2. Jamaika. s. i. 2. firar. çok yorgun. Hepimizi o küçük i. i.. --ring) 1. 2. 1. bak. mahkûm. bot. marmelat. i. (--med. i. 1. isk.

(çoğ. 1. oturak. (meyve tad ında. 1. anat. sar önyargılı. kötü malzemeyle yap ılmış.. anla şılmaz dil. bot.nese) Cavalı. argo otuz bir çekmek. cirit. jello. cin kuma ş. Cavaca. i. tehlike. argo çene çalma. Cavalı. i. İng. dili (yaya) yaya geçidi olmayan bir yerde kar şıdan karşıya geçmek. tehlikeye sokmak. 2. 3. --s i. bak.. i. k ıskançlıkla. . k ıskanç. tıb. karamsar. İng. f. alaylı bağırış/kahkaha. k. 4. düşmanlık. s. alakarga. söylenişi zor sözcük. s. 1. kıskançlık dolu. f. 1. i. z.. c ırboğa. mastürbasyon yapmak. s. 1. k ıskançlık. huk. 2. silkip atmak. burkulma.jar jargon jasmine jaundice jaundiced jaunt jauntily jaunty Java Javan Javanese javelin javelin throw jaw jawbone jawbreaker jay jaywalk jaywalker jazz jazz band jazz up jealous jealously jealousy jean jeep jeer jell jello jelly jellybean jellyfish jeopardise jeopardize jeopardy jerboa jerk jerk jerk off jerk out jerkily jerky jerry jerry-built jersey Jerusalem i.. Dipus. argo 1. s. i. i. 1. 3. zool. zool.. sars ıntılarla. 2. İng. i. caddeyi trafik kurallar ına uymadan geçenkarşıya geçmek. salak. meslek argosu. blucin. 1. argo aptal. kaygısız. i. 2. pelteleştirmek. gösterişli. (yaya) trafik kurallar ına uymadan karşıdan kimse. kaygısızca. i. bak. sarsarak. 2. dili 1. i. bak. Jav. Cavaca. 2. hoşnutsuz. i. özel dil. fırlatmak. f. dili pis/aşağılık herif. 2.. süveter. k. gezinti. 1.. şiddetli ve ani çekiş. cip. Cava. 2.. z. donmak. f. 1. tehlikeye atmak. yasemin. gezmek.. 2. i. (reçel veya marmelada benzeyen) jöle. Cava. jarse. Cava´ya özgü. abaza çekmek. büzülme. kestanekargas ı. f. 2. silkme. i. belirginleşmek. fütursuzca. hoşnutsuzluk.. jeopardize. çölfaresi. cin pantolon. argo canland ırmak. çenekemiği. f.. i. 2. 2. caz. karamsarlık. 2. 3. neşeli. cirit atma.. şen. i. önyargı. çene çalmak. i. peltele şmek. s. nazik durum. 3. ılık olmuş. i. f. i. hareketlendirmek. laflamak. düşmanca. İng. 1. 1. sarılık. 2. kıskançlık. Kudüs. s.. 3. pelteleşmek. 2. ço ğ. s.a. çok sert akide şekeri. ağız. spazmodik. Javanese. Garrulus glandarius. z. pulover. i. f. 2. laflama. 1.. 3. Cavalı. k. dili biçimlenmek. i. i. kavanoz. pelteye benzeyen) jöle.. 1. i. cirit. birdenbire ve şiddetle çekmek. i. f. Jasminum. dili kararsız kimse. i. k. k. içi jöleli fasulye biçiminde bir şeker. denizanas ı. f. cazbant. d ırlanmak. 1. 1. kazak. çölsıçanı. medüz. (at) ba ğırarak/kahkahalar atarak (ile) alay etmek. i. k. 2. i. cin. silkinme. şık. i. i. çene. sars ıntılı. yarg ılanan sanığın cezaya çarpılma olasılığı. s. 4. argo tehditle baskı yapmak. kesik kesik ve h ızlı söylemek. dili lazımlık. sarsıla sarsıla gitmek.

jetli sürüş. jasmine. s. ırgalanmak. cevher. dili katakulli. sallamak. kapkara. dingildemek. şeytanelması. rüzgâr yönünde giderken kavanço f. f.. maskara. --bing) İng. alay. enerjik. f. s. Musevi. i. jet gibi h ızlı. i. 3. latife etmek.. jet uçağı. i. kâgir iskele. k. itiraz etmek. fışkırmak. i. motorlu kesilmiş parçaları birleştirerek oynanan resim-bilmece. i. (sevgilisini) terketmek. kuyumcu dükkân ı. i. bak. hareketli. ğundan sonra) zaman farkından doğan uyku (uzun bir uçak yolculu düzensizliği. şaka etmek. 3. tepkili çalıştırma. cin. yorgunluk v. hile. 1. Yahudi. flok yelkeni. simsiyah.. i. jewelry. bak.. tekerlemeli şarkı. hafif sallantı. f. with k. f. (tekerleme gibi) kısa şiir. i. jeton. (hırsızların kullandığı) ufak levye. mücevher. i. (tehlike an ında gemiyi hafifletmek için) (yükü) denize atmak.. bot.. jeweled. s. ile uyu şmak. i. jeweler. şaka söylemek. 1. tepkili uçak. soytarı. İsa. bumba ile seren veya yelkeni (bir şey hakkında) tereddüde etmek. 3. mücevher. (at) (-e) karşı gelmek. tepkili (uçak). 2. --ing/--ling) değerli taşlarla süslemek. çıngırdatmak. şaka. cihat. şıkırtı. f. jetle yolculuk yapmak. 2.. (bir şeyi yapmaktan) çekinmek. 2. i. f. k. k. i. f. değerli taş. dili the a şırı sinirlilik.b. Musevi. şıkırdatmak. i. salınmak. Hz. İng. f. İng. tatula. şıngırtı. jiffy. s. dili an. İng. simsiyah.. değerli kimse/şey. (--ted. (--ed/--led. . bak. i. sevgilisini terkeden k ız. s. --ting) 1. i. i. lahza... mendirek. fıskıye. k. latife.. 1. den. İng. Yahudi. 1. bak. f. 1. jet. i. i. i. i.. 2. yerelmas ı. i. 2. i. cep saatinin içindeki taş. jet sosyeteden bir kimse. kuyumcu. dalgak ıran.Jerusalem artichoke Jerusalem artichoke jessamine jest jester Jesus Jesus! jet jet jet lag jet plane jet propulsion jet setter jet-black jet-propelled jettison jetton jetty Jew jewel jeweled jeweler jewelled jeweller jewellery jewelry jewelry store Jewish jib jibe jiff jiffy jiggered jiggery-pokery jiggle jigsaw jigsaw puzzle jihad jilt jimmy jimsonweed jingle jinks jinni jinx jitters jittery yerelmas ı. fışkırma. 2. dili çok sinirli. f.. ünlem Allah Allah! s. i. 1. den. i... şıngırdatmak. argo u ğursuz şey/kimse. 3.. uğursuzluk. mücevherci. i. 2. mücevherat. bak. dili -e uymak. i. i. (hırsızların kullandığı) ufak levye ile açmak. i. çıngırtı.. jet. değerli taşla/taşlarla süslü. s. (--bed. 2. 1. oyma testeresi. s. s. f ışkırtmak. titreme. oyun. uğursuzluk getirmek.

dili 1. ek. 1. birle şmiş. ek yeri. mülkiyette/tasarrufta ortak. latife. Yapmaktan başka çaresi yok. f.jiujitsu job job work jobber jobless jockey jockey jockey for position jockstrap jocular jocularity jocularly jog jog s. marangozluk. el ele tutu şmak. 1. 2. tatlı sözlerle birini (bir şeyden) vazgeçirmek. 1. şoke etmek. itmek. zerrin. boğum. memuriyet. f. birleştirmek. cokey. şok. şakalı. putrel. i. düğüm. argo afyon s. k. toptan dağıtımcı. İng.´s memory jogging joggle join join battle join battle join hands join up joiner joinery joint joint joint account joint account joint creditors joint debtors joint heir joint owner joint surety jointed jointly joist joke joker jokingly jolly jolly a place up jolly s. s. kiriş. i. lokanta. müşterek hesap. anat. 1. sarsmak. buluşmak. ortakla şa. şaka ederek. birleşmek. 4. fulya. İng.. 3. İng. şaşkına çevirmek. f. Narcissus jonquilla. kasap. toptan mal satan tüccar. dili bayağı. 3. i. bak. gerçekten: This is yere sevimli bir hava vermek. neşeli. 4. müteselsil borçlular. sarsma. payda ş. İng.o. 2. i. 2. 6. along jolly s. parti v. bağlamak. sarsmak. iş. 1. 3. k. ipucu vererek) i. birlikte. asker yazılmak. argo gece kulübü. jogging yapmak. eklemli. vazife. in -de yer almak.´ne) birden dürtme. anonim şirket. 5. hafifçe sarsılmak/sallanmak. doğramacı. bar. götürü iş. 2. sars ıntı. i. jujitsu. birinin belleğini canlandırmak. dili bitişmek. yavaş koşma. 3. sarsıntı. şakayla. güzel. hatırlatmak içinyava ş koşma. i. 2. (kulüp. dürtmek. f. dalavere ile kand ırmak. dürtme. s. şakacılık. mafsallı. f. dili hoş. marangoz. kat ılmak. i. şaka yapmak. Bir sözü pekiştirmek için kullanılır: He´ll jolly well have to. şakacı. k. 1.başlamak. müteselsil kefil. i. s. 2. 1. isk. parça başına çalşsiz. tic. -e çarpışmaya bağlanmak. yava ş koşmak. büyük et parças ı.o. nükte. 1. savaşa girişmek.. doğramacılık. bir jolly good! İng. 1.. (bir yarışta) daha avantajlı bir yere geçmeye çalışmak. out of jolly well jolt jonquil Jordan i. 2. --ging) 1. ortak. . i. bitişmiş. i. z. eklem. birçok derne ğe/gruba üye olan kimse. 2. şaka olarak. geçme. müşterek hesap. 1. bot. s.o. 7. sallama. şaka yollu.b. i. 2.. 2. Ürdün. (--ged. mirasta ortak. z. 2. 6. joint-stock company tic. tatlı sözlerle birini (bir şeye) ikna etmek. f. into jolly s. şakacı kimse. müteselsil alacaklılar.. 1. toptanc ı. iışan işçi. jogging. 2.o. bir yeri ne şelendirmek. şen. 5.. i. yava şça sallamak. joker. görev. 2. i. Bu bayağı iyi! Jolly good! Çok birini tatlı sözlerle teşvik etmek. z. 1. şaka etmek. neşe verici. 2. geçme ile tutturmak. z. hafifçe sarsmak. i. müşterek. i. birçok yere üye olma meraklısı. üye yazılmak. mafsal. şaka. 2. k. sars ılmak. bot. (bir şeyi i. 1. suspansuvar.

s. Ürdün. 2. türel. zerre. i. yol. i. günlük. yarg ılama ile ilgili. 2. bak. bak. nebze: I won´t change a jot of jul. şenlik. günce. s. aldatmak için hesap i. keyifli. 1.men (cır´nimîn) i. s. . yargılamak. 1. neşeyle. 1. dürtüklemek.. jübile. i. Yahudi İspanyolcası. sevinçli. i. hile. karar. sevinçli. not etmek. i. erguvan. i. joviality. i. ustabaşı. f. it! Bir noktas ını bile değiştirmem! Don´t you miss a jot or a tittle! En i. Musevi dini. gazete. i. şen. ak ıllıca. tedbirli.. yarg ıç. Musevi âlemi. 2. s. hükmetmek. hakemlik etmek. Justice of the Peace. i. den. yarg ı. s. Musevilik. hakem. Junior. i. alt çene. sevinç. herhangi bir olayın ellinci yıldönümü. i. uçakta manevra kolu. yevmiye defteri. (--ted. bak. 3. 2. hokkabaz. hukuki. sevindirici. i. haz. s. itip kakmak. hokkabazl ık. coşku. s. 1. yargıçlar. i. 4. adli. tic.. (kulplu) sürahi. el çabukluğu ile marifet yapmak. judocu. hâkim. s. bak. i. şaka etmek. i. i. hile yapmak. itelemek. aldatmak. co şkun. dili tak ılmak. 2. 2. 3. jour. 2. gezi. k ıs. keyif. ne şe. i. Ürdünlü. kumanda kolu. Musevi olma. kodes. testi. 3. 1. coşkulu sevinç. neşeli. günlük defter. f. 3.. i. --ting) down yazmak. sevinçli..defterlerini kar ıştırıp hazırlamak. alay etmek. Ürdün´e özgü. s. i. neşe. gazeteci. s.Jordanian josh jostle jot joule journal journalism journalist journey journeyman jovial joviality jovialness jowl joy joyful joyfully joyous joyride joystick JP Jr jubilant jubilation jubilee Judaism Judas Judas tree Judeo-German Judeo-Spanish judge judge by externals judgement judgment Judgment Day judicial judiciary judicious judo judoist jug juggle juggle the books juggler Jugoslav Jugoslavia Jugoslavian i. Cercis siliquastrum. erguvana ğacı. seyahat. gazetecilik.. yolculuk. bak. k. 2. hüküm vermek. f. 2. İng. 1. mantıklı. görünüşe dayanarak hükme varmak.. 1. seyir defteri. i. 1. otomobil gezintisi. çene kemiği. Yugoslavia. 3. adliye. 1. k ıyamet günü. hüküm. 1.. z. argo hapishane. 3. hokkabazlık yapmak. ne şeli. hilekâr kimse. sefer. s. i. judo. çal ıntı araba ile gezme. bilirkişi. judgment.. Yiddish. k ıs. adli.. s. neşeyle dolu. i. çoğ. f. 4. i. evlilikte altın yıl. ne şeli. 2. i. i. i. 3.. yolculuk etmek. tahmin etmek. Yugoslavian. Yugoslav. itip kakma. sağgörülü. bilg. jonglör. 4. Ürdünlü. 1. f. i. Musevilik..ney. dergi. hukuki. 2. i. i. bak. bot. fiz. 2. f. 1.

k. (tren) hattan ç ıkmak. aküsü bitmiş motorun aküsünden başka bir motorun aküsüne tel basinirli. bluz/kazak üzerine giyilen kolsuz elbise. 1. sulu.´s throat jump for joy jump on s. atlatmak. k. oto. delgi. skin! Ödüm koptu!/Yüreğim k. jump one´s bail jump out of jump out of one´s skin jump out of the frying pan into the fire jump over jump rope jump seat jump ship jump the gun jump the gun jump the queue jump the track jump the track jump to conclusions jump to one´s feet jump up and down jump/get on the bandwagon jump/skip bail jumper jumper jump-start jumpy Jun s. özsu. zıplamak.Jugoslavic jugular jugular vein juice juiceless juicy jujitsu jujube jukebox Jul July jumble jumble sale jumbo jump jump jump a train jump around jump at jump at a conclusion jump down s. 1. fırlatmak. i. bot. k.. 5.o. trene atlamak. i. çok sevinmek. i. i şaret verilmeden başlamak. July.. k. dili birini ha şlamak/azarlamak. 3. straponten. f. s. dini/hayırsever bir kurum yararına yapılan kullanılmış eşya satışı. dili (kefaletle tahliye edilen san ık) hazır bulunması gereken duruşmaya gelmemek. özü/suyu olmayan. temmuz. birini terslemek. dili 1. çocuklara giydirilen pantolonlu ceket. özlü. ödü patlamak. i. şahdamarı. ödü kopmak. pulover. dili birini sert bir şekilde azarlamak. İng. şkalarının yaptığı bir eyleme katılmak. dili ı. 1. Junior. 2. para ile plak çalan otomatik pikap.hüküm vermek. birini haşlamak. dili gelmek: I nearly doluya out of my -in üstünden atlamak. 1. 2. hakkı yokken sırada bekleyenlerin önüne geçmek. tulum. atlayan kimse. karmakarışık şey. süveter.o. Yugoslavic.´s throat jump down s. i. geçici olarak kullan ılan bağlantı teli. 2. başlanması gereken zamandan önce başlamak. vaktinden evvel davranmak. 3. s. sıçratmak. (parayla ilgili bir miktarda) ani yükselme. zıplatmak. (tayfa) gemiyi haber vermeden terketmek. 3. (fırsattan) hemen faydalanmaya bakmak. dili hayretle yerinden s ıçramak. argo benzin.. 2. ayağa fırlamak. 1. 2. çok büyük. atlamak. ğlayarak (aküsü bitmiş olanın motorunu) çalıştırmak. i. başlama noktasbabaşlangıç yeri/noktası. dili herkesin merak etti ği (ayrıntılar). 2. sinirleri gergin. i. 3. argo cereyan. üzerinden atlamak. (teklifi/daveti) hemen kabul etmek. bak. k ıs. s. i. i. acele k. elektrik. boyuna ait. birine sapartayı vermek. (yarışta) hatalı çıkış yapmak. kefalet altındayken duruşmaya gelmemek.o. her şeyi bilmeden/yeterince düşünmeden hemen bir sonuca/karara varmak. (tren) raydan ç ıkmak. 3. göbek atmak. hoplayıp zıplamak. ip atlamak. 2. 2. k. spor jiujitsu. s. . s ıçramak. atlama. diken üstünde. hoplayıp zıplamak. sebze/meyve/et suyu. elek. kuru. -den atlamak. düzensiz kar ışım. f. (kadın için) kazak. karışıklık. hünnap. June. 2. 1. fırlama. İng. argo kuvvet. birine ç ıkışmak. herkesin merak ettiği ayrıntılarla dolu. yüreği ağzınaya ğmurdan kaçıp jumped tutulmak. düzensizlik. s. k ıs. İng. (fiyat) f ırlamak. (bir yerden) (d ışarı) atlamak. s ıçrama. dünyanın öbür ucu. enerji. kocaman. 4. çiğde. dini/hayırsever bir kurum yararına satılmak üzere biriktirilen kullanılmış İng. 1. k. jumping-off place 1.

8. iki kişiden küçük olanı. adaletli. 3. 2. just in time tam vaktinde. i.). but just the o s ırada. uyuşturucu bağımlısı. yarg ı hakkı. hurdacı. i.h. i. jüri. ast. ucu ucuna. besin değeri mal. -e inat: He´s doing this just Tibet´de olacağız! k. 1.Hemen tıpkı babasına benziyor. makas. hak. 1. kıdemce aşağı. i. d. dikiş yeri. elek. Amelanchier canadensis. haziranböce ği.. 2. dili Bir saniye! 1. yaşça küçük. s. hurda deposu. bitişme. i. Erendiz. -mek üzere: I was just about to leave. buna ra ğmen. She´s That´s just like Behzat. b. isn´t it? O tam Behzat´ça bir şey. i. cang ıl. junk. just at that spot tam o noktada. tıpatıp aynı. zaman. 2. justice justice of the peace justice of the peace sulh hâkimi. cengel. i. hukukçu.junction junction box juncture June June bug Juneberry jungle junior junior college junior high school juniper junk junk junk food junk heap junk mail junkie junkman junkyard junta Jupiter jurisdiction jurisprudence jurist juror jury just just Just a sec! just about just like just my luck just now just so just so just the same just the same just then just there Just think! just to spite Just try and catch me! just under the wire i. 2. i. cunta. adil. hükümet. ardıç. aynı. hurdalık. haziran. sınıfları kapsayan ortaokul.. i.hukuk. biraz önce: They were here just now. zool. ve 9. 1. Just what the fuck do you mean? Ne demek istiyorsun be? i. tam: just across from us tam kar şımızda. reklam olarak gelen posta. tadı güzel. seçiciler kurulu. i. Bir düşün!/Düşünsene!: Just think! This time tomorrow we´ll be in Tibet! Düşünsene! Yarın bu saatteto spite them. kavşak. taponaz olan yiyecek. uyuşturucu. hakl ı. bitişme. i. spor senelik ile lise aras ındaki 7. gökb. seçici kurul. That´s just what I´ve been looking for. argo hurdas ı çıkmış araba. 2. 2. bot. gene de. 2. kutu.men (c^ngk´mîn) i. doğruluk. Dairenin durumu hakk ında bilgi tam orada. hükümetin nüfuz dairesi. eroinman.. değil mi? tam benim şansıma. i. tıpkı: Fehmi looks just like finished. i. ilkokul okul. adalet. yerindelik. i. k. jüri üyesi. dili Haydi. 3. z. bir halde: She keeps her house just so. tamsame I would like to see it for myself. buat. yargılama hakkı. Jüpiter. . argo uyuşturucu maddeler. Evini çok 1. küçük (Babas ıyla aynı adı taşıyan öğretim programını uygulayan iki genç. eskici. 2. Biraz önce buradaydılar. 5. çoğ. Fehmi hemen bitirdik. 1. hurdalar: That car´s a piece of junk. bağlantı. birleşme. kayaarmudu. 1. yetki. sulh hâkimi. Onlara inat bunu yap ıyor. tam o anda. Çin yelkenlisi. yerinde. huk. 2. 1. 1. yine de: She described the apartment´s condition. çok düzenli muntazam tutuyor. 4. oynak yeri. yarg ıcılar kurulu. 4. hemen hemen: We´re just abouthis father. dili son anda.. 1. yine de. 2. O arabanın hurdası çıkmış. hukuk ilmi. 3. 1. jüri. yakala bakal ım! k. i. hakl ılık.y. aralık. 1. s. 2. 1. 3. i. atılacak eşyalar. üniversitenin birinci ve ikinci s ınıf kimsenin adına eklenir. 5. doğru. hukuk ilmi uzman ı. Phyllopertha. çok dikkatli bir şekilde: When you´re with them you belirli bir şekilde/bir sisteme göre düzenlenmiş. önemli an. birleşme yeri. 2. Tam ç ıkmak üzereydim. 3. şimdi. argo ke ş. 1.

kilogram. yoğun.. 2. şevkle. 2. . birden devrilip dü şmek. Kazakça. ayar. Kamboçyalı. Kazakh. suçlu çocuk. i. 1. şiddet. genç. i. i. She keeps a diary. 3. metnin sağ doğrulamak. f. biyol. Karelyaca. birbirine yak ın koyma. (--ted. 4. s.. Kâbe. sivri olmamaya çalışmak. çocuk mahkemesi. keskin. s. 1. Kamboçça. 3. kanguru. muhliye. Kamboçlu. dili göze çarpmamaya çal ışmak. 2. karina. i. birbirine yakın bulunma/bulundurma. şiddetle.. keeps keep a civil tongue in one´s head k. i. Ke şmirli. s. 5. 2. göze batmamaya çalışmak. Karelya´ya özgü. geçim. 2. f. zool. s. çocuksu. i. 2. çocuğun suç işlemesi. k. akıllılık. Seni s ıcak tutar. Kazakistan. (kept) 1. suçsuzluğunu kanıtlamak.justification justify justly jut jute juvenile juvenile court juvenile delinquency juvenile delinquent juvenile delinquent juxtapose juxtaposition k K. i. 1. kuvvetli. alabora olmak. 3. Kampuçya. haklı neden. 1. i. alabora etmek. Kampuçya. İng. keskinlik. düşkünlük. i. 1. altın ayarı. 3. Keşmirli. çiçek dürbünü.. dili dikkati çekmemeye çal ışmak. 1. f.It´ll keep you warm. Kampuçça. i. karyokinez. 8. çocuk. adaletle. the books. k Kaaba kale kaleidoscope Kampuchea Kampuchean kangaroo kaput karat karate Karelia Karelian karyokinesis Kashmir Kashmir´i Kashmir´ian Kazak Kazakh Kazakhstan Kazakstan keel keel over keelage keen keenly keenness keep keep i. i. yanyana bulunma/bulundurulma. kenarını hizalama. i.. metnin sağ kenarını hizalamak. ac ı. i. zeki. 2. 1. 2. olgunlaşmamış.. genç. 1. 2. k ıs. Defter tutuyor. s. 2. s.. keskin. 2. matb. çıkık olmak. 1. bak. Keşmir´e özgü. karalahana. İngiliz alfabesinin on birinci harfi. s. mitoz. 6. s. capacity. 2. karat. Karelyaca. kaleydoskop. yanyana koyma. out ç ıkıntı yapmak. K.. şiddetli. k. --ting) 1. 2. Karelya. gemi omurgas ı. -i your head! Terbiyeni tak ın! keep a close watch on keep a journal keep a low profile keep a low profile keep a secret günlük tutmak. i. i. 1. haklı olarak. i. 3. 7. çıkmak. 2. yanyana koymak. jüt. Günlük tutuyor. gençliğe özgü. 4. temize çıkarmak. 2. bilg. i. merak. Kazakhstan.. uzanmak. keskin (göz/zekâ). bilg. zekâ. argo mahvolmu ş.. Karelyalı. Kampuçyal ı. 1. tutmak:. Keşmir. 1. i. Kampuçya´ya özgü. i. Karelyalı. i. 3. 1. i. 2. z. Kampuçyalı. dili terbiyeli bir şekilde konuşmak: I´ll thank you to keep a civil tongue in sıkı bir gözetim altında tutmak. himaye. Ke şmir. bak. Kamboç. He içkale. z. elek. 1. sivri. k. dili çok hevesli. 2. i. s. çocuk suçlu. 1. 1. sır saklamak. adil bir şekilde. karate.. i. f. tutmak. i. Kamboçya. gerekçe. haklı f. 3. 2. Kampuçça. liman resmi. i. Karelya. birbirine yak ın koymak. i. Kazak. sert. Keşmirli. çıkarmak. gözü aç ık. Macropodidae. haklı çıkarma/çıkma. matb.

. k. devam etmek. saklamak. gizlemek. içeride kalmak. sözünü tutmak. dengesini korumak. devam ettirmek. kulağı kirişte olmak. sürdürmek. Kol idare etmek. tetikte olmak. ile dost kalmak. göz önünde tutmak. metin olmak. dili 1. k. aloof from keep off keep on keep one´s balance keep one´s balance keep one´s counsel keep one´s distance from keep one´s end up keep one´s eyes open/peeled/skinned keep one´s eyes peeled keep one´s figure keep one´s head keep one´s mouth shut keep one´s nose to the grindstone keep one´s nose to the grindstone keep one´s own counsel keep one´s promise keep one´s promise/word keep one´s seat keep one´s shirt on sır saklamak. unutmamak. -i yakla ştırmamak. metanet göstermek. 2. dili şikâyet etmeden soğukkanlılıkla karşılamak. cesaretini kaybetmemek. dili ağzını sıkı tutmak. sab ırsızlanmamak. patlamamak. saklamak. sözünden dönmemek. ciddiyetini korumak. s ır vermemek. sözünü yerine getirmek. -i kaydetmek. sözünü tutmak. -i not etmek. k. kendine dü şen görevi yerine getirmek. tetikte olmak. günde pek az saat aç ık olmak. 2. erken yatmak.s. kendine hâkim olmak. (son gelişmeler hakkında) bilgi sahibi olmak. sinirlenmemek. kendini -den uzak tutmak. 1. devam etmek. (bir şey için) göz kulak olmak. 2. telaşa kapılmamak. 1. -in kayd ını tutmak. uzak durmak. eve erken dönmek. k. 1. k. gözünü açmak. 2. ile arkada şlık etmek. formunu korumak. dili durmadan çalışmak. -den uzak kalmak. 2. içeride al ıkoymak. ilerlemek. vücut hatlar ını korumak. çenesini tutmak. (saat) her zaman zaman ı doğru göstermek: My watch keeps good time. Uzak dur! k. ı hep doğru gösterir. -i aklında tutmak. saklamak. sır saklamak. 3. dili hiç gülmemek. 1. kulağı tetikte olmak. oturdu ğu yerden kalkmamak. 1. sürdürmek. -e göz kulak olmak. -i uzak tutmak. istifini bozmamak. parlamentodaki yerini korumak. günde pek az saat çalışmak. (of) -in sayısını tutmak. kendine hâkim olmak. gözünü dört açmak. dili 1. gözden kaybetmemek. gözü -in üstünde olmak. ak ılda tutmak. fikirlerini kendine saklamak. 2. ev saatim zaman 1. ile aras ına mesafe koymak. 3. -den uzak durmak. (son gelişmelerden) haberdar olmak.keep a secret keep a stiff upper lip keep a stiff upper lip keep a straight face keep abreast of keep account of keep an account of keep an ear to the ground keep an eye on keep an eye out for keep away keep back Keep back! keep bankers´ hours keep company with keep count keep dark keep early hours keep fit keep going keep good time keep house keep in keep in mind keep in view keep in with keep it up keep o. kendine düşen payı ödemek. 2. 2. durup dinlenmeden çalışmak. dengesini kaybetmemek. gözden uzak tutmamak. devam etmek. ile atba şı (beraber) gitmek.

-den ne haber? How about Çetin? What´s he doing? sözünü tutmak. 1. (birinin) izini kaybetmemek: You ought to keep track of what´s 1. ile ayn ı hızda/tempoda gitmek. 2.o. Girilmez.o. guessing keep s. maç v. birini bekletmek. 1. birinin ilerlemesine mâni olmak/ket vurmak. birine refakat etmek. ile a şık . dili bir şeyi gizli tutmak. at arm´s length keep s. hesap tutmak. bir şeyi bir bütünsellik içinde ele almak. sessiz kalmak. k. birini meşgul etmek.t. disiplini korumak. tedbirli. (biriyle samimi olmamak için) ona çok mesafeli davranmak. susmak. 2. How about . (bir şeyi) aklında tutmak.t.o.o. 2. well-advised s. 2. (saat) her zaman zaman ı doğru göstermek.. birini bekletmek. down keep s. -e ayak uydurmak. in perspective keep s. itidalini muhafaza etmek. birini yaln ız bırakmamak. spor (bir yar ış. k./s.o. ahlaklı bir şekilde yaşamak.b. a secret from s. ak ıllı. birinin samimi olmasına izin vermemek. tempo tutmak. devam etmek. birini (bir konuda) bilgilendirmek. dili bir şeyi gizli tutmak. -i izleyerek bilgi sahibi olmak. birine so ğuk davranmak. birini sürekli olarak gizlice izlemek. -e bağlı kalmak. 1. öfkesini yenmek. dışarıda bırakmak. company keep s. 2. dili do ğru yoldan ayrılmamak. 1. birini uzak tutmak. (ç ığırından çıkmaması için) -i denetim altında tutmak.t. (bir şeyi) takip etmek. bir şeyi gizli tutmak. k. -i gizlemek.t. birini -den haberdar etmek. -i takip etmek.t. -i gözetlemek.? keep one´s word keep order keep out keep out of mischief keep out of sight Keep out! keep pace with keep s. hiç görünmemek.t. bir şeyi birinden saklamak. birini doğru dürüst haberdar etmemek. 3. dili çenesini tutmak.o. advised of keep s. away keep s.o. tempo tutmak. keep s. dışında kalmak. 4.´nde) zaman tutmak.o. birini bir şey yapmaktan alıkoymak. under one´s hat keep score keep silent keep step with keep tabs on/keep a tab on keep the accounts keep the ball rolling keep the lid on keep the peace keep time keep time keep to keep to the straight and narrow keep touch with keep track of keep track of keep up keep up with öfkeye kap ılmamak. waiting keep s. k. sulhu bozmamak. -i gizli tutmak. -i izlemek. (çağa/zamana) ayak uydurmak. -i takip etmek. birinden bir haberi saklamak/gizlemek. Yakla şma! -e ayak uydurmak. -e ayak uydurmak. yüksek tutmak. -i izlemek.o.keep one´s temper keep one´s trap shut keep one´s wits about one. yaramazlıktan kaçınmak. gagas ını kısmak. waiting keep s. under wraps keep s. dili 1. 2. at a distance keep s.o.o. keep s.o. -i takip etmek. 1.o.. k. engaged keep s. (bir şeye) dikkat etmek. (izlerken) gözünü/gözlerini birinden/bir şeyden ayırmamak. birini pek yakla ştırmamak. from s. 1. in sight keep s. 2. huk. (puan) saymak. under surveillance keep s. iyi bir işi sürdürmek. 3. defter tutmak.t. bir şeye bir bütün olarak bakmak.o. hiç gözükmemek. at arm´s length keep s.t. ile ilişkiyi sürdürmek. -e ne dersin/dersiniz?: How about a game of tennis? Tenis oynamaya ne dersin? 2.o. keep s.o. from doing s. under one´s hat keep s.

heyecanland ırmak. 4. tanımak. i. 1. -e uydurmak.. çaydanlık. bak. 1. iç. arka planda kalmak. (koyu) bej. kilit taşı. i. yetkili etmek.. hatıra. keep. görüş alanı. gürültü patırtı. gaz lambas ı. anmal ık. (silah) geri tepmek. --ning) İskoç. s. müz. 1. bekçi. qibla. i. keg(s). 3.. s. s. birini/bir hayvanı sindirmek. önemli yer. 1. i. İng. köpek kulübesi. bak. Hayber. bilgi alanı. müz. 1. çifte atmak.. şifre cetveli. 2. --s i.. anahtar. cevher. çözüm yolu. esas. i. i. i. i. anahtar. (koyu) bej pantolon. i. tahıl tanesi. temel taşı. çoğ. i. müz. çekirdek içi. k ıs. i. yadigâr. dayanak. Kenyalı. f. i. 2. 2. 2. i. (--ned. madde ba şı sözcük. anlamak. müz. tekmelemek. 2. telaş. eşarp. küçük f ıçı. i.. k ırmız.. tekme atmak. kilitlemek. bordür taşı. geçim. kendini göstermemek. anahtar deliği. Celt. tekme. i. anahtar halkas ı. bordür taşları.keep up with the times keep watch keep/hold s. gardiyan. boyun atkısı. i. gazyağı. kilogram(s). 2. 4. 3. 2. bilmek. esmer suyosunu. timbal. coşturmak. kurgu. Kenya. (uyuşturucu maddenin) kamçılama etkisi: This drink´s got a kick to it. f. 1. (klavyede) tuş. (sözlükte/ansiklopedide) madde. seğirdim yapmak. gaz. temel dü şünce. ana ilke. Kenya. 2. nöbet tutmak/beklemek. i. i. Kenya´ya özgü. 2. başörtüsü. k ırmızmeşesi. zemberek kurgusu. i. bak. ruh. 2. bak.. tekmeleyerek kovmak. 1. uyum. 2. f. akortmevki. koruma. şı gelme. toplantıyı açış konuşması. himaye. i. i. İng. 1. 2. 1. 3. bak. 2. İng. i. cevap anahtarı. mendil.. ilke. köpek yetiştirilen yer. öz. geçimini sa ğlama. to -e göre ayarlamak. çağa ayak uydurmak.. i. i. (koyu) bej üniforma. i. 3. k. 1. i. klavye. ana nota. 2. Kenyalı. 1.. andaç. 1. 2. 3. i. perdesini yükseltmek. (yol kenarındaki) bordür. sertlik.o. 1. görüş açısı. dili k. (içkide) kuvvet. madenk ırmız. 1. 1. qibla. ses perdesi. 6. varek. temel. i. k. s. i./an animal at bay keep/stay in the background keeper keeping keepsake keg kelp Kelt Keltic ken kennel Kenya Kenyan kept kerb kerbstone kerchief kerfuffle kermes kermes mineral kermes oak kernel kerosene kerosene lamp kettle kettledrum key key key position key ring key up key word keyboard keyhole keynote keynote address keystone kg khaki khakis Khyber kibla kiblah kick kick çağın gerisinde kalmamak. 1. anahtar ta şı. -e uygun duruma 7.. kırmız madeni. 4. güğüm. 3. f. i. Bu .. tutma. dili şamata. 3.kardili karşı durmak. bekçilik etmek. Celtic. 3. bak ıcı. varil. 5. 2. birini/bir hayvan ı korkutarak yaklaşıp zarar vermesini önlemek. argo 4. i. getirmek. köpek yeti ştirilen yer.

k. --ding) 1. (tüfek) geri tepmek. öldürmek. 2. şünüp ılarına dünyanın kaç bucak olduğunu göstermek. egg zaman öldürmek. fırın. 2.. fiz.. i. iki işi birden görmek. ihmal etmek. 1. 2. i. mortoyu çekmek. dili uyu şturucu bağımlılığından/sigara tiryakiliğinden kurtulmak. 1. argo rü şvet. öldüren şey/kimse. 1. mahvetmek. bak. 5. yakınan kimse. s. k. k ıyameti koparmak. i. k. 2. böbrek makinesi. kiddy. i. oğlak. k. 3. 1. i. ölmek. böbrek. f. fazla nazik. 2. --ping/--ing) (fidye için) (birini) kaç ırmak. diyaliz makinesi. f. kötüye kullanmak. ölmek. i. mortoyu çekmek. fiz. düdili baztaşınmak. bir tür barbunya fasulyesi. tekme vurmak. 3. k. s. 1. k. kilo. vuran şey/kimse. yorucu. i. i. 3. keçi yavrusu. futbol oyuna ba şlama vuruşu. . k. ocakta kurutmak. birini işten çıkarmak. k. 1. etkisiz hale getirmek.. k.dizginleri koparmak. 2. barbunya. ocağı. i. 1. eğlenmek. 2. out kick the bucket kick the habit kick up a row/fuss kick up a row/make a row kick up one´s heels kick up one´s heels kickback kicker kickoff kid kid brother kid sister kiddie kiddy kid-glove kid-gloved kidnap kidney kidney bean kidney machine kill kill off topa vurup gol atmak. dili birini kap ı dışarı etmek. öldürme. dili 1. i.. 3. k. diyar diyar dola şmak. kilokalori. öldürücü. i. k.. 2. kilogram. kilo. kill the fatted calf kill the goose that lays the golden k. s. 1.. kill time bir taşla iki kuş vurmak. kilogramkuvvet. (zaman ı) hepsini öldürmek. nokta. 1. dili çocuk. kilosikl. dili büyük bir kar şılama töreni hazırlamak. i. dili şikâyetçi. komisyon. argo nallar ı dikmek. argo konuyu/tartışmayı etkileyecek gizli 2. bak. k.o. büyük kazanç. 2. dili kavga ç ıkarmak. argo rü şvet vermek. dili başlama. e ğlenceye dalmak. 2. fiz. dili ufakişletmek. hır çıkarmak. oğlak doğurmak. i. i. kilogrammetre. kilogram.. hoşça vakit geçirmek. y ıpratıcı. kid-glove.. dalga geçmek. fiz. katletmek. argo nalları dikmek. (--ded. dili ufak k ız kardeş. tuğla/kireç k. İng.. 4. erkek karde ş. dili çok komik. killer killing kiln kiln-dry kilo kilocalory kilocycle kilogram kilogram-force kilogramme kilogram-meter kilohertz kilojoule i. kilogram.. 4. dili. katil. bak. k. (--ped/--ed. dili vurgun. futbol oyuna ba şlamak. k. dili altın yumurtlayan kazı kesmek. 3. k.kick a goal kick around kick ass kick at kick back kick off kick over the traces kick s. kilohertz. k ılıçtan geçirmek. i. kill two birds with one stone i. f. argo çok güldürmek. yok etmek. gülmekten öldürmek. çıngar çıkarmak. dili çocuk. vurgun (av). i. argo çok çekici kimse. dili tak ılmak. i. kilojul. kendini zevke vermek. f.

i. kapris. (bir i. sevecenlik.. 1. s. merhametlilik. 2. i. karışık. Kyrgyzstan. âlem. dolaşık. s. 1. 1. 1. nevi. bak. vurulup ölmek. merhametli. s. s. bak. i. biyol. İng. lütfen: Will you i.. mağlup olmak. uyandırmak. bak. akrabal ık. şekerleme. iyilik. dili. akraba olan.. mutfak. lütuf. f. birbirine benzer. bak. krallık. bak. bak. Kırgızca. i. kindling (wood) ç ıra. k. h ızbilim. İskoç erkeklerinin giydiği eteklik. telephone kiosk telefon kulübesi.. merhametli. 2. tutuşmak. 2. iyiliksever. tel veya ipin dola şması. Kir. i. i. i. i. kiloliter. garip fikir. şah. İng. 2. kinetik. iskelekuşu. birbirine benzerlik. iyi niyetli. K ırgızistan. Kırgızca. iyilikseverlik.. çiroz. dili 1. halat. i. i. ağrıyı öpücükle geçirmek. 2. z. i. tar. İng. bak. i.. . tutu şturmak. iyi. dili ola ğandan daha büyük. anaokulu. İng. öpü şmek. i. (belirli bir iş için kullanılan) malzeme/alet takımı: first-aid kit ilkyardım çantas ı. i. sebze bahçesi. k. 2.. ba şta olan kimse. 1. çok büyük... ateş almak.. i. iyilik. s. hafifçe dokunmak. k.. fiz. (birinin yattığı) yatak. 3. s. çeşit. kink.. ı soydan. 2. buse. kulübe: newspaper kiosk gazete kulübesi. monte edilmemiş takım. kinetik. sevecen. i. s. 4. i. iyi. 1. i. yakmak. akrabalar. bar temas. öpmek. king-size. kilolitre. 3. 1. cins. kim.. k ıvırcık (saç). iyiliksever. (çoğ. iyilikçi. yakınlık. ayn s. i. 1.ghiz) Kırgız. f. 5. satranç king. Kirghizistan. 1.. mutfak dolab ı. k. 1. 2. Kirghizia. k. 2. yalıçapkını. Kirghiz. (birinin kaldığı) yer/ev/oda.. (balığı) tuzlayıp tütsülemek/kurutmak. kral. i. 1. dili en nüfuzlu ki şi. 2. k. kilometre. dili (down) (on) (bir yere) yatıp uyumak. i. kin) akraba. 1. sevecen. mü şfik/merhametli bir şekilde. i. 3. akrabalık. iyi kalpli. kilometer. fistan. i. 2. papaz. s... i. öpücük. en önemli kişi. 2. uyanmak. kinetik enerji. 2. 1. yanmak. s. Kırgız. (--ped. iyilikten kaynaklanan. iyi. kilovat. akraba. öpüş. İng. uyku. 1. (çoğ.. 2. ğilimleri/fikirleri olan.. aynı türden. 1. boyun e ğmek.kiloliter kilolitre kilometer kilometre kilowatt kilt kin kind kind kindergarten kindhearted kindle kindly kindness kindred kinetic kinetic art kinetic energy kinetics king king orange kingdom kingfisher kingpin king-size king-sized kink kinky kinship kiosk kip kipper Kirghiz Kirghizia Kirghizistan Kirgiz Kirgizia Kirgizistan kiss kiss and be friends kiss away the hurt kiss the dust kit kitchen kitchen cabinet kitchen garden kitchen sink i. dili seksle ilgili garip e 1. f. 1. 3. hafifışmak. tür. bir konuda en usta kimse. 2. i. şeker. f. eviye. i. iyilikçilik. bula şık teknesi. --ping) İng. (parkta bulunan ve büyük bir kameriyeye benzeyen) i. isk. kilit noktasında bulunan kimse. kinetik sanat. 2. 2. 2. soy.

f. 2. 2. biblo. purl one knitted knitting knitting machine knitting needle knitting needle knitting work knitwear knives knob knobby eviye. vale. 3. 2. ı. örgü. uçurtma. isk. 1. f. masaj yapmak. 2. bacak.. i. 2. k. know. i. i. matem çan olacağı kneel. s. o ğlan. kilometer(s). bak. tepecik. dize kadar yükselen. i. örgü şişi.. i.. kivi. çakı. bileği. tav şan yavrusu. 3. 1. kleptomani. i. 1. tokmak. golf pantolonu. i. tokmak ğı. bak. örülmü ş. knives) bıçak. i. kitty. knife. 1. (--ted/knit) 1. i. İng. i. herhangi bir şeyin yok i. f. ufak mutfak. s. diz büküp selamlamak. i. dili çok k ısa boylu. (--bed. i. yavru kedi. örgü makinesi. knit his brows. ölüm haberi. i. 1. kivi. diz altından büzgülü bol pantolon. ustalık. argo arkadan vurmak. top. 1. bıçakla kesmek. diz. örme. çaylak. pisipisi. ustalıklı iş. topuz. İng. şiş. çok yorgun. 1. örgü işi. bak. tepke olarak yapılan. i. 2. s. enik. i. 2. 2.. yuvarlak tepe.. encik. bıçak bileyici. of butter bir parça tereya gibi. i. zool. kadın külotu. hüner. i. pisi. k ıs. 1. örme. bir ters örmek. s.. diz üstü oturmak. çoğ. 4. (çoğ. i. 3. 3. (kaşları) çatmak:şya. hilekâr kimse. kara haber. hoşaf gibi. golf pantolonu. 1. Ka şlarını çattı. bak. dili bitkin. şövalye. çoğ. yumrulu. 2. kivi (meyve).. bir düz.. diz boyunda. 1. bıçak bileyici alet. 2.kitchen sink kitchenette kite kitten kitty kittycat kiwi kiwifruit kleptomania kleptomaniac klutz km knack knackered knapsack knave knead knee knee joint knee-deep knee-high knee-high to a grasshopper knee-jerk kneel knell knelt knew knickerbockers knickers knickknack knife knife grinder knife sharpener knight knit knit goods knit one. 3. 2. marifet. birleştirmek. diz çökmek. diz eklemi. haberi. bot. 1. dangalak. 2. bıçaklamak. ufak parça: a knob yumru yumru. f. kedi. . i. örme e şya/giysiler. düşünmeden yapılan. İng. örgü şişi. zool. i. 2. yoğurmak. örmek. s. kleptoman. (kemik) kaynamak: The örme e He triko eşya. diz boyu derinliğinde. f. süs e şyası. 2. i. argo saloz. satranç at. sırt çantası. 1. f. i.. s ıkı sıkıya bağlamak. (knelt/--ed) 1. --bing) s. k. 1. yumru. 4. f. 2. i.

birini (bir darbeyle) yere yıkmak/nakavt etmek. İng. sersemletici. tatil etmek.o. olmak. paydos etmek. f. çıngırak. k.. 2. k. farketmek. by sight only know s. yetenek. 6. bak. telefon hattını v. 2. 2. i. argo soymak. boyun e ğmek. 1. i. k. k. argo öldürmek. tekrar vuruntu/detonasyon yapmak. k. bile bile. meme. mola vermek. 4. 3. bir şeyi eksiksiz bir şekilde bilmek. tokmak. vurmak. (--ted. i. k. dili gerçek ç ıkarının nerede olduğunu bilmek. İng. 4. çaresini bilmek. şıpınişi yapıvermek. düğümlü. birbirine çarpmak. dili yapıvermek. çarpmak. küme. dili (elektriği. şiddetle sarsmak. haberi f. i. 2. den. 1. bilgi ve tecrübeden do ğan güç. dili demir mu şta. i. dü şmana çok zarar veren (saldırı). 2. bilmek. out knock s.b. güçlük. haberdar k. 3. parmağın oynak yeri.t. muhteşem. 2. 3. (çoğ.. k. k. 1. cold know the ropes know the ropes know the score know what´s what know which side one´s bread is buttered on know-how knowing knowingly knowledge knowledgeable known knuckle knuckle down knuckle under knuckledusters kohlrabi f. --n) 1. düğüm düğüm. tan ımak. dili k ıran kırana (dövüş). s. k. dola şmak. 1. toku şmak. bacaklı. dili çok güzel. 1. --ting) 1. 3. k. boks nakavt. kurnaz. boğum boğum. 1. far. 1. kapıyı çalmak. dili işin bütün yönlerini bilmek. dili dünyada olup bitenleri bilmek. çabucak hazırlamak. dünyada olup bitenleri bilmek. k. 3. 2. dili bir yerin girdisini ç ıktısını bilmek. k. i. 1. 4. bilinen. 3. zorluk.. k. işe koyulmak. off the price knock together knock up knock-down-drag-out knocker knock-kneed knockout knoll knot knotty know know know all the wrinkles know how to know one´s own mind know one´s own mind know one´s stuff know one´s way around a place know s. çok bilmi ş.o. mezatta çekici vurup mal ı son fiyatı verenin üzerine b ırakmak. İng. haber. s.. ask. dolaşık. z. 5. dili ilgilendiği konuyu iyi bilmek. --es) alabaş. ne istedi ğini bilmek. dili birini hayran etmek/mest etmek. açıkgöz.. boğum.knock knock about knock at the door knock down knock off knock off work knock on the door knock out knock over knock s. bağ. i. tartaklamak. çarpık çan. dili (geçici olarak) i şi bırakmak.. zeki. bilerek. 2. dili kıran kırana dövüş. deniz mili: twenty knots saatte yirmi mil. argo birini hamile b ırakmak. f. k. dili oradan orayaknock on the door. şeytan. 5. yumrukla yere devirmek. emin olmak. k.o. against/into -e çarpmak. s. uyandırmak. dili ne yap ılması gerektiğini iyi bilmek. -in usulünü bilmek: Do you know how to swim? Yüzmeyi biliyor musun? kendi fikrini bilmek. s. bilgi. 3. dili birini dili birini çok yormak. birini sadece yüzünden tan ımak. bilgi. dili bilgi. karışık. kasten. k.´ni) kesmek.. i. s. 4. . 1. i.t. -i bilmek. paydos etmek. bir şeyleri bildiğini ima eden (bakış). teslim olmak. malumat. birinin pestilini/can ını çıkarmak. devirmek. kapı tokmağı. fiyatta indirim yapmak. k. 4. bilgisi olan. 1. 2. bilgili. mak. i. seçmek. k. 1.. 2. budak. i. argo (kadında) göğüs. rabıta. s. 4. 2. usulünü bilmek. 1. 6. düğüm. 3. know. 3. 3. yürürken dizleri birbirine çarpan. up knock s. malumat. oto. s. k. boğum. 2.tekrar vurmak. i. bak.. dili işi bırakmak. olmak. -e vurmak. budaklı. kararlı olmak. ampul.. (fiyatı) indirmek. at/on -i çalmak. tepecik. dili (ilaç) birini uyutmak. 2. uyanık olmak. (knew.

i. İstanköy. emekli. 3. 2. 1. 1. i. etiketlemek. . i. kolayla ştırıcı. 2. Kürtçe. övgü. müzik gamında altıncı nota.. l la lab lab labdanum label labor labor dispute labor exchange labor relations labor under a misconception labor union laboratory l