SIgun

yayinlari

Büyük

Ozanlar

Dizisi

1

MEM
A A

EHMEDE XANI
Türkçesi
:

M. E. Bozarslan

GÜN YAYINLARI
Başmusahip Sokak, Tan Ap. No.
İSTANBUL - 1968
6

HÎLAL MATBAACILIK KOLL. ŞTÎ. - îstanbul -

1968

- Tel.:

22 91 78

PfiŞGOTIN ÖNSÖZ .

değerini herkese kabul ettirmektedir. Özellikle ülkemizin Doğu bölgesinde bu kitap halk arasmda hayli tanınmıştır. Türkçe sajrfalan da sağ tarafa koy¬ duk. Ne yazık ki ülkemizin Kürtçe ve Türkçe konuşan oku¬ yucuları bugüne kadar bu değerU eseri okumaktan yok¬ sun kalmışlardır. Böylece Kürtçe de konuşan. Orijinaliyle Türkçe çevirisinin karşUaştırUmasmı ko¬ laylaştırmak için Kürtçe ve Türkçe saj^alan karşUıkh. Bu dev eser konusuyla Şekspir'in RO¬ MEO VE JULÎYET'inin. Türkçe de konuşan okuyucular için bu kitabı okuma fırsatı doğmaktadır. Çünkü eser Arap harfleriyle yazUmış. O kadar ki birçok okumamış kimseler dahi kendilerine göre kitabm bazı pasajlarmı ez¬ berler ve ara sıra münasebet gelince ezbere okumaktadır¬ lar. mısra mısra di¬ zildi. Fuzulî'nin LEYLA ÎLE MECNUN'ımun bir dengidir. Tabiî Türkçe çevirisinde bu ke- . Kürtçe sayfalan sol. Bunun için. her okujoıcunun gönlünü kendine çekmekte. Gerek konusu ve gerekse edebî değeriyle bu eser. çağ¬ daşı olan diğer bütün eserler gibi onda da birçok Arapça ve Farsça kelime vardır. Bunlarm sayısmm çok az olduğu aşi¬ kârdır. Ajnrıca her saj^a da ajmı miktarda. hem Kürtçe'jd. jüzyUm sonlarmda yazUdığı için. Bu eser XVII. hem de Türkçe'ye çevirdik. hem de Arap harfleriyle okumayı bilen kimseler ancak okuyabilmektedirler. Türkçe'ye de çevirilmemiştir.MEMO ZÎN 9 MEM Ü ZlN dünyanm ölmez edebî eserleri arasmda ön safta yer almıştır. işte bu ihtiyacı karşılamak için MEM Ü ZlN'i hem L⬠tin harflerine.

. özeUikle on¬ ların kötü niyetU. olduğu gibi yazdık. çağdaş ve modern bir üs¬ lûpla yazmıştır. Bunun için kitabm sonuna bir Sözlük ekledik ve bu keUmelerin açıklamasını o söz¬ lükte Kürtçe ve Türkçe olarak yazdık. Bundan başka o çağda yöneticilere. bu geri. zayıflığı ve çare¬ sizliği Memo ve Zin'in şahsında toplayarak .MEMO ZlN 11 Umeleri de Kürtçe kelimeler ve cümleler gibi aynen çe¬ virdik. çıkarcı ve dalkavuk kimselerin sözüyle oturup kalkmalarmı ortaya koyarak kötülemiş. kötülüğü. o zamanın sosyal. doğruluğu. Mem û Zîn'in hikâyesi «Meme Alan» adıyla Kürt hal¬ kı arasmda hayli yaygm ve eskidir. devletin siyasî ve idarî çarkına hâkim olan anlayışı usta bir üslûpla anlat¬ mış. kinci. çarpık ve küflü anlayışı yerden yere vurmuş. Bu suretle hem destanı kaybolmaktan kurtarmış. fitneciliği ve ikiyüzlülüğü de Bekir'de somutlaştırarak gözler önüne sermiştir. Ancak herkes bun¬ larm anlammı bilmemektedir. hem de Kürt edebiyatına ölmez bir eser arma¬ ğan etmiştir. dal¬ kavukluğu. kültürel ve idarî duru¬ munu da güçlü bir meharetle tasvir etmiş gözler önüne sermiştir. Büjrük Ozan Ahmed-i Hânî de «Meme Alan» desta¬ nından ilham alarak o hikâyejd kendi çağmm yaşantısma göre somut bir kalıba dökmüş. Hânî bu eserde Memo ve Zîn'in aşkı etrafmda çağınm yaşantısını. yöneticilerin davranış ve anlayışmı. suçsuzluğu. bu çürük ve haksız düzene karşı âdeta isyan etmiştir. Bu hikâye Milâttan önceden bu yana halk arasmda söylenen ve mitolojik bir niteUk kazanan bir destandır. îjâliği. Fakat kitabın orijinalindeki bu yabancı kelimele¬ ri değiştirmedik. zalim.

MEMO ZlN 13 MEM o ZÎN bundan önce üç defa basUmıştır: 1919 yUmda istanbul'da Arap harfleriyle. 1 Bu kitabı çevirmekte ve yayınlamaktaki amacımız. bu ölmez klâsik eseri ülkemizin okuyucularına kazandır¬ mak ve tanıtmaktır. bazı bölüm¬ leri de Almanca'ya çevirilmiştir. Hemen hemen bütün dünya Ansiklopedilerinde kitaptan ve yazarmdan bah¬ sedilmektedir. saj^asmda kitabm adı ve yazarının bij'Ografisi kısaca geçmektedir. Bundan başka kitabm tamamı Rusça'ya. 2 1958 yılında Şam'da Arap harfleriyle. fasikül 1113. Bu inancımız gerçekleşirse kendimizi mutlu sayaca¬ ğız. 20/10/1968 M. hem de ülkemizin kitaphğınm zenginleşmesine hizmet ettiğimize inanıyo¬ ruz. Emin Bozarslan . 3 1962 yUında Moskova'da Lâtin harfleriyle. Bu kitabı çevirip yayınlamakla. hem okuyucularm kültürünün artmasına. Ülkemizde ÎSLÂM ANSÎKLOPEDlSÎ'nin 68. Ayrıca bu ölmez eseri Lâtin harflerine ve Türkçeye çevirmek bize nasibolduğu için çok sevinçUjdz.

yoksulların. Hânî Kürt edebiyatına çok değerli hizmetler yapmış. çalışma. Kısa bir sürede iUm ve kiUtürde ün salmış. Bunlardan başka EQlDA IMANE (inanç yolu) adlı küçük ve manzum bir eser yazmıştır. birçok nefis şiir ve eser armağan etmiştir. Bu kitap Arapça . Türbesi Doğubayezit'te halkın ziyaretgâhıdır. NÜBARA BIÇÛKAN (Küçüklerin Turfandası) da değerli bir eseridir. çağında çok ileri görüşlüydü. 1690 yUmda başladığı söy¬ lenmektedir. Hânî Doğubayezit'de vefat etmiş ve orada defnedilmiştir. MEM Ü ZlN'den de anlaşılacağı gibi haksızlığa. bu yolda hayli mücadele etmiş¬ tir. Kısacası: her zaman halktan . 14 yaşlarmdayken yazarlık hayatına atUmıştır. zavalhlarm. Ozan bu kitabı 1695 yUmda ta¬ mamlamıştır. Fakat yazık ki vefat tarihi belli değildir. Bu eser NÜBARA BIÇÜKAN'Ia birlikte istanbul'da birkaç defa basUmıştır. Eserlerinin şa¬ heseri MEM O ZlN'dir. o da MEM Ü ZlN gibi manzumdur. Bu eserin yazılış tarihi 1684'tür. doğruluk ve bunlara benzer sos¬ yal konular hakkmda bir öğüt yazmıştır.HANÎ'NİN BİYOGRAFİSİ Ahmed-i Hânî 1651 jolında Hakkâri bölgesinin Hân köjmnde dünyaya gelmiştir. feodal düzene karşı cephe almış. bu alanda hayU ilerlemiştir. Her bölümünün başın¬ da da okuma. çaresizlerin ve haksızlığa uğrayanların yardımcısı olmuştur. Hangi tarihte bu eseri yazmaya başladığı hakkmda hiçbir belge yoktur. gericiliğe.Kürtçe sözlüktür. Hânî. Çağdaşı olan bazı bil¬ ginler gibi yöneticilere ve zahmlere dalkavukluk etmemiş. çıkar peşinde koşmamıştır. zııIme.

Eserinden de anlaşUacağı gibi derin bir felsefeye ve geniş bir kültüre sahipti. Fakat şurası bize teselli veriyor ki eserleri admı ölmez insanlarm safına katmış ve onu ebe- dîleştirmiştir. doğruyu söylemekten ve yazmaktan hiç ama hiç geri durmamıştır. felsefe ve kültür alanında da öylece yüksek bir mevkideydi. halk çocukları için çalışmış ve hizmet et¬ miştir. Sa¬ di'nin. Bu hususta Doğulu bilginlerden Firdevsi'nin. Eserlerinin hepsini halk diliyle. kendi ana diliyle. belgelere da¬ yanan bir bilgi yoktur. Arapça'ja ve Farsça'yı da ijd biUrdi.MEMO ZlN 17 yana olmuştur. Ne yazık ki hayatı hakkmda elimizde. edebiyat alanmda nasıl mahir idiyse. NÜBARA BIÇÜKAN'm önsö¬ zünde şöyle demiştir: «Ben bunu revaçtakiler için değil.» Bundan da açıkça anlaşUıyor ki revaçtakiler ve ma¬ kam sahipleri için mutlu azmlık için çalışmamış . inandığmı cesa¬ retle anlatmış ve yazmış. Kürtçe olarak yazmış ve Kürt edebiyatmm öncülerinden biri olmuştur. Hânî o çağın aristokratik modasına uymamış ve di¬ ğer bilginler gibi eserlerini Arapça ve Frasça yazmamış¬ tır. bu hususta hiçbir şeyden endişe etmemiş. halk ço¬ ğunluğu için. Fuzulî'nin ve benzerlerinin dengiydi. Kürt çocukları için yazdun. Örneğin. . Ana diU Kürtçe'den başka Türkçe'yi. Ölümsüz Ozan. Büyük Ozan düşüncesinde özgürdü.

Senin nakşın olmadan kalemin nakşı çiğdir Senin adm olmazsa yazı da eksik kalır. fakat dileksizsin.Senin adın üzerine yazılır aşk yazısı.I AJLLAHA ÖVGÜ Kitabm Vallahi Ey Ey baş yazısı AUahm adı eksik demektir kitap. Senin adındır tüm vahiylerin özü Görünmejdp de keşfedilen varlıklar . Sensin gönülleri kendine doğru çeken! Övünen ve nazlanan sevgili sensin! ÂşUî da sensin. Aşk kaleminin nakşı da jdne senin adındır. Ey gönül sahiplerinin gönüllerinin sevgiUsi. olmazsa onun adı aşk güzelliğinin doğuş ufku olan Allah! «aşk-ı hakikî» ile «aşk-ı mecazî»nin sevgilisi AUah! . Amaç edinilen Kabe'nin şahı senin adındır. Bütün kutsal yazılar da senin admda toplu hâlde durur. senin admda görünür.

işlemesi ince bir nakıştır. Güneşsin ama perdelenmişsin gözlerden! Evren tılsımmm içinde definesin sen! insan admdan keşfedilen hazinesin sen! Bu evren. hem de istenensin! Sensin sevgiUnin yüzündeki aydınlık! Zavallı âşıkm gönlündeki ateş yine sensin! Mumsun ama ateş ve ışık çeşidinden değilsin. Erdem de. hem de yaratış senin kudretine bağlıdır. Maddenin değeri gerçi düşüktür Ama kutsallık. işte bu harf. Bu ruhlarla cisimler cebirle. kendisinden yararlanUan da sensin! Şüphesiz hem isteyen.» . (1) Şu anlamdaki âyete işaret ediyor: «Allah bir şeyi yarat¬ mak istediği zaman. Hepsinin yönetimi ve geçimi seninledir. gerçi amaç insandı. Bu iki âlemden biridir insanm kendisi. o da hemen olur. o harftir. en büyük kalemin nakşıdır.der. zorla Çiftleştirilmişler Allahın emriyle. ona «Ol». güzelliğin ışığmdandu-. sen onu en küçük olarak göstermişsin Ama asImda o. Hem o emir. Gerçi görünüşte.MEMO ZlN 21 Fayda veren de. işte gerçekten gerçek olan. kusur da hep onda gözükür. bu insan ve görünen bu varlıklar. senden gayrı bütün yaratıklar. Gröriinen ve görünmeyen hep onda mevcuttur. Ey yaratışın ve emrin bahçesine fejdz yağdıran AUah!. Cisimler maddeden resmedilmişler. Bu yaraltUan. Senin emrin «01» sözcüğüyle iki âlemi birden Varlığa getirdi. Gel gör ki amacıyle anlamı derin mi derin. Ruhlar ise kutsallUîIa nişanlanmışlar. «Ol» ve »Oldu» emrinin bir harfidir (1).

Kötülük isteyen nefsimizle kayıtlıjnz. Hepsi insan çeşidine tâbidir. Bunca arzu edilen ve sevilenler. insan hem yakındır sana. Bunca arazlar ve cevherleri. hem ışık. Hânî. gönülden anmıyorsa eğer seni. Ne kadar evren çeşidi varsa. AUahım ! Ona şükredici bir dil ver ! . Gönlümüzde taşımıyoruz senin fikrini ve de zikrini. DiUmizle de ödemiyoruz senin hamdini ve de şükrünü. madenler ve bitkiler. Hepsi muhterem bunca melek. Hepsi bizler için yük altmdadır. Bu göz kamaştırıcı gezgin saray. tenbeller.MEMO ZlN 23 însanm kendisi hem karanlıktır. Hayvanlar. Bunca doyulmaz nimet ve değer. günahkârlar. Bunca aranan ve istenenler. Hepsi bizler için işler hâldedir. Dönüp dolaşan bu muazzam çark. Bunca yerler ve unsurları. Ve bütün jdyeceklerle giyecekler. Hepsi muazzam bunca felek. hem uzak. Arananlar. Gerçekten güzel ve parlak bir düzen Düzenledin bizler için doğrusu sen! Biz gafiller. amaç edinilenler ve muradlar.

MaşaUah. . meleklerin. doğru yolu gösteren Allah î Ey yerlerin ve göklerin yaratıcısı! Ey bütün insanların ve cinlerin yaratıcısı! Ülkelerin. sen yarattm hepsini. feleklerin hepsini. ortaksız. Ey işi güzel olan! Her nejd yarattmsa sen. kendi kendine var olan. daima var olan bakî AUah! Ey fâni olmayan. Her nejâ yarattmsa güzel yarattın. bir olan Allah! Ey emsalsiz. Her biri kendi yerindedir ve yerine lâjnıktır. benzersiz var olan AUah! Ey zevâU olmayan. Her nasU varlığa getirdinse güzel yaptm.n AIXAHA ÇAGKI VE YAKARIŞ Ey şükrü dilin cevheri olan AUah! Ey anması gönlü parUdatan Allah! Ey eşsiz.

Sanki hepsi bir vücut. işte bu kadar sanat gösterdin sen. bitkiler ve madenler. Senden imrenerek rakipler gayrete geUr. incilerden maksat da. Fakat bunları kendine yer edinmişsin. sen de can . . güneşin çevresinde dönen. Hulâsa: îster başlangıç. gezegenler^ (2) Yedili'den maksat. herhalde. arş ve sabit yUdızIar. dokuz gezegenin yörüngeleridir. Doğmuş olup da çok doğurgan olan üçler: Yani toprak. Işığm olmasa görünmezler bile. Hem kajnp. hajT^anlar. Sanki hepsi bir şehir. ister inanmayanlar olsun. hem de açık oluşunun işte budur hikmeti. Senin güzelUğinle süslenir sevgililer. Her altı yön ve dört köşeler. gök ve anahtarları. Kısaca: îster inanan. bir varlığı olmaz hiçbirinin. (1) Sedeflerden maksatı. Sen de öylece onlarda gizlenmişsin. Bunca güzel şey icadettin sen. -«Büyük Ayı yada «Küçük. Parçalanmak ve yer almak yoktur senin için. îlk-maddeleri yokken nakşedip süsledin. Levh. hem de hazır oluşunun işte budur kudreti. sen de han. Ak ve parlak inciler ve de siyahlar (1). Birbirine katılmış inciler gibi olan yedili (2). Ayı» takımıdır. Hepsi sana öylece ajma olmuş. senin çekimindir. GüzeUiğin olmasa. Gönülleri sızlatan. Kalem.MEMO ZlN 27 Dolu inci olan bu dokuz sedef. Hem gizli. Bunlarm hepsini yokluktan sen var ettin. senin derdindir.herhalde. Toprak. ister son olsun. Âşıkları çeken.

Nilüfer'i nazlı büjöiten de sensin. Ve sensin bülbülü bin deUye döndüren. Ajmalan Tûtî'Ierin önünde tutan da sen. Omuzlardan dökülen zülüf ve örgüler.MEMO ZİN 29 Şirin'i Perviz'e şeker yapan sendin. Dilberleri gönül çekici yaratıp yaratıp Meczup âşıkları sersemletensin. Kendi güzelliğin yansısm diye. Gâvur kızı için sen delirttin (1) . Seninle birbirlerine uygun düştüler. Onlar aynaja su sanırlar. Yusuf'u nasU Züleyha'ya gösterdin? Vâmık'ı neden Azra'ya kavuşturdun? Elli hac edâ eden o şeyhi de. Büjütüp güneşe müşteri eden de sen. Pervaneyi sevda ile talan edensin. Canavarlarm yolunda tuzak kuran da. Bülbüle o güzel sesini veren de sen. Leylâ'yı Mecnûn'a sen belâ ettin. Sülünlerin ayağmı bağlayan da sen. Servilere o uzun boyu veren sensin. (1) . Gönülleri dolduran sevgi ve aşk. Kırmızı gülü dikenlerden çekip çıkaran sensin. Mumlarm ucuna ışığı yerleştirensin. Ferhad'a kanlı gözyaşları döktüren de sen. Gül bitkisine güzel rengini. Ardarda ajmalan yaratan sensin. Ramin'i Veysi'ye sen râm ettin. O yansıyı da güneş ışığı. San'an Şeyhinin hikâyesini kasdediyor. Seninle var olup yüzyüze durdu.

Ey tapınUan AUah! Sen. Sen kendisine o denli yarduncıydm ki. Ve bağlanır ayaklan. Onu kutsal makamlara götürecekti elbet. Günde bin ibadet ediyordu: Çünkü sen güc vermiştin ona. Zavallı günahsız Şeytan. sana secde etmeden önce Âdem'i kıblegâh yaptın. Nasıl ulaştırdın jdicelere isa'yı! Acaba o canı sen neden sevdin? Gizlice îdris'e verdiğin ders. Gel gör ki o benle zülüf tuzak ve yemdir.MEMO ZÎN 31 Suda görürler senin nakşmı. Ve ne sudan sakınırlar kendilerini. Amaca yönelecek elbet her gören. Desteklemek. yardım etmek istediğin kimseyi de Derhal bilinen makama götürürsün. onu ebediyyen ateşe çarptırdı. onu söylerler. maşallah! . Tanrıdan başkasma secde etmedi. takılıp kalırlar.. Kahrın. Tûtî'Ierin şeker dili kendiUğinden mi? Hayır. HıUâsa: Senin hikmetinden anlayan Bir tek fert görmedik. Ve hizmetçi bile olsa efendileştirirsin. Gönlün amacı ve muradı sen şahsm.. Bir defa olsun secde etmedi başkasmm önünde. Onlar o amacı yakm görür. ne güneşten. Ne duyarlarsa. Dudağı kuruyanlar duru su arar elbet. O. Gel gör ki sen de saptınrsm dilediğini yolundan. Doğru yola getirmek istediğin. Ve yolundan saptırmak istediğin kimsenin Ayağını zülüf ve benle bağlarsın. Sen de onu tardettin kapından. ona secde ettirdin. Amaç önde hazır olunca.

Hânî. Hânî'jn kendine âşinâ kıl! . şu bilgisizliğiyle senin hakkmda Sapıklığa düşerse çok değil. Meğer yardımcısı Allah ola Ya da rehberi Mustafa! AUahım! Mustafa'nm hakkı için.MEMO ZlN 33 îdrâk sahibi olup da irfan anyanlar. «Tanımadık» dediler. Senin hakkmda. inan.

Ve gizlenen güzeUiği çıksın ortaya.m PEYGAMBERE ÖVGÜ Varlıklar. O güçlü ve kudretli nakışçmm hüneri. Ki varlığı bunlarla ispat edilsin. Asla zorunlu ve zorunsuz olmazlar. Varlığı zorunsuz olanlarsa tüm yaratıklardır. KUdı yaratıkları kendine doğuş ufku. o da Zat-i Kibriyadır. Yaratıklarla perdelenen o varlığı zorunlu. meydana çıksm. Faş olsun cevher definesi. deliller ve kanıtlara göre. Var olanlarm hepsi yazısızdı. Varlığı zorunlu olan birdir. Nakşm varlığından varlığı nakışçmm. Bunun için kalem oldu ilk yarattığı. . KalabiUr miydi tek bir resimle? Ona lâjnk bir yazı gerekliydi. Fakat o bilgili Hakimin sanatı.

hem günahkârlarm canlarmm kökü. bütün âlemler için rahmetti. Fakat onları birbirinden ayırdetme. omm anlamı da Muhammed'di. ruh ve akhevvel. Ebedî güzellikten ilk defa parlayan. Onun içindi feleklerin yaratılışı. ne bu gök vardı. Henüz su ve çamurdu Âdem'in kendisi. O vezir kUığmdaki Padişah. Bunlarm üçüdür ki «ilkler» kabul ediür. Meleklerin secdesi yine onun için. örneğin şeker ve bitki. Hem mutluların. Oluverdi son zamanlar Peygamberi. Görünmeyen evrenin feyzine kajmak oldu. Peygamberin anlamından. Sayılmaları ve sayUır olmaları itibarîdir. Serveriydi o tüm Peygamberlerin. YaratUdUar. O. AUahm güzelliğinin o penceresi. Karanlık gönüllerin feleğini aydmlatan o güneş. Valığı zorunlu olanla olmayanları ajordeden o smır. îşte o nurdur ki görünmeyenleri bilen AUahm emriyle. Oldu tüm canlUarm ilk kökü. Ruhlar.MEMO ZlN 37 îşte bu ilk. Dünyalı şekline girdiği an. . Henüz ne bu yer. Bütün cüz'lerin ve küllerin Peygamberiyken o. Hepsi onunla zevke ermişler. Âdem henüz su ve çamur içindeyken. Hepsi ondan dallanma bulmuşlar. Şöylece onları bağdaştır: De ki: Hep birden bir tek şeydir. Bir ışıktı.

diUnde Kur'an vardı. Arap şahı bayrağı kaldırınca Acem Kisra'sım da iki büklüm yaptı. Vahiyle ve AUahm emriyle bahsederdi ondan. Isa incil'i okuduğu zaman. .MEMO ZlN 39 îptal etti tüm dinleri ve de kitapları Gösterdi herşeyin kanıt ve nedenini. încil ve Zebur da çıktı hatırlarmdan. Baktı ki dünya küfürle dolu. Tâ ki bir kısmı dine katılıncaya dek. Frenk ve Tatarlardan. Kayser kendi kusuruyla kısa kalmıştı. EUnde kılıç. Hakan. Yer jöizünde bulunan bütün halkları. Yahudi ve Hıristiyanlarm. . Tapmaklarını yok etti tüm ateşperestlerin. Dedi ki: «Müjde veriyorum şanlı bir Peygamber. Derhal gözüyle gören oldu. . iyilik sahibiydi. Güzel yaratUışhydı. Hikmetliydi serapa. Cömertçe o sofraya buyur etti. Tevrat'ı unuttu çoğu. Davut dininden olanlarm. hem de kUıcı vardı. oldu cihangir. Mal miUk sahibi değil. ŞaşUacak şey Rumlardan. davulsuz ve bayraksız. Habeşlerden. daha önce okumadan. O. hem kitabı. adı Ahmed'dir» Dâvasmı elle ve dille jnirütürdü o. hem Peygamber. dini açıkladığı zaman. Doldurdu sesi dünyayı. Fağfur da kâseden içişinden iki büklümdü. Çaresiz çoğu kılıçla yok oldular. Atsız ve maiyetsiz. Dini kabul etmeyen kimselerin. pusuya yatmış bir Hindu idi. Kamu öğreticisiydi. Puthaneleri ateşle yıkardı. Çekti peygamberliğinden bir sofra. hem Hükümdardı. Bizden sonra gelecek.

GölgelUği bulutlardı. îşitirdi bir arada yüz konuşmayı. Ondan. Gâvurlardan beşjöiz jdğit sayılır. Onun peygamberliğine inanmayan. Yem oldular Cehennem ateşine. Doğruluğuyla güçlendi din. Önden haberdar olduğu kadar Arkadan da görürdü. Onun büjoik sahabelerinin tek bir ferdi. Dinini tartışıp eleştirenler için. Cansızlar da konuşurdu onunla. görme¬ diğiniz askerler gönderdi». Ordusu görünmez askerlerdendi. Kısacası: Yerlerde ve göklerde. gölge düşmezdi yerlere. Onun şerefine denk gelecek birşey yok. Tüm gâvurlar bir araya gelsin.MEMO ZlN 41 Gördüğün herşey meğer O'ydu. Abidlerin hepsi evliyalar gibidir. Şeriatiyle doğruldu yol. Bilginlerin hepsi peygamber gibidir. Yalnız Adem oğullarmdan bazUarı. (1) Çadırsız. Hulâsa: Bütün insanlar ve cinlerde. saraysızdı o. (1) Hüneyn savaşından bahseden -«Allah yardımınıza. . Kalmadı bir tek çeşit hajrvan.anlamındaki âyete işaret ediyor. Filizlenirdi bitkiler onunla. Onun dininden şüphe edenler için. Ondan gayrı bize arka olacak kimse de yok. hansız. heybetçe Bir tek sahabeye eşit değildir.

. şu ateşe müstahak olan Hânî. Ve şu yüz derecelik kötülüğümüzle. Ben ne diyejdm. Hattâ şu zajnf Hânî bile. İki Arap harfidir. Yine senden ümitsiz olmayız bizler. kem kişi. Şöyle yazılır. Şu paklıktan uzak. ey işi iyiUk olan! Bizim ikijöiz jmk çekse de günahlarımız. (3) Yüz defa hayatma andolsun ki. miştir. (3) -«Hayatına andolsun ki onlar sarhoşluklarında bocalıyor¬ lar» anlamındaki âyete işaret ediyor. anlamı bilinmemektedir. bir surenin başında gel¬ -k »ve -«Tasîn» oku¬ nur. Bir surenin başında gelmiştir.MEMO ZlN 43 Kur'an ve hadisler ne güçlü mucizelerdir! Âyetler ve sureler ne açık deUIIerdir ! Ebubekir ve Ömer ne iyi arkadaşlarıydı onun ! Osman ve AU ne seçkin yakmlanydı onun! Ey yüksek payeli Padişah! Ey tahtı felek güneşi olan Padişah! Benim bilgimle ne mümkün seni övmek! Büjdik güç sahibi Allahtır seni öven. Kur"anın bir suresinin ba¬ Tâhâ: Peygamberin bir adı olup. (1) Yasîn: Peygamberin şında gelmiştir. ey Şehinşah! Seni AUahm sözleri övdükten sonra? Şahım! Senin için güzel addır «Yasîn» (1) Tâhâ! Senin tılsımmdır «Tasîn» (2) Ey seçkin sevgih ! Senin için şu yeter ki : AUah senin hayatma andiçti. (2) bir adıdır.

Allah sahabelerin yolunda götürsün. Köpeklerden farksız o kötü-işlijd de.MEMO ZlN -45 O da kötülüğü ve köpekliğiyle. . Ümmetten olduğunu iddia ediyor.

IV PEYGAMBERDEN ŞEFAAT. (2) Peygamberin gözlerinin yanılmadığı. Senin için bir anlık iştir feleklerde joirümek Ve senden bir selâmdır meleklerin kıvancı. ALLAHTAN DA AF Ey iki âlemin varlığına yol açan! «îki yay kadar» yaklaşmaya lâyık olan! (1) Medine tahtının Şehinşahı! Senden o kadar mucize görmüşüz ki... söylediklerini çekten miraçta gördüğü hakkındaki âyete işaret ediyor. . Aja ikiye bölmek için bir işaretin yeter. Ve bir sözcük yeter gözlerinin yanUmadığmı ispatlamaya (2) (1) İki yay kadar: Peygamberin miraçta Allaha yaklaştığı me¬ ger¬ safedir.

: 4 . (3) Şu âyete işarettir: -«AUah. toprak seviyesindeyiz. inanıp iyilik eden kuUarmı yer¬ yüzünde kendine vekil yapacağına söz verdi-. Perdesiz olarak konuş Allahla. Bu mu padişahlık? Bir yüzlüdür senin katında küfürle îman Eşittir senin katında cennetle cehennem. Ona bir zerre olsun eklemedik biz.MEMO ZlN 49 Ey «Levlâk» tahtının padişahı! (1) Kalk ta çabucak göklere çık. (2) VekiIUk şerefini verdin bizlere? (3) Oysa sen bize emanetini verdiğin zaman. zayıfız. Sence biUniyordu bilgisizliğimiz. rahmetinden. Kalkıversin önünde tüm perdeler. Ateş olacak bizlere cennet. Ve o emanetin kadrini bilmiyeceğimiz. Emrine amadedir burak ve kanatlar. Ve sana lâyık olsun bu. Uzaktır senin büjöiklüğünden.. Sen kahrmı gösterirsen eğer. Önce bizlere niye azamet verdin Başımızm üzerine koydun şeref tacım. Küfür ve günahları bahane etmek. (1) «Levlâk»: AUahm Peygambere yönelttiği bir hitabm başı¬ dır. Maiyetinde gelir saf -saf melekler. Bu hitabın tamamı şudur: «sen olmasaydın ben felekleri ya¬ ratmazdım.» (2) -«Biz insanoğlunu şerefli yarattık» diyen âj'ete işarettir. Hâşa senin sonsuz şefkatinden. De ki: «Sen kudret ve azamet sahibisin» De ki: «Hep vardm sen. Bizler fânijdz. hep var olacaksm. sen doğru yola götürmezsen. Her neyi irade ettinse sen bizim için. F.. Helâk oluruz hepten.

Hepsi senden umutludurlar. Bizler «Kahredici» adınla gâvur olduk. Cehennem bizler için cennete dönecektir. Yalnız ve tek basma gitsin ateşe.MEMO ZÎN 51 Ve feyiz yağdınrsa bulutları rahmetinin. gerek günahkârlar. . sonunda. Gerek gâvurlar. bedbahtları ve kem kişileri. Hulâsa: Yakm ve uzak olan hepimizi.» Hiç hamiyet kân mı ey âlemin dayanağı! Hiç yakışık alır mı ey insanlarm çobanı! Bu pis mel'unun. Şefaatmm içine al hepsini. Sen küfrü de bağışlıyamaz mısm ki? Günahları üzerimizde nakşedecek olursan. Bizleri hep beraber ateşten kurtar. Senin sıfatlarma ajoıa olmasın. Ve sevinecek sayısız mel'un var. Şeytanlar var sevinecek haUmize. Bizleri koyunlar gibi darmadağm etmesi? Kısacası: Öyle yap ki o serkeş dev. «Bağışlayıcı» admdır ki günahkâr kıldı bizleri. Gâvurlardan ve günahkârlardan kimse yoktur ki. Günahkârlan.

Ozan kendi kadehini de onunkine benzetmiş. Gelecek bizim için başarılı olacak mı.V DERDİMİZ Saki! Allah için lütfet. yıldızlan . Cem kadehine koy bir yudum şarap. Aydmhğa kavuşsun önümüzde durumlar. îşte kemale erdi talihsizUğimiz.eleskop gibi gösterirmiş. Son devir gelip çatmcaya dek? Mümkün mü acep felek çarkmdan. Kadehi t. Bizim için de çıksın bir yUdız. Bir defada uykudan uyanıversin. (1) Kadeh şarapla dünyayı göstersin. Acaba zevale jâiz tuttu mu dersin? Yoksa hep böyle olduğu yerde mi kalacak. (1) Cem: Eski Iran imparatoru Cemşit. Görünsün dilediğimiz ne varsa. biIeUm. Bize yar olsun bahtımız.

altın ve gümüş aşağıdaki bölümden de anlaşılaca¬ ğı gibi mecazî olarak edebiyat anlamında kullanılmış. Altm ve gümüş sikkeyle . ilmimiz revaca girsin? Olsaydı eğer bir başıyükseğimiz. Ne kadar safî ve temiz olsalar da. Derdimiz deva bulsım. Her kim ki himmet eüni kUıca götürdüyse. (1) Bu denU revaçsız ve şüpheU kalmazdı. Bilinsin kadri kalemimizin. Namertlerin elinden kurtarırdı bizi. (1) Külçe.değer kazanırlar Biz öksüzlere acır.MEMO ZlN SS' KUlCi ortaya konsun gücümüzün. îyiUk sahibi bir şiir istiyenimiz Bizim de külçemiz sikkeyle basUır. . Kendisi için devleti zabtetti erkekçe.

Fakat başlığı. Onların her bir beyi Hâtem cömertüğinde. Her kabile sağlam bir set gibidir. Keskin kılıcm elindedir onun hükmü de. boyun eğer. Acep ne sebeple kalmışlar bojmubükük. Ben hikmetle dünyaya sordum ki: «Başlığm ne senin?» Bana dedi ki: «Himmet» Kısacası: Dünya kUıçIa ve iyilikle insana ram olur. imha oklarma hedef yapmışlar. Ve Rüstem cengâverliğindedir her bir erkeği. iyilik.MEMO ZÎN 57 Çünkü dünya bir gelin gibidir. cömertlik. Hepsi birden niçin olmuş mahkûm? Onlar kUıçIa şöhret şehrini fethetmişler. Ben AUahm hikmetinde şaşakaldım: Kürtler dünya devletinde. Sanki Kürtler sınır başlarmda kUitmişler. Bu Rumlarla Acemler onlarla hisar olmuş. lûtuf ve bağıştır. . Bak. Kürtlerin hepsi dört kenarda yer tutmuş. düğün hediyeleri. Arabistan'dan Gürcistan'a kadar Kürtlüktür olmuş kaleler gibi. çeyizleri. Himmet ülkesine boyun eğdirmişler. Kürt kabilelerini. Her iki taraf.

devleti de ikmal eder. Cesaretten hamiyyetli oldukları kadar. O zaman dini de. Bunun içindir ki hepsi her zaman ittifaksızdır. Sözler o zaman birbirinden ajordedilir. . Her zaman birbirlerine karşıdır ve parçalanırlar. hamiyyet ve jağitlik. hikmeti de elde ederdik. Engel oldu minnet jöikünü jöiklenmelerine. Gerçek hüner sahipleri çıkardı ortaya. Onlar kılıçla ve himmetle ün salmıştır. Olsaydı eğer bir ittifakımız bizim. Minnetten de nefret ederler. îlnU de. Beylik. Bu hamij^et ve yüksek himmettir ki. mertlik. Hep birlikte bir birimize itaat etseydik.MEMO ZlN 59 Cömertük. himmet. Hep Kürt kabileleri için onaylanmıştır.

Sadece Kürtler nasipsizdirler» Hem düşünce adamları demesin ki «Kürtler. bu kitabı Kürtçe olarak yazdı. . Ki el demesin «Kürtler. asılsız ve temelsizdirler. Mutat lUIâfı olarak bu bit'atı işledi. Amaç edinmediler aşkı. (1) Yani herkesin tersine. Böylece amme için çekti cefa. Yani kabiliyetinden ve ehliyetinden değil. (1) Durujoı bir yana itip içti tortuyu. Çün¬ kü o zaman herkes Arapça ve Farsçaya meraklıydı. inci gibi olan Kürt dilini Düzene koydu. îrfansız. Kemal meydanını boş buldu.VI KİTABIN KÜRTÇE YAZILIŞ SEBEBİ Hânî kemalsizliğin kemale ermesinden dolajn. intizama getirdi. kitaplar o dil¬ lerle yazılırdı. Kısacası: inattan ya da çaresizUkten. Sadece hamiyet ve aşiret tutkunluğundan. ÇeşitU milletler kitap sahibidir.

yüzyılda yaşamış bir Kürt ozanıdır. Özelükle bu çağda şu para kesesi. ne de sevilirler. Hep birden bilgisiz ve cahil değil. yüzyılda yaşamış ünlü bir Kürt ozanıdır. özellikle -«Gönül Kalk» şiiri halk arasmda çok yaygındır. (1) Ve diriltirdim onunla Harirli Ali'yi. gazel. Kürtler o kadar kemalsiz değil. Suriye'de. (2) XI. Dünya damının üstüne asardım. Ben o zaman manzum sözlerin bayrağmı. îlim.. Kürt edebiyatının şaheseri sayılan bu şiirler İstanbul'da. (2) Fakî-yi Tayran'a öyle bir sevinç verirdim ki. Olmuş hepimizin dostu ve sevgilisi.. Sadece sefil ve sahipsizdir. Alıcısı yoktur kumaşın. Geri getirirdim Cizreli Mela'nm ruhunu. San'an Şeyh'inin hikâyesini manzum olarak yazmıştır. Bundan başka bir¬ çok şiirleri vardır. Şiir. Almanya'da ve Rusya'da basılmıştır. ne de istenirler Hep beraber ne severler. (3) XVI. incelikleri bilen bir sahibimiz. Hakîkî ve mecazî aşktan da boştur» Hayır. N'eylejdm ki pazar hayli kesattır. Olsaydı bizim bir sahibimiz. Bu çeşitler onun yanında geçerli. Fakat öksüz ve mecalsizdir. Yüksek himmetli. Bu paralar onun yanında makbul olsaydı. kabiliyet. yüzyılda yaşamış bir Kürt HaJç şairidir. -«Dîvan» adlı çok değerli bir şiir kitabı vardır. . iz'an. Onlar aşkın tadından yana hepten nasipsiz.MEMO ZÎN 63 Hep birlikte ne isterler. (1) XVI. kemal. Bir Divan yaz¬ mıştır. kitap divan. (3) Ebediyete kadar hayran kalırdı.

MEMO ZlN 65 Kimse o kadehi kendine ışık öncüsü yapmaz. Bu paramıza «Değersizdir» deme. Ama sade. Kim. Devrin böyle olduğunu gördüğümüz vakit. hurdasız ve tamamdır. işimizin görülmesine vasıta oldu. Bizim kırmızı bakınmızdır. Altm değil ki «SoluJc kaldı» desinler. temiz ve pahabiçilmezdir. Bir süre insafla hareket ettik. şüphe götürmez. F. Çıkardık gizli bakırımızı açığa.se düzene girmeye yanaşmaz. Duamız doğru olarak kabıU edildi. Böyle revaçsız ve karışık kalmazdı.bir sevgilidir. Sahte olan cevheri temizledik. Din gitti. Hep para için savaşUdığmı gördüğümüz vakit. Biz de kimyager olmaya heveslendik. Hâlis Kürtçedir. Onun için karabahth ve muratsızdır. kimsenin adma mensup olmayan. O şahlar öncüsünün sikkesinden yoksundur. aşikâr Gümüş değil ki «Eksik ayarlı» desinler. Eğer basUarak nakşedilseydi. altm da geçmedi eümize. : 5 . Gönlümüz hileye razı gelmedi. AracUık etmedi garaz için asIâ. üzerinde dua ettik. Boş sajrfalardı. Bu mangırlar gerçi değersizdir. Hilesiz. Sonunda çaresizlikten bakırcı olduk. Ve mümkün olmadığmı görünce de bunun. Ve halkın alış-verişi için elverişlidir. O.

. Sahte mangırları da saf altma. Padişahların sikkesiyle kabul edilmeden. Paşaları tutuklar esirler gibi. gönülden özel bakış vermedi bize. Bunun için minnet de yapmaz Bir kez bize baksaydı eğer o. Bu yüzden. Fakat zamanın hükümdarı. Birçok filozoflarca da makbuldür. Bütün bu sözler şiir olur. Fakat bakışı çok umûmîdir onun. (1) Ki bakışı sade kimyadır. Söi ona devamlUık ver AUahım! (1) Hakkâri beylerinden olsa gerek. Bütün bu mangırlar altma dönerdi. Her an lûtfuyla jöizlerce dilencijd. O. kahnyla en alçak yapar. En jmkseği. En alçağı da lûtfuyla en yüksek.MEMO ZlN 67 BİZ arkasız insanlarm sajrfalan. Derhal sarıya çevirir bir bakışla. amme için özel bir rahmettir. Mübarek teveccühünün iksirini çevirseydi bize. Sonra azadeder fakirler gibi. Bizi dinlemedi idrak kulağıyla. bilgiü insan. Zenginleştirir himmetinin eüyle. Sahte gönlü billura çevirir. Yüz jöik kırmızı mangır olsa. Her gün binlerce yoksul ve çaresizi. Adı Mirza olan Bey. Birçok bilginler nezdinde çürüktür.

seyyal la'Iı O inci hoşafı. O.vn SAKİ. DeU akh sersemleştir onunla. . çiğ taneleri gibi şarabı. ruhu besleyen o şarapla. Zaman zaman mej^erestlerin eUne ver Gönlünün bir parçası sevgililerin elinde olanlara. Bir an. Ma'ser: Üzümün sıkılıp şırasının çıkarıldığı yer. ebedî ruh gibi olan şarabı. (2) Eritilmiş yakutlu. ŞARABI KADEHE DOLDUR Sakî! Gök rengi kadehe doldur. (1) (2) Yani onlara görme kabiliyeti veren. Sakî! Cevher kâseye doldur Temiz ma' serden çıkan o suyu. Sakî! Mine rengi kadehe doldur Gönülleri aydmlatıp gözlü yapan o suyu (1) Mahzun gönlü sevinçU kU onunla. görmelerini sağlayan. Kendi dürdanelerini de içine dökerek O gül suyu gibi olan şarabı. Ruh dimağını tazeliyelim biz.

Tereddütler çıkıversin mahzun gönülden. tatlılık yayılsm. O berrak şarabm kadehinin neş'esi Şen bağın üzümünün verdiği keyif. seherlerde «Ah»Iarı yollaymca Her zaman. . Meclisin coşkunluğu süslensin onunla. Yani canım şevk ile dolsun. Bülbüllerle ses arkadaşı olayım ben de. konuşsun hepsi. Benim için inşirah mümkün olsun Hasıl olsun gönlümün temizliği. toplansın tüm sevinçler. Sakî! Ver bana gül rengi şaraptan. Öyle etki yapsın ki nefsime. Davul sesi ve Kanun sadası olmaksızın. Gözyaşı döksün kırmızı güller çiğ damlalarından.MEMO ZlN 71 Gönüller kadehi nakışlansın onunla. Bazan bülbüller gibi inlesin gönlüm. Ve yeniden bambaşka olajnm ben. Öyle ki. . Şu ölü gönlümün kuşu uçabilsin Nağmelerin sesi perdesiz olarak süslensin. Zerrinler dile gelsin. Bu «Ah»lardan açsm yüzlerce gönül goncası. Her zaman yeniden mest eyle onunla. Gönlüme bir güzelUk. Ve de gönlüm zevk ile. Devamlı şarap içenlerin bu mecUsini. Benim de yardımıma geUr bir damla. DağUsm gamlar. Goncalar çözülüversin dikenlerden. Sızlasın bazan da andelipler misali. Kâhya ve muhasip görmesinler. Olsun benim de nefesimin bir etkisi. Her zaman binlercesi kan rengi saçsın. Belki o zaman o sonsuz fejdzden. Arkadaşların inadına gülsün bülbüller. yoldaşı olan yel ile.

Çıksın davulumuzdan ses. O töhmetten uzak Memo'jru. Ve raksetsin dokuzuncu kubbenin zirvesinde. Çeng gibi yüz çeşit şada verejdm ben. Çünkü kejdfsiz olarak söyUyemem. kâh gür sesli olstm. sırlan açığa vurayım. Oülbahçesini Şehnaz makamıyla şenlendirsin. Ney gibi muUdanayım. Gönlümden çıkan makamlı ses dallan. Görünsün bana mak3. Ciğerinden yaralanmış Memo'yu. Yar ve âşık hastalıklı olmuşlar. lâflar edejdm. Yaralı gönlün sazı kâh yumuşak. (1) Çeng: Bir sazın adıdır. Âşıklarm sesini dinlesin Zühre yıldızı. Perdeden öyle nağmeler çıkarayım ki ben. Ney gibi. o günahsızı. onları teda'vi edejnm. güzaflar söylejdm. Çalsm türküsünü Zin ve Memo'nun. îlâç getireyim. Benden aşikâr olsun kerametler. ahenkle gönlümün derinliğinden. O çaresizleri yeniden ayağa kaldırayım. Zin ve Memo'joı ederek bahane. tokmaksız olarak.MEMO ZlN 73 Sarhoş olayım. GöniUdeki derdin şerhini kUayım efsane. . Divane olayım ki inciler döktürejdm. O perdeU. Bugün mütehassıs bir doktor gibi. Tûtî misâli dile gelejdm.mlar. Söz söylemeksizin içimden konuşayım. Bedhal olayım. Zin'i ve Memo'yu dirilteyim yemden. (1) Rubab gibi Kemançesiz olarak. Sermest olayım. Gönlünün derinUğinden ıstırap çeken Zin'i. örtülü masum kızı.

masum ve asUdir. Günahsızdır. Seçilsin birbirinden sevilenler ve sevenler. Dertli kimseler onlarla sefa sürsün. İster tatlı. Göğüsten ve gönülden temiz olanlar. BazUan candan dinlesin. Bu kitap ister kötü. Dertsiz olanlar girsin kedere. Yalnız bilginlerden rica ediyorum: Öğrencilerin yanlışlıklarmı açığa vurmasmlar. Şahin bakışIUar temaşaya gelsinler. Çocuk çeşidi gibidir. Ezelden beri sevenlerden olanlar. ister acı olsun turfandadır. Yeniden onları öylesine jöicelteyim ki. Hep bizi tasvibetsin. gönül bahçesinin turfandasıdır. Bu. yavrudur. Pâk huylu ve insaf sahibi insanlar. Gerçi çok seçkin olmasa bile. Bambaşka olan seven kimseler. Memo için ağlasm dilberler. Biz onunla ikijöiz ıstırap çektik. Ben onu bağlardan derlemedim ki. Bu kitap turfandadır. . Herkes «Güzelce yazıldı» desin. o huydandır. ister ija olsun. Onunla oyalansmlar bir zaman.MEMO ZlN 75 Öyle bir tarz ve üslûpla meşhur edeyim ki. Hırsızlar gibi yanlışlıklarımı araştırsınlar. Bazıları da onunla gönülden veda etsin. yeni yetişmedir. Gelip dinlesinler hikâyeyi. Zin'in derdine gülsün âşıklar.

bana çok tatlı gelir. anlamlar. Kendi kendime yetişmişim. amaçlar. elbiseleri ve küpeleri Benim mallanmdır. cevher satıcısı değil. emanet değil.MEMO ZÎN 77 Ricam şudur hal sahiplerinden: Kötülemesinler bu yavruyu. Hepsi el değmedik gelinlik kızlardır. irfan sahiplerinden umarım ki. dejdmler. Teşni' etmiyecekler. Kin sahipleri ise coşkundur. Kürtçedir. mâna ve keümeler: Bunların hiçbirini aslâ ödünç almadık. Sözcükler. sıfatlar. Sır sahiplerinden umudum şudur ki: Alay etmiyecekler benimle Ben gezgin satıcıj^m. Bunlarm hepsi fikrimin ürünleri. Konular. Sevimlidir o. hikâyeler. Kemal sahipleri kusurları perdeler. Bu mey-ve çok lezzetli olmasa bile. Bu mejrve sulu olmasa bile. gönül kapan güzeli. Turfandadır. yetiştirilmiş değil. . Şiir yapısı. Hiçbir yanlışlığımı çıkarmıyacaklar. işaretler. Üslûp. cümle kuruluşu ve işaretler. hayat hikâyeleri ve düşünceler. AUahım! Sapık kimselerin eline verme Bu nazlı. Bu yavru benim için çok azizdir. o kadarı yeter. Nazenin değilse bile bu yavru. hamiyetli insanlar gibi Düzeltecekler kusurlarımı.

Mümkünse bir ijrisini söylesinler.MEMO ZİN 7â Ben Kürdüm. Yanlışlıklara ve ımutkanlıklara şaşmasınlar. Ve dinlesinler insaf kulağıyla. Ozanm yüzü sujomu dökmesinler. Varsa kusurlarım örtsünler. . Garaz sahipleri de dinlesinler. lûtuflarmdan imzalasınlar. Derlediğim şu birkaç sözü. kenardanım. îyiUklerinden. dağlıyım. Hamiyet için doğruya yorumlasmlar.

: 6 . «Botan Bejd» adıyla ün salmıştı. Şu tarzda kalıbı bastı ve süsledi: Dedi ki: Grcçmiş zamanda bir padişah. Şu plânla resim ve tablo çizdi. bojnm eğerdi.vra BOTAN BEYİNİ VE İKİ KIZKARDEŞİ ZİN İLE SITİ'Yİ TANITMA Hikâye sayfasmm yazıcısı. bahtı da mutlu. Tahtı Cizre'deydi onun. Çeşitli halklar ona itaat eder. dedesi ve babası. kendisi Kürt bejdydi. talihi güçlü. Rumlar. Rivayet tablosunun eleştiricisi. F. Makamı yüceydi onun. hükümdarlığında üstün olarak. Araplar ve Acemler emrindeydi. Çıktı. Zincirleme olarak HaUd'e mensuptular. Ulu ataları. Soyu Arap.

(2) beyin adının yarısıdır. O beyin adı «Zeynıdin» idi. Onun sayesinde kavuşulurdu hasretlere. DisipUn. AUah mevcut kılmıştı onun yanında. (1) Burada --Tevriye» var.de-«Zeyn» süs anlamınadır. birlik. BeyUk ona «Zeyn» ile vasıflanmıştı. düzen ve divan. Komutanlık. Onun cömertliğine muhtaçtı Hâtem. Kendi cömertliğinin evrakını toplayıp kaldırdı. kaplamıştı heryeri. sevilenlere. Her renkten nefis ve parlak değerler. Onun sayesinde kavuşulurdu arzulara. Her çeşit mücevher ve bulunmaz nesneler. Bunlarm her birinden gizliydi bir definesi. Akü. Dindarlık. dileklere. koruyuculuk ve de heybet: Bunların her birinden doluydu bir hazinesi. Onun için zahmetsizce başarılmıştı. (2) Zinet de ona «Din» ile tanınmıştı. diyanet ve de devlet. Jiirdi. Ona zararsızca mukadder olmuştu. O Padişahm yiğitliğinin izleri. Hâtem onun cömertliğinin büyüklüğünden. hüner. Çekilmişti AUahm kıhcınm çekilişinden. Onun yiğitliğine yenilirdi Rüstem. Mümkün olan dileklerin hepsini. Çünkü Halid'e --Allahın Kılıcı». Dünyanın ekseniydi kendisi. Padişahlığı ise ahret sembolü. cömertUk ve meydan. Aydan aya kadar.MEMO ZlN 83 Ceberrut felek bile sakmırdı kendisinden. (1) Hükümdarlığın ve de dinin süsüydü. .

Açmıştı boylarında selvi ve şimşir gibi. Kimse eş görmemişti jüzlerinin güzelUğine. Çünkü ebedî güzelliktendi o güzellik. Öbürü gönüllerin ruhuydu. yanakları gül. Çünkü AUahm nurundandılar.MEMO ZİN 35 Haremin sahanlığı nazeninlerden. Yani o joice soydan olan. Dudakları la'I. O serbest kırmızı güller ve sünbüUer. O huriyle periye paha biçilmezdi. îki yanaksa kırmızı gül jüzüiıün renginden. Fakat devlet soyunun iki evlâdı vardı ki. Hurilerle dolu olan bir cennetti. Biri fazlasıyla şirin. O şahm yanmda iki sultan vardı. nazlı büjöitülen. hurilerden dönmeydi. Biri doğruluk bağmm selvisiydi. iffet bahçesinin iki turfandasıydı. Adı da gerçek olarak «Sıti»ydi. Huzurundaki hizmetçileri de meleklerdi onun. . Biri huri. îki kızkardeşi vardı. Beyin admın yarısıydı adı. O mehtabın yanmıda iki güneş vardı. Bu da Zin'in adıdır. şakakları yasemin. Parlaklığı utandırır ince ipekten elbiseleri. Cennetinde huriler çoktu onun. îki zülüf sünbül çiçeğine benzerdi. son derece sevinUi. Öbürü Beyin can ve ciğeriydi. Biri esmer. (1) Beyin adı Arapça olarak şöyle yazılır: -« » Bu nun yansını aldığımız zaman « » çıkar. (1) Hikayeci bana muamma olarak şöyle dedi: O huri de «Zin» adıyla tanınırdı. sarışındı öbürü. periydi öbürü.

Haccer-Esved. Onun hizmetinde bulunur güneş. (1) (2) .Esved: Kâbenin duvarındaki taş. (3) Hacer . Gözlerin dehşetinde işaret bıüuyordu. Gök ortasmda durmuş daima. Gerdan. ak ve kırmızı renkler. Bir anda şaşkma dönerdi gözlerinin dehşetinden. Neş'eü gönüUerin ıstırabıydı. Kmalı parmak uçları ve tırnaklar.MEMO ZÎN 87 Kırmızı gül kendiliğinden yüzlerinde kök salmıştı. Derhal çekerlerdi jüreklerinin derinliğinde «Ah» Yakut: Bir çeşit Arap yazısıdır. (3) Kaşlar felek yaymm kemanmdan. sanırdm sakinin elindeki Ebedî şarapla dolu olan şişedir. Tavaf ve Umre'ydi. Yüz hatlarmm güzelliği Yakut yazısmdan. Olurdu derhal akıl ve şuurdan. DeUUk vahşetinin sermayesi. Ufukta Cebrail'in bir kanadı gibiydi. noktalar. Benler. Variıklarm hikmetinin inceUklerini keşfedenler. Yüzlerini gören. çeneyle alt dudak arasındaki çukurduı. Alm. (2) Sanki ceylânm gerdanmdaki misk kesesinden. SünbüUer de sarmaşık olarak boylardan sarkmıştı. Kabe. Ya da Nebat şekkerinin şerbeti gibi Veya Hayat Çeşmesinin kaynağı gibi. Feleğin falcısı yüzlerine noktalar serpmişti. Kirpikler ise şüphesiz dik oklardandı. Tavaf ve Umre: Haccm iki ibadetidir. kulak memelerine bakan herkes. (1) Çene çukuru ile Hârut sihrindendi. Kemerin sarUdığı o belleri görenler. tacın bir yanı gibi gözükür. Çene çukurundan maksat.

deriyle beyin arasmdaki fark gibidir. daha tazeydi. sağdan ve soldan sarkar. Tapınaklardaki evliyaları bile sersemletirlerdi. Hayvanları ve cansızları bile inletirler. süsler. İnsanları ve bitkileri talan ederlerdi. (1) Kolyeler altınlarla zincirlenmişti. Fakat Zin de cennet hurilerine benzerdi. Artık yer kalmazdı konuşmaya ve de serzenişe. Kavuşmayı arzu etmeyen kimse yoktur. ister hocalar. Aşıklar ölürdü sevginin elinden. Kimi de boş vücudun taUbi. Bütün fark. Önden. fakirler olsun GüzeUiğe talip olmayan kimse yoktur. Kofileri mücevherlerle donatılmıştı. Fakat Zin de güneş gibiydi. zülüfler ve pusular. Kürt kadın ve~ kızlarının başlarına etrafında bağladıkları kuşaktır. (!) Kofi. beyler olsun. Her ikisi de ruh gibiydi gerçi. Kimisi tükenmeyen güzelüği arzu eder. Fakat şüphesiz hepsinin dostu birdir. Bu zinetler. Gecelerin çıralarına benzeyen bu ikisi. Bağlara ve bahçelere yürüdükleri zaman. Gerçi Sıti yUdız misâliydi. Güzellik bakımından ikizdi ikisi. Ama Zin'in jöizü parlak bir aydı. Sıti gerçi çok nazenindi. îster şeyhler. arkadan.MEMO ZÎN 89 Bilekleri ve bilezikleri gösterdikleri zaman. O periler bu süslerle yürüdükleri zaman. îster dervişler ister zenginler. Kofi kajd:anlarınm uçlarmı sakaklarma getirirlerken. Gerçi mehtap gibiydi Sıtî. giydikleri fesin .

Hepsi birden güzeUiğin bir parçasına bile değmez. gönül ve ciğer yakardı. Hepsine AUahm verdiği metahlar. Yüzlerce can. Kaj^serin bütün hazineleri. Enginlere inip zirvelere çıkan o güneş. Güneş ve ay bir araya gelmişti. Dalgalanıp joikseldiği zaman. Aşk ateşinin bir deryasına dönmüştü. Masal gibi anlatırdı onları halk. . Süleyman' m yüzüğündeki la'I.IX GÜZELLİK VE AŞK Dünyada ne kadar hükümdar varsa. İskender'in radarma varmcaya dek. servetler. Bütün dünyanm alıcı olması bundan. Sıti ve Zin'in jdizündeki güzellik. Ne kadar fazlasıyla pahalı olsa da. Hâkanm definelerindeki inciler.

Sonu olmayan sınırsız güzelUğin. Öyle ki onlarla birlikte sızlamrdı melekler. Çoğu tellal gibi. Bir kısmı faydalanmak ister. Figanlara ve iniltilere doymadılar. Memo ve Zin gibi. kimi de arslan gibi. BazUarı canlan için ister cananı. Tacdin gibi. O güzelUğin sadalarmm şarkıcUan. Kimisi kavuşmak ister. . Bazıları da cananları için verir canı. Gündüzleri ve geceleri çok inlerlerdi. Zaten spnu gelmez âşıklarmm.MEMO ZlN 9:i O ceylânlarm güzelUğinin avcıları. Fakat âşıklarla arzu sahipleri ajrndır. Kimi de derdi seçer. öteki feda olmak.

Onlar da hep hevesli ve arzuluydu. . Fakat görerek ve tanık olaraktan degü. (1) Gerçi sayısız ve ölçüsüzdüler. Fakat seçkin hizmetçilerden. Güzellik yönünden her biri bir güneş.X MEMO VE TACDÎN't TANİTMA DöneUm biz hikâyenin başına: Aşkları derdinden gönlü yaralı olanlar. hizmetçiler ve seçkindiler. Yüzlerce fidan boylu ve açık almlı genç vardı. Her biri kemaUyle bir doltmay. Her biri konuşmasıyla göpsleri yakardı. (1) Sıti ve Zin'in aşkları derdinden. Onlar da hep âşık ve isteküydi. Hepsi bir birinin sırrından haberdar. Her biri güzeUiğiyle padişah göğsü. Ancak dujonakla ve rivayetle biUrlerdi onları. Hepsi Bejdin hizmetindeydi. Sıradan adamlar.

... Fakat Araplar ona Gazenfer der. Babasma derlerdi İskender. O iki genç. Kardeşini görmediği gün.MEMO ZÎN »7 O peri gibi gençlerin ön sıralarmda. Gerçi ahret kardeşiydi ikisi. fakat birbirine tutkun kardeş. YanUıyorum ben. . Memo da Divan Kâtibinin. Kardeş. Kuşları kapıp uçan şahinler gibi. O. Tacdin'in sevinç arkadaşı ve gam ortağıydı. Çünkü kUıç kullanmakta arslan gibi. Çıra görmeyen geceye döner. asaleti belli. Tacdin Divan Vezirinin oğluydu. Delikanlüarm baştacı ve önderiydi. Fakat Tacdin herkesten ve bütün yakınlarmdan O kadar kardeş. uzaklaşmıştı ondan. Ama sanırdm ki dünya ve ahrettir ikisi. diğerinin Çeko idi adı. Memo da ona tam tutkun. Savaş günü bin erkeğe bedeldi. baba ve amcalarmdan. Güneşti çünkü kardeşi. (1) Gohderz: Eski bir Kürt kahramanıdır. Tacdin'in iki kardeşi vardı. Çıra yapmıştı kendine. Dünya ona karanlık olurdu hepten. nesebi. Başı dertli bir gençti. O iki kardeş ve birbirine bağlı dost. Birinin Arif. Hayır. (1) Soyu.. Kahramanlıkta zamanın Gohderz'iydi. ikisi de kurnaz. Her zaman düşmanların gönlünü yakarlardı. O melek huyluların baştacı olan. Bir genci kendine kardeş yapmıştı. baba ve amca gibi bile değildi. adı da Memo. Tacdin admda bir genç vardı.

MEMO ZlN 99 Zamanın Mecnunu ve Leylâ'sıydı. Dostluktan maksat da vefadır. Sonunda vefa göstermiyeceksen eğer. diğeri Azra'sıydı. Onlar gönülden dosttular. başıboş değil Aynen güneş ve Müşteri yUdızı gibi. ahbaplık ve kardeşlik. Biri çağm Vamık'ı. Başlangıçta göze alma o cefalı işi. Dostluk. . zordur. İkijmzlülükle ve lâfla olmaz. Dostluk kolay değil.

Aletsiz. Felek çarkmı güçlü bir şekilde. Sejdr sergisine sunmuştur. Kimi bize doğru geUr. ölçeksiz ve pergelsiz olarak. kimi de sağlam. bir kısmı öğretici.XI YILBAŞI VE NEVRUZUN KUTLANttlŞI Dünyanın yaratıcısı. işaretsiz ve makassız olarak. Bu hikmetledir ki hepsi iş başmda. Kimi yönetir. Kimi ağır yürüjöişlü. Kimi güneşe uyar. kimi de hızlı. kimi de geceyi aydmlatır. Kimi yardımcıdır. Varlık sergisine getirmiş. kimi de yönetiUr. Bir kısmı yazıcıdır. kimi gamlan toplar. . tabiat feyzinden. kimi ölçülür. Böylesine süslü ve sıra sıra. JKimi kederleri dağıtır. Böylesine muazzam ve yuvarlak. Bir kısmı yaya ve bir kısmı süvari. Kalıpsız. bir kısmı çalgıcı. Bir kısmı cellâttır.

Özellikle bekârlar ve bakire kızlar. Bizim için tazelerler jnlı. . Kimisi padişahtır. Hepsi parlak ve aydmlatıcı. Kısacası o nadide cevherler. meskenlerde. Bahar noktasma geUr. Bayram ve Nevruz günü geUnce. Hepsi süslenmiş ve güzel gijdnmiş. Hepsi seyretmeye izinü olarak. Yaşlı erkek ve kadınlara varıncaya dek. Bir kısmı tabiî hareketten. Hepsi çıkardı evlerden dışarı. BiUnen yerlerine geldiklerinde. Hiç kimse kalmazdı evlerde. Gönülleri aydmlatan o ânın saygısı için. Halk kırları ve çimenlikleri mesken edinir. Bir kısmı Memo gibi alıcı. Doğu şehsüvan olan güneş.MEMO ZlN 103 Bir kısmı Zin gibi güzeldir. Fakat töhmetle ve minnetle değil. Ovalan ve tarlaları gülşene çevirirdi. Din yolunda ve sünnete uygun olarak. kimi de vezir. Yıllan eskimiş yaşlı bilgin. Mart ayında döndüğü vakit. Yani yUbaşı burcuna girdiği zaman. Bize şöyle anlattı durumu: Dedi ki: Eski zamanların geleneği Şuydu her yerde ve her zaman.

. Yani sevenler ve sevilenler. Ve seçsin her biri kendi dengini. Birbirlerini görsün. Ovaya inmekten amaçları. gerekse istenenler.MEMO ZlN 105 Çünkü kıra çıkmaktan maksatları. Şuydu ki: Gerek istiyen.

joirüyerek. Her çeşit insan. Onlar da güller gibi bahçelere doldular. Gösterince yeniden Nevruzu.xn ŞEHİRLİLER YILBAŞINDA KIRLARA ÇIiaYORLAR Feleğin dönüşü mavî bahttan. küçükler ve büjrükler. Bir kısmı bağlara gitti. O kutlu geleneğe uygun olarak. kimi yalnızca. Perdesiz. minnetsiz ve üzüntüsüz olarak. Huriler cenneti kendilerine mesken edindi. Bir kısmı birUkte ve çoklukça. Şehirlilerin ve askerlerin hepsi. AvcUar ve talancUar gibi. Saf saf tepelere ve ovalara jöirüdüler. atlı olarak. Terketti şehri. Kafile kafile gezmeye ve seyretmeye döküIdiUer. Hep gitti. kaleleri ve evleri. Kalktı hanımlar ve de hatunlar. Kimisi arkadaşlarla. Kimi de dağ eteklerine yöneldi. . şehirde kalmadı hiç kimsecikler.

GüzelUğin hem satıcıları. Yüz güzelliğinin kumaşma sahip olanlar. Erginlik çağına yeni gelen güzel. DelikanlUara yaşıt tombul memeli kızlar. Birbirlerine metalannı gösterirlerdi. Yüz yaşmdakiler. göklere kadar jükselterek seslerini. tüysüz deÜkanlUar. Yılbaşını geleneks-el yol ve yöntemle. hem de alıcılarıydı. Güzellik metamm sahipleri. bakireler. Enine ve boyuna gözden geçirirlerdi. . ihtiyarlar ve kocakarılar. Bunlar aşk pazarmdaki sevdalılardı. gençler. Zülüfleri. benleri ve şakakları temiz olanlar. deUkanlUar. YUbaşUıIar.MEMO ZlN 109 Bakire kızlar ve delikanlUar. KutladUar.

xın BEY. KalktUar hepsi âşıklar gibi. Kendilerine kızlar gibi süs verdiler. Sırmalı ipek elbiseler içinde. Koç Fenerini aydmlatmca. Çünkü amaç ve murat peşinde olan âşıklardı. (1) Yılbaşı kutlamaları yeniden başlayınca. (1) Yani Koç Burcuna girince. O iki kardeş değişik kıyafette. DELİKANLILARA NEVRUZ EĞLENCELERİNE GİTME İZNİ VERİYOR Mavi kubbenin o parlak kandiU. Hepsi arttırma sergisine gitti. . Yani gün döndüğü zaman. Bey de delikanlılara izin verdi. Hizmetçilere izin çıkınca. Yalnız Memo ile Tacdîn. Birkaç pahalı mücevher başlarmda.

Hiçbir güçlük gelmesin başlarına. .MEMO ZlN 11-3 Kâkülleri her tarafa halka halka yayılmış. Onlar kıyafetlerini değiştirdiler ki. Dilberler elbisesine bürünüp. Gittiler ağır ağır yürüyerek. Alm saçlarmı zülüf ve örgü yapmışlardı.

kıhç biçiminde bir sopadır. Taze selviler gibi jmzlerce genç. bir kısmı giyinik. Bir parça olsun kalmadı şuurları. çeşitli değerU elbiseler içinde. Gördüler ki mahalle ve sokaklarda. Topa vurulur. Her sokakta. Bir kısmı büjiik ve ekâbir. Birden onlara acajdp birşey göründü. Her çeşit dişi ve erkek. . :Şehirde dolaştıkları zaman. îpekUler. Beşyüz kadar kız.XIV MEMO İLE TACDİN ZlN VE SITİ'YE RASTLIYOR VE BAYILIYORLAR O değişik kıyafetli iki genç. Yaşlı erkek ve kadınlardan da bir o kadar. deUkanlı ve çocuk. (1) (1) Kaşo: Ucu eğri. Bir kısmı çıplak. Kimi yalmayak. başlan top gibi. Bir kısmı da sıradan ve küçük insan. her oda ve pencerede. kimi başıkabak. Ayaklan Kaşo.

aniden BaktUar ki sade AUahm kudretinden. İkisi o işi düşünürlerken. Düşünce dalgasına hemen daldılar. fazlasıyle taze» Dediler ki: «Altı uçlu kUıçIı mıdır onlar? Yoksa oklu ve hançerli midir onlar-?» Dedi ki: «Hayır gamzeyle. ikisi de bir zaman şaşakaldılar. kimi sarhoş. Fakat o şehirde tanmmayan kimselerdir. kiminin aklı uçmuş. kiminin serbest. okla öldürür gibi» Onlarm. Her biri bir yerde bambaşka olmuş. elbiseleri ve gijanişleri bir. Derken Tacdin durdu ve sordu. sormaktan maksadı. Bir kısmı figan ve feryadeder. Söyle. Böyle yapıyorlar perişan» Dediler ki görmedin mi sen. Kimi görürlerse o iki sarhoş. Bir kısmı da akıl zincirinden olmuş azad. Kiminin soluğu tutulmuş. Kiminin elbisesi yırtık. kimisi sermest.. Halkı öldürüyorlar. .MEMO ZÎN IIT Kimisi sarhoş. niceydi onlar?» Dedi ki: «İki delikanlıdır. Dedi ki: «Ey doğru yolun Hızır'ı. Bir kısmı konuşur. Her birinin ciğeri bir cefayla kan dolmuş. Soruşunu yaşlı bir adama yöneltti. Şekilleri. bu ne sonsuz belâdır?» İhtiyar dedi ki: «îki güçlü şehlevend. bir kısmı şuursuz. Kimisi perişan. Bir kısmı telâşlı. bakışla. YUdızIarm şahı gibi parlayarak Geldiler. Görüp te mertçe karşı koymaktı. O iki deUkanh iki mızrak gibi. bir kısmı sessiz. Bugün bu halka olmuşlar cellât..

Güzellik ordusunun öncüsü onlar. ne de ahcıydılar. bu jâizden. Şuurlarmdan haberleri bile kalmadı. Ay parçası. fakat güneştirler. Gönüllerine geldi yumuşaklık ve de merhamet. kesilerek dikkat. O iki büyük melek. AjnrUmadı hiç ruhları. Tıpkı yarım besmeleli av gibi. ne şuur. Ne duyu. Baktılar o dilberlerin yüzüne. Sevimli. ne akıl. Sevdi birbirini yüzlerinin nuru. ne hafıza kaldı. ama yanık ciğerUdirler. Ne satıcı. Anladılar ki başıboş av değil onlar. O d»likanlUarm gönlüne düştü bir acuıiE Bağlandı birbirine sırrı gönüllerinin. Sevmenin yolu açıktır. Gönlü ve canı bahşiş verdiler. birbirinden (1) Yarım mesmeleli: Boynunun yarısı kesilip öbür yansı ke¬ silmeden bırakılan ve çırpınıp duran hayvandır. Sanki kesicisi. Bu iki kardeş görünce iki karışık halU deUkanhjm. Durdular ve baktılar. (1) Şüphesiz perişan bir duruma düştüler. boynunu keserken yanm bes¬ mele getirmiş gibi. Yuvarlanıverdiler daha uzaktayken. Baktılar ki çok sevimli iki melek. îki yiğit avlarmm üzerine koştular hemen. YuvarlandUar toprak üzerinde sersem olarak. . Cana ve akla doydular hepten. Yarım kesildiği için ona böyle denir.MEMO ZÎN 119 Melek huylu ve peri jmzIüydiUer. Kısacası: Bu ceylânlarm güzeUiğinden. Öylesine deliye ve şaşkma döndüler ki.

Yani o hunhar delikanlılar. AUahm ilminde yaratUmış ölümsüz olarak. Bir süre boylarını. . Kimisi bağlanır. Dediler ki :«Acep bunlar kimin kızlan? Yoksa ikisi de Tanrı meleği midir? Hangi yerde yetişmiş bu mejrveler? Hangi güllükte geUşmiş bu güUer? Bunlar hangi derenin seMIeri. Bir süre zülüflerine ve benlerine hajran kaldUar. kimi de karşıdır birbirine. Dördü de birbirini hem ister. Çünkü ruhlar ordusu toplanmış olarak. İşte o bağlananlar. Yüz gönülle sevdiler ikisini. gerek düşmanlık. birbirleriyle öyle ısmdüar ki» ArtUc kalmadı onlar için bir zorluk. Oturup çe-virdiler ikisinin de jniziinü. Gerek gönüllerdeki öfke. gerek şirinlik. Aslâ kendilerinden yoktu haberleri. Aşk öylesine şuursuz kılmıştı ki onları. Kimisi çeşitlidir. Birleşiktir ruhlarla cisimler. Sanırdm hepsi ruh ve cisimdir. Bizim gibi onlar da fanî yaratıklardır. Fakat ezelin gerçeklerindendir. Şüphesiz birdir ruhlar ve tenler. kimileri bağlı birbirine. O iki yaralıyı bu halde gördükleri ân. GüzelUk öylesine istekli kUdı ki onlan.MEMO ZÎN 121 Görünmeyen âlemin bir rengi Açığa çıkarıyordu muhakkak birleşmeyi. hem de istenir. Hangi çimenUğin kuşları bunlar?» GiUrengi gözyaşlarmdan gülsujnı DöktiUer kanlı yanaklarının üzerine. Sevgi öylesine bağladı ki onları birbirine. boşlarını sejrettiler. Gerek gönüllerdeki sevgi.

Yüzlerce defa bahçelere. Eğlencelerini değiştirdiler dertlerle. Ayaklan zincirli ve pırangah olarak. Elmaslarım billur şişelerle değiştirdirler. Yüzlerinin güzeUiğini gönül tablosuna. Fakat o acı muratlUara. Aniden bazı yabancılar göründü.MEMO ZlN 123 Sonunda aşk kalemiyle yazmca. sabah. AyUmca baktUar ki. . gece. Güçsüz. hajrvanlar ve sar'alUar gibi. göniUIeri çekilmiş. akşam ve her zaman Hep ajmı şekilde görünürdü karanlık artık. Bunun için gençlerin yüzüklerini. Gerçi vardUar yerlerine. Gündüz. Yola düştüler yarım besmeleU kuşlar gibi. Sersem. karanlık bir gece. Istemiyerek veda edip kalktılar. Güneş ve ay uzaklaşmışlar çoktan. Kaldı iki kardeş iki av gibi. avlulara düştüler. Nişan için taktUar yerlerine. Tâ ki jruvalarma varmcaya dek. takatsiz ve gönülsüzce. İstediler ki anlasınlar hangi soydan olduklarmı. Kendi parmaklarından da çekip kendi jöizüklerini. Çektiler sahiplerinin parmaklarından. YUbaşmı ve sevincini bıraktUar elden.. perişan ve sarhoş olarak. Çiinkü bilmiyorlardı hangi nesilden geldiklerini. Sevdalı. Yakutlarını boncuklarla.

Sonra birbirlerine yakmlık gösterince. Artık kalmamıştı haberleri hiçbir şeyden. Birbirilerinin jöizüne. Memo ve Tacdin. Çok perişan ve habersizdiler. Aşk öyle değiştirmişti ki onları. Önce birbirlerine yabancUaştUar. önce tanımadılar birbirlerini. Aniden şahin gibi. rengine baktUar. O iki yamk. . üzerisine Bir ışık dönmüştü aniden. Se'vinerek gitnUşIerdi kekUk ve kaz a-vma. KendiIerirU aşka atan iki genç birbirine ısmdı. Koç Burcu haftası süresince.XV MEMO VE TACDİN MESELEYİ ANLIYORLAR O kız gözlü iki şahin. Bir gün beraber kalktUar. O hafta geçince üzerlerinden.

Ijdce bakıp görsün diye. uzak görüşlülerin bilgisiyle. Ülfet seli de önlerindeydi sanki Gıdasız. Karun'un bütün hazineleri. zayıf ve ürkek gönüllüyüz?» Böylece onlar araştırıyorlardı. Karanlık bir örtü başlarındaydı sanki. arzusuz ve takatsızdılar. uçmaya kalkmak müşkül ve imkânsızdı. Üzerine «Sıti» adını yazmış Meharet sahibi bir üstad. Karşıhyamazdı.MEMO ZÎN 127 Buldular kendilerini pırangah ve ziIU Uçmak. Tacdin baktı ki kardeşinin elinde. Elini uzattı ki getirip. sarhoş ve karanlıktaydılar. O jöizük taşlarmm pahasmm sekizde birird. susuz ve gözsüzdüler. Eflâtun için pazarlık yapsa. Amaçsız. Ve de mum gibi parlıyor. Sevgiülerin ağızlan gibi dardı gönüUeri. Hasta. . Hipokrates sarraf olsa eğer. Hallerinin ne idiğini anlamak için. Bir mücevher parlıyor çıra gibi Bir yakut ki nar tanesi gibi Karanlık gecede yakUan meşale gibi. Gönül damarmdan inlediler Çeng gibi Dediler ki: «Acep nerede hastalandik biz? Ya da hangi savaşta yaralandık biz? Yoksa biz neden böyle güçsüzüz? Yaralı. Tartıyla ve kıratla tahmin etse. Hakkak «Zin» adım yazmış üzerine. Memo da baktı ki Tacdin'in elinde. Pahabiçilmez bir elmas var. Dilberlerin gözleri gibi mesttiler.

O diümlerin hepsi de nokta nokta olmuş. Onlardı ki. Sanma ki sağlamım ben. : 9 . onlarsa ceylân. AnladUar ki kendilerine ne yapmışsa Yüzük sahipleri Sıti ve Zin yapmış. DaldUar ve uzım uzun düşündüler.MEMO ZÎN 1^ Kaldılar şaşkm ve hayretler içinde. F. O ikisiydi ki kollan sıvamış. Şüphesiz kaatillerini bildiler. Dedi ki: «Kardeş! Meğer sen çiğsin. Ay ve güneş gibi âlemi aydmlattUar. Yeter ah çektiğin yaralann elinden. Dedi ki: «Kalk kardeş! Yatağın içinden. Onlardı ki şehirde olmuş iki cellâd. Onlarm elinden inlememiz çok ayıp». Aşk onda bırakmıştı bir parça kusur. Bunlar nasU kız gibi süslendUerse.rdı ki bunları gönülden sevdiler. O ikisiydi ki halkı öldürüyorlardı. Bizler arslamz. Böylece o iki kardeş düşünce ve tahnünle. Memo aşkla pişmişti tamamiyle. Bayram ve gündönümü olduğu gün. dedik biz: Ne'vruz gününde. Onlardı ki bunların ciğerlerini yaktUar. Onia. Onlardı ki halk ellerinden ederdi feryad. bojnma ve derinUğine. enine. Onlaı* da deUkanh kıyafetine girnUşler. Benim bu vücudum diüm diüm olmuş. Tacdin 'de vardı azıcık şuur. Hiç bir nokta boş kalmamış dertten Hâlâ diyorsun ki: Niye inliyorsun sen?. Onlar da kıyafet değiştirmişler. Aşkm ve sevdanm üzerimdeki etkisi öyledir ki. Baştan ayağa kadar parçalanmışım ben. Uzunlamasma.

jdirek ve bütün iç varlığım. (3) Cisim ve cevherden kendi vücudunu ve maddesini kas¬ dediyor. bu hususta cev¬ here muhtaç olan varlık. Hep birden diyorlar ki: Âşıkız biz. onun yeri olan gönlüm. bfiş. Cevher gizlendi.MEMO ZÎN 131 Gönül. Hey zalim! HaUmi sormuyorsun sen Hâlâ bana inleme diyorsun sen» Bu şekilde tazallüm edince Memo. Onlar kaldUar bu yaralarla. (2) \ Cevher. taş gibi. Koparmış onlar bütün ilgilerimi. bu boş yerin içindedir. ciğer. Tacdin için kalmadı artık konuşma. kendi basma varhğım gösterebilen madde. renk gibi. Biz gelelim Sıti ve Zin bahsine. . Can. Vallahi hiç birinin kalmamış rahatı. Araz ise kendi başına varlığını gösteremiyen. (1) Heyula: Bazı bilginlerce evrenin ilk maddesi olarak kabul edilen madde. içine dolan aşkm yeri olmuş. Bu doluşun. ayak. Aşk şehinşahı garazsız geldi. sırt ve gözlerim. cisim ve cevher. bana hejnilâ şeklinden (1) Kaldığmı söylersem şaşma. Billahi hiç birinin kalmamış takati. O dolan. El. araz geUnce (2) Gönlüme giren bu aşk. (3) Hepsini kendine ram etti aşk.

Aniden geldi Sıti ve Zin'in yanına Baktı ki elbiseleri üzerlerindedir. zamanm kocakarısı. Kimse inanmıyordu Sıtî ve Zin olduklarma Herkes onları yabancı sanıyordu. Ama değiştiremediler hallerini.XVI ZlN İLE SITİ EĞLENCEDEN DÖNÜP MACERALARINI DADILARINA ANLATIYORLAR Onlar da o elbiseyle döndüler. Gerçi elbiselerini değiştirdiler. Artık dönemezlerdi önceki durumlarma. . tıpkı göklerin belâsı. Aşk öylesine değiştirmişti ki onları. Aksaçlı yaşlı felek bile önünde zebundu. Kimse tanımasın diye derhal sojnmdular. Yemeksiz. O kocakarmm adı Hayzebûn'du. Çenelerini gerdanlarmm içine gömmüşler. Öyle yamandı ki. Onlarm bir dadısı vardı. içmeksiz oturmuşlar.

nasıl oldu mesele? GizU şeyler bizden gizli kalabilir mi? Ben şimdi bir remil dökeceğim. Kırmızı şakaklan Kâfur gibi sararmış. Neden bir kenara ittiniz yUbaşı eğlencesini erkenden? Doğru söylejdn bana ne oldu haliniz? Anlatm bana nasıl oldu başlangıç? Bu şaşkınlık mıdır. O ay parçaları ıstırap içinde kıvranıyorlar. Anladı ki sevinçsizdir o periler Dedi ki: «Ey gönlümün ve içimin hevesleri! Her biriniz iki gözümün nurusunuz. . Taze jüzleri bembeyaz kesilnüş. Benim canım feda olsun size. Bazı insanlarm sevgisiyle sevilmişler. Durumun iç jöizünü anhyacağım. Yasemin rengi almış al renklerinin yerim. Adı ve niyeti söyliyeceğim. Kırmızı gülleri Zaferana dönmüş. Bize rastlayan ve bizi gören herkes. yoksa sevda hayaU mi? Siz neden üzgünsünüz böyle. Yalnız bugün ava çıktmız. Ya da şişemi ve mendilimi koyacağım. Siz bunca kayıtlarda bağhsmız. Söylejdn bana. Derhal deliye ve divaneye döndü. inceboylulanm ! Hiçbir sonuç meselesiz olmaz. Koruyucunuz AUah olsmı sizin.MEMO ZÎN 135 YaıU şaşkm ve üzgün duruyorlar.» Onlar gizlice dadıya dediler ki: «Biz sabahlejdn evden çıkarken.

Bugün güzelUğe boğulmuş iki kız. (1) Doğu şahı: Güneş. kimdir onlar? Gidip görejim. bir hünkârsınız. Yani hepsini jöizjrüze görmüşüzdür. Fakat ikrar ve anlatmak imkânsızdır. Özellikle bu şehirdeyse gönül bağladıklarmız. Hatta Botandaki bütün boy ve boşlardan. Doğu şahı gibi güzeldi onlar (1) Parlak ay gibi parlardı onlar.» Dadı yavaşça ve yaklaşarak. Söylejin. Hazırlıyayım orUarı da size getire jam. O çevir nihayet bize de döndü. Tedbir ve tedavi de faydasızdır. DeUrmiş olarak hemen geri döndük. Size boyım eğmeyen ve muhtaç olmayan kim var ki ? Size. Bu şehirde ne kadar insanoğlu varsa. Defterimize yazılı olmasm. Ben onları şimdi alıcı kUarım. Eğer gelebilirse ikrar diUmizden. İyilik ve güzellikle ün salmış kimse yoktur ki. .MEMO ZÎN 137 Sonunda çevremiz sının aşmca. Baştan ayağa kadar yeşilU ve ipekli elbiseler içinde. Onlara doğru gitti.» Dediler ki sihirbaz Hayzebûn'a: «Ey mahir Tabip! Derdimizin Dermanı gelir şüphesiz senin elinden. Bizler de üzgüne ve serseme döndük. Güzelliğiniz size boyun eğer hale getirecektir. istemeksizin de haç vermeyen kim var ki? Ey perizadeler! Sizin sevdiklerinizi. ve teselU vererek Dedi ki: «Siz padişahlık güzelliğine sahipsiniz. Botan'da ne kadar kız ve delikanlı varsa. Her biriniz bir şah.

MEMO ZÎN 139 Aniden görününce ve rastlaymca bize YuvarlandUar uzaktan o iki pahabiçilmez. bakalım kimlerdir diye. Bizim de gönlümüze bir nur parçası girdi. Çıra ve fener birbirine denk geUnce. Ama ateş biz ikimizin jöizündendi. Biz kendi kendimizi yaktık. Biz ikimiz de ay ve güneş gibiydik. yoksa hayal mi dir? . Gittik üzerlerine. bilmiyoruz ne haldir. Önümüzde yandı ve gönlümüz onunla parladı. Çünkü sudan ve topraktan değildi onlar. Hep birlikte birbirlerinin karşısma geUnce. Uyanık mıjaz. Yine bizim yağımız ve ateşinUzdi ki. Mutlaka melek ya da periydi onlar. Gerçi kandil ve fitil onlardandı. rüya mıdır gördüğümüz. Fener yıldızdan yankı aldı. Onlar Cemşit'in Kadehi gibiydi. O perizadeleri gördüğümüz zaman Biz de şuurdan kurtulduk onlar gibi. Baktık ki bizim gibi insan oğlu değiller.

XVII DADI MEMO VE TACDİN'İN YÜZÜKLERİNİ GÖRÜYOR Dadı maceraya şaşakaldı. Fakat siz kızlar için oğlanlar ister. Ceylanların sevgisinden boş olarak. Sizin gördüğünüz şekil anlamsızdır. Hiç kızlar kızlara alıcı olur mu? Oğlan parası olmadan imkânsızdır pazarlık. Dedi ki: «Ey dadmm ruhu ve canı! Siz delikanlıları seyretmeye gittiniz. Ay. Oğlanlar zatm güzelliğinin ajmalandır Kızlar da sıfat ışığınm mazharlandır. Beşerin meyli beşer ister. Araz cevherle kaim olur. Kadm kısmına meyletmeniz imkânsızdır. Cevher olmaymca araz olamaz. güneş olmaksızın aydmlanır mı hiç? . Zatsız ve sıfatsız olarak araz imkânsızdır.

MEMO ZlN

143

Oğlanlarm yüzünden uzak olan sevgi. Yüz defa huri ve peri de olsa. Sizi nasıl meftım eder o sevgi? Sizi nasıl delirtir o karanlık gece? Mecnun Leylâ'nın karşısmda olmajrmca, Leylâ karanlık geceye nasıl mejdl verir? Gül hiç güle olur mu âşık? Azra kendi kendine olur mu Vamik? Husrev, Şebdiz'e binmeseydi eğer. Şirin Perviz'e şeker olur muydu? Ferhat kanlı gözyaşlarmın oluğunu, Akıtmasaydı görmezdi gülrengi atlıjn Bunca erkekler âleminden. Beyzadeler, sade insanlar ve oğlanlardan. Gönlünüz hiç kimseye meyletmezse eğer. Sersemsiniz, alçak ve rezillersiniz demek. Gönlünüzün kapıldığı kim.seler. Adsız, nişansız ve tanımadık kimselerdir ha? Bu iş bence tamam.en imkânsızdır. Bu gördüğünüz rüyadır, ya da hayaldir» Zin bu şarkıyı dinlejdnce. Perdeden şu nağme jd çıkardı; Şöyle dedi yaşlı dadıya: «Galiba akim ve tedbirin kalmamış senin. Diyordun ki sen: Çağrıyla, büyüyle. Gizli olan halleri bilirim ben. Bizim gördüğümüz şekil anlamsız değildir. Şüphesiz ne rüyadır o, ne de hayaldir. OrUar ister melek, ister beşer olsun, îster kadm kısmından, ister oğlan olsun.

îşte jdizükleri şuradadır.
Getirdik nişan için biz onlan. Eğer gerçekten remil biUyorsan, îşte yüzükler, haydi bil sahiplerini».

MEMO ZÎN

145

O elâ gözlü hilekâr cadı,

«Getir bana yüzükleri çabuk» dedi. «Bu gece bir remil döktürejdm ben. Sabaha kadar sahiplerini söyliyeyim ben» Sıti hemen yüzüğü çıkardı. Zamanın kocakansmm eline verdi. Zin ise şöyle dedi Hayzebûn'a: «Benim gönlüm bir kan bataklığına dönmüş, O bataklık coştuğu zaman. Taşmak üzere olduğu zaman. Bu joizük zajaf gönlümü yatıştırır. Bazı bazı kanlı gözlerimin önüne getirdiğim zaman. Yüzüğü götüreceksen eğer. Biz üzgün kalpUye çabuk getir geri. Çiinkü onunladır sabrımız, samanımız O benim için Süleyman yüzüğüdür.
P.
: 10

xvnı DADI FALCININ YANINA GİDİYOR

O ölçüsüz çapkın ve hilekâr kocakarı, Sabahlejdn kendini falcının önüne attı. İhtiyar falcı için elinde bir-iki altm götürmüştü. Şöylece gönlünün niyetini ikrar eyledi: Dedi ki: «îki masum oğlancığım var benim. Babasız, yetim zayıf ve j'oksundur. Bayram ve yılbaşı olduğu gün. Onlar da çocuk hujnmun yoluna uyarak, Kalkıp ikisi de gezmeye gittiler, CadUar onları ovada şaşırttı. Bugün çıkageldikleri zaman, gördüm ki DeUdirler, sersem, sevdalı ve sarhoşturlar. Geri döndüler elbisesiz, çıplak olarak. Bazı bazı feryadediyorlar bağırarak. Şuursuz düşüp çokça kalıyorlar. Kalktıkları zaman da delidirler. Şu jöizükler vardı ellerinde, Sanırsm ki bunlarla olmuşlar mest.

MEMO ZÎN

149

Ey işaretleri bilen, sırları çıkaran! Çaresizim ben, sen çare bulucusun, îjdlik yap da meseleden iyi konuş Acep yavrularımın nedir dertleri? Delüik midir, sar'a mıdır, yoksa aşk mı? NasU hastalıktır bu, nedir ilâcı? Ey geleceği bilen mürşit ve önder! DüğünUerin ve meselelerin çözümlejdcisi !
Bu jdizüklerde vardır bir sır, O da, siz uzağı görenlerce biUnir.

Yüzük sahipleri, söyle kimlerdir? Cinler mi, periler mi, yoksa insanlar mıdır?

XIX

FALCI FALA BAKIYOR VE DADI TABİP KILIĞINA GİRİP TACDİN'LE MEMO'YU ARIYOR
O Danyal ilminin varisi (1),

Falm şekline baktığı zaman.
Derhal anaların rahminde, Kızlarm doğuşundan önce Tarafları ve temizliği birUkte gördü Tacdin ile Sıti'yi birlikte gördü. Se'vinç şeklini gamla beraber gördü. Perdesiz olarak Zin'i Memo'yla beraber gördü. O zaman şöyle dedi kocakarı elçiye: Amacı hile, yalan ve tezvir olan o elçiye: «Senin için mümkün olur mu hiç,

Doğruluk olmadan, menzile erişmek?.. İmkânsız bu..» Sen çocuklarmm deli olduklarmı söylüyordun, Zin ve Sıti olduklarmı söylemiyordun.

(1)

Danyal bir israil Peygamberidir.

MEMO ZÎN

153

Onlar sejre ve gezmeye gittikleri gün. Yolda gördüler iki hajnran gözlüjdi. Yani selvi boylu iki oğlan gördüler, Başlarma da kıyamet koptu. Derhal bu iki güneşin. Gönlü gitrçıiş o iki mehtaba. Onlar bunlarm aşkmdan şuursuz olmuşlar, Bımlar onlarm güzelüğinden dehşete düşmüşler. Bunlar aşk belâsmm hastalarıdır. Onlar da aşk Kerbelâsmm susuzlandır. Bu yüzükler o oğlanların, Bımlarm da iki yüzüğü onların eUnde. Nasıl bunlar delikanlı gibi süslenmişlerse. Onlar da kız kıyafetine girmişler.» Kocakarı Remilci şeyhe dedi ki: «Durumım aydmlanmasmda şüphem kalmadı. Fakat de ki sen, onlar hangi soydandır? İyice keşfet ki onlar hangi nesilden?» Şeyh dedi ki: «Aşk dininde. Bir alış-veriş var ki «Karşılıklı kabul» derler ona. Denk olmak şartı yerine gelmese de caizdir, Alıcmm ve satıcının şartı kabuldür. Özellikle bunlarm seçtiği deUkanlUar, Biri dürdanedir, öbürü de inci. Biri beyzadedir, bey soyundandır. Öteki de soyca kâtip çocuğu.» O sihirbaz kocakarı, denemek için. Yine bir söz bahane ederek. Dedi ki: «ÂşUdar, tutkunlar, deUler, Zin ve Sıti için meftun olanlar. Sayılmaya ve hesaplanmaya gelmez Sığmazlar defterlere ve de kitaplara. Şeyhim! Bilirsin ki burası Cizre'dir, Hepsi büjdikler ve Kürt beyleridir.

Kojmuna koydu birkaç kitap. hokka. söyle kimlerdir? Söz olsun ki. Şişeler. Perdesiz olarak görürsün o sevgiüleri. YazUmış jdizüklere Sıti ve Zin'in adlan» Kocakarı kalktı. onları bir görsem. Gidip sana kırk altm getiririm. Daha çok iki hastalığı iyi biUrim ben İki hastalığı ben iyi gideririm. ne kocakansm sen?" Herhalde bir ilimde mahirsin sen. Görünüyordu acajip bir hekimlikle. O iki melek.» Dediler ki: «Anlat bizlere. Ruhlardaki dert hangi derttir?» . neşter ve kese Aldı o şaşırtıcı habise. Hasta dedikleri kimseleri gör O hastalık senin için deül olur. Baştan ayağa kadar ilâçlarla donattı kendini. Bedenlerin ve ruhların derdini.» Şeyh dedi ki: «Git sen bul uşakları Araştır yerleri ve otaklan. Kendini tabip kıyafetinde göster. Gördüğün zaman o melek huyluları Kumaştan da arUaşUır alıcUan Bilhassa ki parmaklarmda yüzük var. Dediler ki: «Nereden geliyorsun. Derhal baş uşaklara kendini yetiştirdi.MEMO ZÎN 15» Ijdük yap da perdeyi kaldır. Lokman kıyafetine girerek.» Dedi ki: «Gerçi görünüşte hekirrUm ben. Hemen nedimlerin dostu oluverdi.

Her ne desen öyle yapalım biz. O derdin adı yalnızca sevgidir. Baktığı zaman o azizlerin durumuna. O dertten sağlığa kavuşmak imkânsızdır. Parladığı zaman şimşek gibidir. deUkanlUar! Güzellerin yüzündeki o yUdırım. Uzak olsun o sizlerden. bir çare bul da kaldır onları. . Kocakarı kaldı deUkanlUarla başbaşa.MEMO ZÎN 157 Dedi ki: «İnşallah görmiyesiniz onu sız. Halen hastadır iki arkadaş bizden. IjdUk yap da tedavi et ikisini. Yarasız. çıbansız ve yanksızdır o.» Kocakarı kendini yetiştirdi hastaların yanma. Ama öylesine yakar ki adamm içini. O çok mecalsiz bir derttir. Dedi ki arkadaşlara ve kUavuzIara: «Yalnız bırakm bizi. İki gözden akar yüreğin kanı» Onlar dediler ki: «Hoş geldin sen. hastalarla. Önce ben bu derdi teşhis edeyim. İlâç ver. Her ne istersen ödiyelim biz. ışıksız ve kıvUcımsızdır. O derdin alâmetleri gizüdir. Sonra teda'vi çaresini size özetüyejdm» Arkadaşlarm hepsi çıktı yanlarmdan. Alevsiz.

XX DADI TACDİN VE MEMO'YLA KONUŞUYOR Aşk derdiyle fena hale düşmüş hastalar. Dediler ki : «Kimsin sen ey gönül rahatlığı Niçin ağlıyorsun böyle muratsızca?» Dedi ki: «Sıti ve Zin'in başları hakkı için. Aheste aheste bir şeyler söylüyor. Kötüye çıkarmaym Sıti ve Zin'in admı. Ağlıyor ve gözyaşları döküyor. sizleri arıyordum. Ağlıyorum ben yalnız sizler için. Alm da verin sizdeki jdizükleri. ! ? îşte şunlardır yüzüklerirUz. Ben elçiyim. Getirdik onları nişan için biz. Özel olarak Sıti ve Zin'in yanından. Aniden baktUar ki gitmiş arkadaşlar. Geldim ki ijdleştireyim yaralarmızı. Önlerinde oturmuş bir kocakan. Ey muratlar! EUboş çevirmeyin beni» . rengi bir hilâl misaü. BojTi iki büklüm.

Her dördünüz de muradmıza erersiniz. NasU idare edebilir. : 11 . Dadı! Sen yarin elçisisin Şüphesiz derdimin de hekimisin. Tacdin parmağından jöizüğü çıkardı. Zamanın kocakansmm eline verdi. Geri döndüğün zaman. ister tılsım. Memo baktı ki jrüzük olmaksızın. Derhal koşarak ellerine ve ayaklarına kapandUar. yaşıyabilir? Dedi ki: «Dadı! sen beni mazur gör. Dadı bu sevgiden hayrete düştü. maksudlar! Müjde sizlere. Sıti ve Zin'i sizlere ram edejâm. Ben bu jdizüklerle geri dönejdm. Tekrar tekrar ellerine. Dedi ki: «Gam yemejdn. -vücudum sadece cisim. Hepiniz bir yerde toplanırsınız. Kim canım elinden izinli bırakır? Bu yüzük ister isim olsun. Uyandıkları zaman bir an durmadılar. ey muratlar. Alma eümden bu jöizüğü beıUm. Odur benim canım. Güzel Zin'in başmın sadakası olarak. Sevap kazanmak için acele edejam. ayaklarına ve eteklerine. Se-vinçten büsbütün gitti şuurları. Adlarınızı ve soylarmızı açıklaym siz. Yüzlerce öpücük kondurdu iki delikanlı.MEMO ZÎN 161 Onlar işittikleri zaman bu müjdeyi. ey vefalı Benden yare şöyle de: F. Ben öyle yapacağım ki sihirbazlıkla. AjrrUıklarmdan dolayı ağlamaya başladı. AUah hakkı için. Gönlünüzün sırrmı bize açıklaym siz. Cevapla birlikte çabucak döneyim». Allahtan başarı yar olursa eğer.

MEMO ZÎN İta O şahtır gerçi. O kadar güzelUkten razıjom ben. Şeklinin hayaUnden gıda alıyorum. Ben köle. Beni hayaUnin halvetine getirmesine. HaUmi sorsun bazı bazı» . Şahlarm iyilikleri umumîdir. kavuşmaya lâjak değiUm. ben de dilenci. Her an dadmdan umut bekUyerek.

Acep açıklamadm mı kim vurdu?» Dedi ki o: «Sizin mübarek başlarmıza. Oturmuşlardı gonca gibi dar gönüllü. Yüz defa andiçerim.XXI DADI SITİ VE ZİN'İN YANINA DÖNÜYOR O taze Ardıcın iki dallan. efkârlı. değil bir defa. Çıkageldi. kılığı da pek acaip Aşktan sersem olan Zin ve Sıti. Sabah şarabını sonsuzca arzuluyorlardı. başlan eğik olarak. ey gönül rahaüığıl Acep ram ettin mi sen o melekleri? Falm ne dedi. Her an dadıdan umut bekliyerek. îki büklüm. . perileri bildin mi? Yoksa şişeye kojoıp ikisini getirdin mi? Kalplerimizi delen okları. Akşam şarabmdan son derece sarhoştular. BaktUar ki aniden bir tabip. Koşarak kucakladılar gelen Dadıyı. Dediler ki: «AUah için söyle.

Zin ve Sıti tüm olarak baştan ayağa kadar. Seçtiğiniz o iki inci. bir süre önünde dilsiz kaldUar. Aşk ateştir. Bulunmazlar hiçbir kara. ister dilenci». Fakat acıyorum ben oğlanlara. Sır cüz'dür. Dadı! Sen bizim için çare bulucusun. O iki insanı o güzeUikle. Alevleri jöikselirdi yedinci göğe. Gönül ise. Zin ve Sıti'nin kalbinde kalmadı şuur. bu ergenlikle. Her an «Sıti» ve «Zin» dedikçe. fitiU gizlidir. İster beyzade olsunlar. ten Tur dağıdır. Kurban olayım sizlere. NasU seçtiniz o iki seçkini? Kavuşmanm süsüdür o iki mutlu. o çıra içinde. Öyle melek de yoktur göklerde. deniz ve madende. Sanardm ki ateşi yağa tuttu. çıra közdür. 'O dilberler. Onlar sizlere tam da lâyıktır. Gönül fenardir. Kısacası: Maceranın içyüzünden. .MEMO ZÎN 167 Şimdi geldim ben yanlarmdan. Gönül ilâcı olan o ateşle yandUar. Vücut yağdır. Dadı onlara verdikçe uyanıklık.Yüz çeşit kanlı gözyaşı döküyorlar. O çapkın. Dediler ki: «Sen gönlümüzü şenlendiriyorsun. o ateşli ve ışıklı ağaçtır (1) Göğüs fenerdir. kül'de dağUmış. Allaha andiçerim ki. öyle candan tallalhk yaptı ki. Musa'nın gördüğü ağaç. (1) Hz. Vallahi. Bu haberleri dinledikleri zaman.

Bizler yaprak gibi berhava oluruz. Bütün dostların ve dünürlerin. Bir an sen söz söylemezsen eğer. Bizlerle sizlerin kavuşması kolaylaşır. Yoktur o perde sizler için. Memo da Zin'e Müjde sizlere. Sensin dilimiz. aracı ve vesile olarak. Perdesizlik eski gelenektir sizler için. bizler de sizleri kabulleniyoruz. Dünür. biz kendimiz dilsisiz. Utanma perdesidir. Ey geçmiş olayları bilen dadımız! Senden başka mahrem kimselere sahip değiUz biz. Böylece söyle o sevgililere. Onlar da şimdi bol yolu gözlüyor. Kim geUrse sizlerden makbuldür. Aşkınız yuları kaçırmış bizden. Dedin ki sen: Tacdin ile Memo Pervane olmuşlar. söyle Tacdin'e: Eğer sen Sıti'ye talipsen. Bir saat derdimizi paylaşmazsan eğer. Belki Allah ta kılmış mukadder. Kalk da çabuk git. bizler fidan gibiyiz.MEMO ZÎN 169 Sensin bahçıvan. kanatlarmı da biz yakmışız. Belki de bizden çok daha çaresiz. bizlere engel olan. Bir kısmı da bizler için olsun duacı. Bir kısmı sizler için olsun ricacı. Bizler sizlerden fazla dert çekiyoruz. Bizler çer-çöp gibi heba oluruz. .

yeniden Fakat o ateşle öyle şenlendiler Ki. O yanıkları. Vefa için bir müjde. bir haber. Özellikle âşıklar için güzel bir zamandır ki. hiç yanmamış gibi yaktı. Onlar sanki Eflâtun'un eUnden. Baştan ayağa kadar şaşırtıcı Yine tabip kıyafetine girdi. Derhal kendini âşıkların yanma yetiştirdi. O müjdeyi anlattığımız gibi anlattı. Hace-i E^vvel kılığına giren o Dadı. Aldılar ilâç ve macun gerçekten. Aniden yetişsin onlara inci tanelerinden Kurtarsın onları dertlerinden. öyle iyileştiler. sanırdın hiç hasta değillermiş. . SağlUc ve şifa için bir derman.xxn BEY SITİ'Yİ TACDİN'E VERİYOR Arzulu hastalar için güzel bir zamandır ki.

Kulundur o. Bugün başımızda şahsm. Aysm sen. . Yüz vermediğin kimseler de değersiz Hizmetine aldığın kims-eleri çıra gibi şenlendirdin. Tacdin gerçi bir beyzadedir. Yakışıklıdır o. Hamiyetle hepsi beraber kalktUar. Hizmetine aldığın herkes azizdir. Bazı beyler ve bazı cahiller. İşitince onlar bu müjdeyi. Bazı âlimler. Şu şekilde meseleyi ona arzettiler: «Ey jrurdun. hünkârsın. dilencidir. bakışın kimj'^adır. kıl onu damad» Bey dedi ki: «Sizin lâjnk gördüğünüz. çevren bol ışıklıdır. bazı adliyeciler. Elbette bizim fçin üstündür. Şahsın sen. Hep birlikte halka ve dünürlere haber verdiler. Fakat sana kıyasla hizmetçi. Bazı yakınlarını ve bazı deUkanlUan. malın ve milletin sahibi! Ey adaletin. Geldik ki gönülden edelim dua. Maceradan haberdar eylediler. O kulun hizmetçilikle nazlanıyor. Halleri fena da olsa sen iyiye çevirdin.MEMO ZÎN 173 Kalkıp gittiler arkadaşlarının yanına. dinin ve devletin koruyucusu! Sen AUahm lûtfunun gölgesisin. Kalkıp hep birlikte Bejân huzuruna çıktılar. Hepimiz ediyoruz senden rica: Tacdin senden Sıti'jd istiyor. et onu azad.

Ağalar. Budur benim cevabım». şeyhler ve beyler. Hep birlikte gönülden dua ettiler. Bey dedi ki: «Çalm davulları rubablan. Bu çark ve felek amansız. Bunca zamandır o hep hizmetçidir.de hazır olanların. «Kabul». Demek ki bu hocadır. bazan karanlık. Elden kaçırmayasm fırsatı. (1) -"Kabul'^> Tacdin»in vekilinin sözüdür. -«Amin». ileri gelenler ve de yoksullar. ya da beydir. . Sevinçli bir düğün kuralım bugün. Bugün Tacdin'in hatm için. ya da hastalanacak mıjoz? Gebedir geceler dostlar! Bakalım devamlı ne doğururlar. Hizmetçilikte de daima tamdır. Bazan ışık gösterirler. Öptü ve kabullendiğini ikrar eyledi. bazan da şenlik.MEMO ZlN 175 Vekil kimse gelip otursun. «Amin» (1) Çeko derhal koşarak Bejdn ayağmı. Şimdiki gibi yaşıyacak mıyız? Yoksa ölecek. Bütün hocalar. Beni de kendinizden dünür saym. Hep birden ağızlarıyla teşekkür ettiler. Bulduğun vakit eğlence zamanını. Çünkü zaman kılıç gibidir. Çünkü bilmiyoruz nasU olacak yarm. Hoca kimse duayı okusun. Getirin bütün şerbetleri ve şaraplan. Sıti'yi biz nikahladık Tacdin'e. Bu matemler ve şenlikler ikizdir. Bazan matem gösterirler.

Göklerdeki güneş ve ay jmvarlaklarmı. hep sevinç yaratırdı Kısacası: Bütün şevketiyle o Bey. Her renkten gıda.» Tacdin hep Bejin hizmetinde olduğu için. Kapakları birer mücevher kutusu gibiydi. Misafirlik kebabı ve büryam olmuştu. Onların hepsini belli bir günde. Bizzat onun hizmetinde olalım. Mecliste öyle bir sofra çekti ki. Böyle olan bir erkeğe hangi can. Onun sevinci de Beyin elindeydi. (1) Oğlak ve Koç burçlarını kasdediyor. Yağlı ve tatlı yemek çeşitleri. Her tepsi ve fağfur kâse. Bol ışıklı parlak birer yUdız gibiydi. Bu altm ve gümüş tabaklar. Biz de onun için cefa çekeUm. Her kâse ve tepsi bir anbar gibiydi. Birer burç gibi olan o sahanlar. Bugün onun hizmetinde çalışalım. Bir defada feda etmezsem eğer. Kendini bahşetmez sevinçle? Eğer olsa benim bin bir başım. îştahlı nefis gibi başı örtülüydü. F. : 12 . Sanırdın ki ekmek yerine getirdiler. Beylik bana kutlu olmasın. renkU badem ve fıstık şekerleri. Gök yüzündeki oğlak ve koç (1). Alt ve üst felekler gibiydi.MEMO ZÎN 177 O kadar kaldı ki hizmetimizde Ömrü tükendi bizim yolumuzda Vefa şeriatinde şarttır ki. Sanki bir gök tabakasını serdi. Kalktı ve bizzat eğlence işiyle ilgilendi.

keman. Kiminin sesi sazlarm sesine olmuştu arkadaş. narenciyeler. Dönüp dolaşan Ney'den çıktıkça. terennüm edip türkü söyUyenler. zurna ve santur Âşıklar. Buhardanlık ûd ve anberle döndiUer. Maskaralar. ud ve tanbur. Cennet ağaçlarmm dallarmda yetişmiş. Kimi de dimağı tazelerdi. zübad. dini ve imanı talan ederdi. Ojruncular. Turunçlar. incesesliler ve felek. Ruhlann bütün koku alma dujoılan neş'elendi. O şekilde kurdular düğünün temeliıU. Sesler. Lâyık ve güzel kumaşlUar. gazel okuyucuları. Sakiler üzüm suyuyla seğirttiler. Bunlar yıldızlar gibi gezip dolaştıkça. sersem ve mesttiler. kand ve şeker (2) Gülsujru. Onları her gören kalırdı hayran.MEMO ZÎN 179 Bu çini maşrapalar ve ayağlar (1) NazeıUnce dolaşıp dururlardı. Sarhoş. (3) Zübad güzel kokulardandır. . nebat. çalgı çeşitleri ve makamları. nar ve limonlar. Türkücü. Perdesiz olarak mucizeler ve kerametler gibi. Aklı. Çalgıcılar Santur sesiyle sallandılar. Hepsi gerçekten karıştılar birbirlerine. türkücüler. Çeng. Faniz. güzel renkler. Kısacası: Gaddar olan yedi feleğin inadına. (1) Türkçe olan bu kelime bir kap çeşidi olsa gerek. (2) Faniz bir içki çeşidi olsa gerek. Kimi de övünmelere ve nazlanmalara olmuştu eş. siyah. misk ve anber <3) Kimisi mideyi al eylerdi. davul.

. Kocakarı felek kederden ve üzüntüden. Sakiler kadehler ve kâselerle döndü. Dedi ki: «Memo. (1) Sofra. Nimetlere ve eğlenceye boğuldular. Halaym halkası gibi koyuldu dönmeğe. Ay gidip gizlendi Yengeç burcunda. Kalktılar ve saygıyla etek öptüler. Şehirliler. Bey huzura çağırttı Memo ve Tacdin'i. Müşteri Balık burcuna girip iz bile bırakmadı. Zühre yUdızı yerde seğirtti. sen ol sağdıcı» O ikisini baştan ayağa giydirdi. ilerigelenlerin önünden kalkmca. geç şöyle. O günü birlikte ve böyle geçirdiler. köleler ve özgürler. Oturdular ve hep beraber içtiler. Çaresizlikten saman hırsızı oldu. Şenliğin ve oyunların toplandığı yer oldular. köylüler. Zühre yıldızı Kova burcunda kayboldu. Elinden birşey gelmejip âciz kaldığı için. (1) Yani o kadar eğlendiler ki sanki eğlence ve oyunlar on¬ larda toplanmıştı. Bütün dünya oldu sevinç ve eğlence. Cellâd neredeyse kellesini uçuracaktı. Bütün dünya eğlenceyle şenlendi. Gök renginden olan kocakarı çark.MEMO ZÎN IHI Feleğin yazıcısının elinden kalem düştü.

onun gibi karardUar Taze yüzlerini seyrettiler. Rastık için utandılar. Süsleyici kadm. bunlar ras¬ tık hesabına utandılar ve yüzleri rastık gibi karardı. Hepsini aşk coşkun hale getirmişti Sıti ve Zin'i süslemeye gittiler. Sanki altınla yaldızlamış gibi parlatmca. Hepsini jüzüyle aydınlattığı zaman. BaktUar ki talan ediyorlar gönülleri. Kırmızı renk yerine kendileri utandUar. Kaş yaylarına baktıkları zaman. (2) Yani yüzleri kırmızı renkten daha kırmızı olduğu için. bunlar kırmızı renk hesabına utandılar. O iki nazenini nazlı kılmaya gittiler. Önce gözden geçirdiler benleri ve zülüfleri. (2) (1) (1) Yani kaşları rastıktan daha siyah olduğu için. dadı ve nedimeler. . Dokuz kubbeyi Cemşit kadehi gibi.xxnı SITİ İLE TACDİN'İN DÜĞÜNÜ Yeni geün gibi parlayan güneş.

Onlarm başıyla taçlan mutiu kUdUar. renkleriyle başıeğik kaldUar. Mücevherlerle süslenmişti. ne de cana benzerdi. Hiç kimsenin gönlünden. . Tacm süslü ön tarafı. Baştan ayağa kadar tarak gibi. Ellerine ve parmaklarma zoraki olarak. Kimin değiştirmeye gücü yeterdi? Sonunda ümitsizlerin durumuna düştüler. belki kırılır diye. Hele beller. Siyah sürmeyle bozmaya yetmedi güçleri. orada kemeri görmek gelmiyordu. birer kıl ucu kadar inceydi. O sevgiülerin boylarmdan. O da ne tene. Çünkü nazikUğinden. bir kıl ucu kadar olsun . Kına yakmalarına var mıydı hiç olanak? AUahm seçmiş olduğu nakışları. Kınlır korkusuyla asla.MEMO ZÎN 185 Haten ceylânlarmın gözlerine benzeyen gözleri. Fakat iki ceylândan bir tek kusur bile Bulamadılar. Yerlere yaldız ve aydınlık bahşedilmişti. Kmalarıyla. Mücevherleri taçla aydmlattUar. O ince beUere hiçbir kemer bağlanamadı. TaradUar ve bahane için yüz çaba harcadUar.

sejnretmekti amaçlan.MEMO ZlN I8T GüzelUğin saçtığı aydmhktan çıkan süs. Bu debdebe öyle coşturdu ki halkı. Kim görürse «Allah haktır» derdi. Âyetler sanatla derlenip kur'an oldu. Yüz nedime ve iki yüz hizmetçi gitti. kadınlar ve erkekler. O. Hepsi de süslenmiş ve giymiş güzel elbiseler. Deprem olmuş gibi ayağa kaldırdı. Dalgalanıyorlardı. Elmaslar. Oldu sihrin ve mucizenin bir nüshası. zümrütler. Develer sıra sıra. şakaklar ve karanlık gibi siyah saç halkaları. Hesapların ve sayımların dışma çıkmıştı. Beyitler toplanıp bir divan oldu. . Benler. ÇarşUara ve pazarlara törenler girdi. altmlar çuvallarlaydı. YerU yerine öylece düzgün konulmuştu. AsImda mevcut olanla onlara takUan bu güzelUğin rengi. inciler kantarlarlaydı. inciler. Akla ve düşünmeye gelmezdi bu çeyizler. ŞehirUIer. YakuUar jüklerle. Hepsi altm ipUkli ve sırmalı elbiseyle gitti. Şairlerin kitabı gibiydi. Çok dalgalı bir deniz gibi. Artık taşıyamıyordu develer. GeUnlerin süslenmesi tamamlanmca. ÇeşitU güzellikler ve elbiseler Renk renk değerli mücevherler. muüak üstadm sanatıydı. Hilâl kaşlarmm çevresinde hale gibi oldu. Kitaplarm kayıtlarmı aşmışti.

O gerçek perinin bulunduğu köşkten. riltir. ölüleri di¬ Kurrena ve Nakûr birer çalgı âletidir. Kurrena ve Nakûr. Süleyman'ın veziri. Başlarmm üstüne kaldırırdUar o beşiği. Onun için vücutlar böyle koşardı peşinden. Yani Sıti'nin bulunduğu köşkten. Gönül hoşluğuyla o tahta hammalhk ederdi. hocalar. Pervaneler de. ölüleri diriltti. Her toplulukta bir seyretme vardı. Önünde el bağlamış hizmetçiler. (3) (1) (2) Hz. Mücevherlerle donatUmış bir taht. Her kapmm önünde bir gürültü vardı. Gamlarm elinden feryad eden insanlardan. mumlar da içindeydi. mücevher küpeU hizmetçiler. Nuh gemisinin önünde cömertUk kapısı. Hepsi temaşaya ve sej^e dalmıştı. şen gönüllü olmayan. O tahtaraval bir gemi gibiydi. Sofular. Elden ele yüz çabayla kaçırırlardı birbirinden. Sûr: İsrafil Meleğin kıyamette üfliyeceği boru. Sanırdın ki gelin ruhtur ajmen. Sazlar Sûr gibi. İnci kemerU. Pervazları abanostan olan bir taht. (3) . Üzerinde jüzdüğü deniz ise insan denizi. Sevgiden bir deniz coştuğu zaman. Yaratıldı bütün âşıklarm yeri. yoksullar ve paşalar. Kalmadı bir ferd. Çaresiz gönülden taşar. Yüzlerce Berhiya oğlu Asaf (1) rüzgâr gibi. (2) Davul. Üzerinde oturmuştu Belkis.MEMO ZÎN 189 Aniden Cûdî dağmda açUdı. dümbelek. Sandal ağacmdan olan bütün tahtlardan.

sevinç ve eğlenceleri. bağnşmalar ve törenler. Bu şenlikler. Kalkıp onlar da seyretmeye durdular. Fakat onlarm bütün tabaklan. Bu tantanalar. Yukarıdan o nigârm tahtı üzerine. Bir an geldi ki Tacdin'in önüne vardUar. o meleğin oturduğu o felek gemisi. İçinde. . cevher ve gümüşten. Tacdin'in kendisi de olmuştu bir padişah. Madenden çıkan yakutları ve zümrütleri. inciden. EU sıkı olanların umduklanndan jüz kat fazlaydı. Memo da yanmda bir ay gibiydi. Cömertlerin iyiUğinden fazlaydı. sadalar ve uğultular. O sıralarda dalgalar tarafmdan boyuna kaçırUırdı. O ses felek saraymm üstüne çıkardı. Hepsinden ses çıktığı zaman birden. Doluydu altmdan. Hasislerin baş eğmeleriıün dışmdaydı. Döktüler o tabaklardan serperek. Pintilerin baş eğmelerinden çoktu. Hepsinin iki ellerinde vardı tabaklar.MEMO ZlN 191 Bahşiş sesleri. Gök tabaklan gibiydi bunlar. Zaman göstermez bir daha gözlere. Hazine yağmacUan birbirlerine girdiler. Dinleyicileri sazlardan zenginleştirdiler. Yoksulların hepsi bey ve paşa oldular. Oturmuşlardı yüksek konakta. İleri gelenlerden bir topluluk vardı çevresinde.

(1) Paralan kastediyor. Köşkler. halaya ve sıçramaya kalktUar. cennet çocukları ve melekler. bıyıksızlar. Genç kızlar. komikler ve Çeng çalgıcıları. Hepsi bir birine denk ve emsal. Botan'm bütün sevdalıları ve sarhoşları. Mehtap jüzlüler. Bir birleriyle el sıkışır ve kucaklaşırlardı. oğlanlar ve tüysüzler. Kısacası: Kafaları mest eden murattan (1). gamlı ve ferahlı. Artık seçUmezIerdi birbirlerinden. periler. Şeker ağızlılar ve şeker sözlüler. Elma çeneüler ve nar memelUer. Berîte. sema. F. Tüysüzler. Bu ondört yaşındaki karakaşhlar. Kadmperestler ve hovardalar iflâs ettiler. şeker dudaklUar ve şeker güIüşliUer. deUkanlUar. üzüntülü. Türkücüler. Hepsi oyuna. zengin ve paralı. Şirinler.MEMO ZÎN 193 Yoksullar. : 13 . dilenciler öyle nimet sahibi oldular ki. Gül gömlekliler ve ipek kuşaklılar. Kimisi mest olmuş kimi de sevdalı. Huriler. SevinçU. bekârlar. evler ve her yer mest öldü. yılan örgüliüer. Şakakları zümrüt gibi olan oğlanlar. Altm kemerliler ve eğik taçhlar. Gümüş bedenliler ve Yasemin şakaklUar. dilenci. saz ve halay. siyah şakaklUar. Bu kıl belliler. Yoksul. Sanırdm ki hepsi şecereü beylerdir.

kimi de topallıyarak. Kimi zincirleme. Sıtî'nin mecüsi ve Tacdin'in çevresini. Tam yedi gün ve yedi gece.MEMO ZÎN 195 Kimi güzel sesli. kimi yuvarlanarak. Yani hepsi kambur suiJı feleğin zıddma Çevik kızlar ve taze delikanlUar. Kimi koşardı. kimi güzel benizli. Kimi daire bağlamış. Bu şekilde süslediler ve şenlendirdiler. Aja yUdızlan ve Süreyya jaldızı gibi. . Bunlarm hepsi bu kocakarı feleğin inadma. kimi de gezerek. Parlak kümeleri yUdız kümeleri gibi ışıklı.

Ateş ve rüzgârın özel birleşmesi.şıkların teninden duman kaldırdı. Muradın y.XXÎV RÎUM TACDİN'İ SITİ'NİN YANINA ÇAĞIRIYOR Pak etekU gelin olan âlem. Elbette berbat eder adamı. Canı ve gönlü bahşiş verecekler. Karanlığı aydmlıkla kaldırınca. Sanırdm ki ateş yetişti yağa. İkisi de o yangmdan ve kavuşma hasretinden yanmıştı. Bu aşk ve sevgi gönül arkadaşı olunca. Yedinci günün seher vaktinde.aklaşma ateşinin verdiği sıcaklık. Â. Ayrılık sabrı yakmıştı. Düğünü sevgiyle gülrengine çevirince. Karanlık gibi gamlan da yok etti. .

Sağdıç ve Tacdin'in yakınları. Hasekiler ve hizjnetçiler kalktılar. Kadeh. zevk ve sohbet âletlerini. Duvarlar. . Mum. Ferahlatıcı ve sarhoş edicilerin karışımını. Koydular başlarmm üstüne. dadı. aşk ateşinin jükselmesinden. Buhurların ve güzel kokularm topluluğunu. işaret ve kejif vasıtalarını.MEMO ZÎN 199 Aşk deryası dolup taştı. Kavuşma zamanı gereğince. kâse. Ayak öpmekle ayaklarını bağla. Az daha şevkle ölürlerdi. Birkaç da yakm ve akraba Tamamen yaldızlı olan bir mum. Süslendi bunlarla gelin odası. konuşmaksızm. Kalk geUrün odasma git. Sevilen ve seven. Güzellikle aydınlanan bir güneş gibi. hal diUyle Durumu şöylece açıkladı Tacdin'e: «Ey bitab ve kararsız âşık! Eğer benim gibi sıtmalı ve ateşUysen. Geleneklerin icabı ve gereğince. ayağ ve şarap kaplarmı. Safa. Rahatiığı. nine. O kadar hazırladılar ki. Ölü bile dirildi onlarla. Misk. Kısacası mehtaptan mehtaba kadar (1). Gülsuyrmu ve düğünlere mahsus güzel kokulan. Süslejici kadm. kapılar. tahtlar ve bütün oda. (1) Yani herşeyi. oynayarak Getirdiler has odanın içine. sabrı ve oturmayı yok etti. zübad. ûd ve buhurluğu. Eğlence. .

Eü elinde. Gamların ve sevinçlerin dostu olan zavallı Memo. Kalktı yerinden hemen çabucak. makamı. Anladı düşünce ve idrakla. (1) Taş: Kâbenin duvarındaki taş. İbrahim yeri. Tacdin bu tarzla gitti saraya. Eğer aslansan hemen kerem eyle halvete» Tacdin mumun şeklinden. AUahm emriyle sana yakm olmuştur. Kapıda nöbetçi oldu. O güzelin aşkmın anlamım. taşı. AUah sana mukadder kıldı. gönlü gönlündeydi. Senin sevgin onun tenine ve canına ateştir. ismail yeri. Kâbeyi. kalk pervane gibi. Âşıksan eğer. başladı duaya. Eğer su isen jürü selvinin önüne. dua ve umreji (2). Memo bekledi kapıda. kUıç beUndeydi. Mumlar gibi bunca yandığm yeter.MEMO ZlN 201 Senin mumun da senin gibi bekUyor. Ey amacı tavaf olan hacı! Ey tavaf yolunun yolcusu! Sana amaç olan kıble ve Kabe. Benim gibi gözyaşları döktüğün yeter. îşte hepsi sana nasib oldu. Canmı ver dökülen paralar ve bahşiş gibi. Onunla arkadaş oldu silâhlı olarak. Makam: Kâbenin karşısın¬ daki Hz. Çünkü korkuluydu o karşUaşma. . hücreji. Âşıklardan ayrUmıyor düşmanlıklar. (2) Sa'y ve umre: Hacda iki vazife. (1) Sa'ja tavafı. Hücre: Kâbenin yanındaki Hz.

gerekse se'vilenlerin. .MEMO ZÎN 203 Gerek sevenler. Elbette vardır düşman ve rakipleri Düşmanların kimi dev. Bir kısmı da münafık iiısanlardır. kimi de peridir.

(1) Beytül'aksa: Kudüs'teki cami. Elini sürahiye uzattı. Yare kavuöm. Dünkü hicran derdinin şarabından sarhoş olan âşık. Perdelerin ve örtülerin arkasmdaki o mum. . Önce helâl âdet gereğince. Kokladı bol sulanmış gülleri ve sünbiUleri. mahmurluğu giderince.ak şarabına hasret çeken âşık. Kalktı ve eda ile salmarak ona doğru gitti. İçti şeker dudaklı sürahiden. eskiden kıbleydi. Dudak dudağa içtiler bir kadeh şarap O berrak şarap. Eteklerini nazla yerlerde sürüdü. Felek kandili onun sayesinde parlıyordu.XXV GELİN İLE GÜVEYİ BİRBİRİNE KAVUŞUYOR Damad edebk kapıdan içeri girince. Aydınlık yönünden Beytül'aksa idi yanağı (1). Zülüflerini jniziine serpiştirmişti. Ellerini perdeden çıkarmıştı.

kâh ısırırlardı. Istırabın son haddine çekti onları. Öpme sırası vermezlerdi birbirlerine.. Şarabın neş'esinin verdiği kejif. mücevherler. Kâh reyhan ve menekşe. Sevgi deryası o kadar coşturdu ki onları. O şarabı çok içince sarhoş düştüler. Zifafı arzuladı ve ona meyletti. alınlar ve dişler. Kâh birlikte saUandUar. Birbirine karışırdı.. Evlenip gönüllerini birbirlerine bağlajonca. Elleri birbirlerinin boynunda. Hepsi değişip la'I ve mercan oldular.. Parlak çeneli ve şeffaf tenli gelin. O kapar öperlerdi ki birbirlerini. Birbirlerinin yanaklarından kırmızı gül derdiler. Kendileri için gül şerbeti karışımını . ve kucaklaşırlardı. Ve şuursuz olarak ayaktan düştüler. Artık oturmaya da güçleri yetmiyordu. Sonunda içmeye kanmajonca. Bazan birbirlerine sarUdUar. kâh titredüer. bazan da ajrUdUar.. Kâh öpüşürlerdi. Yuvarlandılar birUkte secde için. O kadar seviştiler ki birbirleriyle. kâh kırmızı gül. Birbirlerinin dudaklarından şeker kaçu-dUar. 303 Kâh nergis ve lâle. Üç gün ve üç gece ard arda gönülden. Yeniden secdeden kalktıkları zaman. kâh sünbül. yaptılar. dudak dudağa ve kucak kucağa oldular. O susuz dudaklılar içtiler o şarabı. Elmaslar. Sarhoş ve elele olarak sarUdUar birbirlerine Oldu bir itişme ve birUkte yere düştüler. Berrak şarabın şerbetini içenler.MEMO ZÎN .

kâh ikiydiler. gerek gündüz. Kâh tekti onlar. O iki serkeş sarhoş. iki arkadaş. gerekse gece. Hatırlarına gelmezdi su ya da ekmek. ne yemek ne de uyumak. F : 14 . O hafta tamamen oldu gerdek. Onlara yoktu asla. Leğen ve ibrikten akıtUanı Yükselttiler iterek ve saplayarak. Nihayet mutluluk derde geUp geldi. Karışım. Ok geri döndü izi kaldı orada. süt ve şeker gibi oldu. Hedef oktan isabet almca. hedefe yöneldi. Durumdan haberdar olmadı bir tek ferd bile. Gerek gündüzleri. Sanırdm ki iki kimyager. Her zaman. gamlar gidip gizlendi. İnci tanesini mercana çevirdiler. Kavuşmanın derdinden. Hayat suyu ve kevser gibi kanştı. Birbirine karşı boşaltırlardı ok torbalarım. Hedef ise sedef berrakhğmdaydı. O ruh ve cesed birbiriyle yapışık. İki vücud birbirinde kayboldu. O iki melek öylece sevdiler birbirlerini. kâh yapışık ve çifttiler. gerek karanlık gecelerde.MEMO ZÎN 209 Kâh birdi onlar. Soyunu canı gönülden verdi ona. Fil dişinden olan ok. Sevgiden önleri birbirine dönüktü. Sanki mücevherleri ipUğe takmaya uğraşmaktadır.

hem de çıradır. Onun başı da hep taşm üstündeydi. Geceleri ve gündüzleri öyle nöbetçiydi. Yakmlarıne yapacaksm vefasız olduktan sonra? Kurban et de hiç deme kimlerdir. Böyle olmazsa eğer. Rıdvan cennetin içinden çıktı (1). hiç olmasm. Hâlâ onun meskeni avlu idi. Yüz hain ve münafık akrabayı.MEMO ZÎN 211 Nihayet sekizinci günün seher vaktinde. Sanırdm ki Memo'nun üzerine bir güneş doğdu. . Kurban et de hiç deme yazık. Hem gözdür senin için. Seninle birUk olan bir dosta. kardeşim! Senin dostun senin için' kardeştir. Memo hâlâ öylece kapının önündeydi. ister beceriksiz. böyle olsım. Derhal öyle sevinç duydu ki. Tacdin gerdekten çıktığı zaman. burada maksat Tac- din'dir. İster becerikU olsunlar. (1) Rıdvan cennetteki meleklerin başıdır. Bir dostun olursa eğer. Başı gök kubbelerine jükseldi sanki.

Varlıkları birbirleriyle belli etti. sevinç ve gamlar. Bu cennet. Bu topraklar. Bu gece. Varlıkları sıfat ve fiillerine göre. Bu ajTTiliklar.XXVI BEKİR TACDİN VE MEMO'YU BEYE GAMMAZLIYOR Allah yokluktan var edince. dilenciler. küfür ve iman. Bu toprak. Bu ağır yürüjüşiü ve yuvarlanan yerlerle gökler. gölge ve güneş. Kısacası: İnsan cinsine varmcaya dek. . hava. Bu evreni. şenük ve matemler. Bu soğuk. karanlık. Bu ölüm. Çeşitli hallerle yarattı. cehennem. Bu beyler. duran ve yürüyenler ve de melekler. zengin ve yoksuUar. Bu aydınlık. su ve ateş. diriliş. sıcak. bahçe ve ateş. Zıtları zıtlarla açıklığa kavuşturdu. kavuşmalar. gündüz. yerleri yeni yaratmca. Âlemdeki bütün varlıkları. yaş ve kurular.

Kimi uysaldır kimi de yaman Bu doğru olan. doğru söyliyen iyilikseverler. kavga körklejici ve ikijüzlüydü. neden karşıdır birbirlerine? Çünkü olmazsa eğer karşıtlık. Her zaman Bejin kapısında kapıcıydı. Kısacası: Yaradılışın gereği olarak. izzet sahibi olan o jüce Bey. hem de tanışmak. kurnaz ve kavukçuydu. Botan onun sözünün mahcubuydu. eğriler ve siyah jüzlüler. Ayırdetmek imkansızlaşır. Çirkef işli.MEMO ZÎN 21-5 Kİ kimi nur gibidir. kimi ateş gibi. ikiyüzlü bir iblisti o. Bu cehenneme ve azaba müstahak olanlar. Bu yalancılar. O münafıkm adı Bekir'di. Kaleci. (1) (2) Yani piçti. Belûkîya îsrailoğuUarındandı. Kâbus dev gibi çirkin jüzlüydü. . Görmüyor musun ki hepsi zıttır birbirlerine? Hikmet nedir. Sırf şirret ve fitneci bir insandı. Zamanm fitnecisi bir it oğlu itti. Bu cennet ve sevaba lâyık olanlar. Şeytan onun uğursuzluğunun çömeziydi. Aldatıcı. söz götürücü ve şaşırtıcıydı o. Kendine bir kapıcı tutmuştu. O bühtandan doğan biriydi (1) Aslen dediklerine göre Mergever'dendi. Kemal. Fakat soyca Botan'h değildi. Belki Belukîya'dan beterdi (2) lyiUğe karşı.

. Şarttır bizim için bir kapıcı. kâhyalar. bazan da zulüm. Hiç ihtiyacı olmayan tahtm sultam da. (2) AUahı kastediyor. Bu senin kapma lâjak değildir. Boğazı haram darıyla doludur. kincidir o. Gerçi Bekir zina çocuğudur. Bu köpeğin dışı içindedir.MEMO ZÎN 217 Tacdin derdi ki Beye açıkça: «Bejim! Kov bu kapıcıja. taneler değirmen deposundan düşerken onun içinden geçip değirmen ta¬ şının deliğine girerler. (1) O darıyı bir çiftçi ekiyor. Bazan adalettir işimiz. Değirmenimiz gerçi kamunun vakfıdır. Zalim olan bu avene zümresi Subaşılar. oluk biçimindedir. ileri ve gerijiz. Çok dönüşlü ve dolambaçlıyız. işlerin jürütiUmesi için. (1) Boğaz -«Gewri'-'-nin karşılığı olarak yazılmıştır ki. Ama değirmenimiz onunla dönüp yelleniyor. Hükümet işlerini o kadar yönetiyoruz ki. Gerçi köpeklerle kapıcılar kardeştirler. Biz zaUmlerin değirmenini döndöıüyorlar. fakirlerin kapısmda da var? Onlarm da nöbetçileri hep köpeklerdir. O çiftçi bizim için kaldıracak da onu. Görmüyor musun. kapıcUar. Onlar da kapıcı kısmmdandır. (2) Görmüyor musun. Zorunludur bizim için bir değirmenci. Bu âdet yalnız beylere özgü değildir. Zulüm tahılını öğütüyorlar. Ama köpeklerin çoğu se'vimU ve vefalıdırlar» Bey ise şöyle derdi Tacdin'e: «Bekir'in yaptıklarını sanki bilmiyor mujruz? Biz beyler kısmı değirmene benzeriz.

Yine de böylesine ucuz ve Böylesine çarçabuk vermezdin onlara» Bey dedi ki: «Hiç değişir mijim. Kayser isteseydi onu oğlu için. Maksadı sadece yalan ve aldatmaydı Gizlice ve tenha yerde şöyle dedi Beye: «Beyim! Sen Sıti'ji çok telef verdin. O. Arap atlarına değişmezler O kinci. Hakan önünde el bağlasaydı. Tacdin ve Memo iki yüz düşman.MEMO ZÎN 219 Ne kadar yaratmışsa sultan. Fağfur onu sevmeji candan isterdi.an gibi. İnsanlardan gizli olarak şeji. Tacın güzelliği ve güzelliğin tacıydı. Bu düğün geleneksel törenlerle. On misli de yaratmıştır şeytan!» Hulasa: Bey köpeğinden vazgeçmezdi Her zarurinin karşısma bir sebep çıkarırdı. . Devlet ve mutlulukla yapıldıktan sonra. bilğiU ve güzeldir ki. Her zaman gönlünde vardı ona karşı kin. Akıllı. Bazı beyler var ki tazı köpekleri. ey bedbaht! Tacdin ve Memo'joı Kayser'in tahtma? Cenk ve savaş olduğu gün. Yani gönülden tezvirci olan Bekir. İçinden korkuyordu Tacdin'den. Tahta o kadar lâjak ve o kadar. habis ve hilekâr. tacm mücevheri ve mücevherin tacıydı. Kisra onu görmek için mer kiçindeydi. O.

Hakan kimdir? Ne yapayım ben Fağfur'u? Tacdin ve Memo'yu dünyanm dörtte birine değişmem». O meseleji bu sefer çevirdi tezvire. Sevinç ve şenlikte nasıUarsa.üşlerin şarapla değişmemeleri için.MEMO ZİN 221 Hepsini zırhları. Yeni görm. Lâyık olmayan nankörlere j/apılırsa. Sarhoşların mahmurluğu fenadır. Bu sevinç ve cefa karşılıklı olmalı. Mel'un baktı ki hiçbir etki yapmadı sözleri. Darlık ve cefada da öylesine. Onlarda değişiklik peydan olmamalı. O da kendi yönünden Memo'ya vermiş Zin'i». Özellikle hizmette kusur etmemeliler. Fakat boşa gider iyilik sahiplerinin himmeti. bileklikleri vg kalkanlarıyla Altılıkları ve kUıçlanyla getirdiler bize. Tecrübe şarabını içtikleri gün. Yeni türediler büyütmeye münasip değiller. Hizmetçilerin de bağlılığı onun karşılığında olmalı. beyzadedir. O doğruluk ve vefa eşit olmalı. Çok akıl ister ve çok tahammül. gençtir. Yeni görmüşleri görme ölçüsü şaraptır. Ehil olmayanlar mal ve hazinelere lâyık değiller. Bejim! Görmedin mi sen İskender'in oğlunu? Sen ona yakmlık gösterdin. Onlardan dönüş hiç görünmemeli. Dedi ki: «Himmet sahiplerinin mahiyyeti ijidir. Bey dedi ki: «Neden bana sormadı acaba? Yoksa benden kalmamış mı korkusu?» Bekir dedi ki: «Bilmiyor musun ki orası öyledir? Yiğittir o. Bal ve kebabı yedikleri an. Asla himmette fütur etmemeliler. . aştı haddini Sen Sıti'ji Tacdin'e verdiğin gün.

. Halit ceddime varmcaya kadar. yuları kaçırmış o. Aslında ise idare etmekten uzaktırlar. inanmayasm onlara sen! Baba. Onlara yaklaşırlarsa.' Halid'in soyundan geldiğini iddia etsin.. Görünüşte güzel yüzlü ve nurludurlar. Zin'i karı olarak asla vermiyeceğim. îşte Zin. Kahredince de dünyayı yakarlar. Başına ve canma doymuş olan kimse. Fazlasıyla asalete gözünü diksin». AUahâ sığınırız. Olsun bakalım istekli. Başından bezmiş olan varsa..MEMO ZÎN 223 Meydan bulmuş. Korkusuzca istesin onu erkekse» Beyler içleriyle ve dışlanyla Şüphesiz ateşe benzerler. . Zin'in de ötesine gidip isyan etsin. Merhamet edince güneşe benzerler. lü Zin'i Memo'yla şereflendirejim ben. Sakın ha.. Bey dedi ki: «Gönlümde vardı gerçekten. Korkarım ki kin ve kibirle. O ne yaparsa hep revadır. evlât ve kardeş bile olsa. Özellikle bedhah yakmlar. Pederin ve ataların ruhlarına andiçerim ki: Âdem soyundan olan erkek cinsine.

ne de dert ortağı vardı. Güzel vakitler için arkadaş olmayınca. Memo yalnızlık köşesinde yalnız kaldı. onları hicrandan kurtarmca. ÖzeUikle birbirinin sırdaşı olurlarsa. Yalnızlığın sermayesi ise deüliktir. Birbirleriyle geçinirler. Gamlar ve güzel vakitler için arkadaş gerek. Birbiriyle konuşanlar. Kavuşma. F. sükûnet bulurlardı. Sıti'nin sesi olurdu kendisine derman. Ne yân. Zin dertlerden feryad ettiği zaman. Zin'Ie Sıti. birbiriyle dinlenirler. ne arkadagı. : 15 . Âşıkların ünsiyeti sükûnettir.xxvn ZİN AŞK ATEŞİYLE YANIYOR Tacdin'le Sıti birbirlerine kavuşunca. Memo'yla Tacdin. Dertliler neyle tahammül ederler? SevinçUIer neyle tevessül ederler? Sevinçler ve dertler için arkadaş gerek. Dertler için ortak bulunmaymca.

Gerek gündüzleri. Ağlamanm üstünden başı kalkmazdı. . ne de uyuduğu vardı. Gözyaşları da oldu şerbet ve içecek. O se'vinçlidir orada. Kaldı Zin ile Memo sonuçsuz. Kırk gün Zin'in ne yemek yediği. nedimeleri. Her an derlerdi ki ona acıyarak: «Ey iffet bahçesinin selvisi! Ey su kanalmdaki yeşil sebze ve yaprakcık! Neden bu kadar gözyaşları döküyorsun ? Ablan gerçi senden ayrıldı. Gidip te o eşine kavuştu. Gündüzleri ağlar. O kadar zajofladı ki o mehtap. gerekse geceleri. Gidip ikisi muratlarına kavuştular. Artık göünlünden çıkar bu gamları. Tacdin olurdu tabib yanmda. muratsız ve amaçsız. Siması görünürdü bir hayal gibi.MEMO ZÎN 22-7 Memo da gönülden inlediği anda. Yüzünün dolunayı oldu bir hilâl gibi. Mutsuz. Zülfün gibi havaya savur onları. Ayrılıktan hep buydu haü. Gece renginden olan saç halkalarmı kıvnm kıvrım yap. Gönlünün kanı oldu gıda ve jiyecek. Yemek ve oturma arkadaşları. gül renginden olan yanaklarmı. sen burada üzgün. Gül gibi aç. O tutmuş kendine yer ve edinmiş sabır. geceleri ah çekerdi. Bu ikisi o ikisinden ayrUdıIar. Bütün nazenin sırdaşları ve güvendikleri.

AUahm âyetleri olsun düzenU. GönüUeri kapan saç halkalarma izin ver. hepsini havaya savur SünbiUlerle "kırmızı güller aşina olsunlar Reyhanlar ve menekşeler tel tel olsunlar. Alnmda süslü taç gibi dursunlar. Zülüfleri tara. Zülüflerini ve benlerini birlikte süsle. Onunla binlerce destanı inlet. İnsanlar batıdan. tâ Şam'dan. ZiUüflerini örgülerindeü ajar. Gâvur ve müslüman topluluklan. . Kur'an metnini tas-dik etsinler. Sakın verme izin ve ruhsat. Güllerinin önünden kaldır perdeleri. Yine örgülerinle sarhoş et halkı. Sevdah kU Mekke'de Büâlleri. Zülüfleri hilâllerin üzerine serpiştir. GüzelUk Kur'anmı şiraze eyle.MEMO ZÎN 229 Zülüflerini aç zincir olsunlar. Hacılar gibi giysinler ihranUarı. Bu hunhar gamzeler ve bakışlara. Örgülerini çöz de kâbe olsun sijrah örtiUü. Hükmetsinler şahlara ve hünkârlara. güneyden. . Gör bülbüllerin sabırsızlığmı. Yoktur çünkü onlarda kimseye acıma ve merhamet. Ağzınm goncasmı gülümset. Bu yaman hançerler ve de oklara. Yanağının resmi olsun altm yaldızlı.

» Onlar bu kadar öğüt verirlerdi. gerdana saldırt küpeleri Sersem eyle deUleri ve kudurmuşları. Cilveler ve nazlarla şarap içir hocalara. Perde altmdaki bir sırdır o. İlâhi teceîUden boş olarak. Hajrvanlar gibi başıboş olmasm. Şaşıp kaldUar ki o mehtap. Mutlak dalâleti inkâr eylesin. hep Sıti için. Zülüflere ve benlere izin ver. Yolunu bulamamış amaçsız mürşit. gıda almazdı. Ki birkaç söz söylesin. öğüt ise ona üfürmektir. Fakat Zin bunlarla teselU olmazdı. Bu kadar neden çekiyor ah. Âşıklara da gönder bir haber. Hiçbir şekilde fayda ve etki yapmaz. Aşk ateştir. . Onlar ne kadar serzeniş ederlerse. Öğütçüler baktUar ki vaazlar ve sözler. Onun da onlardan bıkkmlığı o kadar artardı. GüzelUk tasavvuruna inanarak. Ağlayıp sızlıyor. Bilâkis öğütleri ve nasihatlerle. Doğruluğun şeklini itiraf etsin. Onlar hep öyle sanırlardı ki Zin. Bakî olsun bu görüşle. Çaresiz sükût ettiler ve kalktUar. BaktUar ki sözleri hep heba oldu. Büsbütün düşerdi belâlara ve zincirlere. Gözyaşları vermezdi gözlere fırsat. Domuz gütmeye gönder şeyhleri. Ya da bir yere bakabilsin. «Ah»lar ağzına vermezdi mühlet. Fani etsin o vücudu.MEMO ZÎN 231 Sarhoş et. serzeniştir onu açığa vuran.

xxvın ZİN GAMLARA SESLENİYOR Zin yalnız gamlarla çift kaldı. Mutlak izin vermişiz biz sizlere. Yolcular sizlerle tanrıya kavuşur. Virane gönül öylesine boş kalmış ki. Sizlerden başka yok etrafında kimsecikler. . Onu nasıl edinirseniz kendinize yuva. Dari dünyada devlet sizlerledir. Ahret köşkünün yüksekliği sizlerdendir. o da gamlara seslendi: «Ey çaresizlerin soluk arkadaşları! Cefakeşlerin feryadma koşanlar! Dertlilerin gönlüne dert ortağı olan gamlar! Zavalhlarm sırlarının perde arkadaşları! Gönlü yaralı olanlarm sırdaşları! Üzgün hatırların yatak arkadaşları! Yiyeceksizlerin sofrasında kadeh arkadaşları! Acı muratlıların şarap arkadaşları! Âşıklar sizlerle güzelliğe kavuşur. Gamlar üşüştüler basma.

nasU elde ediUrler? Kısacası: Sizlerle hoş olur benim gönlüm. Her iki âlem. gönülden ne elde ediür?» BİZ gamlan . «Bu acıklıdır. gerek sonraki.ra günlerin candan dosüandır. Ka. çünkü vefalıdır onlar.MEMO ZÎN 23S severiz. Gam yemeksizin. SevinçU günlerin sevinçU yarlarıdır. şu cefalıdır» demezler onlar. gerek şimdiki. Gam hazinesi olmazsa.

Benim bahtım gerçi çok kara geldi. TaUhin ijice yükseldi senin. . NasU istediysen öyle verdi sana Allah. Yüzlerce şükür ki bahtm elverdi senin. Fakat bu taksim bizi çok se-vindirdi. EzeUn takdiri herhalde böyle oldu. kemiğim. Gamlarm taksimi benim için oldu. kanatlarım ve de başım Kanatlarım. cildim ve kanım! Bacım. görmenin ve gözün nuru! Sevinç ve cefa arkadaşım! Etim.XXIX ZlN SITİ'YE SİTEM EDİYOR Bazı bazı da Sıti'ji muhatap alırdı. rahim ve jruva arkadaşım! Ey hujTi huyuma uygun olan bacım! Bahtı bahtıma zıt olan bacım! Yüzlerce şükür ki bahtın yaver oldu senin. Şöylece o meleğe serzenişler ederdi: «Ey Zin'in gönlünün ruhu ve canı! Görüşün.

Tacdin senin.239 Sevinçler senin. Gamlar Memo'nun jüzünde toplanmışlar. Memo da benim olsun.» . Bundandır ki gamlarımız gam üstünedir. gamlar benim olsun.MEMO ZÎN .

gibisin sen. Eğer sen de benim gibi söyleseydin. Fakat konuşmak yönünden benim gibi değilsin. içim ateştir. Canım o közle savaşa tutuşmuş. Senin başmm tepesinde bir ışık var. Sen doğusun. gönlümde köz var. baş arkadaşım ! Gerçi yanmak yönünden benim. Benim başımda alevler. Her zaman yanıyor canımızın daman. O fark doğudan batıya kadardır. F. Ondan serseri bir sevda yağıyor. : 16 . Benim de gönlüm fazla yanmazdı. Benimle senin derdin farklıdır. O ışık senin için dildir.XXX ZİN MUMA SESLENİYOR Bazan mumu ederdi kendine muhatap: «Ey sır ve oturma arkadaşım. Batı da beıUm. Benim basımdaki alev ise bana zararlı.. Senin ise bazı vakitlerden başka yanmaz. ateşin görünüştedir.

Gerçi geceleri uyanık kalırsm sen. Ben ise hep yanarım devamlı olarak. Akşam. Eakat sabahtan akşama kadar da uyursun sen. . Şiddetli rüzgâra hükmeder. sabah gündüz ve gece».MEMO ZÎN 243 Benim gönlümden başıma vuran alev.

O titrerae senin için zaaftir.XXXI ZIN PERVANEYE SESLENlYOR Bazan de yarali gönîiin elinden. Pervaneyi ederdi kendine arkadaş: «Ey ayrilik yuvasmm kuşu! fîy yanraa bahçesinin biilbiilii! Ey gerçek a§iklarin delili! Ey yalanci iddialarm çiiriitiiciisii Erkekçe canmi ucuz verirsin. siikiinetsiz ve bitabsm. Bundandir ki kendini çabucak yorarsm. Gam ateşinden etmezdi perva. Sabirsizsm. ! Çigken yok olraayi arzu edersin. Yazik ki öliimîe titrek olursun. . Durmazsin bir an a§km öniinde. bezerdi candan. Çaresiz kalir. Bu aceîecilik senin için çok kusurdur.

. Gönlünün ve ruhunun nakşı hep Memo'nun hayaüydi. ÖzeUikle sakmırdı ve yüz çe'virirdi. Güneşin karşısmdaki aym mehtabı Zin. fakat hiç bir zaman Yok olurlar mı ışıkla ve ateşle? Bakî kalırlar kertenkele gibi. Yerlerden ve göklerden bir tek zerre. Baştan ayaklara kadar gamlara dalmıştı. O nur cisimli. Kalmazdı ki kendisine seslenmesin. İnsanlardan ve cinlerden çekinirdi o. Yalnız bu garaz sahibi insanlardan. Pişkinler ona derler ki «Hamdır». Pişkinler de yanarlar. Sırrmı dilsiz yaratıklara söylerdi o. melek ruhlu Zin. Onlarm cismi aydm bir ruh olur».MEMO ZÎN 217 Çiğ kalmak büjiik bir ajaptır.

Ne de güller bahçesini sejrretmekte nasibi vardı. Emsalsiz bir deliye döndü sersem oldu. Zin'e kavuşması hasıl olmadığı için. Hayat sujmnun baş pmarı. Tamamen deUye döndü. Öbürü de sonsuz bir ölüme gider. Yalnızlık onun kalbinin dostu oldu. Yani onu görmek arzusundan. Biri ebedî hayat kazanırsa. Aniden göklerden dökülüverirse. Öbür bağrı yanık hep öyle kalırsa.xxxn MEMO'NUN PERİŞANLIĞI Memo da sevgilinin jüzünün hayalinden. Bu yaradan rahatı da yoktu. . Ve susayanlardan biri gönlünün muradma erer de. Memo da bu şekilde dertlere düştü. İşte Tacdin muradma erince. Bir yudum su için bitab düşerlerse. Dehşet onun şuuruna galip geldi. Çünkü dudakları kurumuş iki kişi aniden. Ne dağlamalarm derdini jüklenmeye kabiliyeti vardı. sevdalı oldu.

Karar kılmak. İnsanlarla asla hemdert olamazdı. Hiçbir kimseyle geçinemezdi o. Beyin huzuruna da gittiği zamanlarda. Hiçbir yerde yoktu omm için karar. Geçinemezdi. Tacdin'in yanma gittiği zaman. O zavallı yaralı gönlüyle. ülfet edinmek yoktu onun için. Her an dertlerden ah-vah edince.MEMO ZÎN 251 Gamlarm elinden aslâ dinlenemezdi. Sanırdm ki iki bacağı zincirdedir. Ateş yayardı odalarda. . sohbet etmeye gücü yetmezdi.

Her an senin de hatırına ne gelir? Ki böyle Cizrenin yanıbaşmda coşuyorsun? Eğer bu şehirse senin sevgilin. GaUba senin gönlünde de bir yar var. Hâlâ Allahtan korkmuyorsun da.xxxın MEMO DİCLE'YE SESLENİYOR Çaresiz kalıp insanlardan uzağa giderdi. Derin nehirle hemdert olurdu: «Ey benim gözyaşlanm gibi dökülen nehir! Ey âşıklar gibi sabırsız ve sükûnetsiz nehir! Sabırsız. kararsız ve sükûnetsizsin. Her gün binlerce şükretmiyorsun da. . Yoksa benim gibi sen de deli misin? Senin için hiç bir karar kılmak yok. Kolların çapraz şekilde onlarm gerdanma dolanmıştır. İşte elde etmişsin sen arzunu. Her zaman koynundadır bu konaklar.

Artık ne murad istiyorsun? Beyhude yere niye feryad ediyorsun? Avare avare Bağdat diyarına gidiyorsun? Ben ağlarsam ve inlersem eğer.MEMO ZÎN 255 Bunca feryad ve figan ediyorsun. Benim için en makul yol. zenbereği bıraktım. macerası nedir? Divane oldum ben. Dervaze. Ben ölürsem ve sızlarsam eğer. Her ne yaparsam ben revadır. ben. Ben kaldım tek başıma bu yerlerde ve ovalarda. . (1) Bu iki mısra'daki kelimeler hep yer adlandır. Berüm gönlümün içinden de geç bir kez Gözlerimin baş pmarma bak bir kez. periyi elden kaçırdım. Dicle'jim. Nergizî ve Saklan. (1) Sen bu güzergâhlarda dolaşıyorsun. Ömeri ve Meydan. Gönlümün derdi neden dermansızdır Yaş gözlerimin. yok olmaktır. Vastani.

Fakat tevazu ile ve tazim ile. Rica ediyorum: Hiç durmadan. Bir an son sidreye git (2). (1) (2) F. Yüz mertebe hürmetle. Bir defa mutluluk eşiğine git (1). ayaklarını yormadan. edeple. Hakkmda methiyeler söyle. Lâyıkıyla kendisine saygı göster. Son sidre Peygamberin miraca giderken Allahla konuştu¬ ğu yerdir. Önce eşiği öperek ziyaret et. Tekellüfsüz. : 17 . Sonra gönlümü kapan yarm huzuruna git.XXXIV MEMO RÜZGÂRA SESLENİYOR Bazan Saba yeline seslenirdi Gönlündeki dertlerin şerhirü rüzgâra söylerdi: «Ey ruh gibi lâtif cisim! Beden kapısı senin önünde açıktır. Maksat Zin'in odasıdır. El bağlayıp dur ve selâm ver. Mutluluk eşiğinden maksat Zin'in köşkünün eşiğidir. Aheste aheste kendisine dua et.

Heves ve sevgi sahibiydi o. Fakat bir gönlümüz vardı. Bu. Bizden ona de ki: «Ey padişahım!». Benden ona söyle: «Kıblegâhım! (1) Sen ilâhi nurun doğuş ufku olduğun için. Biz dilenci olmuşuz.MEMO ZÎN 259 Sonra ona doğru çabucak git. sen de padişahsın. Bazı bazı gönlüme görünesin. padişahların eski geleneğidir. onu biUyorum. Cemalinin önündeki perdeyi titretmeden. Bir arzuhal gij)i tenha olarak ver eline. periler benden kaçırdı. Bir süredir o benden ayrıdır. Vallahi ben günahımı bUmiyorum. Onlarm günahkârlara bakışları umumîdir. Bizim için hakkaniyetle vasıflanasın. Gözlerinin önüne. . Sen duru Kevser'in kajmağı olduğun için. Benimle birlikte olduğu zaman. Yar mektubu okuduğu zaman. Sakm ha! Perdeyi yellendirmeyesin. Zaten insanlar eksik ve unutkan yaratılmışlar Gerçi yüz defadan da çok günahkârdır. Fakat dayanağı. Belki hata ve günah işîenUştir. O gönlü. O nazik yaradılışma ağırlık vermeden. senin zülfünün gölgesidir. Sen ilâhi görünüşün ufku olduğun için. Bizim hakkımızda âdil ve insaflı olasın. Mürekkebi gönül kanı olan bu mektubu. Bir siyah göz bebeği olan şu sayf aj?ı. (1) Ozan bu mısraı Türkçe olarak yazmıştır. dostluk gözüyle.

sakm ımutma. Onun dergâhmm toprağmdan. (1) Beraberinde getir. Tutiya gibi olan o tozu. Ey saba yeli ! AUah aşkına. Yok affetsen onu. çünkü kimyadır o» (1) Tutîya: Gözleri aydınlatmak için kullanılan bir ilâçtır.» Böylece söyle ey keskin Saba! Zemini o anda öp ve kalk. büjiik bir iyiUktir. . Bize beraberinde getir. Yarin huzurundan döndüğün zaman.MEMO ZÎN 261 Eğer ona kahretsen bu cezadır.

. candan düşmanmışsm. ahdin ve andm? Haili yeminin. Ey Tûtî gibi nazla büjütülen kalp! Ey nazenin. asalak çocuk! Sevinçli günlerin dostujmıuşsun meğer Dar günlerde kalpmışsm. Eyvah ki cefa çekmeye kabiliyetli değilmişsin. Derdin ki: Seninle beraberim ben. hain! Hani sözün. utandmcı. kararm.XXXV MEMO GÖNLÜNE SİTEM EDİYOR Bazan zavallı gönlüyle savaşırdı. Derdin ki: Gönlüm seninle beraberdir. «Ey gaddar. Derdin ki: Tahammül sahibiyim ben. Çok dönek. kötü ve eğriymişsin. sözlerin ve bahtm? Derdin ki: Sana sadakatle bağlıyım ben. Yazık ki fazlasıyla vefasızmışsm. insafsız. Sahte kalpmişsin meğer.

Ama dost benim yammdadır. kalbur gibi deUk deşik. İnsafa sığar mı. Canı terketmen. isyancUık olur. Canan canında saklıdır senin Çünkü sen zatm örneğisin. Ve «Kim tanırsa» sırrmı öğrenesin. Karanlıktır. orada post vardır.MEMO ZlN 265 Ey gönül! Bu vücudun içini böyle Yalnız basma bırakman insaf hakkı mıdır? Şu can bülbülü ten hapishanesinde. geride kalmıyasm. yazıklar olsun. Ki can senden teberri etmesin. Yerdeki ışık göklerdendir. Sana ne oldu. . Gidişin. (1) Gerçi sen dost kapısmm önüne gitmişsin. Metin ol ki. hepsi şöyledir: "Kim nefsini tanırsa Tanrısını da tarar». canm feyzindendir. Terketme ki muradma erişesin. İsyancı olma ki dahil olasm. cana veda etmen. gönülden sünni ol. Ey gönül! Canm çırası olmadan gitme. yolu bilmezsin. sen benim bir parçamsm. Sakm aşkın peşinde gitme. Sıfatlarm suretinin aynasısm. (1) 1-Kim tanırsa» sözü bir hadîsin başıdır. Terketme. Kalmış yalnız. sen de körsün. başkaldırmak olur. Ve vücut kapısını kitleyip kapaman? Sendeki sır. Eğer amacm canansa senin.

Lezzet verenlerden de kaçınmaktır. Senin amacm safa sürmektir. Güllerin önünde pervane gibi. Kalbinin ateşinden kajmar bir duman Yükseldi. Fakat gerçek aşkın tabibinden. Lokman'a sormuşum ben. Sakm zülüflere ve benlere inanmıyasm. Yüzlerce defa figan ve uğultu etse. Gerçi sen de İbrahim'sin ey cefakeş! Fakat sana gül bahçesi olur ateş. Gönülden yükseldi kara bir duman. Seni kanburlaştıran zülüf. Başındaki dimağı da kararttı. Malını Hindulara talan ettirmeyesin.MEMO ZÎN 267 Senin sevdiğin yarin bojm. Tatlı olanlar ajmen hastalıktır. Çaresiz gönlün gönlü ona yandı. Saç örgüsünün halkasma ayağmı bağlama. . ev sahibidir. Her an yanarlar dağlamalardan ve dertlerden. etin asUdığı çengeldir. O aynen senin için şifadır. buna inan. Senin gibi yüz bin tane bülbül. senin için darağacıdır. Ey gönül! Sen kendini sevgiye vermişsin. Senin feda olduğun sır. Senin arzuna uymayan ne varsa. Senin için uygun ilâcı öğrendim ben: Gönlü çekenlerden sakınmaktır. hep sevda yeriydi o. Lokmaların ve şerbetlerin özelliğim. Acı olan şeyler ise ilâçtır» Memo gönlüne o kadar söyledi ki. Kaş yayı ile sergeşte olma. Seni benden kaçıran cezbenin yanmda can vardır.

ta içinden. O gönülsüz hep orayı mekân edindi. Kısacası: Gönlündeki hastalıktan. Şakakları ve benleri de hep döküldü. O bulut Memo'nun içinden. Sanırdın ki yerden bir bulut kalktı. Memo'nun omüzundari öyle bir sel akıyordu ki. Ve jükselerek göklerde toplandı. Ajmasma pas oturunca. Fakat bedeninin zindanı ona kafes olmuştu. Şuurunun aynası da dumanlandı. Gerçi Zavallı Memo'nun gözyaşlarmdan. Sanırdın ki üç birden taştılar. (1) Erjeng ünlü Çin Ressamı Mani'nin tablosunun adıdır. Yağdırdığı kanlan dökerdi iki gözünden. Kolları ve kanatları hep birUkte serildiler. CiğerirUn seli öylesine şiddetli geldi ki. üzerine şiddetle geldi. Yüzü gerçi her zaman taze idi Lâle gibi. O bülbül orayı kendine yuva edindi. Nehrin kenarında kavaklar yeşerdi. Sahil de güllük ve gülistan oldu. Fırat ve Ceyhun. Şattül-Arap. Erjeng nakşını andıran jüzünde hiç berraklık kalmadı (1) Aşk o cefakeşi öylesine hastalandırdı ki. fakat sararmıştı. Çam ağacma benzeyen boyn.MEMO ZÎN 29 Hafızasının ajması bulanık oldu. Sanırdm Araş. Sevgi o zayıfı öylesine sersemletti ki. iki büklüm oldu. Ardıç gibi yamuldu. . O bülbül gerçi çok hevesUydi. Fakat sahra tamamen bostana döndü.

Konuşmasmda kalmadı hiçbir cevap ve de ses. İnsanlık akU. Kırk gün tamamen. Yaşama hareketinden. .MEMO ZÎN 271 Yanağında kalmadı hiçbir tazelik ve de renk. Bunlardan asla kalmadı hiçbir eser. şuuru ve hafızasından. ölü gibi düştü. gücünden ve duygusundan. Önce nehrin kenarmda hastalandı. Yaralı Memo'nun yanında bir tek parça.

Her bahçe. F. : 18 . Süslejici kadm gibi. (1) Bu hikâyeyi rivayet eden şahsı kastediyor. AUahm nurundan hep parlıyordu. ebedi büyük cennetin bir bahçesi. Kaderin sergicisi kudret sanatıyla. Her tepe Musa'nın Turu gibi. köhne cihanı. Yeri cennet misâli yapmıştı. Her dere. her tepe ve her ova. îlkbaharm feyzinden. her ağaç. Musa'nm asası gibi mucizeliydi. Bir gelin gibi süslemişti. TecelIirUn ışığmdan parUdıyordu. Kötü maceralı feleğin dönüşü. Her yeşil ot.XXXVI BEY AVA GİDİYOR Güzel haberlerin avmm avcısı. Her çeşme aynen Kevser sujm gibi olmuştu. (1) Macera ja bize şu şekilde açıkladı: Dedi ki: Güzel mevsimin güzel bir gününde. Cennetin birer köşesi gibi olmuştu. Her nehir bir ejderha gibiydi.

ovalarda. Bu kazlar. . Dedi ki: «Sabah oldu mu. çok ışıklı bir meşale gibiydi. Her seher kuşu ajmen birer Musa'ydı. O zincirde ve pırangada ölecektir» îlk fecre kadar azık ve elbise Hazırlamış olan o halk. Tavşanlar. Eğlenmenin ve mutluluğun fırsatı doğdu. Sürü sürü otluyorlardı tepelerde. insanlardan ve hajrvanlardan. ceylânlar. O şehirde bir kıyamet koptu. Kusursuz. kaplanları ve tazıları götürdüler. Feleğin. kurtlar ve ahular. Aslanları.MEMO ZÎN 275 Her gül Tur ateşi misâli. Botan halkı. gürz ve kılıçlarını. Avda hazır olmayan kimse olursa. Bir tek ferd kalmadı o şehirde. Ses çıkaran her ağaç her an. Yırtıcı av kuşlarından. Alsm silâhlarını. Sürü sürü uçuşuyorlardı cennet gibi bahçelerde Hulâsa: Zamanın iktizası gereğince. Canavarları ve kuşları avlamanın zamanıydı. kekUkler ve tîhular. Beyler şahinleri ve kartalları çözdüler. Fecir onlara nişan gösterince. turnalar. Musa'nın ağacı gibi «Ben AUahım» derdi. Hep birlikte bizimle gelsinler ava. emrine boyun eğdiği Bey. Gezmenin ve seyretmenin mevsimiydi. Her Tutî ve Kumru birer nedime gibiydi.

Tutukluları da Beyler beraberlerinde götürdüler. Onlar o kadar kaplan tuttular ki. kimse kalmadı evlerde. Çocuklar. O kahraman ve pehlivan gibi atlılar. Ellerindeki bastonları ve değnekleri. bir kısmını faka düşürürlerdi. Onlar o kadar ceylân avladılar ki. Çevik hareketliler. yabanî kuşları ve kaçan hayvanların Bir kısmmı ölü olarak tutarlardı. Ölüleri fakirler kendilerine götürdüler. gencecik delikanlUar. . Günahsızlara hiç şefkat etmediler. Yırtıcı kuşları kılıçlarla yırtarlardı. Uçan kuşları oklarla parçalarlardı Şehlevend misâli olan o sevimliler. O aslan gibi atlılar kolları ve kementleriyle Alacalı kaplanları kana boyadılar. Av yerlerinde oldu bir mahşer. Sanu-dın hiç canavar bırakmadUar. av haj^vanlan. ÇUttUar. Arap atlarma binen o kemendçiler. Ceylânların gerdanlarına atarlardı. insanlar ve hajrvanlar. yavrular.MEMO ZÎN 277 Faklar. değirmenciler ve bahçıvanlar. Hulâsa: Erkeklerin hepsi. Uçan kuşları. O kadar canavar öldürdüler ki. Artık beraberlerinde getiremiyorlardı. Hatta yerinden dahi kaldıramıyorlardı.

xxxvn BEYİN BAHÇESİ İZeydin Beyin öyle bir bahçesi vardı ki. Çam ağaçlarmm gönlü Memo gibiydi. (1) Sidre makamı Peygamberin miraçta Allahla konuştuğu yer. Her selvinin ucu Sidre makamına kadar jükselmişti. (1) Bir melek gibiydi her sülün. çeneler yanaklar ve memeler gibiydi. jüksek himmetliydi. Elmalar. ayak ve jüz yıkaması için. Dudaklar. Kevser sujamu sebil etmişti. Ardıçların boyu aşktan jüz parça olmuştu. Aşk hastalığmdan sararmışlardı. El. İrem bağı onun müjdesine verilirdi. Narenciyeler ve turunçlar Zin gibi. narlar ve kavun-karpuzlar. Rıdvan. Güzel gölgeleri vardı. Çmar ve şimşir ağaçları bir boydaydı. Onun her bir ağacı ve her bir kuşu. . Cennetin birer köşkü ve hurisi gibiydi. hurmalar.

. kitabın birer bölümü. Sanki Necim ilminin edebiyatçısı edeple. Bağın ortası derli bir kitaptı sanki. Bolca sulanmış her gül bir zincifre gibiydi.MEMO ZÎN 281 Reyhanlar ve menekşelerin hepsi yeni açmışlardı. Her parçası ve tarhı. Bağm üst tarafmı bir rosim gibi. Siyah ve beyaz hatlardan meydana gelmiş renkler. Sanırdm ki bunlar altm kadehlerdi dolmuş ve taşmıştı. Bütün yeşillikler ve çiçekler. Her biri sanki hükmü açıklardı Bu da kara bahtı ve mutluluğu açıklamaktı. Her taraf. siinbüllerden ve reyhanlardan. Nehirlerin ve durgun suların şirazeleriydi. Gümüş suyunu eriterek cedveUe çizmişti.

Yabanî hayranları ve kuşları sejredeUm. Ovalardaki ceylânlarm baştacı. . Gül bahçesinin sergeşte fidanı. Baktı ki şehir ve mahallelerin hepsi boş. O ülfet saraymm güzel hatunu. Meydanlar ve salonlar insansız ve perisizdir. Bağlar ve bahçeler boştur ve tenhadır. Boşalmıştır sokaklar ve çevre. Biliyordu ki zaman amansızdu-. seyrana gidelim.XXXVIII ZlN BAHÇEYE GİDİYOR Avlanma yerinde yalnız kalan o ceylan. Hunhar aşkm zinciriyle ayağı bağlanan. Dedi ki: «Kalk gönül! iji bir zamandır bu. Bakalun var mı onlardan bir dert ortağı? Çünkü bu insanlar dertsizdirler. Güzel bir fırsattır. Memo'yu yaralıyan o av.

KendiıU yalnız bulunca eUne bir taş aldı. Onun gayesi eğlenmek değildi. Bizi zincirden ve kayıttan kurtarır. Kırmızı gülün yüzünden perişanmış. Her ağaç vücudu üzerinde bir jük oldu. Gönlümün dermanı onun yanındadır. adı bülbülmüş. O perizade bahçeye geldi ki. Belki o kuş öğütler ve nasihatlerle. Henüz vücudumuzda hayat varken. O taşı zaman zaman mermer davula öylesine -vururdu M (1) Taşlarm gönlü parça parça olurdu. ne nedime.» Zin böyle dedi ve durmaksızm. (1) Mermer davuldan maksat göğsüdür. O benim ses arkadaşımdır. O taş zilin diU gibi oldu. ne de dadı. O aşk adamıdır. Bahçedeki her lâle omm göğsünde oldu bir dağlama. Nar çiçekleri gönlünde birer ateş oldu.MEMO ZÎN 28S Dujonuşuz ki bağlarda bir kuş varmış. Her zaman figan ve uğultu edermiş. Karanlık gecelerde de kanını içermiş. sadece yalnız kalmaktı. Hiç kimse ondan haberdar olmadı. Fakat cUızmış. Arzusu. . iyi bir dert ortağıdır. Her gonca bir çıra gibi onu yakmaya başladı. Gündüzleri figan eder. Gamların elinden doyasıya feryad etsin. Bahtı kargalar gibi karaymış. Ne hizmetçi. ağiarmış. Gönül! Gel gizlice gideUm. Tekellüfsüzce bahçeye geldi. zayıfmış ve mecalsizmiş.

. Sizler benim için iji deüllersiniz. Toprakları ve tarhları sıkardı. yapraklar sızlardı. göğsü yarahsmız. (1)' Gerçekten bir çam ağacma benzeyen bojomu. Toprak onun için «Ah» ederdi. Dertlerin elinden «Yahu» çektiği zaman. Sizler aşkta bana denksiniz. Bunun için mahzunsunuz.MEMO ZÎN 287 Sulara baktığı zaman. dertUsirüz. Kanlı gözyaşları her iki gözünden akardı. Bunun için hastalıksınız. Bahçenin alanı bülbülün aşkına döndü. Bütün bahçeye ne kadar baktıysa da. binlercedir. Kendi rengiyle güllerin rengini soldurdu. Derdini sarı güllere anlatmaya başladı: «Ey âşıklar gibi başka renkli olan güller. (1) Gül suyundan maksat kanlı gözyaşlarıdır. Sizler neden sararmışsınız. Kendi sesiyle bülbülü mahzun kıldı. Öylesine yerlere sürterdi ki. Ağaçlar onun için «vah» ederdi. Parlak güneş gibi ışıklı olan yanağmı. zayıf ve perişansmız? Yoksa sizler de benim gibi Memo'suz musunuz? Bunun için mi benim gibi çok gamlısınız? Bülbül kırmızı güllerle meşguldür. Gül suyuyla gülleri sulardı. Sizler de benim gibi yalnız kalmışsmız. Feleğin aynasmm yüzünü karartırdı. taşlar inlerdi. Bülbül onunla sas ortağı olamazdı. Ey benim gibi zavallı ve sarı renkli güller! Yapraklarınız yüzlerce değil. Kırmızı gül de onunla renk ortağı olamazdı.

Nar çiçep gibi kırmızı olan yanağım. îşte bırakmış benim için bir andelip Bir mahrum. perişanlıktan. Ben onu gönlümce bir görseydim. bir zavaUı. kırmızı gül gibi. : 19 . Onu kendisine almış bir bülbül. Vallahi bir daha «Ah» çekmezdim. Ben de nasipsizükten. Sizler gibi sararmış. zaferan rengine girmiş. O andeUbin hicranından sararmışım. bir nasipsiz.» P.MEMO ZÎN 280 Bir kızkardeşim vardı.

Zin hayaUnin sevdası onun basma vurdu. O sebep. olmaz. Zajntfhk tarafmdan çok perişan olmuştu. . deUrtilmişti. ister kötü. Tam bu. Belki de Allahtandır onlar. Gönlün sana der ki: «Kalk. Hastalık olgımlaşmadan buhran geçirdi. Sebepsiz olarak meydana gelmez. ister görmek olsun. kapmm açılacağı saattir». Aşk derdinden sarhoş ve hasta olan Memo. İşte o ağırbaşlı dağ ve sakin derUz. Üzgün kalbinde bir ıstirap doğdu. Sebepsiz olarak hiçbir pazarlık O sebep hep sırlardır. işaretlerdir. Aşk tarafmdan hafifletilmiş. Çaresiz evden dışan çıktı. Yani hasta ve fena halde olan Memo. sanki Hızır'dı da önüne düştü. Asla evde sükûnet bulamazdı. îster kavuşmak.XXXIX MEMO DA BAHÇEYE GİDİYOR Olan her iş ister iyi. Halk şehirden çıktığı gün.

Fakat siz yarimin zülfüne benzemezsini. Ey sonucu iyi olan bülbül! AsU bülbül benim. Bir değil. Boşuna kendini niçin kötü adlı yapıyorsun? îlk baharlarda gül bahçeleri. Memo geldi ve gülleri sejrretti. Zin sevgiden ve sevinçten. Mesih'in. yüz binlerce gül verirler. Gönlü ona baş kaldırmıştı. Bir gül gibi. îşte o Zin aniden baktı ki Memo kapıdan girdi.. ah ve ağlamakla. üzerine geldiğini gördü. Ama sen nerde. Reyhan senin için karayüzlü olmuş. Her an feryadla. Benim bahtım da senin talihinden daha karadır. . Sürükleye süriikleye onu bahçeye yetiştirdi. Sanki hasta.MEMO ZÎN 293 O Hızır neydi ? Gönlünün arzusu. O arzu neydi? Gönlünün aşka gelmesi. Kırmızı gül mumunun pervanesisin. Benim Zin 'im senin kırmızı gülünden daha şendir. Ciğeri bülbülün aşkmdan yüz parça olmuştu. Zin ki kara ve karanlık gecelerde. baygm olarak çimenin üstüne düştü. Ey bülbül! Gerçi sen de aşk adamısın. Derhal şuurunu kaybetti. Her zaman Allahtan dilerdi ki: Memo kalksın ve yalnızca yanma gelsin. İkiniz de arsız ve herzecisiniz. Zin'in yüzünün rengi nerde? Ey sünbül! Gerçi senin güzel kokun var. Dedi ki: «Ey gül! Gerçi sen de nazeninsin. Reyhanlara ve sünbüllere bir göz attı.

gördü ki ÎZin'in önündedir. SeMnin ayaklarma su değince. durumdan habersiz olarak. Zülüflerin ve benlerin kokusmum özelUğirU. Aşk dermanı onu bajoltmıştur. çaresi nedir onun?» Memo böyle söylüyordu. Memonun koku duyusunun önüne götürünce Zin. İkisi kaldUar birbirinin önünde dilsiz. Huri ve melek bUe olsalar. îki JÜZ perinin nedimeUğini yaptığı Zin. sudan maksat da Memo'dur. Bir sebze gibi yerlerdedir. (1) Gonca seher uykusımdan açUdı. Anka gibi perde arkasmda olsa. Sadef içindeki bir inciye benzeyen Zin'i. ölmeden. Bir tane olsa. eşsiz ve emsalsiz olsa. yoksa hayâl nü? Bu rüya gerçek midir. Dedi ki: «Bu rüya mıdır. Baktı ki iki eU Zin'in avuçları içindedir. ne söyleşme. Ciğeri kanlı olan Memo görünce. (1) Selviden maksat Zin. Memo uyandı. O da Zin gibi. ne de sesleri vardı. . Aniden baktı ki önünde. Ve bülbülüyle eş oldu. Âşık o zaman neyle teselü bıUur? Sabretmeden. Sebep olmaz oıüar hiçbir derde Çünkü bıUunurlar her yerde. yoksa asUsız mı?» Hulâsa: Yüzlerce hayâlden sonra. Ne konuşma. Ölü avı tuzakla diriltti. Memo'nun tutkun olduğu o huri. Derhal fakattan düşerek ayaklarmm önüne jmğUdı.MEMO ZlN 29S Benzerleri çok olan yarlar.

Her an kaza ve sünnet kılarlardı Öpüşmekten ibaret olan farzlarm ne minneti vardı? . O kadar birbirinin dudaklarmı emdiler ki. dudakları. Ve oturdular o iki nazenin. Yüzleri. O kadar birbirine şeker döktüler ki.. Cemşid'in kadehi gibi dünyayı gösteren bir saray. Gözleri. çadırsız ve örtüsüzdüler. Çok ışıklı. Birbirinin gerdanını koklarlardı. çeneleri. göğüsleri ve kulakaltlannı. Sonra o bahçede gördüler bir saray. şimşekliydi. Bazan bulutlar gibi üzgün ve ağlamaklıydUar.. Kâh öpüşürlerdi. Vücudunu ve canım ateşe atardı. O öadar birbirine yandüar ki. kâh birbirini ısırırlardı.. Perdesiz. O kadar birbiriyle konuştular ki. Zin için hiç perva kalmazdı. Bir birini gördüklerini yeniden anlattUar. Birbirinin hasretinden susamış ve o kuru dudaklılar. Sonra dilleri çözülünce.MEMO ZlN 297 Önce ellerle işaret ederlerdi. O kadar kaza yeniden eda ettiler ki. Bazan aşk ateşi alevlenirdi.. O kadar kadeh birbiriyle içtiler ki. gerdanları. Kalktılar ve salonlara doğru yürüdüler. döşleri. Hicranı baştan beri şikâyet ettiler. Teker teker birbirinden istiyorlardı.. Zin'in yüzü bir mum misâliydi. Bazan da goncalar gibi lâtif ve güler jmzlüydüler. nurlu. Memo da görünüşte pervane gibiydi. İkisi o durumda gözler önündeydi.. göğüsleri.

MEMO ZÎN

299

Gerçi onlarm zerinden mükellefiyet kalkmıştı, Ama ihtiyatı da esirgemişlerdi. Gerçi birbirinden ümitUydiIer, Fakat fazla uçuruma gitmezlerdi. GönüUerindeki sevgi haddinden fazlaydı. Zarafetin smırı ise kemerdi. (1) Kemal smırmm üzerinde bulunan bir aşk, Kajmaktan temiz ve duru olan su.
Elbette kendi kendini koruyacaktır. Hiçbir pisliği kabul etmiyecektir. GençUk, bahar, bahçe ve sevgililer... Artık dünyada murat edüen ne kaldı? Bilhassa aşk da gaUp olursa.

Her iki taraf m da dudaklan aşktan kurumuş olursa... Artık ne diyejim ben, bihnem ki? Bilmez ki ne söyleye zebanım. (2)

(1) (2)

Kemerden aşağıya dokunmazlardı demek istiyor. Bu mısra ozan tarafından Türkçe olarak yazılmıştır. Ze¬

ban Farsçada dil demektir.

XL

BEY AVDAN DÖNÜYOR VE MEMO İLE ZİN'İN ÜZERİNE GELİYOR
Sakî! Beni tut, çünkü yıkUıyorum ben. Sarhoşum ve şarap içmeden mest olmuşum ben.
Memo ve Zin aşk şarabı içtiklerinde, Derinleşti benim yaramın yeri. Biz âşıklar gerçi meyperestiz. Ama «Elest» şarabmdan mestiz. (1) O şarap senin şarabm gibi kırmızı değildir, O şarap AUahm cemalindendir. O, zatı pâk olan sevgilinin sevgisidir, O, sıfatlar bahçesinin salkımıdır. Sakî! Ver bana Allah aşkına, Dün dolaştırdığın şaraptari bir kadeh. Ondan tadacağım her yudumun. Bana vereceği bir tek neş'e ölünceye kadar yeter.

(1) <<Elest», Allahın ruhlara «Ben sizin tanrınız değil miyim?» diye sorduğu ve onların da «Evet»- diye cevap verdikleri gündür.

MEMO ZÎN

303

O sade bir kejif tir, keyfiyet ve kemnUyetsizdir, Hayâlsiz ve düşsüz bir sırdır o. Dün geceki sarhoşluğu onunla defedeyim. Tatlı uykudan onun sayesinde uyanalım. Benim haUm de Memo'nunki gibi ohnasm Ki aniden ecel Beji üzerime çabucak geüp de. Ömrümün güneşi akşama varmış olup ta. Hâlâ kendimden haberdar olmamış duruma düşmiyeyim. Aşk görUümün arzusu olan Zin'i, Abamm içine kojmıuş olmayayım.

Bey geldi, yanmda bunca asker. Zurna, bunca insan, da-vul ve mehter. Çalıyorlardı davuUan, sazları. Askerlerin önünde jmrüyenlerin sesleri, uğultulan. Aşk zinciriyle ayaklan bağlı olan iki komşu (1) Kalmışlardı hâlâ birbirlerinç hayran. Hiç dujmıadUar ki bu olanlar ne. Hiç işitmediler ki bu sesler ne. Bey dedi ki: «Çözün bu ceylânları. Bu sevinUilerin ayaklarını bağlamayın. OıUarm hepsini kuşlar gibi bahçeye salm. Ki hergiin orUarı seyredeUm biz.» Ceylânları, kurüarı, tavşanları, Omuzlarmda ye kucaklarmda taşıyan halk. Getirdiler hepsini Bejin bağma doldurdular. Çoban ağıla kojrunlan doldurunca,

(1)

Memo ile Zin'i kastediyor.

MEMO ZÎN

305

Bey ileri gelenlere ve büjüklere dedi ki: «Tanıdıklara ve nedimlere tenbih edin, GideUm biraz bahçede oturalım, Çünkü yorgunluktan halsiz düştük» Onlar geldiler büyük saraym kapısı önüne, BaktUar ki saray ve her taraf boştur.
Fakat küçük kapUann hepsi açıktır,

Murad tahtalarmm kur'aları gibidirler. Derhal Beyin kalbine bir şüphe düştü. Anladı ki bu, bir durumdan haU değildir. Ağırbaşlı, akıllı ve biIgiU olan Beyin, Koltukları altma girdiler Bekir ve Tacdin. Getirdiler Zin ile Memo'nun oturduğu saraya,
Kulak verdiler ki, bir fısıltı geliyor. Bey, Zavallı Memo'nun üzerine geldi. Baktı ki altm renkli ipliklerle dikilmiş yastıklara yaslanmış. Basma çekmiş bir aba, Akşamdır, ne bir mum, ne de bir çıra var. Bey dedi ki: «Kimdir bu zamanda. Benden izinsiz olarak bu mekânda? Zin sesini işitince tanıdı. Derhal Memo'nun abasma büründü. Memo hiç yerinden kalkmadı ve dedi ki: «Senin avm benim gönlümü ve eiğeriırU yaktı. Beyim! Biliyordun ki ben hastaydım. Düne kadar da tamamen baygındım. Bugün duyduk ki halk Beyle birUkte,

Hep birUkte ava gitmişler. Yataklarm içinde sabrımız kalmadı, Kalktım bu yaralarla beraber. Çaresiz evden dışarı çıktım. Birden kendimi bu mekânda buldum.»
F.
:

20

MEMO ZÎN

307

Bey dedi ki: «Hastalar için kayıt yoktur.

Bari bahçede ne avladm bakalım?» Dedi ki: «Ben söylersem sen de inan ki, AUah bana öylesine yardım etti ki, Ben bu bahçede bir ceylan buldum. Ama ceylân değildi, bir güzeldi o. Beyaz bir ceylandı, gözleri karaydı, Zülüfleri siyah, kokusu güzeldi.
Her an Tatar iUkesinin miskinden. Yüzlerce jük omm saç halkalarmdan yağıyordu. Haten sahrası misk ile dolu olsa. Ancak değer ziUfünün bir teUne. Gerçi beyazdı, gözlerinin rengi kara ve aktı. Fakat benim ölçümle o bir melekti. Sen geldiğin için o gizlendi. Sen gelmeden önce o açıktaydı» Tacdin onun konuşmasından anladı ki, Zin gizli olarak Memo'nun yanma gelmiş. Dedi ki: «Memo'ya kulak asmajrm, çünkü deUdir, Başmda akU yoktur, o sar'ahdur»

Bunun üzerine o sözden vazgeçtiler,

İlerigelenlerin hepsi mecUste toplandUar.
Sakî, şarap ve mum istediler, Şahane bir dîvan kurdular.

XLI

TACDİN MEMO İLE ZİN'İ KURTARMAK İÇİN EVİNİ YAKIYOR

Tacdin baktı ki meclis karışıktır. Çok zevkli, safalı, eğlenceli ve içkilidir. Memo fazlasıyla kederli ve üzgündür. Ona doğru gitti ve dedi ki: «Kardeş! ne haldir?». Fakat işaret ve muammayla Sordu, Memo da işaret ve imayla. Elini abanın yeninden Çekti ve ona acayip birşey gösterdi : Tacdin, Tatar miskinden iki saç örgüsü gördü.

İki boncuklu yılan başı gibiydiler.
Büzülmüştü Memo'nun koynunda, Memo kalmış heybet ve gam içinde. Tacdin, durumun çok fena olduğunu anladı Kalktı çabucak ve koşarak eve yollandı.

Dedi ki: «Halin nedir senin. Kabileler. Hayatımm. ey kahraman! Nedir telâşın. . güzellikleri. Benim amacun onları kurtarmaktır. Hep birlikte ateşi söndürmeye koştular. ev gidecektir. Kalk sen harem sarayma git. Ben de ateşe ve feryada gidejim» Kalkıp özel dairesine gitti Zin. Kalmadı ne bir elbisesi. al sana çocuk. Çocuğunu kurtar. kimdir sana düşman?» Dedi ki: «Kalk Sıti! Geç oldu berUm için. Başkası ateşi suyla öldürür.» Sonra. Mülkü. ömrümün sermayesi. Belânın bataklığında kahnışlar. Ben ise ateşle sujnı öldüreceğim. mücevherleri ve defineleri. BoşâlttUar o sarayı ve de bahçeyi. «Müttehem» karşıhğı olarak yazılmıştır. Ateşe verdi ve yükseltti feryadmı Ateş han-ü manian sarmca. ağır bir durumda. ne de bir kiUmi Tacdin'in. O sanık şöyle dedi yare: (1) «Gördün mü. hazineleri. Elbiseleri. önümüzde gam denizini kuruttu. Zerdüşt kavmi gibi e'vini. Yani Memo ile Zin. Bey ve hizmetçiler de haberdar olunca. (1) Sanık Memo'dur. Bugün bu evle savaşım var benim. Ev benim olsun. Sıti durumımu anladı ve kendisiyle konuştu. aşiretler ve herkes. Onlar da o feryada koşunca. O da feryada ve figana başladı.MEMO ZÎN 311 Aniden hışunla kapıdan içeri girince. Tacdin nasU defetti? Musa.

Hepsini iyi işlerde harca. .MEMO ZÎN 313 Hep kardeşinin uğrunda yaktı. Henüz sağ iken malmı harca. Bu cennet. Varisler sana kefen parasmı da. Ya da Tacdin gibi sarfet. Malını bedavadan varislere verme. Bunun içindir ki adı iyi söylenir. Elin hazineden ve maldan boş olacak. mal için ihtiraslı olma. bu güzel kumaşlar. Onunla kendine ebedî bir isim al. Ey ahret müşterisi müflis! Senin eline ne zaman geçer? Sana diyecekler ki: «Ey müflis! çık dışarı» Bu fâni cihan gibidir orası da. Onu bırakmak da senin için hasret ateşidir. Sakm ha. Onun sevgisi insanı kötü isimü yapar. Bedava olarak bir lokma ekmek bile vermezler. Çünkü senin elinden alacak varisler. AUahm huzuruna gideceğin gün. Ya da onunla al iyi bir dost. Onu toplamak senin için zahmetli bir jüktür. O senin için jüz hazineden ijidir. Eğer canının rahatını istiyorsan. Henüz almadan hisseleri paylaşırlar. Ey İJİ isimli kimse! Malı sevme.

Bunca engeUerden ve perdeden. Elbette dünya da aydınlık olur. Bunca unsurdan ve buluttan. Saflığın ve sadeUğin pususımdan çıkıp. îster istemez her gün nüfuz eder. NasU perdelenmeyi kabul eder. . Dördüncü gökten ışık saçan güneş gibidir. GöntU tahtma oturarak kendiıü gösterdiği an. Aşk memleketiıün baş atlısı.XLII BEKİR »lEMO ÎLE ZİN'İ BEYE ŞİKAYET EDİYOB Sevgi iünin sultanı. Bunca gök tabakasmdan. Bunca mesafeden ve yerden. Bajnrağmı açığa vurmaksızm? O da yUdızlarm padişahı gibidir.

Fakat haberdar ettiler büjükleri ve küçükleri. kıskançlar ve hilekârlar îki sevgiUnin haberlerini. Parmak uçları da burguluydu sanki Âşıklar üzgün ve takatsızdılar. Aşk perdesindeki o sazlar. . Zin'in ne bir günahı. Uyg'jnsuz kimselerin dillerinin mızrabı. Güneş tam bir örnektir. O da hiçbir zaman gizlenmez. Memo'nun ne bir suçu vardı. Devenin üzerindeki yük yetmiyormuş gibi Gammazlar zil misâliydi. Perdesiz olarak teraneperdaz olunca. Memo ve Zin'in gönlündeki sırlar. Halk ise Kerbelâ Hüseyin'i gibi susamıştı. Sahiplerine hiçbir zarar getirmezdi. Henüz dillere ulaşmamışken.MEMO ZÎN 317 Adı aşk olan bu padişaha da. Meclisler fısUtUarla dolmuştu. Zin ve Memo'nun aşkmdan doldu. Memesi çıngıraklı deveye bağladılar çanı. Perdeleri yırtar. Yani dedikoducular. ister istemez.

Gönlündeki sevgiyi etmez o inkâr. habis. safkalpUdir. . «Ben Zin'e âşıkım» diyecektir. O da o durumdan haberdar oldu. O zaman sırrm hakikati meydana çıkacaktır. Bey hamiyyet galeyanma geldi. Memo gerçek âşıktır. jiğittir. Bilhassa seninle zaten ihtUâfsızdır.» Beyler yılanların şahmm sojrundandırlar. Sen onu yendiğin zaman.MEMO ZÎN 319 O kadar mecUslerde gezdirdiler ki. Yerinden kalktı o garaz sahibi. O riyakâr habise sordu. De ki: Doğru söyle. Sonra akU ve zekâ salUbi sensin. O kadar yalancUara ulaştırdUar ki. Düşünce ve hayret denizine daldı. bunu iyi bil Kendisiyle satranç oyna sen. O şaşırtıcı. Tenha yerde kendini Bejin yanma yetiştirdi. Dedi ki: «Namusa aykm olan bu haberin. Ta ki îblis hujomdaki Bekir bile. Hulâsa o meseleyi kendisine ikrar eyledi. sevgilin kimdir? Memo kahramandır. Şartmı da «Gönül dileği» olarak koş. îkiıUz halvette oturunca. Bak ona lâyık siyaset nedir. garaz sahibi bile. Zehir sahibi ve mühür sahibidirler. Sırrmı sana eyler ikrar. O bu aşkta sabit ayaklıdır. Hakikatmı nasU ortaya çıkaralım? Suçun ipucunu nasıl meydana çıkaralım?» Bekir dedi ki: «Emir ver Memo'yu çağırsmlar.

MEMO ZÎN 321 Mühürleri bastıkları zaman. Azıcık senden değişiklik göründü mü. Onlarm yanmda ne kadar kadirU ve nazlı da olsan. OîUar da bedhah ve hasis insanlardan olursa. jolanlardari sakmırlar. Gafil insanlar onlara dost ve ahbap olurlar. BUhassa yanlarmda habis ve §eji:an gibi kimseler olursa.. bil ki zehirdir. Sevgi gösterdikleri zaman da. : 21 . laubali de olsan. F. AkUh adamlar. Tamamiyle sana sırt çe'virirler.. bil ki hışımdır. Şüphesiz şeji^mdan da kötüdürler. Onlarla her ne kadar oyusan. AUahım! Onlan sultanlara yakm kUma.

Işık paji. SONRA DA ONU ZİNDANA ATIYOR Yüdızlann kafilesirUn baş komutanı. . »» Hanüyetten gönlü efkârlı olan Bejin Onurdan yaralanmış olan o arslanm. Dördüncü çarkm tahtmm sultanı. Doğudan doğduğu zaman.akı ile mat eyledi. Sanırdm ki hepsini kendi ağmda gizledi. Satranç ojmayan ayı ve yUdızlar ordusunun Hepsini yeşil sergi üzerinde.XLnı BEY MEMO DLE SATRANÇ OYNUYOR. Doğan ve batanlarm serdarı.

» Sonra Memo'ya haber gönderip çağırttı. sular gibi. Şüphesiz seninle savaşacak olan berüm. Gizüden bana Memo'joı çağırm. misk ve anber. Ufukları karanlUctan uzaklaştırmca. Bugün Memo'ya gazap edeceğim ben. Bir suçu var onun. Güneş doğudan ışık gösterince.MEMO ZÎN 32. Gülsuyu ve gül şerbeti hazırlatmıştı. Kalk da benim karşıma gel. Hiç sükûnet bulmamıştı. Satrançlara ve tavlaya geünce. söyleşmelerin sonu. Oturdu ve hizmetçilere şöyle dedi: «Çağırm siz nedimleri ve dostları. şerbet ve şeker. Hayli gülsuyu. Bey kalktı ve selâmlığa geldi. bizim için de göniU dileği».5 Sabaha kadar uyku girmemişti gözlerine. Tacdin ve kardeşlerini çağırmajon. Kejiflerini baştan başa yaptUar. Benden gafil olmayasmız. Ey dikbaşh seninle şartımız: Sen ne istersen. Hepiniz emrimi çabuk yerine getirin. terbiye edeceğim ben. Orası nazenin Zin'in köşküne yakmdı. Hayli şarap. Konuşmaların. . Bey kin ve öfkeyle Memo'ya dedi ki: «Bugün bizim seninle savaşımız vardır. Getirdiler ve mecliste gezdirdiler.

Senin isteğin de yerine gelecektir». adı Gırgîn'di. O kötü niyetU bak ne hile çıkardı. Yusuf onun güzelUğinden utanırdı. Sanki bir güneştir. Her üçü birUkte Beyin yanma gittiler. Şöyle bir bahane ileri sürdü: Dedi ki: «Oyunlar. Rüh. Memo'nım arkadaşıydı. Arslanlar kopardılar kajat ve zincirleri. Rüstem onun jiğitliğine yenilirdi. mecazî . Tacdin kardeşleriyle birUkte koşarak geUnce. Bu sefer Memo yenilecektir. Memo'nun yaman bir oyuncu olduğunu biUyorlardı. O jiğit durumdan haberdar olunca. Memo'ya dedi ki: «Yeniden iki el daha» Üç el tamamiyle Bey Memo'ya yenildi. Kendisiyle beraber Çeko ve Arîf de kalktUar. oradan baktı. (1) Bejin ve öğreticisinin mat olduklarmı gördüler. Bey. (2) Gördü ki Zin jmkandaki pencerededir. Memo'nun sevinç ve gam ortağıydı. (1) Fil. Derhal haberi Tacdin'e ulaştırdı. Fil. kurallar ve yerler sırayladır. (2) Müfsit adam Bekir'dir. nüktedandı. Kerkedan satranç taşlarının adlandır. ÎZamânm sevimUsiydi. sohbet arkadaşı. ÎkiıUz yerlerinizi değiştirin. Müfsit adam. aja sejTediyor. Rüh ve Kerkedan geUnce. İki aşık kemiği Memo için düşeş geldi. anlamda Tacdin ve kardeşleri için kullanıl^mştır. DeUkanlUann şahıydı.MEMO ZÎN 327 Fakat Beyin genç bir oğlu vardı.

Darbe Memo'ya o kadar etki yaptı ki.» Garaz sahibi.. . Fil ve Ferzini eUnden bedava çıkardı. yanında bulunduğu peri. (2) Bey tam altı el Memo'yu yendi. Sırlarm açıklanmasmdan başka birşey değildir. göniU dileğin nedir?» Bey dedi ki: «GayenUz bizim mal kazanmak değüdir. (1) Gönlü pencerelere takUıp kalmıştı. Bey Memo'ya dedi ki: «Şartımız göniU dileğiydi» O da dedi ki: «Söyle. At ve yayalar satranç taşlandır. Memo'nun gözleri Zin'in yüzünü görünce. Garaz sahibi Bekir'dir. Dünyada senin sevgiUn kimdir? Gönlünün. Memo. oynamaktan ve satrançtan maksat. Onu sana lâyık görürsem eğer. Atmı yayalarm yerine sürerdi. Huri gibi. Malımı verip sana getireyim. (3) Töhmeti defeder şekilde darbesini vurdu. Bir Arap kızıdır. melek misâU de olsa. Meseleyi örtmekten maksat durumun açiklanmasıdır.MEMO ZÎN 329 Bey kalktı. Benim şartım odur ki ikrar edesin. zavallı Memo'nım yerine gitti. Memo da yarinin karşısmdaii yere geçti. dudakları benekU. Baştan ay?klara kadar siyahtır. Dedi ki: «Memo'nun sevdiğiıU görmüşüm ben. katran gibi. Birden şuurdan habersiz kUdı onu. (1) (2) (3) Fil ve Ferzin satranç taşlandır. Oyunlardan. Bejin söylemesine ve istemesine lâyık değildir». fırsat zamanında. karşısmdaki şaraptan sarhoş olmuştu.

Dedi ki: «Aslâ onun söylediği gibi değildir. Hiçbir vuruşun sırasını sizlere vermejiz biz. Çeko ve öbür kardeşleri. Siz hepiniz ne sarhoş. Hüner sahibi pehlivanlar olduğumuzu biUrsirUz. Sizlerden üçjüz kişi yaralanacaktır. Ama elimizden çok çekmişsinizdir. Ankadır. Biz hiçbir hükme engel olmayacağız. Gerçi eceliniz bizim eUmizde değil. Hurilerin ve nazeninlerin baştacıdır. Beyim! Benim gönlümü yakan peri. Beşyüzünüz bile öfkeyle saldırsa. Hükümdarımız her ne ferman ederse. . yeri saraydır. Hizmetçiler topluluğuna dedi ki o: «Ey nankörler! Sizler niçin. Bey heybetine aykırı düşen bu sözü İşittiği anda hamiyyete geldi. Dediler ki: «Yiğitler! Geri durun. Sizler bizim kim olduğumuzu iji bilirsiniz. nurdandır. Sizler Memo'yu tutuklayıncaya. Beylerdendir o. Memo'ya öylece bakacaksmız.kadar. Biz üçümüzü parçalamadıkça. Hamiyyetle kalktUar birlikte. Padişah kızıdır. Memo da eli hançerli olarak ayağa kalktı. temiz soydandır. Su ve topraktan değil o. Henüz olgunlaşmadan haykırarak taştı. ne de mestsiıuz. Gerçi melektir ama adı Zin'dir». Tacdin. Bu namerdi zilletle yakalamıyorsunuz Ki ben onu ibret için öldüreyim?» Memo'nun karşısma ikijüz arslan dikildi.MEMO ZÎN 331 Gönlündeki perdeli deniz coşa geldi. yuvası jüksektir.

Bey Memo'joı tutup Komutanm yanma gönderdi. figan ederdi. Divaneler gibi «Ah» 1ar ve feryadlarla. Fakat ne yapsm? Bu ona ar değil ki. îşte boğaz. .MEMO ZÎN 333 Elimiz Beyin önünde bağlıdır. Tacdin o anda ölümünü istedi. Memo'nun el ve ayaklarını bağladı. Hepsi Memo için ağlar. Cellâddır. Divan ve meclistekiler dağUdUar. Hepsi Memo için üzgündiUer. Bey ve hünkâr değil ki. ayak ve işte zincir!» Bey kalktı. «Onu dar delikte hapsedin» dedi. Aldılar ve gardiyanm yanma götürdiUer^ Karanlık deUkte kendisini hapsettUer. . işte el.

kimsesiz ve dostsuz olarak. Memo gibi zeUl kUar ve hapse atar. hem eğri. Önce nazlarla ve edalarla götürür. Feleğin kini ezelî ve ebedîdir. Toprağm mağarasına atıveriyor? Bilhassa âşıklar topluluğu hakkmda. Elbette yere gömecektir o. Alçalmayı da bizler için gizliden istiyor. Murada ermeden hapse atar. Görmüyor musun. Sonunda bizi üzgün ve ümitsiz bırakır.XLIV MEMO'NUN ZİNDANDAKİ DURU1M1 Feleğin sevgisi ezelden beri yoktur. Mutlaka biz âşıklarm gönlünü. hem de münafıktır o. En sonra da mezara gömer. her gün güneşi. Yükselmeyi kendisi için açıkça istiyor. Adı Memo olan o bahtıkarajm. . Hem hain. Arkadaşsız. Onun yerden çıkardığı her şeji.

Ejderha ağzı gibi iğrençti. Mezar gibi dar ve karanlıktı. O sofu halvet hücresine ulaşmca. işte sana kanlı gözyaşlanm. 22 . Crözyaşlanmın seli tatlı su arkına döndü. Zindan ona oldu çile yeri.parça ettin. Birlik mertebesi herhalde ermişlerin bir mertebesidir. Çünkü Peygamberin ağzmdan. ben sana Mecnun. Ne olur bazı bazı Züleyha gibi. Gerçi dünya bana zindan olmuş. Şeyhliği birlik mertebesine erişti. Kâh âbidler gibi umutla. beni sorsan? Leylâ sensin. (2) Kâh âşıklar gibi gönül arzusuyla. Ferhad benim. Ey şeker dudaklı. Günde yüzlerce defa dertü gönlümün.MEMO ZÎN 337 Ağlamaklı bir halde öyle bir çukura attUar ki. Şu haber doğru olarak rivayet edilmiş ki: (1) (2) Nekir ve Münker. ya F. Her an ağlamaklı bir sesle. Sabır gönUeğini sen param. Nekir ve Münker gibi korkunçtu. Fakat ben yalnız bugün müslümamm. Gülrengi istersen. Şöylece Zin'e seslenirdi o: «Ey kalpteki yakıcı ateş! Sen bugün gönül Mısır'ında padişahsm. ölüleri sorguya çeken iki meleğin adıdır. : da «"Vahdeti vücut» denilen felsefedir. sen de benim Şirin'imsin. O yer kendisine oldu Nehşeb ırmağı O ay bir gecelik hilâle döndü. (1) Memo oturdu orada âbidler gibi.

Ama bana verdiği bu ceza da yerindedir.MEMO ZÎN 339 Dünya gâvurlarm cennetidir. Arapça yazılışı şöyledir: burada maksat kaştır. _ (1) (2) . Fakat o kadar da sersemlikten memntmum ben. Ben sana emsal ve kavuşmana lâyık değildim. Kırk kerre senin zülfün ve beninin. O kadar da senden ümitliyim ben. Senin cemalin güneş.hakkı için. (1) YazUmış kitap olan yanağma andiçerim ki. (2) Gözlerine karşı ahdim şudur ki: Canımda bir ramak kalmcaya kadar. Her iki «nûn» a jüz kerre yemin ederim ki. Ne kadar hicrandan ıstırap çekiyorsam. Gerçi çok fazla sersemim ben. Gerçi o Bekir'in sözüne kulak verdi. Bu kadar lâtif ve nazeninsin. Gerçi Bey bana hışım etti. Yüzünün güneşiyle andımı pekiştiririm ki. Simanın mehtabıyla andımı pekiştiririm ki. Müminlerin belâlarmm yeridir. Nur suresi kadın . Kaşlarmm kıblegâhıyla andımı tekid ederim ki. On kerre senin bojnm ve boşunun hakkı için. Ama bu hışmı sebepsiz yere etmedi bana. Hiç kavuşmaktan ümidimi keser nUjim ben? Nur suresine andiçerim ki. ben ise dilenciydim. Nûn «N» harfi demektir. Örgülerinin secdegâhıyla andımı büyütürüm ki. Cananım! Sen benim canımda saklısm. Çünkü sen Şahsm. Yüz sene de beni hapsetsen.erkek münasebetleri hakkındadır. alnın mehtaptır.

yırtUsa da. Bu çukur gerçi fazlasıyla derindir. Yani nefsinizi öyle islâh edi¬ niz ki. topraktanım. Zin'in jüzünün nurunu arıyorum. adalettir. zelilim. O âbidin haUndeki değişikUk. İçten de. inanca dönüştü. Ben âbidim ve manastırda otururum. zulüm değildir. Hatta kırk günü bile dolmadan. ölmüş gibi bir duruma girsin. dıştan da yanmışımdır. «Siz ölmeden önce» sözü gereğince. Hadis şöyledir: «Siz ölmeden önce ölünüz». Ten keten gibidir. Bu benim hakkımdır. Ten çürüse de. Pervanejim ben. tenimi ateşe vermişimdir. kalp ve can birbirleriyle temizlendiler. Gönül gam deryasmda boğulsa da. Bu kadar zajnf ve gönlü korkağım. Kalbindeki zan. (1) Nefsin temizliği mükemmel oldu. daha ölmeden nefsiniz yokmuş gibi. Memo da nefsini öyle öldürdü ve hadisin emrettiği merte¬ beye ulaştı.MEMO ZÎN 341 Ben ise dikenim. sen de mehtapsm. sen de güneşsin. Gönül rUIüferdir. (1) Bu ve bundan önceki rnısra' bir hadise işarettir. Fakat adaletten de uzak değildir.» Hulâsa: «Ölün» mertebesi hasıl oldu. . Bu. Nefis. Kalbin parlatılması hasU oldu. Ruh ajması parlatUdı. aşk ateşinin özelliğidir. Henüz bir senesi bile dolmadan.

Sırlar önünde çözülmeye başladılar. HayâUyle her nejin yanmdan geçtiyse o. . O çukur kendisi için dürbün olmuştu. bitkiler ve haj/T^anlar. Her biri ona bir Zin görünürdü.MEMO ZÎN 34» Nurlar kalbine görünmeye başladUar. Her neye gönülden baktıysa o. Gerçek aşk yavrusunun ojom yeri oldu. öylesine mânayla değişti ki. Bu maderUer. Şekil. Bütün bu yaratıklar ve Allahtan başka herşey. Bu ağaçlar. ' Her birinden ona bir inanç görünürdü. Sanki kendisi rasatta oturmuştu. mejrveler ve insanlar. Baştan başa ona göründüler. Mecazî arzunun yeri olan o heykel. Gönlünün aynası öylesine parladı ki.

hapis ve zindan oldular. Ne kadar jiyecek ve içecekler varsa. Hânî'ıUn yüzünün rengi gibi oldu. Canı hiçbir uyku ve dinlenme görmezdi. (1) <1) Şair kendi yüzünün rengini kastediyor. O tel zaferana döndü. Öylesine zajnflamıştı ve incelmişti ki.XLV ZİN ÜMİTSİZLİĞE DÜŞÜYOR VE FELEĞE SİTEM EDİYOR Hicran derdiyle üzgün olan Zin. Ka-vuşmaktan ümidirü kesmeınişti. kararsız ve temkinsizdi. sükûnetsiz. . Sanki vücudu bir kU teUydi. Sanki kendisi için hepsi haramdı. Gezi yerleri. Onun da kavuşmaya ümidi kalmadı. Vücudu hiçbir güç ve takat bulamazdı. Sabırsız. Memo çukura düşünce. Kendisine hisar. salonlar ve köşkler. Memo henüz zindana girmeden önce.

«Yarab» zikrinden boş kalmazdı. Yalnız bana ve Memo'ya matem verdin sen. Canımm ve gönlümün sabrını talan ettin sen. Ben Züleyha gibi kaldun. Yakup gibi üzgün ve iniltiyle.» Bazan da zavaUı Memo'ya yanardı: «Ey Yusuf gibi günahsız olan tutuklu î . BerUm yüzümde bir nur peydah ettin. Âlem tamamen sevinçli ve neşeUyken. Yusuf'suz. Senin bana karşı bu kinin nedir acaba? Bir defa benim için bir devir yapmadm sen. Bana bir Memo'jru da çok gördün üsteUk sen. Bfer an dönen çarka şöyle seslenirdi: «Ey amansız. Beni de bu 'viran evde bıraktm. bir garazım yoktur. Onunla gönlümü yaktm ve yaraladm sen. Kavuşmak hasretiyle beni öldürdün sen. hunhar zaUm! Benim sana karşı bir kastım. Yusuf gibi güzel Memo'mu çukura gönderdin. Gönlündeki zehiri dök. muratsız ve jmvasız. seherden akşama kadar. Sonra neden benden sakladm onu? AyrUık ateşiyle beni yaktm sen. Derdini söyle bana. Onunla Memo'nun gönlünü yaktm. Önce bana öylece gösterdin onu. Acaba benden ne fayda gördün sen? Bana yakışıklı bir delikanlı gösterdin.MEMO ZÎN U7 Akşamdan sehere. Memo'nun yüzünde de bir ışık çUcardm sen.

Her iki gözün işi uyanık kalmaktır. Yoktur benim için uyku ve yemek. ikiyüz inilti ve figan. Çabuk haberini geri getir bana. Ak günlerde ve karanlık gecelerde. İşte budur benim halim gece ve gündüz. Bakalun hali nedir o tutuklunun? HayaUne ne koymuş o gönlü efkârlı? Bakalım bize barışık mıdır. Ey can! Sen de gönül için onunla birlikte git. Zindan da bize cennet bahçesi olmuş. Sadece iki gözümden kan yağıyor. Ey canımm kâbeşi! AUahm kâbesine andiçerim ki. İkiniz gidin. Allaha yemin ederim ki. Ey gönlümün kıblesi! Gönlümüzün muradına andiçe¬ rim ki. . Yüz «ah». Vallahi.49 Benim rahat olduğumu düşünmiyesin. Her an senin ajo-ıhğmm derdinden. Zamansız olarak geliyor canımm ve gönlümün içinden. yoksa güz mü? Bakalım kırmızı gül gibi güzel renkU ve lâtif rrUdir? Yoksa bülbül gibi perişan ve zayıf mıdır? Salon bize nUhnet evi olmuş. Berüm takatli olduğumu sanmıyasm. yoksa dargın mı? Bakalım bahçesinde bahar mı var. Fakat biriniz bana haberini getirin. ey aydm gönüllü! Benim zindanlım! Oturma arkadaşın kim senin? Benim sevdalım! Yakm dostun kim senin? Ey gönül ! Benim kalbimden çık sen.MEMO ZÎN 3. Her zaman senin hasretinin derdinden. Senin halin nedir. Ey gönül ! Sen kendisini selâmlajmnca. İçimin gıdası da kan içmektir. Memo'jm görün.

Senede bir gün bana görünseydi. Gerçekten ölüm bana hak olurdu.MEMO ZÎN 351 Keşke Bey. . Bir defa görseydim o tutuklujm. Ömrüm bir ramak da olsa. Beıü de o çukura gönderseydi. prangayla. Derman etseydim o yaralıja. bana da hışun etseydi Memo gibi zincirle.

Dertlerin kapısı bu şekilde açUdığı zaman. : 23 . O ateş öylesine bir etki yapti ki. F.XLVI TACDÎN VE KARDEŞLERİ MEMO'NUN KURTAIÎILMASI İÇİN KONUŞUYORLAR Aşk kitabmm bölümlerirUn. Özellikle onlarm eski dert ortaklan. O dcKt öylesine serkeş oldu ki. O dertler öylesine bir ateş deryasına döndiUer ki. Ve arkadaşları olan Sıti ve Tacdin'e. Hepsi derüerle hastalıklı oldular. Aşktan bir işaret almış olan herkese. Tamamiyle perdelerden çıktUar. bağladı ve şiraze eyledi: Dedi ki: Nazlı olarak büjütülen Zin ile Memo'ya. Şu şekilde birleştirdi. Düzenli ve nizamlı olarak. Mecazî ciIÜerin cUtçisi.

Her üçümüz de silâhlı. Bey sizin için kardeşi serbest bıraksın. Yahut bu başı ve malı o yolda feda edelim. Bileklikleri takalım. Ya bir hamlede Memo'muzu bıraktırırız. Gürzleri sallayalım.» Arif şöyle dedi: «Ey Zaloğlu Rüstem! Bu iş bence imkânsızdır. Kusurlu olarak Memo'jnı istiyelim. nuzraklan ojmatahm. Eğer Bey bu şekilde Memo'jnı bırakırsa. Yahut da hepimiz erkekçe başımızı veririz. Yok eğer inat üzerinde İsrar ederse. . hiç konuşmayalım. Artık konuşmak da gelmiyordu gönüllerinden. Biz kaldık ve yarm savaş meydanı. Memo'nun suç ve günahlarmı affettireUm. Sıti'nin derdi Zin'in hayaUydi. Biz de öyle bir savaş yapacağız ki. GörUümüzün derdirU derman etmiş olur. Asla bu işi düşünmejin siz. Gönlünün maksadı şuydu: «Kalkıp hışımla Bejin huzuruna çrkalım. Yine de o dertie mübtelâydUar. Bu şekilde Memo'yu Beyden istiyelim.MEMO ZÎN 359 Derüer yeıUden onlara baş gösterdiler. En ijisi şudur ki.. hazırlıklı olarak. Gerçi onlar buıUardan ajmydUar. Bir defa gideUm Memo'joı rica edelim. miğferleri başımıza koyalım. Her an kardeşleriyle kavgahydı. Savaşsız. Tacdin ise Memo'nun derdinden deUye döndü.. mücadelesiz ve şahlamşsız. Bu savaş divanla olmaz. Yüzlükleri ve zırhları üstümüze giyeüm. yarm bineUm.

Yüzlerce övgü.» Tacdin kardeşinin sözlerine kulak verdi. Her bir kapmm önünde bir kurt durursa. Ecel değirmerUrU öylesine döndüreUm ki. Dilberler köşklerden sejnretsirUer. Her an nazeninlerden işiteUm. kimi övsün. . Şehzadeler pencerelerden baksmlar. Her an desin o perizadeler. Eğer Bey Bekir için taassup gösterir de. Şeker gülüşlü dilberler seyretmeye gelsinler. Kalkıp bize galip gelmek isterse.' beyzadeler! Kimisi ağlasm. Eünize sağlık gençler. Taneler gibi kelleleri öğüteUm. Kimisi gülsün. Sağlamca görUünde yerleştirdi. Gül rengi gömleklerini üzerlerinde yırtsınlar. Dürdaneler mücevher kutularından çıksmlar. Savaşa başhyacağımız zaman. Botan'ı raksa ve halaya kaldıralım. SevgiUler darbelerimizi seyretsinler.MEMO ZÎN 357 Baştan gideUm Bekir'i parçahyalım. O iki yüzlüyü kapmm önünden atalun. binlerce aferin. îjiUğin düşmanlığı baştan başa olur. kimi dua etsin.

maksat da gecedir. alacahdan Siyah attan maksat gecedir. raksederek kapıya çektiler. Can ve gönülden helâlUk istediler. (3) Boz atı kendisi için yeniden eğerledi. Ateşten olan gürzünü çıkardı. Boz attan maksat gündüz.xLvn TACDİN BEYE HABER GÖNDERİP MEMO'NUN BII^A. Arap soyiu atı ve çıplak rahvanı. . Oynayarak. Dünyaja heybetinden sararttı. San renk saçan kUıcmı da çekince. (2) Siyah atı tavlada sakladı. (1) Boz atı alacalmm yerine çekince. zaman Tacdin ve kardeşleri taraftarlarmdan. O (1) (2) (3) Sabahın şehsuvarı güneştir.KILMASINI İSTİYOR Sabahlejin sabahm şehsuvarı. Dağlarm kUıçIarmı ve kemerlerini paramparça etti.

Sen padişahlara hükmetme. Artık nakledip Şam'a gideriz biz. HaUc arasmda kalmadı jüzümüz. Biz Memo'yu bırakmasını rica ediyoruz. Fakat âşıktır. Gerçi Memo fazlasıyla günahkârdır. Dördümüzün de başı top gibidir. Sanki düşmanlarm mezarmı kazıyorlardı. Memo sahipsiz olarak zindanda kalmış? Düşmanlarımız bize sevirUyorlar. Biz dört kardeş vardık ona sadık. Onun iradesi ise sopa gibidir. Gerçi BejinUz ileriji görüyor. Memo'nun gönlünün derdini deva etmesini diliyoruz. aşk ise padişahtır. Ama bugün gözünde ışık yoktur. Meydanı tozla inlettiler. İnsafa sığar mı ki bir seneden fazla. Heybetleriyle düşmanlarmı uyardılar. Çeko'nun ve Tacdin'in ölümü farz oldu artık. Derdimizi ona dökeUm. Dördümüz de omm hizmetine olmuştuk âşık. Yahut da bize Bekir'i yoUasm.» . Tacdin yakmlarmdan bir yaşlıjn. Suçsuz kimselere de zulmetme. ağalar! îleriji görenler hizmetçilerini öldürmezler. Ya bizim için ijisini yapsm. ellerinde gürzler. Onun mutluluğunun köşeleriyiz dördümüz. dostlanmız üzgün. Biz dört kardeşiz dört duvar gibi. Ki biz ona birkaç söz söyüyeUm. Dedi ki: Git söyle «Beyler.MEMO ZÎN 361 Aniden kUıç ve mızraklarını çıkardUar. Tajin etti ve Bejin huzuruna gönderdi.

Bir defa fesat ateşini söndür sen. Sonra fırsat geUnce yeniden yak. Sakm ha. Nikahladık biz onları ve Tacdin'e verdik. Kıskanç adam durumdan haberdar oldu. Beyim! Ben demedim mi baştan. De ki: «Biz Memo ve Zin'i feda ettik. (1) Durumun kendisi için kötü olacağım arUadı.XLvra BEKİR KORKUYOR VE YENİ BİR OYUNA BAŞ VURUYOR Elçi sözlerin hepsini nakledince. o zaman aman ve mehil vermeyesin. En iyisi odur ki hiç konuşmayasm. Sen bu inadını açığa vurma. Dedi ki: «Memo için af isabetU olur. Tacdin senden çekinmemektedir. Tacdin'i ve kardeşlerini incitme diye? Onlara Zin'i ver. ya da beni öldür. (1) Kıskanç adam Bekir'dir. . Yoksa onlar sana hasım ve düşman olurlar.

Gizlemek. Onlar için ustalık ve düşünmek ister. . bir kısmmı yok edeUm diye. YaıU gece. bazılarını gizUyeüm. Öğütleri. İlâcı nedir? Öldürücü bir zehir. Biz de geceleri ve gündüzleri. Bir kısmmı kaldırahm. Öfkeni açığa Vurma sen. kmı ve torbası haUne getirdi. kâh açUtça diye. Zamanm vakıfları renk renktirler. kUıcı o kadar biledi ki. O kadar şenî şeyleri süsledi ki. Öbürü ölüleri yerüden diriltsin. Kâh gizli geleUm. biri de iji adamlara. Bazı kimseleri çikaralun.MEMO ZlN 365 Karşısma çıkamıyacağm hasmm. yanlış sözleri.» O dinsiz. Bazı işler vardır ki öfkeyle halledilmezler. KUıcm halkası. Biri kötü adamlara mahsus. Allah onları bizim için örnek yapmıştır. aldatmacaları ve yalanları. Çünkü zorla ve vurmakla çözülmezler. bazUarı da karanlıktır. Biri düşmanlarmm camnı çıkarsm. sabah ve akşamlardır.. En İJİSİ odur ki idare edeUm. Hepsini nakışlar gibi kıhca bağladı. Biri kendisi için hastalan ijileştirsin.. Bunun içindir ki hükümdarlara iki fincan gerekir. bihnezükten gelmek ve tahammül ister. gündüz. Mısır kUıcmı kendisi için öyle keskinleştirdi ki. BazUan aydmlıktır. Öbürü de kendisi için sağlan hastalandırsm.

MEMO ZÎN 367 O kılıcı da başucuna koydu. İkisini kan -koca olarak Tacdin'e verdim. Bütün farzları da kaçırsam ben. Bu şöhretim ve şanım hep ondandır. Onlar nasü isterse hep öyle olacaktır». O. . Tacdin'i elimden nasü ucuz kaçıruım? Benim saltanatım. Ona de ki: Sen sebepsiz yere benden kaçıyorsun. Elçi. Dedüer «Devri ve devleti dâim olsun onun». şevketim onunladır. Bejin yanmdan gidince. Ona de ki: Ben görUümden Memo ve Zin'i. o da ejderhadır. Bu namım. nişanım ve makamım. kahramandır. Bekir'in kendisine söylediklerine İnandı ve elçi adama dedi ki: «Ey ihtiyar ! Yanlış düşünme sen. Savaşa hazırlanmış arslairUar öyle yumuşadUar ki. Sözlerin hepsini onlara arUatmca. GöıUü öfkeyle yanmış olan Bey. Ben hazineyim. Onun hatırı olmaksızm bana haramdır. Sen istedin mi ki ben bahşetmedim? Tacdin ile Çeko aziz ve nazhdırlar. Key'in Rüstem'idir. Öylesine sakladı ki kimse anlamadı.

Ben Memo'yu bir tedbirle öldüreceğim. (1) Onlardan meşaleji gizlejince. Eğer Bey bana izin verirse. Siyah elbiseji gijince. Bu dertleri ve elenU eğer istemiyorsan. Her zaman se'vinçU ve neş'eU olan Bey. O kara yüzlü mel'un kâbus.XLIX BEKİR. Meşaleden maksat güneştir. (1) (2) (3) Mangaldan maksat yıldızlardır. : 24 . Onlardır inada sebep olan. mangalı koyup. Onlarm ikisidir fesadı uyandıran. BEYE YOL GÖSTERİYOR Akşamlejin gök. (3) Beji üzgün gördüğü zaman. Zin'i ve Memo'joı kalbinden at. Bekir'i kastediyor. Dedi ki: «Gam yeme ey devletin çırası! Eğer ömür bana mehil verirse. Sanki matem elbisesine bürünmüştü. F. (2) Yani sarı çırayı söndürüp.

: Bazı beyler vardır ki akUlı ve azizdirler. «Bu doğrudur ya da yanlıştır» demezler. Halkı ve insanları haberdar etme. Ben biUyorum ki Memo çok perişandır. Gözleri karadır. Ben onu sana verdim. Bir zaman kahredebilirsin sen. Onlarm kalbi kulaklarıdır. Pervanedir o maksadı ateştir. sen hayat sujoısun. kulakları kalplerine bağlı değildir. «Bu ijidir ya da kötüdür» demezler. Memo ölüdür. İnanırlar doğruya eğri olarak. sen ebedî hayatsm. Muhakkak ki yaşıyamıyacaktır. Sağ kalacağma inanma. Kolayca başarUacak olan işten. göz bebekleri de beyaz. Memo eğer bu şekilde yok olursa.MEMO ZÎN 371 Tacdin'i ve kardeşlerini bir zehir şerbetiyle. Sözün menşe'ine gönül vermezler. Zin'e baktığı zaman. . Keşmekeş ve çatışma da ortadan kalkacaktır. Onu gördüğü an derhal. kendine al getir. Ona de ki: Git Memo'joı çıkar. Garaz sahiplerinin onlara söyledikleri sözlere. Fakat saf kalplidir ve işleri ayırdedemezler. Beyim! Sen git Zin'e de ki: Memo aşk ateşiyle yanmıştır. Memo susuzdur. Onlar sadece ahmaklıklarmdan ve eksikUklerinden.

Onlar da devlete kusur sokarlar. Dünyadaki bu beyUk ve vezirUk. Bedhah. Çoğunluk akıUanyla mağrur olur onlar. İkisi birbiri gibi ojmarlar. (1) Nasıl mutlak vezir olursun? (1) Yani herşeyi kabul edip «Evet efendim» demedikçe. cimri ve kötü lüyetU kimseleri. akılsız ve kötü huylu kimseleri.MEMO ZÎN 37Î Kısa görüşlü. Kötü isimli kimseler onlara vezir ve öncü olur. tahammülsüzdürler. Sonra onu kendilerine yakm yaparlar. Kırk kerre birisini denerler. Şefkat ve siyaset sahibi olan Beyler. Çabuk öfkelenirler. Ta ki imtihan etmeyinceye kadar. soylu. Çoğunluk danışmaktan uzak kalır orUar. . düşüncesizdirler. Devlet adamı ve zeki olan Beyler. Getirip kendilerine arkadaş ve kUavuz yaparlar. İkisi de boş ve birbirinden seçilmezler Sen «Elhak» demedikçe. Kötü. Bu kimselere bırakırlar işleri. Zamanm bu beyliği ve kâhyalığı. Onlar herkesi beslemezler.

Sersem.BEY ZİN'E MEMO'YU GÖRMESİ İÇİN İZİN VERİYOR VE ZlN BAYILIYOR İşin içjüzünü bilen akıllı ihtiyar. Ve perdeyi sırrm üzerinden kaldırdı. Dedi ki: «Memo'nun kalbiıU kırdığımız yeter. Şöylece bize nakletti macera ja: Bey istişareyle ve kararla. Benim ona yaptığım haksızlık ve zulümdür. Ben ona boşuna eziyet ettim. Harem sarayına gittiği zaman. . Biz bir akıllıdan tedbiri öğrendik. Bunun içindir ki ben onu hışurUa zindana gönderdim. Zin'i çağmıp yanma oturttu. O hapis hayatını bir sene uzattım. Senin aşkm onun akimi kaçırmıştı. O zulmü sen ettin. Divane kimseler zincirle tedavi olurlar diye. haksızhğı da o yaptı. deli ve tutkun olmuştu.

sen ebedî ruhsun. Senin. Şüphesiz Memo gerçek âşıktır. O seni görmeden kalbi ağrımadı. . O hastadır. Günah olmayan özürle mazurdur. O ölüdür. O padişahm emriyle memurdur.» Kalbi aşk dolu olan o örtiUü hatun. Ona sitem edecek kimse.MEMO ZÎN 37> Bunun sebebi aşkm kemale ermesini sağlamaktı. Bir akrep gibi kalbini soktu. sen ise Fırat pmarısm. O sersemlik ilâcmı da ona sen verdin. sen ise hayat pmansm. Siz ikiniz kemal derecesindesirUz. Elbette cezasmı görecektir. Kalbimiz onu tasdik ediyor. sen ruh veren susun. Utanma perdesiyle zaptedilmişti. Aşkmızm derecesirU öğrendim. SerUn sevgindir onu yaralıyan. Ve zavallıya iki cadı gibi saldırttıysan. O susuzdur. O sürmeji gözüne sen çektin. kendin için bırak onu. Yine git sen. O susamıştır. Senin güzelliğindir onu tutkun yapan. ellerine ve ayaklarma bağladığm ziUüf . Kavuşmanm aşkınızı iptal etmemesini sağlamaktı. kendisiyle konuş. çıkıversin bülbiU. bojmuna geçirdiğin halka. Senin. Zincirlerini çöz. Onun gönlünün ve ruhunun önüne kurduğun tuzak oldu^ Sen nasıl iki ahuyu çUcardıysan. Ey açUmamış kırmızı gonca giU! Kırıver kafesi. Onun kalbine isabet eden oku sen 'vurdun. Kavuşmaya lâyık ve makbulsünüz. Şimdi ise canü gönülden.

Ciğerinde ikijüz yara bulunan Zin. Ölüm haUne girdi. Gözlerinde şefkat gözyaşlan topladı. Dediler ki: «Ey hakşinas. Ağzmdan ve burnundan kan f ışkırdı.379 Kardeşi o perdeji kaldırıp atmca. O şekilde ağlamanm kajmamasmı savmak istedi. âdil Husrev! Haksız yere rUye onun katiU oldun sen? . Sabaha kadar ikisi o halvette öyle kaldUar. Aniden onunla ağlaması geldi. öhneji diledi. Hepsi Beyin el ve eteklerine kapandUar. Hemen şefkat kebabmm tütsüsünden. Sanki şaraptı ve şişenin içinden dökiUdü. ve gönülden kan dalgası Fışkmdı Fırat ve Ceyhun misâU. Sanki bin meşe ağacı birden sallandı.MEMO ZÎN . Bey üzerinde ağlıyordu bir biUbiU misâU. Rüzgâr aradan duvan kaçırınca.. O kadar kardeşi Zin'Ie beraber ağladı ki. Utanmak perdesiyle korunuyordu. İki deniz arasmdaki utanma berzahı kalmadı. Aşkm kaynamasıyla dalgalanan bir deıUz. Bey garazla Zin'e güldü.. Merhamet dalgalan kajmadı. Zin kırmızı giU gibi kalbinin kanma boğulmuştu. Taşarak kaynadı ve perdeji jorttı Perdeyi yırttı. Ev halkı hep yanlarmda toplandUar. O gam deryası kaynadı ve taştı.

MEMO ZÎN 881 Zin masunduk bahçesirUn giU fidanıydı. ölümünü kendisi için fırsat buldu. Bu şekilde yerlere sürüp kanlara bulamamahydm. tJzerine gözyaşlan döktüler demek İstiyor. Şahım! Sen ruhuma izin verdin. (1) (2) Tuba cennet ağacının adıdır. ÂrUden biri dışarıdan geüp. Zin iffet bahçesinin servi fidanıydı Sedef kutunun içindeki pâk inciydi. Gördü ki Bey yağmur gibi gözyaşları döküyor. ben onu öldürmüş değilim. . O. Zin'in kulağına Memo'nun ölüm haberi girince. Lâtif. Mateme girmişler tamamiyle. Ben Zin'i nasU bile bile öldürürüm? O Harem cennetinde Tuba ağacıdır. (2) Hanü manlarda matem ve yas koptu. Benim ruhum onun ruhımda kayboldu. Suçsuz yere ömürden mahrum etmemeUydin. Harem halkı. O baygmdır. Kanal sularmı servinin üzerine döktüler. Kalkıp dört tarafa baktı. Sanki ölmüştü de yeniden dirildi. Mercana çevirmek sana yakışmazdı. «Memo öldü ve canını verdi» dedi. Berüm ruhum gidip Memo'nun ruhuna ka'vuştu.» (1) Harem halkı Zin'in üzerine koştular. Suçsuz yere canını bedeninden ayırmamahydm. Feryadlar göklere jükseldi.» Bey dedi ki: «Yanlış hayaller kurmajan. masum ve nazik bederUni. yakm ve uzak herkes. Dedi ki Beye: «Ey mutluluğumun sebebi! Benim düğünümde üzgün olma sakm.

Ruhum derhal vücudumdan çıktı. Ruhum ten hapishanesinde tutuklu kalmıştı. O zerreler. Memo'nun ruhundan da ona bir ışık kavuştu. O zerreler güneşe kavuştular. O. Benim güçsüz ruhum jürüyüp gitti. bugüne kadar gitmemişti. Onlar ebedî cihana gittiler. Benim takatsiz vücudum ağırlaştı. Kâh yok olmak sahiUne geldiler. Can tenden çıkıp gidince. O damlalar. Mekânları kabul etmeyenler. O da Memo gibi üzgün ve tutuklu kaldı. Bir an durdular ve dinlendUer. Canan onu gördü ve can cana kavuştu. OıUar fani sarayları terkettiler. . Hulâsa toprağm merkezinden. Kâh ebedî kalmak smırma gittiler. Bizim şahitlerimiz büjiik meleklerdir. Ruhum! Sen göniUden rıza verdiğin zaman. Siz bu yolculuğu yanlış okumayın. sıfatlarm deryasmda. Hulâsa ka'vuştuktan sonra. çünkü Senin iznirU bekliyordu.MEMO ZÎN 383 Senin ağzmdan ikrar çıkmadıkça. Şahım! Sen ten memleketinde sala verdiğin zaman. şerefi ve senin rızanı korumak için. onun için kalmıştı. tehlikelerin denizinde. Namusu. O güzelUk meşalesi ve ışığı. Birbirine emin oldukları zaman. Lâmekânlarda seyredecekler.

Onun kalbidir Mukaddes vadi. Bu haber benim için garip değildir. candır. (1) Hz. Musa'nın Tannyla konuştuğu vadi. Siz bunu benim hünerim kabıU etmejin. Ruhtur. O padişahça jükselmenin lâyıkı oldu. : 25 . F. Candan Müridi bulunduğum şeyh.MEMO ZÎN 385 Asla birleşmeden ve ajrrUmadan. Arkasmdan da derhal «Dön» dedi. Bu zerreyi güneşe ulaştırdı. ben ise kuru bir etim. Ben bu yolculuğu ruhumla yaptığım zaman. Gerçi o ruhuma görünüşte «Kop» dedi. Asla birbirinden ajnnlmadan ve başkalaşmadan. Allaha yaklaşmanın lâyıkı oldu. Beni alıp Turi Sina'ya götürdü. Biz bu ruhu vücudumuzdan sattık ve ajnrdık. Gerçi sizin yanınızda adı Memo'dur onun. Bana gösterdi oraja ve berU de kendisiyle gördü. Zat sayesinde ebedî zerreler oldular. Fakat jüksek himmetii bir padişahtır o. Beni bu perdeden dışarı çıkardı. Onlar zata doğru yola çıkmca. (1) Onun ruhu hak nunmdan ışık aldı.

» .MEMO ZÎN 387 Geldim ki sizlerden helâllik alayun. Gfeldim ki sizinle vedalaşajnm. Yargıcm huzuruna helâllik almış olarak çıkayım. Has eeımetle mutlu olayım. Sizler de beni yolcu edesiıüz diye. Yine döneyim yanmızdan raksederek.

merhamet serUn. saltanat senin. Şahım! Benimle ihtilâfa düşme. Ben Memo'yu kendime seçtiğim gün. Saz mecUsini tertip eyle. Altm tacmı jüzünün üzerine eğ. Otur sen tahta Husrev gibi. Memo beıUm olsun.LI ZİN'İN BEYE VASİYETİ Zin onlara bu kerametleri gösterince. Senden rica ediyorum olmayasm üzgün. Bütün gamlan da kendime seçtim. Ben kendi hisseme kanaat getirdim. Gam iUkesinde zafere ulaştım ben. Oturup vasiyetini Beye Şu şekilde anlattı ve ikrar etti: «Ey ruhlann ve gönüllerin padişahı! Kızkardeşin sana feda ve kurban olsun. Gamlar benim olsun. Bunca mertebeler ve makamlar gösterince. Sana kurban olsun günde ikijüz Zin. . Eğlence ve sevinci biraraya getir. Gamlar bana teslim oldular.

İhtiyarları. SevinçU olmanm. Bu çağrıya gelsin fakirler. . RuhanîUğinüz de kâmil olmuştur. dükkânlara ve çarşUara. Gülsuyu. Şeker gülüşlüler başıma toplansmlar. Hazırla şerbetier ve yiyeceklerle. Buhur. Meleklerin davetU oldukları düğünde. Bu çeşitler haddinden fazla olsunlar. Askerlere emir ver hazırlansınlar. Gelinler gibi süslensinler jine. ûd ve anber çeşitleri. Gerçi vücudumuz çukura gidecek. Azad eyle cariyeleri kölelerle. Hep rakısla ve halayla sallansmlar. Meleklerin dayetli olduklan düğünde. Kutlama yeniden düzenlensin.MEMO ZÎN 391 Pâk gönüUeri ve deUkanlUan sarhoş et. Buhur çeşiüeri de çokça olacaktır. Tenbih et. Bu nimet çeşitleri çokça olsunlar. safa sürmenin usûllerini. MecUs onlarla yaldızlansm. Ferah verici şeyleri topla. Söyle Botan halkı binsinler. Güzel kokulan birbirine kat. Çünkü ben ve Memo melekler gibijiz. kocakarUan yeniden dirilt. Gelin ve güveyi de cennetlik olacaklardır. zübad ve ceylânlarm keselerindeki misk. Serpmek için para tabaklarmı çoğalt. Ama ruhlarımız bir birine kavuşacak. Eğlencenin ve mutluluğun vasıtalarmı. GüzelUğe ve güzel kokulara meyilUyiz. Bizim haj^anhğımız zail olmuştur. NasU şehirde törenler yaptırdıysan. Sıti'ji Tacdin'e verdiğin gün.

Mezarlığa gideceğimiz zaman. Tacdin de Memo'nun cenazesiyle gelsin. Bugün bizim için iki misü. Sen Sıti'ji yolcu ettiğin gün. Parçalan altmdan olan bir sanduka Onun kapağı zemin renginden cilâlı olsun. Onun halesi parlak ve cilâlı olsun. Altm nakışlı ve renkli bir tabut. O kadar ki birbirleriyle cirit oynasmlar. Sıti'rUn içinde oturduğu taht gibi. Sazcıları ve sazları hazırla. Halk ağlayarak demesin ki: «Sıti'nin düğünü ne güzel bir gündü! Zin ezelden beri ne karabahtiıydı!» Benim cenazemle birlikte Sıti gelsin. Sakm ikimizi. Gözlerin önünde itibarsız yapmıyasın. Tacdin'i de Memo'ya sağdıç yap.MEMO ZÎN 393 Bajrramlarda olduğu gibi başları ısmsm. Çejizlerimi ve hazırlıklarımı lütfet. Ne kadar sevinç yaptırdıysan. Sağdıç olsun o berüm Memo'na Se'vinç olsun o gamlarımla. Se'vinçU ve gülümser olasm. Usûlü öyle yerine getiresin ki. AjTien o perinin oturduğu tahtaravan gibi. Nasıl Memo Tacdin'e sağdıç olduysa. geUn ve güveyi. Rica ediyorum dikkat edesin. .

Düşmanları defeden hışım. Ne kadar tahta otmursan. Her gün ne kadar asker çağırırsan. Ne kadar kumaş biçersen. Savaşta söyleyeceğin saz. Ne kadar hazine doldunırsan. Ne kadar huzura ileri gelenleri ve halkı çağırırsan. . Öyle yap ki güvejirUn önünde iftihar edejim. Hakikati ve mecazı düşünme. Ne kadar üzgün se'vindirirsen. o anda utanç dujonayajnm. Ne kadar maaş dağıtırsan. HepsirU çeyiz defterine yaz.MEMO ZÎN 39. Ne kadar tutuklu serbest bırakırsan. Muhaliflerden dökeceğin kan.5 Ey karşılık beklemeden ijilik yapan! Ey maksadlan ve muraüan veren! Bir sene tamam geçinceye kadar. Ne kadar yoksul zenginleştirirsen. Av köpeğinin jiyeceğine varmcaya dek. Ne kadar elbise dağıtırsan. Şahım! Sana vasiyetim olsun. Hepsini benim niyetime sarf et. AUah için icra edeceğin adalet. Mazlumları zalimlerden kurtarman. Her gün gaza niyetiyle. Hazinelere her ne koyarsan. O vakit. Ne kadar çok ijiUk yaparsan. Yük eşeğinin ulufesine varmcaya dek. Kendin için her ne harcarsan. Ne kadar esir azad edersen Ne kadar hükümet iğlerinde konuşursan. Zalimleri ortadan kaldıran ceza. Ne kadar jiyecek dağıtırsan.

Beni de onun yanma gömsünler. senin de başmı ağrıttım. İnan sen. Sana ve Memo'ya pişman olmuşumdur.» Zin vasiyetinin sonunu getirince. Bu kadar dikkatle söylüyorum ki. doğru ve inanarak. Senden uzak olsun mezarımız derindir.MEMO ZÎN 397 Gerçi ben çok uzattun. Beni ondan yana derbeder etnUyesin. Sen ve Memo bir birinizden ajn:Umıyacaksmız. Sana kurban olajnm amacımız uzaktır. Ben onun cenazesiyle geleceğim. Eğer ölmüşse onu yerüden dirilt.» : . Mezarlığa kadar onunla olacağım. Bu çok oldu. Ben öldüğüm zaman izin veresin. Eğer ölseniz. Benim ve Memo'nun hakkında ayıplamıyasm Yararlı Memo öldüğü zaman. Bey dedi ki: «Git sçn Memo'jm gör. Beni onunla perdesiz olarak gömdüresin. ya da kalksanız siz. Hemen derdinden kurtulunca. Kalbine merhamet ve jmmuşakhk gelsin.

ErrrUş şeyhin has halvetine girmeksizin. İnci taneleri sedeflerden çıktı sanki. O Zühre bir zerre gibi raksederek. Hapishanenin kapısmı açmca. Sıti ve. Zân biliyordu ki murada kavuşulmaz. Kalktı. Has halvetin sır mahrenü oldu. mücevherlere boğularak. Hep beraber burçlardan çıktUar sanki. Dadı. vefayı ve merhameti görünce. Güneş. Aldılar onu merasim ve ahenkle. Onlar halvet yerine ulaşmca. ay ve gezegen yUdızlar gibi. baştan ayağa kadar süslenerek Bir güzelUk deryasma döndü. dadı. Sıti ve yüz nedime. Bu sevgiyi.LII ZİN MEMO'NUN YANINA GİDİYOR Zin bu sözleri işitince. . Yüz nedime.

O fukura. Hunhar aşkm deryasmda boğulmuş olan Memo. O güneş ve ay birbirine kavuşunca. öbürü gümüş gibiydi. Onlar tutuklulara sordular. Dediler ki: «Gördük biz duvarın sathından. Zindanı bize gül bahçesi alanına çevirdiler. Memo da böylece kendinden geçti. Birbirine ışıklarım aksettirdikleri zaman. Dadı ve Sıti biraz önde gittiler.. Kalbinin kanı dışarıya aktı. Memo'nun üzerine acajip bir şimşek vurdu. Biri güneş gibi.MEMO ZÎN 401 Hepsi meşaleler ve fenerlerle gitmişlerdi. Pahabiçilmez bir inci tanesi gibi olan canmı. Memo'yla birUkte tutuklu olanlar. perişanmm halini. Biri altm gibi. Bedeninin gül bahçesi öylece susuz kalmış. öbürü ay gibiydi. O kadar aydm ve ışıklı oldular ki. BaktUar ki sedef misâli kıyıda.» Ey gönlünün güzü açUmamış kimse! Ruhun tecelUsini inkâr etmeyesin. 26 . Göğsünün feneri öylece ışıksız kalmış. Memo'nun başmdan da bir ışık çıktı. Derhal birbirinde kayboldular. EUnden çıkarmış bedava olarak. Birbirinden ışık aldıkları zaman.

ruhunun başka bir canlıya girip tekrar dünyaya gelmesi. O senin ruhundur. (1) Yahut tenasüh. Dadı ve Sıti Memo'nun üzerine gittiler. onunla ta¬ mamen birleşmesi ve AUahm da varlıkların içine girmesi. Başmdan kajmama dumanı tavana gidiyordu. Yalnız başmdan bir duman çıkıyordu.» Yari görmenin duru sujruna dudakları susamış Memo. . Yar ve ağyarın üzerine gerilen bir perde oldu. Tutuklu Memo'nun halvet arkadaşlığı. gerçekten geldi. fakat eksiktir. Yarin adıyla kendine gelmedi. Bunu da İslâmiyet kabul «tmemiştir. O mürşit onlara ijice baktı. (2) Tenasüh: Bir canlının ölümünden sonra. Yine de vücudunda bir can sezm-ediler. Onun kalbi onların kalbini etkiledi. Bu gö¬ rüşü İslâmiyet kabul etmemiştir. O kadar kalp damarını çektiler ki O kadar gülsuyu jüzüne serptiler ki. yalandan değil. Bir çeşit görmektir. Arkadaşlarmı da haberdar eyledi.MEMO ZÎN 403 Sakm bunun huIûI olduğunu düşünme. Değerli Memo'nun sohbet arkadaşlığı.. ya da giriş ve çıkış olduğunu düşünme (2) Bunun masal olduğunu sanmayasm. Hayli kendisiyle konuşup seslendiler. Aniden ölen o çıranın. (1) Hulul : Bir vücudun diğer bir vücuda girmesi. Dediler ki: «Memo! Kalk Zin geldi.. Yahut zayıf ya da boş rivayet olduğunu sanmayasm SerUn gördüğün rüya işte bu mertebedir.

İbadet için halvete girmiş Memo. Makam: Hz. ondan maksat da Zin'in önüdür. (3) Namaz yerinden maksat Zin'in önüdür. (2) Zin Memo'ya şöyle seslendi açıkça: «Kalk. Pervanenin kanatlan mum yağma değdi. O duman ışıktan ışıklandı. Hilâlla birUkte güneş göründü. (4) Hacer-Esved : Kâbenin duvanndaki kutsal taş. (1) CemalirUn önünden perdeji kaldırmca.MEMO ZlN İOTy Sommda Zin geldi ve önünde durdu. O mumun başmdaki dumana isabet etti. Kanaüan yandığı zaman. İçine üflediğim ceset!» O güzeUn ağzmdan çıkan sözün ışığı. Önce sadakatla o anda Zemzem suyuyla abdest tazeledi. ib¬ rahim'in Kâbe karşısındaki yeridir. Durdu namaz yeride ve Makamda (3) Alnmı Hacer-Esvede sürdü. Hilâlden maksat kaşları. güneşten maksat da yüzüdür. (1) (2) . Maksat Zin'in yüzündeki bendir. Kalktı tavaf niyetiyle. Birbirine birkaç söz söylediler. Pervane dedi ki: «Sen iji bir rehbersin» Mum dedi ki: «Sen iji sevgilisin» Pervane dedi ki: «Sen yol göstericisin» Mum şöyle dedi: «Sen hayat bahşedersin» Haleden maksat yüzünün üzerindeki peçedir galiba. O ışık göğüs kandilini doldurunca. O dolunay önündeki haleyi kaldırmca. (4) Kâbenin etrafmda bir-iki tur tavaf eyledi.

MEMO ZÎN 407 Pervane dedi ki: «Sen gönül aydmlaticısm» Mum şöyle dedi: «Sen göğsü yakarsın» Pervane dedi ki: «Sen çare bulursun» Mum şöyle dedi: «Sen gönüle teselU verirsin» Pervane dedi ki: «Sen padişahsm» Mum şöyle dedi: «Sen kıblegâhsm» Pervane dedi ki: «Sen AUahm hurisisin» Mum şöyle dedi: «Sen AUahm nurusun» Artık mükellef olmayan o susuz dudaklUar. Artık tasarrufları kalmayan o bağrı yanıklar. Birbirine sonsuz sevgilerini arzederlerdi. Birbiriyle bu şekilde konuşurlardı. .

Konuşmalarmdan duygulandUar. Susuzsan eğer. seninle konuştu. işte hayat sujm. Sıti ve nedimeler. Zin de geldi. Onlar Memo'ya dediler ki: «Ey ciğerhun! Bizler geldik ki deU olmayasm sen. Bu şekilde divane olma. Hastaysan eğer. yanma bizzat Leylâ geldi. işte sana Azra! Bülbülsen eğer sana gül hazırdır. Tutuklular. üzerine îsa geldi. işte mum parladı. Zin deUrmene sebep oldu. Vamık'san eğer. Kokularmdan mest oldular.LUI MEMO ÖLÜYOR Dadı. mahpuslar. üzerine geldi Lokman. Şimdi Bey senin hakkmda merhamet sahibi oldu. zindandakiler. Ölüysen eğer. Bigâne ohna. güneş sana bakıyor. Bey perişan olmana sebep oldu. Nilüfersen eğer. sen akUlısm. Pervaneysen eğer. Mecnun'san eğer. .

cömerttir. IjiIik sahibidir. Dünya farUdir.» Memo bu öğütieri işitince. Hazırlamıştır elbiseleri ve yerleri. Beyhude yere canmı satma. Ecel kadehini içinceye kadar. SerUn düğününü yapmaya kararlıdır. Her zaman sana murat olan Zin. zayi etme. O şekilde serU mutlu edecektir. Canmı satan kimseji bulamazsm.MEMO ZÎN 411 Canmm ve gönlünün eUnde bulunduğu huri. O hüner sahibi şöyle dedi: «Ben hiçbir bejin huzuruna gitmem. . Bu mecazî beyUk ve vezirUk.. Bu sihir ve hayal ojTmları. Biz kajnıt ve zincirlerini çözdük ki. Deülik zincirini at. Ömrünü ucuz satma. Seni muradma kavuşturacaktır. Senin ondan görUünün isteği neyse. Onun gölgesi devlet kuşunun kanat gölgesidir. Huzuruna çıktığm zaman derhal. Yine akUIa kendini tanı. ya geUr veya gelmez. Ben esirlerin kölesi olmam. Nasıl istediysen öyle geldi yanma. Sana yönelmiş bahtm ve devletin. Toplamıştır senin için dost ve ahbapları. Kalkıp bizimle Bejin huzuruna gelesin.

Ve eteği kırUmış olarak. Hayvanlar gibi zina edelim biz. Beyhude yere bu farU meskende. Bizim düğünümüzle övünüyorlar. cennet bahçesinden daha jüksektir. Yüzlerce şükür ki bekâr ve bakireyiz. . Azledilmez. Günah ve töhmetleri de bağışlayan odur. hükümdarlarm da hükümdarıdır. O hikmet ve kudret sahibi bir beydir. başı eğik ve merdût olarak. alnunız açıktır. Hâşâ ki bu f arU sarayda. Şüphe götürmeyen emriyle bizi ebedüeştirdi. Ölümü olan bey. Azlediîebilen bey esirdir. Giremez oraya hiçbir huri ve cermet çocuğu. O fakirlerin de. Cennet bahçesinde süslemiştir. Ebedi Adin cennetine girmeden önce. O beylerin ve padişahlarm şehinşahıdır. O padişah ki güzeUiğin ajmasmı yaratmıştır. Okunu zülüfle ve benle göstermiştir. Biz beyler bejinin huzuruna çıktik. Ve onda bize görünmüştür. O. Biz azizlik ve naz bahçesinin turfandalanjoz. Ve utanarak AUahm huzuruna gideUm. değişmez ve zevalsizdir. Allah bizim için hurileri ve cennet çocuklarmı. AUahı görmenin yeridir. Fakat âşıklarm cermeti ajnrıdır. Beden fenerini yaldızlamıştır. Sonuçsuz ve ölüme mahkûmdur.MEMO ZÎN 413 Hepsi boş ve farüdir. Bizi görünmeyen âlemde evlendirdi. bey değildir. Onlar göç etmemizi beküyorlar.

Derhal önünde kapı açUdı. sanki hiç yokmuş. Uçarak gidip AUaha kavuştu.» Memo son dileğini dileyince. . Çünkü ondan başka hiçbir maksadımız yoktur. Şahin gibi yer merkezirUn zincirinden. EUerirU toprak zincirinden çekti. Gönlünün kanatlarmı çırptı. öyle uçuverdi ki. Önünde kafes açUan kuş.MEMO ZÎN 415 BİZ onu diliyoruz Allahtan.

ekâbir ve büyükler. Tacdin ve Bekir tesadüfen. Oldu velvele. OrUar dert üstüne dert kattUar. Sanki deprem olmuştu. ölüm haberirUn geldiği yere koştular. figan ve ağlama. İleri gelerUer. kızlar. Botan halkı büjüklerden küçüklere kadar. Kadmlar. Beyzadeler. Bize şöylece ağıtı verdi: Dedi ki: Can. çocuklar ve gelinler. Şehirde feryad ve figan koptu. ' 27 . Şehirde hoşgönüUü bir tek fert kahnadı. ten hapishanesinden aynhnca. Bir yerde kar^UaştUar. Hep birlikte Memo'nun üzerine koşuşuyorlardı. deUkanlUar ve samimiler.LIV MEMO'NUN YASI VE BEKİR'İN ÖLDÜRÜLÜŞÜ Haberdar olan mâtemzade. Hepsi sarhoş ve sersem oldular.

Memo hakkmda sakat konuştun. Hâlâ da gözlerime görünüyorsun. Çaresiz Beye haber götürdüler.an sıfatiı! Ey fitne ve fesatiarm kajmağı. Belâlı vücudunu canmdan ajordı. Sonra kardeşinin üzerine yetiştiği an. Tacdin başmdan tacı ve tomarı. Ta ki Memo'jTi eUmden çıkarmcaya kadar. Bekir gibi yere sermek isterdi. Memo ölecek. Ey maksatlarm ve muratların engeU! Ey Memo ve Zin'in perdesini jmrtan! Ey yaranın üzerine dağlama çeken! Çok nedametU. Her kinU görürse o ejderha. Kardeşiıün hasretinden deUrdi âdeta. Bunca münafıksın ve düşmansm. Derhal onu yok etmek isterdi. sen de sağ kalacaksm ha. Hiç kimse onun karşısma çıkamazdı. habis ibUs! Yetmez mi artık? Kıyameti kopardm başıma sen. Onlar cenazeyi kaldırdıklan zaman. Zavallı Memo'nun cesedinin üzerine fırlattı. . O çırada bir ışık görmedi. Yine yer jüzünde dolaşacaksm ha?» Derhal Bekir'i yere serdi o. O güzeU şehit olduğu yerden kaldırdıkları zaman. Şüphesiz ona kaatil olurdu o.MEMO ZÎN 419 Tacdin dedi ki: «Ey âlemin fesadının sebebi! Ey insan şeklindeki şeji. Bey geUp ayağma zincir bağladı.

Peçesiz. Gece kuşu gibi inleyip söylerlerdi. Şehirde ne kadar insan varsa. Figanları göklere yükseUrdi. Hepsi matem elbisesi içindeydi. Zinciri ve kemendi kırdı o. perdeUler ve örtüIiUer. ihtiyar kadm ve dadı. OrUar ahenkle ağıt söylerken.MEMO ZÎN 421 Onlara alâmet göründü. Her biri bir makamla sızlıyorlardı. Üzerindeki bağı ve zinciri kopardı. Tedbirle bağlamış oldukları dev. Ejderha mağaradan dışan çıkmca. vahşi hajrvanlar. meyveler. Şehirde ne kadar meşhur varsa. (1) Baştan ayaklara kadar hepsi karalar giymiş. Halkm basma kıyamet koptu. Saç örgülerini çözmüşler. Evcil hajrvanlar. . (1) Fes Kürt kadınlarının başlanna giydikleridir. Zühre jüdızı gibi. ağıt seslerine uyarak Cenazenin yanma gitti âdeta ojmayarak. cansızlar ve kuşlar. Aynen coşup taşan bir bulut gibiydi. Tabutu başmm üstüne koydu. insanlar ve karıncalar. Zin kalktı o taptaze bojoıyla. başlarmda fes. Derhal koşarak naaşa atUdı. Gtönül isteğiyle Memo için karalar giymişlerdi. tülbentsiz ve başörtüsüz. O kara gijrmişlerin siyah topluluğu. Ağaçlar. Hepsi Memo için inüyorlardı. Hatunlar. Ağıt söyUyenler. Kale kapısmı ve perdeyi kaldırdı o.

Bu çarşaf. . Bu matemi ve bu karalar gijinmeji. Gül bahçelerine yağmur yağardı. Oldu eski bir gelenek. kıyamete kadar. Sanki ilk bahar mevsirrUnde. Birlikte kanlı gözyaşlan dökülürdü ki. peştemal ve peçeji Botan halkı o zaman âdet edindUer.MEMO ZÎN 423 Gülrengi yanaklardan o kadar.

Çiinkü insanlar ve cinlerin AUahı. Yerlerin ve göklerin yaratıcısı. Âlemi onun yok olmasıyla se'vindirdi. Murdar gibi attUar onu yere. Şöyle dedi Beye ve Tacdin'e: «Ey izz ve temkinU şah ve vezir! Rica ediyorum inadetnUyesiniz. sahipsiz ve gam ortaksız. Tacdin onu dünya jüzünden yok etti. Ravî bana şöyle rivayet etti: Zin bu hikâyeyi işitince. Bu fesat kaynağı hakkmda. O zaman buğzu da rakîblere verdi. Sevgiji sevgililere verdiği gün. . Sordular: Acaba bu hangi zavallıdır? Dediler ki: Cezalı Bekir'dir.LV ZİN BEKİR'İN LJESHİNDE KONUŞUYOR OıUar mezarlığa gittikleri zaman. İki direk üzerinde getirilen bir ölü gördüler. Ağıtsız.

Hiç mümkün müdür ki su ve biUûr. O da bizim yolumuzda şehittir. O.MEMO ZÎN 427 Bizleri yokluktan varettiği zaman. AsImda bize muvafakat etti. Eğer o olmasaydı aramızda engel. Baştan gerçi bize cefa gösterdi o. o bizim için dikendir. Ama bizim hakkımızda çok isabetU davrandı. Biz hazineyiz. o bizim için jüandır. Sakm Memo'nun bulunduğu şehitükten. înanm ki o mutludur. Aşkunız da bozulur ve zail olurdu. Biz yüksek yere varacağımız zaman. Bekir'i mahrum etmeyin. Sonunda da bize vefa gösterdi o. buna dikkat edin. Ajma bu kadar berrak olur ancak. Tarikatımıza dahil oldu. Biz o köpekle korunmuşuzdur. Sakm bizim bulunduğumuz mezarliktsın. Bu kadar kin kabul etmez olsun? Hâşâ ki aşkla pişmişlerden başka. Gerçi o kendisi için kötülük yaptı. Bizler birbirlerimizin lâzım ve melzûmlanjnz. Biz kırmızı giUiiz. O da eşikte köpeğimiz olacaktır. Gerçi görünüşte muhalefet etti. . GiiUer dikenlerin gagasıyla korunm".» İnsaf sahipleri için insaf. Hâşâ ki sevgiyle yanmışlardan başka. gerçeğe kavuşmamıza vesile oldu. Hazineler de jüarUarla beslenir.

Bu topluluğun hujru merhamettir. Bunun içindir ki ceımet nimetina lâjoktırlar. .MEMO ZÎN -429 Bu kadar cefa gösteren bir kimseye. Bir kimse bu kadar vefa göstersin.

Başucuna bir nişan koydıdar. Sonra Zin geldi o çam fidanı bojmyla. Topraktaki mezara gömdiUer. Padişahm beratı gibi. adaletsizUğin kurbam. Aşk fedaileri topluluğunun öncüsü. Günahsızlik suçunım kurbanı olan Memo'jru. . O jrUanı da ajrak ucuna gömdüler. mezarm üzerine gölge bırakarak. Pâk nurla süsledUer. O inci.LVI ZtN DE ÖLÜYOR Hulâsa ceUâd aşkm şehidi. Bütün alnı açıkların önderi diye. Yani budur kıyametin serveri diye. Bir selvi oldu. Zulmün maktulü. tanesini hazineye koydular.

bu cemal ve yüz bahçesi. F. Oturdu zavallı Memo'nun başucuna. Askerler. sen de bahçıvansın. : 28 . Her damlası on inci olurdu. ahenkle söylerlerdi. jiğitler ve beyler. Sesleri her dokuz feleğin üstüne çıkardı. nazeninler. şakaklar ve giU bahçesi gibi yanaklar. elmalar ve yüksek fidan. ayvalar. İniltileri kesildi ve güçten düştü. Senin yüzün olmaksızm onlar neye yarar? Bu benler. Senin yetiştirdiğin bahçe saiUpsizdir. Gözyaşlan devamlı dökülüyordu. Zin'in takati ve gücü kalmajrmca. Memo'ya şöyle seslenerek konuştu: «Ey vücudumun ve canımm mülkünün sahibi! Ben bahçeyim. Bu güzellik. Siyah bademler ve elâ gözler. Dervişler. Onunla feryad ederdi herkes. hepsi lezzetU ve tatlı. Huriler. Yine buluttan derya döküldü. Şüphesiz bunlar senden başkasma hararAdır. O matemzedeler de. Her an gönül derdinden «Ah» ettikçe. Yağmur mezara yağdıkça. güzeller.MEMO ZÎN 433 Perdesiz olarak ney gibi iıUiyordu. (1) Siyah bademlerden maksat kaşlardır galiba. ^AUaha sığmırı»r Onunla sesle. Feryadlan mavi çarka yükseUrdi. Dilberler. reaya ve fakirler. Sanırdm ki aynen nisan aymda. Hepsinin rengi güzel. periler ve gamlan götüren güzeUer. (1) Narlar.

Ki hiçbir kimse onlardan birşey yemesin. Senin bakışmm adağıydı hep. Bütün bu meyveleri dökeyim ben. En iyisi pUı-pırtıjn tophyayım. ZiUiiflerimin hepsiıU tel tel çekeyim. ziUüfler ve berUer. Belki bu yakmma sence makbul olmayacak. bahar. Bu bahçe. En İJİSİ hepsiıU talan edeyim. goncalar ve bütün çiçekler. Senin gibi baygm olacağım zaman yakmdır. temizleneyim. Bu parlak sünbül ve lâleler. Senin mülklerindir. Yani şakaklar. Ihtilâttan pâk olayım. Vücud ve canunm varhğmm terkibi. Halka halka olan menekşe ve reyhanlar. Fakat kendi kendime düşünüyorum ki. Hakkımdır ki yer yer ağrıyayım. Toprağı ve külleri başıma serpeyim. Belki sen berU değişik görürsün. GüUer gibi elbisemi jnrtajrun. yapraklar ve mejrveler. Belki bana bir öfke gösterirsin. BiUyorum ki cevap veremiyeceğim. SeıUnle kucaklaşacağım zamandır işte.MEMO ZÎN 435 BedeıUmin ağacmı silkejim ben. Korkarım ki beni sorumlu tutacaksm. . SeıUn gözleriıUn vakfıydı ne mutiu! HepsirU tamamen talan edejim ben. salUpsiz değillerdir. Bana sitem edersen eğer. GüzeUiğimden bir kU dahi eksik olsa. Nurlar.

. Gönülleri yaralı olan o matemzedeler. Hak emanetini teshm edeyim. Yani o mücevherin içinde bulunduğu sedefin. Üç gün üç gece toprak yaygısmdan. Bu süsümle ve güzelUğimle sana kavuşajmm. Ruhunu Allaim huzuruna gönderdi.» Zin bu şeküde gerçekleri dile getirdikten sonra. Sanki bir mumdu da söndürüldü. Yeniden feryad etmeye başladUar.MEMO ZÎN 437 En İJİSİ odur ki bu güzeUiğimle. Çaresiz bedeni canından ayrUdı. O kadar feryadla üzerinde ağladUar ki. Melek bakışlı Mem'onun bulımduğu mezarm. Görenlerin yükselen feryadlan. Eziyet etmeden hiç zülüf ve benlere. Dünyayla ilgilerini kopardı. Yeniden o mezarm kapağım açtUar tekrar. Hazır olanlarm canından yükselen figanlar. Elini tamamen candan çekti. Memo'nun mezarmı kucakladı. Ta ki Zin'i gelenek ve merasimle. . Vücudunu o mezara dayadı. Gözyaşı yağmuru üzerine yağıyordu. Devamh olarak jüce arşa jükseUrdi. Bildikleri gibi gömmeye hazırladUar. Üzerine o kadar inci gibi gözyaşı yağdırdUar.

Zin gibi genç olarak. Bakir ve ahu açık olarak gitti orUar. FasUasız olarak onları birbirine dayadUar. Hepsi aşka inandUar. Her ne isterse ona kavuşacaktır. Buydu nezih aşkm eseri. O ses «Merhaba» diye jükseldi. Ya da Memo gibi başmı aşka feda eden. Bey dedi ki: «Memo! Al sana yar!» Memo'nun cesedinden üç defa ses geldi.MEMO ZÎN 43» O iki mücevheri bir kutuda. . Aşkla güzelce yaşadUar vallahi. Hulâsa Memo'nun sandukasmı yeniden açtUar. Hayatmı aşkla değiştiren kimse. Hayatı ve se'vinci onun yoluna feda eden kimse. Elbette muradmı alacaktır. ne mutlu. BirUkte güzelce öldüler. Toprakla ve çer-çöple bulaşmadUar. O güneşi ve ajn bir burçta. Susuz dudaklı ve birbirinden mejrve yemiyerek gittiler. Vasıtasız olarak birbirirUn yanma koydular. Gterçeğin bu sırrmı herkes işitince. Nezih ve gerçek âşık olarak gitti orUar. Yüzlerce takdir ve aferin oıUara. Dünyanm meyU hiç yoktu orUarda. Hasretzede olarak AUahm huzuruna gittiler.

O nasıl peygamberUk hakkmda bUgi sahibiyse. AUahun! Sevgiülerin tatlılığı için. AUahım! Mecnun'un kanlı gözyaşları için. haldir. AUahım! Leylâ'nın gül renkU jüzü için. AUahım! Ruhu kapan yarin hicranmm derdi için. AUahım! Kırmızı gül içindeki nem için. Onun fUUeri baştan başa aykındır. belâdır. Onun her zaman söylejip durduğu. AUahım! Aşıkm gerçeğinin kemaU için. Allahun! Mahrum bırakma Ahmed'i. AUahım! NazeıUnlerin nazı için. AUahım! Gam yiyenlerin yakarışları için. Yani Muhammed'in dostluğundan. AUahım ! Bülbülün gözyaşlan için. Onun sözleri baştan başa güzaftır. dostiuktur. Fakat arayıp durduğu da. . AUahun! Zin'deki hasret için. AUahım! GöniU dileğine ka'vuşmanm zevki için.MEMO ZÎN 441 AUahım! Gerçek aşkm âşıka verdiği yorguıUuk için. AUahım! GüzeUiğin şirinUği için. AUahım! Memo ve o aşkı için. Hânî'yi aşktan nasipsiz kUma. Dostluktan maksadı da onun. AUahım! Rakiplerin düşmanlığı için. Canmı aldığm zaman. AUahım! Kudret ve büjüklüğiin sevgisi için.

canım veren Memo gibi. îjilere bağışla. AsImda ise size karşı yaptıkları habistir.MEMO ZlN 44? Onun sözleri görünüşte sizce selistir. Onu da. . Bekir gibi.

Ve yetişti iki tane serkeş fidan. Sonra Memo ve Zin'in mezarı üstünde. lâtif ve göIgeUydi. diğeri çam. Sahibi gibi o da dikenüydi. . YeşU uçlu. Havaya kalktı ikisi de sarhoş. Boylarmı birbiriyle birUkte yükselttiler. Onlar yaratılış huylarını terk etmediler. O ağaç rahat durmaktan uzaktı. Biri Jüksek selvi. (1) Bekir'i kastediyor. Kolları birbirinin bojmuna dolandı. Her biri kendi yaratUışma göre yaratUdı. Aşk ziraatmdan yeşerdi. O hayırdan uzak olanm mezarmdan da (1) Ardıç kıyafetinde bir ağaç yeşerdi.Lvn HER OT KENDİ KÖKÜ ÜZERİNDE YEŞERİR Onlann dari dünyadan ahret sarayına Yürüjüp gitmelerinin sebebi şudur ki.

O sana karpuz olur mu hiç? O meyve vereceği zaman. boğumlanna şeker de doldursan. O . Acıdan başka bir meyve verecek. Her gün damarlarmı yarsan. Rakîbler gibi onlara sarUdı. sanmıyasm ki. O soy kendilerinden temizlenir mi hiç? Kırk yU Ebucehil Karpuzunu eksen. Soyca kötü huylu olan yaratıklar. Yaramazlar gibi dolandı o. Rahat durup geçinmek bilmiyordu o. Hulâsa: O ağacm köklerine ve daUarma. Hasımhğmı aşikâr kUdı o. Bir o kadar daha böyle hizmet etsen. Yine kendini o sevgiUlere yetiştirdi. Güneş ışığıyla da onu beslesen.MEMO ZÎN 447 Kalktı kendini iki ağaca yetiştirdi. Ona yüz kerre bal suyu da versen. İki yarin kavuşmalarma engel oldu. Her zaman ona gülsuyu da serpsen.

Sırlar ona aşikâr olurdu. Gerçeği şöylece açıkladı: Dedi ki : «Ceımet bahçesine gittim. Sözleri fecir gibi doğruydu. Orada ikibin huri ve cennet çocuğu gördüm. O ihtiyar rüyada mı. Onun gönlü Levhi Mahfuzun sırrından Her an haberdar olup haz alırdı. F.Lvm HİKÂYENİN SONU Günlerin devranmdan haberdar olan adam. Kendisi düşünceye daldığı zaman Ruhu 'Vücuduna gaUp geUrdi. : 29 . Ermiş kimseler de haberdar olurlardı. Bana şöyle anlattı hikâyenin sonunu: Dedi ki: Âşık ve sevgi sahibi bir yaşlı vardı. Toprak âleminden kaybolduğu zaman. Uhamla mı. Gönül âleırUne gaUp geldiği zaman. AUahm arşmda avlanırdı. Ondan kerameüer göründüğü zaman.

Fakat gözle onlarm dostuydum. Gerçi AUahm lûtfu geniştir. Bir katı benimdir. yoksa kapıcı mı?» Dedi ki: «Şeyh! Sen Mm olduğumu bihniyor musım? Ben kapıcı olan o Bekir'im. Dedim ki ona: «Ey mertebeler sahibi! Acaba sen sahip misin. Onun içindir ki burada eşikte oturuyorum. Dağlamalar ve dertierle onlara bojrun eğdirdim. Bekir'e benzeyen taçlı ve sUâhlı bir adam. Bir hazeran değnek vardı eUnde. Ben gerçi sözle onlarm rakibiydim. O köşk tamamen değerli ineUerden yapUmıştı. Ben burada eınrUyet için eUmde değnek duruyorum. Fakat bu mülke hisse sahibijim. Fakat Allah bu makamı ne için sana verdi?» Dedi ki: «Şeyh! Sen henüz arif olmamışsm. Bu köşk ki gördüğün gibi sekiz katlıdır. Ben onlara o kadar siyaset verdim ki. Baştacı oldular sonunda. Gerçi nöbetçi biçimindejim. Kapmm önünde karar kdıp durmuştu. Fakat dünyada bunu öğrenmişsin. Ben onları dünyadan geri çektim. Ben Memo ve Zin'in ortağıjnm. GöniU rahathğmı dünyada onlardan aldım. yedi katı da onlarm. .MEMO ZÎN 451 Hepsi bir köşkte çalışıyorlardı. Dertler ve acUarla mübtelâ kUdım. Ama bu mekânda onlarm ortağıyım.» Ben ona dedim ki: «Ey sonu iji olan! Bana durumu açıklayarak anlat. Fakat kim olduğunu bilnUyordum ben.

müfsitliğim herkesi usandırmıştı. Bu iki kuma birbirine çok karşıdırlar. Bazı işler vardır ki görünüşte kötüdür. Onlar da bana bağdan bir çubuk verdiler. Gerçi görünüşte kötiUük yaptı o. Bu taksim hazinesirU sırsız bırakmadı. AsImda o kötülük rahatlık oldu. Dedi ki: «Ey sonu hayırlı olan günahkâr. Yaratıcı onun kötülüğünü ve günahlarını. Biri cefa kıhğma girmiş adalettir. Tâ ki başunı da o yolda feda ettim: Bu iki cihan birbirüUn kumaşıdır. Bazı fUUer vardır ki görünüşte doğrudur. . Fakat hikmeüerin işaretlerine perde çeken yaraticı.» Şeyh onun sözünü dinliyekaldı. Öbüründe hiçbir tat bulamazsm. Cennete gitti o da. Ben onlara okumayı bıraktırdım Onları yerlerden göklere yükselttim. Alem benim kötülüğümün elinden Usanmıştı. Âlemdeki kamunun rahatı için öldürdü. Biri de vefa kisvesine girmiş hışımdır. Tacdin ki seni cinayetsiz olarak öldürdü. Sen birirU boşamadıkça.MEMO ZÎN 453 Şunun için onlarm zararma konuştum. Bağışladı ve ona cenneti yazdı. O berU âlemin düzeni için öldürdü. Allah onun hakkmda ne yaptı?» Dedi ki: «AUah onu affetti. cehenneme gitmedi. Ben onlara bütün bir cennet verdim.

Öldürücü. KinU mahremdir. Ya da ijice iji adamlarm düşmanı ol. Onlarm himmetiyle günahları örtiüür. Ya da ceberrut Tacdin gibi. Köpeklerin ne dostu ol. Çok günah işlemekle mahrum kalmadık. İlâhî rahmete mazhar olduk. taş yürekü olanlar. Onlann takviyesi destek olur. Fiillerinin hepsi haksızlık olanlar. . Onlara uymak uygun ve yerinde olur. O sırrı bize bildirmedi o. Bu himmet âşıklara mahsustur. Âşıklarm ijiUğinden affediUrler. savaşçı. Sen onlara ne kadar cefa göstersen. Onlar ijidirler ve ijiüği biUrler. serU kirletirler. ne de düşmanı. Düşmanları olsan seni yaralarlar. OrUarm dostu olsan. Bekir gibi suçlu olan insanlar. Mahsus onu dostlara ve tanıdıklara verdi. kimi de mahrum. Onlar candan vefa gösterecekler. Bu mertebe doğrularm yoludur. Onlar ijiUkten başka birşey bilmezler.MEMO ZÎN 455 Sıradan insanlara bunu dağıtmadı. Sakm kötü adamlarm dostu olma. Yüzlerce şükür ki Tacdin ve kötü olan ben Sadece Memo ve Zin'Ie ilgiü olduğumuzdan.» Ey dost! candan iyi adanUann dostu ol.

Gerçekten yalnız onu hak bilir. Ondan başka kimseji hak bUmez. Ve hakkı anyan bir taUb olursa. Dostiarm üstünlüğü ne kadardır acep? Özelükle dost seviUrse. Mühendis ! Alanı iyice tahmin et. . Dostiar mı değer kazanmıyacaklar? Rakîblerin ilgileri böyle olımca. Hoca! Meseleji iz'arUa incele. îz'an et zarif bir nüktedir. Düşmanlar aşktan pay aldıktan sonra.MEMO ZÎN 457 Bu işaret ince bir gerçektir.

O tuzlu şarap ona tatil gelince. Arapça. . Sözlerinden haberi kalmadı onun. ne de haram. Divanedir o. Tazice de Arapçamn bir lehçesidir. bazı bühtaıUar. Derice ve Tazice. (1) Terkibedip şakayla ve oynayarak Bazı Botan efsaneleriıU. O kadar içti kî o uyanık olmayan. Bunun içindir ki şarap satıcısıdır ve müşevv^tir. Onun söyledikleriıUn hepsi aşktır. O (1) Derice Farsçamn. ney ne helâldir. O mesttir.LK GERÇEK AŞK Ey misalleri ve aldatmacalan dinUyen! Ey kıyas ve te'-viün müctehidi! Hânî aşk şarabıyla delirince. örf ile mazurdur. Mahmurdur. şarap içer ve sarhoştur. Eğer dinUyorsanız. Perdesizdir. fakat makamsız değildir. keyif ile memurdur. Kürtçe. Bazı bahaneler. o ney'in sesidir.

Aşk. Onun kadrini bil. Bu cüâdır ki onlan cilalar. Her kim ki birşey irade ederse. Bir kısmı parlak. Süsledi çocuklar gibi. eşi olmayan bir yansuna ajmasıdır. bir kısmı da nüsâl. eğer biUrsen öğüttür. Fakat onun bu sözlerden maksadı. Bu cevherdir ki onları parlatır. bir kısmı da helâl. zevâü olmayan bir sır hazinesidir. Bunca dolaşıp durmaktan maksadı. Aşk kemalini ispat etmektir. (1) Bunlar Kürtçenin şiveleridir. kimya dnsindendir. ya da kalay olan kalbler. Bakır ve cilâsız olan tabiatiar. bir kısmı da siyah. Ey en yakm yolun yolcusu! Güzel bir cevherdir. . Bir kısmı haramdır. Bunlarm bir kısmı hikâyedir. bir kısun da altm ve gümüş. onun değeri ağırdır. Gerçek aşktan gafil ohna. O. ya da onu iradeye sevkeder. Katır boncuklarını. Kalp olan. Meğer ki zevkten habersiz ola. Güneş gibi ışık sahibidir. Çarşı ve pazarlara getirdi. (1) Bazı hakîkler. Aşk cemaUni izhar etmektir. Mehmedîce ve SUîvîce. O. Tannyı gösteren aynadır. boncuk ve incileri.MEMO ZÎN 461 Botîce. Her kıssa hisseden pay alır. Her misâl de. Aşktan esersiz olan hiç kimse yoktur. Aşk ya onun muradıdır.

tanımazlar. İradesini sarf edecektir. Bu iki toplulup da zararlı çıkar. Kendi nefislerirU bilmez. Fakat sıradan insanlarm çoğunluğu bilgisizdir. Onlar cahil. öncüsüz ve kUavuzsuzdurlar. ahmak ve akUsızdırlar. Mürşitsiz. Kimisi de onmUa ahret sarajrmı satmalır. Çaresiz aşkı satarlar onlar. . Olgun değil. Pâralairmı güzelliğe verirler boşuna. Mahrum kalır görmek zevkinden. Ya da zahit. sofu ve din bilgiıUeridirler.MEMO ZÎN 4fl3 Herkes kendi himmeti ölçüsünde. kara cahil ve sefildirler. Kimisi dünya yaşayışıyla onu harcar.

Bunlardan doğan tabiatlar da ısı. nem (Yaşbk). ne yazık ki ölümlüdür bu. Güzel yaratUışhdır. Felekler. sonra başka un¬ surlar da keşfedilmiştir. YaıU var olmayan bir varlıktır bu. (2) Bu tabiatlardan meydana geleıUer ve felekler. : 30 (1) (2) . Bşlangıcı gerçi hayat rengindedir. Ama hayatmm sonu da ölümdür. yoksa rüya mıdır? Onun asılsız olduğunu yorumlama. su. Eskiden yalnız bunlar bilinirdi. kuruluk ve soğuktur. Bu âlem hayal imdir.LX BU RÜYA MIDIR. Onun hayal olduğunu tasvir etnie. F. unsurlar ve onlardan doğan tabiatlar. Hep birlikte çabucak birbirierinden ajrrUırlar. Unsurlardan maksat varlıkların kökü olan ateş. Hep birlikte güzel bir şekilde ortaklık yaparlar. top¬ rak ve havadır. Bu bölümde insan hayatı tasvir ediliyor. HAYAL MİDİR? (1) Sakî! Gel söyle bana ne renktir bu.

Su kurursa eğer. Dökülen her dane parçalanır.MEMO ZÎN 467 Ölümsüzlük cevherinin ipuçlarıdır. toprak toz olur. Onları çiftçi özel olarak kaldırır. Yok olma hastalığmm sermayeleridir. hennemdekilerin . O daneler sırayla ve peş peşe. O değirmenin daneleri insanlardır. Devamlı dökülürler çuvalm ağzmdan. orada cehalinden bahsedilir. devamlı dönerler. Değirmen gibidir felekler. Yerüden tekrar yoğururlar onu. Çürümedikçe helâk olmaz. Ateş sönerse. Ateşe müstahak olan o kalp kalıbı. Olgunlaşmaz ve iyice pâk olmaz. Bölünür ve öğütiUür. O daneji özel olarak ekerse. (1) Yalnız değerU ve pâk tıynetU olanlar. GenelUkle ne ölüdür. Bir kısmı gizüdir. hava yok olur. bir kısmı lâtif. jrumuşak un gibidirler. ne diri. (1) «ölmez ve dirihnez>> sözü bir âyetin parçasıdır. «Ölmez ve dirilmez» sözü gereğince. Yer altmda saklı olan. Çarklıdırlar. Dördü de bizim için yol göstericidir. Yine pisUk mertebesine razıdırlar. Bir kısmı ağırdır. Gerçi bizim soylarımız ve köklerimizdir. Yani İJİ gidişU nefisler. bir kısmı hafif. O kadar macera çektiği halde.

Onu döverler erzak için. Birbirinden ajnran mümej^jiz boyacı.MEMO ZÎN 469» Olgunlaşıp salkım olduğu zaman.. Yumuşak olan kısımlarmı jükseltir. Ta ki un gibi uf almcaya kadar. Birbirinden ayırıp dağıtırlar. Kâh çekici kuvvet içerisini çeker. Onu 'vücuda ve organlara tevzi eder. Hulâsa: Hayat şarabmm teri. Karışık şarabı damlatırlar. Mide tandın onu pişirir. İşe yaramıyan kısımlarmı döker. Katı kısunlarmı da aşağı indirir. Bu haUerin zuhurundan sonra henüz. O kadar onu döverler ve öğütürler ki. Karmlar âlenUne kaahU olur.. Ciğerin çömleği ve kalbin şişesi. O kadar onu ten şehrinde dolaştmrlar ki. deliğine düşmesini . Kuvvetlerin tasarrufuna gelir sıra. Ağzm değirmeni ve diUn çakçak'ı (1) Ağzm sujoı ve dişlerin taşı. (1) Çak çak: Danelerin depodan değirmen taşımı} sağlayan tahta parçası.. Nebat şerbeti gibi damlatUmca. Yönler ve köşeler onımla mâmur olurlar.. Sonra en joımuşağmı ayırırlar. Hulâsa: O cefalardan sonra. Devamlı ısmm aşçısı. Kâh tutucu kuvvet onu ezer ve acıtır. Bazan itici ku'vvet geUp onu jrutar. Bu işçiler onu o kadar döverler ki. Bazan hazmedici kuvvet onu hazmeder.

. Eğer AUahm huzuruna hak kazanmışsa. Kâh terkib için dizilir. Karmda kaldığı sürece. Güzel mejrveyle sarhoş olunca. O dane mejrvesiz bir ağaç olur. Sersemdir ve gıdası kandır. işte o özdür. Hayatm menşei. Can ışığmm yansıma aynası olur. Eğer padişahm ikramma lâjoksa. GizUUk tarlasından O taze bitki çıktiğı zaman. Sularlar doğduktan sonra da. Mercanlar gibi dizildiği zaman. O can nedir? nebatm özüdür. GüzelUk ışığmm mazhan olur. Tertib ve nizamla tasvir olur. Yağmur feyizden imdada yetişmezse. Ucu yeşilIerUr yaprak ve mejrvelerle. Onu yadigâr olsun diye alırlar. Kâh kan rengiyle renklenir. O bitkiji zaman zaman kanla. Eğer fejizden ona yağmur serpilirse. O mejrve kemale erince. Vasıtasız olarak onu jrukan götürürler. O bitki serkeş bir fidan olunca.MEMO ZÎN 471 Kâh su deryasına dalar gider.

Zillet toprağına kavuşmadıkça. (1) Mâ'seri üzümün sıkıhp şırasının çıkanldığı yerdir. Onu mertebe mertebe oraya d^^ğru götürürler. Onu gerçek mâsere götürmezler. Büjük fıçmm içinde kaynajap kabarmadıkça. Bu şekilde elden ele o yolda. Yani sıfatlarm çokluğundan. O güzel lokma şerbet olm. Bu ağaçlar çok dalh olurlar. O yolun yolcusu olamaz. Ta ki şarap için pirin eUyle.MEMO ZÎN 47S Gidince hemen sevgih olur. Fidanın üstünden dökülünce. Eğer acı ya da ekşiyse olgunlaşmamıştır. Onun orada adı meczup olur. Kâh din güneşiyle pişmeli. Orada kaynayıp kabarmca. Kâh AUahtan sakmmanm mehtabıyla yanmalı. Büjük fıçmm içinden çıkmca. O şerbet eğer tathysa çiğdir. TecelUleri katlajonca. Kısacası: Büjükliiğün şevketinden. O meyve kemal şerbetini çer. . O cefa ma'serine gidecektir. Pişip olgunluğa kavuşunca. Büyüklük tepesinden düşmedikçe. Eğer öylece havanm önünde kaldıysa. (1) Onun bakun görmesi gerekir. Hulâsa: GüzelUk hararetinden. Yiyeceklerin bakımmı görmesi gerekir. Fakat çok az bulunurlar.

O ilâhî şarabhaneye gidemez. Kendi kendine bir varlık tanıdığı müddetçe. Sürahinin ve kadehin rengindendîr. Ölümsüzlük onun için kavuşmaktır. Yok olmak onun için ölümsüzlüktür. Araz gibi etkili olunca. O zaman tecrid makamına gidecektir. Henüz belli makama gitmemiştir.MEMO ZÎN 475 Cevher tamamiyle yok olunca. Cevher. Kırmızı ya da al olduğu sürece. . Fakat bu ka-vuşmak birleşip katUmak suretiyle değil. O yakıcUar ve o takviye ediciler. O Hakla ölümsüzlüğü göremez. Yeniden potaya bırakırlar onu. Gönlü açan sahra gibi geniştir. O tecellilerin harareti. Allahtan ona bir görünüş yoktur. arazdan tecridedilince. Henüz ağzı mühürlü nefis şarap olmamıştır. Mutlak olarak yok olmadUîça. Sevinç vefasmm maşrapası olmadan. AyrUmak ve tek basma kalmak suretiyle de dep. O pota gerçi dardır ama. O tozdan indirirler onu O buhardan yükseltirler onu Yükseltildikten sonra süzülünce.

MEMO ZÎN

477

Bu şekilde muradma kavuşur. Ancak o zaman kavuşan mürit olabiUr. Bir defada perdeleri ve ağlan çeksen? AUahım! Ne olur biz körlerin önünden. Biz âcizlere görmeyi nasib etsen. Perdesiz, örtüsüz ve engelsiz olarak? Görerek inanma deryası dalgalansa da. Bizler de bir zaman sejrretsek? Bu sanUar, şüpheler, bilgiler ve takUtler, Ajmen tevhit ile değişseler? Nedenler, araçlar hiç kalmasalar. Bir defa nedensiz olarak seni görsek? Bizim, varlığı zorunlu olan Allaha inancımız vardır, Varhğımızm zorunlu olmayışı arada perde olmuştur. AUahım! Yine bizi kendimizden kurtar. Kendin için bizi kendimizi tanır hale getir. Bu yürüjüş, bu yolculuk ve merhaleleri aşmak. Candan yönelen müride mahsustur. Bizim için nerde mümkün olur. Eğer yaratıcı ezelden takdir etmemişse? Çünkü kötülük ve bu yola yönelmek, îji işlerle ve yaramazlıkla olmaz. Âbidler bir riya ile helâk olurlar. Günahkârlar bir dua ile pâk olurlar. Âlem ki bir hayalî gölge gibidir, Yaratıcmm kendisi yol gösterir ve sapıtır. Odur hayal manzarasma getiren. Odur sapıklık perdesine bürüyen.

MEMO ZÎN

479

Fakat bize iradei cüziye vermiştir. Pis ve hilekâr nefsimiz, Onu da elimizden kaçırmıştır, Biz kalmışız, AUahm lûtfunun imdadı kalmış. Yalnız en iyisi biz sıradan insaıUar için. Sadece şu yeter biz günahkârlar için: Baştan AUahı hakkıyla tanıyalım. Ne kadar kusurlu, kemkişi ve noksanlı da olsak, Sonra gönülden ondan korkahm, DirUmizi büginlerden soralım. Onlar nasU derlerse öyle yapalım, Tâ ki dünya jüzünden yok oluncaya dek, Sırtımızı AUahm lûtfuna dajnyalım, Belki bizi ateşten affeder.

LXI

SONSÖZ VE KALEMLE KONUŞMA

Ey asImda yaya olan aüı!
Ey beyaz sajrf alarm âşıkı! Ey değersiz ve başı eğik şair! Ey büjücü ve gülünç sihirbaz! Ey sapıklık vadisinde başıboş gezen. Ey büjüklük iddiasmm aldatUmişı! Ey ucu yontulmuş pis renkU kalem! Güzel kumaş gibi güzel renkli kâğıdı. Şakak ve benler adma karaladığın yeter, «B» ve «D»lerle kötü adlı yaptığm yeter. (1) Yazı «Gubar» ve ufak olduğu sürece, (2) Yazı güzelUkten uzak değildir.

(1) (2)

«B>^>.

ve «D>^ «Bed» demektir, yani pis. Gubar Arap yazısının bir çeşididir.
31

MEMO ZÎN

483

Fakat Öğretim yazısı gibi çoğalmca. Ya da «Sülüs» ve «Nesih» gibi iri olunca, (1) O güzelUk saj^asmı ortadan kaldırır. Berrak olmaz, aydm olmaz ve kemale ermez. Sade dilberin şakaklarmm. Kolye gibi olmaması gerekir. (2) Yüz mehtabı üzerinde şakaklar güzeldir. Yüz üzerinde yular gibi ohnamak şartiyle. Ey kalem, sen de hayU uzattm. Bu kâğıdı çok karaladın, yeter artık. Sözler inci gibi de olsa. Çok olunca değersiz kalır. Mücevherlerin değerli olduğunu görmüyor musun? Çünkü azdırlar ve nadirdirler. Şaşırtmaca, yanlış, hata ve unutkanlıkları, ÎJİ karşUanmıyan günahlarm tamamını. Hiç düşünmeden yazdm sen, Bu yaptıklarına kim tahammül eder? Bunları senden tasvibeden kimse yoktur. Sana bunun için aferin diyen kimse yoktur. Ey arsız, kötü ve edepsiz! Küstah, kötü işü ve de haksız! Senin ucunu ne kadar yonttumsa ben, O kadar yanlış yazılar yazdm sen. Ne kadar ucunu tıraş ettimse ben, O kadar günah kazanmaya çalıştm sen. Haddini aştın sen de Hânî gibi. Nakışçılık yaptın sen de Manî gibi. (3)

U) Sülüs ve Nesih Arap. yazısının birer çeşididir.
(2) Burada ve bundan sonraki iki mısrada sayfa yar yüzüne benzetilmiş. (3)

Manî: ünlü Çin ressamı.

MEMO ZÎN

485

OjTmlar ve oyalamalarla meşgul olduğun yeter. Hatalardan ve şaşırtmalardan tövbe et. Bir defa tövbe yolunun üzerine gel. Henüz sana sıra gelmemişken.

Hüner sahibi olan o kahraman jiğit. Önce öfkelenme kemerini bağladı. Parmak uçlarmm düldülüne bindi, Derhal karşımıza dikildi. Dilinden çekti bir Zülfikâr, Benimle atıIUarm şahı gibi bir hasun oldu. Kızdı, kahırlandı bu sitemlerden. Dili şu cevaplarla döndü: Dedi ki: «Ahmet! Eğer habis değil isen. Sen ne söylediysen onu yazdım ben. Senin sözlerin ister iyi ister kötü olsun. Senin fiillerin ister yanlış ister doğru olsun. Ey işi kötülük olan ! İyi biUyorsun ki. Sensin onları söyliyen, yapan ve onlarm sahibi. Ben bir ney'dim ve ney alemindeydim, (1) Şaraptım, ama içenlerin eUnde değildim. Sen beni sazlıktan götürdüğün zaman, J^e sözüm vardı benim, ne de feryadım. Uzaklaştırdm beni arkadaşlarm yanından, Terkettirdin bana ülkemi ve ailemi.

(1)

Eskiden kamış kalemler kullanıldığı için böyle yazmıştır.

MEMO ZÎN

487

BerUm boğumlarımı ve parçalarımı baştan aşağıya,

Önce «01» emriyle deük deşik ettin sen. Sonra beni aşk tabağma koj^mca sen. Kalbimi aşk ateşiyle deUnce sen. Ve sen vücuduma ruh üfürdüğün zaman. Benim gönlümden geldi bu «Ah» ve figanlar. Senin üfürüğün benim kalbimi ve ciğerimi yaktı. Sen ne üflediysen ben onu söyledim. Ben dilsizim, konuşmasız ve uyuşuğum, Nefissiz ve nefessizim, kamış kısmmdanun. Saz meclisini sen bana sevdirdin. Günah defterini sen bana karalattm. Gerçi görünüşte varım ben. Ama sazcı sensin, ney gibijim ben. Acaba ney kendiliğinden birşey söyler mi? Hiç kalem kendiliğinden bir damla döker mi? Kaleme kara işler yaptıran kâtiptir. Sazcıdır ki ney, elinden feryad eder. Ney, kalem, kitap ve nişan. Ok, hedef, yay ve atıcUık, Kaderde emir altma girmişler. Henüz günah adı bile yazUmadan önce.»

AUahım! Biliyorsun ki zavaUı Hânî de. Kalem gibi tutsaktır. Gerçekten onun kalbi senin eUndedir, Mutlak olarak onun eü, kendi eUnde değildir.

(1) (2) (3) Yazı yazmaktan Doğduğu zaman. Milâdî tarihe göre yılında doğmuş-- tur. Kendisi için en ijisini ne biür o? Senin rızan her nasılsa. o emirle memurdur. (2) Tarih bin altmış bir idi. Kendi menfaatini ve zararmı bilmez o. günahkârlarm öncüsü. (4) Buna göre 14 yaşındayken yazı hayatına atılmış. Sen ne irade ettiysen. (3) Bu yıl kırk dört yaşına girdi. gerek ilmiyle ve gerek kalemiyle. Otuz yUdu" ki yanlış yazUar yazmaktadır o. O. Gerçi sen ona bir iradei cüziye vermişsen de. O da ney gibidir. o havayı çalar. Çünkü yokluktan koptuğu zaman. (1) Maksadı. 1651 Bu Hicrî tarihtir. Baştan ayağa kadar hep seıUn elindeydi. Bu kita¬ bın yazılması da 1695 yılında tamamlanmıştır. onu da tamamen sana bıraktı. gayesi sensin AUahım! Fakat kötülük mürekkebiyle. demek istiyor. o da onu yazdı. O. . (4) O. Vallahi aktan ve siyahtan. Amir sensin. Ona yazı yazmayı öğreten yazı serUn yazmdır. Memurlar her zaman olurlar mazur. Hayli sayfalar karartmıştır o.MEMO ZÎN 489 Sen onun başmı yonttuğun zaman.

MEMO ZÎN 491 Günahlardan hayU mal toplamıştir. (1) (1) İlgi kesmekten maksat ölümdür. . Sonunda da ona güzel bir ilgi kesmek ver. Sen önce nasU ona aşktan ufuk verdinse. İJİ işlerden ise bir mangırı bile yoktur.

ahır) . zaman) 2 Nuha (Şimdiki (Hz. (Ceylân). Adera: 1 Mırov (însan).FERHENG (Sözlük) A Ab: Av (Su) Aba: Bav û kaim (Atalar) Abegîne: Cam. 2 Kemayî (Kusur) Axaz: Dest pe kırma karekî (Bir işin başlangıcı) Axıl: Axur. 2 Adem Pexember Adem) Aiaq: Asû\van (Ufuklar) Alîtab: Roj (Güneş) Agah: Haydar (Haberdar) Aheste: Hedî (Yavaş) Ahû: 1 Xezal. belûr (Cam. hevş (Ağıl. biUûr) Abıd: Peresdar (Ahit) Abîdane: Peresdaranî (Abitçe) Abîdar: Bı av (Sulu) Ac: Dırane fîl (Fildişi) Acil: 1 Peşende (Gelecek zaman).

2 Aşt (Barişik) Aşifte: Perîşan (Peri§an) Aşina: Naskirox (Taniyan) Aşîyan: Hêlîn (Yuva) Ateşgede: Peresgaha agirperestan (Ate§e tapanlarm tapmagi) Atil: Teral (Tenbel) Ayîn: 1 Risun (Resira).494 Axûş: Hembêz (Kucak) Al: Sor (Kirmizi) Alat: Ambiirm. raavi) Asîtan: Hev§ (Avlu) Asîyab: A§ (Degirmen) Astide: Hêsa (Rahat) Aş: 1 Aş (Degirman). haletin (Aletler) Alemefrûz: Rohnîkiroxê gerdiinê (Diinyaja aydmlatan) AK: BUmd (Yuce) Alîmul-xeyb: Zanayê bi tiştên nepenî (GizU §eyleri bilen) Aliide: Lewitî (Pishge biUaşan) Ain: Giştî (Umiimî) Amel: Xebat (Çalişma) Aram: Hêsayî (Rahathk) Arasîte: XemUandî (Suslenmi§) Anf: Naskir (Taniyan) Anz: 1 Peydabiija (Sonradan olan). 3 Wek Ayîne: Neynik (Ajma) Azerde. (Gibi) 2 Aheng (Tören). 2 Dêm (Yanak) Ainzî: Nii çêbiiyî (Sonradan olan) Ari: Riit (Arinmi§) Asefê Berxîya: Wezîrê SUêman Pêxember (Hz. Sûleyman'm Veziri) Asî: Gunehkar (Giinahkar) Asîmanî: Ji rengê asîman. he§în (Gök rengi. azerden: Renc (Eziyet) .

(Hatun) Bar: 1 Fîkî (Meyve). belavkırox (Veren. gören) Baç: Baçere (Yol geçiş ücreti. 2 Deri (Kapı) Babeser: Bı dîtm.495 B Bab: 1 Bav (Baba). kötü niyetU) Bedîhî: Eşkera (Aşikâr) Bedr: Hîva tıjî (Dolunay) Bedrûd: Rûzışt (Çirkin yüzlü) Bedsekal: Nîyetxırab (Kötü lUyeÜi) Bedsmşt: X'wîxırab (Kötü huylu. 2 Felek (Felek) Basır: Dîtox (Gören) Bayi': Fırotox (Satıcı) Baal: Dayox. anlâksız) Behaîm: Dev^ann (Davarlar) . baç) Bade: Mey (Şarap) Baxeber: Haydar (Haberdar) Baıs: 1 Sebeb (Sebep) 2 Xızan (yoksul) Bakûre: Bzep (Bakir) Bal: Bask (Kanat) Bala: Bejn (Boy) Ban: Haf (Dam) Banû: Xatûn. zışt (Çirkin) Bedayî': Tışten xweşık (Güzel şeyler) Bedexter: Bedsıter. 2 Bar (Yük) Band: Sar (Soğuk) Bari: Xwede (Allah) Barigeh: 1 Eywan (Salon). dağıtan) Bazî: Lîztın (Ojmamak) Bed: Pîs. be yom (Uğursuz) Bedevvî: Gundî (Köylü) Bedxwah: Xer nexvvaz (Bedhah. dîtox (Gözlü.

2 Bergeh (Yön). deneme) Bena goş: Penka goh (Kulak memesi) Bend û baz: Hunermendî (Meharet) Bexşende: Efiikar (Bagi§layici) Benat: Keçm (Kizlar) Bende: Kole (Kul) Bendi: Girtî (Tutuklu) Beng: Gîyakîye mirov pê serxwe§ di be (Sarhoş edici bir ot) Benî: Xulara. ya da iiriin verirler. yan Jî xêr ii bêr di dm. ber Ji wan di bare (Yiik altmdalar. tecribe (Bela. smir) Besatîn: Bostanm (Bostanlar) Beser: Dîtm (Görmek) . deniz kar§Uigi) Berzex: Bejê ziravê navbera du behran. qiil (Hizmetçi. ked di barînm.496 Behre: Par (Pay) Behremend: Xwedî par (Pay sahibi) Behrewer: Xwedî par (Pay sahibi) Bekke: Bajarê Mekkê (Mekke §ehri) Belorî: Tiştê ji belor (Billiirdan olan şey) Beliiqîya: Cihiidekî hUekarbûye (Bir hilekar Yahudiymiş) Belwa: Bela. Berxîz: Ra be (Kalk) Berî: Bê par (Yoksun) Berk: Pehk (Yaprakcik) Berq: Biriisk (Şiraşek) Berqe': Perde (Perde) Berr: BeJ (Kara parçasi. 3 Fîkî (Meyve) Ber bû me: Ber bi me hat (Bize dogru geldi) Bercîs: Sitêra Mişterî (Jubiter yUdizi) Ber di bann: Di bm bardane. kul) Ber: 1 Kevir (Taş). sînor (Iki deniz arasmdaki ince kara parçasi. iiriin yagdmrlar) .

32 . Bırehne: Tazî (Çıplak) Bırhan: DelU (Kanıt) Bıtûnan: Zıkan (Karmlar) Bı vverîne: Wer ke (Serp) F. belkî mertal be (Bir silâh. (Ev) 2 Şe'r (Şiir). : . «Fakiler halayı» denir) Be zar: Neçar (Çaresiz) Bı bazîn: Bı lîzînm (Oynatalım) Bıjarm: Pek anîn (İfa etti) Bı kalıt: Bı nale (İnlesin) Bı kene: Bı kerîn (BecerikUdirler) Bdh: Ehmeqî (Ahmaklık) Bmper: Tewırekî çekbûye. jera di bejm «Govenda feqîyan» (Bir halay çeşididir. 2 Avayî (Yapı). bel¬ ki kalkandır) Bmyad: 1 Hîm (Temel). 3 Mal Beyte Meqsûd: Mala X'wede ku xelk qesda çûjnna we di ke (Halkın gitmek istediği AUahm evi) Beytıl-eqsa: Mızgefta bajare Qudıs'e (Kudüs'teki Cami) Beyyînat: Nişanen eşkera (Açık alâmetler) Bezi: Camerî (Cömertlik) Bezlego: Qeşmer (Komik) Bezm: Cıvata henge (Eğlence mecUsi) Be dad: Be çare (Çaresiz) Bex: Kok û nejad (Kök ve soy) Bejen: Bejmg (Kalbur) Be kene: Be kerm (Beceriksizdirler) Be newa: Be hez (Güçsüz) Berîte: Te'vvırekî govende.497 Best: Gire da (Bağladı) Beşaret: Mızgîn (Müjde) Betî': Hedîmeş (Ağır jürüyüşlü) Bey": Fırotın (Satış) Beyda: Dest (Ova) Beyt: 1 Mala Xwede (Kâbe).

bekaret) Bilad: Welat (Ûlke) Bîlcimle: Heraî (Hepsi) Bil Heq: Bi Xwedê. . hepsi) Bîmar: Nexwe§ (Hasta) Bina: Bi dîtm. ilahî) Bilkul: Bi tevayî.biiye (Bir Yunan bilgini) Bulhewes: Evîndarê ne Ji dil (Candan sevmeyen aşik) Bii. têkUhev (Karişik) Bûte: Şii§e (Şişe) C Ca: CUi (Yer) Cam: Qedeha meyê (Içki kadehi) Camediride: CUdirandî (Yirtik elbiseh) Cametebdîl: CUguhartî (Degişik kiyafetli) Camid: Hebûyê bê gan (Ruhsuz varlik) Can: 1 Gan (Ruh) 2 Laş (Viicut). ceylanlarm çeneleri altmdaki misk kesesine de denir) Buhran: Bê heşî (Kiriz) Buxar: Helraa kelê (Kaynama buhan) Buqrat: Zanakî Yunanî. bi mana turê bm çena xezalan yê tijî misk Jî tê (Karm. wxedayî (AUah hakki için. bi bênahî (Gören) Binende: Kesê ku diir di bîne (Uzagi gören) Bisat: Ti§tê raxistmê (Yaygi) Bişe: Dara raêşe (Me§e agaci) Bîz: Zik. heraî (Tamaraen. Bo: Bêhn (Koku) Biise: Maç (Öpuciik) Biiş: Tevihev.493 Bidarî: He§yarî (Uyamklik) Bîli: Bîyok (Ajrva) Bîkr: Keçîtî (Kizlik.

499

Cana, canan: yar (sevgiU) Canfeza: Jînbexş, bexşendeye kefxweşîye (Hayat, sa-iinç
bahşeden)

Oamb: Alî (Taraf, yön) Cawîdaııî: Tımmî (Ebedî) Cazibe: Heza kâşane (Çekici güç) Cebbar: 1 Xurt (Güçlü). 2 Zordest (Zorba) Cebhet: Enî (Alm) Cebîn: Herdu alîyen enîye (Alnın iki yanı) Ced'an: Gırâken por (Saç büklümleri) Oedel: Mmaqeşe, pevçûn (Münakaşa) Cedîy: Bırca Karıke jı 12 bu-cen roje (Oğlak Burcu) Oegerriş: Cegerkul (Gönlü yaralı) Cela: Rohnî (IşUc) Celadet: M§rxasî, egîtî (Kahramanlık, yiğitlik) -Celal: Mezmatî (Büyüklük) Oelew: Hefsar (Yular) Celîs: Hevale rûnıştme (Oturma arkadaşı) Oema: Cıvîn (Toplanma) Oemad, Cemadat: Hebûyen be gan (Ruhsuz varlıklar) Oemaze: Deve (Deve) emî': Hemî (Hep) Cendl: Baş, meqbûl (İyi, makbul) Cemmaş: Nukubcûz (Yamuk gagalı) Cenah: Bask (Kanat) Cenan: DU (Kalp) Cera: Herıkandî (Akar, akıcı) Cerdan: Talankerm (yağmacUar) Ceres: ZengU (Çmgırak) Cerh: Bırîn (Yara) Cewahır: Pıranîya «Cewher»e, hebûye ku bı sere xwe di kare hebûna xwe nîşan bı de, wek kevır. («Cevher»tn çoğuludur, kendi basma varhğmı gösterebilen varlık, taş gibi)

500

Cewcem: Em rastê mana vê kelîmê ne hatin (Bu kelimenin anlamma rastlamadik). Cewr: Sîtem (Zuliim, haksizhk ) Cewşen: Zirx (Zirh) Ccz'e: Girîna li ser rairî, dirandma cUan ii kişandma por Jibo mirma wî (Öliinun iizerinde aglamak, elbiseleri yirtraak, saçlari yolmak)

Cift: Cot (Çift) Cilfû: Leyî, naser (Sel) Ciliis: Riini§tin (Oturraak) Cmdi: 1 Sipah (Asker). 2 Xortê rmd (Giizel delikanli) Cmiid: Sipahan (Askerler) Cmûn: 1 Dînîtî (Dehhk). 2 Dîn (DeU) Cir'e: Qurt (Yudum) Cirm: Guneh (Şuç) CibîIIet: Nejad û kok (Soy) Cihannuma: Nîşandayoxê dinê (Diinyayi gösteren) Cîhanpenali: Kesê ku dmya pişta xwe pê girê di de (Diinyanm giivendigi kimse) Cîhat: Piranîya «Cîhet»e yanî Rohelat, Roava, Bakur û Ba§ur («Cihet»in çogulu, yani Dogu, Bati, Kuzey ve Giiney
Cîlwa: Rohnî (Aydinlik) Coş: Keldaym (Kaynamak, coşraak)

Cunbeş: Pêldaym, hejîn (Dalgalanmak ( sallanraak) Cuz': Perçe (Parça) Cûbar, Cûyebar: Newal (Dere) Cûdî: Çîyayê ku geraîya Niih h serê rawestîye (Nuh'un geraisinin durdugu dag)

501

ç
Çaha zîqenc: Çalıka navbera leve jerîn û çene (Alt du¬ dakla çene arasmdaki çukur) Çak: Dırandî (YırtUı) Çalak: Bı sıvıkî, bı lez (Çabucak) Çapıkherekat: Kese ku bı lez tev di gere (Çe'vik davranan) Çarane: Tewırekî cUe cengebûye (Bir savaş elbisesiydi) Çareebrû: Bırûreş (Karakaşh) Çaraperdaz: Dîtoxe çare û havUe (Çare bulan) Ça^mîgî^, çeşnîgîr: Çekıroxe kefx'weşîye û henge (Eğlen¬ ce düzenUyen) Çavvûş: Peşleşger (öncü askerler) Çeng: 1 Enîşk (Dirsek). 2 Nîve Kulme (Avucun ya¬
rısı). 3
Tevv^ırekî saz (Bir saz).

Çengî: Sazvane saza çeng (Çeng sazmın çalgıcısı) Çerxe: Bı çenxe, bı bûre (Seğirt, geç) Çest û çalak: Bı lez û çelengî (Çevikçe, çabucak) Ç«şm: Çav (Göz) Ç«şn: Heng (Eğlence) Çdlexane: Cîye ku peresdar teda peresti di km (AbiÜerin
ibadet ettikleri yer)

Çırb: Xureken rûnî (Yağh yemekler) Çıvîyayi: Xuz (Yamuk) Çîhar erkan: Her çar goşe, yani Rohelata bakurî, Roavaya bakurî, Rohelata başurî, Roavaya başurî (Dört yön, yani Kuzeydoğu, Kuzeybatı, Güneydoğu, Güneybatı) Çîhanm: E çaran (Dördüncü) Çîn: Xûz (Yamuk) Çîn çîn: Xelek xelek (Halka halka) Çu: tu (Hiç)

502

D

Nav ii deng (Şöhret). Dafîe: Hêza tehradaymê (îtici guç) Da henstî: Bi hevdiira da ket (Birlikte dii§tu) Dair: Gêrbiiyî (Yuvarlanan) Daîrebend: Qora govendê ya gUor (Halka gibi halay safi) Daiye: Semed (Sebep) Dalalê nutleq: Avarêtîya yekcarî (Mutlak sapiklik) Dam: 1 DavUc (Fak). 2 Heywanên kedî (Evcil hayvanlar) Damad: 1 Zava (Damat). 2 Daman: Daw (Etek)
DUan (Dugiin)

Da': Jan (Hastahk) Dad: 1 Edalet (Adalet). 2

Dane:

1

Tene (Tane). 2

Tamikê nava davikê (Fakm

içindeki yem) Damş: Şêwr (Danişma)

Darii: Derman (Ilaç)
Dasitan: Çîroka kevne (Destan) Da'wet: 1 Dua (Dua). 2 DUan (Diigun). Dawer: Xwedê (Allah) Dawidî: Kesên h ser dînê Dawid Pêxember (Hz. Davud'un
dinine mensup olanlar Dayîn: Daye (Dadi) Debiq: Dermanekî rengkesk (Yeşil renkli bir koku) Debîr: Nivîsvan (Yazici, .sekreter)

Debr: Idarekirm (Yönetmek) Ded: Hejrwanên kiivî (Vah§î hajrvanlar) Def': Vegerandm, qewirandm (savmak ) Defain: Piranîya (Defîne»ye («Define»nin çoguludur) Dehan: Dev (Agiz)

503

Dehqan: 1 Axa (Ağa). 2 Baxvan, cotkar (Bahçıvan, çiftçi) Dexel: Ne safî (Kalp, safi olmayan) Delawer: Merxas (Yiğit) DeUal: Bangkırox (Çağırıcı) Delle: Tol (Fahişe) Del'vv: Bmca SatUe jı 12 bırcen roje (Güneşin Kova Burcu) Dem: 1 Zeman (Zaman). 2 X'wîn (Kan) Dem': Hıstır (Gözyaşı) Dembeste: Kese ku bı zehmet helma xvve di de û di sıtîne (Zor soluyan kimse) Demgeş: Kese bı hesan helma xwe di de û di sıtîne (Kolay soluyan kimse) Demsaz: Heval Arkadaş) Derb: 1 Lexıstm (Dövmek). 2 Çapkırma du-avan (Para basmak) Dere: Daxılkırın (Dahil etmek) Derdenak: Bı derd (DertU) Derxur: Xurek (Yiyecek) Derice: Deriye bıçûk (Küçük kapı) Dermende: Nexweş (Hasta) Dermeyan: Di navda (İçinde) Derr: Zırar, dıj (Zarar, karşıt) Derre: He-vvî (Kuma) Derrende: Heywane çırînok (Yui^ıcı hayvan) Dervvaze: Derî (Kapı) Dew': Tîrej, ronahî (İşm, ışık)
Devva: Derman (îlâç)

Dewab: Heywanm (Hajrvanlar) Dewende: Beza (Çok koşan) Dewhe: Dara mezm (Büjük ağaç) De\vre hal: Wergerîn û guhartma hal (HaUn dönüşmesi) De\vwar: Gerbûyî (Yuvarlanan) Deyyar: Mırov, kes (însan, şahıs)

504

Dêrê ezreq: Dêra heşîn, asîman (Mavi kiUse, gök) Dêrin: Kevn (eski) Di bestin: Girê di dan (Baglarlardi) Dilaram: Hêsayîya dil (Göniil rahathgi) Dildade: Evîndar, yar (Seven, sevgiU)
DUdar: Yar (SevgiU) Dildaş: Hevalê dU (GöniU arkada§i)

Dilefroz, Dilefriiz: Rohnîkiroxê dU (Gönlii aydmlatan) Dilfikar, DUefkar: Dil bi tirs (Ûrkek göniillu) Ddxwah: Daxwaza dil (GöniU dilegi) DUkuşa: Vekiroxê dU (Göniil açiei) Dilnewaz: Geşkiroxê dil (Gönlii canlandiran, şenlendireni Di nmna: Di xuya (Göriiniirdii) Dirc: Qalika mirarîyan (înci kabugu) Dîfoa: Hevrî§un (îpek) Dîdar: Xuyajrî, rii (Göriiniiş, jdiz) Dîde: Çav (Göz) Dîdeheyran: Ê ku mirov li çavên wî heyran di mîne (Göziine hayran olunan) Dîgergiin: Bi tewirekî dm (Bambaşka) Dîmax: Mejî (Bejdn) Dimai: Xwînî (Kanli) Dîmen: Erdê bejî (Susuz toprak) Dînar: Diravê zêrîn (Altm para) Dîrayet: Bîrbmn (Diişiince) D'îsa: Di îsa, di bmsî Parlardi) Diwan: 1 Civata mezinan (Biijaiklerin raeclisi). 2 Pirtiika §ê'ran (Şiir kitabi) Dîyar: Jor (Yukari, zirve) Dîyarî: 1 Xuyayî (Göziiken). 2 Hedîye (Armagan). Dîzdar: Dergevanê girtîxanê, yan kelê (Hapishane ya da kale kapicisi) Doxîteçeşm: Çavkeç, ê ku çavêd wî wek ên keçanm (Kiz gözlii, gözleri kizlarm göziine benzeyan kimse)

asîmanan (Karışık inci¬ ler. Durr: Mırarî (încî) Durrâ Xeltan: Mırarîyen tevîhev. jüksek dere¬ celi kimseler) Ebes: Tewş (Faydasız) Ebîd: Koleyan (Köleler) Ebleh: Ehmeq (Ahmak) Ebr: Hewr. bılmd (Büyük kimseler. Durdane: Teneyen mırarîyan (İnci taneleri) Dnre nîsare: Mırarîyen ku h sere büke ten reşandm (Cîelinin basma dökülen inciler) Duta: Duqat (îki büklüm) Dûd: Dû (Duman) Dûdeman: Nejad (Soy) Dûrebîn: Kese dûrdîtox (Uzağı gören) Dûşîn: Şeva çûyî (Dün gece) Dûşîze: Keça bakire (Bakire kız) E Ealî: Kesen mezm. çeşitler) Ecûz: Pîrejm (Kocakarı) Ed bı km: Bı hesıbînm (Saymız) Edanî: Pıranîya «Edna»ye («Edna»nm çoğulu) . gökler) Durd: Tılp (Tortu) Durdan.505 Dozex: Doj (Chennem) Dııxan: Dû (Duman) Ihucmeya Sıkender: Radara Eskendere Romî (Büjük İs¬ kender'in radarı) Duxter: Keç (Kız) Dur. e-vvr (Bulut) Ebyat: Rezen şe'ran (ŞUrin beyitleri) Ecanıb: Kesen xerîb (YabancUar) Ecnas: Tewırm (Cinsler.

diişunce adamlari) Ehmer: Sor (Kirmizi) Ehya: Zmdîyan (Canlilar) Exder: Kesk (Ye§il) Exlat: Hebiiyên ku ji imsuran çê di bm (Ögelerden yaratUan varliklar) Exnam: Pezin (Koyunlar) Exter: Sitêr (YUdiz) Eqanb: Xizmin (Hisimlar) Eqd: 1 Marbirîn (Nikah kiymak). xemgîn (Ûzgiin). namusîu kiz ya da kadm) Eflak: Piranîya «Felek»e («Felek»in çogulu) Efriiz: Rohnî (Aydmlik) Efser: 1 Meliil. beranber (Denk. 3 Girêdan (Baglamak). karşi karşiya) Edîm: Tunne (Yok olan) Edl: Dad (Adalet) Edn: Navê bihuştêkîye (Bir cennet adidir) Edna: Kesê nizimtir (En alçak kimse) Edû: Neyar (Diişman) Ef'al: Piranîya «Fî'I»e («Ful»in çogulu) Efîfe: Keç. pariztibûn (Esirgemişlerdi) Ehlê nezer: Kesên zana. başlik) Eqdam: Lmgm (Ayaklar) Eqrebut-teriqe: Rêya nêzîktir (En yakm yol) . a bi namiis (Temiz. 2 Kulah (Taç) Evişandibûn: Di destê xweda hîştibiin. 4 Bi benvekirma morîyan (Boncuklan iphge takmak). yan jma paqij. 2 DUan (Diigiin).506 Edawet: Neyarî (Diişmanlik) Edem: Tunneyî (Yokluk) Edîb: Bêjevan (Eldebiyatçi) Edîl: Hevta. 5 Diravên ku dema xwestma biikê Ji raala bavê wêra tê dajan (Kiz istenirken bab^sigile verilen paralar. bîrbir (Bilginler.

2 Kar (îş) Emsîle: Wekokm (Örnekler) Enadıl: Te'mrekî bUbU (Bir çeşit bülbül) EnamU: SertUîkm «Parmak uçları) Enasır: Pıranîya «Unsur»e ku berâ di hatm gotm çann û jîn jı wan çe bûye. eskiden dört oldukları ve hayatm . Evm: Av. ax.50T Eq'wam: Qe'wınan (Ka'vimler) Ekber: Mezıntır (En büyük) Ekrad: Pıranîya «Kurd»e («Kürd»ün çoğulu) Eks: Ronahîya tışte ku di ave. agur û hewa («Unsur»un çoğuludur. sözcükler) Elhal: Nuha (Şimdi) Elîlıîmem: Hîmmetbılmd (Yüksek himmetli) Eîîl: Nexweş (Hasta). en yumuşak) Elwan: Rengm (Renkler) E'mal: Karın (İşler) Emced: Pır bı şan (Çok şanh) Emda: Qesden (Kasten) Emeldar: Karker (İşçi) Emîr: Mîr (Bey) Emr: 1 Ferman (Emir). 2 Al (Bayrak) Elettevvalî: Lı pey hevdû (Peş peşe) ELPaz: Gotmm (Sözler. Elîm: Pır zana (Çok biIgiU) Elîmeqam: RıtbebUınd (Yüksek rütbeU) Elqîsse: Kurta gotme (Sözün kısası) Eltaf: Qencîyan (îyiUkler) Eltef : Naziktir. nermtır (En nazik. yan nejmıkeda di xuye (Yansuna) E'la: BUmdtır (En yüksek) EIaîq: Ben û rehen ku mırov bı jîneve gire di dm (İnsanı hayata bağhyan bağlar) Elef: Pût (Hayvan yiyeceği) Elem: 1 Eş (Ağn).

di vê yekêda mihtacê cewhere. 2 Ti§tê ku ni kare bi serê xwe hebiina xwe nî§an bi de. renk gibi) 1 Erxewan: KuIUka hmarê (Nar çiçegi) Enstetalis: Zanayê Yunanî Arîsto (Yunanli bilgin Aristo) Erş: Text (Taht) Eriis: Biik (Gelm) Erz: 1 Nî§andan (Göstermek) 2 Fereja. ber (En) Esabi': Tilîne (Parraaklar) Esaxir: Biçiikm (Kuçiikler) Esbab: Ti§tên lazim (GerekU §eyler) Esmar: Fîkîjon (Meyveler) .508 bunlardan meydana geldigi söylenirdi. bi tirkî Jêra di bêjm (Ardiç) Erez: Çemê Erez (Aras Nehri). ateş ve hava) Enbaz: Heval (Arkada§) Enbiya: Pêxembenn (Peygamberler) Encam: Dawî (Sonuç) Encim: Sitênn (YUdizlar) Encunen: Civat (Komite) EngÛLr: Tirî (Ûzum) Elnhar: Çemm (Nehirler) Enin: Nalîn (Inleme) Enis: Hogir (Munis) Enwa': Tewirm (Çe§itler) Enwar: Piranîya «Enver»e («Enver»in çogulu) Enwer: Pif rohnî (Çok i§ikh) Er: Eger (Eger) ErazU: Piranîya «RezU»e («ReziI»in çogulu) Erbab: Xwedîyan (Sahipler) Erbein: ÇU (Kirk) Er'er: Darelcîye. toprak. bu hususta cevhere muhtaç olan. Şunlardir: Su. wek reng (Kendi başma varhgmi göstereraiyen.

iyiUk] Etfal: Zarûkm (Çocuklar) Etrab: Keçen hevsaled kuran (DelikanlUara yaşıt kızlar) Ewam: Xelk (Halk) E'vvan: Alîkarm (Yardımcılar) Ewbaş: Du xorten bı hevdûra (Beraber olan iki deUkanh) Ewc: Tewre jor (Zirve) Ewran: Hevvran (Bulutlar) Eyax: Em raste mana ve pirse ne hatm (Bu kelimenin mânasını bulamadık) E'yan: Kesen gıregır (llerigelenler) Eyan: 1 Dîtm (Görmek). tüsüz) ör¬ Eyn: Çav (Göz) Eyş: Jîna bı kefxweşî (Mutlu yaşamak) Eyyam: Rojm (Günler) Ezaım: Nıvıştm (Muskalar) Ezazıl: Şeyten (Şeji.an) Ezdad: Tışten dıje hevdû (Bir birine karşı. 2 Xuyayî (Görünen) Eyanî: 1 Eşkerayî (Açıkça) 2 Vata (Üstü açık. qencî (Vermek. zıt şeyler) Ezfer: Kîske bm çena xezalan ku misk tedaye (Ceylânla¬ rm çeneleri altmdaki misk kesesi Ezhar: Kulîlkm (Çiçekler) Ezman: Zıman (Dil) Ezra: Keça bakire (Bakire kız) .509 Esnaf: Tewır tewır (Çeşit çeşit) Esr: Sedsal (YüzyU) Estar: Perdeyın (Perdeler) Eş'ar: Şe'rm (ŞUrler) Eşbah: C^mm (Cisimler) Eşk: Hıstır (Gözyaşı) Eta: Dayın.

gîhane nevdû (ToplandUar). bı şunda (Geriye) Vensand: Ve kır (Çözdü) Ve: 1 Ev (Şu). bı şewq (Aydm. gerçek) Fuad: DU (Kalp) Fıkr: Fıroz.511 Fettan: Fesad. hep birUkte) Füheqîqe: Bı rastî. Vekra: Bı hevdûra. ışıklı) Tebîet (Tabiat) Sisti (GevşekUk) Fızûl: 1 Tewş (Faydasız). Fıtret: Fıtûr: Ve: Paşda. rastın (Gerçekten. safi) Fdûs: Manqırm (Mangırlar) Tırs. alîkarîya vı^î bı kî (Ona yar¬ dım edersen. AUah) Fezaîi: Karen baş (İyi işler) Fezîhet: Eşkerakırma ne h gorî daxwaze (Arzuya aykırı olan açıklama) Fdk: Gemî (Gemi) Fılorî: Paqıj. 2 Be ar (Arsız) Fîlcımle: Hemî. bı carekî (Hepsi. onu desteklersen) Vîhalî: Vî tışte ku te di keve şûnekî. vekışîn (Korkmak. Xwede (Fejiz yağdıran. fitneci) Fewware: Pet (Alev) Feyroz. Feyrûz: Renge heşîn (Ma'vi renk) Feyyaz: Barandoxe feyze. 2 Xwest (Diledi) Vek ketm: Kom bûn. safî (Temiz. yani gönlün içine giren aşk) . çekinmek) Fırûz: Rohnî. yanî evîna ku te di keve nava dU (Bir yere giren bu nesne. dıgel hevdû (Beraberce) Vera bı gıri: Tu pera ra gırî. bı fitne (Müfsit.

Gencîne: Xizne (Hazine) Geşt: Ger (Seyahat) Geştî: Gremî (Gtemi) Grewherî: Gewherfiroş (Cevher saticisi) Gêrane: Gerandm.bl2 G Gah: 1 Carna (Bazi bazi). derbazbiin (Dolaşmak. Guzîn: Bijare (Seçkin) Giin: Reng (Renk) . di pejavîn (Konu§urIardi) Goşwar: Guhar (Kiipe) Goyîa: Teyrekîye bi şev di qîre (Gece bagiran bir kuş) Guftar: Gotm. civandî (Derlenmiş) Girdîgar: Xwedê (Allah) Go§: Goh (Kulak) Goyende: di bûn: Di gotin. 2 Gav. peyv (Konuşma) Guherguharan: Guhargewheran (Cevher kupeliler) Gulab: Gulav (Gul suyn) Gulben: Şaxa gulê (Guî dali) Gulgiin: Gulreng (Giiî rengi) Gulqend: Ava şekirê Qend (Kant şekerinin şerbeti) Gulnar: Ava kuUîka hmarê (Nar çiçeginin şerbeti) Gulpîrehen: Kesê ku kirasê wî wek guîêye (Gömlegi glil gibi olan) Gum kir: Winda kir (kaybetti) Gumrah: Avarê (Sapik) Guweşt: Tewirekî qaydê sitiranêye (Bir şarki makami) Guzaf : Gotmên tewş (Bo§ sözler) Guzer: Ger. zaraan) Gaze-gaz: Qîre-qîr (Bagiri§ma) Geda: Kole. geçmek) Guzîde. parsek (Köle. geçirdiler) Gêsii: Kezî (Saç örgusii) Gil: Harî (Çamur) Girdevvarî: Berhevkirî. zeman (An. dUenci) Genc. derbazkmn (Çevirdiler.

mahir) Hazırûn: Kesen hazır (Hazır olanlar) Hazîme: Heza hezımku'me (Hazmedici güç) Hebîb: Yar (SevgiU) Hecer: 1 Kevır (Taş). kapıcı) Hacız: Navbır (îki şeyin araşma giren) Hadis: Nûçe (Sonradan olan) Hadî: Kese ku mırov tine reya durust (însam doğru yola getiren) Haîl: Navbır (îki şejin arasına giren) Haîm: Wmdabûyî. : 33 . beredayî (Kaybolan. 2 Kevure Reş ku di dîwar§ Mala Xwede'daye (Hacer-Esved) Hecle: Bermal (Oda) Hedîd: 1 Hesm (Demir). başıboş kimse) Haldmane: Mîr anî (Beyce) Hala: Tışte ku te di keve nava tıştekî dm.513 H Hacıb: Pajrvan. 2 Cîhe mzuntir (En alçak yer) Hedîqe: Bax (Bahçe) Heqaîq: Rastiyan (Gerçekler) Heqqa: Bı rastî (Gerçekten) Hekim: Pm zana (Çok bügUi) Hekkak: Nıvîsvane h ser maden. dergevan (Nöbetçi. yan kevu: (Maden ya da taşa yazı yazan) F. maksat aşktır) Hale: Seywana dora hîve (Aym etrafındaki hale) Hamî: Parezdar (Himaye eden) Haris: Cotkar (Çiftçi) Herr: Germ (Sıcak) Hasıl: 1 Tışte ku bı dest di keve (Elde edilen). mexsed evîne (Bir şeyin içine giren. 2 Kurta gotme (Sözün kısası) Hazıq: Hunermend (Mutahassıs.

tim (Her zaman) Hemzad: Hevalê xwannê (Yemek arkadagi) Henzeî: Fîkîyekî wek zebeşêye. eşit) Hemkase: Hevaîê vexwarmê (Içki arkadaşi) Heial: Helgirtm (Yiiklenmek) Hemîîqa: Hevalê dîtmê (Göriişme arkadaşi) Hej]an!.şîii: Hevalê rûniştmê (Oturma arkadaşi) Heinrah: Hevaîê rê.liai: Havaîê hal ii razan (Hal ve sir arkadaşi) Hemxehvetî: Hevaîê xelwetê (Haîvet arkadaşi) Memxwsihei Hevaîê razanê (Uyku arkadaşi) Hemqal: Hevalê peyvê (Konuşma arkadaşi) Hemqedem: Hevaîê îmg. hevrê (Yoldaş) Hemraz: Hevalê razan (Sir arkadaşi) Hemseng: Beranber. yaldiz) Heînaxîiş: Hembêzî (Kucaklaşan) Hemaşjyan: Hevalê hêlînê (Yuva arkadaşi) Hembîze: Hevaîê zik. di sewîyekîda (Bir seviyede. hevta (Denk) Hemser: Heval (Arkadaş) Hemware: Her gav.514 Helahil: Kuştox (Ölduriicu) Helawet: Şêrînî (Tatlihk) HeU: Pişkaftm (Çözmek) Hellal: Pişkaftox (Çözen) Helwela: Gotma «LahewIe wela («LahevIe» demek) quwwete îUa bUlah» Heîlê sîmab: Avzîva helandî (Eritilmiş giimiiş suyii. bira ii xuşk (Kardeş) Hemdem: Heval (Arkadaş) Hemefser: Hevaîê KiUah (Taç arkada§i) Hemel: Birca Beran ji 12 bircên rojê (Giineşin Koç Burcu) Hemişe: Tim (Her zaman) Heitn. lê biçiike û pir tale (Ebiicehil Karpuzu) Her çend: Ger çiqas (Gerçi) .

şenayî (Meskûn yer) Heyûl. ne kadar M) Hılûl: Teketma gane laşekî pişti mmme di laşekî dmda (Bir ruhun ölümden sonra bir başka vücuda girmesi) Hınayan: Kîse dıravan (Para kesesi) EUcab: Perde (Perde) Hîcr. îsmaU Hücresi) Hmd: Hmekî (Biraz) Hinde: Ev qas (Bu kadar) Hmdewane: Zebeş (Karpuz) Hmdî: Ev qas ku. 2 Evîn (Aşk) Hevı^alî: Çarmedor (Çewre) Hey: Zmdî (Canlı) Hey'at: Pıranîya «Hey'et»e («Hey'et»in çoğulu) Hey'et: ŞıkU (ŞekU. çı qas ku (Şu kadar ki. felsefe) . wek weşîye (Salkım gibi toplandUar) Herîr: Hevr%ım (İpek) Herzekar: Kotoxe gotmen tewş (Herzeci) Heseb: Nejad (Soy) Hesretzede: Kese ku belaya hesrete bı serîda hatîye. felsefe (BUgi. birirUn huzurunda olmak) Hıccet: DeUl (Kanıt) Hıcre: Kunca SunayU Pexember ya lı rex Mala XwedS (Kâbenin yanmdald Hz. be rmrad (Hasretzede) Hesûd: Dexes (Kıskanç) Heşem: Meîyet (Maiyet) Hewa: 1 Hevva (Hava) . biçim) Heyşet: Avayî.515 Herfan ne gırm: Şaşbûnan der ne xm (Yanhşhkları açığa vurmasmlar) Henstm: Kom bûn. Heyula: Nejada gerdûng (EvreıUn ilk maddesi) Hezer: Xwe parıztm (Sakmmak) Hezl: Yari (Şaka) Hezret: Pâşedest (Huzur. Hîcran: Dûrketma evîndar jı yarg (Hicran) fflkmet: Zanin.

bê riimet (Topraktan. Hane) Xanezad: Xanedan. Hiir: Horîyêd bihuştê (Cennet hurileri) Horî meqliib: Vajîyê ji horîyê (Huriden dönme) Hubb: Evîn (Sevgi) Hubla: Avis (Gebe) Huîslîaîn: Mîran (Beyler) Haimain: Xwedî hîmmet û qencî (Himmet ve iyilik sahibi) Humre: Sor (Kirmizi) Huwel-Heq: Ew heqqe( O haktir) Hût: Birca Masîyê Ji 12 bircên rojê (Guueşin Balik Burcu) X Xadim: Xulam (Hizmetçi) Xaib: Wmdabiiyî (Kayip) Xaqan: Padîşahê Tirkistan'ê (Turkistan Hukiimdan) Xak: Ax (Toprak) Xakîsar: Ji axê. ji nejadekî pak (Hanedan) Xasekî: Xulamê navmali (Harem hizmetçisi) Xasê nezer: Nihêrtma xisiisî (Özel baki§) . (Ev. kaşlar ona benzetiUr) Hîn: Gav (An) Hîraset: Xwe panztm (Kendini sakmmak) Hîrqet: Şewat (Yanmak) Hol: Gog* (Top) Hor. sessiz kimse) Xaiie: Mal. birû tên diriibandm bi wê (Hilal.ş: Kesê bê dengê ku na pejdve (Konuşmayan.516 Hîlal: Hîvik. malik. 2 Qey (Gaîiba) Xame: Qelem (Kalem) Xamû. degersiz) Xal: Şana Ii rii (Yuzdeki ben) Xalab: 1 Zorbir (Yenen).

jı adete der (Harika) Xar û xes: Gerş û gel. Xel: Xelq (Halk) Xelaîq: Gelen xelqe (Halk kitleleri) Xelaîq: Gelen xelqe (Halk kitleleri) Xelef : Kur. 2 Aferandm (Ya¬ ratmak) XeUaq: Aferandox. mexsed evî¬ ne (Dün gece içilen şarap. qırş û qal (Çerçöp) Xatem: Gustil (Yüzük) Xawer: Rohelat (Doğu) Xavn: Vala (Boş) Xaz: Renge sor (Kırmızı renk) Xebxeb: GUare bm çene (Çene altı) Xebîr: Haydar (Haberdar) Xebîyye: Veşarî. maksat aşktır) Xedd: Dem (Yanak) Xedda': Xapînok (Aldatıcı) Xedeng: Tîr (Ok) Xef: Nepenî (GizU) Xeffar: Nuxaftoxe gunehan. AUah) Xvs^ede (Günahları örten. û qal (Çerçöp) Xasîyyet: Xısûsîjryet (ÖzelUk) Xaşak: Gerş û gel. pis (Oğul. AUah) Xem: 1 Derd (Dert). halk). qırş. nepenî (GizU kapaklı) Xebl: Perişan (Perişan) Xebûq: Meya ku şeva çûyî hatîye ve xwarm. 2 Xûz (Yamuk) . evlât) Xem: Dost (Dost) Xelq: 1 Mırovm (İnsanlar. Xwede (Yaratıcı.517 Xar: Sıtırî (Diken) Xaretker: Talanker (Yağmacı) Xancîyyet: Derketma jı qanûn û adetan (Kanun ve gele¬ nekten çıkmak) Xarıq: Dırandoxe adete.

hatîye morkirm (Onaylanmigtir) . sejwana dora hîvê (Harman. 2 Nivîsan (Yazi) Xetebend: Perwaza text (Tahtm pervazi) Xeten: Bajarekîbiiye miskê xezalêd wê pir hêjabiiye (Ceylanlarmm miski çok degerU olan bir şehir) Xetîb: Xwazgîn (Diiniir) Xetme: Morkirîye. toplayan) Xemguzîn: Bijartoxê xeman (Gamlan seçen) Xemmaz: Pejwgerîn. di civîne (Gamlan ölçen. dilek) Xeridar: Kirîdar. kin). ajrm çevrestndeki hale) Xerra: Birqok (Parlak) Xerwar: Xerar (Bujöik çuvaJ) Xesîs: Çikîid (Cimri) Xesmane: Neyarî (Diişmanlik) Xet: 1 Cênîg (Şakak). kêfxweş (Giiliimseyen. sevinçU olan) Xenî: Dewlemend (Zengin) Xennas: Şejrtên (gejrtan) Xeraman: Bi naz îi delalî (Nazli. kirînox (Alici) Xerîq: Nûqbûyî (Suya batan) Xerq 1 Niiqbiin (Suya batma). cilveli) Xerbet: Şerbet (Şerbet) Xerçeng: Birca Kevjalê ji 12 bircên rojê (Giineşin Yengeç burcu) Xerez: 1 Rik. miifsit) Xemnak: Xwedî derd ii xem (Gam ve dert sahibi) Xemr: Mey (Şarap) Xemze: Awir (Gamze) Xenc: Naz (Naz) Xendan: Bi ken. 2 Daxwaz (Arzu.518 Xemendîiz: Kesê ku xeman di pîve. kîn (Garez. fesad (Dedikoducu. 2 Dirandm (Yirtma) Xerqe: Niiqbiijrî (Suya batan) Xermen: Bêder.

hısım) Xîda: Bakût (Gıda) Xîlafe mu'tad: Jı adete der (Mutat hilafı) Xîlman: Zarûken bıhuşte (Cennet çocukları) Xîred: AqU (AkU) Xokerdeye îşqe: En ku xwe kmbûn evîne (Kendilerini aş¬ ka atanlar) Xudreste: Kese ku be mamosta. şiş) Xıtût: Xezm (Çizgiler) Xızam: Kulükekîye (Bir çiçektir) Xızm: Mırove h peş (Yakm akraba. iyi kalpU) XıdTewat: Sebzeym (Sebzeler) Xdqet: Aferin (YaradUış) Xı§t: Sıvık. h peş (îlerigelen kimseler) Xewatîn: Pıranîya «Xatûn»e («Hatun»n çoğulu) Xewf: Tu-s (Korku) Xewr: Kuran (DerinUk) Xeyb: Tışt û cîhe nexuyayî (Görünmeyen şey ve yer) Xeyl: Hesp (At) Xeyme: Kon (Çadır) Xeyre ıneqdem: Tu bı xer hatî (Hoş geldin) Xeyşûm: Fırnık (Geıız) Xeyûr: Kese bı xîret (HamiyetU kimse) Xez: Qumaşekî hevrîşmîne (Bir ipekU kumaş) Xezel: Tewırekî şe're (Bir şiir çeşidi.519 Xetsîyah: Keça ku bıska ser cînîga we reşe (Şakağmdaki zülüf siyah olan kız) Xettat: Nıvîsvan (Yazıcı) Xewadmı: Xulamın (Hizmetçiler) Xevv'as: Kesen gıregır. şiş (Değnek. xwe bı xwe ^aye (öğ¬ retmensiz olarak kendi kendine yetişen kimse) Xuld: Bıhuşt (Cennet) . çöp. gazel) Xezenfer: Şer (Arslan) Xerexwah: Xerxwaz (Hayırhah.

aUe reiai) Xweşxîlqet: Rmdaferîn (Giizel yaratihşli) . xem (Keder. gam) Xusserevîn: Revînokê xeman (Gamlari dagitan) Xiil: Pîrhevok (Cadi) Xûşe: Weşî (Salkun) XWab: Xew (Uyku) Xwan: 1 Xwann (Yemek). dUgeş (SevinçU) Xursend: Sitandoxê xwarmê ii bakiit (Gida alan) Xurşîd: RoJ (Giineş) Xurîic: Derketma Ji qanûn ii adetan (Kanun ve gelenekten çikmak) Xusr: Zirar (Zarar) Xusse: Keder. davet etmek) Xur: Xwarin (Yemek) Xurfe: Bermal (Oda) Xuroş: Keldaym û rijîna bi ser firaqêda (Kaynayip ta§ma) Xurrem: Şad. pmdik (Gonca giil) Xundekar: Padîşah (Padişah) Xundm: Bangkirm (Çagirmak.520 Xull: Zmcîrê ku li dest ii Imgêd girtîyan tê girêdan (Piranga) XuUux: CUê hevr^mînê tenik (Ince ipek elbise) Xulûid: Zindîbîina timmî (Ebedî hayat. ebedîyet) Xunun: Kupê meyê ê mezm (Biiyiik şarap fiçisi) Xumrî: Rengê xumrî. dengbêj (Şarkici) Xwanê kase: Vexwaxma ji kasa meyê (Şarap kadehindeiî içmek) Xwemal: Malxoyê maJê (Evin sahibi. sor (Kirmizi renk) Xunçe: Gula ne pi§kifî. 2 Sifre (Sofra) Xwanende: Sitiranbêj.

ihtilât) îqbal: Peşende (Gelecek zaman) lqtîza: X'westın. 2 Alîkarî (Yar¬ dım) İneb: Tmî (Üzüm) İntizar: Repan (Beklemek. jı madenen tm te cîhekırm (Altını diğer madenlerden ayıran kimyasal bir madde) l'la: Bılmdkırın (Yükseltme) î'Iam: Eşkerakırm (Açıklamak) ÎUe. erkek çocuğu) Icab: Bersîv (Cevap) icabet: Qebûlkırma xundme (Çağnyı kabul etmek) îdbar: Bextreşî. ÎUet: 1 Semed (Neden). peyvekî (Söz. dökmek) İrfan: Zanîn (Bilgi) . bı we zer. 2 Text (Taht) İmareya nîgare: Texte Sıtîye (Sıti'nin tahtı) İmkan: Hebûne ne zerûrî (Zorunlu olmayan varlık) İnayet: 1 Baldaym (Dikkat etmek). icab) İkrah: Zorkırm (Zorlama) Iksîr: Maddekî kîmye'vvîye. 2 Nexvı^eşî (Hastalık) îma: işaret (İşaret) İmaret: 1 Avayî (Bina). bahsızlık) lftîraq: Dûrketma jı yare (Yardan uzak kalmak) îhsan: Qencî (îyiUk) îhtîraz: X'vve parıztm (Kendini sakınmak) îxfa': Veşartm (Gizlemek) îxtîlat: Tekili (Karışmak. pis (Oğul. yol gözlemek) inzal: Daxıstm. rehtm (İndirmek. îcab (Gerek. sözcük) îbda': Aferandma bı awakî xweş (Güzelce yaratmak) İbn: Kur.521 İbaret: Pejrvr. be talû (TaUhsizUk.

mezmî (Heybet. 2 Reben (Zavalh) Jêkve: Ji hevdii (Bir birinden) Jêkra bi ketm: Ji hevdû bi qetîne. zajnf). Jar: 1 Bê go§t. zeîf (Etsiz. dagitsm) Ji wan weye ku: Ji wan wisaye ku. gîhana cem hevdii (Kavuşmak) îz'an: Qebiilkinna rastîyê (Dogrujm kabul etmek) îzar: 1 Cênîg (Şakak).522 îrfanteleb: Kesê ku daxwaza naskirmê di ke (Tanimak istiyen) î'raz: Zivirîna ber (Yuz çevirraek) îsxa: Gohdarî (Dinlemek) îsm: Nav (Ad) îstebreq: Tewirekî qumaşê hevrîşmîn (Bir ipekli kumaş) îslîtaet: Hêz (Guç) îstîwa: Nîvê asîman (Gök ortasi) îşqebazî: Evîn (A§k) îşret: Heng (Eglence) îşretabad: Ava ii ge§ê bi hengê (Eglenceyle şenlenen. buyukluk). belav bi ke (Ajnrsm. di bêjm qey ku (Öyle saniyorlar ki) . canlanan) îştiyaq: DUbiJokî (Arzulamak) îtab: Gazm (Sitem) î'lîdal: Hatma cîhê adetî. 2 Pêştemal (Peştemal) îzhar: Eşkerakirm (Açiklamak) îzlet: Mayma bi tenê (Yalniz kalmak) îzz: Heybet. rastbiin (Normal yere gelmek) î'tîkaf : Perestîya di mizgeftêda (Camideki ibadet) îtrê şahî: Dermanê bêhnxweşê wek ê padî§ahan (Padişahlarinki gibi giizel kokular) îttîhad: Yekiti (BirUk) îttîsal: Hevdîtm.

söyleme) Qalıb: 1 Qalık (Kabuk). Xwede (Eskidenberi var olan.bı xışım. X'wede (Kendi ken¬ dine var olan. AUah). 2 Tışte kevne (Eski şey) Qedîr: Xurt. Xvvede (Kahredici. je ke (Keser) Qenbel: AU çepe (Sol taraf) Qemer: Hîv (Ay) Qems!: Derewçîn. 2 Laş (Vücut) Qam': Beskır (Yetinen.2 Lı ser Imgan (Ayakta) Qal: Gotm. 2 Nave sazekî (Bir saz adı) Qarûr. kanaat getiren) Qani: Pır sor (Çok kırmızı) Qanûn: 1 Yasa (Yasa). vmek (Yalancı) Qebd: Tewırekî sekme (Bir çeşit şeker) . Xwede (Güçlü. pejrv (Konuşma. bı hez. AUah) Qena': Dergevane kele (Kale kapıcısı) Qella§: Bı dek (Kurnaz) Qelem ket: Bı bire. AUah) . 2 Sîng (Göğüs) Qehhar: Pu. 2 Çuîsk (Kıvılcım) Qedd: Bejn (Boy) Qedem: Lmg (Ayak) Qedîd: Goşte zıwa (Kuru et) Qedîm: 1 Kese ku jı bereya bereve heye. kabahatlar) Qebaîl: Qebîleyan (Kabileler) Qebes: 1 Kozır (Köz). Allah) Qefes: 1 Qefesa heywanan (Hayvan kafesi).523 Q Qabîlun-ııar: Mısteheqe ağır (Ateşe müstahak olan) Qaıl: Gotox (Söyleyen) Qaîm: 1 Kese ku hebûna wî bı 'vvîye. Qarûre: Şûşe (Şişe) Qasır: Kurt (Kısa) Qebaîîı: Gmıehm (Günahlar.

riipel. Qedandma kare (îş bitirme) Qezaya.524 Qendexayan: Ên ku pejrvêd wan. bazar (Çarşi. mecarf anlamda yazisiz bakir için kuUanUmaş) Qişt: ZUfa biçiik (iiçiik ziUiif) Qîlade: Gerdenî (Kolye) . Mecmm) Qeyseri: Siik. sayfa. tehmdan (îtelemek. dövmek) Qerh: Kul (Yara. pazar) Qeza: 1 Kirma nimêjê piştî derbazbiina wextê (Vakit geçtikten sonra namai kUmak). Qedaya: Piranîya »Qezîyye»ye («Qezzîj^e»nin çogulu) Qezlyye: Mesele (Problem) Qmar: Çengelê ku go§t pêvê tê daleqandm (Etin asUdigi kanca) Qirtasîye: Kaxiz. bi mana mecazî Ji paxirê sayara hatiye gotm (Kagit. pej^ (Söz) Qews: Kevan (Yay) Qewwel Qeşmer (Komik adam) Qeys: Evîndarê Leylê. Mecniin (Leyla'nm aşigi. 3 Qeder (Kader). wek ku §ekir xwanbm şêrînm (Şeker yemişler gibi sözleri tatli olanlar) Qentar: Weznekîye (Bir tarti) Qer': Lê xistm. 2 Tunnekirm (Imha etmek). çiban) Qerîb: Nêzîk (Yakm) Qerîn: Hevalê pê§ (Yakm arkadaş) Qerz: Dejm (Ödunç) Qeseb: Bendikêd kumên jman (Kadm feslerinin kaytanlari) Qet'a: Ji bm (Asla) Qetal: Kuştî (ÖlduriUmu§) Qetre: DUop (Damla) Qettal: Mêrkuj (Kaatil) Qewl: (îotm.

eğri olanlar) Kecrû: Bı ser rûra xwar (Yüzün üstüne eğmek) Kefaet: Hevtayî (Denk olmaJt) Kelal: Westandm (Yormak.525 Qînwan: Weşî (Salkım) Qiran: Beranber (Yan yana) Qîrat: Weznekîye (Bir ölçü) Qîtar: Rezıka devan (Deve dizisi) Qîwam: Hez (Güç) Qubbe: Kümbet. bı qusûr (Kem kişi. verdiği yorgunluk) Kelam: Pejrv (Konuşma) Kelat: Keleyan (Kaleleri Kelim: Musa Pexember (Hz. zar) Kabin: Te'vvırekî perûya bûkeye (Gelinin bir hediyesidir) Kala: Mal û mUk (Mal-miUk) Kam: Mır ad. yakm olmak) Quwaye heywan: Heza jîne (Hayat gücü) K Ka'betullah: Mala X'wede (AUahm Kâbesi) KaTıeyn: Herdu kap. türbenleri. kofrxwaran (Eğri taçIUar. kusurlu) Kase: Qedeha meye (îgki kadehi) Kazıb: Dere-vvîn (Yalancı) Kebk: Kew (Keklik) Keckulahan: Kulahxviraran. Musa) . bı mecazî jı asûnanra te gotm (Kubbe. mecazî anlamda gök için kuUanUır) Qulûb: DUm (Kalpler) Oolûbemen Iehnl-qelb: Dilen kesed wxedî dU (Gönül sahip¬ lerinin gönülleri) Onlzem: Behr (Deniz) Qurb: Nezîkî (Yakınlık. zar (îki aşUt. daxwaz (Murad. dilek) Kameram: Bextewerî (Muüuluk) Karesazî: Sazkırm û meşandma kar (İşin jürütülmesi) Karîgen: Gerdûn (Evren) Kas: Kem.

2 Keyber. Kemalat: Gîhana bUmdîyê (Kemale ermek. cömert olan) Kerrena: Navê sazekîye (Bir sazm adi) Kesb: Karkirm (Kazanç) Kesîî: Gur (Yogun) Kesret: Pirî (Çokluk) Keşşafê nmûzê hîkmetil-eyn : Kesê ku îşaretê zanîn ii hîkmetan kifş di ke. hesyet (Şeref. camêr (lyi. haysiyet) Kerem: Qencî (îyiUk) Kerîm: Kesê qenc. olgunlaşmak) Kemalê bê kemalî: Temambiina kêmayîyê (KemalsizUgin kemale ermesi) Keaari: Ji qerax (Kenardan) Kenz: Xizne (Hazine) Keramet: Şeref.526 Kelte: Kelebiitî (Ojmaşma) Kemal. (Bilgi ve hikmet işaretlerini ke§feden kimse) Kfeşwer: Welat (Ûlke) Kewaîb: Keçên memikgUover (Tombul memeli kizlar) Kewkeb: Sitêr (Yildiz) Kewn: Gerdiin (Evren) Kewneyn: Herdu gerdiin (îki evren) Keyfîyet: 1 Çawayî (Keyfiyet). bengî (Çilgmlaşmiş) Kîiab: Seym (Köpekler) Kîsre: Pad%ahê Iran'ê (îran Hukiimdari) Kîswet: CU (Elbise) . Kêbir: Sertîr (Ok ucu) Kezm: Daqurtandm (Yutmak) Kêfxweşî (Keyif) Kêj: Keç (Kiz) Kêwan: Sitêra Zuhel (Saturn jmldizi) Kilan: Hejandm (Salladilar) Kmiiz: Xiznan (Hazineler) Kurdar: Kurm (FiU) Kirdebengî: Bengîbiiyî.

2 Gışt (Tüm) KuMet: Zehmet. 2 Çawa (NasU). mahiyeti) Kurdemfir: Mîren Kurd (Kürt beyleri) Kusan: 1 Çawa(NasU). 4 Eğer (Eğer) Knhensal: Kevnesal. mahiyet (îşin içjüzü. serbest) Layezal: Xwedg (AUah) Leb: Lev (Dudak) . mekân dışı) Lareyb: Be guman (Şüphesiz) Laubali: Bı delalî. AUahm «01» emri). serbest (Nazlı. yaşlı) Kul: 1 Rîş (Çıban). pîr (YıUarı köhnemiş. 2 Qul (DeUk) Knnh: Bme kar. 2 Çuna (Niçin) Kustax: Çelaq.527 Kitabet: Nıvîsîn (Yazmak) Kîzb: Derew^ (Yalan) Koh: ÇSya (Dağ) Kohî: Çîyayî (Dağh) Koter: Gerdenî (Kolye) Kubra: Mezmtir (En büjük) Kuffar: Kafıran (Gâvurlar) Kufw: Hevta (Deng) Ku: 1 Lı ku (Nerde). 3 Kîja (Hangi). zor (Güçlük) Kon: 1 Bı be. be şerm (Küstah) Kuşad: Vekırî (Açık) Küs: Def (Davul) Labıdde: Hemm lazıme (Mutiaka gerekir) Lahût: Nolen paqıj (Tenüz sıfatiar) La'I: Gewherekî sore (Kırmızı bir cevher) Lamekan: Gerdûna asîmanan (Gökler alemi. fermana Xwede ku di beje «Bı be» (01.

dîtma Xwedê (KarşUaşmak. 2 Lêv bi lêv (Dudak dudaga) Lebteşne: Lêvtî.528 Le'b: Lîztm (Ojmamak) Ijebaîeb: 1 Tijî. lêvziwa (Dudagi susuzluktan kuruyan) jLehd: Gor (Mezar) Lehw: Heng (Eglence) îl#hyan: Her du alîyan (îki taraf) Lehze: Gav (an) Leîm: Kesê nejadnizim ii çavbirçî (Alçak soylu ve zugurt kimse) Leîn: Mel'iin (Mel'iin) Lemyezel: Xwedê (AUah) Letîf : Nazik. Mehtab: Tavehîv (Mehtap) l>Iahiid: Kifşe (BiUnen) . AUahi görmek) Lot: Lotik (Ziplama) Lucce: Pêla avê (Su dalgasi) Lutf: Qencî (lyiUk) M Bfediim: Tunne (Yok olan) Ma erefnak: Me te ne nasî (Seni tanimadik) Mafû: Bexşandî (Affedilen) Mah. narîn (Nazik) Letîfedan: Kesê ku bi gotmên xweş ii zirav di zane (înceUkleri bilen) Lewleb: Felek (Felek) Leyali: Piranîya «Leyl»e («Leyl»in çogulu) Leyî: Şev (Gece) Lêk: Li hevdii (Bir birine) Liqa: Rasthatm. Meh: Bîv (Ay) Mahîtab. bi lêvanra (Agzma kadar dolu).

2 Ava (Bajnndır) Manend: Wekî (Gibi) Manî: Ressame Çini e bı nav û deng (Üünlü Çin Ressamı) Ma'ser: Guvaşgeh (Üzümün sıkılıp şırasmm çıkarıldığı yer) Masîke: Heza ku di gire (Tutan güç) Masîwa: Hebûyen jı bil X'wede (Allahtan başka yaratık¬ lar) Maşa: Kese ku di meşe (Yürüyen) Ma'reke: Ceng. h gorî (Üzerine. celbedihrUş1er) Mecmer: Bıxûrdan (Buhurdanlık) F. mejnldar (Meyleden) Mabcolî: Nex'weşe bı Ser'aye (Sar'alı) Ma'lûl: 1 Nexweş (Hasta). : 34 .529 Maîl: DUbıjok. göre) Meclûbe mehebbeta unasm: Bı evîna mırovnan hatme keşan (Bazı adamlarm sevgisiyle çekilmişler. 2 Tışte ku jera delü te anîn (Kanıtlanan) Mamûl: Tışte ku pe te emelkırm (GeçerU olan) Ma'mûr: 1 Dme (Dünya). mücadele) Ma'rez: Temaşegeh (Sergi) Marîfetnak: Kese bı zanîn (Bilgili kimse) Maruf: Naskırî (Tanmmış) Matem: Şîn (Matem) Matemi: Kese şînî (Yaslı kimse) Ma-'vverd: Gulav (Gül sujru) Mazûl: Derketîye jı kar (Azlolunan) Mazûlî: Derketma jı kar (Azlolunmak) Meadm: Pıranîya «Maden»e («Medenin» çoğulu) Meal: Mana (Anlam) Meanî: 1 Pıranîya «Mana»ye («Mana»nın çoğulu). 2 Sıtıran (Şarkı söyleme) Mebanî: Çekırm û h hevanîna gotman (Söz söyleme) Mebhût: Hejorî (Şaşkm) Mebnî: Lı ser. tîkoşîn (Savaş.

2 Mera. Medhûş: GêJ (Sersem) Meftûh: Vekirî (Açik) Meftiin: Evîndarê bêhe§ (Meftun. 2 Xapîyayî (Aldanan) Mexûf : Bi tirs (Korkulu) Mexz: Mejî (Bejdn) . tutkim) Meger: 1 Ewxu (Meger). bUmd. saw (Heybet) Meharet: Hunermendî (Meharet) Mehanm: Kesên malî (Mahremler) Mehbîib: Kesê ku tê evandm (SevUen kimse) Mehcebîn: Enîhîv (Mehtap ahnli) Mehcîir: Terkkirî (Terkedilmiş) Mehd: Dergii§ (Beşik) Mehell: Şûn (Yer.530 Mecrîih: Birîndar (Yarah) Mecrûr: Kêşayî (Çekilmiş. celbedilmiş) Meddah: Pesmdar (Övucii) Medh: Pesn (Övgii) Medhoş. mest) Mexrûr: 1 Qure (Magrur). mest (Sarhoş. mahaU) Mehkiimtt eleyhî: Bm hukum. Mehza: Sirf (Salt) Mehziiz: Xwedî par (Hisse sahibi) Mexafet: Tirs (Korku) Mexbîin: Xapîyayî (Aldanmiş) Mexdîim: Kesê ku jêra xizmet tê kirm (Hizmet edUen kise) Mexfîir: Nuxaftî (Örtiilen) Mexmer: Firaqa meyê (Şarap kabi) Mexmîir: Serxweş. bm ferman (Emir alti) Mehmel: Texterewan (Tahtaravalîi) Mehmîid: PaqiJ. bi raya Xwedê (înşallah) Mehabet: Heybet. bi qedir (Yuce) Mehr: Heqê marbirîna biikê Gelinin rûkah iicreti) Mehpare: Parça hîvê (Ay parçasi) Mehz.

mecazî anlamda felek çarkma derUr) Meqam: 1 Cîh (Yer). sıstî (Perişanlık.531 Meqalat: Gotmm (Sözler) Meqalîd: Mıftejrm. Allahın dostlarmm yeri) Megasıd: Pıranîya «Meqsed»e («Maksad»m çoğulu) Meqlûb: 1 Vajî (Tersine dönük). yanî dırav (Kafaları mest eden dilek. yani paralar) Meqtûl: Kuştî (öldürülen) Me'kel: Xurek (Yiyecek) Mekmen: Veşargeh (Pusu) Meknûn: Veşartî (Gizlenmiş) Mekr: Dek (Hile. yan kese ku jı mnrov na qete (Melzûm) Memat: Murm (Ölüm) Memlû: Tıjî Dolu) Me'mûl: TıştS ku te hevîku-m (Umulanı Memzûc: Tevîhev. İbrahim'in Kebe önün¬ deki yeri) Meqame malûm: Cîye kıfşe e dosten X'wede (Bilinen yer. 2 CUıe Bırahîm Pexember ku h hember Mala Xwedeye (Hz. tekühev (Karışım) Menahî: Be fermanîyen Xwede (AUahm yasak ettikleri) . nazıkî (GüzelUk. naziklik) Melaîn: Mel'ûnm (Mel'unlar) Melal: Perîşanı. oyunbazlık) Mekşûf : Xuyaji (Görünen) Melabîs: CUm (Elbiseler) Melahet: Rmdî. gevşeklik) Melamet: Gazm (Sitem) Melbûs: CU (Elbise) Melefcsîsal: Kese bı nola fırîştan (Melek sıfatiı kimse) Melekwar: Wek fırtştan (Melek gibi) Melzûm: Tışt. bı mana mecazî jı çerxa felekera te go¬ tm (Anahtarlar. 2 Gan (Ruh) Meqreme: CUSn temken hevrîşmîn (înce ipekU elbise) Megseda seramest: Daxw'aza ku serîyan mest di ke.

riitbe) MenazU: Piranîya «MenzU»e («MenzU»in çogulu) Menbe': Kan (Kaynak) Mendal: Zariik (Çocuk) Mendel: Şar ii temezî. ritbe (Mal-miilk.532 Menaqib: Jînenîgarîym (Bîyografiler) Menal: Mal ii mUk. Merez: Nexweşî (Hastahk) Mergever: Navê cîyekîye li Iran'ê (Iran'da bir yer adi) Merqed: Gor (Mezar) Merkeb'ereban: Ên ku li hespên Erebî siwar biibûn (Arap atlarma binenler) Mermîiz: Tiştê ku tê îşaretkirm îşaret edilen) Mersîye: Sitiranên ser mirîyan (Ölu agidi) Merzîyye: Razîkirî (Razi edilen) Mesal: Çîrok (Masal) Mescîid: Kesê ku secde Jêra tê birm (Kendisine secde edilen) Mesdiid: Ritunî (Tikanmiş) . hiikumsiiz) Mensiir: 1 Belavkirî (Serpilmiş). manzara) Menzil: 1 Xanî (Ev). bê hukum (îptal edihniş. 2 Mizeffer (Muzaffer) Menşe': Jêder (Menşe) Menzer: Cîyê xuyabûnê (Göriinme yeri. desmal (Kadmlarm başörtusii^ mendil) Menhec: Rêç. izlenen yoi) Menî': Zexm (Saglam) Menqûş: Nexşkirî (Nakişh) Menna': ÇUciid (Cimri) Mensiix: Betalkirî. 2 Cîhê ku mirov di xwaze bi gîjê (însanm ula§mak istedigi yer) Menzîiri: Pîvek (Ölçû) Merd: Mirov (însan) Merdane: bi ciwanmêrî (Cömertçe) Merdîîd: Qewirandî (Reddedilen). rêçik (îz.

olgun) Metle': Cüıe derketma roje (Güneşin doğuş ufku) Metlûb: 1 Daxwaz (Dilek). nıvîsî (Sa- tırlaşmış. talebelerin öğrenmesi için yazdığı iri yazı. nıvîsîn (ÖğretmerUn. pıjandî (Pişkin. geje evîne (Çok seven. önder) 2 Bı xwî (Huylu) Metbûx: Pehtî. dılşad (SevinçU) Mestur: 1 Nuxaftî (Örtülen). 2 Tışte ku te xwestm (îstenen) Me''wa: Hewır (Barmak) Mewalî: Dostm (Dostiar) Mevpam': Manim (EngeUer) Mewc: Pel (Dalga) . aşktan sersemleşen) Meşq: Nıvîsana gır ku mamosta jıbo hînkırma qutabîyan di nıvîse.533 Mesîh: îsa Pexember (Hz. yazılmış) 2 Rezkurî. Meşam: Lebate behnkırme (Koku alma organı) Mesame can: CUıen gan ku behn di gırm (Ruhun koku alma duyulan) Meş'el: Melede (Meşale) Meşhed: Cîhe şehîdan (Şehitlki) Meşhûd: Xuyayî (Görünen) Meşxûf: Pır bı evîn. îsa) Meşkûk: Dıraven çapkırî (BasUmış para) Meslûl: Sûre kışandî (Çekilmiş kUıç) Mesmû': Gohdarî (Dinleme) Mesrur: Kefx'w^eş. yazı yazmak) Meşkûk: Bı guman (ŞüpheU) Meşreb: Vex'warm (İçecek) Meşşate: Jma xemlînok (Süslejici kadm) Metae yek: Eşyaye hevdû (Bir birlerirUn metamı) Metaf : Cîhe tewafa Mala Xwede (KâberUn tavaf yeri) Metaya: BejnbUınd (înceboylu) Metbû': 1 Peşrew (Ujrulan kimse.

2 Danandî (Konulmuş) Mewzîin: 1 Peyv ii nivîsînên §ê'rî (Şiir) 2 Yeksor (Devamli ajmi tempoyla olan) Meyan: 1 Nav (îçi). serxweş (Şarap içen. mazliimlar) Mezher: Cîhê xuyabiinê (Yansiraa yeri) Mezlem: Tarî (Karanhk) Meamer: Veşargeh (Gizlenilen yer) Mezre': Zevî (Tarîa) Me'zîin: Bi destiir (îzinh) Mêhîman. sarhoş) . komkirî (Topîanmiş) Micerreb: Tecnbekirî (Denenmi§) Rlicerreb: Tecribekirî (Denenmiş) Micerred: Rût (Armmi§) Mîcessem: Bi cîsm ii laş (Vucudu saglara olan) Micezza: Parçekirî (Parçalanmiş) Mi'ciz: Mi'cîzên Pêxember (Peygamberin mucizeleri) Midamî: 1 Tunmî (Devamli). cîlakirî (Aydm. yeniden) Micella: Rohnî.534 Mewzîi': 1 Babet (Konu). 2 Newq (Bel) Me'yûs: Bê hêvî (Umutsuz) Mezaq: Tam (Tat) Mezaliman: Bmsiteman (Zuliim altmdakiler. Mêhman: Mêvan (Msafir) Miadat: Neyarî (Diişmanlik) Miadil: Hevta (Denk) Mialif : Hogir (iilfet eden) Miamq: Kesên ku hevdîi hembêz dikm (Ku§akla§anîar) Miateb: Bergazm (Sitem ediîen) Mibalîî: Helal (Miibah) Mibexxerat: Tewirên bixûrê (Buhur çeşitleri) Mibeyyen: Beyankirî (Beyan ediîen. 2 Meyxur. cilali) Micenned: Civandî. Ji nîive (Yeni. açUcîanan) Mibtil: Betalkirox (îptal eden) Blicadd: Ê ku tîkoşîn di ke (Mucadele eden) Micedded: Teze.

oyunbaz) Mıdebber: Ye ku tedbîra wî te gırtm (Tedbiri alman) Mıddea: Tışte ku te dozkırm (îddia edilen) Blıderns: Mamosta (Öğretmen) Mide-RTver: Güor (Yuvarlak) Mıdxem: Tışte ku di tıştekîda wmda di be (Bir şeyda kaybolan) MıdîH: Kese ku mırov avare di ke (însam saptıran) Mıemmer: Navsal (Yaşlı) Mıennes: Me (Dişi) Mıettîrat: Dermanen behnxwes (Güzel kokıüar) Mıe'wwel: Te'wîlkırî (Te'vil edilen. dost (Âşık. 2 Vejandî (Diril¬ tilen) Müıîbb: Evîndar. fenek (Hilekâr. hUebaz (Hilekâr) Mıxedderat: Keç û jmen pıştperde (PerdeU kız ve kadm¬ lar) . değiştirilerek yorumla¬ nan) Mıeyyen: Kıfşe (BelU) Mıferrîhat: Tışte ku kefxweşî di dm (Keyif vericiler) Mıfîd: Dayoxe mefaye (Fayda veren) Mıft: Belaş (Beda'vva) Mıxebber: Bı toz (Tozlu) Mıhal: Tışte be mıkûn (Mümkün olmayan) Mıhce: Sergul (Öz) Mıhenna: 1 Henekırî (Kmalı).535 ftlıdbır: Bı dek. dost) Mdıît: PUan (Plân) Mihlîkat: Tışte ku mırov di bm helake (Helake götüren) Mıhr: Evîn (Aşk) Mıhredar: Evîndar (ÂşUc. 2 K§fxwes (Se'vinçU) Mıherra: Herayî (Öğütülmüş) Mıhessel: Tışte ku bı dest di keve (Elde edilen) Mıheyya: 1 Amade (Hazır olan). seven) Mılırıq: Şewıtandox (Yakıcı) Mıhtal: Bı hUe.

parçalanmiş) Miqewwîyat: Tiştên ku hêzê zêde di km (Giicii artiran şeyler) Miqeyyed: Girêdayîyê di qeydêda (Kayitlanan) Miqîm: Rawestox (Duran. parçebiiyî (Böliinmiiş. 2 Bi kêfa xwe (Muhayyer) Miîn: Alîkar (Yardimei) Mijgan: Bijang (ICirpikler) Miqbil: Hatoxê ber bi me (Bize dogru gelen) Miqarm: Beranber (Yanyana) Miqebbes: Girtoxê çirîskê (KivUcim alan) Miqeddîme: Dest pê kirm (Ba§langiç) Miqerreb: Nêzîkbûyî (Yaklaşmi§ olan) Bliqerrebîin: Serekên firîştan (Melek baglari) Miqerrer: Tiştê ku tê biryarkirm (Kararlaştirilan) Miqessem: Pişkkirî.536 Mixelled: Tunmî (Ebedî) Mixelledun-nar: JÊÎ ku tim di agirda di mîne (Ebedî ateşte kalan) Mixettet: Xêzkirî (Çizgili) Mixeyyer: 1 Guhartî (Degiştirilmiş) . ikamet eden) Miqtebis: Girtoxê çirîskê (KivUcimîanan) Mikaşefat: Tiştên ku tên kifşkirin (Kegfedilen şeyler) Mikatebat: Tiştên ku di navbera hmekanda tên mvîsîn (Yazişmalar) Mikedder: Şelo (Bulamk) Mikellel: XemUandîyê bi gewheran (Cevherle sûslenmiş) Mikerrem: Qedu'bilmd (ŞerefU) Mikerrer: Li dîi hevdii (Ardarda) Mikewwenat: Hebiij^ (Varliklar. yaratiklar) Mda^at: Hev dîtm (Göriişme) Milebbes: Bi cU (ElbiseU) Mdettex: Lewitandî (BiUagmi§) MUezzezat: Ti§tên bi tam (LezzetU şeyler) Munkînat: Piranîya «Mrmkun»e («Mumkuniiun çogulu) .

(Yansıyan) Mm'em: Kese ku nî'met di bîne (Nîmet gören) Mınewwer: Rohnî (Aydm) MmfeU: Tışte ku te'sîr di bîne (Etkilenen) Mmîr: Tışte ku rohnî di de (İşık veren. nihayet) Mmzem: Zelıqandî (Yapışık) Mıradat: Pıranîya «Mırad»e («Murad»m çoğulu) Mırahıq: Küre ber balucbûne (Bulûğa ermek üzere olan delikanlı) Mıraqıb: Kese ku di keve mıraqebe (Düşünceye dalan) Mıraselat: Tışten ku di navbera hmekanda ten şandırt (Teait edilenler) Mrrcan: Sor (Kırmızı) Mırdan: Xorten ku hej rî û smbeled wan ne hatîye (Tüysü delikanlılar) Mirde: Mirî (Ölü) Mırebbe': Rûnıştîye cıvatkî (Bağdaş kurup oturan) Mrrexxes: Bı destur (Ruhsath) Mıresse': Nexşkırî (Nakışlanmış. aydmlatan) Mmqad: Sıtûxwar (Boyun eğen) Mınteha: Dawî (Son. safî (Duru. nizaa düşen kimse) Mmeqqet: Nuxtekırî (Noktalanmış) Mm'ekîs: Ronahîya ku di neynike. seçkin) Mımted: Dırej (Uzun) Mmazı': Kese ku pevçûn di ke (Çatan.537 Mımkun: Tışte ku mıkûn di be û hebûna 'wî ne zerûrîye (Mümkün olan ve varlığı zorunlu olmayan) Mımtaz: Bıjare (İmtiyazlı. safi) MiTx: Tejrr (Kuş) Mırxîzar: Bexçe tejrran (Kuş bahçesi) Mmncan: E ku cane xwe mırandîye (Canım feda eden> . yan aveda di xuye. süslenmiş) Mırettfeb: Rezkuî (Dizilmiş) Mırewweq: Zelal.

bi şikl ii siiret (Tasvir edilen) Miseyqel: Binqandî (Parlatilmiş) Miskir: Serxweşkirox (Sarhoş edici) Mistear: Emanet (Emanet) Mistecme': Civîngeh (Toplanma yeri) tlistefad: Ê ku Jê îstifadet ê kirm (Kendisinden yararlanilan) Misefîd: fî ku îstîfade di ke (Yararlanan) Mistexreq: Nuqbiiyî (Gark oImu§) IVIisteîd: Qutabîyê ku nii dest bi xwendmê kirîye (Yani ögrenci) Mistemend: Reban. elçi) Mirşid: Nîşandayoxê rê (Yol gösteren) Mirtaz: Razî (Razi) MisafUi: Ê ku destê yekê di şidîae (Birinin eUni sikan) Misebbeb: E ku Ji semedan tê zanîn (Nedenlerden bUinen) Miseffa: Safîkirî (Tasfiye edilmiş. suslenmiş) Miselsel: Zmcîrkirî (Zincirlenmig) Misewwer: Çêkirî.338 Mirid: fî ku di vê (îrade eden) Mirsel: Şandî (Gönderilmiş. temizlenmiş) Misexxer: Bm ferman (Emir alti) Misellem: Teslîmbiiyî (TesUm olan) Misenne': Nexşkirî (îşlenmiş. misawî (Duz. 2 Sitêra Mişterî (Jiibîter yildizi) Mitabiq: Li gorî hevdîi (Bir birine uygun) . perîşan (ZavaUi) Mistemî': Gohdar (Dinleyici) Mistesqi: Vexwarox (îçen) Mistewcib: Li gorî (Geregince) Slistewî: Dîiz. dogru) Mişîr: Haletê ^aretkirmê (îşaret etme aleti) Mişkîn: Ji misk (Miskten) Mişteha: Ti§tê ku dU di bijê (îgtiha edilen) Mişterî: 1 Kirîdar (Ahci).

: Bınferman (îtaat eden) Mı'telîf : Hogır (Ülfet eden) Mı'tekîf : Peresdare di mızgefteda (Tapmakta ibadet eden) Mı'temîn: Ewle (Emin olan. güvenen) Mıtmeîn: Dil bı cî (İnanan.539 Mıteaqıd: Kırînox û fırotox (Alıcı ve satıcı) Mıtehher: Paqıj (TenUz) MıteUa: Avzerkırî. mexsed je Bıfea Berane jı 12 bırcen roje ku di Newroz'eda roj di keve (Koç . avzîvkırî (Altm veya gümüş yaldızlı) Mı'tır: Dermane behnxweş (Güzel koku) Mıtî. tatmin olan) Mıtrıb: Sazvan (Saz çalan) Mıttehîd: Yekbûyî (Birleşik) Mıttesd: Zelıqandî (Yapışmış) Mi'wasa: Alîkarî (Yardım) Blıvvessem: Bı nîşan (Naşan almış) Mızab: Helandî (Eritilmiş) Mızebzebîıı: Xapînoke duru (îki jüzlü aldatıcı) Blızehheb: Avzerkırî (Altm yaldızlı) Mızekker: Ner (Erkek) Mızewwır: Derewçîn (Tezvirci) Mızmehd: Tışte ku di tıştekî dmda v?mda di be (Bir şey¬ de kaybolan) MS'cer: Laçıka ku jm lısered xwe di peçm (Kadmlarm bE^ örtüsü) Mlhr: Roj (Güneş) Mîxfer: Küme ku esker di dm sered xwe (Asker başhğı) Mîqras: Meqes (Makas) MBBel: Pu-anîya «MiUet»e («MiUet»in çoğulu) Mîna: KulUkekîye (Bir çiçek) MMen-nas: Jı mırovan (İnsanlardan) Minû: Bıhuşte (Ceımet) Mîr'at: NeynUt (Ayna) M%kat: Fanos (Fener) Mi^kate Hemel: Fanosa Beran.

maksat guneşin Nevruz'da girdigi Koç Burcudur) Muxlem: Tolazê ku bi kuran xirabî di ke (Kulampara) Mîims: Hogir (tîlfet eden) N Nab: Zelal (Duru) Nabahx: Negîhayi. nail olan) Naqe: Deva mê (Dişi deve) Naqil: NeqUkirox (Nakleden) Naqûr: Navê sazekîye (Bir sazm adi) Nakam: Miradnîvco. nadir) Nadîrul-wuqîi': Kêm peydabiiyî (Az bulunan) Nadîde: Tiştê ku kêm peyda di be (Az bulunan. nadide) Nafe: Misk (Misk) Nafeyêd Tetari: Miskên welatê Teteran (Tatar ulkesinin miskleri) Nageh: Ji nîşkave (Aniden) Nagîhan: Ji nîgkave (Aniden) Nahîd: Sitêra Zuhre (Venus yUdizi) Naxelef: Kesê ku na be wekflê Xwedê (Aîlaha vekil olmayan kimse) Naxwende: Nexwendî (Okumamiş) Nail: GîhLştox (Eren. xav (01gunla§mami§. kem) Naçar: Ji neçarî lazime (Çaresizlikten gerekir) Nadir: Tiştê kêm peydabiijrî (Az bulunan şey. bi mana pirtiikê hatîye gotin (Mektup. bê mirad (Eksik muratli. çig. kitap anlanmida kuUanihnig) Namirad: Bê mirad (Muratsiz) .540 Feneri. muratsiz) Na Imncine: Bi cî na bm (Sigmazlar) Nam: Nav (Ad) Name: Mektûib.

ya da Ney gibi ince sesli olan şarkıcmm gırtlağından) Nazeııde: Nazdar (Nazlı) Nazır: Nıhertox (Gören) Nazırın: Nıhertoxan (Görenler) Nebat: 1 Giy ay an (Bitkiler). 2 Ağır (Ateş) Naresket: Negîhayî. sıvık (Zayıf. pmdık (Gonca) Natewa: Qels. ne gîhayî (Pişkin olmayan. napıjîyayî (Olgunlaşmamış. olgun¬ laşmamış) Nar: 1 Hmar (Nar) . bozucu) Nasût: Madde (Madde) Naşıkufte: Nepışkıfî.541 İVamîzad: Mensûbe bı nave yeke (Birinin adma mensub olan) Napesend: Kara ku na ye ecıbandm (Beğenilmeyen iş) Napuxte: Ne pıjîyayî. pişkin olmayan) Narine: Tevı^ırekî fîkî (Narenciye) Nas: 1 Naskırî (Tanıdık). 2 Xelq (Halk) Nasaz: Ne lı re. 2 Tevvırekî şekır (Bir çeşit şeker) Nebîyy: Pexember (Peygamber) Nebi: Tîr (Ok) Necaset: Pîsî (PisUk) Nedamet: Poşmanî (PişmarUık) Nedîm: Yawer (Yaver) Nef : Mefa (Fayda) Nefaîs: Tışten heja (DeğerU şeyler) Nefha: Pıfkırm (Üflemek) . yan jî jı gerdana dengbej a "vvek Neye dengzırav (Dönen Ney'den. bere (Uygunsuz kimse) Nasıh: Şîretkırox (Öğüt veren) NasDc: Xırabkırox (Bozan. hafif) Naumîd: Be hevî (Umutsuz) Nay: Saza Ney (Ney) Naye gerdan: Saza Ney a ku di gerîya.

edemez) Ne't: Pesn (Övgii) Netaîc: Derketî.ê xweda. fesat (Miifsit) Nerd: Lîztika bi Tewlê (Tavla oyunu) Nesara: FUIejon (Hiristiyanlar) Neseq: Dîsiplm (Disiplûi) Nesîm: Sura bayê (Yel) Nesl: 1 Sertîr (Ok ucu). bi mecazî di mana bêjeda hatîye (Altm ve giimuş. dU bi kîn (Kinci) Nehnu aşiq: Em evîndarm (Biz aşigiz) Nehs: Kesê bextreş. sakli) Neliînder: Di hundir. şarki söylemek) Nejdî: Talanker (Yagmaci) Neqdeyn: Zêr ii zîv. dokuz felek) Nexl: Dara xurraê (Hurma agaci) Nexm. 2 Nejad (Soy) N^t: Kêfxwegî (Sevinç) Ne şî: Ni karî. uriinler) Netnk: Zêrên bi gerdenîyêve (Kolyeye takUan altmlar) . gunehkar (Mutsuz. m kare (Eîdemezsin. giinaiikar) Neh taq: Neh kumbet. neh felek (Dokuz kubbe. Nexme: Sitiran (Tiirkii. nepenî (Gizli. ked (Sonuçlar.542 Nefx: Pifkirm (Uflemek) Nefîr: Gelek mirov (Kalabahk) Nefsê emmar: Nefsa ku berê mirov di de rêya xu-ab (însani kötii yola iten nefis) Nefîir: Nefretkirox (Nefret eden) Nehar: RoJ (Giindiiz) Nehm: Nîne (Degil) Nehîn: Veşarî. mecazî olarak edebiyat anlammda gelEoiş) Neqîyy: Paqij (Temiz) Neqqad: Tenqîdkirox (Eleştirici) Neqqa§: Nexşker (Nakişçi) Nemek: Xwey (Tuz) Nennuam: Pejrvgerîn.

543 New': Te-^ır (Çeşit) Newa: 1 Denge sıtırane (Şarkı sesi). Nîhanî: Bı dızî (GizUce) Nîqat: Nuxteym (Noktalar) Nîkesîret: Xvıîbaş (Temiz huylu) Nîkûkar: Karbaş (İyi işü.îz: Nû rabûyî (Yeni kalkmış. emsal) Nezm: Rezkmn (Sıralamak) Nıbıwwet: Pexemberî (Peygamberlik) Nıdd: Hevtaye dıj (Karşı olan denk) Nıgîn: Gustü (Yüzük) Nıhîn: Veşarî. saklı) Nık: Cem. yeni yetişmiş) Neyyahe: Jma ku h ser mirî di sıtıre (Ölü üzerine ağıt söyleyen kadm) Nezc: Gîhan: (Olgunlaşma) Nezer: Nıhertm (Bakmak) Nezerbaz: Kese ku mhertma wî 'wek a tejrre baze (Şa¬ hin bakışlı) Nezîr: Wek (Gibi. 3 HavU (Çare) Newadır: Pıranîya «Nadır»e («Nadir»in çoğulu) Newaîraqî: Dengzırav (înce sesü) Newbawe: Nubar (Turfanda) Newheker: Kese ku h ser mirî di sıtıre (Ölü üzerine ağıt söyleyen) Nevra. 2 Hez (Güç). bal (Yanmda) Nımûd: Xuyayî (Görünme) Nısfîyye: Bı insaf (însafh) Nışîn: Rûnıştî (Oturan) Nızûl: Rıjîn (Dökülme) Nızhetgeh: Cîhe behn berdane (Oyalanma yeri) Nîdakunend: Bangkırox (Çağıran) Nîhad: BUmd (Yüksek. uzun) Nîhal: Şax (Dal) Nîhan. nepenî (Gizli. işi güzel olan) .

nuktedan) Numa: 1 Xuya bii (Görundu).!:. sonra- . dan görme) Nîiş: Vexwarm (îçmek) Nîi. davramş) Nîibade: Nilgîhajd (Turfanda) Nûbare: Niigîhayî (Turfanda) Nîierîis: Biika nii (GeUnUk) Nîierêsê xurşîd: Roja wek bîika nîi (GeUn gibi olan gune§) Nîik: Nukul (Gaga) Nûres.4. 2 Wek (Gibi) Nîsf: Nîvî (Yarim) Nîswan: Jmm (Kadmlar) Nîsyan: Ji bîrkirm (Unutmak) Nîyaz: 1 Daxwaz (Dilek). Nîiresîd: Nii^ayî. 2 Nîşan da (Gösterdi) Nuwanî: Tevger (Hareket.i Nlkûnam: Navbaş (îyi adli) Nîkûserencam: Kesê ku dawîya wî baş ii xêre (Sonu iyi olan) Nîlîifer: Navê kulUkekîye (Bir çiçek adi) Nîna: Ne anî (Getirmedi) Nîran: Agmn (Ateşler) Nîsa': Jmm (Kadmlar) Nîsar: Werandm (Serpmek ) Nîsbet: 1 Li gorî (Göre). 2 Lava (Yakariş) Nîzam: Sazuman (Diizen) Noşi: Ve xwar (îçti) Nuql: Şekirê behîvan li fisteqan (Badem ve fistik §ekeri) Nuktedan: Zanayê bi tiştên zirav (înceUkleri bUen.şîn: Şêrîn (Tath) niidîtî (Yeni yeti§en.

hemdegerli dUşUnUr MehmetEmln Bozarslan' in TUrkçe çevlrlslyle okurlara sunmaktan gurur duyuyoruz. GÛN YAYINLARI: P. Dogu ede biyatimn en önde gelen klasikleri arasinda yer alan dev eserl MEM Û ZÎN (Memo ile Zin)'i TUrklye'de llk defa olarak hem KUrtçeorijlnali.K.^'V^ Q^?sgc^^^^^:g.^g'(t£Hty^^ ^)a>^QG^^'^^4^S'^£<^iV£<Vf^C^^ Buyuk şalr E h m e d e Xanf (Ahmet-i Hanf)'nin. 1119 Kapak Resmi:Ayhan ERER - ÎSTANBUL Fiati: 20 tira « Kapak Baskisi : ouRANOFSETB^tMivi .

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful