SIgun

yayinlari

Büyük

Ozanlar

Dizisi

1

MEM
A A

EHMEDE XANI
Türkçesi
:

M. E. Bozarslan

GÜN YAYINLARI
Başmusahip Sokak, Tan Ap. No.
İSTANBUL - 1968
6

HÎLAL MATBAACILIK KOLL. ŞTÎ. - îstanbul -

1968

- Tel.:

22 91 78

PfiŞGOTIN ÖNSÖZ .

mısra mısra di¬ zildi. hem de Arap harfleriyle okumayı bilen kimseler ancak okuyabilmektedirler. Ne yazık ki ülkemizin Kürtçe ve Türkçe konuşan oku¬ yucuları bugüne kadar bu değerU eseri okumaktan yok¬ sun kalmışlardır. Türkçe sajrfalan da sağ tarafa koy¬ duk. hem de Türkçe'ye çevirdik. işte bu ihtiyacı karşılamak için MEM Ü ZlN'i hem L⬠tin harflerine. Tabiî Türkçe çevirisinde bu ke- . değerini herkese kabul ettirmektedir. Kürtçe sayfalan sol. Orijinaliyle Türkçe çevirisinin karşUaştırUmasmı ko¬ laylaştırmak için Kürtçe ve Türkçe saj^alan karşUıkh. Böylece Kürtçe de konuşan. Fuzulî'nin LEYLA ÎLE MECNUN'ımun bir dengidir. Türkçe'ye de çevirilmemiştir. Bu dev eser konusuyla Şekspir'in RO¬ MEO VE JULÎYET'inin. Gerek konusu ve gerekse edebî değeriyle bu eser. Bunlarm sayısmm çok az olduğu aşi¬ kârdır. Bu eser XVII. Türkçe de konuşan okuyucular için bu kitabı okuma fırsatı doğmaktadır. O kadar ki birçok okumamış kimseler dahi kendilerine göre kitabm bazı pasajlarmı ez¬ berler ve ara sıra münasebet gelince ezbere okumaktadır¬ lar. hem Kürtçe'jd. her okujoıcunun gönlünü kendine çekmekte. Ajnrıca her saj^a da ajmı miktarda. çağ¬ daşı olan diğer bütün eserler gibi onda da birçok Arapça ve Farsça kelime vardır. jüzyUm sonlarmda yazUdığı için. Bunun için. Özellikle ülkemizin Doğu bölgesinde bu kitap halk arasmda hayli tanınmıştır.MEMO ZÎN 9 MEM Ü ZlN dünyanm ölmez edebî eserleri arasmda ön safta yer almıştır. Çünkü eser Arap harfleriyle yazUmış.

bu çürük ve haksız düzene karşı âdeta isyan etmiştir. kültürel ve idarî duru¬ munu da güçlü bir meharetle tasvir etmiş gözler önüne sermiştir.MEMO ZlN 11 Umeleri de Kürtçe kelimeler ve cümleler gibi aynen çe¬ virdik. Bunun için kitabm sonuna bir Sözlük ekledik ve bu keUmelerin açıklamasını o söz¬ lükte Kürtçe ve Türkçe olarak yazdık. çağdaş ve modern bir üs¬ lûpla yazmıştır. fitneciliği ve ikiyüzlülüğü de Bekir'de somutlaştırarak gözler önüne sermiştir. bu geri. Bu hikâye Milâttan önceden bu yana halk arasmda söylenen ve mitolojik bir niteUk kazanan bir destandır. hem de Kürt edebiyatına ölmez bir eser arma¬ ğan etmiştir. Bundan başka o çağda yöneticilere. kinci. doğruluğu. Mem û Zîn'in hikâyesi «Meme Alan» adıyla Kürt hal¬ kı arasmda hayli yaygm ve eskidir. olduğu gibi yazdık. yöneticilerin davranış ve anlayışmı. zalim. . Hânî bu eserde Memo ve Zîn'in aşkı etrafmda çağınm yaşantısını. Fakat kitabın orijinalindeki bu yabancı kelimele¬ ri değiştirmedik. suçsuzluğu. Bu suretle hem destanı kaybolmaktan kurtarmış. Ancak herkes bun¬ larm anlammı bilmemektedir. Büjrük Ozan Ahmed-i Hânî de «Meme Alan» desta¬ nından ilham alarak o hikâyejd kendi çağmm yaşantısma göre somut bir kalıba dökmüş. zayıflığı ve çare¬ sizliği Memo ve Zin'in şahsında toplayarak . dal¬ kavukluğu. çıkarcı ve dalkavuk kimselerin sözüyle oturup kalkmalarmı ortaya koyarak kötülemiş. kötülüğü. îjâliği. o zamanın sosyal. özeUikle on¬ ların kötü niyetU. çarpık ve küflü anlayışı yerden yere vurmuş. devletin siyasî ve idarî çarkına hâkim olan anlayışı usta bir üslûpla anlat¬ mış.

fasikül 1113. Ayrıca bu ölmez eseri Lâtin harflerine ve Türkçeye çevirmek bize nasibolduğu için çok sevinçUjdz. saj^asmda kitabm adı ve yazarının bij'Ografisi kısaca geçmektedir. Emin Bozarslan .MEMO ZlN 13 MEM o ZÎN bundan önce üç defa basUmıştır: 1919 yUmda istanbul'da Arap harfleriyle. Bu kitabı çevirip yayınlamakla. 1 Bu kitabı çevirmekte ve yayınlamaktaki amacımız. Bu inancımız gerçekleşirse kendimizi mutlu sayaca¬ ğız. Ülkemizde ÎSLÂM ANSÎKLOPEDlSÎ'nin 68. hem okuyucularm kültürünün artmasına. bu ölmez klâsik eseri ülkemizin okuyucularına kazandır¬ mak ve tanıtmaktır. bazı bölüm¬ leri de Almanca'ya çevirilmiştir. 3 1962 yUında Moskova'da Lâtin harfleriyle. hem de ülkemizin kitaphğınm zenginleşmesine hizmet ettiğimize inanıyo¬ ruz. Bundan başka kitabm tamamı Rusça'ya. Hemen hemen bütün dünya Ansiklopedilerinde kitaptan ve yazarmdan bah¬ sedilmektedir. 20/10/1968 M. 2 1958 yılında Şam'da Arap harfleriyle.

Hânî Kürt edebiyatına çok değerli hizmetler yapmış. çağında çok ileri görüşlüydü. Hânî Doğubayezit'de vefat etmiş ve orada defnedilmiştir. çalışma. Kısa bir sürede iUm ve kiUtürde ün salmış. bu yolda hayli mücadele etmiş¬ tir. Türbesi Doğubayezit'te halkın ziyaretgâhıdır. Hânî. feodal düzene karşı cephe almış. Çağdaşı olan bazı bil¬ ginler gibi yöneticilere ve zahmlere dalkavukluk etmemiş. Eserlerinin şa¬ heseri MEM O ZlN'dir. Bunlardan başka EQlDA IMANE (inanç yolu) adlı küçük ve manzum bir eser yazmıştır. Fakat yazık ki vefat tarihi belli değildir. zııIme. Bu kitap Arapça . doğruluk ve bunlara benzer sos¬ yal konular hakkmda bir öğüt yazmıştır. birçok nefis şiir ve eser armağan etmiştir. NÜBARA BIÇÛKAN (Küçüklerin Turfandası) da değerli bir eseridir. Her bölümünün başın¬ da da okuma. bu alanda hayU ilerlemiştir. gericiliğe. Bu eser NÜBARA BIÇÜKAN'Ia birlikte istanbul'da birkaç defa basUmıştır. zavalhlarm.HANÎ'NİN BİYOGRAFİSİ Ahmed-i Hânî 1651 jolında Hakkâri bölgesinin Hân köjmnde dünyaya gelmiştir. Bu eserin yazılış tarihi 1684'tür. çıkar peşinde koşmamıştır. Hangi tarihte bu eseri yazmaya başladığı hakkmda hiçbir belge yoktur. 1690 yUmda başladığı söy¬ lenmektedir. çaresizlerin ve haksızlığa uğrayanların yardımcısı olmuştur. o da MEM Ü ZlN gibi manzumdur. 14 yaşlarmdayken yazarlık hayatına atUmıştır. Kısacası: her zaman halktan . MEM Ü ZlN'den de anlaşılacağı gibi haksızlığa.Kürtçe sözlüktür. yoksulların. Ozan bu kitabı 1695 yUmda ta¬ mamlamıştır.

.MEMO ZlN 17 yana olmuştur. Fuzulî'nin ve benzerlerinin dengiydi. Kürt çocukları için yazdun. bu hususta hiçbir şeyden endişe etmemiş. Ana diU Kürtçe'den başka Türkçe'yi. Sa¬ di'nin. Eserinden de anlaşUacağı gibi derin bir felsefeye ve geniş bir kültüre sahipti. Arapça'ja ve Farsça'yı da ijd biUrdi. doğruyu söylemekten ve yazmaktan hiç ama hiç geri durmamıştır. kendi ana diliyle. Hânî o çağın aristokratik modasına uymamış ve di¬ ğer bilginler gibi eserlerini Arapça ve Frasça yazmamış¬ tır. NÜBARA BIÇÜKAN'm önsö¬ zünde şöyle demiştir: «Ben bunu revaçtakiler için değil. felsefe ve kültür alanında da öylece yüksek bir mevkideydi. Ölümsüz Ozan. halk çocukları için çalışmış ve hizmet et¬ miştir. Fakat şurası bize teselli veriyor ki eserleri admı ölmez insanlarm safına katmış ve onu ebe- dîleştirmiştir. belgelere da¬ yanan bir bilgi yoktur. Eserlerinin hepsini halk diliyle. halk ço¬ ğunluğu için.» Bundan da açıkça anlaşUıyor ki revaçtakiler ve ma¬ kam sahipleri için mutlu azmlık için çalışmamış . Örneğin. Ne yazık ki hayatı hakkmda elimizde. Büyük Ozan düşüncesinde özgürdü. edebiyat alanmda nasıl mahir idiyse. Kürtçe olarak yazmış ve Kürt edebiyatmm öncülerinden biri olmuştur. inandığmı cesa¬ retle anlatmış ve yazmış. Bu hususta Doğulu bilginlerden Firdevsi'nin.

Senin adındır tüm vahiylerin özü Görünmejdp de keşfedilen varlıklar . fakat dileksizsin. Aşk kaleminin nakşı da jdne senin adındır. Sensin gönülleri kendine doğru çeken! Övünen ve nazlanan sevgili sensin! ÂşUî da sensin. senin admda görünür. Ey gönül sahiplerinin gönüllerinin sevgiUsi.Senin adın üzerine yazılır aşk yazısı. Bütün kutsal yazılar da senin admda toplu hâlde durur. olmazsa onun adı aşk güzelliğinin doğuş ufku olan Allah! «aşk-ı hakikî» ile «aşk-ı mecazî»nin sevgilisi AUah! .I AJLLAHA ÖVGÜ Kitabm Vallahi Ey Ey baş yazısı AUahm adı eksik demektir kitap. Amaç edinilen Kabe'nin şahı senin adındır. Senin nakşın olmadan kalemin nakşı çiğdir Senin adm olmazsa yazı da eksik kalır.

Hem o emir. «Ol» ve »Oldu» emrinin bir harfidir (1). kusur da hep onda gözükür. sen onu en küçük olarak göstermişsin Ama asImda o. işte bu harf. Maddenin değeri gerçi düşüktür Ama kutsallık. hem de yaratış senin kudretine bağlıdır. Bu ruhlarla cisimler cebirle. Gröriinen ve görünmeyen hep onda mevcuttur. Erdem de. (1) Şu anlamdaki âyete işaret ediyor: «Allah bir şeyi yarat¬ mak istediği zaman. Ruhlar ise kutsallUîIa nişanlanmışlar.der. kendisinden yararlanUan da sensin! Şüphesiz hem isteyen.MEMO ZlN 21 Fayda veren de. hem de istenensin! Sensin sevgiUnin yüzündeki aydınlık! Zavallı âşıkm gönlündeki ateş yine sensin! Mumsun ama ateş ve ışık çeşidinden değilsin. Bu iki âlemden biridir insanm kendisi. Hepsinin yönetimi ve geçimi seninledir. ona «Ol». işte gerçekten gerçek olan. gerçi amaç insandı. Cisimler maddeden resmedilmişler. Gel gör ki amacıyle anlamı derin mi derin. Güneşsin ama perdelenmişsin gözlerden! Evren tılsımmm içinde definesin sen! insan admdan keşfedilen hazinesin sen! Bu evren. işlemesi ince bir nakıştır. senden gayrı bütün yaratıklar. zorla Çiftleştirilmişler Allahın emriyle. Ey yaratışın ve emrin bahçesine fejdz yağdıran AUah!. güzelliğin ışığmdandu-. Gerçi görünüşte. o da hemen olur. en büyük kalemin nakşıdır. bu insan ve görünen bu varlıklar. Bu yaraltUan. o harftir. Senin emrin «01» sözcüğüyle iki âlemi birden Varlığa getirdi.» .

madenler ve bitkiler. Hepsi bizler için işler hâldedir. amaç edinilenler ve muradlar. Kötülük isteyen nefsimizle kayıtlıjnz. Bunca arazlar ve cevherleri. Bu göz kamaştırıcı gezgin saray. Dönüp dolaşan bu muazzam çark. hem ışık. hem uzak. günahkârlar. Bunca yerler ve unsurları. Ve bütün jdyeceklerle giyecekler. Bunca doyulmaz nimet ve değer. Hayvanlar. AUahım ! Ona şükredici bir dil ver ! . Gerçekten güzel ve parlak bir düzen Düzenledin bizler için doğrusu sen! Biz gafiller. tenbeller. Hânî. Arananlar. Bunca aranan ve istenenler. gönülden anmıyorsa eğer seni.MEMO ZlN 23 însanm kendisi hem karanlıktır. Hepsi muazzam bunca felek. Hepsi insan çeşidine tâbidir. insan hem yakındır sana. Hepsi bizler için yük altmdadır. DiUmizle de ödemiyoruz senin hamdini ve de şükrünü. Gönlümüzde taşımıyoruz senin fikrini ve de zikrini. Ne kadar evren çeşidi varsa. Bunca arzu edilen ve sevilenler. Hepsi muhterem bunca melek.

kendi kendine var olan. Ey işi güzel olan! Her nejd yarattmsa sen. Her nasU varlığa getirdinse güzel yaptm. doğru yolu gösteren Allah î Ey yerlerin ve göklerin yaratıcısı! Ey bütün insanların ve cinlerin yaratıcısı! Ülkelerin. bir olan Allah! Ey emsalsiz. ortaksız. . Her biri kendi yerindedir ve yerine lâjnıktır. benzersiz var olan AUah! Ey zevâU olmayan. sen yarattm hepsini. MaşaUah. meleklerin. daima var olan bakî AUah! Ey fâni olmayan. Her nejâ yarattmsa güzel yarattın. feleklerin hepsini.n AIXAHA ÇAGKI VE YAKARIŞ Ey şükrü dilin cevheri olan AUah! Ey anması gönlü parUdatan Allah! Ey eşsiz.

Senin güzelUğinle süslenir sevgililer. Bunlarm hepsini yokluktan sen var ettin. hem de açık oluşunun işte budur hikmeti. Parçalanmak ve yer almak yoktur senin için. Âşıkları çeken. gök ve anahtarları. hem de hazır oluşunun işte budur kudreti. Kalem. Hulâsa: îster başlangıç. bitkiler ve madenler. Doğmuş olup da çok doğurgan olan üçler: Yani toprak. bir varlığı olmaz hiçbirinin. hajT^anlar. Işığm olmasa görünmezler bile. ister inanmayanlar olsun. Ak ve parlak inciler ve de siyahlar (1). Hem kajnp. arş ve sabit yUdızIar. -«Büyük Ayı yada «Küçük. Ayı» takımıdır. sen de can . sen de han. incilerden maksat da. dokuz gezegenin yörüngeleridir. GüzeUiğin olmasa. Sanki hepsi bir şehir. Sen de öylece onlarda gizlenmişsin. senin çekimindir. Bunca güzel şey icadettin sen. Toprak. Levh. Gönülleri sızlatan. işte bu kadar sanat gösterdin sen. Birbirine katılmış inciler gibi olan yedili (2). gezegenler^ (2) Yedili'den maksat. senin derdindir. Hepsi sana öylece ajma olmuş. güneşin çevresinde dönen. Her altı yön ve dört köşeler. (1) Sedeflerden maksatı. Hem gizli. . herhalde. Sanki hepsi bir vücut.herhalde. îlk-maddeleri yokken nakşedip süsledin. Kısaca: îster inanan. Fakat bunları kendine yer edinmişsin. ister son olsun.MEMO ZlN 27 Dolu inci olan bu dokuz sedef. Senden imrenerek rakipler gayrete geUr.

Servilere o uzun boyu veren sensin. Canavarlarm yolunda tuzak kuran da. Seninle birbirlerine uygun düştüler.MEMO ZİN 29 Şirin'i Perviz'e şeker yapan sendin. Ve sensin bülbülü bin deUye döndüren. Ferhad'a kanlı gözyaşları döktüren de sen. Kırmızı gülü dikenlerden çekip çıkaran sensin. Ajmalan Tûtî'Ierin önünde tutan da sen. Yusuf'u nasU Züleyha'ya gösterdin? Vâmık'ı neden Azra'ya kavuşturdun? Elli hac edâ eden o şeyhi de. Onlar aynaja su sanırlar. O yansıyı da güneş ışığı. (1) . Bülbüle o güzel sesini veren de sen. Ardarda ajmalan yaratan sensin. Seninle var olup yüzyüze durdu. Büjütüp güneşe müşteri eden de sen. Gâvur kızı için sen delirttin (1) . Kendi güzelliğin yansısm diye. Gönülleri dolduran sevgi ve aşk. Pervaneyi sevda ile talan edensin. Nilüfer'i nazlı büjöiten de sensin. Gül bitkisine güzel rengini. Omuzlardan dökülen zülüf ve örgüler. Mumlarm ucuna ışığı yerleştirensin. Leylâ'yı Mecnûn'a sen belâ ettin. San'an Şeyhinin hikâyesini kasdediyor. Ramin'i Veysi'ye sen râm ettin. Sülünlerin ayağmı bağlayan da sen. Dilberleri gönül çekici yaratıp yaratıp Meczup âşıkları sersemletensin.

Zavallı günahsız Şeytan.MEMO ZÎN 31 Suda görürler senin nakşmı. Amaç önde hazır olunca. onu ebediyyen ateşe çarptırdı. Ey tapınUan AUah! Sen. Sen kendisine o denli yarduncıydm ki.. Ve hizmetçi bile olsa efendileştirirsin. yardım etmek istediğin kimseyi de Derhal bilinen makama götürürsün. Onlar o amacı yakm görür. Tûtî'Ierin şeker dili kendiUğinden mi? Hayır. Tanrıdan başkasma secde etmedi. sana secde etmeden önce Âdem'i kıblegâh yaptın.. HıUâsa: Senin hikmetinden anlayan Bir tek fert görmedik. Amaca yönelecek elbet her gören. ona secde ettirdin. ne güneşten. Bir defa olsun secde etmedi başkasmm önünde. onu söylerler. Sen de onu tardettin kapından. Ve yolundan saptırmak istediğin kimsenin Ayağını zülüf ve benle bağlarsın. takılıp kalırlar. Dudağı kuruyanlar duru su arar elbet. Ve bağlanır ayaklan. Gel gör ki o benle zülüf tuzak ve yemdir. Gönlün amacı ve muradı sen şahsm. Kahrın. Ve ne sudan sakınırlar kendilerini. O. maşallah! . Onu kutsal makamlara götürecekti elbet. Desteklemek. Ne duyarlarsa. Nasıl ulaştırdın jdicelere isa'yı! Acaba o canı sen neden sevdin? Gizlice îdris'e verdiğin ders. Gel gör ki sen de saptınrsm dilediğini yolundan. Günde bin ibadet ediyordu: Çünkü sen güc vermiştin ona. Doğru yola getirmek istediğin.

Senin hakkmda. şu bilgisizliğiyle senin hakkmda Sapıklığa düşerse çok değil. «Tanımadık» dediler. Hânî'jn kendine âşinâ kıl! . Hânî. Meğer yardımcısı Allah ola Ya da rehberi Mustafa! AUahım! Mustafa'nm hakkı için. inan.MEMO ZlN 33 îdrâk sahibi olup da irfan anyanlar.

Yaratıklarla perdelenen o varlığı zorunlu. Ki varlığı bunlarla ispat edilsin. o da Zat-i Kibriyadır. Varlığı zorunlu olan birdir. . Var olanlarm hepsi yazısızdı. meydana çıksm. deliller ve kanıtlara göre.m PEYGAMBERE ÖVGÜ Varlıklar. Varlığı zorunsuz olanlarsa tüm yaratıklardır. KalabiUr miydi tek bir resimle? Ona lâjnk bir yazı gerekliydi. Faş olsun cevher definesi. Fakat o bilgili Hakimin sanatı. KUdı yaratıkları kendine doğuş ufku. Nakşm varlığından varlığı nakışçmm. Bunun için kalem oldu ilk yarattığı. Asla zorunlu ve zorunsuz olmazlar. Ve gizlenen güzeUiği çıksın ortaya. O güçlü ve kudretli nakışçmm hüneri.

AUahm güzelliğinin o penceresi. Bir ışıktı. Karanlık gönüllerin feleğini aydmlatan o güneş. Serveriydi o tüm Peygamberlerin. Oldu tüm canlUarm ilk kökü. Peygamberin anlamından. Ebedî güzellikten ilk defa parlayan. Henüz ne bu yer. YaratUdUar. Görünmeyen evrenin feyzine kajmak oldu. Dünyalı şekline girdiği an. Hepsi ondan dallanma bulmuşlar. Oluverdi son zamanlar Peygamberi. Ruhlar. O vezir kUığmdaki Padişah. Âdem henüz su ve çamur içindeyken. . O.MEMO ZlN 37 îşte bu ilk. Valığı zorunlu olanla olmayanları ajordeden o smır. Fakat onları birbirinden ayırdetme. Hepsi onunla zevke ermişler. ne bu gök vardı. îşte o nurdur ki görünmeyenleri bilen AUahm emriyle. Bunlarm üçüdür ki «ilkler» kabul ediür. Şöylece onları bağdaştır: De ki: Hep birden bir tek şeydir. Bütün cüz'lerin ve küllerin Peygamberiyken o. Henüz su ve çamurdu Âdem'in kendisi. ruh ve akhevvel. bütün âlemler için rahmetti. omm anlamı da Muhammed'di. Hem mutluların. Meleklerin secdesi yine onun için. Onun içindi feleklerin yaratılışı. hem günahkârlarm canlarmm kökü. örneğin şeker ve bitki. Sayılmaları ve sayUır olmaları itibarîdir.

Tapmaklarını yok etti tüm ateşperestlerin. Yer jöizünde bulunan bütün halkları. O. davulsuz ve bayraksız. hem Peygamber. Bizden sonra gelecek. Davut dininden olanlarm. Güzel yaratUışhydı. dini açıkladığı zaman. Puthaneleri ateşle yıkardı. Cömertçe o sofraya buyur etti. Hakan. .MEMO ZlN 39 îptal etti tüm dinleri ve de kitapları Gösterdi herşeyin kanıt ve nedenini. . încil ve Zebur da çıktı hatırlarmdan. Derhal gözüyle gören oldu. Kayser kendi kusuruyla kısa kalmıştı. Dedi ki: «Müjde veriyorum şanlı bir Peygamber. hem Hükümdardı. hem de kUıcı vardı. Çekti peygamberliğinden bir sofra. Dini kabul etmeyen kimselerin. Baktı ki dünya küfürle dolu. Fağfur da kâseden içişinden iki büklümdü. oldu cihangir. ŞaşUacak şey Rumlardan. Mal miUk sahibi değil. Arap şahı bayrağı kaldırınca Acem Kisra'sım da iki büklüm yaptı. iyilik sahibiydi. Yahudi ve Hıristiyanlarm. Vahiyle ve AUahm emriyle bahsederdi ondan. Frenk ve Tatarlardan. hem kitabı. Tevrat'ı unuttu çoğu. adı Ahmed'dir» Dâvasmı elle ve dille jnirütürdü o. Doldurdu sesi dünyayı. . Atsız ve maiyetsiz. Çaresiz çoğu kılıçla yok oldular. Tâ ki bir kısmı dine katılıncaya dek. diUnde Kur'an vardı. Hikmetliydi serapa. Habeşlerden. pusuya yatmış bir Hindu idi. Isa incil'i okuduğu zaman. daha önce okumadan. Kamu öğreticisiydi. EUnde kılıç.

heybetçe Bir tek sahabeye eşit değildir. Onun büjoik sahabelerinin tek bir ferdi.MEMO ZlN 41 Gördüğün herşey meğer O'ydu. görme¬ diğiniz askerler gönderdi».anlamındaki âyete işaret ediyor. saraysızdı o. Onun şerefine denk gelecek birşey yok. Yalnız Adem oğullarmdan bazUarı. Gâvurlardan beşjöiz jdğit sayılır. Hulâsa: Bütün insanlar ve cinlerde. Ordusu görünmez askerlerdendi. Onun dininden şüphe edenler için. GölgelUği bulutlardı. Tüm gâvurlar bir araya gelsin. (1) Çadırsız. Dinini tartışıp eleştirenler için. Ondan. Kalmadı bir tek çeşit hajrvan. Filizlenirdi bitkiler onunla. Önden haberdar olduğu kadar Arkadan da görürdü. gölge düşmezdi yerlere. Kısacası: Yerlerde ve göklerde. Ondan gayrı bize arka olacak kimse de yok. Yem oldular Cehennem ateşine. Doğruluğuyla güçlendi din. îşitirdi bir arada yüz konuşmayı. Şeriatiyle doğruldu yol. hansız. Abidlerin hepsi evliyalar gibidir. Cansızlar da konuşurdu onunla. Bilginlerin hepsi peygamber gibidir. (1) Hüneyn savaşından bahseden -«Allah yardımınıza. . Onun peygamberliğine inanmayan.

(3) Yüz defa hayatma andolsun ki. (2) bir adıdır. Yine senden ümitsiz olmayız bizler. Şu paklıktan uzak. (3) -«Hayatına andolsun ki onlar sarhoşluklarında bocalıyor¬ lar» anlamındaki âyete işaret ediyor. Ben ne diyejdm. (1) Yasîn: Peygamberin şında gelmiştir. şu ateşe müstahak olan Hânî. kem kişi. bir surenin başında gel¬ -k »ve -«Tasîn» oku¬ nur. Bir surenin başında gelmiştir. Kur"anın bir suresinin ba¬ Tâhâ: Peygamberin bir adı olup. . İki Arap harfidir.MEMO ZlN 43 Kur'an ve hadisler ne güçlü mucizelerdir! Âyetler ve sureler ne açık deUIIerdir ! Ebubekir ve Ömer ne iyi arkadaşlarıydı onun ! Osman ve AU ne seçkin yakmlanydı onun! Ey yüksek payeli Padişah! Ey tahtı felek güneşi olan Padişah! Benim bilgimle ne mümkün seni övmek! Büjdik güç sahibi Allahtır seni öven. ey Şehinşah! Seni AUahm sözleri övdükten sonra? Şahım! Senin için güzel addır «Yasîn» (1) Tâhâ! Senin tılsımmdır «Tasîn» (2) Ey seçkin sevgih ! Senin için şu yeter ki : AUah senin hayatma andiçti. anlamı bilinmemektedir. ey işi iyiUk olan! Bizim ikijöiz jmk çekse de günahlarımız. miştir. Hattâ şu zajnf Hânî bile. Ve şu yüz derecelik kötülüğümüzle. Şöyle yazılır.

Allah sahabelerin yolunda götürsün. Köpeklerden farksız o kötü-işlijd de. Ümmetten olduğunu iddia ediyor.MEMO ZlN -45 O da kötülüğü ve köpekliğiyle. .

.. Ve bir sözcük yeter gözlerinin yanUmadığmı ispatlamaya (2) (1) İki yay kadar: Peygamberin miraçta Allaha yaklaştığı me¬ ger¬ safedir. söylediklerini çekten miraçta gördüğü hakkındaki âyete işaret ediyor. Senin için bir anlık iştir feleklerde joirümek Ve senden bir selâmdır meleklerin kıvancı.. Aja ikiye bölmek için bir işaretin yeter. ALLAHTAN DA AF Ey iki âlemin varlığına yol açan! «îki yay kadar» yaklaşmaya lâyık olan! (1) Medine tahtının Şehinşahı! Senden o kadar mucize görmüşüz ki.IV PEYGAMBERDEN ŞEFAAT. (2) Peygamberin gözlerinin yanılmadığı.

Küfür ve günahları bahane etmek. Sen kahrmı gösterirsen eğer. Emrine amadedir burak ve kanatlar. Bizler fânijdz. Ateş olacak bizlere cennet. F.MEMO ZlN 49 Ey «Levlâk» tahtının padişahı! (1) Kalk ta çabucak göklere çık. Ve o emanetin kadrini bilmiyeceğimiz. Maiyetinde gelir saf -saf melekler. Kalkıversin önünde tüm perdeler. inanıp iyilik eden kuUarmı yer¬ yüzünde kendine vekil yapacağına söz verdi-. De ki: «Sen kudret ve azamet sahibisin» De ki: «Hep vardm sen.. Her neyi irade ettinse sen bizim için. Perdesiz olarak konuş Allahla. (2) VekiIUk şerefini verdin bizlere? (3) Oysa sen bize emanetini verdiğin zaman. sen doğru yola götürmezsen. : 4 . (3) Şu âyete işarettir: -«AUah. Ve sana lâyık olsun bu. hep var olacaksm. Sence biUniyordu bilgisizliğimiz. Uzaktır senin büjöiklüğünden. toprak seviyesindeyiz. zayıfız.» (2) -«Biz insanoğlunu şerefli yarattık» diyen âj'ete işarettir. Önce bizlere niye azamet verdin Başımızm üzerine koydun şeref tacım. Bu hitabın tamamı şudur: «sen olmasaydın ben felekleri ya¬ ratmazdım. rahmetinden. Ona bir zerre olsun eklemedik biz. Bu mu padişahlık? Bir yüzlüdür senin katında küfürle îman Eşittir senin katında cennetle cehennem.. Hâşa senin sonsuz şefkatinden. (1) «Levlâk»: AUahm Peygambere yönelttiği bir hitabm başı¬ dır. Helâk oluruz hepten.

Yalnız ve tek basma gitsin ateşe. Cehennem bizler için cennete dönecektir. Şeytanlar var sevinecek haUmize. . Günahkârlan. Gâvurlardan ve günahkârlardan kimse yoktur ki. Şefaatmm içine al hepsini. «Bağışlayıcı» admdır ki günahkâr kıldı bizleri. Senin sıfatlarma ajoıa olmasın. Ve sevinecek sayısız mel'un var. sonunda. gerek günahkârlar. Bizleri hep beraber ateşten kurtar. Hepsi senden umutludurlar. Hulâsa: Yakm ve uzak olan hepimizi. Gerek gâvurlar.MEMO ZÎN 51 Ve feyiz yağdınrsa bulutları rahmetinin. Sen küfrü de bağışlıyamaz mısm ki? Günahları üzerimizde nakşedecek olursan.» Hiç hamiyet kân mı ey âlemin dayanağı! Hiç yakışık alır mı ey insanlarm çobanı! Bu pis mel'unun. Bizleri koyunlar gibi darmadağm etmesi? Kısacası: Öyle yap ki o serkeş dev. Bizler «Kahredici» adınla gâvur olduk. bedbahtları ve kem kişileri.

(1) Kadeh şarapla dünyayı göstersin. Son devir gelip çatmcaya dek? Mümkün mü acep felek çarkmdan. Gelecek bizim için başarılı olacak mı. Ozan kendi kadehini de onunkine benzetmiş. Bize yar olsun bahtımız. Kadehi t. biIeUm. Acaba zevale jâiz tuttu mu dersin? Yoksa hep böyle olduğu yerde mi kalacak. (1) Cem: Eski Iran imparatoru Cemşit. Bizim için de çıksın bir yUdız. îşte kemale erdi talihsizUğimiz.eleskop gibi gösterirmiş. Cem kadehine koy bir yudum şarap. Aydmhğa kavuşsun önümüzde durumlar. Görünsün dilediğimiz ne varsa. Bir defada uykudan uyanıversin. yıldızlan .V DERDİMİZ Saki! Allah için lütfet.

Bilinsin kadri kalemimizin. Altm ve gümüş sikkeyle . (1) Külçe. Derdimiz deva bulsım. îyiUk sahibi bir şiir istiyenimiz Bizim de külçemiz sikkeyle basUır. ilmimiz revaca girsin? Olsaydı eğer bir başıyükseğimiz.MEMO ZlN SS' KUlCi ortaya konsun gücümüzün. Kendisi için devleti zabtetti erkekçe. Namertlerin elinden kurtarırdı bizi. Ne kadar safî ve temiz olsalar da. (1) Bu denU revaçsız ve şüpheU kalmazdı. . Her kim ki himmet eüni kUıca götürdüyse. altın ve gümüş aşağıdaki bölümden de anlaşılaca¬ ğı gibi mecazî olarak edebiyat anlamında kullanılmış.değer kazanırlar Biz öksüzlere acır.

Acep ne sebeple kalmışlar bojmubükük. Hepsi birden niçin olmuş mahkûm? Onlar kUıçIa şöhret şehrini fethetmişler. Fakat başlığı. Her kabile sağlam bir set gibidir. Arabistan'dan Gürcistan'a kadar Kürtlüktür olmuş kaleler gibi. Ben AUahm hikmetinde şaşakaldım: Kürtler dünya devletinde. Sanki Kürtler sınır başlarmda kUitmişler. çeyizleri. cömertlik. Ben hikmetle dünyaya sordum ki: «Başlığm ne senin?» Bana dedi ki: «Himmet» Kısacası: Dünya kUıçIa ve iyilikle insana ram olur. Bu Rumlarla Acemler onlarla hisar olmuş.MEMO ZÎN 57 Çünkü dünya bir gelin gibidir. Kürt kabilelerini. iyilik. Her iki taraf. düğün hediyeleri. imha oklarma hedef yapmışlar. . Onların her bir beyi Hâtem cömertüğinde. Himmet ülkesine boyun eğdirmişler. boyun eğer. lûtuf ve bağıştır. Keskin kılıcm elindedir onun hükmü de. Bak. Kürtlerin hepsi dört kenarda yer tutmuş. Ve Rüstem cengâverliğindedir her bir erkeği.

devleti de ikmal eder. Olsaydı eğer bir ittifakımız bizim. Engel oldu minnet jöikünü jöiklenmelerine. hikmeti de elde ederdik.MEMO ZlN 59 Cömertük. Her zaman birbirlerine karşıdır ve parçalanırlar. mertlik. Sözler o zaman birbirinden ajordedilir. Hep birlikte bir birimize itaat etseydik. Cesaretten hamiyyetli oldukları kadar. himmet. Hep Kürt kabileleri için onaylanmıştır. O zaman dini de. Minnetten de nefret ederler. Bu hamij^et ve yüksek himmettir ki. îlnU de. Gerçek hüner sahipleri çıkardı ortaya. Beylik. Bunun içindir ki hepsi her zaman ittifaksızdır. Onlar kılıçla ve himmetle ün salmıştır. hamiyyet ve jağitlik. .

VI KİTABIN KÜRTÇE YAZILIŞ SEBEBİ Hânî kemalsizliğin kemale ermesinden dolajn. kitaplar o dil¬ lerle yazılırdı. Kemal meydanını boş buldu. Amaç edinmediler aşkı. (1) Durujoı bir yana itip içti tortuyu. îrfansız. asılsız ve temelsizdirler. Sadece hamiyet ve aşiret tutkunluğundan. Kısacası: inattan ya da çaresizUkten. intizama getirdi. Yani kabiliyetinden ve ehliyetinden değil. ÇeşitU milletler kitap sahibidir. Böylece amme için çekti cefa. inci gibi olan Kürt dilini Düzene koydu. (1) Yani herkesin tersine. Sadece Kürtler nasipsizdirler» Hem düşünce adamları demesin ki «Kürtler. Ki el demesin «Kürtler. Çün¬ kü o zaman herkes Arapça ve Farsçaya meraklıydı. bu kitabı Kürtçe olarak yazdı. . Mutat lUIâfı olarak bu bit'atı işledi.

Ben o zaman manzum sözlerin bayrağmı. îlim. Geri getirirdim Cizreli Mela'nm ruhunu. (3) XVI. Kürt edebiyatının şaheseri sayılan bu şiirler İstanbul'da. ne de sevilirler. N'eylejdm ki pazar hayli kesattır. özellikle -«Gönül Kalk» şiiri halk arasmda çok yaygındır. kabiliyet. Alıcısı yoktur kumaşın. Özelükle bu çağda şu para kesesi. . Sadece sefil ve sahipsizdir. Bundan başka bir¬ çok şiirleri vardır. Bu paralar onun yanında makbul olsaydı. gazel. Kürtler o kadar kemalsiz değil. Hakîkî ve mecazî aşktan da boştur» Hayır. Yüksek himmetli. (2) XI. incelikleri bilen bir sahibimiz. Almanya'da ve Rusya'da basılmıştır. Olsaydı bizim bir sahibimiz. yüzyılda yaşamış ünlü bir Kürt ozanıdır. Olmuş hepimizin dostu ve sevgilisi. ne de istenirler Hep beraber ne severler. Şiir. Bir Divan yaz¬ mıştır. Onlar aşkın tadından yana hepten nasipsiz. yüzyılda yaşamış bir Kürt ozanıdır. Fakat öksüz ve mecalsizdir. Suriye'de. (2) Fakî-yi Tayran'a öyle bir sevinç verirdim ki. (1) XVI.MEMO ZÎN 63 Hep birlikte ne isterler. -«Dîvan» adlı çok değerli bir şiir kitabı vardır. San'an Şeyh'inin hikâyesini manzum olarak yazmıştır. Hep birden bilgisiz ve cahil değil. (1) Ve diriltirdim onunla Harirli Ali'yi.. iz'an. yüzyılda yaşamış bir Kürt HaJç şairidir. kemal. kitap divan. Dünya damının üstüne asardım. Bu çeşitler onun yanında geçerli. (3) Ebediyete kadar hayran kalırdı..

temiz ve pahabiçilmezdir.MEMO ZlN 65 Kimse o kadehi kendine ışık öncüsü yapmaz. Sahte olan cevheri temizledik. Hep para için savaşUdığmı gördüğümüz vakit. şüphe götürmez. Kim. işimizin görülmesine vasıta oldu. Böyle revaçsız ve karışık kalmazdı. Eğer basUarak nakşedilseydi.se düzene girmeye yanaşmaz. F. Onun için karabahth ve muratsızdır. Biz de kimyager olmaya heveslendik. Çıkardık gizli bakırımızı açığa. Hâlis Kürtçedir. Din gitti. AracUık etmedi garaz için asIâ. Duamız doğru olarak kabıU edildi. aşikâr Gümüş değil ki «Eksik ayarlı» desinler. Sonunda çaresizlikten bakırcı olduk. Ve mümkün olmadığmı görünce de bunun. altm da geçmedi eümize. Bu mangırlar gerçi değersizdir. Bu paramıza «Değersizdir» deme. : 5 . kimsenin adma mensup olmayan.bir sevgilidir. Bir süre insafla hareket ettik. Hilesiz. Bizim kırmızı bakınmızdır. Ama sade. Ve halkın alış-verişi için elverişlidir. Devrin böyle olduğunu gördüğümüz vakit. Altm değil ki «SoluJc kaldı» desinler. Boş sajrfalardı. hurdasız ve tamamdır. O. Gönlümüz hileye razı gelmedi. üzerinde dua ettik. O şahlar öncüsünün sikkesinden yoksundur.

amme için özel bir rahmettir. Padişahların sikkesiyle kabul edilmeden. Birçok filozoflarca da makbuldür. Mübarek teveccühünün iksirini çevirseydi bize. O. Yüz jöik kırmızı mangır olsa. Bunun için minnet de yapmaz Bir kez bize baksaydı eğer o. gönülden özel bakış vermedi bize. Bütün bu sözler şiir olur. Fakat zamanın hükümdarı. Derhal sarıya çevirir bir bakışla. Her an lûtfuyla jöizlerce dilencijd. bilgiü insan. Sahte mangırları da saf altma. (1) Ki bakışı sade kimyadır. Bu yüzden. Paşaları tutuklar esirler gibi. En alçağı da lûtfuyla en yüksek. En jmkseği.MEMO ZlN 67 BİZ arkasız insanlarm sajrfalan. Bizi dinlemedi idrak kulağıyla. Birçok bilginler nezdinde çürüktür. . Adı Mirza olan Bey. Söi ona devamlUık ver AUahım! (1) Hakkâri beylerinden olsa gerek. Her gün binlerce yoksul ve çaresizi. Sahte gönlü billura çevirir. kahnyla en alçak yapar. Zenginleştirir himmetinin eüyle. Sonra azadeder fakirler gibi. Bütün bu mangırlar altma dönerdi. Fakat bakışı çok umûmîdir onun.

(1) (2) Yani onlara görme kabiliyeti veren. (2) Eritilmiş yakutlu. O. Ma'ser: Üzümün sıkılıp şırasının çıkarıldığı yer. görmelerini sağlayan. Zaman zaman mej^erestlerin eUne ver Gönlünün bir parçası sevgililerin elinde olanlara. Kendi dürdanelerini de içine dökerek O gül suyu gibi olan şarabı. Ruh dimağını tazeliyelim biz. . Sakî! Cevher kâseye doldur Temiz ma' serden çıkan o suyu. ebedî ruh gibi olan şarabı. Bir an.vn SAKİ. çiğ taneleri gibi şarabı. Sakî! Mine rengi kadehe doldur Gönülleri aydmlatıp gözlü yapan o suyu (1) Mahzun gönlü sevinçU kU onunla. DeU akh sersemleştir onunla. ŞARABI KADEHE DOLDUR Sakî! Gök rengi kadehe doldur. seyyal la'Iı O inci hoşafı. ruhu besleyen o şarapla.

Zerrinler dile gelsin. Benim de yardımıma geUr bir damla. DağUsm gamlar. Her zaman yeniden mest eyle onunla. Tereddütler çıkıversin mahzun gönülden. . Her zaman binlercesi kan rengi saçsın. Arkadaşların inadına gülsün bülbüller.MEMO ZlN 71 Gönüller kadehi nakışlansın onunla. Gözyaşı döksün kırmızı güller çiğ damlalarından. Sızlasın bazan da andelipler misali. Öyle ki. Bu «Ah»lardan açsm yüzlerce gönül goncası. Meclisin coşkunluğu süslensin onunla. Bülbüllerle ses arkadaşı olayım ben de. . Davul sesi ve Kanun sadası olmaksızın. Ve de gönlüm zevk ile. Benim için inşirah mümkün olsun Hasıl olsun gönlümün temizliği. yoldaşı olan yel ile. tatlılık yayılsm. Kâhya ve muhasip görmesinler. Öyle etki yapsın ki nefsime. Gönlüme bir güzelUk. Şu ölü gönlümün kuşu uçabilsin Nağmelerin sesi perdesiz olarak süslensin. Olsun benim de nefesimin bir etkisi. seherlerde «Ah»Iarı yollaymca Her zaman. Bazan bülbüller gibi inlesin gönlüm. Belki o zaman o sonsuz fejdzden. Yani canım şevk ile dolsun. Goncalar çözülüversin dikenlerden. konuşsun hepsi. Sakî! Ver bana gül rengi şaraptan. Ve yeniden bambaşka olajnm ben. O berrak şarabm kadehinin neş'esi Şen bağın üzümünün verdiği keyif. Devamlı şarap içenlerin bu mecUsini. toplansın tüm sevinçler.

(1) Çeng: Bir sazın adıdır. Yar ve âşık hastalıklı olmuşlar. Yaralı gönlün sazı kâh yumuşak. Âşıklarm sesini dinlesin Zühre yıldızı. Perdeden öyle nağmeler çıkarayım ki ben. lâflar edejdm. Ve raksetsin dokuzuncu kubbenin zirvesinde. Çalsm türküsünü Zin ve Memo'nun. (1) Rubab gibi Kemançesiz olarak. Tûtî misâli dile gelejdm. îlâç getireyim.MEMO ZlN 73 Sarhoş olayım. Görünsün bana mak3. Çünkü kejdfsiz olarak söyUyemem. Sermest olayım. Çıksın davulumuzdan ses. O töhmetten uzak Memo'jru. Bugün mütehassıs bir doktor gibi. Benden aşikâr olsun kerametler. Zin'i ve Memo'yu dirilteyim yemden. o günahsızı.mlar. Söz söylemeksizin içimden konuşayım. Divane olayım ki inciler döktürejdm. tokmaksız olarak. Ciğerinden yaralanmış Memo'yu. Bedhal olayım. onları teda'vi edejnm. Gönlümden çıkan makamlı ses dallan. Çeng gibi yüz çeşit şada verejdm ben. güzaflar söylejdm. sırlan açığa vurayım. kâh gür sesli olstm. O perdeU. ahenkle gönlümün derinliğinden. Zin ve Memo'joı ederek bahane. Ney gibi. Gönlünün derinUğinden ıstırap çeken Zin'i. Ney gibi muUdanayım. . GöniUdeki derdin şerhini kUayım efsane. Oülbahçesini Şehnaz makamıyla şenlendirsin. örtülü masum kızı. O çaresizleri yeniden ayağa kaldırayım.

Ezelden beri sevenlerden olanlar. ister ija olsun. Bazıları da onunla gönülden veda etsin. İster tatlı. Hep bizi tasvibetsin. BazUan candan dinlesin. yavrudur. masum ve asUdir. Bambaşka olan seven kimseler. Bu kitap turfandadır. yeni yetişmedir. Çocuk çeşidi gibidir. Dertli kimseler onlarla sefa sürsün. Yalnız bilginlerden rica ediyorum: Öğrencilerin yanlışlıklarmı açığa vurmasmlar. Ben onu bağlardan derlemedim ki. Onunla oyalansmlar bir zaman. Göğüsten ve gönülden temiz olanlar. ister acı olsun turfandadır. Bu kitap ister kötü. o huydandır. Hırsızlar gibi yanlışlıklarımı araştırsınlar. Zin'in derdine gülsün âşıklar. Biz onunla ikijöiz ıstırap çektik. Gerçi çok seçkin olmasa bile. Gelip dinlesinler hikâyeyi.MEMO ZlN 75 Öyle bir tarz ve üslûpla meşhur edeyim ki. Şahin bakışIUar temaşaya gelsinler. Yeniden onları öylesine jöicelteyim ki. . gönül bahçesinin turfandasıdır. Dertsiz olanlar girsin kedere. Herkes «Güzelce yazıldı» desin. Pâk huylu ve insaf sahibi insanlar. Seçilsin birbirinden sevilenler ve sevenler. Bu. Günahsızdır. Memo için ağlasm dilberler.

. Hepsi el değmedik gelinlik kızlardır. Turfandadır. mâna ve keümeler: Bunların hiçbirini aslâ ödünç almadık. Şiir yapısı. Bunlarm hepsi fikrimin ürünleri. hikâyeler. elbiseleri ve küpeleri Benim mallanmdır. o kadarı yeter. bana çok tatlı gelir. Bu mey-ve çok lezzetli olmasa bile. dejdmler. gönül kapan güzeli. Sevimlidir o. Hiçbir yanlışlığımı çıkarmıyacaklar. Sır sahiplerinden umudum şudur ki: Alay etmiyecekler benimle Ben gezgin satıcıj^m. Kemal sahipleri kusurları perdeler. yetiştirilmiş değil. Teşni' etmiyecekler. Nazenin değilse bile bu yavru. amaçlar. hayat hikâyeleri ve düşünceler. Konular. AUahım! Sapık kimselerin eline verme Bu nazlı. cevher satıcısı değil. sıfatlar. anlamlar. irfan sahiplerinden umarım ki. Bu yavru benim için çok azizdir. cümle kuruluşu ve işaretler.MEMO ZÎN 77 Ricam şudur hal sahiplerinden: Kötülemesinler bu yavruyu. Üslûp. Bu mejrve sulu olmasa bile. emanet değil. Sözcükler. Kin sahipleri ise coşkundur. Kendi kendime yetişmişim. Kürtçedir. işaretler. hamiyetli insanlar gibi Düzeltecekler kusurlarımı.

Ve dinlesinler insaf kulağıyla. Mümkünse bir ijrisini söylesinler. . Varsa kusurlarım örtsünler. Yanlışlıklara ve ımutkanlıklara şaşmasınlar. Derlediğim şu birkaç sözü. lûtuflarmdan imzalasınlar. Hamiyet için doğruya yorumlasmlar. dağlıyım. îyiUklerinden.MEMO ZİN 7â Ben Kürdüm. Garaz sahipleri de dinlesinler. kenardanım. Ozanm yüzü sujomu dökmesinler.

dedesi ve babası. kendisi Kürt bejdydi. «Botan Bejd» adıyla ün salmıştı. Şu tarzda kalıbı bastı ve süsledi: Dedi ki: Grcçmiş zamanda bir padişah. Çeşitli halklar ona itaat eder. Çıktı. Şu plânla resim ve tablo çizdi. Araplar ve Acemler emrindeydi. talihi güçlü. Tahtı Cizre'deydi onun. hükümdarlığında üstün olarak. Soyu Arap. Ulu ataları. Rumlar. : 6 . bojnm eğerdi. Rivayet tablosunun eleştiricisi. Zincirleme olarak HaUd'e mensuptular. bahtı da mutlu. F. Makamı yüceydi onun.vra BOTAN BEYİNİ VE İKİ KIZKARDEŞİ ZİN İLE SITİ'Yİ TANITMA Hikâye sayfasmm yazıcısı.

Dünyanın ekseniydi kendisi. Akü. Jiirdi. O Padişahm yiğitliğinin izleri.de-«Zeyn» süs anlamınadır. . Aydan aya kadar. Bunlarm her birinden gizliydi bir definesi. BeyUk ona «Zeyn» ile vasıflanmıştı. O beyin adı «Zeynıdin» idi. Komutanlık. Onun sayesinde kavuşulurdu hasretlere. Ona zararsızca mukadder olmuştu. (2) beyin adının yarısıdır. Onun sayesinde kavuşulurdu arzulara. Her renkten nefis ve parlak değerler.MEMO ZlN 83 Ceberrut felek bile sakmırdı kendisinden. Hâtem onun cömertliğinin büyüklüğünden. hüner. birlik. sevilenlere. Onun yiğitliğine yenilirdi Rüstem. cömertUk ve meydan. Dindarlık. dileklere. koruyuculuk ve de heybet: Bunların her birinden doluydu bir hazinesi. Padişahlığı ise ahret sembolü. AUah mevcut kılmıştı onun yanında. diyanet ve de devlet. kaplamıştı heryeri. (1) Hükümdarlığın ve de dinin süsüydü. düzen ve divan. Çünkü Halid'e --Allahın Kılıcı». Mümkün olan dileklerin hepsini. (2) Zinet de ona «Din» ile tanınmıştı. Kendi cömertliğinin evrakını toplayıp kaldırdı. (1) Burada --Tevriye» var. Onun cömertliğine muhtaçtı Hâtem. Çekilmişti AUahm kıhcınm çekilişinden. Her çeşit mücevher ve bulunmaz nesneler. DisipUn. Onun için zahmetsizce başarılmıştı.

Fakat devlet soyunun iki evlâdı vardı ki. sarışındı öbürü. O serbest kırmızı güller ve sünbüUer. Hurilerle dolu olan bir cennetti. yanakları gül. iffet bahçesinin iki turfandasıydı. Öbürü gönüllerin ruhuydu.MEMO ZİN 35 Haremin sahanlığı nazeninlerden. Cennetinde huriler çoktu onun. îki zülüf sünbül çiçeğine benzerdi. Açmıştı boylarında selvi ve şimşir gibi. hurilerden dönmeydi. Dudakları la'I. nazlı büjöitülen. Kimse eş görmemişti jüzlerinin güzelUğine. Biri doğruluk bağmm selvisiydi. Bu da Zin'in adıdır. (1) Beyin adı Arapça olarak şöyle yazılır: -« » Bu nun yansını aldığımız zaman « » çıkar. son derece sevinUi. O mehtabın yanmıda iki güneş vardı. Beyin admın yarısıydı adı. (1) Hikayeci bana muamma olarak şöyle dedi: O huri de «Zin» adıyla tanınırdı. Huzurundaki hizmetçileri de meleklerdi onun. Çünkü ebedî güzelliktendi o güzellik. Adı da gerçek olarak «Sıti»ydi. . Yani o joice soydan olan. Parlaklığı utandırır ince ipekten elbiseleri. periydi öbürü. şakakları yasemin. Biri huri. Biri fazlasıyla şirin. O huriyle periye paha biçilmezdi. Öbürü Beyin can ve ciğeriydi. Çünkü AUahm nurundandılar. îki yanaksa kırmızı gül jüzüiıün renginden. îki kızkardeşi vardı. O şahm yanmda iki sultan vardı. Biri esmer.

Kirpikler ise şüphesiz dik oklardandı. Alm. (3) Hacer .Esved: Kâbenin duvarındaki taş. Variıklarm hikmetinin inceUklerini keşfedenler. Bir anda şaşkma dönerdi gözlerinin dehşetinden. Yüz hatlarmm güzelliği Yakut yazısmdan. Kabe. kulak memelerine bakan herkes. ak ve kırmızı renkler. Benler. Ya da Nebat şekkerinin şerbeti gibi Veya Hayat Çeşmesinin kaynağı gibi. Neş'eü gönüUerin ıstırabıydı. Yüzlerini gören. DeUUk vahşetinin sermayesi. (3) Kaşlar felek yaymm kemanmdan. noktalar. Tavaf ve Umre'ydi. Gerdan. sanırdm sakinin elindeki Ebedî şarapla dolu olan şişedir. (2) Sanki ceylânm gerdanmdaki misk kesesinden. Haccer-Esved. (1) Çene çukuru ile Hârut sihrindendi. Kmalı parmak uçları ve tırnaklar. (1) (2) . Çene çukurundan maksat. Gök ortasmda durmuş daima. Onun hizmetinde bulunur güneş.MEMO ZÎN 87 Kırmızı gül kendiliğinden yüzlerinde kök salmıştı. Tavaf ve Umre: Haccm iki ibadetidir. çeneyle alt dudak arasındaki çukurduı. SünbüUer de sarmaşık olarak boylardan sarkmıştı. Olurdu derhal akıl ve şuurdan. Feleğin falcısı yüzlerine noktalar serpmişti. Kemerin sarUdığı o belleri görenler. Ufukta Cebrail'in bir kanadı gibiydi. tacın bir yanı gibi gözükür. Gözlerin dehşetinde işaret bıüuyordu. Derhal çekerlerdi jüreklerinin derinliğinde «Ah» Yakut: Bir çeşit Arap yazısıdır.

(1) Kolyeler altınlarla zincirlenmişti. Kürt kadın ve~ kızlarının başlarına etrafında bağladıkları kuşaktır. Gecelerin çıralarına benzeyen bu ikisi. Kofi kajd:anlarınm uçlarmı sakaklarma getirirlerken. Fakat şüphesiz hepsinin dostu birdir. îster şeyhler. süsler. sağdan ve soldan sarkar. ister hocalar. Ama Zin'in jöizü parlak bir aydı. Önden. Bu zinetler. Kimisi tükenmeyen güzelüği arzu eder. Artık yer kalmazdı konuşmaya ve de serzenişe. Güzellik bakımından ikizdi ikisi. Kofileri mücevherlerle donatılmıştı. Bütün fark. Gerçi Sıti yUdız misâliydi. Fakat Zin de güneş gibiydi. Bağlara ve bahçelere yürüdükleri zaman. Fakat Zin de cennet hurilerine benzerdi. (!) Kofi. Hayvanları ve cansızları bile inletirler. îster dervişler ister zenginler. Kavuşmayı arzu etmeyen kimse yoktur. deriyle beyin arasmdaki fark gibidir. Her ikisi de ruh gibiydi gerçi. Tapınaklardaki evliyaları bile sersemletirlerdi. Aşıklar ölürdü sevginin elinden. zülüfler ve pusular. O periler bu süslerle yürüdükleri zaman. fakirler olsun GüzeUiğe talip olmayan kimse yoktur.MEMO ZÎN 89 Bilekleri ve bilezikleri gösterdikleri zaman. Kimi de boş vücudun taUbi. giydikleri fesin . daha tazeydi. beyler olsun. İnsanları ve bitkileri talan ederlerdi. Gerçi mehtap gibiydi Sıtî. Sıti gerçi çok nazenindi. arkadan.

Güneş ve ay bir araya gelmişti. Dalgalanıp joikseldiği zaman. Bütün dünyanm alıcı olması bundan. Hepsine AUahm verdiği metahlar. İskender'in radarma varmcaya dek. Yüzlerce can. Enginlere inip zirvelere çıkan o güneş. Sıti ve Zin'in jdizündeki güzellik. Hâkanm definelerindeki inciler.IX GÜZELLİK VE AŞK Dünyada ne kadar hükümdar varsa. Kaj^serin bütün hazineleri. Aşk ateşinin bir deryasına dönmüştü. gönül ve ciğer yakardı. Hepsi birden güzeUiğin bir parçasına bile değmez. . servetler. Masal gibi anlatırdı onları halk. Süleyman' m yüzüğündeki la'I. Ne kadar fazlasıyla pahalı olsa da.

Sonu olmayan sınırsız güzelUğin. BazUarı canlan için ister cananı. Gündüzleri ve geceleri çok inlerlerdi. Bir kısmı faydalanmak ister. O güzelUğin sadalarmm şarkıcUan. Kimi de derdi seçer. Zaten spnu gelmez âşıklarmm. kimi de arslan gibi. Memo ve Zin gibi. Fakat âşıklarla arzu sahipleri ajrndır. Figanlara ve iniltilere doymadılar. öteki feda olmak. . Öyle ki onlarla birlikte sızlamrdı melekler. Tacdin gibi. Bazıları da cananları için verir canı.MEMO ZlN 9:i O ceylânlarm güzelUğinin avcıları. Çoğu tellal gibi. Kimisi kavuşmak ister.

Hepsi bir birinin sırrından haberdar. Her biri güzeUiğiyle padişah göğsü. Fakat seçkin hizmetçilerden. . Güzellik yönünden her biri bir güneş. (1) Sıti ve Zin'in aşkları derdinden. hizmetçiler ve seçkindiler. Fakat görerek ve tanık olaraktan degü. Hepsi Bejdin hizmetindeydi. (1) Gerçi sayısız ve ölçüsüzdüler. Onlar da hep hevesli ve arzuluydu. Onlar da hep âşık ve isteküydi. Sıradan adamlar. Her biri kemaUyle bir doltmay. Her biri konuşmasıyla göpsleri yakardı. Ancak dujonakla ve rivayetle biUrlerdi onları. Yüzlerce fidan boylu ve açık almlı genç vardı.X MEMO VE TACDÎN't TANİTMA DöneUm biz hikâyenin başına: Aşkları derdinden gönlü yaralı olanlar.

Fakat Araplar ona Gazenfer der. Tacdin Divan Vezirinin oğluydu.. Çünkü kUıç kullanmakta arslan gibi. YanUıyorum ben. Tacdin admda bir genç vardı. Babasma derlerdi İskender.. Kardeş... (1) Soyu. Kuşları kapıp uçan şahinler gibi. O iki genç. . Memo da Divan Kâtibinin. O iki kardeş ve birbirine bağlı dost. (1) Gohderz: Eski bir Kürt kahramanıdır. Tacdin'in sevinç arkadaşı ve gam ortağıydı. Bir genci kendine kardeş yapmıştı. asaleti belli. Fakat Tacdin herkesten ve bütün yakınlarmdan O kadar kardeş. Kardeşini görmediği gün. nesebi. Delikanlüarm baştacı ve önderiydi. O melek huyluların baştacı olan. Her zaman düşmanların gönlünü yakarlardı. Birinin Arif. baba ve amcalarmdan. baba ve amca gibi bile değildi.MEMO ZÎN »7 O peri gibi gençlerin ön sıralarmda. Gerçi ahret kardeşiydi ikisi. diğerinin Çeko idi adı. adı da Memo. Güneşti çünkü kardeşi. Dünya ona karanlık olurdu hepten. Memo da ona tam tutkun. Savaş günü bin erkeğe bedeldi. Çıra yapmıştı kendine. Başı dertli bir gençti. Hayır. uzaklaşmıştı ondan. ikisi de kurnaz. Çıra görmeyen geceye döner. fakat birbirine tutkun kardeş. Kahramanlıkta zamanın Gohderz'iydi. Ama sanırdm ki dünya ve ahrettir ikisi. Tacdin'in iki kardeşi vardı. O.

Dostluk. Onlar gönülden dosttular.MEMO ZlN 99 Zamanın Mecnunu ve Leylâ'sıydı. diğeri Azra'sıydı. . zordur. başıboş değil Aynen güneş ve Müşteri yUdızı gibi. Dostluk kolay değil. İkijmzlülükle ve lâfla olmaz. Dostluktan maksat da vefadır. Sonunda vefa göstermiyeceksen eğer. ahbaplık ve kardeşlik. Başlangıçta göze alma o cefalı işi. Biri çağm Vamık'ı.

Kalıpsız. bir kısmı öğretici. kimi gamlan toplar. Kimi yönetir. Felek çarkmı güçlü bir şekilde. Bir kısmı yazıcıdır. Kimi bize doğru geUr. kimi de hızlı. Böylesine muazzam ve yuvarlak. ölçeksiz ve pergelsiz olarak. kimi de yönetiUr. bir kısmı çalgıcı. Kimi güneşe uyar.XI YILBAŞI VE NEVRUZUN KUTLANttlŞI Dünyanın yaratıcısı. Kimi ağır yürüjöişlü. . işaretsiz ve makassız olarak. Bir kısmı yaya ve bir kısmı süvari. kimi de sağlam. Bu hikmetledir ki hepsi iş başmda. Böylesine süslü ve sıra sıra. Aletsiz. kimi ölçülür. Kimi yardımcıdır. kimi de geceyi aydmlatır. tabiat feyzinden. Varlık sergisine getirmiş. Sejdr sergisine sunmuştur. JKimi kederleri dağıtır. Bir kısmı cellâttır.

Bizim için tazelerler jnlı. Hepsi çıkardı evlerden dışarı. Mart ayında döndüğü vakit. Hepsi parlak ve aydmlatıcı. Fakat töhmetle ve minnetle değil. Yani yUbaşı burcuna girdiği zaman. Yaşlı erkek ve kadınlara varıncaya dek. Doğu şehsüvan olan güneş. Din yolunda ve sünnete uygun olarak. . Bahar noktasma geUr. Kısacası o nadide cevherler. Bir kısmı tabiî hareketten. Gönülleri aydmlatan o ânın saygısı için. Hepsi seyretmeye izinü olarak. Hepsi süslenmiş ve güzel gijdnmiş. Bir kısmı Memo gibi alıcı. Bayram ve Nevruz günü geUnce. BiUnen yerlerine geldiklerinde. kimi de vezir. Yıllan eskimiş yaşlı bilgin. Halk kırları ve çimenlikleri mesken edinir. Bize şöyle anlattı durumu: Dedi ki: Eski zamanların geleneği Şuydu her yerde ve her zaman. Özellikle bekârlar ve bakire kızlar. Ovalan ve tarlaları gülşene çevirirdi. Hiç kimse kalmazdı evlerde.MEMO ZlN 103 Bir kısmı Zin gibi güzeldir. Kimisi padişahtır. meskenlerde.

Yani sevenler ve sevilenler. Birbirlerini görsün. Şuydu ki: Gerek istiyen. .MEMO ZlN 105 Çünkü kıra çıkmaktan maksatları. Ve seçsin her biri kendi dengini. Ovaya inmekten amaçları. gerekse istenenler.

Hep gitti. Saf saf tepelere ve ovalara jöirüdüler. Kalktı hanımlar ve de hatunlar. şehirde kalmadı hiç kimsecikler. minnetsiz ve üzüntüsüz olarak. kimi yalnızca. Huriler cenneti kendilerine mesken edindi. Kimisi arkadaşlarla. . Kafile kafile gezmeye ve seyretmeye döküIdiUer. küçükler ve büjrükler. atlı olarak. Bir kısmı bağlara gitti.xn ŞEHİRLİLER YILBAŞINDA KIRLARA ÇIiaYORLAR Feleğin dönüşü mavî bahttan. Onlar da güller gibi bahçelere doldular. Perdesiz. AvcUar ve talancUar gibi. kaleleri ve evleri. Şehirlilerin ve askerlerin hepsi. Her çeşit insan. Gösterince yeniden Nevruzu. Kimi de dağ eteklerine yöneldi. Terketti şehri. Bir kısmı birUkte ve çoklukça. O kutlu geleneğe uygun olarak. joirüyerek.

bakireler. benleri ve şakakları temiz olanlar. hem de alıcılarıydı. tüysüz deÜkanlUar. YUbaşUıIar. gençler. Güzellik metamm sahipleri. Zülüfleri. Yüz güzelliğinin kumaşma sahip olanlar. GüzelUğin hem satıcıları. . Yılbaşını geleneks-el yol ve yöntemle. Enine ve boyuna gözden geçirirlerdi. göklere kadar jükselterek seslerini.MEMO ZlN 109 Bakire kızlar ve delikanlUar. DelikanlUara yaşıt tombul memeli kızlar. Yüz yaşmdakiler. Birbirlerine metalannı gösterirlerdi. deUkanlUar. Erginlik çağına yeni gelen güzel. KutladUar. Bunlar aşk pazarmdaki sevdalılardı. ihtiyarlar ve kocakarılar.

Sırmalı ipek elbiseler içinde. KalktUar hepsi âşıklar gibi. Birkaç pahalı mücevher başlarmda. Kendilerine kızlar gibi süs verdiler. Yani gün döndüğü zaman. Yalnız Memo ile Tacdîn. Hizmetçilere izin çıkınca.xın BEY. Çünkü amaç ve murat peşinde olan âşıklardı. (1) Yılbaşı kutlamaları yeniden başlayınca. O iki kardeş değişik kıyafette. (1) Yani Koç Burcuna girince. . Bey de delikanlılara izin verdi. Hepsi arttırma sergisine gitti. Koç Fenerini aydmlatmca. DELİKANLILARA NEVRUZ EĞLENCELERİNE GİTME İZNİ VERİYOR Mavi kubbenin o parlak kandiU.

Alm saçlarmı zülüf ve örgü yapmışlardı. Gittiler ağır ağır yürüyerek. Hiçbir güçlük gelmesin başlarına. Onlar kıyafetlerini değiştirdiler ki.MEMO ZlN 11-3 Kâkülleri her tarafa halka halka yayılmış. Dilberler elbisesine bürünüp. .

kimi başıkabak. Bir kısmı büjiik ve ekâbir. deUkanlı ve çocuk. Birden onlara acajdp birşey göründü. Ayaklan Kaşo. Beşyüz kadar kız. Bir kısmı da sıradan ve küçük insan. Her çeşit dişi ve erkek. (1) (1) Kaşo: Ucu eğri. Bir kısmı çıplak. Taze selviler gibi jmzlerce genç. Bir parça olsun kalmadı şuurları. :Şehirde dolaştıkları zaman. başlan top gibi. çeşitli değerU elbiseler içinde.XIV MEMO İLE TACDİN ZlN VE SITİ'YE RASTLIYOR VE BAYILIYORLAR O değişik kıyafetli iki genç. . Topa vurulur. Yaşlı erkek ve kadınlardan da bir o kadar. îpekUler. her oda ve pencerede. Kimi yalmayak. Her sokakta. bir kısmı giyinik. Gördüler ki mahalle ve sokaklarda. kıhç biçiminde bir sopadır.

Görüp te mertçe karşı koymaktı.. Her birinin ciğeri bir cefayla kan dolmuş. Derken Tacdin durdu ve sordu. bu ne sonsuz belâdır?» İhtiyar dedi ki: «îki güçlü şehlevend. kimisi sermest. elbiseleri ve gijanişleri bir. Her biri bir yerde bambaşka olmuş. YUdızIarm şahı gibi parlayarak Geldiler. bir kısmı şuursuz. Kiminin soluğu tutulmuş. . niceydi onlar?» Dedi ki: «İki delikanlıdır. kiminin serbest. Kiminin elbisesi yırtık. aniden BaktUar ki sade AUahm kudretinden. Böyle yapıyorlar perişan» Dediler ki görmedin mi sen. bir kısmı sessiz. Bir kısmı da akıl zincirinden olmuş azad. Bir kısmı figan ve feryadeder. okla öldürür gibi» Onlarm. Kimi görürlerse o iki sarhoş. Fakat o şehirde tanmmayan kimselerdir.. fazlasıyle taze» Dediler ki: «Altı uçlu kUıçIı mıdır onlar? Yoksa oklu ve hançerli midir onlar-?» Dedi ki: «Hayır gamzeyle. O iki deUkanh iki mızrak gibi. bakışla. Halkı öldürüyorlar. kiminin aklı uçmuş.MEMO ZÎN IIT Kimisi sarhoş. Soruşunu yaşlı bir adama yöneltti. Düşünce dalgasına hemen daldılar. İkisi o işi düşünürlerken. Bir kısmı telâşlı. Bugün bu halka olmuşlar cellât. ikisi de bir zaman şaşakaldılar. Söyle. Bir kısmı konuşur. Şekilleri. Kimisi perişan. kimi sarhoş. sormaktan maksadı. Dedi ki: «Ey doğru yolun Hızır'ı.

(1) Şüphesiz perişan bir duruma düştüler. Sanki kesicisi. Yarım kesildiği için ona böyle denir. Anladılar ki başıboş av değil onlar. . Sevmenin yolu açıktır. O d»likanlUarm gönlüne düştü bir acuıiE Bağlandı birbirine sırrı gönüllerinin. Cana ve akla doydular hepten. kesilerek dikkat. Öylesine deliye ve şaşkma döndüler ki. YuvarlandUar toprak üzerinde sersem olarak. fakat güneştirler. Ay parçası. Gönüllerine geldi yumuşaklık ve de merhamet. O iki büyük melek. Ne satıcı. ne şuur. ne de ahcıydılar.MEMO ZÎN 119 Melek huylu ve peri jmzIüydiUer. bu jâizden. ama yanık ciğerUdirler. Sevimli. AjnrUmadı hiç ruhları. Baktılar ki çok sevimli iki melek. Yuvarlanıverdiler daha uzaktayken. boynunu keserken yanm bes¬ mele getirmiş gibi. Sevdi birbirini yüzlerinin nuru. Şuurlarmdan haberleri bile kalmadı. Baktılar o dilberlerin yüzüne. ne akıl. Kısacası: Bu ceylânlarm güzeUiğinden. Gönlü ve canı bahşiş verdiler. Ne duyu. îki yiğit avlarmm üzerine koştular hemen. birbirinden (1) Yarım mesmeleli: Boynunun yarısı kesilip öbür yansı ke¬ silmeden bırakılan ve çırpınıp duran hayvandır. ne hafıza kaldı. Durdular ve baktılar. Bu iki kardeş görünce iki karışık halU deUkanhjm. Tıpkı yarım besmeleli av gibi. Güzellik ordusunun öncüsü onlar.

gerek düşmanlık. Kimisi çeşitlidir. kimi de karşıdır birbirine. birbirleriyle öyle ısmdüar ki» ArtUc kalmadı onlar için bir zorluk. Oturup çe-virdiler ikisinin de jniziinü. Gerek gönüllerdeki öfke. Dediler ki :«Acep bunlar kimin kızlan? Yoksa ikisi de Tanrı meleği midir? Hangi yerde yetişmiş bu mejrveler? Hangi güllükte geUşmiş bu güUer? Bunlar hangi derenin seMIeri. Sanırdm hepsi ruh ve cisimdir. Hangi çimenUğin kuşları bunlar?» GiUrengi gözyaşlarmdan gülsujnı DöktiUer kanlı yanaklarının üzerine. Fakat ezelin gerçeklerindendir. Şüphesiz birdir ruhlar ve tenler. gerek şirinlik. Gerek gönüllerdeki sevgi. AUahm ilminde yaratUmış ölümsüz olarak. Yüz gönülle sevdiler ikisini. Aşk öylesine şuursuz kılmıştı ki onları. Bizim gibi onlar da fanî yaratıklardır.MEMO ZÎN 121 Görünmeyen âlemin bir rengi Açığa çıkarıyordu muhakkak birleşmeyi. Bir süre zülüflerine ve benlerine hajran kaldUar. Yani o hunhar delikanlılar. Birleşiktir ruhlarla cisimler. Dördü de birbirini hem ister. hem de istenir. Bir süre boylarını. O iki yaralıyı bu halde gördükleri ân. Sevgi öylesine bağladı ki onları birbirine. İşte o bağlananlar. Çünkü ruhlar ordusu toplanmış olarak. boşlarını sejrettiler. kimileri bağlı birbirine. Aslâ kendilerinden yoktu haberleri. Kimisi bağlanır. . GüzelUk öylesine istekli kUdı ki onlan.

avlulara düştüler. YUbaşmı ve sevincini bıraktUar elden. Güçsüz. sabah. Yakutlarını boncuklarla. Yüzlerce defa bahçelere. Kaldı iki kardeş iki av gibi. Güneş ve ay uzaklaşmışlar çoktan. Yüzlerinin güzeUiğini gönül tablosuna. Ayaklan zincirli ve pırangah olarak. Sevdalı. takatsiz ve gönülsüzce. Fakat o acı muratlUara. AyUmca baktUar ki. . hajrvanlar ve sar'alUar gibi. Gündüz.. göniUIeri çekilmiş. İstediler ki anlasınlar hangi soydan olduklarmı. gece. akşam ve her zaman Hep ajmı şekilde görünürdü karanlık artık. Aniden bazı yabancılar göründü. Tâ ki jruvalarma varmcaya dek. Çiinkü bilmiyorlardı hangi nesilden geldiklerini. Kendi parmaklarından da çekip kendi jöizüklerini. Sersem. Istemiyerek veda edip kalktılar. Gerçi vardUar yerlerine. Çektiler sahiplerinin parmaklarından. perişan ve sarhoş olarak. Eğlencelerini değiştirdiler dertlerle. Bunun için gençlerin yüzüklerini. Nişan için taktUar yerlerine. Yola düştüler yarım besmeleU kuşlar gibi. karanlık bir gece.MEMO ZlN 123 Sonunda aşk kalemiyle yazmca. Elmaslarım billur şişelerle değiştirdirler.

Sonra birbirlerine yakmlık gösterince. Aşk öyle değiştirmişti ki onları. Koç Burcu haftası süresince. önce tanımadılar birbirlerini. . KendiIerirU aşka atan iki genç birbirine ısmdı.XV MEMO VE TACDİN MESELEYİ ANLIYORLAR O kız gözlü iki şahin. Çok perişan ve habersizdiler. üzerisine Bir ışık dönmüştü aniden. Birbirilerinin jöizüne. Bir gün beraber kalktUar. Aniden şahin gibi. Önce birbirlerine yabancUaştUar. rengine baktUar. O hafta geçince üzerlerinden. Artık kalmamıştı haberleri hiçbir şeyden. Se'vinerek gitnUşIerdi kekUk ve kaz a-vma. O iki yamk. Memo ve Tacdin.

. Ve de mum gibi parlıyor. Hakkak «Zin» adım yazmış üzerine. Hipokrates sarraf olsa eğer. Tacdin baktı ki kardeşinin elinde. Tartıyla ve kıratla tahmin etse. Karşıhyamazdı. O jöizük taşlarmm pahasmm sekizde birird. Ülfet seli de önlerindeydi sanki Gıdasız. susuz ve gözsüzdüler.MEMO ZÎN 127 Buldular kendilerini pırangah ve ziIU Uçmak. Üzerine «Sıti» adını yazmış Meharet sahibi bir üstad. Dilberlerin gözleri gibi mesttiler. sarhoş ve karanlıktaydılar. uçmaya kalkmak müşkül ve imkânsızdı. Hasta. Karun'un bütün hazineleri. Hallerinin ne idiğini anlamak için. Memo da baktı ki Tacdin'in elinde. uzak görüşlülerin bilgisiyle. Bir mücevher parlıyor çıra gibi Bir yakut ki nar tanesi gibi Karanlık gecede yakUan meşale gibi. Amaçsız. Sevgiülerin ağızlan gibi dardı gönüUeri. Pahabiçilmez bir elmas var. Gönül damarmdan inlediler Çeng gibi Dediler ki: «Acep nerede hastalandik biz? Ya da hangi savaşta yaralandık biz? Yoksa biz neden böyle güçsüzüz? Yaralı. arzusuz ve takatsızdılar. Eflâtun için pazarlık yapsa. zayıf ve ürkek gönüllüyüz?» Böylece onlar araştırıyorlardı. Ijdce bakıp görsün diye. Elini uzattı ki getirip. Karanlık bir örtü başlarındaydı sanki.

Dedi ki: «Kardeş! Meğer sen çiğsin. dedik biz: Ne'vruz gününde. Böylece o iki kardeş düşünce ve tahnünle. Dedi ki: «Kalk kardeş! Yatağın içinden. Yeter ah çektiğin yaralann elinden. : 9 . Onlardı ki halk ellerinden ederdi feryad. Şüphesiz kaatillerini bildiler. Onlaı* da deUkanh kıyafetine girnUşler. Uzunlamasma. Onlardı ki şehirde olmuş iki cellâd. Hiç bir nokta boş kalmamış dertten Hâlâ diyorsun ki: Niye inliyorsun sen?. Baştan ayağa kadar parçalanmışım ben. Aşk onda bırakmıştı bir parça kusur. DaldUar ve uzım uzun düşündüler. Tacdin 'de vardı azıcık şuur. Bizler arslamz. Onia. Bunlar nasU kız gibi süslendUerse. Onlar da kıyafet değiştirmişler. Bayram ve gündönümü olduğu gün. bojnma ve derinUğine. Sanma ki sağlamım ben. O ikisiydi ki halkı öldürüyorlardı. O diümlerin hepsi de nokta nokta olmuş. AnladUar ki kendilerine ne yapmışsa Yüzük sahipleri Sıti ve Zin yapmış. Onlarm elinden inlememiz çok ayıp». O ikisiydi ki kollan sıvamış. F. Onlardı ki bunların ciğerlerini yaktUar.rdı ki bunları gönülden sevdiler. Onlardı ki. Memo aşkla pişmişti tamamiyle. Benim bu vücudum diüm diüm olmuş.MEMO ZÎN 1^ Kaldılar şaşkm ve hayretler içinde. Aşkm ve sevdanm üzerimdeki etkisi öyledir ki. Ay ve güneş gibi âlemi aydmlattUar. enine. onlarsa ceylân.

O dolan. Onlar kaldUar bu yaralarla. Hey zalim! HaUmi sormuyorsun sen Hâlâ bana inleme diyorsun sen» Bu şekilde tazallüm edince Memo. ciğer. Cevher gizlendi. bu hususta cev¬ here muhtaç olan varlık. Can. ayak. El. araz geUnce (2) Gönlüme giren bu aşk. Biz gelelim Sıti ve Zin bahsine. kendi basma varhğım gösterebilen madde. Koparmış onlar bütün ilgilerimi. onun yeri olan gönlüm.MEMO ZÎN 131 Gönül. taş gibi. . Bu doluşun. sırt ve gözlerim. jdirek ve bütün iç varlığım. renk gibi. bana hejnilâ şeklinden (1) Kaldığmı söylersem şaşma. (2) \ Cevher. bfiş. Tacdin için kalmadı artık konuşma. Billahi hiç birinin kalmamış takati. (3) Cisim ve cevherden kendi vücudunu ve maddesini kas¬ dediyor. (3) Hepsini kendine ram etti aşk. Vallahi hiç birinin kalmamış rahatı. Hep birden diyorlar ki: Âşıkız biz. (1) Heyula: Bazı bilginlerce evrenin ilk maddesi olarak kabul edilen madde. bu boş yerin içindedir. Araz ise kendi başına varlığını gösteremiyen. içine dolan aşkm yeri olmuş. cisim ve cevher. Aşk şehinşahı garazsız geldi.

O kocakarmm adı Hayzebûn'du. Aksaçlı yaşlı felek bile önünde zebundu. . zamanm kocakarısı. Aniden geldi Sıti ve Zin'in yanına Baktı ki elbiseleri üzerlerindedir. Gerçi elbiselerini değiştirdiler. tıpkı göklerin belâsı. içmeksiz oturmuşlar. Kimse tanımasın diye derhal sojnmdular. Yemeksiz. Öyle yamandı ki. Aşk öylesine değiştirmişti ki onları. Artık dönemezlerdi önceki durumlarma.XVI ZlN İLE SITİ EĞLENCEDEN DÖNÜP MACERALARINI DADILARINA ANLATIYORLAR Onlar da o elbiseyle döndüler. Ama değiştiremediler hallerini. Onlarm bir dadısı vardı. Kimse inanmıyordu Sıtî ve Zin olduklarma Herkes onları yabancı sanıyordu. Çenelerini gerdanlarmm içine gömmüşler.

Anladı ki sevinçsizdir o periler Dedi ki: «Ey gönlümün ve içimin hevesleri! Her biriniz iki gözümün nurusunuz. Yasemin rengi almış al renklerinin yerim. Kırmızı gülleri Zaferana dönmüş. Koruyucunuz AUah olsmı sizin. Ya da şişemi ve mendilimi koyacağım. Söylejdn bana. Derhal deliye ve divaneye döndü.» Onlar gizlice dadıya dediler ki: «Biz sabahlejdn evden çıkarken. Durumun iç jöizünü anhyacağım. Neden bir kenara ittiniz yUbaşı eğlencesini erkenden? Doğru söylejdn bana ne oldu haliniz? Anlatm bana nasıl oldu başlangıç? Bu şaşkınlık mıdır. Bize rastlayan ve bizi gören herkes.MEMO ZÎN 135 YaıU şaşkm ve üzgün duruyorlar. Yalnız bugün ava çıktmız. Kırmızı şakaklan Kâfur gibi sararmış. nasıl oldu mesele? GizU şeyler bizden gizli kalabilir mi? Ben şimdi bir remil dökeceğim. Taze jüzleri bembeyaz kesilnüş. Siz bunca kayıtlarda bağhsmız. Bazı insanlarm sevgisiyle sevilmişler. Adı ve niyeti söyliyeceğim. O ay parçaları ıstırap içinde kıvranıyorlar. yoksa sevda hayaU mi? Siz neden üzgünsünüz böyle. . inceboylulanm ! Hiçbir sonuç meselesiz olmaz. Benim canım feda olsun size.

O çevir nihayet bize de döndü. ve teselU vererek Dedi ki: «Siz padişahlık güzelliğine sahipsiniz. Size boyım eğmeyen ve muhtaç olmayan kim var ki ? Size. DeUrmiş olarak hemen geri döndük.MEMO ZÎN 137 Sonunda çevremiz sının aşmca. kimdir onlar? Gidip görejim. Her biriniz bir şah. Eğer gelebilirse ikrar diUmizden. Söylejin. Hazırlıyayım orUarı da size getire jam. Bugün güzelUğe boğulmuş iki kız. İyilik ve güzellikle ün salmış kimse yoktur ki. Onlara doğru gitti. Yani hepsini jöizjrüze görmüşüzdür. Hatta Botandaki bütün boy ve boşlardan.» Dadı yavaşça ve yaklaşarak. Bizler de üzgüne ve serseme döndük. istemeksizin de haç vermeyen kim var ki? Ey perizadeler! Sizin sevdiklerinizi. Fakat ikrar ve anlatmak imkânsızdır. Defterimize yazılı olmasm. Güzelliğiniz size boyun eğer hale getirecektir. Ben onları şimdi alıcı kUarım. Tedbir ve tedavi de faydasızdır. Bu şehirde ne kadar insanoğlu varsa.» Dediler ki sihirbaz Hayzebûn'a: «Ey mahir Tabip! Derdimizin Dermanı gelir şüphesiz senin elinden. (1) Doğu şahı: Güneş. Özellikle bu şehirdeyse gönül bağladıklarmız. bir hünkârsınız. Baştan ayağa kadar yeşilU ve ipekli elbiseler içinde. . Botan'da ne kadar kız ve delikanlı varsa. Doğu şahı gibi güzeldi onlar (1) Parlak ay gibi parlardı onlar.

Uyanık mıjaz. Bizim de gönlümüze bir nur parçası girdi. Biz kendi kendimizi yaktık. Gittik üzerlerine. Çünkü sudan ve topraktan değildi onlar. Yine bizim yağımız ve ateşinUzdi ki. Ama ateş biz ikimizin jöizündendi.MEMO ZÎN 139 Aniden görününce ve rastlaymca bize YuvarlandUar uzaktan o iki pahabiçilmez. Çıra ve fener birbirine denk geUnce. Hep birlikte birbirlerinin karşısma geUnce. Önümüzde yandı ve gönlümüz onunla parladı. bilmiyoruz ne haldir. Baktık ki bizim gibi insan oğlu değiller. Biz ikimiz de ay ve güneş gibiydik. bakalım kimlerdir diye. Gerçi kandil ve fitil onlardandı. Mutlaka melek ya da periydi onlar. Onlar Cemşit'in Kadehi gibiydi. O perizadeleri gördüğümüz zaman Biz de şuurdan kurtulduk onlar gibi. yoksa hayal mi dir? . rüya mıdır gördüğümüz. Fener yıldızdan yankı aldı.

Kadm kısmına meyletmeniz imkânsızdır. Ceylanların sevgisinden boş olarak. Ay.XVII DADI MEMO VE TACDİN'İN YÜZÜKLERİNİ GÖRÜYOR Dadı maceraya şaşakaldı. güneş olmaksızın aydmlanır mı hiç? . Zatsız ve sıfatsız olarak araz imkânsızdır. Beşerin meyli beşer ister. Hiç kızlar kızlara alıcı olur mu? Oğlan parası olmadan imkânsızdır pazarlık. Oğlanlar zatm güzelliğinin ajmalandır Kızlar da sıfat ışığınm mazharlandır. Fakat siz kızlar için oğlanlar ister. Dedi ki: «Ey dadmm ruhu ve canı! Siz delikanlıları seyretmeye gittiniz. Sizin gördüğünüz şekil anlamsızdır. Cevher olmaymca araz olamaz. Araz cevherle kaim olur.

MEMO ZlN

143

Oğlanlarm yüzünden uzak olan sevgi. Yüz defa huri ve peri de olsa. Sizi nasıl meftım eder o sevgi? Sizi nasıl delirtir o karanlık gece? Mecnun Leylâ'nın karşısmda olmajrmca, Leylâ karanlık geceye nasıl mejdl verir? Gül hiç güle olur mu âşık? Azra kendi kendine olur mu Vamik? Husrev, Şebdiz'e binmeseydi eğer. Şirin Perviz'e şeker olur muydu? Ferhat kanlı gözyaşlarmın oluğunu, Akıtmasaydı görmezdi gülrengi atlıjn Bunca erkekler âleminden. Beyzadeler, sade insanlar ve oğlanlardan. Gönlünüz hiç kimseye meyletmezse eğer. Sersemsiniz, alçak ve rezillersiniz demek. Gönlünüzün kapıldığı kim.seler. Adsız, nişansız ve tanımadık kimselerdir ha? Bu iş bence tamam.en imkânsızdır. Bu gördüğünüz rüyadır, ya da hayaldir» Zin bu şarkıyı dinlejdnce. Perdeden şu nağme jd çıkardı; Şöyle dedi yaşlı dadıya: «Galiba akim ve tedbirin kalmamış senin. Diyordun ki sen: Çağrıyla, büyüyle. Gizli olan halleri bilirim ben. Bizim gördüğümüz şekil anlamsız değildir. Şüphesiz ne rüyadır o, ne de hayaldir. OrUar ister melek, ister beşer olsun, îster kadm kısmından, ister oğlan olsun.

îşte jdizükleri şuradadır.
Getirdik nişan için biz onlan. Eğer gerçekten remil biUyorsan, îşte yüzükler, haydi bil sahiplerini».

MEMO ZÎN

145

O elâ gözlü hilekâr cadı,

«Getir bana yüzükleri çabuk» dedi. «Bu gece bir remil döktürejdm ben. Sabaha kadar sahiplerini söyliyeyim ben» Sıti hemen yüzüğü çıkardı. Zamanın kocakansmm eline verdi. Zin ise şöyle dedi Hayzebûn'a: «Benim gönlüm bir kan bataklığına dönmüş, O bataklık coştuğu zaman. Taşmak üzere olduğu zaman. Bu joizük zajaf gönlümü yatıştırır. Bazı bazı kanlı gözlerimin önüne getirdiğim zaman. Yüzüğü götüreceksen eğer. Biz üzgün kalpUye çabuk getir geri. Çiinkü onunladır sabrımız, samanımız O benim için Süleyman yüzüğüdür.
P.
: 10

xvnı DADI FALCININ YANINA GİDİYOR

O ölçüsüz çapkın ve hilekâr kocakarı, Sabahlejdn kendini falcının önüne attı. İhtiyar falcı için elinde bir-iki altm götürmüştü. Şöylece gönlünün niyetini ikrar eyledi: Dedi ki: «îki masum oğlancığım var benim. Babasız, yetim zayıf ve j'oksundur. Bayram ve yılbaşı olduğu gün. Onlar da çocuk hujnmun yoluna uyarak, Kalkıp ikisi de gezmeye gittiler, CadUar onları ovada şaşırttı. Bugün çıkageldikleri zaman, gördüm ki DeUdirler, sersem, sevdalı ve sarhoşturlar. Geri döndüler elbisesiz, çıplak olarak. Bazı bazı feryadediyorlar bağırarak. Şuursuz düşüp çokça kalıyorlar. Kalktıkları zaman da delidirler. Şu jöizükler vardı ellerinde, Sanırsm ki bunlarla olmuşlar mest.

MEMO ZÎN

149

Ey işaretleri bilen, sırları çıkaran! Çaresizim ben, sen çare bulucusun, îjdlik yap da meseleden iyi konuş Acep yavrularımın nedir dertleri? Delüik midir, sar'a mıdır, yoksa aşk mı? NasU hastalıktır bu, nedir ilâcı? Ey geleceği bilen mürşit ve önder! DüğünUerin ve meselelerin çözümlejdcisi !
Bu jdizüklerde vardır bir sır, O da, siz uzağı görenlerce biUnir.

Yüzük sahipleri, söyle kimlerdir? Cinler mi, periler mi, yoksa insanlar mıdır?

XIX

FALCI FALA BAKIYOR VE DADI TABİP KILIĞINA GİRİP TACDİN'LE MEMO'YU ARIYOR
O Danyal ilminin varisi (1),

Falm şekline baktığı zaman.
Derhal anaların rahminde, Kızlarm doğuşundan önce Tarafları ve temizliği birUkte gördü Tacdin ile Sıti'yi birlikte gördü. Se'vinç şeklini gamla beraber gördü. Perdesiz olarak Zin'i Memo'yla beraber gördü. O zaman şöyle dedi kocakarı elçiye: Amacı hile, yalan ve tezvir olan o elçiye: «Senin için mümkün olur mu hiç,

Doğruluk olmadan, menzile erişmek?.. İmkânsız bu..» Sen çocuklarmm deli olduklarmı söylüyordun, Zin ve Sıti olduklarmı söylemiyordun.

(1)

Danyal bir israil Peygamberidir.

MEMO ZÎN

153

Onlar sejre ve gezmeye gittikleri gün. Yolda gördüler iki hajnran gözlüjdi. Yani selvi boylu iki oğlan gördüler, Başlarma da kıyamet koptu. Derhal bu iki güneşin. Gönlü gitrçıiş o iki mehtaba. Onlar bunlarm aşkmdan şuursuz olmuşlar, Bımlar onlarm güzelüğinden dehşete düşmüşler. Bunlar aşk belâsmm hastalarıdır. Onlar da aşk Kerbelâsmm susuzlandır. Bu yüzükler o oğlanların, Bımlarm da iki yüzüğü onların eUnde. Nasıl bunlar delikanlı gibi süslenmişlerse. Onlar da kız kıyafetine girmişler.» Kocakarı Remilci şeyhe dedi ki: «Durumım aydmlanmasmda şüphem kalmadı. Fakat de ki sen, onlar hangi soydandır? İyice keşfet ki onlar hangi nesilden?» Şeyh dedi ki: «Aşk dininde. Bir alış-veriş var ki «Karşılıklı kabul» derler ona. Denk olmak şartı yerine gelmese de caizdir, Alıcmm ve satıcının şartı kabuldür. Özellikle bunlarm seçtiği deUkanlUar, Biri dürdanedir, öbürü de inci. Biri beyzadedir, bey soyundandır. Öteki de soyca kâtip çocuğu.» O sihirbaz kocakarı, denemek için. Yine bir söz bahane ederek. Dedi ki: «ÂşUdar, tutkunlar, deUler, Zin ve Sıti için meftun olanlar. Sayılmaya ve hesaplanmaya gelmez Sığmazlar defterlere ve de kitaplara. Şeyhim! Bilirsin ki burası Cizre'dir, Hepsi büjdikler ve Kürt beyleridir.

Dediler ki: «Nereden geliyorsun.» Dedi ki: «Gerçi görünüşte hekirrUm ben. neşter ve kese Aldı o şaşırtıcı habise.MEMO ZÎN 15» Ijdük yap da perdeyi kaldır. Daha çok iki hastalığı iyi biUrim ben İki hastalığı ben iyi gideririm. ne kocakansm sen?" Herhalde bir ilimde mahirsin sen. Ruhlardaki dert hangi derttir?» . Bedenlerin ve ruhların derdini.» Dediler ki: «Anlat bizlere. O iki melek. Baştan ayağa kadar ilâçlarla donattı kendini. Kendini tabip kıyafetinde göster. hokka. Hemen nedimlerin dostu oluverdi. Derhal baş uşaklara kendini yetiştirdi. Gördüğün zaman o melek huyluları Kumaştan da arUaşUır alıcUan Bilhassa ki parmaklarmda yüzük var. YazUmış jdizüklere Sıti ve Zin'in adlan» Kocakarı kalktı. Görünüyordu acajip bir hekimlikle. söyle kimlerdir? Söz olsun ki.» Şeyh dedi ki: «Git sen bul uşakları Araştır yerleri ve otaklan. Kojmuna koydu birkaç kitap. Perdesiz olarak görürsün o sevgiüleri. Gidip sana kırk altm getiririm. Lokman kıyafetine girerek. Hasta dedikleri kimseleri gör O hastalık senin için deül olur. Şişeler. onları bir görsem.

O çok mecalsiz bir derttir. ışıksız ve kıvUcımsızdır. Sonra teda'vi çaresini size özetüyejdm» Arkadaşlarm hepsi çıktı yanlarmdan. Halen hastadır iki arkadaş bizden. Dedi ki arkadaşlara ve kUavuzIara: «Yalnız bırakm bizi. çıbansız ve yanksızdır o. Ama öylesine yakar ki adamm içini.» Kocakarı kendini yetiştirdi hastaların yanma. Her ne istersen ödiyelim biz. O derdin adı yalnızca sevgidir. Parladığı zaman şimşek gibidir. deUkanlUar! Güzellerin yüzündeki o yUdırım. O derdin alâmetleri gizüdir.MEMO ZÎN 157 Dedi ki: «İnşallah görmiyesiniz onu sız. Her ne desen öyle yapalım biz. Önce ben bu derdi teşhis edeyim. hastalarla. İki gözden akar yüreğin kanı» Onlar dediler ki: «Hoş geldin sen. Alevsiz. Kocakarı kaldı deUkanlUarla başbaşa. Baktığı zaman o azizlerin durumuna. bir çare bul da kaldır onları. . O dertten sağlığa kavuşmak imkânsızdır. İlâç ver. IjdUk yap da tedavi et ikisini. Uzak olsun o sizlerden. Yarasız.

Ağlıyor ve gözyaşları döküyor. Aniden baktUar ki gitmiş arkadaşlar. Getirdik onları nişan için biz. ! ? îşte şunlardır yüzüklerirUz.XX DADI TACDİN VE MEMO'YLA KONUŞUYOR Aşk derdiyle fena hale düşmüş hastalar. Ben elçiyim. Önlerinde oturmuş bir kocakan. Ey muratlar! EUboş çevirmeyin beni» . BojTi iki büklüm. Alm da verin sizdeki jdizükleri. Aheste aheste bir şeyler söylüyor. Dediler ki : «Kimsin sen ey gönül rahatlığı Niçin ağlıyorsun böyle muratsızca?» Dedi ki: «Sıti ve Zin'in başları hakkı için. rengi bir hilâl misaü. Ağlıyorum ben yalnız sizler için. Geldim ki ijdleştireyim yaralarmızı. Kötüye çıkarmaym Sıti ve Zin'in admı. sizleri arıyordum. Özel olarak Sıti ve Zin'in yanından.

Adlarınızı ve soylarmızı açıklaym siz. ayaklarına ve eteklerine. Hepiniz bir yerde toplanırsınız. Ben öyle yapacağım ki sihirbazlıkla. AjrrUıklarmdan dolayı ağlamaya başladı. Allahtan başarı yar olursa eğer. AUah hakkı için. ey muratlar. Derhal koşarak ellerine ve ayaklarına kapandUar. ey vefalı Benden yare şöyle de: F. Sevap kazanmak için acele edejam. Yüzlerce öpücük kondurdu iki delikanlı. Zamanın kocakansmm eline verdi. Dadı bu sevgiden hayrete düştü. Sıti ve Zin'i sizlere ram edejâm. Alma eümden bu jöizüğü beıUm. Cevapla birlikte çabucak döneyim». Memo baktı ki jrüzük olmaksızın. Dedi ki: «Gam yemejdn. Se-vinçten büsbütün gitti şuurları. Güzel Zin'in başmın sadakası olarak. NasU idare edebilir.MEMO ZÎN 161 Onlar işittikleri zaman bu müjdeyi. Odur benim canım. Tekrar tekrar ellerine. Dadı! Sen yarin elçisisin Şüphesiz derdimin de hekimisin. Geri döndüğün zaman. Tacdin parmağından jöizüğü çıkardı. ister tılsım. Gönlünüzün sırrmı bize açıklaym siz. Uyandıkları zaman bir an durmadılar. -vücudum sadece cisim. yaşıyabilir? Dedi ki: «Dadı! sen beni mazur gör. Ben bu jdizüklerle geri dönejdm. Kim canım elinden izinli bırakır? Bu yüzük ister isim olsun. maksudlar! Müjde sizlere. Her dördünüz de muradmıza erersiniz. : 11 .

kavuşmaya lâjak değiUm. HaUmi sorsun bazı bazı» . Şahlarm iyilikleri umumîdir. Şeklinin hayaUnden gıda alıyorum. Beni hayaUnin halvetine getirmesine.MEMO ZÎN İta O şahtır gerçi. O kadar güzelUkten razıjom ben. Her an dadmdan umut bekUyerek. ben de dilenci. Ben köle.

Her an dadıdan umut bekliyerek. Koşarak kucakladılar gelen Dadıyı.XXI DADI SITİ VE ZİN'İN YANINA DÖNÜYOR O taze Ardıcın iki dallan. ey gönül rahaüığıl Acep ram ettin mi sen o melekleri? Falm ne dedi. Yüz defa andiçerim. Sabah şarabını sonsuzca arzuluyorlardı. kılığı da pek acaip Aşktan sersem olan Zin ve Sıti. efkârlı. Çıkageldi. Acep açıklamadm mı kim vurdu?» Dedi ki o: «Sizin mübarek başlarmıza. BaktUar ki aniden bir tabip. perileri bildin mi? Yoksa şişeye kojoıp ikisini getirdin mi? Kalplerimizi delen okları. Akşam şarabmdan son derece sarhoştular. îki büklüm. başlan eğik olarak. değil bir defa. . Oturmuşlardı gonca gibi dar gönüllü. Dediler ki: «AUah için söyle.

Dadı onlara verdikçe uyanıklık. Gönül fenardir. Allaha andiçerim ki.Yüz çeşit kanlı gözyaşı döküyorlar. Sır cüz'dür. fitiU gizlidir. Gönül ilâcı olan o ateşle yandUar. Onlar sizlere tam da lâyıktır. Musa'nın gördüğü ağaç. Aşk ateştir. bir süre önünde dilsiz kaldUar. Alevleri jöikselirdi yedinci göğe. Seçtiğiniz o iki inci. O çapkın. (1) Hz. O iki insanı o güzeUikle. Vallahi. deniz ve madende. NasU seçtiniz o iki seçkini? Kavuşmanm süsüdür o iki mutlu. . ister dilenci». Zin ve Sıti'nin kalbinde kalmadı şuur. Vücut yağdır. o çıra içinde. çıra közdür. öyle candan tallalhk yaptı ki. Zin ve Sıti tüm olarak baştan ayağa kadar. Öyle melek de yoktur göklerde. kül'de dağUmış. Her an «Sıti» ve «Zin» dedikçe. Dediler ki: «Sen gönlümüzü şenlendiriyorsun. İster beyzade olsunlar. bu ergenlikle. Bulunmazlar hiçbir kara. Fakat acıyorum ben oğlanlara. Sanardm ki ateşi yağa tuttu. Kurban olayım sizlere. 'O dilberler. Kısacası: Maceranın içyüzünden. Gönül ise. Dadı! Sen bizim için çare bulucusun. Bu haberleri dinledikleri zaman. ten Tur dağıdır. o ateşli ve ışıklı ağaçtır (1) Göğüs fenerdir.MEMO ZÎN 167 Şimdi geldim ben yanlarmdan.

Bir an sen söz söylemezsen eğer. Bizler sizlerden fazla dert çekiyoruz.MEMO ZÎN 169 Sensin bahçıvan. Belki de bizden çok daha çaresiz. Aşkınız yuları kaçırmış bizden. Bir saat derdimizi paylaşmazsan eğer. aracı ve vesile olarak. söyle Tacdin'e: Eğer sen Sıti'ye talipsen. Böylece söyle o sevgililere. Dedin ki sen: Tacdin ile Memo Pervane olmuşlar. Bir kısmı da bizler için olsun duacı. Kim geUrse sizlerden makbuldür. Utanma perdesidir. Bizler yaprak gibi berhava oluruz. Ey geçmiş olayları bilen dadımız! Senden başka mahrem kimselere sahip değiUz biz. Dünür. bizlere engel olan. . Memo da Zin'e Müjde sizlere. Sensin dilimiz. Bir kısmı sizler için olsun ricacı. Bütün dostların ve dünürlerin. bizler de sizleri kabulleniyoruz. Perdesizlik eski gelenektir sizler için. Bizlerle sizlerin kavuşması kolaylaşır. kanatlarmı da biz yakmışız. biz kendimiz dilsisiz. Belki Allah ta kılmış mukadder. Bizler çer-çöp gibi heba oluruz. Yoktur o perde sizler için. bizler fidan gibiyiz. Kalk da çabuk git. Onlar da şimdi bol yolu gözlüyor.

O müjdeyi anlattığımız gibi anlattı. Onlar sanki Eflâtun'un eUnden. Derhal kendini âşıkların yanma yetiştirdi. sanırdın hiç hasta değillermiş. Aldılar ilâç ve macun gerçekten.xxn BEY SITİ'Yİ TACDİN'E VERİYOR Arzulu hastalar için güzel bir zamandır ki. O yanıkları. öyle iyileştiler. Hace-i E^vvel kılığına giren o Dadı. Baştan ayağa kadar şaşırtıcı Yine tabip kıyafetine girdi. Vefa için bir müjde. yeniden Fakat o ateşle öyle şenlendiler Ki. SağlUc ve şifa için bir derman. hiç yanmamış gibi yaktı. Aniden yetişsin onlara inci tanelerinden Kurtarsın onları dertlerinden. Özellikle âşıklar için güzel bir zamandır ki. . bir haber.

MEMO ZÎN 173 Kalkıp gittiler arkadaşlarının yanına. Bazı âlimler. Kalkıp hep birlikte Bejân huzuruna çıktılar. Hep birlikte halka ve dünürlere haber verdiler. Hepimiz ediyoruz senden rica: Tacdin senden Sıti'jd istiyor. Şu şekilde meseleyi ona arzettiler: «Ey jrurdun. Aysm sen. Şahsın sen. Geldik ki gönülden edelim dua. çevren bol ışıklıdır. et onu azad. hünkârsın. Kulundur o. Yakışıklıdır o. O kulun hizmetçilikle nazlanıyor. Maceradan haberdar eylediler. malın ve milletin sahibi! Ey adaletin. Bazı beyler ve bazı cahiller. Bazı yakınlarını ve bazı deUkanlUan. Tacdin gerçi bir beyzadedir. dinin ve devletin koruyucusu! Sen AUahm lûtfunun gölgesisin. Elbette bizim fçin üstündür. Yüz vermediğin kimseler de değersiz Hizmetine aldığın kims-eleri çıra gibi şenlendirdin. dilencidir. Bugün başımızda şahsm. bazı adliyeciler. Fakat sana kıyasla hizmetçi. İşitince onlar bu müjdeyi. bakışın kimj'^adır. Hamiyetle hepsi beraber kalktUar. . Halleri fena da olsa sen iyiye çevirdin. kıl onu damad» Bey dedi ki: «Sizin lâjnk gördüğünüz. Hizmetine aldığın herkes azizdir.

bazan karanlık. Bunca zamandır o hep hizmetçidir. Hep birden ağızlarıyla teşekkür ettiler. Çünkü bilmiyoruz nasU olacak yarm. Bu matemler ve şenlikler ikizdir. şeyhler ve beyler.MEMO ZlN 175 Vekil kimse gelip otursun. Elden kaçırmayasm fırsatı. ya da beydir. Bulduğun vakit eğlence zamanını. «Kabul». Demek ki bu hocadır. Beni de kendinizden dünür saym. Budur benim cevabım». Hep birlikte gönülden dua ettiler. (1) -"Kabul'^> Tacdin»in vekilinin sözüdür. Bey dedi ki: «Çalm davulları rubablan. Bazan matem gösterirler. Çünkü zaman kılıç gibidir. bazan da şenlik. Sıti'yi biz nikahladık Tacdin'e.de hazır olanların. Ağalar. ileri gelenler ve de yoksullar. Hizmetçilikte de daima tamdır. Getirin bütün şerbetleri ve şaraplan. «Amin» (1) Çeko derhal koşarak Bejdn ayağmı. Bazan ışık gösterirler. Hoca kimse duayı okusun. ya da hastalanacak mıjoz? Gebedir geceler dostlar! Bakalım devamlı ne doğururlar. Bugün Tacdin'in hatm için. -«Amin». Bütün hocalar. . Bu çark ve felek amansız. Öptü ve kabullendiğini ikrar eyledi. Sevinçli bir düğün kuralım bugün. Şimdiki gibi yaşıyacak mıyız? Yoksa ölecek.

hep sevinç yaratırdı Kısacası: Bütün şevketiyle o Bey. Misafirlik kebabı ve büryam olmuştu. Her tepsi ve fağfur kâse. Kapakları birer mücevher kutusu gibiydi. Bugün onun hizmetinde çalışalım. Bu altm ve gümüş tabaklar. Her kâse ve tepsi bir anbar gibiydi. Onun sevinci de Beyin elindeydi. Sanırdın ki ekmek yerine getirdiler.» Tacdin hep Bejin hizmetinde olduğu için. Gök yüzündeki oğlak ve koç (1). Sanki bir gök tabakasını serdi. îştahlı nefis gibi başı örtülüydü.MEMO ZÎN 177 O kadar kaldı ki hizmetimizde Ömrü tükendi bizim yolumuzda Vefa şeriatinde şarttır ki. Yağlı ve tatlı yemek çeşitleri. Kendini bahşetmez sevinçle? Eğer olsa benim bin bir başım. Mecliste öyle bir sofra çekti ki. Biz de onun için cefa çekeUm. (1) Oğlak ve Koç burçlarını kasdediyor. Bizzat onun hizmetinde olalım. Birer burç gibi olan o sahanlar. Bol ışıklı parlak birer yUdız gibiydi. Göklerdeki güneş ve ay jmvarlaklarmı. Her renkten gıda. Kalktı ve bizzat eğlence işiyle ilgilendi. Beylik bana kutlu olmasın. F. Bir defada feda etmezsem eğer. renkU badem ve fıstık şekerleri. : 12 . Alt ve üst felekler gibiydi. Böyle olan bir erkeğe hangi can. Onların hepsini belli bir günde.

Lâyık ve güzel kumaşlUar. Ojruncular. Bunlar yıldızlar gibi gezip dolaştıkça. keman. çalgı çeşitleri ve makamları. Hepsi gerçekten karıştılar birbirlerine. Sesler. ud ve tanbur. Aklı. davul. (3) Zübad güzel kokulardandır. gazel okuyucuları. Sakiler üzüm suyuyla seğirttiler. (2) Faniz bir içki çeşidi olsa gerek. sersem ve mesttiler. güzel renkler. siyah. Çalgıcılar Santur sesiyle sallandılar. Kısacası: Gaddar olan yedi feleğin inadına. Dönüp dolaşan Ney'den çıktıkça. Ruhlann bütün koku alma dujoılan neş'elendi. Çeng. Onları her gören kalırdı hayran. Maskaralar. Kiminin sesi sazlarm sesine olmuştu arkadaş. Cennet ağaçlarmm dallarmda yetişmiş. Faniz. Buhardanlık ûd ve anberle döndiUer. Perdesiz olarak mucizeler ve kerametler gibi. Türkücü. misk ve anber <3) Kimisi mideyi al eylerdi. zübad. Kimi de dimağı tazelerdi. (1) Türkçe olan bu kelime bir kap çeşidi olsa gerek. zurna ve santur Âşıklar. . türkücüler. nebat. Turunçlar. Kimi de övünmelere ve nazlanmalara olmuştu eş. Sarhoş. kand ve şeker (2) Gülsujru.MEMO ZÎN 179 Bu çini maşrapalar ve ayağlar (1) NazeıUnce dolaşıp dururlardı. nar ve limonlar. terennüm edip türkü söyUyenler. dini ve imanı talan ederdi. incesesliler ve felek. O şekilde kurdular düğünün temeliıU. narenciyeler.

Bey huzura çağırttı Memo ve Tacdin'i. Çaresizlikten saman hırsızı oldu. Şehirliler. Kalktılar ve saygıyla etek öptüler. Müşteri Balık burcuna girip iz bile bırakmadı. sen ol sağdıcı» O ikisini baştan ayağa giydirdi. (1) Sofra. O günü birlikte ve böyle geçirdiler. geç şöyle. Dedi ki: «Memo. (1) Yani o kadar eğlendiler ki sanki eğlence ve oyunlar on¬ larda toplanmıştı. Zühre yıldızı Kova burcunda kayboldu. Şenliğin ve oyunların toplandığı yer oldular. Bütün dünya eğlenceyle şenlendi. Nimetlere ve eğlenceye boğuldular. Cellâd neredeyse kellesini uçuracaktı. Ay gidip gizlendi Yengeç burcunda. Kocakarı felek kederden ve üzüntüden.MEMO ZÎN IHI Feleğin yazıcısının elinden kalem düştü. köleler ve özgürler. Oturdular ve hep beraber içtiler. Elinden birşey gelmejip âciz kaldığı için. köylüler. ilerigelenlerin önünden kalkmca. . Halaym halkası gibi koyuldu dönmeğe. Sakiler kadehler ve kâselerle döndü. Bütün dünya oldu sevinç ve eğlence. Zühre yUdızı yerde seğirtti. Gök renginden olan kocakarı çark.

Önce gözden geçirdiler benleri ve zülüfleri. onun gibi karardUar Taze yüzlerini seyrettiler. (2) Yani yüzleri kırmızı renkten daha kırmızı olduğu için. BaktUar ki talan ediyorlar gönülleri. O iki nazenini nazlı kılmaya gittiler. . Süsleyici kadm. Rastık için utandılar.xxnı SITİ İLE TACDİN'İN DÜĞÜNÜ Yeni geün gibi parlayan güneş. bunlar ras¬ tık hesabına utandılar ve yüzleri rastık gibi karardı. dadı ve nedimeler. bunlar kırmızı renk hesabına utandılar. Hepsini jüzüyle aydınlattığı zaman. (2) (1) (1) Yani kaşları rastıktan daha siyah olduğu için. Dokuz kubbeyi Cemşit kadehi gibi. Sanki altınla yaldızlamış gibi parlatmca. Kırmızı renk yerine kendileri utandUar. Hepsini aşk coşkun hale getirmişti Sıti ve Zin'i süslemeye gittiler. Kaş yaylarına baktıkları zaman.

O sevgiülerin boylarmdan. Baştan ayağa kadar tarak gibi. belki kırılır diye. Onlarm başıyla taçlan mutiu kUdUar. Mücevherlerle süslenmişti. O da ne tene. Fakat iki ceylândan bir tek kusur bile Bulamadılar. Kmalarıyla. Kimin değiştirmeye gücü yeterdi? Sonunda ümitsizlerin durumuna düştüler. O ince beUere hiçbir kemer bağlanamadı. . Kına yakmalarına var mıydı hiç olanak? AUahm seçmiş olduğu nakışları. birer kıl ucu kadar inceydi. renkleriyle başıeğik kaldUar. TaradUar ve bahane için yüz çaba harcadUar. Mücevherleri taçla aydmlattUar. Ellerine ve parmaklarma zoraki olarak. ne de cana benzerdi. Çünkü nazikUğinden. Hiç kimsenin gönlünden. Kınlır korkusuyla asla. Yerlere yaldız ve aydınlık bahşedilmişti. bir kıl ucu kadar olsun . Tacm süslü ön tarafı. Siyah sürmeyle bozmaya yetmedi güçleri. Hele beller.MEMO ZÎN 185 Haten ceylânlarmın gözlerine benzeyen gözleri. orada kemeri görmek gelmiyordu.

GeUnlerin süslenmesi tamamlanmca. Deprem olmuş gibi ayağa kaldırdı. Artık taşıyamıyordu develer. zümrütler. Oldu sihrin ve mucizenin bir nüshası.MEMO ZlN I8T GüzelUğin saçtığı aydmhktan çıkan süs. Hesapların ve sayımların dışma çıkmıştı. sejnretmekti amaçlan. Şairlerin kitabı gibiydi. AsImda mevcut olanla onlara takUan bu güzelUğin rengi. Hilâl kaşlarmm çevresinde hale gibi oldu. Yüz nedime ve iki yüz hizmetçi gitti. Kim görürse «Allah haktır» derdi. Hepsi altm ipUkli ve sırmalı elbiseyle gitti. inciler kantarlarlaydı. Beyitler toplanıp bir divan oldu. Bu debdebe öyle coşturdu ki halkı. altmlar çuvallarlaydı. YerU yerine öylece düzgün konulmuştu. Dalgalanıyorlardı. Elmaslar. ŞehirUIer. ÇeşitU güzellikler ve elbiseler Renk renk değerli mücevherler. Hepsi de süslenmiş ve giymiş güzel elbiseler. Kitaplarm kayıtlarmı aşmışti. ÇarşUara ve pazarlara törenler girdi. muüak üstadm sanatıydı. . Develer sıra sıra. Âyetler sanatla derlenip kur'an oldu. O. Akla ve düşünmeye gelmezdi bu çeyizler. Çok dalgalı bir deniz gibi. Benler. YakuUar jüklerle. şakaklar ve karanlık gibi siyah saç halkaları. kadınlar ve erkekler. inciler.

ölüleri diriltti. (3) . Pervazları abanostan olan bir taht. mücevher küpeU hizmetçiler. Hepsi temaşaya ve sej^e dalmıştı. Sandal ağacmdan olan bütün tahtlardan. İnci kemerU. Sûr: İsrafil Meleğin kıyamette üfliyeceği boru. O gerçek perinin bulunduğu köşkten. şen gönüllü olmayan. hocalar. Elden ele yüz çabayla kaçırırlardı birbirinden. (2) Davul. (3) (1) (2) Hz. Mücevherlerle donatUmış bir taht. yoksullar ve paşalar. Sazlar Sûr gibi. ölüleri di¬ Kurrena ve Nakûr birer çalgı âletidir. O tahtaraval bir gemi gibiydi. mumlar da içindeydi. Yani Sıti'nin bulunduğu köşkten. Gönül hoşluğuyla o tahta hammalhk ederdi. Nuh gemisinin önünde cömertUk kapısı. Her kapmm önünde bir gürültü vardı. Çaresiz gönülden taşar. Süleyman'ın veziri. Yaratıldı bütün âşıklarm yeri. Önünde el bağlamış hizmetçiler. Gamlarm elinden feryad eden insanlardan. Sofular. Sanırdın ki gelin ruhtur ajmen. Yüzlerce Berhiya oğlu Asaf (1) rüzgâr gibi. Kurrena ve Nakûr. Başlarmm üstüne kaldırırdUar o beşiği. Sevgiden bir deniz coştuğu zaman. Üzerinde jüzdüğü deniz ise insan denizi. Üzerinde oturmuştu Belkis. riltir. dümbelek. Kalmadı bir ferd.MEMO ZÎN 189 Aniden Cûdî dağmda açUdı. Onun için vücutlar böyle koşardı peşinden. Pervaneler de. Her toplulukta bir seyretme vardı.

Zaman göstermez bir daha gözlere. Cömertlerin iyiUğinden fazlaydı. Pintilerin baş eğmelerinden çoktu. O ses felek saraymm üstüne çıkardı. Doluydu altmdan. sevinç ve eğlenceleri. . İçinde. Bir an geldi ki Tacdin'in önüne vardUar. Madenden çıkan yakutları ve zümrütleri.MEMO ZlN 191 Bahşiş sesleri. Yoksulların hepsi bey ve paşa oldular. O sıralarda dalgalar tarafmdan boyuna kaçırUırdı. Hepsinden ses çıktığı zaman birden. inciden. Fakat onlarm bütün tabaklan. Yukarıdan o nigârm tahtı üzerine. Bu şenlikler. o meleğin oturduğu o felek gemisi. İleri gelenlerden bir topluluk vardı çevresinde. Bu tantanalar. Hasislerin baş eğmeleriıün dışmdaydı. bağnşmalar ve törenler. cevher ve gümüşten. EU sıkı olanların umduklanndan jüz kat fazlaydı. Hepsinin iki ellerinde vardı tabaklar. Dinleyicileri sazlardan zenginleştirdiler. Oturmuşlardı yüksek konakta. Döktüler o tabaklardan serperek. Hazine yağmacUan birbirlerine girdiler. sadalar ve uğultular. Tacdin'in kendisi de olmuştu bir padişah. Memo da yanmda bir ay gibiydi. Kalkıp onlar da seyretmeye durdular. Gök tabaklan gibiydi bunlar.

Şakakları zümrüt gibi olan oğlanlar. Gül gömlekliler ve ipek kuşaklılar. (1) Paralan kastediyor. Bir birleriyle el sıkışır ve kucaklaşırlardı. Kimisi mest olmuş kimi de sevdalı. siyah şakaklUar. Şirinler. komikler ve Çeng çalgıcıları. Mehtap jüzlüler. dilenci. dilenciler öyle nimet sahibi oldular ki. Botan'm bütün sevdalıları ve sarhoşları. Kadmperestler ve hovardalar iflâs ettiler. Hepsi bir birine denk ve emsal. bıyıksızlar. Köşkler. halaya ve sıçramaya kalktUar.MEMO ZÎN 193 Yoksullar. Hepsi oyuna. şeker dudaklUar ve şeker güIüşliUer. üzüntülü. Bu kıl belliler. Huriler. Gümüş bedenliler ve Yasemin şakaklUar. Bu ondört yaşındaki karakaşhlar. Yoksul. Tüysüzler. Berîte. bekârlar. Türkücüler. saz ve halay. cennet çocukları ve melekler. Sanırdm ki hepsi şecereü beylerdir. Kısacası: Kafaları mest eden murattan (1). Altm kemerliler ve eğik taçhlar. periler. Elma çeneüler ve nar memelUer. Genç kızlar. SevinçU. gamlı ve ferahlı. : 13 . F. deUkanlUar. evler ve her yer mest öldü. zengin ve paralı. Artık seçUmezIerdi birbirlerinden. yılan örgüliüer. Şeker ağızlılar ve şeker sözlüler. sema. oğlanlar ve tüysüzler.

Kimi koşardı. Kimi daire bağlamış. Tam yedi gün ve yedi gece. Bunlarm hepsi bu kocakarı feleğin inadma. Bu şekilde süslediler ve şenlendirdiler. Kimi zincirleme. Yani hepsi kambur suiJı feleğin zıddma Çevik kızlar ve taze delikanlUar. kimi güzel benizli. kimi yuvarlanarak. Parlak kümeleri yUdız kümeleri gibi ışıklı. . kimi de gezerek. Sıtî'nin mecüsi ve Tacdin'in çevresini. Aja yUdızlan ve Süreyya jaldızı gibi. kimi de topallıyarak.MEMO ZÎN 195 Kimi güzel sesli.

Karanlık gibi gamlan da yok etti.aklaşma ateşinin verdiği sıcaklık.şıkların teninden duman kaldırdı. Elbette berbat eder adamı. Sanırdm ki ateş yetişti yağa. . Yedinci günün seher vaktinde. Ateş ve rüzgârın özel birleşmesi. Ayrılık sabrı yakmıştı.XXÎV RÎUM TACDİN'İ SITİ'NİN YANINA ÇAĞIRIYOR Pak etekU gelin olan âlem. Karanlığı aydmlıkla kaldırınca. Canı ve gönlü bahşiş verecekler. Düğünü sevgiyle gülrengine çevirince. Â. Bu aşk ve sevgi gönül arkadaşı olunca. İkisi de o yangmdan ve kavuşma hasretinden yanmıştı. Muradın y.

Safa. . zübad. Birkaç da yakm ve akraba Tamamen yaldızlı olan bir mum. Koydular başlarmm üstüne. Ayak öpmekle ayaklarını bağla. Süslejici kadm. tahtlar ve bütün oda. Az daha şevkle ölürlerdi. Eğlence. Sevilen ve seven. Süslendi bunlarla gelin odası. Kalk geUrün odasma git. kapılar. hal diUyle Durumu şöylece açıkladı Tacdin'e: «Ey bitab ve kararsız âşık! Eğer benim gibi sıtmalı ve ateşUysen. . işaret ve kejif vasıtalarını. O kadar hazırladılar ki. sabrı ve oturmayı yok etti. nine. Gülsuyrmu ve düğünlere mahsus güzel kokulan. Rahatiığı. Buhurların ve güzel kokularm topluluğunu. kâse. konuşmaksızm. dadı. zevk ve sohbet âletlerini. Ferahlatıcı ve sarhoş edicilerin karışımını. ûd ve buhurluğu. ayağ ve şarap kaplarmı. Kısacası mehtaptan mehtaba kadar (1). Duvarlar. Kavuşma zamanı gereğince. oynayarak Getirdiler has odanın içine. Mum. Kadeh. Ölü bile dirildi onlarla. aşk ateşinin jükselmesinden. Güzellikle aydınlanan bir güneş gibi. Misk. Hasekiler ve hizjnetçiler kalktılar. Geleneklerin icabı ve gereğince. Sağdıç ve Tacdin'in yakınları.MEMO ZÎN 199 Aşk deryası dolup taştı. (1) Yani herşeyi.

Hücre: Kâbenin yanındaki Hz. Kâbeyi. taşı. Tacdin bu tarzla gitti saraya. Âşıklardan ayrUmıyor düşmanlıklar. Mumlar gibi bunca yandığm yeter. Makam: Kâbenin karşısın¬ daki Hz. Canmı ver dökülen paralar ve bahşiş gibi. hücreji. Âşıksan eğer. İbrahim yeri. Gamların ve sevinçlerin dostu olan zavallı Memo. Senin sevgin onun tenine ve canına ateştir. Benim gibi gözyaşları döktüğün yeter. (1) Sa'ja tavafı. . Anladı düşünce ve idrakla. O güzelin aşkmın anlamım. Ey amacı tavaf olan hacı! Ey tavaf yolunun yolcusu! Sana amaç olan kıble ve Kabe. (1) Taş: Kâbenin duvarındaki taş. Eü elinde. makamı. ismail yeri. Eğer aslansan hemen kerem eyle halvete» Tacdin mumun şeklinden. dua ve umreji (2). AUahm emriyle sana yakm olmuştur. gönlü gönlündeydi. başladı duaya. Kapıda nöbetçi oldu. (2) Sa'y ve umre: Hacda iki vazife. kalk pervane gibi. Memo bekledi kapıda. kUıç beUndeydi. Kalktı yerinden hemen çabucak. Eğer su isen jürü selvinin önüne.MEMO ZlN 201 Senin mumun da senin gibi bekUyor. AUah sana mukadder kıldı. Onunla arkadaş oldu silâhlı olarak. îşte hepsi sana nasib oldu. Çünkü korkuluydu o karşUaşma.

. Bir kısmı da münafık iiısanlardır. kimi de peridir.MEMO ZÎN 203 Gerek sevenler. Elbette vardır düşman ve rakipleri Düşmanların kimi dev. gerekse se'vilenlerin.

XXV GELİN İLE GÜVEYİ BİRBİRİNE KAVUŞUYOR Damad edebk kapıdan içeri girince.ak şarabına hasret çeken âşık. Elini sürahiye uzattı. Ellerini perdeden çıkarmıştı. (1) Beytül'aksa: Kudüs'teki cami. Zülüflerini jniziine serpiştirmişti. Eteklerini nazla yerlerde sürüdü. İçti şeker dudaklı sürahiden. eskiden kıbleydi. Aydınlık yönünden Beytül'aksa idi yanağı (1). Felek kandili onun sayesinde parlıyordu. mahmurluğu giderince. Kalktı ve eda ile salmarak ona doğru gitti. . Önce helâl âdet gereğince. Yare kavuöm. Kokladı bol sulanmış gülleri ve sünbiUleri. Dudak dudağa içtiler bir kadeh şarap O berrak şarap. Perdelerin ve örtülerin arkasmdaki o mum. Dünkü hicran derdinin şarabından sarhoş olan âşık.

Evlenip gönüllerini birbirlerine bağlajonca. Öpme sırası vermezlerdi birbirlerine. Kâh reyhan ve menekşe. kâh sünbül. yaptılar.. O şarabı çok içince sarhoş düştüler. kâh kırmızı gül. mücevherler. Elmaslar. Parlak çeneli ve şeffaf tenli gelin. Birbirine karışırdı. Kâh birlikte saUandUar. 303 Kâh nergis ve lâle. Artık oturmaya da güçleri yetmiyordu.. Birbirlerinin dudaklarından şeker kaçu-dUar. Sevgi deryası o kadar coşturdu ki onları.MEMO ZÎN . Yeniden secdeden kalktıkları zaman. Birbirlerinin yanaklarından kırmızı gül derdiler. O kapar öperlerdi ki birbirlerini. O kadar seviştiler ki birbirleriyle.. Elleri birbirlerinin boynunda. Berrak şarabın şerbetini içenler. Hepsi değişip la'I ve mercan oldular. kâh ısırırlardı. ve kucaklaşırlardı. kâh titredüer. Zifafı arzuladı ve ona meyletti. O susuz dudaklılar içtiler o şarabı. Kâh öpüşürlerdi. Üç gün ve üç gece ard arda gönülden. Ve şuursuz olarak ayaktan düştüler. Bazan birbirlerine sarUdUar.. bazan da ajrUdUar. alınlar ve dişler. Istırabın son haddine çekti onları. Sarhoş ve elele olarak sarUdUar birbirlerine Oldu bir itişme ve birUkte yere düştüler. Sonunda içmeye kanmajonca. Şarabın neş'esinin verdiği kejif. Kendileri için gül şerbeti karışımını . Yuvarlandılar birUkte secde için. dudak dudağa ve kucak kucağa oldular.

İnci tanesini mercana çevirdiler. Sanki mücevherleri ipUğe takmaya uğraşmaktadır. Karışım. İki vücud birbirinde kayboldu.MEMO ZÎN 209 Kâh birdi onlar. Hayat suyu ve kevser gibi kanştı. Gerek gündüzleri. Durumdan haberdar olmadı bir tek ferd bile. kâh yapışık ve çifttiler. Birbirine karşı boşaltırlardı ok torbalarım. O hafta tamamen oldu gerdek. Sevgiden önleri birbirine dönüktü. Sanırdm ki iki kimyager. Fil dişinden olan ok. O iki serkeş sarhoş. kâh ikiydiler. O iki melek öylece sevdiler birbirlerini. Hedef oktan isabet almca. Hatırlarına gelmezdi su ya da ekmek. O ruh ve cesed birbiriyle yapışık. gerekse gece. Kâh tekti onlar. Kavuşmanın derdinden. gerek gündüz. Her zaman. gerek karanlık gecelerde. Nihayet mutluluk derde geUp geldi. Soyunu canı gönülden verdi ona. süt ve şeker gibi oldu. iki arkadaş. Ok geri döndü izi kaldı orada. Leğen ve ibrikten akıtUanı Yükselttiler iterek ve saplayarak. Hedef ise sedef berrakhğmdaydı. Onlara yoktu asla. ne yemek ne de uyumak. hedefe yöneldi. gamlar gidip gizlendi. F : 14 .

hem de çıradır. burada maksat Tac- din'dir. Sanırdm ki Memo'nun üzerine bir güneş doğdu. hiç olmasm. Hâlâ onun meskeni avlu idi.MEMO ZÎN 211 Nihayet sekizinci günün seher vaktinde. Seninle birUk olan bir dosta. Derhal öyle sevinç duydu ki. Rıdvan cennetin içinden çıktı (1). kardeşim! Senin dostun senin için' kardeştir. Memo hâlâ öylece kapının önündeydi. böyle olsım. Yakmlarıne yapacaksm vefasız olduktan sonra? Kurban et de hiç deme kimlerdir. Hem gözdür senin için. Bir dostun olursa eğer. Tacdin gerdekten çıktığı zaman. Başı gök kubbelerine jükseldi sanki. . İster becerikU olsunlar. (1) Rıdvan cennetteki meleklerin başıdır. ister beceriksiz. Böyle olmazsa eğer. Kurban et de hiç deme yazık. Yüz hain ve münafık akrabayı. Onun başı da hep taşm üstündeydi. Geceleri ve gündüzleri öyle nöbetçiydi.

sıcak. hava. Âlemdeki bütün varlıkları. Varlıkları birbirleriyle belli etti. gündüz. yaş ve kurular. Bu beyler. Bu cennet. . Çeşitli hallerle yarattı. şenük ve matemler. Kısacası: İnsan cinsine varmcaya dek. dilenciler. Bu soğuk. Zıtları zıtlarla açıklığa kavuşturdu. kavuşmalar. Bu ağır yürüjüşiü ve yuvarlanan yerlerle gökler. Bu toprak. sevinç ve gamlar. Bu aydınlık. Bu evreni. Bu topraklar.XXVI BEKİR TACDİN VE MEMO'YU BEYE GAMMAZLIYOR Allah yokluktan var edince. duran ve yürüyenler ve de melekler. küfür ve iman. diriliş. bahçe ve ateş. yerleri yeni yaratmca. Bu ajTTiliklar. Bu gece. Bu ölüm. cehennem. zengin ve yoksuUar. gölge ve güneş. karanlık. su ve ateş. Varlıkları sıfat ve fiillerine göre.

O bühtandan doğan biriydi (1) Aslen dediklerine göre Mergever'dendi. Bu cennet ve sevaba lâyık olanlar. Fakat soyca Botan'h değildi. Aldatıcı. Bu cehenneme ve azaba müstahak olanlar. kurnaz ve kavukçuydu. hem de tanışmak. söz götürücü ve şaşırtıcıydı o. Şeytan onun uğursuzluğunun çömeziydi. eğriler ve siyah jüzlüler. kimi ateş gibi. doğru söyliyen iyilikseverler. Çirkef işli. ikiyüzlü bir iblisti o. Sırf şirret ve fitneci bir insandı. Kimi uysaldır kimi de yaman Bu doğru olan. (1) (2) Yani piçti. Kısacası: Yaradılışın gereği olarak. Her zaman Bejin kapısında kapıcıydı. Kaleci. Kendine bir kapıcı tutmuştu. Botan onun sözünün mahcubuydu. Zamanm fitnecisi bir it oğlu itti. Kemal. Ayırdetmek imkansızlaşır. Görmüyor musun ki hepsi zıttır birbirlerine? Hikmet nedir. neden karşıdır birbirlerine? Çünkü olmazsa eğer karşıtlık. Bu yalancılar. Belûkîya îsrailoğuUarındandı. izzet sahibi olan o jüce Bey. O münafıkm adı Bekir'di. Kâbus dev gibi çirkin jüzlüydü. Belki Belukîya'dan beterdi (2) lyiUğe karşı. kavga körklejici ve ikijüzlüydü.MEMO ZÎN 21-5 Kİ kimi nur gibidir. .

fakirlerin kapısmda da var? Onlarm da nöbetçileri hep köpeklerdir. işlerin jürütiUmesi için. Bu âdet yalnız beylere özgü değildir. (2) AUahı kastediyor. oluk biçimindedir. Şarttır bizim için bir kapıcı. Ama değirmenimiz onunla dönüp yelleniyor. Onlar da kapıcı kısmmdandır. (2) Görmüyor musun. Biz zaUmlerin değirmenini döndöıüyorlar. Boğazı haram darıyla doludur. Gerçi köpeklerle kapıcılar kardeştirler. Ama köpeklerin çoğu se'vimU ve vefalıdırlar» Bey ise şöyle derdi Tacdin'e: «Bekir'in yaptıklarını sanki bilmiyor mujruz? Biz beyler kısmı değirmene benzeriz. Zalim olan bu avene zümresi Subaşılar. O çiftçi bizim için kaldıracak da onu.MEMO ZÎN 217 Tacdin derdi ki Beye açıkça: «Bejim! Kov bu kapıcıja. (1) Boğaz -«Gewri'-'-nin karşılığı olarak yazılmıştır ki. taneler değirmen deposundan düşerken onun içinden geçip değirmen ta¬ şının deliğine girerler. Hiç ihtiyacı olmayan tahtm sultam da. kincidir o. Zorunludur bizim için bir değirmenci. Hükümet işlerini o kadar yönetiyoruz ki. Bu köpeğin dışı içindedir. bazan da zulüm. Değirmenimiz gerçi kamunun vakfıdır. kâhyalar. ileri ve gerijiz. Bu senin kapma lâjak değildir. Çok dönüşlü ve dolambaçlıyız. Görmüyor musun. Gerçi Bekir zina çocuğudur. (1) O darıyı bir çiftçi ekiyor. Bazan adalettir işimiz. kapıcUar. Zulüm tahılını öğütüyorlar. .

bilğiU ve güzeldir ki. Her zaman gönlünde vardı ona karşı kin. On misli de yaratmıştır şeytan!» Hulasa: Bey köpeğinden vazgeçmezdi Her zarurinin karşısma bir sebep çıkarırdı. Kisra onu görmek için mer kiçindeydi. Devlet ve mutlulukla yapıldıktan sonra. Tahta o kadar lâjak ve o kadar. habis ve hilekâr. Bazı beyler var ki tazı köpekleri. Bu düğün geleneksel törenlerle. Tacın güzelliği ve güzelliğin tacıydı. Hakan önünde el bağlasaydı. ey bedbaht! Tacdin ve Memo'joı Kayser'in tahtma? Cenk ve savaş olduğu gün. Tacdin ve Memo iki yüz düşman. Yine de böylesine ucuz ve Böylesine çarçabuk vermezdin onlara» Bey dedi ki: «Hiç değişir mijim. tacm mücevheri ve mücevherin tacıydı. Fağfur onu sevmeji candan isterdi. Maksadı sadece yalan ve aldatmaydı Gizlice ve tenha yerde şöyle dedi Beye: «Beyim! Sen Sıti'ji çok telef verdin. Yani gönülden tezvirci olan Bekir. Arap atlarına değişmezler O kinci. Kayser isteseydi onu oğlu için.an gibi. O. O. Akıllı.MEMO ZÎN 219 Ne kadar yaratmışsa sultan. İnsanlardan gizli olarak şeji. . İçinden korkuyordu Tacdin'den.

Hizmetçilerin de bağlılığı onun karşılığında olmalı.MEMO ZİN 221 Hepsini zırhları. Yeni görmüşleri görme ölçüsü şaraptır. gençtir. Dedi ki: «Himmet sahiplerinin mahiyyeti ijidir. beyzadedir. Hakan kimdir? Ne yapayım ben Fağfur'u? Tacdin ve Memo'yu dünyanm dörtte birine değişmem». Tecrübe şarabını içtikleri gün. Onlardan dönüş hiç görünmemeli. Yeni türediler büyütmeye münasip değiller. Fakat boşa gider iyilik sahiplerinin himmeti. Yeni görm. Özellikle hizmette kusur etmemeliler. Bal ve kebabı yedikleri an. Sevinç ve şenlikte nasıUarsa. Mel'un baktı ki hiçbir etki yapmadı sözleri. Bey dedi ki: «Neden bana sormadı acaba? Yoksa benden kalmamış mı korkusu?» Bekir dedi ki: «Bilmiyor musun ki orası öyledir? Yiğittir o. Çok akıl ister ve çok tahammül. bileklikleri vg kalkanlarıyla Altılıkları ve kUıçlanyla getirdiler bize. Sarhoşların mahmurluğu fenadır. Onlarda değişiklik peydan olmamalı. O da kendi yönünden Memo'ya vermiş Zin'i». aştı haddini Sen Sıti'ji Tacdin'e verdiğin gün. O doğruluk ve vefa eşit olmalı. . Asla himmette fütur etmemeliler. Ehil olmayanlar mal ve hazinelere lâyık değiller. Bu sevinç ve cefa karşılıklı olmalı. Darlık ve cefada da öylesine. Lâyık olmayan nankörlere j/apılırsa. O meseleji bu sefer çevirdi tezvire. Bejim! Görmedin mi sen İskender'in oğlunu? Sen ona yakmlık gösterdin.üşlerin şarapla değişmemeleri için.

Olsun bakalım istekli. Başına ve canma doymuş olan kimse. lü Zin'i Memo'yla şereflendirejim ben. Başından bezmiş olan varsa. Zin'i karı olarak asla vermiyeceğim. Korkusuzca istesin onu erkekse» Beyler içleriyle ve dışlanyla Şüphesiz ateşe benzerler. Fazlasıyla asalete gözünü diksin». Özellikle bedhah yakmlar. Görünüşte güzel yüzlü ve nurludurlar. Pederin ve ataların ruhlarına andiçerim ki: Âdem soyundan olan erkek cinsine. Merhamet edince güneşe benzerler. inanmayasm onlara sen! Baba. AUahâ sığınırız. Kahredince de dünyayı yakarlar. ..MEMO ZÎN 223 Meydan bulmuş. îşte Zin. O ne yaparsa hep revadır.' Halid'in soyundan geldiğini iddia etsin. Halit ceddime varmcaya kadar. Onlara yaklaşırlarsa. Bey dedi ki: «Gönlümde vardı gerçekten. evlât ve kardeş bile olsa. Zin'in de ötesine gidip isyan etsin.. Korkarım ki kin ve kibirle. Aslında ise idare etmekten uzaktırlar.. yuları kaçırmış o.. Sakın ha.

Ne yân. Birbiriyle konuşanlar. ne de dert ortağı vardı. Sıti'nin sesi olurdu kendisine derman. Memo'yla Tacdin.xxvn ZİN AŞK ATEŞİYLE YANIYOR Tacdin'le Sıti birbirlerine kavuşunca. Birbirleriyle geçinirler. Gamlar ve güzel vakitler için arkadaş gerek. Güzel vakitler için arkadaş olmayınca. ÖzeUikle birbirinin sırdaşı olurlarsa. Dertliler neyle tahammül ederler? SevinçUIer neyle tevessül ederler? Sevinçler ve dertler için arkadaş gerek. Âşıkların ünsiyeti sükûnettir. Zin'Ie Sıti. birbiriyle dinlenirler. onları hicrandan kurtarmca. Memo yalnızlık köşesinde yalnız kaldı. F. Yalnızlığın sermayesi ise deüliktir. sükûnet bulurlardı. Dertler için ortak bulunmaymca. ne arkadagı. Zin dertlerden feryad ettiği zaman. Kavuşma. : 15 .

Gündüzleri ağlar.MEMO ZÎN 22-7 Memo da gönülden inlediği anda. Tacdin olurdu tabib yanmda. O se'vinçlidir orada. Gözyaşları da oldu şerbet ve içecek. Gidip ikisi muratlarına kavuştular. Ağlamanm üstünden başı kalkmazdı. Kaldı Zin ile Memo sonuçsuz. Kırk gün Zin'in ne yemek yediği. gerekse geceleri. O tutmuş kendine yer ve edinmiş sabır. muratsız ve amaçsız. Zülfün gibi havaya savur onları. Her an derlerdi ki ona acıyarak: «Ey iffet bahçesinin selvisi! Ey su kanalmdaki yeşil sebze ve yaprakcık! Neden bu kadar gözyaşları döküyorsun ? Ablan gerçi senden ayrıldı. Ayrılıktan hep buydu haü. gül renginden olan yanaklarmı. Bütün nazenin sırdaşları ve güvendikleri. geceleri ah çekerdi. Yüzünün dolunayı oldu bir hilâl gibi. O kadar zajofladı ki o mehtap. Gül gibi aç. Gerek gündüzleri. . Gece renginden olan saç halkalarmı kıvnm kıvrım yap. Gönlünün kanı oldu gıda ve jiyecek. ne de uyuduğu vardı. nedimeleri. Artık göünlünden çıkar bu gamları. Bu ikisi o ikisinden ayrUdıIar. Mutsuz. sen burada üzgün. Yemek ve oturma arkadaşları. Gidip te o eşine kavuştu. Siması görünürdü bir hayal gibi.

Bu hunhar gamzeler ve bakışlara. Örgülerini çöz de kâbe olsun sijrah örtiUü. Güllerinin önünden kaldır perdeleri. Sevdah kU Mekke'de Büâlleri. Sakın verme izin ve ruhsat. Kur'an metnini tas-dik etsinler.MEMO ZÎN 229 Zülüflerini aç zincir olsunlar. AUahm âyetleri olsun düzenU. Hükmetsinler şahlara ve hünkârlara. tâ Şam'dan. Gör bülbüllerin sabırsızlığmı. Bu yaman hançerler ve de oklara. hepsini havaya savur SünbiUlerle "kırmızı güller aşina olsunlar Reyhanlar ve menekşeler tel tel olsunlar. güneyden. ZiUüflerini örgülerindeü ajar. Gâvur ve müslüman topluluklan. Alnmda süslü taç gibi dursunlar. Yine örgülerinle sarhoş et halkı. GüzelUk Kur'anmı şiraze eyle. Onunla binlerce destanı inlet. Zülüfleri tara. GönüUeri kapan saç halkalarma izin ver. Yanağının resmi olsun altm yaldızlı. . Zülüfleri hilâllerin üzerine serpiştir. . Ağzınm goncasmı gülümset. Hacılar gibi giysinler ihranUarı. Zülüflerini ve benlerini birlikte süsle. İnsanlar batıdan. Yoktur çünkü onlarda kimseye acıma ve merhamet.

Fakat Zin bunlarla teselU olmazdı. Fani etsin o vücudu. serzeniştir onu açığa vuran. Ağlayıp sızlıyor. Aşk ateştir. GüzelUk tasavvuruna inanarak. Bu kadar neden çekiyor ah. Yolunu bulamamış amaçsız mürşit. Büsbütün düşerdi belâlara ve zincirlere. hep Sıti için. gerdana saldırt küpeleri Sersem eyle deUleri ve kudurmuşları. Çaresiz sükût ettiler ve kalktUar. Hajrvanlar gibi başıboş olmasm. Zülüflere ve benlere izin ver. . Bilâkis öğütleri ve nasihatlerle. «Ah»lar ağzına vermezdi mühlet. İlâhi teceîUden boş olarak. Ya da bir yere bakabilsin. Hiçbir şekilde fayda ve etki yapmaz. gıda almazdı. BaktUar ki sözleri hep heba oldu.MEMO ZÎN 231 Sarhoş et. Cilveler ve nazlarla şarap içir hocalara. Doğruluğun şeklini itiraf etsin. Domuz gütmeye gönder şeyhleri. Bakî olsun bu görüşle. Onlar hep öyle sanırlardı ki Zin. Mutlak dalâleti inkâr eylesin. Âşıklara da gönder bir haber. Gözyaşları vermezdi gözlere fırsat. Ki birkaç söz söylesin. Şaşıp kaldUar ki o mehtap.» Onlar bu kadar öğüt verirlerdi. Onlar ne kadar serzeniş ederlerse. öğüt ise ona üfürmektir. Onun da onlardan bıkkmlığı o kadar artardı. Öğütçüler baktUar ki vaazlar ve sözler. Perde altmdaki bir sırdır o.

Virane gönül öylesine boş kalmış ki. Onu nasıl edinirseniz kendinize yuva. Mutlak izin vermişiz biz sizlere. Ahret köşkünün yüksekliği sizlerdendir. Dari dünyada devlet sizlerledir. o da gamlara seslendi: «Ey çaresizlerin soluk arkadaşları! Cefakeşlerin feryadma koşanlar! Dertlilerin gönlüne dert ortağı olan gamlar! Zavalhlarm sırlarının perde arkadaşları! Gönlü yaralı olanlarm sırdaşları! Üzgün hatırların yatak arkadaşları! Yiyeceksizlerin sofrasında kadeh arkadaşları! Acı muratlıların şarap arkadaşları! Âşıklar sizlerle güzelliğe kavuşur. . Gamlar üşüştüler basma. Yolcular sizlerle tanrıya kavuşur.xxvın ZİN GAMLARA SESLENİYOR Zin yalnız gamlarla çift kaldı. Sizlerden başka yok etrafında kimsecikler.

MEMO ZÎN 23S severiz. Gam yemeksizin. çünkü vefalıdır onlar. «Bu acıklıdır. gerek şimdiki. Her iki âlem. nasU elde ediUrler? Kısacası: Sizlerle hoş olur benim gönlüm. gönülden ne elde ediür?» BİZ gamlan . şu cefalıdır» demezler onlar. Gam hazinesi olmazsa. SevinçU günlerin sevinçU yarlarıdır.ra günlerin candan dosüandır. gerek sonraki. Ka.

kemiğim. TaUhin ijice yükseldi senin. Şöylece o meleğe serzenişler ederdi: «Ey Zin'in gönlünün ruhu ve canı! Görüşün. Fakat bu taksim bizi çok se-vindirdi. görmenin ve gözün nuru! Sevinç ve cefa arkadaşım! Etim. NasU istediysen öyle verdi sana Allah.XXIX ZlN SITİ'YE SİTEM EDİYOR Bazı bazı da Sıti'ji muhatap alırdı. . rahim ve jruva arkadaşım! Ey hujTi huyuma uygun olan bacım! Bahtı bahtıma zıt olan bacım! Yüzlerce şükür ki bahtın yaver oldu senin. Yüzlerce şükür ki bahtm elverdi senin. cildim ve kanım! Bacım. EzeUn takdiri herhalde böyle oldu. Benim bahtım gerçi çok kara geldi. kanatlarım ve de başım Kanatlarım. Gamlarm taksimi benim için oldu.

Gamlar Memo'nun jüzünde toplanmışlar.» . Tacdin senin. gamlar benim olsun.MEMO ZÎN . Memo da benim olsun.239 Sevinçler senin. Bundandır ki gamlarımız gam üstünedir.

Benim başımda alevler.. Batı da beıUm. : 16 . Senin ise bazı vakitlerden başka yanmaz. gönlümde köz var. O fark doğudan batıya kadardır. ateşin görünüştedir. gibisin sen. Benim basımdaki alev ise bana zararlı. Ondan serseri bir sevda yağıyor. F. Sen doğusun. Benimle senin derdin farklıdır.XXX ZİN MUMA SESLENİYOR Bazan mumu ederdi kendine muhatap: «Ey sır ve oturma arkadaşım. Eğer sen de benim gibi söyleseydin. baş arkadaşım ! Gerçi yanmak yönünden benim. Benim de gönlüm fazla yanmazdı. içim ateştir. Her zaman yanıyor canımızın daman. Fakat konuşmak yönünden benim gibi değilsin. Canım o közle savaşa tutuşmuş. Senin başmm tepesinde bir ışık var. O ışık senin için dildir.

Akşam. Şiddetli rüzgâra hükmeder. sabah gündüz ve gece».MEMO ZÎN 243 Benim gönlümden başıma vuran alev. . Eakat sabahtan akşama kadar da uyursun sen. Gerçi geceleri uyanık kalırsm sen. Ben ise hep yanarım devamlı olarak.

Çaresiz kalir. Yazik ki öliimîe titrek olursun. . ! Çigken yok olraayi arzu edersin. Pervaneyi ederdi kendine arkadaş: «Ey ayrilik yuvasmm kuşu! fîy yanraa bahçesinin biilbiilii! Ey gerçek a§iklarin delili! Ey yalanci iddialarm çiiriitiiciisii Erkekçe canmi ucuz verirsin. Gam ateşinden etmezdi perva. O titrerae senin için zaaftir. Durmazsin bir an a§km öniinde. Bundandir ki kendini çabucak yorarsm.XXXI ZIN PERVANEYE SESLENlYOR Bazan de yarali gönîiin elinden. Sabirsizsm. siikiinetsiz ve bitabsm. bezerdi candan. Bu aceîecilik senin için çok kusurdur.

MEMO ZÎN 217 Çiğ kalmak büjiik bir ajaptır. melek ruhlu Zin. . Yalnız bu garaz sahibi insanlardan. Pişkinler ona derler ki «Hamdır». Sırrmı dilsiz yaratıklara söylerdi o. Baştan ayaklara kadar gamlara dalmıştı. fakat hiç bir zaman Yok olurlar mı ışıkla ve ateşle? Bakî kalırlar kertenkele gibi. Kalmazdı ki kendisine seslenmesin. Pişkinler de yanarlar. O nur cisimli. Onlarm cismi aydm bir ruh olur». ÖzeUikle sakmırdı ve yüz çe'virirdi. Gönlünün ve ruhunun nakşı hep Memo'nun hayaüydi. İnsanlardan ve cinlerden çekinirdi o. Yerlerden ve göklerden bir tek zerre. Güneşin karşısmdaki aym mehtabı Zin.

Bu yaradan rahatı da yoktu. Emsalsiz bir deliye döndü sersem oldu. Ve susayanlardan biri gönlünün muradma erer de. İşte Tacdin muradma erince. Öbür bağrı yanık hep öyle kalırsa. Biri ebedî hayat kazanırsa. Ne de güller bahçesini sejrretmekte nasibi vardı. Memo da bu şekilde dertlere düştü. Yalnızlık onun kalbinin dostu oldu. Yani onu görmek arzusundan.xxxn MEMO'NUN PERİŞANLIĞI Memo da sevgilinin jüzünün hayalinden. Ne dağlamalarm derdini jüklenmeye kabiliyeti vardı. Aniden göklerden dökülüverirse. . Dehşet onun şuuruna galip geldi. Bir yudum su için bitab düşerlerse. Zin'e kavuşması hasıl olmadığı için. Öbürü de sonsuz bir ölüme gider. Hayat sujmnun baş pmarı. sevdalı oldu. Çünkü dudakları kurumuş iki kişi aniden. Tamamen deUye döndü.

Ateş yayardı odalarda. Hiçbir kimseyle geçinemezdi o. Tacdin'in yanma gittiği zaman. Sanırdm ki iki bacağı zincirdedir. O zavallı yaralı gönlüyle. sohbet etmeye gücü yetmezdi. ülfet edinmek yoktu onun için. Hiçbir yerde yoktu omm için karar. İnsanlarla asla hemdert olamazdı. Karar kılmak. Beyin huzuruna da gittiği zamanlarda. . Her an dertlerden ah-vah edince. Geçinemezdi.MEMO ZÎN 251 Gamlarm elinden aslâ dinlenemezdi.

Hâlâ Allahtan korkmuyorsun da.xxxın MEMO DİCLE'YE SESLENİYOR Çaresiz kalıp insanlardan uzağa giderdi. Kolların çapraz şekilde onlarm gerdanma dolanmıştır. . Her zaman koynundadır bu konaklar. Derin nehirle hemdert olurdu: «Ey benim gözyaşlanm gibi dökülen nehir! Ey âşıklar gibi sabırsız ve sükûnetsiz nehir! Sabırsız. Her gün binlerce şükretmiyorsun da. Yoksa benim gibi sen de deli misin? Senin için hiç bir karar kılmak yok. İşte elde etmişsin sen arzunu. kararsız ve sükûnetsizsin. GaUba senin gönlünde de bir yar var. Her an senin de hatırına ne gelir? Ki böyle Cizrenin yanıbaşmda coşuyorsun? Eğer bu şehirse senin sevgilin.

macerası nedir? Divane oldum ben. . Benim için en makul yol. (1) Bu iki mısra'daki kelimeler hep yer adlandır.MEMO ZÎN 255 Bunca feryad ve figan ediyorsun. yok olmaktır. (1) Sen bu güzergâhlarda dolaşıyorsun. zenbereği bıraktım. Artık ne murad istiyorsun? Beyhude yere niye feryad ediyorsun? Avare avare Bağdat diyarına gidiyorsun? Ben ağlarsam ve inlersem eğer. Berüm gönlümün içinden de geç bir kez Gözlerimin baş pmarma bak bir kez. Ben ölürsem ve sızlarsam eğer. Ömeri ve Meydan. Gönlümün derdi neden dermansızdır Yaş gözlerimin. periyi elden kaçırdım. Ben kaldım tek başıma bu yerlerde ve ovalarda. Dervaze. Vastani. Nergizî ve Saklan. Her ne yaparsam ben revadır. ben. Dicle'jim.

Önce eşiği öperek ziyaret et. Lâyıkıyla kendisine saygı göster. Maksat Zin'in odasıdır. ayaklarını yormadan. Bir defa mutluluk eşiğine git (1). Rica ediyorum: Hiç durmadan. Bir an son sidreye git (2). Sonra gönlümü kapan yarm huzuruna git.XXXIV MEMO RÜZGÂRA SESLENİYOR Bazan Saba yeline seslenirdi Gönlündeki dertlerin şerhirü rüzgâra söylerdi: «Ey ruh gibi lâtif cisim! Beden kapısı senin önünde açıktır. El bağlayıp dur ve selâm ver. Mutluluk eşiğinden maksat Zin'in köşkünün eşiğidir. Son sidre Peygamberin miraca giderken Allahla konuştu¬ ğu yerdir. : 17 . Tekellüfsüz. Yüz mertebe hürmetle. Fakat tevazu ile ve tazim ile. edeple. Hakkmda methiyeler söyle. (1) (2) F. Aheste aheste kendisine dua et.

Gözlerinin önüne. senin zülfünün gölgesidir. Fakat bir gönlümüz vardı. O nazik yaradılışma ağırlık vermeden. Biz dilenci olmuşuz. Bizim için hakkaniyetle vasıflanasın. Mürekkebi gönül kanı olan bu mektubu. Heves ve sevgi sahibiydi o. Benden ona söyle: «Kıblegâhım! (1) Sen ilâhi nurun doğuş ufku olduğun için. O gönlü. Yar mektubu okuduğu zaman. Bir siyah göz bebeği olan şu sayf aj?ı. (1) Ozan bu mısraı Türkçe olarak yazmıştır. Vallahi ben günahımı bUmiyorum. Bir arzuhal gij)i tenha olarak ver eline. onu biUyorum. Benimle birlikte olduğu zaman.MEMO ZÎN 259 Sonra ona doğru çabucak git. Bir süredir o benden ayrıdır. Onlarm günahkârlara bakışları umumîdir. Zaten insanlar eksik ve unutkan yaratılmışlar Gerçi yüz defadan da çok günahkârdır. Sen ilâhi görünüşün ufku olduğun için. Sakm ha! Perdeyi yellendirmeyesin. Bizden ona de ki: «Ey padişahım!». Cemalinin önündeki perdeyi titretmeden. sen de padişahsın. Sen duru Kevser'in kajmağı olduğun için. Bizim hakkımızda âdil ve insaflı olasın. Bu. periler benden kaçırdı. . Belki hata ve günah işîenUştir. dostluk gözüyle. Fakat dayanağı. Bazı bazı gönlüme görünesin. padişahların eski geleneğidir.

» Böylece söyle ey keskin Saba! Zemini o anda öp ve kalk.MEMO ZÎN 261 Eğer ona kahretsen bu cezadır. Bize beraberinde getir. çünkü kimyadır o» (1) Tutîya: Gözleri aydınlatmak için kullanılan bir ilâçtır. (1) Beraberinde getir. Tutiya gibi olan o tozu. sakm ımutma. Yarin huzurundan döndüğün zaman. büjiik bir iyiUktir. Ey saba yeli ! AUah aşkına. Yok affetsen onu. . Onun dergâhmm toprağmdan.

Derdin ki: Gönlüm seninle beraberdir. utandmcı. Ey Tûtî gibi nazla büjütülen kalp! Ey nazenin. Yazık ki fazlasıyla vefasızmışsm. . kötü ve eğriymişsin. asalak çocuk! Sevinçli günlerin dostujmıuşsun meğer Dar günlerde kalpmışsm. «Ey gaddar. Derdin ki: Seninle beraberim ben.XXXV MEMO GÖNLÜNE SİTEM EDİYOR Bazan zavallı gönlüyle savaşırdı. Eyvah ki cefa çekmeye kabiliyetli değilmişsin. ahdin ve andm? Haili yeminin. insafsız. candan düşmanmışsm. Çok dönek. sözlerin ve bahtm? Derdin ki: Sana sadakatle bağlıyım ben. Sahte kalpmişsin meğer. Derdin ki: Tahammül sahibiyim ben. kararm. hain! Hani sözün.

Canan canında saklıdır senin Çünkü sen zatm örneğisin. Terketme ki muradma erişesin. Sakm aşkın peşinde gitme. Gidişin. İnsafa sığar mı. Eğer amacm canansa senin. Yerdeki ışık göklerdendir. Terketme. başkaldırmak olur. Ve «Kim tanırsa» sırrmı öğrenesin. orada post vardır. canm feyzindendir. İsyancı olma ki dahil olasm. Karanlıktır. geride kalmıyasm. yazıklar olsun. Ey gönül! Canm çırası olmadan gitme. gönülden sünni ol. isyancUık olur. hepsi şöyledir: "Kim nefsini tanırsa Tanrısını da tarar». yolu bilmezsin. sen de körsün. Sana ne oldu. cana veda etmen. Ki can senden teberri etmesin. . Sıfatlarm suretinin aynasısm. (1) Gerçi sen dost kapısmm önüne gitmişsin. Ama dost benim yammdadır. kalbur gibi deUk deşik.MEMO ZlN 265 Ey gönül! Bu vücudun içini böyle Yalnız basma bırakman insaf hakkı mıdır? Şu can bülbülü ten hapishanesinde. Metin ol ki. (1) 1-Kim tanırsa» sözü bir hadîsin başıdır. Canı terketmen. Kalmış yalnız. Ve vücut kapısını kitleyip kapaman? Sendeki sır. sen benim bir parçamsm.

Sakm zülüflere ve benlere inanmıyasm. etin asUdığı çengeldir. Fakat gerçek aşkın tabibinden. Güllerin önünde pervane gibi. buna inan. Kaş yayı ile sergeşte olma. Yüzlerce defa figan ve uğultu etse. Lezzet verenlerden de kaçınmaktır. hep sevda yeriydi o. senin için darağacıdır. Her an yanarlar dağlamalardan ve dertlerden. Acı olan şeyler ise ilâçtır» Memo gönlüne o kadar söyledi ki. Başındaki dimağı da kararttı. ev sahibidir. Lokman'a sormuşum ben. Seni kanburlaştıran zülüf. Tatlı olanlar ajmen hastalıktır.MEMO ZÎN 267 Senin sevdiğin yarin bojm. Çaresiz gönlün gönlü ona yandı. Senin gibi yüz bin tane bülbül. Senin için uygun ilâcı öğrendim ben: Gönlü çekenlerden sakınmaktır. Malını Hindulara talan ettirmeyesin. Senin amacm safa sürmektir. Seni benden kaçıran cezbenin yanmda can vardır. Senin arzuna uymayan ne varsa. O aynen senin için şifadır. Ey gönül! Sen kendini sevgiye vermişsin. Senin feda olduğun sır. Kalbinin ateşinden kajmar bir duman Yükseldi. . Gönülden yükseldi kara bir duman. Lokmaların ve şerbetlerin özelliğim. Saç örgüsünün halkasma ayağmı bağlama. Gerçi sen de İbrahim'sin ey cefakeş! Fakat sana gül bahçesi olur ateş.

Memo'nun omüzundari öyle bir sel akıyordu ki. Kolları ve kanatları hep birUkte serildiler. . Yağdırdığı kanlan dökerdi iki gözünden. Yüzü gerçi her zaman taze idi Lâle gibi. Fırat ve Ceyhun. O bülbül gerçi çok hevesUydi. iki büklüm oldu. Sahil de güllük ve gülistan oldu. Erjeng nakşını andıran jüzünde hiç berraklık kalmadı (1) Aşk o cefakeşi öylesine hastalandırdı ki. O gönülsüz hep orayı mekân edindi. Şakakları ve benleri de hep döküldü. ta içinden. Sevgi o zayıfı öylesine sersemletti ki. Şuurunun aynası da dumanlandı. üzerine şiddetle geldi. Ve jükselerek göklerde toplandı. Sanırdın ki üç birden taştılar. Şattül-Arap. O bülbül orayı kendine yuva edindi. Ajmasma pas oturunca. Gerçi Zavallı Memo'nun gözyaşlarmdan. Sanırdm Araş.MEMO ZÎN 29 Hafızasının ajması bulanık oldu. Kısacası: Gönlündeki hastalıktan. (1) Erjeng ünlü Çin Ressamı Mani'nin tablosunun adıdır. O bulut Memo'nun içinden. Çam ağacma benzeyen boyn. Fakat bedeninin zindanı ona kafes olmuştu. CiğerirUn seli öylesine şiddetli geldi ki. Fakat sahra tamamen bostana döndü. Ardıç gibi yamuldu. Nehrin kenarında kavaklar yeşerdi. fakat sararmıştı. Sanırdın ki yerden bir bulut kalktı.

. ölü gibi düştü. Bunlardan asla kalmadı hiçbir eser. şuuru ve hafızasından. Yaralı Memo'nun yanında bir tek parça. Konuşmasmda kalmadı hiçbir cevap ve de ses. Önce nehrin kenarmda hastalandı.MEMO ZÎN 271 Yanağında kalmadı hiçbir tazelik ve de renk. İnsanlık akU. Yaşama hareketinden. Kırk gün tamamen. gücünden ve duygusundan.

TecelIirUn ışığmdan parUdıyordu. Her yeşil ot. Musa'nm asası gibi mucizeliydi. Yeri cennet misâli yapmıştı. her tepe ve her ova. (1) Macera ja bize şu şekilde açıkladı: Dedi ki: Güzel mevsimin güzel bir gününde. : 18 . Kaderin sergicisi kudret sanatıyla. AUahm nurundan hep parlıyordu. her ağaç. Her bahçe. (1) Bu hikâyeyi rivayet eden şahsı kastediyor. Her dere. Her tepe Musa'nın Turu gibi. Cennetin birer köşesi gibi olmuştu. Süslejici kadm gibi. Her nehir bir ejderha gibiydi. Her çeşme aynen Kevser sujm gibi olmuştu. ebedi büyük cennetin bir bahçesi.XXXVI BEY AVA GİDİYOR Güzel haberlerin avmm avcısı. îlkbaharm feyzinden. F. Bir gelin gibi süslemişti. Kötü maceralı feleğin dönüşü. köhne cihanı.

Hep birlikte bizimle gelsinler ava. Yırtıcı av kuşlarından. Musa'nın ağacı gibi «Ben AUahım» derdi.MEMO ZÎN 275 Her gül Tur ateşi misâli. turnalar. Alsm silâhlarını. Canavarları ve kuşları avlamanın zamanıydı. Beyler şahinleri ve kartalları çözdüler. Ses çıkaran her ağaç her an. . kaplanları ve tazıları götürdüler. insanlardan ve hajrvanlardan. ceylânlar. Sürü sürü otluyorlardı tepelerde. Her seher kuşu ajmen birer Musa'ydı. Aslanları. Fecir onlara nişan gösterince. Avda hazır olmayan kimse olursa. Botan halkı. Eğlenmenin ve mutluluğun fırsatı doğdu. Her Tutî ve Kumru birer nedime gibiydi. Kusursuz. kurtlar ve ahular. kekUkler ve tîhular. O zincirde ve pırangada ölecektir» îlk fecre kadar azık ve elbise Hazırlamış olan o halk. Tavşanlar. Gezmenin ve seyretmenin mevsimiydi. Sürü sürü uçuşuyorlardı cennet gibi bahçelerde Hulâsa: Zamanın iktizası gereğince. çok ışıklı bir meşale gibiydi. ovalarda. emrine boyun eğdiği Bey. O şehirde bir kıyamet koptu. gürz ve kılıçlarını. Bir tek ferd kalmadı o şehirde. Dedi ki: «Sabah oldu mu. Feleğin. Bu kazlar.

O kadar canavar öldürdüler ki. Onlar o kadar kaplan tuttular ki. Av yerlerinde oldu bir mahşer. Onlar o kadar ceylân avladılar ki. insanlar ve hajrvanlar. O kahraman ve pehlivan gibi atlılar. av haj^vanlan. Ölüleri fakirler kendilerine götürdüler. . Sanu-dın hiç canavar bırakmadUar.MEMO ZÎN 277 Faklar. ÇUttUar. Yırtıcı kuşları kılıçlarla yırtarlardı. kimse kalmadı evlerde. Hatta yerinden dahi kaldıramıyorlardı. Çocuklar. Ceylânların gerdanlarına atarlardı. Hulâsa: Erkeklerin hepsi. Ellerindeki bastonları ve değnekleri. Tutukluları da Beyler beraberlerinde götürdüler. yabanî kuşları ve kaçan hayvanların Bir kısmmı ölü olarak tutarlardı. değirmenciler ve bahçıvanlar. Günahsızlara hiç şefkat etmediler. gencecik delikanlUar. Çevik hareketliler. Uçan kuşları. O aslan gibi atlılar kolları ve kementleriyle Alacalı kaplanları kana boyadılar. Uçan kuşları oklarla parçalarlardı Şehlevend misâli olan o sevimliler. Arap atlarma binen o kemendçiler. yavrular. Artık beraberlerinde getiremiyorlardı. bir kısmını faka düşürürlerdi.

Elmalar. Rıdvan. Cennetin birer köşkü ve hurisi gibiydi. Narenciyeler ve turunçlar Zin gibi. Güzel gölgeleri vardı. çeneler yanaklar ve memeler gibiydi. (1) Sidre makamı Peygamberin miraçta Allahla konuştuğu yer. Her selvinin ucu Sidre makamına kadar jükselmişti. Kevser sujamu sebil etmişti. ayak ve jüz yıkaması için. jüksek himmetliydi. El. (1) Bir melek gibiydi her sülün. Onun her bir ağacı ve her bir kuşu. Dudaklar. Çam ağaçlarmm gönlü Memo gibiydi. İrem bağı onun müjdesine verilirdi. narlar ve kavun-karpuzlar. Ardıçların boyu aşktan jüz parça olmuştu. hurmalar. . Aşk hastalığmdan sararmışlardı. Çmar ve şimşir ağaçları bir boydaydı.xxxvn BEYİN BAHÇESİ İZeydin Beyin öyle bir bahçesi vardı ki.

kitabın birer bölümü. Bütün yeşillikler ve çiçekler. Her parçası ve tarhı. . Bolca sulanmış her gül bir zincifre gibiydi. Sanırdm ki bunlar altm kadehlerdi dolmuş ve taşmıştı. siinbüllerden ve reyhanlardan. Her taraf. Bağın ortası derli bir kitaptı sanki. Siyah ve beyaz hatlardan meydana gelmiş renkler.MEMO ZÎN 281 Reyhanlar ve menekşelerin hepsi yeni açmışlardı. Her biri sanki hükmü açıklardı Bu da kara bahtı ve mutluluğu açıklamaktı. Sanki Necim ilminin edebiyatçısı edeple. Nehirlerin ve durgun suların şirazeleriydi. Gümüş suyunu eriterek cedveUe çizmişti. Bağm üst tarafmı bir rosim gibi.

Baktı ki şehir ve mahallelerin hepsi boş. O ülfet saraymm güzel hatunu.XXXVIII ZlN BAHÇEYE GİDİYOR Avlanma yerinde yalnız kalan o ceylan. Bakalun var mı onlardan bir dert ortağı? Çünkü bu insanlar dertsizdirler. Gül bahçesinin sergeşte fidanı. Biliyordu ki zaman amansızdu-. Yabanî hayranları ve kuşları sejredeUm. Ovalardaki ceylânlarm baştacı. . Bağlar ve bahçeler boştur ve tenhadır. Güzel bir fırsattır. Memo'yu yaralıyan o av. seyrana gidelim. Meydanlar ve salonlar insansız ve perisizdir. Hunhar aşkm zinciriyle ayağı bağlanan. Boşalmıştır sokaklar ve çevre. Dedi ki: «Kalk gönül! iji bir zamandır bu.

Gönül! Gel gizlice gideUm.MEMO ZÎN 28S Dujonuşuz ki bağlarda bir kuş varmış. (1) Mermer davuldan maksat göğsüdür. O benim ses arkadaşımdır. sadece yalnız kalmaktı. Kırmızı gülün yüzünden perişanmış. Fakat cUızmış. Belki o kuş öğütler ve nasihatlerle. Her gonca bir çıra gibi onu yakmaya başladı. Bahtı kargalar gibi karaymış. O perizade bahçeye geldi ki. Nar çiçekleri gönlünde birer ateş oldu. adı bülbülmüş. Tekellüfsüzce bahçeye geldi. zayıfmış ve mecalsizmiş. Her zaman figan ve uğultu edermiş. Hiç kimse ondan haberdar olmadı. O taşı zaman zaman mermer davula öylesine -vururdu M (1) Taşlarm gönlü parça parça olurdu. Arzusu. O taş zilin diU gibi oldu. ne de dadı. Onun gayesi eğlenmek değildi. Henüz vücudumuzda hayat varken. Bahçedeki her lâle omm göğsünde oldu bir dağlama. Gündüzleri figan eder. Gamların elinden doyasıya feryad etsin.» Zin böyle dedi ve durmaksızm. iyi bir dert ortağıdır. Bizi zincirden ve kayıttan kurtarır. Karanlık gecelerde de kanını içermiş. Gönlümün dermanı onun yanındadır. . ne nedime. O aşk adamıdır. ağiarmış. Her ağaç vücudu üzerinde bir jük oldu. Ne hizmetçi. KendiıU yalnız bulunca eUne bir taş aldı.

Kırmızı gül de onunla renk ortağı olamazdı. Kendi rengiyle güllerin rengini soldurdu. Kanlı gözyaşları her iki gözünden akardı. binlercedir. Bülbül onunla sas ortağı olamazdı. dertUsirüz. Sizler aşkta bana denksiniz. zayıf ve perişansmız? Yoksa sizler de benim gibi Memo'suz musunuz? Bunun için mi benim gibi çok gamlısınız? Bülbül kırmızı güllerle meşguldür. Dertlerin elinden «Yahu» çektiği zaman. Bunun için mahzunsunuz. Bütün bahçeye ne kadar baktıysa da. yapraklar sızlardı. Toprakları ve tarhları sıkardı. Sizler benim için iji deüllersiniz. taşlar inlerdi. (1) Gül suyundan maksat kanlı gözyaşlarıdır.MEMO ZÎN 287 Sulara baktığı zaman. Toprak onun için «Ah» ederdi. Bahçenin alanı bülbülün aşkına döndü. Kendi sesiyle bülbülü mahzun kıldı. Parlak güneş gibi ışıklı olan yanağmı. Bunun için hastalıksınız. göğsü yarahsmız. Ey benim gibi zavallı ve sarı renkli güller! Yapraklarınız yüzlerce değil. Sizler de benim gibi yalnız kalmışsmız. Ağaçlar onun için «vah» ederdi. Feleğin aynasmm yüzünü karartırdı. Sizler neden sararmışsınız. Gül suyuyla gülleri sulardı. Öylesine yerlere sürterdi ki. . (1)' Gerçekten bir çam ağacma benzeyen bojomu. Derdini sarı güllere anlatmaya başladı: «Ey âşıklar gibi başka renkli olan güller.

bir nasipsiz. Ben de nasipsizükten. îşte bırakmış benim için bir andelip Bir mahrum. Sizler gibi sararmış. Ben onu gönlümce bir görseydim. Vallahi bir daha «Ah» çekmezdim. kırmızı gül gibi. : 19 . perişanlıktan. zaferan rengine girmiş. bir zavaUı.» P. Onu kendisine almış bir bülbül.MEMO ZÎN 280 Bir kızkardeşim vardı. O andeUbin hicranından sararmışım. Nar çiçep gibi kırmızı olan yanağım.

XXXIX MEMO DA BAHÇEYE GİDİYOR Olan her iş ister iyi. Sebepsiz olarak hiçbir pazarlık O sebep hep sırlardır. İşte o ağırbaşlı dağ ve sakin derUz. Gönlün sana der ki: «Kalk. îster kavuşmak. ister kötü. kapmm açılacağı saattir». Üzgün kalbinde bir ıstirap doğdu. Hastalık olgımlaşmadan buhran geçirdi. Sebepsiz olarak meydana gelmez. Aşk derdinden sarhoş ve hasta olan Memo. Tam bu. Çaresiz evden dışan çıktı. sanki Hızır'dı da önüne düştü. Zin hayaUnin sevdası onun basma vurdu. Aşk tarafmdan hafifletilmiş. . O sebep. Asla evde sükûnet bulamazdı. işaretlerdir. olmaz. ister görmek olsun. Zajntfhk tarafmdan çok perişan olmuştu. Yani hasta ve fena halde olan Memo. deUrtilmişti. Halk şehirden çıktığı gün. Belki de Allahtandır onlar.

O arzu neydi? Gönlünün aşka gelmesi. Boşuna kendini niçin kötü adlı yapıyorsun? îlk baharlarda gül bahçeleri. Benim bahtım da senin talihinden daha karadır. Benim Zin 'im senin kırmızı gülünden daha şendir. . İkiniz de arsız ve herzecisiniz. Mesih'in. Reyhan senin için karayüzlü olmuş. Ama sen nerde.MEMO ZÎN 293 O Hızır neydi ? Gönlünün arzusu.. Gönlü ona baş kaldırmıştı. Dedi ki: «Ey gül! Gerçi sen de nazeninsin. Fakat siz yarimin zülfüne benzemezsini. Ciğeri bülbülün aşkmdan yüz parça olmuştu. ah ve ağlamakla. Zin'in yüzünün rengi nerde? Ey sünbül! Gerçi senin güzel kokun var. yüz binlerce gül verirler. Sanki hasta. Kırmızı gül mumunun pervanesisin. Memo geldi ve gülleri sejrretti. Sürükleye süriikleye onu bahçeye yetiştirdi. Ey sonucu iyi olan bülbül! AsU bülbül benim. Her an feryadla. Bir gül gibi. üzerine geldiğini gördü. Her zaman Allahtan dilerdi ki: Memo kalksın ve yalnızca yanma gelsin. Zin sevgiden ve sevinçten. Ey bülbül! Gerçi sen de aşk adamısın. baygm olarak çimenin üstüne düştü. Reyhanlara ve sünbüllere bir göz attı. Zin ki kara ve karanlık gecelerde. Derhal şuurunu kaybetti. Bir değil. îşte o Zin aniden baktı ki Memo kapıdan girdi.

yoksa asUsız mı?» Hulâsa: Yüzlerce hayâlden sonra. Huri ve melek bUe olsalar. gördü ki ÎZin'in önündedir. sudan maksat da Memo'dur. . durumdan habersiz olarak. yoksa hayâl nü? Bu rüya gerçek midir. ne de sesleri vardı. İkisi kaldUar birbirinin önünde dilsiz. Bir tane olsa. O da Zin gibi. Sebep olmaz oıüar hiçbir derde Çünkü bıUunurlar her yerde. Memo'nun tutkun olduğu o huri. Ciğeri kanlı olan Memo görünce. ne söyleşme. îki JÜZ perinin nedimeUğini yaptığı Zin. Anka gibi perde arkasmda olsa. Baktı ki iki eU Zin'in avuçları içindedir. Aniden baktı ki önünde. ölmeden. Zülüflerin ve benlerin kokusmum özelUğirU. Bir sebze gibi yerlerdedir. çaresi nedir onun?» Memo böyle söylüyordu. Sadef içindeki bir inciye benzeyen Zin'i.MEMO ZlN 29S Benzerleri çok olan yarlar. eşsiz ve emsalsiz olsa. Aşk dermanı onu bajoltmıştur. Âşık o zaman neyle teselü bıUur? Sabretmeden. SeMnin ayaklarma su değince. Ve bülbülüyle eş oldu. Ne konuşma. Derhal fakattan düşerek ayaklarmm önüne jmğUdı. Memo uyandı. (1) Gonca seher uykusımdan açUdı. Dedi ki: «Bu rüya mıdır. Memonun koku duyusunun önüne götürünce Zin. Ölü avı tuzakla diriltti. (1) Selviden maksat Zin.

Birbirinin gerdanını koklarlardı. şimşekliydi. Ve oturdular o iki nazenin.. Vücudunu ve canım ateşe atardı. çeneleri. Yüzleri. dudakları. Bazan da goncalar gibi lâtif ve güler jmzlüydüler. Cemşid'in kadehi gibi dünyayı gösteren bir saray. Gözleri.. O kadar birbirinin dudaklarmı emdiler ki. göğüsleri. kâh birbirini ısırırlardı. O kadar birbiriyle konuştular ki. Sonra o bahçede gördüler bir saray. nurlu. Memo da görünüşte pervane gibiydi. Kâh öpüşürlerdi. O kadar kadeh birbiriyle içtiler ki.. göğüsleri ve kulakaltlannı. Bir birini gördüklerini yeniden anlattUar. Zin'in yüzü bir mum misâliydi. O kadar birbirine şeker döktüler ki.. gerdanları. çadırsız ve örtüsüzdüler. Birbirinin hasretinden susamış ve o kuru dudaklılar. Her an kaza ve sünnet kılarlardı Öpüşmekten ibaret olan farzlarm ne minneti vardı? . döşleri. Bazan aşk ateşi alevlenirdi. Kalktılar ve salonlara doğru yürüdüler.MEMO ZlN 297 Önce ellerle işaret ederlerdi.. Çok ışıklı.. Hicranı baştan beri şikâyet ettiler. Sonra dilleri çözülünce. Zin için hiç perva kalmazdı. O kadar kaza yeniden eda ettiler ki. Bazan bulutlar gibi üzgün ve ağlamaklıydUar. Perdesiz. O öadar birbirine yandüar ki. Teker teker birbirinden istiyorlardı. İkisi o durumda gözler önündeydi.

MEMO ZÎN

299

Gerçi onlarm zerinden mükellefiyet kalkmıştı, Ama ihtiyatı da esirgemişlerdi. Gerçi birbirinden ümitUydiIer, Fakat fazla uçuruma gitmezlerdi. GönüUerindeki sevgi haddinden fazlaydı. Zarafetin smırı ise kemerdi. (1) Kemal smırmm üzerinde bulunan bir aşk, Kajmaktan temiz ve duru olan su.
Elbette kendi kendini koruyacaktır. Hiçbir pisliği kabul etmiyecektir. GençUk, bahar, bahçe ve sevgililer... Artık dünyada murat edüen ne kaldı? Bilhassa aşk da gaUp olursa.

Her iki taraf m da dudaklan aşktan kurumuş olursa... Artık ne diyejim ben, bihnem ki? Bilmez ki ne söyleye zebanım. (2)

(1) (2)

Kemerden aşağıya dokunmazlardı demek istiyor. Bu mısra ozan tarafından Türkçe olarak yazılmıştır. Ze¬

ban Farsçada dil demektir.

XL

BEY AVDAN DÖNÜYOR VE MEMO İLE ZİN'İN ÜZERİNE GELİYOR
Sakî! Beni tut, çünkü yıkUıyorum ben. Sarhoşum ve şarap içmeden mest olmuşum ben.
Memo ve Zin aşk şarabı içtiklerinde, Derinleşti benim yaramın yeri. Biz âşıklar gerçi meyperestiz. Ama «Elest» şarabmdan mestiz. (1) O şarap senin şarabm gibi kırmızı değildir, O şarap AUahm cemalindendir. O, zatı pâk olan sevgilinin sevgisidir, O, sıfatlar bahçesinin salkımıdır. Sakî! Ver bana Allah aşkına, Dün dolaştırdığın şaraptari bir kadeh. Ondan tadacağım her yudumun. Bana vereceği bir tek neş'e ölünceye kadar yeter.

(1) <<Elest», Allahın ruhlara «Ben sizin tanrınız değil miyim?» diye sorduğu ve onların da «Evet»- diye cevap verdikleri gündür.

MEMO ZÎN

303

O sade bir kejif tir, keyfiyet ve kemnUyetsizdir, Hayâlsiz ve düşsüz bir sırdır o. Dün geceki sarhoşluğu onunla defedeyim. Tatlı uykudan onun sayesinde uyanalım. Benim haUm de Memo'nunki gibi ohnasm Ki aniden ecel Beji üzerime çabucak geüp de. Ömrümün güneşi akşama varmış olup ta. Hâlâ kendimden haberdar olmamış duruma düşmiyeyim. Aşk görUümün arzusu olan Zin'i, Abamm içine kojmıuş olmayayım.

Bey geldi, yanmda bunca asker. Zurna, bunca insan, da-vul ve mehter. Çalıyorlardı davuUan, sazları. Askerlerin önünde jmrüyenlerin sesleri, uğultulan. Aşk zinciriyle ayaklan bağlı olan iki komşu (1) Kalmışlardı hâlâ birbirlerinç hayran. Hiç dujmıadUar ki bu olanlar ne. Hiç işitmediler ki bu sesler ne. Bey dedi ki: «Çözün bu ceylânları. Bu sevinUilerin ayaklarını bağlamayın. OıUarm hepsini kuşlar gibi bahçeye salm. Ki hergiin orUarı seyredeUm biz.» Ceylânları, kurüarı, tavşanları, Omuzlarmda ye kucaklarmda taşıyan halk. Getirdiler hepsini Bejin bağma doldurdular. Çoban ağıla kojrunlan doldurunca,

(1)

Memo ile Zin'i kastediyor.

MEMO ZÎN

305

Bey ileri gelenlere ve büjüklere dedi ki: «Tanıdıklara ve nedimlere tenbih edin, GideUm biraz bahçede oturalım, Çünkü yorgunluktan halsiz düştük» Onlar geldiler büyük saraym kapısı önüne, BaktUar ki saray ve her taraf boştur.
Fakat küçük kapUann hepsi açıktır,

Murad tahtalarmm kur'aları gibidirler. Derhal Beyin kalbine bir şüphe düştü. Anladı ki bu, bir durumdan haU değildir. Ağırbaşlı, akıllı ve biIgiU olan Beyin, Koltukları altma girdiler Bekir ve Tacdin. Getirdiler Zin ile Memo'nun oturduğu saraya,
Kulak verdiler ki, bir fısıltı geliyor. Bey, Zavallı Memo'nun üzerine geldi. Baktı ki altm renkli ipliklerle dikilmiş yastıklara yaslanmış. Basma çekmiş bir aba, Akşamdır, ne bir mum, ne de bir çıra var. Bey dedi ki: «Kimdir bu zamanda. Benden izinsiz olarak bu mekânda? Zin sesini işitince tanıdı. Derhal Memo'nun abasma büründü. Memo hiç yerinden kalkmadı ve dedi ki: «Senin avm benim gönlümü ve eiğeriırU yaktı. Beyim! Biliyordun ki ben hastaydım. Düne kadar da tamamen baygındım. Bugün duyduk ki halk Beyle birUkte,

Hep birUkte ava gitmişler. Yataklarm içinde sabrımız kalmadı, Kalktım bu yaralarla beraber. Çaresiz evden dışarı çıktım. Birden kendimi bu mekânda buldum.»
F.
:

20

MEMO ZÎN

307

Bey dedi ki: «Hastalar için kayıt yoktur.

Bari bahçede ne avladm bakalım?» Dedi ki: «Ben söylersem sen de inan ki, AUah bana öylesine yardım etti ki, Ben bu bahçede bir ceylan buldum. Ama ceylân değildi, bir güzeldi o. Beyaz bir ceylandı, gözleri karaydı, Zülüfleri siyah, kokusu güzeldi.
Her an Tatar iUkesinin miskinden. Yüzlerce jük omm saç halkalarmdan yağıyordu. Haten sahrası misk ile dolu olsa. Ancak değer ziUfünün bir teUne. Gerçi beyazdı, gözlerinin rengi kara ve aktı. Fakat benim ölçümle o bir melekti. Sen geldiğin için o gizlendi. Sen gelmeden önce o açıktaydı» Tacdin onun konuşmasından anladı ki, Zin gizli olarak Memo'nun yanma gelmiş. Dedi ki: «Memo'ya kulak asmajrm, çünkü deUdir, Başmda akU yoktur, o sar'ahdur»

Bunun üzerine o sözden vazgeçtiler,

İlerigelenlerin hepsi mecUste toplandUar.
Sakî, şarap ve mum istediler, Şahane bir dîvan kurdular.

XLI

TACDİN MEMO İLE ZİN'İ KURTARMAK İÇİN EVİNİ YAKIYOR

Tacdin baktı ki meclis karışıktır. Çok zevkli, safalı, eğlenceli ve içkilidir. Memo fazlasıyla kederli ve üzgündür. Ona doğru gitti ve dedi ki: «Kardeş! ne haldir?». Fakat işaret ve muammayla Sordu, Memo da işaret ve imayla. Elini abanın yeninden Çekti ve ona acayip birşey gösterdi : Tacdin, Tatar miskinden iki saç örgüsü gördü.

İki boncuklu yılan başı gibiydiler.
Büzülmüştü Memo'nun koynunda, Memo kalmış heybet ve gam içinde. Tacdin, durumun çok fena olduğunu anladı Kalktı çabucak ve koşarak eve yollandı.

MEMO ZÎN 311 Aniden hışunla kapıdan içeri girince. ne de bir kiUmi Tacdin'in. ev gidecektir. Kabileler. Elbiseleri. Zerdüşt kavmi gibi e'vini. Mülkü. Bey ve hizmetçiler de haberdar olunca. hazineleri. Kalmadı ne bir elbisesi. Benim amacun onları kurtarmaktır. Hayatımm. ey kahraman! Nedir telâşın. güzellikleri. aşiretler ve herkes. BoşâlttUar o sarayı ve de bahçeyi. Belânın bataklığında kahnışlar. Kalk sen harem sarayma git. Çocuğunu kurtar. Ev benim olsun. kimdir sana düşman?» Dedi ki: «Kalk Sıti! Geç oldu berUm için. Ben ise ateşle sujnı öldüreceğim. «Müttehem» karşıhğı olarak yazılmıştır. Sıti durumımu anladı ve kendisiyle konuştu. Onlar da o feryada koşunca.» Sonra. ömrümün sermayesi. mücevherleri ve defineleri. Yani Memo ile Zin. Tacdin nasU defetti? Musa. Dedi ki: «Halin nedir senin. O da feryada ve figana başladı. (1) Sanık Memo'dur. Başkası ateşi suyla öldürür. al sana çocuk. ağır bir durumda. Ben de ateşe ve feryada gidejim» Kalkıp özel dairesine gitti Zin. Bugün bu evle savaşım var benim. O sanık şöyle dedi yare: (1) «Gördün mü. Hep birlikte ateşi söndürmeye koştular. Ateşe verdi ve yükseltti feryadmı Ateş han-ü manian sarmca. önümüzde gam denizini kuruttu. .

AUahm huzuruna gideceğin gün. Eğer canının rahatını istiyorsan.MEMO ZÎN 313 Hep kardeşinin uğrunda yaktı. Bu cennet. Sakm ha. Henüz almadan hisseleri paylaşırlar. Ya da Tacdin gibi sarfet. Ya da onunla al iyi bir dost. mal için ihtiraslı olma. Malını bedavadan varislere verme. Hepsini iyi işlerde harca. Onu toplamak senin için zahmetli bir jüktür. . Ey ahret müşterisi müflis! Senin eline ne zaman geçer? Sana diyecekler ki: «Ey müflis! çık dışarı» Bu fâni cihan gibidir orası da. Bedava olarak bir lokma ekmek bile vermezler. Ey İJİ isimli kimse! Malı sevme. Bunun içindir ki adı iyi söylenir. Çünkü senin elinden alacak varisler. Onunla kendine ebedî bir isim al. Varisler sana kefen parasmı da. Henüz sağ iken malmı harca. Onu bırakmak da senin için hasret ateşidir. bu güzel kumaşlar. Elin hazineden ve maldan boş olacak. O senin için jüz hazineden ijidir. Onun sevgisi insanı kötü isimü yapar.

Aşk memleketiıün baş atlısı. Bunca unsurdan ve buluttan. Bunca mesafeden ve yerden. NasU perdelenmeyi kabul eder. Saflığın ve sadeUğin pususımdan çıkıp. GöntU tahtma oturarak kendiıü gösterdiği an. Bunca engeUerden ve perdeden. . Dördüncü gökten ışık saçan güneş gibidir.XLII BEKİR »lEMO ÎLE ZİN'İ BEYE ŞİKAYET EDİYOB Sevgi iünin sultanı. Elbette dünya da aydınlık olur. îster istemez her gün nüfuz eder. Bajnrağmı açığa vurmaksızm? O da yUdızlarm padişahı gibidir. Bunca gök tabakasmdan.

Devenin üzerindeki yük yetmiyormuş gibi Gammazlar zil misâliydi. Aşk perdesindeki o sazlar. Zin'in ne bir günahı. Memo ve Zin'in gönlündeki sırlar. Güneş tam bir örnektir. kıskançlar ve hilekârlar îki sevgiUnin haberlerini. ister istemez. Halk ise Kerbelâ Hüseyin'i gibi susamıştı. Fakat haberdar ettiler büjükleri ve küçükleri. Sahiplerine hiçbir zarar getirmezdi. Yani dedikoducular. Zin ve Memo'nun aşkmdan doldu. . O da hiçbir zaman gizlenmez. Parmak uçları da burguluydu sanki Âşıklar üzgün ve takatsızdılar. Memo'nun ne bir suçu vardı. Henüz dillere ulaşmamışken. Perdeleri yırtar. Perdesiz olarak teraneperdaz olunca. Uyg'jnsuz kimselerin dillerinin mızrabı.MEMO ZÎN 317 Adı aşk olan bu padişaha da. Memesi çıngıraklı deveye bağladılar çanı. Meclisler fısUtUarla dolmuştu.

Zehir sahibi ve mühür sahibidirler. Sırrmı sana eyler ikrar. O kadar yalancUara ulaştırdUar ki. O da o durumdan haberdar oldu. O riyakâr habise sordu. garaz sahibi bile. safkalpUdir. îkiıUz halvette oturunca. Yerinden kalktı o garaz sahibi. habis. Memo gerçek âşıktır. Hulâsa o meseleyi kendisine ikrar eyledi. O bu aşkta sabit ayaklıdır. bunu iyi bil Kendisiyle satranç oyna sen. Hakikatmı nasU ortaya çıkaralım? Suçun ipucunu nasıl meydana çıkaralım?» Bekir dedi ki: «Emir ver Memo'yu çağırsmlar. «Ben Zin'e âşıkım» diyecektir. jiğittir.» Beyler yılanların şahmm sojrundandırlar. sevgilin kimdir? Memo kahramandır. Düşünce ve hayret denizine daldı. Bak ona lâyık siyaset nedir. . O zaman sırrm hakikati meydana çıkacaktır. Dedi ki: «Namusa aykm olan bu haberin.MEMO ZÎN 319 O kadar mecUslerde gezdirdiler ki. Ta ki îblis hujomdaki Bekir bile. Şartmı da «Gönül dileği» olarak koş. Gönlündeki sevgiyi etmez o inkâr. Bilhassa seninle zaten ihtUâfsızdır. Tenha yerde kendini Bejin yanma yetiştirdi. De ki: Doğru söyle. Bey hamiyyet galeyanma geldi. O şaşırtıcı. Sonra akU ve zekâ salUbi sensin. Sen onu yendiğin zaman.

OîUar da bedhah ve hasis insanlardan olursa. bil ki hışımdır. Tamamiyle sana sırt çe'virirler. Onlarm yanmda ne kadar kadirU ve nazlı da olsan. AUahım! Onlan sultanlara yakm kUma.MEMO ZÎN 321 Mühürleri bastıkları zaman.. BUhassa yanlarmda habis ve §eji:an gibi kimseler olursa. jolanlardari sakmırlar. AkUh adamlar. Gafil insanlar onlara dost ve ahbap olurlar. Şüphesiz şeji^mdan da kötüdürler. bil ki zehirdir. Sevgi gösterdikleri zaman da.. Onlarla her ne kadar oyusan. laubali de olsan. F. : 21 . Azıcık senden değişiklik göründü mü.

Dördüncü çarkm tahtmm sultanı. .akı ile mat eyledi. Satranç ojmayan ayı ve yUdızlar ordusunun Hepsini yeşil sergi üzerinde. SONRA DA ONU ZİNDANA ATIYOR Yüdızlann kafilesirUn baş komutanı.XLnı BEY MEMO DLE SATRANÇ OYNUYOR. Sanırdm ki hepsini kendi ağmda gizledi. Işık paji. »» Hanüyetten gönlü efkârlı olan Bejin Onurdan yaralanmış olan o arslanm. Doğudan doğduğu zaman. Doğan ve batanlarm serdarı.

sular gibi. Oturdu ve hizmetçilere şöyle dedi: «Çağırm siz nedimleri ve dostları. terbiye edeceğim ben. Ey dikbaşh seninle şartımız: Sen ne istersen. Kalk da benim karşıma gel. şerbet ve şeker. Ufukları karanlUctan uzaklaştırmca. Hayli gülsuyu. Güneş doğudan ışık gösterince. Hayli şarap.5 Sabaha kadar uyku girmemişti gözlerine. Bir suçu var onun. Hiç sükûnet bulmamıştı. Bey kin ve öfkeyle Memo'ya dedi ki: «Bugün bizim seninle savaşımız vardır. misk ve anber. Konuşmaların.» Sonra Memo'ya haber gönderip çağırttı. Benden gafil olmayasmız. Getirdiler ve mecliste gezdirdiler. Kejiflerini baştan başa yaptUar. . bizim için de göniU dileği». Tacdin ve kardeşlerini çağırmajon. Bey kalktı ve selâmlığa geldi. söyleşmelerin sonu. Orası nazenin Zin'in köşküne yakmdı. Hepiniz emrimi çabuk yerine getirin.MEMO ZÎN 32. Satrançlara ve tavlaya geünce. Bugün Memo'ya gazap edeceğim ben. Şüphesiz seninle savaşacak olan berüm. Gülsuyu ve gül şerbeti hazırlatmıştı. Gizüden bana Memo'joı çağırm.

Rüh ve Kerkedan geUnce. mecazî . Yusuf onun güzelUğinden utanırdı. sohbet arkadaşı. İki aşık kemiği Memo için düşeş geldi. oradan baktı. Memo'ya dedi ki: «Yeniden iki el daha» Üç el tamamiyle Bey Memo'ya yenildi. Senin isteğin de yerine gelecektir». Rüstem onun jiğitliğine yenilirdi. nüktedandı. Fil. (2) Gördü ki Zin jmkandaki pencerededir. (1) Fil. Memo'nım arkadaşıydı. aja sejTediyor. anlamda Tacdin ve kardeşleri için kullanıl^mştır. kurallar ve yerler sırayladır. Müfsit adam. Kerkedan satranç taşlarının adlandır. (2) Müfsit adam Bekir'dir. Her üçü birUkte Beyin yanma gittiler. ÎZamânm sevimUsiydi. Bu sefer Memo yenilecektir. Kendisiyle beraber Çeko ve Arîf de kalktUar. Sanki bir güneştir. Tacdin kardeşleriyle birUkte koşarak geUnce. O jiğit durumdan haberdar olunca. Derhal haberi Tacdin'e ulaştırdı. (1) Bejin ve öğreticisinin mat olduklarmı gördüler. Rüh. Arslanlar kopardılar kajat ve zincirleri. Memo'nun sevinç ve gam ortağıydı. adı Gırgîn'di. Bey. Memo'nun yaman bir oyuncu olduğunu biUyorlardı. O kötü niyetU bak ne hile çıkardı.MEMO ZÎN 327 Fakat Beyin genç bir oğlu vardı. Şöyle bir bahane ileri sürdü: Dedi ki: «Oyunlar. ÎkiıUz yerlerinizi değiştirin. DeUkanlUann şahıydı.

Dünyada senin sevgiUn kimdir? Gönlünün. At ve yayalar satranç taşlandır. Baştan ay?klara kadar siyahtır. Sırlarm açıklanmasmdan başka birşey değildir. (2) Bey tam altı el Memo'yu yendi. Memo. Birden şuurdan habersiz kUdı onu. dudakları benekU. karşısmdaki şaraptan sarhoş olmuştu. Meseleyi örtmekten maksat durumun açiklanmasıdır. (3) Töhmeti defeder şekilde darbesini vurdu. Bejin söylemesine ve istemesine lâyık değildir».» Garaz sahibi. fırsat zamanında. Bir Arap kızıdır. (1) (2) (3) Fil ve Ferzin satranç taşlandır. göniU dileğin nedir?» Bey dedi ki: «GayenUz bizim mal kazanmak değüdir. Onu sana lâyık görürsem eğer. (1) Gönlü pencerelere takUıp kalmıştı.MEMO ZÎN 329 Bey kalktı. katran gibi. . Memo'nun gözleri Zin'in yüzünü görünce.. zavallı Memo'nım yerine gitti. Memo da yarinin karşısmdaii yere geçti. Oyunlardan. Malımı verip sana getireyim. oynamaktan ve satrançtan maksat. Benim şartım odur ki ikrar edesin. Huri gibi. yanında bulunduğu peri. Dedi ki: «Memo'nun sevdiğiıU görmüşüm ben. melek misâU de olsa. Garaz sahibi Bekir'dir. Bey Memo'ya dedi ki: «Şartımız göniU dileğiydi» O da dedi ki: «Söyle. Atmı yayalarm yerine sürerdi. Darbe Memo'ya o kadar etki yaptı ki. Fil ve Ferzini eUnden bedava çıkardı.

Henüz olgunlaşmadan haykırarak taştı.MEMO ZÎN 331 Gönlündeki perdeli deniz coşa geldi. Beylerdendir o. Dedi ki: «Aslâ onun söylediği gibi değildir. Memo'ya öylece bakacaksmız. Beşyüzünüz bile öfkeyle saldırsa. Hizmetçiler topluluğuna dedi ki o: «Ey nankörler! Sizler niçin. Bu namerdi zilletle yakalamıyorsunuz Ki ben onu ibret için öldüreyim?» Memo'nun karşısma ikijüz arslan dikildi. Hiçbir vuruşun sırasını sizlere vermejiz biz. Su ve topraktan değil o. yeri saraydır. . Hüner sahibi pehlivanlar olduğumuzu biUrsirUz. Hamiyyetle kalktUar birlikte. Sizlerden üçjüz kişi yaralanacaktır. Dediler ki: «Yiğitler! Geri durun. Ankadır. Biz üçümüzü parçalamadıkça. yuvası jüksektir. Hurilerin ve nazeninlerin baştacıdır. Siz hepiniz ne sarhoş. ne de mestsiıuz.kadar. Biz hiçbir hükme engel olmayacağız. Hükümdarımız her ne ferman ederse. Bey heybetine aykırı düşen bu sözü İşittiği anda hamiyyete geldi. Beyim! Benim gönlümü yakan peri. Çeko ve öbür kardeşleri. Gerçi eceliniz bizim eUmizde değil. Padişah kızıdır. temiz soydandır. nurdandır. Gerçi melektir ama adı Zin'dir». Memo da eli hançerli olarak ayağa kalktı. Sizler bizim kim olduğumuzu iji bilirsiniz. Sizler Memo'yu tutuklayıncaya. Ama elimizden çok çekmişsinizdir. Tacdin.

figan ederdi. Memo'nun el ve ayaklarını bağladı. Bey Memo'joı tutup Komutanm yanma gönderdi. . îşte boğaz. Divaneler gibi «Ah» 1ar ve feryadlarla. işte el. Hepsi Memo için üzgündiUer.MEMO ZÎN 333 Elimiz Beyin önünde bağlıdır. Fakat ne yapsm? Bu ona ar değil ki. . ayak ve işte zincir!» Bey kalktı. «Onu dar delikte hapsedin» dedi. Aldılar ve gardiyanm yanma götürdiUer^ Karanlık deUkte kendisini hapsettUer. Tacdin o anda ölümünü istedi. Bey ve hünkâr değil ki. Hepsi Memo için ağlar. Divan ve meclistekiler dağUdUar. Cellâddır.

Sonunda bizi üzgün ve ümitsiz bırakır. Adı Memo olan o bahtıkarajm. Murada ermeden hapse atar. Feleğin kini ezelî ve ebedîdir. Elbette yere gömecektir o. Memo gibi zeUl kUar ve hapse atar. Hem hain. Alçalmayı da bizler için gizliden istiyor. Görmüyor musun. Arkadaşsız. her gün güneşi. Mutlaka biz âşıklarm gönlünü.XLIV MEMO'NUN ZİNDANDAKİ DURU1M1 Feleğin sevgisi ezelden beri yoktur. En sonra da mezara gömer. hem de münafıktır o. Önce nazlarla ve edalarla götürür. Yükselmeyi kendisi için açıkça istiyor. . Onun yerden çıkardığı her şeji. Toprağm mağarasına atıveriyor? Bilhassa âşıklar topluluğu hakkmda. kimsesiz ve dostsuz olarak. hem eğri.

işte sana kanlı gözyaşlanm. ölüleri sorguya çeken iki meleğin adıdır. Mezar gibi dar ve karanlıktı. ben sana Mecnun. Ferhad benim. (1) Memo oturdu orada âbidler gibi.MEMO ZÎN 337 Ağlamaklı bir halde öyle bir çukura attUar ki. Gerçi dünya bana zindan olmuş. beni sorsan? Leylâ sensin. Crözyaşlanmın seli tatlı su arkına döndü.parça ettin. O yer kendisine oldu Nehşeb ırmağı O ay bir gecelik hilâle döndü. Zindan ona oldu çile yeri. Şöylece Zin'e seslenirdi o: «Ey kalpteki yakıcı ateş! Sen bugün gönül Mısır'ında padişahsm. O sofu halvet hücresine ulaşmca. : da «"Vahdeti vücut» denilen felsefedir. Kâh âbidler gibi umutla. Çünkü Peygamberin ağzmdan. Günde yüzlerce defa dertü gönlümün. (2) Kâh âşıklar gibi gönül arzusuyla. Ne olur bazı bazı Züleyha gibi. Birlik mertebesi herhalde ermişlerin bir mertebesidir. Ejderha ağzı gibi iğrençti. Gülrengi istersen. Fakat ben yalnız bugün müslümamm. sen de benim Şirin'imsin. Şeyhliği birlik mertebesine erişti. Sabır gönUeğini sen param. Şu haber doğru olarak rivayet edilmiş ki: (1) (2) Nekir ve Münker. Her an ağlamaklı bir sesle. ya F. 22 . Nekir ve Münker gibi korkunçtu. Ey şeker dudaklı.

O kadar da senden ümitliyim ben. Bu kadar lâtif ve nazeninsin. Cananım! Sen benim canımda saklısm. Gerçi Bey bana hışım etti. Yüz sene de beni hapsetsen. Ama bu hışmı sebepsiz yere etmedi bana. Nûn «N» harfi demektir. On kerre senin bojnm ve boşunun hakkı için. Arapça yazılışı şöyledir: burada maksat kaştır.erkek münasebetleri hakkındadır. Ne kadar hicrandan ıstırap çekiyorsam. Her iki «nûn» a jüz kerre yemin ederim ki. Gerçi o Bekir'in sözüne kulak verdi. Nur suresi kadın . Fakat o kadar da sersemlikten memntmum ben. Kaşlarmm kıblegâhıyla andımı tekid ederim ki. Senin cemalin güneş. Ama bana verdiği bu ceza da yerindedir. Müminlerin belâlarmm yeridir. Hiç kavuşmaktan ümidimi keser nUjim ben? Nur suresine andiçerim ki.MEMO ZÎN 339 Dünya gâvurlarm cennetidir. Gerçi çok fazla sersemim ben. Simanın mehtabıyla andımı pekiştiririm ki. _ (1) (2) . Çünkü sen Şahsm. Örgülerinin secdegâhıyla andımı büyütürüm ki. alnın mehtaptır. ben ise dilenciydim. Ben sana emsal ve kavuşmana lâyık değildim. (2) Gözlerine karşı ahdim şudur ki: Canımda bir ramak kalmcaya kadar.hakkı için. (1) YazUmış kitap olan yanağma andiçerim ki. Kırk kerre senin zülfün ve beninin. Yüzünün güneşiyle andımı pekiştiririm ki.

Pervanejim ben. topraktanım. Henüz bir senesi bile dolmadan. adalettir. Hadis şöyledir: «Siz ölmeden önce ölünüz». Bu kadar zajnf ve gönlü korkağım. O âbidin haUndeki değişikUk. zulüm değildir.» Hulâsa: «Ölün» mertebesi hasıl oldu. tenimi ateşe vermişimdir. Kalbin parlatılması hasU oldu. yırtUsa da. Bu. zelilim. Kalbindeki zan. kalp ve can birbirleriyle temizlendiler. inanca dönüştü. Memo da nefsini öyle öldürdü ve hadisin emrettiği merte¬ beye ulaştı. Bu benim hakkımdır. Ten keten gibidir. Yani nefsinizi öyle islâh edi¬ niz ki. dıştan da yanmışımdır. Ten çürüse de. Gönül gam deryasmda boğulsa da. Fakat adaletten de uzak değildir. «Siz ölmeden önce» sözü gereğince. Gönül rUIüferdir. (1) Nefsin temizliği mükemmel oldu.MEMO ZÎN 341 Ben ise dikenim. İçten de. Ruh ajması parlatUdı. Bu çukur gerçi fazlasıyla derindir. Hatta kırk günü bile dolmadan. . (1) Bu ve bundan önceki rnısra' bir hadise işarettir. Nefis. sen de güneşsin. daha ölmeden nefsiniz yokmuş gibi. Zin'in jüzünün nurunu arıyorum. Ben âbidim ve manastırda otururum. aşk ateşinin özelliğidir. sen de mehtapsm. ölmüş gibi bir duruma girsin.

Baştan başa ona göründüler. Mecazî arzunun yeri olan o heykel. Şekil. Her biri ona bir Zin görünürdü. Sırlar önünde çözülmeye başladılar. ' Her birinden ona bir inanç görünürdü. HayâUyle her nejin yanmdan geçtiyse o. Gerçek aşk yavrusunun ojom yeri oldu.MEMO ZÎN 34» Nurlar kalbine görünmeye başladUar. bitkiler ve haj/T^anlar. Bu ağaçlar. O çukur kendisi için dürbün olmuştu. mejrveler ve insanlar. öylesine mânayla değişti ki. Her neye gönülden baktıysa o. . Bu maderUer. Gönlünün aynası öylesine parladı ki. Sanki kendisi rasatta oturmuştu. Bütün bu yaratıklar ve Allahtan başka herşey.

Sabırsız. hapis ve zindan oldular. (1) <1) Şair kendi yüzünün rengini kastediyor. Sanki kendisi için hepsi haramdı. Memo çukura düşünce. O tel zaferana döndü. Onun da kavuşmaya ümidi kalmadı. Öylesine zajnflamıştı ve incelmişti ki. Memo henüz zindana girmeden önce. Kendisine hisar. Ne kadar jiyecek ve içecekler varsa. Ka-vuşmaktan ümidirü kesmeınişti. Vücudu hiçbir güç ve takat bulamazdı.XLV ZİN ÜMİTSİZLİĞE DÜŞÜYOR VE FELEĞE SİTEM EDİYOR Hicran derdiyle üzgün olan Zin. . Sanki vücudu bir kU teUydi. Canı hiçbir uyku ve dinlenme görmezdi. sükûnetsiz. salonlar ve köşkler. Hânî'ıUn yüzünün rengi gibi oldu. kararsız ve temkinsizdi. Gezi yerleri.

Bana bir Memo'jru da çok gördün üsteUk sen. Yusuf'suz. Senin bana karşı bu kinin nedir acaba? Bir defa benim için bir devir yapmadm sen. muratsız ve jmvasız. Acaba benden ne fayda gördün sen? Bana yakışıklı bir delikanlı gösterdin. Beni de bu 'viran evde bıraktm. Onunla Memo'nun gönlünü yaktm. Yakup gibi üzgün ve iniltiyle. seherden akşama kadar. Âlem tamamen sevinçli ve neşeUyken. Ben Züleyha gibi kaldun. Gönlündeki zehiri dök. hunhar zaUm! Benim sana karşı bir kastım. Önce bana öylece gösterdin onu. Onunla gönlümü yaktm ve yaraladm sen. Yalnız bana ve Memo'ya matem verdin sen. Canımm ve gönlümün sabrını talan ettin sen. Sonra neden benden sakladm onu? AyrUık ateşiyle beni yaktm sen. Bfer an dönen çarka şöyle seslenirdi: «Ey amansız. BerUm yüzümde bir nur peydah ettin.» Bazan da zavaUı Memo'ya yanardı: «Ey Yusuf gibi günahsız olan tutuklu î . Memo'nun yüzünde de bir ışık çUcardm sen. Derdini söyle bana. bir garazım yoktur. Yusuf gibi güzel Memo'mu çukura gönderdin. Kavuşmak hasretiyle beni öldürdün sen. «Yarab» zikrinden boş kalmazdı.MEMO ZÎN U7 Akşamdan sehere.

Memo'jm görün.49 Benim rahat olduğumu düşünmiyesin. Ak günlerde ve karanlık gecelerde. . Ey gönlümün kıblesi! Gönlümüzün muradına andiçe¬ rim ki. Sadece iki gözümden kan yağıyor.MEMO ZÎN 3. Çabuk haberini geri getir bana. Her iki gözün işi uyanık kalmaktır. ey aydm gönüllü! Benim zindanlım! Oturma arkadaşın kim senin? Benim sevdalım! Yakm dostun kim senin? Ey gönül ! Benim kalbimden çık sen. Ey gönül ! Sen kendisini selâmlajmnca. İkiniz gidin. İçimin gıdası da kan içmektir. ikiyüz inilti ve figan. yoksa dargın mı? Bakalım bahçesinde bahar mı var. Fakat biriniz bana haberini getirin. Allaha yemin ederim ki. Berüm takatli olduğumu sanmıyasm. İşte budur benim halim gece ve gündüz. Yoktur benim için uyku ve yemek. Zindan da bize cennet bahçesi olmuş. Zamansız olarak geliyor canımm ve gönlümün içinden. yoksa güz mü? Bakalım kırmızı gül gibi güzel renkU ve lâtif rrUdir? Yoksa bülbül gibi perişan ve zayıf mıdır? Salon bize nUhnet evi olmuş. Vallahi. Senin halin nedir. Her zaman senin hasretinin derdinden. Yüz «ah». Ey canımm kâbeşi! AUahm kâbesine andiçerim ki. Ey can! Sen de gönül için onunla birlikte git. Bakalun hali nedir o tutuklunun? HayaUne ne koymuş o gönlü efkârlı? Bakalım bize barışık mıdır. Her an senin ajo-ıhğmm derdinden.

Senede bir gün bana görünseydi. Beıü de o çukura gönderseydi. Gerçekten ölüm bana hak olurdu. Derman etseydim o yaralıja. bana da hışun etseydi Memo gibi zincirle. Ömrüm bir ramak da olsa.MEMO ZÎN 351 Keşke Bey. prangayla. . Bir defa görseydim o tutuklujm.

Dertlerin kapısı bu şekilde açUdığı zaman. O dertler öylesine bir ateş deryasına döndiUer ki. Mecazî ciIÜerin cUtçisi. O ateş öylesine bir etki yapti ki. Tamamiyle perdelerden çıktUar. O dcKt öylesine serkeş oldu ki.XLVI TACDÎN VE KARDEŞLERİ MEMO'NUN KURTAIÎILMASI İÇİN KONUŞUYORLAR Aşk kitabmm bölümlerirUn. Şu şekilde birleştirdi. Düzenli ve nizamlı olarak. Hepsi derüerle hastalıklı oldular. Ve arkadaşları olan Sıti ve Tacdin'e. bağladı ve şiraze eyledi: Dedi ki: Nazlı olarak büjütülen Zin ile Memo'ya. Özellikle onlarm eski dert ortaklan. F. : 23 . Aşktan bir işaret almış olan herkese.

MEMO ZÎN 359 Derüer yeıUden onlara baş gösterdiler. Her an kardeşleriyle kavgahydı. Bileklikleri takalım. Yine de o dertie mübtelâydUar. Gönlünün maksadı şuydu: «Kalkıp hışımla Bejin huzuruna çrkalım.. Kusurlu olarak Memo'jnı istiyelim. Artık konuşmak da gelmiyordu gönüllerinden. Asla bu işi düşünmejin siz. Bu savaş divanla olmaz. Yüzlükleri ve zırhları üstümüze giyeüm. Biz de öyle bir savaş yapacağız ki. Sıti'nin derdi Zin'in hayaUydi. Biz kaldık ve yarm savaş meydanı. miğferleri başımıza koyalım. En ijisi şudur ki. yarm bineUm. GörUümüzün derdirU derman etmiş olur. Gerçi onlar buıUardan ajmydUar.» Arif şöyle dedi: «Ey Zaloğlu Rüstem! Bu iş bence imkânsızdır.. Yok eğer inat üzerinde İsrar ederse. Savaşsız. Ya bir hamlede Memo'muzu bıraktırırız. Memo'nun suç ve günahlarmı affettireUm. hiç konuşmayalım. . Bu şekilde Memo'yu Beyden istiyelim. Bir defa gideUm Memo'joı rica edelim. Tacdin ise Memo'nun derdinden deUye döndü. mücadelesiz ve şahlamşsız. Gürzleri sallayalım. Her üçümüz de silâhlı. nuzraklan ojmatahm. Yahut da hepimiz erkekçe başımızı veririz. hazırlıklı olarak. Yahut bu başı ve malı o yolda feda edelim. Bey sizin için kardeşi serbest bıraksın. Eğer Bey bu şekilde Memo'jnı bırakırsa.

Şehzadeler pencerelerden baksmlar. Şeker gülüşlü dilberler seyretmeye gelsinler. Botan'ı raksa ve halaya kaldıralım. Kalkıp bize galip gelmek isterse. . kimi dua etsin.» Tacdin kardeşinin sözlerine kulak verdi. Kimisi gülsün. Eğer Bey Bekir için taassup gösterir de. Dilberler köşklerden sejnretsirUer. Savaşa başhyacağımız zaman. kimi övsün. Ecel değirmerUrU öylesine döndüreUm ki. Eünize sağlık gençler. Yüzlerce övgü. Her an desin o perizadeler. Taneler gibi kelleleri öğüteUm. Dürdaneler mücevher kutularından çıksmlar. O iki yüzlüyü kapmm önünden atalun. Sağlamca görUünde yerleştirdi.' beyzadeler! Kimisi ağlasm. îjiUğin düşmanlığı baştan başa olur. Her an nazeninlerden işiteUm.MEMO ZÎN 357 Baştan gideUm Bekir'i parçahyalım. binlerce aferin. SevgiUler darbelerimizi seyretsinler. Her bir kapmm önünde bir kurt durursa. Gül rengi gömleklerini üzerlerinde yırtsınlar.

San renk saçan kUıcmı da çekince. .KILMASINI İSTİYOR Sabahlejin sabahm şehsuvarı. Boz attan maksat gündüz. O (1) (2) (3) Sabahın şehsuvarı güneştir. Can ve gönülden helâlUk istediler. alacahdan Siyah attan maksat gecedir. Dağlarm kUıçIarmı ve kemerlerini paramparça etti. (2) Siyah atı tavlada sakladı. Ateşten olan gürzünü çıkardı. (1) Boz atı alacalmm yerine çekince. maksat da gecedir. (3) Boz atı kendisi için yeniden eğerledi.xLvn TACDİN BEYE HABER GÖNDERİP MEMO'NUN BII^A. Oynayarak. Dünyaja heybetinden sararttı. Arap soyiu atı ve çıplak rahvanı. zaman Tacdin ve kardeşleri taraftarlarmdan. raksederek kapıya çektiler.

Çeko'nun ve Tacdin'in ölümü farz oldu artık. ellerinde gürzler. ağalar! îleriji görenler hizmetçilerini öldürmezler. Dördümüz de omm hizmetine olmuştuk âşık. Derdimizi ona dökeUm. Sanki düşmanlarm mezarmı kazıyorlardı. Artık nakledip Şam'a gideriz biz.MEMO ZÎN 361 Aniden kUıç ve mızraklarını çıkardUar. Sen padişahlara hükmetme. Fakat âşıktır. Tacdin yakmlarmdan bir yaşlıjn. Memo sahipsiz olarak zindanda kalmış? Düşmanlarımız bize sevirUyorlar. Biz dört kardeşiz dört duvar gibi. dostlanmız üzgün.» . Dördümüzün de başı top gibidir. HaUc arasmda kalmadı jüzümüz. Heybetleriyle düşmanlarmı uyardılar. Dedi ki: Git söyle «Beyler. Memo'nun gönlünün derdini deva etmesini diliyoruz. Ya bizim için ijisini yapsm. Meydanı tozla inlettiler. Tajin etti ve Bejin huzuruna gönderdi. Yahut da bize Bekir'i yoUasm. Onun iradesi ise sopa gibidir. Ama bugün gözünde ışık yoktur. Gerçi Memo fazlasıyla günahkârdır. Suçsuz kimselere de zulmetme. aşk ise padişahtır. Ki biz ona birkaç söz söyüyeUm. Biz dört kardeş vardık ona sadık. Gerçi BejinUz ileriji görüyor. Biz Memo'yu bırakmasını rica ediyoruz. Onun mutluluğunun köşeleriyiz dördümüz. İnsafa sığar mı ki bir seneden fazla.

ya da beni öldür. (1) Kıskanç adam Bekir'dir. o zaman aman ve mehil vermeyesin. Yoksa onlar sana hasım ve düşman olurlar. . Kıskanç adam durumdan haberdar oldu. Bir defa fesat ateşini söndür sen. Sonra fırsat geUnce yeniden yak. De ki: «Biz Memo ve Zin'i feda ettik. Tacdin'i ve kardeşlerini incitme diye? Onlara Zin'i ver. En iyisi odur ki hiç konuşmayasm. Sakm ha.XLvra BEKİR KORKUYOR VE YENİ BİR OYUNA BAŞ VURUYOR Elçi sözlerin hepsini nakledince. Dedi ki: «Memo için af isabetU olur. Nikahladık biz onları ve Tacdin'e verdik. Beyim! Ben demedim mi baştan. Tacdin senden çekinmemektedir. (1) Durumun kendisi için kötü olacağım arUadı. Sen bu inadını açığa vurma.

Hepsini nakışlar gibi kıhca bağladı. KUıcm halkası. Kâh gizli geleUm. En İJİSİ odur ki idare edeUm. YaıU gece. Öbürü ölüleri yerüden diriltsin. İlâcı nedir? Öldürücü bir zehir. Bazı kimseleri çikaralun. kmı ve torbası haUne getirdi.» O dinsiz. Gizlemek. Öğütleri. Biri kötü adamlara mahsus. bazUarı da karanlıktır. Bunun içindir ki hükümdarlara iki fincan gerekir. Onlar için ustalık ve düşünmek ister.MEMO ZlN 365 Karşısma çıkamıyacağm hasmm. Bazı işler vardır ki öfkeyle halledilmezler. biri de iji adamlara. O kadar şenî şeyleri süsledi ki. sabah ve akşamlardır. Biz de geceleri ve gündüzleri. Zamanm vakıfları renk renktirler. Öfkeni açığa Vurma sen. kâh açUtça diye. aldatmacaları ve yalanları. bihnezükten gelmek ve tahammül ister. Bir kısmmı kaldırahm. yanlış sözleri. Öbürü de kendisi için sağlan hastalandırsm. . BazUan aydmlıktır. bazılarını gizUyeüm. Biri düşmanlarmm camnı çıkarsm. Çünkü zorla ve vurmakla çözülmezler. kUıcı o kadar biledi ki. Mısır kUıcmı kendisi için öyle keskinleştirdi ki.. Allah onları bizim için örnek yapmıştır. bir kısmmı yok edeUm diye.. gündüz. Biri kendisi için hastalan ijileştirsin.

Sen istedin mi ki ben bahşetmedim? Tacdin ile Çeko aziz ve nazhdırlar. Dedüer «Devri ve devleti dâim olsun onun». Bu namım. Öylesine sakladı ki kimse anlamadı. Onlar nasü isterse hep öyle olacaktır». GöıUü öfkeyle yanmış olan Bey. O. nişanım ve makamım. Bütün farzları da kaçırsam ben. Ben hazineyim. Key'in Rüstem'idir. Ona de ki: Sen sebepsiz yere benden kaçıyorsun. Bekir'in kendisine söylediklerine İnandı ve elçi adama dedi ki: «Ey ihtiyar ! Yanlış düşünme sen. Bu şöhretim ve şanım hep ondandır. . Sözlerin hepsini onlara arUatmca. Onun hatırı olmaksızm bana haramdır. o da ejderhadır. kahramandır. Tacdin'i elimden nasü ucuz kaçıruım? Benim saltanatım.MEMO ZÎN 367 O kılıcı da başucuna koydu. Bejin yanmdan gidince. Savaşa hazırlanmış arslairUar öyle yumuşadUar ki. Ona de ki: Ben görUümden Memo ve Zin'i. Elçi. İkisini kan -koca olarak Tacdin'e verdim. şevketim onunladır.

Her zaman se'vinçU ve neş'eU olan Bey. Zin'i ve Memo'joı kalbinden at. mangalı koyup. Eğer Bey bana izin verirse. (1) Onlardan meşaleji gizlejince. Sanki matem elbisesine bürünmüştü. : 24 . Bu dertleri ve elenU eğer istemiyorsan. Dedi ki: «Gam yeme ey devletin çırası! Eğer ömür bana mehil verirse. Siyah elbiseji gijince. (3) Beji üzgün gördüğü zaman. Bekir'i kastediyor. F. (2) Yani sarı çırayı söndürüp. Ben Memo'yu bir tedbirle öldüreceğim.XLIX BEKİR. Onlarm ikisidir fesadı uyandıran. Onlardır inada sebep olan. O kara yüzlü mel'un kâbus. (1) (2) (3) Mangaldan maksat yıldızlardır. Meşaleden maksat güneştir. BEYE YOL GÖSTERİYOR Akşamlejin gök.

sen ebedî hayatsm. «Bu ijidir ya da kötüdür» demezler. Sağ kalacağma inanma. Kolayca başarUacak olan işten. Onu gördüğü an derhal. Pervanedir o maksadı ateştir. «Bu doğrudur ya da yanlıştır» demezler. İnanırlar doğruya eğri olarak. göz bebekleri de beyaz. Sözün menşe'ine gönül vermezler. Onlar sadece ahmaklıklarmdan ve eksikUklerinden. Beyim! Sen git Zin'e de ki: Memo aşk ateşiyle yanmıştır. Ona de ki: Git Memo'joı çıkar. Onlarm kalbi kulaklarıdır. Zin'e baktığı zaman. Gözleri karadır. sen hayat sujoısun. Memo ölüdür. Memo eğer bu şekilde yok olursa. kulakları kalplerine bağlı değildir.: Bazı beyler vardır ki akUlı ve azizdirler. Muhakkak ki yaşıyamıyacaktır. Fakat saf kalplidir ve işleri ayırdedemezler. Halkı ve insanları haberdar etme.MEMO ZÎN 371 Tacdin'i ve kardeşlerini bir zehir şerbetiyle. Garaz sahiplerinin onlara söyledikleri sözlere. kendine al getir. Bir zaman kahredebilirsin sen. Ben onu sana verdim. Keşmekeş ve çatışma da ortadan kalkacaktır. . Ben biUyorum ki Memo çok perişandır. Memo susuzdur.

cimri ve kötü lüyetU kimseleri. Ta ki imtihan etmeyinceye kadar. tahammülsüzdürler. (1) Nasıl mutlak vezir olursun? (1) Yani herşeyi kabul edip «Evet efendim» demedikçe. Getirip kendilerine arkadaş ve kUavuz yaparlar. Çoğunluk akıUanyla mağrur olur onlar. Kötü isimli kimseler onlara vezir ve öncü olur. Onlar da devlete kusur sokarlar. Bu kimselere bırakırlar işleri. Kötü. . Onlar herkesi beslemezler. Kırk kerre birisini denerler. Zamanm bu beyliği ve kâhyalığı. soylu. Bedhah.MEMO ZÎN 37Î Kısa görüşlü. düşüncesizdirler. akılsız ve kötü huylu kimseleri. Çoğunluk danışmaktan uzak kalır orUar. Sonra onu kendilerine yakm yaparlar. Devlet adamı ve zeki olan Beyler. Çabuk öfkelenirler. Dünyadaki bu beyUk ve vezirUk. Şefkat ve siyaset sahibi olan Beyler. İkisi de boş ve birbirinden seçilmezler Sen «Elhak» demedikçe. İkisi birbiri gibi ojmarlar.

Benim ona yaptığım haksızlık ve zulümdür.BEY ZİN'E MEMO'YU GÖRMESİ İÇİN İZİN VERİYOR VE ZlN BAYILIYOR İşin içjüzünü bilen akıllı ihtiyar. haksızhğı da o yaptı. . Biz bir akıllıdan tedbiri öğrendik. Zin'i çağmıp yanma oturttu. O zulmü sen ettin. Ben ona boşuna eziyet ettim. Harem sarayına gittiği zaman. deli ve tutkun olmuştu. O hapis hayatını bir sene uzattım. Bunun içindir ki ben onu hışurUa zindana gönderdim. Senin aşkm onun akimi kaçırmıştı. Divane kimseler zincirle tedavi olurlar diye. Dedi ki: «Memo'nun kalbiıU kırdığımız yeter. Şöylece bize nakletti macera ja: Bey istişareyle ve kararla. Sersem. Ve perdeyi sırrm üzerinden kaldırdı.

MEMO ZÎN 37> Bunun sebebi aşkm kemale ermesini sağlamaktı. Senin güzelliğindir onu tutkun yapan. O ölüdür. SerUn sevgindir onu yaralıyan. Kavuşmaya lâyık ve makbulsünüz. Günah olmayan özürle mazurdur. O hastadır. O sersemlik ilâcmı da ona sen verdin.» Kalbi aşk dolu olan o örtiUü hatun. Utanma perdesiyle zaptedilmişti. Senin. sen ise hayat pmansm. O sürmeji gözüne sen çektin. Şimdi ise canü gönülden. Kavuşmanm aşkınızı iptal etmemesini sağlamaktı. kendisiyle konuş. O seni görmeden kalbi ağrımadı. Zincirlerini çöz. Kalbimiz onu tasdik ediyor. sen ise Fırat pmarısm. çıkıversin bülbiU. O susamıştır. Ona sitem edecek kimse. Onun kalbine isabet eden oku sen 'vurdun. kendin için bırak onu. Yine git sen. Bir akrep gibi kalbini soktu. ellerine ve ayaklarma bağladığm ziUüf . Elbette cezasmı görecektir. sen ebedî ruhsun. O padişahm emriyle memurdur. sen ruh veren susun. Aşkmızm derecesirU öğrendim. bojmuna geçirdiğin halka. Senin. . O susuzdur. Ey açUmamış kırmızı gonca giU! Kırıver kafesi. Siz ikiniz kemal derecesindesirUz. Onun gönlünün ve ruhunun önüne kurduğun tuzak oldu^ Sen nasıl iki ahuyu çUcardıysan. Şüphesiz Memo gerçek âşıktır. Ve zavallıya iki cadı gibi saldırttıysan.

Ciğerinde ikijüz yara bulunan Zin. Gözlerinde şefkat gözyaşlan topladı. Rüzgâr aradan duvan kaçırınca. Zin kırmızı giU gibi kalbinin kanma boğulmuştu. Sanki bin meşe ağacı birden sallandı. Hemen şefkat kebabmm tütsüsünden. Taşarak kaynadı ve perdeji jorttı Perdeyi yırttı. Dediler ki: «Ey hakşinas. Sabaha kadar ikisi o halvette öyle kaldUar. Ev halkı hep yanlarmda toplandUar. Aşkm kaynamasıyla dalgalanan bir deıUz.379 Kardeşi o perdeji kaldırıp atmca. İki deniz arasmdaki utanma berzahı kalmadı. öhneji diledi. O şekilde ağlamanm kajmamasmı savmak istedi. Sanki şaraptı ve şişenin içinden dökiUdü. O kadar kardeşi Zin'Ie beraber ağladı ki. O gam deryası kaynadı ve taştı. ve gönülden kan dalgası Fışkmdı Fırat ve Ceyhun misâU. Bey üzerinde ağlıyordu bir biUbiU misâU..MEMO ZÎN . Aniden onunla ağlaması geldi. âdil Husrev! Haksız yere rUye onun katiU oldun sen? . Ağzmdan ve burnundan kan f ışkırdı. Bey garazla Zin'e güldü.. Merhamet dalgalan kajmadı. Ölüm haUne girdi. Hepsi Beyin el ve eteklerine kapandUar. Utanmak perdesiyle korunuyordu.

Şahım! Sen ruhuma izin verdin. Ben Zin'i nasU bile bile öldürürüm? O Harem cennetinde Tuba ağacıdır. Mercana çevirmek sana yakışmazdı. Gördü ki Bey yağmur gibi gözyaşları döküyor. Bu şekilde yerlere sürüp kanlara bulamamahydm. Sanki ölmüştü de yeniden dirildi. Berüm ruhum gidip Memo'nun ruhuna ka'vuştu. O.MEMO ZÎN 881 Zin masunduk bahçesirUn giU fidanıydı. masum ve nazik bederUni. Harem halkı. Suçsuz yere ömürden mahrum etmemeUydin. Kalkıp dört tarafa baktı. Zin'in kulağına Memo'nun ölüm haberi girince. tJzerine gözyaşlan döktüler demek İstiyor. «Memo öldü ve canını verdi» dedi. O baygmdır. .» Bey dedi ki: «Yanlış hayaller kurmajan. (1) (2) Tuba cennet ağacının adıdır. Benim ruhum onun ruhımda kayboldu. Mateme girmişler tamamiyle. Kanal sularmı servinin üzerine döktüler. Dedi ki Beye: «Ey mutluluğumun sebebi! Benim düğünümde üzgün olma sakm. ben onu öldürmüş değilim. Zin iffet bahçesinin servi fidanıydı Sedef kutunun içindeki pâk inciydi. ÂrUden biri dışarıdan geüp. (2) Hanü manlarda matem ve yas koptu. Suçsuz yere canını bedeninden ayırmamahydm. Feryadlar göklere jükseldi.» (1) Harem halkı Zin'in üzerine koştular. ölümünü kendisi için fırsat buldu. Lâtif. yakm ve uzak herkes.

Hulâsa toprağm merkezinden. Benim takatsiz vücudum ağırlaştı. çünkü Senin iznirU bekliyordu. O da Memo gibi üzgün ve tutuklu kaldı. Kâh yok olmak sahiUne geldiler. O. Ruhum! Sen göniUden rıza verdiğin zaman. OıUar fani sarayları terkettiler. Şahım! Sen ten memleketinde sala verdiğin zaman. tehlikelerin denizinde. Ruhum derhal vücudumdan çıktı. Birbirine emin oldukları zaman. Benim güçsüz ruhum jürüyüp gitti. Bir an durdular ve dinlendUer. şerefi ve senin rızanı korumak için. Can tenden çıkıp gidince. Ruhum ten hapishanesinde tutuklu kalmıştı. O zerreler. onun için kalmıştı. . Hulâsa ka'vuştuktan sonra. bugüne kadar gitmemişti. O güzelUk meşalesi ve ışığı. O damlalar. sıfatlarm deryasmda. Namusu. Siz bu yolculuğu yanlış okumayın. O zerreler güneşe kavuştular. Memo'nun ruhundan da ona bir ışık kavuştu. Bizim şahitlerimiz büjiik meleklerdir. Kâh ebedî kalmak smırma gittiler. Onlar ebedî cihana gittiler.MEMO ZÎN 383 Senin ağzmdan ikrar çıkmadıkça. Lâmekânlarda seyredecekler. Canan onu gördü ve can cana kavuştu. Mekânları kabul etmeyenler.

MEMO ZÎN 385 Asla birleşmeden ve ajrrUmadan. Musa'nın Tannyla konuştuğu vadi. Zat sayesinde ebedî zerreler oldular. Siz bunu benim hünerim kabıU etmejin. Gerçi o ruhuma görünüşte «Kop» dedi. ben ise kuru bir etim. F. Ruhtur. Beni bu perdeden dışarı çıkardı. Arkasmdan da derhal «Dön» dedi. Gerçi sizin yanınızda adı Memo'dur onun. O padişahça jükselmenin lâyıkı oldu. Bu haber benim için garip değildir. (1) Onun ruhu hak nunmdan ışık aldı. Ben bu yolculuğu ruhumla yaptığım zaman. Bana gösterdi oraja ve berU de kendisiyle gördü. candır. Allaha yaklaşmanın lâyıkı oldu. Biz bu ruhu vücudumuzdan sattık ve ajnrdık. Bu zerreyi güneşe ulaştırdı. Asla birbirinden ajnnlmadan ve başkalaşmadan. Beni alıp Turi Sina'ya götürdü. Fakat jüksek himmetii bir padişahtır o. (1) Hz. : 25 . Onun kalbidir Mukaddes vadi. Candan Müridi bulunduğum şeyh. Onlar zata doğru yola çıkmca.

Yargıcm huzuruna helâllik almış olarak çıkayım. Has eeımetle mutlu olayım.MEMO ZÎN 387 Geldim ki sizlerden helâllik alayun. Sizler de beni yolcu edesiıüz diye.» . Gfeldim ki sizinle vedalaşajnm. Yine döneyim yanmızdan raksederek.

merhamet serUn. Otur sen tahta Husrev gibi. Eğlence ve sevinci biraraya getir. Oturup vasiyetini Beye Şu şekilde anlattı ve ikrar etti: «Ey ruhlann ve gönüllerin padişahı! Kızkardeşin sana feda ve kurban olsun. Ben Memo'yu kendime seçtiğim gün. Gamlar bana teslim oldular. Sana kurban olsun günde ikijüz Zin. Ben kendi hisseme kanaat getirdim. . Bunca mertebeler ve makamlar gösterince.LI ZİN'İN BEYE VASİYETİ Zin onlara bu kerametleri gösterince. Memo beıUm olsun. Gamlar benim olsun. Şahım! Benimle ihtilâfa düşme. Altm tacmı jüzünün üzerine eğ. Bütün gamlan da kendime seçtim. Senden rica ediyorum olmayasm üzgün. saltanat senin. Saz mecUsini tertip eyle. Gam iUkesinde zafere ulaştım ben.

Ama ruhlarımız bir birine kavuşacak. . Hep rakısla ve halayla sallansmlar. Gerçi vücudumuz çukura gidecek. SevinçU olmanm. Güzel kokulan birbirine kat. Bizim haj^anhğımız zail olmuştur. NasU şehirde törenler yaptırdıysan. Gelin ve güveyi de cennetlik olacaklardır. Tenbih et. Ferah verici şeyleri topla. Gülsuyu. Bu çeşitler haddinden fazla olsunlar. Gelinler gibi süslensinler jine. Bu nimet çeşitleri çokça olsunlar. Buhur çeşiüeri de çokça olacaktır. dükkânlara ve çarşUara. Meleklerin davetU oldukları düğünde. kocakarUan yeniden dirilt. Azad eyle cariyeleri kölelerle. Meleklerin dayetli olduklan düğünde. İhtiyarları. MecUs onlarla yaldızlansm. GüzelUğe ve güzel kokulara meyilUyiz. RuhanîUğinüz de kâmil olmuştur. Kutlama yeniden düzenlensin. safa sürmenin usûllerini. Söyle Botan halkı binsinler. Şeker gülüşlüler başıma toplansmlar. Bu çağrıya gelsin fakirler. Çünkü ben ve Memo melekler gibijiz. Hazırla şerbetier ve yiyeceklerle. zübad ve ceylânlarm keselerindeki misk. Buhur. ûd ve anber çeşitleri. Serpmek için para tabaklarmı çoğalt. Eğlencenin ve mutluluğun vasıtalarmı. Sıti'ji Tacdin'e verdiğin gün. Askerlere emir ver hazırlansınlar.MEMO ZÎN 391 Pâk gönüUeri ve deUkanlUan sarhoş et.

Halk ağlayarak demesin ki: «Sıti'nin düğünü ne güzel bir gündü! Zin ezelden beri ne karabahtiıydı!» Benim cenazemle birlikte Sıti gelsin. Tacdin'i de Memo'ya sağdıç yap. Sağdıç olsun o berüm Memo'na Se'vinç olsun o gamlarımla. Rica ediyorum dikkat edesin. Se'vinçU ve gülümser olasm. geUn ve güveyi. Sıti'rUn içinde oturduğu taht gibi. Altm nakışlı ve renkli bir tabut. Onun halesi parlak ve cilâlı olsun. O kadar ki birbirleriyle cirit oynasmlar. . Gözlerin önünde itibarsız yapmıyasın. Bugün bizim için iki misü. Sen Sıti'ji yolcu ettiğin gün. Çejizlerimi ve hazırlıklarımı lütfet. Ne kadar sevinç yaptırdıysan. Sazcıları ve sazları hazırla. Nasıl Memo Tacdin'e sağdıç olduysa. AjTien o perinin oturduğu tahtaravan gibi. Tacdin de Memo'nun cenazesiyle gelsin.MEMO ZÎN 393 Bajrramlarda olduğu gibi başları ısmsm. Usûlü öyle yerine getiresin ki. Sakm ikimizi. Mezarlığa gideceğimiz zaman. Parçalan altmdan olan bir sanduka Onun kapağı zemin renginden cilâlı olsun.

Ne kadar yoksul zenginleştirirsen. Öyle yap ki güvejirUn önünde iftihar edejim. Hazinelere her ne koyarsan. Ne kadar tutuklu serbest bırakırsan. Hakikati ve mecazı düşünme. Kendin için her ne harcarsan. Ne kadar tahta otmursan. Düşmanları defeden hışım. Her gün gaza niyetiyle. Mazlumları zalimlerden kurtarman. Ne kadar hazine doldunırsan. Ne kadar maaş dağıtırsan. Ne kadar jiyecek dağıtırsan. Ne kadar esir azad edersen Ne kadar hükümet iğlerinde konuşursan. Savaşta söyleyeceğin saz. Her gün ne kadar asker çağırırsan. O vakit. Av köpeğinin jiyeceğine varmcaya dek. o anda utanç dujonayajnm. Şahım! Sana vasiyetim olsun. Yük eşeğinin ulufesine varmcaya dek. Ne kadar çok ijiUk yaparsan.MEMO ZÎN 39. . Hepsini benim niyetime sarf et.5 Ey karşılık beklemeden ijilik yapan! Ey maksadlan ve muraüan veren! Bir sene tamam geçinceye kadar. Ne kadar elbise dağıtırsan. Muhaliflerden dökeceğin kan. HepsirU çeyiz defterine yaz. Ne kadar kumaş biçersen. Ne kadar huzura ileri gelenleri ve halkı çağırırsan. Zalimleri ortadan kaldıran ceza. Ne kadar üzgün se'vindirirsen. AUah için icra edeceğin adalet.

Bey dedi ki: «Git sçn Memo'jm gör. Ben onun cenazesiyle geleceğim. Benim ve Memo'nun hakkında ayıplamıyasm Yararlı Memo öldüğü zaman. Beni onunla perdesiz olarak gömdüresin. Kalbine merhamet ve jmmuşakhk gelsin. Ben öldüğüm zaman izin veresin. İnan sen. Sana ve Memo'ya pişman olmuşumdur. doğru ve inanarak. Eğer ölmüşse onu yerüden dirilt. senin de başmı ağrıttım. Hemen derdinden kurtulunca. Eğer ölseniz. Sen ve Memo bir birinizden ajn:Umıyacaksmız. Mezarlığa kadar onunla olacağım. Beni ondan yana derbeder etnUyesin.MEMO ZÎN 397 Gerçi ben çok uzattun.» : . Senden uzak olsun mezarımız derindir.» Zin vasiyetinin sonunu getirince. Sana kurban olajnm amacımız uzaktır. Bu kadar dikkatle söylüyorum ki. ya da kalksanız siz. Bu çok oldu. Beni de onun yanma gömsünler.

Bu sevgiyi. ErrrUş şeyhin has halvetine girmeksizin. Dadı.LII ZİN MEMO'NUN YANINA GİDİYOR Zin bu sözleri işitince. mücevherlere boğularak. ay ve gezegen yUdızlar gibi. . İnci taneleri sedeflerden çıktı sanki. Hep beraber burçlardan çıktUar sanki. vefayı ve merhameti görünce. Yüz nedime. Güneş. Aldılar onu merasim ve ahenkle. Hapishanenin kapısmı açmca. Has halvetin sır mahrenü oldu. Onlar halvet yerine ulaşmca. O Zühre bir zerre gibi raksederek. Sıti ve yüz nedime. dadı. Sıti ve. Kalktı. baştan ayağa kadar süslenerek Bir güzelUk deryasma döndü. Zân biliyordu ki murada kavuşulmaz.

Biri güneş gibi. Dadı ve Sıti biraz önde gittiler. öbürü gümüş gibiydi. O güneş ve ay birbirine kavuşunca.» Ey gönlünün güzü açUmamış kimse! Ruhun tecelUsini inkâr etmeyesin. Kalbinin kanı dışarıya aktı. öbürü ay gibiydi. Pahabiçilmez bir inci tanesi gibi olan canmı. Memo'nun üzerine acajip bir şimşek vurdu.. O fukura. Bedeninin gül bahçesi öylece susuz kalmış. Zindanı bize gül bahçesi alanına çevirdiler. Onlar tutuklulara sordular.MEMO ZÎN 401 Hepsi meşaleler ve fenerlerle gitmişlerdi. Memo'yla birUkte tutuklu olanlar. Birbirinden ışık aldıkları zaman. Dediler ki: «Gördük biz duvarın sathından. Göğsünün feneri öylece ışıksız kalmış. BaktUar ki sedef misâli kıyıda. Hunhar aşkm deryasmda boğulmuş olan Memo. Biri altm gibi. 26 . Memo da böylece kendinden geçti. Memo'nun başmdan da bir ışık çıktı. Derhal birbirinde kayboldular. Birbirine ışıklarım aksettirdikleri zaman. perişanmm halini. EUnden çıkarmış bedava olarak. O kadar aydm ve ışıklı oldular ki.

Bu gö¬ rüşü İslâmiyet kabul etmemiştir. Hayli kendisiyle konuşup seslendiler. Aniden ölen o çıranın. Tutuklu Memo'nun halvet arkadaşlığı.. O mürşit onlara ijice baktı.. Onun kalbi onların kalbini etkiledi. Yalnız başmdan bir duman çıkıyordu. fakat eksiktir. Yine de vücudunda bir can sezm-ediler. Yarin adıyla kendine gelmedi. . Dediler ki: «Memo! Kalk Zin geldi. (2) Tenasüh: Bir canlının ölümünden sonra. Başmdan kajmama dumanı tavana gidiyordu. Yar ve ağyarın üzerine gerilen bir perde oldu.» Yari görmenin duru sujruna dudakları susamış Memo.MEMO ZÎN 403 Sakm bunun huIûI olduğunu düşünme. O senin ruhundur. gerçekten geldi. Değerli Memo'nun sohbet arkadaşlığı. ruhunun başka bir canlıya girip tekrar dünyaya gelmesi. Bunu da İslâmiyet kabul «tmemiştir. yalandan değil. (1) Yahut tenasüh. onunla ta¬ mamen birleşmesi ve AUahm da varlıkların içine girmesi. Yahut zayıf ya da boş rivayet olduğunu sanmayasm SerUn gördüğün rüya işte bu mertebedir. Bir çeşit görmektir. (1) Hulul : Bir vücudun diğer bir vücuda girmesi. O kadar kalp damarını çektiler ki O kadar gülsuyu jüzüne serptiler ki. ya da giriş ve çıkış olduğunu düşünme (2) Bunun masal olduğunu sanmayasm. Dadı ve Sıti Memo'nun üzerine gittiler. Arkadaşlarmı da haberdar eyledi.

Durdu namaz yeride ve Makamda (3) Alnmı Hacer-Esvede sürdü. (1) (2) . (1) CemalirUn önünden perdeji kaldırmca. Maksat Zin'in yüzündeki bendir. İbadet için halvete girmiş Memo. Kalktı tavaf niyetiyle. ondan maksat da Zin'in önüdür. Pervane dedi ki: «Sen iji bir rehbersin» Mum dedi ki: «Sen iji sevgilisin» Pervane dedi ki: «Sen yol göstericisin» Mum şöyle dedi: «Sen hayat bahşedersin» Haleden maksat yüzünün üzerindeki peçedir galiba.MEMO ZlN İOTy Sommda Zin geldi ve önünde durdu. Birbirine birkaç söz söylediler. Hilâlden maksat kaşları. (4) Hacer-Esved : Kâbenin duvanndaki kutsal taş. O mumun başmdaki dumana isabet etti. Makam: Hz. güneşten maksat da yüzüdür. ib¬ rahim'in Kâbe karşısındaki yeridir. (2) Zin Memo'ya şöyle seslendi açıkça: «Kalk. İçine üflediğim ceset!» O güzeUn ağzmdan çıkan sözün ışığı. (4) Kâbenin etrafmda bir-iki tur tavaf eyledi. Hilâlla birUkte güneş göründü. Önce sadakatla o anda Zemzem suyuyla abdest tazeledi. O dolunay önündeki haleyi kaldırmca. O ışık göğüs kandilini doldurunca. Pervanenin kanatlan mum yağma değdi. Kanaüan yandığı zaman. O duman ışıktan ışıklandı. (3) Namaz yerinden maksat Zin'in önüdür.

Birbirine sonsuz sevgilerini arzederlerdi. Artık tasarrufları kalmayan o bağrı yanıklar. Birbiriyle bu şekilde konuşurlardı. .MEMO ZÎN 407 Pervane dedi ki: «Sen gönül aydmlaticısm» Mum şöyle dedi: «Sen göğsü yakarsın» Pervane dedi ki: «Sen çare bulursun» Mum şöyle dedi: «Sen gönüle teselU verirsin» Pervane dedi ki: «Sen padişahsm» Mum şöyle dedi: «Sen kıblegâhsm» Pervane dedi ki: «Sen AUahm hurisisin» Mum şöyle dedi: «Sen AUahm nurusun» Artık mükellef olmayan o susuz dudaklUar.

Kokularmdan mest oldular. Mecnun'san eğer. Tutuklular. Şimdi Bey senin hakkmda merhamet sahibi oldu. . güneş sana bakıyor. Onlar Memo'ya dediler ki: «Ey ciğerhun! Bizler geldik ki deU olmayasm sen. sen akUlısm. Zin de geldi.LUI MEMO ÖLÜYOR Dadı. Zin deUrmene sebep oldu. Sıti ve nedimeler. Bey perişan olmana sebep oldu. yanma bizzat Leylâ geldi. üzerine geldi Lokman. mahpuslar. Ölüysen eğer. üzerine îsa geldi. Vamık'san eğer. Bu şekilde divane olma. Bigâne ohna. işte hayat sujm. işte mum parladı. zindandakiler. Nilüfersen eğer. Susuzsan eğer. Konuşmalarmdan duygulandUar. seninle konuştu. Pervaneysen eğer. işte sana Azra! Bülbülsen eğer sana gül hazırdır. Hastaysan eğer.

. Bu sihir ve hayal ojTmları. Canmı satan kimseji bulamazsm. Ömrünü ucuz satma. O hüner sahibi şöyle dedi: «Ben hiçbir bejin huzuruna gitmem. IjiIik sahibidir. ya geUr veya gelmez. O şekilde serU mutlu edecektir. Nasıl istediysen öyle geldi yanma. Ecel kadehini içinceye kadar. SerUn düğününü yapmaya kararlıdır.MEMO ZÎN 411 Canmm ve gönlünün eUnde bulunduğu huri. Her zaman sana murat olan Zin. Biz kajnıt ve zincirlerini çözdük ki. Yine akUIa kendini tanı. Beyhude yere canmı satma. Bu mecazî beyUk ve vezirUk. Seni muradma kavuşturacaktır. Huzuruna çıktığm zaman derhal. Senin ondan görUünün isteği neyse. Toplamıştır senin için dost ve ahbapları. Onun gölgesi devlet kuşunun kanat gölgesidir. Sana yönelmiş bahtm ve devletin. Kalkıp bizimle Bejin huzuruna gelesin. Deülik zincirini at. Ben esirlerin kölesi olmam. Dünya farUdir.. cömerttir.» Memo bu öğütieri işitince. zayi etme. Hazırlamıştır elbiseleri ve yerleri.

Bizim düğünümüzle övünüyorlar. O. değişmez ve zevalsizdir. Azledilmez. Onlar göç etmemizi beküyorlar. Bizi görünmeyen âlemde evlendirdi. hükümdarlarm da hükümdarıdır. Beyhude yere bu farU meskende. Ebedi Adin cennetine girmeden önce. Beden fenerini yaldızlamıştır. Biz azizlik ve naz bahçesinin turfandalanjoz. Ölümü olan bey. Ve eteği kırUmış olarak. Hayvanlar gibi zina edelim biz. O padişah ki güzeUiğin ajmasmı yaratmıştır. O fakirlerin de. Hâşâ ki bu f arU sarayda. Ve onda bize görünmüştür. . O beylerin ve padişahlarm şehinşahıdır. O hikmet ve kudret sahibi bir beydir. Sonuçsuz ve ölüme mahkûmdur. başı eğik ve merdût olarak. Yüzlerce şükür ki bekâr ve bakireyiz. Allah bizim için hurileri ve cennet çocuklarmı. Giremez oraya hiçbir huri ve cermet çocuğu. Okunu zülüfle ve benle göstermiştir. alnunız açıktır. Cennet bahçesinde süslemiştir. Biz beyler bejinin huzuruna çıktik. cennet bahçesinden daha jüksektir. Şüphe götürmeyen emriyle bizi ebedüeştirdi. Günah ve töhmetleri de bağışlayan odur. Fakat âşıklarm cermeti ajnrıdır. Azlediîebilen bey esirdir. bey değildir. AUahı görmenin yeridir. Ve utanarak AUahm huzuruna gideUm.MEMO ZÎN 413 Hepsi boş ve farüdir.

Çünkü ondan başka hiçbir maksadımız yoktur.» Memo son dileğini dileyince. Şahin gibi yer merkezirUn zincirinden. EUerirU toprak zincirinden çekti. Önünde kafes açUan kuş. Derhal önünde kapı açUdı. Uçarak gidip AUaha kavuştu. . sanki hiç yokmuş. Gönlünün kanatlarmı çırptı.MEMO ZÎN 415 BİZ onu diliyoruz Allahtan. öyle uçuverdi ki.

Tacdin ve Bekir tesadüfen. OrUar dert üstüne dert kattUar. Kadmlar. çocuklar ve gelinler. İleri gelerUer. Bize şöylece ağıtı verdi: Dedi ki: Can. Beyzadeler. kızlar. Şehirde hoşgönüUü bir tek fert kahnadı. Şehirde feryad ve figan koptu. Hep birlikte Memo'nun üzerine koşuşuyorlardı. Hepsi sarhoş ve sersem oldular. deUkanlUar ve samimiler. ekâbir ve büyükler.LIV MEMO'NUN YASI VE BEKİR'İN ÖLDÜRÜLÜŞÜ Haberdar olan mâtemzade. ' 27 . Bir yerde kar^UaştUar. ölüm haberirUn geldiği yere koştular. ten hapishanesinden aynhnca. Sanki deprem olmuştu. Botan halkı büjüklerden küçüklere kadar. Oldu velvele. figan ve ağlama.

Hâlâ da gözlerime görünüyorsun. Memo hakkmda sakat konuştun. Memo ölecek. Bunca münafıksın ve düşmansm. O çırada bir ışık görmedi. Hiç kimse onun karşısma çıkamazdı. Şüphesiz ona kaatil olurdu o. Ta ki Memo'jTi eUmden çıkarmcaya kadar. Yine yer jüzünde dolaşacaksm ha?» Derhal Bekir'i yere serdi o. O güzeU şehit olduğu yerden kaldırdıkları zaman. Her kinU görürse o ejderha. sen de sağ kalacaksm ha.MEMO ZÎN 419 Tacdin dedi ki: «Ey âlemin fesadının sebebi! Ey insan şeklindeki şeji.an sıfatiı! Ey fitne ve fesatiarm kajmağı. Derhal onu yok etmek isterdi. . Bekir gibi yere sermek isterdi. Çaresiz Beye haber götürdüler. Ey maksatlarm ve muratların engeU! Ey Memo ve Zin'in perdesini jmrtan! Ey yaranın üzerine dağlama çeken! Çok nedametU. Belâlı vücudunu canmdan ajordı. habis ibUs! Yetmez mi artık? Kıyameti kopardm başıma sen. Sonra kardeşinin üzerine yetiştiği an. Onlar cenazeyi kaldırdıklan zaman. Kardeşiıün hasretinden deUrdi âdeta. Tacdin başmdan tacı ve tomarı. Bey geUp ayağma zincir bağladı. Zavallı Memo'nun cesedinin üzerine fırlattı.

ihtiyar kadm ve dadı. OrUar ahenkle ağıt söylerken. Figanları göklere yükseUrdi. Saç örgülerini çözmüşler. Zinciri ve kemendi kırdı o. (1) Fes Kürt kadınlarının başlanna giydikleridir. başlarmda fes. Kale kapısmı ve perdeyi kaldırdı o. Tabutu başmm üstüne koydu. Derhal koşarak naaşa atUdı. ağıt seslerine uyarak Cenazenin yanma gitti âdeta ojmayarak. Hepsi Memo için inüyorlardı. Aynen coşup taşan bir bulut gibiydi. Ağıt söyUyenler. Evcil hajrvanlar. O kara gijrmişlerin siyah topluluğu. vahşi hajrvanlar. Peçesiz. Gtönül isteğiyle Memo için karalar giymişlerdi.MEMO ZÎN 421 Onlara alâmet göründü. . Şehirde ne kadar meşhur varsa. Ejderha mağaradan dışan çıkmca. Her biri bir makamla sızlıyorlardı. Tedbirle bağlamış oldukları dev. cansızlar ve kuşlar. Hepsi matem elbisesi içindeydi. Üzerindeki bağı ve zinciri kopardı. Halkm basma kıyamet koptu. Zühre jüdızı gibi. Ağaçlar. Şehirde ne kadar insan varsa. tülbentsiz ve başörtüsüz. meyveler. perdeUler ve örtüIiUer. Gece kuşu gibi inleyip söylerlerdi. insanlar ve karıncalar. Zin kalktı o taptaze bojoıyla. (1) Baştan ayaklara kadar hepsi karalar giymiş. Hatunlar.

kıyamete kadar. Bu matemi ve bu karalar gijinmeji.MEMO ZÎN 423 Gülrengi yanaklardan o kadar. Gül bahçelerine yağmur yağardı. Sanki ilk bahar mevsirrUnde. Oldu eski bir gelenek. . Birlikte kanlı gözyaşlan dökülürdü ki. peştemal ve peçeji Botan halkı o zaman âdet edindUer. Bu çarşaf.

İki direk üzerinde getirilen bir ölü gördüler. Murdar gibi attUar onu yere. Şöyle dedi Beye ve Tacdin'e: «Ey izz ve temkinU şah ve vezir! Rica ediyorum inadetnUyesiniz. Ağıtsız. Sevgiji sevgililere verdiği gün. O zaman buğzu da rakîblere verdi. Bu fesat kaynağı hakkmda. sahipsiz ve gam ortaksız. Çiinkü insanlar ve cinlerin AUahı. Yerlerin ve göklerin yaratıcısı. Âlemi onun yok olmasıyla se'vindirdi. . Tacdin onu dünya jüzünden yok etti. Ravî bana şöyle rivayet etti: Zin bu hikâyeyi işitince.LV ZİN BEKİR'İN LJESHİNDE KONUŞUYOR OıUar mezarlığa gittikleri zaman. Sordular: Acaba bu hangi zavallıdır? Dediler ki: Cezalı Bekir'dir.

Aşkunız da bozulur ve zail olurdu. Biz yüksek yere varacağımız zaman. Sonunda da bize vefa gösterdi o. AsImda bize muvafakat etti. Sakm Memo'nun bulunduğu şehitükten. înanm ki o mutludur. Biz o köpekle korunmuşuzdur.MEMO ZÎN 427 Bizleri yokluktan varettiği zaman. buna dikkat edin. Hiç mümkün müdür ki su ve biUûr. Gerçi görünüşte muhalefet etti. . Bizler birbirlerimizin lâzım ve melzûmlanjnz. Bu kadar kin kabul etmez olsun? Hâşâ ki aşkla pişmişlerden başka. GiiUer dikenlerin gagasıyla korunm". Biz kırmızı giUiiz. Sakm bizim bulunduğumuz mezarliktsın. O. Biz hazineyiz. Baştan gerçi bize cefa gösterdi o. Tarikatımıza dahil oldu. Eğer o olmasaydı aramızda engel. Ajma bu kadar berrak olur ancak. Ama bizim hakkımızda çok isabetU davrandı. gerçeğe kavuşmamıza vesile oldu. o bizim için dikendir. Hâşâ ki sevgiyle yanmışlardan başka. Gerçi o kendisi için kötülük yaptı. O da eşikte köpeğimiz olacaktır.» İnsaf sahipleri için insaf. Hazineler de jüarUarla beslenir. o bizim için jüandır. Bekir'i mahrum etmeyin. O da bizim yolumuzda şehittir.

. Bu topluluğun hujru merhamettir.MEMO ZÎN -429 Bu kadar cefa gösteren bir kimseye. Bunun içindir ki ceımet nimetina lâjoktırlar. Bir kimse bu kadar vefa göstersin.

Sonra Zin geldi o çam fidanı bojmyla. Pâk nurla süsledUer. . Yani budur kıyametin serveri diye. Zulmün maktulü. tanesini hazineye koydular. Padişahm beratı gibi. O inci. Topraktaki mezara gömdiUer.LVI ZtN DE ÖLÜYOR Hulâsa ceUâd aşkm şehidi. Bütün alnı açıkların önderi diye. adaletsizUğin kurbam. Bir selvi oldu. Başucuna bir nişan koydıdar. Günahsızlik suçunım kurbanı olan Memo'jru. mezarm üzerine gölge bırakarak. Aşk fedaileri topluluğunun öncüsü. O jrUanı da ajrak ucuna gömdüler.

Hepsinin rengi güzel. bu cemal ve yüz bahçesi. Sesleri her dokuz feleğin üstüne çıkardı. (1) Siyah bademlerden maksat kaşlardır galiba. Oturdu zavallı Memo'nun başucuna. elmalar ve yüksek fidan. sen de bahçıvansın. İniltileri kesildi ve güçten düştü. Şüphesiz bunlar senden başkasma hararAdır. jiğitler ve beyler. (1) Narlar. güzeller. nazeninler. Yine buluttan derya döküldü. Bu güzellik. Askerler. F. Gözyaşlan devamlı dökülüyordu. : 28 . Sanırdm ki aynen nisan aymda. ^AUaha sığmırı»r Onunla sesle. hepsi lezzetU ve tatlı. Dervişler. Zin'in takati ve gücü kalmajrmca. ahenkle söylerlerdi. Huriler. periler ve gamlan götüren güzeUer. Senin yetiştirdiğin bahçe saiUpsizdir.MEMO ZÎN 433 Perdesiz olarak ney gibi iıUiyordu. Dilberler. Senin yüzün olmaksızm onlar neye yarar? Bu benler. O matemzedeler de. Feryadlan mavi çarka yükseUrdi. ayvalar. Yağmur mezara yağdıkça. reaya ve fakirler. Onunla feryad ederdi herkes. Memo'ya şöyle seslenerek konuştu: «Ey vücudumun ve canımm mülkünün sahibi! Ben bahçeyim. şakaklar ve giU bahçesi gibi yanaklar. Her damlası on inci olurdu. Her an gönül derdinden «Ah» ettikçe. Siyah bademler ve elâ gözler.

Bütün bu meyveleri dökeyim ben. Vücud ve canunm varhğmm terkibi. . Ihtilâttan pâk olayım. Bu parlak sünbül ve lâleler. Halka halka olan menekşe ve reyhanlar. Toprağı ve külleri başıma serpeyim. GüUer gibi elbisemi jnrtajrun. Belki bu yakmma sence makbul olmayacak. bahar. Senin gibi baygm olacağım zaman yakmdır. Belki bana bir öfke gösterirsin. GüzeUiğimden bir kU dahi eksik olsa. Fakat kendi kendime düşünüyorum ki. Senin bakışmm adağıydı hep. Ki hiçbir kimse onlardan birşey yemesin. En iyisi pUı-pırtıjn tophyayım. Korkarım ki beni sorumlu tutacaksm. SeıUn gözleriıUn vakfıydı ne mutiu! HepsirU tamamen talan edejim ben. Hakkımdır ki yer yer ağrıyayım. Belki sen berU değişik görürsün. BiUyorum ki cevap veremiyeceğim. goncalar ve bütün çiçekler. Yani şakaklar. Bana sitem edersen eğer. ZiUiiflerimin hepsiıU tel tel çekeyim. yapraklar ve mejrveler. Bu bahçe. temizleneyim. ziUüfler ve berUer. SeıUnle kucaklaşacağım zamandır işte. Senin mülklerindir.MEMO ZÎN 435 BedeıUmin ağacmı silkejim ben. salUpsiz değillerdir. En İJİSİ hepsiıU talan edeyim. Nurlar.

Devamh olarak jüce arşa jükseUrdi. Gözyaşı yağmuru üzerine yağıyordu. Memo'nun mezarmı kucakladı. Eziyet etmeden hiç zülüf ve benlere. Vücudunu o mezara dayadı. Elini tamamen candan çekti. Dünyayla ilgilerini kopardı. Yani o mücevherin içinde bulunduğu sedefin. Hazır olanlarm canından yükselen figanlar. Gönülleri yaralı olan o matemzedeler. O kadar feryadla üzerinde ağladUar ki. Melek bakışlı Mem'onun bulımduğu mezarm.» Zin bu şeküde gerçekleri dile getirdikten sonra. Üzerine o kadar inci gibi gözyaşı yağdırdUar. Ta ki Zin'i gelenek ve merasimle. Görenlerin yükselen feryadlan.. Yeniden o mezarm kapağım açtUar tekrar. Bildikleri gibi gömmeye hazırladUar. Ruhunu Allaim huzuruna gönderdi. Üç gün üç gece toprak yaygısmdan. Çaresiz bedeni canından ayrUdı. . Bu süsümle ve güzelUğimle sana kavuşajmm. Hak emanetini teshm edeyim. Yeniden feryad etmeye başladUar.MEMO ZÎN 437 En İJİSİ odur ki bu güzeUiğimle. Sanki bir mumdu da söndürüldü.

Bakir ve ahu açık olarak gitti orUar. Susuz dudaklı ve birbirinden mejrve yemiyerek gittiler. O ses «Merhaba» diye jükseldi. Elbette muradmı alacaktır. FasUasız olarak onları birbirine dayadUar. Hasretzede olarak AUahm huzuruna gittiler. Toprakla ve çer-çöple bulaşmadUar. Her ne isterse ona kavuşacaktır. ne mutlu. Nezih ve gerçek âşık olarak gitti orUar. Gterçeğin bu sırrmı herkes işitince. Hulâsa Memo'nun sandukasmı yeniden açtUar. Vasıtasız olarak birbirirUn yanma koydular. Hayatı ve se'vinci onun yoluna feda eden kimse.MEMO ZÎN 43» O iki mücevheri bir kutuda. BirUkte güzelce öldüler. Zin gibi genç olarak. Buydu nezih aşkm eseri. Bey dedi ki: «Memo! Al sana yar!» Memo'nun cesedinden üç defa ses geldi. O güneşi ve ajn bir burçta. . Dünyanm meyU hiç yoktu orUarda. Hepsi aşka inandUar. Hayatmı aşkla değiştiren kimse. Yüzlerce takdir ve aferin oıUara. Aşkla güzelce yaşadUar vallahi. Ya da Memo gibi başmı aşka feda eden.

AUahım! Rakiplerin düşmanlığı için.MEMO ZÎN 441 AUahım! Gerçek aşkm âşıka verdiği yorguıUuk için. Yani Muhammed'in dostluğundan. AUahım! GöniU dileğine ka'vuşmanm zevki için. AUahım! Mecnun'un kanlı gözyaşları için. AUahun! Sevgiülerin tatlılığı için. Allahun! Mahrum bırakma Ahmed'i. Hânî'yi aşktan nasipsiz kUma. AUahım! Kırmızı gül içindeki nem için. AUahım! Aşıkm gerçeğinin kemaU için. AUahım! Leylâ'nın gül renkU jüzü için. AUahım! Kudret ve büjüklüğiin sevgisi için. Onun fUUeri baştan başa aykındır. Onun sözleri baştan başa güzaftır. AUahım! GüzeUiğin şirinUği için. haldir. Dostluktan maksadı da onun. AUahım! Memo ve o aşkı için. AUahım! Ruhu kapan yarin hicranmm derdi için. AUahım! NazeıUnlerin nazı için. AUahun! Zin'deki hasret için. . Canmı aldığm zaman. dostiuktur. Fakat arayıp durduğu da. belâdır. AUahım ! Bülbülün gözyaşlan için. AUahım! Gam yiyenlerin yakarışları için. O nasıl peygamberUk hakkmda bUgi sahibiyse. Onun her zaman söylejip durduğu.

canım veren Memo gibi. îjilere bağışla.MEMO ZlN 44? Onun sözleri görünüşte sizce selistir. Bekir gibi. Onu da. AsImda ise size karşı yaptıkları habistir. .

(1) Bekir'i kastediyor. Biri Jüksek selvi. YeşU uçlu. lâtif ve göIgeUydi. Aşk ziraatmdan yeşerdi. . Ve yetişti iki tane serkeş fidan. Her biri kendi yaratUışma göre yaratUdı. O ağaç rahat durmaktan uzaktı.Lvn HER OT KENDİ KÖKÜ ÜZERİNDE YEŞERİR Onlann dari dünyadan ahret sarayına Yürüjüp gitmelerinin sebebi şudur ki. Havaya kalktı ikisi de sarhoş. Boylarmı birbiriyle birUkte yükselttiler. diğeri çam. Sahibi gibi o da dikenüydi. Sonra Memo ve Zin'in mezarı üstünde. Onlar yaratılış huylarını terk etmediler. Kolları birbirinin bojmuna dolandı. O hayırdan uzak olanm mezarmdan da (1) Ardıç kıyafetinde bir ağaç yeşerdi.

O . boğumlanna şeker de doldursan. Bir o kadar daha böyle hizmet etsen. O sana karpuz olur mu hiç? O meyve vereceği zaman. Yaramazlar gibi dolandı o. İki yarin kavuşmalarma engel oldu. Yine kendini o sevgiUlere yetiştirdi. O soy kendilerinden temizlenir mi hiç? Kırk yU Ebucehil Karpuzunu eksen. Acıdan başka bir meyve verecek. Rahat durup geçinmek bilmiyordu o. Güneş ışığıyla da onu beslesen. Her gün damarlarmı yarsan. Hasımhğmı aşikâr kUdı o. Hulâsa: O ağacm köklerine ve daUarma.MEMO ZÎN 447 Kalktı kendini iki ağaca yetiştirdi. Her zaman ona gülsuyu da serpsen. Soyca kötü huylu olan yaratıklar. sanmıyasm ki. Rakîbler gibi onlara sarUdı. Ona yüz kerre bal suyu da versen.

Ondan kerameüer göründüğü zaman. Uhamla mı. O ihtiyar rüyada mı. Sırlar ona aşikâr olurdu. AUahm arşmda avlanırdı. : 29 . Gönül âleırUne gaUp geldiği zaman.Lvm HİKÂYENİN SONU Günlerin devranmdan haberdar olan adam. Kendisi düşünceye daldığı zaman Ruhu 'Vücuduna gaUp geUrdi. Sözleri fecir gibi doğruydu. Orada ikibin huri ve cennet çocuğu gördüm. Bana şöyle anlattı hikâyenin sonunu: Dedi ki: Âşık ve sevgi sahibi bir yaşlı vardı. F. Toprak âleminden kaybolduğu zaman. Ermiş kimseler de haberdar olurlardı. Onun gönlü Levhi Mahfuzun sırrından Her an haberdar olup haz alırdı. Gerçeği şöylece açıkladı: Dedi ki : «Ceımet bahçesine gittim.

Ben onları dünyadan geri çektim. Gerçi nöbetçi biçimindejim. Ben burada eınrUyet için eUmde değnek duruyorum.» Ben ona dedim ki: «Ey sonu iji olan! Bana durumu açıklayarak anlat. yedi katı da onlarm. Dertler ve acUarla mübtelâ kUdım.MEMO ZÎN 451 Hepsi bir köşkte çalışıyorlardı. Bir hazeran değnek vardı eUnde. . Ben onlara o kadar siyaset verdim ki. Ben Memo ve Zin'in ortağıjnm. Bir katı benimdir. Dedim ki ona: «Ey mertebeler sahibi! Acaba sen sahip misin. Baştacı oldular sonunda. Fakat dünyada bunu öğrenmişsin. Ben gerçi sözle onlarm rakibiydim. Dağlamalar ve dertierle onlara bojrun eğdirdim. O köşk tamamen değerli ineUerden yapUmıştı. Bu köşk ki gördüğün gibi sekiz katlıdır. Fakat bu mülke hisse sahibijim. Onun içindir ki burada eşikte oturuyorum. Kapmm önünde karar kdıp durmuştu. Fakat gözle onlarm dostuydum. GöniU rahathğmı dünyada onlardan aldım. Fakat kim olduğunu bilnUyordum ben. Fakat Allah bu makamı ne için sana verdi?» Dedi ki: «Şeyh! Sen henüz arif olmamışsm. Gerçi AUahm lûtfu geniştir. yoksa kapıcı mı?» Dedi ki: «Şeyh! Sen Mm olduğumu bihniyor musım? Ben kapıcı olan o Bekir'im. Bekir'e benzeyen taçlı ve sUâhlı bir adam. Ama bu mekânda onlarm ortağıyım.

Âlemdeki kamunun rahatı için öldürdü. Biri de vefa kisvesine girmiş hışımdır. Bağışladı ve ona cenneti yazdı. Bu taksim hazinesirU sırsız bırakmadı. Yaratıcı onun kötülüğünü ve günahlarını. O berU âlemin düzeni için öldürdü. müfsitliğim herkesi usandırmıştı. Bazı fUUer vardır ki görünüşte doğrudur. Onlar da bana bağdan bir çubuk verdiler. Fakat hikmeüerin işaretlerine perde çeken yaraticı. AsImda o kötülük rahatlık oldu. Ben onlara bütün bir cennet verdim. Biri cefa kıhğma girmiş adalettir. Bu iki kuma birbirine çok karşıdırlar. cehenneme gitmedi. Gerçi görünüşte kötiUük yaptı o. Öbüründe hiçbir tat bulamazsm. Sen birirU boşamadıkça. . Bazı işler vardır ki görünüşte kötüdür. Ben onlara okumayı bıraktırdım Onları yerlerden göklere yükselttim. Allah onun hakkmda ne yaptı?» Dedi ki: «AUah onu affetti. Alem benim kötülüğümün elinden Usanmıştı. Cennete gitti o da.» Şeyh onun sözünü dinliyekaldı. Tacdin ki seni cinayetsiz olarak öldürdü. Tâ ki başunı da o yolda feda ettim: Bu iki cihan birbirüUn kumaşıdır. Dedi ki: «Ey sonu hayırlı olan günahkâr.MEMO ZÎN 453 Şunun için onlarm zararma konuştum.

Mahsus onu dostlara ve tanıdıklara verdi. Köpeklerin ne dostu ol. savaşçı. Onlar ijiUkten başka birşey bilmezler. Fiillerinin hepsi haksızlık olanlar. Onlarm himmetiyle günahları örtiüür. Âşıklarm ijiUğinden affediUrler. KinU mahremdir. serU kirletirler. Ya da ceberrut Tacdin gibi. Onlar ijidirler ve ijiüği biUrler.MEMO ZÎN 455 Sıradan insanlara bunu dağıtmadı. taş yürekü olanlar.» Ey dost! candan iyi adanUann dostu ol. Bu himmet âşıklara mahsustur. Onlar candan vefa gösterecekler. Onlara uymak uygun ve yerinde olur. Düşmanları olsan seni yaralarlar. Sen onlara ne kadar cefa göstersen. Çok günah işlemekle mahrum kalmadık. kimi de mahrum. OrUarm dostu olsan. İlâhî rahmete mazhar olduk. Bu mertebe doğrularm yoludur. Yüzlerce şükür ki Tacdin ve kötü olan ben Sadece Memo ve Zin'Ie ilgiü olduğumuzdan. Öldürücü. Onlann takviyesi destek olur. Ya da ijice iji adamlarm düşmanı ol. . Sakm kötü adamlarm dostu olma. O sırrı bize bildirmedi o. Bekir gibi suçlu olan insanlar. ne de düşmanı.

Hoca! Meseleji iz'arUa incele. . Ondan başka kimseji hak bUmez. îz'an et zarif bir nüktedir. Gerçekten yalnız onu hak bilir. Ve hakkı anyan bir taUb olursa. Dostiarm üstünlüğü ne kadardır acep? Özelükle dost seviUrse.MEMO ZÎN 457 Bu işaret ince bir gerçektir. Düşmanlar aşktan pay aldıktan sonra. Dostiar mı değer kazanmıyacaklar? Rakîblerin ilgileri böyle olımca. Mühendis ! Alanı iyice tahmin et.

keyif ile memurdur. Sözlerinden haberi kalmadı onun. . (1) Terkibedip şakayla ve oynayarak Bazı Botan efsaneleriıU.LK GERÇEK AŞK Ey misalleri ve aldatmacalan dinUyen! Ey kıyas ve te'-viün müctehidi! Hânî aşk şarabıyla delirince. Onun söyledikleriıUn hepsi aşktır. şarap içer ve sarhoştur. ney ne helâldir. Derice ve Tazice. Tazice de Arapçamn bir lehçesidir. Divanedir o. fakat makamsız değildir. Perdesizdir. o ney'in sesidir. örf ile mazurdur. Bazı bahaneler. O kadar içti kî o uyanık olmayan. Arapça. bazı bühtaıUar. Kürtçe. Eğer dinUyorsanız. O (1) Derice Farsçamn. O tuzlu şarap ona tatil gelince. O mesttir. Mahmurdur. Bunun içindir ki şarap satıcısıdır ve müşevv^tir. ne de haram.

Onun kadrini bil. Mehmedîce ve SUîvîce. Bunca dolaşıp durmaktan maksadı. Aşk ya onun muradıdır. Her kim ki birşey irade ederse. Bakır ve cilâsız olan tabiatiar. Süsledi çocuklar gibi.MEMO ZÎN 461 Botîce. Tannyı gösteren aynadır. Aşk kemalini ispat etmektir. bir kısmı da helâl. . Katır boncuklarını. Bunlarm bir kısmı hikâyedir. bir kısmı da nüsâl. zevâü olmayan bir sır hazinesidir. boncuk ve incileri. (1) Bunlar Kürtçenin şiveleridir. Aşk. O. Bir kısmı haramdır. eğer biUrsen öğüttür. Güneş gibi ışık sahibidir. Bir kısmı parlak. Çarşı ve pazarlara getirdi. bir kısmı da siyah. Her misâl de. Fakat onun bu sözlerden maksadı. Meğer ki zevkten habersiz ola. ya da kalay olan kalbler. O. Aşktan esersiz olan hiç kimse yoktur. Bu cevherdir ki onları parlatır. Her kıssa hisseden pay alır. onun değeri ağırdır. Bu cüâdır ki onlan cilalar. Aşk cemaUni izhar etmektir. kimya dnsindendir. Kalp olan. (1) Bazı hakîkler. Ey en yakm yolun yolcusu! Güzel bir cevherdir. bir kısun da altm ve gümüş. eşi olmayan bir yansuna ajmasıdır. Gerçek aşktan gafil ohna. ya da onu iradeye sevkeder.

Onlar cahil. ahmak ve akUsızdırlar. Pâralairmı güzelliğe verirler boşuna. Kimisi de onmUa ahret sarajrmı satmalır. kara cahil ve sefildirler. Mahrum kalır görmek zevkinden. . öncüsüz ve kUavuzsuzdurlar. Mürşitsiz. İradesini sarf edecektir. Olgun değil. Bu iki toplulup da zararlı çıkar. Ya da zahit. Fakat sıradan insanlarm çoğunluğu bilgisizdir. Kimisi dünya yaşayışıyla onu harcar. Kendi nefislerirU bilmez.MEMO ZÎN 4fl3 Herkes kendi himmeti ölçüsünde. sofu ve din bilgiıUeridirler. Çaresiz aşkı satarlar onlar. tanımazlar.

nem (Yaşbk). sonra başka un¬ surlar da keşfedilmiştir. HAYAL MİDİR? (1) Sakî! Gel söyle bana ne renktir bu. Eskiden yalnız bunlar bilinirdi. yoksa rüya mıdır? Onun asılsız olduğunu yorumlama. unsurlar ve onlardan doğan tabiatlar. Hep birlikte güzel bir şekilde ortaklık yaparlar. ne yazık ki ölümlüdür bu. Bunlardan doğan tabiatlar da ısı. top¬ rak ve havadır.LX BU RÜYA MIDIR. Bu âlem hayal imdir. YaıU var olmayan bir varlıktır bu. Bu bölümde insan hayatı tasvir ediliyor. Ama hayatmm sonu da ölümdür. Felekler. Bşlangıcı gerçi hayat rengindedir. : 30 (1) (2) . F. Güzel yaratUışhdır. (2) Bu tabiatlardan meydana geleıUer ve felekler. kuruluk ve soğuktur. Hep birlikte çabucak birbirierinden ajrrUırlar. Onun hayal olduğunu tasvir etnie. Unsurlardan maksat varlıkların kökü olan ateş. su.

Su kurursa eğer. Yani İJİ gidişU nefisler. Dökülen her dane parçalanır. ne diri. Bir kısmı gizüdir. bir kısmı hafif. Bir kısmı ağırdır. Çürümedikçe helâk olmaz. O daneler sırayla ve peş peşe. hennemdekilerin . O kadar macera çektiği halde. Devamlı dökülürler çuvalm ağzmdan. Gerçi bizim soylarımız ve köklerimizdir. devamlı dönerler. Dördü de bizim için yol göstericidir.MEMO ZÎN 467 Ölümsüzlük cevherinin ipuçlarıdır. O daneji özel olarak ekerse. Yerüden tekrar yoğururlar onu. bir kısmı lâtif. Onları çiftçi özel olarak kaldırır. toprak toz olur. orada cehalinden bahsedilir. Ateş sönerse. Olgunlaşmaz ve iyice pâk olmaz. Ateşe müstahak olan o kalp kalıbı. Yine pisUk mertebesine razıdırlar. Değirmen gibidir felekler. Yok olma hastalığmm sermayeleridir. (1) Yalnız değerU ve pâk tıynetU olanlar. jrumuşak un gibidirler. GenelUkle ne ölüdür. (1) «ölmez ve dirihnez>> sözü bir âyetin parçasıdır. Yer altmda saklı olan. O değirmenin daneleri insanlardır. Çarklıdırlar. hava yok olur. Bölünür ve öğütiUür. «Ölmez ve dirilmez» sözü gereğince.

deliğine düşmesini . Kâh çekici kuvvet içerisini çeker... Kuvvetlerin tasarrufuna gelir sıra. Bazan hazmedici kuvvet onu hazmeder. Bu işçiler onu o kadar döverler ki. Birbirinden ayırıp dağıtırlar. Yumuşak olan kısımlarmı jükseltir. Ağzm değirmeni ve diUn çakçak'ı (1) Ağzm sujoı ve dişlerin taşı. Kâh tutucu kuvvet onu ezer ve acıtır. Hulâsa: Hayat şarabmm teri. Mide tandın onu pişirir.. (1) Çak çak: Danelerin depodan değirmen taşımı} sağlayan tahta parçası. Karışık şarabı damlatırlar. Bazan itici ku'vvet geUp onu jrutar.MEMO ZÎN 469» Olgunlaşıp salkım olduğu zaman. Onu 'vücuda ve organlara tevzi eder. Nebat şerbeti gibi damlatUmca. O kadar onu ten şehrinde dolaştmrlar ki. Yönler ve köşeler onımla mâmur olurlar. Onu döverler erzak için. Karmlar âlenUne kaahU olur.. Birbirinden ajnran mümej^jiz boyacı. Devamlı ısmm aşçısı. O kadar onu döverler ve öğütürler ki. İşe yaramıyan kısımlarmı döker. Hulâsa: O cefalardan sonra. Ta ki un gibi uf almcaya kadar. Katı kısunlarmı da aşağı indirir. Ciğerin çömleği ve kalbin şişesi. Bu haUerin zuhurundan sonra henüz. Sonra en joımuşağmı ayırırlar.

Kâh terkib için dizilir. Sularlar doğduktan sonra da. Mercanlar gibi dizildiği zaman. Sersemdir ve gıdası kandır. Onu yadigâr olsun diye alırlar. Tertib ve nizamla tasvir olur. Can ışığmm yansıma aynası olur. Hayatm menşei. Eğer AUahm huzuruna hak kazanmışsa. O dane mejrvesiz bir ağaç olur.MEMO ZÎN 471 Kâh su deryasına dalar gider. . Yağmur feyizden imdada yetişmezse. Eğer padişahm ikramma lâjoksa. O mejrve kemale erince. Eğer fejizden ona yağmur serpilirse. GüzelUk ışığmm mazhan olur. Güzel mejrveyle sarhoş olunca. Kâh kan rengiyle renklenir. GizUUk tarlasından O taze bitki çıktiğı zaman. Vasıtasız olarak onu jrukan götürürler. O can nedir? nebatm özüdür. işte o özdür. O bitki serkeş bir fidan olunca. O bitkiji zaman zaman kanla. Karmda kaldığı sürece. Ucu yeşilIerUr yaprak ve mejrvelerle.

Kâh din güneşiyle pişmeli. Bu ağaçlar çok dalh olurlar. TecelUleri katlajonca. Zillet toprağına kavuşmadıkça. Onu mertebe mertebe oraya d^^ğru götürürler. Onu gerçek mâsere götürmezler. Kâh AUahtan sakmmanm mehtabıyla yanmalı. O şerbet eğer tathysa çiğdir. O meyve kemal şerbetini çer. Eğer öylece havanm önünde kaldıysa. Yiyeceklerin bakımmı görmesi gerekir. Ta ki şarap için pirin eUyle. O güzel lokma şerbet olm. (1) Mâ'seri üzümün sıkıhp şırasının çıkanldığı yerdir. Fakat çok az bulunurlar. Hulâsa: GüzelUk hararetinden. O yolun yolcusu olamaz. Kısacası: Büjükliiğün şevketinden.MEMO ZÎN 47S Gidince hemen sevgih olur. Pişip olgunluğa kavuşunca. Büjük fıçmm içinde kaynajap kabarmadıkça. Bu şekilde elden ele o yolda. O cefa ma'serine gidecektir. Eğer acı ya da ekşiyse olgunlaşmamıştır. (1) Onun bakun görmesi gerekir. Büjük fıçmm içinden çıkmca. Büyüklük tepesinden düşmedikçe. Orada kaynayıp kabarmca. Fidanın üstünden dökülünce. Yani sıfatlarm çokluğundan. Onun orada adı meczup olur. .

Ölümsüzlük onun için kavuşmaktır. Yeniden potaya bırakırlar onu. Henüz belli makama gitmemiştir. O zaman tecrid makamına gidecektir. O tecellilerin harareti. Sürahinin ve kadehin rengindendîr.MEMO ZÎN 475 Cevher tamamiyle yok olunca. Fakat bu ka-vuşmak birleşip katUmak suretiyle değil. O pota gerçi dardır ama. O Hakla ölümsüzlüğü göremez. Gönlü açan sahra gibi geniştir. Allahtan ona bir görünüş yoktur. Cevher. O ilâhî şarabhaneye gidemez. Sevinç vefasmm maşrapası olmadan. Kırmızı ya da al olduğu sürece. O tozdan indirirler onu O buhardan yükseltirler onu Yükseltildikten sonra süzülünce. Araz gibi etkili olunca. Mutlak olarak yok olmadUîça. . Henüz ağzı mühürlü nefis şarap olmamıştır. arazdan tecridedilince. Yok olmak onun için ölümsüzlüktür. Kendi kendine bir varlık tanıdığı müddetçe. O yakıcUar ve o takviye ediciler. AyrUmak ve tek basma kalmak suretiyle de dep.

MEMO ZÎN

477

Bu şekilde muradma kavuşur. Ancak o zaman kavuşan mürit olabiUr. Bir defada perdeleri ve ağlan çeksen? AUahım! Ne olur biz körlerin önünden. Biz âcizlere görmeyi nasib etsen. Perdesiz, örtüsüz ve engelsiz olarak? Görerek inanma deryası dalgalansa da. Bizler de bir zaman sejrretsek? Bu sanUar, şüpheler, bilgiler ve takUtler, Ajmen tevhit ile değişseler? Nedenler, araçlar hiç kalmasalar. Bir defa nedensiz olarak seni görsek? Bizim, varlığı zorunlu olan Allaha inancımız vardır, Varhğımızm zorunlu olmayışı arada perde olmuştur. AUahım! Yine bizi kendimizden kurtar. Kendin için bizi kendimizi tanır hale getir. Bu yürüjüş, bu yolculuk ve merhaleleri aşmak. Candan yönelen müride mahsustur. Bizim için nerde mümkün olur. Eğer yaratıcı ezelden takdir etmemişse? Çünkü kötülük ve bu yola yönelmek, îji işlerle ve yaramazlıkla olmaz. Âbidler bir riya ile helâk olurlar. Günahkârlar bir dua ile pâk olurlar. Âlem ki bir hayalî gölge gibidir, Yaratıcmm kendisi yol gösterir ve sapıtır. Odur hayal manzarasma getiren. Odur sapıklık perdesine bürüyen.

MEMO ZÎN

479

Fakat bize iradei cüziye vermiştir. Pis ve hilekâr nefsimiz, Onu da elimizden kaçırmıştır, Biz kalmışız, AUahm lûtfunun imdadı kalmış. Yalnız en iyisi biz sıradan insaıUar için. Sadece şu yeter biz günahkârlar için: Baştan AUahı hakkıyla tanıyalım. Ne kadar kusurlu, kemkişi ve noksanlı da olsak, Sonra gönülden ondan korkahm, DirUmizi büginlerden soralım. Onlar nasU derlerse öyle yapalım, Tâ ki dünya jüzünden yok oluncaya dek, Sırtımızı AUahm lûtfuna dajnyalım, Belki bizi ateşten affeder.

LXI

SONSÖZ VE KALEMLE KONUŞMA

Ey asImda yaya olan aüı!
Ey beyaz sajrf alarm âşıkı! Ey değersiz ve başı eğik şair! Ey büjücü ve gülünç sihirbaz! Ey sapıklık vadisinde başıboş gezen. Ey büjüklük iddiasmm aldatUmişı! Ey ucu yontulmuş pis renkU kalem! Güzel kumaş gibi güzel renkli kâğıdı. Şakak ve benler adma karaladığın yeter, «B» ve «D»lerle kötü adlı yaptığm yeter. (1) Yazı «Gubar» ve ufak olduğu sürece, (2) Yazı güzelUkten uzak değildir.

(1) (2)

«B>^>.

ve «D>^ «Bed» demektir, yani pis. Gubar Arap yazısının bir çeşididir.
31

MEMO ZÎN

483

Fakat Öğretim yazısı gibi çoğalmca. Ya da «Sülüs» ve «Nesih» gibi iri olunca, (1) O güzelUk saj^asmı ortadan kaldırır. Berrak olmaz, aydm olmaz ve kemale ermez. Sade dilberin şakaklarmm. Kolye gibi olmaması gerekir. (2) Yüz mehtabı üzerinde şakaklar güzeldir. Yüz üzerinde yular gibi ohnamak şartiyle. Ey kalem, sen de hayU uzattm. Bu kâğıdı çok karaladın, yeter artık. Sözler inci gibi de olsa. Çok olunca değersiz kalır. Mücevherlerin değerli olduğunu görmüyor musun? Çünkü azdırlar ve nadirdirler. Şaşırtmaca, yanlış, hata ve unutkanlıkları, ÎJİ karşUanmıyan günahlarm tamamını. Hiç düşünmeden yazdm sen, Bu yaptıklarına kim tahammül eder? Bunları senden tasvibeden kimse yoktur. Sana bunun için aferin diyen kimse yoktur. Ey arsız, kötü ve edepsiz! Küstah, kötü işü ve de haksız! Senin ucunu ne kadar yonttumsa ben, O kadar yanlış yazılar yazdm sen. Ne kadar ucunu tıraş ettimse ben, O kadar günah kazanmaya çalıştm sen. Haddini aştın sen de Hânî gibi. Nakışçılık yaptın sen de Manî gibi. (3)

U) Sülüs ve Nesih Arap. yazısının birer çeşididir.
(2) Burada ve bundan sonraki iki mısrada sayfa yar yüzüne benzetilmiş. (3)

Manî: ünlü Çin ressamı.

MEMO ZÎN

485

OjTmlar ve oyalamalarla meşgul olduğun yeter. Hatalardan ve şaşırtmalardan tövbe et. Bir defa tövbe yolunun üzerine gel. Henüz sana sıra gelmemişken.

Hüner sahibi olan o kahraman jiğit. Önce öfkelenme kemerini bağladı. Parmak uçlarmm düldülüne bindi, Derhal karşımıza dikildi. Dilinden çekti bir Zülfikâr, Benimle atıIUarm şahı gibi bir hasun oldu. Kızdı, kahırlandı bu sitemlerden. Dili şu cevaplarla döndü: Dedi ki: «Ahmet! Eğer habis değil isen. Sen ne söylediysen onu yazdım ben. Senin sözlerin ister iyi ister kötü olsun. Senin fiillerin ister yanlış ister doğru olsun. Ey işi kötülük olan ! İyi biUyorsun ki. Sensin onları söyliyen, yapan ve onlarm sahibi. Ben bir ney'dim ve ney alemindeydim, (1) Şaraptım, ama içenlerin eUnde değildim. Sen beni sazlıktan götürdüğün zaman, J^e sözüm vardı benim, ne de feryadım. Uzaklaştırdm beni arkadaşlarm yanından, Terkettirdin bana ülkemi ve ailemi.

(1)

Eskiden kamış kalemler kullanıldığı için böyle yazmıştır.

MEMO ZÎN

487

BerUm boğumlarımı ve parçalarımı baştan aşağıya,

Önce «01» emriyle deük deşik ettin sen. Sonra beni aşk tabağma koj^mca sen. Kalbimi aşk ateşiyle deUnce sen. Ve sen vücuduma ruh üfürdüğün zaman. Benim gönlümden geldi bu «Ah» ve figanlar. Senin üfürüğün benim kalbimi ve ciğerimi yaktı. Sen ne üflediysen ben onu söyledim. Ben dilsizim, konuşmasız ve uyuşuğum, Nefissiz ve nefessizim, kamış kısmmdanun. Saz meclisini sen bana sevdirdin. Günah defterini sen bana karalattm. Gerçi görünüşte varım ben. Ama sazcı sensin, ney gibijim ben. Acaba ney kendiliğinden birşey söyler mi? Hiç kalem kendiliğinden bir damla döker mi? Kaleme kara işler yaptıran kâtiptir. Sazcıdır ki ney, elinden feryad eder. Ney, kalem, kitap ve nişan. Ok, hedef, yay ve atıcUık, Kaderde emir altma girmişler. Henüz günah adı bile yazUmadan önce.»

AUahım! Biliyorsun ki zavaUı Hânî de. Kalem gibi tutsaktır. Gerçekten onun kalbi senin eUndedir, Mutlak olarak onun eü, kendi eUnde değildir.

Vallahi aktan ve siyahtan. Baştan ayağa kadar hep seıUn elindeydi. Ona yazı yazmayı öğreten yazı serUn yazmdır. günahkârlarm öncüsü. Çünkü yokluktan koptuğu zaman. onu da tamamen sana bıraktı. Kendisi için en ijisini ne biür o? Senin rızan her nasılsa. O. Otuz yUdu" ki yanlış yazUar yazmaktadır o. (1) (2) (3) Yazı yazmaktan Doğduğu zaman. Milâdî tarihe göre yılında doğmuş-- tur. o da onu yazdı. 1651 Bu Hicrî tarihtir. gerek ilmiyle ve gerek kalemiyle. demek istiyor. (2) Tarih bin altmış bir idi.MEMO ZÎN 489 Sen onun başmı yonttuğun zaman. (3) Bu yıl kırk dört yaşına girdi. Memurlar her zaman olurlar mazur. Bu kita¬ bın yazılması da 1695 yılında tamamlanmıştır. Gerçi sen ona bir iradei cüziye vermişsen de. Hayli sayfalar karartmıştır o. . o havayı çalar. (1) Maksadı. O da ney gibidir. Sen ne irade ettiysen. gayesi sensin AUahım! Fakat kötülük mürekkebiyle. (4) O. O. Kendi menfaatini ve zararmı bilmez o. o emirle memurdur. Amir sensin. (4) Buna göre 14 yaşındayken yazı hayatına atılmış.

MEMO ZÎN 491 Günahlardan hayU mal toplamıştir. Sonunda da ona güzel bir ilgi kesmek ver. Sen önce nasU ona aşktan ufuk verdinse. . (1) (1) İlgi kesmekten maksat ölümdür. İJİ işlerden ise bir mangırı bile yoktur.

hevş (Ağıl. ahır) .FERHENG (Sözlük) A Ab: Av (Su) Aba: Bav û kaim (Atalar) Abegîne: Cam. belûr (Cam. 2 Kemayî (Kusur) Axaz: Dest pe kırma karekî (Bir işin başlangıcı) Axıl: Axur. zaman) 2 Nuha (Şimdiki (Hz. Adera: 1 Mırov (însan). 2 Adem Pexember Adem) Aiaq: Asû\van (Ufuklar) Alîtab: Roj (Güneş) Agah: Haydar (Haberdar) Aheste: Hedî (Yavaş) Ahû: 1 Xezal. biUûr) Abıd: Peresdar (Ahit) Abîdane: Peresdaranî (Abitçe) Abîdar: Bı av (Sulu) Ac: Dırane fîl (Fildişi) Acil: 1 Peşende (Gelecek zaman). (Ceylân).

2 Dêm (Yanak) Ainzî: Nii çêbiiyî (Sonradan olan) Ari: Riit (Arinmi§) Asefê Berxîya: Wezîrê SUêman Pêxember (Hz. raavi) Asîtan: Hev§ (Avlu) Asîyab: A§ (Degirmen) Astide: Hêsa (Rahat) Aş: 1 Aş (Degirman). he§în (Gök rengi. Sûleyman'm Veziri) Asî: Gunehkar (Giinahkar) Asîmanî: Ji rengê asîman. azerden: Renc (Eziyet) . (Gibi) 2 Aheng (Tören). 3 Wek Ayîne: Neynik (Ajma) Azerde. haletin (Aletler) Alemefrûz: Rohnîkiroxê gerdiinê (Diinyaja aydmlatan) AK: BUmd (Yuce) Alîmul-xeyb: Zanayê bi tiştên nepenî (GizU §eyleri bilen) Aliide: Lewitî (Pishge biUaşan) Ain: Giştî (Umiimî) Amel: Xebat (Çalişma) Aram: Hêsayî (Rahathk) Arasîte: XemUandî (Suslenmi§) Anf: Naskir (Taniyan) Anz: 1 Peydabiija (Sonradan olan). 2 Aşt (Barişik) Aşifte: Perîşan (Peri§an) Aşina: Naskirox (Taniyan) Aşîyan: Hêlîn (Yuva) Ateşgede: Peresgaha agirperestan (Ate§e tapanlarm tapmagi) Atil: Teral (Tenbel) Ayîn: 1 Risun (Resira).494 Axûş: Hembêz (Kucak) Al: Sor (Kirmizi) Alat: Ambiirm.

2 Felek (Felek) Basır: Dîtox (Gören) Bayi': Fırotox (Satıcı) Baal: Dayox.495 B Bab: 1 Bav (Baba). kötü niyetU) Bedîhî: Eşkera (Aşikâr) Bedr: Hîva tıjî (Dolunay) Bedrûd: Rûzışt (Çirkin yüzlü) Bedsekal: Nîyetxırab (Kötü lUyeÜi) Bedsmşt: X'wîxırab (Kötü huylu. zışt (Çirkin) Bedayî': Tışten xweşık (Güzel şeyler) Bedexter: Bedsıter. anlâksız) Behaîm: Dev^ann (Davarlar) . dîtox (Gözlü. be yom (Uğursuz) Bedevvî: Gundî (Köylü) Bedxwah: Xer nexvvaz (Bedhah. 2 Bar (Yük) Band: Sar (Soğuk) Bari: Xwede (Allah) Barigeh: 1 Eywan (Salon). dağıtan) Bazî: Lîztın (Ojmamak) Bed: Pîs. belavkırox (Veren. 2 Deri (Kapı) Babeser: Bı dîtm. baç) Bade: Mey (Şarap) Baxeber: Haydar (Haberdar) Baıs: 1 Sebeb (Sebep) 2 Xızan (yoksul) Bakûre: Bzep (Bakir) Bal: Bask (Kanat) Bala: Bejn (Boy) Ban: Haf (Dam) Banû: Xatûn. (Hatun) Bar: 1 Fîkî (Meyve). gören) Baç: Baçere (Yol geçiş ücreti.

3 Fîkî (Meyve) Ber bû me: Ber bi me hat (Bize dogru geldi) Bercîs: Sitêra Mişterî (Jubiter yUdizi) Ber di bann: Di bm bardane. smir) Besatîn: Bostanm (Bostanlar) Beser: Dîtm (Görmek) .496 Behre: Par (Pay) Behremend: Xwedî par (Pay sahibi) Behrewer: Xwedî par (Pay sahibi) Bekke: Bajarê Mekkê (Mekke §ehri) Belorî: Tiştê ji belor (Billiirdan olan şey) Beliiqîya: Cihiidekî hUekarbûye (Bir hilekar Yahudiymiş) Belwa: Bela. ber Ji wan di bare (Yiik altmdalar. ked di barînm. Berxîz: Ra be (Kalk) Berî: Bê par (Yoksun) Berk: Pehk (Yaprakcik) Berq: Biriisk (Şiraşek) Berqe': Perde (Perde) Berr: BeJ (Kara parçasi. sînor (Iki deniz arasmdaki ince kara parçasi. iiriin yagdmrlar) . 2 Bergeh (Yön). ya da iiriin verirler. deneme) Bena goş: Penka goh (Kulak memesi) Bend û baz: Hunermendî (Meharet) Bexşende: Efiikar (Bagi§layici) Benat: Keçm (Kizlar) Bende: Kole (Kul) Bendi: Girtî (Tutuklu) Beng: Gîyakîye mirov pê serxwe§ di be (Sarhoş edici bir ot) Benî: Xulara. tecribe (Bela. kul) Ber: 1 Kevir (Taş). deniz kar§Uigi) Berzex: Bejê ziravê navbera du behran. qiil (Hizmetçi. yan Jî xêr ii bêr di dm.

bel¬ ki kalkandır) Bmyad: 1 Hîm (Temel). 3 Mal Beyte Meqsûd: Mala X'wede ku xelk qesda çûjnna we di ke (Halkın gitmek istediği AUahm evi) Beytıl-eqsa: Mızgefta bajare Qudıs'e (Kudüs'teki Cami) Beyyînat: Nişanen eşkera (Açık alâmetler) Bezi: Camerî (Cömertlik) Bezlego: Qeşmer (Komik) Bezm: Cıvata henge (Eğlence mecUsi) Be dad: Be çare (Çaresiz) Bex: Kok û nejad (Kök ve soy) Bejen: Bejmg (Kalbur) Be kene: Be kerm (Beceriksizdirler) Be newa: Be hez (Güçsüz) Berîte: Te'vvırekî govende. jera di bejm «Govenda feqîyan» (Bir halay çeşididir.497 Best: Gire da (Bağladı) Beşaret: Mızgîn (Müjde) Betî': Hedîmeş (Ağır jürüyüşlü) Bey": Fırotın (Satış) Beyda: Dest (Ova) Beyt: 1 Mala Xwede (Kâbe). belkî mertal be (Bir silâh.32 . Bırehne: Tazî (Çıplak) Bırhan: DelU (Kanıt) Bıtûnan: Zıkan (Karmlar) Bı vverîne: Wer ke (Serp) F. : . «Fakiler halayı» denir) Be zar: Neçar (Çaresiz) Bı bazîn: Bı lîzînm (Oynatalım) Bıjarm: Pek anîn (İfa etti) Bı kalıt: Bı nale (İnlesin) Bı kene: Bı kerîn (BecerikUdirler) Bdh: Ehmeqî (Ahmaklık) Bmper: Tewırekî çekbûye. (Ev) 2 Şe'r (Şiir). 2 Avayî (Yapı).

heraî (Tamaraen. bi bênahî (Gören) Binende: Kesê ku diir di bîne (Uzagi gören) Bisat: Ti§tê raxistmê (Yaygi) Bişe: Dara raêşe (Me§e agaci) Bîz: Zik. . wxedayî (AUah hakki için. têkUhev (Karişik) Bûte: Şii§e (Şişe) C Ca: CUi (Yer) Cam: Qedeha meyê (Içki kadehi) Camediride: CUdirandî (Yirtik elbiseh) Cametebdîl: CUguhartî (Degişik kiyafetli) Camid: Hebûyê bê gan (Ruhsuz varlik) Can: 1 Gan (Ruh) 2 Laş (Viicut). bi mana turê bm çena xezalan yê tijî misk Jî tê (Karm. ilahî) Bilkul: Bi tevayî. Bo: Bêhn (Koku) Biise: Maç (Öpuciik) Biiş: Tevihev. bekaret) Bilad: Welat (Ûlke) Bîlcimle: Heraî (Hepsi) Bil Heq: Bi Xwedê.493 Bidarî: He§yarî (Uyamklik) Bîli: Bîyok (Ajrva) Bîkr: Keçîtî (Kizlik. ceylanlarm çeneleri altmdaki misk kesesine de denir) Buhran: Bê heşî (Kiriz) Buxar: Helraa kelê (Kaynama buhan) Buqrat: Zanakî Yunanî. hepsi) Bîmar: Nexwe§ (Hasta) Bina: Bi dîtm.biiye (Bir Yunan bilgini) Bulhewes: Evîndarê ne Ji dil (Candan sevmeyen aşik) Bii.

499

Cana, canan: yar (sevgiU) Canfeza: Jînbexş, bexşendeye kefxweşîye (Hayat, sa-iinç
bahşeden)

Oamb: Alî (Taraf, yön) Cawîdaııî: Tımmî (Ebedî) Cazibe: Heza kâşane (Çekici güç) Cebbar: 1 Xurt (Güçlü). 2 Zordest (Zorba) Cebhet: Enî (Alm) Cebîn: Herdu alîyen enîye (Alnın iki yanı) Ced'an: Gırâken por (Saç büklümleri) Oedel: Mmaqeşe, pevçûn (Münakaşa) Cedîy: Bırca Karıke jı 12 bu-cen roje (Oğlak Burcu) Oegerriş: Cegerkul (Gönlü yaralı) Cela: Rohnî (IşUc) Celadet: M§rxasî, egîtî (Kahramanlık, yiğitlik) -Celal: Mezmatî (Büyüklük) Oelew: Hefsar (Yular) Celîs: Hevale rûnıştme (Oturma arkadaşı) Oema: Cıvîn (Toplanma) Oemad, Cemadat: Hebûyen be gan (Ruhsuz varlıklar) Oemaze: Deve (Deve) emî': Hemî (Hep) Cendl: Baş, meqbûl (İyi, makbul) Cemmaş: Nukubcûz (Yamuk gagalı) Cenah: Bask (Kanat) Cenan: DU (Kalp) Cera: Herıkandî (Akar, akıcı) Cerdan: Talankerm (yağmacUar) Ceres: ZengU (Çmgırak) Cerh: Bırîn (Yara) Cewahır: Pıranîya «Cewher»e, hebûye ku bı sere xwe di kare hebûna xwe nîşan bı de, wek kevır. («Cevher»tn çoğuludur, kendi basma varhğmı gösterebilen varlık, taş gibi)

500

Cewcem: Em rastê mana vê kelîmê ne hatin (Bu kelimenin anlamma rastlamadik). Cewr: Sîtem (Zuliim, haksizhk ) Cewşen: Zirx (Zirh) Ccz'e: Girîna li ser rairî, dirandma cUan ii kişandma por Jibo mirma wî (Öliinun iizerinde aglamak, elbiseleri yirtraak, saçlari yolmak)

Cift: Cot (Çift) Cilfû: Leyî, naser (Sel) Ciliis: Riini§tin (Oturraak) Cmdi: 1 Sipah (Asker). 2 Xortê rmd (Giizel delikanli) Cmiid: Sipahan (Askerler) Cmûn: 1 Dînîtî (Dehhk). 2 Dîn (DeU) Cir'e: Qurt (Yudum) Cirm: Guneh (Şuç) CibîIIet: Nejad û kok (Soy) Cihannuma: Nîşandayoxê dinê (Diinyayi gösteren) Cîhanpenali: Kesê ku dmya pişta xwe pê girê di de (Diinyanm giivendigi kimse) Cîhat: Piranîya «Cîhet»e yanî Rohelat, Roava, Bakur û Ba§ur («Cihet»in çogulu, yani Dogu, Bati, Kuzey ve Giiney
Cîlwa: Rohnî (Aydinlik) Coş: Keldaym (Kaynamak, coşraak)

Cunbeş: Pêldaym, hejîn (Dalgalanmak ( sallanraak) Cuz': Perçe (Parça) Cûbar, Cûyebar: Newal (Dere) Cûdî: Çîyayê ku geraîya Niih h serê rawestîye (Nuh'un geraisinin durdugu dag)

501

ç
Çaha zîqenc: Çalıka navbera leve jerîn û çene (Alt du¬ dakla çene arasmdaki çukur) Çak: Dırandî (YırtUı) Çalak: Bı sıvıkî, bı lez (Çabucak) Çapıkherekat: Kese ku bı lez tev di gere (Çe'vik davranan) Çarane: Tewırekî cUe cengebûye (Bir savaş elbisesiydi) Çareebrû: Bırûreş (Karakaşh) Çaraperdaz: Dîtoxe çare û havUe (Çare bulan) Ça^mîgî^, çeşnîgîr: Çekıroxe kefx'weşîye û henge (Eğlen¬ ce düzenUyen) Çavvûş: Peşleşger (öncü askerler) Çeng: 1 Enîşk (Dirsek). 2 Nîve Kulme (Avucun ya¬
rısı). 3
Tevv^ırekî saz (Bir saz).

Çengî: Sazvane saza çeng (Çeng sazmın çalgıcısı) Çerxe: Bı çenxe, bı bûre (Seğirt, geç) Çest û çalak: Bı lez û çelengî (Çevikçe, çabucak) Ç«şm: Çav (Göz) Ç«şn: Heng (Eğlence) Çdlexane: Cîye ku peresdar teda peresti di km (AbiÜerin
ibadet ettikleri yer)

Çırb: Xureken rûnî (Yağh yemekler) Çıvîyayi: Xuz (Yamuk) Çîhar erkan: Her çar goşe, yani Rohelata bakurî, Roavaya bakurî, Rohelata başurî, Roavaya başurî (Dört yön, yani Kuzeydoğu, Kuzeybatı, Güneydoğu, Güneybatı) Çîhanm: E çaran (Dördüncü) Çîn: Xûz (Yamuk) Çîn çîn: Xelek xelek (Halka halka) Çu: tu (Hiç)

502

D

Nav ii deng (Şöhret). Dafîe: Hêza tehradaymê (îtici guç) Da henstî: Bi hevdiira da ket (Birlikte dii§tu) Dair: Gêrbiiyî (Yuvarlanan) Daîrebend: Qora govendê ya gUor (Halka gibi halay safi) Daiye: Semed (Sebep) Dalalê nutleq: Avarêtîya yekcarî (Mutlak sapiklik) Dam: 1 DavUc (Fak). 2 Heywanên kedî (Evcil hayvanlar) Damad: 1 Zava (Damat). 2 Daman: Daw (Etek)
DUan (Dugiin)

Da': Jan (Hastahk) Dad: 1 Edalet (Adalet). 2

Dane:

1

Tene (Tane). 2

Tamikê nava davikê (Fakm

içindeki yem) Damş: Şêwr (Danişma)

Darii: Derman (Ilaç)
Dasitan: Çîroka kevne (Destan) Da'wet: 1 Dua (Dua). 2 DUan (Diigun). Dawer: Xwedê (Allah) Dawidî: Kesên h ser dînê Dawid Pêxember (Hz. Davud'un
dinine mensup olanlar Dayîn: Daye (Dadi) Debiq: Dermanekî rengkesk (Yeşil renkli bir koku) Debîr: Nivîsvan (Yazici, .sekreter)

Debr: Idarekirm (Yönetmek) Ded: Hejrwanên kiivî (Vah§î hajrvanlar) Def': Vegerandm, qewirandm (savmak ) Defain: Piranîya (Defîne»ye («Define»nin çoguludur) Dehan: Dev (Agiz)

503

Dehqan: 1 Axa (Ağa). 2 Baxvan, cotkar (Bahçıvan, çiftçi) Dexel: Ne safî (Kalp, safi olmayan) Delawer: Merxas (Yiğit) DeUal: Bangkırox (Çağırıcı) Delle: Tol (Fahişe) Del'vv: Bmca SatUe jı 12 bırcen roje (Güneşin Kova Burcu) Dem: 1 Zeman (Zaman). 2 X'wîn (Kan) Dem': Hıstır (Gözyaşı) Dembeste: Kese ku bı zehmet helma xvve di de û di sıtîne (Zor soluyan kimse) Demgeş: Kese bı hesan helma xwe di de û di sıtîne (Kolay soluyan kimse) Demsaz: Heval Arkadaş) Derb: 1 Lexıstm (Dövmek). 2 Çapkırma du-avan (Para basmak) Dere: Daxılkırın (Dahil etmek) Derdenak: Bı derd (DertU) Derxur: Xurek (Yiyecek) Derice: Deriye bıçûk (Küçük kapı) Dermende: Nexweş (Hasta) Dermeyan: Di navda (İçinde) Derr: Zırar, dıj (Zarar, karşıt) Derre: He-vvî (Kuma) Derrende: Heywane çırînok (Yui^ıcı hayvan) Dervvaze: Derî (Kapı) Dew': Tîrej, ronahî (İşm, ışık)
Devva: Derman (îlâç)

Dewab: Heywanm (Hajrvanlar) Dewende: Beza (Çok koşan) Dewhe: Dara mezm (Büjük ağaç) De\vre hal: Wergerîn û guhartma hal (HaUn dönüşmesi) De\vwar: Gerbûyî (Yuvarlanan) Deyyar: Mırov, kes (însan, şahıs)

504

Dêrê ezreq: Dêra heşîn, asîman (Mavi kiUse, gök) Dêrin: Kevn (eski) Di bestin: Girê di dan (Baglarlardi) Dilaram: Hêsayîya dil (Göniil rahathgi) Dildade: Evîndar, yar (Seven, sevgiU)
DUdar: Yar (SevgiU) Dildaş: Hevalê dU (GöniU arkada§i)

Dilefroz, Dilefriiz: Rohnîkiroxê dU (Gönlii aydmlatan) Dilfikar, DUefkar: Dil bi tirs (Ûrkek göniillu) Ddxwah: Daxwaza dil (GöniU dilegi) DUkuşa: Vekiroxê dU (Göniil açiei) Dilnewaz: Geşkiroxê dil (Gönlii canlandiran, şenlendireni Di nmna: Di xuya (Göriiniirdii) Dirc: Qalika mirarîyan (înci kabugu) Dîfoa: Hevrî§un (îpek) Dîdar: Xuyajrî, rii (Göriiniiş, jdiz) Dîde: Çav (Göz) Dîdeheyran: Ê ku mirov li çavên wî heyran di mîne (Göziine hayran olunan) Dîgergiin: Bi tewirekî dm (Bambaşka) Dîmax: Mejî (Bejdn) Dimai: Xwînî (Kanli) Dîmen: Erdê bejî (Susuz toprak) Dînar: Diravê zêrîn (Altm para) Dîrayet: Bîrbmn (Diişiince) D'îsa: Di îsa, di bmsî Parlardi) Diwan: 1 Civata mezinan (Biijaiklerin raeclisi). 2 Pirtiika §ê'ran (Şiir kitabi) Dîyar: Jor (Yukari, zirve) Dîyarî: 1 Xuyayî (Göziiken). 2 Hedîye (Armagan). Dîzdar: Dergevanê girtîxanê, yan kelê (Hapishane ya da kale kapicisi) Doxîteçeşm: Çavkeç, ê ku çavêd wî wek ên keçanm (Kiz gözlii, gözleri kizlarm göziine benzeyan kimse)

jüksek dere¬ celi kimseler) Ebes: Tewş (Faydasız) Ebîd: Koleyan (Köleler) Ebleh: Ehmeq (Ahmak) Ebr: Hewr. e-vvr (Bulut) Ebyat: Rezen şe'ran (ŞUrin beyitleri) Ecanıb: Kesen xerîb (YabancUar) Ecnas: Tewırm (Cinsler. çeşitler) Ecûz: Pîrejm (Kocakarı) Ed bı km: Bı hesıbînm (Saymız) Edanî: Pıranîya «Edna»ye («Edna»nm çoğulu) . Durr: Mırarî (încî) Durrâ Xeltan: Mırarîyen tevîhev. gökler) Durd: Tılp (Tortu) Durdan. asîmanan (Karışık inci¬ ler. Durdane: Teneyen mırarîyan (İnci taneleri) Dnre nîsare: Mırarîyen ku h sere büke ten reşandm (Cîelinin basma dökülen inciler) Duta: Duqat (îki büklüm) Dûd: Dû (Duman) Dûdeman: Nejad (Soy) Dûrebîn: Kese dûrdîtox (Uzağı gören) Dûşîn: Şeva çûyî (Dün gece) Dûşîze: Keça bakire (Bakire kız) E Ealî: Kesen mezm.505 Dozex: Doj (Chennem) Dııxan: Dû (Duman) Ihucmeya Sıkender: Radara Eskendere Romî (Büjük İs¬ kender'in radarı) Duxter: Keç (Kız) Dur. bılmd (Büyük kimseler.

bîrbir (Bilginler. 3 Girêdan (Baglamak). xemgîn (Ûzgiin). namusîu kiz ya da kadm) Eflak: Piranîya «Felek»e («Felek»in çogulu) Efriiz: Rohnî (Aydmlik) Efser: 1 Meliil. 4 Bi benvekirma morîyan (Boncuklan iphge takmak). beranber (Denk. 2 DUan (Diigiin). yan jma paqij. başlik) Eqdam: Lmgm (Ayaklar) Eqrebut-teriqe: Rêya nêzîktir (En yakm yol) . diişunce adamlari) Ehmer: Sor (Kirmizi) Ehya: Zmdîyan (Canlilar) Exder: Kesk (Ye§il) Exlat: Hebiiyên ku ji imsuran çê di bm (Ögelerden yaratUan varliklar) Exnam: Pezin (Koyunlar) Exter: Sitêr (YUdiz) Eqanb: Xizmin (Hisimlar) Eqd: 1 Marbirîn (Nikah kiymak). a bi namiis (Temiz. karşi karşiya) Edîm: Tunne (Yok olan) Edl: Dad (Adalet) Edn: Navê bihuştêkîye (Bir cennet adidir) Edna: Kesê nizimtir (En alçak kimse) Edû: Neyar (Diişman) Ef'al: Piranîya «Fî'I»e («Ful»in çogulu) Efîfe: Keç.506 Edawet: Neyarî (Diişmanlik) Edem: Tunneyî (Yokluk) Edîb: Bêjevan (Eldebiyatçi) Edîl: Hevta. 2 Kulah (Taç) Evişandibûn: Di destê xweda hîştibiin. 5 Diravên ku dema xwestma biikê Ji raala bavê wêra tê dajan (Kiz istenirken bab^sigile verilen paralar. pariztibûn (Esirgemişlerdi) Ehlê nezer: Kesên zana.

50T Eq'wam: Qe'wınan (Ka'vimler) Ekber: Mezıntır (En büyük) Ekrad: Pıranîya «Kurd»e («Kürd»ün çoğulu) Eks: Ronahîya tışte ku di ave. Elîm: Pır zana (Çok biIgiU) Elîmeqam: RıtbebUınd (Yüksek rütbeU) Elqîsse: Kurta gotme (Sözün kısası) Eltaf: Qencîyan (îyiUkler) Eltef : Naziktir. eskiden dört oldukları ve hayatm . yan nejmıkeda di xuye (Yansuna) E'la: BUmdtır (En yüksek) EIaîq: Ben û rehen ku mırov bı jîneve gire di dm (İnsanı hayata bağhyan bağlar) Elef: Pût (Hayvan yiyeceği) Elem: 1 Eş (Ağn). sözcükler) Elhal: Nuha (Şimdi) Elîlıîmem: Hîmmetbılmd (Yüksek himmetli) Eîîl: Nexweş (Hasta). nermtır (En nazik. agur û hewa («Unsur»un çoğuludur. en yumuşak) Elwan: Rengm (Renkler) E'mal: Karın (İşler) Emced: Pır bı şan (Çok şanh) Emda: Qesden (Kasten) Emeldar: Karker (İşçi) Emîr: Mîr (Bey) Emr: 1 Ferman (Emir). Evm: Av. 2 Kar (îş) Emsîle: Wekokm (Örnekler) Enadıl: Te'mrekî bUbU (Bir çeşit bülbül) EnamU: SertUîkm «Parmak uçları) Enasır: Pıranîya «Unsur»e ku berâ di hatm gotm çann û jîn jı wan çe bûye. ax. 2 Al (Bayrak) Elettevvalî: Lı pey hevdû (Peş peşe) ELPaz: Gotmm (Sözler.

toprak. 2 Ti§tê ku ni kare bi serê xwe hebiina xwe nî§an bi de. di vê yekêda mihtacê cewhere. bu hususta cevhere muhtaç olan.508 bunlardan meydana geldigi söylenirdi. wek reng (Kendi başma varhgmi göstereraiyen. Şunlardir: Su. bi tirkî Jêra di bêjm (Ardiç) Erez: Çemê Erez (Aras Nehri). ateş ve hava) Enbaz: Heval (Arkada§) Enbiya: Pêxembenn (Peygamberler) Encam: Dawî (Sonuç) Encim: Sitênn (YUdizlar) Encunen: Civat (Komite) EngÛLr: Tirî (Ûzum) Elnhar: Çemm (Nehirler) Enin: Nalîn (Inleme) Enis: Hogir (Munis) Enwa': Tewirm (Çe§itler) Enwar: Piranîya «Enver»e («Enver»in çogulu) Enwer: Pif rohnî (Çok i§ikh) Er: Eger (Eger) ErazU: Piranîya «RezU»e («ReziI»in çogulu) Erbab: Xwedîyan (Sahipler) Erbein: ÇU (Kirk) Er'er: Darelcîye. renk gibi) 1 Erxewan: KuIUka hmarê (Nar çiçegi) Enstetalis: Zanayê Yunanî Arîsto (Yunanli bilgin Aristo) Erş: Text (Taht) Eriis: Biik (Gelm) Erz: 1 Nî§andan (Göstermek) 2 Fereja. ber (En) Esabi': Tilîne (Parraaklar) Esaxir: Biçiikm (Kuçiikler) Esbab: Ti§tên lazim (GerekU §eyler) Esmar: Fîkîjon (Meyveler) .

509 Esnaf: Tewır tewır (Çeşit çeşit) Esr: Sedsal (YüzyU) Estar: Perdeyın (Perdeler) Eş'ar: Şe'rm (ŞUrler) Eşbah: C^mm (Cisimler) Eşk: Hıstır (Gözyaşı) Eta: Dayın. iyiUk] Etfal: Zarûkm (Çocuklar) Etrab: Keçen hevsaled kuran (DelikanlUara yaşıt kızlar) Ewam: Xelk (Halk) E'vvan: Alîkarm (Yardımcılar) Ewbaş: Du xorten bı hevdûra (Beraber olan iki deUkanh) Ewc: Tewre jor (Zirve) Ewran: Hevvran (Bulutlar) Eyax: Em raste mana ve pirse ne hatm (Bu kelimenin mânasını bulamadık) E'yan: Kesen gıregır (llerigelenler) Eyan: 1 Dîtm (Görmek). tüsüz) ör¬ Eyn: Çav (Göz) Eyş: Jîna bı kefxweşî (Mutlu yaşamak) Eyyam: Rojm (Günler) Ezaım: Nıvıştm (Muskalar) Ezazıl: Şeyten (Şeji.an) Ezdad: Tışten dıje hevdû (Bir birine karşı. qencî (Vermek. 2 Xuyayî (Görünen) Eyanî: 1 Eşkerayî (Açıkça) 2 Vata (Üstü açık. zıt şeyler) Ezfer: Kîske bm çena xezalan ku misk tedaye (Ceylânla¬ rm çeneleri altmdaki misk kesesi Ezhar: Kulîlkm (Çiçekler) Ezman: Zıman (Dil) Ezra: Keça bakire (Bakire kız) .

dıgel hevdû (Beraberce) Vera bı gıri: Tu pera ra gırî. Feyrûz: Renge heşîn (Ma'vi renk) Feyyaz: Barandoxe feyze. safî (Temiz. bı fitne (Müfsit. onu desteklersen) Vîhalî: Vî tışte ku te di keve şûnekî. 2 Be ar (Arsız) Fîlcımle: Hemî. Vekra: Bı hevdûra. 2 Xwest (Diledi) Vek ketm: Kom bûn. gerçek) Fuad: DU (Kalp) Fıkr: Fıroz. rastın (Gerçekten. alîkarîya vı^î bı kî (Ona yar¬ dım edersen.511 Fettan: Fesad. bı şunda (Geriye) Vensand: Ve kır (Çözdü) Ve: 1 Ev (Şu). bı carekî (Hepsi. safi) Fdûs: Manqırm (Mangırlar) Tırs. fitneci) Fewware: Pet (Alev) Feyroz. Fıtret: Fıtûr: Ve: Paşda. gîhane nevdû (ToplandUar). yani gönlün içine giren aşk) . bı şewq (Aydm. çekinmek) Fırûz: Rohnî. yanî evîna ku te di keve nava dU (Bir yere giren bu nesne. ışıklı) Tebîet (Tabiat) Sisti (GevşekUk) Fızûl: 1 Tewş (Faydasız). hep birUkte) Füheqîqe: Bı rastî. Xwede (Fejiz yağdıran. vekışîn (Korkmak. AUah) Fezaîi: Karen baş (İyi işler) Fezîhet: Eşkerakırma ne h gorî daxwaze (Arzuya aykırı olan açıklama) Fdk: Gemî (Gemi) Fılorî: Paqıj.

di pejavîn (Konu§urIardi) Goşwar: Guhar (Kiipe) Goyîa: Teyrekîye bi şev di qîre (Gece bagiran bir kuş) Guftar: Gotm. Gencîne: Xizne (Hazine) Geşt: Ger (Seyahat) Geştî: Gremî (Gtemi) Grewherî: Gewherfiroş (Cevher saticisi) Gêrane: Gerandm. derbazkmn (Çevirdiler. civandî (Derlenmiş) Girdîgar: Xwedê (Allah) Go§: Goh (Kulak) Goyende: di bûn: Di gotin. Guzîn: Bijare (Seçkin) Giin: Reng (Renk) . derbazbiin (Dolaşmak. parsek (Köle. zeman (An. zaraan) Gaze-gaz: Qîre-qîr (Bagiri§ma) Geda: Kole. dUenci) Genc. peyv (Konuşma) Guherguharan: Guhargewheran (Cevher kupeliler) Gulab: Gulav (Gul suyn) Gulben: Şaxa gulê (Guî dali) Gulgiin: Gulreng (Giiî rengi) Gulqend: Ava şekirê Qend (Kant şekerinin şerbeti) Gulnar: Ava kuUîka hmarê (Nar çiçeginin şerbeti) Gulpîrehen: Kesê ku kirasê wî wek guîêye (Gömlegi glil gibi olan) Gum kir: Winda kir (kaybetti) Gumrah: Avarê (Sapik) Guweşt: Tewirekî qaydê sitiranêye (Bir şarki makami) Guzaf : Gotmên tewş (Bo§ sözler) Guzer: Ger. geçirdiler) Gêsii: Kezî (Saç örgusii) Gil: Harî (Çamur) Girdevvarî: Berhevkirî. 2 Gav.bl2 G Gah: 1 Carna (Bazi bazi). geçmek) Guzîde.

maksat aşktır) Hale: Seywana dora hîve (Aym etrafındaki hale) Hamî: Parezdar (Himaye eden) Haris: Cotkar (Çiftçi) Herr: Germ (Sıcak) Hasıl: 1 Tışte ku bı dest di keve (Elde edilen). yan kevu: (Maden ya da taşa yazı yazan) F. beredayî (Kaybolan. kapıcı) Hacız: Navbır (îki şeyin araşma giren) Hadis: Nûçe (Sonradan olan) Hadî: Kese ku mırov tine reya durust (însam doğru yola getiren) Haîl: Navbır (îki şejin arasına giren) Haîm: Wmdabûyî. başıboş kimse) Haldmane: Mîr anî (Beyce) Hala: Tışte ku te di keve nava tıştekî dm. : 33 . 2 Kurta gotme (Sözün kısası) Hazıq: Hunermend (Mutahassıs.513 H Hacıb: Pajrvan. dergevan (Nöbetçi. 2 Kevure Reş ku di dîwar§ Mala Xwede'daye (Hacer-Esved) Hecle: Bermal (Oda) Hedîd: 1 Hesm (Demir). mahir) Hazırûn: Kesen hazır (Hazır olanlar) Hazîme: Heza hezımku'me (Hazmedici güç) Hebîb: Yar (SevgiU) Hecer: 1 Kevır (Taş). mexsed evîne (Bir şeyin içine giren. 2 Cîhe mzuntir (En alçak yer) Hedîqe: Bax (Bahçe) Heqaîq: Rastiyan (Gerçekler) Heqqa: Bı rastî (Gerçekten) Hekim: Pm zana (Çok bügUi) Hekkak: Nıvîsvane h ser maden.

lê biçiike û pir tale (Ebiicehil Karpuzu) Her çend: Ger çiqas (Gerçi) . eşit) Hemkase: Hevaîê vexwarmê (Içki arkadaşi) Heial: Helgirtm (Yiiklenmek) Hemîîqa: Hevalê dîtmê (Göriişme arkadaşi) Hej]an!. hevrê (Yoldaş) Hemraz: Hevalê razan (Sir arkadaşi) Hemseng: Beranber. di sewîyekîda (Bir seviyede.liai: Havaîê hal ii razan (Hal ve sir arkadaşi) Hemxehvetî: Hevaîê xelwetê (Haîvet arkadaşi) Memxwsihei Hevaîê razanê (Uyku arkadaşi) Hemqal: Hevalê peyvê (Konuşma arkadaşi) Hemqedem: Hevaîê îmg. tim (Her zaman) Hemzad: Hevalê xwannê (Yemek arkadagi) Henzeî: Fîkîyekî wek zebeşêye. hevta (Denk) Hemser: Heval (Arkadaş) Hemware: Her gav. yaldiz) Heînaxîiş: Hembêzî (Kucaklaşan) Hemaşjyan: Hevalê hêlînê (Yuva arkadaşi) Hembîze: Hevaîê zik.514 Helahil: Kuştox (Ölduriicu) Helawet: Şêrînî (Tatlihk) HeU: Pişkaftm (Çözmek) Hellal: Pişkaftox (Çözen) Helwela: Gotma «LahewIe wela («LahevIe» demek) quwwete îUa bUlah» Heîlê sîmab: Avzîva helandî (Eritilmiş giimiiş suyii.şîii: Hevalê rûniştmê (Oturma arkadaşi) Heinrah: Hevaîê rê. bira ii xuşk (Kardeş) Hemdem: Heval (Arkadaş) Hemefser: Hevaîê KiUah (Taç arkada§i) Hemel: Birca Beran ji 12 bircên rojê (Giineşin Koç Burcu) Hemişe: Tim (Her zaman) Heitn.

birirUn huzurunda olmak) Hıccet: DeUl (Kanıt) Hıcre: Kunca SunayU Pexember ya lı rex Mala XwedS (Kâbenin yanmdald Hz.515 Herfan ne gırm: Şaşbûnan der ne xm (Yanhşhkları açığa vurmasmlar) Henstm: Kom bûn. Heyula: Nejada gerdûng (EvreıUn ilk maddesi) Hezer: Xwe parıztm (Sakmmak) Hezl: Yari (Şaka) Hezret: Pâşedest (Huzur. şenayî (Meskûn yer) Heyûl. Hîcran: Dûrketma evîndar jı yarg (Hicran) fflkmet: Zanin. îsmaU Hücresi) Hmd: Hmekî (Biraz) Hinde: Ev qas (Bu kadar) Hmdewane: Zebeş (Karpuz) Hmdî: Ev qas ku. çı qas ku (Şu kadar ki. biçim) Heyşet: Avayî. felsefe) . felsefe (BUgi. ne kadar M) Hılûl: Teketma gane laşekî pişti mmme di laşekî dmda (Bir ruhun ölümden sonra bir başka vücuda girmesi) Hınayan: Kîse dıravan (Para kesesi) EUcab: Perde (Perde) Hîcr. be rmrad (Hasretzede) Hesûd: Dexes (Kıskanç) Heşem: Meîyet (Maiyet) Hewa: 1 Hevva (Hava) . wek weşîye (Salkım gibi toplandUar) Herîr: Hevr%ım (İpek) Herzekar: Kotoxe gotmen tewş (Herzeci) Heseb: Nejad (Soy) Hesretzede: Kese ku belaya hesrete bı serîda hatîye. 2 Evîn (Aşk) Hevı^alî: Çarmedor (Çewre) Hey: Zmdî (Canlı) Hey'at: Pıranîya «Hey'et»e («Hey'et»in çoğulu) Hey'et: ŞıkU (ŞekU.

Hane) Xanezad: Xanedan. bê riimet (Topraktan. degersiz) Xal: Şana Ii rii (Yuzdeki ben) Xalab: 1 Zorbir (Yenen). kaşlar ona benzetiUr) Hîn: Gav (An) Hîraset: Xwe panztm (Kendini sakmmak) Hîrqet: Şewat (Yanmak) Hol: Gog* (Top) Hor. birû tên diriibandm bi wê (Hilal. ji nejadekî pak (Hanedan) Xasekî: Xulamê navmali (Harem hizmetçisi) Xasê nezer: Nihêrtma xisiisî (Özel baki§) .ş: Kesê bê dengê ku na pejdve (Konuşmayan. 2 Qey (Gaîiba) Xame: Qelem (Kalem) Xamû. sessiz kimse) Xaiie: Mal. malik. Hiir: Horîyêd bihuştê (Cennet hurileri) Horî meqliib: Vajîyê ji horîyê (Huriden dönme) Hubb: Evîn (Sevgi) Hubla: Avis (Gebe) Huîslîaîn: Mîran (Beyler) Haimain: Xwedî hîmmet û qencî (Himmet ve iyilik sahibi) Humre: Sor (Kirmizi) Huwel-Heq: Ew heqqe( O haktir) Hût: Birca Masîyê Ji 12 bircên rojê (Guueşin Balik Burcu) X Xadim: Xulam (Hizmetçi) Xaib: Wmdabiiyî (Kayip) Xaqan: Padîşahê Tirkistan'ê (Turkistan Hukiimdan) Xak: Ax (Toprak) Xakîsar: Ji axê.516 Hîlal: Hîvik. (Ev.

Xel: Xelq (Halk) Xelaîq: Gelen xelqe (Halk kitleleri) Xelaîq: Gelen xelqe (Halk kitleleri) Xelef : Kur. jı adete der (Harika) Xar û xes: Gerş û gel. AUah) Xem: 1 Derd (Dert). qırş. Xwede (Yaratıcı. maksat aşktır) Xedd: Dem (Yanak) Xedda': Xapînok (Aldatıcı) Xedeng: Tîr (Ok) Xef: Nepenî (GizU) Xeffar: Nuxaftoxe gunehan. û qal (Çerçöp) Xasîyyet: Xısûsîjryet (ÖzelUk) Xaşak: Gerş û gel. qırş û qal (Çerçöp) Xatem: Gustil (Yüzük) Xawer: Rohelat (Doğu) Xavn: Vala (Boş) Xaz: Renge sor (Kırmızı renk) Xebxeb: GUare bm çene (Çene altı) Xebîr: Haydar (Haberdar) Xebîyye: Veşarî.517 Xar: Sıtırî (Diken) Xaretker: Talanker (Yağmacı) Xancîyyet: Derketma jı qanûn û adetan (Kanun ve gele¬ nekten çıkmak) Xarıq: Dırandoxe adete. 2 Xûz (Yamuk) . halk). evlât) Xem: Dost (Dost) Xelq: 1 Mırovm (İnsanlar. AUah) Xvs^ede (Günahları örten. mexsed evî¬ ne (Dün gece içilen şarap. 2 Aferandm (Ya¬ ratmak) XeUaq: Aferandox. nepenî (GizU kapaklı) Xebl: Perişan (Perişan) Xebûq: Meya ku şeva çûyî hatîye ve xwarm. pis (Oğul.

sevinçU olan) Xenî: Dewlemend (Zengin) Xennas: Şejrtên (gejrtan) Xeraman: Bi naz îi delalî (Nazli. kîn (Garez. 2 Dirandm (Yirtma) Xerqe: Niiqbiijrî (Suya batan) Xermen: Bêder. 2 Daxwaz (Arzu. toplayan) Xemguzîn: Bijartoxê xeman (Gamlan seçen) Xemmaz: Pejwgerîn. fesad (Dedikoducu.518 Xemendîiz: Kesê ku xeman di pîve. hatîye morkirm (Onaylanmigtir) . kin). di civîne (Gamlan ölçen. kirînox (Alici) Xerîq: Nûqbûyî (Suya batan) Xerq 1 Niiqbiin (Suya batma). kêfxweş (Giiliimseyen. miifsit) Xemnak: Xwedî derd ii xem (Gam ve dert sahibi) Xemr: Mey (Şarap) Xemze: Awir (Gamze) Xenc: Naz (Naz) Xendan: Bi ken. ajrm çevrestndeki hale) Xerra: Birqok (Parlak) Xerwar: Xerar (Bujöik çuvaJ) Xesîs: Çikîid (Cimri) Xesmane: Neyarî (Diişmanlik) Xet: 1 Cênîg (Şakak). dilek) Xeridar: Kirîdar. 2 Nivîsan (Yazi) Xetebend: Perwaza text (Tahtm pervazi) Xeten: Bajarekîbiiye miskê xezalêd wê pir hêjabiiye (Ceylanlarmm miski çok degerU olan bir şehir) Xetîb: Xwazgîn (Diiniir) Xetme: Morkirîye. sejwana dora hîvê (Harman. cilveli) Xerbet: Şerbet (Şerbet) Xerçeng: Birca Kevjalê ji 12 bircên rojê (Giineşin Yengeç burcu) Xerez: 1 Rik.

şiş) Xıtût: Xezm (Çizgiler) Xızam: Kulükekîye (Bir çiçektir) Xızm: Mırove h peş (Yakm akraba. şiş (Değnek. h peş (îlerigelen kimseler) Xewatîn: Pıranîya «Xatûn»e («Hatun»n çoğulu) Xewf: Tu-s (Korku) Xewr: Kuran (DerinUk) Xeyb: Tışt û cîhe nexuyayî (Görünmeyen şey ve yer) Xeyl: Hesp (At) Xeyme: Kon (Çadır) Xeyre ıneqdem: Tu bı xer hatî (Hoş geldin) Xeyşûm: Fırnık (Geıız) Xeyûr: Kese bı xîret (HamiyetU kimse) Xez: Qumaşekî hevrîşmîne (Bir ipekU kumaş) Xezel: Tewırekî şe're (Bir şiir çeşidi. xwe bı xwe ^aye (öğ¬ retmensiz olarak kendi kendine yetişen kimse) Xuld: Bıhuşt (Cennet) . hısım) Xîda: Bakût (Gıda) Xîlafe mu'tad: Jı adete der (Mutat hilafı) Xîlman: Zarûken bıhuşte (Cennet çocukları) Xîred: AqU (AkU) Xokerdeye îşqe: En ku xwe kmbûn evîne (Kendilerini aş¬ ka atanlar) Xudreste: Kese ku be mamosta. çöp. iyi kalpU) XıdTewat: Sebzeym (Sebzeler) Xdqet: Aferin (YaradUış) Xı§t: Sıvık.519 Xetsîyah: Keça ku bıska ser cînîga we reşe (Şakağmdaki zülüf siyah olan kız) Xettat: Nıvîsvan (Yazıcı) Xewadmı: Xulamın (Hizmetçiler) Xevv'as: Kesen gıregır. gazel) Xezenfer: Şer (Arslan) Xerexwah: Xerxwaz (Hayırhah.

aUe reiai) Xweşxîlqet: Rmdaferîn (Giizel yaratihşli) . pmdik (Gonca giil) Xundekar: Padîşah (Padişah) Xundm: Bangkirm (Çagirmak. ebedîyet) Xunun: Kupê meyê ê mezm (Biiyiik şarap fiçisi) Xumrî: Rengê xumrî.520 Xull: Zmcîrê ku li dest ii Imgêd girtîyan tê girêdan (Piranga) XuUux: CUê hevr^mînê tenik (Ince ipek elbise) Xulûid: Zindîbîina timmî (Ebedî hayat. gam) Xusserevîn: Revînokê xeman (Gamlari dagitan) Xiil: Pîrhevok (Cadi) Xûşe: Weşî (Salkun) XWab: Xew (Uyku) Xwan: 1 Xwann (Yemek). dengbêj (Şarkici) Xwanê kase: Vexwaxma ji kasa meyê (Şarap kadehindeiî içmek) Xwemal: Malxoyê maJê (Evin sahibi. davet etmek) Xur: Xwarin (Yemek) Xurfe: Bermal (Oda) Xuroş: Keldaym û rijîna bi ser firaqêda (Kaynayip ta§ma) Xurrem: Şad. sor (Kirmizi renk) Xunçe: Gula ne pi§kifî. 2 Sifre (Sofra) Xwanende: Sitiranbêj. xem (Keder. dUgeş (SevinçU) Xursend: Sitandoxê xwarmê ii bakiit (Gida alan) Xurşîd: RoJ (Giineş) Xurîic: Derketma Ji qanûn ii adetan (Kanun ve gelenekten çikmak) Xusr: Zirar (Zarar) Xusse: Keder.

2 Nexvı^eşî (Hastalık) îma: işaret (İşaret) İmaret: 1 Avayî (Bina). ÎUet: 1 Semed (Neden). be talû (TaUhsizUk. pis (Oğul. rehtm (İndirmek. bı we zer. yol gözlemek) inzal: Daxıstm. icab) İkrah: Zorkırm (Zorlama) Iksîr: Maddekî kîmye'vvîye. sözcük) îbda': Aferandma bı awakî xweş (Güzelce yaratmak) İbn: Kur.521 İbaret: Pejrvr. peyvekî (Söz. ihtilât) îqbal: Peşende (Gelecek zaman) lqtîza: X'westın. 2 Alîkarî (Yar¬ dım) İneb: Tmî (Üzüm) İntizar: Repan (Beklemek. bahsızlık) lftîraq: Dûrketma jı yare (Yardan uzak kalmak) îhsan: Qencî (îyiUk) îhtîraz: X'vve parıztm (Kendini sakınmak) îxfa': Veşartm (Gizlemek) îxtîlat: Tekili (Karışmak. îcab (Gerek. dökmek) İrfan: Zanîn (Bilgi) . erkek çocuğu) Icab: Bersîv (Cevap) icabet: Qebûlkırma xundme (Çağnyı kabul etmek) îdbar: Bextreşî. jı madenen tm te cîhekırm (Altını diğer madenlerden ayıran kimyasal bir madde) l'la: Bılmdkırın (Yükseltme) î'Iam: Eşkerakırm (Açıklamak) ÎUe. 2 Text (Taht) İmareya nîgare: Texte Sıtîye (Sıti'nin tahtı) İmkan: Hebûne ne zerûrî (Zorunlu olmayan varlık) İnayet: 1 Baldaym (Dikkat etmek).

canlanan) îştiyaq: DUbiJokî (Arzulamak) îtab: Gazm (Sitem) î'lîdal: Hatma cîhê adetî. 2 Pêştemal (Peştemal) îzhar: Eşkerakirm (Açiklamak) îzlet: Mayma bi tenê (Yalniz kalmak) îzz: Heybet. mezmî (Heybet. dagitsm) Ji wan weye ku: Ji wan wisaye ku.522 îrfanteleb: Kesê ku daxwaza naskirmê di ke (Tanimak istiyen) î'raz: Zivirîna ber (Yuz çevirraek) îsxa: Gohdarî (Dinlemek) îsm: Nav (Ad) îstebreq: Tewirekî qumaşê hevrîşmîn (Bir ipekli kumaş) îslîtaet: Hêz (Guç) îstîwa: Nîvê asîman (Gök ortasi) îşqebazî: Evîn (A§k) îşret: Heng (Eglence) îşretabad: Ava ii ge§ê bi hengê (Eglenceyle şenlenen. buyukluk). 2 Reben (Zavalh) Jêkve: Ji hevdii (Bir birinden) Jêkra bi ketm: Ji hevdû bi qetîne. belav bi ke (Ajnrsm. di bêjm qey ku (Öyle saniyorlar ki) . zeîf (Etsiz. gîhana cem hevdii (Kavuşmak) îz'an: Qebiilkinna rastîyê (Dogrujm kabul etmek) îzar: 1 Cênîg (Şakak). Jar: 1 Bê go§t. zajnf). rastbiin (Normal yere gelmek) î'tîkaf : Perestîya di mizgeftêda (Camideki ibadet) îtrê şahî: Dermanê bêhnxweşê wek ê padî§ahan (Padişahlarinki gibi giizel kokular) îttîhad: Yekiti (BirUk) îttîsal: Hevdîtm.

Qarûre: Şûşe (Şişe) Qasır: Kurt (Kısa) Qebaîîı: Gmıehm (Günahlar. söyleme) Qalıb: 1 Qalık (Kabuk). 2 Tışte kevne (Eski şey) Qedîr: Xurt. vmek (Yalancı) Qebd: Tewırekî sekme (Bir çeşit şeker) . kanaat getiren) Qani: Pır sor (Çok kırmızı) Qanûn: 1 Yasa (Yasa). 2 Nave sazekî (Bir saz adı) Qarûr.bı xışım. kabahatlar) Qebaîl: Qebîleyan (Kabileler) Qebes: 1 Kozır (Köz). Xwede (Güçlü. Xwede (Eskidenberi var olan. AUah) Qena': Dergevane kele (Kale kapıcısı) Qella§: Bı dek (Kurnaz) Qelem ket: Bı bire. 2 Laş (Vücut) Qam': Beskır (Yetinen. AUah). 2 Çuîsk (Kıvılcım) Qedd: Bejn (Boy) Qedem: Lmg (Ayak) Qedîd: Goşte zıwa (Kuru et) Qedîm: 1 Kese ku jı bereya bereve heye. 2 Sîng (Göğüs) Qehhar: Pu. X'wede (Kendi ken¬ dine var olan. Allah) Qefes: 1 Qefesa heywanan (Hayvan kafesi).2 Lı ser Imgan (Ayakta) Qal: Gotm. je ke (Keser) Qenbel: AU çepe (Sol taraf) Qemer: Hîv (Ay) Qems!: Derewçîn. bı hez. pejrv (Konuşma.523 Q Qabîlun-ııar: Mısteheqe ağır (Ateşe müstahak olan) Qaıl: Gotox (Söyleyen) Qaîm: 1 Kese ku hebûna wî bı 'vvîye. AUah) . Xvvede (Kahredici.

wek ku §ekir xwanbm şêrînm (Şeker yemişler gibi sözleri tatli olanlar) Qentar: Weznekîye (Bir tarti) Qer': Lê xistm. Mecniin (Leyla'nm aşigi. tehmdan (îtelemek. Qedaya: Piranîya »Qezîyye»ye («Qezzîj^e»nin çogulu) Qezlyye: Mesele (Problem) Qmar: Çengelê ku go§t pêvê tê daleqandm (Etin asUdigi kanca) Qirtasîye: Kaxiz. Mecmm) Qeyseri: Siik. bi mana mecazî Ji paxirê sayara hatiye gotm (Kagit. 3 Qeder (Kader). riipel. dövmek) Qerh: Kul (Yara. pej^ (Söz) Qews: Kevan (Yay) Qewwel Qeşmer (Komik adam) Qeys: Evîndarê Leylê. sayfa.524 Qendexayan: Ên ku pejrvêd wan. mecarf anlamda yazisiz bakir için kuUanUmaş) Qişt: ZUfa biçiik (iiçiik ziUiif) Qîlade: Gerdenî (Kolye) . pazar) Qeza: 1 Kirma nimêjê piştî derbazbiina wextê (Vakit geçtikten sonra namai kUmak). Qedandma kare (îş bitirme) Qezaya. 2 Tunnekirm (Imha etmek). bazar (Çarşi. çiban) Qerîb: Nêzîk (Yakm) Qerîn: Hevalê pê§ (Yakm arkadaş) Qerz: Dejm (Ödunç) Qeseb: Bendikêd kumên jman (Kadm feslerinin kaytanlari) Qet'a: Ji bm (Asla) Qetal: Kuştî (ÖlduriUmu§) Qetre: DUop (Damla) Qettal: Mêrkuj (Kaatil) Qewl: (îotm.

kofrxwaran (Eğri taçIUar. dilek) Kameram: Bextewerî (Muüuluk) Karesazî: Sazkırm û meşandma kar (İşin jürütülmesi) Karîgen: Gerdûn (Evren) Kas: Kem. Musa) . eğri olanlar) Kecrû: Bı ser rûra xwar (Yüzün üstüne eğmek) Kefaet: Hevtayî (Denk olmaJt) Kelal: Westandm (Yormak. yakm olmak) Quwaye heywan: Heza jîne (Hayat gücü) K Ka'betullah: Mala X'wede (AUahm Kâbesi) KaTıeyn: Herdu kap. zar (îki aşUt. zar) Kabin: Te'vvırekî perûya bûkeye (Gelinin bir hediyesidir) Kala: Mal û mUk (Mal-miUk) Kam: Mır ad. bı qusûr (Kem kişi. türbenleri.525 Qînwan: Weşî (Salkım) Qiran: Beranber (Yan yana) Qîrat: Weznekîye (Bir ölçü) Qîtar: Rezıka devan (Deve dizisi) Qîwam: Hez (Güç) Qubbe: Kümbet. daxwaz (Murad. kusurlu) Kase: Qedeha meye (îgki kadehi) Kazıb: Dere-vvîn (Yalancı) Kebk: Kew (Keklik) Keckulahan: Kulahxviraran. verdiği yorgunluk) Kelam: Pejrv (Konuşma) Kelat: Keleyan (Kaleleri Kelim: Musa Pexember (Hz. mecazî anlamda gök için kuUanUır) Qulûb: DUm (Kalpler) Oolûbemen Iehnl-qelb: Dilen kesed wxedî dU (Gönül sahip¬ lerinin gönülleri) Onlzem: Behr (Deniz) Qurb: Nezîkî (Yakınlık. bı mecazî jı asûnanra te gotm (Kubbe.

cömert olan) Kerrena: Navê sazekîye (Bir sazm adi) Kesb: Karkirm (Kazanç) Kesîî: Gur (Yogun) Kesret: Pirî (Çokluk) Keşşafê nmûzê hîkmetil-eyn : Kesê ku îşaretê zanîn ii hîkmetan kifş di ke. olgunlaşmak) Kemalê bê kemalî: Temambiina kêmayîyê (KemalsizUgin kemale ermesi) Keaari: Ji qerax (Kenardan) Kenz: Xizne (Hazine) Keramet: Şeref. Kêbir: Sertîr (Ok ucu) Kezm: Daqurtandm (Yutmak) Kêfxweşî (Keyif) Kêj: Keç (Kiz) Kêwan: Sitêra Zuhel (Saturn jmldizi) Kilan: Hejandm (Salladilar) Kmiiz: Xiznan (Hazineler) Kurdar: Kurm (FiU) Kirdebengî: Bengîbiiyî. camêr (lyi. haysiyet) Kerem: Qencî (îyiUk) Kerîm: Kesê qenc. (Bilgi ve hikmet işaretlerini ke§feden kimse) Kfeşwer: Welat (Ûlke) Kewaîb: Keçên memikgUover (Tombul memeli kizlar) Kewkeb: Sitêr (Yildiz) Kewn: Gerdiin (Evren) Kewneyn: Herdu gerdiin (îki evren) Keyfîyet: 1 Çawayî (Keyfiyet). 2 Keyber. Kemalat: Gîhana bUmdîyê (Kemale ermek. bengî (Çilgmlaşmiş) Kîiab: Seym (Köpekler) Kîsre: Pad%ahê Iran'ê (îran Hukiimdari) Kîswet: CU (Elbise) .526 Kelte: Kelebiitî (Ojmaşma) Kemal. hesyet (Şeref.

serbest) Layezal: Xwedg (AUah) Leb: Lev (Dudak) . 2 Qul (DeUk) Knnh: Bme kar. 2 Gışt (Tüm) KuMet: Zehmet. 3 Kîja (Hangi). mahiyeti) Kurdemfir: Mîren Kurd (Kürt beyleri) Kusan: 1 Çawa(NasU). mahiyet (îşin içjüzü. zor (Güçlük) Kon: 1 Bı be.527 Kitabet: Nıvîsîn (Yazmak) Kîzb: Derew^ (Yalan) Koh: ÇSya (Dağ) Kohî: Çîyayî (Dağh) Koter: Gerdenî (Kolye) Kubra: Mezmtir (En büjük) Kuffar: Kafıran (Gâvurlar) Kufw: Hevta (Deng) Ku: 1 Lı ku (Nerde). yaşlı) Kul: 1 Rîş (Çıban). AUahm «01» emri). 4 Eğer (Eğer) Knhensal: Kevnesal. mekân dışı) Lareyb: Be guman (Şüphesiz) Laubali: Bı delalî. 2 Çuna (Niçin) Kustax: Çelaq. be şerm (Küstah) Kuşad: Vekırî (Açık) Küs: Def (Davul) Labıdde: Hemm lazıme (Mutiaka gerekir) Lahût: Nolen paqıj (Tenüz sıfatiar) La'I: Gewherekî sore (Kırmızı bir cevher) Lamekan: Gerdûna asîmanan (Gökler alemi. 2 Çawa (NasU). fermana Xwede ku di beje «Bı be» (01. serbest (Nazlı. pîr (YıUarı köhnemiş.

lêvziwa (Dudagi susuzluktan kuruyan) jLehd: Gor (Mezar) Lehw: Heng (Eglence) îl#hyan: Her du alîyan (îki taraf) Lehze: Gav (an) Leîm: Kesê nejadnizim ii çavbirçî (Alçak soylu ve zugurt kimse) Leîn: Mel'iin (Mel'iin) Lemyezel: Xwedê (AUah) Letîf : Nazik. 2 Lêv bi lêv (Dudak dudaga) Lebteşne: Lêvtî. narîn (Nazik) Letîfedan: Kesê ku bi gotmên xweş ii zirav di zane (înceUkleri bilen) Lewleb: Felek (Felek) Leyali: Piranîya «Leyl»e («Leyl»in çogulu) Leyî: Şev (Gece) Lêk: Li hevdii (Bir birine) Liqa: Rasthatm. AUahi görmek) Lot: Lotik (Ziplama) Lucce: Pêla avê (Su dalgasi) Lutf: Qencî (lyiUk) M Bfediim: Tunne (Yok olan) Ma erefnak: Me te ne nasî (Seni tanimadik) Mafû: Bexşandî (Affedilen) Mah. dîtma Xwedê (KarşUaşmak.528 Le'b: Lîztm (Ojmamak) Ijebaîeb: 1 Tijî. Mehtab: Tavehîv (Mehtap) l>Iahiid: Kifşe (BiUnen) . Meh: Bîv (Ay) Mahîtab. bi lêvanra (Agzma kadar dolu).

: 34 . göre) Meclûbe mehebbeta unasm: Bı evîna mırovnan hatme keşan (Bazı adamlarm sevgisiyle çekilmişler. 2 Sıtıran (Şarkı söyleme) Mebanî: Çekırm û h hevanîna gotman (Söz söyleme) Mebhût: Hejorî (Şaşkm) Mebnî: Lı ser. 2 Tışte ku jera delü te anîn (Kanıtlanan) Mamûl: Tışte ku pe te emelkırm (GeçerU olan) Ma'mûr: 1 Dme (Dünya). mücadele) Ma'rez: Temaşegeh (Sergi) Marîfetnak: Kese bı zanîn (Bilgili kimse) Maruf: Naskırî (Tanmmış) Matem: Şîn (Matem) Matemi: Kese şînî (Yaslı kimse) Ma-'vverd: Gulav (Gül sujru) Mazûl: Derketîye jı kar (Azlolunan) Mazûlî: Derketma jı kar (Azlolunmak) Meadm: Pıranîya «Maden»e («Medenin» çoğulu) Meal: Mana (Anlam) Meanî: 1 Pıranîya «Mana»ye («Mana»nın çoğulu). 2 Ava (Bajnndır) Manend: Wekî (Gibi) Manî: Ressame Çini e bı nav û deng (Üünlü Çin Ressamı) Ma'ser: Guvaşgeh (Üzümün sıkılıp şırasmm çıkarıldığı yer) Masîke: Heza ku di gire (Tutan güç) Masîwa: Hebûyen jı bil X'wede (Allahtan başka yaratık¬ lar) Maşa: Kese ku di meşe (Yürüyen) Ma'reke: Ceng. mejnldar (Meyleden) Mabcolî: Nex'weşe bı Ser'aye (Sar'alı) Ma'lûl: 1 Nexweş (Hasta). tîkoşîn (Savaş. h gorî (Üzerine. celbedihrUş1er) Mecmer: Bıxûrdan (Buhurdanlık) F.529 Maîl: DUbıjok.

tutkim) Meger: 1 Ewxu (Meger). saw (Heybet) Meharet: Hunermendî (Meharet) Mehanm: Kesên malî (Mahremler) Mehbîib: Kesê ku tê evandm (SevUen kimse) Mehcebîn: Enîhîv (Mehtap ahnli) Mehcîir: Terkkirî (Terkedilmiş) Mehd: Dergii§ (Beşik) Mehell: Şûn (Yer. celbedilmiş) Meddah: Pesmdar (Övucii) Medh: Pesn (Övgii) Medhoş. Mehza: Sirf (Salt) Mehziiz: Xwedî par (Hisse sahibi) Mexafet: Tirs (Korku) Mexbîin: Xapîyayî (Aldanmiş) Mexdîim: Kesê ku jêra xizmet tê kirm (Hizmet edUen kise) Mexfîir: Nuxaftî (Örtiilen) Mexmer: Firaqa meyê (Şarap kabi) Mexmîir: Serxweş. Medhûş: GêJ (Sersem) Meftûh: Vekirî (Açik) Meftiin: Evîndarê bêhe§ (Meftun. bi raya Xwedê (înşallah) Mehabet: Heybet. bUmd. mahaU) Mehkiimtt eleyhî: Bm hukum. bm ferman (Emir alti) Mehmel: Texterewan (Tahtaravalîi) Mehmîid: PaqiJ. 2 Mera. bi qedir (Yuce) Mehr: Heqê marbirîna biikê Gelinin rûkah iicreti) Mehpare: Parça hîvê (Ay parçasi) Mehz.530 Mecrîih: Birîndar (Yarah) Mecrûr: Kêşayî (Çekilmiş. mest) Mexrûr: 1 Qure (Magrur). 2 Xapîyayî (Aldanan) Mexûf : Bi tirs (Korkulu) Mexz: Mejî (Bejdn) . mest (Sarhoş.

mecazî anlamda felek çarkma derUr) Meqam: 1 Cîh (Yer). 2 CUıe Bırahîm Pexember ku h hember Mala Xwedeye (Hz. tekühev (Karışım) Menahî: Be fermanîyen Xwede (AUahm yasak ettikleri) . sıstî (Perişanlık. gevşeklik) Melamet: Gazm (Sitem) Melbûs: CU (Elbise) Melefcsîsal: Kese bı nola fırîştan (Melek sıfatiı kimse) Melekwar: Wek fırtştan (Melek gibi) Melzûm: Tışt. yanî dırav (Kafaları mest eden dilek. oyunbazlık) Mekşûf : Xuyaji (Görünen) Melabîs: CUm (Elbiseler) Melahet: Rmdî. yani paralar) Meqtûl: Kuştî (öldürülen) Me'kel: Xurek (Yiyecek) Mekmen: Veşargeh (Pusu) Meknûn: Veşartî (Gizlenmiş) Mekr: Dek (Hile. bı mana mecazî jı çerxa felekera te go¬ tm (Anahtarlar. nazıkî (GüzelUk.531 Meqalat: Gotmm (Sözler) Meqalîd: Mıftejrm. naziklik) Melaîn: Mel'ûnm (Mel'unlar) Melal: Perîşanı. Allahın dostlarmm yeri) Megasıd: Pıranîya «Meqsed»e («Maksad»m çoğulu) Meqlûb: 1 Vajî (Tersine dönük). yan kese ku jı mnrov na qete (Melzûm) Memat: Murm (Ölüm) Memlû: Tıjî Dolu) Me'mûl: TıştS ku te hevîku-m (Umulanı Memzûc: Tevîhev. İbrahim'in Kebe önün¬ deki yeri) Meqame malûm: Cîye kıfşe e dosten X'wede (Bilinen yer. 2 Gan (Ruh) Meqreme: CUSn temken hevrîşmîn (înce ipekU elbise) Megseda seramest: Daxw'aza ku serîyan mest di ke.

izlenen yoi) Menî': Zexm (Saglam) Menqûş: Nexşkirî (Nakişh) Menna': ÇUciid (Cimri) Mensiix: Betalkirî. riitbe) MenazU: Piranîya «MenzU»e («MenzU»in çogulu) Menbe': Kan (Kaynak) Mendal: Zariik (Çocuk) Mendel: Şar ii temezî.532 Menaqib: Jînenîgarîym (Bîyografiler) Menal: Mal ii mUk. 2 Mizeffer (Muzaffer) Menşe': Jêder (Menşe) Menzer: Cîyê xuyabûnê (Göriinme yeri. bê hukum (îptal edihniş. ritbe (Mal-miilk. rêçik (îz. desmal (Kadmlarm başörtusii^ mendil) Menhec: Rêç. Merez: Nexweşî (Hastahk) Mergever: Navê cîyekîye li Iran'ê (Iran'da bir yer adi) Merqed: Gor (Mezar) Merkeb'ereban: Ên ku li hespên Erebî siwar biibûn (Arap atlarma binenler) Mermîiz: Tiştê ku tê îşaretkirm îşaret edilen) Mersîye: Sitiranên ser mirîyan (Ölu agidi) Merzîyye: Razîkirî (Razi edilen) Mesal: Çîrok (Masal) Mescîid: Kesê ku secde Jêra tê birm (Kendisine secde edilen) Mesdiid: Ritunî (Tikanmiş) . hiikumsiiz) Mensiir: 1 Belavkirî (Serpilmiş). manzara) Menzil: 1 Xanî (Ev). 2 Cîhê ku mirov di xwaze bi gîjê (însanm ula§mak istedigi yer) Menzîiri: Pîvek (Ölçû) Merd: Mirov (însan) Merdane: bi ciwanmêrî (Cömertçe) Merdîîd: Qewirandî (Reddedilen).

geje evîne (Çok seven. yazı yazmak) Meşkûk: Bı guman (ŞüpheU) Meşreb: Vex'warm (İçecek) Meşşate: Jma xemlînok (Süslejici kadm) Metae yek: Eşyaye hevdû (Bir birlerirUn metamı) Metaf : Cîhe tewafa Mala Xwede (KâberUn tavaf yeri) Metaya: BejnbUınd (înceboylu) Metbû': 1 Peşrew (Ujrulan kimse. talebelerin öğrenmesi için yazdığı iri yazı.533 Mesîh: îsa Pexember (Hz. önder) 2 Bı xwî (Huylu) Metbûx: Pehtî. olgun) Metle': Cüıe derketma roje (Güneşin doğuş ufku) Metlûb: 1 Daxwaz (Dilek). îsa) Meşkûk: Dıraven çapkırî (BasUmış para) Meslûl: Sûre kışandî (Çekilmiş kUıç) Mesmû': Gohdarî (Dinleme) Mesrur: Kefx'w^eş. yazılmış) 2 Rezkurî. nıvîsîn (ÖğretmerUn. 2 Tışte ku te xwestm (îstenen) Me''wa: Hewır (Barmak) Mewalî: Dostm (Dostiar) Mevpam': Manim (EngeUer) Mewc: Pel (Dalga) . aşktan sersemleşen) Meşq: Nıvîsana gır ku mamosta jıbo hînkırma qutabîyan di nıvîse. pıjandî (Pişkin. dılşad (SevinçU) Mestur: 1 Nuxaftî (Örtülen). Meşam: Lebate behnkırme (Koku alma organı) Mesame can: CUıen gan ku behn di gırm (Ruhun koku alma duyulan) Meş'el: Melede (Meşale) Meşhed: Cîhe şehîdan (Şehitlki) Meşhûd: Xuyayî (Görünen) Meşxûf: Pır bı evîn. nıvîsî (Sa- tırlaşmış.

cîlakirî (Aydm. Ji nîive (Yeni. mazliimlar) Mezher: Cîhê xuyabiinê (Yansiraa yeri) Mezlem: Tarî (Karanhk) Meamer: Veşargeh (Gizlenilen yer) Mezre': Zevî (Tarîa) Me'zîin: Bi destiir (îzinh) Mêhîman. komkirî (Topîanmiş) Micerreb: Tecnbekirî (Denenmi§) Rlicerreb: Tecribekirî (Denenmiş) Micerred: Rût (Armmi§) Mîcessem: Bi cîsm ii laş (Vucudu saglara olan) Micezza: Parçekirî (Parçalanmiş) Mi'ciz: Mi'cîzên Pêxember (Peygamberin mucizeleri) Midamî: 1 Tunmî (Devamli). Mêhman: Mêvan (Msafir) Miadat: Neyarî (Diişmanlik) Miadil: Hevta (Denk) Mialif : Hogir (iilfet eden) Miamq: Kesên ku hevdîi hembêz dikm (Ku§akla§anîar) Miateb: Bergazm (Sitem ediîen) Mibalîî: Helal (Miibah) Mibexxerat: Tewirên bixûrê (Buhur çeşitleri) Mibeyyen: Beyankirî (Beyan ediîen. 2 Newq (Bel) Me'yûs: Bê hêvî (Umutsuz) Mezaq: Tam (Tat) Mezaliman: Bmsiteman (Zuliim altmdakiler.534 Mewzîi': 1 Babet (Konu). cilali) Micenned: Civandî. yeniden) Micella: Rohnî. 2 Danandî (Konulmuş) Mewzîin: 1 Peyv ii nivîsînên §ê'rî (Şiir) 2 Yeksor (Devamli ajmi tempoyla olan) Meyan: 1 Nav (îçi). 2 Meyxur. serxweş (Şarap içen. sarhoş) . açUcîanan) Mibtil: Betalkirox (îptal eden) Blicadd: Ê ku tîkoşîn di ke (Mucadele eden) Micedded: Teze.

fenek (Hilekâr. hUebaz (Hilekâr) Mıxedderat: Keç û jmen pıştperde (PerdeU kız ve kadm¬ lar) . oyunbaz) Mıdebber: Ye ku tedbîra wî te gırtm (Tedbiri alman) Mıddea: Tışte ku te dozkırm (îddia edilen) Blıderns: Mamosta (Öğretmen) Mide-RTver: Güor (Yuvarlak) Mıdxem: Tışte ku di tıştekîda wmda di be (Bir şeyda kaybolan) MıdîH: Kese ku mırov avare di ke (însam saptıran) Mıemmer: Navsal (Yaşlı) Mıennes: Me (Dişi) Mıettîrat: Dermanen behnxwes (Güzel kokıüar) Mıe'wwel: Te'wîlkırî (Te'vil edilen. 2 Vejandî (Diril¬ tilen) Müıîbb: Evîndar. 2 K§fxwes (Se'vinçU) Mıherra: Herayî (Öğütülmüş) Mıhessel: Tışte ku bı dest di keve (Elde edilen) Mıheyya: 1 Amade (Hazır olan).535 ftlıdbır: Bı dek. dost) Mdıît: PUan (Plân) Mihlîkat: Tışte ku mırov di bm helake (Helake götüren) Mıhr: Evîn (Aşk) Mıhredar: Evîndar (ÂşUc. seven) Mılırıq: Şewıtandox (Yakıcı) Mıhtal: Bı hUe. dost (Âşık. değiştirilerek yorumla¬ nan) Mıeyyen: Kıfşe (BelU) Mıferrîhat: Tışte ku kefxweşî di dm (Keyif vericiler) Mıfîd: Dayoxe mefaye (Fayda veren) Mıft: Belaş (Beda'vva) Mıxebber: Bı toz (Tozlu) Mıhal: Tışte be mıkûn (Mümkün olmayan) Mıhce: Sergul (Öz) Mıhenna: 1 Henekırî (Kmalı).

parçalanmiş) Miqewwîyat: Tiştên ku hêzê zêde di km (Giicii artiran şeyler) Miqeyyed: Girêdayîyê di qeydêda (Kayitlanan) Miqîm: Rawestox (Duran. 2 Bi kêfa xwe (Muhayyer) Miîn: Alîkar (Yardimei) Mijgan: Bijang (ICirpikler) Miqbil: Hatoxê ber bi me (Bize dogru gelen) Miqarm: Beranber (Yanyana) Miqebbes: Girtoxê çirîskê (KivUcim alan) Miqeddîme: Dest pê kirm (Ba§langiç) Miqerreb: Nêzîkbûyî (Yaklaşmi§ olan) Bliqerrebîin: Serekên firîştan (Melek baglari) Miqerrer: Tiştê ku tê biryarkirm (Kararlaştirilan) Miqessem: Pişkkirî. parçebiiyî (Böliinmiiş. yaratiklar) Mda^at: Hev dîtm (Göriişme) Milebbes: Bi cU (ElbiseU) Mdettex: Lewitandî (BiUagmi§) MUezzezat: Ti§tên bi tam (LezzetU şeyler) Munkînat: Piranîya «Mrmkun»e («Mumkuniiun çogulu) .536 Mixelled: Tunmî (Ebedî) Mixelledun-nar: JÊÎ ku tim di agirda di mîne (Ebedî ateşte kalan) Mixettet: Xêzkirî (Çizgili) Mixeyyer: 1 Guhartî (Degiştirilmiş) . ikamet eden) Miqtebis: Girtoxê çirîskê (KivUcimîanan) Mikaşefat: Tiştên ku tên kifşkirin (Kegfedilen şeyler) Mikatebat: Tiştên ku di navbera hmekanda tên mvîsîn (Yazişmalar) Mikedder: Şelo (Bulamk) Mikellel: XemUandîyê bi gewheran (Cevherle sûslenmiş) Mikerrem: Qedu'bilmd (ŞerefU) Mikerrer: Li dîi hevdii (Ardarda) Mikewwenat: Hebiij^ (Varliklar.

seçkin) Mımted: Dırej (Uzun) Mmazı': Kese ku pevçûn di ke (Çatan. safî (Duru. safi) MiTx: Tejrr (Kuş) Mırxîzar: Bexçe tejrran (Kuş bahçesi) Mmncan: E ku cane xwe mırandîye (Canım feda eden> . nihayet) Mmzem: Zelıqandî (Yapışık) Mıradat: Pıranîya «Mırad»e («Murad»m çoğulu) Mırahıq: Küre ber balucbûne (Bulûğa ermek üzere olan delikanlı) Mıraqıb: Kese ku di keve mıraqebe (Düşünceye dalan) Mıraselat: Tışten ku di navbera hmekanda ten şandırt (Teait edilenler) Mrrcan: Sor (Kırmızı) Mırdan: Xorten ku hej rî û smbeled wan ne hatîye (Tüysü delikanlılar) Mirde: Mirî (Ölü) Mırebbe': Rûnıştîye cıvatkî (Bağdaş kurup oturan) Mrrexxes: Bı destur (Ruhsath) Mıresse': Nexşkırî (Nakışlanmış.537 Mımkun: Tışte ku mıkûn di be û hebûna 'wî ne zerûrîye (Mümkün olan ve varlığı zorunlu olmayan) Mımtaz: Bıjare (İmtiyazlı. aydmlatan) Mmqad: Sıtûxwar (Boyun eğen) Mınteha: Dawî (Son. nizaa düşen kimse) Mmeqqet: Nuxtekırî (Noktalanmış) Mm'ekîs: Ronahîya ku di neynike. yan aveda di xuye. süslenmiş) Mırettfeb: Rezkuî (Dizilmiş) Mırewweq: Zelal. (Yansıyan) Mm'em: Kese ku nî'met di bîne (Nîmet gören) Mınewwer: Rohnî (Aydm) MmfeU: Tışte ku te'sîr di bîne (Etkilenen) Mmîr: Tışte ku rohnî di de (İşık veren.

temizlenmiş) Misexxer: Bm ferman (Emir alti) Misellem: Teslîmbiiyî (TesUm olan) Misenne': Nexşkirî (îşlenmiş. bi şikl ii siiret (Tasvir edilen) Miseyqel: Binqandî (Parlatilmiş) Miskir: Serxweşkirox (Sarhoş edici) Mistear: Emanet (Emanet) Mistecme': Civîngeh (Toplanma yeri) tlistefad: Ê ku Jê îstifadet ê kirm (Kendisinden yararlanilan) Misefîd: fî ku îstîfade di ke (Yararlanan) Mistexreq: Nuqbiiyî (Gark oImu§) IVIisteîd: Qutabîyê ku nii dest bi xwendmê kirîye (Yani ögrenci) Mistemend: Reban. misawî (Duz. suslenmiş) Miselsel: Zmcîrkirî (Zincirlenmig) Misewwer: Çêkirî. 2 Sitêra Mişterî (Jiibîter yildizi) Mitabiq: Li gorî hevdîi (Bir birine uygun) .338 Mirid: fî ku di vê (îrade eden) Mirsel: Şandî (Gönderilmiş. perîşan (ZavaUi) Mistemî': Gohdar (Dinleyici) Mistesqi: Vexwarox (îçen) Mistewcib: Li gorî (Geregince) Slistewî: Dîiz. dogru) Mişîr: Haletê ^aretkirmê (îşaret etme aleti) Mişkîn: Ji misk (Miskten) Mişteha: Ti§tê ku dU di bijê (îgtiha edilen) Mişterî: 1 Kirîdar (Ahci). elçi) Mirşid: Nîşandayoxê rê (Yol gösteren) Mirtaz: Razî (Razi) MisafUi: Ê ku destê yekê di şidîae (Birinin eUni sikan) Misebbeb: E ku Ji semedan tê zanîn (Nedenlerden bUinen) Miseffa: Safîkirî (Tasfiye edilmiş.

539 Mıteaqıd: Kırînox û fırotox (Alıcı ve satıcı) Mıtehher: Paqıj (TenUz) MıteUa: Avzerkırî. mexsed je Bıfea Berane jı 12 bırcen roje ku di Newroz'eda roj di keve (Koç . tatmin olan) Mıtrıb: Sazvan (Saz çalan) Mıttehîd: Yekbûyî (Birleşik) Mıttesd: Zelıqandî (Yapışmış) Mi'wasa: Alîkarî (Yardım) Blıvvessem: Bı nîşan (Naşan almış) Mızab: Helandî (Eritilmiş) Mızebzebîıı: Xapînoke duru (îki jüzlü aldatıcı) Blızehheb: Avzerkırî (Altm yaldızlı) Mızekker: Ner (Erkek) Mızewwır: Derewçîn (Tezvirci) Mızmehd: Tışte ku di tıştekî dmda v?mda di be (Bir şey¬ de kaybolan) MS'cer: Laçıka ku jm lısered xwe di peçm (Kadmlarm bE^ örtüsü) Mlhr: Roj (Güneş) Mîxfer: Küme ku esker di dm sered xwe (Asker başhğı) Mîqras: Meqes (Makas) MBBel: Pu-anîya «MiUet»e («MiUet»in çoğulu) Mîna: KulUkekîye (Bir çiçek) MMen-nas: Jı mırovan (İnsanlardan) Minû: Bıhuşte (Ceımet) Mîr'at: NeynUt (Ayna) M%kat: Fanos (Fener) Mi^kate Hemel: Fanosa Beran. güvenen) Mıtmeîn: Dil bı cî (İnanan.: Bınferman (îtaat eden) Mı'telîf : Hogır (Ülfet eden) Mı'tekîf : Peresdare di mızgefteda (Tapmakta ibadet eden) Mı'temîn: Ewle (Emin olan. avzîvkırî (Altm veya gümüş yaldızlı) Mı'tır: Dermane behnxweş (Güzel koku) Mıtî.

540 Feneri. xav (01gunla§mami§. nadide) Nafe: Misk (Misk) Nafeyêd Tetari: Miskên welatê Teteran (Tatar ulkesinin miskleri) Nageh: Ji nîşkave (Aniden) Nagîhan: Ji nîgkave (Aniden) Nahîd: Sitêra Zuhre (Venus yUdizi) Naxelef: Kesê ku na be wekflê Xwedê (Aîlaha vekil olmayan kimse) Naxwende: Nexwendî (Okumamiş) Nail: GîhLştox (Eren. kitap anlanmida kuUanihnig) Namirad: Bê mirad (Muratsiz) . bê mirad (Eksik muratli. maksat guneşin Nevruz'da girdigi Koç Burcudur) Muxlem: Tolazê ku bi kuran xirabî di ke (Kulampara) Mîims: Hogir (tîlfet eden) N Nab: Zelal (Duru) Nabahx: Negîhayi. çig. muratsiz) Na Imncine: Bi cî na bm (Sigmazlar) Nam: Nav (Ad) Name: Mektûib. nail olan) Naqe: Deva mê (Dişi deve) Naqil: NeqUkirox (Nakleden) Naqûr: Navê sazekîye (Bir sazm adi) Nakam: Miradnîvco. bi mana pirtiikê hatîye gotin (Mektup. nadir) Nadîrul-wuqîi': Kêm peydabiiyî (Az bulunan) Nadîde: Tiştê ku kêm peyda di be (Az bulunan. kem) Naçar: Ji neçarî lazime (Çaresizlikten gerekir) Nadir: Tiştê kêm peydabiijrî (Az bulunan şey.

yan jî jı gerdana dengbej a "vvek Neye dengzırav (Dönen Ney'den. ya da Ney gibi ince sesli olan şarkıcmm gırtlağından) Nazeııde: Nazdar (Nazlı) Nazır: Nıhertox (Gören) Nazırın: Nıhertoxan (Görenler) Nebat: 1 Giy ay an (Bitkiler). bere (Uygunsuz kimse) Nasıh: Şîretkırox (Öğüt veren) NasDc: Xırabkırox (Bozan. sıvık (Zayıf. pmdık (Gonca) Natewa: Qels.541 İVamîzad: Mensûbe bı nave yeke (Birinin adma mensub olan) Napesend: Kara ku na ye ecıbandm (Beğenilmeyen iş) Napuxte: Ne pıjîyayî. olgun¬ laşmamış) Nar: 1 Hmar (Nar) . napıjîyayî (Olgunlaşmamış. bozucu) Nasût: Madde (Madde) Naşıkufte: Nepışkıfî. ne gîhayî (Pişkin olmayan. pişkin olmayan) Narine: Tevı^ırekî fîkî (Narenciye) Nas: 1 Naskırî (Tanıdık). hafif) Naumîd: Be hevî (Umutsuz) Nay: Saza Ney (Ney) Naye gerdan: Saza Ney a ku di gerîya. 2 Xelq (Halk) Nasaz: Ne lı re. 2 Tevvırekî şekır (Bir çeşit şeker) Nebîyy: Pexember (Peygamber) Nebi: Tîr (Ok) Necaset: Pîsî (PisUk) Nedamet: Poşmanî (PişmarUık) Nedîm: Yawer (Yaver) Nef : Mefa (Fayda) Nefaîs: Tışten heja (DeğerU şeyler) Nefha: Pıfkırm (Üflemek) . 2 Ağır (Ateş) Naresket: Negîhayî.

gunehkar (Mutsuz. fesat (Miifsit) Nerd: Lîztika bi Tewlê (Tavla oyunu) Nesara: FUIejon (Hiristiyanlar) Neseq: Dîsiplm (Disiplûi) Nesîm: Sura bayê (Yel) Nesl: 1 Sertîr (Ok ucu). şarki söylemek) Nejdî: Talanker (Yagmaci) Neqdeyn: Zêr ii zîv. dU bi kîn (Kinci) Nehnu aşiq: Em evîndarm (Biz aşigiz) Nehs: Kesê bextreş. nepenî (Gizli. m kare (Eîdemezsin. neh felek (Dokuz kubbe. 2 Nejad (Soy) N^t: Kêfxwegî (Sevinç) Ne şî: Ni karî. dokuz felek) Nexl: Dara xurraê (Hurma agaci) Nexm.542 Nefx: Pifkirm (Uflemek) Nefîr: Gelek mirov (Kalabahk) Nefsê emmar: Nefsa ku berê mirov di de rêya xu-ab (însani kötii yola iten nefis) Nefîir: Nefretkirox (Nefret eden) Nehar: RoJ (Giindiiz) Nehm: Nîne (Degil) Nehîn: Veşarî. ked (Sonuçlar. bi mecazî di mana bêjeda hatîye (Altm ve giimuş. uriinler) Netnk: Zêrên bi gerdenîyêve (Kolyeye takUan altmlar) . edemez) Ne't: Pesn (Övgii) Netaîc: Derketî. sakli) Neliînder: Di hundir.ê xweda. giinaiikar) Neh taq: Neh kumbet. mecazî olarak edebiyat anlammda gelEoiş) Neqîyy: Paqij (Temiz) Neqqad: Tenqîdkirox (Eleştirici) Neqqa§: Nexşker (Nakişçi) Nemek: Xwey (Tuz) Nennuam: Pejrvgerîn. Nexme: Sitiran (Tiirkii.

bal (Yanmda) Nımûd: Xuyayî (Görünme) Nısfîyye: Bı insaf (însafh) Nışîn: Rûnıştî (Oturan) Nızûl: Rıjîn (Dökülme) Nızhetgeh: Cîhe behn berdane (Oyalanma yeri) Nîdakunend: Bangkırox (Çağıran) Nîhad: BUmd (Yüksek. 3 HavU (Çare) Newadır: Pıranîya «Nadır»e («Nadir»in çoğulu) Newaîraqî: Dengzırav (înce sesü) Newbawe: Nubar (Turfanda) Newheker: Kese ku h ser mirî di sıtıre (Ölü üzerine ağıt söyleyen) Nevra.îz: Nû rabûyî (Yeni kalkmış. saklı) Nık: Cem. 2 Hez (Güç). Nîhanî: Bı dızî (GizUce) Nîqat: Nuxteym (Noktalar) Nîkesîret: Xvıîbaş (Temiz huylu) Nîkûkar: Karbaş (İyi işü. işi güzel olan) . emsal) Nezm: Rezkmn (Sıralamak) Nıbıwwet: Pexemberî (Peygamberlik) Nıdd: Hevtaye dıj (Karşı olan denk) Nıgîn: Gustü (Yüzük) Nıhîn: Veşarî. nepenî (Gizli.543 New': Te-^ır (Çeşit) Newa: 1 Denge sıtırane (Şarkı sesi). yeni yetişmiş) Neyyahe: Jma ku h ser mirî di sıtıre (Ölü üzerine ağıt söyleyen kadm) Nezc: Gîhan: (Olgunlaşma) Nezer: Nıhertm (Bakmak) Nezerbaz: Kese ku mhertma wî 'wek a tejrre baze (Şa¬ hin bakışlı) Nezîr: Wek (Gibi. uzun) Nîhal: Şax (Dal) Nîhan.

sonra- .i Nlkûnam: Navbaş (îyi adli) Nîkûserencam: Kesê ku dawîya wî baş ii xêre (Sonu iyi olan) Nîlîifer: Navê kulUkekîye (Bir çiçek adi) Nîna: Ne anî (Getirmedi) Nîran: Agmn (Ateşler) Nîsa': Jmm (Kadmlar) Nîsar: Werandm (Serpmek ) Nîsbet: 1 Li gorî (Göre).!:. 2 Nîşan da (Gösterdi) Nuwanî: Tevger (Hareket.4. dan görme) Nîiş: Vexwarm (îçmek) Nîi.şîn: Şêrîn (Tath) niidîtî (Yeni yeti§en. 2 Lava (Yakariş) Nîzam: Sazuman (Diizen) Noşi: Ve xwar (îçti) Nuql: Şekirê behîvan li fisteqan (Badem ve fistik §ekeri) Nuktedan: Zanayê bi tiştên zirav (înceUkleri bUen. nuktedan) Numa: 1 Xuya bii (Görundu). davramş) Nîibade: Nilgîhajd (Turfanda) Nûbare: Niigîhayî (Turfanda) Nîierîis: Biika nii (GeUnUk) Nîierêsê xurşîd: Roja wek bîika nîi (GeUn gibi olan gune§) Nîik: Nukul (Gaga) Nûres. Nîiresîd: Nii^ayî. 2 Wek (Gibi) Nîsf: Nîvî (Yarim) Nîswan: Jmm (Kadmlar) Nîsyan: Ji bîrkirm (Unutmak) Nîyaz: 1 Daxwaz (Dilek).

K. Dogu ede biyatimn en önde gelen klasikleri arasinda yer alan dev eserl MEM Û ZÎN (Memo ile Zin)'i TUrklye'de llk defa olarak hem KUrtçeorijlnali.hemdegerli dUşUnUr MehmetEmln Bozarslan' in TUrkçe çevlrlslyle okurlara sunmaktan gurur duyuyoruz. GÛN YAYINLARI: P.^'V^ Q^?sgc^^^^^:g.^g'(t£Hty^^ ^)a>^QG^^'^^4^S'^£<^iV£<Vf^C^^ Buyuk şalr E h m e d e Xanf (Ahmet-i Hanf)'nin. 1119 Kapak Resmi:Ayhan ERER - ÎSTANBUL Fiati: 20 tira « Kapak Baskisi : ouRANOFSETB^tMivi .