SIgun

yayinlari

Büyük

Ozanlar

Dizisi

1

MEM
A A

EHMEDE XANI
Türkçesi
:

M. E. Bozarslan

GÜN YAYINLARI
Başmusahip Sokak, Tan Ap. No.
İSTANBUL - 1968
6

HÎLAL MATBAACILIK KOLL. ŞTÎ. - îstanbul -

1968

- Tel.:

22 91 78

PfiŞGOTIN ÖNSÖZ .

Türkçe sajrfalan da sağ tarafa koy¬ duk. Gerek konusu ve gerekse edebî değeriyle bu eser. Fuzulî'nin LEYLA ÎLE MECNUN'ımun bir dengidir. Özellikle ülkemizin Doğu bölgesinde bu kitap halk arasmda hayli tanınmıştır. hem de Türkçe'ye çevirdik. hem Kürtçe'jd. Ajnrıca her saj^a da ajmı miktarda.MEMO ZÎN 9 MEM Ü ZlN dünyanm ölmez edebî eserleri arasmda ön safta yer almıştır. işte bu ihtiyacı karşılamak için MEM Ü ZlN'i hem L⬠tin harflerine. Türkçe'ye de çevirilmemiştir. hem de Arap harfleriyle okumayı bilen kimseler ancak okuyabilmektedirler. mısra mısra di¬ zildi. Orijinaliyle Türkçe çevirisinin karşUaştırUmasmı ko¬ laylaştırmak için Kürtçe ve Türkçe saj^alan karşUıkh. Bunlarm sayısmm çok az olduğu aşi¬ kârdır. Türkçe de konuşan okuyucular için bu kitabı okuma fırsatı doğmaktadır. çağ¬ daşı olan diğer bütün eserler gibi onda da birçok Arapça ve Farsça kelime vardır. Böylece Kürtçe de konuşan. Bunun için. Ne yazık ki ülkemizin Kürtçe ve Türkçe konuşan oku¬ yucuları bugüne kadar bu değerU eseri okumaktan yok¬ sun kalmışlardır. Tabiî Türkçe çevirisinde bu ke- . jüzyUm sonlarmda yazUdığı için. Kürtçe sayfalan sol. her okujoıcunun gönlünü kendine çekmekte. Bu eser XVII. O kadar ki birçok okumamış kimseler dahi kendilerine göre kitabm bazı pasajlarmı ez¬ berler ve ara sıra münasebet gelince ezbere okumaktadır¬ lar. Bu dev eser konusuyla Şekspir'in RO¬ MEO VE JULÎYET'inin. Çünkü eser Arap harfleriyle yazUmış. değerini herkese kabul ettirmektedir.

Bu hikâye Milâttan önceden bu yana halk arasmda söylenen ve mitolojik bir niteUk kazanan bir destandır. Bu suretle hem destanı kaybolmaktan kurtarmış. zayıflığı ve çare¬ sizliği Memo ve Zin'in şahsında toplayarak . kültürel ve idarî duru¬ munu da güçlü bir meharetle tasvir etmiş gözler önüne sermiştir. Fakat kitabın orijinalindeki bu yabancı kelimele¬ ri değiştirmedik. îjâliği. kinci. çağdaş ve modern bir üs¬ lûpla yazmıştır. bu geri. çıkarcı ve dalkavuk kimselerin sözüyle oturup kalkmalarmı ortaya koyarak kötülemiş. doğruluğu. Bunun için kitabm sonuna bir Sözlük ekledik ve bu keUmelerin açıklamasını o söz¬ lükte Kürtçe ve Türkçe olarak yazdık. yöneticilerin davranış ve anlayışmı. fitneciliği ve ikiyüzlülüğü de Bekir'de somutlaştırarak gözler önüne sermiştir. bu çürük ve haksız düzene karşı âdeta isyan etmiştir. olduğu gibi yazdık. devletin siyasî ve idarî çarkına hâkim olan anlayışı usta bir üslûpla anlat¬ mış. çarpık ve küflü anlayışı yerden yere vurmuş. Ancak herkes bun¬ larm anlammı bilmemektedir. zalim. suçsuzluğu. hem de Kürt edebiyatına ölmez bir eser arma¬ ğan etmiştir. o zamanın sosyal. kötülüğü. . Mem û Zîn'in hikâyesi «Meme Alan» adıyla Kürt hal¬ kı arasmda hayli yaygm ve eskidir. özeUikle on¬ ların kötü niyetU. Hânî bu eserde Memo ve Zîn'in aşkı etrafmda çağınm yaşantısını.MEMO ZlN 11 Umeleri de Kürtçe kelimeler ve cümleler gibi aynen çe¬ virdik. dal¬ kavukluğu. Bundan başka o çağda yöneticilere. Büjrük Ozan Ahmed-i Hânî de «Meme Alan» desta¬ nından ilham alarak o hikâyejd kendi çağmm yaşantısma göre somut bir kalıba dökmüş.

Bundan başka kitabm tamamı Rusça'ya. bu ölmez klâsik eseri ülkemizin okuyucularına kazandır¬ mak ve tanıtmaktır. Ülkemizde ÎSLÂM ANSÎKLOPEDlSÎ'nin 68. bazı bölüm¬ leri de Almanca'ya çevirilmiştir. Ayrıca bu ölmez eseri Lâtin harflerine ve Türkçeye çevirmek bize nasibolduğu için çok sevinçUjdz. fasikül 1113. 3 1962 yUında Moskova'da Lâtin harfleriyle. 20/10/1968 M. Hemen hemen bütün dünya Ansiklopedilerinde kitaptan ve yazarmdan bah¬ sedilmektedir. hem okuyucularm kültürünün artmasına. Bu inancımız gerçekleşirse kendimizi mutlu sayaca¬ ğız. Emin Bozarslan .MEMO ZlN 13 MEM o ZÎN bundan önce üç defa basUmıştır: 1919 yUmda istanbul'da Arap harfleriyle. saj^asmda kitabm adı ve yazarının bij'Ografisi kısaca geçmektedir. 2 1958 yılında Şam'da Arap harfleriyle. Bu kitabı çevirip yayınlamakla. hem de ülkemizin kitaphğınm zenginleşmesine hizmet ettiğimize inanıyo¬ ruz. 1 Bu kitabı çevirmekte ve yayınlamaktaki amacımız.

Bu eserin yazılış tarihi 1684'tür. birçok nefis şiir ve eser armağan etmiştir. bu yolda hayli mücadele etmiş¬ tir. 14 yaşlarmdayken yazarlık hayatına atUmıştır. MEM Ü ZlN'den de anlaşılacağı gibi haksızlığa. doğruluk ve bunlara benzer sos¬ yal konular hakkmda bir öğüt yazmıştır. Hânî Kürt edebiyatına çok değerli hizmetler yapmış. yoksulların. bu alanda hayU ilerlemiştir.HANÎ'NİN BİYOGRAFİSİ Ahmed-i Hânî 1651 jolında Hakkâri bölgesinin Hân köjmnde dünyaya gelmiştir. çaresizlerin ve haksızlığa uğrayanların yardımcısı olmuştur. NÜBARA BIÇÛKAN (Küçüklerin Turfandası) da değerli bir eseridir.Kürtçe sözlüktür. Fakat yazık ki vefat tarihi belli değildir. Kısa bir sürede iUm ve kiUtürde ün salmış. çağında çok ileri görüşlüydü. feodal düzene karşı cephe almış. Hânî Doğubayezit'de vefat etmiş ve orada defnedilmiştir. Hangi tarihte bu eseri yazmaya başladığı hakkmda hiçbir belge yoktur. 1690 yUmda başladığı söy¬ lenmektedir. Eserlerinin şa¬ heseri MEM O ZlN'dir. Her bölümünün başın¬ da da okuma. Bu eser NÜBARA BIÇÜKAN'Ia birlikte istanbul'da birkaç defa basUmıştır. o da MEM Ü ZlN gibi manzumdur. Hânî. Türbesi Doğubayezit'te halkın ziyaretgâhıdır. çıkar peşinde koşmamıştır. Çağdaşı olan bazı bil¬ ginler gibi yöneticilere ve zahmlere dalkavukluk etmemiş. Bu kitap Arapça . Kısacası: her zaman halktan . zııIme. Bunlardan başka EQlDA IMANE (inanç yolu) adlı küçük ve manzum bir eser yazmıştır. zavalhlarm. çalışma. Ozan bu kitabı 1695 yUmda ta¬ mamlamıştır. gericiliğe.

Hânî o çağın aristokratik modasına uymamış ve di¬ ğer bilginler gibi eserlerini Arapça ve Frasça yazmamış¬ tır. Örneğin. NÜBARA BIÇÜKAN'm önsö¬ zünde şöyle demiştir: «Ben bunu revaçtakiler için değil. Eserlerinin hepsini halk diliyle.» Bundan da açıkça anlaşUıyor ki revaçtakiler ve ma¬ kam sahipleri için mutlu azmlık için çalışmamış . Kürtçe olarak yazmış ve Kürt edebiyatmm öncülerinden biri olmuştur. bu hususta hiçbir şeyden endişe etmemiş. halk ço¬ ğunluğu için. . Fuzulî'nin ve benzerlerinin dengiydi. inandığmı cesa¬ retle anlatmış ve yazmış. Bu hususta Doğulu bilginlerden Firdevsi'nin. doğruyu söylemekten ve yazmaktan hiç ama hiç geri durmamıştır. belgelere da¬ yanan bir bilgi yoktur. felsefe ve kültür alanında da öylece yüksek bir mevkideydi.MEMO ZlN 17 yana olmuştur. edebiyat alanmda nasıl mahir idiyse. Eserinden de anlaşUacağı gibi derin bir felsefeye ve geniş bir kültüre sahipti. halk çocukları için çalışmış ve hizmet et¬ miştir. Sa¬ di'nin. kendi ana diliyle. Fakat şurası bize teselli veriyor ki eserleri admı ölmez insanlarm safına katmış ve onu ebe- dîleştirmiştir. Ne yazık ki hayatı hakkmda elimizde. Arapça'ja ve Farsça'yı da ijd biUrdi. Ölümsüz Ozan. Ana diU Kürtçe'den başka Türkçe'yi. Büyük Ozan düşüncesinde özgürdü. Kürt çocukları için yazdun.

Amaç edinilen Kabe'nin şahı senin adındır. Senin adındır tüm vahiylerin özü Görünmejdp de keşfedilen varlıklar .I AJLLAHA ÖVGÜ Kitabm Vallahi Ey Ey baş yazısı AUahm adı eksik demektir kitap. olmazsa onun adı aşk güzelliğinin doğuş ufku olan Allah! «aşk-ı hakikî» ile «aşk-ı mecazî»nin sevgilisi AUah! . senin admda görünür. Bütün kutsal yazılar da senin admda toplu hâlde durur. Sensin gönülleri kendine doğru çeken! Övünen ve nazlanan sevgili sensin! ÂşUî da sensin. Aşk kaleminin nakşı da jdne senin adındır. fakat dileksizsin.Senin adın üzerine yazılır aşk yazısı. Senin nakşın olmadan kalemin nakşı çiğdir Senin adm olmazsa yazı da eksik kalır. Ey gönül sahiplerinin gönüllerinin sevgiUsi.

işte gerçekten gerçek olan. Ruhlar ise kutsallUîIa nişanlanmışlar. bu insan ve görünen bu varlıklar. Bu yaraltUan. o da hemen olur. Gerçi görünüşte. hem de yaratış senin kudretine bağlıdır. Bu ruhlarla cisimler cebirle. Gel gör ki amacıyle anlamı derin mi derin. «Ol» ve »Oldu» emrinin bir harfidir (1). hem de istenensin! Sensin sevgiUnin yüzündeki aydınlık! Zavallı âşıkm gönlündeki ateş yine sensin! Mumsun ama ateş ve ışık çeşidinden değilsin. o harftir. Cisimler maddeden resmedilmişler. kusur da hep onda gözükür. Ey yaratışın ve emrin bahçesine fejdz yağdıran AUah!. Gröriinen ve görünmeyen hep onda mevcuttur. en büyük kalemin nakşıdır. Hem o emir. Maddenin değeri gerçi düşüktür Ama kutsallık. sen onu en küçük olarak göstermişsin Ama asImda o. işlemesi ince bir nakıştır. Hepsinin yönetimi ve geçimi seninledir. zorla Çiftleştirilmişler Allahın emriyle. güzelliğin ışığmdandu-. Güneşsin ama perdelenmişsin gözlerden! Evren tılsımmm içinde definesin sen! insan admdan keşfedilen hazinesin sen! Bu evren. Erdem de. ona «Ol». (1) Şu anlamdaki âyete işaret ediyor: «Allah bir şeyi yarat¬ mak istediği zaman.MEMO ZlN 21 Fayda veren de. senden gayrı bütün yaratıklar. gerçi amaç insandı.der. Bu iki âlemden biridir insanm kendisi. kendisinden yararlanUan da sensin! Şüphesiz hem isteyen. işte bu harf. Senin emrin «01» sözcüğüyle iki âlemi birden Varlığa getirdi.» .

Hepsi bizler için işler hâldedir. Hayvanlar. Gönlümüzde taşımıyoruz senin fikrini ve de zikrini. Bunca arzu edilen ve sevilenler. Hepsi insan çeşidine tâbidir. günahkârlar. Dönüp dolaşan bu muazzam çark. Kötülük isteyen nefsimizle kayıtlıjnz. hem ışık. Bunca arazlar ve cevherleri. DiUmizle de ödemiyoruz senin hamdini ve de şükrünü. gönülden anmıyorsa eğer seni. Hepsi muazzam bunca felek. Ve bütün jdyeceklerle giyecekler. madenler ve bitkiler. Arananlar. Bu göz kamaştırıcı gezgin saray. insan hem yakındır sana. Hânî. hem uzak. Hepsi bizler için yük altmdadır.MEMO ZlN 23 însanm kendisi hem karanlıktır. Gerçekten güzel ve parlak bir düzen Düzenledin bizler için doğrusu sen! Biz gafiller. AUahım ! Ona şükredici bir dil ver ! . amaç edinilenler ve muradlar. tenbeller. Bunca doyulmaz nimet ve değer. Bunca aranan ve istenenler. Hepsi muhterem bunca melek. Ne kadar evren çeşidi varsa. Bunca yerler ve unsurları.

bir olan Allah! Ey emsalsiz. Her nasU varlığa getirdinse güzel yaptm. benzersiz var olan AUah! Ey zevâU olmayan. doğru yolu gösteren Allah î Ey yerlerin ve göklerin yaratıcısı! Ey bütün insanların ve cinlerin yaratıcısı! Ülkelerin. daima var olan bakî AUah! Ey fâni olmayan. MaşaUah. sen yarattm hepsini. Her nejâ yarattmsa güzel yarattın. . kendi kendine var olan. meleklerin. feleklerin hepsini.n AIXAHA ÇAGKI VE YAKARIŞ Ey şükrü dilin cevheri olan AUah! Ey anması gönlü parUdatan Allah! Ey eşsiz. Ey işi güzel olan! Her nejd yarattmsa sen. ortaksız. Her biri kendi yerindedir ve yerine lâjnıktır.

bitkiler ve madenler. Bunlarm hepsini yokluktan sen var ettin. Her altı yön ve dört köşeler. Hem kajnp. Sen de öylece onlarda gizlenmişsin. hem de hazır oluşunun işte budur kudreti. Işığm olmasa görünmezler bile. hajT^anlar. Toprak. Ayı» takımıdır. Hepsi sana öylece ajma olmuş. Gönülleri sızlatan. ister inanmayanlar olsun. Fakat bunları kendine yer edinmişsin. incilerden maksat da. senin çekimindir. ister son olsun. Senin güzelUğinle süslenir sevgililer. hem de açık oluşunun işte budur hikmeti. Hem gizli. Parçalanmak ve yer almak yoktur senin için. îlk-maddeleri yokken nakşedip süsledin. (1) Sedeflerden maksatı. Kalem. dokuz gezegenin yörüngeleridir. güneşin çevresinde dönen. sen de han. sen de can . bir varlığı olmaz hiçbirinin. Levh. senin derdindir.MEMO ZlN 27 Dolu inci olan bu dokuz sedef. Kısaca: îster inanan. herhalde. gök ve anahtarları. arş ve sabit yUdızIar. Sanki hepsi bir vücut. Ak ve parlak inciler ve de siyahlar (1). Birbirine katılmış inciler gibi olan yedili (2). -«Büyük Ayı yada «Küçük.herhalde. GüzeUiğin olmasa. Hulâsa: îster başlangıç. Doğmuş olup da çok doğurgan olan üçler: Yani toprak. . Bunca güzel şey icadettin sen. işte bu kadar sanat gösterdin sen. Âşıkları çeken. gezegenler^ (2) Yedili'den maksat. Sanki hepsi bir şehir. Senden imrenerek rakipler gayrete geUr.

Seninle birbirlerine uygun düştüler. San'an Şeyhinin hikâyesini kasdediyor. Ramin'i Veysi'ye sen râm ettin. Onlar aynaja su sanırlar. Kendi güzelliğin yansısm diye. (1) . Omuzlardan dökülen zülüf ve örgüler. Yusuf'u nasU Züleyha'ya gösterdin? Vâmık'ı neden Azra'ya kavuşturdun? Elli hac edâ eden o şeyhi de. Ferhad'a kanlı gözyaşları döktüren de sen. Dilberleri gönül çekici yaratıp yaratıp Meczup âşıkları sersemletensin. Gâvur kızı için sen delirttin (1) . Gönülleri dolduran sevgi ve aşk. Mumlarm ucuna ışığı yerleştirensin. Canavarlarm yolunda tuzak kuran da. Ajmalan Tûtî'Ierin önünde tutan da sen. Servilere o uzun boyu veren sensin. Nilüfer'i nazlı büjöiten de sensin. Büjütüp güneşe müşteri eden de sen. Sülünlerin ayağmı bağlayan da sen. Bülbüle o güzel sesini veren de sen. Ardarda ajmalan yaratan sensin. O yansıyı da güneş ışığı. Kırmızı gülü dikenlerden çekip çıkaran sensin. Seninle var olup yüzyüze durdu. Gül bitkisine güzel rengini. Ve sensin bülbülü bin deUye döndüren.MEMO ZİN 29 Şirin'i Perviz'e şeker yapan sendin. Leylâ'yı Mecnûn'a sen belâ ettin. Pervaneyi sevda ile talan edensin.

Gönlün amacı ve muradı sen şahsm. Onu kutsal makamlara götürecekti elbet. O.. Doğru yola getirmek istediğin. onu söylerler. Nasıl ulaştırdın jdicelere isa'yı! Acaba o canı sen neden sevdin? Gizlice îdris'e verdiğin ders. Gel gör ki o benle zülüf tuzak ve yemdir. HıUâsa: Senin hikmetinden anlayan Bir tek fert görmedik. ona secde ettirdin. onu ebediyyen ateşe çarptırdı. Ey tapınUan AUah! Sen. Onlar o amacı yakm görür. Amaç önde hazır olunca. Günde bin ibadet ediyordu: Çünkü sen güc vermiştin ona. Ne duyarlarsa. Ve bağlanır ayaklan. Desteklemek. maşallah! . Sen kendisine o denli yarduncıydm ki. Gel gör ki sen de saptınrsm dilediğini yolundan.. Tûtî'Ierin şeker dili kendiUğinden mi? Hayır. Dudağı kuruyanlar duru su arar elbet. Zavallı günahsız Şeytan. Amaca yönelecek elbet her gören. Sen de onu tardettin kapından. sana secde etmeden önce Âdem'i kıblegâh yaptın. Ve yolundan saptırmak istediğin kimsenin Ayağını zülüf ve benle bağlarsın. ne güneşten. Ve hizmetçi bile olsa efendileştirirsin. yardım etmek istediğin kimseyi de Derhal bilinen makama götürürsün. Kahrın. takılıp kalırlar. Tanrıdan başkasma secde etmedi. Bir defa olsun secde etmedi başkasmm önünde. Ve ne sudan sakınırlar kendilerini.MEMO ZÎN 31 Suda görürler senin nakşmı.

inan.MEMO ZlN 33 îdrâk sahibi olup da irfan anyanlar. Meğer yardımcısı Allah ola Ya da rehberi Mustafa! AUahım! Mustafa'nm hakkı için. Senin hakkmda. Hânî. Hânî'jn kendine âşinâ kıl! . şu bilgisizliğiyle senin hakkmda Sapıklığa düşerse çok değil. «Tanımadık» dediler.

Varlığı zorunsuz olanlarsa tüm yaratıklardır. . Var olanlarm hepsi yazısızdı. Faş olsun cevher definesi. o da Zat-i Kibriyadır. Ki varlığı bunlarla ispat edilsin. Bunun için kalem oldu ilk yarattığı. O güçlü ve kudretli nakışçmm hüneri. Varlığı zorunlu olan birdir. Ve gizlenen güzeUiği çıksın ortaya. KalabiUr miydi tek bir resimle? Ona lâjnk bir yazı gerekliydi. Nakşm varlığından varlığı nakışçmm. KUdı yaratıkları kendine doğuş ufku. Yaratıklarla perdelenen o varlığı zorunlu. Asla zorunlu ve zorunsuz olmazlar. meydana çıksm. deliller ve kanıtlara göre. Fakat o bilgili Hakimin sanatı.m PEYGAMBERE ÖVGÜ Varlıklar.

Oldu tüm canlUarm ilk kökü. Bunlarm üçüdür ki «ilkler» kabul ediür. hem günahkârlarm canlarmm kökü. ne bu gök vardı. Hepsi onunla zevke ermişler. Bütün cüz'lerin ve küllerin Peygamberiyken o. omm anlamı da Muhammed'di. Onun içindi feleklerin yaratılışı. Fakat onları birbirinden ayırdetme. Karanlık gönüllerin feleğini aydmlatan o güneş. ruh ve akhevvel. Şöylece onları bağdaştır: De ki: Hep birden bir tek şeydir. O vezir kUığmdaki Padişah. Âdem henüz su ve çamur içindeyken. Hepsi ondan dallanma bulmuşlar. Valığı zorunlu olanla olmayanları ajordeden o smır. YaratUdUar.MEMO ZlN 37 îşte bu ilk. Ebedî güzellikten ilk defa parlayan. Dünyalı şekline girdiği an. Görünmeyen evrenin feyzine kajmak oldu. O. Henüz ne bu yer. Ruhlar. Bir ışıktı. örneğin şeker ve bitki. Henüz su ve çamurdu Âdem'in kendisi. . bütün âlemler için rahmetti. Sayılmaları ve sayUır olmaları itibarîdir. Oluverdi son zamanlar Peygamberi. Peygamberin anlamından. Serveriydi o tüm Peygamberlerin. AUahm güzelliğinin o penceresi. Meleklerin secdesi yine onun için. Hem mutluların. îşte o nurdur ki görünmeyenleri bilen AUahm emriyle.

hem de kUıcı vardı. Hakan. O. ŞaşUacak şey Rumlardan. Tâ ki bir kısmı dine katılıncaya dek. Çaresiz çoğu kılıçla yok oldular. Puthaneleri ateşle yıkardı. Tapmaklarını yok etti tüm ateşperestlerin. diUnde Kur'an vardı. dini açıkladığı zaman. EUnde kılıç. oldu cihangir. Yahudi ve Hıristiyanlarm. . Bizden sonra gelecek. pusuya yatmış bir Hindu idi. Kayser kendi kusuruyla kısa kalmıştı. hem kitabı. Çekti peygamberliğinden bir sofra. Doldurdu sesi dünyayı. Tevrat'ı unuttu çoğu. Dedi ki: «Müjde veriyorum şanlı bir Peygamber. Hikmetliydi serapa. Baktı ki dünya küfürle dolu. hem Peygamber. . încil ve Zebur da çıktı hatırlarmdan. Vahiyle ve AUahm emriyle bahsederdi ondan. hem Hükümdardı. Kamu öğreticisiydi. daha önce okumadan. davulsuz ve bayraksız. Mal miUk sahibi değil.MEMO ZlN 39 îptal etti tüm dinleri ve de kitapları Gösterdi herşeyin kanıt ve nedenini. Cömertçe o sofraya buyur etti. Isa incil'i okuduğu zaman. Frenk ve Tatarlardan. Güzel yaratUışhydı. Dini kabul etmeyen kimselerin. Fağfur da kâseden içişinden iki büklümdü. Arap şahı bayrağı kaldırınca Acem Kisra'sım da iki büklüm yaptı. adı Ahmed'dir» Dâvasmı elle ve dille jnirütürdü o. . Atsız ve maiyetsiz. iyilik sahibiydi. Yer jöizünde bulunan bütün halkları. Derhal gözüyle gören oldu. Davut dininden olanlarm. Habeşlerden.

îşitirdi bir arada yüz konuşmayı. Onun şerefine denk gelecek birşey yok. Ondan. Kısacası: Yerlerde ve göklerde. Onun büjoik sahabelerinin tek bir ferdi. GölgelUği bulutlardı. Önden haberdar olduğu kadar Arkadan da görürdü. (1) Hüneyn savaşından bahseden -«Allah yardımınıza.MEMO ZlN 41 Gördüğün herşey meğer O'ydu. hansız. gölge düşmezdi yerlere. Tüm gâvurlar bir araya gelsin. heybetçe Bir tek sahabeye eşit değildir.anlamındaki âyete işaret ediyor. Filizlenirdi bitkiler onunla. görme¬ diğiniz askerler gönderdi». Kalmadı bir tek çeşit hajrvan. Abidlerin hepsi evliyalar gibidir. Dinini tartışıp eleştirenler için. Şeriatiyle doğruldu yol. Yem oldular Cehennem ateşine. Ondan gayrı bize arka olacak kimse de yok. Onun dininden şüphe edenler için. Onun peygamberliğine inanmayan. Ordusu görünmez askerlerdendi. . Hulâsa: Bütün insanlar ve cinlerde. Gâvurlardan beşjöiz jdğit sayılır. saraysızdı o. Doğruluğuyla güçlendi din. Bilginlerin hepsi peygamber gibidir. Yalnız Adem oğullarmdan bazUarı. Cansızlar da konuşurdu onunla. (1) Çadırsız.

ey işi iyiUk olan! Bizim ikijöiz jmk çekse de günahlarımız. Ben ne diyejdm. bir surenin başında gel¬ -k »ve -«Tasîn» oku¬ nur. (3) Yüz defa hayatma andolsun ki. kem kişi. miştir. Şu paklıktan uzak. (3) -«Hayatına andolsun ki onlar sarhoşluklarında bocalıyor¬ lar» anlamındaki âyete işaret ediyor. Şöyle yazılır. İki Arap harfidir. Yine senden ümitsiz olmayız bizler. Ve şu yüz derecelik kötülüğümüzle. Hattâ şu zajnf Hânî bile. anlamı bilinmemektedir. Kur"anın bir suresinin ba¬ Tâhâ: Peygamberin bir adı olup. şu ateşe müstahak olan Hânî.MEMO ZlN 43 Kur'an ve hadisler ne güçlü mucizelerdir! Âyetler ve sureler ne açık deUIIerdir ! Ebubekir ve Ömer ne iyi arkadaşlarıydı onun ! Osman ve AU ne seçkin yakmlanydı onun! Ey yüksek payeli Padişah! Ey tahtı felek güneşi olan Padişah! Benim bilgimle ne mümkün seni övmek! Büjdik güç sahibi Allahtır seni öven. (2) bir adıdır. . Bir surenin başında gelmiştir. (1) Yasîn: Peygamberin şında gelmiştir. ey Şehinşah! Seni AUahm sözleri övdükten sonra? Şahım! Senin için güzel addır «Yasîn» (1) Tâhâ! Senin tılsımmdır «Tasîn» (2) Ey seçkin sevgih ! Senin için şu yeter ki : AUah senin hayatma andiçti.

Köpeklerden farksız o kötü-işlijd de. . Allah sahabelerin yolunda götürsün. Ümmetten olduğunu iddia ediyor.MEMO ZlN -45 O da kötülüğü ve köpekliğiyle.

Ve bir sözcük yeter gözlerinin yanUmadığmı ispatlamaya (2) (1) İki yay kadar: Peygamberin miraçta Allaha yaklaştığı me¬ ger¬ safedir.. ALLAHTAN DA AF Ey iki âlemin varlığına yol açan! «îki yay kadar» yaklaşmaya lâyık olan! (1) Medine tahtının Şehinşahı! Senden o kadar mucize görmüşüz ki. söylediklerini çekten miraçta gördüğü hakkındaki âyete işaret ediyor. Aja ikiye bölmek için bir işaretin yeter.IV PEYGAMBERDEN ŞEFAAT. . (2) Peygamberin gözlerinin yanılmadığı.. Senin için bir anlık iştir feleklerde joirümek Ve senden bir selâmdır meleklerin kıvancı.

rahmetinden. : 4 .MEMO ZlN 49 Ey «Levlâk» tahtının padişahı! (1) Kalk ta çabucak göklere çık. Bizler fânijdz. Ve sana lâyık olsun bu. zayıfız. Küfür ve günahları bahane etmek. Emrine amadedir burak ve kanatlar. Kalkıversin önünde tüm perdeler. toprak seviyesindeyiz. Önce bizlere niye azamet verdin Başımızm üzerine koydun şeref tacım.» (2) -«Biz insanoğlunu şerefli yarattık» diyen âj'ete işarettir. Ateş olacak bizlere cennet. F. Bu mu padişahlık? Bir yüzlüdür senin katında küfürle îman Eşittir senin katında cennetle cehennem. (2) VekiIUk şerefini verdin bizlere? (3) Oysa sen bize emanetini verdiğin zaman. Ona bir zerre olsun eklemedik biz. (1) «Levlâk»: AUahm Peygambere yönelttiği bir hitabm başı¬ dır. Perdesiz olarak konuş Allahla. sen doğru yola götürmezsen. Uzaktır senin büjöiklüğünden. Ve o emanetin kadrini bilmiyeceğimiz.. (3) Şu âyete işarettir: -«AUah. Bu hitabın tamamı şudur: «sen olmasaydın ben felekleri ya¬ ratmazdım. Her neyi irade ettinse sen bizim için. Sence biUniyordu bilgisizliğimiz. Hâşa senin sonsuz şefkatinden. inanıp iyilik eden kuUarmı yer¬ yüzünde kendine vekil yapacağına söz verdi-.. De ki: «Sen kudret ve azamet sahibisin» De ki: «Hep vardm sen. hep var olacaksm. Sen kahrmı gösterirsen eğer. Maiyetinde gelir saf -saf melekler. Helâk oluruz hepten.

bedbahtları ve kem kişileri. Bizleri koyunlar gibi darmadağm etmesi? Kısacası: Öyle yap ki o serkeş dev. Şefaatmm içine al hepsini. Senin sıfatlarma ajoıa olmasın. Bizler «Kahredici» adınla gâvur olduk. . Hulâsa: Yakm ve uzak olan hepimizi.» Hiç hamiyet kân mı ey âlemin dayanağı! Hiç yakışık alır mı ey insanlarm çobanı! Bu pis mel'unun.MEMO ZÎN 51 Ve feyiz yağdınrsa bulutları rahmetinin. gerek günahkârlar. Ve sevinecek sayısız mel'un var. Hepsi senden umutludurlar. Gerek gâvurlar. Şeytanlar var sevinecek haUmize. Sen küfrü de bağışlıyamaz mısm ki? Günahları üzerimizde nakşedecek olursan. sonunda. Yalnız ve tek basma gitsin ateşe. «Bağışlayıcı» admdır ki günahkâr kıldı bizleri. Cehennem bizler için cennete dönecektir. Gâvurlardan ve günahkârlardan kimse yoktur ki. Bizleri hep beraber ateşten kurtar. Günahkârlan.

(1) Cem: Eski Iran imparatoru Cemşit. (1) Kadeh şarapla dünyayı göstersin. biIeUm. îşte kemale erdi talihsizUğimiz. Ozan kendi kadehini de onunkine benzetmiş. Kadehi t. Görünsün dilediğimiz ne varsa. Bize yar olsun bahtımız. Bir defada uykudan uyanıversin. Gelecek bizim için başarılı olacak mı. Son devir gelip çatmcaya dek? Mümkün mü acep felek çarkmdan.V DERDİMİZ Saki! Allah için lütfet. yıldızlan . Bizim için de çıksın bir yUdız.eleskop gibi gösterirmiş. Aydmhğa kavuşsun önümüzde durumlar. Cem kadehine koy bir yudum şarap. Acaba zevale jâiz tuttu mu dersin? Yoksa hep böyle olduğu yerde mi kalacak.

Derdimiz deva bulsım. Her kim ki himmet eüni kUıca götürdüyse. Altm ve gümüş sikkeyle . altın ve gümüş aşağıdaki bölümden de anlaşılaca¬ ğı gibi mecazî olarak edebiyat anlamında kullanılmış. Bilinsin kadri kalemimizin. Kendisi için devleti zabtetti erkekçe. ilmimiz revaca girsin? Olsaydı eğer bir başıyükseğimiz. . Ne kadar safî ve temiz olsalar da. îyiUk sahibi bir şiir istiyenimiz Bizim de külçemiz sikkeyle basUır.değer kazanırlar Biz öksüzlere acır. (1) Bu denU revaçsız ve şüpheU kalmazdı. (1) Külçe. Namertlerin elinden kurtarırdı bizi.MEMO ZlN SS' KUlCi ortaya konsun gücümüzün.

Her kabile sağlam bir set gibidir. çeyizleri. imha oklarma hedef yapmışlar. lûtuf ve bağıştır. Himmet ülkesine boyun eğdirmişler. düğün hediyeleri. iyilik. Her iki taraf.MEMO ZÎN 57 Çünkü dünya bir gelin gibidir. cömertlik. Arabistan'dan Gürcistan'a kadar Kürtlüktür olmuş kaleler gibi. Acep ne sebeple kalmışlar bojmubükük. Sanki Kürtler sınır başlarmda kUitmişler. Hepsi birden niçin olmuş mahkûm? Onlar kUıçIa şöhret şehrini fethetmişler. Ben hikmetle dünyaya sordum ki: «Başlığm ne senin?» Bana dedi ki: «Himmet» Kısacası: Dünya kUıçIa ve iyilikle insana ram olur. Onların her bir beyi Hâtem cömertüğinde. Kürt kabilelerini. Fakat başlığı. boyun eğer. Ve Rüstem cengâverliğindedir her bir erkeği. . Bu Rumlarla Acemler onlarla hisar olmuş. Kürtlerin hepsi dört kenarda yer tutmuş. Keskin kılıcm elindedir onun hükmü de. Ben AUahm hikmetinde şaşakaldım: Kürtler dünya devletinde. Bak.

mertlik. Engel oldu minnet jöikünü jöiklenmelerine. Gerçek hüner sahipleri çıkardı ortaya. Cesaretten hamiyyetli oldukları kadar. hamiyyet ve jağitlik. hikmeti de elde ederdik. O zaman dini de. Minnetten de nefret ederler. Hep birlikte bir birimize itaat etseydik. devleti de ikmal eder. Olsaydı eğer bir ittifakımız bizim. Bunun içindir ki hepsi her zaman ittifaksızdır. Sözler o zaman birbirinden ajordedilir. îlnU de. . Onlar kılıçla ve himmetle ün salmıştır. Beylik.MEMO ZlN 59 Cömertük. Her zaman birbirlerine karşıdır ve parçalanırlar. Hep Kürt kabileleri için onaylanmıştır. Bu hamij^et ve yüksek himmettir ki. himmet.

Çün¬ kü o zaman herkes Arapça ve Farsçaya meraklıydı.VI KİTABIN KÜRTÇE YAZILIŞ SEBEBİ Hânî kemalsizliğin kemale ermesinden dolajn. ÇeşitU milletler kitap sahibidir. bu kitabı Kürtçe olarak yazdı. îrfansız. intizama getirdi. . Amaç edinmediler aşkı. Yani kabiliyetinden ve ehliyetinden değil. Sadece hamiyet ve aşiret tutkunluğundan. (1) Durujoı bir yana itip içti tortuyu. Ki el demesin «Kürtler. Kemal meydanını boş buldu. Kısacası: inattan ya da çaresizUkten. Böylece amme için çekti cefa. inci gibi olan Kürt dilini Düzene koydu. (1) Yani herkesin tersine. Sadece Kürtler nasipsizdirler» Hem düşünce adamları demesin ki «Kürtler. kitaplar o dil¬ lerle yazılırdı. asılsız ve temelsizdirler. Mutat lUIâfı olarak bu bit'atı işledi.

Fakat öksüz ve mecalsizdir. Almanya'da ve Rusya'da basılmıştır. Sadece sefil ve sahipsizdir.MEMO ZÎN 63 Hep birlikte ne isterler. (2) XI. özellikle -«Gönül Kalk» şiiri halk arasmda çok yaygındır. kabiliyet. Alıcısı yoktur kumaşın. kitap divan. Suriye'de. îlim. Yüksek himmetli. Hakîkî ve mecazî aşktan da boştur» Hayır. Dünya damının üstüne asardım. Bir Divan yaz¬ mıştır. ne de istenirler Hep beraber ne severler. Kürt edebiyatının şaheseri sayılan bu şiirler İstanbul'da. yüzyılda yaşamış ünlü bir Kürt ozanıdır. Bu çeşitler onun yanında geçerli. Olmuş hepimizin dostu ve sevgilisi. . yüzyılda yaşamış bir Kürt HaJç şairidir. Bu paralar onun yanında makbul olsaydı. ne de sevilirler. San'an Şeyh'inin hikâyesini manzum olarak yazmıştır. (1) Ve diriltirdim onunla Harirli Ali'yi. gazel. (3) Ebediyete kadar hayran kalırdı. Kürtler o kadar kemalsiz değil. (2) Fakî-yi Tayran'a öyle bir sevinç verirdim ki. Olsaydı bizim bir sahibimiz. Ben o zaman manzum sözlerin bayrağmı. Geri getirirdim Cizreli Mela'nm ruhunu. Hep birden bilgisiz ve cahil değil. Özelükle bu çağda şu para kesesi. (3) XVI. (1) XVI. Bundan başka bir¬ çok şiirleri vardır. incelikleri bilen bir sahibimiz. Şiir. Onlar aşkın tadından yana hepten nasipsiz. yüzyılda yaşamış bir Kürt ozanıdır.. iz'an. N'eylejdm ki pazar hayli kesattır. kemal.. -«Dîvan» adlı çok değerli bir şiir kitabı vardır.

se düzene girmeye yanaşmaz. Duamız doğru olarak kabıU edildi. O. Bu mangırlar gerçi değersizdir. Onun için karabahth ve muratsızdır. Bu paramıza «Değersizdir» deme. Çıkardık gizli bakırımızı açığa. Ve halkın alış-verişi için elverişlidir. temiz ve pahabiçilmezdir. Kim. Ve mümkün olmadığmı görünce de bunun. O şahlar öncüsünün sikkesinden yoksundur.MEMO ZlN 65 Kimse o kadehi kendine ışık öncüsü yapmaz. Eğer basUarak nakşedilseydi. işimizin görülmesine vasıta oldu. üzerinde dua ettik. Bizim kırmızı bakınmızdır. kimsenin adma mensup olmayan. Hâlis Kürtçedir. Biz de kimyager olmaya heveslendik. Hep para için savaşUdığmı gördüğümüz vakit. Altm değil ki «SoluJc kaldı» desinler. F. Din gitti. Gönlümüz hileye razı gelmedi. Devrin böyle olduğunu gördüğümüz vakit. Sahte olan cevheri temizledik. altm da geçmedi eümize. aşikâr Gümüş değil ki «Eksik ayarlı» desinler. Sonunda çaresizlikten bakırcı olduk. : 5 . Ama sade. Böyle revaçsız ve karışık kalmazdı. Bir süre insafla hareket ettik.bir sevgilidir. şüphe götürmez. Hilesiz. hurdasız ve tamamdır. AracUık etmedi garaz için asIâ. Boş sajrfalardı.

Birçok bilginler nezdinde çürüktür. . Birçok filozoflarca da makbuldür. Bütün bu mangırlar altma dönerdi. bilgiü insan. Bunun için minnet de yapmaz Bir kez bize baksaydı eğer o. Padişahların sikkesiyle kabul edilmeden. Her gün binlerce yoksul ve çaresizi. Derhal sarıya çevirir bir bakışla. amme için özel bir rahmettir. Bizi dinlemedi idrak kulağıyla. En alçağı da lûtfuyla en yüksek. Paşaları tutuklar esirler gibi. O. En jmkseği. (1) Ki bakışı sade kimyadır. Bu yüzden. kahnyla en alçak yapar. gönülden özel bakış vermedi bize. Söi ona devamlUık ver AUahım! (1) Hakkâri beylerinden olsa gerek. Yüz jöik kırmızı mangır olsa. Mübarek teveccühünün iksirini çevirseydi bize. Sahte mangırları da saf altma. Sahte gönlü billura çevirir. Fakat zamanın hükümdarı. Fakat bakışı çok umûmîdir onun. Bütün bu sözler şiir olur. Sonra azadeder fakirler gibi.MEMO ZlN 67 BİZ arkasız insanlarm sajrfalan. Adı Mirza olan Bey. Her an lûtfuyla jöizlerce dilencijd. Zenginleştirir himmetinin eüyle.

seyyal la'Iı O inci hoşafı. ŞARABI KADEHE DOLDUR Sakî! Gök rengi kadehe doldur. DeU akh sersemleştir onunla. görmelerini sağlayan. . Bir an.vn SAKİ. Ruh dimağını tazeliyelim biz. O. Zaman zaman mej^erestlerin eUne ver Gönlünün bir parçası sevgililerin elinde olanlara. Kendi dürdanelerini de içine dökerek O gül suyu gibi olan şarabı. (1) (2) Yani onlara görme kabiliyeti veren. Sakî! Cevher kâseye doldur Temiz ma' serden çıkan o suyu. çiğ taneleri gibi şarabı. Ma'ser: Üzümün sıkılıp şırasının çıkarıldığı yer. ebedî ruh gibi olan şarabı. ruhu besleyen o şarapla. (2) Eritilmiş yakutlu. Sakî! Mine rengi kadehe doldur Gönülleri aydmlatıp gözlü yapan o suyu (1) Mahzun gönlü sevinçU kU onunla.

. Yani canım şevk ile dolsun. Tereddütler çıkıversin mahzun gönülden. Zerrinler dile gelsin. Ve yeniden bambaşka olajnm ben. Ve de gönlüm zevk ile. Olsun benim de nefesimin bir etkisi. Meclisin coşkunluğu süslensin onunla. Şu ölü gönlümün kuşu uçabilsin Nağmelerin sesi perdesiz olarak süslensin. Devamlı şarap içenlerin bu mecUsini. seherlerde «Ah»Iarı yollaymca Her zaman. Bülbüllerle ses arkadaşı olayım ben de. Goncalar çözülüversin dikenlerden. Sakî! Ver bana gül rengi şaraptan. Gönlüme bir güzelUk. Bu «Ah»lardan açsm yüzlerce gönül goncası. O berrak şarabm kadehinin neş'esi Şen bağın üzümünün verdiği keyif. Davul sesi ve Kanun sadası olmaksızın. Gözyaşı döksün kırmızı güller çiğ damlalarından.MEMO ZlN 71 Gönüller kadehi nakışlansın onunla. yoldaşı olan yel ile. . Kâhya ve muhasip görmesinler. toplansın tüm sevinçler. tatlılık yayılsm. Arkadaşların inadına gülsün bülbüller. Her zaman yeniden mest eyle onunla. Bazan bülbüller gibi inlesin gönlüm. konuşsun hepsi. Benim için inşirah mümkün olsun Hasıl olsun gönlümün temizliği. Benim de yardımıma geUr bir damla. Öyle etki yapsın ki nefsime. Belki o zaman o sonsuz fejdzden. DağUsm gamlar. Öyle ki. Her zaman binlercesi kan rengi saçsın. Sızlasın bazan da andelipler misali.

mlar. (1) Rubab gibi Kemançesiz olarak. Benden aşikâr olsun kerametler. Çünkü kejdfsiz olarak söyUyemem. tokmaksız olarak. Perdeden öyle nağmeler çıkarayım ki ben. örtülü masum kızı. O töhmetten uzak Memo'jru. Ney gibi. O perdeU. Ney gibi muUdanayım. Zin'i ve Memo'yu dirilteyim yemden. Çalsm türküsünü Zin ve Memo'nun. Âşıklarm sesini dinlesin Zühre yıldızı. sırlan açığa vurayım. Bedhal olayım. onları teda'vi edejnm. Görünsün bana mak3.MEMO ZlN 73 Sarhoş olayım. lâflar edejdm. . Yar ve âşık hastalıklı olmuşlar. güzaflar söylejdm. Yaralı gönlün sazı kâh yumuşak. Ve raksetsin dokuzuncu kubbenin zirvesinde. Gönlümden çıkan makamlı ses dallan. GöniUdeki derdin şerhini kUayım efsane. Bugün mütehassıs bir doktor gibi. O çaresizleri yeniden ayağa kaldırayım. ahenkle gönlümün derinliğinden. Söz söylemeksizin içimden konuşayım. o günahsızı. kâh gür sesli olstm. Zin ve Memo'joı ederek bahane. Sermest olayım. Oülbahçesini Şehnaz makamıyla şenlendirsin. (1) Çeng: Bir sazın adıdır. Ciğerinden yaralanmış Memo'yu. Divane olayım ki inciler döktürejdm. Çıksın davulumuzdan ses. Gönlünün derinUğinden ıstırap çeken Zin'i. îlâç getireyim. Çeng gibi yüz çeşit şada verejdm ben. Tûtî misâli dile gelejdm.

Gerçi çok seçkin olmasa bile. Bazıları da onunla gönülden veda etsin. Biz onunla ikijöiz ıstırap çektik. Pâk huylu ve insaf sahibi insanlar. Çocuk çeşidi gibidir. yavrudur. Herkes «Güzelce yazıldı» desin. BazUan candan dinlesin. Yeniden onları öylesine jöicelteyim ki. Şahin bakışIUar temaşaya gelsinler. masum ve asUdir. Göğüsten ve gönülden temiz olanlar. Dertsiz olanlar girsin kedere. Memo için ağlasm dilberler. İster tatlı. Bu kitap turfandadır. Dertli kimseler onlarla sefa sürsün. Ezelden beri sevenlerden olanlar. ister acı olsun turfandadır. gönül bahçesinin turfandasıdır.MEMO ZlN 75 Öyle bir tarz ve üslûpla meşhur edeyim ki. yeni yetişmedir. Yalnız bilginlerden rica ediyorum: Öğrencilerin yanlışlıklarmı açığa vurmasmlar. Günahsızdır. Zin'in derdine gülsün âşıklar. ister ija olsun. Bambaşka olan seven kimseler. Onunla oyalansmlar bir zaman. Seçilsin birbirinden sevilenler ve sevenler. Ben onu bağlardan derlemedim ki. Hırsızlar gibi yanlışlıklarımı araştırsınlar. . Bu kitap ister kötü. o huydandır. Bu. Gelip dinlesinler hikâyeyi. Hep bizi tasvibetsin.

cevher satıcısı değil. Turfandadır. hayat hikâyeleri ve düşünceler. Konular. hamiyetli insanlar gibi Düzeltecekler kusurlarımı. Sır sahiplerinden umudum şudur ki: Alay etmiyecekler benimle Ben gezgin satıcıj^m. . hikâyeler. Kürtçedir. AUahım! Sapık kimselerin eline verme Bu nazlı. Sözcükler. emanet değil. Sevimlidir o. Hiçbir yanlışlığımı çıkarmıyacaklar. Nazenin değilse bile bu yavru. Kemal sahipleri kusurları perdeler. irfan sahiplerinden umarım ki. cümle kuruluşu ve işaretler. yetiştirilmiş değil. Şiir yapısı. mâna ve keümeler: Bunların hiçbirini aslâ ödünç almadık. dejdmler. gönül kapan güzeli. o kadarı yeter. Teşni' etmiyecekler. amaçlar. Hepsi el değmedik gelinlik kızlardır. Üslûp. Kendi kendime yetişmişim. Bu mey-ve çok lezzetli olmasa bile. bana çok tatlı gelir. Bu mejrve sulu olmasa bile. Bu yavru benim için çok azizdir. Kin sahipleri ise coşkundur.MEMO ZÎN 77 Ricam şudur hal sahiplerinden: Kötülemesinler bu yavruyu. elbiseleri ve küpeleri Benim mallanmdır. sıfatlar. anlamlar. Bunlarm hepsi fikrimin ürünleri. işaretler.

îyiUklerinden. Hamiyet için doğruya yorumlasmlar. Garaz sahipleri de dinlesinler. Ve dinlesinler insaf kulağıyla. Ozanm yüzü sujomu dökmesinler. Yanlışlıklara ve ımutkanlıklara şaşmasınlar. Mümkünse bir ijrisini söylesinler. Varsa kusurlarım örtsünler. lûtuflarmdan imzalasınlar. Derlediğim şu birkaç sözü. kenardanım.MEMO ZİN 7â Ben Kürdüm. . dağlıyım.

Çeşitli halklar ona itaat eder. Ulu ataları. dedesi ve babası. talihi güçlü. F. Rumlar. Zincirleme olarak HaUd'e mensuptular. Araplar ve Acemler emrindeydi. : 6 . bojnm eğerdi. bahtı da mutlu. «Botan Bejd» adıyla ün salmıştı. Soyu Arap. Tahtı Cizre'deydi onun. Makamı yüceydi onun.vra BOTAN BEYİNİ VE İKİ KIZKARDEŞİ ZİN İLE SITİ'Yİ TANITMA Hikâye sayfasmm yazıcısı. kendisi Kürt bejdydi. Şu plânla resim ve tablo çizdi. Şu tarzda kalıbı bastı ve süsledi: Dedi ki: Grcçmiş zamanda bir padişah. Çıktı. Rivayet tablosunun eleştiricisi. hükümdarlığında üstün olarak.

Onun sayesinde kavuşulurdu arzulara. hüner. O Padişahm yiğitliğinin izleri. düzen ve divan. AUah mevcut kılmıştı onun yanında. Çekilmişti AUahm kıhcınm çekilişinden. BeyUk ona «Zeyn» ile vasıflanmıştı. birlik. DisipUn. Aydan aya kadar. diyanet ve de devlet. (2) Zinet de ona «Din» ile tanınmıştı. Çünkü Halid'e --Allahın Kılıcı». koruyuculuk ve de heybet: Bunların her birinden doluydu bir hazinesi.MEMO ZlN 83 Ceberrut felek bile sakmırdı kendisinden. sevilenlere. Hâtem onun cömertliğinin büyüklüğünden. Her çeşit mücevher ve bulunmaz nesneler. Ona zararsızca mukadder olmuştu. Komutanlık. Mümkün olan dileklerin hepsini. dileklere. Onun yiğitliğine yenilirdi Rüstem. Dindarlık. Dünyanın ekseniydi kendisi. (1) Hükümdarlığın ve de dinin süsüydü. Onun sayesinde kavuşulurdu hasretlere. Onun cömertliğine muhtaçtı Hâtem. Padişahlığı ise ahret sembolü. kaplamıştı heryeri. Kendi cömertliğinin evrakını toplayıp kaldırdı. Akü. Her renkten nefis ve parlak değerler. O beyin adı «Zeynıdin» idi. cömertUk ve meydan. Jiirdi. (2) beyin adının yarısıdır. Onun için zahmetsizce başarılmıştı.de-«Zeyn» süs anlamınadır. Bunlarm her birinden gizliydi bir definesi. (1) Burada --Tevriye» var. .

sarışındı öbürü. Kimse eş görmemişti jüzlerinin güzelUğine. periydi öbürü. (1) Hikayeci bana muamma olarak şöyle dedi: O huri de «Zin» adıyla tanınırdı. Beyin admın yarısıydı adı. îki kızkardeşi vardı. Huzurundaki hizmetçileri de meleklerdi onun. Biri esmer. Biri huri. Fakat devlet soyunun iki evlâdı vardı ki. O huriyle periye paha biçilmezdi. Öbürü gönüllerin ruhuydu. Biri fazlasıyla şirin. îki zülüf sünbül çiçeğine benzerdi. Çünkü AUahm nurundandılar. Açmıştı boylarında selvi ve şimşir gibi. son derece sevinUi. Bu da Zin'in adıdır. Çünkü ebedî güzelliktendi o güzellik. Yani o joice soydan olan. Öbürü Beyin can ve ciğeriydi. (1) Beyin adı Arapça olarak şöyle yazılır: -« » Bu nun yansını aldığımız zaman « » çıkar. îki yanaksa kırmızı gül jüzüiıün renginden. Biri doğruluk bağmm selvisiydi. Dudakları la'I. O serbest kırmızı güller ve sünbüUer. Adı da gerçek olarak «Sıti»ydi. yanakları gül. hurilerden dönmeydi. şakakları yasemin. Cennetinde huriler çoktu onun. nazlı büjöitülen. O mehtabın yanmıda iki güneş vardı. Parlaklığı utandırır ince ipekten elbiseleri. O şahm yanmda iki sultan vardı. Hurilerle dolu olan bir cennetti. iffet bahçesinin iki turfandasıydı.MEMO ZİN 35 Haremin sahanlığı nazeninlerden. .

kulak memelerine bakan herkes. Onun hizmetinde bulunur güneş. Çene çukurundan maksat. Kirpikler ise şüphesiz dik oklardandı. noktalar. Benler. Kabe. Ufukta Cebrail'in bir kanadı gibiydi.MEMO ZÎN 87 Kırmızı gül kendiliğinden yüzlerinde kök salmıştı. (1) Çene çukuru ile Hârut sihrindendi.Esved: Kâbenin duvarındaki taş. (1) (2) . Gözlerin dehşetinde işaret bıüuyordu. Tavaf ve Umre'ydi. ak ve kırmızı renkler. tacın bir yanı gibi gözükür. Bir anda şaşkma dönerdi gözlerinin dehşetinden. DeUUk vahşetinin sermayesi. Yüzlerini gören. Gerdan. Gök ortasmda durmuş daima. Neş'eü gönüUerin ıstırabıydı. Haccer-Esved. Alm. Feleğin falcısı yüzlerine noktalar serpmişti. (2) Sanki ceylânm gerdanmdaki misk kesesinden. Ya da Nebat şekkerinin şerbeti gibi Veya Hayat Çeşmesinin kaynağı gibi. SünbüUer de sarmaşık olarak boylardan sarkmıştı. Derhal çekerlerdi jüreklerinin derinliğinde «Ah» Yakut: Bir çeşit Arap yazısıdır. Yüz hatlarmm güzelliği Yakut yazısmdan. çeneyle alt dudak arasındaki çukurduı. Kmalı parmak uçları ve tırnaklar. Tavaf ve Umre: Haccm iki ibadetidir. sanırdm sakinin elindeki Ebedî şarapla dolu olan şişedir. Variıklarm hikmetinin inceUklerini keşfedenler. (3) Hacer . Kemerin sarUdığı o belleri görenler. (3) Kaşlar felek yaymm kemanmdan. Olurdu derhal akıl ve şuurdan.

Fakat Zin de güneş gibiydi. Gerçi mehtap gibiydi Sıtî. Artık yer kalmazdı konuşmaya ve de serzenişe. Bu zinetler. îster şeyhler. (!) Kofi. Kimi de boş vücudun taUbi. Kavuşmayı arzu etmeyen kimse yoktur. ister hocalar. Fakat şüphesiz hepsinin dostu birdir. daha tazeydi. Güzellik bakımından ikizdi ikisi. Kürt kadın ve~ kızlarının başlarına etrafında bağladıkları kuşaktır. arkadan. Tapınaklardaki evliyaları bile sersemletirlerdi. beyler olsun. Sıti gerçi çok nazenindi. Kofi kajd:anlarınm uçlarmı sakaklarma getirirlerken. süsler. İnsanları ve bitkileri talan ederlerdi. zülüfler ve pusular. sağdan ve soldan sarkar. giydikleri fesin . îster dervişler ister zenginler. O periler bu süslerle yürüdükleri zaman. fakirler olsun GüzeUiğe talip olmayan kimse yoktur. Gecelerin çıralarına benzeyen bu ikisi. Aşıklar ölürdü sevginin elinden. Fakat Zin de cennet hurilerine benzerdi. Her ikisi de ruh gibiydi gerçi. Bağlara ve bahçelere yürüdükleri zaman. Ama Zin'in jöizü parlak bir aydı. Kimisi tükenmeyen güzelüği arzu eder. Gerçi Sıti yUdız misâliydi. Bütün fark.MEMO ZÎN 89 Bilekleri ve bilezikleri gösterdikleri zaman. Hayvanları ve cansızları bile inletirler. Kofileri mücevherlerle donatılmıştı. deriyle beyin arasmdaki fark gibidir. (1) Kolyeler altınlarla zincirlenmişti. Önden.

IX GÜZELLİK VE AŞK Dünyada ne kadar hükümdar varsa. Aşk ateşinin bir deryasına dönmüştü. Ne kadar fazlasıyla pahalı olsa da. İskender'in radarma varmcaya dek. Yüzlerce can. Kaj^serin bütün hazineleri. Hepsine AUahm verdiği metahlar. Masal gibi anlatırdı onları halk. Dalgalanıp joikseldiği zaman. Güneş ve ay bir araya gelmişti. Enginlere inip zirvelere çıkan o güneş. Hepsi birden güzeUiğin bir parçasına bile değmez. Sıti ve Zin'in jdizündeki güzellik. servetler. gönül ve ciğer yakardı. Bütün dünyanm alıcı olması bundan. Süleyman' m yüzüğündeki la'I. Hâkanm definelerindeki inciler. .

Kimi de derdi seçer. Fakat âşıklarla arzu sahipleri ajrndır. Figanlara ve iniltilere doymadılar. . Tacdin gibi. Zaten spnu gelmez âşıklarmm. Bazıları da cananları için verir canı. Bir kısmı faydalanmak ister. kimi de arslan gibi. Memo ve Zin gibi. Gündüzleri ve geceleri çok inlerlerdi. Kimisi kavuşmak ister. Çoğu tellal gibi.MEMO ZlN 9:i O ceylânlarm güzelUğinin avcıları. BazUarı canlan için ister cananı. O güzelUğin sadalarmm şarkıcUan. Öyle ki onlarla birlikte sızlamrdı melekler. Sonu olmayan sınırsız güzelUğin. öteki feda olmak.

Her biri kemaUyle bir doltmay. (1) Sıti ve Zin'in aşkları derdinden. Ancak dujonakla ve rivayetle biUrlerdi onları. Hepsi bir birinin sırrından haberdar. Güzellik yönünden her biri bir güneş. Yüzlerce fidan boylu ve açık almlı genç vardı. Fakat seçkin hizmetçilerden. Fakat görerek ve tanık olaraktan degü. Her biri konuşmasıyla göpsleri yakardı. Sıradan adamlar. Hepsi Bejdin hizmetindeydi. hizmetçiler ve seçkindiler. Onlar da hep hevesli ve arzuluydu.X MEMO VE TACDÎN't TANİTMA DöneUm biz hikâyenin başına: Aşkları derdinden gönlü yaralı olanlar. (1) Gerçi sayısız ve ölçüsüzdüler. Onlar da hep âşık ve isteküydi. . Her biri güzeUiğiyle padişah göğsü.

fakat birbirine tutkun kardeş. Tacdin Divan Vezirinin oğluydu.. Tacdin'in iki kardeşi vardı. nesebi. Memo da ona tam tutkun. Fakat Tacdin herkesten ve bütün yakınlarmdan O kadar kardeş. . Kardeşini görmediği gün. O. Gerçi ahret kardeşiydi ikisi. Bir genci kendine kardeş yapmıştı. Kuşları kapıp uçan şahinler gibi. uzaklaşmıştı ondan. Hayır. O iki kardeş ve birbirine bağlı dost. (1) Soyu. Birinin Arif.. Başı dertli bir gençti. YanUıyorum ben. (1) Gohderz: Eski bir Kürt kahramanıdır. diğerinin Çeko idi adı. Güneşti çünkü kardeşi. Ama sanırdm ki dünya ve ahrettir ikisi.. Fakat Araplar ona Gazenfer der. Çıra yapmıştı kendine.MEMO ZÎN »7 O peri gibi gençlerin ön sıralarmda. asaleti belli. Her zaman düşmanların gönlünü yakarlardı. Babasma derlerdi İskender. O melek huyluların baştacı olan. Memo da Divan Kâtibinin. Tacdin'in sevinç arkadaşı ve gam ortağıydı. ikisi de kurnaz. Dünya ona karanlık olurdu hepten. Çıra görmeyen geceye döner. Kahramanlıkta zamanın Gohderz'iydi. Çünkü kUıç kullanmakta arslan gibi.. adı da Memo. Kardeş. O iki genç. Savaş günü bin erkeğe bedeldi. Delikanlüarm baştacı ve önderiydi. Tacdin admda bir genç vardı. baba ve amca gibi bile değildi. baba ve amcalarmdan.

MEMO ZlN 99 Zamanın Mecnunu ve Leylâ'sıydı. zordur. Sonunda vefa göstermiyeceksen eğer. diğeri Azra'sıydı. Dostluk. Dostluktan maksat da vefadır. Biri çağm Vamık'ı. Dostluk kolay değil. İkijmzlülükle ve lâfla olmaz. ahbaplık ve kardeşlik. başıboş değil Aynen güneş ve Müşteri yUdızı gibi. . Onlar gönülden dosttular. Başlangıçta göze alma o cefalı işi.

Bir kısmı yaya ve bir kısmı süvari. kimi de sağlam. kimi gamlan toplar. bir kısmı öğretici. Kimi yardımcıdır. kimi de geceyi aydmlatır. tabiat feyzinden. Bu hikmetledir ki hepsi iş başmda. Sejdr sergisine sunmuştur.XI YILBAŞI VE NEVRUZUN KUTLANttlŞI Dünyanın yaratıcısı. Kalıpsız. . kimi de hızlı. Kimi ağır yürüjöişlü. kimi ölçülür. Varlık sergisine getirmiş. Bir kısmı yazıcıdır. Kimi bize doğru geUr. işaretsiz ve makassız olarak. ölçeksiz ve pergelsiz olarak. Kimi yönetir. Böylesine muazzam ve yuvarlak. Böylesine süslü ve sıra sıra. JKimi kederleri dağıtır. bir kısmı çalgıcı. Bir kısmı cellâttır. Kimi güneşe uyar. kimi de yönetiUr. Aletsiz. Felek çarkmı güçlü bir şekilde.

. Bayram ve Nevruz günü geUnce. Hepsi çıkardı evlerden dışarı. Doğu şehsüvan olan güneş. Bir kısmı tabiî hareketten. Hepsi parlak ve aydmlatıcı. Özellikle bekârlar ve bakire kızlar. Hiç kimse kalmazdı evlerde. Kısacası o nadide cevherler. Kimisi padişahtır. BiUnen yerlerine geldiklerinde. Bahar noktasma geUr. Yıllan eskimiş yaşlı bilgin. Ovalan ve tarlaları gülşene çevirirdi. Hepsi seyretmeye izinü olarak. Halk kırları ve çimenlikleri mesken edinir. Fakat töhmetle ve minnetle değil. Yaşlı erkek ve kadınlara varıncaya dek.MEMO ZlN 103 Bir kısmı Zin gibi güzeldir. Hepsi süslenmiş ve güzel gijdnmiş. Gönülleri aydmlatan o ânın saygısı için. Bir kısmı Memo gibi alıcı. Din yolunda ve sünnete uygun olarak. kimi de vezir. Mart ayında döndüğü vakit. Bize şöyle anlattı durumu: Dedi ki: Eski zamanların geleneği Şuydu her yerde ve her zaman. Bizim için tazelerler jnlı. meskenlerde. Yani yUbaşı burcuna girdiği zaman.

Ve seçsin her biri kendi dengini. Birbirlerini görsün. Yani sevenler ve sevilenler. . gerekse istenenler. Şuydu ki: Gerek istiyen.MEMO ZlN 105 Çünkü kıra çıkmaktan maksatları. Ovaya inmekten amaçları.

Her çeşit insan. şehirde kalmadı hiç kimsecikler. Terketti şehri. joirüyerek. minnetsiz ve üzüntüsüz olarak. . O kutlu geleneğe uygun olarak. küçükler ve büjrükler. Perdesiz. Gösterince yeniden Nevruzu. Hep gitti. Bir kısmı bağlara gitti. Bir kısmı birUkte ve çoklukça. AvcUar ve talancUar gibi.xn ŞEHİRLİLER YILBAŞINDA KIRLARA ÇIiaYORLAR Feleğin dönüşü mavî bahttan. Kalktı hanımlar ve de hatunlar. Şehirlilerin ve askerlerin hepsi. Onlar da güller gibi bahçelere doldular. Kafile kafile gezmeye ve seyretmeye döküIdiUer. Kimisi arkadaşlarla. Kimi de dağ eteklerine yöneldi. kimi yalnızca. atlı olarak. Huriler cenneti kendilerine mesken edindi. Saf saf tepelere ve ovalara jöirüdüler. kaleleri ve evleri.

Yılbaşını geleneks-el yol ve yöntemle. göklere kadar jükselterek seslerini. DelikanlUara yaşıt tombul memeli kızlar. . KutladUar. ihtiyarlar ve kocakarılar. Güzellik metamm sahipleri. benleri ve şakakları temiz olanlar.MEMO ZlN 109 Bakire kızlar ve delikanlUar. GüzelUğin hem satıcıları. Yüz güzelliğinin kumaşma sahip olanlar. Bunlar aşk pazarmdaki sevdalılardı. Yüz yaşmdakiler. YUbaşUıIar. tüysüz deÜkanlUar. hem de alıcılarıydı. bakireler. Enine ve boyuna gözden geçirirlerdi. gençler. deUkanlUar. Erginlik çağına yeni gelen güzel. Birbirlerine metalannı gösterirlerdi. Zülüfleri.

DELİKANLILARA NEVRUZ EĞLENCELERİNE GİTME İZNİ VERİYOR Mavi kubbenin o parlak kandiU. Hizmetçilere izin çıkınca. . Koç Fenerini aydmlatmca. Kendilerine kızlar gibi süs verdiler. O iki kardeş değişik kıyafette. Bey de delikanlılara izin verdi. Yani gün döndüğü zaman. (1) Yani Koç Burcuna girince. (1) Yılbaşı kutlamaları yeniden başlayınca. Birkaç pahalı mücevher başlarmda. Çünkü amaç ve murat peşinde olan âşıklardı. Yalnız Memo ile Tacdîn. KalktUar hepsi âşıklar gibi.xın BEY. Hepsi arttırma sergisine gitti. Sırmalı ipek elbiseler içinde.

Gittiler ağır ağır yürüyerek. Dilberler elbisesine bürünüp. . Alm saçlarmı zülüf ve örgü yapmışlardı.MEMO ZlN 11-3 Kâkülleri her tarafa halka halka yayılmış. Onlar kıyafetlerini değiştirdiler ki. Hiçbir güçlük gelmesin başlarına.

Bir kısmı da sıradan ve küçük insan. her oda ve pencerede. çeşitli değerU elbiseler içinde. başlan top gibi. Kimi yalmayak. kıhç biçiminde bir sopadır. Bir kısmı büjiik ve ekâbir. Taze selviler gibi jmzlerce genç. Her çeşit dişi ve erkek. Ayaklan Kaşo. deUkanlı ve çocuk.XIV MEMO İLE TACDİN ZlN VE SITİ'YE RASTLIYOR VE BAYILIYORLAR O değişik kıyafetli iki genç. Bir kısmı çıplak. îpekUler. bir kısmı giyinik. Gördüler ki mahalle ve sokaklarda. kimi başıkabak. Bir parça olsun kalmadı şuurları. Yaşlı erkek ve kadınlardan da bir o kadar. Her sokakta. Topa vurulur. (1) (1) Kaşo: Ucu eğri. . :Şehirde dolaştıkları zaman. Beşyüz kadar kız. Birden onlara acajdp birşey göründü.

Kiminin soluğu tutulmuş. Şekilleri. Kimi görürlerse o iki sarhoş. Soruşunu yaşlı bir adama yöneltti. Söyle. Derken Tacdin durdu ve sordu. elbiseleri ve gijanişleri bir. okla öldürür gibi» Onlarm. bakışla. kiminin serbest.. Böyle yapıyorlar perişan» Dediler ki görmedin mi sen. bir kısmı şuursuz. Halkı öldürüyorlar. Kiminin elbisesi yırtık.MEMO ZÎN IIT Kimisi sarhoş. bu ne sonsuz belâdır?» İhtiyar dedi ki: «îki güçlü şehlevend. ikisi de bir zaman şaşakaldılar. Her birinin ciğeri bir cefayla kan dolmuş. O iki deUkanh iki mızrak gibi. Dedi ki: «Ey doğru yolun Hızır'ı. bir kısmı sessiz. sormaktan maksadı. İkisi o işi düşünürlerken. niceydi onlar?» Dedi ki: «İki delikanlıdır. kimisi sermest. Her biri bir yerde bambaşka olmuş. Bir kısmı da akıl zincirinden olmuş azad. aniden BaktUar ki sade AUahm kudretinden. kimi sarhoş. Bugün bu halka olmuşlar cellât. Fakat o şehirde tanmmayan kimselerdir. Bir kısmı figan ve feryadeder. Görüp te mertçe karşı koymaktı.. Bir kısmı telâşlı. fazlasıyle taze» Dediler ki: «Altı uçlu kUıçIı mıdır onlar? Yoksa oklu ve hançerli midir onlar-?» Dedi ki: «Hayır gamzeyle. kiminin aklı uçmuş. YUdızIarm şahı gibi parlayarak Geldiler. Bir kısmı konuşur. Kimisi perişan. . Düşünce dalgasına hemen daldılar.

Durdular ve baktılar. bu jâizden. Sevimli. Şuurlarmdan haberleri bile kalmadı. Anladılar ki başıboş av değil onlar. ne şuur. Gönüllerine geldi yumuşaklık ve de merhamet. birbirinden (1) Yarım mesmeleli: Boynunun yarısı kesilip öbür yansı ke¬ silmeden bırakılan ve çırpınıp duran hayvandır. Baktılar ki çok sevimli iki melek. . ne hafıza kaldı. fakat güneştirler. Bu iki kardeş görünce iki karışık halU deUkanhjm. Yuvarlanıverdiler daha uzaktayken. (1) Şüphesiz perişan bir duruma düştüler. Ay parçası. Sevdi birbirini yüzlerinin nuru. Sevmenin yolu açıktır. O d»likanlUarm gönlüne düştü bir acuıiE Bağlandı birbirine sırrı gönüllerinin. YuvarlandUar toprak üzerinde sersem olarak. Sanki kesicisi. Ne satıcı. ne akıl. Öylesine deliye ve şaşkma döndüler ki. Kısacası: Bu ceylânlarm güzeUiğinden. Baktılar o dilberlerin yüzüne. Gönlü ve canı bahşiş verdiler. kesilerek dikkat. AjnrUmadı hiç ruhları. Cana ve akla doydular hepten. O iki büyük melek. îki yiğit avlarmm üzerine koştular hemen. Ne duyu. Güzellik ordusunun öncüsü onlar. Yarım kesildiği için ona böyle denir.MEMO ZÎN 119 Melek huylu ve peri jmzIüydiUer. ne de ahcıydılar. Tıpkı yarım besmeleli av gibi. boynunu keserken yanm bes¬ mele getirmiş gibi. ama yanık ciğerUdirler.

İşte o bağlananlar. gerek düşmanlık. Kimisi çeşitlidir. boşlarını sejrettiler. Bir süre zülüflerine ve benlerine hajran kaldUar. kimileri bağlı birbirine. AUahm ilminde yaratUmış ölümsüz olarak. Aşk öylesine şuursuz kılmıştı ki onları. kimi de karşıdır birbirine. O iki yaralıyı bu halde gördükleri ân. GüzelUk öylesine istekli kUdı ki onlan. Oturup çe-virdiler ikisinin de jniziinü. Birleşiktir ruhlarla cisimler. birbirleriyle öyle ısmdüar ki» ArtUc kalmadı onlar için bir zorluk.MEMO ZÎN 121 Görünmeyen âlemin bir rengi Açığa çıkarıyordu muhakkak birleşmeyi. Şüphesiz birdir ruhlar ve tenler. Çünkü ruhlar ordusu toplanmış olarak. Gerek gönüllerdeki sevgi. Dediler ki :«Acep bunlar kimin kızlan? Yoksa ikisi de Tanrı meleği midir? Hangi yerde yetişmiş bu mejrveler? Hangi güllükte geUşmiş bu güUer? Bunlar hangi derenin seMIeri. Bir süre boylarını. Yani o hunhar delikanlılar. Dördü de birbirini hem ister. Hangi çimenUğin kuşları bunlar?» GiUrengi gözyaşlarmdan gülsujnı DöktiUer kanlı yanaklarının üzerine. Sanırdm hepsi ruh ve cisimdir. gerek şirinlik. Fakat ezelin gerçeklerindendir. Aslâ kendilerinden yoktu haberleri. hem de istenir. Yüz gönülle sevdiler ikisini. Bizim gibi onlar da fanî yaratıklardır. . Gerek gönüllerdeki öfke. Kimisi bağlanır. Sevgi öylesine bağladı ki onları birbirine.

sabah. Yola düştüler yarım besmeleU kuşlar gibi. Istemiyerek veda edip kalktılar. Güçsüz. Sevdalı. karanlık bir gece. Gerçi vardUar yerlerine. Sersem. hajrvanlar ve sar'alUar gibi. akşam ve her zaman Hep ajmı şekilde görünürdü karanlık artık. avlulara düştüler. Kendi parmaklarından da çekip kendi jöizüklerini. İstediler ki anlasınlar hangi soydan olduklarmı. Yakutlarını boncuklarla. takatsiz ve gönülsüzce. YUbaşmı ve sevincini bıraktUar elden. Gündüz. göniUIeri çekilmiş. Nişan için taktUar yerlerine. Fakat o acı muratlUara. Bunun için gençlerin yüzüklerini.. Elmaslarım billur şişelerle değiştirdirler. Yüzlerce defa bahçelere. Çiinkü bilmiyorlardı hangi nesilden geldiklerini. Aniden bazı yabancılar göründü. Kaldı iki kardeş iki av gibi. Eğlencelerini değiştirdiler dertlerle. Çektiler sahiplerinin parmaklarından. Güneş ve ay uzaklaşmışlar çoktan. Yüzlerinin güzeUiğini gönül tablosuna. perişan ve sarhoş olarak.MEMO ZlN 123 Sonunda aşk kalemiyle yazmca. . gece. AyUmca baktUar ki. Tâ ki jruvalarma varmcaya dek. Ayaklan zincirli ve pırangah olarak.

Artık kalmamıştı haberleri hiçbir şeyden.XV MEMO VE TACDİN MESELEYİ ANLIYORLAR O kız gözlü iki şahin. üzerisine Bir ışık dönmüştü aniden. Aşk öyle değiştirmişti ki onları. Bir gün beraber kalktUar. Aniden şahin gibi. O iki yamk. Birbirilerinin jöizüne. Koç Burcu haftası süresince. Memo ve Tacdin. . önce tanımadılar birbirlerini. Önce birbirlerine yabancUaştUar. KendiIerirU aşka atan iki genç birbirine ısmdı. rengine baktUar. Se'vinerek gitnUşIerdi kekUk ve kaz a-vma. Sonra birbirlerine yakmlık gösterince. O hafta geçince üzerlerinden. Çok perişan ve habersizdiler.

Bir mücevher parlıyor çıra gibi Bir yakut ki nar tanesi gibi Karanlık gecede yakUan meşale gibi. Elini uzattı ki getirip. Üzerine «Sıti» adını yazmış Meharet sahibi bir üstad. Amaçsız. Hakkak «Zin» adım yazmış üzerine. Hipokrates sarraf olsa eğer. Karanlık bir örtü başlarındaydı sanki.MEMO ZÎN 127 Buldular kendilerini pırangah ve ziIU Uçmak. uzak görüşlülerin bilgisiyle. Ve de mum gibi parlıyor. Hallerinin ne idiğini anlamak için. Ülfet seli de önlerindeydi sanki Gıdasız. Karşıhyamazdı. Ijdce bakıp görsün diye. Gönül damarmdan inlediler Çeng gibi Dediler ki: «Acep nerede hastalandik biz? Ya da hangi savaşta yaralandık biz? Yoksa biz neden böyle güçsüzüz? Yaralı. uçmaya kalkmak müşkül ve imkânsızdı. arzusuz ve takatsızdılar. Pahabiçilmez bir elmas var. susuz ve gözsüzdüler. Eflâtun için pazarlık yapsa. Dilberlerin gözleri gibi mesttiler. Tacdin baktı ki kardeşinin elinde. sarhoş ve karanlıktaydılar. . Hasta. Memo da baktı ki Tacdin'in elinde. Tartıyla ve kıratla tahmin etse. Karun'un bütün hazineleri. Sevgiülerin ağızlan gibi dardı gönüUeri. zayıf ve ürkek gönüllüyüz?» Böylece onlar araştırıyorlardı. O jöizük taşlarmm pahasmm sekizde birird.

Benim bu vücudum diüm diüm olmuş. Uzunlamasma. Baştan ayağa kadar parçalanmışım ben. Onia. Tacdin 'de vardı azıcık şuur. O ikisiydi ki halkı öldürüyorlardı. AnladUar ki kendilerine ne yapmışsa Yüzük sahipleri Sıti ve Zin yapmış. F. Aşk onda bırakmıştı bir parça kusur. Onlaı* da deUkanh kıyafetine girnUşler. Bunlar nasU kız gibi süslendUerse. onlarsa ceylân. Şüphesiz kaatillerini bildiler. Dedi ki: «Kardeş! Meğer sen çiğsin. Bayram ve gündönümü olduğu gün. Onlardı ki bunların ciğerlerini yaktUar. Sanma ki sağlamım ben. Aşkm ve sevdanm üzerimdeki etkisi öyledir ki. bojnma ve derinUğine. Yeter ah çektiğin yaralann elinden. Onlarm elinden inlememiz çok ayıp». dedik biz: Ne'vruz gününde.MEMO ZÎN 1^ Kaldılar şaşkm ve hayretler içinde. DaldUar ve uzım uzun düşündüler. Hiç bir nokta boş kalmamış dertten Hâlâ diyorsun ki: Niye inliyorsun sen?. Memo aşkla pişmişti tamamiyle. Dedi ki: «Kalk kardeş! Yatağın içinden. Onlardı ki. O diümlerin hepsi de nokta nokta olmuş. Böylece o iki kardeş düşünce ve tahnünle. Ay ve güneş gibi âlemi aydmlattUar. O ikisiydi ki kollan sıvamış. Onlardı ki şehirde olmuş iki cellâd.rdı ki bunları gönülden sevdiler. : 9 . enine. Onlar da kıyafet değiştirmişler. Bizler arslamz. Onlardı ki halk ellerinden ederdi feryad.

bu hususta cev¬ here muhtaç olan varlık. Billahi hiç birinin kalmamış takati. jdirek ve bütün iç varlığım. (2) \ Cevher. bu boş yerin içindedir. (3) Hepsini kendine ram etti aşk. . Onlar kaldUar bu yaralarla. (3) Cisim ve cevherden kendi vücudunu ve maddesini kas¬ dediyor. Aşk şehinşahı garazsız geldi.MEMO ZÎN 131 Gönül. Cevher gizlendi. Araz ise kendi başına varlığını gösteremiyen. Biz gelelim Sıti ve Zin bahsine. El. O dolan. araz geUnce (2) Gönlüme giren bu aşk. sırt ve gözlerim. ciğer. (1) Heyula: Bazı bilginlerce evrenin ilk maddesi olarak kabul edilen madde. ayak. Tacdin için kalmadı artık konuşma. Bu doluşun. taş gibi. kendi basma varhğım gösterebilen madde. cisim ve cevher. Can. Vallahi hiç birinin kalmamış rahatı. Koparmış onlar bütün ilgilerimi. içine dolan aşkm yeri olmuş. onun yeri olan gönlüm. Hey zalim! HaUmi sormuyorsun sen Hâlâ bana inleme diyorsun sen» Bu şekilde tazallüm edince Memo. bana hejnilâ şeklinden (1) Kaldığmı söylersem şaşma. Hep birden diyorlar ki: Âşıkız biz. bfiş. renk gibi.

. Kimse tanımasın diye derhal sojnmdular. Kimse inanmıyordu Sıtî ve Zin olduklarma Herkes onları yabancı sanıyordu. Aniden geldi Sıti ve Zin'in yanına Baktı ki elbiseleri üzerlerindedir.XVI ZlN İLE SITİ EĞLENCEDEN DÖNÜP MACERALARINI DADILARINA ANLATIYORLAR Onlar da o elbiseyle döndüler. Çenelerini gerdanlarmm içine gömmüşler. O kocakarmm adı Hayzebûn'du. Gerçi elbiselerini değiştirdiler. Aksaçlı yaşlı felek bile önünde zebundu. Ama değiştiremediler hallerini. içmeksiz oturmuşlar. Yemeksiz. Onlarm bir dadısı vardı. Artık dönemezlerdi önceki durumlarma. tıpkı göklerin belâsı. Aşk öylesine değiştirmişti ki onları. Öyle yamandı ki. zamanm kocakarısı.

Ya da şişemi ve mendilimi koyacağım. Benim canım feda olsun size. O ay parçaları ıstırap içinde kıvranıyorlar.MEMO ZÎN 135 YaıU şaşkm ve üzgün duruyorlar. Bize rastlayan ve bizi gören herkes. Yalnız bugün ava çıktmız.» Onlar gizlice dadıya dediler ki: «Biz sabahlejdn evden çıkarken. Anladı ki sevinçsizdir o periler Dedi ki: «Ey gönlümün ve içimin hevesleri! Her biriniz iki gözümün nurusunuz. Derhal deliye ve divaneye döndü. Durumun iç jöizünü anhyacağım. Taze jüzleri bembeyaz kesilnüş. nasıl oldu mesele? GizU şeyler bizden gizli kalabilir mi? Ben şimdi bir remil dökeceğim. . Kırmızı gülleri Zaferana dönmüş. Kırmızı şakaklan Kâfur gibi sararmış. Adı ve niyeti söyliyeceğim. Söylejdn bana. Yasemin rengi almış al renklerinin yerim. Bazı insanlarm sevgisiyle sevilmişler. Koruyucunuz AUah olsmı sizin. yoksa sevda hayaU mi? Siz neden üzgünsünüz böyle. Neden bir kenara ittiniz yUbaşı eğlencesini erkenden? Doğru söylejdn bana ne oldu haliniz? Anlatm bana nasıl oldu başlangıç? Bu şaşkınlık mıdır. Siz bunca kayıtlarda bağhsmız. inceboylulanm ! Hiçbir sonuç meselesiz olmaz.

Söylejin.» Dadı yavaşça ve yaklaşarak. Onlara doğru gitti. . Doğu şahı gibi güzeldi onlar (1) Parlak ay gibi parlardı onlar. Bu şehirde ne kadar insanoğlu varsa. Güzelliğiniz size boyun eğer hale getirecektir. Ben onları şimdi alıcı kUarım. (1) Doğu şahı: Güneş. Hazırlıyayım orUarı da size getire jam. Defterimize yazılı olmasm. İyilik ve güzellikle ün salmış kimse yoktur ki. Hatta Botandaki bütün boy ve boşlardan. Bizler de üzgüne ve serseme döndük. ve teselU vererek Dedi ki: «Siz padişahlık güzelliğine sahipsiniz. Her biriniz bir şah. DeUrmiş olarak hemen geri döndük. Size boyım eğmeyen ve muhtaç olmayan kim var ki ? Size. Fakat ikrar ve anlatmak imkânsızdır. Yani hepsini jöizjrüze görmüşüzdür. Tedbir ve tedavi de faydasızdır. istemeksizin de haç vermeyen kim var ki? Ey perizadeler! Sizin sevdiklerinizi. Bugün güzelUğe boğulmuş iki kız. Baştan ayağa kadar yeşilU ve ipekli elbiseler içinde.» Dediler ki sihirbaz Hayzebûn'a: «Ey mahir Tabip! Derdimizin Dermanı gelir şüphesiz senin elinden. Eğer gelebilirse ikrar diUmizden. Özellikle bu şehirdeyse gönül bağladıklarmız. Botan'da ne kadar kız ve delikanlı varsa. O çevir nihayet bize de döndü.MEMO ZÎN 137 Sonunda çevremiz sının aşmca. kimdir onlar? Gidip görejim. bir hünkârsınız.

Onlar Cemşit'in Kadehi gibiydi. bilmiyoruz ne haldir. Hep birlikte birbirlerinin karşısma geUnce. Biz kendi kendimizi yaktık. Bizim de gönlümüze bir nur parçası girdi. Gerçi kandil ve fitil onlardandı. Ama ateş biz ikimizin jöizündendi. Uyanık mıjaz. yoksa hayal mi dir? . Mutlaka melek ya da periydi onlar. Çıra ve fener birbirine denk geUnce. Biz ikimiz de ay ve güneş gibiydik. Çünkü sudan ve topraktan değildi onlar. Fener yıldızdan yankı aldı. Yine bizim yağımız ve ateşinUzdi ki. Gittik üzerlerine.MEMO ZÎN 139 Aniden görününce ve rastlaymca bize YuvarlandUar uzaktan o iki pahabiçilmez. Önümüzde yandı ve gönlümüz onunla parladı. O perizadeleri gördüğümüz zaman Biz de şuurdan kurtulduk onlar gibi. bakalım kimlerdir diye. rüya mıdır gördüğümüz. Baktık ki bizim gibi insan oğlu değiller.

güneş olmaksızın aydmlanır mı hiç? . Dedi ki: «Ey dadmm ruhu ve canı! Siz delikanlıları seyretmeye gittiniz. Cevher olmaymca araz olamaz. Oğlanlar zatm güzelliğinin ajmalandır Kızlar da sıfat ışığınm mazharlandır. Hiç kızlar kızlara alıcı olur mu? Oğlan parası olmadan imkânsızdır pazarlık. Zatsız ve sıfatsız olarak araz imkânsızdır. Sizin gördüğünüz şekil anlamsızdır.XVII DADI MEMO VE TACDİN'İN YÜZÜKLERİNİ GÖRÜYOR Dadı maceraya şaşakaldı. Araz cevherle kaim olur. Ceylanların sevgisinden boş olarak. Beşerin meyli beşer ister. Ay. Fakat siz kızlar için oğlanlar ister. Kadm kısmına meyletmeniz imkânsızdır.

MEMO ZlN

143

Oğlanlarm yüzünden uzak olan sevgi. Yüz defa huri ve peri de olsa. Sizi nasıl meftım eder o sevgi? Sizi nasıl delirtir o karanlık gece? Mecnun Leylâ'nın karşısmda olmajrmca, Leylâ karanlık geceye nasıl mejdl verir? Gül hiç güle olur mu âşık? Azra kendi kendine olur mu Vamik? Husrev, Şebdiz'e binmeseydi eğer. Şirin Perviz'e şeker olur muydu? Ferhat kanlı gözyaşlarmın oluğunu, Akıtmasaydı görmezdi gülrengi atlıjn Bunca erkekler âleminden. Beyzadeler, sade insanlar ve oğlanlardan. Gönlünüz hiç kimseye meyletmezse eğer. Sersemsiniz, alçak ve rezillersiniz demek. Gönlünüzün kapıldığı kim.seler. Adsız, nişansız ve tanımadık kimselerdir ha? Bu iş bence tamam.en imkânsızdır. Bu gördüğünüz rüyadır, ya da hayaldir» Zin bu şarkıyı dinlejdnce. Perdeden şu nağme jd çıkardı; Şöyle dedi yaşlı dadıya: «Galiba akim ve tedbirin kalmamış senin. Diyordun ki sen: Çağrıyla, büyüyle. Gizli olan halleri bilirim ben. Bizim gördüğümüz şekil anlamsız değildir. Şüphesiz ne rüyadır o, ne de hayaldir. OrUar ister melek, ister beşer olsun, îster kadm kısmından, ister oğlan olsun.

îşte jdizükleri şuradadır.
Getirdik nişan için biz onlan. Eğer gerçekten remil biUyorsan, îşte yüzükler, haydi bil sahiplerini».

MEMO ZÎN

145

O elâ gözlü hilekâr cadı,

«Getir bana yüzükleri çabuk» dedi. «Bu gece bir remil döktürejdm ben. Sabaha kadar sahiplerini söyliyeyim ben» Sıti hemen yüzüğü çıkardı. Zamanın kocakansmm eline verdi. Zin ise şöyle dedi Hayzebûn'a: «Benim gönlüm bir kan bataklığına dönmüş, O bataklık coştuğu zaman. Taşmak üzere olduğu zaman. Bu joizük zajaf gönlümü yatıştırır. Bazı bazı kanlı gözlerimin önüne getirdiğim zaman. Yüzüğü götüreceksen eğer. Biz üzgün kalpUye çabuk getir geri. Çiinkü onunladır sabrımız, samanımız O benim için Süleyman yüzüğüdür.
P.
: 10

xvnı DADI FALCININ YANINA GİDİYOR

O ölçüsüz çapkın ve hilekâr kocakarı, Sabahlejdn kendini falcının önüne attı. İhtiyar falcı için elinde bir-iki altm götürmüştü. Şöylece gönlünün niyetini ikrar eyledi: Dedi ki: «îki masum oğlancığım var benim. Babasız, yetim zayıf ve j'oksundur. Bayram ve yılbaşı olduğu gün. Onlar da çocuk hujnmun yoluna uyarak, Kalkıp ikisi de gezmeye gittiler, CadUar onları ovada şaşırttı. Bugün çıkageldikleri zaman, gördüm ki DeUdirler, sersem, sevdalı ve sarhoşturlar. Geri döndüler elbisesiz, çıplak olarak. Bazı bazı feryadediyorlar bağırarak. Şuursuz düşüp çokça kalıyorlar. Kalktıkları zaman da delidirler. Şu jöizükler vardı ellerinde, Sanırsm ki bunlarla olmuşlar mest.

MEMO ZÎN

149

Ey işaretleri bilen, sırları çıkaran! Çaresizim ben, sen çare bulucusun, îjdlik yap da meseleden iyi konuş Acep yavrularımın nedir dertleri? Delüik midir, sar'a mıdır, yoksa aşk mı? NasU hastalıktır bu, nedir ilâcı? Ey geleceği bilen mürşit ve önder! DüğünUerin ve meselelerin çözümlejdcisi !
Bu jdizüklerde vardır bir sır, O da, siz uzağı görenlerce biUnir.

Yüzük sahipleri, söyle kimlerdir? Cinler mi, periler mi, yoksa insanlar mıdır?

XIX

FALCI FALA BAKIYOR VE DADI TABİP KILIĞINA GİRİP TACDİN'LE MEMO'YU ARIYOR
O Danyal ilminin varisi (1),

Falm şekline baktığı zaman.
Derhal anaların rahminde, Kızlarm doğuşundan önce Tarafları ve temizliği birUkte gördü Tacdin ile Sıti'yi birlikte gördü. Se'vinç şeklini gamla beraber gördü. Perdesiz olarak Zin'i Memo'yla beraber gördü. O zaman şöyle dedi kocakarı elçiye: Amacı hile, yalan ve tezvir olan o elçiye: «Senin için mümkün olur mu hiç,

Doğruluk olmadan, menzile erişmek?.. İmkânsız bu..» Sen çocuklarmm deli olduklarmı söylüyordun, Zin ve Sıti olduklarmı söylemiyordun.

(1)

Danyal bir israil Peygamberidir.

MEMO ZÎN

153

Onlar sejre ve gezmeye gittikleri gün. Yolda gördüler iki hajnran gözlüjdi. Yani selvi boylu iki oğlan gördüler, Başlarma da kıyamet koptu. Derhal bu iki güneşin. Gönlü gitrçıiş o iki mehtaba. Onlar bunlarm aşkmdan şuursuz olmuşlar, Bımlar onlarm güzelüğinden dehşete düşmüşler. Bunlar aşk belâsmm hastalarıdır. Onlar da aşk Kerbelâsmm susuzlandır. Bu yüzükler o oğlanların, Bımlarm da iki yüzüğü onların eUnde. Nasıl bunlar delikanlı gibi süslenmişlerse. Onlar da kız kıyafetine girmişler.» Kocakarı Remilci şeyhe dedi ki: «Durumım aydmlanmasmda şüphem kalmadı. Fakat de ki sen, onlar hangi soydandır? İyice keşfet ki onlar hangi nesilden?» Şeyh dedi ki: «Aşk dininde. Bir alış-veriş var ki «Karşılıklı kabul» derler ona. Denk olmak şartı yerine gelmese de caizdir, Alıcmm ve satıcının şartı kabuldür. Özellikle bunlarm seçtiği deUkanlUar, Biri dürdanedir, öbürü de inci. Biri beyzadedir, bey soyundandır. Öteki de soyca kâtip çocuğu.» O sihirbaz kocakarı, denemek için. Yine bir söz bahane ederek. Dedi ki: «ÂşUdar, tutkunlar, deUler, Zin ve Sıti için meftun olanlar. Sayılmaya ve hesaplanmaya gelmez Sığmazlar defterlere ve de kitaplara. Şeyhim! Bilirsin ki burası Cizre'dir, Hepsi büjdikler ve Kürt beyleridir.

Şişeler. YazUmış jdizüklere Sıti ve Zin'in adlan» Kocakarı kalktı. Lokman kıyafetine girerek. Ruhlardaki dert hangi derttir?» . Baştan ayağa kadar ilâçlarla donattı kendini. ne kocakansm sen?" Herhalde bir ilimde mahirsin sen. Kojmuna koydu birkaç kitap.MEMO ZÎN 15» Ijdük yap da perdeyi kaldır. Bedenlerin ve ruhların derdini. Kendini tabip kıyafetinde göster. Derhal baş uşaklara kendini yetiştirdi. Görünüyordu acajip bir hekimlikle. Dediler ki: «Nereden geliyorsun. Gördüğün zaman o melek huyluları Kumaştan da arUaşUır alıcUan Bilhassa ki parmaklarmda yüzük var.» Dediler ki: «Anlat bizlere. onları bir görsem. Daha çok iki hastalığı iyi biUrim ben İki hastalığı ben iyi gideririm. Hemen nedimlerin dostu oluverdi. O iki melek. Gidip sana kırk altm getiririm. Hasta dedikleri kimseleri gör O hastalık senin için deül olur. Perdesiz olarak görürsün o sevgiüleri. neşter ve kese Aldı o şaşırtıcı habise. söyle kimlerdir? Söz olsun ki.» Şeyh dedi ki: «Git sen bul uşakları Araştır yerleri ve otaklan.» Dedi ki: «Gerçi görünüşte hekirrUm ben. hokka.

Her ne istersen ödiyelim biz. Parladığı zaman şimşek gibidir. deUkanlUar! Güzellerin yüzündeki o yUdırım. çıbansız ve yanksızdır o. Önce ben bu derdi teşhis edeyim. Ama öylesine yakar ki adamm içini. Baktığı zaman o azizlerin durumuna.» Kocakarı kendini yetiştirdi hastaların yanma. Sonra teda'vi çaresini size özetüyejdm» Arkadaşlarm hepsi çıktı yanlarmdan. . Uzak olsun o sizlerden. hastalarla.MEMO ZÎN 157 Dedi ki: «İnşallah görmiyesiniz onu sız. O derdin adı yalnızca sevgidir. O dertten sağlığa kavuşmak imkânsızdır. O derdin alâmetleri gizüdir. IjdUk yap da tedavi et ikisini. İlâç ver. bir çare bul da kaldır onları. Halen hastadır iki arkadaş bizden. Kocakarı kaldı deUkanlUarla başbaşa. Alevsiz. Her ne desen öyle yapalım biz. Yarasız. İki gözden akar yüreğin kanı» Onlar dediler ki: «Hoş geldin sen. Dedi ki arkadaşlara ve kUavuzIara: «Yalnız bırakm bizi. ışıksız ve kıvUcımsızdır. O çok mecalsiz bir derttir.

Aheste aheste bir şeyler söylüyor. Önlerinde oturmuş bir kocakan. Özel olarak Sıti ve Zin'in yanından. rengi bir hilâl misaü. Kötüye çıkarmaym Sıti ve Zin'in admı. Ben elçiyim.XX DADI TACDİN VE MEMO'YLA KONUŞUYOR Aşk derdiyle fena hale düşmüş hastalar. sizleri arıyordum. Ey muratlar! EUboş çevirmeyin beni» . BojTi iki büklüm. Alm da verin sizdeki jdizükleri. Geldim ki ijdleştireyim yaralarmızı. Dediler ki : «Kimsin sen ey gönül rahatlığı Niçin ağlıyorsun böyle muratsızca?» Dedi ki: «Sıti ve Zin'in başları hakkı için. ! ? îşte şunlardır yüzüklerirUz. Ağlıyor ve gözyaşları döküyor. Getirdik onları nişan için biz. Aniden baktUar ki gitmiş arkadaşlar. Ağlıyorum ben yalnız sizler için.

Alma eümden bu jöizüğü beıUm. Se-vinçten büsbütün gitti şuurları. AjrrUıklarmdan dolayı ağlamaya başladı. Cevapla birlikte çabucak döneyim». Dedi ki: «Gam yemejdn. ister tılsım. AUah hakkı için. maksudlar! Müjde sizlere. Geri döndüğün zaman. Her dördünüz de muradmıza erersiniz. Gönlünüzün sırrmı bize açıklaym siz. ey vefalı Benden yare şöyle de: F. : 11 . Ben bu jdizüklerle geri dönejdm. Sevap kazanmak için acele edejam. Allahtan başarı yar olursa eğer. Zamanın kocakansmm eline verdi. ayaklarına ve eteklerine. ey muratlar. -vücudum sadece cisim. yaşıyabilir? Dedi ki: «Dadı! sen beni mazur gör. Adlarınızı ve soylarmızı açıklaym siz. Derhal koşarak ellerine ve ayaklarına kapandUar. Uyandıkları zaman bir an durmadılar. Güzel Zin'in başmın sadakası olarak. Kim canım elinden izinli bırakır? Bu yüzük ister isim olsun. NasU idare edebilir. Odur benim canım. Ben öyle yapacağım ki sihirbazlıkla.MEMO ZÎN 161 Onlar işittikleri zaman bu müjdeyi. Hepiniz bir yerde toplanırsınız. Yüzlerce öpücük kondurdu iki delikanlı. Dadı! Sen yarin elçisisin Şüphesiz derdimin de hekimisin. Sıti ve Zin'i sizlere ram edejâm. Memo baktı ki jrüzük olmaksızın. Tekrar tekrar ellerine. Tacdin parmağından jöizüğü çıkardı. Dadı bu sevgiden hayrete düştü.

Şeklinin hayaUnden gıda alıyorum.MEMO ZÎN İta O şahtır gerçi. O kadar güzelUkten razıjom ben. Ben köle. HaUmi sorsun bazı bazı» . Beni hayaUnin halvetine getirmesine. Şahlarm iyilikleri umumîdir. kavuşmaya lâjak değiUm. Her an dadmdan umut bekUyerek. ben de dilenci.

Dediler ki: «AUah için söyle. efkârlı. Her an dadıdan umut bekliyerek. Akşam şarabmdan son derece sarhoştular. Oturmuşlardı gonca gibi dar gönüllü. Acep açıklamadm mı kim vurdu?» Dedi ki o: «Sizin mübarek başlarmıza. Yüz defa andiçerim. . Çıkageldi. BaktUar ki aniden bir tabip. Koşarak kucakladılar gelen Dadıyı. Sabah şarabını sonsuzca arzuluyorlardı. değil bir defa.XXI DADI SITİ VE ZİN'İN YANINA DÖNÜYOR O taze Ardıcın iki dallan. perileri bildin mi? Yoksa şişeye kojoıp ikisini getirdin mi? Kalplerimizi delen okları. başlan eğik olarak. ey gönül rahaüığıl Acep ram ettin mi sen o melekleri? Falm ne dedi. kılığı da pek acaip Aşktan sersem olan Zin ve Sıti. îki büklüm.

NasU seçtiniz o iki seçkini? Kavuşmanm süsüdür o iki mutlu. deniz ve madende. öyle candan tallalhk yaptı ki. Her an «Sıti» ve «Zin» dedikçe. o çıra içinde. O çapkın. Kısacası: Maceranın içyüzünden. bu ergenlikle. ister dilenci». Dadı! Sen bizim için çare bulucusun. ten Tur dağıdır. Aşk ateştir. Vallahi. Gönül ise. (1) Hz. Zin ve Sıti'nin kalbinde kalmadı şuur. çıra közdür. o ateşli ve ışıklı ağaçtır (1) Göğüs fenerdir. Dadı onlara verdikçe uyanıklık. 'O dilberler. Onlar sizlere tam da lâyıktır. Dediler ki: «Sen gönlümüzü şenlendiriyorsun.Yüz çeşit kanlı gözyaşı döküyorlar. Seçtiğiniz o iki inci. . fitiU gizlidir. kül'de dağUmış. Gönül ilâcı olan o ateşle yandUar. Öyle melek de yoktur göklerde. Bulunmazlar hiçbir kara. Sır cüz'dür. Gönül fenardir. O iki insanı o güzeUikle. Musa'nın gördüğü ağaç. Kurban olayım sizlere. Alevleri jöikselirdi yedinci göğe.MEMO ZÎN 167 Şimdi geldim ben yanlarmdan. Fakat acıyorum ben oğlanlara. İster beyzade olsunlar. Vücut yağdır. Zin ve Sıti tüm olarak baştan ayağa kadar. bir süre önünde dilsiz kaldUar. Sanardm ki ateşi yağa tuttu. Allaha andiçerim ki. Bu haberleri dinledikleri zaman.

Dedin ki sen: Tacdin ile Memo Pervane olmuşlar. Sensin dilimiz. Bir saat derdimizi paylaşmazsan eğer. Perdesizlik eski gelenektir sizler için.MEMO ZÎN 169 Sensin bahçıvan. Kim geUrse sizlerden makbuldür. Belki Allah ta kılmış mukadder. bizler fidan gibiyiz. Bizlerle sizlerin kavuşması kolaylaşır. Bütün dostların ve dünürlerin. söyle Tacdin'e: Eğer sen Sıti'ye talipsen. Böylece söyle o sevgililere. Ey geçmiş olayları bilen dadımız! Senden başka mahrem kimselere sahip değiUz biz. Kalk da çabuk git. Utanma perdesidir. Aşkınız yuları kaçırmış bizden. biz kendimiz dilsisiz. Memo da Zin'e Müjde sizlere. aracı ve vesile olarak. Dünür. Bir kısmı sizler için olsun ricacı. Yoktur o perde sizler için. Onlar da şimdi bol yolu gözlüyor. bizler de sizleri kabulleniyoruz. . kanatlarmı da biz yakmışız. Bizler çer-çöp gibi heba oluruz. Bir an sen söz söylemezsen eğer. Bizler sizlerden fazla dert çekiyoruz. Bizler yaprak gibi berhava oluruz. Bir kısmı da bizler için olsun duacı. bizlere engel olan. Belki de bizden çok daha çaresiz.

Derhal kendini âşıkların yanma yetiştirdi. Hace-i E^vvel kılığına giren o Dadı. O müjdeyi anlattığımız gibi anlattı. Vefa için bir müjde. Aniden yetişsin onlara inci tanelerinden Kurtarsın onları dertlerinden. Onlar sanki Eflâtun'un eUnden. hiç yanmamış gibi yaktı. öyle iyileştiler. Baştan ayağa kadar şaşırtıcı Yine tabip kıyafetine girdi. Aldılar ilâç ve macun gerçekten. bir haber. yeniden Fakat o ateşle öyle şenlendiler Ki. . O yanıkları. SağlUc ve şifa için bir derman. Özellikle âşıklar için güzel bir zamandır ki.xxn BEY SITİ'Yİ TACDİN'E VERİYOR Arzulu hastalar için güzel bir zamandır ki. sanırdın hiç hasta değillermiş.

Tacdin gerçi bir beyzadedir. kıl onu damad» Bey dedi ki: «Sizin lâjnk gördüğünüz. Şahsın sen. dinin ve devletin koruyucusu! Sen AUahm lûtfunun gölgesisin. Yakışıklıdır o. et onu azad.MEMO ZÎN 173 Kalkıp gittiler arkadaşlarının yanına. Aysm sen. Bazı âlimler. çevren bol ışıklıdır. Bazı beyler ve bazı cahiller. Kulundur o. Şu şekilde meseleyi ona arzettiler: «Ey jrurdun. Elbette bizim fçin üstündür. bakışın kimj'^adır. Hep birlikte halka ve dünürlere haber verdiler. Halleri fena da olsa sen iyiye çevirdin. . Hepimiz ediyoruz senden rica: Tacdin senden Sıti'jd istiyor. Maceradan haberdar eylediler. bazı adliyeciler. Bugün başımızda şahsm. İşitince onlar bu müjdeyi. malın ve milletin sahibi! Ey adaletin. Yüz vermediğin kimseler de değersiz Hizmetine aldığın kims-eleri çıra gibi şenlendirdin. Fakat sana kıyasla hizmetçi. Bazı yakınlarını ve bazı deUkanlUan. hünkârsın. Hamiyetle hepsi beraber kalktUar. Geldik ki gönülden edelim dua. Hizmetine aldığın herkes azizdir. O kulun hizmetçilikle nazlanıyor. dilencidir. Kalkıp hep birlikte Bejân huzuruna çıktılar.

Hoca kimse duayı okusun. Getirin bütün şerbetleri ve şaraplan. Şimdiki gibi yaşıyacak mıyız? Yoksa ölecek. Demek ki bu hocadır. «Kabul». «Amin» (1) Çeko derhal koşarak Bejdn ayağmı. Beni de kendinizden dünür saym. Hizmetçilikte de daima tamdır.de hazır olanların.MEMO ZlN 175 Vekil kimse gelip otursun. Bütün hocalar. şeyhler ve beyler. Bu matemler ve şenlikler ikizdir. Sıti'yi biz nikahladık Tacdin'e. Hep birden ağızlarıyla teşekkür ettiler. Öptü ve kabullendiğini ikrar eyledi. Çünkü zaman kılıç gibidir. Bugün Tacdin'in hatm için. Çünkü bilmiyoruz nasU olacak yarm. Bazan matem gösterirler. Sevinçli bir düğün kuralım bugün. . -«Amin». Bunca zamandır o hep hizmetçidir. Ağalar. ileri gelenler ve de yoksullar. Elden kaçırmayasm fırsatı. Bulduğun vakit eğlence zamanını. Hep birlikte gönülden dua ettiler. ya da beydir. Bey dedi ki: «Çalm davulları rubablan. Bazan ışık gösterirler. (1) -"Kabul'^> Tacdin»in vekilinin sözüdür. bazan karanlık. ya da hastalanacak mıjoz? Gebedir geceler dostlar! Bakalım devamlı ne doğururlar. Budur benim cevabım». Bu çark ve felek amansız. bazan da şenlik.

F. Beylik bana kutlu olmasın. renkU badem ve fıstık şekerleri. hep sevinç yaratırdı Kısacası: Bütün şevketiyle o Bey. Göklerdeki güneş ve ay jmvarlaklarmı. Sanırdın ki ekmek yerine getirdiler. Mecliste öyle bir sofra çekti ki. Her renkten gıda. Kapakları birer mücevher kutusu gibiydi. Bu altm ve gümüş tabaklar. Kalktı ve bizzat eğlence işiyle ilgilendi. Bol ışıklı parlak birer yUdız gibiydi. : 12 . Birer burç gibi olan o sahanlar.» Tacdin hep Bejin hizmetinde olduğu için. Onun sevinci de Beyin elindeydi. Onların hepsini belli bir günde. Biz de onun için cefa çekeUm. Bugün onun hizmetinde çalışalım. Kendini bahşetmez sevinçle? Eğer olsa benim bin bir başım. Yağlı ve tatlı yemek çeşitleri. (1) Oğlak ve Koç burçlarını kasdediyor. Alt ve üst felekler gibiydi.MEMO ZÎN 177 O kadar kaldı ki hizmetimizde Ömrü tükendi bizim yolumuzda Vefa şeriatinde şarttır ki. Böyle olan bir erkeğe hangi can. Sanki bir gök tabakasını serdi. Gök yüzündeki oğlak ve koç (1). îştahlı nefis gibi başı örtülüydü. Bir defada feda etmezsem eğer. Misafirlik kebabı ve büryam olmuştu. Her tepsi ve fağfur kâse. Her kâse ve tepsi bir anbar gibiydi. Bizzat onun hizmetinde olalım.

nar ve limonlar. Hepsi gerçekten karıştılar birbirlerine. Faniz. Sesler. incesesliler ve felek. siyah. Sarhoş. davul. dini ve imanı talan ederdi. Kimi de övünmelere ve nazlanmalara olmuştu eş. Bunlar yıldızlar gibi gezip dolaştıkça. Turunçlar. Dönüp dolaşan Ney'den çıktıkça. zurna ve santur Âşıklar. Kiminin sesi sazlarm sesine olmuştu arkadaş. Cennet ağaçlarmm dallarmda yetişmiş. Onları her gören kalırdı hayran. Perdesiz olarak mucizeler ve kerametler gibi. . Ruhlann bütün koku alma dujoılan neş'elendi. Çalgıcılar Santur sesiyle sallandılar. Sakiler üzüm suyuyla seğirttiler. misk ve anber <3) Kimisi mideyi al eylerdi. Lâyık ve güzel kumaşlUar. narenciyeler. (3) Zübad güzel kokulardandır. Buhardanlık ûd ve anberle döndiUer. terennüm edip türkü söyUyenler. nebat.MEMO ZÎN 179 Bu çini maşrapalar ve ayağlar (1) NazeıUnce dolaşıp dururlardı. keman. Kısacası: Gaddar olan yedi feleğin inadına. sersem ve mesttiler. Maskaralar. zübad. Kimi de dimağı tazelerdi. O şekilde kurdular düğünün temeliıU. çalgı çeşitleri ve makamları. Türkücü. türkücüler. (2) Faniz bir içki çeşidi olsa gerek. gazel okuyucuları. Aklı. ud ve tanbur. Çeng. kand ve şeker (2) Gülsujru. Ojruncular. güzel renkler. (1) Türkçe olan bu kelime bir kap çeşidi olsa gerek.

MEMO ZÎN IHI Feleğin yazıcısının elinden kalem düştü. Ay gidip gizlendi Yengeç burcunda. Sakiler kadehler ve kâselerle döndü. Çaresizlikten saman hırsızı oldu. (1) Sofra. Kalktılar ve saygıyla etek öptüler. sen ol sağdıcı» O ikisini baştan ayağa giydirdi. Bütün dünya oldu sevinç ve eğlence. Bey huzura çağırttı Memo ve Tacdin'i. Bütün dünya eğlenceyle şenlendi. Zühre yUdızı yerde seğirtti. ilerigelenlerin önünden kalkmca. (1) Yani o kadar eğlendiler ki sanki eğlence ve oyunlar on¬ larda toplanmıştı. köylüler. Şehirliler. Gök renginden olan kocakarı çark. Dedi ki: «Memo. geç şöyle. Oturdular ve hep beraber içtiler. Halaym halkası gibi koyuldu dönmeğe. O günü birlikte ve böyle geçirdiler. Zühre yıldızı Kova burcunda kayboldu. Kocakarı felek kederden ve üzüntüden. Elinden birşey gelmejip âciz kaldığı için. Cellâd neredeyse kellesini uçuracaktı. köleler ve özgürler. Müşteri Balık burcuna girip iz bile bırakmadı. Nimetlere ve eğlenceye boğuldular. Şenliğin ve oyunların toplandığı yer oldular. .

Hepsini aşk coşkun hale getirmişti Sıti ve Zin'i süslemeye gittiler. Kırmızı renk yerine kendileri utandUar.xxnı SITİ İLE TACDİN'İN DÜĞÜNÜ Yeni geün gibi parlayan güneş. Önce gözden geçirdiler benleri ve zülüfleri. (2) (1) (1) Yani kaşları rastıktan daha siyah olduğu için. . bunlar ras¬ tık hesabına utandılar ve yüzleri rastık gibi karardı. (2) Yani yüzleri kırmızı renkten daha kırmızı olduğu için. Süsleyici kadm. Sanki altınla yaldızlamış gibi parlatmca. Dokuz kubbeyi Cemşit kadehi gibi. Kaş yaylarına baktıkları zaman. BaktUar ki talan ediyorlar gönülleri. bunlar kırmızı renk hesabına utandılar. onun gibi karardUar Taze yüzlerini seyrettiler. O iki nazenini nazlı kılmaya gittiler. Hepsini jüzüyle aydınlattığı zaman. Rastık için utandılar. dadı ve nedimeler.

Tacm süslü ön tarafı. Baştan ayağa kadar tarak gibi. bir kıl ucu kadar olsun . Fakat iki ceylândan bir tek kusur bile Bulamadılar. belki kırılır diye. birer kıl ucu kadar inceydi. Yerlere yaldız ve aydınlık bahşedilmişti. orada kemeri görmek gelmiyordu. Ellerine ve parmaklarma zoraki olarak. TaradUar ve bahane için yüz çaba harcadUar. Siyah sürmeyle bozmaya yetmedi güçleri. . Kimin değiştirmeye gücü yeterdi? Sonunda ümitsizlerin durumuna düştüler. O sevgiülerin boylarmdan. Çünkü nazikUğinden. Hele beller. Mücevherlerle süslenmişti. O da ne tene. Mücevherleri taçla aydmlattUar. O ince beUere hiçbir kemer bağlanamadı. Kınlır korkusuyla asla. Kına yakmalarına var mıydı hiç olanak? AUahm seçmiş olduğu nakışları. ne de cana benzerdi. Kmalarıyla.MEMO ZÎN 185 Haten ceylânlarmın gözlerine benzeyen gözleri. Hiç kimsenin gönlünden. Onlarm başıyla taçlan mutiu kUdUar. renkleriyle başıeğik kaldUar.

inciler. Kitaplarm kayıtlarmı aşmışti. inciler kantarlarlaydı. şakaklar ve karanlık gibi siyah saç halkaları. Elmaslar. Beyitler toplanıp bir divan oldu. Deprem olmuş gibi ayağa kaldırdı. sejnretmekti amaçlan. Benler. Develer sıra sıra. . zümrütler. ÇarşUara ve pazarlara törenler girdi. Şairlerin kitabı gibiydi. Hilâl kaşlarmm çevresinde hale gibi oldu. Artık taşıyamıyordu develer. altmlar çuvallarlaydı. muüak üstadm sanatıydı. ÇeşitU güzellikler ve elbiseler Renk renk değerli mücevherler. O. AsImda mevcut olanla onlara takUan bu güzelUğin rengi. Kim görürse «Allah haktır» derdi. Hepsi de süslenmiş ve giymiş güzel elbiseler. Hesapların ve sayımların dışma çıkmıştı. Çok dalgalı bir deniz gibi. Âyetler sanatla derlenip kur'an oldu. GeUnlerin süslenmesi tamamlanmca. ŞehirUIer.MEMO ZlN I8T GüzelUğin saçtığı aydmhktan çıkan süs. Oldu sihrin ve mucizenin bir nüshası. Bu debdebe öyle coşturdu ki halkı. kadınlar ve erkekler. Akla ve düşünmeye gelmezdi bu çeyizler. Hepsi altm ipUkli ve sırmalı elbiseyle gitti. Yüz nedime ve iki yüz hizmetçi gitti. YerU yerine öylece düzgün konulmuştu. Dalgalanıyorlardı. YakuUar jüklerle.

Her kapmm önünde bir gürültü vardı. (2) Davul. Her toplulukta bir seyretme vardı. Pervazları abanostan olan bir taht. Nuh gemisinin önünde cömertUk kapısı. Sofular. ölüleri diriltti. Hepsi temaşaya ve sej^e dalmıştı. Kurrena ve Nakûr. Başlarmm üstüne kaldırırdUar o beşiği. Pervaneler de. mücevher küpeU hizmetçiler. (3) (1) (2) Hz. Sanırdın ki gelin ruhtur ajmen. riltir. Yüzlerce Berhiya oğlu Asaf (1) rüzgâr gibi. dümbelek. ölüleri di¬ Kurrena ve Nakûr birer çalgı âletidir.MEMO ZÎN 189 Aniden Cûdî dağmda açUdı. Üzerinde jüzdüğü deniz ise insan denizi. Yaratıldı bütün âşıklarm yeri. Onun için vücutlar böyle koşardı peşinden. Süleyman'ın veziri. Çaresiz gönülden taşar. Sevgiden bir deniz coştuğu zaman. O tahtaraval bir gemi gibiydi. Kalmadı bir ferd. Sazlar Sûr gibi. İnci kemerU. şen gönüllü olmayan. O gerçek perinin bulunduğu köşkten. Elden ele yüz çabayla kaçırırlardı birbirinden. Gamlarm elinden feryad eden insanlardan. yoksullar ve paşalar. Mücevherlerle donatUmış bir taht. Yani Sıti'nin bulunduğu köşkten. Üzerinde oturmuştu Belkis. Önünde el bağlamış hizmetçiler. Sûr: İsrafil Meleğin kıyamette üfliyeceği boru. Sandal ağacmdan olan bütün tahtlardan. Gönül hoşluğuyla o tahta hammalhk ederdi. (3) . hocalar. mumlar da içindeydi.

Yukarıdan o nigârm tahtı üzerine. İleri gelenlerden bir topluluk vardı çevresinde. Döktüler o tabaklardan serperek. EU sıkı olanların umduklanndan jüz kat fazlaydı. Tacdin'in kendisi de olmuştu bir padişah. Fakat onlarm bütün tabaklan. Doluydu altmdan. sadalar ve uğultular. Zaman göstermez bir daha gözlere.MEMO ZlN 191 Bahşiş sesleri. O ses felek saraymm üstüne çıkardı. Dinleyicileri sazlardan zenginleştirdiler. O sıralarda dalgalar tarafmdan boyuna kaçırUırdı. Bir an geldi ki Tacdin'in önüne vardUar. İçinde. Memo da yanmda bir ay gibiydi. Madenden çıkan yakutları ve zümrütleri. Hazine yağmacUan birbirlerine girdiler. Bu tantanalar. Pintilerin baş eğmelerinden çoktu. cevher ve gümüşten. Gök tabaklan gibiydi bunlar. Hepsinden ses çıktığı zaman birden. Oturmuşlardı yüksek konakta. Yoksulların hepsi bey ve paşa oldular. bağnşmalar ve törenler. . Kalkıp onlar da seyretmeye durdular. Cömertlerin iyiUğinden fazlaydı. Bu şenlikler. o meleğin oturduğu o felek gemisi. Hasislerin baş eğmeleriıün dışmdaydı. sevinç ve eğlenceleri. Hepsinin iki ellerinde vardı tabaklar. inciden.

Şirinler. Huriler. Şakakları zümrüt gibi olan oğlanlar. Mehtap jüzlüler. Gül gömlekliler ve ipek kuşaklılar. bıyıksızlar. dilenciler öyle nimet sahibi oldular ki. Kimisi mest olmuş kimi de sevdalı. gamlı ve ferahlı. Botan'm bütün sevdalıları ve sarhoşları. evler ve her yer mest öldü. (1) Paralan kastediyor. komikler ve Çeng çalgıcıları. periler. Yoksul. Hepsi oyuna. Bir birleriyle el sıkışır ve kucaklaşırlardı. Kadmperestler ve hovardalar iflâs ettiler. dilenci. bekârlar. Sanırdm ki hepsi şecereü beylerdir. Berîte. Genç kızlar. : 13 . Bu kıl belliler. Bu ondört yaşındaki karakaşhlar. saz ve halay. sema. üzüntülü. deUkanlUar. Türkücüler. Köşkler. zengin ve paralı. Gümüş bedenliler ve Yasemin şakaklUar. Kısacası: Kafaları mest eden murattan (1).MEMO ZÎN 193 Yoksullar. şeker dudaklUar ve şeker güIüşliUer. halaya ve sıçramaya kalktUar. Şeker ağızlılar ve şeker sözlüler. yılan örgüliüer. Tüysüzler. Hepsi bir birine denk ve emsal. F. SevinçU. Artık seçUmezIerdi birbirlerinden. Elma çeneüler ve nar memelUer. siyah şakaklUar. Altm kemerliler ve eğik taçhlar. cennet çocukları ve melekler. oğlanlar ve tüysüzler.

kimi de topallıyarak. kimi güzel benizli. Bunlarm hepsi bu kocakarı feleğin inadma. kimi yuvarlanarak. Parlak kümeleri yUdız kümeleri gibi ışıklı. Kimi daire bağlamış. kimi de gezerek.MEMO ZÎN 195 Kimi güzel sesli. Bu şekilde süslediler ve şenlendirdiler. . Tam yedi gün ve yedi gece. Yani hepsi kambur suiJı feleğin zıddma Çevik kızlar ve taze delikanlUar. Kimi koşardı. Kimi zincirleme. Sıtî'nin mecüsi ve Tacdin'in çevresini. Aja yUdızlan ve Süreyya jaldızı gibi.

Muradın y. Bu aşk ve sevgi gönül arkadaşı olunca. Elbette berbat eder adamı. Karanlık gibi gamlan da yok etti. . Düğünü sevgiyle gülrengine çevirince. Â. Sanırdm ki ateş yetişti yağa. Ayrılık sabrı yakmıştı. İkisi de o yangmdan ve kavuşma hasretinden yanmıştı. Yedinci günün seher vaktinde.aklaşma ateşinin verdiği sıcaklık.XXÎV RÎUM TACDİN'İ SITİ'NİN YANINA ÇAĞIRIYOR Pak etekU gelin olan âlem. Canı ve gönlü bahşiş verecekler. Ateş ve rüzgârın özel birleşmesi.şıkların teninden duman kaldırdı. Karanlığı aydmlıkla kaldırınca.

Kalk geUrün odasma git. kapılar. Ayak öpmekle ayaklarını bağla. (1) Yani herşeyi. Ferahlatıcı ve sarhoş edicilerin karışımını. Kadeh. Rahatiığı. Mum. işaret ve kejif vasıtalarını. . Birkaç da yakm ve akraba Tamamen yaldızlı olan bir mum. sabrı ve oturmayı yok etti. Sevilen ve seven. Süslendi bunlarla gelin odası. Koydular başlarmm üstüne. Geleneklerin icabı ve gereğince. Duvarlar. Sağdıç ve Tacdin'in yakınları. Güzellikle aydınlanan bir güneş gibi. Az daha şevkle ölürlerdi. Misk. Eğlence. Safa. zübad. oynayarak Getirdiler has odanın içine.MEMO ZÎN 199 Aşk deryası dolup taştı. . ûd ve buhurluğu. kâse. Süslejici kadm. Kısacası mehtaptan mehtaba kadar (1). dadı. Gülsuyrmu ve düğünlere mahsus güzel kokulan. tahtlar ve bütün oda. konuşmaksızm. hal diUyle Durumu şöylece açıkladı Tacdin'e: «Ey bitab ve kararsız âşık! Eğer benim gibi sıtmalı ve ateşUysen. ayağ ve şarap kaplarmı. Ölü bile dirildi onlarla. Buhurların ve güzel kokularm topluluğunu. aşk ateşinin jükselmesinden. Kavuşma zamanı gereğince. zevk ve sohbet âletlerini. O kadar hazırladılar ki. Hasekiler ve hizjnetçiler kalktılar. nine.

Kalktı yerinden hemen çabucak. Çünkü korkuluydu o karşUaşma. Kâbeyi. Anladı düşünce ve idrakla. Eğer aslansan hemen kerem eyle halvete» Tacdin mumun şeklinden. ismail yeri. Canmı ver dökülen paralar ve bahşiş gibi. AUah sana mukadder kıldı. .MEMO ZlN 201 Senin mumun da senin gibi bekUyor. başladı duaya. Senin sevgin onun tenine ve canına ateştir. Âşıklardan ayrUmıyor düşmanlıklar. Gamların ve sevinçlerin dostu olan zavallı Memo. (1) Sa'ja tavafı. İbrahim yeri. AUahm emriyle sana yakm olmuştur. Hücre: Kâbenin yanındaki Hz. makamı. Memo bekledi kapıda. Benim gibi gözyaşları döktüğün yeter. gönlü gönlündeydi. taşı. kalk pervane gibi. dua ve umreji (2). Ey amacı tavaf olan hacı! Ey tavaf yolunun yolcusu! Sana amaç olan kıble ve Kabe. O güzelin aşkmın anlamım. hücreji. Kapıda nöbetçi oldu. Tacdin bu tarzla gitti saraya. Âşıksan eğer. (1) Taş: Kâbenin duvarındaki taş. kUıç beUndeydi. (2) Sa'y ve umre: Hacda iki vazife. Makam: Kâbenin karşısın¬ daki Hz. Eü elinde. îşte hepsi sana nasib oldu. Eğer su isen jürü selvinin önüne. Onunla arkadaş oldu silâhlı olarak. Mumlar gibi bunca yandığm yeter.

gerekse se'vilenlerin.MEMO ZÎN 203 Gerek sevenler. Bir kısmı da münafık iiısanlardır. Elbette vardır düşman ve rakipleri Düşmanların kimi dev. . kimi de peridir.

Zülüflerini jniziine serpiştirmişti. Dudak dudağa içtiler bir kadeh şarap O berrak şarap. mahmurluğu giderince. Yare kavuöm.ak şarabına hasret çeken âşık. . (1) Beytül'aksa: Kudüs'teki cami. Aydınlık yönünden Beytül'aksa idi yanağı (1). İçti şeker dudaklı sürahiden. Dünkü hicran derdinin şarabından sarhoş olan âşık. Eteklerini nazla yerlerde sürüdü. Elini sürahiye uzattı. Perdelerin ve örtülerin arkasmdaki o mum. Kokladı bol sulanmış gülleri ve sünbiUleri. Felek kandili onun sayesinde parlıyordu.XXV GELİN İLE GÜVEYİ BİRBİRİNE KAVUŞUYOR Damad edebk kapıdan içeri girince. Önce helâl âdet gereğince. Kalktı ve eda ile salmarak ona doğru gitti. eskiden kıbleydi. Ellerini perdeden çıkarmıştı.

. Bazan birbirlerine sarUdUar.MEMO ZÎN . mücevherler. Birbirine karışırdı. O kadar seviştiler ki birbirleriyle. Ve şuursuz olarak ayaktan düştüler. Istırabın son haddine çekti onları. Hepsi değişip la'I ve mercan oldular. kâh kırmızı gül. Elleri birbirlerinin boynunda. Sarhoş ve elele olarak sarUdUar birbirlerine Oldu bir itişme ve birUkte yere düştüler. Birbirlerinin yanaklarından kırmızı gül derdiler. Şarabın neş'esinin verdiği kejif. Artık oturmaya da güçleri yetmiyordu. Berrak şarabın şerbetini içenler. Kendileri için gül şerbeti karışımını . Zifafı arzuladı ve ona meyletti. Yuvarlandılar birUkte secde için. O şarabı çok içince sarhoş düştüler. Evlenip gönüllerini birbirlerine bağlajonca. yaptılar. kâh ısırırlardı. Üç gün ve üç gece ard arda gönülden. kâh sünbül. Sonunda içmeye kanmajonca. alınlar ve dişler. Öpme sırası vermezlerdi birbirlerine.. Sevgi deryası o kadar coşturdu ki onları. O kapar öperlerdi ki birbirlerini.. Kâh birlikte saUandUar.. O susuz dudaklılar içtiler o şarabı. kâh titredüer. Parlak çeneli ve şeffaf tenli gelin. Birbirlerinin dudaklarından şeker kaçu-dUar. 303 Kâh nergis ve lâle. Yeniden secdeden kalktıkları zaman. dudak dudağa ve kucak kucağa oldular. Kâh reyhan ve menekşe. bazan da ajrUdUar. ve kucaklaşırlardı. Kâh öpüşürlerdi. Elmaslar.

Kavuşmanın derdinden. Sevgiden önleri birbirine dönüktü. gerek gündüz. Hatırlarına gelmezdi su ya da ekmek. Nihayet mutluluk derde geUp geldi. Gerek gündüzleri. Sanırdm ki iki kimyager. Her zaman. süt ve şeker gibi oldu. Karışım. kâh yapışık ve çifttiler. Hedef oktan isabet almca. gerek karanlık gecelerde. Hayat suyu ve kevser gibi kanştı. Fil dişinden olan ok. ne yemek ne de uyumak. Hedef ise sedef berrakhğmdaydı. F : 14 . O iki serkeş sarhoş. İki vücud birbirinde kayboldu. Ok geri döndü izi kaldı orada. gamlar gidip gizlendi. Birbirine karşı boşaltırlardı ok torbalarım. O iki melek öylece sevdiler birbirlerini. gerekse gece. hedefe yöneldi.MEMO ZÎN 209 Kâh birdi onlar. kâh ikiydiler. O ruh ve cesed birbiriyle yapışık. O hafta tamamen oldu gerdek. Onlara yoktu asla. İnci tanesini mercana çevirdiler. Sanki mücevherleri ipUğe takmaya uğraşmaktadır. Leğen ve ibrikten akıtUanı Yükselttiler iterek ve saplayarak. Durumdan haberdar olmadı bir tek ferd bile. Soyunu canı gönülden verdi ona. Kâh tekti onlar. iki arkadaş.

Sanırdm ki Memo'nun üzerine bir güneş doğdu. Tacdin gerdekten çıktığı zaman. kardeşim! Senin dostun senin için' kardeştir. Geceleri ve gündüzleri öyle nöbetçiydi. Rıdvan cennetin içinden çıktı (1). Yüz hain ve münafık akrabayı. Seninle birUk olan bir dosta. İster becerikU olsunlar.MEMO ZÎN 211 Nihayet sekizinci günün seher vaktinde. . Hâlâ onun meskeni avlu idi. Kurban et de hiç deme yazık. Memo hâlâ öylece kapının önündeydi. Hem gözdür senin için. Böyle olmazsa eğer. Derhal öyle sevinç duydu ki. Başı gök kubbelerine jükseldi sanki. hiç olmasm. burada maksat Tac- din'dir. ister beceriksiz. (1) Rıdvan cennetteki meleklerin başıdır. hem de çıradır. Onun başı da hep taşm üstündeydi. Bir dostun olursa eğer. Yakmlarıne yapacaksm vefasız olduktan sonra? Kurban et de hiç deme kimlerdir. böyle olsım.

Âlemdeki bütün varlıkları. küfür ve iman.XXVI BEKİR TACDİN VE MEMO'YU BEYE GAMMAZLIYOR Allah yokluktan var edince. yaş ve kurular. Bu gece. Çeşitli hallerle yarattı. Bu beyler. Bu toprak. diriliş. Zıtları zıtlarla açıklığa kavuşturdu. yerleri yeni yaratmca. sıcak. Bu ölüm. şenük ve matemler. Bu aydınlık. . Bu topraklar. gündüz. Varlıkları birbirleriyle belli etti. cehennem. sevinç ve gamlar. karanlık. Varlıkları sıfat ve fiillerine göre. duran ve yürüyenler ve de melekler. Bu evreni. gölge ve güneş. Bu soğuk. Bu cennet. Kısacası: İnsan cinsine varmcaya dek. dilenciler. Bu ajTTiliklar. bahçe ve ateş. zengin ve yoksuUar. Bu ağır yürüjüşiü ve yuvarlanan yerlerle gökler. kavuşmalar. su ve ateş. hava.

Kimi uysaldır kimi de yaman Bu doğru olan. Kâbus dev gibi çirkin jüzlüydü. izzet sahibi olan o jüce Bey. kimi ateş gibi. Fakat soyca Botan'h değildi. Kendine bir kapıcı tutmuştu. Belûkîya îsrailoğuUarındandı. Aldatıcı. Belki Belukîya'dan beterdi (2) lyiUğe karşı. kavga körklejici ve ikijüzlüydü. Görmüyor musun ki hepsi zıttır birbirlerine? Hikmet nedir. Ayırdetmek imkansızlaşır. Şeytan onun uğursuzluğunun çömeziydi. O bühtandan doğan biriydi (1) Aslen dediklerine göre Mergever'dendi. Kemal. Kısacası: Yaradılışın gereği olarak. doğru söyliyen iyilikseverler. söz götürücü ve şaşırtıcıydı o. O münafıkm adı Bekir'di. ikiyüzlü bir iblisti o. eğriler ve siyah jüzlüler. Kaleci. Bu yalancılar. (1) (2) Yani piçti. Zamanm fitnecisi bir it oğlu itti. kurnaz ve kavukçuydu. Bu cehenneme ve azaba müstahak olanlar. . Her zaman Bejin kapısında kapıcıydı. Sırf şirret ve fitneci bir insandı. neden karşıdır birbirlerine? Çünkü olmazsa eğer karşıtlık. hem de tanışmak. Bu cennet ve sevaba lâyık olanlar.MEMO ZÎN 21-5 Kİ kimi nur gibidir. Çirkef işli. Botan onun sözünün mahcubuydu.

işlerin jürütiUmesi için. Değirmenimiz gerçi kamunun vakfıdır. Hiç ihtiyacı olmayan tahtm sultam da. Görmüyor musun. (1) O darıyı bir çiftçi ekiyor. Şarttır bizim için bir kapıcı. taneler değirmen deposundan düşerken onun içinden geçip değirmen ta¬ şının deliğine girerler. (1) Boğaz -«Gewri'-'-nin karşılığı olarak yazılmıştır ki. Zalim olan bu avene zümresi Subaşılar. Onlar da kapıcı kısmmdandır. Zorunludur bizim için bir değirmenci. Bu köpeğin dışı içindedir. bazan da zulüm. kincidir o. Bazan adalettir işimiz. O çiftçi bizim için kaldıracak da onu. Bu âdet yalnız beylere özgü değildir. Boğazı haram darıyla doludur. ileri ve gerijiz. Zulüm tahılını öğütüyorlar. kâhyalar. Gerçi köpeklerle kapıcılar kardeştirler. Ama değirmenimiz onunla dönüp yelleniyor. Ama köpeklerin çoğu se'vimU ve vefalıdırlar» Bey ise şöyle derdi Tacdin'e: «Bekir'in yaptıklarını sanki bilmiyor mujruz? Biz beyler kısmı değirmene benzeriz. (2) Görmüyor musun. Bu senin kapma lâjak değildir. (2) AUahı kastediyor. oluk biçimindedir. Hükümet işlerini o kadar yönetiyoruz ki.MEMO ZÎN 217 Tacdin derdi ki Beye açıkça: «Bejim! Kov bu kapıcıja. . fakirlerin kapısmda da var? Onlarm da nöbetçileri hep köpeklerdir. Çok dönüşlü ve dolambaçlıyız. Gerçi Bekir zina çocuğudur. kapıcUar. Biz zaUmlerin değirmenini döndöıüyorlar.

Akıllı.an gibi. O. bilğiU ve güzeldir ki. Hakan önünde el bağlasaydı. O. tacm mücevheri ve mücevherin tacıydı. Fağfur onu sevmeji candan isterdi. Arap atlarına değişmezler O kinci. Kayser isteseydi onu oğlu için. . Tahta o kadar lâjak ve o kadar. Bu düğün geleneksel törenlerle. ey bedbaht! Tacdin ve Memo'joı Kayser'in tahtma? Cenk ve savaş olduğu gün. Yine de böylesine ucuz ve Böylesine çarçabuk vermezdin onlara» Bey dedi ki: «Hiç değişir mijim. Maksadı sadece yalan ve aldatmaydı Gizlice ve tenha yerde şöyle dedi Beye: «Beyim! Sen Sıti'ji çok telef verdin. İçinden korkuyordu Tacdin'den.MEMO ZÎN 219 Ne kadar yaratmışsa sultan. Her zaman gönlünde vardı ona karşı kin. İnsanlardan gizli olarak şeji. Kisra onu görmek için mer kiçindeydi. Devlet ve mutlulukla yapıldıktan sonra. habis ve hilekâr. On misli de yaratmıştır şeytan!» Hulasa: Bey köpeğinden vazgeçmezdi Her zarurinin karşısma bir sebep çıkarırdı. Bazı beyler var ki tazı köpekleri. Tacdin ve Memo iki yüz düşman. Yani gönülden tezvirci olan Bekir. Tacın güzelliği ve güzelliğin tacıydı.

Onlardan dönüş hiç görünmemeli.MEMO ZİN 221 Hepsini zırhları. Sevinç ve şenlikte nasıUarsa. Bey dedi ki: «Neden bana sormadı acaba? Yoksa benden kalmamış mı korkusu?» Bekir dedi ki: «Bilmiyor musun ki orası öyledir? Yiğittir o. Mel'un baktı ki hiçbir etki yapmadı sözleri. Tecrübe şarabını içtikleri gün. Fakat boşa gider iyilik sahiplerinin himmeti. O da kendi yönünden Memo'ya vermiş Zin'i». aştı haddini Sen Sıti'ji Tacdin'e verdiğin gün. Darlık ve cefada da öylesine.üşlerin şarapla değişmemeleri için. Bu sevinç ve cefa karşılıklı olmalı. gençtir. O meseleji bu sefer çevirdi tezvire. Dedi ki: «Himmet sahiplerinin mahiyyeti ijidir. Yeni görm. Hizmetçilerin de bağlılığı onun karşılığında olmalı. Hakan kimdir? Ne yapayım ben Fağfur'u? Tacdin ve Memo'yu dünyanm dörtte birine değişmem». Asla himmette fütur etmemeliler. beyzadedir. O doğruluk ve vefa eşit olmalı. Yeni görmüşleri görme ölçüsü şaraptır. Onlarda değişiklik peydan olmamalı. . Ehil olmayanlar mal ve hazinelere lâyık değiller. bileklikleri vg kalkanlarıyla Altılıkları ve kUıçlanyla getirdiler bize. Bal ve kebabı yedikleri an. Özellikle hizmette kusur etmemeliler. Bejim! Görmedin mi sen İskender'in oğlunu? Sen ona yakmlık gösterdin. Yeni türediler büyütmeye münasip değiller. Çok akıl ister ve çok tahammül. Sarhoşların mahmurluğu fenadır. Lâyık olmayan nankörlere j/apılırsa.

îşte Zin. Korkarım ki kin ve kibirle. Özellikle bedhah yakmlar... Olsun bakalım istekli. Kahredince de dünyayı yakarlar. Zin'i karı olarak asla vermiyeceğim. Onlara yaklaşırlarsa. Merhamet edince güneşe benzerler. Sakın ha. inanmayasm onlara sen! Baba. Zin'in de ötesine gidip isyan etsin. Halit ceddime varmcaya kadar. lü Zin'i Memo'yla şereflendirejim ben. Görünüşte güzel yüzlü ve nurludurlar. Pederin ve ataların ruhlarına andiçerim ki: Âdem soyundan olan erkek cinsine. Korkusuzca istesin onu erkekse» Beyler içleriyle ve dışlanyla Şüphesiz ateşe benzerler. AUahâ sığınırız.. evlât ve kardeş bile olsa.. Aslında ise idare etmekten uzaktırlar.MEMO ZÎN 223 Meydan bulmuş. O ne yaparsa hep revadır. . Başına ve canma doymuş olan kimse. Fazlasıyla asalete gözünü diksin». yuları kaçırmış o. Başından bezmiş olan varsa. Bey dedi ki: «Gönlümde vardı gerçekten.' Halid'in soyundan geldiğini iddia etsin.

ÖzeUikle birbirinin sırdaşı olurlarsa. Kavuşma. : 15 . F. Zin'Ie Sıti. Güzel vakitler için arkadaş olmayınca. sükûnet bulurlardı. onları hicrandan kurtarmca. ne de dert ortağı vardı. birbiriyle dinlenirler. Zin dertlerden feryad ettiği zaman. Ne yân. ne arkadagı.xxvn ZİN AŞK ATEŞİYLE YANIYOR Tacdin'le Sıti birbirlerine kavuşunca. Yalnızlığın sermayesi ise deüliktir. Dertler için ortak bulunmaymca. Birbiriyle konuşanlar. Gamlar ve güzel vakitler için arkadaş gerek. Dertliler neyle tahammül ederler? SevinçUIer neyle tevessül ederler? Sevinçler ve dertler için arkadaş gerek. Memo yalnızlık köşesinde yalnız kaldı. Memo'yla Tacdin. Âşıkların ünsiyeti sükûnettir. Sıti'nin sesi olurdu kendisine derman. Birbirleriyle geçinirler.

Gül gibi aç. gül renginden olan yanaklarmı. Siması görünürdü bir hayal gibi. Zülfün gibi havaya savur onları. sen burada üzgün. Ayrılıktan hep buydu haü. Gönlünün kanı oldu gıda ve jiyecek. Artık göünlünden çıkar bu gamları. Ağlamanm üstünden başı kalkmazdı. Yemek ve oturma arkadaşları. O se'vinçlidir orada. Gözyaşları da oldu şerbet ve içecek. Mutsuz. Bütün nazenin sırdaşları ve güvendikleri. Her an derlerdi ki ona acıyarak: «Ey iffet bahçesinin selvisi! Ey su kanalmdaki yeşil sebze ve yaprakcık! Neden bu kadar gözyaşları döküyorsun ? Ablan gerçi senden ayrıldı. Gidip ikisi muratlarına kavuştular. Gündüzleri ağlar.MEMO ZÎN 22-7 Memo da gönülden inlediği anda. Gece renginden olan saç halkalarmı kıvnm kıvrım yap. . Yüzünün dolunayı oldu bir hilâl gibi. O kadar zajofladı ki o mehtap. Tacdin olurdu tabib yanmda. Bu ikisi o ikisinden ayrUdıIar. geceleri ah çekerdi. Gidip te o eşine kavuştu. O tutmuş kendine yer ve edinmiş sabır. ne de uyuduğu vardı. gerekse geceleri. muratsız ve amaçsız. nedimeleri. Kaldı Zin ile Memo sonuçsuz. Kırk gün Zin'in ne yemek yediği. Gerek gündüzleri.

Onunla binlerce destanı inlet. Örgülerini çöz de kâbe olsun sijrah örtiUü. Zülüfleri tara. güneyden. Ağzınm goncasmı gülümset. GönüUeri kapan saç halkalarma izin ver.MEMO ZÎN 229 Zülüflerini aç zincir olsunlar. Bu yaman hançerler ve de oklara. Bu hunhar gamzeler ve bakışlara. Alnmda süslü taç gibi dursunlar. Sevdah kU Mekke'de Büâlleri. AUahm âyetleri olsun düzenU. Sakın verme izin ve ruhsat. . Yine örgülerinle sarhoş et halkı. Gâvur ve müslüman topluluklan. tâ Şam'dan. . Zülüfleri hilâllerin üzerine serpiştir. Yanağının resmi olsun altm yaldızlı. GüzelUk Kur'anmı şiraze eyle. Zülüflerini ve benlerini birlikte süsle. Yoktur çünkü onlarda kimseye acıma ve merhamet. hepsini havaya savur SünbiUlerle "kırmızı güller aşina olsunlar Reyhanlar ve menekşeler tel tel olsunlar. İnsanlar batıdan. Hacılar gibi giysinler ihranUarı. Hükmetsinler şahlara ve hünkârlara. Güllerinin önünden kaldır perdeleri. Gör bülbüllerin sabırsızlığmı. Kur'an metnini tas-dik etsinler. ZiUüflerini örgülerindeü ajar.

Perde altmdaki bir sırdır o. serzeniştir onu açığa vuran. İlâhi teceîUden boş olarak. gıda almazdı. Cilveler ve nazlarla şarap içir hocalara. Domuz gütmeye gönder şeyhleri. Öğütçüler baktUar ki vaazlar ve sözler. Aşk ateştir. Onlar hep öyle sanırlardı ki Zin. «Ah»lar ağzına vermezdi mühlet. öğüt ise ona üfürmektir. Hajrvanlar gibi başıboş olmasm. Fani etsin o vücudu. Ya da bir yere bakabilsin. Onlar ne kadar serzeniş ederlerse. Bilâkis öğütleri ve nasihatlerle. Hiçbir şekilde fayda ve etki yapmaz. . Ağlayıp sızlıyor. Zülüflere ve benlere izin ver.MEMO ZÎN 231 Sarhoş et. Doğruluğun şeklini itiraf etsin. Ki birkaç söz söylesin. Bakî olsun bu görüşle. Âşıklara da gönder bir haber. Büsbütün düşerdi belâlara ve zincirlere.» Onlar bu kadar öğüt verirlerdi. BaktUar ki sözleri hep heba oldu. Yolunu bulamamış amaçsız mürşit. Çaresiz sükût ettiler ve kalktUar. Bu kadar neden çekiyor ah. Mutlak dalâleti inkâr eylesin. Gözyaşları vermezdi gözlere fırsat. Onun da onlardan bıkkmlığı o kadar artardı. Şaşıp kaldUar ki o mehtap. gerdana saldırt küpeleri Sersem eyle deUleri ve kudurmuşları. GüzelUk tasavvuruna inanarak. hep Sıti için. Fakat Zin bunlarla teselU olmazdı.

xxvın ZİN GAMLARA SESLENİYOR Zin yalnız gamlarla çift kaldı. Virane gönül öylesine boş kalmış ki. Ahret köşkünün yüksekliği sizlerdendir. Mutlak izin vermişiz biz sizlere. Gamlar üşüştüler basma. Sizlerden başka yok etrafında kimsecikler. o da gamlara seslendi: «Ey çaresizlerin soluk arkadaşları! Cefakeşlerin feryadma koşanlar! Dertlilerin gönlüne dert ortağı olan gamlar! Zavalhlarm sırlarının perde arkadaşları! Gönlü yaralı olanlarm sırdaşları! Üzgün hatırların yatak arkadaşları! Yiyeceksizlerin sofrasında kadeh arkadaşları! Acı muratlıların şarap arkadaşları! Âşıklar sizlerle güzelliğe kavuşur. Onu nasıl edinirseniz kendinize yuva. Yolcular sizlerle tanrıya kavuşur. . Dari dünyada devlet sizlerledir.

gönülden ne elde ediür?» BİZ gamlan . Gam yemeksizin. Gam hazinesi olmazsa. şu cefalıdır» demezler onlar. SevinçU günlerin sevinçU yarlarıdır. çünkü vefalıdır onlar. Ka. Her iki âlem.MEMO ZÎN 23S severiz. nasU elde ediUrler? Kısacası: Sizlerle hoş olur benim gönlüm. gerek sonraki. gerek şimdiki.ra günlerin candan dosüandır. «Bu acıklıdır.

görmenin ve gözün nuru! Sevinç ve cefa arkadaşım! Etim. EzeUn takdiri herhalde böyle oldu.XXIX ZlN SITİ'YE SİTEM EDİYOR Bazı bazı da Sıti'ji muhatap alırdı. cildim ve kanım! Bacım. Benim bahtım gerçi çok kara geldi. Yüzlerce şükür ki bahtm elverdi senin. rahim ve jruva arkadaşım! Ey hujTi huyuma uygun olan bacım! Bahtı bahtıma zıt olan bacım! Yüzlerce şükür ki bahtın yaver oldu senin. kanatlarım ve de başım Kanatlarım. NasU istediysen öyle verdi sana Allah. Fakat bu taksim bizi çok se-vindirdi. . kemiğim. Gamlarm taksimi benim için oldu. Şöylece o meleğe serzenişler ederdi: «Ey Zin'in gönlünün ruhu ve canı! Görüşün. TaUhin ijice yükseldi senin.

239 Sevinçler senin. Tacdin senin. gamlar benim olsun.MEMO ZÎN . Memo da benim olsun. Gamlar Memo'nun jüzünde toplanmışlar.» . Bundandır ki gamlarımız gam üstünedir.

Sen doğusun. O ışık senin için dildir. baş arkadaşım ! Gerçi yanmak yönünden benim. Eğer sen de benim gibi söyleseydin. Ondan serseri bir sevda yağıyor. Batı da beıUm.. içim ateştir. gönlümde köz var. ateşin görünüştedir. Senin başmm tepesinde bir ışık var. Benim basımdaki alev ise bana zararlı. gibisin sen. : 16 . Benim başımda alevler. Benimle senin derdin farklıdır. Canım o közle savaşa tutuşmuş. Senin ise bazı vakitlerden başka yanmaz. Fakat konuşmak yönünden benim gibi değilsin. Her zaman yanıyor canımızın daman. Benim de gönlüm fazla yanmazdı.XXX ZİN MUMA SESLENİYOR Bazan mumu ederdi kendine muhatap: «Ey sır ve oturma arkadaşım. O fark doğudan batıya kadardır. F.

MEMO ZÎN 243 Benim gönlümden başıma vuran alev. . Şiddetli rüzgâra hükmeder. Gerçi geceleri uyanık kalırsm sen. Akşam. Eakat sabahtan akşama kadar da uyursun sen. sabah gündüz ve gece». Ben ise hep yanarım devamlı olarak.

Sabirsizsm. Gam ateşinden etmezdi perva. Durmazsin bir an a§km öniinde. Yazik ki öliimîe titrek olursun. Bundandir ki kendini çabucak yorarsm. ! Çigken yok olraayi arzu edersin. O titrerae senin için zaaftir. bezerdi candan. Bu aceîecilik senin için çok kusurdur. siikiinetsiz ve bitabsm.XXXI ZIN PERVANEYE SESLENlYOR Bazan de yarali gönîiin elinden. . Pervaneyi ederdi kendine arkadaş: «Ey ayrilik yuvasmm kuşu! fîy yanraa bahçesinin biilbiilii! Ey gerçek a§iklarin delili! Ey yalanci iddialarm çiiriitiiciisii Erkekçe canmi ucuz verirsin. Çaresiz kalir.

Gönlünün ve ruhunun nakşı hep Memo'nun hayaüydi. İnsanlardan ve cinlerden çekinirdi o. Pişkinler ona derler ki «Hamdır». Güneşin karşısmdaki aym mehtabı Zin. melek ruhlu Zin. Sırrmı dilsiz yaratıklara söylerdi o. Onlarm cismi aydm bir ruh olur». Yerlerden ve göklerden bir tek zerre. Baştan ayaklara kadar gamlara dalmıştı. O nur cisimli. ÖzeUikle sakmırdı ve yüz çe'virirdi. Kalmazdı ki kendisine seslenmesin.MEMO ZÎN 217 Çiğ kalmak büjiik bir ajaptır. fakat hiç bir zaman Yok olurlar mı ışıkla ve ateşle? Bakî kalırlar kertenkele gibi. Yalnız bu garaz sahibi insanlardan. . Pişkinler de yanarlar.

Ne de güller bahçesini sejrretmekte nasibi vardı. Dehşet onun şuuruna galip geldi. sevdalı oldu. Ne dağlamalarm derdini jüklenmeye kabiliyeti vardı. Aniden göklerden dökülüverirse. Öbürü de sonsuz bir ölüme gider. Hayat sujmnun baş pmarı. Öbür bağrı yanık hep öyle kalırsa. Ve susayanlardan biri gönlünün muradma erer de. Zin'e kavuşması hasıl olmadığı için.xxxn MEMO'NUN PERİŞANLIĞI Memo da sevgilinin jüzünün hayalinden. Tamamen deUye döndü. Çünkü dudakları kurumuş iki kişi aniden. Yani onu görmek arzusundan. İşte Tacdin muradma erince. Emsalsiz bir deliye döndü sersem oldu. Yalnızlık onun kalbinin dostu oldu. Biri ebedî hayat kazanırsa. Memo da bu şekilde dertlere düştü. Bir yudum su için bitab düşerlerse. Bu yaradan rahatı da yoktu. .

. Tacdin'in yanma gittiği zaman. Beyin huzuruna da gittiği zamanlarda. ülfet edinmek yoktu onun için. sohbet etmeye gücü yetmezdi. Karar kılmak. Her an dertlerden ah-vah edince. Ateş yayardı odalarda. Hiçbir yerde yoktu omm için karar. Geçinemezdi. Hiçbir kimseyle geçinemezdi o. İnsanlarla asla hemdert olamazdı.MEMO ZÎN 251 Gamlarm elinden aslâ dinlenemezdi. Sanırdm ki iki bacağı zincirdedir. O zavallı yaralı gönlüyle.

GaUba senin gönlünde de bir yar var. . Kolların çapraz şekilde onlarm gerdanma dolanmıştır. Yoksa benim gibi sen de deli misin? Senin için hiç bir karar kılmak yok. Hâlâ Allahtan korkmuyorsun da. Derin nehirle hemdert olurdu: «Ey benim gözyaşlanm gibi dökülen nehir! Ey âşıklar gibi sabırsız ve sükûnetsiz nehir! Sabırsız. kararsız ve sükûnetsizsin.xxxın MEMO DİCLE'YE SESLENİYOR Çaresiz kalıp insanlardan uzağa giderdi. Her an senin de hatırına ne gelir? Ki böyle Cizrenin yanıbaşmda coşuyorsun? Eğer bu şehirse senin sevgilin. İşte elde etmişsin sen arzunu. Her gün binlerce şükretmiyorsun da. Her zaman koynundadır bu konaklar.

Benim için en makul yol. Ben kaldım tek başıma bu yerlerde ve ovalarda. Gönlümün derdi neden dermansızdır Yaş gözlerimin. Dervaze. Her ne yaparsam ben revadır.MEMO ZÎN 255 Bunca feryad ve figan ediyorsun. ben. Ömeri ve Meydan. . macerası nedir? Divane oldum ben. zenbereği bıraktım. (1) Bu iki mısra'daki kelimeler hep yer adlandır. Dicle'jim. Nergizî ve Saklan. Artık ne murad istiyorsun? Beyhude yere niye feryad ediyorsun? Avare avare Bağdat diyarına gidiyorsun? Ben ağlarsam ve inlersem eğer. periyi elden kaçırdım. (1) Sen bu güzergâhlarda dolaşıyorsun. Ben ölürsem ve sızlarsam eğer. yok olmaktır. Berüm gönlümün içinden de geç bir kez Gözlerimin baş pmarma bak bir kez. Vastani.

Önce eşiği öperek ziyaret et. Tekellüfsüz. Maksat Zin'in odasıdır. edeple. Mutluluk eşiğinden maksat Zin'in köşkünün eşiğidir. Fakat tevazu ile ve tazim ile. (1) (2) F. Bir defa mutluluk eşiğine git (1). Lâyıkıyla kendisine saygı göster. Rica ediyorum: Hiç durmadan.XXXIV MEMO RÜZGÂRA SESLENİYOR Bazan Saba yeline seslenirdi Gönlündeki dertlerin şerhirü rüzgâra söylerdi: «Ey ruh gibi lâtif cisim! Beden kapısı senin önünde açıktır. Hakkmda methiyeler söyle. Aheste aheste kendisine dua et. Sonra gönlümü kapan yarm huzuruna git. El bağlayıp dur ve selâm ver. Yüz mertebe hürmetle. Son sidre Peygamberin miraca giderken Allahla konuştu¬ ğu yerdir. : 17 . Bir an son sidreye git (2). ayaklarını yormadan.

Biz dilenci olmuşuz. Fakat dayanağı. Onlarm günahkârlara bakışları umumîdir. Bizim için hakkaniyetle vasıflanasın. Bizim hakkımızda âdil ve insaflı olasın. senin zülfünün gölgesidir. Bir arzuhal gij)i tenha olarak ver eline. Gözlerinin önüne. padişahların eski geleneğidir. Bizden ona de ki: «Ey padişahım!». sen de padişahsın. Zaten insanlar eksik ve unutkan yaratılmışlar Gerçi yüz defadan da çok günahkârdır. onu biUyorum. Sen duru Kevser'in kajmağı olduğun için. Bazı bazı gönlüme görünesin. (1) Ozan bu mısraı Türkçe olarak yazmıştır. Bir siyah göz bebeği olan şu sayf aj?ı. Benden ona söyle: «Kıblegâhım! (1) Sen ilâhi nurun doğuş ufku olduğun için. Yar mektubu okuduğu zaman. . Fakat bir gönlümüz vardı. Benimle birlikte olduğu zaman. dostluk gözüyle. Heves ve sevgi sahibiydi o. Sakm ha! Perdeyi yellendirmeyesin. Belki hata ve günah işîenUştir. Cemalinin önündeki perdeyi titretmeden. periler benden kaçırdı.MEMO ZÎN 259 Sonra ona doğru çabucak git. O nazik yaradılışma ağırlık vermeden. Bir süredir o benden ayrıdır. Mürekkebi gönül kanı olan bu mektubu. Vallahi ben günahımı bUmiyorum. Sen ilâhi görünüşün ufku olduğun için. O gönlü. Bu.

büjiik bir iyiUktir. Bize beraberinde getir. Tutiya gibi olan o tozu. . çünkü kimyadır o» (1) Tutîya: Gözleri aydınlatmak için kullanılan bir ilâçtır. Yok affetsen onu. Yarin huzurundan döndüğün zaman. Ey saba yeli ! AUah aşkına. (1) Beraberinde getir.MEMO ZÎN 261 Eğer ona kahretsen bu cezadır.» Böylece söyle ey keskin Saba! Zemini o anda öp ve kalk. Onun dergâhmm toprağmdan. sakm ımutma.

kötü ve eğriymişsin. Yazık ki fazlasıyla vefasızmışsm. . candan düşmanmışsm. Derdin ki: Tahammül sahibiyim ben. Çok dönek. asalak çocuk! Sevinçli günlerin dostujmıuşsun meğer Dar günlerde kalpmışsm. «Ey gaddar. Eyvah ki cefa çekmeye kabiliyetli değilmişsin. Ey Tûtî gibi nazla büjütülen kalp! Ey nazenin. Derdin ki: Gönlüm seninle beraberdir.XXXV MEMO GÖNLÜNE SİTEM EDİYOR Bazan zavallı gönlüyle savaşırdı. sözlerin ve bahtm? Derdin ki: Sana sadakatle bağlıyım ben. insafsız. ahdin ve andm? Haili yeminin. utandmcı. hain! Hani sözün. Derdin ki: Seninle beraberim ben. kararm. Sahte kalpmişsin meğer.

Sakm aşkın peşinde gitme. geride kalmıyasm. Metin ol ki. Canan canında saklıdır senin Çünkü sen zatm örneğisin. Ve vücut kapısını kitleyip kapaman? Sendeki sır. (1) 1-Kim tanırsa» sözü bir hadîsin başıdır. Ki can senden teberri etmesin. sen benim bir parçamsm. yolu bilmezsin. sen de körsün. gönülden sünni ol. canm feyzindendir. Ama dost benim yammdadır. İnsafa sığar mı. Eğer amacm canansa senin. (1) Gerçi sen dost kapısmm önüne gitmişsin. Ve «Kim tanırsa» sırrmı öğrenesin. cana veda etmen. Yerdeki ışık göklerdendir. isyancUık olur. Kalmış yalnız. Sana ne oldu. Ey gönül! Canm çırası olmadan gitme. Gidişin. orada post vardır. İsyancı olma ki dahil olasm. Karanlıktır. yazıklar olsun. başkaldırmak olur.MEMO ZlN 265 Ey gönül! Bu vücudun içini böyle Yalnız basma bırakman insaf hakkı mıdır? Şu can bülbülü ten hapishanesinde. Terketme. . kalbur gibi deUk deşik. Terketme ki muradma erişesin. Canı terketmen. Sıfatlarm suretinin aynasısm. hepsi şöyledir: "Kim nefsini tanırsa Tanrısını da tarar».

Güllerin önünde pervane gibi. Seni benden kaçıran cezbenin yanmda can vardır. Gerçi sen de İbrahim'sin ey cefakeş! Fakat sana gül bahçesi olur ateş. . Seni kanburlaştıran zülüf. Başındaki dimağı da kararttı. Her an yanarlar dağlamalardan ve dertlerden. Gönülden yükseldi kara bir duman. Sakm zülüflere ve benlere inanmıyasm.MEMO ZÎN 267 Senin sevdiğin yarin bojm. Acı olan şeyler ise ilâçtır» Memo gönlüne o kadar söyledi ki. Lezzet verenlerden de kaçınmaktır. Tatlı olanlar ajmen hastalıktır. Kaş yayı ile sergeşte olma. Saç örgüsünün halkasma ayağmı bağlama. senin için darağacıdır. O aynen senin için şifadır. Senin için uygun ilâcı öğrendim ben: Gönlü çekenlerden sakınmaktır. ev sahibidir. etin asUdığı çengeldir. Çaresiz gönlün gönlü ona yandı. Senin arzuna uymayan ne varsa. Senin gibi yüz bin tane bülbül. Lokman'a sormuşum ben. Lokmaların ve şerbetlerin özelliğim. buna inan. Senin feda olduğun sır. Malını Hindulara talan ettirmeyesin. Kalbinin ateşinden kajmar bir duman Yükseldi. Senin amacm safa sürmektir. Yüzlerce defa figan ve uğultu etse. Ey gönül! Sen kendini sevgiye vermişsin. hep sevda yeriydi o. Fakat gerçek aşkın tabibinden.

Kolları ve kanatları hep birUkte serildiler. O gönülsüz hep orayı mekân edindi. ta içinden. Ve jükselerek göklerde toplandı. (1) Erjeng ünlü Çin Ressamı Mani'nin tablosunun adıdır. Sevgi o zayıfı öylesine sersemletti ki. Memo'nun omüzundari öyle bir sel akıyordu ki. O bulut Memo'nun içinden. üzerine şiddetle geldi. Nehrin kenarında kavaklar yeşerdi. fakat sararmıştı. Sanırdın ki yerden bir bulut kalktı. Sanırdm Araş. CiğerirUn seli öylesine şiddetli geldi ki. Şattül-Arap. Ardıç gibi yamuldu.MEMO ZÎN 29 Hafızasının ajması bulanık oldu. O bülbül orayı kendine yuva edindi. Sanırdın ki üç birden taştılar. Şuurunun aynası da dumanlandı. Fırat ve Ceyhun. . Şakakları ve benleri de hep döküldü. Gerçi Zavallı Memo'nun gözyaşlarmdan. Ajmasma pas oturunca. iki büklüm oldu. Sahil de güllük ve gülistan oldu. O bülbül gerçi çok hevesUydi. Yağdırdığı kanlan dökerdi iki gözünden. Erjeng nakşını andıran jüzünde hiç berraklık kalmadı (1) Aşk o cefakeşi öylesine hastalandırdı ki. Yüzü gerçi her zaman taze idi Lâle gibi. Çam ağacma benzeyen boyn. Fakat sahra tamamen bostana döndü. Fakat bedeninin zindanı ona kafes olmuştu. Kısacası: Gönlündeki hastalıktan.

.MEMO ZÎN 271 Yanağında kalmadı hiçbir tazelik ve de renk. Yaralı Memo'nun yanında bir tek parça. şuuru ve hafızasından. Kırk gün tamamen. Yaşama hareketinden. Konuşmasmda kalmadı hiçbir cevap ve de ses. ölü gibi düştü. Bunlardan asla kalmadı hiçbir eser. Önce nehrin kenarmda hastalandı. İnsanlık akU. gücünden ve duygusundan.

Her dere. (1) Macera ja bize şu şekilde açıkladı: Dedi ki: Güzel mevsimin güzel bir gününde. TecelIirUn ışığmdan parUdıyordu. her tepe ve her ova. köhne cihanı. Kötü maceralı feleğin dönüşü. Her çeşme aynen Kevser sujm gibi olmuştu. Süslejici kadm gibi. Yeri cennet misâli yapmıştı. Her nehir bir ejderha gibiydi. Musa'nm asası gibi mucizeliydi. îlkbaharm feyzinden. Cennetin birer köşesi gibi olmuştu. her ağaç. AUahm nurundan hep parlıyordu. Her yeşil ot. Her bahçe. Her tepe Musa'nın Turu gibi.XXXVI BEY AVA GİDİYOR Güzel haberlerin avmm avcısı. Bir gelin gibi süslemişti. Kaderin sergicisi kudret sanatıyla. : 18 . ebedi büyük cennetin bir bahçesi. F. (1) Bu hikâyeyi rivayet eden şahsı kastediyor.

Bu kazlar. Sürü sürü uçuşuyorlardı cennet gibi bahçelerde Hulâsa: Zamanın iktizası gereğince. Canavarları ve kuşları avlamanın zamanıydı. Dedi ki: «Sabah oldu mu. kekUkler ve tîhular. Yırtıcı av kuşlarından. O şehirde bir kıyamet koptu. emrine boyun eğdiği Bey. Tavşanlar. Sürü sürü otluyorlardı tepelerde. Bir tek ferd kalmadı o şehirde. kurtlar ve ahular. Avda hazır olmayan kimse olursa. çok ışıklı bir meşale gibiydi. . Fecir onlara nişan gösterince. Ses çıkaran her ağaç her an. Alsm silâhlarını. ceylânlar. Beyler şahinleri ve kartalları çözdüler. insanlardan ve hajrvanlardan.MEMO ZÎN 275 Her gül Tur ateşi misâli. Musa'nın ağacı gibi «Ben AUahım» derdi. turnalar. Her Tutî ve Kumru birer nedime gibiydi. Hep birlikte bizimle gelsinler ava. kaplanları ve tazıları götürdüler. ovalarda. Feleğin. Eğlenmenin ve mutluluğun fırsatı doğdu. Gezmenin ve seyretmenin mevsimiydi. Aslanları. Botan halkı. gürz ve kılıçlarını. Her seher kuşu ajmen birer Musa'ydı. O zincirde ve pırangada ölecektir» îlk fecre kadar azık ve elbise Hazırlamış olan o halk. Kusursuz.

Tutukluları da Beyler beraberlerinde götürdüler. kimse kalmadı evlerde. Ellerindeki bastonları ve değnekleri. Onlar o kadar ceylân avladılar ki. av haj^vanlan. Uçan kuşları. Onlar o kadar kaplan tuttular ki. Uçan kuşları oklarla parçalarlardı Şehlevend misâli olan o sevimliler. Çocuklar. Ölüleri fakirler kendilerine götürdüler. değirmenciler ve bahçıvanlar. bir kısmını faka düşürürlerdi. Hulâsa: Erkeklerin hepsi. Sanu-dın hiç canavar bırakmadUar. Günahsızlara hiç şefkat etmediler. Çevik hareketliler. Arap atlarma binen o kemendçiler. O kahraman ve pehlivan gibi atlılar. insanlar ve hajrvanlar. O kadar canavar öldürdüler ki. ÇUttUar. . O aslan gibi atlılar kolları ve kementleriyle Alacalı kaplanları kana boyadılar. Ceylânların gerdanlarına atarlardı. Artık beraberlerinde getiremiyorlardı. Av yerlerinde oldu bir mahşer.MEMO ZÎN 277 Faklar. yabanî kuşları ve kaçan hayvanların Bir kısmmı ölü olarak tutarlardı. gencecik delikanlUar. Yırtıcı kuşları kılıçlarla yırtarlardı. yavrular. Hatta yerinden dahi kaldıramıyorlardı.

xxxvn BEYİN BAHÇESİ İZeydin Beyin öyle bir bahçesi vardı ki. Güzel gölgeleri vardı. (1) Sidre makamı Peygamberin miraçta Allahla konuştuğu yer. Aşk hastalığmdan sararmışlardı. İrem bağı onun müjdesine verilirdi. narlar ve kavun-karpuzlar. Rıdvan. Ardıçların boyu aşktan jüz parça olmuştu. El. Cennetin birer köşkü ve hurisi gibiydi. Narenciyeler ve turunçlar Zin gibi. Her selvinin ucu Sidre makamına kadar jükselmişti. (1) Bir melek gibiydi her sülün. Dudaklar. jüksek himmetliydi. hurmalar. Çmar ve şimşir ağaçları bir boydaydı. Kevser sujamu sebil etmişti. Çam ağaçlarmm gönlü Memo gibiydi. ayak ve jüz yıkaması için. çeneler yanaklar ve memeler gibiydi. Elmalar. . Onun her bir ağacı ve her bir kuşu.

Sanki Necim ilminin edebiyatçısı edeple. Sanırdm ki bunlar altm kadehlerdi dolmuş ve taşmıştı. Bağın ortası derli bir kitaptı sanki. Gümüş suyunu eriterek cedveUe çizmişti. Her taraf. . Siyah ve beyaz hatlardan meydana gelmiş renkler. Her biri sanki hükmü açıklardı Bu da kara bahtı ve mutluluğu açıklamaktı. kitabın birer bölümü. Bağm üst tarafmı bir rosim gibi. siinbüllerden ve reyhanlardan. Her parçası ve tarhı.MEMO ZÎN 281 Reyhanlar ve menekşelerin hepsi yeni açmışlardı. Bütün yeşillikler ve çiçekler. Nehirlerin ve durgun suların şirazeleriydi. Bolca sulanmış her gül bir zincifre gibiydi.

Bağlar ve bahçeler boştur ve tenhadır. Ovalardaki ceylânlarm baştacı. Baktı ki şehir ve mahallelerin hepsi boş. . Yabanî hayranları ve kuşları sejredeUm. Dedi ki: «Kalk gönül! iji bir zamandır bu. Bakalun var mı onlardan bir dert ortağı? Çünkü bu insanlar dertsizdirler. Biliyordu ki zaman amansızdu-. Meydanlar ve salonlar insansız ve perisizdir.XXXVIII ZlN BAHÇEYE GİDİYOR Avlanma yerinde yalnız kalan o ceylan. O ülfet saraymm güzel hatunu. Gül bahçesinin sergeşte fidanı. Hunhar aşkm zinciriyle ayağı bağlanan. Memo'yu yaralıyan o av. Boşalmıştır sokaklar ve çevre. Güzel bir fırsattır. seyrana gidelim.

Kırmızı gülün yüzünden perişanmış. Fakat cUızmış. iyi bir dert ortağıdır.» Zin böyle dedi ve durmaksızm. Karanlık gecelerde de kanını içermiş. O benim ses arkadaşımdır. O taşı zaman zaman mermer davula öylesine -vururdu M (1) Taşlarm gönlü parça parça olurdu. Bahçedeki her lâle omm göğsünde oldu bir dağlama. Arzusu. Her zaman figan ve uğultu edermiş. Bahtı kargalar gibi karaymış.MEMO ZÎN 28S Dujonuşuz ki bağlarda bir kuş varmış. O aşk adamıdır. O perizade bahçeye geldi ki. (1) Mermer davuldan maksat göğsüdür. Onun gayesi eğlenmek değildi. Ne hizmetçi. Gönül! Gel gizlice gideUm. . Bizi zincirden ve kayıttan kurtarır. Her gonca bir çıra gibi onu yakmaya başladı. Gündüzleri figan eder. Hiç kimse ondan haberdar olmadı. ağiarmış. adı bülbülmüş. ne de dadı. KendiıU yalnız bulunca eUne bir taş aldı. Gamların elinden doyasıya feryad etsin. O taş zilin diU gibi oldu. Nar çiçekleri gönlünde birer ateş oldu. Belki o kuş öğütler ve nasihatlerle. sadece yalnız kalmaktı. Gönlümün dermanı onun yanındadır. Her ağaç vücudu üzerinde bir jük oldu. Tekellüfsüzce bahçeye geldi. ne nedime. zayıfmış ve mecalsizmiş. Henüz vücudumuzda hayat varken.

Kendi rengiyle güllerin rengini soldurdu. Sizler de benim gibi yalnız kalmışsmız. (1)' Gerçekten bir çam ağacma benzeyen bojomu.MEMO ZÎN 287 Sulara baktığı zaman. Dertlerin elinden «Yahu» çektiği zaman. Sizler benim için iji deüllersiniz. göğsü yarahsmız. taşlar inlerdi. Ey benim gibi zavallı ve sarı renkli güller! Yapraklarınız yüzlerce değil. Toprakları ve tarhları sıkardı. Öylesine yerlere sürterdi ki. Bunun için mahzunsunuz. Bülbül onunla sas ortağı olamazdı. Derdini sarı güllere anlatmaya başladı: «Ey âşıklar gibi başka renkli olan güller. Bunun için hastalıksınız. Gül suyuyla gülleri sulardı. binlercedir. zayıf ve perişansmız? Yoksa sizler de benim gibi Memo'suz musunuz? Bunun için mi benim gibi çok gamlısınız? Bülbül kırmızı güllerle meşguldür. Parlak güneş gibi ışıklı olan yanağmı. Kırmızı gül de onunla renk ortağı olamazdı. Feleğin aynasmm yüzünü karartırdı. Ağaçlar onun için «vah» ederdi. Bahçenin alanı bülbülün aşkına döndü. . dertUsirüz. Kendi sesiyle bülbülü mahzun kıldı. Kanlı gözyaşları her iki gözünden akardı. Sizler neden sararmışsınız. (1) Gül suyundan maksat kanlı gözyaşlarıdır. yapraklar sızlardı. Sizler aşkta bana denksiniz. Toprak onun için «Ah» ederdi. Bütün bahçeye ne kadar baktıysa da.

Vallahi bir daha «Ah» çekmezdim. Ben onu gönlümce bir görseydim. O andeUbin hicranından sararmışım. Onu kendisine almış bir bülbül. Ben de nasipsizükten. bir zavaUı. Sizler gibi sararmış. bir nasipsiz. Nar çiçep gibi kırmızı olan yanağım. perişanlıktan.» P. îşte bırakmış benim için bir andelip Bir mahrum.MEMO ZÎN 280 Bir kızkardeşim vardı. : 19 . zaferan rengine girmiş. kırmızı gül gibi.

Hastalık olgımlaşmadan buhran geçirdi. Üzgün kalbinde bir ıstirap doğdu. Zajntfhk tarafmdan çok perişan olmuştu. Aşk derdinden sarhoş ve hasta olan Memo. kapmm açılacağı saattir». Çaresiz evden dışan çıktı. Sebepsiz olarak meydana gelmez. . Aşk tarafmdan hafifletilmiş.XXXIX MEMO DA BAHÇEYE GİDİYOR Olan her iş ister iyi. Yani hasta ve fena halde olan Memo. Halk şehirden çıktığı gün. Sebepsiz olarak hiçbir pazarlık O sebep hep sırlardır. deUrtilmişti. sanki Hızır'dı da önüne düştü. olmaz. Zin hayaUnin sevdası onun basma vurdu. îster kavuşmak. Gönlün sana der ki: «Kalk. Tam bu. işaretlerdir. ister görmek olsun. ister kötü. İşte o ağırbaşlı dağ ve sakin derUz. Asla evde sükûnet bulamazdı. O sebep. Belki de Allahtandır onlar.

Zin ki kara ve karanlık gecelerde. Sanki hasta. Ciğeri bülbülün aşkmdan yüz parça olmuştu. Reyhanlara ve sünbüllere bir göz attı. Ey bülbül! Gerçi sen de aşk adamısın. Dedi ki: «Ey gül! Gerçi sen de nazeninsin. yüz binlerce gül verirler.MEMO ZÎN 293 O Hızır neydi ? Gönlünün arzusu. Zin'in yüzünün rengi nerde? Ey sünbül! Gerçi senin güzel kokun var. O arzu neydi? Gönlünün aşka gelmesi. . Benim Zin 'im senin kırmızı gülünden daha şendir. Reyhan senin için karayüzlü olmuş. Her an feryadla. baygm olarak çimenin üstüne düştü. Memo geldi ve gülleri sejrretti. Kırmızı gül mumunun pervanesisin. Her zaman Allahtan dilerdi ki: Memo kalksın ve yalnızca yanma gelsin. Gönlü ona baş kaldırmıştı. Ey sonucu iyi olan bülbül! AsU bülbül benim. İkiniz de arsız ve herzecisiniz. Bir gül gibi. Boşuna kendini niçin kötü adlı yapıyorsun? îlk baharlarda gül bahçeleri. Mesih'in.. üzerine geldiğini gördü. Derhal şuurunu kaybetti. Bir değil. Benim bahtım da senin talihinden daha karadır. îşte o Zin aniden baktı ki Memo kapıdan girdi. Fakat siz yarimin zülfüne benzemezsini. Zin sevgiden ve sevinçten. ah ve ağlamakla. Sürükleye süriikleye onu bahçeye yetiştirdi. Ama sen nerde.

Ciğeri kanlı olan Memo görünce. Bir sebze gibi yerlerdedir. durumdan habersiz olarak. Ne konuşma. gördü ki ÎZin'in önündedir. Âşık o zaman neyle teselü bıUur? Sabretmeden.MEMO ZlN 29S Benzerleri çok olan yarlar. Memo uyandı. Baktı ki iki eU Zin'in avuçları içindedir. Sadef içindeki bir inciye benzeyen Zin'i. Aşk dermanı onu bajoltmıştur. Sebep olmaz oıüar hiçbir derde Çünkü bıUunurlar her yerde. (1) Gonca seher uykusımdan açUdı. Anka gibi perde arkasmda olsa. Derhal fakattan düşerek ayaklarmm önüne jmğUdı. Aniden baktı ki önünde. yoksa asUsız mı?» Hulâsa: Yüzlerce hayâlden sonra. . SeMnin ayaklarma su değince. ölmeden. Zülüflerin ve benlerin kokusmum özelUğirU. ne de sesleri vardı. Ölü avı tuzakla diriltti. Memonun koku duyusunun önüne götürünce Zin. îki JÜZ perinin nedimeUğini yaptığı Zin. sudan maksat da Memo'dur. yoksa hayâl nü? Bu rüya gerçek midir. (1) Selviden maksat Zin. Ve bülbülüyle eş oldu. Dedi ki: «Bu rüya mıdır. Memo'nun tutkun olduğu o huri. İkisi kaldUar birbirinin önünde dilsiz. ne söyleşme. eşsiz ve emsalsiz olsa. Huri ve melek bUe olsalar. O da Zin gibi. çaresi nedir onun?» Memo böyle söylüyordu. Bir tane olsa.

Teker teker birbirinden istiyorlardı. Gözleri. Zin için hiç perva kalmazdı. Sonra dilleri çözülünce. Bazan aşk ateşi alevlenirdi. Sonra o bahçede gördüler bir saray. Kalktılar ve salonlara doğru yürüdüler. Vücudunu ve canım ateşe atardı. O kadar birbirine şeker döktüler ki.MEMO ZlN 297 Önce ellerle işaret ederlerdi. çeneleri. Bazan bulutlar gibi üzgün ve ağlamaklıydUar. Perdesiz. Birbirinin gerdanını koklarlardı. O kadar kaza yeniden eda ettiler ki... kâh birbirini ısırırlardı. Memo da görünüşte pervane gibiydi. Zin'in yüzü bir mum misâliydi. O öadar birbirine yandüar ki. şimşekliydi.. Birbirinin hasretinden susamış ve o kuru dudaklılar. Her an kaza ve sünnet kılarlardı Öpüşmekten ibaret olan farzlarm ne minneti vardı? . O kadar kadeh birbiriyle içtiler ki.. Cemşid'in kadehi gibi dünyayı gösteren bir saray. göğüsleri. çadırsız ve örtüsüzdüler. gerdanları. Ve oturdular o iki nazenin. Yüzleri. O kadar birbirinin dudaklarmı emdiler ki. Çok ışıklı. Kâh öpüşürlerdi. göğüsleri ve kulakaltlannı. Bazan da goncalar gibi lâtif ve güler jmzlüydüler. döşleri. Hicranı baştan beri şikâyet ettiler.. nurlu. Bir birini gördüklerini yeniden anlattUar. O kadar birbiriyle konuştular ki. İkisi o durumda gözler önündeydi.. dudakları.

MEMO ZÎN

299

Gerçi onlarm zerinden mükellefiyet kalkmıştı, Ama ihtiyatı da esirgemişlerdi. Gerçi birbirinden ümitUydiIer, Fakat fazla uçuruma gitmezlerdi. GönüUerindeki sevgi haddinden fazlaydı. Zarafetin smırı ise kemerdi. (1) Kemal smırmm üzerinde bulunan bir aşk, Kajmaktan temiz ve duru olan su.
Elbette kendi kendini koruyacaktır. Hiçbir pisliği kabul etmiyecektir. GençUk, bahar, bahçe ve sevgililer... Artık dünyada murat edüen ne kaldı? Bilhassa aşk da gaUp olursa.

Her iki taraf m da dudaklan aşktan kurumuş olursa... Artık ne diyejim ben, bihnem ki? Bilmez ki ne söyleye zebanım. (2)

(1) (2)

Kemerden aşağıya dokunmazlardı demek istiyor. Bu mısra ozan tarafından Türkçe olarak yazılmıştır. Ze¬

ban Farsçada dil demektir.

XL

BEY AVDAN DÖNÜYOR VE MEMO İLE ZİN'İN ÜZERİNE GELİYOR
Sakî! Beni tut, çünkü yıkUıyorum ben. Sarhoşum ve şarap içmeden mest olmuşum ben.
Memo ve Zin aşk şarabı içtiklerinde, Derinleşti benim yaramın yeri. Biz âşıklar gerçi meyperestiz. Ama «Elest» şarabmdan mestiz. (1) O şarap senin şarabm gibi kırmızı değildir, O şarap AUahm cemalindendir. O, zatı pâk olan sevgilinin sevgisidir, O, sıfatlar bahçesinin salkımıdır. Sakî! Ver bana Allah aşkına, Dün dolaştırdığın şaraptari bir kadeh. Ondan tadacağım her yudumun. Bana vereceği bir tek neş'e ölünceye kadar yeter.

(1) <<Elest», Allahın ruhlara «Ben sizin tanrınız değil miyim?» diye sorduğu ve onların da «Evet»- diye cevap verdikleri gündür.

MEMO ZÎN

303

O sade bir kejif tir, keyfiyet ve kemnUyetsizdir, Hayâlsiz ve düşsüz bir sırdır o. Dün geceki sarhoşluğu onunla defedeyim. Tatlı uykudan onun sayesinde uyanalım. Benim haUm de Memo'nunki gibi ohnasm Ki aniden ecel Beji üzerime çabucak geüp de. Ömrümün güneşi akşama varmış olup ta. Hâlâ kendimden haberdar olmamış duruma düşmiyeyim. Aşk görUümün arzusu olan Zin'i, Abamm içine kojmıuş olmayayım.

Bey geldi, yanmda bunca asker. Zurna, bunca insan, da-vul ve mehter. Çalıyorlardı davuUan, sazları. Askerlerin önünde jmrüyenlerin sesleri, uğultulan. Aşk zinciriyle ayaklan bağlı olan iki komşu (1) Kalmışlardı hâlâ birbirlerinç hayran. Hiç dujmıadUar ki bu olanlar ne. Hiç işitmediler ki bu sesler ne. Bey dedi ki: «Çözün bu ceylânları. Bu sevinUilerin ayaklarını bağlamayın. OıUarm hepsini kuşlar gibi bahçeye salm. Ki hergiin orUarı seyredeUm biz.» Ceylânları, kurüarı, tavşanları, Omuzlarmda ye kucaklarmda taşıyan halk. Getirdiler hepsini Bejin bağma doldurdular. Çoban ağıla kojrunlan doldurunca,

(1)

Memo ile Zin'i kastediyor.

MEMO ZÎN

305

Bey ileri gelenlere ve büjüklere dedi ki: «Tanıdıklara ve nedimlere tenbih edin, GideUm biraz bahçede oturalım, Çünkü yorgunluktan halsiz düştük» Onlar geldiler büyük saraym kapısı önüne, BaktUar ki saray ve her taraf boştur.
Fakat küçük kapUann hepsi açıktır,

Murad tahtalarmm kur'aları gibidirler. Derhal Beyin kalbine bir şüphe düştü. Anladı ki bu, bir durumdan haU değildir. Ağırbaşlı, akıllı ve biIgiU olan Beyin, Koltukları altma girdiler Bekir ve Tacdin. Getirdiler Zin ile Memo'nun oturduğu saraya,
Kulak verdiler ki, bir fısıltı geliyor. Bey, Zavallı Memo'nun üzerine geldi. Baktı ki altm renkli ipliklerle dikilmiş yastıklara yaslanmış. Basma çekmiş bir aba, Akşamdır, ne bir mum, ne de bir çıra var. Bey dedi ki: «Kimdir bu zamanda. Benden izinsiz olarak bu mekânda? Zin sesini işitince tanıdı. Derhal Memo'nun abasma büründü. Memo hiç yerinden kalkmadı ve dedi ki: «Senin avm benim gönlümü ve eiğeriırU yaktı. Beyim! Biliyordun ki ben hastaydım. Düne kadar da tamamen baygındım. Bugün duyduk ki halk Beyle birUkte,

Hep birUkte ava gitmişler. Yataklarm içinde sabrımız kalmadı, Kalktım bu yaralarla beraber. Çaresiz evden dışarı çıktım. Birden kendimi bu mekânda buldum.»
F.
:

20

MEMO ZÎN

307

Bey dedi ki: «Hastalar için kayıt yoktur.

Bari bahçede ne avladm bakalım?» Dedi ki: «Ben söylersem sen de inan ki, AUah bana öylesine yardım etti ki, Ben bu bahçede bir ceylan buldum. Ama ceylân değildi, bir güzeldi o. Beyaz bir ceylandı, gözleri karaydı, Zülüfleri siyah, kokusu güzeldi.
Her an Tatar iUkesinin miskinden. Yüzlerce jük omm saç halkalarmdan yağıyordu. Haten sahrası misk ile dolu olsa. Ancak değer ziUfünün bir teUne. Gerçi beyazdı, gözlerinin rengi kara ve aktı. Fakat benim ölçümle o bir melekti. Sen geldiğin için o gizlendi. Sen gelmeden önce o açıktaydı» Tacdin onun konuşmasından anladı ki, Zin gizli olarak Memo'nun yanma gelmiş. Dedi ki: «Memo'ya kulak asmajrm, çünkü deUdir, Başmda akU yoktur, o sar'ahdur»

Bunun üzerine o sözden vazgeçtiler,

İlerigelenlerin hepsi mecUste toplandUar.
Sakî, şarap ve mum istediler, Şahane bir dîvan kurdular.

XLI

TACDİN MEMO İLE ZİN'İ KURTARMAK İÇİN EVİNİ YAKIYOR

Tacdin baktı ki meclis karışıktır. Çok zevkli, safalı, eğlenceli ve içkilidir. Memo fazlasıyla kederli ve üzgündür. Ona doğru gitti ve dedi ki: «Kardeş! ne haldir?». Fakat işaret ve muammayla Sordu, Memo da işaret ve imayla. Elini abanın yeninden Çekti ve ona acayip birşey gösterdi : Tacdin, Tatar miskinden iki saç örgüsü gördü.

İki boncuklu yılan başı gibiydiler.
Büzülmüştü Memo'nun koynunda, Memo kalmış heybet ve gam içinde. Tacdin, durumun çok fena olduğunu anladı Kalktı çabucak ve koşarak eve yollandı.

Yani Memo ile Zin. Zerdüşt kavmi gibi e'vini. Tacdin nasU defetti? Musa. önümüzde gam denizini kuruttu. Elbiseleri. Kalk sen harem sarayma git. Bey ve hizmetçiler de haberdar olunca. Çocuğunu kurtar. Benim amacun onları kurtarmaktır.MEMO ZÎN 311 Aniden hışunla kapıdan içeri girince. Ev benim olsun. Kalmadı ne bir elbisesi. ey kahraman! Nedir telâşın. Kabileler. hazineleri. ağır bir durumda. Ben ise ateşle sujnı öldüreceğim.» Sonra. Mülkü. O da feryada ve figana başladı. O sanık şöyle dedi yare: (1) «Gördün mü. Sıti durumımu anladı ve kendisiyle konuştu. ev gidecektir. kimdir sana düşman?» Dedi ki: «Kalk Sıti! Geç oldu berUm için. Ben de ateşe ve feryada gidejim» Kalkıp özel dairesine gitti Zin. al sana çocuk. ne de bir kiUmi Tacdin'in. . Bugün bu evle savaşım var benim. Başkası ateşi suyla öldürür. BoşâlttUar o sarayı ve de bahçeyi. mücevherleri ve defineleri. Hep birlikte ateşi söndürmeye koştular. güzellikleri. «Müttehem» karşıhğı olarak yazılmıştır. Dedi ki: «Halin nedir senin. Ateşe verdi ve yükseltti feryadmı Ateş han-ü manian sarmca. (1) Sanık Memo'dur. ömrümün sermayesi. aşiretler ve herkes. Hayatımm. Belânın bataklığında kahnışlar. Onlar da o feryada koşunca.

Hepsini iyi işlerde harca. Onu toplamak senin için zahmetli bir jüktür. AUahm huzuruna gideceğin gün. O senin için jüz hazineden ijidir. Bedava olarak bir lokma ekmek bile vermezler. Varisler sana kefen parasmı da. Sakm ha. Malını bedavadan varislere verme. mal için ihtiraslı olma. Ey İJİ isimli kimse! Malı sevme. Henüz almadan hisseleri paylaşırlar. Eğer canının rahatını istiyorsan. Elin hazineden ve maldan boş olacak. Henüz sağ iken malmı harca. Çünkü senin elinden alacak varisler. bu güzel kumaşlar. Bunun içindir ki adı iyi söylenir. .MEMO ZÎN 313 Hep kardeşinin uğrunda yaktı. Onunla kendine ebedî bir isim al. Ya da Tacdin gibi sarfet. Ey ahret müşterisi müflis! Senin eline ne zaman geçer? Sana diyecekler ki: «Ey müflis! çık dışarı» Bu fâni cihan gibidir orası da. Onu bırakmak da senin için hasret ateşidir. Bu cennet. Onun sevgisi insanı kötü isimü yapar. Ya da onunla al iyi bir dost.

Dördüncü gökten ışık saçan güneş gibidir. Bunca gök tabakasmdan. Bunca unsurdan ve buluttan.XLII BEKİR »lEMO ÎLE ZİN'İ BEYE ŞİKAYET EDİYOB Sevgi iünin sultanı. îster istemez her gün nüfuz eder. Aşk memleketiıün baş atlısı. GöntU tahtma oturarak kendiıü gösterdiği an. . Bunca mesafeden ve yerden. NasU perdelenmeyi kabul eder. Bajnrağmı açığa vurmaksızm? O da yUdızlarm padişahı gibidir. Elbette dünya da aydınlık olur. Bunca engeUerden ve perdeden. Saflığın ve sadeUğin pususımdan çıkıp.

Fakat haberdar ettiler büjükleri ve küçükleri. Memo ve Zin'in gönlündeki sırlar. Perdeleri yırtar. Devenin üzerindeki yük yetmiyormuş gibi Gammazlar zil misâliydi. kıskançlar ve hilekârlar îki sevgiUnin haberlerini. Aşk perdesindeki o sazlar. Güneş tam bir örnektir. Halk ise Kerbelâ Hüseyin'i gibi susamıştı. Parmak uçları da burguluydu sanki Âşıklar üzgün ve takatsızdılar. Perdesiz olarak teraneperdaz olunca. Meclisler fısUtUarla dolmuştu.MEMO ZÎN 317 Adı aşk olan bu padişaha da. ister istemez. Zin'in ne bir günahı. Memo'nun ne bir suçu vardı. Henüz dillere ulaşmamışken. O da hiçbir zaman gizlenmez. . Yani dedikoducular. Zin ve Memo'nun aşkmdan doldu. Uyg'jnsuz kimselerin dillerinin mızrabı. Sahiplerine hiçbir zarar getirmezdi. Memesi çıngıraklı deveye bağladılar çanı.

Ta ki îblis hujomdaki Bekir bile. garaz sahibi bile. . îkiıUz halvette oturunca. O riyakâr habise sordu. Sen onu yendiğin zaman. Yerinden kalktı o garaz sahibi. bunu iyi bil Kendisiyle satranç oyna sen. O kadar yalancUara ulaştırdUar ki. O bu aşkta sabit ayaklıdır. O zaman sırrm hakikati meydana çıkacaktır. Bilhassa seninle zaten ihtUâfsızdır. Bey hamiyyet galeyanma geldi.MEMO ZÎN 319 O kadar mecUslerde gezdirdiler ki. Tenha yerde kendini Bejin yanma yetiştirdi. Zehir sahibi ve mühür sahibidirler. jiğittir. Dedi ki: «Namusa aykm olan bu haberin. O da o durumdan haberdar oldu. sevgilin kimdir? Memo kahramandır. Gönlündeki sevgiyi etmez o inkâr. O şaşırtıcı. Sırrmı sana eyler ikrar. Sonra akU ve zekâ salUbi sensin. De ki: Doğru söyle. Memo gerçek âşıktır. safkalpUdir. Bak ona lâyık siyaset nedir. «Ben Zin'e âşıkım» diyecektir.» Beyler yılanların şahmm sojrundandırlar. Hulâsa o meseleyi kendisine ikrar eyledi. habis. Düşünce ve hayret denizine daldı. Şartmı da «Gönül dileği» olarak koş. Hakikatmı nasU ortaya çıkaralım? Suçun ipucunu nasıl meydana çıkaralım?» Bekir dedi ki: «Emir ver Memo'yu çağırsmlar.

jolanlardari sakmırlar. Onlarm yanmda ne kadar kadirU ve nazlı da olsan. bil ki zehirdir. Sevgi gösterdikleri zaman da. Tamamiyle sana sırt çe'virirler. OîUar da bedhah ve hasis insanlardan olursa. Gafil insanlar onlara dost ve ahbap olurlar. AUahım! Onlan sultanlara yakm kUma. bil ki hışımdır.. laubali de olsan. F. Şüphesiz şeji^mdan da kötüdürler. Onlarla her ne kadar oyusan. : 21 . Azıcık senden değişiklik göründü mü.. AkUh adamlar.MEMO ZÎN 321 Mühürleri bastıkları zaman. BUhassa yanlarmda habis ve §eji:an gibi kimseler olursa.

Işık paji. Satranç ojmayan ayı ve yUdızlar ordusunun Hepsini yeşil sergi üzerinde.XLnı BEY MEMO DLE SATRANÇ OYNUYOR. Dördüncü çarkm tahtmm sultanı.akı ile mat eyledi. Doğan ve batanlarm serdarı. »» Hanüyetten gönlü efkârlı olan Bejin Onurdan yaralanmış olan o arslanm. Doğudan doğduğu zaman. SONRA DA ONU ZİNDANA ATIYOR Yüdızlann kafilesirUn baş komutanı. . Sanırdm ki hepsini kendi ağmda gizledi.

terbiye edeceğim ben. . Güneş doğudan ışık gösterince. Şüphesiz seninle savaşacak olan berüm. söyleşmelerin sonu. Kejiflerini baştan başa yaptUar. Orası nazenin Zin'in köşküne yakmdı. Hayli şarap. misk ve anber. Bey kalktı ve selâmlığa geldi. Benden gafil olmayasmız.MEMO ZÎN 32. Gülsuyu ve gül şerbeti hazırlatmıştı.» Sonra Memo'ya haber gönderip çağırttı. Hiç sükûnet bulmamıştı. Konuşmaların. Ufukları karanlUctan uzaklaştırmca. bizim için de göniU dileği». şerbet ve şeker. Kalk da benim karşıma gel. Tacdin ve kardeşlerini çağırmajon. Getirdiler ve mecliste gezdirdiler. Ey dikbaşh seninle şartımız: Sen ne istersen. Oturdu ve hizmetçilere şöyle dedi: «Çağırm siz nedimleri ve dostları. Hayli gülsuyu. Bugün Memo'ya gazap edeceğim ben. sular gibi. Hepiniz emrimi çabuk yerine getirin.5 Sabaha kadar uyku girmemişti gözlerine. Satrançlara ve tavlaya geünce. Gizüden bana Memo'joı çağırm. Bir suçu var onun. Bey kin ve öfkeyle Memo'ya dedi ki: «Bugün bizim seninle savaşımız vardır.

Arslanlar kopardılar kajat ve zincirleri. Senin isteğin de yerine gelecektir». Rüh ve Kerkedan geUnce. aja sejTediyor. ÎkiıUz yerlerinizi değiştirin. Sanki bir güneştir. Derhal haberi Tacdin'e ulaştırdı. Her üçü birUkte Beyin yanma gittiler. Memo'nun sevinç ve gam ortağıydı. Memo'nun yaman bir oyuncu olduğunu biUyorlardı. Müfsit adam. sohbet arkadaşı. Şöyle bir bahane ileri sürdü: Dedi ki: «Oyunlar. (2) Gördü ki Zin jmkandaki pencerededir. mecazî . adı Gırgîn'di. (1) Bejin ve öğreticisinin mat olduklarmı gördüler. Memo'nım arkadaşıydı. Yusuf onun güzelUğinden utanırdı. ÎZamânm sevimUsiydi. O jiğit durumdan haberdar olunca.MEMO ZÎN 327 Fakat Beyin genç bir oğlu vardı. Memo'ya dedi ki: «Yeniden iki el daha» Üç el tamamiyle Bey Memo'ya yenildi. Bu sefer Memo yenilecektir. kurallar ve yerler sırayladır. Tacdin kardeşleriyle birUkte koşarak geUnce. (2) Müfsit adam Bekir'dir. Rüstem onun jiğitliğine yenilirdi. anlamda Tacdin ve kardeşleri için kullanıl^mştır. Fil. (1) Fil. Rüh. Bey. O kötü niyetU bak ne hile çıkardı. Kerkedan satranç taşlarının adlandır. Kendisiyle beraber Çeko ve Arîf de kalktUar. İki aşık kemiği Memo için düşeş geldi. DeUkanlUann şahıydı. nüktedandı. oradan baktı.

(3) Töhmeti defeder şekilde darbesini vurdu. göniU dileğin nedir?» Bey dedi ki: «GayenUz bizim mal kazanmak değüdir. karşısmdaki şaraptan sarhoş olmuştu. Bir Arap kızıdır. Bejin söylemesine ve istemesine lâyık değildir». At ve yayalar satranç taşlandır. Malımı verip sana getireyim. Memo. Darbe Memo'ya o kadar etki yaptı ki. Huri gibi. Oyunlardan. Atmı yayalarm yerine sürerdi. katran gibi.MEMO ZÎN 329 Bey kalktı. yanında bulunduğu peri. Memo'nun gözleri Zin'in yüzünü görünce. . dudakları benekU. (1) Gönlü pencerelere takUıp kalmıştı. Meseleyi örtmekten maksat durumun açiklanmasıdır. fırsat zamanında. Dünyada senin sevgiUn kimdir? Gönlünün. Fil ve Ferzini eUnden bedava çıkardı. Sırlarm açıklanmasmdan başka birşey değildir. melek misâU de olsa.» Garaz sahibi. zavallı Memo'nım yerine gitti. oynamaktan ve satrançtan maksat. Dedi ki: «Memo'nun sevdiğiıU görmüşüm ben. Baştan ay?klara kadar siyahtır. Bey Memo'ya dedi ki: «Şartımız göniU dileğiydi» O da dedi ki: «Söyle. (1) (2) (3) Fil ve Ferzin satranç taşlandır. Onu sana lâyık görürsem eğer. Benim şartım odur ki ikrar edesin. (2) Bey tam altı el Memo'yu yendi. Birden şuurdan habersiz kUdı onu. Memo da yarinin karşısmdaii yere geçti. Garaz sahibi Bekir'dir..

MEMO ZÎN 331 Gönlündeki perdeli deniz coşa geldi. Gerçi eceliniz bizim eUmizde değil. Memo da eli hançerli olarak ayağa kalktı. Ama elimizden çok çekmişsinizdir. nurdandır. Hüner sahibi pehlivanlar olduğumuzu biUrsirUz. Tacdin. Su ve topraktan değil o. . Dedi ki: «Aslâ onun söylediği gibi değildir. Çeko ve öbür kardeşleri. Siz hepiniz ne sarhoş. Dediler ki: «Yiğitler! Geri durun. Hamiyyetle kalktUar birlikte. Bey heybetine aykırı düşen bu sözü İşittiği anda hamiyyete geldi.kadar. Henüz olgunlaşmadan haykırarak taştı. temiz soydandır. Biz üçümüzü parçalamadıkça. Sizler Memo'yu tutuklayıncaya. Hurilerin ve nazeninlerin baştacıdır. Padişah kızıdır. Bu namerdi zilletle yakalamıyorsunuz Ki ben onu ibret için öldüreyim?» Memo'nun karşısma ikijüz arslan dikildi. Hizmetçiler topluluğuna dedi ki o: «Ey nankörler! Sizler niçin. Sizlerden üçjüz kişi yaralanacaktır. Beylerdendir o. ne de mestsiıuz. yeri saraydır. Hiçbir vuruşun sırasını sizlere vermejiz biz. Biz hiçbir hükme engel olmayacağız. Beşyüzünüz bile öfkeyle saldırsa. Beyim! Benim gönlümü yakan peri. Memo'ya öylece bakacaksmız. Ankadır. Sizler bizim kim olduğumuzu iji bilirsiniz. yuvası jüksektir. Gerçi melektir ama adı Zin'dir». Hükümdarımız her ne ferman ederse.

MEMO ZÎN 333 Elimiz Beyin önünde bağlıdır. Aldılar ve gardiyanm yanma götürdiUer^ Karanlık deUkte kendisini hapsettUer. Fakat ne yapsm? Bu ona ar değil ki. işte el. Hepsi Memo için ağlar. Divan ve meclistekiler dağUdUar. figan ederdi. . Bey ve hünkâr değil ki. «Onu dar delikte hapsedin» dedi. Tacdin o anda ölümünü istedi. Bey Memo'joı tutup Komutanm yanma gönderdi. ayak ve işte zincir!» Bey kalktı. Memo'nun el ve ayaklarını bağladı. Divaneler gibi «Ah» 1ar ve feryadlarla. îşte boğaz. . Hepsi Memo için üzgündiUer. Cellâddır.

Memo gibi zeUl kUar ve hapse atar. Feleğin kini ezelî ve ebedîdir. Sonunda bizi üzgün ve ümitsiz bırakır. Alçalmayı da bizler için gizliden istiyor. Murada ermeden hapse atar. Mutlaka biz âşıklarm gönlünü. En sonra da mezara gömer. Arkadaşsız.XLIV MEMO'NUN ZİNDANDAKİ DURU1M1 Feleğin sevgisi ezelden beri yoktur. Hem hain. Onun yerden çıkardığı her şeji. Önce nazlarla ve edalarla götürür. Adı Memo olan o bahtıkarajm. Elbette yere gömecektir o. hem eğri. Görmüyor musun. her gün güneşi. Toprağm mağarasına atıveriyor? Bilhassa âşıklar topluluğu hakkmda. . kimsesiz ve dostsuz olarak. Yükselmeyi kendisi için açıkça istiyor. hem de münafıktır o.

(2) Kâh âşıklar gibi gönül arzusuyla. (1) Memo oturdu orada âbidler gibi. Her an ağlamaklı bir sesle. ben sana Mecnun. beni sorsan? Leylâ sensin. 22 . Çünkü Peygamberin ağzmdan. Şöylece Zin'e seslenirdi o: «Ey kalpteki yakıcı ateş! Sen bugün gönül Mısır'ında padişahsm. O yer kendisine oldu Nehşeb ırmağı O ay bir gecelik hilâle döndü. Gerçi dünya bana zindan olmuş. Ferhad benim. Sabır gönUeğini sen param. Fakat ben yalnız bugün müslümamm. işte sana kanlı gözyaşlanm. Ejderha ağzı gibi iğrençti. Ey şeker dudaklı. Şeyhliği birlik mertebesine erişti. Gülrengi istersen. Birlik mertebesi herhalde ermişlerin bir mertebesidir. sen de benim Şirin'imsin. Günde yüzlerce defa dertü gönlümün. Zindan ona oldu çile yeri. Nekir ve Münker gibi korkunçtu. ya F. Kâh âbidler gibi umutla. : da «"Vahdeti vücut» denilen felsefedir. ölüleri sorguya çeken iki meleğin adıdır. Şu haber doğru olarak rivayet edilmiş ki: (1) (2) Nekir ve Münker.MEMO ZÎN 337 Ağlamaklı bir halde öyle bir çukura attUar ki. Mezar gibi dar ve karanlıktı. O sofu halvet hücresine ulaşmca. Crözyaşlanmın seli tatlı su arkına döndü. Ne olur bazı bazı Züleyha gibi.parça ettin.

alnın mehtaptır. Çünkü sen Şahsm. Her iki «nûn» a jüz kerre yemin ederim ki. ben ise dilenciydim. Ben sana emsal ve kavuşmana lâyık değildim.erkek münasebetleri hakkındadır. (1) YazUmış kitap olan yanağma andiçerim ki. Simanın mehtabıyla andımı pekiştiririm ki. Örgülerinin secdegâhıyla andımı büyütürüm ki. Senin cemalin güneş. Hiç kavuşmaktan ümidimi keser nUjim ben? Nur suresine andiçerim ki. Gerçi o Bekir'in sözüne kulak verdi. On kerre senin bojnm ve boşunun hakkı için. Yüz sene de beni hapsetsen. Nûn «N» harfi demektir. Ne kadar hicrandan ıstırap çekiyorsam. Gerçi çok fazla sersemim ben. Nur suresi kadın . Fakat o kadar da sersemlikten memntmum ben. Kaşlarmm kıblegâhıyla andımı tekid ederim ki. Ama bu hışmı sebepsiz yere etmedi bana. Yüzünün güneşiyle andımı pekiştiririm ki. Gerçi Bey bana hışım etti. Cananım! Sen benim canımda saklısm.hakkı için. Ama bana verdiği bu ceza da yerindedir. Kırk kerre senin zülfün ve beninin. _ (1) (2) . Arapça yazılışı şöyledir: burada maksat kaştır. Bu kadar lâtif ve nazeninsin. (2) Gözlerine karşı ahdim şudur ki: Canımda bir ramak kalmcaya kadar.MEMO ZÎN 339 Dünya gâvurlarm cennetidir. Müminlerin belâlarmm yeridir. O kadar da senden ümitliyim ben.

Yani nefsinizi öyle islâh edi¬ niz ki. dıştan da yanmışımdır. «Siz ölmeden önce» sözü gereğince. Pervanejim ben. Zin'in jüzünün nurunu arıyorum. Hadis şöyledir: «Siz ölmeden önce ölünüz». kalp ve can birbirleriyle temizlendiler. Bu çukur gerçi fazlasıyla derindir. Ten keten gibidir. Ten çürüse de. topraktanım. Bu benim hakkımdır. inanca dönüştü. Fakat adaletten de uzak değildir. Bu.» Hulâsa: «Ölün» mertebesi hasıl oldu. (1) Nefsin temizliği mükemmel oldu. zulüm değildir. Kalbin parlatılması hasU oldu. (1) Bu ve bundan önceki rnısra' bir hadise işarettir. . aşk ateşinin özelliğidir. İçten de. yırtUsa da. O âbidin haUndeki değişikUk. Memo da nefsini öyle öldürdü ve hadisin emrettiği merte¬ beye ulaştı.MEMO ZÎN 341 Ben ise dikenim. tenimi ateşe vermişimdir. zelilim. ölmüş gibi bir duruma girsin. Ruh ajması parlatUdı. sen de mehtapsm. Henüz bir senesi bile dolmadan. Gönül rUIüferdir. daha ölmeden nefsiniz yokmuş gibi. adalettir. Bu kadar zajnf ve gönlü korkağım. Nefis. Ben âbidim ve manastırda otururum. Hatta kırk günü bile dolmadan. Kalbindeki zan. sen de güneşsin. Gönül gam deryasmda boğulsa da.

Gerçek aşk yavrusunun ojom yeri oldu. Bu ağaçlar. Her biri ona bir Zin görünürdü. HayâUyle her nejin yanmdan geçtiyse o. Şekil. öylesine mânayla değişti ki. Sırlar önünde çözülmeye başladılar. Her neye gönülden baktıysa o. O çukur kendisi için dürbün olmuştu. Bütün bu yaratıklar ve Allahtan başka herşey. Sanki kendisi rasatta oturmuştu. . Mecazî arzunun yeri olan o heykel. bitkiler ve haj/T^anlar. ' Her birinden ona bir inanç görünürdü. Baştan başa ona göründüler. mejrveler ve insanlar. Bu maderUer.MEMO ZÎN 34» Nurlar kalbine görünmeye başladUar. Gönlünün aynası öylesine parladı ki.

Gezi yerleri. Memo çukura düşünce. Sabırsız. Ne kadar jiyecek ve içecekler varsa. (1) <1) Şair kendi yüzünün rengini kastediyor. Kendisine hisar. O tel zaferana döndü. Öylesine zajnflamıştı ve incelmişti ki. Memo henüz zindana girmeden önce. Sanki kendisi için hepsi haramdı. Hânî'ıUn yüzünün rengi gibi oldu. Ka-vuşmaktan ümidirü kesmeınişti. Sanki vücudu bir kU teUydi. Vücudu hiçbir güç ve takat bulamazdı. hapis ve zindan oldular. kararsız ve temkinsizdi. Canı hiçbir uyku ve dinlenme görmezdi. salonlar ve köşkler.XLV ZİN ÜMİTSİZLİĞE DÜŞÜYOR VE FELEĞE SİTEM EDİYOR Hicran derdiyle üzgün olan Zin. . sükûnetsiz. Onun da kavuşmaya ümidi kalmadı.

Yalnız bana ve Memo'ya matem verdin sen. «Yarab» zikrinden boş kalmazdı. Yusuf'suz. BerUm yüzümde bir nur peydah ettin. bir garazım yoktur. Canımm ve gönlümün sabrını talan ettin sen. Sonra neden benden sakladm onu? AyrUık ateşiyle beni yaktm sen.» Bazan da zavaUı Memo'ya yanardı: «Ey Yusuf gibi günahsız olan tutuklu î . Beni de bu 'viran evde bıraktm. Yakup gibi üzgün ve iniltiyle. Senin bana karşı bu kinin nedir acaba? Bir defa benim için bir devir yapmadm sen. Yusuf gibi güzel Memo'mu çukura gönderdin. hunhar zaUm! Benim sana karşı bir kastım. Acaba benden ne fayda gördün sen? Bana yakışıklı bir delikanlı gösterdin. Gönlündeki zehiri dök. seherden akşama kadar. Onunla gönlümü yaktm ve yaraladm sen. Ben Züleyha gibi kaldun. Memo'nun yüzünde de bir ışık çUcardm sen. Bfer an dönen çarka şöyle seslenirdi: «Ey amansız. Onunla Memo'nun gönlünü yaktm. muratsız ve jmvasız. Kavuşmak hasretiyle beni öldürdün sen.MEMO ZÎN U7 Akşamdan sehere. Derdini söyle bana. Bana bir Memo'jru da çok gördün üsteUk sen. Önce bana öylece gösterdin onu. Âlem tamamen sevinçli ve neşeUyken.

Zamansız olarak geliyor canımm ve gönlümün içinden. Fakat biriniz bana haberini getirin.49 Benim rahat olduğumu düşünmiyesin. İçimin gıdası da kan içmektir. ikiyüz inilti ve figan. Vallahi. Çabuk haberini geri getir bana. Memo'jm görün. Yüz «ah». Her an senin ajo-ıhğmm derdinden. Ey can! Sen de gönül için onunla birlikte git. Bakalun hali nedir o tutuklunun? HayaUne ne koymuş o gönlü efkârlı? Bakalım bize barışık mıdır. Her zaman senin hasretinin derdinden.MEMO ZÎN 3. Zindan da bize cennet bahçesi olmuş. Ak günlerde ve karanlık gecelerde. Sadece iki gözümden kan yağıyor. İkiniz gidin. Senin halin nedir. yoksa dargın mı? Bakalım bahçesinde bahar mı var. Her iki gözün işi uyanık kalmaktır. ey aydm gönüllü! Benim zindanlım! Oturma arkadaşın kim senin? Benim sevdalım! Yakm dostun kim senin? Ey gönül ! Benim kalbimden çık sen. Yoktur benim için uyku ve yemek. yoksa güz mü? Bakalım kırmızı gül gibi güzel renkU ve lâtif rrUdir? Yoksa bülbül gibi perişan ve zayıf mıdır? Salon bize nUhnet evi olmuş. İşte budur benim halim gece ve gündüz. Ey gönül ! Sen kendisini selâmlajmnca. Ey gönlümün kıblesi! Gönlümüzün muradına andiçe¬ rim ki. Allaha yemin ederim ki. . Ey canımm kâbeşi! AUahm kâbesine andiçerim ki. Berüm takatli olduğumu sanmıyasm.

Senede bir gün bana görünseydi. Beıü de o çukura gönderseydi. Ömrüm bir ramak da olsa. Bir defa görseydim o tutuklujm. bana da hışun etseydi Memo gibi zincirle. Derman etseydim o yaralıja. Gerçekten ölüm bana hak olurdu. prangayla. .MEMO ZÎN 351 Keşke Bey.

Özellikle onlarm eski dert ortaklan. O dertler öylesine bir ateş deryasına döndiUer ki. Mecazî ciIÜerin cUtçisi. O dcKt öylesine serkeş oldu ki. Tamamiyle perdelerden çıktUar. bağladı ve şiraze eyledi: Dedi ki: Nazlı olarak büjütülen Zin ile Memo'ya. Aşktan bir işaret almış olan herkese. Düzenli ve nizamlı olarak.XLVI TACDÎN VE KARDEŞLERİ MEMO'NUN KURTAIÎILMASI İÇİN KONUŞUYORLAR Aşk kitabmm bölümlerirUn. Hepsi derüerle hastalıklı oldular. Ve arkadaşları olan Sıti ve Tacdin'e. O ateş öylesine bir etki yapti ki. : 23 . Şu şekilde birleştirdi. F. Dertlerin kapısı bu şekilde açUdığı zaman.

Ya bir hamlede Memo'muzu bıraktırırız. Bey sizin için kardeşi serbest bıraksın. Memo'nun suç ve günahlarmı affettireUm. . Biz de öyle bir savaş yapacağız ki.. Yüzlükleri ve zırhları üstümüze giyeüm. Kusurlu olarak Memo'jnı istiyelim. Gönlünün maksadı şuydu: «Kalkıp hışımla Bejin huzuruna çrkalım. nuzraklan ojmatahm. Bileklikleri takalım. hiç konuşmayalım. GörUümüzün derdirU derman etmiş olur. mücadelesiz ve şahlamşsız. Yine de o dertie mübtelâydUar. Savaşsız. Yahut bu başı ve malı o yolda feda edelim. Sıti'nin derdi Zin'in hayaUydi.. Tacdin ise Memo'nun derdinden deUye döndü. Gürzleri sallayalım. Eğer Bey bu şekilde Memo'jnı bırakırsa. hazırlıklı olarak. Biz kaldık ve yarm savaş meydanı. Her üçümüz de silâhlı. Bu savaş divanla olmaz. Bu şekilde Memo'yu Beyden istiyelim. miğferleri başımıza koyalım. Gerçi onlar buıUardan ajmydUar. Artık konuşmak da gelmiyordu gönüllerinden.» Arif şöyle dedi: «Ey Zaloğlu Rüstem! Bu iş bence imkânsızdır. Her an kardeşleriyle kavgahydı. Asla bu işi düşünmejin siz. yarm bineUm. Bir defa gideUm Memo'joı rica edelim. Yahut da hepimiz erkekçe başımızı veririz. En ijisi şudur ki. Yok eğer inat üzerinde İsrar ederse.MEMO ZÎN 359 Derüer yeıUden onlara baş gösterdiler.

Gül rengi gömleklerini üzerlerinde yırtsınlar. Dürdaneler mücevher kutularından çıksmlar. Her an nazeninlerden işiteUm. Kimisi gülsün. Her bir kapmm önünde bir kurt durursa. Ecel değirmerUrU öylesine döndüreUm ki. SevgiUler darbelerimizi seyretsinler. Yüzlerce övgü. Sağlamca görUünde yerleştirdi. îjiUğin düşmanlığı baştan başa olur. kimi dua etsin. Eünize sağlık gençler. Şehzadeler pencerelerden baksmlar. Kalkıp bize galip gelmek isterse. Taneler gibi kelleleri öğüteUm. Eğer Bey Bekir için taassup gösterir de. O iki yüzlüyü kapmm önünden atalun.» Tacdin kardeşinin sözlerine kulak verdi.MEMO ZÎN 357 Baştan gideUm Bekir'i parçahyalım. Şeker gülüşlü dilberler seyretmeye gelsinler. Savaşa başhyacağımız zaman. Her an desin o perizadeler. Botan'ı raksa ve halaya kaldıralım. Dilberler köşklerden sejnretsirUer. . kimi övsün.' beyzadeler! Kimisi ağlasm. binlerce aferin.

Arap soyiu atı ve çıplak rahvanı. Dünyaja heybetinden sararttı.xLvn TACDİN BEYE HABER GÖNDERİP MEMO'NUN BII^A. Boz attan maksat gündüz. alacahdan Siyah attan maksat gecedir. (3) Boz atı kendisi için yeniden eğerledi. San renk saçan kUıcmı da çekince.KILMASINI İSTİYOR Sabahlejin sabahm şehsuvarı. O (1) (2) (3) Sabahın şehsuvarı güneştir. Ateşten olan gürzünü çıkardı. (1) Boz atı alacalmm yerine çekince. Can ve gönülden helâlUk istediler. . (2) Siyah atı tavlada sakladı. raksederek kapıya çektiler. zaman Tacdin ve kardeşleri taraftarlarmdan. maksat da gecedir. Oynayarak. Dağlarm kUıçIarmı ve kemerlerini paramparça etti.

İnsafa sığar mı ki bir seneden fazla. ağalar! îleriji görenler hizmetçilerini öldürmezler. Heybetleriyle düşmanlarmı uyardılar. Artık nakledip Şam'a gideriz biz. ellerinde gürzler.MEMO ZÎN 361 Aniden kUıç ve mızraklarını çıkardUar. Biz dört kardeş vardık ona sadık. Ama bugün gözünde ışık yoktur. Dedi ki: Git söyle «Beyler. aşk ise padişahtır.» . Tajin etti ve Bejin huzuruna gönderdi. Memo sahipsiz olarak zindanda kalmış? Düşmanlarımız bize sevirUyorlar. HaUc arasmda kalmadı jüzümüz. Dördümüz de omm hizmetine olmuştuk âşık. Onun iradesi ise sopa gibidir. Biz dört kardeşiz dört duvar gibi. Memo'nun gönlünün derdini deva etmesini diliyoruz. Gerçi BejinUz ileriji görüyor. Meydanı tozla inlettiler. Tacdin yakmlarmdan bir yaşlıjn. Ya bizim için ijisini yapsm. Onun mutluluğunun köşeleriyiz dördümüz. Çeko'nun ve Tacdin'in ölümü farz oldu artık. Fakat âşıktır. Biz Memo'yu bırakmasını rica ediyoruz. Yahut da bize Bekir'i yoUasm. Derdimizi ona dökeUm. Dördümüzün de başı top gibidir. Suçsuz kimselere de zulmetme. Ki biz ona birkaç söz söyüyeUm. Sanki düşmanlarm mezarmı kazıyorlardı. Sen padişahlara hükmetme. dostlanmız üzgün. Gerçi Memo fazlasıyla günahkârdır.

Bir defa fesat ateşini söndür sen. Sonra fırsat geUnce yeniden yak. De ki: «Biz Memo ve Zin'i feda ettik.XLvra BEKİR KORKUYOR VE YENİ BİR OYUNA BAŞ VURUYOR Elçi sözlerin hepsini nakledince. o zaman aman ve mehil vermeyesin. (1) Durumun kendisi için kötü olacağım arUadı. . Tacdin senden çekinmemektedir. Kıskanç adam durumdan haberdar oldu. Dedi ki: «Memo için af isabetU olur. Sen bu inadını açığa vurma. Sakm ha. Nikahladık biz onları ve Tacdin'e verdik. (1) Kıskanç adam Bekir'dir. ya da beni öldür. Tacdin'i ve kardeşlerini incitme diye? Onlara Zin'i ver. Beyim! Ben demedim mi baştan. Yoksa onlar sana hasım ve düşman olurlar. En iyisi odur ki hiç konuşmayasm.

Biri düşmanlarmm camnı çıkarsm. Mısır kUıcmı kendisi için öyle keskinleştirdi ki. gündüz. Biri kendisi için hastalan ijileştirsin. Kâh gizli geleUm. Biz de geceleri ve gündüzleri. İlâcı nedir? Öldürücü bir zehir. KUıcm halkası. Öbürü de kendisi için sağlan hastalandırsm. Öğütleri. kâh açUtça diye. O kadar şenî şeyleri süsledi ki. Öbürü ölüleri yerüden diriltsin. sabah ve akşamlardır. Gizlemek. Zamanm vakıfları renk renktirler. Bir kısmmı kaldırahm. aldatmacaları ve yalanları. BazUan aydmlıktır. kUıcı o kadar biledi ki. Allah onları bizim için örnek yapmıştır.. Biri kötü adamlara mahsus. Öfkeni açığa Vurma sen.» O dinsiz. YaıU gece. yanlış sözleri.MEMO ZlN 365 Karşısma çıkamıyacağm hasmm. En İJİSİ odur ki idare edeUm. Bazı işler vardır ki öfkeyle halledilmezler. biri de iji adamlara. Hepsini nakışlar gibi kıhca bağladı. Bunun içindir ki hükümdarlara iki fincan gerekir. bihnezükten gelmek ve tahammül ister. bir kısmmı yok edeUm diye. . kmı ve torbası haUne getirdi.. bazılarını gizUyeüm. Çünkü zorla ve vurmakla çözülmezler. Bazı kimseleri çikaralun. Onlar için ustalık ve düşünmek ister. bazUarı da karanlıktır.

Ona de ki: Sen sebepsiz yere benden kaçıyorsun. Bekir'in kendisine söylediklerine İnandı ve elçi adama dedi ki: «Ey ihtiyar ! Yanlış düşünme sen. Sen istedin mi ki ben bahşetmedim? Tacdin ile Çeko aziz ve nazhdırlar. Tacdin'i elimden nasü ucuz kaçıruım? Benim saltanatım. Ona de ki: Ben görUümden Memo ve Zin'i. O. . Key'in Rüstem'idir. nişanım ve makamım. GöıUü öfkeyle yanmış olan Bey. Savaşa hazırlanmış arslairUar öyle yumuşadUar ki. İkisini kan -koca olarak Tacdin'e verdim. Bu namım. o da ejderhadır. Öylesine sakladı ki kimse anlamadı. Onlar nasü isterse hep öyle olacaktır». Elçi. Ben hazineyim. Bejin yanmdan gidince. şevketim onunladır. Bütün farzları da kaçırsam ben. Onun hatırı olmaksızm bana haramdır. Dedüer «Devri ve devleti dâim olsun onun».MEMO ZÎN 367 O kılıcı da başucuna koydu. kahramandır. Sözlerin hepsini onlara arUatmca. Bu şöhretim ve şanım hep ondandır.

: 24 . F. Onlarm ikisidir fesadı uyandıran. (1) (2) (3) Mangaldan maksat yıldızlardır. BEYE YOL GÖSTERİYOR Akşamlejin gök. mangalı koyup. Eğer Bey bana izin verirse. Bekir'i kastediyor. (2) Yani sarı çırayı söndürüp. Onlardır inada sebep olan. Her zaman se'vinçU ve neş'eU olan Bey. (1) Onlardan meşaleji gizlejince. Zin'i ve Memo'joı kalbinden at.XLIX BEKİR. (3) Beji üzgün gördüğü zaman. Dedi ki: «Gam yeme ey devletin çırası! Eğer ömür bana mehil verirse. Sanki matem elbisesine bürünmüştü. Meşaleden maksat güneştir. Ben Memo'yu bir tedbirle öldüreceğim. O kara yüzlü mel'un kâbus. Siyah elbiseji gijince. Bu dertleri ve elenU eğer istemiyorsan.

Ona de ki: Git Memo'joı çıkar. Ben biUyorum ki Memo çok perişandır. göz bebekleri de beyaz. Garaz sahiplerinin onlara söyledikleri sözlere. Memo eğer bu şekilde yok olursa. Sözün menşe'ine gönül vermezler. Fakat saf kalplidir ve işleri ayırdedemezler. Keşmekeş ve çatışma da ortadan kalkacaktır. Onlar sadece ahmaklıklarmdan ve eksikUklerinden. Ben onu sana verdim. Muhakkak ki yaşıyamıyacaktır. Zin'e baktığı zaman. Halkı ve insanları haberdar etme. sen hayat sujoısun.: Bazı beyler vardır ki akUlı ve azizdirler. «Bu ijidir ya da kötüdür» demezler. Pervanedir o maksadı ateştir. Bir zaman kahredebilirsin sen. Gözleri karadır. Memo ölüdür. . Sağ kalacağma inanma. kulakları kalplerine bağlı değildir. «Bu doğrudur ya da yanlıştır» demezler. Onlarm kalbi kulaklarıdır. Onu gördüğü an derhal. sen ebedî hayatsm. Memo susuzdur.MEMO ZÎN 371 Tacdin'i ve kardeşlerini bir zehir şerbetiyle. kendine al getir. Kolayca başarUacak olan işten. Beyim! Sen git Zin'e de ki: Memo aşk ateşiyle yanmıştır. İnanırlar doğruya eğri olarak.

Kırk kerre birisini denerler. akılsız ve kötü huylu kimseleri. Çoğunluk akıUanyla mağrur olur onlar. tahammülsüzdürler. Bedhah. Ta ki imtihan etmeyinceye kadar. Sonra onu kendilerine yakm yaparlar. Çoğunluk danışmaktan uzak kalır orUar. Kötü isimli kimseler onlara vezir ve öncü olur. Onlar da devlete kusur sokarlar.MEMO ZÎN 37Î Kısa görüşlü. Zamanm bu beyliği ve kâhyalığı. cimri ve kötü lüyetU kimseleri. Onlar herkesi beslemezler. Bu kimselere bırakırlar işleri. Şefkat ve siyaset sahibi olan Beyler. Çabuk öfkelenirler. Dünyadaki bu beyUk ve vezirUk. . Getirip kendilerine arkadaş ve kUavuz yaparlar. Devlet adamı ve zeki olan Beyler. Kötü. İkisi birbiri gibi ojmarlar. İkisi de boş ve birbirinden seçilmezler Sen «Elhak» demedikçe. düşüncesizdirler. soylu. (1) Nasıl mutlak vezir olursun? (1) Yani herşeyi kabul edip «Evet efendim» demedikçe.

Ben ona boşuna eziyet ettim. . deli ve tutkun olmuştu. Şöylece bize nakletti macera ja: Bey istişareyle ve kararla. Senin aşkm onun akimi kaçırmıştı. Sersem. O hapis hayatını bir sene uzattım. Ve perdeyi sırrm üzerinden kaldırdı. Bunun içindir ki ben onu hışurUa zindana gönderdim. Divane kimseler zincirle tedavi olurlar diye. Zin'i çağmıp yanma oturttu.BEY ZİN'E MEMO'YU GÖRMESİ İÇİN İZİN VERİYOR VE ZlN BAYILIYOR İşin içjüzünü bilen akıllı ihtiyar. Harem sarayına gittiği zaman. Dedi ki: «Memo'nun kalbiıU kırdığımız yeter. Biz bir akıllıdan tedbiri öğrendik. Benim ona yaptığım haksızlık ve zulümdür. O zulmü sen ettin. haksızhğı da o yaptı.

Senin. Aşkmızm derecesirU öğrendim. Senin. Utanma perdesiyle zaptedilmişti. Elbette cezasmı görecektir. Şimdi ise canü gönülden. O ölüdür. O sersemlik ilâcmı da ona sen verdin. sen ise Fırat pmarısm. çıkıversin bülbiU. O seni görmeden kalbi ağrımadı. ellerine ve ayaklarma bağladığm ziUüf . O hastadır. O padişahm emriyle memurdur. SerUn sevgindir onu yaralıyan. O susamıştır. Yine git sen. sen ise hayat pmansm. kendisiyle konuş. Ve zavallıya iki cadı gibi saldırttıysan. bojmuna geçirdiğin halka. Onun gönlünün ve ruhunun önüne kurduğun tuzak oldu^ Sen nasıl iki ahuyu çUcardıysan. Şüphesiz Memo gerçek âşıktır. Senin güzelliğindir onu tutkun yapan. Ona sitem edecek kimse. Siz ikiniz kemal derecesindesirUz. O susuzdur. sen ebedî ruhsun.MEMO ZÎN 37> Bunun sebebi aşkm kemale ermesini sağlamaktı. kendin için bırak onu. .» Kalbi aşk dolu olan o örtiUü hatun. Kalbimiz onu tasdik ediyor. Zincirlerini çöz. Ey açUmamış kırmızı gonca giU! Kırıver kafesi. Kavuşmaya lâyık ve makbulsünüz. sen ruh veren susun. Onun kalbine isabet eden oku sen 'vurdun. O sürmeji gözüne sen çektin. Kavuşmanm aşkınızı iptal etmemesini sağlamaktı. Bir akrep gibi kalbini soktu. Günah olmayan özürle mazurdur.

. Merhamet dalgalan kajmadı. Ciğerinde ikijüz yara bulunan Zin. Sanki bin meşe ağacı birden sallandı. Gözlerinde şefkat gözyaşlan topladı.. O gam deryası kaynadı ve taştı. O kadar kardeşi Zin'Ie beraber ağladı ki. Ölüm haUne girdi. Ağzmdan ve burnundan kan f ışkırdı.MEMO ZÎN . âdil Husrev! Haksız yere rUye onun katiU oldun sen? . Taşarak kaynadı ve perdeji jorttı Perdeyi yırttı. Dediler ki: «Ey hakşinas. İki deniz arasmdaki utanma berzahı kalmadı. Bey garazla Zin'e güldü. Aniden onunla ağlaması geldi. Zin kırmızı giU gibi kalbinin kanma boğulmuştu. O şekilde ağlamanm kajmamasmı savmak istedi. Aşkm kaynamasıyla dalgalanan bir deıUz. ve gönülden kan dalgası Fışkmdı Fırat ve Ceyhun misâU. öhneji diledi. Bey üzerinde ağlıyordu bir biUbiU misâU. Ev halkı hep yanlarmda toplandUar.379 Kardeşi o perdeji kaldırıp atmca. Rüzgâr aradan duvan kaçırınca. Utanmak perdesiyle korunuyordu. Hepsi Beyin el ve eteklerine kapandUar. Hemen şefkat kebabmm tütsüsünden. Sabaha kadar ikisi o halvette öyle kaldUar. Sanki şaraptı ve şişenin içinden dökiUdü.

yakm ve uzak herkes. Zin'in kulağına Memo'nun ölüm haberi girince. ölümünü kendisi için fırsat buldu. tJzerine gözyaşlan döktüler demek İstiyor. Kanal sularmı servinin üzerine döktüler. Zin iffet bahçesinin servi fidanıydı Sedef kutunun içindeki pâk inciydi.MEMO ZÎN 881 Zin masunduk bahçesirUn giU fidanıydı. Feryadlar göklere jükseldi. Suçsuz yere canını bedeninden ayırmamahydm. Dedi ki Beye: «Ey mutluluğumun sebebi! Benim düğünümde üzgün olma sakm. masum ve nazik bederUni. Gördü ki Bey yağmur gibi gözyaşları döküyor.» Bey dedi ki: «Yanlış hayaller kurmajan. Şahım! Sen ruhuma izin verdin. Suçsuz yere ömürden mahrum etmemeUydin. Mateme girmişler tamamiyle. Mercana çevirmek sana yakışmazdı. O baygmdır. Bu şekilde yerlere sürüp kanlara bulamamahydm. O. Berüm ruhum gidip Memo'nun ruhuna ka'vuştu. (1) (2) Tuba cennet ağacının adıdır. ben onu öldürmüş değilim. Kalkıp dört tarafa baktı. Lâtif.» (1) Harem halkı Zin'in üzerine koştular. Sanki ölmüştü de yeniden dirildi. ÂrUden biri dışarıdan geüp. (2) Hanü manlarda matem ve yas koptu. . «Memo öldü ve canını verdi» dedi. Harem halkı. Benim ruhum onun ruhımda kayboldu. Ben Zin'i nasU bile bile öldürürüm? O Harem cennetinde Tuba ağacıdır.

Can tenden çıkıp gidince. bugüne kadar gitmemişti. Hulâsa ka'vuştuktan sonra. Bir an durdular ve dinlendUer. Benim güçsüz ruhum jürüyüp gitti. Kâh ebedî kalmak smırma gittiler. . Memo'nun ruhundan da ona bir ışık kavuştu. Siz bu yolculuğu yanlış okumayın. Ruhum! Sen göniUden rıza verdiğin zaman. şerefi ve senin rızanı korumak için. Onlar ebedî cihana gittiler. çünkü Senin iznirU bekliyordu. sıfatlarm deryasmda. Bizim şahitlerimiz büjiik meleklerdir. Mekânları kabul etmeyenler. Birbirine emin oldukları zaman. O zerreler güneşe kavuştular. Ruhum derhal vücudumdan çıktı. Benim takatsiz vücudum ağırlaştı. onun için kalmıştı. tehlikelerin denizinde. O da Memo gibi üzgün ve tutuklu kaldı.MEMO ZÎN 383 Senin ağzmdan ikrar çıkmadıkça. O zerreler. Kâh yok olmak sahiUne geldiler. O damlalar. O. Canan onu gördü ve can cana kavuştu. Lâmekânlarda seyredecekler. OıUar fani sarayları terkettiler. Hulâsa toprağm merkezinden. Namusu. Ruhum ten hapishanesinde tutuklu kalmıştı. O güzelUk meşalesi ve ışığı. Şahım! Sen ten memleketinde sala verdiğin zaman.

Fakat jüksek himmetii bir padişahtır o. Musa'nın Tannyla konuştuğu vadi. Bu zerreyi güneşe ulaştırdı. O padişahça jükselmenin lâyıkı oldu. Biz bu ruhu vücudumuzdan sattık ve ajnrdık. Asla birbirinden ajnnlmadan ve başkalaşmadan. Beni alıp Turi Sina'ya götürdü. Onun kalbidir Mukaddes vadi. Gerçi sizin yanınızda adı Memo'dur onun. Allaha yaklaşmanın lâyıkı oldu. Bu haber benim için garip değildir. Onlar zata doğru yola çıkmca. Siz bunu benim hünerim kabıU etmejin. Gerçi o ruhuma görünüşte «Kop» dedi. Bana gösterdi oraja ve berU de kendisiyle gördü. Ben bu yolculuğu ruhumla yaptığım zaman. (1) Hz.MEMO ZÎN 385 Asla birleşmeden ve ajrrUmadan. : 25 . Beni bu perdeden dışarı çıkardı. candır. (1) Onun ruhu hak nunmdan ışık aldı. Ruhtur. Arkasmdan da derhal «Dön» dedi. Zat sayesinde ebedî zerreler oldular. ben ise kuru bir etim. Candan Müridi bulunduğum şeyh. F.

Yargıcm huzuruna helâllik almış olarak çıkayım.» .MEMO ZÎN 387 Geldim ki sizlerden helâllik alayun. Yine döneyim yanmızdan raksederek. Sizler de beni yolcu edesiıüz diye. Gfeldim ki sizinle vedalaşajnm. Has eeımetle mutlu olayım.

Eğlence ve sevinci biraraya getir. merhamet serUn. Oturup vasiyetini Beye Şu şekilde anlattı ve ikrar etti: «Ey ruhlann ve gönüllerin padişahı! Kızkardeşin sana feda ve kurban olsun. Memo beıUm olsun. Ben Memo'yu kendime seçtiğim gün. Gamlar bana teslim oldular. Sana kurban olsun günde ikijüz Zin. Gam iUkesinde zafere ulaştım ben. Ben kendi hisseme kanaat getirdim. Gamlar benim olsun. Saz mecUsini tertip eyle. Otur sen tahta Husrev gibi. Altm tacmı jüzünün üzerine eğ.LI ZİN'İN BEYE VASİYETİ Zin onlara bu kerametleri gösterince. saltanat senin. Bunca mertebeler ve makamlar gösterince. . Senden rica ediyorum olmayasm üzgün. Bütün gamlan da kendime seçtim. Şahım! Benimle ihtilâfa düşme.

MecUs onlarla yaldızlansm. Ama ruhlarımız bir birine kavuşacak. İhtiyarları. NasU şehirde törenler yaptırdıysan. Bu çağrıya gelsin fakirler. Kutlama yeniden düzenlensin. Bu çeşitler haddinden fazla olsunlar. Meleklerin davetU oldukları düğünde. Hazırla şerbetier ve yiyeceklerle. kocakarUan yeniden dirilt. Buhur çeşiüeri de çokça olacaktır. Meleklerin dayetli olduklan düğünde. ûd ve anber çeşitleri. Tenbih et. Bizim haj^anhğımız zail olmuştur. Çünkü ben ve Memo melekler gibijiz. . safa sürmenin usûllerini. GüzelUğe ve güzel kokulara meyilUyiz. Eğlencenin ve mutluluğun vasıtalarmı. Bu nimet çeşitleri çokça olsunlar. Gelinler gibi süslensinler jine. Şeker gülüşlüler başıma toplansmlar. Sıti'ji Tacdin'e verdiğin gün. zübad ve ceylânlarm keselerindeki misk.MEMO ZÎN 391 Pâk gönüUeri ve deUkanlUan sarhoş et. Buhur. Serpmek için para tabaklarmı çoğalt. Gerçi vücudumuz çukura gidecek. Hep rakısla ve halayla sallansmlar. SevinçU olmanm. Ferah verici şeyleri topla. dükkânlara ve çarşUara. Güzel kokulan birbirine kat. RuhanîUğinüz de kâmil olmuştur. Azad eyle cariyeleri kölelerle. Gülsuyu. Söyle Botan halkı binsinler. Askerlere emir ver hazırlansınlar. Gelin ve güveyi de cennetlik olacaklardır.

Sıti'rUn içinde oturduğu taht gibi. Mezarlığa gideceğimiz zaman. Altm nakışlı ve renkli bir tabut.MEMO ZÎN 393 Bajrramlarda olduğu gibi başları ısmsm. Sazcıları ve sazları hazırla. Sağdıç olsun o berüm Memo'na Se'vinç olsun o gamlarımla. Sen Sıti'ji yolcu ettiğin gün. Parçalan altmdan olan bir sanduka Onun kapağı zemin renginden cilâlı olsun. Se'vinçU ve gülümser olasm. Gözlerin önünde itibarsız yapmıyasın. Nasıl Memo Tacdin'e sağdıç olduysa. geUn ve güveyi. Bugün bizim için iki misü. O kadar ki birbirleriyle cirit oynasmlar. Tacdin'i de Memo'ya sağdıç yap. Halk ağlayarak demesin ki: «Sıti'nin düğünü ne güzel bir gündü! Zin ezelden beri ne karabahtiıydı!» Benim cenazemle birlikte Sıti gelsin. Usûlü öyle yerine getiresin ki. Ne kadar sevinç yaptırdıysan. Onun halesi parlak ve cilâlı olsun. Çejizlerimi ve hazırlıklarımı lütfet. AjTien o perinin oturduğu tahtaravan gibi. Tacdin de Memo'nun cenazesiyle gelsin. Rica ediyorum dikkat edesin. . Sakm ikimizi.

Muhaliflerden dökeceğin kan. O vakit. Ne kadar üzgün se'vindirirsen. Düşmanları defeden hışım. Savaşta söyleyeceğin saz. Ne kadar huzura ileri gelenleri ve halkı çağırırsan. Şahım! Sana vasiyetim olsun. Kendin için her ne harcarsan. Mazlumları zalimlerden kurtarman. Yük eşeğinin ulufesine varmcaya dek. Ne kadar tahta otmursan. Zalimleri ortadan kaldıran ceza. Ne kadar hazine doldunırsan. Hazinelere her ne koyarsan. Ne kadar elbise dağıtırsan. Öyle yap ki güvejirUn önünde iftihar edejim.MEMO ZÎN 39. Ne kadar tutuklu serbest bırakırsan. . Ne kadar kumaş biçersen. Ne kadar çok ijiUk yaparsan. Her gün ne kadar asker çağırırsan. Ne kadar maaş dağıtırsan. HepsirU çeyiz defterine yaz. Hakikati ve mecazı düşünme.5 Ey karşılık beklemeden ijilik yapan! Ey maksadlan ve muraüan veren! Bir sene tamam geçinceye kadar. Ne kadar esir azad edersen Ne kadar hükümet iğlerinde konuşursan. Hepsini benim niyetime sarf et. Her gün gaza niyetiyle. Ne kadar jiyecek dağıtırsan. Av köpeğinin jiyeceğine varmcaya dek. AUah için icra edeceğin adalet. o anda utanç dujonayajnm. Ne kadar yoksul zenginleştirirsen.

Benim ve Memo'nun hakkında ayıplamıyasm Yararlı Memo öldüğü zaman. Kalbine merhamet ve jmmuşakhk gelsin. doğru ve inanarak. Bu çok oldu. Hemen derdinden kurtulunca. Sana ve Memo'ya pişman olmuşumdur. Beni onunla perdesiz olarak gömdüresin. Eğer ölseniz. Senden uzak olsun mezarımız derindir. Beni de onun yanma gömsünler. Eğer ölmüşse onu yerüden dirilt. senin de başmı ağrıttım. Bey dedi ki: «Git sçn Memo'jm gör. Sen ve Memo bir birinizden ajn:Umıyacaksmız. Bu kadar dikkatle söylüyorum ki.MEMO ZÎN 397 Gerçi ben çok uzattun. Mezarlığa kadar onunla olacağım. Sana kurban olajnm amacımız uzaktır.» : . Beni ondan yana derbeder etnUyesin. İnan sen.» Zin vasiyetinin sonunu getirince. Ben onun cenazesiyle geleceğim. Ben öldüğüm zaman izin veresin. ya da kalksanız siz.

Güneş. Aldılar onu merasim ve ahenkle. dadı. vefayı ve merhameti görünce. Hep beraber burçlardan çıktUar sanki. O Zühre bir zerre gibi raksederek. . Kalktı. baştan ayağa kadar süslenerek Bir güzelUk deryasma döndü. Dadı. Bu sevgiyi. Zân biliyordu ki murada kavuşulmaz. Sıti ve.LII ZİN MEMO'NUN YANINA GİDİYOR Zin bu sözleri işitince. Has halvetin sır mahrenü oldu. Sıti ve yüz nedime. ErrrUş şeyhin has halvetine girmeksizin. Yüz nedime. mücevherlere boğularak. İnci taneleri sedeflerden çıktı sanki. Onlar halvet yerine ulaşmca. ay ve gezegen yUdızlar gibi. Hapishanenin kapısmı açmca.

O fukura. Dadı ve Sıti biraz önde gittiler.. Hunhar aşkm deryasmda boğulmuş olan Memo. öbürü gümüş gibiydi. Memo'nun başmdan da bir ışık çıktı. Memo'nun üzerine acajip bir şimşek vurdu.MEMO ZÎN 401 Hepsi meşaleler ve fenerlerle gitmişlerdi. EUnden çıkarmış bedava olarak. Kalbinin kanı dışarıya aktı. Dediler ki: «Gördük biz duvarın sathından. Göğsünün feneri öylece ışıksız kalmış. Derhal birbirinde kayboldular. Biri güneş gibi. Zindanı bize gül bahçesi alanına çevirdiler. 26 . Memo da böylece kendinden geçti. Onlar tutuklulara sordular. Biri altm gibi. perişanmm halini. Bedeninin gül bahçesi öylece susuz kalmış. öbürü ay gibiydi. O güneş ve ay birbirine kavuşunca. O kadar aydm ve ışıklı oldular ki. Birbirinden ışık aldıkları zaman.» Ey gönlünün güzü açUmamış kimse! Ruhun tecelUsini inkâr etmeyesin. Birbirine ışıklarım aksettirdikleri zaman. Memo'yla birUkte tutuklu olanlar. Pahabiçilmez bir inci tanesi gibi olan canmı. BaktUar ki sedef misâli kıyıda.

(1) Yahut tenasüh. . O senin ruhundur. (2) Tenasüh: Bir canlının ölümünden sonra. ya da giriş ve çıkış olduğunu düşünme (2) Bunun masal olduğunu sanmayasm. Yarin adıyla kendine gelmedi. Değerli Memo'nun sohbet arkadaşlığı..» Yari görmenin duru sujruna dudakları susamış Memo. O mürşit onlara ijice baktı. onunla ta¬ mamen birleşmesi ve AUahm da varlıkların içine girmesi. Dediler ki: «Memo! Kalk Zin geldi. gerçekten geldi. Bu gö¬ rüşü İslâmiyet kabul etmemiştir. Bir çeşit görmektir. (1) Hulul : Bir vücudun diğer bir vücuda girmesi.MEMO ZÎN 403 Sakm bunun huIûI olduğunu düşünme. Tutuklu Memo'nun halvet arkadaşlığı. Başmdan kajmama dumanı tavana gidiyordu. O kadar kalp damarını çektiler ki O kadar gülsuyu jüzüne serptiler ki. Arkadaşlarmı da haberdar eyledi. Bunu da İslâmiyet kabul «tmemiştir. fakat eksiktir.. Hayli kendisiyle konuşup seslendiler. Yalnız başmdan bir duman çıkıyordu. Onun kalbi onların kalbini etkiledi. Yar ve ağyarın üzerine gerilen bir perde oldu. Yine de vücudunda bir can sezm-ediler. Yahut zayıf ya da boş rivayet olduğunu sanmayasm SerUn gördüğün rüya işte bu mertebedir. Dadı ve Sıti Memo'nun üzerine gittiler. Aniden ölen o çıranın. ruhunun başka bir canlıya girip tekrar dünyaya gelmesi. yalandan değil.

(4) Kâbenin etrafmda bir-iki tur tavaf eyledi. ondan maksat da Zin'in önüdür. O duman ışıktan ışıklandı. Hilâlden maksat kaşları.MEMO ZlN İOTy Sommda Zin geldi ve önünde durdu. Hilâlla birUkte güneş göründü. Pervane dedi ki: «Sen iji bir rehbersin» Mum dedi ki: «Sen iji sevgilisin» Pervane dedi ki: «Sen yol göstericisin» Mum şöyle dedi: «Sen hayat bahşedersin» Haleden maksat yüzünün üzerindeki peçedir galiba. O mumun başmdaki dumana isabet etti. (4) Hacer-Esved : Kâbenin duvanndaki kutsal taş. (2) Zin Memo'ya şöyle seslendi açıkça: «Kalk. ib¬ rahim'in Kâbe karşısındaki yeridir. Birbirine birkaç söz söylediler. İbadet için halvete girmiş Memo. Durdu namaz yeride ve Makamda (3) Alnmı Hacer-Esvede sürdü. güneşten maksat da yüzüdür. Kanaüan yandığı zaman. O dolunay önündeki haleyi kaldırmca. (1) (2) . (1) CemalirUn önünden perdeji kaldırmca. O ışık göğüs kandilini doldurunca. İçine üflediğim ceset!» O güzeUn ağzmdan çıkan sözün ışığı. Maksat Zin'in yüzündeki bendir. Önce sadakatla o anda Zemzem suyuyla abdest tazeledi. Makam: Hz. Kalktı tavaf niyetiyle. (3) Namaz yerinden maksat Zin'in önüdür. Pervanenin kanatlan mum yağma değdi.

Birbiriyle bu şekilde konuşurlardı. Birbirine sonsuz sevgilerini arzederlerdi. Artık tasarrufları kalmayan o bağrı yanıklar.MEMO ZÎN 407 Pervane dedi ki: «Sen gönül aydmlaticısm» Mum şöyle dedi: «Sen göğsü yakarsın» Pervane dedi ki: «Sen çare bulursun» Mum şöyle dedi: «Sen gönüle teselU verirsin» Pervane dedi ki: «Sen padişahsm» Mum şöyle dedi: «Sen kıblegâhsm» Pervane dedi ki: «Sen AUahm hurisisin» Mum şöyle dedi: «Sen AUahm nurusun» Artık mükellef olmayan o susuz dudaklUar. .

Bey perişan olmana sebep oldu.LUI MEMO ÖLÜYOR Dadı. Zin de geldi. Mecnun'san eğer. Hastaysan eğer. Susuzsan eğer. sen akUlısm. Pervaneysen eğer. Nilüfersen eğer. güneş sana bakıyor. işte hayat sujm. Kokularmdan mest oldular. Sıti ve nedimeler. Bigâne ohna. Tutuklular. zindandakiler. . Zin deUrmene sebep oldu. Konuşmalarmdan duygulandUar. Bu şekilde divane olma. Ölüysen eğer. Şimdi Bey senin hakkmda merhamet sahibi oldu. Vamık'san eğer. Onlar Memo'ya dediler ki: «Ey ciğerhun! Bizler geldik ki deU olmayasm sen. üzerine îsa geldi. üzerine geldi Lokman. işte mum parladı. yanma bizzat Leylâ geldi. işte sana Azra! Bülbülsen eğer sana gül hazırdır. seninle konuştu. mahpuslar.

Huzuruna çıktığm zaman derhal. O şekilde serU mutlu edecektir. Senin ondan görUünün isteği neyse.. Biz kajnıt ve zincirlerini çözdük ki. ya geUr veya gelmez. Canmı satan kimseji bulamazsm. Her zaman sana murat olan Zin. Kalkıp bizimle Bejin huzuruna gelesin. SerUn düğününü yapmaya kararlıdır. Sana yönelmiş bahtm ve devletin. Ömrünü ucuz satma. Ben esirlerin kölesi olmam. Onun gölgesi devlet kuşunun kanat gölgesidir. zayi etme.MEMO ZÎN 411 Canmm ve gönlünün eUnde bulunduğu huri. Dünya farUdir. Yine akUIa kendini tanı. IjiIik sahibidir. Ecel kadehini içinceye kadar. Bu sihir ve hayal ojTmları. O hüner sahibi şöyle dedi: «Ben hiçbir bejin huzuruna gitmem. . Deülik zincirini at. Toplamıştır senin için dost ve ahbapları. Bu mecazî beyUk ve vezirUk.» Memo bu öğütieri işitince. Nasıl istediysen öyle geldi yanma. Hazırlamıştır elbiseleri ve yerleri. Beyhude yere canmı satma. Seni muradma kavuşturacaktır. cömerttir.

alnunız açıktır. O. bey değildir.MEMO ZÎN 413 Hepsi boş ve farüdir. O beylerin ve padişahlarm şehinşahıdır. Beyhude yere bu farU meskende. başı eğik ve merdût olarak. Sonuçsuz ve ölüme mahkûmdur. Biz azizlik ve naz bahçesinin turfandalanjoz. O fakirlerin de. Ölümü olan bey. Günah ve töhmetleri de bağışlayan odur. değişmez ve zevalsizdir. Cennet bahçesinde süslemiştir. Hâşâ ki bu f arU sarayda. O padişah ki güzeUiğin ajmasmı yaratmıştır. Hayvanlar gibi zina edelim biz. Ve onda bize görünmüştür. Bizim düğünümüzle övünüyorlar. Onlar göç etmemizi beküyorlar. cennet bahçesinden daha jüksektir. Azledilmez. Bizi görünmeyen âlemde evlendirdi. Okunu zülüfle ve benle göstermiştir. AUahı görmenin yeridir. hükümdarlarm da hükümdarıdır. O hikmet ve kudret sahibi bir beydir. Fakat âşıklarm cermeti ajnrıdır. . Biz beyler bejinin huzuruna çıktik. Azlediîebilen bey esirdir. Allah bizim için hurileri ve cennet çocuklarmı. Yüzlerce şükür ki bekâr ve bakireyiz. Ve eteği kırUmış olarak. Giremez oraya hiçbir huri ve cermet çocuğu. Şüphe götürmeyen emriyle bizi ebedüeştirdi. Ebedi Adin cennetine girmeden önce. Beden fenerini yaldızlamıştır. Ve utanarak AUahm huzuruna gideUm.

sanki hiç yokmuş. .» Memo son dileğini dileyince. Derhal önünde kapı açUdı. Çünkü ondan başka hiçbir maksadımız yoktur. Önünde kafes açUan kuş. Uçarak gidip AUaha kavuştu. Gönlünün kanatlarmı çırptı. Şahin gibi yer merkezirUn zincirinden. EUerirU toprak zincirinden çekti.MEMO ZÎN 415 BİZ onu diliyoruz Allahtan. öyle uçuverdi ki.

deUkanlUar ve samimiler. figan ve ağlama. Hep birlikte Memo'nun üzerine koşuşuyorlardı. Şehirde hoşgönüUü bir tek fert kahnadı. İleri gelerUer. çocuklar ve gelinler. ten hapishanesinden aynhnca. Şehirde feryad ve figan koptu. Kadmlar. Tacdin ve Bekir tesadüfen. ölüm haberirUn geldiği yere koştular. Hepsi sarhoş ve sersem oldular. Bir yerde kar^UaştUar.LIV MEMO'NUN YASI VE BEKİR'İN ÖLDÜRÜLÜŞÜ Haberdar olan mâtemzade. ' 27 . Botan halkı büjüklerden küçüklere kadar. Oldu velvele. OrUar dert üstüne dert kattUar. Beyzadeler. ekâbir ve büyükler. Sanki deprem olmuştu. kızlar. Bize şöylece ağıtı verdi: Dedi ki: Can.

Her kinU görürse o ejderha.MEMO ZÎN 419 Tacdin dedi ki: «Ey âlemin fesadının sebebi! Ey insan şeklindeki şeji. Çaresiz Beye haber götürdüler. . Memo hakkmda sakat konuştun. Şüphesiz ona kaatil olurdu o. Ey maksatlarm ve muratların engeU! Ey Memo ve Zin'in perdesini jmrtan! Ey yaranın üzerine dağlama çeken! Çok nedametU. Sonra kardeşinin üzerine yetiştiği an. Tacdin başmdan tacı ve tomarı. Hâlâ da gözlerime görünüyorsun. Bekir gibi yere sermek isterdi. Memo ölecek. Ta ki Memo'jTi eUmden çıkarmcaya kadar. sen de sağ kalacaksm ha. Kardeşiıün hasretinden deUrdi âdeta. habis ibUs! Yetmez mi artık? Kıyameti kopardm başıma sen. O güzeU şehit olduğu yerden kaldırdıkları zaman. Belâlı vücudunu canmdan ajordı.an sıfatiı! Ey fitne ve fesatiarm kajmağı. Yine yer jüzünde dolaşacaksm ha?» Derhal Bekir'i yere serdi o. Zavallı Memo'nun cesedinin üzerine fırlattı. O çırada bir ışık görmedi. Hiç kimse onun karşısma çıkamazdı. Bey geUp ayağma zincir bağladı. Onlar cenazeyi kaldırdıklan zaman. Bunca münafıksın ve düşmansm. Derhal onu yok etmek isterdi.

Peçesiz. ağıt seslerine uyarak Cenazenin yanma gitti âdeta ojmayarak. tülbentsiz ve başörtüsüz. Şehirde ne kadar insan varsa. Hepsi matem elbisesi içindeydi. ihtiyar kadm ve dadı. Her biri bir makamla sızlıyorlardı. perdeUler ve örtüIiUer. meyveler. Tabutu başmm üstüne koydu. Şehirde ne kadar meşhur varsa. Tedbirle bağlamış oldukları dev. Hepsi Memo için inüyorlardı.MEMO ZÎN 421 Onlara alâmet göründü. Kale kapısmı ve perdeyi kaldırdı o. insanlar ve karıncalar. Halkm basma kıyamet koptu. . Aynen coşup taşan bir bulut gibiydi. Figanları göklere yükseUrdi. Derhal koşarak naaşa atUdı. Zinciri ve kemendi kırdı o. Ağaçlar. Hatunlar. Üzerindeki bağı ve zinciri kopardı. Evcil hajrvanlar. Ejderha mağaradan dışan çıkmca. Zin kalktı o taptaze bojoıyla. (1) Fes Kürt kadınlarının başlanna giydikleridir. Zühre jüdızı gibi. Ağıt söyUyenler. (1) Baştan ayaklara kadar hepsi karalar giymiş. Gtönül isteğiyle Memo için karalar giymişlerdi. cansızlar ve kuşlar. vahşi hajrvanlar. O kara gijrmişlerin siyah topluluğu. OrUar ahenkle ağıt söylerken. başlarmda fes. Gece kuşu gibi inleyip söylerlerdi. Saç örgülerini çözmüşler.

MEMO ZÎN 423 Gülrengi yanaklardan o kadar. Oldu eski bir gelenek. kıyamete kadar. Bu matemi ve bu karalar gijinmeji. . Sanki ilk bahar mevsirrUnde. peştemal ve peçeji Botan halkı o zaman âdet edindUer. Bu çarşaf. Gül bahçelerine yağmur yağardı. Birlikte kanlı gözyaşlan dökülürdü ki.

. Âlemi onun yok olmasıyla se'vindirdi.LV ZİN BEKİR'İN LJESHİNDE KONUŞUYOR OıUar mezarlığa gittikleri zaman. Ravî bana şöyle rivayet etti: Zin bu hikâyeyi işitince. Ağıtsız. Şöyle dedi Beye ve Tacdin'e: «Ey izz ve temkinU şah ve vezir! Rica ediyorum inadetnUyesiniz. O zaman buğzu da rakîblere verdi. Sevgiji sevgililere verdiği gün. Murdar gibi attUar onu yere. Yerlerin ve göklerin yaratıcısı. Sordular: Acaba bu hangi zavallıdır? Dediler ki: Cezalı Bekir'dir. İki direk üzerinde getirilen bir ölü gördüler. Çiinkü insanlar ve cinlerin AUahı. sahipsiz ve gam ortaksız. Tacdin onu dünya jüzünden yok etti. Bu fesat kaynağı hakkmda.

GiiUer dikenlerin gagasıyla korunm". Tarikatımıza dahil oldu. Gerçi görünüşte muhalefet etti. o bizim için dikendir. Ajma bu kadar berrak olur ancak. Sakm Memo'nun bulunduğu şehitükten. Ama bizim hakkımızda çok isabetU davrandı. Gerçi o kendisi için kötülük yaptı. Bekir'i mahrum etmeyin. Sonunda da bize vefa gösterdi o. Biz o köpekle korunmuşuzdur. Aşkunız da bozulur ve zail olurdu. O da bizim yolumuzda şehittir. Eğer o olmasaydı aramızda engel. Baştan gerçi bize cefa gösterdi o. gerçeğe kavuşmamıza vesile oldu. Hazineler de jüarUarla beslenir. Hâşâ ki sevgiyle yanmışlardan başka. Biz yüksek yere varacağımız zaman. Hiç mümkün müdür ki su ve biUûr. buna dikkat edin.MEMO ZÎN 427 Bizleri yokluktan varettiği zaman. .» İnsaf sahipleri için insaf. o bizim için jüandır. înanm ki o mutludur. O da eşikte köpeğimiz olacaktır. Biz kırmızı giUiiz. Biz hazineyiz. Bu kadar kin kabul etmez olsun? Hâşâ ki aşkla pişmişlerden başka. Bizler birbirlerimizin lâzım ve melzûmlanjnz. Sakm bizim bulunduğumuz mezarliktsın. AsImda bize muvafakat etti. O.

Bir kimse bu kadar vefa göstersin. Bu topluluğun hujru merhamettir. . Bunun içindir ki ceımet nimetina lâjoktırlar.MEMO ZÎN -429 Bu kadar cefa gösteren bir kimseye.

Topraktaki mezara gömdiUer. Günahsızlik suçunım kurbanı olan Memo'jru. Bir selvi oldu. O jrUanı da ajrak ucuna gömdüler. Padişahm beratı gibi. . mezarm üzerine gölge bırakarak.LVI ZtN DE ÖLÜYOR Hulâsa ceUâd aşkm şehidi. O inci. Bütün alnı açıkların önderi diye. Sonra Zin geldi o çam fidanı bojmyla. Başucuna bir nişan koydıdar. adaletsizUğin kurbam. Aşk fedaileri topluluğunun öncüsü. Pâk nurla süsledUer. tanesini hazineye koydular. Zulmün maktulü. Yani budur kıyametin serveri diye.

Her an gönül derdinden «Ah» ettikçe. Yağmur mezara yağdıkça. güzeller. Zin'in takati ve gücü kalmajrmca. Yine buluttan derya döküldü. Sanırdm ki aynen nisan aymda. ^AUaha sığmırı»r Onunla sesle. Askerler. Senin yüzün olmaksızm onlar neye yarar? Bu benler. (1) Narlar. sen de bahçıvansın.MEMO ZÎN 433 Perdesiz olarak ney gibi iıUiyordu. Dervişler. reaya ve fakirler. Dilberler. Feryadlan mavi çarka yükseUrdi. : 28 . Şüphesiz bunlar senden başkasma hararAdır. (1) Siyah bademlerden maksat kaşlardır galiba. ayvalar. ahenkle söylerlerdi. nazeninler. Oturdu zavallı Memo'nun başucuna. şakaklar ve giU bahçesi gibi yanaklar. hepsi lezzetU ve tatlı. Her damlası on inci olurdu. jiğitler ve beyler. bu cemal ve yüz bahçesi. F. Memo'ya şöyle seslenerek konuştu: «Ey vücudumun ve canımm mülkünün sahibi! Ben bahçeyim. Hepsinin rengi güzel. periler ve gamlan götüren güzeUer. Senin yetiştirdiğin bahçe saiUpsizdir. Onunla feryad ederdi herkes. O matemzedeler de. Siyah bademler ve elâ gözler. Huriler. Gözyaşlan devamlı dökülüyordu. Bu güzellik. İniltileri kesildi ve güçten düştü. elmalar ve yüksek fidan. Sesleri her dokuz feleğin üstüne çıkardı.

Belki bana bir öfke gösterirsin. GüUer gibi elbisemi jnrtajrun. BiUyorum ki cevap veremiyeceğim. salUpsiz değillerdir. En iyisi pUı-pırtıjn tophyayım. . Ki hiçbir kimse onlardan birşey yemesin. Bana sitem edersen eğer. yapraklar ve mejrveler. Yani şakaklar. Hakkımdır ki yer yer ağrıyayım. SeıUnle kucaklaşacağım zamandır işte. Belki bu yakmma sence makbul olmayacak. En İJİSİ hepsiıU talan edeyim. Halka halka olan menekşe ve reyhanlar. Vücud ve canunm varhğmm terkibi. Korkarım ki beni sorumlu tutacaksm. Bütün bu meyveleri dökeyim ben. Bu bahçe. Senin mülklerindir. Ihtilâttan pâk olayım.MEMO ZÎN 435 BedeıUmin ağacmı silkejim ben. goncalar ve bütün çiçekler. Senin bakışmm adağıydı hep. bahar. Fakat kendi kendime düşünüyorum ki. Belki sen berU değişik görürsün. Bu parlak sünbül ve lâleler. Toprağı ve külleri başıma serpeyim. SeıUn gözleriıUn vakfıydı ne mutiu! HepsirU tamamen talan edejim ben. ziUüfler ve berUer. Senin gibi baygm olacağım zaman yakmdır. ZiUiiflerimin hepsiıU tel tel çekeyim. GüzeUiğimden bir kU dahi eksik olsa. temizleneyim. Nurlar.

Yani o mücevherin içinde bulunduğu sedefin. Çaresiz bedeni canından ayrUdı. Memo'nun mezarmı kucakladı.» Zin bu şeküde gerçekleri dile getirdikten sonra. Hazır olanlarm canından yükselen figanlar. Devamh olarak jüce arşa jükseUrdi. Vücudunu o mezara dayadı. Yeniden feryad etmeye başladUar. Eziyet etmeden hiç zülüf ve benlere. Üzerine o kadar inci gibi gözyaşı yağdırdUar. Üç gün üç gece toprak yaygısmdan.. Gönülleri yaralı olan o matemzedeler. Ta ki Zin'i gelenek ve merasimle. . Hak emanetini teshm edeyim. Dünyayla ilgilerini kopardı.MEMO ZÎN 437 En İJİSİ odur ki bu güzeUiğimle. Yeniden o mezarm kapağım açtUar tekrar. Bildikleri gibi gömmeye hazırladUar. Elini tamamen candan çekti. Görenlerin yükselen feryadlan. Bu süsümle ve güzelUğimle sana kavuşajmm. Gözyaşı yağmuru üzerine yağıyordu. Sanki bir mumdu da söndürüldü. O kadar feryadla üzerinde ağladUar ki. Ruhunu Allaim huzuruna gönderdi. Melek bakışlı Mem'onun bulımduğu mezarm.

BirUkte güzelce öldüler.MEMO ZÎN 43» O iki mücevheri bir kutuda. Hulâsa Memo'nun sandukasmı yeniden açtUar. Hayatmı aşkla değiştiren kimse. Dünyanm meyU hiç yoktu orUarda. FasUasız olarak onları birbirine dayadUar. Aşkla güzelce yaşadUar vallahi. Elbette muradmı alacaktır. O ses «Merhaba» diye jükseldi. O güneşi ve ajn bir burçta. Bakir ve ahu açık olarak gitti orUar. Ya da Memo gibi başmı aşka feda eden. Hayatı ve se'vinci onun yoluna feda eden kimse. Gterçeğin bu sırrmı herkes işitince. Zin gibi genç olarak. Buydu nezih aşkm eseri. Her ne isterse ona kavuşacaktır. Hasretzede olarak AUahm huzuruna gittiler. Vasıtasız olarak birbirirUn yanma koydular. Yüzlerce takdir ve aferin oıUara. Toprakla ve çer-çöple bulaşmadUar. . ne mutlu. Nezih ve gerçek âşık olarak gitti orUar. Susuz dudaklı ve birbirinden mejrve yemiyerek gittiler. Bey dedi ki: «Memo! Al sana yar!» Memo'nun cesedinden üç defa ses geldi. Hepsi aşka inandUar.

Hânî'yi aşktan nasipsiz kUma. AUahım! Leylâ'nın gül renkU jüzü için. Canmı aldığm zaman. AUahım! Ruhu kapan yarin hicranmm derdi için. Onun sözleri baştan başa güzaftır. AUahım! Gam yiyenlerin yakarışları için. AUahım! Memo ve o aşkı için. AUahun! Sevgiülerin tatlılığı için. AUahun! Zin'deki hasret için. AUahım! GöniU dileğine ka'vuşmanm zevki için. AUahım ! Bülbülün gözyaşlan için. haldir. AUahım! Kudret ve büjüklüğiin sevgisi için. AUahım! Mecnun'un kanlı gözyaşları için. belâdır. Onun her zaman söylejip durduğu. Fakat arayıp durduğu da. Yani Muhammed'in dostluğundan. Dostluktan maksadı da onun. O nasıl peygamberUk hakkmda bUgi sahibiyse. AUahım! Aşıkm gerçeğinin kemaU için. AUahım! GüzeUiğin şirinUği için. Onun fUUeri baştan başa aykındır. AUahım! Kırmızı gül içindeki nem için.MEMO ZÎN 441 AUahım! Gerçek aşkm âşıka verdiği yorguıUuk için. AUahım! Rakiplerin düşmanlığı için. AUahım! NazeıUnlerin nazı için. dostiuktur. . Allahun! Mahrum bırakma Ahmed'i.

canım veren Memo gibi. AsImda ise size karşı yaptıkları habistir. .MEMO ZlN 44? Onun sözleri görünüşte sizce selistir. Onu da. Bekir gibi. îjilere bağışla.

Boylarmı birbiriyle birUkte yükselttiler. (1) Bekir'i kastediyor. lâtif ve göIgeUydi. . Sonra Memo ve Zin'in mezarı üstünde.Lvn HER OT KENDİ KÖKÜ ÜZERİNDE YEŞERİR Onlann dari dünyadan ahret sarayına Yürüjüp gitmelerinin sebebi şudur ki. Sahibi gibi o da dikenüydi. Ve yetişti iki tane serkeş fidan. Onlar yaratılış huylarını terk etmediler. YeşU uçlu. Kolları birbirinin bojmuna dolandı. Havaya kalktı ikisi de sarhoş. diğeri çam. O ağaç rahat durmaktan uzaktı. Her biri kendi yaratUışma göre yaratUdı. Biri Jüksek selvi. Aşk ziraatmdan yeşerdi. O hayırdan uzak olanm mezarmdan da (1) Ardıç kıyafetinde bir ağaç yeşerdi.

Güneş ışığıyla da onu beslesen. O soy kendilerinden temizlenir mi hiç? Kırk yU Ebucehil Karpuzunu eksen.MEMO ZÎN 447 Kalktı kendini iki ağaca yetiştirdi. Acıdan başka bir meyve verecek. O sana karpuz olur mu hiç? O meyve vereceği zaman. Ona yüz kerre bal suyu da versen. Her gün damarlarmı yarsan. Her zaman ona gülsuyu da serpsen. sanmıyasm ki. O . Rakîbler gibi onlara sarUdı. Soyca kötü huylu olan yaratıklar. Bir o kadar daha böyle hizmet etsen. Rahat durup geçinmek bilmiyordu o. İki yarin kavuşmalarma engel oldu. Yine kendini o sevgiUlere yetiştirdi. boğumlanna şeker de doldursan. Yaramazlar gibi dolandı o. Hulâsa: O ağacm köklerine ve daUarma. Hasımhğmı aşikâr kUdı o.

O ihtiyar rüyada mı. F. Orada ikibin huri ve cennet çocuğu gördüm. Sırlar ona aşikâr olurdu. Bana şöyle anlattı hikâyenin sonunu: Dedi ki: Âşık ve sevgi sahibi bir yaşlı vardı.Lvm HİKÂYENİN SONU Günlerin devranmdan haberdar olan adam. Toprak âleminden kaybolduğu zaman. Sözleri fecir gibi doğruydu. Gönül âleırUne gaUp geldiği zaman. Ondan kerameüer göründüğü zaman. Uhamla mı. Kendisi düşünceye daldığı zaman Ruhu 'Vücuduna gaUp geUrdi. Onun gönlü Levhi Mahfuzun sırrından Her an haberdar olup haz alırdı. : 29 . Ermiş kimseler de haberdar olurlardı. AUahm arşmda avlanırdı. Gerçeği şöylece açıkladı: Dedi ki : «Ceımet bahçesine gittim.

Bir katı benimdir. Onun içindir ki burada eşikte oturuyorum.» Ben ona dedim ki: «Ey sonu iji olan! Bana durumu açıklayarak anlat. Fakat Allah bu makamı ne için sana verdi?» Dedi ki: «Şeyh! Sen henüz arif olmamışsm. Ben onları dünyadan geri çektim. Ben Memo ve Zin'in ortağıjnm. Dedim ki ona: «Ey mertebeler sahibi! Acaba sen sahip misin. Bu köşk ki gördüğün gibi sekiz katlıdır.MEMO ZÎN 451 Hepsi bir köşkte çalışıyorlardı. Ben burada eınrUyet için eUmde değnek duruyorum. Fakat dünyada bunu öğrenmişsin. GöniU rahathğmı dünyada onlardan aldım. yoksa kapıcı mı?» Dedi ki: «Şeyh! Sen Mm olduğumu bihniyor musım? Ben kapıcı olan o Bekir'im. Fakat bu mülke hisse sahibijim. Ben gerçi sözle onlarm rakibiydim. Dertler ve acUarla mübtelâ kUdım. Gerçi nöbetçi biçimindejim. Fakat kim olduğunu bilnUyordum ben. Baştacı oldular sonunda. Bekir'e benzeyen taçlı ve sUâhlı bir adam. . Fakat gözle onlarm dostuydum. O köşk tamamen değerli ineUerden yapUmıştı. Dağlamalar ve dertierle onlara bojrun eğdirdim. Ama bu mekânda onlarm ortağıyım. Kapmm önünde karar kdıp durmuştu. Bir hazeran değnek vardı eUnde. Gerçi AUahm lûtfu geniştir. yedi katı da onlarm. Ben onlara o kadar siyaset verdim ki.

Onlar da bana bağdan bir çubuk verdiler. Cennete gitti o da. Öbüründe hiçbir tat bulamazsm. Bazı fUUer vardır ki görünüşte doğrudur. AsImda o kötülük rahatlık oldu. Allah onun hakkmda ne yaptı?» Dedi ki: «AUah onu affetti. Bu taksim hazinesirU sırsız bırakmadı.MEMO ZÎN 453 Şunun için onlarm zararma konuştum. müfsitliğim herkesi usandırmıştı. Tacdin ki seni cinayetsiz olarak öldürdü. . Gerçi görünüşte kötiUük yaptı o. Biri cefa kıhğma girmiş adalettir. Sen birirU boşamadıkça. Tâ ki başunı da o yolda feda ettim: Bu iki cihan birbirüUn kumaşıdır. Ben onlara bütün bir cennet verdim. Alem benim kötülüğümün elinden Usanmıştı. Dedi ki: «Ey sonu hayırlı olan günahkâr. Yaratıcı onun kötülüğünü ve günahlarını. Fakat hikmeüerin işaretlerine perde çeken yaraticı. cehenneme gitmedi. Ben onlara okumayı bıraktırdım Onları yerlerden göklere yükselttim. O berU âlemin düzeni için öldürdü. Bazı işler vardır ki görünüşte kötüdür.» Şeyh onun sözünü dinliyekaldı. Âlemdeki kamunun rahatı için öldürdü. Bu iki kuma birbirine çok karşıdırlar. Bağışladı ve ona cenneti yazdı. Biri de vefa kisvesine girmiş hışımdır.

Ya da ceberrut Tacdin gibi. Fiillerinin hepsi haksızlık olanlar. Onlann takviyesi destek olur. İlâhî rahmete mazhar olduk. Bekir gibi suçlu olan insanlar. ne de düşmanı. O sırrı bize bildirmedi o. KinU mahremdir. Çok günah işlemekle mahrum kalmadık. Sakm kötü adamlarm dostu olma. serU kirletirler.MEMO ZÎN 455 Sıradan insanlara bunu dağıtmadı. Sen onlara ne kadar cefa göstersen. Düşmanları olsan seni yaralarlar. kimi de mahrum. Bu himmet âşıklara mahsustur. Onlar ijiUkten başka birşey bilmezler. Yüzlerce şükür ki Tacdin ve kötü olan ben Sadece Memo ve Zin'Ie ilgiü olduğumuzdan. Ya da ijice iji adamlarm düşmanı ol.» Ey dost! candan iyi adanUann dostu ol. Öldürücü. OrUarm dostu olsan. savaşçı. taş yürekü olanlar. Onlara uymak uygun ve yerinde olur. Âşıklarm ijiUğinden affediUrler. Bu mertebe doğrularm yoludur. Onlarm himmetiyle günahları örtiüür. Mahsus onu dostlara ve tanıdıklara verdi. Onlar ijidirler ve ijiüği biUrler. Köpeklerin ne dostu ol. Onlar candan vefa gösterecekler. .

Hoca! Meseleji iz'arUa incele.MEMO ZÎN 457 Bu işaret ince bir gerçektir. Gerçekten yalnız onu hak bilir. Dostiarm üstünlüğü ne kadardır acep? Özelükle dost seviUrse. . Düşmanlar aşktan pay aldıktan sonra. îz'an et zarif bir nüktedir. Ve hakkı anyan bir taUb olursa. Mühendis ! Alanı iyice tahmin et. Ondan başka kimseji hak bUmez. Dostiar mı değer kazanmıyacaklar? Rakîblerin ilgileri böyle olımca.

LK GERÇEK AŞK Ey misalleri ve aldatmacalan dinUyen! Ey kıyas ve te'-viün müctehidi! Hânî aşk şarabıyla delirince. O mesttir. o ney'in sesidir. Sözlerinden haberi kalmadı onun. Divanedir o. şarap içer ve sarhoştur. Bunun içindir ki şarap satıcısıdır ve müşevv^tir. Eğer dinUyorsanız. fakat makamsız değildir. Arapça. (1) Terkibedip şakayla ve oynayarak Bazı Botan efsaneleriıU. O kadar içti kî o uyanık olmayan. örf ile mazurdur. Derice ve Tazice. Tazice de Arapçamn bir lehçesidir. O tuzlu şarap ona tatil gelince. O (1) Derice Farsçamn. Mahmurdur. ney ne helâldir. Onun söyledikleriıUn hepsi aşktır. Bazı bahaneler. . Perdesizdir. ne de haram. keyif ile memurdur. Kürtçe. bazı bühtaıUar.

Onun kadrini bil. Katır boncuklarını. zevâü olmayan bir sır hazinesidir. bir kısmı da nüsâl. Aşk ya onun muradıdır. bir kısmı da siyah. Süsledi çocuklar gibi. Bunca dolaşıp durmaktan maksadı. ya da kalay olan kalbler. (1) Bunlar Kürtçenin şiveleridir. Güneş gibi ışık sahibidir. Her kim ki birşey irade ederse. boncuk ve incileri. Kalp olan. Mehmedîce ve SUîvîce. kimya dnsindendir. Tannyı gösteren aynadır. Aşk cemaUni izhar etmektir. bir kısmı da helâl. Meğer ki zevkten habersiz ola. Aşk. eğer biUrsen öğüttür. Aşktan esersiz olan hiç kimse yoktur. Bir kısmı parlak. O. Çarşı ve pazarlara getirdi. Gerçek aşktan gafil ohna. O. Aşk kemalini ispat etmektir. Bunlarm bir kısmı hikâyedir. onun değeri ağırdır. ya da onu iradeye sevkeder. Fakat onun bu sözlerden maksadı. Bu cüâdır ki onlan cilalar. bir kısun da altm ve gümüş. . Bu cevherdir ki onları parlatır.MEMO ZÎN 461 Botîce. Bir kısmı haramdır. eşi olmayan bir yansuna ajmasıdır. Her kıssa hisseden pay alır. Bakır ve cilâsız olan tabiatiar. (1) Bazı hakîkler. Her misâl de. Ey en yakm yolun yolcusu! Güzel bir cevherdir.

Bu iki toplulup da zararlı çıkar. Mürşitsiz.MEMO ZÎN 4fl3 Herkes kendi himmeti ölçüsünde. Fakat sıradan insanlarm çoğunluğu bilgisizdir. Kimisi dünya yaşayışıyla onu harcar. Onlar cahil. Kendi nefislerirU bilmez. Pâralairmı güzelliğe verirler boşuna. Kimisi de onmUa ahret sarajrmı satmalır. Çaresiz aşkı satarlar onlar. öncüsüz ve kUavuzsuzdurlar. Mahrum kalır görmek zevkinden. ahmak ve akUsızdırlar. kara cahil ve sefildirler. İradesini sarf edecektir. . Ya da zahit. tanımazlar. Olgun değil. sofu ve din bilgiıUeridirler.

Güzel yaratUışhdır. F. Eskiden yalnız bunlar bilinirdi. Ama hayatmm sonu da ölümdür. Hep birlikte güzel bir şekilde ortaklık yaparlar. Bu bölümde insan hayatı tasvir ediliyor. Bu âlem hayal imdir. su. kuruluk ve soğuktur. (2) Bu tabiatlardan meydana geleıUer ve felekler. yoksa rüya mıdır? Onun asılsız olduğunu yorumlama. Bşlangıcı gerçi hayat rengindedir.LX BU RÜYA MIDIR. nem (Yaşbk). Felekler. sonra başka un¬ surlar da keşfedilmiştir. Hep birlikte çabucak birbirierinden ajrrUırlar. Onun hayal olduğunu tasvir etnie. : 30 (1) (2) . HAYAL MİDİR? (1) Sakî! Gel söyle bana ne renktir bu. YaıU var olmayan bir varlıktır bu. Bunlardan doğan tabiatlar da ısı. Unsurlardan maksat varlıkların kökü olan ateş. unsurlar ve onlardan doğan tabiatlar. ne yazık ki ölümlüdür bu. top¬ rak ve havadır.

Bir kısmı gizüdir. bir kısmı lâtif. Yerüden tekrar yoğururlar onu. Dökülen her dane parçalanır. bir kısmı hafif. jrumuşak un gibidirler. Ateş sönerse. GenelUkle ne ölüdür. Çürümedikçe helâk olmaz. toprak toz olur. Çarklıdırlar. Yok olma hastalığmm sermayeleridir. Dördü de bizim için yol göstericidir. Bir kısmı ağırdır. Yine pisUk mertebesine razıdırlar. ne diri. O kadar macera çektiği halde. Olgunlaşmaz ve iyice pâk olmaz. hava yok olur. O değirmenin daneleri insanlardır. (1) «ölmez ve dirihnez>> sözü bir âyetin parçasıdır. Değirmen gibidir felekler. O daneler sırayla ve peş peşe. «Ölmez ve dirilmez» sözü gereğince. Ateşe müstahak olan o kalp kalıbı. devamlı dönerler. orada cehalinden bahsedilir. Yer altmda saklı olan. hennemdekilerin . Bölünür ve öğütiUür. (1) Yalnız değerU ve pâk tıynetU olanlar. Yani İJİ gidişU nefisler. Su kurursa eğer.MEMO ZÎN 467 Ölümsüzlük cevherinin ipuçlarıdır. Devamlı dökülürler çuvalm ağzmdan. Onları çiftçi özel olarak kaldırır. Gerçi bizim soylarımız ve köklerimizdir. O daneji özel olarak ekerse.

Onu döverler erzak için. deliğine düşmesini . Kâh çekici kuvvet içerisini çeker. (1) Çak çak: Danelerin depodan değirmen taşımı} sağlayan tahta parçası.. İşe yaramıyan kısımlarmı döker. O kadar onu ten şehrinde dolaştmrlar ki. Katı kısunlarmı da aşağı indirir. Ta ki un gibi uf almcaya kadar. Devamlı ısmm aşçısı. Bu haUerin zuhurundan sonra henüz. Bu işçiler onu o kadar döverler ki. Ağzm değirmeni ve diUn çakçak'ı (1) Ağzm sujoı ve dişlerin taşı. Nebat şerbeti gibi damlatUmca. Mide tandın onu pişirir.. Birbirinden ayırıp dağıtırlar. Hulâsa: Hayat şarabmm teri. Yönler ve köşeler onımla mâmur olurlar.. Hulâsa: O cefalardan sonra. Kâh tutucu kuvvet onu ezer ve acıtır. Karışık şarabı damlatırlar. Sonra en joımuşağmı ayırırlar. Ciğerin çömleği ve kalbin şişesi. O kadar onu döverler ve öğütürler ki. Bazan itici ku'vvet geUp onu jrutar. Yumuşak olan kısımlarmı jükseltir. Kuvvetlerin tasarrufuna gelir sıra.MEMO ZÎN 469» Olgunlaşıp salkım olduğu zaman. Onu 'vücuda ve organlara tevzi eder. Bazan hazmedici kuvvet onu hazmeder. Birbirinden ajnran mümej^jiz boyacı. Karmlar âlenUne kaahU olur..

O can nedir? nebatm özüdür. O bitkiji zaman zaman kanla. GizUUk tarlasından O taze bitki çıktiğı zaman. . Eğer fejizden ona yağmur serpilirse. Karmda kaldığı sürece. Ucu yeşilIerUr yaprak ve mejrvelerle. Mercanlar gibi dizildiği zaman. O dane mejrvesiz bir ağaç olur. Sersemdir ve gıdası kandır. Güzel mejrveyle sarhoş olunca. Yağmur feyizden imdada yetişmezse. Kâh kan rengiyle renklenir. Eğer padişahm ikramma lâjoksa. Tertib ve nizamla tasvir olur.MEMO ZÎN 471 Kâh su deryasına dalar gider. O mejrve kemale erince. Hayatm menşei. GüzelUk ışığmm mazhan olur. Kâh terkib için dizilir. Sularlar doğduktan sonra da. işte o özdür. Vasıtasız olarak onu jrukan götürürler. O bitki serkeş bir fidan olunca. Can ışığmm yansıma aynası olur. Eğer AUahm huzuruna hak kazanmışsa. Onu yadigâr olsun diye alırlar.

O cefa ma'serine gidecektir. Onu gerçek mâsere götürmezler. Hulâsa: GüzelUk hararetinden. (1) Onun bakun görmesi gerekir. (1) Mâ'seri üzümün sıkıhp şırasının çıkanldığı yerdir. Yani sıfatlarm çokluğundan. Pişip olgunluğa kavuşunca. Yiyeceklerin bakımmı görmesi gerekir. O yolun yolcusu olamaz. Eğer acı ya da ekşiyse olgunlaşmamıştır.MEMO ZÎN 47S Gidince hemen sevgih olur. Fidanın üstünden dökülünce. Fakat çok az bulunurlar. Büjük fıçmm içinde kaynajap kabarmadıkça. Orada kaynayıp kabarmca. Onun orada adı meczup olur. O meyve kemal şerbetini çer. Eğer öylece havanm önünde kaldıysa. Kâh AUahtan sakmmanm mehtabıyla yanmalı. O güzel lokma şerbet olm. Zillet toprağına kavuşmadıkça. Kâh din güneşiyle pişmeli. Kısacası: Büjükliiğün şevketinden. Ta ki şarap için pirin eUyle. Onu mertebe mertebe oraya d^^ğru götürürler. . Bu şekilde elden ele o yolda. Bu ağaçlar çok dalh olurlar. Büyüklük tepesinden düşmedikçe. Büjük fıçmm içinden çıkmca. TecelUleri katlajonca. O şerbet eğer tathysa çiğdir.

Mutlak olarak yok olmadUîça. Kendi kendine bir varlık tanıdığı müddetçe. Araz gibi etkili olunca. Sürahinin ve kadehin rengindendîr. Henüz ağzı mühürlü nefis şarap olmamıştır. Sevinç vefasmm maşrapası olmadan. O pota gerçi dardır ama.MEMO ZÎN 475 Cevher tamamiyle yok olunca. . Gönlü açan sahra gibi geniştir. AyrUmak ve tek basma kalmak suretiyle de dep. Ölümsüzlük onun için kavuşmaktır. Yok olmak onun için ölümsüzlüktür. O ilâhî şarabhaneye gidemez. Cevher. Kırmızı ya da al olduğu sürece. O zaman tecrid makamına gidecektir. O tecellilerin harareti. arazdan tecridedilince. O tozdan indirirler onu O buhardan yükseltirler onu Yükseltildikten sonra süzülünce. Yeniden potaya bırakırlar onu. O Hakla ölümsüzlüğü göremez. Henüz belli makama gitmemiştir. Allahtan ona bir görünüş yoktur. O yakıcUar ve o takviye ediciler. Fakat bu ka-vuşmak birleşip katUmak suretiyle değil.

MEMO ZÎN

477

Bu şekilde muradma kavuşur. Ancak o zaman kavuşan mürit olabiUr. Bir defada perdeleri ve ağlan çeksen? AUahım! Ne olur biz körlerin önünden. Biz âcizlere görmeyi nasib etsen. Perdesiz, örtüsüz ve engelsiz olarak? Görerek inanma deryası dalgalansa da. Bizler de bir zaman sejrretsek? Bu sanUar, şüpheler, bilgiler ve takUtler, Ajmen tevhit ile değişseler? Nedenler, araçlar hiç kalmasalar. Bir defa nedensiz olarak seni görsek? Bizim, varlığı zorunlu olan Allaha inancımız vardır, Varhğımızm zorunlu olmayışı arada perde olmuştur. AUahım! Yine bizi kendimizden kurtar. Kendin için bizi kendimizi tanır hale getir. Bu yürüjüş, bu yolculuk ve merhaleleri aşmak. Candan yönelen müride mahsustur. Bizim için nerde mümkün olur. Eğer yaratıcı ezelden takdir etmemişse? Çünkü kötülük ve bu yola yönelmek, îji işlerle ve yaramazlıkla olmaz. Âbidler bir riya ile helâk olurlar. Günahkârlar bir dua ile pâk olurlar. Âlem ki bir hayalî gölge gibidir, Yaratıcmm kendisi yol gösterir ve sapıtır. Odur hayal manzarasma getiren. Odur sapıklık perdesine bürüyen.

MEMO ZÎN

479

Fakat bize iradei cüziye vermiştir. Pis ve hilekâr nefsimiz, Onu da elimizden kaçırmıştır, Biz kalmışız, AUahm lûtfunun imdadı kalmış. Yalnız en iyisi biz sıradan insaıUar için. Sadece şu yeter biz günahkârlar için: Baştan AUahı hakkıyla tanıyalım. Ne kadar kusurlu, kemkişi ve noksanlı da olsak, Sonra gönülden ondan korkahm, DirUmizi büginlerden soralım. Onlar nasU derlerse öyle yapalım, Tâ ki dünya jüzünden yok oluncaya dek, Sırtımızı AUahm lûtfuna dajnyalım, Belki bizi ateşten affeder.

LXI

SONSÖZ VE KALEMLE KONUŞMA

Ey asImda yaya olan aüı!
Ey beyaz sajrf alarm âşıkı! Ey değersiz ve başı eğik şair! Ey büjücü ve gülünç sihirbaz! Ey sapıklık vadisinde başıboş gezen. Ey büjüklük iddiasmm aldatUmişı! Ey ucu yontulmuş pis renkU kalem! Güzel kumaş gibi güzel renkli kâğıdı. Şakak ve benler adma karaladığın yeter, «B» ve «D»lerle kötü adlı yaptığm yeter. (1) Yazı «Gubar» ve ufak olduğu sürece, (2) Yazı güzelUkten uzak değildir.

(1) (2)

«B>^>.

ve «D>^ «Bed» demektir, yani pis. Gubar Arap yazısının bir çeşididir.
31

MEMO ZÎN

483

Fakat Öğretim yazısı gibi çoğalmca. Ya da «Sülüs» ve «Nesih» gibi iri olunca, (1) O güzelUk saj^asmı ortadan kaldırır. Berrak olmaz, aydm olmaz ve kemale ermez. Sade dilberin şakaklarmm. Kolye gibi olmaması gerekir. (2) Yüz mehtabı üzerinde şakaklar güzeldir. Yüz üzerinde yular gibi ohnamak şartiyle. Ey kalem, sen de hayU uzattm. Bu kâğıdı çok karaladın, yeter artık. Sözler inci gibi de olsa. Çok olunca değersiz kalır. Mücevherlerin değerli olduğunu görmüyor musun? Çünkü azdırlar ve nadirdirler. Şaşırtmaca, yanlış, hata ve unutkanlıkları, ÎJİ karşUanmıyan günahlarm tamamını. Hiç düşünmeden yazdm sen, Bu yaptıklarına kim tahammül eder? Bunları senden tasvibeden kimse yoktur. Sana bunun için aferin diyen kimse yoktur. Ey arsız, kötü ve edepsiz! Küstah, kötü işü ve de haksız! Senin ucunu ne kadar yonttumsa ben, O kadar yanlış yazılar yazdm sen. Ne kadar ucunu tıraş ettimse ben, O kadar günah kazanmaya çalıştm sen. Haddini aştın sen de Hânî gibi. Nakışçılık yaptın sen de Manî gibi. (3)

U) Sülüs ve Nesih Arap. yazısının birer çeşididir.
(2) Burada ve bundan sonraki iki mısrada sayfa yar yüzüne benzetilmiş. (3)

Manî: ünlü Çin ressamı.

MEMO ZÎN

485

OjTmlar ve oyalamalarla meşgul olduğun yeter. Hatalardan ve şaşırtmalardan tövbe et. Bir defa tövbe yolunun üzerine gel. Henüz sana sıra gelmemişken.

Hüner sahibi olan o kahraman jiğit. Önce öfkelenme kemerini bağladı. Parmak uçlarmm düldülüne bindi, Derhal karşımıza dikildi. Dilinden çekti bir Zülfikâr, Benimle atıIUarm şahı gibi bir hasun oldu. Kızdı, kahırlandı bu sitemlerden. Dili şu cevaplarla döndü: Dedi ki: «Ahmet! Eğer habis değil isen. Sen ne söylediysen onu yazdım ben. Senin sözlerin ister iyi ister kötü olsun. Senin fiillerin ister yanlış ister doğru olsun. Ey işi kötülük olan ! İyi biUyorsun ki. Sensin onları söyliyen, yapan ve onlarm sahibi. Ben bir ney'dim ve ney alemindeydim, (1) Şaraptım, ama içenlerin eUnde değildim. Sen beni sazlıktan götürdüğün zaman, J^e sözüm vardı benim, ne de feryadım. Uzaklaştırdm beni arkadaşlarm yanından, Terkettirdin bana ülkemi ve ailemi.

(1)

Eskiden kamış kalemler kullanıldığı için böyle yazmıştır.

MEMO ZÎN

487

BerUm boğumlarımı ve parçalarımı baştan aşağıya,

Önce «01» emriyle deük deşik ettin sen. Sonra beni aşk tabağma koj^mca sen. Kalbimi aşk ateşiyle deUnce sen. Ve sen vücuduma ruh üfürdüğün zaman. Benim gönlümden geldi bu «Ah» ve figanlar. Senin üfürüğün benim kalbimi ve ciğerimi yaktı. Sen ne üflediysen ben onu söyledim. Ben dilsizim, konuşmasız ve uyuşuğum, Nefissiz ve nefessizim, kamış kısmmdanun. Saz meclisini sen bana sevdirdin. Günah defterini sen bana karalattm. Gerçi görünüşte varım ben. Ama sazcı sensin, ney gibijim ben. Acaba ney kendiliğinden birşey söyler mi? Hiç kalem kendiliğinden bir damla döker mi? Kaleme kara işler yaptıran kâtiptir. Sazcıdır ki ney, elinden feryad eder. Ney, kalem, kitap ve nişan. Ok, hedef, yay ve atıcUık, Kaderde emir altma girmişler. Henüz günah adı bile yazUmadan önce.»

AUahım! Biliyorsun ki zavaUı Hânî de. Kalem gibi tutsaktır. Gerçekten onun kalbi senin eUndedir, Mutlak olarak onun eü, kendi eUnde değildir.

MEMO ZÎN 489 Sen onun başmı yonttuğun zaman. Sen ne irade ettiysen. O da ney gibidir. 1651 Bu Hicrî tarihtir. gayesi sensin AUahım! Fakat kötülük mürekkebiyle. Çünkü yokluktan koptuğu zaman. . Ona yazı yazmayı öğreten yazı serUn yazmdır. Otuz yUdu" ki yanlış yazUar yazmaktadır o. (1) (2) (3) Yazı yazmaktan Doğduğu zaman. Gerçi sen ona bir iradei cüziye vermişsen de. gerek ilmiyle ve gerek kalemiyle. Kendisi için en ijisini ne biür o? Senin rızan her nasılsa. Memurlar her zaman olurlar mazur. Hayli sayfalar karartmıştır o. Baştan ayağa kadar hep seıUn elindeydi. O. o da onu yazdı. (1) Maksadı. Amir sensin. Bu kita¬ bın yazılması da 1695 yılında tamamlanmıştır. Vallahi aktan ve siyahtan. O. (4) Buna göre 14 yaşındayken yazı hayatına atılmış. demek istiyor. Milâdî tarihe göre yılında doğmuş-- tur. Kendi menfaatini ve zararmı bilmez o. günahkârlarm öncüsü. o emirle memurdur. (3) Bu yıl kırk dört yaşına girdi. o havayı çalar. (4) O. (2) Tarih bin altmış bir idi. onu da tamamen sana bıraktı.

İJİ işlerden ise bir mangırı bile yoktur.MEMO ZÎN 491 Günahlardan hayU mal toplamıştir. . Sonunda da ona güzel bir ilgi kesmek ver. (1) (1) İlgi kesmekten maksat ölümdür. Sen önce nasU ona aşktan ufuk verdinse.

ahır) . 2 Kemayî (Kusur) Axaz: Dest pe kırma karekî (Bir işin başlangıcı) Axıl: Axur. belûr (Cam.FERHENG (Sözlük) A Ab: Av (Su) Aba: Bav û kaim (Atalar) Abegîne: Cam. biUûr) Abıd: Peresdar (Ahit) Abîdane: Peresdaranî (Abitçe) Abîdar: Bı av (Sulu) Ac: Dırane fîl (Fildişi) Acil: 1 Peşende (Gelecek zaman). Adera: 1 Mırov (însan). 2 Adem Pexember Adem) Aiaq: Asû\van (Ufuklar) Alîtab: Roj (Güneş) Agah: Haydar (Haberdar) Aheste: Hedî (Yavaş) Ahû: 1 Xezal. zaman) 2 Nuha (Şimdiki (Hz. (Ceylân). hevş (Ağıl.

he§în (Gök rengi. Sûleyman'm Veziri) Asî: Gunehkar (Giinahkar) Asîmanî: Ji rengê asîman. 3 Wek Ayîne: Neynik (Ajma) Azerde. 2 Dêm (Yanak) Ainzî: Nii çêbiiyî (Sonradan olan) Ari: Riit (Arinmi§) Asefê Berxîya: Wezîrê SUêman Pêxember (Hz. (Gibi) 2 Aheng (Tören). azerden: Renc (Eziyet) . raavi) Asîtan: Hev§ (Avlu) Asîyab: A§ (Degirmen) Astide: Hêsa (Rahat) Aş: 1 Aş (Degirman).494 Axûş: Hembêz (Kucak) Al: Sor (Kirmizi) Alat: Ambiirm. 2 Aşt (Barişik) Aşifte: Perîşan (Peri§an) Aşina: Naskirox (Taniyan) Aşîyan: Hêlîn (Yuva) Ateşgede: Peresgaha agirperestan (Ate§e tapanlarm tapmagi) Atil: Teral (Tenbel) Ayîn: 1 Risun (Resira). haletin (Aletler) Alemefrûz: Rohnîkiroxê gerdiinê (Diinyaja aydmlatan) AK: BUmd (Yuce) Alîmul-xeyb: Zanayê bi tiştên nepenî (GizU §eyleri bilen) Aliide: Lewitî (Pishge biUaşan) Ain: Giştî (Umiimî) Amel: Xebat (Çalişma) Aram: Hêsayî (Rahathk) Arasîte: XemUandî (Suslenmi§) Anf: Naskir (Taniyan) Anz: 1 Peydabiija (Sonradan olan).

dîtox (Gözlü. 2 Deri (Kapı) Babeser: Bı dîtm. 2 Bar (Yük) Band: Sar (Soğuk) Bari: Xwede (Allah) Barigeh: 1 Eywan (Salon). dağıtan) Bazî: Lîztın (Ojmamak) Bed: Pîs. kötü niyetU) Bedîhî: Eşkera (Aşikâr) Bedr: Hîva tıjî (Dolunay) Bedrûd: Rûzışt (Çirkin yüzlü) Bedsekal: Nîyetxırab (Kötü lUyeÜi) Bedsmşt: X'wîxırab (Kötü huylu. belavkırox (Veren. gören) Baç: Baçere (Yol geçiş ücreti. (Hatun) Bar: 1 Fîkî (Meyve). anlâksız) Behaîm: Dev^ann (Davarlar) . zışt (Çirkin) Bedayî': Tışten xweşık (Güzel şeyler) Bedexter: Bedsıter.495 B Bab: 1 Bav (Baba). 2 Felek (Felek) Basır: Dîtox (Gören) Bayi': Fırotox (Satıcı) Baal: Dayox. be yom (Uğursuz) Bedevvî: Gundî (Köylü) Bedxwah: Xer nexvvaz (Bedhah. baç) Bade: Mey (Şarap) Baxeber: Haydar (Haberdar) Baıs: 1 Sebeb (Sebep) 2 Xızan (yoksul) Bakûre: Bzep (Bakir) Bal: Bask (Kanat) Bala: Bejn (Boy) Ban: Haf (Dam) Banû: Xatûn.

ber Ji wan di bare (Yiik altmdalar. deniz kar§Uigi) Berzex: Bejê ziravê navbera du behran. ya da iiriin verirler. qiil (Hizmetçi. iiriin yagdmrlar) . sînor (Iki deniz arasmdaki ince kara parçasi. 3 Fîkî (Meyve) Ber bû me: Ber bi me hat (Bize dogru geldi) Bercîs: Sitêra Mişterî (Jubiter yUdizi) Ber di bann: Di bm bardane. ked di barînm. deneme) Bena goş: Penka goh (Kulak memesi) Bend û baz: Hunermendî (Meharet) Bexşende: Efiikar (Bagi§layici) Benat: Keçm (Kizlar) Bende: Kole (Kul) Bendi: Girtî (Tutuklu) Beng: Gîyakîye mirov pê serxwe§ di be (Sarhoş edici bir ot) Benî: Xulara. Berxîz: Ra be (Kalk) Berî: Bê par (Yoksun) Berk: Pehk (Yaprakcik) Berq: Biriisk (Şiraşek) Berqe': Perde (Perde) Berr: BeJ (Kara parçasi. kul) Ber: 1 Kevir (Taş). 2 Bergeh (Yön). smir) Besatîn: Bostanm (Bostanlar) Beser: Dîtm (Görmek) . yan Jî xêr ii bêr di dm. tecribe (Bela.496 Behre: Par (Pay) Behremend: Xwedî par (Pay sahibi) Behrewer: Xwedî par (Pay sahibi) Bekke: Bajarê Mekkê (Mekke §ehri) Belorî: Tiştê ji belor (Billiirdan olan şey) Beliiqîya: Cihiidekî hUekarbûye (Bir hilekar Yahudiymiş) Belwa: Bela.

belkî mertal be (Bir silâh.32 . 3 Mal Beyte Meqsûd: Mala X'wede ku xelk qesda çûjnna we di ke (Halkın gitmek istediği AUahm evi) Beytıl-eqsa: Mızgefta bajare Qudıs'e (Kudüs'teki Cami) Beyyînat: Nişanen eşkera (Açık alâmetler) Bezi: Camerî (Cömertlik) Bezlego: Qeşmer (Komik) Bezm: Cıvata henge (Eğlence mecUsi) Be dad: Be çare (Çaresiz) Bex: Kok û nejad (Kök ve soy) Bejen: Bejmg (Kalbur) Be kene: Be kerm (Beceriksizdirler) Be newa: Be hez (Güçsüz) Berîte: Te'vvırekî govende. «Fakiler halayı» denir) Be zar: Neçar (Çaresiz) Bı bazîn: Bı lîzînm (Oynatalım) Bıjarm: Pek anîn (İfa etti) Bı kalıt: Bı nale (İnlesin) Bı kene: Bı kerîn (BecerikUdirler) Bdh: Ehmeqî (Ahmaklık) Bmper: Tewırekî çekbûye. bel¬ ki kalkandır) Bmyad: 1 Hîm (Temel). Bırehne: Tazî (Çıplak) Bırhan: DelU (Kanıt) Bıtûnan: Zıkan (Karmlar) Bı vverîne: Wer ke (Serp) F. : . 2 Avayî (Yapı).497 Best: Gire da (Bağladı) Beşaret: Mızgîn (Müjde) Betî': Hedîmeş (Ağır jürüyüşlü) Bey": Fırotın (Satış) Beyda: Dest (Ova) Beyt: 1 Mala Xwede (Kâbe). jera di bejm «Govenda feqîyan» (Bir halay çeşididir. (Ev) 2 Şe'r (Şiir).

hepsi) Bîmar: Nexwe§ (Hasta) Bina: Bi dîtm. bekaret) Bilad: Welat (Ûlke) Bîlcimle: Heraî (Hepsi) Bil Heq: Bi Xwedê.biiye (Bir Yunan bilgini) Bulhewes: Evîndarê ne Ji dil (Candan sevmeyen aşik) Bii. bi bênahî (Gören) Binende: Kesê ku diir di bîne (Uzagi gören) Bisat: Ti§tê raxistmê (Yaygi) Bişe: Dara raêşe (Me§e agaci) Bîz: Zik. têkUhev (Karişik) Bûte: Şii§e (Şişe) C Ca: CUi (Yer) Cam: Qedeha meyê (Içki kadehi) Camediride: CUdirandî (Yirtik elbiseh) Cametebdîl: CUguhartî (Degişik kiyafetli) Camid: Hebûyê bê gan (Ruhsuz varlik) Can: 1 Gan (Ruh) 2 Laş (Viicut). . ilahî) Bilkul: Bi tevayî.493 Bidarî: He§yarî (Uyamklik) Bîli: Bîyok (Ajrva) Bîkr: Keçîtî (Kizlik. heraî (Tamaraen. Bo: Bêhn (Koku) Biise: Maç (Öpuciik) Biiş: Tevihev. wxedayî (AUah hakki için. bi mana turê bm çena xezalan yê tijî misk Jî tê (Karm. ceylanlarm çeneleri altmdaki misk kesesine de denir) Buhran: Bê heşî (Kiriz) Buxar: Helraa kelê (Kaynama buhan) Buqrat: Zanakî Yunanî.

499

Cana, canan: yar (sevgiU) Canfeza: Jînbexş, bexşendeye kefxweşîye (Hayat, sa-iinç
bahşeden)

Oamb: Alî (Taraf, yön) Cawîdaııî: Tımmî (Ebedî) Cazibe: Heza kâşane (Çekici güç) Cebbar: 1 Xurt (Güçlü). 2 Zordest (Zorba) Cebhet: Enî (Alm) Cebîn: Herdu alîyen enîye (Alnın iki yanı) Ced'an: Gırâken por (Saç büklümleri) Oedel: Mmaqeşe, pevçûn (Münakaşa) Cedîy: Bırca Karıke jı 12 bu-cen roje (Oğlak Burcu) Oegerriş: Cegerkul (Gönlü yaralı) Cela: Rohnî (IşUc) Celadet: M§rxasî, egîtî (Kahramanlık, yiğitlik) -Celal: Mezmatî (Büyüklük) Oelew: Hefsar (Yular) Celîs: Hevale rûnıştme (Oturma arkadaşı) Oema: Cıvîn (Toplanma) Oemad, Cemadat: Hebûyen be gan (Ruhsuz varlıklar) Oemaze: Deve (Deve) emî': Hemî (Hep) Cendl: Baş, meqbûl (İyi, makbul) Cemmaş: Nukubcûz (Yamuk gagalı) Cenah: Bask (Kanat) Cenan: DU (Kalp) Cera: Herıkandî (Akar, akıcı) Cerdan: Talankerm (yağmacUar) Ceres: ZengU (Çmgırak) Cerh: Bırîn (Yara) Cewahır: Pıranîya «Cewher»e, hebûye ku bı sere xwe di kare hebûna xwe nîşan bı de, wek kevır. («Cevher»tn çoğuludur, kendi basma varhğmı gösterebilen varlık, taş gibi)

500

Cewcem: Em rastê mana vê kelîmê ne hatin (Bu kelimenin anlamma rastlamadik). Cewr: Sîtem (Zuliim, haksizhk ) Cewşen: Zirx (Zirh) Ccz'e: Girîna li ser rairî, dirandma cUan ii kişandma por Jibo mirma wî (Öliinun iizerinde aglamak, elbiseleri yirtraak, saçlari yolmak)

Cift: Cot (Çift) Cilfû: Leyî, naser (Sel) Ciliis: Riini§tin (Oturraak) Cmdi: 1 Sipah (Asker). 2 Xortê rmd (Giizel delikanli) Cmiid: Sipahan (Askerler) Cmûn: 1 Dînîtî (Dehhk). 2 Dîn (DeU) Cir'e: Qurt (Yudum) Cirm: Guneh (Şuç) CibîIIet: Nejad û kok (Soy) Cihannuma: Nîşandayoxê dinê (Diinyayi gösteren) Cîhanpenali: Kesê ku dmya pişta xwe pê girê di de (Diinyanm giivendigi kimse) Cîhat: Piranîya «Cîhet»e yanî Rohelat, Roava, Bakur û Ba§ur («Cihet»in çogulu, yani Dogu, Bati, Kuzey ve Giiney
Cîlwa: Rohnî (Aydinlik) Coş: Keldaym (Kaynamak, coşraak)

Cunbeş: Pêldaym, hejîn (Dalgalanmak ( sallanraak) Cuz': Perçe (Parça) Cûbar, Cûyebar: Newal (Dere) Cûdî: Çîyayê ku geraîya Niih h serê rawestîye (Nuh'un geraisinin durdugu dag)

501

ç
Çaha zîqenc: Çalıka navbera leve jerîn û çene (Alt du¬ dakla çene arasmdaki çukur) Çak: Dırandî (YırtUı) Çalak: Bı sıvıkî, bı lez (Çabucak) Çapıkherekat: Kese ku bı lez tev di gere (Çe'vik davranan) Çarane: Tewırekî cUe cengebûye (Bir savaş elbisesiydi) Çareebrû: Bırûreş (Karakaşh) Çaraperdaz: Dîtoxe çare û havUe (Çare bulan) Ça^mîgî^, çeşnîgîr: Çekıroxe kefx'weşîye û henge (Eğlen¬ ce düzenUyen) Çavvûş: Peşleşger (öncü askerler) Çeng: 1 Enîşk (Dirsek). 2 Nîve Kulme (Avucun ya¬
rısı). 3
Tevv^ırekî saz (Bir saz).

Çengî: Sazvane saza çeng (Çeng sazmın çalgıcısı) Çerxe: Bı çenxe, bı bûre (Seğirt, geç) Çest û çalak: Bı lez û çelengî (Çevikçe, çabucak) Ç«şm: Çav (Göz) Ç«şn: Heng (Eğlence) Çdlexane: Cîye ku peresdar teda peresti di km (AbiÜerin
ibadet ettikleri yer)

Çırb: Xureken rûnî (Yağh yemekler) Çıvîyayi: Xuz (Yamuk) Çîhar erkan: Her çar goşe, yani Rohelata bakurî, Roavaya bakurî, Rohelata başurî, Roavaya başurî (Dört yön, yani Kuzeydoğu, Kuzeybatı, Güneydoğu, Güneybatı) Çîhanm: E çaran (Dördüncü) Çîn: Xûz (Yamuk) Çîn çîn: Xelek xelek (Halka halka) Çu: tu (Hiç)

502

D

Nav ii deng (Şöhret). Dafîe: Hêza tehradaymê (îtici guç) Da henstî: Bi hevdiira da ket (Birlikte dii§tu) Dair: Gêrbiiyî (Yuvarlanan) Daîrebend: Qora govendê ya gUor (Halka gibi halay safi) Daiye: Semed (Sebep) Dalalê nutleq: Avarêtîya yekcarî (Mutlak sapiklik) Dam: 1 DavUc (Fak). 2 Heywanên kedî (Evcil hayvanlar) Damad: 1 Zava (Damat). 2 Daman: Daw (Etek)
DUan (Dugiin)

Da': Jan (Hastahk) Dad: 1 Edalet (Adalet). 2

Dane:

1

Tene (Tane). 2

Tamikê nava davikê (Fakm

içindeki yem) Damş: Şêwr (Danişma)

Darii: Derman (Ilaç)
Dasitan: Çîroka kevne (Destan) Da'wet: 1 Dua (Dua). 2 DUan (Diigun). Dawer: Xwedê (Allah) Dawidî: Kesên h ser dînê Dawid Pêxember (Hz. Davud'un
dinine mensup olanlar Dayîn: Daye (Dadi) Debiq: Dermanekî rengkesk (Yeşil renkli bir koku) Debîr: Nivîsvan (Yazici, .sekreter)

Debr: Idarekirm (Yönetmek) Ded: Hejrwanên kiivî (Vah§î hajrvanlar) Def': Vegerandm, qewirandm (savmak ) Defain: Piranîya (Defîne»ye («Define»nin çoguludur) Dehan: Dev (Agiz)

503

Dehqan: 1 Axa (Ağa). 2 Baxvan, cotkar (Bahçıvan, çiftçi) Dexel: Ne safî (Kalp, safi olmayan) Delawer: Merxas (Yiğit) DeUal: Bangkırox (Çağırıcı) Delle: Tol (Fahişe) Del'vv: Bmca SatUe jı 12 bırcen roje (Güneşin Kova Burcu) Dem: 1 Zeman (Zaman). 2 X'wîn (Kan) Dem': Hıstır (Gözyaşı) Dembeste: Kese ku bı zehmet helma xvve di de û di sıtîne (Zor soluyan kimse) Demgeş: Kese bı hesan helma xwe di de û di sıtîne (Kolay soluyan kimse) Demsaz: Heval Arkadaş) Derb: 1 Lexıstm (Dövmek). 2 Çapkırma du-avan (Para basmak) Dere: Daxılkırın (Dahil etmek) Derdenak: Bı derd (DertU) Derxur: Xurek (Yiyecek) Derice: Deriye bıçûk (Küçük kapı) Dermende: Nexweş (Hasta) Dermeyan: Di navda (İçinde) Derr: Zırar, dıj (Zarar, karşıt) Derre: He-vvî (Kuma) Derrende: Heywane çırînok (Yui^ıcı hayvan) Dervvaze: Derî (Kapı) Dew': Tîrej, ronahî (İşm, ışık)
Devva: Derman (îlâç)

Dewab: Heywanm (Hajrvanlar) Dewende: Beza (Çok koşan) Dewhe: Dara mezm (Büjük ağaç) De\vre hal: Wergerîn û guhartma hal (HaUn dönüşmesi) De\vwar: Gerbûyî (Yuvarlanan) Deyyar: Mırov, kes (însan, şahıs)

504

Dêrê ezreq: Dêra heşîn, asîman (Mavi kiUse, gök) Dêrin: Kevn (eski) Di bestin: Girê di dan (Baglarlardi) Dilaram: Hêsayîya dil (Göniil rahathgi) Dildade: Evîndar, yar (Seven, sevgiU)
DUdar: Yar (SevgiU) Dildaş: Hevalê dU (GöniU arkada§i)

Dilefroz, Dilefriiz: Rohnîkiroxê dU (Gönlii aydmlatan) Dilfikar, DUefkar: Dil bi tirs (Ûrkek göniillu) Ddxwah: Daxwaza dil (GöniU dilegi) DUkuşa: Vekiroxê dU (Göniil açiei) Dilnewaz: Geşkiroxê dil (Gönlii canlandiran, şenlendireni Di nmna: Di xuya (Göriiniirdii) Dirc: Qalika mirarîyan (înci kabugu) Dîfoa: Hevrî§un (îpek) Dîdar: Xuyajrî, rii (Göriiniiş, jdiz) Dîde: Çav (Göz) Dîdeheyran: Ê ku mirov li çavên wî heyran di mîne (Göziine hayran olunan) Dîgergiin: Bi tewirekî dm (Bambaşka) Dîmax: Mejî (Bejdn) Dimai: Xwînî (Kanli) Dîmen: Erdê bejî (Susuz toprak) Dînar: Diravê zêrîn (Altm para) Dîrayet: Bîrbmn (Diişiince) D'îsa: Di îsa, di bmsî Parlardi) Diwan: 1 Civata mezinan (Biijaiklerin raeclisi). 2 Pirtiika §ê'ran (Şiir kitabi) Dîyar: Jor (Yukari, zirve) Dîyarî: 1 Xuyayî (Göziiken). 2 Hedîye (Armagan). Dîzdar: Dergevanê girtîxanê, yan kelê (Hapishane ya da kale kapicisi) Doxîteçeşm: Çavkeç, ê ku çavêd wî wek ên keçanm (Kiz gözlii, gözleri kizlarm göziine benzeyan kimse)

asîmanan (Karışık inci¬ ler. e-vvr (Bulut) Ebyat: Rezen şe'ran (ŞUrin beyitleri) Ecanıb: Kesen xerîb (YabancUar) Ecnas: Tewırm (Cinsler. Durr: Mırarî (încî) Durrâ Xeltan: Mırarîyen tevîhev.505 Dozex: Doj (Chennem) Dııxan: Dû (Duman) Ihucmeya Sıkender: Radara Eskendere Romî (Büjük İs¬ kender'in radarı) Duxter: Keç (Kız) Dur. gökler) Durd: Tılp (Tortu) Durdan. bılmd (Büyük kimseler. çeşitler) Ecûz: Pîrejm (Kocakarı) Ed bı km: Bı hesıbînm (Saymız) Edanî: Pıranîya «Edna»ye («Edna»nm çoğulu) . jüksek dere¬ celi kimseler) Ebes: Tewş (Faydasız) Ebîd: Koleyan (Köleler) Ebleh: Ehmeq (Ahmak) Ebr: Hewr. Durdane: Teneyen mırarîyan (İnci taneleri) Dnre nîsare: Mırarîyen ku h sere büke ten reşandm (Cîelinin basma dökülen inciler) Duta: Duqat (îki büklüm) Dûd: Dû (Duman) Dûdeman: Nejad (Soy) Dûrebîn: Kese dûrdîtox (Uzağı gören) Dûşîn: Şeva çûyî (Dün gece) Dûşîze: Keça bakire (Bakire kız) E Ealî: Kesen mezm.

karşi karşiya) Edîm: Tunne (Yok olan) Edl: Dad (Adalet) Edn: Navê bihuştêkîye (Bir cennet adidir) Edna: Kesê nizimtir (En alçak kimse) Edû: Neyar (Diişman) Ef'al: Piranîya «Fî'I»e («Ful»in çogulu) Efîfe: Keç. 2 DUan (Diigiin). 3 Girêdan (Baglamak). 2 Kulah (Taç) Evişandibûn: Di destê xweda hîştibiin. a bi namiis (Temiz. yan jma paqij. xemgîn (Ûzgiin). bîrbir (Bilginler. beranber (Denk. başlik) Eqdam: Lmgm (Ayaklar) Eqrebut-teriqe: Rêya nêzîktir (En yakm yol) . pariztibûn (Esirgemişlerdi) Ehlê nezer: Kesên zana.506 Edawet: Neyarî (Diişmanlik) Edem: Tunneyî (Yokluk) Edîb: Bêjevan (Eldebiyatçi) Edîl: Hevta. namusîu kiz ya da kadm) Eflak: Piranîya «Felek»e («Felek»in çogulu) Efriiz: Rohnî (Aydmlik) Efser: 1 Meliil. 4 Bi benvekirma morîyan (Boncuklan iphge takmak). 5 Diravên ku dema xwestma biikê Ji raala bavê wêra tê dajan (Kiz istenirken bab^sigile verilen paralar. diişunce adamlari) Ehmer: Sor (Kirmizi) Ehya: Zmdîyan (Canlilar) Exder: Kesk (Ye§il) Exlat: Hebiiyên ku ji imsuran çê di bm (Ögelerden yaratUan varliklar) Exnam: Pezin (Koyunlar) Exter: Sitêr (YUdiz) Eqanb: Xizmin (Hisimlar) Eqd: 1 Marbirîn (Nikah kiymak).

50T Eq'wam: Qe'wınan (Ka'vimler) Ekber: Mezıntır (En büyük) Ekrad: Pıranîya «Kurd»e («Kürd»ün çoğulu) Eks: Ronahîya tışte ku di ave. nermtır (En nazik. Elîm: Pır zana (Çok biIgiU) Elîmeqam: RıtbebUınd (Yüksek rütbeU) Elqîsse: Kurta gotme (Sözün kısası) Eltaf: Qencîyan (îyiUkler) Eltef : Naziktir. agur û hewa («Unsur»un çoğuludur. Evm: Av. eskiden dört oldukları ve hayatm . en yumuşak) Elwan: Rengm (Renkler) E'mal: Karın (İşler) Emced: Pır bı şan (Çok şanh) Emda: Qesden (Kasten) Emeldar: Karker (İşçi) Emîr: Mîr (Bey) Emr: 1 Ferman (Emir). yan nejmıkeda di xuye (Yansuna) E'la: BUmdtır (En yüksek) EIaîq: Ben û rehen ku mırov bı jîneve gire di dm (İnsanı hayata bağhyan bağlar) Elef: Pût (Hayvan yiyeceği) Elem: 1 Eş (Ağn). 2 Al (Bayrak) Elettevvalî: Lı pey hevdû (Peş peşe) ELPaz: Gotmm (Sözler. sözcükler) Elhal: Nuha (Şimdi) Elîlıîmem: Hîmmetbılmd (Yüksek himmetli) Eîîl: Nexweş (Hasta). 2 Kar (îş) Emsîle: Wekokm (Örnekler) Enadıl: Te'mrekî bUbU (Bir çeşit bülbül) EnamU: SertUîkm «Parmak uçları) Enasır: Pıranîya «Unsur»e ku berâ di hatm gotm çann û jîn jı wan çe bûye. ax.

renk gibi) 1 Erxewan: KuIUka hmarê (Nar çiçegi) Enstetalis: Zanayê Yunanî Arîsto (Yunanli bilgin Aristo) Erş: Text (Taht) Eriis: Biik (Gelm) Erz: 1 Nî§andan (Göstermek) 2 Fereja. ber (En) Esabi': Tilîne (Parraaklar) Esaxir: Biçiikm (Kuçiikler) Esbab: Ti§tên lazim (GerekU §eyler) Esmar: Fîkîjon (Meyveler) .508 bunlardan meydana geldigi söylenirdi. ateş ve hava) Enbaz: Heval (Arkada§) Enbiya: Pêxembenn (Peygamberler) Encam: Dawî (Sonuç) Encim: Sitênn (YUdizlar) Encunen: Civat (Komite) EngÛLr: Tirî (Ûzum) Elnhar: Çemm (Nehirler) Enin: Nalîn (Inleme) Enis: Hogir (Munis) Enwa': Tewirm (Çe§itler) Enwar: Piranîya «Enver»e («Enver»in çogulu) Enwer: Pif rohnî (Çok i§ikh) Er: Eger (Eger) ErazU: Piranîya «RezU»e («ReziI»in çogulu) Erbab: Xwedîyan (Sahipler) Erbein: ÇU (Kirk) Er'er: Darelcîye. Şunlardir: Su. di vê yekêda mihtacê cewhere. wek reng (Kendi başma varhgmi göstereraiyen. bi tirkî Jêra di bêjm (Ardiç) Erez: Çemê Erez (Aras Nehri). 2 Ti§tê ku ni kare bi serê xwe hebiina xwe nî§an bi de. toprak. bu hususta cevhere muhtaç olan.

iyiUk] Etfal: Zarûkm (Çocuklar) Etrab: Keçen hevsaled kuran (DelikanlUara yaşıt kızlar) Ewam: Xelk (Halk) E'vvan: Alîkarm (Yardımcılar) Ewbaş: Du xorten bı hevdûra (Beraber olan iki deUkanh) Ewc: Tewre jor (Zirve) Ewran: Hevvran (Bulutlar) Eyax: Em raste mana ve pirse ne hatm (Bu kelimenin mânasını bulamadık) E'yan: Kesen gıregır (llerigelenler) Eyan: 1 Dîtm (Görmek).509 Esnaf: Tewır tewır (Çeşit çeşit) Esr: Sedsal (YüzyU) Estar: Perdeyın (Perdeler) Eş'ar: Şe'rm (ŞUrler) Eşbah: C^mm (Cisimler) Eşk: Hıstır (Gözyaşı) Eta: Dayın. tüsüz) ör¬ Eyn: Çav (Göz) Eyş: Jîna bı kefxweşî (Mutlu yaşamak) Eyyam: Rojm (Günler) Ezaım: Nıvıştm (Muskalar) Ezazıl: Şeyten (Şeji.an) Ezdad: Tışten dıje hevdû (Bir birine karşı. 2 Xuyayî (Görünen) Eyanî: 1 Eşkerayî (Açıkça) 2 Vata (Üstü açık. qencî (Vermek. zıt şeyler) Ezfer: Kîske bm çena xezalan ku misk tedaye (Ceylânla¬ rm çeneleri altmdaki misk kesesi Ezhar: Kulîlkm (Çiçekler) Ezman: Zıman (Dil) Ezra: Keça bakire (Bakire kız) .

rastın (Gerçekten. safî (Temiz. ışıklı) Tebîet (Tabiat) Sisti (GevşekUk) Fızûl: 1 Tewş (Faydasız). AUah) Fezaîi: Karen baş (İyi işler) Fezîhet: Eşkerakırma ne h gorî daxwaze (Arzuya aykırı olan açıklama) Fdk: Gemî (Gemi) Fılorî: Paqıj. bı şunda (Geriye) Vensand: Ve kır (Çözdü) Ve: 1 Ev (Şu). safi) Fdûs: Manqırm (Mangırlar) Tırs. gîhane nevdû (ToplandUar). hep birUkte) Füheqîqe: Bı rastî. gerçek) Fuad: DU (Kalp) Fıkr: Fıroz. fitneci) Fewware: Pet (Alev) Feyroz. bı şewq (Aydm. Feyrûz: Renge heşîn (Ma'vi renk) Feyyaz: Barandoxe feyze. 2 Xwest (Diledi) Vek ketm: Kom bûn. dıgel hevdû (Beraberce) Vera bı gıri: Tu pera ra gırî. vekışîn (Korkmak. onu desteklersen) Vîhalî: Vî tışte ku te di keve şûnekî. bı carekî (Hepsi. Xwede (Fejiz yağdıran. 2 Be ar (Arsız) Fîlcımle: Hemî. bı fitne (Müfsit. yanî evîna ku te di keve nava dU (Bir yere giren bu nesne.511 Fettan: Fesad. Vekra: Bı hevdûra. yani gönlün içine giren aşk) . çekinmek) Fırûz: Rohnî. Fıtret: Fıtûr: Ve: Paşda. alîkarîya vı^î bı kî (Ona yar¬ dım edersen.

derbazbiin (Dolaşmak. geçmek) Guzîde. dUenci) Genc. Gencîne: Xizne (Hazine) Geşt: Ger (Seyahat) Geştî: Gremî (Gtemi) Grewherî: Gewherfiroş (Cevher saticisi) Gêrane: Gerandm. derbazkmn (Çevirdiler. zeman (An. peyv (Konuşma) Guherguharan: Guhargewheran (Cevher kupeliler) Gulab: Gulav (Gul suyn) Gulben: Şaxa gulê (Guî dali) Gulgiin: Gulreng (Giiî rengi) Gulqend: Ava şekirê Qend (Kant şekerinin şerbeti) Gulnar: Ava kuUîka hmarê (Nar çiçeginin şerbeti) Gulpîrehen: Kesê ku kirasê wî wek guîêye (Gömlegi glil gibi olan) Gum kir: Winda kir (kaybetti) Gumrah: Avarê (Sapik) Guweşt: Tewirekî qaydê sitiranêye (Bir şarki makami) Guzaf : Gotmên tewş (Bo§ sözler) Guzer: Ger. geçirdiler) Gêsii: Kezî (Saç örgusii) Gil: Harî (Çamur) Girdevvarî: Berhevkirî. civandî (Derlenmiş) Girdîgar: Xwedê (Allah) Go§: Goh (Kulak) Goyende: di bûn: Di gotin. zaraan) Gaze-gaz: Qîre-qîr (Bagiri§ma) Geda: Kole. Guzîn: Bijare (Seçkin) Giin: Reng (Renk) . parsek (Köle.bl2 G Gah: 1 Carna (Bazi bazi). di pejavîn (Konu§urIardi) Goşwar: Guhar (Kiipe) Goyîa: Teyrekîye bi şev di qîre (Gece bagiran bir kuş) Guftar: Gotm. 2 Gav.

mahir) Hazırûn: Kesen hazır (Hazır olanlar) Hazîme: Heza hezımku'me (Hazmedici güç) Hebîb: Yar (SevgiU) Hecer: 1 Kevır (Taş). dergevan (Nöbetçi. yan kevu: (Maden ya da taşa yazı yazan) F. kapıcı) Hacız: Navbır (îki şeyin araşma giren) Hadis: Nûçe (Sonradan olan) Hadî: Kese ku mırov tine reya durust (însam doğru yola getiren) Haîl: Navbır (îki şejin arasına giren) Haîm: Wmdabûyî. 2 Kevure Reş ku di dîwar§ Mala Xwede'daye (Hacer-Esved) Hecle: Bermal (Oda) Hedîd: 1 Hesm (Demir). 2 Cîhe mzuntir (En alçak yer) Hedîqe: Bax (Bahçe) Heqaîq: Rastiyan (Gerçekler) Heqqa: Bı rastî (Gerçekten) Hekim: Pm zana (Çok bügUi) Hekkak: Nıvîsvane h ser maden. : 33 . başıboş kimse) Haldmane: Mîr anî (Beyce) Hala: Tışte ku te di keve nava tıştekî dm.513 H Hacıb: Pajrvan. beredayî (Kaybolan. mexsed evîne (Bir şeyin içine giren. 2 Kurta gotme (Sözün kısası) Hazıq: Hunermend (Mutahassıs. maksat aşktır) Hale: Seywana dora hîve (Aym etrafındaki hale) Hamî: Parezdar (Himaye eden) Haris: Cotkar (Çiftçi) Herr: Germ (Sıcak) Hasıl: 1 Tışte ku bı dest di keve (Elde edilen).

tim (Her zaman) Hemzad: Hevalê xwannê (Yemek arkadagi) Henzeî: Fîkîyekî wek zebeşêye. bira ii xuşk (Kardeş) Hemdem: Heval (Arkadaş) Hemefser: Hevaîê KiUah (Taç arkada§i) Hemel: Birca Beran ji 12 bircên rojê (Giineşin Koç Burcu) Hemişe: Tim (Her zaman) Heitn.liai: Havaîê hal ii razan (Hal ve sir arkadaşi) Hemxehvetî: Hevaîê xelwetê (Haîvet arkadaşi) Memxwsihei Hevaîê razanê (Uyku arkadaşi) Hemqal: Hevalê peyvê (Konuşma arkadaşi) Hemqedem: Hevaîê îmg. hevrê (Yoldaş) Hemraz: Hevalê razan (Sir arkadaşi) Hemseng: Beranber.514 Helahil: Kuştox (Ölduriicu) Helawet: Şêrînî (Tatlihk) HeU: Pişkaftm (Çözmek) Hellal: Pişkaftox (Çözen) Helwela: Gotma «LahewIe wela («LahevIe» demek) quwwete îUa bUlah» Heîlê sîmab: Avzîva helandî (Eritilmiş giimiiş suyii.şîii: Hevalê rûniştmê (Oturma arkadaşi) Heinrah: Hevaîê rê. di sewîyekîda (Bir seviyede. eşit) Hemkase: Hevaîê vexwarmê (Içki arkadaşi) Heial: Helgirtm (Yiiklenmek) Hemîîqa: Hevalê dîtmê (Göriişme arkadaşi) Hej]an!. lê biçiike û pir tale (Ebiicehil Karpuzu) Her çend: Ger çiqas (Gerçi) . hevta (Denk) Hemser: Heval (Arkadaş) Hemware: Her gav. yaldiz) Heînaxîiş: Hembêzî (Kucaklaşan) Hemaşjyan: Hevalê hêlînê (Yuva arkadaşi) Hembîze: Hevaîê zik.

Heyula: Nejada gerdûng (EvreıUn ilk maddesi) Hezer: Xwe parıztm (Sakmmak) Hezl: Yari (Şaka) Hezret: Pâşedest (Huzur. ne kadar M) Hılûl: Teketma gane laşekî pişti mmme di laşekî dmda (Bir ruhun ölümden sonra bir başka vücuda girmesi) Hınayan: Kîse dıravan (Para kesesi) EUcab: Perde (Perde) Hîcr. çı qas ku (Şu kadar ki. be rmrad (Hasretzede) Hesûd: Dexes (Kıskanç) Heşem: Meîyet (Maiyet) Hewa: 1 Hevva (Hava) . wek weşîye (Salkım gibi toplandUar) Herîr: Hevr%ım (İpek) Herzekar: Kotoxe gotmen tewş (Herzeci) Heseb: Nejad (Soy) Hesretzede: Kese ku belaya hesrete bı serîda hatîye. felsefe (BUgi. şenayî (Meskûn yer) Heyûl. 2 Evîn (Aşk) Hevı^alî: Çarmedor (Çewre) Hey: Zmdî (Canlı) Hey'at: Pıranîya «Hey'et»e («Hey'et»in çoğulu) Hey'et: ŞıkU (ŞekU. Hîcran: Dûrketma evîndar jı yarg (Hicran) fflkmet: Zanin. îsmaU Hücresi) Hmd: Hmekî (Biraz) Hinde: Ev qas (Bu kadar) Hmdewane: Zebeş (Karpuz) Hmdî: Ev qas ku.515 Herfan ne gırm: Şaşbûnan der ne xm (Yanhşhkları açığa vurmasmlar) Henstm: Kom bûn. birirUn huzurunda olmak) Hıccet: DeUl (Kanıt) Hıcre: Kunca SunayU Pexember ya lı rex Mala XwedS (Kâbenin yanmdald Hz. biçim) Heyşet: Avayî. felsefe) .

Hiir: Horîyêd bihuştê (Cennet hurileri) Horî meqliib: Vajîyê ji horîyê (Huriden dönme) Hubb: Evîn (Sevgi) Hubla: Avis (Gebe) Huîslîaîn: Mîran (Beyler) Haimain: Xwedî hîmmet û qencî (Himmet ve iyilik sahibi) Humre: Sor (Kirmizi) Huwel-Heq: Ew heqqe( O haktir) Hût: Birca Masîyê Ji 12 bircên rojê (Guueşin Balik Burcu) X Xadim: Xulam (Hizmetçi) Xaib: Wmdabiiyî (Kayip) Xaqan: Padîşahê Tirkistan'ê (Turkistan Hukiimdan) Xak: Ax (Toprak) Xakîsar: Ji axê. birû tên diriibandm bi wê (Hilal. bê riimet (Topraktan.ş: Kesê bê dengê ku na pejdve (Konuşmayan. 2 Qey (Gaîiba) Xame: Qelem (Kalem) Xamû. malik. sessiz kimse) Xaiie: Mal.516 Hîlal: Hîvik. (Ev. ji nejadekî pak (Hanedan) Xasekî: Xulamê navmali (Harem hizmetçisi) Xasê nezer: Nihêrtma xisiisî (Özel baki§) . kaşlar ona benzetiUr) Hîn: Gav (An) Hîraset: Xwe panztm (Kendini sakmmak) Hîrqet: Şewat (Yanmak) Hol: Gog* (Top) Hor. degersiz) Xal: Şana Ii rii (Yuzdeki ben) Xalab: 1 Zorbir (Yenen). Hane) Xanezad: Xanedan.

pis (Oğul. 2 Xûz (Yamuk) . mexsed evî¬ ne (Dün gece içilen şarap. halk). AUah) Xvs^ede (Günahları örten.517 Xar: Sıtırî (Diken) Xaretker: Talanker (Yağmacı) Xancîyyet: Derketma jı qanûn û adetan (Kanun ve gele¬ nekten çıkmak) Xarıq: Dırandoxe adete. AUah) Xem: 1 Derd (Dert). nepenî (GizU kapaklı) Xebl: Perişan (Perişan) Xebûq: Meya ku şeva çûyî hatîye ve xwarm. 2 Aferandm (Ya¬ ratmak) XeUaq: Aferandox. qırş. qırş û qal (Çerçöp) Xatem: Gustil (Yüzük) Xawer: Rohelat (Doğu) Xavn: Vala (Boş) Xaz: Renge sor (Kırmızı renk) Xebxeb: GUare bm çene (Çene altı) Xebîr: Haydar (Haberdar) Xebîyye: Veşarî. jı adete der (Harika) Xar û xes: Gerş û gel. û qal (Çerçöp) Xasîyyet: Xısûsîjryet (ÖzelUk) Xaşak: Gerş û gel. Xwede (Yaratıcı. Xel: Xelq (Halk) Xelaîq: Gelen xelqe (Halk kitleleri) Xelaîq: Gelen xelqe (Halk kitleleri) Xelef : Kur. maksat aşktır) Xedd: Dem (Yanak) Xedda': Xapînok (Aldatıcı) Xedeng: Tîr (Ok) Xef: Nepenî (GizU) Xeffar: Nuxaftoxe gunehan. evlât) Xem: Dost (Dost) Xelq: 1 Mırovm (İnsanlar.

miifsit) Xemnak: Xwedî derd ii xem (Gam ve dert sahibi) Xemr: Mey (Şarap) Xemze: Awir (Gamze) Xenc: Naz (Naz) Xendan: Bi ken. ajrm çevrestndeki hale) Xerra: Birqok (Parlak) Xerwar: Xerar (Bujöik çuvaJ) Xesîs: Çikîid (Cimri) Xesmane: Neyarî (Diişmanlik) Xet: 1 Cênîg (Şakak). kin). kirînox (Alici) Xerîq: Nûqbûyî (Suya batan) Xerq 1 Niiqbiin (Suya batma). sejwana dora hîvê (Harman. 2 Dirandm (Yirtma) Xerqe: Niiqbiijrî (Suya batan) Xermen: Bêder.518 Xemendîiz: Kesê ku xeman di pîve. 2 Nivîsan (Yazi) Xetebend: Perwaza text (Tahtm pervazi) Xeten: Bajarekîbiiye miskê xezalêd wê pir hêjabiiye (Ceylanlarmm miski çok degerU olan bir şehir) Xetîb: Xwazgîn (Diiniir) Xetme: Morkirîye. toplayan) Xemguzîn: Bijartoxê xeman (Gamlan seçen) Xemmaz: Pejwgerîn. fesad (Dedikoducu. di civîne (Gamlan ölçen. sevinçU olan) Xenî: Dewlemend (Zengin) Xennas: Şejrtên (gejrtan) Xeraman: Bi naz îi delalî (Nazli. dilek) Xeridar: Kirîdar. cilveli) Xerbet: Şerbet (Şerbet) Xerçeng: Birca Kevjalê ji 12 bircên rojê (Giineşin Yengeç burcu) Xerez: 1 Rik. kêfxweş (Giiliimseyen. 2 Daxwaz (Arzu. hatîye morkirm (Onaylanmigtir) . kîn (Garez.

hısım) Xîda: Bakût (Gıda) Xîlafe mu'tad: Jı adete der (Mutat hilafı) Xîlman: Zarûken bıhuşte (Cennet çocukları) Xîred: AqU (AkU) Xokerdeye îşqe: En ku xwe kmbûn evîne (Kendilerini aş¬ ka atanlar) Xudreste: Kese ku be mamosta. şiş) Xıtût: Xezm (Çizgiler) Xızam: Kulükekîye (Bir çiçektir) Xızm: Mırove h peş (Yakm akraba.519 Xetsîyah: Keça ku bıska ser cînîga we reşe (Şakağmdaki zülüf siyah olan kız) Xettat: Nıvîsvan (Yazıcı) Xewadmı: Xulamın (Hizmetçiler) Xevv'as: Kesen gıregır. iyi kalpU) XıdTewat: Sebzeym (Sebzeler) Xdqet: Aferin (YaradUış) Xı§t: Sıvık. h peş (îlerigelen kimseler) Xewatîn: Pıranîya «Xatûn»e («Hatun»n çoğulu) Xewf: Tu-s (Korku) Xewr: Kuran (DerinUk) Xeyb: Tışt û cîhe nexuyayî (Görünmeyen şey ve yer) Xeyl: Hesp (At) Xeyme: Kon (Çadır) Xeyre ıneqdem: Tu bı xer hatî (Hoş geldin) Xeyşûm: Fırnık (Geıız) Xeyûr: Kese bı xîret (HamiyetU kimse) Xez: Qumaşekî hevrîşmîne (Bir ipekU kumaş) Xezel: Tewırekî şe're (Bir şiir çeşidi. çöp. gazel) Xezenfer: Şer (Arslan) Xerexwah: Xerxwaz (Hayırhah. şiş (Değnek. xwe bı xwe ^aye (öğ¬ retmensiz olarak kendi kendine yetişen kimse) Xuld: Bıhuşt (Cennet) .

sor (Kirmizi renk) Xunçe: Gula ne pi§kifî. gam) Xusserevîn: Revînokê xeman (Gamlari dagitan) Xiil: Pîrhevok (Cadi) Xûşe: Weşî (Salkun) XWab: Xew (Uyku) Xwan: 1 Xwann (Yemek). aUe reiai) Xweşxîlqet: Rmdaferîn (Giizel yaratihşli) . pmdik (Gonca giil) Xundekar: Padîşah (Padişah) Xundm: Bangkirm (Çagirmak.520 Xull: Zmcîrê ku li dest ii Imgêd girtîyan tê girêdan (Piranga) XuUux: CUê hevr^mînê tenik (Ince ipek elbise) Xulûid: Zindîbîina timmî (Ebedî hayat. dUgeş (SevinçU) Xursend: Sitandoxê xwarmê ii bakiit (Gida alan) Xurşîd: RoJ (Giineş) Xurîic: Derketma Ji qanûn ii adetan (Kanun ve gelenekten çikmak) Xusr: Zirar (Zarar) Xusse: Keder. davet etmek) Xur: Xwarin (Yemek) Xurfe: Bermal (Oda) Xuroş: Keldaym û rijîna bi ser firaqêda (Kaynayip ta§ma) Xurrem: Şad. dengbêj (Şarkici) Xwanê kase: Vexwaxma ji kasa meyê (Şarap kadehindeiî içmek) Xwemal: Malxoyê maJê (Evin sahibi. ebedîyet) Xunun: Kupê meyê ê mezm (Biiyiik şarap fiçisi) Xumrî: Rengê xumrî. 2 Sifre (Sofra) Xwanende: Sitiranbêj. xem (Keder.

îcab (Gerek. erkek çocuğu) Icab: Bersîv (Cevap) icabet: Qebûlkırma xundme (Çağnyı kabul etmek) îdbar: Bextreşî. 2 Alîkarî (Yar¬ dım) İneb: Tmî (Üzüm) İntizar: Repan (Beklemek. be talû (TaUhsizUk. 2 Nexvı^eşî (Hastalık) îma: işaret (İşaret) İmaret: 1 Avayî (Bina). ÎUet: 1 Semed (Neden). dökmek) İrfan: Zanîn (Bilgi) . icab) İkrah: Zorkırm (Zorlama) Iksîr: Maddekî kîmye'vvîye. pis (Oğul. peyvekî (Söz. sözcük) îbda': Aferandma bı awakî xweş (Güzelce yaratmak) İbn: Kur. ihtilât) îqbal: Peşende (Gelecek zaman) lqtîza: X'westın. rehtm (İndirmek. 2 Text (Taht) İmareya nîgare: Texte Sıtîye (Sıti'nin tahtı) İmkan: Hebûne ne zerûrî (Zorunlu olmayan varlık) İnayet: 1 Baldaym (Dikkat etmek). bahsızlık) lftîraq: Dûrketma jı yare (Yardan uzak kalmak) îhsan: Qencî (îyiUk) îhtîraz: X'vve parıztm (Kendini sakınmak) îxfa': Veşartm (Gizlemek) îxtîlat: Tekili (Karışmak.521 İbaret: Pejrvr. bı we zer. jı madenen tm te cîhekırm (Altını diğer madenlerden ayıran kimyasal bir madde) l'la: Bılmdkırın (Yükseltme) î'Iam: Eşkerakırm (Açıklamak) ÎUe. yol gözlemek) inzal: Daxıstm.

zeîf (Etsiz. belav bi ke (Ajnrsm.522 îrfanteleb: Kesê ku daxwaza naskirmê di ke (Tanimak istiyen) î'raz: Zivirîna ber (Yuz çevirraek) îsxa: Gohdarî (Dinlemek) îsm: Nav (Ad) îstebreq: Tewirekî qumaşê hevrîşmîn (Bir ipekli kumaş) îslîtaet: Hêz (Guç) îstîwa: Nîvê asîman (Gök ortasi) îşqebazî: Evîn (A§k) îşret: Heng (Eglence) îşretabad: Ava ii ge§ê bi hengê (Eglenceyle şenlenen. di bêjm qey ku (Öyle saniyorlar ki) . Jar: 1 Bê go§t. 2 Reben (Zavalh) Jêkve: Ji hevdii (Bir birinden) Jêkra bi ketm: Ji hevdû bi qetîne. zajnf). mezmî (Heybet. 2 Pêştemal (Peştemal) îzhar: Eşkerakirm (Açiklamak) îzlet: Mayma bi tenê (Yalniz kalmak) îzz: Heybet. gîhana cem hevdii (Kavuşmak) îz'an: Qebiilkinna rastîyê (Dogrujm kabul etmek) îzar: 1 Cênîg (Şakak). rastbiin (Normal yere gelmek) î'tîkaf : Perestîya di mizgeftêda (Camideki ibadet) îtrê şahî: Dermanê bêhnxweşê wek ê padî§ahan (Padişahlarinki gibi giizel kokular) îttîhad: Yekiti (BirUk) îttîsal: Hevdîtm. canlanan) îştiyaq: DUbiJokî (Arzulamak) îtab: Gazm (Sitem) î'lîdal: Hatma cîhê adetî. buyukluk). dagitsm) Ji wan weye ku: Ji wan wisaye ku.

Allah) Qefes: 1 Qefesa heywanan (Hayvan kafesi). söyleme) Qalıb: 1 Qalık (Kabuk). Xwede (Eskidenberi var olan. Xvvede (Kahredici. AUah) Qena': Dergevane kele (Kale kapıcısı) Qella§: Bı dek (Kurnaz) Qelem ket: Bı bire.2 Lı ser Imgan (Ayakta) Qal: Gotm. bı hez. X'wede (Kendi ken¬ dine var olan. AUah) . 2 Laş (Vücut) Qam': Beskır (Yetinen. 2 Nave sazekî (Bir saz adı) Qarûr. Qarûre: Şûşe (Şişe) Qasır: Kurt (Kısa) Qebaîîı: Gmıehm (Günahlar.bı xışım. je ke (Keser) Qenbel: AU çepe (Sol taraf) Qemer: Hîv (Ay) Qems!: Derewçîn. 2 Tışte kevne (Eski şey) Qedîr: Xurt. vmek (Yalancı) Qebd: Tewırekî sekme (Bir çeşit şeker) . pejrv (Konuşma. kabahatlar) Qebaîl: Qebîleyan (Kabileler) Qebes: 1 Kozır (Köz). 2 Çuîsk (Kıvılcım) Qedd: Bejn (Boy) Qedem: Lmg (Ayak) Qedîd: Goşte zıwa (Kuru et) Qedîm: 1 Kese ku jı bereya bereve heye. 2 Sîng (Göğüs) Qehhar: Pu. Xwede (Güçlü. AUah).523 Q Qabîlun-ııar: Mısteheqe ağır (Ateşe müstahak olan) Qaıl: Gotox (Söyleyen) Qaîm: 1 Kese ku hebûna wî bı 'vvîye. kanaat getiren) Qani: Pır sor (Çok kırmızı) Qanûn: 1 Yasa (Yasa).

Mecmm) Qeyseri: Siik. Qedandma kare (îş bitirme) Qezaya. pej^ (Söz) Qews: Kevan (Yay) Qewwel Qeşmer (Komik adam) Qeys: Evîndarê Leylê. pazar) Qeza: 1 Kirma nimêjê piştî derbazbiina wextê (Vakit geçtikten sonra namai kUmak). bi mana mecazî Ji paxirê sayara hatiye gotm (Kagit. Mecniin (Leyla'nm aşigi. wek ku §ekir xwanbm şêrînm (Şeker yemişler gibi sözleri tatli olanlar) Qentar: Weznekîye (Bir tarti) Qer': Lê xistm.524 Qendexayan: Ên ku pejrvêd wan. 3 Qeder (Kader). sayfa. Qedaya: Piranîya »Qezîyye»ye («Qezzîj^e»nin çogulu) Qezlyye: Mesele (Problem) Qmar: Çengelê ku go§t pêvê tê daleqandm (Etin asUdigi kanca) Qirtasîye: Kaxiz. riipel. bazar (Çarşi. çiban) Qerîb: Nêzîk (Yakm) Qerîn: Hevalê pê§ (Yakm arkadaş) Qerz: Dejm (Ödunç) Qeseb: Bendikêd kumên jman (Kadm feslerinin kaytanlari) Qet'a: Ji bm (Asla) Qetal: Kuştî (ÖlduriUmu§) Qetre: DUop (Damla) Qettal: Mêrkuj (Kaatil) Qewl: (îotm. dövmek) Qerh: Kul (Yara. mecarf anlamda yazisiz bakir için kuUanUmaş) Qişt: ZUfa biçiik (iiçiik ziUiif) Qîlade: Gerdenî (Kolye) . 2 Tunnekirm (Imha etmek). tehmdan (îtelemek.

525 Qînwan: Weşî (Salkım) Qiran: Beranber (Yan yana) Qîrat: Weznekîye (Bir ölçü) Qîtar: Rezıka devan (Deve dizisi) Qîwam: Hez (Güç) Qubbe: Kümbet. zar) Kabin: Te'vvırekî perûya bûkeye (Gelinin bir hediyesidir) Kala: Mal û mUk (Mal-miUk) Kam: Mır ad. bı mecazî jı asûnanra te gotm (Kubbe. zar (îki aşUt. bı qusûr (Kem kişi. eğri olanlar) Kecrû: Bı ser rûra xwar (Yüzün üstüne eğmek) Kefaet: Hevtayî (Denk olmaJt) Kelal: Westandm (Yormak. türbenleri. yakm olmak) Quwaye heywan: Heza jîne (Hayat gücü) K Ka'betullah: Mala X'wede (AUahm Kâbesi) KaTıeyn: Herdu kap. kofrxwaran (Eğri taçIUar. daxwaz (Murad. dilek) Kameram: Bextewerî (Muüuluk) Karesazî: Sazkırm û meşandma kar (İşin jürütülmesi) Karîgen: Gerdûn (Evren) Kas: Kem. Musa) . mecazî anlamda gök için kuUanUır) Qulûb: DUm (Kalpler) Oolûbemen Iehnl-qelb: Dilen kesed wxedî dU (Gönül sahip¬ lerinin gönülleri) Onlzem: Behr (Deniz) Qurb: Nezîkî (Yakınlık. kusurlu) Kase: Qedeha meye (îgki kadehi) Kazıb: Dere-vvîn (Yalancı) Kebk: Kew (Keklik) Keckulahan: Kulahxviraran. verdiği yorgunluk) Kelam: Pejrv (Konuşma) Kelat: Keleyan (Kaleleri Kelim: Musa Pexember (Hz.

haysiyet) Kerem: Qencî (îyiUk) Kerîm: Kesê qenc. hesyet (Şeref. Kêbir: Sertîr (Ok ucu) Kezm: Daqurtandm (Yutmak) Kêfxweşî (Keyif) Kêj: Keç (Kiz) Kêwan: Sitêra Zuhel (Saturn jmldizi) Kilan: Hejandm (Salladilar) Kmiiz: Xiznan (Hazineler) Kurdar: Kurm (FiU) Kirdebengî: Bengîbiiyî. bengî (Çilgmlaşmiş) Kîiab: Seym (Köpekler) Kîsre: Pad%ahê Iran'ê (îran Hukiimdari) Kîswet: CU (Elbise) . 2 Keyber. Kemalat: Gîhana bUmdîyê (Kemale ermek.526 Kelte: Kelebiitî (Ojmaşma) Kemal. camêr (lyi. (Bilgi ve hikmet işaretlerini ke§feden kimse) Kfeşwer: Welat (Ûlke) Kewaîb: Keçên memikgUover (Tombul memeli kizlar) Kewkeb: Sitêr (Yildiz) Kewn: Gerdiin (Evren) Kewneyn: Herdu gerdiin (îki evren) Keyfîyet: 1 Çawayî (Keyfiyet). olgunlaşmak) Kemalê bê kemalî: Temambiina kêmayîyê (KemalsizUgin kemale ermesi) Keaari: Ji qerax (Kenardan) Kenz: Xizne (Hazine) Keramet: Şeref. cömert olan) Kerrena: Navê sazekîye (Bir sazm adi) Kesb: Karkirm (Kazanç) Kesîî: Gur (Yogun) Kesret: Pirî (Çokluk) Keşşafê nmûzê hîkmetil-eyn : Kesê ku îşaretê zanîn ii hîkmetan kifş di ke.

2 Çawa (NasU). pîr (YıUarı köhnemiş. fermana Xwede ku di beje «Bı be» (01. mahiyeti) Kurdemfir: Mîren Kurd (Kürt beyleri) Kusan: 1 Çawa(NasU). 3 Kîja (Hangi).527 Kitabet: Nıvîsîn (Yazmak) Kîzb: Derew^ (Yalan) Koh: ÇSya (Dağ) Kohî: Çîyayî (Dağh) Koter: Gerdenî (Kolye) Kubra: Mezmtir (En büjük) Kuffar: Kafıran (Gâvurlar) Kufw: Hevta (Deng) Ku: 1 Lı ku (Nerde). yaşlı) Kul: 1 Rîş (Çıban). serbest) Layezal: Xwedg (AUah) Leb: Lev (Dudak) . be şerm (Küstah) Kuşad: Vekırî (Açık) Küs: Def (Davul) Labıdde: Hemm lazıme (Mutiaka gerekir) Lahût: Nolen paqıj (Tenüz sıfatiar) La'I: Gewherekî sore (Kırmızı bir cevher) Lamekan: Gerdûna asîmanan (Gökler alemi. 2 Gışt (Tüm) KuMet: Zehmet. serbest (Nazlı. zor (Güçlük) Kon: 1 Bı be. 4 Eğer (Eğer) Knhensal: Kevnesal. 2 Qul (DeUk) Knnh: Bme kar. mekân dışı) Lareyb: Be guman (Şüphesiz) Laubali: Bı delalî. 2 Çuna (Niçin) Kustax: Çelaq. mahiyet (îşin içjüzü. AUahm «01» emri).

bi lêvanra (Agzma kadar dolu).528 Le'b: Lîztm (Ojmamak) Ijebaîeb: 1 Tijî. lêvziwa (Dudagi susuzluktan kuruyan) jLehd: Gor (Mezar) Lehw: Heng (Eglence) îl#hyan: Her du alîyan (îki taraf) Lehze: Gav (an) Leîm: Kesê nejadnizim ii çavbirçî (Alçak soylu ve zugurt kimse) Leîn: Mel'iin (Mel'iin) Lemyezel: Xwedê (AUah) Letîf : Nazik. AUahi görmek) Lot: Lotik (Ziplama) Lucce: Pêla avê (Su dalgasi) Lutf: Qencî (lyiUk) M Bfediim: Tunne (Yok olan) Ma erefnak: Me te ne nasî (Seni tanimadik) Mafû: Bexşandî (Affedilen) Mah. 2 Lêv bi lêv (Dudak dudaga) Lebteşne: Lêvtî. dîtma Xwedê (KarşUaşmak. Meh: Bîv (Ay) Mahîtab. Mehtab: Tavehîv (Mehtap) l>Iahiid: Kifşe (BiUnen) . narîn (Nazik) Letîfedan: Kesê ku bi gotmên xweş ii zirav di zane (înceUkleri bilen) Lewleb: Felek (Felek) Leyali: Piranîya «Leyl»e («Leyl»in çogulu) Leyî: Şev (Gece) Lêk: Li hevdii (Bir birine) Liqa: Rasthatm.

: 34 . mücadele) Ma'rez: Temaşegeh (Sergi) Marîfetnak: Kese bı zanîn (Bilgili kimse) Maruf: Naskırî (Tanmmış) Matem: Şîn (Matem) Matemi: Kese şînî (Yaslı kimse) Ma-'vverd: Gulav (Gül sujru) Mazûl: Derketîye jı kar (Azlolunan) Mazûlî: Derketma jı kar (Azlolunmak) Meadm: Pıranîya «Maden»e («Medenin» çoğulu) Meal: Mana (Anlam) Meanî: 1 Pıranîya «Mana»ye («Mana»nın çoğulu). mejnldar (Meyleden) Mabcolî: Nex'weşe bı Ser'aye (Sar'alı) Ma'lûl: 1 Nexweş (Hasta). 2 Ava (Bajnndır) Manend: Wekî (Gibi) Manî: Ressame Çini e bı nav û deng (Üünlü Çin Ressamı) Ma'ser: Guvaşgeh (Üzümün sıkılıp şırasmm çıkarıldığı yer) Masîke: Heza ku di gire (Tutan güç) Masîwa: Hebûyen jı bil X'wede (Allahtan başka yaratık¬ lar) Maşa: Kese ku di meşe (Yürüyen) Ma'reke: Ceng. tîkoşîn (Savaş.529 Maîl: DUbıjok. celbedihrUş1er) Mecmer: Bıxûrdan (Buhurdanlık) F. 2 Tışte ku jera delü te anîn (Kanıtlanan) Mamûl: Tışte ku pe te emelkırm (GeçerU olan) Ma'mûr: 1 Dme (Dünya). 2 Sıtıran (Şarkı söyleme) Mebanî: Çekırm û h hevanîna gotman (Söz söyleme) Mebhût: Hejorî (Şaşkm) Mebnî: Lı ser. h gorî (Üzerine. göre) Meclûbe mehebbeta unasm: Bı evîna mırovnan hatme keşan (Bazı adamlarm sevgisiyle çekilmişler.

Mehza: Sirf (Salt) Mehziiz: Xwedî par (Hisse sahibi) Mexafet: Tirs (Korku) Mexbîin: Xapîyayî (Aldanmiş) Mexdîim: Kesê ku jêra xizmet tê kirm (Hizmet edUen kise) Mexfîir: Nuxaftî (Örtiilen) Mexmer: Firaqa meyê (Şarap kabi) Mexmîir: Serxweş. bi raya Xwedê (înşallah) Mehabet: Heybet. tutkim) Meger: 1 Ewxu (Meger). celbedilmiş) Meddah: Pesmdar (Övucii) Medh: Pesn (Övgii) Medhoş. bUmd. mest (Sarhoş. mahaU) Mehkiimtt eleyhî: Bm hukum.530 Mecrîih: Birîndar (Yarah) Mecrûr: Kêşayî (Çekilmiş. bm ferman (Emir alti) Mehmel: Texterewan (Tahtaravalîi) Mehmîid: PaqiJ. mest) Mexrûr: 1 Qure (Magrur). saw (Heybet) Meharet: Hunermendî (Meharet) Mehanm: Kesên malî (Mahremler) Mehbîib: Kesê ku tê evandm (SevUen kimse) Mehcebîn: Enîhîv (Mehtap ahnli) Mehcîir: Terkkirî (Terkedilmiş) Mehd: Dergii§ (Beşik) Mehell: Şûn (Yer. 2 Mera. 2 Xapîyayî (Aldanan) Mexûf : Bi tirs (Korkulu) Mexz: Mejî (Bejdn) . Medhûş: GêJ (Sersem) Meftûh: Vekirî (Açik) Meftiin: Evîndarê bêhe§ (Meftun. bi qedir (Yuce) Mehr: Heqê marbirîna biikê Gelinin rûkah iicreti) Mehpare: Parça hîvê (Ay parçasi) Mehz.

yani paralar) Meqtûl: Kuştî (öldürülen) Me'kel: Xurek (Yiyecek) Mekmen: Veşargeh (Pusu) Meknûn: Veşartî (Gizlenmiş) Mekr: Dek (Hile.531 Meqalat: Gotmm (Sözler) Meqalîd: Mıftejrm. nazıkî (GüzelUk. yan kese ku jı mnrov na qete (Melzûm) Memat: Murm (Ölüm) Memlû: Tıjî Dolu) Me'mûl: TıştS ku te hevîku-m (Umulanı Memzûc: Tevîhev. Allahın dostlarmm yeri) Megasıd: Pıranîya «Meqsed»e («Maksad»m çoğulu) Meqlûb: 1 Vajî (Tersine dönük). bı mana mecazî jı çerxa felekera te go¬ tm (Anahtarlar. naziklik) Melaîn: Mel'ûnm (Mel'unlar) Melal: Perîşanı. oyunbazlık) Mekşûf : Xuyaji (Görünen) Melabîs: CUm (Elbiseler) Melahet: Rmdî. sıstî (Perişanlık. gevşeklik) Melamet: Gazm (Sitem) Melbûs: CU (Elbise) Melefcsîsal: Kese bı nola fırîştan (Melek sıfatiı kimse) Melekwar: Wek fırtştan (Melek gibi) Melzûm: Tışt. tekühev (Karışım) Menahî: Be fermanîyen Xwede (AUahm yasak ettikleri) . İbrahim'in Kebe önün¬ deki yeri) Meqame malûm: Cîye kıfşe e dosten X'wede (Bilinen yer. 2 CUıe Bırahîm Pexember ku h hember Mala Xwedeye (Hz. 2 Gan (Ruh) Meqreme: CUSn temken hevrîşmîn (înce ipekU elbise) Megseda seramest: Daxw'aza ku serîyan mest di ke. mecazî anlamda felek çarkma derUr) Meqam: 1 Cîh (Yer). yanî dırav (Kafaları mest eden dilek.

rêçik (îz. 2 Mizeffer (Muzaffer) Menşe': Jêder (Menşe) Menzer: Cîyê xuyabûnê (Göriinme yeri.532 Menaqib: Jînenîgarîym (Bîyografiler) Menal: Mal ii mUk. manzara) Menzil: 1 Xanî (Ev). izlenen yoi) Menî': Zexm (Saglam) Menqûş: Nexşkirî (Nakişh) Menna': ÇUciid (Cimri) Mensiix: Betalkirî. 2 Cîhê ku mirov di xwaze bi gîjê (însanm ula§mak istedigi yer) Menzîiri: Pîvek (Ölçû) Merd: Mirov (însan) Merdane: bi ciwanmêrî (Cömertçe) Merdîîd: Qewirandî (Reddedilen). riitbe) MenazU: Piranîya «MenzU»e («MenzU»in çogulu) Menbe': Kan (Kaynak) Mendal: Zariik (Çocuk) Mendel: Şar ii temezî. hiikumsiiz) Mensiir: 1 Belavkirî (Serpilmiş). desmal (Kadmlarm başörtusii^ mendil) Menhec: Rêç. bê hukum (îptal edihniş. ritbe (Mal-miilk. Merez: Nexweşî (Hastahk) Mergever: Navê cîyekîye li Iran'ê (Iran'da bir yer adi) Merqed: Gor (Mezar) Merkeb'ereban: Ên ku li hespên Erebî siwar biibûn (Arap atlarma binenler) Mermîiz: Tiştê ku tê îşaretkirm îşaret edilen) Mersîye: Sitiranên ser mirîyan (Ölu agidi) Merzîyye: Razîkirî (Razi edilen) Mesal: Çîrok (Masal) Mescîid: Kesê ku secde Jêra tê birm (Kendisine secde edilen) Mesdiid: Ritunî (Tikanmiş) .

talebelerin öğrenmesi için yazdığı iri yazı. nıvîsî (Sa- tırlaşmış. aşktan sersemleşen) Meşq: Nıvîsana gır ku mamosta jıbo hînkırma qutabîyan di nıvîse. önder) 2 Bı xwî (Huylu) Metbûx: Pehtî. îsa) Meşkûk: Dıraven çapkırî (BasUmış para) Meslûl: Sûre kışandî (Çekilmiş kUıç) Mesmû': Gohdarî (Dinleme) Mesrur: Kefx'w^eş. Meşam: Lebate behnkırme (Koku alma organı) Mesame can: CUıen gan ku behn di gırm (Ruhun koku alma duyulan) Meş'el: Melede (Meşale) Meşhed: Cîhe şehîdan (Şehitlki) Meşhûd: Xuyayî (Görünen) Meşxûf: Pır bı evîn. geje evîne (Çok seven. olgun) Metle': Cüıe derketma roje (Güneşin doğuş ufku) Metlûb: 1 Daxwaz (Dilek). pıjandî (Pişkin. nıvîsîn (ÖğretmerUn. yazılmış) 2 Rezkurî. dılşad (SevinçU) Mestur: 1 Nuxaftî (Örtülen). yazı yazmak) Meşkûk: Bı guman (ŞüpheU) Meşreb: Vex'warm (İçecek) Meşşate: Jma xemlînok (Süslejici kadm) Metae yek: Eşyaye hevdû (Bir birlerirUn metamı) Metaf : Cîhe tewafa Mala Xwede (KâberUn tavaf yeri) Metaya: BejnbUınd (înceboylu) Metbû': 1 Peşrew (Ujrulan kimse.533 Mesîh: îsa Pexember (Hz. 2 Tışte ku te xwestm (îstenen) Me''wa: Hewır (Barmak) Mewalî: Dostm (Dostiar) Mevpam': Manim (EngeUer) Mewc: Pel (Dalga) .

açUcîanan) Mibtil: Betalkirox (îptal eden) Blicadd: Ê ku tîkoşîn di ke (Mucadele eden) Micedded: Teze. serxweş (Şarap içen. mazliimlar) Mezher: Cîhê xuyabiinê (Yansiraa yeri) Mezlem: Tarî (Karanhk) Meamer: Veşargeh (Gizlenilen yer) Mezre': Zevî (Tarîa) Me'zîin: Bi destiir (îzinh) Mêhîman. Mêhman: Mêvan (Msafir) Miadat: Neyarî (Diişmanlik) Miadil: Hevta (Denk) Mialif : Hogir (iilfet eden) Miamq: Kesên ku hevdîi hembêz dikm (Ku§akla§anîar) Miateb: Bergazm (Sitem ediîen) Mibalîî: Helal (Miibah) Mibexxerat: Tewirên bixûrê (Buhur çeşitleri) Mibeyyen: Beyankirî (Beyan ediîen. cîlakirî (Aydm. 2 Newq (Bel) Me'yûs: Bê hêvî (Umutsuz) Mezaq: Tam (Tat) Mezaliman: Bmsiteman (Zuliim altmdakiler. yeniden) Micella: Rohnî. 2 Meyxur. Ji nîive (Yeni.534 Mewzîi': 1 Babet (Konu). cilali) Micenned: Civandî. 2 Danandî (Konulmuş) Mewzîin: 1 Peyv ii nivîsînên §ê'rî (Şiir) 2 Yeksor (Devamli ajmi tempoyla olan) Meyan: 1 Nav (îçi). komkirî (Topîanmiş) Micerreb: Tecnbekirî (Denenmi§) Rlicerreb: Tecribekirî (Denenmiş) Micerred: Rût (Armmi§) Mîcessem: Bi cîsm ii laş (Vucudu saglara olan) Micezza: Parçekirî (Parçalanmiş) Mi'ciz: Mi'cîzên Pêxember (Peygamberin mucizeleri) Midamî: 1 Tunmî (Devamli). sarhoş) .

hUebaz (Hilekâr) Mıxedderat: Keç û jmen pıştperde (PerdeU kız ve kadm¬ lar) . oyunbaz) Mıdebber: Ye ku tedbîra wî te gırtm (Tedbiri alman) Mıddea: Tışte ku te dozkırm (îddia edilen) Blıderns: Mamosta (Öğretmen) Mide-RTver: Güor (Yuvarlak) Mıdxem: Tışte ku di tıştekîda wmda di be (Bir şeyda kaybolan) MıdîH: Kese ku mırov avare di ke (însam saptıran) Mıemmer: Navsal (Yaşlı) Mıennes: Me (Dişi) Mıettîrat: Dermanen behnxwes (Güzel kokıüar) Mıe'wwel: Te'wîlkırî (Te'vil edilen. dost) Mdıît: PUan (Plân) Mihlîkat: Tışte ku mırov di bm helake (Helake götüren) Mıhr: Evîn (Aşk) Mıhredar: Evîndar (ÂşUc. dost (Âşık. 2 Vejandî (Diril¬ tilen) Müıîbb: Evîndar. fenek (Hilekâr. seven) Mılırıq: Şewıtandox (Yakıcı) Mıhtal: Bı hUe. değiştirilerek yorumla¬ nan) Mıeyyen: Kıfşe (BelU) Mıferrîhat: Tışte ku kefxweşî di dm (Keyif vericiler) Mıfîd: Dayoxe mefaye (Fayda veren) Mıft: Belaş (Beda'vva) Mıxebber: Bı toz (Tozlu) Mıhal: Tışte be mıkûn (Mümkün olmayan) Mıhce: Sergul (Öz) Mıhenna: 1 Henekırî (Kmalı).535 ftlıdbır: Bı dek. 2 K§fxwes (Se'vinçU) Mıherra: Herayî (Öğütülmüş) Mıhessel: Tışte ku bı dest di keve (Elde edilen) Mıheyya: 1 Amade (Hazır olan).

parçebiiyî (Böliinmiiş. parçalanmiş) Miqewwîyat: Tiştên ku hêzê zêde di km (Giicii artiran şeyler) Miqeyyed: Girêdayîyê di qeydêda (Kayitlanan) Miqîm: Rawestox (Duran.536 Mixelled: Tunmî (Ebedî) Mixelledun-nar: JÊÎ ku tim di agirda di mîne (Ebedî ateşte kalan) Mixettet: Xêzkirî (Çizgili) Mixeyyer: 1 Guhartî (Degiştirilmiş) . 2 Bi kêfa xwe (Muhayyer) Miîn: Alîkar (Yardimei) Mijgan: Bijang (ICirpikler) Miqbil: Hatoxê ber bi me (Bize dogru gelen) Miqarm: Beranber (Yanyana) Miqebbes: Girtoxê çirîskê (KivUcim alan) Miqeddîme: Dest pê kirm (Ba§langiç) Miqerreb: Nêzîkbûyî (Yaklaşmi§ olan) Bliqerrebîin: Serekên firîştan (Melek baglari) Miqerrer: Tiştê ku tê biryarkirm (Kararlaştirilan) Miqessem: Pişkkirî. yaratiklar) Mda^at: Hev dîtm (Göriişme) Milebbes: Bi cU (ElbiseU) Mdettex: Lewitandî (BiUagmi§) MUezzezat: Ti§tên bi tam (LezzetU şeyler) Munkînat: Piranîya «Mrmkun»e («Mumkuniiun çogulu) . ikamet eden) Miqtebis: Girtoxê çirîskê (KivUcimîanan) Mikaşefat: Tiştên ku tên kifşkirin (Kegfedilen şeyler) Mikatebat: Tiştên ku di navbera hmekanda tên mvîsîn (Yazişmalar) Mikedder: Şelo (Bulamk) Mikellel: XemUandîyê bi gewheran (Cevherle sûslenmiş) Mikerrem: Qedu'bilmd (ŞerefU) Mikerrer: Li dîi hevdii (Ardarda) Mikewwenat: Hebiij^ (Varliklar.

yan aveda di xuye. nihayet) Mmzem: Zelıqandî (Yapışık) Mıradat: Pıranîya «Mırad»e («Murad»m çoğulu) Mırahıq: Küre ber balucbûne (Bulûğa ermek üzere olan delikanlı) Mıraqıb: Kese ku di keve mıraqebe (Düşünceye dalan) Mıraselat: Tışten ku di navbera hmekanda ten şandırt (Teait edilenler) Mrrcan: Sor (Kırmızı) Mırdan: Xorten ku hej rî û smbeled wan ne hatîye (Tüysü delikanlılar) Mirde: Mirî (Ölü) Mırebbe': Rûnıştîye cıvatkî (Bağdaş kurup oturan) Mrrexxes: Bı destur (Ruhsath) Mıresse': Nexşkırî (Nakışlanmış. seçkin) Mımted: Dırej (Uzun) Mmazı': Kese ku pevçûn di ke (Çatan. (Yansıyan) Mm'em: Kese ku nî'met di bîne (Nîmet gören) Mınewwer: Rohnî (Aydm) MmfeU: Tışte ku te'sîr di bîne (Etkilenen) Mmîr: Tışte ku rohnî di de (İşık veren. safî (Duru. nizaa düşen kimse) Mmeqqet: Nuxtekırî (Noktalanmış) Mm'ekîs: Ronahîya ku di neynike.537 Mımkun: Tışte ku mıkûn di be û hebûna 'wî ne zerûrîye (Mümkün olan ve varlığı zorunlu olmayan) Mımtaz: Bıjare (İmtiyazlı. safi) MiTx: Tejrr (Kuş) Mırxîzar: Bexçe tejrran (Kuş bahçesi) Mmncan: E ku cane xwe mırandîye (Canım feda eden> . süslenmiş) Mırettfeb: Rezkuî (Dizilmiş) Mırewweq: Zelal. aydmlatan) Mmqad: Sıtûxwar (Boyun eğen) Mınteha: Dawî (Son.

temizlenmiş) Misexxer: Bm ferman (Emir alti) Misellem: Teslîmbiiyî (TesUm olan) Misenne': Nexşkirî (îşlenmiş. misawî (Duz. bi şikl ii siiret (Tasvir edilen) Miseyqel: Binqandî (Parlatilmiş) Miskir: Serxweşkirox (Sarhoş edici) Mistear: Emanet (Emanet) Mistecme': Civîngeh (Toplanma yeri) tlistefad: Ê ku Jê îstifadet ê kirm (Kendisinden yararlanilan) Misefîd: fî ku îstîfade di ke (Yararlanan) Mistexreq: Nuqbiiyî (Gark oImu§) IVIisteîd: Qutabîyê ku nii dest bi xwendmê kirîye (Yani ögrenci) Mistemend: Reban. dogru) Mişîr: Haletê ^aretkirmê (îşaret etme aleti) Mişkîn: Ji misk (Miskten) Mişteha: Ti§tê ku dU di bijê (îgtiha edilen) Mişterî: 1 Kirîdar (Ahci). perîşan (ZavaUi) Mistemî': Gohdar (Dinleyici) Mistesqi: Vexwarox (îçen) Mistewcib: Li gorî (Geregince) Slistewî: Dîiz. elçi) Mirşid: Nîşandayoxê rê (Yol gösteren) Mirtaz: Razî (Razi) MisafUi: Ê ku destê yekê di şidîae (Birinin eUni sikan) Misebbeb: E ku Ji semedan tê zanîn (Nedenlerden bUinen) Miseffa: Safîkirî (Tasfiye edilmiş. suslenmiş) Miselsel: Zmcîrkirî (Zincirlenmig) Misewwer: Çêkirî. 2 Sitêra Mişterî (Jiibîter yildizi) Mitabiq: Li gorî hevdîi (Bir birine uygun) .338 Mirid: fî ku di vê (îrade eden) Mirsel: Şandî (Gönderilmiş.

güvenen) Mıtmeîn: Dil bı cî (İnanan. tatmin olan) Mıtrıb: Sazvan (Saz çalan) Mıttehîd: Yekbûyî (Birleşik) Mıttesd: Zelıqandî (Yapışmış) Mi'wasa: Alîkarî (Yardım) Blıvvessem: Bı nîşan (Naşan almış) Mızab: Helandî (Eritilmiş) Mızebzebîıı: Xapînoke duru (îki jüzlü aldatıcı) Blızehheb: Avzerkırî (Altm yaldızlı) Mızekker: Ner (Erkek) Mızewwır: Derewçîn (Tezvirci) Mızmehd: Tışte ku di tıştekî dmda v?mda di be (Bir şey¬ de kaybolan) MS'cer: Laçıka ku jm lısered xwe di peçm (Kadmlarm bE^ örtüsü) Mlhr: Roj (Güneş) Mîxfer: Küme ku esker di dm sered xwe (Asker başhğı) Mîqras: Meqes (Makas) MBBel: Pu-anîya «MiUet»e («MiUet»in çoğulu) Mîna: KulUkekîye (Bir çiçek) MMen-nas: Jı mırovan (İnsanlardan) Minû: Bıhuşte (Ceımet) Mîr'at: NeynUt (Ayna) M%kat: Fanos (Fener) Mi^kate Hemel: Fanosa Beran. mexsed je Bıfea Berane jı 12 bırcen roje ku di Newroz'eda roj di keve (Koç . avzîvkırî (Altm veya gümüş yaldızlı) Mı'tır: Dermane behnxweş (Güzel koku) Mıtî.: Bınferman (îtaat eden) Mı'telîf : Hogır (Ülfet eden) Mı'tekîf : Peresdare di mızgefteda (Tapmakta ibadet eden) Mı'temîn: Ewle (Emin olan.539 Mıteaqıd: Kırînox û fırotox (Alıcı ve satıcı) Mıtehher: Paqıj (TenUz) MıteUa: Avzerkırî.

540 Feneri. bê mirad (Eksik muratli. maksat guneşin Nevruz'da girdigi Koç Burcudur) Muxlem: Tolazê ku bi kuran xirabî di ke (Kulampara) Mîims: Hogir (tîlfet eden) N Nab: Zelal (Duru) Nabahx: Negîhayi. kem) Naçar: Ji neçarî lazime (Çaresizlikten gerekir) Nadir: Tiştê kêm peydabiijrî (Az bulunan şey. bi mana pirtiikê hatîye gotin (Mektup. nadide) Nafe: Misk (Misk) Nafeyêd Tetari: Miskên welatê Teteran (Tatar ulkesinin miskleri) Nageh: Ji nîşkave (Aniden) Nagîhan: Ji nîgkave (Aniden) Nahîd: Sitêra Zuhre (Venus yUdizi) Naxelef: Kesê ku na be wekflê Xwedê (Aîlaha vekil olmayan kimse) Naxwende: Nexwendî (Okumamiş) Nail: GîhLştox (Eren. muratsiz) Na Imncine: Bi cî na bm (Sigmazlar) Nam: Nav (Ad) Name: Mektûib. nail olan) Naqe: Deva mê (Dişi deve) Naqil: NeqUkirox (Nakleden) Naqûr: Navê sazekîye (Bir sazm adi) Nakam: Miradnîvco. kitap anlanmida kuUanihnig) Namirad: Bê mirad (Muratsiz) . xav (01gunla§mami§. çig. nadir) Nadîrul-wuqîi': Kêm peydabiiyî (Az bulunan) Nadîde: Tiştê ku kêm peyda di be (Az bulunan.

ya da Ney gibi ince sesli olan şarkıcmm gırtlağından) Nazeııde: Nazdar (Nazlı) Nazır: Nıhertox (Gören) Nazırın: Nıhertoxan (Görenler) Nebat: 1 Giy ay an (Bitkiler). napıjîyayî (Olgunlaşmamış. hafif) Naumîd: Be hevî (Umutsuz) Nay: Saza Ney (Ney) Naye gerdan: Saza Ney a ku di gerîya. yan jî jı gerdana dengbej a "vvek Neye dengzırav (Dönen Ney'den. sıvık (Zayıf.541 İVamîzad: Mensûbe bı nave yeke (Birinin adma mensub olan) Napesend: Kara ku na ye ecıbandm (Beğenilmeyen iş) Napuxte: Ne pıjîyayî. 2 Tevvırekî şekır (Bir çeşit şeker) Nebîyy: Pexember (Peygamber) Nebi: Tîr (Ok) Necaset: Pîsî (PisUk) Nedamet: Poşmanî (PişmarUık) Nedîm: Yawer (Yaver) Nef : Mefa (Fayda) Nefaîs: Tışten heja (DeğerU şeyler) Nefha: Pıfkırm (Üflemek) . bere (Uygunsuz kimse) Nasıh: Şîretkırox (Öğüt veren) NasDc: Xırabkırox (Bozan. olgun¬ laşmamış) Nar: 1 Hmar (Nar) . ne gîhayî (Pişkin olmayan. pmdık (Gonca) Natewa: Qels. 2 Ağır (Ateş) Naresket: Negîhayî. 2 Xelq (Halk) Nasaz: Ne lı re. pişkin olmayan) Narine: Tevı^ırekî fîkî (Narenciye) Nas: 1 Naskırî (Tanıdık). bozucu) Nasût: Madde (Madde) Naşıkufte: Nepışkıfî.

edemez) Ne't: Pesn (Övgii) Netaîc: Derketî.542 Nefx: Pifkirm (Uflemek) Nefîr: Gelek mirov (Kalabahk) Nefsê emmar: Nefsa ku berê mirov di de rêya xu-ab (însani kötii yola iten nefis) Nefîir: Nefretkirox (Nefret eden) Nehar: RoJ (Giindiiz) Nehm: Nîne (Degil) Nehîn: Veşarî. bi mecazî di mana bêjeda hatîye (Altm ve giimuş. sakli) Neliînder: Di hundir. fesat (Miifsit) Nerd: Lîztika bi Tewlê (Tavla oyunu) Nesara: FUIejon (Hiristiyanlar) Neseq: Dîsiplm (Disiplûi) Nesîm: Sura bayê (Yel) Nesl: 1 Sertîr (Ok ucu). gunehkar (Mutsuz. dU bi kîn (Kinci) Nehnu aşiq: Em evîndarm (Biz aşigiz) Nehs: Kesê bextreş. giinaiikar) Neh taq: Neh kumbet. ked (Sonuçlar. m kare (Eîdemezsin. nepenî (Gizli. Nexme: Sitiran (Tiirkii.ê xweda. 2 Nejad (Soy) N^t: Kêfxwegî (Sevinç) Ne şî: Ni karî. şarki söylemek) Nejdî: Talanker (Yagmaci) Neqdeyn: Zêr ii zîv. neh felek (Dokuz kubbe. mecazî olarak edebiyat anlammda gelEoiş) Neqîyy: Paqij (Temiz) Neqqad: Tenqîdkirox (Eleştirici) Neqqa§: Nexşker (Nakişçi) Nemek: Xwey (Tuz) Nennuam: Pejrvgerîn. uriinler) Netnk: Zêrên bi gerdenîyêve (Kolyeye takUan altmlar) . dokuz felek) Nexl: Dara xurraê (Hurma agaci) Nexm.

543 New': Te-^ır (Çeşit) Newa: 1 Denge sıtırane (Şarkı sesi). yeni yetişmiş) Neyyahe: Jma ku h ser mirî di sıtıre (Ölü üzerine ağıt söyleyen kadm) Nezc: Gîhan: (Olgunlaşma) Nezer: Nıhertm (Bakmak) Nezerbaz: Kese ku mhertma wî 'wek a tejrre baze (Şa¬ hin bakışlı) Nezîr: Wek (Gibi. emsal) Nezm: Rezkmn (Sıralamak) Nıbıwwet: Pexemberî (Peygamberlik) Nıdd: Hevtaye dıj (Karşı olan denk) Nıgîn: Gustü (Yüzük) Nıhîn: Veşarî. Nîhanî: Bı dızî (GizUce) Nîqat: Nuxteym (Noktalar) Nîkesîret: Xvıîbaş (Temiz huylu) Nîkûkar: Karbaş (İyi işü. saklı) Nık: Cem. bal (Yanmda) Nımûd: Xuyayî (Görünme) Nısfîyye: Bı insaf (însafh) Nışîn: Rûnıştî (Oturan) Nızûl: Rıjîn (Dökülme) Nızhetgeh: Cîhe behn berdane (Oyalanma yeri) Nîdakunend: Bangkırox (Çağıran) Nîhad: BUmd (Yüksek. uzun) Nîhal: Şax (Dal) Nîhan. 2 Hez (Güç). nepenî (Gizli. işi güzel olan) .îz: Nû rabûyî (Yeni kalkmış. 3 HavU (Çare) Newadır: Pıranîya «Nadır»e («Nadir»in çoğulu) Newaîraqî: Dengzırav (înce sesü) Newbawe: Nubar (Turfanda) Newheker: Kese ku h ser mirî di sıtıre (Ölü üzerine ağıt söyleyen) Nevra.

dan görme) Nîiş: Vexwarm (îçmek) Nîi.şîn: Şêrîn (Tath) niidîtî (Yeni yeti§en. 2 Wek (Gibi) Nîsf: Nîvî (Yarim) Nîswan: Jmm (Kadmlar) Nîsyan: Ji bîrkirm (Unutmak) Nîyaz: 1 Daxwaz (Dilek).4. sonra- . nuktedan) Numa: 1 Xuya bii (Görundu).i Nlkûnam: Navbaş (îyi adli) Nîkûserencam: Kesê ku dawîya wî baş ii xêre (Sonu iyi olan) Nîlîifer: Navê kulUkekîye (Bir çiçek adi) Nîna: Ne anî (Getirmedi) Nîran: Agmn (Ateşler) Nîsa': Jmm (Kadmlar) Nîsar: Werandm (Serpmek ) Nîsbet: 1 Li gorî (Göre).!:. 2 Lava (Yakariş) Nîzam: Sazuman (Diizen) Noşi: Ve xwar (îçti) Nuql: Şekirê behîvan li fisteqan (Badem ve fistik §ekeri) Nuktedan: Zanayê bi tiştên zirav (înceUkleri bUen. Nîiresîd: Nii^ayî. 2 Nîşan da (Gösterdi) Nuwanî: Tevger (Hareket. davramş) Nîibade: Nilgîhajd (Turfanda) Nûbare: Niigîhayî (Turfanda) Nîierîis: Biika nii (GeUnUk) Nîierêsê xurşîd: Roja wek bîika nîi (GeUn gibi olan gune§) Nîik: Nukul (Gaga) Nûres.

Dogu ede biyatimn en önde gelen klasikleri arasinda yer alan dev eserl MEM Û ZÎN (Memo ile Zin)'i TUrklye'de llk defa olarak hem KUrtçeorijlnali. GÛN YAYINLARI: P.K.hemdegerli dUşUnUr MehmetEmln Bozarslan' in TUrkçe çevlrlslyle okurlara sunmaktan gurur duyuyoruz. 1119 Kapak Resmi:Ayhan ERER - ÎSTANBUL Fiati: 20 tira « Kapak Baskisi : ouRANOFSETB^tMivi .^g'(t£Hty^^ ^)a>^QG^^'^^4^S'^£<^iV£<Vf^C^^ Buyuk şalr E h m e d e Xanf (Ahmet-i Hanf)'nin.^'V^ Q^?sgc^^^^^:g.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful