SIgun

yayinlari

Büyük

Ozanlar

Dizisi

1

MEM
A A

EHMEDE XANI
Türkçesi
:

M. E. Bozarslan

GÜN YAYINLARI
Başmusahip Sokak, Tan Ap. No.
İSTANBUL - 1968
6

HÎLAL MATBAACILIK KOLL. ŞTÎ. - îstanbul -

1968

- Tel.:

22 91 78

PfiŞGOTIN ÖNSÖZ .

her okujoıcunun gönlünü kendine çekmekte. Gerek konusu ve gerekse edebî değeriyle bu eser. Ne yazık ki ülkemizin Kürtçe ve Türkçe konuşan oku¬ yucuları bugüne kadar bu değerU eseri okumaktan yok¬ sun kalmışlardır. Bu eser XVII. Ajnrıca her saj^a da ajmı miktarda. hem Kürtçe'jd. jüzyUm sonlarmda yazUdığı için. Çünkü eser Arap harfleriyle yazUmış. hem de Türkçe'ye çevirdik. değerini herkese kabul ettirmektedir. mısra mısra di¬ zildi. O kadar ki birçok okumamış kimseler dahi kendilerine göre kitabm bazı pasajlarmı ez¬ berler ve ara sıra münasebet gelince ezbere okumaktadır¬ lar. Bu dev eser konusuyla Şekspir'in RO¬ MEO VE JULÎYET'inin. çağ¬ daşı olan diğer bütün eserler gibi onda da birçok Arapça ve Farsça kelime vardır. Bunlarm sayısmm çok az olduğu aşi¬ kârdır. işte bu ihtiyacı karşılamak için MEM Ü ZlN'i hem L⬠tin harflerine. Böylece Kürtçe de konuşan. Fuzulî'nin LEYLA ÎLE MECNUN'ımun bir dengidir. Tabiî Türkçe çevirisinde bu ke- .MEMO ZÎN 9 MEM Ü ZlN dünyanm ölmez edebî eserleri arasmda ön safta yer almıştır. Türkçe'ye de çevirilmemiştir. Türkçe de konuşan okuyucular için bu kitabı okuma fırsatı doğmaktadır. Orijinaliyle Türkçe çevirisinin karşUaştırUmasmı ko¬ laylaştırmak için Kürtçe ve Türkçe saj^alan karşUıkh. Kürtçe sayfalan sol. Bunun için. Özellikle ülkemizin Doğu bölgesinde bu kitap halk arasmda hayli tanınmıştır. Türkçe sajrfalan da sağ tarafa koy¬ duk. hem de Arap harfleriyle okumayı bilen kimseler ancak okuyabilmektedirler.

dal¬ kavukluğu. kültürel ve idarî duru¬ munu da güçlü bir meharetle tasvir etmiş gözler önüne sermiştir. Bu hikâye Milâttan önceden bu yana halk arasmda söylenen ve mitolojik bir niteUk kazanan bir destandır. Fakat kitabın orijinalindeki bu yabancı kelimele¬ ri değiştirmedik. Bu suretle hem destanı kaybolmaktan kurtarmış. yöneticilerin davranış ve anlayışmı. . zalim. zayıflığı ve çare¬ sizliği Memo ve Zin'in şahsında toplayarak . suçsuzluğu. Mem û Zîn'in hikâyesi «Meme Alan» adıyla Kürt hal¬ kı arasmda hayli yaygm ve eskidir. hem de Kürt edebiyatına ölmez bir eser arma¬ ğan etmiştir. kinci. çağdaş ve modern bir üs¬ lûpla yazmıştır.MEMO ZlN 11 Umeleri de Kürtçe kelimeler ve cümleler gibi aynen çe¬ virdik. olduğu gibi yazdık. Hânî bu eserde Memo ve Zîn'in aşkı etrafmda çağınm yaşantısını. o zamanın sosyal. çıkarcı ve dalkavuk kimselerin sözüyle oturup kalkmalarmı ortaya koyarak kötülemiş. bu çürük ve haksız düzene karşı âdeta isyan etmiştir. kötülüğü. Bundan başka o çağda yöneticilere. çarpık ve küflü anlayışı yerden yere vurmuş. özeUikle on¬ ların kötü niyetU. devletin siyasî ve idarî çarkına hâkim olan anlayışı usta bir üslûpla anlat¬ mış. Ancak herkes bun¬ larm anlammı bilmemektedir. bu geri. îjâliği. doğruluğu. Büjrük Ozan Ahmed-i Hânî de «Meme Alan» desta¬ nından ilham alarak o hikâyejd kendi çağmm yaşantısma göre somut bir kalıba dökmüş. fitneciliği ve ikiyüzlülüğü de Bekir'de somutlaştırarak gözler önüne sermiştir. Bunun için kitabm sonuna bir Sözlük ekledik ve bu keUmelerin açıklamasını o söz¬ lükte Kürtçe ve Türkçe olarak yazdık.

Bu kitabı çevirip yayınlamakla. fasikül 1113. 2 1958 yılında Şam'da Arap harfleriyle. saj^asmda kitabm adı ve yazarının bij'Ografisi kısaca geçmektedir. bu ölmez klâsik eseri ülkemizin okuyucularına kazandır¬ mak ve tanıtmaktır. Ülkemizde ÎSLÂM ANSÎKLOPEDlSÎ'nin 68. Emin Bozarslan . hem de ülkemizin kitaphğınm zenginleşmesine hizmet ettiğimize inanıyo¬ ruz. 20/10/1968 M. Ayrıca bu ölmez eseri Lâtin harflerine ve Türkçeye çevirmek bize nasibolduğu için çok sevinçUjdz. bazı bölüm¬ leri de Almanca'ya çevirilmiştir. 1 Bu kitabı çevirmekte ve yayınlamaktaki amacımız. hem okuyucularm kültürünün artmasına.MEMO ZlN 13 MEM o ZÎN bundan önce üç defa basUmıştır: 1919 yUmda istanbul'da Arap harfleriyle. 3 1962 yUında Moskova'da Lâtin harfleriyle. Bundan başka kitabm tamamı Rusça'ya. Hemen hemen bütün dünya Ansiklopedilerinde kitaptan ve yazarmdan bah¬ sedilmektedir. Bu inancımız gerçekleşirse kendimizi mutlu sayaca¬ ğız.

Kısa bir sürede iUm ve kiUtürde ün salmış. Hangi tarihte bu eseri yazmaya başladığı hakkmda hiçbir belge yoktur. Fakat yazık ki vefat tarihi belli değildir. Bu kitap Arapça . bu alanda hayU ilerlemiştir. feodal düzene karşı cephe almış. Ozan bu kitabı 1695 yUmda ta¬ mamlamıştır. doğruluk ve bunlara benzer sos¬ yal konular hakkmda bir öğüt yazmıştır.HANÎ'NİN BİYOGRAFİSİ Ahmed-i Hânî 1651 jolında Hakkâri bölgesinin Hân köjmnde dünyaya gelmiştir. 14 yaşlarmdayken yazarlık hayatına atUmıştır. NÜBARA BIÇÛKAN (Küçüklerin Turfandası) da değerli bir eseridir. çağında çok ileri görüşlüydü. Bu eser NÜBARA BIÇÜKAN'Ia birlikte istanbul'da birkaç defa basUmıştır. birçok nefis şiir ve eser armağan etmiştir. Bunlardan başka EQlDA IMANE (inanç yolu) adlı küçük ve manzum bir eser yazmıştır. çaresizlerin ve haksızlığa uğrayanların yardımcısı olmuştur. Hânî. yoksulların. Hânî Kürt edebiyatına çok değerli hizmetler yapmış. zııIme. 1690 yUmda başladığı söy¬ lenmektedir. Hânî Doğubayezit'de vefat etmiş ve orada defnedilmiştir. Eserlerinin şa¬ heseri MEM O ZlN'dir.Kürtçe sözlüktür. Türbesi Doğubayezit'te halkın ziyaretgâhıdır. MEM Ü ZlN'den de anlaşılacağı gibi haksızlığa. o da MEM Ü ZlN gibi manzumdur. Her bölümünün başın¬ da da okuma. çıkar peşinde koşmamıştır. çalışma. Çağdaşı olan bazı bil¬ ginler gibi yöneticilere ve zahmlere dalkavukluk etmemiş. zavalhlarm. Kısacası: her zaman halktan . bu yolda hayli mücadele etmiş¬ tir. gericiliğe. Bu eserin yazılış tarihi 1684'tür.

inandığmı cesa¬ retle anlatmış ve yazmış. Ne yazık ki hayatı hakkmda elimizde. Ölümsüz Ozan. Bu hususta Doğulu bilginlerden Firdevsi'nin. belgelere da¬ yanan bir bilgi yoktur. Örneğin. edebiyat alanmda nasıl mahir idiyse.» Bundan da açıkça anlaşUıyor ki revaçtakiler ve ma¬ kam sahipleri için mutlu azmlık için çalışmamış . Kürt çocukları için yazdun. Sa¬ di'nin. halk çocukları için çalışmış ve hizmet et¬ miştir. Hânî o çağın aristokratik modasına uymamış ve di¬ ğer bilginler gibi eserlerini Arapça ve Frasça yazmamış¬ tır. Arapça'ja ve Farsça'yı da ijd biUrdi. Ana diU Kürtçe'den başka Türkçe'yi. Eserlerinin hepsini halk diliyle. doğruyu söylemekten ve yazmaktan hiç ama hiç geri durmamıştır. Kürtçe olarak yazmış ve Kürt edebiyatmm öncülerinden biri olmuştur. halk ço¬ ğunluğu için. Fakat şurası bize teselli veriyor ki eserleri admı ölmez insanlarm safına katmış ve onu ebe- dîleştirmiştir. . NÜBARA BIÇÜKAN'm önsö¬ zünde şöyle demiştir: «Ben bunu revaçtakiler için değil. Büyük Ozan düşüncesinde özgürdü. bu hususta hiçbir şeyden endişe etmemiş.MEMO ZlN 17 yana olmuştur. felsefe ve kültür alanında da öylece yüksek bir mevkideydi. kendi ana diliyle. Eserinden de anlaşUacağı gibi derin bir felsefeye ve geniş bir kültüre sahipti. Fuzulî'nin ve benzerlerinin dengiydi.

Amaç edinilen Kabe'nin şahı senin adındır. Bütün kutsal yazılar da senin admda toplu hâlde durur. senin admda görünür. Senin nakşın olmadan kalemin nakşı çiğdir Senin adm olmazsa yazı da eksik kalır. Senin adındır tüm vahiylerin özü Görünmejdp de keşfedilen varlıklar . fakat dileksizsin. Ey gönül sahiplerinin gönüllerinin sevgiUsi. Sensin gönülleri kendine doğru çeken! Övünen ve nazlanan sevgili sensin! ÂşUî da sensin. Aşk kaleminin nakşı da jdne senin adındır.I AJLLAHA ÖVGÜ Kitabm Vallahi Ey Ey baş yazısı AUahm adı eksik demektir kitap. olmazsa onun adı aşk güzelliğinin doğuş ufku olan Allah! «aşk-ı hakikî» ile «aşk-ı mecazî»nin sevgilisi AUah! .Senin adın üzerine yazılır aşk yazısı.

Cisimler maddeden resmedilmişler. Gel gör ki amacıyle anlamı derin mi derin. Hem o emir. Gerçi görünüşte. hem de istenensin! Sensin sevgiUnin yüzündeki aydınlık! Zavallı âşıkm gönlündeki ateş yine sensin! Mumsun ama ateş ve ışık çeşidinden değilsin. Gröriinen ve görünmeyen hep onda mevcuttur. işte bu harf. sen onu en küçük olarak göstermişsin Ama asImda o.der. «Ol» ve »Oldu» emrinin bir harfidir (1). Güneşsin ama perdelenmişsin gözlerden! Evren tılsımmm içinde definesin sen! insan admdan keşfedilen hazinesin sen! Bu evren. Bu iki âlemden biridir insanm kendisi. Ruhlar ise kutsallUîIa nişanlanmışlar. senden gayrı bütün yaratıklar. en büyük kalemin nakşıdır. Senin emrin «01» sözcüğüyle iki âlemi birden Varlığa getirdi. Maddenin değeri gerçi düşüktür Ama kutsallık. işlemesi ince bir nakıştır. ona «Ol». zorla Çiftleştirilmişler Allahın emriyle. o harftir. Erdem de. Ey yaratışın ve emrin bahçesine fejdz yağdıran AUah!. güzelliğin ışığmdandu-. işte gerçekten gerçek olan.» . gerçi amaç insandı. Bu ruhlarla cisimler cebirle. hem de yaratış senin kudretine bağlıdır. kusur da hep onda gözükür.MEMO ZlN 21 Fayda veren de. (1) Şu anlamdaki âyete işaret ediyor: «Allah bir şeyi yarat¬ mak istediği zaman. kendisinden yararlanUan da sensin! Şüphesiz hem isteyen. o da hemen olur. bu insan ve görünen bu varlıklar. Hepsinin yönetimi ve geçimi seninledir. Bu yaraltUan.

Bunca yerler ve unsurları. gönülden anmıyorsa eğer seni. AUahım ! Ona şükredici bir dil ver ! . Hepsi muhterem bunca melek. Hepsi bizler için yük altmdadır. Bu göz kamaştırıcı gezgin saray. amaç edinilenler ve muradlar. Bunca arzu edilen ve sevilenler. Kötülük isteyen nefsimizle kayıtlıjnz. Hayvanlar. hem uzak. Ve bütün jdyeceklerle giyecekler. Hepsi bizler için işler hâldedir. günahkârlar. Gönlümüzde taşımıyoruz senin fikrini ve de zikrini. Bunca arazlar ve cevherleri. Hepsi insan çeşidine tâbidir.MEMO ZlN 23 însanm kendisi hem karanlıktır. Bunca doyulmaz nimet ve değer. DiUmizle de ödemiyoruz senin hamdini ve de şükrünü. tenbeller. Bunca aranan ve istenenler. insan hem yakındır sana. Arananlar. madenler ve bitkiler. hem ışık. Hepsi muazzam bunca felek. Gerçekten güzel ve parlak bir düzen Düzenledin bizler için doğrusu sen! Biz gafiller. Ne kadar evren çeşidi varsa. Hânî. Dönüp dolaşan bu muazzam çark.

benzersiz var olan AUah! Ey zevâU olmayan. bir olan Allah! Ey emsalsiz. meleklerin. MaşaUah.n AIXAHA ÇAGKI VE YAKARIŞ Ey şükrü dilin cevheri olan AUah! Ey anması gönlü parUdatan Allah! Ey eşsiz. daima var olan bakî AUah! Ey fâni olmayan. Her nejâ yarattmsa güzel yarattın. Her biri kendi yerindedir ve yerine lâjnıktır. sen yarattm hepsini. feleklerin hepsini. Her nasU varlığa getirdinse güzel yaptm. Ey işi güzel olan! Her nejd yarattmsa sen. kendi kendine var olan. . ortaksız. doğru yolu gösteren Allah î Ey yerlerin ve göklerin yaratıcısı! Ey bütün insanların ve cinlerin yaratıcısı! Ülkelerin.

sen de can . bitkiler ve madenler. Hulâsa: îster başlangıç. Hem kajnp. senin çekimindir. senin derdindir. Işığm olmasa görünmezler bile. arş ve sabit yUdızIar. Bunlarm hepsini yokluktan sen var ettin. Parçalanmak ve yer almak yoktur senin için. Sanki hepsi bir şehir. Levh. Gönülleri sızlatan. îlk-maddeleri yokken nakşedip süsledin. . Birbirine katılmış inciler gibi olan yedili (2). Her altı yön ve dört köşeler.herhalde. Ak ve parlak inciler ve de siyahlar (1). gezegenler^ (2) Yedili'den maksat. Kalem. güneşin çevresinde dönen. Senden imrenerek rakipler gayrete geUr.MEMO ZlN 27 Dolu inci olan bu dokuz sedef. sen de han. -«Büyük Ayı yada «Küçük. hajT^anlar. Kısaca: îster inanan. Doğmuş olup da çok doğurgan olan üçler: Yani toprak. ister inanmayanlar olsun. Fakat bunları kendine yer edinmişsin. ister son olsun. Senin güzelUğinle süslenir sevgililer. bir varlığı olmaz hiçbirinin. Sen de öylece onlarda gizlenmişsin. gök ve anahtarları. Ayı» takımıdır. hem de hazır oluşunun işte budur kudreti. Toprak. hem de açık oluşunun işte budur hikmeti. Sanki hepsi bir vücut. incilerden maksat da. Âşıkları çeken. işte bu kadar sanat gösterdin sen. GüzeUiğin olmasa. Bunca güzel şey icadettin sen. (1) Sedeflerden maksatı. dokuz gezegenin yörüngeleridir. Hepsi sana öylece ajma olmuş. Hem gizli. herhalde.

Ramin'i Veysi'ye sen râm ettin. Nilüfer'i nazlı büjöiten de sensin. Servilere o uzun boyu veren sensin. Bülbüle o güzel sesini veren de sen. Leylâ'yı Mecnûn'a sen belâ ettin. Seninle var olup yüzyüze durdu. Kendi güzelliğin yansısm diye. San'an Şeyhinin hikâyesini kasdediyor. Seninle birbirlerine uygun düştüler. O yansıyı da güneş ışığı. Mumlarm ucuna ışığı yerleştirensin. Ve sensin bülbülü bin deUye döndüren. Büjütüp güneşe müşteri eden de sen. Canavarlarm yolunda tuzak kuran da. Yusuf'u nasU Züleyha'ya gösterdin? Vâmık'ı neden Azra'ya kavuşturdun? Elli hac edâ eden o şeyhi de. Omuzlardan dökülen zülüf ve örgüler. Sülünlerin ayağmı bağlayan da sen. Pervaneyi sevda ile talan edensin. Gâvur kızı için sen delirttin (1) . Gönülleri dolduran sevgi ve aşk. Kırmızı gülü dikenlerden çekip çıkaran sensin. Dilberleri gönül çekici yaratıp yaratıp Meczup âşıkları sersemletensin. Gül bitkisine güzel rengini. Ajmalan Tûtî'Ierin önünde tutan da sen. Ardarda ajmalan yaratan sensin. Onlar aynaja su sanırlar. Ferhad'a kanlı gözyaşları döktüren de sen. (1) .MEMO ZİN 29 Şirin'i Perviz'e şeker yapan sendin.

Tanrıdan başkasma secde etmedi. Zavallı günahsız Şeytan. Gel gör ki sen de saptınrsm dilediğini yolundan. O. Bir defa olsun secde etmedi başkasmm önünde. Ey tapınUan AUah! Sen. Ve yolundan saptırmak istediğin kimsenin Ayağını zülüf ve benle bağlarsın. Sen de onu tardettin kapından. maşallah! . ne güneşten. HıUâsa: Senin hikmetinden anlayan Bir tek fert görmedik. Doğru yola getirmek istediğin. Ne duyarlarsa. ona secde ettirdin. Günde bin ibadet ediyordu: Çünkü sen güc vermiştin ona. yardım etmek istediğin kimseyi de Derhal bilinen makama götürürsün. Tûtî'Ierin şeker dili kendiUğinden mi? Hayır. Ve hizmetçi bile olsa efendileştirirsin. Gel gör ki o benle zülüf tuzak ve yemdir. Dudağı kuruyanlar duru su arar elbet. Onlar o amacı yakm görür. Sen kendisine o denli yarduncıydm ki. Nasıl ulaştırdın jdicelere isa'yı! Acaba o canı sen neden sevdin? Gizlice îdris'e verdiğin ders... onu ebediyyen ateşe çarptırdı. onu söylerler. takılıp kalırlar. Amaca yönelecek elbet her gören. Ve bağlanır ayaklan. Ve ne sudan sakınırlar kendilerini. sana secde etmeden önce Âdem'i kıblegâh yaptın. Onu kutsal makamlara götürecekti elbet. Kahrın. Desteklemek. Gönlün amacı ve muradı sen şahsm.MEMO ZÎN 31 Suda görürler senin nakşmı. Amaç önde hazır olunca.

Meğer yardımcısı Allah ola Ya da rehberi Mustafa! AUahım! Mustafa'nm hakkı için. Senin hakkmda. inan.MEMO ZlN 33 îdrâk sahibi olup da irfan anyanlar. Hânî'jn kendine âşinâ kıl! . Hânî. şu bilgisizliğiyle senin hakkmda Sapıklığa düşerse çok değil. «Tanımadık» dediler.

Yaratıklarla perdelenen o varlığı zorunlu. o da Zat-i Kibriyadır. Asla zorunlu ve zorunsuz olmazlar. deliller ve kanıtlara göre. Varlığı zorunlu olan birdir. Faş olsun cevher definesi. Fakat o bilgili Hakimin sanatı. Nakşm varlığından varlığı nakışçmm. Ki varlığı bunlarla ispat edilsin. KUdı yaratıkları kendine doğuş ufku. Var olanlarm hepsi yazısızdı.m PEYGAMBERE ÖVGÜ Varlıklar. Bunun için kalem oldu ilk yarattığı. meydana çıksm. Varlığı zorunsuz olanlarsa tüm yaratıklardır. KalabiUr miydi tek bir resimle? Ona lâjnk bir yazı gerekliydi. O güçlü ve kudretli nakışçmm hüneri. . Ve gizlenen güzeUiği çıksın ortaya.

Hepsi onunla zevke ermişler. örneğin şeker ve bitki. Serveriydi o tüm Peygamberlerin. Görünmeyen evrenin feyzine kajmak oldu. . Karanlık gönüllerin feleğini aydmlatan o güneş. Ebedî güzellikten ilk defa parlayan. Şöylece onları bağdaştır: De ki: Hep birden bir tek şeydir. Henüz su ve çamurdu Âdem'in kendisi. hem günahkârlarm canlarmm kökü. îşte o nurdur ki görünmeyenleri bilen AUahm emriyle. Meleklerin secdesi yine onun için. Hem mutluların. O. O vezir kUığmdaki Padişah. Sayılmaları ve sayUır olmaları itibarîdir. Âdem henüz su ve çamur içindeyken. Onun içindi feleklerin yaratılışı. ne bu gök vardı. Bütün cüz'lerin ve küllerin Peygamberiyken o. Oldu tüm canlUarm ilk kökü. Ruhlar.MEMO ZlN 37 îşte bu ilk. ruh ve akhevvel. Bunlarm üçüdür ki «ilkler» kabul ediür. AUahm güzelliğinin o penceresi. bütün âlemler için rahmetti. Valığı zorunlu olanla olmayanları ajordeden o smır. Fakat onları birbirinden ayırdetme. Oluverdi son zamanlar Peygamberi. Hepsi ondan dallanma bulmuşlar. Henüz ne bu yer. Dünyalı şekline girdiği an. Peygamberin anlamından. Bir ışıktı. YaratUdUar. omm anlamı da Muhammed'di.

Doldurdu sesi dünyayı. Tevrat'ı unuttu çoğu. Kayser kendi kusuruyla kısa kalmıştı. Arap şahı bayrağı kaldırınca Acem Kisra'sım da iki büklüm yaptı. Kamu öğreticisiydi. hem Hükümdardı. Tapmaklarını yok etti tüm ateşperestlerin. ŞaşUacak şey Rumlardan. Güzel yaratUışhydı. Atsız ve maiyetsiz. davulsuz ve bayraksız. daha önce okumadan. Yahudi ve Hıristiyanlarm. Isa incil'i okuduğu zaman. hem Peygamber. oldu cihangir. Çekti peygamberliğinden bir sofra. Hikmetliydi serapa. pusuya yatmış bir Hindu idi. Baktı ki dünya küfürle dolu. hem kitabı. dini açıkladığı zaman. Mal miUk sahibi değil. Bizden sonra gelecek. diUnde Kur'an vardı. Tâ ki bir kısmı dine katılıncaya dek. Cömertçe o sofraya buyur etti. . Çaresiz çoğu kılıçla yok oldular. Vahiyle ve AUahm emriyle bahsederdi ondan. Dedi ki: «Müjde veriyorum şanlı bir Peygamber. încil ve Zebur da çıktı hatırlarmdan. Yer jöizünde bulunan bütün halkları. Fağfur da kâseden içişinden iki büklümdü. . Puthaneleri ateşle yıkardı. Hakan. O. Habeşlerden. Frenk ve Tatarlardan.MEMO ZlN 39 îptal etti tüm dinleri ve de kitapları Gösterdi herşeyin kanıt ve nedenini. Dini kabul etmeyen kimselerin. iyilik sahibiydi. . adı Ahmed'dir» Dâvasmı elle ve dille jnirütürdü o. EUnde kılıç. Davut dininden olanlarm. hem de kUıcı vardı. Derhal gözüyle gören oldu.

gölge düşmezdi yerlere. GölgelUği bulutlardı. heybetçe Bir tek sahabeye eşit değildir. Onun peygamberliğine inanmayan. saraysızdı o. (1) Hüneyn savaşından bahseden -«Allah yardımınıza. görme¬ diğiniz askerler gönderdi». Onun büjoik sahabelerinin tek bir ferdi. Ondan gayrı bize arka olacak kimse de yok. hansız. (1) Çadırsız. Ondan. Dinini tartışıp eleştirenler için.MEMO ZlN 41 Gördüğün herşey meğer O'ydu. Kısacası: Yerlerde ve göklerde. Tüm gâvurlar bir araya gelsin. Gâvurlardan beşjöiz jdğit sayılır. Filizlenirdi bitkiler onunla. Hulâsa: Bütün insanlar ve cinlerde.anlamındaki âyete işaret ediyor. Ordusu görünmez askerlerdendi. Cansızlar da konuşurdu onunla. Yalnız Adem oğullarmdan bazUarı. Yem oldular Cehennem ateşine. Şeriatiyle doğruldu yol. . Onun dininden şüphe edenler için. Abidlerin hepsi evliyalar gibidir. Önden haberdar olduğu kadar Arkadan da görürdü. Onun şerefine denk gelecek birşey yok. Kalmadı bir tek çeşit hajrvan. Doğruluğuyla güçlendi din. îşitirdi bir arada yüz konuşmayı. Bilginlerin hepsi peygamber gibidir.

şu ateşe müstahak olan Hânî. Bir surenin başında gelmiştir. Ben ne diyejdm. Şöyle yazılır. Şu paklıktan uzak. anlamı bilinmemektedir. miştir. ey işi iyiUk olan! Bizim ikijöiz jmk çekse de günahlarımız. (2) bir adıdır. (3) Yüz defa hayatma andolsun ki. kem kişi. İki Arap harfidir. Yine senden ümitsiz olmayız bizler.MEMO ZlN 43 Kur'an ve hadisler ne güçlü mucizelerdir! Âyetler ve sureler ne açık deUIIerdir ! Ebubekir ve Ömer ne iyi arkadaşlarıydı onun ! Osman ve AU ne seçkin yakmlanydı onun! Ey yüksek payeli Padişah! Ey tahtı felek güneşi olan Padişah! Benim bilgimle ne mümkün seni övmek! Büjdik güç sahibi Allahtır seni öven. Hattâ şu zajnf Hânî bile. bir surenin başında gel¬ -k »ve -«Tasîn» oku¬ nur. Kur"anın bir suresinin ba¬ Tâhâ: Peygamberin bir adı olup. Ve şu yüz derecelik kötülüğümüzle. (1) Yasîn: Peygamberin şında gelmiştir. . ey Şehinşah! Seni AUahm sözleri övdükten sonra? Şahım! Senin için güzel addır «Yasîn» (1) Tâhâ! Senin tılsımmdır «Tasîn» (2) Ey seçkin sevgih ! Senin için şu yeter ki : AUah senin hayatma andiçti. (3) -«Hayatına andolsun ki onlar sarhoşluklarında bocalıyor¬ lar» anlamındaki âyete işaret ediyor.

Köpeklerden farksız o kötü-işlijd de.MEMO ZlN -45 O da kötülüğü ve köpekliğiyle. . Ümmetten olduğunu iddia ediyor. Allah sahabelerin yolunda götürsün.

Senin için bir anlık iştir feleklerde joirümek Ve senden bir selâmdır meleklerin kıvancı. ALLAHTAN DA AF Ey iki âlemin varlığına yol açan! «îki yay kadar» yaklaşmaya lâyık olan! (1) Medine tahtının Şehinşahı! Senden o kadar mucize görmüşüz ki. Aja ikiye bölmek için bir işaretin yeter.. söylediklerini çekten miraçta gördüğü hakkındaki âyete işaret ediyor. Ve bir sözcük yeter gözlerinin yanUmadığmı ispatlamaya (2) (1) İki yay kadar: Peygamberin miraçta Allaha yaklaştığı me¬ ger¬ safedir.. (2) Peygamberin gözlerinin yanılmadığı. .IV PEYGAMBERDEN ŞEFAAT.

Ona bir zerre olsun eklemedik biz. Ateş olacak bizlere cennet..» (2) -«Biz insanoğlunu şerefli yarattık» diyen âj'ete işarettir. Her neyi irade ettinse sen bizim için. Uzaktır senin büjöiklüğünden. rahmetinden. Sence biUniyordu bilgisizliğimiz.MEMO ZlN 49 Ey «Levlâk» tahtının padişahı! (1) Kalk ta çabucak göklere çık.. (3) Şu âyete işarettir: -«AUah. Bu mu padişahlık? Bir yüzlüdür senin katında küfürle îman Eşittir senin katında cennetle cehennem. Ve o emanetin kadrini bilmiyeceğimiz. (2) VekiIUk şerefini verdin bizlere? (3) Oysa sen bize emanetini verdiğin zaman. Küfür ve günahları bahane etmek. sen doğru yola götürmezsen. Sen kahrmı gösterirsen eğer. Maiyetinde gelir saf -saf melekler. F. Perdesiz olarak konuş Allahla. Önce bizlere niye azamet verdin Başımızm üzerine koydun şeref tacım. (1) «Levlâk»: AUahm Peygambere yönelttiği bir hitabm başı¬ dır. Hâşa senin sonsuz şefkatinden. Kalkıversin önünde tüm perdeler. toprak seviyesindeyiz. Bu hitabın tamamı şudur: «sen olmasaydın ben felekleri ya¬ ratmazdım. hep var olacaksm. Ve sana lâyık olsun bu. Bizler fânijdz. zayıfız. Helâk oluruz hepten. Emrine amadedir burak ve kanatlar. inanıp iyilik eden kuUarmı yer¬ yüzünde kendine vekil yapacağına söz verdi-. : 4 . De ki: «Sen kudret ve azamet sahibisin» De ki: «Hep vardm sen.

Senin sıfatlarma ajoıa olmasın. Ve sevinecek sayısız mel'un var. Gerek gâvurlar. Bizleri hep beraber ateşten kurtar. . Cehennem bizler için cennete dönecektir. Sen küfrü de bağışlıyamaz mısm ki? Günahları üzerimizde nakşedecek olursan. bedbahtları ve kem kişileri. Yalnız ve tek basma gitsin ateşe. Gâvurlardan ve günahkârlardan kimse yoktur ki. Şefaatmm içine al hepsini. Bizler «Kahredici» adınla gâvur olduk. Bizleri koyunlar gibi darmadağm etmesi? Kısacası: Öyle yap ki o serkeş dev.MEMO ZÎN 51 Ve feyiz yağdınrsa bulutları rahmetinin. Günahkârlan.» Hiç hamiyet kân mı ey âlemin dayanağı! Hiç yakışık alır mı ey insanlarm çobanı! Bu pis mel'unun. gerek günahkârlar. «Bağışlayıcı» admdır ki günahkâr kıldı bizleri. Hulâsa: Yakm ve uzak olan hepimizi. Hepsi senden umutludurlar. Şeytanlar var sevinecek haUmize. sonunda.

V DERDİMİZ Saki! Allah için lütfet. Gelecek bizim için başarılı olacak mı. biIeUm. (1) Cem: Eski Iran imparatoru Cemşit. (1) Kadeh şarapla dünyayı göstersin. Aydmhğa kavuşsun önümüzde durumlar. Görünsün dilediğimiz ne varsa. Bize yar olsun bahtımız. Acaba zevale jâiz tuttu mu dersin? Yoksa hep böyle olduğu yerde mi kalacak. yıldızlan . Ozan kendi kadehini de onunkine benzetmiş. Bir defada uykudan uyanıversin. îşte kemale erdi talihsizUğimiz. Cem kadehine koy bir yudum şarap. Bizim için de çıksın bir yUdız. Kadehi t. Son devir gelip çatmcaya dek? Mümkün mü acep felek çarkmdan.eleskop gibi gösterirmiş.

Bilinsin kadri kalemimizin. Kendisi için devleti zabtetti erkekçe. Altm ve gümüş sikkeyle . îyiUk sahibi bir şiir istiyenimiz Bizim de külçemiz sikkeyle basUır.MEMO ZlN SS' KUlCi ortaya konsun gücümüzün.değer kazanırlar Biz öksüzlere acır. Ne kadar safî ve temiz olsalar da. . altın ve gümüş aşağıdaki bölümden de anlaşılaca¬ ğı gibi mecazî olarak edebiyat anlamında kullanılmış. Her kim ki himmet eüni kUıca götürdüyse. (1) Külçe. ilmimiz revaca girsin? Olsaydı eğer bir başıyükseğimiz. (1) Bu denU revaçsız ve şüpheU kalmazdı. Namertlerin elinden kurtarırdı bizi. Derdimiz deva bulsım.

çeyizleri. Her iki taraf. Bak.MEMO ZÎN 57 Çünkü dünya bir gelin gibidir. . Acep ne sebeple kalmışlar bojmubükük. iyilik. lûtuf ve bağıştır. Kürt kabilelerini. Sanki Kürtler sınır başlarmda kUitmişler. Onların her bir beyi Hâtem cömertüğinde. düğün hediyeleri. Ben hikmetle dünyaya sordum ki: «Başlığm ne senin?» Bana dedi ki: «Himmet» Kısacası: Dünya kUıçIa ve iyilikle insana ram olur. Bu Rumlarla Acemler onlarla hisar olmuş. Her kabile sağlam bir set gibidir. Ben AUahm hikmetinde şaşakaldım: Kürtler dünya devletinde. Fakat başlığı. cömertlik. Kürtlerin hepsi dört kenarda yer tutmuş. Ve Rüstem cengâverliğindedir her bir erkeği. boyun eğer. Hepsi birden niçin olmuş mahkûm? Onlar kUıçIa şöhret şehrini fethetmişler. Himmet ülkesine boyun eğdirmişler. Keskin kılıcm elindedir onun hükmü de. Arabistan'dan Gürcistan'a kadar Kürtlüktür olmuş kaleler gibi. imha oklarma hedef yapmışlar.

O zaman dini de. Engel oldu minnet jöikünü jöiklenmelerine. Onlar kılıçla ve himmetle ün salmıştır. Bunun içindir ki hepsi her zaman ittifaksızdır. Hep Kürt kabileleri için onaylanmıştır. Beylik. Her zaman birbirlerine karşıdır ve parçalanırlar. Sözler o zaman birbirinden ajordedilir. Olsaydı eğer bir ittifakımız bizim. hamiyyet ve jağitlik. hikmeti de elde ederdik. . Minnetten de nefret ederler. devleti de ikmal eder. Hep birlikte bir birimize itaat etseydik. Bu hamij^et ve yüksek himmettir ki. îlnU de. Cesaretten hamiyyetli oldukları kadar. Gerçek hüner sahipleri çıkardı ortaya.MEMO ZlN 59 Cömertük. himmet. mertlik.

Sadece hamiyet ve aşiret tutkunluğundan. Yani kabiliyetinden ve ehliyetinden değil. bu kitabı Kürtçe olarak yazdı. Amaç edinmediler aşkı. Çün¬ kü o zaman herkes Arapça ve Farsçaya meraklıydı. (1) Durujoı bir yana itip içti tortuyu. Ki el demesin «Kürtler. (1) Yani herkesin tersine. kitaplar o dil¬ lerle yazılırdı. îrfansız.VI KİTABIN KÜRTÇE YAZILIŞ SEBEBİ Hânî kemalsizliğin kemale ermesinden dolajn. Kısacası: inattan ya da çaresizUkten. Mutat lUIâfı olarak bu bit'atı işledi. Sadece Kürtler nasipsizdirler» Hem düşünce adamları demesin ki «Kürtler. . asılsız ve temelsizdirler. ÇeşitU milletler kitap sahibidir. intizama getirdi. Kemal meydanını boş buldu. inci gibi olan Kürt dilini Düzene koydu. Böylece amme için çekti cefa.

ne de istenirler Hep beraber ne severler. Almanya'da ve Rusya'da basılmıştır. Yüksek himmetli.MEMO ZÎN 63 Hep birlikte ne isterler. (3) Ebediyete kadar hayran kalırdı. kabiliyet. (2) XI. Bu çeşitler onun yanında geçerli. Bundan başka bir¬ çok şiirleri vardır. (1) XVI. Olmuş hepimizin dostu ve sevgilisi. . Şiir. Olsaydı bizim bir sahibimiz. gazel. incelikleri bilen bir sahibimiz. kemal. Geri getirirdim Cizreli Mela'nm ruhunu. kitap divan. iz'an. yüzyılda yaşamış bir Kürt ozanıdır. Kürtler o kadar kemalsiz değil. -«Dîvan» adlı çok değerli bir şiir kitabı vardır.. Kürt edebiyatının şaheseri sayılan bu şiirler İstanbul'da. (3) XVI. Özelükle bu çağda şu para kesesi. Hakîkî ve mecazî aşktan da boştur» Hayır. (1) Ve diriltirdim onunla Harirli Ali'yi. Sadece sefil ve sahipsizdir. Alıcısı yoktur kumaşın. yüzyılda yaşamış ünlü bir Kürt ozanıdır. ne de sevilirler. Bir Divan yaz¬ mıştır. (2) Fakî-yi Tayran'a öyle bir sevinç verirdim ki. özellikle -«Gönül Kalk» şiiri halk arasmda çok yaygındır. yüzyılda yaşamış bir Kürt HaJç şairidir. Ben o zaman manzum sözlerin bayrağmı. Dünya damının üstüne asardım. N'eylejdm ki pazar hayli kesattır. Bu paralar onun yanında makbul olsaydı.. Onlar aşkın tadından yana hepten nasipsiz. Suriye'de. îlim. Hep birden bilgisiz ve cahil değil. Fakat öksüz ve mecalsizdir. San'an Şeyh'inin hikâyesini manzum olarak yazmıştır.

Bir süre insafla hareket ettik. Sonunda çaresizlikten bakırcı olduk. AracUık etmedi garaz için asIâ. Çıkardık gizli bakırımızı açığa. Boş sajrfalardı. hurdasız ve tamamdır.bir sevgilidir. Bizim kırmızı bakınmızdır. F. Bu mangırlar gerçi değersizdir. Sahte olan cevheri temizledik. Altm değil ki «SoluJc kaldı» desinler. altm da geçmedi eümize. temiz ve pahabiçilmezdir. şüphe götürmez. Ama sade. Din gitti. Ve halkın alış-verişi için elverişlidir. Hâlis Kürtçedir. Devrin böyle olduğunu gördüğümüz vakit. aşikâr Gümüş değil ki «Eksik ayarlı» desinler. Hep para için savaşUdığmı gördüğümüz vakit. Kim.MEMO ZlN 65 Kimse o kadehi kendine ışık öncüsü yapmaz. Hilesiz. Ve mümkün olmadığmı görünce de bunun. O şahlar öncüsünün sikkesinden yoksundur. Duamız doğru olarak kabıU edildi. Eğer basUarak nakşedilseydi. Biz de kimyager olmaya heveslendik. Onun için karabahth ve muratsızdır. Bu paramıza «Değersizdir» deme. Gönlümüz hileye razı gelmedi. üzerinde dua ettik. işimizin görülmesine vasıta oldu.se düzene girmeye yanaşmaz. : 5 . Böyle revaçsız ve karışık kalmazdı. O. kimsenin adma mensup olmayan.

Bütün bu sözler şiir olur. Padişahların sikkesiyle kabul edilmeden. Her gün binlerce yoksul ve çaresizi. Zenginleştirir himmetinin eüyle. bilgiü insan. En jmkseği. Her an lûtfuyla jöizlerce dilencijd. En alçağı da lûtfuyla en yüksek. Birçok bilginler nezdinde çürüktür. Sahte mangırları da saf altma. Bütün bu mangırlar altma dönerdi. Adı Mirza olan Bey. . Mübarek teveccühünün iksirini çevirseydi bize. O.MEMO ZlN 67 BİZ arkasız insanlarm sajrfalan. (1) Ki bakışı sade kimyadır. Fakat bakışı çok umûmîdir onun. kahnyla en alçak yapar. Birçok filozoflarca da makbuldür. Bunun için minnet de yapmaz Bir kez bize baksaydı eğer o. Söi ona devamlUık ver AUahım! (1) Hakkâri beylerinden olsa gerek. Sahte gönlü billura çevirir. Paşaları tutuklar esirler gibi. Bizi dinlemedi idrak kulağıyla. Sonra azadeder fakirler gibi. Yüz jöik kırmızı mangır olsa. Bu yüzden. Fakat zamanın hükümdarı. Derhal sarıya çevirir bir bakışla. amme için özel bir rahmettir. gönülden özel bakış vermedi bize.

Bir an. ebedî ruh gibi olan şarabı. . Sakî! Cevher kâseye doldur Temiz ma' serden çıkan o suyu. DeU akh sersemleştir onunla. Kendi dürdanelerini de içine dökerek O gül suyu gibi olan şarabı. Ruh dimağını tazeliyelim biz. (1) (2) Yani onlara görme kabiliyeti veren. O. Sakî! Mine rengi kadehe doldur Gönülleri aydmlatıp gözlü yapan o suyu (1) Mahzun gönlü sevinçU kU onunla. (2) Eritilmiş yakutlu. ŞARABI KADEHE DOLDUR Sakî! Gök rengi kadehe doldur. Ma'ser: Üzümün sıkılıp şırasının çıkarıldığı yer. Zaman zaman mej^erestlerin eUne ver Gönlünün bir parçası sevgililerin elinde olanlara. seyyal la'Iı O inci hoşafı.vn SAKİ. görmelerini sağlayan. ruhu besleyen o şarapla. çiğ taneleri gibi şarabı.

Devamlı şarap içenlerin bu mecUsini. DağUsm gamlar. Öyle ki.MEMO ZlN 71 Gönüller kadehi nakışlansın onunla. . . Benim de yardımıma geUr bir damla. Şu ölü gönlümün kuşu uçabilsin Nağmelerin sesi perdesiz olarak süslensin. Arkadaşların inadına gülsün bülbüller. Meclisin coşkunluğu süslensin onunla. Her zaman yeniden mest eyle onunla. Sızlasın bazan da andelipler misali. Goncalar çözülüversin dikenlerden. Davul sesi ve Kanun sadası olmaksızın. yoldaşı olan yel ile. Kâhya ve muhasip görmesinler. Bu «Ah»lardan açsm yüzlerce gönül goncası. Ve yeniden bambaşka olajnm ben. Zerrinler dile gelsin. Gönlüme bir güzelUk. Gözyaşı döksün kırmızı güller çiğ damlalarından. tatlılık yayılsm. Öyle etki yapsın ki nefsime. seherlerde «Ah»Iarı yollaymca Her zaman. Bazan bülbüller gibi inlesin gönlüm. Yani canım şevk ile dolsun. Her zaman binlercesi kan rengi saçsın. Sakî! Ver bana gül rengi şaraptan. konuşsun hepsi. Belki o zaman o sonsuz fejdzden. Tereddütler çıkıversin mahzun gönülden. Ve de gönlüm zevk ile. Benim için inşirah mümkün olsun Hasıl olsun gönlümün temizliği. toplansın tüm sevinçler. O berrak şarabm kadehinin neş'esi Şen bağın üzümünün verdiği keyif. Olsun benim de nefesimin bir etkisi. Bülbüllerle ses arkadaşı olayım ben de.

Bugün mütehassıs bir doktor gibi.MEMO ZlN 73 Sarhoş olayım. Tûtî misâli dile gelejdm. Zin'i ve Memo'yu dirilteyim yemden. sırlan açığa vurayım. güzaflar söylejdm. Gönlünün derinUğinden ıstırap çeken Zin'i. O töhmetten uzak Memo'jru. (1) Çeng: Bir sazın adıdır. Ve raksetsin dokuzuncu kubbenin zirvesinde. Gönlümden çıkan makamlı ses dallan. Âşıklarm sesini dinlesin Zühre yıldızı. Ney gibi muUdanayım. O perdeU. (1) Rubab gibi Kemançesiz olarak. Çalsm türküsünü Zin ve Memo'nun. onları teda'vi edejnm. îlâç getireyim. Çünkü kejdfsiz olarak söyUyemem. lâflar edejdm. kâh gür sesli olstm. GöniUdeki derdin şerhini kUayım efsane. Perdeden öyle nağmeler çıkarayım ki ben. o günahsızı. Yar ve âşık hastalıklı olmuşlar. Sermest olayım. Ney gibi. Söz söylemeksizin içimden konuşayım. ahenkle gönlümün derinliğinden. Divane olayım ki inciler döktürejdm. Görünsün bana mak3. Çeng gibi yüz çeşit şada verejdm ben. Ciğerinden yaralanmış Memo'yu. Oülbahçesini Şehnaz makamıyla şenlendirsin. O çaresizleri yeniden ayağa kaldırayım. Çıksın davulumuzdan ses.mlar. Benden aşikâr olsun kerametler. Bedhal olayım. Yaralı gönlün sazı kâh yumuşak. örtülü masum kızı. Zin ve Memo'joı ederek bahane. . tokmaksız olarak.

gönül bahçesinin turfandasıdır. Dertli kimseler onlarla sefa sürsün. Herkes «Güzelce yazıldı» desin. Bazıları da onunla gönülden veda etsin. Biz onunla ikijöiz ıstırap çektik.MEMO ZlN 75 Öyle bir tarz ve üslûpla meşhur edeyim ki. Zin'in derdine gülsün âşıklar. Seçilsin birbirinden sevilenler ve sevenler. BazUan candan dinlesin. yavrudur. Bambaşka olan seven kimseler. Bu. masum ve asUdir. Dertsiz olanlar girsin kedere. Ezelden beri sevenlerden olanlar. Ben onu bağlardan derlemedim ki. Onunla oyalansmlar bir zaman. Gelip dinlesinler hikâyeyi. Göğüsten ve gönülden temiz olanlar. Yalnız bilginlerden rica ediyorum: Öğrencilerin yanlışlıklarmı açığa vurmasmlar. Bu kitap ister kötü. İster tatlı. Çocuk çeşidi gibidir. Hep bizi tasvibetsin. ister acı olsun turfandadır. yeni yetişmedir. ister ija olsun. Günahsızdır. . Bu kitap turfandadır. Pâk huylu ve insaf sahibi insanlar. Gerçi çok seçkin olmasa bile. Yeniden onları öylesine jöicelteyim ki. Hırsızlar gibi yanlışlıklarımı araştırsınlar. Memo için ağlasm dilberler. o huydandır. Şahin bakışIUar temaşaya gelsinler.

. sıfatlar. Sevimlidir o. Teşni' etmiyecekler. yetiştirilmiş değil. Bu yavru benim için çok azizdir. elbiseleri ve küpeleri Benim mallanmdır. Sözcükler. bana çok tatlı gelir. anlamlar. AUahım! Sapık kimselerin eline verme Bu nazlı. Nazenin değilse bile bu yavru. irfan sahiplerinden umarım ki. Kemal sahipleri kusurları perdeler. Kürtçedir. Bu mey-ve çok lezzetli olmasa bile. Bunlarm hepsi fikrimin ürünleri. cümle kuruluşu ve işaretler. Turfandadır. Şiir yapısı. Üslûp. mâna ve keümeler: Bunların hiçbirini aslâ ödünç almadık. Hiçbir yanlışlığımı çıkarmıyacaklar. hikâyeler. gönül kapan güzeli. Bu mejrve sulu olmasa bile. Sır sahiplerinden umudum şudur ki: Alay etmiyecekler benimle Ben gezgin satıcıj^m. amaçlar. Kin sahipleri ise coşkundur. işaretler. cevher satıcısı değil. hamiyetli insanlar gibi Düzeltecekler kusurlarımı. Kendi kendime yetişmişim. emanet değil. o kadarı yeter. hayat hikâyeleri ve düşünceler. dejdmler. Hepsi el değmedik gelinlik kızlardır.MEMO ZÎN 77 Ricam şudur hal sahiplerinden: Kötülemesinler bu yavruyu. Konular.

MEMO ZİN 7â Ben Kürdüm. Yanlışlıklara ve ımutkanlıklara şaşmasınlar. îyiUklerinden. . lûtuflarmdan imzalasınlar. dağlıyım. Hamiyet için doğruya yorumlasmlar. Garaz sahipleri de dinlesinler. kenardanım. Varsa kusurlarım örtsünler. Mümkünse bir ijrisini söylesinler. Derlediğim şu birkaç sözü. Ve dinlesinler insaf kulağıyla. Ozanm yüzü sujomu dökmesinler.

Şu tarzda kalıbı bastı ve süsledi: Dedi ki: Grcçmiş zamanda bir padişah. Araplar ve Acemler emrindeydi. Ulu ataları. Rumlar. Şu plânla resim ve tablo çizdi. Tahtı Cizre'deydi onun. F. talihi güçlü. bahtı da mutlu. bojnm eğerdi. Çıktı. Makamı yüceydi onun. «Botan Bejd» adıyla ün salmıştı. hükümdarlığında üstün olarak.vra BOTAN BEYİNİ VE İKİ KIZKARDEŞİ ZİN İLE SITİ'Yİ TANITMA Hikâye sayfasmm yazıcısı. kendisi Kürt bejdydi. Rivayet tablosunun eleştiricisi. Soyu Arap. Zincirleme olarak HaUd'e mensuptular. : 6 . Çeşitli halklar ona itaat eder. dedesi ve babası.

Her renkten nefis ve parlak değerler. BeyUk ona «Zeyn» ile vasıflanmıştı. Bunlarm her birinden gizliydi bir definesi. O beyin adı «Zeynıdin» idi. AUah mevcut kılmıştı onun yanında.MEMO ZlN 83 Ceberrut felek bile sakmırdı kendisinden. (2) beyin adının yarısıdır. Onun yiğitliğine yenilirdi Rüstem. diyanet ve de devlet. O Padişahm yiğitliğinin izleri. (1) Hükümdarlığın ve de dinin süsüydü. düzen ve divan. Jiirdi. Onun sayesinde kavuşulurdu hasretlere. Onun cömertliğine muhtaçtı Hâtem. Onun için zahmetsizce başarılmıştı. Çünkü Halid'e --Allahın Kılıcı». Komutanlık. Padişahlığı ise ahret sembolü. (1) Burada --Tevriye» var. (2) Zinet de ona «Din» ile tanınmıştı. koruyuculuk ve de heybet: Bunların her birinden doluydu bir hazinesi. hüner. cömertUk ve meydan. Dünyanın ekseniydi kendisi. . Aydan aya kadar. DisipUn. Onun sayesinde kavuşulurdu arzulara. kaplamıştı heryeri. Kendi cömertliğinin evrakını toplayıp kaldırdı. sevilenlere.de-«Zeyn» süs anlamınadır. Çekilmişti AUahm kıhcınm çekilişinden. Hâtem onun cömertliğinin büyüklüğünden. birlik. dileklere. Dindarlık. Akü. Mümkün olan dileklerin hepsini. Her çeşit mücevher ve bulunmaz nesneler. Ona zararsızca mukadder olmuştu.

Parlaklığı utandırır ince ipekten elbiseleri. Biri huri. nazlı büjöitülen. îki yanaksa kırmızı gül jüzüiıün renginden. yanakları gül. Dudakları la'I. Huzurundaki hizmetçileri de meleklerdi onun. Yani o joice soydan olan. Açmıştı boylarında selvi ve şimşir gibi. hurilerden dönmeydi. Çünkü ebedî güzelliktendi o güzellik. O mehtabın yanmıda iki güneş vardı. Biri doğruluk bağmm selvisiydi. Hurilerle dolu olan bir cennetti. Kimse eş görmemişti jüzlerinin güzelUğine. O serbest kırmızı güller ve sünbüUer. O şahm yanmda iki sultan vardı. Beyin admın yarısıydı adı. Öbürü Beyin can ve ciğeriydi. îki kızkardeşi vardı. O huriyle periye paha biçilmezdi. periydi öbürü. (1) Hikayeci bana muamma olarak şöyle dedi: O huri de «Zin» adıyla tanınırdı.MEMO ZİN 35 Haremin sahanlığı nazeninlerden. Çünkü AUahm nurundandılar. şakakları yasemin. son derece sevinUi. Biri fazlasıyla şirin. Öbürü gönüllerin ruhuydu. sarışındı öbürü. Cennetinde huriler çoktu onun. iffet bahçesinin iki turfandasıydı. Adı da gerçek olarak «Sıti»ydi. (1) Beyin adı Arapça olarak şöyle yazılır: -« » Bu nun yansını aldığımız zaman « » çıkar. Bu da Zin'in adıdır. . Biri esmer. Fakat devlet soyunun iki evlâdı vardı ki. îki zülüf sünbül çiçeğine benzerdi.

Onun hizmetinde bulunur güneş.MEMO ZÎN 87 Kırmızı gül kendiliğinden yüzlerinde kök salmıştı. Derhal çekerlerdi jüreklerinin derinliğinde «Ah» Yakut: Bir çeşit Arap yazısıdır. Kabe.Esved: Kâbenin duvarındaki taş. Gözlerin dehşetinde işaret bıüuyordu. çeneyle alt dudak arasındaki çukurduı. noktalar. (3) Kaşlar felek yaymm kemanmdan. Tavaf ve Umre'ydi. Tavaf ve Umre: Haccm iki ibadetidir. (1) Çene çukuru ile Hârut sihrindendi. Bir anda şaşkma dönerdi gözlerinin dehşetinden. Ya da Nebat şekkerinin şerbeti gibi Veya Hayat Çeşmesinin kaynağı gibi. DeUUk vahşetinin sermayesi. Olurdu derhal akıl ve şuurdan. Alm. Kirpikler ise şüphesiz dik oklardandı. sanırdm sakinin elindeki Ebedî şarapla dolu olan şişedir. ak ve kırmızı renkler. kulak memelerine bakan herkes. (1) (2) . Variıklarm hikmetinin inceUklerini keşfedenler. Yüz hatlarmm güzelliği Yakut yazısmdan. Çene çukurundan maksat. Kmalı parmak uçları ve tırnaklar. (2) Sanki ceylânm gerdanmdaki misk kesesinden. SünbüUer de sarmaşık olarak boylardan sarkmıştı. Haccer-Esved. (3) Hacer . Kemerin sarUdığı o belleri görenler. Yüzlerini gören. Gerdan. Benler. Ufukta Cebrail'in bir kanadı gibiydi. tacın bir yanı gibi gözükür. Gök ortasmda durmuş daima. Neş'eü gönüUerin ıstırabıydı. Feleğin falcısı yüzlerine noktalar serpmişti.

deriyle beyin arasmdaki fark gibidir. Kavuşmayı arzu etmeyen kimse yoktur. Fakat Zin de güneş gibiydi. arkadan. Kofileri mücevherlerle donatılmıştı. daha tazeydi. Ama Zin'in jöizü parlak bir aydı. Aşıklar ölürdü sevginin elinden. giydikleri fesin . (1) Kolyeler altınlarla zincirlenmişti. îster dervişler ister zenginler. Tapınaklardaki evliyaları bile sersemletirlerdi. Önden. O periler bu süslerle yürüdükleri zaman. zülüfler ve pusular.MEMO ZÎN 89 Bilekleri ve bilezikleri gösterdikleri zaman. Kürt kadın ve~ kızlarının başlarına etrafında bağladıkları kuşaktır. Fakat şüphesiz hepsinin dostu birdir. Bütün fark. îster şeyhler. Fakat Zin de cennet hurilerine benzerdi. Artık yer kalmazdı konuşmaya ve de serzenişe. Gerçi Sıti yUdız misâliydi. Gecelerin çıralarına benzeyen bu ikisi. Sıti gerçi çok nazenindi. (!) Kofi. Bağlara ve bahçelere yürüdükleri zaman. Her ikisi de ruh gibiydi gerçi. fakirler olsun GüzeUiğe talip olmayan kimse yoktur. Hayvanları ve cansızları bile inletirler. Güzellik bakımından ikizdi ikisi. Bu zinetler. beyler olsun. süsler. İnsanları ve bitkileri talan ederlerdi. ister hocalar. Kimisi tükenmeyen güzelüği arzu eder. Kimi de boş vücudun taUbi. sağdan ve soldan sarkar. Kofi kajd:anlarınm uçlarmı sakaklarma getirirlerken. Gerçi mehtap gibiydi Sıtî.

Yüzlerce can. Dalgalanıp joikseldiği zaman. Süleyman' m yüzüğündeki la'I. Ne kadar fazlasıyla pahalı olsa da. Bütün dünyanm alıcı olması bundan. Aşk ateşinin bir deryasına dönmüştü. Enginlere inip zirvelere çıkan o güneş. Masal gibi anlatırdı onları halk. Sıti ve Zin'in jdizündeki güzellik. Hâkanm definelerindeki inciler. Hepsi birden güzeUiğin bir parçasına bile değmez. Güneş ve ay bir araya gelmişti. servetler. gönül ve ciğer yakardı. Kaj^serin bütün hazineleri.IX GÜZELLİK VE AŞK Dünyada ne kadar hükümdar varsa. . Hepsine AUahm verdiği metahlar. İskender'in radarma varmcaya dek.

Öyle ki onlarla birlikte sızlamrdı melekler. öteki feda olmak. Sonu olmayan sınırsız güzelUğin. . BazUarı canlan için ister cananı. Kimisi kavuşmak ister. Gündüzleri ve geceleri çok inlerlerdi. Memo ve Zin gibi. Fakat âşıklarla arzu sahipleri ajrndır. Bazıları da cananları için verir canı. Figanlara ve iniltilere doymadılar. kimi de arslan gibi. Zaten spnu gelmez âşıklarmm. O güzelUğin sadalarmm şarkıcUan.MEMO ZlN 9:i O ceylânlarm güzelUğinin avcıları. Çoğu tellal gibi. Kimi de derdi seçer. Bir kısmı faydalanmak ister. Tacdin gibi.

Sıradan adamlar. Ancak dujonakla ve rivayetle biUrlerdi onları. Her biri kemaUyle bir doltmay.X MEMO VE TACDÎN't TANİTMA DöneUm biz hikâyenin başına: Aşkları derdinden gönlü yaralı olanlar. Yüzlerce fidan boylu ve açık almlı genç vardı. Güzellik yönünden her biri bir güneş. Onlar da hep âşık ve isteküydi. . Hepsi Bejdin hizmetindeydi. (1) Gerçi sayısız ve ölçüsüzdüler. Her biri güzeUiğiyle padişah göğsü. Onlar da hep hevesli ve arzuluydu. (1) Sıti ve Zin'in aşkları derdinden. Hepsi bir birinin sırrından haberdar. Fakat görerek ve tanık olaraktan degü. hizmetçiler ve seçkindiler. Fakat seçkin hizmetçilerden. Her biri konuşmasıyla göpsleri yakardı.

asaleti belli. Fakat Tacdin herkesten ve bütün yakınlarmdan O kadar kardeş. Fakat Araplar ona Gazenfer der. diğerinin Çeko idi adı. Çıra yapmıştı kendine. O iki kardeş ve birbirine bağlı dost. . Güneşti çünkü kardeşi. (1) Soyu. Birinin Arif. Bir genci kendine kardeş yapmıştı. fakat birbirine tutkun kardeş. Delikanlüarm baştacı ve önderiydi.. Kardeş. Kardeşini görmediği gün. ikisi de kurnaz.. Memo da ona tam tutkun. Tacdin admda bir genç vardı. O iki genç. Tacdin'in sevinç arkadaşı ve gam ortağıydı. baba ve amca gibi bile değildi. Başı dertli bir gençti. Babasma derlerdi İskender. Çıra görmeyen geceye döner. baba ve amcalarmdan. nesebi. Çünkü kUıç kullanmakta arslan gibi. (1) Gohderz: Eski bir Kürt kahramanıdır. adı da Memo. Tacdin'in iki kardeşi vardı. Her zaman düşmanların gönlünü yakarlardı. O melek huyluların baştacı olan. Tacdin Divan Vezirinin oğluydu. Kahramanlıkta zamanın Gohderz'iydi. Memo da Divan Kâtibinin.. Kuşları kapıp uçan şahinler gibi.MEMO ZÎN »7 O peri gibi gençlerin ön sıralarmda.. YanUıyorum ben. Hayır. Dünya ona karanlık olurdu hepten. uzaklaşmıştı ondan. Savaş günü bin erkeğe bedeldi. O. Ama sanırdm ki dünya ve ahrettir ikisi. Gerçi ahret kardeşiydi ikisi.

diğeri Azra'sıydı. Onlar gönülden dosttular. Sonunda vefa göstermiyeceksen eğer. Dostluktan maksat da vefadır. Biri çağm Vamık'ı. İkijmzlülükle ve lâfla olmaz. Dostluk kolay değil. zordur. Dostluk. ahbaplık ve kardeşlik.MEMO ZlN 99 Zamanın Mecnunu ve Leylâ'sıydı. başıboş değil Aynen güneş ve Müşteri yUdızı gibi. Başlangıçta göze alma o cefalı işi. .

kimi de yönetiUr. Kimi yardımcıdır. JKimi kederleri dağıtır. Kimi yönetir. tabiat feyzinden. işaretsiz ve makassız olarak. Kimi ağır yürüjöişlü. ölçeksiz ve pergelsiz olarak. Aletsiz. kimi de hızlı. . kimi ölçülür. Böylesine muazzam ve yuvarlak. Kalıpsız. Bir kısmı yazıcıdır. bir kısmı çalgıcı. Kimi bize doğru geUr. Bu hikmetledir ki hepsi iş başmda. Bir kısmı cellâttır. Sejdr sergisine sunmuştur. bir kısmı öğretici. kimi de sağlam. Bir kısmı yaya ve bir kısmı süvari. Felek çarkmı güçlü bir şekilde. Böylesine süslü ve sıra sıra.XI YILBAŞI VE NEVRUZUN KUTLANttlŞI Dünyanın yaratıcısı. kimi gamlan toplar. Varlık sergisine getirmiş. Kimi güneşe uyar. kimi de geceyi aydmlatır.

Bahar noktasma geUr. Hepsi parlak ve aydmlatıcı. . Ovalan ve tarlaları gülşene çevirirdi. Bir kısmı Memo gibi alıcı. BiUnen yerlerine geldiklerinde. Gönülleri aydmlatan o ânın saygısı için. kimi de vezir. Bize şöyle anlattı durumu: Dedi ki: Eski zamanların geleneği Şuydu her yerde ve her zaman. Doğu şehsüvan olan güneş. Din yolunda ve sünnete uygun olarak. Hepsi çıkardı evlerden dışarı. Hiç kimse kalmazdı evlerde. Bizim için tazelerler jnlı. Yıllan eskimiş yaşlı bilgin. Bir kısmı tabiî hareketten. Kimisi padişahtır. Kısacası o nadide cevherler. Bayram ve Nevruz günü geUnce. Yani yUbaşı burcuna girdiği zaman. Hepsi süslenmiş ve güzel gijdnmiş. Özellikle bekârlar ve bakire kızlar. meskenlerde.MEMO ZlN 103 Bir kısmı Zin gibi güzeldir. Hepsi seyretmeye izinü olarak. Fakat töhmetle ve minnetle değil. Yaşlı erkek ve kadınlara varıncaya dek. Mart ayında döndüğü vakit. Halk kırları ve çimenlikleri mesken edinir.

Birbirlerini görsün. .MEMO ZlN 105 Çünkü kıra çıkmaktan maksatları. Şuydu ki: Gerek istiyen. Yani sevenler ve sevilenler. gerekse istenenler. Ovaya inmekten amaçları. Ve seçsin her biri kendi dengini.

Bir kısmı birUkte ve çoklukça. Terketti şehri. Kalktı hanımlar ve de hatunlar. kimi yalnızca. AvcUar ve talancUar gibi. atlı olarak. küçükler ve büjrükler.xn ŞEHİRLİLER YILBAŞINDA KIRLARA ÇIiaYORLAR Feleğin dönüşü mavî bahttan. minnetsiz ve üzüntüsüz olarak. joirüyerek. Huriler cenneti kendilerine mesken edindi. O kutlu geleneğe uygun olarak. Bir kısmı bağlara gitti. Perdesiz. Şehirlilerin ve askerlerin hepsi. Her çeşit insan. . Gösterince yeniden Nevruzu. Kimisi arkadaşlarla. Saf saf tepelere ve ovalara jöirüdüler. Kafile kafile gezmeye ve seyretmeye döküIdiUer. şehirde kalmadı hiç kimsecikler. Kimi de dağ eteklerine yöneldi. Onlar da güller gibi bahçelere doldular. Hep gitti. kaleleri ve evleri.

KutladUar. YUbaşUıIar.MEMO ZlN 109 Bakire kızlar ve delikanlUar. ihtiyarlar ve kocakarılar. Erginlik çağına yeni gelen güzel. Yüz güzelliğinin kumaşma sahip olanlar. benleri ve şakakları temiz olanlar. Güzellik metamm sahipleri. . GüzelUğin hem satıcıları. Yılbaşını geleneks-el yol ve yöntemle. Enine ve boyuna gözden geçirirlerdi. hem de alıcılarıydı. Birbirlerine metalannı gösterirlerdi. bakireler. tüysüz deÜkanlUar. Yüz yaşmdakiler. Zülüfleri. deUkanlUar. gençler. göklere kadar jükselterek seslerini. Bunlar aşk pazarmdaki sevdalılardı. DelikanlUara yaşıt tombul memeli kızlar.

Bey de delikanlılara izin verdi. Birkaç pahalı mücevher başlarmda. Yalnız Memo ile Tacdîn. KalktUar hepsi âşıklar gibi. Hizmetçilere izin çıkınca. Koç Fenerini aydmlatmca. O iki kardeş değişik kıyafette. Yani gün döndüğü zaman. Kendilerine kızlar gibi süs verdiler. DELİKANLILARA NEVRUZ EĞLENCELERİNE GİTME İZNİ VERİYOR Mavi kubbenin o parlak kandiU. Çünkü amaç ve murat peşinde olan âşıklardı.xın BEY. (1) Yılbaşı kutlamaları yeniden başlayınca. Sırmalı ipek elbiseler içinde. . (1) Yani Koç Burcuna girince. Hepsi arttırma sergisine gitti.

Gittiler ağır ağır yürüyerek. Alm saçlarmı zülüf ve örgü yapmışlardı. Onlar kıyafetlerini değiştirdiler ki. Dilberler elbisesine bürünüp. .MEMO ZlN 11-3 Kâkülleri her tarafa halka halka yayılmış. Hiçbir güçlük gelmesin başlarına.

başlan top gibi. çeşitli değerU elbiseler içinde. bir kısmı giyinik. Taze selviler gibi jmzlerce genç. her oda ve pencerede. îpekUler. kimi başıkabak. Bir kısmı büjiik ve ekâbir. Beşyüz kadar kız. Topa vurulur. Yaşlı erkek ve kadınlardan da bir o kadar. :Şehirde dolaştıkları zaman. Her çeşit dişi ve erkek. Bir parça olsun kalmadı şuurları. Birden onlara acajdp birşey göründü. (1) (1) Kaşo: Ucu eğri.XIV MEMO İLE TACDİN ZlN VE SITİ'YE RASTLIYOR VE BAYILIYORLAR O değişik kıyafetli iki genç. Bir kısmı da sıradan ve küçük insan. Bir kısmı çıplak. Gördüler ki mahalle ve sokaklarda. Kimi yalmayak. . Her sokakta. deUkanlı ve çocuk. Ayaklan Kaşo. kıhç biçiminde bir sopadır.

bu ne sonsuz belâdır?» İhtiyar dedi ki: «îki güçlü şehlevend. Kimisi perişan. kiminin aklı uçmuş. Halkı öldürüyorlar. elbiseleri ve gijanişleri bir. kimisi sermest. fazlasıyle taze» Dediler ki: «Altı uçlu kUıçIı mıdır onlar? Yoksa oklu ve hançerli midir onlar-?» Dedi ki: «Hayır gamzeyle. Bir kısmı figan ve feryadeder. Her birinin ciğeri bir cefayla kan dolmuş. Soruşunu yaşlı bir adama yöneltti. Kiminin elbisesi yırtık. Bir kısmı da akıl zincirinden olmuş azad. Kimi görürlerse o iki sarhoş. Derken Tacdin durdu ve sordu. Düşünce dalgasına hemen daldılar. İkisi o işi düşünürlerken. YUdızIarm şahı gibi parlayarak Geldiler. ikisi de bir zaman şaşakaldılar. bir kısmı şuursuz. Bir kısmı konuşur. . sormaktan maksadı. bakışla. aniden BaktUar ki sade AUahm kudretinden. Her biri bir yerde bambaşka olmuş. Böyle yapıyorlar perişan» Dediler ki görmedin mi sen. Dedi ki: «Ey doğru yolun Hızır'ı. O iki deUkanh iki mızrak gibi. Bugün bu halka olmuşlar cellât. Şekilleri. Kiminin soluğu tutulmuş.. bir kısmı sessiz. okla öldürür gibi» Onlarm. kiminin serbest. Görüp te mertçe karşı koymaktı.. Fakat o şehirde tanmmayan kimselerdir. Bir kısmı telâşlı. kimi sarhoş.MEMO ZÎN IIT Kimisi sarhoş. niceydi onlar?» Dedi ki: «İki delikanlıdır. Söyle.

O iki büyük melek. ne de ahcıydılar. Sevmenin yolu açıktır. bu jâizden. Tıpkı yarım besmeleli av gibi. Yarım kesildiği için ona böyle denir. Sevdi birbirini yüzlerinin nuru. îki yiğit avlarmm üzerine koştular hemen. Ay parçası. ama yanık ciğerUdirler. Anladılar ki başıboş av değil onlar. (1) Şüphesiz perişan bir duruma düştüler. Kısacası: Bu ceylânlarm güzeUiğinden. Öylesine deliye ve şaşkma döndüler ki. Baktılar ki çok sevimli iki melek.MEMO ZÎN 119 Melek huylu ve peri jmzIüydiUer. boynunu keserken yanm bes¬ mele getirmiş gibi. AjnrUmadı hiç ruhları. Sevimli. YuvarlandUar toprak üzerinde sersem olarak. kesilerek dikkat. Gönlü ve canı bahşiş verdiler. ne akıl. Cana ve akla doydular hepten. Ne satıcı. fakat güneştirler. Güzellik ordusunun öncüsü onlar. O d»likanlUarm gönlüne düştü bir acuıiE Bağlandı birbirine sırrı gönüllerinin. Sanki kesicisi. Baktılar o dilberlerin yüzüne. Yuvarlanıverdiler daha uzaktayken. Bu iki kardeş görünce iki karışık halU deUkanhjm. ne hafıza kaldı. Şuurlarmdan haberleri bile kalmadı. Ne duyu. Gönüllerine geldi yumuşaklık ve de merhamet. ne şuur. birbirinden (1) Yarım mesmeleli: Boynunun yarısı kesilip öbür yansı ke¬ silmeden bırakılan ve çırpınıp duran hayvandır. Durdular ve baktılar. .

Çünkü ruhlar ordusu toplanmış olarak. Aslâ kendilerinden yoktu haberleri. . kimileri bağlı birbirine.MEMO ZÎN 121 Görünmeyen âlemin bir rengi Açığa çıkarıyordu muhakkak birleşmeyi. Kimisi çeşitlidir. Aşk öylesine şuursuz kılmıştı ki onları. Gerek gönüllerdeki öfke. Bir süre boylarını. Gerek gönüllerdeki sevgi. Fakat ezelin gerçeklerindendir. hem de istenir. gerek düşmanlık. kimi de karşıdır birbirine. Şüphesiz birdir ruhlar ve tenler. Sevgi öylesine bağladı ki onları birbirine. Bizim gibi onlar da fanî yaratıklardır. Bir süre zülüflerine ve benlerine hajran kaldUar. Sanırdm hepsi ruh ve cisimdir. boşlarını sejrettiler. Dördü de birbirini hem ister. GüzelUk öylesine istekli kUdı ki onlan. AUahm ilminde yaratUmış ölümsüz olarak. Yani o hunhar delikanlılar. Kimisi bağlanır. birbirleriyle öyle ısmdüar ki» ArtUc kalmadı onlar için bir zorluk. Oturup çe-virdiler ikisinin de jniziinü. gerek şirinlik. Birleşiktir ruhlarla cisimler. Hangi çimenUğin kuşları bunlar?» GiUrengi gözyaşlarmdan gülsujnı DöktiUer kanlı yanaklarının üzerine. İşte o bağlananlar. Yüz gönülle sevdiler ikisini. Dediler ki :«Acep bunlar kimin kızlan? Yoksa ikisi de Tanrı meleği midir? Hangi yerde yetişmiş bu mejrveler? Hangi güllükte geUşmiş bu güUer? Bunlar hangi derenin seMIeri. O iki yaralıyı bu halde gördükleri ân.

Tâ ki jruvalarma varmcaya dek. Ayaklan zincirli ve pırangah olarak. Kendi parmaklarından da çekip kendi jöizüklerini. Bunun için gençlerin yüzüklerini.. AyUmca baktUar ki. Çektiler sahiplerinin parmaklarından. Elmaslarım billur şişelerle değiştirdirler. Çiinkü bilmiyorlardı hangi nesilden geldiklerini. göniUIeri çekilmiş. sabah. Nişan için taktUar yerlerine. Yakutlarını boncuklarla.MEMO ZlN 123 Sonunda aşk kalemiyle yazmca. Eğlencelerini değiştirdiler dertlerle. Gerçi vardUar yerlerine. Yüzlerce defa bahçelere. Güçsüz. YUbaşmı ve sevincini bıraktUar elden. Kaldı iki kardeş iki av gibi. avlulara düştüler. Sersem. takatsiz ve gönülsüzce. akşam ve her zaman Hep ajmı şekilde görünürdü karanlık artık. perişan ve sarhoş olarak. İstediler ki anlasınlar hangi soydan olduklarmı. Fakat o acı muratlUara. . karanlık bir gece. gece. hajrvanlar ve sar'alUar gibi. Sevdalı. Aniden bazı yabancılar göründü. Istemiyerek veda edip kalktılar. Yola düştüler yarım besmeleU kuşlar gibi. Yüzlerinin güzeUiğini gönül tablosuna. Güneş ve ay uzaklaşmışlar çoktan. Gündüz.

O hafta geçince üzerlerinden.XV MEMO VE TACDİN MESELEYİ ANLIYORLAR O kız gözlü iki şahin. Çok perişan ve habersizdiler. rengine baktUar. üzerisine Bir ışık dönmüştü aniden. KendiIerirU aşka atan iki genç birbirine ısmdı. önce tanımadılar birbirlerini. Bir gün beraber kalktUar. Koç Burcu haftası süresince. Memo ve Tacdin. . O iki yamk. Se'vinerek gitnUşIerdi kekUk ve kaz a-vma. Sonra birbirlerine yakmlık gösterince. Birbirilerinin jöizüne. Aşk öyle değiştirmişti ki onları. Artık kalmamıştı haberleri hiçbir şeyden. Aniden şahin gibi. Önce birbirlerine yabancUaştUar.

Pahabiçilmez bir elmas var. uçmaya kalkmak müşkül ve imkânsızdı. O jöizük taşlarmm pahasmm sekizde birird. Hakkak «Zin» adım yazmış üzerine. Hallerinin ne idiğini anlamak için. Tartıyla ve kıratla tahmin etse. Bir mücevher parlıyor çıra gibi Bir yakut ki nar tanesi gibi Karanlık gecede yakUan meşale gibi. Karşıhyamazdı. Ülfet seli de önlerindeydi sanki Gıdasız. Gönül damarmdan inlediler Çeng gibi Dediler ki: «Acep nerede hastalandik biz? Ya da hangi savaşta yaralandık biz? Yoksa biz neden böyle güçsüzüz? Yaralı. uzak görüşlülerin bilgisiyle. arzusuz ve takatsızdılar. . Üzerine «Sıti» adını yazmış Meharet sahibi bir üstad. Hipokrates sarraf olsa eğer. susuz ve gözsüzdüler. Tacdin baktı ki kardeşinin elinde. Amaçsız. Elini uzattı ki getirip. Ijdce bakıp görsün diye. Ve de mum gibi parlıyor. Karanlık bir örtü başlarındaydı sanki. sarhoş ve karanlıktaydılar. zayıf ve ürkek gönüllüyüz?» Böylece onlar araştırıyorlardı. Memo da baktı ki Tacdin'in elinde. Dilberlerin gözleri gibi mesttiler. Karun'un bütün hazineleri.MEMO ZÎN 127 Buldular kendilerini pırangah ve ziIU Uçmak. Eflâtun için pazarlık yapsa. Hasta. Sevgiülerin ağızlan gibi dardı gönüUeri.

dedik biz: Ne'vruz gününde. Böylece o iki kardeş düşünce ve tahnünle. Şüphesiz kaatillerini bildiler. : 9 . Sanma ki sağlamım ben. AnladUar ki kendilerine ne yapmışsa Yüzük sahipleri Sıti ve Zin yapmış. Onlardı ki halk ellerinden ederdi feryad. Bunlar nasU kız gibi süslendUerse. DaldUar ve uzım uzun düşündüler. O diümlerin hepsi de nokta nokta olmuş. Bayram ve gündönümü olduğu gün. Aşk onda bırakmıştı bir parça kusur. Onia. Uzunlamasma. O ikisiydi ki halkı öldürüyorlardı. Bizler arslamz. Dedi ki: «Kardeş! Meğer sen çiğsin. Onlarm elinden inlememiz çok ayıp». Onlardı ki bunların ciğerlerini yaktUar. Benim bu vücudum diüm diüm olmuş. Dedi ki: «Kalk kardeş! Yatağın içinden. enine. Onlar da kıyafet değiştirmişler.rdı ki bunları gönülden sevdiler. Tacdin 'de vardı azıcık şuur. Memo aşkla pişmişti tamamiyle. Aşkm ve sevdanm üzerimdeki etkisi öyledir ki. onlarsa ceylân. Onlaı* da deUkanh kıyafetine girnUşler. Onlardı ki. Hiç bir nokta boş kalmamış dertten Hâlâ diyorsun ki: Niye inliyorsun sen?.MEMO ZÎN 1^ Kaldılar şaşkm ve hayretler içinde. Ay ve güneş gibi âlemi aydmlattUar. O ikisiydi ki kollan sıvamış. bojnma ve derinUğine. Yeter ah çektiğin yaralann elinden. Onlardı ki şehirde olmuş iki cellâd. Baştan ayağa kadar parçalanmışım ben. F.

(1) Heyula: Bazı bilginlerce evrenin ilk maddesi olarak kabul edilen madde. Bu doluşun. cisim ve cevher. Koparmış onlar bütün ilgilerimi. onun yeri olan gönlüm. (2) \ Cevher. renk gibi.MEMO ZÎN 131 Gönül. Araz ise kendi başına varlığını gösteremiyen. Hey zalim! HaUmi sormuyorsun sen Hâlâ bana inleme diyorsun sen» Bu şekilde tazallüm edince Memo. kendi basma varhğım gösterebilen madde. Vallahi hiç birinin kalmamış rahatı. ayak. bfiş. Can. içine dolan aşkm yeri olmuş. Tacdin için kalmadı artık konuşma. Biz gelelim Sıti ve Zin bahsine. (3) Cisim ve cevherden kendi vücudunu ve maddesini kas¬ dediyor. bu boş yerin içindedir. Hep birden diyorlar ki: Âşıkız biz. (3) Hepsini kendine ram etti aşk. araz geUnce (2) Gönlüme giren bu aşk. bana hejnilâ şeklinden (1) Kaldığmı söylersem şaşma. Cevher gizlendi. El. sırt ve gözlerim. bu hususta cev¬ here muhtaç olan varlık. jdirek ve bütün iç varlığım. ciğer. taş gibi. . O dolan. Billahi hiç birinin kalmamış takati. Aşk şehinşahı garazsız geldi. Onlar kaldUar bu yaralarla.

Öyle yamandı ki. içmeksiz oturmuşlar. Onlarm bir dadısı vardı. Artık dönemezlerdi önceki durumlarma. . Çenelerini gerdanlarmm içine gömmüşler. zamanm kocakarısı. tıpkı göklerin belâsı. Gerçi elbiselerini değiştirdiler. Yemeksiz.XVI ZlN İLE SITİ EĞLENCEDEN DÖNÜP MACERALARINI DADILARINA ANLATIYORLAR Onlar da o elbiseyle döndüler. O kocakarmm adı Hayzebûn'du. Kimse inanmıyordu Sıtî ve Zin olduklarma Herkes onları yabancı sanıyordu. Aniden geldi Sıti ve Zin'in yanına Baktı ki elbiseleri üzerlerindedir. Ama değiştiremediler hallerini. Aşk öylesine değiştirmişti ki onları. Aksaçlı yaşlı felek bile önünde zebundu. Kimse tanımasın diye derhal sojnmdular.

Koruyucunuz AUah olsmı sizin. Yalnız bugün ava çıktmız. Kırmızı şakaklan Kâfur gibi sararmış. Benim canım feda olsun size. Bize rastlayan ve bizi gören herkes. Neden bir kenara ittiniz yUbaşı eğlencesini erkenden? Doğru söylejdn bana ne oldu haliniz? Anlatm bana nasıl oldu başlangıç? Bu şaşkınlık mıdır. Siz bunca kayıtlarda bağhsmız.» Onlar gizlice dadıya dediler ki: «Biz sabahlejdn evden çıkarken.MEMO ZÎN 135 YaıU şaşkm ve üzgün duruyorlar. yoksa sevda hayaU mi? Siz neden üzgünsünüz böyle. O ay parçaları ıstırap içinde kıvranıyorlar. nasıl oldu mesele? GizU şeyler bizden gizli kalabilir mi? Ben şimdi bir remil dökeceğim. Yasemin rengi almış al renklerinin yerim. Kırmızı gülleri Zaferana dönmüş. . Adı ve niyeti söyliyeceğim. Taze jüzleri bembeyaz kesilnüş. Derhal deliye ve divaneye döndü. inceboylulanm ! Hiçbir sonuç meselesiz olmaz. Ya da şişemi ve mendilimi koyacağım. Söylejdn bana. Anladı ki sevinçsizdir o periler Dedi ki: «Ey gönlümün ve içimin hevesleri! Her biriniz iki gözümün nurusunuz. Durumun iç jöizünü anhyacağım. Bazı insanlarm sevgisiyle sevilmişler.

istemeksizin de haç vermeyen kim var ki? Ey perizadeler! Sizin sevdiklerinizi. Onlara doğru gitti. Her biriniz bir şah. Baştan ayağa kadar yeşilU ve ipekli elbiseler içinde.» Dadı yavaşça ve yaklaşarak. Söylejin. . Size boyım eğmeyen ve muhtaç olmayan kim var ki ? Size. Defterimize yazılı olmasm. Bu şehirde ne kadar insanoğlu varsa.» Dediler ki sihirbaz Hayzebûn'a: «Ey mahir Tabip! Derdimizin Dermanı gelir şüphesiz senin elinden. İyilik ve güzellikle ün salmış kimse yoktur ki. bir hünkârsınız. Tedbir ve tedavi de faydasızdır. (1) Doğu şahı: Güneş. Botan'da ne kadar kız ve delikanlı varsa. Yani hepsini jöizjrüze görmüşüzdür. Doğu şahı gibi güzeldi onlar (1) Parlak ay gibi parlardı onlar. Güzelliğiniz size boyun eğer hale getirecektir. Fakat ikrar ve anlatmak imkânsızdır. O çevir nihayet bize de döndü. DeUrmiş olarak hemen geri döndük. Bizler de üzgüne ve serseme döndük. Hatta Botandaki bütün boy ve boşlardan. ve teselU vererek Dedi ki: «Siz padişahlık güzelliğine sahipsiniz. Ben onları şimdi alıcı kUarım. Özellikle bu şehirdeyse gönül bağladıklarmız. Eğer gelebilirse ikrar diUmizden.MEMO ZÎN 137 Sonunda çevremiz sının aşmca. kimdir onlar? Gidip görejim. Bugün güzelUğe boğulmuş iki kız. Hazırlıyayım orUarı da size getire jam.

Uyanık mıjaz. Ama ateş biz ikimizin jöizündendi. Fener yıldızdan yankı aldı. Bizim de gönlümüze bir nur parçası girdi. Çünkü sudan ve topraktan değildi onlar.MEMO ZÎN 139 Aniden görününce ve rastlaymca bize YuvarlandUar uzaktan o iki pahabiçilmez. Yine bizim yağımız ve ateşinUzdi ki. Mutlaka melek ya da periydi onlar. Hep birlikte birbirlerinin karşısma geUnce. Önümüzde yandı ve gönlümüz onunla parladı. bakalım kimlerdir diye. bilmiyoruz ne haldir. O perizadeleri gördüğümüz zaman Biz de şuurdan kurtulduk onlar gibi. Onlar Cemşit'in Kadehi gibiydi. rüya mıdır gördüğümüz. yoksa hayal mi dir? . Çıra ve fener birbirine denk geUnce. Gerçi kandil ve fitil onlardandı. Baktık ki bizim gibi insan oğlu değiller. Gittik üzerlerine. Biz ikimiz de ay ve güneş gibiydik. Biz kendi kendimizi yaktık.

Cevher olmaymca araz olamaz.XVII DADI MEMO VE TACDİN'İN YÜZÜKLERİNİ GÖRÜYOR Dadı maceraya şaşakaldı. Ceylanların sevgisinden boş olarak. güneş olmaksızın aydmlanır mı hiç? . Beşerin meyli beşer ister. Sizin gördüğünüz şekil anlamsızdır. Zatsız ve sıfatsız olarak araz imkânsızdır. Dedi ki: «Ey dadmm ruhu ve canı! Siz delikanlıları seyretmeye gittiniz. Oğlanlar zatm güzelliğinin ajmalandır Kızlar da sıfat ışığınm mazharlandır. Fakat siz kızlar için oğlanlar ister. Araz cevherle kaim olur. Kadm kısmına meyletmeniz imkânsızdır. Hiç kızlar kızlara alıcı olur mu? Oğlan parası olmadan imkânsızdır pazarlık. Ay.

MEMO ZlN

143

Oğlanlarm yüzünden uzak olan sevgi. Yüz defa huri ve peri de olsa. Sizi nasıl meftım eder o sevgi? Sizi nasıl delirtir o karanlık gece? Mecnun Leylâ'nın karşısmda olmajrmca, Leylâ karanlık geceye nasıl mejdl verir? Gül hiç güle olur mu âşık? Azra kendi kendine olur mu Vamik? Husrev, Şebdiz'e binmeseydi eğer. Şirin Perviz'e şeker olur muydu? Ferhat kanlı gözyaşlarmın oluğunu, Akıtmasaydı görmezdi gülrengi atlıjn Bunca erkekler âleminden. Beyzadeler, sade insanlar ve oğlanlardan. Gönlünüz hiç kimseye meyletmezse eğer. Sersemsiniz, alçak ve rezillersiniz demek. Gönlünüzün kapıldığı kim.seler. Adsız, nişansız ve tanımadık kimselerdir ha? Bu iş bence tamam.en imkânsızdır. Bu gördüğünüz rüyadır, ya da hayaldir» Zin bu şarkıyı dinlejdnce. Perdeden şu nağme jd çıkardı; Şöyle dedi yaşlı dadıya: «Galiba akim ve tedbirin kalmamış senin. Diyordun ki sen: Çağrıyla, büyüyle. Gizli olan halleri bilirim ben. Bizim gördüğümüz şekil anlamsız değildir. Şüphesiz ne rüyadır o, ne de hayaldir. OrUar ister melek, ister beşer olsun, îster kadm kısmından, ister oğlan olsun.

îşte jdizükleri şuradadır.
Getirdik nişan için biz onlan. Eğer gerçekten remil biUyorsan, îşte yüzükler, haydi bil sahiplerini».

MEMO ZÎN

145

O elâ gözlü hilekâr cadı,

«Getir bana yüzükleri çabuk» dedi. «Bu gece bir remil döktürejdm ben. Sabaha kadar sahiplerini söyliyeyim ben» Sıti hemen yüzüğü çıkardı. Zamanın kocakansmm eline verdi. Zin ise şöyle dedi Hayzebûn'a: «Benim gönlüm bir kan bataklığına dönmüş, O bataklık coştuğu zaman. Taşmak üzere olduğu zaman. Bu joizük zajaf gönlümü yatıştırır. Bazı bazı kanlı gözlerimin önüne getirdiğim zaman. Yüzüğü götüreceksen eğer. Biz üzgün kalpUye çabuk getir geri. Çiinkü onunladır sabrımız, samanımız O benim için Süleyman yüzüğüdür.
P.
: 10

xvnı DADI FALCININ YANINA GİDİYOR

O ölçüsüz çapkın ve hilekâr kocakarı, Sabahlejdn kendini falcının önüne attı. İhtiyar falcı için elinde bir-iki altm götürmüştü. Şöylece gönlünün niyetini ikrar eyledi: Dedi ki: «îki masum oğlancığım var benim. Babasız, yetim zayıf ve j'oksundur. Bayram ve yılbaşı olduğu gün. Onlar da çocuk hujnmun yoluna uyarak, Kalkıp ikisi de gezmeye gittiler, CadUar onları ovada şaşırttı. Bugün çıkageldikleri zaman, gördüm ki DeUdirler, sersem, sevdalı ve sarhoşturlar. Geri döndüler elbisesiz, çıplak olarak. Bazı bazı feryadediyorlar bağırarak. Şuursuz düşüp çokça kalıyorlar. Kalktıkları zaman da delidirler. Şu jöizükler vardı ellerinde, Sanırsm ki bunlarla olmuşlar mest.

MEMO ZÎN

149

Ey işaretleri bilen, sırları çıkaran! Çaresizim ben, sen çare bulucusun, îjdlik yap da meseleden iyi konuş Acep yavrularımın nedir dertleri? Delüik midir, sar'a mıdır, yoksa aşk mı? NasU hastalıktır bu, nedir ilâcı? Ey geleceği bilen mürşit ve önder! DüğünUerin ve meselelerin çözümlejdcisi !
Bu jdizüklerde vardır bir sır, O da, siz uzağı görenlerce biUnir.

Yüzük sahipleri, söyle kimlerdir? Cinler mi, periler mi, yoksa insanlar mıdır?

XIX

FALCI FALA BAKIYOR VE DADI TABİP KILIĞINA GİRİP TACDİN'LE MEMO'YU ARIYOR
O Danyal ilminin varisi (1),

Falm şekline baktığı zaman.
Derhal anaların rahminde, Kızlarm doğuşundan önce Tarafları ve temizliği birUkte gördü Tacdin ile Sıti'yi birlikte gördü. Se'vinç şeklini gamla beraber gördü. Perdesiz olarak Zin'i Memo'yla beraber gördü. O zaman şöyle dedi kocakarı elçiye: Amacı hile, yalan ve tezvir olan o elçiye: «Senin için mümkün olur mu hiç,

Doğruluk olmadan, menzile erişmek?.. İmkânsız bu..» Sen çocuklarmm deli olduklarmı söylüyordun, Zin ve Sıti olduklarmı söylemiyordun.

(1)

Danyal bir israil Peygamberidir.

MEMO ZÎN

153

Onlar sejre ve gezmeye gittikleri gün. Yolda gördüler iki hajnran gözlüjdi. Yani selvi boylu iki oğlan gördüler, Başlarma da kıyamet koptu. Derhal bu iki güneşin. Gönlü gitrçıiş o iki mehtaba. Onlar bunlarm aşkmdan şuursuz olmuşlar, Bımlar onlarm güzelüğinden dehşete düşmüşler. Bunlar aşk belâsmm hastalarıdır. Onlar da aşk Kerbelâsmm susuzlandır. Bu yüzükler o oğlanların, Bımlarm da iki yüzüğü onların eUnde. Nasıl bunlar delikanlı gibi süslenmişlerse. Onlar da kız kıyafetine girmişler.» Kocakarı Remilci şeyhe dedi ki: «Durumım aydmlanmasmda şüphem kalmadı. Fakat de ki sen, onlar hangi soydandır? İyice keşfet ki onlar hangi nesilden?» Şeyh dedi ki: «Aşk dininde. Bir alış-veriş var ki «Karşılıklı kabul» derler ona. Denk olmak şartı yerine gelmese de caizdir, Alıcmm ve satıcının şartı kabuldür. Özellikle bunlarm seçtiği deUkanlUar, Biri dürdanedir, öbürü de inci. Biri beyzadedir, bey soyundandır. Öteki de soyca kâtip çocuğu.» O sihirbaz kocakarı, denemek için. Yine bir söz bahane ederek. Dedi ki: «ÂşUdar, tutkunlar, deUler, Zin ve Sıti için meftun olanlar. Sayılmaya ve hesaplanmaya gelmez Sığmazlar defterlere ve de kitaplara. Şeyhim! Bilirsin ki burası Cizre'dir, Hepsi büjdikler ve Kürt beyleridir.

Daha çok iki hastalığı iyi biUrim ben İki hastalığı ben iyi gideririm. Ruhlardaki dert hangi derttir?» . Gidip sana kırk altm getiririm. Bedenlerin ve ruhların derdini.MEMO ZÎN 15» Ijdük yap da perdeyi kaldır. Dediler ki: «Nereden geliyorsun. Şişeler. Perdesiz olarak görürsün o sevgiüleri.» Dediler ki: «Anlat bizlere. Hasta dedikleri kimseleri gör O hastalık senin için deül olur. Gördüğün zaman o melek huyluları Kumaştan da arUaşUır alıcUan Bilhassa ki parmaklarmda yüzük var. söyle kimlerdir? Söz olsun ki. ne kocakansm sen?" Herhalde bir ilimde mahirsin sen.» Dedi ki: «Gerçi görünüşte hekirrUm ben. Hemen nedimlerin dostu oluverdi.» Şeyh dedi ki: «Git sen bul uşakları Araştır yerleri ve otaklan. Kendini tabip kıyafetinde göster. hokka. Lokman kıyafetine girerek. Derhal baş uşaklara kendini yetiştirdi. Baştan ayağa kadar ilâçlarla donattı kendini. onları bir görsem. Kojmuna koydu birkaç kitap. O iki melek. YazUmış jdizüklere Sıti ve Zin'in adlan» Kocakarı kalktı. Görünüyordu acajip bir hekimlikle. neşter ve kese Aldı o şaşırtıcı habise.

O derdin adı yalnızca sevgidir. Önce ben bu derdi teşhis edeyim. Her ne istersen ödiyelim biz. çıbansız ve yanksızdır o. Her ne desen öyle yapalım biz. IjdUk yap da tedavi et ikisini. İki gözden akar yüreğin kanı» Onlar dediler ki: «Hoş geldin sen. Parladığı zaman şimşek gibidir. Ama öylesine yakar ki adamm içini. Dedi ki arkadaşlara ve kUavuzIara: «Yalnız bırakm bizi. İlâç ver.» Kocakarı kendini yetiştirdi hastaların yanma. hastalarla.MEMO ZÎN 157 Dedi ki: «İnşallah görmiyesiniz onu sız. O dertten sağlığa kavuşmak imkânsızdır. Halen hastadır iki arkadaş bizden. Kocakarı kaldı deUkanlUarla başbaşa. bir çare bul da kaldır onları. Yarasız. O çok mecalsiz bir derttir. O derdin alâmetleri gizüdir. ışıksız ve kıvUcımsızdır. Uzak olsun o sizlerden. . Alevsiz. Baktığı zaman o azizlerin durumuna. deUkanlUar! Güzellerin yüzündeki o yUdırım. Sonra teda'vi çaresini size özetüyejdm» Arkadaşlarm hepsi çıktı yanlarmdan.

Kötüye çıkarmaym Sıti ve Zin'in admı.XX DADI TACDİN VE MEMO'YLA KONUŞUYOR Aşk derdiyle fena hale düşmüş hastalar. rengi bir hilâl misaü. Getirdik onları nişan için biz. Ağlıyor ve gözyaşları döküyor. sizleri arıyordum. Geldim ki ijdleştireyim yaralarmızı. Ben elçiyim. Önlerinde oturmuş bir kocakan. Özel olarak Sıti ve Zin'in yanından. ! ? îşte şunlardır yüzüklerirUz. BojTi iki büklüm. Dediler ki : «Kimsin sen ey gönül rahatlığı Niçin ağlıyorsun böyle muratsızca?» Dedi ki: «Sıti ve Zin'in başları hakkı için. Alm da verin sizdeki jdizükleri. Aniden baktUar ki gitmiş arkadaşlar. Aheste aheste bir şeyler söylüyor. Ey muratlar! EUboş çevirmeyin beni» . Ağlıyorum ben yalnız sizler için.

: 11 . Memo baktı ki jrüzük olmaksızın. NasU idare edebilir. AjrrUıklarmdan dolayı ağlamaya başladı. ey vefalı Benden yare şöyle de: F. Gönlünüzün sırrmı bize açıklaym siz. ister tılsım. Hepiniz bir yerde toplanırsınız. Odur benim canım. AUah hakkı için. Ben öyle yapacağım ki sihirbazlıkla. Alma eümden bu jöizüğü beıUm. Her dördünüz de muradmıza erersiniz. Kim canım elinden izinli bırakır? Bu yüzük ister isim olsun. Cevapla birlikte çabucak döneyim». ayaklarına ve eteklerine. Tacdin parmağından jöizüğü çıkardı. Geri döndüğün zaman. Derhal koşarak ellerine ve ayaklarına kapandUar. maksudlar! Müjde sizlere. Sevap kazanmak için acele edejam. Sıti ve Zin'i sizlere ram edejâm. Tekrar tekrar ellerine. yaşıyabilir? Dedi ki: «Dadı! sen beni mazur gör. Se-vinçten büsbütün gitti şuurları. Dadı bu sevgiden hayrete düştü. Güzel Zin'in başmın sadakası olarak. Allahtan başarı yar olursa eğer. Yüzlerce öpücük kondurdu iki delikanlı. Dedi ki: «Gam yemejdn. -vücudum sadece cisim. Uyandıkları zaman bir an durmadılar.MEMO ZÎN 161 Onlar işittikleri zaman bu müjdeyi. Zamanın kocakansmm eline verdi. Ben bu jdizüklerle geri dönejdm. Dadı! Sen yarin elçisisin Şüphesiz derdimin de hekimisin. Adlarınızı ve soylarmızı açıklaym siz. ey muratlar.

O kadar güzelUkten razıjom ben. kavuşmaya lâjak değiUm. Her an dadmdan umut bekUyerek. ben de dilenci. Beni hayaUnin halvetine getirmesine. Ben köle. HaUmi sorsun bazı bazı» . Şahlarm iyilikleri umumîdir. Şeklinin hayaUnden gıda alıyorum.MEMO ZÎN İta O şahtır gerçi.

Çıkageldi. başlan eğik olarak. BaktUar ki aniden bir tabip. Acep açıklamadm mı kim vurdu?» Dedi ki o: «Sizin mübarek başlarmıza. değil bir defa. Yüz defa andiçerim. Oturmuşlardı gonca gibi dar gönüllü. kılığı da pek acaip Aşktan sersem olan Zin ve Sıti. Koşarak kucakladılar gelen Dadıyı. Dediler ki: «AUah için söyle.XXI DADI SITİ VE ZİN'İN YANINA DÖNÜYOR O taze Ardıcın iki dallan. . îki büklüm. Her an dadıdan umut bekliyerek. perileri bildin mi? Yoksa şişeye kojoıp ikisini getirdin mi? Kalplerimizi delen okları. ey gönül rahaüığıl Acep ram ettin mi sen o melekleri? Falm ne dedi. Sabah şarabını sonsuzca arzuluyorlardı. efkârlı. Akşam şarabmdan son derece sarhoştular.

Musa'nın gördüğü ağaç. İster beyzade olsunlar. Gönül ilâcı olan o ateşle yandUar. çıra közdür. Kısacası: Maceranın içyüzünden. Dediler ki: «Sen gönlümüzü şenlendiriyorsun.Yüz çeşit kanlı gözyaşı döküyorlar. o ateşli ve ışıklı ağaçtır (1) Göğüs fenerdir. Fakat acıyorum ben oğlanlara. deniz ve madende. NasU seçtiniz o iki seçkini? Kavuşmanm süsüdür o iki mutlu. Vallahi. O iki insanı o güzeUikle. (1) Hz. ten Tur dağıdır. Aşk ateştir. Seçtiğiniz o iki inci. Vücut yağdır. ister dilenci». Her an «Sıti» ve «Zin» dedikçe. Gönül ise. Allaha andiçerim ki. Alevleri jöikselirdi yedinci göğe. Onlar sizlere tam da lâyıktır. kül'de dağUmış. 'O dilberler. Gönül fenardir. o çıra içinde. fitiU gizlidir. Dadı onlara verdikçe uyanıklık.MEMO ZÎN 167 Şimdi geldim ben yanlarmdan. Bu haberleri dinledikleri zaman. Öyle melek de yoktur göklerde. O çapkın. . Kurban olayım sizlere. Sır cüz'dür. Bulunmazlar hiçbir kara. Dadı! Sen bizim için çare bulucusun. bu ergenlikle. Zin ve Sıti'nin kalbinde kalmadı şuur. Sanardm ki ateşi yağa tuttu. bir süre önünde dilsiz kaldUar. öyle candan tallalhk yaptı ki. Zin ve Sıti tüm olarak baştan ayağa kadar.

bizler de sizleri kabulleniyoruz. Sensin dilimiz. Bizler çer-çöp gibi heba oluruz. Onlar da şimdi bol yolu gözlüyor. .MEMO ZÎN 169 Sensin bahçıvan. Perdesizlik eski gelenektir sizler için. Bir kısmı sizler için olsun ricacı. Bizler sizlerden fazla dert çekiyoruz. Bir kısmı da bizler için olsun duacı. Bizlerle sizlerin kavuşması kolaylaşır. Bir an sen söz söylemezsen eğer. Belki Allah ta kılmış mukadder. Bir saat derdimizi paylaşmazsan eğer. Aşkınız yuları kaçırmış bizden. Böylece söyle o sevgililere. Kalk da çabuk git. Dünür. Ey geçmiş olayları bilen dadımız! Senden başka mahrem kimselere sahip değiUz biz. Belki de bizden çok daha çaresiz. aracı ve vesile olarak. Utanma perdesidir. Dedin ki sen: Tacdin ile Memo Pervane olmuşlar. kanatlarmı da biz yakmışız. Bütün dostların ve dünürlerin. Bizler yaprak gibi berhava oluruz. bizlere engel olan. Kim geUrse sizlerden makbuldür. Yoktur o perde sizler için. biz kendimiz dilsisiz. bizler fidan gibiyiz. söyle Tacdin'e: Eğer sen Sıti'ye talipsen. Memo da Zin'e Müjde sizlere.

Özellikle âşıklar için güzel bir zamandır ki. O yanıkları.xxn BEY SITİ'Yİ TACDİN'E VERİYOR Arzulu hastalar için güzel bir zamandır ki. Derhal kendini âşıkların yanma yetiştirdi. O müjdeyi anlattığımız gibi anlattı. bir haber. sanırdın hiç hasta değillermiş. Aldılar ilâç ve macun gerçekten. Vefa için bir müjde. Onlar sanki Eflâtun'un eUnden. . öyle iyileştiler. yeniden Fakat o ateşle öyle şenlendiler Ki. Baştan ayağa kadar şaşırtıcı Yine tabip kıyafetine girdi. SağlUc ve şifa için bir derman. Aniden yetişsin onlara inci tanelerinden Kurtarsın onları dertlerinden. Hace-i E^vvel kılığına giren o Dadı. hiç yanmamış gibi yaktı.

O kulun hizmetçilikle nazlanıyor. dinin ve devletin koruyucusu! Sen AUahm lûtfunun gölgesisin. Hep birlikte halka ve dünürlere haber verdiler. Bazı beyler ve bazı cahiller. Hepimiz ediyoruz senden rica: Tacdin senden Sıti'jd istiyor. Kalkıp hep birlikte Bejân huzuruna çıktılar. Maceradan haberdar eylediler. Kulundur o. Bugün başımızda şahsm. Şu şekilde meseleyi ona arzettiler: «Ey jrurdun. Şahsın sen. Tacdin gerçi bir beyzadedir. Geldik ki gönülden edelim dua. Fakat sana kıyasla hizmetçi. Bazı yakınlarını ve bazı deUkanlUan. malın ve milletin sahibi! Ey adaletin. Yüz vermediğin kimseler de değersiz Hizmetine aldığın kims-eleri çıra gibi şenlendirdin. Elbette bizim fçin üstündür. kıl onu damad» Bey dedi ki: «Sizin lâjnk gördüğünüz. Bazı âlimler. bazı adliyeciler. çevren bol ışıklıdır. et onu azad. İşitince onlar bu müjdeyi. . Halleri fena da olsa sen iyiye çevirdin. dilencidir.MEMO ZÎN 173 Kalkıp gittiler arkadaşlarının yanına. Aysm sen. Hamiyetle hepsi beraber kalktUar. Yakışıklıdır o. hünkârsın. Hizmetine aldığın herkes azizdir. bakışın kimj'^adır.

«Kabul». Sevinçli bir düğün kuralım bugün. Bunca zamandır o hep hizmetçidir. Şimdiki gibi yaşıyacak mıyız? Yoksa ölecek. ya da beydir. ya da hastalanacak mıjoz? Gebedir geceler dostlar! Bakalım devamlı ne doğururlar. ileri gelenler ve de yoksullar. Bu matemler ve şenlikler ikizdir. Budur benim cevabım». «Amin» (1) Çeko derhal koşarak Bejdn ayağmı. Beni de kendinizden dünür saym. Getirin bütün şerbetleri ve şaraplan. bazan karanlık. Bey dedi ki: «Çalm davulları rubablan. Hoca kimse duayı okusun.de hazır olanların. (1) -"Kabul'^> Tacdin»in vekilinin sözüdür. Ağalar. . Bazan matem gösterirler. Hep birlikte gönülden dua ettiler. şeyhler ve beyler. Hep birden ağızlarıyla teşekkür ettiler.MEMO ZlN 175 Vekil kimse gelip otursun. Hizmetçilikte de daima tamdır. Sıti'yi biz nikahladık Tacdin'e. Bulduğun vakit eğlence zamanını. -«Amin». Çünkü bilmiyoruz nasU olacak yarm. Bu çark ve felek amansız. Öptü ve kabullendiğini ikrar eyledi. Bugün Tacdin'in hatm için. Elden kaçırmayasm fırsatı. Bütün hocalar. bazan da şenlik. Bazan ışık gösterirler. Çünkü zaman kılıç gibidir. Demek ki bu hocadır.

Kapakları birer mücevher kutusu gibiydi. renkU badem ve fıstık şekerleri. Bugün onun hizmetinde çalışalım. Bu altm ve gümüş tabaklar. F. Biz de onun için cefa çekeUm. Birer burç gibi olan o sahanlar.MEMO ZÎN 177 O kadar kaldı ki hizmetimizde Ömrü tükendi bizim yolumuzda Vefa şeriatinde şarttır ki. îştahlı nefis gibi başı örtülüydü. Göklerdeki güneş ve ay jmvarlaklarmı. Yağlı ve tatlı yemek çeşitleri. : 12 . Onların hepsini belli bir günde. Her renkten gıda. Onun sevinci de Beyin elindeydi. Böyle olan bir erkeğe hangi can. Mecliste öyle bir sofra çekti ki. Alt ve üst felekler gibiydi. Her tepsi ve fağfur kâse. Bir defada feda etmezsem eğer. Beylik bana kutlu olmasın. Kalktı ve bizzat eğlence işiyle ilgilendi. Sanki bir gök tabakasını serdi. Sanırdın ki ekmek yerine getirdiler. Bizzat onun hizmetinde olalım. hep sevinç yaratırdı Kısacası: Bütün şevketiyle o Bey. Her kâse ve tepsi bir anbar gibiydi. Bol ışıklı parlak birer yUdız gibiydi.» Tacdin hep Bejin hizmetinde olduğu için. Gök yüzündeki oğlak ve koç (1). (1) Oğlak ve Koç burçlarını kasdediyor. Misafirlik kebabı ve büryam olmuştu. Kendini bahşetmez sevinçle? Eğer olsa benim bin bir başım.

(2) Faniz bir içki çeşidi olsa gerek. Cennet ağaçlarmm dallarmda yetişmiş. türkücüler. Sarhoş. Çalgıcılar Santur sesiyle sallandılar. Onları her gören kalırdı hayran. Ojruncular. terennüm edip türkü söyUyenler. Kısacası: Gaddar olan yedi feleğin inadına. çalgı çeşitleri ve makamları. O şekilde kurdular düğünün temeliıU. Faniz. sersem ve mesttiler. Hepsi gerçekten karıştılar birbirlerine. Kiminin sesi sazlarm sesine olmuştu arkadaş. Ruhlann bütün koku alma dujoılan neş'elendi. nar ve limonlar. Çeng. narenciyeler. (3) Zübad güzel kokulardandır. incesesliler ve felek. (1) Türkçe olan bu kelime bir kap çeşidi olsa gerek.MEMO ZÎN 179 Bu çini maşrapalar ve ayağlar (1) NazeıUnce dolaşıp dururlardı. Kimi de övünmelere ve nazlanmalara olmuştu eş. Bunlar yıldızlar gibi gezip dolaştıkça. ud ve tanbur. . Lâyık ve güzel kumaşlUar. Aklı. siyah. Buhardanlık ûd ve anberle döndiUer. Sesler. Sakiler üzüm suyuyla seğirttiler. güzel renkler. misk ve anber <3) Kimisi mideyi al eylerdi. Dönüp dolaşan Ney'den çıktıkça. kand ve şeker (2) Gülsujru. Perdesiz olarak mucizeler ve kerametler gibi. Kimi de dimağı tazelerdi. dini ve imanı talan ederdi. davul. keman. gazel okuyucuları. zübad. Türkücü. nebat. Maskaralar. Turunçlar. zurna ve santur Âşıklar.

ilerigelenlerin önünden kalkmca. Elinden birşey gelmejip âciz kaldığı için. sen ol sağdıcı» O ikisini baştan ayağa giydirdi. Kocakarı felek kederden ve üzüntüden. köylüler. köleler ve özgürler. (1) Sofra. Zühre yUdızı yerde seğirtti. Zühre yıldızı Kova burcunda kayboldu.MEMO ZÎN IHI Feleğin yazıcısının elinden kalem düştü. Bütün dünya oldu sevinç ve eğlence. Kalktılar ve saygıyla etek öptüler. . Şehirliler. Müşteri Balık burcuna girip iz bile bırakmadı. Sakiler kadehler ve kâselerle döndü. Çaresizlikten saman hırsızı oldu. Cellâd neredeyse kellesini uçuracaktı. O günü birlikte ve böyle geçirdiler. Bey huzura çağırttı Memo ve Tacdin'i. Gök renginden olan kocakarı çark. Bütün dünya eğlenceyle şenlendi. Dedi ki: «Memo. (1) Yani o kadar eğlendiler ki sanki eğlence ve oyunlar on¬ larda toplanmıştı. Nimetlere ve eğlenceye boğuldular. geç şöyle. Şenliğin ve oyunların toplandığı yer oldular. Oturdular ve hep beraber içtiler. Halaym halkası gibi koyuldu dönmeğe. Ay gidip gizlendi Yengeç burcunda.

. O iki nazenini nazlı kılmaya gittiler. Süsleyici kadm. bunlar ras¬ tık hesabına utandılar ve yüzleri rastık gibi karardı. Hepsini aşk coşkun hale getirmişti Sıti ve Zin'i süslemeye gittiler. (2) (1) (1) Yani kaşları rastıktan daha siyah olduğu için. Kaş yaylarına baktıkları zaman. Hepsini jüzüyle aydınlattığı zaman. Dokuz kubbeyi Cemşit kadehi gibi.xxnı SITİ İLE TACDİN'İN DÜĞÜNÜ Yeni geün gibi parlayan güneş. Rastık için utandılar. Önce gözden geçirdiler benleri ve zülüfleri. dadı ve nedimeler. Sanki altınla yaldızlamış gibi parlatmca. Kırmızı renk yerine kendileri utandUar. (2) Yani yüzleri kırmızı renkten daha kırmızı olduğu için. bunlar kırmızı renk hesabına utandılar. BaktUar ki talan ediyorlar gönülleri. onun gibi karardUar Taze yüzlerini seyrettiler.

O sevgiülerin boylarmdan. belki kırılır diye. Kına yakmalarına var mıydı hiç olanak? AUahm seçmiş olduğu nakışları. Yerlere yaldız ve aydınlık bahşedilmişti. O da ne tene. Siyah sürmeyle bozmaya yetmedi güçleri. orada kemeri görmek gelmiyordu. Çünkü nazikUğinden. Hele beller. TaradUar ve bahane için yüz çaba harcadUar. O ince beUere hiçbir kemer bağlanamadı. Baştan ayağa kadar tarak gibi. Mücevherlerle süslenmişti. Onlarm başıyla taçlan mutiu kUdUar. Kmalarıyla. Fakat iki ceylândan bir tek kusur bile Bulamadılar.MEMO ZÎN 185 Haten ceylânlarmın gözlerine benzeyen gözleri. Mücevherleri taçla aydmlattUar. ne de cana benzerdi. Tacm süslü ön tarafı. renkleriyle başıeğik kaldUar. Kınlır korkusuyla asla. Ellerine ve parmaklarma zoraki olarak. . bir kıl ucu kadar olsun . Hiç kimsenin gönlünden. birer kıl ucu kadar inceydi. Kimin değiştirmeye gücü yeterdi? Sonunda ümitsizlerin durumuna düştüler.

ÇarşUara ve pazarlara törenler girdi. Artık taşıyamıyordu develer. Hepsi altm ipUkli ve sırmalı elbiseyle gitti. Benler. Oldu sihrin ve mucizenin bir nüshası. inciler. Kim görürse «Allah haktır» derdi. O. şakaklar ve karanlık gibi siyah saç halkaları. Yüz nedime ve iki yüz hizmetçi gitti. Deprem olmuş gibi ayağa kaldırdı. . Hesapların ve sayımların dışma çıkmıştı. Hilâl kaşlarmm çevresinde hale gibi oldu. Çok dalgalı bir deniz gibi. Akla ve düşünmeye gelmezdi bu çeyizler. zümrütler. ŞehirUIer. inciler kantarlarlaydı. Dalgalanıyorlardı. Hepsi de süslenmiş ve giymiş güzel elbiseler. YerU yerine öylece düzgün konulmuştu. AsImda mevcut olanla onlara takUan bu güzelUğin rengi. altmlar çuvallarlaydı. Bu debdebe öyle coşturdu ki halkı. YakuUar jüklerle. kadınlar ve erkekler. Kitaplarm kayıtlarmı aşmışti.MEMO ZlN I8T GüzelUğin saçtığı aydmhktan çıkan süs. Âyetler sanatla derlenip kur'an oldu. Elmaslar. sejnretmekti amaçlan. Beyitler toplanıp bir divan oldu. ÇeşitU güzellikler ve elbiseler Renk renk değerli mücevherler. muüak üstadm sanatıydı. Şairlerin kitabı gibiydi. Develer sıra sıra. GeUnlerin süslenmesi tamamlanmca.

hocalar. riltir. Onun için vücutlar böyle koşardı peşinden. mumlar da içindeydi.MEMO ZÎN 189 Aniden Cûdî dağmda açUdı. Yani Sıti'nin bulunduğu köşkten. yoksullar ve paşalar. Üzerinde jüzdüğü deniz ise insan denizi. Kurrena ve Nakûr. (2) Davul. Yüzlerce Berhiya oğlu Asaf (1) rüzgâr gibi. İnci kemerU. Sazlar Sûr gibi. Kalmadı bir ferd. Pervaneler de. Yaratıldı bütün âşıklarm yeri. Her kapmm önünde bir gürültü vardı. O gerçek perinin bulunduğu köşkten. Gamlarm elinden feryad eden insanlardan. mücevher küpeU hizmetçiler. O tahtaraval bir gemi gibiydi. Mücevherlerle donatUmış bir taht. ölüleri diriltti. şen gönüllü olmayan. Çaresiz gönülden taşar. (3) (1) (2) Hz. dümbelek. Nuh gemisinin önünde cömertUk kapısı. Sandal ağacmdan olan bütün tahtlardan. Süleyman'ın veziri. Pervazları abanostan olan bir taht. Başlarmm üstüne kaldırırdUar o beşiği. (3) . Hepsi temaşaya ve sej^e dalmıştı. ölüleri di¬ Kurrena ve Nakûr birer çalgı âletidir. Gönül hoşluğuyla o tahta hammalhk ederdi. Her toplulukta bir seyretme vardı. Sofular. Sevgiden bir deniz coştuğu zaman. Önünde el bağlamış hizmetçiler. Üzerinde oturmuştu Belkis. Sûr: İsrafil Meleğin kıyamette üfliyeceği boru. Elden ele yüz çabayla kaçırırlardı birbirinden. Sanırdın ki gelin ruhtur ajmen.

Yukarıdan o nigârm tahtı üzerine. sadalar ve uğultular. Cömertlerin iyiUğinden fazlaydı. sevinç ve eğlenceleri. Bu tantanalar. Yoksulların hepsi bey ve paşa oldular. . Dinleyicileri sazlardan zenginleştirdiler. İleri gelenlerden bir topluluk vardı çevresinde. Zaman göstermez bir daha gözlere. Tacdin'in kendisi de olmuştu bir padişah. Hazine yağmacUan birbirlerine girdiler. inciden. O sıralarda dalgalar tarafmdan boyuna kaçırUırdı. Hepsinden ses çıktığı zaman birden. Döktüler o tabaklardan serperek. Memo da yanmda bir ay gibiydi. bağnşmalar ve törenler. Hepsinin iki ellerinde vardı tabaklar. O ses felek saraymm üstüne çıkardı. Gök tabaklan gibiydi bunlar. EU sıkı olanların umduklanndan jüz kat fazlaydı. Bu şenlikler. Oturmuşlardı yüksek konakta. Bir an geldi ki Tacdin'in önüne vardUar. Fakat onlarm bütün tabaklan. o meleğin oturduğu o felek gemisi.MEMO ZlN 191 Bahşiş sesleri. Hasislerin baş eğmeleriıün dışmdaydı. Madenden çıkan yakutları ve zümrütleri. İçinde. cevher ve gümüşten. Kalkıp onlar da seyretmeye durdular. Pintilerin baş eğmelerinden çoktu. Doluydu altmdan.

yılan örgüliüer. saz ve halay. Yoksul. Artık seçUmezIerdi birbirlerinden. Hepsi oyuna. zengin ve paralı. Mehtap jüzlüler. Şeker ağızlılar ve şeker sözlüler. Şirinler.MEMO ZÎN 193 Yoksullar. (1) Paralan kastediyor. bıyıksızlar. deUkanlUar. Bir birleriyle el sıkışır ve kucaklaşırlardı. SevinçU. Genç kızlar. evler ve her yer mest öldü. dilenci. bekârlar. Hepsi bir birine denk ve emsal. F. Huriler. : 13 . Sanırdm ki hepsi şecereü beylerdir. Köşkler. Şakakları zümrüt gibi olan oğlanlar. cennet çocukları ve melekler. Elma çeneüler ve nar memelUer. siyah şakaklUar. Gül gömlekliler ve ipek kuşaklılar. şeker dudaklUar ve şeker güIüşliUer. sema. oğlanlar ve tüysüzler. Kimisi mest olmuş kimi de sevdalı. komikler ve Çeng çalgıcıları. gamlı ve ferahlı. Bu kıl belliler. Kadmperestler ve hovardalar iflâs ettiler. periler. Gümüş bedenliler ve Yasemin şakaklUar. Türkücüler. Tüysüzler. dilenciler öyle nimet sahibi oldular ki. halaya ve sıçramaya kalktUar. Kısacası: Kafaları mest eden murattan (1). Bu ondört yaşındaki karakaşhlar. Berîte. Altm kemerliler ve eğik taçhlar. Botan'm bütün sevdalıları ve sarhoşları. üzüntülü.

Bu şekilde süslediler ve şenlendirdiler. kimi güzel benizli. Kimi koşardı. Bunlarm hepsi bu kocakarı feleğin inadma. kimi yuvarlanarak. kimi de topallıyarak. Parlak kümeleri yUdız kümeleri gibi ışıklı. Sıtî'nin mecüsi ve Tacdin'in çevresini. Kimi daire bağlamış.MEMO ZÎN 195 Kimi güzel sesli. . Yani hepsi kambur suiJı feleğin zıddma Çevik kızlar ve taze delikanlUar. Kimi zincirleme. Aja yUdızlan ve Süreyya jaldızı gibi. Tam yedi gün ve yedi gece. kimi de gezerek.

aklaşma ateşinin verdiği sıcaklık. Muradın y. Düğünü sevgiyle gülrengine çevirince. Karanlık gibi gamlan da yok etti. Ateş ve rüzgârın özel birleşmesi. İkisi de o yangmdan ve kavuşma hasretinden yanmıştı.şıkların teninden duman kaldırdı. Bu aşk ve sevgi gönül arkadaşı olunca. Sanırdm ki ateş yetişti yağa. Elbette berbat eder adamı. Karanlığı aydmlıkla kaldırınca. Â. . Ayrılık sabrı yakmıştı.XXÎV RÎUM TACDİN'İ SITİ'NİN YANINA ÇAĞIRIYOR Pak etekU gelin olan âlem. Canı ve gönlü bahşiş verecekler. Yedinci günün seher vaktinde.

Ölü bile dirildi onlarla. konuşmaksızm. Safa. Ferahlatıcı ve sarhoş edicilerin karışımını.MEMO ZÎN 199 Aşk deryası dolup taştı. . nine. Sağdıç ve Tacdin'in yakınları. O kadar hazırladılar ki. Misk. ayağ ve şarap kaplarmı. tahtlar ve bütün oda. zübad. Birkaç da yakm ve akraba Tamamen yaldızlı olan bir mum. Kavuşma zamanı gereğince. Kalk geUrün odasma git. Kısacası mehtaptan mehtaba kadar (1). Süslejici kadm. Rahatiığı. işaret ve kejif vasıtalarını. Duvarlar. Buhurların ve güzel kokularm topluluğunu. Geleneklerin icabı ve gereğince. Az daha şevkle ölürlerdi. oynayarak Getirdiler has odanın içine. ûd ve buhurluğu. Koydular başlarmm üstüne. Güzellikle aydınlanan bir güneş gibi. Mum. Kadeh. Eğlence. Sevilen ve seven. kâse. (1) Yani herşeyi. kapılar. Hasekiler ve hizjnetçiler kalktılar. hal diUyle Durumu şöylece açıkladı Tacdin'e: «Ey bitab ve kararsız âşık! Eğer benim gibi sıtmalı ve ateşUysen. zevk ve sohbet âletlerini. dadı. Ayak öpmekle ayaklarını bağla. Gülsuyrmu ve düğünlere mahsus güzel kokulan. sabrı ve oturmayı yok etti. Süslendi bunlarla gelin odası. aşk ateşinin jükselmesinden. .

AUah sana mukadder kıldı. Kalktı yerinden hemen çabucak. Çünkü korkuluydu o karşUaşma. (1) Taş: Kâbenin duvarındaki taş. îşte hepsi sana nasib oldu. kUıç beUndeydi. O güzelin aşkmın anlamım. (2) Sa'y ve umre: Hacda iki vazife. ismail yeri. makamı. İbrahim yeri. Gamların ve sevinçlerin dostu olan zavallı Memo. başladı duaya. Senin sevgin onun tenine ve canına ateştir. Ey amacı tavaf olan hacı! Ey tavaf yolunun yolcusu! Sana amaç olan kıble ve Kabe. Anladı düşünce ve idrakla. Kapıda nöbetçi oldu. Hücre: Kâbenin yanındaki Hz. Onunla arkadaş oldu silâhlı olarak. dua ve umreji (2). Memo bekledi kapıda. gönlü gönlündeydi. (1) Sa'ja tavafı. Kâbeyi. taşı. Âşıklardan ayrUmıyor düşmanlıklar. kalk pervane gibi. .MEMO ZlN 201 Senin mumun da senin gibi bekUyor. Âşıksan eğer. Eğer su isen jürü selvinin önüne. Makam: Kâbenin karşısın¬ daki Hz. Tacdin bu tarzla gitti saraya. AUahm emriyle sana yakm olmuştur. Canmı ver dökülen paralar ve bahşiş gibi. Mumlar gibi bunca yandığm yeter. Benim gibi gözyaşları döktüğün yeter. Eğer aslansan hemen kerem eyle halvete» Tacdin mumun şeklinden. Eü elinde. hücreji.

Elbette vardır düşman ve rakipleri Düşmanların kimi dev. Bir kısmı da münafık iiısanlardır.MEMO ZÎN 203 Gerek sevenler. . gerekse se'vilenlerin. kimi de peridir.

Eteklerini nazla yerlerde sürüdü. Perdelerin ve örtülerin arkasmdaki o mum. Aydınlık yönünden Beytül'aksa idi yanağı (1). Ellerini perdeden çıkarmıştı.XXV GELİN İLE GÜVEYİ BİRBİRİNE KAVUŞUYOR Damad edebk kapıdan içeri girince. Dünkü hicran derdinin şarabından sarhoş olan âşık. mahmurluğu giderince. Dudak dudağa içtiler bir kadeh şarap O berrak şarap. (1) Beytül'aksa: Kudüs'teki cami. Kalktı ve eda ile salmarak ona doğru gitti. Zülüflerini jniziine serpiştirmişti. Elini sürahiye uzattı. Felek kandili onun sayesinde parlıyordu. Önce helâl âdet gereğince. . eskiden kıbleydi.ak şarabına hasret çeken âşık. İçti şeker dudaklı sürahiden. Yare kavuöm. Kokladı bol sulanmış gülleri ve sünbiUleri.

Kendileri için gül şerbeti karışımını . O kapar öperlerdi ki birbirlerini. Berrak şarabın şerbetini içenler.. Şarabın neş'esinin verdiği kejif. kâh titredüer. 303 Kâh nergis ve lâle. Elleri birbirlerinin boynunda. O susuz dudaklılar içtiler o şarabı. ve kucaklaşırlardı. Elmaslar. Yuvarlandılar birUkte secde için. Zifafı arzuladı ve ona meyletti. Birbirine karışırdı. Birbirlerinin dudaklarından şeker kaçu-dUar.. kâh sünbül.. bazan da ajrUdUar. Kâh birlikte saUandUar.. Ve şuursuz olarak ayaktan düştüler. Evlenip gönüllerini birbirlerine bağlajonca. Öpme sırası vermezlerdi birbirlerine. yaptılar. Sevgi deryası o kadar coşturdu ki onları. Kâh öpüşürlerdi. Parlak çeneli ve şeffaf tenli gelin. kâh ısırırlardı. dudak dudağa ve kucak kucağa oldular. Üç gün ve üç gece ard arda gönülden. Sonunda içmeye kanmajonca.MEMO ZÎN . O kadar seviştiler ki birbirleriyle. O şarabı çok içince sarhoş düştüler. Birbirlerinin yanaklarından kırmızı gül derdiler. alınlar ve dişler. Hepsi değişip la'I ve mercan oldular. kâh kırmızı gül. Bazan birbirlerine sarUdUar. mücevherler. Yeniden secdeden kalktıkları zaman. Sarhoş ve elele olarak sarUdUar birbirlerine Oldu bir itişme ve birUkte yere düştüler. Kâh reyhan ve menekşe. Istırabın son haddine çekti onları. Artık oturmaya da güçleri yetmiyordu.

Her zaman. Kavuşmanın derdinden. gerek karanlık gecelerde. Durumdan haberdar olmadı bir tek ferd bile. ne yemek ne de uyumak. O ruh ve cesed birbiriyle yapışık. iki arkadaş. Sevgiden önleri birbirine dönüktü. Sanki mücevherleri ipUğe takmaya uğraşmaktadır. Hatırlarına gelmezdi su ya da ekmek. O iki melek öylece sevdiler birbirlerini. Karışım. Kâh tekti onlar. Gerek gündüzleri. Nihayet mutluluk derde geUp geldi. Hedef oktan isabet almca. İki vücud birbirinde kayboldu.MEMO ZÎN 209 Kâh birdi onlar. Leğen ve ibrikten akıtUanı Yükselttiler iterek ve saplayarak. Hedef ise sedef berrakhğmdaydı. gamlar gidip gizlendi. Onlara yoktu asla. gerek gündüz. Birbirine karşı boşaltırlardı ok torbalarım. kâh ikiydiler. Soyunu canı gönülden verdi ona. hedefe yöneldi. Hayat suyu ve kevser gibi kanştı. İnci tanesini mercana çevirdiler. F : 14 . O hafta tamamen oldu gerdek. Ok geri döndü izi kaldı orada. Fil dişinden olan ok. süt ve şeker gibi oldu. kâh yapışık ve çifttiler. gerekse gece. Sanırdm ki iki kimyager. O iki serkeş sarhoş.

Derhal öyle sevinç duydu ki. hiç olmasm. böyle olsım. Seninle birUk olan bir dosta. İster becerikU olsunlar. . Memo hâlâ öylece kapının önündeydi. Hem gözdür senin için.MEMO ZÎN 211 Nihayet sekizinci günün seher vaktinde. Tacdin gerdekten çıktığı zaman. hem de çıradır. Yüz hain ve münafık akrabayı. Yakmlarıne yapacaksm vefasız olduktan sonra? Kurban et de hiç deme kimlerdir. Onun başı da hep taşm üstündeydi. Geceleri ve gündüzleri öyle nöbetçiydi. Kurban et de hiç deme yazık. (1) Rıdvan cennetteki meleklerin başıdır. Rıdvan cennetin içinden çıktı (1). Hâlâ onun meskeni avlu idi. burada maksat Tac- din'dir. Sanırdm ki Memo'nun üzerine bir güneş doğdu. kardeşim! Senin dostun senin için' kardeştir. Bir dostun olursa eğer. ister beceriksiz. Böyle olmazsa eğer. Başı gök kubbelerine jükseldi sanki.

Bu gece. Bu soğuk. yerleri yeni yaratmca. Bu ölüm. Bu ağır yürüjüşiü ve yuvarlanan yerlerle gökler. gölge ve güneş. cehennem. diriliş. Bu aydınlık. Çeşitli hallerle yarattı. Varlıkları sıfat ve fiillerine göre. gündüz. Bu beyler. hava. dilenciler. Bu evreni. küfür ve iman. sıcak. . Varlıkları birbirleriyle belli etti. duran ve yürüyenler ve de melekler. karanlık. Bu topraklar. Zıtları zıtlarla açıklığa kavuşturdu. kavuşmalar. Kısacası: İnsan cinsine varmcaya dek. Bu toprak. yaş ve kurular. Âlemdeki bütün varlıkları.XXVI BEKİR TACDİN VE MEMO'YU BEYE GAMMAZLIYOR Allah yokluktan var edince. bahçe ve ateş. su ve ateş. Bu ajTTiliklar. Bu cennet. sevinç ve gamlar. şenük ve matemler. zengin ve yoksuUar.

kavga körklejici ve ikijüzlüydü. . Kendine bir kapıcı tutmuştu. izzet sahibi olan o jüce Bey. Kısacası: Yaradılışın gereği olarak. Her zaman Bejin kapısında kapıcıydı. Kâbus dev gibi çirkin jüzlüydü. Bu cehenneme ve azaba müstahak olanlar. Ayırdetmek imkansızlaşır. eğriler ve siyah jüzlüler. O bühtandan doğan biriydi (1) Aslen dediklerine göre Mergever'dendi. Kimi uysaldır kimi de yaman Bu doğru olan. Zamanm fitnecisi bir it oğlu itti. Belki Belukîya'dan beterdi (2) lyiUğe karşı. söz götürücü ve şaşırtıcıydı o. Fakat soyca Botan'h değildi. hem de tanışmak. Şeytan onun uğursuzluğunun çömeziydi. neden karşıdır birbirlerine? Çünkü olmazsa eğer karşıtlık. doğru söyliyen iyilikseverler. Sırf şirret ve fitneci bir insandı. Aldatıcı. kimi ateş gibi. Botan onun sözünün mahcubuydu. Görmüyor musun ki hepsi zıttır birbirlerine? Hikmet nedir. kurnaz ve kavukçuydu.MEMO ZÎN 21-5 Kİ kimi nur gibidir. Kemal. Belûkîya îsrailoğuUarındandı. Bu cennet ve sevaba lâyık olanlar. Çirkef işli. Bu yalancılar. Kaleci. ikiyüzlü bir iblisti o. O münafıkm adı Bekir'di. (1) (2) Yani piçti.

Bu köpeğin dışı içindedir. Bazan adalettir işimiz. kâhyalar. Boğazı haram darıyla doludur. Onlar da kapıcı kısmmdandır. ileri ve gerijiz. (2) Görmüyor musun. Zorunludur bizim için bir değirmenci. Bu senin kapma lâjak değildir. Değirmenimiz gerçi kamunun vakfıdır. Bu âdet yalnız beylere özgü değildir. (1) Boğaz -«Gewri'-'-nin karşılığı olarak yazılmıştır ki. bazan da zulüm. (1) O darıyı bir çiftçi ekiyor. Biz zaUmlerin değirmenini döndöıüyorlar. Ama değirmenimiz onunla dönüp yelleniyor. işlerin jürütiUmesi için. Ama köpeklerin çoğu se'vimU ve vefalıdırlar» Bey ise şöyle derdi Tacdin'e: «Bekir'in yaptıklarını sanki bilmiyor mujruz? Biz beyler kısmı değirmene benzeriz. Gerçi köpeklerle kapıcılar kardeştirler. fakirlerin kapısmda da var? Onlarm da nöbetçileri hep köpeklerdir. Görmüyor musun. kincidir o. Hükümet işlerini o kadar yönetiyoruz ki. taneler değirmen deposundan düşerken onun içinden geçip değirmen ta¬ şının deliğine girerler. Zalim olan bu avene zümresi Subaşılar. Hiç ihtiyacı olmayan tahtm sultam da.MEMO ZÎN 217 Tacdin derdi ki Beye açıkça: «Bejim! Kov bu kapıcıja. Gerçi Bekir zina çocuğudur. Zulüm tahılını öğütüyorlar. O çiftçi bizim için kaldıracak da onu. oluk biçimindedir. Çok dönüşlü ve dolambaçlıyız. . Şarttır bizim için bir kapıcı. (2) AUahı kastediyor. kapıcUar.

MEMO ZÎN 219 Ne kadar yaratmışsa sultan. On misli de yaratmıştır şeytan!» Hulasa: Bey köpeğinden vazgeçmezdi Her zarurinin karşısma bir sebep çıkarırdı. Tacdin ve Memo iki yüz düşman. . Devlet ve mutlulukla yapıldıktan sonra. Yani gönülden tezvirci olan Bekir. habis ve hilekâr. Kisra onu görmek için mer kiçindeydi. ey bedbaht! Tacdin ve Memo'joı Kayser'in tahtma? Cenk ve savaş olduğu gün. Bu düğün geleneksel törenlerle. Kayser isteseydi onu oğlu için.an gibi. Tahta o kadar lâjak ve o kadar. İnsanlardan gizli olarak şeji. Fağfur onu sevmeji candan isterdi. Hakan önünde el bağlasaydı. Maksadı sadece yalan ve aldatmaydı Gizlice ve tenha yerde şöyle dedi Beye: «Beyim! Sen Sıti'ji çok telef verdin. Yine de böylesine ucuz ve Böylesine çarçabuk vermezdin onlara» Bey dedi ki: «Hiç değişir mijim. tacm mücevheri ve mücevherin tacıydı. Her zaman gönlünde vardı ona karşı kin. Tacın güzelliği ve güzelliğin tacıydı. Arap atlarına değişmezler O kinci. bilğiU ve güzeldir ki. Akıllı. Bazı beyler var ki tazı köpekleri. İçinden korkuyordu Tacdin'den. O. O.

Onlarda değişiklik peydan olmamalı.üşlerin şarapla değişmemeleri için. Asla himmette fütur etmemeliler. Özellikle hizmette kusur etmemeliler. Onlardan dönüş hiç görünmemeli. beyzadedir. bileklikleri vg kalkanlarıyla Altılıkları ve kUıçlanyla getirdiler bize. Hakan kimdir? Ne yapayım ben Fağfur'u? Tacdin ve Memo'yu dünyanm dörtte birine değişmem». Çok akıl ister ve çok tahammül. Mel'un baktı ki hiçbir etki yapmadı sözleri. Hizmetçilerin de bağlılığı onun karşılığında olmalı. Sarhoşların mahmurluğu fenadır. gençtir. Tecrübe şarabını içtikleri gün. Bejim! Görmedin mi sen İskender'in oğlunu? Sen ona yakmlık gösterdin. Yeni türediler büyütmeye münasip değiller. aştı haddini Sen Sıti'ji Tacdin'e verdiğin gün. O doğruluk ve vefa eşit olmalı. Yeni görm. Lâyık olmayan nankörlere j/apılırsa. Darlık ve cefada da öylesine. Bey dedi ki: «Neden bana sormadı acaba? Yoksa benden kalmamış mı korkusu?» Bekir dedi ki: «Bilmiyor musun ki orası öyledir? Yiğittir o. Yeni görmüşleri görme ölçüsü şaraptır. Bal ve kebabı yedikleri an. Ehil olmayanlar mal ve hazinelere lâyık değiller. . Fakat boşa gider iyilik sahiplerinin himmeti. Dedi ki: «Himmet sahiplerinin mahiyyeti ijidir. O da kendi yönünden Memo'ya vermiş Zin'i». Sevinç ve şenlikte nasıUarsa.MEMO ZİN 221 Hepsini zırhları. O meseleji bu sefer çevirdi tezvire. Bu sevinç ve cefa karşılıklı olmalı.

Başına ve canma doymuş olan kimse. Kahredince de dünyayı yakarlar. îşte Zin. Sakın ha. Merhamet edince güneşe benzerler. AUahâ sığınırız. Korkusuzca istesin onu erkekse» Beyler içleriyle ve dışlanyla Şüphesiz ateşe benzerler. Halit ceddime varmcaya kadar. Onlara yaklaşırlarsa. Olsun bakalım istekli.' Halid'in soyundan geldiğini iddia etsin. Bey dedi ki: «Gönlümde vardı gerçekten. Zin'in de ötesine gidip isyan etsin.. Görünüşte güzel yüzlü ve nurludurlar. Aslında ise idare etmekten uzaktırlar. Korkarım ki kin ve kibirle. evlât ve kardeş bile olsa. Pederin ve ataların ruhlarına andiçerim ki: Âdem soyundan olan erkek cinsine. Özellikle bedhah yakmlar. inanmayasm onlara sen! Baba.MEMO ZÎN 223 Meydan bulmuş. O ne yaparsa hep revadır. Fazlasıyla asalete gözünü diksin»... lü Zin'i Memo'yla şereflendirejim ben. yuları kaçırmış o. Başından bezmiş olan varsa.. . Zin'i karı olarak asla vermiyeceğim.

Âşıkların ünsiyeti sükûnettir. Gamlar ve güzel vakitler için arkadaş gerek. Zin'Ie Sıti. Memo yalnızlık köşesinde yalnız kaldı. birbiriyle dinlenirler. Güzel vakitler için arkadaş olmayınca. F. Kavuşma.xxvn ZİN AŞK ATEŞİYLE YANIYOR Tacdin'le Sıti birbirlerine kavuşunca. ne de dert ortağı vardı. ÖzeUikle birbirinin sırdaşı olurlarsa. sükûnet bulurlardı. Dertler için ortak bulunmaymca. Yalnızlığın sermayesi ise deüliktir. Memo'yla Tacdin. Dertliler neyle tahammül ederler? SevinçUIer neyle tevessül ederler? Sevinçler ve dertler için arkadaş gerek. Birbirleriyle geçinirler. onları hicrandan kurtarmca. Zin dertlerden feryad ettiği zaman. Sıti'nin sesi olurdu kendisine derman. : 15 . ne arkadagı. Ne yân. Birbiriyle konuşanlar.

Zülfün gibi havaya savur onları. Bütün nazenin sırdaşları ve güvendikleri. O kadar zajofladı ki o mehtap. Tacdin olurdu tabib yanmda. . Artık göünlünden çıkar bu gamları. Ağlamanm üstünden başı kalkmazdı. sen burada üzgün. Yüzünün dolunayı oldu bir hilâl gibi. Kırk gün Zin'in ne yemek yediği. Gündüzleri ağlar. Gece renginden olan saç halkalarmı kıvnm kıvrım yap. geceleri ah çekerdi. Bu ikisi o ikisinden ayrUdıIar. Siması görünürdü bir hayal gibi. ne de uyuduğu vardı. Her an derlerdi ki ona acıyarak: «Ey iffet bahçesinin selvisi! Ey su kanalmdaki yeşil sebze ve yaprakcık! Neden bu kadar gözyaşları döküyorsun ? Ablan gerçi senden ayrıldı. O se'vinçlidir orada. Gerek gündüzleri.MEMO ZÎN 22-7 Memo da gönülden inlediği anda. nedimeleri. O tutmuş kendine yer ve edinmiş sabır. Gönlünün kanı oldu gıda ve jiyecek. Gidip ikisi muratlarına kavuştular. Kaldı Zin ile Memo sonuçsuz. Mutsuz. muratsız ve amaçsız. Gözyaşları da oldu şerbet ve içecek. gerekse geceleri. Yemek ve oturma arkadaşları. Gül gibi aç. Gidip te o eşine kavuştu. Ayrılıktan hep buydu haü. gül renginden olan yanaklarmı.

hepsini havaya savur SünbiUlerle "kırmızı güller aşina olsunlar Reyhanlar ve menekşeler tel tel olsunlar. Gâvur ve müslüman topluluklan. Örgülerini çöz de kâbe olsun sijrah örtiUü. AUahm âyetleri olsun düzenU. Sakın verme izin ve ruhsat. Bu yaman hançerler ve de oklara. Yine örgülerinle sarhoş et halkı. Bu hunhar gamzeler ve bakışlara. Yoktur çünkü onlarda kimseye acıma ve merhamet. İnsanlar batıdan. . Ağzınm goncasmı gülümset. Sevdah kU Mekke'de Büâlleri. güneyden. ZiUüflerini örgülerindeü ajar. tâ Şam'dan. .MEMO ZÎN 229 Zülüflerini aç zincir olsunlar. GüzelUk Kur'anmı şiraze eyle. Zülüflerini ve benlerini birlikte süsle. GönüUeri kapan saç halkalarma izin ver. Gör bülbüllerin sabırsızlığmı. Güllerinin önünden kaldır perdeleri. Yanağının resmi olsun altm yaldızlı. Alnmda süslü taç gibi dursunlar. Hacılar gibi giysinler ihranUarı. Hükmetsinler şahlara ve hünkârlara. Zülüfleri tara. Kur'an metnini tas-dik etsinler. Zülüfleri hilâllerin üzerine serpiştir. Onunla binlerce destanı inlet.

Öğütçüler baktUar ki vaazlar ve sözler. öğüt ise ona üfürmektir. Domuz gütmeye gönder şeyhleri. . Hajrvanlar gibi başıboş olmasm. Onlar hep öyle sanırlardı ki Zin. Büsbütün düşerdi belâlara ve zincirlere.» Onlar bu kadar öğüt verirlerdi. BaktUar ki sözleri hep heba oldu. Hiçbir şekilde fayda ve etki yapmaz. Perde altmdaki bir sırdır o. Gözyaşları vermezdi gözlere fırsat. Ya da bir yere bakabilsin. «Ah»lar ağzına vermezdi mühlet. Aşk ateştir. Şaşıp kaldUar ki o mehtap. Âşıklara da gönder bir haber. Bilâkis öğütleri ve nasihatlerle. Onun da onlardan bıkkmlığı o kadar artardı. Fakat Zin bunlarla teselU olmazdı. gıda almazdı. Ki birkaç söz söylesin. Onlar ne kadar serzeniş ederlerse. serzeniştir onu açığa vuran. gerdana saldırt küpeleri Sersem eyle deUleri ve kudurmuşları. Ağlayıp sızlıyor. Yolunu bulamamış amaçsız mürşit. İlâhi teceîUden boş olarak. Bu kadar neden çekiyor ah. Çaresiz sükût ettiler ve kalktUar. Mutlak dalâleti inkâr eylesin. Doğruluğun şeklini itiraf etsin. Zülüflere ve benlere izin ver. Fani etsin o vücudu. hep Sıti için. Cilveler ve nazlarla şarap içir hocalara. GüzelUk tasavvuruna inanarak. Bakî olsun bu görüşle.MEMO ZÎN 231 Sarhoş et.

Yolcular sizlerle tanrıya kavuşur. Dari dünyada devlet sizlerledir. Gamlar üşüştüler basma. Sizlerden başka yok etrafında kimsecikler. . Ahret köşkünün yüksekliği sizlerdendir. o da gamlara seslendi: «Ey çaresizlerin soluk arkadaşları! Cefakeşlerin feryadma koşanlar! Dertlilerin gönlüne dert ortağı olan gamlar! Zavalhlarm sırlarının perde arkadaşları! Gönlü yaralı olanlarm sırdaşları! Üzgün hatırların yatak arkadaşları! Yiyeceksizlerin sofrasında kadeh arkadaşları! Acı muratlıların şarap arkadaşları! Âşıklar sizlerle güzelliğe kavuşur. Virane gönül öylesine boş kalmış ki. Mutlak izin vermişiz biz sizlere.xxvın ZİN GAMLARA SESLENİYOR Zin yalnız gamlarla çift kaldı. Onu nasıl edinirseniz kendinize yuva.

«Bu acıklıdır. çünkü vefalıdır onlar. Gam hazinesi olmazsa. gerek sonraki. nasU elde ediUrler? Kısacası: Sizlerle hoş olur benim gönlüm. Her iki âlem. Gam yemeksizin.ra günlerin candan dosüandır. gerek şimdiki.MEMO ZÎN 23S severiz. SevinçU günlerin sevinçU yarlarıdır. şu cefalıdır» demezler onlar. Ka. gönülden ne elde ediür?» BİZ gamlan .

NasU istediysen öyle verdi sana Allah. rahim ve jruva arkadaşım! Ey hujTi huyuma uygun olan bacım! Bahtı bahtıma zıt olan bacım! Yüzlerce şükür ki bahtın yaver oldu senin.XXIX ZlN SITİ'YE SİTEM EDİYOR Bazı bazı da Sıti'ji muhatap alırdı. EzeUn takdiri herhalde böyle oldu. TaUhin ijice yükseldi senin. kanatlarım ve de başım Kanatlarım. görmenin ve gözün nuru! Sevinç ve cefa arkadaşım! Etim. . Benim bahtım gerçi çok kara geldi. Fakat bu taksim bizi çok se-vindirdi. Şöylece o meleğe serzenişler ederdi: «Ey Zin'in gönlünün ruhu ve canı! Görüşün. cildim ve kanım! Bacım. Gamlarm taksimi benim için oldu. Yüzlerce şükür ki bahtm elverdi senin. kemiğim.

MEMO ZÎN . Bundandır ki gamlarımız gam üstünedir. Tacdin senin. Gamlar Memo'nun jüzünde toplanmışlar.» . gamlar benim olsun. Memo da benim olsun.239 Sevinçler senin.

gibisin sen. O fark doğudan batıya kadardır. Benim basımdaki alev ise bana zararlı. gönlümde köz var. Eğer sen de benim gibi söyleseydin. Her zaman yanıyor canımızın daman.. Benim başımda alevler. : 16 .XXX ZİN MUMA SESLENİYOR Bazan mumu ederdi kendine muhatap: «Ey sır ve oturma arkadaşım. Canım o közle savaşa tutuşmuş. baş arkadaşım ! Gerçi yanmak yönünden benim. Sen doğusun. Senin ise bazı vakitlerden başka yanmaz. Benimle senin derdin farklıdır. Ondan serseri bir sevda yağıyor. Benim de gönlüm fazla yanmazdı. Fakat konuşmak yönünden benim gibi değilsin. O ışık senin için dildir. ateşin görünüştedir. içim ateştir. Senin başmm tepesinde bir ışık var. Batı da beıUm. F.

Gerçi geceleri uyanık kalırsm sen. . Akşam. Eakat sabahtan akşama kadar da uyursun sen. Ben ise hep yanarım devamlı olarak.MEMO ZÎN 243 Benim gönlümden başıma vuran alev. sabah gündüz ve gece». Şiddetli rüzgâra hükmeder.

Durmazsin bir an a§km öniinde. Pervaneyi ederdi kendine arkadaş: «Ey ayrilik yuvasmm kuşu! fîy yanraa bahçesinin biilbiilii! Ey gerçek a§iklarin delili! Ey yalanci iddialarm çiiriitiiciisii Erkekçe canmi ucuz verirsin. siikiinetsiz ve bitabsm. O titrerae senin için zaaftir. . Sabirsizsm. Bu aceîecilik senin için çok kusurdur. bezerdi candan. ! Çigken yok olraayi arzu edersin. Çaresiz kalir. Gam ateşinden etmezdi perva. Yazik ki öliimîe titrek olursun. Bundandir ki kendini çabucak yorarsm.XXXI ZIN PERVANEYE SESLENlYOR Bazan de yarali gönîiin elinden.

fakat hiç bir zaman Yok olurlar mı ışıkla ve ateşle? Bakî kalırlar kertenkele gibi. ÖzeUikle sakmırdı ve yüz çe'virirdi. Pişkinler de yanarlar. Güneşin karşısmdaki aym mehtabı Zin.MEMO ZÎN 217 Çiğ kalmak büjiik bir ajaptır. İnsanlardan ve cinlerden çekinirdi o. Pişkinler ona derler ki «Hamdır». Yalnız bu garaz sahibi insanlardan. Yerlerden ve göklerden bir tek zerre. Kalmazdı ki kendisine seslenmesin. Gönlünün ve ruhunun nakşı hep Memo'nun hayaüydi. Onlarm cismi aydm bir ruh olur». Sırrmı dilsiz yaratıklara söylerdi o. melek ruhlu Zin. Baştan ayaklara kadar gamlara dalmıştı. O nur cisimli. .

Öbür bağrı yanık hep öyle kalırsa. Ve susayanlardan biri gönlünün muradma erer de.xxxn MEMO'NUN PERİŞANLIĞI Memo da sevgilinin jüzünün hayalinden. Biri ebedî hayat kazanırsa. Ne dağlamalarm derdini jüklenmeye kabiliyeti vardı. Bu yaradan rahatı da yoktu. Emsalsiz bir deliye döndü sersem oldu. Dehşet onun şuuruna galip geldi. Tamamen deUye döndü. Zin'e kavuşması hasıl olmadığı için. Aniden göklerden dökülüverirse. Ne de güller bahçesini sejrretmekte nasibi vardı. Memo da bu şekilde dertlere düştü. Yani onu görmek arzusundan. Bir yudum su için bitab düşerlerse. İşte Tacdin muradma erince. . Yalnızlık onun kalbinin dostu oldu. Çünkü dudakları kurumuş iki kişi aniden. Öbürü de sonsuz bir ölüme gider. Hayat sujmnun baş pmarı. sevdalı oldu.

Hiçbir kimseyle geçinemezdi o. Ateş yayardı odalarda. Beyin huzuruna da gittiği zamanlarda. ülfet edinmek yoktu onun için. . Geçinemezdi. Hiçbir yerde yoktu omm için karar. sohbet etmeye gücü yetmezdi. İnsanlarla asla hemdert olamazdı. Sanırdm ki iki bacağı zincirdedir. Tacdin'in yanma gittiği zaman. Karar kılmak. Her an dertlerden ah-vah edince.MEMO ZÎN 251 Gamlarm elinden aslâ dinlenemezdi. O zavallı yaralı gönlüyle.

Her gün binlerce şükretmiyorsun da. Hâlâ Allahtan korkmuyorsun da.xxxın MEMO DİCLE'YE SESLENİYOR Çaresiz kalıp insanlardan uzağa giderdi. Her zaman koynundadır bu konaklar. Yoksa benim gibi sen de deli misin? Senin için hiç bir karar kılmak yok. . Kolların çapraz şekilde onlarm gerdanma dolanmıştır. İşte elde etmişsin sen arzunu. GaUba senin gönlünde de bir yar var. kararsız ve sükûnetsizsin. Derin nehirle hemdert olurdu: «Ey benim gözyaşlanm gibi dökülen nehir! Ey âşıklar gibi sabırsız ve sükûnetsiz nehir! Sabırsız. Her an senin de hatırına ne gelir? Ki böyle Cizrenin yanıbaşmda coşuyorsun? Eğer bu şehirse senin sevgilin.

Her ne yaparsam ben revadır. Dicle'jim. macerası nedir? Divane oldum ben. Gönlümün derdi neden dermansızdır Yaş gözlerimin. zenbereği bıraktım. (1) Sen bu güzergâhlarda dolaşıyorsun. . Dervaze.MEMO ZÎN 255 Bunca feryad ve figan ediyorsun. ben. Berüm gönlümün içinden de geç bir kez Gözlerimin baş pmarma bak bir kez. (1) Bu iki mısra'daki kelimeler hep yer adlandır. Ben kaldım tek başıma bu yerlerde ve ovalarda. yok olmaktır. Benim için en makul yol. periyi elden kaçırdım. Artık ne murad istiyorsun? Beyhude yere niye feryad ediyorsun? Avare avare Bağdat diyarına gidiyorsun? Ben ağlarsam ve inlersem eğer. Ömeri ve Meydan. Ben ölürsem ve sızlarsam eğer. Vastani. Nergizî ve Saklan.

Rica ediyorum: Hiç durmadan. Mutluluk eşiğinden maksat Zin'in köşkünün eşiğidir. Bir defa mutluluk eşiğine git (1). edeple. El bağlayıp dur ve selâm ver. (1) (2) F.XXXIV MEMO RÜZGÂRA SESLENİYOR Bazan Saba yeline seslenirdi Gönlündeki dertlerin şerhirü rüzgâra söylerdi: «Ey ruh gibi lâtif cisim! Beden kapısı senin önünde açıktır. Maksat Zin'in odasıdır. : 17 . Sonra gönlümü kapan yarm huzuruna git. Tekellüfsüz. Bir an son sidreye git (2). ayaklarını yormadan. Aheste aheste kendisine dua et. Son sidre Peygamberin miraca giderken Allahla konuştu¬ ğu yerdir. Lâyıkıyla kendisine saygı göster. Hakkmda methiyeler söyle. Yüz mertebe hürmetle. Önce eşiği öperek ziyaret et. Fakat tevazu ile ve tazim ile.

Biz dilenci olmuşuz. Cemalinin önündeki perdeyi titretmeden. padişahların eski geleneğidir. Onlarm günahkârlara bakışları umumîdir. O gönlü. Gözlerinin önüne. Sen ilâhi görünüşün ufku olduğun için. Fakat bir gönlümüz vardı. Bu. Mürekkebi gönül kanı olan bu mektubu. Sen duru Kevser'in kajmağı olduğun için. Belki hata ve günah işîenUştir. Bizim hakkımızda âdil ve insaflı olasın. Benimle birlikte olduğu zaman. Bizim için hakkaniyetle vasıflanasın.MEMO ZÎN 259 Sonra ona doğru çabucak git. Bir siyah göz bebeği olan şu sayf aj?ı. Bazı bazı gönlüme görünesin. senin zülfünün gölgesidir. Benden ona söyle: «Kıblegâhım! (1) Sen ilâhi nurun doğuş ufku olduğun için. onu biUyorum. O nazik yaradılışma ağırlık vermeden. Vallahi ben günahımı bUmiyorum. periler benden kaçırdı. Bir arzuhal gij)i tenha olarak ver eline. Yar mektubu okuduğu zaman. Sakm ha! Perdeyi yellendirmeyesin. . (1) Ozan bu mısraı Türkçe olarak yazmıştır. Bizden ona de ki: «Ey padişahım!». dostluk gözüyle. Bir süredir o benden ayrıdır. Zaten insanlar eksik ve unutkan yaratılmışlar Gerçi yüz defadan da çok günahkârdır. Fakat dayanağı. Heves ve sevgi sahibiydi o. sen de padişahsın.

Bize beraberinde getir.» Böylece söyle ey keskin Saba! Zemini o anda öp ve kalk. . Tutiya gibi olan o tozu. büjiik bir iyiUktir. Yarin huzurundan döndüğün zaman. (1) Beraberinde getir. Onun dergâhmm toprağmdan.MEMO ZÎN 261 Eğer ona kahretsen bu cezadır. çünkü kimyadır o» (1) Tutîya: Gözleri aydınlatmak için kullanılan bir ilâçtır. sakm ımutma. Yok affetsen onu. Ey saba yeli ! AUah aşkına.

Derdin ki: Seninle beraberim ben. asalak çocuk! Sevinçli günlerin dostujmıuşsun meğer Dar günlerde kalpmışsm. kararm. insafsız. Derdin ki: Gönlüm seninle beraberdir. Ey Tûtî gibi nazla büjütülen kalp! Ey nazenin. utandmcı. . «Ey gaddar. kötü ve eğriymişsin. Sahte kalpmişsin meğer. Çok dönek. Eyvah ki cefa çekmeye kabiliyetli değilmişsin. sözlerin ve bahtm? Derdin ki: Sana sadakatle bağlıyım ben. hain! Hani sözün. candan düşmanmışsm. ahdin ve andm? Haili yeminin. Derdin ki: Tahammül sahibiyim ben. Yazık ki fazlasıyla vefasızmışsm.XXXV MEMO GÖNLÜNE SİTEM EDİYOR Bazan zavallı gönlüyle savaşırdı.

yolu bilmezsin. Yerdeki ışık göklerdendir. isyancUık olur. Canan canında saklıdır senin Çünkü sen zatm örneğisin. Eğer amacm canansa senin. canm feyzindendir. cana veda etmen. orada post vardır. Ve vücut kapısını kitleyip kapaman? Sendeki sır. Sıfatlarm suretinin aynasısm. (1) 1-Kim tanırsa» sözü bir hadîsin başıdır. sen benim bir parçamsm. Kalmış yalnız. . Sakm aşkın peşinde gitme. Ki can senden teberri etmesin. Terketme. Metin ol ki. hepsi şöyledir: "Kim nefsini tanırsa Tanrısını da tarar». Ey gönül! Canm çırası olmadan gitme. yazıklar olsun. Ama dost benim yammdadır. Gidişin. geride kalmıyasm. kalbur gibi deUk deşik. İsyancı olma ki dahil olasm. Canı terketmen. Terketme ki muradma erişesin. İnsafa sığar mı. sen de körsün. Sana ne oldu. Ve «Kim tanırsa» sırrmı öğrenesin. Karanlıktır.MEMO ZlN 265 Ey gönül! Bu vücudun içini böyle Yalnız basma bırakman insaf hakkı mıdır? Şu can bülbülü ten hapishanesinde. gönülden sünni ol. (1) Gerçi sen dost kapısmm önüne gitmişsin. başkaldırmak olur.

Lezzet verenlerden de kaçınmaktır. Seni benden kaçıran cezbenin yanmda can vardır. etin asUdığı çengeldir. Senin amacm safa sürmektir. Yüzlerce defa figan ve uğultu etse. Malını Hindulara talan ettirmeyesin. Senin için uygun ilâcı öğrendim ben: Gönlü çekenlerden sakınmaktır. Seni kanburlaştıran zülüf. Fakat gerçek aşkın tabibinden. Sakm zülüflere ve benlere inanmıyasm. Çaresiz gönlün gönlü ona yandı. Lokmaların ve şerbetlerin özelliğim. Kaş yayı ile sergeşte olma. Başındaki dimağı da kararttı. Gönülden yükseldi kara bir duman.MEMO ZÎN 267 Senin sevdiğin yarin bojm. Senin feda olduğun sır. ev sahibidir. Ey gönül! Sen kendini sevgiye vermişsin. . Senin arzuna uymayan ne varsa. Güllerin önünde pervane gibi. Tatlı olanlar ajmen hastalıktır. Saç örgüsünün halkasma ayağmı bağlama. hep sevda yeriydi o. Her an yanarlar dağlamalardan ve dertlerden. Lokman'a sormuşum ben. Acı olan şeyler ise ilâçtır» Memo gönlüne o kadar söyledi ki. Senin gibi yüz bin tane bülbül. O aynen senin için şifadır. Gerçi sen de İbrahim'sin ey cefakeş! Fakat sana gül bahçesi olur ateş. senin için darağacıdır. Kalbinin ateşinden kajmar bir duman Yükseldi. buna inan.

CiğerirUn seli öylesine şiddetli geldi ki. O gönülsüz hep orayı mekân edindi. Memo'nun omüzundari öyle bir sel akıyordu ki. Kısacası: Gönlündeki hastalıktan. Nehrin kenarında kavaklar yeşerdi. Kolları ve kanatları hep birUkte serildiler. O bülbül orayı kendine yuva edindi. Erjeng nakşını andıran jüzünde hiç berraklık kalmadı (1) Aşk o cefakeşi öylesine hastalandırdı ki. Fakat sahra tamamen bostana döndü. Şattül-Arap. Yağdırdığı kanlan dökerdi iki gözünden. ta içinden. Sanırdın ki üç birden taştılar. Şakakları ve benleri de hep döküldü. Sanırdm Araş. Yüzü gerçi her zaman taze idi Lâle gibi. Sahil de güllük ve gülistan oldu. . Gerçi Zavallı Memo'nun gözyaşlarmdan. Fırat ve Ceyhun.MEMO ZÎN 29 Hafızasının ajması bulanık oldu. fakat sararmıştı. Sevgi o zayıfı öylesine sersemletti ki. Ardıç gibi yamuldu. Fakat bedeninin zindanı ona kafes olmuştu. Ve jükselerek göklerde toplandı. Ajmasma pas oturunca. Sanırdın ki yerden bir bulut kalktı. iki büklüm oldu. O bulut Memo'nun içinden. Çam ağacma benzeyen boyn. O bülbül gerçi çok hevesUydi. (1) Erjeng ünlü Çin Ressamı Mani'nin tablosunun adıdır. üzerine şiddetle geldi. Şuurunun aynası da dumanlandı.

Kırk gün tamamen. ölü gibi düştü. . gücünden ve duygusundan.MEMO ZÎN 271 Yanağında kalmadı hiçbir tazelik ve de renk. Yaralı Memo'nun yanında bir tek parça. Yaşama hareketinden. Önce nehrin kenarmda hastalandı. şuuru ve hafızasından. İnsanlık akU. Konuşmasmda kalmadı hiçbir cevap ve de ses. Bunlardan asla kalmadı hiçbir eser.

Her nehir bir ejderha gibiydi. : 18 . Yeri cennet misâli yapmıştı. AUahm nurundan hep parlıyordu. Bir gelin gibi süslemişti. Kaderin sergicisi kudret sanatıyla.XXXVI BEY AVA GİDİYOR Güzel haberlerin avmm avcısı. Her yeşil ot. her tepe ve her ova. köhne cihanı. F. Musa'nm asası gibi mucizeliydi. her ağaç. (1) Bu hikâyeyi rivayet eden şahsı kastediyor. Her çeşme aynen Kevser sujm gibi olmuştu. ebedi büyük cennetin bir bahçesi. îlkbaharm feyzinden. TecelIirUn ışığmdan parUdıyordu. Süslejici kadm gibi. Kötü maceralı feleğin dönüşü. Her tepe Musa'nın Turu gibi. Her bahçe. Her dere. (1) Macera ja bize şu şekilde açıkladı: Dedi ki: Güzel mevsimin güzel bir gününde. Cennetin birer köşesi gibi olmuştu.

Alsm silâhlarını. Hep birlikte bizimle gelsinler ava. Gezmenin ve seyretmenin mevsimiydi. . Musa'nın ağacı gibi «Ben AUahım» derdi. kaplanları ve tazıları götürdüler. Yırtıcı av kuşlarından. Fecir onlara nişan gösterince. Bu kazlar. Her seher kuşu ajmen birer Musa'ydı. O şehirde bir kıyamet koptu. O zincirde ve pırangada ölecektir» îlk fecre kadar azık ve elbise Hazırlamış olan o halk. ceylânlar. Ses çıkaran her ağaç her an. çok ışıklı bir meşale gibiydi. turnalar. insanlardan ve hajrvanlardan. kurtlar ve ahular. Botan halkı. emrine boyun eğdiği Bey. Dedi ki: «Sabah oldu mu. Aslanları. Tavşanlar. Sürü sürü uçuşuyorlardı cennet gibi bahçelerde Hulâsa: Zamanın iktizası gereğince. Sürü sürü otluyorlardı tepelerde. Beyler şahinleri ve kartalları çözdüler. Eğlenmenin ve mutluluğun fırsatı doğdu. ovalarda. Feleğin. Bir tek ferd kalmadı o şehirde. Canavarları ve kuşları avlamanın zamanıydı. kekUkler ve tîhular.MEMO ZÎN 275 Her gül Tur ateşi misâli. Kusursuz. gürz ve kılıçlarını. Avda hazır olmayan kimse olursa. Her Tutî ve Kumru birer nedime gibiydi.

Av yerlerinde oldu bir mahşer. av haj^vanlan. Onlar o kadar ceylân avladılar ki. Artık beraberlerinde getiremiyorlardı. Uçan kuşları. Sanu-dın hiç canavar bırakmadUar. bir kısmını faka düşürürlerdi. değirmenciler ve bahçıvanlar. gencecik delikanlUar. yabanî kuşları ve kaçan hayvanların Bir kısmmı ölü olarak tutarlardı. ÇUttUar. Ölüleri fakirler kendilerine götürdüler.MEMO ZÎN 277 Faklar. . Uçan kuşları oklarla parçalarlardı Şehlevend misâli olan o sevimliler. Günahsızlara hiç şefkat etmediler. yavrular. Onlar o kadar kaplan tuttular ki. Arap atlarma binen o kemendçiler. Yırtıcı kuşları kılıçlarla yırtarlardı. Hatta yerinden dahi kaldıramıyorlardı. O aslan gibi atlılar kolları ve kementleriyle Alacalı kaplanları kana boyadılar. Ceylânların gerdanlarına atarlardı. Tutukluları da Beyler beraberlerinde götürdüler. insanlar ve hajrvanlar. Hulâsa: Erkeklerin hepsi. O kadar canavar öldürdüler ki. kimse kalmadı evlerde. Çocuklar. Ellerindeki bastonları ve değnekleri. O kahraman ve pehlivan gibi atlılar. Çevik hareketliler.

ayak ve jüz yıkaması için. Narenciyeler ve turunçlar Zin gibi. El. (1) Sidre makamı Peygamberin miraçta Allahla konuştuğu yer. Kevser sujamu sebil etmişti. Dudaklar. Rıdvan. çeneler yanaklar ve memeler gibiydi. Her selvinin ucu Sidre makamına kadar jükselmişti. . Cennetin birer köşkü ve hurisi gibiydi.xxxvn BEYİN BAHÇESİ İZeydin Beyin öyle bir bahçesi vardı ki. Çam ağaçlarmm gönlü Memo gibiydi. hurmalar. narlar ve kavun-karpuzlar. Ardıçların boyu aşktan jüz parça olmuştu. Güzel gölgeleri vardı. jüksek himmetliydi. (1) Bir melek gibiydi her sülün. Aşk hastalığmdan sararmışlardı. Onun her bir ağacı ve her bir kuşu. Çmar ve şimşir ağaçları bir boydaydı. Elmalar. İrem bağı onun müjdesine verilirdi.

siinbüllerden ve reyhanlardan. Her biri sanki hükmü açıklardı Bu da kara bahtı ve mutluluğu açıklamaktı. Gümüş suyunu eriterek cedveUe çizmişti. Sanki Necim ilminin edebiyatçısı edeple. Her parçası ve tarhı. . Bütün yeşillikler ve çiçekler.MEMO ZÎN 281 Reyhanlar ve menekşelerin hepsi yeni açmışlardı. Her taraf. kitabın birer bölümü. Sanırdm ki bunlar altm kadehlerdi dolmuş ve taşmıştı. Siyah ve beyaz hatlardan meydana gelmiş renkler. Bağm üst tarafmı bir rosim gibi. Nehirlerin ve durgun suların şirazeleriydi. Bolca sulanmış her gül bir zincifre gibiydi. Bağın ortası derli bir kitaptı sanki.

XXXVIII ZlN BAHÇEYE GİDİYOR Avlanma yerinde yalnız kalan o ceylan. seyrana gidelim. Boşalmıştır sokaklar ve çevre. Meydanlar ve salonlar insansız ve perisizdir. Biliyordu ki zaman amansızdu-. Dedi ki: «Kalk gönül! iji bir zamandır bu. O ülfet saraymm güzel hatunu. Bakalun var mı onlardan bir dert ortağı? Çünkü bu insanlar dertsizdirler. Yabanî hayranları ve kuşları sejredeUm. Ovalardaki ceylânlarm baştacı. Gül bahçesinin sergeşte fidanı. Hunhar aşkm zinciriyle ayağı bağlanan. . Bağlar ve bahçeler boştur ve tenhadır. Baktı ki şehir ve mahallelerin hepsi boş. Güzel bir fırsattır. Memo'yu yaralıyan o av.

Bahçedeki her lâle omm göğsünde oldu bir dağlama. iyi bir dert ortağıdır. Gamların elinden doyasıya feryad etsin. ne de dadı. Gönül! Gel gizlice gideUm. ne nedime. Her gonca bir çıra gibi onu yakmaya başladı. Bahtı kargalar gibi karaymış.MEMO ZÎN 28S Dujonuşuz ki bağlarda bir kuş varmış. Fakat cUızmış. O taş zilin diU gibi oldu. Her zaman figan ve uğultu edermiş. KendiıU yalnız bulunca eUne bir taş aldı. Onun gayesi eğlenmek değildi. Gündüzleri figan eder. Bizi zincirden ve kayıttan kurtarır. Tekellüfsüzce bahçeye geldi. Henüz vücudumuzda hayat varken. O benim ses arkadaşımdır. Ne hizmetçi. Arzusu. ağiarmış. O taşı zaman zaman mermer davula öylesine -vururdu M (1) Taşlarm gönlü parça parça olurdu. Hiç kimse ondan haberdar olmadı. (1) Mermer davuldan maksat göğsüdür. Karanlık gecelerde de kanını içermiş. zayıfmış ve mecalsizmiş. Kırmızı gülün yüzünden perişanmış. adı bülbülmüş. sadece yalnız kalmaktı. O perizade bahçeye geldi ki. Belki o kuş öğütler ve nasihatlerle. Her ağaç vücudu üzerinde bir jük oldu.» Zin böyle dedi ve durmaksızm. . O aşk adamıdır. Nar çiçekleri gönlünde birer ateş oldu. Gönlümün dermanı onun yanındadır.

yapraklar sızlardı. Dertlerin elinden «Yahu» çektiği zaman. zayıf ve perişansmız? Yoksa sizler de benim gibi Memo'suz musunuz? Bunun için mi benim gibi çok gamlısınız? Bülbül kırmızı güllerle meşguldür. Gül suyuyla gülleri sulardı. Kırmızı gül de onunla renk ortağı olamazdı. Öylesine yerlere sürterdi ki. (1)' Gerçekten bir çam ağacma benzeyen bojomu. Kendi sesiyle bülbülü mahzun kıldı. taşlar inlerdi. Ağaçlar onun için «vah» ederdi. Bütün bahçeye ne kadar baktıysa da. Bülbül onunla sas ortağı olamazdı. Sizler aşkta bana denksiniz. Ey benim gibi zavallı ve sarı renkli güller! Yapraklarınız yüzlerce değil. Kanlı gözyaşları her iki gözünden akardı. Toprak onun için «Ah» ederdi. Sizler de benim gibi yalnız kalmışsmız. Toprakları ve tarhları sıkardı. Parlak güneş gibi ışıklı olan yanağmı. binlercedir. Sizler neden sararmışsınız. Sizler benim için iji deüllersiniz. (1) Gül suyundan maksat kanlı gözyaşlarıdır. . göğsü yarahsmız. Kendi rengiyle güllerin rengini soldurdu. Bahçenin alanı bülbülün aşkına döndü. Bunun için hastalıksınız.MEMO ZÎN 287 Sulara baktığı zaman. Bunun için mahzunsunuz. dertUsirüz. Derdini sarı güllere anlatmaya başladı: «Ey âşıklar gibi başka renkli olan güller. Feleğin aynasmm yüzünü karartırdı.

zaferan rengine girmiş. Ben onu gönlümce bir görseydim. Ben de nasipsizükten. bir zavaUı. kırmızı gül gibi. îşte bırakmış benim için bir andelip Bir mahrum. Nar çiçep gibi kırmızı olan yanağım. O andeUbin hicranından sararmışım. Vallahi bir daha «Ah» çekmezdim. Onu kendisine almış bir bülbül. : 19 .MEMO ZÎN 280 Bir kızkardeşim vardı. Sizler gibi sararmış. perişanlıktan. bir nasipsiz.» P.

Tam bu. Sebepsiz olarak meydana gelmez. Zin hayaUnin sevdası onun basma vurdu. işaretlerdir. Aşk tarafmdan hafifletilmiş. Çaresiz evden dışan çıktı. Üzgün kalbinde bir ıstirap doğdu. Gönlün sana der ki: «Kalk. Hastalık olgımlaşmadan buhran geçirdi. ister kötü. Halk şehirden çıktığı gün.XXXIX MEMO DA BAHÇEYE GİDİYOR Olan her iş ister iyi. Asla evde sükûnet bulamazdı. ister görmek olsun. Sebepsiz olarak hiçbir pazarlık O sebep hep sırlardır. deUrtilmişti. Belki de Allahtandır onlar. kapmm açılacağı saattir». Zajntfhk tarafmdan çok perişan olmuştu. . îster kavuşmak. sanki Hızır'dı da önüne düştü. Yani hasta ve fena halde olan Memo. O sebep. Aşk derdinden sarhoş ve hasta olan Memo. İşte o ağırbaşlı dağ ve sakin derUz. olmaz.

ah ve ağlamakla. Benim bahtım da senin talihinden daha karadır. Reyhanlara ve sünbüllere bir göz attı. Ama sen nerde. Benim Zin 'im senin kırmızı gülünden daha şendir. yüz binlerce gül verirler. Reyhan senin için karayüzlü olmuş. . Ey bülbül! Gerçi sen de aşk adamısın. Dedi ki: «Ey gül! Gerçi sen de nazeninsin. Sanki hasta. üzerine geldiğini gördü. Gönlü ona baş kaldırmıştı. O arzu neydi? Gönlünün aşka gelmesi.MEMO ZÎN 293 O Hızır neydi ? Gönlünün arzusu. Ciğeri bülbülün aşkmdan yüz parça olmuştu. Mesih'in.. Bir gül gibi. Memo geldi ve gülleri sejrretti. İkiniz de arsız ve herzecisiniz. Sürükleye süriikleye onu bahçeye yetiştirdi. Boşuna kendini niçin kötü adlı yapıyorsun? îlk baharlarda gül bahçeleri. Zin sevgiden ve sevinçten. Zin ki kara ve karanlık gecelerde. îşte o Zin aniden baktı ki Memo kapıdan girdi. Zin'in yüzünün rengi nerde? Ey sünbül! Gerçi senin güzel kokun var. Bir değil. Fakat siz yarimin zülfüne benzemezsini. baygm olarak çimenin üstüne düştü. Ey sonucu iyi olan bülbül! AsU bülbül benim. Kırmızı gül mumunun pervanesisin. Her zaman Allahtan dilerdi ki: Memo kalksın ve yalnızca yanma gelsin. Her an feryadla. Derhal şuurunu kaybetti.

Zülüflerin ve benlerin kokusmum özelUğirU. Baktı ki iki eU Zin'in avuçları içindedir. Bir tane olsa. çaresi nedir onun?» Memo böyle söylüyordu. Aşk dermanı onu bajoltmıştur. Ciğeri kanlı olan Memo görünce. eşsiz ve emsalsiz olsa. îki JÜZ perinin nedimeUğini yaptığı Zin.MEMO ZlN 29S Benzerleri çok olan yarlar. Ve bülbülüyle eş oldu. Sebep olmaz oıüar hiçbir derde Çünkü bıUunurlar her yerde. gördü ki ÎZin'in önündedir. Bir sebze gibi yerlerdedir. Aniden baktı ki önünde. . Ölü avı tuzakla diriltti. sudan maksat da Memo'dur. Huri ve melek bUe olsalar. O da Zin gibi. yoksa hayâl nü? Bu rüya gerçek midir. Dedi ki: «Bu rüya mıdır. İkisi kaldUar birbirinin önünde dilsiz. (1) Gonca seher uykusımdan açUdı. Memonun koku duyusunun önüne götürünce Zin. Sadef içindeki bir inciye benzeyen Zin'i. (1) Selviden maksat Zin. Derhal fakattan düşerek ayaklarmm önüne jmğUdı. Âşık o zaman neyle teselü bıUur? Sabretmeden. Memo'nun tutkun olduğu o huri. yoksa asUsız mı?» Hulâsa: Yüzlerce hayâlden sonra. durumdan habersiz olarak. Memo uyandı. Ne konuşma. ölmeden. ne söyleşme. Anka gibi perde arkasmda olsa. SeMnin ayaklarma su değince. ne de sesleri vardı.

O kadar birbiriyle konuştular ki. dudakları. Çok ışıklı.. kâh birbirini ısırırlardı. Yüzleri.. Zin için hiç perva kalmazdı. Cemşid'in kadehi gibi dünyayı gösteren bir saray. Vücudunu ve canım ateşe atardı. Birbirinin hasretinden susamış ve o kuru dudaklılar. çeneleri. Perdesiz. Sonra dilleri çözülünce. Memo da görünüşte pervane gibiydi. Sonra o bahçede gördüler bir saray.MEMO ZlN 297 Önce ellerle işaret ederlerdi. İkisi o durumda gözler önündeydi.. şimşekliydi. O öadar birbirine yandüar ki. O kadar birbirinin dudaklarmı emdiler ki. Kâh öpüşürlerdi. Gözleri... gerdanları. O kadar kaza yeniden eda ettiler ki. Kalktılar ve salonlara doğru yürüdüler. göğüsleri. O kadar kadeh birbiriyle içtiler ki. çadırsız ve örtüsüzdüler. Zin'in yüzü bir mum misâliydi. Ve oturdular o iki nazenin. Bazan da goncalar gibi lâtif ve güler jmzlüydüler. O kadar birbirine şeker döktüler ki. Bazan bulutlar gibi üzgün ve ağlamaklıydUar. Her an kaza ve sünnet kılarlardı Öpüşmekten ibaret olan farzlarm ne minneti vardı? . döşleri. Bir birini gördüklerini yeniden anlattUar. Teker teker birbirinden istiyorlardı. Hicranı baştan beri şikâyet ettiler. Birbirinin gerdanını koklarlardı. nurlu.. göğüsleri ve kulakaltlannı. Bazan aşk ateşi alevlenirdi.

MEMO ZÎN

299

Gerçi onlarm zerinden mükellefiyet kalkmıştı, Ama ihtiyatı da esirgemişlerdi. Gerçi birbirinden ümitUydiIer, Fakat fazla uçuruma gitmezlerdi. GönüUerindeki sevgi haddinden fazlaydı. Zarafetin smırı ise kemerdi. (1) Kemal smırmm üzerinde bulunan bir aşk, Kajmaktan temiz ve duru olan su.
Elbette kendi kendini koruyacaktır. Hiçbir pisliği kabul etmiyecektir. GençUk, bahar, bahçe ve sevgililer... Artık dünyada murat edüen ne kaldı? Bilhassa aşk da gaUp olursa.

Her iki taraf m da dudaklan aşktan kurumuş olursa... Artık ne diyejim ben, bihnem ki? Bilmez ki ne söyleye zebanım. (2)

(1) (2)

Kemerden aşağıya dokunmazlardı demek istiyor. Bu mısra ozan tarafından Türkçe olarak yazılmıştır. Ze¬

ban Farsçada dil demektir.

XL

BEY AVDAN DÖNÜYOR VE MEMO İLE ZİN'İN ÜZERİNE GELİYOR
Sakî! Beni tut, çünkü yıkUıyorum ben. Sarhoşum ve şarap içmeden mest olmuşum ben.
Memo ve Zin aşk şarabı içtiklerinde, Derinleşti benim yaramın yeri. Biz âşıklar gerçi meyperestiz. Ama «Elest» şarabmdan mestiz. (1) O şarap senin şarabm gibi kırmızı değildir, O şarap AUahm cemalindendir. O, zatı pâk olan sevgilinin sevgisidir, O, sıfatlar bahçesinin salkımıdır. Sakî! Ver bana Allah aşkına, Dün dolaştırdığın şaraptari bir kadeh. Ondan tadacağım her yudumun. Bana vereceği bir tek neş'e ölünceye kadar yeter.

(1) <<Elest», Allahın ruhlara «Ben sizin tanrınız değil miyim?» diye sorduğu ve onların da «Evet»- diye cevap verdikleri gündür.

MEMO ZÎN

303

O sade bir kejif tir, keyfiyet ve kemnUyetsizdir, Hayâlsiz ve düşsüz bir sırdır o. Dün geceki sarhoşluğu onunla defedeyim. Tatlı uykudan onun sayesinde uyanalım. Benim haUm de Memo'nunki gibi ohnasm Ki aniden ecel Beji üzerime çabucak geüp de. Ömrümün güneşi akşama varmış olup ta. Hâlâ kendimden haberdar olmamış duruma düşmiyeyim. Aşk görUümün arzusu olan Zin'i, Abamm içine kojmıuş olmayayım.

Bey geldi, yanmda bunca asker. Zurna, bunca insan, da-vul ve mehter. Çalıyorlardı davuUan, sazları. Askerlerin önünde jmrüyenlerin sesleri, uğultulan. Aşk zinciriyle ayaklan bağlı olan iki komşu (1) Kalmışlardı hâlâ birbirlerinç hayran. Hiç dujmıadUar ki bu olanlar ne. Hiç işitmediler ki bu sesler ne. Bey dedi ki: «Çözün bu ceylânları. Bu sevinUilerin ayaklarını bağlamayın. OıUarm hepsini kuşlar gibi bahçeye salm. Ki hergiin orUarı seyredeUm biz.» Ceylânları, kurüarı, tavşanları, Omuzlarmda ye kucaklarmda taşıyan halk. Getirdiler hepsini Bejin bağma doldurdular. Çoban ağıla kojrunlan doldurunca,

(1)

Memo ile Zin'i kastediyor.

MEMO ZÎN

305

Bey ileri gelenlere ve büjüklere dedi ki: «Tanıdıklara ve nedimlere tenbih edin, GideUm biraz bahçede oturalım, Çünkü yorgunluktan halsiz düştük» Onlar geldiler büyük saraym kapısı önüne, BaktUar ki saray ve her taraf boştur.
Fakat küçük kapUann hepsi açıktır,

Murad tahtalarmm kur'aları gibidirler. Derhal Beyin kalbine bir şüphe düştü. Anladı ki bu, bir durumdan haU değildir. Ağırbaşlı, akıllı ve biIgiU olan Beyin, Koltukları altma girdiler Bekir ve Tacdin. Getirdiler Zin ile Memo'nun oturduğu saraya,
Kulak verdiler ki, bir fısıltı geliyor. Bey, Zavallı Memo'nun üzerine geldi. Baktı ki altm renkli ipliklerle dikilmiş yastıklara yaslanmış. Basma çekmiş bir aba, Akşamdır, ne bir mum, ne de bir çıra var. Bey dedi ki: «Kimdir bu zamanda. Benden izinsiz olarak bu mekânda? Zin sesini işitince tanıdı. Derhal Memo'nun abasma büründü. Memo hiç yerinden kalkmadı ve dedi ki: «Senin avm benim gönlümü ve eiğeriırU yaktı. Beyim! Biliyordun ki ben hastaydım. Düne kadar da tamamen baygındım. Bugün duyduk ki halk Beyle birUkte,

Hep birUkte ava gitmişler. Yataklarm içinde sabrımız kalmadı, Kalktım bu yaralarla beraber. Çaresiz evden dışarı çıktım. Birden kendimi bu mekânda buldum.»
F.
:

20

MEMO ZÎN

307

Bey dedi ki: «Hastalar için kayıt yoktur.

Bari bahçede ne avladm bakalım?» Dedi ki: «Ben söylersem sen de inan ki, AUah bana öylesine yardım etti ki, Ben bu bahçede bir ceylan buldum. Ama ceylân değildi, bir güzeldi o. Beyaz bir ceylandı, gözleri karaydı, Zülüfleri siyah, kokusu güzeldi.
Her an Tatar iUkesinin miskinden. Yüzlerce jük omm saç halkalarmdan yağıyordu. Haten sahrası misk ile dolu olsa. Ancak değer ziUfünün bir teUne. Gerçi beyazdı, gözlerinin rengi kara ve aktı. Fakat benim ölçümle o bir melekti. Sen geldiğin için o gizlendi. Sen gelmeden önce o açıktaydı» Tacdin onun konuşmasından anladı ki, Zin gizli olarak Memo'nun yanma gelmiş. Dedi ki: «Memo'ya kulak asmajrm, çünkü deUdir, Başmda akU yoktur, o sar'ahdur»

Bunun üzerine o sözden vazgeçtiler,

İlerigelenlerin hepsi mecUste toplandUar.
Sakî, şarap ve mum istediler, Şahane bir dîvan kurdular.

XLI

TACDİN MEMO İLE ZİN'İ KURTARMAK İÇİN EVİNİ YAKIYOR

Tacdin baktı ki meclis karışıktır. Çok zevkli, safalı, eğlenceli ve içkilidir. Memo fazlasıyla kederli ve üzgündür. Ona doğru gitti ve dedi ki: «Kardeş! ne haldir?». Fakat işaret ve muammayla Sordu, Memo da işaret ve imayla. Elini abanın yeninden Çekti ve ona acayip birşey gösterdi : Tacdin, Tatar miskinden iki saç örgüsü gördü.

İki boncuklu yılan başı gibiydiler.
Büzülmüştü Memo'nun koynunda, Memo kalmış heybet ve gam içinde. Tacdin, durumun çok fena olduğunu anladı Kalktı çabucak ve koşarak eve yollandı.

Kalmadı ne bir elbisesi. ne de bir kiUmi Tacdin'in. güzellikleri. Bey ve hizmetçiler de haberdar olunca. mücevherleri ve defineleri. önümüzde gam denizini kuruttu. O sanık şöyle dedi yare: (1) «Gördün mü.MEMO ZÎN 311 Aniden hışunla kapıdan içeri girince. Çocuğunu kurtar. Onlar da o feryada koşunca. Ben de ateşe ve feryada gidejim» Kalkıp özel dairesine gitti Zin. hazineleri. «Müttehem» karşıhğı olarak yazılmıştır. Benim amacun onları kurtarmaktır. Yani Memo ile Zin. ey kahraman! Nedir telâşın. (1) Sanık Memo'dur. Zerdüşt kavmi gibi e'vini. Mülkü. Ben ise ateşle sujnı öldüreceğim. Hayatımm. Kalk sen harem sarayma git. Elbiseleri. Belânın bataklığında kahnışlar. kimdir sana düşman?» Dedi ki: «Kalk Sıti! Geç oldu berUm için. Tacdin nasU defetti? Musa. Ev benim olsun. ev gidecektir. Kabileler. ağır bir durumda. BoşâlttUar o sarayı ve de bahçeyi. Başkası ateşi suyla öldürür. Hep birlikte ateşi söndürmeye koştular. . al sana çocuk. aşiretler ve herkes. ömrümün sermayesi. Bugün bu evle savaşım var benim.» Sonra. Sıti durumımu anladı ve kendisiyle konuştu. O da feryada ve figana başladı. Dedi ki: «Halin nedir senin. Ateşe verdi ve yükseltti feryadmı Ateş han-ü manian sarmca.

AUahm huzuruna gideceğin gün. Ey ahret müşterisi müflis! Senin eline ne zaman geçer? Sana diyecekler ki: «Ey müflis! çık dışarı» Bu fâni cihan gibidir orası da. Hepsini iyi işlerde harca. mal için ihtiraslı olma. Ya da onunla al iyi bir dost. Onunla kendine ebedî bir isim al. Bunun içindir ki adı iyi söylenir. Bu cennet. Onu bırakmak da senin için hasret ateşidir. Elin hazineden ve maldan boş olacak. bu güzel kumaşlar. Eğer canının rahatını istiyorsan. Varisler sana kefen parasmı da. Ya da Tacdin gibi sarfet. Henüz sağ iken malmı harca. Sakm ha.MEMO ZÎN 313 Hep kardeşinin uğrunda yaktı. . Onun sevgisi insanı kötü isimü yapar. Ey İJİ isimli kimse! Malı sevme. Onu toplamak senin için zahmetli bir jüktür. O senin için jüz hazineden ijidir. Henüz almadan hisseleri paylaşırlar. Bedava olarak bir lokma ekmek bile vermezler. Çünkü senin elinden alacak varisler. Malını bedavadan varislere verme.

Elbette dünya da aydınlık olur. NasU perdelenmeyi kabul eder. Bunca unsurdan ve buluttan. Aşk memleketiıün baş atlısı. GöntU tahtma oturarak kendiıü gösterdiği an. Bajnrağmı açığa vurmaksızm? O da yUdızlarm padişahı gibidir. Bunca gök tabakasmdan. . Bunca engeUerden ve perdeden.XLII BEKİR »lEMO ÎLE ZİN'İ BEYE ŞİKAYET EDİYOB Sevgi iünin sultanı. Saflığın ve sadeUğin pususımdan çıkıp. Bunca mesafeden ve yerden. îster istemez her gün nüfuz eder. Dördüncü gökten ışık saçan güneş gibidir.

Perdeleri yırtar. Aşk perdesindeki o sazlar. Parmak uçları da burguluydu sanki Âşıklar üzgün ve takatsızdılar. Perdesiz olarak teraneperdaz olunca. ister istemez. Zin'in ne bir günahı. Meclisler fısUtUarla dolmuştu. O da hiçbir zaman gizlenmez. Memo'nun ne bir suçu vardı. Zin ve Memo'nun aşkmdan doldu.MEMO ZÎN 317 Adı aşk olan bu padişaha da. kıskançlar ve hilekârlar îki sevgiUnin haberlerini. Halk ise Kerbelâ Hüseyin'i gibi susamıştı. . Sahiplerine hiçbir zarar getirmezdi. Devenin üzerindeki yük yetmiyormuş gibi Gammazlar zil misâliydi. Memesi çıngıraklı deveye bağladılar çanı. Güneş tam bir örnektir. Henüz dillere ulaşmamışken. Memo ve Zin'in gönlündeki sırlar. Uyg'jnsuz kimselerin dillerinin mızrabı. Yani dedikoducular. Fakat haberdar ettiler büjükleri ve küçükleri.

Hulâsa o meseleyi kendisine ikrar eyledi. îkiıUz halvette oturunca. O riyakâr habise sordu. De ki: Doğru söyle. garaz sahibi bile. safkalpUdir. Zehir sahibi ve mühür sahibidirler. . sevgilin kimdir? Memo kahramandır. Bak ona lâyık siyaset nedir.» Beyler yılanların şahmm sojrundandırlar. bunu iyi bil Kendisiyle satranç oyna sen.MEMO ZÎN 319 O kadar mecUslerde gezdirdiler ki. Gönlündeki sevgiyi etmez o inkâr. Sonra akU ve zekâ salUbi sensin. Ta ki îblis hujomdaki Bekir bile. jiğittir. «Ben Zin'e âşıkım» diyecektir. Bey hamiyyet galeyanma geldi. O zaman sırrm hakikati meydana çıkacaktır. Tenha yerde kendini Bejin yanma yetiştirdi. Hakikatmı nasU ortaya çıkaralım? Suçun ipucunu nasıl meydana çıkaralım?» Bekir dedi ki: «Emir ver Memo'yu çağırsmlar. O da o durumdan haberdar oldu. Şartmı da «Gönül dileği» olarak koş. Yerinden kalktı o garaz sahibi. Bilhassa seninle zaten ihtUâfsızdır. Düşünce ve hayret denizine daldı. Memo gerçek âşıktır. O bu aşkta sabit ayaklıdır. Sen onu yendiğin zaman. O kadar yalancUara ulaştırdUar ki. Dedi ki: «Namusa aykm olan bu haberin. Sırrmı sana eyler ikrar. habis. O şaşırtıcı.

Onlarla her ne kadar oyusan. Şüphesiz şeji^mdan da kötüdürler. Gafil insanlar onlara dost ve ahbap olurlar. AkUh adamlar. Sevgi gösterdikleri zaman da.. : 21 . BUhassa yanlarmda habis ve §eji:an gibi kimseler olursa. F. jolanlardari sakmırlar. Azıcık senden değişiklik göründü mü. Onlarm yanmda ne kadar kadirU ve nazlı da olsan. Tamamiyle sana sırt çe'virirler. laubali de olsan. bil ki zehirdir.MEMO ZÎN 321 Mühürleri bastıkları zaman. bil ki hışımdır. OîUar da bedhah ve hasis insanlardan olursa. AUahım! Onlan sultanlara yakm kUma..

Satranç ojmayan ayı ve yUdızlar ordusunun Hepsini yeşil sergi üzerinde.XLnı BEY MEMO DLE SATRANÇ OYNUYOR. »» Hanüyetten gönlü efkârlı olan Bejin Onurdan yaralanmış olan o arslanm. Doğudan doğduğu zaman. Işık paji. Dördüncü çarkm tahtmm sultanı.akı ile mat eyledi. Doğan ve batanlarm serdarı. Sanırdm ki hepsini kendi ağmda gizledi. . SONRA DA ONU ZİNDANA ATIYOR Yüdızlann kafilesirUn baş komutanı.

Şüphesiz seninle savaşacak olan berüm. terbiye edeceğim ben. Konuşmaların. Kalk da benim karşıma gel. Getirdiler ve mecliste gezdirdiler. Bey kin ve öfkeyle Memo'ya dedi ki: «Bugün bizim seninle savaşımız vardır. Kejiflerini baştan başa yaptUar. Hayli gülsuyu.5 Sabaha kadar uyku girmemişti gözlerine. Bey kalktı ve selâmlığa geldi. Benden gafil olmayasmız. Bugün Memo'ya gazap edeceğim ben. Tacdin ve kardeşlerini çağırmajon. . Bir suçu var onun.» Sonra Memo'ya haber gönderip çağırttı. sular gibi. söyleşmelerin sonu. Güneş doğudan ışık gösterince. Satrançlara ve tavlaya geünce. Gülsuyu ve gül şerbeti hazırlatmıştı. Oturdu ve hizmetçilere şöyle dedi: «Çağırm siz nedimleri ve dostları. bizim için de göniU dileği».MEMO ZÎN 32. Orası nazenin Zin'in köşküne yakmdı. Ufukları karanlUctan uzaklaştırmca. misk ve anber. Gizüden bana Memo'joı çağırm. Hiç sükûnet bulmamıştı. Hepiniz emrimi çabuk yerine getirin. şerbet ve şeker. Ey dikbaşh seninle şartımız: Sen ne istersen. Hayli şarap.

Kendisiyle beraber Çeko ve Arîf de kalktUar. Kerkedan satranç taşlarının adlandır. (1) Bejin ve öğreticisinin mat olduklarmı gördüler. Rüh ve Kerkedan geUnce. O jiğit durumdan haberdar olunca. Memo'ya dedi ki: «Yeniden iki el daha» Üç el tamamiyle Bey Memo'ya yenildi. ÎkiıUz yerlerinizi değiştirin. anlamda Tacdin ve kardeşleri için kullanıl^mştır. DeUkanlUann şahıydı.MEMO ZÎN 327 Fakat Beyin genç bir oğlu vardı. (2) Müfsit adam Bekir'dir. sohbet arkadaşı. Memo'nun yaman bir oyuncu olduğunu biUyorlardı. Müfsit adam. aja sejTediyor. (2) Gördü ki Zin jmkandaki pencerededir. mecazî . Şöyle bir bahane ileri sürdü: Dedi ki: «Oyunlar. ÎZamânm sevimUsiydi. adı Gırgîn'di. Bu sefer Memo yenilecektir. Derhal haberi Tacdin'e ulaştırdı. Senin isteğin de yerine gelecektir». Rüstem onun jiğitliğine yenilirdi. Yusuf onun güzelUğinden utanırdı. Memo'nun sevinç ve gam ortağıydı. oradan baktı. Fil. Bey. İki aşık kemiği Memo için düşeş geldi. Rüh. O kötü niyetU bak ne hile çıkardı. Tacdin kardeşleriyle birUkte koşarak geUnce. Her üçü birUkte Beyin yanma gittiler. Sanki bir güneştir. kurallar ve yerler sırayladır. nüktedandı. Memo'nım arkadaşıydı. (1) Fil. Arslanlar kopardılar kajat ve zincirleri.

Baştan ay?klara kadar siyahtır. melek misâU de olsa. Memo.MEMO ZÎN 329 Bey kalktı. Oyunlardan. At ve yayalar satranç taşlandır. fırsat zamanında. Birden şuurdan habersiz kUdı onu. Fil ve Ferzini eUnden bedava çıkardı. (1) (2) (3) Fil ve Ferzin satranç taşlandır. Dünyada senin sevgiUn kimdir? Gönlünün. oynamaktan ve satrançtan maksat. Huri gibi. karşısmdaki şaraptan sarhoş olmuştu. göniU dileğin nedir?» Bey dedi ki: «GayenUz bizim mal kazanmak değüdir. Meseleyi örtmekten maksat durumun açiklanmasıdır. Benim şartım odur ki ikrar edesin.. Bir Arap kızıdır. zavallı Memo'nım yerine gitti. Dedi ki: «Memo'nun sevdiğiıU görmüşüm ben. Memo da yarinin karşısmdaii yere geçti.» Garaz sahibi. Atmı yayalarm yerine sürerdi. Bey Memo'ya dedi ki: «Şartımız göniU dileğiydi» O da dedi ki: «Söyle. (2) Bey tam altı el Memo'yu yendi. yanında bulunduğu peri. (1) Gönlü pencerelere takUıp kalmıştı. Memo'nun gözleri Zin'in yüzünü görünce. Darbe Memo'ya o kadar etki yaptı ki. (3) Töhmeti defeder şekilde darbesini vurdu. Garaz sahibi Bekir'dir. dudakları benekU. . Malımı verip sana getireyim. Onu sana lâyık görürsem eğer. Sırlarm açıklanmasmdan başka birşey değildir. Bejin söylemesine ve istemesine lâyık değildir». katran gibi.

Hükümdarımız her ne ferman ederse. Siz hepiniz ne sarhoş. Dedi ki: «Aslâ onun söylediği gibi değildir. Su ve topraktan değil o. Padişah kızıdır. Hurilerin ve nazeninlerin baştacıdır. Biz hiçbir hükme engel olmayacağız. Sizler Memo'yu tutuklayıncaya. Beylerdendir o. Bey heybetine aykırı düşen bu sözü İşittiği anda hamiyyete geldi. Memo'ya öylece bakacaksmız. nurdandır. Hiçbir vuruşun sırasını sizlere vermejiz biz. Hüner sahibi pehlivanlar olduğumuzu biUrsirUz. Sizler bizim kim olduğumuzu iji bilirsiniz. Hizmetçiler topluluğuna dedi ki o: «Ey nankörler! Sizler niçin.kadar. Beyim! Benim gönlümü yakan peri. yeri saraydır. temiz soydandır. Dediler ki: «Yiğitler! Geri durun. yuvası jüksektir.MEMO ZÎN 331 Gönlündeki perdeli deniz coşa geldi. ne de mestsiıuz. Biz üçümüzü parçalamadıkça. Ama elimizden çok çekmişsinizdir. Gerçi eceliniz bizim eUmizde değil. Bu namerdi zilletle yakalamıyorsunuz Ki ben onu ibret için öldüreyim?» Memo'nun karşısma ikijüz arslan dikildi. Sizlerden üçjüz kişi yaralanacaktır. Beşyüzünüz bile öfkeyle saldırsa. . Henüz olgunlaşmadan haykırarak taştı. Hamiyyetle kalktUar birlikte. Gerçi melektir ama adı Zin'dir». Çeko ve öbür kardeşleri. Ankadır. Memo da eli hançerli olarak ayağa kalktı. Tacdin.

figan ederdi. . Bey ve hünkâr değil ki. Divaneler gibi «Ah» 1ar ve feryadlarla. ayak ve işte zincir!» Bey kalktı. Fakat ne yapsm? Bu ona ar değil ki. . Aldılar ve gardiyanm yanma götürdiUer^ Karanlık deUkte kendisini hapsettUer.MEMO ZÎN 333 Elimiz Beyin önünde bağlıdır. îşte boğaz. işte el. Hepsi Memo için ağlar. Hepsi Memo için üzgündiUer. Memo'nun el ve ayaklarını bağladı. Bey Memo'joı tutup Komutanm yanma gönderdi. Divan ve meclistekiler dağUdUar. «Onu dar delikte hapsedin» dedi. Cellâddır. Tacdin o anda ölümünü istedi.

Toprağm mağarasına atıveriyor? Bilhassa âşıklar topluluğu hakkmda. hem eğri. Onun yerden çıkardığı her şeji. Arkadaşsız. . Görmüyor musun. Elbette yere gömecektir o. Önce nazlarla ve edalarla götürür. kimsesiz ve dostsuz olarak. Mutlaka biz âşıklarm gönlünü. Adı Memo olan o bahtıkarajm. Sonunda bizi üzgün ve ümitsiz bırakır. En sonra da mezara gömer. Murada ermeden hapse atar. her gün güneşi. Hem hain. Alçalmayı da bizler için gizliden istiyor. hem de münafıktır o. Memo gibi zeUl kUar ve hapse atar.XLIV MEMO'NUN ZİNDANDAKİ DURU1M1 Feleğin sevgisi ezelden beri yoktur. Yükselmeyi kendisi için açıkça istiyor. Feleğin kini ezelî ve ebedîdir.

O sofu halvet hücresine ulaşmca. (2) Kâh âşıklar gibi gönül arzusuyla. Crözyaşlanmın seli tatlı su arkına döndü. 22 . Sabır gönUeğini sen param. Her an ağlamaklı bir sesle. beni sorsan? Leylâ sensin. Birlik mertebesi herhalde ermişlerin bir mertebesidir.parça ettin.MEMO ZÎN 337 Ağlamaklı bir halde öyle bir çukura attUar ki. (1) Memo oturdu orada âbidler gibi. işte sana kanlı gözyaşlanm. Ey şeker dudaklı. Ejderha ağzı gibi iğrençti. O yer kendisine oldu Nehşeb ırmağı O ay bir gecelik hilâle döndü. Şeyhliği birlik mertebesine erişti. ben sana Mecnun. Gülrengi istersen. ölüleri sorguya çeken iki meleğin adıdır. Kâh âbidler gibi umutla. Günde yüzlerce defa dertü gönlümün. Çünkü Peygamberin ağzmdan. Fakat ben yalnız bugün müslümamm. Zindan ona oldu çile yeri. Ne olur bazı bazı Züleyha gibi. sen de benim Şirin'imsin. ya F. Mezar gibi dar ve karanlıktı. : da «"Vahdeti vücut» denilen felsefedir. Ferhad benim. Nekir ve Münker gibi korkunçtu. Gerçi dünya bana zindan olmuş. Şöylece Zin'e seslenirdi o: «Ey kalpteki yakıcı ateş! Sen bugün gönül Mısır'ında padişahsm. Şu haber doğru olarak rivayet edilmiş ki: (1) (2) Nekir ve Münker.

(2) Gözlerine karşı ahdim şudur ki: Canımda bir ramak kalmcaya kadar. Arapça yazılışı şöyledir: burada maksat kaştır. Fakat o kadar da sersemlikten memntmum ben. Müminlerin belâlarmm yeridir. Ama bana verdiği bu ceza da yerindedir. O kadar da senden ümitliyim ben. Gerçi çok fazla sersemim ben. Gerçi o Bekir'in sözüne kulak verdi. Çünkü sen Şahsm. Her iki «nûn» a jüz kerre yemin ederim ki. Gerçi Bey bana hışım etti. Yüzünün güneşiyle andımı pekiştiririm ki. Kırk kerre senin zülfün ve beninin. Ben sana emsal ve kavuşmana lâyık değildim. Örgülerinin secdegâhıyla andımı büyütürüm ki.MEMO ZÎN 339 Dünya gâvurlarm cennetidir. Ama bu hışmı sebepsiz yere etmedi bana. _ (1) (2) . Simanın mehtabıyla andımı pekiştiririm ki. Senin cemalin güneş. ben ise dilenciydim. Yüz sene de beni hapsetsen. On kerre senin bojnm ve boşunun hakkı için. Hiç kavuşmaktan ümidimi keser nUjim ben? Nur suresine andiçerim ki. Bu kadar lâtif ve nazeninsin.erkek münasebetleri hakkındadır. Cananım! Sen benim canımda saklısm. Kaşlarmm kıblegâhıyla andımı tekid ederim ki. Nûn «N» harfi demektir. (1) YazUmış kitap olan yanağma andiçerim ki. Nur suresi kadın .hakkı için. Ne kadar hicrandan ıstırap çekiyorsam. alnın mehtaptır.

Ben âbidim ve manastırda otururum. Kalbindeki zan. «Siz ölmeden önce» sözü gereğince. Bu çukur gerçi fazlasıyla derindir. Hatta kırk günü bile dolmadan. kalp ve can birbirleriyle temizlendiler. Gönül gam deryasmda boğulsa da. topraktanım. ölmüş gibi bir duruma girsin. (1) Bu ve bundan önceki rnısra' bir hadise işarettir. Ruh ajması parlatUdı. sen de mehtapsm. adalettir. zulüm değildir. Pervanejim ben.MEMO ZÎN 341 Ben ise dikenim. yırtUsa da. aşk ateşinin özelliğidir. (1) Nefsin temizliği mükemmel oldu. dıştan da yanmışımdır. Ten keten gibidir. daha ölmeden nefsiniz yokmuş gibi. Kalbin parlatılması hasU oldu. tenimi ateşe vermişimdir. İçten de. Gönül rUIüferdir. Bu. Bu benim hakkımdır. sen de güneşsin. Henüz bir senesi bile dolmadan. . Bu kadar zajnf ve gönlü korkağım. Nefis. Hadis şöyledir: «Siz ölmeden önce ölünüz». zelilim. Ten çürüse de. O âbidin haUndeki değişikUk.» Hulâsa: «Ölün» mertebesi hasıl oldu. Fakat adaletten de uzak değildir. Memo da nefsini öyle öldürdü ve hadisin emrettiği merte¬ beye ulaştı. Zin'in jüzünün nurunu arıyorum. Yani nefsinizi öyle islâh edi¬ niz ki. inanca dönüştü.

Bu ağaçlar. O çukur kendisi için dürbün olmuştu. mejrveler ve insanlar. HayâUyle her nejin yanmdan geçtiyse o. Gerçek aşk yavrusunun ojom yeri oldu. öylesine mânayla değişti ki. Her neye gönülden baktıysa o. ' Her birinden ona bir inanç görünürdü. Gönlünün aynası öylesine parladı ki. Baştan başa ona göründüler. Her biri ona bir Zin görünürdü. . bitkiler ve haj/T^anlar. Bütün bu yaratıklar ve Allahtan başka herşey. Şekil. Mecazî arzunun yeri olan o heykel. Sırlar önünde çözülmeye başladılar.MEMO ZÎN 34» Nurlar kalbine görünmeye başladUar. Sanki kendisi rasatta oturmuştu. Bu maderUer.

(1) <1) Şair kendi yüzünün rengini kastediyor. sükûnetsiz. Sabırsız. O tel zaferana döndü. salonlar ve köşkler. Memo henüz zindana girmeden önce. Sanki vücudu bir kU teUydi. Canı hiçbir uyku ve dinlenme görmezdi. . Hânî'ıUn yüzünün rengi gibi oldu. Sanki kendisi için hepsi haramdı. Öylesine zajnflamıştı ve incelmişti ki. Onun da kavuşmaya ümidi kalmadı. hapis ve zindan oldular. Ka-vuşmaktan ümidirü kesmeınişti. Memo çukura düşünce. Kendisine hisar. Vücudu hiçbir güç ve takat bulamazdı. Gezi yerleri.XLV ZİN ÜMİTSİZLİĞE DÜŞÜYOR VE FELEĞE SİTEM EDİYOR Hicran derdiyle üzgün olan Zin. Ne kadar jiyecek ve içecekler varsa. kararsız ve temkinsizdi.

Önce bana öylece gösterdin onu. Gönlündeki zehiri dök. Bana bir Memo'jru da çok gördün üsteUk sen.» Bazan da zavaUı Memo'ya yanardı: «Ey Yusuf gibi günahsız olan tutuklu î . muratsız ve jmvasız. Onunla gönlümü yaktm ve yaraladm sen. «Yarab» zikrinden boş kalmazdı. Senin bana karşı bu kinin nedir acaba? Bir defa benim için bir devir yapmadm sen. Memo'nun yüzünde de bir ışık çUcardm sen. Onunla Memo'nun gönlünü yaktm. Beni de bu 'viran evde bıraktm. Yusuf'suz. Yakup gibi üzgün ve iniltiyle. Yusuf gibi güzel Memo'mu çukura gönderdin. Canımm ve gönlümün sabrını talan ettin sen. Âlem tamamen sevinçli ve neşeUyken. BerUm yüzümde bir nur peydah ettin. Derdini söyle bana. seherden akşama kadar. Sonra neden benden sakladm onu? AyrUık ateşiyle beni yaktm sen. hunhar zaUm! Benim sana karşı bir kastım. Bfer an dönen çarka şöyle seslenirdi: «Ey amansız. bir garazım yoktur. Acaba benden ne fayda gördün sen? Bana yakışıklı bir delikanlı gösterdin. Ben Züleyha gibi kaldun. Kavuşmak hasretiyle beni öldürdün sen.MEMO ZÎN U7 Akşamdan sehere. Yalnız bana ve Memo'ya matem verdin sen.

Memo'jm görün. Sadece iki gözümden kan yağıyor. Her zaman senin hasretinin derdinden. yoksa dargın mı? Bakalım bahçesinde bahar mı var. Ey gönül ! Sen kendisini selâmlajmnca. Berüm takatli olduğumu sanmıyasm. Ey gönlümün kıblesi! Gönlümüzün muradına andiçe¬ rim ki.49 Benim rahat olduğumu düşünmiyesin. Çabuk haberini geri getir bana. Ak günlerde ve karanlık gecelerde. Fakat biriniz bana haberini getirin. yoksa güz mü? Bakalım kırmızı gül gibi güzel renkU ve lâtif rrUdir? Yoksa bülbül gibi perişan ve zayıf mıdır? Salon bize nUhnet evi olmuş. Ey canımm kâbeşi! AUahm kâbesine andiçerim ki. İçimin gıdası da kan içmektir. İşte budur benim halim gece ve gündüz. Yüz «ah». ey aydm gönüllü! Benim zindanlım! Oturma arkadaşın kim senin? Benim sevdalım! Yakm dostun kim senin? Ey gönül ! Benim kalbimden çık sen. ikiyüz inilti ve figan. Ey can! Sen de gönül için onunla birlikte git. . Vallahi. Her iki gözün işi uyanık kalmaktır. Allaha yemin ederim ki. Zindan da bize cennet bahçesi olmuş. Yoktur benim için uyku ve yemek. Her an senin ajo-ıhğmm derdinden. Bakalun hali nedir o tutuklunun? HayaUne ne koymuş o gönlü efkârlı? Bakalım bize barışık mıdır.MEMO ZÎN 3. Zamansız olarak geliyor canımm ve gönlümün içinden. Senin halin nedir. İkiniz gidin.

Ömrüm bir ramak da olsa. prangayla. Derman etseydim o yaralıja. Senede bir gün bana görünseydi. . bana da hışun etseydi Memo gibi zincirle. Bir defa görseydim o tutuklujm.MEMO ZÎN 351 Keşke Bey. Gerçekten ölüm bana hak olurdu. Beıü de o çukura gönderseydi.

: 23 . Düzenli ve nizamlı olarak. Şu şekilde birleştirdi. Aşktan bir işaret almış olan herkese. bağladı ve şiraze eyledi: Dedi ki: Nazlı olarak büjütülen Zin ile Memo'ya. Hepsi derüerle hastalıklı oldular. O ateş öylesine bir etki yapti ki. O dertler öylesine bir ateş deryasına döndiUer ki. Mecazî ciIÜerin cUtçisi. Dertlerin kapısı bu şekilde açUdığı zaman. Özellikle onlarm eski dert ortaklan. Ve arkadaşları olan Sıti ve Tacdin'e.XLVI TACDÎN VE KARDEŞLERİ MEMO'NUN KURTAIÎILMASI İÇİN KONUŞUYORLAR Aşk kitabmm bölümlerirUn. O dcKt öylesine serkeş oldu ki. F. Tamamiyle perdelerden çıktUar.

Memo'nun suç ve günahlarmı affettireUm. Gerçi onlar buıUardan ajmydUar. Bileklikleri takalım. . miğferleri başımıza koyalım.. Gönlünün maksadı şuydu: «Kalkıp hışımla Bejin huzuruna çrkalım. En ijisi şudur ki. hiç konuşmayalım. Bey sizin için kardeşi serbest bıraksın. nuzraklan ojmatahm. Yahut bu başı ve malı o yolda feda edelim. Artık konuşmak da gelmiyordu gönüllerinden. Ya bir hamlede Memo'muzu bıraktırırız. Bu şekilde Memo'yu Beyden istiyelim. Asla bu işi düşünmejin siz. Her an kardeşleriyle kavgahydı. Savaşsız. hazırlıklı olarak. Gürzleri sallayalım. GörUümüzün derdirU derman etmiş olur. Biz kaldık ve yarm savaş meydanı. yarm bineUm. Yine de o dertie mübtelâydUar. mücadelesiz ve şahlamşsız. Yok eğer inat üzerinde İsrar ederse.MEMO ZÎN 359 Derüer yeıUden onlara baş gösterdiler. Sıti'nin derdi Zin'in hayaUydi. Biz de öyle bir savaş yapacağız ki. Her üçümüz de silâhlı. Tacdin ise Memo'nun derdinden deUye döndü. Yahut da hepimiz erkekçe başımızı veririz. Bu savaş divanla olmaz. Bir defa gideUm Memo'joı rica edelim.. Kusurlu olarak Memo'jnı istiyelim. Eğer Bey bu şekilde Memo'jnı bırakırsa. Yüzlükleri ve zırhları üstümüze giyeüm.» Arif şöyle dedi: «Ey Zaloğlu Rüstem! Bu iş bence imkânsızdır.

Gül rengi gömleklerini üzerlerinde yırtsınlar. Şeker gülüşlü dilberler seyretmeye gelsinler. kimi dua etsin. Kimisi gülsün. Dilberler köşklerden sejnretsirUer. kimi övsün. Eğer Bey Bekir için taassup gösterir de. Dürdaneler mücevher kutularından çıksmlar.' beyzadeler! Kimisi ağlasm. Her an desin o perizadeler.» Tacdin kardeşinin sözlerine kulak verdi. Taneler gibi kelleleri öğüteUm. Her an nazeninlerden işiteUm. Savaşa başhyacağımız zaman. Sağlamca görUünde yerleştirdi. Eünize sağlık gençler. îjiUğin düşmanlığı baştan başa olur. Her bir kapmm önünde bir kurt durursa. Kalkıp bize galip gelmek isterse. SevgiUler darbelerimizi seyretsinler.MEMO ZÎN 357 Baştan gideUm Bekir'i parçahyalım. Şehzadeler pencerelerden baksmlar. Yüzlerce övgü. Botan'ı raksa ve halaya kaldıralım. binlerce aferin. . Ecel değirmerUrU öylesine döndüreUm ki. O iki yüzlüyü kapmm önünden atalun.

(2) Siyah atı tavlada sakladı.KILMASINI İSTİYOR Sabahlejin sabahm şehsuvarı. O (1) (2) (3) Sabahın şehsuvarı güneştir. . raksederek kapıya çektiler. Arap soyiu atı ve çıplak rahvanı.xLvn TACDİN BEYE HABER GÖNDERİP MEMO'NUN BII^A. Ateşten olan gürzünü çıkardı. Dünyaja heybetinden sararttı. alacahdan Siyah attan maksat gecedir. (3) Boz atı kendisi için yeniden eğerledi. San renk saçan kUıcmı da çekince. zaman Tacdin ve kardeşleri taraftarlarmdan. Dağlarm kUıçIarmı ve kemerlerini paramparça etti. maksat da gecedir. (1) Boz atı alacalmm yerine çekince. Oynayarak. Can ve gönülden helâlUk istediler. Boz attan maksat gündüz.

Biz dört kardeşiz dört duvar gibi. Onun mutluluğunun köşeleriyiz dördümüz. Sen padişahlara hükmetme. Ama bugün gözünde ışık yoktur. Derdimizi ona dökeUm.MEMO ZÎN 361 Aniden kUıç ve mızraklarını çıkardUar. Gerçi BejinUz ileriji görüyor. Meydanı tozla inlettiler. Dördümüz de omm hizmetine olmuştuk âşık. Memo sahipsiz olarak zindanda kalmış? Düşmanlarımız bize sevirUyorlar. Tajin etti ve Bejin huzuruna gönderdi. Biz dört kardeş vardık ona sadık. aşk ise padişahtır. Tacdin yakmlarmdan bir yaşlıjn. Ya bizim için ijisini yapsm. Onun iradesi ise sopa gibidir. ağalar! îleriji görenler hizmetçilerini öldürmezler. Dedi ki: Git söyle «Beyler. Suçsuz kimselere de zulmetme. dostlanmız üzgün. ellerinde gürzler. HaUc arasmda kalmadı jüzümüz. Çeko'nun ve Tacdin'in ölümü farz oldu artık. İnsafa sığar mı ki bir seneden fazla. Memo'nun gönlünün derdini deva etmesini diliyoruz. Heybetleriyle düşmanlarmı uyardılar. Artık nakledip Şam'a gideriz biz. Fakat âşıktır. Gerçi Memo fazlasıyla günahkârdır. Biz Memo'yu bırakmasını rica ediyoruz. Ki biz ona birkaç söz söyüyeUm. Sanki düşmanlarm mezarmı kazıyorlardı. Yahut da bize Bekir'i yoUasm.» . Dördümüzün de başı top gibidir.

(1) Durumun kendisi için kötü olacağım arUadı.XLvra BEKİR KORKUYOR VE YENİ BİR OYUNA BAŞ VURUYOR Elçi sözlerin hepsini nakledince. (1) Kıskanç adam Bekir'dir. Bir defa fesat ateşini söndür sen. Tacdin senden çekinmemektedir. Kıskanç adam durumdan haberdar oldu. Beyim! Ben demedim mi baştan. . ya da beni öldür. Nikahladık biz onları ve Tacdin'e verdik. Yoksa onlar sana hasım ve düşman olurlar. En iyisi odur ki hiç konuşmayasm. Tacdin'i ve kardeşlerini incitme diye? Onlara Zin'i ver. o zaman aman ve mehil vermeyesin. Sakm ha. De ki: «Biz Memo ve Zin'i feda ettik. Sonra fırsat geUnce yeniden yak. Dedi ki: «Memo için af isabetU olur. Sen bu inadını açığa vurma.

. kâh açUtça diye. Çünkü zorla ve vurmakla çözülmezler. Gizlemek. Bunun içindir ki hükümdarlara iki fincan gerekir. YaıU gece. Biri kötü adamlara mahsus. biri de iji adamlara. Mısır kUıcmı kendisi için öyle keskinleştirdi ki. bihnezükten gelmek ve tahammül ister. gündüz. bazUarı da karanlıktır. Biri düşmanlarmm camnı çıkarsm. Allah onları bizim için örnek yapmıştır. bazılarını gizUyeüm. KUıcm halkası. Biz de geceleri ve gündüzleri. sabah ve akşamlardır. Öğütleri. kmı ve torbası haUne getirdi. İlâcı nedir? Öldürücü bir zehir.MEMO ZlN 365 Karşısma çıkamıyacağm hasmm. Bir kısmmı kaldırahm.» O dinsiz. kUıcı o kadar biledi ki. Bazı işler vardır ki öfkeyle halledilmezler. Zamanm vakıfları renk renktirler. aldatmacaları ve yalanları. Hepsini nakışlar gibi kıhca bağladı. bir kısmmı yok edeUm diye. O kadar şenî şeyleri süsledi ki. En İJİSİ odur ki idare edeUm. Bazı kimseleri çikaralun. Öfkeni açığa Vurma sen. BazUan aydmlıktır.. Kâh gizli geleUm. Öbürü ölüleri yerüden diriltsin. Biri kendisi için hastalan ijileştirsin. Onlar için ustalık ve düşünmek ister. yanlış sözleri. Öbürü de kendisi için sağlan hastalandırsm. .

. Bütün farzları da kaçırsam ben. Onun hatırı olmaksızm bana haramdır. Tacdin'i elimden nasü ucuz kaçıruım? Benim saltanatım. kahramandır. GöıUü öfkeyle yanmış olan Bey. Öylesine sakladı ki kimse anlamadı. Key'in Rüstem'idir. Bu namım. şevketim onunladır. Ona de ki: Ben görUümden Memo ve Zin'i. Bejin yanmdan gidince. Bekir'in kendisine söylediklerine İnandı ve elçi adama dedi ki: «Ey ihtiyar ! Yanlış düşünme sen. O.MEMO ZÎN 367 O kılıcı da başucuna koydu. Savaşa hazırlanmış arslairUar öyle yumuşadUar ki. o da ejderhadır. İkisini kan -koca olarak Tacdin'e verdim. nişanım ve makamım. Sen istedin mi ki ben bahşetmedim? Tacdin ile Çeko aziz ve nazhdırlar. Ben hazineyim. Elçi. Sözlerin hepsini onlara arUatmca. Dedüer «Devri ve devleti dâim olsun onun». Bu şöhretim ve şanım hep ondandır. Ona de ki: Sen sebepsiz yere benden kaçıyorsun. Onlar nasü isterse hep öyle olacaktır».

(1) Onlardan meşaleji gizlejince. mangalı koyup. (3) Beji üzgün gördüğü zaman. Dedi ki: «Gam yeme ey devletin çırası! Eğer ömür bana mehil verirse. Bekir'i kastediyor. F. Onlardır inada sebep olan. O kara yüzlü mel'un kâbus. (2) Yani sarı çırayı söndürüp. Sanki matem elbisesine bürünmüştü. : 24 . BEYE YOL GÖSTERİYOR Akşamlejin gök. Siyah elbiseji gijince. (1) (2) (3) Mangaldan maksat yıldızlardır. Ben Memo'yu bir tedbirle öldüreceğim. Eğer Bey bana izin verirse.XLIX BEKİR. Her zaman se'vinçU ve neş'eU olan Bey. Onlarm ikisidir fesadı uyandıran. Zin'i ve Memo'joı kalbinden at. Bu dertleri ve elenU eğer istemiyorsan. Meşaleden maksat güneştir.

.: Bazı beyler vardır ki akUlı ve azizdirler. Keşmekeş ve çatışma da ortadan kalkacaktır. Beyim! Sen git Zin'e de ki: Memo aşk ateşiyle yanmıştır. Halkı ve insanları haberdar etme. Pervanedir o maksadı ateştir. Zin'e baktığı zaman. Memo eğer bu şekilde yok olursa. Ona de ki: Git Memo'joı çıkar. Ben onu sana verdim. göz bebekleri de beyaz. Gözleri karadır. kendine al getir. Sağ kalacağma inanma.MEMO ZÎN 371 Tacdin'i ve kardeşlerini bir zehir şerbetiyle. sen hayat sujoısun. «Bu ijidir ya da kötüdür» demezler. Kolayca başarUacak olan işten. Fakat saf kalplidir ve işleri ayırdedemezler. İnanırlar doğruya eğri olarak. kulakları kalplerine bağlı değildir. Onlarm kalbi kulaklarıdır. Garaz sahiplerinin onlara söyledikleri sözlere. Onu gördüğü an derhal. Memo ölüdür. sen ebedî hayatsm. Sözün menşe'ine gönül vermezler. Muhakkak ki yaşıyamıyacaktır. «Bu doğrudur ya da yanlıştır» demezler. Memo susuzdur. Bir zaman kahredebilirsin sen. Onlar sadece ahmaklıklarmdan ve eksikUklerinden. Ben biUyorum ki Memo çok perişandır.

Zamanm bu beyliği ve kâhyalığı. düşüncesizdirler. Kırk kerre birisini denerler. tahammülsüzdürler. Devlet adamı ve zeki olan Beyler.MEMO ZÎN 37Î Kısa görüşlü. soylu. . (1) Nasıl mutlak vezir olursun? (1) Yani herşeyi kabul edip «Evet efendim» demedikçe. Bu kimselere bırakırlar işleri. Ta ki imtihan etmeyinceye kadar. Çoğunluk akıUanyla mağrur olur onlar. Şefkat ve siyaset sahibi olan Beyler. Onlar herkesi beslemezler. Onlar da devlete kusur sokarlar. Kötü. akılsız ve kötü huylu kimseleri. Çoğunluk danışmaktan uzak kalır orUar. İkisi birbiri gibi ojmarlar. Kötü isimli kimseler onlara vezir ve öncü olur. Bedhah. Çabuk öfkelenirler. cimri ve kötü lüyetU kimseleri. İkisi de boş ve birbirinden seçilmezler Sen «Elhak» demedikçe. Getirip kendilerine arkadaş ve kUavuz yaparlar. Sonra onu kendilerine yakm yaparlar. Dünyadaki bu beyUk ve vezirUk.

O hapis hayatını bir sene uzattım. haksızhğı da o yaptı. Bunun içindir ki ben onu hışurUa zindana gönderdim. Benim ona yaptığım haksızlık ve zulümdür. Şöylece bize nakletti macera ja: Bey istişareyle ve kararla. Harem sarayına gittiği zaman. Dedi ki: «Memo'nun kalbiıU kırdığımız yeter. Ve perdeyi sırrm üzerinden kaldırdı. Biz bir akıllıdan tedbiri öğrendik. Zin'i çağmıp yanma oturttu.BEY ZİN'E MEMO'YU GÖRMESİ İÇİN İZİN VERİYOR VE ZlN BAYILIYOR İşin içjüzünü bilen akıllı ihtiyar. Sersem. . Ben ona boşuna eziyet ettim. Divane kimseler zincirle tedavi olurlar diye. Senin aşkm onun akimi kaçırmıştı. O zulmü sen ettin. deli ve tutkun olmuştu.

sen ebedî ruhsun. O ölüdür. Günah olmayan özürle mazurdur.MEMO ZÎN 37> Bunun sebebi aşkm kemale ermesini sağlamaktı. Şüphesiz Memo gerçek âşıktır. Elbette cezasmı görecektir. Bir akrep gibi kalbini soktu. O sürmeji gözüne sen çektin. Ona sitem edecek kimse. O susuzdur. kendisiyle konuş. Yine git sen. SerUn sevgindir onu yaralıyan. Siz ikiniz kemal derecesindesirUz. sen ise Fırat pmarısm. O seni görmeden kalbi ağrımadı. Onun kalbine isabet eden oku sen 'vurdun. Kavuşmaya lâyık ve makbulsünüz. Senin.» Kalbi aşk dolu olan o örtiUü hatun. sen ise hayat pmansm. . O padişahm emriyle memurdur. Ve zavallıya iki cadı gibi saldırttıysan. Onun gönlünün ve ruhunun önüne kurduğun tuzak oldu^ Sen nasıl iki ahuyu çUcardıysan. Zincirlerini çöz. ellerine ve ayaklarma bağladığm ziUüf . O sersemlik ilâcmı da ona sen verdin. Ey açUmamış kırmızı gonca giU! Kırıver kafesi. Kavuşmanm aşkınızı iptal etmemesini sağlamaktı. Şimdi ise canü gönülden. Senin. Kalbimiz onu tasdik ediyor. bojmuna geçirdiğin halka. sen ruh veren susun. Aşkmızm derecesirU öğrendim. kendin için bırak onu. çıkıversin bülbiU. O susamıştır. O hastadır. Senin güzelliğindir onu tutkun yapan. Utanma perdesiyle zaptedilmişti.

Ev halkı hep yanlarmda toplandUar. Gözlerinde şefkat gözyaşlan topladı.. ve gönülden kan dalgası Fışkmdı Fırat ve Ceyhun misâU. O şekilde ağlamanm kajmamasmı savmak istedi. âdil Husrev! Haksız yere rUye onun katiU oldun sen? . Hemen şefkat kebabmm tütsüsünden. Ciğerinde ikijüz yara bulunan Zin.MEMO ZÎN . Taşarak kaynadı ve perdeji jorttı Perdeyi yırttı. O kadar kardeşi Zin'Ie beraber ağladı ki.. Aşkm kaynamasıyla dalgalanan bir deıUz. Ağzmdan ve burnundan kan f ışkırdı. öhneji diledi. Hepsi Beyin el ve eteklerine kapandUar. O gam deryası kaynadı ve taştı. Rüzgâr aradan duvan kaçırınca. Sabaha kadar ikisi o halvette öyle kaldUar. Merhamet dalgalan kajmadı. Zin kırmızı giU gibi kalbinin kanma boğulmuştu. Sanki bin meşe ağacı birden sallandı. Dediler ki: «Ey hakşinas. Bey garazla Zin'e güldü.379 Kardeşi o perdeji kaldırıp atmca. Bey üzerinde ağlıyordu bir biUbiU misâU. Aniden onunla ağlaması geldi. Utanmak perdesiyle korunuyordu. Ölüm haUne girdi. Sanki şaraptı ve şişenin içinden dökiUdü. İki deniz arasmdaki utanma berzahı kalmadı.

» (1) Harem halkı Zin'in üzerine koştular. O. masum ve nazik bederUni. tJzerine gözyaşlan döktüler demek İstiyor. Sanki ölmüştü de yeniden dirildi. Dedi ki Beye: «Ey mutluluğumun sebebi! Benim düğünümde üzgün olma sakm. (1) (2) Tuba cennet ağacının adıdır. Kalkıp dört tarafa baktı. ölümünü kendisi için fırsat buldu. yakm ve uzak herkes. Feryadlar göklere jükseldi. Mercana çevirmek sana yakışmazdı. Zin'in kulağına Memo'nun ölüm haberi girince. . ÂrUden biri dışarıdan geüp. Harem halkı. «Memo öldü ve canını verdi» dedi. (2) Hanü manlarda matem ve yas koptu. Lâtif. Benim ruhum onun ruhımda kayboldu. Kanal sularmı servinin üzerine döktüler. Şahım! Sen ruhuma izin verdin. Suçsuz yere ömürden mahrum etmemeUydin. Gördü ki Bey yağmur gibi gözyaşları döküyor.MEMO ZÎN 881 Zin masunduk bahçesirUn giU fidanıydı. Zin iffet bahçesinin servi fidanıydı Sedef kutunun içindeki pâk inciydi. O baygmdır.» Bey dedi ki: «Yanlış hayaller kurmajan. Bu şekilde yerlere sürüp kanlara bulamamahydm. ben onu öldürmüş değilim. Ben Zin'i nasU bile bile öldürürüm? O Harem cennetinde Tuba ağacıdır. Suçsuz yere canını bedeninden ayırmamahydm. Mateme girmişler tamamiyle. Berüm ruhum gidip Memo'nun ruhuna ka'vuştu.

şerefi ve senin rızanı korumak için. Lâmekânlarda seyredecekler. Bizim şahitlerimiz büjiik meleklerdir. O da Memo gibi üzgün ve tutuklu kaldı. Benim güçsüz ruhum jürüyüp gitti. tehlikelerin denizinde. Kâh ebedî kalmak smırma gittiler.MEMO ZÎN 383 Senin ağzmdan ikrar çıkmadıkça. çünkü Senin iznirU bekliyordu. O. O zerreler güneşe kavuştular. sıfatlarm deryasmda. Birbirine emin oldukları zaman. Bir an durdular ve dinlendUer. O güzelUk meşalesi ve ışığı. . Memo'nun ruhundan da ona bir ışık kavuştu. Şahım! Sen ten memleketinde sala verdiğin zaman. Can tenden çıkıp gidince. O zerreler. Mekânları kabul etmeyenler. Hulâsa ka'vuştuktan sonra. OıUar fani sarayları terkettiler. Ruhum ten hapishanesinde tutuklu kalmıştı. Hulâsa toprağm merkezinden. Siz bu yolculuğu yanlış okumayın. onun için kalmıştı. Onlar ebedî cihana gittiler. bugüne kadar gitmemişti. O damlalar. Namusu. Ruhum derhal vücudumdan çıktı. Benim takatsiz vücudum ağırlaştı. Ruhum! Sen göniUden rıza verdiğin zaman. Canan onu gördü ve can cana kavuştu. Kâh yok olmak sahiUne geldiler.

Biz bu ruhu vücudumuzdan sattık ve ajnrdık. candır. Siz bunu benim hünerim kabıU etmejin. (1) Onun ruhu hak nunmdan ışık aldı. Beni bu perdeden dışarı çıkardı. Allaha yaklaşmanın lâyıkı oldu. F. Fakat jüksek himmetii bir padişahtır o. O padişahça jükselmenin lâyıkı oldu. Gerçi sizin yanınızda adı Memo'dur onun. Bu haber benim için garip değildir. Ruhtur. Onlar zata doğru yola çıkmca. ben ise kuru bir etim. Musa'nın Tannyla konuştuğu vadi. Beni alıp Turi Sina'ya götürdü. (1) Hz. Asla birbirinden ajnnlmadan ve başkalaşmadan. Bana gösterdi oraja ve berU de kendisiyle gördü. : 25 . Candan Müridi bulunduğum şeyh. Zat sayesinde ebedî zerreler oldular.MEMO ZÎN 385 Asla birleşmeden ve ajrrUmadan. Ben bu yolculuğu ruhumla yaptığım zaman. Onun kalbidir Mukaddes vadi. Gerçi o ruhuma görünüşte «Kop» dedi. Arkasmdan da derhal «Dön» dedi. Bu zerreyi güneşe ulaştırdı.

Sizler de beni yolcu edesiıüz diye. Has eeımetle mutlu olayım. Yine döneyim yanmızdan raksederek. Gfeldim ki sizinle vedalaşajnm.» .MEMO ZÎN 387 Geldim ki sizlerden helâllik alayun. Yargıcm huzuruna helâllik almış olarak çıkayım.

Gamlar benim olsun. Ben kendi hisseme kanaat getirdim. Şahım! Benimle ihtilâfa düşme. Saz mecUsini tertip eyle. Oturup vasiyetini Beye Şu şekilde anlattı ve ikrar etti: «Ey ruhlann ve gönüllerin padişahı! Kızkardeşin sana feda ve kurban olsun. Bunca mertebeler ve makamlar gösterince. . Eğlence ve sevinci biraraya getir. merhamet serUn. Ben Memo'yu kendime seçtiğim gün. Altm tacmı jüzünün üzerine eğ.LI ZİN'İN BEYE VASİYETİ Zin onlara bu kerametleri gösterince. Memo beıUm olsun. Bütün gamlan da kendime seçtim. Gamlar bana teslim oldular. saltanat senin. Senden rica ediyorum olmayasm üzgün. Otur sen tahta Husrev gibi. Gam iUkesinde zafere ulaştım ben. Sana kurban olsun günde ikijüz Zin.

MecUs onlarla yaldızlansm. RuhanîUğinüz de kâmil olmuştur. Gerçi vücudumuz çukura gidecek. İhtiyarları. Bu çağrıya gelsin fakirler. . Söyle Botan halkı binsinler. Hep rakısla ve halayla sallansmlar. Şeker gülüşlüler başıma toplansmlar. Gelinler gibi süslensinler jine. SevinçU olmanm. Askerlere emir ver hazırlansınlar. kocakarUan yeniden dirilt. Serpmek için para tabaklarmı çoğalt. Hazırla şerbetier ve yiyeceklerle. Buhur. Tenbih et. Çünkü ben ve Memo melekler gibijiz. Bu çeşitler haddinden fazla olsunlar. Gelin ve güveyi de cennetlik olacaklardır. Buhur çeşiüeri de çokça olacaktır. Ama ruhlarımız bir birine kavuşacak. Azad eyle cariyeleri kölelerle. Eğlencenin ve mutluluğun vasıtalarmı. Güzel kokulan birbirine kat. Kutlama yeniden düzenlensin. Bizim haj^anhğımız zail olmuştur. Gülsuyu. Bu nimet çeşitleri çokça olsunlar. Sıti'ji Tacdin'e verdiğin gün. Meleklerin davetU oldukları düğünde. safa sürmenin usûllerini.MEMO ZÎN 391 Pâk gönüUeri ve deUkanlUan sarhoş et. GüzelUğe ve güzel kokulara meyilUyiz. NasU şehirde törenler yaptırdıysan. Meleklerin dayetli olduklan düğünde. zübad ve ceylânlarm keselerindeki misk. Ferah verici şeyleri topla. ûd ve anber çeşitleri. dükkânlara ve çarşUara.

Usûlü öyle yerine getiresin ki. Nasıl Memo Tacdin'e sağdıç olduysa. Sen Sıti'ji yolcu ettiğin gün. Se'vinçU ve gülümser olasm. Parçalan altmdan olan bir sanduka Onun kapağı zemin renginden cilâlı olsun. O kadar ki birbirleriyle cirit oynasmlar. Sıti'rUn içinde oturduğu taht gibi. Sağdıç olsun o berüm Memo'na Se'vinç olsun o gamlarımla. Ne kadar sevinç yaptırdıysan.MEMO ZÎN 393 Bajrramlarda olduğu gibi başları ısmsm. AjTien o perinin oturduğu tahtaravan gibi. Tacdin'i de Memo'ya sağdıç yap. Halk ağlayarak demesin ki: «Sıti'nin düğünü ne güzel bir gündü! Zin ezelden beri ne karabahtiıydı!» Benim cenazemle birlikte Sıti gelsin. Sakm ikimizi. Çejizlerimi ve hazırlıklarımı lütfet. Onun halesi parlak ve cilâlı olsun. Bugün bizim için iki misü. . Altm nakışlı ve renkli bir tabut. Mezarlığa gideceğimiz zaman. geUn ve güveyi. Rica ediyorum dikkat edesin. Sazcıları ve sazları hazırla. Tacdin de Memo'nun cenazesiyle gelsin. Gözlerin önünde itibarsız yapmıyasın.

MEMO ZÎN 39. Mazlumları zalimlerden kurtarman. o anda utanç dujonayajnm. Hepsini benim niyetime sarf et. Ne kadar üzgün se'vindirirsen. Ne kadar tahta otmursan. Ne kadar jiyecek dağıtırsan. Ne kadar huzura ileri gelenleri ve halkı çağırırsan. Savaşta söyleyeceğin saz. Ne kadar maaş dağıtırsan. Her gün ne kadar asker çağırırsan. Hazinelere her ne koyarsan. O vakit. Öyle yap ki güvejirUn önünde iftihar edejim. Yük eşeğinin ulufesine varmcaya dek. Av köpeğinin jiyeceğine varmcaya dek.5 Ey karşılık beklemeden ijilik yapan! Ey maksadlan ve muraüan veren! Bir sene tamam geçinceye kadar. Ne kadar esir azad edersen Ne kadar hükümet iğlerinde konuşursan. Ne kadar yoksul zenginleştirirsen. Kendin için her ne harcarsan. Ne kadar çok ijiUk yaparsan. Ne kadar elbise dağıtırsan. Şahım! Sana vasiyetim olsun. HepsirU çeyiz defterine yaz. Zalimleri ortadan kaldıran ceza. Ne kadar hazine doldunırsan. Ne kadar kumaş biçersen. Düşmanları defeden hışım. Ne kadar tutuklu serbest bırakırsan. Muhaliflerden dökeceğin kan. Hakikati ve mecazı düşünme. . AUah için icra edeceğin adalet. Her gün gaza niyetiyle.

İnan sen. ya da kalksanız siz. Beni onunla perdesiz olarak gömdüresin. Senden uzak olsun mezarımız derindir. Sana kurban olajnm amacımız uzaktır. Bu kadar dikkatle söylüyorum ki. Eğer ölmüşse onu yerüden dirilt.» Zin vasiyetinin sonunu getirince. Mezarlığa kadar onunla olacağım. Ben öldüğüm zaman izin veresin.MEMO ZÎN 397 Gerçi ben çok uzattun. Sana ve Memo'ya pişman olmuşumdur. Beni ondan yana derbeder etnUyesin.» : . senin de başmı ağrıttım. Bu çok oldu. Benim ve Memo'nun hakkında ayıplamıyasm Yararlı Memo öldüğü zaman. Sen ve Memo bir birinizden ajn:Umıyacaksmız. Bey dedi ki: «Git sçn Memo'jm gör. Ben onun cenazesiyle geleceğim. doğru ve inanarak. Kalbine merhamet ve jmmuşakhk gelsin. Eğer ölseniz. Hemen derdinden kurtulunca. Beni de onun yanma gömsünler.

. Sıti ve yüz nedime. mücevherlere boğularak. Hapishanenin kapısmı açmca. Dadı. Zân biliyordu ki murada kavuşulmaz.LII ZİN MEMO'NUN YANINA GİDİYOR Zin bu sözleri işitince. İnci taneleri sedeflerden çıktı sanki. Aldılar onu merasim ve ahenkle. dadı. Kalktı. Güneş. Onlar halvet yerine ulaşmca. Bu sevgiyi. Yüz nedime. ErrrUş şeyhin has halvetine girmeksizin. Has halvetin sır mahrenü oldu. ay ve gezegen yUdızlar gibi. O Zühre bir zerre gibi raksederek. vefayı ve merhameti görünce. Sıti ve. Hep beraber burçlardan çıktUar sanki. baştan ayağa kadar süslenerek Bir güzelUk deryasma döndü.

Kalbinin kanı dışarıya aktı. Memo'yla birUkte tutuklu olanlar. öbürü ay gibiydi. Dadı ve Sıti biraz önde gittiler. Birbirine ışıklarım aksettirdikleri zaman. Bedeninin gül bahçesi öylece susuz kalmış. 26 . Biri güneş gibi. Dediler ki: «Gördük biz duvarın sathından. Zindanı bize gül bahçesi alanına çevirdiler. BaktUar ki sedef misâli kıyıda. O fukura. Memo da böylece kendinden geçti. Pahabiçilmez bir inci tanesi gibi olan canmı. O güneş ve ay birbirine kavuşunca. öbürü gümüş gibiydi. Onlar tutuklulara sordular. Biri altm gibi. EUnden çıkarmış bedava olarak. perişanmm halini.. Memo'nun başmdan da bir ışık çıktı. Memo'nun üzerine acajip bir şimşek vurdu. Derhal birbirinde kayboldular.MEMO ZÎN 401 Hepsi meşaleler ve fenerlerle gitmişlerdi. Göğsünün feneri öylece ışıksız kalmış. Birbirinden ışık aldıkları zaman.» Ey gönlünün güzü açUmamış kimse! Ruhun tecelUsini inkâr etmeyesin. O kadar aydm ve ışıklı oldular ki. Hunhar aşkm deryasmda boğulmuş olan Memo.

. Tutuklu Memo'nun halvet arkadaşlığı. O senin ruhundur. Hayli kendisiyle konuşup seslendiler. onunla ta¬ mamen birleşmesi ve AUahm da varlıkların içine girmesi. Değerli Memo'nun sohbet arkadaşlığı. Bunu da İslâmiyet kabul «tmemiştir. Aniden ölen o çıranın. Dediler ki: «Memo! Kalk Zin geldi.» Yari görmenin duru sujruna dudakları susamış Memo.MEMO ZÎN 403 Sakm bunun huIûI olduğunu düşünme. yalandan değil. Yar ve ağyarın üzerine gerilen bir perde oldu. Bu gö¬ rüşü İslâmiyet kabul etmemiştir. (1) Hulul : Bir vücudun diğer bir vücuda girmesi. O kadar kalp damarını çektiler ki O kadar gülsuyu jüzüne serptiler ki. Yarin adıyla kendine gelmedi. fakat eksiktir. Bir çeşit görmektir. (2) Tenasüh: Bir canlının ölümünden sonra. (1) Yahut tenasüh. Onun kalbi onların kalbini etkiledi. Dadı ve Sıti Memo'nun üzerine gittiler. Yahut zayıf ya da boş rivayet olduğunu sanmayasm SerUn gördüğün rüya işte bu mertebedir.. O mürşit onlara ijice baktı. Arkadaşlarmı da haberdar eyledi. Yalnız başmdan bir duman çıkıyordu. . Yine de vücudunda bir can sezm-ediler. gerçekten geldi. ruhunun başka bir canlıya girip tekrar dünyaya gelmesi. Başmdan kajmama dumanı tavana gidiyordu. ya da giriş ve çıkış olduğunu düşünme (2) Bunun masal olduğunu sanmayasm.

ib¬ rahim'in Kâbe karşısındaki yeridir. Maksat Zin'in yüzündeki bendir. ondan maksat da Zin'in önüdür. Kalktı tavaf niyetiyle. (3) Namaz yerinden maksat Zin'in önüdür. (1) CemalirUn önünden perdeji kaldırmca. İbadet için halvete girmiş Memo. (2) Zin Memo'ya şöyle seslendi açıkça: «Kalk.MEMO ZlN İOTy Sommda Zin geldi ve önünde durdu. (1) (2) . Kanaüan yandığı zaman. Hilâlden maksat kaşları. güneşten maksat da yüzüdür. Önce sadakatla o anda Zemzem suyuyla abdest tazeledi. O dolunay önündeki haleyi kaldırmca. O ışık göğüs kandilini doldurunca. O mumun başmdaki dumana isabet etti. Durdu namaz yeride ve Makamda (3) Alnmı Hacer-Esvede sürdü. Pervanenin kanatlan mum yağma değdi. (4) Hacer-Esved : Kâbenin duvanndaki kutsal taş. Hilâlla birUkte güneş göründü. Makam: Hz. Pervane dedi ki: «Sen iji bir rehbersin» Mum dedi ki: «Sen iji sevgilisin» Pervane dedi ki: «Sen yol göstericisin» Mum şöyle dedi: «Sen hayat bahşedersin» Haleden maksat yüzünün üzerindeki peçedir galiba. İçine üflediğim ceset!» O güzeUn ağzmdan çıkan sözün ışığı. O duman ışıktan ışıklandı. Birbirine birkaç söz söylediler. (4) Kâbenin etrafmda bir-iki tur tavaf eyledi.

Artık tasarrufları kalmayan o bağrı yanıklar.MEMO ZÎN 407 Pervane dedi ki: «Sen gönül aydmlaticısm» Mum şöyle dedi: «Sen göğsü yakarsın» Pervane dedi ki: «Sen çare bulursun» Mum şöyle dedi: «Sen gönüle teselU verirsin» Pervane dedi ki: «Sen padişahsm» Mum şöyle dedi: «Sen kıblegâhsm» Pervane dedi ki: «Sen AUahm hurisisin» Mum şöyle dedi: «Sen AUahm nurusun» Artık mükellef olmayan o susuz dudaklUar. Birbiriyle bu şekilde konuşurlardı. Birbirine sonsuz sevgilerini arzederlerdi. .

güneş sana bakıyor. Susuzsan eğer. Vamık'san eğer. . Bu şekilde divane olma. mahpuslar. Zin deUrmene sebep oldu. işte mum parladı. yanma bizzat Leylâ geldi. Pervaneysen eğer. Konuşmalarmdan duygulandUar. Şimdi Bey senin hakkmda merhamet sahibi oldu. Nilüfersen eğer. zindandakiler. işte sana Azra! Bülbülsen eğer sana gül hazırdır.LUI MEMO ÖLÜYOR Dadı. Sıti ve nedimeler. Kokularmdan mest oldular. üzerine geldi Lokman. Tutuklular. Bigâne ohna. sen akUlısm. Onlar Memo'ya dediler ki: «Ey ciğerhun! Bizler geldik ki deU olmayasm sen. Bey perişan olmana sebep oldu. işte hayat sujm. Hastaysan eğer. Zin de geldi. Ölüysen eğer. Mecnun'san eğer. üzerine îsa geldi. seninle konuştu.

Beyhude yere canmı satma.» Memo bu öğütieri işitince. Nasıl istediysen öyle geldi yanma. zayi etme. Yine akUIa kendini tanı. . Bu sihir ve hayal ojTmları. Bu mecazî beyUk ve vezirUk. O şekilde serU mutlu edecektir.MEMO ZÎN 411 Canmm ve gönlünün eUnde bulunduğu huri. Sana yönelmiş bahtm ve devletin. Onun gölgesi devlet kuşunun kanat gölgesidir. O hüner sahibi şöyle dedi: «Ben hiçbir bejin huzuruna gitmem. Kalkıp bizimle Bejin huzuruna gelesin. cömerttir. Ecel kadehini içinceye kadar.. Ben esirlerin kölesi olmam. Deülik zincirini at. IjiIik sahibidir. ya geUr veya gelmez. Huzuruna çıktığm zaman derhal. SerUn düğününü yapmaya kararlıdır. Biz kajnıt ve zincirlerini çözdük ki. Dünya farUdir. Hazırlamıştır elbiseleri ve yerleri. Her zaman sana murat olan Zin. Toplamıştır senin için dost ve ahbapları. Ömrünü ucuz satma. Seni muradma kavuşturacaktır. Canmı satan kimseji bulamazsm. Senin ondan görUünün isteği neyse.

Giremez oraya hiçbir huri ve cermet çocuğu. Ve eteği kırUmış olarak. O hikmet ve kudret sahibi bir beydir. Hâşâ ki bu f arU sarayda. Fakat âşıklarm cermeti ajnrıdır. Bizi görünmeyen âlemde evlendirdi. Beden fenerini yaldızlamıştır. Sonuçsuz ve ölüme mahkûmdur. Biz beyler bejinin huzuruna çıktik. Beyhude yere bu farU meskende. Şüphe götürmeyen emriyle bizi ebedüeştirdi. Hayvanlar gibi zina edelim biz. Ebedi Adin cennetine girmeden önce. Ve utanarak AUahm huzuruna gideUm. Allah bizim için hurileri ve cennet çocuklarmı. başı eğik ve merdût olarak. Okunu zülüfle ve benle göstermiştir. hükümdarlarm da hükümdarıdır. alnunız açıktır. Bizim düğünümüzle övünüyorlar.MEMO ZÎN 413 Hepsi boş ve farüdir. O padişah ki güzeUiğin ajmasmı yaratmıştır. Biz azizlik ve naz bahçesinin turfandalanjoz. değişmez ve zevalsizdir. Cennet bahçesinde süslemiştir. cennet bahçesinden daha jüksektir. Ölümü olan bey. AUahı görmenin yeridir. Ve onda bize görünmüştür. O. O fakirlerin de. Azledilmez. Günah ve töhmetleri de bağışlayan odur. bey değildir. Yüzlerce şükür ki bekâr ve bakireyiz. . Onlar göç etmemizi beküyorlar. Azlediîebilen bey esirdir. O beylerin ve padişahlarm şehinşahıdır.

MEMO ZÎN 415 BİZ onu diliyoruz Allahtan.» Memo son dileğini dileyince. Şahin gibi yer merkezirUn zincirinden. EUerirU toprak zincirinden çekti. Gönlünün kanatlarmı çırptı. sanki hiç yokmuş. Önünde kafes açUan kuş. . Derhal önünde kapı açUdı. Uçarak gidip AUaha kavuştu. öyle uçuverdi ki. Çünkü ondan başka hiçbir maksadımız yoktur.

Sanki deprem olmuştu. İleri gelerUer. Bize şöylece ağıtı verdi: Dedi ki: Can. Kadmlar. Tacdin ve Bekir tesadüfen. Şehirde hoşgönüUü bir tek fert kahnadı. ' 27 . Beyzadeler. ten hapishanesinden aynhnca. Bir yerde kar^UaştUar. Botan halkı büjüklerden küçüklere kadar. OrUar dert üstüne dert kattUar. figan ve ağlama. Şehirde feryad ve figan koptu. Hep birlikte Memo'nun üzerine koşuşuyorlardı.LIV MEMO'NUN YASI VE BEKİR'İN ÖLDÜRÜLÜŞÜ Haberdar olan mâtemzade. Hepsi sarhoş ve sersem oldular. Oldu velvele. çocuklar ve gelinler. kızlar. ekâbir ve büyükler. ölüm haberirUn geldiği yere koştular. deUkanlUar ve samimiler.

Çaresiz Beye haber götürdüler. O güzeU şehit olduğu yerden kaldırdıkları zaman.MEMO ZÎN 419 Tacdin dedi ki: «Ey âlemin fesadının sebebi! Ey insan şeklindeki şeji. Hâlâ da gözlerime görünüyorsun. Bekir gibi yere sermek isterdi. Memo hakkmda sakat konuştun. Tacdin başmdan tacı ve tomarı. Kardeşiıün hasretinden deUrdi âdeta. Şüphesiz ona kaatil olurdu o.an sıfatiı! Ey fitne ve fesatiarm kajmağı. . Her kinU görürse o ejderha. Sonra kardeşinin üzerine yetiştiği an. habis ibUs! Yetmez mi artık? Kıyameti kopardm başıma sen. Memo ölecek. Belâlı vücudunu canmdan ajordı. O çırada bir ışık görmedi. Hiç kimse onun karşısma çıkamazdı. Ta ki Memo'jTi eUmden çıkarmcaya kadar. Ey maksatlarm ve muratların engeU! Ey Memo ve Zin'in perdesini jmrtan! Ey yaranın üzerine dağlama çeken! Çok nedametU. Derhal onu yok etmek isterdi. Yine yer jüzünde dolaşacaksm ha?» Derhal Bekir'i yere serdi o. sen de sağ kalacaksm ha. Onlar cenazeyi kaldırdıklan zaman. Zavallı Memo'nun cesedinin üzerine fırlattı. Bunca münafıksın ve düşmansm. Bey geUp ayağma zincir bağladı.

meyveler. Figanları göklere yükseUrdi. OrUar ahenkle ağıt söylerken. Hepsi Memo için inüyorlardı. Aynen coşup taşan bir bulut gibiydi. cansızlar ve kuşlar. O kara gijrmişlerin siyah topluluğu. Zin kalktı o taptaze bojoıyla. perdeUler ve örtüIiUer.MEMO ZÎN 421 Onlara alâmet göründü. başlarmda fes. Ağıt söyUyenler. Evcil hajrvanlar. insanlar ve karıncalar. (1) Fes Kürt kadınlarının başlanna giydikleridir. Zinciri ve kemendi kırdı o. Zühre jüdızı gibi. Şehirde ne kadar insan varsa. Peçesiz. ağıt seslerine uyarak Cenazenin yanma gitti âdeta ojmayarak. Tedbirle bağlamış oldukları dev. Hatunlar. Saç örgülerini çözmüşler. Şehirde ne kadar meşhur varsa. Hepsi matem elbisesi içindeydi. Gece kuşu gibi inleyip söylerlerdi. Derhal koşarak naaşa atUdı. Üzerindeki bağı ve zinciri kopardı. Ejderha mağaradan dışan çıkmca. Halkm basma kıyamet koptu. Gtönül isteğiyle Memo için karalar giymişlerdi. Kale kapısmı ve perdeyi kaldırdı o. Her biri bir makamla sızlıyorlardı. vahşi hajrvanlar. Ağaçlar. ihtiyar kadm ve dadı. tülbentsiz ve başörtüsüz. Tabutu başmm üstüne koydu. (1) Baştan ayaklara kadar hepsi karalar giymiş. .

Sanki ilk bahar mevsirrUnde. Gül bahçelerine yağmur yağardı. Bu matemi ve bu karalar gijinmeji. kıyamete kadar. . peştemal ve peçeji Botan halkı o zaman âdet edindUer. Bu çarşaf. Birlikte kanlı gözyaşlan dökülürdü ki.MEMO ZÎN 423 Gülrengi yanaklardan o kadar. Oldu eski bir gelenek.

Bu fesat kaynağı hakkmda. Tacdin onu dünya jüzünden yok etti. . Çiinkü insanlar ve cinlerin AUahı. Şöyle dedi Beye ve Tacdin'e: «Ey izz ve temkinU şah ve vezir! Rica ediyorum inadetnUyesiniz. Ravî bana şöyle rivayet etti: Zin bu hikâyeyi işitince. Sevgiji sevgililere verdiği gün. İki direk üzerinde getirilen bir ölü gördüler. O zaman buğzu da rakîblere verdi. Yerlerin ve göklerin yaratıcısı.LV ZİN BEKİR'İN LJESHİNDE KONUŞUYOR OıUar mezarlığa gittikleri zaman. Âlemi onun yok olmasıyla se'vindirdi. Murdar gibi attUar onu yere. Ağıtsız. sahipsiz ve gam ortaksız. Sordular: Acaba bu hangi zavallıdır? Dediler ki: Cezalı Bekir'dir.

Hâşâ ki sevgiyle yanmışlardan başka.MEMO ZÎN 427 Bizleri yokluktan varettiği zaman. Biz kırmızı giUiiz. o bizim için jüandır. înanm ki o mutludur. Bekir'i mahrum etmeyin. Gerçi görünüşte muhalefet etti. Eğer o olmasaydı aramızda engel. Ajma bu kadar berrak olur ancak. Biz yüksek yere varacağımız zaman. Biz hazineyiz. o bizim için dikendir. Sakm Memo'nun bulunduğu şehitükten. AsImda bize muvafakat etti. Baştan gerçi bize cefa gösterdi o. . Hazineler de jüarUarla beslenir. Bizler birbirlerimizin lâzım ve melzûmlanjnz. Sakm bizim bulunduğumuz mezarliktsın. Bu kadar kin kabul etmez olsun? Hâşâ ki aşkla pişmişlerden başka. GiiUer dikenlerin gagasıyla korunm". O da bizim yolumuzda şehittir. gerçeğe kavuşmamıza vesile oldu. Ama bizim hakkımızda çok isabetU davrandı.» İnsaf sahipleri için insaf. Sonunda da bize vefa gösterdi o. Aşkunız da bozulur ve zail olurdu. Tarikatımıza dahil oldu. buna dikkat edin. Hiç mümkün müdür ki su ve biUûr. Biz o köpekle korunmuşuzdur. Gerçi o kendisi için kötülük yaptı. O. O da eşikte köpeğimiz olacaktır.

MEMO ZÎN -429 Bu kadar cefa gösteren bir kimseye. . Bir kimse bu kadar vefa göstersin. Bunun içindir ki ceımet nimetina lâjoktırlar. Bu topluluğun hujru merhamettir.

Sonra Zin geldi o çam fidanı bojmyla. Bütün alnı açıkların önderi diye. O jrUanı da ajrak ucuna gömdüler. Başucuna bir nişan koydıdar.LVI ZtN DE ÖLÜYOR Hulâsa ceUâd aşkm şehidi. Yani budur kıyametin serveri diye. Zulmün maktulü. Topraktaki mezara gömdiUer. tanesini hazineye koydular. Günahsızlik suçunım kurbanı olan Memo'jru. O inci. . Aşk fedaileri topluluğunun öncüsü. mezarm üzerine gölge bırakarak. Padişahm beratı gibi. Pâk nurla süsledUer. Bir selvi oldu. adaletsizUğin kurbam.

sen de bahçıvansın. ayvalar. hepsi lezzetU ve tatlı. Huriler. Senin yüzün olmaksızm onlar neye yarar? Bu benler. Dilberler. Şüphesiz bunlar senden başkasma hararAdır. Oturdu zavallı Memo'nun başucuna. Yine buluttan derya döküldü. elmalar ve yüksek fidan. Gözyaşlan devamlı dökülüyordu. güzeller. : 28 . Sanırdm ki aynen nisan aymda. Her damlası on inci olurdu. nazeninler. Senin yetiştirdiğin bahçe saiUpsizdir. Askerler. Hepsinin rengi güzel. Yağmur mezara yağdıkça. ^AUaha sığmırı»r Onunla sesle. Onunla feryad ederdi herkes. jiğitler ve beyler. O matemzedeler de. Siyah bademler ve elâ gözler. periler ve gamlan götüren güzeUer. Zin'in takati ve gücü kalmajrmca. Sesleri her dokuz feleğin üstüne çıkardı. reaya ve fakirler. Dervişler. F. Memo'ya şöyle seslenerek konuştu: «Ey vücudumun ve canımm mülkünün sahibi! Ben bahçeyim.MEMO ZÎN 433 Perdesiz olarak ney gibi iıUiyordu. ahenkle söylerlerdi. Bu güzellik. (1) Narlar. Her an gönül derdinden «Ah» ettikçe. şakaklar ve giU bahçesi gibi yanaklar. (1) Siyah bademlerden maksat kaşlardır galiba. Feryadlan mavi çarka yükseUrdi. bu cemal ve yüz bahçesi. İniltileri kesildi ve güçten düştü.

En iyisi pUı-pırtıjn tophyayım. En İJİSİ hepsiıU talan edeyim. Hakkımdır ki yer yer ağrıyayım. Yani şakaklar. Vücud ve canunm varhğmm terkibi. Belki bana bir öfke gösterirsin. Nurlar. Toprağı ve külleri başıma serpeyim.MEMO ZÎN 435 BedeıUmin ağacmı silkejim ben. salUpsiz değillerdir. bahar. Ki hiçbir kimse onlardan birşey yemesin. Halka halka olan menekşe ve reyhanlar. ziUüfler ve berUer. Senin gibi baygm olacağım zaman yakmdır. yapraklar ve mejrveler. Bütün bu meyveleri dökeyim ben. temizleneyim. Belki bu yakmma sence makbul olmayacak. ZiUiiflerimin hepsiıU tel tel çekeyim. . Senin bakışmm adağıydı hep. Fakat kendi kendime düşünüyorum ki. GüUer gibi elbisemi jnrtajrun. SeıUn gözleriıUn vakfıydı ne mutiu! HepsirU tamamen talan edejim ben. BiUyorum ki cevap veremiyeceğim. Belki sen berU değişik görürsün. Bana sitem edersen eğer. Korkarım ki beni sorumlu tutacaksm. Senin mülklerindir. Ihtilâttan pâk olayım. SeıUnle kucaklaşacağım zamandır işte. Bu bahçe. Bu parlak sünbül ve lâleler. GüzeUiğimden bir kU dahi eksik olsa. goncalar ve bütün çiçekler.

» Zin bu şeküde gerçekleri dile getirdikten sonra.MEMO ZÎN 437 En İJİSİ odur ki bu güzeUiğimle. Üzerine o kadar inci gibi gözyaşı yağdırdUar. Ta ki Zin'i gelenek ve merasimle. Dünyayla ilgilerini kopardı. Hak emanetini teshm edeyim. Memo'nun mezarmı kucakladı. Vücudunu o mezara dayadı. Elini tamamen candan çekti. O kadar feryadla üzerinde ağladUar ki.. Bu süsümle ve güzelUğimle sana kavuşajmm. Bildikleri gibi gömmeye hazırladUar. Sanki bir mumdu da söndürüldü. Gözyaşı yağmuru üzerine yağıyordu. Hazır olanlarm canından yükselen figanlar. Melek bakışlı Mem'onun bulımduğu mezarm. Gönülleri yaralı olan o matemzedeler. Çaresiz bedeni canından ayrUdı. Eziyet etmeden hiç zülüf ve benlere. Ruhunu Allaim huzuruna gönderdi. Yani o mücevherin içinde bulunduğu sedefin. Üç gün üç gece toprak yaygısmdan. Devamh olarak jüce arşa jükseUrdi. . Görenlerin yükselen feryadlan. Yeniden feryad etmeye başladUar. Yeniden o mezarm kapağım açtUar tekrar.

. Dünyanm meyU hiç yoktu orUarda. Hasretzede olarak AUahm huzuruna gittiler. Aşkla güzelce yaşadUar vallahi. Susuz dudaklı ve birbirinden mejrve yemiyerek gittiler. Yüzlerce takdir ve aferin oıUara. Bakir ve ahu açık olarak gitti orUar. Zin gibi genç olarak. Vasıtasız olarak birbirirUn yanma koydular. Hulâsa Memo'nun sandukasmı yeniden açtUar. Her ne isterse ona kavuşacaktır. Bey dedi ki: «Memo! Al sana yar!» Memo'nun cesedinden üç defa ses geldi. Toprakla ve çer-çöple bulaşmadUar. FasUasız olarak onları birbirine dayadUar. Ya da Memo gibi başmı aşka feda eden. Hayatı ve se'vinci onun yoluna feda eden kimse. Buydu nezih aşkm eseri.MEMO ZÎN 43» O iki mücevheri bir kutuda. O ses «Merhaba» diye jükseldi. Nezih ve gerçek âşık olarak gitti orUar. O güneşi ve ajn bir burçta. ne mutlu. Hayatmı aşkla değiştiren kimse. Hepsi aşka inandUar. Elbette muradmı alacaktır. BirUkte güzelce öldüler. Gterçeğin bu sırrmı herkes işitince.

Onun fUUeri baştan başa aykındır. Onun her zaman söylejip durduğu. AUahım! Gam yiyenlerin yakarışları için. AUahım! GöniU dileğine ka'vuşmanm zevki için. Onun sözleri baştan başa güzaftır. AUahım! Rakiplerin düşmanlığı için. Fakat arayıp durduğu da. Hânî'yi aşktan nasipsiz kUma. dostiuktur. AUahım ! Bülbülün gözyaşlan için. AUahun! Sevgiülerin tatlılığı için. O nasıl peygamberUk hakkmda bUgi sahibiyse. AUahım! Aşıkm gerçeğinin kemaU için. AUahım! Leylâ'nın gül renkU jüzü için. AUahım! GüzeUiğin şirinUği için. AUahun! Zin'deki hasret için. AUahım! Kırmızı gül içindeki nem için. AUahım! Memo ve o aşkı için. AUahım! Mecnun'un kanlı gözyaşları için. AUahım! Kudret ve büjüklüğiin sevgisi için. AUahım! NazeıUnlerin nazı için. Allahun! Mahrum bırakma Ahmed'i. AUahım! Ruhu kapan yarin hicranmm derdi için. Yani Muhammed'in dostluğundan. Canmı aldığm zaman. haldir. belâdır.MEMO ZÎN 441 AUahım! Gerçek aşkm âşıka verdiği yorguıUuk için. Dostluktan maksadı da onun. .

Bekir gibi. îjilere bağışla. AsImda ise size karşı yaptıkları habistir.MEMO ZlN 44? Onun sözleri görünüşte sizce selistir. canım veren Memo gibi. . Onu da.

O hayırdan uzak olanm mezarmdan da (1) Ardıç kıyafetinde bir ağaç yeşerdi. diğeri çam. Biri Jüksek selvi. Sonra Memo ve Zin'in mezarı üstünde. YeşU uçlu. . Boylarmı birbiriyle birUkte yükselttiler. Her biri kendi yaratUışma göre yaratUdı. Onlar yaratılış huylarını terk etmediler. lâtif ve göIgeUydi. O ağaç rahat durmaktan uzaktı. (1) Bekir'i kastediyor. Aşk ziraatmdan yeşerdi. Ve yetişti iki tane serkeş fidan. Sahibi gibi o da dikenüydi. Havaya kalktı ikisi de sarhoş.Lvn HER OT KENDİ KÖKÜ ÜZERİNDE YEŞERİR Onlann dari dünyadan ahret sarayına Yürüjüp gitmelerinin sebebi şudur ki. Kolları birbirinin bojmuna dolandı.

Hulâsa: O ağacm köklerine ve daUarma. Rahat durup geçinmek bilmiyordu o. İki yarin kavuşmalarma engel oldu. Bir o kadar daha böyle hizmet etsen. Hasımhğmı aşikâr kUdı o. sanmıyasm ki. Acıdan başka bir meyve verecek. Ona yüz kerre bal suyu da versen. Soyca kötü huylu olan yaratıklar. O sana karpuz olur mu hiç? O meyve vereceği zaman. Her gün damarlarmı yarsan. O soy kendilerinden temizlenir mi hiç? Kırk yU Ebucehil Karpuzunu eksen.MEMO ZÎN 447 Kalktı kendini iki ağaca yetiştirdi. O . Yaramazlar gibi dolandı o. Güneş ışığıyla da onu beslesen. Yine kendini o sevgiUlere yetiştirdi. Rakîbler gibi onlara sarUdı. boğumlanna şeker de doldursan. Her zaman ona gülsuyu da serpsen.

Bana şöyle anlattı hikâyenin sonunu: Dedi ki: Âşık ve sevgi sahibi bir yaşlı vardı. : 29 . Sırlar ona aşikâr olurdu.Lvm HİKÂYENİN SONU Günlerin devranmdan haberdar olan adam. Toprak âleminden kaybolduğu zaman. Gönül âleırUne gaUp geldiği zaman. F. O ihtiyar rüyada mı. AUahm arşmda avlanırdı. Sözleri fecir gibi doğruydu. Orada ikibin huri ve cennet çocuğu gördüm. Gerçeği şöylece açıkladı: Dedi ki : «Ceımet bahçesine gittim. Ondan kerameüer göründüğü zaman. Kendisi düşünceye daldığı zaman Ruhu 'Vücuduna gaUp geUrdi. Ermiş kimseler de haberdar olurlardı. Onun gönlü Levhi Mahfuzun sırrından Her an haberdar olup haz alırdı. Uhamla mı.

O köşk tamamen değerli ineUerden yapUmıştı. Dertler ve acUarla mübtelâ kUdım. Ben onları dünyadan geri çektim. Fakat kim olduğunu bilnUyordum ben. yedi katı da onlarm. Fakat Allah bu makamı ne için sana verdi?» Dedi ki: «Şeyh! Sen henüz arif olmamışsm. yoksa kapıcı mı?» Dedi ki: «Şeyh! Sen Mm olduğumu bihniyor musım? Ben kapıcı olan o Bekir'im. Kapmm önünde karar kdıp durmuştu. Ben gerçi sözle onlarm rakibiydim. Onun içindir ki burada eşikte oturuyorum. Ben onlara o kadar siyaset verdim ki. Ben burada eınrUyet için eUmde değnek duruyorum. Baştacı oldular sonunda.MEMO ZÎN 451 Hepsi bir köşkte çalışıyorlardı. Bu köşk ki gördüğün gibi sekiz katlıdır. Fakat bu mülke hisse sahibijim.» Ben ona dedim ki: «Ey sonu iji olan! Bana durumu açıklayarak anlat. Fakat dünyada bunu öğrenmişsin. Bekir'e benzeyen taçlı ve sUâhlı bir adam. Ama bu mekânda onlarm ortağıyım. . Bir katı benimdir. Gerçi nöbetçi biçimindejim. Ben Memo ve Zin'in ortağıjnm. Gerçi AUahm lûtfu geniştir. Dedim ki ona: «Ey mertebeler sahibi! Acaba sen sahip misin. Fakat gözle onlarm dostuydum. Dağlamalar ve dertierle onlara bojrun eğdirdim. GöniU rahathğmı dünyada onlardan aldım. Bir hazeran değnek vardı eUnde.

Âlemdeki kamunun rahatı için öldürdü. Allah onun hakkmda ne yaptı?» Dedi ki: «AUah onu affetti. Bu iki kuma birbirine çok karşıdırlar. Fakat hikmeüerin işaretlerine perde çeken yaraticı. Ben onlara bütün bir cennet verdim. Cennete gitti o da. O berU âlemin düzeni için öldürdü. Alem benim kötülüğümün elinden Usanmıştı. Bağışladı ve ona cenneti yazdı. müfsitliğim herkesi usandırmıştı. Gerçi görünüşte kötiUük yaptı o. Yaratıcı onun kötülüğünü ve günahlarını. Tacdin ki seni cinayetsiz olarak öldürdü. Öbüründe hiçbir tat bulamazsm. . Tâ ki başunı da o yolda feda ettim: Bu iki cihan birbirüUn kumaşıdır. Ben onlara okumayı bıraktırdım Onları yerlerden göklere yükselttim. Biri de vefa kisvesine girmiş hışımdır. Biri cefa kıhğma girmiş adalettir. Onlar da bana bağdan bir çubuk verdiler. Bazı işler vardır ki görünüşte kötüdür. AsImda o kötülük rahatlık oldu. Sen birirU boşamadıkça. Bazı fUUer vardır ki görünüşte doğrudur. Dedi ki: «Ey sonu hayırlı olan günahkâr. Bu taksim hazinesirU sırsız bırakmadı.MEMO ZÎN 453 Şunun için onlarm zararma konuştum.» Şeyh onun sözünü dinliyekaldı. cehenneme gitmedi.

OrUarm dostu olsan. kimi de mahrum. İlâhî rahmete mazhar olduk. Ya da ceberrut Tacdin gibi. taş yürekü olanlar. Ya da ijice iji adamlarm düşmanı ol. Öldürücü.» Ey dost! candan iyi adanUann dostu ol. Bekir gibi suçlu olan insanlar. Onlann takviyesi destek olur. Onlar ijidirler ve ijiüği biUrler. Çok günah işlemekle mahrum kalmadık. Yüzlerce şükür ki Tacdin ve kötü olan ben Sadece Memo ve Zin'Ie ilgiü olduğumuzdan. Bu himmet âşıklara mahsustur. serU kirletirler. Onlara uymak uygun ve yerinde olur. savaşçı. Onlar candan vefa gösterecekler. Düşmanları olsan seni yaralarlar.MEMO ZÎN 455 Sıradan insanlara bunu dağıtmadı. Mahsus onu dostlara ve tanıdıklara verdi. Âşıklarm ijiUğinden affediUrler. Sakm kötü adamlarm dostu olma. KinU mahremdir. Fiillerinin hepsi haksızlık olanlar. Bu mertebe doğrularm yoludur. Onlar ijiUkten başka birşey bilmezler. Onlarm himmetiyle günahları örtiüür. Sen onlara ne kadar cefa göstersen. O sırrı bize bildirmedi o. . Köpeklerin ne dostu ol. ne de düşmanı.

Ve hakkı anyan bir taUb olursa. Ondan başka kimseji hak bUmez. îz'an et zarif bir nüktedir. Düşmanlar aşktan pay aldıktan sonra. Dostiar mı değer kazanmıyacaklar? Rakîblerin ilgileri böyle olımca. Gerçekten yalnız onu hak bilir. Hoca! Meseleji iz'arUa incele. Mühendis ! Alanı iyice tahmin et.MEMO ZÎN 457 Bu işaret ince bir gerçektir. Dostiarm üstünlüğü ne kadardır acep? Özelükle dost seviUrse. .

ney ne helâldir. Divanedir o. Onun söyledikleriıUn hepsi aşktır. Derice ve Tazice. Tazice de Arapçamn bir lehçesidir. O kadar içti kî o uyanık olmayan. (1) Terkibedip şakayla ve oynayarak Bazı Botan efsaneleriıU. ne de haram. . O mesttir. keyif ile memurdur. O tuzlu şarap ona tatil gelince. Bazı bahaneler. fakat makamsız değildir. bazı bühtaıUar. örf ile mazurdur.LK GERÇEK AŞK Ey misalleri ve aldatmacalan dinUyen! Ey kıyas ve te'-viün müctehidi! Hânî aşk şarabıyla delirince. o ney'in sesidir. Arapça. Eğer dinUyorsanız. Mahmurdur. Perdesizdir. Bunun içindir ki şarap satıcısıdır ve müşevv^tir. Sözlerinden haberi kalmadı onun. O (1) Derice Farsçamn. Kürtçe. şarap içer ve sarhoştur.

(1) Bazı hakîkler. Aşk kemalini ispat etmektir. Katır boncuklarını. Bunca dolaşıp durmaktan maksadı. Süsledi çocuklar gibi. Çarşı ve pazarlara getirdi. Aşk. eşi olmayan bir yansuna ajmasıdır. O. onun değeri ağırdır. boncuk ve incileri. Tannyı gösteren aynadır. Her kıssa hisseden pay alır. Aşk ya onun muradıdır. Aşktan esersiz olan hiç kimse yoktur. Bu cüâdır ki onlan cilalar. Bir kısmı haramdır. Kalp olan. Her misâl de. bir kısmı da nüsâl. bir kısmı da helâl.MEMO ZÎN 461 Botîce. Mehmedîce ve SUîvîce. ya da onu iradeye sevkeder. Bunlarm bir kısmı hikâyedir. Meğer ki zevkten habersiz ola. Bir kısmı parlak. Bu cevherdir ki onları parlatır. O. (1) Bunlar Kürtçenin şiveleridir. bir kısmı da siyah. Bakır ve cilâsız olan tabiatiar. bir kısun da altm ve gümüş. ya da kalay olan kalbler. Aşk cemaUni izhar etmektir. . Onun kadrini bil. Ey en yakm yolun yolcusu! Güzel bir cevherdir. Gerçek aşktan gafil ohna. Güneş gibi ışık sahibidir. kimya dnsindendir. zevâü olmayan bir sır hazinesidir. eğer biUrsen öğüttür. Her kim ki birşey irade ederse. Fakat onun bu sözlerden maksadı.

Onlar cahil. . İradesini sarf edecektir. ahmak ve akUsızdırlar. öncüsüz ve kUavuzsuzdurlar. sofu ve din bilgiıUeridirler. Pâralairmı güzelliğe verirler boşuna. Çaresiz aşkı satarlar onlar. Fakat sıradan insanlarm çoğunluğu bilgisizdir. Mürşitsiz. Kendi nefislerirU bilmez. Bu iki toplulup da zararlı çıkar. Kimisi dünya yaşayışıyla onu harcar. Ya da zahit. Olgun değil. Kimisi de onmUa ahret sarajrmı satmalır. Mahrum kalır görmek zevkinden. tanımazlar.MEMO ZÎN 4fl3 Herkes kendi himmeti ölçüsünde. kara cahil ve sefildirler.

unsurlar ve onlardan doğan tabiatlar.LX BU RÜYA MIDIR. Onun hayal olduğunu tasvir etnie. F. top¬ rak ve havadır. Unsurlardan maksat varlıkların kökü olan ateş. kuruluk ve soğuktur. (2) Bu tabiatlardan meydana geleıUer ve felekler. : 30 (1) (2) . Bu bölümde insan hayatı tasvir ediliyor. YaıU var olmayan bir varlıktır bu. Bunlardan doğan tabiatlar da ısı. Hep birlikte çabucak birbirierinden ajrrUırlar. Ama hayatmm sonu da ölümdür. Felekler. Hep birlikte güzel bir şekilde ortaklık yaparlar. Bu âlem hayal imdir. sonra başka un¬ surlar da keşfedilmiştir. Bşlangıcı gerçi hayat rengindedir. HAYAL MİDİR? (1) Sakî! Gel söyle bana ne renktir bu. Eskiden yalnız bunlar bilinirdi. Güzel yaratUışhdır. nem (Yaşbk). su. yoksa rüya mıdır? Onun asılsız olduğunu yorumlama. ne yazık ki ölümlüdür bu.

Değirmen gibidir felekler. devamlı dönerler. Yer altmda saklı olan. Bölünür ve öğütiUür. (1) Yalnız değerU ve pâk tıynetU olanlar. hava yok olur. O daneler sırayla ve peş peşe. Devamlı dökülürler çuvalm ağzmdan. O kadar macera çektiği halde. O daneji özel olarak ekerse. Dökülen her dane parçalanır. Gerçi bizim soylarımız ve köklerimizdir. Ateşe müstahak olan o kalp kalıbı. Yani İJİ gidişU nefisler. (1) «ölmez ve dirihnez>> sözü bir âyetin parçasıdır. Bir kısmı gizüdir. Su kurursa eğer. Yine pisUk mertebesine razıdırlar. Onları çiftçi özel olarak kaldırır. Olgunlaşmaz ve iyice pâk olmaz. hennemdekilerin . O değirmenin daneleri insanlardır. Bir kısmı ağırdır. ne diri. GenelUkle ne ölüdür. Ateş sönerse. «Ölmez ve dirilmez» sözü gereğince. jrumuşak un gibidirler. Dördü de bizim için yol göstericidir.MEMO ZÎN 467 Ölümsüzlük cevherinin ipuçlarıdır. Yerüden tekrar yoğururlar onu. orada cehalinden bahsedilir. toprak toz olur. bir kısmı hafif. bir kısmı lâtif. Çürümedikçe helâk olmaz. Yok olma hastalığmm sermayeleridir. Çarklıdırlar.

Hulâsa: O cefalardan sonra. Onu döverler erzak için. Ciğerin çömleği ve kalbin şişesi. Karmlar âlenUne kaahU olur. Karışık şarabı damlatırlar. Onu 'vücuda ve organlara tevzi eder. Hulâsa: Hayat şarabmm teri. Kâh çekici kuvvet içerisini çeker. Ta ki un gibi uf almcaya kadar.... Sonra en joımuşağmı ayırırlar. deliğine düşmesini . Yumuşak olan kısımlarmı jükseltir. Yönler ve köşeler onımla mâmur olurlar. Bu haUerin zuhurundan sonra henüz. Birbirinden ayırıp dağıtırlar. Kuvvetlerin tasarrufuna gelir sıra. Nebat şerbeti gibi damlatUmca. İşe yaramıyan kısımlarmı döker.. Bazan itici ku'vvet geUp onu jrutar. Birbirinden ajnran mümej^jiz boyacı. O kadar onu ten şehrinde dolaştmrlar ki. Mide tandın onu pişirir. Devamlı ısmm aşçısı. Bu işçiler onu o kadar döverler ki. Katı kısunlarmı da aşağı indirir. O kadar onu döverler ve öğütürler ki.MEMO ZÎN 469» Olgunlaşıp salkım olduğu zaman. (1) Çak çak: Danelerin depodan değirmen taşımı} sağlayan tahta parçası. Kâh tutucu kuvvet onu ezer ve acıtır. Ağzm değirmeni ve diUn çakçak'ı (1) Ağzm sujoı ve dişlerin taşı. Bazan hazmedici kuvvet onu hazmeder.

O dane mejrvesiz bir ağaç olur. Kâh terkib için dizilir. Yağmur feyizden imdada yetişmezse. Sularlar doğduktan sonra da. işte o özdür. Karmda kaldığı sürece. Hayatm menşei. . Eğer fejizden ona yağmur serpilirse. Eğer AUahm huzuruna hak kazanmışsa. Sersemdir ve gıdası kandır. Onu yadigâr olsun diye alırlar. Güzel mejrveyle sarhoş olunca. O bitki serkeş bir fidan olunca. Vasıtasız olarak onu jrukan götürürler. Can ışığmm yansıma aynası olur. Kâh kan rengiyle renklenir. Ucu yeşilIerUr yaprak ve mejrvelerle.MEMO ZÎN 471 Kâh su deryasına dalar gider. O mejrve kemale erince. GüzelUk ışığmm mazhan olur. O can nedir? nebatm özüdür. O bitkiji zaman zaman kanla. GizUUk tarlasından O taze bitki çıktiğı zaman. Eğer padişahm ikramma lâjoksa. Mercanlar gibi dizildiği zaman. Tertib ve nizamla tasvir olur.

TecelUleri katlajonca. O yolun yolcusu olamaz. Eğer acı ya da ekşiyse olgunlaşmamıştır. O şerbet eğer tathysa çiğdir. Bu ağaçlar çok dalh olurlar. (1) Onun bakun görmesi gerekir. Büjük fıçmm içinde kaynajap kabarmadıkça. O meyve kemal şerbetini çer. Fidanın üstünden dökülünce. Kâh din güneşiyle pişmeli. Bu şekilde elden ele o yolda. (1) Mâ'seri üzümün sıkıhp şırasının çıkanldığı yerdir. Yani sıfatlarm çokluğundan. Orada kaynayıp kabarmca. . Hulâsa: GüzelUk hararetinden. Fakat çok az bulunurlar. Zillet toprağına kavuşmadıkça. Kâh AUahtan sakmmanm mehtabıyla yanmalı. Büyüklük tepesinden düşmedikçe. O güzel lokma şerbet olm.MEMO ZÎN 47S Gidince hemen sevgih olur. Büjük fıçmm içinden çıkmca. Eğer öylece havanm önünde kaldıysa. Kısacası: Büjükliiğün şevketinden. Onun orada adı meczup olur. Onu mertebe mertebe oraya d^^ğru götürürler. Ta ki şarap için pirin eUyle. Pişip olgunluğa kavuşunca. Onu gerçek mâsere götürmezler. Yiyeceklerin bakımmı görmesi gerekir. O cefa ma'serine gidecektir.

AyrUmak ve tek basma kalmak suretiyle de dep. Gönlü açan sahra gibi geniştir. . O ilâhî şarabhaneye gidemez. Mutlak olarak yok olmadUîça. O zaman tecrid makamına gidecektir. O yakıcUar ve o takviye ediciler. Cevher. Yok olmak onun için ölümsüzlüktür. Yeniden potaya bırakırlar onu. O tecellilerin harareti. Sürahinin ve kadehin rengindendîr.MEMO ZÎN 475 Cevher tamamiyle yok olunca. Fakat bu ka-vuşmak birleşip katUmak suretiyle değil. Ölümsüzlük onun için kavuşmaktır. Kendi kendine bir varlık tanıdığı müddetçe. O Hakla ölümsüzlüğü göremez. O pota gerçi dardır ama. Allahtan ona bir görünüş yoktur. Araz gibi etkili olunca. arazdan tecridedilince. Henüz belli makama gitmemiştir. Kırmızı ya da al olduğu sürece. O tozdan indirirler onu O buhardan yükseltirler onu Yükseltildikten sonra süzülünce. Henüz ağzı mühürlü nefis şarap olmamıştır. Sevinç vefasmm maşrapası olmadan.

MEMO ZÎN

477

Bu şekilde muradma kavuşur. Ancak o zaman kavuşan mürit olabiUr. Bir defada perdeleri ve ağlan çeksen? AUahım! Ne olur biz körlerin önünden. Biz âcizlere görmeyi nasib etsen. Perdesiz, örtüsüz ve engelsiz olarak? Görerek inanma deryası dalgalansa da. Bizler de bir zaman sejrretsek? Bu sanUar, şüpheler, bilgiler ve takUtler, Ajmen tevhit ile değişseler? Nedenler, araçlar hiç kalmasalar. Bir defa nedensiz olarak seni görsek? Bizim, varlığı zorunlu olan Allaha inancımız vardır, Varhğımızm zorunlu olmayışı arada perde olmuştur. AUahım! Yine bizi kendimizden kurtar. Kendin için bizi kendimizi tanır hale getir. Bu yürüjüş, bu yolculuk ve merhaleleri aşmak. Candan yönelen müride mahsustur. Bizim için nerde mümkün olur. Eğer yaratıcı ezelden takdir etmemişse? Çünkü kötülük ve bu yola yönelmek, îji işlerle ve yaramazlıkla olmaz. Âbidler bir riya ile helâk olurlar. Günahkârlar bir dua ile pâk olurlar. Âlem ki bir hayalî gölge gibidir, Yaratıcmm kendisi yol gösterir ve sapıtır. Odur hayal manzarasma getiren. Odur sapıklık perdesine bürüyen.

MEMO ZÎN

479

Fakat bize iradei cüziye vermiştir. Pis ve hilekâr nefsimiz, Onu da elimizden kaçırmıştır, Biz kalmışız, AUahm lûtfunun imdadı kalmış. Yalnız en iyisi biz sıradan insaıUar için. Sadece şu yeter biz günahkârlar için: Baştan AUahı hakkıyla tanıyalım. Ne kadar kusurlu, kemkişi ve noksanlı da olsak, Sonra gönülden ondan korkahm, DirUmizi büginlerden soralım. Onlar nasU derlerse öyle yapalım, Tâ ki dünya jüzünden yok oluncaya dek, Sırtımızı AUahm lûtfuna dajnyalım, Belki bizi ateşten affeder.

LXI

SONSÖZ VE KALEMLE KONUŞMA

Ey asImda yaya olan aüı!
Ey beyaz sajrf alarm âşıkı! Ey değersiz ve başı eğik şair! Ey büjücü ve gülünç sihirbaz! Ey sapıklık vadisinde başıboş gezen. Ey büjüklük iddiasmm aldatUmişı! Ey ucu yontulmuş pis renkU kalem! Güzel kumaş gibi güzel renkli kâğıdı. Şakak ve benler adma karaladığın yeter, «B» ve «D»lerle kötü adlı yaptığm yeter. (1) Yazı «Gubar» ve ufak olduğu sürece, (2) Yazı güzelUkten uzak değildir.

(1) (2)

«B>^>.

ve «D>^ «Bed» demektir, yani pis. Gubar Arap yazısının bir çeşididir.
31

MEMO ZÎN

483

Fakat Öğretim yazısı gibi çoğalmca. Ya da «Sülüs» ve «Nesih» gibi iri olunca, (1) O güzelUk saj^asmı ortadan kaldırır. Berrak olmaz, aydm olmaz ve kemale ermez. Sade dilberin şakaklarmm. Kolye gibi olmaması gerekir. (2) Yüz mehtabı üzerinde şakaklar güzeldir. Yüz üzerinde yular gibi ohnamak şartiyle. Ey kalem, sen de hayU uzattm. Bu kâğıdı çok karaladın, yeter artık. Sözler inci gibi de olsa. Çok olunca değersiz kalır. Mücevherlerin değerli olduğunu görmüyor musun? Çünkü azdırlar ve nadirdirler. Şaşırtmaca, yanlış, hata ve unutkanlıkları, ÎJİ karşUanmıyan günahlarm tamamını. Hiç düşünmeden yazdm sen, Bu yaptıklarına kim tahammül eder? Bunları senden tasvibeden kimse yoktur. Sana bunun için aferin diyen kimse yoktur. Ey arsız, kötü ve edepsiz! Küstah, kötü işü ve de haksız! Senin ucunu ne kadar yonttumsa ben, O kadar yanlış yazılar yazdm sen. Ne kadar ucunu tıraş ettimse ben, O kadar günah kazanmaya çalıştm sen. Haddini aştın sen de Hânî gibi. Nakışçılık yaptın sen de Manî gibi. (3)

U) Sülüs ve Nesih Arap. yazısının birer çeşididir.
(2) Burada ve bundan sonraki iki mısrada sayfa yar yüzüne benzetilmiş. (3)

Manî: ünlü Çin ressamı.

MEMO ZÎN

485

OjTmlar ve oyalamalarla meşgul olduğun yeter. Hatalardan ve şaşırtmalardan tövbe et. Bir defa tövbe yolunun üzerine gel. Henüz sana sıra gelmemişken.

Hüner sahibi olan o kahraman jiğit. Önce öfkelenme kemerini bağladı. Parmak uçlarmm düldülüne bindi, Derhal karşımıza dikildi. Dilinden çekti bir Zülfikâr, Benimle atıIUarm şahı gibi bir hasun oldu. Kızdı, kahırlandı bu sitemlerden. Dili şu cevaplarla döndü: Dedi ki: «Ahmet! Eğer habis değil isen. Sen ne söylediysen onu yazdım ben. Senin sözlerin ister iyi ister kötü olsun. Senin fiillerin ister yanlış ister doğru olsun. Ey işi kötülük olan ! İyi biUyorsun ki. Sensin onları söyliyen, yapan ve onlarm sahibi. Ben bir ney'dim ve ney alemindeydim, (1) Şaraptım, ama içenlerin eUnde değildim. Sen beni sazlıktan götürdüğün zaman, J^e sözüm vardı benim, ne de feryadım. Uzaklaştırdm beni arkadaşlarm yanından, Terkettirdin bana ülkemi ve ailemi.

(1)

Eskiden kamış kalemler kullanıldığı için böyle yazmıştır.

MEMO ZÎN

487

BerUm boğumlarımı ve parçalarımı baştan aşağıya,

Önce «01» emriyle deük deşik ettin sen. Sonra beni aşk tabağma koj^mca sen. Kalbimi aşk ateşiyle deUnce sen. Ve sen vücuduma ruh üfürdüğün zaman. Benim gönlümden geldi bu «Ah» ve figanlar. Senin üfürüğün benim kalbimi ve ciğerimi yaktı. Sen ne üflediysen ben onu söyledim. Ben dilsizim, konuşmasız ve uyuşuğum, Nefissiz ve nefessizim, kamış kısmmdanun. Saz meclisini sen bana sevdirdin. Günah defterini sen bana karalattm. Gerçi görünüşte varım ben. Ama sazcı sensin, ney gibijim ben. Acaba ney kendiliğinden birşey söyler mi? Hiç kalem kendiliğinden bir damla döker mi? Kaleme kara işler yaptıran kâtiptir. Sazcıdır ki ney, elinden feryad eder. Ney, kalem, kitap ve nişan. Ok, hedef, yay ve atıcUık, Kaderde emir altma girmişler. Henüz günah adı bile yazUmadan önce.»

AUahım! Biliyorsun ki zavaUı Hânî de. Kalem gibi tutsaktır. Gerçekten onun kalbi senin eUndedir, Mutlak olarak onun eü, kendi eUnde değildir.

. o da onu yazdı. Gerçi sen ona bir iradei cüziye vermişsen de. Kendisi için en ijisini ne biür o? Senin rızan her nasılsa. Vallahi aktan ve siyahtan. Amir sensin. Kendi menfaatini ve zararmı bilmez o. onu da tamamen sana bıraktı. gerek ilmiyle ve gerek kalemiyle. O. Sen ne irade ettiysen. (3) Bu yıl kırk dört yaşına girdi. Baştan ayağa kadar hep seıUn elindeydi. günahkârlarm öncüsü. gayesi sensin AUahım! Fakat kötülük mürekkebiyle. (4) O. Çünkü yokluktan koptuğu zaman. (1) (2) (3) Yazı yazmaktan Doğduğu zaman. o emirle memurdur.MEMO ZÎN 489 Sen onun başmı yonttuğun zaman. O da ney gibidir. (4) Buna göre 14 yaşındayken yazı hayatına atılmış. (1) Maksadı. Ona yazı yazmayı öğreten yazı serUn yazmdır. demek istiyor. O. 1651 Bu Hicrî tarihtir. Memurlar her zaman olurlar mazur. Otuz yUdu" ki yanlış yazUar yazmaktadır o. (2) Tarih bin altmış bir idi. Bu kita¬ bın yazılması da 1695 yılında tamamlanmıştır. o havayı çalar. Hayli sayfalar karartmıştır o. Milâdî tarihe göre yılında doğmuş-- tur.

İJİ işlerden ise bir mangırı bile yoktur. Sonunda da ona güzel bir ilgi kesmek ver. (1) (1) İlgi kesmekten maksat ölümdür. . Sen önce nasU ona aşktan ufuk verdinse.MEMO ZÎN 491 Günahlardan hayU mal toplamıştir.

(Ceylân).FERHENG (Sözlük) A Ab: Av (Su) Aba: Bav û kaim (Atalar) Abegîne: Cam. zaman) 2 Nuha (Şimdiki (Hz. 2 Adem Pexember Adem) Aiaq: Asû\van (Ufuklar) Alîtab: Roj (Güneş) Agah: Haydar (Haberdar) Aheste: Hedî (Yavaş) Ahû: 1 Xezal. 2 Kemayî (Kusur) Axaz: Dest pe kırma karekî (Bir işin başlangıcı) Axıl: Axur. hevş (Ağıl. biUûr) Abıd: Peresdar (Ahit) Abîdane: Peresdaranî (Abitçe) Abîdar: Bı av (Sulu) Ac: Dırane fîl (Fildişi) Acil: 1 Peşende (Gelecek zaman). Adera: 1 Mırov (însan). belûr (Cam. ahır) .

2 Dêm (Yanak) Ainzî: Nii çêbiiyî (Sonradan olan) Ari: Riit (Arinmi§) Asefê Berxîya: Wezîrê SUêman Pêxember (Hz. he§în (Gök rengi. 2 Aşt (Barişik) Aşifte: Perîşan (Peri§an) Aşina: Naskirox (Taniyan) Aşîyan: Hêlîn (Yuva) Ateşgede: Peresgaha agirperestan (Ate§e tapanlarm tapmagi) Atil: Teral (Tenbel) Ayîn: 1 Risun (Resira). azerden: Renc (Eziyet) . Sûleyman'm Veziri) Asî: Gunehkar (Giinahkar) Asîmanî: Ji rengê asîman.494 Axûş: Hembêz (Kucak) Al: Sor (Kirmizi) Alat: Ambiirm. raavi) Asîtan: Hev§ (Avlu) Asîyab: A§ (Degirmen) Astide: Hêsa (Rahat) Aş: 1 Aş (Degirman). haletin (Aletler) Alemefrûz: Rohnîkiroxê gerdiinê (Diinyaja aydmlatan) AK: BUmd (Yuce) Alîmul-xeyb: Zanayê bi tiştên nepenî (GizU §eyleri bilen) Aliide: Lewitî (Pishge biUaşan) Ain: Giştî (Umiimî) Amel: Xebat (Çalişma) Aram: Hêsayî (Rahathk) Arasîte: XemUandî (Suslenmi§) Anf: Naskir (Taniyan) Anz: 1 Peydabiija (Sonradan olan). (Gibi) 2 Aheng (Tören). 3 Wek Ayîne: Neynik (Ajma) Azerde.

be yom (Uğursuz) Bedevvî: Gundî (Köylü) Bedxwah: Xer nexvvaz (Bedhah. baç) Bade: Mey (Şarap) Baxeber: Haydar (Haberdar) Baıs: 1 Sebeb (Sebep) 2 Xızan (yoksul) Bakûre: Bzep (Bakir) Bal: Bask (Kanat) Bala: Bejn (Boy) Ban: Haf (Dam) Banû: Xatûn.495 B Bab: 1 Bav (Baba). 2 Felek (Felek) Basır: Dîtox (Gören) Bayi': Fırotox (Satıcı) Baal: Dayox. dîtox (Gözlü. gören) Baç: Baçere (Yol geçiş ücreti. anlâksız) Behaîm: Dev^ann (Davarlar) . 2 Deri (Kapı) Babeser: Bı dîtm. dağıtan) Bazî: Lîztın (Ojmamak) Bed: Pîs. (Hatun) Bar: 1 Fîkî (Meyve). kötü niyetU) Bedîhî: Eşkera (Aşikâr) Bedr: Hîva tıjî (Dolunay) Bedrûd: Rûzışt (Çirkin yüzlü) Bedsekal: Nîyetxırab (Kötü lUyeÜi) Bedsmşt: X'wîxırab (Kötü huylu. zışt (Çirkin) Bedayî': Tışten xweşık (Güzel şeyler) Bedexter: Bedsıter. belavkırox (Veren. 2 Bar (Yük) Band: Sar (Soğuk) Bari: Xwede (Allah) Barigeh: 1 Eywan (Salon).

deniz kar§Uigi) Berzex: Bejê ziravê navbera du behran. deneme) Bena goş: Penka goh (Kulak memesi) Bend û baz: Hunermendî (Meharet) Bexşende: Efiikar (Bagi§layici) Benat: Keçm (Kizlar) Bende: Kole (Kul) Bendi: Girtî (Tutuklu) Beng: Gîyakîye mirov pê serxwe§ di be (Sarhoş edici bir ot) Benî: Xulara. ked di barînm. ya da iiriin verirler. qiil (Hizmetçi. 3 Fîkî (Meyve) Ber bû me: Ber bi me hat (Bize dogru geldi) Bercîs: Sitêra Mişterî (Jubiter yUdizi) Ber di bann: Di bm bardane. kul) Ber: 1 Kevir (Taş). Berxîz: Ra be (Kalk) Berî: Bê par (Yoksun) Berk: Pehk (Yaprakcik) Berq: Biriisk (Şiraşek) Berqe': Perde (Perde) Berr: BeJ (Kara parçasi. smir) Besatîn: Bostanm (Bostanlar) Beser: Dîtm (Görmek) . yan Jî xêr ii bêr di dm.496 Behre: Par (Pay) Behremend: Xwedî par (Pay sahibi) Behrewer: Xwedî par (Pay sahibi) Bekke: Bajarê Mekkê (Mekke §ehri) Belorî: Tiştê ji belor (Billiirdan olan şey) Beliiqîya: Cihiidekî hUekarbûye (Bir hilekar Yahudiymiş) Belwa: Bela. tecribe (Bela. ber Ji wan di bare (Yiik altmdalar. sînor (Iki deniz arasmdaki ince kara parçasi. iiriin yagdmrlar) . 2 Bergeh (Yön).

bel¬ ki kalkandır) Bmyad: 1 Hîm (Temel). «Fakiler halayı» denir) Be zar: Neçar (Çaresiz) Bı bazîn: Bı lîzînm (Oynatalım) Bıjarm: Pek anîn (İfa etti) Bı kalıt: Bı nale (İnlesin) Bı kene: Bı kerîn (BecerikUdirler) Bdh: Ehmeqî (Ahmaklık) Bmper: Tewırekî çekbûye. (Ev) 2 Şe'r (Şiir). Bırehne: Tazî (Çıplak) Bırhan: DelU (Kanıt) Bıtûnan: Zıkan (Karmlar) Bı vverîne: Wer ke (Serp) F.497 Best: Gire da (Bağladı) Beşaret: Mızgîn (Müjde) Betî': Hedîmeş (Ağır jürüyüşlü) Bey": Fırotın (Satış) Beyda: Dest (Ova) Beyt: 1 Mala Xwede (Kâbe). belkî mertal be (Bir silâh. 2 Avayî (Yapı). : .32 . 3 Mal Beyte Meqsûd: Mala X'wede ku xelk qesda çûjnna we di ke (Halkın gitmek istediği AUahm evi) Beytıl-eqsa: Mızgefta bajare Qudıs'e (Kudüs'teki Cami) Beyyînat: Nişanen eşkera (Açık alâmetler) Bezi: Camerî (Cömertlik) Bezlego: Qeşmer (Komik) Bezm: Cıvata henge (Eğlence mecUsi) Be dad: Be çare (Çaresiz) Bex: Kok û nejad (Kök ve soy) Bejen: Bejmg (Kalbur) Be kene: Be kerm (Beceriksizdirler) Be newa: Be hez (Güçsüz) Berîte: Te'vvırekî govende. jera di bejm «Govenda feqîyan» (Bir halay çeşididir.

bi bênahî (Gören) Binende: Kesê ku diir di bîne (Uzagi gören) Bisat: Ti§tê raxistmê (Yaygi) Bişe: Dara raêşe (Me§e agaci) Bîz: Zik. heraî (Tamaraen. Bo: Bêhn (Koku) Biise: Maç (Öpuciik) Biiş: Tevihev. bi mana turê bm çena xezalan yê tijî misk Jî tê (Karm. têkUhev (Karişik) Bûte: Şii§e (Şişe) C Ca: CUi (Yer) Cam: Qedeha meyê (Içki kadehi) Camediride: CUdirandî (Yirtik elbiseh) Cametebdîl: CUguhartî (Degişik kiyafetli) Camid: Hebûyê bê gan (Ruhsuz varlik) Can: 1 Gan (Ruh) 2 Laş (Viicut). hepsi) Bîmar: Nexwe§ (Hasta) Bina: Bi dîtm. wxedayî (AUah hakki için.biiye (Bir Yunan bilgini) Bulhewes: Evîndarê ne Ji dil (Candan sevmeyen aşik) Bii. ilahî) Bilkul: Bi tevayî. . bekaret) Bilad: Welat (Ûlke) Bîlcimle: Heraî (Hepsi) Bil Heq: Bi Xwedê.493 Bidarî: He§yarî (Uyamklik) Bîli: Bîyok (Ajrva) Bîkr: Keçîtî (Kizlik. ceylanlarm çeneleri altmdaki misk kesesine de denir) Buhran: Bê heşî (Kiriz) Buxar: Helraa kelê (Kaynama buhan) Buqrat: Zanakî Yunanî.

499

Cana, canan: yar (sevgiU) Canfeza: Jînbexş, bexşendeye kefxweşîye (Hayat, sa-iinç
bahşeden)

Oamb: Alî (Taraf, yön) Cawîdaııî: Tımmî (Ebedî) Cazibe: Heza kâşane (Çekici güç) Cebbar: 1 Xurt (Güçlü). 2 Zordest (Zorba) Cebhet: Enî (Alm) Cebîn: Herdu alîyen enîye (Alnın iki yanı) Ced'an: Gırâken por (Saç büklümleri) Oedel: Mmaqeşe, pevçûn (Münakaşa) Cedîy: Bırca Karıke jı 12 bu-cen roje (Oğlak Burcu) Oegerriş: Cegerkul (Gönlü yaralı) Cela: Rohnî (IşUc) Celadet: M§rxasî, egîtî (Kahramanlık, yiğitlik) -Celal: Mezmatî (Büyüklük) Oelew: Hefsar (Yular) Celîs: Hevale rûnıştme (Oturma arkadaşı) Oema: Cıvîn (Toplanma) Oemad, Cemadat: Hebûyen be gan (Ruhsuz varlıklar) Oemaze: Deve (Deve) emî': Hemî (Hep) Cendl: Baş, meqbûl (İyi, makbul) Cemmaş: Nukubcûz (Yamuk gagalı) Cenah: Bask (Kanat) Cenan: DU (Kalp) Cera: Herıkandî (Akar, akıcı) Cerdan: Talankerm (yağmacUar) Ceres: ZengU (Çmgırak) Cerh: Bırîn (Yara) Cewahır: Pıranîya «Cewher»e, hebûye ku bı sere xwe di kare hebûna xwe nîşan bı de, wek kevır. («Cevher»tn çoğuludur, kendi basma varhğmı gösterebilen varlık, taş gibi)

500

Cewcem: Em rastê mana vê kelîmê ne hatin (Bu kelimenin anlamma rastlamadik). Cewr: Sîtem (Zuliim, haksizhk ) Cewşen: Zirx (Zirh) Ccz'e: Girîna li ser rairî, dirandma cUan ii kişandma por Jibo mirma wî (Öliinun iizerinde aglamak, elbiseleri yirtraak, saçlari yolmak)

Cift: Cot (Çift) Cilfû: Leyî, naser (Sel) Ciliis: Riini§tin (Oturraak) Cmdi: 1 Sipah (Asker). 2 Xortê rmd (Giizel delikanli) Cmiid: Sipahan (Askerler) Cmûn: 1 Dînîtî (Dehhk). 2 Dîn (DeU) Cir'e: Qurt (Yudum) Cirm: Guneh (Şuç) CibîIIet: Nejad û kok (Soy) Cihannuma: Nîşandayoxê dinê (Diinyayi gösteren) Cîhanpenali: Kesê ku dmya pişta xwe pê girê di de (Diinyanm giivendigi kimse) Cîhat: Piranîya «Cîhet»e yanî Rohelat, Roava, Bakur û Ba§ur («Cihet»in çogulu, yani Dogu, Bati, Kuzey ve Giiney
Cîlwa: Rohnî (Aydinlik) Coş: Keldaym (Kaynamak, coşraak)

Cunbeş: Pêldaym, hejîn (Dalgalanmak ( sallanraak) Cuz': Perçe (Parça) Cûbar, Cûyebar: Newal (Dere) Cûdî: Çîyayê ku geraîya Niih h serê rawestîye (Nuh'un geraisinin durdugu dag)

501

ç
Çaha zîqenc: Çalıka navbera leve jerîn û çene (Alt du¬ dakla çene arasmdaki çukur) Çak: Dırandî (YırtUı) Çalak: Bı sıvıkî, bı lez (Çabucak) Çapıkherekat: Kese ku bı lez tev di gere (Çe'vik davranan) Çarane: Tewırekî cUe cengebûye (Bir savaş elbisesiydi) Çareebrû: Bırûreş (Karakaşh) Çaraperdaz: Dîtoxe çare û havUe (Çare bulan) Ça^mîgî^, çeşnîgîr: Çekıroxe kefx'weşîye û henge (Eğlen¬ ce düzenUyen) Çavvûş: Peşleşger (öncü askerler) Çeng: 1 Enîşk (Dirsek). 2 Nîve Kulme (Avucun ya¬
rısı). 3
Tevv^ırekî saz (Bir saz).

Çengî: Sazvane saza çeng (Çeng sazmın çalgıcısı) Çerxe: Bı çenxe, bı bûre (Seğirt, geç) Çest û çalak: Bı lez û çelengî (Çevikçe, çabucak) Ç«şm: Çav (Göz) Ç«şn: Heng (Eğlence) Çdlexane: Cîye ku peresdar teda peresti di km (AbiÜerin
ibadet ettikleri yer)

Çırb: Xureken rûnî (Yağh yemekler) Çıvîyayi: Xuz (Yamuk) Çîhar erkan: Her çar goşe, yani Rohelata bakurî, Roavaya bakurî, Rohelata başurî, Roavaya başurî (Dört yön, yani Kuzeydoğu, Kuzeybatı, Güneydoğu, Güneybatı) Çîhanm: E çaran (Dördüncü) Çîn: Xûz (Yamuk) Çîn çîn: Xelek xelek (Halka halka) Çu: tu (Hiç)

502

D

Nav ii deng (Şöhret). Dafîe: Hêza tehradaymê (îtici guç) Da henstî: Bi hevdiira da ket (Birlikte dii§tu) Dair: Gêrbiiyî (Yuvarlanan) Daîrebend: Qora govendê ya gUor (Halka gibi halay safi) Daiye: Semed (Sebep) Dalalê nutleq: Avarêtîya yekcarî (Mutlak sapiklik) Dam: 1 DavUc (Fak). 2 Heywanên kedî (Evcil hayvanlar) Damad: 1 Zava (Damat). 2 Daman: Daw (Etek)
DUan (Dugiin)

Da': Jan (Hastahk) Dad: 1 Edalet (Adalet). 2

Dane:

1

Tene (Tane). 2

Tamikê nava davikê (Fakm

içindeki yem) Damş: Şêwr (Danişma)

Darii: Derman (Ilaç)
Dasitan: Çîroka kevne (Destan) Da'wet: 1 Dua (Dua). 2 DUan (Diigun). Dawer: Xwedê (Allah) Dawidî: Kesên h ser dînê Dawid Pêxember (Hz. Davud'un
dinine mensup olanlar Dayîn: Daye (Dadi) Debiq: Dermanekî rengkesk (Yeşil renkli bir koku) Debîr: Nivîsvan (Yazici, .sekreter)

Debr: Idarekirm (Yönetmek) Ded: Hejrwanên kiivî (Vah§î hajrvanlar) Def': Vegerandm, qewirandm (savmak ) Defain: Piranîya (Defîne»ye («Define»nin çoguludur) Dehan: Dev (Agiz)

503

Dehqan: 1 Axa (Ağa). 2 Baxvan, cotkar (Bahçıvan, çiftçi) Dexel: Ne safî (Kalp, safi olmayan) Delawer: Merxas (Yiğit) DeUal: Bangkırox (Çağırıcı) Delle: Tol (Fahişe) Del'vv: Bmca SatUe jı 12 bırcen roje (Güneşin Kova Burcu) Dem: 1 Zeman (Zaman). 2 X'wîn (Kan) Dem': Hıstır (Gözyaşı) Dembeste: Kese ku bı zehmet helma xvve di de û di sıtîne (Zor soluyan kimse) Demgeş: Kese bı hesan helma xwe di de û di sıtîne (Kolay soluyan kimse) Demsaz: Heval Arkadaş) Derb: 1 Lexıstm (Dövmek). 2 Çapkırma du-avan (Para basmak) Dere: Daxılkırın (Dahil etmek) Derdenak: Bı derd (DertU) Derxur: Xurek (Yiyecek) Derice: Deriye bıçûk (Küçük kapı) Dermende: Nexweş (Hasta) Dermeyan: Di navda (İçinde) Derr: Zırar, dıj (Zarar, karşıt) Derre: He-vvî (Kuma) Derrende: Heywane çırînok (Yui^ıcı hayvan) Dervvaze: Derî (Kapı) Dew': Tîrej, ronahî (İşm, ışık)
Devva: Derman (îlâç)

Dewab: Heywanm (Hajrvanlar) Dewende: Beza (Çok koşan) Dewhe: Dara mezm (Büjük ağaç) De\vre hal: Wergerîn û guhartma hal (HaUn dönüşmesi) De\vwar: Gerbûyî (Yuvarlanan) Deyyar: Mırov, kes (însan, şahıs)

504

Dêrê ezreq: Dêra heşîn, asîman (Mavi kiUse, gök) Dêrin: Kevn (eski) Di bestin: Girê di dan (Baglarlardi) Dilaram: Hêsayîya dil (Göniil rahathgi) Dildade: Evîndar, yar (Seven, sevgiU)
DUdar: Yar (SevgiU) Dildaş: Hevalê dU (GöniU arkada§i)

Dilefroz, Dilefriiz: Rohnîkiroxê dU (Gönlii aydmlatan) Dilfikar, DUefkar: Dil bi tirs (Ûrkek göniillu) Ddxwah: Daxwaza dil (GöniU dilegi) DUkuşa: Vekiroxê dU (Göniil açiei) Dilnewaz: Geşkiroxê dil (Gönlii canlandiran, şenlendireni Di nmna: Di xuya (Göriiniirdii) Dirc: Qalika mirarîyan (înci kabugu) Dîfoa: Hevrî§un (îpek) Dîdar: Xuyajrî, rii (Göriiniiş, jdiz) Dîde: Çav (Göz) Dîdeheyran: Ê ku mirov li çavên wî heyran di mîne (Göziine hayran olunan) Dîgergiin: Bi tewirekî dm (Bambaşka) Dîmax: Mejî (Bejdn) Dimai: Xwînî (Kanli) Dîmen: Erdê bejî (Susuz toprak) Dînar: Diravê zêrîn (Altm para) Dîrayet: Bîrbmn (Diişiince) D'îsa: Di îsa, di bmsî Parlardi) Diwan: 1 Civata mezinan (Biijaiklerin raeclisi). 2 Pirtiika §ê'ran (Şiir kitabi) Dîyar: Jor (Yukari, zirve) Dîyarî: 1 Xuyayî (Göziiken). 2 Hedîye (Armagan). Dîzdar: Dergevanê girtîxanê, yan kelê (Hapishane ya da kale kapicisi) Doxîteçeşm: Çavkeç, ê ku çavêd wî wek ên keçanm (Kiz gözlii, gözleri kizlarm göziine benzeyan kimse)

çeşitler) Ecûz: Pîrejm (Kocakarı) Ed bı km: Bı hesıbînm (Saymız) Edanî: Pıranîya «Edna»ye («Edna»nm çoğulu) . e-vvr (Bulut) Ebyat: Rezen şe'ran (ŞUrin beyitleri) Ecanıb: Kesen xerîb (YabancUar) Ecnas: Tewırm (Cinsler. asîmanan (Karışık inci¬ ler. Durdane: Teneyen mırarîyan (İnci taneleri) Dnre nîsare: Mırarîyen ku h sere büke ten reşandm (Cîelinin basma dökülen inciler) Duta: Duqat (îki büklüm) Dûd: Dû (Duman) Dûdeman: Nejad (Soy) Dûrebîn: Kese dûrdîtox (Uzağı gören) Dûşîn: Şeva çûyî (Dün gece) Dûşîze: Keça bakire (Bakire kız) E Ealî: Kesen mezm. bılmd (Büyük kimseler. Durr: Mırarî (încî) Durrâ Xeltan: Mırarîyen tevîhev. jüksek dere¬ celi kimseler) Ebes: Tewş (Faydasız) Ebîd: Koleyan (Köleler) Ebleh: Ehmeq (Ahmak) Ebr: Hewr. gökler) Durd: Tılp (Tortu) Durdan.505 Dozex: Doj (Chennem) Dııxan: Dû (Duman) Ihucmeya Sıkender: Radara Eskendere Romî (Büjük İs¬ kender'in radarı) Duxter: Keç (Kız) Dur.

karşi karşiya) Edîm: Tunne (Yok olan) Edl: Dad (Adalet) Edn: Navê bihuştêkîye (Bir cennet adidir) Edna: Kesê nizimtir (En alçak kimse) Edû: Neyar (Diişman) Ef'al: Piranîya «Fî'I»e («Ful»in çogulu) Efîfe: Keç. namusîu kiz ya da kadm) Eflak: Piranîya «Felek»e («Felek»in çogulu) Efriiz: Rohnî (Aydmlik) Efser: 1 Meliil. 4 Bi benvekirma morîyan (Boncuklan iphge takmak). a bi namiis (Temiz. diişunce adamlari) Ehmer: Sor (Kirmizi) Ehya: Zmdîyan (Canlilar) Exder: Kesk (Ye§il) Exlat: Hebiiyên ku ji imsuran çê di bm (Ögelerden yaratUan varliklar) Exnam: Pezin (Koyunlar) Exter: Sitêr (YUdiz) Eqanb: Xizmin (Hisimlar) Eqd: 1 Marbirîn (Nikah kiymak). beranber (Denk. 2 DUan (Diigiin). 2 Kulah (Taç) Evişandibûn: Di destê xweda hîştibiin. 3 Girêdan (Baglamak). 5 Diravên ku dema xwestma biikê Ji raala bavê wêra tê dajan (Kiz istenirken bab^sigile verilen paralar. başlik) Eqdam: Lmgm (Ayaklar) Eqrebut-teriqe: Rêya nêzîktir (En yakm yol) .506 Edawet: Neyarî (Diişmanlik) Edem: Tunneyî (Yokluk) Edîb: Bêjevan (Eldebiyatçi) Edîl: Hevta. xemgîn (Ûzgiin). yan jma paqij. pariztibûn (Esirgemişlerdi) Ehlê nezer: Kesên zana. bîrbir (Bilginler.

yan nejmıkeda di xuye (Yansuna) E'la: BUmdtır (En yüksek) EIaîq: Ben û rehen ku mırov bı jîneve gire di dm (İnsanı hayata bağhyan bağlar) Elef: Pût (Hayvan yiyeceği) Elem: 1 Eş (Ağn). 2 Al (Bayrak) Elettevvalî: Lı pey hevdû (Peş peşe) ELPaz: Gotmm (Sözler. eskiden dört oldukları ve hayatm .50T Eq'wam: Qe'wınan (Ka'vimler) Ekber: Mezıntır (En büyük) Ekrad: Pıranîya «Kurd»e («Kürd»ün çoğulu) Eks: Ronahîya tışte ku di ave. agur û hewa («Unsur»un çoğuludur. en yumuşak) Elwan: Rengm (Renkler) E'mal: Karın (İşler) Emced: Pır bı şan (Çok şanh) Emda: Qesden (Kasten) Emeldar: Karker (İşçi) Emîr: Mîr (Bey) Emr: 1 Ferman (Emir). ax. Elîm: Pır zana (Çok biIgiU) Elîmeqam: RıtbebUınd (Yüksek rütbeU) Elqîsse: Kurta gotme (Sözün kısası) Eltaf: Qencîyan (îyiUkler) Eltef : Naziktir. 2 Kar (îş) Emsîle: Wekokm (Örnekler) Enadıl: Te'mrekî bUbU (Bir çeşit bülbül) EnamU: SertUîkm «Parmak uçları) Enasır: Pıranîya «Unsur»e ku berâ di hatm gotm çann û jîn jı wan çe bûye. sözcükler) Elhal: Nuha (Şimdi) Elîlıîmem: Hîmmetbılmd (Yüksek himmetli) Eîîl: Nexweş (Hasta). Evm: Av. nermtır (En nazik.

di vê yekêda mihtacê cewhere. ateş ve hava) Enbaz: Heval (Arkada§) Enbiya: Pêxembenn (Peygamberler) Encam: Dawî (Sonuç) Encim: Sitênn (YUdizlar) Encunen: Civat (Komite) EngÛLr: Tirî (Ûzum) Elnhar: Çemm (Nehirler) Enin: Nalîn (Inleme) Enis: Hogir (Munis) Enwa': Tewirm (Çe§itler) Enwar: Piranîya «Enver»e («Enver»in çogulu) Enwer: Pif rohnî (Çok i§ikh) Er: Eger (Eger) ErazU: Piranîya «RezU»e («ReziI»in çogulu) Erbab: Xwedîyan (Sahipler) Erbein: ÇU (Kirk) Er'er: Darelcîye. toprak. ber (En) Esabi': Tilîne (Parraaklar) Esaxir: Biçiikm (Kuçiikler) Esbab: Ti§tên lazim (GerekU §eyler) Esmar: Fîkîjon (Meyveler) . bu hususta cevhere muhtaç olan.508 bunlardan meydana geldigi söylenirdi. 2 Ti§tê ku ni kare bi serê xwe hebiina xwe nî§an bi de. Şunlardir: Su. bi tirkî Jêra di bêjm (Ardiç) Erez: Çemê Erez (Aras Nehri). wek reng (Kendi başma varhgmi göstereraiyen. renk gibi) 1 Erxewan: KuIUka hmarê (Nar çiçegi) Enstetalis: Zanayê Yunanî Arîsto (Yunanli bilgin Aristo) Erş: Text (Taht) Eriis: Biik (Gelm) Erz: 1 Nî§andan (Göstermek) 2 Fereja.

509 Esnaf: Tewır tewır (Çeşit çeşit) Esr: Sedsal (YüzyU) Estar: Perdeyın (Perdeler) Eş'ar: Şe'rm (ŞUrler) Eşbah: C^mm (Cisimler) Eşk: Hıstır (Gözyaşı) Eta: Dayın. iyiUk] Etfal: Zarûkm (Çocuklar) Etrab: Keçen hevsaled kuran (DelikanlUara yaşıt kızlar) Ewam: Xelk (Halk) E'vvan: Alîkarm (Yardımcılar) Ewbaş: Du xorten bı hevdûra (Beraber olan iki deUkanh) Ewc: Tewre jor (Zirve) Ewran: Hevvran (Bulutlar) Eyax: Em raste mana ve pirse ne hatm (Bu kelimenin mânasını bulamadık) E'yan: Kesen gıregır (llerigelenler) Eyan: 1 Dîtm (Görmek). 2 Xuyayî (Görünen) Eyanî: 1 Eşkerayî (Açıkça) 2 Vata (Üstü açık.an) Ezdad: Tışten dıje hevdû (Bir birine karşı. zıt şeyler) Ezfer: Kîske bm çena xezalan ku misk tedaye (Ceylânla¬ rm çeneleri altmdaki misk kesesi Ezhar: Kulîlkm (Çiçekler) Ezman: Zıman (Dil) Ezra: Keça bakire (Bakire kız) . qencî (Vermek. tüsüz) ör¬ Eyn: Çav (Göz) Eyş: Jîna bı kefxweşî (Mutlu yaşamak) Eyyam: Rojm (Günler) Ezaım: Nıvıştm (Muskalar) Ezazıl: Şeyten (Şeji.

2 Xwest (Diledi) Vek ketm: Kom bûn. Fıtret: Fıtûr: Ve: Paşda. onu desteklersen) Vîhalî: Vî tışte ku te di keve şûnekî. bı şewq (Aydm. gîhane nevdû (ToplandUar). Vekra: Bı hevdûra. dıgel hevdû (Beraberce) Vera bı gıri: Tu pera ra gırî. gerçek) Fuad: DU (Kalp) Fıkr: Fıroz. ışıklı) Tebîet (Tabiat) Sisti (GevşekUk) Fızûl: 1 Tewş (Faydasız). safî (Temiz.511 Fettan: Fesad. vekışîn (Korkmak. bı şunda (Geriye) Vensand: Ve kır (Çözdü) Ve: 1 Ev (Şu). bı carekî (Hepsi. alîkarîya vı^î bı kî (Ona yar¬ dım edersen. Xwede (Fejiz yağdıran. 2 Be ar (Arsız) Fîlcımle: Hemî. bı fitne (Müfsit. Feyrûz: Renge heşîn (Ma'vi renk) Feyyaz: Barandoxe feyze. hep birUkte) Füheqîqe: Bı rastî. çekinmek) Fırûz: Rohnî. fitneci) Fewware: Pet (Alev) Feyroz. AUah) Fezaîi: Karen baş (İyi işler) Fezîhet: Eşkerakırma ne h gorî daxwaze (Arzuya aykırı olan açıklama) Fdk: Gemî (Gemi) Fılorî: Paqıj. rastın (Gerçekten. yanî evîna ku te di keve nava dU (Bir yere giren bu nesne. yani gönlün içine giren aşk) . safi) Fdûs: Manqırm (Mangırlar) Tırs.

geçirdiler) Gêsii: Kezî (Saç örgusii) Gil: Harî (Çamur) Girdevvarî: Berhevkirî. zeman (An. civandî (Derlenmiş) Girdîgar: Xwedê (Allah) Go§: Goh (Kulak) Goyende: di bûn: Di gotin. di pejavîn (Konu§urIardi) Goşwar: Guhar (Kiipe) Goyîa: Teyrekîye bi şev di qîre (Gece bagiran bir kuş) Guftar: Gotm. parsek (Köle. derbazbiin (Dolaşmak. geçmek) Guzîde. zaraan) Gaze-gaz: Qîre-qîr (Bagiri§ma) Geda: Kole. dUenci) Genc. derbazkmn (Çevirdiler. Gencîne: Xizne (Hazine) Geşt: Ger (Seyahat) Geştî: Gremî (Gtemi) Grewherî: Gewherfiroş (Cevher saticisi) Gêrane: Gerandm. peyv (Konuşma) Guherguharan: Guhargewheran (Cevher kupeliler) Gulab: Gulav (Gul suyn) Gulben: Şaxa gulê (Guî dali) Gulgiin: Gulreng (Giiî rengi) Gulqend: Ava şekirê Qend (Kant şekerinin şerbeti) Gulnar: Ava kuUîka hmarê (Nar çiçeginin şerbeti) Gulpîrehen: Kesê ku kirasê wî wek guîêye (Gömlegi glil gibi olan) Gum kir: Winda kir (kaybetti) Gumrah: Avarê (Sapik) Guweşt: Tewirekî qaydê sitiranêye (Bir şarki makami) Guzaf : Gotmên tewş (Bo§ sözler) Guzer: Ger. 2 Gav.bl2 G Gah: 1 Carna (Bazi bazi). Guzîn: Bijare (Seçkin) Giin: Reng (Renk) .

başıboş kimse) Haldmane: Mîr anî (Beyce) Hala: Tışte ku te di keve nava tıştekî dm. maksat aşktır) Hale: Seywana dora hîve (Aym etrafındaki hale) Hamî: Parezdar (Himaye eden) Haris: Cotkar (Çiftçi) Herr: Germ (Sıcak) Hasıl: 1 Tışte ku bı dest di keve (Elde edilen). 2 Kevure Reş ku di dîwar§ Mala Xwede'daye (Hacer-Esved) Hecle: Bermal (Oda) Hedîd: 1 Hesm (Demir). dergevan (Nöbetçi. mexsed evîne (Bir şeyin içine giren. mahir) Hazırûn: Kesen hazır (Hazır olanlar) Hazîme: Heza hezımku'me (Hazmedici güç) Hebîb: Yar (SevgiU) Hecer: 1 Kevır (Taş).513 H Hacıb: Pajrvan. 2 Cîhe mzuntir (En alçak yer) Hedîqe: Bax (Bahçe) Heqaîq: Rastiyan (Gerçekler) Heqqa: Bı rastî (Gerçekten) Hekim: Pm zana (Çok bügUi) Hekkak: Nıvîsvane h ser maden. yan kevu: (Maden ya da taşa yazı yazan) F. : 33 . beredayî (Kaybolan. kapıcı) Hacız: Navbır (îki şeyin araşma giren) Hadis: Nûçe (Sonradan olan) Hadî: Kese ku mırov tine reya durust (însam doğru yola getiren) Haîl: Navbır (îki şejin arasına giren) Haîm: Wmdabûyî. 2 Kurta gotme (Sözün kısası) Hazıq: Hunermend (Mutahassıs.

hevta (Denk) Hemser: Heval (Arkadaş) Hemware: Her gav. hevrê (Yoldaş) Hemraz: Hevalê razan (Sir arkadaşi) Hemseng: Beranber.şîii: Hevalê rûniştmê (Oturma arkadaşi) Heinrah: Hevaîê rê.514 Helahil: Kuştox (Ölduriicu) Helawet: Şêrînî (Tatlihk) HeU: Pişkaftm (Çözmek) Hellal: Pişkaftox (Çözen) Helwela: Gotma «LahewIe wela («LahevIe» demek) quwwete îUa bUlah» Heîlê sîmab: Avzîva helandî (Eritilmiş giimiiş suyii. yaldiz) Heînaxîiş: Hembêzî (Kucaklaşan) Hemaşjyan: Hevalê hêlînê (Yuva arkadaşi) Hembîze: Hevaîê zik.liai: Havaîê hal ii razan (Hal ve sir arkadaşi) Hemxehvetî: Hevaîê xelwetê (Haîvet arkadaşi) Memxwsihei Hevaîê razanê (Uyku arkadaşi) Hemqal: Hevalê peyvê (Konuşma arkadaşi) Hemqedem: Hevaîê îmg. tim (Her zaman) Hemzad: Hevalê xwannê (Yemek arkadagi) Henzeî: Fîkîyekî wek zebeşêye. eşit) Hemkase: Hevaîê vexwarmê (Içki arkadaşi) Heial: Helgirtm (Yiiklenmek) Hemîîqa: Hevalê dîtmê (Göriişme arkadaşi) Hej]an!. lê biçiike û pir tale (Ebiicehil Karpuzu) Her çend: Ger çiqas (Gerçi) . di sewîyekîda (Bir seviyede. bira ii xuşk (Kardeş) Hemdem: Heval (Arkadaş) Hemefser: Hevaîê KiUah (Taç arkada§i) Hemel: Birca Beran ji 12 bircên rojê (Giineşin Koç Burcu) Hemişe: Tim (Her zaman) Heitn.

biçim) Heyşet: Avayî.515 Herfan ne gırm: Şaşbûnan der ne xm (Yanhşhkları açığa vurmasmlar) Henstm: Kom bûn. felsefe) . ne kadar M) Hılûl: Teketma gane laşekî pişti mmme di laşekî dmda (Bir ruhun ölümden sonra bir başka vücuda girmesi) Hınayan: Kîse dıravan (Para kesesi) EUcab: Perde (Perde) Hîcr. şenayî (Meskûn yer) Heyûl. îsmaU Hücresi) Hmd: Hmekî (Biraz) Hinde: Ev qas (Bu kadar) Hmdewane: Zebeş (Karpuz) Hmdî: Ev qas ku. çı qas ku (Şu kadar ki. wek weşîye (Salkım gibi toplandUar) Herîr: Hevr%ım (İpek) Herzekar: Kotoxe gotmen tewş (Herzeci) Heseb: Nejad (Soy) Hesretzede: Kese ku belaya hesrete bı serîda hatîye. felsefe (BUgi. birirUn huzurunda olmak) Hıccet: DeUl (Kanıt) Hıcre: Kunca SunayU Pexember ya lı rex Mala XwedS (Kâbenin yanmdald Hz. 2 Evîn (Aşk) Hevı^alî: Çarmedor (Çewre) Hey: Zmdî (Canlı) Hey'at: Pıranîya «Hey'et»e («Hey'et»in çoğulu) Hey'et: ŞıkU (ŞekU. be rmrad (Hasretzede) Hesûd: Dexes (Kıskanç) Heşem: Meîyet (Maiyet) Hewa: 1 Hevva (Hava) . Hîcran: Dûrketma evîndar jı yarg (Hicran) fflkmet: Zanin. Heyula: Nejada gerdûng (EvreıUn ilk maddesi) Hezer: Xwe parıztm (Sakmmak) Hezl: Yari (Şaka) Hezret: Pâşedest (Huzur.

ş: Kesê bê dengê ku na pejdve (Konuşmayan. malik. bê riimet (Topraktan. sessiz kimse) Xaiie: Mal. 2 Qey (Gaîiba) Xame: Qelem (Kalem) Xamû. (Ev.516 Hîlal: Hîvik. ji nejadekî pak (Hanedan) Xasekî: Xulamê navmali (Harem hizmetçisi) Xasê nezer: Nihêrtma xisiisî (Özel baki§) . Hiir: Horîyêd bihuştê (Cennet hurileri) Horî meqliib: Vajîyê ji horîyê (Huriden dönme) Hubb: Evîn (Sevgi) Hubla: Avis (Gebe) Huîslîaîn: Mîran (Beyler) Haimain: Xwedî hîmmet û qencî (Himmet ve iyilik sahibi) Humre: Sor (Kirmizi) Huwel-Heq: Ew heqqe( O haktir) Hût: Birca Masîyê Ji 12 bircên rojê (Guueşin Balik Burcu) X Xadim: Xulam (Hizmetçi) Xaib: Wmdabiiyî (Kayip) Xaqan: Padîşahê Tirkistan'ê (Turkistan Hukiimdan) Xak: Ax (Toprak) Xakîsar: Ji axê. Hane) Xanezad: Xanedan. degersiz) Xal: Şana Ii rii (Yuzdeki ben) Xalab: 1 Zorbir (Yenen). kaşlar ona benzetiUr) Hîn: Gav (An) Hîraset: Xwe panztm (Kendini sakmmak) Hîrqet: Şewat (Yanmak) Hol: Gog* (Top) Hor. birû tên diriibandm bi wê (Hilal.

pis (Oğul. halk). nepenî (GizU kapaklı) Xebl: Perişan (Perişan) Xebûq: Meya ku şeva çûyî hatîye ve xwarm. mexsed evî¬ ne (Dün gece içilen şarap. 2 Aferandm (Ya¬ ratmak) XeUaq: Aferandox. evlât) Xem: Dost (Dost) Xelq: 1 Mırovm (İnsanlar. AUah) Xvs^ede (Günahları örten. AUah) Xem: 1 Derd (Dert). qırş û qal (Çerçöp) Xatem: Gustil (Yüzük) Xawer: Rohelat (Doğu) Xavn: Vala (Boş) Xaz: Renge sor (Kırmızı renk) Xebxeb: GUare bm çene (Çene altı) Xebîr: Haydar (Haberdar) Xebîyye: Veşarî. Xel: Xelq (Halk) Xelaîq: Gelen xelqe (Halk kitleleri) Xelaîq: Gelen xelqe (Halk kitleleri) Xelef : Kur. maksat aşktır) Xedd: Dem (Yanak) Xedda': Xapînok (Aldatıcı) Xedeng: Tîr (Ok) Xef: Nepenî (GizU) Xeffar: Nuxaftoxe gunehan.517 Xar: Sıtırî (Diken) Xaretker: Talanker (Yağmacı) Xancîyyet: Derketma jı qanûn û adetan (Kanun ve gele¬ nekten çıkmak) Xarıq: Dırandoxe adete. 2 Xûz (Yamuk) . û qal (Çerçöp) Xasîyyet: Xısûsîjryet (ÖzelUk) Xaşak: Gerş û gel. Xwede (Yaratıcı. jı adete der (Harika) Xar û xes: Gerş û gel. qırş.

di civîne (Gamlan ölçen. 2 Nivîsan (Yazi) Xetebend: Perwaza text (Tahtm pervazi) Xeten: Bajarekîbiiye miskê xezalêd wê pir hêjabiiye (Ceylanlarmm miski çok degerU olan bir şehir) Xetîb: Xwazgîn (Diiniir) Xetme: Morkirîye. kêfxweş (Giiliimseyen. sejwana dora hîvê (Harman. hatîye morkirm (Onaylanmigtir) . fesad (Dedikoducu.518 Xemendîiz: Kesê ku xeman di pîve. 2 Dirandm (Yirtma) Xerqe: Niiqbiijrî (Suya batan) Xermen: Bêder. ajrm çevrestndeki hale) Xerra: Birqok (Parlak) Xerwar: Xerar (Bujöik çuvaJ) Xesîs: Çikîid (Cimri) Xesmane: Neyarî (Diişmanlik) Xet: 1 Cênîg (Şakak). kin). 2 Daxwaz (Arzu. sevinçU olan) Xenî: Dewlemend (Zengin) Xennas: Şejrtên (gejrtan) Xeraman: Bi naz îi delalî (Nazli. cilveli) Xerbet: Şerbet (Şerbet) Xerçeng: Birca Kevjalê ji 12 bircên rojê (Giineşin Yengeç burcu) Xerez: 1 Rik. dilek) Xeridar: Kirîdar. kîn (Garez. toplayan) Xemguzîn: Bijartoxê xeman (Gamlan seçen) Xemmaz: Pejwgerîn. miifsit) Xemnak: Xwedî derd ii xem (Gam ve dert sahibi) Xemr: Mey (Şarap) Xemze: Awir (Gamze) Xenc: Naz (Naz) Xendan: Bi ken. kirînox (Alici) Xerîq: Nûqbûyî (Suya batan) Xerq 1 Niiqbiin (Suya batma).

xwe bı xwe ^aye (öğ¬ retmensiz olarak kendi kendine yetişen kimse) Xuld: Bıhuşt (Cennet) . şiş (Değnek. şiş) Xıtût: Xezm (Çizgiler) Xızam: Kulükekîye (Bir çiçektir) Xızm: Mırove h peş (Yakm akraba. iyi kalpU) XıdTewat: Sebzeym (Sebzeler) Xdqet: Aferin (YaradUış) Xı§t: Sıvık. gazel) Xezenfer: Şer (Arslan) Xerexwah: Xerxwaz (Hayırhah. hısım) Xîda: Bakût (Gıda) Xîlafe mu'tad: Jı adete der (Mutat hilafı) Xîlman: Zarûken bıhuşte (Cennet çocukları) Xîred: AqU (AkU) Xokerdeye îşqe: En ku xwe kmbûn evîne (Kendilerini aş¬ ka atanlar) Xudreste: Kese ku be mamosta.519 Xetsîyah: Keça ku bıska ser cînîga we reşe (Şakağmdaki zülüf siyah olan kız) Xettat: Nıvîsvan (Yazıcı) Xewadmı: Xulamın (Hizmetçiler) Xevv'as: Kesen gıregır. çöp. h peş (îlerigelen kimseler) Xewatîn: Pıranîya «Xatûn»e («Hatun»n çoğulu) Xewf: Tu-s (Korku) Xewr: Kuran (DerinUk) Xeyb: Tışt û cîhe nexuyayî (Görünmeyen şey ve yer) Xeyl: Hesp (At) Xeyme: Kon (Çadır) Xeyre ıneqdem: Tu bı xer hatî (Hoş geldin) Xeyşûm: Fırnık (Geıız) Xeyûr: Kese bı xîret (HamiyetU kimse) Xez: Qumaşekî hevrîşmîne (Bir ipekU kumaş) Xezel: Tewırekî şe're (Bir şiir çeşidi.

sor (Kirmizi renk) Xunçe: Gula ne pi§kifî. pmdik (Gonca giil) Xundekar: Padîşah (Padişah) Xundm: Bangkirm (Çagirmak. aUe reiai) Xweşxîlqet: Rmdaferîn (Giizel yaratihşli) . davet etmek) Xur: Xwarin (Yemek) Xurfe: Bermal (Oda) Xuroş: Keldaym û rijîna bi ser firaqêda (Kaynayip ta§ma) Xurrem: Şad. dengbêj (Şarkici) Xwanê kase: Vexwaxma ji kasa meyê (Şarap kadehindeiî içmek) Xwemal: Malxoyê maJê (Evin sahibi. ebedîyet) Xunun: Kupê meyê ê mezm (Biiyiik şarap fiçisi) Xumrî: Rengê xumrî. 2 Sifre (Sofra) Xwanende: Sitiranbêj. xem (Keder. gam) Xusserevîn: Revînokê xeman (Gamlari dagitan) Xiil: Pîrhevok (Cadi) Xûşe: Weşî (Salkun) XWab: Xew (Uyku) Xwan: 1 Xwann (Yemek). dUgeş (SevinçU) Xursend: Sitandoxê xwarmê ii bakiit (Gida alan) Xurşîd: RoJ (Giineş) Xurîic: Derketma Ji qanûn ii adetan (Kanun ve gelenekten çikmak) Xusr: Zirar (Zarar) Xusse: Keder.520 Xull: Zmcîrê ku li dest ii Imgêd girtîyan tê girêdan (Piranga) XuUux: CUê hevr^mînê tenik (Ince ipek elbise) Xulûid: Zindîbîina timmî (Ebedî hayat.

bı we zer. 2 Text (Taht) İmareya nîgare: Texte Sıtîye (Sıti'nin tahtı) İmkan: Hebûne ne zerûrî (Zorunlu olmayan varlık) İnayet: 1 Baldaym (Dikkat etmek). yol gözlemek) inzal: Daxıstm. îcab (Gerek. sözcük) îbda': Aferandma bı awakî xweş (Güzelce yaratmak) İbn: Kur. 2 Alîkarî (Yar¬ dım) İneb: Tmî (Üzüm) İntizar: Repan (Beklemek. erkek çocuğu) Icab: Bersîv (Cevap) icabet: Qebûlkırma xundme (Çağnyı kabul etmek) îdbar: Bextreşî. pis (Oğul. ihtilât) îqbal: Peşende (Gelecek zaman) lqtîza: X'westın. be talû (TaUhsizUk.521 İbaret: Pejrvr. bahsızlık) lftîraq: Dûrketma jı yare (Yardan uzak kalmak) îhsan: Qencî (îyiUk) îhtîraz: X'vve parıztm (Kendini sakınmak) îxfa': Veşartm (Gizlemek) îxtîlat: Tekili (Karışmak. 2 Nexvı^eşî (Hastalık) îma: işaret (İşaret) İmaret: 1 Avayî (Bina). rehtm (İndirmek. dökmek) İrfan: Zanîn (Bilgi) . icab) İkrah: Zorkırm (Zorlama) Iksîr: Maddekî kîmye'vvîye. jı madenen tm te cîhekırm (Altını diğer madenlerden ayıran kimyasal bir madde) l'la: Bılmdkırın (Yükseltme) î'Iam: Eşkerakırm (Açıklamak) ÎUe. ÎUet: 1 Semed (Neden). peyvekî (Söz.

mezmî (Heybet.522 îrfanteleb: Kesê ku daxwaza naskirmê di ke (Tanimak istiyen) î'raz: Zivirîna ber (Yuz çevirraek) îsxa: Gohdarî (Dinlemek) îsm: Nav (Ad) îstebreq: Tewirekî qumaşê hevrîşmîn (Bir ipekli kumaş) îslîtaet: Hêz (Guç) îstîwa: Nîvê asîman (Gök ortasi) îşqebazî: Evîn (A§k) îşret: Heng (Eglence) îşretabad: Ava ii ge§ê bi hengê (Eglenceyle şenlenen. 2 Pêştemal (Peştemal) îzhar: Eşkerakirm (Açiklamak) îzlet: Mayma bi tenê (Yalniz kalmak) îzz: Heybet. 2 Reben (Zavalh) Jêkve: Ji hevdii (Bir birinden) Jêkra bi ketm: Ji hevdû bi qetîne. Jar: 1 Bê go§t. rastbiin (Normal yere gelmek) î'tîkaf : Perestîya di mizgeftêda (Camideki ibadet) îtrê şahî: Dermanê bêhnxweşê wek ê padî§ahan (Padişahlarinki gibi giizel kokular) îttîhad: Yekiti (BirUk) îttîsal: Hevdîtm. belav bi ke (Ajnrsm. dagitsm) Ji wan weye ku: Ji wan wisaye ku. buyukluk). zeîf (Etsiz. gîhana cem hevdii (Kavuşmak) îz'an: Qebiilkinna rastîyê (Dogrujm kabul etmek) îzar: 1 Cênîg (Şakak). zajnf). canlanan) îştiyaq: DUbiJokî (Arzulamak) îtab: Gazm (Sitem) î'lîdal: Hatma cîhê adetî. di bêjm qey ku (Öyle saniyorlar ki) .

X'wede (Kendi ken¬ dine var olan. AUah). je ke (Keser) Qenbel: AU çepe (Sol taraf) Qemer: Hîv (Ay) Qems!: Derewçîn. 2 Sîng (Göğüs) Qehhar: Pu. 2 Tışte kevne (Eski şey) Qedîr: Xurt. pejrv (Konuşma. söyleme) Qalıb: 1 Qalık (Kabuk). Xvvede (Kahredici. 2 Laş (Vücut) Qam': Beskır (Yetinen.bı xışım. 2 Nave sazekî (Bir saz adı) Qarûr. Qarûre: Şûşe (Şişe) Qasır: Kurt (Kısa) Qebaîîı: Gmıehm (Günahlar. bı hez. AUah) . 2 Çuîsk (Kıvılcım) Qedd: Bejn (Boy) Qedem: Lmg (Ayak) Qedîd: Goşte zıwa (Kuru et) Qedîm: 1 Kese ku jı bereya bereve heye. Xwede (Güçlü. Xwede (Eskidenberi var olan.2 Lı ser Imgan (Ayakta) Qal: Gotm. vmek (Yalancı) Qebd: Tewırekî sekme (Bir çeşit şeker) .523 Q Qabîlun-ııar: Mısteheqe ağır (Ateşe müstahak olan) Qaıl: Gotox (Söyleyen) Qaîm: 1 Kese ku hebûna wî bı 'vvîye. Allah) Qefes: 1 Qefesa heywanan (Hayvan kafesi). kanaat getiren) Qani: Pır sor (Çok kırmızı) Qanûn: 1 Yasa (Yasa). AUah) Qena': Dergevane kele (Kale kapıcısı) Qella§: Bı dek (Kurnaz) Qelem ket: Bı bire. kabahatlar) Qebaîl: Qebîleyan (Kabileler) Qebes: 1 Kozır (Köz).

tehmdan (îtelemek. çiban) Qerîb: Nêzîk (Yakm) Qerîn: Hevalê pê§ (Yakm arkadaş) Qerz: Dejm (Ödunç) Qeseb: Bendikêd kumên jman (Kadm feslerinin kaytanlari) Qet'a: Ji bm (Asla) Qetal: Kuştî (ÖlduriUmu§) Qetre: DUop (Damla) Qettal: Mêrkuj (Kaatil) Qewl: (îotm. 2 Tunnekirm (Imha etmek). pazar) Qeza: 1 Kirma nimêjê piştî derbazbiina wextê (Vakit geçtikten sonra namai kUmak). mecarf anlamda yazisiz bakir için kuUanUmaş) Qişt: ZUfa biçiik (iiçiik ziUiif) Qîlade: Gerdenî (Kolye) . wek ku §ekir xwanbm şêrînm (Şeker yemişler gibi sözleri tatli olanlar) Qentar: Weznekîye (Bir tarti) Qer': Lê xistm. Qedaya: Piranîya »Qezîyye»ye («Qezzîj^e»nin çogulu) Qezlyye: Mesele (Problem) Qmar: Çengelê ku go§t pêvê tê daleqandm (Etin asUdigi kanca) Qirtasîye: Kaxiz. 3 Qeder (Kader). Mecniin (Leyla'nm aşigi. dövmek) Qerh: Kul (Yara. Qedandma kare (îş bitirme) Qezaya.524 Qendexayan: Ên ku pejrvêd wan. bi mana mecazî Ji paxirê sayara hatiye gotm (Kagit. Mecmm) Qeyseri: Siik. pej^ (Söz) Qews: Kevan (Yay) Qewwel Qeşmer (Komik adam) Qeys: Evîndarê Leylê. riipel. bazar (Çarşi. sayfa.

daxwaz (Murad. Musa) . zar) Kabin: Te'vvırekî perûya bûkeye (Gelinin bir hediyesidir) Kala: Mal û mUk (Mal-miUk) Kam: Mır ad. kofrxwaran (Eğri taçIUar. mecazî anlamda gök için kuUanUır) Qulûb: DUm (Kalpler) Oolûbemen Iehnl-qelb: Dilen kesed wxedî dU (Gönül sahip¬ lerinin gönülleri) Onlzem: Behr (Deniz) Qurb: Nezîkî (Yakınlık. bı mecazî jı asûnanra te gotm (Kubbe. verdiği yorgunluk) Kelam: Pejrv (Konuşma) Kelat: Keleyan (Kaleleri Kelim: Musa Pexember (Hz. eğri olanlar) Kecrû: Bı ser rûra xwar (Yüzün üstüne eğmek) Kefaet: Hevtayî (Denk olmaJt) Kelal: Westandm (Yormak. dilek) Kameram: Bextewerî (Muüuluk) Karesazî: Sazkırm û meşandma kar (İşin jürütülmesi) Karîgen: Gerdûn (Evren) Kas: Kem. türbenleri. bı qusûr (Kem kişi.525 Qînwan: Weşî (Salkım) Qiran: Beranber (Yan yana) Qîrat: Weznekîye (Bir ölçü) Qîtar: Rezıka devan (Deve dizisi) Qîwam: Hez (Güç) Qubbe: Kümbet. kusurlu) Kase: Qedeha meye (îgki kadehi) Kazıb: Dere-vvîn (Yalancı) Kebk: Kew (Keklik) Keckulahan: Kulahxviraran. yakm olmak) Quwaye heywan: Heza jîne (Hayat gücü) K Ka'betullah: Mala X'wede (AUahm Kâbesi) KaTıeyn: Herdu kap. zar (îki aşUt.

hesyet (Şeref.526 Kelte: Kelebiitî (Ojmaşma) Kemal. olgunlaşmak) Kemalê bê kemalî: Temambiina kêmayîyê (KemalsizUgin kemale ermesi) Keaari: Ji qerax (Kenardan) Kenz: Xizne (Hazine) Keramet: Şeref. Kemalat: Gîhana bUmdîyê (Kemale ermek. 2 Keyber. haysiyet) Kerem: Qencî (îyiUk) Kerîm: Kesê qenc. Kêbir: Sertîr (Ok ucu) Kezm: Daqurtandm (Yutmak) Kêfxweşî (Keyif) Kêj: Keç (Kiz) Kêwan: Sitêra Zuhel (Saturn jmldizi) Kilan: Hejandm (Salladilar) Kmiiz: Xiznan (Hazineler) Kurdar: Kurm (FiU) Kirdebengî: Bengîbiiyî. cömert olan) Kerrena: Navê sazekîye (Bir sazm adi) Kesb: Karkirm (Kazanç) Kesîî: Gur (Yogun) Kesret: Pirî (Çokluk) Keşşafê nmûzê hîkmetil-eyn : Kesê ku îşaretê zanîn ii hîkmetan kifş di ke. bengî (Çilgmlaşmiş) Kîiab: Seym (Köpekler) Kîsre: Pad%ahê Iran'ê (îran Hukiimdari) Kîswet: CU (Elbise) . (Bilgi ve hikmet işaretlerini ke§feden kimse) Kfeşwer: Welat (Ûlke) Kewaîb: Keçên memikgUover (Tombul memeli kizlar) Kewkeb: Sitêr (Yildiz) Kewn: Gerdiin (Evren) Kewneyn: Herdu gerdiin (îki evren) Keyfîyet: 1 Çawayî (Keyfiyet). camêr (lyi.

mahiyet (îşin içjüzü. be şerm (Küstah) Kuşad: Vekırî (Açık) Küs: Def (Davul) Labıdde: Hemm lazıme (Mutiaka gerekir) Lahût: Nolen paqıj (Tenüz sıfatiar) La'I: Gewherekî sore (Kırmızı bir cevher) Lamekan: Gerdûna asîmanan (Gökler alemi. 2 Çawa (NasU). serbest) Layezal: Xwedg (AUah) Leb: Lev (Dudak) . pîr (YıUarı köhnemiş. fermana Xwede ku di beje «Bı be» (01. serbest (Nazlı.527 Kitabet: Nıvîsîn (Yazmak) Kîzb: Derew^ (Yalan) Koh: ÇSya (Dağ) Kohî: Çîyayî (Dağh) Koter: Gerdenî (Kolye) Kubra: Mezmtir (En büjük) Kuffar: Kafıran (Gâvurlar) Kufw: Hevta (Deng) Ku: 1 Lı ku (Nerde). mahiyeti) Kurdemfir: Mîren Kurd (Kürt beyleri) Kusan: 1 Çawa(NasU). 2 Çuna (Niçin) Kustax: Çelaq. yaşlı) Kul: 1 Rîş (Çıban). zor (Güçlük) Kon: 1 Bı be. 2 Qul (DeUk) Knnh: Bme kar. 3 Kîja (Hangi). mekân dışı) Lareyb: Be guman (Şüphesiz) Laubali: Bı delalî. 2 Gışt (Tüm) KuMet: Zehmet. AUahm «01» emri). 4 Eğer (Eğer) Knhensal: Kevnesal.

528 Le'b: Lîztm (Ojmamak) Ijebaîeb: 1 Tijî. AUahi görmek) Lot: Lotik (Ziplama) Lucce: Pêla avê (Su dalgasi) Lutf: Qencî (lyiUk) M Bfediim: Tunne (Yok olan) Ma erefnak: Me te ne nasî (Seni tanimadik) Mafû: Bexşandî (Affedilen) Mah. Meh: Bîv (Ay) Mahîtab. bi lêvanra (Agzma kadar dolu). 2 Lêv bi lêv (Dudak dudaga) Lebteşne: Lêvtî. narîn (Nazik) Letîfedan: Kesê ku bi gotmên xweş ii zirav di zane (înceUkleri bilen) Lewleb: Felek (Felek) Leyali: Piranîya «Leyl»e («Leyl»in çogulu) Leyî: Şev (Gece) Lêk: Li hevdii (Bir birine) Liqa: Rasthatm. Mehtab: Tavehîv (Mehtap) l>Iahiid: Kifşe (BiUnen) . dîtma Xwedê (KarşUaşmak. lêvziwa (Dudagi susuzluktan kuruyan) jLehd: Gor (Mezar) Lehw: Heng (Eglence) îl#hyan: Her du alîyan (îki taraf) Lehze: Gav (an) Leîm: Kesê nejadnizim ii çavbirçî (Alçak soylu ve zugurt kimse) Leîn: Mel'iin (Mel'iin) Lemyezel: Xwedê (AUah) Letîf : Nazik.

göre) Meclûbe mehebbeta unasm: Bı evîna mırovnan hatme keşan (Bazı adamlarm sevgisiyle çekilmişler. 2 Ava (Bajnndır) Manend: Wekî (Gibi) Manî: Ressame Çini e bı nav û deng (Üünlü Çin Ressamı) Ma'ser: Guvaşgeh (Üzümün sıkılıp şırasmm çıkarıldığı yer) Masîke: Heza ku di gire (Tutan güç) Masîwa: Hebûyen jı bil X'wede (Allahtan başka yaratık¬ lar) Maşa: Kese ku di meşe (Yürüyen) Ma'reke: Ceng. tîkoşîn (Savaş. 2 Tışte ku jera delü te anîn (Kanıtlanan) Mamûl: Tışte ku pe te emelkırm (GeçerU olan) Ma'mûr: 1 Dme (Dünya). celbedihrUş1er) Mecmer: Bıxûrdan (Buhurdanlık) F. mücadele) Ma'rez: Temaşegeh (Sergi) Marîfetnak: Kese bı zanîn (Bilgili kimse) Maruf: Naskırî (Tanmmış) Matem: Şîn (Matem) Matemi: Kese şînî (Yaslı kimse) Ma-'vverd: Gulav (Gül sujru) Mazûl: Derketîye jı kar (Azlolunan) Mazûlî: Derketma jı kar (Azlolunmak) Meadm: Pıranîya «Maden»e («Medenin» çoğulu) Meal: Mana (Anlam) Meanî: 1 Pıranîya «Mana»ye («Mana»nın çoğulu). mejnldar (Meyleden) Mabcolî: Nex'weşe bı Ser'aye (Sar'alı) Ma'lûl: 1 Nexweş (Hasta). : 34 . 2 Sıtıran (Şarkı söyleme) Mebanî: Çekırm û h hevanîna gotman (Söz söyleme) Mebhût: Hejorî (Şaşkm) Mebnî: Lı ser. h gorî (Üzerine.529 Maîl: DUbıjok.

bUmd.530 Mecrîih: Birîndar (Yarah) Mecrûr: Kêşayî (Çekilmiş. mahaU) Mehkiimtt eleyhî: Bm hukum. 2 Xapîyayî (Aldanan) Mexûf : Bi tirs (Korkulu) Mexz: Mejî (Bejdn) . 2 Mera. Medhûş: GêJ (Sersem) Meftûh: Vekirî (Açik) Meftiin: Evîndarê bêhe§ (Meftun. bm ferman (Emir alti) Mehmel: Texterewan (Tahtaravalîi) Mehmîid: PaqiJ. celbedilmiş) Meddah: Pesmdar (Övucii) Medh: Pesn (Övgii) Medhoş. mest (Sarhoş. Mehza: Sirf (Salt) Mehziiz: Xwedî par (Hisse sahibi) Mexafet: Tirs (Korku) Mexbîin: Xapîyayî (Aldanmiş) Mexdîim: Kesê ku jêra xizmet tê kirm (Hizmet edUen kise) Mexfîir: Nuxaftî (Örtiilen) Mexmer: Firaqa meyê (Şarap kabi) Mexmîir: Serxweş. saw (Heybet) Meharet: Hunermendî (Meharet) Mehanm: Kesên malî (Mahremler) Mehbîib: Kesê ku tê evandm (SevUen kimse) Mehcebîn: Enîhîv (Mehtap ahnli) Mehcîir: Terkkirî (Terkedilmiş) Mehd: Dergii§ (Beşik) Mehell: Şûn (Yer. bi raya Xwedê (înşallah) Mehabet: Heybet. bi qedir (Yuce) Mehr: Heqê marbirîna biikê Gelinin rûkah iicreti) Mehpare: Parça hîvê (Ay parçasi) Mehz. mest) Mexrûr: 1 Qure (Magrur). tutkim) Meger: 1 Ewxu (Meger).

bı mana mecazî jı çerxa felekera te go¬ tm (Anahtarlar. yani paralar) Meqtûl: Kuştî (öldürülen) Me'kel: Xurek (Yiyecek) Mekmen: Veşargeh (Pusu) Meknûn: Veşartî (Gizlenmiş) Mekr: Dek (Hile. sıstî (Perişanlık. gevşeklik) Melamet: Gazm (Sitem) Melbûs: CU (Elbise) Melefcsîsal: Kese bı nola fırîştan (Melek sıfatiı kimse) Melekwar: Wek fırtştan (Melek gibi) Melzûm: Tışt. oyunbazlık) Mekşûf : Xuyaji (Görünen) Melabîs: CUm (Elbiseler) Melahet: Rmdî. tekühev (Karışım) Menahî: Be fermanîyen Xwede (AUahm yasak ettikleri) . İbrahim'in Kebe önün¬ deki yeri) Meqame malûm: Cîye kıfşe e dosten X'wede (Bilinen yer. yan kese ku jı mnrov na qete (Melzûm) Memat: Murm (Ölüm) Memlû: Tıjî Dolu) Me'mûl: TıştS ku te hevîku-m (Umulanı Memzûc: Tevîhev. naziklik) Melaîn: Mel'ûnm (Mel'unlar) Melal: Perîşanı. Allahın dostlarmm yeri) Megasıd: Pıranîya «Meqsed»e («Maksad»m çoğulu) Meqlûb: 1 Vajî (Tersine dönük). 2 CUıe Bırahîm Pexember ku h hember Mala Xwedeye (Hz. 2 Gan (Ruh) Meqreme: CUSn temken hevrîşmîn (înce ipekU elbise) Megseda seramest: Daxw'aza ku serîyan mest di ke. nazıkî (GüzelUk.531 Meqalat: Gotmm (Sözler) Meqalîd: Mıftejrm. yanî dırav (Kafaları mest eden dilek. mecazî anlamda felek çarkma derUr) Meqam: 1 Cîh (Yer).

Merez: Nexweşî (Hastahk) Mergever: Navê cîyekîye li Iran'ê (Iran'da bir yer adi) Merqed: Gor (Mezar) Merkeb'ereban: Ên ku li hespên Erebî siwar biibûn (Arap atlarma binenler) Mermîiz: Tiştê ku tê îşaretkirm îşaret edilen) Mersîye: Sitiranên ser mirîyan (Ölu agidi) Merzîyye: Razîkirî (Razi edilen) Mesal: Çîrok (Masal) Mescîid: Kesê ku secde Jêra tê birm (Kendisine secde edilen) Mesdiid: Ritunî (Tikanmiş) . hiikumsiiz) Mensiir: 1 Belavkirî (Serpilmiş). manzara) Menzil: 1 Xanî (Ev). rêçik (îz.532 Menaqib: Jînenîgarîym (Bîyografiler) Menal: Mal ii mUk. izlenen yoi) Menî': Zexm (Saglam) Menqûş: Nexşkirî (Nakişh) Menna': ÇUciid (Cimri) Mensiix: Betalkirî. desmal (Kadmlarm başörtusii^ mendil) Menhec: Rêç. ritbe (Mal-miilk. 2 Mizeffer (Muzaffer) Menşe': Jêder (Menşe) Menzer: Cîyê xuyabûnê (Göriinme yeri. 2 Cîhê ku mirov di xwaze bi gîjê (însanm ula§mak istedigi yer) Menzîiri: Pîvek (Ölçû) Merd: Mirov (însan) Merdane: bi ciwanmêrî (Cömertçe) Merdîîd: Qewirandî (Reddedilen). bê hukum (îptal edihniş. riitbe) MenazU: Piranîya «MenzU»e («MenzU»in çogulu) Menbe': Kan (Kaynak) Mendal: Zariik (Çocuk) Mendel: Şar ii temezî.

yazılmış) 2 Rezkurî. 2 Tışte ku te xwestm (îstenen) Me''wa: Hewır (Barmak) Mewalî: Dostm (Dostiar) Mevpam': Manim (EngeUer) Mewc: Pel (Dalga) . dılşad (SevinçU) Mestur: 1 Nuxaftî (Örtülen). nıvîsîn (ÖğretmerUn. pıjandî (Pişkin.533 Mesîh: îsa Pexember (Hz. önder) 2 Bı xwî (Huylu) Metbûx: Pehtî. îsa) Meşkûk: Dıraven çapkırî (BasUmış para) Meslûl: Sûre kışandî (Çekilmiş kUıç) Mesmû': Gohdarî (Dinleme) Mesrur: Kefx'w^eş. Meşam: Lebate behnkırme (Koku alma organı) Mesame can: CUıen gan ku behn di gırm (Ruhun koku alma duyulan) Meş'el: Melede (Meşale) Meşhed: Cîhe şehîdan (Şehitlki) Meşhûd: Xuyayî (Görünen) Meşxûf: Pır bı evîn. olgun) Metle': Cüıe derketma roje (Güneşin doğuş ufku) Metlûb: 1 Daxwaz (Dilek). geje evîne (Çok seven. yazı yazmak) Meşkûk: Bı guman (ŞüpheU) Meşreb: Vex'warm (İçecek) Meşşate: Jma xemlînok (Süslejici kadm) Metae yek: Eşyaye hevdû (Bir birlerirUn metamı) Metaf : Cîhe tewafa Mala Xwede (KâberUn tavaf yeri) Metaya: BejnbUınd (înceboylu) Metbû': 1 Peşrew (Ujrulan kimse. aşktan sersemleşen) Meşq: Nıvîsana gır ku mamosta jıbo hînkırma qutabîyan di nıvîse. talebelerin öğrenmesi için yazdığı iri yazı. nıvîsî (Sa- tırlaşmış.

2 Meyxur. açUcîanan) Mibtil: Betalkirox (îptal eden) Blicadd: Ê ku tîkoşîn di ke (Mucadele eden) Micedded: Teze. Ji nîive (Yeni. cilali) Micenned: Civandî. sarhoş) . 2 Newq (Bel) Me'yûs: Bê hêvî (Umutsuz) Mezaq: Tam (Tat) Mezaliman: Bmsiteman (Zuliim altmdakiler. 2 Danandî (Konulmuş) Mewzîin: 1 Peyv ii nivîsînên §ê'rî (Şiir) 2 Yeksor (Devamli ajmi tempoyla olan) Meyan: 1 Nav (îçi). cîlakirî (Aydm. Mêhman: Mêvan (Msafir) Miadat: Neyarî (Diişmanlik) Miadil: Hevta (Denk) Mialif : Hogir (iilfet eden) Miamq: Kesên ku hevdîi hembêz dikm (Ku§akla§anîar) Miateb: Bergazm (Sitem ediîen) Mibalîî: Helal (Miibah) Mibexxerat: Tewirên bixûrê (Buhur çeşitleri) Mibeyyen: Beyankirî (Beyan ediîen. serxweş (Şarap içen. komkirî (Topîanmiş) Micerreb: Tecnbekirî (Denenmi§) Rlicerreb: Tecribekirî (Denenmiş) Micerred: Rût (Armmi§) Mîcessem: Bi cîsm ii laş (Vucudu saglara olan) Micezza: Parçekirî (Parçalanmiş) Mi'ciz: Mi'cîzên Pêxember (Peygamberin mucizeleri) Midamî: 1 Tunmî (Devamli). yeniden) Micella: Rohnî.534 Mewzîi': 1 Babet (Konu). mazliimlar) Mezher: Cîhê xuyabiinê (Yansiraa yeri) Mezlem: Tarî (Karanhk) Meamer: Veşargeh (Gizlenilen yer) Mezre': Zevî (Tarîa) Me'zîin: Bi destiir (îzinh) Mêhîman.

dost) Mdıît: PUan (Plân) Mihlîkat: Tışte ku mırov di bm helake (Helake götüren) Mıhr: Evîn (Aşk) Mıhredar: Evîndar (ÂşUc.535 ftlıdbır: Bı dek. 2 K§fxwes (Se'vinçU) Mıherra: Herayî (Öğütülmüş) Mıhessel: Tışte ku bı dest di keve (Elde edilen) Mıheyya: 1 Amade (Hazır olan). oyunbaz) Mıdebber: Ye ku tedbîra wî te gırtm (Tedbiri alman) Mıddea: Tışte ku te dozkırm (îddia edilen) Blıderns: Mamosta (Öğretmen) Mide-RTver: Güor (Yuvarlak) Mıdxem: Tışte ku di tıştekîda wmda di be (Bir şeyda kaybolan) MıdîH: Kese ku mırov avare di ke (însam saptıran) Mıemmer: Navsal (Yaşlı) Mıennes: Me (Dişi) Mıettîrat: Dermanen behnxwes (Güzel kokıüar) Mıe'wwel: Te'wîlkırî (Te'vil edilen. hUebaz (Hilekâr) Mıxedderat: Keç û jmen pıştperde (PerdeU kız ve kadm¬ lar) . dost (Âşık. seven) Mılırıq: Şewıtandox (Yakıcı) Mıhtal: Bı hUe. 2 Vejandî (Diril¬ tilen) Müıîbb: Evîndar. değiştirilerek yorumla¬ nan) Mıeyyen: Kıfşe (BelU) Mıferrîhat: Tışte ku kefxweşî di dm (Keyif vericiler) Mıfîd: Dayoxe mefaye (Fayda veren) Mıft: Belaş (Beda'vva) Mıxebber: Bı toz (Tozlu) Mıhal: Tışte be mıkûn (Mümkün olmayan) Mıhce: Sergul (Öz) Mıhenna: 1 Henekırî (Kmalı). fenek (Hilekâr.

parçebiiyî (Böliinmiiş. ikamet eden) Miqtebis: Girtoxê çirîskê (KivUcimîanan) Mikaşefat: Tiştên ku tên kifşkirin (Kegfedilen şeyler) Mikatebat: Tiştên ku di navbera hmekanda tên mvîsîn (Yazişmalar) Mikedder: Şelo (Bulamk) Mikellel: XemUandîyê bi gewheran (Cevherle sûslenmiş) Mikerrem: Qedu'bilmd (ŞerefU) Mikerrer: Li dîi hevdii (Ardarda) Mikewwenat: Hebiij^ (Varliklar. yaratiklar) Mda^at: Hev dîtm (Göriişme) Milebbes: Bi cU (ElbiseU) Mdettex: Lewitandî (BiUagmi§) MUezzezat: Ti§tên bi tam (LezzetU şeyler) Munkînat: Piranîya «Mrmkun»e («Mumkuniiun çogulu) . parçalanmiş) Miqewwîyat: Tiştên ku hêzê zêde di km (Giicii artiran şeyler) Miqeyyed: Girêdayîyê di qeydêda (Kayitlanan) Miqîm: Rawestox (Duran. 2 Bi kêfa xwe (Muhayyer) Miîn: Alîkar (Yardimei) Mijgan: Bijang (ICirpikler) Miqbil: Hatoxê ber bi me (Bize dogru gelen) Miqarm: Beranber (Yanyana) Miqebbes: Girtoxê çirîskê (KivUcim alan) Miqeddîme: Dest pê kirm (Ba§langiç) Miqerreb: Nêzîkbûyî (Yaklaşmi§ olan) Bliqerrebîin: Serekên firîştan (Melek baglari) Miqerrer: Tiştê ku tê biryarkirm (Kararlaştirilan) Miqessem: Pişkkirî.536 Mixelled: Tunmî (Ebedî) Mixelledun-nar: JÊÎ ku tim di agirda di mîne (Ebedî ateşte kalan) Mixettet: Xêzkirî (Çizgili) Mixeyyer: 1 Guhartî (Degiştirilmiş) .

safî (Duru. safi) MiTx: Tejrr (Kuş) Mırxîzar: Bexçe tejrran (Kuş bahçesi) Mmncan: E ku cane xwe mırandîye (Canım feda eden> . (Yansıyan) Mm'em: Kese ku nî'met di bîne (Nîmet gören) Mınewwer: Rohnî (Aydm) MmfeU: Tışte ku te'sîr di bîne (Etkilenen) Mmîr: Tışte ku rohnî di de (İşık veren.537 Mımkun: Tışte ku mıkûn di be û hebûna 'wî ne zerûrîye (Mümkün olan ve varlığı zorunlu olmayan) Mımtaz: Bıjare (İmtiyazlı. yan aveda di xuye. nizaa düşen kimse) Mmeqqet: Nuxtekırî (Noktalanmış) Mm'ekîs: Ronahîya ku di neynike. seçkin) Mımted: Dırej (Uzun) Mmazı': Kese ku pevçûn di ke (Çatan. aydmlatan) Mmqad: Sıtûxwar (Boyun eğen) Mınteha: Dawî (Son. nihayet) Mmzem: Zelıqandî (Yapışık) Mıradat: Pıranîya «Mırad»e («Murad»m çoğulu) Mırahıq: Küre ber balucbûne (Bulûğa ermek üzere olan delikanlı) Mıraqıb: Kese ku di keve mıraqebe (Düşünceye dalan) Mıraselat: Tışten ku di navbera hmekanda ten şandırt (Teait edilenler) Mrrcan: Sor (Kırmızı) Mırdan: Xorten ku hej rî û smbeled wan ne hatîye (Tüysü delikanlılar) Mirde: Mirî (Ölü) Mırebbe': Rûnıştîye cıvatkî (Bağdaş kurup oturan) Mrrexxes: Bı destur (Ruhsath) Mıresse': Nexşkırî (Nakışlanmış. süslenmiş) Mırettfeb: Rezkuî (Dizilmiş) Mırewweq: Zelal.

perîşan (ZavaUi) Mistemî': Gohdar (Dinleyici) Mistesqi: Vexwarox (îçen) Mistewcib: Li gorî (Geregince) Slistewî: Dîiz. bi şikl ii siiret (Tasvir edilen) Miseyqel: Binqandî (Parlatilmiş) Miskir: Serxweşkirox (Sarhoş edici) Mistear: Emanet (Emanet) Mistecme': Civîngeh (Toplanma yeri) tlistefad: Ê ku Jê îstifadet ê kirm (Kendisinden yararlanilan) Misefîd: fî ku îstîfade di ke (Yararlanan) Mistexreq: Nuqbiiyî (Gark oImu§) IVIisteîd: Qutabîyê ku nii dest bi xwendmê kirîye (Yani ögrenci) Mistemend: Reban.338 Mirid: fî ku di vê (îrade eden) Mirsel: Şandî (Gönderilmiş. misawî (Duz. 2 Sitêra Mişterî (Jiibîter yildizi) Mitabiq: Li gorî hevdîi (Bir birine uygun) . elçi) Mirşid: Nîşandayoxê rê (Yol gösteren) Mirtaz: Razî (Razi) MisafUi: Ê ku destê yekê di şidîae (Birinin eUni sikan) Misebbeb: E ku Ji semedan tê zanîn (Nedenlerden bUinen) Miseffa: Safîkirî (Tasfiye edilmiş. temizlenmiş) Misexxer: Bm ferman (Emir alti) Misellem: Teslîmbiiyî (TesUm olan) Misenne': Nexşkirî (îşlenmiş. suslenmiş) Miselsel: Zmcîrkirî (Zincirlenmig) Misewwer: Çêkirî. dogru) Mişîr: Haletê ^aretkirmê (îşaret etme aleti) Mişkîn: Ji misk (Miskten) Mişteha: Ti§tê ku dU di bijê (îgtiha edilen) Mişterî: 1 Kirîdar (Ahci).

: Bınferman (îtaat eden) Mı'telîf : Hogır (Ülfet eden) Mı'tekîf : Peresdare di mızgefteda (Tapmakta ibadet eden) Mı'temîn: Ewle (Emin olan.539 Mıteaqıd: Kırînox û fırotox (Alıcı ve satıcı) Mıtehher: Paqıj (TenUz) MıteUa: Avzerkırî. avzîvkırî (Altm veya gümüş yaldızlı) Mı'tır: Dermane behnxweş (Güzel koku) Mıtî. güvenen) Mıtmeîn: Dil bı cî (İnanan. mexsed je Bıfea Berane jı 12 bırcen roje ku di Newroz'eda roj di keve (Koç . tatmin olan) Mıtrıb: Sazvan (Saz çalan) Mıttehîd: Yekbûyî (Birleşik) Mıttesd: Zelıqandî (Yapışmış) Mi'wasa: Alîkarî (Yardım) Blıvvessem: Bı nîşan (Naşan almış) Mızab: Helandî (Eritilmiş) Mızebzebîıı: Xapînoke duru (îki jüzlü aldatıcı) Blızehheb: Avzerkırî (Altm yaldızlı) Mızekker: Ner (Erkek) Mızewwır: Derewçîn (Tezvirci) Mızmehd: Tışte ku di tıştekî dmda v?mda di be (Bir şey¬ de kaybolan) MS'cer: Laçıka ku jm lısered xwe di peçm (Kadmlarm bE^ örtüsü) Mlhr: Roj (Güneş) Mîxfer: Küme ku esker di dm sered xwe (Asker başhğı) Mîqras: Meqes (Makas) MBBel: Pu-anîya «MiUet»e («MiUet»in çoğulu) Mîna: KulUkekîye (Bir çiçek) MMen-nas: Jı mırovan (İnsanlardan) Minû: Bıhuşte (Ceımet) Mîr'at: NeynUt (Ayna) M%kat: Fanos (Fener) Mi^kate Hemel: Fanosa Beran.

540 Feneri. nail olan) Naqe: Deva mê (Dişi deve) Naqil: NeqUkirox (Nakleden) Naqûr: Navê sazekîye (Bir sazm adi) Nakam: Miradnîvco. maksat guneşin Nevruz'da girdigi Koç Burcudur) Muxlem: Tolazê ku bi kuran xirabî di ke (Kulampara) Mîims: Hogir (tîlfet eden) N Nab: Zelal (Duru) Nabahx: Negîhayi. muratsiz) Na Imncine: Bi cî na bm (Sigmazlar) Nam: Nav (Ad) Name: Mektûib. xav (01gunla§mami§. bi mana pirtiikê hatîye gotin (Mektup. kem) Naçar: Ji neçarî lazime (Çaresizlikten gerekir) Nadir: Tiştê kêm peydabiijrî (Az bulunan şey. nadide) Nafe: Misk (Misk) Nafeyêd Tetari: Miskên welatê Teteran (Tatar ulkesinin miskleri) Nageh: Ji nîşkave (Aniden) Nagîhan: Ji nîgkave (Aniden) Nahîd: Sitêra Zuhre (Venus yUdizi) Naxelef: Kesê ku na be wekflê Xwedê (Aîlaha vekil olmayan kimse) Naxwende: Nexwendî (Okumamiş) Nail: GîhLştox (Eren. bê mirad (Eksik muratli. kitap anlanmida kuUanihnig) Namirad: Bê mirad (Muratsiz) . nadir) Nadîrul-wuqîi': Kêm peydabiiyî (Az bulunan) Nadîde: Tiştê ku kêm peyda di be (Az bulunan. çig.

pmdık (Gonca) Natewa: Qels. pişkin olmayan) Narine: Tevı^ırekî fîkî (Narenciye) Nas: 1 Naskırî (Tanıdık). hafif) Naumîd: Be hevî (Umutsuz) Nay: Saza Ney (Ney) Naye gerdan: Saza Ney a ku di gerîya. 2 Tevvırekî şekır (Bir çeşit şeker) Nebîyy: Pexember (Peygamber) Nebi: Tîr (Ok) Necaset: Pîsî (PisUk) Nedamet: Poşmanî (PişmarUık) Nedîm: Yawer (Yaver) Nef : Mefa (Fayda) Nefaîs: Tışten heja (DeğerU şeyler) Nefha: Pıfkırm (Üflemek) . yan jî jı gerdana dengbej a "vvek Neye dengzırav (Dönen Ney'den. bozucu) Nasût: Madde (Madde) Naşıkufte: Nepışkıfî. 2 Xelq (Halk) Nasaz: Ne lı re. sıvık (Zayıf. napıjîyayî (Olgunlaşmamış. olgun¬ laşmamış) Nar: 1 Hmar (Nar) . 2 Ağır (Ateş) Naresket: Negîhayî.541 İVamîzad: Mensûbe bı nave yeke (Birinin adma mensub olan) Napesend: Kara ku na ye ecıbandm (Beğenilmeyen iş) Napuxte: Ne pıjîyayî. bere (Uygunsuz kimse) Nasıh: Şîretkırox (Öğüt veren) NasDc: Xırabkırox (Bozan. ya da Ney gibi ince sesli olan şarkıcmm gırtlağından) Nazeııde: Nazdar (Nazlı) Nazır: Nıhertox (Gören) Nazırın: Nıhertoxan (Görenler) Nebat: 1 Giy ay an (Bitkiler). ne gîhayî (Pişkin olmayan.

Nexme: Sitiran (Tiirkii. fesat (Miifsit) Nerd: Lîztika bi Tewlê (Tavla oyunu) Nesara: FUIejon (Hiristiyanlar) Neseq: Dîsiplm (Disiplûi) Nesîm: Sura bayê (Yel) Nesl: 1 Sertîr (Ok ucu). mecazî olarak edebiyat anlammda gelEoiş) Neqîyy: Paqij (Temiz) Neqqad: Tenqîdkirox (Eleştirici) Neqqa§: Nexşker (Nakişçi) Nemek: Xwey (Tuz) Nennuam: Pejrvgerîn.542 Nefx: Pifkirm (Uflemek) Nefîr: Gelek mirov (Kalabahk) Nefsê emmar: Nefsa ku berê mirov di de rêya xu-ab (însani kötii yola iten nefis) Nefîir: Nefretkirox (Nefret eden) Nehar: RoJ (Giindiiz) Nehm: Nîne (Degil) Nehîn: Veşarî.ê xweda. dokuz felek) Nexl: Dara xurraê (Hurma agaci) Nexm. m kare (Eîdemezsin. gunehkar (Mutsuz. giinaiikar) Neh taq: Neh kumbet. uriinler) Netnk: Zêrên bi gerdenîyêve (Kolyeye takUan altmlar) . edemez) Ne't: Pesn (Övgii) Netaîc: Derketî. şarki söylemek) Nejdî: Talanker (Yagmaci) Neqdeyn: Zêr ii zîv. sakli) Neliînder: Di hundir. nepenî (Gizli. dU bi kîn (Kinci) Nehnu aşiq: Em evîndarm (Biz aşigiz) Nehs: Kesê bextreş. bi mecazî di mana bêjeda hatîye (Altm ve giimuş. ked (Sonuçlar. neh felek (Dokuz kubbe. 2 Nejad (Soy) N^t: Kêfxwegî (Sevinç) Ne şî: Ni karî.

2 Hez (Güç). saklı) Nık: Cem. yeni yetişmiş) Neyyahe: Jma ku h ser mirî di sıtıre (Ölü üzerine ağıt söyleyen kadm) Nezc: Gîhan: (Olgunlaşma) Nezer: Nıhertm (Bakmak) Nezerbaz: Kese ku mhertma wî 'wek a tejrre baze (Şa¬ hin bakışlı) Nezîr: Wek (Gibi. işi güzel olan) . 3 HavU (Çare) Newadır: Pıranîya «Nadır»e («Nadir»in çoğulu) Newaîraqî: Dengzırav (înce sesü) Newbawe: Nubar (Turfanda) Newheker: Kese ku h ser mirî di sıtıre (Ölü üzerine ağıt söyleyen) Nevra. Nîhanî: Bı dızî (GizUce) Nîqat: Nuxteym (Noktalar) Nîkesîret: Xvıîbaş (Temiz huylu) Nîkûkar: Karbaş (İyi işü. emsal) Nezm: Rezkmn (Sıralamak) Nıbıwwet: Pexemberî (Peygamberlik) Nıdd: Hevtaye dıj (Karşı olan denk) Nıgîn: Gustü (Yüzük) Nıhîn: Veşarî. nepenî (Gizli.543 New': Te-^ır (Çeşit) Newa: 1 Denge sıtırane (Şarkı sesi). uzun) Nîhal: Şax (Dal) Nîhan. bal (Yanmda) Nımûd: Xuyayî (Görünme) Nısfîyye: Bı insaf (însafh) Nışîn: Rûnıştî (Oturan) Nızûl: Rıjîn (Dökülme) Nızhetgeh: Cîhe behn berdane (Oyalanma yeri) Nîdakunend: Bangkırox (Çağıran) Nîhad: BUmd (Yüksek.îz: Nû rabûyî (Yeni kalkmış.

2 Lava (Yakariş) Nîzam: Sazuman (Diizen) Noşi: Ve xwar (îçti) Nuql: Şekirê behîvan li fisteqan (Badem ve fistik §ekeri) Nuktedan: Zanayê bi tiştên zirav (înceUkleri bUen. 2 Nîşan da (Gösterdi) Nuwanî: Tevger (Hareket.şîn: Şêrîn (Tath) niidîtî (Yeni yeti§en.i Nlkûnam: Navbaş (îyi adli) Nîkûserencam: Kesê ku dawîya wî baş ii xêre (Sonu iyi olan) Nîlîifer: Navê kulUkekîye (Bir çiçek adi) Nîna: Ne anî (Getirmedi) Nîran: Agmn (Ateşler) Nîsa': Jmm (Kadmlar) Nîsar: Werandm (Serpmek ) Nîsbet: 1 Li gorî (Göre). 2 Wek (Gibi) Nîsf: Nîvî (Yarim) Nîswan: Jmm (Kadmlar) Nîsyan: Ji bîrkirm (Unutmak) Nîyaz: 1 Daxwaz (Dilek). sonra- . dan görme) Nîiş: Vexwarm (îçmek) Nîi.!:. Nîiresîd: Nii^ayî. nuktedan) Numa: 1 Xuya bii (Görundu). davramş) Nîibade: Nilgîhajd (Turfanda) Nûbare: Niigîhayî (Turfanda) Nîierîis: Biika nii (GeUnUk) Nîierêsê xurşîd: Roja wek bîika nîi (GeUn gibi olan gune§) Nîik: Nukul (Gaga) Nûres.4.

K.hemdegerli dUşUnUr MehmetEmln Bozarslan' in TUrkçe çevlrlslyle okurlara sunmaktan gurur duyuyoruz. 1119 Kapak Resmi:Ayhan ERER - ÎSTANBUL Fiati: 20 tira « Kapak Baskisi : ouRANOFSETB^tMivi .^'V^ Q^?sgc^^^^^:g. Dogu ede biyatimn en önde gelen klasikleri arasinda yer alan dev eserl MEM Û ZÎN (Memo ile Zin)'i TUrklye'de llk defa olarak hem KUrtçeorijlnali. GÛN YAYINLARI: P.^g'(t£Hty^^ ^)a>^QG^^'^^4^S'^£<^iV£<Vf^C^^ Buyuk şalr E h m e d e Xanf (Ahmet-i Hanf)'nin.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful