SIgun

yayinlari

Büyük

Ozanlar

Dizisi

1

MEM
A A

EHMEDE XANI
Türkçesi
:

M. E. Bozarslan

GÜN YAYINLARI
Başmusahip Sokak, Tan Ap. No.
İSTANBUL - 1968
6

HÎLAL MATBAACILIK KOLL. ŞTÎ. - îstanbul -

1968

- Tel.:

22 91 78

PfiŞGOTIN ÖNSÖZ .

hem de Türkçe'ye çevirdik. O kadar ki birçok okumamış kimseler dahi kendilerine göre kitabm bazı pasajlarmı ez¬ berler ve ara sıra münasebet gelince ezbere okumaktadır¬ lar. Böylece Kürtçe de konuşan. Kürtçe sayfalan sol. Tabiî Türkçe çevirisinde bu ke- . değerini herkese kabul ettirmektedir. işte bu ihtiyacı karşılamak için MEM Ü ZlN'i hem L⬠tin harflerine. Türkçe de konuşan okuyucular için bu kitabı okuma fırsatı doğmaktadır. Türkçe'ye de çevirilmemiştir. çağ¬ daşı olan diğer bütün eserler gibi onda da birçok Arapça ve Farsça kelime vardır. jüzyUm sonlarmda yazUdığı için. Gerek konusu ve gerekse edebî değeriyle bu eser. Bu eser XVII.MEMO ZÎN 9 MEM Ü ZlN dünyanm ölmez edebî eserleri arasmda ön safta yer almıştır. Orijinaliyle Türkçe çevirisinin karşUaştırUmasmı ko¬ laylaştırmak için Kürtçe ve Türkçe saj^alan karşUıkh. Türkçe sajrfalan da sağ tarafa koy¬ duk. Bunlarm sayısmm çok az olduğu aşi¬ kârdır. Çünkü eser Arap harfleriyle yazUmış. Özellikle ülkemizin Doğu bölgesinde bu kitap halk arasmda hayli tanınmıştır. hem Kürtçe'jd. Ajnrıca her saj^a da ajmı miktarda. Fuzulî'nin LEYLA ÎLE MECNUN'ımun bir dengidir. hem de Arap harfleriyle okumayı bilen kimseler ancak okuyabilmektedirler. Bunun için. Ne yazık ki ülkemizin Kürtçe ve Türkçe konuşan oku¬ yucuları bugüne kadar bu değerU eseri okumaktan yok¬ sun kalmışlardır. Bu dev eser konusuyla Şekspir'in RO¬ MEO VE JULÎYET'inin. mısra mısra di¬ zildi. her okujoıcunun gönlünü kendine çekmekte.

özeUikle on¬ ların kötü niyetU. çarpık ve küflü anlayışı yerden yere vurmuş. yöneticilerin davranış ve anlayışmı. zayıflığı ve çare¬ sizliği Memo ve Zin'in şahsında toplayarak . devletin siyasî ve idarî çarkına hâkim olan anlayışı usta bir üslûpla anlat¬ mış. zalim.MEMO ZlN 11 Umeleri de Kürtçe kelimeler ve cümleler gibi aynen çe¬ virdik. Bu suretle hem destanı kaybolmaktan kurtarmış. hem de Kürt edebiyatına ölmez bir eser arma¬ ğan etmiştir. kültürel ve idarî duru¬ munu da güçlü bir meharetle tasvir etmiş gözler önüne sermiştir. olduğu gibi yazdık. suçsuzluğu. kinci. îjâliği. . çıkarcı ve dalkavuk kimselerin sözüyle oturup kalkmalarmı ortaya koyarak kötülemiş. Ancak herkes bun¬ larm anlammı bilmemektedir. o zamanın sosyal. Bunun için kitabm sonuna bir Sözlük ekledik ve bu keUmelerin açıklamasını o söz¬ lükte Kürtçe ve Türkçe olarak yazdık. Bu hikâye Milâttan önceden bu yana halk arasmda söylenen ve mitolojik bir niteUk kazanan bir destandır. Bundan başka o çağda yöneticilere. Mem û Zîn'in hikâyesi «Meme Alan» adıyla Kürt hal¬ kı arasmda hayli yaygm ve eskidir. dal¬ kavukluğu. çağdaş ve modern bir üs¬ lûpla yazmıştır. Hânî bu eserde Memo ve Zîn'in aşkı etrafmda çağınm yaşantısını. fitneciliği ve ikiyüzlülüğü de Bekir'de somutlaştırarak gözler önüne sermiştir. Büjrük Ozan Ahmed-i Hânî de «Meme Alan» desta¬ nından ilham alarak o hikâyejd kendi çağmm yaşantısma göre somut bir kalıba dökmüş. Fakat kitabın orijinalindeki bu yabancı kelimele¬ ri değiştirmedik. doğruluğu. kötülüğü. bu çürük ve haksız düzene karşı âdeta isyan etmiştir. bu geri.

Emin Bozarslan .MEMO ZlN 13 MEM o ZÎN bundan önce üç defa basUmıştır: 1919 yUmda istanbul'da Arap harfleriyle. 20/10/1968 M. hem de ülkemizin kitaphğınm zenginleşmesine hizmet ettiğimize inanıyo¬ ruz. 1 Bu kitabı çevirmekte ve yayınlamaktaki amacımız. bazı bölüm¬ leri de Almanca'ya çevirilmiştir. hem okuyucularm kültürünün artmasına. Ülkemizde ÎSLÂM ANSÎKLOPEDlSÎ'nin 68. Ayrıca bu ölmez eseri Lâtin harflerine ve Türkçeye çevirmek bize nasibolduğu için çok sevinçUjdz. Bu inancımız gerçekleşirse kendimizi mutlu sayaca¬ ğız. bu ölmez klâsik eseri ülkemizin okuyucularına kazandır¬ mak ve tanıtmaktır. saj^asmda kitabm adı ve yazarının bij'Ografisi kısaca geçmektedir. Bu kitabı çevirip yayınlamakla. fasikül 1113. Hemen hemen bütün dünya Ansiklopedilerinde kitaptan ve yazarmdan bah¬ sedilmektedir. 3 1962 yUında Moskova'da Lâtin harfleriyle. Bundan başka kitabm tamamı Rusça'ya. 2 1958 yılında Şam'da Arap harfleriyle.

Çağdaşı olan bazı bil¬ ginler gibi yöneticilere ve zahmlere dalkavukluk etmemiş. Hânî. Fakat yazık ki vefat tarihi belli değildir. birçok nefis şiir ve eser armağan etmiştir. Ozan bu kitabı 1695 yUmda ta¬ mamlamıştır. Bu eser NÜBARA BIÇÜKAN'Ia birlikte istanbul'da birkaç defa basUmıştır. çağında çok ileri görüşlüydü. Türbesi Doğubayezit'te halkın ziyaretgâhıdır. 1690 yUmda başladığı söy¬ lenmektedir. Kısacası: her zaman halktan . gericiliğe. Eserlerinin şa¬ heseri MEM O ZlN'dir. bu alanda hayU ilerlemiştir. 14 yaşlarmdayken yazarlık hayatına atUmıştır. bu yolda hayli mücadele etmiş¬ tir. Hânî Doğubayezit'de vefat etmiş ve orada defnedilmiştir.HANÎ'NİN BİYOGRAFİSİ Ahmed-i Hânî 1651 jolında Hakkâri bölgesinin Hân köjmnde dünyaya gelmiştir. Bunlardan başka EQlDA IMANE (inanç yolu) adlı küçük ve manzum bir eser yazmıştır. feodal düzene karşı cephe almış. Bu kitap Arapça . MEM Ü ZlN'den de anlaşılacağı gibi haksızlığa. çalışma. NÜBARA BIÇÛKAN (Küçüklerin Turfandası) da değerli bir eseridir. Bu eserin yazılış tarihi 1684'tür. çaresizlerin ve haksızlığa uğrayanların yardımcısı olmuştur. Kısa bir sürede iUm ve kiUtürde ün salmış. yoksulların. zııIme. zavalhlarm. doğruluk ve bunlara benzer sos¬ yal konular hakkmda bir öğüt yazmıştır. çıkar peşinde koşmamıştır. Hangi tarihte bu eseri yazmaya başladığı hakkmda hiçbir belge yoktur. Her bölümünün başın¬ da da okuma.Kürtçe sözlüktür. Hânî Kürt edebiyatına çok değerli hizmetler yapmış. o da MEM Ü ZlN gibi manzumdur.

Hânî o çağın aristokratik modasına uymamış ve di¬ ğer bilginler gibi eserlerini Arapça ve Frasça yazmamış¬ tır. Bu hususta Doğulu bilginlerden Firdevsi'nin. . edebiyat alanmda nasıl mahir idiyse.MEMO ZlN 17 yana olmuştur. doğruyu söylemekten ve yazmaktan hiç ama hiç geri durmamıştır. Örneğin. Eserinden de anlaşUacağı gibi derin bir felsefeye ve geniş bir kültüre sahipti. Kürtçe olarak yazmış ve Kürt edebiyatmm öncülerinden biri olmuştur. felsefe ve kültür alanında da öylece yüksek bir mevkideydi. inandığmı cesa¬ retle anlatmış ve yazmış. Eserlerinin hepsini halk diliyle. Ölümsüz Ozan. Kürt çocukları için yazdun. kendi ana diliyle. belgelere da¬ yanan bir bilgi yoktur. Arapça'ja ve Farsça'yı da ijd biUrdi. halk çocukları için çalışmış ve hizmet et¬ miştir. Büyük Ozan düşüncesinde özgürdü. Fuzulî'nin ve benzerlerinin dengiydi. Ne yazık ki hayatı hakkmda elimizde. Fakat şurası bize teselli veriyor ki eserleri admı ölmez insanlarm safına katmış ve onu ebe- dîleştirmiştir.» Bundan da açıkça anlaşUıyor ki revaçtakiler ve ma¬ kam sahipleri için mutlu azmlık için çalışmamış . bu hususta hiçbir şeyden endişe etmemiş. NÜBARA BIÇÜKAN'm önsö¬ zünde şöyle demiştir: «Ben bunu revaçtakiler için değil. Ana diU Kürtçe'den başka Türkçe'yi. Sa¬ di'nin. halk ço¬ ğunluğu için.

senin admda görünür. Senin nakşın olmadan kalemin nakşı çiğdir Senin adm olmazsa yazı da eksik kalır. Aşk kaleminin nakşı da jdne senin adındır.I AJLLAHA ÖVGÜ Kitabm Vallahi Ey Ey baş yazısı AUahm adı eksik demektir kitap. Sensin gönülleri kendine doğru çeken! Övünen ve nazlanan sevgili sensin! ÂşUî da sensin. Bütün kutsal yazılar da senin admda toplu hâlde durur. Amaç edinilen Kabe'nin şahı senin adındır. fakat dileksizsin. olmazsa onun adı aşk güzelliğinin doğuş ufku olan Allah! «aşk-ı hakikî» ile «aşk-ı mecazî»nin sevgilisi AUah! . Senin adındır tüm vahiylerin özü Görünmejdp de keşfedilen varlıklar .Senin adın üzerine yazılır aşk yazısı. Ey gönül sahiplerinin gönüllerinin sevgiUsi.

en büyük kalemin nakşıdır. işlemesi ince bir nakıştır. Maddenin değeri gerçi düşüktür Ama kutsallık. Hem o emir. işte gerçekten gerçek olan. Gel gör ki amacıyle anlamı derin mi derin. o da hemen olur. Bu iki âlemden biridir insanm kendisi. Senin emrin «01» sözcüğüyle iki âlemi birden Varlığa getirdi. Hepsinin yönetimi ve geçimi seninledir. Ey yaratışın ve emrin bahçesine fejdz yağdıran AUah!. Ruhlar ise kutsallUîIa nişanlanmışlar. Bu yaraltUan. Gerçi görünüşte. hem de yaratış senin kudretine bağlıdır. Gröriinen ve görünmeyen hep onda mevcuttur. zorla Çiftleştirilmişler Allahın emriyle. kendisinden yararlanUan da sensin! Şüphesiz hem isteyen. ona «Ol». «Ol» ve »Oldu» emrinin bir harfidir (1). gerçi amaç insandı. sen onu en küçük olarak göstermişsin Ama asImda o.MEMO ZlN 21 Fayda veren de.der. Güneşsin ama perdelenmişsin gözlerden! Evren tılsımmm içinde definesin sen! insan admdan keşfedilen hazinesin sen! Bu evren. (1) Şu anlamdaki âyete işaret ediyor: «Allah bir şeyi yarat¬ mak istediği zaman. Erdem de. bu insan ve görünen bu varlıklar. o harftir. senden gayrı bütün yaratıklar. hem de istenensin! Sensin sevgiUnin yüzündeki aydınlık! Zavallı âşıkm gönlündeki ateş yine sensin! Mumsun ama ateş ve ışık çeşidinden değilsin. kusur da hep onda gözükür. Bu ruhlarla cisimler cebirle.» . güzelliğin ışığmdandu-. Cisimler maddeden resmedilmişler. işte bu harf.

Dönüp dolaşan bu muazzam çark. Arananlar. Gerçekten güzel ve parlak bir düzen Düzenledin bizler için doğrusu sen! Biz gafiller. Ne kadar evren çeşidi varsa. Bunca arazlar ve cevherleri. AUahım ! Ona şükredici bir dil ver ! . Gönlümüzde taşımıyoruz senin fikrini ve de zikrini. Bunca yerler ve unsurları.MEMO ZlN 23 însanm kendisi hem karanlıktır. Bunca arzu edilen ve sevilenler. Bu göz kamaştırıcı gezgin saray. Hepsi bizler için yük altmdadır. Ve bütün jdyeceklerle giyecekler. hem uzak. Hepsi insan çeşidine tâbidir. Bunca doyulmaz nimet ve değer. tenbeller. Hepsi bizler için işler hâldedir. Kötülük isteyen nefsimizle kayıtlıjnz. hem ışık. gönülden anmıyorsa eğer seni. Bunca aranan ve istenenler. Hepsi muhterem bunca melek. Hepsi muazzam bunca felek. insan hem yakındır sana. DiUmizle de ödemiyoruz senin hamdini ve de şükrünü. Hayvanlar. Hânî. amaç edinilenler ve muradlar. günahkârlar. madenler ve bitkiler.

Her nejâ yarattmsa güzel yarattın. meleklerin. Her nasU varlığa getirdinse güzel yaptm. daima var olan bakî AUah! Ey fâni olmayan.n AIXAHA ÇAGKI VE YAKARIŞ Ey şükrü dilin cevheri olan AUah! Ey anması gönlü parUdatan Allah! Ey eşsiz. doğru yolu gösteren Allah î Ey yerlerin ve göklerin yaratıcısı! Ey bütün insanların ve cinlerin yaratıcısı! Ülkelerin. kendi kendine var olan. benzersiz var olan AUah! Ey zevâU olmayan. . sen yarattm hepsini. bir olan Allah! Ey emsalsiz. Ey işi güzel olan! Her nejd yarattmsa sen. MaşaUah. ortaksız. Her biri kendi yerindedir ve yerine lâjnıktır. feleklerin hepsini.

Ak ve parlak inciler ve de siyahlar (1). gezegenler^ (2) Yedili'den maksat. Işığm olmasa görünmezler bile. Senin güzelUğinle süslenir sevgililer. Hem gizli. dokuz gezegenin yörüngeleridir. Kalem. işte bu kadar sanat gösterdin sen. Kısaca: îster inanan.herhalde. -«Büyük Ayı yada «Küçük. güneşin çevresinde dönen. senin çekimindir. sen de can . Levh. Parçalanmak ve yer almak yoktur senin için. Her altı yön ve dört köşeler. Bunlarm hepsini yokluktan sen var ettin. ister inanmayanlar olsun. . Âşıkları çeken. bitkiler ve madenler. Gönülleri sızlatan. hem de açık oluşunun işte budur hikmeti. Toprak. bir varlığı olmaz hiçbirinin. herhalde. Sen de öylece onlarda gizlenmişsin. sen de han. hajT^anlar. Bunca güzel şey icadettin sen. Hulâsa: îster başlangıç. Sanki hepsi bir şehir. Hem kajnp. incilerden maksat da. Ayı» takımıdır. (1) Sedeflerden maksatı. Sanki hepsi bir vücut. arş ve sabit yUdızIar. hem de hazır oluşunun işte budur kudreti. senin derdindir. Hepsi sana öylece ajma olmuş. Senden imrenerek rakipler gayrete geUr. Birbirine katılmış inciler gibi olan yedili (2). Fakat bunları kendine yer edinmişsin.MEMO ZlN 27 Dolu inci olan bu dokuz sedef. îlk-maddeleri yokken nakşedip süsledin. Doğmuş olup da çok doğurgan olan üçler: Yani toprak. ister son olsun. gök ve anahtarları. GüzeUiğin olmasa.

Canavarlarm yolunda tuzak kuran da. Ardarda ajmalan yaratan sensin. Seninle var olup yüzyüze durdu. Onlar aynaja su sanırlar. Gönülleri dolduran sevgi ve aşk. Kırmızı gülü dikenlerden çekip çıkaran sensin. Büjütüp güneşe müşteri eden de sen. Leylâ'yı Mecnûn'a sen belâ ettin. Omuzlardan dökülen zülüf ve örgüler. Ajmalan Tûtî'Ierin önünde tutan da sen. Bülbüle o güzel sesini veren de sen. Ramin'i Veysi'ye sen râm ettin. Nilüfer'i nazlı büjöiten de sensin. Pervaneyi sevda ile talan edensin. Seninle birbirlerine uygun düştüler. (1) . Kendi güzelliğin yansısm diye. San'an Şeyhinin hikâyesini kasdediyor.MEMO ZİN 29 Şirin'i Perviz'e şeker yapan sendin. Gül bitkisine güzel rengini. O yansıyı da güneş ışığı. Gâvur kızı için sen delirttin (1) . Servilere o uzun boyu veren sensin. Yusuf'u nasU Züleyha'ya gösterdin? Vâmık'ı neden Azra'ya kavuşturdun? Elli hac edâ eden o şeyhi de. Sülünlerin ayağmı bağlayan da sen. Ve sensin bülbülü bin deUye döndüren. Ferhad'a kanlı gözyaşları döktüren de sen. Dilberleri gönül çekici yaratıp yaratıp Meczup âşıkları sersemletensin. Mumlarm ucuna ışığı yerleştirensin.

Ve ne sudan sakınırlar kendilerini.. Zavallı günahsız Şeytan. Gönlün amacı ve muradı sen şahsm. Tanrıdan başkasma secde etmedi. yardım etmek istediğin kimseyi de Derhal bilinen makama götürürsün. onu söylerler. Ne duyarlarsa. Gel gör ki sen de saptınrsm dilediğini yolundan. Ve yolundan saptırmak istediğin kimsenin Ayağını zülüf ve benle bağlarsın. maşallah! . ona secde ettirdin. HıUâsa: Senin hikmetinden anlayan Bir tek fert görmedik. Günde bin ibadet ediyordu: Çünkü sen güc vermiştin ona. Bir defa olsun secde etmedi başkasmm önünde. ne güneşten. Doğru yola getirmek istediğin. Ve hizmetçi bile olsa efendileştirirsin. Amaç önde hazır olunca. Sen kendisine o denli yarduncıydm ki. Ey tapınUan AUah! Sen. Dudağı kuruyanlar duru su arar elbet. Onu kutsal makamlara götürecekti elbet. Nasıl ulaştırdın jdicelere isa'yı! Acaba o canı sen neden sevdin? Gizlice îdris'e verdiğin ders. Sen de onu tardettin kapından. sana secde etmeden önce Âdem'i kıblegâh yaptın. Tûtî'Ierin şeker dili kendiUğinden mi? Hayır. takılıp kalırlar.MEMO ZÎN 31 Suda görürler senin nakşmı. Amaca yönelecek elbet her gören. Desteklemek. onu ebediyyen ateşe çarptırdı. Kahrın. O. Gel gör ki o benle zülüf tuzak ve yemdir.. Ve bağlanır ayaklan. Onlar o amacı yakm görür.

Meğer yardımcısı Allah ola Ya da rehberi Mustafa! AUahım! Mustafa'nm hakkı için. Hânî. Senin hakkmda. Hânî'jn kendine âşinâ kıl! . «Tanımadık» dediler.MEMO ZlN 33 îdrâk sahibi olup da irfan anyanlar. inan. şu bilgisizliğiyle senin hakkmda Sapıklığa düşerse çok değil.

o da Zat-i Kibriyadır. . Var olanlarm hepsi yazısızdı. meydana çıksm. Bunun için kalem oldu ilk yarattığı. Fakat o bilgili Hakimin sanatı. O güçlü ve kudretli nakışçmm hüneri. Faş olsun cevher definesi. Ki varlığı bunlarla ispat edilsin. Varlığı zorunlu olan birdir. Yaratıklarla perdelenen o varlığı zorunlu. deliller ve kanıtlara göre.m PEYGAMBERE ÖVGÜ Varlıklar. Varlığı zorunsuz olanlarsa tüm yaratıklardır. KUdı yaratıkları kendine doğuş ufku. Asla zorunlu ve zorunsuz olmazlar. Nakşm varlığından varlığı nakışçmm. Ve gizlenen güzeUiği çıksın ortaya. KalabiUr miydi tek bir resimle? Ona lâjnk bir yazı gerekliydi.

MEMO ZlN 37 îşte bu ilk. Dünyalı şekline girdiği an. Ruhlar. YaratUdUar. Oluverdi son zamanlar Peygamberi. Valığı zorunlu olanla olmayanları ajordeden o smır. Peygamberin anlamından. AUahm güzelliğinin o penceresi. Hepsi onunla zevke ermişler. Bunlarm üçüdür ki «ilkler» kabul ediür. Serveriydi o tüm Peygamberlerin. Karanlık gönüllerin feleğini aydmlatan o güneş. Meleklerin secdesi yine onun için. Oldu tüm canlUarm ilk kökü. Henüz ne bu yer. O vezir kUığmdaki Padişah. Görünmeyen evrenin feyzine kajmak oldu. . Henüz su ve çamurdu Âdem'in kendisi. ruh ve akhevvel. Hem mutluların. bütün âlemler için rahmetti. hem günahkârlarm canlarmm kökü. Şöylece onları bağdaştır: De ki: Hep birden bir tek şeydir. Âdem henüz su ve çamur içindeyken. Sayılmaları ve sayUır olmaları itibarîdir. îşte o nurdur ki görünmeyenleri bilen AUahm emriyle. Bir ışıktı. omm anlamı da Muhammed'di. örneğin şeker ve bitki. O. Bütün cüz'lerin ve küllerin Peygamberiyken o. ne bu gök vardı. Onun içindi feleklerin yaratılışı. Fakat onları birbirinden ayırdetme. Ebedî güzellikten ilk defa parlayan. Hepsi ondan dallanma bulmuşlar.

Vahiyle ve AUahm emriyle bahsederdi ondan. Fağfur da kâseden içişinden iki büklümdü. Kamu öğreticisiydi. dini açıkladığı zaman. O. . davulsuz ve bayraksız. Baktı ki dünya küfürle dolu. . Mal miUk sahibi değil. Derhal gözüyle gören oldu. Tâ ki bir kısmı dine katılıncaya dek.MEMO ZlN 39 îptal etti tüm dinleri ve de kitapları Gösterdi herşeyin kanıt ve nedenini. adı Ahmed'dir» Dâvasmı elle ve dille jnirütürdü o. hem Hükümdardı. Yahudi ve Hıristiyanlarm. Doldurdu sesi dünyayı. Davut dininden olanlarm. Bizden sonra gelecek. Tapmaklarını yok etti tüm ateşperestlerin. hem Peygamber. daha önce okumadan. pusuya yatmış bir Hindu idi. hem de kUıcı vardı. Hakan. Çaresiz çoğu kılıçla yok oldular. Atsız ve maiyetsiz. Yer jöizünde bulunan bütün halkları. iyilik sahibiydi. Habeşlerden. încil ve Zebur da çıktı hatırlarmdan. Cömertçe o sofraya buyur etti. Puthaneleri ateşle yıkardı. Kayser kendi kusuruyla kısa kalmıştı. ŞaşUacak şey Rumlardan. oldu cihangir. Isa incil'i okuduğu zaman. EUnde kılıç. Güzel yaratUışhydı. Tevrat'ı unuttu çoğu. Dedi ki: «Müjde veriyorum şanlı bir Peygamber. Çekti peygamberliğinden bir sofra. Arap şahı bayrağı kaldırınca Acem Kisra'sım da iki büklüm yaptı. Dini kabul etmeyen kimselerin. Hikmetliydi serapa. . hem kitabı. Frenk ve Tatarlardan. diUnde Kur'an vardı.

Ondan. Onun şerefine denk gelecek birşey yok. görme¬ diğiniz askerler gönderdi». (1) Hüneyn savaşından bahseden -«Allah yardımınıza. (1) Çadırsız. Hulâsa: Bütün insanlar ve cinlerde. Abidlerin hepsi evliyalar gibidir. Onun peygamberliğine inanmayan. GölgelUği bulutlardı. Ondan gayrı bize arka olacak kimse de yok. Ordusu görünmez askerlerdendi. Yalnız Adem oğullarmdan bazUarı. Şeriatiyle doğruldu yol. Tüm gâvurlar bir araya gelsin. Doğruluğuyla güçlendi din. Gâvurlardan beşjöiz jdğit sayılır. Onun dininden şüphe edenler için.anlamındaki âyete işaret ediyor. Dinini tartışıp eleştirenler için. heybetçe Bir tek sahabeye eşit değildir. gölge düşmezdi yerlere. Cansızlar da konuşurdu onunla.MEMO ZlN 41 Gördüğün herşey meğer O'ydu. Filizlenirdi bitkiler onunla. hansız. Yem oldular Cehennem ateşine. Bilginlerin hepsi peygamber gibidir. Onun büjoik sahabelerinin tek bir ferdi. îşitirdi bir arada yüz konuşmayı. Önden haberdar olduğu kadar Arkadan da görürdü. . saraysızdı o. Kalmadı bir tek çeşit hajrvan. Kısacası: Yerlerde ve göklerde.

İki Arap harfidir. anlamı bilinmemektedir. Şöyle yazılır. Yine senden ümitsiz olmayız bizler. şu ateşe müstahak olan Hânî. ey Şehinşah! Seni AUahm sözleri övdükten sonra? Şahım! Senin için güzel addır «Yasîn» (1) Tâhâ! Senin tılsımmdır «Tasîn» (2) Ey seçkin sevgih ! Senin için şu yeter ki : AUah senin hayatma andiçti. Ben ne diyejdm. bir surenin başında gel¬ -k »ve -«Tasîn» oku¬ nur. Ve şu yüz derecelik kötülüğümüzle. . (1) Yasîn: Peygamberin şında gelmiştir. (2) bir adıdır. (3) Yüz defa hayatma andolsun ki. Hattâ şu zajnf Hânî bile. Kur"anın bir suresinin ba¬ Tâhâ: Peygamberin bir adı olup. miştir.MEMO ZlN 43 Kur'an ve hadisler ne güçlü mucizelerdir! Âyetler ve sureler ne açık deUIIerdir ! Ebubekir ve Ömer ne iyi arkadaşlarıydı onun ! Osman ve AU ne seçkin yakmlanydı onun! Ey yüksek payeli Padişah! Ey tahtı felek güneşi olan Padişah! Benim bilgimle ne mümkün seni övmek! Büjdik güç sahibi Allahtır seni öven. (3) -«Hayatına andolsun ki onlar sarhoşluklarında bocalıyor¬ lar» anlamındaki âyete işaret ediyor. ey işi iyiUk olan! Bizim ikijöiz jmk çekse de günahlarımız. Bir surenin başında gelmiştir. Şu paklıktan uzak. kem kişi.

MEMO ZlN -45 O da kötülüğü ve köpekliğiyle. Allah sahabelerin yolunda götürsün. . Ümmetten olduğunu iddia ediyor. Köpeklerden farksız o kötü-işlijd de.

IV PEYGAMBERDEN ŞEFAAT. söylediklerini çekten miraçta gördüğü hakkındaki âyete işaret ediyor. (2) Peygamberin gözlerinin yanılmadığı. Ve bir sözcük yeter gözlerinin yanUmadığmı ispatlamaya (2) (1) İki yay kadar: Peygamberin miraçta Allaha yaklaştığı me¬ ger¬ safedir. ALLAHTAN DA AF Ey iki âlemin varlığına yol açan! «îki yay kadar» yaklaşmaya lâyık olan! (1) Medine tahtının Şehinşahı! Senden o kadar mucize görmüşüz ki. ... Aja ikiye bölmek için bir işaretin yeter. Senin için bir anlık iştir feleklerde joirümek Ve senden bir selâmdır meleklerin kıvancı.

Helâk oluruz hepten. Hâşa senin sonsuz şefkatinden. F. (3) Şu âyete işarettir: -«AUah. zayıfız. Ona bir zerre olsun eklemedik biz. Sence biUniyordu bilgisizliğimiz. Uzaktır senin büjöiklüğünden. inanıp iyilik eden kuUarmı yer¬ yüzünde kendine vekil yapacağına söz verdi-. Sen kahrmı gösterirsen eğer. Ateş olacak bizlere cennet. rahmetinden. Kalkıversin önünde tüm perdeler.. sen doğru yola götürmezsen.. : 4 .» (2) -«Biz insanoğlunu şerefli yarattık» diyen âj'ete işarettir. Perdesiz olarak konuş Allahla. Emrine amadedir burak ve kanatlar. Önce bizlere niye azamet verdin Başımızm üzerine koydun şeref tacım. Maiyetinde gelir saf -saf melekler. Küfür ve günahları bahane etmek. De ki: «Sen kudret ve azamet sahibisin» De ki: «Hep vardm sen. (2) VekiIUk şerefini verdin bizlere? (3) Oysa sen bize emanetini verdiğin zaman. (1) «Levlâk»: AUahm Peygambere yönelttiği bir hitabm başı¬ dır. Ve o emanetin kadrini bilmiyeceğimiz. Bu hitabın tamamı şudur: «sen olmasaydın ben felekleri ya¬ ratmazdım. Her neyi irade ettinse sen bizim için. Ve sana lâyık olsun bu. Bizler fânijdz.MEMO ZlN 49 Ey «Levlâk» tahtının padişahı! (1) Kalk ta çabucak göklere çık. hep var olacaksm. toprak seviyesindeyiz. Bu mu padişahlık? Bir yüzlüdür senin katında küfürle îman Eşittir senin katında cennetle cehennem.

«Bağışlayıcı» admdır ki günahkâr kıldı bizleri. Şeytanlar var sevinecek haUmize. Sen küfrü de bağışlıyamaz mısm ki? Günahları üzerimizde nakşedecek olursan. Günahkârlan. Ve sevinecek sayısız mel'un var. Bizler «Kahredici» adınla gâvur olduk. gerek günahkârlar. . Şefaatmm içine al hepsini. Hulâsa: Yakm ve uzak olan hepimizi. sonunda. Hepsi senden umutludurlar. Gerek gâvurlar. Bizleri hep beraber ateşten kurtar.MEMO ZÎN 51 Ve feyiz yağdınrsa bulutları rahmetinin. Senin sıfatlarma ajoıa olmasın. Yalnız ve tek basma gitsin ateşe. Cehennem bizler için cennete dönecektir.» Hiç hamiyet kân mı ey âlemin dayanağı! Hiç yakışık alır mı ey insanlarm çobanı! Bu pis mel'unun. bedbahtları ve kem kişileri. Bizleri koyunlar gibi darmadağm etmesi? Kısacası: Öyle yap ki o serkeş dev. Gâvurlardan ve günahkârlardan kimse yoktur ki.

Son devir gelip çatmcaya dek? Mümkün mü acep felek çarkmdan. (1) Kadeh şarapla dünyayı göstersin. Acaba zevale jâiz tuttu mu dersin? Yoksa hep böyle olduğu yerde mi kalacak. yıldızlan . Bize yar olsun bahtımız. Cem kadehine koy bir yudum şarap. Gelecek bizim için başarılı olacak mı. Bizim için de çıksın bir yUdız. Ozan kendi kadehini de onunkine benzetmiş. Görünsün dilediğimiz ne varsa.V DERDİMİZ Saki! Allah için lütfet. (1) Cem: Eski Iran imparatoru Cemşit. biIeUm.eleskop gibi gösterirmiş. Kadehi t. îşte kemale erdi talihsizUğimiz. Aydmhğa kavuşsun önümüzde durumlar. Bir defada uykudan uyanıversin.

Her kim ki himmet eüni kUıca götürdüyse.değer kazanırlar Biz öksüzlere acır. (1) Külçe. Bilinsin kadri kalemimizin. îyiUk sahibi bir şiir istiyenimiz Bizim de külçemiz sikkeyle basUır. Ne kadar safî ve temiz olsalar da. Derdimiz deva bulsım. . (1) Bu denU revaçsız ve şüpheU kalmazdı. altın ve gümüş aşağıdaki bölümden de anlaşılaca¬ ğı gibi mecazî olarak edebiyat anlamında kullanılmış. ilmimiz revaca girsin? Olsaydı eğer bir başıyükseğimiz.MEMO ZlN SS' KUlCi ortaya konsun gücümüzün. Namertlerin elinden kurtarırdı bizi. Altm ve gümüş sikkeyle . Kendisi için devleti zabtetti erkekçe.

Fakat başlığı. Hepsi birden niçin olmuş mahkûm? Onlar kUıçIa şöhret şehrini fethetmişler. imha oklarma hedef yapmışlar. Sanki Kürtler sınır başlarmda kUitmişler.MEMO ZÎN 57 Çünkü dünya bir gelin gibidir. Himmet ülkesine boyun eğdirmişler. . Ve Rüstem cengâverliğindedir her bir erkeği. Acep ne sebeple kalmışlar bojmubükük. düğün hediyeleri. cömertlik. Her iki taraf. Ben hikmetle dünyaya sordum ki: «Başlığm ne senin?» Bana dedi ki: «Himmet» Kısacası: Dünya kUıçIa ve iyilikle insana ram olur. Bu Rumlarla Acemler onlarla hisar olmuş. çeyizleri. iyilik. Kürtlerin hepsi dört kenarda yer tutmuş. Arabistan'dan Gürcistan'a kadar Kürtlüktür olmuş kaleler gibi. boyun eğer. Onların her bir beyi Hâtem cömertüğinde. Ben AUahm hikmetinde şaşakaldım: Kürtler dünya devletinde. Kürt kabilelerini. lûtuf ve bağıştır. Her kabile sağlam bir set gibidir. Keskin kılıcm elindedir onun hükmü de. Bak.

Engel oldu minnet jöikünü jöiklenmelerine. Beylik. Her zaman birbirlerine karşıdır ve parçalanırlar. Bu hamij^et ve yüksek himmettir ki. Bunun içindir ki hepsi her zaman ittifaksızdır. hikmeti de elde ederdik. Minnetten de nefret ederler. Hep birlikte bir birimize itaat etseydik. Sözler o zaman birbirinden ajordedilir. hamiyyet ve jağitlik. himmet. Gerçek hüner sahipleri çıkardı ortaya.MEMO ZlN 59 Cömertük. O zaman dini de. Olsaydı eğer bir ittifakımız bizim. Onlar kılıçla ve himmetle ün salmıştır. îlnU de. Cesaretten hamiyyetli oldukları kadar. mertlik. . Hep Kürt kabileleri için onaylanmıştır. devleti de ikmal eder.

Ki el demesin «Kürtler. (1) Yani herkesin tersine. Mutat lUIâfı olarak bu bit'atı işledi. Kemal meydanını boş buldu. inci gibi olan Kürt dilini Düzene koydu. kitaplar o dil¬ lerle yazılırdı. Amaç edinmediler aşkı. ÇeşitU milletler kitap sahibidir. Yani kabiliyetinden ve ehliyetinden değil. Sadece Kürtler nasipsizdirler» Hem düşünce adamları demesin ki «Kürtler. îrfansız. asılsız ve temelsizdirler.VI KİTABIN KÜRTÇE YAZILIŞ SEBEBİ Hânî kemalsizliğin kemale ermesinden dolajn. Kısacası: inattan ya da çaresizUkten. intizama getirdi. Böylece amme için çekti cefa. (1) Durujoı bir yana itip içti tortuyu. bu kitabı Kürtçe olarak yazdı. Sadece hamiyet ve aşiret tutkunluğundan. . Çün¬ kü o zaman herkes Arapça ve Farsçaya meraklıydı.

Kürt edebiyatının şaheseri sayılan bu şiirler İstanbul'da. ne de istenirler Hep beraber ne severler. Sadece sefil ve sahipsizdir. Dünya damının üstüne asardım. Bir Divan yaz¬ mıştır. (1) XVI. kabiliyet. (2) Fakî-yi Tayran'a öyle bir sevinç verirdim ki. iz'an. incelikleri bilen bir sahibimiz. Suriye'de. (3) Ebediyete kadar hayran kalırdı. Geri getirirdim Cizreli Mela'nm ruhunu. Hakîkî ve mecazî aşktan da boştur» Hayır.. Hep birden bilgisiz ve cahil değil. Bundan başka bir¬ çok şiirleri vardır. (1) Ve diriltirdim onunla Harirli Ali'yi. (2) XI. îlim. San'an Şeyh'inin hikâyesini manzum olarak yazmıştır. Ben o zaman manzum sözlerin bayrağmı.MEMO ZÎN 63 Hep birlikte ne isterler. Bu çeşitler onun yanında geçerli.. yüzyılda yaşamış bir Kürt ozanıdır. yüzyılda yaşamış bir Kürt HaJç şairidir. Şiir. Olsaydı bizim bir sahibimiz. Fakat öksüz ve mecalsizdir. . Kürtler o kadar kemalsiz değil. Özelükle bu çağda şu para kesesi. yüzyılda yaşamış ünlü bir Kürt ozanıdır. N'eylejdm ki pazar hayli kesattır. Olmuş hepimizin dostu ve sevgilisi. özellikle -«Gönül Kalk» şiiri halk arasmda çok yaygındır. Alıcısı yoktur kumaşın. Onlar aşkın tadından yana hepten nasipsiz. gazel. -«Dîvan» adlı çok değerli bir şiir kitabı vardır. kitap divan. Almanya'da ve Rusya'da basılmıştır. (3) XVI. kemal. Bu paralar onun yanında makbul olsaydı. ne de sevilirler. Yüksek himmetli.

MEMO ZlN 65 Kimse o kadehi kendine ışık öncüsü yapmaz. Gönlümüz hileye razı gelmedi. Sonunda çaresizlikten bakırcı olduk. Böyle revaçsız ve karışık kalmazdı. Ama sade. Onun için karabahth ve muratsızdır. Ve mümkün olmadığmı görünce de bunun. Bir süre insafla hareket ettik. temiz ve pahabiçilmezdir. üzerinde dua ettik. Bu paramıza «Değersizdir» deme. Hâlis Kürtçedir. şüphe götürmez. Kim. Hep para için savaşUdığmı gördüğümüz vakit. F. Devrin böyle olduğunu gördüğümüz vakit. altm da geçmedi eümize. kimsenin adma mensup olmayan.bir sevgilidir. Sahte olan cevheri temizledik. : 5 . O. Çıkardık gizli bakırımızı açığa. Eğer basUarak nakşedilseydi. Bu mangırlar gerçi değersizdir. Biz de kimyager olmaya heveslendik. Boş sajrfalardı. O şahlar öncüsünün sikkesinden yoksundur. Hilesiz. Din gitti. Ve halkın alış-verişi için elverişlidir. Duamız doğru olarak kabıU edildi. Altm değil ki «SoluJc kaldı» desinler. Bizim kırmızı bakınmızdır. AracUık etmedi garaz için asIâ. aşikâr Gümüş değil ki «Eksik ayarlı» desinler. işimizin görülmesine vasıta oldu. hurdasız ve tamamdır.se düzene girmeye yanaşmaz.

Her gün binlerce yoksul ve çaresizi. Paşaları tutuklar esirler gibi. Bu yüzden. Sonra azadeder fakirler gibi. bilgiü insan. Sahte gönlü billura çevirir. Bizi dinlemedi idrak kulağıyla. Bütün bu sözler şiir olur. Bunun için minnet de yapmaz Bir kez bize baksaydı eğer o. Derhal sarıya çevirir bir bakışla. Zenginleştirir himmetinin eüyle. Fakat zamanın hükümdarı. Her an lûtfuyla jöizlerce dilencijd. Birçok filozoflarca da makbuldür. Yüz jöik kırmızı mangır olsa. En jmkseği. Padişahların sikkesiyle kabul edilmeden. amme için özel bir rahmettir. (1) Ki bakışı sade kimyadır.MEMO ZlN 67 BİZ arkasız insanlarm sajrfalan. Adı Mirza olan Bey. O. Mübarek teveccühünün iksirini çevirseydi bize. . Söi ona devamlUık ver AUahım! (1) Hakkâri beylerinden olsa gerek. En alçağı da lûtfuyla en yüksek. Fakat bakışı çok umûmîdir onun. gönülden özel bakış vermedi bize. Sahte mangırları da saf altma. Birçok bilginler nezdinde çürüktür. kahnyla en alçak yapar. Bütün bu mangırlar altma dönerdi.

ŞARABI KADEHE DOLDUR Sakî! Gök rengi kadehe doldur. ruhu besleyen o şarapla.vn SAKİ. (2) Eritilmiş yakutlu. Zaman zaman mej^erestlerin eUne ver Gönlünün bir parçası sevgililerin elinde olanlara. Bir an. ebedî ruh gibi olan şarabı. Ruh dimağını tazeliyelim biz. çiğ taneleri gibi şarabı. DeU akh sersemleştir onunla. O. seyyal la'Iı O inci hoşafı. Sakî! Cevher kâseye doldur Temiz ma' serden çıkan o suyu. Kendi dürdanelerini de içine dökerek O gül suyu gibi olan şarabı. görmelerini sağlayan. Ma'ser: Üzümün sıkılıp şırasının çıkarıldığı yer. (1) (2) Yani onlara görme kabiliyeti veren. Sakî! Mine rengi kadehe doldur Gönülleri aydmlatıp gözlü yapan o suyu (1) Mahzun gönlü sevinçU kU onunla. .

. Bazan bülbüller gibi inlesin gönlüm. Her zaman binlercesi kan rengi saçsın. Zerrinler dile gelsin. Kâhya ve muhasip görmesinler. O berrak şarabm kadehinin neş'esi Şen bağın üzümünün verdiği keyif. seherlerde «Ah»Iarı yollaymca Her zaman. Arkadaşların inadına gülsün bülbüller. Gönlüme bir güzelUk. Bu «Ah»lardan açsm yüzlerce gönül goncası. Devamlı şarap içenlerin bu mecUsini. Olsun benim de nefesimin bir etkisi. Sakî! Ver bana gül rengi şaraptan.MEMO ZlN 71 Gönüller kadehi nakışlansın onunla. Bülbüllerle ses arkadaşı olayım ben de. Ve yeniden bambaşka olajnm ben. konuşsun hepsi. Meclisin coşkunluğu süslensin onunla. Davul sesi ve Kanun sadası olmaksızın. Goncalar çözülüversin dikenlerden. . Benim de yardımıma geUr bir damla. Yani canım şevk ile dolsun. toplansın tüm sevinçler. Şu ölü gönlümün kuşu uçabilsin Nağmelerin sesi perdesiz olarak süslensin. Ve de gönlüm zevk ile. yoldaşı olan yel ile. DağUsm gamlar. Her zaman yeniden mest eyle onunla. Öyle etki yapsın ki nefsime. Öyle ki. Sızlasın bazan da andelipler misali. Benim için inşirah mümkün olsun Hasıl olsun gönlümün temizliği. Belki o zaman o sonsuz fejdzden. tatlılık yayılsm. Tereddütler çıkıversin mahzun gönülden. Gözyaşı döksün kırmızı güller çiğ damlalarından.

Zin ve Memo'joı ederek bahane. Divane olayım ki inciler döktürejdm. Perdeden öyle nağmeler çıkarayım ki ben. Söz söylemeksizin içimden konuşayım. Yaralı gönlün sazı kâh yumuşak. Ney gibi muUdanayım. Çünkü kejdfsiz olarak söyUyemem. Bugün mütehassıs bir doktor gibi. Çıksın davulumuzdan ses. (1) Rubab gibi Kemançesiz olarak. Yar ve âşık hastalıklı olmuşlar. kâh gür sesli olstm.mlar. Gönlünün derinUğinden ıstırap çeken Zin'i. GöniUdeki derdin şerhini kUayım efsane.MEMO ZlN 73 Sarhoş olayım. Sermest olayım. lâflar edejdm. güzaflar söylejdm. Çalsm türküsünü Zin ve Memo'nun. Âşıklarm sesini dinlesin Zühre yıldızı. Ciğerinden yaralanmış Memo'yu. Ve raksetsin dokuzuncu kubbenin zirvesinde. O çaresizleri yeniden ayağa kaldırayım. Oülbahçesini Şehnaz makamıyla şenlendirsin. . O töhmetten uzak Memo'jru. onları teda'vi edejnm. Bedhal olayım. îlâç getireyim. Görünsün bana mak3. örtülü masum kızı. Benden aşikâr olsun kerametler. Gönlümden çıkan makamlı ses dallan. Çeng gibi yüz çeşit şada verejdm ben. O perdeU. sırlan açığa vurayım. o günahsızı. tokmaksız olarak. (1) Çeng: Bir sazın adıdır. Ney gibi. Zin'i ve Memo'yu dirilteyim yemden. ahenkle gönlümün derinliğinden. Tûtî misâli dile gelejdm.

Bu. Bu kitap turfandadır. o huydandır. Bu kitap ister kötü. Hep bizi tasvibetsin. Gerçi çok seçkin olmasa bile. ister acı olsun turfandadır.MEMO ZlN 75 Öyle bir tarz ve üslûpla meşhur edeyim ki. Hırsızlar gibi yanlışlıklarımı araştırsınlar. Zin'in derdine gülsün âşıklar. Seçilsin birbirinden sevilenler ve sevenler. . Herkes «Güzelce yazıldı» desin. Şahin bakışIUar temaşaya gelsinler. Dertsiz olanlar girsin kedere. Onunla oyalansmlar bir zaman. Gelip dinlesinler hikâyeyi. BazUan candan dinlesin. gönül bahçesinin turfandasıdır. Çocuk çeşidi gibidir. masum ve asUdir. Bazıları da onunla gönülden veda etsin. Yeniden onları öylesine jöicelteyim ki. Günahsızdır. Memo için ağlasm dilberler. Bambaşka olan seven kimseler. Ezelden beri sevenlerden olanlar. İster tatlı. Göğüsten ve gönülden temiz olanlar. yeni yetişmedir. Biz onunla ikijöiz ıstırap çektik. Pâk huylu ve insaf sahibi insanlar. yavrudur. Ben onu bağlardan derlemedim ki. ister ija olsun. Yalnız bilginlerden rica ediyorum: Öğrencilerin yanlışlıklarmı açığa vurmasmlar. Dertli kimseler onlarla sefa sürsün.

hayat hikâyeleri ve düşünceler. . Sevimlidir o. o kadarı yeter. anlamlar. Kürtçedir. Bu mejrve sulu olmasa bile. Sözcükler. işaretler. Turfandadır. mâna ve keümeler: Bunların hiçbirini aslâ ödünç almadık.MEMO ZÎN 77 Ricam şudur hal sahiplerinden: Kötülemesinler bu yavruyu. gönül kapan güzeli. Bu yavru benim için çok azizdir. sıfatlar. Şiir yapısı. hikâyeler. elbiseleri ve küpeleri Benim mallanmdır. hamiyetli insanlar gibi Düzeltecekler kusurlarımı. Kin sahipleri ise coşkundur. Bu mey-ve çok lezzetli olmasa bile. Hiçbir yanlışlığımı çıkarmıyacaklar. Hepsi el değmedik gelinlik kızlardır. dejdmler. Nazenin değilse bile bu yavru. Üslûp. Teşni' etmiyecekler. irfan sahiplerinden umarım ki. emanet değil. amaçlar. Kendi kendime yetişmişim. cevher satıcısı değil. cümle kuruluşu ve işaretler. Sır sahiplerinden umudum şudur ki: Alay etmiyecekler benimle Ben gezgin satıcıj^m. bana çok tatlı gelir. AUahım! Sapık kimselerin eline verme Bu nazlı. Konular. Kemal sahipleri kusurları perdeler. yetiştirilmiş değil. Bunlarm hepsi fikrimin ürünleri.

Varsa kusurlarım örtsünler.MEMO ZİN 7â Ben Kürdüm. kenardanım. Mümkünse bir ijrisini söylesinler. Derlediğim şu birkaç sözü. Ozanm yüzü sujomu dökmesinler. Garaz sahipleri de dinlesinler. dağlıyım. lûtuflarmdan imzalasınlar. Yanlışlıklara ve ımutkanlıklara şaşmasınlar. îyiUklerinden. Hamiyet için doğruya yorumlasmlar. . Ve dinlesinler insaf kulağıyla.

bahtı da mutlu. bojnm eğerdi. Şu tarzda kalıbı bastı ve süsledi: Dedi ki: Grcçmiş zamanda bir padişah. Şu plânla resim ve tablo çizdi.vra BOTAN BEYİNİ VE İKİ KIZKARDEŞİ ZİN İLE SITİ'Yİ TANITMA Hikâye sayfasmm yazıcısı. Çeşitli halklar ona itaat eder. Tahtı Cizre'deydi onun. Rumlar. Rivayet tablosunun eleştiricisi. «Botan Bejd» adıyla ün salmıştı. Araplar ve Acemler emrindeydi. talihi güçlü. hükümdarlığında üstün olarak. Soyu Arap. kendisi Kürt bejdydi. Makamı yüceydi onun. Ulu ataları. dedesi ve babası. F. Zincirleme olarak HaUd'e mensuptular. Çıktı. : 6 .

O Padişahm yiğitliğinin izleri. Kendi cömertliğinin evrakını toplayıp kaldırdı. dileklere. birlik. Hâtem onun cömertliğinin büyüklüğünden. Onun için zahmetsizce başarılmıştı. . Çünkü Halid'e --Allahın Kılıcı». Onun yiğitliğine yenilirdi Rüstem. BeyUk ona «Zeyn» ile vasıflanmıştı. (1) Hükümdarlığın ve de dinin süsüydü. hüner.MEMO ZlN 83 Ceberrut felek bile sakmırdı kendisinden. Onun sayesinde kavuşulurdu hasretlere. kaplamıştı heryeri. Bunlarm her birinden gizliydi bir definesi. Onun cömertliğine muhtaçtı Hâtem. Dindarlık. (2) beyin adının yarısıdır. düzen ve divan. Ona zararsızca mukadder olmuştu. AUah mevcut kılmıştı onun yanında. (1) Burada --Tevriye» var. koruyuculuk ve de heybet: Bunların her birinden doluydu bir hazinesi. sevilenlere. Her çeşit mücevher ve bulunmaz nesneler. Jiirdi. Padişahlığı ise ahret sembolü.de-«Zeyn» süs anlamınadır. Her renkten nefis ve parlak değerler. O beyin adı «Zeynıdin» idi. cömertUk ve meydan. Aydan aya kadar. Komutanlık. Dünyanın ekseniydi kendisi. Akü. Çekilmişti AUahm kıhcınm çekilişinden. Onun sayesinde kavuşulurdu arzulara. (2) Zinet de ona «Din» ile tanınmıştı. DisipUn. diyanet ve de devlet. Mümkün olan dileklerin hepsini.

Biri doğruluk bağmm selvisiydi. (1) Beyin adı Arapça olarak şöyle yazılır: -« » Bu nun yansını aldığımız zaman « » çıkar. îki zülüf sünbül çiçeğine benzerdi. O şahm yanmda iki sultan vardı. Dudakları la'I. Öbürü Beyin can ve ciğeriydi. Açmıştı boylarında selvi ve şimşir gibi. Yani o joice soydan olan. Çünkü AUahm nurundandılar. sarışındı öbürü. Öbürü gönüllerin ruhuydu. periydi öbürü. son derece sevinUi. şakakları yasemin. hurilerden dönmeydi. Kimse eş görmemişti jüzlerinin güzelUğine. (1) Hikayeci bana muamma olarak şöyle dedi: O huri de «Zin» adıyla tanınırdı. îki kızkardeşi vardı. Parlaklığı utandırır ince ipekten elbiseleri. Biri huri. O mehtabın yanmıda iki güneş vardı. . Adı da gerçek olarak «Sıti»ydi. yanakları gül. Huzurundaki hizmetçileri de meleklerdi onun.MEMO ZİN 35 Haremin sahanlığı nazeninlerden. Hurilerle dolu olan bir cennetti. Beyin admın yarısıydı adı. Bu da Zin'in adıdır. Fakat devlet soyunun iki evlâdı vardı ki. iffet bahçesinin iki turfandasıydı. îki yanaksa kırmızı gül jüzüiıün renginden. Biri fazlasıyla şirin. Çünkü ebedî güzelliktendi o güzellik. Biri esmer. Cennetinde huriler çoktu onun. O huriyle periye paha biçilmezdi. nazlı büjöitülen. O serbest kırmızı güller ve sünbüUer.

(3) Hacer . Kemerin sarUdığı o belleri görenler. çeneyle alt dudak arasındaki çukurduı. Gök ortasmda durmuş daima. Ufukta Cebrail'in bir kanadı gibiydi. Kirpikler ise şüphesiz dik oklardandı. Çene çukurundan maksat. noktalar. Benler.Esved: Kâbenin duvarındaki taş. (1) Çene çukuru ile Hârut sihrindendi. Feleğin falcısı yüzlerine noktalar serpmişti. kulak memelerine bakan herkes. Gerdan. Onun hizmetinde bulunur güneş. Variıklarm hikmetinin inceUklerini keşfedenler. (1) (2) . sanırdm sakinin elindeki Ebedî şarapla dolu olan şişedir. Haccer-Esved. Yüz hatlarmm güzelliği Yakut yazısmdan. Yüzlerini gören. Kmalı parmak uçları ve tırnaklar. Derhal çekerlerdi jüreklerinin derinliğinde «Ah» Yakut: Bir çeşit Arap yazısıdır. Ya da Nebat şekkerinin şerbeti gibi Veya Hayat Çeşmesinin kaynağı gibi. Neş'eü gönüUerin ıstırabıydı. Olurdu derhal akıl ve şuurdan. Bir anda şaşkma dönerdi gözlerinin dehşetinden. Kabe. Gözlerin dehşetinde işaret bıüuyordu. Alm. Tavaf ve Umre'ydi. (3) Kaşlar felek yaymm kemanmdan. DeUUk vahşetinin sermayesi. tacın bir yanı gibi gözükür. (2) Sanki ceylânm gerdanmdaki misk kesesinden. SünbüUer de sarmaşık olarak boylardan sarkmıştı. Tavaf ve Umre: Haccm iki ibadetidir.MEMO ZÎN 87 Kırmızı gül kendiliğinden yüzlerinde kök salmıştı. ak ve kırmızı renkler.

Gerçi mehtap gibiydi Sıtî. Güzellik bakımından ikizdi ikisi. Kimisi tükenmeyen güzelüği arzu eder. Kimi de boş vücudun taUbi. Bağlara ve bahçelere yürüdükleri zaman. İnsanları ve bitkileri talan ederlerdi. giydikleri fesin . Bu zinetler. ister hocalar. beyler olsun. fakirler olsun GüzeUiğe talip olmayan kimse yoktur. Kofileri mücevherlerle donatılmıştı. Hayvanları ve cansızları bile inletirler. Önden. arkadan. Fakat Zin de cennet hurilerine benzerdi. Artık yer kalmazdı konuşmaya ve de serzenişe. Sıti gerçi çok nazenindi. Fakat şüphesiz hepsinin dostu birdir. Aşıklar ölürdü sevginin elinden. Tapınaklardaki evliyaları bile sersemletirlerdi. (!) Kofi.MEMO ZÎN 89 Bilekleri ve bilezikleri gösterdikleri zaman. zülüfler ve pusular. süsler. Fakat Zin de güneş gibiydi. Kavuşmayı arzu etmeyen kimse yoktur. O periler bu süslerle yürüdükleri zaman. (1) Kolyeler altınlarla zincirlenmişti. sağdan ve soldan sarkar. Kürt kadın ve~ kızlarının başlarına etrafında bağladıkları kuşaktır. daha tazeydi. îster şeyhler. Bütün fark. îster dervişler ister zenginler. Kofi kajd:anlarınm uçlarmı sakaklarma getirirlerken. Her ikisi de ruh gibiydi gerçi. deriyle beyin arasmdaki fark gibidir. Ama Zin'in jöizü parlak bir aydı. Gerçi Sıti yUdız misâliydi. Gecelerin çıralarına benzeyen bu ikisi.

Ne kadar fazlasıyla pahalı olsa da. Yüzlerce can. Hâkanm definelerindeki inciler. . servetler. Bütün dünyanm alıcı olması bundan. Masal gibi anlatırdı onları halk. Hepsine AUahm verdiği metahlar. Hepsi birden güzeUiğin bir parçasına bile değmez. Sıti ve Zin'in jdizündeki güzellik. Süleyman' m yüzüğündeki la'I. gönül ve ciğer yakardı. Aşk ateşinin bir deryasına dönmüştü. Güneş ve ay bir araya gelmişti. Kaj^serin bütün hazineleri.IX GÜZELLİK VE AŞK Dünyada ne kadar hükümdar varsa. İskender'in radarma varmcaya dek. Enginlere inip zirvelere çıkan o güneş. Dalgalanıp joikseldiği zaman.

Fakat âşıklarla arzu sahipleri ajrndır. Bazıları da cananları için verir canı. Kimisi kavuşmak ister. . Çoğu tellal gibi. Sonu olmayan sınırsız güzelUğin. öteki feda olmak. BazUarı canlan için ister cananı. Kimi de derdi seçer. Figanlara ve iniltilere doymadılar. Bir kısmı faydalanmak ister. Tacdin gibi. Gündüzleri ve geceleri çok inlerlerdi. kimi de arslan gibi.MEMO ZlN 9:i O ceylânlarm güzelUğinin avcıları. Memo ve Zin gibi. Zaten spnu gelmez âşıklarmm. O güzelUğin sadalarmm şarkıcUan. Öyle ki onlarla birlikte sızlamrdı melekler.

Güzellik yönünden her biri bir güneş. Onlar da hep hevesli ve arzuluydu. Onlar da hep âşık ve isteküydi. Hepsi bir birinin sırrından haberdar. Her biri güzeUiğiyle padişah göğsü. Sıradan adamlar.X MEMO VE TACDÎN't TANİTMA DöneUm biz hikâyenin başına: Aşkları derdinden gönlü yaralı olanlar. (1) Gerçi sayısız ve ölçüsüzdüler. Her biri konuşmasıyla göpsleri yakardı. . Yüzlerce fidan boylu ve açık almlı genç vardı. Fakat seçkin hizmetçilerden. Ancak dujonakla ve rivayetle biUrlerdi onları. Fakat görerek ve tanık olaraktan degü. (1) Sıti ve Zin'in aşkları derdinden. Her biri kemaUyle bir doltmay. Hepsi Bejdin hizmetindeydi. hizmetçiler ve seçkindiler.

Babasma derlerdi İskender. Kuşları kapıp uçan şahinler gibi. Tacdin Divan Vezirinin oğluydu. Dünya ona karanlık olurdu hepten. Hayır. Çıra görmeyen geceye döner. nesebi. Kardeşini görmediği gün. Tacdin admda bir genç vardı. Memo da Divan Kâtibinin. asaleti belli. adı da Memo. Güneşti çünkü kardeşi. uzaklaşmıştı ondan. Fakat Tacdin herkesten ve bütün yakınlarmdan O kadar kardeş. (1) Gohderz: Eski bir Kürt kahramanıdır.. baba ve amca gibi bile değildi. fakat birbirine tutkun kardeş. Ama sanırdm ki dünya ve ahrettir ikisi. Birinin Arif. . Her zaman düşmanların gönlünü yakarlardı. Tacdin'in iki kardeşi vardı. Çıra yapmıştı kendine. (1) Soyu. ikisi de kurnaz.. O iki kardeş ve birbirine bağlı dost. Gerçi ahret kardeşiydi ikisi. Savaş günü bin erkeğe bedeldi.. Memo da ona tam tutkun. diğerinin Çeko idi adı. Delikanlüarm baştacı ve önderiydi. Başı dertli bir gençti. Kardeş.. Çünkü kUıç kullanmakta arslan gibi. YanUıyorum ben. O. O iki genç.MEMO ZÎN »7 O peri gibi gençlerin ön sıralarmda. Tacdin'in sevinç arkadaşı ve gam ortağıydı. Bir genci kendine kardeş yapmıştı. baba ve amcalarmdan. Fakat Araplar ona Gazenfer der. Kahramanlıkta zamanın Gohderz'iydi. O melek huyluların baştacı olan.

MEMO ZlN 99 Zamanın Mecnunu ve Leylâ'sıydı. Biri çağm Vamık'ı. Sonunda vefa göstermiyeceksen eğer. Dostluk kolay değil. diğeri Azra'sıydı. . ahbaplık ve kardeşlik. Başlangıçta göze alma o cefalı işi. başıboş değil Aynen güneş ve Müşteri yUdızı gibi. İkijmzlülükle ve lâfla olmaz. zordur. Onlar gönülden dosttular. Dostluk. Dostluktan maksat da vefadır.

Böylesine muazzam ve yuvarlak. Aletsiz. kimi gamlan toplar. Bir kısmı yaya ve bir kısmı süvari. Bir kısmı yazıcıdır. Sejdr sergisine sunmuştur. kimi de geceyi aydmlatır. kimi ölçülür. Kimi yardımcıdır. Böylesine süslü ve sıra sıra. kimi de yönetiUr. bir kısmı öğretici. işaretsiz ve makassız olarak. tabiat feyzinden. Kimi bize doğru geUr. ölçeksiz ve pergelsiz olarak. Kimi güneşe uyar. . Kalıpsız. Bu hikmetledir ki hepsi iş başmda. Varlık sergisine getirmiş. bir kısmı çalgıcı. Kimi ağır yürüjöişlü. kimi de sağlam. Kimi yönetir.XI YILBAŞI VE NEVRUZUN KUTLANttlŞI Dünyanın yaratıcısı. JKimi kederleri dağıtır. Bir kısmı cellâttır. Felek çarkmı güçlü bir şekilde. kimi de hızlı.

Bize şöyle anlattı durumu: Dedi ki: Eski zamanların geleneği Şuydu her yerde ve her zaman. Hepsi süslenmiş ve güzel gijdnmiş. Din yolunda ve sünnete uygun olarak. meskenlerde. Hepsi parlak ve aydmlatıcı. BiUnen yerlerine geldiklerinde. Bir kısmı Memo gibi alıcı. Doğu şehsüvan olan güneş. Kısacası o nadide cevherler. . Ovalan ve tarlaları gülşene çevirirdi.MEMO ZlN 103 Bir kısmı Zin gibi güzeldir. Kimisi padişahtır. Hiç kimse kalmazdı evlerde. Halk kırları ve çimenlikleri mesken edinir. Gönülleri aydmlatan o ânın saygısı için. Hepsi çıkardı evlerden dışarı. Fakat töhmetle ve minnetle değil. Özellikle bekârlar ve bakire kızlar. kimi de vezir. Bahar noktasma geUr. Hepsi seyretmeye izinü olarak. Yaşlı erkek ve kadınlara varıncaya dek. Bizim için tazelerler jnlı. Bayram ve Nevruz günü geUnce. Yani yUbaşı burcuna girdiği zaman. Yıllan eskimiş yaşlı bilgin. Mart ayında döndüğü vakit. Bir kısmı tabiî hareketten.

Ovaya inmekten amaçları.MEMO ZlN 105 Çünkü kıra çıkmaktan maksatları. Birbirlerini görsün. gerekse istenenler. Ve seçsin her biri kendi dengini. . Şuydu ki: Gerek istiyen. Yani sevenler ve sevilenler.

Saf saf tepelere ve ovalara jöirüdüler. . Kimi de dağ eteklerine yöneldi. Kafile kafile gezmeye ve seyretmeye döküIdiUer. Her çeşit insan. Bir kısmı birUkte ve çoklukça. Kimisi arkadaşlarla. AvcUar ve talancUar gibi. Gösterince yeniden Nevruzu. şehirde kalmadı hiç kimsecikler. kaleleri ve evleri. Hep gitti. Bir kısmı bağlara gitti. joirüyerek. kimi yalnızca. Terketti şehri. küçükler ve büjrükler. Kalktı hanımlar ve de hatunlar. Huriler cenneti kendilerine mesken edindi. Perdesiz. Onlar da güller gibi bahçelere doldular. minnetsiz ve üzüntüsüz olarak.xn ŞEHİRLİLER YILBAŞINDA KIRLARA ÇIiaYORLAR Feleğin dönüşü mavî bahttan. Şehirlilerin ve askerlerin hepsi. O kutlu geleneğe uygun olarak. atlı olarak.

gençler. Yılbaşını geleneks-el yol ve yöntemle. Zülüfleri. göklere kadar jükselterek seslerini. tüysüz deÜkanlUar. Güzellik metamm sahipleri. GüzelUğin hem satıcıları. Bunlar aşk pazarmdaki sevdalılardı. bakireler. benleri ve şakakları temiz olanlar. DelikanlUara yaşıt tombul memeli kızlar. Enine ve boyuna gözden geçirirlerdi.MEMO ZlN 109 Bakire kızlar ve delikanlUar. Birbirlerine metalannı gösterirlerdi. ihtiyarlar ve kocakarılar. deUkanlUar. . Yüz yaşmdakiler. hem de alıcılarıydı. Yüz güzelliğinin kumaşma sahip olanlar. Erginlik çağına yeni gelen güzel. YUbaşUıIar. KutladUar.

Birkaç pahalı mücevher başlarmda. O iki kardeş değişik kıyafette. Hizmetçilere izin çıkınca. . Bey de delikanlılara izin verdi. Hepsi arttırma sergisine gitti. DELİKANLILARA NEVRUZ EĞLENCELERİNE GİTME İZNİ VERİYOR Mavi kubbenin o parlak kandiU. Yalnız Memo ile Tacdîn. Koç Fenerini aydmlatmca. Çünkü amaç ve murat peşinde olan âşıklardı. (1) Yılbaşı kutlamaları yeniden başlayınca. Sırmalı ipek elbiseler içinde. (1) Yani Koç Burcuna girince. Kendilerine kızlar gibi süs verdiler. Yani gün döndüğü zaman.xın BEY. KalktUar hepsi âşıklar gibi.

MEMO ZlN 11-3 Kâkülleri her tarafa halka halka yayılmış. Alm saçlarmı zülüf ve örgü yapmışlardı. Dilberler elbisesine bürünüp. . Onlar kıyafetlerini değiştirdiler ki. Hiçbir güçlük gelmesin başlarına. Gittiler ağır ağır yürüyerek.

Bir kısmı da sıradan ve küçük insan. Yaşlı erkek ve kadınlardan da bir o kadar. Kimi yalmayak.XIV MEMO İLE TACDİN ZlN VE SITİ'YE RASTLIYOR VE BAYILIYORLAR O değişik kıyafetli iki genç. :Şehirde dolaştıkları zaman. Her sokakta. başlan top gibi. çeşitli değerU elbiseler içinde. . deUkanlı ve çocuk. Bir parça olsun kalmadı şuurları. Beşyüz kadar kız. Bir kısmı büjiik ve ekâbir. kimi başıkabak. her oda ve pencerede. Topa vurulur. Her çeşit dişi ve erkek. Ayaklan Kaşo. bir kısmı giyinik. Taze selviler gibi jmzlerce genç. Birden onlara acajdp birşey göründü. Bir kısmı çıplak. (1) (1) Kaşo: Ucu eğri. kıhç biçiminde bir sopadır. îpekUler. Gördüler ki mahalle ve sokaklarda.

MEMO ZÎN IIT Kimisi sarhoş. okla öldürür gibi» Onlarm. Derken Tacdin durdu ve sordu. fazlasıyle taze» Dediler ki: «Altı uçlu kUıçIı mıdır onlar? Yoksa oklu ve hançerli midir onlar-?» Dedi ki: «Hayır gamzeyle. Her biri bir yerde bambaşka olmuş. Bir kısmı figan ve feryadeder. Görüp te mertçe karşı koymaktı. ikisi de bir zaman şaşakaldılar. Düşünce dalgasına hemen daldılar. Kimisi perişan. Fakat o şehirde tanmmayan kimselerdir. Söyle.. aniden BaktUar ki sade AUahm kudretinden. Şekilleri. bir kısmı sessiz. kiminin aklı uçmuş. Bir kısmı konuşur. Soruşunu yaşlı bir adama yöneltti. İkisi o işi düşünürlerken.. Halkı öldürüyorlar. niceydi onlar?» Dedi ki: «İki delikanlıdır. Dedi ki: «Ey doğru yolun Hızır'ı. Kimi görürlerse o iki sarhoş. bir kısmı şuursuz. Bir kısmı da akıl zincirinden olmuş azad. kimi sarhoş. Bir kısmı telâşlı. kiminin serbest. . YUdızIarm şahı gibi parlayarak Geldiler. O iki deUkanh iki mızrak gibi. sormaktan maksadı. Böyle yapıyorlar perişan» Dediler ki görmedin mi sen. bu ne sonsuz belâdır?» İhtiyar dedi ki: «îki güçlü şehlevend. kimisi sermest. Kiminin soluğu tutulmuş. elbiseleri ve gijanişleri bir. Bugün bu halka olmuşlar cellât. Her birinin ciğeri bir cefayla kan dolmuş. bakışla. Kiminin elbisesi yırtık.

Baktılar o dilberlerin yüzüne. Kısacası: Bu ceylânlarm güzeUiğinden. AjnrUmadı hiç ruhları. Ne duyu. Cana ve akla doydular hepten. Sanki kesicisi. YuvarlandUar toprak üzerinde sersem olarak. . ama yanık ciğerUdirler. ne hafıza kaldı. Gönüllerine geldi yumuşaklık ve de merhamet. bu jâizden.MEMO ZÎN 119 Melek huylu ve peri jmzIüydiUer. fakat güneştirler. Durdular ve baktılar. birbirinden (1) Yarım mesmeleli: Boynunun yarısı kesilip öbür yansı ke¬ silmeden bırakılan ve çırpınıp duran hayvandır. Sevdi birbirini yüzlerinin nuru. Baktılar ki çok sevimli iki melek. Yarım kesildiği için ona böyle denir. îki yiğit avlarmm üzerine koştular hemen. ne şuur. Gönlü ve canı bahşiş verdiler. Sevmenin yolu açıktır. ne de ahcıydılar. Anladılar ki başıboş av değil onlar. O d»likanlUarm gönlüne düştü bir acuıiE Bağlandı birbirine sırrı gönüllerinin. kesilerek dikkat. Tıpkı yarım besmeleli av gibi. Sevimli. boynunu keserken yanm bes¬ mele getirmiş gibi. (1) Şüphesiz perişan bir duruma düştüler. ne akıl. Güzellik ordusunun öncüsü onlar. O iki büyük melek. Bu iki kardeş görünce iki karışık halU deUkanhjm. Ay parçası. Ne satıcı. Yuvarlanıverdiler daha uzaktayken. Öylesine deliye ve şaşkma döndüler ki. Şuurlarmdan haberleri bile kalmadı.

GüzelUk öylesine istekli kUdı ki onlan. . Sanırdm hepsi ruh ve cisimdir. Bir süre zülüflerine ve benlerine hajran kaldUar. Şüphesiz birdir ruhlar ve tenler. Dediler ki :«Acep bunlar kimin kızlan? Yoksa ikisi de Tanrı meleği midir? Hangi yerde yetişmiş bu mejrveler? Hangi güllükte geUşmiş bu güUer? Bunlar hangi derenin seMIeri. Kimisi çeşitlidir. O iki yaralıyı bu halde gördükleri ân.MEMO ZÎN 121 Görünmeyen âlemin bir rengi Açığa çıkarıyordu muhakkak birleşmeyi. Kimisi bağlanır. Birleşiktir ruhlarla cisimler. Hangi çimenUğin kuşları bunlar?» GiUrengi gözyaşlarmdan gülsujnı DöktiUer kanlı yanaklarının üzerine. Gerek gönüllerdeki öfke. Gerek gönüllerdeki sevgi. İşte o bağlananlar. Çünkü ruhlar ordusu toplanmış olarak. hem de istenir. kimi de karşıdır birbirine. Bizim gibi onlar da fanî yaratıklardır. Sevgi öylesine bağladı ki onları birbirine. Yüz gönülle sevdiler ikisini. Dördü de birbirini hem ister. Aşk öylesine şuursuz kılmıştı ki onları. Oturup çe-virdiler ikisinin de jniziinü. Fakat ezelin gerçeklerindendir. Bir süre boylarını. gerek şirinlik. boşlarını sejrettiler. Aslâ kendilerinden yoktu haberleri. birbirleriyle öyle ısmdüar ki» ArtUc kalmadı onlar için bir zorluk. gerek düşmanlık. Yani o hunhar delikanlılar. kimileri bağlı birbirine. AUahm ilminde yaratUmış ölümsüz olarak.

Kendi parmaklarından da çekip kendi jöizüklerini. Yüzlerce defa bahçelere. Ayaklan zincirli ve pırangah olarak. Sevdalı. Nişan için taktUar yerlerine. Çiinkü bilmiyorlardı hangi nesilden geldiklerini. gece. perişan ve sarhoş olarak. Güçsüz. Aniden bazı yabancılar göründü. sabah.MEMO ZlN 123 Sonunda aşk kalemiyle yazmca. takatsiz ve gönülsüzce. Fakat o acı muratlUara. Eğlencelerini değiştirdiler dertlerle. İstediler ki anlasınlar hangi soydan olduklarmı. Tâ ki jruvalarma varmcaya dek. Gündüz. Yüzlerinin güzeUiğini gönül tablosuna. Bunun için gençlerin yüzüklerini. Sersem. Çektiler sahiplerinin parmaklarından. avlulara düştüler. Gerçi vardUar yerlerine. Elmaslarım billur şişelerle değiştirdirler. Kaldı iki kardeş iki av gibi. hajrvanlar ve sar'alUar gibi. Güneş ve ay uzaklaşmışlar çoktan.. Yola düştüler yarım besmeleU kuşlar gibi. akşam ve her zaman Hep ajmı şekilde görünürdü karanlık artık. YUbaşmı ve sevincini bıraktUar elden. AyUmca baktUar ki. Istemiyerek veda edip kalktılar. . Yakutlarını boncuklarla. göniUIeri çekilmiş. karanlık bir gece.

üzerisine Bir ışık dönmüştü aniden.XV MEMO VE TACDİN MESELEYİ ANLIYORLAR O kız gözlü iki şahin. O iki yamk. Çok perişan ve habersizdiler. önce tanımadılar birbirlerini. . Koç Burcu haftası süresince. Aşk öyle değiştirmişti ki onları. Bir gün beraber kalktUar. Memo ve Tacdin. rengine baktUar. Aniden şahin gibi. KendiIerirU aşka atan iki genç birbirine ısmdı. Önce birbirlerine yabancUaştUar. Artık kalmamıştı haberleri hiçbir şeyden. O hafta geçince üzerlerinden. Sonra birbirlerine yakmlık gösterince. Se'vinerek gitnUşIerdi kekUk ve kaz a-vma. Birbirilerinin jöizüne.

uçmaya kalkmak müşkül ve imkânsızdı. Hipokrates sarraf olsa eğer. Üzerine «Sıti» adını yazmış Meharet sahibi bir üstad. Karanlık bir örtü başlarındaydı sanki. Gönül damarmdan inlediler Çeng gibi Dediler ki: «Acep nerede hastalandik biz? Ya da hangi savaşta yaralandık biz? Yoksa biz neden böyle güçsüzüz? Yaralı.MEMO ZÎN 127 Buldular kendilerini pırangah ve ziIU Uçmak. arzusuz ve takatsızdılar. . zayıf ve ürkek gönüllüyüz?» Böylece onlar araştırıyorlardı. Hallerinin ne idiğini anlamak için. O jöizük taşlarmm pahasmm sekizde birird. Ijdce bakıp görsün diye. Karşıhyamazdı. Sevgiülerin ağızlan gibi dardı gönüUeri. Dilberlerin gözleri gibi mesttiler. Karun'un bütün hazineleri. Eflâtun için pazarlık yapsa. Pahabiçilmez bir elmas var. uzak görüşlülerin bilgisiyle. Hakkak «Zin» adım yazmış üzerine. Ülfet seli de önlerindeydi sanki Gıdasız. sarhoş ve karanlıktaydılar. Tartıyla ve kıratla tahmin etse. Ve de mum gibi parlıyor. Amaçsız. Hasta. Tacdin baktı ki kardeşinin elinde. Elini uzattı ki getirip. Memo da baktı ki Tacdin'in elinde. Bir mücevher parlıyor çıra gibi Bir yakut ki nar tanesi gibi Karanlık gecede yakUan meşale gibi. susuz ve gözsüzdüler.

Dedi ki: «Kalk kardeş! Yatağın içinden.rdı ki bunları gönülden sevdiler. Onia. Sanma ki sağlamım ben. Onlarm elinden inlememiz çok ayıp». Şüphesiz kaatillerini bildiler. Hiç bir nokta boş kalmamış dertten Hâlâ diyorsun ki: Niye inliyorsun sen?. O ikisiydi ki kollan sıvamış. F. bojnma ve derinUğine. Memo aşkla pişmişti tamamiyle. O ikisiydi ki halkı öldürüyorlardı. enine. Böylece o iki kardeş düşünce ve tahnünle. Dedi ki: «Kardeş! Meğer sen çiğsin. Bunlar nasU kız gibi süslendUerse. Onlardı ki şehirde olmuş iki cellâd. Benim bu vücudum diüm diüm olmuş. Onlardı ki. Onlaı* da deUkanh kıyafetine girnUşler. O diümlerin hepsi de nokta nokta olmuş. Aşk onda bırakmıştı bir parça kusur. Onlar da kıyafet değiştirmişler. Yeter ah çektiğin yaralann elinden. : 9 . Onlardı ki bunların ciğerlerini yaktUar. Aşkm ve sevdanm üzerimdeki etkisi öyledir ki. Uzunlamasma. DaldUar ve uzım uzun düşündüler. Baştan ayağa kadar parçalanmışım ben. AnladUar ki kendilerine ne yapmışsa Yüzük sahipleri Sıti ve Zin yapmış. onlarsa ceylân. Bayram ve gündönümü olduğu gün. Bizler arslamz.MEMO ZÎN 1^ Kaldılar şaşkm ve hayretler içinde. Ay ve güneş gibi âlemi aydmlattUar. Onlardı ki halk ellerinden ederdi feryad. Tacdin 'de vardı azıcık şuur. dedik biz: Ne'vruz gününde.

Can. Vallahi hiç birinin kalmamış rahatı. Biz gelelim Sıti ve Zin bahsine. Onlar kaldUar bu yaralarla. içine dolan aşkm yeri olmuş. Tacdin için kalmadı artık konuşma. (1) Heyula: Bazı bilginlerce evrenin ilk maddesi olarak kabul edilen madde. Bu doluşun.MEMO ZÎN 131 Gönül. renk gibi. Koparmış onlar bütün ilgilerimi. kendi basma varhğım gösterebilen madde. Hep birden diyorlar ki: Âşıkız biz. bu boş yerin içindedir. onun yeri olan gönlüm. jdirek ve bütün iç varlığım. bfiş. Araz ise kendi başına varlığını gösteremiyen. Aşk şehinşahı garazsız geldi. araz geUnce (2) Gönlüme giren bu aşk. (2) \ Cevher. taş gibi. cisim ve cevher. . Hey zalim! HaUmi sormuyorsun sen Hâlâ bana inleme diyorsun sen» Bu şekilde tazallüm edince Memo. Cevher gizlendi. Billahi hiç birinin kalmamış takati. sırt ve gözlerim. ciğer. bana hejnilâ şeklinden (1) Kaldığmı söylersem şaşma. O dolan. El. (3) Hepsini kendine ram etti aşk. (3) Cisim ve cevherden kendi vücudunu ve maddesini kas¬ dediyor. ayak. bu hususta cev¬ here muhtaç olan varlık.

Çenelerini gerdanlarmm içine gömmüşler. zamanm kocakarısı. Artık dönemezlerdi önceki durumlarma. Aşk öylesine değiştirmişti ki onları. Kimse tanımasın diye derhal sojnmdular. . Gerçi elbiselerini değiştirdiler. Onlarm bir dadısı vardı. Aniden geldi Sıti ve Zin'in yanına Baktı ki elbiseleri üzerlerindedir.XVI ZlN İLE SITİ EĞLENCEDEN DÖNÜP MACERALARINI DADILARINA ANLATIYORLAR Onlar da o elbiseyle döndüler. Öyle yamandı ki. Kimse inanmıyordu Sıtî ve Zin olduklarma Herkes onları yabancı sanıyordu. O kocakarmm adı Hayzebûn'du. içmeksiz oturmuşlar. Ama değiştiremediler hallerini. Aksaçlı yaşlı felek bile önünde zebundu. tıpkı göklerin belâsı. Yemeksiz.

nasıl oldu mesele? GizU şeyler bizden gizli kalabilir mi? Ben şimdi bir remil dökeceğim. Yasemin rengi almış al renklerinin yerim. yoksa sevda hayaU mi? Siz neden üzgünsünüz böyle. Söylejdn bana. Ya da şişemi ve mendilimi koyacağım. Durumun iç jöizünü anhyacağım. O ay parçaları ıstırap içinde kıvranıyorlar. Koruyucunuz AUah olsmı sizin.» Onlar gizlice dadıya dediler ki: «Biz sabahlejdn evden çıkarken. inceboylulanm ! Hiçbir sonuç meselesiz olmaz. Kırmızı gülleri Zaferana dönmüş. Kırmızı şakaklan Kâfur gibi sararmış. . Neden bir kenara ittiniz yUbaşı eğlencesini erkenden? Doğru söylejdn bana ne oldu haliniz? Anlatm bana nasıl oldu başlangıç? Bu şaşkınlık mıdır. Taze jüzleri bembeyaz kesilnüş. Yalnız bugün ava çıktmız. Derhal deliye ve divaneye döndü. Bize rastlayan ve bizi gören herkes. Bazı insanlarm sevgisiyle sevilmişler. Benim canım feda olsun size. Adı ve niyeti söyliyeceğim. Siz bunca kayıtlarda bağhsmız.MEMO ZÎN 135 YaıU şaşkm ve üzgün duruyorlar. Anladı ki sevinçsizdir o periler Dedi ki: «Ey gönlümün ve içimin hevesleri! Her biriniz iki gözümün nurusunuz.

Bizler de üzgüne ve serseme döndük. Bugün güzelUğe boğulmuş iki kız. bir hünkârsınız. kimdir onlar? Gidip görejim. Defterimize yazılı olmasm. Tedbir ve tedavi de faydasızdır.» Dediler ki sihirbaz Hayzebûn'a: «Ey mahir Tabip! Derdimizin Dermanı gelir şüphesiz senin elinden. O çevir nihayet bize de döndü. Hatta Botandaki bütün boy ve boşlardan.MEMO ZÎN 137 Sonunda çevremiz sının aşmca. istemeksizin de haç vermeyen kim var ki? Ey perizadeler! Sizin sevdiklerinizi. Söylejin. Bu şehirde ne kadar insanoğlu varsa. Onlara doğru gitti. DeUrmiş olarak hemen geri döndük. Hazırlıyayım orUarı da size getire jam. Ben onları şimdi alıcı kUarım. Size boyım eğmeyen ve muhtaç olmayan kim var ki ? Size. Her biriniz bir şah. Baştan ayağa kadar yeşilU ve ipekli elbiseler içinde. Doğu şahı gibi güzeldi onlar (1) Parlak ay gibi parlardı onlar. Botan'da ne kadar kız ve delikanlı varsa. Özellikle bu şehirdeyse gönül bağladıklarmız. İyilik ve güzellikle ün salmış kimse yoktur ki. Yani hepsini jöizjrüze görmüşüzdür. . ve teselU vererek Dedi ki: «Siz padişahlık güzelliğine sahipsiniz. Güzelliğiniz size boyun eğer hale getirecektir. (1) Doğu şahı: Güneş. Fakat ikrar ve anlatmak imkânsızdır.» Dadı yavaşça ve yaklaşarak. Eğer gelebilirse ikrar diUmizden.

bakalım kimlerdir diye. Önümüzde yandı ve gönlümüz onunla parladı. Uyanık mıjaz. Gerçi kandil ve fitil onlardandı. Biz kendi kendimizi yaktık. Biz ikimiz de ay ve güneş gibiydik. rüya mıdır gördüğümüz. bilmiyoruz ne haldir. Ama ateş biz ikimizin jöizündendi. Baktık ki bizim gibi insan oğlu değiller.MEMO ZÎN 139 Aniden görününce ve rastlaymca bize YuvarlandUar uzaktan o iki pahabiçilmez. Fener yıldızdan yankı aldı. Yine bizim yağımız ve ateşinUzdi ki. yoksa hayal mi dir? . Onlar Cemşit'in Kadehi gibiydi. Bizim de gönlümüze bir nur parçası girdi. Gittik üzerlerine. Hep birlikte birbirlerinin karşısma geUnce. Çıra ve fener birbirine denk geUnce. Çünkü sudan ve topraktan değildi onlar. O perizadeleri gördüğümüz zaman Biz de şuurdan kurtulduk onlar gibi. Mutlaka melek ya da periydi onlar.

Hiç kızlar kızlara alıcı olur mu? Oğlan parası olmadan imkânsızdır pazarlık.XVII DADI MEMO VE TACDİN'İN YÜZÜKLERİNİ GÖRÜYOR Dadı maceraya şaşakaldı. Sizin gördüğünüz şekil anlamsızdır. Ay. Zatsız ve sıfatsız olarak araz imkânsızdır. Fakat siz kızlar için oğlanlar ister. Cevher olmaymca araz olamaz. Ceylanların sevgisinden boş olarak. Dedi ki: «Ey dadmm ruhu ve canı! Siz delikanlıları seyretmeye gittiniz. Oğlanlar zatm güzelliğinin ajmalandır Kızlar da sıfat ışığınm mazharlandır. güneş olmaksızın aydmlanır mı hiç? . Kadm kısmına meyletmeniz imkânsızdır. Araz cevherle kaim olur. Beşerin meyli beşer ister.

MEMO ZlN

143

Oğlanlarm yüzünden uzak olan sevgi. Yüz defa huri ve peri de olsa. Sizi nasıl meftım eder o sevgi? Sizi nasıl delirtir o karanlık gece? Mecnun Leylâ'nın karşısmda olmajrmca, Leylâ karanlık geceye nasıl mejdl verir? Gül hiç güle olur mu âşık? Azra kendi kendine olur mu Vamik? Husrev, Şebdiz'e binmeseydi eğer. Şirin Perviz'e şeker olur muydu? Ferhat kanlı gözyaşlarmın oluğunu, Akıtmasaydı görmezdi gülrengi atlıjn Bunca erkekler âleminden. Beyzadeler, sade insanlar ve oğlanlardan. Gönlünüz hiç kimseye meyletmezse eğer. Sersemsiniz, alçak ve rezillersiniz demek. Gönlünüzün kapıldığı kim.seler. Adsız, nişansız ve tanımadık kimselerdir ha? Bu iş bence tamam.en imkânsızdır. Bu gördüğünüz rüyadır, ya da hayaldir» Zin bu şarkıyı dinlejdnce. Perdeden şu nağme jd çıkardı; Şöyle dedi yaşlı dadıya: «Galiba akim ve tedbirin kalmamış senin. Diyordun ki sen: Çağrıyla, büyüyle. Gizli olan halleri bilirim ben. Bizim gördüğümüz şekil anlamsız değildir. Şüphesiz ne rüyadır o, ne de hayaldir. OrUar ister melek, ister beşer olsun, îster kadm kısmından, ister oğlan olsun.

îşte jdizükleri şuradadır.
Getirdik nişan için biz onlan. Eğer gerçekten remil biUyorsan, îşte yüzükler, haydi bil sahiplerini».

MEMO ZÎN

145

O elâ gözlü hilekâr cadı,

«Getir bana yüzükleri çabuk» dedi. «Bu gece bir remil döktürejdm ben. Sabaha kadar sahiplerini söyliyeyim ben» Sıti hemen yüzüğü çıkardı. Zamanın kocakansmm eline verdi. Zin ise şöyle dedi Hayzebûn'a: «Benim gönlüm bir kan bataklığına dönmüş, O bataklık coştuğu zaman. Taşmak üzere olduğu zaman. Bu joizük zajaf gönlümü yatıştırır. Bazı bazı kanlı gözlerimin önüne getirdiğim zaman. Yüzüğü götüreceksen eğer. Biz üzgün kalpUye çabuk getir geri. Çiinkü onunladır sabrımız, samanımız O benim için Süleyman yüzüğüdür.
P.
: 10

xvnı DADI FALCININ YANINA GİDİYOR

O ölçüsüz çapkın ve hilekâr kocakarı, Sabahlejdn kendini falcının önüne attı. İhtiyar falcı için elinde bir-iki altm götürmüştü. Şöylece gönlünün niyetini ikrar eyledi: Dedi ki: «îki masum oğlancığım var benim. Babasız, yetim zayıf ve j'oksundur. Bayram ve yılbaşı olduğu gün. Onlar da çocuk hujnmun yoluna uyarak, Kalkıp ikisi de gezmeye gittiler, CadUar onları ovada şaşırttı. Bugün çıkageldikleri zaman, gördüm ki DeUdirler, sersem, sevdalı ve sarhoşturlar. Geri döndüler elbisesiz, çıplak olarak. Bazı bazı feryadediyorlar bağırarak. Şuursuz düşüp çokça kalıyorlar. Kalktıkları zaman da delidirler. Şu jöizükler vardı ellerinde, Sanırsm ki bunlarla olmuşlar mest.

MEMO ZÎN

149

Ey işaretleri bilen, sırları çıkaran! Çaresizim ben, sen çare bulucusun, îjdlik yap da meseleden iyi konuş Acep yavrularımın nedir dertleri? Delüik midir, sar'a mıdır, yoksa aşk mı? NasU hastalıktır bu, nedir ilâcı? Ey geleceği bilen mürşit ve önder! DüğünUerin ve meselelerin çözümlejdcisi !
Bu jdizüklerde vardır bir sır, O da, siz uzağı görenlerce biUnir.

Yüzük sahipleri, söyle kimlerdir? Cinler mi, periler mi, yoksa insanlar mıdır?

XIX

FALCI FALA BAKIYOR VE DADI TABİP KILIĞINA GİRİP TACDİN'LE MEMO'YU ARIYOR
O Danyal ilminin varisi (1),

Falm şekline baktığı zaman.
Derhal anaların rahminde, Kızlarm doğuşundan önce Tarafları ve temizliği birUkte gördü Tacdin ile Sıti'yi birlikte gördü. Se'vinç şeklini gamla beraber gördü. Perdesiz olarak Zin'i Memo'yla beraber gördü. O zaman şöyle dedi kocakarı elçiye: Amacı hile, yalan ve tezvir olan o elçiye: «Senin için mümkün olur mu hiç,

Doğruluk olmadan, menzile erişmek?.. İmkânsız bu..» Sen çocuklarmm deli olduklarmı söylüyordun, Zin ve Sıti olduklarmı söylemiyordun.

(1)

Danyal bir israil Peygamberidir.

MEMO ZÎN

153

Onlar sejre ve gezmeye gittikleri gün. Yolda gördüler iki hajnran gözlüjdi. Yani selvi boylu iki oğlan gördüler, Başlarma da kıyamet koptu. Derhal bu iki güneşin. Gönlü gitrçıiş o iki mehtaba. Onlar bunlarm aşkmdan şuursuz olmuşlar, Bımlar onlarm güzelüğinden dehşete düşmüşler. Bunlar aşk belâsmm hastalarıdır. Onlar da aşk Kerbelâsmm susuzlandır. Bu yüzükler o oğlanların, Bımlarm da iki yüzüğü onların eUnde. Nasıl bunlar delikanlı gibi süslenmişlerse. Onlar da kız kıyafetine girmişler.» Kocakarı Remilci şeyhe dedi ki: «Durumım aydmlanmasmda şüphem kalmadı. Fakat de ki sen, onlar hangi soydandır? İyice keşfet ki onlar hangi nesilden?» Şeyh dedi ki: «Aşk dininde. Bir alış-veriş var ki «Karşılıklı kabul» derler ona. Denk olmak şartı yerine gelmese de caizdir, Alıcmm ve satıcının şartı kabuldür. Özellikle bunlarm seçtiği deUkanlUar, Biri dürdanedir, öbürü de inci. Biri beyzadedir, bey soyundandır. Öteki de soyca kâtip çocuğu.» O sihirbaz kocakarı, denemek için. Yine bir söz bahane ederek. Dedi ki: «ÂşUdar, tutkunlar, deUler, Zin ve Sıti için meftun olanlar. Sayılmaya ve hesaplanmaya gelmez Sığmazlar defterlere ve de kitaplara. Şeyhim! Bilirsin ki burası Cizre'dir, Hepsi büjdikler ve Kürt beyleridir.

Dediler ki: «Nereden geliyorsun. onları bir görsem. Kendini tabip kıyafetinde göster. Hemen nedimlerin dostu oluverdi. Baştan ayağa kadar ilâçlarla donattı kendini. Derhal baş uşaklara kendini yetiştirdi.» Dedi ki: «Gerçi görünüşte hekirrUm ben. ne kocakansm sen?" Herhalde bir ilimde mahirsin sen. hokka. Bedenlerin ve ruhların derdini. Gidip sana kırk altm getiririm. Kojmuna koydu birkaç kitap. Daha çok iki hastalığı iyi biUrim ben İki hastalığı ben iyi gideririm.MEMO ZÎN 15» Ijdük yap da perdeyi kaldır. Perdesiz olarak görürsün o sevgiüleri.» Dediler ki: «Anlat bizlere. Şişeler. söyle kimlerdir? Söz olsun ki. Lokman kıyafetine girerek. Görünüyordu acajip bir hekimlikle. Hasta dedikleri kimseleri gör O hastalık senin için deül olur. YazUmış jdizüklere Sıti ve Zin'in adlan» Kocakarı kalktı. O iki melek. Gördüğün zaman o melek huyluları Kumaştan da arUaşUır alıcUan Bilhassa ki parmaklarmda yüzük var. neşter ve kese Aldı o şaşırtıcı habise.» Şeyh dedi ki: «Git sen bul uşakları Araştır yerleri ve otaklan. Ruhlardaki dert hangi derttir?» .

Önce ben bu derdi teşhis edeyim. Her ne istersen ödiyelim biz. Dedi ki arkadaşlara ve kUavuzIara: «Yalnız bırakm bizi. Ama öylesine yakar ki adamm içini. Alevsiz. IjdUk yap da tedavi et ikisini. bir çare bul da kaldır onları. deUkanlUar! Güzellerin yüzündeki o yUdırım. ışıksız ve kıvUcımsızdır. Kocakarı kaldı deUkanlUarla başbaşa. O derdin adı yalnızca sevgidir. Uzak olsun o sizlerden. Yarasız. Halen hastadır iki arkadaş bizden.» Kocakarı kendini yetiştirdi hastaların yanma. İlâç ver. Parladığı zaman şimşek gibidir. .MEMO ZÎN 157 Dedi ki: «İnşallah görmiyesiniz onu sız. O çok mecalsiz bir derttir. O dertten sağlığa kavuşmak imkânsızdır. hastalarla. Her ne desen öyle yapalım biz. İki gözden akar yüreğin kanı» Onlar dediler ki: «Hoş geldin sen. Sonra teda'vi çaresini size özetüyejdm» Arkadaşlarm hepsi çıktı yanlarmdan. O derdin alâmetleri gizüdir. Baktığı zaman o azizlerin durumuna. çıbansız ve yanksızdır o.

Aheste aheste bir şeyler söylüyor. rengi bir hilâl misaü. Önlerinde oturmuş bir kocakan.XX DADI TACDİN VE MEMO'YLA KONUŞUYOR Aşk derdiyle fena hale düşmüş hastalar. BojTi iki büklüm. sizleri arıyordum. Ağlıyor ve gözyaşları döküyor. Ağlıyorum ben yalnız sizler için. Özel olarak Sıti ve Zin'in yanından. Ben elçiyim. Ey muratlar! EUboş çevirmeyin beni» . Alm da verin sizdeki jdizükleri. Getirdik onları nişan için biz. Aniden baktUar ki gitmiş arkadaşlar. Kötüye çıkarmaym Sıti ve Zin'in admı. Geldim ki ijdleştireyim yaralarmızı. ! ? îşte şunlardır yüzüklerirUz. Dediler ki : «Kimsin sen ey gönül rahatlığı Niçin ağlıyorsun böyle muratsızca?» Dedi ki: «Sıti ve Zin'in başları hakkı için.

Uyandıkları zaman bir an durmadılar. Güzel Zin'in başmın sadakası olarak. yaşıyabilir? Dedi ki: «Dadı! sen beni mazur gör. Dedi ki: «Gam yemejdn. -vücudum sadece cisim. Ben öyle yapacağım ki sihirbazlıkla. Alma eümden bu jöizüğü beıUm. : 11 . Sevap kazanmak için acele edejam. Kim canım elinden izinli bırakır? Bu yüzük ister isim olsun. Tacdin parmağından jöizüğü çıkardı. Gönlünüzün sırrmı bize açıklaym siz. Yüzlerce öpücük kondurdu iki delikanlı. Dadı bu sevgiden hayrete düştü. Odur benim canım.MEMO ZÎN 161 Onlar işittikleri zaman bu müjdeyi. Dadı! Sen yarin elçisisin Şüphesiz derdimin de hekimisin. Ben bu jdizüklerle geri dönejdm. ey vefalı Benden yare şöyle de: F. Geri döndüğün zaman. AUah hakkı için. Sıti ve Zin'i sizlere ram edejâm. Adlarınızı ve soylarmızı açıklaym siz. Hepiniz bir yerde toplanırsınız. Memo baktı ki jrüzük olmaksızın. Allahtan başarı yar olursa eğer. ister tılsım. NasU idare edebilir. maksudlar! Müjde sizlere. Se-vinçten büsbütün gitti şuurları. AjrrUıklarmdan dolayı ağlamaya başladı. Tekrar tekrar ellerine. Zamanın kocakansmm eline verdi. Her dördünüz de muradmıza erersiniz. ayaklarına ve eteklerine. Cevapla birlikte çabucak döneyim». Derhal koşarak ellerine ve ayaklarına kapandUar. ey muratlar.

MEMO ZÎN İta O şahtır gerçi. Şeklinin hayaUnden gıda alıyorum. kavuşmaya lâjak değiUm. O kadar güzelUkten razıjom ben. Ben köle. Şahlarm iyilikleri umumîdir. Her an dadmdan umut bekUyerek. HaUmi sorsun bazı bazı» . ben de dilenci. Beni hayaUnin halvetine getirmesine.

Oturmuşlardı gonca gibi dar gönüllü. BaktUar ki aniden bir tabip. Koşarak kucakladılar gelen Dadıyı.XXI DADI SITİ VE ZİN'İN YANINA DÖNÜYOR O taze Ardıcın iki dallan. Her an dadıdan umut bekliyerek. Akşam şarabmdan son derece sarhoştular. îki büklüm. ey gönül rahaüığıl Acep ram ettin mi sen o melekleri? Falm ne dedi. Dediler ki: «AUah için söyle. Acep açıklamadm mı kim vurdu?» Dedi ki o: «Sizin mübarek başlarmıza. Sabah şarabını sonsuzca arzuluyorlardı. Yüz defa andiçerim. efkârlı. kılığı da pek acaip Aşktan sersem olan Zin ve Sıti. . perileri bildin mi? Yoksa şişeye kojoıp ikisini getirdin mi? Kalplerimizi delen okları. değil bir defa. başlan eğik olarak. Çıkageldi.

o çıra içinde. bu ergenlikle. öyle candan tallalhk yaptı ki. Bu haberleri dinledikleri zaman. NasU seçtiniz o iki seçkini? Kavuşmanm süsüdür o iki mutlu. Kısacası: Maceranın içyüzünden. çıra közdür. Seçtiğiniz o iki inci.Yüz çeşit kanlı gözyaşı döküyorlar. kül'de dağUmış. Sır cüz'dür. Dadı onlara verdikçe uyanıklık. o ateşli ve ışıklı ağaçtır (1) Göğüs fenerdir. Fakat acıyorum ben oğlanlara. Öyle melek de yoktur göklerde. fitiU gizlidir. bir süre önünde dilsiz kaldUar. Allaha andiçerim ki. Her an «Sıti» ve «Zin» dedikçe. ten Tur dağıdır. Vallahi. Bulunmazlar hiçbir kara. Onlar sizlere tam da lâyıktır. Kurban olayım sizlere. Gönül ilâcı olan o ateşle yandUar. deniz ve madende. Gönül ise. O çapkın. Sanardm ki ateşi yağa tuttu.MEMO ZÎN 167 Şimdi geldim ben yanlarmdan. Aşk ateştir. Vücut yağdır. Zin ve Sıti tüm olarak baştan ayağa kadar. Zin ve Sıti'nin kalbinde kalmadı şuur. Alevleri jöikselirdi yedinci göğe. Musa'nın gördüğü ağaç. 'O dilberler. O iki insanı o güzeUikle. Dediler ki: «Sen gönlümüzü şenlendiriyorsun. (1) Hz. . Dadı! Sen bizim için çare bulucusun. ister dilenci». Gönül fenardir. İster beyzade olsunlar.

Bizler yaprak gibi berhava oluruz. Sensin dilimiz. Dünür. Aşkınız yuları kaçırmış bizden. Böylece söyle o sevgililere. Kim geUrse sizlerden makbuldür. Bizlerle sizlerin kavuşması kolaylaşır. bizler de sizleri kabulleniyoruz. Ey geçmiş olayları bilen dadımız! Senden başka mahrem kimselere sahip değiUz biz. bizlere engel olan. bizler fidan gibiyiz. Onlar da şimdi bol yolu gözlüyor. Bir kısmı da bizler için olsun duacı. Bir an sen söz söylemezsen eğer. Yoktur o perde sizler için. Bir kısmı sizler için olsun ricacı. Memo da Zin'e Müjde sizlere. Belki de bizden çok daha çaresiz. biz kendimiz dilsisiz. kanatlarmı da biz yakmışız. Bizler çer-çöp gibi heba oluruz. söyle Tacdin'e: Eğer sen Sıti'ye talipsen. Perdesizlik eski gelenektir sizler için.MEMO ZÎN 169 Sensin bahçıvan. . aracı ve vesile olarak. Bütün dostların ve dünürlerin. Dedin ki sen: Tacdin ile Memo Pervane olmuşlar. Bir saat derdimizi paylaşmazsan eğer. Bizler sizlerden fazla dert çekiyoruz. Utanma perdesidir. Kalk da çabuk git. Belki Allah ta kılmış mukadder.

Aldılar ilâç ve macun gerçekten. yeniden Fakat o ateşle öyle şenlendiler Ki. hiç yanmamış gibi yaktı. sanırdın hiç hasta değillermiş. Hace-i E^vvel kılığına giren o Dadı. öyle iyileştiler. Onlar sanki Eflâtun'un eUnden. Vefa için bir müjde. Baştan ayağa kadar şaşırtıcı Yine tabip kıyafetine girdi. O yanıkları.xxn BEY SITİ'Yİ TACDİN'E VERİYOR Arzulu hastalar için güzel bir zamandır ki. SağlUc ve şifa için bir derman. Özellikle âşıklar için güzel bir zamandır ki. Derhal kendini âşıkların yanma yetiştirdi. bir haber. O müjdeyi anlattığımız gibi anlattı. . Aniden yetişsin onlara inci tanelerinden Kurtarsın onları dertlerinden.

MEMO ZÎN 173 Kalkıp gittiler arkadaşlarının yanına. bazı adliyeciler. hünkârsın. Elbette bizim fçin üstündür. Kalkıp hep birlikte Bejân huzuruna çıktılar. Bazı âlimler. Maceradan haberdar eylediler. Hamiyetle hepsi beraber kalktUar. Şahsın sen. Halleri fena da olsa sen iyiye çevirdin. Yüz vermediğin kimseler de değersiz Hizmetine aldığın kims-eleri çıra gibi şenlendirdin. Kulundur o. Geldik ki gönülden edelim dua. Hizmetine aldığın herkes azizdir. İşitince onlar bu müjdeyi. . dinin ve devletin koruyucusu! Sen AUahm lûtfunun gölgesisin. Bazı beyler ve bazı cahiller. malın ve milletin sahibi! Ey adaletin. Yakışıklıdır o. Hepimiz ediyoruz senden rica: Tacdin senden Sıti'jd istiyor. Bazı yakınlarını ve bazı deUkanlUan. Fakat sana kıyasla hizmetçi. Şu şekilde meseleyi ona arzettiler: «Ey jrurdun. bakışın kimj'^adır. kıl onu damad» Bey dedi ki: «Sizin lâjnk gördüğünüz. çevren bol ışıklıdır. Bugün başımızda şahsm. Tacdin gerçi bir beyzadedir. Aysm sen. Hep birlikte halka ve dünürlere haber verdiler. et onu azad. O kulun hizmetçilikle nazlanıyor. dilencidir.

Bu matemler ve şenlikler ikizdir. Bazan matem gösterirler. Bulduğun vakit eğlence zamanını.MEMO ZlN 175 Vekil kimse gelip otursun. Sevinçli bir düğün kuralım bugün. Hizmetçilikte de daima tamdır. (1) -"Kabul'^> Tacdin»in vekilinin sözüdür. Bu çark ve felek amansız. Ağalar. Bey dedi ki: «Çalm davulları rubablan. Bunca zamandır o hep hizmetçidir. Hep birlikte gönülden dua ettiler. Çünkü zaman kılıç gibidir. ya da hastalanacak mıjoz? Gebedir geceler dostlar! Bakalım devamlı ne doğururlar. Öptü ve kabullendiğini ikrar eyledi. Bazan ışık gösterirler. Demek ki bu hocadır. Getirin bütün şerbetleri ve şaraplan. Bugün Tacdin'in hatm için. ileri gelenler ve de yoksullar. . bazan karanlık. şeyhler ve beyler. -«Amin». «Kabul». Hep birden ağızlarıyla teşekkür ettiler. Çünkü bilmiyoruz nasU olacak yarm. «Amin» (1) Çeko derhal koşarak Bejdn ayağmı. bazan da şenlik.de hazır olanların. ya da beydir. Elden kaçırmayasm fırsatı. Hoca kimse duayı okusun. Sıti'yi biz nikahladık Tacdin'e. Budur benim cevabım». Bütün hocalar. Beni de kendinizden dünür saym. Şimdiki gibi yaşıyacak mıyız? Yoksa ölecek.

Onun sevinci de Beyin elindeydi. Her renkten gıda. Kendini bahşetmez sevinçle? Eğer olsa benim bin bir başım. Alt ve üst felekler gibiydi. îştahlı nefis gibi başı örtülüydü. Bugün onun hizmetinde çalışalım. renkU badem ve fıstık şekerleri. (1) Oğlak ve Koç burçlarını kasdediyor. Gök yüzündeki oğlak ve koç (1). Sanki bir gök tabakasını serdi. Bu altm ve gümüş tabaklar. Biz de onun için cefa çekeUm. Her kâse ve tepsi bir anbar gibiydi. F. Bir defada feda etmezsem eğer. Her tepsi ve fağfur kâse. hep sevinç yaratırdı Kısacası: Bütün şevketiyle o Bey.» Tacdin hep Bejin hizmetinde olduğu için. Bol ışıklı parlak birer yUdız gibiydi. : 12 . Kalktı ve bizzat eğlence işiyle ilgilendi. Bizzat onun hizmetinde olalım. Onların hepsini belli bir günde. Birer burç gibi olan o sahanlar.MEMO ZÎN 177 O kadar kaldı ki hizmetimizde Ömrü tükendi bizim yolumuzda Vefa şeriatinde şarttır ki. Sanırdın ki ekmek yerine getirdiler. Kapakları birer mücevher kutusu gibiydi. Göklerdeki güneş ve ay jmvarlaklarmı. Misafirlik kebabı ve büryam olmuştu. Böyle olan bir erkeğe hangi can. Mecliste öyle bir sofra çekti ki. Yağlı ve tatlı yemek çeşitleri. Beylik bana kutlu olmasın.

davul. nebat. Aklı. Ojruncular. Sarhoş. Çalgıcılar Santur sesiyle sallandılar. Sesler. . türkücüler. (3) Zübad güzel kokulardandır. Buhardanlık ûd ve anberle döndiUer. (2) Faniz bir içki çeşidi olsa gerek. Bunlar yıldızlar gibi gezip dolaştıkça. zübad. Ruhlann bütün koku alma dujoılan neş'elendi. zurna ve santur Âşıklar. narenciyeler. O şekilde kurdular düğünün temeliıU. Perdesiz olarak mucizeler ve kerametler gibi. terennüm edip türkü söyUyenler. Faniz. sersem ve mesttiler. gazel okuyucuları. Maskaralar. misk ve anber <3) Kimisi mideyi al eylerdi. Kimi de dimağı tazelerdi. siyah. Kısacası: Gaddar olan yedi feleğin inadına. Lâyık ve güzel kumaşlUar. kand ve şeker (2) Gülsujru. incesesliler ve felek. Kiminin sesi sazlarm sesine olmuştu arkadaş. keman. Kimi de övünmelere ve nazlanmalara olmuştu eş. Cennet ağaçlarmm dallarmda yetişmiş. Çeng. ud ve tanbur. Onları her gören kalırdı hayran. dini ve imanı talan ederdi. Turunçlar. Hepsi gerçekten karıştılar birbirlerine.MEMO ZÎN 179 Bu çini maşrapalar ve ayağlar (1) NazeıUnce dolaşıp dururlardı. nar ve limonlar. Dönüp dolaşan Ney'den çıktıkça. Sakiler üzüm suyuyla seğirttiler. (1) Türkçe olan bu kelime bir kap çeşidi olsa gerek. güzel renkler. Türkücü. çalgı çeşitleri ve makamları.

Elinden birşey gelmejip âciz kaldığı için. Bey huzura çağırttı Memo ve Tacdin'i. Müşteri Balık burcuna girip iz bile bırakmadı. Bütün dünya eğlenceyle şenlendi. Şehirliler. Zühre yUdızı yerde seğirtti. O günü birlikte ve böyle geçirdiler. Oturdular ve hep beraber içtiler. sen ol sağdıcı» O ikisini baştan ayağa giydirdi. Çaresizlikten saman hırsızı oldu. (1) Sofra. geç şöyle. Ay gidip gizlendi Yengeç burcunda. köylüler. Halaym halkası gibi koyuldu dönmeğe. .MEMO ZÎN IHI Feleğin yazıcısının elinden kalem düştü. (1) Yani o kadar eğlendiler ki sanki eğlence ve oyunlar on¬ larda toplanmıştı. Dedi ki: «Memo. Gök renginden olan kocakarı çark. Zühre yıldızı Kova burcunda kayboldu. Cellâd neredeyse kellesini uçuracaktı. ilerigelenlerin önünden kalkmca. köleler ve özgürler. Şenliğin ve oyunların toplandığı yer oldular. Bütün dünya oldu sevinç ve eğlence. Kalktılar ve saygıyla etek öptüler. Sakiler kadehler ve kâselerle döndü. Kocakarı felek kederden ve üzüntüden. Nimetlere ve eğlenceye boğuldular.

Rastık için utandılar. (2) (1) (1) Yani kaşları rastıktan daha siyah olduğu için. Dokuz kubbeyi Cemşit kadehi gibi. bunlar ras¬ tık hesabına utandılar ve yüzleri rastık gibi karardı. Hepsini jüzüyle aydınlattığı zaman. Hepsini aşk coşkun hale getirmişti Sıti ve Zin'i süslemeye gittiler. dadı ve nedimeler. . Sanki altınla yaldızlamış gibi parlatmca. Kaş yaylarına baktıkları zaman.xxnı SITİ İLE TACDİN'İN DÜĞÜNÜ Yeni geün gibi parlayan güneş. Kırmızı renk yerine kendileri utandUar. bunlar kırmızı renk hesabına utandılar. (2) Yani yüzleri kırmızı renkten daha kırmızı olduğu için. O iki nazenini nazlı kılmaya gittiler. Süsleyici kadm. Önce gözden geçirdiler benleri ve zülüfleri. onun gibi karardUar Taze yüzlerini seyrettiler. BaktUar ki talan ediyorlar gönülleri.

Siyah sürmeyle bozmaya yetmedi güçleri. Tacm süslü ön tarafı. Hele beller. Baştan ayağa kadar tarak gibi. TaradUar ve bahane için yüz çaba harcadUar. renkleriyle başıeğik kaldUar. . orada kemeri görmek gelmiyordu. Fakat iki ceylândan bir tek kusur bile Bulamadılar. Mücevherlerle süslenmişti. Kimin değiştirmeye gücü yeterdi? Sonunda ümitsizlerin durumuna düştüler. O ince beUere hiçbir kemer bağlanamadı. Kmalarıyla. Kınlır korkusuyla asla. Yerlere yaldız ve aydınlık bahşedilmişti. birer kıl ucu kadar inceydi. O sevgiülerin boylarmdan. O da ne tene. Onlarm başıyla taçlan mutiu kUdUar.MEMO ZÎN 185 Haten ceylânlarmın gözlerine benzeyen gözleri. Ellerine ve parmaklarma zoraki olarak. belki kırılır diye. Hiç kimsenin gönlünden. ne de cana benzerdi. bir kıl ucu kadar olsun . Çünkü nazikUğinden. Mücevherleri taçla aydmlattUar. Kına yakmalarına var mıydı hiç olanak? AUahm seçmiş olduğu nakışları.

Akla ve düşünmeye gelmezdi bu çeyizler. Hesapların ve sayımların dışma çıkmıştı. Develer sıra sıra. altmlar çuvallarlaydı. ŞehirUIer. Artık taşıyamıyordu develer. Bu debdebe öyle coşturdu ki halkı. ÇeşitU güzellikler ve elbiseler Renk renk değerli mücevherler. ÇarşUara ve pazarlara törenler girdi. . Şairlerin kitabı gibiydi. Hilâl kaşlarmm çevresinde hale gibi oldu. inciler kantarlarlaydı. Kitaplarm kayıtlarmı aşmışti. Benler. AsImda mevcut olanla onlara takUan bu güzelUğin rengi. Oldu sihrin ve mucizenin bir nüshası. Yüz nedime ve iki yüz hizmetçi gitti. Hepsi altm ipUkli ve sırmalı elbiseyle gitti. muüak üstadm sanatıydı. YakuUar jüklerle. O. Çok dalgalı bir deniz gibi. zümrütler. Beyitler toplanıp bir divan oldu. Elmaslar. Kim görürse «Allah haktır» derdi. YerU yerine öylece düzgün konulmuştu. Hepsi de süslenmiş ve giymiş güzel elbiseler. kadınlar ve erkekler. Deprem olmuş gibi ayağa kaldırdı. inciler.MEMO ZlN I8T GüzelUğin saçtığı aydmhktan çıkan süs. Âyetler sanatla derlenip kur'an oldu. Dalgalanıyorlardı. sejnretmekti amaçlan. GeUnlerin süslenmesi tamamlanmca. şakaklar ve karanlık gibi siyah saç halkaları.

Her kapmm önünde bir gürültü vardı. Onun için vücutlar böyle koşardı peşinden. Nuh gemisinin önünde cömertUk kapısı. Pervaneler de. Mücevherlerle donatUmış bir taht. Sûr: İsrafil Meleğin kıyamette üfliyeceği boru. Başlarmm üstüne kaldırırdUar o beşiği. Hepsi temaşaya ve sej^e dalmıştı. İnci kemerU. Her toplulukta bir seyretme vardı. Kurrena ve Nakûr. O tahtaraval bir gemi gibiydi. (3) (1) (2) Hz. Üzerinde jüzdüğü deniz ise insan denizi. Üzerinde oturmuştu Belkis. mumlar da içindeydi. dümbelek. hocalar. Sazlar Sûr gibi. (2) Davul. şen gönüllü olmayan. Gönül hoşluğuyla o tahta hammalhk ederdi. Sevgiden bir deniz coştuğu zaman. Sanırdın ki gelin ruhtur ajmen. riltir. O gerçek perinin bulunduğu köşkten.MEMO ZÎN 189 Aniden Cûdî dağmda açUdı. (3) . ölüleri diriltti. Elden ele yüz çabayla kaçırırlardı birbirinden. Önünde el bağlamış hizmetçiler. yoksullar ve paşalar. ölüleri di¬ Kurrena ve Nakûr birer çalgı âletidir. Yaratıldı bütün âşıklarm yeri. Çaresiz gönülden taşar. Kalmadı bir ferd. Sofular. Süleyman'ın veziri. Yüzlerce Berhiya oğlu Asaf (1) rüzgâr gibi. Yani Sıti'nin bulunduğu köşkten. Sandal ağacmdan olan bütün tahtlardan. Gamlarm elinden feryad eden insanlardan. mücevher küpeU hizmetçiler. Pervazları abanostan olan bir taht.

O sıralarda dalgalar tarafmdan boyuna kaçırUırdı. Pintilerin baş eğmelerinden çoktu. Döktüler o tabaklardan serperek. İleri gelenlerden bir topluluk vardı çevresinde. Doluydu altmdan. Memo da yanmda bir ay gibiydi. Hazine yağmacUan birbirlerine girdiler. Cömertlerin iyiUğinden fazlaydı. O ses felek saraymm üstüne çıkardı. Dinleyicileri sazlardan zenginleştirdiler. Bir an geldi ki Tacdin'in önüne vardUar. Zaman göstermez bir daha gözlere. o meleğin oturduğu o felek gemisi. cevher ve gümüşten. . bağnşmalar ve törenler. Fakat onlarm bütün tabaklan. Hepsinden ses çıktığı zaman birden. sadalar ve uğultular. Hasislerin baş eğmeleriıün dışmdaydı. Gök tabaklan gibiydi bunlar. Tacdin'in kendisi de olmuştu bir padişah. Bu şenlikler. Yukarıdan o nigârm tahtı üzerine. Kalkıp onlar da seyretmeye durdular. Oturmuşlardı yüksek konakta. Bu tantanalar. İçinde.MEMO ZlN 191 Bahşiş sesleri. Yoksulların hepsi bey ve paşa oldular. inciden. sevinç ve eğlenceleri. EU sıkı olanların umduklanndan jüz kat fazlaydı. Madenden çıkan yakutları ve zümrütleri. Hepsinin iki ellerinde vardı tabaklar.

gamlı ve ferahlı. (1) Paralan kastediyor. Elma çeneüler ve nar memelUer. cennet çocukları ve melekler. halaya ve sıçramaya kalktUar. bıyıksızlar. komikler ve Çeng çalgıcıları. SevinçU. Berîte. Bir birleriyle el sıkışır ve kucaklaşırlardı. evler ve her yer mest öldü. Artık seçUmezIerdi birbirlerinden. Gümüş bedenliler ve Yasemin şakaklUar. Şakakları zümrüt gibi olan oğlanlar. Yoksul. periler. Kadmperestler ve hovardalar iflâs ettiler.MEMO ZÎN 193 Yoksullar. Bu kıl belliler. siyah şakaklUar. Bu ondört yaşındaki karakaşhlar. Gül gömlekliler ve ipek kuşaklılar. Mehtap jüzlüler. Şirinler. Türkücüler. Sanırdm ki hepsi şecereü beylerdir. Hepsi bir birine denk ve emsal. zengin ve paralı. bekârlar. dilenciler öyle nimet sahibi oldular ki. Genç kızlar. oğlanlar ve tüysüzler. Tüysüzler. Botan'm bütün sevdalıları ve sarhoşları. Köşkler. sema. şeker dudaklUar ve şeker güIüşliUer. F. saz ve halay. Şeker ağızlılar ve şeker sözlüler. Kısacası: Kafaları mest eden murattan (1). yılan örgüliüer. Altm kemerliler ve eğik taçhlar. dilenci. üzüntülü. Hepsi oyuna. Kimisi mest olmuş kimi de sevdalı. : 13 . Huriler. deUkanlUar.

kimi yuvarlanarak. kimi güzel benizli. Aja yUdızlan ve Süreyya jaldızı gibi. . Yani hepsi kambur suiJı feleğin zıddma Çevik kızlar ve taze delikanlUar. Parlak kümeleri yUdız kümeleri gibi ışıklı. kimi de gezerek. Bu şekilde süslediler ve şenlendirdiler. Sıtî'nin mecüsi ve Tacdin'in çevresini. Kimi koşardı. Kimi daire bağlamış. kimi de topallıyarak. Kimi zincirleme. Tam yedi gün ve yedi gece. Bunlarm hepsi bu kocakarı feleğin inadma.MEMO ZÎN 195 Kimi güzel sesli.

aklaşma ateşinin verdiği sıcaklık. Karanlığı aydmlıkla kaldırınca. Düğünü sevgiyle gülrengine çevirince. Canı ve gönlü bahşiş verecekler. İkisi de o yangmdan ve kavuşma hasretinden yanmıştı. Karanlık gibi gamlan da yok etti. Elbette berbat eder adamı. . Â. Ayrılık sabrı yakmıştı. Ateş ve rüzgârın özel birleşmesi. Bu aşk ve sevgi gönül arkadaşı olunca. Muradın y. Sanırdm ki ateş yetişti yağa.XXÎV RÎUM TACDİN'İ SITİ'NİN YANINA ÇAĞIRIYOR Pak etekU gelin olan âlem. Yedinci günün seher vaktinde.şıkların teninden duman kaldırdı.

Kalk geUrün odasma git. zübad.MEMO ZÎN 199 Aşk deryası dolup taştı. Misk. zevk ve sohbet âletlerini. Sağdıç ve Tacdin'in yakınları. Hasekiler ve hizjnetçiler kalktılar. . işaret ve kejif vasıtalarını. Mum. sabrı ve oturmayı yok etti. Sevilen ve seven. hal diUyle Durumu şöylece açıkladı Tacdin'e: «Ey bitab ve kararsız âşık! Eğer benim gibi sıtmalı ve ateşUysen. Az daha şevkle ölürlerdi. oynayarak Getirdiler has odanın içine. Kısacası mehtaptan mehtaba kadar (1). (1) Yani herşeyi. Buhurların ve güzel kokularm topluluğunu. Ayak öpmekle ayaklarını bağla. Geleneklerin icabı ve gereğince. Güzellikle aydınlanan bir güneş gibi. Gülsuyrmu ve düğünlere mahsus güzel kokulan. Birkaç da yakm ve akraba Tamamen yaldızlı olan bir mum. Ferahlatıcı ve sarhoş edicilerin karışımını. ayağ ve şarap kaplarmı. kâse. dadı. Kadeh. Süslendi bunlarla gelin odası. Eğlence. Kavuşma zamanı gereğince. tahtlar ve bütün oda. kapılar. Koydular başlarmm üstüne. O kadar hazırladılar ki. . aşk ateşinin jükselmesinden. ûd ve buhurluğu. Safa. Duvarlar. Rahatiığı. Süslejici kadm. nine. konuşmaksızm. Ölü bile dirildi onlarla.

MEMO ZlN 201 Senin mumun da senin gibi bekUyor. Memo bekledi kapıda. makamı. Kalktı yerinden hemen çabucak. Onunla arkadaş oldu silâhlı olarak. kalk pervane gibi. Âşıksan eğer. Eğer su isen jürü selvinin önüne. O güzelin aşkmın anlamım. Makam: Kâbenin karşısın¬ daki Hz. . ismail yeri. (1) Sa'ja tavafı. gönlü gönlündeydi. Benim gibi gözyaşları döktüğün yeter. Senin sevgin onun tenine ve canına ateştir. Ey amacı tavaf olan hacı! Ey tavaf yolunun yolcusu! Sana amaç olan kıble ve Kabe. kUıç beUndeydi. dua ve umreji (2). Eğer aslansan hemen kerem eyle halvete» Tacdin mumun şeklinden. İbrahim yeri. hücreji. Âşıklardan ayrUmıyor düşmanlıklar. Gamların ve sevinçlerin dostu olan zavallı Memo. AUahm emriyle sana yakm olmuştur. (1) Taş: Kâbenin duvarındaki taş. başladı duaya. Çünkü korkuluydu o karşUaşma. Hücre: Kâbenin yanındaki Hz. îşte hepsi sana nasib oldu. AUah sana mukadder kıldı. Eü elinde. Mumlar gibi bunca yandığm yeter. Anladı düşünce ve idrakla. (2) Sa'y ve umre: Hacda iki vazife. Kapıda nöbetçi oldu. Tacdin bu tarzla gitti saraya. Canmı ver dökülen paralar ve bahşiş gibi. Kâbeyi. taşı.

kimi de peridir. Bir kısmı da münafık iiısanlardır. Elbette vardır düşman ve rakipleri Düşmanların kimi dev.MEMO ZÎN 203 Gerek sevenler. gerekse se'vilenlerin. .

Önce helâl âdet gereğince. Perdelerin ve örtülerin arkasmdaki o mum. Dünkü hicran derdinin şarabından sarhoş olan âşık. . mahmurluğu giderince. Ellerini perdeden çıkarmıştı. Zülüflerini jniziine serpiştirmişti. Felek kandili onun sayesinde parlıyordu. İçti şeker dudaklı sürahiden. (1) Beytül'aksa: Kudüs'teki cami. Elini sürahiye uzattı. Eteklerini nazla yerlerde sürüdü. Kokladı bol sulanmış gülleri ve sünbiUleri. eskiden kıbleydi.ak şarabına hasret çeken âşık. Dudak dudağa içtiler bir kadeh şarap O berrak şarap. Aydınlık yönünden Beytül'aksa idi yanağı (1).XXV GELİN İLE GÜVEYİ BİRBİRİNE KAVUŞUYOR Damad edebk kapıdan içeri girince. Kalktı ve eda ile salmarak ona doğru gitti. Yare kavuöm.

O şarabı çok içince sarhoş düştüler. Evlenip gönüllerini birbirlerine bağlajonca. yaptılar. kâh titredüer.MEMO ZÎN . Kâh reyhan ve menekşe. Zifafı arzuladı ve ona meyletti. Birbirine karışırdı. Üç gün ve üç gece ard arda gönülden. Şarabın neş'esinin verdiği kejif. O susuz dudaklılar içtiler o şarabı. Bazan birbirlerine sarUdUar. alınlar ve dişler. Sarhoş ve elele olarak sarUdUar birbirlerine Oldu bir itişme ve birUkte yere düştüler.. Elleri birbirlerinin boynunda. Sevgi deryası o kadar coşturdu ki onları. Birbirlerinin yanaklarından kırmızı gül derdiler. Sonunda içmeye kanmajonca. Kâh birlikte saUandUar... kâh kırmızı gül. Ve şuursuz olarak ayaktan düştüler. Istırabın son haddine çekti onları.. Artık oturmaya da güçleri yetmiyordu. bazan da ajrUdUar. Berrak şarabın şerbetini içenler. O kapar öperlerdi ki birbirlerini. ve kucaklaşırlardı. dudak dudağa ve kucak kucağa oldular. Yeniden secdeden kalktıkları zaman. kâh ısırırlardı. Öpme sırası vermezlerdi birbirlerine. Kendileri için gül şerbeti karışımını . 303 Kâh nergis ve lâle. Kâh öpüşürlerdi. O kadar seviştiler ki birbirleriyle. Elmaslar. Hepsi değişip la'I ve mercan oldular. Yuvarlandılar birUkte secde için. Parlak çeneli ve şeffaf tenli gelin. Birbirlerinin dudaklarından şeker kaçu-dUar. mücevherler. kâh sünbül.

Hatırlarına gelmezdi su ya da ekmek. Soyunu canı gönülden verdi ona. Birbirine karşı boşaltırlardı ok torbalarım. Nihayet mutluluk derde geUp geldi. Hedef oktan isabet almca. Her zaman. Sanki mücevherleri ipUğe takmaya uğraşmaktadır. Kâh tekti onlar. F : 14 . gamlar gidip gizlendi. Hedef ise sedef berrakhğmdaydı. iki arkadaş.MEMO ZÎN 209 Kâh birdi onlar. İnci tanesini mercana çevirdiler. Hayat suyu ve kevser gibi kanştı. Durumdan haberdar olmadı bir tek ferd bile. O iki melek öylece sevdiler birbirlerini. kâh ikiydiler. Sanırdm ki iki kimyager. gerek gündüz. Fil dişinden olan ok. Karışım. Onlara yoktu asla. ne yemek ne de uyumak. Ok geri döndü izi kaldı orada. gerekse gece. O iki serkeş sarhoş. süt ve şeker gibi oldu. O ruh ve cesed birbiriyle yapışık. Kavuşmanın derdinden. Sevgiden önleri birbirine dönüktü. gerek karanlık gecelerde. kâh yapışık ve çifttiler. Gerek gündüzleri. O hafta tamamen oldu gerdek. İki vücud birbirinde kayboldu. Leğen ve ibrikten akıtUanı Yükselttiler iterek ve saplayarak. hedefe yöneldi.

hem de çıradır. Memo hâlâ öylece kapının önündeydi. Böyle olmazsa eğer. Tacdin gerdekten çıktığı zaman. Geceleri ve gündüzleri öyle nöbetçiydi. Rıdvan cennetin içinden çıktı (1). . Sanırdm ki Memo'nun üzerine bir güneş doğdu. İster becerikU olsunlar. Hâlâ onun meskeni avlu idi. burada maksat Tac- din'dir. Onun başı da hep taşm üstündeydi. ister beceriksiz. Yüz hain ve münafık akrabayı. Başı gök kubbelerine jükseldi sanki. böyle olsım. hiç olmasm. (1) Rıdvan cennetteki meleklerin başıdır. kardeşim! Senin dostun senin için' kardeştir. Hem gözdür senin için. Yakmlarıne yapacaksm vefasız olduktan sonra? Kurban et de hiç deme kimlerdir. Bir dostun olursa eğer. Kurban et de hiç deme yazık. Derhal öyle sevinç duydu ki.MEMO ZÎN 211 Nihayet sekizinci günün seher vaktinde. Seninle birUk olan bir dosta.

Zıtları zıtlarla açıklığa kavuşturdu. . Bu aydınlık. bahçe ve ateş. Bu ölüm. duran ve yürüyenler ve de melekler. su ve ateş. Âlemdeki bütün varlıkları. gündüz. Bu topraklar. Bu soğuk. karanlık. zengin ve yoksuUar. Bu beyler. sıcak. yaş ve kurular. Kısacası: İnsan cinsine varmcaya dek. Varlıkları birbirleriyle belli etti. Bu ajTTiliklar. Bu evreni. küfür ve iman. Bu cennet. sevinç ve gamlar. cehennem. yerleri yeni yaratmca. Bu toprak. gölge ve güneş.XXVI BEKİR TACDİN VE MEMO'YU BEYE GAMMAZLIYOR Allah yokluktan var edince. hava. Varlıkları sıfat ve fiillerine göre. Bu ağır yürüjüşiü ve yuvarlanan yerlerle gökler. dilenciler. Bu gece. kavuşmalar. Çeşitli hallerle yarattı. şenük ve matemler. diriliş.

Aldatıcı. Görmüyor musun ki hepsi zıttır birbirlerine? Hikmet nedir. (1) (2) Yani piçti. Çirkef işli.MEMO ZÎN 21-5 Kİ kimi nur gibidir. Zamanm fitnecisi bir it oğlu itti. Kısacası: Yaradılışın gereği olarak. Bu yalancılar. Her zaman Bejin kapısında kapıcıydı. Şeytan onun uğursuzluğunun çömeziydi. doğru söyliyen iyilikseverler. Kâbus dev gibi çirkin jüzlüydü. Kaleci. kavga körklejici ve ikijüzlüydü. söz götürücü ve şaşırtıcıydı o. ikiyüzlü bir iblisti o. Kendine bir kapıcı tutmuştu. Fakat soyca Botan'h değildi. Bu cennet ve sevaba lâyık olanlar. . kimi ateş gibi. O bühtandan doğan biriydi (1) Aslen dediklerine göre Mergever'dendi. Ayırdetmek imkansızlaşır. Kimi uysaldır kimi de yaman Bu doğru olan. eğriler ve siyah jüzlüler. Botan onun sözünün mahcubuydu. kurnaz ve kavukçuydu. hem de tanışmak. izzet sahibi olan o jüce Bey. Sırf şirret ve fitneci bir insandı. Belûkîya îsrailoğuUarındandı. Kemal. Belki Belukîya'dan beterdi (2) lyiUğe karşı. O münafıkm adı Bekir'di. Bu cehenneme ve azaba müstahak olanlar. neden karşıdır birbirlerine? Çünkü olmazsa eğer karşıtlık.

bazan da zulüm. taneler değirmen deposundan düşerken onun içinden geçip değirmen ta¬ şının deliğine girerler. Bu senin kapma lâjak değildir. .MEMO ZÎN 217 Tacdin derdi ki Beye açıkça: «Bejim! Kov bu kapıcıja. Hükümet işlerini o kadar yönetiyoruz ki. Görmüyor musun. kapıcUar. O çiftçi bizim için kaldıracak da onu. kâhyalar. Gerçi köpeklerle kapıcılar kardeştirler. Bazan adalettir işimiz. Değirmenimiz gerçi kamunun vakfıdır. (2) Görmüyor musun. Ama köpeklerin çoğu se'vimU ve vefalıdırlar» Bey ise şöyle derdi Tacdin'e: «Bekir'in yaptıklarını sanki bilmiyor mujruz? Biz beyler kısmı değirmene benzeriz. (1) O darıyı bir çiftçi ekiyor. Bu âdet yalnız beylere özgü değildir. Hiç ihtiyacı olmayan tahtm sultam da. oluk biçimindedir. Şarttır bizim için bir kapıcı. Bu köpeğin dışı içindedir. Boğazı haram darıyla doludur. Çok dönüşlü ve dolambaçlıyız. Onlar da kapıcı kısmmdandır. Zulüm tahılını öğütüyorlar. Ama değirmenimiz onunla dönüp yelleniyor. fakirlerin kapısmda da var? Onlarm da nöbetçileri hep köpeklerdir. Gerçi Bekir zina çocuğudur. Zalim olan bu avene zümresi Subaşılar. ileri ve gerijiz. (2) AUahı kastediyor. Zorunludur bizim için bir değirmenci. işlerin jürütiUmesi için. kincidir o. (1) Boğaz -«Gewri'-'-nin karşılığı olarak yazılmıştır ki. Biz zaUmlerin değirmenini döndöıüyorlar.

Arap atlarına değişmezler O kinci. Tahta o kadar lâjak ve o kadar. Kayser isteseydi onu oğlu için. İçinden korkuyordu Tacdin'den. O. Tacdin ve Memo iki yüz düşman. İnsanlardan gizli olarak şeji. Akıllı. Bu düğün geleneksel törenlerle. ey bedbaht! Tacdin ve Memo'joı Kayser'in tahtma? Cenk ve savaş olduğu gün. Bazı beyler var ki tazı köpekleri. Tacın güzelliği ve güzelliğin tacıydı. . Devlet ve mutlulukla yapıldıktan sonra. bilğiU ve güzeldir ki. Fağfur onu sevmeji candan isterdi. O. On misli de yaratmıştır şeytan!» Hulasa: Bey köpeğinden vazgeçmezdi Her zarurinin karşısma bir sebep çıkarırdı. Kisra onu görmek için mer kiçindeydi. habis ve hilekâr. Maksadı sadece yalan ve aldatmaydı Gizlice ve tenha yerde şöyle dedi Beye: «Beyim! Sen Sıti'ji çok telef verdin. Yine de böylesine ucuz ve Böylesine çarçabuk vermezdin onlara» Bey dedi ki: «Hiç değişir mijim. Yani gönülden tezvirci olan Bekir.an gibi.MEMO ZÎN 219 Ne kadar yaratmışsa sultan. tacm mücevheri ve mücevherin tacıydı. Hakan önünde el bağlasaydı. Her zaman gönlünde vardı ona karşı kin.

Onlarda değişiklik peydan olmamalı. Hakan kimdir? Ne yapayım ben Fağfur'u? Tacdin ve Memo'yu dünyanm dörtte birine değişmem». O doğruluk ve vefa eşit olmalı. Yeni görm. Dedi ki: «Himmet sahiplerinin mahiyyeti ijidir. Yeni türediler büyütmeye münasip değiller. . Sarhoşların mahmurluğu fenadır. bileklikleri vg kalkanlarıyla Altılıkları ve kUıçlanyla getirdiler bize. O da kendi yönünden Memo'ya vermiş Zin'i». Tecrübe şarabını içtikleri gün. Fakat boşa gider iyilik sahiplerinin himmeti. Yeni görmüşleri görme ölçüsü şaraptır. gençtir. aştı haddini Sen Sıti'ji Tacdin'e verdiğin gün. Ehil olmayanlar mal ve hazinelere lâyık değiller. Sevinç ve şenlikte nasıUarsa. Bejim! Görmedin mi sen İskender'in oğlunu? Sen ona yakmlık gösterdin. Özellikle hizmette kusur etmemeliler. Çok akıl ister ve çok tahammül. beyzadedir. Mel'un baktı ki hiçbir etki yapmadı sözleri. Darlık ve cefada da öylesine.MEMO ZİN 221 Hepsini zırhları. Onlardan dönüş hiç görünmemeli. Bu sevinç ve cefa karşılıklı olmalı. Hizmetçilerin de bağlılığı onun karşılığında olmalı. Bey dedi ki: «Neden bana sormadı acaba? Yoksa benden kalmamış mı korkusu?» Bekir dedi ki: «Bilmiyor musun ki orası öyledir? Yiğittir o. O meseleji bu sefer çevirdi tezvire. Lâyık olmayan nankörlere j/apılırsa. Asla himmette fütur etmemeliler.üşlerin şarapla değişmemeleri için. Bal ve kebabı yedikleri an.

Özellikle bedhah yakmlar.MEMO ZÎN 223 Meydan bulmuş. Zin'in de ötesine gidip isyan etsin. Olsun bakalım istekli.. Halit ceddime varmcaya kadar. Aslında ise idare etmekten uzaktırlar. Korkusuzca istesin onu erkekse» Beyler içleriyle ve dışlanyla Şüphesiz ateşe benzerler. Başından bezmiş olan varsa. Kahredince de dünyayı yakarlar. lü Zin'i Memo'yla şereflendirejim ben. Merhamet edince güneşe benzerler. Sakın ha. Onlara yaklaşırlarsa.. Korkarım ki kin ve kibirle. îşte Zin. O ne yaparsa hep revadır.' Halid'in soyundan geldiğini iddia etsin. yuları kaçırmış o... Zin'i karı olarak asla vermiyeceğim. AUahâ sığınırız. inanmayasm onlara sen! Baba. Pederin ve ataların ruhlarına andiçerim ki: Âdem soyundan olan erkek cinsine. evlât ve kardeş bile olsa. Fazlasıyla asalete gözünü diksin». . Başına ve canma doymuş olan kimse. Görünüşte güzel yüzlü ve nurludurlar. Bey dedi ki: «Gönlümde vardı gerçekten.

Birbirleriyle geçinirler. Yalnızlığın sermayesi ise deüliktir. Dertliler neyle tahammül ederler? SevinçUIer neyle tevessül ederler? Sevinçler ve dertler için arkadaş gerek. ne de dert ortağı vardı. Birbiriyle konuşanlar. Güzel vakitler için arkadaş olmayınca. Gamlar ve güzel vakitler için arkadaş gerek. ÖzeUikle birbirinin sırdaşı olurlarsa. ne arkadagı. sükûnet bulurlardı. Kavuşma. Ne yân. onları hicrandan kurtarmca. F. : 15 . birbiriyle dinlenirler.xxvn ZİN AŞK ATEŞİYLE YANIYOR Tacdin'le Sıti birbirlerine kavuşunca. Memo yalnızlık köşesinde yalnız kaldı. Memo'yla Tacdin. Dertler için ortak bulunmaymca. Sıti'nin sesi olurdu kendisine derman. Zin dertlerden feryad ettiği zaman. Âşıkların ünsiyeti sükûnettir. Zin'Ie Sıti.

Yemek ve oturma arkadaşları. muratsız ve amaçsız. Gözyaşları da oldu şerbet ve içecek. Gece renginden olan saç halkalarmı kıvnm kıvrım yap. Siması görünürdü bir hayal gibi. Zülfün gibi havaya savur onları. Gidip ikisi muratlarına kavuştular. Gerek gündüzleri. gerekse geceleri. Mutsuz.MEMO ZÎN 22-7 Memo da gönülden inlediği anda. nedimeleri. sen burada üzgün. Yüzünün dolunayı oldu bir hilâl gibi. O tutmuş kendine yer ve edinmiş sabır. gül renginden olan yanaklarmı. Kırk gün Zin'in ne yemek yediği. Gidip te o eşine kavuştu. Tacdin olurdu tabib yanmda. Bütün nazenin sırdaşları ve güvendikleri. Gündüzleri ağlar. geceleri ah çekerdi. Artık göünlünden çıkar bu gamları. Gönlünün kanı oldu gıda ve jiyecek. Ayrılıktan hep buydu haü. Her an derlerdi ki ona acıyarak: «Ey iffet bahçesinin selvisi! Ey su kanalmdaki yeşil sebze ve yaprakcık! Neden bu kadar gözyaşları döküyorsun ? Ablan gerçi senden ayrıldı. Gül gibi aç. Ağlamanm üstünden başı kalkmazdı. O se'vinçlidir orada. ne de uyuduğu vardı. Kaldı Zin ile Memo sonuçsuz. Bu ikisi o ikisinden ayrUdıIar. O kadar zajofladı ki o mehtap. .

Bu yaman hançerler ve de oklara. Sakın verme izin ve ruhsat. Sevdah kU Mekke'de Büâlleri. Kur'an metnini tas-dik etsinler. güneyden. Zülüfleri tara. GönüUeri kapan saç halkalarma izin ver. Örgülerini çöz de kâbe olsun sijrah örtiUü.MEMO ZÎN 229 Zülüflerini aç zincir olsunlar. Alnmda süslü taç gibi dursunlar. Yoktur çünkü onlarda kimseye acıma ve merhamet. Onunla binlerce destanı inlet. Gâvur ve müslüman topluluklan. Yanağının resmi olsun altm yaldızlı. Zülüfleri hilâllerin üzerine serpiştir. . tâ Şam'dan. GüzelUk Kur'anmı şiraze eyle. ZiUüflerini örgülerindeü ajar. Güllerinin önünden kaldır perdeleri. AUahm âyetleri olsun düzenU. . Zülüflerini ve benlerini birlikte süsle. Hükmetsinler şahlara ve hünkârlara. İnsanlar batıdan. Yine örgülerinle sarhoş et halkı. Bu hunhar gamzeler ve bakışlara. Hacılar gibi giysinler ihranUarı. hepsini havaya savur SünbiUlerle "kırmızı güller aşina olsunlar Reyhanlar ve menekşeler tel tel olsunlar. Gör bülbüllerin sabırsızlığmı. Ağzınm goncasmı gülümset.

Ağlayıp sızlıyor. Perde altmdaki bir sırdır o. öğüt ise ona üfürmektir. gıda almazdı. BaktUar ki sözleri hep heba oldu. Öğütçüler baktUar ki vaazlar ve sözler. hep Sıti için. Aşk ateştir. Bilâkis öğütleri ve nasihatlerle. Domuz gütmeye gönder şeyhleri. Hajrvanlar gibi başıboş olmasm. Zülüflere ve benlere izin ver. Bu kadar neden çekiyor ah. «Ah»lar ağzına vermezdi mühlet. Fakat Zin bunlarla teselU olmazdı. Çaresiz sükût ettiler ve kalktUar. Gözyaşları vermezdi gözlere fırsat. Hiçbir şekilde fayda ve etki yapmaz.MEMO ZÎN 231 Sarhoş et. Doğruluğun şeklini itiraf etsin. GüzelUk tasavvuruna inanarak.» Onlar bu kadar öğüt verirlerdi. İlâhi teceîUden boş olarak. Âşıklara da gönder bir haber. Fani etsin o vücudu. Mutlak dalâleti inkâr eylesin. Ya da bir yere bakabilsin. Yolunu bulamamış amaçsız mürşit. serzeniştir onu açığa vuran. Onlar ne kadar serzeniş ederlerse. gerdana saldırt küpeleri Sersem eyle deUleri ve kudurmuşları. Bakî olsun bu görüşle. Ki birkaç söz söylesin. . Şaşıp kaldUar ki o mehtap. Büsbütün düşerdi belâlara ve zincirlere. Onun da onlardan bıkkmlığı o kadar artardı. Cilveler ve nazlarla şarap içir hocalara. Onlar hep öyle sanırlardı ki Zin.

. Onu nasıl edinirseniz kendinize yuva. Sizlerden başka yok etrafında kimsecikler. Yolcular sizlerle tanrıya kavuşur.xxvın ZİN GAMLARA SESLENİYOR Zin yalnız gamlarla çift kaldı. Virane gönül öylesine boş kalmış ki. Mutlak izin vermişiz biz sizlere. Ahret köşkünün yüksekliği sizlerdendir. Dari dünyada devlet sizlerledir. Gamlar üşüştüler basma. o da gamlara seslendi: «Ey çaresizlerin soluk arkadaşları! Cefakeşlerin feryadma koşanlar! Dertlilerin gönlüne dert ortağı olan gamlar! Zavalhlarm sırlarının perde arkadaşları! Gönlü yaralı olanlarm sırdaşları! Üzgün hatırların yatak arkadaşları! Yiyeceksizlerin sofrasında kadeh arkadaşları! Acı muratlıların şarap arkadaşları! Âşıklar sizlerle güzelliğe kavuşur.

gerek şimdiki. Gam hazinesi olmazsa. «Bu acıklıdır. çünkü vefalıdır onlar. Ka. nasU elde ediUrler? Kısacası: Sizlerle hoş olur benim gönlüm. Gam yemeksizin.MEMO ZÎN 23S severiz. şu cefalıdır» demezler onlar. SevinçU günlerin sevinçU yarlarıdır. Her iki âlem. gerek sonraki.ra günlerin candan dosüandır. gönülden ne elde ediür?» BİZ gamlan .

görmenin ve gözün nuru! Sevinç ve cefa arkadaşım! Etim. . Gamlarm taksimi benim için oldu. NasU istediysen öyle verdi sana Allah. TaUhin ijice yükseldi senin. Şöylece o meleğe serzenişler ederdi: «Ey Zin'in gönlünün ruhu ve canı! Görüşün. Benim bahtım gerçi çok kara geldi. EzeUn takdiri herhalde böyle oldu. cildim ve kanım! Bacım. kanatlarım ve de başım Kanatlarım. rahim ve jruva arkadaşım! Ey hujTi huyuma uygun olan bacım! Bahtı bahtıma zıt olan bacım! Yüzlerce şükür ki bahtın yaver oldu senin. Fakat bu taksim bizi çok se-vindirdi. kemiğim. Yüzlerce şükür ki bahtm elverdi senin.XXIX ZlN SITİ'YE SİTEM EDİYOR Bazı bazı da Sıti'ji muhatap alırdı.

MEMO ZÎN . Memo da benim olsun.» . Gamlar Memo'nun jüzünde toplanmışlar. Bundandır ki gamlarımız gam üstünedir. gamlar benim olsun. Tacdin senin.239 Sevinçler senin.

. F. Senin ise bazı vakitlerden başka yanmaz.XXX ZİN MUMA SESLENİYOR Bazan mumu ederdi kendine muhatap: «Ey sır ve oturma arkadaşım. gibisin sen. O ışık senin için dildir. Sen doğusun. Benim de gönlüm fazla yanmazdı. Her zaman yanıyor canımızın daman. Ondan serseri bir sevda yağıyor. baş arkadaşım ! Gerçi yanmak yönünden benim. Fakat konuşmak yönünden benim gibi değilsin. Eğer sen de benim gibi söyleseydin. O fark doğudan batıya kadardır. Benim başımda alevler. gönlümde köz var. Benim basımdaki alev ise bana zararlı. Senin başmm tepesinde bir ışık var. Canım o közle savaşa tutuşmuş. içim ateştir. Benimle senin derdin farklıdır. : 16 . Batı da beıUm. ateşin görünüştedir.

Akşam.MEMO ZÎN 243 Benim gönlümden başıma vuran alev. Ben ise hep yanarım devamlı olarak. . Eakat sabahtan akşama kadar da uyursun sen. sabah gündüz ve gece». Şiddetli rüzgâra hükmeder. Gerçi geceleri uyanık kalırsm sen.

Yazik ki öliimîe titrek olursun. bezerdi candan. Çaresiz kalir. Bundandir ki kendini çabucak yorarsm. Bu aceîecilik senin için çok kusurdur. siikiinetsiz ve bitabsm. ! Çigken yok olraayi arzu edersin.XXXI ZIN PERVANEYE SESLENlYOR Bazan de yarali gönîiin elinden. . O titrerae senin için zaaftir. Pervaneyi ederdi kendine arkadaş: «Ey ayrilik yuvasmm kuşu! fîy yanraa bahçesinin biilbiilii! Ey gerçek a§iklarin delili! Ey yalanci iddialarm çiiriitiiciisii Erkekçe canmi ucuz verirsin. Gam ateşinden etmezdi perva. Durmazsin bir an a§km öniinde. Sabirsizsm.

İnsanlardan ve cinlerden çekinirdi o. Pişkinler ona derler ki «Hamdır». ÖzeUikle sakmırdı ve yüz çe'virirdi. Baştan ayaklara kadar gamlara dalmıştı. Onlarm cismi aydm bir ruh olur». Güneşin karşısmdaki aym mehtabı Zin.MEMO ZÎN 217 Çiğ kalmak büjiik bir ajaptır. Yerlerden ve göklerden bir tek zerre. Yalnız bu garaz sahibi insanlardan. Pişkinler de yanarlar. . melek ruhlu Zin. Gönlünün ve ruhunun nakşı hep Memo'nun hayaüydi. Kalmazdı ki kendisine seslenmesin. Sırrmı dilsiz yaratıklara söylerdi o. fakat hiç bir zaman Yok olurlar mı ışıkla ve ateşle? Bakî kalırlar kertenkele gibi. O nur cisimli.

xxxn MEMO'NUN PERİŞANLIĞI Memo da sevgilinin jüzünün hayalinden. Ve susayanlardan biri gönlünün muradma erer de. Dehşet onun şuuruna galip geldi. sevdalı oldu. . Öbürü de sonsuz bir ölüme gider. Yalnızlık onun kalbinin dostu oldu. İşte Tacdin muradma erince. Memo da bu şekilde dertlere düştü. Hayat sujmnun baş pmarı. Öbür bağrı yanık hep öyle kalırsa. Yani onu görmek arzusundan. Ne de güller bahçesini sejrretmekte nasibi vardı. Biri ebedî hayat kazanırsa. Bir yudum su için bitab düşerlerse. Aniden göklerden dökülüverirse. Tamamen deUye döndü. Zin'e kavuşması hasıl olmadığı için. Emsalsiz bir deliye döndü sersem oldu. Bu yaradan rahatı da yoktu. Çünkü dudakları kurumuş iki kişi aniden. Ne dağlamalarm derdini jüklenmeye kabiliyeti vardı.

Tacdin'in yanma gittiği zaman. Hiçbir yerde yoktu omm için karar. ülfet edinmek yoktu onun için. . Sanırdm ki iki bacağı zincirdedir. sohbet etmeye gücü yetmezdi. Her an dertlerden ah-vah edince. Ateş yayardı odalarda.MEMO ZÎN 251 Gamlarm elinden aslâ dinlenemezdi. Geçinemezdi. Karar kılmak. Beyin huzuruna da gittiği zamanlarda. İnsanlarla asla hemdert olamazdı. O zavallı yaralı gönlüyle. Hiçbir kimseyle geçinemezdi o.

xxxın MEMO DİCLE'YE SESLENİYOR Çaresiz kalıp insanlardan uzağa giderdi. Kolların çapraz şekilde onlarm gerdanma dolanmıştır. Yoksa benim gibi sen de deli misin? Senin için hiç bir karar kılmak yok. İşte elde etmişsin sen arzunu. kararsız ve sükûnetsizsin. . Her gün binlerce şükretmiyorsun da. Her zaman koynundadır bu konaklar. GaUba senin gönlünde de bir yar var. Her an senin de hatırına ne gelir? Ki böyle Cizrenin yanıbaşmda coşuyorsun? Eğer bu şehirse senin sevgilin. Derin nehirle hemdert olurdu: «Ey benim gözyaşlanm gibi dökülen nehir! Ey âşıklar gibi sabırsız ve sükûnetsiz nehir! Sabırsız. Hâlâ Allahtan korkmuyorsun da.

Dicle'jim. Ben kaldım tek başıma bu yerlerde ve ovalarda. Dervaze. . ben.MEMO ZÎN 255 Bunca feryad ve figan ediyorsun. (1) Sen bu güzergâhlarda dolaşıyorsun. macerası nedir? Divane oldum ben. (1) Bu iki mısra'daki kelimeler hep yer adlandır. yok olmaktır. Ben ölürsem ve sızlarsam eğer. Her ne yaparsam ben revadır. Berüm gönlümün içinden de geç bir kez Gözlerimin baş pmarma bak bir kez. Ömeri ve Meydan. Nergizî ve Saklan. zenbereği bıraktım. periyi elden kaçırdım. Vastani. Gönlümün derdi neden dermansızdır Yaş gözlerimin. Artık ne murad istiyorsun? Beyhude yere niye feryad ediyorsun? Avare avare Bağdat diyarına gidiyorsun? Ben ağlarsam ve inlersem eğer. Benim için en makul yol.

Lâyıkıyla kendisine saygı göster. Tekellüfsüz. (1) (2) F. edeple. Yüz mertebe hürmetle. Sonra gönlümü kapan yarm huzuruna git. : 17 . Aheste aheste kendisine dua et. Bir defa mutluluk eşiğine git (1). Fakat tevazu ile ve tazim ile. Maksat Zin'in odasıdır. Mutluluk eşiğinden maksat Zin'in köşkünün eşiğidir. ayaklarını yormadan. El bağlayıp dur ve selâm ver. Hakkmda methiyeler söyle. Rica ediyorum: Hiç durmadan. Son sidre Peygamberin miraca giderken Allahla konuştu¬ ğu yerdir.XXXIV MEMO RÜZGÂRA SESLENİYOR Bazan Saba yeline seslenirdi Gönlündeki dertlerin şerhirü rüzgâra söylerdi: «Ey ruh gibi lâtif cisim! Beden kapısı senin önünde açıktır. Bir an son sidreye git (2). Önce eşiği öperek ziyaret et.

Bir süredir o benden ayrıdır. Vallahi ben günahımı bUmiyorum. dostluk gözüyle. Heves ve sevgi sahibiydi o. Zaten insanlar eksik ve unutkan yaratılmışlar Gerçi yüz defadan da çok günahkârdır. senin zülfünün gölgesidir. Bizden ona de ki: «Ey padişahım!». Bizim hakkımızda âdil ve insaflı olasın.MEMO ZÎN 259 Sonra ona doğru çabucak git. sen de padişahsın. . Benimle birlikte olduğu zaman. Fakat dayanağı. Biz dilenci olmuşuz. (1) Ozan bu mısraı Türkçe olarak yazmıştır. Gözlerinin önüne. periler benden kaçırdı. Onlarm günahkârlara bakışları umumîdir. Cemalinin önündeki perdeyi titretmeden. Benden ona söyle: «Kıblegâhım! (1) Sen ilâhi nurun doğuş ufku olduğun için. O gönlü. Sakm ha! Perdeyi yellendirmeyesin. onu biUyorum. Bu. Bizim için hakkaniyetle vasıflanasın. Bir arzuhal gij)i tenha olarak ver eline. Bir siyah göz bebeği olan şu sayf aj?ı. Belki hata ve günah işîenUştir. Bazı bazı gönlüme görünesin. Mürekkebi gönül kanı olan bu mektubu. Sen ilâhi görünüşün ufku olduğun için. Fakat bir gönlümüz vardı. padişahların eski geleneğidir. O nazik yaradılışma ağırlık vermeden. Yar mektubu okuduğu zaman. Sen duru Kevser'in kajmağı olduğun için.

Yok affetsen onu. Bize beraberinde getir.MEMO ZÎN 261 Eğer ona kahretsen bu cezadır. Yarin huzurundan döndüğün zaman. (1) Beraberinde getir. büjiik bir iyiUktir. . Tutiya gibi olan o tozu.» Böylece söyle ey keskin Saba! Zemini o anda öp ve kalk. çünkü kimyadır o» (1) Tutîya: Gözleri aydınlatmak için kullanılan bir ilâçtır. Onun dergâhmm toprağmdan. Ey saba yeli ! AUah aşkına. sakm ımutma.

Çok dönek. Derdin ki: Tahammül sahibiyim ben. kötü ve eğriymişsin. asalak çocuk! Sevinçli günlerin dostujmıuşsun meğer Dar günlerde kalpmışsm.XXXV MEMO GÖNLÜNE SİTEM EDİYOR Bazan zavallı gönlüyle savaşırdı. Yazık ki fazlasıyla vefasızmışsm. Sahte kalpmişsin meğer. . Ey Tûtî gibi nazla büjütülen kalp! Ey nazenin. insafsız. kararm. sözlerin ve bahtm? Derdin ki: Sana sadakatle bağlıyım ben. ahdin ve andm? Haili yeminin. Derdin ki: Gönlüm seninle beraberdir. Eyvah ki cefa çekmeye kabiliyetli değilmişsin. utandmcı. hain! Hani sözün. Derdin ki: Seninle beraberim ben. «Ey gaddar. candan düşmanmışsm.

Terketme. Kalmış yalnız. (1) 1-Kim tanırsa» sözü bir hadîsin başıdır. isyancUık olur. hepsi şöyledir: "Kim nefsini tanırsa Tanrısını da tarar». (1) Gerçi sen dost kapısmm önüne gitmişsin. Ama dost benim yammdadır. başkaldırmak olur. gönülden sünni ol. Karanlıktır. Sıfatlarm suretinin aynasısm. Metin ol ki. Ve vücut kapısını kitleyip kapaman? Sendeki sır. cana veda etmen.MEMO ZlN 265 Ey gönül! Bu vücudun içini böyle Yalnız basma bırakman insaf hakkı mıdır? Şu can bülbülü ten hapishanesinde. geride kalmıyasm. kalbur gibi deUk deşik. Ki can senden teberri etmesin. . Terketme ki muradma erişesin. Eğer amacm canansa senin. yazıklar olsun. sen de körsün. Ey gönül! Canm çırası olmadan gitme. Sana ne oldu. Yerdeki ışık göklerdendir. İsyancı olma ki dahil olasm. Ve «Kim tanırsa» sırrmı öğrenesin. Gidişin. canm feyzindendir. Sakm aşkın peşinde gitme. sen benim bir parçamsm. Canı terketmen. Canan canında saklıdır senin Çünkü sen zatm örneğisin. yolu bilmezsin. İnsafa sığar mı. orada post vardır.

Senin gibi yüz bin tane bülbül. Saç örgüsünün halkasma ayağmı bağlama. Kalbinin ateşinden kajmar bir duman Yükseldi. Güllerin önünde pervane gibi. Seni kanburlaştıran zülüf.MEMO ZÎN 267 Senin sevdiğin yarin bojm. buna inan. Senin için uygun ilâcı öğrendim ben: Gönlü çekenlerden sakınmaktır. Fakat gerçek aşkın tabibinden. Acı olan şeyler ise ilâçtır» Memo gönlüne o kadar söyledi ki. Çaresiz gönlün gönlü ona yandı. Seni benden kaçıran cezbenin yanmda can vardır. Lezzet verenlerden de kaçınmaktır. senin için darağacıdır. Sakm zülüflere ve benlere inanmıyasm. Ey gönül! Sen kendini sevgiye vermişsin. etin asUdığı çengeldir. Her an yanarlar dağlamalardan ve dertlerden. Kaş yayı ile sergeşte olma. Senin feda olduğun sır. Senin amacm safa sürmektir. Gönülden yükseldi kara bir duman. Gerçi sen de İbrahim'sin ey cefakeş! Fakat sana gül bahçesi olur ateş. hep sevda yeriydi o. Malını Hindulara talan ettirmeyesin. Yüzlerce defa figan ve uğultu etse. O aynen senin için şifadır. ev sahibidir. Tatlı olanlar ajmen hastalıktır. Lokman'a sormuşum ben. Senin arzuna uymayan ne varsa. Lokmaların ve şerbetlerin özelliğim. Başındaki dimağı da kararttı. .

Fakat bedeninin zindanı ona kafes olmuştu. Şakakları ve benleri de hep döküldü. ta içinden.MEMO ZÎN 29 Hafızasının ajması bulanık oldu. Ajmasma pas oturunca. Şuurunun aynası da dumanlandı. CiğerirUn seli öylesine şiddetli geldi ki. Fırat ve Ceyhun. Fakat sahra tamamen bostana döndü. Kısacası: Gönlündeki hastalıktan. Ardıç gibi yamuldu. Ve jükselerek göklerde toplandı. Sevgi o zayıfı öylesine sersemletti ki. Erjeng nakşını andıran jüzünde hiç berraklık kalmadı (1) Aşk o cefakeşi öylesine hastalandırdı ki. Yağdırdığı kanlan dökerdi iki gözünden. üzerine şiddetle geldi. (1) Erjeng ünlü Çin Ressamı Mani'nin tablosunun adıdır. Kolları ve kanatları hep birUkte serildiler. Yüzü gerçi her zaman taze idi Lâle gibi. . Memo'nun omüzundari öyle bir sel akıyordu ki. iki büklüm oldu. Gerçi Zavallı Memo'nun gözyaşlarmdan. Şattül-Arap. O gönülsüz hep orayı mekân edindi. Sahil de güllük ve gülistan oldu. fakat sararmıştı. Sanırdın ki yerden bir bulut kalktı. Sanırdm Araş. O bulut Memo'nun içinden. O bülbül orayı kendine yuva edindi. Nehrin kenarında kavaklar yeşerdi. Sanırdın ki üç birden taştılar. Çam ağacma benzeyen boyn. O bülbül gerçi çok hevesUydi.

Konuşmasmda kalmadı hiçbir cevap ve de ses. ölü gibi düştü. İnsanlık akU. şuuru ve hafızasından.MEMO ZÎN 271 Yanağında kalmadı hiçbir tazelik ve de renk. Bunlardan asla kalmadı hiçbir eser. Yaşama hareketinden. gücünden ve duygusundan. . Yaralı Memo'nun yanında bir tek parça. Önce nehrin kenarmda hastalandı. Kırk gün tamamen.

(1) Macera ja bize şu şekilde açıkladı: Dedi ki: Güzel mevsimin güzel bir gününde. Her çeşme aynen Kevser sujm gibi olmuştu. Kötü maceralı feleğin dönüşü. Her yeşil ot. AUahm nurundan hep parlıyordu. Her nehir bir ejderha gibiydi. TecelIirUn ışığmdan parUdıyordu. Her bahçe. (1) Bu hikâyeyi rivayet eden şahsı kastediyor. ebedi büyük cennetin bir bahçesi. her ağaç. Her tepe Musa'nın Turu gibi. köhne cihanı. Yeri cennet misâli yapmıştı. îlkbaharm feyzinden. Süslejici kadm gibi.XXXVI BEY AVA GİDİYOR Güzel haberlerin avmm avcısı. : 18 . her tepe ve her ova. Musa'nm asası gibi mucizeliydi. Cennetin birer köşesi gibi olmuştu. Kaderin sergicisi kudret sanatıyla. Her dere. F. Bir gelin gibi süslemişti.

Aslanları. gürz ve kılıçlarını. Hep birlikte bizimle gelsinler ava. . Alsm silâhlarını. Sürü sürü uçuşuyorlardı cennet gibi bahçelerde Hulâsa: Zamanın iktizası gereğince. Avda hazır olmayan kimse olursa. Sürü sürü otluyorlardı tepelerde. Gezmenin ve seyretmenin mevsimiydi. Dedi ki: «Sabah oldu mu. Eğlenmenin ve mutluluğun fırsatı doğdu.MEMO ZÎN 275 Her gül Tur ateşi misâli. Bir tek ferd kalmadı o şehirde. Fecir onlara nişan gösterince. Canavarları ve kuşları avlamanın zamanıydı. O şehirde bir kıyamet koptu. emrine boyun eğdiği Bey. çok ışıklı bir meşale gibiydi. kurtlar ve ahular. Musa'nın ağacı gibi «Ben AUahım» derdi. insanlardan ve hajrvanlardan. Bu kazlar. kaplanları ve tazıları götürdüler. Kusursuz. Tavşanlar. turnalar. Ses çıkaran her ağaç her an. O zincirde ve pırangada ölecektir» îlk fecre kadar azık ve elbise Hazırlamış olan o halk. ovalarda. Yırtıcı av kuşlarından. kekUkler ve tîhular. Her seher kuşu ajmen birer Musa'ydı. Botan halkı. Her Tutî ve Kumru birer nedime gibiydi. Beyler şahinleri ve kartalları çözdüler. ceylânlar. Feleğin.

gencecik delikanlUar. yavrular. Sanu-dın hiç canavar bırakmadUar. Arap atlarma binen o kemendçiler. Çocuklar. Ceylânların gerdanlarına atarlardı. O kadar canavar öldürdüler ki. ÇUttUar.MEMO ZÎN 277 Faklar. Hulâsa: Erkeklerin hepsi. Hatta yerinden dahi kaldıramıyorlardı. yabanî kuşları ve kaçan hayvanların Bir kısmmı ölü olarak tutarlardı. O kahraman ve pehlivan gibi atlılar. Ölüleri fakirler kendilerine götürdüler. insanlar ve hajrvanlar. Uçan kuşları. Artık beraberlerinde getiremiyorlardı. değirmenciler ve bahçıvanlar. . Çevik hareketliler. Onlar o kadar ceylân avladılar ki. O aslan gibi atlılar kolları ve kementleriyle Alacalı kaplanları kana boyadılar. Uçan kuşları oklarla parçalarlardı Şehlevend misâli olan o sevimliler. Tutukluları da Beyler beraberlerinde götürdüler. Av yerlerinde oldu bir mahşer. bir kısmını faka düşürürlerdi. Onlar o kadar kaplan tuttular ki. Yırtıcı kuşları kılıçlarla yırtarlardı. Günahsızlara hiç şefkat etmediler. av haj^vanlan. kimse kalmadı evlerde. Ellerindeki bastonları ve değnekleri.

Çam ağaçlarmm gönlü Memo gibiydi. narlar ve kavun-karpuzlar. ayak ve jüz yıkaması için.xxxvn BEYİN BAHÇESİ İZeydin Beyin öyle bir bahçesi vardı ki. Dudaklar. (1) Bir melek gibiydi her sülün. çeneler yanaklar ve memeler gibiydi. . Cennetin birer köşkü ve hurisi gibiydi. El. Her selvinin ucu Sidre makamına kadar jükselmişti. Kevser sujamu sebil etmişti. Narenciyeler ve turunçlar Zin gibi. Aşk hastalığmdan sararmışlardı. hurmalar. Rıdvan. İrem bağı onun müjdesine verilirdi. jüksek himmetliydi. Onun her bir ağacı ve her bir kuşu. Elmalar. (1) Sidre makamı Peygamberin miraçta Allahla konuştuğu yer. Çmar ve şimşir ağaçları bir boydaydı. Güzel gölgeleri vardı. Ardıçların boyu aşktan jüz parça olmuştu.

Bütün yeşillikler ve çiçekler. Her taraf. kitabın birer bölümü. Siyah ve beyaz hatlardan meydana gelmiş renkler. Sanırdm ki bunlar altm kadehlerdi dolmuş ve taşmıştı. Bağm üst tarafmı bir rosim gibi. siinbüllerden ve reyhanlardan. Gümüş suyunu eriterek cedveUe çizmişti. Sanki Necim ilminin edebiyatçısı edeple. Bolca sulanmış her gül bir zincifre gibiydi. Nehirlerin ve durgun suların şirazeleriydi. Her biri sanki hükmü açıklardı Bu da kara bahtı ve mutluluğu açıklamaktı.MEMO ZÎN 281 Reyhanlar ve menekşelerin hepsi yeni açmışlardı. Bağın ortası derli bir kitaptı sanki. . Her parçası ve tarhı.

Hunhar aşkm zinciriyle ayağı bağlanan. Dedi ki: «Kalk gönül! iji bir zamandır bu. Biliyordu ki zaman amansızdu-. . Bağlar ve bahçeler boştur ve tenhadır. O ülfet saraymm güzel hatunu. Memo'yu yaralıyan o av. seyrana gidelim. Baktı ki şehir ve mahallelerin hepsi boş. Güzel bir fırsattır. Boşalmıştır sokaklar ve çevre. Bakalun var mı onlardan bir dert ortağı? Çünkü bu insanlar dertsizdirler. Meydanlar ve salonlar insansız ve perisizdir. Ovalardaki ceylânlarm baştacı.XXXVIII ZlN BAHÇEYE GİDİYOR Avlanma yerinde yalnız kalan o ceylan. Yabanî hayranları ve kuşları sejredeUm. Gül bahçesinin sergeşte fidanı.

Bizi zincirden ve kayıttan kurtarır. (1) Mermer davuldan maksat göğsüdür. Gönlümün dermanı onun yanındadır. zayıfmış ve mecalsizmiş. Gönül! Gel gizlice gideUm. Karanlık gecelerde de kanını içermiş. Bahtı kargalar gibi karaymış. O perizade bahçeye geldi ki. Bahçedeki her lâle omm göğsünde oldu bir dağlama. Onun gayesi eğlenmek değildi. O taşı zaman zaman mermer davula öylesine -vururdu M (1) Taşlarm gönlü parça parça olurdu. ne de dadı. KendiıU yalnız bulunca eUne bir taş aldı. Her zaman figan ve uğultu edermiş. Her gonca bir çıra gibi onu yakmaya başladı. Tekellüfsüzce bahçeye geldi. ağiarmış. . Gamların elinden doyasıya feryad etsin. Nar çiçekleri gönlünde birer ateş oldu. adı bülbülmüş. Ne hizmetçi. iyi bir dert ortağıdır. Arzusu. Gündüzleri figan eder. Kırmızı gülün yüzünden perişanmış. Her ağaç vücudu üzerinde bir jük oldu. Hiç kimse ondan haberdar olmadı. Fakat cUızmış. Belki o kuş öğütler ve nasihatlerle. O aşk adamıdır.» Zin böyle dedi ve durmaksızm. O taş zilin diU gibi oldu. Henüz vücudumuzda hayat varken.MEMO ZÎN 28S Dujonuşuz ki bağlarda bir kuş varmış. ne nedime. O benim ses arkadaşımdır. sadece yalnız kalmaktı.

zayıf ve perişansmız? Yoksa sizler de benim gibi Memo'suz musunuz? Bunun için mi benim gibi çok gamlısınız? Bülbül kırmızı güllerle meşguldür. Dertlerin elinden «Yahu» çektiği zaman. . Sizler neden sararmışsınız. Öylesine yerlere sürterdi ki. Parlak güneş gibi ışıklı olan yanağmı. Kendi sesiyle bülbülü mahzun kıldı. Gül suyuyla gülleri sulardı. Derdini sarı güllere anlatmaya başladı: «Ey âşıklar gibi başka renkli olan güller. (1) Gül suyundan maksat kanlı gözyaşlarıdır. Bütün bahçeye ne kadar baktıysa da. Bülbül onunla sas ortağı olamazdı.MEMO ZÎN 287 Sulara baktığı zaman. Toprak onun için «Ah» ederdi. (1)' Gerçekten bir çam ağacma benzeyen bojomu. göğsü yarahsmız. Ey benim gibi zavallı ve sarı renkli güller! Yapraklarınız yüzlerce değil. Bahçenin alanı bülbülün aşkına döndü. Bunun için mahzunsunuz. Sizler de benim gibi yalnız kalmışsmız. Toprakları ve tarhları sıkardı. Kanlı gözyaşları her iki gözünden akardı. Ağaçlar onun için «vah» ederdi. Bunun için hastalıksınız. Kendi rengiyle güllerin rengini soldurdu. binlercedir. taşlar inlerdi. yapraklar sızlardı. Sizler aşkta bana denksiniz. dertUsirüz. Feleğin aynasmm yüzünü karartırdı. Sizler benim için iji deüllersiniz. Kırmızı gül de onunla renk ortağı olamazdı.

kırmızı gül gibi. bir zavaUı. îşte bırakmış benim için bir andelip Bir mahrum. Ben onu gönlümce bir görseydim. Ben de nasipsizükten. zaferan rengine girmiş. Nar çiçep gibi kırmızı olan yanağım. perişanlıktan. bir nasipsiz.» P. O andeUbin hicranından sararmışım. Sizler gibi sararmış. Vallahi bir daha «Ah» çekmezdim.MEMO ZÎN 280 Bir kızkardeşim vardı. : 19 . Onu kendisine almış bir bülbül.

Gönlün sana der ki: «Kalk. Hastalık olgımlaşmadan buhran geçirdi. Zin hayaUnin sevdası onun basma vurdu. Aşk tarafmdan hafifletilmiş. deUrtilmişti. kapmm açılacağı saattir». sanki Hızır'dı da önüne düştü. olmaz. Aşk derdinden sarhoş ve hasta olan Memo. Sebepsiz olarak meydana gelmez. Üzgün kalbinde bir ıstirap doğdu. Sebepsiz olarak hiçbir pazarlık O sebep hep sırlardır. Asla evde sükûnet bulamazdı. îster kavuşmak. O sebep. Belki de Allahtandır onlar. Zajntfhk tarafmdan çok perişan olmuştu. Çaresiz evden dışan çıktı. . ister kötü. Halk şehirden çıktığı gün. ister görmek olsun. İşte o ağırbaşlı dağ ve sakin derUz. Tam bu. işaretlerdir. Yani hasta ve fena halde olan Memo.XXXIX MEMO DA BAHÇEYE GİDİYOR Olan her iş ister iyi.

O arzu neydi? Gönlünün aşka gelmesi. Bir değil. Reyhanlara ve sünbüllere bir göz attı. Dedi ki: «Ey gül! Gerçi sen de nazeninsin. Her an feryadla. Boşuna kendini niçin kötü adlı yapıyorsun? îlk baharlarda gül bahçeleri. Ey bülbül! Gerçi sen de aşk adamısın. yüz binlerce gül verirler. Reyhan senin için karayüzlü olmuş. ah ve ağlamakla. Derhal şuurunu kaybetti. Kırmızı gül mumunun pervanesisin. îşte o Zin aniden baktı ki Memo kapıdan girdi. Her zaman Allahtan dilerdi ki: Memo kalksın ve yalnızca yanma gelsin. Zin sevgiden ve sevinçten. Fakat siz yarimin zülfüne benzemezsini. Gönlü ona baş kaldırmıştı. Mesih'in.. Benim Zin 'im senin kırmızı gülünden daha şendir. Ama sen nerde. Bir gül gibi. Ey sonucu iyi olan bülbül! AsU bülbül benim. . Sürükleye süriikleye onu bahçeye yetiştirdi. Sanki hasta. üzerine geldiğini gördü. Benim bahtım da senin talihinden daha karadır. Zin'in yüzünün rengi nerde? Ey sünbül! Gerçi senin güzel kokun var. Memo geldi ve gülleri sejrretti.MEMO ZÎN 293 O Hızır neydi ? Gönlünün arzusu. Ciğeri bülbülün aşkmdan yüz parça olmuştu. baygm olarak çimenin üstüne düştü. İkiniz de arsız ve herzecisiniz. Zin ki kara ve karanlık gecelerde.

yoksa asUsız mı?» Hulâsa: Yüzlerce hayâlden sonra. ölmeden. Huri ve melek bUe olsalar. Ne konuşma. Memonun koku duyusunun önüne götürünce Zin. (1) Gonca seher uykusımdan açUdı. SeMnin ayaklarma su değince. Âşık o zaman neyle teselü bıUur? Sabretmeden. çaresi nedir onun?» Memo böyle söylüyordu. îki JÜZ perinin nedimeUğini yaptığı Zin. Ciğeri kanlı olan Memo görünce. ne söyleşme. Bir sebze gibi yerlerdedir. Aşk dermanı onu bajoltmıştur. Baktı ki iki eU Zin'in avuçları içindedir. Memo uyandı. durumdan habersiz olarak. Aniden baktı ki önünde. O da Zin gibi. Dedi ki: «Bu rüya mıdır. Sadef içindeki bir inciye benzeyen Zin'i. Zülüflerin ve benlerin kokusmum özelUğirU. Ölü avı tuzakla diriltti. gördü ki ÎZin'in önündedir. eşsiz ve emsalsiz olsa. İkisi kaldUar birbirinin önünde dilsiz. sudan maksat da Memo'dur. (1) Selviden maksat Zin. yoksa hayâl nü? Bu rüya gerçek midir. Ve bülbülüyle eş oldu. Bir tane olsa. Anka gibi perde arkasmda olsa. ne de sesleri vardı.MEMO ZlN 29S Benzerleri çok olan yarlar. Sebep olmaz oıüar hiçbir derde Çünkü bıUunurlar her yerde. . Memo'nun tutkun olduğu o huri. Derhal fakattan düşerek ayaklarmm önüne jmğUdı.

gerdanları. Birbirinin hasretinden susamış ve o kuru dudaklılar.. Teker teker birbirinden istiyorlardı. Birbirinin gerdanını koklarlardı. O kadar kadeh birbiriyle içtiler ki. Hicranı baştan beri şikâyet ettiler. Çok ışıklı. Bir birini gördüklerini yeniden anlattUar. Perdesiz.. O öadar birbirine yandüar ki.MEMO ZlN 297 Önce ellerle işaret ederlerdi. göğüsleri ve kulakaltlannı. Kalktılar ve salonlara doğru yürüdüler. Sonra o bahçede gördüler bir saray. Sonra dilleri çözülünce. Bazan aşk ateşi alevlenirdi.. Bazan da goncalar gibi lâtif ve güler jmzlüydüler. Vücudunu ve canım ateşe atardı. O kadar birbirine şeker döktüler ki. Zin'in yüzü bir mum misâliydi. İkisi o durumda gözler önündeydi. dudakları. O kadar kaza yeniden eda ettiler ki. döşleri. çeneleri.. kâh birbirini ısırırlardı.. Her an kaza ve sünnet kılarlardı Öpüşmekten ibaret olan farzlarm ne minneti vardı? . Kâh öpüşürlerdi. Memo da görünüşte pervane gibiydi. Yüzleri.. nurlu. Zin için hiç perva kalmazdı. O kadar birbiriyle konuştular ki. Bazan bulutlar gibi üzgün ve ağlamaklıydUar. Cemşid'in kadehi gibi dünyayı gösteren bir saray. O kadar birbirinin dudaklarmı emdiler ki. Gözleri. çadırsız ve örtüsüzdüler. şimşekliydi. Ve oturdular o iki nazenin. göğüsleri.

MEMO ZÎN

299

Gerçi onlarm zerinden mükellefiyet kalkmıştı, Ama ihtiyatı da esirgemişlerdi. Gerçi birbirinden ümitUydiIer, Fakat fazla uçuruma gitmezlerdi. GönüUerindeki sevgi haddinden fazlaydı. Zarafetin smırı ise kemerdi. (1) Kemal smırmm üzerinde bulunan bir aşk, Kajmaktan temiz ve duru olan su.
Elbette kendi kendini koruyacaktır. Hiçbir pisliği kabul etmiyecektir. GençUk, bahar, bahçe ve sevgililer... Artık dünyada murat edüen ne kaldı? Bilhassa aşk da gaUp olursa.

Her iki taraf m da dudaklan aşktan kurumuş olursa... Artık ne diyejim ben, bihnem ki? Bilmez ki ne söyleye zebanım. (2)

(1) (2)

Kemerden aşağıya dokunmazlardı demek istiyor. Bu mısra ozan tarafından Türkçe olarak yazılmıştır. Ze¬

ban Farsçada dil demektir.

XL

BEY AVDAN DÖNÜYOR VE MEMO İLE ZİN'İN ÜZERİNE GELİYOR
Sakî! Beni tut, çünkü yıkUıyorum ben. Sarhoşum ve şarap içmeden mest olmuşum ben.
Memo ve Zin aşk şarabı içtiklerinde, Derinleşti benim yaramın yeri. Biz âşıklar gerçi meyperestiz. Ama «Elest» şarabmdan mestiz. (1) O şarap senin şarabm gibi kırmızı değildir, O şarap AUahm cemalindendir. O, zatı pâk olan sevgilinin sevgisidir, O, sıfatlar bahçesinin salkımıdır. Sakî! Ver bana Allah aşkına, Dün dolaştırdığın şaraptari bir kadeh. Ondan tadacağım her yudumun. Bana vereceği bir tek neş'e ölünceye kadar yeter.

(1) <<Elest», Allahın ruhlara «Ben sizin tanrınız değil miyim?» diye sorduğu ve onların da «Evet»- diye cevap verdikleri gündür.

MEMO ZÎN

303

O sade bir kejif tir, keyfiyet ve kemnUyetsizdir, Hayâlsiz ve düşsüz bir sırdır o. Dün geceki sarhoşluğu onunla defedeyim. Tatlı uykudan onun sayesinde uyanalım. Benim haUm de Memo'nunki gibi ohnasm Ki aniden ecel Beji üzerime çabucak geüp de. Ömrümün güneşi akşama varmış olup ta. Hâlâ kendimden haberdar olmamış duruma düşmiyeyim. Aşk görUümün arzusu olan Zin'i, Abamm içine kojmıuş olmayayım.

Bey geldi, yanmda bunca asker. Zurna, bunca insan, da-vul ve mehter. Çalıyorlardı davuUan, sazları. Askerlerin önünde jmrüyenlerin sesleri, uğultulan. Aşk zinciriyle ayaklan bağlı olan iki komşu (1) Kalmışlardı hâlâ birbirlerinç hayran. Hiç dujmıadUar ki bu olanlar ne. Hiç işitmediler ki bu sesler ne. Bey dedi ki: «Çözün bu ceylânları. Bu sevinUilerin ayaklarını bağlamayın. OıUarm hepsini kuşlar gibi bahçeye salm. Ki hergiin orUarı seyredeUm biz.» Ceylânları, kurüarı, tavşanları, Omuzlarmda ye kucaklarmda taşıyan halk. Getirdiler hepsini Bejin bağma doldurdular. Çoban ağıla kojrunlan doldurunca,

(1)

Memo ile Zin'i kastediyor.

MEMO ZÎN

305

Bey ileri gelenlere ve büjüklere dedi ki: «Tanıdıklara ve nedimlere tenbih edin, GideUm biraz bahçede oturalım, Çünkü yorgunluktan halsiz düştük» Onlar geldiler büyük saraym kapısı önüne, BaktUar ki saray ve her taraf boştur.
Fakat küçük kapUann hepsi açıktır,

Murad tahtalarmm kur'aları gibidirler. Derhal Beyin kalbine bir şüphe düştü. Anladı ki bu, bir durumdan haU değildir. Ağırbaşlı, akıllı ve biIgiU olan Beyin, Koltukları altma girdiler Bekir ve Tacdin. Getirdiler Zin ile Memo'nun oturduğu saraya,
Kulak verdiler ki, bir fısıltı geliyor. Bey, Zavallı Memo'nun üzerine geldi. Baktı ki altm renkli ipliklerle dikilmiş yastıklara yaslanmış. Basma çekmiş bir aba, Akşamdır, ne bir mum, ne de bir çıra var. Bey dedi ki: «Kimdir bu zamanda. Benden izinsiz olarak bu mekânda? Zin sesini işitince tanıdı. Derhal Memo'nun abasma büründü. Memo hiç yerinden kalkmadı ve dedi ki: «Senin avm benim gönlümü ve eiğeriırU yaktı. Beyim! Biliyordun ki ben hastaydım. Düne kadar da tamamen baygındım. Bugün duyduk ki halk Beyle birUkte,

Hep birUkte ava gitmişler. Yataklarm içinde sabrımız kalmadı, Kalktım bu yaralarla beraber. Çaresiz evden dışarı çıktım. Birden kendimi bu mekânda buldum.»
F.
:

20

MEMO ZÎN

307

Bey dedi ki: «Hastalar için kayıt yoktur.

Bari bahçede ne avladm bakalım?» Dedi ki: «Ben söylersem sen de inan ki, AUah bana öylesine yardım etti ki, Ben bu bahçede bir ceylan buldum. Ama ceylân değildi, bir güzeldi o. Beyaz bir ceylandı, gözleri karaydı, Zülüfleri siyah, kokusu güzeldi.
Her an Tatar iUkesinin miskinden. Yüzlerce jük omm saç halkalarmdan yağıyordu. Haten sahrası misk ile dolu olsa. Ancak değer ziUfünün bir teUne. Gerçi beyazdı, gözlerinin rengi kara ve aktı. Fakat benim ölçümle o bir melekti. Sen geldiğin için o gizlendi. Sen gelmeden önce o açıktaydı» Tacdin onun konuşmasından anladı ki, Zin gizli olarak Memo'nun yanma gelmiş. Dedi ki: «Memo'ya kulak asmajrm, çünkü deUdir, Başmda akU yoktur, o sar'ahdur»

Bunun üzerine o sözden vazgeçtiler,

İlerigelenlerin hepsi mecUste toplandUar.
Sakî, şarap ve mum istediler, Şahane bir dîvan kurdular.

XLI

TACDİN MEMO İLE ZİN'İ KURTARMAK İÇİN EVİNİ YAKIYOR

Tacdin baktı ki meclis karışıktır. Çok zevkli, safalı, eğlenceli ve içkilidir. Memo fazlasıyla kederli ve üzgündür. Ona doğru gitti ve dedi ki: «Kardeş! ne haldir?». Fakat işaret ve muammayla Sordu, Memo da işaret ve imayla. Elini abanın yeninden Çekti ve ona acayip birşey gösterdi : Tacdin, Tatar miskinden iki saç örgüsü gördü.

İki boncuklu yılan başı gibiydiler.
Büzülmüştü Memo'nun koynunda, Memo kalmış heybet ve gam içinde. Tacdin, durumun çok fena olduğunu anladı Kalktı çabucak ve koşarak eve yollandı.

kimdir sana düşman?» Dedi ki: «Kalk Sıti! Geç oldu berUm için.» Sonra. Çocuğunu kurtar. önümüzde gam denizini kuruttu. Ev benim olsun. ev gidecektir. ömrümün sermayesi. O sanık şöyle dedi yare: (1) «Gördün mü. Ben ise ateşle sujnı öldüreceğim. Kalmadı ne bir elbisesi. Ben de ateşe ve feryada gidejim» Kalkıp özel dairesine gitti Zin. BoşâlttUar o sarayı ve de bahçeyi. O da feryada ve figana başladı. Benim amacun onları kurtarmaktır. Ateşe verdi ve yükseltti feryadmı Ateş han-ü manian sarmca. . aşiretler ve herkes. Hep birlikte ateşi söndürmeye koştular. Onlar da o feryada koşunca. Sıti durumımu anladı ve kendisiyle konuştu. Bey ve hizmetçiler de haberdar olunca. Elbiseleri. Mülkü. Hayatımm. Yani Memo ile Zin. (1) Sanık Memo'dur. Kabileler. Başkası ateşi suyla öldürür. mücevherleri ve defineleri. ey kahraman! Nedir telâşın. al sana çocuk. güzellikleri. «Müttehem» karşıhğı olarak yazılmıştır.MEMO ZÎN 311 Aniden hışunla kapıdan içeri girince. Dedi ki: «Halin nedir senin. Kalk sen harem sarayma git. ne de bir kiUmi Tacdin'in. Belânın bataklığında kahnışlar. Bugün bu evle savaşım var benim. Tacdin nasU defetti? Musa. ağır bir durumda. hazineleri. Zerdüşt kavmi gibi e'vini.

. Hepsini iyi işlerde harca. Varisler sana kefen parasmı da.MEMO ZÎN 313 Hep kardeşinin uğrunda yaktı. Ey İJİ isimli kimse! Malı sevme. Bu cennet. Onunla kendine ebedî bir isim al. Ya da onunla al iyi bir dost. bu güzel kumaşlar. Onun sevgisi insanı kötü isimü yapar. Ya da Tacdin gibi sarfet. Çünkü senin elinden alacak varisler. Elin hazineden ve maldan boş olacak. Malını bedavadan varislere verme. Onu bırakmak da senin için hasret ateşidir. Henüz almadan hisseleri paylaşırlar. Ey ahret müşterisi müflis! Senin eline ne zaman geçer? Sana diyecekler ki: «Ey müflis! çık dışarı» Bu fâni cihan gibidir orası da. Onu toplamak senin için zahmetli bir jüktür. Henüz sağ iken malmı harca. mal için ihtiraslı olma. AUahm huzuruna gideceğin gün. Eğer canının rahatını istiyorsan. Bunun içindir ki adı iyi söylenir. O senin için jüz hazineden ijidir. Bedava olarak bir lokma ekmek bile vermezler. Sakm ha.

GöntU tahtma oturarak kendiıü gösterdiği an. Bunca unsurdan ve buluttan. Bunca engeUerden ve perdeden. Bajnrağmı açığa vurmaksızm? O da yUdızlarm padişahı gibidir. îster istemez her gün nüfuz eder. Bunca mesafeden ve yerden. Bunca gök tabakasmdan. NasU perdelenmeyi kabul eder. .XLII BEKİR »lEMO ÎLE ZİN'İ BEYE ŞİKAYET EDİYOB Sevgi iünin sultanı. Aşk memleketiıün baş atlısı. Dördüncü gökten ışık saçan güneş gibidir. Elbette dünya da aydınlık olur. Saflığın ve sadeUğin pususımdan çıkıp.

Sahiplerine hiçbir zarar getirmezdi. Perdeleri yırtar. Aşk perdesindeki o sazlar. Fakat haberdar ettiler büjükleri ve küçükleri. kıskançlar ve hilekârlar îki sevgiUnin haberlerini. Güneş tam bir örnektir. Uyg'jnsuz kimselerin dillerinin mızrabı. Zin'in ne bir günahı. Parmak uçları da burguluydu sanki Âşıklar üzgün ve takatsızdılar. ister istemez. Henüz dillere ulaşmamışken. Yani dedikoducular. Zin ve Memo'nun aşkmdan doldu. Devenin üzerindeki yük yetmiyormuş gibi Gammazlar zil misâliydi.MEMO ZÎN 317 Adı aşk olan bu padişaha da. Memesi çıngıraklı deveye bağladılar çanı. Halk ise Kerbelâ Hüseyin'i gibi susamıştı. Perdesiz olarak teraneperdaz olunca. . O da hiçbir zaman gizlenmez. Meclisler fısUtUarla dolmuştu. Memo'nun ne bir suçu vardı. Memo ve Zin'in gönlündeki sırlar.

«Ben Zin'e âşıkım» diyecektir. Sonra akU ve zekâ salUbi sensin. Ta ki îblis hujomdaki Bekir bile. . Bak ona lâyık siyaset nedir. Sırrmı sana eyler ikrar. O şaşırtıcı. jiğittir. safkalpUdir.» Beyler yılanların şahmm sojrundandırlar. O kadar yalancUara ulaştırdUar ki. îkiıUz halvette oturunca. Sen onu yendiğin zaman. Hulâsa o meseleyi kendisine ikrar eyledi. O da o durumdan haberdar oldu. garaz sahibi bile. Düşünce ve hayret denizine daldı. Şartmı da «Gönül dileği» olarak koş. Bilhassa seninle zaten ihtUâfsızdır. O bu aşkta sabit ayaklıdır. Gönlündeki sevgiyi etmez o inkâr. O zaman sırrm hakikati meydana çıkacaktır. Tenha yerde kendini Bejin yanma yetiştirdi. sevgilin kimdir? Memo kahramandır. habis. O riyakâr habise sordu. Yerinden kalktı o garaz sahibi. Dedi ki: «Namusa aykm olan bu haberin. De ki: Doğru söyle. Memo gerçek âşıktır. Bey hamiyyet galeyanma geldi. Zehir sahibi ve mühür sahibidirler. bunu iyi bil Kendisiyle satranç oyna sen.MEMO ZÎN 319 O kadar mecUslerde gezdirdiler ki. Hakikatmı nasU ortaya çıkaralım? Suçun ipucunu nasıl meydana çıkaralım?» Bekir dedi ki: «Emir ver Memo'yu çağırsmlar.

bil ki zehirdir. jolanlardari sakmırlar. : 21 . Tamamiyle sana sırt çe'virirler.MEMO ZÎN 321 Mühürleri bastıkları zaman. Onlarla her ne kadar oyusan. AkUh adamlar. Sevgi gösterdikleri zaman da. OîUar da bedhah ve hasis insanlardan olursa. Şüphesiz şeji^mdan da kötüdürler.. Onlarm yanmda ne kadar kadirU ve nazlı da olsan. Azıcık senden değişiklik göründü mü. bil ki hışımdır. laubali de olsan.. Gafil insanlar onlara dost ve ahbap olurlar. F. BUhassa yanlarmda habis ve §eji:an gibi kimseler olursa. AUahım! Onlan sultanlara yakm kUma.

Doğudan doğduğu zaman. Doğan ve batanlarm serdarı. . Satranç ojmayan ayı ve yUdızlar ordusunun Hepsini yeşil sergi üzerinde.akı ile mat eyledi. Işık paji. Dördüncü çarkm tahtmm sultanı.XLnı BEY MEMO DLE SATRANÇ OYNUYOR. SONRA DA ONU ZİNDANA ATIYOR Yüdızlann kafilesirUn baş komutanı. »» Hanüyetten gönlü efkârlı olan Bejin Onurdan yaralanmış olan o arslanm. Sanırdm ki hepsini kendi ağmda gizledi.

Bugün Memo'ya gazap edeceğim ben. şerbet ve şeker. Hepiniz emrimi çabuk yerine getirin. Satrançlara ve tavlaya geünce. söyleşmelerin sonu. Benden gafil olmayasmız. . Bey kin ve öfkeyle Memo'ya dedi ki: «Bugün bizim seninle savaşımız vardır. bizim için de göniU dileği».» Sonra Memo'ya haber gönderip çağırttı. Güneş doğudan ışık gösterince. Getirdiler ve mecliste gezdirdiler. Hiç sükûnet bulmamıştı.MEMO ZÎN 32. Konuşmaların. Kalk da benim karşıma gel. Şüphesiz seninle savaşacak olan berüm. Bey kalktı ve selâmlığa geldi. Oturdu ve hizmetçilere şöyle dedi: «Çağırm siz nedimleri ve dostları. terbiye edeceğim ben. misk ve anber. Bir suçu var onun.5 Sabaha kadar uyku girmemişti gözlerine. Kejiflerini baştan başa yaptUar. Ey dikbaşh seninle şartımız: Sen ne istersen. sular gibi. Ufukları karanlUctan uzaklaştırmca. Gülsuyu ve gül şerbeti hazırlatmıştı. Hayli gülsuyu. Hayli şarap. Orası nazenin Zin'in köşküne yakmdı. Gizüden bana Memo'joı çağırm. Tacdin ve kardeşlerini çağırmajon.

Kendisiyle beraber Çeko ve Arîf de kalktUar. Rüstem onun jiğitliğine yenilirdi. Fil. ÎkiıUz yerlerinizi değiştirin. Memo'nun sevinç ve gam ortağıydı. DeUkanlUann şahıydı. O jiğit durumdan haberdar olunca. Memo'nım arkadaşıydı. sohbet arkadaşı. nüktedandı. Bu sefer Memo yenilecektir.MEMO ZÎN 327 Fakat Beyin genç bir oğlu vardı. İki aşık kemiği Memo için düşeş geldi. Senin isteğin de yerine gelecektir». (1) Bejin ve öğreticisinin mat olduklarmı gördüler. (2) Müfsit adam Bekir'dir. Memo'ya dedi ki: «Yeniden iki el daha» Üç el tamamiyle Bey Memo'ya yenildi. Kerkedan satranç taşlarının adlandır. Rüh ve Kerkedan geUnce. Yusuf onun güzelUğinden utanırdı. Memo'nun yaman bir oyuncu olduğunu biUyorlardı. Derhal haberi Tacdin'e ulaştırdı. Tacdin kardeşleriyle birUkte koşarak geUnce. Her üçü birUkte Beyin yanma gittiler. kurallar ve yerler sırayladır. Rüh. ÎZamânm sevimUsiydi. Bey. mecazî . aja sejTediyor. Sanki bir güneştir. (1) Fil. Şöyle bir bahane ileri sürdü: Dedi ki: «Oyunlar. Arslanlar kopardılar kajat ve zincirleri. O kötü niyetU bak ne hile çıkardı. adı Gırgîn'di. Müfsit adam. (2) Gördü ki Zin jmkandaki pencerededir. oradan baktı. anlamda Tacdin ve kardeşleri için kullanıl^mştır.

MEMO ZÎN 329 Bey kalktı. yanında bulunduğu peri. Garaz sahibi Bekir'dir. melek misâU de olsa. Darbe Memo'ya o kadar etki yaptı ki. Sırlarm açıklanmasmdan başka birşey değildir. Dünyada senin sevgiUn kimdir? Gönlünün. Huri gibi. Birden şuurdan habersiz kUdı onu. oynamaktan ve satrançtan maksat. Atmı yayalarm yerine sürerdi. fırsat zamanında. Meseleyi örtmekten maksat durumun açiklanmasıdır. Memo da yarinin karşısmdaii yere geçti. Oyunlardan. karşısmdaki şaraptan sarhoş olmuştu. Baştan ay?klara kadar siyahtır.» Garaz sahibi. Bey Memo'ya dedi ki: «Şartımız göniU dileğiydi» O da dedi ki: «Söyle. Dedi ki: «Memo'nun sevdiğiıU görmüşüm ben. Benim şartım odur ki ikrar edesin. katran gibi. (1) Gönlü pencerelere takUıp kalmıştı. . Bejin söylemesine ve istemesine lâyık değildir». Onu sana lâyık görürsem eğer. Memo'nun gözleri Zin'in yüzünü görünce. dudakları benekU. göniU dileğin nedir?» Bey dedi ki: «GayenUz bizim mal kazanmak değüdir. (3) Töhmeti defeder şekilde darbesini vurdu. Fil ve Ferzini eUnden bedava çıkardı. (1) (2) (3) Fil ve Ferzin satranç taşlandır. (2) Bey tam altı el Memo'yu yendi. Malımı verip sana getireyim. Memo. zavallı Memo'nım yerine gitti.. At ve yayalar satranç taşlandır. Bir Arap kızıdır.

Gerçi melektir ama adı Zin'dir».kadar. Dedi ki: «Aslâ onun söylediği gibi değildir. yeri saraydır. Henüz olgunlaşmadan haykırarak taştı. Beylerdendir o. Su ve topraktan değil o. Bey heybetine aykırı düşen bu sözü İşittiği anda hamiyyete geldi. Hizmetçiler topluluğuna dedi ki o: «Ey nankörler! Sizler niçin. Sizler Memo'yu tutuklayıncaya. ne de mestsiıuz. . Gerçi eceliniz bizim eUmizde değil. Tacdin. Ankadır. Çeko ve öbür kardeşleri. Siz hepiniz ne sarhoş. Hamiyyetle kalktUar birlikte. Biz üçümüzü parçalamadıkça.MEMO ZÎN 331 Gönlündeki perdeli deniz coşa geldi. temiz soydandır. Beşyüzünüz bile öfkeyle saldırsa. Sizlerden üçjüz kişi yaralanacaktır. Beyim! Benim gönlümü yakan peri. Hurilerin ve nazeninlerin baştacıdır. Memo'ya öylece bakacaksmız. Sizler bizim kim olduğumuzu iji bilirsiniz. yuvası jüksektir. Hüner sahibi pehlivanlar olduğumuzu biUrsirUz. Hiçbir vuruşun sırasını sizlere vermejiz biz. Bu namerdi zilletle yakalamıyorsunuz Ki ben onu ibret için öldüreyim?» Memo'nun karşısma ikijüz arslan dikildi. nurdandır. Memo da eli hançerli olarak ayağa kalktı. Biz hiçbir hükme engel olmayacağız. Ama elimizden çok çekmişsinizdir. Hükümdarımız her ne ferman ederse. Padişah kızıdır. Dediler ki: «Yiğitler! Geri durun.

Cellâddır. îşte boğaz. figan ederdi. . Hepsi Memo için ağlar. Aldılar ve gardiyanm yanma götürdiUer^ Karanlık deUkte kendisini hapsettUer. Fakat ne yapsm? Bu ona ar değil ki. Tacdin o anda ölümünü istedi. Divan ve meclistekiler dağUdUar. işte el. ayak ve işte zincir!» Bey kalktı. Hepsi Memo için üzgündiUer. Bey Memo'joı tutup Komutanm yanma gönderdi. . Divaneler gibi «Ah» 1ar ve feryadlarla.MEMO ZÎN 333 Elimiz Beyin önünde bağlıdır. Bey ve hünkâr değil ki. Memo'nun el ve ayaklarını bağladı. «Onu dar delikte hapsedin» dedi.

Memo gibi zeUl kUar ve hapse atar. En sonra da mezara gömer. her gün güneşi. kimsesiz ve dostsuz olarak. hem eğri. Toprağm mağarasına atıveriyor? Bilhassa âşıklar topluluğu hakkmda.XLIV MEMO'NUN ZİNDANDAKİ DURU1M1 Feleğin sevgisi ezelden beri yoktur. Hem hain. Feleğin kini ezelî ve ebedîdir. Murada ermeden hapse atar. hem de münafıktır o. Görmüyor musun. Alçalmayı da bizler için gizliden istiyor. Adı Memo olan o bahtıkarajm. Onun yerden çıkardığı her şeji. Yükselmeyi kendisi için açıkça istiyor. Sonunda bizi üzgün ve ümitsiz bırakır. Arkadaşsız. . Elbette yere gömecektir o. Mutlaka biz âşıklarm gönlünü. Önce nazlarla ve edalarla götürür.

Çünkü Peygamberin ağzmdan. Şöylece Zin'e seslenirdi o: «Ey kalpteki yakıcı ateş! Sen bugün gönül Mısır'ında padişahsm. Crözyaşlanmın seli tatlı su arkına döndü. sen de benim Şirin'imsin. Ferhad benim. Gerçi dünya bana zindan olmuş. O sofu halvet hücresine ulaşmca. ben sana Mecnun. (2) Kâh âşıklar gibi gönül arzusuyla. O yer kendisine oldu Nehşeb ırmağı O ay bir gecelik hilâle döndü. işte sana kanlı gözyaşlanm.MEMO ZÎN 337 Ağlamaklı bir halde öyle bir çukura attUar ki. Zindan ona oldu çile yeri. Kâh âbidler gibi umutla. Fakat ben yalnız bugün müslümamm. (1) Memo oturdu orada âbidler gibi. Sabır gönUeğini sen param. 22 . Şeyhliği birlik mertebesine erişti. Mezar gibi dar ve karanlıktı. Günde yüzlerce defa dertü gönlümün. Nekir ve Münker gibi korkunçtu. Birlik mertebesi herhalde ermişlerin bir mertebesidir. Ejderha ağzı gibi iğrençti. Şu haber doğru olarak rivayet edilmiş ki: (1) (2) Nekir ve Münker. Gülrengi istersen. : da «"Vahdeti vücut» denilen felsefedir. Ey şeker dudaklı.parça ettin. ya F. beni sorsan? Leylâ sensin. Ne olur bazı bazı Züleyha gibi. ölüleri sorguya çeken iki meleğin adıdır. Her an ağlamaklı bir sesle.

(1) YazUmış kitap olan yanağma andiçerim ki. Gerçi o Bekir'in sözüne kulak verdi.erkek münasebetleri hakkındadır. Simanın mehtabıyla andımı pekiştiririm ki.MEMO ZÎN 339 Dünya gâvurlarm cennetidir. Ama bu hışmı sebepsiz yere etmedi bana. Ben sana emsal ve kavuşmana lâyık değildim. Cananım! Sen benim canımda saklısm. Kaşlarmm kıblegâhıyla andımı tekid ederim ki. Kırk kerre senin zülfün ve beninin. Fakat o kadar da sersemlikten memntmum ben. Yüzünün güneşiyle andımı pekiştiririm ki. Müminlerin belâlarmm yeridir. ben ise dilenciydim. _ (1) (2) . Senin cemalin güneş. Bu kadar lâtif ve nazeninsin. Yüz sene de beni hapsetsen. alnın mehtaptır. Nur suresi kadın . Ne kadar hicrandan ıstırap çekiyorsam. Gerçi çok fazla sersemim ben. On kerre senin bojnm ve boşunun hakkı için. Hiç kavuşmaktan ümidimi keser nUjim ben? Nur suresine andiçerim ki. Gerçi Bey bana hışım etti. Çünkü sen Şahsm. O kadar da senden ümitliyim ben. Nûn «N» harfi demektir. Ama bana verdiği bu ceza da yerindedir. (2) Gözlerine karşı ahdim şudur ki: Canımda bir ramak kalmcaya kadar. Örgülerinin secdegâhıyla andımı büyütürüm ki. Arapça yazılışı şöyledir: burada maksat kaştır. Her iki «nûn» a jüz kerre yemin ederim ki.hakkı için.

Fakat adaletten de uzak değildir. Nefis. O âbidin haUndeki değişikUk. Ten çürüse de. (1) Bu ve bundan önceki rnısra' bir hadise işarettir. sen de güneşsin. tenimi ateşe vermişimdir. aşk ateşinin özelliğidir. zulüm değildir. Ten keten gibidir. . Pervanejim ben. dıştan da yanmışımdır. Bu çukur gerçi fazlasıyla derindir. sen de mehtapsm. Kalbin parlatılması hasU oldu. Kalbindeki zan. İçten de. Bu kadar zajnf ve gönlü korkağım. Ruh ajması parlatUdı. Bu. zelilim. Henüz bir senesi bile dolmadan. topraktanım. yırtUsa da. Bu benim hakkımdır.MEMO ZÎN 341 Ben ise dikenim. Yani nefsinizi öyle islâh edi¬ niz ki. inanca dönüştü. daha ölmeden nefsiniz yokmuş gibi. Gönül rUIüferdir. Gönül gam deryasmda boğulsa da. Memo da nefsini öyle öldürdü ve hadisin emrettiği merte¬ beye ulaştı. ölmüş gibi bir duruma girsin. Hatta kırk günü bile dolmadan. adalettir. Ben âbidim ve manastırda otururum. «Siz ölmeden önce» sözü gereğince. Hadis şöyledir: «Siz ölmeden önce ölünüz».» Hulâsa: «Ölün» mertebesi hasıl oldu. kalp ve can birbirleriyle temizlendiler. (1) Nefsin temizliği mükemmel oldu. Zin'in jüzünün nurunu arıyorum.

öylesine mânayla değişti ki. Gönlünün aynası öylesine parladı ki. Bu maderUer. mejrveler ve insanlar. Şekil.MEMO ZÎN 34» Nurlar kalbine görünmeye başladUar. HayâUyle her nejin yanmdan geçtiyse o. bitkiler ve haj/T^anlar. O çukur kendisi için dürbün olmuştu. Mecazî arzunun yeri olan o heykel. ' Her birinden ona bir inanç görünürdü. Baştan başa ona göründüler. . Her neye gönülden baktıysa o. Sırlar önünde çözülmeye başladılar. Sanki kendisi rasatta oturmuştu. Bu ağaçlar. Gerçek aşk yavrusunun ojom yeri oldu. Her biri ona bir Zin görünürdü. Bütün bu yaratıklar ve Allahtan başka herşey.

Onun da kavuşmaya ümidi kalmadı. Canı hiçbir uyku ve dinlenme görmezdi. Ka-vuşmaktan ümidirü kesmeınişti. kararsız ve temkinsizdi. Öylesine zajnflamıştı ve incelmişti ki. hapis ve zindan oldular. . Memo çukura düşünce. Ne kadar jiyecek ve içecekler varsa. Kendisine hisar. Sabırsız. Memo henüz zindana girmeden önce. Sanki kendisi için hepsi haramdı. salonlar ve köşkler. Vücudu hiçbir güç ve takat bulamazdı. Hânî'ıUn yüzünün rengi gibi oldu. (1) <1) Şair kendi yüzünün rengini kastediyor. Gezi yerleri. Sanki vücudu bir kU teUydi. O tel zaferana döndü.XLV ZİN ÜMİTSİZLİĞE DÜŞÜYOR VE FELEĞE SİTEM EDİYOR Hicran derdiyle üzgün olan Zin. sükûnetsiz.

Beni de bu 'viran evde bıraktm. Memo'nun yüzünde de bir ışık çUcardm sen. Canımm ve gönlümün sabrını talan ettin sen. BerUm yüzümde bir nur peydah ettin.» Bazan da zavaUı Memo'ya yanardı: «Ey Yusuf gibi günahsız olan tutuklu î . Derdini söyle bana. Önce bana öylece gösterdin onu. Yusuf gibi güzel Memo'mu çukura gönderdin. Sonra neden benden sakladm onu? AyrUık ateşiyle beni yaktm sen. muratsız ve jmvasız. Kavuşmak hasretiyle beni öldürdün sen. Yalnız bana ve Memo'ya matem verdin sen. Bfer an dönen çarka şöyle seslenirdi: «Ey amansız. Gönlündeki zehiri dök. Senin bana karşı bu kinin nedir acaba? Bir defa benim için bir devir yapmadm sen. Ben Züleyha gibi kaldun. Onunla gönlümü yaktm ve yaraladm sen. Onunla Memo'nun gönlünü yaktm. Âlem tamamen sevinçli ve neşeUyken. Acaba benden ne fayda gördün sen? Bana yakışıklı bir delikanlı gösterdin. Yusuf'suz. «Yarab» zikrinden boş kalmazdı. bir garazım yoktur. hunhar zaUm! Benim sana karşı bir kastım.MEMO ZÎN U7 Akşamdan sehere. seherden akşama kadar. Bana bir Memo'jru da çok gördün üsteUk sen. Yakup gibi üzgün ve iniltiyle.

Ey gönlümün kıblesi! Gönlümüzün muradına andiçe¬ rim ki. Sadece iki gözümden kan yağıyor. Zamansız olarak geliyor canımm ve gönlümün içinden. Memo'jm görün. Allaha yemin ederim ki. Ak günlerde ve karanlık gecelerde. Ey canımm kâbeşi! AUahm kâbesine andiçerim ki. Her an senin ajo-ıhğmm derdinden. İçimin gıdası da kan içmektir. Senin halin nedir. Her iki gözün işi uyanık kalmaktır. . Zindan da bize cennet bahçesi olmuş. ikiyüz inilti ve figan. Vallahi. Ey gönül ! Sen kendisini selâmlajmnca. Yüz «ah». İşte budur benim halim gece ve gündüz. ey aydm gönüllü! Benim zindanlım! Oturma arkadaşın kim senin? Benim sevdalım! Yakm dostun kim senin? Ey gönül ! Benim kalbimden çık sen. Bakalun hali nedir o tutuklunun? HayaUne ne koymuş o gönlü efkârlı? Bakalım bize barışık mıdır. Yoktur benim için uyku ve yemek. Her zaman senin hasretinin derdinden. Fakat biriniz bana haberini getirin. Ey can! Sen de gönül için onunla birlikte git. Berüm takatli olduğumu sanmıyasm. yoksa dargın mı? Bakalım bahçesinde bahar mı var.MEMO ZÎN 3. Çabuk haberini geri getir bana. yoksa güz mü? Bakalım kırmızı gül gibi güzel renkU ve lâtif rrUdir? Yoksa bülbül gibi perişan ve zayıf mıdır? Salon bize nUhnet evi olmuş.49 Benim rahat olduğumu düşünmiyesin. İkiniz gidin.

Bir defa görseydim o tutuklujm. Derman etseydim o yaralıja. Senede bir gün bana görünseydi. prangayla. Gerçekten ölüm bana hak olurdu. bana da hışun etseydi Memo gibi zincirle.MEMO ZÎN 351 Keşke Bey. Ömrüm bir ramak da olsa. Beıü de o çukura gönderseydi. .

Hepsi derüerle hastalıklı oldular. O dertler öylesine bir ateş deryasına döndiUer ki. Mecazî ciIÜerin cUtçisi. Düzenli ve nizamlı olarak. Ve arkadaşları olan Sıti ve Tacdin'e.XLVI TACDÎN VE KARDEŞLERİ MEMO'NUN KURTAIÎILMASI İÇİN KONUŞUYORLAR Aşk kitabmm bölümlerirUn. Özellikle onlarm eski dert ortaklan. Şu şekilde birleştirdi. O dcKt öylesine serkeş oldu ki. Tamamiyle perdelerden çıktUar. Aşktan bir işaret almış olan herkese. Dertlerin kapısı bu şekilde açUdığı zaman. O ateş öylesine bir etki yapti ki. : 23 . bağladı ve şiraze eyledi: Dedi ki: Nazlı olarak büjütülen Zin ile Memo'ya. F.

Gerçi onlar buıUardan ajmydUar. Bileklikleri takalım. miğferleri başımıza koyalım. Sıti'nin derdi Zin'in hayaUydi. Memo'nun suç ve günahlarmı affettireUm. hazırlıklı olarak. mücadelesiz ve şahlamşsız.. Bey sizin için kardeşi serbest bıraksın. Savaşsız.MEMO ZÎN 359 Derüer yeıUden onlara baş gösterdiler. Her an kardeşleriyle kavgahydı. Yine de o dertie mübtelâydUar. Yok eğer inat üzerinde İsrar ederse. Bir defa gideUm Memo'joı rica edelim. Biz de öyle bir savaş yapacağız ki.. Asla bu işi düşünmejin siz. . Kusurlu olarak Memo'jnı istiyelim. hiç konuşmayalım. Yahut bu başı ve malı o yolda feda edelim. yarm bineUm. Her üçümüz de silâhlı. Yahut da hepimiz erkekçe başımızı veririz. Gürzleri sallayalım. En ijisi şudur ki. Gönlünün maksadı şuydu: «Kalkıp hışımla Bejin huzuruna çrkalım. Bu savaş divanla olmaz. Bu şekilde Memo'yu Beyden istiyelim. Ya bir hamlede Memo'muzu bıraktırırız. Artık konuşmak da gelmiyordu gönüllerinden. nuzraklan ojmatahm. Biz kaldık ve yarm savaş meydanı. Eğer Bey bu şekilde Memo'jnı bırakırsa. Tacdin ise Memo'nun derdinden deUye döndü. GörUümüzün derdirU derman etmiş olur.» Arif şöyle dedi: «Ey Zaloğlu Rüstem! Bu iş bence imkânsızdır. Yüzlükleri ve zırhları üstümüze giyeüm.

îjiUğin düşmanlığı baştan başa olur. Savaşa başhyacağımız zaman. kimi dua etsin. binlerce aferin. Her an nazeninlerden işiteUm. O iki yüzlüyü kapmm önünden atalun. Botan'ı raksa ve halaya kaldıralım. Eğer Bey Bekir için taassup gösterir de. SevgiUler darbelerimizi seyretsinler. Dilberler köşklerden sejnretsirUer. Gül rengi gömleklerini üzerlerinde yırtsınlar. Sağlamca görUünde yerleştirdi.» Tacdin kardeşinin sözlerine kulak verdi. Her bir kapmm önünde bir kurt durursa. Yüzlerce övgü. Dürdaneler mücevher kutularından çıksmlar.MEMO ZÎN 357 Baştan gideUm Bekir'i parçahyalım. Şehzadeler pencerelerden baksmlar. Kimisi gülsün. Eünize sağlık gençler. Her an desin o perizadeler. . Kalkıp bize galip gelmek isterse. Taneler gibi kelleleri öğüteUm.' beyzadeler! Kimisi ağlasm. kimi övsün. Şeker gülüşlü dilberler seyretmeye gelsinler. Ecel değirmerUrU öylesine döndüreUm ki.

xLvn TACDİN BEYE HABER GÖNDERİP MEMO'NUN BII^A. (3) Boz atı kendisi için yeniden eğerledi. Dağlarm kUıçIarmı ve kemerlerini paramparça etti. raksederek kapıya çektiler. Ateşten olan gürzünü çıkardı.KILMASINI İSTİYOR Sabahlejin sabahm şehsuvarı. Boz attan maksat gündüz. Dünyaja heybetinden sararttı. zaman Tacdin ve kardeşleri taraftarlarmdan. . Oynayarak. Can ve gönülden helâlUk istediler. maksat da gecedir. San renk saçan kUıcmı da çekince. O (1) (2) (3) Sabahın şehsuvarı güneştir. (1) Boz atı alacalmm yerine çekince. alacahdan Siyah attan maksat gecedir. Arap soyiu atı ve çıplak rahvanı. (2) Siyah atı tavlada sakladı.

Ama bugün gözünde ışık yoktur. Biz Memo'yu bırakmasını rica ediyoruz. Gerçi Memo fazlasıyla günahkârdır. Sen padişahlara hükmetme. Suçsuz kimselere de zulmetme. Heybetleriyle düşmanlarmı uyardılar. Tajin etti ve Bejin huzuruna gönderdi. Onun iradesi ise sopa gibidir. ellerinde gürzler.MEMO ZÎN 361 Aniden kUıç ve mızraklarını çıkardUar. Tacdin yakmlarmdan bir yaşlıjn. Dedi ki: Git söyle «Beyler. HaUc arasmda kalmadı jüzümüz. Biz dört kardeşiz dört duvar gibi. Memo sahipsiz olarak zindanda kalmış? Düşmanlarımız bize sevirUyorlar.» . Memo'nun gönlünün derdini deva etmesini diliyoruz. Derdimizi ona dökeUm. Biz dört kardeş vardık ona sadık. Çeko'nun ve Tacdin'in ölümü farz oldu artık. Dördümüz de omm hizmetine olmuştuk âşık. Dördümüzün de başı top gibidir. Sanki düşmanlarm mezarmı kazıyorlardı. Ki biz ona birkaç söz söyüyeUm. ağalar! îleriji görenler hizmetçilerini öldürmezler. Onun mutluluğunun köşeleriyiz dördümüz. Yahut da bize Bekir'i yoUasm. Artık nakledip Şam'a gideriz biz. aşk ise padişahtır. İnsafa sığar mı ki bir seneden fazla. Meydanı tozla inlettiler. Ya bizim için ijisini yapsm. Fakat âşıktır. dostlanmız üzgün. Gerçi BejinUz ileriji görüyor.

Sonra fırsat geUnce yeniden yak. De ki: «Biz Memo ve Zin'i feda ettik. o zaman aman ve mehil vermeyesin. . (1) Durumun kendisi için kötü olacağım arUadı. Bir defa fesat ateşini söndür sen. (1) Kıskanç adam Bekir'dir. En iyisi odur ki hiç konuşmayasm. Dedi ki: «Memo için af isabetU olur. Tacdin senden çekinmemektedir. Beyim! Ben demedim mi baştan. ya da beni öldür. Kıskanç adam durumdan haberdar oldu. Sakm ha. Nikahladık biz onları ve Tacdin'e verdik. Sen bu inadını açığa vurma.XLvra BEKİR KORKUYOR VE YENİ BİR OYUNA BAŞ VURUYOR Elçi sözlerin hepsini nakledince. Tacdin'i ve kardeşlerini incitme diye? Onlara Zin'i ver. Yoksa onlar sana hasım ve düşman olurlar.

Biri kendisi için hastalan ijileştirsin. aldatmacaları ve yalanları. Zamanm vakıfları renk renktirler. kmı ve torbası haUne getirdi. Onlar için ustalık ve düşünmek ister. bazılarını gizUyeüm. Bunun içindir ki hükümdarlara iki fincan gerekir. Gizlemek. Bir kısmmı kaldırahm. Biri düşmanlarmm camnı çıkarsm.MEMO ZlN 365 Karşısma çıkamıyacağm hasmm.» O dinsiz. bir kısmmı yok edeUm diye. BazUan aydmlıktır. Hepsini nakışlar gibi kıhca bağladı. kUıcı o kadar biledi ki. bazUarı da karanlıktır. Mısır kUıcmı kendisi için öyle keskinleştirdi ki. Çünkü zorla ve vurmakla çözülmezler. kâh açUtça diye. biri de iji adamlara. Biz de geceleri ve gündüzleri. YaıU gece. Bazı işler vardır ki öfkeyle halledilmezler. . KUıcm halkası. Biri kötü adamlara mahsus. Öbürü ölüleri yerüden diriltsin. Kâh gizli geleUm. Bazı kimseleri çikaralun. Öfkeni açığa Vurma sen. gündüz. Öbürü de kendisi için sağlan hastalandırsm. İlâcı nedir? Öldürücü bir zehir. sabah ve akşamlardır. Allah onları bizim için örnek yapmıştır.. En İJİSİ odur ki idare edeUm. Öğütleri.. bihnezükten gelmek ve tahammül ister. O kadar şenî şeyleri süsledi ki. yanlış sözleri.

Tacdin'i elimden nasü ucuz kaçıruım? Benim saltanatım.MEMO ZÎN 367 O kılıcı da başucuna koydu. Savaşa hazırlanmış arslairUar öyle yumuşadUar ki. Bu şöhretim ve şanım hep ondandır. İkisini kan -koca olarak Tacdin'e verdim. . Bütün farzları da kaçırsam ben. Sözlerin hepsini onlara arUatmca. Onun hatırı olmaksızm bana haramdır. Öylesine sakladı ki kimse anlamadı. Key'in Rüstem'idir. Ben hazineyim. Elçi. Dedüer «Devri ve devleti dâim olsun onun». Bu namım. Ona de ki: Sen sebepsiz yere benden kaçıyorsun. O. şevketim onunladır. kahramandır. Bejin yanmdan gidince. nişanım ve makamım. o da ejderhadır. GöıUü öfkeyle yanmış olan Bey. Onlar nasü isterse hep öyle olacaktır». Sen istedin mi ki ben bahşetmedim? Tacdin ile Çeko aziz ve nazhdırlar. Bekir'in kendisine söylediklerine İnandı ve elçi adama dedi ki: «Ey ihtiyar ! Yanlış düşünme sen. Ona de ki: Ben görUümden Memo ve Zin'i.

Onlardır inada sebep olan. (3) Beji üzgün gördüğü zaman. (1) (2) (3) Mangaldan maksat yıldızlardır. mangalı koyup. Ben Memo'yu bir tedbirle öldüreceğim. BEYE YOL GÖSTERİYOR Akşamlejin gök. Onlarm ikisidir fesadı uyandıran. F. Sanki matem elbisesine bürünmüştü. : 24 . Bekir'i kastediyor. Her zaman se'vinçU ve neş'eU olan Bey. Eğer Bey bana izin verirse. O kara yüzlü mel'un kâbus. Bu dertleri ve elenU eğer istemiyorsan. Zin'i ve Memo'joı kalbinden at. Dedi ki: «Gam yeme ey devletin çırası! Eğer ömür bana mehil verirse.XLIX BEKİR. (2) Yani sarı çırayı söndürüp. (1) Onlardan meşaleji gizlejince. Siyah elbiseji gijince. Meşaleden maksat güneştir.

Ben onu sana verdim. Muhakkak ki yaşıyamıyacaktır. Memo susuzdur.: Bazı beyler vardır ki akUlı ve azizdirler. Onu gördüğü an derhal. Halkı ve insanları haberdar etme. göz bebekleri de beyaz. Zin'e baktığı zaman. Sözün menşe'ine gönül vermezler. kulakları kalplerine bağlı değildir. Ona de ki: Git Memo'joı çıkar. Sağ kalacağma inanma. Onlarm kalbi kulaklarıdır. sen hayat sujoısun. Beyim! Sen git Zin'e de ki: Memo aşk ateşiyle yanmıştır. «Bu ijidir ya da kötüdür» demezler. sen ebedî hayatsm. Kolayca başarUacak olan işten. Memo eğer bu şekilde yok olursa. Pervanedir o maksadı ateştir. «Bu doğrudur ya da yanlıştır» demezler. kendine al getir. Fakat saf kalplidir ve işleri ayırdedemezler. İnanırlar doğruya eğri olarak. Garaz sahiplerinin onlara söyledikleri sözlere. Keşmekeş ve çatışma da ortadan kalkacaktır. Memo ölüdür. Onlar sadece ahmaklıklarmdan ve eksikUklerinden. Bir zaman kahredebilirsin sen. Ben biUyorum ki Memo çok perişandır. Gözleri karadır. .MEMO ZÎN 371 Tacdin'i ve kardeşlerini bir zehir şerbetiyle.

İkisi de boş ve birbirinden seçilmezler Sen «Elhak» demedikçe. Onlar da devlete kusur sokarlar. Çabuk öfkelenirler. Şefkat ve siyaset sahibi olan Beyler.MEMO ZÎN 37Î Kısa görüşlü. Bu kimselere bırakırlar işleri. İkisi birbiri gibi ojmarlar. Getirip kendilerine arkadaş ve kUavuz yaparlar. Kötü isimli kimseler onlara vezir ve öncü olur. Bedhah. Dünyadaki bu beyUk ve vezirUk. tahammülsüzdürler. (1) Nasıl mutlak vezir olursun? (1) Yani herşeyi kabul edip «Evet efendim» demedikçe. Çoğunluk danışmaktan uzak kalır orUar. Kırk kerre birisini denerler. Ta ki imtihan etmeyinceye kadar. soylu. Çoğunluk akıUanyla mağrur olur onlar. Devlet adamı ve zeki olan Beyler. cimri ve kötü lüyetU kimseleri. . Sonra onu kendilerine yakm yaparlar. Kötü. Onlar herkesi beslemezler. akılsız ve kötü huylu kimseleri. Zamanm bu beyliği ve kâhyalığı. düşüncesizdirler.

Harem sarayına gittiği zaman. O hapis hayatını bir sene uzattım. Ve perdeyi sırrm üzerinden kaldırdı. Zin'i çağmıp yanma oturttu. Bunun içindir ki ben onu hışurUa zindana gönderdim. Biz bir akıllıdan tedbiri öğrendik. . Benim ona yaptığım haksızlık ve zulümdür. haksızhğı da o yaptı. Divane kimseler zincirle tedavi olurlar diye. O zulmü sen ettin. Sersem.BEY ZİN'E MEMO'YU GÖRMESİ İÇİN İZİN VERİYOR VE ZlN BAYILIYOR İşin içjüzünü bilen akıllı ihtiyar. Şöylece bize nakletti macera ja: Bey istişareyle ve kararla. Senin aşkm onun akimi kaçırmıştı. Ben ona boşuna eziyet ettim. Dedi ki: «Memo'nun kalbiıU kırdığımız yeter. deli ve tutkun olmuştu.

Senin. kendin için bırak onu. O seni görmeden kalbi ağrımadı. Ve zavallıya iki cadı gibi saldırttıysan. . O ölüdür. sen ise Fırat pmarısm. ellerine ve ayaklarma bağladığm ziUüf . O sersemlik ilâcmı da ona sen verdin. Utanma perdesiyle zaptedilmişti. Bir akrep gibi kalbini soktu. Kavuşmanm aşkınızı iptal etmemesini sağlamaktı. Elbette cezasmı görecektir. Senin. bojmuna geçirdiğin halka. Zincirlerini çöz. sen ruh veren susun. Onun gönlünün ve ruhunun önüne kurduğun tuzak oldu^ Sen nasıl iki ahuyu çUcardıysan. O sürmeji gözüne sen çektin. sen ebedî ruhsun. Aşkmızm derecesirU öğrendim. O hastadır. Ona sitem edecek kimse. Ey açUmamış kırmızı gonca giU! Kırıver kafesi. SerUn sevgindir onu yaralıyan. Kalbimiz onu tasdik ediyor. O susuzdur. sen ise hayat pmansm.» Kalbi aşk dolu olan o örtiUü hatun. çıkıversin bülbiU. Günah olmayan özürle mazurdur. kendisiyle konuş. Onun kalbine isabet eden oku sen 'vurdun. Kavuşmaya lâyık ve makbulsünüz. Şimdi ise canü gönülden. Yine git sen. O susamıştır. O padişahm emriyle memurdur.MEMO ZÎN 37> Bunun sebebi aşkm kemale ermesini sağlamaktı. Şüphesiz Memo gerçek âşıktır. Senin güzelliğindir onu tutkun yapan. Siz ikiniz kemal derecesindesirUz.

âdil Husrev! Haksız yere rUye onun katiU oldun sen? . Taşarak kaynadı ve perdeji jorttı Perdeyi yırttı. Merhamet dalgalan kajmadı. Ev halkı hep yanlarmda toplandUar. Hemen şefkat kebabmm tütsüsünden. Utanmak perdesiyle korunuyordu.MEMO ZÎN . Sabaha kadar ikisi o halvette öyle kaldUar. Aşkm kaynamasıyla dalgalanan bir deıUz. Sanki şaraptı ve şişenin içinden dökiUdü. Zin kırmızı giU gibi kalbinin kanma boğulmuştu. Bey üzerinde ağlıyordu bir biUbiU misâU. Ölüm haUne girdi. Dediler ki: «Ey hakşinas. ve gönülden kan dalgası Fışkmdı Fırat ve Ceyhun misâU. Aniden onunla ağlaması geldi.. Gözlerinde şefkat gözyaşlan topladı.. Rüzgâr aradan duvan kaçırınca. Ağzmdan ve burnundan kan f ışkırdı. Hepsi Beyin el ve eteklerine kapandUar. Sanki bin meşe ağacı birden sallandı. öhneji diledi. Ciğerinde ikijüz yara bulunan Zin.379 Kardeşi o perdeji kaldırıp atmca. Bey garazla Zin'e güldü. O gam deryası kaynadı ve taştı. İki deniz arasmdaki utanma berzahı kalmadı. O şekilde ağlamanm kajmamasmı savmak istedi. O kadar kardeşi Zin'Ie beraber ağladı ki.

Zin'in kulağına Memo'nun ölüm haberi girince.» Bey dedi ki: «Yanlış hayaller kurmajan. . (1) (2) Tuba cennet ağacının adıdır. Suçsuz yere ömürden mahrum etmemeUydin.» (1) Harem halkı Zin'in üzerine koştular. O. Şahım! Sen ruhuma izin verdin. Zin iffet bahçesinin servi fidanıydı Sedef kutunun içindeki pâk inciydi. Bu şekilde yerlere sürüp kanlara bulamamahydm.MEMO ZÎN 881 Zin masunduk bahçesirUn giU fidanıydı. Gördü ki Bey yağmur gibi gözyaşları döküyor. tJzerine gözyaşlan döktüler demek İstiyor. Berüm ruhum gidip Memo'nun ruhuna ka'vuştu. O baygmdır. Harem halkı. Suçsuz yere canını bedeninden ayırmamahydm. ÂrUden biri dışarıdan geüp. «Memo öldü ve canını verdi» dedi. Ben Zin'i nasU bile bile öldürürüm? O Harem cennetinde Tuba ağacıdır. Benim ruhum onun ruhımda kayboldu. Dedi ki Beye: «Ey mutluluğumun sebebi! Benim düğünümde üzgün olma sakm. Kanal sularmı servinin üzerine döktüler. Mateme girmişler tamamiyle. Mercana çevirmek sana yakışmazdı. (2) Hanü manlarda matem ve yas koptu. Feryadlar göklere jükseldi. yakm ve uzak herkes. Sanki ölmüştü de yeniden dirildi. ben onu öldürmüş değilim. ölümünü kendisi için fırsat buldu. masum ve nazik bederUni. Lâtif. Kalkıp dört tarafa baktı.

Benim takatsiz vücudum ağırlaştı. onun için kalmıştı. Canan onu gördü ve can cana kavuştu.MEMO ZÎN 383 Senin ağzmdan ikrar çıkmadıkça. . Bizim şahitlerimiz büjiik meleklerdir. Can tenden çıkıp gidince. O zerreler güneşe kavuştular. Ruhum! Sen göniUden rıza verdiğin zaman. O da Memo gibi üzgün ve tutuklu kaldı. O. bugüne kadar gitmemişti. O zerreler. Namusu. Ruhum derhal vücudumdan çıktı. Hulâsa toprağm merkezinden. Bir an durdular ve dinlendUer. sıfatlarm deryasmda. Kâh ebedî kalmak smırma gittiler. OıUar fani sarayları terkettiler. Mekânları kabul etmeyenler. O güzelUk meşalesi ve ışığı. Şahım! Sen ten memleketinde sala verdiğin zaman. O damlalar. Kâh yok olmak sahiUne geldiler. Hulâsa ka'vuştuktan sonra. Lâmekânlarda seyredecekler. Memo'nun ruhundan da ona bir ışık kavuştu. Benim güçsüz ruhum jürüyüp gitti. şerefi ve senin rızanı korumak için. Siz bu yolculuğu yanlış okumayın. Onlar ebedî cihana gittiler. Ruhum ten hapishanesinde tutuklu kalmıştı. Birbirine emin oldukları zaman. tehlikelerin denizinde. çünkü Senin iznirU bekliyordu.

Allaha yaklaşmanın lâyıkı oldu. O padişahça jükselmenin lâyıkı oldu. Ruhtur. Beni bu perdeden dışarı çıkardı. : 25 . Onlar zata doğru yola çıkmca. Gerçi sizin yanınızda adı Memo'dur onun. Beni alıp Turi Sina'ya götürdü. Siz bunu benim hünerim kabıU etmejin.MEMO ZÎN 385 Asla birleşmeden ve ajrrUmadan. Asla birbirinden ajnnlmadan ve başkalaşmadan. Zat sayesinde ebedî zerreler oldular. Biz bu ruhu vücudumuzdan sattık ve ajnrdık. Bu zerreyi güneşe ulaştırdı. F. (1) Onun ruhu hak nunmdan ışık aldı. Arkasmdan da derhal «Dön» dedi. candır. ben ise kuru bir etim. Candan Müridi bulunduğum şeyh. (1) Hz. Gerçi o ruhuma görünüşte «Kop» dedi. Musa'nın Tannyla konuştuğu vadi. Ben bu yolculuğu ruhumla yaptığım zaman. Bana gösterdi oraja ve berU de kendisiyle gördü. Bu haber benim için garip değildir. Onun kalbidir Mukaddes vadi. Fakat jüksek himmetii bir padişahtır o.

Yine döneyim yanmızdan raksederek. Sizler de beni yolcu edesiıüz diye. Has eeımetle mutlu olayım.» .MEMO ZÎN 387 Geldim ki sizlerden helâllik alayun. Gfeldim ki sizinle vedalaşajnm. Yargıcm huzuruna helâllik almış olarak çıkayım.

Otur sen tahta Husrev gibi. Altm tacmı jüzünün üzerine eğ. Ben Memo'yu kendime seçtiğim gün. Eğlence ve sevinci biraraya getir.LI ZİN'İN BEYE VASİYETİ Zin onlara bu kerametleri gösterince. Memo beıUm olsun. Senden rica ediyorum olmayasm üzgün. Gamlar bana teslim oldular. saltanat senin. Şahım! Benimle ihtilâfa düşme. Saz mecUsini tertip eyle. merhamet serUn. Bunca mertebeler ve makamlar gösterince. Sana kurban olsun günde ikijüz Zin. . Bütün gamlan da kendime seçtim. Ben kendi hisseme kanaat getirdim. Gam iUkesinde zafere ulaştım ben. Gamlar benim olsun. Oturup vasiyetini Beye Şu şekilde anlattı ve ikrar etti: «Ey ruhlann ve gönüllerin padişahı! Kızkardeşin sana feda ve kurban olsun.

Eğlencenin ve mutluluğun vasıtalarmı. zübad ve ceylânlarm keselerindeki misk. Tenbih et. safa sürmenin usûllerini. İhtiyarları. Kutlama yeniden düzenlensin. Sıti'ji Tacdin'e verdiğin gün. Meleklerin davetU oldukları düğünde. Gelin ve güveyi de cennetlik olacaklardır. Hazırla şerbetier ve yiyeceklerle. Güzel kokulan birbirine kat. GüzelUğe ve güzel kokulara meyilUyiz. Azad eyle cariyeleri kölelerle.MEMO ZÎN 391 Pâk gönüUeri ve deUkanlUan sarhoş et. MecUs onlarla yaldızlansm. ûd ve anber çeşitleri. kocakarUan yeniden dirilt. Gülsuyu. Ama ruhlarımız bir birine kavuşacak. . Gelinler gibi süslensinler jine. Hep rakısla ve halayla sallansmlar. Meleklerin dayetli olduklan düğünde. Ferah verici şeyleri topla. Bu çağrıya gelsin fakirler. Bizim haj^anhğımız zail olmuştur. Buhur. Söyle Botan halkı binsinler. Askerlere emir ver hazırlansınlar. Serpmek için para tabaklarmı çoğalt. dükkânlara ve çarşUara. Şeker gülüşlüler başıma toplansmlar. Çünkü ben ve Memo melekler gibijiz. NasU şehirde törenler yaptırdıysan. Bu nimet çeşitleri çokça olsunlar. Gerçi vücudumuz çukura gidecek. SevinçU olmanm. Bu çeşitler haddinden fazla olsunlar. RuhanîUğinüz de kâmil olmuştur. Buhur çeşiüeri de çokça olacaktır.

Sen Sıti'ji yolcu ettiğin gün. Sakm ikimizi. Halk ağlayarak demesin ki: «Sıti'nin düğünü ne güzel bir gündü! Zin ezelden beri ne karabahtiıydı!» Benim cenazemle birlikte Sıti gelsin. Ne kadar sevinç yaptırdıysan. Sağdıç olsun o berüm Memo'na Se'vinç olsun o gamlarımla. Mezarlığa gideceğimiz zaman. Altm nakışlı ve renkli bir tabut. Gözlerin önünde itibarsız yapmıyasın. O kadar ki birbirleriyle cirit oynasmlar. AjTien o perinin oturduğu tahtaravan gibi. Çejizlerimi ve hazırlıklarımı lütfet. Tacdin de Memo'nun cenazesiyle gelsin. Onun halesi parlak ve cilâlı olsun. Sazcıları ve sazları hazırla. Sıti'rUn içinde oturduğu taht gibi. Usûlü öyle yerine getiresin ki. Rica ediyorum dikkat edesin.MEMO ZÎN 393 Bajrramlarda olduğu gibi başları ısmsm. Tacdin'i de Memo'ya sağdıç yap. Bugün bizim için iki misü. Se'vinçU ve gülümser olasm. . Nasıl Memo Tacdin'e sağdıç olduysa. geUn ve güveyi. Parçalan altmdan olan bir sanduka Onun kapağı zemin renginden cilâlı olsun.

Ne kadar elbise dağıtırsan. Ne kadar üzgün se'vindirirsen. Ne kadar kumaş biçersen. Her gün ne kadar asker çağırırsan. Ne kadar hazine doldunırsan. Hazinelere her ne koyarsan. Ne kadar tutuklu serbest bırakırsan. Ne kadar tahta otmursan.MEMO ZÎN 39. AUah için icra edeceğin adalet. o anda utanç dujonayajnm. Ne kadar çok ijiUk yaparsan. Hakikati ve mecazı düşünme. O vakit. HepsirU çeyiz defterine yaz. Yük eşeğinin ulufesine varmcaya dek. Ne kadar esir azad edersen Ne kadar hükümet iğlerinde konuşursan. Ne kadar huzura ileri gelenleri ve halkı çağırırsan. Her gün gaza niyetiyle. Düşmanları defeden hışım. Savaşta söyleyeceğin saz. Mazlumları zalimlerden kurtarman. Ne kadar maaş dağıtırsan. Şahım! Sana vasiyetim olsun. Ne kadar jiyecek dağıtırsan. Ne kadar yoksul zenginleştirirsen. Zalimleri ortadan kaldıran ceza.5 Ey karşılık beklemeden ijilik yapan! Ey maksadlan ve muraüan veren! Bir sene tamam geçinceye kadar. Hepsini benim niyetime sarf et. Öyle yap ki güvejirUn önünde iftihar edejim. Av köpeğinin jiyeceğine varmcaya dek. Muhaliflerden dökeceğin kan. Kendin için her ne harcarsan. .

Benim ve Memo'nun hakkında ayıplamıyasm Yararlı Memo öldüğü zaman. Kalbine merhamet ve jmmuşakhk gelsin.MEMO ZÎN 397 Gerçi ben çok uzattun. Sana ve Memo'ya pişman olmuşumdur. Bu kadar dikkatle söylüyorum ki. Mezarlığa kadar onunla olacağım. ya da kalksanız siz. Ben öldüğüm zaman izin veresin. Beni onunla perdesiz olarak gömdüresin. Bey dedi ki: «Git sçn Memo'jm gör. Eğer ölmüşse onu yerüden dirilt. Beni de onun yanma gömsünler. Hemen derdinden kurtulunca. Eğer ölseniz.» : . Senden uzak olsun mezarımız derindir. Ben onun cenazesiyle geleceğim. Bu çok oldu. senin de başmı ağrıttım.» Zin vasiyetinin sonunu getirince. Beni ondan yana derbeder etnUyesin. doğru ve inanarak. İnan sen. Sana kurban olajnm amacımız uzaktır. Sen ve Memo bir birinizden ajn:Umıyacaksmız.

Sıti ve yüz nedime. Has halvetin sır mahrenü oldu. vefayı ve merhameti görünce.LII ZİN MEMO'NUN YANINA GİDİYOR Zin bu sözleri işitince. . İnci taneleri sedeflerden çıktı sanki. Yüz nedime. Aldılar onu merasim ve ahenkle. Bu sevgiyi. Zân biliyordu ki murada kavuşulmaz. dadı. Hapishanenin kapısmı açmca. Güneş. O Zühre bir zerre gibi raksederek. Kalktı. ay ve gezegen yUdızlar gibi. baştan ayağa kadar süslenerek Bir güzelUk deryasma döndü. Onlar halvet yerine ulaşmca. ErrrUş şeyhin has halvetine girmeksizin. Sıti ve. Hep beraber burçlardan çıktUar sanki. mücevherlere boğularak. Dadı.

öbürü gümüş gibiydi. Dadı ve Sıti biraz önde gittiler. O kadar aydm ve ışıklı oldular ki. O güneş ve ay birbirine kavuşunca. Hunhar aşkm deryasmda boğulmuş olan Memo. Biri altm gibi. perişanmm halini. BaktUar ki sedef misâli kıyıda. Memo'nun üzerine acajip bir şimşek vurdu. Onlar tutuklulara sordular. Zindanı bize gül bahçesi alanına çevirdiler. Birbirine ışıklarım aksettirdikleri zaman. Kalbinin kanı dışarıya aktı. Birbirinden ışık aldıkları zaman. O fukura. Bedeninin gül bahçesi öylece susuz kalmış.. Memo da böylece kendinden geçti. EUnden çıkarmış bedava olarak. Memo'yla birUkte tutuklu olanlar.» Ey gönlünün güzü açUmamış kimse! Ruhun tecelUsini inkâr etmeyesin. Göğsünün feneri öylece ışıksız kalmış. 26 . öbürü ay gibiydi. Pahabiçilmez bir inci tanesi gibi olan canmı. Dediler ki: «Gördük biz duvarın sathından.MEMO ZÎN 401 Hepsi meşaleler ve fenerlerle gitmişlerdi. Memo'nun başmdan da bir ışık çıktı. Derhal birbirinde kayboldular. Biri güneş gibi.

gerçekten geldi. Aniden ölen o çıranın. yalandan değil. Tutuklu Memo'nun halvet arkadaşlığı. O kadar kalp damarını çektiler ki O kadar gülsuyu jüzüne serptiler ki. Onun kalbi onların kalbini etkiledi. Bu gö¬ rüşü İslâmiyet kabul etmemiştir. Değerli Memo'nun sohbet arkadaşlığı. ruhunun başka bir canlıya girip tekrar dünyaya gelmesi. (1) Yahut tenasüh. O senin ruhundur. Dadı ve Sıti Memo'nun üzerine gittiler. (2) Tenasüh: Bir canlının ölümünden sonra. Bir çeşit görmektir. Başmdan kajmama dumanı tavana gidiyordu. Arkadaşlarmı da haberdar eyledi. Yar ve ağyarın üzerine gerilen bir perde oldu. Yarin adıyla kendine gelmedi. Yine de vücudunda bir can sezm-ediler..» Yari görmenin duru sujruna dudakları susamış Memo. ya da giriş ve çıkış olduğunu düşünme (2) Bunun masal olduğunu sanmayasm. Hayli kendisiyle konuşup seslendiler.. Dediler ki: «Memo! Kalk Zin geldi. O mürşit onlara ijice baktı. onunla ta¬ mamen birleşmesi ve AUahm da varlıkların içine girmesi. (1) Hulul : Bir vücudun diğer bir vücuda girmesi.MEMO ZÎN 403 Sakm bunun huIûI olduğunu düşünme. Yahut zayıf ya da boş rivayet olduğunu sanmayasm SerUn gördüğün rüya işte bu mertebedir. Yalnız başmdan bir duman çıkıyordu. fakat eksiktir. . Bunu da İslâmiyet kabul «tmemiştir.

O duman ışıktan ışıklandı. Hilâlla birUkte güneş göründü. (1) (2) . Pervane dedi ki: «Sen iji bir rehbersin» Mum dedi ki: «Sen iji sevgilisin» Pervane dedi ki: «Sen yol göstericisin» Mum şöyle dedi: «Sen hayat bahşedersin» Haleden maksat yüzünün üzerindeki peçedir galiba. Hilâlden maksat kaşları. ib¬ rahim'in Kâbe karşısındaki yeridir. (4) Hacer-Esved : Kâbenin duvanndaki kutsal taş. Maksat Zin'in yüzündeki bendir. Kanaüan yandığı zaman. (2) Zin Memo'ya şöyle seslendi açıkça: «Kalk. (4) Kâbenin etrafmda bir-iki tur tavaf eyledi. Birbirine birkaç söz söylediler. O dolunay önündeki haleyi kaldırmca. (1) CemalirUn önünden perdeji kaldırmca. O ışık göğüs kandilini doldurunca. (3) Namaz yerinden maksat Zin'in önüdür. İbadet için halvete girmiş Memo.MEMO ZlN İOTy Sommda Zin geldi ve önünde durdu. İçine üflediğim ceset!» O güzeUn ağzmdan çıkan sözün ışığı. güneşten maksat da yüzüdür. O mumun başmdaki dumana isabet etti. Durdu namaz yeride ve Makamda (3) Alnmı Hacer-Esvede sürdü. ondan maksat da Zin'in önüdür. Kalktı tavaf niyetiyle. Pervanenin kanatlan mum yağma değdi. Makam: Hz. Önce sadakatla o anda Zemzem suyuyla abdest tazeledi.

Artık tasarrufları kalmayan o bağrı yanıklar.MEMO ZÎN 407 Pervane dedi ki: «Sen gönül aydmlaticısm» Mum şöyle dedi: «Sen göğsü yakarsın» Pervane dedi ki: «Sen çare bulursun» Mum şöyle dedi: «Sen gönüle teselU verirsin» Pervane dedi ki: «Sen padişahsm» Mum şöyle dedi: «Sen kıblegâhsm» Pervane dedi ki: «Sen AUahm hurisisin» Mum şöyle dedi: «Sen AUahm nurusun» Artık mükellef olmayan o susuz dudaklUar. . Birbiriyle bu şekilde konuşurlardı. Birbirine sonsuz sevgilerini arzederlerdi.

Mecnun'san eğer. Zin deUrmene sebep oldu.LUI MEMO ÖLÜYOR Dadı. seninle konuştu. Susuzsan eğer. Zin de geldi. Vamık'san eğer. üzerine îsa geldi. Sıti ve nedimeler. zindandakiler. işte mum parladı. Onlar Memo'ya dediler ki: «Ey ciğerhun! Bizler geldik ki deU olmayasm sen. mahpuslar. Tutuklular. Nilüfersen eğer. sen akUlısm. Bigâne ohna. işte sana Azra! Bülbülsen eğer sana gül hazırdır. Konuşmalarmdan duygulandUar. güneş sana bakıyor. Bey perişan olmana sebep oldu. Ölüysen eğer. . Bu şekilde divane olma. yanma bizzat Leylâ geldi. Şimdi Bey senin hakkmda merhamet sahibi oldu. işte hayat sujm. Kokularmdan mest oldular. Pervaneysen eğer. üzerine geldi Lokman. Hastaysan eğer.

Kalkıp bizimle Bejin huzuruna gelesin. Ben esirlerin kölesi olmam.» Memo bu öğütieri işitince. IjiIik sahibidir. Toplamıştır senin için dost ve ahbapları. Bu sihir ve hayal ojTmları. O hüner sahibi şöyle dedi: «Ben hiçbir bejin huzuruna gitmem. Yine akUIa kendini tanı. zayi etme. Hazırlamıştır elbiseleri ve yerleri. Ecel kadehini içinceye kadar. Bu mecazî beyUk ve vezirUk. SerUn düğününü yapmaya kararlıdır. Seni muradma kavuşturacaktır. Senin ondan görUünün isteği neyse. Ömrünü ucuz satma. Biz kajnıt ve zincirlerini çözdük ki. ya geUr veya gelmez. Beyhude yere canmı satma.MEMO ZÎN 411 Canmm ve gönlünün eUnde bulunduğu huri. O şekilde serU mutlu edecektir. Canmı satan kimseji bulamazsm. . Deülik zincirini at. Her zaman sana murat olan Zin. Huzuruna çıktığm zaman derhal.. Sana yönelmiş bahtm ve devletin. Nasıl istediysen öyle geldi yanma. cömerttir. Onun gölgesi devlet kuşunun kanat gölgesidir. Dünya farUdir.

O padişah ki güzeUiğin ajmasmı yaratmıştır. Fakat âşıklarm cermeti ajnrıdır. Giremez oraya hiçbir huri ve cermet çocuğu. Ve onda bize görünmüştür. O hikmet ve kudret sahibi bir beydir. Ve utanarak AUahm huzuruna gideUm. AUahı görmenin yeridir. Okunu zülüfle ve benle göstermiştir. bey değildir. Biz azizlik ve naz bahçesinin turfandalanjoz. Azledilmez. Ölümü olan bey. Bizi görünmeyen âlemde evlendirdi. Beden fenerini yaldızlamıştır. . O fakirlerin de. Beyhude yere bu farU meskende. Yüzlerce şükür ki bekâr ve bakireyiz. hükümdarlarm da hükümdarıdır. Cennet bahçesinde süslemiştir. Hâşâ ki bu f arU sarayda. O beylerin ve padişahlarm şehinşahıdır. Allah bizim için hurileri ve cennet çocuklarmı. Biz beyler bejinin huzuruna çıktik. alnunız açıktır. değişmez ve zevalsizdir. Bizim düğünümüzle övünüyorlar. cennet bahçesinden daha jüksektir. O. Hayvanlar gibi zina edelim biz. Ve eteği kırUmış olarak. Günah ve töhmetleri de bağışlayan odur. Azlediîebilen bey esirdir. Şüphe götürmeyen emriyle bizi ebedüeştirdi. başı eğik ve merdût olarak.MEMO ZÎN 413 Hepsi boş ve farüdir. Sonuçsuz ve ölüme mahkûmdur. Onlar göç etmemizi beküyorlar. Ebedi Adin cennetine girmeden önce.

öyle uçuverdi ki. Gönlünün kanatlarmı çırptı.» Memo son dileğini dileyince. . EUerirU toprak zincirinden çekti. Şahin gibi yer merkezirUn zincirinden.MEMO ZÎN 415 BİZ onu diliyoruz Allahtan. Çünkü ondan başka hiçbir maksadımız yoktur. Önünde kafes açUan kuş. Derhal önünde kapı açUdı. Uçarak gidip AUaha kavuştu. sanki hiç yokmuş.

ekâbir ve büyükler. Şehirde hoşgönüUü bir tek fert kahnadı. figan ve ağlama. Kadmlar. çocuklar ve gelinler. İleri gelerUer. Bir yerde kar^UaştUar. ' 27 . kızlar. Bize şöylece ağıtı verdi: Dedi ki: Can. Sanki deprem olmuştu. ten hapishanesinden aynhnca. Botan halkı büjüklerden küçüklere kadar. Tacdin ve Bekir tesadüfen. Oldu velvele. Hep birlikte Memo'nun üzerine koşuşuyorlardı. Beyzadeler. ölüm haberirUn geldiği yere koştular. deUkanlUar ve samimiler. Şehirde feryad ve figan koptu.LIV MEMO'NUN YASI VE BEKİR'İN ÖLDÜRÜLÜŞÜ Haberdar olan mâtemzade. OrUar dert üstüne dert kattUar. Hepsi sarhoş ve sersem oldular.

an sıfatiı! Ey fitne ve fesatiarm kajmağı. Belâlı vücudunu canmdan ajordı. Onlar cenazeyi kaldırdıklan zaman. Sonra kardeşinin üzerine yetiştiği an. Şüphesiz ona kaatil olurdu o. O güzeU şehit olduğu yerden kaldırdıkları zaman. . Memo hakkmda sakat konuştun. sen de sağ kalacaksm ha. Tacdin başmdan tacı ve tomarı. O çırada bir ışık görmedi. Bekir gibi yere sermek isterdi. Derhal onu yok etmek isterdi. Hâlâ da gözlerime görünüyorsun. Çaresiz Beye haber götürdüler.MEMO ZÎN 419 Tacdin dedi ki: «Ey âlemin fesadının sebebi! Ey insan şeklindeki şeji. Yine yer jüzünde dolaşacaksm ha?» Derhal Bekir'i yere serdi o. Hiç kimse onun karşısma çıkamazdı. habis ibUs! Yetmez mi artık? Kıyameti kopardm başıma sen. Her kinU görürse o ejderha. Bey geUp ayağma zincir bağladı. Bunca münafıksın ve düşmansm. Memo ölecek. Zavallı Memo'nun cesedinin üzerine fırlattı. Ey maksatlarm ve muratların engeU! Ey Memo ve Zin'in perdesini jmrtan! Ey yaranın üzerine dağlama çeken! Çok nedametU. Ta ki Memo'jTi eUmden çıkarmcaya kadar. Kardeşiıün hasretinden deUrdi âdeta.

Kale kapısmı ve perdeyi kaldırdı o. Her biri bir makamla sızlıyorlardı. Saç örgülerini çözmüşler. ağıt seslerine uyarak Cenazenin yanma gitti âdeta ojmayarak. başlarmda fes. Peçesiz. O kara gijrmişlerin siyah topluluğu. Hepsi Memo için inüyorlardı. meyveler. Hepsi matem elbisesi içindeydi. Halkm basma kıyamet koptu. Zinciri ve kemendi kırdı o. cansızlar ve kuşlar. Zin kalktı o taptaze bojoıyla. Figanları göklere yükseUrdi. ihtiyar kadm ve dadı. Evcil hajrvanlar. Tabutu başmm üstüne koydu. Ağaçlar. Üzerindeki bağı ve zinciri kopardı. (1) Fes Kürt kadınlarının başlanna giydikleridir.MEMO ZÎN 421 Onlara alâmet göründü. Aynen coşup taşan bir bulut gibiydi. . Derhal koşarak naaşa atUdı. Ağıt söyUyenler. Hatunlar. Zühre jüdızı gibi. vahşi hajrvanlar. OrUar ahenkle ağıt söylerken. Şehirde ne kadar insan varsa. Şehirde ne kadar meşhur varsa. Gtönül isteğiyle Memo için karalar giymişlerdi. Gece kuşu gibi inleyip söylerlerdi. tülbentsiz ve başörtüsüz. Tedbirle bağlamış oldukları dev. perdeUler ve örtüIiUer. Ejderha mağaradan dışan çıkmca. insanlar ve karıncalar. (1) Baştan ayaklara kadar hepsi karalar giymiş.

Oldu eski bir gelenek. Birlikte kanlı gözyaşlan dökülürdü ki. Sanki ilk bahar mevsirrUnde. peştemal ve peçeji Botan halkı o zaman âdet edindUer. Bu matemi ve bu karalar gijinmeji.MEMO ZÎN 423 Gülrengi yanaklardan o kadar. Gül bahçelerine yağmur yağardı. . Bu çarşaf. kıyamete kadar.

Âlemi onun yok olmasıyla se'vindirdi.LV ZİN BEKİR'İN LJESHİNDE KONUŞUYOR OıUar mezarlığa gittikleri zaman. Çiinkü insanlar ve cinlerin AUahı. Sevgiji sevgililere verdiği gün. Şöyle dedi Beye ve Tacdin'e: «Ey izz ve temkinU şah ve vezir! Rica ediyorum inadetnUyesiniz. sahipsiz ve gam ortaksız. O zaman buğzu da rakîblere verdi. Ravî bana şöyle rivayet etti: Zin bu hikâyeyi işitince. . Murdar gibi attUar onu yere. Ağıtsız. Bu fesat kaynağı hakkmda. Yerlerin ve göklerin yaratıcısı. Tacdin onu dünya jüzünden yok etti. Sordular: Acaba bu hangi zavallıdır? Dediler ki: Cezalı Bekir'dir. İki direk üzerinde getirilen bir ölü gördüler.

GiiUer dikenlerin gagasıyla korunm". O. Bu kadar kin kabul etmez olsun? Hâşâ ki aşkla pişmişlerden başka. Hâşâ ki sevgiyle yanmışlardan başka. Bizler birbirlerimizin lâzım ve melzûmlanjnz. Biz o köpekle korunmuşuzdur. Hiç mümkün müdür ki su ve biUûr. Hazineler de jüarUarla beslenir. Bekir'i mahrum etmeyin. buna dikkat edin. . Biz yüksek yere varacağımız zaman.» İnsaf sahipleri için insaf. Biz hazineyiz. gerçeğe kavuşmamıza vesile oldu. Ajma bu kadar berrak olur ancak. Baştan gerçi bize cefa gösterdi o. Biz kırmızı giUiiz. Aşkunız da bozulur ve zail olurdu. o bizim için dikendir. Tarikatımıza dahil oldu. Gerçi o kendisi için kötülük yaptı. AsImda bize muvafakat etti. Sonunda da bize vefa gösterdi o. Eğer o olmasaydı aramızda engel. O da eşikte köpeğimiz olacaktır.MEMO ZÎN 427 Bizleri yokluktan varettiği zaman. O da bizim yolumuzda şehittir. Sakm bizim bulunduğumuz mezarliktsın. înanm ki o mutludur. o bizim için jüandır. Ama bizim hakkımızda çok isabetU davrandı. Sakm Memo'nun bulunduğu şehitükten. Gerçi görünüşte muhalefet etti.

. Bu topluluğun hujru merhamettir. Bunun içindir ki ceımet nimetina lâjoktırlar.MEMO ZÎN -429 Bu kadar cefa gösteren bir kimseye. Bir kimse bu kadar vefa göstersin.

LVI ZtN DE ÖLÜYOR Hulâsa ceUâd aşkm şehidi. Günahsızlik suçunım kurbanı olan Memo'jru. Başucuna bir nişan koydıdar. Padişahm beratı gibi. Yani budur kıyametin serveri diye. adaletsizUğin kurbam. mezarm üzerine gölge bırakarak. tanesini hazineye koydular. Sonra Zin geldi o çam fidanı bojmyla. Topraktaki mezara gömdiUer. Bütün alnı açıkların önderi diye. Bir selvi oldu. O inci. Aşk fedaileri topluluğunun öncüsü. O jrUanı da ajrak ucuna gömdüler. . Zulmün maktulü. Pâk nurla süsledUer.

Siyah bademler ve elâ gözler. Feryadlan mavi çarka yükseUrdi. sen de bahçıvansın. periler ve gamlan götüren güzeUer. Hepsinin rengi güzel. güzeller. Her damlası on inci olurdu. Her an gönül derdinden «Ah» ettikçe. Sesleri her dokuz feleğin üstüne çıkardı. F. Memo'ya şöyle seslenerek konuştu: «Ey vücudumun ve canımm mülkünün sahibi! Ben bahçeyim. şakaklar ve giU bahçesi gibi yanaklar. Senin yetiştirdiğin bahçe saiUpsizdir. reaya ve fakirler. Dilberler. ayvalar. Askerler. bu cemal ve yüz bahçesi. Yağmur mezara yağdıkça.MEMO ZÎN 433 Perdesiz olarak ney gibi iıUiyordu. (1) Narlar. Onunla feryad ederdi herkes. Yine buluttan derya döküldü. İniltileri kesildi ve güçten düştü. Sanırdm ki aynen nisan aymda. hepsi lezzetU ve tatlı. ^AUaha sığmırı»r Onunla sesle. nazeninler. Dervişler. (1) Siyah bademlerden maksat kaşlardır galiba. ahenkle söylerlerdi. Zin'in takati ve gücü kalmajrmca. Oturdu zavallı Memo'nun başucuna. Gözyaşlan devamlı dökülüyordu. Senin yüzün olmaksızm onlar neye yarar? Bu benler. Huriler. Şüphesiz bunlar senden başkasma hararAdır. jiğitler ve beyler. Bu güzellik. elmalar ve yüksek fidan. : 28 . O matemzedeler de.

Nurlar. bahar. Yani şakaklar. Hakkımdır ki yer yer ağrıyayım. GüzeUiğimden bir kU dahi eksik olsa. Bana sitem edersen eğer. En İJİSİ hepsiıU talan edeyim. salUpsiz değillerdir. Fakat kendi kendime düşünüyorum ki. SeıUnle kucaklaşacağım zamandır işte. Senin gibi baygm olacağım zaman yakmdır. . Senin bakışmm adağıydı hep. ZiUiiflerimin hepsiıU tel tel çekeyim. Ihtilâttan pâk olayım. temizleneyim. GüUer gibi elbisemi jnrtajrun. Senin mülklerindir. goncalar ve bütün çiçekler. Vücud ve canunm varhğmm terkibi. ziUüfler ve berUer. Ki hiçbir kimse onlardan birşey yemesin.MEMO ZÎN 435 BedeıUmin ağacmı silkejim ben. Korkarım ki beni sorumlu tutacaksm. Toprağı ve külleri başıma serpeyim. En iyisi pUı-pırtıjn tophyayım. Bu bahçe. Belki bana bir öfke gösterirsin. Belki bu yakmma sence makbul olmayacak. Bütün bu meyveleri dökeyim ben. BiUyorum ki cevap veremiyeceğim. Halka halka olan menekşe ve reyhanlar. yapraklar ve mejrveler. SeıUn gözleriıUn vakfıydı ne mutiu! HepsirU tamamen talan edejim ben. Belki sen berU değişik görürsün. Bu parlak sünbül ve lâleler.

Devamh olarak jüce arşa jükseUrdi. Bildikleri gibi gömmeye hazırladUar. Gözyaşı yağmuru üzerine yağıyordu.» Zin bu şeküde gerçekleri dile getirdikten sonra. Bu süsümle ve güzelUğimle sana kavuşajmm.MEMO ZÎN 437 En İJİSİ odur ki bu güzeUiğimle. Ta ki Zin'i gelenek ve merasimle. Yani o mücevherin içinde bulunduğu sedefin.. Hak emanetini teshm edeyim. Üzerine o kadar inci gibi gözyaşı yağdırdUar. Gönülleri yaralı olan o matemzedeler. Memo'nun mezarmı kucakladı. Yeniden feryad etmeye başladUar. Üç gün üç gece toprak yaygısmdan. Ruhunu Allaim huzuruna gönderdi. Görenlerin yükselen feryadlan. O kadar feryadla üzerinde ağladUar ki. Eziyet etmeden hiç zülüf ve benlere. Hazır olanlarm canından yükselen figanlar. Vücudunu o mezara dayadı. Dünyayla ilgilerini kopardı. Sanki bir mumdu da söndürüldü. Yeniden o mezarm kapağım açtUar tekrar. . Elini tamamen candan çekti. Melek bakışlı Mem'onun bulımduğu mezarm. Çaresiz bedeni canından ayrUdı.

Toprakla ve çer-çöple bulaşmadUar. Nezih ve gerçek âşık olarak gitti orUar. Hayatı ve se'vinci onun yoluna feda eden kimse. ne mutlu. Hepsi aşka inandUar. O güneşi ve ajn bir burçta. Vasıtasız olarak birbirirUn yanma koydular. Zin gibi genç olarak. BirUkte güzelce öldüler. Bey dedi ki: «Memo! Al sana yar!» Memo'nun cesedinden üç defa ses geldi. Hulâsa Memo'nun sandukasmı yeniden açtUar. Elbette muradmı alacaktır. FasUasız olarak onları birbirine dayadUar. Aşkla güzelce yaşadUar vallahi. Dünyanm meyU hiç yoktu orUarda. Gterçeğin bu sırrmı herkes işitince. . Susuz dudaklı ve birbirinden mejrve yemiyerek gittiler. Ya da Memo gibi başmı aşka feda eden. Buydu nezih aşkm eseri. Yüzlerce takdir ve aferin oıUara. O ses «Merhaba» diye jükseldi. Bakir ve ahu açık olarak gitti orUar. Hasretzede olarak AUahm huzuruna gittiler. Her ne isterse ona kavuşacaktır. Hayatmı aşkla değiştiren kimse.MEMO ZÎN 43» O iki mücevheri bir kutuda.

AUahım! NazeıUnlerin nazı için. Hânî'yi aşktan nasipsiz kUma. AUahım! Kırmızı gül içindeki nem için. AUahım! Gam yiyenlerin yakarışları için. Yani Muhammed'in dostluğundan. . AUahım! GüzeUiğin şirinUği için. AUahım! Aşıkm gerçeğinin kemaU için. haldir. dostiuktur.MEMO ZÎN 441 AUahım! Gerçek aşkm âşıka verdiği yorguıUuk için. Canmı aldığm zaman. AUahım! Rakiplerin düşmanlığı için. Onun fUUeri baştan başa aykındır. AUahım! Memo ve o aşkı için. O nasıl peygamberUk hakkmda bUgi sahibiyse. AUahun! Zin'deki hasret için. AUahım! Kudret ve büjüklüğiin sevgisi için. Dostluktan maksadı da onun. AUahım! Mecnun'un kanlı gözyaşları için. belâdır. AUahım! Leylâ'nın gül renkU jüzü için. Onun her zaman söylejip durduğu. Fakat arayıp durduğu da. Allahun! Mahrum bırakma Ahmed'i. AUahım ! Bülbülün gözyaşlan için. Onun sözleri baştan başa güzaftır. AUahun! Sevgiülerin tatlılığı için. AUahım! Ruhu kapan yarin hicranmm derdi için. AUahım! GöniU dileğine ka'vuşmanm zevki için.

Onu da. AsImda ise size karşı yaptıkları habistir. îjilere bağışla. canım veren Memo gibi. .MEMO ZlN 44? Onun sözleri görünüşte sizce selistir. Bekir gibi.

Onlar yaratılış huylarını terk etmediler. Aşk ziraatmdan yeşerdi. Sonra Memo ve Zin'in mezarı üstünde. O hayırdan uzak olanm mezarmdan da (1) Ardıç kıyafetinde bir ağaç yeşerdi. Kolları birbirinin bojmuna dolandı. diğeri çam. Sahibi gibi o da dikenüydi. Ve yetişti iki tane serkeş fidan. YeşU uçlu. Her biri kendi yaratUışma göre yaratUdı. . lâtif ve göIgeUydi. Biri Jüksek selvi. O ağaç rahat durmaktan uzaktı. (1) Bekir'i kastediyor. Boylarmı birbiriyle birUkte yükselttiler. Havaya kalktı ikisi de sarhoş.Lvn HER OT KENDİ KÖKÜ ÜZERİNDE YEŞERİR Onlann dari dünyadan ahret sarayına Yürüjüp gitmelerinin sebebi şudur ki.

Bir o kadar daha böyle hizmet etsen. Yine kendini o sevgiUlere yetiştirdi. Soyca kötü huylu olan yaratıklar. Rahat durup geçinmek bilmiyordu o. Her zaman ona gülsuyu da serpsen. Ona yüz kerre bal suyu da versen. Yaramazlar gibi dolandı o. O sana karpuz olur mu hiç? O meyve vereceği zaman. sanmıyasm ki.MEMO ZÎN 447 Kalktı kendini iki ağaca yetiştirdi. Rakîbler gibi onlara sarUdı. Hasımhğmı aşikâr kUdı o. boğumlanna şeker de doldursan. Her gün damarlarmı yarsan. Hulâsa: O ağacm köklerine ve daUarma. O soy kendilerinden temizlenir mi hiç? Kırk yU Ebucehil Karpuzunu eksen. Güneş ışığıyla da onu beslesen. O . Acıdan başka bir meyve verecek. İki yarin kavuşmalarma engel oldu.

F. Ermiş kimseler de haberdar olurlardı. Toprak âleminden kaybolduğu zaman. Ondan kerameüer göründüğü zaman. O ihtiyar rüyada mı. Bana şöyle anlattı hikâyenin sonunu: Dedi ki: Âşık ve sevgi sahibi bir yaşlı vardı. Sözleri fecir gibi doğruydu. Gerçeği şöylece açıkladı: Dedi ki : «Ceımet bahçesine gittim. Onun gönlü Levhi Mahfuzun sırrından Her an haberdar olup haz alırdı.Lvm HİKÂYENİN SONU Günlerin devranmdan haberdar olan adam. Kendisi düşünceye daldığı zaman Ruhu 'Vücuduna gaUp geUrdi. Orada ikibin huri ve cennet çocuğu gördüm. : 29 . AUahm arşmda avlanırdı. Sırlar ona aşikâr olurdu. Gönül âleırUne gaUp geldiği zaman. Uhamla mı.

Bekir'e benzeyen taçlı ve sUâhlı bir adam. yoksa kapıcı mı?» Dedi ki: «Şeyh! Sen Mm olduğumu bihniyor musım? Ben kapıcı olan o Bekir'im. Bir hazeran değnek vardı eUnde. Fakat kim olduğunu bilnUyordum ben. Bir katı benimdir. Ben gerçi sözle onlarm rakibiydim. Ama bu mekânda onlarm ortağıyım. Dağlamalar ve dertierle onlara bojrun eğdirdim. Ben Memo ve Zin'in ortağıjnm. Gerçi AUahm lûtfu geniştir. Kapmm önünde karar kdıp durmuştu.MEMO ZÎN 451 Hepsi bir köşkte çalışıyorlardı. Fakat dünyada bunu öğrenmişsin. . Fakat Allah bu makamı ne için sana verdi?» Dedi ki: «Şeyh! Sen henüz arif olmamışsm. yedi katı da onlarm. Ben onları dünyadan geri çektim. Onun içindir ki burada eşikte oturuyorum. Dertler ve acUarla mübtelâ kUdım. Baştacı oldular sonunda. Fakat gözle onlarm dostuydum. Ben onlara o kadar siyaset verdim ki. Bu köşk ki gördüğün gibi sekiz katlıdır. Dedim ki ona: «Ey mertebeler sahibi! Acaba sen sahip misin. Fakat bu mülke hisse sahibijim.» Ben ona dedim ki: «Ey sonu iji olan! Bana durumu açıklayarak anlat. O köşk tamamen değerli ineUerden yapUmıştı. Gerçi nöbetçi biçimindejim. GöniU rahathğmı dünyada onlardan aldım. Ben burada eınrUyet için eUmde değnek duruyorum.

cehenneme gitmedi. Bazı işler vardır ki görünüşte kötüdür. Sen birirU boşamadıkça. Tacdin ki seni cinayetsiz olarak öldürdü. Fakat hikmeüerin işaretlerine perde çeken yaraticı.» Şeyh onun sözünü dinliyekaldı. O berU âlemin düzeni için öldürdü. Tâ ki başunı da o yolda feda ettim: Bu iki cihan birbirüUn kumaşıdır.MEMO ZÎN 453 Şunun için onlarm zararma konuştum. Cennete gitti o da. Ben onlara okumayı bıraktırdım Onları yerlerden göklere yükselttim. Âlemdeki kamunun rahatı için öldürdü. Biri cefa kıhğma girmiş adalettir. Ben onlara bütün bir cennet verdim. AsImda o kötülük rahatlık oldu. Bazı fUUer vardır ki görünüşte doğrudur. Gerçi görünüşte kötiUük yaptı o. Bu taksim hazinesirU sırsız bırakmadı. Allah onun hakkmda ne yaptı?» Dedi ki: «AUah onu affetti. müfsitliğim herkesi usandırmıştı. Dedi ki: «Ey sonu hayırlı olan günahkâr. Bağışladı ve ona cenneti yazdı. Yaratıcı onun kötülüğünü ve günahlarını. Alem benim kötülüğümün elinden Usanmıştı. Bu iki kuma birbirine çok karşıdırlar. Öbüründe hiçbir tat bulamazsm. Biri de vefa kisvesine girmiş hışımdır. Onlar da bana bağdan bir çubuk verdiler. .

ne de düşmanı. Onlar candan vefa gösterecekler. Fiillerinin hepsi haksızlık olanlar. kimi de mahrum. KinU mahremdir.MEMO ZÎN 455 Sıradan insanlara bunu dağıtmadı. Bu himmet âşıklara mahsustur. Bekir gibi suçlu olan insanlar. Ya da ijice iji adamlarm düşmanı ol. taş yürekü olanlar. Onlara uymak uygun ve yerinde olur. savaşçı. serU kirletirler. Sen onlara ne kadar cefa göstersen. Düşmanları olsan seni yaralarlar. Onlar ijiUkten başka birşey bilmezler. İlâhî rahmete mazhar olduk. Sakm kötü adamlarm dostu olma. O sırrı bize bildirmedi o. Köpeklerin ne dostu ol. Bu mertebe doğrularm yoludur. Ya da ceberrut Tacdin gibi. Çok günah işlemekle mahrum kalmadık. Onlann takviyesi destek olur.» Ey dost! candan iyi adanUann dostu ol. Âşıklarm ijiUğinden affediUrler. Öldürücü. Onlar ijidirler ve ijiüği biUrler. Mahsus onu dostlara ve tanıdıklara verdi. . Yüzlerce şükür ki Tacdin ve kötü olan ben Sadece Memo ve Zin'Ie ilgiü olduğumuzdan. OrUarm dostu olsan. Onlarm himmetiyle günahları örtiüür.

îz'an et zarif bir nüktedir. Gerçekten yalnız onu hak bilir.MEMO ZÎN 457 Bu işaret ince bir gerçektir. Düşmanlar aşktan pay aldıktan sonra. Hoca! Meseleji iz'arUa incele. Ve hakkı anyan bir taUb olursa. . Mühendis ! Alanı iyice tahmin et. Ondan başka kimseji hak bUmez. Dostiarm üstünlüğü ne kadardır acep? Özelükle dost seviUrse. Dostiar mı değer kazanmıyacaklar? Rakîblerin ilgileri böyle olımca.

O tuzlu şarap ona tatil gelince. o ney'in sesidir. keyif ile memurdur. O (1) Derice Farsçamn. Derice ve Tazice. Perdesizdir. Arapça. O mesttir. fakat makamsız değildir. örf ile mazurdur. . O kadar içti kî o uyanık olmayan. şarap içer ve sarhoştur. Mahmurdur. Bazı bahaneler. Onun söyledikleriıUn hepsi aşktır. Eğer dinUyorsanız. Bunun içindir ki şarap satıcısıdır ve müşevv^tir. Sözlerinden haberi kalmadı onun. bazı bühtaıUar. (1) Terkibedip şakayla ve oynayarak Bazı Botan efsaneleriıU. Divanedir o. ney ne helâldir. Tazice de Arapçamn bir lehçesidir.LK GERÇEK AŞK Ey misalleri ve aldatmacalan dinUyen! Ey kıyas ve te'-viün müctehidi! Hânî aşk şarabıyla delirince. Kürtçe. ne de haram.

O. Süsledi çocuklar gibi. Meğer ki zevkten habersiz ola.MEMO ZÎN 461 Botîce. Kalp olan. Aşk kemalini ispat etmektir. bir kısmı da nüsâl. Bir kısmı haramdır. Ey en yakm yolun yolcusu! Güzel bir cevherdir. eşi olmayan bir yansuna ajmasıdır. Bunlarm bir kısmı hikâyedir. (1) Bunlar Kürtçenin şiveleridir. Onun kadrini bil. Her misâl de. Güneş gibi ışık sahibidir. Her kim ki birşey irade ederse. Mehmedîce ve SUîvîce. kimya dnsindendir. Katır boncuklarını. (1) Bazı hakîkler. Fakat onun bu sözlerden maksadı. Bunca dolaşıp durmaktan maksadı. zevâü olmayan bir sır hazinesidir. O. Gerçek aşktan gafil ohna. Aşktan esersiz olan hiç kimse yoktur. Tannyı gösteren aynadır. Aşk cemaUni izhar etmektir. Aşk. boncuk ve incileri. Aşk ya onun muradıdır. bir kısmı da helâl. Bu cevherdir ki onları parlatır. eğer biUrsen öğüttür. Bakır ve cilâsız olan tabiatiar. Çarşı ve pazarlara getirdi. Bir kısmı parlak. Bu cüâdır ki onlan cilalar. onun değeri ağırdır. ya da kalay olan kalbler. bir kısmı da siyah. . Her kıssa hisseden pay alır. bir kısun da altm ve gümüş. ya da onu iradeye sevkeder.

MEMO ZÎN 4fl3 Herkes kendi himmeti ölçüsünde. Onlar cahil. Bu iki toplulup da zararlı çıkar. Ya da zahit. Kimisi dünya yaşayışıyla onu harcar. Mahrum kalır görmek zevkinden. sofu ve din bilgiıUeridirler. Olgun değil. İradesini sarf edecektir. Mürşitsiz. öncüsüz ve kUavuzsuzdurlar. tanımazlar. Pâralairmı güzelliğe verirler boşuna. Çaresiz aşkı satarlar onlar. ahmak ve akUsızdırlar. . kara cahil ve sefildirler. Fakat sıradan insanlarm çoğunluğu bilgisizdir. Kimisi de onmUa ahret sarajrmı satmalır. Kendi nefislerirU bilmez.

ne yazık ki ölümlüdür bu. Bu bölümde insan hayatı tasvir ediliyor. Bunlardan doğan tabiatlar da ısı. nem (Yaşbk).LX BU RÜYA MIDIR. Hep birlikte güzel bir şekilde ortaklık yaparlar. yoksa rüya mıdır? Onun asılsız olduğunu yorumlama. sonra başka un¬ surlar da keşfedilmiştir. F. YaıU var olmayan bir varlıktır bu. : 30 (1) (2) . Ama hayatmm sonu da ölümdür. Bşlangıcı gerçi hayat rengindedir. Eskiden yalnız bunlar bilinirdi. Bu âlem hayal imdir. HAYAL MİDİR? (1) Sakî! Gel söyle bana ne renktir bu. (2) Bu tabiatlardan meydana geleıUer ve felekler. Hep birlikte çabucak birbirierinden ajrrUırlar. su. unsurlar ve onlardan doğan tabiatlar. Güzel yaratUışhdır. top¬ rak ve havadır. kuruluk ve soğuktur. Felekler. Unsurlardan maksat varlıkların kökü olan ateş. Onun hayal olduğunu tasvir etnie.

Olgunlaşmaz ve iyice pâk olmaz. hava yok olur. Dördü de bizim için yol göstericidir. Değirmen gibidir felekler. hennemdekilerin . O daneji özel olarak ekerse. (1) Yalnız değerU ve pâk tıynetU olanlar.MEMO ZÎN 467 Ölümsüzlük cevherinin ipuçlarıdır. Bir kısmı gizüdir. «Ölmez ve dirilmez» sözü gereğince. O değirmenin daneleri insanlardır. Su kurursa eğer. Yerüden tekrar yoğururlar onu. Ateş sönerse. Yani İJİ gidişU nefisler. Dökülen her dane parçalanır. O kadar macera çektiği halde. (1) «ölmez ve dirihnez>> sözü bir âyetin parçasıdır. Bir kısmı ağırdır. bir kısmı lâtif. Bölünür ve öğütiUür. Yok olma hastalığmm sermayeleridir. Çarklıdırlar. bir kısmı hafif. Devamlı dökülürler çuvalm ağzmdan. toprak toz olur. O daneler sırayla ve peş peşe. Onları çiftçi özel olarak kaldırır. jrumuşak un gibidirler. Ateşe müstahak olan o kalp kalıbı. devamlı dönerler. Yine pisUk mertebesine razıdırlar. orada cehalinden bahsedilir. Yer altmda saklı olan. ne diri. GenelUkle ne ölüdür. Gerçi bizim soylarımız ve köklerimizdir. Çürümedikçe helâk olmaz.

Hulâsa: O cefalardan sonra. O kadar onu döverler ve öğütürler ki. Kâh çekici kuvvet içerisini çeker. O kadar onu ten şehrinde dolaştmrlar ki. Hulâsa: Hayat şarabmm teri. Onu döverler erzak için. Sonra en joımuşağmı ayırırlar. İşe yaramıyan kısımlarmı döker.. Yumuşak olan kısımlarmı jükseltir. (1) Çak çak: Danelerin depodan değirmen taşımı} sağlayan tahta parçası. Bazan itici ku'vvet geUp onu jrutar. Devamlı ısmm aşçısı. Karışık şarabı damlatırlar.. Bazan hazmedici kuvvet onu hazmeder. Karmlar âlenUne kaahU olur.MEMO ZÎN 469» Olgunlaşıp salkım olduğu zaman. Birbirinden ajnran mümej^jiz boyacı. Ciğerin çömleği ve kalbin şişesi. Bu işçiler onu o kadar döverler ki. Bu haUerin zuhurundan sonra henüz. Kuvvetlerin tasarrufuna gelir sıra. Ağzm değirmeni ve diUn çakçak'ı (1) Ağzm sujoı ve dişlerin taşı.. Ta ki un gibi uf almcaya kadar. Onu 'vücuda ve organlara tevzi eder. Katı kısunlarmı da aşağı indirir.. Mide tandın onu pişirir. deliğine düşmesini . Nebat şerbeti gibi damlatUmca. Birbirinden ayırıp dağıtırlar. Yönler ve köşeler onımla mâmur olurlar. Kâh tutucu kuvvet onu ezer ve acıtır.

Mercanlar gibi dizildiği zaman. Karmda kaldığı sürece. Hayatm menşei. GizUUk tarlasından O taze bitki çıktiğı zaman.MEMO ZÎN 471 Kâh su deryasına dalar gider. Kâh terkib için dizilir. Sersemdir ve gıdası kandır. . Eğer fejizden ona yağmur serpilirse. Eğer padişahm ikramma lâjoksa. Vasıtasız olarak onu jrukan götürürler. O can nedir? nebatm özüdür. O bitki serkeş bir fidan olunca. Ucu yeşilIerUr yaprak ve mejrvelerle. GüzelUk ışığmm mazhan olur. Sularlar doğduktan sonra da. Yağmur feyizden imdada yetişmezse. Eğer AUahm huzuruna hak kazanmışsa. Kâh kan rengiyle renklenir. Onu yadigâr olsun diye alırlar. Can ışığmm yansıma aynası olur. O dane mejrvesiz bir ağaç olur. Tertib ve nizamla tasvir olur. Güzel mejrveyle sarhoş olunca. O mejrve kemale erince. işte o özdür. O bitkiji zaman zaman kanla.

Onu mertebe mertebe oraya d^^ğru götürürler. Büjük fıçmm içinde kaynajap kabarmadıkça. Fakat çok az bulunurlar. TecelUleri katlajonca.MEMO ZÎN 47S Gidince hemen sevgih olur. O meyve kemal şerbetini çer. Yiyeceklerin bakımmı görmesi gerekir. Kısacası: Büjükliiğün şevketinden. (1) Onun bakun görmesi gerekir. Orada kaynayıp kabarmca. Pişip olgunluğa kavuşunca. Büyüklük tepesinden düşmedikçe. Kâh AUahtan sakmmanm mehtabıyla yanmalı. Onu gerçek mâsere götürmezler. Bu ağaçlar çok dalh olurlar. Eğer öylece havanm önünde kaldıysa. Bu şekilde elden ele o yolda. . Onun orada adı meczup olur. Ta ki şarap için pirin eUyle. Kâh din güneşiyle pişmeli. O yolun yolcusu olamaz. O cefa ma'serine gidecektir. (1) Mâ'seri üzümün sıkıhp şırasının çıkanldığı yerdir. Fidanın üstünden dökülünce. Eğer acı ya da ekşiyse olgunlaşmamıştır. Büjük fıçmm içinden çıkmca. Zillet toprağına kavuşmadıkça. Hulâsa: GüzelUk hararetinden. O şerbet eğer tathysa çiğdir. Yani sıfatlarm çokluğundan. O güzel lokma şerbet olm.

Sürahinin ve kadehin rengindendîr. Araz gibi etkili olunca.MEMO ZÎN 475 Cevher tamamiyle yok olunca. . O Hakla ölümsüzlüğü göremez. Sevinç vefasmm maşrapası olmadan. O pota gerçi dardır ama. O tecellilerin harareti. Yeniden potaya bırakırlar onu. Fakat bu ka-vuşmak birleşip katUmak suretiyle değil. Kendi kendine bir varlık tanıdığı müddetçe. O ilâhî şarabhaneye gidemez. O yakıcUar ve o takviye ediciler. Kırmızı ya da al olduğu sürece. O tozdan indirirler onu O buhardan yükseltirler onu Yükseltildikten sonra süzülünce. Mutlak olarak yok olmadUîça. Henüz belli makama gitmemiştir. Allahtan ona bir görünüş yoktur. Gönlü açan sahra gibi geniştir. AyrUmak ve tek basma kalmak suretiyle de dep. Ölümsüzlük onun için kavuşmaktır. O zaman tecrid makamına gidecektir. Yok olmak onun için ölümsüzlüktür. arazdan tecridedilince. Cevher. Henüz ağzı mühürlü nefis şarap olmamıştır.

MEMO ZÎN

477

Bu şekilde muradma kavuşur. Ancak o zaman kavuşan mürit olabiUr. Bir defada perdeleri ve ağlan çeksen? AUahım! Ne olur biz körlerin önünden. Biz âcizlere görmeyi nasib etsen. Perdesiz, örtüsüz ve engelsiz olarak? Görerek inanma deryası dalgalansa da. Bizler de bir zaman sejrretsek? Bu sanUar, şüpheler, bilgiler ve takUtler, Ajmen tevhit ile değişseler? Nedenler, araçlar hiç kalmasalar. Bir defa nedensiz olarak seni görsek? Bizim, varlığı zorunlu olan Allaha inancımız vardır, Varhğımızm zorunlu olmayışı arada perde olmuştur. AUahım! Yine bizi kendimizden kurtar. Kendin için bizi kendimizi tanır hale getir. Bu yürüjüş, bu yolculuk ve merhaleleri aşmak. Candan yönelen müride mahsustur. Bizim için nerde mümkün olur. Eğer yaratıcı ezelden takdir etmemişse? Çünkü kötülük ve bu yola yönelmek, îji işlerle ve yaramazlıkla olmaz. Âbidler bir riya ile helâk olurlar. Günahkârlar bir dua ile pâk olurlar. Âlem ki bir hayalî gölge gibidir, Yaratıcmm kendisi yol gösterir ve sapıtır. Odur hayal manzarasma getiren. Odur sapıklık perdesine bürüyen.

MEMO ZÎN

479

Fakat bize iradei cüziye vermiştir. Pis ve hilekâr nefsimiz, Onu da elimizden kaçırmıştır, Biz kalmışız, AUahm lûtfunun imdadı kalmış. Yalnız en iyisi biz sıradan insaıUar için. Sadece şu yeter biz günahkârlar için: Baştan AUahı hakkıyla tanıyalım. Ne kadar kusurlu, kemkişi ve noksanlı da olsak, Sonra gönülden ondan korkahm, DirUmizi büginlerden soralım. Onlar nasU derlerse öyle yapalım, Tâ ki dünya jüzünden yok oluncaya dek, Sırtımızı AUahm lûtfuna dajnyalım, Belki bizi ateşten affeder.

LXI

SONSÖZ VE KALEMLE KONUŞMA

Ey asImda yaya olan aüı!
Ey beyaz sajrf alarm âşıkı! Ey değersiz ve başı eğik şair! Ey büjücü ve gülünç sihirbaz! Ey sapıklık vadisinde başıboş gezen. Ey büjüklük iddiasmm aldatUmişı! Ey ucu yontulmuş pis renkU kalem! Güzel kumaş gibi güzel renkli kâğıdı. Şakak ve benler adma karaladığın yeter, «B» ve «D»lerle kötü adlı yaptığm yeter. (1) Yazı «Gubar» ve ufak olduğu sürece, (2) Yazı güzelUkten uzak değildir.

(1) (2)

«B>^>.

ve «D>^ «Bed» demektir, yani pis. Gubar Arap yazısının bir çeşididir.
31

MEMO ZÎN

483

Fakat Öğretim yazısı gibi çoğalmca. Ya da «Sülüs» ve «Nesih» gibi iri olunca, (1) O güzelUk saj^asmı ortadan kaldırır. Berrak olmaz, aydm olmaz ve kemale ermez. Sade dilberin şakaklarmm. Kolye gibi olmaması gerekir. (2) Yüz mehtabı üzerinde şakaklar güzeldir. Yüz üzerinde yular gibi ohnamak şartiyle. Ey kalem, sen de hayU uzattm. Bu kâğıdı çok karaladın, yeter artık. Sözler inci gibi de olsa. Çok olunca değersiz kalır. Mücevherlerin değerli olduğunu görmüyor musun? Çünkü azdırlar ve nadirdirler. Şaşırtmaca, yanlış, hata ve unutkanlıkları, ÎJİ karşUanmıyan günahlarm tamamını. Hiç düşünmeden yazdm sen, Bu yaptıklarına kim tahammül eder? Bunları senden tasvibeden kimse yoktur. Sana bunun için aferin diyen kimse yoktur. Ey arsız, kötü ve edepsiz! Küstah, kötü işü ve de haksız! Senin ucunu ne kadar yonttumsa ben, O kadar yanlış yazılar yazdm sen. Ne kadar ucunu tıraş ettimse ben, O kadar günah kazanmaya çalıştm sen. Haddini aştın sen de Hânî gibi. Nakışçılık yaptın sen de Manî gibi. (3)

U) Sülüs ve Nesih Arap. yazısının birer çeşididir.
(2) Burada ve bundan sonraki iki mısrada sayfa yar yüzüne benzetilmiş. (3)

Manî: ünlü Çin ressamı.

MEMO ZÎN

485

OjTmlar ve oyalamalarla meşgul olduğun yeter. Hatalardan ve şaşırtmalardan tövbe et. Bir defa tövbe yolunun üzerine gel. Henüz sana sıra gelmemişken.

Hüner sahibi olan o kahraman jiğit. Önce öfkelenme kemerini bağladı. Parmak uçlarmm düldülüne bindi, Derhal karşımıza dikildi. Dilinden çekti bir Zülfikâr, Benimle atıIUarm şahı gibi bir hasun oldu. Kızdı, kahırlandı bu sitemlerden. Dili şu cevaplarla döndü: Dedi ki: «Ahmet! Eğer habis değil isen. Sen ne söylediysen onu yazdım ben. Senin sözlerin ister iyi ister kötü olsun. Senin fiillerin ister yanlış ister doğru olsun. Ey işi kötülük olan ! İyi biUyorsun ki. Sensin onları söyliyen, yapan ve onlarm sahibi. Ben bir ney'dim ve ney alemindeydim, (1) Şaraptım, ama içenlerin eUnde değildim. Sen beni sazlıktan götürdüğün zaman, J^e sözüm vardı benim, ne de feryadım. Uzaklaştırdm beni arkadaşlarm yanından, Terkettirdin bana ülkemi ve ailemi.

(1)

Eskiden kamış kalemler kullanıldığı için böyle yazmıştır.

MEMO ZÎN

487

BerUm boğumlarımı ve parçalarımı baştan aşağıya,

Önce «01» emriyle deük deşik ettin sen. Sonra beni aşk tabağma koj^mca sen. Kalbimi aşk ateşiyle deUnce sen. Ve sen vücuduma ruh üfürdüğün zaman. Benim gönlümden geldi bu «Ah» ve figanlar. Senin üfürüğün benim kalbimi ve ciğerimi yaktı. Sen ne üflediysen ben onu söyledim. Ben dilsizim, konuşmasız ve uyuşuğum, Nefissiz ve nefessizim, kamış kısmmdanun. Saz meclisini sen bana sevdirdin. Günah defterini sen bana karalattm. Gerçi görünüşte varım ben. Ama sazcı sensin, ney gibijim ben. Acaba ney kendiliğinden birşey söyler mi? Hiç kalem kendiliğinden bir damla döker mi? Kaleme kara işler yaptıran kâtiptir. Sazcıdır ki ney, elinden feryad eder. Ney, kalem, kitap ve nişan. Ok, hedef, yay ve atıcUık, Kaderde emir altma girmişler. Henüz günah adı bile yazUmadan önce.»

AUahım! Biliyorsun ki zavaUı Hânî de. Kalem gibi tutsaktır. Gerçekten onun kalbi senin eUndedir, Mutlak olarak onun eü, kendi eUnde değildir.

Kendisi için en ijisini ne biür o? Senin rızan her nasılsa. onu da tamamen sana bıraktı. (1) (2) (3) Yazı yazmaktan Doğduğu zaman. demek istiyor. Memurlar her zaman olurlar mazur.MEMO ZÎN 489 Sen onun başmı yonttuğun zaman. . Bu kita¬ bın yazılması da 1695 yılında tamamlanmıştır. Hayli sayfalar karartmıştır o. (4) Buna göre 14 yaşındayken yazı hayatına atılmış. Milâdî tarihe göre yılında doğmuş-- tur. Baştan ayağa kadar hep seıUn elindeydi. 1651 Bu Hicrî tarihtir. o emirle memurdur. (3) Bu yıl kırk dört yaşına girdi. Çünkü yokluktan koptuğu zaman. (2) Tarih bin altmış bir idi. Kendi menfaatini ve zararmı bilmez o. (1) Maksadı. Vallahi aktan ve siyahtan. Ona yazı yazmayı öğreten yazı serUn yazmdır. Otuz yUdu" ki yanlış yazUar yazmaktadır o. (4) O. gayesi sensin AUahım! Fakat kötülük mürekkebiyle. günahkârlarm öncüsü. Gerçi sen ona bir iradei cüziye vermişsen de. O. gerek ilmiyle ve gerek kalemiyle. O. Sen ne irade ettiysen. o da onu yazdı. O da ney gibidir. Amir sensin. o havayı çalar.

(1) (1) İlgi kesmekten maksat ölümdür. Sonunda da ona güzel bir ilgi kesmek ver.MEMO ZÎN 491 Günahlardan hayU mal toplamıştir. Sen önce nasU ona aşktan ufuk verdinse. . İJİ işlerden ise bir mangırı bile yoktur.

belûr (Cam. (Ceylân). 2 Adem Pexember Adem) Aiaq: Asû\van (Ufuklar) Alîtab: Roj (Güneş) Agah: Haydar (Haberdar) Aheste: Hedî (Yavaş) Ahû: 1 Xezal. biUûr) Abıd: Peresdar (Ahit) Abîdane: Peresdaranî (Abitçe) Abîdar: Bı av (Sulu) Ac: Dırane fîl (Fildişi) Acil: 1 Peşende (Gelecek zaman). hevş (Ağıl.FERHENG (Sözlük) A Ab: Av (Su) Aba: Bav û kaim (Atalar) Abegîne: Cam. Adera: 1 Mırov (însan). ahır) . zaman) 2 Nuha (Şimdiki (Hz. 2 Kemayî (Kusur) Axaz: Dest pe kırma karekî (Bir işin başlangıcı) Axıl: Axur.

2 Aşt (Barişik) Aşifte: Perîşan (Peri§an) Aşina: Naskirox (Taniyan) Aşîyan: Hêlîn (Yuva) Ateşgede: Peresgaha agirperestan (Ate§e tapanlarm tapmagi) Atil: Teral (Tenbel) Ayîn: 1 Risun (Resira).494 Axûş: Hembêz (Kucak) Al: Sor (Kirmizi) Alat: Ambiirm. raavi) Asîtan: Hev§ (Avlu) Asîyab: A§ (Degirmen) Astide: Hêsa (Rahat) Aş: 1 Aş (Degirman). haletin (Aletler) Alemefrûz: Rohnîkiroxê gerdiinê (Diinyaja aydmlatan) AK: BUmd (Yuce) Alîmul-xeyb: Zanayê bi tiştên nepenî (GizU §eyleri bilen) Aliide: Lewitî (Pishge biUaşan) Ain: Giştî (Umiimî) Amel: Xebat (Çalişma) Aram: Hêsayî (Rahathk) Arasîte: XemUandî (Suslenmi§) Anf: Naskir (Taniyan) Anz: 1 Peydabiija (Sonradan olan). (Gibi) 2 Aheng (Tören). azerden: Renc (Eziyet) . Sûleyman'm Veziri) Asî: Gunehkar (Giinahkar) Asîmanî: Ji rengê asîman. he§în (Gök rengi. 2 Dêm (Yanak) Ainzî: Nii çêbiiyî (Sonradan olan) Ari: Riit (Arinmi§) Asefê Berxîya: Wezîrê SUêman Pêxember (Hz. 3 Wek Ayîne: Neynik (Ajma) Azerde.

dağıtan) Bazî: Lîztın (Ojmamak) Bed: Pîs. 2 Deri (Kapı) Babeser: Bı dîtm. baç) Bade: Mey (Şarap) Baxeber: Haydar (Haberdar) Baıs: 1 Sebeb (Sebep) 2 Xızan (yoksul) Bakûre: Bzep (Bakir) Bal: Bask (Kanat) Bala: Bejn (Boy) Ban: Haf (Dam) Banû: Xatûn. gören) Baç: Baçere (Yol geçiş ücreti. dîtox (Gözlü.495 B Bab: 1 Bav (Baba). 2 Bar (Yük) Band: Sar (Soğuk) Bari: Xwede (Allah) Barigeh: 1 Eywan (Salon). belavkırox (Veren. anlâksız) Behaîm: Dev^ann (Davarlar) . be yom (Uğursuz) Bedevvî: Gundî (Köylü) Bedxwah: Xer nexvvaz (Bedhah. zışt (Çirkin) Bedayî': Tışten xweşık (Güzel şeyler) Bedexter: Bedsıter. (Hatun) Bar: 1 Fîkî (Meyve). 2 Felek (Felek) Basır: Dîtox (Gören) Bayi': Fırotox (Satıcı) Baal: Dayox. kötü niyetU) Bedîhî: Eşkera (Aşikâr) Bedr: Hîva tıjî (Dolunay) Bedrûd: Rûzışt (Çirkin yüzlü) Bedsekal: Nîyetxırab (Kötü lUyeÜi) Bedsmşt: X'wîxırab (Kötü huylu.

Berxîz: Ra be (Kalk) Berî: Bê par (Yoksun) Berk: Pehk (Yaprakcik) Berq: Biriisk (Şiraşek) Berqe': Perde (Perde) Berr: BeJ (Kara parçasi. 2 Bergeh (Yön). ked di barînm.496 Behre: Par (Pay) Behremend: Xwedî par (Pay sahibi) Behrewer: Xwedî par (Pay sahibi) Bekke: Bajarê Mekkê (Mekke §ehri) Belorî: Tiştê ji belor (Billiirdan olan şey) Beliiqîya: Cihiidekî hUekarbûye (Bir hilekar Yahudiymiş) Belwa: Bela. sînor (Iki deniz arasmdaki ince kara parçasi. iiriin yagdmrlar) . ber Ji wan di bare (Yiik altmdalar. ya da iiriin verirler. kul) Ber: 1 Kevir (Taş). deneme) Bena goş: Penka goh (Kulak memesi) Bend û baz: Hunermendî (Meharet) Bexşende: Efiikar (Bagi§layici) Benat: Keçm (Kizlar) Bende: Kole (Kul) Bendi: Girtî (Tutuklu) Beng: Gîyakîye mirov pê serxwe§ di be (Sarhoş edici bir ot) Benî: Xulara. yan Jî xêr ii bêr di dm. 3 Fîkî (Meyve) Ber bû me: Ber bi me hat (Bize dogru geldi) Bercîs: Sitêra Mişterî (Jubiter yUdizi) Ber di bann: Di bm bardane. smir) Besatîn: Bostanm (Bostanlar) Beser: Dîtm (Görmek) . qiil (Hizmetçi. deniz kar§Uigi) Berzex: Bejê ziravê navbera du behran. tecribe (Bela.

3 Mal Beyte Meqsûd: Mala X'wede ku xelk qesda çûjnna we di ke (Halkın gitmek istediği AUahm evi) Beytıl-eqsa: Mızgefta bajare Qudıs'e (Kudüs'teki Cami) Beyyînat: Nişanen eşkera (Açık alâmetler) Bezi: Camerî (Cömertlik) Bezlego: Qeşmer (Komik) Bezm: Cıvata henge (Eğlence mecUsi) Be dad: Be çare (Çaresiz) Bex: Kok û nejad (Kök ve soy) Bejen: Bejmg (Kalbur) Be kene: Be kerm (Beceriksizdirler) Be newa: Be hez (Güçsüz) Berîte: Te'vvırekî govende. (Ev) 2 Şe'r (Şiir). bel¬ ki kalkandır) Bmyad: 1 Hîm (Temel). Bırehne: Tazî (Çıplak) Bırhan: DelU (Kanıt) Bıtûnan: Zıkan (Karmlar) Bı vverîne: Wer ke (Serp) F. belkî mertal be (Bir silâh. 2 Avayî (Yapı). jera di bejm «Govenda feqîyan» (Bir halay çeşididir. «Fakiler halayı» denir) Be zar: Neçar (Çaresiz) Bı bazîn: Bı lîzînm (Oynatalım) Bıjarm: Pek anîn (İfa etti) Bı kalıt: Bı nale (İnlesin) Bı kene: Bı kerîn (BecerikUdirler) Bdh: Ehmeqî (Ahmaklık) Bmper: Tewırekî çekbûye. : .497 Best: Gire da (Bağladı) Beşaret: Mızgîn (Müjde) Betî': Hedîmeş (Ağır jürüyüşlü) Bey": Fırotın (Satış) Beyda: Dest (Ova) Beyt: 1 Mala Xwede (Kâbe).32 .

hepsi) Bîmar: Nexwe§ (Hasta) Bina: Bi dîtm. heraî (Tamaraen. bi mana turê bm çena xezalan yê tijî misk Jî tê (Karm.biiye (Bir Yunan bilgini) Bulhewes: Evîndarê ne Ji dil (Candan sevmeyen aşik) Bii. têkUhev (Karişik) Bûte: Şii§e (Şişe) C Ca: CUi (Yer) Cam: Qedeha meyê (Içki kadehi) Camediride: CUdirandî (Yirtik elbiseh) Cametebdîl: CUguhartî (Degişik kiyafetli) Camid: Hebûyê bê gan (Ruhsuz varlik) Can: 1 Gan (Ruh) 2 Laş (Viicut). ceylanlarm çeneleri altmdaki misk kesesine de denir) Buhran: Bê heşî (Kiriz) Buxar: Helraa kelê (Kaynama buhan) Buqrat: Zanakî Yunanî. bi bênahî (Gören) Binende: Kesê ku diir di bîne (Uzagi gören) Bisat: Ti§tê raxistmê (Yaygi) Bişe: Dara raêşe (Me§e agaci) Bîz: Zik.493 Bidarî: He§yarî (Uyamklik) Bîli: Bîyok (Ajrva) Bîkr: Keçîtî (Kizlik. Bo: Bêhn (Koku) Biise: Maç (Öpuciik) Biiş: Tevihev. . bekaret) Bilad: Welat (Ûlke) Bîlcimle: Heraî (Hepsi) Bil Heq: Bi Xwedê. wxedayî (AUah hakki için. ilahî) Bilkul: Bi tevayî.

499

Cana, canan: yar (sevgiU) Canfeza: Jînbexş, bexşendeye kefxweşîye (Hayat, sa-iinç
bahşeden)

Oamb: Alî (Taraf, yön) Cawîdaııî: Tımmî (Ebedî) Cazibe: Heza kâşane (Çekici güç) Cebbar: 1 Xurt (Güçlü). 2 Zordest (Zorba) Cebhet: Enî (Alm) Cebîn: Herdu alîyen enîye (Alnın iki yanı) Ced'an: Gırâken por (Saç büklümleri) Oedel: Mmaqeşe, pevçûn (Münakaşa) Cedîy: Bırca Karıke jı 12 bu-cen roje (Oğlak Burcu) Oegerriş: Cegerkul (Gönlü yaralı) Cela: Rohnî (IşUc) Celadet: M§rxasî, egîtî (Kahramanlık, yiğitlik) -Celal: Mezmatî (Büyüklük) Oelew: Hefsar (Yular) Celîs: Hevale rûnıştme (Oturma arkadaşı) Oema: Cıvîn (Toplanma) Oemad, Cemadat: Hebûyen be gan (Ruhsuz varlıklar) Oemaze: Deve (Deve) emî': Hemî (Hep) Cendl: Baş, meqbûl (İyi, makbul) Cemmaş: Nukubcûz (Yamuk gagalı) Cenah: Bask (Kanat) Cenan: DU (Kalp) Cera: Herıkandî (Akar, akıcı) Cerdan: Talankerm (yağmacUar) Ceres: ZengU (Çmgırak) Cerh: Bırîn (Yara) Cewahır: Pıranîya «Cewher»e, hebûye ku bı sere xwe di kare hebûna xwe nîşan bı de, wek kevır. («Cevher»tn çoğuludur, kendi basma varhğmı gösterebilen varlık, taş gibi)

500

Cewcem: Em rastê mana vê kelîmê ne hatin (Bu kelimenin anlamma rastlamadik). Cewr: Sîtem (Zuliim, haksizhk ) Cewşen: Zirx (Zirh) Ccz'e: Girîna li ser rairî, dirandma cUan ii kişandma por Jibo mirma wî (Öliinun iizerinde aglamak, elbiseleri yirtraak, saçlari yolmak)

Cift: Cot (Çift) Cilfû: Leyî, naser (Sel) Ciliis: Riini§tin (Oturraak) Cmdi: 1 Sipah (Asker). 2 Xortê rmd (Giizel delikanli) Cmiid: Sipahan (Askerler) Cmûn: 1 Dînîtî (Dehhk). 2 Dîn (DeU) Cir'e: Qurt (Yudum) Cirm: Guneh (Şuç) CibîIIet: Nejad û kok (Soy) Cihannuma: Nîşandayoxê dinê (Diinyayi gösteren) Cîhanpenali: Kesê ku dmya pişta xwe pê girê di de (Diinyanm giivendigi kimse) Cîhat: Piranîya «Cîhet»e yanî Rohelat, Roava, Bakur û Ba§ur («Cihet»in çogulu, yani Dogu, Bati, Kuzey ve Giiney
Cîlwa: Rohnî (Aydinlik) Coş: Keldaym (Kaynamak, coşraak)

Cunbeş: Pêldaym, hejîn (Dalgalanmak ( sallanraak) Cuz': Perçe (Parça) Cûbar, Cûyebar: Newal (Dere) Cûdî: Çîyayê ku geraîya Niih h serê rawestîye (Nuh'un geraisinin durdugu dag)

501

ç
Çaha zîqenc: Çalıka navbera leve jerîn û çene (Alt du¬ dakla çene arasmdaki çukur) Çak: Dırandî (YırtUı) Çalak: Bı sıvıkî, bı lez (Çabucak) Çapıkherekat: Kese ku bı lez tev di gere (Çe'vik davranan) Çarane: Tewırekî cUe cengebûye (Bir savaş elbisesiydi) Çareebrû: Bırûreş (Karakaşh) Çaraperdaz: Dîtoxe çare û havUe (Çare bulan) Ça^mîgî^, çeşnîgîr: Çekıroxe kefx'weşîye û henge (Eğlen¬ ce düzenUyen) Çavvûş: Peşleşger (öncü askerler) Çeng: 1 Enîşk (Dirsek). 2 Nîve Kulme (Avucun ya¬
rısı). 3
Tevv^ırekî saz (Bir saz).

Çengî: Sazvane saza çeng (Çeng sazmın çalgıcısı) Çerxe: Bı çenxe, bı bûre (Seğirt, geç) Çest û çalak: Bı lez û çelengî (Çevikçe, çabucak) Ç«şm: Çav (Göz) Ç«şn: Heng (Eğlence) Çdlexane: Cîye ku peresdar teda peresti di km (AbiÜerin
ibadet ettikleri yer)

Çırb: Xureken rûnî (Yağh yemekler) Çıvîyayi: Xuz (Yamuk) Çîhar erkan: Her çar goşe, yani Rohelata bakurî, Roavaya bakurî, Rohelata başurî, Roavaya başurî (Dört yön, yani Kuzeydoğu, Kuzeybatı, Güneydoğu, Güneybatı) Çîhanm: E çaran (Dördüncü) Çîn: Xûz (Yamuk) Çîn çîn: Xelek xelek (Halka halka) Çu: tu (Hiç)

502

D

Nav ii deng (Şöhret). Dafîe: Hêza tehradaymê (îtici guç) Da henstî: Bi hevdiira da ket (Birlikte dii§tu) Dair: Gêrbiiyî (Yuvarlanan) Daîrebend: Qora govendê ya gUor (Halka gibi halay safi) Daiye: Semed (Sebep) Dalalê nutleq: Avarêtîya yekcarî (Mutlak sapiklik) Dam: 1 DavUc (Fak). 2 Heywanên kedî (Evcil hayvanlar) Damad: 1 Zava (Damat). 2 Daman: Daw (Etek)
DUan (Dugiin)

Da': Jan (Hastahk) Dad: 1 Edalet (Adalet). 2

Dane:

1

Tene (Tane). 2

Tamikê nava davikê (Fakm

içindeki yem) Damş: Şêwr (Danişma)

Darii: Derman (Ilaç)
Dasitan: Çîroka kevne (Destan) Da'wet: 1 Dua (Dua). 2 DUan (Diigun). Dawer: Xwedê (Allah) Dawidî: Kesên h ser dînê Dawid Pêxember (Hz. Davud'un
dinine mensup olanlar Dayîn: Daye (Dadi) Debiq: Dermanekî rengkesk (Yeşil renkli bir koku) Debîr: Nivîsvan (Yazici, .sekreter)

Debr: Idarekirm (Yönetmek) Ded: Hejrwanên kiivî (Vah§î hajrvanlar) Def': Vegerandm, qewirandm (savmak ) Defain: Piranîya (Defîne»ye («Define»nin çoguludur) Dehan: Dev (Agiz)

503

Dehqan: 1 Axa (Ağa). 2 Baxvan, cotkar (Bahçıvan, çiftçi) Dexel: Ne safî (Kalp, safi olmayan) Delawer: Merxas (Yiğit) DeUal: Bangkırox (Çağırıcı) Delle: Tol (Fahişe) Del'vv: Bmca SatUe jı 12 bırcen roje (Güneşin Kova Burcu) Dem: 1 Zeman (Zaman). 2 X'wîn (Kan) Dem': Hıstır (Gözyaşı) Dembeste: Kese ku bı zehmet helma xvve di de û di sıtîne (Zor soluyan kimse) Demgeş: Kese bı hesan helma xwe di de û di sıtîne (Kolay soluyan kimse) Demsaz: Heval Arkadaş) Derb: 1 Lexıstm (Dövmek). 2 Çapkırma du-avan (Para basmak) Dere: Daxılkırın (Dahil etmek) Derdenak: Bı derd (DertU) Derxur: Xurek (Yiyecek) Derice: Deriye bıçûk (Küçük kapı) Dermende: Nexweş (Hasta) Dermeyan: Di navda (İçinde) Derr: Zırar, dıj (Zarar, karşıt) Derre: He-vvî (Kuma) Derrende: Heywane çırînok (Yui^ıcı hayvan) Dervvaze: Derî (Kapı) Dew': Tîrej, ronahî (İşm, ışık)
Devva: Derman (îlâç)

Dewab: Heywanm (Hajrvanlar) Dewende: Beza (Çok koşan) Dewhe: Dara mezm (Büjük ağaç) De\vre hal: Wergerîn û guhartma hal (HaUn dönüşmesi) De\vwar: Gerbûyî (Yuvarlanan) Deyyar: Mırov, kes (însan, şahıs)

504

Dêrê ezreq: Dêra heşîn, asîman (Mavi kiUse, gök) Dêrin: Kevn (eski) Di bestin: Girê di dan (Baglarlardi) Dilaram: Hêsayîya dil (Göniil rahathgi) Dildade: Evîndar, yar (Seven, sevgiU)
DUdar: Yar (SevgiU) Dildaş: Hevalê dU (GöniU arkada§i)

Dilefroz, Dilefriiz: Rohnîkiroxê dU (Gönlii aydmlatan) Dilfikar, DUefkar: Dil bi tirs (Ûrkek göniillu) Ddxwah: Daxwaza dil (GöniU dilegi) DUkuşa: Vekiroxê dU (Göniil açiei) Dilnewaz: Geşkiroxê dil (Gönlii canlandiran, şenlendireni Di nmna: Di xuya (Göriiniirdii) Dirc: Qalika mirarîyan (înci kabugu) Dîfoa: Hevrî§un (îpek) Dîdar: Xuyajrî, rii (Göriiniiş, jdiz) Dîde: Çav (Göz) Dîdeheyran: Ê ku mirov li çavên wî heyran di mîne (Göziine hayran olunan) Dîgergiin: Bi tewirekî dm (Bambaşka) Dîmax: Mejî (Bejdn) Dimai: Xwînî (Kanli) Dîmen: Erdê bejî (Susuz toprak) Dînar: Diravê zêrîn (Altm para) Dîrayet: Bîrbmn (Diişiince) D'îsa: Di îsa, di bmsî Parlardi) Diwan: 1 Civata mezinan (Biijaiklerin raeclisi). 2 Pirtiika §ê'ran (Şiir kitabi) Dîyar: Jor (Yukari, zirve) Dîyarî: 1 Xuyayî (Göziiken). 2 Hedîye (Armagan). Dîzdar: Dergevanê girtîxanê, yan kelê (Hapishane ya da kale kapicisi) Doxîteçeşm: Çavkeç, ê ku çavêd wî wek ên keçanm (Kiz gözlii, gözleri kizlarm göziine benzeyan kimse)

gökler) Durd: Tılp (Tortu) Durdan. jüksek dere¬ celi kimseler) Ebes: Tewş (Faydasız) Ebîd: Koleyan (Köleler) Ebleh: Ehmeq (Ahmak) Ebr: Hewr. Durdane: Teneyen mırarîyan (İnci taneleri) Dnre nîsare: Mırarîyen ku h sere büke ten reşandm (Cîelinin basma dökülen inciler) Duta: Duqat (îki büklüm) Dûd: Dû (Duman) Dûdeman: Nejad (Soy) Dûrebîn: Kese dûrdîtox (Uzağı gören) Dûşîn: Şeva çûyî (Dün gece) Dûşîze: Keça bakire (Bakire kız) E Ealî: Kesen mezm.505 Dozex: Doj (Chennem) Dııxan: Dû (Duman) Ihucmeya Sıkender: Radara Eskendere Romî (Büjük İs¬ kender'in radarı) Duxter: Keç (Kız) Dur. Durr: Mırarî (încî) Durrâ Xeltan: Mırarîyen tevîhev. çeşitler) Ecûz: Pîrejm (Kocakarı) Ed bı km: Bı hesıbînm (Saymız) Edanî: Pıranîya «Edna»ye («Edna»nm çoğulu) . bılmd (Büyük kimseler. asîmanan (Karışık inci¬ ler. e-vvr (Bulut) Ebyat: Rezen şe'ran (ŞUrin beyitleri) Ecanıb: Kesen xerîb (YabancUar) Ecnas: Tewırm (Cinsler.

namusîu kiz ya da kadm) Eflak: Piranîya «Felek»e («Felek»in çogulu) Efriiz: Rohnî (Aydmlik) Efser: 1 Meliil. 5 Diravên ku dema xwestma biikê Ji raala bavê wêra tê dajan (Kiz istenirken bab^sigile verilen paralar. beranber (Denk. diişunce adamlari) Ehmer: Sor (Kirmizi) Ehya: Zmdîyan (Canlilar) Exder: Kesk (Ye§il) Exlat: Hebiiyên ku ji imsuran çê di bm (Ögelerden yaratUan varliklar) Exnam: Pezin (Koyunlar) Exter: Sitêr (YUdiz) Eqanb: Xizmin (Hisimlar) Eqd: 1 Marbirîn (Nikah kiymak). bîrbir (Bilginler. yan jma paqij. karşi karşiya) Edîm: Tunne (Yok olan) Edl: Dad (Adalet) Edn: Navê bihuştêkîye (Bir cennet adidir) Edna: Kesê nizimtir (En alçak kimse) Edû: Neyar (Diişman) Ef'al: Piranîya «Fî'I»e («Ful»in çogulu) Efîfe: Keç. 2 Kulah (Taç) Evişandibûn: Di destê xweda hîştibiin. a bi namiis (Temiz. xemgîn (Ûzgiin).506 Edawet: Neyarî (Diişmanlik) Edem: Tunneyî (Yokluk) Edîb: Bêjevan (Eldebiyatçi) Edîl: Hevta. başlik) Eqdam: Lmgm (Ayaklar) Eqrebut-teriqe: Rêya nêzîktir (En yakm yol) . 4 Bi benvekirma morîyan (Boncuklan iphge takmak). 3 Girêdan (Baglamak). pariztibûn (Esirgemişlerdi) Ehlê nezer: Kesên zana. 2 DUan (Diigiin).

yan nejmıkeda di xuye (Yansuna) E'la: BUmdtır (En yüksek) EIaîq: Ben û rehen ku mırov bı jîneve gire di dm (İnsanı hayata bağhyan bağlar) Elef: Pût (Hayvan yiyeceği) Elem: 1 Eş (Ağn). sözcükler) Elhal: Nuha (Şimdi) Elîlıîmem: Hîmmetbılmd (Yüksek himmetli) Eîîl: Nexweş (Hasta). Evm: Av.50T Eq'wam: Qe'wınan (Ka'vimler) Ekber: Mezıntır (En büyük) Ekrad: Pıranîya «Kurd»e («Kürd»ün çoğulu) Eks: Ronahîya tışte ku di ave. 2 Kar (îş) Emsîle: Wekokm (Örnekler) Enadıl: Te'mrekî bUbU (Bir çeşit bülbül) EnamU: SertUîkm «Parmak uçları) Enasır: Pıranîya «Unsur»e ku berâ di hatm gotm çann û jîn jı wan çe bûye. ax. 2 Al (Bayrak) Elettevvalî: Lı pey hevdû (Peş peşe) ELPaz: Gotmm (Sözler. eskiden dört oldukları ve hayatm . agur û hewa («Unsur»un çoğuludur. nermtır (En nazik. en yumuşak) Elwan: Rengm (Renkler) E'mal: Karın (İşler) Emced: Pır bı şan (Çok şanh) Emda: Qesden (Kasten) Emeldar: Karker (İşçi) Emîr: Mîr (Bey) Emr: 1 Ferman (Emir). Elîm: Pır zana (Çok biIgiU) Elîmeqam: RıtbebUınd (Yüksek rütbeU) Elqîsse: Kurta gotme (Sözün kısası) Eltaf: Qencîyan (îyiUkler) Eltef : Naziktir.

bi tirkî Jêra di bêjm (Ardiç) Erez: Çemê Erez (Aras Nehri).508 bunlardan meydana geldigi söylenirdi. ateş ve hava) Enbaz: Heval (Arkada§) Enbiya: Pêxembenn (Peygamberler) Encam: Dawî (Sonuç) Encim: Sitênn (YUdizlar) Encunen: Civat (Komite) EngÛLr: Tirî (Ûzum) Elnhar: Çemm (Nehirler) Enin: Nalîn (Inleme) Enis: Hogir (Munis) Enwa': Tewirm (Çe§itler) Enwar: Piranîya «Enver»e («Enver»in çogulu) Enwer: Pif rohnî (Çok i§ikh) Er: Eger (Eger) ErazU: Piranîya «RezU»e («ReziI»in çogulu) Erbab: Xwedîyan (Sahipler) Erbein: ÇU (Kirk) Er'er: Darelcîye. di vê yekêda mihtacê cewhere. Şunlardir: Su. bu hususta cevhere muhtaç olan. toprak. ber (En) Esabi': Tilîne (Parraaklar) Esaxir: Biçiikm (Kuçiikler) Esbab: Ti§tên lazim (GerekU §eyler) Esmar: Fîkîjon (Meyveler) . 2 Ti§tê ku ni kare bi serê xwe hebiina xwe nî§an bi de. wek reng (Kendi başma varhgmi göstereraiyen. renk gibi) 1 Erxewan: KuIUka hmarê (Nar çiçegi) Enstetalis: Zanayê Yunanî Arîsto (Yunanli bilgin Aristo) Erş: Text (Taht) Eriis: Biik (Gelm) Erz: 1 Nî§andan (Göstermek) 2 Fereja.

qencî (Vermek. iyiUk] Etfal: Zarûkm (Çocuklar) Etrab: Keçen hevsaled kuran (DelikanlUara yaşıt kızlar) Ewam: Xelk (Halk) E'vvan: Alîkarm (Yardımcılar) Ewbaş: Du xorten bı hevdûra (Beraber olan iki deUkanh) Ewc: Tewre jor (Zirve) Ewran: Hevvran (Bulutlar) Eyax: Em raste mana ve pirse ne hatm (Bu kelimenin mânasını bulamadık) E'yan: Kesen gıregır (llerigelenler) Eyan: 1 Dîtm (Görmek). tüsüz) ör¬ Eyn: Çav (Göz) Eyş: Jîna bı kefxweşî (Mutlu yaşamak) Eyyam: Rojm (Günler) Ezaım: Nıvıştm (Muskalar) Ezazıl: Şeyten (Şeji.an) Ezdad: Tışten dıje hevdû (Bir birine karşı. 2 Xuyayî (Görünen) Eyanî: 1 Eşkerayî (Açıkça) 2 Vata (Üstü açık. zıt şeyler) Ezfer: Kîske bm çena xezalan ku misk tedaye (Ceylânla¬ rm çeneleri altmdaki misk kesesi Ezhar: Kulîlkm (Çiçekler) Ezman: Zıman (Dil) Ezra: Keça bakire (Bakire kız) .509 Esnaf: Tewır tewır (Çeşit çeşit) Esr: Sedsal (YüzyU) Estar: Perdeyın (Perdeler) Eş'ar: Şe'rm (ŞUrler) Eşbah: C^mm (Cisimler) Eşk: Hıstır (Gözyaşı) Eta: Dayın.

Fıtret: Fıtûr: Ve: Paşda. Vekra: Bı hevdûra. Xwede (Fejiz yağdıran. safî (Temiz. safi) Fdûs: Manqırm (Mangırlar) Tırs.511 Fettan: Fesad. ışıklı) Tebîet (Tabiat) Sisti (GevşekUk) Fızûl: 1 Tewş (Faydasız). bı şewq (Aydm. bı fitne (Müfsit. bı şunda (Geriye) Vensand: Ve kır (Çözdü) Ve: 1 Ev (Şu). vekışîn (Korkmak. hep birUkte) Füheqîqe: Bı rastî. fitneci) Fewware: Pet (Alev) Feyroz. AUah) Fezaîi: Karen baş (İyi işler) Fezîhet: Eşkerakırma ne h gorî daxwaze (Arzuya aykırı olan açıklama) Fdk: Gemî (Gemi) Fılorî: Paqıj. çekinmek) Fırûz: Rohnî. yanî evîna ku te di keve nava dU (Bir yere giren bu nesne. alîkarîya vı^î bı kî (Ona yar¬ dım edersen. bı carekî (Hepsi. gîhane nevdû (ToplandUar). Feyrûz: Renge heşîn (Ma'vi renk) Feyyaz: Barandoxe feyze. yani gönlün içine giren aşk) . rastın (Gerçekten. gerçek) Fuad: DU (Kalp) Fıkr: Fıroz. dıgel hevdû (Beraberce) Vera bı gıri: Tu pera ra gırî. 2 Be ar (Arsız) Fîlcımle: Hemî. 2 Xwest (Diledi) Vek ketm: Kom bûn. onu desteklersen) Vîhalî: Vî tışte ku te di keve şûnekî.

dUenci) Genc. di pejavîn (Konu§urIardi) Goşwar: Guhar (Kiipe) Goyîa: Teyrekîye bi şev di qîre (Gece bagiran bir kuş) Guftar: Gotm. geçmek) Guzîde. civandî (Derlenmiş) Girdîgar: Xwedê (Allah) Go§: Goh (Kulak) Goyende: di bûn: Di gotin. derbazbiin (Dolaşmak. geçirdiler) Gêsii: Kezî (Saç örgusii) Gil: Harî (Çamur) Girdevvarî: Berhevkirî. zaraan) Gaze-gaz: Qîre-qîr (Bagiri§ma) Geda: Kole. parsek (Köle. 2 Gav. Guzîn: Bijare (Seçkin) Giin: Reng (Renk) .bl2 G Gah: 1 Carna (Bazi bazi). zeman (An. Gencîne: Xizne (Hazine) Geşt: Ger (Seyahat) Geştî: Gremî (Gtemi) Grewherî: Gewherfiroş (Cevher saticisi) Gêrane: Gerandm. derbazkmn (Çevirdiler. peyv (Konuşma) Guherguharan: Guhargewheran (Cevher kupeliler) Gulab: Gulav (Gul suyn) Gulben: Şaxa gulê (Guî dali) Gulgiin: Gulreng (Giiî rengi) Gulqend: Ava şekirê Qend (Kant şekerinin şerbeti) Gulnar: Ava kuUîka hmarê (Nar çiçeginin şerbeti) Gulpîrehen: Kesê ku kirasê wî wek guîêye (Gömlegi glil gibi olan) Gum kir: Winda kir (kaybetti) Gumrah: Avarê (Sapik) Guweşt: Tewirekî qaydê sitiranêye (Bir şarki makami) Guzaf : Gotmên tewş (Bo§ sözler) Guzer: Ger.

başıboş kimse) Haldmane: Mîr anî (Beyce) Hala: Tışte ku te di keve nava tıştekî dm. 2 Kurta gotme (Sözün kısası) Hazıq: Hunermend (Mutahassıs. mahir) Hazırûn: Kesen hazır (Hazır olanlar) Hazîme: Heza hezımku'me (Hazmedici güç) Hebîb: Yar (SevgiU) Hecer: 1 Kevır (Taş). maksat aşktır) Hale: Seywana dora hîve (Aym etrafındaki hale) Hamî: Parezdar (Himaye eden) Haris: Cotkar (Çiftçi) Herr: Germ (Sıcak) Hasıl: 1 Tışte ku bı dest di keve (Elde edilen). : 33 . 2 Kevure Reş ku di dîwar§ Mala Xwede'daye (Hacer-Esved) Hecle: Bermal (Oda) Hedîd: 1 Hesm (Demir). yan kevu: (Maden ya da taşa yazı yazan) F. 2 Cîhe mzuntir (En alçak yer) Hedîqe: Bax (Bahçe) Heqaîq: Rastiyan (Gerçekler) Heqqa: Bı rastî (Gerçekten) Hekim: Pm zana (Çok bügUi) Hekkak: Nıvîsvane h ser maden.513 H Hacıb: Pajrvan. beredayî (Kaybolan. mexsed evîne (Bir şeyin içine giren. kapıcı) Hacız: Navbır (îki şeyin araşma giren) Hadis: Nûçe (Sonradan olan) Hadî: Kese ku mırov tine reya durust (însam doğru yola getiren) Haîl: Navbır (îki şejin arasına giren) Haîm: Wmdabûyî. dergevan (Nöbetçi.

yaldiz) Heînaxîiş: Hembêzî (Kucaklaşan) Hemaşjyan: Hevalê hêlînê (Yuva arkadaşi) Hembîze: Hevaîê zik. di sewîyekîda (Bir seviyede. hevrê (Yoldaş) Hemraz: Hevalê razan (Sir arkadaşi) Hemseng: Beranber.514 Helahil: Kuştox (Ölduriicu) Helawet: Şêrînî (Tatlihk) HeU: Pişkaftm (Çözmek) Hellal: Pişkaftox (Çözen) Helwela: Gotma «LahewIe wela («LahevIe» demek) quwwete îUa bUlah» Heîlê sîmab: Avzîva helandî (Eritilmiş giimiiş suyii. hevta (Denk) Hemser: Heval (Arkadaş) Hemware: Her gav. tim (Her zaman) Hemzad: Hevalê xwannê (Yemek arkadagi) Henzeî: Fîkîyekî wek zebeşêye. bira ii xuşk (Kardeş) Hemdem: Heval (Arkadaş) Hemefser: Hevaîê KiUah (Taç arkada§i) Hemel: Birca Beran ji 12 bircên rojê (Giineşin Koç Burcu) Hemişe: Tim (Her zaman) Heitn. lê biçiike û pir tale (Ebiicehil Karpuzu) Her çend: Ger çiqas (Gerçi) . eşit) Hemkase: Hevaîê vexwarmê (Içki arkadaşi) Heial: Helgirtm (Yiiklenmek) Hemîîqa: Hevalê dîtmê (Göriişme arkadaşi) Hej]an!.liai: Havaîê hal ii razan (Hal ve sir arkadaşi) Hemxehvetî: Hevaîê xelwetê (Haîvet arkadaşi) Memxwsihei Hevaîê razanê (Uyku arkadaşi) Hemqal: Hevalê peyvê (Konuşma arkadaşi) Hemqedem: Hevaîê îmg.şîii: Hevalê rûniştmê (Oturma arkadaşi) Heinrah: Hevaîê rê.

be rmrad (Hasretzede) Hesûd: Dexes (Kıskanç) Heşem: Meîyet (Maiyet) Hewa: 1 Hevva (Hava) . çı qas ku (Şu kadar ki. îsmaU Hücresi) Hmd: Hmekî (Biraz) Hinde: Ev qas (Bu kadar) Hmdewane: Zebeş (Karpuz) Hmdî: Ev qas ku.515 Herfan ne gırm: Şaşbûnan der ne xm (Yanhşhkları açığa vurmasmlar) Henstm: Kom bûn. felsefe) . Heyula: Nejada gerdûng (EvreıUn ilk maddesi) Hezer: Xwe parıztm (Sakmmak) Hezl: Yari (Şaka) Hezret: Pâşedest (Huzur. birirUn huzurunda olmak) Hıccet: DeUl (Kanıt) Hıcre: Kunca SunayU Pexember ya lı rex Mala XwedS (Kâbenin yanmdald Hz. felsefe (BUgi. şenayî (Meskûn yer) Heyûl. 2 Evîn (Aşk) Hevı^alî: Çarmedor (Çewre) Hey: Zmdî (Canlı) Hey'at: Pıranîya «Hey'et»e («Hey'et»in çoğulu) Hey'et: ŞıkU (ŞekU. ne kadar M) Hılûl: Teketma gane laşekî pişti mmme di laşekî dmda (Bir ruhun ölümden sonra bir başka vücuda girmesi) Hınayan: Kîse dıravan (Para kesesi) EUcab: Perde (Perde) Hîcr. biçim) Heyşet: Avayî. wek weşîye (Salkım gibi toplandUar) Herîr: Hevr%ım (İpek) Herzekar: Kotoxe gotmen tewş (Herzeci) Heseb: Nejad (Soy) Hesretzede: Kese ku belaya hesrete bı serîda hatîye. Hîcran: Dûrketma evîndar jı yarg (Hicran) fflkmet: Zanin.

Hiir: Horîyêd bihuştê (Cennet hurileri) Horî meqliib: Vajîyê ji horîyê (Huriden dönme) Hubb: Evîn (Sevgi) Hubla: Avis (Gebe) Huîslîaîn: Mîran (Beyler) Haimain: Xwedî hîmmet û qencî (Himmet ve iyilik sahibi) Humre: Sor (Kirmizi) Huwel-Heq: Ew heqqe( O haktir) Hût: Birca Masîyê Ji 12 bircên rojê (Guueşin Balik Burcu) X Xadim: Xulam (Hizmetçi) Xaib: Wmdabiiyî (Kayip) Xaqan: Padîşahê Tirkistan'ê (Turkistan Hukiimdan) Xak: Ax (Toprak) Xakîsar: Ji axê. Hane) Xanezad: Xanedan. (Ev. sessiz kimse) Xaiie: Mal.516 Hîlal: Hîvik. degersiz) Xal: Şana Ii rii (Yuzdeki ben) Xalab: 1 Zorbir (Yenen). birû tên diriibandm bi wê (Hilal. malik. ji nejadekî pak (Hanedan) Xasekî: Xulamê navmali (Harem hizmetçisi) Xasê nezer: Nihêrtma xisiisî (Özel baki§) . 2 Qey (Gaîiba) Xame: Qelem (Kalem) Xamû. kaşlar ona benzetiUr) Hîn: Gav (An) Hîraset: Xwe panztm (Kendini sakmmak) Hîrqet: Şewat (Yanmak) Hol: Gog* (Top) Hor. bê riimet (Topraktan.ş: Kesê bê dengê ku na pejdve (Konuşmayan.

517 Xar: Sıtırî (Diken) Xaretker: Talanker (Yağmacı) Xancîyyet: Derketma jı qanûn û adetan (Kanun ve gele¬ nekten çıkmak) Xarıq: Dırandoxe adete. mexsed evî¬ ne (Dün gece içilen şarap. maksat aşktır) Xedd: Dem (Yanak) Xedda': Xapînok (Aldatıcı) Xedeng: Tîr (Ok) Xef: Nepenî (GizU) Xeffar: Nuxaftoxe gunehan. nepenî (GizU kapaklı) Xebl: Perişan (Perişan) Xebûq: Meya ku şeva çûyî hatîye ve xwarm. halk). AUah) Xem: 1 Derd (Dert). AUah) Xvs^ede (Günahları örten. qırş û qal (Çerçöp) Xatem: Gustil (Yüzük) Xawer: Rohelat (Doğu) Xavn: Vala (Boş) Xaz: Renge sor (Kırmızı renk) Xebxeb: GUare bm çene (Çene altı) Xebîr: Haydar (Haberdar) Xebîyye: Veşarî. û qal (Çerçöp) Xasîyyet: Xısûsîjryet (ÖzelUk) Xaşak: Gerş û gel. Xel: Xelq (Halk) Xelaîq: Gelen xelqe (Halk kitleleri) Xelaîq: Gelen xelqe (Halk kitleleri) Xelef : Kur. Xwede (Yaratıcı. evlât) Xem: Dost (Dost) Xelq: 1 Mırovm (İnsanlar. qırş. jı adete der (Harika) Xar û xes: Gerş û gel. 2 Aferandm (Ya¬ ratmak) XeUaq: Aferandox. 2 Xûz (Yamuk) . pis (Oğul.

2 Dirandm (Yirtma) Xerqe: Niiqbiijrî (Suya batan) Xermen: Bêder. toplayan) Xemguzîn: Bijartoxê xeman (Gamlan seçen) Xemmaz: Pejwgerîn. cilveli) Xerbet: Şerbet (Şerbet) Xerçeng: Birca Kevjalê ji 12 bircên rojê (Giineşin Yengeç burcu) Xerez: 1 Rik.518 Xemendîiz: Kesê ku xeman di pîve. 2 Nivîsan (Yazi) Xetebend: Perwaza text (Tahtm pervazi) Xeten: Bajarekîbiiye miskê xezalêd wê pir hêjabiiye (Ceylanlarmm miski çok degerU olan bir şehir) Xetîb: Xwazgîn (Diiniir) Xetme: Morkirîye. hatîye morkirm (Onaylanmigtir) . miifsit) Xemnak: Xwedî derd ii xem (Gam ve dert sahibi) Xemr: Mey (Şarap) Xemze: Awir (Gamze) Xenc: Naz (Naz) Xendan: Bi ken. kin). sevinçU olan) Xenî: Dewlemend (Zengin) Xennas: Şejrtên (gejrtan) Xeraman: Bi naz îi delalî (Nazli. 2 Daxwaz (Arzu. kêfxweş (Giiliimseyen. fesad (Dedikoducu. ajrm çevrestndeki hale) Xerra: Birqok (Parlak) Xerwar: Xerar (Bujöik çuvaJ) Xesîs: Çikîid (Cimri) Xesmane: Neyarî (Diişmanlik) Xet: 1 Cênîg (Şakak). dilek) Xeridar: Kirîdar. di civîne (Gamlan ölçen. sejwana dora hîvê (Harman. kîn (Garez. kirînox (Alici) Xerîq: Nûqbûyî (Suya batan) Xerq 1 Niiqbiin (Suya batma).

gazel) Xezenfer: Şer (Arslan) Xerexwah: Xerxwaz (Hayırhah. şiş (Değnek. şiş) Xıtût: Xezm (Çizgiler) Xızam: Kulükekîye (Bir çiçektir) Xızm: Mırove h peş (Yakm akraba. çöp. iyi kalpU) XıdTewat: Sebzeym (Sebzeler) Xdqet: Aferin (YaradUış) Xı§t: Sıvık. hısım) Xîda: Bakût (Gıda) Xîlafe mu'tad: Jı adete der (Mutat hilafı) Xîlman: Zarûken bıhuşte (Cennet çocukları) Xîred: AqU (AkU) Xokerdeye îşqe: En ku xwe kmbûn evîne (Kendilerini aş¬ ka atanlar) Xudreste: Kese ku be mamosta. h peş (îlerigelen kimseler) Xewatîn: Pıranîya «Xatûn»e («Hatun»n çoğulu) Xewf: Tu-s (Korku) Xewr: Kuran (DerinUk) Xeyb: Tışt û cîhe nexuyayî (Görünmeyen şey ve yer) Xeyl: Hesp (At) Xeyme: Kon (Çadır) Xeyre ıneqdem: Tu bı xer hatî (Hoş geldin) Xeyşûm: Fırnık (Geıız) Xeyûr: Kese bı xîret (HamiyetU kimse) Xez: Qumaşekî hevrîşmîne (Bir ipekU kumaş) Xezel: Tewırekî şe're (Bir şiir çeşidi.519 Xetsîyah: Keça ku bıska ser cînîga we reşe (Şakağmdaki zülüf siyah olan kız) Xettat: Nıvîsvan (Yazıcı) Xewadmı: Xulamın (Hizmetçiler) Xevv'as: Kesen gıregır. xwe bı xwe ^aye (öğ¬ retmensiz olarak kendi kendine yetişen kimse) Xuld: Bıhuşt (Cennet) .

520 Xull: Zmcîrê ku li dest ii Imgêd girtîyan tê girêdan (Piranga) XuUux: CUê hevr^mînê tenik (Ince ipek elbise) Xulûid: Zindîbîina timmî (Ebedî hayat. xem (Keder. dengbêj (Şarkici) Xwanê kase: Vexwaxma ji kasa meyê (Şarap kadehindeiî içmek) Xwemal: Malxoyê maJê (Evin sahibi. pmdik (Gonca giil) Xundekar: Padîşah (Padişah) Xundm: Bangkirm (Çagirmak. ebedîyet) Xunun: Kupê meyê ê mezm (Biiyiik şarap fiçisi) Xumrî: Rengê xumrî. sor (Kirmizi renk) Xunçe: Gula ne pi§kifî. 2 Sifre (Sofra) Xwanende: Sitiranbêj. gam) Xusserevîn: Revînokê xeman (Gamlari dagitan) Xiil: Pîrhevok (Cadi) Xûşe: Weşî (Salkun) XWab: Xew (Uyku) Xwan: 1 Xwann (Yemek). aUe reiai) Xweşxîlqet: Rmdaferîn (Giizel yaratihşli) . dUgeş (SevinçU) Xursend: Sitandoxê xwarmê ii bakiit (Gida alan) Xurşîd: RoJ (Giineş) Xurîic: Derketma Ji qanûn ii adetan (Kanun ve gelenekten çikmak) Xusr: Zirar (Zarar) Xusse: Keder. davet etmek) Xur: Xwarin (Yemek) Xurfe: Bermal (Oda) Xuroş: Keldaym û rijîna bi ser firaqêda (Kaynayip ta§ma) Xurrem: Şad.

peyvekî (Söz. icab) İkrah: Zorkırm (Zorlama) Iksîr: Maddekî kîmye'vvîye. bı we zer. dökmek) İrfan: Zanîn (Bilgi) . 2 Text (Taht) İmareya nîgare: Texte Sıtîye (Sıti'nin tahtı) İmkan: Hebûne ne zerûrî (Zorunlu olmayan varlık) İnayet: 1 Baldaym (Dikkat etmek). jı madenen tm te cîhekırm (Altını diğer madenlerden ayıran kimyasal bir madde) l'la: Bılmdkırın (Yükseltme) î'Iam: Eşkerakırm (Açıklamak) ÎUe. rehtm (İndirmek. be talû (TaUhsizUk. îcab (Gerek. erkek çocuğu) Icab: Bersîv (Cevap) icabet: Qebûlkırma xundme (Çağnyı kabul etmek) îdbar: Bextreşî. bahsızlık) lftîraq: Dûrketma jı yare (Yardan uzak kalmak) îhsan: Qencî (îyiUk) îhtîraz: X'vve parıztm (Kendini sakınmak) îxfa': Veşartm (Gizlemek) îxtîlat: Tekili (Karışmak. 2 Nexvı^eşî (Hastalık) îma: işaret (İşaret) İmaret: 1 Avayî (Bina). sözcük) îbda': Aferandma bı awakî xweş (Güzelce yaratmak) İbn: Kur. 2 Alîkarî (Yar¬ dım) İneb: Tmî (Üzüm) İntizar: Repan (Beklemek. pis (Oğul. ihtilât) îqbal: Peşende (Gelecek zaman) lqtîza: X'westın. yol gözlemek) inzal: Daxıstm.521 İbaret: Pejrvr. ÎUet: 1 Semed (Neden).

canlanan) îştiyaq: DUbiJokî (Arzulamak) îtab: Gazm (Sitem) î'lîdal: Hatma cîhê adetî. dagitsm) Ji wan weye ku: Ji wan wisaye ku. Jar: 1 Bê go§t. 2 Reben (Zavalh) Jêkve: Ji hevdii (Bir birinden) Jêkra bi ketm: Ji hevdû bi qetîne. zeîf (Etsiz.522 îrfanteleb: Kesê ku daxwaza naskirmê di ke (Tanimak istiyen) î'raz: Zivirîna ber (Yuz çevirraek) îsxa: Gohdarî (Dinlemek) îsm: Nav (Ad) îstebreq: Tewirekî qumaşê hevrîşmîn (Bir ipekli kumaş) îslîtaet: Hêz (Guç) îstîwa: Nîvê asîman (Gök ortasi) îşqebazî: Evîn (A§k) îşret: Heng (Eglence) îşretabad: Ava ii ge§ê bi hengê (Eglenceyle şenlenen. 2 Pêştemal (Peştemal) îzhar: Eşkerakirm (Açiklamak) îzlet: Mayma bi tenê (Yalniz kalmak) îzz: Heybet. buyukluk). di bêjm qey ku (Öyle saniyorlar ki) . rastbiin (Normal yere gelmek) î'tîkaf : Perestîya di mizgeftêda (Camideki ibadet) îtrê şahî: Dermanê bêhnxweşê wek ê padî§ahan (Padişahlarinki gibi giizel kokular) îttîhad: Yekiti (BirUk) îttîsal: Hevdîtm. belav bi ke (Ajnrsm. mezmî (Heybet. gîhana cem hevdii (Kavuşmak) îz'an: Qebiilkinna rastîyê (Dogrujm kabul etmek) îzar: 1 Cênîg (Şakak). zajnf).

Xwede (Güçlü. bı hez. 2 Tışte kevne (Eski şey) Qedîr: Xurt. je ke (Keser) Qenbel: AU çepe (Sol taraf) Qemer: Hîv (Ay) Qems!: Derewçîn. Xwede (Eskidenberi var olan. AUah) . 2 Sîng (Göğüs) Qehhar: Pu.2 Lı ser Imgan (Ayakta) Qal: Gotm. vmek (Yalancı) Qebd: Tewırekî sekme (Bir çeşit şeker) . Xvvede (Kahredici.bı xışım. kabahatlar) Qebaîl: Qebîleyan (Kabileler) Qebes: 1 Kozır (Köz). Qarûre: Şûşe (Şişe) Qasır: Kurt (Kısa) Qebaîîı: Gmıehm (Günahlar. X'wede (Kendi ken¬ dine var olan.523 Q Qabîlun-ııar: Mısteheqe ağır (Ateşe müstahak olan) Qaıl: Gotox (Söyleyen) Qaîm: 1 Kese ku hebûna wî bı 'vvîye. Allah) Qefes: 1 Qefesa heywanan (Hayvan kafesi). pejrv (Konuşma. 2 Çuîsk (Kıvılcım) Qedd: Bejn (Boy) Qedem: Lmg (Ayak) Qedîd: Goşte zıwa (Kuru et) Qedîm: 1 Kese ku jı bereya bereve heye. kanaat getiren) Qani: Pır sor (Çok kırmızı) Qanûn: 1 Yasa (Yasa). 2 Nave sazekî (Bir saz adı) Qarûr. söyleme) Qalıb: 1 Qalık (Kabuk). AUah). 2 Laş (Vücut) Qam': Beskır (Yetinen. AUah) Qena': Dergevane kele (Kale kapıcısı) Qella§: Bı dek (Kurnaz) Qelem ket: Bı bire.

çiban) Qerîb: Nêzîk (Yakm) Qerîn: Hevalê pê§ (Yakm arkadaş) Qerz: Dejm (Ödunç) Qeseb: Bendikêd kumên jman (Kadm feslerinin kaytanlari) Qet'a: Ji bm (Asla) Qetal: Kuştî (ÖlduriUmu§) Qetre: DUop (Damla) Qettal: Mêrkuj (Kaatil) Qewl: (îotm. 2 Tunnekirm (Imha etmek). Mecmm) Qeyseri: Siik. sayfa. Mecniin (Leyla'nm aşigi. 3 Qeder (Kader). pazar) Qeza: 1 Kirma nimêjê piştî derbazbiina wextê (Vakit geçtikten sonra namai kUmak).524 Qendexayan: Ên ku pejrvêd wan. tehmdan (îtelemek. wek ku §ekir xwanbm şêrînm (Şeker yemişler gibi sözleri tatli olanlar) Qentar: Weznekîye (Bir tarti) Qer': Lê xistm. pej^ (Söz) Qews: Kevan (Yay) Qewwel Qeşmer (Komik adam) Qeys: Evîndarê Leylê. dövmek) Qerh: Kul (Yara. Qedandma kare (îş bitirme) Qezaya. bazar (Çarşi. bi mana mecazî Ji paxirê sayara hatiye gotm (Kagit. Qedaya: Piranîya »Qezîyye»ye («Qezzîj^e»nin çogulu) Qezlyye: Mesele (Problem) Qmar: Çengelê ku go§t pêvê tê daleqandm (Etin asUdigi kanca) Qirtasîye: Kaxiz. riipel. mecarf anlamda yazisiz bakir için kuUanUmaş) Qişt: ZUfa biçiik (iiçiik ziUiif) Qîlade: Gerdenî (Kolye) .

eğri olanlar) Kecrû: Bı ser rûra xwar (Yüzün üstüne eğmek) Kefaet: Hevtayî (Denk olmaJt) Kelal: Westandm (Yormak. kofrxwaran (Eğri taçIUar. yakm olmak) Quwaye heywan: Heza jîne (Hayat gücü) K Ka'betullah: Mala X'wede (AUahm Kâbesi) KaTıeyn: Herdu kap. zar (îki aşUt. daxwaz (Murad. verdiği yorgunluk) Kelam: Pejrv (Konuşma) Kelat: Keleyan (Kaleleri Kelim: Musa Pexember (Hz. türbenleri. Musa) . mecazî anlamda gök için kuUanUır) Qulûb: DUm (Kalpler) Oolûbemen Iehnl-qelb: Dilen kesed wxedî dU (Gönül sahip¬ lerinin gönülleri) Onlzem: Behr (Deniz) Qurb: Nezîkî (Yakınlık. bı qusûr (Kem kişi. zar) Kabin: Te'vvırekî perûya bûkeye (Gelinin bir hediyesidir) Kala: Mal û mUk (Mal-miUk) Kam: Mır ad.525 Qînwan: Weşî (Salkım) Qiran: Beranber (Yan yana) Qîrat: Weznekîye (Bir ölçü) Qîtar: Rezıka devan (Deve dizisi) Qîwam: Hez (Güç) Qubbe: Kümbet. kusurlu) Kase: Qedeha meye (îgki kadehi) Kazıb: Dere-vvîn (Yalancı) Kebk: Kew (Keklik) Keckulahan: Kulahxviraran. bı mecazî jı asûnanra te gotm (Kubbe. dilek) Kameram: Bextewerî (Muüuluk) Karesazî: Sazkırm û meşandma kar (İşin jürütülmesi) Karîgen: Gerdûn (Evren) Kas: Kem.

526 Kelte: Kelebiitî (Ojmaşma) Kemal. 2 Keyber. cömert olan) Kerrena: Navê sazekîye (Bir sazm adi) Kesb: Karkirm (Kazanç) Kesîî: Gur (Yogun) Kesret: Pirî (Çokluk) Keşşafê nmûzê hîkmetil-eyn : Kesê ku îşaretê zanîn ii hîkmetan kifş di ke. (Bilgi ve hikmet işaretlerini ke§feden kimse) Kfeşwer: Welat (Ûlke) Kewaîb: Keçên memikgUover (Tombul memeli kizlar) Kewkeb: Sitêr (Yildiz) Kewn: Gerdiin (Evren) Kewneyn: Herdu gerdiin (îki evren) Keyfîyet: 1 Çawayî (Keyfiyet). haysiyet) Kerem: Qencî (îyiUk) Kerîm: Kesê qenc. Kêbir: Sertîr (Ok ucu) Kezm: Daqurtandm (Yutmak) Kêfxweşî (Keyif) Kêj: Keç (Kiz) Kêwan: Sitêra Zuhel (Saturn jmldizi) Kilan: Hejandm (Salladilar) Kmiiz: Xiznan (Hazineler) Kurdar: Kurm (FiU) Kirdebengî: Bengîbiiyî. camêr (lyi. hesyet (Şeref. bengî (Çilgmlaşmiş) Kîiab: Seym (Köpekler) Kîsre: Pad%ahê Iran'ê (îran Hukiimdari) Kîswet: CU (Elbise) . Kemalat: Gîhana bUmdîyê (Kemale ermek. olgunlaşmak) Kemalê bê kemalî: Temambiina kêmayîyê (KemalsizUgin kemale ermesi) Keaari: Ji qerax (Kenardan) Kenz: Xizne (Hazine) Keramet: Şeref.

mahiyet (îşin içjüzü. 2 Çawa (NasU). yaşlı) Kul: 1 Rîş (Çıban). 2 Qul (DeUk) Knnh: Bme kar. zor (Güçlük) Kon: 1 Bı be. serbest (Nazlı. 4 Eğer (Eğer) Knhensal: Kevnesal. be şerm (Küstah) Kuşad: Vekırî (Açık) Küs: Def (Davul) Labıdde: Hemm lazıme (Mutiaka gerekir) Lahût: Nolen paqıj (Tenüz sıfatiar) La'I: Gewherekî sore (Kırmızı bir cevher) Lamekan: Gerdûna asîmanan (Gökler alemi. fermana Xwede ku di beje «Bı be» (01. mahiyeti) Kurdemfir: Mîren Kurd (Kürt beyleri) Kusan: 1 Çawa(NasU).527 Kitabet: Nıvîsîn (Yazmak) Kîzb: Derew^ (Yalan) Koh: ÇSya (Dağ) Kohî: Çîyayî (Dağh) Koter: Gerdenî (Kolye) Kubra: Mezmtir (En büjük) Kuffar: Kafıran (Gâvurlar) Kufw: Hevta (Deng) Ku: 1 Lı ku (Nerde). 2 Gışt (Tüm) KuMet: Zehmet. pîr (YıUarı köhnemiş. mekân dışı) Lareyb: Be guman (Şüphesiz) Laubali: Bı delalî. 3 Kîja (Hangi). AUahm «01» emri). serbest) Layezal: Xwedg (AUah) Leb: Lev (Dudak) . 2 Çuna (Niçin) Kustax: Çelaq.

AUahi görmek) Lot: Lotik (Ziplama) Lucce: Pêla avê (Su dalgasi) Lutf: Qencî (lyiUk) M Bfediim: Tunne (Yok olan) Ma erefnak: Me te ne nasî (Seni tanimadik) Mafû: Bexşandî (Affedilen) Mah. Mehtab: Tavehîv (Mehtap) l>Iahiid: Kifşe (BiUnen) . lêvziwa (Dudagi susuzluktan kuruyan) jLehd: Gor (Mezar) Lehw: Heng (Eglence) îl#hyan: Her du alîyan (îki taraf) Lehze: Gav (an) Leîm: Kesê nejadnizim ii çavbirçî (Alçak soylu ve zugurt kimse) Leîn: Mel'iin (Mel'iin) Lemyezel: Xwedê (AUah) Letîf : Nazik. 2 Lêv bi lêv (Dudak dudaga) Lebteşne: Lêvtî. Meh: Bîv (Ay) Mahîtab. bi lêvanra (Agzma kadar dolu). narîn (Nazik) Letîfedan: Kesê ku bi gotmên xweş ii zirav di zane (înceUkleri bilen) Lewleb: Felek (Felek) Leyali: Piranîya «Leyl»e («Leyl»in çogulu) Leyî: Şev (Gece) Lêk: Li hevdii (Bir birine) Liqa: Rasthatm.528 Le'b: Lîztm (Ojmamak) Ijebaîeb: 1 Tijî. dîtma Xwedê (KarşUaşmak.

2 Sıtıran (Şarkı söyleme) Mebanî: Çekırm û h hevanîna gotman (Söz söyleme) Mebhût: Hejorî (Şaşkm) Mebnî: Lı ser. celbedihrUş1er) Mecmer: Bıxûrdan (Buhurdanlık) F. göre) Meclûbe mehebbeta unasm: Bı evîna mırovnan hatme keşan (Bazı adamlarm sevgisiyle çekilmişler. mejnldar (Meyleden) Mabcolî: Nex'weşe bı Ser'aye (Sar'alı) Ma'lûl: 1 Nexweş (Hasta). 2 Ava (Bajnndır) Manend: Wekî (Gibi) Manî: Ressame Çini e bı nav û deng (Üünlü Çin Ressamı) Ma'ser: Guvaşgeh (Üzümün sıkılıp şırasmm çıkarıldığı yer) Masîke: Heza ku di gire (Tutan güç) Masîwa: Hebûyen jı bil X'wede (Allahtan başka yaratık¬ lar) Maşa: Kese ku di meşe (Yürüyen) Ma'reke: Ceng. : 34 .529 Maîl: DUbıjok. 2 Tışte ku jera delü te anîn (Kanıtlanan) Mamûl: Tışte ku pe te emelkırm (GeçerU olan) Ma'mûr: 1 Dme (Dünya). h gorî (Üzerine. mücadele) Ma'rez: Temaşegeh (Sergi) Marîfetnak: Kese bı zanîn (Bilgili kimse) Maruf: Naskırî (Tanmmış) Matem: Şîn (Matem) Matemi: Kese şînî (Yaslı kimse) Ma-'vverd: Gulav (Gül sujru) Mazûl: Derketîye jı kar (Azlolunan) Mazûlî: Derketma jı kar (Azlolunmak) Meadm: Pıranîya «Maden»e («Medenin» çoğulu) Meal: Mana (Anlam) Meanî: 1 Pıranîya «Mana»ye («Mana»nın çoğulu). tîkoşîn (Savaş.

bi qedir (Yuce) Mehr: Heqê marbirîna biikê Gelinin rûkah iicreti) Mehpare: Parça hîvê (Ay parçasi) Mehz. bUmd. Mehza: Sirf (Salt) Mehziiz: Xwedî par (Hisse sahibi) Mexafet: Tirs (Korku) Mexbîin: Xapîyayî (Aldanmiş) Mexdîim: Kesê ku jêra xizmet tê kirm (Hizmet edUen kise) Mexfîir: Nuxaftî (Örtiilen) Mexmer: Firaqa meyê (Şarap kabi) Mexmîir: Serxweş. celbedilmiş) Meddah: Pesmdar (Övucii) Medh: Pesn (Övgii) Medhoş. tutkim) Meger: 1 Ewxu (Meger). 2 Xapîyayî (Aldanan) Mexûf : Bi tirs (Korkulu) Mexz: Mejî (Bejdn) . mest (Sarhoş. bi raya Xwedê (înşallah) Mehabet: Heybet. mahaU) Mehkiimtt eleyhî: Bm hukum. 2 Mera. Medhûş: GêJ (Sersem) Meftûh: Vekirî (Açik) Meftiin: Evîndarê bêhe§ (Meftun.530 Mecrîih: Birîndar (Yarah) Mecrûr: Kêşayî (Çekilmiş. bm ferman (Emir alti) Mehmel: Texterewan (Tahtaravalîi) Mehmîid: PaqiJ. saw (Heybet) Meharet: Hunermendî (Meharet) Mehanm: Kesên malî (Mahremler) Mehbîib: Kesê ku tê evandm (SevUen kimse) Mehcebîn: Enîhîv (Mehtap ahnli) Mehcîir: Terkkirî (Terkedilmiş) Mehd: Dergii§ (Beşik) Mehell: Şûn (Yer. mest) Mexrûr: 1 Qure (Magrur).

531 Meqalat: Gotmm (Sözler) Meqalîd: Mıftejrm. mecazî anlamda felek çarkma derUr) Meqam: 1 Cîh (Yer). 2 CUıe Bırahîm Pexember ku h hember Mala Xwedeye (Hz. yan kese ku jı mnrov na qete (Melzûm) Memat: Murm (Ölüm) Memlû: Tıjî Dolu) Me'mûl: TıştS ku te hevîku-m (Umulanı Memzûc: Tevîhev. sıstî (Perişanlık. 2 Gan (Ruh) Meqreme: CUSn temken hevrîşmîn (înce ipekU elbise) Megseda seramest: Daxw'aza ku serîyan mest di ke. Allahın dostlarmm yeri) Megasıd: Pıranîya «Meqsed»e («Maksad»m çoğulu) Meqlûb: 1 Vajî (Tersine dönük). tekühev (Karışım) Menahî: Be fermanîyen Xwede (AUahm yasak ettikleri) . naziklik) Melaîn: Mel'ûnm (Mel'unlar) Melal: Perîşanı. yani paralar) Meqtûl: Kuştî (öldürülen) Me'kel: Xurek (Yiyecek) Mekmen: Veşargeh (Pusu) Meknûn: Veşartî (Gizlenmiş) Mekr: Dek (Hile. İbrahim'in Kebe önün¬ deki yeri) Meqame malûm: Cîye kıfşe e dosten X'wede (Bilinen yer. gevşeklik) Melamet: Gazm (Sitem) Melbûs: CU (Elbise) Melefcsîsal: Kese bı nola fırîştan (Melek sıfatiı kimse) Melekwar: Wek fırtştan (Melek gibi) Melzûm: Tışt. oyunbazlık) Mekşûf : Xuyaji (Görünen) Melabîs: CUm (Elbiseler) Melahet: Rmdî. bı mana mecazî jı çerxa felekera te go¬ tm (Anahtarlar. nazıkî (GüzelUk. yanî dırav (Kafaları mest eden dilek.

ritbe (Mal-miilk. hiikumsiiz) Mensiir: 1 Belavkirî (Serpilmiş). izlenen yoi) Menî': Zexm (Saglam) Menqûş: Nexşkirî (Nakişh) Menna': ÇUciid (Cimri) Mensiix: Betalkirî. riitbe) MenazU: Piranîya «MenzU»e («MenzU»in çogulu) Menbe': Kan (Kaynak) Mendal: Zariik (Çocuk) Mendel: Şar ii temezî. 2 Mizeffer (Muzaffer) Menşe': Jêder (Menşe) Menzer: Cîyê xuyabûnê (Göriinme yeri. rêçik (îz. manzara) Menzil: 1 Xanî (Ev). Merez: Nexweşî (Hastahk) Mergever: Navê cîyekîye li Iran'ê (Iran'da bir yer adi) Merqed: Gor (Mezar) Merkeb'ereban: Ên ku li hespên Erebî siwar biibûn (Arap atlarma binenler) Mermîiz: Tiştê ku tê îşaretkirm îşaret edilen) Mersîye: Sitiranên ser mirîyan (Ölu agidi) Merzîyye: Razîkirî (Razi edilen) Mesal: Çîrok (Masal) Mescîid: Kesê ku secde Jêra tê birm (Kendisine secde edilen) Mesdiid: Ritunî (Tikanmiş) . 2 Cîhê ku mirov di xwaze bi gîjê (însanm ula§mak istedigi yer) Menzîiri: Pîvek (Ölçû) Merd: Mirov (însan) Merdane: bi ciwanmêrî (Cömertçe) Merdîîd: Qewirandî (Reddedilen).532 Menaqib: Jînenîgarîym (Bîyografiler) Menal: Mal ii mUk. desmal (Kadmlarm başörtusii^ mendil) Menhec: Rêç. bê hukum (îptal edihniş.

533 Mesîh: îsa Pexember (Hz. geje evîne (Çok seven. îsa) Meşkûk: Dıraven çapkırî (BasUmış para) Meslûl: Sûre kışandî (Çekilmiş kUıç) Mesmû': Gohdarî (Dinleme) Mesrur: Kefx'w^eş. nıvîsîn (ÖğretmerUn. nıvîsî (Sa- tırlaşmış. aşktan sersemleşen) Meşq: Nıvîsana gır ku mamosta jıbo hînkırma qutabîyan di nıvîse. 2 Tışte ku te xwestm (îstenen) Me''wa: Hewır (Barmak) Mewalî: Dostm (Dostiar) Mevpam': Manim (EngeUer) Mewc: Pel (Dalga) . talebelerin öğrenmesi için yazdığı iri yazı. yazılmış) 2 Rezkurî. yazı yazmak) Meşkûk: Bı guman (ŞüpheU) Meşreb: Vex'warm (İçecek) Meşşate: Jma xemlînok (Süslejici kadm) Metae yek: Eşyaye hevdû (Bir birlerirUn metamı) Metaf : Cîhe tewafa Mala Xwede (KâberUn tavaf yeri) Metaya: BejnbUınd (înceboylu) Metbû': 1 Peşrew (Ujrulan kimse. dılşad (SevinçU) Mestur: 1 Nuxaftî (Örtülen). önder) 2 Bı xwî (Huylu) Metbûx: Pehtî. pıjandî (Pişkin. Meşam: Lebate behnkırme (Koku alma organı) Mesame can: CUıen gan ku behn di gırm (Ruhun koku alma duyulan) Meş'el: Melede (Meşale) Meşhed: Cîhe şehîdan (Şehitlki) Meşhûd: Xuyayî (Görünen) Meşxûf: Pır bı evîn. olgun) Metle': Cüıe derketma roje (Güneşin doğuş ufku) Metlûb: 1 Daxwaz (Dilek).

sarhoş) . komkirî (Topîanmiş) Micerreb: Tecnbekirî (Denenmi§) Rlicerreb: Tecribekirî (Denenmiş) Micerred: Rût (Armmi§) Mîcessem: Bi cîsm ii laş (Vucudu saglara olan) Micezza: Parçekirî (Parçalanmiş) Mi'ciz: Mi'cîzên Pêxember (Peygamberin mucizeleri) Midamî: 1 Tunmî (Devamli). Mêhman: Mêvan (Msafir) Miadat: Neyarî (Diişmanlik) Miadil: Hevta (Denk) Mialif : Hogir (iilfet eden) Miamq: Kesên ku hevdîi hembêz dikm (Ku§akla§anîar) Miateb: Bergazm (Sitem ediîen) Mibalîî: Helal (Miibah) Mibexxerat: Tewirên bixûrê (Buhur çeşitleri) Mibeyyen: Beyankirî (Beyan ediîen. cilali) Micenned: Civandî.534 Mewzîi': 1 Babet (Konu). mazliimlar) Mezher: Cîhê xuyabiinê (Yansiraa yeri) Mezlem: Tarî (Karanhk) Meamer: Veşargeh (Gizlenilen yer) Mezre': Zevî (Tarîa) Me'zîin: Bi destiir (îzinh) Mêhîman. 2 Danandî (Konulmuş) Mewzîin: 1 Peyv ii nivîsînên §ê'rî (Şiir) 2 Yeksor (Devamli ajmi tempoyla olan) Meyan: 1 Nav (îçi). açUcîanan) Mibtil: Betalkirox (îptal eden) Blicadd: Ê ku tîkoşîn di ke (Mucadele eden) Micedded: Teze. serxweş (Şarap içen. 2 Newq (Bel) Me'yûs: Bê hêvî (Umutsuz) Mezaq: Tam (Tat) Mezaliman: Bmsiteman (Zuliim altmdakiler. 2 Meyxur. Ji nîive (Yeni. yeniden) Micella: Rohnî. cîlakirî (Aydm.

2 K§fxwes (Se'vinçU) Mıherra: Herayî (Öğütülmüş) Mıhessel: Tışte ku bı dest di keve (Elde edilen) Mıheyya: 1 Amade (Hazır olan). dost) Mdıît: PUan (Plân) Mihlîkat: Tışte ku mırov di bm helake (Helake götüren) Mıhr: Evîn (Aşk) Mıhredar: Evîndar (ÂşUc. değiştirilerek yorumla¬ nan) Mıeyyen: Kıfşe (BelU) Mıferrîhat: Tışte ku kefxweşî di dm (Keyif vericiler) Mıfîd: Dayoxe mefaye (Fayda veren) Mıft: Belaş (Beda'vva) Mıxebber: Bı toz (Tozlu) Mıhal: Tışte be mıkûn (Mümkün olmayan) Mıhce: Sergul (Öz) Mıhenna: 1 Henekırî (Kmalı).535 ftlıdbır: Bı dek. hUebaz (Hilekâr) Mıxedderat: Keç û jmen pıştperde (PerdeU kız ve kadm¬ lar) . oyunbaz) Mıdebber: Ye ku tedbîra wî te gırtm (Tedbiri alman) Mıddea: Tışte ku te dozkırm (îddia edilen) Blıderns: Mamosta (Öğretmen) Mide-RTver: Güor (Yuvarlak) Mıdxem: Tışte ku di tıştekîda wmda di be (Bir şeyda kaybolan) MıdîH: Kese ku mırov avare di ke (însam saptıran) Mıemmer: Navsal (Yaşlı) Mıennes: Me (Dişi) Mıettîrat: Dermanen behnxwes (Güzel kokıüar) Mıe'wwel: Te'wîlkırî (Te'vil edilen. seven) Mılırıq: Şewıtandox (Yakıcı) Mıhtal: Bı hUe. dost (Âşık. 2 Vejandî (Diril¬ tilen) Müıîbb: Evîndar. fenek (Hilekâr.

yaratiklar) Mda^at: Hev dîtm (Göriişme) Milebbes: Bi cU (ElbiseU) Mdettex: Lewitandî (BiUagmi§) MUezzezat: Ti§tên bi tam (LezzetU şeyler) Munkînat: Piranîya «Mrmkun»e («Mumkuniiun çogulu) .536 Mixelled: Tunmî (Ebedî) Mixelledun-nar: JÊÎ ku tim di agirda di mîne (Ebedî ateşte kalan) Mixettet: Xêzkirî (Çizgili) Mixeyyer: 1 Guhartî (Degiştirilmiş) . 2 Bi kêfa xwe (Muhayyer) Miîn: Alîkar (Yardimei) Mijgan: Bijang (ICirpikler) Miqbil: Hatoxê ber bi me (Bize dogru gelen) Miqarm: Beranber (Yanyana) Miqebbes: Girtoxê çirîskê (KivUcim alan) Miqeddîme: Dest pê kirm (Ba§langiç) Miqerreb: Nêzîkbûyî (Yaklaşmi§ olan) Bliqerrebîin: Serekên firîştan (Melek baglari) Miqerrer: Tiştê ku tê biryarkirm (Kararlaştirilan) Miqessem: Pişkkirî. ikamet eden) Miqtebis: Girtoxê çirîskê (KivUcimîanan) Mikaşefat: Tiştên ku tên kifşkirin (Kegfedilen şeyler) Mikatebat: Tiştên ku di navbera hmekanda tên mvîsîn (Yazişmalar) Mikedder: Şelo (Bulamk) Mikellel: XemUandîyê bi gewheran (Cevherle sûslenmiş) Mikerrem: Qedu'bilmd (ŞerefU) Mikerrer: Li dîi hevdii (Ardarda) Mikewwenat: Hebiij^ (Varliklar. parçebiiyî (Böliinmiiş. parçalanmiş) Miqewwîyat: Tiştên ku hêzê zêde di km (Giicii artiran şeyler) Miqeyyed: Girêdayîyê di qeydêda (Kayitlanan) Miqîm: Rawestox (Duran.

yan aveda di xuye. süslenmiş) Mırettfeb: Rezkuî (Dizilmiş) Mırewweq: Zelal. (Yansıyan) Mm'em: Kese ku nî'met di bîne (Nîmet gören) Mınewwer: Rohnî (Aydm) MmfeU: Tışte ku te'sîr di bîne (Etkilenen) Mmîr: Tışte ku rohnî di de (İşık veren. safi) MiTx: Tejrr (Kuş) Mırxîzar: Bexçe tejrran (Kuş bahçesi) Mmncan: E ku cane xwe mırandîye (Canım feda eden> .537 Mımkun: Tışte ku mıkûn di be û hebûna 'wî ne zerûrîye (Mümkün olan ve varlığı zorunlu olmayan) Mımtaz: Bıjare (İmtiyazlı. aydmlatan) Mmqad: Sıtûxwar (Boyun eğen) Mınteha: Dawî (Son. safî (Duru. seçkin) Mımted: Dırej (Uzun) Mmazı': Kese ku pevçûn di ke (Çatan. nizaa düşen kimse) Mmeqqet: Nuxtekırî (Noktalanmış) Mm'ekîs: Ronahîya ku di neynike. nihayet) Mmzem: Zelıqandî (Yapışık) Mıradat: Pıranîya «Mırad»e («Murad»m çoğulu) Mırahıq: Küre ber balucbûne (Bulûğa ermek üzere olan delikanlı) Mıraqıb: Kese ku di keve mıraqebe (Düşünceye dalan) Mıraselat: Tışten ku di navbera hmekanda ten şandırt (Teait edilenler) Mrrcan: Sor (Kırmızı) Mırdan: Xorten ku hej rî û smbeled wan ne hatîye (Tüysü delikanlılar) Mirde: Mirî (Ölü) Mırebbe': Rûnıştîye cıvatkî (Bağdaş kurup oturan) Mrrexxes: Bı destur (Ruhsath) Mıresse': Nexşkırî (Nakışlanmış.

dogru) Mişîr: Haletê ^aretkirmê (îşaret etme aleti) Mişkîn: Ji misk (Miskten) Mişteha: Ti§tê ku dU di bijê (îgtiha edilen) Mişterî: 1 Kirîdar (Ahci). elçi) Mirşid: Nîşandayoxê rê (Yol gösteren) Mirtaz: Razî (Razi) MisafUi: Ê ku destê yekê di şidîae (Birinin eUni sikan) Misebbeb: E ku Ji semedan tê zanîn (Nedenlerden bUinen) Miseffa: Safîkirî (Tasfiye edilmiş.338 Mirid: fî ku di vê (îrade eden) Mirsel: Şandî (Gönderilmiş. suslenmiş) Miselsel: Zmcîrkirî (Zincirlenmig) Misewwer: Çêkirî. bi şikl ii siiret (Tasvir edilen) Miseyqel: Binqandî (Parlatilmiş) Miskir: Serxweşkirox (Sarhoş edici) Mistear: Emanet (Emanet) Mistecme': Civîngeh (Toplanma yeri) tlistefad: Ê ku Jê îstifadet ê kirm (Kendisinden yararlanilan) Misefîd: fî ku îstîfade di ke (Yararlanan) Mistexreq: Nuqbiiyî (Gark oImu§) IVIisteîd: Qutabîyê ku nii dest bi xwendmê kirîye (Yani ögrenci) Mistemend: Reban. misawî (Duz. perîşan (ZavaUi) Mistemî': Gohdar (Dinleyici) Mistesqi: Vexwarox (îçen) Mistewcib: Li gorî (Geregince) Slistewî: Dîiz. 2 Sitêra Mişterî (Jiibîter yildizi) Mitabiq: Li gorî hevdîi (Bir birine uygun) . temizlenmiş) Misexxer: Bm ferman (Emir alti) Misellem: Teslîmbiiyî (TesUm olan) Misenne': Nexşkirî (îşlenmiş.

539 Mıteaqıd: Kırînox û fırotox (Alıcı ve satıcı) Mıtehher: Paqıj (TenUz) MıteUa: Avzerkırî. tatmin olan) Mıtrıb: Sazvan (Saz çalan) Mıttehîd: Yekbûyî (Birleşik) Mıttesd: Zelıqandî (Yapışmış) Mi'wasa: Alîkarî (Yardım) Blıvvessem: Bı nîşan (Naşan almış) Mızab: Helandî (Eritilmiş) Mızebzebîıı: Xapînoke duru (îki jüzlü aldatıcı) Blızehheb: Avzerkırî (Altm yaldızlı) Mızekker: Ner (Erkek) Mızewwır: Derewçîn (Tezvirci) Mızmehd: Tışte ku di tıştekî dmda v?mda di be (Bir şey¬ de kaybolan) MS'cer: Laçıka ku jm lısered xwe di peçm (Kadmlarm bE^ örtüsü) Mlhr: Roj (Güneş) Mîxfer: Küme ku esker di dm sered xwe (Asker başhğı) Mîqras: Meqes (Makas) MBBel: Pu-anîya «MiUet»e («MiUet»in çoğulu) Mîna: KulUkekîye (Bir çiçek) MMen-nas: Jı mırovan (İnsanlardan) Minû: Bıhuşte (Ceımet) Mîr'at: NeynUt (Ayna) M%kat: Fanos (Fener) Mi^kate Hemel: Fanosa Beran. avzîvkırî (Altm veya gümüş yaldızlı) Mı'tır: Dermane behnxweş (Güzel koku) Mıtî. mexsed je Bıfea Berane jı 12 bırcen roje ku di Newroz'eda roj di keve (Koç .: Bınferman (îtaat eden) Mı'telîf : Hogır (Ülfet eden) Mı'tekîf : Peresdare di mızgefteda (Tapmakta ibadet eden) Mı'temîn: Ewle (Emin olan. güvenen) Mıtmeîn: Dil bı cî (İnanan.

nail olan) Naqe: Deva mê (Dişi deve) Naqil: NeqUkirox (Nakleden) Naqûr: Navê sazekîye (Bir sazm adi) Nakam: Miradnîvco. nadir) Nadîrul-wuqîi': Kêm peydabiiyî (Az bulunan) Nadîde: Tiştê ku kêm peyda di be (Az bulunan. maksat guneşin Nevruz'da girdigi Koç Burcudur) Muxlem: Tolazê ku bi kuran xirabî di ke (Kulampara) Mîims: Hogir (tîlfet eden) N Nab: Zelal (Duru) Nabahx: Negîhayi. xav (01gunla§mami§. nadide) Nafe: Misk (Misk) Nafeyêd Tetari: Miskên welatê Teteran (Tatar ulkesinin miskleri) Nageh: Ji nîşkave (Aniden) Nagîhan: Ji nîgkave (Aniden) Nahîd: Sitêra Zuhre (Venus yUdizi) Naxelef: Kesê ku na be wekflê Xwedê (Aîlaha vekil olmayan kimse) Naxwende: Nexwendî (Okumamiş) Nail: GîhLştox (Eren. muratsiz) Na Imncine: Bi cî na bm (Sigmazlar) Nam: Nav (Ad) Name: Mektûib. bi mana pirtiikê hatîye gotin (Mektup. çig. kem) Naçar: Ji neçarî lazime (Çaresizlikten gerekir) Nadir: Tiştê kêm peydabiijrî (Az bulunan şey.540 Feneri. kitap anlanmida kuUanihnig) Namirad: Bê mirad (Muratsiz) . bê mirad (Eksik muratli.

pmdık (Gonca) Natewa: Qels. napıjîyayî (Olgunlaşmamış. olgun¬ laşmamış) Nar: 1 Hmar (Nar) .541 İVamîzad: Mensûbe bı nave yeke (Birinin adma mensub olan) Napesend: Kara ku na ye ecıbandm (Beğenilmeyen iş) Napuxte: Ne pıjîyayî. yan jî jı gerdana dengbej a "vvek Neye dengzırav (Dönen Ney'den. sıvık (Zayıf. bozucu) Nasût: Madde (Madde) Naşıkufte: Nepışkıfî. ya da Ney gibi ince sesli olan şarkıcmm gırtlağından) Nazeııde: Nazdar (Nazlı) Nazır: Nıhertox (Gören) Nazırın: Nıhertoxan (Görenler) Nebat: 1 Giy ay an (Bitkiler). pişkin olmayan) Narine: Tevı^ırekî fîkî (Narenciye) Nas: 1 Naskırî (Tanıdık). 2 Ağır (Ateş) Naresket: Negîhayî. 2 Tevvırekî şekır (Bir çeşit şeker) Nebîyy: Pexember (Peygamber) Nebi: Tîr (Ok) Necaset: Pîsî (PisUk) Nedamet: Poşmanî (PişmarUık) Nedîm: Yawer (Yaver) Nef : Mefa (Fayda) Nefaîs: Tışten heja (DeğerU şeyler) Nefha: Pıfkırm (Üflemek) . 2 Xelq (Halk) Nasaz: Ne lı re. bere (Uygunsuz kimse) Nasıh: Şîretkırox (Öğüt veren) NasDc: Xırabkırox (Bozan. hafif) Naumîd: Be hevî (Umutsuz) Nay: Saza Ney (Ney) Naye gerdan: Saza Ney a ku di gerîya. ne gîhayî (Pişkin olmayan.

ked (Sonuçlar. bi mecazî di mana bêjeda hatîye (Altm ve giimuş. mecazî olarak edebiyat anlammda gelEoiş) Neqîyy: Paqij (Temiz) Neqqad: Tenqîdkirox (Eleştirici) Neqqa§: Nexşker (Nakişçi) Nemek: Xwey (Tuz) Nennuam: Pejrvgerîn.542 Nefx: Pifkirm (Uflemek) Nefîr: Gelek mirov (Kalabahk) Nefsê emmar: Nefsa ku berê mirov di de rêya xu-ab (însani kötii yola iten nefis) Nefîir: Nefretkirox (Nefret eden) Nehar: RoJ (Giindiiz) Nehm: Nîne (Degil) Nehîn: Veşarî. dokuz felek) Nexl: Dara xurraê (Hurma agaci) Nexm. neh felek (Dokuz kubbe. edemez) Ne't: Pesn (Övgii) Netaîc: Derketî. uriinler) Netnk: Zêrên bi gerdenîyêve (Kolyeye takUan altmlar) . nepenî (Gizli.ê xweda. sakli) Neliînder: Di hundir. 2 Nejad (Soy) N^t: Kêfxwegî (Sevinç) Ne şî: Ni karî. gunehkar (Mutsuz. fesat (Miifsit) Nerd: Lîztika bi Tewlê (Tavla oyunu) Nesara: FUIejon (Hiristiyanlar) Neseq: Dîsiplm (Disiplûi) Nesîm: Sura bayê (Yel) Nesl: 1 Sertîr (Ok ucu). giinaiikar) Neh taq: Neh kumbet. şarki söylemek) Nejdî: Talanker (Yagmaci) Neqdeyn: Zêr ii zîv. Nexme: Sitiran (Tiirkii. m kare (Eîdemezsin. dU bi kîn (Kinci) Nehnu aşiq: Em evîndarm (Biz aşigiz) Nehs: Kesê bextreş.

îz: Nû rabûyî (Yeni kalkmış.543 New': Te-^ır (Çeşit) Newa: 1 Denge sıtırane (Şarkı sesi). saklı) Nık: Cem. işi güzel olan) . uzun) Nîhal: Şax (Dal) Nîhan. nepenî (Gizli. Nîhanî: Bı dızî (GizUce) Nîqat: Nuxteym (Noktalar) Nîkesîret: Xvıîbaş (Temiz huylu) Nîkûkar: Karbaş (İyi işü. emsal) Nezm: Rezkmn (Sıralamak) Nıbıwwet: Pexemberî (Peygamberlik) Nıdd: Hevtaye dıj (Karşı olan denk) Nıgîn: Gustü (Yüzük) Nıhîn: Veşarî. yeni yetişmiş) Neyyahe: Jma ku h ser mirî di sıtıre (Ölü üzerine ağıt söyleyen kadm) Nezc: Gîhan: (Olgunlaşma) Nezer: Nıhertm (Bakmak) Nezerbaz: Kese ku mhertma wî 'wek a tejrre baze (Şa¬ hin bakışlı) Nezîr: Wek (Gibi. bal (Yanmda) Nımûd: Xuyayî (Görünme) Nısfîyye: Bı insaf (însafh) Nışîn: Rûnıştî (Oturan) Nızûl: Rıjîn (Dökülme) Nızhetgeh: Cîhe behn berdane (Oyalanma yeri) Nîdakunend: Bangkırox (Çağıran) Nîhad: BUmd (Yüksek. 3 HavU (Çare) Newadır: Pıranîya «Nadır»e («Nadir»in çoğulu) Newaîraqî: Dengzırav (înce sesü) Newbawe: Nubar (Turfanda) Newheker: Kese ku h ser mirî di sıtıre (Ölü üzerine ağıt söyleyen) Nevra. 2 Hez (Güç).

sonra- . Nîiresîd: Nii^ayî. 2 Nîşan da (Gösterdi) Nuwanî: Tevger (Hareket. nuktedan) Numa: 1 Xuya bii (Görundu).4. dan görme) Nîiş: Vexwarm (îçmek) Nîi. davramş) Nîibade: Nilgîhajd (Turfanda) Nûbare: Niigîhayî (Turfanda) Nîierîis: Biika nii (GeUnUk) Nîierêsê xurşîd: Roja wek bîika nîi (GeUn gibi olan gune§) Nîik: Nukul (Gaga) Nûres. 2 Lava (Yakariş) Nîzam: Sazuman (Diizen) Noşi: Ve xwar (îçti) Nuql: Şekirê behîvan li fisteqan (Badem ve fistik §ekeri) Nuktedan: Zanayê bi tiştên zirav (înceUkleri bUen.şîn: Şêrîn (Tath) niidîtî (Yeni yeti§en.i Nlkûnam: Navbaş (îyi adli) Nîkûserencam: Kesê ku dawîya wî baş ii xêre (Sonu iyi olan) Nîlîifer: Navê kulUkekîye (Bir çiçek adi) Nîna: Ne anî (Getirmedi) Nîran: Agmn (Ateşler) Nîsa': Jmm (Kadmlar) Nîsar: Werandm (Serpmek ) Nîsbet: 1 Li gorî (Göre).!:. 2 Wek (Gibi) Nîsf: Nîvî (Yarim) Nîswan: Jmm (Kadmlar) Nîsyan: Ji bîrkirm (Unutmak) Nîyaz: 1 Daxwaz (Dilek).

Dogu ede biyatimn en önde gelen klasikleri arasinda yer alan dev eserl MEM Û ZÎN (Memo ile Zin)'i TUrklye'de llk defa olarak hem KUrtçeorijlnali. 1119 Kapak Resmi:Ayhan ERER - ÎSTANBUL Fiati: 20 tira « Kapak Baskisi : ouRANOFSETB^tMivi .^'V^ Q^?sgc^^^^^:g.K.hemdegerli dUşUnUr MehmetEmln Bozarslan' in TUrkçe çevlrlslyle okurlara sunmaktan gurur duyuyoruz.^g'(t£Hty^^ ^)a>^QG^^'^^4^S'^£<^iV£<Vf^C^^ Buyuk şalr E h m e d e Xanf (Ahmet-i Hanf)'nin. GÛN YAYINLARI: P.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful