P. 1
72186709-mem-u-zin

72186709-mem-u-zin

|Views: 259|Likes:
Yayınlayan: Musa şen

More info:

Published by: Musa şen on Apr 29, 2012
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

02/24/2014

pdf

text

original

SIgun

yayinlari

Büyük

Ozanlar

Dizisi

1

MEM
A A

EHMEDE XANI
Türkçesi
:

M. E. Bozarslan

GÜN YAYINLARI
Başmusahip Sokak, Tan Ap. No.
İSTANBUL - 1968
6

HÎLAL MATBAACILIK KOLL. ŞTÎ. - îstanbul -

1968

- Tel.:

22 91 78

PfiŞGOTIN ÖNSÖZ .

Tabiî Türkçe çevirisinde bu ke- . mısra mısra di¬ zildi. Türkçe sajrfalan da sağ tarafa koy¬ duk. Kürtçe sayfalan sol. Bu dev eser konusuyla Şekspir'in RO¬ MEO VE JULÎYET'inin. her okujoıcunun gönlünü kendine çekmekte. çağ¬ daşı olan diğer bütün eserler gibi onda da birçok Arapça ve Farsça kelime vardır. değerini herkese kabul ettirmektedir. O kadar ki birçok okumamış kimseler dahi kendilerine göre kitabm bazı pasajlarmı ez¬ berler ve ara sıra münasebet gelince ezbere okumaktadır¬ lar. hem de Arap harfleriyle okumayı bilen kimseler ancak okuyabilmektedirler. Türkçe'ye de çevirilmemiştir. Gerek konusu ve gerekse edebî değeriyle bu eser. Türkçe de konuşan okuyucular için bu kitabı okuma fırsatı doğmaktadır. Böylece Kürtçe de konuşan. hem de Türkçe'ye çevirdik. Ne yazık ki ülkemizin Kürtçe ve Türkçe konuşan oku¬ yucuları bugüne kadar bu değerU eseri okumaktan yok¬ sun kalmışlardır. jüzyUm sonlarmda yazUdığı için. Çünkü eser Arap harfleriyle yazUmış. Bu eser XVII. Orijinaliyle Türkçe çevirisinin karşUaştırUmasmı ko¬ laylaştırmak için Kürtçe ve Türkçe saj^alan karşUıkh. Ajnrıca her saj^a da ajmı miktarda.MEMO ZÎN 9 MEM Ü ZlN dünyanm ölmez edebî eserleri arasmda ön safta yer almıştır. Fuzulî'nin LEYLA ÎLE MECNUN'ımun bir dengidir. işte bu ihtiyacı karşılamak için MEM Ü ZlN'i hem L⬠tin harflerine. Bunun için. Özellikle ülkemizin Doğu bölgesinde bu kitap halk arasmda hayli tanınmıştır. Bunlarm sayısmm çok az olduğu aşi¬ kârdır. hem Kürtçe'jd.

fitneciliği ve ikiyüzlülüğü de Bekir'de somutlaştırarak gözler önüne sermiştir. zayıflığı ve çare¬ sizliği Memo ve Zin'in şahsında toplayarak . kültürel ve idarî duru¬ munu da güçlü bir meharetle tasvir etmiş gözler önüne sermiştir. dal¬ kavukluğu. olduğu gibi yazdık. Ancak herkes bun¬ larm anlammı bilmemektedir. bu çürük ve haksız düzene karşı âdeta isyan etmiştir. Büjrük Ozan Ahmed-i Hânî de «Meme Alan» desta¬ nından ilham alarak o hikâyejd kendi çağmm yaşantısma göre somut bir kalıba dökmüş. kinci. kötülüğü. devletin siyasî ve idarî çarkına hâkim olan anlayışı usta bir üslûpla anlat¬ mış.MEMO ZlN 11 Umeleri de Kürtçe kelimeler ve cümleler gibi aynen çe¬ virdik. Bundan başka o çağda yöneticilere. yöneticilerin davranış ve anlayışmı. îjâliği. çarpık ve küflü anlayışı yerden yere vurmuş. o zamanın sosyal. zalim. özeUikle on¬ ların kötü niyetU. . çağdaş ve modern bir üs¬ lûpla yazmıştır. doğruluğu. Mem û Zîn'in hikâyesi «Meme Alan» adıyla Kürt hal¬ kı arasmda hayli yaygm ve eskidir. Bu suretle hem destanı kaybolmaktan kurtarmış. suçsuzluğu. hem de Kürt edebiyatına ölmez bir eser arma¬ ğan etmiştir. Bu hikâye Milâttan önceden bu yana halk arasmda söylenen ve mitolojik bir niteUk kazanan bir destandır. Hânî bu eserde Memo ve Zîn'in aşkı etrafmda çağınm yaşantısını. Bunun için kitabm sonuna bir Sözlük ekledik ve bu keUmelerin açıklamasını o söz¬ lükte Kürtçe ve Türkçe olarak yazdık. Fakat kitabın orijinalindeki bu yabancı kelimele¬ ri değiştirmedik. çıkarcı ve dalkavuk kimselerin sözüyle oturup kalkmalarmı ortaya koyarak kötülemiş. bu geri.

Emin Bozarslan . 20/10/1968 M. hem okuyucularm kültürünün artmasına. Bu inancımız gerçekleşirse kendimizi mutlu sayaca¬ ğız. fasikül 1113. 3 1962 yUında Moskova'da Lâtin harfleriyle. hem de ülkemizin kitaphğınm zenginleşmesine hizmet ettiğimize inanıyo¬ ruz. 2 1958 yılında Şam'da Arap harfleriyle.MEMO ZlN 13 MEM o ZÎN bundan önce üç defa basUmıştır: 1919 yUmda istanbul'da Arap harfleriyle. Bundan başka kitabm tamamı Rusça'ya. bu ölmez klâsik eseri ülkemizin okuyucularına kazandır¬ mak ve tanıtmaktır. Bu kitabı çevirip yayınlamakla. Ülkemizde ÎSLÂM ANSÎKLOPEDlSÎ'nin 68. 1 Bu kitabı çevirmekte ve yayınlamaktaki amacımız. saj^asmda kitabm adı ve yazarının bij'Ografisi kısaca geçmektedir. Hemen hemen bütün dünya Ansiklopedilerinde kitaptan ve yazarmdan bah¬ sedilmektedir. Ayrıca bu ölmez eseri Lâtin harflerine ve Türkçeye çevirmek bize nasibolduğu için çok sevinçUjdz. bazı bölüm¬ leri de Almanca'ya çevirilmiştir.

bu alanda hayU ilerlemiştir. NÜBARA BIÇÛKAN (Küçüklerin Turfandası) da değerli bir eseridir.Kürtçe sözlüktür. MEM Ü ZlN'den de anlaşılacağı gibi haksızlığa. çalışma. Hânî Kürt edebiyatına çok değerli hizmetler yapmış. gericiliğe. 1690 yUmda başladığı söy¬ lenmektedir. bu yolda hayli mücadele etmiş¬ tir. Türbesi Doğubayezit'te halkın ziyaretgâhıdır. Hânî. Kısa bir sürede iUm ve kiUtürde ün salmış. o da MEM Ü ZlN gibi manzumdur. Bu eser NÜBARA BIÇÜKAN'Ia birlikte istanbul'da birkaç defa basUmıştır. Eserlerinin şa¬ heseri MEM O ZlN'dir. birçok nefis şiir ve eser armağan etmiştir. Hânî Doğubayezit'de vefat etmiş ve orada defnedilmiştir. çaresizlerin ve haksızlığa uğrayanların yardımcısı olmuştur. çağında çok ileri görüşlüydü. yoksulların. Ozan bu kitabı 1695 yUmda ta¬ mamlamıştır. Çağdaşı olan bazı bil¬ ginler gibi yöneticilere ve zahmlere dalkavukluk etmemiş. Her bölümünün başın¬ da da okuma.HANÎ'NİN BİYOGRAFİSİ Ahmed-i Hânî 1651 jolında Hakkâri bölgesinin Hân köjmnde dünyaya gelmiştir. Bu eserin yazılış tarihi 1684'tür. çıkar peşinde koşmamıştır. Bunlardan başka EQlDA IMANE (inanç yolu) adlı küçük ve manzum bir eser yazmıştır. 14 yaşlarmdayken yazarlık hayatına atUmıştır. feodal düzene karşı cephe almış. doğruluk ve bunlara benzer sos¬ yal konular hakkmda bir öğüt yazmıştır. Kısacası: her zaman halktan . zavalhlarm. Bu kitap Arapça . Fakat yazık ki vefat tarihi belli değildir. zııIme. Hangi tarihte bu eseri yazmaya başladığı hakkmda hiçbir belge yoktur.

Fuzulî'nin ve benzerlerinin dengiydi. Büyük Ozan düşüncesinde özgürdü. bu hususta hiçbir şeyden endişe etmemiş. Arapça'ja ve Farsça'yı da ijd biUrdi. Fakat şurası bize teselli veriyor ki eserleri admı ölmez insanlarm safına katmış ve onu ebe- dîleştirmiştir. NÜBARA BIÇÜKAN'm önsö¬ zünde şöyle demiştir: «Ben bunu revaçtakiler için değil. Örneğin. Kürt çocukları için yazdun. kendi ana diliyle. halk çocukları için çalışmış ve hizmet et¬ miştir. Kürtçe olarak yazmış ve Kürt edebiyatmm öncülerinden biri olmuştur. Eserinden de anlaşUacağı gibi derin bir felsefeye ve geniş bir kültüre sahipti. . Ölümsüz Ozan.MEMO ZlN 17 yana olmuştur. belgelere da¬ yanan bir bilgi yoktur.» Bundan da açıkça anlaşUıyor ki revaçtakiler ve ma¬ kam sahipleri için mutlu azmlık için çalışmamış . Hânî o çağın aristokratik modasına uymamış ve di¬ ğer bilginler gibi eserlerini Arapça ve Frasça yazmamış¬ tır. inandığmı cesa¬ retle anlatmış ve yazmış. halk ço¬ ğunluğu için. doğruyu söylemekten ve yazmaktan hiç ama hiç geri durmamıştır. felsefe ve kültür alanında da öylece yüksek bir mevkideydi. edebiyat alanmda nasıl mahir idiyse. Sa¬ di'nin. Ana diU Kürtçe'den başka Türkçe'yi. Bu hususta Doğulu bilginlerden Firdevsi'nin. Ne yazık ki hayatı hakkmda elimizde. Eserlerinin hepsini halk diliyle.

Senin adındır tüm vahiylerin özü Görünmejdp de keşfedilen varlıklar . olmazsa onun adı aşk güzelliğinin doğuş ufku olan Allah! «aşk-ı hakikî» ile «aşk-ı mecazî»nin sevgilisi AUah! .Senin adın üzerine yazılır aşk yazısı. Sensin gönülleri kendine doğru çeken! Övünen ve nazlanan sevgili sensin! ÂşUî da sensin. Amaç edinilen Kabe'nin şahı senin adındır. senin admda görünür. Ey gönül sahiplerinin gönüllerinin sevgiUsi. fakat dileksizsin. Senin nakşın olmadan kalemin nakşı çiğdir Senin adm olmazsa yazı da eksik kalır. Aşk kaleminin nakşı da jdne senin adındır. Bütün kutsal yazılar da senin admda toplu hâlde durur.I AJLLAHA ÖVGÜ Kitabm Vallahi Ey Ey baş yazısı AUahm adı eksik demektir kitap.

Ey yaratışın ve emrin bahçesine fejdz yağdıran AUah!. işlemesi ince bir nakıştır. Ruhlar ise kutsallUîIa nişanlanmışlar. Senin emrin «01» sözcüğüyle iki âlemi birden Varlığa getirdi. Cisimler maddeden resmedilmişler.der. bu insan ve görünen bu varlıklar. Bu yaraltUan. işte bu harf. o da hemen olur. o harftir. Gröriinen ve görünmeyen hep onda mevcuttur. «Ol» ve »Oldu» emrinin bir harfidir (1). Hepsinin yönetimi ve geçimi seninledir. (1) Şu anlamdaki âyete işaret ediyor: «Allah bir şeyi yarat¬ mak istediği zaman.» . hem de istenensin! Sensin sevgiUnin yüzündeki aydınlık! Zavallı âşıkm gönlündeki ateş yine sensin! Mumsun ama ateş ve ışık çeşidinden değilsin. ona «Ol». sen onu en küçük olarak göstermişsin Ama asImda o. hem de yaratış senin kudretine bağlıdır. en büyük kalemin nakşıdır. Bu iki âlemden biridir insanm kendisi. gerçi amaç insandı. Erdem de. kusur da hep onda gözükür. Maddenin değeri gerçi düşüktür Ama kutsallık. Gel gör ki amacıyle anlamı derin mi derin. kendisinden yararlanUan da sensin! Şüphesiz hem isteyen. Gerçi görünüşte. Güneşsin ama perdelenmişsin gözlerden! Evren tılsımmm içinde definesin sen! insan admdan keşfedilen hazinesin sen! Bu evren. işte gerçekten gerçek olan. zorla Çiftleştirilmişler Allahın emriyle. Bu ruhlarla cisimler cebirle. Hem o emir. senden gayrı bütün yaratıklar. güzelliğin ışığmdandu-.MEMO ZlN 21 Fayda veren de.

Bunca arazlar ve cevherleri. Hepsi bizler için yük altmdadır. insan hem yakındır sana. Hânî. gönülden anmıyorsa eğer seni. Hayvanlar. günahkârlar. hem ışık. Hepsi bizler için işler hâldedir. Ve bütün jdyeceklerle giyecekler. Bunca doyulmaz nimet ve değer. Arananlar. Bunca yerler ve unsurları. Dönüp dolaşan bu muazzam çark.MEMO ZlN 23 însanm kendisi hem karanlıktır. Gönlümüzde taşımıyoruz senin fikrini ve de zikrini. hem uzak. Hepsi muhterem bunca melek. tenbeller. Ne kadar evren çeşidi varsa. Bunca aranan ve istenenler. DiUmizle de ödemiyoruz senin hamdini ve de şükrünü. Bu göz kamaştırıcı gezgin saray. Hepsi muazzam bunca felek. Bunca arzu edilen ve sevilenler. AUahım ! Ona şükredici bir dil ver ! . Hepsi insan çeşidine tâbidir. amaç edinilenler ve muradlar. madenler ve bitkiler. Gerçekten güzel ve parlak bir düzen Düzenledin bizler için doğrusu sen! Biz gafiller. Kötülük isteyen nefsimizle kayıtlıjnz.

bir olan Allah! Ey emsalsiz. benzersiz var olan AUah! Ey zevâU olmayan. Her biri kendi yerindedir ve yerine lâjnıktır. daima var olan bakî AUah! Ey fâni olmayan.n AIXAHA ÇAGKI VE YAKARIŞ Ey şükrü dilin cevheri olan AUah! Ey anması gönlü parUdatan Allah! Ey eşsiz. feleklerin hepsini. doğru yolu gösteren Allah î Ey yerlerin ve göklerin yaratıcısı! Ey bütün insanların ve cinlerin yaratıcısı! Ülkelerin. sen yarattm hepsini. meleklerin. Her nasU varlığa getirdinse güzel yaptm. ortaksız. . Her nejâ yarattmsa güzel yarattın. Ey işi güzel olan! Her nejd yarattmsa sen. kendi kendine var olan. MaşaUah.

hem de hazır oluşunun işte budur kudreti. hem de açık oluşunun işte budur hikmeti. ister inanmayanlar olsun. Ayı» takımıdır. sen de can . . Işığm olmasa görünmezler bile. Her altı yön ve dört köşeler. (1) Sedeflerden maksatı. ister son olsun. Birbirine katılmış inciler gibi olan yedili (2). sen de han. güneşin çevresinde dönen. Sanki hepsi bir şehir. arş ve sabit yUdızIar. incilerden maksat da. Âşıkları çeken. îlk-maddeleri yokken nakşedip süsledin. gök ve anahtarları. Bunca güzel şey icadettin sen. bitkiler ve madenler. Levh. dokuz gezegenin yörüngeleridir. senin çekimindir. Sanki hepsi bir vücut. bir varlığı olmaz hiçbirinin. GüzeUiğin olmasa. Senin güzelUğinle süslenir sevgililer. işte bu kadar sanat gösterdin sen. Toprak. Senden imrenerek rakipler gayrete geUr. Kısaca: îster inanan. Bunlarm hepsini yokluktan sen var ettin. Hem gizli. Hulâsa: îster başlangıç. Parçalanmak ve yer almak yoktur senin için. Hepsi sana öylece ajma olmuş. senin derdindir. Gönülleri sızlatan. Kalem. Fakat bunları kendine yer edinmişsin.MEMO ZlN 27 Dolu inci olan bu dokuz sedef. hajT^anlar. Hem kajnp. Ak ve parlak inciler ve de siyahlar (1). herhalde. -«Büyük Ayı yada «Küçük.herhalde. Sen de öylece onlarda gizlenmişsin. Doğmuş olup da çok doğurgan olan üçler: Yani toprak. gezegenler^ (2) Yedili'den maksat.

MEMO ZİN 29 Şirin'i Perviz'e şeker yapan sendin. Seninle birbirlerine uygun düştüler. Leylâ'yı Mecnûn'a sen belâ ettin. Ajmalan Tûtî'Ierin önünde tutan da sen. San'an Şeyhinin hikâyesini kasdediyor. Servilere o uzun boyu veren sensin. Kırmızı gülü dikenlerden çekip çıkaran sensin. Ramin'i Veysi'ye sen râm ettin. Bülbüle o güzel sesini veren de sen. Ferhad'a kanlı gözyaşları döktüren de sen. Yusuf'u nasU Züleyha'ya gösterdin? Vâmık'ı neden Azra'ya kavuşturdun? Elli hac edâ eden o şeyhi de. Dilberleri gönül çekici yaratıp yaratıp Meczup âşıkları sersemletensin. Gül bitkisine güzel rengini. O yansıyı da güneş ışığı. Pervaneyi sevda ile talan edensin. Omuzlardan dökülen zülüf ve örgüler. Gâvur kızı için sen delirttin (1) . Büjütüp güneşe müşteri eden de sen. Nilüfer'i nazlı büjöiten de sensin. Gönülleri dolduran sevgi ve aşk. Ve sensin bülbülü bin deUye döndüren. Seninle var olup yüzyüze durdu. Canavarlarm yolunda tuzak kuran da. Ardarda ajmalan yaratan sensin. Sülünlerin ayağmı bağlayan da sen. Kendi güzelliğin yansısm diye. (1) . Mumlarm ucuna ışığı yerleştirensin. Onlar aynaja su sanırlar.

Dudağı kuruyanlar duru su arar elbet.MEMO ZÎN 31 Suda görürler senin nakşmı. Nasıl ulaştırdın jdicelere isa'yı! Acaba o canı sen neden sevdin? Gizlice îdris'e verdiğin ders. Ey tapınUan AUah! Sen. Desteklemek. Gönlün amacı ve muradı sen şahsm. Amaca yönelecek elbet her gören. maşallah! . takılıp kalırlar. sana secde etmeden önce Âdem'i kıblegâh yaptın.. yardım etmek istediğin kimseyi de Derhal bilinen makama götürürsün. O. Günde bin ibadet ediyordu: Çünkü sen güc vermiştin ona. Ve ne sudan sakınırlar kendilerini. onu söylerler.. Ve hizmetçi bile olsa efendileştirirsin. Zavallı günahsız Şeytan. ona secde ettirdin. Tûtî'Ierin şeker dili kendiUğinden mi? Hayır. Gel gör ki sen de saptınrsm dilediğini yolundan. Gel gör ki o benle zülüf tuzak ve yemdir. Ne duyarlarsa. Ve yolundan saptırmak istediğin kimsenin Ayağını zülüf ve benle bağlarsın. Tanrıdan başkasma secde etmedi. Bir defa olsun secde etmedi başkasmm önünde. Amaç önde hazır olunca. Ve bağlanır ayaklan. Kahrın. Onu kutsal makamlara götürecekti elbet. Onlar o amacı yakm görür. HıUâsa: Senin hikmetinden anlayan Bir tek fert görmedik. Sen kendisine o denli yarduncıydm ki. ne güneşten. Doğru yola getirmek istediğin. onu ebediyyen ateşe çarptırdı. Sen de onu tardettin kapından.

Hânî'jn kendine âşinâ kıl! .MEMO ZlN 33 îdrâk sahibi olup da irfan anyanlar. Hânî. inan. Senin hakkmda. Meğer yardımcısı Allah ola Ya da rehberi Mustafa! AUahım! Mustafa'nm hakkı için. şu bilgisizliğiyle senin hakkmda Sapıklığa düşerse çok değil. «Tanımadık» dediler.

meydana çıksm. Var olanlarm hepsi yazısızdı. KalabiUr miydi tek bir resimle? Ona lâjnk bir yazı gerekliydi. Bunun için kalem oldu ilk yarattığı. Yaratıklarla perdelenen o varlığı zorunlu. Asla zorunlu ve zorunsuz olmazlar. Fakat o bilgili Hakimin sanatı. Varlığı zorunlu olan birdir. deliller ve kanıtlara göre. Faş olsun cevher definesi. O güçlü ve kudretli nakışçmm hüneri. Varlığı zorunsuz olanlarsa tüm yaratıklardır. o da Zat-i Kibriyadır. Ve gizlenen güzeUiği çıksın ortaya. . Nakşm varlığından varlığı nakışçmm.m PEYGAMBERE ÖVGÜ Varlıklar. Ki varlığı bunlarla ispat edilsin. KUdı yaratıkları kendine doğuş ufku.

Şöylece onları bağdaştır: De ki: Hep birden bir tek şeydir. Meleklerin secdesi yine onun için. Fakat onları birbirinden ayırdetme. Peygamberin anlamından. bütün âlemler için rahmetti.MEMO ZlN 37 îşte bu ilk. O. Hepsi onunla zevke ermişler. Oluverdi son zamanlar Peygamberi. Dünyalı şekline girdiği an. Bir ışıktı. Sayılmaları ve sayUır olmaları itibarîdir. Ruhlar. Bunlarm üçüdür ki «ilkler» kabul ediür. Henüz su ve çamurdu Âdem'in kendisi. Ebedî güzellikten ilk defa parlayan. YaratUdUar. ruh ve akhevvel. Hepsi ondan dallanma bulmuşlar. Hem mutluların. örneğin şeker ve bitki. . ne bu gök vardı. Onun içindi feleklerin yaratılışı. Karanlık gönüllerin feleğini aydmlatan o güneş. Henüz ne bu yer. O vezir kUığmdaki Padişah. Valığı zorunlu olanla olmayanları ajordeden o smır. Serveriydi o tüm Peygamberlerin. Bütün cüz'lerin ve küllerin Peygamberiyken o. Âdem henüz su ve çamur içindeyken. Oldu tüm canlUarm ilk kökü. îşte o nurdur ki görünmeyenleri bilen AUahm emriyle. AUahm güzelliğinin o penceresi. Görünmeyen evrenin feyzine kajmak oldu. omm anlamı da Muhammed'di. hem günahkârlarm canlarmm kökü.

Çaresiz çoğu kılıçla yok oldular. O. . Vahiyle ve AUahm emriyle bahsederdi ondan. încil ve Zebur da çıktı hatırlarmdan. dini açıkladığı zaman. hem kitabı. Güzel yaratUışhydı. Arap şahı bayrağı kaldırınca Acem Kisra'sım da iki büklüm yaptı. Çekti peygamberliğinden bir sofra. Davut dininden olanlarm.MEMO ZlN 39 îptal etti tüm dinleri ve de kitapları Gösterdi herşeyin kanıt ve nedenini. Isa incil'i okuduğu zaman. hem Hükümdardı. Kayser kendi kusuruyla kısa kalmıştı. Tâ ki bir kısmı dine katılıncaya dek. Bizden sonra gelecek. . iyilik sahibiydi. EUnde kılıç. hem de kUıcı vardı. davulsuz ve bayraksız. ŞaşUacak şey Rumlardan. diUnde Kur'an vardı. oldu cihangir. pusuya yatmış bir Hindu idi. . Yahudi ve Hıristiyanlarm. Puthaneleri ateşle yıkardı. Kamu öğreticisiydi. Hikmetliydi serapa. Fağfur da kâseden içişinden iki büklümdü. daha önce okumadan. Yer jöizünde bulunan bütün halkları. Habeşlerden. Cömertçe o sofraya buyur etti. adı Ahmed'dir» Dâvasmı elle ve dille jnirütürdü o. Baktı ki dünya küfürle dolu. Dedi ki: «Müjde veriyorum şanlı bir Peygamber. Mal miUk sahibi değil. Dini kabul etmeyen kimselerin. Derhal gözüyle gören oldu. Doldurdu sesi dünyayı. Frenk ve Tatarlardan. hem Peygamber. Atsız ve maiyetsiz. Hakan. Tevrat'ı unuttu çoğu. Tapmaklarını yok etti tüm ateşperestlerin.

Cansızlar da konuşurdu onunla. Ondan gayrı bize arka olacak kimse de yok. (1) Çadırsız. Bilginlerin hepsi peygamber gibidir. Onun büjoik sahabelerinin tek bir ferdi. Hulâsa: Bütün insanlar ve cinlerde. gölge düşmezdi yerlere. Ondan. Onun şerefine denk gelecek birşey yok. Doğruluğuyla güçlendi din. Abidlerin hepsi evliyalar gibidir. Onun peygamberliğine inanmayan. . GölgelUği bulutlardı. Onun dininden şüphe edenler için. Yalnız Adem oğullarmdan bazUarı.anlamındaki âyete işaret ediyor. Şeriatiyle doğruldu yol.MEMO ZlN 41 Gördüğün herşey meğer O'ydu. Filizlenirdi bitkiler onunla. görme¬ diğiniz askerler gönderdi». Kalmadı bir tek çeşit hajrvan. Önden haberdar olduğu kadar Arkadan da görürdü. Dinini tartışıp eleştirenler için. îşitirdi bir arada yüz konuşmayı. heybetçe Bir tek sahabeye eşit değildir. Gâvurlardan beşjöiz jdğit sayılır. Yem oldular Cehennem ateşine. hansız. Tüm gâvurlar bir araya gelsin. Ordusu görünmez askerlerdendi. saraysızdı o. Kısacası: Yerlerde ve göklerde. (1) Hüneyn savaşından bahseden -«Allah yardımınıza.

(3) Yüz defa hayatma andolsun ki. (1) Yasîn: Peygamberin şında gelmiştir. ey işi iyiUk olan! Bizim ikijöiz jmk çekse de günahlarımız. Yine senden ümitsiz olmayız bizler. bir surenin başında gel¬ -k »ve -«Tasîn» oku¬ nur. Kur"anın bir suresinin ba¬ Tâhâ: Peygamberin bir adı olup. Şu paklıktan uzak. Ben ne diyejdm. Ve şu yüz derecelik kötülüğümüzle. ey Şehinşah! Seni AUahm sözleri övdükten sonra? Şahım! Senin için güzel addır «Yasîn» (1) Tâhâ! Senin tılsımmdır «Tasîn» (2) Ey seçkin sevgih ! Senin için şu yeter ki : AUah senin hayatma andiçti. . anlamı bilinmemektedir. şu ateşe müstahak olan Hânî. Şöyle yazılır. Bir surenin başında gelmiştir. İki Arap harfidir. miştir.MEMO ZlN 43 Kur'an ve hadisler ne güçlü mucizelerdir! Âyetler ve sureler ne açık deUIIerdir ! Ebubekir ve Ömer ne iyi arkadaşlarıydı onun ! Osman ve AU ne seçkin yakmlanydı onun! Ey yüksek payeli Padişah! Ey tahtı felek güneşi olan Padişah! Benim bilgimle ne mümkün seni övmek! Büjdik güç sahibi Allahtır seni öven. (2) bir adıdır. Hattâ şu zajnf Hânî bile. (3) -«Hayatına andolsun ki onlar sarhoşluklarında bocalıyor¬ lar» anlamındaki âyete işaret ediyor. kem kişi.

.MEMO ZlN -45 O da kötülüğü ve köpekliğiyle. Ümmetten olduğunu iddia ediyor. Köpeklerden farksız o kötü-işlijd de. Allah sahabelerin yolunda götürsün.

. Senin için bir anlık iştir feleklerde joirümek Ve senden bir selâmdır meleklerin kıvancı. ALLAHTAN DA AF Ey iki âlemin varlığına yol açan! «îki yay kadar» yaklaşmaya lâyık olan! (1) Medine tahtının Şehinşahı! Senden o kadar mucize görmüşüz ki. Aja ikiye bölmek için bir işaretin yeter. Ve bir sözcük yeter gözlerinin yanUmadığmı ispatlamaya (2) (1) İki yay kadar: Peygamberin miraçta Allaha yaklaştığı me¬ ger¬ safedir. (2) Peygamberin gözlerinin yanılmadığı.. söylediklerini çekten miraçta gördüğü hakkındaki âyete işaret ediyor. .IV PEYGAMBERDEN ŞEFAAT.

Önce bizlere niye azamet verdin Başımızm üzerine koydun şeref tacım. Her neyi irade ettinse sen bizim için. Ona bir zerre olsun eklemedik biz. Hâşa senin sonsuz şefkatinden. rahmetinden. zayıfız. (3) Şu âyete işarettir: -«AUah. Bu mu padişahlık? Bir yüzlüdür senin katında küfürle îman Eşittir senin katında cennetle cehennem. hep var olacaksm. Ve o emanetin kadrini bilmiyeceğimiz. (2) VekiIUk şerefini verdin bizlere? (3) Oysa sen bize emanetini verdiğin zaman. sen doğru yola götürmezsen. Maiyetinde gelir saf -saf melekler.. Emrine amadedir burak ve kanatlar.MEMO ZlN 49 Ey «Levlâk» tahtının padişahı! (1) Kalk ta çabucak göklere çık.» (2) -«Biz insanoğlunu şerefli yarattık» diyen âj'ete işarettir. (1) «Levlâk»: AUahm Peygambere yönelttiği bir hitabm başı¬ dır. Ateş olacak bizlere cennet. inanıp iyilik eden kuUarmı yer¬ yüzünde kendine vekil yapacağına söz verdi-. Ve sana lâyık olsun bu. Kalkıversin önünde tüm perdeler. Bu hitabın tamamı şudur: «sen olmasaydın ben felekleri ya¬ ratmazdım. Helâk oluruz hepten. Sence biUniyordu bilgisizliğimiz. Perdesiz olarak konuş Allahla. De ki: «Sen kudret ve azamet sahibisin» De ki: «Hep vardm sen. Sen kahrmı gösterirsen eğer. Uzaktır senin büjöiklüğünden. F.. Küfür ve günahları bahane etmek. toprak seviyesindeyiz. : 4 . Bizler fânijdz.

«Bağışlayıcı» admdır ki günahkâr kıldı bizleri. Şeytanlar var sevinecek haUmize. Hulâsa: Yakm ve uzak olan hepimizi. Bizleri hep beraber ateşten kurtar. . Sen küfrü de bağışlıyamaz mısm ki? Günahları üzerimizde nakşedecek olursan. Gerek gâvurlar. Senin sıfatlarma ajoıa olmasın. Hepsi senden umutludurlar. sonunda. Günahkârlan. Ve sevinecek sayısız mel'un var. Gâvurlardan ve günahkârlardan kimse yoktur ki.MEMO ZÎN 51 Ve feyiz yağdınrsa bulutları rahmetinin.» Hiç hamiyet kân mı ey âlemin dayanağı! Hiç yakışık alır mı ey insanlarm çobanı! Bu pis mel'unun. Bizleri koyunlar gibi darmadağm etmesi? Kısacası: Öyle yap ki o serkeş dev. Şefaatmm içine al hepsini. Bizler «Kahredici» adınla gâvur olduk. bedbahtları ve kem kişileri. gerek günahkârlar. Cehennem bizler için cennete dönecektir. Yalnız ve tek basma gitsin ateşe.

îşte kemale erdi talihsizUğimiz. Aydmhğa kavuşsun önümüzde durumlar. (1) Cem: Eski Iran imparatoru Cemşit. Gelecek bizim için başarılı olacak mı. Acaba zevale jâiz tuttu mu dersin? Yoksa hep böyle olduğu yerde mi kalacak. Cem kadehine koy bir yudum şarap. Görünsün dilediğimiz ne varsa. Ozan kendi kadehini de onunkine benzetmiş. Bir defada uykudan uyanıversin. Bize yar olsun bahtımız.V DERDİMİZ Saki! Allah için lütfet. (1) Kadeh şarapla dünyayı göstersin. Bizim için de çıksın bir yUdız. Son devir gelip çatmcaya dek? Mümkün mü acep felek çarkmdan. yıldızlan . biIeUm. Kadehi t.eleskop gibi gösterirmiş.

Namertlerin elinden kurtarırdı bizi.değer kazanırlar Biz öksüzlere acır. (1) Külçe. ilmimiz revaca girsin? Olsaydı eğer bir başıyükseğimiz. Her kim ki himmet eüni kUıca götürdüyse. Ne kadar safî ve temiz olsalar da. Altm ve gümüş sikkeyle . Kendisi için devleti zabtetti erkekçe. (1) Bu denU revaçsız ve şüpheU kalmazdı. îyiUk sahibi bir şiir istiyenimiz Bizim de külçemiz sikkeyle basUır. . Derdimiz deva bulsım. Bilinsin kadri kalemimizin.MEMO ZlN SS' KUlCi ortaya konsun gücümüzün. altın ve gümüş aşağıdaki bölümden de anlaşılaca¬ ğı gibi mecazî olarak edebiyat anlamında kullanılmış.

Ben hikmetle dünyaya sordum ki: «Başlığm ne senin?» Bana dedi ki: «Himmet» Kısacası: Dünya kUıçIa ve iyilikle insana ram olur. lûtuf ve bağıştır. Kürt kabilelerini. Sanki Kürtler sınır başlarmda kUitmişler. Arabistan'dan Gürcistan'a kadar Kürtlüktür olmuş kaleler gibi. Her kabile sağlam bir set gibidir. Fakat başlığı. Himmet ülkesine boyun eğdirmişler. Bu Rumlarla Acemler onlarla hisar olmuş. Hepsi birden niçin olmuş mahkûm? Onlar kUıçIa şöhret şehrini fethetmişler. Keskin kılıcm elindedir onun hükmü de. Ve Rüstem cengâverliğindedir her bir erkeği. imha oklarma hedef yapmışlar. boyun eğer. Ben AUahm hikmetinde şaşakaldım: Kürtler dünya devletinde. iyilik. çeyizleri. Bak.MEMO ZÎN 57 Çünkü dünya bir gelin gibidir. Her iki taraf. Onların her bir beyi Hâtem cömertüğinde. Acep ne sebeple kalmışlar bojmubükük. Kürtlerin hepsi dört kenarda yer tutmuş. cömertlik. . düğün hediyeleri.

hikmeti de elde ederdik. Olsaydı eğer bir ittifakımız bizim. Hep Kürt kabileleri için onaylanmıştır. Sözler o zaman birbirinden ajordedilir. himmet. Gerçek hüner sahipleri çıkardı ortaya. Engel oldu minnet jöikünü jöiklenmelerine. Hep birlikte bir birimize itaat etseydik. . Minnetten de nefret ederler. hamiyyet ve jağitlik. îlnU de. O zaman dini de. Bunun içindir ki hepsi her zaman ittifaksızdır. Bu hamij^et ve yüksek himmettir ki. Beylik. Her zaman birbirlerine karşıdır ve parçalanırlar.MEMO ZlN 59 Cömertük. devleti de ikmal eder. Onlar kılıçla ve himmetle ün salmıştır. Cesaretten hamiyyetli oldukları kadar. mertlik.

inci gibi olan Kürt dilini Düzene koydu. ÇeşitU milletler kitap sahibidir. Kemal meydanını boş buldu. intizama getirdi. Mutat lUIâfı olarak bu bit'atı işledi. bu kitabı Kürtçe olarak yazdı. Böylece amme için çekti cefa. Ki el demesin «Kürtler. Çün¬ kü o zaman herkes Arapça ve Farsçaya meraklıydı. (1) Yani herkesin tersine. (1) Durujoı bir yana itip içti tortuyu.VI KİTABIN KÜRTÇE YAZILIŞ SEBEBİ Hânî kemalsizliğin kemale ermesinden dolajn. kitaplar o dil¬ lerle yazılırdı. asılsız ve temelsizdirler. Yani kabiliyetinden ve ehliyetinden değil. Amaç edinmediler aşkı. Sadece hamiyet ve aşiret tutkunluğundan. . Sadece Kürtler nasipsizdirler» Hem düşünce adamları demesin ki «Kürtler. îrfansız. Kısacası: inattan ya da çaresizUkten.

(1) Ve diriltirdim onunla Harirli Ali'yi. Bir Divan yaz¬ mıştır. (2) Fakî-yi Tayran'a öyle bir sevinç verirdim ki.. yüzyılda yaşamış bir Kürt HaJç şairidir. Hep birden bilgisiz ve cahil değil. îlim. Bu paralar onun yanında makbul olsaydı. kemal. Dünya damının üstüne asardım. Şiir. Olmuş hepimizin dostu ve sevgilisi. Onlar aşkın tadından yana hepten nasipsiz. (1) XVI. San'an Şeyh'inin hikâyesini manzum olarak yazmıştır. Olsaydı bizim bir sahibimiz. Almanya'da ve Rusya'da basılmıştır. iz'an. Bundan başka bir¬ çok şiirleri vardır. Fakat öksüz ve mecalsizdir. ne de sevilirler. (3) XVI. ne de istenirler Hep beraber ne severler. Suriye'de. -«Dîvan» adlı çok değerli bir şiir kitabı vardır. Ben o zaman manzum sözlerin bayrağmı. Yüksek himmetli. (2) XI. . yüzyılda yaşamış ünlü bir Kürt ozanıdır.. kabiliyet. kitap divan. Alıcısı yoktur kumaşın.MEMO ZÎN 63 Hep birlikte ne isterler. Bu çeşitler onun yanında geçerli. Sadece sefil ve sahipsizdir. gazel. Kürtler o kadar kemalsiz değil. (3) Ebediyete kadar hayran kalırdı. Kürt edebiyatının şaheseri sayılan bu şiirler İstanbul'da. Hakîkî ve mecazî aşktan da boştur» Hayır. özellikle -«Gönül Kalk» şiiri halk arasmda çok yaygındır. Özelükle bu çağda şu para kesesi. Geri getirirdim Cizreli Mela'nm ruhunu. yüzyılda yaşamış bir Kürt ozanıdır. N'eylejdm ki pazar hayli kesattır. incelikleri bilen bir sahibimiz.

Eğer basUarak nakşedilseydi. Din gitti. F. altm da geçmedi eümize. Ve mümkün olmadığmı görünce de bunun. Devrin böyle olduğunu gördüğümüz vakit. Böyle revaçsız ve karışık kalmazdı. kimsenin adma mensup olmayan. Ama sade. şüphe götürmez. aşikâr Gümüş değil ki «Eksik ayarlı» desinler. Onun için karabahth ve muratsızdır. Bu paramıza «Değersizdir» deme. temiz ve pahabiçilmezdir. : 5 .bir sevgilidir. Sonunda çaresizlikten bakırcı olduk. O. Boş sajrfalardı. Kim. AracUık etmedi garaz için asIâ. işimizin görülmesine vasıta oldu. üzerinde dua ettik. Çıkardık gizli bakırımızı açığa. Hep para için savaşUdığmı gördüğümüz vakit.se düzene girmeye yanaşmaz. Duamız doğru olarak kabıU edildi. Gönlümüz hileye razı gelmedi. Biz de kimyager olmaya heveslendik. Hilesiz. Bu mangırlar gerçi değersizdir.MEMO ZlN 65 Kimse o kadehi kendine ışık öncüsü yapmaz. Ve halkın alış-verişi için elverişlidir. Bir süre insafla hareket ettik. Hâlis Kürtçedir. Altm değil ki «SoluJc kaldı» desinler. O şahlar öncüsünün sikkesinden yoksundur. Bizim kırmızı bakınmızdır. hurdasız ve tamamdır. Sahte olan cevheri temizledik.

Sahte mangırları da saf altma. Bu yüzden. Birçok filozoflarca da makbuldür. En jmkseği. kahnyla en alçak yapar. Bizi dinlemedi idrak kulağıyla. Bütün bu mangırlar altma dönerdi. Bunun için minnet de yapmaz Bir kez bize baksaydı eğer o. Padişahların sikkesiyle kabul edilmeden. Fakat bakışı çok umûmîdir onun. En alçağı da lûtfuyla en yüksek. Adı Mirza olan Bey.MEMO ZlN 67 BİZ arkasız insanlarm sajrfalan. (1) Ki bakışı sade kimyadır. Söi ona devamlUık ver AUahım! (1) Hakkâri beylerinden olsa gerek. . bilgiü insan. Sonra azadeder fakirler gibi. gönülden özel bakış vermedi bize. Paşaları tutuklar esirler gibi. Derhal sarıya çevirir bir bakışla. Her an lûtfuyla jöizlerce dilencijd. Her gün binlerce yoksul ve çaresizi. Zenginleştirir himmetinin eüyle. Fakat zamanın hükümdarı. O. amme için özel bir rahmettir. Bütün bu sözler şiir olur. Birçok bilginler nezdinde çürüktür. Sahte gönlü billura çevirir. Mübarek teveccühünün iksirini çevirseydi bize. Yüz jöik kırmızı mangır olsa.

Zaman zaman mej^erestlerin eUne ver Gönlünün bir parçası sevgililerin elinde olanlara. Kendi dürdanelerini de içine dökerek O gül suyu gibi olan şarabı. DeU akh sersemleştir onunla. . Bir an. (1) (2) Yani onlara görme kabiliyeti veren. O. (2) Eritilmiş yakutlu. çiğ taneleri gibi şarabı. Ma'ser: Üzümün sıkılıp şırasının çıkarıldığı yer.vn SAKİ. ŞARABI KADEHE DOLDUR Sakî! Gök rengi kadehe doldur. ebedî ruh gibi olan şarabı. Sakî! Cevher kâseye doldur Temiz ma' serden çıkan o suyu. Ruh dimağını tazeliyelim biz. Sakî! Mine rengi kadehe doldur Gönülleri aydmlatıp gözlü yapan o suyu (1) Mahzun gönlü sevinçU kU onunla. seyyal la'Iı O inci hoşafı. görmelerini sağlayan. ruhu besleyen o şarapla.

. Bu «Ah»lardan açsm yüzlerce gönül goncası. Yani canım şevk ile dolsun. Her zaman binlercesi kan rengi saçsın. Benim için inşirah mümkün olsun Hasıl olsun gönlümün temizliği. . Tereddütler çıkıversin mahzun gönülden. Benim de yardımıma geUr bir damla. Bazan bülbüller gibi inlesin gönlüm. konuşsun hepsi. Davul sesi ve Kanun sadası olmaksızın. Belki o zaman o sonsuz fejdzden. DağUsm gamlar. Sızlasın bazan da andelipler misali. Gözyaşı döksün kırmızı güller çiğ damlalarından.MEMO ZlN 71 Gönüller kadehi nakışlansın onunla. Ve de gönlüm zevk ile. tatlılık yayılsm. Öyle ki. Olsun benim de nefesimin bir etkisi. O berrak şarabm kadehinin neş'esi Şen bağın üzümünün verdiği keyif. Bülbüllerle ses arkadaşı olayım ben de. Sakî! Ver bana gül rengi şaraptan. Goncalar çözülüversin dikenlerden. Zerrinler dile gelsin. Arkadaşların inadına gülsün bülbüller. Her zaman yeniden mest eyle onunla. Şu ölü gönlümün kuşu uçabilsin Nağmelerin sesi perdesiz olarak süslensin. yoldaşı olan yel ile. Gönlüme bir güzelUk. Devamlı şarap içenlerin bu mecUsini. Kâhya ve muhasip görmesinler. seherlerde «Ah»Iarı yollaymca Her zaman. Öyle etki yapsın ki nefsime. Meclisin coşkunluğu süslensin onunla. toplansın tüm sevinçler. Ve yeniden bambaşka olajnm ben.

Görünsün bana mak3. O perdeU. Gönlünün derinUğinden ıstırap çeken Zin'i. O çaresizleri yeniden ayağa kaldırayım. (1) Rubab gibi Kemançesiz olarak. tokmaksız olarak. ahenkle gönlümün derinliğinden. Oülbahçesini Şehnaz makamıyla şenlendirsin. örtülü masum kızı. (1) Çeng: Bir sazın adıdır. Çeng gibi yüz çeşit şada verejdm ben. Çıksın davulumuzdan ses. Perdeden öyle nağmeler çıkarayım ki ben. Sermest olayım. sırlan açığa vurayım. Benden aşikâr olsun kerametler. GöniUdeki derdin şerhini kUayım efsane. lâflar edejdm. Zin ve Memo'joı ederek bahane. Ney gibi. . Bugün mütehassıs bir doktor gibi.mlar. onları teda'vi edejnm. Divane olayım ki inciler döktürejdm. Çalsm türküsünü Zin ve Memo'nun. Âşıklarm sesini dinlesin Zühre yıldızı. güzaflar söylejdm. Bedhal olayım. Ney gibi muUdanayım. Çünkü kejdfsiz olarak söyUyemem. Ciğerinden yaralanmış Memo'yu. Zin'i ve Memo'yu dirilteyim yemden. Gönlümden çıkan makamlı ses dallan. O töhmetten uzak Memo'jru. îlâç getireyim.MEMO ZlN 73 Sarhoş olayım. Yaralı gönlün sazı kâh yumuşak. Söz söylemeksizin içimden konuşayım. kâh gür sesli olstm. Yar ve âşık hastalıklı olmuşlar. o günahsızı. Ve raksetsin dokuzuncu kubbenin zirvesinde. Tûtî misâli dile gelejdm.

Hep bizi tasvibetsin. Dertsiz olanlar girsin kedere. gönül bahçesinin turfandasıdır. Bambaşka olan seven kimseler. Zin'in derdine gülsün âşıklar. Yalnız bilginlerden rica ediyorum: Öğrencilerin yanlışlıklarmı açığa vurmasmlar.MEMO ZlN 75 Öyle bir tarz ve üslûpla meşhur edeyim ki. Dertli kimseler onlarla sefa sürsün. Şahin bakışIUar temaşaya gelsinler. Memo için ağlasm dilberler. Onunla oyalansmlar bir zaman. Herkes «Güzelce yazıldı» desin. Biz onunla ikijöiz ıstırap çektik. Ben onu bağlardan derlemedim ki. Gelip dinlesinler hikâyeyi. yeni yetişmedir. Çocuk çeşidi gibidir. Bu kitap ister kötü. Günahsızdır. Yeniden onları öylesine jöicelteyim ki. ister acı olsun turfandadır. Ezelden beri sevenlerden olanlar. Seçilsin birbirinden sevilenler ve sevenler. Gerçi çok seçkin olmasa bile. İster tatlı. Göğüsten ve gönülden temiz olanlar. Bu kitap turfandadır. yavrudur. Hırsızlar gibi yanlışlıklarımı araştırsınlar. masum ve asUdir. Pâk huylu ve insaf sahibi insanlar. . ister ija olsun. Bu. BazUan candan dinlesin. Bazıları da onunla gönülden veda etsin. o huydandır.

Sevimlidir o. Üslûp. yetiştirilmiş değil. Turfandadır. işaretler. anlamlar. hamiyetli insanlar gibi Düzeltecekler kusurlarımı. irfan sahiplerinden umarım ki. sıfatlar. Sözcükler. AUahım! Sapık kimselerin eline verme Bu nazlı. cevher satıcısı değil. Bu mey-ve çok lezzetli olmasa bile. dejdmler.MEMO ZÎN 77 Ricam şudur hal sahiplerinden: Kötülemesinler bu yavruyu. Teşni' etmiyecekler. Bu mejrve sulu olmasa bile. Konular. Nazenin değilse bile bu yavru. Kin sahipleri ise coşkundur. Kendi kendime yetişmişim. Hepsi el değmedik gelinlik kızlardır. Kemal sahipleri kusurları perdeler. emanet değil. gönül kapan güzeli. Sır sahiplerinden umudum şudur ki: Alay etmiyecekler benimle Ben gezgin satıcıj^m. hikâyeler. amaçlar. elbiseleri ve küpeleri Benim mallanmdır. o kadarı yeter. Bu yavru benim için çok azizdir. Hiçbir yanlışlığımı çıkarmıyacaklar. bana çok tatlı gelir. Şiir yapısı. mâna ve keümeler: Bunların hiçbirini aslâ ödünç almadık. . Kürtçedir. hayat hikâyeleri ve düşünceler. Bunlarm hepsi fikrimin ürünleri. cümle kuruluşu ve işaretler.

Ve dinlesinler insaf kulağıyla.MEMO ZİN 7â Ben Kürdüm. Hamiyet için doğruya yorumlasmlar. lûtuflarmdan imzalasınlar. Varsa kusurlarım örtsünler. dağlıyım. Yanlışlıklara ve ımutkanlıklara şaşmasınlar. Garaz sahipleri de dinlesinler. kenardanım. Ozanm yüzü sujomu dökmesinler. Derlediğim şu birkaç sözü. îyiUklerinden. . Mümkünse bir ijrisini söylesinler.

Soyu Arap. Rivayet tablosunun eleştiricisi. Tahtı Cizre'deydi onun. «Botan Bejd» adıyla ün salmıştı. : 6 . Şu tarzda kalıbı bastı ve süsledi: Dedi ki: Grcçmiş zamanda bir padişah. Şu plânla resim ve tablo çizdi. bahtı da mutlu. Rumlar. kendisi Kürt bejdydi. Makamı yüceydi onun. hükümdarlığında üstün olarak. talihi güçlü. Araplar ve Acemler emrindeydi. F. bojnm eğerdi. Ulu ataları. Zincirleme olarak HaUd'e mensuptular. dedesi ve babası. Çıktı.vra BOTAN BEYİNİ VE İKİ KIZKARDEŞİ ZİN İLE SITİ'Yİ TANITMA Hikâye sayfasmm yazıcısı. Çeşitli halklar ona itaat eder.

Her renkten nefis ve parlak değerler. birlik. Onun sayesinde kavuşulurdu hasretlere. sevilenlere. Her çeşit mücevher ve bulunmaz nesneler. Onun sayesinde kavuşulurdu arzulara. düzen ve divan. Bunlarm her birinden gizliydi bir definesi.de-«Zeyn» süs anlamınadır. Onun yiğitliğine yenilirdi Rüstem. (2) beyin adının yarısıdır. hüner. Akü. . (1) Burada --Tevriye» var. Komutanlık. diyanet ve de devlet. O Padişahm yiğitliğinin izleri. koruyuculuk ve de heybet: Bunların her birinden doluydu bir hazinesi. Onun cömertliğine muhtaçtı Hâtem. Aydan aya kadar. Çünkü Halid'e --Allahın Kılıcı». Hâtem onun cömertliğinin büyüklüğünden. Çekilmişti AUahm kıhcınm çekilişinden. Kendi cömertliğinin evrakını toplayıp kaldırdı. cömertUk ve meydan. Dünyanın ekseniydi kendisi. DisipUn.MEMO ZlN 83 Ceberrut felek bile sakmırdı kendisinden. (2) Zinet de ona «Din» ile tanınmıştı. Ona zararsızca mukadder olmuştu. AUah mevcut kılmıştı onun yanında. kaplamıştı heryeri. Mümkün olan dileklerin hepsini. O beyin adı «Zeynıdin» idi. Padişahlığı ise ahret sembolü. Onun için zahmetsizce başarılmıştı. Jiirdi. BeyUk ona «Zeyn» ile vasıflanmıştı. Dindarlık. (1) Hükümdarlığın ve de dinin süsüydü. dileklere.

(1) Hikayeci bana muamma olarak şöyle dedi: O huri de «Zin» adıyla tanınırdı. Parlaklığı utandırır ince ipekten elbiseleri. îki yanaksa kırmızı gül jüzüiıün renginden. Biri fazlasıyla şirin. Bu da Zin'in adıdır. Beyin admın yarısıydı adı. Biri doğruluk bağmm selvisiydi. O huriyle periye paha biçilmezdi. îki zülüf sünbül çiçeğine benzerdi. Yani o joice soydan olan. Çünkü AUahm nurundandılar. Açmıştı boylarında selvi ve şimşir gibi. nazlı büjöitülen. iffet bahçesinin iki turfandasıydı. Öbürü gönüllerin ruhuydu. Biri esmer.MEMO ZİN 35 Haremin sahanlığı nazeninlerden. O mehtabın yanmıda iki güneş vardı. Fakat devlet soyunun iki evlâdı vardı ki. yanakları gül. (1) Beyin adı Arapça olarak şöyle yazılır: -« » Bu nun yansını aldığımız zaman « » çıkar. Çünkü ebedî güzelliktendi o güzellik. şakakları yasemin. Öbürü Beyin can ve ciğeriydi. Huzurundaki hizmetçileri de meleklerdi onun. son derece sevinUi. Biri huri. periydi öbürü. sarışındı öbürü. O şahm yanmda iki sultan vardı. Dudakları la'I. O serbest kırmızı güller ve sünbüUer. Cennetinde huriler çoktu onun. Hurilerle dolu olan bir cennetti. Kimse eş görmemişti jüzlerinin güzelUğine. îki kızkardeşi vardı. hurilerden dönmeydi. . Adı da gerçek olarak «Sıti»ydi.

Kirpikler ise şüphesiz dik oklardandı. Kemerin sarUdığı o belleri görenler. Gerdan. SünbüUer de sarmaşık olarak boylardan sarkmıştı. Ya da Nebat şekkerinin şerbeti gibi Veya Hayat Çeşmesinin kaynağı gibi. Gök ortasmda durmuş daima. tacın bir yanı gibi gözükür. noktalar. Variıklarm hikmetinin inceUklerini keşfedenler. Benler. Kabe. Alm.MEMO ZÎN 87 Kırmızı gül kendiliğinden yüzlerinde kök salmıştı. (1) Çene çukuru ile Hârut sihrindendi. Çene çukurundan maksat. Yüz hatlarmm güzelliği Yakut yazısmdan. (3) Hacer . Derhal çekerlerdi jüreklerinin derinliğinde «Ah» Yakut: Bir çeşit Arap yazısıdır. Bir anda şaşkma dönerdi gözlerinin dehşetinden. Ufukta Cebrail'in bir kanadı gibiydi. kulak memelerine bakan herkes. Tavaf ve Umre: Haccm iki ibadetidir. (3) Kaşlar felek yaymm kemanmdan. Olurdu derhal akıl ve şuurdan.Esved: Kâbenin duvarındaki taş. Onun hizmetinde bulunur güneş. (2) Sanki ceylânm gerdanmdaki misk kesesinden. Haccer-Esved. DeUUk vahşetinin sermayesi. sanırdm sakinin elindeki Ebedî şarapla dolu olan şişedir. Neş'eü gönüUerin ıstırabıydı. Yüzlerini gören. ak ve kırmızı renkler. çeneyle alt dudak arasındaki çukurduı. Kmalı parmak uçları ve tırnaklar. Tavaf ve Umre'ydi. (1) (2) . Feleğin falcısı yüzlerine noktalar serpmişti. Gözlerin dehşetinde işaret bıüuyordu.

Gerçi mehtap gibiydi Sıtî. Sıti gerçi çok nazenindi. Kavuşmayı arzu etmeyen kimse yoktur. giydikleri fesin . sağdan ve soldan sarkar. (!) Kofi. Artık yer kalmazdı konuşmaya ve de serzenişe. (1) Kolyeler altınlarla zincirlenmişti. Bu zinetler. zülüfler ve pusular. ister hocalar. Kimisi tükenmeyen güzelüği arzu eder. Hayvanları ve cansızları bile inletirler. Bağlara ve bahçelere yürüdükleri zaman. daha tazeydi. Güzellik bakımından ikizdi ikisi. Ama Zin'in jöizü parlak bir aydı. Her ikisi de ruh gibiydi gerçi. îster şeyhler. arkadan. Fakat şüphesiz hepsinin dostu birdir. Gecelerin çıralarına benzeyen bu ikisi. fakirler olsun GüzeUiğe talip olmayan kimse yoktur. Fakat Zin de güneş gibiydi.MEMO ZÎN 89 Bilekleri ve bilezikleri gösterdikleri zaman. Kimi de boş vücudun taUbi. îster dervişler ister zenginler. O periler bu süslerle yürüdükleri zaman. deriyle beyin arasmdaki fark gibidir. Kürt kadın ve~ kızlarının başlarına etrafında bağladıkları kuşaktır. süsler. beyler olsun. Kofileri mücevherlerle donatılmıştı. Gerçi Sıti yUdız misâliydi. Bütün fark. Kofi kajd:anlarınm uçlarmı sakaklarma getirirlerken. Fakat Zin de cennet hurilerine benzerdi. Önden. Aşıklar ölürdü sevginin elinden. İnsanları ve bitkileri talan ederlerdi. Tapınaklardaki evliyaları bile sersemletirlerdi.

Dalgalanıp joikseldiği zaman. Ne kadar fazlasıyla pahalı olsa da. Sıti ve Zin'in jdizündeki güzellik. Aşk ateşinin bir deryasına dönmüştü. Güneş ve ay bir araya gelmişti. Hepsine AUahm verdiği metahlar. Masal gibi anlatırdı onları halk.IX GÜZELLİK VE AŞK Dünyada ne kadar hükümdar varsa. gönül ve ciğer yakardı. servetler. Hepsi birden güzeUiğin bir parçasına bile değmez. Kaj^serin bütün hazineleri. Yüzlerce can. Süleyman' m yüzüğündeki la'I. . Hâkanm definelerindeki inciler. İskender'in radarma varmcaya dek. Bütün dünyanm alıcı olması bundan. Enginlere inip zirvelere çıkan o güneş.

Kimisi kavuşmak ister. Kimi de derdi seçer. Bazıları da cananları için verir canı. Figanlara ve iniltilere doymadılar. Fakat âşıklarla arzu sahipleri ajrndır. öteki feda olmak. O güzelUğin sadalarmm şarkıcUan. Çoğu tellal gibi. Sonu olmayan sınırsız güzelUğin. Bir kısmı faydalanmak ister. Memo ve Zin gibi. Gündüzleri ve geceleri çok inlerlerdi. Zaten spnu gelmez âşıklarmm. Öyle ki onlarla birlikte sızlamrdı melekler.MEMO ZlN 9:i O ceylânlarm güzelUğinin avcıları. Tacdin gibi. BazUarı canlan için ister cananı. . kimi de arslan gibi.

(1) Gerçi sayısız ve ölçüsüzdüler.X MEMO VE TACDÎN't TANİTMA DöneUm biz hikâyenin başına: Aşkları derdinden gönlü yaralı olanlar. Her biri kemaUyle bir doltmay. Fakat seçkin hizmetçilerden. Her biri güzeUiğiyle padişah göğsü. Hepsi Bejdin hizmetindeydi. . Yüzlerce fidan boylu ve açık almlı genç vardı. Ancak dujonakla ve rivayetle biUrlerdi onları. Fakat görerek ve tanık olaraktan degü. hizmetçiler ve seçkindiler. Her biri konuşmasıyla göpsleri yakardı. Onlar da hep âşık ve isteküydi. Hepsi bir birinin sırrından haberdar. (1) Sıti ve Zin'in aşkları derdinden. Güzellik yönünden her biri bir güneş. Sıradan adamlar. Onlar da hep hevesli ve arzuluydu.

MEMO ZÎN »7 O peri gibi gençlerin ön sıralarmda.. O iki kardeş ve birbirine bağlı dost.. Çıra yapmıştı kendine. Kardeş. YanUıyorum ben. Delikanlüarm baştacı ve önderiydi. Fakat Tacdin herkesten ve bütün yakınlarmdan O kadar kardeş. O melek huyluların baştacı olan. . Güneşti çünkü kardeşi. Çünkü kUıç kullanmakta arslan gibi. Gerçi ahret kardeşiydi ikisi. (1) Gohderz: Eski bir Kürt kahramanıdır. baba ve amcalarmdan. Dünya ona karanlık olurdu hepten. (1) Soyu. ikisi de kurnaz. Savaş günü bin erkeğe bedeldi. Memo da ona tam tutkun. Ama sanırdm ki dünya ve ahrettir ikisi. Kuşları kapıp uçan şahinler gibi. Memo da Divan Kâtibinin. nesebi.. adı da Memo. Çıra görmeyen geceye döner. asaleti belli. baba ve amca gibi bile değildi. Kahramanlıkta zamanın Gohderz'iydi. O. Tacdin'in sevinç arkadaşı ve gam ortağıydı. uzaklaşmıştı ondan. O iki genç. Fakat Araplar ona Gazenfer der. Tacdin'in iki kardeşi vardı. Tacdin Divan Vezirinin oğluydu. Bir genci kendine kardeş yapmıştı. Birinin Arif. Kardeşini görmediği gün. Her zaman düşmanların gönlünü yakarlardı. Hayır. diğerinin Çeko idi adı. Babasma derlerdi İskender. fakat birbirine tutkun kardeş. Tacdin admda bir genç vardı.. Başı dertli bir gençti.

Dostluk. Sonunda vefa göstermiyeceksen eğer. başıboş değil Aynen güneş ve Müşteri yUdızı gibi. Biri çağm Vamık'ı. ahbaplık ve kardeşlik. Başlangıçta göze alma o cefalı işi. Onlar gönülden dosttular. diğeri Azra'sıydı. Dostluktan maksat da vefadır. zordur. . İkijmzlülükle ve lâfla olmaz. Dostluk kolay değil.MEMO ZlN 99 Zamanın Mecnunu ve Leylâ'sıydı.

kimi de hızlı. Bir kısmı yazıcıdır. Bir kısmı cellâttır. JKimi kederleri dağıtır. Kimi ağır yürüjöişlü. Kimi yardımcıdır.XI YILBAŞI VE NEVRUZUN KUTLANttlŞI Dünyanın yaratıcısı. kimi de yönetiUr. bir kısmı öğretici. kimi de sağlam. Bu hikmetledir ki hepsi iş başmda. Varlık sergisine getirmiş. Böylesine muazzam ve yuvarlak. tabiat feyzinden. Aletsiz. Kalıpsız. ölçeksiz ve pergelsiz olarak. Kimi güneşe uyar. Kimi bize doğru geUr. kimi ölçülür. Bir kısmı yaya ve bir kısmı süvari. Kimi yönetir. bir kısmı çalgıcı. Felek çarkmı güçlü bir şekilde. kimi de geceyi aydmlatır. Sejdr sergisine sunmuştur. . kimi gamlan toplar. Böylesine süslü ve sıra sıra. işaretsiz ve makassız olarak.

Yıllan eskimiş yaşlı bilgin. Mart ayında döndüğü vakit.MEMO ZlN 103 Bir kısmı Zin gibi güzeldir. Halk kırları ve çimenlikleri mesken edinir. Hiç kimse kalmazdı evlerde. Bir kısmı tabiî hareketten. Özellikle bekârlar ve bakire kızlar. Bayram ve Nevruz günü geUnce. kimi de vezir. Kimisi padişahtır. Doğu şehsüvan olan güneş. Fakat töhmetle ve minnetle değil. . Kısacası o nadide cevherler. Yaşlı erkek ve kadınlara varıncaya dek. Ovalan ve tarlaları gülşene çevirirdi. Bizim için tazelerler jnlı. BiUnen yerlerine geldiklerinde. Hepsi süslenmiş ve güzel gijdnmiş. meskenlerde. Bize şöyle anlattı durumu: Dedi ki: Eski zamanların geleneği Şuydu her yerde ve her zaman. Hepsi seyretmeye izinü olarak. Bir kısmı Memo gibi alıcı. Yani yUbaşı burcuna girdiği zaman. Din yolunda ve sünnete uygun olarak. Gönülleri aydmlatan o ânın saygısı için. Hepsi parlak ve aydmlatıcı. Hepsi çıkardı evlerden dışarı. Bahar noktasma geUr.

Yani sevenler ve sevilenler. . gerekse istenenler. Ve seçsin her biri kendi dengini. Ovaya inmekten amaçları. Şuydu ki: Gerek istiyen.MEMO ZlN 105 Çünkü kıra çıkmaktan maksatları. Birbirlerini görsün.

Her çeşit insan. Gösterince yeniden Nevruzu. O kutlu geleneğe uygun olarak. Saf saf tepelere ve ovalara jöirüdüler. atlı olarak. Bir kısmı birUkte ve çoklukça. Kimisi arkadaşlarla. küçükler ve büjrükler. Şehirlilerin ve askerlerin hepsi. minnetsiz ve üzüntüsüz olarak. Terketti şehri. Kafile kafile gezmeye ve seyretmeye döküIdiUer. Kalktı hanımlar ve de hatunlar. Kimi de dağ eteklerine yöneldi. Onlar da güller gibi bahçelere doldular.xn ŞEHİRLİLER YILBAŞINDA KIRLARA ÇIiaYORLAR Feleğin dönüşü mavî bahttan. Huriler cenneti kendilerine mesken edindi. şehirde kalmadı hiç kimsecikler. AvcUar ve talancUar gibi. kimi yalnızca. Bir kısmı bağlara gitti. Hep gitti. joirüyerek. Perdesiz. . kaleleri ve evleri.

Yüz güzelliğinin kumaşma sahip olanlar. Güzellik metamm sahipleri. DelikanlUara yaşıt tombul memeli kızlar. KutladUar. gençler. tüysüz deÜkanlUar. ihtiyarlar ve kocakarılar. Yüz yaşmdakiler. Yılbaşını geleneks-el yol ve yöntemle. Enine ve boyuna gözden geçirirlerdi. GüzelUğin hem satıcıları. hem de alıcılarıydı. göklere kadar jükselterek seslerini. Bunlar aşk pazarmdaki sevdalılardı. YUbaşUıIar.MEMO ZlN 109 Bakire kızlar ve delikanlUar. benleri ve şakakları temiz olanlar. . Erginlik çağına yeni gelen güzel. deUkanlUar. Birbirlerine metalannı gösterirlerdi. Zülüfleri. bakireler.

DELİKANLILARA NEVRUZ EĞLENCELERİNE GİTME İZNİ VERİYOR Mavi kubbenin o parlak kandiU. Yalnız Memo ile Tacdîn. O iki kardeş değişik kıyafette. Kendilerine kızlar gibi süs verdiler. Birkaç pahalı mücevher başlarmda. Bey de delikanlılara izin verdi. Çünkü amaç ve murat peşinde olan âşıklardı.xın BEY. KalktUar hepsi âşıklar gibi. Koç Fenerini aydmlatmca. . (1) Yani Koç Burcuna girince. (1) Yılbaşı kutlamaları yeniden başlayınca. Yani gün döndüğü zaman. Hepsi arttırma sergisine gitti. Sırmalı ipek elbiseler içinde. Hizmetçilere izin çıkınca.

. Gittiler ağır ağır yürüyerek. Alm saçlarmı zülüf ve örgü yapmışlardı. Dilberler elbisesine bürünüp. Onlar kıyafetlerini değiştirdiler ki.MEMO ZlN 11-3 Kâkülleri her tarafa halka halka yayılmış. Hiçbir güçlük gelmesin başlarına.

:Şehirde dolaştıkları zaman. deUkanlı ve çocuk. Yaşlı erkek ve kadınlardan da bir o kadar.XIV MEMO İLE TACDİN ZlN VE SITİ'YE RASTLIYOR VE BAYILIYORLAR O değişik kıyafetli iki genç. Taze selviler gibi jmzlerce genç. çeşitli değerU elbiseler içinde. Her sokakta. Kimi yalmayak. Beşyüz kadar kız. Ayaklan Kaşo. kimi başıkabak. kıhç biçiminde bir sopadır. (1) (1) Kaşo: Ucu eğri. Bir kısmı çıplak. Bir parça olsun kalmadı şuurları. Gördüler ki mahalle ve sokaklarda. bir kısmı giyinik. îpekUler. . her oda ve pencerede. Bir kısmı büjiik ve ekâbir. Bir kısmı da sıradan ve küçük insan. başlan top gibi. Her çeşit dişi ve erkek. Birden onlara acajdp birşey göründü. Topa vurulur.

Bir kısmı konuşur. kimi sarhoş. fazlasıyle taze» Dediler ki: «Altı uçlu kUıçIı mıdır onlar? Yoksa oklu ve hançerli midir onlar-?» Dedi ki: «Hayır gamzeyle. okla öldürür gibi» Onlarm. Her biri bir yerde bambaşka olmuş. . aniden BaktUar ki sade AUahm kudretinden. sormaktan maksadı. kiminin serbest. Halkı öldürüyorlar. Şekilleri. bakışla. Her birinin ciğeri bir cefayla kan dolmuş. Kiminin elbisesi yırtık. Fakat o şehirde tanmmayan kimselerdir.. kimisi sermest. Bir kısmı da akıl zincirinden olmuş azad. bir kısmı şuursuz. Söyle. ikisi de bir zaman şaşakaldılar. kiminin aklı uçmuş. bu ne sonsuz belâdır?» İhtiyar dedi ki: «îki güçlü şehlevend. Düşünce dalgasına hemen daldılar. Görüp te mertçe karşı koymaktı. niceydi onlar?» Dedi ki: «İki delikanlıdır. Derken Tacdin durdu ve sordu.. Kiminin soluğu tutulmuş. elbiseleri ve gijanişleri bir.MEMO ZÎN IIT Kimisi sarhoş. Kimisi perişan. bir kısmı sessiz. Bugün bu halka olmuşlar cellât. YUdızIarm şahı gibi parlayarak Geldiler. Böyle yapıyorlar perişan» Dediler ki görmedin mi sen. Bir kısmı figan ve feryadeder. Bir kısmı telâşlı. İkisi o işi düşünürlerken. Kimi görürlerse o iki sarhoş. Soruşunu yaşlı bir adama yöneltti. Dedi ki: «Ey doğru yolun Hızır'ı. O iki deUkanh iki mızrak gibi.

Baktılar o dilberlerin yüzüne. Güzellik ordusunun öncüsü onlar. Baktılar ki çok sevimli iki melek. boynunu keserken yanm bes¬ mele getirmiş gibi. Bu iki kardeş görünce iki karışık halU deUkanhjm. îki yiğit avlarmm üzerine koştular hemen. ne akıl. Yarım kesildiği için ona böyle denir. Gönüllerine geldi yumuşaklık ve de merhamet. O iki büyük melek. Ay parçası. AjnrUmadı hiç ruhları. Ne duyu. birbirinden (1) Yarım mesmeleli: Boynunun yarısı kesilip öbür yansı ke¬ silmeden bırakılan ve çırpınıp duran hayvandır. kesilerek dikkat. Tıpkı yarım besmeleli av gibi. ne de ahcıydılar. ne şuur. Kısacası: Bu ceylânlarm güzeUiğinden. Ne satıcı. Gönlü ve canı bahşiş verdiler. Sevmenin yolu açıktır. Sevdi birbirini yüzlerinin nuru. Sevimli. ama yanık ciğerUdirler. Yuvarlanıverdiler daha uzaktayken. fakat güneştirler. O d»likanlUarm gönlüne düştü bir acuıiE Bağlandı birbirine sırrı gönüllerinin. Anladılar ki başıboş av değil onlar. Sanki kesicisi. bu jâizden. ne hafıza kaldı.MEMO ZÎN 119 Melek huylu ve peri jmzIüydiUer. Durdular ve baktılar. . Şuurlarmdan haberleri bile kalmadı. Öylesine deliye ve şaşkma döndüler ki. YuvarlandUar toprak üzerinde sersem olarak. Cana ve akla doydular hepten. (1) Şüphesiz perişan bir duruma düştüler.

Sanırdm hepsi ruh ve cisimdir. Kimisi bağlanır. Hangi çimenUğin kuşları bunlar?» GiUrengi gözyaşlarmdan gülsujnı DöktiUer kanlı yanaklarının üzerine. Dediler ki :«Acep bunlar kimin kızlan? Yoksa ikisi de Tanrı meleği midir? Hangi yerde yetişmiş bu mejrveler? Hangi güllükte geUşmiş bu güUer? Bunlar hangi derenin seMIeri. Bizim gibi onlar da fanî yaratıklardır. Aşk öylesine şuursuz kılmıştı ki onları. . Sevgi öylesine bağladı ki onları birbirine. Şüphesiz birdir ruhlar ve tenler. gerek şirinlik. Çünkü ruhlar ordusu toplanmış olarak. AUahm ilminde yaratUmış ölümsüz olarak. O iki yaralıyı bu halde gördükleri ân. İşte o bağlananlar. hem de istenir. Aslâ kendilerinden yoktu haberleri. GüzelUk öylesine istekli kUdı ki onlan. kimi de karşıdır birbirine. Bir süre zülüflerine ve benlerine hajran kaldUar. kimileri bağlı birbirine. Yani o hunhar delikanlılar. boşlarını sejrettiler. Bir süre boylarını. Yüz gönülle sevdiler ikisini.MEMO ZÎN 121 Görünmeyen âlemin bir rengi Açığa çıkarıyordu muhakkak birleşmeyi. Gerek gönüllerdeki sevgi. Dördü de birbirini hem ister. Fakat ezelin gerçeklerindendir. Birleşiktir ruhlarla cisimler. birbirleriyle öyle ısmdüar ki» ArtUc kalmadı onlar için bir zorluk. gerek düşmanlık. Oturup çe-virdiler ikisinin de jniziinü. Kimisi çeşitlidir. Gerek gönüllerdeki öfke.

Gerçi vardUar yerlerine. Çektiler sahiplerinin parmaklarından. AyUmca baktUar ki. gece. YUbaşmı ve sevincini bıraktUar elden. Elmaslarım billur şişelerle değiştirdirler. perişan ve sarhoş olarak. akşam ve her zaman Hep ajmı şekilde görünürdü karanlık artık. Yola düştüler yarım besmeleU kuşlar gibi. Fakat o acı muratlUara. Yüzlerinin güzeUiğini gönül tablosuna. Tâ ki jruvalarma varmcaya dek. İstediler ki anlasınlar hangi soydan olduklarmı. hajrvanlar ve sar'alUar gibi.MEMO ZlN 123 Sonunda aşk kalemiyle yazmca. . avlulara düştüler. Sevdalı. Istemiyerek veda edip kalktılar. Nişan için taktUar yerlerine. karanlık bir gece. Aniden bazı yabancılar göründü. takatsiz ve gönülsüzce. Gündüz. Eğlencelerini değiştirdiler dertlerle. Ayaklan zincirli ve pırangah olarak. Güçsüz. Kendi parmaklarından da çekip kendi jöizüklerini. Bunun için gençlerin yüzüklerini. Kaldı iki kardeş iki av gibi. Sersem. göniUIeri çekilmiş. sabah. Güneş ve ay uzaklaşmışlar çoktan.. Çiinkü bilmiyorlardı hangi nesilden geldiklerini. Yüzlerce defa bahçelere. Yakutlarını boncuklarla.

Se'vinerek gitnUşIerdi kekUk ve kaz a-vma. rengine baktUar. Birbirilerinin jöizüne. önce tanımadılar birbirlerini. Çok perişan ve habersizdiler. KendiIerirU aşka atan iki genç birbirine ısmdı. Bir gün beraber kalktUar.XV MEMO VE TACDİN MESELEYİ ANLIYORLAR O kız gözlü iki şahin. O iki yamk. Memo ve Tacdin. Aşk öyle değiştirmişti ki onları. Aniden şahin gibi. O hafta geçince üzerlerinden. Önce birbirlerine yabancUaştUar. üzerisine Bir ışık dönmüştü aniden. Koç Burcu haftası süresince. Artık kalmamıştı haberleri hiçbir şeyden. . Sonra birbirlerine yakmlık gösterince.

. Ijdce bakıp görsün diye. zayıf ve ürkek gönüllüyüz?» Böylece onlar araştırıyorlardı. Karşıhyamazdı.MEMO ZÎN 127 Buldular kendilerini pırangah ve ziIU Uçmak. Amaçsız. uçmaya kalkmak müşkül ve imkânsızdı. Eflâtun için pazarlık yapsa. Pahabiçilmez bir elmas var. Hallerinin ne idiğini anlamak için. Üzerine «Sıti» adını yazmış Meharet sahibi bir üstad. Hasta. Tacdin baktı ki kardeşinin elinde. Sevgiülerin ağızlan gibi dardı gönüUeri. Elini uzattı ki getirip. arzusuz ve takatsızdılar. susuz ve gözsüzdüler. Memo da baktı ki Tacdin'in elinde. Karun'un bütün hazineleri. Karanlık bir örtü başlarındaydı sanki. Ve de mum gibi parlıyor. Hipokrates sarraf olsa eğer. uzak görüşlülerin bilgisiyle. Hakkak «Zin» adım yazmış üzerine. Gönül damarmdan inlediler Çeng gibi Dediler ki: «Acep nerede hastalandik biz? Ya da hangi savaşta yaralandık biz? Yoksa biz neden böyle güçsüzüz? Yaralı. sarhoş ve karanlıktaydılar. O jöizük taşlarmm pahasmm sekizde birird. Dilberlerin gözleri gibi mesttiler. Ülfet seli de önlerindeydi sanki Gıdasız. Bir mücevher parlıyor çıra gibi Bir yakut ki nar tanesi gibi Karanlık gecede yakUan meşale gibi. Tartıyla ve kıratla tahmin etse.

Aşkm ve sevdanm üzerimdeki etkisi öyledir ki. Ay ve güneş gibi âlemi aydmlattUar. Bunlar nasU kız gibi süslendUerse. Onlardı ki halk ellerinden ederdi feryad. Şüphesiz kaatillerini bildiler. Benim bu vücudum diüm diüm olmuş. Bizler arslamz. O diümlerin hepsi de nokta nokta olmuş. dedik biz: Ne'vruz gününde. Uzunlamasma. enine. Memo aşkla pişmişti tamamiyle. DaldUar ve uzım uzun düşündüler. F. AnladUar ki kendilerine ne yapmışsa Yüzük sahipleri Sıti ve Zin yapmış. Yeter ah çektiğin yaralann elinden. Onlarm elinden inlememiz çok ayıp». Dedi ki: «Kalk kardeş! Yatağın içinden. Onlardı ki bunların ciğerlerini yaktUar. Dedi ki: «Kardeş! Meğer sen çiğsin. Aşk onda bırakmıştı bir parça kusur. Onlaı* da deUkanh kıyafetine girnUşler. Bayram ve gündönümü olduğu gün. onlarsa ceylân. Onlar da kıyafet değiştirmişler.rdı ki bunları gönülden sevdiler. Onlardı ki şehirde olmuş iki cellâd. Hiç bir nokta boş kalmamış dertten Hâlâ diyorsun ki: Niye inliyorsun sen?. Onlardı ki. Böylece o iki kardeş düşünce ve tahnünle. Onia. Sanma ki sağlamım ben. Baştan ayağa kadar parçalanmışım ben. bojnma ve derinUğine.MEMO ZÎN 1^ Kaldılar şaşkm ve hayretler içinde. : 9 . Tacdin 'de vardı azıcık şuur. O ikisiydi ki halkı öldürüyorlardı. O ikisiydi ki kollan sıvamış.

bu hususta cev¬ here muhtaç olan varlık. Vallahi hiç birinin kalmamış rahatı. El. kendi basma varhğım gösterebilen madde. Billahi hiç birinin kalmamış takati. taş gibi. araz geUnce (2) Gönlüme giren bu aşk. Hey zalim! HaUmi sormuyorsun sen Hâlâ bana inleme diyorsun sen» Bu şekilde tazallüm edince Memo. (2) \ Cevher. sırt ve gözlerim. (3) Cisim ve cevherden kendi vücudunu ve maddesini kas¬ dediyor. bfiş. onun yeri olan gönlüm. bana hejnilâ şeklinden (1) Kaldığmı söylersem şaşma. Aşk şehinşahı garazsız geldi. bu boş yerin içindedir.MEMO ZÎN 131 Gönül. Tacdin için kalmadı artık konuşma. Biz gelelim Sıti ve Zin bahsine. Koparmış onlar bütün ilgilerimi. jdirek ve bütün iç varlığım. ciğer. (3) Hepsini kendine ram etti aşk. Can. Bu doluşun. içine dolan aşkm yeri olmuş. ayak. Hep birden diyorlar ki: Âşıkız biz. cisim ve cevher. renk gibi. . Onlar kaldUar bu yaralarla. (1) Heyula: Bazı bilginlerce evrenin ilk maddesi olarak kabul edilen madde. Araz ise kendi başına varlığını gösteremiyen. O dolan. Cevher gizlendi.

Aniden geldi Sıti ve Zin'in yanına Baktı ki elbiseleri üzerlerindedir. Kimse tanımasın diye derhal sojnmdular. Aşk öylesine değiştirmişti ki onları.XVI ZlN İLE SITİ EĞLENCEDEN DÖNÜP MACERALARINI DADILARINA ANLATIYORLAR Onlar da o elbiseyle döndüler. Onlarm bir dadısı vardı. Yemeksiz. Kimse inanmıyordu Sıtî ve Zin olduklarma Herkes onları yabancı sanıyordu. Ama değiştiremediler hallerini. Öyle yamandı ki. . Çenelerini gerdanlarmm içine gömmüşler. Gerçi elbiselerini değiştirdiler. Aksaçlı yaşlı felek bile önünde zebundu. içmeksiz oturmuşlar. O kocakarmm adı Hayzebûn'du. Artık dönemezlerdi önceki durumlarma. tıpkı göklerin belâsı. zamanm kocakarısı.

Kırmızı şakaklan Kâfur gibi sararmış. Yasemin rengi almış al renklerinin yerim. inceboylulanm ! Hiçbir sonuç meselesiz olmaz. Söylejdn bana. Siz bunca kayıtlarda bağhsmız. Ya da şişemi ve mendilimi koyacağım. Durumun iç jöizünü anhyacağım. Bize rastlayan ve bizi gören herkes. nasıl oldu mesele? GizU şeyler bizden gizli kalabilir mi? Ben şimdi bir remil dökeceğim.MEMO ZÎN 135 YaıU şaşkm ve üzgün duruyorlar. Taze jüzleri bembeyaz kesilnüş. Anladı ki sevinçsizdir o periler Dedi ki: «Ey gönlümün ve içimin hevesleri! Her biriniz iki gözümün nurusunuz. Neden bir kenara ittiniz yUbaşı eğlencesini erkenden? Doğru söylejdn bana ne oldu haliniz? Anlatm bana nasıl oldu başlangıç? Bu şaşkınlık mıdır. yoksa sevda hayaU mi? Siz neden üzgünsünüz böyle. Derhal deliye ve divaneye döndü.» Onlar gizlice dadıya dediler ki: «Biz sabahlejdn evden çıkarken. . Koruyucunuz AUah olsmı sizin. Yalnız bugün ava çıktmız. Adı ve niyeti söyliyeceğim. Benim canım feda olsun size. Bazı insanlarm sevgisiyle sevilmişler. Kırmızı gülleri Zaferana dönmüş. O ay parçaları ıstırap içinde kıvranıyorlar.

Botan'da ne kadar kız ve delikanlı varsa. Hazırlıyayım orUarı da size getire jam. . Tedbir ve tedavi de faydasızdır. istemeksizin de haç vermeyen kim var ki? Ey perizadeler! Sizin sevdiklerinizi. O çevir nihayet bize de döndü. Bu şehirde ne kadar insanoğlu varsa. Size boyım eğmeyen ve muhtaç olmayan kim var ki ? Size. Yani hepsini jöizjrüze görmüşüzdür. ve teselU vererek Dedi ki: «Siz padişahlık güzelliğine sahipsiniz. Söylejin. Güzelliğiniz size boyun eğer hale getirecektir. kimdir onlar? Gidip görejim.» Dediler ki sihirbaz Hayzebûn'a: «Ey mahir Tabip! Derdimizin Dermanı gelir şüphesiz senin elinden. Onlara doğru gitti. DeUrmiş olarak hemen geri döndük. Doğu şahı gibi güzeldi onlar (1) Parlak ay gibi parlardı onlar. Hatta Botandaki bütün boy ve boşlardan. Bugün güzelUğe boğulmuş iki kız. Defterimize yazılı olmasm. Her biriniz bir şah. Bizler de üzgüne ve serseme döndük. Eğer gelebilirse ikrar diUmizden. İyilik ve güzellikle ün salmış kimse yoktur ki.MEMO ZÎN 137 Sonunda çevremiz sının aşmca. (1) Doğu şahı: Güneş. bir hünkârsınız. Özellikle bu şehirdeyse gönül bağladıklarmız. Ben onları şimdi alıcı kUarım.» Dadı yavaşça ve yaklaşarak. Fakat ikrar ve anlatmak imkânsızdır. Baştan ayağa kadar yeşilU ve ipekli elbiseler içinde.

Hep birlikte birbirlerinin karşısma geUnce. Uyanık mıjaz. bakalım kimlerdir diye. O perizadeleri gördüğümüz zaman Biz de şuurdan kurtulduk onlar gibi.MEMO ZÎN 139 Aniden görününce ve rastlaymca bize YuvarlandUar uzaktan o iki pahabiçilmez. Mutlaka melek ya da periydi onlar. yoksa hayal mi dir? . rüya mıdır gördüğümüz. Gittik üzerlerine. Fener yıldızdan yankı aldı. Çıra ve fener birbirine denk geUnce. Yine bizim yağımız ve ateşinUzdi ki. Onlar Cemşit'in Kadehi gibiydi. bilmiyoruz ne haldir. Çünkü sudan ve topraktan değildi onlar. Bizim de gönlümüze bir nur parçası girdi. Gerçi kandil ve fitil onlardandı. Önümüzde yandı ve gönlümüz onunla parladı. Baktık ki bizim gibi insan oğlu değiller. Biz kendi kendimizi yaktık. Ama ateş biz ikimizin jöizündendi. Biz ikimiz de ay ve güneş gibiydik.

Zatsız ve sıfatsız olarak araz imkânsızdır. Kadm kısmına meyletmeniz imkânsızdır. Dedi ki: «Ey dadmm ruhu ve canı! Siz delikanlıları seyretmeye gittiniz. Beşerin meyli beşer ister. güneş olmaksızın aydmlanır mı hiç? . Cevher olmaymca araz olamaz. Oğlanlar zatm güzelliğinin ajmalandır Kızlar da sıfat ışığınm mazharlandır. Hiç kızlar kızlara alıcı olur mu? Oğlan parası olmadan imkânsızdır pazarlık. Ay.XVII DADI MEMO VE TACDİN'İN YÜZÜKLERİNİ GÖRÜYOR Dadı maceraya şaşakaldı. Fakat siz kızlar için oğlanlar ister. Sizin gördüğünüz şekil anlamsızdır. Ceylanların sevgisinden boş olarak. Araz cevherle kaim olur.

MEMO ZlN

143

Oğlanlarm yüzünden uzak olan sevgi. Yüz defa huri ve peri de olsa. Sizi nasıl meftım eder o sevgi? Sizi nasıl delirtir o karanlık gece? Mecnun Leylâ'nın karşısmda olmajrmca, Leylâ karanlık geceye nasıl mejdl verir? Gül hiç güle olur mu âşık? Azra kendi kendine olur mu Vamik? Husrev, Şebdiz'e binmeseydi eğer. Şirin Perviz'e şeker olur muydu? Ferhat kanlı gözyaşlarmın oluğunu, Akıtmasaydı görmezdi gülrengi atlıjn Bunca erkekler âleminden. Beyzadeler, sade insanlar ve oğlanlardan. Gönlünüz hiç kimseye meyletmezse eğer. Sersemsiniz, alçak ve rezillersiniz demek. Gönlünüzün kapıldığı kim.seler. Adsız, nişansız ve tanımadık kimselerdir ha? Bu iş bence tamam.en imkânsızdır. Bu gördüğünüz rüyadır, ya da hayaldir» Zin bu şarkıyı dinlejdnce. Perdeden şu nağme jd çıkardı; Şöyle dedi yaşlı dadıya: «Galiba akim ve tedbirin kalmamış senin. Diyordun ki sen: Çağrıyla, büyüyle. Gizli olan halleri bilirim ben. Bizim gördüğümüz şekil anlamsız değildir. Şüphesiz ne rüyadır o, ne de hayaldir. OrUar ister melek, ister beşer olsun, îster kadm kısmından, ister oğlan olsun.

îşte jdizükleri şuradadır.
Getirdik nişan için biz onlan. Eğer gerçekten remil biUyorsan, îşte yüzükler, haydi bil sahiplerini».

MEMO ZÎN

145

O elâ gözlü hilekâr cadı,

«Getir bana yüzükleri çabuk» dedi. «Bu gece bir remil döktürejdm ben. Sabaha kadar sahiplerini söyliyeyim ben» Sıti hemen yüzüğü çıkardı. Zamanın kocakansmm eline verdi. Zin ise şöyle dedi Hayzebûn'a: «Benim gönlüm bir kan bataklığına dönmüş, O bataklık coştuğu zaman. Taşmak üzere olduğu zaman. Bu joizük zajaf gönlümü yatıştırır. Bazı bazı kanlı gözlerimin önüne getirdiğim zaman. Yüzüğü götüreceksen eğer. Biz üzgün kalpUye çabuk getir geri. Çiinkü onunladır sabrımız, samanımız O benim için Süleyman yüzüğüdür.
P.
: 10

xvnı DADI FALCININ YANINA GİDİYOR

O ölçüsüz çapkın ve hilekâr kocakarı, Sabahlejdn kendini falcının önüne attı. İhtiyar falcı için elinde bir-iki altm götürmüştü. Şöylece gönlünün niyetini ikrar eyledi: Dedi ki: «îki masum oğlancığım var benim. Babasız, yetim zayıf ve j'oksundur. Bayram ve yılbaşı olduğu gün. Onlar da çocuk hujnmun yoluna uyarak, Kalkıp ikisi de gezmeye gittiler, CadUar onları ovada şaşırttı. Bugün çıkageldikleri zaman, gördüm ki DeUdirler, sersem, sevdalı ve sarhoşturlar. Geri döndüler elbisesiz, çıplak olarak. Bazı bazı feryadediyorlar bağırarak. Şuursuz düşüp çokça kalıyorlar. Kalktıkları zaman da delidirler. Şu jöizükler vardı ellerinde, Sanırsm ki bunlarla olmuşlar mest.

MEMO ZÎN

149

Ey işaretleri bilen, sırları çıkaran! Çaresizim ben, sen çare bulucusun, îjdlik yap da meseleden iyi konuş Acep yavrularımın nedir dertleri? Delüik midir, sar'a mıdır, yoksa aşk mı? NasU hastalıktır bu, nedir ilâcı? Ey geleceği bilen mürşit ve önder! DüğünUerin ve meselelerin çözümlejdcisi !
Bu jdizüklerde vardır bir sır, O da, siz uzağı görenlerce biUnir.

Yüzük sahipleri, söyle kimlerdir? Cinler mi, periler mi, yoksa insanlar mıdır?

XIX

FALCI FALA BAKIYOR VE DADI TABİP KILIĞINA GİRİP TACDİN'LE MEMO'YU ARIYOR
O Danyal ilminin varisi (1),

Falm şekline baktığı zaman.
Derhal anaların rahminde, Kızlarm doğuşundan önce Tarafları ve temizliği birUkte gördü Tacdin ile Sıti'yi birlikte gördü. Se'vinç şeklini gamla beraber gördü. Perdesiz olarak Zin'i Memo'yla beraber gördü. O zaman şöyle dedi kocakarı elçiye: Amacı hile, yalan ve tezvir olan o elçiye: «Senin için mümkün olur mu hiç,

Doğruluk olmadan, menzile erişmek?.. İmkânsız bu..» Sen çocuklarmm deli olduklarmı söylüyordun, Zin ve Sıti olduklarmı söylemiyordun.

(1)

Danyal bir israil Peygamberidir.

MEMO ZÎN

153

Onlar sejre ve gezmeye gittikleri gün. Yolda gördüler iki hajnran gözlüjdi. Yani selvi boylu iki oğlan gördüler, Başlarma da kıyamet koptu. Derhal bu iki güneşin. Gönlü gitrçıiş o iki mehtaba. Onlar bunlarm aşkmdan şuursuz olmuşlar, Bımlar onlarm güzelüğinden dehşete düşmüşler. Bunlar aşk belâsmm hastalarıdır. Onlar da aşk Kerbelâsmm susuzlandır. Bu yüzükler o oğlanların, Bımlarm da iki yüzüğü onların eUnde. Nasıl bunlar delikanlı gibi süslenmişlerse. Onlar da kız kıyafetine girmişler.» Kocakarı Remilci şeyhe dedi ki: «Durumım aydmlanmasmda şüphem kalmadı. Fakat de ki sen, onlar hangi soydandır? İyice keşfet ki onlar hangi nesilden?» Şeyh dedi ki: «Aşk dininde. Bir alış-veriş var ki «Karşılıklı kabul» derler ona. Denk olmak şartı yerine gelmese de caizdir, Alıcmm ve satıcının şartı kabuldür. Özellikle bunlarm seçtiği deUkanlUar, Biri dürdanedir, öbürü de inci. Biri beyzadedir, bey soyundandır. Öteki de soyca kâtip çocuğu.» O sihirbaz kocakarı, denemek için. Yine bir söz bahane ederek. Dedi ki: «ÂşUdar, tutkunlar, deUler, Zin ve Sıti için meftun olanlar. Sayılmaya ve hesaplanmaya gelmez Sığmazlar defterlere ve de kitaplara. Şeyhim! Bilirsin ki burası Cizre'dir, Hepsi büjdikler ve Kürt beyleridir.

ne kocakansm sen?" Herhalde bir ilimde mahirsin sen. Hasta dedikleri kimseleri gör O hastalık senin için deül olur. Perdesiz olarak görürsün o sevgiüleri.» Şeyh dedi ki: «Git sen bul uşakları Araştır yerleri ve otaklan. YazUmış jdizüklere Sıti ve Zin'in adlan» Kocakarı kalktı. Derhal baş uşaklara kendini yetiştirdi. onları bir görsem.MEMO ZÎN 15» Ijdük yap da perdeyi kaldır. hokka. Görünüyordu acajip bir hekimlikle.» Dediler ki: «Anlat bizlere. Bedenlerin ve ruhların derdini. Dediler ki: «Nereden geliyorsun.» Dedi ki: «Gerçi görünüşte hekirrUm ben. Ruhlardaki dert hangi derttir?» . Lokman kıyafetine girerek. Baştan ayağa kadar ilâçlarla donattı kendini. neşter ve kese Aldı o şaşırtıcı habise. Gidip sana kırk altm getiririm. O iki melek. Kendini tabip kıyafetinde göster. Daha çok iki hastalığı iyi biUrim ben İki hastalığı ben iyi gideririm. Şişeler. Hemen nedimlerin dostu oluverdi. Gördüğün zaman o melek huyluları Kumaştan da arUaşUır alıcUan Bilhassa ki parmaklarmda yüzük var. söyle kimlerdir? Söz olsun ki. Kojmuna koydu birkaç kitap.

İki gözden akar yüreğin kanı» Onlar dediler ki: «Hoş geldin sen. İlâç ver. hastalarla. Önce ben bu derdi teşhis edeyim. Uzak olsun o sizlerden. Yarasız. O derdin adı yalnızca sevgidir. . O derdin alâmetleri gizüdir. Alevsiz. Her ne desen öyle yapalım biz. çıbansız ve yanksızdır o. O dertten sağlığa kavuşmak imkânsızdır. ışıksız ve kıvUcımsızdır. O çok mecalsiz bir derttir. bir çare bul da kaldır onları. Baktığı zaman o azizlerin durumuna. Dedi ki arkadaşlara ve kUavuzIara: «Yalnız bırakm bizi. Kocakarı kaldı deUkanlUarla başbaşa. Her ne istersen ödiyelim biz. Sonra teda'vi çaresini size özetüyejdm» Arkadaşlarm hepsi çıktı yanlarmdan.MEMO ZÎN 157 Dedi ki: «İnşallah görmiyesiniz onu sız. Halen hastadır iki arkadaş bizden. Ama öylesine yakar ki adamm içini. IjdUk yap da tedavi et ikisini. deUkanlUar! Güzellerin yüzündeki o yUdırım.» Kocakarı kendini yetiştirdi hastaların yanma. Parladığı zaman şimşek gibidir.

! ? îşte şunlardır yüzüklerirUz. rengi bir hilâl misaü. Ağlıyorum ben yalnız sizler için.XX DADI TACDİN VE MEMO'YLA KONUŞUYOR Aşk derdiyle fena hale düşmüş hastalar. Aniden baktUar ki gitmiş arkadaşlar. Özel olarak Sıti ve Zin'in yanından. Aheste aheste bir şeyler söylüyor. Geldim ki ijdleştireyim yaralarmızı. Ey muratlar! EUboş çevirmeyin beni» . Alm da verin sizdeki jdizükleri. sizleri arıyordum. Ben elçiyim. BojTi iki büklüm. Getirdik onları nişan için biz. Kötüye çıkarmaym Sıti ve Zin'in admı. Dediler ki : «Kimsin sen ey gönül rahatlığı Niçin ağlıyorsun böyle muratsızca?» Dedi ki: «Sıti ve Zin'in başları hakkı için. Ağlıyor ve gözyaşları döküyor. Önlerinde oturmuş bir kocakan.

AjrrUıklarmdan dolayı ağlamaya başladı. Dadı! Sen yarin elçisisin Şüphesiz derdimin de hekimisin. ey vefalı Benden yare şöyle de: F. Ben bu jdizüklerle geri dönejdm. ey muratlar. ister tılsım. Her dördünüz de muradmıza erersiniz. Güzel Zin'in başmın sadakası olarak. Adlarınızı ve soylarmızı açıklaym siz. Geri döndüğün zaman. Gönlünüzün sırrmı bize açıklaym siz. Sıti ve Zin'i sizlere ram edejâm. Kim canım elinden izinli bırakır? Bu yüzük ister isim olsun. Allahtan başarı yar olursa eğer. -vücudum sadece cisim. yaşıyabilir? Dedi ki: «Dadı! sen beni mazur gör. Dadı bu sevgiden hayrete düştü. Dedi ki: «Gam yemejdn. Odur benim canım. Cevapla birlikte çabucak döneyim». Alma eümden bu jöizüğü beıUm.MEMO ZÎN 161 Onlar işittikleri zaman bu müjdeyi. AUah hakkı için. maksudlar! Müjde sizlere. ayaklarına ve eteklerine. Memo baktı ki jrüzük olmaksızın. Zamanın kocakansmm eline verdi. Ben öyle yapacağım ki sihirbazlıkla. Hepiniz bir yerde toplanırsınız. Sevap kazanmak için acele edejam. Yüzlerce öpücük kondurdu iki delikanlı. Tacdin parmağından jöizüğü çıkardı. NasU idare edebilir. Derhal koşarak ellerine ve ayaklarına kapandUar. Uyandıkları zaman bir an durmadılar. Tekrar tekrar ellerine. : 11 . Se-vinçten büsbütün gitti şuurları.

MEMO ZÎN İta O şahtır gerçi. Ben köle. Beni hayaUnin halvetine getirmesine. Şahlarm iyilikleri umumîdir. kavuşmaya lâjak değiUm. HaUmi sorsun bazı bazı» . Şeklinin hayaUnden gıda alıyorum. ben de dilenci. O kadar güzelUkten razıjom ben. Her an dadmdan umut bekUyerek.

îki büklüm. Her an dadıdan umut bekliyerek. Sabah şarabını sonsuzca arzuluyorlardı. kılığı da pek acaip Aşktan sersem olan Zin ve Sıti. Akşam şarabmdan son derece sarhoştular. Yüz defa andiçerim. . Koşarak kucakladılar gelen Dadıyı.XXI DADI SITİ VE ZİN'İN YANINA DÖNÜYOR O taze Ardıcın iki dallan. BaktUar ki aniden bir tabip. değil bir defa. başlan eğik olarak. Çıkageldi. efkârlı. Dediler ki: «AUah için söyle. Oturmuşlardı gonca gibi dar gönüllü. perileri bildin mi? Yoksa şişeye kojoıp ikisini getirdin mi? Kalplerimizi delen okları. Acep açıklamadm mı kim vurdu?» Dedi ki o: «Sizin mübarek başlarmıza. ey gönül rahaüığıl Acep ram ettin mi sen o melekleri? Falm ne dedi.

fitiU gizlidir. Seçtiğiniz o iki inci. Aşk ateştir. Bu haberleri dinledikleri zaman. Vücut yağdır. Onlar sizlere tam da lâyıktır. Gönül ise. Zin ve Sıti'nin kalbinde kalmadı şuur. o çıra içinde. deniz ve madende. Allaha andiçerim ki. Her an «Sıti» ve «Zin» dedikçe. Sanardm ki ateşi yağa tuttu. Bulunmazlar hiçbir kara. Kurban olayım sizlere. Dadı! Sen bizim için çare bulucusun. bir süre önünde dilsiz kaldUar. öyle candan tallalhk yaptı ki. ister dilenci». Gönül fenardir. NasU seçtiniz o iki seçkini? Kavuşmanm süsüdür o iki mutlu. Fakat acıyorum ben oğlanlara. İster beyzade olsunlar. ten Tur dağıdır. . kül'de dağUmış.Yüz çeşit kanlı gözyaşı döküyorlar. Gönül ilâcı olan o ateşle yandUar.MEMO ZÎN 167 Şimdi geldim ben yanlarmdan. Musa'nın gördüğü ağaç. Kısacası: Maceranın içyüzünden. o ateşli ve ışıklı ağaçtır (1) Göğüs fenerdir. O iki insanı o güzeUikle. (1) Hz. Vallahi. bu ergenlikle. çıra közdür. 'O dilberler. Zin ve Sıti tüm olarak baştan ayağa kadar. O çapkın. Dediler ki: «Sen gönlümüzü şenlendiriyorsun. Öyle melek de yoktur göklerde. Dadı onlara verdikçe uyanıklık. Alevleri jöikselirdi yedinci göğe. Sır cüz'dür.

Onlar da şimdi bol yolu gözlüyor. Perdesizlik eski gelenektir sizler için. Ey geçmiş olayları bilen dadımız! Senden başka mahrem kimselere sahip değiUz biz. Bizler yaprak gibi berhava oluruz. Dünür. Belki Allah ta kılmış mukadder. Kalk da çabuk git. bizlere engel olan. Aşkınız yuları kaçırmış bizden. kanatlarmı da biz yakmışız. söyle Tacdin'e: Eğer sen Sıti'ye talipsen. Bizlerle sizlerin kavuşması kolaylaşır. Bütün dostların ve dünürlerin. Kim geUrse sizlerden makbuldür. . biz kendimiz dilsisiz. Bir an sen söz söylemezsen eğer.MEMO ZÎN 169 Sensin bahçıvan. Dedin ki sen: Tacdin ile Memo Pervane olmuşlar. Utanma perdesidir. Sensin dilimiz. aracı ve vesile olarak. Belki de bizden çok daha çaresiz. Bir kısmı sizler için olsun ricacı. Bizler çer-çöp gibi heba oluruz. bizler de sizleri kabulleniyoruz. bizler fidan gibiyiz. Memo da Zin'e Müjde sizlere. Böylece söyle o sevgililere. Bir saat derdimizi paylaşmazsan eğer. Bizler sizlerden fazla dert çekiyoruz. Yoktur o perde sizler için. Bir kısmı da bizler için olsun duacı.

Aldılar ilâç ve macun gerçekten. Baştan ayağa kadar şaşırtıcı Yine tabip kıyafetine girdi.xxn BEY SITİ'Yİ TACDİN'E VERİYOR Arzulu hastalar için güzel bir zamandır ki. . Derhal kendini âşıkların yanma yetiştirdi. yeniden Fakat o ateşle öyle şenlendiler Ki. sanırdın hiç hasta değillermiş. O yanıkları. öyle iyileştiler. Aniden yetişsin onlara inci tanelerinden Kurtarsın onları dertlerinden. Hace-i E^vvel kılığına giren o Dadı. Özellikle âşıklar için güzel bir zamandır ki. SağlUc ve şifa için bir derman. hiç yanmamış gibi yaktı. Onlar sanki Eflâtun'un eUnden. bir haber. Vefa için bir müjde. O müjdeyi anlattığımız gibi anlattı.

MEMO ZÎN 173 Kalkıp gittiler arkadaşlarının yanına. Tacdin gerçi bir beyzadedir. Bugün başımızda şahsm. dilencidir. Şahsın sen. Kalkıp hep birlikte Bejân huzuruna çıktılar. Bazı âlimler. Fakat sana kıyasla hizmetçi. Elbette bizim fçin üstündür. Hep birlikte halka ve dünürlere haber verdiler. et onu azad. İşitince onlar bu müjdeyi. Yakışıklıdır o. bazı adliyeciler. Aysm sen. Maceradan haberdar eylediler. Halleri fena da olsa sen iyiye çevirdin. dinin ve devletin koruyucusu! Sen AUahm lûtfunun gölgesisin. O kulun hizmetçilikle nazlanıyor. kıl onu damad» Bey dedi ki: «Sizin lâjnk gördüğünüz. Bazı beyler ve bazı cahiller. Hepimiz ediyoruz senden rica: Tacdin senden Sıti'jd istiyor. Bazı yakınlarını ve bazı deUkanlUan. Yüz vermediğin kimseler de değersiz Hizmetine aldığın kims-eleri çıra gibi şenlendirdin. . bakışın kimj'^adır. Hamiyetle hepsi beraber kalktUar. Kulundur o. Geldik ki gönülden edelim dua. malın ve milletin sahibi! Ey adaletin. çevren bol ışıklıdır. Şu şekilde meseleyi ona arzettiler: «Ey jrurdun. hünkârsın. Hizmetine aldığın herkes azizdir.

ileri gelenler ve de yoksullar. Bu matemler ve şenlikler ikizdir.MEMO ZlN 175 Vekil kimse gelip otursun. Beni de kendinizden dünür saym. Budur benim cevabım». Bulduğun vakit eğlence zamanını. -«Amin». Bazan ışık gösterirler. Şimdiki gibi yaşıyacak mıyız? Yoksa ölecek.de hazır olanların. Sevinçli bir düğün kuralım bugün. Getirin bütün şerbetleri ve şaraplan. ya da hastalanacak mıjoz? Gebedir geceler dostlar! Bakalım devamlı ne doğururlar. Hizmetçilikte de daima tamdır. bazan da şenlik. Hep birden ağızlarıyla teşekkür ettiler. Hoca kimse duayı okusun. Bazan matem gösterirler. Çünkü bilmiyoruz nasU olacak yarm. «Amin» (1) Çeko derhal koşarak Bejdn ayağmı. (1) -"Kabul'^> Tacdin»in vekilinin sözüdür. bazan karanlık. Demek ki bu hocadır. Bugün Tacdin'in hatm için. şeyhler ve beyler. Çünkü zaman kılıç gibidir. Hep birlikte gönülden dua ettiler. Ağalar. «Kabul». . Elden kaçırmayasm fırsatı. Bütün hocalar. Öptü ve kabullendiğini ikrar eyledi. Sıti'yi biz nikahladık Tacdin'e. ya da beydir. Bey dedi ki: «Çalm davulları rubablan. Bunca zamandır o hep hizmetçidir. Bu çark ve felek amansız.

Kendini bahşetmez sevinçle? Eğer olsa benim bin bir başım. Yağlı ve tatlı yemek çeşitleri. Kalktı ve bizzat eğlence işiyle ilgilendi. Beylik bana kutlu olmasın. Misafirlik kebabı ve büryam olmuştu. Sanırdın ki ekmek yerine getirdiler.» Tacdin hep Bejin hizmetinde olduğu için. : 12 . Her renkten gıda. Göklerdeki güneş ve ay jmvarlaklarmı. Gök yüzündeki oğlak ve koç (1). Bu altm ve gümüş tabaklar. renkU badem ve fıstık şekerleri. (1) Oğlak ve Koç burçlarını kasdediyor. Bol ışıklı parlak birer yUdız gibiydi. Alt ve üst felekler gibiydi. Mecliste öyle bir sofra çekti ki. Her tepsi ve fağfur kâse. hep sevinç yaratırdı Kısacası: Bütün şevketiyle o Bey. Bugün onun hizmetinde çalışalım. Bizzat onun hizmetinde olalım. Biz de onun için cefa çekeUm. Böyle olan bir erkeğe hangi can. Birer burç gibi olan o sahanlar. Bir defada feda etmezsem eğer. F. Sanki bir gök tabakasını serdi.MEMO ZÎN 177 O kadar kaldı ki hizmetimizde Ömrü tükendi bizim yolumuzda Vefa şeriatinde şarttır ki. Kapakları birer mücevher kutusu gibiydi. Onların hepsini belli bir günde. îştahlı nefis gibi başı örtülüydü. Her kâse ve tepsi bir anbar gibiydi. Onun sevinci de Beyin elindeydi.

Sakiler üzüm suyuyla seğirttiler. Dönüp dolaşan Ney'den çıktıkça. misk ve anber <3) Kimisi mideyi al eylerdi. kand ve şeker (2) Gülsujru. (1) Türkçe olan bu kelime bir kap çeşidi olsa gerek. sersem ve mesttiler. Türkücü. gazel okuyucuları. Perdesiz olarak mucizeler ve kerametler gibi. Kiminin sesi sazlarm sesine olmuştu arkadaş. nebat. Aklı. zübad. Ruhlann bütün koku alma dujoılan neş'elendi. Turunçlar. keman. (3) Zübad güzel kokulardandır. Hepsi gerçekten karıştılar birbirlerine. Sarhoş. incesesliler ve felek. Sesler. zurna ve santur Âşıklar. Bunlar yıldızlar gibi gezip dolaştıkça. güzel renkler. terennüm edip türkü söyUyenler. dini ve imanı talan ederdi.MEMO ZÎN 179 Bu çini maşrapalar ve ayağlar (1) NazeıUnce dolaşıp dururlardı. Kimi de dimağı tazelerdi. Çeng. türkücüler. . narenciyeler. O şekilde kurdular düğünün temeliıU. Kimi de övünmelere ve nazlanmalara olmuştu eş. Cennet ağaçlarmm dallarmda yetişmiş. Lâyık ve güzel kumaşlUar. davul. Onları her gören kalırdı hayran. çalgı çeşitleri ve makamları. Buhardanlık ûd ve anberle döndiUer. Kısacası: Gaddar olan yedi feleğin inadına. (2) Faniz bir içki çeşidi olsa gerek. Ojruncular. nar ve limonlar. Çalgıcılar Santur sesiyle sallandılar. Faniz. siyah. ud ve tanbur. Maskaralar.

Cellâd neredeyse kellesini uçuracaktı. Dedi ki: «Memo. Çaresizlikten saman hırsızı oldu. sen ol sağdıcı» O ikisini baştan ayağa giydirdi. Oturdular ve hep beraber içtiler. (1) Yani o kadar eğlendiler ki sanki eğlence ve oyunlar on¬ larda toplanmıştı. Elinden birşey gelmejip âciz kaldığı için. Nimetlere ve eğlenceye boğuldular. geç şöyle. Halaym halkası gibi koyuldu dönmeğe. köylüler. Sakiler kadehler ve kâselerle döndü. . Zühre yUdızı yerde seğirtti. Bütün dünya eğlenceyle şenlendi. Zühre yıldızı Kova burcunda kayboldu. Şehirliler. Ay gidip gizlendi Yengeç burcunda.MEMO ZÎN IHI Feleğin yazıcısının elinden kalem düştü. Kocakarı felek kederden ve üzüntüden. Bey huzura çağırttı Memo ve Tacdin'i. O günü birlikte ve böyle geçirdiler. ilerigelenlerin önünden kalkmca. Kalktılar ve saygıyla etek öptüler. köleler ve özgürler. Müşteri Balık burcuna girip iz bile bırakmadı. Bütün dünya oldu sevinç ve eğlence. (1) Sofra. Gök renginden olan kocakarı çark. Şenliğin ve oyunların toplandığı yer oldular.

Hepsini aşk coşkun hale getirmişti Sıti ve Zin'i süslemeye gittiler. dadı ve nedimeler. Rastık için utandılar. Önce gözden geçirdiler benleri ve zülüfleri.xxnı SITİ İLE TACDİN'İN DÜĞÜNÜ Yeni geün gibi parlayan güneş. onun gibi karardUar Taze yüzlerini seyrettiler. Kırmızı renk yerine kendileri utandUar. (2) (1) (1) Yani kaşları rastıktan daha siyah olduğu için. bunlar kırmızı renk hesabına utandılar. O iki nazenini nazlı kılmaya gittiler. Süsleyici kadm. bunlar ras¬ tık hesabına utandılar ve yüzleri rastık gibi karardı. Hepsini jüzüyle aydınlattığı zaman. Sanki altınla yaldızlamış gibi parlatmca. . (2) Yani yüzleri kırmızı renkten daha kırmızı olduğu için. BaktUar ki talan ediyorlar gönülleri. Dokuz kubbeyi Cemşit kadehi gibi. Kaş yaylarına baktıkları zaman.

belki kırılır diye. O sevgiülerin boylarmdan. renkleriyle başıeğik kaldUar. Kına yakmalarına var mıydı hiç olanak? AUahm seçmiş olduğu nakışları. Onlarm başıyla taçlan mutiu kUdUar. Hele beller. TaradUar ve bahane için yüz çaba harcadUar. . Yerlere yaldız ve aydınlık bahşedilmişti. Tacm süslü ön tarafı. Ellerine ve parmaklarma zoraki olarak. Kınlır korkusuyla asla. Baştan ayağa kadar tarak gibi. Çünkü nazikUğinden. O ince beUere hiçbir kemer bağlanamadı.MEMO ZÎN 185 Haten ceylânlarmın gözlerine benzeyen gözleri. Siyah sürmeyle bozmaya yetmedi güçleri. Kimin değiştirmeye gücü yeterdi? Sonunda ümitsizlerin durumuna düştüler. Mücevherleri taçla aydmlattUar. birer kıl ucu kadar inceydi. bir kıl ucu kadar olsun . Hiç kimsenin gönlünden. Mücevherlerle süslenmişti. ne de cana benzerdi. orada kemeri görmek gelmiyordu. O da ne tene. Kmalarıyla. Fakat iki ceylândan bir tek kusur bile Bulamadılar.

kadınlar ve erkekler.MEMO ZlN I8T GüzelUğin saçtığı aydmhktan çıkan süs. şakaklar ve karanlık gibi siyah saç halkaları. Beyitler toplanıp bir divan oldu. altmlar çuvallarlaydı. muüak üstadm sanatıydı. ÇeşitU güzellikler ve elbiseler Renk renk değerli mücevherler. Hilâl kaşlarmm çevresinde hale gibi oldu. Benler. YerU yerine öylece düzgün konulmuştu. Yüz nedime ve iki yüz hizmetçi gitti. Artık taşıyamıyordu develer. AsImda mevcut olanla onlara takUan bu güzelUğin rengi. Kitaplarm kayıtlarmı aşmışti. Oldu sihrin ve mucizenin bir nüshası. ÇarşUara ve pazarlara törenler girdi. . Bu debdebe öyle coşturdu ki halkı. Akla ve düşünmeye gelmezdi bu çeyizler. inciler kantarlarlaydı. GeUnlerin süslenmesi tamamlanmca. Çok dalgalı bir deniz gibi. Kim görürse «Allah haktır» derdi. YakuUar jüklerle. sejnretmekti amaçlan. Elmaslar. zümrütler. Şairlerin kitabı gibiydi. Âyetler sanatla derlenip kur'an oldu. Develer sıra sıra. Dalgalanıyorlardı. ŞehirUIer. inciler. Hesapların ve sayımların dışma çıkmıştı. Hepsi altm ipUkli ve sırmalı elbiseyle gitti. Hepsi de süslenmiş ve giymiş güzel elbiseler. Deprem olmuş gibi ayağa kaldırdı. O.

Önünde el bağlamış hizmetçiler. Yaratıldı bütün âşıklarm yeri. Çaresiz gönülden taşar. Sevgiden bir deniz coştuğu zaman. ölüleri diriltti. Yüzlerce Berhiya oğlu Asaf (1) rüzgâr gibi. Yani Sıti'nin bulunduğu köşkten. Her kapmm önünde bir gürültü vardı. mumlar da içindeydi. O gerçek perinin bulunduğu köşkten. Kurrena ve Nakûr. Başlarmm üstüne kaldırırdUar o beşiği. Sazlar Sûr gibi. şen gönüllü olmayan. Pervazları abanostan olan bir taht. (3) (1) (2) Hz. Her toplulukta bir seyretme vardı. Mücevherlerle donatUmış bir taht. Üzerinde oturmuştu Belkis. hocalar. Kalmadı bir ferd.MEMO ZÎN 189 Aniden Cûdî dağmda açUdı. dümbelek. yoksullar ve paşalar. (2) Davul. Hepsi temaşaya ve sej^e dalmıştı. O tahtaraval bir gemi gibiydi. ölüleri di¬ Kurrena ve Nakûr birer çalgı âletidir. (3) . Pervaneler de. Elden ele yüz çabayla kaçırırlardı birbirinden. Sanırdın ki gelin ruhtur ajmen. İnci kemerU. Sofular. Sandal ağacmdan olan bütün tahtlardan. Nuh gemisinin önünde cömertUk kapısı. Sûr: İsrafil Meleğin kıyamette üfliyeceği boru. riltir. mücevher küpeU hizmetçiler. Gamlarm elinden feryad eden insanlardan. Üzerinde jüzdüğü deniz ise insan denizi. Gönül hoşluğuyla o tahta hammalhk ederdi. Süleyman'ın veziri. Onun için vücutlar böyle koşardı peşinden.

MEMO ZlN 191 Bahşiş sesleri. Yukarıdan o nigârm tahtı üzerine. Bir an geldi ki Tacdin'in önüne vardUar. Fakat onlarm bütün tabaklan. o meleğin oturduğu o felek gemisi. inciden. cevher ve gümüşten. . Pintilerin baş eğmelerinden çoktu. Hepsinden ses çıktığı zaman birden. Döktüler o tabaklardan serperek. EU sıkı olanların umduklanndan jüz kat fazlaydı. Hazine yağmacUan birbirlerine girdiler. Memo da yanmda bir ay gibiydi. Oturmuşlardı yüksek konakta. Hepsinin iki ellerinde vardı tabaklar. Gök tabaklan gibiydi bunlar. O sıralarda dalgalar tarafmdan boyuna kaçırUırdı. O ses felek saraymm üstüne çıkardı. Bu tantanalar. Hasislerin baş eğmeleriıün dışmdaydı. Doluydu altmdan. sevinç ve eğlenceleri. bağnşmalar ve törenler. Tacdin'in kendisi de olmuştu bir padişah. Madenden çıkan yakutları ve zümrütleri. Bu şenlikler. Dinleyicileri sazlardan zenginleştirdiler. İleri gelenlerden bir topluluk vardı çevresinde. İçinde. Zaman göstermez bir daha gözlere. Yoksulların hepsi bey ve paşa oldular. sadalar ve uğultular. Kalkıp onlar da seyretmeye durdular. Cömertlerin iyiUğinden fazlaydı.

komikler ve Çeng çalgıcıları. Berîte. dilenci. Gümüş bedenliler ve Yasemin şakaklUar. dilenciler öyle nimet sahibi oldular ki. Türkücüler. şeker dudaklUar ve şeker güIüşliUer. F. siyah şakaklUar. yılan örgüliüer. Genç kızlar. Şeker ağızlılar ve şeker sözlüler. cennet çocukları ve melekler. Kısacası: Kafaları mest eden murattan (1). Bu kıl belliler. (1) Paralan kastediyor. deUkanlUar. gamlı ve ferahlı. Kadmperestler ve hovardalar iflâs ettiler. evler ve her yer mest öldü. Bu ondört yaşındaki karakaşhlar. periler. Tüysüzler. Huriler. Sanırdm ki hepsi şecereü beylerdir. Elma çeneüler ve nar memelUer. sema. SevinçU. Şirinler. Altm kemerliler ve eğik taçhlar. Bir birleriyle el sıkışır ve kucaklaşırlardı. halaya ve sıçramaya kalktUar. Artık seçUmezIerdi birbirlerinden. zengin ve paralı. Şakakları zümrüt gibi olan oğlanlar. Hepsi bir birine denk ve emsal. Botan'm bütün sevdalıları ve sarhoşları. bıyıksızlar. Hepsi oyuna. : 13 . Yoksul. Kimisi mest olmuş kimi de sevdalı.MEMO ZÎN 193 Yoksullar. saz ve halay. oğlanlar ve tüysüzler. Gül gömlekliler ve ipek kuşaklılar. Köşkler. Mehtap jüzlüler. bekârlar. üzüntülü.

Tam yedi gün ve yedi gece. .MEMO ZÎN 195 Kimi güzel sesli. kimi de topallıyarak. kimi güzel benizli. kimi yuvarlanarak. Sıtî'nin mecüsi ve Tacdin'in çevresini. Bunlarm hepsi bu kocakarı feleğin inadma. Kimi zincirleme. Yani hepsi kambur suiJı feleğin zıddma Çevik kızlar ve taze delikanlUar. Kimi koşardı. Bu şekilde süslediler ve şenlendirdiler. Parlak kümeleri yUdız kümeleri gibi ışıklı. Kimi daire bağlamış. kimi de gezerek. Aja yUdızlan ve Süreyya jaldızı gibi.

Ayrılık sabrı yakmıştı. Ateş ve rüzgârın özel birleşmesi. Â. Düğünü sevgiyle gülrengine çevirince. Canı ve gönlü bahşiş verecekler. . Bu aşk ve sevgi gönül arkadaşı olunca. Karanlığı aydmlıkla kaldırınca. Muradın y.aklaşma ateşinin verdiği sıcaklık.XXÎV RÎUM TACDİN'İ SITİ'NİN YANINA ÇAĞIRIYOR Pak etekU gelin olan âlem. İkisi de o yangmdan ve kavuşma hasretinden yanmıştı. Yedinci günün seher vaktinde. Sanırdm ki ateş yetişti yağa. Elbette berbat eder adamı.şıkların teninden duman kaldırdı. Karanlık gibi gamlan da yok etti.

Az daha şevkle ölürlerdi. (1) Yani herşeyi. dadı. Süslejici kadm. ûd ve buhurluğu. Birkaç da yakm ve akraba Tamamen yaldızlı olan bir mum. Duvarlar. . Geleneklerin icabı ve gereğince. Güzellikle aydınlanan bir güneş gibi.MEMO ZÎN 199 Aşk deryası dolup taştı. Süslendi bunlarla gelin odası. Safa. hal diUyle Durumu şöylece açıkladı Tacdin'e: «Ey bitab ve kararsız âşık! Eğer benim gibi sıtmalı ve ateşUysen. ayağ ve şarap kaplarmı. nine. zevk ve sohbet âletlerini. Gülsuyrmu ve düğünlere mahsus güzel kokulan. Ayak öpmekle ayaklarını bağla. Kısacası mehtaptan mehtaba kadar (1). Misk. konuşmaksızm. Kalk geUrün odasma git. Eğlence. Koydular başlarmm üstüne. Hasekiler ve hizjnetçiler kalktılar. Kavuşma zamanı gereğince. tahtlar ve bütün oda. Sağdıç ve Tacdin'in yakınları. O kadar hazırladılar ki. zübad. Sevilen ve seven. kapılar. Buhurların ve güzel kokularm topluluğunu. aşk ateşinin jükselmesinden. sabrı ve oturmayı yok etti. kâse. Ölü bile dirildi onlarla. işaret ve kejif vasıtalarını. oynayarak Getirdiler has odanın içine. Mum. . Ferahlatıcı ve sarhoş edicilerin karışımını. Rahatiığı. Kadeh.

Anladı düşünce ve idrakla. Çünkü korkuluydu o karşUaşma. îşte hepsi sana nasib oldu. Eü elinde. makamı. Canmı ver dökülen paralar ve bahşiş gibi. Âşıksan eğer. Onunla arkadaş oldu silâhlı olarak. Kâbeyi. Senin sevgin onun tenine ve canına ateştir. kalk pervane gibi. Eğer su isen jürü selvinin önüne. gönlü gönlündeydi. ismail yeri. Âşıklardan ayrUmıyor düşmanlıklar. kUıç beUndeydi. Tacdin bu tarzla gitti saraya. (1) Sa'ja tavafı. (1) Taş: Kâbenin duvarındaki taş. . dua ve umreji (2). AUah sana mukadder kıldı. Eğer aslansan hemen kerem eyle halvete» Tacdin mumun şeklinden. Benim gibi gözyaşları döktüğün yeter. başladı duaya. Gamların ve sevinçlerin dostu olan zavallı Memo. Ey amacı tavaf olan hacı! Ey tavaf yolunun yolcusu! Sana amaç olan kıble ve Kabe. Makam: Kâbenin karşısın¬ daki Hz. Kalktı yerinden hemen çabucak. (2) Sa'y ve umre: Hacda iki vazife. Kapıda nöbetçi oldu. İbrahim yeri. AUahm emriyle sana yakm olmuştur. Memo bekledi kapıda. O güzelin aşkmın anlamım. hücreji. Hücre: Kâbenin yanındaki Hz. Mumlar gibi bunca yandığm yeter. taşı.MEMO ZlN 201 Senin mumun da senin gibi bekUyor.

. Elbette vardır düşman ve rakipleri Düşmanların kimi dev. gerekse se'vilenlerin. Bir kısmı da münafık iiısanlardır. kimi de peridir.MEMO ZÎN 203 Gerek sevenler.

Yare kavuöm. (1) Beytül'aksa: Kudüs'teki cami. İçti şeker dudaklı sürahiden. mahmurluğu giderince. Felek kandili onun sayesinde parlıyordu. Kokladı bol sulanmış gülleri ve sünbiUleri. Dünkü hicran derdinin şarabından sarhoş olan âşık.ak şarabına hasret çeken âşık. Önce helâl âdet gereğince. Ellerini perdeden çıkarmıştı. Dudak dudağa içtiler bir kadeh şarap O berrak şarap. Aydınlık yönünden Beytül'aksa idi yanağı (1). . Zülüflerini jniziine serpiştirmişti. Elini sürahiye uzattı.XXV GELİN İLE GÜVEYİ BİRBİRİNE KAVUŞUYOR Damad edebk kapıdan içeri girince. Perdelerin ve örtülerin arkasmdaki o mum. Kalktı ve eda ile salmarak ona doğru gitti. Eteklerini nazla yerlerde sürüdü. eskiden kıbleydi.

Elleri birbirlerinin boynunda. Parlak çeneli ve şeffaf tenli gelin. ve kucaklaşırlardı. dudak dudağa ve kucak kucağa oldular. Istırabın son haddine çekti onları. 303 Kâh nergis ve lâle. O kapar öperlerdi ki birbirlerini. Evlenip gönüllerini birbirlerine bağlajonca. kâh titredüer. Sarhoş ve elele olarak sarUdUar birbirlerine Oldu bir itişme ve birUkte yere düştüler. Yuvarlandılar birUkte secde için. Artık oturmaya da güçleri yetmiyordu. Birbirlerinin yanaklarından kırmızı gül derdiler. kâh kırmızı gül. kâh ısırırlardı. Birbirlerinin dudaklarından şeker kaçu-dUar.MEMO ZÎN . Hepsi değişip la'I ve mercan oldular.. Zifafı arzuladı ve ona meyletti. Birbirine karışırdı. Kâh öpüşürlerdi.. Kendileri için gül şerbeti karışımını . yaptılar. Sevgi deryası o kadar coşturdu ki onları. O şarabı çok içince sarhoş düştüler. Yeniden secdeden kalktıkları zaman. Sonunda içmeye kanmajonca. Üç gün ve üç gece ard arda gönülden. Berrak şarabın şerbetini içenler. Şarabın neş'esinin verdiği kejif. Ve şuursuz olarak ayaktan düştüler. alınlar ve dişler. bazan da ajrUdUar. O susuz dudaklılar içtiler o şarabı. Elmaslar. Bazan birbirlerine sarUdUar.. mücevherler.. kâh sünbül. Kâh birlikte saUandUar. Kâh reyhan ve menekşe. Öpme sırası vermezlerdi birbirlerine. O kadar seviştiler ki birbirleriyle.

gerek gündüz. Onlara yoktu asla. Sanırdm ki iki kimyager. Sanki mücevherleri ipUğe takmaya uğraşmaktadır. iki arkadaş. ne yemek ne de uyumak. Hatırlarına gelmezdi su ya da ekmek. Kavuşmanın derdinden. Gerek gündüzleri. Leğen ve ibrikten akıtUanı Yükselttiler iterek ve saplayarak. Sevgiden önleri birbirine dönüktü. hedefe yöneldi. kâh ikiydiler. Karışım. Fil dişinden olan ok. Durumdan haberdar olmadı bir tek ferd bile. Hayat suyu ve kevser gibi kanştı. O ruh ve cesed birbiriyle yapışık. Her zaman. İki vücud birbirinde kayboldu. İnci tanesini mercana çevirdiler. Hedef oktan isabet almca. gerek karanlık gecelerde. Soyunu canı gönülden verdi ona. süt ve şeker gibi oldu. F : 14 . Hedef ise sedef berrakhğmdaydı. kâh yapışık ve çifttiler. gamlar gidip gizlendi.MEMO ZÎN 209 Kâh birdi onlar. Ok geri döndü izi kaldı orada. gerekse gece. O iki serkeş sarhoş. Kâh tekti onlar. O hafta tamamen oldu gerdek. Birbirine karşı boşaltırlardı ok torbalarım. Nihayet mutluluk derde geUp geldi. O iki melek öylece sevdiler birbirlerini.

böyle olsım. ister beceriksiz. İster becerikU olsunlar. Seninle birUk olan bir dosta. Kurban et de hiç deme yazık. Memo hâlâ öylece kapının önündeydi. kardeşim! Senin dostun senin için' kardeştir. hem de çıradır. Hâlâ onun meskeni avlu idi. (1) Rıdvan cennetteki meleklerin başıdır. Hem gözdür senin için. burada maksat Tac- din'dir. Böyle olmazsa eğer. Yüz hain ve münafık akrabayı. Bir dostun olursa eğer. Yakmlarıne yapacaksm vefasız olduktan sonra? Kurban et de hiç deme kimlerdir. . Onun başı da hep taşm üstündeydi.MEMO ZÎN 211 Nihayet sekizinci günün seher vaktinde. hiç olmasm. Derhal öyle sevinç duydu ki. Tacdin gerdekten çıktığı zaman. Sanırdm ki Memo'nun üzerine bir güneş doğdu. Rıdvan cennetin içinden çıktı (1). Geceleri ve gündüzleri öyle nöbetçiydi. Başı gök kubbelerine jükseldi sanki.

küfür ve iman. Çeşitli hallerle yarattı. gölge ve güneş. Kısacası: İnsan cinsine varmcaya dek. Bu evreni. gündüz. şenük ve matemler. hava. cehennem. Bu soğuk. Zıtları zıtlarla açıklığa kavuşturdu. sevinç ve gamlar. karanlık. Bu toprak. Bu ağır yürüjüşiü ve yuvarlanan yerlerle gökler. Bu beyler. Âlemdeki bütün varlıkları. kavuşmalar. yaş ve kurular. Bu cennet. Varlıkları birbirleriyle belli etti. Bu ajTTiliklar. Bu gece. . dilenciler.XXVI BEKİR TACDİN VE MEMO'YU BEYE GAMMAZLIYOR Allah yokluktan var edince. Varlıkları sıfat ve fiillerine göre. zengin ve yoksuUar. diriliş. duran ve yürüyenler ve de melekler. yerleri yeni yaratmca. Bu ölüm. bahçe ve ateş. Bu aydınlık. su ve ateş. Bu topraklar. sıcak.

Kâbus dev gibi çirkin jüzlüydü. Kemal. Kısacası: Yaradılışın gereği olarak. Çirkef işli.MEMO ZÎN 21-5 Kİ kimi nur gibidir. eğriler ve siyah jüzlüler. Fakat soyca Botan'h değildi. kurnaz ve kavukçuydu. Kimi uysaldır kimi de yaman Bu doğru olan. Kendine bir kapıcı tutmuştu. doğru söyliyen iyilikseverler. söz götürücü ve şaşırtıcıydı o. (1) (2) Yani piçti. Aldatıcı. neden karşıdır birbirlerine? Çünkü olmazsa eğer karşıtlık. O bühtandan doğan biriydi (1) Aslen dediklerine göre Mergever'dendi. Bu yalancılar. Kaleci. Görmüyor musun ki hepsi zıttır birbirlerine? Hikmet nedir. Ayırdetmek imkansızlaşır. Zamanm fitnecisi bir it oğlu itti. Şeytan onun uğursuzluğunun çömeziydi. Her zaman Bejin kapısında kapıcıydı. Bu cehenneme ve azaba müstahak olanlar. Belûkîya îsrailoğuUarındandı. Sırf şirret ve fitneci bir insandı. ikiyüzlü bir iblisti o. hem de tanışmak. Botan onun sözünün mahcubuydu. . izzet sahibi olan o jüce Bey. O münafıkm adı Bekir'di. Bu cennet ve sevaba lâyık olanlar. kimi ateş gibi. Belki Belukîya'dan beterdi (2) lyiUğe karşı. kavga körklejici ve ikijüzlüydü.

Ama değirmenimiz onunla dönüp yelleniyor. Değirmenimiz gerçi kamunun vakfıdır. Biz zaUmlerin değirmenini döndöıüyorlar. Şarttır bizim için bir kapıcı. kâhyalar. Görmüyor musun. (2) AUahı kastediyor. Bazan adalettir işimiz. O çiftçi bizim için kaldıracak da onu. Bu köpeğin dışı içindedir. Bu âdet yalnız beylere özgü değildir. ileri ve gerijiz. kapıcUar. işlerin jürütiUmesi için. Boğazı haram darıyla doludur. (2) Görmüyor musun. Gerçi köpeklerle kapıcılar kardeştirler. Hiç ihtiyacı olmayan tahtm sultam da. (1) O darıyı bir çiftçi ekiyor. taneler değirmen deposundan düşerken onun içinden geçip değirmen ta¬ şının deliğine girerler. .MEMO ZÎN 217 Tacdin derdi ki Beye açıkça: «Bejim! Kov bu kapıcıja. Onlar da kapıcı kısmmdandır. Hükümet işlerini o kadar yönetiyoruz ki. Çok dönüşlü ve dolambaçlıyız. Zorunludur bizim için bir değirmenci. Zalim olan bu avene zümresi Subaşılar. Ama köpeklerin çoğu se'vimU ve vefalıdırlar» Bey ise şöyle derdi Tacdin'e: «Bekir'in yaptıklarını sanki bilmiyor mujruz? Biz beyler kısmı değirmene benzeriz. (1) Boğaz -«Gewri'-'-nin karşılığı olarak yazılmıştır ki. bazan da zulüm. kincidir o. Bu senin kapma lâjak değildir. fakirlerin kapısmda da var? Onlarm da nöbetçileri hep köpeklerdir. Zulüm tahılını öğütüyorlar. Gerçi Bekir zina çocuğudur. oluk biçimindedir.

Her zaman gönlünde vardı ona karşı kin. bilğiU ve güzeldir ki. . tacm mücevheri ve mücevherin tacıydı. On misli de yaratmıştır şeytan!» Hulasa: Bey köpeğinden vazgeçmezdi Her zarurinin karşısma bir sebep çıkarırdı. Tahta o kadar lâjak ve o kadar. Yani gönülden tezvirci olan Bekir.an gibi. Devlet ve mutlulukla yapıldıktan sonra. O. Yine de böylesine ucuz ve Böylesine çarçabuk vermezdin onlara» Bey dedi ki: «Hiç değişir mijim. Kayser isteseydi onu oğlu için.MEMO ZÎN 219 Ne kadar yaratmışsa sultan. ey bedbaht! Tacdin ve Memo'joı Kayser'in tahtma? Cenk ve savaş olduğu gün. Akıllı. Tacdin ve Memo iki yüz düşman. Bu düğün geleneksel törenlerle. habis ve hilekâr. Hakan önünde el bağlasaydı. O. Fağfur onu sevmeji candan isterdi. Bazı beyler var ki tazı köpekleri. Maksadı sadece yalan ve aldatmaydı Gizlice ve tenha yerde şöyle dedi Beye: «Beyim! Sen Sıti'ji çok telef verdin. İçinden korkuyordu Tacdin'den. Kisra onu görmek için mer kiçindeydi. Tacın güzelliği ve güzelliğin tacıydı. Arap atlarına değişmezler O kinci. İnsanlardan gizli olarak şeji.

Fakat boşa gider iyilik sahiplerinin himmeti. Tecrübe şarabını içtikleri gün.üşlerin şarapla değişmemeleri için. beyzadedir. Onlarda değişiklik peydan olmamalı. Çok akıl ister ve çok tahammül. Onlardan dönüş hiç görünmemeli. O da kendi yönünden Memo'ya vermiş Zin'i». bileklikleri vg kalkanlarıyla Altılıkları ve kUıçlanyla getirdiler bize. Hakan kimdir? Ne yapayım ben Fağfur'u? Tacdin ve Memo'yu dünyanm dörtte birine değişmem». Bu sevinç ve cefa karşılıklı olmalı. gençtir. Sevinç ve şenlikte nasıUarsa. Asla himmette fütur etmemeliler. Lâyık olmayan nankörlere j/apılırsa. Bal ve kebabı yedikleri an. Bey dedi ki: «Neden bana sormadı acaba? Yoksa benden kalmamış mı korkusu?» Bekir dedi ki: «Bilmiyor musun ki orası öyledir? Yiğittir o. Sarhoşların mahmurluğu fenadır. aştı haddini Sen Sıti'ji Tacdin'e verdiğin gün. . Darlık ve cefada da öylesine.MEMO ZİN 221 Hepsini zırhları. O doğruluk ve vefa eşit olmalı. Hizmetçilerin de bağlılığı onun karşılığında olmalı. Yeni görmüşleri görme ölçüsü şaraptır. O meseleji bu sefer çevirdi tezvire. Yeni görm. Dedi ki: «Himmet sahiplerinin mahiyyeti ijidir. Ehil olmayanlar mal ve hazinelere lâyık değiller. Yeni türediler büyütmeye münasip değiller. Özellikle hizmette kusur etmemeliler. Mel'un baktı ki hiçbir etki yapmadı sözleri. Bejim! Görmedin mi sen İskender'in oğlunu? Sen ona yakmlık gösterdin.

evlât ve kardeş bile olsa. Merhamet edince güneşe benzerler. inanmayasm onlara sen! Baba. Başına ve canma doymuş olan kimse. Korkarım ki kin ve kibirle. Onlara yaklaşırlarsa. Özellikle bedhah yakmlar.MEMO ZÎN 223 Meydan bulmuş. îşte Zin. Zin'i karı olarak asla vermiyeceğim. Olsun bakalım istekli. Bey dedi ki: «Gönlümde vardı gerçekten. . AUahâ sığınırız. Halit ceddime varmcaya kadar.. yuları kaçırmış o. O ne yaparsa hep revadır. Aslında ise idare etmekten uzaktırlar.. Başından bezmiş olan varsa.' Halid'in soyundan geldiğini iddia etsin. Korkusuzca istesin onu erkekse» Beyler içleriyle ve dışlanyla Şüphesiz ateşe benzerler. lü Zin'i Memo'yla şereflendirejim ben.. Pederin ve ataların ruhlarına andiçerim ki: Âdem soyundan olan erkek cinsine. Görünüşte güzel yüzlü ve nurludurlar.. Fazlasıyla asalete gözünü diksin». Zin'in de ötesine gidip isyan etsin. Sakın ha. Kahredince de dünyayı yakarlar.

Dertler için ortak bulunmaymca. birbiriyle dinlenirler. Zin'Ie Sıti. ÖzeUikle birbirinin sırdaşı olurlarsa. Kavuşma. Dertliler neyle tahammül ederler? SevinçUIer neyle tevessül ederler? Sevinçler ve dertler için arkadaş gerek. Memo'yla Tacdin. Ne yân. Memo yalnızlık köşesinde yalnız kaldı. : 15 . ne de dert ortağı vardı. Birbiriyle konuşanlar. F. Âşıkların ünsiyeti sükûnettir. Yalnızlığın sermayesi ise deüliktir. Zin dertlerden feryad ettiği zaman. ne arkadagı.xxvn ZİN AŞK ATEŞİYLE YANIYOR Tacdin'le Sıti birbirlerine kavuşunca. Birbirleriyle geçinirler. onları hicrandan kurtarmca. Sıti'nin sesi olurdu kendisine derman. Gamlar ve güzel vakitler için arkadaş gerek. Güzel vakitler için arkadaş olmayınca. sükûnet bulurlardı.

. Her an derlerdi ki ona acıyarak: «Ey iffet bahçesinin selvisi! Ey su kanalmdaki yeşil sebze ve yaprakcık! Neden bu kadar gözyaşları döküyorsun ? Ablan gerçi senden ayrıldı. Zülfün gibi havaya savur onları. Gidip ikisi muratlarına kavuştular. O se'vinçlidir orada. Ağlamanm üstünden başı kalkmazdı. nedimeleri. Gece renginden olan saç halkalarmı kıvnm kıvrım yap. gerekse geceleri. Siması görünürdü bir hayal gibi. Gözyaşları da oldu şerbet ve içecek. ne de uyuduğu vardı. Mutsuz. geceleri ah çekerdi. Bu ikisi o ikisinden ayrUdıIar. Gönlünün kanı oldu gıda ve jiyecek. Kırk gün Zin'in ne yemek yediği. Yemek ve oturma arkadaşları. Gül gibi aç. Gidip te o eşine kavuştu. O tutmuş kendine yer ve edinmiş sabır. Yüzünün dolunayı oldu bir hilâl gibi. Tacdin olurdu tabib yanmda. Artık göünlünden çıkar bu gamları. Ayrılıktan hep buydu haü. Kaldı Zin ile Memo sonuçsuz. gül renginden olan yanaklarmı. Bütün nazenin sırdaşları ve güvendikleri. muratsız ve amaçsız.MEMO ZÎN 22-7 Memo da gönülden inlediği anda. Gündüzleri ağlar. Gerek gündüzleri. O kadar zajofladı ki o mehtap. sen burada üzgün.

ZiUüflerini örgülerindeü ajar. Zülüflerini ve benlerini birlikte süsle. Güllerinin önünden kaldır perdeleri. Yanağının resmi olsun altm yaldızlı. Yoktur çünkü onlarda kimseye acıma ve merhamet. Gâvur ve müslüman topluluklan. Ağzınm goncasmı gülümset. . Alnmda süslü taç gibi dursunlar. Sevdah kU Mekke'de Büâlleri. GönüUeri kapan saç halkalarma izin ver. Kur'an metnini tas-dik etsinler. Yine örgülerinle sarhoş et halkı. Bu hunhar gamzeler ve bakışlara. Onunla binlerce destanı inlet. GüzelUk Kur'anmı şiraze eyle. İnsanlar batıdan. Örgülerini çöz de kâbe olsun sijrah örtiUü. Zülüfleri tara. Sakın verme izin ve ruhsat. Hükmetsinler şahlara ve hünkârlara. Gör bülbüllerin sabırsızlığmı. tâ Şam'dan. . Hacılar gibi giysinler ihranUarı. Bu yaman hançerler ve de oklara. Zülüfleri hilâllerin üzerine serpiştir. hepsini havaya savur SünbiUlerle "kırmızı güller aşina olsunlar Reyhanlar ve menekşeler tel tel olsunlar. AUahm âyetleri olsun düzenU.MEMO ZÎN 229 Zülüflerini aç zincir olsunlar. güneyden.

«Ah»lar ağzına vermezdi mühlet. Domuz gütmeye gönder şeyhleri. Bakî olsun bu görüşle. Ki birkaç söz söylesin. Mutlak dalâleti inkâr eylesin. Zülüflere ve benlere izin ver. GüzelUk tasavvuruna inanarak. İlâhi teceîUden boş olarak. Ağlayıp sızlıyor. Aşk ateştir. serzeniştir onu açığa vuran. Fani etsin o vücudu. Şaşıp kaldUar ki o mehtap. Âşıklara da gönder bir haber. Bilâkis öğütleri ve nasihatlerle.» Onlar bu kadar öğüt verirlerdi. Onun da onlardan bıkkmlığı o kadar artardı. Onlar ne kadar serzeniş ederlerse. Fakat Zin bunlarla teselU olmazdı. Yolunu bulamamış amaçsız mürşit. Ya da bir yere bakabilsin.MEMO ZÎN 231 Sarhoş et. öğüt ise ona üfürmektir. Onlar hep öyle sanırlardı ki Zin. Büsbütün düşerdi belâlara ve zincirlere. hep Sıti için. gıda almazdı. Gözyaşları vermezdi gözlere fırsat. Cilveler ve nazlarla şarap içir hocalara. Hiçbir şekilde fayda ve etki yapmaz. Perde altmdaki bir sırdır o. Çaresiz sükût ettiler ve kalktUar. Bu kadar neden çekiyor ah. Hajrvanlar gibi başıboş olmasm. Doğruluğun şeklini itiraf etsin. Öğütçüler baktUar ki vaazlar ve sözler. BaktUar ki sözleri hep heba oldu. gerdana saldırt küpeleri Sersem eyle deUleri ve kudurmuşları. .

Sizlerden başka yok etrafında kimsecikler. Yolcular sizlerle tanrıya kavuşur. Virane gönül öylesine boş kalmış ki. Ahret köşkünün yüksekliği sizlerdendir. Onu nasıl edinirseniz kendinize yuva. . o da gamlara seslendi: «Ey çaresizlerin soluk arkadaşları! Cefakeşlerin feryadma koşanlar! Dertlilerin gönlüne dert ortağı olan gamlar! Zavalhlarm sırlarının perde arkadaşları! Gönlü yaralı olanlarm sırdaşları! Üzgün hatırların yatak arkadaşları! Yiyeceksizlerin sofrasında kadeh arkadaşları! Acı muratlıların şarap arkadaşları! Âşıklar sizlerle güzelliğe kavuşur. Dari dünyada devlet sizlerledir. Mutlak izin vermişiz biz sizlere.xxvın ZİN GAMLARA SESLENİYOR Zin yalnız gamlarla çift kaldı. Gamlar üşüştüler basma.

gönülden ne elde ediür?» BİZ gamlan . gerek sonraki. Ka. «Bu acıklıdır. şu cefalıdır» demezler onlar. çünkü vefalıdır onlar.ra günlerin candan dosüandır. nasU elde ediUrler? Kısacası: Sizlerle hoş olur benim gönlüm. Gam hazinesi olmazsa. Her iki âlem. Gam yemeksizin. SevinçU günlerin sevinçU yarlarıdır.MEMO ZÎN 23S severiz. gerek şimdiki.

Şöylece o meleğe serzenişler ederdi: «Ey Zin'in gönlünün ruhu ve canı! Görüşün. NasU istediysen öyle verdi sana Allah. TaUhin ijice yükseldi senin.XXIX ZlN SITİ'YE SİTEM EDİYOR Bazı bazı da Sıti'ji muhatap alırdı. Gamlarm taksimi benim için oldu. görmenin ve gözün nuru! Sevinç ve cefa arkadaşım! Etim. Yüzlerce şükür ki bahtm elverdi senin. cildim ve kanım! Bacım. . rahim ve jruva arkadaşım! Ey hujTi huyuma uygun olan bacım! Bahtı bahtıma zıt olan bacım! Yüzlerce şükür ki bahtın yaver oldu senin. Fakat bu taksim bizi çok se-vindirdi. Benim bahtım gerçi çok kara geldi. kanatlarım ve de başım Kanatlarım. EzeUn takdiri herhalde böyle oldu. kemiğim.

» . Memo da benim olsun. Bundandır ki gamlarımız gam üstünedir. Tacdin senin.MEMO ZÎN . gamlar benim olsun. Gamlar Memo'nun jüzünde toplanmışlar.239 Sevinçler senin.

gönlümde köz var. Her zaman yanıyor canımızın daman.XXX ZİN MUMA SESLENİYOR Bazan mumu ederdi kendine muhatap: «Ey sır ve oturma arkadaşım. Benimle senin derdin farklıdır. Batı da beıUm. ateşin görünüştedir. içim ateştir. gibisin sen.. Sen doğusun. Senin başmm tepesinde bir ışık var. Ondan serseri bir sevda yağıyor. : 16 . Fakat konuşmak yönünden benim gibi değilsin. Canım o közle savaşa tutuşmuş. Senin ise bazı vakitlerden başka yanmaz. O ışık senin için dildir. Benim basımdaki alev ise bana zararlı. baş arkadaşım ! Gerçi yanmak yönünden benim. Eğer sen de benim gibi söyleseydin. O fark doğudan batıya kadardır. F. Benim de gönlüm fazla yanmazdı. Benim başımda alevler.

. Eakat sabahtan akşama kadar da uyursun sen. sabah gündüz ve gece». Akşam. Şiddetli rüzgâra hükmeder. Ben ise hep yanarım devamlı olarak.MEMO ZÎN 243 Benim gönlümden başıma vuran alev. Gerçi geceleri uyanık kalırsm sen.

XXXI ZIN PERVANEYE SESLENlYOR Bazan de yarali gönîiin elinden. Durmazsin bir an a§km öniinde. . Pervaneyi ederdi kendine arkadaş: «Ey ayrilik yuvasmm kuşu! fîy yanraa bahçesinin biilbiilii! Ey gerçek a§iklarin delili! Ey yalanci iddialarm çiiriitiiciisii Erkekçe canmi ucuz verirsin. Bu aceîecilik senin için çok kusurdur. ! Çigken yok olraayi arzu edersin. siikiinetsiz ve bitabsm. Çaresiz kalir. O titrerae senin için zaaftir. Gam ateşinden etmezdi perva. Yazik ki öliimîe titrek olursun. Bundandir ki kendini çabucak yorarsm. Sabirsizsm. bezerdi candan.

Pişkinler de yanarlar.MEMO ZÎN 217 Çiğ kalmak büjiik bir ajaptır. Yalnız bu garaz sahibi insanlardan. . Onlarm cismi aydm bir ruh olur». Yerlerden ve göklerden bir tek zerre. Baştan ayaklara kadar gamlara dalmıştı. Güneşin karşısmdaki aym mehtabı Zin. O nur cisimli. ÖzeUikle sakmırdı ve yüz çe'virirdi. fakat hiç bir zaman Yok olurlar mı ışıkla ve ateşle? Bakî kalırlar kertenkele gibi. melek ruhlu Zin. Sırrmı dilsiz yaratıklara söylerdi o. Pişkinler ona derler ki «Hamdır». Gönlünün ve ruhunun nakşı hep Memo'nun hayaüydi. İnsanlardan ve cinlerden çekinirdi o. Kalmazdı ki kendisine seslenmesin.

. Memo da bu şekilde dertlere düştü. Ne de güller bahçesini sejrretmekte nasibi vardı. Çünkü dudakları kurumuş iki kişi aniden. Dehşet onun şuuruna galip geldi. Tamamen deUye döndü. Yalnızlık onun kalbinin dostu oldu. Zin'e kavuşması hasıl olmadığı için. Ve susayanlardan biri gönlünün muradma erer de. Biri ebedî hayat kazanırsa. Aniden göklerden dökülüverirse. Emsalsiz bir deliye döndü sersem oldu. Öbürü de sonsuz bir ölüme gider.xxxn MEMO'NUN PERİŞANLIĞI Memo da sevgilinin jüzünün hayalinden. Bir yudum su için bitab düşerlerse. Hayat sujmnun baş pmarı. sevdalı oldu. İşte Tacdin muradma erince. Yani onu görmek arzusundan. Ne dağlamalarm derdini jüklenmeye kabiliyeti vardı. Bu yaradan rahatı da yoktu. Öbür bağrı yanık hep öyle kalırsa.

ülfet edinmek yoktu onun için. Sanırdm ki iki bacağı zincirdedir. O zavallı yaralı gönlüyle. İnsanlarla asla hemdert olamazdı. . Hiçbir kimseyle geçinemezdi o. Tacdin'in yanma gittiği zaman. sohbet etmeye gücü yetmezdi. Hiçbir yerde yoktu omm için karar.MEMO ZÎN 251 Gamlarm elinden aslâ dinlenemezdi. Her an dertlerden ah-vah edince. Ateş yayardı odalarda. Geçinemezdi. Karar kılmak. Beyin huzuruna da gittiği zamanlarda.

İşte elde etmişsin sen arzunu. Her an senin de hatırına ne gelir? Ki böyle Cizrenin yanıbaşmda coşuyorsun? Eğer bu şehirse senin sevgilin.xxxın MEMO DİCLE'YE SESLENİYOR Çaresiz kalıp insanlardan uzağa giderdi. Her gün binlerce şükretmiyorsun da. Hâlâ Allahtan korkmuyorsun da. Derin nehirle hemdert olurdu: «Ey benim gözyaşlanm gibi dökülen nehir! Ey âşıklar gibi sabırsız ve sükûnetsiz nehir! Sabırsız. Kolların çapraz şekilde onlarm gerdanma dolanmıştır. Her zaman koynundadır bu konaklar. Yoksa benim gibi sen de deli misin? Senin için hiç bir karar kılmak yok. kararsız ve sükûnetsizsin. . GaUba senin gönlünde de bir yar var.

(1) Bu iki mısra'daki kelimeler hep yer adlandır. . Ben kaldım tek başıma bu yerlerde ve ovalarda.MEMO ZÎN 255 Bunca feryad ve figan ediyorsun. Ben ölürsem ve sızlarsam eğer. Her ne yaparsam ben revadır. Dervaze. zenbereği bıraktım. ben. Nergizî ve Saklan. Gönlümün derdi neden dermansızdır Yaş gözlerimin. Vastani. Ömeri ve Meydan. Dicle'jim. (1) Sen bu güzergâhlarda dolaşıyorsun. Benim için en makul yol. Artık ne murad istiyorsun? Beyhude yere niye feryad ediyorsun? Avare avare Bağdat diyarına gidiyorsun? Ben ağlarsam ve inlersem eğer. macerası nedir? Divane oldum ben. periyi elden kaçırdım. yok olmaktır. Berüm gönlümün içinden de geç bir kez Gözlerimin baş pmarma bak bir kez.

ayaklarını yormadan. Hakkmda methiyeler söyle. (1) (2) F. Rica ediyorum: Hiç durmadan. Bir defa mutluluk eşiğine git (1). El bağlayıp dur ve selâm ver. Yüz mertebe hürmetle. Maksat Zin'in odasıdır. Mutluluk eşiğinden maksat Zin'in köşkünün eşiğidir. : 17 . Lâyıkıyla kendisine saygı göster. Aheste aheste kendisine dua et. Sonra gönlümü kapan yarm huzuruna git. Son sidre Peygamberin miraca giderken Allahla konuştu¬ ğu yerdir. Önce eşiği öperek ziyaret et. Tekellüfsüz. Fakat tevazu ile ve tazim ile.XXXIV MEMO RÜZGÂRA SESLENİYOR Bazan Saba yeline seslenirdi Gönlündeki dertlerin şerhirü rüzgâra söylerdi: «Ey ruh gibi lâtif cisim! Beden kapısı senin önünde açıktır. edeple. Bir an son sidreye git (2).

Bir arzuhal gij)i tenha olarak ver eline. Cemalinin önündeki perdeyi titretmeden. senin zülfünün gölgesidir. Benimle birlikte olduğu zaman. Belki hata ve günah işîenUştir. Fakat bir gönlümüz vardı. Vallahi ben günahımı bUmiyorum. O gönlü. Fakat dayanağı.MEMO ZÎN 259 Sonra ona doğru çabucak git. Yar mektubu okuduğu zaman. Bazı bazı gönlüme görünesin. Bizim için hakkaniyetle vasıflanasın. Sen duru Kevser'in kajmağı olduğun için. Zaten insanlar eksik ve unutkan yaratılmışlar Gerçi yüz defadan da çok günahkârdır. Sakm ha! Perdeyi yellendirmeyesin. Mürekkebi gönül kanı olan bu mektubu. Bizim hakkımızda âdil ve insaflı olasın. (1) Ozan bu mısraı Türkçe olarak yazmıştır. Onlarm günahkârlara bakışları umumîdir. . dostluk gözüyle. sen de padişahsın. O nazik yaradılışma ağırlık vermeden. padişahların eski geleneğidir. Heves ve sevgi sahibiydi o. Bir siyah göz bebeği olan şu sayf aj?ı. periler benden kaçırdı. onu biUyorum. Biz dilenci olmuşuz. Sen ilâhi görünüşün ufku olduğun için. Bizden ona de ki: «Ey padişahım!». Gözlerinin önüne. Benden ona söyle: «Kıblegâhım! (1) Sen ilâhi nurun doğuş ufku olduğun için. Bir süredir o benden ayrıdır. Bu.

(1) Beraberinde getir. . Yarin huzurundan döndüğün zaman. Ey saba yeli ! AUah aşkına. Bize beraberinde getir. sakm ımutma. büjiik bir iyiUktir. Onun dergâhmm toprağmdan. Yok affetsen onu. çünkü kimyadır o» (1) Tutîya: Gözleri aydınlatmak için kullanılan bir ilâçtır.» Böylece söyle ey keskin Saba! Zemini o anda öp ve kalk.MEMO ZÎN 261 Eğer ona kahretsen bu cezadır. Tutiya gibi olan o tozu.

. kararm. hain! Hani sözün. Çok dönek. Derdin ki: Tahammül sahibiyim ben. insafsız. asalak çocuk! Sevinçli günlerin dostujmıuşsun meğer Dar günlerde kalpmışsm. Ey Tûtî gibi nazla büjütülen kalp! Ey nazenin. utandmcı. Yazık ki fazlasıyla vefasızmışsm. Eyvah ki cefa çekmeye kabiliyetli değilmişsin. Derdin ki: Seninle beraberim ben. kötü ve eğriymişsin. Sahte kalpmişsin meğer. candan düşmanmışsm.XXXV MEMO GÖNLÜNE SİTEM EDİYOR Bazan zavallı gönlüyle savaşırdı. «Ey gaddar. Derdin ki: Gönlüm seninle beraberdir. sözlerin ve bahtm? Derdin ki: Sana sadakatle bağlıyım ben. ahdin ve andm? Haili yeminin.

Eğer amacm canansa senin. Yerdeki ışık göklerdendir. Terketme. Canı terketmen. Ama dost benim yammdadır. İsyancı olma ki dahil olasm. yolu bilmezsin.MEMO ZlN 265 Ey gönül! Bu vücudun içini böyle Yalnız basma bırakman insaf hakkı mıdır? Şu can bülbülü ten hapishanesinde. başkaldırmak olur. Sıfatlarm suretinin aynasısm. Ki can senden teberri etmesin. Ey gönül! Canm çırası olmadan gitme. Terketme ki muradma erişesin. sen de körsün. Sana ne oldu. Metin ol ki. hepsi şöyledir: "Kim nefsini tanırsa Tanrısını da tarar». gönülden sünni ol. İnsafa sığar mı. geride kalmıyasm. Ve «Kim tanırsa» sırrmı öğrenesin. . Canan canında saklıdır senin Çünkü sen zatm örneğisin. Ve vücut kapısını kitleyip kapaman? Sendeki sır. Sakm aşkın peşinde gitme. (1) 1-Kim tanırsa» sözü bir hadîsin başıdır. (1) Gerçi sen dost kapısmm önüne gitmişsin. Gidişin. sen benim bir parçamsm. Karanlıktır. orada post vardır. cana veda etmen. Kalmış yalnız. yazıklar olsun. kalbur gibi deUk deşik. canm feyzindendir. isyancUık olur.

Kalbinin ateşinden kajmar bir duman Yükseldi. hep sevda yeriydi o. Başındaki dimağı da kararttı. Lezzet verenlerden de kaçınmaktır. Ey gönül! Sen kendini sevgiye vermişsin. Acı olan şeyler ise ilâçtır» Memo gönlüne o kadar söyledi ki. Her an yanarlar dağlamalardan ve dertlerden. Gönülden yükseldi kara bir duman. Sakm zülüflere ve benlere inanmıyasm. Gerçi sen de İbrahim'sin ey cefakeş! Fakat sana gül bahçesi olur ateş. Güllerin önünde pervane gibi.MEMO ZÎN 267 Senin sevdiğin yarin bojm. buna inan. ev sahibidir. Malını Hindulara talan ettirmeyesin. Seni benden kaçıran cezbenin yanmda can vardır. etin asUdığı çengeldir. Senin feda olduğun sır. Lokmaların ve şerbetlerin özelliğim. Fakat gerçek aşkın tabibinden. Senin gibi yüz bin tane bülbül. Kaş yayı ile sergeşte olma. . Çaresiz gönlün gönlü ona yandı. Saç örgüsünün halkasma ayağmı bağlama. Senin için uygun ilâcı öğrendim ben: Gönlü çekenlerden sakınmaktır. Senin arzuna uymayan ne varsa. Tatlı olanlar ajmen hastalıktır. senin için darağacıdır. Yüzlerce defa figan ve uğultu etse. Seni kanburlaştıran zülüf. O aynen senin için şifadır. Senin amacm safa sürmektir. Lokman'a sormuşum ben.

Sanırdın ki yerden bir bulut kalktı. Yüzü gerçi her zaman taze idi Lâle gibi. O bülbül gerçi çok hevesUydi. Fakat sahra tamamen bostana döndü. . Erjeng nakşını andıran jüzünde hiç berraklık kalmadı (1) Aşk o cefakeşi öylesine hastalandırdı ki. O bülbül orayı kendine yuva edindi. Nehrin kenarında kavaklar yeşerdi. Gerçi Zavallı Memo'nun gözyaşlarmdan. Memo'nun omüzundari öyle bir sel akıyordu ki. Ve jükselerek göklerde toplandı. Şakakları ve benleri de hep döküldü.MEMO ZÎN 29 Hafızasının ajması bulanık oldu. Kolları ve kanatları hep birUkte serildiler. Yağdırdığı kanlan dökerdi iki gözünden. Ardıç gibi yamuldu. Şattül-Arap. O bulut Memo'nun içinden. Sanırdm Araş. Şuurunun aynası da dumanlandı. O gönülsüz hep orayı mekân edindi. Ajmasma pas oturunca. ta içinden. Kısacası: Gönlündeki hastalıktan. Sevgi o zayıfı öylesine sersemletti ki. CiğerirUn seli öylesine şiddetli geldi ki. üzerine şiddetle geldi. Sanırdın ki üç birden taştılar. Fakat bedeninin zindanı ona kafes olmuştu. Çam ağacma benzeyen boyn. fakat sararmıştı. Fırat ve Ceyhun. Sahil de güllük ve gülistan oldu. iki büklüm oldu. (1) Erjeng ünlü Çin Ressamı Mani'nin tablosunun adıdır.

ölü gibi düştü. Bunlardan asla kalmadı hiçbir eser. Yaralı Memo'nun yanında bir tek parça. .MEMO ZÎN 271 Yanağında kalmadı hiçbir tazelik ve de renk. şuuru ve hafızasından. Kırk gün tamamen. gücünden ve duygusundan. Yaşama hareketinden. Önce nehrin kenarmda hastalandı. Konuşmasmda kalmadı hiçbir cevap ve de ses. İnsanlık akU.

Her dere. Bir gelin gibi süslemişti.XXXVI BEY AVA GİDİYOR Güzel haberlerin avmm avcısı. AUahm nurundan hep parlıyordu. her ağaç. Cennetin birer köşesi gibi olmuştu. F. : 18 . Her nehir bir ejderha gibiydi. Her yeşil ot. Her bahçe. Musa'nm asası gibi mucizeliydi. Kötü maceralı feleğin dönüşü. (1) Bu hikâyeyi rivayet eden şahsı kastediyor. Her tepe Musa'nın Turu gibi. her tepe ve her ova. Süslejici kadm gibi. (1) Macera ja bize şu şekilde açıkladı: Dedi ki: Güzel mevsimin güzel bir gününde. TecelIirUn ışığmdan parUdıyordu. Kaderin sergicisi kudret sanatıyla. Her çeşme aynen Kevser sujm gibi olmuştu. îlkbaharm feyzinden. Yeri cennet misâli yapmıştı. köhne cihanı. ebedi büyük cennetin bir bahçesi.

Feleğin. Kusursuz. . emrine boyun eğdiği Bey. Musa'nın ağacı gibi «Ben AUahım» derdi. Alsm silâhlarını. Avda hazır olmayan kimse olursa. çok ışıklı bir meşale gibiydi. O zincirde ve pırangada ölecektir» îlk fecre kadar azık ve elbise Hazırlamış olan o halk. kekUkler ve tîhular. insanlardan ve hajrvanlardan. Aslanları. Canavarları ve kuşları avlamanın zamanıydı. Sürü sürü uçuşuyorlardı cennet gibi bahçelerde Hulâsa: Zamanın iktizası gereğince. Beyler şahinleri ve kartalları çözdüler. Dedi ki: «Sabah oldu mu. Bu kazlar. kurtlar ve ahular. Ses çıkaran her ağaç her an.MEMO ZÎN 275 Her gül Tur ateşi misâli. ceylânlar. Bir tek ferd kalmadı o şehirde. Fecir onlara nişan gösterince. Botan halkı. Tavşanlar. Yırtıcı av kuşlarından. Eğlenmenin ve mutluluğun fırsatı doğdu. kaplanları ve tazıları götürdüler. turnalar. Her Tutî ve Kumru birer nedime gibiydi. Hep birlikte bizimle gelsinler ava. ovalarda. Her seher kuşu ajmen birer Musa'ydı. Sürü sürü otluyorlardı tepelerde. O şehirde bir kıyamet koptu. Gezmenin ve seyretmenin mevsimiydi. gürz ve kılıçlarını.

Uçan kuşları. Ceylânların gerdanlarına atarlardı. Sanu-dın hiç canavar bırakmadUar. Artık beraberlerinde getiremiyorlardı. Hatta yerinden dahi kaldıramıyorlardı. yabanî kuşları ve kaçan hayvanların Bir kısmmı ölü olarak tutarlardı. gencecik delikanlUar. O aslan gibi atlılar kolları ve kementleriyle Alacalı kaplanları kana boyadılar.MEMO ZÎN 277 Faklar. Tutukluları da Beyler beraberlerinde götürdüler. Arap atlarma binen o kemendçiler. Yırtıcı kuşları kılıçlarla yırtarlardı. Ellerindeki bastonları ve değnekleri. Ölüleri fakirler kendilerine götürdüler. O kahraman ve pehlivan gibi atlılar. Onlar o kadar ceylân avladılar ki. O kadar canavar öldürdüler ki. Günahsızlara hiç şefkat etmediler. Hulâsa: Erkeklerin hepsi. . Çocuklar. değirmenciler ve bahçıvanlar. bir kısmını faka düşürürlerdi. insanlar ve hajrvanlar. Uçan kuşları oklarla parçalarlardı Şehlevend misâli olan o sevimliler. av haj^vanlan. Çevik hareketliler. kimse kalmadı evlerde. ÇUttUar. Av yerlerinde oldu bir mahşer. yavrular. Onlar o kadar kaplan tuttular ki.

. jüksek himmetliydi. Çam ağaçlarmm gönlü Memo gibiydi. Her selvinin ucu Sidre makamına kadar jükselmişti. El. çeneler yanaklar ve memeler gibiydi. narlar ve kavun-karpuzlar. (1) Bir melek gibiydi her sülün.xxxvn BEYİN BAHÇESİ İZeydin Beyin öyle bir bahçesi vardı ki. Kevser sujamu sebil etmişti. Çmar ve şimşir ağaçları bir boydaydı. Dudaklar. Güzel gölgeleri vardı. Narenciyeler ve turunçlar Zin gibi. Onun her bir ağacı ve her bir kuşu. Aşk hastalığmdan sararmışlardı. Cennetin birer köşkü ve hurisi gibiydi. hurmalar. Rıdvan. İrem bağı onun müjdesine verilirdi. ayak ve jüz yıkaması için. (1) Sidre makamı Peygamberin miraçta Allahla konuştuğu yer. Ardıçların boyu aşktan jüz parça olmuştu. Elmalar.

Siyah ve beyaz hatlardan meydana gelmiş renkler. Bolca sulanmış her gül bir zincifre gibiydi. Sanırdm ki bunlar altm kadehlerdi dolmuş ve taşmıştı. Her parçası ve tarhı. Sanki Necim ilminin edebiyatçısı edeple. siinbüllerden ve reyhanlardan. Her taraf. kitabın birer bölümü. Bağın ortası derli bir kitaptı sanki. . Gümüş suyunu eriterek cedveUe çizmişti. Bütün yeşillikler ve çiçekler. Her biri sanki hükmü açıklardı Bu da kara bahtı ve mutluluğu açıklamaktı.MEMO ZÎN 281 Reyhanlar ve menekşelerin hepsi yeni açmışlardı. Bağm üst tarafmı bir rosim gibi. Nehirlerin ve durgun suların şirazeleriydi.

Yabanî hayranları ve kuşları sejredeUm. Boşalmıştır sokaklar ve çevre. Güzel bir fırsattır. Gül bahçesinin sergeşte fidanı. Memo'yu yaralıyan o av. O ülfet saraymm güzel hatunu. Bağlar ve bahçeler boştur ve tenhadır. seyrana gidelim. Hunhar aşkm zinciriyle ayağı bağlanan. Biliyordu ki zaman amansızdu-.XXXVIII ZlN BAHÇEYE GİDİYOR Avlanma yerinde yalnız kalan o ceylan. Dedi ki: «Kalk gönül! iji bir zamandır bu. Baktı ki şehir ve mahallelerin hepsi boş. Ovalardaki ceylânlarm baştacı. Bakalun var mı onlardan bir dert ortağı? Çünkü bu insanlar dertsizdirler. Meydanlar ve salonlar insansız ve perisizdir. .

Bizi zincirden ve kayıttan kurtarır.» Zin böyle dedi ve durmaksızm. O perizade bahçeye geldi ki. Belki o kuş öğütler ve nasihatlerle. Onun gayesi eğlenmek değildi. Gönlümün dermanı onun yanındadır. Fakat cUızmış. O taş zilin diU gibi oldu. Tekellüfsüzce bahçeye geldi. Kırmızı gülün yüzünden perişanmış. KendiıU yalnız bulunca eUne bir taş aldı. Bahçedeki her lâle omm göğsünde oldu bir dağlama. Karanlık gecelerde de kanını içermiş. Nar çiçekleri gönlünde birer ateş oldu. ağiarmış. O benim ses arkadaşımdır. Gamların elinden doyasıya feryad etsin. ne nedime. Gönül! Gel gizlice gideUm. (1) Mermer davuldan maksat göğsüdür. iyi bir dert ortağıdır. Hiç kimse ondan haberdar olmadı. O aşk adamıdır. zayıfmış ve mecalsizmiş. Arzusu. sadece yalnız kalmaktı. . Henüz vücudumuzda hayat varken. Her gonca bir çıra gibi onu yakmaya başladı. Bahtı kargalar gibi karaymış. Her ağaç vücudu üzerinde bir jük oldu.MEMO ZÎN 28S Dujonuşuz ki bağlarda bir kuş varmış. adı bülbülmüş. O taşı zaman zaman mermer davula öylesine -vururdu M (1) Taşlarm gönlü parça parça olurdu. Ne hizmetçi. Gündüzleri figan eder. ne de dadı. Her zaman figan ve uğultu edermiş.

Bunun için mahzunsunuz. taşlar inlerdi. . Bütün bahçeye ne kadar baktıysa da. göğsü yarahsmız. dertUsirüz. Bülbül onunla sas ortağı olamazdı. Kanlı gözyaşları her iki gözünden akardı. zayıf ve perişansmız? Yoksa sizler de benim gibi Memo'suz musunuz? Bunun için mi benim gibi çok gamlısınız? Bülbül kırmızı güllerle meşguldür. Sizler benim için iji deüllersiniz. Ey benim gibi zavallı ve sarı renkli güller! Yapraklarınız yüzlerce değil. Gül suyuyla gülleri sulardı. Derdini sarı güllere anlatmaya başladı: «Ey âşıklar gibi başka renkli olan güller. (1)' Gerçekten bir çam ağacma benzeyen bojomu. Sizler de benim gibi yalnız kalmışsmız. Parlak güneş gibi ışıklı olan yanağmı. Bunun için hastalıksınız. Öylesine yerlere sürterdi ki. Feleğin aynasmm yüzünü karartırdı. Toprak onun için «Ah» ederdi. Sizler aşkta bana denksiniz. Sizler neden sararmışsınız. Ağaçlar onun için «vah» ederdi. Dertlerin elinden «Yahu» çektiği zaman. Kendi sesiyle bülbülü mahzun kıldı.MEMO ZÎN 287 Sulara baktığı zaman. (1) Gül suyundan maksat kanlı gözyaşlarıdır. Toprakları ve tarhları sıkardı. Kırmızı gül de onunla renk ortağı olamazdı. binlercedir. Kendi rengiyle güllerin rengini soldurdu. Bahçenin alanı bülbülün aşkına döndü. yapraklar sızlardı.

» P.MEMO ZÎN 280 Bir kızkardeşim vardı. îşte bırakmış benim için bir andelip Bir mahrum. Onu kendisine almış bir bülbül. bir zavaUı. perişanlıktan. Nar çiçep gibi kırmızı olan yanağım. Ben onu gönlümce bir görseydim. : 19 . Sizler gibi sararmış. O andeUbin hicranından sararmışım. bir nasipsiz. zaferan rengine girmiş. Ben de nasipsizükten. kırmızı gül gibi. Vallahi bir daha «Ah» çekmezdim.

Asla evde sükûnet bulamazdı. Yani hasta ve fena halde olan Memo. Zin hayaUnin sevdası onun basma vurdu. Aşk derdinden sarhoş ve hasta olan Memo. Aşk tarafmdan hafifletilmiş. Belki de Allahtandır onlar. Hastalık olgımlaşmadan buhran geçirdi. îster kavuşmak. Zajntfhk tarafmdan çok perişan olmuştu. Gönlün sana der ki: «Kalk. Sebepsiz olarak meydana gelmez. sanki Hızır'dı da önüne düştü. kapmm açılacağı saattir». . Tam bu. O sebep. ister kötü. İşte o ağırbaşlı dağ ve sakin derUz. Sebepsiz olarak hiçbir pazarlık O sebep hep sırlardır. ister görmek olsun.XXXIX MEMO DA BAHÇEYE GİDİYOR Olan her iş ister iyi. Halk şehirden çıktığı gün. deUrtilmişti. Çaresiz evden dışan çıktı. işaretlerdir. olmaz. Üzgün kalbinde bir ıstirap doğdu.

Bir değil. Benim Zin 'im senin kırmızı gülünden daha şendir. baygm olarak çimenin üstüne düştü. . Benim bahtım da senin talihinden daha karadır. Derhal şuurunu kaybetti. İkiniz de arsız ve herzecisiniz. Kırmızı gül mumunun pervanesisin. üzerine geldiğini gördü. Ey bülbül! Gerçi sen de aşk adamısın. yüz binlerce gül verirler. Her zaman Allahtan dilerdi ki: Memo kalksın ve yalnızca yanma gelsin. Ciğeri bülbülün aşkmdan yüz parça olmuştu. ah ve ağlamakla.. Memo geldi ve gülleri sejrretti. îşte o Zin aniden baktı ki Memo kapıdan girdi. O arzu neydi? Gönlünün aşka gelmesi. Sürükleye süriikleye onu bahçeye yetiştirdi. Zin sevgiden ve sevinçten. Ama sen nerde. Fakat siz yarimin zülfüne benzemezsini. Dedi ki: «Ey gül! Gerçi sen de nazeninsin. Gönlü ona baş kaldırmıştı. Sanki hasta. Mesih'in. Ey sonucu iyi olan bülbül! AsU bülbül benim. Zin ki kara ve karanlık gecelerde.MEMO ZÎN 293 O Hızır neydi ? Gönlünün arzusu. Reyhan senin için karayüzlü olmuş. Zin'in yüzünün rengi nerde? Ey sünbül! Gerçi senin güzel kokun var. Reyhanlara ve sünbüllere bir göz attı. Her an feryadla. Bir gül gibi. Boşuna kendini niçin kötü adlı yapıyorsun? îlk baharlarda gül bahçeleri.

Aşk dermanı onu bajoltmıştur. Huri ve melek bUe olsalar. Memonun koku duyusunun önüne götürünce Zin. gördü ki ÎZin'in önündedir. çaresi nedir onun?» Memo böyle söylüyordu.MEMO ZlN 29S Benzerleri çok olan yarlar. Zülüflerin ve benlerin kokusmum özelUğirU. ölmeden. Bir tane olsa. Ölü avı tuzakla diriltti. Sadef içindeki bir inciye benzeyen Zin'i. Ve bülbülüyle eş oldu. İkisi kaldUar birbirinin önünde dilsiz. yoksa hayâl nü? Bu rüya gerçek midir. Âşık o zaman neyle teselü bıUur? Sabretmeden. Ne konuşma. Bir sebze gibi yerlerdedir. Dedi ki: «Bu rüya mıdır. Memo'nun tutkun olduğu o huri. Aniden baktı ki önünde. yoksa asUsız mı?» Hulâsa: Yüzlerce hayâlden sonra. Derhal fakattan düşerek ayaklarmm önüne jmğUdı. (1) Selviden maksat Zin. SeMnin ayaklarma su değince. Memo uyandı. eşsiz ve emsalsiz olsa. Baktı ki iki eU Zin'in avuçları içindedir. Ciğeri kanlı olan Memo görünce. ne de sesleri vardı. durumdan habersiz olarak. îki JÜZ perinin nedimeUğini yaptığı Zin. sudan maksat da Memo'dur. O da Zin gibi. Sebep olmaz oıüar hiçbir derde Çünkü bıUunurlar her yerde. (1) Gonca seher uykusımdan açUdı. Anka gibi perde arkasmda olsa. . ne söyleşme.

Zin'in yüzü bir mum misâliydi. Kalktılar ve salonlara doğru yürüdüler. Çok ışıklı. Zin için hiç perva kalmazdı. Teker teker birbirinden istiyorlardı. nurlu. Bazan aşk ateşi alevlenirdi. O kadar birbirinin dudaklarmı emdiler ki. Birbirinin hasretinden susamış ve o kuru dudaklılar. Kâh öpüşürlerdi.. O kadar birbiriyle konuştular ki. Bazan bulutlar gibi üzgün ve ağlamaklıydUar. gerdanları. Gözleri. Birbirinin gerdanını koklarlardı.MEMO ZlN 297 Önce ellerle işaret ederlerdi. göğüsleri ve kulakaltlannı. O öadar birbirine yandüar ki. O kadar kadeh birbiriyle içtiler ki. çeneleri.. O kadar birbirine şeker döktüler ki. çadırsız ve örtüsüzdüler.. döşleri.. Bir birini gördüklerini yeniden anlattUar.. dudakları. O kadar kaza yeniden eda ettiler ki. şimşekliydi. kâh birbirini ısırırlardı. Yüzleri.. Sonra dilleri çözülünce. Her an kaza ve sünnet kılarlardı Öpüşmekten ibaret olan farzlarm ne minneti vardı? . Memo da görünüşte pervane gibiydi. İkisi o durumda gözler önündeydi. Perdesiz. Vücudunu ve canım ateşe atardı. Bazan da goncalar gibi lâtif ve güler jmzlüydüler. Hicranı baştan beri şikâyet ettiler. göğüsleri. Ve oturdular o iki nazenin. Cemşid'in kadehi gibi dünyayı gösteren bir saray. Sonra o bahçede gördüler bir saray.

MEMO ZÎN

299

Gerçi onlarm zerinden mükellefiyet kalkmıştı, Ama ihtiyatı da esirgemişlerdi. Gerçi birbirinden ümitUydiIer, Fakat fazla uçuruma gitmezlerdi. GönüUerindeki sevgi haddinden fazlaydı. Zarafetin smırı ise kemerdi. (1) Kemal smırmm üzerinde bulunan bir aşk, Kajmaktan temiz ve duru olan su.
Elbette kendi kendini koruyacaktır. Hiçbir pisliği kabul etmiyecektir. GençUk, bahar, bahçe ve sevgililer... Artık dünyada murat edüen ne kaldı? Bilhassa aşk da gaUp olursa.

Her iki taraf m da dudaklan aşktan kurumuş olursa... Artık ne diyejim ben, bihnem ki? Bilmez ki ne söyleye zebanım. (2)

(1) (2)

Kemerden aşağıya dokunmazlardı demek istiyor. Bu mısra ozan tarafından Türkçe olarak yazılmıştır. Ze¬

ban Farsçada dil demektir.

XL

BEY AVDAN DÖNÜYOR VE MEMO İLE ZİN'İN ÜZERİNE GELİYOR
Sakî! Beni tut, çünkü yıkUıyorum ben. Sarhoşum ve şarap içmeden mest olmuşum ben.
Memo ve Zin aşk şarabı içtiklerinde, Derinleşti benim yaramın yeri. Biz âşıklar gerçi meyperestiz. Ama «Elest» şarabmdan mestiz. (1) O şarap senin şarabm gibi kırmızı değildir, O şarap AUahm cemalindendir. O, zatı pâk olan sevgilinin sevgisidir, O, sıfatlar bahçesinin salkımıdır. Sakî! Ver bana Allah aşkına, Dün dolaştırdığın şaraptari bir kadeh. Ondan tadacağım her yudumun. Bana vereceği bir tek neş'e ölünceye kadar yeter.

(1) <<Elest», Allahın ruhlara «Ben sizin tanrınız değil miyim?» diye sorduğu ve onların da «Evet»- diye cevap verdikleri gündür.

MEMO ZÎN

303

O sade bir kejif tir, keyfiyet ve kemnUyetsizdir, Hayâlsiz ve düşsüz bir sırdır o. Dün geceki sarhoşluğu onunla defedeyim. Tatlı uykudan onun sayesinde uyanalım. Benim haUm de Memo'nunki gibi ohnasm Ki aniden ecel Beji üzerime çabucak geüp de. Ömrümün güneşi akşama varmış olup ta. Hâlâ kendimden haberdar olmamış duruma düşmiyeyim. Aşk görUümün arzusu olan Zin'i, Abamm içine kojmıuş olmayayım.

Bey geldi, yanmda bunca asker. Zurna, bunca insan, da-vul ve mehter. Çalıyorlardı davuUan, sazları. Askerlerin önünde jmrüyenlerin sesleri, uğultulan. Aşk zinciriyle ayaklan bağlı olan iki komşu (1) Kalmışlardı hâlâ birbirlerinç hayran. Hiç dujmıadUar ki bu olanlar ne. Hiç işitmediler ki bu sesler ne. Bey dedi ki: «Çözün bu ceylânları. Bu sevinUilerin ayaklarını bağlamayın. OıUarm hepsini kuşlar gibi bahçeye salm. Ki hergiin orUarı seyredeUm biz.» Ceylânları, kurüarı, tavşanları, Omuzlarmda ye kucaklarmda taşıyan halk. Getirdiler hepsini Bejin bağma doldurdular. Çoban ağıla kojrunlan doldurunca,

(1)

Memo ile Zin'i kastediyor.

MEMO ZÎN

305

Bey ileri gelenlere ve büjüklere dedi ki: «Tanıdıklara ve nedimlere tenbih edin, GideUm biraz bahçede oturalım, Çünkü yorgunluktan halsiz düştük» Onlar geldiler büyük saraym kapısı önüne, BaktUar ki saray ve her taraf boştur.
Fakat küçük kapUann hepsi açıktır,

Murad tahtalarmm kur'aları gibidirler. Derhal Beyin kalbine bir şüphe düştü. Anladı ki bu, bir durumdan haU değildir. Ağırbaşlı, akıllı ve biIgiU olan Beyin, Koltukları altma girdiler Bekir ve Tacdin. Getirdiler Zin ile Memo'nun oturduğu saraya,
Kulak verdiler ki, bir fısıltı geliyor. Bey, Zavallı Memo'nun üzerine geldi. Baktı ki altm renkli ipliklerle dikilmiş yastıklara yaslanmış. Basma çekmiş bir aba, Akşamdır, ne bir mum, ne de bir çıra var. Bey dedi ki: «Kimdir bu zamanda. Benden izinsiz olarak bu mekânda? Zin sesini işitince tanıdı. Derhal Memo'nun abasma büründü. Memo hiç yerinden kalkmadı ve dedi ki: «Senin avm benim gönlümü ve eiğeriırU yaktı. Beyim! Biliyordun ki ben hastaydım. Düne kadar da tamamen baygındım. Bugün duyduk ki halk Beyle birUkte,

Hep birUkte ava gitmişler. Yataklarm içinde sabrımız kalmadı, Kalktım bu yaralarla beraber. Çaresiz evden dışarı çıktım. Birden kendimi bu mekânda buldum.»
F.
:

20

MEMO ZÎN

307

Bey dedi ki: «Hastalar için kayıt yoktur.

Bari bahçede ne avladm bakalım?» Dedi ki: «Ben söylersem sen de inan ki, AUah bana öylesine yardım etti ki, Ben bu bahçede bir ceylan buldum. Ama ceylân değildi, bir güzeldi o. Beyaz bir ceylandı, gözleri karaydı, Zülüfleri siyah, kokusu güzeldi.
Her an Tatar iUkesinin miskinden. Yüzlerce jük omm saç halkalarmdan yağıyordu. Haten sahrası misk ile dolu olsa. Ancak değer ziUfünün bir teUne. Gerçi beyazdı, gözlerinin rengi kara ve aktı. Fakat benim ölçümle o bir melekti. Sen geldiğin için o gizlendi. Sen gelmeden önce o açıktaydı» Tacdin onun konuşmasından anladı ki, Zin gizli olarak Memo'nun yanma gelmiş. Dedi ki: «Memo'ya kulak asmajrm, çünkü deUdir, Başmda akU yoktur, o sar'ahdur»

Bunun üzerine o sözden vazgeçtiler,

İlerigelenlerin hepsi mecUste toplandUar.
Sakî, şarap ve mum istediler, Şahane bir dîvan kurdular.

XLI

TACDİN MEMO İLE ZİN'İ KURTARMAK İÇİN EVİNİ YAKIYOR

Tacdin baktı ki meclis karışıktır. Çok zevkli, safalı, eğlenceli ve içkilidir. Memo fazlasıyla kederli ve üzgündür. Ona doğru gitti ve dedi ki: «Kardeş! ne haldir?». Fakat işaret ve muammayla Sordu, Memo da işaret ve imayla. Elini abanın yeninden Çekti ve ona acayip birşey gösterdi : Tacdin, Tatar miskinden iki saç örgüsü gördü.

İki boncuklu yılan başı gibiydiler.
Büzülmüştü Memo'nun koynunda, Memo kalmış heybet ve gam içinde. Tacdin, durumun çok fena olduğunu anladı Kalktı çabucak ve koşarak eve yollandı.

Zerdüşt kavmi gibi e'vini. «Müttehem» karşıhğı olarak yazılmıştır. aşiretler ve herkes.» Sonra. ey kahraman! Nedir telâşın. Belânın bataklığında kahnışlar. (1) Sanık Memo'dur. Bugün bu evle savaşım var benim. Ben de ateşe ve feryada gidejim» Kalkıp özel dairesine gitti Zin. hazineleri. al sana çocuk. Hep birlikte ateşi söndürmeye koştular. önümüzde gam denizini kuruttu. . güzellikleri. O da feryada ve figana başladı.MEMO ZÎN 311 Aniden hışunla kapıdan içeri girince. Ben ise ateşle sujnı öldüreceğim. ömrümün sermayesi. mücevherleri ve defineleri. ev gidecektir. Çocuğunu kurtar. Kalk sen harem sarayma git. Elbiseleri. Onlar da o feryada koşunca. O sanık şöyle dedi yare: (1) «Gördün mü. kimdir sana düşman?» Dedi ki: «Kalk Sıti! Geç oldu berUm için. Yani Memo ile Zin. Bey ve hizmetçiler de haberdar olunca. ağır bir durumda. Benim amacun onları kurtarmaktır. Tacdin nasU defetti? Musa. Dedi ki: «Halin nedir senin. Mülkü. ne de bir kiUmi Tacdin'in. Kalmadı ne bir elbisesi. Hayatımm. Ev benim olsun. Sıti durumımu anladı ve kendisiyle konuştu. Kabileler. BoşâlttUar o sarayı ve de bahçeyi. Başkası ateşi suyla öldürür. Ateşe verdi ve yükseltti feryadmı Ateş han-ü manian sarmca.

Malını bedavadan varislere verme. Eğer canının rahatını istiyorsan.MEMO ZÎN 313 Hep kardeşinin uğrunda yaktı. Varisler sana kefen parasmı da. Elin hazineden ve maldan boş olacak. Bedava olarak bir lokma ekmek bile vermezler. Çünkü senin elinden alacak varisler. Henüz almadan hisseleri paylaşırlar. Bunun içindir ki adı iyi söylenir. Hepsini iyi işlerde harca. Onu toplamak senin için zahmetli bir jüktür. Onunla kendine ebedî bir isim al. Ey İJİ isimli kimse! Malı sevme. Ey ahret müşterisi müflis! Senin eline ne zaman geçer? Sana diyecekler ki: «Ey müflis! çık dışarı» Bu fâni cihan gibidir orası da. Ya da onunla al iyi bir dost. Onun sevgisi insanı kötü isimü yapar. Ya da Tacdin gibi sarfet. mal için ihtiraslı olma. Bu cennet. Henüz sağ iken malmı harca. O senin için jüz hazineden ijidir. . Onu bırakmak da senin için hasret ateşidir. AUahm huzuruna gideceğin gün. bu güzel kumaşlar. Sakm ha.

îster istemez her gün nüfuz eder. Bajnrağmı açığa vurmaksızm? O da yUdızlarm padişahı gibidir. Bunca engeUerden ve perdeden. Bunca mesafeden ve yerden. . NasU perdelenmeyi kabul eder. Dördüncü gökten ışık saçan güneş gibidir. Elbette dünya da aydınlık olur. Aşk memleketiıün baş atlısı. Bunca unsurdan ve buluttan. Saflığın ve sadeUğin pususımdan çıkıp.XLII BEKİR »lEMO ÎLE ZİN'İ BEYE ŞİKAYET EDİYOB Sevgi iünin sultanı. GöntU tahtma oturarak kendiıü gösterdiği an. Bunca gök tabakasmdan.

Meclisler fısUtUarla dolmuştu. ister istemez. . Perdesiz olarak teraneperdaz olunca. Sahiplerine hiçbir zarar getirmezdi. Devenin üzerindeki yük yetmiyormuş gibi Gammazlar zil misâliydi. Parmak uçları da burguluydu sanki Âşıklar üzgün ve takatsızdılar. Memesi çıngıraklı deveye bağladılar çanı. Fakat haberdar ettiler büjükleri ve küçükleri. Güneş tam bir örnektir. Perdeleri yırtar. Memo'nun ne bir suçu vardı. Uyg'jnsuz kimselerin dillerinin mızrabı. Memo ve Zin'in gönlündeki sırlar. Halk ise Kerbelâ Hüseyin'i gibi susamıştı.MEMO ZÎN 317 Adı aşk olan bu padişaha da. O da hiçbir zaman gizlenmez. Yani dedikoducular. Zin ve Memo'nun aşkmdan doldu. Henüz dillere ulaşmamışken. Aşk perdesindeki o sazlar. kıskançlar ve hilekârlar îki sevgiUnin haberlerini. Zin'in ne bir günahı.

Dedi ki: «Namusa aykm olan bu haberin. O kadar yalancUara ulaştırdUar ki. Sonra akU ve zekâ salUbi sensin. Hakikatmı nasU ortaya çıkaralım? Suçun ipucunu nasıl meydana çıkaralım?» Bekir dedi ki: «Emir ver Memo'yu çağırsmlar. îkiıUz halvette oturunca. Tenha yerde kendini Bejin yanma yetiştirdi. Bey hamiyyet galeyanma geldi. bunu iyi bil Kendisiyle satranç oyna sen. garaz sahibi bile. Yerinden kalktı o garaz sahibi. O riyakâr habise sordu. habis. Bak ona lâyık siyaset nedir. Zehir sahibi ve mühür sahibidirler. sevgilin kimdir? Memo kahramandır. .» Beyler yılanların şahmm sojrundandırlar. Gönlündeki sevgiyi etmez o inkâr. Sırrmı sana eyler ikrar. O da o durumdan haberdar oldu. «Ben Zin'e âşıkım» diyecektir. O şaşırtıcı. safkalpUdir. O zaman sırrm hakikati meydana çıkacaktır. De ki: Doğru söyle. Ta ki îblis hujomdaki Bekir bile. Hulâsa o meseleyi kendisine ikrar eyledi. Düşünce ve hayret denizine daldı. jiğittir. Memo gerçek âşıktır. Bilhassa seninle zaten ihtUâfsızdır. Sen onu yendiğin zaman. Şartmı da «Gönül dileği» olarak koş.MEMO ZÎN 319 O kadar mecUslerde gezdirdiler ki. O bu aşkta sabit ayaklıdır.

jolanlardari sakmırlar. AUahım! Onlan sultanlara yakm kUma. Azıcık senden değişiklik göründü mü.. Gafil insanlar onlara dost ve ahbap olurlar. Şüphesiz şeji^mdan da kötüdürler. Onlarla her ne kadar oyusan. Sevgi gösterdikleri zaman da. F. Tamamiyle sana sırt çe'virirler. bil ki zehirdir. bil ki hışımdır. : 21 .MEMO ZÎN 321 Mühürleri bastıkları zaman. AkUh adamlar. BUhassa yanlarmda habis ve §eji:an gibi kimseler olursa. laubali de olsan. OîUar da bedhah ve hasis insanlardan olursa.. Onlarm yanmda ne kadar kadirU ve nazlı da olsan.

Doğan ve batanlarm serdarı. Işık paji. »» Hanüyetten gönlü efkârlı olan Bejin Onurdan yaralanmış olan o arslanm. SONRA DA ONU ZİNDANA ATIYOR Yüdızlann kafilesirUn baş komutanı. Satranç ojmayan ayı ve yUdızlar ordusunun Hepsini yeşil sergi üzerinde. . Dördüncü çarkm tahtmm sultanı.akı ile mat eyledi. Sanırdm ki hepsini kendi ağmda gizledi.XLnı BEY MEMO DLE SATRANÇ OYNUYOR. Doğudan doğduğu zaman.

Hayli şarap. söyleşmelerin sonu. Kalk da benim karşıma gel. Ey dikbaşh seninle şartımız: Sen ne istersen.MEMO ZÎN 32. Kejiflerini baştan başa yaptUar. Benden gafil olmayasmız. . Konuşmaların. terbiye edeceğim ben. Orası nazenin Zin'in köşküne yakmdı. misk ve anber. Ufukları karanlUctan uzaklaştırmca. Hayli gülsuyu. Hepiniz emrimi çabuk yerine getirin. bizim için de göniU dileği». sular gibi. Tacdin ve kardeşlerini çağırmajon. Satrançlara ve tavlaya geünce.5 Sabaha kadar uyku girmemişti gözlerine. Oturdu ve hizmetçilere şöyle dedi: «Çağırm siz nedimleri ve dostları. Getirdiler ve mecliste gezdirdiler. Bugün Memo'ya gazap edeceğim ben.» Sonra Memo'ya haber gönderip çağırttı. Güneş doğudan ışık gösterince. Bir suçu var onun. Şüphesiz seninle savaşacak olan berüm. Bey kalktı ve selâmlığa geldi. Gizüden bana Memo'joı çağırm. Gülsuyu ve gül şerbeti hazırlatmıştı. Hiç sükûnet bulmamıştı. Bey kin ve öfkeyle Memo'ya dedi ki: «Bugün bizim seninle savaşımız vardır. şerbet ve şeker.

Kendisiyle beraber Çeko ve Arîf de kalktUar. Bu sefer Memo yenilecektir. Memo'nun sevinç ve gam ortağıydı. Kerkedan satranç taşlarının adlandır. adı Gırgîn'di. O kötü niyetU bak ne hile çıkardı. Tacdin kardeşleriyle birUkte koşarak geUnce. Derhal haberi Tacdin'e ulaştırdı. (2) Gördü ki Zin jmkandaki pencerededir. Rüh ve Kerkedan geUnce. Şöyle bir bahane ileri sürdü: Dedi ki: «Oyunlar. O jiğit durumdan haberdar olunca. İki aşık kemiği Memo için düşeş geldi.MEMO ZÎN 327 Fakat Beyin genç bir oğlu vardı. aja sejTediyor. nüktedandı. Yusuf onun güzelUğinden utanırdı. mecazî . Her üçü birUkte Beyin yanma gittiler. (2) Müfsit adam Bekir'dir. (1) Fil. Memo'nun yaman bir oyuncu olduğunu biUyorlardı. Memo'nım arkadaşıydı. Arslanlar kopardılar kajat ve zincirleri. ÎkiıUz yerlerinizi değiştirin. Sanki bir güneştir. Rüstem onun jiğitliğine yenilirdi. Bey. Memo'ya dedi ki: «Yeniden iki el daha» Üç el tamamiyle Bey Memo'ya yenildi. Senin isteğin de yerine gelecektir». Fil. ÎZamânm sevimUsiydi. kurallar ve yerler sırayladır. (1) Bejin ve öğreticisinin mat olduklarmı gördüler. Müfsit adam. oradan baktı. Rüh. anlamda Tacdin ve kardeşleri için kullanıl^mştır. sohbet arkadaşı. DeUkanlUann şahıydı.

Fil ve Ferzini eUnden bedava çıkardı. dudakları benekU. Memo. Atmı yayalarm yerine sürerdi.MEMO ZÎN 329 Bey kalktı. (2) Bey tam altı el Memo'yu yendi. katran gibi. Onu sana lâyık görürsem eğer. Birden şuurdan habersiz kUdı onu. Bey Memo'ya dedi ki: «Şartımız göniU dileğiydi» O da dedi ki: «Söyle. Meseleyi örtmekten maksat durumun açiklanmasıdır. (3) Töhmeti defeder şekilde darbesini vurdu. Darbe Memo'ya o kadar etki yaptı ki. oynamaktan ve satrançtan maksat. yanında bulunduğu peri. Malımı verip sana getireyim. göniU dileğin nedir?» Bey dedi ki: «GayenUz bizim mal kazanmak değüdir. Memo da yarinin karşısmdaii yere geçti. Huri gibi. Memo'nun gözleri Zin'in yüzünü görünce. Garaz sahibi Bekir'dir. Benim şartım odur ki ikrar edesin. Sırlarm açıklanmasmdan başka birşey değildir. zavallı Memo'nım yerine gitti. (1) Gönlü pencerelere takUıp kalmıştı. . Dünyada senin sevgiUn kimdir? Gönlünün. karşısmdaki şaraptan sarhoş olmuştu. Bejin söylemesine ve istemesine lâyık değildir». Bir Arap kızıdır. Oyunlardan. melek misâU de olsa. At ve yayalar satranç taşlandır. (1) (2) (3) Fil ve Ferzin satranç taşlandır..» Garaz sahibi. Dedi ki: «Memo'nun sevdiğiıU görmüşüm ben. Baştan ay?klara kadar siyahtır. fırsat zamanında.

Gerçi melektir ama adı Zin'dir». Hiçbir vuruşun sırasını sizlere vermejiz biz. Hamiyyetle kalktUar birlikte. Hükümdarımız her ne ferman ederse. Beşyüzünüz bile öfkeyle saldırsa. Padişah kızıdır. Sizler bizim kim olduğumuzu iji bilirsiniz. ne de mestsiıuz. Hizmetçiler topluluğuna dedi ki o: «Ey nankörler! Sizler niçin. Dediler ki: «Yiğitler! Geri durun. Bey heybetine aykırı düşen bu sözü İşittiği anda hamiyyete geldi. yuvası jüksektir. temiz soydandır. Memo da eli hançerli olarak ayağa kalktı. nurdandır. Ankadır. Tacdin. Sizlerden üçjüz kişi yaralanacaktır. Hüner sahibi pehlivanlar olduğumuzu biUrsirUz. Memo'ya öylece bakacaksmız. Beyim! Benim gönlümü yakan peri. Henüz olgunlaşmadan haykırarak taştı. Sizler Memo'yu tutuklayıncaya. Biz hiçbir hükme engel olmayacağız. Hurilerin ve nazeninlerin baştacıdır. . Gerçi eceliniz bizim eUmizde değil. Siz hepiniz ne sarhoş. yeri saraydır. Dedi ki: «Aslâ onun söylediği gibi değildir. Ama elimizden çok çekmişsinizdir. Su ve topraktan değil o. Çeko ve öbür kardeşleri.kadar.MEMO ZÎN 331 Gönlündeki perdeli deniz coşa geldi. Bu namerdi zilletle yakalamıyorsunuz Ki ben onu ibret için öldüreyim?» Memo'nun karşısma ikijüz arslan dikildi. Biz üçümüzü parçalamadıkça. Beylerdendir o.

işte el.MEMO ZÎN 333 Elimiz Beyin önünde bağlıdır. Hepsi Memo için üzgündiUer. figan ederdi. «Onu dar delikte hapsedin» dedi. Divan ve meclistekiler dağUdUar. Bey ve hünkâr değil ki. Cellâddır. . ayak ve işte zincir!» Bey kalktı. Tacdin o anda ölümünü istedi. Divaneler gibi «Ah» 1ar ve feryadlarla. Aldılar ve gardiyanm yanma götürdiUer^ Karanlık deUkte kendisini hapsettUer. Memo'nun el ve ayaklarını bağladı. Hepsi Memo için ağlar. . Fakat ne yapsm? Bu ona ar değil ki. Bey Memo'joı tutup Komutanm yanma gönderdi. îşte boğaz.

kimsesiz ve dostsuz olarak. Önce nazlarla ve edalarla götürür. hem eğri. Toprağm mağarasına atıveriyor? Bilhassa âşıklar topluluğu hakkmda. Feleğin kini ezelî ve ebedîdir. En sonra da mezara gömer. Adı Memo olan o bahtıkarajm. hem de münafıktır o. her gün güneşi.XLIV MEMO'NUN ZİNDANDAKİ DURU1M1 Feleğin sevgisi ezelden beri yoktur. Memo gibi zeUl kUar ve hapse atar. Alçalmayı da bizler için gizliden istiyor. Hem hain. Yükselmeyi kendisi için açıkça istiyor. Murada ermeden hapse atar. Mutlaka biz âşıklarm gönlünü. Sonunda bizi üzgün ve ümitsiz bırakır. Elbette yere gömecektir o. Görmüyor musun. Onun yerden çıkardığı her şeji. Arkadaşsız. .

(2) Kâh âşıklar gibi gönül arzusuyla. sen de benim Şirin'imsin. O sofu halvet hücresine ulaşmca. Çünkü Peygamberin ağzmdan. Ejderha ağzı gibi iğrençti. ya F. Kâh âbidler gibi umutla. Sabır gönUeğini sen param. Ne olur bazı bazı Züleyha gibi. Fakat ben yalnız bugün müslümamm. ben sana Mecnun.MEMO ZÎN 337 Ağlamaklı bir halde öyle bir çukura attUar ki. Mezar gibi dar ve karanlıktı. Nekir ve Münker gibi korkunçtu. ölüleri sorguya çeken iki meleğin adıdır. Gülrengi istersen. Ey şeker dudaklı. O yer kendisine oldu Nehşeb ırmağı O ay bir gecelik hilâle döndü. Şeyhliği birlik mertebesine erişti. : da «"Vahdeti vücut» denilen felsefedir. Crözyaşlanmın seli tatlı su arkına döndü.parça ettin. Şu haber doğru olarak rivayet edilmiş ki: (1) (2) Nekir ve Münker. işte sana kanlı gözyaşlanm. beni sorsan? Leylâ sensin. 22 . Her an ağlamaklı bir sesle. Birlik mertebesi herhalde ermişlerin bir mertebesidir. (1) Memo oturdu orada âbidler gibi. Ferhad benim. Günde yüzlerce defa dertü gönlümün. Zindan ona oldu çile yeri. Şöylece Zin'e seslenirdi o: «Ey kalpteki yakıcı ateş! Sen bugün gönül Mısır'ında padişahsm. Gerçi dünya bana zindan olmuş.

Senin cemalin güneş. Arapça yazılışı şöyledir: burada maksat kaştır. Cananım! Sen benim canımda saklısm. ben ise dilenciydim. _ (1) (2) . Örgülerinin secdegâhıyla andımı büyütürüm ki. alnın mehtaptır. Ne kadar hicrandan ıstırap çekiyorsam. Kırk kerre senin zülfün ve beninin. (2) Gözlerine karşı ahdim şudur ki: Canımda bir ramak kalmcaya kadar. Fakat o kadar da sersemlikten memntmum ben. Yüz sene de beni hapsetsen. Gerçi çok fazla sersemim ben.erkek münasebetleri hakkındadır. Yüzünün güneşiyle andımı pekiştiririm ki. Simanın mehtabıyla andımı pekiştiririm ki. Nûn «N» harfi demektir. Her iki «nûn» a jüz kerre yemin ederim ki. Gerçi o Bekir'in sözüne kulak verdi. Ama bu hışmı sebepsiz yere etmedi bana.MEMO ZÎN 339 Dünya gâvurlarm cennetidir. O kadar da senden ümitliyim ben. Gerçi Bey bana hışım etti. Ama bana verdiği bu ceza da yerindedir. Bu kadar lâtif ve nazeninsin.hakkı için. (1) YazUmış kitap olan yanağma andiçerim ki. Müminlerin belâlarmm yeridir. Çünkü sen Şahsm. Ben sana emsal ve kavuşmana lâyık değildim. Kaşlarmm kıblegâhıyla andımı tekid ederim ki. On kerre senin bojnm ve boşunun hakkı için. Nur suresi kadın . Hiç kavuşmaktan ümidimi keser nUjim ben? Nur suresine andiçerim ki.

adalettir. inanca dönüştü. Ten keten gibidir. Pervanejim ben. Ten çürüse de. sen de güneşsin. tenimi ateşe vermişimdir. . ölmüş gibi bir duruma girsin. Memo da nefsini öyle öldürdü ve hadisin emrettiği merte¬ beye ulaştı. topraktanım. Henüz bir senesi bile dolmadan. Gönül gam deryasmda boğulsa da. Fakat adaletten de uzak değildir. İçten de. dıştan da yanmışımdır. Bu kadar zajnf ve gönlü korkağım. (1) Nefsin temizliği mükemmel oldu. (1) Bu ve bundan önceki rnısra' bir hadise işarettir. zulüm değildir. Bu çukur gerçi fazlasıyla derindir. Zin'in jüzünün nurunu arıyorum. Kalbin parlatılması hasU oldu. Hadis şöyledir: «Siz ölmeden önce ölünüz». aşk ateşinin özelliğidir. Nefis. Ben âbidim ve manastırda otururum.MEMO ZÎN 341 Ben ise dikenim. Yani nefsinizi öyle islâh edi¬ niz ki. Kalbindeki zan. kalp ve can birbirleriyle temizlendiler. Hatta kırk günü bile dolmadan. Gönül rUIüferdir. Bu benim hakkımdır. daha ölmeden nefsiniz yokmuş gibi. Bu. zelilim. O âbidin haUndeki değişikUk.» Hulâsa: «Ölün» mertebesi hasıl oldu. «Siz ölmeden önce» sözü gereğince. sen de mehtapsm. yırtUsa da. Ruh ajması parlatUdı.

Gerçek aşk yavrusunun ojom yeri oldu. Şekil. Bu maderUer. Gönlünün aynası öylesine parladı ki. öylesine mânayla değişti ki. Sanki kendisi rasatta oturmuştu. bitkiler ve haj/T^anlar. HayâUyle her nejin yanmdan geçtiyse o. Her biri ona bir Zin görünürdü. . ' Her birinden ona bir inanç görünürdü. Baştan başa ona göründüler. O çukur kendisi için dürbün olmuştu. Mecazî arzunun yeri olan o heykel. mejrveler ve insanlar. Bütün bu yaratıklar ve Allahtan başka herşey. Bu ağaçlar. Sırlar önünde çözülmeye başladılar.MEMO ZÎN 34» Nurlar kalbine görünmeye başladUar. Her neye gönülden baktıysa o.

O tel zaferana döndü. Hânî'ıUn yüzünün rengi gibi oldu. kararsız ve temkinsizdi. (1) <1) Şair kendi yüzünün rengini kastediyor. Memo çukura düşünce. Ne kadar jiyecek ve içecekler varsa. Sanki kendisi için hepsi haramdı. Onun da kavuşmaya ümidi kalmadı. salonlar ve köşkler. Sanki vücudu bir kU teUydi. Sabırsız. Canı hiçbir uyku ve dinlenme görmezdi. Öylesine zajnflamıştı ve incelmişti ki.XLV ZİN ÜMİTSİZLİĞE DÜŞÜYOR VE FELEĞE SİTEM EDİYOR Hicran derdiyle üzgün olan Zin. Gezi yerleri. Memo henüz zindana girmeden önce. Kendisine hisar. sükûnetsiz. Vücudu hiçbir güç ve takat bulamazdı. hapis ve zindan oldular. . Ka-vuşmaktan ümidirü kesmeınişti.

bir garazım yoktur. Onunla Memo'nun gönlünü yaktm. Yusuf'suz. Canımm ve gönlümün sabrını talan ettin sen. Beni de bu 'viran evde bıraktm. Ben Züleyha gibi kaldun. Memo'nun yüzünde de bir ışık çUcardm sen. Sonra neden benden sakladm onu? AyrUık ateşiyle beni yaktm sen.MEMO ZÎN U7 Akşamdan sehere. «Yarab» zikrinden boş kalmazdı. Önce bana öylece gösterdin onu. Bfer an dönen çarka şöyle seslenirdi: «Ey amansız. Kavuşmak hasretiyle beni öldürdün sen. muratsız ve jmvasız. Gönlündeki zehiri dök. seherden akşama kadar. Senin bana karşı bu kinin nedir acaba? Bir defa benim için bir devir yapmadm sen. BerUm yüzümde bir nur peydah ettin. hunhar zaUm! Benim sana karşı bir kastım. Onunla gönlümü yaktm ve yaraladm sen.» Bazan da zavaUı Memo'ya yanardı: «Ey Yusuf gibi günahsız olan tutuklu î . Yakup gibi üzgün ve iniltiyle. Yalnız bana ve Memo'ya matem verdin sen. Acaba benden ne fayda gördün sen? Bana yakışıklı bir delikanlı gösterdin. Âlem tamamen sevinçli ve neşeUyken. Bana bir Memo'jru da çok gördün üsteUk sen. Yusuf gibi güzel Memo'mu çukura gönderdin. Derdini söyle bana.

İşte budur benim halim gece ve gündüz. ey aydm gönüllü! Benim zindanlım! Oturma arkadaşın kim senin? Benim sevdalım! Yakm dostun kim senin? Ey gönül ! Benim kalbimden çık sen. Berüm takatli olduğumu sanmıyasm. Ey canımm kâbeşi! AUahm kâbesine andiçerim ki. Sadece iki gözümden kan yağıyor. yoksa güz mü? Bakalım kırmızı gül gibi güzel renkU ve lâtif rrUdir? Yoksa bülbül gibi perişan ve zayıf mıdır? Salon bize nUhnet evi olmuş.49 Benim rahat olduğumu düşünmiyesin.MEMO ZÎN 3. Her iki gözün işi uyanık kalmaktır. Vallahi. yoksa dargın mı? Bakalım bahçesinde bahar mı var. Her an senin ajo-ıhğmm derdinden. Senin halin nedir. Zamansız olarak geliyor canımm ve gönlümün içinden. İkiniz gidin. Fakat biriniz bana haberini getirin. Bakalun hali nedir o tutuklunun? HayaUne ne koymuş o gönlü efkârlı? Bakalım bize barışık mıdır. . Memo'jm görün. Ey can! Sen de gönül için onunla birlikte git. Zindan da bize cennet bahçesi olmuş. Her zaman senin hasretinin derdinden. Ey gönül ! Sen kendisini selâmlajmnca. Ey gönlümün kıblesi! Gönlümüzün muradına andiçe¬ rim ki. Ak günlerde ve karanlık gecelerde. Yoktur benim için uyku ve yemek. Allaha yemin ederim ki. ikiyüz inilti ve figan. Yüz «ah». İçimin gıdası da kan içmektir. Çabuk haberini geri getir bana.

prangayla. Bir defa görseydim o tutuklujm. . Derman etseydim o yaralıja. Ömrüm bir ramak da olsa. bana da hışun etseydi Memo gibi zincirle.MEMO ZÎN 351 Keşke Bey. Gerçekten ölüm bana hak olurdu. Senede bir gün bana görünseydi. Beıü de o çukura gönderseydi.

Dertlerin kapısı bu şekilde açUdığı zaman. Hepsi derüerle hastalıklı oldular. O dcKt öylesine serkeş oldu ki. Mecazî ciIÜerin cUtçisi. O ateş öylesine bir etki yapti ki. Tamamiyle perdelerden çıktUar. Özellikle onlarm eski dert ortaklan. bağladı ve şiraze eyledi: Dedi ki: Nazlı olarak büjütülen Zin ile Memo'ya. : 23 . F. O dertler öylesine bir ateş deryasına döndiUer ki.XLVI TACDÎN VE KARDEŞLERİ MEMO'NUN KURTAIÎILMASI İÇİN KONUŞUYORLAR Aşk kitabmm bölümlerirUn. Ve arkadaşları olan Sıti ve Tacdin'e. Düzenli ve nizamlı olarak. Şu şekilde birleştirdi. Aşktan bir işaret almış olan herkese.

Bir defa gideUm Memo'joı rica edelim. Bu savaş divanla olmaz. En ijisi şudur ki. yarm bineUm. miğferleri başımıza koyalım. hazırlıklı olarak. Kusurlu olarak Memo'jnı istiyelim. Gönlünün maksadı şuydu: «Kalkıp hışımla Bejin huzuruna çrkalım. Bileklikleri takalım. Biz kaldık ve yarm savaş meydanı. GörUümüzün derdirU derman etmiş olur.MEMO ZÎN 359 Derüer yeıUden onlara baş gösterdiler. . Yahut bu başı ve malı o yolda feda edelim. Biz de öyle bir savaş yapacağız ki.. Tacdin ise Memo'nun derdinden deUye döndü. Ya bir hamlede Memo'muzu bıraktırırız. Artık konuşmak da gelmiyordu gönüllerinden. Eğer Bey bu şekilde Memo'jnı bırakırsa. Her üçümüz de silâhlı. nuzraklan ojmatahm. Memo'nun suç ve günahlarmı affettireUm.. Yok eğer inat üzerinde İsrar ederse. Asla bu işi düşünmejin siz. Yüzlükleri ve zırhları üstümüze giyeüm. hiç konuşmayalım. Bu şekilde Memo'yu Beyden istiyelim. Yahut da hepimiz erkekçe başımızı veririz. Bey sizin için kardeşi serbest bıraksın. Gerçi onlar buıUardan ajmydUar.» Arif şöyle dedi: «Ey Zaloğlu Rüstem! Bu iş bence imkânsızdır. Savaşsız. Sıti'nin derdi Zin'in hayaUydi. mücadelesiz ve şahlamşsız. Gürzleri sallayalım. Her an kardeşleriyle kavgahydı. Yine de o dertie mübtelâydUar.

Sağlamca görUünde yerleştirdi. kimi dua etsin. Savaşa başhyacağımız zaman. Şehzadeler pencerelerden baksmlar. Eğer Bey Bekir için taassup gösterir de. îjiUğin düşmanlığı baştan başa olur. Kalkıp bize galip gelmek isterse. Dürdaneler mücevher kutularından çıksmlar. Kimisi gülsün.» Tacdin kardeşinin sözlerine kulak verdi. Şeker gülüşlü dilberler seyretmeye gelsinler. Her an desin o perizadeler. Ecel değirmerUrU öylesine döndüreUm ki. Taneler gibi kelleleri öğüteUm. Yüzlerce övgü. Botan'ı raksa ve halaya kaldıralım. Dilberler köşklerden sejnretsirUer.' beyzadeler! Kimisi ağlasm. Her an nazeninlerden işiteUm. Her bir kapmm önünde bir kurt durursa. O iki yüzlüyü kapmm önünden atalun.MEMO ZÎN 357 Baştan gideUm Bekir'i parçahyalım. kimi övsün. binlerce aferin. Eünize sağlık gençler. SevgiUler darbelerimizi seyretsinler. Gül rengi gömleklerini üzerlerinde yırtsınlar. .

O (1) (2) (3) Sabahın şehsuvarı güneştir. (1) Boz atı alacalmm yerine çekince. raksederek kapıya çektiler. Oynayarak. Ateşten olan gürzünü çıkardı. zaman Tacdin ve kardeşleri taraftarlarmdan.xLvn TACDİN BEYE HABER GÖNDERİP MEMO'NUN BII^A. Arap soyiu atı ve çıplak rahvanı. . Dağlarm kUıçIarmı ve kemerlerini paramparça etti. Boz attan maksat gündüz. maksat da gecedir. (2) Siyah atı tavlada sakladı. Dünyaja heybetinden sararttı. (3) Boz atı kendisi için yeniden eğerledi. alacahdan Siyah attan maksat gecedir. San renk saçan kUıcmı da çekince.KILMASINI İSTİYOR Sabahlejin sabahm şehsuvarı. Can ve gönülden helâlUk istediler.

ağalar! îleriji görenler hizmetçilerini öldürmezler. Gerçi Memo fazlasıyla günahkârdır. Dördümüz de omm hizmetine olmuştuk âşık. Çeko'nun ve Tacdin'in ölümü farz oldu artık. Tajin etti ve Bejin huzuruna gönderdi. Sanki düşmanlarm mezarmı kazıyorlardı. Sen padişahlara hükmetme. Onun iradesi ise sopa gibidir. Biz Memo'yu bırakmasını rica ediyoruz. Meydanı tozla inlettiler. Ama bugün gözünde ışık yoktur. Gerçi BejinUz ileriji görüyor. Ki biz ona birkaç söz söyüyeUm. HaUc arasmda kalmadı jüzümüz. Yahut da bize Bekir'i yoUasm. İnsafa sığar mı ki bir seneden fazla.» . ellerinde gürzler.MEMO ZÎN 361 Aniden kUıç ve mızraklarını çıkardUar. Derdimizi ona dökeUm. dostlanmız üzgün. Ya bizim için ijisini yapsm. Tacdin yakmlarmdan bir yaşlıjn. Dördümüzün de başı top gibidir. Biz dört kardeş vardık ona sadık. Biz dört kardeşiz dört duvar gibi. Suçsuz kimselere de zulmetme. Memo'nun gönlünün derdini deva etmesini diliyoruz. Artık nakledip Şam'a gideriz biz. aşk ise padişahtır. Heybetleriyle düşmanlarmı uyardılar. Onun mutluluğunun köşeleriyiz dördümüz. Memo sahipsiz olarak zindanda kalmış? Düşmanlarımız bize sevirUyorlar. Dedi ki: Git söyle «Beyler. Fakat âşıktır.

Yoksa onlar sana hasım ve düşman olurlar. o zaman aman ve mehil vermeyesin. Tacdin'i ve kardeşlerini incitme diye? Onlara Zin'i ver. (1) Kıskanç adam Bekir'dir. De ki: «Biz Memo ve Zin'i feda ettik. Kıskanç adam durumdan haberdar oldu.XLvra BEKİR KORKUYOR VE YENİ BİR OYUNA BAŞ VURUYOR Elçi sözlerin hepsini nakledince. (1) Durumun kendisi için kötü olacağım arUadı. Sonra fırsat geUnce yeniden yak. En iyisi odur ki hiç konuşmayasm. Nikahladık biz onları ve Tacdin'e verdik. Sakm ha. Tacdin senden çekinmemektedir. Bir defa fesat ateşini söndür sen. Sen bu inadını açığa vurma. Dedi ki: «Memo için af isabetU olur. . ya da beni öldür. Beyim! Ben demedim mi baştan.

aldatmacaları ve yalanları. En İJİSİ odur ki idare edeUm. kmı ve torbası haUne getirdi. Biz de geceleri ve gündüzleri. Bir kısmmı kaldırahm. Öbürü ölüleri yerüden diriltsin.. Öfkeni açığa Vurma sen. Bunun içindir ki hükümdarlara iki fincan gerekir. YaıU gece. Onlar için ustalık ve düşünmek ister. Öbürü de kendisi için sağlan hastalandırsm. Biri kendisi için hastalan ijileştirsin. bir kısmmı yok edeUm diye. Öğütleri.» O dinsiz. Bazı işler vardır ki öfkeyle halledilmezler. Biri düşmanlarmm camnı çıkarsm. Gizlemek. Zamanm vakıfları renk renktirler. bihnezükten gelmek ve tahammül ister. gündüz.MEMO ZlN 365 Karşısma çıkamıyacağm hasmm. O kadar şenî şeyleri süsledi ki. Biri kötü adamlara mahsus. kUıcı o kadar biledi ki.. İlâcı nedir? Öldürücü bir zehir. Kâh gizli geleUm. . bazılarını gizUyeüm. Çünkü zorla ve vurmakla çözülmezler. bazUarı da karanlıktır. yanlış sözleri. sabah ve akşamlardır. Allah onları bizim için örnek yapmıştır. Hepsini nakışlar gibi kıhca bağladı. Mısır kUıcmı kendisi için öyle keskinleştirdi ki. Bazı kimseleri çikaralun. KUıcm halkası. BazUan aydmlıktır. biri de iji adamlara. kâh açUtça diye.

Bu şöhretim ve şanım hep ondandır. Sözlerin hepsini onlara arUatmca. Bütün farzları da kaçırsam ben. Savaşa hazırlanmış arslairUar öyle yumuşadUar ki. nişanım ve makamım. Elçi. Bu namım. Onun hatırı olmaksızm bana haramdır. GöıUü öfkeyle yanmış olan Bey. Öylesine sakladı ki kimse anlamadı. Dedüer «Devri ve devleti dâim olsun onun». o da ejderhadır. Tacdin'i elimden nasü ucuz kaçıruım? Benim saltanatım. . kahramandır. şevketim onunladır. Onlar nasü isterse hep öyle olacaktır». Bekir'in kendisine söylediklerine İnandı ve elçi adama dedi ki: «Ey ihtiyar ! Yanlış düşünme sen. İkisini kan -koca olarak Tacdin'e verdim. Key'in Rüstem'idir.MEMO ZÎN 367 O kılıcı da başucuna koydu. Ona de ki: Ben görUümden Memo ve Zin'i. O. Bejin yanmdan gidince. Ben hazineyim. Sen istedin mi ki ben bahşetmedim? Tacdin ile Çeko aziz ve nazhdırlar. Ona de ki: Sen sebepsiz yere benden kaçıyorsun.

(2) Yani sarı çırayı söndürüp. (1) (2) (3) Mangaldan maksat yıldızlardır. Bekir'i kastediyor. Zin'i ve Memo'joı kalbinden at. Dedi ki: «Gam yeme ey devletin çırası! Eğer ömür bana mehil verirse. Onlardır inada sebep olan. : 24 . Siyah elbiseji gijince. (3) Beji üzgün gördüğü zaman. Ben Memo'yu bir tedbirle öldüreceğim. F. BEYE YOL GÖSTERİYOR Akşamlejin gök. mangalı koyup. Her zaman se'vinçU ve neş'eU olan Bey. Onlarm ikisidir fesadı uyandıran. Meşaleden maksat güneştir. (1) Onlardan meşaleji gizlejince.XLIX BEKİR. O kara yüzlü mel'un kâbus. Sanki matem elbisesine bürünmüştü. Eğer Bey bana izin verirse. Bu dertleri ve elenU eğer istemiyorsan.

: Bazı beyler vardır ki akUlı ve azizdirler. Kolayca başarUacak olan işten. Memo ölüdür. Memo eğer bu şekilde yok olursa. Ben biUyorum ki Memo çok perişandır. kulakları kalplerine bağlı değildir. Gözleri karadır. «Bu ijidir ya da kötüdür» demezler. Fakat saf kalplidir ve işleri ayırdedemezler. Garaz sahiplerinin onlara söyledikleri sözlere. sen ebedî hayatsm. Ben onu sana verdim. Onu gördüğü an derhal. Ona de ki: Git Memo'joı çıkar. Zin'e baktığı zaman.MEMO ZÎN 371 Tacdin'i ve kardeşlerini bir zehir şerbetiyle. göz bebekleri de beyaz. Sözün menşe'ine gönül vermezler. «Bu doğrudur ya da yanlıştır» demezler. . Bir zaman kahredebilirsin sen. Pervanedir o maksadı ateştir. Memo susuzdur. kendine al getir. Halkı ve insanları haberdar etme. sen hayat sujoısun. Muhakkak ki yaşıyamıyacaktır. Sağ kalacağma inanma. İnanırlar doğruya eğri olarak. Onlar sadece ahmaklıklarmdan ve eksikUklerinden. Beyim! Sen git Zin'e de ki: Memo aşk ateşiyle yanmıştır. Keşmekeş ve çatışma da ortadan kalkacaktır. Onlarm kalbi kulaklarıdır.

Onlar herkesi beslemezler. Çoğunluk akıUanyla mağrur olur onlar. Sonra onu kendilerine yakm yaparlar. Kırk kerre birisini denerler. Ta ki imtihan etmeyinceye kadar. Kötü. Devlet adamı ve zeki olan Beyler. Getirip kendilerine arkadaş ve kUavuz yaparlar. Çoğunluk danışmaktan uzak kalır orUar. Onlar da devlete kusur sokarlar.MEMO ZÎN 37Î Kısa görüşlü. Çabuk öfkelenirler. düşüncesizdirler. Bedhah. akılsız ve kötü huylu kimseleri. İkisi birbiri gibi ojmarlar. Bu kimselere bırakırlar işleri. (1) Nasıl mutlak vezir olursun? (1) Yani herşeyi kabul edip «Evet efendim» demedikçe. tahammülsüzdürler. Dünyadaki bu beyUk ve vezirUk. İkisi de boş ve birbirinden seçilmezler Sen «Elhak» demedikçe. cimri ve kötü lüyetU kimseleri. Şefkat ve siyaset sahibi olan Beyler. . Kötü isimli kimseler onlara vezir ve öncü olur. Zamanm bu beyliği ve kâhyalığı. soylu.

Bunun içindir ki ben onu hışurUa zindana gönderdim. Senin aşkm onun akimi kaçırmıştı. Divane kimseler zincirle tedavi olurlar diye. Şöylece bize nakletti macera ja: Bey istişareyle ve kararla. deli ve tutkun olmuştu. O hapis hayatını bir sene uzattım. haksızhğı da o yaptı. Harem sarayına gittiği zaman. Biz bir akıllıdan tedbiri öğrendik. Sersem. Ben ona boşuna eziyet ettim. Dedi ki: «Memo'nun kalbiıU kırdığımız yeter. Ve perdeyi sırrm üzerinden kaldırdı.BEY ZİN'E MEMO'YU GÖRMESİ İÇİN İZİN VERİYOR VE ZlN BAYILIYOR İşin içjüzünü bilen akıllı ihtiyar. Zin'i çağmıp yanma oturttu. Benim ona yaptığım haksızlık ve zulümdür. O zulmü sen ettin. .

kendisiyle konuş. Günah olmayan özürle mazurdur. Ve zavallıya iki cadı gibi saldırttıysan. O sürmeji gözüne sen çektin. Siz ikiniz kemal derecesindesirUz. Yine git sen. O seni görmeden kalbi ağrımadı. Senin. Senin güzelliğindir onu tutkun yapan.» Kalbi aşk dolu olan o örtiUü hatun. Şimdi ise canü gönülden. sen ise hayat pmansm. O ölüdür. Elbette cezasmı görecektir. Ey açUmamış kırmızı gonca giU! Kırıver kafesi. Senin. çıkıversin bülbiU. bojmuna geçirdiğin halka. sen ise Fırat pmarısm. Onun kalbine isabet eden oku sen 'vurdun. Kalbimiz onu tasdik ediyor. O susuzdur. Utanma perdesiyle zaptedilmişti. O sersemlik ilâcmı da ona sen verdin. O hastadır. Onun gönlünün ve ruhunun önüne kurduğun tuzak oldu^ Sen nasıl iki ahuyu çUcardıysan.MEMO ZÎN 37> Bunun sebebi aşkm kemale ermesini sağlamaktı. O padişahm emriyle memurdur. sen ebedî ruhsun. ellerine ve ayaklarma bağladığm ziUüf . Kavuşmanm aşkınızı iptal etmemesini sağlamaktı. Ona sitem edecek kimse. Zincirlerini çöz. Şüphesiz Memo gerçek âşıktır. . sen ruh veren susun. Aşkmızm derecesirU öğrendim. Kavuşmaya lâyık ve makbulsünüz. kendin için bırak onu. SerUn sevgindir onu yaralıyan. Bir akrep gibi kalbini soktu. O susamıştır.

Rüzgâr aradan duvan kaçırınca. Dediler ki: «Ey hakşinas. Utanmak perdesiyle korunuyordu. Bey üzerinde ağlıyordu bir biUbiU misâU.. Bey garazla Zin'e güldü. ve gönülden kan dalgası Fışkmdı Fırat ve Ceyhun misâU. Ev halkı hep yanlarmda toplandUar. Sanki bin meşe ağacı birden sallandı. Taşarak kaynadı ve perdeji jorttı Perdeyi yırttı. Aşkm kaynamasıyla dalgalanan bir deıUz. âdil Husrev! Haksız yere rUye onun katiU oldun sen? . Hepsi Beyin el ve eteklerine kapandUar. Sanki şaraptı ve şişenin içinden dökiUdü. Aniden onunla ağlaması geldi.MEMO ZÎN . Ağzmdan ve burnundan kan f ışkırdı. öhneji diledi. Merhamet dalgalan kajmadı. Hemen şefkat kebabmm tütsüsünden. Zin kırmızı giU gibi kalbinin kanma boğulmuştu. Sabaha kadar ikisi o halvette öyle kaldUar. O gam deryası kaynadı ve taştı. Gözlerinde şefkat gözyaşlan topladı.. Ciğerinde ikijüz yara bulunan Zin. Ölüm haUne girdi. O kadar kardeşi Zin'Ie beraber ağladı ki.379 Kardeşi o perdeji kaldırıp atmca. İki deniz arasmdaki utanma berzahı kalmadı. O şekilde ağlamanm kajmamasmı savmak istedi.

masum ve nazik bederUni. O.MEMO ZÎN 881 Zin masunduk bahçesirUn giU fidanıydı.» Bey dedi ki: «Yanlış hayaller kurmajan. Mercana çevirmek sana yakışmazdı. (2) Hanü manlarda matem ve yas koptu. tJzerine gözyaşlan döktüler demek İstiyor. Zin'in kulağına Memo'nun ölüm haberi girince. Lâtif. Zin iffet bahçesinin servi fidanıydı Sedef kutunun içindeki pâk inciydi. «Memo öldü ve canını verdi» dedi.» (1) Harem halkı Zin'in üzerine koştular. Berüm ruhum gidip Memo'nun ruhuna ka'vuştu. yakm ve uzak herkes. ben onu öldürmüş değilim. Kanal sularmı servinin üzerine döktüler. Sanki ölmüştü de yeniden dirildi. ölümünü kendisi için fırsat buldu. Suçsuz yere ömürden mahrum etmemeUydin. O baygmdır. Benim ruhum onun ruhımda kayboldu. Mateme girmişler tamamiyle. Harem halkı. Gördü ki Bey yağmur gibi gözyaşları döküyor. Şahım! Sen ruhuma izin verdin. Dedi ki Beye: «Ey mutluluğumun sebebi! Benim düğünümde üzgün olma sakm. ÂrUden biri dışarıdan geüp. Feryadlar göklere jükseldi. Bu şekilde yerlere sürüp kanlara bulamamahydm. (1) (2) Tuba cennet ağacının adıdır. Ben Zin'i nasU bile bile öldürürüm? O Harem cennetinde Tuba ağacıdır. Suçsuz yere canını bedeninden ayırmamahydm. . Kalkıp dört tarafa baktı.

O güzelUk meşalesi ve ışığı. bugüne kadar gitmemişti. sıfatlarm deryasmda. Canan onu gördü ve can cana kavuştu. O zerreler. onun için kalmıştı. Hulâsa ka'vuştuktan sonra. Ruhum! Sen göniUden rıza verdiğin zaman. Hulâsa toprağm merkezinden. Benim takatsiz vücudum ağırlaştı. çünkü Senin iznirU bekliyordu. Ruhum derhal vücudumdan çıktı. Bizim şahitlerimiz büjiik meleklerdir. şerefi ve senin rızanı korumak için. . Kâh ebedî kalmak smırma gittiler. Bir an durdular ve dinlendUer. O. Mekânları kabul etmeyenler. Lâmekânlarda seyredecekler. Birbirine emin oldukları zaman. Onlar ebedî cihana gittiler. Memo'nun ruhundan da ona bir ışık kavuştu. O da Memo gibi üzgün ve tutuklu kaldı. Ruhum ten hapishanesinde tutuklu kalmıştı.MEMO ZÎN 383 Senin ağzmdan ikrar çıkmadıkça. Namusu. Siz bu yolculuğu yanlış okumayın. O zerreler güneşe kavuştular. Kâh yok olmak sahiUne geldiler. Şahım! Sen ten memleketinde sala verdiğin zaman. tehlikelerin denizinde. OıUar fani sarayları terkettiler. Can tenden çıkıp gidince. Benim güçsüz ruhum jürüyüp gitti. O damlalar.

Gerçi o ruhuma görünüşte «Kop» dedi. Bu zerreyi güneşe ulaştırdı. Asla birbirinden ajnnlmadan ve başkalaşmadan. Allaha yaklaşmanın lâyıkı oldu. Candan Müridi bulunduğum şeyh. F. Biz bu ruhu vücudumuzdan sattık ve ajnrdık. Musa'nın Tannyla konuştuğu vadi. Onlar zata doğru yola çıkmca. Bana gösterdi oraja ve berU de kendisiyle gördü. Bu haber benim için garip değildir. Gerçi sizin yanınızda adı Memo'dur onun. (1) Hz. Zat sayesinde ebedî zerreler oldular. Ruhtur. Fakat jüksek himmetii bir padişahtır o.MEMO ZÎN 385 Asla birleşmeden ve ajrrUmadan. (1) Onun ruhu hak nunmdan ışık aldı. Siz bunu benim hünerim kabıU etmejin. candır. Beni alıp Turi Sina'ya götürdü. : 25 . Ben bu yolculuğu ruhumla yaptığım zaman. O padişahça jükselmenin lâyıkı oldu. Onun kalbidir Mukaddes vadi. Arkasmdan da derhal «Dön» dedi. Beni bu perdeden dışarı çıkardı. ben ise kuru bir etim.

Sizler de beni yolcu edesiıüz diye. Gfeldim ki sizinle vedalaşajnm. Yine döneyim yanmızdan raksederek.MEMO ZÎN 387 Geldim ki sizlerden helâllik alayun.» . Yargıcm huzuruna helâllik almış olarak çıkayım. Has eeımetle mutlu olayım.

saltanat senin. Oturup vasiyetini Beye Şu şekilde anlattı ve ikrar etti: «Ey ruhlann ve gönüllerin padişahı! Kızkardeşin sana feda ve kurban olsun. Senden rica ediyorum olmayasm üzgün. . Eğlence ve sevinci biraraya getir.LI ZİN'İN BEYE VASİYETİ Zin onlara bu kerametleri gösterince. Sana kurban olsun günde ikijüz Zin. Memo beıUm olsun. Gam iUkesinde zafere ulaştım ben. Otur sen tahta Husrev gibi. Ben Memo'yu kendime seçtiğim gün. merhamet serUn. Saz mecUsini tertip eyle. Altm tacmı jüzünün üzerine eğ. Gamlar benim olsun. Bunca mertebeler ve makamlar gösterince. Bütün gamlan da kendime seçtim. Ben kendi hisseme kanaat getirdim. Şahım! Benimle ihtilâfa düşme. Gamlar bana teslim oldular.

Tenbih et. Bu nimet çeşitleri çokça olsunlar. Meleklerin dayetli olduklan düğünde. SevinçU olmanm. GüzelUğe ve güzel kokulara meyilUyiz. MecUs onlarla yaldızlansm. Güzel kokulan birbirine kat. kocakarUan yeniden dirilt. Çünkü ben ve Memo melekler gibijiz. dükkânlara ve çarşUara. Meleklerin davetU oldukları düğünde. NasU şehirde törenler yaptırdıysan. safa sürmenin usûllerini. Askerlere emir ver hazırlansınlar. Sıti'ji Tacdin'e verdiğin gün. İhtiyarları. Bizim haj^anhğımız zail olmuştur. Gelinler gibi süslensinler jine. Hazırla şerbetier ve yiyeceklerle. Eğlencenin ve mutluluğun vasıtalarmı. Kutlama yeniden düzenlensin.MEMO ZÎN 391 Pâk gönüUeri ve deUkanlUan sarhoş et. Bu çağrıya gelsin fakirler. RuhanîUğinüz de kâmil olmuştur. zübad ve ceylânlarm keselerindeki misk. . Gelin ve güveyi de cennetlik olacaklardır. Ama ruhlarımız bir birine kavuşacak. Gülsuyu. Bu çeşitler haddinden fazla olsunlar. Hep rakısla ve halayla sallansmlar. Serpmek için para tabaklarmı çoğalt. Gerçi vücudumuz çukura gidecek. ûd ve anber çeşitleri. Şeker gülüşlüler başıma toplansmlar. Buhur. Azad eyle cariyeleri kölelerle. Söyle Botan halkı binsinler. Ferah verici şeyleri topla. Buhur çeşiüeri de çokça olacaktır.

Sağdıç olsun o berüm Memo'na Se'vinç olsun o gamlarımla. Halk ağlayarak demesin ki: «Sıti'nin düğünü ne güzel bir gündü! Zin ezelden beri ne karabahtiıydı!» Benim cenazemle birlikte Sıti gelsin. Nasıl Memo Tacdin'e sağdıç olduysa. Rica ediyorum dikkat edesin. Se'vinçU ve gülümser olasm. AjTien o perinin oturduğu tahtaravan gibi. Tacdin de Memo'nun cenazesiyle gelsin. Bugün bizim için iki misü. Ne kadar sevinç yaptırdıysan. Sen Sıti'ji yolcu ettiğin gün. Parçalan altmdan olan bir sanduka Onun kapağı zemin renginden cilâlı olsun. Usûlü öyle yerine getiresin ki. Gözlerin önünde itibarsız yapmıyasın. Mezarlığa gideceğimiz zaman. Altm nakışlı ve renkli bir tabut.MEMO ZÎN 393 Bajrramlarda olduğu gibi başları ısmsm. Onun halesi parlak ve cilâlı olsun. Sakm ikimizi. Sıti'rUn içinde oturduğu taht gibi. . geUn ve güveyi. Sazcıları ve sazları hazırla. O kadar ki birbirleriyle cirit oynasmlar. Tacdin'i de Memo'ya sağdıç yap. Çejizlerimi ve hazırlıklarımı lütfet.

Öyle yap ki güvejirUn önünde iftihar edejim. Ne kadar elbise dağıtırsan. Ne kadar esir azad edersen Ne kadar hükümet iğlerinde konuşursan. Düşmanları defeden hışım. Ne kadar hazine doldunırsan. o anda utanç dujonayajnm. . Hepsini benim niyetime sarf et.5 Ey karşılık beklemeden ijilik yapan! Ey maksadlan ve muraüan veren! Bir sene tamam geçinceye kadar. Yük eşeğinin ulufesine varmcaya dek. Ne kadar huzura ileri gelenleri ve halkı çağırırsan. Ne kadar tutuklu serbest bırakırsan. Ne kadar tahta otmursan. AUah için icra edeceğin adalet. Muhaliflerden dökeceğin kan.MEMO ZÎN 39. Ne kadar yoksul zenginleştirirsen. Av köpeğinin jiyeceğine varmcaya dek. Kendin için her ne harcarsan. Hazinelere her ne koyarsan. Savaşta söyleyeceğin saz. Ne kadar çok ijiUk yaparsan. Ne kadar üzgün se'vindirirsen. Her gün ne kadar asker çağırırsan. Ne kadar maaş dağıtırsan. O vakit. Zalimleri ortadan kaldıran ceza. Ne kadar jiyecek dağıtırsan. Şahım! Sana vasiyetim olsun. Mazlumları zalimlerden kurtarman. HepsirU çeyiz defterine yaz. Ne kadar kumaş biçersen. Hakikati ve mecazı düşünme. Her gün gaza niyetiyle.

Bu kadar dikkatle söylüyorum ki. doğru ve inanarak. Mezarlığa kadar onunla olacağım.» : .» Zin vasiyetinin sonunu getirince. Eğer ölmüşse onu yerüden dirilt. Ben öldüğüm zaman izin veresin. Beni ondan yana derbeder etnUyesin. Sen ve Memo bir birinizden ajn:Umıyacaksmız. Beni onunla perdesiz olarak gömdüresin. Sana ve Memo'ya pişman olmuşumdur. Hemen derdinden kurtulunca. ya da kalksanız siz. Beni de onun yanma gömsünler. Benim ve Memo'nun hakkında ayıplamıyasm Yararlı Memo öldüğü zaman. senin de başmı ağrıttım. İnan sen. Bey dedi ki: «Git sçn Memo'jm gör. Kalbine merhamet ve jmmuşakhk gelsin. Ben onun cenazesiyle geleceğim. Bu çok oldu. Eğer ölseniz. Sana kurban olajnm amacımız uzaktır. Senden uzak olsun mezarımız derindir.MEMO ZÎN 397 Gerçi ben çok uzattun.

ErrrUş şeyhin has halvetine girmeksizin. Has halvetin sır mahrenü oldu. dadı. Kalktı. Güneş. Onlar halvet yerine ulaşmca. vefayı ve merhameti görünce. Sıti ve. baştan ayağa kadar süslenerek Bir güzelUk deryasma döndü. Bu sevgiyi. mücevherlere boğularak. Zân biliyordu ki murada kavuşulmaz. ay ve gezegen yUdızlar gibi. Hapishanenin kapısmı açmca. Dadı. Aldılar onu merasim ve ahenkle.LII ZİN MEMO'NUN YANINA GİDİYOR Zin bu sözleri işitince. Sıti ve yüz nedime. Yüz nedime. O Zühre bir zerre gibi raksederek. Hep beraber burçlardan çıktUar sanki. İnci taneleri sedeflerden çıktı sanki. .

Memo da böylece kendinden geçti. öbürü gümüş gibiydi.» Ey gönlünün güzü açUmamış kimse! Ruhun tecelUsini inkâr etmeyesin.MEMO ZÎN 401 Hepsi meşaleler ve fenerlerle gitmişlerdi. O fukura. O güneş ve ay birbirine kavuşunca. Birbirinden ışık aldıkları zaman. EUnden çıkarmış bedava olarak. perişanmm halini. Bedeninin gül bahçesi öylece susuz kalmış. Hunhar aşkm deryasmda boğulmuş olan Memo. Memo'yla birUkte tutuklu olanlar. BaktUar ki sedef misâli kıyıda. 26 . Göğsünün feneri öylece ışıksız kalmış. Biri altm gibi. O kadar aydm ve ışıklı oldular ki. Dadı ve Sıti biraz önde gittiler. Biri güneş gibi. Kalbinin kanı dışarıya aktı. Onlar tutuklulara sordular. Birbirine ışıklarım aksettirdikleri zaman. Zindanı bize gül bahçesi alanına çevirdiler. Pahabiçilmez bir inci tanesi gibi olan canmı. Memo'nun başmdan da bir ışık çıktı. Dediler ki: «Gördük biz duvarın sathından. Derhal birbirinde kayboldular.. öbürü ay gibiydi. Memo'nun üzerine acajip bir şimşek vurdu.

Aniden ölen o çıranın. Hayli kendisiyle konuşup seslendiler. Dadı ve Sıti Memo'nun üzerine gittiler. O mürşit onlara ijice baktı. Tutuklu Memo'nun halvet arkadaşlığı. yalandan değil. onunla ta¬ mamen birleşmesi ve AUahm da varlıkların içine girmesi. (1) Yahut tenasüh. O kadar kalp damarını çektiler ki O kadar gülsuyu jüzüne serptiler ki. Yar ve ağyarın üzerine gerilen bir perde oldu. (1) Hulul : Bir vücudun diğer bir vücuda girmesi. Bu gö¬ rüşü İslâmiyet kabul etmemiştir. Arkadaşlarmı da haberdar eyledi. ruhunun başka bir canlıya girip tekrar dünyaya gelmesi. Bunu da İslâmiyet kabul «tmemiştir. Başmdan kajmama dumanı tavana gidiyordu. . Yalnız başmdan bir duman çıkıyordu.MEMO ZÎN 403 Sakm bunun huIûI olduğunu düşünme. Yine de vücudunda bir can sezm-ediler. Onun kalbi onların kalbini etkiledi... O senin ruhundur. Yahut zayıf ya da boş rivayet olduğunu sanmayasm SerUn gördüğün rüya işte bu mertebedir. fakat eksiktir. (2) Tenasüh: Bir canlının ölümünden sonra. Değerli Memo'nun sohbet arkadaşlığı.» Yari görmenin duru sujruna dudakları susamış Memo. ya da giriş ve çıkış olduğunu düşünme (2) Bunun masal olduğunu sanmayasm. Dediler ki: «Memo! Kalk Zin geldi. Yarin adıyla kendine gelmedi. gerçekten geldi. Bir çeşit görmektir.

Önce sadakatla o anda Zemzem suyuyla abdest tazeledi. O dolunay önündeki haleyi kaldırmca. (2) Zin Memo'ya şöyle seslendi açıkça: «Kalk. Kanaüan yandığı zaman. güneşten maksat da yüzüdür. ondan maksat da Zin'in önüdür. Kalktı tavaf niyetiyle. O duman ışıktan ışıklandı. (4) Kâbenin etrafmda bir-iki tur tavaf eyledi. Pervane dedi ki: «Sen iji bir rehbersin» Mum dedi ki: «Sen iji sevgilisin» Pervane dedi ki: «Sen yol göstericisin» Mum şöyle dedi: «Sen hayat bahşedersin» Haleden maksat yüzünün üzerindeki peçedir galiba. (3) Namaz yerinden maksat Zin'in önüdür.MEMO ZlN İOTy Sommda Zin geldi ve önünde durdu. O mumun başmdaki dumana isabet etti. Hilâlden maksat kaşları. ib¬ rahim'in Kâbe karşısındaki yeridir. (1) (2) . İçine üflediğim ceset!» O güzeUn ağzmdan çıkan sözün ışığı. Hilâlla birUkte güneş göründü. O ışık göğüs kandilini doldurunca. Makam: Hz. Maksat Zin'in yüzündeki bendir. (1) CemalirUn önünden perdeji kaldırmca. Pervanenin kanatlan mum yağma değdi. Durdu namaz yeride ve Makamda (3) Alnmı Hacer-Esvede sürdü. İbadet için halvete girmiş Memo. Birbirine birkaç söz söylediler. (4) Hacer-Esved : Kâbenin duvanndaki kutsal taş.

Artık tasarrufları kalmayan o bağrı yanıklar.MEMO ZÎN 407 Pervane dedi ki: «Sen gönül aydmlaticısm» Mum şöyle dedi: «Sen göğsü yakarsın» Pervane dedi ki: «Sen çare bulursun» Mum şöyle dedi: «Sen gönüle teselU verirsin» Pervane dedi ki: «Sen padişahsm» Mum şöyle dedi: «Sen kıblegâhsm» Pervane dedi ki: «Sen AUahm hurisisin» Mum şöyle dedi: «Sen AUahm nurusun» Artık mükellef olmayan o susuz dudaklUar. Birbiriyle bu şekilde konuşurlardı. . Birbirine sonsuz sevgilerini arzederlerdi.

Bey perişan olmana sebep oldu. Vamık'san eğer. sen akUlısm. üzerine geldi Lokman. Şimdi Bey senin hakkmda merhamet sahibi oldu. seninle konuştu. mahpuslar. Hastaysan eğer. Nilüfersen eğer. Mecnun'san eğer. . Bu şekilde divane olma. işte mum parladı. Tutuklular.LUI MEMO ÖLÜYOR Dadı. Konuşmalarmdan duygulandUar. Bigâne ohna. üzerine îsa geldi. işte sana Azra! Bülbülsen eğer sana gül hazırdır. Ölüysen eğer. Zin de geldi. zindandakiler. Pervaneysen eğer. Kokularmdan mest oldular. Susuzsan eğer. Onlar Memo'ya dediler ki: «Ey ciğerhun! Bizler geldik ki deU olmayasm sen. Zin deUrmene sebep oldu. Sıti ve nedimeler. yanma bizzat Leylâ geldi. işte hayat sujm. güneş sana bakıyor.

IjiIik sahibidir. Ömrünü ucuz satma.. . zayi etme. Seni muradma kavuşturacaktır. Bu sihir ve hayal ojTmları. Dünya farUdir. Toplamıştır senin için dost ve ahbapları. Ecel kadehini içinceye kadar. Beyhude yere canmı satma. Sana yönelmiş bahtm ve devletin. Onun gölgesi devlet kuşunun kanat gölgesidir. Her zaman sana murat olan Zin.MEMO ZÎN 411 Canmm ve gönlünün eUnde bulunduğu huri. Kalkıp bizimle Bejin huzuruna gelesin. ya geUr veya gelmez. Nasıl istediysen öyle geldi yanma. Huzuruna çıktığm zaman derhal. Yine akUIa kendini tanı. Senin ondan görUünün isteği neyse. cömerttir. SerUn düğününü yapmaya kararlıdır.» Memo bu öğütieri işitince. Bu mecazî beyUk ve vezirUk. Hazırlamıştır elbiseleri ve yerleri. O hüner sahibi şöyle dedi: «Ben hiçbir bejin huzuruna gitmem. Canmı satan kimseji bulamazsm. Ben esirlerin kölesi olmam. O şekilde serU mutlu edecektir. Biz kajnıt ve zincirlerini çözdük ki. Deülik zincirini at.

Sonuçsuz ve ölüme mahkûmdur. Bizi görünmeyen âlemde evlendirdi. AUahı görmenin yeridir. Biz azizlik ve naz bahçesinin turfandalanjoz. Şüphe götürmeyen emriyle bizi ebedüeştirdi. O padişah ki güzeUiğin ajmasmı yaratmıştır. Cennet bahçesinde süslemiştir. başı eğik ve merdût olarak. O. Onlar göç etmemizi beküyorlar. Beden fenerini yaldızlamıştır. Günah ve töhmetleri de bağışlayan odur. . Biz beyler bejinin huzuruna çıktik. Ölümü olan bey. O beylerin ve padişahlarm şehinşahıdır. Allah bizim için hurileri ve cennet çocuklarmı. Ve eteği kırUmış olarak. Bizim düğünümüzle övünüyorlar. O fakirlerin de. Yüzlerce şükür ki bekâr ve bakireyiz. Ve utanarak AUahm huzuruna gideUm. Okunu zülüfle ve benle göstermiştir. Beyhude yere bu farU meskende. değişmez ve zevalsizdir. Ve onda bize görünmüştür.MEMO ZÎN 413 Hepsi boş ve farüdir. hükümdarlarm da hükümdarıdır. Fakat âşıklarm cermeti ajnrıdır. Azledilmez. Azlediîebilen bey esirdir. Hayvanlar gibi zina edelim biz. Ebedi Adin cennetine girmeden önce. Giremez oraya hiçbir huri ve cermet çocuğu. Hâşâ ki bu f arU sarayda. alnunız açıktır. bey değildir. cennet bahçesinden daha jüksektir. O hikmet ve kudret sahibi bir beydir.

. EUerirU toprak zincirinden çekti. Şahin gibi yer merkezirUn zincirinden. sanki hiç yokmuş.» Memo son dileğini dileyince. Çünkü ondan başka hiçbir maksadımız yoktur. öyle uçuverdi ki. Gönlünün kanatlarmı çırptı. Derhal önünde kapı açUdı. Önünde kafes açUan kuş.MEMO ZÎN 415 BİZ onu diliyoruz Allahtan. Uçarak gidip AUaha kavuştu.

ten hapishanesinden aynhnca. çocuklar ve gelinler. ekâbir ve büyükler. Sanki deprem olmuştu. İleri gelerUer. ' 27 . Tacdin ve Bekir tesadüfen. Şehirde hoşgönüUü bir tek fert kahnadı. ölüm haberirUn geldiği yere koştular. figan ve ağlama. Bir yerde kar^UaştUar. Botan halkı büjüklerden küçüklere kadar. deUkanlUar ve samimiler. kızlar. Şehirde feryad ve figan koptu. Kadmlar.LIV MEMO'NUN YASI VE BEKİR'İN ÖLDÜRÜLÜŞÜ Haberdar olan mâtemzade. Oldu velvele. Bize şöylece ağıtı verdi: Dedi ki: Can. Hep birlikte Memo'nun üzerine koşuşuyorlardı. Hepsi sarhoş ve sersem oldular. Beyzadeler. OrUar dert üstüne dert kattUar.

Ey maksatlarm ve muratların engeU! Ey Memo ve Zin'in perdesini jmrtan! Ey yaranın üzerine dağlama çeken! Çok nedametU. Belâlı vücudunu canmdan ajordı. Ta ki Memo'jTi eUmden çıkarmcaya kadar. Sonra kardeşinin üzerine yetiştiği an. Şüphesiz ona kaatil olurdu o. Tacdin başmdan tacı ve tomarı. Bunca münafıksın ve düşmansm. habis ibUs! Yetmez mi artık? Kıyameti kopardm başıma sen. Yine yer jüzünde dolaşacaksm ha?» Derhal Bekir'i yere serdi o. Memo ölecek.an sıfatiı! Ey fitne ve fesatiarm kajmağı. Memo hakkmda sakat konuştun.MEMO ZÎN 419 Tacdin dedi ki: «Ey âlemin fesadının sebebi! Ey insan şeklindeki şeji. Çaresiz Beye haber götürdüler. O güzeU şehit olduğu yerden kaldırdıkları zaman. Onlar cenazeyi kaldırdıklan zaman. Hâlâ da gözlerime görünüyorsun. Bekir gibi yere sermek isterdi. Zavallı Memo'nun cesedinin üzerine fırlattı. O çırada bir ışık görmedi. . Derhal onu yok etmek isterdi. Hiç kimse onun karşısma çıkamazdı. sen de sağ kalacaksm ha. Kardeşiıün hasretinden deUrdi âdeta. Bey geUp ayağma zincir bağladı. Her kinU görürse o ejderha.

OrUar ahenkle ağıt söylerken. (1) Fes Kürt kadınlarının başlanna giydikleridir. Peçesiz. Ejderha mağaradan dışan çıkmca. Aynen coşup taşan bir bulut gibiydi. Gtönül isteğiyle Memo için karalar giymişlerdi. perdeUler ve örtüIiUer. Tabutu başmm üstüne koydu. Tedbirle bağlamış oldukları dev.MEMO ZÎN 421 Onlara alâmet göründü. (1) Baştan ayaklara kadar hepsi karalar giymiş. Ağıt söyUyenler. Kale kapısmı ve perdeyi kaldırdı o. O kara gijrmişlerin siyah topluluğu. Hepsi matem elbisesi içindeydi. meyveler. Zühre jüdızı gibi. Saç örgülerini çözmüşler. . ağıt seslerine uyarak Cenazenin yanma gitti âdeta ojmayarak. tülbentsiz ve başörtüsüz. Hepsi Memo için inüyorlardı. Hatunlar. Halkm basma kıyamet koptu. Zinciri ve kemendi kırdı o. vahşi hajrvanlar. Derhal koşarak naaşa atUdı. Şehirde ne kadar meşhur varsa. Figanları göklere yükseUrdi. Evcil hajrvanlar. Ağaçlar. insanlar ve karıncalar. başlarmda fes. ihtiyar kadm ve dadı. cansızlar ve kuşlar. Zin kalktı o taptaze bojoıyla. Üzerindeki bağı ve zinciri kopardı. Gece kuşu gibi inleyip söylerlerdi. Her biri bir makamla sızlıyorlardı. Şehirde ne kadar insan varsa.

Bu matemi ve bu karalar gijinmeji. peştemal ve peçeji Botan halkı o zaman âdet edindUer. Birlikte kanlı gözyaşlan dökülürdü ki. Sanki ilk bahar mevsirrUnde. kıyamete kadar. Bu çarşaf. Gül bahçelerine yağmur yağardı. Oldu eski bir gelenek.MEMO ZÎN 423 Gülrengi yanaklardan o kadar. .

Tacdin onu dünya jüzünden yok etti.LV ZİN BEKİR'İN LJESHİNDE KONUŞUYOR OıUar mezarlığa gittikleri zaman. Ravî bana şöyle rivayet etti: Zin bu hikâyeyi işitince. Âlemi onun yok olmasıyla se'vindirdi. Şöyle dedi Beye ve Tacdin'e: «Ey izz ve temkinU şah ve vezir! Rica ediyorum inadetnUyesiniz. O zaman buğzu da rakîblere verdi. Çiinkü insanlar ve cinlerin AUahı. Murdar gibi attUar onu yere. Yerlerin ve göklerin yaratıcısı. sahipsiz ve gam ortaksız. Ağıtsız. Bu fesat kaynağı hakkmda. Sordular: Acaba bu hangi zavallıdır? Dediler ki: Cezalı Bekir'dir. . İki direk üzerinde getirilen bir ölü gördüler. Sevgiji sevgililere verdiği gün.

O. Baştan gerçi bize cefa gösterdi o. Eğer o olmasaydı aramızda engel. gerçeğe kavuşmamıza vesile oldu. Tarikatımıza dahil oldu. Ajma bu kadar berrak olur ancak. Bizler birbirlerimizin lâzım ve melzûmlanjnz. Biz hazineyiz. Bu kadar kin kabul etmez olsun? Hâşâ ki aşkla pişmişlerden başka. Hâşâ ki sevgiyle yanmışlardan başka. o bizim için dikendir. AsImda bize muvafakat etti. Ama bizim hakkımızda çok isabetU davrandı. Sakm Memo'nun bulunduğu şehitükten. GiiUer dikenlerin gagasıyla korunm".MEMO ZÎN 427 Bizleri yokluktan varettiği zaman. O da eşikte köpeğimiz olacaktır. Biz o köpekle korunmuşuzdur. Gerçi o kendisi için kötülük yaptı. Aşkunız da bozulur ve zail olurdu. Biz kırmızı giUiiz. Gerçi görünüşte muhalefet etti. Sakm bizim bulunduğumuz mezarliktsın. Sonunda da bize vefa gösterdi o. Biz yüksek yere varacağımız zaman. Bekir'i mahrum etmeyin. O da bizim yolumuzda şehittir. Hazineler de jüarUarla beslenir. o bizim için jüandır. . buna dikkat edin.» İnsaf sahipleri için insaf. înanm ki o mutludur. Hiç mümkün müdür ki su ve biUûr.

Bunun içindir ki ceımet nimetina lâjoktırlar.MEMO ZÎN -429 Bu kadar cefa gösteren bir kimseye. Bu topluluğun hujru merhamettir. Bir kimse bu kadar vefa göstersin. .

O jrUanı da ajrak ucuna gömdüler. adaletsizUğin kurbam. Pâk nurla süsledUer. Bir selvi oldu. O inci. Sonra Zin geldi o çam fidanı bojmyla. tanesini hazineye koydular. Topraktaki mezara gömdiUer. . Başucuna bir nişan koydıdar. Padişahm beratı gibi.LVI ZtN DE ÖLÜYOR Hulâsa ceUâd aşkm şehidi. Yani budur kıyametin serveri diye. Zulmün maktulü. Aşk fedaileri topluluğunun öncüsü. Günahsızlik suçunım kurbanı olan Memo'jru. mezarm üzerine gölge bırakarak. Bütün alnı açıkların önderi diye.

Askerler. Zin'in takati ve gücü kalmajrmca.MEMO ZÎN 433 Perdesiz olarak ney gibi iıUiyordu. O matemzedeler de. ahenkle söylerlerdi. Her an gönül derdinden «Ah» ettikçe. hepsi lezzetU ve tatlı. elmalar ve yüksek fidan. reaya ve fakirler. Şüphesiz bunlar senden başkasma hararAdır. Yine buluttan derya döküldü. Her damlası on inci olurdu. Memo'ya şöyle seslenerek konuştu: «Ey vücudumun ve canımm mülkünün sahibi! Ben bahçeyim. Gözyaşlan devamlı dökülüyordu. Yağmur mezara yağdıkça. ayvalar. : 28 . Onunla feryad ederdi herkes. ^AUaha sığmırı»r Onunla sesle. Bu güzellik. periler ve gamlan götüren güzeUer. Senin yetiştirdiğin bahçe saiUpsizdir. bu cemal ve yüz bahçesi. Senin yüzün olmaksızm onlar neye yarar? Bu benler. şakaklar ve giU bahçesi gibi yanaklar. güzeller. F. (1) Narlar. nazeninler. (1) Siyah bademlerden maksat kaşlardır galiba. İniltileri kesildi ve güçten düştü. Huriler. Sesleri her dokuz feleğin üstüne çıkardı. Hepsinin rengi güzel. Feryadlan mavi çarka yükseUrdi. Siyah bademler ve elâ gözler. Oturdu zavallı Memo'nun başucuna. Sanırdm ki aynen nisan aymda. sen de bahçıvansın. Dilberler. jiğitler ve beyler. Dervişler.

goncalar ve bütün çiçekler. temizleneyim. GüzeUiğimden bir kU dahi eksik olsa. Fakat kendi kendime düşünüyorum ki. Vücud ve canunm varhğmm terkibi. BiUyorum ki cevap veremiyeceğim. bahar. En iyisi pUı-pırtıjn tophyayım. Belki bana bir öfke gösterirsin. SeıUnle kucaklaşacağım zamandır işte. Nurlar. Halka halka olan menekşe ve reyhanlar. Belki sen berU değişik görürsün. Bütün bu meyveleri dökeyim ben. SeıUn gözleriıUn vakfıydı ne mutiu! HepsirU tamamen talan edejim ben. Bana sitem edersen eğer. GüUer gibi elbisemi jnrtajrun.MEMO ZÎN 435 BedeıUmin ağacmı silkejim ben. Korkarım ki beni sorumlu tutacaksm. Toprağı ve külleri başıma serpeyim. Bu bahçe. salUpsiz değillerdir. En İJİSİ hepsiıU talan edeyim. Belki bu yakmma sence makbul olmayacak. Senin mülklerindir. . Senin bakışmm adağıydı hep. Yani şakaklar. Senin gibi baygm olacağım zaman yakmdır. Hakkımdır ki yer yer ağrıyayım. yapraklar ve mejrveler. ziUüfler ve berUer. ZiUiiflerimin hepsiıU tel tel çekeyim. Ki hiçbir kimse onlardan birşey yemesin. Bu parlak sünbül ve lâleler. Ihtilâttan pâk olayım.

Hak emanetini teshm edeyim. Hazır olanlarm canından yükselen figanlar. Üç gün üç gece toprak yaygısmdan. Yeniden feryad etmeye başladUar. Vücudunu o mezara dayadı. . Yani o mücevherin içinde bulunduğu sedefin. Devamh olarak jüce arşa jükseUrdi. Üzerine o kadar inci gibi gözyaşı yağdırdUar. Eziyet etmeden hiç zülüf ve benlere. Sanki bir mumdu da söndürüldü. Bu süsümle ve güzelUğimle sana kavuşajmm. Dünyayla ilgilerini kopardı. Elini tamamen candan çekti. Bildikleri gibi gömmeye hazırladUar.» Zin bu şeküde gerçekleri dile getirdikten sonra. Gönülleri yaralı olan o matemzedeler. O kadar feryadla üzerinde ağladUar ki. Çaresiz bedeni canından ayrUdı. Memo'nun mezarmı kucakladı. Yeniden o mezarm kapağım açtUar tekrar. Ruhunu Allaim huzuruna gönderdi. Görenlerin yükselen feryadlan.MEMO ZÎN 437 En İJİSİ odur ki bu güzeUiğimle. Ta ki Zin'i gelenek ve merasimle. Melek bakışlı Mem'onun bulımduğu mezarm. Gözyaşı yağmuru üzerine yağıyordu..

Her ne isterse ona kavuşacaktır. O güneşi ve ajn bir burçta. Gterçeğin bu sırrmı herkes işitince. Dünyanm meyU hiç yoktu orUarda.MEMO ZÎN 43» O iki mücevheri bir kutuda. O ses «Merhaba» diye jükseldi. ne mutlu. Hayatmı aşkla değiştiren kimse. Susuz dudaklı ve birbirinden mejrve yemiyerek gittiler. Vasıtasız olarak birbirirUn yanma koydular. Buydu nezih aşkm eseri. Zin gibi genç olarak. Aşkla güzelce yaşadUar vallahi. Hasretzede olarak AUahm huzuruna gittiler. Elbette muradmı alacaktır. Ya da Memo gibi başmı aşka feda eden. Hayatı ve se'vinci onun yoluna feda eden kimse. Yüzlerce takdir ve aferin oıUara. Bey dedi ki: «Memo! Al sana yar!» Memo'nun cesedinden üç defa ses geldi. . Bakir ve ahu açık olarak gitti orUar. Hulâsa Memo'nun sandukasmı yeniden açtUar. BirUkte güzelce öldüler. FasUasız olarak onları birbirine dayadUar. Nezih ve gerçek âşık olarak gitti orUar. Toprakla ve çer-çöple bulaşmadUar. Hepsi aşka inandUar.

dostiuktur. haldir. Onun her zaman söylejip durduğu. AUahım! Kırmızı gül içindeki nem için. AUahun! Zin'deki hasret için. Canmı aldığm zaman. AUahun! Sevgiülerin tatlılığı için. AUahım! Aşıkm gerçeğinin kemaU için. AUahım! Leylâ'nın gül renkU jüzü için. AUahım! Mecnun'un kanlı gözyaşları için. AUahım! GüzeUiğin şirinUği için. O nasıl peygamberUk hakkmda bUgi sahibiyse. Onun sözleri baştan başa güzaftır. . Hânî'yi aşktan nasipsiz kUma. belâdır. Allahun! Mahrum bırakma Ahmed'i. Fakat arayıp durduğu da. AUahım! GöniU dileğine ka'vuşmanm zevki için. Yani Muhammed'in dostluğundan. AUahım! NazeıUnlerin nazı için.MEMO ZÎN 441 AUahım! Gerçek aşkm âşıka verdiği yorguıUuk için. AUahım! Ruhu kapan yarin hicranmm derdi için. AUahım! Rakiplerin düşmanlığı için. Onun fUUeri baştan başa aykındır. AUahım ! Bülbülün gözyaşlan için. AUahım! Gam yiyenlerin yakarışları için. Dostluktan maksadı da onun. AUahım! Kudret ve büjüklüğiin sevgisi için. AUahım! Memo ve o aşkı için.

AsImda ise size karşı yaptıkları habistir. Onu da. canım veren Memo gibi. îjilere bağışla. . Bekir gibi.MEMO ZlN 44? Onun sözleri görünüşte sizce selistir.

Her biri kendi yaratUışma göre yaratUdı. Sahibi gibi o da dikenüydi. Kolları birbirinin bojmuna dolandı.Lvn HER OT KENDİ KÖKÜ ÜZERİNDE YEŞERİR Onlann dari dünyadan ahret sarayına Yürüjüp gitmelerinin sebebi şudur ki. Aşk ziraatmdan yeşerdi. Onlar yaratılış huylarını terk etmediler. O hayırdan uzak olanm mezarmdan da (1) Ardıç kıyafetinde bir ağaç yeşerdi. lâtif ve göIgeUydi. Biri Jüksek selvi. diğeri çam. (1) Bekir'i kastediyor. . Sonra Memo ve Zin'in mezarı üstünde. Boylarmı birbiriyle birUkte yükselttiler. Ve yetişti iki tane serkeş fidan. O ağaç rahat durmaktan uzaktı. YeşU uçlu. Havaya kalktı ikisi de sarhoş.

Acıdan başka bir meyve verecek. boğumlanna şeker de doldursan. Güneş ışığıyla da onu beslesen. O . Ona yüz kerre bal suyu da versen. Soyca kötü huylu olan yaratıklar. O soy kendilerinden temizlenir mi hiç? Kırk yU Ebucehil Karpuzunu eksen. Yaramazlar gibi dolandı o. Her zaman ona gülsuyu da serpsen. Rahat durup geçinmek bilmiyordu o. Her gün damarlarmı yarsan. Bir o kadar daha böyle hizmet etsen. O sana karpuz olur mu hiç? O meyve vereceği zaman. İki yarin kavuşmalarma engel oldu. Hasımhğmı aşikâr kUdı o. Yine kendini o sevgiUlere yetiştirdi. Hulâsa: O ağacm köklerine ve daUarma. Rakîbler gibi onlara sarUdı. sanmıyasm ki.MEMO ZÎN 447 Kalktı kendini iki ağaca yetiştirdi.

Gönül âleırUne gaUp geldiği zaman. AUahm arşmda avlanırdı. Uhamla mı. Ermiş kimseler de haberdar olurlardı. Kendisi düşünceye daldığı zaman Ruhu 'Vücuduna gaUp geUrdi. Ondan kerameüer göründüğü zaman. Orada ikibin huri ve cennet çocuğu gördüm. O ihtiyar rüyada mı. Sırlar ona aşikâr olurdu. Gerçeği şöylece açıkladı: Dedi ki : «Ceımet bahçesine gittim. Bana şöyle anlattı hikâyenin sonunu: Dedi ki: Âşık ve sevgi sahibi bir yaşlı vardı. Sözleri fecir gibi doğruydu. Onun gönlü Levhi Mahfuzun sırrından Her an haberdar olup haz alırdı.Lvm HİKÂYENİN SONU Günlerin devranmdan haberdar olan adam. Toprak âleminden kaybolduğu zaman. F. : 29 .

Fakat dünyada bunu öğrenmişsin. Ama bu mekânda onlarm ortağıyım. Ben burada eınrUyet için eUmde değnek duruyorum. O köşk tamamen değerli ineUerden yapUmıştı. Dağlamalar ve dertierle onlara bojrun eğdirdim. Kapmm önünde karar kdıp durmuştu. Bekir'e benzeyen taçlı ve sUâhlı bir adam. Bir katı benimdir. Baştacı oldular sonunda. yedi katı da onlarm. Ben onlara o kadar siyaset verdim ki. Ben onları dünyadan geri çektim. yoksa kapıcı mı?» Dedi ki: «Şeyh! Sen Mm olduğumu bihniyor musım? Ben kapıcı olan o Bekir'im. . Fakat bu mülke hisse sahibijim. Fakat Allah bu makamı ne için sana verdi?» Dedi ki: «Şeyh! Sen henüz arif olmamışsm. Gerçi AUahm lûtfu geniştir.» Ben ona dedim ki: «Ey sonu iji olan! Bana durumu açıklayarak anlat. Dertler ve acUarla mübtelâ kUdım. Fakat gözle onlarm dostuydum. Ben gerçi sözle onlarm rakibiydim. Gerçi nöbetçi biçimindejim.MEMO ZÎN 451 Hepsi bir köşkte çalışıyorlardı. Onun içindir ki burada eşikte oturuyorum. Dedim ki ona: «Ey mertebeler sahibi! Acaba sen sahip misin. Bu köşk ki gördüğün gibi sekiz katlıdır. Ben Memo ve Zin'in ortağıjnm. GöniU rahathğmı dünyada onlardan aldım. Fakat kim olduğunu bilnUyordum ben. Bir hazeran değnek vardı eUnde.

Sen birirU boşamadıkça. Bu iki kuma birbirine çok karşıdırlar. Ben onlara okumayı bıraktırdım Onları yerlerden göklere yükselttim. Onlar da bana bağdan bir çubuk verdiler. Ben onlara bütün bir cennet verdim. Bazı işler vardır ki görünüşte kötüdür. Fakat hikmeüerin işaretlerine perde çeken yaraticı. Bağışladı ve ona cenneti yazdı. Bu taksim hazinesirU sırsız bırakmadı. Allah onun hakkmda ne yaptı?» Dedi ki: «AUah onu affetti. AsImda o kötülük rahatlık oldu. Öbüründe hiçbir tat bulamazsm. O berU âlemin düzeni için öldürdü. Alem benim kötülüğümün elinden Usanmıştı. Tâ ki başunı da o yolda feda ettim: Bu iki cihan birbirüUn kumaşıdır. Gerçi görünüşte kötiUük yaptı o. Cennete gitti o da. Âlemdeki kamunun rahatı için öldürdü. Bazı fUUer vardır ki görünüşte doğrudur.» Şeyh onun sözünü dinliyekaldı. Tacdin ki seni cinayetsiz olarak öldürdü. Biri cefa kıhğma girmiş adalettir. Dedi ki: «Ey sonu hayırlı olan günahkâr. cehenneme gitmedi. Yaratıcı onun kötülüğünü ve günahlarını. Biri de vefa kisvesine girmiş hışımdır. .MEMO ZÎN 453 Şunun için onlarm zararma konuştum. müfsitliğim herkesi usandırmıştı.

Bu mertebe doğrularm yoludur. Onlann takviyesi destek olur. Onlar candan vefa gösterecekler. savaşçı. İlâhî rahmete mazhar olduk. Bekir gibi suçlu olan insanlar. Onlar ijidirler ve ijiüği biUrler. Yüzlerce şükür ki Tacdin ve kötü olan ben Sadece Memo ve Zin'Ie ilgiü olduğumuzdan. Sen onlara ne kadar cefa göstersen. Düşmanları olsan seni yaralarlar. OrUarm dostu olsan. Sakm kötü adamlarm dostu olma. Öldürücü. Çok günah işlemekle mahrum kalmadık. O sırrı bize bildirmedi o.» Ey dost! candan iyi adanUann dostu ol.MEMO ZÎN 455 Sıradan insanlara bunu dağıtmadı. Fiillerinin hepsi haksızlık olanlar. Onlara uymak uygun ve yerinde olur. Bu himmet âşıklara mahsustur. kimi de mahrum. ne de düşmanı. Köpeklerin ne dostu ol. Ya da ijice iji adamlarm düşmanı ol. KinU mahremdir. Âşıklarm ijiUğinden affediUrler. Onlarm himmetiyle günahları örtiüür. Ya da ceberrut Tacdin gibi. taş yürekü olanlar. Mahsus onu dostlara ve tanıdıklara verdi. Onlar ijiUkten başka birşey bilmezler. serU kirletirler. .

Düşmanlar aşktan pay aldıktan sonra. Dostiarm üstünlüğü ne kadardır acep? Özelükle dost seviUrse. Mühendis ! Alanı iyice tahmin et. Hoca! Meseleji iz'arUa incele. Gerçekten yalnız onu hak bilir. . Dostiar mı değer kazanmıyacaklar? Rakîblerin ilgileri böyle olımca.MEMO ZÎN 457 Bu işaret ince bir gerçektir. Ondan başka kimseji hak bUmez. Ve hakkı anyan bir taUb olursa. îz'an et zarif bir nüktedir.

Bunun içindir ki şarap satıcısıdır ve müşevv^tir. Onun söyledikleriıUn hepsi aşktır. Divanedir o. Mahmurdur. örf ile mazurdur. o ney'in sesidir. ney ne helâldir. keyif ile memurdur. Sözlerinden haberi kalmadı onun. Tazice de Arapçamn bir lehçesidir.LK GERÇEK AŞK Ey misalleri ve aldatmacalan dinUyen! Ey kıyas ve te'-viün müctehidi! Hânî aşk şarabıyla delirince. Arapça. O kadar içti kî o uyanık olmayan. şarap içer ve sarhoştur. ne de haram. (1) Terkibedip şakayla ve oynayarak Bazı Botan efsaneleriıU. Derice ve Tazice. O mesttir. fakat makamsız değildir. Bazı bahaneler. Kürtçe. Perdesizdir. Eğer dinUyorsanız. O (1) Derice Farsçamn. O tuzlu şarap ona tatil gelince. . bazı bühtaıUar.

ya da kalay olan kalbler. Gerçek aşktan gafil ohna. Fakat onun bu sözlerden maksadı. Bunca dolaşıp durmaktan maksadı. Aşktan esersiz olan hiç kimse yoktur. bir kısmı da siyah. eğer biUrsen öğüttür. Tannyı gösteren aynadır. Güneş gibi ışık sahibidir. bir kısun da altm ve gümüş. Aşk cemaUni izhar etmektir. Bunlarm bir kısmı hikâyedir. bir kısmı da helâl. Bu cevherdir ki onları parlatır. kimya dnsindendir. onun değeri ağırdır. O. (1) Bunlar Kürtçenin şiveleridir. Ey en yakm yolun yolcusu! Güzel bir cevherdir. Her kıssa hisseden pay alır. Meğer ki zevkten habersiz ola. Çarşı ve pazarlara getirdi. Aşk. O. Bu cüâdır ki onlan cilalar. ya da onu iradeye sevkeder. eşi olmayan bir yansuna ajmasıdır. Her misâl de. Kalp olan. Bakır ve cilâsız olan tabiatiar. Bir kısmı haramdır. Bir kısmı parlak. boncuk ve incileri. (1) Bazı hakîkler. Mehmedîce ve SUîvîce. Aşk ya onun muradıdır. Her kim ki birşey irade ederse. Onun kadrini bil. Katır boncuklarını. bir kısmı da nüsâl.MEMO ZÎN 461 Botîce. Aşk kemalini ispat etmektir. Süsledi çocuklar gibi. . zevâü olmayan bir sır hazinesidir.

ahmak ve akUsızdırlar. Kimisi de onmUa ahret sarajrmı satmalır. . Olgun değil. Mürşitsiz.MEMO ZÎN 4fl3 Herkes kendi himmeti ölçüsünde. Çaresiz aşkı satarlar onlar. kara cahil ve sefildirler. Fakat sıradan insanlarm çoğunluğu bilgisizdir. Ya da zahit. Kendi nefislerirU bilmez. Mahrum kalır görmek zevkinden. İradesini sarf edecektir. tanımazlar. öncüsüz ve kUavuzsuzdurlar. Pâralairmı güzelliğe verirler boşuna. Kimisi dünya yaşayışıyla onu harcar. sofu ve din bilgiıUeridirler. Onlar cahil. Bu iki toplulup da zararlı çıkar.

Bu bölümde insan hayatı tasvir ediliyor. Hep birlikte çabucak birbirierinden ajrrUırlar. : 30 (1) (2) . F. unsurlar ve onlardan doğan tabiatlar. Unsurlardan maksat varlıkların kökü olan ateş. kuruluk ve soğuktur. Hep birlikte güzel bir şekilde ortaklık yaparlar. Onun hayal olduğunu tasvir etnie. su. top¬ rak ve havadır. HAYAL MİDİR? (1) Sakî! Gel söyle bana ne renktir bu. (2) Bu tabiatlardan meydana geleıUer ve felekler. ne yazık ki ölümlüdür bu. Bşlangıcı gerçi hayat rengindedir. Güzel yaratUışhdır. yoksa rüya mıdır? Onun asılsız olduğunu yorumlama. YaıU var olmayan bir varlıktır bu.LX BU RÜYA MIDIR. Ama hayatmm sonu da ölümdür. Bu âlem hayal imdir. Eskiden yalnız bunlar bilinirdi. nem (Yaşbk). sonra başka un¬ surlar da keşfedilmiştir. Bunlardan doğan tabiatlar da ısı. Felekler.

O kadar macera çektiği halde. Ateş sönerse. hava yok olur. Çürümedikçe helâk olmaz. Değirmen gibidir felekler.MEMO ZÎN 467 Ölümsüzlük cevherinin ipuçlarıdır. hennemdekilerin . O daneji özel olarak ekerse. Devamlı dökülürler çuvalm ağzmdan. GenelUkle ne ölüdür. O değirmenin daneleri insanlardır. O daneler sırayla ve peş peşe. Ateşe müstahak olan o kalp kalıbı. Gerçi bizim soylarımız ve köklerimizdir. Yerüden tekrar yoğururlar onu. jrumuşak un gibidirler. devamlı dönerler. orada cehalinden bahsedilir. Olgunlaşmaz ve iyice pâk olmaz. Yani İJİ gidişU nefisler. Bir kısmı ağırdır. Bölünür ve öğütiUür. Dökülen her dane parçalanır. toprak toz olur. Bir kısmı gizüdir. bir kısmı hafif. (1) Yalnız değerU ve pâk tıynetU olanlar. Yer altmda saklı olan. Yine pisUk mertebesine razıdırlar. Dördü de bizim için yol göstericidir. Yok olma hastalığmm sermayeleridir. Su kurursa eğer. «Ölmez ve dirilmez» sözü gereğince. ne diri. bir kısmı lâtif. Çarklıdırlar. Onları çiftçi özel olarak kaldırır. (1) «ölmez ve dirihnez>> sözü bir âyetin parçasıdır.

Yumuşak olan kısımlarmı jükseltir. Karmlar âlenUne kaahU olur. Bazan hazmedici kuvvet onu hazmeder.MEMO ZÎN 469» Olgunlaşıp salkım olduğu zaman.. Devamlı ısmm aşçısı. İşe yaramıyan kısımlarmı döker.. Mide tandın onu pişirir. Kuvvetlerin tasarrufuna gelir sıra. Kâh çekici kuvvet içerisini çeker. Hulâsa: O cefalardan sonra. Birbirinden ajnran mümej^jiz boyacı. Ta ki un gibi uf almcaya kadar. Ağzm değirmeni ve diUn çakçak'ı (1) Ağzm sujoı ve dişlerin taşı.. Bu haUerin zuhurundan sonra henüz. Yönler ve köşeler onımla mâmur olurlar. Ciğerin çömleği ve kalbin şişesi. Nebat şerbeti gibi damlatUmca. (1) Çak çak: Danelerin depodan değirmen taşımı} sağlayan tahta parçası. Sonra en joımuşağmı ayırırlar.. Bu işçiler onu o kadar döverler ki. Birbirinden ayırıp dağıtırlar. O kadar onu ten şehrinde dolaştmrlar ki. Bazan itici ku'vvet geUp onu jrutar. deliğine düşmesini . Hulâsa: Hayat şarabmm teri. Karışık şarabı damlatırlar. O kadar onu döverler ve öğütürler ki. Onu 'vücuda ve organlara tevzi eder. Katı kısunlarmı da aşağı indirir. Kâh tutucu kuvvet onu ezer ve acıtır. Onu döverler erzak için.

Onu yadigâr olsun diye alırlar. GizUUk tarlasından O taze bitki çıktiğı zaman. O dane mejrvesiz bir ağaç olur. Karmda kaldığı sürece. Sersemdir ve gıdası kandır.MEMO ZÎN 471 Kâh su deryasına dalar gider. Sularlar doğduktan sonra da. O bitki serkeş bir fidan olunca. Mercanlar gibi dizildiği zaman. Tertib ve nizamla tasvir olur. . O bitkiji zaman zaman kanla. GüzelUk ışığmm mazhan olur. Güzel mejrveyle sarhoş olunca. Can ışığmm yansıma aynası olur. Hayatm menşei. Eğer fejizden ona yağmur serpilirse. işte o özdür. O mejrve kemale erince. Eğer AUahm huzuruna hak kazanmışsa. O can nedir? nebatm özüdür. Vasıtasız olarak onu jrukan götürürler. Ucu yeşilIerUr yaprak ve mejrvelerle. Eğer padişahm ikramma lâjoksa. Yağmur feyizden imdada yetişmezse. Kâh terkib için dizilir. Kâh kan rengiyle renklenir.

Zillet toprağına kavuşmadıkça. Ta ki şarap için pirin eUyle. (1) Onun bakun görmesi gerekir. Yiyeceklerin bakımmı görmesi gerekir. Onun orada adı meczup olur. (1) Mâ'seri üzümün sıkıhp şırasının çıkanldığı yerdir. Orada kaynayıp kabarmca. Eğer acı ya da ekşiyse olgunlaşmamıştır. Fakat çok az bulunurlar. Pişip olgunluğa kavuşunca. TecelUleri katlajonca. O güzel lokma şerbet olm. Eğer öylece havanm önünde kaldıysa. Kâh AUahtan sakmmanm mehtabıyla yanmalı. Onu mertebe mertebe oraya d^^ğru götürürler. Büjük fıçmm içinde kaynajap kabarmadıkça. O cefa ma'serine gidecektir. Bu şekilde elden ele o yolda. Kısacası: Büjükliiğün şevketinden. Büjük fıçmm içinden çıkmca. Kâh din güneşiyle pişmeli. O şerbet eğer tathysa çiğdir. Fidanın üstünden dökülünce. Onu gerçek mâsere götürmezler. O meyve kemal şerbetini çer. Yani sıfatlarm çokluğundan. O yolun yolcusu olamaz. Hulâsa: GüzelUk hararetinden.MEMO ZÎN 47S Gidince hemen sevgih olur. Büyüklük tepesinden düşmedikçe. Bu ağaçlar çok dalh olurlar. .

arazdan tecridedilince. O pota gerçi dardır ama. Yok olmak onun için ölümsüzlüktür.MEMO ZÎN 475 Cevher tamamiyle yok olunca. O tecellilerin harareti. Henüz ağzı mühürlü nefis şarap olmamıştır. Henüz belli makama gitmemiştir. . Gönlü açan sahra gibi geniştir. O yakıcUar ve o takviye ediciler. Cevher. AyrUmak ve tek basma kalmak suretiyle de dep. Araz gibi etkili olunca. O tozdan indirirler onu O buhardan yükseltirler onu Yükseltildikten sonra süzülünce. Ölümsüzlük onun için kavuşmaktır. Sürahinin ve kadehin rengindendîr. Fakat bu ka-vuşmak birleşip katUmak suretiyle değil. O ilâhî şarabhaneye gidemez. Allahtan ona bir görünüş yoktur. Mutlak olarak yok olmadUîça. Kırmızı ya da al olduğu sürece. O Hakla ölümsüzlüğü göremez. Kendi kendine bir varlık tanıdığı müddetçe. Yeniden potaya bırakırlar onu. Sevinç vefasmm maşrapası olmadan. O zaman tecrid makamına gidecektir.

MEMO ZÎN

477

Bu şekilde muradma kavuşur. Ancak o zaman kavuşan mürit olabiUr. Bir defada perdeleri ve ağlan çeksen? AUahım! Ne olur biz körlerin önünden. Biz âcizlere görmeyi nasib etsen. Perdesiz, örtüsüz ve engelsiz olarak? Görerek inanma deryası dalgalansa da. Bizler de bir zaman sejrretsek? Bu sanUar, şüpheler, bilgiler ve takUtler, Ajmen tevhit ile değişseler? Nedenler, araçlar hiç kalmasalar. Bir defa nedensiz olarak seni görsek? Bizim, varlığı zorunlu olan Allaha inancımız vardır, Varhğımızm zorunlu olmayışı arada perde olmuştur. AUahım! Yine bizi kendimizden kurtar. Kendin için bizi kendimizi tanır hale getir. Bu yürüjüş, bu yolculuk ve merhaleleri aşmak. Candan yönelen müride mahsustur. Bizim için nerde mümkün olur. Eğer yaratıcı ezelden takdir etmemişse? Çünkü kötülük ve bu yola yönelmek, îji işlerle ve yaramazlıkla olmaz. Âbidler bir riya ile helâk olurlar. Günahkârlar bir dua ile pâk olurlar. Âlem ki bir hayalî gölge gibidir, Yaratıcmm kendisi yol gösterir ve sapıtır. Odur hayal manzarasma getiren. Odur sapıklık perdesine bürüyen.

MEMO ZÎN

479

Fakat bize iradei cüziye vermiştir. Pis ve hilekâr nefsimiz, Onu da elimizden kaçırmıştır, Biz kalmışız, AUahm lûtfunun imdadı kalmış. Yalnız en iyisi biz sıradan insaıUar için. Sadece şu yeter biz günahkârlar için: Baştan AUahı hakkıyla tanıyalım. Ne kadar kusurlu, kemkişi ve noksanlı da olsak, Sonra gönülden ondan korkahm, DirUmizi büginlerden soralım. Onlar nasU derlerse öyle yapalım, Tâ ki dünya jüzünden yok oluncaya dek, Sırtımızı AUahm lûtfuna dajnyalım, Belki bizi ateşten affeder.

LXI

SONSÖZ VE KALEMLE KONUŞMA

Ey asImda yaya olan aüı!
Ey beyaz sajrf alarm âşıkı! Ey değersiz ve başı eğik şair! Ey büjücü ve gülünç sihirbaz! Ey sapıklık vadisinde başıboş gezen. Ey büjüklük iddiasmm aldatUmişı! Ey ucu yontulmuş pis renkU kalem! Güzel kumaş gibi güzel renkli kâğıdı. Şakak ve benler adma karaladığın yeter, «B» ve «D»lerle kötü adlı yaptığm yeter. (1) Yazı «Gubar» ve ufak olduğu sürece, (2) Yazı güzelUkten uzak değildir.

(1) (2)

«B>^>.

ve «D>^ «Bed» demektir, yani pis. Gubar Arap yazısının bir çeşididir.
31

MEMO ZÎN

483

Fakat Öğretim yazısı gibi çoğalmca. Ya da «Sülüs» ve «Nesih» gibi iri olunca, (1) O güzelUk saj^asmı ortadan kaldırır. Berrak olmaz, aydm olmaz ve kemale ermez. Sade dilberin şakaklarmm. Kolye gibi olmaması gerekir. (2) Yüz mehtabı üzerinde şakaklar güzeldir. Yüz üzerinde yular gibi ohnamak şartiyle. Ey kalem, sen de hayU uzattm. Bu kâğıdı çok karaladın, yeter artık. Sözler inci gibi de olsa. Çok olunca değersiz kalır. Mücevherlerin değerli olduğunu görmüyor musun? Çünkü azdırlar ve nadirdirler. Şaşırtmaca, yanlış, hata ve unutkanlıkları, ÎJİ karşUanmıyan günahlarm tamamını. Hiç düşünmeden yazdm sen, Bu yaptıklarına kim tahammül eder? Bunları senden tasvibeden kimse yoktur. Sana bunun için aferin diyen kimse yoktur. Ey arsız, kötü ve edepsiz! Küstah, kötü işü ve de haksız! Senin ucunu ne kadar yonttumsa ben, O kadar yanlış yazılar yazdm sen. Ne kadar ucunu tıraş ettimse ben, O kadar günah kazanmaya çalıştm sen. Haddini aştın sen de Hânî gibi. Nakışçılık yaptın sen de Manî gibi. (3)

U) Sülüs ve Nesih Arap. yazısının birer çeşididir.
(2) Burada ve bundan sonraki iki mısrada sayfa yar yüzüne benzetilmiş. (3)

Manî: ünlü Çin ressamı.

MEMO ZÎN

485

OjTmlar ve oyalamalarla meşgul olduğun yeter. Hatalardan ve şaşırtmalardan tövbe et. Bir defa tövbe yolunun üzerine gel. Henüz sana sıra gelmemişken.

Hüner sahibi olan o kahraman jiğit. Önce öfkelenme kemerini bağladı. Parmak uçlarmm düldülüne bindi, Derhal karşımıza dikildi. Dilinden çekti bir Zülfikâr, Benimle atıIUarm şahı gibi bir hasun oldu. Kızdı, kahırlandı bu sitemlerden. Dili şu cevaplarla döndü: Dedi ki: «Ahmet! Eğer habis değil isen. Sen ne söylediysen onu yazdım ben. Senin sözlerin ister iyi ister kötü olsun. Senin fiillerin ister yanlış ister doğru olsun. Ey işi kötülük olan ! İyi biUyorsun ki. Sensin onları söyliyen, yapan ve onlarm sahibi. Ben bir ney'dim ve ney alemindeydim, (1) Şaraptım, ama içenlerin eUnde değildim. Sen beni sazlıktan götürdüğün zaman, J^e sözüm vardı benim, ne de feryadım. Uzaklaştırdm beni arkadaşlarm yanından, Terkettirdin bana ülkemi ve ailemi.

(1)

Eskiden kamış kalemler kullanıldığı için böyle yazmıştır.

MEMO ZÎN

487

BerUm boğumlarımı ve parçalarımı baştan aşağıya,

Önce «01» emriyle deük deşik ettin sen. Sonra beni aşk tabağma koj^mca sen. Kalbimi aşk ateşiyle deUnce sen. Ve sen vücuduma ruh üfürdüğün zaman. Benim gönlümden geldi bu «Ah» ve figanlar. Senin üfürüğün benim kalbimi ve ciğerimi yaktı. Sen ne üflediysen ben onu söyledim. Ben dilsizim, konuşmasız ve uyuşuğum, Nefissiz ve nefessizim, kamış kısmmdanun. Saz meclisini sen bana sevdirdin. Günah defterini sen bana karalattm. Gerçi görünüşte varım ben. Ama sazcı sensin, ney gibijim ben. Acaba ney kendiliğinden birşey söyler mi? Hiç kalem kendiliğinden bir damla döker mi? Kaleme kara işler yaptıran kâtiptir. Sazcıdır ki ney, elinden feryad eder. Ney, kalem, kitap ve nişan. Ok, hedef, yay ve atıcUık, Kaderde emir altma girmişler. Henüz günah adı bile yazUmadan önce.»

AUahım! Biliyorsun ki zavaUı Hânî de. Kalem gibi tutsaktır. Gerçekten onun kalbi senin eUndedir, Mutlak olarak onun eü, kendi eUnde değildir.

MEMO ZÎN 489 Sen onun başmı yonttuğun zaman. Kendi menfaatini ve zararmı bilmez o. O. O da ney gibidir. Çünkü yokluktan koptuğu zaman. Bu kita¬ bın yazılması da 1695 yılında tamamlanmıştır. gayesi sensin AUahım! Fakat kötülük mürekkebiyle. Kendisi için en ijisini ne biür o? Senin rızan her nasılsa. Baştan ayağa kadar hep seıUn elindeydi. o havayı çalar. o emirle memurdur. demek istiyor. Otuz yUdu" ki yanlış yazUar yazmaktadır o. Milâdî tarihe göre yılında doğmuş-- tur. gerek ilmiyle ve gerek kalemiyle. Amir sensin. o da onu yazdı. günahkârlarm öncüsü. . Vallahi aktan ve siyahtan. (1) (2) (3) Yazı yazmaktan Doğduğu zaman. (2) Tarih bin altmış bir idi. (4) Buna göre 14 yaşındayken yazı hayatına atılmış. Sen ne irade ettiysen. Gerçi sen ona bir iradei cüziye vermişsen de. Memurlar her zaman olurlar mazur. 1651 Bu Hicrî tarihtir. (3) Bu yıl kırk dört yaşına girdi. (1) Maksadı. (4) O. Ona yazı yazmayı öğreten yazı serUn yazmdır. Hayli sayfalar karartmıştır o. onu da tamamen sana bıraktı. O.

. Sonunda da ona güzel bir ilgi kesmek ver. Sen önce nasU ona aşktan ufuk verdinse. (1) (1) İlgi kesmekten maksat ölümdür. İJİ işlerden ise bir mangırı bile yoktur.MEMO ZÎN 491 Günahlardan hayU mal toplamıştir.

zaman) 2 Nuha (Şimdiki (Hz. 2 Adem Pexember Adem) Aiaq: Asû\van (Ufuklar) Alîtab: Roj (Güneş) Agah: Haydar (Haberdar) Aheste: Hedî (Yavaş) Ahû: 1 Xezal. Adera: 1 Mırov (însan).FERHENG (Sözlük) A Ab: Av (Su) Aba: Bav û kaim (Atalar) Abegîne: Cam. ahır) . biUûr) Abıd: Peresdar (Ahit) Abîdane: Peresdaranî (Abitçe) Abîdar: Bı av (Sulu) Ac: Dırane fîl (Fildişi) Acil: 1 Peşende (Gelecek zaman). 2 Kemayî (Kusur) Axaz: Dest pe kırma karekî (Bir işin başlangıcı) Axıl: Axur. belûr (Cam. (Ceylân). hevş (Ağıl.

haletin (Aletler) Alemefrûz: Rohnîkiroxê gerdiinê (Diinyaja aydmlatan) AK: BUmd (Yuce) Alîmul-xeyb: Zanayê bi tiştên nepenî (GizU §eyleri bilen) Aliide: Lewitî (Pishge biUaşan) Ain: Giştî (Umiimî) Amel: Xebat (Çalişma) Aram: Hêsayî (Rahathk) Arasîte: XemUandî (Suslenmi§) Anf: Naskir (Taniyan) Anz: 1 Peydabiija (Sonradan olan).494 Axûş: Hembêz (Kucak) Al: Sor (Kirmizi) Alat: Ambiirm. Sûleyman'm Veziri) Asî: Gunehkar (Giinahkar) Asîmanî: Ji rengê asîman. 2 Dêm (Yanak) Ainzî: Nii çêbiiyî (Sonradan olan) Ari: Riit (Arinmi§) Asefê Berxîya: Wezîrê SUêman Pêxember (Hz. 3 Wek Ayîne: Neynik (Ajma) Azerde. he§în (Gök rengi. raavi) Asîtan: Hev§ (Avlu) Asîyab: A§ (Degirmen) Astide: Hêsa (Rahat) Aş: 1 Aş (Degirman). azerden: Renc (Eziyet) . (Gibi) 2 Aheng (Tören). 2 Aşt (Barişik) Aşifte: Perîşan (Peri§an) Aşina: Naskirox (Taniyan) Aşîyan: Hêlîn (Yuva) Ateşgede: Peresgaha agirperestan (Ate§e tapanlarm tapmagi) Atil: Teral (Tenbel) Ayîn: 1 Risun (Resira).

gören) Baç: Baçere (Yol geçiş ücreti. 2 Deri (Kapı) Babeser: Bı dîtm. anlâksız) Behaîm: Dev^ann (Davarlar) . belavkırox (Veren. kötü niyetU) Bedîhî: Eşkera (Aşikâr) Bedr: Hîva tıjî (Dolunay) Bedrûd: Rûzışt (Çirkin yüzlü) Bedsekal: Nîyetxırab (Kötü lUyeÜi) Bedsmşt: X'wîxırab (Kötü huylu. (Hatun) Bar: 1 Fîkî (Meyve). zışt (Çirkin) Bedayî': Tışten xweşık (Güzel şeyler) Bedexter: Bedsıter. dağıtan) Bazî: Lîztın (Ojmamak) Bed: Pîs. be yom (Uğursuz) Bedevvî: Gundî (Köylü) Bedxwah: Xer nexvvaz (Bedhah. dîtox (Gözlü. 2 Bar (Yük) Band: Sar (Soğuk) Bari: Xwede (Allah) Barigeh: 1 Eywan (Salon). 2 Felek (Felek) Basır: Dîtox (Gören) Bayi': Fırotox (Satıcı) Baal: Dayox.495 B Bab: 1 Bav (Baba). baç) Bade: Mey (Şarap) Baxeber: Haydar (Haberdar) Baıs: 1 Sebeb (Sebep) 2 Xızan (yoksul) Bakûre: Bzep (Bakir) Bal: Bask (Kanat) Bala: Bejn (Boy) Ban: Haf (Dam) Banû: Xatûn.

qiil (Hizmetçi. sînor (Iki deniz arasmdaki ince kara parçasi. 2 Bergeh (Yön). iiriin yagdmrlar) . Berxîz: Ra be (Kalk) Berî: Bê par (Yoksun) Berk: Pehk (Yaprakcik) Berq: Biriisk (Şiraşek) Berqe': Perde (Perde) Berr: BeJ (Kara parçasi. yan Jî xêr ii bêr di dm.496 Behre: Par (Pay) Behremend: Xwedî par (Pay sahibi) Behrewer: Xwedî par (Pay sahibi) Bekke: Bajarê Mekkê (Mekke §ehri) Belorî: Tiştê ji belor (Billiirdan olan şey) Beliiqîya: Cihiidekî hUekarbûye (Bir hilekar Yahudiymiş) Belwa: Bela. ya da iiriin verirler. ber Ji wan di bare (Yiik altmdalar. tecribe (Bela. ked di barînm. deneme) Bena goş: Penka goh (Kulak memesi) Bend û baz: Hunermendî (Meharet) Bexşende: Efiikar (Bagi§layici) Benat: Keçm (Kizlar) Bende: Kole (Kul) Bendi: Girtî (Tutuklu) Beng: Gîyakîye mirov pê serxwe§ di be (Sarhoş edici bir ot) Benî: Xulara. deniz kar§Uigi) Berzex: Bejê ziravê navbera du behran. smir) Besatîn: Bostanm (Bostanlar) Beser: Dîtm (Görmek) . 3 Fîkî (Meyve) Ber bû me: Ber bi me hat (Bize dogru geldi) Bercîs: Sitêra Mişterî (Jubiter yUdizi) Ber di bann: Di bm bardane. kul) Ber: 1 Kevir (Taş).

«Fakiler halayı» denir) Be zar: Neçar (Çaresiz) Bı bazîn: Bı lîzînm (Oynatalım) Bıjarm: Pek anîn (İfa etti) Bı kalıt: Bı nale (İnlesin) Bı kene: Bı kerîn (BecerikUdirler) Bdh: Ehmeqî (Ahmaklık) Bmper: Tewırekî çekbûye. jera di bejm «Govenda feqîyan» (Bir halay çeşididir. 2 Avayî (Yapı). bel¬ ki kalkandır) Bmyad: 1 Hîm (Temel). belkî mertal be (Bir silâh.32 . Bırehne: Tazî (Çıplak) Bırhan: DelU (Kanıt) Bıtûnan: Zıkan (Karmlar) Bı vverîne: Wer ke (Serp) F. (Ev) 2 Şe'r (Şiir).497 Best: Gire da (Bağladı) Beşaret: Mızgîn (Müjde) Betî': Hedîmeş (Ağır jürüyüşlü) Bey": Fırotın (Satış) Beyda: Dest (Ova) Beyt: 1 Mala Xwede (Kâbe). : . 3 Mal Beyte Meqsûd: Mala X'wede ku xelk qesda çûjnna we di ke (Halkın gitmek istediği AUahm evi) Beytıl-eqsa: Mızgefta bajare Qudıs'e (Kudüs'teki Cami) Beyyînat: Nişanen eşkera (Açık alâmetler) Bezi: Camerî (Cömertlik) Bezlego: Qeşmer (Komik) Bezm: Cıvata henge (Eğlence mecUsi) Be dad: Be çare (Çaresiz) Bex: Kok û nejad (Kök ve soy) Bejen: Bejmg (Kalbur) Be kene: Be kerm (Beceriksizdirler) Be newa: Be hez (Güçsüz) Berîte: Te'vvırekî govende.

biiye (Bir Yunan bilgini) Bulhewes: Evîndarê ne Ji dil (Candan sevmeyen aşik) Bii. heraî (Tamaraen. ilahî) Bilkul: Bi tevayî. wxedayî (AUah hakki için.493 Bidarî: He§yarî (Uyamklik) Bîli: Bîyok (Ajrva) Bîkr: Keçîtî (Kizlik. . ceylanlarm çeneleri altmdaki misk kesesine de denir) Buhran: Bê heşî (Kiriz) Buxar: Helraa kelê (Kaynama buhan) Buqrat: Zanakî Yunanî. hepsi) Bîmar: Nexwe§ (Hasta) Bina: Bi dîtm. Bo: Bêhn (Koku) Biise: Maç (Öpuciik) Biiş: Tevihev. bi mana turê bm çena xezalan yê tijî misk Jî tê (Karm. bekaret) Bilad: Welat (Ûlke) Bîlcimle: Heraî (Hepsi) Bil Heq: Bi Xwedê. têkUhev (Karişik) Bûte: Şii§e (Şişe) C Ca: CUi (Yer) Cam: Qedeha meyê (Içki kadehi) Camediride: CUdirandî (Yirtik elbiseh) Cametebdîl: CUguhartî (Degişik kiyafetli) Camid: Hebûyê bê gan (Ruhsuz varlik) Can: 1 Gan (Ruh) 2 Laş (Viicut). bi bênahî (Gören) Binende: Kesê ku diir di bîne (Uzagi gören) Bisat: Ti§tê raxistmê (Yaygi) Bişe: Dara raêşe (Me§e agaci) Bîz: Zik.

499

Cana, canan: yar (sevgiU) Canfeza: Jînbexş, bexşendeye kefxweşîye (Hayat, sa-iinç
bahşeden)

Oamb: Alî (Taraf, yön) Cawîdaııî: Tımmî (Ebedî) Cazibe: Heza kâşane (Çekici güç) Cebbar: 1 Xurt (Güçlü). 2 Zordest (Zorba) Cebhet: Enî (Alm) Cebîn: Herdu alîyen enîye (Alnın iki yanı) Ced'an: Gırâken por (Saç büklümleri) Oedel: Mmaqeşe, pevçûn (Münakaşa) Cedîy: Bırca Karıke jı 12 bu-cen roje (Oğlak Burcu) Oegerriş: Cegerkul (Gönlü yaralı) Cela: Rohnî (IşUc) Celadet: M§rxasî, egîtî (Kahramanlık, yiğitlik) -Celal: Mezmatî (Büyüklük) Oelew: Hefsar (Yular) Celîs: Hevale rûnıştme (Oturma arkadaşı) Oema: Cıvîn (Toplanma) Oemad, Cemadat: Hebûyen be gan (Ruhsuz varlıklar) Oemaze: Deve (Deve) emî': Hemî (Hep) Cendl: Baş, meqbûl (İyi, makbul) Cemmaş: Nukubcûz (Yamuk gagalı) Cenah: Bask (Kanat) Cenan: DU (Kalp) Cera: Herıkandî (Akar, akıcı) Cerdan: Talankerm (yağmacUar) Ceres: ZengU (Çmgırak) Cerh: Bırîn (Yara) Cewahır: Pıranîya «Cewher»e, hebûye ku bı sere xwe di kare hebûna xwe nîşan bı de, wek kevır. («Cevher»tn çoğuludur, kendi basma varhğmı gösterebilen varlık, taş gibi)

500

Cewcem: Em rastê mana vê kelîmê ne hatin (Bu kelimenin anlamma rastlamadik). Cewr: Sîtem (Zuliim, haksizhk ) Cewşen: Zirx (Zirh) Ccz'e: Girîna li ser rairî, dirandma cUan ii kişandma por Jibo mirma wî (Öliinun iizerinde aglamak, elbiseleri yirtraak, saçlari yolmak)

Cift: Cot (Çift) Cilfû: Leyî, naser (Sel) Ciliis: Riini§tin (Oturraak) Cmdi: 1 Sipah (Asker). 2 Xortê rmd (Giizel delikanli) Cmiid: Sipahan (Askerler) Cmûn: 1 Dînîtî (Dehhk). 2 Dîn (DeU) Cir'e: Qurt (Yudum) Cirm: Guneh (Şuç) CibîIIet: Nejad û kok (Soy) Cihannuma: Nîşandayoxê dinê (Diinyayi gösteren) Cîhanpenali: Kesê ku dmya pişta xwe pê girê di de (Diinyanm giivendigi kimse) Cîhat: Piranîya «Cîhet»e yanî Rohelat, Roava, Bakur û Ba§ur («Cihet»in çogulu, yani Dogu, Bati, Kuzey ve Giiney
Cîlwa: Rohnî (Aydinlik) Coş: Keldaym (Kaynamak, coşraak)

Cunbeş: Pêldaym, hejîn (Dalgalanmak ( sallanraak) Cuz': Perçe (Parça) Cûbar, Cûyebar: Newal (Dere) Cûdî: Çîyayê ku geraîya Niih h serê rawestîye (Nuh'un geraisinin durdugu dag)

501

ç
Çaha zîqenc: Çalıka navbera leve jerîn û çene (Alt du¬ dakla çene arasmdaki çukur) Çak: Dırandî (YırtUı) Çalak: Bı sıvıkî, bı lez (Çabucak) Çapıkherekat: Kese ku bı lez tev di gere (Çe'vik davranan) Çarane: Tewırekî cUe cengebûye (Bir savaş elbisesiydi) Çareebrû: Bırûreş (Karakaşh) Çaraperdaz: Dîtoxe çare û havUe (Çare bulan) Ça^mîgî^, çeşnîgîr: Çekıroxe kefx'weşîye û henge (Eğlen¬ ce düzenUyen) Çavvûş: Peşleşger (öncü askerler) Çeng: 1 Enîşk (Dirsek). 2 Nîve Kulme (Avucun ya¬
rısı). 3
Tevv^ırekî saz (Bir saz).

Çengî: Sazvane saza çeng (Çeng sazmın çalgıcısı) Çerxe: Bı çenxe, bı bûre (Seğirt, geç) Çest û çalak: Bı lez û çelengî (Çevikçe, çabucak) Ç«şm: Çav (Göz) Ç«şn: Heng (Eğlence) Çdlexane: Cîye ku peresdar teda peresti di km (AbiÜerin
ibadet ettikleri yer)

Çırb: Xureken rûnî (Yağh yemekler) Çıvîyayi: Xuz (Yamuk) Çîhar erkan: Her çar goşe, yani Rohelata bakurî, Roavaya bakurî, Rohelata başurî, Roavaya başurî (Dört yön, yani Kuzeydoğu, Kuzeybatı, Güneydoğu, Güneybatı) Çîhanm: E çaran (Dördüncü) Çîn: Xûz (Yamuk) Çîn çîn: Xelek xelek (Halka halka) Çu: tu (Hiç)

502

D

Nav ii deng (Şöhret). Dafîe: Hêza tehradaymê (îtici guç) Da henstî: Bi hevdiira da ket (Birlikte dii§tu) Dair: Gêrbiiyî (Yuvarlanan) Daîrebend: Qora govendê ya gUor (Halka gibi halay safi) Daiye: Semed (Sebep) Dalalê nutleq: Avarêtîya yekcarî (Mutlak sapiklik) Dam: 1 DavUc (Fak). 2 Heywanên kedî (Evcil hayvanlar) Damad: 1 Zava (Damat). 2 Daman: Daw (Etek)
DUan (Dugiin)

Da': Jan (Hastahk) Dad: 1 Edalet (Adalet). 2

Dane:

1

Tene (Tane). 2

Tamikê nava davikê (Fakm

içindeki yem) Damş: Şêwr (Danişma)

Darii: Derman (Ilaç)
Dasitan: Çîroka kevne (Destan) Da'wet: 1 Dua (Dua). 2 DUan (Diigun). Dawer: Xwedê (Allah) Dawidî: Kesên h ser dînê Dawid Pêxember (Hz. Davud'un
dinine mensup olanlar Dayîn: Daye (Dadi) Debiq: Dermanekî rengkesk (Yeşil renkli bir koku) Debîr: Nivîsvan (Yazici, .sekreter)

Debr: Idarekirm (Yönetmek) Ded: Hejrwanên kiivî (Vah§î hajrvanlar) Def': Vegerandm, qewirandm (savmak ) Defain: Piranîya (Defîne»ye («Define»nin çoguludur) Dehan: Dev (Agiz)

503

Dehqan: 1 Axa (Ağa). 2 Baxvan, cotkar (Bahçıvan, çiftçi) Dexel: Ne safî (Kalp, safi olmayan) Delawer: Merxas (Yiğit) DeUal: Bangkırox (Çağırıcı) Delle: Tol (Fahişe) Del'vv: Bmca SatUe jı 12 bırcen roje (Güneşin Kova Burcu) Dem: 1 Zeman (Zaman). 2 X'wîn (Kan) Dem': Hıstır (Gözyaşı) Dembeste: Kese ku bı zehmet helma xvve di de û di sıtîne (Zor soluyan kimse) Demgeş: Kese bı hesan helma xwe di de û di sıtîne (Kolay soluyan kimse) Demsaz: Heval Arkadaş) Derb: 1 Lexıstm (Dövmek). 2 Çapkırma du-avan (Para basmak) Dere: Daxılkırın (Dahil etmek) Derdenak: Bı derd (DertU) Derxur: Xurek (Yiyecek) Derice: Deriye bıçûk (Küçük kapı) Dermende: Nexweş (Hasta) Dermeyan: Di navda (İçinde) Derr: Zırar, dıj (Zarar, karşıt) Derre: He-vvî (Kuma) Derrende: Heywane çırînok (Yui^ıcı hayvan) Dervvaze: Derî (Kapı) Dew': Tîrej, ronahî (İşm, ışık)
Devva: Derman (îlâç)

Dewab: Heywanm (Hajrvanlar) Dewende: Beza (Çok koşan) Dewhe: Dara mezm (Büjük ağaç) De\vre hal: Wergerîn û guhartma hal (HaUn dönüşmesi) De\vwar: Gerbûyî (Yuvarlanan) Deyyar: Mırov, kes (însan, şahıs)

504

Dêrê ezreq: Dêra heşîn, asîman (Mavi kiUse, gök) Dêrin: Kevn (eski) Di bestin: Girê di dan (Baglarlardi) Dilaram: Hêsayîya dil (Göniil rahathgi) Dildade: Evîndar, yar (Seven, sevgiU)
DUdar: Yar (SevgiU) Dildaş: Hevalê dU (GöniU arkada§i)

Dilefroz, Dilefriiz: Rohnîkiroxê dU (Gönlii aydmlatan) Dilfikar, DUefkar: Dil bi tirs (Ûrkek göniillu) Ddxwah: Daxwaza dil (GöniU dilegi) DUkuşa: Vekiroxê dU (Göniil açiei) Dilnewaz: Geşkiroxê dil (Gönlii canlandiran, şenlendireni Di nmna: Di xuya (Göriiniirdii) Dirc: Qalika mirarîyan (înci kabugu) Dîfoa: Hevrî§un (îpek) Dîdar: Xuyajrî, rii (Göriiniiş, jdiz) Dîde: Çav (Göz) Dîdeheyran: Ê ku mirov li çavên wî heyran di mîne (Göziine hayran olunan) Dîgergiin: Bi tewirekî dm (Bambaşka) Dîmax: Mejî (Bejdn) Dimai: Xwînî (Kanli) Dîmen: Erdê bejî (Susuz toprak) Dînar: Diravê zêrîn (Altm para) Dîrayet: Bîrbmn (Diişiince) D'îsa: Di îsa, di bmsî Parlardi) Diwan: 1 Civata mezinan (Biijaiklerin raeclisi). 2 Pirtiika §ê'ran (Şiir kitabi) Dîyar: Jor (Yukari, zirve) Dîyarî: 1 Xuyayî (Göziiken). 2 Hedîye (Armagan). Dîzdar: Dergevanê girtîxanê, yan kelê (Hapishane ya da kale kapicisi) Doxîteçeşm: Çavkeç, ê ku çavêd wî wek ên keçanm (Kiz gözlii, gözleri kizlarm göziine benzeyan kimse)

jüksek dere¬ celi kimseler) Ebes: Tewş (Faydasız) Ebîd: Koleyan (Köleler) Ebleh: Ehmeq (Ahmak) Ebr: Hewr. Durr: Mırarî (încî) Durrâ Xeltan: Mırarîyen tevîhev. e-vvr (Bulut) Ebyat: Rezen şe'ran (ŞUrin beyitleri) Ecanıb: Kesen xerîb (YabancUar) Ecnas: Tewırm (Cinsler. asîmanan (Karışık inci¬ ler. bılmd (Büyük kimseler. Durdane: Teneyen mırarîyan (İnci taneleri) Dnre nîsare: Mırarîyen ku h sere büke ten reşandm (Cîelinin basma dökülen inciler) Duta: Duqat (îki büklüm) Dûd: Dû (Duman) Dûdeman: Nejad (Soy) Dûrebîn: Kese dûrdîtox (Uzağı gören) Dûşîn: Şeva çûyî (Dün gece) Dûşîze: Keça bakire (Bakire kız) E Ealî: Kesen mezm. gökler) Durd: Tılp (Tortu) Durdan.505 Dozex: Doj (Chennem) Dııxan: Dû (Duman) Ihucmeya Sıkender: Radara Eskendere Romî (Büjük İs¬ kender'in radarı) Duxter: Keç (Kız) Dur. çeşitler) Ecûz: Pîrejm (Kocakarı) Ed bı km: Bı hesıbînm (Saymız) Edanî: Pıranîya «Edna»ye («Edna»nm çoğulu) .

a bi namiis (Temiz. pariztibûn (Esirgemişlerdi) Ehlê nezer: Kesên zana. yan jma paqij. diişunce adamlari) Ehmer: Sor (Kirmizi) Ehya: Zmdîyan (Canlilar) Exder: Kesk (Ye§il) Exlat: Hebiiyên ku ji imsuran çê di bm (Ögelerden yaratUan varliklar) Exnam: Pezin (Koyunlar) Exter: Sitêr (YUdiz) Eqanb: Xizmin (Hisimlar) Eqd: 1 Marbirîn (Nikah kiymak). beranber (Denk. 3 Girêdan (Baglamak).506 Edawet: Neyarî (Diişmanlik) Edem: Tunneyî (Yokluk) Edîb: Bêjevan (Eldebiyatçi) Edîl: Hevta. 2 DUan (Diigiin). karşi karşiya) Edîm: Tunne (Yok olan) Edl: Dad (Adalet) Edn: Navê bihuştêkîye (Bir cennet adidir) Edna: Kesê nizimtir (En alçak kimse) Edû: Neyar (Diişman) Ef'al: Piranîya «Fî'I»e («Ful»in çogulu) Efîfe: Keç. 2 Kulah (Taç) Evişandibûn: Di destê xweda hîştibiin. başlik) Eqdam: Lmgm (Ayaklar) Eqrebut-teriqe: Rêya nêzîktir (En yakm yol) . 4 Bi benvekirma morîyan (Boncuklan iphge takmak). bîrbir (Bilginler. xemgîn (Ûzgiin). 5 Diravên ku dema xwestma biikê Ji raala bavê wêra tê dajan (Kiz istenirken bab^sigile verilen paralar. namusîu kiz ya da kadm) Eflak: Piranîya «Felek»e («Felek»in çogulu) Efriiz: Rohnî (Aydmlik) Efser: 1 Meliil.

ax. Elîm: Pır zana (Çok biIgiU) Elîmeqam: RıtbebUınd (Yüksek rütbeU) Elqîsse: Kurta gotme (Sözün kısası) Eltaf: Qencîyan (îyiUkler) Eltef : Naziktir. 2 Al (Bayrak) Elettevvalî: Lı pey hevdû (Peş peşe) ELPaz: Gotmm (Sözler. nermtır (En nazik. sözcükler) Elhal: Nuha (Şimdi) Elîlıîmem: Hîmmetbılmd (Yüksek himmetli) Eîîl: Nexweş (Hasta). en yumuşak) Elwan: Rengm (Renkler) E'mal: Karın (İşler) Emced: Pır bı şan (Çok şanh) Emda: Qesden (Kasten) Emeldar: Karker (İşçi) Emîr: Mîr (Bey) Emr: 1 Ferman (Emir). yan nejmıkeda di xuye (Yansuna) E'la: BUmdtır (En yüksek) EIaîq: Ben û rehen ku mırov bı jîneve gire di dm (İnsanı hayata bağhyan bağlar) Elef: Pût (Hayvan yiyeceği) Elem: 1 Eş (Ağn). eskiden dört oldukları ve hayatm . agur û hewa («Unsur»un çoğuludur. Evm: Av. 2 Kar (îş) Emsîle: Wekokm (Örnekler) Enadıl: Te'mrekî bUbU (Bir çeşit bülbül) EnamU: SertUîkm «Parmak uçları) Enasır: Pıranîya «Unsur»e ku berâ di hatm gotm çann û jîn jı wan çe bûye.50T Eq'wam: Qe'wınan (Ka'vimler) Ekber: Mezıntır (En büyük) Ekrad: Pıranîya «Kurd»e («Kürd»ün çoğulu) Eks: Ronahîya tışte ku di ave.

wek reng (Kendi başma varhgmi göstereraiyen. ber (En) Esabi': Tilîne (Parraaklar) Esaxir: Biçiikm (Kuçiikler) Esbab: Ti§tên lazim (GerekU §eyler) Esmar: Fîkîjon (Meyveler) . Şunlardir: Su. ateş ve hava) Enbaz: Heval (Arkada§) Enbiya: Pêxembenn (Peygamberler) Encam: Dawî (Sonuç) Encim: Sitênn (YUdizlar) Encunen: Civat (Komite) EngÛLr: Tirî (Ûzum) Elnhar: Çemm (Nehirler) Enin: Nalîn (Inleme) Enis: Hogir (Munis) Enwa': Tewirm (Çe§itler) Enwar: Piranîya «Enver»e («Enver»in çogulu) Enwer: Pif rohnî (Çok i§ikh) Er: Eger (Eger) ErazU: Piranîya «RezU»e («ReziI»in çogulu) Erbab: Xwedîyan (Sahipler) Erbein: ÇU (Kirk) Er'er: Darelcîye. bi tirkî Jêra di bêjm (Ardiç) Erez: Çemê Erez (Aras Nehri). renk gibi) 1 Erxewan: KuIUka hmarê (Nar çiçegi) Enstetalis: Zanayê Yunanî Arîsto (Yunanli bilgin Aristo) Erş: Text (Taht) Eriis: Biik (Gelm) Erz: 1 Nî§andan (Göstermek) 2 Fereja.508 bunlardan meydana geldigi söylenirdi. 2 Ti§tê ku ni kare bi serê xwe hebiina xwe nî§an bi de. bu hususta cevhere muhtaç olan. toprak. di vê yekêda mihtacê cewhere.

iyiUk] Etfal: Zarûkm (Çocuklar) Etrab: Keçen hevsaled kuran (DelikanlUara yaşıt kızlar) Ewam: Xelk (Halk) E'vvan: Alîkarm (Yardımcılar) Ewbaş: Du xorten bı hevdûra (Beraber olan iki deUkanh) Ewc: Tewre jor (Zirve) Ewran: Hevvran (Bulutlar) Eyax: Em raste mana ve pirse ne hatm (Bu kelimenin mânasını bulamadık) E'yan: Kesen gıregır (llerigelenler) Eyan: 1 Dîtm (Görmek). 2 Xuyayî (Görünen) Eyanî: 1 Eşkerayî (Açıkça) 2 Vata (Üstü açık. tüsüz) ör¬ Eyn: Çav (Göz) Eyş: Jîna bı kefxweşî (Mutlu yaşamak) Eyyam: Rojm (Günler) Ezaım: Nıvıştm (Muskalar) Ezazıl: Şeyten (Şeji.an) Ezdad: Tışten dıje hevdû (Bir birine karşı. qencî (Vermek. zıt şeyler) Ezfer: Kîske bm çena xezalan ku misk tedaye (Ceylânla¬ rm çeneleri altmdaki misk kesesi Ezhar: Kulîlkm (Çiçekler) Ezman: Zıman (Dil) Ezra: Keça bakire (Bakire kız) .509 Esnaf: Tewır tewır (Çeşit çeşit) Esr: Sedsal (YüzyU) Estar: Perdeyın (Perdeler) Eş'ar: Şe'rm (ŞUrler) Eşbah: C^mm (Cisimler) Eşk: Hıstır (Gözyaşı) Eta: Dayın.

yanî evîna ku te di keve nava dU (Bir yere giren bu nesne. AUah) Fezaîi: Karen baş (İyi işler) Fezîhet: Eşkerakırma ne h gorî daxwaze (Arzuya aykırı olan açıklama) Fdk: Gemî (Gemi) Fılorî: Paqıj. çekinmek) Fırûz: Rohnî. rastın (Gerçekten. 2 Xwest (Diledi) Vek ketm: Kom bûn. vekışîn (Korkmak. ışıklı) Tebîet (Tabiat) Sisti (GevşekUk) Fızûl: 1 Tewş (Faydasız). Xwede (Fejiz yağdıran. hep birUkte) Füheqîqe: Bı rastî. gîhane nevdû (ToplandUar). 2 Be ar (Arsız) Fîlcımle: Hemî. Feyrûz: Renge heşîn (Ma'vi renk) Feyyaz: Barandoxe feyze. yani gönlün içine giren aşk) . bı carekî (Hepsi. safî (Temiz.511 Fettan: Fesad. bı fitne (Müfsit. fitneci) Fewware: Pet (Alev) Feyroz. bı şewq (Aydm. gerçek) Fuad: DU (Kalp) Fıkr: Fıroz. alîkarîya vı^î bı kî (Ona yar¬ dım edersen. Fıtret: Fıtûr: Ve: Paşda. bı şunda (Geriye) Vensand: Ve kır (Çözdü) Ve: 1 Ev (Şu). onu desteklersen) Vîhalî: Vî tışte ku te di keve şûnekî. Vekra: Bı hevdûra. safi) Fdûs: Manqırm (Mangırlar) Tırs. dıgel hevdû (Beraberce) Vera bı gıri: Tu pera ra gırî.

Guzîn: Bijare (Seçkin) Giin: Reng (Renk) . geçirdiler) Gêsii: Kezî (Saç örgusii) Gil: Harî (Çamur) Girdevvarî: Berhevkirî. zeman (An. derbazbiin (Dolaşmak. 2 Gav. peyv (Konuşma) Guherguharan: Guhargewheran (Cevher kupeliler) Gulab: Gulav (Gul suyn) Gulben: Şaxa gulê (Guî dali) Gulgiin: Gulreng (Giiî rengi) Gulqend: Ava şekirê Qend (Kant şekerinin şerbeti) Gulnar: Ava kuUîka hmarê (Nar çiçeginin şerbeti) Gulpîrehen: Kesê ku kirasê wî wek guîêye (Gömlegi glil gibi olan) Gum kir: Winda kir (kaybetti) Gumrah: Avarê (Sapik) Guweşt: Tewirekî qaydê sitiranêye (Bir şarki makami) Guzaf : Gotmên tewş (Bo§ sözler) Guzer: Ger. derbazkmn (Çevirdiler. zaraan) Gaze-gaz: Qîre-qîr (Bagiri§ma) Geda: Kole. geçmek) Guzîde.bl2 G Gah: 1 Carna (Bazi bazi). Gencîne: Xizne (Hazine) Geşt: Ger (Seyahat) Geştî: Gremî (Gtemi) Grewherî: Gewherfiroş (Cevher saticisi) Gêrane: Gerandm. dUenci) Genc. di pejavîn (Konu§urIardi) Goşwar: Guhar (Kiipe) Goyîa: Teyrekîye bi şev di qîre (Gece bagiran bir kuş) Guftar: Gotm. civandî (Derlenmiş) Girdîgar: Xwedê (Allah) Go§: Goh (Kulak) Goyende: di bûn: Di gotin. parsek (Köle.

maksat aşktır) Hale: Seywana dora hîve (Aym etrafındaki hale) Hamî: Parezdar (Himaye eden) Haris: Cotkar (Çiftçi) Herr: Germ (Sıcak) Hasıl: 1 Tışte ku bı dest di keve (Elde edilen). 2 Cîhe mzuntir (En alçak yer) Hedîqe: Bax (Bahçe) Heqaîq: Rastiyan (Gerçekler) Heqqa: Bı rastî (Gerçekten) Hekim: Pm zana (Çok bügUi) Hekkak: Nıvîsvane h ser maden. mahir) Hazırûn: Kesen hazır (Hazır olanlar) Hazîme: Heza hezımku'me (Hazmedici güç) Hebîb: Yar (SevgiU) Hecer: 1 Kevır (Taş). başıboş kimse) Haldmane: Mîr anî (Beyce) Hala: Tışte ku te di keve nava tıştekî dm. yan kevu: (Maden ya da taşa yazı yazan) F. dergevan (Nöbetçi.513 H Hacıb: Pajrvan. kapıcı) Hacız: Navbır (îki şeyin araşma giren) Hadis: Nûçe (Sonradan olan) Hadî: Kese ku mırov tine reya durust (însam doğru yola getiren) Haîl: Navbır (îki şejin arasına giren) Haîm: Wmdabûyî. beredayî (Kaybolan. 2 Kurta gotme (Sözün kısası) Hazıq: Hunermend (Mutahassıs. : 33 . 2 Kevure Reş ku di dîwar§ Mala Xwede'daye (Hacer-Esved) Hecle: Bermal (Oda) Hedîd: 1 Hesm (Demir). mexsed evîne (Bir şeyin içine giren.

tim (Her zaman) Hemzad: Hevalê xwannê (Yemek arkadagi) Henzeî: Fîkîyekî wek zebeşêye. di sewîyekîda (Bir seviyede.514 Helahil: Kuştox (Ölduriicu) Helawet: Şêrînî (Tatlihk) HeU: Pişkaftm (Çözmek) Hellal: Pişkaftox (Çözen) Helwela: Gotma «LahewIe wela («LahevIe» demek) quwwete îUa bUlah» Heîlê sîmab: Avzîva helandî (Eritilmiş giimiiş suyii. hevta (Denk) Hemser: Heval (Arkadaş) Hemware: Her gav. bira ii xuşk (Kardeş) Hemdem: Heval (Arkadaş) Hemefser: Hevaîê KiUah (Taç arkada§i) Hemel: Birca Beran ji 12 bircên rojê (Giineşin Koç Burcu) Hemişe: Tim (Her zaman) Heitn. yaldiz) Heînaxîiş: Hembêzî (Kucaklaşan) Hemaşjyan: Hevalê hêlînê (Yuva arkadaşi) Hembîze: Hevaîê zik. lê biçiike û pir tale (Ebiicehil Karpuzu) Her çend: Ger çiqas (Gerçi) .liai: Havaîê hal ii razan (Hal ve sir arkadaşi) Hemxehvetî: Hevaîê xelwetê (Haîvet arkadaşi) Memxwsihei Hevaîê razanê (Uyku arkadaşi) Hemqal: Hevalê peyvê (Konuşma arkadaşi) Hemqedem: Hevaîê îmg. eşit) Hemkase: Hevaîê vexwarmê (Içki arkadaşi) Heial: Helgirtm (Yiiklenmek) Hemîîqa: Hevalê dîtmê (Göriişme arkadaşi) Hej]an!. hevrê (Yoldaş) Hemraz: Hevalê razan (Sir arkadaşi) Hemseng: Beranber.şîii: Hevalê rûniştmê (Oturma arkadaşi) Heinrah: Hevaîê rê.

îsmaU Hücresi) Hmd: Hmekî (Biraz) Hinde: Ev qas (Bu kadar) Hmdewane: Zebeş (Karpuz) Hmdî: Ev qas ku. wek weşîye (Salkım gibi toplandUar) Herîr: Hevr%ım (İpek) Herzekar: Kotoxe gotmen tewş (Herzeci) Heseb: Nejad (Soy) Hesretzede: Kese ku belaya hesrete bı serîda hatîye. 2 Evîn (Aşk) Hevı^alî: Çarmedor (Çewre) Hey: Zmdî (Canlı) Hey'at: Pıranîya «Hey'et»e («Hey'et»in çoğulu) Hey'et: ŞıkU (ŞekU. Hîcran: Dûrketma evîndar jı yarg (Hicran) fflkmet: Zanin.515 Herfan ne gırm: Şaşbûnan der ne xm (Yanhşhkları açığa vurmasmlar) Henstm: Kom bûn. Heyula: Nejada gerdûng (EvreıUn ilk maddesi) Hezer: Xwe parıztm (Sakmmak) Hezl: Yari (Şaka) Hezret: Pâşedest (Huzur. felsefe) . ne kadar M) Hılûl: Teketma gane laşekî pişti mmme di laşekî dmda (Bir ruhun ölümden sonra bir başka vücuda girmesi) Hınayan: Kîse dıravan (Para kesesi) EUcab: Perde (Perde) Hîcr. çı qas ku (Şu kadar ki. birirUn huzurunda olmak) Hıccet: DeUl (Kanıt) Hıcre: Kunca SunayU Pexember ya lı rex Mala XwedS (Kâbenin yanmdald Hz. biçim) Heyşet: Avayî. be rmrad (Hasretzede) Hesûd: Dexes (Kıskanç) Heşem: Meîyet (Maiyet) Hewa: 1 Hevva (Hava) . şenayî (Meskûn yer) Heyûl. felsefe (BUgi.

malik. ji nejadekî pak (Hanedan) Xasekî: Xulamê navmali (Harem hizmetçisi) Xasê nezer: Nihêrtma xisiisî (Özel baki§) . sessiz kimse) Xaiie: Mal. kaşlar ona benzetiUr) Hîn: Gav (An) Hîraset: Xwe panztm (Kendini sakmmak) Hîrqet: Şewat (Yanmak) Hol: Gog* (Top) Hor. degersiz) Xal: Şana Ii rii (Yuzdeki ben) Xalab: 1 Zorbir (Yenen). birû tên diriibandm bi wê (Hilal.ş: Kesê bê dengê ku na pejdve (Konuşmayan. bê riimet (Topraktan. Hiir: Horîyêd bihuştê (Cennet hurileri) Horî meqliib: Vajîyê ji horîyê (Huriden dönme) Hubb: Evîn (Sevgi) Hubla: Avis (Gebe) Huîslîaîn: Mîran (Beyler) Haimain: Xwedî hîmmet û qencî (Himmet ve iyilik sahibi) Humre: Sor (Kirmizi) Huwel-Heq: Ew heqqe( O haktir) Hût: Birca Masîyê Ji 12 bircên rojê (Guueşin Balik Burcu) X Xadim: Xulam (Hizmetçi) Xaib: Wmdabiiyî (Kayip) Xaqan: Padîşahê Tirkistan'ê (Turkistan Hukiimdan) Xak: Ax (Toprak) Xakîsar: Ji axê. 2 Qey (Gaîiba) Xame: Qelem (Kalem) Xamû. (Ev.516 Hîlal: Hîvik. Hane) Xanezad: Xanedan.

halk). qırş û qal (Çerçöp) Xatem: Gustil (Yüzük) Xawer: Rohelat (Doğu) Xavn: Vala (Boş) Xaz: Renge sor (Kırmızı renk) Xebxeb: GUare bm çene (Çene altı) Xebîr: Haydar (Haberdar) Xebîyye: Veşarî. Xel: Xelq (Halk) Xelaîq: Gelen xelqe (Halk kitleleri) Xelaîq: Gelen xelqe (Halk kitleleri) Xelef : Kur. nepenî (GizU kapaklı) Xebl: Perişan (Perişan) Xebûq: Meya ku şeva çûyî hatîye ve xwarm. û qal (Çerçöp) Xasîyyet: Xısûsîjryet (ÖzelUk) Xaşak: Gerş û gel. AUah) Xvs^ede (Günahları örten. evlât) Xem: Dost (Dost) Xelq: 1 Mırovm (İnsanlar. mexsed evî¬ ne (Dün gece içilen şarap. qırş. maksat aşktır) Xedd: Dem (Yanak) Xedda': Xapînok (Aldatıcı) Xedeng: Tîr (Ok) Xef: Nepenî (GizU) Xeffar: Nuxaftoxe gunehan. 2 Aferandm (Ya¬ ratmak) XeUaq: Aferandox. Xwede (Yaratıcı. pis (Oğul. jı adete der (Harika) Xar û xes: Gerş û gel. 2 Xûz (Yamuk) . AUah) Xem: 1 Derd (Dert).517 Xar: Sıtırî (Diken) Xaretker: Talanker (Yağmacı) Xancîyyet: Derketma jı qanûn û adetan (Kanun ve gele¬ nekten çıkmak) Xarıq: Dırandoxe adete.

dilek) Xeridar: Kirîdar. sejwana dora hîvê (Harman. kêfxweş (Giiliimseyen.518 Xemendîiz: Kesê ku xeman di pîve. 2 Dirandm (Yirtma) Xerqe: Niiqbiijrî (Suya batan) Xermen: Bêder. 2 Nivîsan (Yazi) Xetebend: Perwaza text (Tahtm pervazi) Xeten: Bajarekîbiiye miskê xezalêd wê pir hêjabiiye (Ceylanlarmm miski çok degerU olan bir şehir) Xetîb: Xwazgîn (Diiniir) Xetme: Morkirîye. ajrm çevrestndeki hale) Xerra: Birqok (Parlak) Xerwar: Xerar (Bujöik çuvaJ) Xesîs: Çikîid (Cimri) Xesmane: Neyarî (Diişmanlik) Xet: 1 Cênîg (Şakak). miifsit) Xemnak: Xwedî derd ii xem (Gam ve dert sahibi) Xemr: Mey (Şarap) Xemze: Awir (Gamze) Xenc: Naz (Naz) Xendan: Bi ken. kîn (Garez. cilveli) Xerbet: Şerbet (Şerbet) Xerçeng: Birca Kevjalê ji 12 bircên rojê (Giineşin Yengeç burcu) Xerez: 1 Rik. 2 Daxwaz (Arzu. di civîne (Gamlan ölçen. toplayan) Xemguzîn: Bijartoxê xeman (Gamlan seçen) Xemmaz: Pejwgerîn. kin). sevinçU olan) Xenî: Dewlemend (Zengin) Xennas: Şejrtên (gejrtan) Xeraman: Bi naz îi delalî (Nazli. fesad (Dedikoducu. hatîye morkirm (Onaylanmigtir) . kirînox (Alici) Xerîq: Nûqbûyî (Suya batan) Xerq 1 Niiqbiin (Suya batma).

şiş) Xıtût: Xezm (Çizgiler) Xızam: Kulükekîye (Bir çiçektir) Xızm: Mırove h peş (Yakm akraba. hısım) Xîda: Bakût (Gıda) Xîlafe mu'tad: Jı adete der (Mutat hilafı) Xîlman: Zarûken bıhuşte (Cennet çocukları) Xîred: AqU (AkU) Xokerdeye îşqe: En ku xwe kmbûn evîne (Kendilerini aş¬ ka atanlar) Xudreste: Kese ku be mamosta. gazel) Xezenfer: Şer (Arslan) Xerexwah: Xerxwaz (Hayırhah. xwe bı xwe ^aye (öğ¬ retmensiz olarak kendi kendine yetişen kimse) Xuld: Bıhuşt (Cennet) . şiş (Değnek.519 Xetsîyah: Keça ku bıska ser cînîga we reşe (Şakağmdaki zülüf siyah olan kız) Xettat: Nıvîsvan (Yazıcı) Xewadmı: Xulamın (Hizmetçiler) Xevv'as: Kesen gıregır. çöp. iyi kalpU) XıdTewat: Sebzeym (Sebzeler) Xdqet: Aferin (YaradUış) Xı§t: Sıvık. h peş (îlerigelen kimseler) Xewatîn: Pıranîya «Xatûn»e («Hatun»n çoğulu) Xewf: Tu-s (Korku) Xewr: Kuran (DerinUk) Xeyb: Tışt û cîhe nexuyayî (Görünmeyen şey ve yer) Xeyl: Hesp (At) Xeyme: Kon (Çadır) Xeyre ıneqdem: Tu bı xer hatî (Hoş geldin) Xeyşûm: Fırnık (Geıız) Xeyûr: Kese bı xîret (HamiyetU kimse) Xez: Qumaşekî hevrîşmîne (Bir ipekU kumaş) Xezel: Tewırekî şe're (Bir şiir çeşidi.

pmdik (Gonca giil) Xundekar: Padîşah (Padişah) Xundm: Bangkirm (Çagirmak. davet etmek) Xur: Xwarin (Yemek) Xurfe: Bermal (Oda) Xuroş: Keldaym û rijîna bi ser firaqêda (Kaynayip ta§ma) Xurrem: Şad. 2 Sifre (Sofra) Xwanende: Sitiranbêj. dUgeş (SevinçU) Xursend: Sitandoxê xwarmê ii bakiit (Gida alan) Xurşîd: RoJ (Giineş) Xurîic: Derketma Ji qanûn ii adetan (Kanun ve gelenekten çikmak) Xusr: Zirar (Zarar) Xusse: Keder. sor (Kirmizi renk) Xunçe: Gula ne pi§kifî. dengbêj (Şarkici) Xwanê kase: Vexwaxma ji kasa meyê (Şarap kadehindeiî içmek) Xwemal: Malxoyê maJê (Evin sahibi. aUe reiai) Xweşxîlqet: Rmdaferîn (Giizel yaratihşli) . ebedîyet) Xunun: Kupê meyê ê mezm (Biiyiik şarap fiçisi) Xumrî: Rengê xumrî. xem (Keder. gam) Xusserevîn: Revînokê xeman (Gamlari dagitan) Xiil: Pîrhevok (Cadi) Xûşe: Weşî (Salkun) XWab: Xew (Uyku) Xwan: 1 Xwann (Yemek).520 Xull: Zmcîrê ku li dest ii Imgêd girtîyan tê girêdan (Piranga) XuUux: CUê hevr^mînê tenik (Ince ipek elbise) Xulûid: Zindîbîina timmî (Ebedî hayat.

2 Alîkarî (Yar¬ dım) İneb: Tmî (Üzüm) İntizar: Repan (Beklemek. sözcük) îbda': Aferandma bı awakî xweş (Güzelce yaratmak) İbn: Kur. erkek çocuğu) Icab: Bersîv (Cevap) icabet: Qebûlkırma xundme (Çağnyı kabul etmek) îdbar: Bextreşî. yol gözlemek) inzal: Daxıstm. rehtm (İndirmek. bahsızlık) lftîraq: Dûrketma jı yare (Yardan uzak kalmak) îhsan: Qencî (îyiUk) îhtîraz: X'vve parıztm (Kendini sakınmak) îxfa': Veşartm (Gizlemek) îxtîlat: Tekili (Karışmak.521 İbaret: Pejrvr. peyvekî (Söz. icab) İkrah: Zorkırm (Zorlama) Iksîr: Maddekî kîmye'vvîye. dökmek) İrfan: Zanîn (Bilgi) . 2 Text (Taht) İmareya nîgare: Texte Sıtîye (Sıti'nin tahtı) İmkan: Hebûne ne zerûrî (Zorunlu olmayan varlık) İnayet: 1 Baldaym (Dikkat etmek). pis (Oğul. bı we zer. be talû (TaUhsizUk. îcab (Gerek. 2 Nexvı^eşî (Hastalık) îma: işaret (İşaret) İmaret: 1 Avayî (Bina). jı madenen tm te cîhekırm (Altını diğer madenlerden ayıran kimyasal bir madde) l'la: Bılmdkırın (Yükseltme) î'Iam: Eşkerakırm (Açıklamak) ÎUe. ÎUet: 1 Semed (Neden). ihtilât) îqbal: Peşende (Gelecek zaman) lqtîza: X'westın.

zeîf (Etsiz. di bêjm qey ku (Öyle saniyorlar ki) . buyukluk). zajnf). rastbiin (Normal yere gelmek) î'tîkaf : Perestîya di mizgeftêda (Camideki ibadet) îtrê şahî: Dermanê bêhnxweşê wek ê padî§ahan (Padişahlarinki gibi giizel kokular) îttîhad: Yekiti (BirUk) îttîsal: Hevdîtm. mezmî (Heybet. Jar: 1 Bê go§t.522 îrfanteleb: Kesê ku daxwaza naskirmê di ke (Tanimak istiyen) î'raz: Zivirîna ber (Yuz çevirraek) îsxa: Gohdarî (Dinlemek) îsm: Nav (Ad) îstebreq: Tewirekî qumaşê hevrîşmîn (Bir ipekli kumaş) îslîtaet: Hêz (Guç) îstîwa: Nîvê asîman (Gök ortasi) îşqebazî: Evîn (A§k) îşret: Heng (Eglence) îşretabad: Ava ii ge§ê bi hengê (Eglenceyle şenlenen. belav bi ke (Ajnrsm. gîhana cem hevdii (Kavuşmak) îz'an: Qebiilkinna rastîyê (Dogrujm kabul etmek) îzar: 1 Cênîg (Şakak). 2 Pêştemal (Peştemal) îzhar: Eşkerakirm (Açiklamak) îzlet: Mayma bi tenê (Yalniz kalmak) îzz: Heybet. 2 Reben (Zavalh) Jêkve: Ji hevdii (Bir birinden) Jêkra bi ketm: Ji hevdû bi qetîne. dagitsm) Ji wan weye ku: Ji wan wisaye ku. canlanan) îştiyaq: DUbiJokî (Arzulamak) îtab: Gazm (Sitem) î'lîdal: Hatma cîhê adetî.

söyleme) Qalıb: 1 Qalık (Kabuk). 2 Sîng (Göğüs) Qehhar: Pu. 2 Laş (Vücut) Qam': Beskır (Yetinen. pejrv (Konuşma. AUah) Qena': Dergevane kele (Kale kapıcısı) Qella§: Bı dek (Kurnaz) Qelem ket: Bı bire.523 Q Qabîlun-ııar: Mısteheqe ağır (Ateşe müstahak olan) Qaıl: Gotox (Söyleyen) Qaîm: 1 Kese ku hebûna wî bı 'vvîye. AUah). Xwede (Güçlü. kanaat getiren) Qani: Pır sor (Çok kırmızı) Qanûn: 1 Yasa (Yasa). X'wede (Kendi ken¬ dine var olan. 2 Nave sazekî (Bir saz adı) Qarûr.bı xışım. Xvvede (Kahredici. Allah) Qefes: 1 Qefesa heywanan (Hayvan kafesi). 2 Çuîsk (Kıvılcım) Qedd: Bejn (Boy) Qedem: Lmg (Ayak) Qedîd: Goşte zıwa (Kuru et) Qedîm: 1 Kese ku jı bereya bereve heye. Xwede (Eskidenberi var olan. vmek (Yalancı) Qebd: Tewırekî sekme (Bir çeşit şeker) . Qarûre: Şûşe (Şişe) Qasır: Kurt (Kısa) Qebaîîı: Gmıehm (Günahlar. bı hez. AUah) . 2 Tışte kevne (Eski şey) Qedîr: Xurt.2 Lı ser Imgan (Ayakta) Qal: Gotm. je ke (Keser) Qenbel: AU çepe (Sol taraf) Qemer: Hîv (Ay) Qems!: Derewçîn. kabahatlar) Qebaîl: Qebîleyan (Kabileler) Qebes: 1 Kozır (Köz).

mecarf anlamda yazisiz bakir için kuUanUmaş) Qişt: ZUfa biçiik (iiçiik ziUiif) Qîlade: Gerdenî (Kolye) . tehmdan (îtelemek. çiban) Qerîb: Nêzîk (Yakm) Qerîn: Hevalê pê§ (Yakm arkadaş) Qerz: Dejm (Ödunç) Qeseb: Bendikêd kumên jman (Kadm feslerinin kaytanlari) Qet'a: Ji bm (Asla) Qetal: Kuştî (ÖlduriUmu§) Qetre: DUop (Damla) Qettal: Mêrkuj (Kaatil) Qewl: (îotm. 2 Tunnekirm (Imha etmek). bi mana mecazî Ji paxirê sayara hatiye gotm (Kagit. dövmek) Qerh: Kul (Yara. Mecniin (Leyla'nm aşigi. Mecmm) Qeyseri: Siik. pazar) Qeza: 1 Kirma nimêjê piştî derbazbiina wextê (Vakit geçtikten sonra namai kUmak). wek ku §ekir xwanbm şêrînm (Şeker yemişler gibi sözleri tatli olanlar) Qentar: Weznekîye (Bir tarti) Qer': Lê xistm. bazar (Çarşi.524 Qendexayan: Ên ku pejrvêd wan. riipel. Qedaya: Piranîya »Qezîyye»ye («Qezzîj^e»nin çogulu) Qezlyye: Mesele (Problem) Qmar: Çengelê ku go§t pêvê tê daleqandm (Etin asUdigi kanca) Qirtasîye: Kaxiz. 3 Qeder (Kader). Qedandma kare (îş bitirme) Qezaya. pej^ (Söz) Qews: Kevan (Yay) Qewwel Qeşmer (Komik adam) Qeys: Evîndarê Leylê. sayfa.

zar) Kabin: Te'vvırekî perûya bûkeye (Gelinin bir hediyesidir) Kala: Mal û mUk (Mal-miUk) Kam: Mır ad.525 Qînwan: Weşî (Salkım) Qiran: Beranber (Yan yana) Qîrat: Weznekîye (Bir ölçü) Qîtar: Rezıka devan (Deve dizisi) Qîwam: Hez (Güç) Qubbe: Kümbet. yakm olmak) Quwaye heywan: Heza jîne (Hayat gücü) K Ka'betullah: Mala X'wede (AUahm Kâbesi) KaTıeyn: Herdu kap. bı qusûr (Kem kişi. daxwaz (Murad. türbenleri. verdiği yorgunluk) Kelam: Pejrv (Konuşma) Kelat: Keleyan (Kaleleri Kelim: Musa Pexember (Hz. mecazî anlamda gök için kuUanUır) Qulûb: DUm (Kalpler) Oolûbemen Iehnl-qelb: Dilen kesed wxedî dU (Gönül sahip¬ lerinin gönülleri) Onlzem: Behr (Deniz) Qurb: Nezîkî (Yakınlık. kofrxwaran (Eğri taçIUar. eğri olanlar) Kecrû: Bı ser rûra xwar (Yüzün üstüne eğmek) Kefaet: Hevtayî (Denk olmaJt) Kelal: Westandm (Yormak. bı mecazî jı asûnanra te gotm (Kubbe. zar (îki aşUt. dilek) Kameram: Bextewerî (Muüuluk) Karesazî: Sazkırm û meşandma kar (İşin jürütülmesi) Karîgen: Gerdûn (Evren) Kas: Kem. kusurlu) Kase: Qedeha meye (îgki kadehi) Kazıb: Dere-vvîn (Yalancı) Kebk: Kew (Keklik) Keckulahan: Kulahxviraran. Musa) .

Kêbir: Sertîr (Ok ucu) Kezm: Daqurtandm (Yutmak) Kêfxweşî (Keyif) Kêj: Keç (Kiz) Kêwan: Sitêra Zuhel (Saturn jmldizi) Kilan: Hejandm (Salladilar) Kmiiz: Xiznan (Hazineler) Kurdar: Kurm (FiU) Kirdebengî: Bengîbiiyî. 2 Keyber. Kemalat: Gîhana bUmdîyê (Kemale ermek. (Bilgi ve hikmet işaretlerini ke§feden kimse) Kfeşwer: Welat (Ûlke) Kewaîb: Keçên memikgUover (Tombul memeli kizlar) Kewkeb: Sitêr (Yildiz) Kewn: Gerdiin (Evren) Kewneyn: Herdu gerdiin (îki evren) Keyfîyet: 1 Çawayî (Keyfiyet). cömert olan) Kerrena: Navê sazekîye (Bir sazm adi) Kesb: Karkirm (Kazanç) Kesîî: Gur (Yogun) Kesret: Pirî (Çokluk) Keşşafê nmûzê hîkmetil-eyn : Kesê ku îşaretê zanîn ii hîkmetan kifş di ke. camêr (lyi.526 Kelte: Kelebiitî (Ojmaşma) Kemal. hesyet (Şeref. bengî (Çilgmlaşmiş) Kîiab: Seym (Köpekler) Kîsre: Pad%ahê Iran'ê (îran Hukiimdari) Kîswet: CU (Elbise) . olgunlaşmak) Kemalê bê kemalî: Temambiina kêmayîyê (KemalsizUgin kemale ermesi) Keaari: Ji qerax (Kenardan) Kenz: Xizne (Hazine) Keramet: Şeref. haysiyet) Kerem: Qencî (îyiUk) Kerîm: Kesê qenc.

mahiyet (îşin içjüzü. 2 Gışt (Tüm) KuMet: Zehmet. be şerm (Küstah) Kuşad: Vekırî (Açık) Küs: Def (Davul) Labıdde: Hemm lazıme (Mutiaka gerekir) Lahût: Nolen paqıj (Tenüz sıfatiar) La'I: Gewherekî sore (Kırmızı bir cevher) Lamekan: Gerdûna asîmanan (Gökler alemi. 3 Kîja (Hangi). mahiyeti) Kurdemfir: Mîren Kurd (Kürt beyleri) Kusan: 1 Çawa(NasU). 2 Qul (DeUk) Knnh: Bme kar. 2 Çawa (NasU). zor (Güçlük) Kon: 1 Bı be. yaşlı) Kul: 1 Rîş (Çıban). 4 Eğer (Eğer) Knhensal: Kevnesal.527 Kitabet: Nıvîsîn (Yazmak) Kîzb: Derew^ (Yalan) Koh: ÇSya (Dağ) Kohî: Çîyayî (Dağh) Koter: Gerdenî (Kolye) Kubra: Mezmtir (En büjük) Kuffar: Kafıran (Gâvurlar) Kufw: Hevta (Deng) Ku: 1 Lı ku (Nerde). pîr (YıUarı köhnemiş. fermana Xwede ku di beje «Bı be» (01. AUahm «01» emri). 2 Çuna (Niçin) Kustax: Çelaq. serbest) Layezal: Xwedg (AUah) Leb: Lev (Dudak) . serbest (Nazlı. mekân dışı) Lareyb: Be guman (Şüphesiz) Laubali: Bı delalî.

AUahi görmek) Lot: Lotik (Ziplama) Lucce: Pêla avê (Su dalgasi) Lutf: Qencî (lyiUk) M Bfediim: Tunne (Yok olan) Ma erefnak: Me te ne nasî (Seni tanimadik) Mafû: Bexşandî (Affedilen) Mah. lêvziwa (Dudagi susuzluktan kuruyan) jLehd: Gor (Mezar) Lehw: Heng (Eglence) îl#hyan: Her du alîyan (îki taraf) Lehze: Gav (an) Leîm: Kesê nejadnizim ii çavbirçî (Alçak soylu ve zugurt kimse) Leîn: Mel'iin (Mel'iin) Lemyezel: Xwedê (AUah) Letîf : Nazik.528 Le'b: Lîztm (Ojmamak) Ijebaîeb: 1 Tijî. 2 Lêv bi lêv (Dudak dudaga) Lebteşne: Lêvtî. Meh: Bîv (Ay) Mahîtab. Mehtab: Tavehîv (Mehtap) l>Iahiid: Kifşe (BiUnen) . bi lêvanra (Agzma kadar dolu). narîn (Nazik) Letîfedan: Kesê ku bi gotmên xweş ii zirav di zane (înceUkleri bilen) Lewleb: Felek (Felek) Leyali: Piranîya «Leyl»e («Leyl»in çogulu) Leyî: Şev (Gece) Lêk: Li hevdii (Bir birine) Liqa: Rasthatm. dîtma Xwedê (KarşUaşmak.

2 Ava (Bajnndır) Manend: Wekî (Gibi) Manî: Ressame Çini e bı nav û deng (Üünlü Çin Ressamı) Ma'ser: Guvaşgeh (Üzümün sıkılıp şırasmm çıkarıldığı yer) Masîke: Heza ku di gire (Tutan güç) Masîwa: Hebûyen jı bil X'wede (Allahtan başka yaratık¬ lar) Maşa: Kese ku di meşe (Yürüyen) Ma'reke: Ceng. 2 Sıtıran (Şarkı söyleme) Mebanî: Çekırm û h hevanîna gotman (Söz söyleme) Mebhût: Hejorî (Şaşkm) Mebnî: Lı ser. mejnldar (Meyleden) Mabcolî: Nex'weşe bı Ser'aye (Sar'alı) Ma'lûl: 1 Nexweş (Hasta). celbedihrUş1er) Mecmer: Bıxûrdan (Buhurdanlık) F. 2 Tışte ku jera delü te anîn (Kanıtlanan) Mamûl: Tışte ku pe te emelkırm (GeçerU olan) Ma'mûr: 1 Dme (Dünya). mücadele) Ma'rez: Temaşegeh (Sergi) Marîfetnak: Kese bı zanîn (Bilgili kimse) Maruf: Naskırî (Tanmmış) Matem: Şîn (Matem) Matemi: Kese şînî (Yaslı kimse) Ma-'vverd: Gulav (Gül sujru) Mazûl: Derketîye jı kar (Azlolunan) Mazûlî: Derketma jı kar (Azlolunmak) Meadm: Pıranîya «Maden»e («Medenin» çoğulu) Meal: Mana (Anlam) Meanî: 1 Pıranîya «Mana»ye («Mana»nın çoğulu). tîkoşîn (Savaş. : 34 . h gorî (Üzerine.529 Maîl: DUbıjok. göre) Meclûbe mehebbeta unasm: Bı evîna mırovnan hatme keşan (Bazı adamlarm sevgisiyle çekilmişler.

bi raya Xwedê (înşallah) Mehabet: Heybet. celbedilmiş) Meddah: Pesmdar (Övucii) Medh: Pesn (Övgii) Medhoş. 2 Xapîyayî (Aldanan) Mexûf : Bi tirs (Korkulu) Mexz: Mejî (Bejdn) . bm ferman (Emir alti) Mehmel: Texterewan (Tahtaravalîi) Mehmîid: PaqiJ. bUmd. mest (Sarhoş. 2 Mera. mest) Mexrûr: 1 Qure (Magrur). Mehza: Sirf (Salt) Mehziiz: Xwedî par (Hisse sahibi) Mexafet: Tirs (Korku) Mexbîin: Xapîyayî (Aldanmiş) Mexdîim: Kesê ku jêra xizmet tê kirm (Hizmet edUen kise) Mexfîir: Nuxaftî (Örtiilen) Mexmer: Firaqa meyê (Şarap kabi) Mexmîir: Serxweş.530 Mecrîih: Birîndar (Yarah) Mecrûr: Kêşayî (Çekilmiş. tutkim) Meger: 1 Ewxu (Meger). bi qedir (Yuce) Mehr: Heqê marbirîna biikê Gelinin rûkah iicreti) Mehpare: Parça hîvê (Ay parçasi) Mehz. mahaU) Mehkiimtt eleyhî: Bm hukum. Medhûş: GêJ (Sersem) Meftûh: Vekirî (Açik) Meftiin: Evîndarê bêhe§ (Meftun. saw (Heybet) Meharet: Hunermendî (Meharet) Mehanm: Kesên malî (Mahremler) Mehbîib: Kesê ku tê evandm (SevUen kimse) Mehcebîn: Enîhîv (Mehtap ahnli) Mehcîir: Terkkirî (Terkedilmiş) Mehd: Dergii§ (Beşik) Mehell: Şûn (Yer.

nazıkî (GüzelUk. Allahın dostlarmm yeri) Megasıd: Pıranîya «Meqsed»e («Maksad»m çoğulu) Meqlûb: 1 Vajî (Tersine dönük). yan kese ku jı mnrov na qete (Melzûm) Memat: Murm (Ölüm) Memlû: Tıjî Dolu) Me'mûl: TıştS ku te hevîku-m (Umulanı Memzûc: Tevîhev.531 Meqalat: Gotmm (Sözler) Meqalîd: Mıftejrm. 2 CUıe Bırahîm Pexember ku h hember Mala Xwedeye (Hz. yanî dırav (Kafaları mest eden dilek. oyunbazlık) Mekşûf : Xuyaji (Görünen) Melabîs: CUm (Elbiseler) Melahet: Rmdî. naziklik) Melaîn: Mel'ûnm (Mel'unlar) Melal: Perîşanı. mecazî anlamda felek çarkma derUr) Meqam: 1 Cîh (Yer). gevşeklik) Melamet: Gazm (Sitem) Melbûs: CU (Elbise) Melefcsîsal: Kese bı nola fırîştan (Melek sıfatiı kimse) Melekwar: Wek fırtştan (Melek gibi) Melzûm: Tışt. 2 Gan (Ruh) Meqreme: CUSn temken hevrîşmîn (înce ipekU elbise) Megseda seramest: Daxw'aza ku serîyan mest di ke. yani paralar) Meqtûl: Kuştî (öldürülen) Me'kel: Xurek (Yiyecek) Mekmen: Veşargeh (Pusu) Meknûn: Veşartî (Gizlenmiş) Mekr: Dek (Hile. İbrahim'in Kebe önün¬ deki yeri) Meqame malûm: Cîye kıfşe e dosten X'wede (Bilinen yer. bı mana mecazî jı çerxa felekera te go¬ tm (Anahtarlar. tekühev (Karışım) Menahî: Be fermanîyen Xwede (AUahm yasak ettikleri) . sıstî (Perişanlık.

riitbe) MenazU: Piranîya «MenzU»e («MenzU»in çogulu) Menbe': Kan (Kaynak) Mendal: Zariik (Çocuk) Mendel: Şar ii temezî. manzara) Menzil: 1 Xanî (Ev). ritbe (Mal-miilk. 2 Cîhê ku mirov di xwaze bi gîjê (însanm ula§mak istedigi yer) Menzîiri: Pîvek (Ölçû) Merd: Mirov (însan) Merdane: bi ciwanmêrî (Cömertçe) Merdîîd: Qewirandî (Reddedilen). izlenen yoi) Menî': Zexm (Saglam) Menqûş: Nexşkirî (Nakişh) Menna': ÇUciid (Cimri) Mensiix: Betalkirî.532 Menaqib: Jînenîgarîym (Bîyografiler) Menal: Mal ii mUk. Merez: Nexweşî (Hastahk) Mergever: Navê cîyekîye li Iran'ê (Iran'da bir yer adi) Merqed: Gor (Mezar) Merkeb'ereban: Ên ku li hespên Erebî siwar biibûn (Arap atlarma binenler) Mermîiz: Tiştê ku tê îşaretkirm îşaret edilen) Mersîye: Sitiranên ser mirîyan (Ölu agidi) Merzîyye: Razîkirî (Razi edilen) Mesal: Çîrok (Masal) Mescîid: Kesê ku secde Jêra tê birm (Kendisine secde edilen) Mesdiid: Ritunî (Tikanmiş) . desmal (Kadmlarm başörtusii^ mendil) Menhec: Rêç. rêçik (îz. bê hukum (îptal edihniş. hiikumsiiz) Mensiir: 1 Belavkirî (Serpilmiş). 2 Mizeffer (Muzaffer) Menşe': Jêder (Menşe) Menzer: Cîyê xuyabûnê (Göriinme yeri.

olgun) Metle': Cüıe derketma roje (Güneşin doğuş ufku) Metlûb: 1 Daxwaz (Dilek). önder) 2 Bı xwî (Huylu) Metbûx: Pehtî. dılşad (SevinçU) Mestur: 1 Nuxaftî (Örtülen). pıjandî (Pişkin. îsa) Meşkûk: Dıraven çapkırî (BasUmış para) Meslûl: Sûre kışandî (Çekilmiş kUıç) Mesmû': Gohdarî (Dinleme) Mesrur: Kefx'w^eş. 2 Tışte ku te xwestm (îstenen) Me''wa: Hewır (Barmak) Mewalî: Dostm (Dostiar) Mevpam': Manim (EngeUer) Mewc: Pel (Dalga) . yazı yazmak) Meşkûk: Bı guman (ŞüpheU) Meşreb: Vex'warm (İçecek) Meşşate: Jma xemlînok (Süslejici kadm) Metae yek: Eşyaye hevdû (Bir birlerirUn metamı) Metaf : Cîhe tewafa Mala Xwede (KâberUn tavaf yeri) Metaya: BejnbUınd (înceboylu) Metbû': 1 Peşrew (Ujrulan kimse. nıvîsî (Sa- tırlaşmış. geje evîne (Çok seven.533 Mesîh: îsa Pexember (Hz. nıvîsîn (ÖğretmerUn. aşktan sersemleşen) Meşq: Nıvîsana gır ku mamosta jıbo hînkırma qutabîyan di nıvîse. Meşam: Lebate behnkırme (Koku alma organı) Mesame can: CUıen gan ku behn di gırm (Ruhun koku alma duyulan) Meş'el: Melede (Meşale) Meşhed: Cîhe şehîdan (Şehitlki) Meşhûd: Xuyayî (Görünen) Meşxûf: Pır bı evîn. yazılmış) 2 Rezkurî. talebelerin öğrenmesi için yazdığı iri yazı.

534 Mewzîi': 1 Babet (Konu). 2 Newq (Bel) Me'yûs: Bê hêvî (Umutsuz) Mezaq: Tam (Tat) Mezaliman: Bmsiteman (Zuliim altmdakiler. 2 Meyxur. Mêhman: Mêvan (Msafir) Miadat: Neyarî (Diişmanlik) Miadil: Hevta (Denk) Mialif : Hogir (iilfet eden) Miamq: Kesên ku hevdîi hembêz dikm (Ku§akla§anîar) Miateb: Bergazm (Sitem ediîen) Mibalîî: Helal (Miibah) Mibexxerat: Tewirên bixûrê (Buhur çeşitleri) Mibeyyen: Beyankirî (Beyan ediîen. sarhoş) . mazliimlar) Mezher: Cîhê xuyabiinê (Yansiraa yeri) Mezlem: Tarî (Karanhk) Meamer: Veşargeh (Gizlenilen yer) Mezre': Zevî (Tarîa) Me'zîin: Bi destiir (îzinh) Mêhîman. Ji nîive (Yeni. cilali) Micenned: Civandî. açUcîanan) Mibtil: Betalkirox (îptal eden) Blicadd: Ê ku tîkoşîn di ke (Mucadele eden) Micedded: Teze. cîlakirî (Aydm. serxweş (Şarap içen. komkirî (Topîanmiş) Micerreb: Tecnbekirî (Denenmi§) Rlicerreb: Tecribekirî (Denenmiş) Micerred: Rût (Armmi§) Mîcessem: Bi cîsm ii laş (Vucudu saglara olan) Micezza: Parçekirî (Parçalanmiş) Mi'ciz: Mi'cîzên Pêxember (Peygamberin mucizeleri) Midamî: 1 Tunmî (Devamli). yeniden) Micella: Rohnî. 2 Danandî (Konulmuş) Mewzîin: 1 Peyv ii nivîsînên §ê'rî (Şiir) 2 Yeksor (Devamli ajmi tempoyla olan) Meyan: 1 Nav (îçi).

oyunbaz) Mıdebber: Ye ku tedbîra wî te gırtm (Tedbiri alman) Mıddea: Tışte ku te dozkırm (îddia edilen) Blıderns: Mamosta (Öğretmen) Mide-RTver: Güor (Yuvarlak) Mıdxem: Tışte ku di tıştekîda wmda di be (Bir şeyda kaybolan) MıdîH: Kese ku mırov avare di ke (însam saptıran) Mıemmer: Navsal (Yaşlı) Mıennes: Me (Dişi) Mıettîrat: Dermanen behnxwes (Güzel kokıüar) Mıe'wwel: Te'wîlkırî (Te'vil edilen. 2 Vejandî (Diril¬ tilen) Müıîbb: Evîndar. seven) Mılırıq: Şewıtandox (Yakıcı) Mıhtal: Bı hUe.535 ftlıdbır: Bı dek. fenek (Hilekâr. değiştirilerek yorumla¬ nan) Mıeyyen: Kıfşe (BelU) Mıferrîhat: Tışte ku kefxweşî di dm (Keyif vericiler) Mıfîd: Dayoxe mefaye (Fayda veren) Mıft: Belaş (Beda'vva) Mıxebber: Bı toz (Tozlu) Mıhal: Tışte be mıkûn (Mümkün olmayan) Mıhce: Sergul (Öz) Mıhenna: 1 Henekırî (Kmalı). hUebaz (Hilekâr) Mıxedderat: Keç û jmen pıştperde (PerdeU kız ve kadm¬ lar) . dost (Âşık. dost) Mdıît: PUan (Plân) Mihlîkat: Tışte ku mırov di bm helake (Helake götüren) Mıhr: Evîn (Aşk) Mıhredar: Evîndar (ÂşUc. 2 K§fxwes (Se'vinçU) Mıherra: Herayî (Öğütülmüş) Mıhessel: Tışte ku bı dest di keve (Elde edilen) Mıheyya: 1 Amade (Hazır olan).

parçebiiyî (Böliinmiiş. yaratiklar) Mda^at: Hev dîtm (Göriişme) Milebbes: Bi cU (ElbiseU) Mdettex: Lewitandî (BiUagmi§) MUezzezat: Ti§tên bi tam (LezzetU şeyler) Munkînat: Piranîya «Mrmkun»e («Mumkuniiun çogulu) . parçalanmiş) Miqewwîyat: Tiştên ku hêzê zêde di km (Giicii artiran şeyler) Miqeyyed: Girêdayîyê di qeydêda (Kayitlanan) Miqîm: Rawestox (Duran. 2 Bi kêfa xwe (Muhayyer) Miîn: Alîkar (Yardimei) Mijgan: Bijang (ICirpikler) Miqbil: Hatoxê ber bi me (Bize dogru gelen) Miqarm: Beranber (Yanyana) Miqebbes: Girtoxê çirîskê (KivUcim alan) Miqeddîme: Dest pê kirm (Ba§langiç) Miqerreb: Nêzîkbûyî (Yaklaşmi§ olan) Bliqerrebîin: Serekên firîştan (Melek baglari) Miqerrer: Tiştê ku tê biryarkirm (Kararlaştirilan) Miqessem: Pişkkirî. ikamet eden) Miqtebis: Girtoxê çirîskê (KivUcimîanan) Mikaşefat: Tiştên ku tên kifşkirin (Kegfedilen şeyler) Mikatebat: Tiştên ku di navbera hmekanda tên mvîsîn (Yazişmalar) Mikedder: Şelo (Bulamk) Mikellel: XemUandîyê bi gewheran (Cevherle sûslenmiş) Mikerrem: Qedu'bilmd (ŞerefU) Mikerrer: Li dîi hevdii (Ardarda) Mikewwenat: Hebiij^ (Varliklar.536 Mixelled: Tunmî (Ebedî) Mixelledun-nar: JÊÎ ku tim di agirda di mîne (Ebedî ateşte kalan) Mixettet: Xêzkirî (Çizgili) Mixeyyer: 1 Guhartî (Degiştirilmiş) .

(Yansıyan) Mm'em: Kese ku nî'met di bîne (Nîmet gören) Mınewwer: Rohnî (Aydm) MmfeU: Tışte ku te'sîr di bîne (Etkilenen) Mmîr: Tışte ku rohnî di de (İşık veren. safî (Duru. süslenmiş) Mırettfeb: Rezkuî (Dizilmiş) Mırewweq: Zelal. nihayet) Mmzem: Zelıqandî (Yapışık) Mıradat: Pıranîya «Mırad»e («Murad»m çoğulu) Mırahıq: Küre ber balucbûne (Bulûğa ermek üzere olan delikanlı) Mıraqıb: Kese ku di keve mıraqebe (Düşünceye dalan) Mıraselat: Tışten ku di navbera hmekanda ten şandırt (Teait edilenler) Mrrcan: Sor (Kırmızı) Mırdan: Xorten ku hej rî û smbeled wan ne hatîye (Tüysü delikanlılar) Mirde: Mirî (Ölü) Mırebbe': Rûnıştîye cıvatkî (Bağdaş kurup oturan) Mrrexxes: Bı destur (Ruhsath) Mıresse': Nexşkırî (Nakışlanmış. seçkin) Mımted: Dırej (Uzun) Mmazı': Kese ku pevçûn di ke (Çatan.537 Mımkun: Tışte ku mıkûn di be û hebûna 'wî ne zerûrîye (Mümkün olan ve varlığı zorunlu olmayan) Mımtaz: Bıjare (İmtiyazlı. yan aveda di xuye. aydmlatan) Mmqad: Sıtûxwar (Boyun eğen) Mınteha: Dawî (Son. safi) MiTx: Tejrr (Kuş) Mırxîzar: Bexçe tejrran (Kuş bahçesi) Mmncan: E ku cane xwe mırandîye (Canım feda eden> . nizaa düşen kimse) Mmeqqet: Nuxtekırî (Noktalanmış) Mm'ekîs: Ronahîya ku di neynike.

dogru) Mişîr: Haletê ^aretkirmê (îşaret etme aleti) Mişkîn: Ji misk (Miskten) Mişteha: Ti§tê ku dU di bijê (îgtiha edilen) Mişterî: 1 Kirîdar (Ahci). temizlenmiş) Misexxer: Bm ferman (Emir alti) Misellem: Teslîmbiiyî (TesUm olan) Misenne': Nexşkirî (îşlenmiş. 2 Sitêra Mişterî (Jiibîter yildizi) Mitabiq: Li gorî hevdîi (Bir birine uygun) . suslenmiş) Miselsel: Zmcîrkirî (Zincirlenmig) Misewwer: Çêkirî. perîşan (ZavaUi) Mistemî': Gohdar (Dinleyici) Mistesqi: Vexwarox (îçen) Mistewcib: Li gorî (Geregince) Slistewî: Dîiz. bi şikl ii siiret (Tasvir edilen) Miseyqel: Binqandî (Parlatilmiş) Miskir: Serxweşkirox (Sarhoş edici) Mistear: Emanet (Emanet) Mistecme': Civîngeh (Toplanma yeri) tlistefad: Ê ku Jê îstifadet ê kirm (Kendisinden yararlanilan) Misefîd: fî ku îstîfade di ke (Yararlanan) Mistexreq: Nuqbiiyî (Gark oImu§) IVIisteîd: Qutabîyê ku nii dest bi xwendmê kirîye (Yani ögrenci) Mistemend: Reban.338 Mirid: fî ku di vê (îrade eden) Mirsel: Şandî (Gönderilmiş. elçi) Mirşid: Nîşandayoxê rê (Yol gösteren) Mirtaz: Razî (Razi) MisafUi: Ê ku destê yekê di şidîae (Birinin eUni sikan) Misebbeb: E ku Ji semedan tê zanîn (Nedenlerden bUinen) Miseffa: Safîkirî (Tasfiye edilmiş. misawî (Duz.

tatmin olan) Mıtrıb: Sazvan (Saz çalan) Mıttehîd: Yekbûyî (Birleşik) Mıttesd: Zelıqandî (Yapışmış) Mi'wasa: Alîkarî (Yardım) Blıvvessem: Bı nîşan (Naşan almış) Mızab: Helandî (Eritilmiş) Mızebzebîıı: Xapînoke duru (îki jüzlü aldatıcı) Blızehheb: Avzerkırî (Altm yaldızlı) Mızekker: Ner (Erkek) Mızewwır: Derewçîn (Tezvirci) Mızmehd: Tışte ku di tıştekî dmda v?mda di be (Bir şey¬ de kaybolan) MS'cer: Laçıka ku jm lısered xwe di peçm (Kadmlarm bE^ örtüsü) Mlhr: Roj (Güneş) Mîxfer: Küme ku esker di dm sered xwe (Asker başhğı) Mîqras: Meqes (Makas) MBBel: Pu-anîya «MiUet»e («MiUet»in çoğulu) Mîna: KulUkekîye (Bir çiçek) MMen-nas: Jı mırovan (İnsanlardan) Minû: Bıhuşte (Ceımet) Mîr'at: NeynUt (Ayna) M%kat: Fanos (Fener) Mi^kate Hemel: Fanosa Beran. mexsed je Bıfea Berane jı 12 bırcen roje ku di Newroz'eda roj di keve (Koç .: Bınferman (îtaat eden) Mı'telîf : Hogır (Ülfet eden) Mı'tekîf : Peresdare di mızgefteda (Tapmakta ibadet eden) Mı'temîn: Ewle (Emin olan. avzîvkırî (Altm veya gümüş yaldızlı) Mı'tır: Dermane behnxweş (Güzel koku) Mıtî. güvenen) Mıtmeîn: Dil bı cî (İnanan.539 Mıteaqıd: Kırînox û fırotox (Alıcı ve satıcı) Mıtehher: Paqıj (TenUz) MıteUa: Avzerkırî.

nadir) Nadîrul-wuqîi': Kêm peydabiiyî (Az bulunan) Nadîde: Tiştê ku kêm peyda di be (Az bulunan.540 Feneri. nail olan) Naqe: Deva mê (Dişi deve) Naqil: NeqUkirox (Nakleden) Naqûr: Navê sazekîye (Bir sazm adi) Nakam: Miradnîvco. bê mirad (Eksik muratli. xav (01gunla§mami§. çig. kem) Naçar: Ji neçarî lazime (Çaresizlikten gerekir) Nadir: Tiştê kêm peydabiijrî (Az bulunan şey. maksat guneşin Nevruz'da girdigi Koç Burcudur) Muxlem: Tolazê ku bi kuran xirabî di ke (Kulampara) Mîims: Hogir (tîlfet eden) N Nab: Zelal (Duru) Nabahx: Negîhayi. nadide) Nafe: Misk (Misk) Nafeyêd Tetari: Miskên welatê Teteran (Tatar ulkesinin miskleri) Nageh: Ji nîşkave (Aniden) Nagîhan: Ji nîgkave (Aniden) Nahîd: Sitêra Zuhre (Venus yUdizi) Naxelef: Kesê ku na be wekflê Xwedê (Aîlaha vekil olmayan kimse) Naxwende: Nexwendî (Okumamiş) Nail: GîhLştox (Eren. bi mana pirtiikê hatîye gotin (Mektup. muratsiz) Na Imncine: Bi cî na bm (Sigmazlar) Nam: Nav (Ad) Name: Mektûib. kitap anlanmida kuUanihnig) Namirad: Bê mirad (Muratsiz) .

541 İVamîzad: Mensûbe bı nave yeke (Birinin adma mensub olan) Napesend: Kara ku na ye ecıbandm (Beğenilmeyen iş) Napuxte: Ne pıjîyayî. olgun¬ laşmamış) Nar: 1 Hmar (Nar) . yan jî jı gerdana dengbej a "vvek Neye dengzırav (Dönen Ney'den. 2 Ağır (Ateş) Naresket: Negîhayî. sıvık (Zayıf. 2 Xelq (Halk) Nasaz: Ne lı re. ya da Ney gibi ince sesli olan şarkıcmm gırtlağından) Nazeııde: Nazdar (Nazlı) Nazır: Nıhertox (Gören) Nazırın: Nıhertoxan (Görenler) Nebat: 1 Giy ay an (Bitkiler). napıjîyayî (Olgunlaşmamış. pişkin olmayan) Narine: Tevı^ırekî fîkî (Narenciye) Nas: 1 Naskırî (Tanıdık). hafif) Naumîd: Be hevî (Umutsuz) Nay: Saza Ney (Ney) Naye gerdan: Saza Ney a ku di gerîya. ne gîhayî (Pişkin olmayan. bozucu) Nasût: Madde (Madde) Naşıkufte: Nepışkıfî. pmdık (Gonca) Natewa: Qels. bere (Uygunsuz kimse) Nasıh: Şîretkırox (Öğüt veren) NasDc: Xırabkırox (Bozan. 2 Tevvırekî şekır (Bir çeşit şeker) Nebîyy: Pexember (Peygamber) Nebi: Tîr (Ok) Necaset: Pîsî (PisUk) Nedamet: Poşmanî (PişmarUık) Nedîm: Yawer (Yaver) Nef : Mefa (Fayda) Nefaîs: Tışten heja (DeğerU şeyler) Nefha: Pıfkırm (Üflemek) .

2 Nejad (Soy) N^t: Kêfxwegî (Sevinç) Ne şî: Ni karî. edemez) Ne't: Pesn (Övgii) Netaîc: Derketî. m kare (Eîdemezsin. Nexme: Sitiran (Tiirkii. şarki söylemek) Nejdî: Talanker (Yagmaci) Neqdeyn: Zêr ii zîv. nepenî (Gizli. sakli) Neliînder: Di hundir. fesat (Miifsit) Nerd: Lîztika bi Tewlê (Tavla oyunu) Nesara: FUIejon (Hiristiyanlar) Neseq: Dîsiplm (Disiplûi) Nesîm: Sura bayê (Yel) Nesl: 1 Sertîr (Ok ucu). bi mecazî di mana bêjeda hatîye (Altm ve giimuş. ked (Sonuçlar. gunehkar (Mutsuz. giinaiikar) Neh taq: Neh kumbet.542 Nefx: Pifkirm (Uflemek) Nefîr: Gelek mirov (Kalabahk) Nefsê emmar: Nefsa ku berê mirov di de rêya xu-ab (însani kötii yola iten nefis) Nefîir: Nefretkirox (Nefret eden) Nehar: RoJ (Giindiiz) Nehm: Nîne (Degil) Nehîn: Veşarî. uriinler) Netnk: Zêrên bi gerdenîyêve (Kolyeye takUan altmlar) .ê xweda. dokuz felek) Nexl: Dara xurraê (Hurma agaci) Nexm. dU bi kîn (Kinci) Nehnu aşiq: Em evîndarm (Biz aşigiz) Nehs: Kesê bextreş. mecazî olarak edebiyat anlammda gelEoiş) Neqîyy: Paqij (Temiz) Neqqad: Tenqîdkirox (Eleştirici) Neqqa§: Nexşker (Nakişçi) Nemek: Xwey (Tuz) Nennuam: Pejrvgerîn. neh felek (Dokuz kubbe.

emsal) Nezm: Rezkmn (Sıralamak) Nıbıwwet: Pexemberî (Peygamberlik) Nıdd: Hevtaye dıj (Karşı olan denk) Nıgîn: Gustü (Yüzük) Nıhîn: Veşarî. işi güzel olan) . 3 HavU (Çare) Newadır: Pıranîya «Nadır»e («Nadir»in çoğulu) Newaîraqî: Dengzırav (înce sesü) Newbawe: Nubar (Turfanda) Newheker: Kese ku h ser mirî di sıtıre (Ölü üzerine ağıt söyleyen) Nevra. Nîhanî: Bı dızî (GizUce) Nîqat: Nuxteym (Noktalar) Nîkesîret: Xvıîbaş (Temiz huylu) Nîkûkar: Karbaş (İyi işü. bal (Yanmda) Nımûd: Xuyayî (Görünme) Nısfîyye: Bı insaf (însafh) Nışîn: Rûnıştî (Oturan) Nızûl: Rıjîn (Dökülme) Nızhetgeh: Cîhe behn berdane (Oyalanma yeri) Nîdakunend: Bangkırox (Çağıran) Nîhad: BUmd (Yüksek. yeni yetişmiş) Neyyahe: Jma ku h ser mirî di sıtıre (Ölü üzerine ağıt söyleyen kadm) Nezc: Gîhan: (Olgunlaşma) Nezer: Nıhertm (Bakmak) Nezerbaz: Kese ku mhertma wî 'wek a tejrre baze (Şa¬ hin bakışlı) Nezîr: Wek (Gibi. uzun) Nîhal: Şax (Dal) Nîhan. 2 Hez (Güç).543 New': Te-^ır (Çeşit) Newa: 1 Denge sıtırane (Şarkı sesi). saklı) Nık: Cem.îz: Nû rabûyî (Yeni kalkmış. nepenî (Gizli.

i Nlkûnam: Navbaş (îyi adli) Nîkûserencam: Kesê ku dawîya wî baş ii xêre (Sonu iyi olan) Nîlîifer: Navê kulUkekîye (Bir çiçek adi) Nîna: Ne anî (Getirmedi) Nîran: Agmn (Ateşler) Nîsa': Jmm (Kadmlar) Nîsar: Werandm (Serpmek ) Nîsbet: 1 Li gorî (Göre). Nîiresîd: Nii^ayî. dan görme) Nîiş: Vexwarm (îçmek) Nîi. sonra- . nuktedan) Numa: 1 Xuya bii (Görundu).!:. 2 Wek (Gibi) Nîsf: Nîvî (Yarim) Nîswan: Jmm (Kadmlar) Nîsyan: Ji bîrkirm (Unutmak) Nîyaz: 1 Daxwaz (Dilek). 2 Nîşan da (Gösterdi) Nuwanî: Tevger (Hareket.4. 2 Lava (Yakariş) Nîzam: Sazuman (Diizen) Noşi: Ve xwar (îçti) Nuql: Şekirê behîvan li fisteqan (Badem ve fistik §ekeri) Nuktedan: Zanayê bi tiştên zirav (înceUkleri bUen. davramş) Nîibade: Nilgîhajd (Turfanda) Nûbare: Niigîhayî (Turfanda) Nîierîis: Biika nii (GeUnUk) Nîierêsê xurşîd: Roja wek bîika nîi (GeUn gibi olan gune§) Nîik: Nukul (Gaga) Nûres.şîn: Şêrîn (Tath) niidîtî (Yeni yeti§en.

GÛN YAYINLARI: P. 1119 Kapak Resmi:Ayhan ERER - ÎSTANBUL Fiati: 20 tira « Kapak Baskisi : ouRANOFSETB^tMivi . Dogu ede biyatimn en önde gelen klasikleri arasinda yer alan dev eserl MEM Û ZÎN (Memo ile Zin)'i TUrklye'de llk defa olarak hem KUrtçeorijlnali.^g'(t£Hty^^ ^)a>^QG^^'^^4^S'^£<^iV£<Vf^C^^ Buyuk şalr E h m e d e Xanf (Ahmet-i Hanf)'nin.^'V^ Q^?sgc^^^^^:g.hemdegerli dUşUnUr MehmetEmln Bozarslan' in TUrkçe çevlrlslyle okurlara sunmaktan gurur duyuyoruz.K.

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->