GENEL EKONOMÌ

y y ı ² y z y L n ı

GENEL EKONOM














MART 2007




GENEL EKONOMÌ































B na , y y y ı A cı ı B fı nd n
A B L n ı n ı n yn a cı y zı n ı ı ¸
B na d y n d nd ya d
zı ndı ı y af¸ ¸ AL N fı nd n n d
d n ¸

B n nd n da c z d n A B d
a d ¸ B na d y n yn
ı y z n z y yı n n nc c a ı z
ı z¸
GENEL EKONOMÌ


1

1 TEMEL KAVRAMLAR-------------------------------------------------------------------------- 2
1.1 Dünya Ekonomisinin Tarihsel Geliçimi ------------------------------------------------------ 3

2 ARZ VE TALEP ANALZ ---------------------------------------------------------------------- 19

2.1 Talebi ve Arzı Etkileyen Bagımsız Degiçkenler ---------------------------------------- 19
2.2 Arz-Talep Dengesi ------------------------------------------------------------------------------20
2.3 Görünmeyen El Mekanizması ----------------------------------------------------------------21
2.4 Üretici-Tüketici Rantı ---------------------------------------------------------------------------22
2.5 Toplam Arz-Toplam Talep Eçitligi -----------------------------------------------------------23
2.6 Pigou Etkisi ----------------------------------------------------------------------------------------24
2.7 Arz-Talep Kaymaları----------------------------------------------------------------------------24
2.8 Esneklik (Elastikiyet) Kavramı----------------------------------------------------------------27

3 PYASA TÜRLER, REEL KESM - FNANSAL KESM AYIRIMI, PYASALARIN
LEY MEKANZMASI VE ETKLEMLER ------------------------------------------ 31

3.1 Alım-Satımı Yapılan Ürünler Açısından Piyasa Türleri ---------------------------------31
3.1.1 Reel Kesim-Finans Kesim (Mali Sistem) Ìliçkileri ----------------------------------------31
3.2 Rekabet Açısından Piyasa Türleri -----------------------------------------------------------32
3.3 Tam Rekabet ve Monopol Piyasasında Firma Dengesi --------------------------------33

4 PARA VE MALYE POLTKALARI --------------------------------------------------------- 35

4.1 Ekonomi Politikaları-----------------------------------------------------------------------------35
4.2 Maliye Politikası ---------------------------------------------------------------------------------35
4.3 Para Politikası------------------------------------------------------------------------------------37
4.4 Enflasyon Hedeflemesi ------------------------------------------------------------------------38
4.5 Daraltıcı ve Geniçletici Ekonomi Politikaları ----------------------------------------------42
4.6 Para Politikası Araçları ile Makro Büyüklükler Arasındaki Ìliçkiler -------------------42
4.7 Ekonomi Politikalarının Belirlenme Mekanizması----------------------------------------45
4.8 Enflasyonist Ortamda Para ve Maliye Politikalarının Belirlenmesi-------------------45

5 KAMU DENGES VE BÜTÇE AÇIKLARININ FNANSMANI ------------------------- 48

5.1 Kamu Kesimi Genel Dengesi -----------------------------------------------------------------48
5.2 Kamu Kesimi -------------------------------------------------------------------------------------49
5.3 Konsolide Bütçe ---------------------------------------------------------------------------------49
5.4 Bütçe Açıgı----------------------------------------------------------------------------------------49
5.5 Bütçe Açıgı'nın Finansmanı ve Bütçe Nakit Açıgı ---------------------------------------50

6 MAKRO EKONOMK GÖSTERGELER VE YORUMU --------------------------------56

6.1 Makro Ekonomik Göstergelerin Analizi-----------------------------------------------------57
6.1.1 Ekonomik Büyüme Ìle Ìlgili Makro Ekonomik Göstergeler -----------------------------58
6.1.2 Fiyat Hareketleriyle Ìlgili Makro Ekonomik Göstergeler --------------------------------76
6.1.2.1 2005 Yılında Yeni Fiyat Endeksleri ---------------------------------------------------------80
6.1.3 Ödemeler Dengesi Ìle Ìlgili Makro Ekonomik Göstergeler -----------------------------82



GENEL EKONOMÌ


2


1 TEMEL KAVRAMLAR

EKONOM BLM: Ekonomi bir bilim dalı olarak, kaynakların sınırlı, buna karçılık insanoglunun
ihtiyaçlarının sonsuz olması nedeniyle, çeçitli sorulara yanıt arayan bir bilim dalı olarak ortaya
çıkmıç ve geliçme göstermiçtir. Ekonomi Bilimi, bu yönüyle kısıtlı kaynaklar ile hangi malın,
kimin için, ne miktarda üretilecegi ve kimler tarafından tüketilecegi sorularına ve fiyatın oluçum
mekanizmasını algılamaya çalıçan bir bilim dalıdır. Ekonomi Bilimi çeçitli sorulara yönelik
cevapları Mikro ve Makro ktisat (Ekonomi) baçlıkları altında aramaktadır. Ekonominin mikro
üniteleri olarak tüketicilerin ve firmaların ekonomik davranıçlarını, ihtiyaç, fayda, deger ve fiyat
kavramlarının tanımlarını gerçekleçtiren Mikro Ekonomi, piyasa türlerini, piyasaların içleyiç
mekanizmasını ve farklı piyasa koçullarında firma dengesinin nasıl oluçtugunu da
araçtırmaktadır. Makro Ekonomi alanı ise, ülke ekonomisi ve dünya ekonomisini ilgilendiren
konu baçlıklarını inceleyen bir ana alt daldır. Ìstihdam, büyüme, enflasyon, kamu dengesi, dıç
ticaret, ödemeler dengesi gibi konu baçlıkları makro ekonominin ilgi alanına girer.

EKONOM BLM





MKRO EKONOM (Fiyat Teorisi) MAKRO EKONOM

Ekonominin Mikro Ünitelerini Ele Alır. Ekonominin Makro Üniteleriyle,
1. Tüketiciler: Gerçek ve Tüzel Kiçiler yani Ülke ve Dünya Ekonomisiyle
2. Tedarikçiler: Üretici ve Ìthalatçı Firmalar Ìlgilenir.
3. Piyasa: Üretici ve Tüketicilerin Bir Araya 1. Ekonomik Büyüme ve
Geldigi Ortam Kalkınma
2. Ekonomi Politikaları
3. Para Teorisi
4. Uluslararası Ekonomik
Ìliçkiler

Mikro ekonomini alt dalının amacı, tüketiciler ile üretici ve ithalatçı firmaların, yani tedarikçilerin
dogru ekonomik davranıçlarını anlamaya çalıçmaktır. Yani, tüketicilerin ekonomik davranıçlarını
veya kararlarını etkileyen degiçkenler nelerdir? Keza, tedarikçilerin ekonomik kararlarını neye
göre belirledikleri, üretimle ve ithalatla ilgili kararlarını nasıl aldıkları, firmaların kaç adet malı
üretmesi gerektigi, ne kadarını piyasaya sürmeleri gerektigi de önemlidir. Ayrıca, gerek
tüketicilerin, gerekse de tedarikçilerin malın piyasa fiyatının belirlenmesindeki rolleri de
incelenen diger bir baçlıktır. Son olarak, tüketicilerin ve firmaların farklı piyasa koçullarında nasıl
farklı davranıçlar gösterdikleri, tüketicilerin ve tedarikçilerin farklı davranıçlarının malın piyasa
fiyatını nasıl degiçtirdigi mikro ekonominin alanına girer. Bu boyutuyla bakıldıgında, mikro
ekonominin önemi, malın piyasa fiyatının nasıl belirlendigini araçtıran bir alt dal olmasıdır.
Sözün özü, piyasa farklılaçtıkça, malın piyasa fiyatı da degiçmektedir.

Makro ekonomi alanı ise, ekonominin makro üniteleriyle ilgilenir. 1929 Ekonomik Buhranı’na
kadar ekonomi biliminde bilim adamları, mikro ekonomi alanına yönelik baçlıklara agırlık
vermiçlerdir. Fakat 1929 Ekonomik Buhranı dünya ekonomisinde içsizlik, denflasyon ve
ekonomik daralmaya yol açınca, mikro ekonomi alanına yönelik konular göreceli olarak önemini
kaybetmiç ve içsizlik, gelir dagılımı, ekonomik büyüme gibi konular öne çıkmıçtır. Ìkinci Dünya
GENEL EKONOMÌ


3

Savaçı sonrası dönemde, pek çok eski sömürge ülkesinin siyasi bagımsızlıklarını kazanması ve
ekonomik bagımsızlık mücadelesinin baçlaması, 1970’li yıllardaki petrol krizleri, gelir dagılımı
sorunları, küresel yoksulluk benzeri konu baçlıkları, makro ekonomi alanındaki çalıçmaların
daha yogunluk kazanmasına neden oluçturmuçlardır.

1.1 Dünya Ekonomisinin Tarihsel Geliimi

Ekonomi bilimi, 16. Yüzyıl’dan itibaren Merkantilizm, Fizyokrasi felsefesinin etkisi ve 18. Yüzyıla
damgasını vuran Klasik Okulun katkılarına ragmen, esas olarak Neo-Klasik Akım veya Okul ile
bugünkü bilimsel çerçevesini kazanmıçtır. Merkantilizm, devletçi bir felsefe okulu iken,
Fizyokrasi Okulu ve Klasik Okulun daha liberal görüçleri savundukları ifade edilebilir. Nitekim,
söz konusu okulların veya akımların oluçturdugu felfsefi alt yapıyı, Neoklasik Okul metamatik
bilimi ile buluçturmuç ve varsayımlar cebirsel ve geometriksel bir özellik kazanmıçtır. Bugünkü
modern ekonominin temellerinin 16. Yüzyıl’dan itibaren atıldıgın ifade etsek de, insanoglunun
uygarlık yaçamı içerisinde ekonomik konularla tanıçıklıgı M.Ö. 5000’li yıllara kadar
uzanmaktadır. Ìnsanoglu, tarıma dayalı yerleçik toplum düzenine geçtiginden itibaren, ilkel
kavim yaçantısı içerisinde dahi, temel ihtiyaçlarını karçılamaya yönelik olarak çeçitli malları
temin etme mücadelesine giriçmiç ve bir mübadele sistemi oluçturmuçtur. Ìlkel kavim yaçantısı
içerisinde ihtiyaçların karçılanmasına yönelik olarak, trampa ekonomisi dedigimiz malın malla
takas edildigi bir mübadele çekline baglı olarak, insanoglu ihtiyacı olan çeçitli malları temin
etmeye çalıçmıçtır. M.Ö. 3000’li yıllara geldigimizde ise, uygarlık yaçamındaki geliçmeye baglı
olarak, insanoglunun zekasındaki geliçmeye baglı olarak, bazı kavramların sorgulandıgını ve
trampa ekonomisi denilen takasa dayalı mübadele sisteminin yeterli gelmedigi görülmektedir.
Bu nedenle, insanoglunun ekonomi ile baglantılı olarak M.Ö. 3000’li yıllarda ilk tanıçtıgı
kavramlar, ihtiyaç, fayda, deger ve fiyat kavramları olarak tarif edilebilir. Yani, insanoglu artık
‘fiyata dayalı bir mübadele sistemi’ni oluçturmanın eçigindedir. O halde, insanoglunun beçbin
yıla yakın bir süredir fiyata dayalı bir mübadele sistemi kullandıgı ifade edilebilir. Bu nedenle,
fiyata dayalı mübadele sisteminin ana kurgusunun, döngüsünün ihtiyaç, ihtiyacı karçılayan mal
veya hizmet, ihtiyacın karçılanması ölçüsünde elde edilen fayda, faydaya dayalı mal ve hizmet
degeri ve degere baglı bir fiyatlandırma oldugu vurgulanabilir. Dolayısı ile, dünya ekonomisinin
geliçimine ıçık tutan kilometre taçlarını irdelemek ve ardından söz konusu kavramların anlamını
tek tek ele almak yerinde olacaktır.

Dünya ekonomisin tarihsel geliçmi açısından, ‘Küresel Rekabet’ olarak ifade edilen kavramın
geliçim sürecine bakıldıgında, 15. yüzyılın ikinci yarısından, 16. yüzyılın ilk yarısına kadar
uzanan bir dönemi baçlangıç noktası olarak ele almak yanlıç olmayacaktır. Avrupa Devletleri
arasındaki liderlik mücadelesi ve bu mücadelenin tetikledigi ticaret savaçları, aynı malı daha
ucuza üretebilen ekonominin rekabette öne çıkmasına dayalıdır. Bu rekabet, hammadde ve
içgücü maliyetlerini minimize etmek adına, sömürgeciligi ve köleligi kurumsallaçtıran bir süreci
de beraberinde getirmiçtir. Bu döneme damgasını vuran Merkantilizm felsefesi, her devlete,
elde ettigi ticari avantajları ve gerçekleçtirdigi ihracat neticesinde elde ettigi altınlarla
zenginleçen hazinesini korumak adına daha güçlü bir ordu ve donanmayı da önermektedir.

Söz konusu rekabet sürecinde, bir devletin ‘bölgesel lider’ olabilmesinin temel kuralı, ‘Ekonomik
Güç’, ‘Askeri Güç’ ve ‘Siyasi Güç’ eç zamanlı ve eç ölçüde bir araya getirebilmesiydi. Bu üç
temel güç unsurunu bir araya getirmeye çalıçan Britanya, Fransa, Ìspanya ve Portekiz arasında
önemli bir rekabet mücadelesi gözlendi. Osmanlı Ìmparatorlugu, bu rekabet sürecinde,
okyanusa kıyısı olmayan devlet olma dezavantajı ile, yarıçtan çekilmek durumunda kaldı.
Zaman içerisinde, sömürgelerinin cografik dagılımını çeçitlendiremeyen Ìspanya ve Portekiz de
bu mücadeleden çekilmek durumunda kaldılar ve 19. Yüzyılın baçından itibaren ‘Bölgesel
Rekabet’ mücadelesi, ‘Küresel Rekabet’ mücadelesine dönüçürken, masanın etrafından oturan
GENEL EKONOMÌ


4

ülkeler Britanya, Fransa, Almanya, ABD ve Japonya olarak tanımlanmaktaydı. Tam bir yüzyıl
sonra, ABD’nin masanın baçına geçecegi ve diger ülkelerin onun himayesinde ‘kapitalizmin
paylaçımında’ masanın etrafında yer alacagı tahmin dahi edilemezdi. Bu noktada, ‘Küresel
Rekabet’in ilk önemli aktörü olan Britanya Ìmparatorlugu, ‘Üzerinde Güneç Batmayan
Ìmparatorluk’ unvanını ancak 80 yıl koruyabilmiçtir. Ìkinci Dünya Savaçı’nın Avrupa bacagı
tamamlanırken, Britanya Kapitalist Sistem’in liderligini ABD’ye devretmiçtir.

1750’lerden itibaren hız kazanan ve 19. Yüzyıl’da ‘buhar gücü’nün devreye girmesi ile birlikte,
kütlesel üretimle tanıçan sanayileçme süreci, dünyanın geliçmiç ülkelerinde bankacılık
sektörünün geliçimine de katkı sagladı. Aynı dönemde, sanayileçme sürecinin gerisinde kalan
Osmanlı Devleti, imparatorluk bütçesinin açıklarını kapatmak amacıyla dıç borçlanmaya hız
vermiçtir. Genç Cumhuriyet ise, ekonomik bagımsızlıgını kazanma adına, bir yandan
sanayileçmesine hız vermiçtir; bir yandan da kendi merkez bankasını oluçturmayı bilmiçtir.
Ìkinci Dünya Savaçı’nın bitimiyle birlikte, sanayileçme sürecini önemli ölçüde üstlenmiç olan
devlet, özel sektörün önünü açacak hamlelere agırlık vermiçtir. Türkiye’nin öteden beri en temel
zafiyeti olan ‘sermaye yetersizligi’ne ragmen, özel sektör sanayileçme sürecinde üzerine düçen
görevi yerine getirme becerisini gösterebilmiçtir.

Bu noktada, Türk ekonomisinin 1980’li yıllardan bu yana süregelen ‘liberalleçme’ dönemi
çerçevesinde, ithal ikamesi dönemin etkilerini geride bırakarak, dünya ekonomisinde ürünleri ile
söz sahibi olma mücadelesi verdigi bir gerçektir. 1980’li yılların baçında yıllık bazda 3 milyar
doları dahi zor bulan bir ihracat hacminin, 2006 yılı sonu itibariyle 82 milyar dolara ulaçacak
olması, Türk ekonomisinin bu süreci, kendisine sunulan ‘imkanlar’ ölçüsünde iyi
degerlendirdigini göstermektedir. Bu noktada, 2000 yılında 27 milyar dolar seviyesindeki
Türkiye’nin ihracat hacminin, 2006 yılı sonunda 3’e katlanmıç olacagı da unutulmamalıdır. Bu
hacimsel geniçleme de, nitekim Türkiye’nin 2000’li yıllarda dünya ekonomisinde artan önemini
tescil etmektedir. Aynı süreç içerisinde, Çin’in dünya ekonomisindeki rolü, Hindistan’ın konumu
dikkate alındıgında, her iki ülkenin 1995’de dünya mal ve hizmet üretiminin sadece % 5’ini
gerçekleçtiren iki ekonomi iken, söz konusu paylarını 2005 yılı sonunda ikiye katlamıç oldukları
da unutulmamalıdır. Üstelik, her iki ülkenin büyüme ve üretim performansının bugünkü
tempoyla devam etmesi halinde, 2020 yılına dogru Çin ve Hindistan’ın dünya mal ve hizmet
üretimindeki paylarının % 20’ye çıkacagı da öngörülmektedir.

Sonuç olarak, 16. Yüzyıl’dan 20. Yüzyılın sonuna kadar ‘hammadde’ boyutunda gözlenen
rekabet, 21. Yüzyıl’da ‘içgücü’ ve ‘teknolojik beceri’ rekabetine dönüçmektedir. Yani, kalifiye ve
ucuz içgücünü temin edebilen ve teknoloji üretebilen ekonomiler, küresel rekabette belirleyici
ülke olma özelligini kazanmıç olacaklardır. Bu nedenle, Türkiye’nin de teknoloji ve marka
üreten, dünya ekonomisinde trendleri belirleyen, yerel, bölgesel ve küresel talebin beklentilerini
iyi okuyan ve söz konusu beklentilere en uygun malı üretebilen bir ekonomi olması
gerekmektedir. Türkiye’nin böyle bir sürece hazırlanması adına, dogru bir sanayileçme, enerji,
teknoloji, istihdam ve egitim stratejisi veya politikası oluçturması gereklidir ve AB’ye tam üyelik
süreci bu yönüyle iyi degerlendirilebilir ve Türkiye’yi küresel ekonominin önemli bir aktörü
yapabilir.
GENEL EKONOMÌ


4










M 5000’ M 000’ M 2000’ i5 i yy M n¸ z i yy
yı yı yı ( 1 . KM. TAI) ( 2. KM. TAI) zyo



i 2
y ¸ d y ı A ¸ ı n _ _ _n _ny nı n
d_z n _b d ¸ _ nı ı c ¸ S ı y M z B n ı
ono b b _ n ¸ ’ d
_ _ c o ¸ y _ _ d_
ı ¸ ı dd n n
_c_n_n
o y ¸ n
_ n n B n ı cı )








GENEL EKONOMÌ


5

i yy i 50 i yy 20 yy o _ M yn d yn
( 3 . KM. TAI) 4. KM TAI yn y n _
Klasik Dü ü nce Okulu




i
S n y n ı z 1 929
¸ Ekonomik
Liberal Ekonomik Model Buhran Kapitalist Devletç i Model

Kapitalist Ekonomik Sistem’ in Balangıç Noktası


4. KM 5. KM 6. KM 7. KM
TAI TAI TAI TAI
M yn d yn
S L i 0
i 0 o ¸ yn y n
Mon ¸ ¸

M z B n ı ’ nı n z
i S onb o L b Mod
2 ¸ o z 1 980 1 1 Eylü l
1 929 1 973 Sonbahar Dıa Aç ık 2001
Ekonomik 1 . Petrol Krizi Bü yü me
Buhran Modeli
¸ ¸ ¸ Mod
z S ¸ _ _S ¸ _ _B b
ono Mod )
GENEL EKONOMÌ


6

Dünya ekonomisinin tarihsel geliçimini kısaca özetledikten sonra, ekonominin temel
kavramlarının tanımlarını sırayla ele almak yararlı olacaktır.

KTSAD SSTEM: Toplumu oluçturan bireylerin yetenekleri ve aldıkları egitim ölçüsünde mal
ve hizmet üretiminde görev almaları sonucunda oluçan sosyal organizasyona Ìktisadi Sistem
(Ekonomik Sistem) denilmektedir. Bugüne kadar uygulanabilmiç veya uygulaması süren 2
ekonomik sistem, Kapitalist ve Kollektivist Ekonomik Sistem’lerdir. Ìlkinde makine ve teçhizatın
mülkiyeti sermaye sınıfında, ikincisinde mülkiyet iççi sınıfındadır.

Ìktisadi sistem, ulusal ekonomide ihtiyaçlar ile üretim arasında dengeyi en etkin çekilde
sagladıgı savunulan bir mekanizmanın bütünüdür. Ìktisadi sistemleri
ve olarak da iki grupta toplamak olanaklıdır.

Kapalı ekonomi sisteminde üreticiler yalnız kendi gereksinimleri için üretimde bulunurlar.
Gereksinimler basit oldugundan üretim teknigi de ilkeldir. Mübadele ekonomisi sistemlerinde
ise, her birey kendi gereksinmesinden çogunu üretip bu fazlayı, diger gereksinmelerini
karçılamak için ihtiyaç duydugu, ama üretemedigi mallarla mübadele eder. Bu sonucu yaratan,
iç bölüçümü ve uzmanlaçmadır.

HTYAÇ: Ìhtiyaç, karçılanmadıgı zaman acı ve üzüntü, karçılandıgında ise mutluluk (haz)
veren bir duygudur. Ìnsanın hayatta kalabilmesi için mutlaka karçılanması gereken ihtiyaçlara
(soluma, gıda, giyinme, barınma, savunma vb.) “hayati”; “biyolojik” veya zorunlu ihtiyaçlar, bu
kapsama girmeyenlere ise kültürel ve sosyal ihtiyaçlar adı verilir. Bu süreç, htiyaçlar
Hiyerarisi veya htiyaçlar Piramidi ile açıklanmaya çalıçılmıçtır. Piramidin tabanında,
zorunlu, piramidin orta bölümünde kültürel ve piramidin tepesinde sosyal ihtiyaçlar yer
almaktadır.

FAYDA: Mal veya hizmetlerin herhengi bir ihtiyacı giderebilme yetenegi veya derecesidir.
Tüketici herhangi bir malı kullandıgında bundan bir tatmin elde eder. Tüketicinin elde ettigi bu
tatmine “fayda” diyoruz. Örnegin, vücudumuzun temel ihtiyaçlarını karçılama özelligine sahip
olan su faydalıdır. Fayda bir baçka açıdan, herhangi bir mal ve hizmetin, taçıdıgı özelliklere
baglı olarak, her hangi bir ihtiyacı giderebilme yetenegi ise, her tüketicinin aynı maldan elde
ettigi fayda farklılık gösterebilir.

DEER: Mal ve hizmetlere verilen öneme “deger” denir. Birey ve/veya toplum, bir mal veya
hizmetin degerini, o mal ve hizmetin sagladıgı fayda, o mal veya hizmetin yeryüzünde bol veya
kıt olması ve o mal ve hizmetin kalitesine baglı olarak tayin eder. Eger, bir malın degeri salt
sagladıgı fayda ile ölçülebiliyor olsa idi, suyun elmasdan daha degerli olması gerekirdi. Ancak,
insanoglu bir malın degerini belirlerken, bir mal ve hizmete tüketiciler ne kadar sınırlı ölçüde
ulaçabiliyor ise, o ölçüde deger vermektedir. Yani, insanoglunun bencil olması, sınırlı sayıda
mal veya hizmete daha yüksek bir deger biçilmesine neden oluçturmaktadır. Dolayısı ile, malın
sagladıgı fayda, malın bol veya kıt olması ve malın kalitesi, yani üç farklı unsurun birleçimi
malın degerinin belirlenmesini saglamaktadır. Bir kez mal ve hizmetlerin degerini belirledikten
sonra, ortak deer ölçüsü ile mal veya hizmetin degerini fiyata dönüçtürmek artık kolay bir
adım olmaktadır. Nitekim, insanoglu tarımsal ürünleri, nesneleri, sonrasında altın ve gümüç
parayı, Ìkinci Dünya Savaçı’ndan bu yana ise kagıt ve madeni parayı ulusal ekonomilerde ortak
deger ölçüsü olarak kullanarak, onbinlerce mal ve hizmetin bireyler ve toplum tarafından
belirlenmiç degerini fiyata dönüçtürebilmektedir. Onbinlerce mal ve hizmetin fiyatından oluçan
genel topluluga ise Fiyatlar Genel Seviyesi veya Fiyatlar Genel Düzeyi denmektedir.

GENEL EKONOMÌ


7

FYAT: Bir mal veya hizmetin degerinin parasal ifadesine 'fiyat' denilmektedir. Her hangi bir mal
veya hizmetin degeri, o ekonomide geçerli olan ortak deger ölçüsü ile parasallaçtırılarak fiyata
dönüçtürülür. Bu ortak deger ölçüsünün mutlaka bugünkü anlamda kagıt ve madeni para
olması çart degildir. Ìlkel kavim yaçantısında para niyetine kullanılmıç tarımsal ürünler, metal
parçaları, kolyeler ve altın ve gümüç para da ortak deger ölçüsü olarak degerlendirilmelidir ve
kullanılmıçlardır. Bir ulusal ekonomide, onbinlerce mal ve hizmetin degeri ortak deger ölçüsü ile
fiyata dönüçtürüldükten sonra, ortaya çıkan fiyat topluluguna fiyatlar genel seviyesi veya
fiyatlar genel düzeyi denmektedir. Fiyat istikrarı, bir ulusal ekonomi için vazgeçilmez bir
unsurdur. Merkez Bankası'nın asli fonksiyonu fiyat istikrarını saglamaktır. Günümüzde, sıfıra
yakın oranlarda, yani yıllık bazda % 1'lik, % 2'lik enflasyona sahip geliçmiç ekonomiler, göreceli
olarak fiyat istikrarına sahip ülkeler olarak kabul görmektedir. Nitekim AB kriterine göre yıllık
enflasyon oranı tavanı, en düçük enflasyon oranına sahip 3 AB ülkesinin ortalama enflasyon
oranına 1,5 puanın eklenmesi ile bulunur ki, bu oranın 2002 yılı için geçerli olan degeri %
2,7’dir.

Herhangi bir mal veya hizmetin piyasa fiyatı, tüketici düzeyinde malın sagladıgı fayda,
yeryüzünde bol veya kıt olması ve kalitesine baglı olarak çekillenirken, üretici veya ithalatçı
firma düzeyinde aynı piyasa fiyatı malın üretimi veya ithalatı esnasında katlanılan maliyetler,
firma karı ve dolaylı vergilerin eklenmesi ile çekillenmektedir.

Üretici ve thalatçı Cephesi Tüketici Cephesi


Maliyetler+Kar+Dolaylı Vergiler = Malın Piyasa Fiyatı = Malın Faydası+Bol veya Kıt Olması+ Kalitesi

Bu nedenle, günümüzün modern ekonomilerinde, firmalar reklâm mecrasını kullanarak, medya
aracılıgı ile ürünün piyasa fiyatını tüketiciye kabul ettirme, tüketicinin söz konusu fiyatı ilgili ürün
için ödemeyi kabul etmesine çalıçırlarken, bir yanda da malın üretim maliyetini açagıya
çekebilmek için, üretimlerini Çin gibi ucuz üretim maliyeti avantajı olan ülkelere kaydırmaktalar.

ENFLASYON VE DEFLÂSYON: Bir ulusal ekonomide, fiyatlar genel seviyesinin veya
düzeyinin düzenli ve sürekli olarak artması veya yükselmesi sürecine enflasyon denir.
Enflasyon, Latince Inflatio; yani çiçkinlik kelimesinden türetilerek oluçturulmuç bir kavramdır.
Mal ve hizmetlerin fiyatlarını temsil eden fiyatlar genel seviyesindeki düzenli ve sürekli azalma
veya düçüç ise deflasyon olarak adlandırılır. Örnegin, Japonya son 7 yıldır deflasyon sorunu
yaçamaktadır. Bir ulusal ekonominin enflasyon veya deflasyon tehdidinde olup olmadıgı,
oluçturulan fiyat indeksleri ile hesap edilir. Türkiye'de bu hesaplama, Tüketici Fiyatları Ìndeksi
TÜFE ve Toptan Eçya Fiyatları Ìndeksi TEFE kullanılarak hesap edilmektedir.

DEVALÜASYON VE REVALÜASYON: Bir ülkenin para biriminin ulusal sınırlar içerisinde
enflasyon nedeniyle deger yitirmesi sonucu, ülkenin para biriminin degerinin yabancı paralar
karçısında degerinin ayarlanması ve bu nedenle ülkenin yerel para birimi cinsinden döviz
kurlarının deger kazanması sürecine devalüasyon, ülkenin para birimi deger kazandıgında,
yabancı paralarının döviz kuru cinsinden deger yitirmesi sürecine de revalüasyon denmektedir.
Devalüasyon ve revalüasyon, yanı ülkenin para biriminin diger ülke paraları cinsinden degerinin
dalgalanması, o ülkenin rekabet durumu derinden etkilemektedir. Bir ülkenin para biriminin
yabancı paralar karçısındaki degeri Merkez Bankası müdahalesi ile korunuyor ise gerçekçi bir
kurdan söz etmek zordur. Merkez Bankalarının uyguladıgı farklı döviz kuru politikalarının bu
anlamda etkileri görülmektedir. Para biriminin yabancı paralara veya altına dönüçtürülmesine
yönelik kısıtlamalar ise bir baçka sorundur. Buna karçılık, para birimi, diger paralar ve altına
serbestçe dönüçtürebiliyor ise, bu duruma Konvertibilite denir.

GENEL EKONOMÌ


8

FYAT TEORS: Fiyat herhangi bir malın mübadele veya degiç tokuç degeridir. Uygarlık tarihi
boyunca insanoglu malların ve hizmetlerin degerlerinin kökenlerini ve degerlerinin birbirlerinden
farklı oluçlarının nedenlerini merak etmiçlerdir. Fiyat teorisi de, mal ve hizmet fiyatlarının nasıl
oluçtugunun analiz edilmesidir.

TÜKETC DENGES: Tüketicinin mal ve hizmetleri kullanarak fayda sagladıgını biliyoruz.
Tüketicinin amacı ise, belli çartlar altında ulaçabilecegi en yüksek faydaya ulaçmaktır. Bu
amaca ulaçtıgında tüketici dengededir. Bu durumda tüketici dengesi; tüketicinin belli çartlarda
en yüksek tatmini elde ettigi durumdur. Tüketici Dengesi açısından iki önemli kavram,
Kayıtsızlık Egrileri ve Bütçe Dogrusu kavramlarıdır.

Kayıtsızlık Erileri’nin temel özellikleri dikkate alındıgında;
1. Kayıtsızlık egrileri orijine dıç bükey egrilerdir.
2. Kayıtsızlık Egrileri birbirlerini kesmeden sonsuza dogru giderler.
3. Aynı kayıtsızlık egrisi üzerinde (E
1
) olmamız koçuluyla, farklı X ve Y malı tüketim
miktarlarını temsil eden farklı kombinasyon noktaları (A,B,C), aynı maksimum toplam faydayı
saglar. Aynı kayıtsızlık egrisinden yararlanan farklı tüketicilerden birisi, çahsi tercihleriyle A
noktasındayken, 2. tüketici B noktasını, 3. tüketici ise C noktasını tercih edebilir. Her 3
tüketicinin de tercihleri farklı olsa da kendi tüketici dengelerini aynı egri üzerinde arıyorlarsa, her
3 tüketici de aynı maksimum toplam faydayı elde eder.
4. Her kayıtsızlık egrisi, bir soldaki kayıtsızlık egrisine göre daha yüksek bir maksimum toplam
faydayı, bir sagdaki kayıtsızlık egrisine göre ise daha düçük bir maksimum toplam faydayı
temsil eder. (TF
E3
> TF
E2
> TF
E1
)


X ı

Tü ketici Dengesi
A



A
i


X
0
E

X
i

i

2


i

0 ı

i

0
B
i
B
Hangi kayıtsızlık egrisinin tüketici için dogru egri oldugunu ise, Bütçe Dogrusu ile ilgili kayıtsızlık
egrisinin kesiçtigi noktaya bakarak anlayabiliriz.

Bütçe Dorusu ise; en basit ifadesiyle bir tüketicinin cebinde sınırlı geliri, bütçesini, satın alma
gücünü temsil eder. Bütçe dogrusu; gelirin tamamının harcanması durumunda, X ve Y
mallarından alınabilecek miktarlar bileçimini gösterir. A Noktası, cebimizdeki sınırlı gelirle X
Malı’ndan alınabilecek maksimum miktarı, B Noktası ise yine aynı çekilde Y Malı’ndan
GENEL EKONOMÌ


9

alınabilecek maksimum miktarı temsil eder. Bütçe Dogrusu’nun saga kaymasının nedeni,
tüketicinin gelirinin artması veya X ve Y Malı’nın fiyatının gerilemesi, yani deflasyon etkisidir.
Sola kaymanın nedeni ise tüketicinin gelirinin gerilemesi veya enflasyon olarak özetlenebilir.

A ve B noktaları arasındaki Bütçe Dogrusu’nun, tüketicinin 1000 YTL’lik sınırlı gelirini
gösterdigini kabul edersek; A-B bütçe dogrusu ile E
2
kayıtsızlık egrisinin teget oldugu E denge
noktası Tüketici Dengesi olarak adlandırılır. E Tüketici Dengesi Noktası, tüketicinin cebindeki
sınırlı geliri açmadan, X Malı’ndan X
0
ve Y Malı’ndan Y
0
adet tüketerek maksimum toplam
faydayı saglamasıdır. Her tüketicinin amacı elindeki sınırlı gelirinin tümünü kullanarak
maksimum toplam faydayı saglamak oldugundan, tüketici E Noktası’nda dengeye gelir. Ancak,
tüketicinin gelirindeki bir azalma veya malların fiyatlarındaki yükselme nedeniyle Bütçe
Dogrusu’nun sola kayması, azalan gelirin A
1
B
1
Bütçe Dogrusu ile temsil edilmesine neden olur.
Böylece tüketici, yeni gelirine veya yeni mal fiyatına göre tekrar dengesini kurar ve E
1
noktasında dengeye gelir.

PYASA DENGES: Piyasa dengesi, bir malın talep edilen miktarının arz edilen miktarına eçit
olması durumudur. Piyasanın dengede olması için satıcıların satmak istedikleri veya satmayı
planladıkları, miktarın fiilen sattıkları miktara ve alıcıların satın almak istedikleri veya satın
almayı planladıkları miktarın, fiilen satın aldıkları miktara eçit olması gerekir. E Noktası’ndaki
Piyasa Dengesi’ne karçılık gelen fiyata Piyasa Denge Fiyatı, miktara ise Piyasa Denge Miktarı
denir ki, Q
0
noktasında arz (S) ve talep (D) miktarı birbirine eçit olacaktır. Malın piyasa fiyatına
(P) dayalı olarak piyasa dengisinin oluçabilmesi için, malın piyasa fiyatı (P) dıçında kalan, arzve
talep fonksiyonunda yer alan; yani arz ve talep miktarını etkileyen bagımsız degiçkenlerin sabit
kabul edilmesi gerekir. Bu durum, Ceteris Paribus ilkesi ile açıklanır.

P
S(Arz)



E
P
0
Piyasa Dengesi





D(Talep)
0 Q(Miktar)
Q
0


E = Piyasa dengesi
P
0
= Piyasa denge fiyatı
Q
0
= Piyasa denge miktarı


PYASA EKONOMS: Üreticilerin ve tüketicilerin, arz ve talep koçullarına baglı olarak aldıkları
ekonomik kararlara uygun kaynak dagılımının gerçekleçtigi ve Kamu’nun payının minimum
oldugu bir yapıdır. Neoklasik ve Neoliberal Okulun hararetle savundugu bir ekonomik yapıdır.

GENEL EKONOMÌ


10

FRMA MALYETLER: Firmalar mal ve hizmet üretimi esnasında toplam sabit maliyetlere ve
toplam degiçken maliyetlere katlanırlar. Her ikisinin toplamı firmanın Toplam Maliyeti’ni verir.
Toplam sabit maliyet, üretim olsun veya olmasın firmanın katlanmak zorunda oldugu
maliyetlerdir. Bu nedenle, dikey eksende bir deger noktasından baçlayarak, Q üretim miktarı
yatay eksenine paralel olarak hareket eden bir dogruyla temsil edilir. Birim sabit maliyet ise,
üretim arttıkça degiçen ve azalan bir dogrudur. Yani, üretilen birim arttıkça, üretilen mal baçına
birim sabit maliyet azalır.

Maliyet



K
Toplam Sabit Maliyet Erisi


0 Miktar
X

Toplam degiçken maliyet ise, üretim oldukça ortaya çıkan bir maliyettir ve bu nedenle sıfır
orijininden baçlar. Birim degiçken maliyet ise, üretimin belirli bir açamasına kadar sabit bir
deger olarak giden, belirli bir açama geçildikten sonra küçük bir sıçrama ile yine sabit bir deger
olarak devam eden ve adeta merdiven çeklindeki yükselen bir dogruyla temsil edilir.

Maliyet Toplam Deiken Maliyet Erisi




L


Miktar
0 X


FRMA DENGES: Kar, belli bir miktar ürünün satıçından elde edilen para veya satıç hâsılatı ile
o miktar ürünün maliyeti arasındaki farktır. Karlılık, içletme sermayesinin erimemesi için mutlaka
ulaçılması gereken bir degerdir. Firmanın amacı karın maksimize edilmesidir. Kronik
enflasyonun geçerli oldugu ülkelerde ise yalnızca kar etmek yeterli degildir, aynı zamanda
enflasyonun üzerinde bir kar gerekli ve zorunludur. Firmanın karının maksimum olmasının ilk
artı, Marjinal Maliyet’in (MM) Marjinal Gelir’e (MG) eit olmasıdır. Bu koçu, özelligi ne
olursa olsun, tüm piyasa türleri için geçerlidir. Ìkinci çart ise, bu eçitligin saglandıgı yerde
Marjinal Maliyet Egrisi’nin yükselen bir egri olmasıdır. Bu koçul da tüm piyasa türleri için
geçerlidir.

Firma maliyetleri, hammadde, içgücü, makine-teçhizat, enerji ve finansman maliyetlerinin
birleçiminden oluçur. Üretim Faktörleri’nin elde edildigi piyasa koçulları, firmanın ürününü
satarken katlandıgı reklam ve pazarlama maliyetleri, toplam ve dolayısı ile marjinal maliyet
degerini dogrudan etkiler. Ancak, malın satıldıgı piyasanın türü, yani piyasanın rekabet veya
eksik rekabet piyasası olması marjinal maliyet degerlerini dogrudan etkilemez. Mal ve hizmetin
GENEL EKONOMÌ


11

satıldıgı piyasa türü ise firma gelirlerini, yani hem toplam geliri, hem ortalama geliri, hem de
marjinal geliri etkiler. Tam Rekabet Piyasası’nda satın her mal veya hizmetin firmaya sagladıgı
Marjinal Gelir ve Ortalama Gelir, Tam Rekabet Piyasası’nın özellikleri geregi hem birbirine eçit;
hem de malın piyasa denge fiyatı olan Po’a eçittir. Bu nedenle, marjinal gelir ve ortalama geliri
temsil eden geometriksel çekil Po noktasından baçlayıp, Q miktar yatay eksine paralel hareket
eden bir dogrudur. Toplam Gelir ise Marjinal Gelir’e eçit olan Po degerinin satılan miktar miktarı
ile (Q) çarpılması ile bulunur. Dolayısı ile, Toplam Gelir degerlerini temsil eden geometriksel
gelir, 45 derecelik bir açıyla O orijininden baçlayıp yukarı dogru tırmanan bir dogru ile temsil
edilir.

Bir eksik rekabet piyasası türü olan Monopol Piyasası’nda ise, marjinal maliyet ile ortalama
maliyet degerleri birbirinden ayrılır. Monopol piyasasında Ortalama Maliyet Egrisi ile Talep
Dogrusu birbirinin üstüne çakıçıktır. Çünkü, Monopol Piyasası’na hakim olan Monopol Firma,
piyasaya tek baçına hakim olsa da, firmanın elde edecegi gelir asla o piyasadaki tüketicilerin
toplam satın alma gücünü geçemez. Monopol Piyasası’nda marjinal gelir ile marjinal maliyetin
kesiçtigi noktada oluçan firma dengesi, Tam Rekabet Piyasası’nda oluçan fiyatın hayli
üstündedir. Bu durum, tüketici için rekabet çartlarının önemini teyit eder.

MAL VE HZMET: Ìnsanın ihtiyaçları mallar ve hizmetlerle karçılanır. Ìhtiyaçları temin özelligine
sahip herçeye “mal” denir. Ekmek, ayakkabı birer mal iken, berberin saç kesmesi veya doktorun
hasta muayene etmesi birer “hizmet”tir.

ÜRETM: Ìnsan ihtiyaçlarını gidermekte kullanılacak mal hizmetlerin yaratılması, elde edilmesi
veya meydana getirilmesi sürecidir. Mal veya hizmetlerin üretimi üretim faktörleri kullanılarak
gerçekleçtirilir. Ekonomi bilimi, mal ve hizmetlerin üretilmesinde kullanılan üretim faktörlerini
dogal kaynaklar, emek, sermaye ve giriçim üretim faktörleri ile tanımlamıçtır. Üretilen malların
bir kısmı ileride kullanılmak üzere bozulmadan saklanıyorsa, saklanan bu kısma "stok” adı
verilir.

ÜRETM OLANAKLARI ERS: Üretim Olanakları Egrisi; üretim faktörlerinin miktarı ve
teknoloji sabitken, bir toplumun üretebilecegi ve üretemeyecegi mal demetlerini ayıran bir sınır
çizgisidir. Egrinin sagındaki noktalar, üretilemeyecek mal demetlerini gösterir. Egrinin solundaki
noktalarda ise, kaynaklar ya tam kullanılamamakta, ya da kötü kullanılmaktadır. Yani, ‘Atıl
Kapasite’ durumu söz konusudur. Egrinin sola kayması, savaç ve dogal afet nedeniyle üretim
olanaklarının yok olması anlamına gelir. Saga kayması ise teknolojik ilerleme anlamına gelir.

B_d y

A










0 B ¸ o ob
GENEL EKONOMÌ


12


Üretim olanakları egrisi, orijine içbükey bir geometriksel çekildir ve bir ulusal ekonominin
elindeki kısıtlı üretim olanakları ile, bu grafikte seçtigimiz örnekler dogrultusunda, bugday ve
otomobilden ne kadar üretilecegini gösterir.

Yukarıdaki çekilde A noktası, bir ulusal ekonominin elindeki kısıtlı üretim olanaklarının tümünün
sadece bugday üretmek için kullanması halinde bugdaydan maksimum kaç birim üretilecegini;
B noktası, eldeki kısıtlı üretim olanaklarının tümünün sadece otomobil üretmek için kullanması
halinde otomobiden maksimum kaç adet üretilecegini göstermektedir. C noktası, üretim
olanakları egrisi üzerinde herhangi bir noktadır. Eldeki kısıtlı üretim olanaklarının hem bugday
hem de otomobili üretmek amacıyla dagıtıldıgını gösterir. D noktası, ekonominin bugünkü
üretim olanaklarıyla gerçekleçtirilemeyecek bir üretim seviyesini temsil eder. E noktası,
ekonominin potansiyel üretim seviyesinin altındaki bir üretim düzeyini temsil eder. Sonuçta, A
ve B noktaları arasındaki üretim olanakları egrisi, bu ekonominin ne kadar mal ve hizmet
ürettigini gösterir. Fırsat maliyeti, bir malı üretmek için bir baçka malın üretiminden vazgeçilen
miktar olarak tanımlanabilir. Örnegin, biraz daha otomobil üretmek için, bugday üretiminin bir
kısmından vazgeçmek gibi. Fırsat maliyeti, bu anlamda daha fazla otomobil üretildiginde,
üretiminden vazgeçilen bugdayın saglayacagı avantajlardan vazgeçmenin bir bedelidir.

AZALAN VERM KANUNU VE MARJNAL ÜRÜN: Ulusal ekonomilerde, ister firma bazında,
isterse de ülke ekonomisi bazında Azalan Verim Yasası geçerlidir. Her ne kadar, Adam Smith
‘Artan Verimlilik’ anlayıçını gündeme getirmiç olsa da, günümüzde, tarımsal üretimde ve sanayi
üretiminde artan nüfusa baglı olarak David Ricardo'nun dile getirdigi ve savundugu bir kavram
olarak, ‘Azalan Verim Yasası’ geçerlidir.

Firma bazında, dogal kaynaklar, emek ve sermaye üretim faktörleri, yani hammade, içgücü ve
makine-techizat miktarı arasında oluçturulan hassas dengeye Optimal Faktör Bileim Oranı,
diyoruz. Eger, üç üretim faktörü arasındaki hassas denge bozulup, bir veya iki üretim
faktörünün miktarı sabit tutulur iken, birinin miktarı arttırılır ise, bu o firmada üretim esnasında
yakalanmıç olan verimlilik seviyesinin azalmasına neden teçkil eder. Bu nedenle, verimlilik
azaldıkça üretim maliyetlerinin de arttıgı görülür. Marjinal Kaynak Maliyeti, bu anlamda her bir
ek faktör kullanılması sonucu firmanın maliyetinde meydana gelen artıçlar olarak da
tanımlanabilir.

Firma mal ve hizmet üretmeye, ürettigi ürünlerden para kazanmaya devam ettikçe yeni kararlar
verir. Bu nedenle firmanın üretimi esnasında katlandıgı maliyetler önemlidir. Firmanın mal ve
hizmet üretirken katlandıgı maliyetleri verimlilik önemli ölçüde etkiler. Firma ne kadar yüksek bir
verimlilikle çalıçıyorsa, dolayısıyla üretim faktörlerini ne kadar etkin kullanıyorsa, o kadar da
karlı çalıçıyor demektir. O halde, firmanın kullandıgı her birim üretim faktörünün, firmanın
toplam üretimine verimlilik anlamında katkısını ölçmek gerekir (yüksek verim-düçük maliyet-
yüksek kar). Firmanın her bir üretim faktörünün, firmanın toplam üretimine verimlilik anlamında
yaptıgı katkıya Marjinal Ürün denir.

Marjinal Ürün (MÜ), 0 (orijinden) baçlayan, çok hızlı artan ve aynı hızla azalan, bir noktada da
yatay eksenle kesiçen geometriksel çekildir.






GENEL EKONOMÌ


13

M M
M A )







M ¸ ¸ _ B nı )











0 M 0 * z z B_ )
i S yı ı
M

Yukarıdaki grafikte yer alan örnek firma, küçük ve sınırlı sayıda iççi çalıçtıran bir firmadır.
Firmada, 4. içgücüne kadar verimlilik artmaktadır ve 4. içgücünün firmaya verimlilik anlamında
katkısı maksimumdur. 5. içgücünden itibaren her katılan içgücünün firmaya verimlilik anlamında
katkısı azalmaktadır. Sonuçta, 8. içgücünün MÜ katkısı, 0(sıfır)dır.

Söz konusu degerleri göz önüne alarak; 4. içgücüne kadar her istihdam edilen içgücünün MÜ
degerinin bir öncekine göre daha yüksek oldugunu dikkate aldıgımızda, Toplam Ürün (TÜ)
Egrisi, 4. içgücüne kadar artarak artan bir seyir izleyecektir. Fakat 4. içgücünden itibaren MÜ
degerleri azaldıgından dolayı TÜ egrisi azalarak yükseliçini sürdürecektir. Eger firma, 8.
içgücünde MÜ=0 olmasına ragmen içgücü istihdam etmeye devam ederse, bu noktadan sonra
istihdam edilen her içgücünün MÜ degeri negatif (-) oldugu için, TÜ egrisi düçüçe geçecek ve
belirli bir sayıdaki iççinin istihdamı sonrası sonra 0’a (sıfır) ulaçacaktır.

MÜ=0’dan sonra firma içgücü istihdam etmeye devam ederse, bu bölge Gizli Ìçsizlik Bölgesi
olarak adlandırılır. Bunun nedeni; MÜ=0 noktasından sonra istihdam edilen her içgücünün,
ücret almasına ragmen firmanın toplam üretimine verimlilik anlamında katkısının olmamasıdır.
Yani, söz konusu içgücü çalıçıyor görünmesine ragmen, gizli içsizlige neden olacaktır. Bu
durumda firmaların, iççi maliyetleri artar.

Ortalama Ürün (OÜ) Egrisi’ni oluçturan degerler ise, TÜ egrisinin üzerindeki degerlerin içgücü
sayısına bölünmesiyle bulunur.

OÜ egrisi, MÜ ve TÜ egrisiyle beraber 1. içgücünde aynı noktadan baçlayan; ama MÜ’e göre
daha yavaç bir tempoda artan, maksimum oldugu noktada MÜ Egrisi tarafından kesilen ve o
GENEL EKONOMÌ


14

noktadan sonra düçüçünü yavaç bir tempoda sürdürerek, TÜ egrisiyle aynı noktada 0’a (sıfır)
ulaçan bir geometriksel çekildir.

Dikkat edilmesi gereken diger bir husus da, Optimal Faktör Bileçim Oranı’dır. MÜ Egrisi’nin
maksimum oldugu nokta, Optimal Faktör Bileçim Oranı’nın yakalandıgı noktadır. Optimal Faktör
Bileçim Oranı, mal ve hizmet üretiminde kullanılan 3 üretim faktörü olan; dogal kaynaklar, emek
ve sermaye ya da diger bir deyiçle hammadde, içgücü ve makine ve teçhizat arasında en
yüksek verimlilikle çalıçmayı saglayacak hassas bir dengenin oluçturuldugu veya yakalandıgı
bir üretim seviyesi anlamına gelir. Firma, Optimal Faktör Bileçim Oranı noktasında birim baçına
en yüksek karlılıkla çalıçmaktadır. Ancak bu nokta, firmanın toplam kârının da maksimum
oldugu nokta anlamına gelmez. Bir firmanın üretimin belirli bir noktasında birim baçına en
yüksek kârlılıkla çalıçması demek, firmanın toplam karının maksimum olması anlamına gelmez.

Optimal Faktör Bileçim Oranı’nda firmanın toplam karı maksimum degildir. Maksimum karlılık
için MÜ Egrisi’nin yatay eksenle buluçtugu, yani en son istihdam edilen içgüçünün sagladıgı MÜ
degerinin sıfır oldugu noktaya kadar firmanın üretimine devam etmesidir. MÜ Egrisi’nin
maksimum oldugu noktada sadece bir birim malın kârı maksimize olmuçtur. Önemli olan,
firmanın tüm kapasitesi ile toplam karını maksimize etmesidir.

ÜRETM FAKTÖRLER: Firmaların mal ve hizmet üretimi gerçekleçtirmek için kullanmak
zorunda oldukları her unsur üretken kaynaklar veya üretim faktörleri olarak adlandırılılır. Bu
faktörler, üretimi gerçekleçtirmek için kullanılan Dogal Kaynaklar (Hammadde ve Toprak), Emek
(Ìçgücü), Sermaye (Milli Servet) ve Giriçim (Teçebbüs) üretim faktörleridir.

Dogal kaynaklar üretim faktorü, hammadde ve topraktan oluçur. Toprak tarım ve taç ve topraga
dayalı sanayi benzeri alanlarda hammadde olma ve mal ve hizmet üretimi için kurulacak bir
tesisin inçaası için gerekli olan arazi anlamında gayrimenkul olma özelligi ile ortaya çıkar.

Emek insanın kafa ve vücut çabasıdır. Emek üretim faktörü bir ulusal ekonomide istihdam
edilen içgücünü temsil eder. En vasıfsız iç gücünden en tepe yöneticiye kadar üretimde görev
alan her birey emek faktörü içerisinde yer alır. Bir bireyin emek üretim faktörü içerisinde yer
alması, alın teri karçılıgında ücret alması ile mümkün olabilir.

Sermaye üretim faktörü, bir ulusul ekonomide mal ve hizmetlerin üretilmesi, üretildikten sonra
tüketim merkezlerine taçınması ve tüketilmesi için kullanılan tüm alt ve üst yapı unsurlardır.
Binalar, demirbaç, yollar, köprüler, barajlar, fabrikalar, makinalar, taçıt araçları, içme suyu veya
dogal gaz sistemleri, yani yer üstünde ve altında bulunan tüm fiziki unsurlar sermaye üretim
faktörü kapsamına girer ve tüm bu degerlerin toplamı Milli Servet’i temsil eder.

Giriçim üretim faktörü ise, diger üç üretim faktörünü piyasalarından temin eden ve mal ve
hizmet üretimini organize eden faktördür. Mal ve hizmet üretiminin gerçekleçmesi için yatırım
yapan ve birikimlerini kaybetme riskini göze alarak mal ve hizmet üretiminde görev alan üretim
faktörüdür. Bir nevi orkestra çefidir.

Üretim faktörleri GSMH’nın yaratılmasına sagladıkları katkı nedeniyle Milli Gelir'den bir pay
almaya hak kazanırlar. Milli Gelir'den dogal kaynaklar üretim faktörünün aldıgı paya rant, emek
üretim faktörünün aldıgı paya ücret, sermaye üretim faktörünün aldıgı paya faiz ve giriçim
üretim faktörünün aldıgı paya ise ise kar geliri diyoruz. Milli Gelir ülkenin ulusal sınırları
içerisinde mal ve hizmet üretiminde görev alanlara ödedigimiz faktör gelirlerini tanımlamaktadır.
Eger, Türk vatandaçı olup, dünyanın baçka ülkelerinde mal ve hizmet üretiminde görev alan
insanlarımız var ise, örnegin yurt dıçındaki iççilerimiz, onların yabancı ülkelerde kazandıkları
GENEL EKONOMÌ


15

üretim faktör gelirlerini Türkiye'ye göndermeleri halinde, yurtdıçından gelen rant, ücret, faiz
veya kar cinsinden faktör gelirlerine ise Dıç Alem(den gelen) Faktör Gelirleri denilmektedir.

GSMH: Gayri Safi Milli Hâsıla, kabaca bir yıl içerisinde bir ulusal ekonomide üretilen mal ve
hizmetlerin toplam katma degerine, ithalattan elde edilen vergi gelirleri ve net dıç âlem faktör
gelirlerinin eklenmesi ile bulunan bir degerdir. Bir ulusal ekonominin ulusal sınırlar içinde ve
dıçında yarattıgı bir yıla mahsus en büyük degerdir. Gayri Safi Milli Hâsıla’nın üretilmesinde
Milli Servet kullanılır. Türkiye'nin tahmini milli serveti 2,5 trilyon dolar civarındadır ve Türkiye her
yıl milli servetinin % 7,5 ile 10'u arası bir GSMH yaratmaktadır. Oysa ABD'de bu oran % 50
seviyelerindedir. Yani, Türkiye verimlilik açısından sorunlu bir ekonomidir.

GSMH, iki çekilde hesap edilmektedir. Nominal GSMH ve Reel GSMH. Eger, GSMH
hesaplamanın yapıldıgı yıl geçerli olan mal ve hizmet fiyatları; yani cari fiyatlar kullanılarak
hesap ediliyorsa, içinde enflasyon veya deflâsyondan kaynaklanan deformasyonu da taçıyor
demektir. Bu nedenle, fiyat hareketlerinin aldatıcı etkisinden temizlemek için ayrıca Reel GSMH
hesaplanır. Reel GSMH; belirli bir baz yılın mal ve hizmet fiyatları dikkate alınarak, yani Türkiye
için enflasyondan arındırılmıç olarak hesap edilen bir GSMH degeridir. Bir yılın nominal GSMH
degeri, enflasyondan, daha dogru bir degiçiklikle fiyatlardaki dalgalanmalardan arındırılarak,
Reel GSMH degerine dönüçtürülecek ise, bunun için Deflatör kullanılır. GSMH Deflatörü,
nominal serileri reel serilere dönüçtürmek amacıyla kullanılan bir endekstir. 2002 yılı için hem
nominal cinsinden, hem de reel cinsinden GSMH hesaplamak mümkündür.

BÜYÜME: Ekonomik büyüme, reel GSMH’daki artıçtır. Bir ekonomide daha çok mal ve hizmet
üretildigi sürece, reel GSMH artar ve toplum daha fazla tüketme olanagına kavuçur. Reel
GSMH’da, bir önceki döneme göre meydana gelen yüzde artıç oranına “ekonomik büyüme
oranı” denmektedir. Yani, 2002 yılının Reel GSMH oranı, 2001 yılının Reel GSMH oranına
bölündügünde veya oranlandıgında çıkan yüzdesel degiçim degeri, o ekonominin ekonomik
büyüme hızıdır.

DURGUNLUK, RESESYON, DEPRESYON: Eger, bir ulusal ekonomide ekonomik büyüme
yavaçlıyor ise bu durum durgunluk (stagnation) olarak tanımlanır. Kabul edilebilir ölçüde kısa bir
zaman dilimi için (6 ay ile 1 yıl arası) ekonomik büyümede bir gerileme yaçanır ise bu durum
resesyon olarak tanımlanmaktadır. Ancak, eger ekonomik büyümede gözlemlenen gerileme
çiddetli ve derin ise ve uzun bir zaman dilimini kapsıyor ise, bu tür bir gerilemeyi depresyon
olarak tanımlıyoruz. Örnegin, 1929 Buhranı gibi.

PHLLPS ERS: A. William Phillips'in ortaya koydugu bir yaklaçım olması nedeniyle, onun
soyadı ile anılan bu analiz, bir anlamda içinde enflasyonun çiçkinligini barındıran nominal
ücretler ile istihdam seviyesi arasındaki ters orantılı iliçkiyi tanımlamaktadır. Pek çok ekonomist
bu iliçkiyi, bir ölçüde enflasyon ile içsizlik arasındaki ters orantılı iliçkiyi tanımlayan bir analiz
olarak ele almayı tercih etmiçtir. Yani, her ulusal ekonomi bir miktar içsizligi azaltmak için bir
miktar enflasyona, bir miktar enflasyonu azaltmak için bir miktar içsizlige katlanmak zorundadır.

STAGFLASYON: Ìngilizce durgunluk (stagnation) ve enflasyon (inflation) kelimelerinin
birleçtirilmesinden üretilmiç olan stagflasyon, ekonominin durgunlugun yaçandıgı bir ortamda
yüksek bir enflasyon ve içsizligi de beraber yaçaması sürecidir. Yani, üç ekonomik sorun bir
arada yaçanmaktadır. Bu durum, Phillips Egrisi yaklaçımının da artık 1970'li yılların dünyasında
geçerli olmadıgını göstermiçtir. Özellikle, Vietnam Savaçı ile birlikte ABD ekonomisinde görülen
sorunlar ve Petrol Krizi ile birlikte dünyanın önde gelen ekonomilerinde 1970'li yıllarda
gözlemlenmiç bir özel ekonomik dengesizlik sürecidir.

GENEL EKONOMÌ


16

MLL GELR: Ekonomi Bilimi'nin tanımladıgı dört üretim faktörü olan dogal kaynaklar, emek,
sermaye ve giriçim üretim faktörlerine dagıtılan rant, ücret, faiz ve kar gelirlerinin toplamı Milli
Gelir'i verir. Milli Gelir, GSMH degerinden Amortismanlar ve Dolaylı Vergiler düçürüldükten
sonra bulunan bir degerdir. Milli Gelir, üretim faktörleri arasında, her bir üretim faktörünün mal
ve hizmet üretimine kattıgı ve hakettigi pay kadar dagıtılabiliyorsa, yani bir haksızlık söz konusu
degilse, bu duruma Adaletli Gelir Dagılımı diyoruz. Eger, bir veya birden fazla üretim faktörü
milli gelirden hakettiginden daha fazla pay alıyor ise, bu duruma Gelir Dagılımı Adaletsizligi
diyoruz.

TÜKETM: Milli Gelir'den kabaca direkt vergilerin düçürülmesi ile, Kullanılabilir veya
Harcanabilir Gelir'e ulaçılır. Kullanılabilir Gelir bireyler ve kurumlar tarafından iki çekilde
kullanılır; Tüketim Harcamaları ve Tasarruflar. Mal ve hizmetlerin insan ihtiyaçlarını dogrudan
dogruya giderecek çekilde kullanılmasına “tüketim” denir. Bu kullanımın parasal degeri tüketim
harcamalarını oluçturur.

TASARRUF: Kullanılabilir Gelir'den tüketim harcamaların karçılanmasından sonra, bireyler ve
kurumlar tarafından halen harcanmamıç bir artık deger kalır ise, bu deger tasarruf olarak
adlandırılır. Makro ekonomide Toplam Yurtiçi Tasarruflar ifadesi ile geçer. Tasarruf Paradoksu
ise, halkın daha yüksek oranda tasarruf etmesi ile tüketim harcamalarının azalmasının, yatırım
harcamalarında da daralmaya neden olması nedeniyle, ekonomik büyümenin yavaçlaması ve
tasarrufların azalmasıdır. Yani, tasarruf egiliminin artması uizun vadede toplam tasarrufların
azalmasına yol açmaktadır. Bu durum bir paradokstur.

KALKINMA: Ekonomik büyüme ülkenin üretim hacmindeki bir artıçtır. Dolayısıyla ekonomik
büyüme sadece sayısal bir kavram olarak ele alınmaktadır. Oysa ekonomik kalkınma
ekonomideki niteliksel geliçmelerdir. Ekonomik kalkınma toplumun yaçam standartlarında,
üretilen malların kalitesinde veya üretim organizasyonunda iyileçmeler yaçanan bir ortamı ifade
etmektedir.

STHDAM: Bir ulusal ekonomide, mal ve hizmet üretiminde görev almak üzere çalıçtırılmaya
hazır nüfusa istihdam denmektedir. Neo-klasik iktisatçılar ulusal ekonominin her zaman Tam
stihdam seviyesinde, yani tüm üretim faktörlerinin en optimal ölçülerde üretimde kullanıldıgı
varsayımını kabul etmiçlerdir. Oysa, 1929 Buhranı sonrası, Keynesyen Ìktisatçılar ekonominin
eksik istihdam koçullarında da çalıçabilecegini ve dengede olabilecegini öne sürmüçlerdir.

SZLK: Çalıçma ve gelir saglama kararında olan bireylerin, hizmetlerinden yararlanmak
üzere çalıçtırılmalarına “istihdam” denmektedir. Çalıçma istegine ve yetegine sahip olup, cari
ücret haddi ile çalıçma saatlerini kabul ettigi halde iç bulamayan kimseye “içsiz” denir. Toplam
içgücü içerisinde içsiz olanların yüzdesine ise “içsizlik oranı” denmektedir. Ìçsizligin çeçitli
türlerinden bahsetmek mümkündür. Ìçsizlik türleri; kısmi ve yaygın, geçici ve sürekli olmak
üzere tasnif edilebilir. Kısmi ve geçici içsizlik, yer ve meslek degiçtirme sırasında belirir. Bu
türden içsizligin en tipik olanı “konjonktürel içsizlik”tir. Konjonktürel içsizlik, üretim hacminde
zaman zaman ortaya çıkan daralmaların yarattıgı içsizliktir. Ekonominin bütün sektörleri ile
toplu ve devamlı olarak durgun bir düzeyde kaldıgı dönemlerde ise “yapısal içsizlik” belirir.
Uluslararası Çalıçma Örgütü ILO normlarına göre bir baçka tanım 'Eksik Ìstihdam'dır. Buna
göre, eger istihdam istatistiklerinin hesaplandıgı dönem içerisinde kiçi tümüyle içsiz kalmıç ise,
bu durum içsizlik kavramı ile, aynı dönem içerisinde sadece 15 gün çalıçmıç ise eksik istihdam
olarak tanımlanmaktadır. Yani, içsizlige göre eksik istihdamın tek farkı kısa bir süre için çalıçmıç
olması, ama geri kalan zamanda içsiz olmasıdır. Bu nedenle, kimi zaman gerçek içsizligi hesap
etmek için içsizlik oranı ile eksik istihdam oranının toplanmak uygulaması görülmektedir
GENEL EKONOMÌ


17

Slayt 1

FYATIN OLUUMU
MALIN
SALADII
FAYDA
MALIN
KALTES
MALIN BOL
VEYA KIT
OLMASI
MALIN DEER
ORTAK DEER ÖLÇÜSÜ
FYATLAR GENEL SEVYES (DÜZEY)
ARTILAR (ENFLASYON) AZALILAR (DEFLASYON)

Slayt 2

TOPLAM (ÖZ) KAYNAKLAR = TOPLAM HARCAMALAR
Ç (ÖZ) KAYNAK + DI (ÖZ) KAYNAK = TÜKETM HAR. + YATIRIM HAR.
GSMH + (CAR L. DNG - N D A F GEL.) = TÜKETM H. + YATIRIM H.
(GSYH – N D A F GEL) + (CAR L. DNG - N D A F GEL.) = TÜK. H. + YAT. H.
GSYH + CAR L. DNG = TÜK. H. + YAT. H.
KAYNAKLAR - HARCAMALAR DENGES

GENEL EKONOMÌ


18

Slayt 3






TOPLAM (ÖZ) KAYNAKLAR = TOPLAM HARCAMALAR
Ç (ÖZ) KAYNAK + DI (ÖZ) KAYNAK = TÜKETM HAR. + YATIRIM HAR.
GSMH + (CAR L. DNG - N D A F GEL.) = TÜKETM H. + YATIRIM H.
YABANCI KAYNAK + (GSMH + DI KAYNAK) = TÜK. H. + YAT. H.
YABANCI KAY. + (GSMH + DI KAY.) = TÜK. H. + YAT. H. + DI BORÇ ANA PARA GER Ö.
KAYNAKLAR - HARCAMALAR DENGES

Slayt 4

Ç KAYNAK - GSMH
(PF) GAYR SAF MLL HASILA
(-) AMORTÌSMANLAR
(PF) SAF MLL HASILA
(-) DOLAYLI VERGÌLER
(FF) SAFÌ MÌLLÌ HASILA = MLL GELR = RANT GELÌRÌ + ÜCRET GELÌRÌ +
FAÌZ GELÌRÌ + KAR GELÌRÌ
(+) TRANSFER ÖDEMELERÌ = KSEL GELR
(-) DÌREKT VERGÌLER
KULLANILABLR GELR
KULLANILABLR (HARCANABLR) GELR = TOP TÜKETM HARCAMALARI + TOP.TASARRUFLAR
FÌNANS PÌYASALARINA
YÖNELÌK YATIRIMLAR
SABÌT SERMAYE
YATIRIMLARI
TOPLAM YATIRIM HARCAMALARI

GENEL EKONOMÌ


19

2 ARZ VE TALEP ANALZ

ARZ: Bir malın bir satıcısının (veya satıcılarının) bir piyasada belli bir zaman süresi içinde ve
baçka degiçkenler eçit varsayımı altında her fiyat seviyesinde satmaya hazır oldugu (veya
oldukları) mal miktarını gösteren bir egri veya tablodur. Bir malı üreten veya ithal eden
firmaların her birinin ayrı bir arz egrisi vardır. Buna denir. Endüstriyi meydana
getiren bütün firmaların arz egrilerinin yatay toplamına adı verilir. Arz egrisi
ile arz edilen miktar arasındaki ayrımı yapmak iktisatta esastır. Arz edilen miktar, arz egrisinin
bir noktasının gösterdigi miktar rakamıdır.

TALEP: Bir tüketicinin, zaman birimi baçına, degiçik fiyat seviyelerinde bir maldan satın almaya
hazır oldugu miktarları gösteren bir egri veya tablodur. Talep, herhangi bir ihtiyacını gidermek
amacıyla bir mal veya hizmet satın alabilecek güce sahip tüketici grubudur. Bu nedenle,
ekmegin talep grubu ile otomobilin talep grubu birbirine eçit olamaz. Ekonomi biliminin, esas
olarak üzerinde durdugu talep kavramı ise potansiyel taleptir. Potansiyel Talep, herhangi bir
ihtiyacını karçılamak için bir mal veya hizmet satınalabilecek güce sahip olan; ancak, o malı
satın alıp almayacagı belli olmayan tüketici grubudur. Arz egrisinde oldugu gibi burada da talep
ve talep edilen miktar kavramlarının birbirlerinden ayrılması gerekir. Talep edilen miktar, talep
egrisinin bir noktasının gösterdigi miktar rakamıdır. Yani, belli bir fiyattan satın alınmak istenen
miktardır.

(Bknz. Slayt 5)


PYASALAR
ARZ TALEP
ARZI ETKLEYEN FAKTÖRLER:
- MALIN PÌYASA FÌYATI
- ÜRETÌM VE ÌTHALAT
MALÌYETLERÌ
- TEKNOLOJÌ DÜZEYÌ
- ARZI ETKÌLEYEN DÌGER
FAKTÖRLER (Grev, Dogal Afet,
Enerji Darbogazı, Döviz
Darbogazı)
TALEB ETKLEYEN FAKTÖRLER:
- MALIN PÌYASA FÌYATI
- TAMAMLAYICI MALLARIN
FÌYATLARI
- RAKÌP MALLARIN FÌYATLARI
- TÜKETÌCÌLERÌN GELÌR DURUMU
- ORTAK BEGENÌ VE
ALISKANLIKLAR


2.1 Talebi ve Arzı Etkileyen Baımsız Deikenler

Talebi ve arzı etkileyen bagımsız degiçkenlere geçmeden önce bu kavramların degiçmesinin ne
anlama geldigini açıklamakta fayda var. Talep veya arz egrisi üzerinde bir noktadan baçka bir
noktaya geçildiginde, bu durum fiyata baglı olarak talep ya da arz miktarının degiçmesidir. Fiyat
dıçındaki diger bagımsız degiçkenlerin degiçiklik göstermesi ise, bu egrilerin bütünüyle saga ya
da sola kaymasına yol açar.

Talep, bir malın degiçik fiyat seviyeleri ile bu fiyat seviyelerinin her
birinde talep edilecek miktar arasındaki iliçkiyi kuran bir kavramdır. Yani, talep edilen miktarlar
fiyatın bir fonksiyonudurlar. Ancak bir malın talep edilen miktarını etkileyen, fiyat dıçında, baçka
GENEL EKONOMÌ


20

degiçkenler de vardır. Ama bunlar ekonominin kısa döneminde sabit olarak varsayılırlar. Bu
degiçkenlerden herhangi biri degiçtigi zaman da talep degiçecektir. Bu degiçkenler:

D Demand (Talep)
D = (P
A
, P
R
, P
T
, Y, T)
i. Burada esas mal-tamamlayıcı mal iliçkisi söz
konusudur. Her mal ve hizmet için bu tür bir iliçki söz konusu degildir. Esas mal eger bir
tamamlayıcı mal ile desteklenmesi halinde tüketicisine hizmet verebiliyor ise, söz
konusu olur. En tipik örnek, otomobil-benzin iliçkisidir.
ii.
da söz konusu malın talebini etkilemektedir. Bu durum karçısında malın talebinin
ne yönde degiçecegi ise söz konusu mal ve fiyatı degiçen diger mal arasındaki iliçkiye
baglıdır. Rakip malların (birbirinin yerine kullanılabilen mallar) fiyatının düçmesi bir malın
talep edilen miktarının azalmasına, rakip malların fiyatlarının yükselmesi bir malın talep
edilen miktarlarının artmasına neden olur. Tamamlayıcı malların (birlikte kullanılan
mallar) fiyatının artması bir malın talep edilen miktarının azalmasına, aksi ise malın
talep edilen miktarının artmasına neden olur.
iii. . Gelirdeki bir artıç malın talebini
artırırken, yine gelirdeki bir düçüç de talebi düçürecektir.
iv. Burada zevk
sözü, tüketicinin tercihlerini anlatmak için kullanılmaktadır. Tüketicinin zevklerinin veya
tercihlerinin degiçmesi malların tüketici gözündeki önem sıralarının degiçmesi demektir.
Bu noktada tüketicinin gelecekle ilgili bekleyiçlerine de dokunabiliriz. Bir malın
gelecekteki fiyatları ile ilgili bekleyiçleri tüketicinin bugünkü talebini etkileyebilir.
Tıpkı talepte oldugu gibi, arz edilen miktarlar fiyatın bir
fonksiyonudurlar. Ancak bir malın arz edilen miktarını etkileyen, fiyat dıçında, baçka
degiçkenler de vardır. Ama bunlar ekonominin kısa döneminde sabit olarak varsayılırlar. Arzı
etkileyen faktörler:

S Supply (Arz)
S = (P, C, U, W)

i. arzı etkileyebilir. Üretim teknolojisinin degiçmesi,
faktör fiyatlarındaki degiçimler ve benzeri degiçkenler söz konusu malın maliyetine etki
edebilecekleri için arzın degiçmesine neden olabilmektedirler.
ii. Eger bir üretim yapısı emek yogun teknolojiden, sermaye
yogun teknolojiye geçmiç ise, bu durum aynı miktarda malın daha kısa bir zaman
dilimi içerisinde ve daha düçük bir maliyetle üretilmesi anlamına gelir. Bu nedenle,
emek yogun teknolojiden sermaye yogun teknolojiye geçiç, arz miktarını olumlu yönde
etikeleyecektir.
iii. Herhangi bir malın arzını bazı de (diger degiçkenler) degiçtirebilir. Bir
sektörde grev kararı alınması, dogal afetler, enerji darbogazı veya döviz darbogazı
bunlara örnektir. Tarım ürünlerinin arzı üzerinde hava çartlarının etkisi büyüktür.
Devletin bazı kurallar koyması, veya bazı kurallarda degiçiklik yapması da bir malın
arzını etkileyebilidigi gibi, firmaların gelecekle ilgili bekleyiçleri de arzı degiçtirebilir.

2.2 Arz – Talep Dengesi

Arz edilen miktarın talep edilen miktara eçit olması durumuna denmektedir.
Bu eçitligi saglayan ve farkedilir bir degiçme egilimi göstermeyen fiyat seviyesine ise
GENEL EKONOMÌ


21

denmektedir. Belli bir fiyattan arz edilen miktarın aynı fiyattan talep edilen miktarı açması
durumunda ortaya bir çıkmakta ve bu da fiyat seviyesinin düçmesine neden
olmaktadır. Yine belli bir fiyattan talep edilen mal miktarının arz edilen mal miktarını açması
durumunda ortaya çıkmakta ve fiyat seviyesinin yükselmesine neden olmaktadır.
Piyasa ekonomisi koçullarının geçerli oldugu bir ortamda, arz-talep bir araya gelerek piyasa
dengelerini oluçturur.

(Bknz. Slayt 6)

PYASALAR
ARZ TALEP
TOPLAM ARZ = TOPLAM TALEP
[ ( TOPLAM YURTÇ ÜRETM –
HRACAT) + THALAT] –STOKLAR =
ÖZEL KESMN TÜKETM
HARCAMALARI + ÖZEL
KESMNN YATIRIM
HARCAMALARI + KAMU
HARCAMALARI (TÜKETM VE
YATIRIM) C+I+G(Cg+Ig)
GSMH (-) NET DI ALEM FAKTÖR GEL RLER = GSY H
GSY H (-) THALAT VERG S = TOPLAM YURT Ç ÜRET M
MAKRO DENGE


2.3 Görünmeyen El Mekanizması

P
Arz Fazlası S


P
1
A B



E
P
0




P
2
C D


Talep Fazlası D
Q

0 Q
D1
Q
0
Q
S1

(Q
S2
) (Q
D2
)

Serbest piyasa mekanizmasını ifade eden bu kavram, Adam Smith tarafından ortaya atılmıçtır.
Ìktisadi hayatta düzeni saglayan ve hangi malların, kimler için, ne miktarlarda üretilecegi gibi
temel ekonomik sorunları çözümleyen bir görünmez el (serbest fiyat mekanizması) vardır. O
nedenle hükümetler ekonomik hayata müdahale etmemelidirler görüçü, Görünmeyen El
GENEL EKONOMÌ


22

Mekanizması'nın savunucusu konumundaki Neo-Klasik iktisatçılar tarafından hararetle
savunulmuçtur. Görünmeyen El Mekanizması sayesinde, ekonomide oluçan arz veya talep
fazlalıgı erir ve piyasa tekrar denge noktasına geri döner. Görünmeyen El Mekanizması talebin
tamamiyle kırıldıgı 1929 Büyük Buhranı esnasında, piyasaları dengesizlikten kurtarmaya
yetmemiçtir, bir mekanizma olarak çalıçamamıçtır.

Yukarıdaki çekil, “ceteris paribus” varsayımı altında çizilmiçtir. Sekilde, herhangi bir nedenden
dolayı fiyatın P
0
’dan P
1
’e çıktıgını varsayalım. Ekonominin arz ve talep tarafı buna farklı tepki
verir (Fiyat arttıgında arz artar / fiyat arttıgında talep düçer).

P¦S¦ (Q
0
Q
S1
) (B) AB arası kadar Arz Fazlası = Q
S1
- Q
D1
kadar arz fazlası oluçur

P¦D¸ (Q
0
Q
D1
) (A)

Üreticiler, ellerinde kalan arz fazlasını eritmek için malın piyasa fiyatını P
1
’den açagı dogru
çekerler. Fiyat, P
0
’a dogru kaydıkça, arz fazlası erir, piyasa yeniden E noktasına ulaçır ve
dolayısıyla yeniden piyasa dengesi kurulmuç olur.

Sekilde fiyat, herhangi bir nedenden ötürü P
0
’dan P
2
’ye düçerse, talep artar ve CD (Q
D2
- Q
S2
)

kadar Talep Fazlası oluçur. Bu, piyasadaki malı aniden daraltır. Bu sefer tüketiciler, daralan
malı bulabilmek için o mal için daha fazla fiyat teklif ederler. Bunun sonucunda malın piyasa
fiyatı yeniden yükselmeye baçlar (P
2
P
0
). E denge noktasına ulaçılınca piyasa dengesi
saglanmıç olur ve böylece piyasada oluçan talep fazlası tamamen erimiç olur.

Ekonominin tamamen piyasanın hâkimiyetinde oldugu bir ortamda malın piyasa fiyatı, herhangi
bir nedenden dolayı degiçir ve bu degiçim nedeniyle bir arz veya talep fazlalıgı oluçur ise, bu
fazlalıgın erimesini saglayan ve piyasanın yeniden dengeye ulaçmasına olanak veren
mekanizmaya (otomatik çalıçan mekanizma) Görünmeyen El Mekanizması denir.

2.4 Üretici-Tüketici Rantı

P

Tüketici Rantı
S
A
(300 YTL)


P
0
E
(175 YTL)



B D
(100 YTL)

Üretici Rantı


0 Q
0
Q
GENEL EKONOMÌ


23

Talep ve arzı oluçturan alıcı ve satıcıların içerisinde piyasa denge fiyatının üstünde mal satın
almaya razı tüketiciler ve malı satmaya razı üretici ve ithalatçı firmalar her zaman olacaktır.
Yukarıda grafikte örnek aldıgımız 37 Ekran TV piyasasında, Talep Dogrusu’nun ucundaki 300.-
YTL hiçbir tüketicinin kabul etmeyecegi fiyatı, 100.-YTL ise hiçbir üretici ve ithalatçı firmanın
kabul etmeyecegi fiyatı temsil etmektedir. Eger, bir mal 175.-YTL’den satılıyor iken, piyasa
denge fiyatı 175.-YTL iken, bir tüketici o mala 250.-YTL dahi vermeye razı iken, cebindeki 250.-
YTL’yi bu malı satın almak için kullanmaya çoktan razı iken, eger o malı 175-YTL’den, yani
piyasa denge fiyatından alıyor ise, bu tüketicinin malı razı oldugu fiyattan daha düçük bir fiyata
alması nedeniyle, cebinde 75.-YTL kalması nedeniyle elde ettigi avantaj Tüketici Rantı’dır.
Eger, malın piyasa denge fiyatı 175.-YTL iken, 37 Ekran televizyonu 75.-YTL’ye üreten veya
ithal eden bir firma, bu ürünü 50.-YTL kar ile 125.-YTL’den satmaya razı iken, bu malı piyasa
denge fiyatı olan 175.-YTL’den satıyor ise, yani hedeflediginden 50.-YTL daha fazla bir kar elde
ediyor ise, üretici firmanın elde ettigi bu ek avantaja da Üretici Rantı, denir. Kısacası, üreticinin
satmayı düçündügü fiyat ile fiili olarak mallı sattıgı piyasa denge fiyatı arasındaki bu farka
Üretici Rantı denmektedir.


2.5 Toplam Arz-Toplam Talep Eitlii

Bir ulusal ekonominin üretim veya ithalat yoluyla elde ettigi mal ve hizmetlerden, stok amacıyla
ayırdıkları düçüldükten sonra kalan kısıma Toplam Arz, özel kesimin ve kamu kesiminin tüketim
ve yatırım harcamalarının toplamına ise Toplam veya Efektif Talep diyoruz.

Toplam Arz=Toplam Talep
[(Toplam Yurtiçi Üretim-hracat)+thalat]-Stoklar=Tüketim Harcamaları+Yatırım Harcamaları
[(Y-X)+M]-Stok Deiimi=C+I+G(Cg+Ig)
Y (Kullanılabilir veya Harcanabilir Gelir) = C+I+G+(X-M)+Stok Deiimi

Keynesgil Genel Denge olarak tanımlanacak bu formülde, Tüketim ve Yatırım Harcamaları'nın
iki ana boyutu söz konusudur. Birincisi, Otonom Tüketim ve Otonom Yatırım Harcamaları, ki bu
tanım GSMH veya Milli Gelir seviyesi ne olursa olsun yapılması çart olan tüketim ve yatırım
harcamaları anlamına gelir; ikincisi Uyarılmıç Tüketim Harcamaları ve Uyarılmıç Yatırım
Harcamaları. Bu ifadeler ise, Milli Gelir seviyesine baglı olarak gerçekleçen tüketim ve yatırım
harcamaları anlamına gelir. Uyarılmıç Tüketim Harcamaları (c.Y) ile gösterilir, ki c marjinal
tüketim egilimidir. Uyarılmıç Yatırım Harcamaları ise (ı.Y) ile gösterilir, ki ı marjinal yatırım
egilimidir. Bir ulusal ekonomide halkın marjinal tüketim egilimi olan c ile marjinal tasarruf egilimi
s'nin toplamının 1'e eçit olması esasdır. (c+s=1) Yani, Türk halkının marjinal tüketim egilimi
eger 0.75 ise, bu durum halkın kullanılabilir gelirinin % 75'ini tüketim harcamalarında, geri kalan
% 25'lik bölümü ise tasarruf olarak degerlendirdigi anlamına gelir. Keynesgil Genel Denge,
makro dengede esas belirleyici olan toplam talep oldugunu vurgular. Ekonomiye ‘Kamu
Müdahalesi’ni onaylar. Bu nedenle, toplam arzı temsil eden geometriksel çekil, ‘0’ orijininden
baçlayan ve yukarı dogru 45 derecelik bir açıyla tırmanan bir dogru ile temsil edilir. Otonom
tüketim harcamaları seviyesinden baçlayan ve egimi marjinal tüketim egilimiyle (c) hesaplanan
tüketim harcamaları dogrusunun ve egimi marjinal yatırım egilimiyle (ı) hesaplanan ve otonom
yatırım harcamaları seviyesinden baçlayan yatırım harcamaları dogrusunun geometriksel
toplamı ile ulaçılan efektif talep dogrusu ile toplam arz dogrusunun kesiçtigi nokta ise, makro
dengeyi verir ve denge GSMH seviyesinin belirlenmesini saglar.

Yukarıdaki formülde, X-M, Keynesgil Genel Denge formülünün ‘dıça açık’ olmasını
saglamasının yanı sıra, mal ve hizmet ihracatından elde edilen gelirin halkın kullanılabilir
gelirini olumlu etkiledigini, mal ve hizmet ithalatı için harcanan dövizin ise, halkın kullanılabilir
GENEL EKONOMÌ


24

gelirini olumsuz yönde etkiledigini göstermektedir. Bu nedenle bir ulusal ekonomide Marjinal
thalat Eilimi artar ise, yukarıdaki formüle baglı olarak, Gelir Çarpanı da azalacaktır.

Klasik Genel Dengede ise, Keynesgil Genel Denge’nin aksine, arz yanlısı bir anlayıçın etkisine
baglı olarak, tam rekabet piyasası koçullarında çalıçtıgı varsayılan emek piyasasında; denge
reel ücret seviyesinde oluçan tam istihdam seviyesi, aynı zamanda ekonominin mal ve hizmet
üretim egrisinden de yararlanılarak, tam istihdam seviyesinde elde edilebilecek denge GSMH
seviyesini gösterir. Keynes’in 1929 Buhranı’nı talep yetersizliginden kaynaklanan bir buhran
olarak tanımlaması, Keynesyen anlayıçın ekonomide esas belirleyici olan unsurun ekonominin
arz yönü degil, talep yönü oldugunu öne çıkarmıçtır.

2.6 Pigou Etkisi

Pigou Etkisi, fiyat ve ücretlerin esnek olması halinde, serbest piyasaların tekrar tam istihdama
dönebilecek dinamikler içerdigini açıklamaya yönelik bir yaklaçımdır.

Neoklasik Genel Yaklaçım’da faiz, yatırım ve tasarrufları eçitleyecek (dengeleyecek) çekilde
sürekli olarak degiçmektedir. Keynes’te ise, yatırımlar, önemli ölçüde dıçsal faktörlerin etkisi
altındadır. Tasarruflar ise gelire bagımlıdır. Tasarruf ve yatırımlar arasında fark oluçtugunda, bu
fark gelirdeki degiçme ile kapanmaktadır. Bu nedenle sistem, eksik istihdamda
kilitlenebilmektedir.

Pigou, Keynes’in servet ve tüketim arasındaki iliçkileri göz ardı ettigini; bu iliçkilerin dikkate
alınması halinde, sistemin tekrar dengeye gelebilecegini öne sürer. Buna göre, ekonomik
durgunluk ortamında gerileyen fiyatlar, tüketim harcamalarını uyararak ekonomiyi dengeye
yönlendirir.

Pigou, tüketim ve servet arasında sıkı bir iliçki oldugunu düçünmektedir. Buna göre, parasal
ücret haddinin düçmesi, fiyatlar genel düzeyinin azalmasına ve bu da toplumda adeta likit
servet artıçı gibi etki dogmasına neden olur. Bu durum karçısında bireyler, tüketim
harcamalarını artırıp tasarruflarını azaltma egilimine girecekler ve tasarruf-yatırım dengesi
yeniden kurulacaktır. Fiyatların düçüp servetlerin artmasıyla ortaya çıkan bu tasarruf azaltıcı
etkiye Pigou Etkisi denmektedir.

Pigou Etkisi, sadece mal ve hizmet piyasalarındaki fiyat hareketlerini göz önüne alır ve bu
yönüyle de Keynes Etkisi’nden ayrılır.

2.7 Arz-Talep Kaymaları

Eger, arz ve talep miktarı bagımlı degiçkenini etkileyen ve her iki fonksiyonda da ortak bagımsız
degiçken olan fiyat (P) degiçebiliyor, buna karçılık maliyetler, teknoloji düzeyi, arzı etkileyen
diger faktörler, tamamlayıcı malların fiyatları, rakip malların fiyatları, tüketicilerin gelir düzeyi ve
toplumun ortak begeni ve alıçkanlıkları sabit ise, bir Ceteris Paribus durumu söz konusudur.
Yani, diger bagımsız degiçkenler aynı kaldıgında, malın piyasa fiyatındaki her hangi bir
degiçikligin arz veya talep miktarı üzerinde neden olacagı miktar degiçikligi, Arz (S) veya Talep
Egrisi (D) veya dogrusu üzerinde aranır.

Varsayım 1
S = ( P, C , U , W )
D = ( P,
R T
P P , Y , T )
GENEL EKONOMÌ


25

Ancak, yukarıdaki varsayımın tersi bir durum söz konusu ise, yani malın piyasa fiyatı sabit,
buna karçılık diger bagımsız degiçkenlerden birisi degiçiyor ise, örnegin maliyet artıçı veya
azalıçı, ya da tamamlayıcı malın fiyatının artması veya azalması söz konusu ise, bu durumda
arz veya talep dogrusunun saga veya sola dogru kayması söz konusu olacaktır.

Varsayım 2
S P C, U, W )
P P
T
, P
R
, Y, T)


P S
1
S



E
1

P
1

E
2
E
P
0





D

D
1

0 Q
Q
2
Q
1
Q
0


Yukarıdaki grafikte örnek aldıgımız Kumaç Piyasası’nda, kumaçın fiyatının sabit oldugu
varsayımı altında (
Kuma
P ), kumaç sektöründeki iççi - içveren sendikaları arasında süren toplu
sözleçme görüçmelerinin anlaçmazlıkla sonuçlandıgını ve iççilerin greve gittigini varsayalım.
Dolayısıyla 2. varsayımdaki gibi, P fiyat sabit; fakat W, yani arzı etkileyen diger faktörlerden
birinin durumu degiçiyor. Bu durumda üretilen mal miktarı ve dolayısı ile piyasaya arz edilen
mal miktarı azalacaktır. ( S¸, Q¸ Böylece grev kararı sonrası yeni arz egrisi, S
1
olarak oluçur.
Arz edilen miktar ise, Q
0
’dan Q
1
’e azalır. Kumaç arzı azaldıgı fakat buna karçılık talep
azalmadıgı için, manifaturacılar ve kumaç dükkânları malın piyasa fiyatını arttırırlar. Yeni oluçan
noktalar çöyledir: P
0
P
1
; Q
0
Q
1
; EE
1
. Kumaç, vazgeçilmez bir mal degildir. Dolayısıyla
tüketici, söz konusu fiyat artıçlarını kabul etmeyebilir ve talebini baçka bir döneme erteleyebilir.
Yani, kumaça olan talep de azalabilir (Talep egrisi sola kayar ve D
1
konumunu alır); E
1
E
2
;
Q
1
Q
2
; P
1
P
0
halini alır. Dolayısıyla fiyat artıçı ters tepebilir. Satıcılar yeniden, P
0
fiyat
düzeyini kabul eder ama daha az talebe razı olmak zorundadırlar. Eger üreticiler, grev kararı
sonrası fiyat seviyesini P
0
’da korusalardı, hala Q
0
kadar talep olacaktı.







GENEL EKONOMÌ


26

P

S



P
0
E
E
1

P
1


D
D
1

Q
0 Q
1
Q
0


Bu grafikte örnek aldıgımız Standart Cep Telefonu Piyasası’nda ise, yeni ve çok fonksiyonlu
cep telefonlarının piyasaya çıkmasıyla birlikte standart cep telefonuna olan ilgi azalmaya baçlar.
Dolayısıyla tüketicilerin standart cep telefonuna olan talebinde azalma görülür (Talep egrisi D
D
1
olur). Standart cep telefonuna olan ilginin azalmasıyla birlikte talep edilen miktar, Q
0
’dan
Q
1
’e düçer; ancak piyasaya arz edilen standart cep telefonu miktarı degiçmez. Yani, Arz egrisi
nin pozisyonu, konumu degiçmez. D
1
talep egrisi ile mevcut ar dogrusunun kesiçtigi yeni E
1

denge noktasında, yeni bir fiyat oluçur. Yani, cep telefonu satan dükkânlar, standart cep
telefonu artık ilgi görmedigi için, söz konusu telefonların fiyatlarını düçürürler (P
0
P
1
olur).

Altın Kural: Eger, malın piyasa fiyatı dıçında kalan diger bagımsız degiçkenlerden herhangi
birisinin degiçiim olumlu bir degiçim ise, bu durumda hem arz, hem de talep dogrusu veya egrisi
saga dogru hareket eder, kayar; eger, malın piyasa fiyatı dıçında kalan diger bagımsız
degiçkenlerden herhangi birisindeki degiçim olumsuz bir degiçim ise hem arz, hem talep
dogrusu veya egrisi sola dogru hareket eder, kayar. Örnegin, bir sektörde grev kararı arz
dogrusunu, üretim aksayacagından, sola dogru kaydırır. Benzin fiyatı pahalılandıgında, benzin
tamamlayıcı mal-otomobil esas mal iliçkisi çerçevesinde, otomobile olan talep azalacak ve talep
dogrusu sola dogru kayacaktır.

Burada bir istisnasi durum, normal mal - düçük mal ayrımında kendi gösterir. Söyle ki, bir
ekonomide tüketicilerin geliri arttıgında, örnegin düçük mal margarin ise, tüketicilerin gelirleri
artsa da, daha fazla margarin tüketilicegine, tereyagının daha fazla tercih edildigi gözlenir. Yani,
gelir arttıgında, düçük malın talebi azalır ve margarinin talep dogrusu sola kayar. Buna karçılık,
tereyag normal malının talep dogrusu saga kayacaktır. Gelir azaldıgında ise, normal mal olması
nedeniyle, tereyagın talep egrisi sola kayacaktır. Gelir azaldıgında normal mal olarak
tereyagını alamayacak tüketiciler, düçak mal olarak margarine yöneleceklerdir. Böylece, düçük
mal olan margarinin talep egrisi saga kayacaktır. Çünkü, tüketiciler gelirleri azalınca, yeniden
margarin tüketmeye döner. Bu talep artıç ve azalıçları esnasında, margarinin ve tereyagının
fiyatının sabit oldugu unutlamamalıdır. Bir önemli nokta bu konunun, kame Etkisi ile
karıçtırılmamasıdır. Ìkame Etkisi, bir tüketicinin reel geliri sabit iken, malın piyasa fiyatındaki
degiçimin o malın tüketim miktarı üzerinde yarattıgı etkiyi tanımlar. Tüketici burada fiyatı artan
malı, aynı kalitedeki bir baçka mal ile ikame eder. Malın nisbi fiyatı arttıgında tüketicinin o mal
yerine, baçka bir mal ikame etmesi durumudur. Ancak, bu ikame için margarin söz konusu
degildir.



GENEL EKONOMÌ


27

2.8 Esneklik (Elastikiyet) Kavramı

Mal ve hizmetlerin arz ve talep dogruları birbirine benzemez. Çünkü, farklı mal ve hizmetlerin
fiyat ve gelir gibi bagımsız degiçkenlerdeki degiçikliklere olan duyarlılıkları farklıdır. Bu nedenle,
bir bagımsız degiçkendeki yüzdesel degiçimin, arz veya talep miktarı bagımlı degiçkenleri
üzerinde ne oranda bir yüzdesel degiçim yarattıgını hesap etmemizi saglayan, o malın arz veya
talep miktarının bagımsız degiçkene olan hassasiyetini ölçmemizi saglayan kavrama Esneklik
diyoruz. Arz bagımlı degiçkeninin fiyat bagımsız degiçkenine olan duyarlılıgını ölçmek mümkün
iken, talep bagımlı degiçkeni için, hem fiyattaki degiçimlere olan duyarlılıgı, hem de gelirdeki
degiçimlere olan duyarlılıgı ölçmek mümkündür.

Esneklik degerinin hesap edilmesinde kullanılan formül; Arzın Fiyat Esneklii (Elastikiyeti)
için;
Arzın Fiyat Esnekligi =
P
P
Q
Q




Q
Q ∆
Malın arz miktarındaki % degiçim

P
P ∆
Malın piyasa fiyatındaki % degiçim

formülü kullanılmaktadır.

Talebin Fiyat Esneklii (Elastikiyeti) için ise;

Talebin Fiyat Esnekligi = )
Y
Y
Q
Q




Q
Q ∆
Malın talep miktarındaki % degiçim

Y
Y ∆
Malın piyasa fiyatındaki % degiçim

aynı formülün önüne negatif içareti konularak, esneklik degeri hesap edilmektedir.






GENEL EKONOMÌ


28

Talebin Gelir Esneklii (Elastikiyeti) için ise;

Talebin Gelir Esnekligi =
Y
Y
Q
Q




Q
Q ∆
Malın talep miktarındaki % degiçim

Y
Y ∆
Tüketicilerin gelirindeki % degiçim

formülü kullanılmaktadır.

Talebin Fiyat Esneklii'nde (Elastikiyeti'nde) 5 ayrı fiyat esneklii vardır. Sıfır esneklik
durumu, fiyat ne olursa olsun belirli bir malın hep aynı miktarda talep edilecegi anlamına gelir.
Bu durum, ölümcül hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar ve bir ölçüde uyuçturucu madde
için geçerlidir. Çünkü tüketici o malın fiyata ne olursa olsun, bu maldan bir miktar talep etmek
zorundadır. Bu nedenle, fiyata olan duyarlılılk sıfırdır ve bu tür mallar istismara açık olan
mallardır.

Talebin fiyat esnekligi sonsuza eçit ise, bu durum belirli bir P fiyatından satılan malın sonsuz
miktarda talep edilecegi anlamına gelir ki bu bir matematiksel maldır. Çünkü hiçbir mal sonsuz
miktarda talep edilemez. Eger, P ∆ Q ∆ ise, yani malın piyasa fiyatındaki belirli bir yüzdesel
degiçim, malın talep miktarında daha düçük oranda bir yüzdesel degiçime yol açıyor ise, bu
malın fiyata olan duyarlılıgı, dolayısı ile fiyat esnekligi 1'den küçük demektir. Bu durum, zorunlu
tüketim mallarında gördügümüz bir durumdur. Eger, P ∆ Q ∆ durumu söz konusu ise, bu
ünite esneklik demektir. Yani, malın piyasa fiyatındaki belirli bir yüzdesel degiçim, malın talep
miktarında aynı oranda bir yüzdesel degiçime neden olmaktadır. Yana esneklik degeri 1'e
eçittir. Bu kategorideki mal ve hizmetler normal mal sınıfına girer. Eger, P ∆ Q ∆ durumu söz
konusu ise, yani fiyattaki en ufak bir degiçiklik, malın talep miktarında çok daha yüksek oranda
bir degiçiklige yol açıyor ise, bu durumda fiyata olan duyarlılık yüksektir; yani esneklik degeri
1'den büyüktür. Bu kategoriye ise agırlıklı olarak lüks mallar girmektedir.

Söz konusu esneklik türlerini bir de çekil yardımıyla açıklamak gerekir ise:

1) Sıfır Esneklik
P
D

E
D
= 0
Ölümcül hastalıkların tedavisinde
kullanılan ilaç ve açılar veya
uyuçturucu madde.


0 Q Q
GENEL EKONOMÌ


29

E
D
= 0 Fiyat (0) da olsa (×) da olsa söz konusu mal, fiyatı ne olursa olsun, hep belirli bir
miktarda talep edilecektir. Dolayısıyla, söz konusu mal, fiyata kesinlikle duyarlı degildir. Tüketici
bu mal ve hizmetleri satın alırken hiçbir zaman fiyatı bir kriter olarak alamaz. Bu tür mal ve
hizmetler bu nedenle haksız kazanca, istismara açık mallardır. O yüzden bu tür ilaç ve açıların,
Saglık Bakanlıgı tarafından temin edilmesi gereklidir.

2) Sonsuz Esneklik:

P




E
D
=
P D

Matematiksel mal
0 Q


E
D
= Belirli bir P fiyatından satılması koçuluyla bu mal sonsuz miktarda talep edilir (P fiyat
sabittir). Böyle bir mal bugün için dünya ekonomisinde yoktur. (Matematiksel Mal).

3) Esnekliin 1’den Küçük Olması:

P





P
1
AP > AQ

P
P ∆
E
D
< 1
(Zorunlu tüketim malları)
P
2

Q
Q ∆

0 D Q
Q
1
Q
2

E
D
< 1 Malın piyasa fiyatı büyük bir degiçim gösterse de talep, çok az degiçmektedir. Böyle
mallar zorunlu tüketim mallarıdır. Örnegin; ekmegin fiyatının % 25 arttıgını buna karçılık talep
edilen miktarın sadece % 10 azaldıgını varsayalım. Ya da, yine fiyat % 25 azaldıgında, ekmek
tüketimi % 10 ortacaktır. Yani, fiyat arttıgı zaman talep edilen miktar çok az azalır veya fiyat
düçtügü zaman talep edilen miktar çok az artar. Yani, her iki yönde de, talep miktarındaki
degiçimler sınırlı ölçüde kalır.



GENEL EKONOMÌ


30

4) Ünite (Birim) Esneklik:

P




AP = AQ
P
1


P
P ∆
E
D
= 1
(Normal Mallar; hijyenik ürünler, temizlik ürünleri,
P
2
tekstil ürünleri vb )

Q
Q ∆

D

0 Q
1
Q
2
Q

E
D
= 1 Malın piyasa fiyatındaki belirli orandaki % degiçim, bu mal ve hizmetlerin
miktarında aynı oranda % degiçime yol açar.

5) Esnekliin 1’den Büyük Olması:

P




AP < AQ

P
1
E
D
> 1

P
P ∆
(Lüks mallar)
P
2
D


Q
Q ∆


0 Q
Q
1
Q
2


E
D
> 1 Malın piyasa fiyatındaki çok küçük bir orandaki bir yüzdesel degiçim, malın talep
miktarında çok daha büyük oranda bir yüzdesel degiçime neden olmaktadır. Örnegin; beyaz
eçya, gayrimenkul, otomobil gibi lüks eçyalar bu kategoride yer alır.

Talebin fiyat esnekligi ile gelir esnekligi ayrı ayrı hesap edilen esneklik türleridir. Talebin fiyat
esnekligi tüketici gelirinde meydana gelen degiçimlere baglı degildir.


GENEL EKONOMÌ


31

3 PYASA TÜRLER, REEL KESM - FNANSAL KESM AYIRIMI, PYASALARIN
LEY MEKANZMASI VE ETKLEMLER

3.1 Alım-Satımı Yapılan Ürünler Açısından Piyasa Türleri



Nihai Mal Piyasaları Üretim Faktör Piyasaları Para ve Sermaye
Piyasaları



Reel Kesim Finansal Kesim

Slayt 7

PYASALAR
NHA MAL
VE HZMET
PYASALARI
ÜRETM
FAKTÖR
PYASALARI
FNANS
PYASALARI
DOAL KAYNAKLAR
EMEK
SERMAYE
- GRM
F
O
N
A
K
I
M
I
F
O
N
A
K
I
M
I
REEL KESM




3.1.1 Reel Kesim – Finans Kesimi (Mali Sistem) likileri

Reel Kesim’i oluçturan birey ve kurumlar ekonomik faaliyetleri sonucunda oluçturdukları atıl
kaynagı, tasarruflarını Finans Kesimi’ne emanet ederler. Beklenti, finans kesimine emanet
edilen bu atıl fonların, tasarrufların filitrasyondan geçtikten sonra, yine reel kesime
kullandırılmasıdır. Reel kesimin yapacagı yatırımları finanse edecek yeterli fon arzı finansal
kesim tarafından saglanmaktadır. Birel ve kurumların gelir seviyesi ve yaratılan fon arzı
arasında sıkı bir iliçki vardır. Reel kesim tarafından yapılan yatırımların geliri artırıcı bir etkisi
oldugu göz önüne alınırsa, gelirdeki bu artıçın da finansal kesimin arz edebilecegi fon miktarını
artıracagı düçünülürse bu iki kesim arasındaki karçılıklı kaynak aktarma mekanizması daha iyi
anlaçilabilir.
GENEL EKONOMÌ


32


Ìstikrarlı bir ekonomik büyüme, bankacılık sektörü baçta olmak üzere finans kesiminde çalıçan
kurumların faaliyet gelirlerinin en önemli güvencesidir. Finans kuruluçları ne kadar güçlü bir
faaliyet geliri elde eder ise, sermaye yapıları o derece güçlü olacaktır. Güçlü bir sermaye
yapısına sahip olan finans kurumları ise gelecekteki büyüme hedefleri için bir teminat teçkil
edecektir.

Slayt 8

1999 SONBAHARINDA TÜRKYE EKONOMS
REEL KESM
- TALEP MUGLAK
- REKABET GÜCÜ AZALIYOR
- BÖLÜSÜM BOZUK
- ÌSSÌZLÌK YÜKSEK
- KRONÌK ENFLASYON
KRED
HACM
BANKACILIK
SSTEM
TASARRUF
TL. MEV: 31.3 b$
D. MEV.: 27.9 b$
REPO: 10.5 b$
TOPLAM: 69.7 b$
TL.: 20.6 b$
DÖVÌZ: 18.8 b$
TOPLAM: 39.4 b$
HAZNE
MÜSTEARLII
DÖVZ
FAZ
MERKEZ
BANKASI
FNANS KESM
- Hazine: Uygun Koçullarda Net Ìç Borçlanma Gerçekleçtirmeye Çalıçıyor.
- Merkez Bankası: Hassas Dengelerin Bekçisi.
- Bankacılık Sistemi: Kimsenin Almak Ìstedigi Taçıyor. Özellikle Ekonomi Yönetimi’nin
Taçımak Ìstemedigi Riskler
- Tasarruf Sahiplerinin Beklenti ve Tercihleri Piyasa Dengeleri Açısından Çok Önemli
ÌÇ BORÇ
STOKU:
36.5 b$


3.2 Rekabet Açısından Piyasa Türleri

Ìktisat Bilimi içerisinde, bilim adamları piyasaları genel olarak üçe ayırmayı tercih etmektedirler.
Bir uçta tam rekabet, öteki uçta monopol vardır. Bu iki uç arasında oligopol ve monopollü
rekabet piyasalarını kapsayan eksik rekabet piyasaları bulunmaktadır.

Bilim adamlarının bir kısmı ise piyasaları önce ikiye ayırmayı tercih etmektedirler. Bu iki
ayrımda, bir grup piyasa rekabet piyasası, ikinci grup ise eksik rekabet piyasaları olarak
adlandırılmaktadır. Bu sınıflandırmada eksik rekabet piyasaları, monopollü rekabet, oligopol ve
monopol piyasalarını kapsamaktadır.

i. Tam Rekabet Piyasası: Özellikle tam rekabet baglamında, piyasada çok sayıda firmanın
bulundugu ve tek baçına hiçbir alıcının ve tek baçına hiçbir satıcının, piyasada oluçan
fiyatı etkileyemedigi piyasa çeçididir.
Tam Rekabet Piyasası çu temel 5 özelligi taçır:
a. Piyasada sonsuza yakın sayıda alıcı ve satıcı vardır.
GENEL EKONOMÌ


33

b. Alıcı ve satıcılardan bir kısmının piyasadan çekilmesi, piyasa dengelerini
etkileyecek sonuç yaratmaz.
c. Ne alıcıların, ne de satıcıların malın piyasa fiyatını tek baçlarına degiçtirebilme
gücü yoktur. Bu nedenle, Tam Rekabet Piyasası’nda fiyat rijittir, sabit bir
degerdir, bir veridir.
d. Mallar türdeçtir (homojendir) ve bölünebilir olma (atomize) özelligi taçırlar.
e. Piyasa çeffaftır; saydamdır. Tüketiciler piyasa ile ilgili her türlü bilgiye
ulaçabilmektedirler.

i. Oligopol: Oligopol piyasasında az sayıda firma vardır. Oligopolcü piyasada firmaların
sattıgı mallar birbirlerinin aynı olabilir veya bir ölçüde birbirlerinden farklı olabilirler.
Mallar birbirlerinin aynı ise bu piyasaya saf oligopol, birbirlerinden farklı ise
farklılaçtırılmıç oligopol adı verilir. Oligopol piyasalarında bir firmanın ürettigi malın
üretim miktarını, kalitesini, fiyatını belirleme ve satıç miktarını artırma konularındaki
bütün kararları piyasadaki öteki firmalar etkiler.

ii. Monopollü Rekabet: Ìçinde farklılaçtırılmıç fakat birbirinin yerini kolayca alabilen
malları üretip satan çok sayıda firmanın var oldugu piyasa çeçididir. Firma sayısının
çoklugu her birinin piyasa payının küçüklügü anlamına gelir. Bu da, bir firmanın bir
kararının diger firmaları etkilememesi demektir. Yani, birbirleri arasında kıyasıya rekabet
etmeleri beklenen çok sayıda firma, rekabet yerine küçük Pazar payları ile ayakta
kalmayı tercih etmekte ve adeta monopol firma tavrı sergilemektedirler. Bakkallar,
berberler bu kapsamdaki ekonomik ünitelere örnek teçkil edebilir.

iii. Monopol: Yakın ikame imkânı bulunmayan bir malın tek satıcısının oldugu piyasa
çeçididir. Monopolcü firma, malın arz miktarını degiçtirerek malın fiyatını etkileme
gücüne sahiptir.

(Bknz. Slayt 9, Slayt 10)
PYASALAR
REKABET PYASALARI EKSK REKABET PYASALARI
TAM
REKABET
PYASASI
GÜNÜMÜZ
REKABET
PYASALARI
ALICI
FRMALARA
GÖRE
SATICI
FRAMALARA
GÖRE
-MONOPOL
- DUOPOL
- OLÌGOPOL
-MONOPSON
- DUOPSON
- OLÌGOPSON
BÌLATERAL MONOPOL
REKABE EKABET PYASALARI KSK REKABET PYASAERI
GENEL EKONOMÌ


34

adet de mal satsa , satılan her mal piyasa denge fiyatı P
0
‘dan satılacagı için, Tam Rekabet
Piyasası’nda P
0
piyasa denge fiyatı ve Marjinal Gelir ile Ortalama Gelir degerleri birbirine eçit
olacaktır. Bu nedenle, Tam Rekabet Piyasası’nda firma gelirlerini temsil eden Marjinal Gelir
(MR) ve Ortalama Gelir (AR), piyasa denge fiyatı olan P
0
noktasından baçlayıp, Q miktar yatay
eksenine paralel bir çekilde çizilir.

Oysa, Monopol Piyasası’nda; monopol konumundaki firmanın malın piyasa fiyatını
degiçtirebilme olanagı söz konusudur. Bununla birlikte, monopol konumundaki firmanın
piyasaya tek baçına hakim olması demek, istedigi malı istedigi fiyattan satabildigi anlamına
gelmez. Nitekim, monopol konumundaki firmanın geliri de, piyasadaki tüketicilerin alım gücü ile
sınırlıdır. Bu nedenle, monopol konumundaki firmanın ortalama gelir dogrusu ile (AR),
tüketicilerin alım gücünü temsil eden talep dogrusu (D) monopol piyasasında firma dengesinde
üst üste çakıçıktır. Bu nedenle, tam rekabet ve monopol piyasasında firma dengesi, marjinal
gelir (MR) ve ortalama gelir (AR) dogrularının geometrik konumlarının farklı olması nedeniyle,
farklı noktalarda oluçur ve monopol piyasasında firma dengesini saglayan piyasa fiyatının, tam
rekabet piyasasına göre daha yüksek bir seviyede oluçtugu gözlemlenir.

Kısa dönemde, firmalar tesislerini degiçtiremezler. Bu nedenle karar verilmesi gereken konu en
uygun üretim hacmini seçmektir. En uygun üretim hacmi ise firmaya en yüksek karı saglayan
üretim hacmidir. Su halde, tam rekabet veya monopol piyasasındaki bir firmanın kısa dönem
dengesi, karın azamileçtirildigi, yani maksimize edildigi noktada gerçekleçtirilir. Bunun için iki
koçulun gerçekleçmesi gerekmektedir. Birinci koul, piyasa türü ne olursa olsun, karı
maksimize eden eitliin firmanın ürettii mal satmaktan dolayı elde ettii nihai geliri
temsil eden marjinal gelir deerinin, en son ürettii malın firmanın toplam maliyetine
yaptıı katkıyı ifade eden marjinal maliyet deerine eitlendii noktada, ideal üretim
seviyesinin yakalandııdır(MR=MC eitlii). Ìkinci koçul ise, bu eçitligin saglandıgı yerde
marjinal maliyetin yükseliyor olmasıdır.

Tam rekabet piyasasındaki bir firmanın uzun dönem dengesi ise, tesisin büyüklügü ile ilgili, yani
üretim ölçegi ile ilgili, bütün ayarlamalar yapıldıktan sonra firmaya en yüksek karı saglayacak
üretim hacminde gerçekleçir. Bu nokta marjinal hasılat egrisi ile uzun dönem marjinal maliyet
egrisinin kesim noktasıdır. Tam rekabet piyasasında uzun dönemde hiçbir firma açırı kar elde
edemez çünkü açırı kar saglayan endüstriye uzun dönemde yeni firmalar girer ve bu da açırı
karların erimesine neden olur. Monopol piyasasında ise endüstriye baçka firmaların giriçi
engellendigi için açırı karlar elde etmek her zaman mümkündür. Bunun dıçında monopolde, tam
rekabetteki durumdan farklı olarak, uzun dönemde kurulan tesisin optimum büyüklükte tesis
olması gerekmez. Ayrıca, yine tam rekabettekinden farklı olarak bu tesisin tam kapasite ile
kullanılması da gerekmez.












GENEL EKONOMÌ


35

4 PARA VE MALYE POLTKALARI

4.1 Ekonomi Politikaları

Politika, kelime anlamı olarak belirli bir hedefe ulaçmak veya belirli bir sorunu çözmek amacıyla
bir takım araç ve yöntemlerin bir araya getirilmesi süreci olarak tanımlanabilir. Dolayısı ile, bu
tanımdan hareket edildiginde, ekonomi politikası, ekonomide belli hedefleri gerçekleçtirmek
(refah düzeyinin arttırılması, verimliligin saglanması) veya belirli sorunları çözmek amacıyla
(içsizlik, yoksulluk) belirli ekonomik araç ve yöntemlerin bir araya getirilmesi sürecidir, çeklinde
tanımlanabilir. Demokratik bir ülkede, partiler sorunlara çözüm modelleri ve araçları ile halkın
karçısına çıkıp oy isterler ve hükümete geldiklerinde bu politikaları uygulamaya çalıçırlar.

Ekonomi politikaları, günümüzde farklı noktalara baglı olarak ayırıma tabi tutulmaktadır.
Bununla birlikte, en yaygın kullanılan ayrıçtırma kullanılan araç ve yöntemlere göre
ayrıçtırmadır. Buna göre, kullanılan araç ve yöntemlere baglı olarak ekonomi politikaları, para
politikası, maliye politikası ve direkt kontrol politikaları (fiyat kontrol politikaları ve dıç ticaret
kontrol politikaları) olarak üçlü bir ayırıma tabi tutulabilir.

Aynı para ve maliye politikası araçlarından yararlanarak bir ülke, kendisini deflasyonist bir
baskıdan veya enflasyonist bir baskıdan kurtarmaya çalıçır. Eger, ekonomi bir enflasyonist
baskı yaçıyor ise, para ve maliye politikaları daraltıcı boyutta uygulanacak; eger ekonomi
deflasyonist bir baskı altında ise para ve maliye politikaları geniçletici boyutta uygulanacaktır.
Enflasyonla mücadeleyi öngören programlarda iki ana kategori öne çıkmaktadır: Ortodoks Anti-
Enflasyonist Politikalar ve Heterodoks Anti-Enflasyonist Politikalar. Ortodoks programlar, IMF'in
alıçılagelmiç enflasyonla mücadele programları olarak ifade edilebilir. Bu programlar
enflasyonla mücadelede gereken baçarıyı çogunlukla yakalayamamıçtır. Bu nedenle,
alıçılagelmiç yöntemlerin dıçına taçan ve radikal bir uygulamayı gerektiren Heterodoks
programlar zaman zaman öne çıkmıçtır ve çogunlukla baçarılı olmuçtur. Bu iki farklı programda
ekonomik reformlar benzerlik arzederken, esas farkı reform sürecine geçiç öncesinde
uygulanan stabilizyon süreci oluçturmaktadır. Heterodoks programlar, toplumsal uzlaçı
içerisinde, tek bir partinin Meclis'te çogunlugu elinde bulundurdugu periyodlarda, ekonomideki
tüm fiyat türlerinin dondurulması suretiyle enflasyonda radikal bir düçüçü saglayan 18 aylık
programlar olarak da tanımlanabilir.

4.2 Maliye Politikası

Kamu Kesimi, bir yandan yaptıgı harcamalar ile geliri artırıcı etki yaparken bir yandan da
topladıgı vergiler ile geliri düçürücü bir etkiye sahiptir. Devletin istihdam, gelir, fiyat seviyeleri
gibi makro ekonomik degiçkenleri etkileyebilmek için kamu harcamalarını (cari harcamalar,
yatırım harcamaları ve transfer harcamaları) ve kamu gelirlerini (vergi gelirleri, vergi dıçı normal
gelirler, özel gelir ve fonlar) kullanması maliye politikası olarak adlandırılmaktadır. Örnek
vermek gerekir ise, kamu harcamalarını artırarak ve/veya halktan ve kurumlardan toplanan
verginin yükünü azaltarak ulusal ekonomideki toplam tüketim harcamalarını artırmaya yönelik
olarak izlenen maliye politikasına kamu harcamalarını azaltarak
ve/veya vergileri artırarak toplam tüketim harcamalarını azaltmaya yönelik politikaya da
denmektedir. Maliye politikasının etkinligi iki temel faktöre baglıdır:

Yatırım harcamalarının faiz hadlerine olan duyarlılıgı
Talep edilen para miktarının faiz hadlerine olan duyarlılıgı.

GENEL EKONOMÌ


36

Maliye Politikası araçlarını Kamu Maliyesi Gelir Araçları ve Kamu Maliyesi Harcama Araçları
olarak ikiye ayırabiliriz. Kamu Maliyesi Gelir Araçları 3 temel baçlıktan oluçur. Bunlar sırasıyla
Vergi Gelirleri, Vergi Dıçı Normal Gelirler ve Özel Gelir ve Fonlar’dan oluçur. Vergi Gelirleri
dogal olarak kamu kesiminin toplam gelirlerinin önemli bir bölümünü kapsamaktadır. Dogrudan
veya Direkt Vergi Gelirleri ile Dolaylı veya Ìndirekt Vergi Gelirleri olmak üzere iki ayrı gruptan
oluçmaktadır. Dogrudan veya Direkt Vergiler, Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi ve Götürü Usülde
vergilendirilen mükelleflerden alınan ve Gelirden Alınan Vergiler’den oluçan grubu ve Motorlu
Taçıtlar Vergisi, Çevre Vergisi, Veraset ve Ìntikal Vergisi, Emlak Vergisi gibi, mükellefin
dogrudan vergi dairesine veya ilgili birimlere ödedigi veya bir kurum aracılık etse de, ne kadarlık
bir vergi ödedigine vakıf oldugu vergi türlerini temsil etmektedir.

Dolaylı veya Ìndirekt Vergiler ise, mal ve hizmetlerin fiyatlarının içerisine yedirilmiç ve
çogunlukla ne kadar ödedigimizi bilemedigimiz vergilerdir. Söz konusu vergi gelirleri arasında
en çok bilinenlerin Katma Deger Vergisi, Özel Tüketim Vergisi, Akaryakıt Tüketim Vergisi ve
Banka ve Sigorta Muamele Vergisi olarak sıralanabilir. 1980’lerin sonuna dogru direkt vergilerin
toplam vergi gelirleri içerisindeki payı % 70, dolaylı vergilerin payı % 30 iken, 2000’li yıllarda söz
konusu ana vergi gruplarının toplam içerisindeki rollerinin degiçtigi gözlenmektedir. Oysa, daha
dengeli bir vergi sistemi için direkt vergilerin toplamdaki payının arttırılması önemlidir.
Türkiye’nin vergi gelirleri açısından bir diger kritik sorunu ‘kayıt dıçı’ ekonominin varlıgıdır.
TÜÌK’in resmi verileri, Türkiye’de 23 milyon civarındaki çalıçan kesimin % 50’den fazlasının
kayıt dıçı odugunu göstermektedir. Bu nedenle, Türkiye hem gelir vergisi açısından, hem de
sosyal güvenlik sistemi prim ödemeleri açısından önemli bir kayba ugramakta, potansiyel gelir
kaybı yaçanmaktadır.

Vergi Dıçı Normal Gelirler ise, adından da anlaçılacagı üzere, Kamu Kesimi’nin vergi
kapsamına girmeyen, ancak düzenleme elde etmeye alıçık oldugu gelirlerdir. Devlet
Patrimuvanı Gelirleri en önemli örnektir. Devletin sahip oldugu menkul ve gayrimenkullerin
satıçından ve/veya kiralanmasından elde edilen gelirler bu kapsama girer. Kıymetli evrak
denilince, Hazine’nin ihraç ettigi bono ve tahviller sadece akla gelmemelidir. Vatandaçın
Devletten temin ettigi Nüfus Cüzdanı, Ehliyet, Pasaport, Diploma, Tapu Senedi gibi belgeler de
yine Kamu’nun vatandaça belirli bir bedel karçılıgında kullandırdıgı belgelerdir ve bu kıymetli
evraklardan da gelir elde edilir. Taçınmazların satılması ve kiralanmasından elde edilen gelirler
ise malumdur. Ayrıca, Trafik ve Vergi Cezaları’nın da; devlete ait içtiraklerin kazançlarından
düçen pay da Vergi Dıçı Normal Gelirler kapsamındadır. Özel Gelir ve Fon Gelirleri ise
Türkiye’nin bir kez elde ettigi gelirlerden ve 2000 yılı baçına kadar sayıları 75 iken, bugün
tasfiye sürecinde olan Fonlar’dan gelen gelirlerden oluçmaktadır. 1. Körfez Savaçı esnasında,
Türkiye’nin ugradıgı zarar nedeniyle yapılan hibe yardımları ve 17 Agustos Depremi nedeniyle
bir defaya mahsus olmak üzere gerçekleçtirilen Bedelli Askerlik uygulamasından elde edilen
gelirleri Özel Gelirler kapsamında örnek olarak gösterebiliriz.

Kamu Kesimi Harcama Araçları ise 4 ayrı bölümden oluçmaktadır. Bunlar sırasıyla, Personel
Harcamaları, Diger Cari Harcamalar (Devletin Güvenlik Harcamaları ile Diger Kamu
Kurumlarının rutin, günlük tüketim ve demirbaç harcamalarından oluçur), Yatırım Harcamaları
(Kamu’nun Milli Servete katkı anlamında kalıcı olan sabit sermaye harcamaları) ve Transfer
Harcamaları’ndan oluçur. Transfer Harcamaları 25 alt harcama kalemi ile en yogun kalemdir ve
bu kalemler içerisinde yer alan Faiz Harcamaları, KÌT’lere transferler, Emekli ve Ìhracatçılara
Vergi Ìadesi, Sosyal Güvenlik Kuruluçları’na transferler, Tarım Desteklemesi gibi ana kalemler
nedeniyle Kamu’nun en çok harcama yaptıgı alandır. Dolayısı ile, yukarıda sıralanan 3 temel
gelir kalemi ile 4 temel harcama kalemini kullanarak, ekonomi yönetimi ya Türkiye’de oldugu
gibi enflasyonla mücadeleye katkı saglayan bir daraltıcı maliye politikası, ya da Japonya’da
oldugu gibi deflasyonla mücadele adına geniçletici maliye politikası izleyebilmektedir. Daraltıcı
GENEL EKONOMÌ


37

maliye politikasında vergi oranları arttırılarak, devletin elde ettigi gelirler arttırılarak ve
harcamalar kısılarak kamu kesiminin enflasyon etkisi sınırlandırılmakta, kamu açıgı azaltılmaya
çalıçılmaktadır. Geniçletici maliye politikalarında ise halktan toplanan vergi azaltılarak, vergi
oranları düçürülerek halkın tüketim egilimi güçlendirilmekte, tüketim teçvik edilmekte, ayrıca
kamu harcamaları arttırılarak, kamu kesiminin iç talebi desteklemesi saglanaktadır.

4.3 Para Politikası

Para politikası, her ülkenin merkez bankasının çeçitli makro hedefleri gerçekleçtirmek ve/veya
çeçitli makro sorunlara çözüm yaratmak amacıyla çeçitli parasal araçlar vasıtası ile uyguladıgı
politikayı ifade etemktedir. Dünyada, bagımsız, yarı bagımlı ve tam bagımlı merkez bankacılıgı
uygulamalarına baglı olarak, para politikasının etkinligi merkez bankasının pozsyonuna göre
farklılık arzetmektedir. Yani, bir ülkenin merkez bankasının baımsızlıı ile para
politikasının etkinlii arasında doru orantılı bir iliki söz konusudur. Piyasa ekonomisi
mantıgının benimsenmiç oldugu bir ekonomide Merkez Bankası’nın özerkligi çok önemlidir.
Özellikle, 5 Kasım 2001 tarihinde yürürlüge giren son düzenleme TCMB’na özerklik konusunda
yeni olanaklar saglamaktadır. Merkez Bankası faiz ve döviz kuru silahını kullanarak,
ekonomideki parasal büyüklükleri etkiler; parasal büyüklükleri baskı altında tutar veya parasal
büyüklükler üzerindeki baskıyı hafifletir. Para politikası kararları alınırken ekonomi yönetiminin
ve onun bir parçası olarak Merkez Bankası’nın temel hedefi enflasyona neden olmaksızın tam
istihdam düzeyine ulaçmak ve bunu sürdürmektir. Parasal büyüklüklerin ve ekonomideki
likiditenin daha hızlı geniçlemesini ve faiz oranlarının düçmesini saglamaya yönelik para
politikasına para arzındaki artıçı yavaçlatmayı, hatta para arzını
daraltmayı ve faiz oranlarının yükselmesini saglamaya dönük para politikasına da
denmektedir. Para politikasının etkinligi iki anahtar etmene baglıdır:
Reel para talebinin faiz oranına duyarlılıgına.
Yatırım talebinin faiz oranına duyarlılıgına.

Merkez bankası temelde beç temel para politikası aracı kullanmaktadır. Bunlar,
Zorunlu Karçılıklar Oranı
Disponibilite Oranı
Reeskont Oranı
Açık Piyasa Ìçlemleri
Bankacılık Sistemi’nin Yönlendirilmesi

Ekonomi alanında bilinen en temel denge olarak M.V=P.T olarak ifade edebilecegimiz
Cambridge Denklemi’nde; esasen 'P' Fiyatlar Genel Seviyesi’ni, 'T' ise Ticari içlem Hacmi’ni
temsil eder. Aslında P.T Nominal GSMH’dır. Yani, 'M' Para Arzı ve 'V' Paranın Dolaçım
Hızı’nın (para arzının ortalama kullanım hızının) çarpımı Nonimal GSMH’ya eçittir. Eger,
Nominal GSMH için bir artıç oranı hedefi var ise, ki bu hedef 2002 yılı için % 58’dir. Para Arzı ile
Paranın Dolanım Hızı’nın çarpımı sonrası ortaya çıkan degerin de yine eçitligi saglamak
anlamında % 58 artması gerekir. Bu durumda, eger ekonomide paranın dolanım hızı V düçüyor
ise, GSMH artıç hedefini gerçekleçtirmek için Merkez Bankası Para Arzı M’yi arttırmak
zorundadır. Nitekim, TCMB 31 Mart 2002 tarihli Zorunlu Karçılıklar ve Disponibilite Tebligi ile bu
noktayı hedeflemiçtir.

Ulusal ekonomi birbirinden farklı Para Arzı tanımlarını bünyesinde bulundurur. Merkez Bankası
elindeki beç adet para politikası silahı ile ya para arzlarını daraltarak, ya da geniçlemesine izin
vererek hedeflere ulaçılmasına, makro degiçkenlerin etkilenmesine çalıçır.

GENEL EKONOMÌ


38

M1 Para Arzı= Dolaçımdaki Para (Dolaçıma Çıkmıç Banknot+Madeni Para – Banka Kasaları) +
Vadesiz Ticari Mevduat + Vadesiz Tasarruf Mevduatı + Vadesiz Diger Mevduat + TCMB’deki
Mevduat
M2 Para Arzı= M1 Para Arzı + Vadeli Ticari Mevduat +Vadeli Tasarruf Mevduatı + Vadeli Diger
Mevduat
M2Y Para Arzı= M2 Para Arzı + Döviz Tevdiat Hesapları
M3A Para Arzı= M2 Para Arzı + Resmi Mevduat
M3 Para Arzı= M3A Para Arzı + TCMB’deki Diger Mevduat
M3Y Para Arzı= M3 Para Arzı + Döviz Tevdiat Hesapları
formülleri ile bulunabilmektedir.

Merkez Bankası’nın yarattıgı en büyük parasal deger ise Merkez Bankası Parası olarak ifade
edilebilir, ki Merkez Bankası Parası içerisinde Rezerv Para’yı da içermektedir.

Emisyon + Bankalar Zorunlu Karçılıkları + Bankalar Serbest Mevduatı + Fon Hesapları + TCMB
Nezdindeki Banka Dıçı Kesim Mevduatı = Rezerv Para’ya eçit olup;

Rezerv Para + Açık Piyasa Ìçlemleri + TCMB Nezdindeki Kamu Mevduatı = Merkez Bankası
Parası’nı vermektedir.

Özellikle, IMF ile 1994 yılından bu yana gerçekleçtirilen stand-by anlaçmalarına baglı olarak,
Merkez Bankası’nın klasik bilanço mantıgına dayalı olarak hazırlanan Merkez Bankası Vaziyet
(Aktif-Pasif) Durumu, daha etkin izlenebilir olması açısından Analitik Bilanço’yla takibe agırlık
verilmiçtir. Bu çerçevede, Vaziyet’in Aktif ve Pasif’inde yer almakta olan kalemler, Analitik
Bilanço’nun Aktif ve Pasif tarafında dört ana kalem altında birleçtirilmiçtir.











Ìdeal bir Merkez Bankası Analitik Bilançosu’nda Aktiflerin önemli bir kısmının Dıç Varlıklar’dan
oluçması, Pasifte ise agırlıgın Merkez Bankası Parası’nda olması arzu edilir. TCMB, bu konuda
önemli bir ilerleme kaydetmiç olmakla birlikte, yine de henüz ideal dengeyi oluçturamamıçtır.

4.4 Enflasyon Hedeflemesi

Enflasyon hedeflemesi, gerek gelismiç ülkelerde, gerekse gelismekte olan ülkelerde baçarısı
kanıtlanmıs ve giderek artan sayıda ülke tarafından uygulanan bir para politikası rejimidir.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (Merkez Bankası), 2002 yılı baçında para politikasının
genel çerçevesine iliskin yaptıgı duyuruda, para politikasında nihai hedefin enflasyon
hedeflemesine geçmek oldugunu, ancak gerekli ön koçullar tamamlanmadan enflasyon
hedeflemesine geçilmesinin rejimin güvenilirligini daha baslamadan sarsacagını ve bu nedenle
enflasyon hedeflemesine geçiç için, para politikasının etkinligini kısıtlayan unsurların
zayıflamasının beklenecegini vurgulamıçtı. Aynı duyuruda, enflasyon hedeflemesi rejimine
geçilene kadar “örtük enflasyon hedeflemesi” uygulanacagı belirtilmisti. Bu dogrultuda,
ANALTK BLANÇO
MERKEZ BANKASI
PARASI
A P
DI
VARLIKLAR
Ç
VARLIKLAR
TOPTAN DI
YÜKÜMLÜLÜKLER
GENEL EKONOMÌ


39

Hükümet ile birlikte enflasyon hedefleri saptanmıçtır. Kısa vadeli faiz oranları enflasyonla
mücadelede etkin olarak kullanılırken, para tabanı da ek bir çapa olarak belirlenerek, enflasyon
hedeflerinin güvenilirliginin artırılması amaçlanmıçtır. Uygulanan bu politika; Merkez
Bankası’nın bagımsızlıgı yolunda atılan adımlar, mali disiplin ve süregelen yapısal
düz
GENEL EKONOMÌ


40


Yine bu dönemde kurum içinde organizasyon yapısı yenilenmiç ve para politikasına iliçkin
görev tanımları netleçtirilmiçtir. Sonuç olarak, son dört yıllık dönemde özellikle de son bir yıl
içinde para politikasının öngörülebilirligi belirgin bir ölçüde artmıç, kurumsal altyapı ve çeffaflık
konusunda önemli gelimseler yaçanmıstır.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, 2006 yılında para politikası kurumsallaçma süreci
çerçevesinde enflasyon hedeflemesi rejiminin uygulamasına geçmiçtir. Bu rejim ile birlikte, son
yıllardaki “düçen enflasyon” sürecinden “fiyat istikrarı” sürecine dogru ilerlenmesi
planlanmaktadır. Bu kapsamda, önümüzdeki dönemde para politikasının genel çerçevesinde,
enflasyon hedefleri ve bu hedeflere ulaçmak için izlenilecek politikalar konusunda giderek artan
bir açıklık ve hesap verme söz konusu olacaktır.

Merkez bankalarının birincil ve öncelikli amacı fiyat istikrarını saglamak ve sürdürmektir.
Enflasyon hedeflemesi ise, fiyat istikrarına ulasılabilmesi amacıyla uygulanan ve giderek
yaygınlaçan bir para politikası stratejisidir. Akademik yazında birçok farklı tanım bulunsa da,
uygulamalara bakıldıgında, enflasyon hedeflemesi rejimini diger rejimlerden ayıran iki ana
unsurun bulundugu görülmektedir:

1. Enflasyon hedeflemesi rejimi uygulayan merkez bankaları, enflasyon hedeflerini rakamsal
olarak açıklamakta, bu hedeflere ulasmayı taahhüt etmekte ve açıklanan hedeflere
ulaçılamaması durumunda kamuoyuna hesap vermekle yükümlü olmaktadırlar.

2. Para politikası kararlarının ekonomiyi etkilemesi belli bir süre gerektirdiginden, merkez
bankaları bugünkü enflasyonu degil, gelecekteki enflasyonu kontrol edebilmekte, bu amaçla
belirli zaman aralıklarıyla enflasyon tahminleri olusturmakta ve bu tahminleri kamuoyu ile
paylaçmaktadırlar. Bu nedenle, enflasyon hedeflemesi rejimi çogu zaman “enflasyon tahmini
hedeflemesi” olarak da adlandırılabilmektedir. Bu dogrultuda, öngörülerin enflasyon hedefi ile
tutarlılıgı ve hedeften sapma konusundaki riskler kamuoyuna anlatılmaktadır.

Türkiye’de uygulanan para politikası kademeli olarak enflasyon hedeflemesi rejimine
yaklaçmıçtır. 2006 yılında ise seffaflık ve hesap verebilirlik alanında atılacak yeni adımlar ile,
uygulanacak olan para politikası artık enflasyon hedeflemesi rejimi olarak tanımlanacaktır.
Diger ülke örnekleri ve Türkiye’nin geçmiç deneyimleri incelendiginde, enflasyon hedeflemesi
rejiminin para politikasında bir son olmadıgı; aksine, kesintisiz bir “geliçme” sürecinin bir parçası
oldugu görülmektedir. Kuskusuz, bu gelisme süreci sadece politika uygulayıcıları için degil, tüm
ekonomik birimler için de geçerlidir. Bu süreçte kamuoyu ile karçılıklı etkileçimin ve bilgi
paylaçımının artması, rejimi daha içlevsel ve etkin kılacaktır. Bu dogrultuda, Merkez Bankası
açısından önümüzdeki dönemin baçlıca gündem maddeleri, çeffaflıgın, hesap verebilirligin ve
öngörülebilirligin artırılması olacaktır. Önümüzdeki dönemde uygulanacak para politikasının ana
ilkeleri çu çekilde ifade edilebilir.

Merkez Bankası, enflasyon hedeflemesi rejimi konusunda 2000 yılından bu yana çalıçmalarını
sürdürmektedir. Türkiye’de enflasyon hedeflemesi rejiminin ana çerçevesi oluçturulurken, bu
rejimi uygulayan 20’yi askın geliçmiç ve geliçmekte olan ülkenin deneyimlerinden
faydalanılmıstır. Ìncelenen ülke örnekleri, tarihsel, kültürel, ekonomik ve siyasal farklılıklar
nedeniyle, “her ülkeye uygun tek ve en iyi uygulama” olmadıgını göstermiçtir. Dolayısıyla,
enflasyon hedeflemesi rejimi çerçevesinde genel yapı olusturulurken, Türkiye’ye özgü bir
modelin oluçturulması gerektigi göz önüne alınmıçtır.

GENEL EKONOMÌ


41

Kamuoyu tarafından kolay anlaçılabilirligi ve iletisim açısından avantajları göz önüne alınarak,
enflasyon hedefi “nokta hedef” olarak belirlenmiçtir. Toplumun her kesimi tarafından kolaylıkla
takip edilebildigi ve günlük yasam maliyetini iyi ölçen bir gösterge oldugu için, enflasyon
hedefinin Tüketici Fiyat Endeksi üzerinden tanımlanması tercih edilmistir. Bu dogrultuda,
hedeflenen degiçken 2003 temel yılı Tüketici Fiyat Endeksi’nin yıllık yüzde degiçimi ile
hesaplanan yılsonu enflasyon oranıdır. 2006 yılından itibaren üç yıllık bütçe uygulamasına
geçildigi göz önüne alındıgında, üç yıllık bir hedef patikasının açıklanmasının, enflasyon
hedeflerinin içsel tutarlılıgını ve diger makroekonomik projeksiyonlarla uyumunu artıracagı
düçünülmektedir. Bu nedenle, enflasyon hedeflemesi rejiminin bu ilk açamasında hedefler üç
yıllık olarak ilan edilmektedir. Katılım Öncesi Ekonomik Program ve üç yıllık bütçe planlarıyla
uyumlu olarak, 2006, 2007 ve 2008 için yılsonu hedefleri sırasıyla % 5, % 4 ve % 4 olarak
belirlenmiçtir. 2009 yılsonu hedefi ise 2006 yılı içinde açıklanacaktır.

Tablo: Yılsonu Hedefiyle Tutarlı Enflasyon Patikası ve Belirsizlik Aralıı


Yukarıdaki degerlendirmelerin ıçıgında, 2006 yılı için “belirsizlik aralıgı” her iki yönde de iki
puan olarak oluçturulmuçtur. Yılsonu hedefi ile tutarlı enflasyon patikası ve etrafındaki belirsizlik
aralıkları asagıda verilmektedir. Bu aralıkların dıçına çıkılması durumunda, Merkez Bankası
bunun nedenlerini ve alınması gereken önlemleri ayrı bir raporla Hükümete sunacak ve bu
raporu kamuoyu ile paylaçacaktır. Belirsizlik aralıgının oluçturulması ile “orta vadeli bakıç”
arasında da yakın bir iliçki vardır. Enflasyonu belirgin çekilde artıran veya azaltan geçici dıçsal
çoklarla mücadele edilirken makroekonomik dalgalanmaların en aza indirgenebilmesi açısından
da, nokta hedefin etrafında referans olarak alınabilecek bir “belirsizlik aralıgına” ihtiyaç
duyulmaktadır. Merkez Bankası açısından orta vadede önemli olan, enflasyondaki geçici
dalgalanmalardan ziyade, enflasyonun kademeli olarak asagı inerek bir yıl içinde % 5, iki yıl
içinde ise % 4 civarına gelmesi ve belirli bir istikrara kavuçmasıdır. Dikkat edilirse, bu tür bir
uygulamada orta vadeli enflasyon hedefi ön plana çıkmaktadır. Büyük dıçsal çokların enflasyon
üzerindeki geçici etkilerine anında tepki verilmemekte, orta vadeli hedeflere vurgu yapılarak
politika tepkisi zamana yayılmaktadır. Bu baglamda, Merkez Bankası, enflasyonu hedeften
uzaklaçtıran bir çokun yaçanması durumunda, bu çokun nasıl algılandıgını (hangi oranda kalıcı
hangi oranda geçici nitelik tasıdıgının degerlendirilmesi gibi) kamuoyuna açıklıkla anlatacak,
hedefe tekrar yakınsamaya yönelik politikaları uygulamakla kalmayacak, aynı zamanda,
yapılması gerekenleri de siyasi otorite ile paylaçacak ve hedefe ne kadar zaman içinde tekrar
yakınsanacagı konusunda kamuoyuna bilgi verecektir. TCMB’nin bu konuda, her 3 ayda bir,
hedef enflasyondan sapılması durumunda, Hükümet’e ve kamuoyuna açıklanmak üzere
kaleme alacagı mektup, TCMB’nin 5 Kasım 2001 tarihli yasasının 42’nci maddesi geregi
hazırlanacaktır. Söz konusu mektup, ayrıca stand-by süreci geregi, IMF’e takdim edilecektir.
(Kaynak: TCMB Web Sayfası; Temel Politika Metinleri Balıı Altında; Enflasyon Hedeflemesi Rejimi’nin
Genel Çerçevesi ve 2006 Yılında Para ve Kur Politikası)

Nitekim, Mart 2006 sonunda hedefle tutarlı patika çerçevesinde, belirsizlik aralıgının üst
sınırının altında kalan bir TÜFE yıllık degiçik oranı nedeniyle kamuoyuna ve Hükümet’e bir
GENEL EKONOMÌ


42

mektup sunması gerekmemiç olan TCMB, küresel ekonomiden kaynaklanan mayı-haziran
türbülansı sonrası yaçanan dıçsal ve iççel çoklara baglı olarak, Haziran 2006’da ciddi sapma
gösteren enflasyon oranı nedeniyle, söz konusu mektubu kaleme almıç ve temmuz ayında hem
kamuoyu, hem de Hükümet ile paylaçmıçtır. Bu geliçmelerin ıçıgında, 2006 yılı için yıl sonu
hedefinin gerçekleçme ihtimalinin ortadan kalktıgını vurguluyan TCMB; yıl sonu için % 9,6 ile
10,5 arasında bir enflasyon tahmininde bulunmuç, kasım ayı baçında gerçekleçtirilen
açıklamalar ile, söz konusu yıl sonu enflasyon tahminini % 9,2 ile 10,6 olarak revize etmiçtir.
Ekim 2006 enflasyonunun beklenenden iyi çıkması ile, TCMB’nin mayıs-haziran türbülansı
sonrası aldıgı seri kararlarla sıkılaçtırılan para politikasının etkisini göstermektedir. TCMB, bu
nedenle 2007 yılı yıl sonu enflasyon hedefi olan % 4’e yakınsama adına, 2007 yılının sonbahar
dönemine kadar faiz politikasında bir yumuçamaya gitmeyecegini de belirtmektedir.

4.5 Daraltıcı ve Geniletici Ekonomi Politikaları

4.2 ve 4.3 alt bölümlerinde ayrıntılı olarak ele alınmıç olan para ve maliye politikası araçları,
eger ekonomi enflasyonist bir süreç içerisinde ise ekonomiyi daraltmak amacıyla; eger ekonomi
deflasyonist bir süreçte ise (Japonya örneginde oldugu gibi) ekonomiyi geniçletmek ve
canlandırmak amacıyla kullanılabilmektedir. Yani, ülke Merkez Bankası kontrolundaki zorunlu
karçılıklar, disponibilite ve reeskont oranını yüksetmek suretiyle ve Açık Piyasa Ìçlemleri (APÌ)
yoluyla sisteme Hazine kagıdı satarak veya repo ihalesi gerçekleçtirerek, ekonomideki likiditeyi
daraltabilir. Böylece, tüketime yönelecek ve enflasyonu kamçılayacak bir likiditeyi halkın
cebinden çekmiç (strelize etmiç) olur. Bir örnek vermek gerekir ise, Merkez Bankası'nın
reeskont oranını yükseltmesi, daraltıcı bir para politikası adımı olarak bankaların da ticari
kuruluçlara uygulayacakları iskonto oranını etkiler ve yükselmesine neden olur. Zorunlu karçılık
oranını yükselterek, Merkez Bankası enflasyonla mücadele açısından para çarpanını
düçürmeye çalıçır. Aynı çekilde, kamu gelirlerini arttırmak için vergi oranlarının yükseltilmesi ve
kamu harcamalarının kısılması yoluyla, daraltıcı bir maliye politikası uygulanması suretiyle,
kamu harcamalarının ve onun da ötesinde kamu açıgının enflasyonist etkisi minimize edilmeye
çalıçılır.

Eger, söz konusu olan bir Japon ekonomisi ise, Merkez Bankası ekonomiyi deflasyonist etkiden
kurtarmak için, ekonomiyi rahatlatmak ve hareketlendirmek için geniçletici para politikası
uygular ve zorunlu karçılık, disponibilite ve reeskont oranlarını düçürerek sisteme likidite
girmesine çalıçır. Ayrıca, kamu gelirlerini azaltıcı ve kamu harcamalarını arttırıcı bir geniçletici
maliye politikası uygulanması gerekir. Örnegin, vergi oranları düçürülerek vatandaçın cebinde
daha fazla para kalması saglanarak tüketim teçvik edilir. Merkez Bankası ekonomideki temel
dengeler sabit iken, geniçletici para politikası uygulayarak, örnegin bir Acık Piyasa Ìçlemi
olarak, bankalardan devlet tahvili satın alması, ekonomideki likiditeyi arttırıcı etki yaratacaktır.
Ya da, reeskont oranını düçürmesi ticari bankaların Merkez Bankası'ndan kredi kullanma
maliyetlerini, bankaların da reel sektöre kredi kullandırma maliyetini azaltır. Faiz oranlarını
düçürmekte halkı tasarruftan tüketime yönlendirmek için bir araç olarak kullanılabilir. Ancak,
Japonya faiz oranlarını öyle bir seviyeye düçürmüçtür ki, ekonomi Likidite Tuzaı'na
düçmüçtür. Yani, ekonominin aktörlerinin çok düçük olan faiz seviyesine olan duyarlılıkları
sıfırlanmıçtır. Faiz seviyesine tepki vermemektedirler. Kısacası, para arzındaki artıç yatırımları
ve tüketimi etkileyememektedir.

4.6 Para Politikası Araçları ile Makro Büyüklükler Arasındaki likiler

Merkez Bankası'nın iki önemli silahı olarak döviz kurları ve faiz hadlerindeki geliçmelerin makro
degiçkenler üzerindeki etkisi çu ana baçlıklar altında toplanabilir:
GENEL EKONOMÌ


43

Merkez Bankası elindeki para politikası ile ekonominin aktörlerinin beklenti ve tercihleri
üzerinde etkili olmaya çalıçır. Özellikle, enflasyonla mücadele programının uygulandıgı bir
ekonomide, bu mücadelede baçarı yakalanabilmesi açısından beklenti ve tercihleri
yönlendirmek önemlidir.
Merkez Bankası uyguladıgı para politikası ile fiyat istikrarını hedefler. TCMB Baçkanı
Süreyya Serdengeçti bu temel hedefin altını birçok defa çizmiçtir.
Fiyat istikrarını zedeleyebilecek bir etki yaratmaması koçulu ile, Merkez Bankası diger
makro büyüklükler üzerinde etkili olabilecek para politikası degiçiklikleri gerçekleçtirebilir.
Yani, Merkez Bankası fiyat istikrarı olumsuz yönde etkilenmedigi müddetçe ekonomide
kaynak arz ve talebindeki dengesizlikleri gidermeye çalıçır. Örnegin, enflasyonist
beklentileri kırmak için 2000 yılında faizleri % 6.5'e kadar yükselten FED, 2001 yılında
ekonomi durgunluga sürüklenince, enflasyonist baskının hafiflemesine baglı olarak, fiyat
istikrarını tehdit edecek bir etkinin var olmaması nedeniyle, faiz haddini % 1.75'e kadar
düçürmüçtür. Ancak, bunun altında bir faiz haddinin fiyat istikrarını zedeleyebilecegi
beklentisi ile faiz haddini daha açagı çekmemektedir.
Merkez Bankası faiz haddi silahını, toplumun veya bir baçka degiçle ekonomide gerçek ve
tüzel kiçilerin tasarruf-tüketim tercih kanalını etkilemek için kullanır. Yani, faiz haddini
düçürerek, deflasyonist bir ortamda ekonominin aktörlerini daha fazla tüketime, enflasyonist
bir ortamda ise faizi yükselterek ekonominin aktörlerini tasarruf etmeye teçvik eder.
Para Politikasının kısa vadeli sermaye hareketleri üzerinde de önemli bir etkisi vardır. Döviz
kurlarındaki artıçın enflasyona paralel seyretmedigi, kur artıçın baskı altında tutuldugu
periyodlarda, yüksek faiz kısa vadeli sermaye hareketlerini arttırıcı etki yaratır. Bu nedenle,
portföy amaçlı sermaye giriçinde görülen yogunlaçma 'Sıcak Para Giriçi' olarak nitelendirilir.
Faiz hadleri düçük seviyedeyken bir kur sıçraması ise sermaye çıkıçına neden olmaktadır.
Bu tür ani sermaye çıkıçları Merkez Bankası'nın döviz rezervlerinin azalmasına ve kritik
geliçmelere sebebiyet vermektedir.
Kısa vadeli faizler Konsolide Bütçe hedeflerini de etkiler. Merkez Bankası faiz
uygulamasında bütçe hedeflerini ve Hazine'nin borçlanma maliyetini göze tmek zorundadır.
Faiz haddinin gereginden fazla yükselmesi ve bu nedenle Hazine'nin hedeflenenin üzerinde
bir faiz ile borçlanması, bütçenin faiz ödemeleri kaleminde sapmaya ve bütçe hedeflerinin
tutturulamamasına yol açacaktır.
Faizlerde dalgalanma bankacılık sektörü açısından ciddi belirsizliklerin oluçmasına yol açar.
Merkez Bankası elindeki para politikası araçları ile istikrarlı ve sürdürülebilir bir büyüme
sürecini saglayabildigi ölçüde, sürdürülebilir bir büyüme, bankacılık sektörü ve sermaye
piyasasında faaliyet gösteren çirketlerin düzenli faaliyet geliri elde etmeleri anlamına gelir.
Düzenli faaliyet geliri ise çirketlerin sermaye yapılarının güçlenmesi anlamına gelir. Güçlü
bir finans sistemi ise gelecekteki büyüme sürecinin bir garantisidir.
Dolayısı ile para politikasının bir baçka önemli hedefi finansal sistemin saglıklı bir yapı
içerisinde olmasıdır. Ìstikrarsız bir ortam finansal sistemin de saglıklı yapısını zedelemekte,
tasarruf sahiplerinin endiçeleri finansal sisteme emanet edilen kaynagın vadesinin
kısalmasına ve finansal sistemdeki risklerin daha da artmasına yol açmaktadır.
Ekonomide yatırım-tasarruf dengesi bozulup tasarruf açıgı oluçtukça reel faiz seviyesi
yükselme egilimi gösterir. Bu tür yapısal sorunlar para politikası vasıtası ile atlatılmaya
çalıçılır.
Reel faizlerin yükselmesi, halkın tasarruf egilimini güçlendirdiginden ve risk algılamasını
yükselttiginden paranın dolanım hızını düçürür. Paranın devir hızının azalması ise vergi
gelirlerinin azalmasına ve bu nedenle bütçe hedeflerinde sapmaya neden olacaktır.
Ülkenin yerel parasının uygulanan kur politikası nedeniyle degerlendigi ve rekabet gücünün
geriledigi bir ortamda, ihracat hacminde görülebilecek gerilemeler dıç ticaret açıgının
büyümesine ve ihracata yönelmiç çirketlerin faaliyet gelirlerinin azalması nedeniyle vergi
GENEL EKONOMÌ


44

gelirlerinde kısmi azalmaya neden olacaktır. Bununla birlikte, ithalat ucuzlayacagından
maliyet enflasyonu baskısı kısmen azalır.
Ülkenin yerel parasının uygulanan kur politikası nedeniyle deger yitirmesi ise rekabet
gücünün artmasına ve bu nedenle dıç ticaret dengesinin, cari içlemler dengesinin ve bütçe
dengesinin olumlu yönde etkilenmesine yol açacaktır. Ancak, eger ihracat amaçlı üretim
ithal hammadde ve girdilere bagımlı ise, yerel paranın deger kaybetmesi üretim
maliyetlerinde artıça yol açarak maliyet enflasyonu baskısını arttırabilir.

Makro Denge açısından çeçitli makro büyüklükler arasındaki sebep-sonuç iliçkisi ise çöyle
özetlenebilir:
Rekabet gücü gerileyen bir ekonomide bütçe gelirleri reel olarak gerileme riski ile karçı
karçıyadır.
Gelir dagılımında artan deformasyon makro dengelerin tesisini zorlaçtırır.
Sermaye hareketleri ekonominin makro dengesini etkileyici sonuçlar yaratır. Büyük miktarda
sermaye giriçi tüketim ve yatırım harcamalarında artıça, büyüme ve enflasyon oranının
yükselmesine, önemli miktarda sermaye çıkıçı ise harcamaların daralmasına, büyüme ve
enflasyon oranının gerilemesine yol açabilir.
Ülkenin rekabet gücünün artması, gerek cari içlemler dengesi, gerekse de bütçe dengesini
olumlu yönde etkileyebilir.
Ekonominin aktörlerinin beklentilerinin olumsuzlaçması halinde, hedeflenen büyümenin
gerçekleçememesi, içsizlik ve enflasyon seviyesinin beklenenin üzerine çıkmasına yol
açabilir.
Ekonomide öngörülenin üzerinde bir daralma, vergi gelirlerinin beklenenin altında
kalmasına yol açarak, bütçe açıgının ve borçlanma ihtiyacının artmasına yol açacaktır.
Finansman açıgının büyümesi ise reel faizleri yukarı itici bir baskı oluçturacaktır.
Beklenenin üzerinde açırı büyüme ise, ilk etapta vergi gelirlerini olumlu yönde etkilese de,
enflasyonist baskının artmasına neden olmasından dolayı, orta vadeli beklentileri olumsuz
yönde etkileyecektir.
Bu arada, ham petrol fiyatlarının yükselmesi gibi global dengesizliklerin dıçı açık bir
ekonomide yaratacagı olumsuz etkiler göz ardı edilmemelidir.
Cari Ìçlemler Açıgı'nın beklenenden fazla olması halinde, bu açıgının yaratacagı belirsizlik
ve tedirginlik bono faizlerinin yukarı yönde hareket etmesine yol açar. Eger, cari içlemler
açıgındaki sapmanın yaçandıgı dönemde, ülke ekonomisi aynı zamanda dıç borçlanmada
da zorluk çekiyor ise, bu durumda cari içlemler açıgının finansmanı iç borçlanma yoluyla
bulunacak kaynak ile finanse edilecek etmektir ki; bu durumda iç borçlanma maliyetleri bir
kat daha artacaktır.
Net sermaye giriçi olmaması halinde, cari içlemler açıgının büyümesi döviz rezervlerinde
daha yüksek bir erimeye yol açacaktır.
Fiyat istikrarı korunamıyor ise, yerel para hızla deger yitiriyor ise, yabancı para talebi ve
tüketim harcamaları artıç egilimi gösterir.
Kısa vadeli dıç borçların döviz rezervleri aleyhine artıç egilimi göstermesi, ekonominin
aktörlerinin beklentilerini olumsuz yönde etkiler.
Maliye Politikası'nın baçarısı makro dengeleri tesis etmek açısından önemlidir. Bütçe
açıgının büyümesinin engellenememesi halinde, kamu kesimi borçlanma gereginin artması,
sonraki yıllardaki bütçe gerçekleçme beklentilerini de olumsuz yönde etkiler.
Enflasyon ve büyüme hedeflerindeki olası sapmaların bütçe büyüklükleri üzerindeki etkileri
göz ardı edilmemelidir.
Bütçe performansı açısından gelir hedefinin yakalanması, harcama disiplini kadar önemlidir.
Büyüme hızının beklenin altında gerçekleçmesi veya bir ekonomik kriz sonrasında çirket
karlarının ve tüketim harcamalarının azalması nedeniyle bütçe gelirlerinde olası sapmalar,
GENEL EKONOMÌ


45

bütçe harcamaları disiplini için ek önlemleri gündeme getirebilir. Aksi taktirde, bütçe açıgı
hedefi sapma gösterecektir.

4.7 Ekonomi Politikalarının Belirlenme Mekanizması

Genellikle toplam talebi degiçtirme açısından maliye politikasının para politikasından daha etkili
oldugu kabul edilmektedir. Çünkü para politikasının toplam harcamaları etkilemesi, ancak
yatırımlar yoluyla, yani dolaylı biçimde olmaktadır. Oysa maliye politikasında bu etkiler
dolaysızdır. O bakımdan bazı durumlarda para politikasının dıç denge, maliye politikasının da iç
denge amacıyla kullanılması daha uygun olabilir.

4.8 Enflasyonist Ortamda Para Ve Maliye Politikası Uygulamaları

Enflasyonun kontrol altına alınmasında para-maliye politikası tartıçması gündeme gelmektedir.
Keynesciler enflasyonun kontrol altına alınması için para politikasının tek baçına yeterli
olamayacagını, daraltıcı maliye politikasının da gerekli oldugunu savunurlar. Monetaristler ise
daraltıcı maliye politikasıyla dar para politikasının aynı anlama geldigini ileri sürerek önce
parasal geniçlemenin durdurulması yönünde bir politik iradenin oluçturulması gerektigini
söylerler. Monetaristler, hükümetlerin bilerek ve isteyerek kamu kesiminin ekonomide agırlıgını
yükselttiklerini ve bu yüzden enflasyonla mücadelede baçarısız olduklarını savunurken,
Keynesciler maliye politikaları kamu açıklarını daraltma amacına yönelmediginden,
enflasyondan çıkılamadıgını söylüyorlar.

Dünyada günümüze kadar uygulanmıç en yaygın iki enflasyonla mücadele programı modeli,
Ortodoks ve Heterodoks anti-enflasyonist program modelleridir. (Ayrıntılar için slaytlara bakınız)
(Bknz. Slayt 11, Slayt 12, Slayt 13, Slayt 14, Slayt 15, Slayt 16, Slayt 17,Slayt 18)


MERKEZ BANKASI ANALTK BLANÇOSU
DI
VARLIKLAR
Ç
VARLIKLAR
TOPTAN DÖVZ
YÜKÜMLÜLÜKLER
MERKEZ BANKASI
PARASI
A P
Dı Varlıklar: Altın Mevcudu + Döviz Borçluları + Dahildeki
Muhabirler + Dıç Krediler + Ìçtirakler + Muvakkat Borçlular + Diger
Aktifler
ç Varlıklar: Madeni Para + Dahildeki Muhabirler + Menkul
Degerler Cüzdanı + Kamuya Açılan Nakit Krediler + Bankalara
Açılan Nakit Krediler + Açık Piyasa Ìçlemleri + Gayrimenkuller ve
Demirbaçlar + Degerleme Hesabı + Muvakkat Borçlular + Diger
Aktifler
Toptan Döviz Yükümlülükleri: Dıç Yükümlülüklerimiz(Döviz
Alacaklıları+ Dıç Krediler + Muhtelif + IMF’e Borçlar) + Ìç
Yükümlülüklerimiz(Döviz Olarak Takip Olunan Mevduat +
Bankaların Döviz Mevduatı)
Merkez Bankası Parası: Emisyon + Bankalar Zorunlu Karçılıkları +
Bankalar Sebest Mevduatı + Fon Hesapları + Banka Dıçı Kesim
Mevduatı= Rezerv Para + Açık Piyasa Ìçlemleri + Kamu Mevduatı
ANALTK BLANÇO • Merkez Bankası Bilançosu’nun Aktifinde
yabancı para cinsinden varlıklar ile TL
cinsinden varlıklar yer almaktadır.
• Bilançonun pasifinde ise yurtiçi
yükümlülükler olarak bankacılık sisteminin
zorunlu karçılıkları, bankaların Merkez
Bankası nezdinde tuttukları mevduat, Kamu
Fonlarının Merkez Bankası nezdinde
tuttukları mevduat, büyükelçilikler gibi banka
dıçı kesimin tuttugu mevduat emisyon ile
birleçerek Rezerv Para’yı oluçturmaktadır.
Dıç yükümlülükler içerisinde ise yurt dıçında
çalıçan içgücümüzün mevduatı ve IMF’ye
olan borçlar yer almaktadır. Ancak, bu deger
M2 Para Arzı’ndan küçüktür.
• Merkez Bankası Parası bankanın yarattıgı
en büyük parasal degeri ifade etmektedir.
• Ìdeal bir merkez bankasının aktifinin dıç
varlıklar agırlıklı, pasifinin ise TL
yükümlülükleri agırlıklı olması arzu edilir.

GENEL EKONOMÌ


46

KAYNAKLAR - HARCAMALAR DENGES
TOPLAM (ÖZ) KAYNAKLAR = TOPLAM HARCAMALAR
TOPLAM ARZ = TOPLAM TALEP TOP. TASARRUF = TOP. YATIRIM
TOPLAM ARZ ¤ TOPLAM TALEP TOP. TASARRUF ¤ TOP. YATIRIM
ENFLASYONST/DEFLASYONST SÜREÇ YATIRIMLARDA GECKME, YABANCI
KAYNAK KULLANIMI, MAL SSTEMDE
SIKINTILAR
DURGUNLUK VE ARDINDAN KRZ
EKONOM POLTKALARI
HÜKÜMET
EKONOM YÖNETM
MERKEZ BANKASI
PARA POLTKASI
MALYE BAKANLII
MALYE POLTKASI
HAZNE MÜSTEARLII
DI TCARET
MÜSTEARLII
ANT ENFLASYONST
POLTKALAR
ORTODOKS
PROGRAMLAR
YPK
ÖYK
DREKT KONTROL
POLTKALARI
DPT
DE
SVL TOPLUM
ÖRGÜTLER
ANT DEFLASYONST
POLTKALAR
HETERODOKS
PROGRAMLAR



ENFLASYONLA MÜCADELE
TALEP ENFLASYONU MALYET ENFLASYONU
TALEB KISICI VE KAMU AÇIINI AZALTICI
ÖNLEMLER:
- FAÌZLER SERBEST VE YÜKSEK
-SOKLANAN VE BASTIRILAN KUR
- VERGÌ ORANLARININ YÜKSELTÌLMESÌ
- KAMU HARCAMALARININ DARALTILMASI
- REEL ÜCRETLERÌN AZALTILMASI
- DÜZENLÌ KÌT ZAMLARI
MALYET KISICI VE KAMU AÇIINI
AZALTICI ÖNLEMLER:
- BEKLENTÌLERE BAGLI VE DÜSÜRÜCÜ
FAÌZ POLÌTÌKASI
- SABÌT ARTISLI KUR POLÌTÌKASI
- KAMU HARCAMALARI REFORMU
- FAKTÖR GELÌRLERÌNÌN DARALTILMASI
- STOK AZALTICI ÖNLEMLER
- PSÌKOLOJÌK HARP
TÜRKYE’DE ENFLASYONLA MÜCADELEDE KAMU AÇII SORUNU AIRLIKLI BR DÜZLEMDE SEYREDYOR. 1997
TEMMUZ TARHL MB-HAZNE PROTOKOLU, VERG REFORMU, SOSYAL GÜVENLK REFORMU BUNA ÖRNEKTR.



ORTODOKS STKRAR PROGRAMI
STABLZASYON
• Sıkı Para Politikası
• Sıkı Maliye Politikası
• Soklanan ve Baskı Altına Alınan Kur
• Faizler Serbest
YAPISAL REFORMLAR
• Özelleçtirme
• Sosyal Güvenlik Reformu
• Vergi Reformu
• Tarım Destekleme Reformu
• Finansal Reform
• Kamu Kesimi’nin Yeniden Yapılandırılması
• Yatırım Ortamı’nın Ìyileçtirilmesi
EKONOM POLTKALARI
HETERODOKS STKRAR PROGRAMI
STABLZASYON
• Sıkı Para Politikası
• Sıkı Maliye Politikası
• Fiyatları ve Ücretleri Dondur
• Soklanan Kur ve Dondurma
•Faizler Serbest
YAPISAL REFORMLAR
• Özelleçtirme
• Sosyal Güvenlik Reformu
• Vergi Reformu
• Tarım Destekleme Reformu
• Finansal Reform
• Kamu Kesimi’nin Yeniden Yapılandırılması
• Yatırım Ortamı’nın Ìyileçtirilmesi


GENEL EKONOMÌ


47

ENFLASYONUN NEDENLER
ANA NEDENLER TAL NEDENLER
- TOPLAM TALEP/ TOPLAM ARZ
DENGESÌZLÌGÌ
- ÜRETÌMMALÌYETLERÌNÌ
ARTTIRICI ETKÌLER
- KAMU AÇIGI SORUNU VE
KAMU AÇIGININ FÌNANSMAN
YÖNTEMLERÌ
- YANLIS EKONOMÌ POLÌTÌKASI
TERCÌHLERÌ
- VERÌMSÌZLÌK
- YÜKSEK NÜFUS ARTISI
- RAKÌP MALLARIN FÌYATLARI
- TASARRUF ORANININ
DÜSÜKLÜGÜ
- KAYNAK YETERSÌZLÌGÌ
- VERGÌ SÌSTEMÌNDEKÌ
SORUNLAR
PROGRAMIN ÖN ÇALIMALARI
ENFLASYONLA MÜCADELEDE SEÇLEN SLAHLAR
• thalat Maliyetlerini Azalt Sabit Artılı Kur Politikası
• Finansman Maliyetlerini Azalt Faizleri ndir
• çilik Maliyetlerini Azalt Ücretleri Hedef Enflasyona .
Endeksle
• Rant Gelirlerini Azalt Kiraları Hedef Enflasyona
. Endeksle
IMF’NN
UYARISI
2000 YILINDA YÜZDE 3’ÜN ÜZERNDE
BÜYÜMEYN
• DIS TÌCARET AÇIGI VE CARÌ ÌSLEMLER AÇIGI BÜYÜYEBÌLÌR
• TALEP ENFLASYONU BASKISI ARTABÌLÌR


PROGRAMIN ÖN ÇALIMALARI
I M F ' N N Y A K I N Z L E M E A N L A M A S I N D A K Ö N G Ö R Ü L E R
G Ö S T E R G E L E R 1 9 9 9 2 0 0 0 2 0 0 1
K T S A D B Ü Y Ü M E ( %) 0 , 4 3 , 1 4 , 5
E N F L A S Y O N ( T Ü F E ( %) ) 5 8 , 7 2 5 , 0 1 0 , 1
D O L A R K U R U ( T L ) 4 8 4 2 3 9 5 8 1 0 3 3 6 0 9 5 4 5
R E E L F A Z ( %) 2 7 , 0 1 6 , 4 1 5 , 9
B Ü T Ç E A Ç I I / G S Y H 1 0 , 3 7 , 9 1 , 2
F A Z D I I B Ü T . F A Z / G S Y H 2 , 3 5 , 4 6 , 8
Ö Z E L L E T R M E ( M i l y a r $ ) 0 , 7 4 , 0 2 , 0
K A M U B O R Ç S T O K U / G S Y H 5 4 , 3 4 9 , 3 4 7 , 0
R E ZE R V P A R A B Ü Y Ü M E S ( %) 7 4 , 3 4 0 , 9 2 5 , 7
ARALIK 1999:
TÜRKYE’NN TERCH ORTO-HETERO ANT-ENFLASYONST BR PROGRAM

GENEL EKONOM

Bu notlar; Türkiye Sermaye Piyasası Aracı Kurulu ları Birli i tarafından (TSPAKB) Lisanslama Sınavlarına kaynak olu turmak amacıyla hazırlanmı tır. Bu notlarda yer alan her türlü bilgi, de erlendirme, yorum ve istatistikî de erler hazırlandı ı tarih itibariyle, Prof. Dr. Kerem ALK N tarafından temin edilerek derlenmi tir. Bilgilerin hata ve eksikli inden do abilecek zararlardan TSPAKB hiçbir ekilde sorumluluk kabul etmemektedir. Bu notlarda yer alan bilgiler kaynak gösterilmek artıyla izinsiz yayınlanabilir, ancak ticari amaçla ço altılamaz ve satılamaz.

GENEL EKONOM

1 1.1 2 2.1 2.2 2.3 2.4 2.5 2.6 2.7 2.8 3 3.1 3.1.1 3.2 3.3 4 4.1 4.2 4.3 4.4 4.5 4.6 4.7 4.8 5 5.1 5.2 5.3 5.4 5.5 6

TEMEL KAVRAMLAR -------------------------------------------------------------------------- 2 Dünya Ekonomisinin Tarihsel Geli imi ------------------------------------------------------ 3 ARZ VE TALEP ANAL Z ---------------------------------------------------------------------- 19 Talebi ve Arzı Etkileyen Ba ımsız De i kenler ---------------------------------------- 19 Arz-Talep Dengesi ------------------------------------------------------------------------------20 Görünmeyen El Mekanizması ----------------------------------------------------------------21 Üretici-Tüketici Rantı ---------------------------------------------------------------------------22 Toplam Arz-Toplam Talep E itli i -----------------------------------------------------------23 Pigou Etkisi ----------------------------------------------------------------------------------------24 Arz-Talep Kaymaları----------------------------------------------------------------------------24 Esneklik (Elastikiyet) Kavramı----------------------------------------------------------------27 P YASA TÜRLER , REEL KES M - F NANSAL KES M AYIRIMI, P YASALARIN LEY MEKAN ZMASI VE ETK LE MLER ------------------------------------------ 31 Alım-Satımı Yapılan Ürünler Açısından Piyasa Türleri ---------------------------------31 Reel Kesim-Finans Kesim (Mali Sistem) li kileri ----------------------------------------31 Rekabet Açısından Piyasa Türleri-----------------------------------------------------------32 Tam Rekabet ve Monopol Piyasasında Firma Dengesi--------------------------------33 PARA VE MAL YE POL T KALARI --------------------------------------------------------- 35 Ekonomi Politikaları-----------------------------------------------------------------------------35 Maliye Politikası ---------------------------------------------------------------------------------35 Para Politikası------------------------------------------------------------------------------------37 Enflasyon Hedeflemesi ------------------------------------------------------------------------38 Daraltıcı ve Geni letici Ekonomi Politikaları ----------------------------------------------42 Para Politikası Araçları ile Makro Büyüklükler Arasındaki li kiler -------------------42 Ekonomi Politikalarının Belirlenme Mekanizması----------------------------------------45 Enflasyonist Ortamda Para ve Maliye Politikalarının Belirlenmesi-------------------45 KAMU DENGES VE BÜTÇE AÇIKLARININ F NANSMANI ------------------------- 48 Kamu Kesimi Genel Dengesi -----------------------------------------------------------------48 Kamu Kesimi -------------------------------------------------------------------------------------49 Konsolide Bütçe ---------------------------------------------------------------------------------49 Bütçe Açı ı----------------------------------------------------------------------------------------49 Bütçe Açı ı'nın Finansmanı ve Bütçe Nakit Açı ı ---------------------------------------50 MAKRO EKONOM K GÖSTERGELER VE YORUMU --------------------------------56

6.1 Makro Ekonomik Göstergelerin Analizi-----------------------------------------------------57 6.1.1 Ekonomik Büyüme le lgili Makro Ekonomik Göstergeler -----------------------------58 6.1.2 Fiyat Hareketleriyle lgili Makro Ekonomik Göstergeler --------------------------------76 6.1.2.1 2005 Yılında Yeni Fiyat Endeksleri ---------------------------------------------------------80 6.1.3 Ödemeler Dengesi le lgili Makro Ekonomik Göstergeler -----------------------------82

1

GENEL EKONOM

1

TEMEL KAVRAMLAR

EKONOM B L M : Ekonomi bir bilim dalı olarak, kaynakların sınırlı, buna kar ılık insano lunun ihtiyaçlarının sonsuz olması nedeniyle, çe itli sorulara yanıt arayan bir bilim dalı olarak ortaya çıkmı ve geli me göstermi tir. Ekonomi Bilimi, bu yönüyle kısıtlı kaynaklar ile hangi malın, kimin için, ne miktarda üretilece i ve kimler tarafından tüketilece i sorularına ve fiyatın olu um mekanizmasını algılamaya çalı an bir bilim dalıdır. Ekonomi Bilimi çe itli sorulara yönelik cevapları Mikro ve Makro ktisat (Ekonomi) ba lıkları altında aramaktadır. Ekonominin mikro üniteleri olarak tüketicilerin ve firmaların ekonomik davranı larını, ihtiyaç, fayda, de er ve fiyat kavramlarının tanımlarını gerçekle tiren Mikro Ekonomi, piyasa türlerini, piyasaların i leyi mekanizmasını ve farklı piyasa ko ullarında firma dengesinin nasıl olu tu unu da ara tırmaktadır. Makro Ekonomi alanı ise, ülke ekonomisi ve dünya ekonomisini ilgilendiren konu ba lıklarını inceleyen bir ana alt daldır. stihdam, büyüme, enflasyon, kamu dengesi, dı ticaret, ödemeler dengesi gibi konu ba lıkları makro ekonominin ilgi alanına girer. EKONOM B L M

M KRO EKONOM (Fiyat Teorisi) Ekonominin Mikro Ünitelerini Ele Alır. 1. Tüketiciler: Gerçek ve Tüzel Ki iler 2. Tedarikçiler: Üretici ve thalatçı Firmalar 3. Piyasa: Üretici ve Tüketicilerin Bir Araya Geldi i Ortam

MAKRO EKONOM Ekonominin Makro Üniteleriyle, yani Ülke ve Dünya Ekonomisiyle lgilenir. 1. Ekonomik Büyüme ve Kalkınma 2. Ekonomi Politikaları 3. Para Teorisi 4. Uluslararası Ekonomik li kiler

Mikro ekonomini alt dalının amacı, tüketiciler ile üretici ve ithalatçı firmaların, yani tedarikçilerin do ru ekonomik davranı larını anlamaya çalı maktır. Yani, tüketicilerin ekonomik davranı larını veya kararlarını etkileyen de i kenler nelerdir? Keza, tedarikçilerin ekonomik kararlarını neye göre belirledikleri, üretimle ve ithalatla ilgili kararlarını nasıl aldıkları, firmaların kaç adet malı üretmesi gerekti i, ne kadarını piyasaya sürmeleri gerekti i de önemlidir. Ayrıca, gerek tüketicilerin, gerekse de tedarikçilerin malın piyasa fiyatının belirlenmesindeki rolleri de incelenen di er bir ba lıktır. Son olarak, tüketicilerin ve firmaların farklı piyasa ko ullarında nasıl farklı davranı lar gösterdikleri, tüketicilerin ve tedarikçilerin farklı davranı larının malın piyasa fiyatını nasıl de i tirdi i mikro ekonominin alanına girer. Bu boyutuyla bakıldı ında, mikro ekonominin önemi, malın piyasa fiyatının nasıl belirlendi ini ara tıran bir alt dal olmasıdır. Sözün özü, piyasa farklıla tıkça, malın piyasa fiyatı da de i mektedir. Makro ekonomi alanı ise, ekonominin makro üniteleriyle ilgilenir. 1929 Ekonomik Buhranı’na kadar ekonomi biliminde bilim adamları, mikro ekonomi alanına yönelik ba lıklara a ırlık vermi lerdir. Fakat 1929 Ekonomik Buhranı dünya ekonomisinde i sizlik, denflasyon ve ekonomik daralmaya yol açınca, mikro ekonomi alanına yönelik konular göreceli olarak önemini kaybetmi ve i sizlik, gelir da ılımı, ekonomik büyüme gibi konular öne çıkmı tır. kinci Dünya 2

GENEL EKONOM

Sava ı sonrası dönemde, pek çok eski sömürge ülkesinin siyasi ba ımsızlıklarını kazanması ve ekonomik ba ımsızlık mücadelesinin ba laması, 1970’li yıllardaki petrol krizleri, gelir da ılımı sorunları, küresel yoksulluk benzeri konu ba lıkları, makro ekonomi alanındaki çalı maların daha yo unluk kazanmasına neden olu turmu lardır. 1.1 Dünya Ekonomisinin Tarihsel Geli imi

Ekonomi bilimi, 16. Yüzyıl’dan itibaren Merkantilizm, Fizyokrasi felsefesinin etkisi ve 18. Yüzyıla damgasını vuran Klasik Okulun katkılarına ra men, esas olarak Neo-Klasik Akım veya Okul ile bugünkü bilimsel çerçevesini kazanmı tır. Merkantilizm, devletçi bir felsefe okulu iken, Fizyokrasi Okulu ve Klasik Okulun daha liberal görü leri savundukları ifade edilebilir. Nitekim, söz konusu okulların veya akımların olu turdu u felfsefi alt yapıyı, Neoklasik Okul metamatik bilimi ile bulu turmu ve varsayımlar cebirsel ve geometriksel bir özellik kazanmı tır. Bugünkü modern ekonominin temellerinin 16. Yüzyıl’dan itibaren atıldı ın ifade etsek de, insano lunun uygarlık ya amı içerisinde ekonomik konularla tanı ıklı ı M.Ö. 5000’li yıllara kadar uzanmaktadır. nsano lu, tarıma dayalı yerle ik toplum düzenine geçti inden itibaren, ilkel kavim ya antısı içerisinde dahi, temel ihtiyaçlarını kar ılamaya yönelik olarak çe itli malları temin etme mücadelesine giri mi ve bir mübadele sistemi olu turmu tur. lkel kavim ya antısı içerisinde ihtiyaçların kar ılanmasına yönelik olarak, trampa ekonomisi dedi imiz malın malla takas edildi i bir mübadele ekline ba lı olarak, insano lu ihtiyacı olan çe itli malları temin etmeye çalı mı tır. M.Ö. 3000’li yıllara geldi imizde ise, uygarlık ya amındaki geli meye ba lı olarak, insano lunun zekasındaki geli meye ba lı olarak, bazı kavramların sorgulandı ını ve trampa ekonomisi denilen takasa dayalı mübadele sisteminin yeterli gelmedi i görülmektedir. Bu nedenle, insano lunun ekonomi ile ba lantılı olarak M.Ö. 3000’li yıllarda ilk tanı tı ı kavramlar, ihtiyaç, fayda, de er ve fiyat kavramları olarak tarif edilebilir. Yani, insano lu artık ‘fiyata dayalı bir mübadele sistemi’ni olu turmanın e i indedir. O halde, insano lunun be bin yıla yakın bir süredir fiyata dayalı bir mübadele sistemi kullandı ı ifade edilebilir. Bu nedenle, fiyata dayalı mübadele sisteminin ana kurgusunun, döngüsünün ihtiyaç, ihtiyacı kar ılayan mal veya hizmet, ihtiyacın kar ılanması ölçüsünde elde edilen fayda, faydaya dayalı mal ve hizmet de eri ve de ere ba lı bir fiyatlandırma oldu u vurgulanabilir. Dolayısı ile, dünya ekonomisinin geli imine ı ık tutan kilometre ta larını irdelemek ve ardından söz konusu kavramların anlamını tek tek ele almak yerinde olacaktır. Dünya ekonomisin tarihsel geli mi açısından, ‘Küresel Rekabet’ olarak ifade edilen kavramın geli im sürecine bakıldı ında, 15. yüzyılın ikinci yarısından, 16. yüzyılın ilk yarısına kadar uzanan bir dönemi ba langıç noktası olarak ele almak yanlı olmayacaktır. Avrupa Devletleri arasındaki liderlik mücadelesi ve bu mücadelenin tetikledi i ticaret sava ları, aynı malı daha ucuza üretebilen ekonominin rekabette öne çıkmasına dayalıdır. Bu rekabet, hammadde ve i gücü maliyetlerini minimize etmek adına, sömürgecili i ve köleli i kurumsalla tıran bir süreci de beraberinde getirmi tir. Bu döneme damgasını vuran Merkantilizm felsefesi, her devlete, elde etti i ticari avantajları ve gerçekle tirdi i ihracat neticesinde elde etti i altınlarla zenginle en hazinesini korumak adına daha güçlü bir ordu ve donanmayı da önermektedir. Söz konusu rekabet sürecinde, bir devletin ‘bölgesel lider’ olabilmesinin temel kuralı, ‘Ekonomik Güç’, ‘Askeri Güç’ ve ‘Siyasi Güç’ e zamanlı ve e ölçüde bir araya getirebilmesiydi. Bu üç temel güç unsurunu bir araya getirmeye çalı an Britanya, Fransa, spanya ve Portekiz arasında önemli bir rekabet mücadelesi gözlendi. Osmanlı mparatorlu u, bu rekabet sürecinde, okyanusa kıyısı olmayan devlet olma dezavantajı ile, yarı tan çekilmek durumunda kaldı. Zaman içerisinde, sömürgelerinin co rafik da ılımını çe itlendiremeyen spanya ve Portekiz de bu mücadeleden çekilmek durumunda kaldılar ve 19. Yüzyılın ba ından itibaren ‘Bölgesel Rekabet’ mücadelesi, ‘Küresel Rekabet’ mücadelesine dönü ürken, masanın etrafından oturan 3

Türkiye’nin öteden beri en temel zafiyeti olan ‘sermaye yetersizli i’ne ra men. ithal ikamesi dönemin etkilerini geride bırakarak. dünyanın geli mi ülkelerinde bankacılık sektörünün geli imine de katkı sa ladı. Sonuç olarak. kinci Dünya Sava ı’nın bitimiyle birlikte. küresel rekabette belirleyici ülke olma özelli ini kazanmı olacaklardır. Bu noktada. 2000 yılında 27 milyar dolar seviyesindeki Türkiye’nin ihracat hacminin. Yani. özel sektör sanayile me sürecinde üzerine dü en görevi yerine getirme becerisini gösterebilmi tir. Hindistan’ın konumu dikkate alındı ında. 16. Genç Cumhuriyet ise. Bu noktada. kütlesel üretimle tanı an sanayile me süreci. enerji. Türkiye’nin de teknoloji ve marka üreten. ‘Üzerinde Güne Batmayan mparatorluk’ unvanını ancak 80 yıl koruyabilmi tir. bir yandan da kendi merkez bankasını olu turmayı bilmi tir. özel sektörün önünü açacak hamlelere a ırlık vermi tir. Türk ekonomisinin 1980’li yıllardan bu yana süregelen ‘liberalle me’ dönemi çerçevesinde. dünya ekonomisinde trendleri belirleyen. Türkiye’nin böyle bir sürece hazırlanması adına. istihdam ve e itim stratejisi veya politikası olu turması gereklidir ve AB’ye tam üyelik süreci bu yönüyle iyi de erlendirilebilir ve Türkiye’yi küresel ekonominin önemli bir aktörü yapabilir. Çin’in dünya ekonomisindeki rolü. kalifiye ve ucuz i gücünü temin edebilen ve teknoloji üretebilen ekonomiler. 2006 yılı sonu itibariyle 82 milyar dolara ula acak olması. her iki ülkenin 1995’de dünya mal ve hizmet üretiminin sadece % 5’ini gerçekle tiren iki ekonomi iken. Üstelik. nitekim Türkiye’nin 2000’li yıllarda dünya ekonomisinde artan önemini tescil etmektedir. Tam bir yüzyıl sonra. Bu noktada. 2020 yılına do ru Çin ve Hindistan’ın dünya mal ve hizmet üretimindeki paylarının % 20’ye çıkaca ı da öngörülmektedir. teknoloji. Aynı dönemde. Yüzyıl’da ‘i gücü’ ve ‘teknolojik beceri’ rekabetine dönü mektedir. kendisine sunulan ‘imkanlar’ ölçüsünde iyi de erlendirdi ini göstermektedir. bölgesel ve küresel talebin beklentilerini iyi okuyan ve söz konusu beklentilere en uygun malı üretebilen bir ekonomi olması gerekmektedir. ekonomik ba ımsızlı ını kazanma adına. sanayile me sürecinin gerisinde kalan Osmanlı Devleti. Bu nedenle. Bu hacimsel geni leme de. söz konusu paylarını 2005 yılı sonunda ikiye katlamı oldukları da unutulmamalıdır. her iki ülkenin büyüme ve üretim performansının bugünkü tempoyla devam etmesi halinde.GENEL EKONOM ülkeler Britanya. imparatorluk bütçesinin açıklarını kapatmak amacıyla dı borçlanmaya hız vermi tir. dünya ekonomisinde ürünleri ile söz sahibi olma mücadelesi verdi i bir gerçektir. ABD’nin masanın ba ına geçece i ve di er ülkelerin onun himayesinde ‘kapitalizmin payla ımında’ masanın etrafında yer alaca ı tahmin dahi edilemezdi. bir yandan sanayile mesine hız vermi tir. 1750’lerden itibaren hız kazanan ve 19. yerel. Yüzyıl’da ‘buhar gücü’nün devreye girmesi ile birlikte. kinci Dünya Sava ı’nın Avrupa baca ı tamamlanırken. 1980’li yılların ba ında yıllık bazda 3 milyar doları dahi zor bulan bir ihracat hacminin. ‘Küresel Rekabet’in ilk önemli aktörü olan Britanya mparatorlu u. 4 . Almanya. Britanya Kapitalist Sistem’in liderli ini ABD’ye devretmi tir. ABD ve Japonya olarak tanımlanmaktaydı. 2006 yılı sonunda 3’e katlanmı olaca ı da unutulmamalıdır. Türk ekonomisinin bu süreci. sanayile me sürecini önemli ölçüde üstlenmi olan devlet. Yüzyıl’dan 20. Fransa. Aynı süreç içerisinde. do ru bir sanayile me. 21. Yüzyılın sonuna kadar ‘hammadde’ boyutunda gözlenen rekabet.

Ticaret Sava larıyla beraber. TA I) Merkantilizm Fizyokrasi 18.Ö. ngiltere’de kuruldu. yy Fiyata dayalı Yerle ik düzene geçi mübadele sistemi Trampa Ekonomisi Altın ve gümü para kullanımı Ke ifler Dönemi.Ö.GENEL EKONOM M. KM. 2000’li yıllar (1. KM.-16. 4 . (2. 5000’li yıllar M. TA I) 15.Ö 3000’li yıllar M. yy. (hammaddenin ve i gücünün kolay temini (Küreselle menin Ba langıcı) 1692 Dünyanın ilk Merkez Bankası. kölelik ve sömürgecilik ortaya çıktı.

KM TA I Merkez Bankası’nın Özerkle mesi 1978-Sonbahar Neo-Liberal Model 2. KM TA I J. Petrol Krizi 1980 1929 1973 Sonbahar Dı a Açık Ekonomik 1. (3. TA I) 20. KM. KM TA I J. Maynard Keynes KEYNESYEN OKUL 5. KM TA I 1970 Monetaristler 6.yy Klasik Dü ünce Okulu 1750 19. Maynard KeynesKeynesyen Okul 1789 Sanayi Fransız Devrimi htilali Liberal Ekonomik Model Kapitalist Ekonomik Sistem’in Ba langıç Noktası 1929 Ekonomik Buhran Kapitalist Devletçi Model 4. Neo-Klasik Okul 4. KM TA I 1990-Post-Keynesyen 7.GENEL EKONOM 18. yy. yy. Petrol Krizi Büyüme Buhran Modeli Kapitalist Devletçi Model (Özel Sektör-Kamu Sektörü Beraberli iKarma Ekonomik Model) 11 Eylül 2001 5 .

Nitekim. ekonominin temel kavramlarının tanımlarını sırayla ele almak yararlı olacaktır. 6 . kar ılandı ında ise mutluluk (haz) veren bir duygudur. kinci Dünya Sava ı’ndan bu yana ise ka ıt ve madeni parayı ulusal ekonomilerde ortak de er ölçüsü olarak kullanarak. Kapitalist ve Kollektivist Ekonomik Sistem’lerdir. HT YAÇ: htiyaç. Tüketici herhangi bir malı kullandı ında bundan bir tatmin elde eder. htiyaçlar Hiyerar isi veya htiyaçlar Piramidi ile açıklanmaya çalı ılmı tır. nesneleri. Birey ve/veya toplum. “biyolojik” veya zorunlu ihtiyaçlar. KT SAD S STEM: Toplumu olu turan bireylerin yetenekleri ve aldıkları e itim ölçüsünde mal ve hizmet üretiminde görev almaları sonucunda olu an sosyal organizasyona ktisadi Sistem (Ekonomik Sistem) denilmektedir. Kapalı ekonomi sisteminde üreticiler yalnız kendi gereksinimleri için üretimde bulunurlar. sonrasında altın ve gümü parayı. nsanın hayatta kalabilmesi için mutlaka kar ılanması gereken ihtiyaçlara (soluma. lkinde makine ve teçhizatın mülkiyeti sermaye sınıfında. E er. her hangi bir ihtiyacı giderebilme yetene i ise. gıda. Bugüne kadar uygulanabilmi veya uygulaması süren 2 ekonomik sistem. FAYDA: Mal veya hizmetlerin herhengi bir ihtiyacı giderebilme yetene i veya derecesidir. malın bol veya kıt olması ve malın kalitesi. zorunlu. Ancak. ta ıdı ı özelliklere ba lı olarak. ulusal ekonomide ihtiyaçlar ile üretim arasında dengeyi en etkin ekilde sa ladı ı savunulan bir mekanizmanın bütünüdür. barınma. ortak de er ölçüsü ile mal veya hizmetin de erini fiyata dönü türmek artık kolay bir adım olmaktadır. giyinme. her birey kendi gereksinmesinden ço unu üretip bu fazlayı. yani üç farklı unsurun birle imi malın de erinin belirlenmesini sa lamaktadır. Onbinlerce mal ve hizmetin fiyatından olu an genel toplulu a ise Fiyatlar Genel Seviyesi veya Fiyatlar Genel Düzeyi denmektedir. suyun elmasdan daha de erli olması gerekirdi. herhangi bir mal ve hizmetin. kar ılanmadı ı zaman acı ve üzüntü. Dolayısı ile. Fayda bir ba ka açıdan. Gereksinimler basit oldu undan üretim tekni i de ilkeldir. Bu sonucu yaratan. bir mal veya hizmetin de erini. piramidin orta bölümünde kültürel ve piramidin tepesinde sosyal ihtiyaçlar yer almaktadır. Tüketicinin elde etti i bu tatmine “fayda” diyoruz. sınırlı sayıda mal veya hizmete daha yüksek bir de er biçilmesine neden olu turmaktadır. o ölçüde de er vermektedir. malın sa ladı ı fayda. Piramidin tabanında. Yani. insano lu tarımsal ürünleri. ktisadi sistemleri kapalı ekonomi sistemleri ve mübadele ekonomisi sistemleri olarak da iki grupta toplamak olanaklıdır. bir malın de eri salt sa ladı ı fayda ile ölçülebiliyor olsa idi. o mal veya hizmetin yeryüzünde bol veya kıt olması ve o mal ve hizmetin kalitesine ba lı olarak tayin eder. Mübadele ekonomisi sistemlerinde ise. ama üretemedi i mallarla mübadele eder. savunma vb. onbinlerce mal ve hizmetin bireyler ve toplum tarafından belirlenmi de erini fiyata dönü türebilmektedir. her tüketicinin aynı maldan elde etti i fayda farklılık gösterebilir. bu kapsama girmeyenlere ise kültürel ve sosyal ihtiyaçlar adı verilir. i bölü ümü ve uzmanla madır. bir mal ve hizmete tüketiciler ne kadar sınırlı ölçüde ula abiliyor ise. o mal ve hizmetin sa ladı ı fayda. insano lu bir malın de erini belirlerken. ikincisinde mülkiyet i çi sınıfındadır. Örne in.GENEL EKONOM Dünya ekonomisinin tarihsel geli imini kısaca özetledikten sonra. DE ER: Mal ve hizmetlere verilen öneme “de er” denir. insano lunun bencil olması. Bir kez mal ve hizmetlerin de erini belirledikten sonra. di er gereksinmelerini kar ılamak için ihtiyaç duydu u. Bu süreç. ktisadi sistem. vücudumuzun temel ihtiyaçlarını kar ılama özelli ine sahip olan su faydalıdır.) “hayati”.

7 . Bir ulusal ekonominin enflasyon veya deflasyon tehdidinde olup olmadı ı. bir yanda da malın üretim maliyetini a a ıya çekebilmek için.5 puanın eklenmesi ile bulunur ki. Bu ortak de er ölçüsünün mutlaka bugünkü anlamda ka ıt ve madeni para olması art de ildir. Bir ulusal ekonomide. olu turulan fiyat indeksleri ile hesap edilir. sıfıra yakın oranlarda. o ekonomide geçerli olan ortak de er ölçüsü ile parasalla tırılarak fiyata dönü türülür. Günümüzde. günümüzün modern ekonomilerinde. bir ulusal ekonomi için vazgeçilmez bir unsurdur. Devalüasyon ve revalüasyon. Her hangi bir mal veya hizmetin de eri. Nitekim AB kriterine göre yıllık enflasyon oranı tavanı. bu duruma Konvertibilite denir. ENFLASYON VE DEFLÂSYON: Bir ulusal ekonomide. Buna kar ılık. tüketicinin söz konusu fiyatı ilgili ürün için ödemeyi kabul etmesine çalı ırlarken. kolyeler ve altın ve gümü para da ortak de er ölçüsü olarak de erlendirilmelidir ve kullanılmı lardır. üretimlerini Çin gibi ucuz üretim maliyeti avantajı olan ülkelere kaydırmaktalar. ortaya çıkan fiyat toplulu una fiyatlar genel seviyesi veya fiyatlar genel düzeyi denmektedir.GENEL EKONOM F YAT: Bir mal veya hizmetin de erinin parasal ifadesine 'fiyat' denilmektedir. Üretici ve thalatçı Cephesi Tüketici Cephesi Maliyetler+Kar+Dolaylı Vergiler = Malın Piyasa Fiyatı = Malın Faydası+Bol veya Kıt Olması+ Kalitesi Bu nedenle. göreceli olarak fiyat istikrarına sahip ülkeler olarak kabul görmektedir. para birimi. en dü ük enflasyon oranına sahip 3 AB ülkesinin ortalama enflasyon oranına 1. DEVALÜASYON VE REVALÜASYON: Bir ülkenin para biriminin ulusal sınırlar içerisinde enflasyon nedeniyle de er yitirmesi sonucu. Herhangi bir mal veya hizmetin piyasa fiyatı. yanı ülkenin para biriminin di er ülke paraları cinsinden de erinin dalgalanması. Japonya son 7 yıldır deflasyon sorunu ya amaktadır. Merkez Bankalarının uyguladı ı farklı döviz kuru politikalarının bu anlamda etkileri görülmektedir. Mal ve hizmetlerin fiyatlarını temsil eden fiyatlar genel seviyesindeki düzenli ve sürekli azalma veya dü ü ise deflasyon olarak adlandırılır. o ülkenin rekabet durumu derinden etkilemektedir. Fiyat istikrarı. Türkiye'de bu hesaplama. lkel kavim ya antısında para niyetine kullanılmı tarımsal ürünler. Örne in. di er paralar ve altına serbestçe dönü türebiliyor ise. fiyatlar genel seviyesinin veya düzeyinin düzenli ve sürekli olarak artması veya yükselmesi sürecine enflasyon denir. firmalar reklâm mecrasını kullanarak. firma karı ve dolaylı vergilerin eklenmesi ile ekillenmektedir. yeryüzünde bol veya kıt olması ve kalitesine ba lı olarak ekillenirken. Enflasyon.7’dir. yani i kinlik kelimesinden türetilerek olu turulmu bir kavramdır. medya aracılı ı ile ürünün piyasa fiyatını tüketiciye kabul ettirme. metal parçaları. Latince Inflatio. % 2'lik enflasyona sahip geli mi ekonomiler. ülkenin para birimi de er kazandı ında. onbinlerce mal ve hizmetin de eri ortak de er ölçüsü ile fiyata dönü türüldükten sonra. Bir ülkenin para biriminin yabancı paralar kar ısındaki de eri Merkez Bankası müdahalesi ile korunuyor ise gerçekçi bir kurdan söz etmek zordur. bu oranın 2002 yılı için geçerli olan de eri % 2. Tüketici Fiyatları ndeksi TÜFE ve Toptan E ya Fiyatları ndeksi TEFE kullanılarak hesap edilmektedir. tüketici düzeyinde malın sa ladı ı fayda. yabancı paralarının döviz kuru cinsinden de er yitirmesi sürecine de revalüasyon denmektedir. ülkenin para biriminin de erinin yabancı paralar kar ısında de erinin ayarlanması ve bu nedenle ülkenin yerel para birimi cinsinden döviz kurlarının de er kazanması sürecine devalüasyon. yani yıllık bazda % 1'lik. Para biriminin yabancı paralara veya altına dönü türülmesine yönelik kısıtlamalar ise bir ba ka sorundur. Merkez Bankası'nın asli fonksiyonu fiyat istikrarını sa lamaktır. üretici veya ithalatçı firma düzeyinde aynı piyasa fiyatı malın üretimi veya ithalatı esnasında katlanılan maliyetler.

Bütçe Do rusu ile ilgili kayıtsızlık e risinin kesi ti i noktaya bakarak anlayabiliriz. Aynı kayıtsızlık e risinden yararlanan farklı tüketicilerden birisi. bir soldaki kayıtsızlık e risine göre daha yüksek bir maksimum toplam faydayı.GENEL EKONOM F YAT TEOR S : Fiyat herhangi bir malın mübadele veya de i toku de eridir. Kayıtsızlık E rileri birbirlerini kesmeden sonsuza do ru giderler. 2. ahsi tercihleriyle A noktasındayken. Bütçe Do rusu ise. en basit ifadesiyle bir tüketicinin cebinde sınırlı geliri. 3. bir sa daki kayıtsızlık e risine göre ise daha dü ük bir maksimum toplam faydayı temsil eder. 3. Bütçe do rusu. Tüketici Dengesi açısından iki önemli kavram. Tüketicinin amacı ise. 1. TÜKET C DENGES : Tüketicinin mal ve hizmetleri kullanarak fayda sa ladı ını biliyoruz. B Noktası ise yine aynı ekilde Y Malı’ndan 8 . gelirin tamamının harcanması durumunda. 2.C). farklı X ve Y malı tüketim miktarlarını temsil eden farklı kombinasyon noktaları (A. Her 3 tüketicinin de tercihleri farklı olsa da kendi tüketici dengelerini aynı e ri üzerinde arıyorlarsa. her 3 tüketici de aynı maksimum toplam faydayı elde eder. tüketici ise C noktasını tercih edebilir. tüketici B noktasını. X ve Y mallarından alınabilecek miktarlar bile imini gösterir.B. A Noktası. Uygarlık tarihi boyunca insano lu malların ve hizmetlerin de erlerinin kökenlerini ve de erlerinin birbirlerinden farklı olu larının nedenlerini merak etmi lerdir. belli artlar altında ula abilece i en yüksek faydaya ula maktır. Bu durumda tüketici dengesi. Fiyat teorisi de. bütçesini. Kayıtsızlık e rileri orijine dı bükey e rilerdir. aynı maksimum toplam faydayı sa lar. Bu amaca ula tı ında tüketici dengededir. cebimizdeki sınırlı gelirle X Malı’ndan alınabilecek maksimum miktarı. Aynı kayıtsızlık e risi üzerinde (E1) olmamız ko uluyla. Her kayıtsızlık e risi. mal ve hizmet fiyatlarının nasıl olu tu unun analiz edilmesidir. Kayıtsızlık E rileri ve Bütçe Do rusu kavramlarıdır. (TFE3 > TFE2 > TFE1) X malı A Tüketici Dengesi A1 X0 X1 E1 E1 Y1 Y0 B1 B E2 E E3 Y malı E4 0 Hangi kayıtsızlık e risinin tüketici için do ru e ri oldu unu ise. Kayıtsızlık E rileri’nin temel özellikleri dikkate alındı ında. satın alma gücünü temsil eder. tüketicinin belli artlarda en yüksek tatmini elde etti i durumdur. 4.

A-B bütçe do rusu ile E2 kayıtsızlık e risinin te et oldu u E denge noktası Tüketici Dengesi olarak adlandırılır. tüketicinin 1000 YTL’lik sınırlı gelirini gösterdi ini kabul edersek. E Tüketici Dengesi Noktası. yani deflasyon etkisidir. fiilen satın aldıkları miktara e it olması gerekir. Malın piyasa fiyatına (P) dayalı olarak piyasa dengisinin olu abilmesi için. tüketicinin cebindeki sınırlı geliri a madan. E Noktası’ndaki Piyasa Dengesi’ne kar ılık gelen fiyata Piyasa Denge Fiyatı. Bütçe Do rusu’nun sa a kaymasının nedeni. arz ve talep ko ullarına ba lı olarak aldıkları ekonomik kararlara uygun kaynak da ılımının gerçekle ti i ve Kamu’nun payının minimum oldu u bir yapıdır. Ancak. arzve talep fonksiyonunda yer alan. miktarın fiilen sattıkları miktara ve alıcıların satın almak istedikleri veya satın almayı planladıkları miktarın. Bu durum. Neoklasik ve Neoliberal Okulun hararetle savundu u bir ekonomik yapıdır. Böylece tüketici. X Malı’ndan X0 ve Y Malı’ndan Y0 adet tüketerek maksimum toplam faydayı sa lamasıdır. Q0 noktasında arz (S) ve talep (D) miktarı birbirine e it olacaktır. Her tüketicinin amacı elindeki sınırlı gelirinin tümünü kullanarak maksimum toplam faydayı sa lamak oldu undan. bir malın talep edilen miktarının arz edilen miktarına e it olması durumudur. azalan gelirin A1B1 Bütçe Do rusu ile temsil edilmesine neden olur. 9 . tüketici E Noktası’nda dengeye gelir. Ceteris Paribus ilkesi ile açıklanır. tüketicinin gelirinin artması veya X ve Y Malı’nın fiyatının gerilemesi. malın piyasa fiyatı (P) dı ında kalan. Sola kaymanın nedeni ise tüketicinin gelirinin gerilemesi veya enflasyon olarak özetlenebilir. A ve B noktaları arasındaki Bütçe Do rusu’nun.GENEL EKONOM alınabilecek maksimum miktarı temsil eder. tüketicinin gelirindeki bir azalma veya malların fiyatlarındaki yükselme nedeniyle Bütçe Do rusu’nun sola kayması. P YASA DENGES : Piyasa dengesi. Piyasanın dengede olması için satıcıların satmak istedikleri veya satmayı planladıkları. yeni gelirine veya yeni mal fiyatına göre tekrar dengesini kurar ve E1 noktasında dengeye gelir. P S(Arz) P0 E Piyasa Dengesi 0 Q0 E = Piyasa dengesi P0 = Piyasa denge fiyatı Q0 = Piyasa denge miktarı D(Talep) Q(Miktar) P YASA EKONOM S : Üreticilerin ve tüketicilerin. yani arz ve talep miktarını etkileyen ba ımsız de i kenlerin sabit kabul edilmesi gerekir. miktara ise Piyasa Denge Miktarı denir ki.

Her ikisinin toplamı firmanın Toplam Maliyeti’ni verir.GENEL EKONOM F RMA MAL YETLER : Firmalar mal ve hizmet üretimi esnasında toplam sabit maliyetlere ve toplam de i ken maliyetlere katlanırlar. tüm piyasa türleri için geçerlidir. Q üretim miktarı yatay eksenine paralel olarak hareket eden bir do ruyla temsil edilir. Firmanın amacı karın maksimize edilmesidir. üretim arttıkça de i en ve azalan bir do rudur. Firmanın karının maksimum olmasının ilk artı. üretim olsun veya olmasın firmanın katlanmak zorunda oldu u maliyetlerdir. Bu ko u. Birim sabit maliyet ise. yani piyasanın rekabet veya eksik rekabet piyasası olması marjinal maliyet de erlerini do rudan etkilemez. Kronik enflasyonun geçerli oldu u ülkelerde ise yalnızca kar etmek yeterli de ildir. i gücü. hammadde. belirli bir a ama geçildikten sonra küçük bir sıçrama ile yine sabit bir de er olarak devam eden ve adeta merdiven eklindeki yükselen bir do ruyla temsil edilir. özelli i ne olursa olsun. Maliyet K Toplam Sabit Maliyet E risi Miktar 0 X Toplam de i ken maliyet ise. Bu nedenle. Bu ko ul da tüm piyasa türleri için geçerlidir. Ancak. Maliyet Toplam De i ken Maliyet E risi L Miktar 0 X F RMA DENGES : Kar. üretimin belirli bir a amasına kadar sabit bir de er olarak giden. aynı zamanda enflasyonun üzerinde bir kar gerekli ve zorunludur. Üretim Faktörleri’nin elde edildi i piyasa ko ulları. malın satıldı ı piyasanın türü. toplam ve dolayısı ile marjinal maliyet de erini do rudan etkiler. kinci art ise. dikey eksende bir de er noktasından ba layarak. makine-teçhizat. Karlılık. Firma maliyetleri. bu e itli in sa landı ı yerde Marjinal Maliyet E risi’nin yükselen bir e ri olmasıdır. belli bir miktar ürünün satı ından elde edilen para veya satı hâsılatı ile o miktar ürünün maliyeti arasındaki farktır. i letme sermayesinin erimemesi için mutlaka ula ılması gereken bir de erdir. üretilen birim arttıkça. Toplam sabit maliyet. firmanın ürününü satarken katlandı ı reklam ve pazarlama maliyetleri. Mal ve hizmetin 10 . Marjinal Maliyet’in (MM) Marjinal Gelir’e (MG) e it olmasıdır. enerji ve finansman maliyetlerinin birle iminden olu ur. üretilen mal ba ına birim sabit maliyet azalır. Birim de i ken maliyet ise. Yani. üretim oldukça ortaya çıkan bir maliyettir ve bu nedenle sıfır orijininden ba lar.

bir toplumun üretebilece i ve üretemeyece i mal demetlerini ayıran bir sınır çizgisidir. Monopol Piyasası’na hakim olan Monopol Firma. Monopol Piyasası’nda marjinal gelir ile marjinal maliyetin kesi ti i noktada olu an firma dengesi. Monopol piyasasında Ortalama Maliyet E risi ile Talep Do rusu birbirinin üstüne çakı ıktır. ‘Atıl Kapasite’ durumu söz konusudur. marjinal gelir ve ortalama geliri temsil eden geometriksel ekil Po noktasından ba layıp. Tam Rekabet Piyasası’nda satın her mal veya hizmetin firmaya sa ladı ı Marjinal Gelir ve Ortalama Gelir. Üretilen malların bir kısmı ileride kullanılmak üzere bozulmadan saklanıyorsa. Ekonomi bilimi. 45 derecelik bir açıyla O orijininden ba layıp yukarı do ru tırmanan bir do ru ile temsil edilir. yani hem toplam geliri. hem ortalama geliri. sava ve do al afet nedeniyle üretim olanaklarının yok olması anlamına gelir.GENEL EKONOM satıldı ı piyasa türü ise firma gelirlerini. Dolayısı ile. E rinin sa ındaki noktalar. Bir eksik rekabet piyasası türü olan Monopol Piyasası’nda ise. sermaye ve giri im üretim faktörleri ile tanımlamı tır. hem de malın piyasa denge fiyatı olan Po’a e ittir. üretim faktörlerinin miktarı ve teknoloji sabitken. mal ve hizmetlerin üretilmesinde kullanılan üretim faktörlerini do al kaynaklar. E rinin solundaki noktalarda ise. ÜRET M OLANAKLARI E R S : Üretim Olanakları E risi. tüketici için rekabet artlarının önemini teyit eder. Toplam Gelir ise Marjinal Gelir’e e it olan Po de erinin satılan miktar miktarı ile (Q) çarpılması ile bulunur. kaynaklar ya tam kullanılamamakta. Bu nedenle. htiyaçları temin özelli ine sahip her eye “mal” denir. Ekmek. Sa a kayması ise teknolojik ilerleme anlamına gelir. ayakkabı birer mal iken. Bu durum. marjinal maliyet ile ortalama maliyet de erleri birbirinden ayrılır. Toplam Gelir de erlerini temsil eden geometriksel gelir. Çünkü. elde edilmesi veya meydana getirilmesi sürecidir. Q miktar yatay eksine paralel hareket eden bir do rudur. ya da kötü kullanılmaktadır. E rinin sola kayması. hem de marjinal geliri etkiler. ÜRET M: nsan ihtiyaçlarını gidermekte kullanılacak mal hizmetlerin yaratılması. berberin saç kesmesi veya doktorun hasta muayene etmesi birer “hizmet”tir. piyasaya tek ba ına hakim olsa da. Tam Rekabet Piyasası’nda olu an fiyatın hayli üstündedir. MAL VE H ZMET: nsanın ihtiyaçları mallar ve hizmetlerle kar ılanır. firmanın elde edece i gelir asla o piyasadaki tüketicilerin toplam satın alma gücünü geçemez. Tam Rekabet Piyasası’nın özellikleri gere i hem birbirine e it. emek. saklanan bu kısma "stok” adı verilir. Mal veya hizmetlerin üretimi üretim faktörleri kullanılarak gerçekle tirilir. Yani. üretilemeyecek mal demetlerini gösterir. Bu day A C D E 0 B Otomobil 11 .

üretti i ürünlerden para kazanmaya devam ettikçe yeni kararlar verir. 12 . Bu nedenle. isterse de ülke ekonomisi bazında Azalan Verim Yasası geçerlidir. 0 (orijinden) ba layan. bu grafikte seçti imiz örnekler do rultusunda. bir malı üretmek için bir ba ka malın üretiminden vazgeçilen miktar olarak tanımlanabilir. Adam Smith ‘Artan Verimlilik’ anlayı ını gündeme getirmi olsa da. do al kaynaklar. O halde. i gücü ve makine-techizat miktarı arasında olu turulan hassas dengeye Optimal Faktör Bile im Oranı. bu anlamda daha fazla otomobil üretildi inde. Marjinal Ürün (MÜ). birinin miktarı arttırılır ise. diyoruz. Marjinal Kaynak Maliyeti. verimlilik azaldıkça üretim maliyetlerinin de arttı ı görülür. ekonominin potansiyel üretim seviyesinin altındaki bir üretim düzeyini temsil eder. firmanın kullandı ı her birim üretim faktörünün. Yukarıdaki ekilde A noktası. D noktası. bu day ve otomobilden ne kadar üretilece ini gösterir.GENEL EKONOM Üretim olanakları e risi. bu o firmada üretim esnasında yakalanmı olan verimlilik seviyesinin azalmasına neden te kil eder. emek ve sermaye üretim faktörleri. bu anlamda her bir ek faktör kullanılması sonucu firmanın maliyetinde meydana gelen artı lar olarak da tanımlanabilir. bir ulusal ekonominin elindeki kısıtlı üretim olanaklarının tümünün sadece bu day üretmek için kullanması halinde bu daydan maksimum kaç birim üretilece ini. Bu nedenle firmanın üretimi esnasında katlandı ı maliyetler önemlidir. C noktası. ‘Azalan Verim Yasası’ geçerlidir. çok hızlı artan ve aynı hızla azalan. yani hammade. Fırsat maliyeti. günümüzde. Firmanın mal ve hizmet üretirken katlandı ı maliyetleri verimlilik önemli ölçüde etkiler. üç üretim faktörü arasındaki hassas denge bozulup. Firma mal ve hizmet üretmeye. bu ekonominin ne kadar mal ve hizmet üretti ini gösterir. üretiminden vazgeçilen bu dayın sa layaca ı avantajlardan vazgeçmenin bir bedelidir. E er. o kadar da karlı çalı ıyor demektir. Sonuçta. Firma ne kadar yüksek bir verimlilikle çalı ıyorsa. Her ne kadar. Eldeki kısıtlı üretim olanaklarının hem bu day hem de otomobili üretmek amacıyla da ıtıldı ını gösterir. AZALAN VER M KANUNU VE MARJ NAL ÜRÜN: Ulusal ekonomilerde. ister firma bazında. B noktası. dolayısıyla üretim faktörlerini ne kadar etkin kullanıyorsa. Örne in. bir veya iki üretim faktörünün miktarı sabit tutulur iken. A ve B noktaları arasındaki üretim olanakları e risi. üretim olanakları e risi üzerinde herhangi bir noktadır. Fırsat maliyeti. orijine içbükey bir geometriksel ekildir ve bir ulusal ekonominin elindeki kısıtlı üretim olanakları ile. biraz daha otomobil üretmek için. ekonominin bugünkü üretim olanaklarıyla gerçekle tirilemeyecek bir üretim seviyesini temsil eder. bir noktada da yatay eksenle kesi en geometriksel ekildir. Firma bazında. tarımsal üretimde ve sanayi üretiminde artan nüfusa ba lı olarak David Ricardo'nun dile getirdi i ve savundu u bir kavram olarak. eldeki kısıtlı üretim olanaklarının tümünün sadece otomobil üretmek için kullanması halinde otomobiden maksimum kaç adet üretilece ini göstermektedir. E noktası. firmanın toplam üretimine verimlilik anlamında yaptı ı katkıya Marjinal Ürün denir. bu day üretiminin bir kısmından vazgeçmek gibi. Firmanın her bir üretim faktörünün. firmanın toplam üretimine verimlilik anlamında katkısını ölçmek gerekir (yüksek verim-dü ük maliyetyüksek kar).

8. MÜ=0’dan sonra firma i gücü istihdam etmeye devam ederse. Toplam Ürün (TÜ) E risi. i gücünden itibaren MÜ de erleri azaldı ından dolayı TÜ e risi azalarak yükseli ini sürdürecektir. 0(sıfır)dır. (Optimal Faktör Bile im Oranı) OÜ 0 1 4 7 8 MÜ= 0 (Gizli sizlik Bölgesi) MÜ çi Sayısı Yukarıdaki grafikte yer alan örnek firma. Fakat 4. TÜ e risi dü ü e geçecek ve belirli bir sayıdaki i çinin istihdamı sonrası sonra 0’a (sıfır) ula acaktır. i gücüne kadar artarak artan bir seyir izleyecektir. i gücünden itibaren her katılan i gücünün firmaya verimlilik anlamında katkısı azalmaktadır. i gücüne kadar verimlilik artmaktadır ve 4. AP. Firmada. ücret almasına ra men firmanın toplam üretimine verimlilik anlamında katkısının olmamasıdır. küçük ve sınırlı sayıda i çi çalı tıran bir firmadır. i gücüne kadar her istihdam edilen i gücünün MÜ de erinin bir öncekine göre daha yüksek oldu unu dikkate aldı ımızda. Sonuçta. MÜ= max. 4. i çi maliyetleri artar. bu bölge Gizli sizlik Bölgesi olarak adlandırılır. Ortalama Ürün (OÜ) E risi’ni olu turan de erler ise. ÖÜ. MÜ ve TÜ e risiyle beraber 1. 8. MÜ=0 noktasından sonra istihdam edilen her i gücünün. Bu durumda firmaların. OÜ e risi. gizli i sizli e neden olacaktır.GENEL EKONOM MÜ. Söz konusu de erleri göz önüne alarak. E er firma. TP) TÜ= Max. maksimum oldu u noktada MÜ E risi tarafından kesilen ve o 13 . ama MÜ’e göre daha yava bir tempoda artan. 5. TÜ e risinin üzerindeki de erlerin i gücü sayısına bölünmesiyle bulunur. 4. Bunun nedeni. i gücünde aynı noktadan ba layan. i gücünün MÜ katkısı. TÜ (MP. Yani. bu noktadan sonra istihdam edilen her i gücünün MÜ de eri negatif (-) oldu u için. i gücünde MÜ=0 olmasına ra men i gücü istihdam etmeye devam ederse. söz konusu i gücü çalı ıyor görünmesine ra men. i gücünün firmaya verimlilik anlamında katkısı maksimumdur. 4.

Üretim faktörleri GSMH’nın yaratılmasına sa ladıkları katkı nedeniyle Milli Gelir'den bir pay almaya hak kazanırlar. Toprak tarım ve ta ve topra a dayalı sanayi benzeri alanlarda hammadde olma ve mal ve hizmet üretimi için kurulacak bir tesisin in aası için gerekli olan arazi anlamında gayrimenkul olma özelli i ile ortaya çıkar. Türk vatanda ı olup. MÜ E risi’nin maksimum oldu u noktada sadece bir birim malın kârı maksimize olmu tur. Maksimum karlılık için MÜ E risi’nin yatay eksenle bulu tu u. Optimal Faktör Bile im Oranı’nda firmanın toplam karı maksimum de ildir. Bir bireyin emek üretim faktörü içerisinde yer alması. Sermaye (Milli Servet) ve Giri im (Te ebbüs) üretim faktörleridir. Önemli olan. firmanın toplam kârının da maksimum oldu u nokta anlamına gelmez. ta ıt araçları. ÜRET M FAKTÖRLER : Firmaların mal ve hizmet üretimi gerçekle tirmek için kullanmak zorunda oldukları her unsur üretken kaynaklar veya üretim faktörleri olarak adlandırılılır. Binalar. Firma. üretildikten sonra tüketim merkezlerine ta ınması ve tüketilmesi için kullanılan tüm alt ve üst yapı unsurlardır. Sermaye üretim faktörü. hammadde ve topraktan olu ur. E er. Do al kaynaklar üretim faktorü. barajlar. içme suyu veya do al gaz sistemleri. alın teri kar ılı ında ücret alması ile mümkün olabilir. Optimal Faktör Bile im Oranı’nın yakalandı ı noktadır. firmanın tüm kapasitesi ile toplam karını maksimize etmesidir. Emek insanın kafa ve vücut çabasıdır. Emek ( gücü). Bir firmanın üretimin belirli bir noktasında birim ba ına en yüksek kârlılıkla çalı ması demek. onların yabancı ülkelerde kazandıkları 14 . Giri im üretim faktörü ise. Mal ve hizmet üretiminin gerçekle mesi için yatırım yapan ve birikimlerini kaybetme riskini göze alarak mal ve hizmet üretiminde görev alan üretim faktörüdür. yollar. Optimal Faktör Bile im Oranı’dır. firmanın toplam karının maksimum olması anlamına gelmez. üretimi gerçekle tirmek için kullanılan Do al Kaynaklar (Hammadde ve Toprak). Optimal Faktör Bile im Oranı noktasında birim ba ına en yüksek karlılıkla çalı maktadır. MÜ E risi’nin maksimum oldu u nokta. i gücü ve makine ve teçhizat arasında en yüksek verimlilikle çalı mayı sa layacak hassas bir dengenin olu turuldu u veya yakalandı ı bir üretim seviyesi anlamına gelir. makinalar. yani en son istihdam edilen i güçünün sa ladı ı MÜ de erinin sıfır oldu u noktaya kadar firmanın üretimine devam etmesidir. köprüler. En vasıfsız i gücünden en tepe yöneticiye kadar üretimde görev alan her birey emek faktörü içerisinde yer alır. u faktörler.GENEL EKONOM noktadan sonra dü ü ünü yava bir tempoda sürdürerek. mal ve hizmet üretiminde kullanılan 3 üretim faktörü olan. Milli Gelir'den do al kaynaklar üretim faktörünün aldı ı paya rant. do al kaynaklar. Milli Gelir ülkenin ulusal sınırları içerisinde mal ve hizmet üretiminde görev alanlara ödedi imiz faktör gelirlerini tanımlamaktadır. emek üretim faktörünün aldı ı paya ücret. örne in yurt dı ındaki i çilerimiz. yani yer üstünde ve altında bulunan tüm fiziki unsurlar sermaye üretim faktörü kapsamına girer ve tüm bu de erlerin toplamı Milli Servet’i temsil eder. Emek üretim faktörü bir ulusal ekonomide istihdam edilen i gücünü temsil eder. bir ulusul ekonomide mal ve hizmetlerin üretilmesi. dünyanın ba ka ülkelerinde mal ve hizmet üretiminde görev alan insanlarımız var ise. fabrikalar. emek ve sermaye ya da di er bir deyi le hammadde. Bir nevi orkestra efidir. Dikkat edilmesi gereken di er bir husus da. Optimal Faktör Bile im Oranı. di er üç üretim faktörünü piyasalarından temin eden ve mal ve hizmet üretimini organize eden faktördür. Ancak bu nokta. sermaye üretim faktörünün aldı ı paya faiz ve giri im üretim faktörünün aldı ı paya ise ise kar geliri diyoruz. TÜ e risiyle aynı noktada 0’a (sıfır) ula an bir geometriksel ekildir. demirba .

ücret. bir miktar enflasyonu azaltmak için bir miktar i sizli e katlanmak zorundadır. belirli bir baz yılın mal ve hizmet fiyatları dikkate alınarak.5 ile 10'u arası bir GSMH yaratmaktadır. Bir ulusal ekonominin ulusal sınırlar içinde ve dı ında yarattı ı bir yıla mahsus en büyük de erdir. 2002 yılının Reel GSMH oranı. E er. ekonominin durgunlu un ya andı ı bir ortamda yüksek bir enflasyon ve i sizli i de beraber ya aması sürecidir.5 trilyon dolar civarındadır ve Türkiye her yıl milli servetinin % 7. Yani. nominal serileri reel serilere dönü türmek amacıyla kullanılan bir endekstir. Vietnam Sava ı ile birlikte ABD ekonomisinde görülen sorunlar ve Petrol Krizi ile birlikte dünyanın önde gelen ekonomilerinde 1970'li yıllarda gözlemlenmi bir özel ekonomik dengesizlik sürecidir. Kabul edilebilir ölçüde kısa bir zaman dilimi için (6 ay ile 1 yıl arası) ekonomik büyümede bir gerileme ya anır ise bu durum resesyon olarak tanımlanmaktadır. BÜYÜME: Ekonomik büyüme. Reel GSMH’da. Yani. GSMH. GSMH: Gayri Safi Milli Hâsıla. Gayri Safi Milli Hâsıla’nın üretilmesinde Milli Servet kullanılır. bir ulusal ekonomide ekonomik büyüme yava lıyor ise bu durum durgunluk (stagnation) olarak tanımlanır. PH LL PS E R S : A. Bu nedenle. Türkiye verimlilik açısından sorunlu bir ekonomidir. 15 . içinde enflasyon veya deflâsyondan kaynaklanan deformasyonu da ta ıyor demektir. RESESYON. yurtdı ından gelen rant. o ekonominin ekonomik büyüme hızıdır. bunun için Deflatör kullanılır. DURGUNLUK. 2001 yılının Reel GSMH oranına bölündü ünde veya oranlandı ında çıkan yüzdesel de i im de eri. her ulusal ekonomi bir miktar i sizli i azaltmak için bir miktar enflasyona. Reel GSMH de erine dönü türülecek ise. William Phillips'in ortaya koydu u bir yakla ım olması nedeniyle. DEPRESYON: E er. GSMH Deflatörü. fiyat hareketlerinin aldatıcı etkisinden temizlemek için ayrıca Reel GSMH hesaplanır. Bir ekonomide daha çok mal ve hizmet üretildi i sürece. Türkiye'nin tahmini milli serveti 2. Örne in. ithalattan elde edilen vergi gelirleri ve net dı âlem faktör gelirlerinin eklenmesi ile bulunan bir de erdir. bir anlamda içinde enflasyonun i kinli ini barındıran nominal ücretler ile istihdam seviyesi arasındaki ters orantılı ili kiyi tanımlamaktadır. STAGFLASYON: ngilizce durgunluk (stagnation) ve enflasyon (inflation) kelimelerinin birle tirilmesinden üretilmi olan stagflasyon. hem de reel cinsinden GSMH hesaplamak mümkündür. bir ölçüde enflasyon ile i sizlik arasındaki ters orantılı ili kiyi tanımlayan bir analiz olarak ele almayı tercih etmi tir. Oysa ABD'de bu oran % 50 seviyelerindedir. yani cari fiyatlar kullanılarak hesap ediliyorsa. reel GSMH’daki artı tır. Bir yılın nominal GSMH de eri.GENEL EKONOM üretim faktör gelirlerini Türkiye'ye göndermeleri halinde. yani Türkiye için enflasyondan arındırılmı olarak hesap edilen bir GSMH de eridir. Nominal GSMH ve Reel GSMH. Bu durum. GSMH hesaplamanın yapıldı ı yıl geçerli olan mal ve hizmet fiyatları. Yani. daha do ru bir de i iklikle fiyatlardaki dalgalanmalardan arındırılarak. Reel GSMH. reel GSMH artar ve toplum daha fazla tüketme olana ına kavu ur. bir önceki döneme göre meydana gelen yüzde artı oranına “ekonomik büyüme oranı” denmektedir. kabaca bir yıl içerisinde bir ulusal ekonomide üretilen mal ve hizmetlerin toplam katma de erine. Phillips E risi yakla ımının da artık 1970'li yılların dünyasında geçerli olmadı ını göstermi tir. iki ekilde hesap edilmektedir. enflasyondan. bu tür bir gerilemeyi depresyon olarak tanımlıyoruz. onun soyadı ile anılan bu analiz. e er ekonomik büyümede gözlemlenen gerileme iddetli ve derin ise ve uzun bir zaman dilimini kapsıyor ise. Ancak. Pek çok ekonomist bu ili kiyi. Özellikle. faiz veya kar cinsinden faktör gelirlerine ise Dı Alem(den gelen) Faktör Gelirleri denilmektedir. Yani. üç ekonomik sorun bir arada ya anmaktadır. 2002 yılı için hem nominal cinsinden. 1929 Buhranı gibi.

aynı dönem içerisinde sadece 15 gün çalı mı ise eksik istihdam olarak tanımlanmaktadır. emek. Oysa ekonomik kalkınma ekonomideki niteliksel geli melerdir. Oysa. ama geri kalan zamanda i siz olmasıdır. GSMH de erinden Amortismanlar ve Dolaylı Vergiler dü ürüldükten sonra bulunan bir de erdir. 1929 Buhranı sonrası. Bu türden i sizli in en tipik olanı “konjonktürel i sizlik”tir. TASARRUF: Kullanılabilir Gelir'den tüketim harcamaların kar ılanmasından sonra. Tüketim Harcamaları ve Tasarruflar. Tasarruf Paradoksu ise. Çalı ma iste ine ve yete ine sahip olup. Kullanılabilir veya Harcanabilir Gelir'e ula ılır. yani tüm üretim faktörlerinin en optimal ölçülerde üretimde kullanıldı ı varsayımını kabul etmi lerdir. üretilen malların kalitesinde veya üretim organizasyonunda iyile meler ya anan bir ortamı ifade etmektedir. ücret. bireyler ve kurumlar tarafından halen harcanmamı bir artık de er kalır ise. Kullanılabilir Gelir bireyler ve kurumlar tarafından iki ekilde kullanılır. bir veya birden fazla üretim faktörü milli gelirden haketti inden daha fazla pay alıyor ise. bu duruma Adaletli Gelir Da ılımı diyoruz. ST HDAM: Bir ulusal ekonomide. yer ve meslek de i tirme sırasında belirir. üretim hacminde zaman zaman ortaya çıkan daralmaların yarattı ı i sizliktir. Ekonomik kalkınma toplumun ya am standartlarında. Milli Gelir. Bu durum bir paradokstur. Keynesyen ktisatçılar ekonominin eksik istihdam ko ullarında da çalı abilece ini ve dengede olabilece ini öne sürmü lerdir. yani bir haksızlık söz konusu de ilse. Buna göre.GENEL EKONOM M LL GEL R: Ekonomi Bilimi'nin tanımladı ı dört üretim faktörü olan do al kaynaklar. Konjonktürel i sizlik. KALKINMA: Ekonomik büyüme ülkenin üretim hacmindeki bir artı tır. e er istihdam istatistiklerinin hesaplandı ı dönem içerisinde ki i tümüyle i siz kalmı ise. hizmetlerinden yararlanmak üzere çalı tırılmalarına “istihdam” denmektedir. Makro ekonomide Toplam Yurtiçi Tasarruflar ifadesi ile geçer. kısmi ve yaygın. halkın daha yüksek oranda tasarruf etmesi ile tüketim harcamalarının azalmasının. ekonomik büyümenin yava laması ve tasarrufların azalmasıdır. bu durum i sizlik kavramı ile. Neo-klasik iktisatçılar ulusal ekonominin her zaman Tam stihdam seviyesinde. Toplam i gücü içerisinde i siz olanların yüzdesine ise “i sizlik oranı” denmektedir. her bir üretim faktörünün mal ve hizmet üretimine kattı ı ve haketti i pay kadar da ıtılabiliyorsa. Uluslararası Çalı ma Örgütü ILO normlarına göre bir ba ka tanım 'Eksik stihdam'dır. Ekonominin bütün sektörleri ile toplu ve devamlı olarak durgun bir düzeyde kaldı ı dönemlerde ise “yapısal i sizlik” belirir. Kısmi ve geçici i sizlik. bu de er tasarruf olarak adlandırılır. yatırım harcamalarında da daralmaya neden olması nedeniyle. Mal ve hizmetlerin insan ihtiyaçlarını do rudan do ruya giderecek ekilde kullanılmasına “tüketim” denir. Bu kullanımın parasal de eri tüketim harcamalarını olu turur. Dolayısıyla ekonomik büyüme sadece sayısal bir kavram olarak ele alınmaktadır. sizli in çe itli türlerinden bahsetmek mümkündür. Milli Gelir. Yani. mal ve hizmet üretiminde görev almak üzere çalı tırılmaya hazır nüfusa istihdam denmektedir. üretim faktörleri arasında. geçici ve sürekli olmak üzere tasnif edilebilir. cari ücret haddi ile çalı ma saatlerini kabul etti i halde i bulamayan kimseye “i siz” denir. bu duruma Gelir Da ılımı Adaletsizli i diyoruz. Bu nedenle. TÜKET M: Milli Gelir'den kabaca direkt vergilerin dü ürülmesi ile. kimi zaman gerçek i sizli i hesap etmek için i sizlik oranı ile eksik istihdam oranının toplanmak uygulaması görülmektedir 16 . i sizli e göre eksik istihdamın tek farkı kısa bir süre için çalı mı olması. faiz ve kar gelirlerinin toplamı Milli Gelir'i verir. S ZL K: Çalı ma ve gelir sa lama kararında olan bireylerin. tasarruf e iliminin artması uizun vadede toplam tasarrufların azalmasına yol açmaktadır. sermaye ve giri im üretim faktörlerine da ıtılan rant. E er. Yani. sizlik türleri.

de er kavramıyla tanı masından ve malların de erini tartı masından itibaren.N D A F GEL. ülkenin toplam öz kaynaklarını bulabilmek için GSY H ile Cari lemler Dengesi’nin toplam de erini kullanmak da mümkündür. ülkenin iç öz kayna ı GSMH olarak tanımlanmı tır.) = TÜKET M H. H. H. + YATIRIM HAR. E er. 17 . Bu formül içerisinde. ortası delik ta ları. H. Bununla birlikte. öncelikle bir ulusal ekonominin öz kaynakları ile toplam harcamalarının birbirine e it olmasını öngörür. DNG = TÜK. deniz havyanlarının kabuklarından olu an kolyelerı. M.HARCAMALAR DENGES TOPLAM (ÖZ) KAYNAKLAR = TOPLAM HARCAM ALAR Ç (ÖZ) KAYNAK + DI GSMH + (CAR (ÖZ) KAYNAK = TÜKET M HAR. KAYNAKLAR . bu durumda yabancı kaynak kullanmak kaçınılmazdır. (GSY H – N D A F GEL) + (CAR GSY H + CAR L. + YATIRIM H. M. tarımsal ürünleri veya ilkel kabile ya antısı içerisinde en fazla de er verilen nesneleri (metal parçaları. 3000’li yıllardan itibaren trampa (takas) ekonomisinin yarattı ı sorunlardan kurtulabilmek için. de erini ve miktarını kontrol altında tutmak ve kavimlerarası ticarette geçerlilik anlamında pek çok sorunu beraberinde ta ımaktaydı. birincisi do rudan yatırım amaçlı yabancı sermaye. Bu nedenle. kaynaklarharcamalar dengesini gerçekle tirmektir. F YATIN OLU UM U M ALIN SA L ADI I FAYD A M ALIN BOL VEYA KIT OLM ASI M ALIN DE ER ORTAK DE E R ÖLÇ ÜS Ü M ALIN K AL TES F YATL AR GENEL SEV YES (DÜZE Y ) ARTI LAR (ENFLASYO N) AZ ALI L AR (DEFL ASYO N) Slayt 2 Her ulusal ekonominin nihai hedefi. L.GENEL EKONOM Slayt 1 nsano lu. Altın ve gümü para kullanımı zaman içerisinde insano lunu bir kavramla daha tanı tırmı tır. Yabancı kaynak ise bir ulusal ekonomiye 3 ekilde gelir. + YAT. L. bir i letmenin bilanço e itli ine benzetilebilecek. + YAT. ülkenin iç ve dı öz kayna ı hedefledi i tüketim ve yatırım harcamalarını kar ılamaya yeterli de il ise. Tasarruf Kavramı. DNG . Tarımsal ürünleri para niyetine kullanmak. DNG .) = TÜK.Ö. H. Makro ekonomik analiz. 2000’li yıllardan itibaren altın ve gümü madenlerinin karı ımından elde edilen elektrumdan yapılma paraların i lem gördü ü bir mübadele sistemi devrimsel bir de i ikli in ba langıcı olarak nitelendirilebilir.Ö.N D A F GEL. hayvan boynuzlarını) para niyetine kullanarak mübadele sistemini olu turmaya çalı mı tır. ikincisi portföy amaçlı yabancı sermaye ve üçüncüsü dı borçlanma.

Tasarruflar ya sabit sermaye yatırım harcamalarının kar ılanması için. E er. dı borç ana para geri ödemesi e itin sol tarafına negatif olarak.HARCAMALAR DENGES TOPLAM (ÖZ) KAYNAKLAR = TOPLAM HARCAMALAR Ç (ÖZ) KAYNAK + DI (ÖZ) KAYNAK = TÜKET M HAR.) = TÜKET M H. finansal araçların getirisi olarak nitelendirilen i (faiz). Ki isel Gelir’den direkt vergilerin dü ülmesi ile de Kullanılabilir Gelir’e (Harcanabilir Gelir olarak da geçmektedir) ula ılır. GSMH + (CAR L. H. + YATIRIM H. o an için birfiil mal ve hizmet üretimine katılan üretim faktörleri arasında da ıtılan bir gelirdir. H.TASARRUFLAR F NANS P YASALARINA YÖNEL K YATIRIMLAR SAB T SERMAYE YATIRIMLARI TOPLAM YATIRIM HARCAMALARI 18 . Daha önce mal ve hizmet üretiminde görev almı ve emeklili e hak kazanmı üretim faktörlerine sosyal güvenlik sistemi vasıtası ile yapılan ödemelere transfer ödemeleri adı verilir ki bu iki rakamın toplanması ile ki isel gelire ula ılır. KAYNAKLAR .GENEL EKONOM Slayt 3 GSMH de eri TÜ K’in tablosundan alınmaktadır. Böylece. E er. Cari lemler Dengesi de eri ise TCMB’nin hazırladı ı Ödemeler Dengesi Tablosu’ndan alınmaktadır. Sermaye Hareketleri de eri ise.) = TÜK. tüketim ve yatırım harcamaları içerisinde yer almayan dı borç ana para geri ödemesinin formülün sa tarafına eklenmesi gerekir. sabit sermaye yatırım harcamalarının getirisi olan r’ye e it veya büyük ise tasarruf sahiplerini ellerindeki fonları finans piyasalarında de erlendirmeyi tercih ederler. Milli Gelir’e ula ılır ve milli gelir 4 üretim faktörü arasında payla tırılır. + (GSMH + DI KAY. YABANCI KAYNAK + (GSMH + DI KAYNAK) = TÜK. + YATIRIM HAR. tüketim harcamaları ve tasarruflar. eski Ödemeler Dengesi Tablosu’nda B ana ba lı ına kar ılık gelen de erdir. + YAT. ya da finansal araçlarda de erlendirilmek üzere kullanılır. yabancı kayna ın altına eklenirse.N D A F GEL. amortisman ve dolaylı vergilerin çıkarılması gerekir. Kullanılabilir Gelir’i bireyler ve kurumlar iki ekilde kullanır. H. Milli Gelir. yabancı kaynak (-) dı borç ana para geri ödemesi = Sermaye Hareketleri’ne e itlenir. + YAT. Ç KAYNAK .GSMH (PF) GAYR SAF M LL HASILA (-) AMORT SMANLAR (PF) SAF M LL HASILA (-) DOLAYLI VERG LER (FF) SAF M LL HASILA = M LL GEL R = RANT GEL R + ÜCRET GEL R + FA Z GEL R + KAR GEL R (+) TRANSFER ÖDEMELER = K (-) D REKT VERG LER SEL GEL R KULLANILAB L R GEL R KULLANILAB L R (HARCANAB L R) GEL R = TOP TÜKET M HARCAMALARI + TOP. Slayt 4 GSMH’nın üretim faktörleri arasında payla ımı için. DNG . Ülkenin öteden beri dı borç kullandı ı dikkate alınır ise. YABANCI KAY. H. + DI BORÇ ANA PARA GER Ö. Yeni Ödemeler Dengesi Tablosu’nda ise C Finans Hesabı kalemine kar ılık gelmektedir.

RAK P MALLARIN F YATLARI . Ekonomi biliminin. Do al Afet. Talep veya arz e risi üzerinde bir noktadan ba ka bir noktaya geçildi inde.TÜKET C LER N GEL R DURUMU . herhangi bir ihtiyacını kar ılamak için bir mal veya hizmet satınalabilecek güce sahip olan. Döviz Darbo azı) TALEP TALEB ETK LEYEN FAKTÖRLER: . Enerji Darbo azı.TEKNOLOJ DÜZEY . Talep. talep edilen miktarlar fiyatın bir fonksiyonudurlar. Talebi De i tiren Faktörler: Talep. Ancak bir malın talep edilen miktarını etkileyen. bir malın de i ik fiyat seviyeleri ile bu fiyat seviyelerinin her birinde talep edilecek miktar arasındaki ili kiyi kuran bir kavramdır. bu durum fiyata ba lı olarak talep ya da arz miktarının de i mesidir.MALIN P YASA F YATI .ORTAK BE EN VE ALI KANLIKLAR 2. Talep edilen miktar. ekme in talep grubu ile otomobilin talep grubu birbirine e it olamaz. Yani.1 Talebi ve Arzı Etkileyen Ba ımsız De i kenler Talebi ve arzı etkileyen ba ımsız de i kenlere geçmeden önce bu kavramların de i mesinin ne anlama geldi ini açıklamakta fayda var. bu e rilerin bütünüyle sa a ya da sola kaymasına yol açar. ba ka 19 . esas olarak üzerinde durdu u talep kavramı ise potansiyel taleptir. ancak. Slayt 5) P YASALAR ARZ ARZI ETK LEYEN FAKTÖRLER: . Fiyat dı ındaki di er ba ımsız de i kenlerin de i iklik göstermesi ise. arz e risinin bir noktasının gösterdi i miktar rakamıdır. Bu nedenle.GENEL EKONOM 2 ARZ VE TALEP ANAL Z ARZ: Bir malın bir satıcısının (veya satıcılarının) bir piyasada belli bir zaman süresi içinde ve ba ka de i kenler e it varsayımı altında her fiyat seviyesinde satmaya hazır oldu u (veya oldukları) mal miktarını gösteren bir e ri veya tablodur.MALIN P YASA F YATI . talep e risinin bir noktasının gösterdi i miktar rakamıdır. TALEP: Bir tüketicinin.ÜRET M VE THALAT MAL YETLER . Arz edilen miktar. fiyat dı ında.ARZI ETK LEYEN D ER FAKTÖRLER (Grev. herhangi bir ihtiyacını gidermek amacıyla bir mal veya hizmet satın alabilecek güce sahip tüketici grubudur. Arz e risinde oldu u gibi burada da talep ve talep edilen miktar kavramlarının birbirlerinden ayrılması gerekir. Potansiyel Talep. belli bir fiyattan satın alınmak istenen miktardır.TAMAMLAYICI MALLARIN F YATLARI . de i ik fiyat seviyelerinde bir maldan satın almaya hazır oldu u miktarları gösteren bir e ri veya tablodur. Bir malı üreten veya ithal eden firmaların her birinin ayrı bir arz e risi vardır. Buna firma arz e risi denir. zaman birimi ba ına. o malı satın alıp almayaca ı belli olmayan tüketici grubudur. Arz e risi ile arz edilen miktar arasındaki ayrımı yapmak iktisatta esastır. Endüstriyi meydana getiren bütün firmaların arz e rilerinin yatay toplamına endüstri arz e risi adı verilir. (Bknz. Yani.

Tarım ürünlerinin arzı üzerinde hava artlarının etkisi büyüktür. Arzı etkileyen faktörler: S Supply (Arz) S = (P. Rakip malların (birbirinin yerine kullanılabilen mallar) fiyatının dü mesi bir malın talep edilen miktarının azalmasına. Tüketicinin parasal veya nominal gelir seviyesi. Bir sektörde grev kararı alınması. Maliyetleri de i tirebilecek her ey arzı etkileyebilir. bu durum aynı miktarda malın daha kısa bir zaman dilimi içerisinde ve daha dü ük bir maliyetle üretilmesi anlamına gelir. Bu nedenle. iv. Her mal ve hizmet için bu tür bir ili ki söz konusu de ildir. otomobil-benzin ili kisidir. Gerçek hayatta ba ka malların fiyatları de i mekte ve bu da söz konusu malın talebini etkilemektedir. iii. 2. Ancak bir malın arz edilen miktarını etkileyen. rakip malların fiyatlarının yükselmesi bir malın talep edilen miktarlarının artmasına neden olur. Ama bunlar ekonominin kısa döneminde sabit olarak varsayılırlar. Üretim teknolojisinin de i mesi. T) Tamamlayıcı malların fiyatındaki de i im. arz miktarını olumlu yönde etikeleyecektir.2 Arz edilen miktarın talep edilen miktara e it olması durumuna arz – talep dengesi denmektedir. ii. veya bazı kurallarda de i iklik yapması da bir malın arzını etkileyebilidi i gibi. Bu durum kar ısında malın talebinin ne yönde de i ece i ise söz konusu mal ve fiyatı de i en di er mal arasındaki ili kiye ba lıdır. arz edilen miktarlar fiyatın bir fonksiyonudurlar. ii. Gelirdeki bir artı malın talebini artırırken. Esas mal e er bir tamamlayıcı mal ile desteklenmesi halinde tüketicisine hizmet verebiliyor ise. Ama bunlar ekonominin kısa döneminde sabit olarak varsayılırlar. ba ka de i kenler de vardır. PT. Rakip malların fiyatlarındaki de i im. Bu de i kenlerden herhangi biri de i ti i zaman da talep de i ecektir. Tüketicinin zevklerinin veya tercihlerinin de i mesi malların tüketici gözündeki önem sıralarının de i mesi demektir. faktör fiyatlarındaki de i imler ve benzeri de i kenler söz konusu malın maliyetine etki edebilecekleri için arzın de i mesine neden olabilmektedirler.GENEL EKONOM de i kenler de vardır. Toplumun ortak be eni ve alı kanlıklarındaki (zevklerdeki) de i iklikler. Burada zevk sözü. fiyat dı ında. sermaye yo un teknolojiye geçmi ise. enerji darbo azı veya döviz darbo azı bunlara örnektir. söz konusu olur. do al afetler. Bu noktada tüketicinin gelecekle ilgili bekleyi lerine de dokunabiliriz. W) i. Y. yine gelirdeki bir dü ü de talebi dü ürecektir. Bu e itli i sa layan ve farkedilir bir de i me e ilimi göstermeyen fiyat seviyesine ise denge 20 . Arzı Etkileyen Faktörler: Tıpkı talepte oldu u gibi. U. emek yo un teknolojiden sermaye yo un teknolojiye geçi . PR. firmaların gelecekle ilgili bekleyi leri de arzı de i tirebilir. Herhangi bir malın arzını bazı özel sebepler de (di er de i kenler) de i tirebilir. Devletin bazı kurallar koyması. Tamamlayıcı malların (birlikte kullanılan mallar) fiyatının artması bir malın talep edilen miktarının azalmasına. aksi ise malın talep edilen miktarının artmasına neden olur. tüketicinin tercihlerini anlatmak için kullanılmaktadır. i. Burada esas mal-tamamlayıcı mal ili kisi söz konusudur. Bir malın gelecekteki fiyatları ile ilgili bekleyi leri tüketicinin bugünkü talebini etkileyebilir. Arz – Talep Dengesi iii. C. En tipik örnek. Teknolojideki De i im: E er bir üretim yapısı emek yo un teknolojiden. Bu de i kenler: D Demand (Talep) D = (PA.

3 Görünmeyen El Mekanizması P Arz Fazlası A B S P1 P0 E P2 C Talep Fazlası D D QS1 (QD2) Q 0 QD1 (QS2) Q0 Serbest piyasa mekanizmasını ifade eden bu kavram. Piyasa ekonomisi ko ullarının geçerli oldu u bir ortamda. Görünmeyen El 21 . Yine belli bir fiyattan talep edilen mal miktarının arz edilen mal miktarını a ması durumunda ortaya talep fazlası çıkmakta ve fiyat seviyesinin yükselmesine neden olmaktadır. arz-talep bir araya gelerek piyasa dengelerini olu turur. ne miktarlarda üretilece i gibi temel ekonomik sorunları çözümleyen bir görünmez el (serbest fiyat mekanizması) vardır. O nedenle hükümetler ekonomik hayata müdahale etmemelidirler görü ü. Slayt 6) P YASALAR ARZ MAKRO DENGE TALEP TOPLAM ARZ = TOPLAM TALEP ÖZEL KES M N TÜKET M HARCAMALARI + ÖZEL KES M N N YATIRIM HARCAMALARI + KAMU HARCAMALARI (TÜKET M VE C+I+G(Cg+Ig) YATIRIM) [ ( TOPLAM YURT Ç ÜRET M – HRACAT) + THALAT] –STOKLAR = GSMH (-) NET DI ALEM FAKTÖR GEL RLER = GSY H GSY H (-) THALAT VERG S = TOPLAM YURT Ç ÜRET M 2. kimler için. Belli bir fiyattan arz edilen miktarın aynı fiyattan talep edilen miktarı a ması durumunda ortaya bir arz fazlası çıkmakta ve bu da fiyat seviyesinin dü mesine neden olmaktadır.GENEL EKONOM fiyatı denmektedir. ktisadi hayatta düzeni sa layan ve hangi malların. Adam Smith tarafından ortaya atılmı tır. (Bknz.

Bu sefer tüketiciler.QD1 kadar arz fazlası olu ur Üreticiler. Bunun sonucunda malın piyasa fiyatı yeniden yükselmeye ba lar (P2 P0). Bu. Görünmeyen El Mekanizması sayesinde. piyasaları dengesizlikten kurtarmaya yetmemi tir. Fiyat. Ekonominin tamamen piyasanın hâkimiyetinde oldu u bir ortamda malın piyasa fiyatı. ekilde fiyat. herhangi bir nedenden dolayı de i ir ve bu de i im nedeniyle bir arz veya talep fazlalı ı olu ur ise. “ceteris paribus” varsayımı altında çizilmi tir. P0’a do ru kaydıkça. 2. ekilde. ekonomide olu an arz veya talep fazlalı ı erir ve piyasa tekrar denge noktasına geri döner. Yukarıdaki ekil. daralan malı bulabilmek için o mal için daha fazla fiyat teklif ederler. herhangi bir nedenden dolayı fiyatın P0’dan P1’e çıktı ını varsayalım.QS2) kadar Talep Fazlası olu ur.GENEL EKONOM Mekanizması'nın savunucusu konumundaki Neo-Klasik iktisatçılar tarafından hararetle savunulmu tur. P P S (Q0 QS1) (B) D (Q0 QD1) (A) AB arası kadar Arz Fazlası = QS1 . Ekonominin arz ve talep tarafı buna farklı tepki verir (Fiyat arttı ında arz artar / fiyat arttı ında talep dü er). arz fazlası erir. piyasadaki malı aniden daraltır. ellerinde kalan arz fazlasını eritmek için malın piyasa fiyatını P1’den a a ı do ru çekerler. E denge noktasına ula ılınca piyasa dengesi sa lanmı olur ve böylece piyasada olu an talep fazlası tamamen erimi olur. piyasa yeniden E noktasına ula ır ve dolayısıyla yeniden piyasa dengesi kurulmu olur. herhangi bir nedenden ötürü P0’dan P2’ye dü erse. Görünmeyen El Mekanizması talebin tamamiyle kırıldı ı 1929 Büyük Buhranı esnasında. bu fazlalı ın erimesini sa layan ve piyasanın yeniden dengeye ula masına olanak veren mekanizmaya (otomatik çalı an mekanizma) Görünmeyen El Mekanizması denir.4 Üretici-Tüketici Rantı P Tüketici Rantı A (300 YTL) P0 (175 YTL) E S B (100 YTL) Üretici Rantı 0 Q0 D Q 22 . bir mekanizma olarak çalı amamı tır. talep artar ve CD (QD2 .

E er. bu malı piyasa denge fiyatı olan 175.-YTL dahi vermeye razı iken. Kısacası. ‘0’ orijininden ba layan ve yukarı do ru 45 derecelik bir açıyla tırmanan bir do ru ile temsil edilir. yani hedefledi inden 50.-YTL iken. yani piyasa denge fiyatından alıyor ise. makro dengede esas belirleyici olan toplam talep oldu unu vurgular.-YTL daha fazla bir kar elde ediyor ise. ki c marjinal tüketim e ilimidir. bu ürünü 50. 2.-YTL’ye üreten veya ithal eden bir firma. Milli Gelir seviyesine ba lı olarak gerçekle en tüketim ve yatırım harcamaları anlamına gelir.Y) ile gösterilir.-YTL iken. Otonom Tüketim ve Otonom Yatırım Harcamaları. 100. bir tüketici o mala 250. bir mal 175. Tüketim ve Yatırım Harcamaları'nın iki ana boyutu söz konusudur.YTL’yi bu malı satın almak için kullanmaya çoktan razı iken. Bu nedenle.GENEL EKONOM Talep ve arzı olu turan alıcı ve satıcıların içerisinde piyasa denge fiyatının üstünde mal satın almaya razı tüketiciler ve malı satmaya razı üretici ve ithalatçı firmalar her zaman olacaktır. Bu ifadeler ise. piyasa denge fiyatı 175. Yukarıda grafikte örnek aldı ımız 37 Ekran TV piyasasında. malın piyasa denge fiyatı 175.-YTL kalması nedeniyle elde etti i avantaj Tüketici Rantı’dır. üretici firmanın elde etti i bu ek avantaja da Üretici Rantı. bu tüketicinin malı razı oldu u fiyattan daha dü ük bir fiyata alması nedeniyle. Birincisi. mal ve hizmet ihracatından elde edilen gelirin halkın kullanılabilir gelirini olumlu etkiledi ini.-YTL’den satılıyor iken. ki bu tanım GSMH veya Milli Gelir seviyesi ne olursa olsun yapılması art olan tüketim ve yatırım harcamaları anlamına gelir. cebindeki 250. Otonom tüketim harcamaları seviyesinden ba layan ve e imi marjinal tüketim e ilimiyle (c) hesaplanan tüketim harcamaları do rusunun ve e imi marjinal yatırım e ilimiyle (ı) hesaplanan ve otonom yatırım harcamaları seviyesinden ba layan yatırım harcamaları do rusunun geometriksel toplamı ile ula ılan efektif talep do rusu ile toplam arz do rusunun kesi ti i nokta ise. özel kesimin ve kamu kesiminin tüketim ve yatırım harcamalarının toplamına ise Toplam veya Efektif Talep diyoruz. ikincisi Uyarılmı Tüketim Harcamaları ve Uyarılmı Yatırım Harcamaları.-YTL ise hiçbir üretici ve ithalatçı firmanın kabul etmeyece i fiyatı temsil etmektedir. makro dengeyi verir ve denge GSMH seviyesinin belirlenmesini sa lar. Yukarıdaki formülde. Keynesgil Genel Denge formülünün ‘dı a açık’ olmasını sa lamasının yanı sıra. 37 Ekran televizyonu 75.-YTL’den satmaya razı iken. (c+s=1) Yani.75 ise. Türk halkının marjinal tüketim e ilimi e er 0. denir. bu durum halkın kullanılabilir gelirinin % 75'ini tüketim harcamalarında.-YTL kar ile 125. Keynesgil Genel Denge. cebinde 75. ki ı marjinal yatırım e ilimidir. halkın kullanılabilir 23 . e er o malı 175-YTL’den. Ekonomiye ‘Kamu Müdahalesi’ni onaylar. Uyarılmı Tüketim Harcamaları (c. E er. Bir ulusal ekonomide halkın marjinal tüketim e ilimi olan c ile marjinal tasarruf e ilimi s'nin toplamının 1'e e it olması esasdır.Y) ile gösterilir.5 Toplam Arz-Toplam Talep E itli i Bir ulusal ekonominin üretim veya ithalat yoluyla elde etti i mal ve hizmetlerden. stok amacıyla ayırdıkları dü üldükten sonra kalan kısıma Toplam Arz. X-M. üreticinin satmayı dü ündü ü fiyat ile fiili olarak mallı sattı ı piyasa denge fiyatı arasındaki bu farka Üretici Rantı denmektedir. mal ve hizmet ithalatı için harcanan dövizin ise. Toplam Arz=Toplam Talep [(Toplam Yurtiçi Üretim. toplam arzı temsil eden geometriksel ekil. Uyarılmı Yatırım Harcamaları ise (ı.YTL hiçbir tüketicinin kabul etmeyece i fiyatı. geri kalan % 25'lik bölümü ise tasarruf olarak de erlendirdi i anlamına gelir.-YTL’den satıyor ise. Talep Do rusu’nun ucundaki 300.hracat)+ thalat]-Stoklar=Tüketim Harcamaları+Yatırım Harcamaları [(Y-X)+M]-Stok De i imi=C+I+G(Cg+Ig) Y (Kullanılabilir veya Harcanabilir Gelir) = C+I+G+(X-M)+Stok De i imi Keynesgil Genel Denge olarak tanımlanacak bu formülde.

Klasik Genel Dengede ise. aynı zamanda ekonominin mal ve hizmet üretim e risinden de yararlanılarak. tüketicilerin gelir düzeyi ve toplumun ortak be eni ve alı kanlıkları sabit ise. Tasarruflar ise gelire ba ımlıdır. buna kar ılık maliyetler.7 Arz-Talep Kaymaları E er.6 Pigou Etkisi Pigou Etkisi. malın piyasa fiyatındaki her hangi bir de i ikli in arz veya talep miktarı üzerinde neden olaca ı miktar de i ikli i. serbest piyasaların tekrar tam istihdama dönebilecek dinamikler içerdi ini açıklamaya yönelik bir yakla ımdır. di er ba ımsız de i kenler aynı kaldı ında. bu ili kilerin dikkate alınması halinde. arz yanlısı bir anlayı ın etkisine ba lı olarak. Keynesyen anlayı ın ekonomide esas belirleyici olan unsurun ekonominin arz yönü de il. yukarıdaki formüle ba lı olarak. Fiyatların dü üp servetlerin artmasıyla ortaya çıkan bu tasarruf azaltıcı etkiye Pigou Etkisi denmektedir. ekonomik durgunluk ortamında gerileyen fiyatlar. Pigou. parasal ücret haddinin dü mesi. fiyatlar genel düzeyinin azalmasına ve bu da toplumda adeta likit servet artı ı gibi etki do masına neden olur. önemli ölçüde dı sal faktörlerin etkisi altındadır. W ) D = ( P. Pigou Etkisi. tam rekabet piyasası ko ullarında çalı tı ı varsayılan emek piyasasında. Tasarruf ve yatırımlar arasında fark olu tu unda. Pigou. 2. arz ve talep miktarı ba ımlı de i kenini etkileyen ve her iki fonksiyonda da ortak ba ımsız de i ken olan fiyat (P) de i ebiliyor. Yani. T ) 24 . Keynes’in 1929 Buhranı’nı talep yetersizli inden kaynaklanan bir buhran olarak tanımlaması. Arz (S) veya Talep E risi (D) veya do rusu üzerinde aranır. talep yönü oldu unu öne çıkarmı tır. yatırım ve tasarrufları e itleyecek (dengeleyecek) ekilde sürekli olarak de i mektedir. tam istihdam seviyesinde elde edilebilecek denge GSMH seviyesini gösterir. Buna göre. bir Ceteris Paribus durumu söz konusudur. Keynes’te ise. Keynes’in servet ve tüketim arasındaki ili kileri göz ardı etti ini. bu fark gelirdeki de i me ile kapanmaktadır. tüketim harcamalarını uyararak ekonomiyi dengeye yönlendirir. denge reel ücret seviyesinde olu an tam istihdam seviyesi. tamamlayıcı malların fiyatları. sadece mal ve hizmet piyasalarındaki fiyat hareketlerini göz önüne alır ve bu yönüyle de Keynes Etkisi’nden ayrılır. Gelir Çarpanı da azalacaktır. tüketim ve servet arasında sıkı bir ili ki oldu unu dü ünmektedir. teknoloji düzeyi. Bu nedenle sistem. Bu nedenle bir ulusal ekonomide Marjinal thalat E ilimi artar ise. 2. Keynesgil Genel Denge’nin aksine. Buna göre. sistemin tekrar dengeye gelebilece ini öne sürer. eksik istihdamda kilitlenebilmektedir. Varsayım 1 S = ( P. Y . PR . yatırımlar. Bu durum kar ısında bireyler. U . PT . fiyat ve ücretlerin esnek olması halinde. Neoklasik Genel Yakla ım’da faiz. tüketim harcamalarını artırıp tasarruflarını azaltma e ilimine girecekler ve tasarruf-yatırım dengesi yeniden kurulacaktır. C .GENEL EKONOM gelirini olumsuz yönde etkiledi ini göstermektedir. arzı etkileyen di er faktörler. rakip malların fiyatları.

bu durumda arz veya talep do rusunun sa a veya sola do ru kayması söz konusu olacaktır. Arz edilen miktar ise. buna kar ılık di er ba ımsız de i kenlerden birisi de i iyor ise.GENEL EKONOM Ancak. Yani. Bu durumda üretilen mal miktarı ve dolayısı ile piyasaya arz edilen mal miktarı azalacaktır. örne in maliyet artı ı veya azalı ı. yani arzı etkileyen di er faktörlerden birinin durumu de i iyor.i veren sendikaları arasında süren toplu sözle me görü melerinin anla mazlıkla sonuçlandı ını ve i çilerin greve gitti ini varsayalım. Q Böylece grev kararı sonrası yeni arz e risi. Dolayısıyla 2. PT. Q1 Q2. kuma sektöründeki i çi . E er üreticiler. C. Kuma arzı azaldı ı fakat buna kar ılık talep azalmadı ı için. P0 fiyat düzeyini kabul eder ama daha az talebe razı olmak zorundadırlar. Satıcılar yeniden. söz konusu fiyat artı larını kabul etmeyebilir ve talebini ba ka bir döneme erteleyebilir. E1 E2. E E1. Q0 Q1. ( S . S1 olarak olu ur. Dolayısıyla fiyat artı ı ters tepebilir. P fiyat sabit. Y. grev kararı sonrası fiyat seviyesini P0’da korusalardı. ya da tamamlayıcı malın fiyatının artması veya azalması söz konusu ise. yukarıdaki varsayımın tersi bir durum söz konusu ise. Dolayısıyla tüketici. varsayımdaki gibi. hala Q0 kadar talep olacaktı. Varsayım 2 S = ( P . kuma a olan talep de azalabilir (Talep e risi sola kayar ve D1 konumunu alır). U. Yeni olu an noktalar öyledir: P0 P1. PR. 25 . manifaturacılar ve kuma dükkânları malın piyasa fiyatını arttırırlar. W ) D = ( P . kuma ın fiyatının sabit oldu u varsayımı altında ( PKuma ). yani malın piyasa fiyatı sabit. T) P S1 S P1 P0 E1 E2 E D 0 D1 Q2 Q1 Q0 Q Yukarıdaki grafikte örnek aldı ımız Kuma Piyasası’nda. P1 P0 halini alır. fakat W. Q0’dan Q1’e azalır. Kuma . vazgeçilmez bir mal de ildir.

hem talep do rusu veya e risi sola do ru hareket eder. dü ük mal olan margarinin talep e risi sa a kayacaktır. öyle ki. bu durumda hem arz. Gelir azaldı ında ise. gelir arttı ında. margarinin ve tereya ının fiyatının sabit oldu u unutlamamalıdır. Arz e risi nin pozisyonu. malın piyasa fiyatı dı ında kalan di er ba ımsız de i kenlerden herhangi birisindeki de i im olumsuz bir de i im ise hem arz. örne in dü ük mal margarin ise. benzin tamamlayıcı mal-otomobil esas mal ili kisi çerçevesinde. yeni bir fiyat olu ur. malın piyasa fiyatı dı ında kalan di er ba ımsız de i kenlerden herhangi birisinin de i iim olumlu bir de i im ise. Bir önemli nokta bu konunun. tüketiciler gelirleri azalınca. söz konusu telefonların fiyatlarını dü ürürler (P0 P1 olur). Çünkü. Yani. tereya ının daha fazla tercih edildi i gözlenir. Altın Kural: E er. Örne in. konumu de i mez. üretim aksayaca ından. dü ük malın talebi azalır ve margarinin talep do rusu sola kayar. bir ekonomide tüketicilerin geliri arttı ında. Bu talep artı ve azalı ları esnasında.GENEL EKONOM P S P0 P1 E1 E D1 0 Q1 Q0 D Q Bu grafikte örnek aldı ımız Standart Cep Telefonu Piyasası’nda ise. 26 . bu ikame için margarin söz konusu de ildir. normal mal . tereya normal malının talep do rusu sa a kayacaktır. malın piyasa fiyatındaki de i imin o malın tüketim miktarı üzerinde yarattı ı etkiyi tanımlar. Gelir azaldı ında normal mal olarak tereya ını alamayacak tüketiciler. daha fazla margarin tüketilice ine. yeniden margarin tüketmeye döner. cep telefonu satan dükkânlar. Tüketici burada fiyatı artan malı. aynı kalitedeki bir ba ka mal ile ikame eder. Standart cep telefonuna olan ilginin azalmasıyla birlikte talep edilen miktar. kame Etkisi. hem de talep do rusu veya e risi sa a do ru hareket eder. ba ka bir mal ikame etmesi durumudur. sola do ru kaydırır. Böylece. bir sektörde grev kararı arz do rusunu. standart cep telefonu artık ilgi görmedi i için. tüketicilerin gelirleri artsa da. Malın nisbi fiyatı arttı ında tüketicinin o mal yerine. Dolayısıyla tüketicilerin standart cep telefonuna olan talebinde azalma görülür (Talep e risi D D1 olur). ancak piyasaya arz edilen standart cep telefonu miktarı de i mez. Ancak. D1 talep e risi ile mevcut ar do rusunun kesi ti i yeni E1 denge noktasında. dü ak mal olarak margarine yöneleceklerdir. bir tüketicinin reel geliri sabit iken. Benzin fiyatı pahalılandı ında. Q0’dan Q1’e dü er.dü ük mal ayrımında kendi gösterir. yeni ve çok fonksiyonlu cep telefonlarının piyasaya çıkmasıyla birlikte standart cep telefonuna olan ilgi azalmaya ba lar. Buna kar ılık. e er. Burada bir istisnasi durum. kame Etkisi ile karı tırılmamasıdır. kayar. kayar. Yani. normal mal olması nedeniyle. tereya ın talep e risi sola kayacaktır. otomobile olan talep azalacak ve talep do rusu sola do ru kayacaktır. Yani.

Arz ba ımlı de i keninin fiyat ba ımsız de i kenine olan duyarlılı ını ölçmek mümkün iken. 27 . ∆Q Q Arzın Fiyat Esnekli i = ∆P P ∆Q Q ∆P P Malın arz miktarındaki % de i im Malın piyasa fiyatındaki % de i im formülü kullanılmaktadır. Çünkü.8 Esneklik (Elastikiyet) Kavramı Mal ve hizmetlerin arz ve talep do ruları birbirine benzemez.GENEL EKONOM 2. esneklik de eri hesap edilmektedir. o malın arz veya talep miktarının ba ımsız de i kene olan hassasiyetini ölçmemizi sa layan kavrama Esneklik diyoruz. arz veya talep miktarı ba ımlı de i kenleri üzerinde ne oranda bir yüzdesel de i im yarattı ını hesap etmemizi sa layan. Arzın Fiyat Esnekli i (Elastikiyeti) için. Bu nedenle. Talebin Fiyat Esnekli i (Elastikiyeti) için ise. ∆Q Q Talebin Fiyat Esnekli i = − ( ) ∆Y Y ∆Q Q ∆Y Y Malın talep miktarındaki % de i im Malın piyasa fiyatındaki % de i im aynı formülün önüne negatif i areti konularak. hem de gelirdeki de i imlere olan duyarlılı ı ölçmek mümkündür. farklı mal ve hizmetlerin fiyat ve gelir gibi ba ımsız de i kenlerdeki de i ikliklere olan duyarlılıkları farklıdır. Esneklik de erinin hesap edilmesinde kullanılan formül. talep ba ımlı de i keni için. bir ba ımsız de i kendeki yüzdesel de i imin. hem fiyattaki de i imlere olan duyarlılı ı.

GENEL EKONOM Talebin Gelir Esnekli i (Elastikiyeti) için ise. bu durumda fiyata olan duyarlılık yüksektir. dolayısı ile fiyat esnekli i 1'den küçük demektir. fiyat ne olursa olsun belirli bir malın hep aynı miktarda talep edilece i anlamına gelir. bu durum belirli bir P fiyatından satılan malın sonsuz miktarda talep edilece i anlamına gelir ki bu bir matematiksel maldır. bu malın fiyata olan duyarlılı ı. Yani. bu maldan bir miktar talep etmek zorundadır. Talebin Fiyat Esnekli i' nde (Elastikiyeti' nde) 5 ayrı fiyat esnekli i vardır. ölümcül hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar ve bir ölçüde uyu turucu madde için geçerlidir. Söz konusu esneklik türlerini bir de ekil yardımıyla açıklamak gerekir ise: P 1) Sıfır Esneklik D ED= 0 Ölümcül hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaç ve a ılar veya uyu turucu madde. ∆P > ∆Q ise. Bu nedenle. yani esneklik de eri 1'den büyüktür. E er. Q 28 0 Q . ∆P < ∆Q durumu söz konusu ise. Bu kategorideki mal ve hizmetler normal mal sınıfına girer. E er. ∆Q Q Talebin Gelir Esnekli i = ∆Y Y ∆Q Q ∆Y Y Malın talep miktarındaki % de i im Tüketicilerin gelirindeki % de i im formülü kullanılmaktadır. Sıfır esneklik durumu. malın piyasa fiyatındaki belirli bir yüzdesel de i im. Çünkü hiçbir mal sonsuz miktarda talep edilemez. zorunlu tüketim mallarında gördü ümüz bir durumdur. Bu durum. ∆P = ∆Q durumu söz konusu ise. E er. yani fiyattaki en ufak bir de i iklik. Yana esneklik de eri 1'e e ittir. Çünkü tüketici o malın fiyata ne olursa olsun. bu ünite esneklik demektir. Bu durum. Talebin fiyat esnekli i sonsuza e it ise. fiyata olan duyarlılılk sıfırdır ve bu tür mallar istismara açık olan mallardır. malın talep miktarında çok daha yüksek oranda bir de i ikli e yol açıyor ise. malın talep miktarında daha dü ük oranda bir yüzdesel de i ime yol açıyor ise. yani malın piyasa fiyatındaki belirli bir yüzdesel de i im. malın talep miktarında aynı oranda bir yüzdesel de i ime neden olmaktadır. Bu kategoriye ise a ırlıklı olarak lüks mallar girmektedir.

Böyle bir mal bugün için dünya ekonomisinde yoktur. fiyatı ne olursa olsun. Bu tür mal ve hizmetler bu nedenle haksız kazanca. 2) Sonsuz Esneklik: P P 0 ED = Matematiksel mal D Q ED = Belirli bir P fiyatından satılması ko uluyla bu mal sonsuz miktarda talep edilir (P fiyat sabittir). 3) Esnekli in 1’den Küçük Olması: P P1 ∆P P P2 P> Q ED < 1 (Zorunlu tüketim malları) 0 ∆Q Q Q1 Q2 D Q ED < 1 Malın piyasa fiyatı büyük bir de i im gösterse de talep. Yani. fiyat arttı ı zaman talep edilen miktar çok az azalır veya fiyat dü tü ü zaman talep edilen miktar çok az artar. Tüketici bu mal ve hizmetleri satın alırken hiçbir zaman fiyatı bir kriter olarak alamaz. hep belirli bir ED= 0 miktarda talep edilecektir. yine fiyat % 25 azaldı ında. istismara açık mallardır.GENEL EKONOM Fiyat (0) da olsa ( ) da olsa söz konusu mal. Yani. fiyata kesinlikle duyarlı de ildir. her iki yönde de. çok az de i mektedir. Böyle mallar zorunlu tüketim mallarıdır. O yüzden bu tür ilaç ve a ıların. talep miktarındaki de i imler sınırlı ölçüde kalır. ekme in fiyatının % 25 arttı ını buna kar ılık talep edilen miktarın sadece % 10 azaldı ını varsayalım. Ya da. ekmek tüketimi % 10 ortacaktır. (Matematiksel Mal). 29 . Örne in. söz konusu mal. Sa lık Bakanlı ı tarafından temin edilmesi gereklidir. Dolayısıyla.

Örne in. gayrimenkul. beyaz e ya. 5) Esnekli in 1’den Büyük Olması: P P< Q P1 P2 ∆P P ED > 1 (Lüks mallar) D ∆Q Q 0 Q1 Q2 Q ED > 1 Malın piyasa fiyatındaki çok küçük bir orandaki bir yüzdesel de i im. otomobil gibi lüks e yalar bu kategoride yer alır. 30 . bu mal ve hizmetlerin miktarında aynı oranda % de i ime yol açar. hijyenik ürünler.GENEL EKONOM 4) Ünite (Birim) Esneklik: P P1 P= Q ∆P P ∆Q Q Q1 ED = 1 (Normal Mallar. malın talep miktarında çok daha büyük oranda bir yüzdesel de i ime neden olmaktadır. Talebin fiyat esnekli i ile gelir esnekli i ayrı ayrı hesap edilen esneklik türleridir. tekstil ürünleri vb ) D Q2 Q P2 0 ED = 1 Malın piyasa fiyatındaki belirli orandaki % de i im. Talebin fiyat esnekli i tüketici gelirinde meydana gelen de i imlere ba lı de ildir. temizlik ürünleri.

bir tüketicinin herhangi bir ihtiyacını giderebilecek özelliklere kavu turulmu mal ve hizmetlerin alım-satımının yapıldı ı nihai mal ve hizmet piyasaları.1 P YASA TÜRLER . ikincisi mü teriye son noktada ula an nihai mal ve hizmetlerin üretiminde kullanılan do al kaynaklar. Birincisi. 31 IM AK .1 Reel Kesim – Finans Kesimi (Mali Sistem) li kileri Reel Kesim’i olu turan birey ve kurumlar ekonomik faaliyetleri sonucunda olu turdukları atıl kayna ı. Nihai mal ve hizmetlerin alım satımının yapıldı ı piyasalar ile üretim faktör piyasaları ekonominin Reel Kesim’ini olu turur. P YASALARIN LEY MEKAN ZMASI VE ETK LE MLER Alım-Satımı Yapılan Ürünler Açısından Piyasa Türleri Nihai Mal Piyasaları Üretim Faktör Piyasaları Para ve Sermaye Piyasaları Reel Kesim Slayt 7 P YASALAR Finansal Kesim N HA MAL VE H ZMET P YASALARI ÜRET M FAKTÖR P YASALARI DO AL KAYNAKLAR EMEK SERMAYE -GR M F NANS P YASALARI I AK FON MI I FO N REEL KES M Her ulusal ekonomi 3 önemli piyasanın. tasarrufların filitrasyondan geçtikten sonra. emek ve sermaye üretim faktörlerinin temin edildi i üretim faktör piyasaları ve ekonomideki atıl kaynakların. REEL KES M . atıl fonların ekonomiye kazandırılmasını sa layan finans piyasaları. tasarruflarını Finans Kesimi’ne emanet ederler.1. üzerinde durur. Reel kesimin yapaca ı yatırımları finanse edecek yeterli fon arzı finansal kesim tarafından sa lanmaktadır. yine reel kesime kullandırılmasıdır. Birel ve kurumların gelir seviyesi ve yaratılan fon arzı arasında sıkı bir ili ki vardır. saç aya ı eklinde. 3. Beklenti. Reel kesim tarafından yapılan yatırımların geliri artırıcı bir etkisi oldu u göz önüne alınırsa. gelirdeki bu artı ın da finansal kesimin arz edebilece i fon miktarını artıraca ı dü ünülürse bu iki kesim arasındaki kar ılıklı kaynak aktarma mekanizması daha iyi anla ilabilir. finans kesimine emanet edilen bu atıl fonların.GENEL EKONOM 3 3. Finans piyasalarının olu turdu u kesime ise Finans Kesimi diyoruz.F NANSAL KES M AYIRIMI.

MEV. bankacılık sektörü ba ta olmak üzere finans kesiminde çalı an kurumların faaliyet gelirlerinin en önemli güvencesidir. monopollü rekabet.4 b$ HAZ NE MÜSTE ARLI I Ç BORÇ STOKU: 36. Yani.Bankacılık Sistemi: Kimsenin Almak stedi i Ta ıyor.GENEL EKONOM stikrarlı bir ekonomik büyüme.7 b$ MERKEZ BANKASI DÖV Z FA Z KRED HACM F NANS KES M TL. bilim adamları piyasaları genel olarak üçe ayırmayı tercih etmektedirler. 2002 yılında kaldı ı noktadan sürdürülen dezenflasyon programı bu kurgu ile ba lamı ve Kamu Kesimi’nin finansman ihtiyacının azaltılmasına yönelik olarak.BÖLÜ ÜM BOZUK S ZL K YÜKSEK TASARRUF BANKACILIK S STEM TL. 3. bu kayna ın 1999 yılı sonunda ancak % 40’ını. Güçlü bir sermaye yapısına sahip olan finans kurumları ise gelecekteki büyüme hedefleri için bir teminat te kil edecektir. oligopol ve monopol piyasalarını kapsamaktadır. Özellikle Ekonomi Yönetimi’nin Ta ımak stemedi i Riskler .6 b$ DÖV Z: 18.3 b$ D.: 27. Slayt 8 1999 SONBAHARINDA TÜRK YE EKONOM S REEL KES M . Bu sınıflandırmada eksik rekabet piyasaları. Nitekim.REKABET GÜCÜ AZALIYOR . ikinci grup ise eksik rekabet piyasaları olarak adlandırılmaktadır. elindeki tasarrufları finansal piyasalara emanet eden reel sektör.Merkez Bankası: Hassas Dengelerin Bekçisi. Tam Rekabet Piyasası: Özellikle tam rekabet ba lamında. Finans kurulu ları ne kadar güçlü bir faaliyet geliri elde eder ise.5 b$ . MEV: 31. . Bilim adamlarının bir kısmı ise piyasaları önce ikiye ayırmayı tercih etmektedirler. 2000 yılı ba ında yürürlü e giren ve 2001 Krizi sonrası.5 b$ TOPLAM: 69.8 b$ TOPLAM: 39. Bir uçta tam rekabet. bir grup piyasa rekabet piyasası. Piyasada sonsuza yakın sayıda alıcı ve satıcı vardır.TALEP MU LAK . . 32 . Bu iki uç arasında oligopol ve monopollü rekabet piyasalarını kapsayan eksik rekabet piyasaları bulunmaktadır. i. reel sektörün finansal piyasalardan daha etkin kaynak kullanımını hedeflenmi tir.Tasarruf Sahiplerinin Beklenti ve Tercihleri Piyasa Dengeleri Açısından Çok Önemli Türkiye’de 1990’lı yılların bütününde kamu kesimi genel dengesi giderek artan bir tempoda bozulmu ve kamu açı ının finansmanı için finansal sistemden ve özellikle sermaye piyasasından kullanılan kayna ın her geçen gün artması. Tam Rekabet Piyasası u temel 5 özelli i ta ır: a. 2003 yılı sonunda ise ancak % 30’unu kullanabilir hale gelmi tir. piyasada çok sayıda firmanın bulundu u ve tek ba ına hiçbir alıcının ve tek ba ına hiçbir satıcının. öteki uçta monopol vardır.: 20. piyasada olu an fiyatı etkileyemedi i piyasa çe ididir.Hazine: Uygun Ko ullarda Net ç Borçlanma Gerçekle tirmeye Çalı ıyor.2 Rekabet Açısından Piyasa Türleri ktisat Bilimi içerisinde. reel kesimin finansal piyasalardan dı lanması anlamında ‘Crowding-out Etkisi’ (Dı lama Etkisi) yaratmı tır.9 b$ REPO: 10. sermaye yapıları o derece güçlü olacaktır.KRON K ENFLASYON . Bu iki ayrımda.

ne de satıcıların malın piyasa fiyatını tek ba larına de i tirebilme gücü yoktur. malın arz miktarını de i tirerek malın fiyatını etkileme gücüne sahiptir. Bakkallar. Oligopol piyasalarında bir firmanın üretti i malın üretim miktarını. Slayt 10) P YASALAR REKABE REKABET P YASALARI EKABET P YASALARI KS K REKABET P YASAERI EKS K REKABET P YASALARI TAM REKABET P YASASI GÜNÜMÜZ REKABET P YASALARI SATICI F RAMALARA GÖRE -MONOPOL . Ne alıcıların. sabit bir de erdir. bir veridir. Monopol: Yakın ikame imkânı bulunmayan bir malın tek satıcısının oldu u piyasa çe ididir. fiyatını belirleme ve satı miktarını artırma konularındaki bütün kararları piyasadaki öteki firmalar etkiler. bir firmanın bir kararının di er firmaları etkilememesi demektir. rekabet yerine küçük Pazar payları ile ayakta kalmayı tercih etmekte ve adeta monopol firma tavrı sergilemektedirler.OL GOPOL ALICI F RMALARA GÖRE -MONOPSON . saydamdır. Alıcı ve satıcılardan bir kısmının piyasadan çekilmesi. Slayt 9. d. berberler bu kapsamdaki ekonomik ünitelere örnek te kil edebilir. piyasa dengelerini etkileyecek sonuç yaratmaz. Monopollü Rekabet: çinde farklıla tırılmı fakat birbirinin yerini kolayca alabilen malları üretip satan çok sayıda firmanın var oldu u piyasa çe ididir.GENEL EKONOM b. Monopolcü firma. Piyasa effaftır. e. Tam Rekabet Piyasası’nda fiyat rijittir. c. birbirlerinden farklı ise farklıla tırılmı oligopol adı verilir. Firma sayısının çoklu u her birinin piyasa payının küçüklü ü anlamına gelir. Bu nedenle.DUOPOL .OL GOPSON B LATERAL MONOPOL 33 . kalitesini. Mallar türde tir (homojendir) ve bölünebilir olma (atomize) özelli i ta ırlar. iii. Oligopol: Oligopol piyasasında az sayıda firma vardır. Bu da. Oligopolcü piyasada firmaların sattı ı mallar birbirlerinin aynı olabilir veya bir ölçüde birbirlerinden farklı olabilirler. birbirleri arasında kıyasıya rekabet etmeleri beklenen çok sayıda firma. ii. (Bknz. i. Mallar birbirlerinin aynı ise bu piyasaya saf oligopol. Tüketiciler piyasa ile ilgili her türlü bilgiye ula abilmektedirler.DUOPSON . Yani.

firmalar tesislerini de i tiremezler. u halde. monopol konumundaki firmanın piyasaya tek ba ına hakim olması demek. Bu nedenle. Bu nedenle.GENEL EKONOM adet de mal satsa . tüketicilerin alım gücünü temsil eden talep do rusu (D) monopol piyasasında firma dengesinde üst üste çakı ıktır. Kısa dönemde. Q miktar yatay eksenine paralel bir ekilde çizilir. piyasadaki tüketicilerin alım gücü ile sınırlıdır. tam rekabetteki durumdan farklı olarak. ideal üretim seviyesinin yakalandı ıdır(MR=MC e itli i). karı maksimize eden e itli in firmanın üretti i mal satmaktan dolayı elde etti i nihai geliri temsil eden marjinal gelir de erinin. En uygun üretim hacmi ise firmaya en yüksek karı sa layan üretim hacmidir. uzun dönemde kurulan tesisin optimum büyüklükte tesis olması gerekmez. Tam rekabet piyasasındaki bir firmanın uzun dönem dengesi ise. tam rekabet ve monopol piyasasında firma dengesi. piyasa denge fiyatı olan P0 noktasından ba layıp. 34 . Monopol Piyasası’nda. yine tam rekabettekinden farklı olarak bu tesisin tam kapasite ile kullanılması da gerekmez. Bu nedenle karar verilmesi gereken konu en uygun üretim hacmini seçmektir. monopol konumundaki firmanın geliri de. Birinci ko ul. yani üretim ölçe i ile ilgili. Bununla birlikte. Tam Rekabet Piyasası’nda firma gelirlerini temsil eden Marjinal Gelir (MR) ve Ortalama Gelir (AR). karın azamile tirildi i. Bunun dı ında monopolde. tam rekabet piyasasına göre daha yüksek bir seviyede olu tu u gözlemlenir. monopol konumundaki firmanın ortalama gelir do rusu ile (AR). Tam Rekabet Piyasası’nda P0 piyasa denge fiyatı ve Marjinal Gelir ile Ortalama Gelir de erleri birbirine e it olacaktır. yani maksimize edildi i noktada gerçekle tirilir. Nitekim. marjinal gelir (MR) ve ortalama gelir (AR) do rularının geometrik konumlarının farklı olması nedeniyle. Bu nokta marjinal hasılat e risi ile uzun dönem marjinal maliyet e risinin kesim noktasıdır. kinci ko ul ise. Ayrıca. monopol konumundaki firmanın malın piyasa fiyatını de i tirebilme olana ı söz konusudur. farklı noktalarda olu ur ve monopol piyasasında firma dengesini sa layan piyasa fiyatının. Monopol piyasasında ise endüstriye ba ka firmaların giri i engellendi i için a ırı karlar elde etmek her zaman mümkündür. Bunun için iki ko ulun gerçekle mesi gerekmektedir. en son üretti i malın firmanın toplam maliyetine yaptı ı katkıyı ifade eden marjinal maliyet de erine e itlendi i noktada. bütün ayarlamalar yapıldıktan sonra firmaya en yüksek karı sa layacak üretim hacminde gerçekle ir. istedi i malı istedi i fiyattan satabildi i anlamına gelmez. tam rekabet veya monopol piyasasındaki bir firmanın kısa dönem dengesi. Oysa. Bu nedenle. piyasa türü ne olursa olsun. satılan her mal piyasa denge fiyatı P0 ‘dan satılaca ı için. tesisin büyüklü ü ile ilgili. bu e itli in sa landı ı yerde marjinal maliyetin yükseliyor olmasıdır. Tam rekabet piyasasında uzun dönemde hiçbir firma a ırı kar elde edemez çünkü a ırı kar sa layan endüstriye uzun dönemde yeni firmalar girer ve bu da a ırı karların erimesine neden olur.

1 PARA VE MAL YE POL T KALARI Ekonomi Politikaları Politika. Buna göre. Devletin istihdam. bu tanımdan hareket edildi inde. kelime anlamı olarak belirli bir hedefe ula mak veya belirli bir sorunu çözmek amacıyla bir takım araç ve yöntemlerin bir araya getirilmesi süreci olarak tanımlanabilir. ekonomide belli hedefleri gerçekle tirmek (refah düzeyinin arttırılması. kullanılan araç ve yöntemlere ba lı olarak ekonomi politikaları. Bununla birlikte. Maliye politikasının etkinli i iki temel faktöre ba lıdır: Yatırım harcamalarının faiz hadlerine olan duyarlılı ı Talep edilen para miktarının faiz hadlerine olan duyarlılı ı. ekonomideki tüm fiyat türlerinin dondurulması suretiyle enflasyonda radikal bir dü ü ü sa layan 18 aylık programlar olarak da tanımlanabilir. Dolayısı ile. kamu harcamalarını azaltarak ve/veya vergileri artırarak toplam tüketim harcamalarını azaltmaya yönelik politikaya da daraltıcı maliye politikası denmektedir. Demokratik bir ülkede. eklinde tanımlanabilir. Bu iki farklı programda ekonomik reformlar benzerlik arzederken. Bu programlar enflasyonla mücadelede gereken ba arıyı ço unlukla yakalayamamı tır. e er ekonomi deflasyonist bir baskı altında ise para ve maliye politikaları geni letici boyutta uygulanacaktır. ekonomi bir enflasyonist baskı ya ıyor ise. yatırım harcamaları ve transfer harcamaları) ve kamu gelirlerini (vergi gelirleri. fiyat seviyeleri gibi makro ekonomik de i kenleri etkileyebilmek için kamu harcamalarını (cari harcamalar. Örnek vermek gerekir ise. E er. vergi dı ı normal gelirler. kamu harcamalarını artırarak ve/veya halktan ve kurumlardan toplanan verginin yükünü azaltarak ulusal ekonomideki toplam tüketim harcamalarını artırmaya yönelik olarak izlenen maliye politikasına geni lemeci maliye politikası. alı ılagelmi yöntemlerin dı ına ta an ve radikal bir uygulamayı gerektiren Heterodoks programlar zaman zaman öne çıkmı tır ve ço unlukla ba arılı olmu tur. maliye politikası ve direkt kontrol politikaları (fiyat kontrol politikaları ve dı ticaret kontrol politikaları) olarak üçlü bir ayırıma tabi tutulabilir. verimlili in sa lanması) veya belirli sorunları çözmek amacıyla (i sizlik. Aynı para ve maliye politikası araçlarından yararlanarak bir ülke. en yaygın kullanılan ayrı tırma kullanılan araç ve yöntemlere göre ayrı tırmadır. yoksulluk) belirli ekonomik araç ve yöntemlerin bir araya getirilmesi sürecidir. partiler sorunlara çözüm modelleri ve araçları ile halkın kar ısına çıkıp oy isterler ve hükümete geldiklerinde bu politikaları uygulamaya çalı ırlar. Ortodoks programlar. günümüzde farklı noktalara ba lı olarak ayırıma tabi tutulmaktadır. Enflasyonla mücadeleyi öngören programlarda iki ana kategori öne çıkmaktadır: Ortodoks AntiEnflasyonist Politikalar ve Heterodoks Anti-Enflasyonist Politikalar. IMF'in alı ılagelmi enflasyonla mücadele programları olarak ifade edilebilir. para politikası. toplumsal uzla ı içerisinde. para ve maliye politikaları daraltıcı boyutta uygulanacak. gelir.2 Maliye Politikası Kamu Kesimi. esas farkı reform sürecine geçi öncesinde uygulanan stabilizyon süreci olu turmaktadır. özel gelir ve fonlar) kullanması maliye politikası olarak adlandırılmaktadır. Bu nedenle. bir yandan yaptı ı harcamalar ile geliri artırıcı etki yaparken bir yandan da topladı ı vergiler ile geliri dü ürücü bir etkiye sahiptir. Heterodoks programlar. Ekonomi politikaları.GENEL EKONOM 4 4. 4. kendisini deflasyonist bir baskıdan veya enflasyonist bir baskıdan kurtarmaya çalı ır. tek bir partinin Meclis'te ço unlu u elinde bulundurdu u periyodlarda. ekonomi politikası. 35 .

2000’li yıllarda söz konusu ana vergi gruplarının toplam içerisindeki rollerinin de i ti i gözlenmektedir. devlete ait i tiraklerin kazançlarından dü en pay da Vergi Dı ı Normal Gelirler kapsamındadır. 1. Çevre Vergisi. Yatırım Harcamaları (Kamu’nun Milli Servete katkı anlamında kalıcı olan sabit sermaye harcamaları) ve Transfer Harcamaları’ndan olu ur. Türkiye’nin vergi gelirleri açısından bir di er kritik sorunu ‘kayıt dı ı’ ekonominin varlı ıdır. Diploma. 1980’lerin sonuna do ru direkt vergilerin toplam vergi gelirleri içerisindeki payı % 70. Veraset ve ntikal Vergisi. Hazine’nin ihraç etti i bono ve tahviller sadece akla gelmemelidir. bugün tasfiye sürecinde olan Fonlar’dan gelen gelirlerden olu maktadır. Türkiye’de 23 milyon civarındaki çalı an kesimin % 50’den fazlasının kayıt dı ı odu unu göstermektedir. Bu nedenle. Dolayısı ile. Ta ınmazların satılması ve kiralanmasından elde edilen gelirler ise malumdur. Pasaport. Kamu Maliyesi Gelir Araçları 3 temel ba lıktan olu ur. Özel Tüketim Vergisi. mal ve hizmetlerin fiyatlarının içerisine yedirilmi ve ço unlukla ne kadar ödedi imizi bilemedi imiz vergilerdir. ekonomi yönetimi ya Türkiye’de oldu u gibi enflasyonla mücadeleye katkı sa layan bir daraltıcı maliye politikası. ne kadarlık bir vergi ödedi ine vakıf oldu u vergi türlerini temsil etmektedir. Emekli ve hracatçılara Vergi adesi. adından da anla ılaca ı üzere. Tapu Senedi gibi belgeler de yine Kamu’nun vatanda a belirli bir bedel kar ılı ında kullandırdı ı belgelerdir ve bu kıymetli evraklardan da gelir elde edilir. Transfer Harcamaları 25 alt harcama kalemi ile en yo un kalemdir ve bu kalemler içerisinde yer alan Faiz Harcamaları. Do rudan veya Direkt Vergiler. Türkiye’nin u radı ı zarar nedeniyle yapılan hibe yardımları ve 17 A ustos Depremi nedeniyle bir defaya mahsus olmak üzere gerçekle tirilen Bedelli Askerlik uygulamasından elde edilen gelirleri Özel Gelirler kapsamında örnek olarak gösterebiliriz. Ehliyet. Trafik ve Vergi Cezaları’nın da. Dolaylı veya ndirekt Vergiler ise. Do rudan veya Direkt Vergi Gelirleri ile Dolaylı veya ndirekt Vergi Gelirleri olmak üzere iki ayrı gruptan olu maktadır. Vatanda ın Devletten temin etti i Nüfus Cüzdanı. Oysa. Vergi Dı ı Normal Gelirler ve Özel Gelir ve Fonlar’dan olu ur. mükellefin do rudan vergi dairesine veya ilgili birimlere ödedi i veya bir kurum aracılık etse de. Emlak Vergisi gibi. ancak düzenleme elde etmeye alı ık oldu u gelirlerdir. Bunlar sırasıyla Vergi Gelirleri. Bunlar sırasıyla. Kamu Kesimi’nin vergi kapsamına girmeyen. Devletin sahip oldu u menkul ve gayrimenkullerin satı ından ve/veya kiralanmasından elde edilen gelirler bu kapsama girer. Vergi Gelirleri do al olarak kamu kesiminin toplam gelirlerinin önemli bir bölümünü kapsamaktadır. Kurumlar Vergisi ve Götürü Usülde vergilendirilen mükelleflerden alınan ve Gelirden Alınan Vergiler’den olu an grubu ve Motorlu Ta ıtlar Vergisi. hem de sosyal güvenlik sistemi prim ödemeleri açısından önemli bir kayba u ramakta. Türkiye hem gelir vergisi açısından. günlük tüketim ve demirba harcamalarından olu ur). Ayrıca. Devlet Patrimuvanı Gelirleri en önemli örnektir. potansiyel gelir kaybı ya anmaktadır. Kamu Kesimi Harcama Araçları ise 4 ayrı bölümden olu maktadır. Özel Gelir ve Fon Gelirleri ise Türkiye’nin bir kez elde etti i gelirlerden ve 2000 yılı ba ına kadar sayıları 75 iken.GENEL EKONOM Maliye Politikası araçlarını Kamu Maliyesi Gelir Araçları ve Kamu Maliyesi Harcama Araçları olarak ikiye ayırabiliriz. Tarım Desteklemesi gibi ana kalemler nedeniyle Kamu’nun en çok harcama yaptı ı alandır. daha dengeli bir vergi sistemi için direkt vergilerin toplamdaki payının arttırılması önemlidir. Di er Cari Harcamalar (Devletin Güvenlik Harcamaları ile Di er Kamu Kurumlarının rutin. Körfez Sava ı esnasında. Söz konusu vergi gelirleri arasında en çok bilinenlerin Katma De er Vergisi. Sosyal Güvenlik Kurulu ları’na transferler. K T’lere transferler. Gelir Vergisi. Personel Harcamaları. Vergi Dı ı Normal Gelirler ise. Daraltıcı 36 . dolaylı vergilerin payı % 30 iken. yukarıda sıralanan 3 temel gelir kalemi ile 4 temel harcama kalemini kullanarak. TÜ K’in resmi verileri. Akaryakıt Tüketim Vergisi ve Banka ve Sigorta Muamele Vergisi olarak sıralanabilir. Kıymetli evrak denilince. ya da Japonya’da oldu u gibi deflasyonla mücadele adına geni letici maliye politikası izleyebilmektedir.

' Para Arzı ve ' Paranın Dola ım M' V' Hızı’nın (para arzının ortalama kullanım hızının) çarpımı Nonimal GSMH’ya e ittir. GSMH artı hedefini gerçekle tirmek için Merkez Bankası Para Arzı M’yi arttırmak zorundadır. yarı ba ımlı ve tam ba ımlı merkez bankacılı ı uygulamalarına ba lı olarak. Yani. esasen ' Fiyatlar Genel Seviyesi’ni. Piyasa ekonomisi mantı ının benimsenmi oldu u bir ekonomide Merkez Bankası’nın özerkli i çok önemlidir. Merkez Bankası elindeki be adet para politikası silahı ile ya para arzlarını daraltarak. ba ımsız. Merkez Bankası faiz ve döviz kuru silahını kullanarak. 5 Kasım 2001 tarihinde yürürlü e giren son düzenleme TCMB’na özerklik konusunda yeni olanaklar sa lamaktadır. Yani. ya da geni lemesine izin vererek hedeflere ula ılmasına. ekonomideki parasal büyüklükleri etkiler. para politikasının etkinli i merkez bankasının pozsyonuna göre farklılık arzetmektedir. vergi oranları dü ürülerek halkın tüketim e ilimi güçlendirilmekte. ki bu hedef 2002 yılı için % 58’dir. ayrıca kamu harcamaları arttırılarak. Nitekim.3 Para Politikası Para politikası. Aslında P. Dünyada.GENEL EKONOM maliye politikasında vergi oranları arttırılarak. parasal büyüklükleri baskı altında tutar veya parasal büyüklükler üzerindeki baskıyı hafifletir. E er. Para Arzı ile Paranın Dolanım Hızı’nın çarpımı sonrası ortaya çıkan de erin de yine e itli i sa lamak anlamında % 58 artması gerekir.T olarak ifade edebilece imiz Cambridge Denklemi’nde. kamu kesiminin iç talebi desteklemesi sa lanaktadır. 37 . Merkez bankası temelde be temel para politikası aracı kullanmaktadır. Yatırım talebinin faiz oranına duyarlılı ına. Özellikle. hatta para arzını daraltmayı ve faiz oranlarının yükselmesini sa lamaya dönük para politikasına da daraltıcı para politikası denmektedir.T Nominal GSMH’dır. Para politikasının etkinli i iki anahtar etmene ba lıdır: Reel para talebinin faiz oranına duyarlılı ına. Ulusal ekonomi birbirinden farklı Para Arzı tanımlarını bünyesinde bulundurur. devletin elde etti i gelirler arttırılarak ve harcamalar kısılarak kamu kesiminin enflasyon etkisi sınırlandırılmakta. para arzındaki artı ı yava latmayı. kamu açı ı azaltılmaya çalı ılmaktadır. Nominal GSMH için bir artı oranı hedefi var ise. her ülkenin merkez bankasının çe itli makro hedefleri gerçekle tirmek ve/veya çe itli makro sorunlara çözüm yaratmak amacıyla çe itli parasal araçlar vasıtası ile uyguladı ı politikayı ifade etemktedir. 4. Zorunlu Kar ılıklar Oranı Disponibilite Oranı Reeskont Oranı Açık Piyasa lemleri Bankacılık Sistemi’nin Yönlendirilmesi Ekonomi alanında bilinen en temel denge olarak M. TCMB 31 Mart 2002 tarihli Zorunlu Kar ılıklar ve Disponibilite Tebli i ile bu noktayı hedeflemi tir. Bunlar. tüketim te vik edilmekte. Para politikası kararları alınırken ekonomi yönetiminin ve onun bir parçası olarak Merkez Bankası’nın temel hedefi enflasyona neden olmaksızın tam istihdam düzeyine ula mak ve bunu sürdürmektir. bir ülkenin merkez bankasının ba ımsızlı ı ile para politikasının etkinli i arasında do ru orantılı bir ili ki söz konusudur. makro de i kenlerin etkilenmesine çalı ır. Bu durumda. e er ekonomide paranın dolanım hızı V dü üyor ise. ' ise Ticari i lem Hacmi’ni P' T' temsil eder. Geni letici maliye politikalarında ise halktan toplanan vergi azaltılarak. Parasal büyüklüklerin ve ekonomideki likiditenin daha hızlı geni lemesini ve faiz oranlarının dü mesini sa lamaya yönelik para politikasına geni lemeci para politikası.V=P.

daha etkin izlenebilir olması açısından Analitik Bilanço’yla takibe a ırlık verilmi tir.4 Enflasyon Hedeflemesi Enflasyon hedeflemesi. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (Merkez Bankası). Bu çerçevede. Pasifte ise a ırlı ın Merkez Bankası Parası’nda olması arzu edilir. gerekse gelismekte olan ülkelerde ba arısı kanıtlanmıs ve giderek artan sayıda ülke tarafından uygulanan bir para politikası rejimidir. ki Merkez Bankası Parası içerisinde Rezerv Para’yı da içermektedir. Bu do rultuda. para politikasında nihai hedefin enflasyon hedeflemesine geçmek oldu unu. bu konuda önemli bir ilerleme kaydetmi olmakla birlikte. A ANAL T K B LANÇO P DI VARLIKLAR Ç VARLIKLAR TOPTAN DI YÜKÜMLÜLÜKLER MERKEZ BANKASI PARASI deal bir Merkez Bankası Analitik Bilançosu’nda Aktiflerin önemli bir kısmının Dı Varlıklar’dan olu ması. lemleri + TCMB Nezdindeki Kamu Mevduatı = Merkez Bankası Özellikle. enflasyon hedeflemesi rejimine geçilene kadar “örtük enflasyon hedeflemesi” uygulanaca ı belirtilmisti. ancak gerekli ön ko ullar tamamlanmadan enflasyon hedeflemesine geçilmesinin rejimin güvenilirli ini daha baslamadan sarsacagını ve bu nedenle enflasyon hedeflemesine geçi için. IMF ile 1994 yılından bu yana gerçekle tirilen stand-by anla malarına ba lı olarak. yine de henüz ideal dengeyi olu turamamı tır. Vaziyet’in Aktif ve Pasif’inde yer almakta olan kalemler. 4. Rezerv Para + Açık Piyasa Parası’nı vermektedir. para politikasının etkinligini kısıtlayan unsurların zayıflamasının beklenecegini vurgulamı tı. TCMB. Merkez Bankası’nın klasik bilanço mantı ına dayalı olarak hazırlanan Merkez Bankası Vaziyet (Aktif-Pasif) Durumu. Merkez Bankası’nın yarattı ı en büyük parasal de er ise Merkez Bankası Parası olarak ifade edilebilir.GENEL EKONOM M1 Para Arzı= Dola ımdaki Para (Dola ıma Çıkmı Banknot+Madeni Para – Banka Kasaları) + Vadesiz Ticari Mevduat + Vadesiz Tasarruf Mevduatı + Vadesiz Di er Mevduat + TCMB’deki Mevduat M2 Para Arzı= M1 Para Arzı + Vadeli Ticari Mevduat +Vadeli Tasarruf Mevduatı + Vadeli Di er Mevduat M2Y Para Arzı= M2 Para Arzı + Döviz Tevdiat Hesapları M3A Para Arzı= M2 Para Arzı + Resmi Mevduat M3 Para Arzı= M3A Para Arzı + TCMB’deki Di er Mevduat M3Y Para Arzı= M3 Para Arzı + Döviz Tevdiat Hesapları formülleri ile bulunabilmektedir. Analitik Bilanço’nun Aktif ve Pasif tarafında dört ana kalem altında birle tirilmi tir. 38 . Emisyon + Bankalar Zorunlu Kar ılıkları + Bankalar Serbest Mevduatı + Fon Hesapları + TCMB Nezdindeki Banka Dı ı Kesim Mevduatı = Rezerv Para’ya e it olup. 2002 yılı ba ında para politikasının genel çerçevesine iliskin yaptı ı duyuruda. gerek gelismi ülkelerde. Aynı duyuruda.

GENEL EKONOM Hükümet ile birlikte enflasyon hedefleri saptanmı tır. enflasyon hedeflerinin güvenilirli inin artırılması amaçlanmı tır. Kısa vadeli faiz oranları enflasyonla mücadelede etkin olarak kullanılırken. mali disiplin ve süregelen yapısal düz 39 . para tabanı da ek bir çapa olarak belirlenerek. Merkez Bankası’nın ba ımsızlı ı yolunda atılan adımlar. Uygulanan bu politika.

Enflasyon hedeflemesi ise. ncelenen ülke örnekleri. Dolayısıyla. enflasyon hedeflemesi rejimi çerçevesinde genel yapı olusturulurken. enflasyon hedeflemesi rejimi konusunda 2000 yılından bu yana çalı malarını sürdürmektedir. enflasyon hedefleri ve bu hedeflere ula mak için izlenilecek politikalar konusunda giderek artan bir açıklık ve hesap verme söz konusu olacaktır. bu gelisme süreci sadece politika uygulayıcıları için de il. Türkiye’de uygulanan para politikası kademeli olarak enflasyon hedeflemesi rejimine yakla mı tır. Di er ülke örnekleri ve Türkiye’nin geçmi deneyimleri incelendi inde. uygulamalara bakıldı ında. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası. Kuskusuz. kültürel. Türkiye’ye özgü bir modelin olu turulması gerektigi göz önüne alınmı tır. öngörülerin enflasyon hedefi ile tutarlılı ı ve hedeften sapma konusundaki riskler kamuoyuna anlatılmaktadır. rejimi daha i levsel ve etkin kılacaktır. merkez bankaları bugünkü enflasyonu de il. Önümüzdeki dönemde uygulanacak para politikasının ana ilkeleri u ekilde ifade edilebilir. kurumsal altyapı ve effaflık konusunda önemli gelimseler ya anmıstır. son dört yıllık dönemde özellikle de son bir yıl içinde para politikasının öngörülebilirli i belirgin bir ölçüde artmı . bu rejimi uygulayan 20’yi askın geli mi ve geli mekte olan ülkenin deneyimlerinden faydalanılmıstır. Bu kapsamda.GENEL EKONOM Yine bu dönemde kurum içinde organizasyon yapısı yenilenmi ve para politikasına ili kin görev tanımları netle tirilmi tir. enflasyon hedeflemesi rejimini diger rejimlerden ayıran iki ana unsurun bulundu u görülmektedir: 1. ekonomik ve siyasal farklılıklar nedeniyle. enflasyon hedeflemesi rejiminin para politikasında bir son olmadı ı. 40 . 2006 yılında ise seffaflık ve hesap verebilirlik alanında atılacak yeni adımlar ile. gelecekteki enflasyonu kontrol edebilmekte. Bu süreçte kamuoyu ile kar ılıklı etkile imin ve bilgi payla ımının artması. effaflı ın. Merkez Bankası açısından önümüzdeki dönemin ba lıca gündem maddeleri. tüm ekonomik birimler için de geçerlidir. 2. fiyat istikrarına ulasılabilmesi amacıyla uygulanan ve giderek yaygınla an bir para politikası stratejisidir. 2006 yılında para politikası kurumsalla ma süreci çerçevesinde enflasyon hedeflemesi rejiminin uygulamasına geçmi tir. Bu rejim ile birlikte. Türkiye’de enflasyon hedeflemesi rejiminin ana çerçevesi olu turulurken. enflasyon hedeflerini rakamsal olarak açıklamakta. aksine. Sonuç olarak. uygulanacak olan para politikası artık enflasyon hedeflemesi rejimi olarak tanımlanacaktır. “her ülkeye uygun tek ve en iyi uygulama” olmadı ını göstermi tir. Merkez Bankası. hesap verebilirli in ve öngörülebilirli in artırılması olacaktır. Bu do rultuda. Akademik yazında birçok farklı tanım bulunsa da. bu amaçla belirli zaman aralıklarıyla enflasyon tahminleri olusturmakta ve bu tahminleri kamuoyu ile payla maktadırlar. önümüzdeki dönemde para politikasının genel çerçevesinde. Enflasyon hedeflemesi rejimi uygulayan merkez bankaları. bu hedeflere ulasmayı taahhüt etmekte ve açıklanan hedeflere ula ılamaması durumunda kamuoyuna hesap vermekle yükümlü olmaktadırlar. enflasyon hedeflemesi rejimi ço u zaman “enflasyon tahmini hedeflemesi” olarak da adlandırılabilmektedir. Para politikası kararlarının ekonomiyi etkilemesi belli bir süre gerektirdiginden. Bu nedenle. tarihsel. kesintisiz bir “geli me” sürecinin bir parçası oldu u görülmektedir. son yıllardaki “dü en enflasyon” sürecinden “fiyat istikrarı” sürecine do ru ilerlenmesi planlanmaktadır. Merkez bankalarının birincil ve öncelikli amacı fiyat istikrarını sa lamak ve sürdürmektir. Bu do rultuda.

2007 ve 2008 için yılsonu hedefleri sırasıyla % 5. Merkez Bankası açısından orta vadede önemli olan. ayrıca stand-by süreci gere i. TCMB’nin bu konuda. üç yıllık bir hedef patikasının açıklanmasının. 2006. nokta hedefin etrafında referans olarak alınabilecek bir “belirsizlik aralı ına” ihtiyaç duyulmaktadır. iki yıl içinde ise % 4 civarına gelmesi ve belirli bir istikrara kavu masıdır. bu tür bir uygulamada orta vadeli enflasyon hedefi ön plana çıkmaktadır. Hükümet’e ve kamuoyuna açıklanmak üzere kaleme alaca ı mektup. orta vadeli hedeflere vurgu yapılarak politika tepkisi zamana yayılmaktadır. % 4 ve % 4 olarak belirlenmi tir. her 3 ayda bir. enflasyon hedeflerinin içsel tutarlılı ını ve diger makroekonomik projeksiyonlarla uyumunu artıraca ı dü ünülmektedir. Belirsizlik aralı ının olu turulması ile “orta vadeli bakı ” arasında da yakın bir ili ki vardır. bu okun nasıl algılandı ını (hangi oranda kalıcı hangi oranda geçici nitelik tasıdı ının degerlendirilmesi gibi) kamuoyuna açıklıkla anlatacak.GENEL EKONOM Kamuoyu tarafından kolay anla ılabilirli i ve iletisim açısından avantajları göz önüne alınarak. TCMB’nin 5 Kasım 2001 tarihli yasasının 42’nci maddesi gere i hazırlanacaktır. Dikkat edilirse. Büyük dı sal okların enflasyon üzerindeki geçici etkilerine anında tepki verilmemekte. 2009 yılsonu hedefi ise 2006 yılı içinde açıklanacaktır. Temel Politika Metinleri Ba lı ı Altında. enflasyon hedeflemesi rejiminin bu ilk a amasında hedefler üç yıllık olarak ilan edilmektedir. yapılması gerekenleri de siyasi otorite ile payla acak ve hedefe ne kadar zaman içinde tekrar yakınsanaca ı konusunda kamuoyuna bilgi verecektir. Enflasyonu belirgin ekilde artıran veya azaltan geçici dı sal oklarla mücadele edilirken makroekonomik dalgalanmaların en aza indirgenebilmesi açısından da. Yılsonu hedefi ile tutarlı enflasyon patikası ve etrafındaki belirsizlik aralıkları asa ıda verilmektedir. Tablo: Yılsonu Hedefiyle Tutarlı Enflasyon Patikası ve Belirsizlik Aralı ı (Kaynak: TCMB Web Sayfası. 2006 yılından itibaren üç yıllık bütçe uygulamasına geçildigi göz önüne alındı ında. enflasyonun kademeli olarak asa ı inerek bir yıl içinde % 5. IMF’e takdim edilecektir. Bu do rultuda. Nitekim. enflasyonu hedeften uzakla tıran bir okun ya anması durumunda. Merkez Bankası bunun nedenlerini ve alınması gereken önlemleri ayrı bir raporla Hükümete sunacak ve bu raporu kamuoyu ile payla acaktır. enflasyon hedefinin Tüketici Fiyat Endeksi üzerinden tanımlanması tercih edilmistir. hedefe tekrar yakınsamaya yönelik politikaları uygulamakla kalmayacak. hedeflenen de i ken 2003 temel yılı Tüketici Fiyat Endeksi’nin yıllık yüzde de i imi ile hesaplanan yılsonu enflasyon oranıdır. Enflasyon Hedeflemesi Rejimi’nin Genel Çerçevesi ve 2006 Yılında Para ve Kur Politikası) Yukarıdaki de erlendirmelerin ı ı ında. Katılım Öncesi Ekonomik Program ve üç yıllık bütçe planlarıyla uyumlu olarak. Bu aralıkların dı ına çıkılması durumunda. 2006 yılı için “belirsizlik aralı ı” her iki yönde de iki puan olarak olu turulmu tur. enflasyondaki geçici dalgalanmalardan ziyade. Bu nedenle. Toplumun her kesimi tarafından kolaylıkla takip edilebildigi ve günlük yasam maliyetini iyi ölçen bir gösterge oldu u için. hedef enflasyondan sapılması durumunda. Bu ba lamda. enflasyon hedefi “nokta hedef” olarak belirlenmi tir. Mart 2006 sonunda hedefle tutarlı patika çerçevesinde. belirsizlik aralı ının üst sınırının altında kalan bir TÜFE yıllık de i ik oranı nedeniyle kamuoyuna ve Hükümet’e bir 41 . aynı zamanda. Söz konusu mektup. Merkez Bankası.

TCMB’nin mayıs-haziran türbülansı sonrası aldı ı seri kararlarla sıkıla tırılan para politikasının etkisini göstermektedir. ekonomiyi rahatlatmak ve hareketlendirmek için geni letici para politikası uygular ve zorunlu kar ılık. vergi oranları dü ürülerek vatanda ın cebinde daha fazla para kalması sa lanarak tüketim te vik edilir. ekonomideki likiditeyi arttırıcı etki yaratacaktır. Ayrıca. Örne in.3 alt bölümlerinde ayrıntılı olarak ele alınmı olan para ve maliye politikası araçları. Merkez Bankası ekonomideki temel dengeler sabit iken. Aynı ekilde. daraltıcı bir maliye politikası uygulanması suretiyle. Bir örnek vermek gerekir ise. kamu harcamalarının ve onun da ötesinde kamu açı ının enflasyonist etkisi minimize edilmeye çalı ılır. para arzındaki artı yatırımları ve tüketimi etkileyememektedir. Yani. kamu gelirlerini azaltıcı ve kamu harcamalarını arttırıcı bir geni letici maliye politikası uygulanması gerekir. ekonominin aktörlerinin çok dü ük olan faiz seviyesine olan duyarlılıkları sıfırlanmı tır. bu nedenle 2007 yılı yıl sonu enflasyon hedefi olan % 4’e yakınsama adına. reeskont oranını dü ürmesi ticari bankaların Merkez Bankası'ndan kredi kullanma maliyetlerini. 2006 yılı için yıl sonu hedefinin gerçekle me ihtimalinin ortadan kalktı ını vurguluyan TCMB. hem de Hükümet ile payla mı tır. ülke Merkez Bankası kontrolundaki zorunlu kar ılıklar. 4. yıl sonu için % 9. 2007 yılının sonbahar dönemine kadar faiz politikasında bir yumu amaya gitmeyece ini de belirtmektedir. ekonomideki likiditeyi daraltabilir.GENEL EKONOM mektup sunması gerekmemi olan TCMB. e er ekonomi deflasyonist bir süreçte ise (Japonya örne inde oldu u gibi) ekonomiyi geni letmek ve canlandırmak amacıyla kullanılabilmektedir.6 olarak revize etmi tir. Böylece. e er ekonomi enflasyonist bir süreç içerisinde ise ekonomiyi daraltmak amacıyla.2 ile 10.2 ve 4. kamu gelirlerini arttırmak için vergi oranlarının yükseltilmesi ve kamu harcamalarının kısılması yoluyla. Ya da. daraltıcı bir para politikası adımı olarak bankaların da ticari kurulu lara uygulayacakları iskonto oranını etkiler ve yükselmesine neden olur. TCMB. disponibilite ve reeskont oranını yüksetmek suretiyle ve Açık Piyasa lemleri (AP ) yoluyla sisteme Hazine ka ıdı satarak veya repo ihalesi gerçekle tirerek. disponibilite ve reeskont oranlarını dü ürerek sisteme likidite girmesine çalı ır. Merkez Bankası ekonomiyi deflasyonist etkiden kurtarmak için.6 Para Politikası Araçları ile Makro Büyüklükler Arasındaki li kiler Merkez Bankası'nın iki önemli silahı olarak döviz kurları ve faiz hadlerindeki geli melerin makro de i kenler üzerindeki etkisi u ana ba lıklar altında toplanabilir: 42 . geni letici para politikası uygulayarak.5 arasında bir enflasyon tahmininde bulunmu . E er. bankalardan devlet tahvili satın alması. söz konusu yıl sonu enflasyon tahminini % 9. söz konusu mektubu kaleme almı ve temmuz ayında hem kamuoyu. söz konusu olan bir Japon ekonomisi ise. Faiz oranlarını dü ürmekte halkı tasarruftan tüketime yönlendirmek için bir araç olarak kullanılabilir. Yani.5 Daraltıcı ve Geni letici Ekonomi Politikaları 4. Faiz seviyesine tepki vermemektedirler. 4. Haziran 2006’da ciddi sapma gösteren enflasyon oranı nedeniyle. örne in bir Acık Piyasa lemi olarak. Japonya faiz oranlarını öyle bir seviyeye dü ürmü tür ki. tüketime yönelecek ve enflasyonu kamçılayacak bir likiditeyi halkın cebinden çekmi (strelize etmi ) olur. Bu geli melerin ı ı ında. küresel ekonomiden kaynaklanan mayı-haziran türbülansı sonrası ya anan dı sal ve iç el oklara ba lı olarak. Ancak. Kısacası. Merkez Bankası enflasyonla mücadele açısından para çarpanını dü ürmeye çalı ır.6 ile 10. Zorunlu kar ılık oranını yükselterek. bankaların da reel sektöre kredi kullandırma maliyetini azaltır. ekonomi Likidite Tuza ı' na dü mü tür. kasım ayı ba ında gerçekle tirilen açıklamalar ile. Merkez Bankası'nın reeskont oranını yükseltmesi. Ekim 2006 enflasyonunun beklenenden iyi çıkması ile.

Merkez Bankası elindeki para politikası araçları ile istikrarlı ve sürdürülebilir bir büyüme sürecini sa layabildi i ölçüde. yüksek faiz kısa vadeli sermaye hareketlerini arttırıcı etki yaratır. Faizlerde dalgalanma bankacılık sektörü açısından ciddi belirsizliklerin olu masına yol açar. Yani.GENEL EKONOM Merkez Bankası elindeki para politikası ile ekonominin aktörlerinin beklenti ve tercihleri üzerinde etkili olmaya çalı ır. bunun altında bir faiz haddinin fiyat istikrarını zedeleyebilece i beklentisi ile faiz haddini daha a a ı çekmemektedir. Özellikle. faiz haddini % 1. 2001 yılında ekonomi durgunlu a sürüklenince. enflasyonla mücadele programının uygulandı ı bir ekonomide. fiyat istikrarını tehdit edecek bir etkinin var olmaması nedeniyle. bütçenin faiz ödemeleri kaleminde sapmaya ve bütçe hedeflerinin tutturulamamasına yol açacaktır. Dolayısı ile para politikasının bir ba ka önemli hedefi finansal sistemin sa lıklı bir yapı içerisinde olmasıdır. Fiyat istikrarını zedeleyebilecek bir etki yaratmaması ko ulu ile. Örne in. Merkez Bankası fiyat istikrarı olumsuz yönde etkilenmedi i müddetçe ekonomide kaynak arz ve talebindeki dengesizlikleri gidermeye çalı ır. Güçlü bir finans sistemi ise gelecekteki büyüme sürecinin bir garantisidir. Bu nedenle. enflasyonist baskının hafiflemesine ba lı olarak. faiz haddini dü ürerek. bu mücadelede ba arı yakalanabilmesi açısından beklenti ve tercihleri yönlendirmek önemlidir. enflasyonist beklentileri kırmak için 2000 yılında faizleri % 6. Kısa vadeli faizler Konsolide Bütçe hedeflerini de etkiler. portföy amaçlı sermaye giri inde görülen yo unla ma 'Sıcak Para Giri i' olarak nitelendirilir. halkın tasarruf e ilimini güçlendirdi inden ve risk algılamasını yükseltti inden paranın dolanım hızını dü ürür. kur artı ın baskı altında tutuldu u periyodlarda. enflasyonist bir ortamda ise faizi yükselterek ekonominin aktörlerini tasarruf etmeye te vik eder. toplumun veya bir ba ka de i le ekonomide gerçek ve tüzel ki ilerin tasarruf-tüketim tercih kanalını etkilemek için kullanır. Reel faizlerin yükselmesi. stikrarsız bir ortam finansal sistemin de sa lıklı yapısını zedelemekte. Merkez Bankası uyguladı ı para politikası ile fiyat istikrarını hedefler. Merkez Bankası faiz uygulamasında bütçe hedeflerini ve Hazine'nin borçlanma maliyetini göze tmek zorundadır. ihracat hacminde görülebilecek gerilemeler dı ticaret açı ının büyümesine ve ihracata yönelmi irketlerin faaliyet gelirlerinin azalması nedeniyle vergi 43 . Ekonomide yatırım-tasarruf dengesi bozulup tasarruf açı ı olu tukça reel faiz seviyesi yükselme e ilimi gösterir. Merkez Bankası faiz haddi silahını. Ancak. Bu tür yapısal sorunlar para politikası vasıtası ile atlatılmaya çalı ılır. Bu tür ani sermaye çıkı ları Merkez Bankası'nın döviz rezervlerinin azalmasına ve kritik geli melere sebebiyet vermektedir. Para Politikasının kısa vadeli sermaye hareketleri üzerinde de önemli bir etkisi vardır. Düzenli faaliyet geliri ise irketlerin sermaye yapılarının güçlenmesi anlamına gelir.75'e kadar dü ürmü tür. TCMB Ba kanı Süreyya Serdengeçti bu temel hedefin altını birçok defa çizmi tir. bankacılık sektörü ve sermaye piyasasında faaliyet gösteren irketlerin düzenli faaliyet geliri elde etmeleri anlamına gelir. Döviz kurlarındaki artı ın enflasyona paralel seyretmedi i.5'e kadar yükselten FED. deflasyonist bir ortamda ekonominin aktörlerini daha fazla tüketime. Merkez Bankası di er makro büyüklükler üzerinde etkili olabilecek para politikası de i iklikleri gerçekle tirebilir. Faiz hadleri dü ük seviyedeyken bir kur sıçraması ise sermaye çıkı ına neden olmaktadır. Faiz haddinin gere inden fazla yükselmesi ve bu nedenle Hazine'nin hedeflenenin üzerinde bir faiz ile borçlanması. Ülkenin yerel parasının uygulanan kur politikası nedeniyle de erlendi i ve rekabet gücünün geriledi i bir ortamda. sürdürülebilir bir büyüme. Paranın devir hızının azalması ise vergi gelirlerinin azalmasına ve bu nedenle bütçe hedeflerinde sapmaya neden olacaktır. tasarruf sahiplerinin endi eleri finansal sisteme emanet edilen kayna ın vadesinin kısalmasına ve finansal sistemdeki risklerin daha da artmasına yol açmaktadır. Yani.

hedeflenen büyümenin gerçekle ememesi. Net sermaye giri i olmaması halinde. sonraki yıllardaki bütçe gerçekle me beklentilerini de olumsuz yönde etkiler. Finansman açı ının büyümesi ise reel faizleri yukarı itici bir baskı olu turacaktır. Fiyat istikrarı korunamıyor ise. büyüme ve enflasyon oranının gerilemesine yol açabilir. Bununla birlikte.GENEL EKONOM gelirlerinde kısmi azalmaya neden olacaktır. E er. Bütçe performansı açısından gelir hedefinin yakalanması. bütçe açı ının ve borçlanma ihtiyacının artmasına yol açacaktır. Enflasyon ve büyüme hedeflerindeki olası sapmaların bütçe büyüklükleri üzerindeki etkileri göz ardı edilmemelidir. harcama disiplini kadar önemlidir. yerel para hızla de er yitiriyor ise. Bütçe açı ının büyümesinin engellenememesi halinde. ithalat ucuzlayaca ından maliyet enflasyonu baskısı kısmen azalır. ilk etapta vergi gelirlerini olumlu yönde etkilese de. Bu arada. büyüme ve enflasyon oranının yükselmesine. Cari lemler Açı ı'nın beklenenden fazla olması halinde. gerekse de bütçe dengesini olumlu yönde etkileyebilir. vergi gelirlerinin beklenenin altında kalmasına yol açarak. e er ihracat amaçlı üretim ithal hammadde ve girdilere ba ımlı ise. cari i lemler açı ındaki sapmanın ya andı ı dönemde. Makro Denge açısından çe itli makro büyüklükler arasındaki sebep-sonuç ili kisi ise öyle özetlenebilir: Rekabet gücü gerileyen bir ekonomide bütçe gelirleri reel olarak gerileme riski ile kar ı kar ıyadır. Maliye Politikası'nın ba arısı makro dengeleri tesis etmek açısından önemlidir. ekonominin aktörlerinin beklentilerini olumsuz yönde etkiler. Ülkenin rekabet gücünün artması. ham petrol fiyatlarının yükselmesi gibi global dengesizliklerin dı ı açık bir ekonomide yarataca ı olumsuz etkiler göz ardı edilmemelidir. ülke ekonomisi aynı zamanda dı borçlanmada da zorluk çekiyor ise. yerel paranın de er kaybetmesi üretim maliyetlerinde artı a yol açarak maliyet enflasyonu baskısını arttırabilir. i sizlik ve enflasyon seviyesinin beklenenin üzerine çıkmasına yol açabilir. gerek cari i lemler dengesi. Ekonomide öngörülenin üzerinde bir daralma. Beklenenin üzerinde a ırı büyüme ise. bu durumda cari i lemler açı ının finansmanı iç borçlanma yoluyla bulunacak kaynak ile finanse edilecek etmektir ki. bu durumda iç borçlanma maliyetleri bir kat daha artacaktır. yabancı para talebi ve tüketim harcamaları artı e ilimi gösterir. bu açı ının yarataca ı belirsizlik ve tedirginlik bono faizlerinin yukarı yönde hareket etmesine yol açar. Büyüme hızının beklenin altında gerçekle mesi veya bir ekonomik kriz sonrasında irket karlarının ve tüketim harcamalarının azalması nedeniyle bütçe gelirlerinde olası sapmalar. Büyük miktarda sermaye giri i tüketim ve yatırım harcamalarında artı a. Kısa vadeli dı borçların döviz rezervleri aleyhine artı e ilimi göstermesi. orta vadeli beklentileri olumsuz yönde etkileyecektir. Ancak. önemli miktarda sermaye çıkı ı ise harcamaların daralmasına. 44 . Ülkenin yerel parasının uygulanan kur politikası nedeniyle de er yitirmesi ise rekabet gücünün artmasına ve bu nedenle dı ticaret dengesinin. Sermaye hareketleri ekonominin makro dengesini etkileyici sonuçlar yaratır. kamu kesimi borçlanma gere inin artması. enflasyonist baskının artmasına neden olmasından dolayı. cari i lemler dengesinin ve bütçe dengesinin olumlu yönde etkilenmesine yol açacaktır. Ekonominin aktörlerinin beklentilerinin olumsuzla ması halinde. cari i lemler açı ının büyümesi döviz rezervlerinde daha yüksek bir erimeye yol açacaktır. Gelir da ılımında artan deformasyon makro dengelerin tesisini zorla tırır.

Keynesciler maliye politikaları kamu açıklarını daraltma amacına yönelmedi inden. Aksi taktirde. Keynesciler enflasyonun kontrol altına alınması için para politikasının tek ba ına yeterli olamayaca ını.8 Enflasyonist Ortamda Para Ve Maliye Politikası Uygulamaları Enflasyonun kontrol altına alınmasında para-maliye politikası tartı ması gündeme gelmektedir. enflasyondan çıkılamadı ını söylüyorlar. Dı yükümlülükler içerisinde ise yurt dı ında çalı an i gücümüzün mevduatı ve IMF’ye olan borçlar yer almaktadır. Ortodoks ve Heterodoks anti-enflasyonist program modelleridir. bu de er M2 Para Arzı’ndan küçüktür. ancak yatırımlar yoluyla. Slayt 11. bütçe açı ı hedefi sapma gösterecektir. Slayt 15. pasifinin ise TL yükümlülükleri a ırlıklı olması arzu edilir. Slayt 14.Slayt 18) MERKEZ BANKASI ANAL T K B LANÇOSU A ANAL T K B LANÇO DI VARLIKLAR Ç VARLIKLAR P TOPTAN DÖV Z YÜKÜMLÜLÜKLER MERKEZ BANKASI PARASI • Merkez Bankası Bilançosu’nun Aktifinde yabancı para cinsinden varlıklar ile TL cinsinden varlıklar yer almaktadır. • deal bir merkez bankasının aktifinin dı varlıklar a ırlıklı. O bakımdan bazı durumlarda para politikasının dı denge. Slayt 13. Slayt 17. 4. maliye politikasının da iç denge amacıyla kullanılması daha uygun olabilir.7 Ekonomi Politikalarının Belirlenme Mekanizması Genellikle toplam talebi de i tirme açısından maliye politikasının para politikasından daha etkili oldu u kabul edilmektedir. Slayt 12. hükümetlerin bilerek ve isteyerek kamu kesiminin ekonomide a ırlı ını yükselttiklerini ve bu yüzden enflasyonla mücadelede ba arısız olduklarını savunurken. • Bilançonun pasifinde ise yurtiçi yükümlülükler olarak bankacılık sisteminin zorunlu kar ılıkları. Slayt 16.GENEL EKONOM bütçe harcamaları disiplini için ek önlemleri gündeme getirebilir. Dünyada günümüze kadar uygulanmı en yaygın iki enflasyonla mücadele programı modeli. Dı Varlıklar: Altın Mevcudu + Döviz Borçluları + Dahildeki Muhabirler + Dı Krediler + tirakler + Muvakkat Borçlular + Di er Aktifler ç Varlıklar: Madeni Para + Dahildeki Muhabirler + Menkul De erler Cüzdanı + Kamuya Açılan Nakit Krediler + Bankalara Açılan Nakit Krediler + Açık Piyasa lemleri + Gayrimenkuller ve Demirba lar + De erleme Hesabı + Muvakkat Borçlular + Di er Aktifler Toptan Döviz Yükümlülükleri: Dı Yükümlülüklerimiz(Döviz Alacaklıları+ Dı Krediler + Muhtelif + IMF’e Borçlar) + ç Yükümlülüklerimiz(Döviz Olarak Takip Olunan Mevduat + Bankaların Döviz Mevduatı) Merkez Bankası Parası: Emisyon + Bankalar Zorunlu Kar ılıkları + Bankalar Sebest Mevduatı + Fon Hesapları + Banka Dı ı Kesim Mevduatı= Rezerv Para + Açık Piyasa lemleri + Kamu Mevduatı 45 . Oysa maliye politikasında bu etkiler dolaysızdır. Monetaristler ise daraltıcı maliye politikasıyla dar para politikasının aynı anlama geldi ini ileri sürerek önce parasal geni lemenin durdurulması yönünde bir politik iradenin olu turulması gerekti ini söylerler. • Merkez Bankası Parası bankanın yarattı ı en büyük parasal de eri ifade etmektedir. Ancak. yani dolaylı biçimde olmaktadır. bankaların Merkez Bankası nezdinde tuttukları mevduat. Monetaristler. büyükelçilikler gibi banka dı ı kesimin tuttu u mevduat emisyon ile birle erek Rezerv Para’yı olu turmaktadır. daraltıcı maliye politikasının da gerekli oldu unu savunurlar. (Ayrıntılar için slaytlara bakınız) (Bknz. Kamu Fonlarının Merkez Bankası nezdinde tuttukları mevduat. 4. Çünkü para politikasının toplam harcamaları etkilemesi.

TASARRUF ¤ TOP. YATIRIM PARA POL T KASI TOPLAM ARZ ¤ TOPLAM TALEP TOP. VER G REFORMU.REEL ÜCRE TLER N AZAL TILM AS I .PS KO LO J K HAR P TÜ RK YE’DE EN FLASYON LA MÜ CADELED E KAMU AÇI I SO RUNU A IRL IK LI B R D Ü ZLEMDE SEYRED YO R.HARCAMALAR DENGES TOPLAM (ÖZ) KAYNAKLAR = TOPLAM HARCAMALAR S V L TOPLUM ÖRGÜTLER EKONOM POL T KALARI DPT DE EKONOM YÖNET M HÜKÜMET YPK ÖYK TOPLAM ARZ = TOPLAM TALEP TOP.S TO K AZALTIC I ÖNL EM LER . TASARRUF = TOP. MAL S STEMDE SIKINTILAR HAZ NE MÜSTE ARLI I ANT DEFLASYON ST POL T KALAR DURGUNLUK VE ARDINDAN KR Z ANT ENFLASYON ST POL T KALAR ORTODOKS PROGRAMLAR HETERODOKS PROGRAMLAR ENFL ASYO NL A M Ü C AD EL E T ALE P ENFL ASY ONU T ALEB KISICI VE K AM U AÇ I INI AZALT ICI Ö NLEM LER: . SOSYAL GÜ VENL K REFOR MU BUNA Ö RNEKT R .DÜZENL K T ZAM LAR I M AL Y ET ENFLASY ON U M AL YET K ISICI V E K A M U AÇI INI AZ ALTICI Ö NLEML ER : . EKONOM POL T KALARI ORTODOKS ST KRAR PROGRAMI STAB L ZASYON • Sıkı Para Politikası • Sıkı Maliye Politikası • oklanan ve Baskı Altına Alınan Kur • Faizler Serbest YAPISAL REFORMLAR • Özelle tirme • Sosyal Güvenlik Reformu • Vergi Reformu • Tarım Destekleme Reformu • Finansal Reform • Kamu Kesimi’nin Yeniden Yapılandırılması • Yatırım Ortamı’nın yile tirilmesi HETERODOKS ST KRAR PROGRAMI STAB L ZASYON • Sıkı Para Politikası • Sıkı Maliye Politikası • Fiyatları ve Ücretleri Dondur • oklanan Kur ve Dondurma •Faizler Serbest YAPISAL REFORMLAR • Özelle tirme • Sosyal Güvenlik Reformu • Vergi Reformu • Tarım Destekleme Reformu • Finansal Reform • Kamu Kesimi’nin Yeniden Yapılandırılması • Yatırım Ortamı’nın yile tirilmesi 46 . YATIRIM MAL YE POL T KASI MAL YE BAKANLI I D REKT KONTROL POL T KALARI DI T CARET MÜSTE ARLI I MERKEZ BANKASI ENFLASYON ST/DEFLASYON ST SÜREÇ YATIRIMLARDA GEC KME.GENEL EKONOM KAYNAKLAR .SA B T ARTI L I KUR PO L T KAS I . YABANCI KAYNAK KULLANIMI.VER G OR AN LAR IN IN YÜ KSELT L ME S .KA MU H ARCA MALAR I R EFO RMU .FA ZLER SERBES T VE YÜ KS EK .O KL AN AN VE BAS TIR ILAN KU R .F AK TÖ R G EL RL ER N N DAR ALTIL MAS I .KAM U H ARC AM AL AR IN IN DAR ALTILM AS I . 1997 TEMMU Z T AR HL MB -HAZ NE PROT OKO LU .BE KLEN T LER E B A L I VE DÜ ÜR ÜCÜ F A Z POL T K AS I .

Ücretleri Hedef Enflasyona Kiraları Hedef Enflasyona Endeksle 2000 YILINDA YÜZDE 3’ÜN ÜZER NDE BÜYÜMEY N • DI T CARET AÇI I VE CAR LEMLER AÇI I BÜYÜYEB L R • TALEP ENFLASYONU BASKISI ARTAB L R ANA NEDENLER .8 F A Z D I I B Ü T .9 2 5 .7 4 .YÜKSEK NÜFUS ARTI I .YANLI EKONOM POL T KASI TERC HLER TAL NEDENLER .1 E N F L A S Y O N (T Ü F E (% )) 484239 581033 609545 D O L A R K U R U (T L ) 2 7 .0 1 6 .3 4 9 .4 6 .4 1 5 . F A Z/ G S Y H 0 .RAK P MALLARIN F YATLARI .KAMU AÇI I SORUNU VE KAMU AÇI ININ F NANSMAN YÖNTEMLER .0 K A M U B O R Ç S T O K U /G S Y H 7 4 .KAYNAK YETERS ZL .TASARRUF ORANININ DÜ ÜKLÜ Ü . IMF’N N UYARISI P R O G R A M IN Ö N Ç A L I M A L A R I IM F ' N Y A K IN ZL E M E A N L A M A S IN D A K Ö N G Ö R Ü L E R N G Ö S T ER G ELER 1999 2000 2001 0 .VERG S STEM NDEK SORUNLAR • • Finansman Maliyetlerini Azalt • çilik Maliyetlerini Azalt Endeksle • Rant Gelirlerini Azalt .0 2 .9 R E E L F A Z (% ) 1 0 .4 3 .3 5 .TOPLAM TALEP/ TOPLAM ARZ DENGES ZL .9 1 .0 Ö Z E L L E T R M E (M i l y a r $ ) 5 4 .5 K T S A D B Ü Y Ü M E (% ) 5 8 .0 1 0 .VER MS ZL K .2 B Ü T Ç E A Ç I I/G S Y H 2 .3 4 7 .7 2 5 .3 7 .1 4 .ÜRET M MAL YETLER N ARTTIRICI ETK LER .3 4 0 .GENEL EKONOM ENFLASYONUN NEDENLER PROGRAMIN ÖN ÇALI MALARI ENFLASYONLA MÜCADELEDE SEÇ LEN S LAHLAR thalat Maliyetlerini Azalt Sabit Artı lı Kur Politikası Faizleri ndir .7 R E Z E R V P A R A B Ü Y Ü M E S (% ) A R A L IK 1 9 9 9 : T Ü R K Y E ’N N T E R C H O R T O -H E T E R O A N T -E N F L A S Y O N S T B R P R O G R A M 47 .

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful