GENEL EKONOMÌ

y y ı ² y z y L n ı

GENEL EKONOM














MART 2007




GENEL EKONOMÌ































B na , y y y ı A cı ı B fı nd n
A B L n ı n ı n yn a cı y zı n ı ı ¸
B na d y n d nd ya d
zı ndı ı y af¸ ¸ AL N fı nd n n d
d n ¸

B n nd n da c z d n A B d
a d ¸ B na d y n yn
ı y z n z y yı n n nc c a ı z
ı z¸
GENEL EKONOMÌ


1

1 TEMEL KAVRAMLAR-------------------------------------------------------------------------- 2
1.1 Dünya Ekonomisinin Tarihsel Geliçimi ------------------------------------------------------ 3

2 ARZ VE TALEP ANALZ ---------------------------------------------------------------------- 19

2.1 Talebi ve Arzı Etkileyen Bagımsız Degiçkenler ---------------------------------------- 19
2.2 Arz-Talep Dengesi ------------------------------------------------------------------------------20
2.3 Görünmeyen El Mekanizması ----------------------------------------------------------------21
2.4 Üretici-Tüketici Rantı ---------------------------------------------------------------------------22
2.5 Toplam Arz-Toplam Talep Eçitligi -----------------------------------------------------------23
2.6 Pigou Etkisi ----------------------------------------------------------------------------------------24
2.7 Arz-Talep Kaymaları----------------------------------------------------------------------------24
2.8 Esneklik (Elastikiyet) Kavramı----------------------------------------------------------------27

3 PYASA TÜRLER, REEL KESM - FNANSAL KESM AYIRIMI, PYASALARIN
LEY MEKANZMASI VE ETKLEMLER ------------------------------------------ 31

3.1 Alım-Satımı Yapılan Ürünler Açısından Piyasa Türleri ---------------------------------31
3.1.1 Reel Kesim-Finans Kesim (Mali Sistem) Ìliçkileri ----------------------------------------31
3.2 Rekabet Açısından Piyasa Türleri -----------------------------------------------------------32
3.3 Tam Rekabet ve Monopol Piyasasında Firma Dengesi --------------------------------33

4 PARA VE MALYE POLTKALARI --------------------------------------------------------- 35

4.1 Ekonomi Politikaları-----------------------------------------------------------------------------35
4.2 Maliye Politikası ---------------------------------------------------------------------------------35
4.3 Para Politikası------------------------------------------------------------------------------------37
4.4 Enflasyon Hedeflemesi ------------------------------------------------------------------------38
4.5 Daraltıcı ve Geniçletici Ekonomi Politikaları ----------------------------------------------42
4.6 Para Politikası Araçları ile Makro Büyüklükler Arasındaki Ìliçkiler -------------------42
4.7 Ekonomi Politikalarının Belirlenme Mekanizması----------------------------------------45
4.8 Enflasyonist Ortamda Para ve Maliye Politikalarının Belirlenmesi-------------------45

5 KAMU DENGES VE BÜTÇE AÇIKLARININ FNANSMANI ------------------------- 48

5.1 Kamu Kesimi Genel Dengesi -----------------------------------------------------------------48
5.2 Kamu Kesimi -------------------------------------------------------------------------------------49
5.3 Konsolide Bütçe ---------------------------------------------------------------------------------49
5.4 Bütçe Açıgı----------------------------------------------------------------------------------------49
5.5 Bütçe Açıgı'nın Finansmanı ve Bütçe Nakit Açıgı ---------------------------------------50

6 MAKRO EKONOMK GÖSTERGELER VE YORUMU --------------------------------56

6.1 Makro Ekonomik Göstergelerin Analizi-----------------------------------------------------57
6.1.1 Ekonomik Büyüme Ìle Ìlgili Makro Ekonomik Göstergeler -----------------------------58
6.1.2 Fiyat Hareketleriyle Ìlgili Makro Ekonomik Göstergeler --------------------------------76
6.1.2.1 2005 Yılında Yeni Fiyat Endeksleri ---------------------------------------------------------80
6.1.3 Ödemeler Dengesi Ìle Ìlgili Makro Ekonomik Göstergeler -----------------------------82



GENEL EKONOMÌ


2


1 TEMEL KAVRAMLAR

EKONOM BLM: Ekonomi bir bilim dalı olarak, kaynakların sınırlı, buna karçılık insanoglunun
ihtiyaçlarının sonsuz olması nedeniyle, çeçitli sorulara yanıt arayan bir bilim dalı olarak ortaya
çıkmıç ve geliçme göstermiçtir. Ekonomi Bilimi, bu yönüyle kısıtlı kaynaklar ile hangi malın,
kimin için, ne miktarda üretilecegi ve kimler tarafından tüketilecegi sorularına ve fiyatın oluçum
mekanizmasını algılamaya çalıçan bir bilim dalıdır. Ekonomi Bilimi çeçitli sorulara yönelik
cevapları Mikro ve Makro ktisat (Ekonomi) baçlıkları altında aramaktadır. Ekonominin mikro
üniteleri olarak tüketicilerin ve firmaların ekonomik davranıçlarını, ihtiyaç, fayda, deger ve fiyat
kavramlarının tanımlarını gerçekleçtiren Mikro Ekonomi, piyasa türlerini, piyasaların içleyiç
mekanizmasını ve farklı piyasa koçullarında firma dengesinin nasıl oluçtugunu da
araçtırmaktadır. Makro Ekonomi alanı ise, ülke ekonomisi ve dünya ekonomisini ilgilendiren
konu baçlıklarını inceleyen bir ana alt daldır. Ìstihdam, büyüme, enflasyon, kamu dengesi, dıç
ticaret, ödemeler dengesi gibi konu baçlıkları makro ekonominin ilgi alanına girer.

EKONOM BLM





MKRO EKONOM (Fiyat Teorisi) MAKRO EKONOM

Ekonominin Mikro Ünitelerini Ele Alır. Ekonominin Makro Üniteleriyle,
1. Tüketiciler: Gerçek ve Tüzel Kiçiler yani Ülke ve Dünya Ekonomisiyle
2. Tedarikçiler: Üretici ve Ìthalatçı Firmalar Ìlgilenir.
3. Piyasa: Üretici ve Tüketicilerin Bir Araya 1. Ekonomik Büyüme ve
Geldigi Ortam Kalkınma
2. Ekonomi Politikaları
3. Para Teorisi
4. Uluslararası Ekonomik
Ìliçkiler

Mikro ekonomini alt dalının amacı, tüketiciler ile üretici ve ithalatçı firmaların, yani tedarikçilerin
dogru ekonomik davranıçlarını anlamaya çalıçmaktır. Yani, tüketicilerin ekonomik davranıçlarını
veya kararlarını etkileyen degiçkenler nelerdir? Keza, tedarikçilerin ekonomik kararlarını neye
göre belirledikleri, üretimle ve ithalatla ilgili kararlarını nasıl aldıkları, firmaların kaç adet malı
üretmesi gerektigi, ne kadarını piyasaya sürmeleri gerektigi de önemlidir. Ayrıca, gerek
tüketicilerin, gerekse de tedarikçilerin malın piyasa fiyatının belirlenmesindeki rolleri de
incelenen diger bir baçlıktır. Son olarak, tüketicilerin ve firmaların farklı piyasa koçullarında nasıl
farklı davranıçlar gösterdikleri, tüketicilerin ve tedarikçilerin farklı davranıçlarının malın piyasa
fiyatını nasıl degiçtirdigi mikro ekonominin alanına girer. Bu boyutuyla bakıldıgında, mikro
ekonominin önemi, malın piyasa fiyatının nasıl belirlendigini araçtıran bir alt dal olmasıdır.
Sözün özü, piyasa farklılaçtıkça, malın piyasa fiyatı da degiçmektedir.

Makro ekonomi alanı ise, ekonominin makro üniteleriyle ilgilenir. 1929 Ekonomik Buhranı’na
kadar ekonomi biliminde bilim adamları, mikro ekonomi alanına yönelik baçlıklara agırlık
vermiçlerdir. Fakat 1929 Ekonomik Buhranı dünya ekonomisinde içsizlik, denflasyon ve
ekonomik daralmaya yol açınca, mikro ekonomi alanına yönelik konular göreceli olarak önemini
kaybetmiç ve içsizlik, gelir dagılımı, ekonomik büyüme gibi konular öne çıkmıçtır. Ìkinci Dünya
GENEL EKONOMÌ


3

Savaçı sonrası dönemde, pek çok eski sömürge ülkesinin siyasi bagımsızlıklarını kazanması ve
ekonomik bagımsızlık mücadelesinin baçlaması, 1970’li yıllardaki petrol krizleri, gelir dagılımı
sorunları, küresel yoksulluk benzeri konu baçlıkları, makro ekonomi alanındaki çalıçmaların
daha yogunluk kazanmasına neden oluçturmuçlardır.

1.1 Dünya Ekonomisinin Tarihsel Geliimi

Ekonomi bilimi, 16. Yüzyıl’dan itibaren Merkantilizm, Fizyokrasi felsefesinin etkisi ve 18. Yüzyıla
damgasını vuran Klasik Okulun katkılarına ragmen, esas olarak Neo-Klasik Akım veya Okul ile
bugünkü bilimsel çerçevesini kazanmıçtır. Merkantilizm, devletçi bir felsefe okulu iken,
Fizyokrasi Okulu ve Klasik Okulun daha liberal görüçleri savundukları ifade edilebilir. Nitekim,
söz konusu okulların veya akımların oluçturdugu felfsefi alt yapıyı, Neoklasik Okul metamatik
bilimi ile buluçturmuç ve varsayımlar cebirsel ve geometriksel bir özellik kazanmıçtır. Bugünkü
modern ekonominin temellerinin 16. Yüzyıl’dan itibaren atıldıgın ifade etsek de, insanoglunun
uygarlık yaçamı içerisinde ekonomik konularla tanıçıklıgı M.Ö. 5000’li yıllara kadar
uzanmaktadır. Ìnsanoglu, tarıma dayalı yerleçik toplum düzenine geçtiginden itibaren, ilkel
kavim yaçantısı içerisinde dahi, temel ihtiyaçlarını karçılamaya yönelik olarak çeçitli malları
temin etme mücadelesine giriçmiç ve bir mübadele sistemi oluçturmuçtur. Ìlkel kavim yaçantısı
içerisinde ihtiyaçların karçılanmasına yönelik olarak, trampa ekonomisi dedigimiz malın malla
takas edildigi bir mübadele çekline baglı olarak, insanoglu ihtiyacı olan çeçitli malları temin
etmeye çalıçmıçtır. M.Ö. 3000’li yıllara geldigimizde ise, uygarlık yaçamındaki geliçmeye baglı
olarak, insanoglunun zekasındaki geliçmeye baglı olarak, bazı kavramların sorgulandıgını ve
trampa ekonomisi denilen takasa dayalı mübadele sisteminin yeterli gelmedigi görülmektedir.
Bu nedenle, insanoglunun ekonomi ile baglantılı olarak M.Ö. 3000’li yıllarda ilk tanıçtıgı
kavramlar, ihtiyaç, fayda, deger ve fiyat kavramları olarak tarif edilebilir. Yani, insanoglu artık
‘fiyata dayalı bir mübadele sistemi’ni oluçturmanın eçigindedir. O halde, insanoglunun beçbin
yıla yakın bir süredir fiyata dayalı bir mübadele sistemi kullandıgı ifade edilebilir. Bu nedenle,
fiyata dayalı mübadele sisteminin ana kurgusunun, döngüsünün ihtiyaç, ihtiyacı karçılayan mal
veya hizmet, ihtiyacın karçılanması ölçüsünde elde edilen fayda, faydaya dayalı mal ve hizmet
degeri ve degere baglı bir fiyatlandırma oldugu vurgulanabilir. Dolayısı ile, dünya ekonomisinin
geliçimine ıçık tutan kilometre taçlarını irdelemek ve ardından söz konusu kavramların anlamını
tek tek ele almak yerinde olacaktır.

Dünya ekonomisin tarihsel geliçmi açısından, ‘Küresel Rekabet’ olarak ifade edilen kavramın
geliçim sürecine bakıldıgında, 15. yüzyılın ikinci yarısından, 16. yüzyılın ilk yarısına kadar
uzanan bir dönemi baçlangıç noktası olarak ele almak yanlıç olmayacaktır. Avrupa Devletleri
arasındaki liderlik mücadelesi ve bu mücadelenin tetikledigi ticaret savaçları, aynı malı daha
ucuza üretebilen ekonominin rekabette öne çıkmasına dayalıdır. Bu rekabet, hammadde ve
içgücü maliyetlerini minimize etmek adına, sömürgeciligi ve köleligi kurumsallaçtıran bir süreci
de beraberinde getirmiçtir. Bu döneme damgasını vuran Merkantilizm felsefesi, her devlete,
elde ettigi ticari avantajları ve gerçekleçtirdigi ihracat neticesinde elde ettigi altınlarla
zenginleçen hazinesini korumak adına daha güçlü bir ordu ve donanmayı da önermektedir.

Söz konusu rekabet sürecinde, bir devletin ‘bölgesel lider’ olabilmesinin temel kuralı, ‘Ekonomik
Güç’, ‘Askeri Güç’ ve ‘Siyasi Güç’ eç zamanlı ve eç ölçüde bir araya getirebilmesiydi. Bu üç
temel güç unsurunu bir araya getirmeye çalıçan Britanya, Fransa, Ìspanya ve Portekiz arasında
önemli bir rekabet mücadelesi gözlendi. Osmanlı Ìmparatorlugu, bu rekabet sürecinde,
okyanusa kıyısı olmayan devlet olma dezavantajı ile, yarıçtan çekilmek durumunda kaldı.
Zaman içerisinde, sömürgelerinin cografik dagılımını çeçitlendiremeyen Ìspanya ve Portekiz de
bu mücadeleden çekilmek durumunda kaldılar ve 19. Yüzyılın baçından itibaren ‘Bölgesel
Rekabet’ mücadelesi, ‘Küresel Rekabet’ mücadelesine dönüçürken, masanın etrafından oturan
GENEL EKONOMÌ


4

ülkeler Britanya, Fransa, Almanya, ABD ve Japonya olarak tanımlanmaktaydı. Tam bir yüzyıl
sonra, ABD’nin masanın baçına geçecegi ve diger ülkelerin onun himayesinde ‘kapitalizmin
paylaçımında’ masanın etrafında yer alacagı tahmin dahi edilemezdi. Bu noktada, ‘Küresel
Rekabet’in ilk önemli aktörü olan Britanya Ìmparatorlugu, ‘Üzerinde Güneç Batmayan
Ìmparatorluk’ unvanını ancak 80 yıl koruyabilmiçtir. Ìkinci Dünya Savaçı’nın Avrupa bacagı
tamamlanırken, Britanya Kapitalist Sistem’in liderligini ABD’ye devretmiçtir.

1750’lerden itibaren hız kazanan ve 19. Yüzyıl’da ‘buhar gücü’nün devreye girmesi ile birlikte,
kütlesel üretimle tanıçan sanayileçme süreci, dünyanın geliçmiç ülkelerinde bankacılık
sektörünün geliçimine de katkı sagladı. Aynı dönemde, sanayileçme sürecinin gerisinde kalan
Osmanlı Devleti, imparatorluk bütçesinin açıklarını kapatmak amacıyla dıç borçlanmaya hız
vermiçtir. Genç Cumhuriyet ise, ekonomik bagımsızlıgını kazanma adına, bir yandan
sanayileçmesine hız vermiçtir; bir yandan da kendi merkez bankasını oluçturmayı bilmiçtir.
Ìkinci Dünya Savaçı’nın bitimiyle birlikte, sanayileçme sürecini önemli ölçüde üstlenmiç olan
devlet, özel sektörün önünü açacak hamlelere agırlık vermiçtir. Türkiye’nin öteden beri en temel
zafiyeti olan ‘sermaye yetersizligi’ne ragmen, özel sektör sanayileçme sürecinde üzerine düçen
görevi yerine getirme becerisini gösterebilmiçtir.

Bu noktada, Türk ekonomisinin 1980’li yıllardan bu yana süregelen ‘liberalleçme’ dönemi
çerçevesinde, ithal ikamesi dönemin etkilerini geride bırakarak, dünya ekonomisinde ürünleri ile
söz sahibi olma mücadelesi verdigi bir gerçektir. 1980’li yılların baçında yıllık bazda 3 milyar
doları dahi zor bulan bir ihracat hacminin, 2006 yılı sonu itibariyle 82 milyar dolara ulaçacak
olması, Türk ekonomisinin bu süreci, kendisine sunulan ‘imkanlar’ ölçüsünde iyi
degerlendirdigini göstermektedir. Bu noktada, 2000 yılında 27 milyar dolar seviyesindeki
Türkiye’nin ihracat hacminin, 2006 yılı sonunda 3’e katlanmıç olacagı da unutulmamalıdır. Bu
hacimsel geniçleme de, nitekim Türkiye’nin 2000’li yıllarda dünya ekonomisinde artan önemini
tescil etmektedir. Aynı süreç içerisinde, Çin’in dünya ekonomisindeki rolü, Hindistan’ın konumu
dikkate alındıgında, her iki ülkenin 1995’de dünya mal ve hizmet üretiminin sadece % 5’ini
gerçekleçtiren iki ekonomi iken, söz konusu paylarını 2005 yılı sonunda ikiye katlamıç oldukları
da unutulmamalıdır. Üstelik, her iki ülkenin büyüme ve üretim performansının bugünkü
tempoyla devam etmesi halinde, 2020 yılına dogru Çin ve Hindistan’ın dünya mal ve hizmet
üretimindeki paylarının % 20’ye çıkacagı da öngörülmektedir.

Sonuç olarak, 16. Yüzyıl’dan 20. Yüzyılın sonuna kadar ‘hammadde’ boyutunda gözlenen
rekabet, 21. Yüzyıl’da ‘içgücü’ ve ‘teknolojik beceri’ rekabetine dönüçmektedir. Yani, kalifiye ve
ucuz içgücünü temin edebilen ve teknoloji üretebilen ekonomiler, küresel rekabette belirleyici
ülke olma özelligini kazanmıç olacaklardır. Bu nedenle, Türkiye’nin de teknoloji ve marka
üreten, dünya ekonomisinde trendleri belirleyen, yerel, bölgesel ve küresel talebin beklentilerini
iyi okuyan ve söz konusu beklentilere en uygun malı üretebilen bir ekonomi olması
gerekmektedir. Türkiye’nin böyle bir sürece hazırlanması adına, dogru bir sanayileçme, enerji,
teknoloji, istihdam ve egitim stratejisi veya politikası oluçturması gereklidir ve AB’ye tam üyelik
süreci bu yönüyle iyi degerlendirilebilir ve Türkiye’yi küresel ekonominin önemli bir aktörü
yapabilir.
GENEL EKONOMÌ


4










M 5000’ M 000’ M 2000’ i5 i yy M n¸ z i yy
yı yı yı ( 1 . KM. TAI) ( 2. KM. TAI) zyo



i 2
y ¸ d y ı A ¸ ı n _ _ _n _ny nı n
d_z n _b d ¸ _ nı ı c ¸ S ı y M z B n ı
ono b b _ n ¸ ’ d
_ _ c o ¸ y _ _ d_
ı ¸ ı dd n n
_c_n_n
o y ¸ n
_ n n B n ı cı )








GENEL EKONOMÌ


5

i yy i 50 i yy 20 yy o _ M yn d yn
( 3 . KM. TAI) 4. KM TAI yn y n _
Klasik Dü ü nce Okulu




i
S n y n ı z 1 929
¸ Ekonomik
Liberal Ekonomik Model Buhran Kapitalist Devletç i Model

Kapitalist Ekonomik Sistem’ in Balangıç Noktası


4. KM 5. KM 6. KM 7. KM
TAI TAI TAI TAI
M yn d yn
S L i 0
i 0 o ¸ yn y n
Mon ¸ ¸

M z B n ı ’ nı n z
i S onb o L b Mod
2 ¸ o z 1 980 1 1 Eylü l
1 929 1 973 Sonbahar Dıa Aç ık 2001
Ekonomik 1 . Petrol Krizi Bü yü me
Buhran Modeli
¸ ¸ ¸ Mod
z S ¸ _ _S ¸ _ _B b
ono Mod )
GENEL EKONOMÌ


6

Dünya ekonomisinin tarihsel geliçimini kısaca özetledikten sonra, ekonominin temel
kavramlarının tanımlarını sırayla ele almak yararlı olacaktır.

KTSAD SSTEM: Toplumu oluçturan bireylerin yetenekleri ve aldıkları egitim ölçüsünde mal
ve hizmet üretiminde görev almaları sonucunda oluçan sosyal organizasyona Ìktisadi Sistem
(Ekonomik Sistem) denilmektedir. Bugüne kadar uygulanabilmiç veya uygulaması süren 2
ekonomik sistem, Kapitalist ve Kollektivist Ekonomik Sistem’lerdir. Ìlkinde makine ve teçhizatın
mülkiyeti sermaye sınıfında, ikincisinde mülkiyet iççi sınıfındadır.

Ìktisadi sistem, ulusal ekonomide ihtiyaçlar ile üretim arasında dengeyi en etkin çekilde
sagladıgı savunulan bir mekanizmanın bütünüdür. Ìktisadi sistemleri
ve olarak da iki grupta toplamak olanaklıdır.

Kapalı ekonomi sisteminde üreticiler yalnız kendi gereksinimleri için üretimde bulunurlar.
Gereksinimler basit oldugundan üretim teknigi de ilkeldir. Mübadele ekonomisi sistemlerinde
ise, her birey kendi gereksinmesinden çogunu üretip bu fazlayı, diger gereksinmelerini
karçılamak için ihtiyaç duydugu, ama üretemedigi mallarla mübadele eder. Bu sonucu yaratan,
iç bölüçümü ve uzmanlaçmadır.

HTYAÇ: Ìhtiyaç, karçılanmadıgı zaman acı ve üzüntü, karçılandıgında ise mutluluk (haz)
veren bir duygudur. Ìnsanın hayatta kalabilmesi için mutlaka karçılanması gereken ihtiyaçlara
(soluma, gıda, giyinme, barınma, savunma vb.) “hayati”; “biyolojik” veya zorunlu ihtiyaçlar, bu
kapsama girmeyenlere ise kültürel ve sosyal ihtiyaçlar adı verilir. Bu süreç, htiyaçlar
Hiyerarisi veya htiyaçlar Piramidi ile açıklanmaya çalıçılmıçtır. Piramidin tabanında,
zorunlu, piramidin orta bölümünde kültürel ve piramidin tepesinde sosyal ihtiyaçlar yer
almaktadır.

FAYDA: Mal veya hizmetlerin herhengi bir ihtiyacı giderebilme yetenegi veya derecesidir.
Tüketici herhangi bir malı kullandıgında bundan bir tatmin elde eder. Tüketicinin elde ettigi bu
tatmine “fayda” diyoruz. Örnegin, vücudumuzun temel ihtiyaçlarını karçılama özelligine sahip
olan su faydalıdır. Fayda bir baçka açıdan, herhangi bir mal ve hizmetin, taçıdıgı özelliklere
baglı olarak, her hangi bir ihtiyacı giderebilme yetenegi ise, her tüketicinin aynı maldan elde
ettigi fayda farklılık gösterebilir.

DEER: Mal ve hizmetlere verilen öneme “deger” denir. Birey ve/veya toplum, bir mal veya
hizmetin degerini, o mal ve hizmetin sagladıgı fayda, o mal veya hizmetin yeryüzünde bol veya
kıt olması ve o mal ve hizmetin kalitesine baglı olarak tayin eder. Eger, bir malın degeri salt
sagladıgı fayda ile ölçülebiliyor olsa idi, suyun elmasdan daha degerli olması gerekirdi. Ancak,
insanoglu bir malın degerini belirlerken, bir mal ve hizmete tüketiciler ne kadar sınırlı ölçüde
ulaçabiliyor ise, o ölçüde deger vermektedir. Yani, insanoglunun bencil olması, sınırlı sayıda
mal veya hizmete daha yüksek bir deger biçilmesine neden oluçturmaktadır. Dolayısı ile, malın
sagladıgı fayda, malın bol veya kıt olması ve malın kalitesi, yani üç farklı unsurun birleçimi
malın degerinin belirlenmesini saglamaktadır. Bir kez mal ve hizmetlerin degerini belirledikten
sonra, ortak deer ölçüsü ile mal veya hizmetin degerini fiyata dönüçtürmek artık kolay bir
adım olmaktadır. Nitekim, insanoglu tarımsal ürünleri, nesneleri, sonrasında altın ve gümüç
parayı, Ìkinci Dünya Savaçı’ndan bu yana ise kagıt ve madeni parayı ulusal ekonomilerde ortak
deger ölçüsü olarak kullanarak, onbinlerce mal ve hizmetin bireyler ve toplum tarafından
belirlenmiç degerini fiyata dönüçtürebilmektedir. Onbinlerce mal ve hizmetin fiyatından oluçan
genel topluluga ise Fiyatlar Genel Seviyesi veya Fiyatlar Genel Düzeyi denmektedir.

GENEL EKONOMÌ


7

FYAT: Bir mal veya hizmetin degerinin parasal ifadesine 'fiyat' denilmektedir. Her hangi bir mal
veya hizmetin degeri, o ekonomide geçerli olan ortak deger ölçüsü ile parasallaçtırılarak fiyata
dönüçtürülür. Bu ortak deger ölçüsünün mutlaka bugünkü anlamda kagıt ve madeni para
olması çart degildir. Ìlkel kavim yaçantısında para niyetine kullanılmıç tarımsal ürünler, metal
parçaları, kolyeler ve altın ve gümüç para da ortak deger ölçüsü olarak degerlendirilmelidir ve
kullanılmıçlardır. Bir ulusal ekonomide, onbinlerce mal ve hizmetin degeri ortak deger ölçüsü ile
fiyata dönüçtürüldükten sonra, ortaya çıkan fiyat topluluguna fiyatlar genel seviyesi veya
fiyatlar genel düzeyi denmektedir. Fiyat istikrarı, bir ulusal ekonomi için vazgeçilmez bir
unsurdur. Merkez Bankası'nın asli fonksiyonu fiyat istikrarını saglamaktır. Günümüzde, sıfıra
yakın oranlarda, yani yıllık bazda % 1'lik, % 2'lik enflasyona sahip geliçmiç ekonomiler, göreceli
olarak fiyat istikrarına sahip ülkeler olarak kabul görmektedir. Nitekim AB kriterine göre yıllık
enflasyon oranı tavanı, en düçük enflasyon oranına sahip 3 AB ülkesinin ortalama enflasyon
oranına 1,5 puanın eklenmesi ile bulunur ki, bu oranın 2002 yılı için geçerli olan degeri %
2,7’dir.

Herhangi bir mal veya hizmetin piyasa fiyatı, tüketici düzeyinde malın sagladıgı fayda,
yeryüzünde bol veya kıt olması ve kalitesine baglı olarak çekillenirken, üretici veya ithalatçı
firma düzeyinde aynı piyasa fiyatı malın üretimi veya ithalatı esnasında katlanılan maliyetler,
firma karı ve dolaylı vergilerin eklenmesi ile çekillenmektedir.

Üretici ve thalatçı Cephesi Tüketici Cephesi


Maliyetler+Kar+Dolaylı Vergiler = Malın Piyasa Fiyatı = Malın Faydası+Bol veya Kıt Olması+ Kalitesi

Bu nedenle, günümüzün modern ekonomilerinde, firmalar reklâm mecrasını kullanarak, medya
aracılıgı ile ürünün piyasa fiyatını tüketiciye kabul ettirme, tüketicinin söz konusu fiyatı ilgili ürün
için ödemeyi kabul etmesine çalıçırlarken, bir yanda da malın üretim maliyetini açagıya
çekebilmek için, üretimlerini Çin gibi ucuz üretim maliyeti avantajı olan ülkelere kaydırmaktalar.

ENFLASYON VE DEFLÂSYON: Bir ulusal ekonomide, fiyatlar genel seviyesinin veya
düzeyinin düzenli ve sürekli olarak artması veya yükselmesi sürecine enflasyon denir.
Enflasyon, Latince Inflatio; yani çiçkinlik kelimesinden türetilerek oluçturulmuç bir kavramdır.
Mal ve hizmetlerin fiyatlarını temsil eden fiyatlar genel seviyesindeki düzenli ve sürekli azalma
veya düçüç ise deflasyon olarak adlandırılır. Örnegin, Japonya son 7 yıldır deflasyon sorunu
yaçamaktadır. Bir ulusal ekonominin enflasyon veya deflasyon tehdidinde olup olmadıgı,
oluçturulan fiyat indeksleri ile hesap edilir. Türkiye'de bu hesaplama, Tüketici Fiyatları Ìndeksi
TÜFE ve Toptan Eçya Fiyatları Ìndeksi TEFE kullanılarak hesap edilmektedir.

DEVALÜASYON VE REVALÜASYON: Bir ülkenin para biriminin ulusal sınırlar içerisinde
enflasyon nedeniyle deger yitirmesi sonucu, ülkenin para biriminin degerinin yabancı paralar
karçısında degerinin ayarlanması ve bu nedenle ülkenin yerel para birimi cinsinden döviz
kurlarının deger kazanması sürecine devalüasyon, ülkenin para birimi deger kazandıgında,
yabancı paralarının döviz kuru cinsinden deger yitirmesi sürecine de revalüasyon denmektedir.
Devalüasyon ve revalüasyon, yanı ülkenin para biriminin diger ülke paraları cinsinden degerinin
dalgalanması, o ülkenin rekabet durumu derinden etkilemektedir. Bir ülkenin para biriminin
yabancı paralar karçısındaki degeri Merkez Bankası müdahalesi ile korunuyor ise gerçekçi bir
kurdan söz etmek zordur. Merkez Bankalarının uyguladıgı farklı döviz kuru politikalarının bu
anlamda etkileri görülmektedir. Para biriminin yabancı paralara veya altına dönüçtürülmesine
yönelik kısıtlamalar ise bir baçka sorundur. Buna karçılık, para birimi, diger paralar ve altına
serbestçe dönüçtürebiliyor ise, bu duruma Konvertibilite denir.

GENEL EKONOMÌ


8

FYAT TEORS: Fiyat herhangi bir malın mübadele veya degiç tokuç degeridir. Uygarlık tarihi
boyunca insanoglu malların ve hizmetlerin degerlerinin kökenlerini ve degerlerinin birbirlerinden
farklı oluçlarının nedenlerini merak etmiçlerdir. Fiyat teorisi de, mal ve hizmet fiyatlarının nasıl
oluçtugunun analiz edilmesidir.

TÜKETC DENGES: Tüketicinin mal ve hizmetleri kullanarak fayda sagladıgını biliyoruz.
Tüketicinin amacı ise, belli çartlar altında ulaçabilecegi en yüksek faydaya ulaçmaktır. Bu
amaca ulaçtıgında tüketici dengededir. Bu durumda tüketici dengesi; tüketicinin belli çartlarda
en yüksek tatmini elde ettigi durumdur. Tüketici Dengesi açısından iki önemli kavram,
Kayıtsızlık Egrileri ve Bütçe Dogrusu kavramlarıdır.

Kayıtsızlık Erileri’nin temel özellikleri dikkate alındıgında;
1. Kayıtsızlık egrileri orijine dıç bükey egrilerdir.
2. Kayıtsızlık Egrileri birbirlerini kesmeden sonsuza dogru giderler.
3. Aynı kayıtsızlık egrisi üzerinde (E
1
) olmamız koçuluyla, farklı X ve Y malı tüketim
miktarlarını temsil eden farklı kombinasyon noktaları (A,B,C), aynı maksimum toplam faydayı
saglar. Aynı kayıtsızlık egrisinden yararlanan farklı tüketicilerden birisi, çahsi tercihleriyle A
noktasındayken, 2. tüketici B noktasını, 3. tüketici ise C noktasını tercih edebilir. Her 3
tüketicinin de tercihleri farklı olsa da kendi tüketici dengelerini aynı egri üzerinde arıyorlarsa, her
3 tüketici de aynı maksimum toplam faydayı elde eder.
4. Her kayıtsızlık egrisi, bir soldaki kayıtsızlık egrisine göre daha yüksek bir maksimum toplam
faydayı, bir sagdaki kayıtsızlık egrisine göre ise daha düçük bir maksimum toplam faydayı
temsil eder. (TF
E3
> TF
E2
> TF
E1
)


X ı

Tü ketici Dengesi
A



A
i


X
0
E

X
i

i

2


i

0 ı

i

0
B
i
B
Hangi kayıtsızlık egrisinin tüketici için dogru egri oldugunu ise, Bütçe Dogrusu ile ilgili kayıtsızlık
egrisinin kesiçtigi noktaya bakarak anlayabiliriz.

Bütçe Dorusu ise; en basit ifadesiyle bir tüketicinin cebinde sınırlı geliri, bütçesini, satın alma
gücünü temsil eder. Bütçe dogrusu; gelirin tamamının harcanması durumunda, X ve Y
mallarından alınabilecek miktarlar bileçimini gösterir. A Noktası, cebimizdeki sınırlı gelirle X
Malı’ndan alınabilecek maksimum miktarı, B Noktası ise yine aynı çekilde Y Malı’ndan
GENEL EKONOMÌ


9

alınabilecek maksimum miktarı temsil eder. Bütçe Dogrusu’nun saga kaymasının nedeni,
tüketicinin gelirinin artması veya X ve Y Malı’nın fiyatının gerilemesi, yani deflasyon etkisidir.
Sola kaymanın nedeni ise tüketicinin gelirinin gerilemesi veya enflasyon olarak özetlenebilir.

A ve B noktaları arasındaki Bütçe Dogrusu’nun, tüketicinin 1000 YTL’lik sınırlı gelirini
gösterdigini kabul edersek; A-B bütçe dogrusu ile E
2
kayıtsızlık egrisinin teget oldugu E denge
noktası Tüketici Dengesi olarak adlandırılır. E Tüketici Dengesi Noktası, tüketicinin cebindeki
sınırlı geliri açmadan, X Malı’ndan X
0
ve Y Malı’ndan Y
0
adet tüketerek maksimum toplam
faydayı saglamasıdır. Her tüketicinin amacı elindeki sınırlı gelirinin tümünü kullanarak
maksimum toplam faydayı saglamak oldugundan, tüketici E Noktası’nda dengeye gelir. Ancak,
tüketicinin gelirindeki bir azalma veya malların fiyatlarındaki yükselme nedeniyle Bütçe
Dogrusu’nun sola kayması, azalan gelirin A
1
B
1
Bütçe Dogrusu ile temsil edilmesine neden olur.
Böylece tüketici, yeni gelirine veya yeni mal fiyatına göre tekrar dengesini kurar ve E
1
noktasında dengeye gelir.

PYASA DENGES: Piyasa dengesi, bir malın talep edilen miktarının arz edilen miktarına eçit
olması durumudur. Piyasanın dengede olması için satıcıların satmak istedikleri veya satmayı
planladıkları, miktarın fiilen sattıkları miktara ve alıcıların satın almak istedikleri veya satın
almayı planladıkları miktarın, fiilen satın aldıkları miktara eçit olması gerekir. E Noktası’ndaki
Piyasa Dengesi’ne karçılık gelen fiyata Piyasa Denge Fiyatı, miktara ise Piyasa Denge Miktarı
denir ki, Q
0
noktasında arz (S) ve talep (D) miktarı birbirine eçit olacaktır. Malın piyasa fiyatına
(P) dayalı olarak piyasa dengisinin oluçabilmesi için, malın piyasa fiyatı (P) dıçında kalan, arzve
talep fonksiyonunda yer alan; yani arz ve talep miktarını etkileyen bagımsız degiçkenlerin sabit
kabul edilmesi gerekir. Bu durum, Ceteris Paribus ilkesi ile açıklanır.

P
S(Arz)



E
P
0
Piyasa Dengesi





D(Talep)
0 Q(Miktar)
Q
0


E = Piyasa dengesi
P
0
= Piyasa denge fiyatı
Q
0
= Piyasa denge miktarı


PYASA EKONOMS: Üreticilerin ve tüketicilerin, arz ve talep koçullarına baglı olarak aldıkları
ekonomik kararlara uygun kaynak dagılımının gerçekleçtigi ve Kamu’nun payının minimum
oldugu bir yapıdır. Neoklasik ve Neoliberal Okulun hararetle savundugu bir ekonomik yapıdır.

GENEL EKONOMÌ


10

FRMA MALYETLER: Firmalar mal ve hizmet üretimi esnasında toplam sabit maliyetlere ve
toplam degiçken maliyetlere katlanırlar. Her ikisinin toplamı firmanın Toplam Maliyeti’ni verir.
Toplam sabit maliyet, üretim olsun veya olmasın firmanın katlanmak zorunda oldugu
maliyetlerdir. Bu nedenle, dikey eksende bir deger noktasından baçlayarak, Q üretim miktarı
yatay eksenine paralel olarak hareket eden bir dogruyla temsil edilir. Birim sabit maliyet ise,
üretim arttıkça degiçen ve azalan bir dogrudur. Yani, üretilen birim arttıkça, üretilen mal baçına
birim sabit maliyet azalır.

Maliyet



K
Toplam Sabit Maliyet Erisi


0 Miktar
X

Toplam degiçken maliyet ise, üretim oldukça ortaya çıkan bir maliyettir ve bu nedenle sıfır
orijininden baçlar. Birim degiçken maliyet ise, üretimin belirli bir açamasına kadar sabit bir
deger olarak giden, belirli bir açama geçildikten sonra küçük bir sıçrama ile yine sabit bir deger
olarak devam eden ve adeta merdiven çeklindeki yükselen bir dogruyla temsil edilir.

Maliyet Toplam Deiken Maliyet Erisi




L


Miktar
0 X


FRMA DENGES: Kar, belli bir miktar ürünün satıçından elde edilen para veya satıç hâsılatı ile
o miktar ürünün maliyeti arasındaki farktır. Karlılık, içletme sermayesinin erimemesi için mutlaka
ulaçılması gereken bir degerdir. Firmanın amacı karın maksimize edilmesidir. Kronik
enflasyonun geçerli oldugu ülkelerde ise yalnızca kar etmek yeterli degildir, aynı zamanda
enflasyonun üzerinde bir kar gerekli ve zorunludur. Firmanın karının maksimum olmasının ilk
artı, Marjinal Maliyet’in (MM) Marjinal Gelir’e (MG) eit olmasıdır. Bu koçu, özelligi ne
olursa olsun, tüm piyasa türleri için geçerlidir. Ìkinci çart ise, bu eçitligin saglandıgı yerde
Marjinal Maliyet Egrisi’nin yükselen bir egri olmasıdır. Bu koçul da tüm piyasa türleri için
geçerlidir.

Firma maliyetleri, hammadde, içgücü, makine-teçhizat, enerji ve finansman maliyetlerinin
birleçiminden oluçur. Üretim Faktörleri’nin elde edildigi piyasa koçulları, firmanın ürününü
satarken katlandıgı reklam ve pazarlama maliyetleri, toplam ve dolayısı ile marjinal maliyet
degerini dogrudan etkiler. Ancak, malın satıldıgı piyasanın türü, yani piyasanın rekabet veya
eksik rekabet piyasası olması marjinal maliyet degerlerini dogrudan etkilemez. Mal ve hizmetin
GENEL EKONOMÌ


11

satıldıgı piyasa türü ise firma gelirlerini, yani hem toplam geliri, hem ortalama geliri, hem de
marjinal geliri etkiler. Tam Rekabet Piyasası’nda satın her mal veya hizmetin firmaya sagladıgı
Marjinal Gelir ve Ortalama Gelir, Tam Rekabet Piyasası’nın özellikleri geregi hem birbirine eçit;
hem de malın piyasa denge fiyatı olan Po’a eçittir. Bu nedenle, marjinal gelir ve ortalama geliri
temsil eden geometriksel çekil Po noktasından baçlayıp, Q miktar yatay eksine paralel hareket
eden bir dogrudur. Toplam Gelir ise Marjinal Gelir’e eçit olan Po degerinin satılan miktar miktarı
ile (Q) çarpılması ile bulunur. Dolayısı ile, Toplam Gelir degerlerini temsil eden geometriksel
gelir, 45 derecelik bir açıyla O orijininden baçlayıp yukarı dogru tırmanan bir dogru ile temsil
edilir.

Bir eksik rekabet piyasası türü olan Monopol Piyasası’nda ise, marjinal maliyet ile ortalama
maliyet degerleri birbirinden ayrılır. Monopol piyasasında Ortalama Maliyet Egrisi ile Talep
Dogrusu birbirinin üstüne çakıçıktır. Çünkü, Monopol Piyasası’na hakim olan Monopol Firma,
piyasaya tek baçına hakim olsa da, firmanın elde edecegi gelir asla o piyasadaki tüketicilerin
toplam satın alma gücünü geçemez. Monopol Piyasası’nda marjinal gelir ile marjinal maliyetin
kesiçtigi noktada oluçan firma dengesi, Tam Rekabet Piyasası’nda oluçan fiyatın hayli
üstündedir. Bu durum, tüketici için rekabet çartlarının önemini teyit eder.

MAL VE HZMET: Ìnsanın ihtiyaçları mallar ve hizmetlerle karçılanır. Ìhtiyaçları temin özelligine
sahip herçeye “mal” denir. Ekmek, ayakkabı birer mal iken, berberin saç kesmesi veya doktorun
hasta muayene etmesi birer “hizmet”tir.

ÜRETM: Ìnsan ihtiyaçlarını gidermekte kullanılacak mal hizmetlerin yaratılması, elde edilmesi
veya meydana getirilmesi sürecidir. Mal veya hizmetlerin üretimi üretim faktörleri kullanılarak
gerçekleçtirilir. Ekonomi bilimi, mal ve hizmetlerin üretilmesinde kullanılan üretim faktörlerini
dogal kaynaklar, emek, sermaye ve giriçim üretim faktörleri ile tanımlamıçtır. Üretilen malların
bir kısmı ileride kullanılmak üzere bozulmadan saklanıyorsa, saklanan bu kısma "stok” adı
verilir.

ÜRETM OLANAKLARI ERS: Üretim Olanakları Egrisi; üretim faktörlerinin miktarı ve
teknoloji sabitken, bir toplumun üretebilecegi ve üretemeyecegi mal demetlerini ayıran bir sınır
çizgisidir. Egrinin sagındaki noktalar, üretilemeyecek mal demetlerini gösterir. Egrinin solundaki
noktalarda ise, kaynaklar ya tam kullanılamamakta, ya da kötü kullanılmaktadır. Yani, ‘Atıl
Kapasite’ durumu söz konusudur. Egrinin sola kayması, savaç ve dogal afet nedeniyle üretim
olanaklarının yok olması anlamına gelir. Saga kayması ise teknolojik ilerleme anlamına gelir.

B_d y

A










0 B ¸ o ob
GENEL EKONOMÌ


12


Üretim olanakları egrisi, orijine içbükey bir geometriksel çekildir ve bir ulusal ekonominin
elindeki kısıtlı üretim olanakları ile, bu grafikte seçtigimiz örnekler dogrultusunda, bugday ve
otomobilden ne kadar üretilecegini gösterir.

Yukarıdaki çekilde A noktası, bir ulusal ekonominin elindeki kısıtlı üretim olanaklarının tümünün
sadece bugday üretmek için kullanması halinde bugdaydan maksimum kaç birim üretilecegini;
B noktası, eldeki kısıtlı üretim olanaklarının tümünün sadece otomobil üretmek için kullanması
halinde otomobiden maksimum kaç adet üretilecegini göstermektedir. C noktası, üretim
olanakları egrisi üzerinde herhangi bir noktadır. Eldeki kısıtlı üretim olanaklarının hem bugday
hem de otomobili üretmek amacıyla dagıtıldıgını gösterir. D noktası, ekonominin bugünkü
üretim olanaklarıyla gerçekleçtirilemeyecek bir üretim seviyesini temsil eder. E noktası,
ekonominin potansiyel üretim seviyesinin altındaki bir üretim düzeyini temsil eder. Sonuçta, A
ve B noktaları arasındaki üretim olanakları egrisi, bu ekonominin ne kadar mal ve hizmet
ürettigini gösterir. Fırsat maliyeti, bir malı üretmek için bir baçka malın üretiminden vazgeçilen
miktar olarak tanımlanabilir. Örnegin, biraz daha otomobil üretmek için, bugday üretiminin bir
kısmından vazgeçmek gibi. Fırsat maliyeti, bu anlamda daha fazla otomobil üretildiginde,
üretiminden vazgeçilen bugdayın saglayacagı avantajlardan vazgeçmenin bir bedelidir.

AZALAN VERM KANUNU VE MARJNAL ÜRÜN: Ulusal ekonomilerde, ister firma bazında,
isterse de ülke ekonomisi bazında Azalan Verim Yasası geçerlidir. Her ne kadar, Adam Smith
‘Artan Verimlilik’ anlayıçını gündeme getirmiç olsa da, günümüzde, tarımsal üretimde ve sanayi
üretiminde artan nüfusa baglı olarak David Ricardo'nun dile getirdigi ve savundugu bir kavram
olarak, ‘Azalan Verim Yasası’ geçerlidir.

Firma bazında, dogal kaynaklar, emek ve sermaye üretim faktörleri, yani hammade, içgücü ve
makine-techizat miktarı arasında oluçturulan hassas dengeye Optimal Faktör Bileim Oranı,
diyoruz. Eger, üç üretim faktörü arasındaki hassas denge bozulup, bir veya iki üretim
faktörünün miktarı sabit tutulur iken, birinin miktarı arttırılır ise, bu o firmada üretim esnasında
yakalanmıç olan verimlilik seviyesinin azalmasına neden teçkil eder. Bu nedenle, verimlilik
azaldıkça üretim maliyetlerinin de arttıgı görülür. Marjinal Kaynak Maliyeti, bu anlamda her bir
ek faktör kullanılması sonucu firmanın maliyetinde meydana gelen artıçlar olarak da
tanımlanabilir.

Firma mal ve hizmet üretmeye, ürettigi ürünlerden para kazanmaya devam ettikçe yeni kararlar
verir. Bu nedenle firmanın üretimi esnasında katlandıgı maliyetler önemlidir. Firmanın mal ve
hizmet üretirken katlandıgı maliyetleri verimlilik önemli ölçüde etkiler. Firma ne kadar yüksek bir
verimlilikle çalıçıyorsa, dolayısıyla üretim faktörlerini ne kadar etkin kullanıyorsa, o kadar da
karlı çalıçıyor demektir. O halde, firmanın kullandıgı her birim üretim faktörünün, firmanın
toplam üretimine verimlilik anlamında katkısını ölçmek gerekir (yüksek verim-düçük maliyet-
yüksek kar). Firmanın her bir üretim faktörünün, firmanın toplam üretimine verimlilik anlamında
yaptıgı katkıya Marjinal Ürün denir.

Marjinal Ürün (MÜ), 0 (orijinden) baçlayan, çok hızlı artan ve aynı hızla azalan, bir noktada da
yatay eksenle kesiçen geometriksel çekildir.






GENEL EKONOMÌ


13

M M
M A )







M ¸ ¸ _ B nı )











0 M 0 * z z B_ )
i S yı ı
M

Yukarıdaki grafikte yer alan örnek firma, küçük ve sınırlı sayıda iççi çalıçtıran bir firmadır.
Firmada, 4. içgücüne kadar verimlilik artmaktadır ve 4. içgücünün firmaya verimlilik anlamında
katkısı maksimumdur. 5. içgücünden itibaren her katılan içgücünün firmaya verimlilik anlamında
katkısı azalmaktadır. Sonuçta, 8. içgücünün MÜ katkısı, 0(sıfır)dır.

Söz konusu degerleri göz önüne alarak; 4. içgücüne kadar her istihdam edilen içgücünün MÜ
degerinin bir öncekine göre daha yüksek oldugunu dikkate aldıgımızda, Toplam Ürün (TÜ)
Egrisi, 4. içgücüne kadar artarak artan bir seyir izleyecektir. Fakat 4. içgücünden itibaren MÜ
degerleri azaldıgından dolayı TÜ egrisi azalarak yükseliçini sürdürecektir. Eger firma, 8.
içgücünde MÜ=0 olmasına ragmen içgücü istihdam etmeye devam ederse, bu noktadan sonra
istihdam edilen her içgücünün MÜ degeri negatif (-) oldugu için, TÜ egrisi düçüçe geçecek ve
belirli bir sayıdaki iççinin istihdamı sonrası sonra 0’a (sıfır) ulaçacaktır.

MÜ=0’dan sonra firma içgücü istihdam etmeye devam ederse, bu bölge Gizli Ìçsizlik Bölgesi
olarak adlandırılır. Bunun nedeni; MÜ=0 noktasından sonra istihdam edilen her içgücünün,
ücret almasına ragmen firmanın toplam üretimine verimlilik anlamında katkısının olmamasıdır.
Yani, söz konusu içgücü çalıçıyor görünmesine ragmen, gizli içsizlige neden olacaktır. Bu
durumda firmaların, iççi maliyetleri artar.

Ortalama Ürün (OÜ) Egrisi’ni oluçturan degerler ise, TÜ egrisinin üzerindeki degerlerin içgücü
sayısına bölünmesiyle bulunur.

OÜ egrisi, MÜ ve TÜ egrisiyle beraber 1. içgücünde aynı noktadan baçlayan; ama MÜ’e göre
daha yavaç bir tempoda artan, maksimum oldugu noktada MÜ Egrisi tarafından kesilen ve o
GENEL EKONOMÌ


14

noktadan sonra düçüçünü yavaç bir tempoda sürdürerek, TÜ egrisiyle aynı noktada 0’a (sıfır)
ulaçan bir geometriksel çekildir.

Dikkat edilmesi gereken diger bir husus da, Optimal Faktör Bileçim Oranı’dır. MÜ Egrisi’nin
maksimum oldugu nokta, Optimal Faktör Bileçim Oranı’nın yakalandıgı noktadır. Optimal Faktör
Bileçim Oranı, mal ve hizmet üretiminde kullanılan 3 üretim faktörü olan; dogal kaynaklar, emek
ve sermaye ya da diger bir deyiçle hammadde, içgücü ve makine ve teçhizat arasında en
yüksek verimlilikle çalıçmayı saglayacak hassas bir dengenin oluçturuldugu veya yakalandıgı
bir üretim seviyesi anlamına gelir. Firma, Optimal Faktör Bileçim Oranı noktasında birim baçına
en yüksek karlılıkla çalıçmaktadır. Ancak bu nokta, firmanın toplam kârının da maksimum
oldugu nokta anlamına gelmez. Bir firmanın üretimin belirli bir noktasında birim baçına en
yüksek kârlılıkla çalıçması demek, firmanın toplam karının maksimum olması anlamına gelmez.

Optimal Faktör Bileçim Oranı’nda firmanın toplam karı maksimum degildir. Maksimum karlılık
için MÜ Egrisi’nin yatay eksenle buluçtugu, yani en son istihdam edilen içgüçünün sagladıgı MÜ
degerinin sıfır oldugu noktaya kadar firmanın üretimine devam etmesidir. MÜ Egrisi’nin
maksimum oldugu noktada sadece bir birim malın kârı maksimize olmuçtur. Önemli olan,
firmanın tüm kapasitesi ile toplam karını maksimize etmesidir.

ÜRETM FAKTÖRLER: Firmaların mal ve hizmet üretimi gerçekleçtirmek için kullanmak
zorunda oldukları her unsur üretken kaynaklar veya üretim faktörleri olarak adlandırılılır. Bu
faktörler, üretimi gerçekleçtirmek için kullanılan Dogal Kaynaklar (Hammadde ve Toprak), Emek
(Ìçgücü), Sermaye (Milli Servet) ve Giriçim (Teçebbüs) üretim faktörleridir.

Dogal kaynaklar üretim faktorü, hammadde ve topraktan oluçur. Toprak tarım ve taç ve topraga
dayalı sanayi benzeri alanlarda hammadde olma ve mal ve hizmet üretimi için kurulacak bir
tesisin inçaası için gerekli olan arazi anlamında gayrimenkul olma özelligi ile ortaya çıkar.

Emek insanın kafa ve vücut çabasıdır. Emek üretim faktörü bir ulusal ekonomide istihdam
edilen içgücünü temsil eder. En vasıfsız iç gücünden en tepe yöneticiye kadar üretimde görev
alan her birey emek faktörü içerisinde yer alır. Bir bireyin emek üretim faktörü içerisinde yer
alması, alın teri karçılıgında ücret alması ile mümkün olabilir.

Sermaye üretim faktörü, bir ulusul ekonomide mal ve hizmetlerin üretilmesi, üretildikten sonra
tüketim merkezlerine taçınması ve tüketilmesi için kullanılan tüm alt ve üst yapı unsurlardır.
Binalar, demirbaç, yollar, köprüler, barajlar, fabrikalar, makinalar, taçıt araçları, içme suyu veya
dogal gaz sistemleri, yani yer üstünde ve altında bulunan tüm fiziki unsurlar sermaye üretim
faktörü kapsamına girer ve tüm bu degerlerin toplamı Milli Servet’i temsil eder.

Giriçim üretim faktörü ise, diger üç üretim faktörünü piyasalarından temin eden ve mal ve
hizmet üretimini organize eden faktördür. Mal ve hizmet üretiminin gerçekleçmesi için yatırım
yapan ve birikimlerini kaybetme riskini göze alarak mal ve hizmet üretiminde görev alan üretim
faktörüdür. Bir nevi orkestra çefidir.

Üretim faktörleri GSMH’nın yaratılmasına sagladıkları katkı nedeniyle Milli Gelir'den bir pay
almaya hak kazanırlar. Milli Gelir'den dogal kaynaklar üretim faktörünün aldıgı paya rant, emek
üretim faktörünün aldıgı paya ücret, sermaye üretim faktörünün aldıgı paya faiz ve giriçim
üretim faktörünün aldıgı paya ise ise kar geliri diyoruz. Milli Gelir ülkenin ulusal sınırları
içerisinde mal ve hizmet üretiminde görev alanlara ödedigimiz faktör gelirlerini tanımlamaktadır.
Eger, Türk vatandaçı olup, dünyanın baçka ülkelerinde mal ve hizmet üretiminde görev alan
insanlarımız var ise, örnegin yurt dıçındaki iççilerimiz, onların yabancı ülkelerde kazandıkları
GENEL EKONOMÌ


15

üretim faktör gelirlerini Türkiye'ye göndermeleri halinde, yurtdıçından gelen rant, ücret, faiz
veya kar cinsinden faktör gelirlerine ise Dıç Alem(den gelen) Faktör Gelirleri denilmektedir.

GSMH: Gayri Safi Milli Hâsıla, kabaca bir yıl içerisinde bir ulusal ekonomide üretilen mal ve
hizmetlerin toplam katma degerine, ithalattan elde edilen vergi gelirleri ve net dıç âlem faktör
gelirlerinin eklenmesi ile bulunan bir degerdir. Bir ulusal ekonominin ulusal sınırlar içinde ve
dıçında yarattıgı bir yıla mahsus en büyük degerdir. Gayri Safi Milli Hâsıla’nın üretilmesinde
Milli Servet kullanılır. Türkiye'nin tahmini milli serveti 2,5 trilyon dolar civarındadır ve Türkiye her
yıl milli servetinin % 7,5 ile 10'u arası bir GSMH yaratmaktadır. Oysa ABD'de bu oran % 50
seviyelerindedir. Yani, Türkiye verimlilik açısından sorunlu bir ekonomidir.

GSMH, iki çekilde hesap edilmektedir. Nominal GSMH ve Reel GSMH. Eger, GSMH
hesaplamanın yapıldıgı yıl geçerli olan mal ve hizmet fiyatları; yani cari fiyatlar kullanılarak
hesap ediliyorsa, içinde enflasyon veya deflâsyondan kaynaklanan deformasyonu da taçıyor
demektir. Bu nedenle, fiyat hareketlerinin aldatıcı etkisinden temizlemek için ayrıca Reel GSMH
hesaplanır. Reel GSMH; belirli bir baz yılın mal ve hizmet fiyatları dikkate alınarak, yani Türkiye
için enflasyondan arındırılmıç olarak hesap edilen bir GSMH degeridir. Bir yılın nominal GSMH
degeri, enflasyondan, daha dogru bir degiçiklikle fiyatlardaki dalgalanmalardan arındırılarak,
Reel GSMH degerine dönüçtürülecek ise, bunun için Deflatör kullanılır. GSMH Deflatörü,
nominal serileri reel serilere dönüçtürmek amacıyla kullanılan bir endekstir. 2002 yılı için hem
nominal cinsinden, hem de reel cinsinden GSMH hesaplamak mümkündür.

BÜYÜME: Ekonomik büyüme, reel GSMH’daki artıçtır. Bir ekonomide daha çok mal ve hizmet
üretildigi sürece, reel GSMH artar ve toplum daha fazla tüketme olanagına kavuçur. Reel
GSMH’da, bir önceki döneme göre meydana gelen yüzde artıç oranına “ekonomik büyüme
oranı” denmektedir. Yani, 2002 yılının Reel GSMH oranı, 2001 yılının Reel GSMH oranına
bölündügünde veya oranlandıgında çıkan yüzdesel degiçim degeri, o ekonominin ekonomik
büyüme hızıdır.

DURGUNLUK, RESESYON, DEPRESYON: Eger, bir ulusal ekonomide ekonomik büyüme
yavaçlıyor ise bu durum durgunluk (stagnation) olarak tanımlanır. Kabul edilebilir ölçüde kısa bir
zaman dilimi için (6 ay ile 1 yıl arası) ekonomik büyümede bir gerileme yaçanır ise bu durum
resesyon olarak tanımlanmaktadır. Ancak, eger ekonomik büyümede gözlemlenen gerileme
çiddetli ve derin ise ve uzun bir zaman dilimini kapsıyor ise, bu tür bir gerilemeyi depresyon
olarak tanımlıyoruz. Örnegin, 1929 Buhranı gibi.

PHLLPS ERS: A. William Phillips'in ortaya koydugu bir yaklaçım olması nedeniyle, onun
soyadı ile anılan bu analiz, bir anlamda içinde enflasyonun çiçkinligini barındıran nominal
ücretler ile istihdam seviyesi arasındaki ters orantılı iliçkiyi tanımlamaktadır. Pek çok ekonomist
bu iliçkiyi, bir ölçüde enflasyon ile içsizlik arasındaki ters orantılı iliçkiyi tanımlayan bir analiz
olarak ele almayı tercih etmiçtir. Yani, her ulusal ekonomi bir miktar içsizligi azaltmak için bir
miktar enflasyona, bir miktar enflasyonu azaltmak için bir miktar içsizlige katlanmak zorundadır.

STAGFLASYON: Ìngilizce durgunluk (stagnation) ve enflasyon (inflation) kelimelerinin
birleçtirilmesinden üretilmiç olan stagflasyon, ekonominin durgunlugun yaçandıgı bir ortamda
yüksek bir enflasyon ve içsizligi de beraber yaçaması sürecidir. Yani, üç ekonomik sorun bir
arada yaçanmaktadır. Bu durum, Phillips Egrisi yaklaçımının da artık 1970'li yılların dünyasında
geçerli olmadıgını göstermiçtir. Özellikle, Vietnam Savaçı ile birlikte ABD ekonomisinde görülen
sorunlar ve Petrol Krizi ile birlikte dünyanın önde gelen ekonomilerinde 1970'li yıllarda
gözlemlenmiç bir özel ekonomik dengesizlik sürecidir.

GENEL EKONOMÌ


16

MLL GELR: Ekonomi Bilimi'nin tanımladıgı dört üretim faktörü olan dogal kaynaklar, emek,
sermaye ve giriçim üretim faktörlerine dagıtılan rant, ücret, faiz ve kar gelirlerinin toplamı Milli
Gelir'i verir. Milli Gelir, GSMH degerinden Amortismanlar ve Dolaylı Vergiler düçürüldükten
sonra bulunan bir degerdir. Milli Gelir, üretim faktörleri arasında, her bir üretim faktörünün mal
ve hizmet üretimine kattıgı ve hakettigi pay kadar dagıtılabiliyorsa, yani bir haksızlık söz konusu
degilse, bu duruma Adaletli Gelir Dagılımı diyoruz. Eger, bir veya birden fazla üretim faktörü
milli gelirden hakettiginden daha fazla pay alıyor ise, bu duruma Gelir Dagılımı Adaletsizligi
diyoruz.

TÜKETM: Milli Gelir'den kabaca direkt vergilerin düçürülmesi ile, Kullanılabilir veya
Harcanabilir Gelir'e ulaçılır. Kullanılabilir Gelir bireyler ve kurumlar tarafından iki çekilde
kullanılır; Tüketim Harcamaları ve Tasarruflar. Mal ve hizmetlerin insan ihtiyaçlarını dogrudan
dogruya giderecek çekilde kullanılmasına “tüketim” denir. Bu kullanımın parasal degeri tüketim
harcamalarını oluçturur.

TASARRUF: Kullanılabilir Gelir'den tüketim harcamaların karçılanmasından sonra, bireyler ve
kurumlar tarafından halen harcanmamıç bir artık deger kalır ise, bu deger tasarruf olarak
adlandırılır. Makro ekonomide Toplam Yurtiçi Tasarruflar ifadesi ile geçer. Tasarruf Paradoksu
ise, halkın daha yüksek oranda tasarruf etmesi ile tüketim harcamalarının azalmasının, yatırım
harcamalarında da daralmaya neden olması nedeniyle, ekonomik büyümenin yavaçlaması ve
tasarrufların azalmasıdır. Yani, tasarruf egiliminin artması uizun vadede toplam tasarrufların
azalmasına yol açmaktadır. Bu durum bir paradokstur.

KALKINMA: Ekonomik büyüme ülkenin üretim hacmindeki bir artıçtır. Dolayısıyla ekonomik
büyüme sadece sayısal bir kavram olarak ele alınmaktadır. Oysa ekonomik kalkınma
ekonomideki niteliksel geliçmelerdir. Ekonomik kalkınma toplumun yaçam standartlarında,
üretilen malların kalitesinde veya üretim organizasyonunda iyileçmeler yaçanan bir ortamı ifade
etmektedir.

STHDAM: Bir ulusal ekonomide, mal ve hizmet üretiminde görev almak üzere çalıçtırılmaya
hazır nüfusa istihdam denmektedir. Neo-klasik iktisatçılar ulusal ekonominin her zaman Tam
stihdam seviyesinde, yani tüm üretim faktörlerinin en optimal ölçülerde üretimde kullanıldıgı
varsayımını kabul etmiçlerdir. Oysa, 1929 Buhranı sonrası, Keynesyen Ìktisatçılar ekonominin
eksik istihdam koçullarında da çalıçabilecegini ve dengede olabilecegini öne sürmüçlerdir.

SZLK: Çalıçma ve gelir saglama kararında olan bireylerin, hizmetlerinden yararlanmak
üzere çalıçtırılmalarına “istihdam” denmektedir. Çalıçma istegine ve yetegine sahip olup, cari
ücret haddi ile çalıçma saatlerini kabul ettigi halde iç bulamayan kimseye “içsiz” denir. Toplam
içgücü içerisinde içsiz olanların yüzdesine ise “içsizlik oranı” denmektedir. Ìçsizligin çeçitli
türlerinden bahsetmek mümkündür. Ìçsizlik türleri; kısmi ve yaygın, geçici ve sürekli olmak
üzere tasnif edilebilir. Kısmi ve geçici içsizlik, yer ve meslek degiçtirme sırasında belirir. Bu
türden içsizligin en tipik olanı “konjonktürel içsizlik”tir. Konjonktürel içsizlik, üretim hacminde
zaman zaman ortaya çıkan daralmaların yarattıgı içsizliktir. Ekonominin bütün sektörleri ile
toplu ve devamlı olarak durgun bir düzeyde kaldıgı dönemlerde ise “yapısal içsizlik” belirir.
Uluslararası Çalıçma Örgütü ILO normlarına göre bir baçka tanım 'Eksik Ìstihdam'dır. Buna
göre, eger istihdam istatistiklerinin hesaplandıgı dönem içerisinde kiçi tümüyle içsiz kalmıç ise,
bu durum içsizlik kavramı ile, aynı dönem içerisinde sadece 15 gün çalıçmıç ise eksik istihdam
olarak tanımlanmaktadır. Yani, içsizlige göre eksik istihdamın tek farkı kısa bir süre için çalıçmıç
olması, ama geri kalan zamanda içsiz olmasıdır. Bu nedenle, kimi zaman gerçek içsizligi hesap
etmek için içsizlik oranı ile eksik istihdam oranının toplanmak uygulaması görülmektedir
GENEL EKONOMÌ


17

Slayt 1

FYATIN OLUUMU
MALIN
SALADII
FAYDA
MALIN
KALTES
MALIN BOL
VEYA KIT
OLMASI
MALIN DEER
ORTAK DEER ÖLÇÜSÜ
FYATLAR GENEL SEVYES (DÜZEY)
ARTILAR (ENFLASYON) AZALILAR (DEFLASYON)

Slayt 2

TOPLAM (ÖZ) KAYNAKLAR = TOPLAM HARCAMALAR
Ç (ÖZ) KAYNAK + DI (ÖZ) KAYNAK = TÜKETM HAR. + YATIRIM HAR.
GSMH + (CAR L. DNG - N D A F GEL.) = TÜKETM H. + YATIRIM H.
(GSYH – N D A F GEL) + (CAR L. DNG - N D A F GEL.) = TÜK. H. + YAT. H.
GSYH + CAR L. DNG = TÜK. H. + YAT. H.
KAYNAKLAR - HARCAMALAR DENGES

GENEL EKONOMÌ


18

Slayt 3






TOPLAM (ÖZ) KAYNAKLAR = TOPLAM HARCAMALAR
Ç (ÖZ) KAYNAK + DI (ÖZ) KAYNAK = TÜKETM HAR. + YATIRIM HAR.
GSMH + (CAR L. DNG - N D A F GEL.) = TÜKETM H. + YATIRIM H.
YABANCI KAYNAK + (GSMH + DI KAYNAK) = TÜK. H. + YAT. H.
YABANCI KAY. + (GSMH + DI KAY.) = TÜK. H. + YAT. H. + DI BORÇ ANA PARA GER Ö.
KAYNAKLAR - HARCAMALAR DENGES

Slayt 4

Ç KAYNAK - GSMH
(PF) GAYR SAF MLL HASILA
(-) AMORTÌSMANLAR
(PF) SAF MLL HASILA
(-) DOLAYLI VERGÌLER
(FF) SAFÌ MÌLLÌ HASILA = MLL GELR = RANT GELÌRÌ + ÜCRET GELÌRÌ +
FAÌZ GELÌRÌ + KAR GELÌRÌ
(+) TRANSFER ÖDEMELERÌ = KSEL GELR
(-) DÌREKT VERGÌLER
KULLANILABLR GELR
KULLANILABLR (HARCANABLR) GELR = TOP TÜKETM HARCAMALARI + TOP.TASARRUFLAR
FÌNANS PÌYASALARINA
YÖNELÌK YATIRIMLAR
SABÌT SERMAYE
YATIRIMLARI
TOPLAM YATIRIM HARCAMALARI

GENEL EKONOMÌ


19

2 ARZ VE TALEP ANALZ

ARZ: Bir malın bir satıcısının (veya satıcılarının) bir piyasada belli bir zaman süresi içinde ve
baçka degiçkenler eçit varsayımı altında her fiyat seviyesinde satmaya hazır oldugu (veya
oldukları) mal miktarını gösteren bir egri veya tablodur. Bir malı üreten veya ithal eden
firmaların her birinin ayrı bir arz egrisi vardır. Buna denir. Endüstriyi meydana
getiren bütün firmaların arz egrilerinin yatay toplamına adı verilir. Arz egrisi
ile arz edilen miktar arasındaki ayrımı yapmak iktisatta esastır. Arz edilen miktar, arz egrisinin
bir noktasının gösterdigi miktar rakamıdır.

TALEP: Bir tüketicinin, zaman birimi baçına, degiçik fiyat seviyelerinde bir maldan satın almaya
hazır oldugu miktarları gösteren bir egri veya tablodur. Talep, herhangi bir ihtiyacını gidermek
amacıyla bir mal veya hizmet satın alabilecek güce sahip tüketici grubudur. Bu nedenle,
ekmegin talep grubu ile otomobilin talep grubu birbirine eçit olamaz. Ekonomi biliminin, esas
olarak üzerinde durdugu talep kavramı ise potansiyel taleptir. Potansiyel Talep, herhangi bir
ihtiyacını karçılamak için bir mal veya hizmet satınalabilecek güce sahip olan; ancak, o malı
satın alıp almayacagı belli olmayan tüketici grubudur. Arz egrisinde oldugu gibi burada da talep
ve talep edilen miktar kavramlarının birbirlerinden ayrılması gerekir. Talep edilen miktar, talep
egrisinin bir noktasının gösterdigi miktar rakamıdır. Yani, belli bir fiyattan satın alınmak istenen
miktardır.

(Bknz. Slayt 5)


PYASALAR
ARZ TALEP
ARZI ETKLEYEN FAKTÖRLER:
- MALIN PÌYASA FÌYATI
- ÜRETÌM VE ÌTHALAT
MALÌYETLERÌ
- TEKNOLOJÌ DÜZEYÌ
- ARZI ETKÌLEYEN DÌGER
FAKTÖRLER (Grev, Dogal Afet,
Enerji Darbogazı, Döviz
Darbogazı)
TALEB ETKLEYEN FAKTÖRLER:
- MALIN PÌYASA FÌYATI
- TAMAMLAYICI MALLARIN
FÌYATLARI
- RAKÌP MALLARIN FÌYATLARI
- TÜKETÌCÌLERÌN GELÌR DURUMU
- ORTAK BEGENÌ VE
ALISKANLIKLAR


2.1 Talebi ve Arzı Etkileyen Baımsız Deikenler

Talebi ve arzı etkileyen bagımsız degiçkenlere geçmeden önce bu kavramların degiçmesinin ne
anlama geldigini açıklamakta fayda var. Talep veya arz egrisi üzerinde bir noktadan baçka bir
noktaya geçildiginde, bu durum fiyata baglı olarak talep ya da arz miktarının degiçmesidir. Fiyat
dıçındaki diger bagımsız degiçkenlerin degiçiklik göstermesi ise, bu egrilerin bütünüyle saga ya
da sola kaymasına yol açar.

Talep, bir malın degiçik fiyat seviyeleri ile bu fiyat seviyelerinin her
birinde talep edilecek miktar arasındaki iliçkiyi kuran bir kavramdır. Yani, talep edilen miktarlar
fiyatın bir fonksiyonudurlar. Ancak bir malın talep edilen miktarını etkileyen, fiyat dıçında, baçka
GENEL EKONOMÌ


20

degiçkenler de vardır. Ama bunlar ekonominin kısa döneminde sabit olarak varsayılırlar. Bu
degiçkenlerden herhangi biri degiçtigi zaman da talep degiçecektir. Bu degiçkenler:

D Demand (Talep)
D = (P
A
, P
R
, P
T
, Y, T)
i. Burada esas mal-tamamlayıcı mal iliçkisi söz
konusudur. Her mal ve hizmet için bu tür bir iliçki söz konusu degildir. Esas mal eger bir
tamamlayıcı mal ile desteklenmesi halinde tüketicisine hizmet verebiliyor ise, söz
konusu olur. En tipik örnek, otomobil-benzin iliçkisidir.
ii.
da söz konusu malın talebini etkilemektedir. Bu durum karçısında malın talebinin
ne yönde degiçecegi ise söz konusu mal ve fiyatı degiçen diger mal arasındaki iliçkiye
baglıdır. Rakip malların (birbirinin yerine kullanılabilen mallar) fiyatının düçmesi bir malın
talep edilen miktarının azalmasına, rakip malların fiyatlarının yükselmesi bir malın talep
edilen miktarlarının artmasına neden olur. Tamamlayıcı malların (birlikte kullanılan
mallar) fiyatının artması bir malın talep edilen miktarının azalmasına, aksi ise malın
talep edilen miktarının artmasına neden olur.
iii. . Gelirdeki bir artıç malın talebini
artırırken, yine gelirdeki bir düçüç de talebi düçürecektir.
iv. Burada zevk
sözü, tüketicinin tercihlerini anlatmak için kullanılmaktadır. Tüketicinin zevklerinin veya
tercihlerinin degiçmesi malların tüketici gözündeki önem sıralarının degiçmesi demektir.
Bu noktada tüketicinin gelecekle ilgili bekleyiçlerine de dokunabiliriz. Bir malın
gelecekteki fiyatları ile ilgili bekleyiçleri tüketicinin bugünkü talebini etkileyebilir.
Tıpkı talepte oldugu gibi, arz edilen miktarlar fiyatın bir
fonksiyonudurlar. Ancak bir malın arz edilen miktarını etkileyen, fiyat dıçında, baçka
degiçkenler de vardır. Ama bunlar ekonominin kısa döneminde sabit olarak varsayılırlar. Arzı
etkileyen faktörler:

S Supply (Arz)
S = (P, C, U, W)

i. arzı etkileyebilir. Üretim teknolojisinin degiçmesi,
faktör fiyatlarındaki degiçimler ve benzeri degiçkenler söz konusu malın maliyetine etki
edebilecekleri için arzın degiçmesine neden olabilmektedirler.
ii. Eger bir üretim yapısı emek yogun teknolojiden, sermaye
yogun teknolojiye geçmiç ise, bu durum aynı miktarda malın daha kısa bir zaman
dilimi içerisinde ve daha düçük bir maliyetle üretilmesi anlamına gelir. Bu nedenle,
emek yogun teknolojiden sermaye yogun teknolojiye geçiç, arz miktarını olumlu yönde
etikeleyecektir.
iii. Herhangi bir malın arzını bazı de (diger degiçkenler) degiçtirebilir. Bir
sektörde grev kararı alınması, dogal afetler, enerji darbogazı veya döviz darbogazı
bunlara örnektir. Tarım ürünlerinin arzı üzerinde hava çartlarının etkisi büyüktür.
Devletin bazı kurallar koyması, veya bazı kurallarda degiçiklik yapması da bir malın
arzını etkileyebilidigi gibi, firmaların gelecekle ilgili bekleyiçleri de arzı degiçtirebilir.

2.2 Arz – Talep Dengesi

Arz edilen miktarın talep edilen miktara eçit olması durumuna denmektedir.
Bu eçitligi saglayan ve farkedilir bir degiçme egilimi göstermeyen fiyat seviyesine ise
GENEL EKONOMÌ


21

denmektedir. Belli bir fiyattan arz edilen miktarın aynı fiyattan talep edilen miktarı açması
durumunda ortaya bir çıkmakta ve bu da fiyat seviyesinin düçmesine neden
olmaktadır. Yine belli bir fiyattan talep edilen mal miktarının arz edilen mal miktarını açması
durumunda ortaya çıkmakta ve fiyat seviyesinin yükselmesine neden olmaktadır.
Piyasa ekonomisi koçullarının geçerli oldugu bir ortamda, arz-talep bir araya gelerek piyasa
dengelerini oluçturur.

(Bknz. Slayt 6)

PYASALAR
ARZ TALEP
TOPLAM ARZ = TOPLAM TALEP
[ ( TOPLAM YURTÇ ÜRETM –
HRACAT) + THALAT] –STOKLAR =
ÖZEL KESMN TÜKETM
HARCAMALARI + ÖZEL
KESMNN YATIRIM
HARCAMALARI + KAMU
HARCAMALARI (TÜKETM VE
YATIRIM) C+I+G(Cg+Ig)
GSMH (-) NET DI ALEM FAKTÖR GEL RLER = GSY H
GSY H (-) THALAT VERG S = TOPLAM YURT Ç ÜRET M
MAKRO DENGE


2.3 Görünmeyen El Mekanizması

P
Arz Fazlası S


P
1
A B



E
P
0




P
2
C D


Talep Fazlası D
Q

0 Q
D1
Q
0
Q
S1

(Q
S2
) (Q
D2
)

Serbest piyasa mekanizmasını ifade eden bu kavram, Adam Smith tarafından ortaya atılmıçtır.
Ìktisadi hayatta düzeni saglayan ve hangi malların, kimler için, ne miktarlarda üretilecegi gibi
temel ekonomik sorunları çözümleyen bir görünmez el (serbest fiyat mekanizması) vardır. O
nedenle hükümetler ekonomik hayata müdahale etmemelidirler görüçü, Görünmeyen El
GENEL EKONOMÌ


22

Mekanizması'nın savunucusu konumundaki Neo-Klasik iktisatçılar tarafından hararetle
savunulmuçtur. Görünmeyen El Mekanizması sayesinde, ekonomide oluçan arz veya talep
fazlalıgı erir ve piyasa tekrar denge noktasına geri döner. Görünmeyen El Mekanizması talebin
tamamiyle kırıldıgı 1929 Büyük Buhranı esnasında, piyasaları dengesizlikten kurtarmaya
yetmemiçtir, bir mekanizma olarak çalıçamamıçtır.

Yukarıdaki çekil, “ceteris paribus” varsayımı altında çizilmiçtir. Sekilde, herhangi bir nedenden
dolayı fiyatın P
0
’dan P
1
’e çıktıgını varsayalım. Ekonominin arz ve talep tarafı buna farklı tepki
verir (Fiyat arttıgında arz artar / fiyat arttıgında talep düçer).

P¦S¦ (Q
0
Q
S1
) (B) AB arası kadar Arz Fazlası = Q
S1
- Q
D1
kadar arz fazlası oluçur

P¦D¸ (Q
0
Q
D1
) (A)

Üreticiler, ellerinde kalan arz fazlasını eritmek için malın piyasa fiyatını P
1
’den açagı dogru
çekerler. Fiyat, P
0
’a dogru kaydıkça, arz fazlası erir, piyasa yeniden E noktasına ulaçır ve
dolayısıyla yeniden piyasa dengesi kurulmuç olur.

Sekilde fiyat, herhangi bir nedenden ötürü P
0
’dan P
2
’ye düçerse, talep artar ve CD (Q
D2
- Q
S2
)

kadar Talep Fazlası oluçur. Bu, piyasadaki malı aniden daraltır. Bu sefer tüketiciler, daralan
malı bulabilmek için o mal için daha fazla fiyat teklif ederler. Bunun sonucunda malın piyasa
fiyatı yeniden yükselmeye baçlar (P
2
P
0
). E denge noktasına ulaçılınca piyasa dengesi
saglanmıç olur ve böylece piyasada oluçan talep fazlası tamamen erimiç olur.

Ekonominin tamamen piyasanın hâkimiyetinde oldugu bir ortamda malın piyasa fiyatı, herhangi
bir nedenden dolayı degiçir ve bu degiçim nedeniyle bir arz veya talep fazlalıgı oluçur ise, bu
fazlalıgın erimesini saglayan ve piyasanın yeniden dengeye ulaçmasına olanak veren
mekanizmaya (otomatik çalıçan mekanizma) Görünmeyen El Mekanizması denir.

2.4 Üretici-Tüketici Rantı

P

Tüketici Rantı
S
A
(300 YTL)


P
0
E
(175 YTL)



B D
(100 YTL)

Üretici Rantı


0 Q
0
Q
GENEL EKONOMÌ


23

Talep ve arzı oluçturan alıcı ve satıcıların içerisinde piyasa denge fiyatının üstünde mal satın
almaya razı tüketiciler ve malı satmaya razı üretici ve ithalatçı firmalar her zaman olacaktır.
Yukarıda grafikte örnek aldıgımız 37 Ekran TV piyasasında, Talep Dogrusu’nun ucundaki 300.-
YTL hiçbir tüketicinin kabul etmeyecegi fiyatı, 100.-YTL ise hiçbir üretici ve ithalatçı firmanın
kabul etmeyecegi fiyatı temsil etmektedir. Eger, bir mal 175.-YTL’den satılıyor iken, piyasa
denge fiyatı 175.-YTL iken, bir tüketici o mala 250.-YTL dahi vermeye razı iken, cebindeki 250.-
YTL’yi bu malı satın almak için kullanmaya çoktan razı iken, eger o malı 175-YTL’den, yani
piyasa denge fiyatından alıyor ise, bu tüketicinin malı razı oldugu fiyattan daha düçük bir fiyata
alması nedeniyle, cebinde 75.-YTL kalması nedeniyle elde ettigi avantaj Tüketici Rantı’dır.
Eger, malın piyasa denge fiyatı 175.-YTL iken, 37 Ekran televizyonu 75.-YTL’ye üreten veya
ithal eden bir firma, bu ürünü 50.-YTL kar ile 125.-YTL’den satmaya razı iken, bu malı piyasa
denge fiyatı olan 175.-YTL’den satıyor ise, yani hedeflediginden 50.-YTL daha fazla bir kar elde
ediyor ise, üretici firmanın elde ettigi bu ek avantaja da Üretici Rantı, denir. Kısacası, üreticinin
satmayı düçündügü fiyat ile fiili olarak mallı sattıgı piyasa denge fiyatı arasındaki bu farka
Üretici Rantı denmektedir.


2.5 Toplam Arz-Toplam Talep Eitlii

Bir ulusal ekonominin üretim veya ithalat yoluyla elde ettigi mal ve hizmetlerden, stok amacıyla
ayırdıkları düçüldükten sonra kalan kısıma Toplam Arz, özel kesimin ve kamu kesiminin tüketim
ve yatırım harcamalarının toplamına ise Toplam veya Efektif Talep diyoruz.

Toplam Arz=Toplam Talep
[(Toplam Yurtiçi Üretim-hracat)+thalat]-Stoklar=Tüketim Harcamaları+Yatırım Harcamaları
[(Y-X)+M]-Stok Deiimi=C+I+G(Cg+Ig)
Y (Kullanılabilir veya Harcanabilir Gelir) = C+I+G+(X-M)+Stok Deiimi

Keynesgil Genel Denge olarak tanımlanacak bu formülde, Tüketim ve Yatırım Harcamaları'nın
iki ana boyutu söz konusudur. Birincisi, Otonom Tüketim ve Otonom Yatırım Harcamaları, ki bu
tanım GSMH veya Milli Gelir seviyesi ne olursa olsun yapılması çart olan tüketim ve yatırım
harcamaları anlamına gelir; ikincisi Uyarılmıç Tüketim Harcamaları ve Uyarılmıç Yatırım
Harcamaları. Bu ifadeler ise, Milli Gelir seviyesine baglı olarak gerçekleçen tüketim ve yatırım
harcamaları anlamına gelir. Uyarılmıç Tüketim Harcamaları (c.Y) ile gösterilir, ki c marjinal
tüketim egilimidir. Uyarılmıç Yatırım Harcamaları ise (ı.Y) ile gösterilir, ki ı marjinal yatırım
egilimidir. Bir ulusal ekonomide halkın marjinal tüketim egilimi olan c ile marjinal tasarruf egilimi
s'nin toplamının 1'e eçit olması esasdır. (c+s=1) Yani, Türk halkının marjinal tüketim egilimi
eger 0.75 ise, bu durum halkın kullanılabilir gelirinin % 75'ini tüketim harcamalarında, geri kalan
% 25'lik bölümü ise tasarruf olarak degerlendirdigi anlamına gelir. Keynesgil Genel Denge,
makro dengede esas belirleyici olan toplam talep oldugunu vurgular. Ekonomiye ‘Kamu
Müdahalesi’ni onaylar. Bu nedenle, toplam arzı temsil eden geometriksel çekil, ‘0’ orijininden
baçlayan ve yukarı dogru 45 derecelik bir açıyla tırmanan bir dogru ile temsil edilir. Otonom
tüketim harcamaları seviyesinden baçlayan ve egimi marjinal tüketim egilimiyle (c) hesaplanan
tüketim harcamaları dogrusunun ve egimi marjinal yatırım egilimiyle (ı) hesaplanan ve otonom
yatırım harcamaları seviyesinden baçlayan yatırım harcamaları dogrusunun geometriksel
toplamı ile ulaçılan efektif talep dogrusu ile toplam arz dogrusunun kesiçtigi nokta ise, makro
dengeyi verir ve denge GSMH seviyesinin belirlenmesini saglar.

Yukarıdaki formülde, X-M, Keynesgil Genel Denge formülünün ‘dıça açık’ olmasını
saglamasının yanı sıra, mal ve hizmet ihracatından elde edilen gelirin halkın kullanılabilir
gelirini olumlu etkiledigini, mal ve hizmet ithalatı için harcanan dövizin ise, halkın kullanılabilir
GENEL EKONOMÌ


24

gelirini olumsuz yönde etkiledigini göstermektedir. Bu nedenle bir ulusal ekonomide Marjinal
thalat Eilimi artar ise, yukarıdaki formüle baglı olarak, Gelir Çarpanı da azalacaktır.

Klasik Genel Dengede ise, Keynesgil Genel Denge’nin aksine, arz yanlısı bir anlayıçın etkisine
baglı olarak, tam rekabet piyasası koçullarında çalıçtıgı varsayılan emek piyasasında; denge
reel ücret seviyesinde oluçan tam istihdam seviyesi, aynı zamanda ekonominin mal ve hizmet
üretim egrisinden de yararlanılarak, tam istihdam seviyesinde elde edilebilecek denge GSMH
seviyesini gösterir. Keynes’in 1929 Buhranı’nı talep yetersizliginden kaynaklanan bir buhran
olarak tanımlaması, Keynesyen anlayıçın ekonomide esas belirleyici olan unsurun ekonominin
arz yönü degil, talep yönü oldugunu öne çıkarmıçtır.

2.6 Pigou Etkisi

Pigou Etkisi, fiyat ve ücretlerin esnek olması halinde, serbest piyasaların tekrar tam istihdama
dönebilecek dinamikler içerdigini açıklamaya yönelik bir yaklaçımdır.

Neoklasik Genel Yaklaçım’da faiz, yatırım ve tasarrufları eçitleyecek (dengeleyecek) çekilde
sürekli olarak degiçmektedir. Keynes’te ise, yatırımlar, önemli ölçüde dıçsal faktörlerin etkisi
altındadır. Tasarruflar ise gelire bagımlıdır. Tasarruf ve yatırımlar arasında fark oluçtugunda, bu
fark gelirdeki degiçme ile kapanmaktadır. Bu nedenle sistem, eksik istihdamda
kilitlenebilmektedir.

Pigou, Keynes’in servet ve tüketim arasındaki iliçkileri göz ardı ettigini; bu iliçkilerin dikkate
alınması halinde, sistemin tekrar dengeye gelebilecegini öne sürer. Buna göre, ekonomik
durgunluk ortamında gerileyen fiyatlar, tüketim harcamalarını uyararak ekonomiyi dengeye
yönlendirir.

Pigou, tüketim ve servet arasında sıkı bir iliçki oldugunu düçünmektedir. Buna göre, parasal
ücret haddinin düçmesi, fiyatlar genel düzeyinin azalmasına ve bu da toplumda adeta likit
servet artıçı gibi etki dogmasına neden olur. Bu durum karçısında bireyler, tüketim
harcamalarını artırıp tasarruflarını azaltma egilimine girecekler ve tasarruf-yatırım dengesi
yeniden kurulacaktır. Fiyatların düçüp servetlerin artmasıyla ortaya çıkan bu tasarruf azaltıcı
etkiye Pigou Etkisi denmektedir.

Pigou Etkisi, sadece mal ve hizmet piyasalarındaki fiyat hareketlerini göz önüne alır ve bu
yönüyle de Keynes Etkisi’nden ayrılır.

2.7 Arz-Talep Kaymaları

Eger, arz ve talep miktarı bagımlı degiçkenini etkileyen ve her iki fonksiyonda da ortak bagımsız
degiçken olan fiyat (P) degiçebiliyor, buna karçılık maliyetler, teknoloji düzeyi, arzı etkileyen
diger faktörler, tamamlayıcı malların fiyatları, rakip malların fiyatları, tüketicilerin gelir düzeyi ve
toplumun ortak begeni ve alıçkanlıkları sabit ise, bir Ceteris Paribus durumu söz konusudur.
Yani, diger bagımsız degiçkenler aynı kaldıgında, malın piyasa fiyatındaki her hangi bir
degiçikligin arz veya talep miktarı üzerinde neden olacagı miktar degiçikligi, Arz (S) veya Talep
Egrisi (D) veya dogrusu üzerinde aranır.

Varsayım 1
S = ( P, C , U , W )
D = ( P,
R T
P P , Y , T )
GENEL EKONOMÌ


25

Ancak, yukarıdaki varsayımın tersi bir durum söz konusu ise, yani malın piyasa fiyatı sabit,
buna karçılık diger bagımsız degiçkenlerden birisi degiçiyor ise, örnegin maliyet artıçı veya
azalıçı, ya da tamamlayıcı malın fiyatının artması veya azalması söz konusu ise, bu durumda
arz veya talep dogrusunun saga veya sola dogru kayması söz konusu olacaktır.

Varsayım 2
S P C, U, W )
P P
T
, P
R
, Y, T)


P S
1
S



E
1

P
1

E
2
E
P
0





D

D
1

0 Q
Q
2
Q
1
Q
0


Yukarıdaki grafikte örnek aldıgımız Kumaç Piyasası’nda, kumaçın fiyatının sabit oldugu
varsayımı altında (
Kuma
P ), kumaç sektöründeki iççi - içveren sendikaları arasında süren toplu
sözleçme görüçmelerinin anlaçmazlıkla sonuçlandıgını ve iççilerin greve gittigini varsayalım.
Dolayısıyla 2. varsayımdaki gibi, P fiyat sabit; fakat W, yani arzı etkileyen diger faktörlerden
birinin durumu degiçiyor. Bu durumda üretilen mal miktarı ve dolayısı ile piyasaya arz edilen
mal miktarı azalacaktır. ( S¸, Q¸ Böylece grev kararı sonrası yeni arz egrisi, S
1
olarak oluçur.
Arz edilen miktar ise, Q
0
’dan Q
1
’e azalır. Kumaç arzı azaldıgı fakat buna karçılık talep
azalmadıgı için, manifaturacılar ve kumaç dükkânları malın piyasa fiyatını arttırırlar. Yeni oluçan
noktalar çöyledir: P
0
P
1
; Q
0
Q
1
; EE
1
. Kumaç, vazgeçilmez bir mal degildir. Dolayısıyla
tüketici, söz konusu fiyat artıçlarını kabul etmeyebilir ve talebini baçka bir döneme erteleyebilir.
Yani, kumaça olan talep de azalabilir (Talep egrisi sola kayar ve D
1
konumunu alır); E
1
E
2
;
Q
1
Q
2
; P
1
P
0
halini alır. Dolayısıyla fiyat artıçı ters tepebilir. Satıcılar yeniden, P
0
fiyat
düzeyini kabul eder ama daha az talebe razı olmak zorundadırlar. Eger üreticiler, grev kararı
sonrası fiyat seviyesini P
0
’da korusalardı, hala Q
0
kadar talep olacaktı.







GENEL EKONOMÌ


26

P

S



P
0
E
E
1

P
1


D
D
1

Q
0 Q
1
Q
0


Bu grafikte örnek aldıgımız Standart Cep Telefonu Piyasası’nda ise, yeni ve çok fonksiyonlu
cep telefonlarının piyasaya çıkmasıyla birlikte standart cep telefonuna olan ilgi azalmaya baçlar.
Dolayısıyla tüketicilerin standart cep telefonuna olan talebinde azalma görülür (Talep egrisi D
D
1
olur). Standart cep telefonuna olan ilginin azalmasıyla birlikte talep edilen miktar, Q
0
’dan
Q
1
’e düçer; ancak piyasaya arz edilen standart cep telefonu miktarı degiçmez. Yani, Arz egrisi
nin pozisyonu, konumu degiçmez. D
1
talep egrisi ile mevcut ar dogrusunun kesiçtigi yeni E
1

denge noktasında, yeni bir fiyat oluçur. Yani, cep telefonu satan dükkânlar, standart cep
telefonu artık ilgi görmedigi için, söz konusu telefonların fiyatlarını düçürürler (P
0
P
1
olur).

Altın Kural: Eger, malın piyasa fiyatı dıçında kalan diger bagımsız degiçkenlerden herhangi
birisinin degiçiim olumlu bir degiçim ise, bu durumda hem arz, hem de talep dogrusu veya egrisi
saga dogru hareket eder, kayar; eger, malın piyasa fiyatı dıçında kalan diger bagımsız
degiçkenlerden herhangi birisindeki degiçim olumsuz bir degiçim ise hem arz, hem talep
dogrusu veya egrisi sola dogru hareket eder, kayar. Örnegin, bir sektörde grev kararı arz
dogrusunu, üretim aksayacagından, sola dogru kaydırır. Benzin fiyatı pahalılandıgında, benzin
tamamlayıcı mal-otomobil esas mal iliçkisi çerçevesinde, otomobile olan talep azalacak ve talep
dogrusu sola dogru kayacaktır.

Burada bir istisnasi durum, normal mal - düçük mal ayrımında kendi gösterir. Söyle ki, bir
ekonomide tüketicilerin geliri arttıgında, örnegin düçük mal margarin ise, tüketicilerin gelirleri
artsa da, daha fazla margarin tüketilicegine, tereyagının daha fazla tercih edildigi gözlenir. Yani,
gelir arttıgında, düçük malın talebi azalır ve margarinin talep dogrusu sola kayar. Buna karçılık,
tereyag normal malının talep dogrusu saga kayacaktır. Gelir azaldıgında ise, normal mal olması
nedeniyle, tereyagın talep egrisi sola kayacaktır. Gelir azaldıgında normal mal olarak
tereyagını alamayacak tüketiciler, düçak mal olarak margarine yöneleceklerdir. Böylece, düçük
mal olan margarinin talep egrisi saga kayacaktır. Çünkü, tüketiciler gelirleri azalınca, yeniden
margarin tüketmeye döner. Bu talep artıç ve azalıçları esnasında, margarinin ve tereyagının
fiyatının sabit oldugu unutlamamalıdır. Bir önemli nokta bu konunun, kame Etkisi ile
karıçtırılmamasıdır. Ìkame Etkisi, bir tüketicinin reel geliri sabit iken, malın piyasa fiyatındaki
degiçimin o malın tüketim miktarı üzerinde yarattıgı etkiyi tanımlar. Tüketici burada fiyatı artan
malı, aynı kalitedeki bir baçka mal ile ikame eder. Malın nisbi fiyatı arttıgında tüketicinin o mal
yerine, baçka bir mal ikame etmesi durumudur. Ancak, bu ikame için margarin söz konusu
degildir.



GENEL EKONOMÌ


27

2.8 Esneklik (Elastikiyet) Kavramı

Mal ve hizmetlerin arz ve talep dogruları birbirine benzemez. Çünkü, farklı mal ve hizmetlerin
fiyat ve gelir gibi bagımsız degiçkenlerdeki degiçikliklere olan duyarlılıkları farklıdır. Bu nedenle,
bir bagımsız degiçkendeki yüzdesel degiçimin, arz veya talep miktarı bagımlı degiçkenleri
üzerinde ne oranda bir yüzdesel degiçim yarattıgını hesap etmemizi saglayan, o malın arz veya
talep miktarının bagımsız degiçkene olan hassasiyetini ölçmemizi saglayan kavrama Esneklik
diyoruz. Arz bagımlı degiçkeninin fiyat bagımsız degiçkenine olan duyarlılıgını ölçmek mümkün
iken, talep bagımlı degiçkeni için, hem fiyattaki degiçimlere olan duyarlılıgı, hem de gelirdeki
degiçimlere olan duyarlılıgı ölçmek mümkündür.

Esneklik degerinin hesap edilmesinde kullanılan formül; Arzın Fiyat Esneklii (Elastikiyeti)
için;
Arzın Fiyat Esnekligi =
P
P
Q
Q




Q
Q ∆
Malın arz miktarındaki % degiçim

P
P ∆
Malın piyasa fiyatındaki % degiçim

formülü kullanılmaktadır.

Talebin Fiyat Esneklii (Elastikiyeti) için ise;

Talebin Fiyat Esnekligi = )
Y
Y
Q
Q




Q
Q ∆
Malın talep miktarındaki % degiçim

Y
Y ∆
Malın piyasa fiyatındaki % degiçim

aynı formülün önüne negatif içareti konularak, esneklik degeri hesap edilmektedir.






GENEL EKONOMÌ


28

Talebin Gelir Esneklii (Elastikiyeti) için ise;

Talebin Gelir Esnekligi =
Y
Y
Q
Q




Q
Q ∆
Malın talep miktarındaki % degiçim

Y
Y ∆
Tüketicilerin gelirindeki % degiçim

formülü kullanılmaktadır.

Talebin Fiyat Esneklii'nde (Elastikiyeti'nde) 5 ayrı fiyat esneklii vardır. Sıfır esneklik
durumu, fiyat ne olursa olsun belirli bir malın hep aynı miktarda talep edilecegi anlamına gelir.
Bu durum, ölümcül hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar ve bir ölçüde uyuçturucu madde
için geçerlidir. Çünkü tüketici o malın fiyata ne olursa olsun, bu maldan bir miktar talep etmek
zorundadır. Bu nedenle, fiyata olan duyarlılılk sıfırdır ve bu tür mallar istismara açık olan
mallardır.

Talebin fiyat esnekligi sonsuza eçit ise, bu durum belirli bir P fiyatından satılan malın sonsuz
miktarda talep edilecegi anlamına gelir ki bu bir matematiksel maldır. Çünkü hiçbir mal sonsuz
miktarda talep edilemez. Eger, P ∆ Q ∆ ise, yani malın piyasa fiyatındaki belirli bir yüzdesel
degiçim, malın talep miktarında daha düçük oranda bir yüzdesel degiçime yol açıyor ise, bu
malın fiyata olan duyarlılıgı, dolayısı ile fiyat esnekligi 1'den küçük demektir. Bu durum, zorunlu
tüketim mallarında gördügümüz bir durumdur. Eger, P ∆ Q ∆ durumu söz konusu ise, bu
ünite esneklik demektir. Yani, malın piyasa fiyatındaki belirli bir yüzdesel degiçim, malın talep
miktarında aynı oranda bir yüzdesel degiçime neden olmaktadır. Yana esneklik degeri 1'e
eçittir. Bu kategorideki mal ve hizmetler normal mal sınıfına girer. Eger, P ∆ Q ∆ durumu söz
konusu ise, yani fiyattaki en ufak bir degiçiklik, malın talep miktarında çok daha yüksek oranda
bir degiçiklige yol açıyor ise, bu durumda fiyata olan duyarlılık yüksektir; yani esneklik degeri
1'den büyüktür. Bu kategoriye ise agırlıklı olarak lüks mallar girmektedir.

Söz konusu esneklik türlerini bir de çekil yardımıyla açıklamak gerekir ise:

1) Sıfır Esneklik
P
D

E
D
= 0
Ölümcül hastalıkların tedavisinde
kullanılan ilaç ve açılar veya
uyuçturucu madde.


0 Q Q
GENEL EKONOMÌ


29

E
D
= 0 Fiyat (0) da olsa (×) da olsa söz konusu mal, fiyatı ne olursa olsun, hep belirli bir
miktarda talep edilecektir. Dolayısıyla, söz konusu mal, fiyata kesinlikle duyarlı degildir. Tüketici
bu mal ve hizmetleri satın alırken hiçbir zaman fiyatı bir kriter olarak alamaz. Bu tür mal ve
hizmetler bu nedenle haksız kazanca, istismara açık mallardır. O yüzden bu tür ilaç ve açıların,
Saglık Bakanlıgı tarafından temin edilmesi gereklidir.

2) Sonsuz Esneklik:

P




E
D
=
P D

Matematiksel mal
0 Q


E
D
= Belirli bir P fiyatından satılması koçuluyla bu mal sonsuz miktarda talep edilir (P fiyat
sabittir). Böyle bir mal bugün için dünya ekonomisinde yoktur. (Matematiksel Mal).

3) Esnekliin 1’den Küçük Olması:

P





P
1
AP > AQ

P
P ∆
E
D
< 1
(Zorunlu tüketim malları)
P
2

Q
Q ∆

0 D Q
Q
1
Q
2

E
D
< 1 Malın piyasa fiyatı büyük bir degiçim gösterse de talep, çok az degiçmektedir. Böyle
mallar zorunlu tüketim mallarıdır. Örnegin; ekmegin fiyatının % 25 arttıgını buna karçılık talep
edilen miktarın sadece % 10 azaldıgını varsayalım. Ya da, yine fiyat % 25 azaldıgında, ekmek
tüketimi % 10 ortacaktır. Yani, fiyat arttıgı zaman talep edilen miktar çok az azalır veya fiyat
düçtügü zaman talep edilen miktar çok az artar. Yani, her iki yönde de, talep miktarındaki
degiçimler sınırlı ölçüde kalır.



GENEL EKONOMÌ


30

4) Ünite (Birim) Esneklik:

P




AP = AQ
P
1


P
P ∆
E
D
= 1
(Normal Mallar; hijyenik ürünler, temizlik ürünleri,
P
2
tekstil ürünleri vb )

Q
Q ∆

D

0 Q
1
Q
2
Q

E
D
= 1 Malın piyasa fiyatındaki belirli orandaki % degiçim, bu mal ve hizmetlerin
miktarında aynı oranda % degiçime yol açar.

5) Esnekliin 1’den Büyük Olması:

P




AP < AQ

P
1
E
D
> 1

P
P ∆
(Lüks mallar)
P
2
D


Q
Q ∆


0 Q
Q
1
Q
2


E
D
> 1 Malın piyasa fiyatındaki çok küçük bir orandaki bir yüzdesel degiçim, malın talep
miktarında çok daha büyük oranda bir yüzdesel degiçime neden olmaktadır. Örnegin; beyaz
eçya, gayrimenkul, otomobil gibi lüks eçyalar bu kategoride yer alır.

Talebin fiyat esnekligi ile gelir esnekligi ayrı ayrı hesap edilen esneklik türleridir. Talebin fiyat
esnekligi tüketici gelirinde meydana gelen degiçimlere baglı degildir.


GENEL EKONOMÌ


31

3 PYASA TÜRLER, REEL KESM - FNANSAL KESM AYIRIMI, PYASALARIN
LEY MEKANZMASI VE ETKLEMLER

3.1 Alım-Satımı Yapılan Ürünler Açısından Piyasa Türleri



Nihai Mal Piyasaları Üretim Faktör Piyasaları Para ve Sermaye
Piyasaları



Reel Kesim Finansal Kesim

Slayt 7

PYASALAR
NHA MAL
VE HZMET
PYASALARI
ÜRETM
FAKTÖR
PYASALARI
FNANS
PYASALARI
DOAL KAYNAKLAR
EMEK
SERMAYE
- GRM
F
O
N
A
K
I
M
I
F
O
N
A
K
I
M
I
REEL KESM




3.1.1 Reel Kesim – Finans Kesimi (Mali Sistem) likileri

Reel Kesim’i oluçturan birey ve kurumlar ekonomik faaliyetleri sonucunda oluçturdukları atıl
kaynagı, tasarruflarını Finans Kesimi’ne emanet ederler. Beklenti, finans kesimine emanet
edilen bu atıl fonların, tasarrufların filitrasyondan geçtikten sonra, yine reel kesime
kullandırılmasıdır. Reel kesimin yapacagı yatırımları finanse edecek yeterli fon arzı finansal
kesim tarafından saglanmaktadır. Birel ve kurumların gelir seviyesi ve yaratılan fon arzı
arasında sıkı bir iliçki vardır. Reel kesim tarafından yapılan yatırımların geliri artırıcı bir etkisi
oldugu göz önüne alınırsa, gelirdeki bu artıçın da finansal kesimin arz edebilecegi fon miktarını
artıracagı düçünülürse bu iki kesim arasındaki karçılıklı kaynak aktarma mekanizması daha iyi
anlaçilabilir.
GENEL EKONOMÌ


32


Ìstikrarlı bir ekonomik büyüme, bankacılık sektörü baçta olmak üzere finans kesiminde çalıçan
kurumların faaliyet gelirlerinin en önemli güvencesidir. Finans kuruluçları ne kadar güçlü bir
faaliyet geliri elde eder ise, sermaye yapıları o derece güçlü olacaktır. Güçlü bir sermaye
yapısına sahip olan finans kurumları ise gelecekteki büyüme hedefleri için bir teminat teçkil
edecektir.

Slayt 8

1999 SONBAHARINDA TÜRKYE EKONOMS
REEL KESM
- TALEP MUGLAK
- REKABET GÜCÜ AZALIYOR
- BÖLÜSÜM BOZUK
- ÌSSÌZLÌK YÜKSEK
- KRONÌK ENFLASYON
KRED
HACM
BANKACILIK
SSTEM
TASARRUF
TL. MEV: 31.3 b$
D. MEV.: 27.9 b$
REPO: 10.5 b$
TOPLAM: 69.7 b$
TL.: 20.6 b$
DÖVÌZ: 18.8 b$
TOPLAM: 39.4 b$
HAZNE
MÜSTEARLII
DÖVZ
FAZ
MERKEZ
BANKASI
FNANS KESM
- Hazine: Uygun Koçullarda Net Ìç Borçlanma Gerçekleçtirmeye Çalıçıyor.
- Merkez Bankası: Hassas Dengelerin Bekçisi.
- Bankacılık Sistemi: Kimsenin Almak Ìstedigi Taçıyor. Özellikle Ekonomi Yönetimi’nin
Taçımak Ìstemedigi Riskler
- Tasarruf Sahiplerinin Beklenti ve Tercihleri Piyasa Dengeleri Açısından Çok Önemli
ÌÇ BORÇ
STOKU:
36.5 b$


3.2 Rekabet Açısından Piyasa Türleri

Ìktisat Bilimi içerisinde, bilim adamları piyasaları genel olarak üçe ayırmayı tercih etmektedirler.
Bir uçta tam rekabet, öteki uçta monopol vardır. Bu iki uç arasında oligopol ve monopollü
rekabet piyasalarını kapsayan eksik rekabet piyasaları bulunmaktadır.

Bilim adamlarının bir kısmı ise piyasaları önce ikiye ayırmayı tercih etmektedirler. Bu iki
ayrımda, bir grup piyasa rekabet piyasası, ikinci grup ise eksik rekabet piyasaları olarak
adlandırılmaktadır. Bu sınıflandırmada eksik rekabet piyasaları, monopollü rekabet, oligopol ve
monopol piyasalarını kapsamaktadır.

i. Tam Rekabet Piyasası: Özellikle tam rekabet baglamında, piyasada çok sayıda firmanın
bulundugu ve tek baçına hiçbir alıcının ve tek baçına hiçbir satıcının, piyasada oluçan
fiyatı etkileyemedigi piyasa çeçididir.
Tam Rekabet Piyasası çu temel 5 özelligi taçır:
a. Piyasada sonsuza yakın sayıda alıcı ve satıcı vardır.
GENEL EKONOMÌ


33

b. Alıcı ve satıcılardan bir kısmının piyasadan çekilmesi, piyasa dengelerini
etkileyecek sonuç yaratmaz.
c. Ne alıcıların, ne de satıcıların malın piyasa fiyatını tek baçlarına degiçtirebilme
gücü yoktur. Bu nedenle, Tam Rekabet Piyasası’nda fiyat rijittir, sabit bir
degerdir, bir veridir.
d. Mallar türdeçtir (homojendir) ve bölünebilir olma (atomize) özelligi taçırlar.
e. Piyasa çeffaftır; saydamdır. Tüketiciler piyasa ile ilgili her türlü bilgiye
ulaçabilmektedirler.

i. Oligopol: Oligopol piyasasında az sayıda firma vardır. Oligopolcü piyasada firmaların
sattıgı mallar birbirlerinin aynı olabilir veya bir ölçüde birbirlerinden farklı olabilirler.
Mallar birbirlerinin aynı ise bu piyasaya saf oligopol, birbirlerinden farklı ise
farklılaçtırılmıç oligopol adı verilir. Oligopol piyasalarında bir firmanın ürettigi malın
üretim miktarını, kalitesini, fiyatını belirleme ve satıç miktarını artırma konularındaki
bütün kararları piyasadaki öteki firmalar etkiler.

ii. Monopollü Rekabet: Ìçinde farklılaçtırılmıç fakat birbirinin yerini kolayca alabilen
malları üretip satan çok sayıda firmanın var oldugu piyasa çeçididir. Firma sayısının
çoklugu her birinin piyasa payının küçüklügü anlamına gelir. Bu da, bir firmanın bir
kararının diger firmaları etkilememesi demektir. Yani, birbirleri arasında kıyasıya rekabet
etmeleri beklenen çok sayıda firma, rekabet yerine küçük Pazar payları ile ayakta
kalmayı tercih etmekte ve adeta monopol firma tavrı sergilemektedirler. Bakkallar,
berberler bu kapsamdaki ekonomik ünitelere örnek teçkil edebilir.

iii. Monopol: Yakın ikame imkânı bulunmayan bir malın tek satıcısının oldugu piyasa
çeçididir. Monopolcü firma, malın arz miktarını degiçtirerek malın fiyatını etkileme
gücüne sahiptir.

(Bknz. Slayt 9, Slayt 10)
PYASALAR
REKABET PYASALARI EKSK REKABET PYASALARI
TAM
REKABET
PYASASI
GÜNÜMÜZ
REKABET
PYASALARI
ALICI
FRMALARA
GÖRE
SATICI
FRAMALARA
GÖRE
-MONOPOL
- DUOPOL
- OLÌGOPOL
-MONOPSON
- DUOPSON
- OLÌGOPSON
BÌLATERAL MONOPOL
REKABE EKABET PYASALARI KSK REKABET PYASAERI
GENEL EKONOMÌ


34

adet de mal satsa , satılan her mal piyasa denge fiyatı P
0
‘dan satılacagı için, Tam Rekabet
Piyasası’nda P
0
piyasa denge fiyatı ve Marjinal Gelir ile Ortalama Gelir degerleri birbirine eçit
olacaktır. Bu nedenle, Tam Rekabet Piyasası’nda firma gelirlerini temsil eden Marjinal Gelir
(MR) ve Ortalama Gelir (AR), piyasa denge fiyatı olan P
0
noktasından baçlayıp, Q miktar yatay
eksenine paralel bir çekilde çizilir.

Oysa, Monopol Piyasası’nda; monopol konumundaki firmanın malın piyasa fiyatını
degiçtirebilme olanagı söz konusudur. Bununla birlikte, monopol konumundaki firmanın
piyasaya tek baçına hakim olması demek, istedigi malı istedigi fiyattan satabildigi anlamına
gelmez. Nitekim, monopol konumundaki firmanın geliri de, piyasadaki tüketicilerin alım gücü ile
sınırlıdır. Bu nedenle, monopol konumundaki firmanın ortalama gelir dogrusu ile (AR),
tüketicilerin alım gücünü temsil eden talep dogrusu (D) monopol piyasasında firma dengesinde
üst üste çakıçıktır. Bu nedenle, tam rekabet ve monopol piyasasında firma dengesi, marjinal
gelir (MR) ve ortalama gelir (AR) dogrularının geometrik konumlarının farklı olması nedeniyle,
farklı noktalarda oluçur ve monopol piyasasında firma dengesini saglayan piyasa fiyatının, tam
rekabet piyasasına göre daha yüksek bir seviyede oluçtugu gözlemlenir.

Kısa dönemde, firmalar tesislerini degiçtiremezler. Bu nedenle karar verilmesi gereken konu en
uygun üretim hacmini seçmektir. En uygun üretim hacmi ise firmaya en yüksek karı saglayan
üretim hacmidir. Su halde, tam rekabet veya monopol piyasasındaki bir firmanın kısa dönem
dengesi, karın azamileçtirildigi, yani maksimize edildigi noktada gerçekleçtirilir. Bunun için iki
koçulun gerçekleçmesi gerekmektedir. Birinci koul, piyasa türü ne olursa olsun, karı
maksimize eden eitliin firmanın ürettii mal satmaktan dolayı elde ettii nihai geliri
temsil eden marjinal gelir deerinin, en son ürettii malın firmanın toplam maliyetine
yaptıı katkıyı ifade eden marjinal maliyet deerine eitlendii noktada, ideal üretim
seviyesinin yakalandııdır(MR=MC eitlii). Ìkinci koçul ise, bu eçitligin saglandıgı yerde
marjinal maliyetin yükseliyor olmasıdır.

Tam rekabet piyasasındaki bir firmanın uzun dönem dengesi ise, tesisin büyüklügü ile ilgili, yani
üretim ölçegi ile ilgili, bütün ayarlamalar yapıldıktan sonra firmaya en yüksek karı saglayacak
üretim hacminde gerçekleçir. Bu nokta marjinal hasılat egrisi ile uzun dönem marjinal maliyet
egrisinin kesim noktasıdır. Tam rekabet piyasasında uzun dönemde hiçbir firma açırı kar elde
edemez çünkü açırı kar saglayan endüstriye uzun dönemde yeni firmalar girer ve bu da açırı
karların erimesine neden olur. Monopol piyasasında ise endüstriye baçka firmaların giriçi
engellendigi için açırı karlar elde etmek her zaman mümkündür. Bunun dıçında monopolde, tam
rekabetteki durumdan farklı olarak, uzun dönemde kurulan tesisin optimum büyüklükte tesis
olması gerekmez. Ayrıca, yine tam rekabettekinden farklı olarak bu tesisin tam kapasite ile
kullanılması da gerekmez.












GENEL EKONOMÌ


35

4 PARA VE MALYE POLTKALARI

4.1 Ekonomi Politikaları

Politika, kelime anlamı olarak belirli bir hedefe ulaçmak veya belirli bir sorunu çözmek amacıyla
bir takım araç ve yöntemlerin bir araya getirilmesi süreci olarak tanımlanabilir. Dolayısı ile, bu
tanımdan hareket edildiginde, ekonomi politikası, ekonomide belli hedefleri gerçekleçtirmek
(refah düzeyinin arttırılması, verimliligin saglanması) veya belirli sorunları çözmek amacıyla
(içsizlik, yoksulluk) belirli ekonomik araç ve yöntemlerin bir araya getirilmesi sürecidir, çeklinde
tanımlanabilir. Demokratik bir ülkede, partiler sorunlara çözüm modelleri ve araçları ile halkın
karçısına çıkıp oy isterler ve hükümete geldiklerinde bu politikaları uygulamaya çalıçırlar.

Ekonomi politikaları, günümüzde farklı noktalara baglı olarak ayırıma tabi tutulmaktadır.
Bununla birlikte, en yaygın kullanılan ayrıçtırma kullanılan araç ve yöntemlere göre
ayrıçtırmadır. Buna göre, kullanılan araç ve yöntemlere baglı olarak ekonomi politikaları, para
politikası, maliye politikası ve direkt kontrol politikaları (fiyat kontrol politikaları ve dıç ticaret
kontrol politikaları) olarak üçlü bir ayırıma tabi tutulabilir.

Aynı para ve maliye politikası araçlarından yararlanarak bir ülke, kendisini deflasyonist bir
baskıdan veya enflasyonist bir baskıdan kurtarmaya çalıçır. Eger, ekonomi bir enflasyonist
baskı yaçıyor ise, para ve maliye politikaları daraltıcı boyutta uygulanacak; eger ekonomi
deflasyonist bir baskı altında ise para ve maliye politikaları geniçletici boyutta uygulanacaktır.
Enflasyonla mücadeleyi öngören programlarda iki ana kategori öne çıkmaktadır: Ortodoks Anti-
Enflasyonist Politikalar ve Heterodoks Anti-Enflasyonist Politikalar. Ortodoks programlar, IMF'in
alıçılagelmiç enflasyonla mücadele programları olarak ifade edilebilir. Bu programlar
enflasyonla mücadelede gereken baçarıyı çogunlukla yakalayamamıçtır. Bu nedenle,
alıçılagelmiç yöntemlerin dıçına taçan ve radikal bir uygulamayı gerektiren Heterodoks
programlar zaman zaman öne çıkmıçtır ve çogunlukla baçarılı olmuçtur. Bu iki farklı programda
ekonomik reformlar benzerlik arzederken, esas farkı reform sürecine geçiç öncesinde
uygulanan stabilizyon süreci oluçturmaktadır. Heterodoks programlar, toplumsal uzlaçı
içerisinde, tek bir partinin Meclis'te çogunlugu elinde bulundurdugu periyodlarda, ekonomideki
tüm fiyat türlerinin dondurulması suretiyle enflasyonda radikal bir düçüçü saglayan 18 aylık
programlar olarak da tanımlanabilir.

4.2 Maliye Politikası

Kamu Kesimi, bir yandan yaptıgı harcamalar ile geliri artırıcı etki yaparken bir yandan da
topladıgı vergiler ile geliri düçürücü bir etkiye sahiptir. Devletin istihdam, gelir, fiyat seviyeleri
gibi makro ekonomik degiçkenleri etkileyebilmek için kamu harcamalarını (cari harcamalar,
yatırım harcamaları ve transfer harcamaları) ve kamu gelirlerini (vergi gelirleri, vergi dıçı normal
gelirler, özel gelir ve fonlar) kullanması maliye politikası olarak adlandırılmaktadır. Örnek
vermek gerekir ise, kamu harcamalarını artırarak ve/veya halktan ve kurumlardan toplanan
verginin yükünü azaltarak ulusal ekonomideki toplam tüketim harcamalarını artırmaya yönelik
olarak izlenen maliye politikasına kamu harcamalarını azaltarak
ve/veya vergileri artırarak toplam tüketim harcamalarını azaltmaya yönelik politikaya da
denmektedir. Maliye politikasının etkinligi iki temel faktöre baglıdır:

Yatırım harcamalarının faiz hadlerine olan duyarlılıgı
Talep edilen para miktarının faiz hadlerine olan duyarlılıgı.

GENEL EKONOMÌ


36

Maliye Politikası araçlarını Kamu Maliyesi Gelir Araçları ve Kamu Maliyesi Harcama Araçları
olarak ikiye ayırabiliriz. Kamu Maliyesi Gelir Araçları 3 temel baçlıktan oluçur. Bunlar sırasıyla
Vergi Gelirleri, Vergi Dıçı Normal Gelirler ve Özel Gelir ve Fonlar’dan oluçur. Vergi Gelirleri
dogal olarak kamu kesiminin toplam gelirlerinin önemli bir bölümünü kapsamaktadır. Dogrudan
veya Direkt Vergi Gelirleri ile Dolaylı veya Ìndirekt Vergi Gelirleri olmak üzere iki ayrı gruptan
oluçmaktadır. Dogrudan veya Direkt Vergiler, Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi ve Götürü Usülde
vergilendirilen mükelleflerden alınan ve Gelirden Alınan Vergiler’den oluçan grubu ve Motorlu
Taçıtlar Vergisi, Çevre Vergisi, Veraset ve Ìntikal Vergisi, Emlak Vergisi gibi, mükellefin
dogrudan vergi dairesine veya ilgili birimlere ödedigi veya bir kurum aracılık etse de, ne kadarlık
bir vergi ödedigine vakıf oldugu vergi türlerini temsil etmektedir.

Dolaylı veya Ìndirekt Vergiler ise, mal ve hizmetlerin fiyatlarının içerisine yedirilmiç ve
çogunlukla ne kadar ödedigimizi bilemedigimiz vergilerdir. Söz konusu vergi gelirleri arasında
en çok bilinenlerin Katma Deger Vergisi, Özel Tüketim Vergisi, Akaryakıt Tüketim Vergisi ve
Banka ve Sigorta Muamele Vergisi olarak sıralanabilir. 1980’lerin sonuna dogru direkt vergilerin
toplam vergi gelirleri içerisindeki payı % 70, dolaylı vergilerin payı % 30 iken, 2000’li yıllarda söz
konusu ana vergi gruplarının toplam içerisindeki rollerinin degiçtigi gözlenmektedir. Oysa, daha
dengeli bir vergi sistemi için direkt vergilerin toplamdaki payının arttırılması önemlidir.
Türkiye’nin vergi gelirleri açısından bir diger kritik sorunu ‘kayıt dıçı’ ekonominin varlıgıdır.
TÜÌK’in resmi verileri, Türkiye’de 23 milyon civarındaki çalıçan kesimin % 50’den fazlasının
kayıt dıçı odugunu göstermektedir. Bu nedenle, Türkiye hem gelir vergisi açısından, hem de
sosyal güvenlik sistemi prim ödemeleri açısından önemli bir kayba ugramakta, potansiyel gelir
kaybı yaçanmaktadır.

Vergi Dıçı Normal Gelirler ise, adından da anlaçılacagı üzere, Kamu Kesimi’nin vergi
kapsamına girmeyen, ancak düzenleme elde etmeye alıçık oldugu gelirlerdir. Devlet
Patrimuvanı Gelirleri en önemli örnektir. Devletin sahip oldugu menkul ve gayrimenkullerin
satıçından ve/veya kiralanmasından elde edilen gelirler bu kapsama girer. Kıymetli evrak
denilince, Hazine’nin ihraç ettigi bono ve tahviller sadece akla gelmemelidir. Vatandaçın
Devletten temin ettigi Nüfus Cüzdanı, Ehliyet, Pasaport, Diploma, Tapu Senedi gibi belgeler de
yine Kamu’nun vatandaça belirli bir bedel karçılıgında kullandırdıgı belgelerdir ve bu kıymetli
evraklardan da gelir elde edilir. Taçınmazların satılması ve kiralanmasından elde edilen gelirler
ise malumdur. Ayrıca, Trafik ve Vergi Cezaları’nın da; devlete ait içtiraklerin kazançlarından
düçen pay da Vergi Dıçı Normal Gelirler kapsamındadır. Özel Gelir ve Fon Gelirleri ise
Türkiye’nin bir kez elde ettigi gelirlerden ve 2000 yılı baçına kadar sayıları 75 iken, bugün
tasfiye sürecinde olan Fonlar’dan gelen gelirlerden oluçmaktadır. 1. Körfez Savaçı esnasında,
Türkiye’nin ugradıgı zarar nedeniyle yapılan hibe yardımları ve 17 Agustos Depremi nedeniyle
bir defaya mahsus olmak üzere gerçekleçtirilen Bedelli Askerlik uygulamasından elde edilen
gelirleri Özel Gelirler kapsamında örnek olarak gösterebiliriz.

Kamu Kesimi Harcama Araçları ise 4 ayrı bölümden oluçmaktadır. Bunlar sırasıyla, Personel
Harcamaları, Diger Cari Harcamalar (Devletin Güvenlik Harcamaları ile Diger Kamu
Kurumlarının rutin, günlük tüketim ve demirbaç harcamalarından oluçur), Yatırım Harcamaları
(Kamu’nun Milli Servete katkı anlamında kalıcı olan sabit sermaye harcamaları) ve Transfer
Harcamaları’ndan oluçur. Transfer Harcamaları 25 alt harcama kalemi ile en yogun kalemdir ve
bu kalemler içerisinde yer alan Faiz Harcamaları, KÌT’lere transferler, Emekli ve Ìhracatçılara
Vergi Ìadesi, Sosyal Güvenlik Kuruluçları’na transferler, Tarım Desteklemesi gibi ana kalemler
nedeniyle Kamu’nun en çok harcama yaptıgı alandır. Dolayısı ile, yukarıda sıralanan 3 temel
gelir kalemi ile 4 temel harcama kalemini kullanarak, ekonomi yönetimi ya Türkiye’de oldugu
gibi enflasyonla mücadeleye katkı saglayan bir daraltıcı maliye politikası, ya da Japonya’da
oldugu gibi deflasyonla mücadele adına geniçletici maliye politikası izleyebilmektedir. Daraltıcı
GENEL EKONOMÌ


37

maliye politikasında vergi oranları arttırılarak, devletin elde ettigi gelirler arttırılarak ve
harcamalar kısılarak kamu kesiminin enflasyon etkisi sınırlandırılmakta, kamu açıgı azaltılmaya
çalıçılmaktadır. Geniçletici maliye politikalarında ise halktan toplanan vergi azaltılarak, vergi
oranları düçürülerek halkın tüketim egilimi güçlendirilmekte, tüketim teçvik edilmekte, ayrıca
kamu harcamaları arttırılarak, kamu kesiminin iç talebi desteklemesi saglanaktadır.

4.3 Para Politikası

Para politikası, her ülkenin merkez bankasının çeçitli makro hedefleri gerçekleçtirmek ve/veya
çeçitli makro sorunlara çözüm yaratmak amacıyla çeçitli parasal araçlar vasıtası ile uyguladıgı
politikayı ifade etemktedir. Dünyada, bagımsız, yarı bagımlı ve tam bagımlı merkez bankacılıgı
uygulamalarına baglı olarak, para politikasının etkinligi merkez bankasının pozsyonuna göre
farklılık arzetmektedir. Yani, bir ülkenin merkez bankasının baımsızlıı ile para
politikasının etkinlii arasında doru orantılı bir iliki söz konusudur. Piyasa ekonomisi
mantıgının benimsenmiç oldugu bir ekonomide Merkez Bankası’nın özerkligi çok önemlidir.
Özellikle, 5 Kasım 2001 tarihinde yürürlüge giren son düzenleme TCMB’na özerklik konusunda
yeni olanaklar saglamaktadır. Merkez Bankası faiz ve döviz kuru silahını kullanarak,
ekonomideki parasal büyüklükleri etkiler; parasal büyüklükleri baskı altında tutar veya parasal
büyüklükler üzerindeki baskıyı hafifletir. Para politikası kararları alınırken ekonomi yönetiminin
ve onun bir parçası olarak Merkez Bankası’nın temel hedefi enflasyona neden olmaksızın tam
istihdam düzeyine ulaçmak ve bunu sürdürmektir. Parasal büyüklüklerin ve ekonomideki
likiditenin daha hızlı geniçlemesini ve faiz oranlarının düçmesini saglamaya yönelik para
politikasına para arzındaki artıçı yavaçlatmayı, hatta para arzını
daraltmayı ve faiz oranlarının yükselmesini saglamaya dönük para politikasına da
denmektedir. Para politikasının etkinligi iki anahtar etmene baglıdır:
Reel para talebinin faiz oranına duyarlılıgına.
Yatırım talebinin faiz oranına duyarlılıgına.

Merkez bankası temelde beç temel para politikası aracı kullanmaktadır. Bunlar,
Zorunlu Karçılıklar Oranı
Disponibilite Oranı
Reeskont Oranı
Açık Piyasa Ìçlemleri
Bankacılık Sistemi’nin Yönlendirilmesi

Ekonomi alanında bilinen en temel denge olarak M.V=P.T olarak ifade edebilecegimiz
Cambridge Denklemi’nde; esasen 'P' Fiyatlar Genel Seviyesi’ni, 'T' ise Ticari içlem Hacmi’ni
temsil eder. Aslında P.T Nominal GSMH’dır. Yani, 'M' Para Arzı ve 'V' Paranın Dolaçım
Hızı’nın (para arzının ortalama kullanım hızının) çarpımı Nonimal GSMH’ya eçittir. Eger,
Nominal GSMH için bir artıç oranı hedefi var ise, ki bu hedef 2002 yılı için % 58’dir. Para Arzı ile
Paranın Dolanım Hızı’nın çarpımı sonrası ortaya çıkan degerin de yine eçitligi saglamak
anlamında % 58 artması gerekir. Bu durumda, eger ekonomide paranın dolanım hızı V düçüyor
ise, GSMH artıç hedefini gerçekleçtirmek için Merkez Bankası Para Arzı M’yi arttırmak
zorundadır. Nitekim, TCMB 31 Mart 2002 tarihli Zorunlu Karçılıklar ve Disponibilite Tebligi ile bu
noktayı hedeflemiçtir.

Ulusal ekonomi birbirinden farklı Para Arzı tanımlarını bünyesinde bulundurur. Merkez Bankası
elindeki beç adet para politikası silahı ile ya para arzlarını daraltarak, ya da geniçlemesine izin
vererek hedeflere ulaçılmasına, makro degiçkenlerin etkilenmesine çalıçır.

GENEL EKONOMÌ


38

M1 Para Arzı= Dolaçımdaki Para (Dolaçıma Çıkmıç Banknot+Madeni Para – Banka Kasaları) +
Vadesiz Ticari Mevduat + Vadesiz Tasarruf Mevduatı + Vadesiz Diger Mevduat + TCMB’deki
Mevduat
M2 Para Arzı= M1 Para Arzı + Vadeli Ticari Mevduat +Vadeli Tasarruf Mevduatı + Vadeli Diger
Mevduat
M2Y Para Arzı= M2 Para Arzı + Döviz Tevdiat Hesapları
M3A Para Arzı= M2 Para Arzı + Resmi Mevduat
M3 Para Arzı= M3A Para Arzı + TCMB’deki Diger Mevduat
M3Y Para Arzı= M3 Para Arzı + Döviz Tevdiat Hesapları
formülleri ile bulunabilmektedir.

Merkez Bankası’nın yarattıgı en büyük parasal deger ise Merkez Bankası Parası olarak ifade
edilebilir, ki Merkez Bankası Parası içerisinde Rezerv Para’yı da içermektedir.

Emisyon + Bankalar Zorunlu Karçılıkları + Bankalar Serbest Mevduatı + Fon Hesapları + TCMB
Nezdindeki Banka Dıçı Kesim Mevduatı = Rezerv Para’ya eçit olup;

Rezerv Para + Açık Piyasa Ìçlemleri + TCMB Nezdindeki Kamu Mevduatı = Merkez Bankası
Parası’nı vermektedir.

Özellikle, IMF ile 1994 yılından bu yana gerçekleçtirilen stand-by anlaçmalarına baglı olarak,
Merkez Bankası’nın klasik bilanço mantıgına dayalı olarak hazırlanan Merkez Bankası Vaziyet
(Aktif-Pasif) Durumu, daha etkin izlenebilir olması açısından Analitik Bilanço’yla takibe agırlık
verilmiçtir. Bu çerçevede, Vaziyet’in Aktif ve Pasif’inde yer almakta olan kalemler, Analitik
Bilanço’nun Aktif ve Pasif tarafında dört ana kalem altında birleçtirilmiçtir.











Ìdeal bir Merkez Bankası Analitik Bilançosu’nda Aktiflerin önemli bir kısmının Dıç Varlıklar’dan
oluçması, Pasifte ise agırlıgın Merkez Bankası Parası’nda olması arzu edilir. TCMB, bu konuda
önemli bir ilerleme kaydetmiç olmakla birlikte, yine de henüz ideal dengeyi oluçturamamıçtır.

4.4 Enflasyon Hedeflemesi

Enflasyon hedeflemesi, gerek gelismiç ülkelerde, gerekse gelismekte olan ülkelerde baçarısı
kanıtlanmıs ve giderek artan sayıda ülke tarafından uygulanan bir para politikası rejimidir.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (Merkez Bankası), 2002 yılı baçında para politikasının
genel çerçevesine iliskin yaptıgı duyuruda, para politikasında nihai hedefin enflasyon
hedeflemesine geçmek oldugunu, ancak gerekli ön koçullar tamamlanmadan enflasyon
hedeflemesine geçilmesinin rejimin güvenilirligini daha baslamadan sarsacagını ve bu nedenle
enflasyon hedeflemesine geçiç için, para politikasının etkinligini kısıtlayan unsurların
zayıflamasının beklenecegini vurgulamıçtı. Aynı duyuruda, enflasyon hedeflemesi rejimine
geçilene kadar “örtük enflasyon hedeflemesi” uygulanacagı belirtilmisti. Bu dogrultuda,
ANALTK BLANÇO
MERKEZ BANKASI
PARASI
A P
DI
VARLIKLAR
Ç
VARLIKLAR
TOPTAN DI
YÜKÜMLÜLÜKLER
GENEL EKONOMÌ


39

Hükümet ile birlikte enflasyon hedefleri saptanmıçtır. Kısa vadeli faiz oranları enflasyonla
mücadelede etkin olarak kullanılırken, para tabanı da ek bir çapa olarak belirlenerek, enflasyon
hedeflerinin güvenilirliginin artırılması amaçlanmıçtır. Uygulanan bu politika; Merkez
Bankası’nın bagımsızlıgı yolunda atılan adımlar, mali disiplin ve süregelen yapısal
düz
GENEL EKONOMÌ


40


Yine bu dönemde kurum içinde organizasyon yapısı yenilenmiç ve para politikasına iliçkin
görev tanımları netleçtirilmiçtir. Sonuç olarak, son dört yıllık dönemde özellikle de son bir yıl
içinde para politikasının öngörülebilirligi belirgin bir ölçüde artmıç, kurumsal altyapı ve çeffaflık
konusunda önemli gelimseler yaçanmıstır.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, 2006 yılında para politikası kurumsallaçma süreci
çerçevesinde enflasyon hedeflemesi rejiminin uygulamasına geçmiçtir. Bu rejim ile birlikte, son
yıllardaki “düçen enflasyon” sürecinden “fiyat istikrarı” sürecine dogru ilerlenmesi
planlanmaktadır. Bu kapsamda, önümüzdeki dönemde para politikasının genel çerçevesinde,
enflasyon hedefleri ve bu hedeflere ulaçmak için izlenilecek politikalar konusunda giderek artan
bir açıklık ve hesap verme söz konusu olacaktır.

Merkez bankalarının birincil ve öncelikli amacı fiyat istikrarını saglamak ve sürdürmektir.
Enflasyon hedeflemesi ise, fiyat istikrarına ulasılabilmesi amacıyla uygulanan ve giderek
yaygınlaçan bir para politikası stratejisidir. Akademik yazında birçok farklı tanım bulunsa da,
uygulamalara bakıldıgında, enflasyon hedeflemesi rejimini diger rejimlerden ayıran iki ana
unsurun bulundugu görülmektedir:

1. Enflasyon hedeflemesi rejimi uygulayan merkez bankaları, enflasyon hedeflerini rakamsal
olarak açıklamakta, bu hedeflere ulasmayı taahhüt etmekte ve açıklanan hedeflere
ulaçılamaması durumunda kamuoyuna hesap vermekle yükümlü olmaktadırlar.

2. Para politikası kararlarının ekonomiyi etkilemesi belli bir süre gerektirdiginden, merkez
bankaları bugünkü enflasyonu degil, gelecekteki enflasyonu kontrol edebilmekte, bu amaçla
belirli zaman aralıklarıyla enflasyon tahminleri olusturmakta ve bu tahminleri kamuoyu ile
paylaçmaktadırlar. Bu nedenle, enflasyon hedeflemesi rejimi çogu zaman “enflasyon tahmini
hedeflemesi” olarak da adlandırılabilmektedir. Bu dogrultuda, öngörülerin enflasyon hedefi ile
tutarlılıgı ve hedeften sapma konusundaki riskler kamuoyuna anlatılmaktadır.

Türkiye’de uygulanan para politikası kademeli olarak enflasyon hedeflemesi rejimine
yaklaçmıçtır. 2006 yılında ise seffaflık ve hesap verebilirlik alanında atılacak yeni adımlar ile,
uygulanacak olan para politikası artık enflasyon hedeflemesi rejimi olarak tanımlanacaktır.
Diger ülke örnekleri ve Türkiye’nin geçmiç deneyimleri incelendiginde, enflasyon hedeflemesi
rejiminin para politikasında bir son olmadıgı; aksine, kesintisiz bir “geliçme” sürecinin bir parçası
oldugu görülmektedir. Kuskusuz, bu gelisme süreci sadece politika uygulayıcıları için degil, tüm
ekonomik birimler için de geçerlidir. Bu süreçte kamuoyu ile karçılıklı etkileçimin ve bilgi
paylaçımının artması, rejimi daha içlevsel ve etkin kılacaktır. Bu dogrultuda, Merkez Bankası
açısından önümüzdeki dönemin baçlıca gündem maddeleri, çeffaflıgın, hesap verebilirligin ve
öngörülebilirligin artırılması olacaktır. Önümüzdeki dönemde uygulanacak para politikasının ana
ilkeleri çu çekilde ifade edilebilir.

Merkez Bankası, enflasyon hedeflemesi rejimi konusunda 2000 yılından bu yana çalıçmalarını
sürdürmektedir. Türkiye’de enflasyon hedeflemesi rejiminin ana çerçevesi oluçturulurken, bu
rejimi uygulayan 20’yi askın geliçmiç ve geliçmekte olan ülkenin deneyimlerinden
faydalanılmıstır. Ìncelenen ülke örnekleri, tarihsel, kültürel, ekonomik ve siyasal farklılıklar
nedeniyle, “her ülkeye uygun tek ve en iyi uygulama” olmadıgını göstermiçtir. Dolayısıyla,
enflasyon hedeflemesi rejimi çerçevesinde genel yapı olusturulurken, Türkiye’ye özgü bir
modelin oluçturulması gerektigi göz önüne alınmıçtır.

GENEL EKONOMÌ


41

Kamuoyu tarafından kolay anlaçılabilirligi ve iletisim açısından avantajları göz önüne alınarak,
enflasyon hedefi “nokta hedef” olarak belirlenmiçtir. Toplumun her kesimi tarafından kolaylıkla
takip edilebildigi ve günlük yasam maliyetini iyi ölçen bir gösterge oldugu için, enflasyon
hedefinin Tüketici Fiyat Endeksi üzerinden tanımlanması tercih edilmistir. Bu dogrultuda,
hedeflenen degiçken 2003 temel yılı Tüketici Fiyat Endeksi’nin yıllık yüzde degiçimi ile
hesaplanan yılsonu enflasyon oranıdır. 2006 yılından itibaren üç yıllık bütçe uygulamasına
geçildigi göz önüne alındıgında, üç yıllık bir hedef patikasının açıklanmasının, enflasyon
hedeflerinin içsel tutarlılıgını ve diger makroekonomik projeksiyonlarla uyumunu artıracagı
düçünülmektedir. Bu nedenle, enflasyon hedeflemesi rejiminin bu ilk açamasında hedefler üç
yıllık olarak ilan edilmektedir. Katılım Öncesi Ekonomik Program ve üç yıllık bütçe planlarıyla
uyumlu olarak, 2006, 2007 ve 2008 için yılsonu hedefleri sırasıyla % 5, % 4 ve % 4 olarak
belirlenmiçtir. 2009 yılsonu hedefi ise 2006 yılı içinde açıklanacaktır.

Tablo: Yılsonu Hedefiyle Tutarlı Enflasyon Patikası ve Belirsizlik Aralıı


Yukarıdaki degerlendirmelerin ıçıgında, 2006 yılı için “belirsizlik aralıgı” her iki yönde de iki
puan olarak oluçturulmuçtur. Yılsonu hedefi ile tutarlı enflasyon patikası ve etrafındaki belirsizlik
aralıkları asagıda verilmektedir. Bu aralıkların dıçına çıkılması durumunda, Merkez Bankası
bunun nedenlerini ve alınması gereken önlemleri ayrı bir raporla Hükümete sunacak ve bu
raporu kamuoyu ile paylaçacaktır. Belirsizlik aralıgının oluçturulması ile “orta vadeli bakıç”
arasında da yakın bir iliçki vardır. Enflasyonu belirgin çekilde artıran veya azaltan geçici dıçsal
çoklarla mücadele edilirken makroekonomik dalgalanmaların en aza indirgenebilmesi açısından
da, nokta hedefin etrafında referans olarak alınabilecek bir “belirsizlik aralıgına” ihtiyaç
duyulmaktadır. Merkez Bankası açısından orta vadede önemli olan, enflasyondaki geçici
dalgalanmalardan ziyade, enflasyonun kademeli olarak asagı inerek bir yıl içinde % 5, iki yıl
içinde ise % 4 civarına gelmesi ve belirli bir istikrara kavuçmasıdır. Dikkat edilirse, bu tür bir
uygulamada orta vadeli enflasyon hedefi ön plana çıkmaktadır. Büyük dıçsal çokların enflasyon
üzerindeki geçici etkilerine anında tepki verilmemekte, orta vadeli hedeflere vurgu yapılarak
politika tepkisi zamana yayılmaktadır. Bu baglamda, Merkez Bankası, enflasyonu hedeften
uzaklaçtıran bir çokun yaçanması durumunda, bu çokun nasıl algılandıgını (hangi oranda kalıcı
hangi oranda geçici nitelik tasıdıgının degerlendirilmesi gibi) kamuoyuna açıklıkla anlatacak,
hedefe tekrar yakınsamaya yönelik politikaları uygulamakla kalmayacak, aynı zamanda,
yapılması gerekenleri de siyasi otorite ile paylaçacak ve hedefe ne kadar zaman içinde tekrar
yakınsanacagı konusunda kamuoyuna bilgi verecektir. TCMB’nin bu konuda, her 3 ayda bir,
hedef enflasyondan sapılması durumunda, Hükümet’e ve kamuoyuna açıklanmak üzere
kaleme alacagı mektup, TCMB’nin 5 Kasım 2001 tarihli yasasının 42’nci maddesi geregi
hazırlanacaktır. Söz konusu mektup, ayrıca stand-by süreci geregi, IMF’e takdim edilecektir.
(Kaynak: TCMB Web Sayfası; Temel Politika Metinleri Balıı Altında; Enflasyon Hedeflemesi Rejimi’nin
Genel Çerçevesi ve 2006 Yılında Para ve Kur Politikası)

Nitekim, Mart 2006 sonunda hedefle tutarlı patika çerçevesinde, belirsizlik aralıgının üst
sınırının altında kalan bir TÜFE yıllık degiçik oranı nedeniyle kamuoyuna ve Hükümet’e bir
GENEL EKONOMÌ


42

mektup sunması gerekmemiç olan TCMB, küresel ekonomiden kaynaklanan mayı-haziran
türbülansı sonrası yaçanan dıçsal ve iççel çoklara baglı olarak, Haziran 2006’da ciddi sapma
gösteren enflasyon oranı nedeniyle, söz konusu mektubu kaleme almıç ve temmuz ayında hem
kamuoyu, hem de Hükümet ile paylaçmıçtır. Bu geliçmelerin ıçıgında, 2006 yılı için yıl sonu
hedefinin gerçekleçme ihtimalinin ortadan kalktıgını vurguluyan TCMB; yıl sonu için % 9,6 ile
10,5 arasında bir enflasyon tahmininde bulunmuç, kasım ayı baçında gerçekleçtirilen
açıklamalar ile, söz konusu yıl sonu enflasyon tahminini % 9,2 ile 10,6 olarak revize etmiçtir.
Ekim 2006 enflasyonunun beklenenden iyi çıkması ile, TCMB’nin mayıs-haziran türbülansı
sonrası aldıgı seri kararlarla sıkılaçtırılan para politikasının etkisini göstermektedir. TCMB, bu
nedenle 2007 yılı yıl sonu enflasyon hedefi olan % 4’e yakınsama adına, 2007 yılının sonbahar
dönemine kadar faiz politikasında bir yumuçamaya gitmeyecegini de belirtmektedir.

4.5 Daraltıcı ve Geniletici Ekonomi Politikaları

4.2 ve 4.3 alt bölümlerinde ayrıntılı olarak ele alınmıç olan para ve maliye politikası araçları,
eger ekonomi enflasyonist bir süreç içerisinde ise ekonomiyi daraltmak amacıyla; eger ekonomi
deflasyonist bir süreçte ise (Japonya örneginde oldugu gibi) ekonomiyi geniçletmek ve
canlandırmak amacıyla kullanılabilmektedir. Yani, ülke Merkez Bankası kontrolundaki zorunlu
karçılıklar, disponibilite ve reeskont oranını yüksetmek suretiyle ve Açık Piyasa Ìçlemleri (APÌ)
yoluyla sisteme Hazine kagıdı satarak veya repo ihalesi gerçekleçtirerek, ekonomideki likiditeyi
daraltabilir. Böylece, tüketime yönelecek ve enflasyonu kamçılayacak bir likiditeyi halkın
cebinden çekmiç (strelize etmiç) olur. Bir örnek vermek gerekir ise, Merkez Bankası'nın
reeskont oranını yükseltmesi, daraltıcı bir para politikası adımı olarak bankaların da ticari
kuruluçlara uygulayacakları iskonto oranını etkiler ve yükselmesine neden olur. Zorunlu karçılık
oranını yükselterek, Merkez Bankası enflasyonla mücadele açısından para çarpanını
düçürmeye çalıçır. Aynı çekilde, kamu gelirlerini arttırmak için vergi oranlarının yükseltilmesi ve
kamu harcamalarının kısılması yoluyla, daraltıcı bir maliye politikası uygulanması suretiyle,
kamu harcamalarının ve onun da ötesinde kamu açıgının enflasyonist etkisi minimize edilmeye
çalıçılır.

Eger, söz konusu olan bir Japon ekonomisi ise, Merkez Bankası ekonomiyi deflasyonist etkiden
kurtarmak için, ekonomiyi rahatlatmak ve hareketlendirmek için geniçletici para politikası
uygular ve zorunlu karçılık, disponibilite ve reeskont oranlarını düçürerek sisteme likidite
girmesine çalıçır. Ayrıca, kamu gelirlerini azaltıcı ve kamu harcamalarını arttırıcı bir geniçletici
maliye politikası uygulanması gerekir. Örnegin, vergi oranları düçürülerek vatandaçın cebinde
daha fazla para kalması saglanarak tüketim teçvik edilir. Merkez Bankası ekonomideki temel
dengeler sabit iken, geniçletici para politikası uygulayarak, örnegin bir Acık Piyasa Ìçlemi
olarak, bankalardan devlet tahvili satın alması, ekonomideki likiditeyi arttırıcı etki yaratacaktır.
Ya da, reeskont oranını düçürmesi ticari bankaların Merkez Bankası'ndan kredi kullanma
maliyetlerini, bankaların da reel sektöre kredi kullandırma maliyetini azaltır. Faiz oranlarını
düçürmekte halkı tasarruftan tüketime yönlendirmek için bir araç olarak kullanılabilir. Ancak,
Japonya faiz oranlarını öyle bir seviyeye düçürmüçtür ki, ekonomi Likidite Tuzaı'na
düçmüçtür. Yani, ekonominin aktörlerinin çok düçük olan faiz seviyesine olan duyarlılıkları
sıfırlanmıçtır. Faiz seviyesine tepki vermemektedirler. Kısacası, para arzındaki artıç yatırımları
ve tüketimi etkileyememektedir.

4.6 Para Politikası Araçları ile Makro Büyüklükler Arasındaki likiler

Merkez Bankası'nın iki önemli silahı olarak döviz kurları ve faiz hadlerindeki geliçmelerin makro
degiçkenler üzerindeki etkisi çu ana baçlıklar altında toplanabilir:
GENEL EKONOMÌ


43

Merkez Bankası elindeki para politikası ile ekonominin aktörlerinin beklenti ve tercihleri
üzerinde etkili olmaya çalıçır. Özellikle, enflasyonla mücadele programının uygulandıgı bir
ekonomide, bu mücadelede baçarı yakalanabilmesi açısından beklenti ve tercihleri
yönlendirmek önemlidir.
Merkez Bankası uyguladıgı para politikası ile fiyat istikrarını hedefler. TCMB Baçkanı
Süreyya Serdengeçti bu temel hedefin altını birçok defa çizmiçtir.
Fiyat istikrarını zedeleyebilecek bir etki yaratmaması koçulu ile, Merkez Bankası diger
makro büyüklükler üzerinde etkili olabilecek para politikası degiçiklikleri gerçekleçtirebilir.
Yani, Merkez Bankası fiyat istikrarı olumsuz yönde etkilenmedigi müddetçe ekonomide
kaynak arz ve talebindeki dengesizlikleri gidermeye çalıçır. Örnegin, enflasyonist
beklentileri kırmak için 2000 yılında faizleri % 6.5'e kadar yükselten FED, 2001 yılında
ekonomi durgunluga sürüklenince, enflasyonist baskının hafiflemesine baglı olarak, fiyat
istikrarını tehdit edecek bir etkinin var olmaması nedeniyle, faiz haddini % 1.75'e kadar
düçürmüçtür. Ancak, bunun altında bir faiz haddinin fiyat istikrarını zedeleyebilecegi
beklentisi ile faiz haddini daha açagı çekmemektedir.
Merkez Bankası faiz haddi silahını, toplumun veya bir baçka degiçle ekonomide gerçek ve
tüzel kiçilerin tasarruf-tüketim tercih kanalını etkilemek için kullanır. Yani, faiz haddini
düçürerek, deflasyonist bir ortamda ekonominin aktörlerini daha fazla tüketime, enflasyonist
bir ortamda ise faizi yükselterek ekonominin aktörlerini tasarruf etmeye teçvik eder.
Para Politikasının kısa vadeli sermaye hareketleri üzerinde de önemli bir etkisi vardır. Döviz
kurlarındaki artıçın enflasyona paralel seyretmedigi, kur artıçın baskı altında tutuldugu
periyodlarda, yüksek faiz kısa vadeli sermaye hareketlerini arttırıcı etki yaratır. Bu nedenle,
portföy amaçlı sermaye giriçinde görülen yogunlaçma 'Sıcak Para Giriçi' olarak nitelendirilir.
Faiz hadleri düçük seviyedeyken bir kur sıçraması ise sermaye çıkıçına neden olmaktadır.
Bu tür ani sermaye çıkıçları Merkez Bankası'nın döviz rezervlerinin azalmasına ve kritik
geliçmelere sebebiyet vermektedir.
Kısa vadeli faizler Konsolide Bütçe hedeflerini de etkiler. Merkez Bankası faiz
uygulamasında bütçe hedeflerini ve Hazine'nin borçlanma maliyetini göze tmek zorundadır.
Faiz haddinin gereginden fazla yükselmesi ve bu nedenle Hazine'nin hedeflenenin üzerinde
bir faiz ile borçlanması, bütçenin faiz ödemeleri kaleminde sapmaya ve bütçe hedeflerinin
tutturulamamasına yol açacaktır.
Faizlerde dalgalanma bankacılık sektörü açısından ciddi belirsizliklerin oluçmasına yol açar.
Merkez Bankası elindeki para politikası araçları ile istikrarlı ve sürdürülebilir bir büyüme
sürecini saglayabildigi ölçüde, sürdürülebilir bir büyüme, bankacılık sektörü ve sermaye
piyasasında faaliyet gösteren çirketlerin düzenli faaliyet geliri elde etmeleri anlamına gelir.
Düzenli faaliyet geliri ise çirketlerin sermaye yapılarının güçlenmesi anlamına gelir. Güçlü
bir finans sistemi ise gelecekteki büyüme sürecinin bir garantisidir.
Dolayısı ile para politikasının bir baçka önemli hedefi finansal sistemin saglıklı bir yapı
içerisinde olmasıdır. Ìstikrarsız bir ortam finansal sistemin de saglıklı yapısını zedelemekte,
tasarruf sahiplerinin endiçeleri finansal sisteme emanet edilen kaynagın vadesinin
kısalmasına ve finansal sistemdeki risklerin daha da artmasına yol açmaktadır.
Ekonomide yatırım-tasarruf dengesi bozulup tasarruf açıgı oluçtukça reel faiz seviyesi
yükselme egilimi gösterir. Bu tür yapısal sorunlar para politikası vasıtası ile atlatılmaya
çalıçılır.
Reel faizlerin yükselmesi, halkın tasarruf egilimini güçlendirdiginden ve risk algılamasını
yükselttiginden paranın dolanım hızını düçürür. Paranın devir hızının azalması ise vergi
gelirlerinin azalmasına ve bu nedenle bütçe hedeflerinde sapmaya neden olacaktır.
Ülkenin yerel parasının uygulanan kur politikası nedeniyle degerlendigi ve rekabet gücünün
geriledigi bir ortamda, ihracat hacminde görülebilecek gerilemeler dıç ticaret açıgının
büyümesine ve ihracata yönelmiç çirketlerin faaliyet gelirlerinin azalması nedeniyle vergi
GENEL EKONOMÌ


44

gelirlerinde kısmi azalmaya neden olacaktır. Bununla birlikte, ithalat ucuzlayacagından
maliyet enflasyonu baskısı kısmen azalır.
Ülkenin yerel parasının uygulanan kur politikası nedeniyle deger yitirmesi ise rekabet
gücünün artmasına ve bu nedenle dıç ticaret dengesinin, cari içlemler dengesinin ve bütçe
dengesinin olumlu yönde etkilenmesine yol açacaktır. Ancak, eger ihracat amaçlı üretim
ithal hammadde ve girdilere bagımlı ise, yerel paranın deger kaybetmesi üretim
maliyetlerinde artıça yol açarak maliyet enflasyonu baskısını arttırabilir.

Makro Denge açısından çeçitli makro büyüklükler arasındaki sebep-sonuç iliçkisi ise çöyle
özetlenebilir:
Rekabet gücü gerileyen bir ekonomide bütçe gelirleri reel olarak gerileme riski ile karçı
karçıyadır.
Gelir dagılımında artan deformasyon makro dengelerin tesisini zorlaçtırır.
Sermaye hareketleri ekonominin makro dengesini etkileyici sonuçlar yaratır. Büyük miktarda
sermaye giriçi tüketim ve yatırım harcamalarında artıça, büyüme ve enflasyon oranının
yükselmesine, önemli miktarda sermaye çıkıçı ise harcamaların daralmasına, büyüme ve
enflasyon oranının gerilemesine yol açabilir.
Ülkenin rekabet gücünün artması, gerek cari içlemler dengesi, gerekse de bütçe dengesini
olumlu yönde etkileyebilir.
Ekonominin aktörlerinin beklentilerinin olumsuzlaçması halinde, hedeflenen büyümenin
gerçekleçememesi, içsizlik ve enflasyon seviyesinin beklenenin üzerine çıkmasına yol
açabilir.
Ekonomide öngörülenin üzerinde bir daralma, vergi gelirlerinin beklenenin altında
kalmasına yol açarak, bütçe açıgının ve borçlanma ihtiyacının artmasına yol açacaktır.
Finansman açıgının büyümesi ise reel faizleri yukarı itici bir baskı oluçturacaktır.
Beklenenin üzerinde açırı büyüme ise, ilk etapta vergi gelirlerini olumlu yönde etkilese de,
enflasyonist baskının artmasına neden olmasından dolayı, orta vadeli beklentileri olumsuz
yönde etkileyecektir.
Bu arada, ham petrol fiyatlarının yükselmesi gibi global dengesizliklerin dıçı açık bir
ekonomide yaratacagı olumsuz etkiler göz ardı edilmemelidir.
Cari Ìçlemler Açıgı'nın beklenenden fazla olması halinde, bu açıgının yaratacagı belirsizlik
ve tedirginlik bono faizlerinin yukarı yönde hareket etmesine yol açar. Eger, cari içlemler
açıgındaki sapmanın yaçandıgı dönemde, ülke ekonomisi aynı zamanda dıç borçlanmada
da zorluk çekiyor ise, bu durumda cari içlemler açıgının finansmanı iç borçlanma yoluyla
bulunacak kaynak ile finanse edilecek etmektir ki; bu durumda iç borçlanma maliyetleri bir
kat daha artacaktır.
Net sermaye giriçi olmaması halinde, cari içlemler açıgının büyümesi döviz rezervlerinde
daha yüksek bir erimeye yol açacaktır.
Fiyat istikrarı korunamıyor ise, yerel para hızla deger yitiriyor ise, yabancı para talebi ve
tüketim harcamaları artıç egilimi gösterir.
Kısa vadeli dıç borçların döviz rezervleri aleyhine artıç egilimi göstermesi, ekonominin
aktörlerinin beklentilerini olumsuz yönde etkiler.
Maliye Politikası'nın baçarısı makro dengeleri tesis etmek açısından önemlidir. Bütçe
açıgının büyümesinin engellenememesi halinde, kamu kesimi borçlanma gereginin artması,
sonraki yıllardaki bütçe gerçekleçme beklentilerini de olumsuz yönde etkiler.
Enflasyon ve büyüme hedeflerindeki olası sapmaların bütçe büyüklükleri üzerindeki etkileri
göz ardı edilmemelidir.
Bütçe performansı açısından gelir hedefinin yakalanması, harcama disiplini kadar önemlidir.
Büyüme hızının beklenin altında gerçekleçmesi veya bir ekonomik kriz sonrasında çirket
karlarının ve tüketim harcamalarının azalması nedeniyle bütçe gelirlerinde olası sapmalar,
GENEL EKONOMÌ


45

bütçe harcamaları disiplini için ek önlemleri gündeme getirebilir. Aksi taktirde, bütçe açıgı
hedefi sapma gösterecektir.

4.7 Ekonomi Politikalarının Belirlenme Mekanizması

Genellikle toplam talebi degiçtirme açısından maliye politikasının para politikasından daha etkili
oldugu kabul edilmektedir. Çünkü para politikasının toplam harcamaları etkilemesi, ancak
yatırımlar yoluyla, yani dolaylı biçimde olmaktadır. Oysa maliye politikasında bu etkiler
dolaysızdır. O bakımdan bazı durumlarda para politikasının dıç denge, maliye politikasının da iç
denge amacıyla kullanılması daha uygun olabilir.

4.8 Enflasyonist Ortamda Para Ve Maliye Politikası Uygulamaları

Enflasyonun kontrol altına alınmasında para-maliye politikası tartıçması gündeme gelmektedir.
Keynesciler enflasyonun kontrol altına alınması için para politikasının tek baçına yeterli
olamayacagını, daraltıcı maliye politikasının da gerekli oldugunu savunurlar. Monetaristler ise
daraltıcı maliye politikasıyla dar para politikasının aynı anlama geldigini ileri sürerek önce
parasal geniçlemenin durdurulması yönünde bir politik iradenin oluçturulması gerektigini
söylerler. Monetaristler, hükümetlerin bilerek ve isteyerek kamu kesiminin ekonomide agırlıgını
yükselttiklerini ve bu yüzden enflasyonla mücadelede baçarısız olduklarını savunurken,
Keynesciler maliye politikaları kamu açıklarını daraltma amacına yönelmediginden,
enflasyondan çıkılamadıgını söylüyorlar.

Dünyada günümüze kadar uygulanmıç en yaygın iki enflasyonla mücadele programı modeli,
Ortodoks ve Heterodoks anti-enflasyonist program modelleridir. (Ayrıntılar için slaytlara bakınız)
(Bknz. Slayt 11, Slayt 12, Slayt 13, Slayt 14, Slayt 15, Slayt 16, Slayt 17,Slayt 18)


MERKEZ BANKASI ANALTK BLANÇOSU
DI
VARLIKLAR
Ç
VARLIKLAR
TOPTAN DÖVZ
YÜKÜMLÜLÜKLER
MERKEZ BANKASI
PARASI
A P
Dı Varlıklar: Altın Mevcudu + Döviz Borçluları + Dahildeki
Muhabirler + Dıç Krediler + Ìçtirakler + Muvakkat Borçlular + Diger
Aktifler
ç Varlıklar: Madeni Para + Dahildeki Muhabirler + Menkul
Degerler Cüzdanı + Kamuya Açılan Nakit Krediler + Bankalara
Açılan Nakit Krediler + Açık Piyasa Ìçlemleri + Gayrimenkuller ve
Demirbaçlar + Degerleme Hesabı + Muvakkat Borçlular + Diger
Aktifler
Toptan Döviz Yükümlülükleri: Dıç Yükümlülüklerimiz(Döviz
Alacaklıları+ Dıç Krediler + Muhtelif + IMF’e Borçlar) + Ìç
Yükümlülüklerimiz(Döviz Olarak Takip Olunan Mevduat +
Bankaların Döviz Mevduatı)
Merkez Bankası Parası: Emisyon + Bankalar Zorunlu Karçılıkları +
Bankalar Sebest Mevduatı + Fon Hesapları + Banka Dıçı Kesim
Mevduatı= Rezerv Para + Açık Piyasa Ìçlemleri + Kamu Mevduatı
ANALTK BLANÇO • Merkez Bankası Bilançosu’nun Aktifinde
yabancı para cinsinden varlıklar ile TL
cinsinden varlıklar yer almaktadır.
• Bilançonun pasifinde ise yurtiçi
yükümlülükler olarak bankacılık sisteminin
zorunlu karçılıkları, bankaların Merkez
Bankası nezdinde tuttukları mevduat, Kamu
Fonlarının Merkez Bankası nezdinde
tuttukları mevduat, büyükelçilikler gibi banka
dıçı kesimin tuttugu mevduat emisyon ile
birleçerek Rezerv Para’yı oluçturmaktadır.
Dıç yükümlülükler içerisinde ise yurt dıçında
çalıçan içgücümüzün mevduatı ve IMF’ye
olan borçlar yer almaktadır. Ancak, bu deger
M2 Para Arzı’ndan küçüktür.
• Merkez Bankası Parası bankanın yarattıgı
en büyük parasal degeri ifade etmektedir.
• Ìdeal bir merkez bankasının aktifinin dıç
varlıklar agırlıklı, pasifinin ise TL
yükümlülükleri agırlıklı olması arzu edilir.

GENEL EKONOMÌ


46

KAYNAKLAR - HARCAMALAR DENGES
TOPLAM (ÖZ) KAYNAKLAR = TOPLAM HARCAMALAR
TOPLAM ARZ = TOPLAM TALEP TOP. TASARRUF = TOP. YATIRIM
TOPLAM ARZ ¤ TOPLAM TALEP TOP. TASARRUF ¤ TOP. YATIRIM
ENFLASYONST/DEFLASYONST SÜREÇ YATIRIMLARDA GECKME, YABANCI
KAYNAK KULLANIMI, MAL SSTEMDE
SIKINTILAR
DURGUNLUK VE ARDINDAN KRZ
EKONOM POLTKALARI
HÜKÜMET
EKONOM YÖNETM
MERKEZ BANKASI
PARA POLTKASI
MALYE BAKANLII
MALYE POLTKASI
HAZNE MÜSTEARLII
DI TCARET
MÜSTEARLII
ANT ENFLASYONST
POLTKALAR
ORTODOKS
PROGRAMLAR
YPK
ÖYK
DREKT KONTROL
POLTKALARI
DPT
DE
SVL TOPLUM
ÖRGÜTLER
ANT DEFLASYONST
POLTKALAR
HETERODOKS
PROGRAMLAR



ENFLASYONLA MÜCADELE
TALEP ENFLASYONU MALYET ENFLASYONU
TALEB KISICI VE KAMU AÇIINI AZALTICI
ÖNLEMLER:
- FAÌZLER SERBEST VE YÜKSEK
-SOKLANAN VE BASTIRILAN KUR
- VERGÌ ORANLARININ YÜKSELTÌLMESÌ
- KAMU HARCAMALARININ DARALTILMASI
- REEL ÜCRETLERÌN AZALTILMASI
- DÜZENLÌ KÌT ZAMLARI
MALYET KISICI VE KAMU AÇIINI
AZALTICI ÖNLEMLER:
- BEKLENTÌLERE BAGLI VE DÜSÜRÜCÜ
FAÌZ POLÌTÌKASI
- SABÌT ARTISLI KUR POLÌTÌKASI
- KAMU HARCAMALARI REFORMU
- FAKTÖR GELÌRLERÌNÌN DARALTILMASI
- STOK AZALTICI ÖNLEMLER
- PSÌKOLOJÌK HARP
TÜRKYE’DE ENFLASYONLA MÜCADELEDE KAMU AÇII SORUNU AIRLIKLI BR DÜZLEMDE SEYREDYOR. 1997
TEMMUZ TARHL MB-HAZNE PROTOKOLU, VERG REFORMU, SOSYAL GÜVENLK REFORMU BUNA ÖRNEKTR.



ORTODOKS STKRAR PROGRAMI
STABLZASYON
• Sıkı Para Politikası
• Sıkı Maliye Politikası
• Soklanan ve Baskı Altına Alınan Kur
• Faizler Serbest
YAPISAL REFORMLAR
• Özelleçtirme
• Sosyal Güvenlik Reformu
• Vergi Reformu
• Tarım Destekleme Reformu
• Finansal Reform
• Kamu Kesimi’nin Yeniden Yapılandırılması
• Yatırım Ortamı’nın Ìyileçtirilmesi
EKONOM POLTKALARI
HETERODOKS STKRAR PROGRAMI
STABLZASYON
• Sıkı Para Politikası
• Sıkı Maliye Politikası
• Fiyatları ve Ücretleri Dondur
• Soklanan Kur ve Dondurma
•Faizler Serbest
YAPISAL REFORMLAR
• Özelleçtirme
• Sosyal Güvenlik Reformu
• Vergi Reformu
• Tarım Destekleme Reformu
• Finansal Reform
• Kamu Kesimi’nin Yeniden Yapılandırılması
• Yatırım Ortamı’nın Ìyileçtirilmesi


GENEL EKONOMÌ


47

ENFLASYONUN NEDENLER
ANA NEDENLER TAL NEDENLER
- TOPLAM TALEP/ TOPLAM ARZ
DENGESÌZLÌGÌ
- ÜRETÌMMALÌYETLERÌNÌ
ARTTIRICI ETKÌLER
- KAMU AÇIGI SORUNU VE
KAMU AÇIGININ FÌNANSMAN
YÖNTEMLERÌ
- YANLIS EKONOMÌ POLÌTÌKASI
TERCÌHLERÌ
- VERÌMSÌZLÌK
- YÜKSEK NÜFUS ARTISI
- RAKÌP MALLARIN FÌYATLARI
- TASARRUF ORANININ
DÜSÜKLÜGÜ
- KAYNAK YETERSÌZLÌGÌ
- VERGÌ SÌSTEMÌNDEKÌ
SORUNLAR
PROGRAMIN ÖN ÇALIMALARI
ENFLASYONLA MÜCADELEDE SEÇLEN SLAHLAR
• thalat Maliyetlerini Azalt Sabit Artılı Kur Politikası
• Finansman Maliyetlerini Azalt Faizleri ndir
• çilik Maliyetlerini Azalt Ücretleri Hedef Enflasyona .
Endeksle
• Rant Gelirlerini Azalt Kiraları Hedef Enflasyona
. Endeksle
IMF’NN
UYARISI
2000 YILINDA YÜZDE 3’ÜN ÜZERNDE
BÜYÜMEYN
• DIS TÌCARET AÇIGI VE CARÌ ÌSLEMLER AÇIGI BÜYÜYEBÌLÌR
• TALEP ENFLASYONU BASKISI ARTABÌLÌR


PROGRAMIN ÖN ÇALIMALARI
I M F ' N N Y A K I N Z L E M E A N L A M A S I N D A K Ö N G Ö R Ü L E R
G Ö S T E R G E L E R 1 9 9 9 2 0 0 0 2 0 0 1
K T S A D B Ü Y Ü M E ( %) 0 , 4 3 , 1 4 , 5
E N F L A S Y O N ( T Ü F E ( %) ) 5 8 , 7 2 5 , 0 1 0 , 1
D O L A R K U R U ( T L ) 4 8 4 2 3 9 5 8 1 0 3 3 6 0 9 5 4 5
R E E L F A Z ( %) 2 7 , 0 1 6 , 4 1 5 , 9
B Ü T Ç E A Ç I I / G S Y H 1 0 , 3 7 , 9 1 , 2
F A Z D I I B Ü T . F A Z / G S Y H 2 , 3 5 , 4 6 , 8
Ö Z E L L E T R M E ( M i l y a r $ ) 0 , 7 4 , 0 2 , 0
K A M U B O R Ç S T O K U / G S Y H 5 4 , 3 4 9 , 3 4 7 , 0
R E ZE R V P A R A B Ü Y Ü M E S ( %) 7 4 , 3 4 0 , 9 2 5 , 7
ARALIK 1999:
TÜRKYE’NN TERCH ORTO-HETERO ANT-ENFLASYONST BR PROGRAM

GENEL EKONOM

Bu notlar; Türkiye Sermaye Piyasası Aracı Kurulu ları Birli i tarafından (TSPAKB) Lisanslama Sınavlarına kaynak olu turmak amacıyla hazırlanmı tır. Bu notlarda yer alan her türlü bilgi, de erlendirme, yorum ve istatistikî de erler hazırlandı ı tarih itibariyle, Prof. Dr. Kerem ALK N tarafından temin edilerek derlenmi tir. Bilgilerin hata ve eksikli inden do abilecek zararlardan TSPAKB hiçbir ekilde sorumluluk kabul etmemektedir. Bu notlarda yer alan bilgiler kaynak gösterilmek artıyla izinsiz yayınlanabilir, ancak ticari amaçla ço altılamaz ve satılamaz.

GENEL EKONOM

1 1.1 2 2.1 2.2 2.3 2.4 2.5 2.6 2.7 2.8 3 3.1 3.1.1 3.2 3.3 4 4.1 4.2 4.3 4.4 4.5 4.6 4.7 4.8 5 5.1 5.2 5.3 5.4 5.5 6

TEMEL KAVRAMLAR -------------------------------------------------------------------------- 2 Dünya Ekonomisinin Tarihsel Geli imi ------------------------------------------------------ 3 ARZ VE TALEP ANAL Z ---------------------------------------------------------------------- 19 Talebi ve Arzı Etkileyen Ba ımsız De i kenler ---------------------------------------- 19 Arz-Talep Dengesi ------------------------------------------------------------------------------20 Görünmeyen El Mekanizması ----------------------------------------------------------------21 Üretici-Tüketici Rantı ---------------------------------------------------------------------------22 Toplam Arz-Toplam Talep E itli i -----------------------------------------------------------23 Pigou Etkisi ----------------------------------------------------------------------------------------24 Arz-Talep Kaymaları----------------------------------------------------------------------------24 Esneklik (Elastikiyet) Kavramı----------------------------------------------------------------27 P YASA TÜRLER , REEL KES M - F NANSAL KES M AYIRIMI, P YASALARIN LEY MEKAN ZMASI VE ETK LE MLER ------------------------------------------ 31 Alım-Satımı Yapılan Ürünler Açısından Piyasa Türleri ---------------------------------31 Reel Kesim-Finans Kesim (Mali Sistem) li kileri ----------------------------------------31 Rekabet Açısından Piyasa Türleri-----------------------------------------------------------32 Tam Rekabet ve Monopol Piyasasında Firma Dengesi--------------------------------33 PARA VE MAL YE POL T KALARI --------------------------------------------------------- 35 Ekonomi Politikaları-----------------------------------------------------------------------------35 Maliye Politikası ---------------------------------------------------------------------------------35 Para Politikası------------------------------------------------------------------------------------37 Enflasyon Hedeflemesi ------------------------------------------------------------------------38 Daraltıcı ve Geni letici Ekonomi Politikaları ----------------------------------------------42 Para Politikası Araçları ile Makro Büyüklükler Arasındaki li kiler -------------------42 Ekonomi Politikalarının Belirlenme Mekanizması----------------------------------------45 Enflasyonist Ortamda Para ve Maliye Politikalarının Belirlenmesi-------------------45 KAMU DENGES VE BÜTÇE AÇIKLARININ F NANSMANI ------------------------- 48 Kamu Kesimi Genel Dengesi -----------------------------------------------------------------48 Kamu Kesimi -------------------------------------------------------------------------------------49 Konsolide Bütçe ---------------------------------------------------------------------------------49 Bütçe Açı ı----------------------------------------------------------------------------------------49 Bütçe Açı ı'nın Finansmanı ve Bütçe Nakit Açı ı ---------------------------------------50 MAKRO EKONOM K GÖSTERGELER VE YORUMU --------------------------------56

6.1 Makro Ekonomik Göstergelerin Analizi-----------------------------------------------------57 6.1.1 Ekonomik Büyüme le lgili Makro Ekonomik Göstergeler -----------------------------58 6.1.2 Fiyat Hareketleriyle lgili Makro Ekonomik Göstergeler --------------------------------76 6.1.2.1 2005 Yılında Yeni Fiyat Endeksleri ---------------------------------------------------------80 6.1.3 Ödemeler Dengesi le lgili Makro Ekonomik Göstergeler -----------------------------82

1

GENEL EKONOM

1

TEMEL KAVRAMLAR

EKONOM B L M : Ekonomi bir bilim dalı olarak, kaynakların sınırlı, buna kar ılık insano lunun ihtiyaçlarının sonsuz olması nedeniyle, çe itli sorulara yanıt arayan bir bilim dalı olarak ortaya çıkmı ve geli me göstermi tir. Ekonomi Bilimi, bu yönüyle kısıtlı kaynaklar ile hangi malın, kimin için, ne miktarda üretilece i ve kimler tarafından tüketilece i sorularına ve fiyatın olu um mekanizmasını algılamaya çalı an bir bilim dalıdır. Ekonomi Bilimi çe itli sorulara yönelik cevapları Mikro ve Makro ktisat (Ekonomi) ba lıkları altında aramaktadır. Ekonominin mikro üniteleri olarak tüketicilerin ve firmaların ekonomik davranı larını, ihtiyaç, fayda, de er ve fiyat kavramlarının tanımlarını gerçekle tiren Mikro Ekonomi, piyasa türlerini, piyasaların i leyi mekanizmasını ve farklı piyasa ko ullarında firma dengesinin nasıl olu tu unu da ara tırmaktadır. Makro Ekonomi alanı ise, ülke ekonomisi ve dünya ekonomisini ilgilendiren konu ba lıklarını inceleyen bir ana alt daldır. stihdam, büyüme, enflasyon, kamu dengesi, dı ticaret, ödemeler dengesi gibi konu ba lıkları makro ekonominin ilgi alanına girer. EKONOM B L M

M KRO EKONOM (Fiyat Teorisi) Ekonominin Mikro Ünitelerini Ele Alır. 1. Tüketiciler: Gerçek ve Tüzel Ki iler 2. Tedarikçiler: Üretici ve thalatçı Firmalar 3. Piyasa: Üretici ve Tüketicilerin Bir Araya Geldi i Ortam

MAKRO EKONOM Ekonominin Makro Üniteleriyle, yani Ülke ve Dünya Ekonomisiyle lgilenir. 1. Ekonomik Büyüme ve Kalkınma 2. Ekonomi Politikaları 3. Para Teorisi 4. Uluslararası Ekonomik li kiler

Mikro ekonomini alt dalının amacı, tüketiciler ile üretici ve ithalatçı firmaların, yani tedarikçilerin do ru ekonomik davranı larını anlamaya çalı maktır. Yani, tüketicilerin ekonomik davranı larını veya kararlarını etkileyen de i kenler nelerdir? Keza, tedarikçilerin ekonomik kararlarını neye göre belirledikleri, üretimle ve ithalatla ilgili kararlarını nasıl aldıkları, firmaların kaç adet malı üretmesi gerekti i, ne kadarını piyasaya sürmeleri gerekti i de önemlidir. Ayrıca, gerek tüketicilerin, gerekse de tedarikçilerin malın piyasa fiyatının belirlenmesindeki rolleri de incelenen di er bir ba lıktır. Son olarak, tüketicilerin ve firmaların farklı piyasa ko ullarında nasıl farklı davranı lar gösterdikleri, tüketicilerin ve tedarikçilerin farklı davranı larının malın piyasa fiyatını nasıl de i tirdi i mikro ekonominin alanına girer. Bu boyutuyla bakıldı ında, mikro ekonominin önemi, malın piyasa fiyatının nasıl belirlendi ini ara tıran bir alt dal olmasıdır. Sözün özü, piyasa farklıla tıkça, malın piyasa fiyatı da de i mektedir. Makro ekonomi alanı ise, ekonominin makro üniteleriyle ilgilenir. 1929 Ekonomik Buhranı’na kadar ekonomi biliminde bilim adamları, mikro ekonomi alanına yönelik ba lıklara a ırlık vermi lerdir. Fakat 1929 Ekonomik Buhranı dünya ekonomisinde i sizlik, denflasyon ve ekonomik daralmaya yol açınca, mikro ekonomi alanına yönelik konular göreceli olarak önemini kaybetmi ve i sizlik, gelir da ılımı, ekonomik büyüme gibi konular öne çıkmı tır. kinci Dünya 2

GENEL EKONOM

Sava ı sonrası dönemde, pek çok eski sömürge ülkesinin siyasi ba ımsızlıklarını kazanması ve ekonomik ba ımsızlık mücadelesinin ba laması, 1970’li yıllardaki petrol krizleri, gelir da ılımı sorunları, küresel yoksulluk benzeri konu ba lıkları, makro ekonomi alanındaki çalı maların daha yo unluk kazanmasına neden olu turmu lardır. 1.1 Dünya Ekonomisinin Tarihsel Geli imi

Ekonomi bilimi, 16. Yüzyıl’dan itibaren Merkantilizm, Fizyokrasi felsefesinin etkisi ve 18. Yüzyıla damgasını vuran Klasik Okulun katkılarına ra men, esas olarak Neo-Klasik Akım veya Okul ile bugünkü bilimsel çerçevesini kazanmı tır. Merkantilizm, devletçi bir felsefe okulu iken, Fizyokrasi Okulu ve Klasik Okulun daha liberal görü leri savundukları ifade edilebilir. Nitekim, söz konusu okulların veya akımların olu turdu u felfsefi alt yapıyı, Neoklasik Okul metamatik bilimi ile bulu turmu ve varsayımlar cebirsel ve geometriksel bir özellik kazanmı tır. Bugünkü modern ekonominin temellerinin 16. Yüzyıl’dan itibaren atıldı ın ifade etsek de, insano lunun uygarlık ya amı içerisinde ekonomik konularla tanı ıklı ı M.Ö. 5000’li yıllara kadar uzanmaktadır. nsano lu, tarıma dayalı yerle ik toplum düzenine geçti inden itibaren, ilkel kavim ya antısı içerisinde dahi, temel ihtiyaçlarını kar ılamaya yönelik olarak çe itli malları temin etme mücadelesine giri mi ve bir mübadele sistemi olu turmu tur. lkel kavim ya antısı içerisinde ihtiyaçların kar ılanmasına yönelik olarak, trampa ekonomisi dedi imiz malın malla takas edildi i bir mübadele ekline ba lı olarak, insano lu ihtiyacı olan çe itli malları temin etmeye çalı mı tır. M.Ö. 3000’li yıllara geldi imizde ise, uygarlık ya amındaki geli meye ba lı olarak, insano lunun zekasındaki geli meye ba lı olarak, bazı kavramların sorgulandı ını ve trampa ekonomisi denilen takasa dayalı mübadele sisteminin yeterli gelmedi i görülmektedir. Bu nedenle, insano lunun ekonomi ile ba lantılı olarak M.Ö. 3000’li yıllarda ilk tanı tı ı kavramlar, ihtiyaç, fayda, de er ve fiyat kavramları olarak tarif edilebilir. Yani, insano lu artık ‘fiyata dayalı bir mübadele sistemi’ni olu turmanın e i indedir. O halde, insano lunun be bin yıla yakın bir süredir fiyata dayalı bir mübadele sistemi kullandı ı ifade edilebilir. Bu nedenle, fiyata dayalı mübadele sisteminin ana kurgusunun, döngüsünün ihtiyaç, ihtiyacı kar ılayan mal veya hizmet, ihtiyacın kar ılanması ölçüsünde elde edilen fayda, faydaya dayalı mal ve hizmet de eri ve de ere ba lı bir fiyatlandırma oldu u vurgulanabilir. Dolayısı ile, dünya ekonomisinin geli imine ı ık tutan kilometre ta larını irdelemek ve ardından söz konusu kavramların anlamını tek tek ele almak yerinde olacaktır. Dünya ekonomisin tarihsel geli mi açısından, ‘Küresel Rekabet’ olarak ifade edilen kavramın geli im sürecine bakıldı ında, 15. yüzyılın ikinci yarısından, 16. yüzyılın ilk yarısına kadar uzanan bir dönemi ba langıç noktası olarak ele almak yanlı olmayacaktır. Avrupa Devletleri arasındaki liderlik mücadelesi ve bu mücadelenin tetikledi i ticaret sava ları, aynı malı daha ucuza üretebilen ekonominin rekabette öne çıkmasına dayalıdır. Bu rekabet, hammadde ve i gücü maliyetlerini minimize etmek adına, sömürgecili i ve köleli i kurumsalla tıran bir süreci de beraberinde getirmi tir. Bu döneme damgasını vuran Merkantilizm felsefesi, her devlete, elde etti i ticari avantajları ve gerçekle tirdi i ihracat neticesinde elde etti i altınlarla zenginle en hazinesini korumak adına daha güçlü bir ordu ve donanmayı da önermektedir. Söz konusu rekabet sürecinde, bir devletin ‘bölgesel lider’ olabilmesinin temel kuralı, ‘Ekonomik Güç’, ‘Askeri Güç’ ve ‘Siyasi Güç’ e zamanlı ve e ölçüde bir araya getirebilmesiydi. Bu üç temel güç unsurunu bir araya getirmeye çalı an Britanya, Fransa, spanya ve Portekiz arasında önemli bir rekabet mücadelesi gözlendi. Osmanlı mparatorlu u, bu rekabet sürecinde, okyanusa kıyısı olmayan devlet olma dezavantajı ile, yarı tan çekilmek durumunda kaldı. Zaman içerisinde, sömürgelerinin co rafik da ılımını çe itlendiremeyen spanya ve Portekiz de bu mücadeleden çekilmek durumunda kaldılar ve 19. Yüzyılın ba ından itibaren ‘Bölgesel Rekabet’ mücadelesi, ‘Küresel Rekabet’ mücadelesine dönü ürken, masanın etrafından oturan 3

Türkiye’nin böyle bir sürece hazırlanması adına. Aynı dönemde. kinci Dünya Sava ı’nın bitimiyle birlikte. Tam bir yüzyıl sonra. imparatorluk bütçesinin açıklarını kapatmak amacıyla dı borçlanmaya hız vermi tir. 2020 yılına do ru Çin ve Hindistan’ın dünya mal ve hizmet üretimindeki paylarının % 20’ye çıkaca ı da öngörülmektedir. 2000 yılında 27 milyar dolar seviyesindeki Türkiye’nin ihracat hacminin. kendisine sunulan ‘imkanlar’ ölçüsünde iyi de erlendirdi ini göstermektedir. Bu noktada. kütlesel üretimle tanı an sanayile me süreci. Yüzyılın sonuna kadar ‘hammadde’ boyutunda gözlenen rekabet. Fransa. Bu hacimsel geni leme de. kalifiye ve ucuz i gücünü temin edebilen ve teknoloji üretebilen ekonomiler. Bu noktada. Yüzyıl’dan 20. Türkiye’nin de teknoloji ve marka üreten. sanayile me sürecini önemli ölçüde üstlenmi olan devlet. ithal ikamesi dönemin etkilerini geride bırakarak. Yüzyıl’da ‘i gücü’ ve ‘teknolojik beceri’ rekabetine dönü mektedir. 21. Hindistan’ın konumu dikkate alındı ında. Sonuç olarak. bir yandan da kendi merkez bankasını olu turmayı bilmi tir. bölgesel ve küresel talebin beklentilerini iyi okuyan ve söz konusu beklentilere en uygun malı üretebilen bir ekonomi olması gerekmektedir. her iki ülkenin 1995’de dünya mal ve hizmet üretiminin sadece % 5’ini gerçekle tiren iki ekonomi iken. ‘Küresel Rekabet’in ilk önemli aktörü olan Britanya mparatorlu u. 4 . Britanya Kapitalist Sistem’in liderli ini ABD’ye devretmi tir. Bu noktada. küresel rekabette belirleyici ülke olma özelli ini kazanmı olacaklardır. her iki ülkenin büyüme ve üretim performansının bugünkü tempoyla devam etmesi halinde. ABD’nin masanın ba ına geçece i ve di er ülkelerin onun himayesinde ‘kapitalizmin payla ımında’ masanın etrafında yer alaca ı tahmin dahi edilemezdi. Almanya. 2006 yılı sonu itibariyle 82 milyar dolara ula acak olması. 16. istihdam ve e itim stratejisi veya politikası olu turması gereklidir ve AB’ye tam üyelik süreci bu yönüyle iyi de erlendirilebilir ve Türkiye’yi küresel ekonominin önemli bir aktörü yapabilir. yerel. Bu nedenle. Yüzyıl’da ‘buhar gücü’nün devreye girmesi ile birlikte.GENEL EKONOM ülkeler Britanya. kinci Dünya Sava ı’nın Avrupa baca ı tamamlanırken. Üstelik. özel sektör sanayile me sürecinde üzerine dü en görevi yerine getirme becerisini gösterebilmi tir. Yani. Türkiye’nin öteden beri en temel zafiyeti olan ‘sermaye yetersizli i’ne ra men. nitekim Türkiye’nin 2000’li yıllarda dünya ekonomisinde artan önemini tescil etmektedir. Türk ekonomisinin 1980’li yıllardan bu yana süregelen ‘liberalle me’ dönemi çerçevesinde. dünya ekonomisinde trendleri belirleyen. teknoloji. ‘Üzerinde Güne Batmayan mparatorluk’ unvanını ancak 80 yıl koruyabilmi tir. Genç Cumhuriyet ise. Çin’in dünya ekonomisindeki rolü. dünya ekonomisinde ürünleri ile söz sahibi olma mücadelesi verdi i bir gerçektir. do ru bir sanayile me. 1980’li yılların ba ında yıllık bazda 3 milyar doları dahi zor bulan bir ihracat hacminin. özel sektörün önünü açacak hamlelere a ırlık vermi tir. Aynı süreç içerisinde. enerji. bir yandan sanayile mesine hız vermi tir. 2006 yılı sonunda 3’e katlanmı olaca ı da unutulmamalıdır. söz konusu paylarını 2005 yılı sonunda ikiye katlamı oldukları da unutulmamalıdır. sanayile me sürecinin gerisinde kalan Osmanlı Devleti. Türk ekonomisinin bu süreci. ekonomik ba ımsızlı ını kazanma adına. 1750’lerden itibaren hız kazanan ve 19. ABD ve Japonya olarak tanımlanmaktaydı. dünyanın geli mi ülkelerinde bankacılık sektörünün geli imine de katkı sa ladı.

(hammaddenin ve i gücünün kolay temini (Küreselle menin Ba langıcı) 1692 Dünyanın ilk Merkez Bankası. 4 . KM. ngiltere’de kuruldu.Ö 3000’li yıllar M. 5000’li yıllar M. yy.-16. TA I) Merkantilizm Fizyokrasi 18.GENEL EKONOM M. 2000’li yıllar (1. (2.Ö. TA I) 15. KM. Ticaret Sava larıyla beraber. yy Fiyata dayalı Yerle ik düzene geçi mübadele sistemi Trampa Ekonomisi Altın ve gümü para kullanımı Ke ifler Dönemi. kölelik ve sömürgecilik ortaya çıktı.Ö.

GENEL EKONOM 18. KM TA I 1970 Monetaristler 6. Petrol Krizi 1980 1929 1973 Sonbahar Dı a Açık Ekonomik 1.yy Klasik Dü ünce Okulu 1750 19. KM TA I J. yy. KM TA I 1990-Post-Keynesyen 7. TA I) 20. (3. KM TA I J. Neo-Klasik Okul 4. Petrol Krizi Büyüme Buhran Modeli Kapitalist Devletçi Model (Özel Sektör-Kamu Sektörü Beraberli iKarma Ekonomik Model) 11 Eylül 2001 5 . yy. KM. KM TA I Merkez Bankası’nın Özerkle mesi 1978-Sonbahar Neo-Liberal Model 2. Maynard Keynes KEYNESYEN OKUL 5. Maynard KeynesKeynesyen Okul 1789 Sanayi Fransız Devrimi htilali Liberal Ekonomik Model Kapitalist Ekonomik Sistem’in Ba langıç Noktası 1929 Ekonomik Buhran Kapitalist Devletçi Model 4.

her tüketicinin aynı maldan elde etti i fayda farklılık gösterebilir. kar ılanmadı ı zaman acı ve üzüntü. ktisadi sistem. sonrasında altın ve gümü parayı. Mübadele ekonomisi sistemlerinde ise. sınırlı sayıda mal veya hizmete daha yüksek bir de er biçilmesine neden olu turmaktadır. herhangi bir mal ve hizmetin. 6 . suyun elmasdan daha de erli olması gerekirdi.) “hayati”. Bugüne kadar uygulanabilmi veya uygulaması süren 2 ekonomik sistem. o mal veya hizmetin yeryüzünde bol veya kıt olması ve o mal ve hizmetin kalitesine ba lı olarak tayin eder. ta ıdı ı özelliklere ba lı olarak. Ancak. Onbinlerce mal ve hizmetin fiyatından olu an genel toplulu a ise Fiyatlar Genel Seviyesi veya Fiyatlar Genel Düzeyi denmektedir. ulusal ekonomide ihtiyaçlar ile üretim arasında dengeyi en etkin ekilde sa ladı ı savunulan bir mekanizmanın bütünüdür. Tüketicinin elde etti i bu tatmine “fayda” diyoruz. bir mal veya hizmetin de erini. vücudumuzun temel ihtiyaçlarını kar ılama özelli ine sahip olan su faydalıdır. insano lu tarımsal ürünleri. ikincisinde mülkiyet i çi sınıfındadır. Kapalı ekonomi sisteminde üreticiler yalnız kendi gereksinimleri için üretimde bulunurlar. giyinme. bir mal ve hizmete tüketiciler ne kadar sınırlı ölçüde ula abiliyor ise. FAYDA: Mal veya hizmetlerin herhengi bir ihtiyacı giderebilme yetene i veya derecesidir. lkinde makine ve teçhizatın mülkiyeti sermaye sınıfında. nsanın hayatta kalabilmesi için mutlaka kar ılanması gereken ihtiyaçlara (soluma. ortak de er ölçüsü ile mal veya hizmetin de erini fiyata dönü türmek artık kolay bir adım olmaktadır. di er gereksinmelerini kar ılamak için ihtiyaç duydu u. “biyolojik” veya zorunlu ihtiyaçlar. HT YAÇ: htiyaç. zorunlu. o mal ve hizmetin sa ladı ı fayda. bir malın de eri salt sa ladı ı fayda ile ölçülebiliyor olsa idi. malın bol veya kıt olması ve malın kalitesi. her hangi bir ihtiyacı giderebilme yetene i ise. Örne in. Fayda bir ba ka açıdan. Gereksinimler basit oldu undan üretim tekni i de ilkeldir. htiyaçlar Hiyerar isi veya htiyaçlar Piramidi ile açıklanmaya çalı ılmı tır. Bir kez mal ve hizmetlerin de erini belirledikten sonra. i bölü ümü ve uzmanla madır. o ölçüde de er vermektedir. Kapitalist ve Kollektivist Ekonomik Sistem’lerdir. barınma. nesneleri. Tüketici herhangi bir malı kullandı ında bundan bir tatmin elde eder. E er. piramidin orta bölümünde kültürel ve piramidin tepesinde sosyal ihtiyaçlar yer almaktadır. KT SAD S STEM: Toplumu olu turan bireylerin yetenekleri ve aldıkları e itim ölçüsünde mal ve hizmet üretiminde görev almaları sonucunda olu an sosyal organizasyona ktisadi Sistem (Ekonomik Sistem) denilmektedir. Yani. Dolayısı ile. Nitekim. insano lunun bencil olması. ktisadi sistemleri kapalı ekonomi sistemleri ve mübadele ekonomisi sistemleri olarak da iki grupta toplamak olanaklıdır. DE ER: Mal ve hizmetlere verilen öneme “de er” denir.GENEL EKONOM Dünya ekonomisinin tarihsel geli imini kısaca özetledikten sonra. gıda. onbinlerce mal ve hizmetin bireyler ve toplum tarafından belirlenmi de erini fiyata dönü türebilmektedir. Bu sonucu yaratan. ama üretemedi i mallarla mübadele eder. kar ılandı ında ise mutluluk (haz) veren bir duygudur. savunma vb. malın sa ladı ı fayda. Piramidin tabanında. yani üç farklı unsurun birle imi malın de erinin belirlenmesini sa lamaktadır. ekonominin temel kavramlarının tanımlarını sırayla ele almak yararlı olacaktır. Birey ve/veya toplum. Bu süreç. insano lu bir malın de erini belirlerken. bu kapsama girmeyenlere ise kültürel ve sosyal ihtiyaçlar adı verilir. her birey kendi gereksinmesinden ço unu üretip bu fazlayı. kinci Dünya Sava ı’ndan bu yana ise ka ıt ve madeni parayı ulusal ekonomilerde ortak de er ölçüsü olarak kullanarak.

Latince Inflatio. Üretici ve thalatçı Cephesi Tüketici Cephesi Maliyetler+Kar+Dolaylı Vergiler = Malın Piyasa Fiyatı = Malın Faydası+Bol veya Kıt Olması+ Kalitesi Bu nedenle. üretici veya ithalatçı firma düzeyinde aynı piyasa fiyatı malın üretimi veya ithalatı esnasında katlanılan maliyetler. para birimi. onbinlerce mal ve hizmetin de eri ortak de er ölçüsü ile fiyata dönü türüldükten sonra. sıfıra yakın oranlarda. Buna kar ılık. o ekonomide geçerli olan ortak de er ölçüsü ile parasalla tırılarak fiyata dönü türülür. Herhangi bir mal veya hizmetin piyasa fiyatı. Her hangi bir mal veya hizmetin de eri. Enflasyon.GENEL EKONOM F YAT: Bir mal veya hizmetin de erinin parasal ifadesine 'fiyat' denilmektedir. üretimlerini Çin gibi ucuz üretim maliyeti avantajı olan ülkelere kaydırmaktalar. bir ulusal ekonomi için vazgeçilmez bir unsurdur. Devalüasyon ve revalüasyon. Merkez Bankalarının uyguladı ı farklı döviz kuru politikalarının bu anlamda etkileri görülmektedir. yabancı paralarının döviz kuru cinsinden de er yitirmesi sürecine de revalüasyon denmektedir. Bir ulusal ekonomide. Merkez Bankası'nın asli fonksiyonu fiyat istikrarını sa lamaktır. Para biriminin yabancı paralara veya altına dönü türülmesine yönelik kısıtlamalar ise bir ba ka sorundur. yanı ülkenin para biriminin di er ülke paraları cinsinden de erinin dalgalanması. di er paralar ve altına serbestçe dönü türebiliyor ise. Mal ve hizmetlerin fiyatlarını temsil eden fiyatlar genel seviyesindeki düzenli ve sürekli azalma veya dü ü ise deflasyon olarak adlandırılır. olu turulan fiyat indeksleri ile hesap edilir. bir yanda da malın üretim maliyetini a a ıya çekebilmek için. lkel kavim ya antısında para niyetine kullanılmı tarımsal ürünler. Japonya son 7 yıldır deflasyon sorunu ya amaktadır. en dü ük enflasyon oranına sahip 3 AB ülkesinin ortalama enflasyon oranına 1. bu duruma Konvertibilite denir.5 puanın eklenmesi ile bulunur ki. tüketici düzeyinde malın sa ladı ı fayda. ENFLASYON VE DEFLÂSYON: Bir ulusal ekonomide. kolyeler ve altın ve gümü para da ortak de er ölçüsü olarak de erlendirilmelidir ve kullanılmı lardır. Türkiye'de bu hesaplama. göreceli olarak fiyat istikrarına sahip ülkeler olarak kabul görmektedir. metal parçaları. Nitekim AB kriterine göre yıllık enflasyon oranı tavanı. fiyatlar genel seviyesinin veya düzeyinin düzenli ve sürekli olarak artması veya yükselmesi sürecine enflasyon denir. firma karı ve dolaylı vergilerin eklenmesi ile ekillenmektedir. medya aracılı ı ile ürünün piyasa fiyatını tüketiciye kabul ettirme. 7 . Örne in. ortaya çıkan fiyat toplulu una fiyatlar genel seviyesi veya fiyatlar genel düzeyi denmektedir. Bir ulusal ekonominin enflasyon veya deflasyon tehdidinde olup olmadı ı. Tüketici Fiyatları ndeksi TÜFE ve Toptan E ya Fiyatları ndeksi TEFE kullanılarak hesap edilmektedir. ülkenin para biriminin de erinin yabancı paralar kar ısında de erinin ayarlanması ve bu nedenle ülkenin yerel para birimi cinsinden döviz kurlarının de er kazanması sürecine devalüasyon.7’dir. firmalar reklâm mecrasını kullanarak. Bir ülkenin para biriminin yabancı paralar kar ısındaki de eri Merkez Bankası müdahalesi ile korunuyor ise gerçekçi bir kurdan söz etmek zordur. yani yıllık bazda % 1'lik. DEVALÜASYON VE REVALÜASYON: Bir ülkenin para biriminin ulusal sınırlar içerisinde enflasyon nedeniyle de er yitirmesi sonucu. o ülkenin rekabet durumu derinden etkilemektedir. tüketicinin söz konusu fiyatı ilgili ürün için ödemeyi kabul etmesine çalı ırlarken. ülkenin para birimi de er kazandı ında. bu oranın 2002 yılı için geçerli olan de eri % 2. Bu ortak de er ölçüsünün mutlaka bugünkü anlamda ka ıt ve madeni para olması art de ildir. Günümüzde. % 2'lik enflasyona sahip geli mi ekonomiler. Fiyat istikrarı. günümüzün modern ekonomilerinde. yeryüzünde bol veya kıt olması ve kalitesine ba lı olarak ekillenirken. yani i kinlik kelimesinden türetilerek olu turulmu bir kavramdır.

4. Aynı kayıtsızlık e risinden yararlanan farklı tüketicilerden birisi. (TFE3 > TFE2 > TFE1) X malı A Tüketici Dengesi A1 X0 X1 E1 E1 Y1 Y0 B1 B E2 E E3 Y malı E4 0 Hangi kayıtsızlık e risinin tüketici için do ru e ri oldu unu ise. Bu amaca ula tı ında tüketici dengededir. aynı maksimum toplam faydayı sa lar. Bütçe Do rusu ile ilgili kayıtsızlık e risinin kesi ti i noktaya bakarak anlayabiliriz.B. Bu durumda tüketici dengesi. Kayıtsızlık e rileri orijine dı bükey e rilerdir. Her kayıtsızlık e risi. Bütçe do rusu. en basit ifadesiyle bir tüketicinin cebinde sınırlı geliri. her 3 tüketici de aynı maksimum toplam faydayı elde eder. Her 3 tüketicinin de tercihleri farklı olsa da kendi tüketici dengelerini aynı e ri üzerinde arıyorlarsa.GENEL EKONOM F YAT TEOR S : Fiyat herhangi bir malın mübadele veya de i toku de eridir. 3. Bütçe Do rusu ise.C). farklı X ve Y malı tüketim miktarlarını temsil eden farklı kombinasyon noktaları (A. Tüketicinin amacı ise. Fiyat teorisi de. bütçesini. mal ve hizmet fiyatlarının nasıl olu tu unun analiz edilmesidir. Aynı kayıtsızlık e risi üzerinde (E1) olmamız ko uluyla. Kayıtsızlık E rileri ve Bütçe Do rusu kavramlarıdır. Kayıtsızlık E rileri birbirlerini kesmeden sonsuza do ru giderler. X ve Y mallarından alınabilecek miktarlar bile imini gösterir. ahsi tercihleriyle A noktasındayken. 2. cebimizdeki sınırlı gelirle X Malı’ndan alınabilecek maksimum miktarı. 1. A Noktası. gelirin tamamının harcanması durumunda. tüketici B noktasını. Uygarlık tarihi boyunca insano lu malların ve hizmetlerin de erlerinin kökenlerini ve de erlerinin birbirlerinden farklı olu larının nedenlerini merak etmi lerdir. B Noktası ise yine aynı ekilde Y Malı’ndan 8 . 3. bir sa daki kayıtsızlık e risine göre ise daha dü ük bir maksimum toplam faydayı temsil eder. bir soldaki kayıtsızlık e risine göre daha yüksek bir maksimum toplam faydayı. Kayıtsızlık E rileri’nin temel özellikleri dikkate alındı ında. 2. tüketici ise C noktasını tercih edebilir. belli artlar altında ula abilece i en yüksek faydaya ula maktır. TÜKET C DENGES : Tüketicinin mal ve hizmetleri kullanarak fayda sa ladı ını biliyoruz. satın alma gücünü temsil eder. Tüketici Dengesi açısından iki önemli kavram. tüketicinin belli artlarda en yüksek tatmini elde etti i durumdur.

yeni gelirine veya yeni mal fiyatına göre tekrar dengesini kurar ve E1 noktasında dengeye gelir. yani arz ve talep miktarını etkileyen ba ımsız de i kenlerin sabit kabul edilmesi gerekir. Ceteris Paribus ilkesi ile açıklanır. arz ve talep ko ullarına ba lı olarak aldıkları ekonomik kararlara uygun kaynak da ılımının gerçekle ti i ve Kamu’nun payının minimum oldu u bir yapıdır. Q0 noktasında arz (S) ve talep (D) miktarı birbirine e it olacaktır. Böylece tüketici. Her tüketicinin amacı elindeki sınırlı gelirinin tümünü kullanarak maksimum toplam faydayı sa lamak oldu undan. azalan gelirin A1B1 Bütçe Do rusu ile temsil edilmesine neden olur. P S(Arz) P0 E Piyasa Dengesi 0 Q0 E = Piyasa dengesi P0 = Piyasa denge fiyatı Q0 = Piyasa denge miktarı D(Talep) Q(Miktar) P YASA EKONOM S : Üreticilerin ve tüketicilerin. miktara ise Piyasa Denge Miktarı denir ki. tüketicinin cebindeki sınırlı geliri a madan.GENEL EKONOM alınabilecek maksimum miktarı temsil eder. Malın piyasa fiyatına (P) dayalı olarak piyasa dengisinin olu abilmesi için. malın piyasa fiyatı (P) dı ında kalan. tüketicinin 1000 YTL’lik sınırlı gelirini gösterdi ini kabul edersek. Neoklasik ve Neoliberal Okulun hararetle savundu u bir ekonomik yapıdır. tüketici E Noktası’nda dengeye gelir. arzve talep fonksiyonunda yer alan. X Malı’ndan X0 ve Y Malı’ndan Y0 adet tüketerek maksimum toplam faydayı sa lamasıdır. Bu durum. P YASA DENGES : Piyasa dengesi. yani deflasyon etkisidir. fiilen satın aldıkları miktara e it olması gerekir. Bütçe Do rusu’nun sa a kaymasının nedeni. E Noktası’ndaki Piyasa Dengesi’ne kar ılık gelen fiyata Piyasa Denge Fiyatı. tüketicinin gelirindeki bir azalma veya malların fiyatlarındaki yükselme nedeniyle Bütçe Do rusu’nun sola kayması. 9 . Sola kaymanın nedeni ise tüketicinin gelirinin gerilemesi veya enflasyon olarak özetlenebilir. miktarın fiilen sattıkları miktara ve alıcıların satın almak istedikleri veya satın almayı planladıkları miktarın. Ancak. A-B bütçe do rusu ile E2 kayıtsızlık e risinin te et oldu u E denge noktası Tüketici Dengesi olarak adlandırılır. A ve B noktaları arasındaki Bütçe Do rusu’nun. bir malın talep edilen miktarının arz edilen miktarına e it olması durumudur. Piyasanın dengede olması için satıcıların satmak istedikleri veya satmayı planladıkları. E Tüketici Dengesi Noktası. tüketicinin gelirinin artması veya X ve Y Malı’nın fiyatının gerilemesi.

Maliyet K Toplam Sabit Maliyet E risi Miktar 0 X Toplam de i ken maliyet ise. Ancak. enerji ve finansman maliyetlerinin birle iminden olu ur. i gücü. üretim oldukça ortaya çıkan bir maliyettir ve bu nedenle sıfır orijininden ba lar. Toplam sabit maliyet. Karlılık. Maliyet Toplam De i ken Maliyet E risi L Miktar 0 X F RMA DENGES : Kar. tüm piyasa türleri için geçerlidir. üretilen mal ba ına birim sabit maliyet azalır. Q üretim miktarı yatay eksenine paralel olarak hareket eden bir do ruyla temsil edilir. Kronik enflasyonun geçerli oldu u ülkelerde ise yalnızca kar etmek yeterli de ildir. Firma maliyetleri. Yani. üretim olsun veya olmasın firmanın katlanmak zorunda oldu u maliyetlerdir. Üretim Faktörleri’nin elde edildi i piyasa ko ulları. Birim de i ken maliyet ise. üretim arttıkça de i en ve azalan bir do rudur. belirli bir a ama geçildikten sonra küçük bir sıçrama ile yine sabit bir de er olarak devam eden ve adeta merdiven eklindeki yükselen bir do ruyla temsil edilir. Birim sabit maliyet ise. Firmanın karının maksimum olmasının ilk artı. makine-teçhizat. Bu ko u. aynı zamanda enflasyonun üzerinde bir kar gerekli ve zorunludur. toplam ve dolayısı ile marjinal maliyet de erini do rudan etkiler. üretimin belirli bir a amasına kadar sabit bir de er olarak giden. malın satıldı ı piyasanın türü. hammadde. kinci art ise. üretilen birim arttıkça. Her ikisinin toplamı firmanın Toplam Maliyeti’ni verir. Firmanın amacı karın maksimize edilmesidir.GENEL EKONOM F RMA MAL YETLER : Firmalar mal ve hizmet üretimi esnasında toplam sabit maliyetlere ve toplam de i ken maliyetlere katlanırlar. Bu ko ul da tüm piyasa türleri için geçerlidir. i letme sermayesinin erimemesi için mutlaka ula ılması gereken bir de erdir. dikey eksende bir de er noktasından ba layarak. yani piyasanın rekabet veya eksik rekabet piyasası olması marjinal maliyet de erlerini do rudan etkilemez. Mal ve hizmetin 10 . firmanın ürününü satarken katlandı ı reklam ve pazarlama maliyetleri. Bu nedenle. belli bir miktar ürünün satı ından elde edilen para veya satı hâsılatı ile o miktar ürünün maliyeti arasındaki farktır. özelli i ne olursa olsun. Marjinal Maliyet’in (MM) Marjinal Gelir’e (MG) e it olmasıdır. bu e itli in sa landı ı yerde Marjinal Maliyet E risi’nin yükselen bir e ri olmasıdır.

sermaye ve giri im üretim faktörleri ile tanımlamı tır. E rinin solundaki noktalarda ise. Sa a kayması ise teknolojik ilerleme anlamına gelir. ayakkabı birer mal iken. saklanan bu kısma "stok” adı verilir. E rinin sola kayması. yani hem toplam geliri. Mal veya hizmetlerin üretimi üretim faktörleri kullanılarak gerçekle tirilir. Ekmek. Tam Rekabet Piyasası’nın özellikleri gere i hem birbirine e it. Dolayısı ile. ÜRET M: nsan ihtiyaçlarını gidermekte kullanılacak mal hizmetlerin yaratılması. MAL VE H ZMET: nsanın ihtiyaçları mallar ve hizmetlerle kar ılanır. E rinin sa ındaki noktalar.GENEL EKONOM satıldı ı piyasa türü ise firma gelirlerini. berberin saç kesmesi veya doktorun hasta muayene etmesi birer “hizmet”tir. elde edilmesi veya meydana getirilmesi sürecidir. Bu day A C D E 0 B Otomobil 11 . 45 derecelik bir açıyla O orijininden ba layıp yukarı do ru tırmanan bir do ru ile temsil edilir. hem ortalama geliri. hem de marjinal geliri etkiler. Yani. Toplam Gelir de erlerini temsil eden geometriksel gelir. Üretilen malların bir kısmı ileride kullanılmak üzere bozulmadan saklanıyorsa. mal ve hizmetlerin üretilmesinde kullanılan üretim faktörlerini do al kaynaklar. Bu nedenle. Tam Rekabet Piyasası’nda satın her mal veya hizmetin firmaya sa ladı ı Marjinal Gelir ve Ortalama Gelir. ya da kötü kullanılmaktadır. Toplam Gelir ise Marjinal Gelir’e e it olan Po de erinin satılan miktar miktarı ile (Q) çarpılması ile bulunur. emek. üretim faktörlerinin miktarı ve teknoloji sabitken. Bir eksik rekabet piyasası türü olan Monopol Piyasası’nda ise. tüketici için rekabet artlarının önemini teyit eder. Ekonomi bilimi. bir toplumun üretebilece i ve üretemeyece i mal demetlerini ayıran bir sınır çizgisidir. Çünkü. Q miktar yatay eksine paralel hareket eden bir do rudur. Tam Rekabet Piyasası’nda olu an fiyatın hayli üstündedir. ÜRET M OLANAKLARI E R S : Üretim Olanakları E risi. ‘Atıl Kapasite’ durumu söz konusudur. üretilemeyecek mal demetlerini gösterir. marjinal maliyet ile ortalama maliyet de erleri birbirinden ayrılır. kaynaklar ya tam kullanılamamakta. htiyaçları temin özelli ine sahip her eye “mal” denir. firmanın elde edece i gelir asla o piyasadaki tüketicilerin toplam satın alma gücünü geçemez. Monopol piyasasında Ortalama Maliyet E risi ile Talep Do rusu birbirinin üstüne çakı ıktır. sava ve do al afet nedeniyle üretim olanaklarının yok olması anlamına gelir. marjinal gelir ve ortalama geliri temsil eden geometriksel ekil Po noktasından ba layıp. Monopol Piyasası’nda marjinal gelir ile marjinal maliyetin kesi ti i noktada olu an firma dengesi. Monopol Piyasası’na hakim olan Monopol Firma. hem de malın piyasa denge fiyatı olan Po’a e ittir. Bu durum. piyasaya tek ba ına hakim olsa da.

Örne in. C noktası. AZALAN VER M KANUNU VE MARJ NAL ÜRÜN: Ulusal ekonomilerde. firmanın toplam üretimine verimlilik anlamında yaptı ı katkıya Marjinal Ürün denir. diyoruz. yani hammade. firmanın toplam üretimine verimlilik anlamında katkısını ölçmek gerekir (yüksek verim-dü ük maliyetyüksek kar). bu ekonominin ne kadar mal ve hizmet üretti ini gösterir. Bu nedenle. Fırsat maliyeti. bu day ve otomobilden ne kadar üretilece ini gösterir. Bu nedenle firmanın üretimi esnasında katlandı ı maliyetler önemlidir. ‘Azalan Verim Yasası’ geçerlidir. Eldeki kısıtlı üretim olanaklarının hem bu day hem de otomobili üretmek amacıyla da ıtıldı ını gösterir. Yukarıdaki ekilde A noktası. üretti i ürünlerden para kazanmaya devam ettikçe yeni kararlar verir. i gücü ve makine-techizat miktarı arasında olu turulan hassas dengeye Optimal Faktör Bile im Oranı. Marjinal Kaynak Maliyeti.GENEL EKONOM Üretim olanakları e risi. orijine içbükey bir geometriksel ekildir ve bir ulusal ekonominin elindeki kısıtlı üretim olanakları ile. o kadar da karlı çalı ıyor demektir. 12 . bu anlamda her bir ek faktör kullanılması sonucu firmanın maliyetinde meydana gelen artı lar olarak da tanımlanabilir. firmanın kullandı ı her birim üretim faktörünün. Fırsat maliyeti. eldeki kısıtlı üretim olanaklarının tümünün sadece otomobil üretmek için kullanması halinde otomobiden maksimum kaç adet üretilece ini göstermektedir. verimlilik azaldıkça üretim maliyetlerinin de arttı ı görülür. Firma bazında. 0 (orijinden) ba layan. Firmanın mal ve hizmet üretirken katlandı ı maliyetleri verimlilik önemli ölçüde etkiler. günümüzde. bir veya iki üretim faktörünün miktarı sabit tutulur iken. Firma ne kadar yüksek bir verimlilikle çalı ıyorsa. çok hızlı artan ve aynı hızla azalan. üç üretim faktörü arasındaki hassas denge bozulup. Her ne kadar. ekonominin bugünkü üretim olanaklarıyla gerçekle tirilemeyecek bir üretim seviyesini temsil eder. Adam Smith ‘Artan Verimlilik’ anlayı ını gündeme getirmi olsa da. do al kaynaklar. dolayısıyla üretim faktörlerini ne kadar etkin kullanıyorsa. ister firma bazında. E er. B noktası. Marjinal Ürün (MÜ). Sonuçta. biraz daha otomobil üretmek için. O halde. A ve B noktaları arasındaki üretim olanakları e risi. bir noktada da yatay eksenle kesi en geometriksel ekildir. D noktası. birinin miktarı arttırılır ise. bu o firmada üretim esnasında yakalanmı olan verimlilik seviyesinin azalmasına neden te kil eder. bir ulusal ekonominin elindeki kısıtlı üretim olanaklarının tümünün sadece bu day üretmek için kullanması halinde bu daydan maksimum kaç birim üretilece ini. üretim olanakları e risi üzerinde herhangi bir noktadır. Firma mal ve hizmet üretmeye. E noktası. üretiminden vazgeçilen bu dayın sa layaca ı avantajlardan vazgeçmenin bir bedelidir. bu grafikte seçti imiz örnekler do rultusunda. bir malı üretmek için bir ba ka malın üretiminden vazgeçilen miktar olarak tanımlanabilir. Firmanın her bir üretim faktörünün. tarımsal üretimde ve sanayi üretiminde artan nüfusa ba lı olarak David Ricardo'nun dile getirdi i ve savundu u bir kavram olarak. bu anlamda daha fazla otomobil üretildi inde. isterse de ülke ekonomisi bazında Azalan Verim Yasası geçerlidir. emek ve sermaye üretim faktörleri. bu day üretiminin bir kısmından vazgeçmek gibi. ekonominin potansiyel üretim seviyesinin altındaki bir üretim düzeyini temsil eder.

ama MÜ’e göre daha yava bir tempoda artan. MÜ= max. MÜ=0’dan sonra firma i gücü istihdam etmeye devam ederse. i gücünde aynı noktadan ba layan. 0(sıfır)dır. TÜ e risi dü ü e geçecek ve belirli bir sayıdaki i çinin istihdamı sonrası sonra 0’a (sıfır) ula acaktır. Bunun nedeni. E er firma. Söz konusu de erleri göz önüne alarak. i gücüne kadar artarak artan bir seyir izleyecektir. MÜ=0 noktasından sonra istihdam edilen her i gücünün. söz konusu i gücü çalı ıyor görünmesine ra men. i gücüne kadar her istihdam edilen i gücünün MÜ de erinin bir öncekine göre daha yüksek oldu unu dikkate aldı ımızda. i gücünün MÜ katkısı. 8. 5. TÜ (MP. 4. Fakat 4. bu bölge Gizli sizlik Bölgesi olarak adlandırılır. Toplam Ürün (TÜ) E risi. i gücüne kadar verimlilik artmaktadır ve 4. Ortalama Ürün (OÜ) E risi’ni olu turan de erler ise. maksimum oldu u noktada MÜ E risi tarafından kesilen ve o 13 . i çi maliyetleri artar. (Optimal Faktör Bile im Oranı) OÜ 0 1 4 7 8 MÜ= 0 (Gizli sizlik Bölgesi) MÜ çi Sayısı Yukarıdaki grafikte yer alan örnek firma. bu noktadan sonra istihdam edilen her i gücünün MÜ de eri negatif (-) oldu u için. OÜ e risi. Sonuçta. 4. Bu durumda firmaların. 8. ücret almasına ra men firmanın toplam üretimine verimlilik anlamında katkısının olmamasıdır. ÖÜ. TÜ e risinin üzerindeki de erlerin i gücü sayısına bölünmesiyle bulunur. i gücünde MÜ=0 olmasına ra men i gücü istihdam etmeye devam ederse. i gücünün firmaya verimlilik anlamında katkısı maksimumdur. i gücünden itibaren her katılan i gücünün firmaya verimlilik anlamında katkısı azalmaktadır. AP. 4. Firmada.GENEL EKONOM MÜ. TP) TÜ= Max. küçük ve sınırlı sayıda i çi çalı tıran bir firmadır. gizli i sizli e neden olacaktır. i gücünden itibaren MÜ de erleri azaldı ından dolayı TÜ e risi azalarak yükseli ini sürdürecektir. MÜ ve TÜ e risiyle beraber 1. Yani.

Sermaye (Milli Servet) ve Giri im (Te ebbüs) üretim faktörleridir. Sermaye üretim faktörü. alın teri kar ılı ında ücret alması ile mümkün olabilir. yani en son istihdam edilen i güçünün sa ladı ı MÜ de erinin sıfır oldu u noktaya kadar firmanın üretimine devam etmesidir. yollar. üretimi gerçekle tirmek için kullanılan Do al Kaynaklar (Hammadde ve Toprak). ta ıt araçları. Üretim faktörleri GSMH’nın yaratılmasına sa ladıkları katkı nedeniyle Milli Gelir'den bir pay almaya hak kazanırlar. firmanın toplam karının maksimum olması anlamına gelmez. fabrikalar. Mal ve hizmet üretiminin gerçekle mesi için yatırım yapan ve birikimlerini kaybetme riskini göze alarak mal ve hizmet üretiminde görev alan üretim faktörüdür. u faktörler. Bir nevi orkestra efidir. Firma. En vasıfsız i gücünden en tepe yöneticiye kadar üretimde görev alan her birey emek faktörü içerisinde yer alır. E er. di er üç üretim faktörünü piyasalarından temin eden ve mal ve hizmet üretimini organize eden faktördür. demirba . firmanın toplam kârının da maksimum oldu u nokta anlamına gelmez. Do al kaynaklar üretim faktorü.GENEL EKONOM noktadan sonra dü ü ünü yava bir tempoda sürdürerek. bir ulusul ekonomide mal ve hizmetlerin üretilmesi. Optimal Faktör Bile im Oranı’nın yakalandı ı noktadır. Optimal Faktör Bile im Oranı’nda firmanın toplam karı maksimum de ildir. Toprak tarım ve ta ve topra a dayalı sanayi benzeri alanlarda hammadde olma ve mal ve hizmet üretimi için kurulacak bir tesisin in aası için gerekli olan arazi anlamında gayrimenkul olma özelli i ile ortaya çıkar. MÜ E risi’nin maksimum oldu u nokta. Emek üretim faktörü bir ulusal ekonomide istihdam edilen i gücünü temsil eder. Optimal Faktör Bile im Oranı. Ancak bu nokta. emek ve sermaye ya da di er bir deyi le hammadde. Optimal Faktör Bile im Oranı noktasında birim ba ına en yüksek karlılıkla çalı maktadır. Bir firmanın üretimin belirli bir noktasında birim ba ına en yüksek kârlılıkla çalı ması demek. mal ve hizmet üretiminde kullanılan 3 üretim faktörü olan. Dikkat edilmesi gereken di er bir husus da. Milli Gelir'den do al kaynaklar üretim faktörünün aldı ı paya rant. içme suyu veya do al gaz sistemleri. makinalar. i gücü ve makine ve teçhizat arasında en yüksek verimlilikle çalı mayı sa layacak hassas bir dengenin olu turuldu u veya yakalandı ı bir üretim seviyesi anlamına gelir. yani yer üstünde ve altında bulunan tüm fiziki unsurlar sermaye üretim faktörü kapsamına girer ve tüm bu de erlerin toplamı Milli Servet’i temsil eder. firmanın tüm kapasitesi ile toplam karını maksimize etmesidir. Önemli olan. emek üretim faktörünün aldı ı paya ücret. Türk vatanda ı olup. do al kaynaklar. köprüler. ÜRET M FAKTÖRLER : Firmaların mal ve hizmet üretimi gerçekle tirmek için kullanmak zorunda oldukları her unsur üretken kaynaklar veya üretim faktörleri olarak adlandırılılır. üretildikten sonra tüketim merkezlerine ta ınması ve tüketilmesi için kullanılan tüm alt ve üst yapı unsurlardır. MÜ E risi’nin maksimum oldu u noktada sadece bir birim malın kârı maksimize olmu tur. Optimal Faktör Bile im Oranı’dır. Bir bireyin emek üretim faktörü içerisinde yer alması. onların yabancı ülkelerde kazandıkları 14 . Maksimum karlılık için MÜ E risi’nin yatay eksenle bulu tu u. dünyanın ba ka ülkelerinde mal ve hizmet üretiminde görev alan insanlarımız var ise. hammadde ve topraktan olu ur. TÜ e risiyle aynı noktada 0’a (sıfır) ula an bir geometriksel ekildir. Emek insanın kafa ve vücut çabasıdır. Emek ( gücü). barajlar. sermaye üretim faktörünün aldı ı paya faiz ve giri im üretim faktörünün aldı ı paya ise ise kar geliri diyoruz. Binalar. Milli Gelir ülkenin ulusal sınırları içerisinde mal ve hizmet üretiminde görev alanlara ödedi imiz faktör gelirlerini tanımlamaktadır. örne in yurt dı ındaki i çilerimiz. Giri im üretim faktörü ise.

15 . Bu durum. reel GSMH’daki artı tır. o ekonominin ekonomik büyüme hızıdır. bu tür bir gerilemeyi depresyon olarak tanımlıyoruz. Yani. e er ekonomik büyümede gözlemlenen gerileme iddetli ve derin ise ve uzun bir zaman dilimini kapsıyor ise. E er. 2002 yılı için hem nominal cinsinden. daha do ru bir de i iklikle fiyatlardaki dalgalanmalardan arındırılarak. bir önceki döneme göre meydana gelen yüzde artı oranına “ekonomik büyüme oranı” denmektedir. DEPRESYON: E er. STAGFLASYON: ngilizce durgunluk (stagnation) ve enflasyon (inflation) kelimelerinin birle tirilmesinden üretilmi olan stagflasyon. belirli bir baz yılın mal ve hizmet fiyatları dikkate alınarak. Türkiye'nin tahmini milli serveti 2. 2002 yılının Reel GSMH oranı. Yani. enflasyondan. William Phillips'in ortaya koydu u bir yakla ım olması nedeniyle. Yani. Örne in. bir ölçüde enflasyon ile i sizlik arasındaki ters orantılı ili kiyi tanımlayan bir analiz olarak ele almayı tercih etmi tir.5 trilyon dolar civarındadır ve Türkiye her yıl milli servetinin % 7. iki ekilde hesap edilmektedir. yurtdı ından gelen rant. bir miktar enflasyonu azaltmak için bir miktar i sizli e katlanmak zorundadır. fiyat hareketlerinin aldatıcı etkisinden temizlemek için ayrıca Reel GSMH hesaplanır. Reel GSMH’da. hem de reel cinsinden GSMH hesaplamak mümkündür. bir anlamda içinde enflasyonun i kinli ini barındıran nominal ücretler ile istihdam seviyesi arasındaki ters orantılı ili kiyi tanımlamaktadır. Yani. Phillips E risi yakla ımının da artık 1970'li yılların dünyasında geçerli olmadı ını göstermi tir. nominal serileri reel serilere dönü türmek amacıyla kullanılan bir endekstir. Oysa ABD'de bu oran % 50 seviyelerindedir. Gayri Safi Milli Hâsıla’nın üretilmesinde Milli Servet kullanılır. Reel GSMH. Vietnam Sava ı ile birlikte ABD ekonomisinde görülen sorunlar ve Petrol Krizi ile birlikte dünyanın önde gelen ekonomilerinde 1970'li yıllarda gözlemlenmi bir özel ekonomik dengesizlik sürecidir. Kabul edilebilir ölçüde kısa bir zaman dilimi için (6 ay ile 1 yıl arası) ekonomik büyümede bir gerileme ya anır ise bu durum resesyon olarak tanımlanmaktadır. GSMH: Gayri Safi Milli Hâsıla. RESESYON.GENEL EKONOM üretim faktör gelirlerini Türkiye'ye göndermeleri halinde. 1929 Buhranı gibi. GSMH Deflatörü. PH LL PS E R S : A. yani Türkiye için enflasyondan arındırılmı olarak hesap edilen bir GSMH de eridir. Ancak. bunun için Deflatör kullanılır. Türkiye verimlilik açısından sorunlu bir ekonomidir. ithalattan elde edilen vergi gelirleri ve net dı âlem faktör gelirlerinin eklenmesi ile bulunan bir de erdir. Bir ulusal ekonominin ulusal sınırlar içinde ve dı ında yarattı ı bir yıla mahsus en büyük de erdir. bir ulusal ekonomide ekonomik büyüme yava lıyor ise bu durum durgunluk (stagnation) olarak tanımlanır.5 ile 10'u arası bir GSMH yaratmaktadır. Bir ekonomide daha çok mal ve hizmet üretildi i sürece. Nominal GSMH ve Reel GSMH. GSMH hesaplamanın yapıldı ı yıl geçerli olan mal ve hizmet fiyatları. faiz veya kar cinsinden faktör gelirlerine ise Dı Alem(den gelen) Faktör Gelirleri denilmektedir. BÜYÜME: Ekonomik büyüme. Reel GSMH de erine dönü türülecek ise. yani cari fiyatlar kullanılarak hesap ediliyorsa. ücret. Bir yılın nominal GSMH de eri. 2001 yılının Reel GSMH oranına bölündü ünde veya oranlandı ında çıkan yüzdesel de i im de eri. Bu nedenle. DURGUNLUK. kabaca bir yıl içerisinde bir ulusal ekonomide üretilen mal ve hizmetlerin toplam katma de erine. ekonominin durgunlu un ya andı ı bir ortamda yüksek bir enflasyon ve i sizli i de beraber ya aması sürecidir. onun soyadı ile anılan bu analiz. Pek çok ekonomist bu ili kiyi. GSMH. reel GSMH artar ve toplum daha fazla tüketme olana ına kavu ur. Özellikle. içinde enflasyon veya deflâsyondan kaynaklanan deformasyonu da ta ıyor demektir. üç ekonomik sorun bir arada ya anmaktadır. her ulusal ekonomi bir miktar i sizli i azaltmak için bir miktar enflasyona.

cari ücret haddi ile çalı ma saatlerini kabul etti i halde i bulamayan kimseye “i siz” denir. aynı dönem içerisinde sadece 15 gün çalı mı ise eksik istihdam olarak tanımlanmaktadır. TASARRUF: Kullanılabilir Gelir'den tüketim harcamaların kar ılanmasından sonra. KALKINMA: Ekonomik büyüme ülkenin üretim hacmindeki bir artı tır. sizlik türleri. Konjonktürel i sizlik. Buna göre. Oysa. i sizli e göre eksik istihdamın tek farkı kısa bir süre için çalı mı olması. üretim hacminde zaman zaman ortaya çıkan daralmaların yarattı ı i sizliktir. yani tüm üretim faktörlerinin en optimal ölçülerde üretimde kullanıldı ı varsayımını kabul etmi lerdir. üretilen malların kalitesinde veya üretim organizasyonunda iyile meler ya anan bir ortamı ifade etmektedir. Bu nedenle. GSMH de erinden Amortismanlar ve Dolaylı Vergiler dü ürüldükten sonra bulunan bir de erdir. bireyler ve kurumlar tarafından halen harcanmamı bir artık de er kalır ise. sizli in çe itli türlerinden bahsetmek mümkündür. sermaye ve giri im üretim faktörlerine da ıtılan rant. Ekonomik kalkınma toplumun ya am standartlarında. emek. kısmi ve yaygın. Yani. Tüketim Harcamaları ve Tasarruflar. Mal ve hizmetlerin insan ihtiyaçlarını do rudan do ruya giderecek ekilde kullanılmasına “tüketim” denir. Milli Gelir. Bu kullanımın parasal de eri tüketim harcamalarını olu turur. yani bir haksızlık söz konusu de ilse. Keynesyen ktisatçılar ekonominin eksik istihdam ko ullarında da çalı abilece ini ve dengede olabilece ini öne sürmü lerdir. Dolayısıyla ekonomik büyüme sadece sayısal bir kavram olarak ele alınmaktadır. geçici ve sürekli olmak üzere tasnif edilebilir. E er. bu durum i sizlik kavramı ile. yatırım harcamalarında da daralmaya neden olması nedeniyle. Bu türden i sizli in en tipik olanı “konjonktürel i sizlik”tir. bu de er tasarruf olarak adlandırılır.GENEL EKONOM M LL GEL R: Ekonomi Bilimi'nin tanımladı ı dört üretim faktörü olan do al kaynaklar. ekonomik büyümenin yava laması ve tasarrufların azalmasıdır. 1929 Buhranı sonrası. tasarruf e iliminin artması uizun vadede toplam tasarrufların azalmasına yol açmaktadır. Toplam i gücü içerisinde i siz olanların yüzdesine ise “i sizlik oranı” denmektedir. bu duruma Adaletli Gelir Da ılımı diyoruz. kimi zaman gerçek i sizli i hesap etmek için i sizlik oranı ile eksik istihdam oranının toplanmak uygulaması görülmektedir 16 . hizmetlerinden yararlanmak üzere çalı tırılmalarına “istihdam” denmektedir. ücret. Kısmi ve geçici i sizlik. Neo-klasik iktisatçılar ulusal ekonominin her zaman Tam stihdam seviyesinde. Kullanılabilir Gelir bireyler ve kurumlar tarafından iki ekilde kullanılır. S ZL K: Çalı ma ve gelir sa lama kararında olan bireylerin. halkın daha yüksek oranda tasarruf etmesi ile tüketim harcamalarının azalmasının. TÜKET M: Milli Gelir'den kabaca direkt vergilerin dü ürülmesi ile. bir veya birden fazla üretim faktörü milli gelirden haketti inden daha fazla pay alıyor ise. her bir üretim faktörünün mal ve hizmet üretimine kattı ı ve haketti i pay kadar da ıtılabiliyorsa. Milli Gelir. Oysa ekonomik kalkınma ekonomideki niteliksel geli melerdir. yer ve meslek de i tirme sırasında belirir. üretim faktörleri arasında. mal ve hizmet üretiminde görev almak üzere çalı tırılmaya hazır nüfusa istihdam denmektedir. Makro ekonomide Toplam Yurtiçi Tasarruflar ifadesi ile geçer. ST HDAM: Bir ulusal ekonomide. ama geri kalan zamanda i siz olmasıdır. Bu durum bir paradokstur. Yani. e er istihdam istatistiklerinin hesaplandı ı dönem içerisinde ki i tümüyle i siz kalmı ise. Çalı ma iste ine ve yete ine sahip olup. Uluslararası Çalı ma Örgütü ILO normlarına göre bir ba ka tanım 'Eksik stihdam'dır. faiz ve kar gelirlerinin toplamı Milli Gelir'i verir. Tasarruf Paradoksu ise. bu duruma Gelir Da ılımı Adaletsizli i diyoruz. Kullanılabilir veya Harcanabilir Gelir'e ula ılır. Ekonominin bütün sektörleri ile toplu ve devamlı olarak durgun bir düzeyde kaldı ı dönemlerde ise “yapısal i sizlik” belirir.

ortası delik ta ları. DNG . tarımsal ürünleri veya ilkel kabile ya antısı içerisinde en fazla de er verilen nesneleri (metal parçaları. ülkenin toplam öz kaynaklarını bulabilmek için GSY H ile Cari lemler Dengesi’nin toplam de erini kullanmak da mümkündür. H. de er kavramıyla tanı masından ve malların de erini tartı masından itibaren. KAYNAKLAR . + YAT. Bu formül içerisinde. ülkenin iç öz kayna ı GSMH olarak tanımlanmı tır. + YATIRIM H. DNG = TÜK. Bu nedenle. Tasarruf Kavramı. + YAT. Tarımsal ürünleri para niyetine kullanmak. 2000’li yıllardan itibaren altın ve gümü madenlerinin karı ımından elde edilen elektrumdan yapılma paraların i lem gördü ü bir mübadele sistemi devrimsel bir de i ikli in ba langıcı olarak nitelendirilebilir.Ö. Altın ve gümü para kullanımı zaman içerisinde insano lunu bir kavramla daha tanı tırmı tır. 17 . M.N D A F GEL. deniz havyanlarının kabuklarından olu an kolyelerı. bu durumda yabancı kaynak kullanmak kaçınılmazdır.) = TÜKET M H. hayvan boynuzlarını) para niyetine kullanarak mübadele sistemini olu turmaya çalı mı tır. 3000’li yıllardan itibaren trampa (takas) ekonomisinin yarattı ı sorunlardan kurtulabilmek için. Yabancı kaynak ise bir ulusal ekonomiye 3 ekilde gelir.N D A F GEL. bir i letmenin bilanço e itli ine benzetilebilecek. F YATIN OLU UM U M ALIN SA L ADI I FAYD A M ALIN BOL VEYA KIT OLM ASI M ALIN DE ER ORTAK DE E R ÖLÇ ÜS Ü M ALIN K AL TES F YATL AR GENEL SEV YES (DÜZE Y ) ARTI LAR (ENFLASYO N) AZ ALI L AR (DEFL ASYO N) Slayt 2 Her ulusal ekonominin nihai hedefi. kaynaklarharcamalar dengesini gerçekle tirmektir. + YATIRIM HAR. L.Ö. L. öncelikle bir ulusal ekonominin öz kaynakları ile toplam harcamalarının birbirine e it olmasını öngörür. E er. ülkenin iç ve dı öz kayna ı hedefledi i tüketim ve yatırım harcamalarını kar ılamaya yeterli de il ise. H. Bununla birlikte. H.HARCAMALAR DENGES TOPLAM (ÖZ) KAYNAKLAR = TOPLAM HARCAM ALAR Ç (ÖZ) KAYNAK + DI GSMH + (CAR (ÖZ) KAYNAK = TÜKET M HAR. H.) = TÜK. DNG . birincisi do rudan yatırım amaçlı yabancı sermaye. ikincisi portföy amaçlı yabancı sermaye ve üçüncüsü dı borçlanma. M. de erini ve miktarını kontrol altında tutmak ve kavimlerarası ticarette geçerlilik anlamında pek çok sorunu beraberinde ta ımaktaydı.GENEL EKONOM Slayt 1 nsano lu. Makro ekonomik analiz. (GSY H – N D A F GEL) + (CAR GSY H + CAR L.

dı borç ana para geri ödemesi e itin sol tarafına negatif olarak. finansal araçların getirisi olarak nitelendirilen i (faiz). eski Ödemeler Dengesi Tablosu’nda B ana ba lı ına kar ılık gelen de erdir. YABANCI KAY. + YAT. Milli Gelir’e ula ılır ve milli gelir 4 üretim faktörü arasında payla tırılır. + (GSMH + DI KAY. H. Sermaye Hareketleri de eri ise. H. + YATIRIM H. tüketim harcamaları ve tasarruflar. Ki isel Gelir’den direkt vergilerin dü ülmesi ile de Kullanılabilir Gelir’e (Harcanabilir Gelir olarak da geçmektedir) ula ılır.GENEL EKONOM Slayt 3 GSMH de eri TÜ K’in tablosundan alınmaktadır. Slayt 4 GSMH’nın üretim faktörleri arasında payla ımı için.GSMH (PF) GAYR SAF M LL HASILA (-) AMORT SMANLAR (PF) SAF M LL HASILA (-) DOLAYLI VERG LER (FF) SAF M LL HASILA = M LL GEL R = RANT GEL R + ÜCRET GEL R + FA Z GEL R + KAR GEL R (+) TRANSFER ÖDEMELER = K (-) D REKT VERG LER SEL GEL R KULLANILAB L R GEL R KULLANILAB L R (HARCANAB L R) GEL R = TOP TÜKET M HARCAMALARI + TOP. Yeni Ödemeler Dengesi Tablosu’nda ise C Finans Hesabı kalemine kar ılık gelmektedir. Ç KAYNAK . Ülkenin öteden beri dı borç kullandı ı dikkate alınır ise. ya da finansal araçlarda de erlendirilmek üzere kullanılır. Cari lemler Dengesi de eri ise TCMB’nin hazırladı ı Ödemeler Dengesi Tablosu’ndan alınmaktadır.) = TÜK. + YATIRIM HAR. + DI BORÇ ANA PARA GER Ö. Milli Gelir. KAYNAKLAR . Kullanılabilir Gelir’i bireyler ve kurumlar iki ekilde kullanır. H. + YAT. sabit sermaye yatırım harcamalarının getirisi olan r’ye e it veya büyük ise tasarruf sahiplerini ellerindeki fonları finans piyasalarında de erlendirmeyi tercih ederler.TASARRUFLAR F NANS P YASALARINA YÖNEL K YATIRIMLAR SAB T SERMAYE YATIRIMLARI TOPLAM YATIRIM HARCAMALARI 18 . yabancı kaynak (-) dı borç ana para geri ödemesi = Sermaye Hareketleri’ne e itlenir. H. tüketim ve yatırım harcamaları içerisinde yer almayan dı borç ana para geri ödemesinin formülün sa tarafına eklenmesi gerekir. YABANCI KAYNAK + (GSMH + DI KAYNAK) = TÜK. Tasarruflar ya sabit sermaye yatırım harcamalarının kar ılanması için. o an için birfiil mal ve hizmet üretimine katılan üretim faktörleri arasında da ıtılan bir gelirdir. yabancı kayna ın altına eklenirse. DNG .) = TÜKET M H. E er. Daha önce mal ve hizmet üretiminde görev almı ve emeklili e hak kazanmı üretim faktörlerine sosyal güvenlik sistemi vasıtası ile yapılan ödemelere transfer ödemeleri adı verilir ki bu iki rakamın toplanması ile ki isel gelire ula ılır. amortisman ve dolaylı vergilerin çıkarılması gerekir. Böylece. GSMH + (CAR L.N D A F GEL.HARCAMALAR DENGES TOPLAM (ÖZ) KAYNAKLAR = TOPLAM HARCAMALAR Ç (ÖZ) KAYNAK + DI (ÖZ) KAYNAK = TÜKET M HAR. E er.

arz e risinin bir noktasının gösterdi i miktar rakamıdır.ORTAK BE EN VE ALI KANLIKLAR 2. Ancak bir malın talep edilen miktarını etkileyen. Yani.RAK P MALLARIN F YATLARI . bu durum fiyata ba lı olarak talep ya da arz miktarının de i mesidir. Bir malı üreten veya ithal eden firmaların her birinin ayrı bir arz e risi vardır. talep edilen miktarlar fiyatın bir fonksiyonudurlar. Do al Afet. Endüstriyi meydana getiren bütün firmaların arz e rilerinin yatay toplamına endüstri arz e risi adı verilir. Arz e risi ile arz edilen miktar arasındaki ayrımı yapmak iktisatta esastır. zaman birimi ba ına. Arz e risinde oldu u gibi burada da talep ve talep edilen miktar kavramlarının birbirlerinden ayrılması gerekir. Potansiyel Talep.GENEL EKONOM 2 ARZ VE TALEP ANAL Z ARZ: Bir malın bir satıcısının (veya satıcılarının) bir piyasada belli bir zaman süresi içinde ve ba ka de i kenler e it varsayımı altında her fiyat seviyesinde satmaya hazır oldu u (veya oldukları) mal miktarını gösteren bir e ri veya tablodur. de i ik fiyat seviyelerinde bir maldan satın almaya hazır oldu u miktarları gösteren bir e ri veya tablodur. talep e risinin bir noktasının gösterdi i miktar rakamıdır. ekme in talep grubu ile otomobilin talep grubu birbirine e it olamaz. Ekonomi biliminin.ÜRET M VE THALAT MAL YETLER . Talebi De i tiren Faktörler: Talep. ancak. fiyat dı ında. bir malın de i ik fiyat seviyeleri ile bu fiyat seviyelerinin her birinde talep edilecek miktar arasındaki ili kiyi kuran bir kavramdır.ARZI ETK LEYEN D ER FAKTÖRLER (Grev. herhangi bir ihtiyacını gidermek amacıyla bir mal veya hizmet satın alabilecek güce sahip tüketici grubudur. Talep. TALEP: Bir tüketicinin. ba ka 19 .TAMAMLAYICI MALLARIN F YATLARI . herhangi bir ihtiyacını kar ılamak için bir mal veya hizmet satınalabilecek güce sahip olan. (Bknz. Döviz Darbo azı) TALEP TALEB ETK LEYEN FAKTÖRLER: . Buna firma arz e risi denir. esas olarak üzerinde durdu u talep kavramı ise potansiyel taleptir.TEKNOLOJ DÜZEY .TÜKET C LER N GEL R DURUMU . o malı satın alıp almayaca ı belli olmayan tüketici grubudur.MALIN P YASA F YATI . Bu nedenle. Arz edilen miktar. belli bir fiyattan satın alınmak istenen miktardır. Talep veya arz e risi üzerinde bir noktadan ba ka bir noktaya geçildi inde. Yani. Talep edilen miktar. bu e rilerin bütünüyle sa a ya da sola kaymasına yol açar. Fiyat dı ındaki di er ba ımsız de i kenlerin de i iklik göstermesi ise. Slayt 5) P YASALAR ARZ ARZI ETK LEYEN FAKTÖRLER: .1 Talebi ve Arzı Etkileyen Ba ımsız De i kenler Talebi ve arzı etkileyen ba ımsız de i kenlere geçmeden önce bu kavramların de i mesinin ne anlama geldi ini açıklamakta fayda var. Enerji Darbo azı.MALIN P YASA F YATI .

U. Üretim teknolojisinin de i mesi. ba ka de i kenler de vardır.GENEL EKONOM de i kenler de vardır. T) Tamamlayıcı malların fiyatındaki de i im. Tüketicinin parasal veya nominal gelir seviyesi. tüketicinin tercihlerini anlatmak için kullanılmaktadır. Bir sektörde grev kararı alınması. Herhangi bir malın arzını bazı özel sebepler de (di er de i kenler) de i tirebilir. W) i. C. Bir malın gelecekteki fiyatları ile ilgili bekleyi leri tüketicinin bugünkü talebini etkileyebilir. Tüketicinin zevklerinin veya tercihlerinin de i mesi malların tüketici gözündeki önem sıralarının de i mesi demektir. iii. söz konusu olur. arz miktarını olumlu yönde etikeleyecektir. Burada esas mal-tamamlayıcı mal ili kisi söz konusudur. Bu noktada tüketicinin gelecekle ilgili bekleyi lerine de dokunabiliriz. Maliyetleri de i tirebilecek her ey arzı etkileyebilir. Arzı etkileyen faktörler: S Supply (Arz) S = (P. PR. Bu de i kenlerden herhangi biri de i ti i zaman da talep de i ecektir. aksi ise malın talep edilen miktarının artmasına neden olur. Devletin bazı kurallar koyması. Ama bunlar ekonominin kısa döneminde sabit olarak varsayılırlar. rakip malların fiyatlarının yükselmesi bir malın talep edilen miktarlarının artmasına neden olur. PT. Bu de i kenler: D Demand (Talep) D = (PA. Gerçek hayatta ba ka malların fiyatları de i mekte ve bu da söz konusu malın talebini etkilemektedir. Arz – Talep Dengesi iii. 2. Bu nedenle. i. Bu durum kar ısında malın talebinin ne yönde de i ece i ise söz konusu mal ve fiyatı de i en di er mal arasındaki ili kiye ba lıdır. arz edilen miktarlar fiyatın bir fonksiyonudurlar. Gelirdeki bir artı malın talebini artırırken. Ancak bir malın arz edilen miktarını etkileyen. yine gelirdeki bir dü ü de talebi dü ürecektir. Tamamlayıcı malların (birlikte kullanılan mallar) fiyatının artması bir malın talep edilen miktarının azalmasına. enerji darbo azı veya döviz darbo azı bunlara örnektir. Bu e itli i sa layan ve farkedilir bir de i me e ilimi göstermeyen fiyat seviyesine ise denge 20 . do al afetler. sermaye yo un teknolojiye geçmi ise. Rakip malların (birbirinin yerine kullanılabilen mallar) fiyatının dü mesi bir malın talep edilen miktarının azalmasına. veya bazı kurallarda de i iklik yapması da bir malın arzını etkileyebilidi i gibi. emek yo un teknolojiden sermaye yo un teknolojiye geçi . Teknolojideki De i im: E er bir üretim yapısı emek yo un teknolojiden. Burada zevk sözü. ii. faktör fiyatlarındaki de i imler ve benzeri de i kenler söz konusu malın maliyetine etki edebilecekleri için arzın de i mesine neden olabilmektedirler. fiyat dı ında. Ama bunlar ekonominin kısa döneminde sabit olarak varsayılırlar. Rakip malların fiyatlarındaki de i im.2 Arz edilen miktarın talep edilen miktara e it olması durumuna arz – talep dengesi denmektedir. otomobil-benzin ili kisidir. Toplumun ortak be eni ve alı kanlıklarındaki (zevklerdeki) de i iklikler. iv. Arzı Etkileyen Faktörler: Tıpkı talepte oldu u gibi. En tipik örnek. Esas mal e er bir tamamlayıcı mal ile desteklenmesi halinde tüketicisine hizmet verebiliyor ise. Y. firmaların gelecekle ilgili bekleyi leri de arzı de i tirebilir. ii. Her mal ve hizmet için bu tür bir ili ki söz konusu de ildir. bu durum aynı miktarda malın daha kısa bir zaman dilimi içerisinde ve daha dü ük bir maliyetle üretilmesi anlamına gelir. Tarım ürünlerinin arzı üzerinde hava artlarının etkisi büyüktür.

Adam Smith tarafından ortaya atılmı tır. Belli bir fiyattan arz edilen miktarın aynı fiyattan talep edilen miktarı a ması durumunda ortaya bir arz fazlası çıkmakta ve bu da fiyat seviyesinin dü mesine neden olmaktadır.3 Görünmeyen El Mekanizması P Arz Fazlası A B S P1 P0 E P2 C Talep Fazlası D D QS1 (QD2) Q 0 QD1 (QS2) Q0 Serbest piyasa mekanizmasını ifade eden bu kavram. Piyasa ekonomisi ko ullarının geçerli oldu u bir ortamda. Yine belli bir fiyattan talep edilen mal miktarının arz edilen mal miktarını a ması durumunda ortaya talep fazlası çıkmakta ve fiyat seviyesinin yükselmesine neden olmaktadır. kimler için. O nedenle hükümetler ekonomik hayata müdahale etmemelidirler görü ü. arz-talep bir araya gelerek piyasa dengelerini olu turur. Slayt 6) P YASALAR ARZ MAKRO DENGE TALEP TOPLAM ARZ = TOPLAM TALEP ÖZEL KES M N TÜKET M HARCAMALARI + ÖZEL KES M N N YATIRIM HARCAMALARI + KAMU HARCAMALARI (TÜKET M VE C+I+G(Cg+Ig) YATIRIM) [ ( TOPLAM YURT Ç ÜRET M – HRACAT) + THALAT] –STOKLAR = GSMH (-) NET DI ALEM FAKTÖR GEL RLER = GSY H GSY H (-) THALAT VERG S = TOPLAM YURT Ç ÜRET M 2. (Bknz. ne miktarlarda üretilece i gibi temel ekonomik sorunları çözümleyen bir görünmez el (serbest fiyat mekanizması) vardır. ktisadi hayatta düzeni sa layan ve hangi malların. Görünmeyen El 21 .GENEL EKONOM fiyatı denmektedir.

bu fazlalı ın erimesini sa layan ve piyasanın yeniden dengeye ula masına olanak veren mekanizmaya (otomatik çalı an mekanizma) Görünmeyen El Mekanizması denir. bir mekanizma olarak çalı amamı tır. piyasaları dengesizlikten kurtarmaya yetmemi tir. herhangi bir nedenden dolayı de i ir ve bu de i im nedeniyle bir arz veya talep fazlalı ı olu ur ise. ellerinde kalan arz fazlasını eritmek için malın piyasa fiyatını P1’den a a ı do ru çekerler. talep artar ve CD (QD2 . piyasa yeniden E noktasına ula ır ve dolayısıyla yeniden piyasa dengesi kurulmu olur. Bu sefer tüketiciler. Görünmeyen El Mekanizması talebin tamamiyle kırıldı ı 1929 Büyük Buhranı esnasında. Fiyat. ekonomide olu an arz veya talep fazlalı ı erir ve piyasa tekrar denge noktasına geri döner. ekilde. Görünmeyen El Mekanizması sayesinde. Bunun sonucunda malın piyasa fiyatı yeniden yükselmeye ba lar (P2 P0). piyasadaki malı aniden daraltır. herhangi bir nedenden ötürü P0’dan P2’ye dü erse.GENEL EKONOM Mekanizması'nın savunucusu konumundaki Neo-Klasik iktisatçılar tarafından hararetle savunulmu tur. Ekonominin tamamen piyasanın hâkimiyetinde oldu u bir ortamda malın piyasa fiyatı.4 Üretici-Tüketici Rantı P Tüketici Rantı A (300 YTL) P0 (175 YTL) E S B (100 YTL) Üretici Rantı 0 Q0 D Q 22 . “ceteris paribus” varsayımı altında çizilmi tir. herhangi bir nedenden dolayı fiyatın P0’dan P1’e çıktı ını varsayalım.QS2) kadar Talep Fazlası olu ur. ekilde fiyat. P P S (Q0 QS1) (B) D (Q0 QD1) (A) AB arası kadar Arz Fazlası = QS1 . arz fazlası erir.QD1 kadar arz fazlası olu ur Üreticiler. 2. E denge noktasına ula ılınca piyasa dengesi sa lanmı olur ve böylece piyasada olu an talep fazlası tamamen erimi olur. Yukarıdaki ekil. P0’a do ru kaydıkça. Ekonominin arz ve talep tarafı buna farklı tepki verir (Fiyat arttı ında arz artar / fiyat arttı ında talep dü er). Bu. daralan malı bulabilmek için o mal için daha fazla fiyat teklif ederler.

Ekonomiye ‘Kamu Müdahalesi’ni onaylar.YTL hiçbir tüketicinin kabul etmeyece i fiyatı. yani hedefledi inden 50. Uyarılmı Tüketim Harcamaları (c. mal ve hizmet ithalatı için harcanan dövizin ise. bu durum halkın kullanılabilir gelirinin % 75'ini tüketim harcamalarında. bu ürünü 50.GENEL EKONOM Talep ve arzı olu turan alıcı ve satıcıların içerisinde piyasa denge fiyatının üstünde mal satın almaya razı tüketiciler ve malı satmaya razı üretici ve ithalatçı firmalar her zaman olacaktır. E er. ikincisi Uyarılmı Tüketim Harcamaları ve Uyarılmı Yatırım Harcamaları. Türk halkının marjinal tüketim e ilimi e er 0.-YTL’den satılıyor iken. bir tüketici o mala 250.-YTL’ye üreten veya ithal eden bir firma. Bu nedenle.-YTL iken. e er o malı 175-YTL’den. 100.75 ise. stok amacıyla ayırdıkları dü üldükten sonra kalan kısıma Toplam Arz. piyasa denge fiyatı 175.-YTL ise hiçbir üretici ve ithalatçı firmanın kabul etmeyece i fiyatı temsil etmektedir. toplam arzı temsil eden geometriksel ekil. makro dengeyi verir ve denge GSMH seviyesinin belirlenmesini sa lar. 37 Ekran televizyonu 75. Yukarıdaki formülde. Otonom Tüketim ve Otonom Yatırım Harcamaları.-YTL’den satmaya razı iken. Talep Do rusu’nun ucundaki 300. Uyarılmı Yatırım Harcamaları ise (ı. X-M. geri kalan % 25'lik bölümü ise tasarruf olarak de erlendirdi i anlamına gelir. Kısacası.hracat)+ thalat]-Stoklar=Tüketim Harcamaları+Yatırım Harcamaları [(Y-X)+M]-Stok De i imi=C+I+G(Cg+Ig) Y (Kullanılabilir veya Harcanabilir Gelir) = C+I+G+(X-M)+Stok De i imi Keynesgil Genel Denge olarak tanımlanacak bu formülde. E er.-YTL daha fazla bir kar elde ediyor ise.Y) ile gösterilir. Yukarıda grafikte örnek aldı ımız 37 Ekran TV piyasasında. ‘0’ orijininden ba layan ve yukarı do ru 45 derecelik bir açıyla tırmanan bir do ru ile temsil edilir.YTL’yi bu malı satın almak için kullanmaya çoktan razı iken. bu malı piyasa denge fiyatı olan 175. yani piyasa denge fiyatından alıyor ise. üretici firmanın elde etti i bu ek avantaja da Üretici Rantı. mal ve hizmet ihracatından elde edilen gelirin halkın kullanılabilir gelirini olumlu etkiledi ini. (c+s=1) Yani. ki bu tanım GSMH veya Milli Gelir seviyesi ne olursa olsun yapılması art olan tüketim ve yatırım harcamaları anlamına gelir.-YTL kar ile 125.5 Toplam Arz-Toplam Talep E itli i Bir ulusal ekonominin üretim veya ithalat yoluyla elde etti i mal ve hizmetlerden. Keynesgil Genel Denge formülünün ‘dı a açık’ olmasını sa lamasının yanı sıra. Birincisi. Otonom tüketim harcamaları seviyesinden ba layan ve e imi marjinal tüketim e ilimiyle (c) hesaplanan tüketim harcamaları do rusunun ve e imi marjinal yatırım e ilimiyle (ı) hesaplanan ve otonom yatırım harcamaları seviyesinden ba layan yatırım harcamaları do rusunun geometriksel toplamı ile ula ılan efektif talep do rusu ile toplam arz do rusunun kesi ti i nokta ise. ki ı marjinal yatırım e ilimidir. cebinde 75. cebindeki 250.-YTL kalması nedeniyle elde etti i avantaj Tüketici Rantı’dır. halkın kullanılabilir 23 . Bir ulusal ekonomide halkın marjinal tüketim e ilimi olan c ile marjinal tasarruf e ilimi s'nin toplamının 1'e e it olması esasdır. bu tüketicinin malı razı oldu u fiyattan daha dü ük bir fiyata alması nedeniyle.-YTL dahi vermeye razı iken. özel kesimin ve kamu kesiminin tüketim ve yatırım harcamalarının toplamına ise Toplam veya Efektif Talep diyoruz.Y) ile gösterilir. denir.-YTL’den satıyor ise. makro dengede esas belirleyici olan toplam talep oldu unu vurgular. Milli Gelir seviyesine ba lı olarak gerçekle en tüketim ve yatırım harcamaları anlamına gelir. Toplam Arz=Toplam Talep [(Toplam Yurtiçi Üretim. Bu ifadeler ise.-YTL iken. bir mal 175. 2. Keynesgil Genel Denge. Tüketim ve Yatırım Harcamaları'nın iki ana boyutu söz konusudur. ki c marjinal tüketim e ilimidir. üreticinin satmayı dü ündü ü fiyat ile fiili olarak mallı sattı ı piyasa denge fiyatı arasındaki bu farka Üretici Rantı denmektedir. malın piyasa denge fiyatı 175.

tam istihdam seviyesinde elde edilebilecek denge GSMH seviyesini gösterir. fiyatlar genel düzeyinin azalmasına ve bu da toplumda adeta likit servet artı ı gibi etki do masına neden olur. Bu nedenle sistem. talep yönü oldu unu öne çıkarmı tır. Varsayım 1 S = ( P.7 Arz-Talep Kaymaları E er. arz yanlısı bir anlayı ın etkisine ba lı olarak. Bu durum kar ısında bireyler. yukarıdaki formüle ba lı olarak. sadece mal ve hizmet piyasalarındaki fiyat hareketlerini göz önüne alır ve bu yönüyle de Keynes Etkisi’nden ayrılır. tam rekabet piyasası ko ullarında çalı tı ı varsayılan emek piyasasında.GENEL EKONOM gelirini olumsuz yönde etkiledi ini göstermektedir. Keynesyen anlayı ın ekonomide esas belirleyici olan unsurun ekonominin arz yönü de il. sistemin tekrar dengeye gelebilece ini öne sürer. Pigou. W ) D = ( P. Klasik Genel Dengede ise. arzı etkileyen di er faktörler. bir Ceteris Paribus durumu söz konusudur. serbest piyasaların tekrar tam istihdama dönebilecek dinamikler içerdi ini açıklamaya yönelik bir yakla ımdır. 2. Tasarruf ve yatırımlar arasında fark olu tu unda. tamamlayıcı malların fiyatları. denge reel ücret seviyesinde olu an tam istihdam seviyesi. tüketim harcamalarını artırıp tasarruflarını azaltma e ilimine girecekler ve tasarruf-yatırım dengesi yeniden kurulacaktır. aynı zamanda ekonominin mal ve hizmet üretim e risinden de yararlanılarak. tüketim ve servet arasında sıkı bir ili ki oldu unu dü ünmektedir. fiyat ve ücretlerin esnek olması halinde. malın piyasa fiyatındaki her hangi bir de i ikli in arz veya talep miktarı üzerinde neden olaca ı miktar de i ikli i. teknoloji düzeyi. yatırımlar. tüketim harcamalarını uyararak ekonomiyi dengeye yönlendirir. bu fark gelirdeki de i me ile kapanmaktadır. Keynes’in 1929 Buhranı’nı talep yetersizli inden kaynaklanan bir buhran olarak tanımlaması. Pigou. bu ili kilerin dikkate alınması halinde. yatırım ve tasarrufları e itleyecek (dengeleyecek) ekilde sürekli olarak de i mektedir. Gelir Çarpanı da azalacaktır. T ) 24 . önemli ölçüde dı sal faktörlerin etkisi altındadır. PT . Pigou Etkisi. Keynes’te ise. Neoklasik Genel Yakla ım’da faiz. rakip malların fiyatları. buna kar ılık maliyetler. Fiyatların dü üp servetlerin artmasıyla ortaya çıkan bu tasarruf azaltıcı etkiye Pigou Etkisi denmektedir. parasal ücret haddinin dü mesi. Bu nedenle bir ulusal ekonomide Marjinal thalat E ilimi artar ise. eksik istihdamda kilitlenebilmektedir. Yani. ekonomik durgunluk ortamında gerileyen fiyatlar. Arz (S) veya Talep E risi (D) veya do rusu üzerinde aranır. PR . tüketicilerin gelir düzeyi ve toplumun ortak be eni ve alı kanlıkları sabit ise. Tasarruflar ise gelire ba ımlıdır. Buna göre. 2. U . Buna göre. Keynesgil Genel Denge’nin aksine. C . Y . arz ve talep miktarı ba ımlı de i kenini etkileyen ve her iki fonksiyonda da ortak ba ımsız de i ken olan fiyat (P) de i ebiliyor. Keynes’in servet ve tüketim arasındaki ili kileri göz ardı etti ini. di er ba ımsız de i kenler aynı kaldı ında.6 Pigou Etkisi Pigou Etkisi.

P0 fiyat düzeyini kabul eder ama daha az talebe razı olmak zorundadırlar. yani arzı etkileyen di er faktörlerden birinin durumu de i iyor. Kuma . buna kar ılık di er ba ımsız de i kenlerden birisi de i iyor ise. PR. yukarıdaki varsayımın tersi bir durum söz konusu ise. varsayımdaki gibi. örne in maliyet artı ı veya azalı ı. 25 . Satıcılar yeniden. kuma a olan talep de azalabilir (Talep e risi sola kayar ve D1 konumunu alır).GENEL EKONOM Ancak. ya da tamamlayıcı malın fiyatının artması veya azalması söz konusu ise. Dolayısıyla tüketici. bu durumda arz veya talep do rusunun sa a veya sola do ru kayması söz konusu olacaktır. Varsayım 2 S = ( P . vazgeçilmez bir mal de ildir. Y. W ) D = ( P . Dolayısıyla 2. yani malın piyasa fiyatı sabit. Q0’dan Q1’e azalır. U. hala Q0 kadar talep olacaktı. Yeni olu an noktalar öyledir: P0 P1. P1 P0 halini alır. fakat W. söz konusu fiyat artı larını kabul etmeyebilir ve talebini ba ka bir döneme erteleyebilir. Q1 Q2. ( S . E er üreticiler. E E1. manifaturacılar ve kuma dükkânları malın piyasa fiyatını arttırırlar.i veren sendikaları arasında süren toplu sözle me görü melerinin anla mazlıkla sonuçlandı ını ve i çilerin greve gitti ini varsayalım. grev kararı sonrası fiyat seviyesini P0’da korusalardı. Dolayısıyla fiyat artı ı ters tepebilir. Yani. Q0 Q1. Arz edilen miktar ise. C. S1 olarak olu ur. E1 E2. Q Böylece grev kararı sonrası yeni arz e risi. Kuma arzı azaldı ı fakat buna kar ılık talep azalmadı ı için. T) P S1 S P1 P0 E1 E2 E D 0 D1 Q2 Q1 Q0 Q Yukarıdaki grafikte örnek aldı ımız Kuma Piyasası’nda. P fiyat sabit. Bu durumda üretilen mal miktarı ve dolayısı ile piyasaya arz edilen mal miktarı azalacaktır. PT. kuma sektöründeki i çi . kuma ın fiyatının sabit oldu u varsayımı altında ( PKuma ).

tereya ının daha fazla tercih edildi i gözlenir. Bu talep artı ve azalı ları esnasında. üretim aksayaca ından. Buna kar ılık. Gelir azaldı ında normal mal olarak tereya ını alamayacak tüketiciler. Burada bir istisnasi durum. Q0’dan Q1’e dü er. Ancak. gelir arttı ında. benzin tamamlayıcı mal-otomobil esas mal ili kisi çerçevesinde. tereya normal malının talep do rusu sa a kayacaktır. kayar. Dolayısıyla tüketicilerin standart cep telefonuna olan talebinde azalma görülür (Talep e risi D D1 olur). tüketiciler gelirleri azalınca. Bir önemli nokta bu konunun. Yani. bir tüketicinin reel geliri sabit iken. malın piyasa fiyatı dı ında kalan di er ba ımsız de i kenlerden herhangi birisinin de i iim olumlu bir de i im ise. standart cep telefonu artık ilgi görmedi i için. tereya ın talep e risi sola kayacaktır. Örne in. dü ük mal olan margarinin talep e risi sa a kayacaktır. Yani. hem de talep do rusu veya e risi sa a do ru hareket eder. bu durumda hem arz. Tüketici burada fiyatı artan malı. Yani. hem talep do rusu veya e risi sola do ru hareket eder. cep telefonu satan dükkânlar. malın piyasa fiyatındaki de i imin o malın tüketim miktarı üzerinde yarattı ı etkiyi tanımlar. konumu de i mez. yeni bir fiyat olu ur. dü ük malın talebi azalır ve margarinin talep do rusu sola kayar. kame Etkisi ile karı tırılmamasıdır. e er. yeni ve çok fonksiyonlu cep telefonlarının piyasaya çıkmasıyla birlikte standart cep telefonuna olan ilgi azalmaya ba lar. Benzin fiyatı pahalılandı ında. Böylece. Altın Kural: E er. ba ka bir mal ikame etmesi durumudur.GENEL EKONOM P S P0 P1 E1 E D1 0 Q1 Q0 D Q Bu grafikte örnek aldı ımız Standart Cep Telefonu Piyasası’nda ise. kayar. aynı kalitedeki bir ba ka mal ile ikame eder. örne in dü ük mal margarin ise. margarinin ve tereya ının fiyatının sabit oldu u unutlamamalıdır. Standart cep telefonuna olan ilginin azalmasıyla birlikte talep edilen miktar. Arz e risi nin pozisyonu. dü ak mal olarak margarine yöneleceklerdir. yeniden margarin tüketmeye döner. otomobile olan talep azalacak ve talep do rusu sola do ru kayacaktır. 26 . D1 talep e risi ile mevcut ar do rusunun kesi ti i yeni E1 denge noktasında. Malın nisbi fiyatı arttı ında tüketicinin o mal yerine. bir sektörde grev kararı arz do rusunu. normal mal olması nedeniyle. tüketicilerin gelirleri artsa da.dü ük mal ayrımında kendi gösterir. söz konusu telefonların fiyatlarını dü ürürler (P0 P1 olur). Gelir azaldı ında ise. sola do ru kaydırır. bu ikame için margarin söz konusu de ildir. öyle ki. normal mal . ancak piyasaya arz edilen standart cep telefonu miktarı de i mez. bir ekonomide tüketicilerin geliri arttı ında. Çünkü. kame Etkisi. daha fazla margarin tüketilice ine. malın piyasa fiyatı dı ında kalan di er ba ımsız de i kenlerden herhangi birisindeki de i im olumsuz bir de i im ise hem arz.

Arzın Fiyat Esnekli i (Elastikiyeti) için. bir ba ımsız de i kendeki yüzdesel de i imin. Talebin Fiyat Esnekli i (Elastikiyeti) için ise. talep ba ımlı de i keni için. farklı mal ve hizmetlerin fiyat ve gelir gibi ba ımsız de i kenlerdeki de i ikliklere olan duyarlılıkları farklıdır.GENEL EKONOM 2. arz veya talep miktarı ba ımlı de i kenleri üzerinde ne oranda bir yüzdesel de i im yarattı ını hesap etmemizi sa layan. ∆Q Q Talebin Fiyat Esnekli i = − ( ) ∆Y Y ∆Q Q ∆Y Y Malın talep miktarındaki % de i im Malın piyasa fiyatındaki % de i im aynı formülün önüne negatif i areti konularak. hem de gelirdeki de i imlere olan duyarlılı ı ölçmek mümkündür. o malın arz veya talep miktarının ba ımsız de i kene olan hassasiyetini ölçmemizi sa layan kavrama Esneklik diyoruz. esneklik de eri hesap edilmektedir. Çünkü. 27 . Esneklik de erinin hesap edilmesinde kullanılan formül. ∆Q Q Arzın Fiyat Esnekli i = ∆P P ∆Q Q ∆P P Malın arz miktarındaki % de i im Malın piyasa fiyatındaki % de i im formülü kullanılmaktadır.8 Esneklik (Elastikiyet) Kavramı Mal ve hizmetlerin arz ve talep do ruları birbirine benzemez. Arz ba ımlı de i keninin fiyat ba ımsız de i kenine olan duyarlılı ını ölçmek mümkün iken. hem fiyattaki de i imlere olan duyarlılı ı. Bu nedenle.

E er. bu durum belirli bir P fiyatından satılan malın sonsuz miktarda talep edilece i anlamına gelir ki bu bir matematiksel maldır. Q 28 0 Q . malın talep miktarında çok daha yüksek oranda bir de i ikli e yol açıyor ise. ölümcül hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar ve bir ölçüde uyu turucu madde için geçerlidir. Sıfır esneklik durumu. zorunlu tüketim mallarında gördü ümüz bir durumdur. E er. Yana esneklik de eri 1'e e ittir. bu durumda fiyata olan duyarlılık yüksektir. ∆Q Q Talebin Gelir Esnekli i = ∆Y Y ∆Q Q ∆Y Y Malın talep miktarındaki % de i im Tüketicilerin gelirindeki % de i im formülü kullanılmaktadır. malın talep miktarında aynı oranda bir yüzdesel de i ime neden olmaktadır. Bu kategorideki mal ve hizmetler normal mal sınıfına girer. dolayısı ile fiyat esnekli i 1'den küçük demektir. fiyat ne olursa olsun belirli bir malın hep aynı miktarda talep edilece i anlamına gelir. Söz konusu esneklik türlerini bir de ekil yardımıyla açıklamak gerekir ise: P 1) Sıfır Esneklik D ED= 0 Ölümcül hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaç ve a ılar veya uyu turucu madde. ∆P = ∆Q durumu söz konusu ise. bu malın fiyata olan duyarlılı ı. Talebin fiyat esnekli i sonsuza e it ise. Çünkü hiçbir mal sonsuz miktarda talep edilemez. E er. yani fiyattaki en ufak bir de i iklik. Bu nedenle. ∆P < ∆Q durumu söz konusu ise. malın piyasa fiyatındaki belirli bir yüzdesel de i im. yani esneklik de eri 1'den büyüktür.GENEL EKONOM Talebin Gelir Esnekli i (Elastikiyeti) için ise. Bu kategoriye ise a ırlıklı olarak lüks mallar girmektedir. fiyata olan duyarlılılk sıfırdır ve bu tür mallar istismara açık olan mallardır. Talebin Fiyat Esnekli i' nde (Elastikiyeti' nde) 5 ayrı fiyat esnekli i vardır. malın talep miktarında daha dü ük oranda bir yüzdesel de i ime yol açıyor ise. Bu durum. bu maldan bir miktar talep etmek zorundadır. yani malın piyasa fiyatındaki belirli bir yüzdesel de i im. Yani. ∆P > ∆Q ise. Bu durum. Çünkü tüketici o malın fiyata ne olursa olsun. bu ünite esneklik demektir.

Ya da. fiyat arttı ı zaman talep edilen miktar çok az azalır veya fiyat dü tü ü zaman talep edilen miktar çok az artar. Dolayısıyla. Tüketici bu mal ve hizmetleri satın alırken hiçbir zaman fiyatı bir kriter olarak alamaz. (Matematiksel Mal). 3) Esnekli in 1’den Küçük Olması: P P1 ∆P P P2 P> Q ED < 1 (Zorunlu tüketim malları) 0 ∆Q Q Q1 Q2 D Q ED < 1 Malın piyasa fiyatı büyük bir de i im gösterse de talep. Sa lık Bakanlı ı tarafından temin edilmesi gereklidir. Yani. hep belirli bir ED= 0 miktarda talep edilecektir. O yüzden bu tür ilaç ve a ıların. ekme in fiyatının % 25 arttı ını buna kar ılık talep edilen miktarın sadece % 10 azaldı ını varsayalım. yine fiyat % 25 azaldı ında. Böyle bir mal bugün için dünya ekonomisinde yoktur. fiyata kesinlikle duyarlı de ildir. Bu tür mal ve hizmetler bu nedenle haksız kazanca. her iki yönde de. Böyle mallar zorunlu tüketim mallarıdır. 2) Sonsuz Esneklik: P P 0 ED = Matematiksel mal D Q ED = Belirli bir P fiyatından satılması ko uluyla bu mal sonsuz miktarda talep edilir (P fiyat sabittir). istismara açık mallardır. fiyatı ne olursa olsun. Yani. 29 . ekmek tüketimi % 10 ortacaktır. söz konusu mal.GENEL EKONOM Fiyat (0) da olsa ( ) da olsa söz konusu mal. Örne in. talep miktarındaki de i imler sınırlı ölçüde kalır. çok az de i mektedir.

5) Esnekli in 1’den Büyük Olması: P P< Q P1 P2 ∆P P ED > 1 (Lüks mallar) D ∆Q Q 0 Q1 Q2 Q ED > 1 Malın piyasa fiyatındaki çok küçük bir orandaki bir yüzdesel de i im. hijyenik ürünler. bu mal ve hizmetlerin miktarında aynı oranda % de i ime yol açar. beyaz e ya. 30 . temizlik ürünleri. Talebin fiyat esnekli i ile gelir esnekli i ayrı ayrı hesap edilen esneklik türleridir.GENEL EKONOM 4) Ünite (Birim) Esneklik: P P1 P= Q ∆P P ∆Q Q Q1 ED = 1 (Normal Mallar. Talebin fiyat esnekli i tüketici gelirinde meydana gelen de i imlere ba lı de ildir. Örne in. tekstil ürünleri vb ) D Q2 Q P2 0 ED = 1 Malın piyasa fiyatındaki belirli orandaki % de i im. otomobil gibi lüks e yalar bu kategoride yer alır. malın talep miktarında çok daha büyük oranda bir yüzdesel de i ime neden olmaktadır. gayrimenkul.

Nihai mal ve hizmetlerin alım satımının yapıldı ı piyasalar ile üretim faktör piyasaları ekonominin Reel Kesim’ini olu turur.1 Reel Kesim – Finans Kesimi (Mali Sistem) li kileri Reel Kesim’i olu turan birey ve kurumlar ekonomik faaliyetleri sonucunda olu turdukları atıl kayna ı. üzerinde durur. Birel ve kurumların gelir seviyesi ve yaratılan fon arzı arasında sıkı bir ili ki vardır. P YASALARIN LEY MEKAN ZMASI VE ETK LE MLER Alım-Satımı Yapılan Ürünler Açısından Piyasa Türleri Nihai Mal Piyasaları Üretim Faktör Piyasaları Para ve Sermaye Piyasaları Reel Kesim Slayt 7 P YASALAR Finansal Kesim N HA MAL VE H ZMET P YASALARI ÜRET M FAKTÖR P YASALARI DO AL KAYNAKLAR EMEK SERMAYE -GR M F NANS P YASALARI I AK FON MI I FO N REEL KES M Her ulusal ekonomi 3 önemli piyasanın. 31 IM AK . Finans piyasalarının olu turdu u kesime ise Finans Kesimi diyoruz. yine reel kesime kullandırılmasıdır.GENEL EKONOM 3 3. emek ve sermaye üretim faktörlerinin temin edildi i üretim faktör piyasaları ve ekonomideki atıl kaynakların. Reel kesim tarafından yapılan yatırımların geliri artırıcı bir etkisi oldu u göz önüne alınırsa. REEL KES M .1 P YASA TÜRLER . bir tüketicinin herhangi bir ihtiyacını giderebilecek özelliklere kavu turulmu mal ve hizmetlerin alım-satımının yapıldı ı nihai mal ve hizmet piyasaları. finans kesimine emanet edilen bu atıl fonların.1. Beklenti. ikincisi mü teriye son noktada ula an nihai mal ve hizmetlerin üretiminde kullanılan do al kaynaklar. 3. tasarruflarını Finans Kesimi’ne emanet ederler. saç aya ı eklinde. Birincisi. tasarrufların filitrasyondan geçtikten sonra. Reel kesimin yapaca ı yatırımları finanse edecek yeterli fon arzı finansal kesim tarafından sa lanmaktadır.F NANSAL KES M AYIRIMI. atıl fonların ekonomiye kazandırılmasını sa layan finans piyasaları. gelirdeki bu artı ın da finansal kesimin arz edebilece i fon miktarını artıraca ı dü ünülürse bu iki kesim arasındaki kar ılıklı kaynak aktarma mekanizması daha iyi anla ilabilir.

sermaye yapıları o derece güçlü olacaktır.REKABET GÜCÜ AZALIYOR . bankacılık sektörü ba ta olmak üzere finans kesiminde çalı an kurumların faaliyet gelirlerinin en önemli güvencesidir. Slayt 8 1999 SONBAHARINDA TÜRK YE EKONOM S REEL KES M .6 b$ DÖV Z: 18. . Tam Rekabet Piyasası u temel 5 özelli i ta ır: a. monopollü rekabet. 2000 yılı ba ında yürürlü e giren ve 2001 Krizi sonrası. Bilim adamlarının bir kısmı ise piyasaları önce ikiye ayırmayı tercih etmektedirler.5 b$ . 32 . Nitekim.TALEP MU LAK . 2002 yılında kaldı ı noktadan sürdürülen dezenflasyon programı bu kurgu ile ba lamı ve Kamu Kesimi’nin finansman ihtiyacının azaltılmasına yönelik olarak.KRON K ENFLASYON . 2003 yılı sonunda ise ancak % 30’unu kullanabilir hale gelmi tir. Güçlü bir sermaye yapısına sahip olan finans kurumları ise gelecekteki büyüme hedefleri için bir teminat te kil edecektir.Merkez Bankası: Hassas Dengelerin Bekçisi. oligopol ve monopol piyasalarını kapsamaktadır.: 27. Tam Rekabet Piyasası: Özellikle tam rekabet ba lamında. reel kesimin finansal piyasalardan dı lanması anlamında ‘Crowding-out Etkisi’ (Dı lama Etkisi) yaratmı tır. Piyasada sonsuza yakın sayıda alıcı ve satıcı vardır. Bir uçta tam rekabet.: 20.Bankacılık Sistemi: Kimsenin Almak stedi i Ta ıyor. . MEV: 31.5 b$ TOPLAM: 69.BÖLÜ ÜM BOZUK S ZL K YÜKSEK TASARRUF BANKACILIK S STEM TL. elindeki tasarrufları finansal piyasalara emanet eden reel sektör. Yani. piyasada çok sayıda firmanın bulundu u ve tek ba ına hiçbir alıcının ve tek ba ına hiçbir satıcının. Özellikle Ekonomi Yönetimi’nin Ta ımak stemedi i Riskler . Bu sınıflandırmada eksik rekabet piyasaları. reel sektörün finansal piyasalardan daha etkin kaynak kullanımını hedeflenmi tir. Bu iki ayrımda. Finans kurulu ları ne kadar güçlü bir faaliyet geliri elde eder ise.GENEL EKONOM stikrarlı bir ekonomik büyüme. bir grup piyasa rekabet piyasası.9 b$ REPO: 10.Tasarruf Sahiplerinin Beklenti ve Tercihleri Piyasa Dengeleri Açısından Çok Önemli Türkiye’de 1990’lı yılların bütününde kamu kesimi genel dengesi giderek artan bir tempoda bozulmu ve kamu açı ının finansmanı için finansal sistemden ve özellikle sermaye piyasasından kullanılan kayna ın her geçen gün artması. bu kayna ın 1999 yılı sonunda ancak % 40’ını. MEV.4 b$ HAZ NE MÜSTE ARLI I Ç BORÇ STOKU: 36.7 b$ MERKEZ BANKASI DÖV Z FA Z KRED HACM F NANS KES M TL.2 Rekabet Açısından Piyasa Türleri ktisat Bilimi içerisinde. Bu iki uç arasında oligopol ve monopollü rekabet piyasalarını kapsayan eksik rekabet piyasaları bulunmaktadır.Hazine: Uygun Ko ullarda Net ç Borçlanma Gerçekle tirmeye Çalı ıyor.3 b$ D. piyasada olu an fiyatı etkileyemedi i piyasa çe ididir. öteki uçta monopol vardır. ikinci grup ise eksik rekabet piyasaları olarak adlandırılmaktadır.8 b$ TOPLAM: 39. i. 3. bilim adamları piyasaları genel olarak üçe ayırmayı tercih etmektedirler.

birbirlerinden farklı ise farklıla tırılmı oligopol adı verilir. Slayt 9. e. rekabet yerine küçük Pazar payları ile ayakta kalmayı tercih etmekte ve adeta monopol firma tavrı sergilemektedirler. Monopolcü firma.GENEL EKONOM b. ne de satıcıların malın piyasa fiyatını tek ba larına de i tirebilme gücü yoktur. Slayt 10) P YASALAR REKABE REKABET P YASALARI EKABET P YASALARI KS K REKABET P YASAERI EKS K REKABET P YASALARI TAM REKABET P YASASI GÜNÜMÜZ REKABET P YASALARI SATICI F RAMALARA GÖRE -MONOPOL . Alıcı ve satıcılardan bir kısmının piyasadan çekilmesi. saydamdır. Oligopol piyasalarında bir firmanın üretti i malın üretim miktarını.DUOPOL . sabit bir de erdir. Yani.OL GOPSON B LATERAL MONOPOL 33 . Tüketiciler piyasa ile ilgili her türlü bilgiye ula abilmektedirler. birbirleri arasında kıyasıya rekabet etmeleri beklenen çok sayıda firma. (Bknz. Monopollü Rekabet: çinde farklıla tırılmı fakat birbirinin yerini kolayca alabilen malları üretip satan çok sayıda firmanın var oldu u piyasa çe ididir. malın arz miktarını de i tirerek malın fiyatını etkileme gücüne sahiptir. Bu da. Bakkallar. Tam Rekabet Piyasası’nda fiyat rijittir. Ne alıcıların. kalitesini. Firma sayısının çoklu u her birinin piyasa payının küçüklü ü anlamına gelir. d. c. piyasa dengelerini etkileyecek sonuç yaratmaz. Bu nedenle. bir veridir. ii.OL GOPOL ALICI F RMALARA GÖRE -MONOPSON . Oligopolcü piyasada firmaların sattı ı mallar birbirlerinin aynı olabilir veya bir ölçüde birbirlerinden farklı olabilirler. iii. Mallar birbirlerinin aynı ise bu piyasaya saf oligopol. berberler bu kapsamdaki ekonomik ünitelere örnek te kil edebilir. Mallar türde tir (homojendir) ve bölünebilir olma (atomize) özelli i ta ırlar. Oligopol: Oligopol piyasasında az sayıda firma vardır. i. Piyasa effaftır. Monopol: Yakın ikame imkânı bulunmayan bir malın tek satıcısının oldu u piyasa çe ididir. bir firmanın bir kararının di er firmaları etkilememesi demektir.DUOPSON . fiyatını belirleme ve satı miktarını artırma konularındaki bütün kararları piyasadaki öteki firmalar etkiler.

piyasa denge fiyatı olan P0 noktasından ba layıp. piyasa türü ne olursa olsun. tesisin büyüklü ü ile ilgili. marjinal gelir (MR) ve ortalama gelir (AR) do rularının geometrik konumlarının farklı olması nedeniyle. farklı noktalarda olu ur ve monopol piyasasında firma dengesini sa layan piyasa fiyatının. Bu nedenle karar verilmesi gereken konu en uygun üretim hacmini seçmektir. Oysa. monopol konumundaki firmanın geliri de. tam rekabet ve monopol piyasasında firma dengesi. istedi i malı istedi i fiyattan satabildi i anlamına gelmez. karın azamile tirildi i. Bununla birlikte. Bu nedenle. tüketicilerin alım gücünü temsil eden talep do rusu (D) monopol piyasasında firma dengesinde üst üste çakı ıktır. bütün ayarlamalar yapıldıktan sonra firmaya en yüksek karı sa layacak üretim hacminde gerçekle ir. monopol konumundaki firmanın piyasaya tek ba ına hakim olması demek. uzun dönemde kurulan tesisin optimum büyüklükte tesis olması gerekmez. Monopol piyasasında ise endüstriye ba ka firmaların giri i engellendi i için a ırı karlar elde etmek her zaman mümkündür. Ayrıca. Tam Rekabet Piyasası’nda P0 piyasa denge fiyatı ve Marjinal Gelir ile Ortalama Gelir de erleri birbirine e it olacaktır. u halde. firmalar tesislerini de i tiremezler. En uygun üretim hacmi ise firmaya en yüksek karı sa layan üretim hacmidir. yine tam rekabettekinden farklı olarak bu tesisin tam kapasite ile kullanılması da gerekmez. satılan her mal piyasa denge fiyatı P0 ‘dan satılaca ı için. tam rekabetteki durumdan farklı olarak. Bu nedenle. Bu nedenle. Tam Rekabet Piyasası’nda firma gelirlerini temsil eden Marjinal Gelir (MR) ve Ortalama Gelir (AR). yani maksimize edildi i noktada gerçekle tirilir. Nitekim. tam rekabet veya monopol piyasasındaki bir firmanın kısa dönem dengesi. Monopol Piyasası’nda. bu e itli in sa landı ı yerde marjinal maliyetin yükseliyor olmasıdır. Q miktar yatay eksenine paralel bir ekilde çizilir. yani üretim ölçe i ile ilgili. kinci ko ul ise. Kısa dönemde. Bunun için iki ko ulun gerçekle mesi gerekmektedir. tam rekabet piyasasına göre daha yüksek bir seviyede olu tu u gözlemlenir.GENEL EKONOM adet de mal satsa . Tam rekabet piyasasındaki bir firmanın uzun dönem dengesi ise. piyasadaki tüketicilerin alım gücü ile sınırlıdır. monopol konumundaki firmanın malın piyasa fiyatını de i tirebilme olana ı söz konusudur. Tam rekabet piyasasında uzun dönemde hiçbir firma a ırı kar elde edemez çünkü a ırı kar sa layan endüstriye uzun dönemde yeni firmalar girer ve bu da a ırı karların erimesine neden olur. en son üretti i malın firmanın toplam maliyetine yaptı ı katkıyı ifade eden marjinal maliyet de erine e itlendi i noktada. monopol konumundaki firmanın ortalama gelir do rusu ile (AR). ideal üretim seviyesinin yakalandı ıdır(MR=MC e itli i). 34 . Bu nokta marjinal hasılat e risi ile uzun dönem marjinal maliyet e risinin kesim noktasıdır. karı maksimize eden e itli in firmanın üretti i mal satmaktan dolayı elde etti i nihai geliri temsil eden marjinal gelir de erinin. Birinci ko ul. Bunun dı ında monopolde.

bu tanımdan hareket edildi inde. yoksulluk) belirli ekonomik araç ve yöntemlerin bir araya getirilmesi sürecidir. Aynı para ve maliye politikası araçlarından yararlanarak bir ülke. günümüzde farklı noktalara ba lı olarak ayırıma tabi tutulmaktadır. kamu harcamalarını azaltarak ve/veya vergileri artırarak toplam tüketim harcamalarını azaltmaya yönelik politikaya da daraltıcı maliye politikası denmektedir. Ortodoks programlar. ekonomide belli hedefleri gerçekle tirmek (refah düzeyinin arttırılması. yatırım harcamaları ve transfer harcamaları) ve kamu gelirlerini (vergi gelirleri. para politikası. kelime anlamı olarak belirli bir hedefe ula mak veya belirli bir sorunu çözmek amacıyla bir takım araç ve yöntemlerin bir araya getirilmesi süreci olarak tanımlanabilir. ekonomi politikası. kullanılan araç ve yöntemlere ba lı olarak ekonomi politikaları. 4. IMF'in alı ılagelmi enflasyonla mücadele programları olarak ifade edilebilir. alı ılagelmi yöntemlerin dı ına ta an ve radikal bir uygulamayı gerektiren Heterodoks programlar zaman zaman öne çıkmı tır ve ço unlukla ba arılı olmu tur. maliye politikası ve direkt kontrol politikaları (fiyat kontrol politikaları ve dı ticaret kontrol politikaları) olarak üçlü bir ayırıma tabi tutulabilir. özel gelir ve fonlar) kullanması maliye politikası olarak adlandırılmaktadır. ekonomideki tüm fiyat türlerinin dondurulması suretiyle enflasyonda radikal bir dü ü ü sa layan 18 aylık programlar olarak da tanımlanabilir. kamu harcamalarını artırarak ve/veya halktan ve kurumlardan toplanan verginin yükünü azaltarak ulusal ekonomideki toplam tüketim harcamalarını artırmaya yönelik olarak izlenen maliye politikasına geni lemeci maliye politikası. Dolayısı ile. ekonomi bir enflasyonist baskı ya ıyor ise. Bu nedenle. Buna göre. para ve maliye politikaları daraltıcı boyutta uygulanacak. esas farkı reform sürecine geçi öncesinde uygulanan stabilizyon süreci olu turmaktadır. kendisini deflasyonist bir baskıdan veya enflasyonist bir baskıdan kurtarmaya çalı ır. vergi dı ı normal gelirler. E er. Bununla birlikte. Bu programlar enflasyonla mücadelede gereken ba arıyı ço unlukla yakalayamamı tır. e er ekonomi deflasyonist bir baskı altında ise para ve maliye politikaları geni letici boyutta uygulanacaktır. fiyat seviyeleri gibi makro ekonomik de i kenleri etkileyebilmek için kamu harcamalarını (cari harcamalar. Heterodoks programlar. tek bir partinin Meclis'te ço unlu u elinde bulundurdu u periyodlarda. verimlili in sa lanması) veya belirli sorunları çözmek amacıyla (i sizlik. Devletin istihdam. Ekonomi politikaları. bir yandan yaptı ı harcamalar ile geliri artırıcı etki yaparken bir yandan da topladı ı vergiler ile geliri dü ürücü bir etkiye sahiptir. 35 .1 PARA VE MAL YE POL T KALARI Ekonomi Politikaları Politika. partiler sorunlara çözüm modelleri ve araçları ile halkın kar ısına çıkıp oy isterler ve hükümete geldiklerinde bu politikaları uygulamaya çalı ırlar. Maliye politikasının etkinli i iki temel faktöre ba lıdır: Yatırım harcamalarının faiz hadlerine olan duyarlılı ı Talep edilen para miktarının faiz hadlerine olan duyarlılı ı. Örnek vermek gerekir ise. Bu iki farklı programda ekonomik reformlar benzerlik arzederken. Demokratik bir ülkede. toplumsal uzla ı içerisinde.2 Maliye Politikası Kamu Kesimi. eklinde tanımlanabilir. gelir. en yaygın kullanılan ayrı tırma kullanılan araç ve yöntemlere göre ayrı tırmadır.GENEL EKONOM 4 4. Enflasyonla mücadeleyi öngören programlarda iki ana kategori öne çıkmaktadır: Ortodoks AntiEnflasyonist Politikalar ve Heterodoks Anti-Enflasyonist Politikalar.

devlete ait i tiraklerin kazançlarından dü en pay da Vergi Dı ı Normal Gelirler kapsamındadır. Transfer Harcamaları 25 alt harcama kalemi ile en yo un kalemdir ve bu kalemler içerisinde yer alan Faiz Harcamaları. Özel Tüketim Vergisi. TÜ K’in resmi verileri. Vergi Gelirleri do al olarak kamu kesiminin toplam gelirlerinin önemli bir bölümünü kapsamaktadır. Ta ınmazların satılması ve kiralanmasından elde edilen gelirler ise malumdur. dolaylı vergilerin payı % 30 iken. daha dengeli bir vergi sistemi için direkt vergilerin toplamdaki payının arttırılması önemlidir. Vergi Dı ı Normal Gelirler ve Özel Gelir ve Fonlar’dan olu ur. Devlet Patrimuvanı Gelirleri en önemli örnektir. Veraset ve ntikal Vergisi. Daraltıcı 36 . Dolaylı veya ndirekt Vergiler ise. Bunlar sırasıyla Vergi Gelirleri. Özel Gelir ve Fon Gelirleri ise Türkiye’nin bir kez elde etti i gelirlerden ve 2000 yılı ba ına kadar sayıları 75 iken. Vergi Dı ı Normal Gelirler ise. Kurumlar Vergisi ve Götürü Usülde vergilendirilen mükelleflerden alınan ve Gelirden Alınan Vergiler’den olu an grubu ve Motorlu Ta ıtlar Vergisi. Körfez Sava ı esnasında. mal ve hizmetlerin fiyatlarının içerisine yedirilmi ve ço unlukla ne kadar ödedi imizi bilemedi imiz vergilerdir. Türkiye’nin u radı ı zarar nedeniyle yapılan hibe yardımları ve 17 A ustos Depremi nedeniyle bir defaya mahsus olmak üzere gerçekle tirilen Bedelli Askerlik uygulamasından elde edilen gelirleri Özel Gelirler kapsamında örnek olarak gösterebiliriz. Devletin sahip oldu u menkul ve gayrimenkullerin satı ından ve/veya kiralanmasından elde edilen gelirler bu kapsama girer. Ayrıca. Tarım Desteklemesi gibi ana kalemler nedeniyle Kamu’nun en çok harcama yaptı ı alandır. Kıymetli evrak denilince. Kamu Kesimi Harcama Araçları ise 4 ayrı bölümden olu maktadır. hem de sosyal güvenlik sistemi prim ödemeleri açısından önemli bir kayba u ramakta. Do rudan veya Direkt Vergiler. Türkiye’de 23 milyon civarındaki çalı an kesimin % 50’den fazlasının kayıt dı ı odu unu göstermektedir. Dolayısı ile. Trafik ve Vergi Cezaları’nın da. ya da Japonya’da oldu u gibi deflasyonla mücadele adına geni letici maliye politikası izleyebilmektedir. mükellefin do rudan vergi dairesine veya ilgili birimlere ödedi i veya bir kurum aracılık etse de. Diploma. günlük tüketim ve demirba harcamalarından olu ur). ancak düzenleme elde etmeye alı ık oldu u gelirlerdir. Vatanda ın Devletten temin etti i Nüfus Cüzdanı. potansiyel gelir kaybı ya anmaktadır. 2000’li yıllarda söz konusu ana vergi gruplarının toplam içerisindeki rollerinin de i ti i gözlenmektedir. ne kadarlık bir vergi ödedi ine vakıf oldu u vergi türlerini temsil etmektedir. Oysa. Çevre Vergisi. Emlak Vergisi gibi. Gelir Vergisi. 1980’lerin sonuna do ru direkt vergilerin toplam vergi gelirleri içerisindeki payı % 70. Emekli ve hracatçılara Vergi adesi. 1. Di er Cari Harcamalar (Devletin Güvenlik Harcamaları ile Di er Kamu Kurumlarının rutin. Bunlar sırasıyla. Pasaport. Türkiye’nin vergi gelirleri açısından bir di er kritik sorunu ‘kayıt dı ı’ ekonominin varlı ıdır. Hazine’nin ihraç etti i bono ve tahviller sadece akla gelmemelidir. Tapu Senedi gibi belgeler de yine Kamu’nun vatanda a belirli bir bedel kar ılı ında kullandırdı ı belgelerdir ve bu kıymetli evraklardan da gelir elde edilir. adından da anla ılaca ı üzere. Do rudan veya Direkt Vergi Gelirleri ile Dolaylı veya ndirekt Vergi Gelirleri olmak üzere iki ayrı gruptan olu maktadır. Personel Harcamaları. ekonomi yönetimi ya Türkiye’de oldu u gibi enflasyonla mücadeleye katkı sa layan bir daraltıcı maliye politikası. Ehliyet. Akaryakıt Tüketim Vergisi ve Banka ve Sigorta Muamele Vergisi olarak sıralanabilir. Bu nedenle. yukarıda sıralanan 3 temel gelir kalemi ile 4 temel harcama kalemini kullanarak. Kamu Maliyesi Gelir Araçları 3 temel ba lıktan olu ur. Söz konusu vergi gelirleri arasında en çok bilinenlerin Katma De er Vergisi. K T’lere transferler. Sosyal Güvenlik Kurulu ları’na transferler. bugün tasfiye sürecinde olan Fonlar’dan gelen gelirlerden olu maktadır. Kamu Kesimi’nin vergi kapsamına girmeyen. Türkiye hem gelir vergisi açısından.GENEL EKONOM Maliye Politikası araçlarını Kamu Maliyesi Gelir Araçları ve Kamu Maliyesi Harcama Araçları olarak ikiye ayırabiliriz. Yatırım Harcamaları (Kamu’nun Milli Servete katkı anlamında kalıcı olan sabit sermaye harcamaları) ve Transfer Harcamaları’ndan olu ur.

Bunlar. Para politikası kararları alınırken ekonomi yönetiminin ve onun bir parçası olarak Merkez Bankası’nın temel hedefi enflasyona neden olmaksızın tam istihdam düzeyine ula mak ve bunu sürdürmektir. Nominal GSMH için bir artı oranı hedefi var ise. Nitekim. Yani.V=P. Özellikle. Aslında P. e er ekonomide paranın dolanım hızı V dü üyor ise. para arzındaki artı ı yava latmayı. Para politikasının etkinli i iki anahtar etmene ba lıdır: Reel para talebinin faiz oranına duyarlılı ına. Para Arzı ile Paranın Dolanım Hızı’nın çarpımı sonrası ortaya çıkan de erin de yine e itli i sa lamak anlamında % 58 artması gerekir. GSMH artı hedefini gerçekle tirmek için Merkez Bankası Para Arzı M’yi arttırmak zorundadır. ki bu hedef 2002 yılı için % 58’dir. ekonomideki parasal büyüklükleri etkiler. her ülkenin merkez bankasının çe itli makro hedefleri gerçekle tirmek ve/veya çe itli makro sorunlara çözüm yaratmak amacıyla çe itli parasal araçlar vasıtası ile uyguladı ı politikayı ifade etemktedir. Merkez bankası temelde be temel para politikası aracı kullanmaktadır. tüketim te vik edilmekte. parasal büyüklükleri baskı altında tutar veya parasal büyüklükler üzerindeki baskıyı hafifletir. Bu durumda. Merkez Bankası elindeki be adet para politikası silahı ile ya para arzlarını daraltarak. Yani. Dünyada. Zorunlu Kar ılıklar Oranı Disponibilite Oranı Reeskont Oranı Açık Piyasa lemleri Bankacılık Sistemi’nin Yönlendirilmesi Ekonomi alanında bilinen en temel denge olarak M. kamu kesiminin iç talebi desteklemesi sa lanaktadır. kamu açı ı azaltılmaya çalı ılmaktadır. Yatırım talebinin faiz oranına duyarlılı ına. devletin elde etti i gelirler arttırılarak ve harcamalar kısılarak kamu kesiminin enflasyon etkisi sınırlandırılmakta.T olarak ifade edebilece imiz Cambridge Denklemi’nde.T Nominal GSMH’dır. esasen ' Fiyatlar Genel Seviyesi’ni. ' ise Ticari i lem Hacmi’ni P' T' temsil eder. Piyasa ekonomisi mantı ının benimsenmi oldu u bir ekonomide Merkez Bankası’nın özerkli i çok önemlidir. ya da geni lemesine izin vererek hedeflere ula ılmasına.GENEL EKONOM maliye politikasında vergi oranları arttırılarak. TCMB 31 Mart 2002 tarihli Zorunlu Kar ılıklar ve Disponibilite Tebli i ile bu noktayı hedeflemi tir. ayrıca kamu harcamaları arttırılarak. makro de i kenlerin etkilenmesine çalı ır. 37 . Merkez Bankası faiz ve döviz kuru silahını kullanarak. ba ımsız. para politikasının etkinli i merkez bankasının pozsyonuna göre farklılık arzetmektedir. yarı ba ımlı ve tam ba ımlı merkez bankacılı ı uygulamalarına ba lı olarak. 4. hatta para arzını daraltmayı ve faiz oranlarının yükselmesini sa lamaya dönük para politikasına da daraltıcı para politikası denmektedir. vergi oranları dü ürülerek halkın tüketim e ilimi güçlendirilmekte. Parasal büyüklüklerin ve ekonomideki likiditenin daha hızlı geni lemesini ve faiz oranlarının dü mesini sa lamaya yönelik para politikasına geni lemeci para politikası. Geni letici maliye politikalarında ise halktan toplanan vergi azaltılarak.3 Para Politikası Para politikası. ' Para Arzı ve ' Paranın Dola ım M' V' Hızı’nın (para arzının ortalama kullanım hızının) çarpımı Nonimal GSMH’ya e ittir. E er. Ulusal ekonomi birbirinden farklı Para Arzı tanımlarını bünyesinde bulundurur. 5 Kasım 2001 tarihinde yürürlü e giren son düzenleme TCMB’na özerklik konusunda yeni olanaklar sa lamaktadır. bir ülkenin merkez bankasının ba ımsızlı ı ile para politikasının etkinli i arasında do ru orantılı bir ili ki söz konusudur.

ki Merkez Bankası Parası içerisinde Rezerv Para’yı da içermektedir. Rezerv Para + Açık Piyasa Parası’nı vermektedir. Pasifte ise a ırlı ın Merkez Bankası Parası’nda olması arzu edilir. Bu çerçevede. 2002 yılı ba ında para politikasının genel çerçevesine iliskin yaptı ı duyuruda. A ANAL T K B LANÇO P DI VARLIKLAR Ç VARLIKLAR TOPTAN DI YÜKÜMLÜLÜKLER MERKEZ BANKASI PARASI deal bir Merkez Bankası Analitik Bilançosu’nda Aktiflerin önemli bir kısmının Dı Varlıklar’dan olu ması. yine de henüz ideal dengeyi olu turamamı tır. gerek gelismi ülkelerde. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (Merkez Bankası). 4. IMF ile 1994 yılından bu yana gerçekle tirilen stand-by anla malarına ba lı olarak. Bu do rultuda. Vaziyet’in Aktif ve Pasif’inde yer almakta olan kalemler. enflasyon hedeflemesi rejimine geçilene kadar “örtük enflasyon hedeflemesi” uygulanaca ı belirtilmisti. bu konuda önemli bir ilerleme kaydetmi olmakla birlikte. para politikasının etkinligini kısıtlayan unsurların zayıflamasının beklenecegini vurgulamı tı. Merkez Bankası’nın yarattı ı en büyük parasal de er ise Merkez Bankası Parası olarak ifade edilebilir.GENEL EKONOM M1 Para Arzı= Dola ımdaki Para (Dola ıma Çıkmı Banknot+Madeni Para – Banka Kasaları) + Vadesiz Ticari Mevduat + Vadesiz Tasarruf Mevduatı + Vadesiz Di er Mevduat + TCMB’deki Mevduat M2 Para Arzı= M1 Para Arzı + Vadeli Ticari Mevduat +Vadeli Tasarruf Mevduatı + Vadeli Di er Mevduat M2Y Para Arzı= M2 Para Arzı + Döviz Tevdiat Hesapları M3A Para Arzı= M2 Para Arzı + Resmi Mevduat M3 Para Arzı= M3A Para Arzı + TCMB’deki Di er Mevduat M3Y Para Arzı= M3 Para Arzı + Döviz Tevdiat Hesapları formülleri ile bulunabilmektedir. Analitik Bilanço’nun Aktif ve Pasif tarafında dört ana kalem altında birle tirilmi tir. ancak gerekli ön ko ullar tamamlanmadan enflasyon hedeflemesine geçilmesinin rejimin güvenilirli ini daha baslamadan sarsacagını ve bu nedenle enflasyon hedeflemesine geçi için. para politikasında nihai hedefin enflasyon hedeflemesine geçmek oldu unu. TCMB. 38 . Merkez Bankası’nın klasik bilanço mantı ına dayalı olarak hazırlanan Merkez Bankası Vaziyet (Aktif-Pasif) Durumu. gerekse gelismekte olan ülkelerde ba arısı kanıtlanmıs ve giderek artan sayıda ülke tarafından uygulanan bir para politikası rejimidir. daha etkin izlenebilir olması açısından Analitik Bilanço’yla takibe a ırlık verilmi tir. Emisyon + Bankalar Zorunlu Kar ılıkları + Bankalar Serbest Mevduatı + Fon Hesapları + TCMB Nezdindeki Banka Dı ı Kesim Mevduatı = Rezerv Para’ya e it olup. Aynı duyuruda.4 Enflasyon Hedeflemesi Enflasyon hedeflemesi. lemleri + TCMB Nezdindeki Kamu Mevduatı = Merkez Bankası Özellikle.

GENEL EKONOM Hükümet ile birlikte enflasyon hedefleri saptanmı tır. mali disiplin ve süregelen yapısal düz 39 . para tabanı da ek bir çapa olarak belirlenerek. Merkez Bankası’nın ba ımsızlı ı yolunda atılan adımlar. Kısa vadeli faiz oranları enflasyonla mücadelede etkin olarak kullanılırken. enflasyon hedeflerinin güvenilirli inin artırılması amaçlanmı tır. Uygulanan bu politika.

tarihsel. aksine. bu gelisme süreci sadece politika uygulayıcıları için de il.GENEL EKONOM Yine bu dönemde kurum içinde organizasyon yapısı yenilenmi ve para politikasına ili kin görev tanımları netle tirilmi tir. Enflasyon hedeflemesi ise. Dolayısıyla. Bu kapsamda. enflasyon hedeflemesi rejimi ço u zaman “enflasyon tahmini hedeflemesi” olarak da adlandırılabilmektedir. enflasyon hedeflerini rakamsal olarak açıklamakta. Para politikası kararlarının ekonomiyi etkilemesi belli bir süre gerektirdiginden. enflasyon hedeflemesi rejimi çerçevesinde genel yapı olusturulurken. Bu süreçte kamuoyu ile kar ılıklı etkile imin ve bilgi payla ımının artması. Türkiye’de uygulanan para politikası kademeli olarak enflasyon hedeflemesi rejimine yakla mı tır. uygulanacak olan para politikası artık enflasyon hedeflemesi rejimi olarak tanımlanacaktır. Merkez Bankası açısından önümüzdeki dönemin ba lıca gündem maddeleri. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası. enflasyon hedeflemesi rejiminin para politikasında bir son olmadı ı. enflasyon hedefleri ve bu hedeflere ula mak için izlenilecek politikalar konusunda giderek artan bir açıklık ve hesap verme söz konusu olacaktır. Kuskusuz. enflasyon hedeflemesi rejimi konusunda 2000 yılından bu yana çalı malarını sürdürmektedir. rejimi daha i levsel ve etkin kılacaktır. Sonuç olarak. Bu nedenle. 2006 yılında para politikası kurumsalla ma süreci çerçevesinde enflasyon hedeflemesi rejiminin uygulamasına geçmi tir. enflasyon hedeflemesi rejimini diger rejimlerden ayıran iki ana unsurun bulundu u görülmektedir: 1. 2. 40 . Türkiye’ye özgü bir modelin olu turulması gerektigi göz önüne alınmı tır. Merkez bankalarının birincil ve öncelikli amacı fiyat istikrarını sa lamak ve sürdürmektir. Merkez Bankası. merkez bankaları bugünkü enflasyonu de il. ncelenen ülke örnekleri. Türkiye’de enflasyon hedeflemesi rejiminin ana çerçevesi olu turulurken. hesap verebilirli in ve öngörülebilirli in artırılması olacaktır. son dört yıllık dönemde özellikle de son bir yıl içinde para politikasının öngörülebilirli i belirgin bir ölçüde artmı . uygulamalara bakıldı ında. önümüzdeki dönemde para politikasının genel çerçevesinde. bu rejimi uygulayan 20’yi askın geli mi ve geli mekte olan ülkenin deneyimlerinden faydalanılmıstır. gelecekteki enflasyonu kontrol edebilmekte. “her ülkeye uygun tek ve en iyi uygulama” olmadı ını göstermi tir. Enflasyon hedeflemesi rejimi uygulayan merkez bankaları. öngörülerin enflasyon hedefi ile tutarlılı ı ve hedeften sapma konusundaki riskler kamuoyuna anlatılmaktadır. son yıllardaki “dü en enflasyon” sürecinden “fiyat istikrarı” sürecine do ru ilerlenmesi planlanmaktadır. Bu do rultuda. kesintisiz bir “geli me” sürecinin bir parçası oldu u görülmektedir. 2006 yılında ise seffaflık ve hesap verebilirlik alanında atılacak yeni adımlar ile. Di er ülke örnekleri ve Türkiye’nin geçmi deneyimleri incelendi inde. tüm ekonomik birimler için de geçerlidir. ekonomik ve siyasal farklılıklar nedeniyle. kültürel. Önümüzdeki dönemde uygulanacak para politikasının ana ilkeleri u ekilde ifade edilebilir. bu hedeflere ulasmayı taahhüt etmekte ve açıklanan hedeflere ula ılamaması durumunda kamuoyuna hesap vermekle yükümlü olmaktadırlar. effaflı ın. Akademik yazında birçok farklı tanım bulunsa da. Bu rejim ile birlikte. bu amaçla belirli zaman aralıklarıyla enflasyon tahminleri olusturmakta ve bu tahminleri kamuoyu ile payla maktadırlar. kurumsal altyapı ve effaflık konusunda önemli gelimseler ya anmıstır. fiyat istikrarına ulasılabilmesi amacıyla uygulanan ve giderek yaygınla an bir para politikası stratejisidir. Bu do rultuda.

iki yıl içinde ise % 4 civarına gelmesi ve belirli bir istikrara kavu masıdır. enflasyon hedefi “nokta hedef” olarak belirlenmi tir. Belirsizlik aralı ının olu turulması ile “orta vadeli bakı ” arasında da yakın bir ili ki vardır. belirsizlik aralı ının üst sınırının altında kalan bir TÜFE yıllık de i ik oranı nedeniyle kamuoyuna ve Hükümet’e bir 41 . Bu nedenle. orta vadeli hedeflere vurgu yapılarak politika tepkisi zamana yayılmaktadır. Merkez Bankası bunun nedenlerini ve alınması gereken önlemleri ayrı bir raporla Hükümete sunacak ve bu raporu kamuoyu ile payla acaktır. üç yıllık bir hedef patikasının açıklanmasının. Bu ba lamda. yapılması gerekenleri de siyasi otorite ile payla acak ve hedefe ne kadar zaman içinde tekrar yakınsanaca ı konusunda kamuoyuna bilgi verecektir. 2006 yılı için “belirsizlik aralı ı” her iki yönde de iki puan olarak olu turulmu tur. 2006 yılından itibaren üç yıllık bütçe uygulamasına geçildigi göz önüne alındı ında.GENEL EKONOM Kamuoyu tarafından kolay anla ılabilirli i ve iletisim açısından avantajları göz önüne alınarak. Yılsonu hedefi ile tutarlı enflasyon patikası ve etrafındaki belirsizlik aralıkları asa ıda verilmektedir. hedeflenen de i ken 2003 temel yılı Tüketici Fiyat Endeksi’nin yıllık yüzde de i imi ile hesaplanan yılsonu enflasyon oranıdır. nokta hedefin etrafında referans olarak alınabilecek bir “belirsizlik aralı ına” ihtiyaç duyulmaktadır. enflasyonun kademeli olarak asa ı inerek bir yıl içinde % 5. TCMB’nin bu konuda. 2007 ve 2008 için yılsonu hedefleri sırasıyla % 5. Nitekim. Hükümet’e ve kamuoyuna açıklanmak üzere kaleme alaca ı mektup. Katılım Öncesi Ekonomik Program ve üç yıllık bütçe planlarıyla uyumlu olarak. 2009 yılsonu hedefi ise 2006 yılı içinde açıklanacaktır. hedef enflasyondan sapılması durumunda. hedefe tekrar yakınsamaya yönelik politikaları uygulamakla kalmayacak. Enflasyon Hedeflemesi Rejimi’nin Genel Çerçevesi ve 2006 Yılında Para ve Kur Politikası) Yukarıdaki de erlendirmelerin ı ı ında. Büyük dı sal okların enflasyon üzerindeki geçici etkilerine anında tepki verilmemekte. TCMB’nin 5 Kasım 2001 tarihli yasasının 42’nci maddesi gere i hazırlanacaktır. Merkez Bankası açısından orta vadede önemli olan. bu okun nasıl algılandı ını (hangi oranda kalıcı hangi oranda geçici nitelik tasıdı ının degerlendirilmesi gibi) kamuoyuna açıklıkla anlatacak. aynı zamanda. % 4 ve % 4 olarak belirlenmi tir. 2006. Bu aralıkların dı ına çıkılması durumunda. Enflasyonu belirgin ekilde artıran veya azaltan geçici dı sal oklarla mücadele edilirken makroekonomik dalgalanmaların en aza indirgenebilmesi açısından da. Mart 2006 sonunda hedefle tutarlı patika çerçevesinde. Temel Politika Metinleri Ba lı ı Altında. Tablo: Yılsonu Hedefiyle Tutarlı Enflasyon Patikası ve Belirsizlik Aralı ı (Kaynak: TCMB Web Sayfası. Bu do rultuda. IMF’e takdim edilecektir. enflasyonu hedeften uzakla tıran bir okun ya anması durumunda. bu tür bir uygulamada orta vadeli enflasyon hedefi ön plana çıkmaktadır. her 3 ayda bir. Söz konusu mektup. Toplumun her kesimi tarafından kolaylıkla takip edilebildigi ve günlük yasam maliyetini iyi ölçen bir gösterge oldu u için. enflasyon hedefinin Tüketici Fiyat Endeksi üzerinden tanımlanması tercih edilmistir. enflasyon hedeflerinin içsel tutarlılı ını ve diger makroekonomik projeksiyonlarla uyumunu artıraca ı dü ünülmektedir. ayrıca stand-by süreci gere i. enflasyondaki geçici dalgalanmalardan ziyade. Merkez Bankası. enflasyon hedeflemesi rejiminin bu ilk a amasında hedefler üç yıllık olarak ilan edilmektedir. Dikkat edilirse.

vergi oranları dü ürülerek vatanda ın cebinde daha fazla para kalması sa lanarak tüketim te vik edilir. yıl sonu için % 9. örne in bir Acık Piyasa lemi olarak. kamu harcamalarının ve onun da ötesinde kamu açı ının enflasyonist etkisi minimize edilmeye çalı ılır. 2007 yılının sonbahar dönemine kadar faiz politikasında bir yumu amaya gitmeyece ini de belirtmektedir. ekonomideki likiditeyi daraltabilir. Ancak. e er ekonomi deflasyonist bir süreçte ise (Japonya örne inde oldu u gibi) ekonomiyi geni letmek ve canlandırmak amacıyla kullanılabilmektedir.GENEL EKONOM mektup sunması gerekmemi olan TCMB.6 ile 10.3 alt bölümlerinde ayrıntılı olarak ele alınmı olan para ve maliye politikası araçları.2 ile 10. 2006 yılı için yıl sonu hedefinin gerçekle me ihtimalinin ortadan kalktı ını vurguluyan TCMB. Merkez Bankası'nın reeskont oranını yükseltmesi. tüketime yönelecek ve enflasyonu kamçılayacak bir likiditeyi halkın cebinden çekmi (strelize etmi ) olur. bu nedenle 2007 yılı yıl sonu enflasyon hedefi olan % 4’e yakınsama adına. daraltıcı bir para politikası adımı olarak bankaların da ticari kurulu lara uygulayacakları iskonto oranını etkiler ve yükselmesine neden olur. E er. Ya da. 4. Merkez Bankası enflasyonla mücadele açısından para çarpanını dü ürmeye çalı ır. Kısacası.5 Daraltıcı ve Geni letici Ekonomi Politikaları 4. Böylece. söz konusu yıl sonu enflasyon tahminini % 9. Yani. bankaların da reel sektöre kredi kullandırma maliyetini azaltır. Yani. TCMB. Aynı ekilde. kamu gelirlerini arttırmak için vergi oranlarının yükseltilmesi ve kamu harcamalarının kısılması yoluyla. geni letici para politikası uygulayarak. söz konusu mektubu kaleme almı ve temmuz ayında hem kamuoyu. Örne in.6 Para Politikası Araçları ile Makro Büyüklükler Arasındaki li kiler Merkez Bankası'nın iki önemli silahı olarak döviz kurları ve faiz hadlerindeki geli melerin makro de i kenler üzerindeki etkisi u ana ba lıklar altında toplanabilir: 42 . ekonomi Likidite Tuza ı' na dü mü tür. Ayrıca. bankalardan devlet tahvili satın alması. daraltıcı bir maliye politikası uygulanması suretiyle. TCMB’nin mayıs-haziran türbülansı sonrası aldı ı seri kararlarla sıkıla tırılan para politikasının etkisini göstermektedir. Japonya faiz oranlarını öyle bir seviyeye dü ürmü tür ki. küresel ekonomiden kaynaklanan mayı-haziran türbülansı sonrası ya anan dı sal ve iç el oklara ba lı olarak. Merkez Bankası ekonomiyi deflasyonist etkiden kurtarmak için. Zorunlu kar ılık oranını yükselterek. söz konusu olan bir Japon ekonomisi ise. reeskont oranını dü ürmesi ticari bankaların Merkez Bankası'ndan kredi kullanma maliyetlerini. kasım ayı ba ında gerçekle tirilen açıklamalar ile. ekonominin aktörlerinin çok dü ük olan faiz seviyesine olan duyarlılıkları sıfırlanmı tır. para arzındaki artı yatırımları ve tüketimi etkileyememektedir. ekonomideki likiditeyi arttırıcı etki yaratacaktır. Faiz seviyesine tepki vermemektedirler. Bir örnek vermek gerekir ise. e er ekonomi enflasyonist bir süreç içerisinde ise ekonomiyi daraltmak amacıyla. ekonomiyi rahatlatmak ve hareketlendirmek için geni letici para politikası uygular ve zorunlu kar ılık. hem de Hükümet ile payla mı tır. Merkez Bankası ekonomideki temel dengeler sabit iken.5 arasında bir enflasyon tahmininde bulunmu . Faiz oranlarını dü ürmekte halkı tasarruftan tüketime yönlendirmek için bir araç olarak kullanılabilir. 4. disponibilite ve reeskont oranlarını dü ürerek sisteme likidite girmesine çalı ır. Bu geli melerin ı ı ında. disponibilite ve reeskont oranını yüksetmek suretiyle ve Açık Piyasa lemleri (AP ) yoluyla sisteme Hazine ka ıdı satarak veya repo ihalesi gerçekle tirerek. ülke Merkez Bankası kontrolundaki zorunlu kar ılıklar. kamu gelirlerini azaltıcı ve kamu harcamalarını arttırıcı bir geni letici maliye politikası uygulanması gerekir. Ekim 2006 enflasyonunun beklenenden iyi çıkması ile.6 olarak revize etmi tir. Haziran 2006’da ciddi sapma gösteren enflasyon oranı nedeniyle.2 ve 4.

GENEL EKONOM Merkez Bankası elindeki para politikası ile ekonominin aktörlerinin beklenti ve tercihleri üzerinde etkili olmaya çalı ır. toplumun veya bir ba ka de i le ekonomide gerçek ve tüzel ki ilerin tasarruf-tüketim tercih kanalını etkilemek için kullanır. enflasyonist bir ortamda ise faizi yükselterek ekonominin aktörlerini tasarruf etmeye te vik eder. Faiz haddinin gere inden fazla yükselmesi ve bu nedenle Hazine'nin hedeflenenin üzerinde bir faiz ile borçlanması.75'e kadar dü ürmü tür. bütçenin faiz ödemeleri kaleminde sapmaya ve bütçe hedeflerinin tutturulamamasına yol açacaktır. ihracat hacminde görülebilecek gerilemeler dı ticaret açı ının büyümesine ve ihracata yönelmi irketlerin faaliyet gelirlerinin azalması nedeniyle vergi 43 .5'e kadar yükselten FED. Merkez Bankası fiyat istikrarı olumsuz yönde etkilenmedi i müddetçe ekonomide kaynak arz ve talebindeki dengesizlikleri gidermeye çalı ır. bunun altında bir faiz haddinin fiyat istikrarını zedeleyebilece i beklentisi ile faiz haddini daha a a ı çekmemektedir. bankacılık sektörü ve sermaye piyasasında faaliyet gösteren irketlerin düzenli faaliyet geliri elde etmeleri anlamına gelir. Merkez Bankası elindeki para politikası araçları ile istikrarlı ve sürdürülebilir bir büyüme sürecini sa layabildi i ölçüde. portföy amaçlı sermaye giri inde görülen yo unla ma 'Sıcak Para Giri i' olarak nitelendirilir. Para Politikasının kısa vadeli sermaye hareketleri üzerinde de önemli bir etkisi vardır. Faizlerde dalgalanma bankacılık sektörü açısından ciddi belirsizliklerin olu masına yol açar. Bu tür yapısal sorunlar para politikası vasıtası ile atlatılmaya çalı ılır. Merkez Bankası faiz uygulamasında bütçe hedeflerini ve Hazine'nin borçlanma maliyetini göze tmek zorundadır. stikrarsız bir ortam finansal sistemin de sa lıklı yapısını zedelemekte. Paranın devir hızının azalması ise vergi gelirlerinin azalmasına ve bu nedenle bütçe hedeflerinde sapmaya neden olacaktır. enflasyonist baskının hafiflemesine ba lı olarak. Özellikle. TCMB Ba kanı Süreyya Serdengeçti bu temel hedefin altını birçok defa çizmi tir. Ekonomide yatırım-tasarruf dengesi bozulup tasarruf açı ı olu tukça reel faiz seviyesi yükselme e ilimi gösterir. Güçlü bir finans sistemi ise gelecekteki büyüme sürecinin bir garantisidir. Fiyat istikrarını zedeleyebilecek bir etki yaratmaması ko ulu ile. Düzenli faaliyet geliri ise irketlerin sermaye yapılarının güçlenmesi anlamına gelir. Yani. Örne in. faiz haddini % 1. Yani. halkın tasarruf e ilimini güçlendirdi inden ve risk algılamasını yükseltti inden paranın dolanım hızını dü ürür. yüksek faiz kısa vadeli sermaye hareketlerini arttırıcı etki yaratır. Ancak. bu mücadelede ba arı yakalanabilmesi açısından beklenti ve tercihleri yönlendirmek önemlidir. fiyat istikrarını tehdit edecek bir etkinin var olmaması nedeniyle. Bu nedenle. Bu tür ani sermaye çıkı ları Merkez Bankası'nın döviz rezervlerinin azalmasına ve kritik geli melere sebebiyet vermektedir. 2001 yılında ekonomi durgunlu a sürüklenince. enflasyonla mücadele programının uygulandı ı bir ekonomide. Kısa vadeli faizler Konsolide Bütçe hedeflerini de etkiler. Döviz kurlarındaki artı ın enflasyona paralel seyretmedi i. Ülkenin yerel parasının uygulanan kur politikası nedeniyle de erlendi i ve rekabet gücünün geriledi i bir ortamda. faiz haddini dü ürerek. Merkez Bankası di er makro büyüklükler üzerinde etkili olabilecek para politikası de i iklikleri gerçekle tirebilir. Merkez Bankası faiz haddi silahını. enflasyonist beklentileri kırmak için 2000 yılında faizleri % 6. sürdürülebilir bir büyüme. Merkez Bankası uyguladı ı para politikası ile fiyat istikrarını hedefler. kur artı ın baskı altında tutuldu u periyodlarda. tasarruf sahiplerinin endi eleri finansal sisteme emanet edilen kayna ın vadesinin kısalmasına ve finansal sistemdeki risklerin daha da artmasına yol açmaktadır. Reel faizlerin yükselmesi. deflasyonist bir ortamda ekonominin aktörlerini daha fazla tüketime. Faiz hadleri dü ük seviyedeyken bir kur sıçraması ise sermaye çıkı ına neden olmaktadır. Dolayısı ile para politikasının bir ba ka önemli hedefi finansal sistemin sa lıklı bir yapı içerisinde olmasıdır.

yerel paranın de er kaybetmesi üretim maliyetlerinde artı a yol açarak maliyet enflasyonu baskısını arttırabilir. Ülkenin rekabet gücünün artması. cari i lemler dengesinin ve bütçe dengesinin olumlu yönde etkilenmesine yol açacaktır. Bütçe açı ının büyümesinin engellenememesi halinde. hedeflenen büyümenin gerçekle ememesi. ekonominin aktörlerinin beklentilerini olumsuz yönde etkiler. Beklenenin üzerinde a ırı büyüme ise.GENEL EKONOM gelirlerinde kısmi azalmaya neden olacaktır. Cari lemler Açı ı'nın beklenenden fazla olması halinde. Enflasyon ve büyüme hedeflerindeki olası sapmaların bütçe büyüklükleri üzerindeki etkileri göz ardı edilmemelidir. Makro Denge açısından çe itli makro büyüklükler arasındaki sebep-sonuç ili kisi ise öyle özetlenebilir: Rekabet gücü gerileyen bir ekonomide bütçe gelirleri reel olarak gerileme riski ile kar ı kar ıyadır. bu durumda cari i lemler açı ının finansmanı iç borçlanma yoluyla bulunacak kaynak ile finanse edilecek etmektir ki. Ülkenin yerel parasının uygulanan kur politikası nedeniyle de er yitirmesi ise rekabet gücünün artmasına ve bu nedenle dı ticaret dengesinin. 44 . Bununla birlikte. enflasyonist baskının artmasına neden olmasından dolayı. vergi gelirlerinin beklenenin altında kalmasına yol açarak. orta vadeli beklentileri olumsuz yönde etkileyecektir. bu durumda iç borçlanma maliyetleri bir kat daha artacaktır. ham petrol fiyatlarının yükselmesi gibi global dengesizliklerin dı ı açık bir ekonomide yarataca ı olumsuz etkiler göz ardı edilmemelidir. e er ihracat amaçlı üretim ithal hammadde ve girdilere ba ımlı ise. Ekonominin aktörlerinin beklentilerinin olumsuzla ması halinde. ilk etapta vergi gelirlerini olumlu yönde etkilese de. yerel para hızla de er yitiriyor ise. Ancak. bu açı ının yarataca ı belirsizlik ve tedirginlik bono faizlerinin yukarı yönde hareket etmesine yol açar. Fiyat istikrarı korunamıyor ise. gerek cari i lemler dengesi. cari i lemler açı ındaki sapmanın ya andı ı dönemde. gerekse de bütçe dengesini olumlu yönde etkileyebilir. cari i lemler açı ının büyümesi döviz rezervlerinde daha yüksek bir erimeye yol açacaktır. yabancı para talebi ve tüketim harcamaları artı e ilimi gösterir. önemli miktarda sermaye çıkı ı ise harcamaların daralmasına. Finansman açı ının büyümesi ise reel faizleri yukarı itici bir baskı olu turacaktır. Maliye Politikası'nın ba arısı makro dengeleri tesis etmek açısından önemlidir. Ekonomide öngörülenin üzerinde bir daralma. Net sermaye giri i olmaması halinde. E er. sonraki yıllardaki bütçe gerçekle me beklentilerini de olumsuz yönde etkiler. bütçe açı ının ve borçlanma ihtiyacının artmasına yol açacaktır. büyüme ve enflasyon oranının gerilemesine yol açabilir. Bu arada. Sermaye hareketleri ekonominin makro dengesini etkileyici sonuçlar yaratır. harcama disiplini kadar önemlidir. Kısa vadeli dı borçların döviz rezervleri aleyhine artı e ilimi göstermesi. kamu kesimi borçlanma gere inin artması. Büyük miktarda sermaye giri i tüketim ve yatırım harcamalarında artı a. ülke ekonomisi aynı zamanda dı borçlanmada da zorluk çekiyor ise. i sizlik ve enflasyon seviyesinin beklenenin üzerine çıkmasına yol açabilir. Büyüme hızının beklenin altında gerçekle mesi veya bir ekonomik kriz sonrasında irket karlarının ve tüketim harcamalarının azalması nedeniyle bütçe gelirlerinde olası sapmalar. Gelir da ılımında artan deformasyon makro dengelerin tesisini zorla tırır. Bütçe performansı açısından gelir hedefinin yakalanması. ithalat ucuzlayaca ından maliyet enflasyonu baskısı kısmen azalır. büyüme ve enflasyon oranının yükselmesine.

Aksi taktirde. Monetaristler.GENEL EKONOM bütçe harcamaları disiplini için ek önlemleri gündeme getirebilir. yani dolaylı biçimde olmaktadır. hükümetlerin bilerek ve isteyerek kamu kesiminin ekonomide a ırlı ını yükselttiklerini ve bu yüzden enflasyonla mücadelede ba arısız olduklarını savunurken. bankaların Merkez Bankası nezdinde tuttukları mevduat. Ortodoks ve Heterodoks anti-enflasyonist program modelleridir. daraltıcı maliye politikasının da gerekli oldu unu savunurlar. Dı Varlıklar: Altın Mevcudu + Döviz Borçluları + Dahildeki Muhabirler + Dı Krediler + tirakler + Muvakkat Borçlular + Di er Aktifler ç Varlıklar: Madeni Para + Dahildeki Muhabirler + Menkul De erler Cüzdanı + Kamuya Açılan Nakit Krediler + Bankalara Açılan Nakit Krediler + Açık Piyasa lemleri + Gayrimenkuller ve Demirba lar + De erleme Hesabı + Muvakkat Borçlular + Di er Aktifler Toptan Döviz Yükümlülükleri: Dı Yükümlülüklerimiz(Döviz Alacaklıları+ Dı Krediler + Muhtelif + IMF’e Borçlar) + ç Yükümlülüklerimiz(Döviz Olarak Takip Olunan Mevduat + Bankaların Döviz Mevduatı) Merkez Bankası Parası: Emisyon + Bankalar Zorunlu Kar ılıkları + Bankalar Sebest Mevduatı + Fon Hesapları + Banka Dı ı Kesim Mevduatı= Rezerv Para + Açık Piyasa lemleri + Kamu Mevduatı 45 . maliye politikasının da iç denge amacıyla kullanılması daha uygun olabilir. Ancak. Slayt 12. enflasyondan çıkılamadı ını söylüyorlar. Dı yükümlülükler içerisinde ise yurt dı ında çalı an i gücümüzün mevduatı ve IMF’ye olan borçlar yer almaktadır. Slayt 17.7 Ekonomi Politikalarının Belirlenme Mekanizması Genellikle toplam talebi de i tirme açısından maliye politikasının para politikasından daha etkili oldu u kabul edilmektedir. bu de er M2 Para Arzı’ndan küçüktür. büyükelçilikler gibi banka dı ı kesimin tuttu u mevduat emisyon ile birle erek Rezerv Para’yı olu turmaktadır. 4. Keynesciler enflasyonun kontrol altına alınması için para politikasının tek ba ına yeterli olamayaca ını. bütçe açı ı hedefi sapma gösterecektir. 4.Slayt 18) MERKEZ BANKASI ANAL T K B LANÇOSU A ANAL T K B LANÇO DI VARLIKLAR Ç VARLIKLAR P TOPTAN DÖV Z YÜKÜMLÜLÜKLER MERKEZ BANKASI PARASI • Merkez Bankası Bilançosu’nun Aktifinde yabancı para cinsinden varlıklar ile TL cinsinden varlıklar yer almaktadır. • Bilançonun pasifinde ise yurtiçi yükümlülükler olarak bankacılık sisteminin zorunlu kar ılıkları. Slayt 15. O bakımdan bazı durumlarda para politikasının dı denge. Slayt 16. • deal bir merkez bankasının aktifinin dı varlıklar a ırlıklı. (Ayrıntılar için slaytlara bakınız) (Bknz. Dünyada günümüze kadar uygulanmı en yaygın iki enflasyonla mücadele programı modeli. Keynesciler maliye politikaları kamu açıklarını daraltma amacına yönelmedi inden. ancak yatırımlar yoluyla. Çünkü para politikasının toplam harcamaları etkilemesi. Slayt 14. Oysa maliye politikasında bu etkiler dolaysızdır. Slayt 11. Slayt 13. pasifinin ise TL yükümlülükleri a ırlıklı olması arzu edilir. • Merkez Bankası Parası bankanın yarattı ı en büyük parasal de eri ifade etmektedir. Monetaristler ise daraltıcı maliye politikasıyla dar para politikasının aynı anlama geldi ini ileri sürerek önce parasal geni lemenin durdurulması yönünde bir politik iradenin olu turulması gerekti ini söylerler. Kamu Fonlarının Merkez Bankası nezdinde tuttukları mevduat.8 Enflasyonist Ortamda Para Ve Maliye Politikası Uygulamaları Enflasyonun kontrol altına alınmasında para-maliye politikası tartı ması gündeme gelmektedir.

BE KLEN T LER E B A L I VE DÜ ÜR ÜCÜ F A Z POL T K AS I .O KL AN AN VE BAS TIR ILAN KU R . TASARRUF = TOP.FA ZLER SERBES T VE YÜ KS EK . TASARRUF ¤ TOP. EKONOM POL T KALARI ORTODOKS ST KRAR PROGRAMI STAB L ZASYON • Sıkı Para Politikası • Sıkı Maliye Politikası • oklanan ve Baskı Altına Alınan Kur • Faizler Serbest YAPISAL REFORMLAR • Özelle tirme • Sosyal Güvenlik Reformu • Vergi Reformu • Tarım Destekleme Reformu • Finansal Reform • Kamu Kesimi’nin Yeniden Yapılandırılması • Yatırım Ortamı’nın yile tirilmesi HETERODOKS ST KRAR PROGRAMI STAB L ZASYON • Sıkı Para Politikası • Sıkı Maliye Politikası • Fiyatları ve Ücretleri Dondur • oklanan Kur ve Dondurma •Faizler Serbest YAPISAL REFORMLAR • Özelle tirme • Sosyal Güvenlik Reformu • Vergi Reformu • Tarım Destekleme Reformu • Finansal Reform • Kamu Kesimi’nin Yeniden Yapılandırılması • Yatırım Ortamı’nın yile tirilmesi 46 .VER G OR AN LAR IN IN YÜ KSELT L ME S .HARCAMALAR DENGES TOPLAM (ÖZ) KAYNAKLAR = TOPLAM HARCAMALAR S V L TOPLUM ÖRGÜTLER EKONOM POL T KALARI DPT DE EKONOM YÖNET M HÜKÜMET YPK ÖYK TOPLAM ARZ = TOPLAM TALEP TOP. VER G REFORMU. YABANCI KAYNAK KULLANIMI.GENEL EKONOM KAYNAKLAR .REEL ÜCRE TLER N AZAL TILM AS I .DÜZENL K T ZAM LAR I M AL Y ET ENFLASY ON U M AL YET K ISICI V E K A M U AÇI INI AZ ALTICI Ö NLEML ER : .SA B T ARTI L I KUR PO L T KAS I .KAM U H ARC AM AL AR IN IN DAR ALTILM AS I . YATIRIM PARA POL T KASI TOPLAM ARZ ¤ TOPLAM TALEP TOP. SOSYAL GÜ VENL K REFOR MU BUNA Ö RNEKT R .KA MU H ARCA MALAR I R EFO RMU . MAL S STEMDE SIKINTILAR HAZ NE MÜSTE ARLI I ANT DEFLASYON ST POL T KALAR DURGUNLUK VE ARDINDAN KR Z ANT ENFLASYON ST POL T KALAR ORTODOKS PROGRAMLAR HETERODOKS PROGRAMLAR ENFL ASYO NL A M Ü C AD EL E T ALE P ENFL ASY ONU T ALEB KISICI VE K AM U AÇ I INI AZALT ICI Ö NLEM LER: . 1997 TEMMU Z T AR HL MB -HAZ NE PROT OKO LU . YATIRIM MAL YE POL T KASI MAL YE BAKANLI I D REKT KONTROL POL T KALARI DI T CARET MÜSTE ARLI I MERKEZ BANKASI ENFLASYON ST/DEFLASYON ST SÜREÇ YATIRIMLARDA GEC KME.S TO K AZALTIC I ÖNL EM LER .PS KO LO J K HAR P TÜ RK YE’DE EN FLASYON LA MÜ CADELED E KAMU AÇI I SO RUNU A IRL IK LI B R D Ü ZLEMDE SEYRED YO R.F AK TÖ R G EL RL ER N N DAR ALTIL MAS I .

F A Z/ G S Y H 0 .VERG S STEM NDEK SORUNLAR • • Finansman Maliyetlerini Azalt • çilik Maliyetlerini Azalt Endeksle • Rant Gelirlerini Azalt .0 K A M U B O R Ç S T O K U /G S Y H 7 4 .3 4 7 . Ücretleri Hedef Enflasyona Kiraları Hedef Enflasyona Endeksle 2000 YILINDA YÜZDE 3’ÜN ÜZER NDE BÜYÜMEY N • DI T CARET AÇI I VE CAR LEMLER AÇI I BÜYÜYEB L R • TALEP ENFLASYONU BASKISI ARTAB L R ANA NEDENLER .KAYNAK YETERS ZL .4 6 .TASARRUF ORANININ DÜ ÜKLÜ Ü .0 2 .YÜKSEK NÜFUS ARTI I .0 Ö Z E L L E T R M E (M i l y a r $ ) 5 4 .9 1 .YANLI EKONOM POL T KASI TERC HLER TAL NEDENLER .4 3 .1 4 .9 R E E L F A Z (% ) 1 0 .1 E N F L A S Y O N (T Ü F E (% )) 484239 581033 609545 D O L A R K U R U (T L ) 2 7 .0 1 0 .0 1 6 .3 7 .9 2 5 .7 R E Z E R V P A R A B Ü Y Ü M E S (% ) A R A L IK 1 9 9 9 : T Ü R K Y E ’N N T E R C H O R T O -H E T E R O A N T -E N F L A S Y O N S T B R P R O G R A M 47 .3 4 0 .4 1 5 .3 4 9 .RAK P MALLARIN F YATLARI .ÜRET M MAL YETLER N ARTTIRICI ETK LER .7 2 5 .5 K T S A D B Ü Y Ü M E (% ) 5 8 . IMF’N N UYARISI P R O G R A M IN Ö N Ç A L I M A L A R I IM F ' N Y A K IN ZL E M E A N L A M A S IN D A K Ö N G Ö R Ü L E R N G Ö S T ER G ELER 1999 2000 2001 0 .3 5 .KAMU AÇI I SORUNU VE KAMU AÇI ININ F NANSMAN YÖNTEMLER .VER MS ZL K .7 4 .2 B Ü T Ç E A Ç I I/G S Y H 2 .8 F A Z D I I B Ü T .GENEL EKONOM ENFLASYONUN NEDENLER PROGRAMIN ÖN ÇALI MALARI ENFLASYONLA MÜCADELEDE SEÇ LEN S LAHLAR thalat Maliyetlerini Azalt Sabit Artı lı Kur Politikası Faizleri ndir .TOPLAM TALEP/ TOPLAM ARZ DENGES ZL .

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful